You are on page 1of 540

PROJE

YÖNETĐMĐ
&

SOSYAL
SORUMLULUK
PROJELERĐ . . .
1
AFEDERSĐNĐZ !.. BĐ’ŞEY SORABĐLĐR MĐYĐM ?

2
AFEDERSĐNĐZ!

BĐ’ŞEY

SORABĐLĐR MĐYĐM?
3
DAHA
MUTLU
BĐR GELECEK ĐÇĐN,

BĐR ŞEYLER . . .
YAPMAK ĐSTERMĐSĐNĐZ ?
4
BU KĐTAP’TA
BĐRLĐKTE OLDUĞUMUZA
GÖRE
...

SĐZĐ KUTLUYOR

VE

HOŞ GELDĐNĐZ

DEMEK ĐSTĐYORUM !..


5
Merhaba...

Reklamcılık ve Halkla Đlişkiler sektörleri’ndeki 35 yıl'lık iş


hayatı (Ajans Ardaş & Toros Rek. A.Ş.) ve çeşitli STK lar’daki
30 yıl’lık (Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği 118 - Y Genel
Yönetmenliği ve 2001 - 2002 Liay Lions Đstanbul Anadolu
Yakası Sosyal Hizmet Vakfı Başkanlığı da dahil...) edindiğim
tecrübeler’le...

2005 yılından bu yana T.C. Kadıköy Belediyesi - Kasdav Vakfı


& 19 Mayıs Kültür Merkez’indeki “Yaşam Kalitesi ve Vizyon
Stratejileri” eğitimlerimizle, insanların en verimli oldukları
dönemler de, geleceğimizi yönlendirebilecek... Özel, kişisel,
kurumsal ve kamusal gelişim projeleriyle...Topluma, çevrelerine
ve de ülkemiz gerçeklerine sahip çıkmaları konusunda...

“Birleşmiş Milletler - Küresel Đlkeler Sözleşmesi - Kurumsal


Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Sürdürülebilir Kalkınma” ile
karıştırılmamak kaydıyla… Gönüllü ve tamamen duygusal ☺
anlamda... “Sosyal Sorumluluk Projeleri” üretebilmeleri ve
gerçekleştirmeleri için... “T.C. Milli Eğitim Bakanlığı - Kadıköy
Halk Eğitim Merkezi” sertifika destekli... Yapmış olduğumuz
özel atölye çalışmalarından ve konferanslarım’dan, 3 yılı aşkın
bir sürede derlediğim... “Afedersiniz Bi’şey Sorabilir miyim?”
isimli “e-kitap” çalışmamı 540 sayfa’da tamamladıktan sonra,
doğal hayatı korumak adına “pdf formatı”nda bir adedini de...
Siz’inle paylaşmaktan son derece mutluluk duymaktayım.

Ali Rıza DEĞER

6
(Proje Yönetimi e-kitabına başlangıç . . . . . . . 2007)

&&&&&&&

(Proje Yönetimi e-kitabının ilk baskısı . . . . . . 2010)

&
(e - kitap)

Özel Baskı . . . . . . . 30.04.2010 . . . . . . . . 20.02.2015

Her hakkı saklıdır.


Yazarın izni olmaksızın, herhangi bir şekilde...
Kısmen de olsa, kopyalama ve çoğaltma yapılamaz.

7
2007
2008
2009
2010

ALĐ RIZA DEĞER

Tel: 0216. 363 66 60 - 0212. 260 59 92 Gsm: 0532. 345 71 46

Bağdat Caddesi Yazarlar Sok. No:3/1 Suadiye - ĐSTANBUL


ar.deger@yilbak.com alirizadeger@yahoo.com
***************************************************

8
VĐZYON
TASARIMCILARI

21.YÜZYIL’IN
YÜKSELEN TRENDLERĐ
VE
SOSYAL
SORUMLULUK
PROJELERĐ...
9
YAŞAM TASARIMCILARI . . .

VĐZYONERLER . . .

VĐZYON STRATEJĐSTLERĐ . . .

YAŞAM MĐMARLARI . . .

VĐZYON TASARIMCILARI . . .
10
Değerli Dostlarım...
Sevgili Vizyon Tasarımcıları...

Hiç aklımda yokken ortaya çıkan bu kitabın yazımı yaklaşık


3 yıl’dan fazla sürdü... Ama, toplamda 35 yıllık bir deneyim.
Hem çalışıp, hem okuyordum...
Pardon!.. Eğitmenlik ve Danışmanlık yapıyordum.
Hem de... hafta içi her gün + Cumartesi’ler de dahil;
Öğle’ne kadar Asya Kıtası’nda...
Öğle’den sonra da Avrupa Kıtası’nda...
Đki Şirket’ler Grubu ve bir Vakıf’ta...

Bana, bu konuda müthiş destek veren... sevgili Oğlum’a ve


Kızım’a... ve de biricik Eşim’e sonsuz teşekkürler ediyorum.

Umarım beğenirsiniz!..
11

Özellikle!.. 45 + Genç Dostlarım...☺

Hayatınız boyunca;
Genellikle, Siz’e hep yapmamanız gerekenler söylendi...
Đstatistiklere göre bir çocuk, ergenlik çağına gelinceye kadar
ortalama 150.000 kez, ebeveyn veya büyüklerinden; yapma,
etme, elleme, dokunma v.s. gibi sözler duyuyor’muş . . .
Ancak; buna rağmen bugüne kadar yaptıklarınızla birlikte,
bugün’den sonra da hem kendiniz hem de çevreniz için, bir
şeyler yapmanız gerektiğine inanıyorsanız, ne mutlu! Size...
Ve bunda, bu kitabın bir katkısı olursa, ne mutlu! Bana...
Bu kitabı yazarken pek çok; Gazete, Dergi, Kitap, Bilimsel
Araştırma, Đnternet, Web Siteleri ve bu işin Usta’larından
yararlandım...
Hepsine Teşekkürler!..
Sevgiyle kalın...

Ali Rıza DEĞER


12
***************************************************
From: Hülya Çınar [mailto:Hulya.Cinar@alarko.com.tr]
Sent: Thursday, April 22, 2010 1:53 PM
To: Ali Riza Deger
Cc: Đshak Alaton
Subject: FW: Sayın Đshak Alaton'un Dikkatlerine... Kişiye Özel.

Muhterem Ali Rıza Beyefendi,

Sosyal Sorumluluk mevzuu konuşuldugunda,


ilk akla gelen isimlerden biri oldugunuzu biliyorum.

Sizi, bu özelliginiz için candan kutlamak istiyorum.

“Afedersiniz Bi’şey Sorabilir miyim?” isimli kitabınız için


çok teşekkür ederim.

Faydalanacagımdan eminim.

Başarılarınızın devamı dileklerim ve sevgilerimle.

Ishak ALATON

***************************************************

13
Đstanbul - 2009

Sayın Ali Rıza DEĞER,

Bu çalışmanızı benimle paylaştığınız için teşekkürler.

Đnsan’ların... yaşamları’nın, ömürlerini aşması için, üç yol


vardır... derler;

1) Đnsan yetiştirmek,

2) Ağaç dikmek,

3) Kitap yazmak (Eser bırakmak) . . .

Bu nedenle, bu girişiminiz ile... fikir ve düşüncelerinizi


toplumla paylaşma çabalarınızdan dolayı, sizi kutluyorum.

Kitabınızda ARGE Danışmanlık’ın Logosu’nun temelini de


oluşturan farklı düşünme (out of the box thinking) ile ilgili
çizim’de, özellikle dikkatimi çekti.

Bu vesile ile ARGE logosunun açıklamasını da, ek’te sizinle


paylaşmak istedim.

Çalışmalarınız’da başarı dileklerimle...

Dr. Yılmaz ARGÜDEN

Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi.


BM Küresel Đlkeler Sözleşmesi - Türkiye Ulusal Temsilcisi.
Kanada - Türkiye Đş Konseyi Başkanı . . .

14
Sayın Ali Rıza DEĞER,

Yayınınız’ı bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.


Dernek internet sitesini, üyelerimizin girebileceği şifreli
alanlar ile hazırlayarak kısa süre içerisinde revize edeceğiz.
Gönderdiğiniz şekilde, burada yer verebilmek ve
üyelerimizin bilgilerine sunabilmeyi arzu ederiz.
Bu konuda onayınızı rica edebilir miyiz? Saygılarımızla.

Güray KARACAR
Genel Koordinatör
TKYD - TÜRKĐYE KURUMSAL YÖNETĐM DERNEĞĐ
*************************************************

Sayın Ali Rıza DEĞER,

Ne kadar güzel bir çalışma yapmışsınız. Sizi kutluyorum,


ellerinize sağlık. Sizin gibi üretken ve mesleği / işhayatını
bilen uzmanların sektörümüze ve çalışma hayatımıza çok
önemli katkıları her zaman olacaktır. Kitabınızı, camiamız
ile izninizle paylaşmak ve de internet sitemizde “Yayınlar”
bölümünde yer vermek isteriz.

Đletişim sektörüne katkınız için teşekkürlerimizi sunarız.

Fügen TOKSÜ
Yönetim Kurulu Başkanı
TÜHĐD - TÜRKĐYE HALKLA ĐLĐŞKĐLER DERNEĞĐ
************************************************

15
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...


16
BAŞLIKLAR...

YAPACAK ÇOK ĐŞĐMĐZ VAR ........................................... 20


20. 07. 2007.............................................................................. 30
YAŞAM KALĐTESĐ VE YAŞAM ÇĐZGĐSĐ ....................... 38
HAYATIMIZIN MĐSYONU .................................................. 54
DUR VE DÜŞÜN .................................................................. 57
ZAMAN ................................................................................... 64
KARAR VERMEK ................................................................ 68
GELĐŞĐM ................................................................................. 76
AMAÇ VE HEDEFLERE ULAŞMAK ............................... 86

17
MĐSYON ... VĐZYON ........................................................... 106
BĐ DAKKA ........................................................................... 120
HAREKETE GEÇĐŞ... ETKĐ... TEPKĐ... DAVRANIŞ ........ 124
DURUM ANALĐZĐ VE KUVVETLER DENGESĐ .......... 134
20. 08. 2008 ........................................................................... 144
VE ... KRĐZ DÖNEMĐ ............................................................170
ĐLETĐŞĐM .............................................................................. 179
ÜLKEMĐZ VE GERÇEKLER ............................................ 197
YAŞAM FELSEFEMĐZ ....................................................... 228
HADĐ BAKALIM .................................................................. 244
YAŞAM TASARIMINDA GÜNEŞĐN GÜLERYÜZÜ...... 254
SOSYAL SORUMLULUK VE PROJE AŞAMALARI ...... 256
KENDĐMĐZĐ TANIMAK ..................................................... 259
ÖNÜNÜZÜ GÖRMEK... ĐLERĐYE BAKMAK ................... 275
HAYIR DEMESĐNĐ BĐLMEK .............................................. 278
SORUNLARIN ANALĐZĐ ................................................... 280
SOMUT HEDEFLER ........................................................... 283
EKĐP OLUŞTURMAK ......................................................... 287

18
DĐNLEMEK VE GÖZLEMLEMEK ................................... 294
ÇATIŞMA ... KAVGA .......................................................... 297
OLUMSUZLUKLAR ............................................................ 302
UZMANLAR ......................................................................... 309
BÜTÇE PLANLAMA .......................................................... 312
SPONSORLUK ĐLĐŞKĐLERĐ ............................................... 316
PROJELERDE LOJĐSTĐK YÖNETĐM ............................... 319
PROJENĐN ADI... LOGOSU... SLOGANI ........................... 320
ĐZLEME VE DEĞERLENDĐRME ..................................... 333
TANITIM VE HALKLA ĐLĐŞKĐLER................................. 336
POLĐTĐKA VE DĐPLOMASĐ .............................................. 340
PROJE BĐTĐNCE .................................................................. 343
PROJE... PROJE... PROJE .................................................... 350
YENĐ PROJELER ... KSSP .................................................. 365
AFEDERSĐNĐZ BU DÜNYA KĐMĐN ................................ 416
20. 09. 2009 ........................................................................... 471
GÜZEL DOSTLUKLAR ...................................................... 501
MUTLULUK DÜKKANI .................................................... 520

19
YAPACAK ÇOK ĐŞĐMĐZ VAR !

“Türkiye... Enteresan bir ülke...”


Bu tabiri her halde binlerce kez duymuşsunuzdur.
Aslında şu anda dünya üzerindeki 200 den fazla bağımsız
Ülke’nin; insanları da, kendi ülkeleri için genellikle aynı tabiri
kullanıyordur...
Ki, doğrudur.
Ama “Bizim Ülkemiz” başka...
Tarihiyle, coğrafyasıyla, siyasetiyle, ekonomisiyle ve insanıyla!

20
Çok fazla geçmişe gitmeden, 3 kıtada hüküm süren Osmanlı
Đmparatorluğu’ndan sonra, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde...
Doğumunun 100. yılı nedeniyle ve o zamanki BM’e üye 152
ülkenin oybirliği ile...
*) Sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider...
*) Olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci...
*) Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş
üstün bir kişi...

*) Đnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü...

*) Bütün hayatı boyunca insanlar arasında “renk, din ve ırk”


ayırımı gözetmeyen, eşsiz devlet adamı... Ve...

*) Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu... olarak nitelendirilen...

Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün önderliğinde gerçekleşen,


“Kurtuluş Savaşımız’dan... Bugün’e” Cumhuriyet tarihimiz’deki
yaşananları 3 aşağı 5 yukarı hepimiz biliyoruz ve kendimize
göre yorumluyoruz. Ama konumuz bunları tartışmak değil!..
Ancak, o günlerin şartlarına göre ülkemiz ve insanlarımız için
yapılan her güzel şeye de saygı duyuyor ve “Aziz Şehitlerimiz”
başta olmak üzere gerçekleşmesinde emeği geçen herkeze
sonsuz teşekkürler ediyor ve de... Onları saygıyla anıyoruz.

Unutkan bir toplum olduğumuzdan veya işimize öyle


geldiğinden, yakın tarihimizdeki bazı olayları ve rakkamları
hatırlayarak, bu günlere gelmek istiyorum...

21
1957... 6 - 7 Eylül Olayları
1960... 1971... 1980... Đhtilalleri...
1968... 1978... Öğrenci Hareketleri...
1939... 1967... 1999........ Depremleri...
BOP... Ortadoğu... ABD.......... Problemleri...
1985... PKK... Kuzey Irak... Terör ve Uluslararası Aktörleri...
1970. 1977. 1980. 1988. 1995. 2001. 2009. Ekonomik Krizleri...

Ve... 21.Yüzyıl Türkiye’sinden bazı rakkamlar;


Nüfus... 75.000.000
Okuma / Yazma bilmeyenlerin oranı... % 10
(Kadınlarda, bunun 2 - 3 katı fazla olduğunu hepimiz biliyoruz.)
Đlk Ögretim Okulu... 35.000 Öğrenci sayısı... 11.000.000
Lise ve Meslek Lisesi... 10.000 Öğrenci sayısı... 4.000.000
Yüksek Okul ve Üniversite... 100 Öğrenci sayısı... 2.500.000
Đşçi - Memur ve Çalışan sayısı... 15.000.000
Sosyal Güvenlik Kurumlarından, Emekli sayısı... 8.000.000
Engelli Vatandaşlarımız 7.500.000 (% 40 ı akraba evliliğinden)
Sosyal güvece kapsamında olmayan vatandaş sayısı... 3.000.000

22
Okula gidemeyen çocuk sayısı... 1.000.000
Đşsiz sayısı... 3.000.000 (Gerçek’te, daha fazla)
Seçmen sayısı... 48.000.000 (18 yaş üstü)
Bu listeyi, Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri... Türk Silahlı
Kuvvetleri... Güvenlik Güçleri... Hastane ve Hasta sayıları...
Yetiştirme Yurtları ve Huzurevleri... ile daha da genişletmek
mümkün.
Bu sayılarla ifade ettiğimiz insanlarımızın sorunlarına çözüm
bulmak için, ayakta durmaya çalışan “Devletimiz”in bazı genel
rakkamlarına gelince...
Yıllık Đhracat 120.Milyar USD (Yaklaşık)
Yıllık Đthalat 160.Milyar USD (Yaklaşık)
Cari Açık 40.Milyar USD (Yaklaşık)
Kişi Başı Gayrisafi Milli Gelir 2.500.- USD
(Siyasilerimiz, 11.000.- USD. oldu falan diyorlar, ama!..)
Kişi Başı Gayrisafi Milli Borç 3.000.- / 5.000.- USD

Asgari ücret... 650.-YTL(Brüt) ... 450.-YTL(Net)


Açlık sınırı... 250.- YTL/Ay

(Ülkemizdeki her 200 kişiden 1’i aç...)


Yoksulluk sınırı... 700.- YTL/Ay

(Ülkemizdeki her 4 kişiden 1’ri yoksul)

23
Đç ve Dış Borçlar Toplamı... 400.Milyar USD
Kayıtdışı ekonomi oranı... % 50 (Acaba ?)
2009 Bütçesi... 300.Milyar YTL (200.Milyar USD)
Burada 3 rakkamın dışında kalan ve çeşitli kurumlara göre
değişkenlik gösteren, tartışmaya açık rakkamları bir kenara
koyarak, şu noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum.

1) Đç ve Dış Borçlarımız...
2) 2009 Bütçesi... (Her yıl en az % 10 açık’la devam.)
(Bu kitabı Temmuz 2007 de yazmaya başladım. Normal
olarak burada 2008 Bütçesi olmalıydı... Ama Ocak 2009 dayız
ve Ben... krize rağmen, yazmaya devam ediyorum.)
3) Açlık ve Yoksulluk Sınırında Yaşayan Vatandaşlarımız...
Neticede; 2009 yılında Türkiye olarak, hiç bir harcama
yapmasak... yemesek... içmesek... hasta olmasak... hatta nefes
bile almasak...ve bütün gelirimizi versek... cari açık’la, iç ve dış
borçlarımızın ancak % 50 sini karşılayabiliyoruz ve bu şekilde
yaşamaya devam edersek borçlarımız 2 yılda bitiyor.
Đki yıl nedir ki? Göz açıp kapayıncaya kadar geçer...
Nasıl formül ama...
Hem, 01.01.2009 dan itibaren YTL deki “Y” de kalkıyor ve
yeniden TL ye geçiyoruz. “000 000” nereye gitti... bilen var mı?
Sosyal yaşantımız açısından, durum gayet açık ve net...
Açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan vatandaşlarımızın
sayısının daha fazla olduğunu bilsekte, açıklanan istatistik
24
rakkamlarını doğru kabul edersek, her 4 vatandaşımızdan 1’rinin
yoksul olduğunda mutabıkız.
Olay’a birde, başka açıdan bakalım. Son dönemlerde bazı Yerel
Yönetimler’in, çeşitli Dernek ve Vakıflar’la birlikte, yoksul
vatandaşlara yaptığı yardımlar devamlı gündemde... Yakacak,
yiyecek, giyecek, eşya, sağlık yardımları v.s... Bunların hepsi de
makbuz karşılığında kayıtlı ve kuyutlu... mesele yok!.. Ve Türk
halkı duyarlıdır, yapılan iyilikleri kolay kolay unutmaz.
Yerel Yönetimlerimiz’in, siyasetten arındırılmış hamiyet
duygularına ve 4 - 5 yıldan bu yana “Đstanbul Serbest
Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası” araştırmalarında
açıklanan şekliyle, 8 Milyar YTL yi bulan yardımlarına ve
imkansızlıklar nedeniyle “balık tutmasını öğretemediğimiz”
ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza sahip çıkmalarına, saygı
duyuyoruz.
Konuya stratejik olarak baktığımızda... 48 Milyon seçmenden
% 20 sinin sandığa gitmediğini var sayarsak, kalan 40 Milyon
seçmenin 1/4 ü, bu yoksullar grubuna giriyor. Bu da 10 Milyon
kemikleşmiş “Oy” demek oluyor...
Tablo ortada...
* Aile planlamasını gözardı ederek, nüfusumuzu aynı hızla
arttırmaya...
* Yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi gerektiği gibi
değerlendirmeyip, yabancılara altın tepsilerle sunmaya...
* Köy Enstitülerini kapatıp, eğitim’de çözüm üretmeyip...
kültür, sanat ve sporda birbirimizi yemeğe... devam ettiğimiz
sürece de, pek birşey değişmeyecek gibi gözüküyor!..

25
Bu yüzden; Devletimiz’le birlikte daha mutlu bir gelecek için,
sosyal yaşama ilgi duyan ve birşeyler yapabileceğine inanan
duyarlı insanlarımıza, bu kitapla bir çağrıda bulunmak istiyor...

Ve... Hadi bakalım kolay gelsin!.. diyorum.

Evet... değerli dostlarım,


Birkaç sayfa sonra takdim edeceğim, özgeçmişim’de de
göreceğiniz gibi, 1979 yılından bu yana devamlı olarak sivil
toplum örgütleri’nin ve hizmetleri’nin içinde yer aldım ve de
şimdiye kadar, ama 10 kişilik... ama 10.000 kişilik... sayısız
sosyal toplum hizmetinin her kademesinde... sade üyelikten,
genel başkanlığa kadar, çok çeşitli görevler yaptım.
Bu güzel hizmetlerden tanesinde; arsa’sını yerel yönetimden
bağış olarak aldığımız ve komple inşaatını gerçekleştirerek,
T.C.Milli Eğitim Bakanlığımıza devrettiğimiz, bir ilköğretim
okulunun açılışında, o hizmetle ilgili dersane ve okul
donanımları konusunda, bize uluslararası destek veren bir AB
Sivil Toplum Örgütü Başkanı’nın, okulun yapılış öyküsünün
tercümesini dinlerken’ki... şaşkınlığı dikkatimi çekmişti.
(Nedeni ise, gayet açıktı. Gelişmiş ülkeler’de ve kendi ülkesi
olan Almanya’da bu tür hizmetler, ya devlet tarafından ya da
ilgili vakıf veya özel sektör kuruluşları tarafından yapılıyordu.)
Daha sonra kendisi ile sohpet ederken, bizim yaptığımız ve
yapmayı planladığımız hizmetlerden bazılarını aktarıp,
destekleri için teşekkür ettikten sonra, kendilerinin ne gibi
hizmetler yaptığını sorduğumda...

“Yalnız Ölümlere... Çareler Arıyoruz!..” dedi.

26
Tam olarak anlamadığımı ifade ederek, konuyu biraz açmasını
rica ettim... O’da;
“Bildiğiniz gibi Avrupa’da evlilik oranları çok düşük. Gençler
18 yaşından itibaren istedikleri takdirde; anne, baba ve
kardeşlerinden ayrılabiliyorlar. Genellikle de evlenmeyip
birlikte yaşıyorlar.

Bu birlikte yaşamalardan dünyaya gelen bebeklerde, aynen anne


babaları gibi 18 yaşından sonra evden ayrılıyor ve kendi
başlarının çarelerine bakıyorlar.
Devletleri ve gelecekleri açısından herhangi bir endişe
duymadıkları için de hayat böyle sürüp gidiyor.
Aile kavramının yok olmasına neden olan bu... evden ayrılıp...
birlikte yaşama statüsü... hatırlayacağınız üzere, 1960 lar da
hippi hareketleriyle başlamış ve dinsel açıdan boşanmanın
bayağı zor olduğu Avrupa Ülkelerinde, anne babalar bir kenara
bırakılarak, gençler tarafından çok sıcak karşılanmıştı...
Ancak, bugün ilk evden ayrılanlar artık 70 yaşlarını aştılar.
Çoğu beraber yaşadığı kişiden zaten ayrılmış ve de tek başına
yaşıyor. Öldüklerinden... yalnız oldukları için, ancak koku
yayılmaya başladığı zaman haberdar olunabiliyor ve sessizce
defnediliyorlar.
Bizlerde onların listelerini çıkartıp, ziyaretlerine gidip, sağlık
kontrollarını yaptırarak, gezintilere çıkararak, destek olmaya
çalışıyoruz...
Yaptığımız, sadece manevi bir hizmet!..
Ama bu, O insanlar için çok değerli...”dedi.

27
Çok şaşırmamıştım. Gelişmiş ülkelerde diğer sivil toplum
kuruluşlarının bu tür çalışmalar yaptığını yakından biliyordum.
Ülkemize turistik gezilere gelen belirli bir yaşın üstündeki
kafilelere dikkat ederseniz, bunu Siz’ler de görebilirsiniz.

Evet ! . .

Sivil Toplum Çalışmaları ve Sosyal Sorumluluk Projeleri...

ÜLKEMĐZ ĐÇĐN . . .

ĐNSANIMIZ ĐÇĐN . . .

ĐNSANLIK ĐÇĐN . . .

YAŞAM KALĐTESĐ ĐÇĐN . . .

28
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

29
20. 07. 2007 !

Oğlum, Can... Bu gün... ”Baba! Bir kitap, yazsan ne güzel


olur...” dedi. Ve... Ben’de “Hadi yaa! Boş versene... Nerden
çıkardın” dedim. Hayatımda çok çeşitli olaylar nedeniyle
yazılar, makaleler, eğitim skeçleri ve bir drama yazmıştım,
ama kitap yazmayı pek düşünmemiştim.
Sonra da...
“Hem ben yazmaya başlarsam, olsa olsa... Ana yemek olarak...
Ortaya karışık sıcak... bir şeyler olur.” dediğimde . . .
O’da “Olsun!.. O zaman, bizler de istediğimiz’den, istediğimiz
kadar alırız.” deyince, kendimde... kitap konusunda ilk olarak,
motivasyon ışıklarının parladığını hissettim.

30
Gözüm, bir an! Takvim’e ilişti... Gün ve tarih ilginçti!

Son yıllarda, genellikle Ülkemiz’de ve Dünya’da büyük bir


kesim’in, haldır haldır . . .
*) Mutluluk ve Mutlu Olmanın Yolları,
*) Hayat’ta Başarı ve Bunun 10 Altın Kuralı,
*) Zenginliğe Giden Yollar,
*) Etkili Đnsanların 7 Alışkanlığı,
*) Liderlik ve Ekip Çalışması,
*) Karizma ve Karizmatik Kişilik,
*) Kuantum Düşünce, Aklın Gücü ve Zeka Türleri
*) Đnsanları Motive ve Mutlu Etme Sanatı,
*) Kişisel Gelişim ve Đnsan Đlişkilerinde Ustalık,
*) Đletişim, Hitabet ve Beden Dili Kullanımı,
*) NLP Uzmanlığı ve Yaşam Koçluğu,
*) Mentör’lük, Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı,
*) Toplam Kalite Yönetimi ve Đnovasyon Uzmanlığı,
*) Sınırsız Güç... Misyonumuz ve Vizyonumuz . . . v.s.

gibi konular’la ilgilendiğini, izlediğimden . . .


Ve... tüm bu konularda...

31
“Zafere Ulaşmak Đçin... Yarın Çok Geç Olabilir!”
“Kararınızı, Hemen ve Şimdi Vermelisiniz” dendiğinden .....

Acaba! Benim için “Gün”... “Bugün”müydü ? (20. 07. 2007)


diye düşündüm! .............................. (2007/2007) (1/1) (1.GÜN)
Çünkü, “Sır” (The Secret - Rhonda Byrne) böyle diyordu...
Đstemek... Đnanmak... ve Başlamak...
“Düşün ve Zengin Ol” da, (Napoleon Hill) bunlara,
“13 Başlık Detay” daha ilave ediyordu...
Ve... Stefano D’Anna’nın “Tanrılar Okulu” gibi...
Çoğu, türkçe’ye çeviri olan birçok benzer, yayınlar’da da hep
aynı tür konular işleniyor ve olağanüstü rağbet görüyordu...
Pazar Büyüktü...
Ve de... Đnsanlar bu konularla yakından ilgileniyorlardı...
(Kimler? Derseniz. Genellikle, tuzları kuru ve ayağı ile yorganı
arasında, fazla mesafe bulunmayanlar, diyebiliriz...)

NEDEN?...

KENDĐSĐNE VE ÇEVRESĐNE...
DAHA MUTLU BĐR GELECEK ĐÇĐN!..
32
Şu anda, bu konular’la ilgilenen, uzman olan veya olmayan
insanlara “Mutlu Olmak” nedir? diye sorsanız, Size sayısız tarif
verebilirler. “Mutlu olmak... sevmektir... sevilmektir... birlikte
olmaktır... maddi manevi hayattan zevk almaktır... başarmaktır...
amaca ulaşmaktır... gol atmaktır...” gibi tanımlar başta olmak
üzere... hepsi de doğrudur. (En azından, kendilerine göre...)
Ama, hemen hemen hiç bir tarif’in, “Ömürboyu” garantisi
kesinlikle yoktur.
Ancak, ben; Siz’e, bundan sonraki yaşamınızda, ömürboyu
garantili, mutlu olmanız için, bir formül verebilirim....
Hemde, daha kitabın başında...
***************************************************

NÜFUS KAYDINIZI, MUT’A NAKLETTĐRĐN . . .


VEEE . . . AĐLE’CE “ÖMÜR BOYU MUTLU” OLUN!..
***************************************************
Bu formül, danışmanlığını yaptığım bir şirket’in “Eğitim
Seminerleri” için Anadolu’daki Bölge ve Satış Müdürlüklerini
ziyaretlerim sırasında, Konya’dan Mersin’e giderken, sabaha
karşı Mut’tan geçerken aklıma gelmiş ve çok hoşuma gitmişti.
Bunu mutlaka bir yerler’de kullanmalıyım diye çeşitli planlar
yaparken, acaba daha önce her hangi bir şekilde kullanıldıysa,
“Hiç de hoş olmaz!” diye düşündüm . . .
Ancak, Mut Belediyesi’nin internet sitesi’nde de “Mut’lu
olmanız için, Mut’ta doğmanız gerekmez!” sloganı’nı görünce
içim rahatladı. (Mut; Đçel - Mersin’e bağlı, 40.000 nüfuslu, çok
hoş ve görülmeye değer bir Đlçe’miz...)

33
Ayrıca, geçtiğimiz Haziran ayında katıldığım, bir Uluslararası
Kuruluşun, Antalya’da ki eğitim ve liderlik seminerleri’nde;
program akışı içinde, tam yeri geldiğinde, kendisi’ninde haberi
olmadan, eğitimi yöneten değerli dostum Prof.Dr.Turgay
Biçer’den izin alarak, salon’a bu formülü sorup, cevap
alamayınca da, yaptığım açıklama’nın coşkuyla alkışlanması
ve aynı seminer’de bulunan, eski Đ.Ü. Đşletme Fakültesi
Dekanı, yine çok değerli dostum Prof.Dr. Hayri Ülgen’in
“Bunu mutlaka, bizde kullanalım!” demesi, beni son derece
“mutlu” etti...
Birkaç gün sonra, Cumhuriyet Gazetesi - Hafta Sonu
ilavesinde, “Kişisel Gelişim Uzmanı” Sayın Mümin Sekman
ile yapılan “Çekim Yasası, Bu Ülke’de Çekmez...” başlıklı
“Röportaj”da; yukarıda bahsettiğim yayınlarla ilgili aynı
konulardan bahsediliyor ve çok doğru bir tespitle; “Gerçek
Kişisel Gelişimciler”, “Kişisel Gelişimciyim Diye Geçinenler”
ve “Kişisel Gelişim Üzerinden Geçinenler”, üzerinde
duruluyordu.
Bu statülere, Sayın Sekman’ın ve sizlerin müsadesiyle, bir ilave
daha yapmak gerektiğine inanıyorum. “Kendini Kişisel Gelişim
Uzmanı Zannedenler”...
Yani, yurt içinde veya hele hele yurtdışında herhangi bir
şekilde katıldıkları seminerler’den sonra, anında bu işin uzmanı
sıfatıyla ve tamamen iyi, ama fazla iyi niyetle... “Bu işlerden
haksız çıkar sağlamak isteyenlere... çanak anten reklam olsun”
diye... tam bir koç edasıyla, saf saf, sağda solda fikir beyan
edenler...

Yine aynı tarihlerde Pazar ilavesinde... Volkan Aran’ın, Prof.


Dr. Melek Göregenli ve Prof. Dr. Barry Beyerstein ile yaptığı

34
“Pozitif Enerji ve Dünyanın Adaleti” başlıklı “Söyleşi”yi
okuyunca, bu düşüncelerim daha da kuvvetlendi.
Röportaj’da şöyle deniyordu...
***************************************************
Mutlu ve savaşsız bir dünya hayali gözden uzaklaştıkça kişisel
gelişim öğretileri mutluluk için yeni bir yol müjdeliyor...
“Başınıza ne gelirse gelsin, içsel yolculuğunuzla mutluluğu
yakalayabilir, pozitif enerjiyle evrenin ruhunu istekleriniz
doğrultusunda yönlendirebilirsiniz.”
Hele bir de, atıl beyninizi gerçek kapasitesiyle bu yolda
kullanırsanız, başarılı olmak ya da zenginliğe ulaşmak hiç de zor
değil!
Amerika’da 1970 ler de hızlanan pozitif enerji akımı, ülkemizde
de önce çeviri eserler, ardından fazlaca alıntı ve intihal (çalıntı)
kokan kitaplar ve de bilimselmiş gibi sunulan mistik terapilerle
dolu, yeni bir ekonomi yarattı.
Bugün çok satan kitaplar listesinde her zaman 3 - 4 kitapla yer
alan bireysel gelişim külliyatı ve büyük şehirlerde gitgide
yaygınlaşan çeşitli mutluluk ve rahatlama terapileri, binlerce
insan için, dar zamanda kolay bir “aydınlanma ve çıkış” yolu
olarak görülüyor.
Peki... tüm bu, pozitif enerji ve beyin gücü ile mutluluğun,
zenginlik öykülerinde... gerçekten payı var mı?
Yoksa bunların tamamı, çağdaş insanın kendisiyle ilgili
memnuniyetsizliklerinden kaynaklanan, inançların bir sömürüsü
mü? şeklindeki sorumuzu...

35
“Şüphesiz pek çok kişisel gelişim kitabı, bir çok laf kalabalığı
içinde, kişinin zamanını nasıl organize edeceği, dikkatini ve
motivasyonunu nasıl geliştireceği ve kişiler arası ilişkileri nasıl
güçlendireceği gibi yararlı bilgiler ve akl’ı selim tavsiyeler de
içeriyor.” diye yanıtlayan Prof. Beyerstein...
“Ama bu kitapların çoğundaki problem, iddiaların fazla abartılı
oluşu ve bunları desteklemek için, gizemli şeyleri ve bilimi
andıran sahteliği kutsaması...”
diye de görüşlerini dile getiriyor.
Şimdilik bu plan, pozitif enerjiyle kişisel gelişim meraklıları için
işliyor ve sonuçta bu pozitif enerjiden en çok istifade edenler de
yurtiçinde ve yurt dışında katıldıkları eğitim programlarıyla,
terapi tekniklerini uygulamaya başlayan eğitmenler ve çoğu
intihale dayalı, on’larca yayını birkaç yıla sığdırabilen yazarlar
gibi görünüyor.
Pozitif enerji... böylelikle olumsuz gelişmelerin, savaşların ve
yoksulluğun silinemediği dünyamızı sarıyor... ve geride sıkıntı
ve ızdırap çeken mağdurların şikayetini dinleyecek pek kimse
bırakmıyor...
***************************************************
Bir çok konuda olduğu gibi,
bu konuda da maalesef “Gerçek” buydu!
Bu noktalarda da, hümanist bir yaklaşımla...
Bazı problemlere ve sıkıntılara, çözüm önerileri gerekiyordu...

VE . . . (*)
VĐZYON TASARIMCILARI !.. BU NOKTA’DA DOĞDU.

36
Mutlu olma hali… “mut” kökünden türemiştir…

Mut; “özlemlerin... eksiksiz ve sürekli olarak yerine


gelmesinden duyulan kıvanç” anlamına gelmekte… (TDK)

(*) Yaratıcılık... Vizyon... Tasarım...

Yaratıcılık... klasik tanımıyla... birbiriyle ilgisi ve ilişkisi...


olmayan şeyler arasında bir bağ kurarak... yeni tasarımlar
ortaya çıkarmak... Ve de onları hayata geçirmektir.
“Hayatımızın kullanma kılavuzu”na katkıda bulunabilmek
için de, “Son kullanma tarihi”mize kadar... topluma yararlı
olabilecek güzel projeler tasarlamamız... Ve de onları belirli
stratejik planlamalar’la, hayata geçirmemiz gerektiğine...
inanmaktayım.
“Vizyon Tasarımcıları” tabiri ile de...
Sosyal Sorumluluk Projelerindeki, Proje Liderleri’ni...
Ve Proje Koordinatörleri’ni... kastetmek istiyorum...
Lütfen, derin ve engin bilgilere sahip bazı kişiler, yoğun
çabalar sarfederek, başkaca bir anlam çıkartmaya zahmet
etmesinler...

37
YAŞAM KALĐTESĐ VE YAŞAM ÇĐZGĐSĐ !

“Yaşam Kalitesi” muhakkak ki, çok göreceli bir kavram...


Toplumlara, inançlara, ırklara ve devletlere göre değişkenlikler
gösterebiliyor...
Ancak ne olursa olsun, hem bireysel hem de toplumsal olarak
yaşam kalitemizi artırmanın temelinde yatan ögeler, “daha iyiye
ulaşmak için... düşünmek, arzu etmek, planlamak ve yapmak”
şeklinde sıralanabilir. Bu nedenle, kişisel ve toplumsal yaşam
kalitemiz için ilk yapmamız gerekenler, tüm bu tür düşüncelerin
önünü açmak, beğendiklerimizi desteklemek... ve beğenmesek
dahi... ayakları yere basan projeler’e... rekabet kuralları içinde
saygı duymak ve de elimizden geldiğince köstek olmamaktır...
Ama köstek olmakta, bazılarımızın üstüne yoktur ya... Neyse!..
Bu kitap’la amacım, daha önce de bahsettiğim gibi, kişisel ve
kurumsal gelişim konuları’nı derinlemesine incelemek ve de
yaşam koçluğu v.s. filan... yapmak değil.
Zaten, elinizi sallasanız! . . . . . . .
Đşini doğru yapanları, bir kenara koyarak belirtmek gerekirse;
ortalık... koç’tan, danışman’dan ve de uzman’dan geçilmiyor...
Hele hele artık, istenilen her türlü; bilgiye... araştırmalara...
raporlara... istatistiklere... “kitaplar veya ansiklopediler” yerine
“Google’lopedi”den ulaşmanın mümkün olduğu günümüzde!..

38
Özellikle... Yaşam, Kurum, Lider, Yönetici, AB destekli Kobi,
Marka, Kariyer, Eğitim, Ekip, Đletişim, Network, Siyasetçi,
Oyuncu, Đmaj, Sanatçı, Alışveriş, Đlişki...(!) ve son olarak’ta
Doğum Koçu / Koçluğu... gibi konularda, o kadar çok birbirine
benzer... yazı, makale, başarı öyküleri ile eleştri v.s. var ki...☺
Bir de bunlar, yabancı örnekler’den yararlanıp (Tabii yabancı
kaynaklar söz konusu olunca, Ülkemiz’de akan sular duruyor.)
genellikle kriz dönemlerinde özellikle şirketlere yönelik, laf
ola... beri gele... “Platform, Birlik, Akademi, Enstitü...” ek’li
web siteleri ve “Tatlı Su Sertifikalı... Eğitim Programları” ile
karşımıza çıkmıyorlar mı!..

Bu arada çeşitli Üniversitelerimiz, TOBB, Ticaret ve Sanayi


Odaları ve DTM nin katkılarıyla yapılan ve de belirli sponsorlar
tarafından desteklenen, daha ciddi organizasyonlar da, var tabii.
(Onlar, bu konu ve açılımların dışında… )

Neyse… kısaca, amacım; ülkemiz’de toplumsal gelişim ve


yaşam kalitemizi yükseltmek için, bireysel olarak yaptıklarımız
ve yapabileceklerimiz ile birlikte, tüm bu konular da...

*) Sizler’le, kişisel ve kurumsal gelişim konuları’ndaki, çeşitli


öneri, görüş ve deneyimleri paylaşmak...
*) Belirli bir yaş’tan sonra daha sağlıklı bir yaşam ve hayattan
kopmamak için, “Gönüllü Sosyal Sorumluluk” projelerine
dikkat çekmek... Ve sizlere, “direkt veya endirekt katılımcı
hizmet alternatifleri” sunmak...
*) Eğitim, sağlık ve sosyal sorumluluk... özellikle de, “Gönüllü
Sosyal Sorumluluk”... (Đnsanların, çeşitli nedenlerle biraraya

39
gelip... örgütlenerek, gerekli kurum ve kuruluşlardan da destek
alarak, belirli bir plan dahilinde “Đçinde yaşadıkları toplumun
yaşam kalitesini yükseltmek için”... aileleriyle, arkadaşlarıyla ve
halkla birlikte... her türlü sosyal gelişmeye, destekte bulunmak
sorumluluğudur.) konularındaki; önemli gözlem, araştırma,
çalışma ve uluslararası uygulamaları, sizlere aktarmak...
*) Hayatımız ve sosyal yaşantımızdaki hedeflerimizle ilgili,
ortak akıl ve ortak heyecanla yola çıkarak... hem kişisel hem de
ekip olarak, karar alma aşamasına gelmek...
*) Özellikle 2000 li yıllarda çok moda olmaya başlayan ve
trend’leri yükselen... “Kişisel Gelişim”, “Misyon”, “Vizyon”,
“Stratejik Planlama”, “Đnovasyon”, “Lojistik”, “Swot Analizi”,
“6 Sigma” ve “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri”... v.s.
gibi kavramları... “ulusal ve uluslararası projeler”le ilgili olarak,
olması gerektiği şekilde, sizlerle paylaşmak...
*) Ve de, harekete geçme noktasından itibaren; Etki, Tepki ve
Davranış tarzlarımızla... “Durum Analizleri” yaparak, Đletişim
Sanatı’nın detaylarından ve inceliklerinden de yararlanıp,
toplumumuz’un daha mutlu bir geleceğe sahip olabilmesi için
üretilecek... hem gönüllü, hem de kurumsal sosyal sorumluluk
projelerine, katlıda bulunmaktır!..

Evet . . .
Hem kendimiz, hem de toplumumuz için, yaşama kalite katmak;
düşünceyle başlar, hayallerle gelişir...(ama, çok fazla uçmadan),
tasarımlarla şekillenir, planlamalarla devam eder ve nokta nokta
hedefler’le netleşir.
Tabii bu tabloda... bizim duracağımız yer ile ekibimize liderlik
yapacağımız yerler... en önemli faktörleri oluşturacaktır.

40
Daha sonra da, kişilere ve gelişmelere göre olması gereken
mesafelerimizi, en az yanılgı payı ile belirleme özelliğimizi ön
plana çıkarıp, değerlerimizin ve gücümüzün de farkına vararak
yol almamız... “hem kişisel, hem de toplumsal problemlere”
çözüm üretme aşamasında, en büyük yardımcımız olacaktır.
Yaşam çizgisini biliyor musunuz? Bilmiyor’sanız önemli
değil... Aşağıdaki gibi düz bir çizgiyi, herhangi bir kağıda
çiziniz.
Çizgiyi, istediğiniz uzunlukta çizebilirsiniz. Ancak, fazla’da
abartmaya gerek yok, tabii.
Başlangıç noktasına “Doğum”, son noktasına da ”Ölüm” diye
yazınız. Hayatınızın gerçeğini simgeleyen bu çizginin...
istediğiniz bir yerine’de “Bugün”ü işaretleyiniz.
***************************************************

Doğum................................Bugün......................................Ölüm

!.....Öz Geçmiş.....Misyon........!........!......!Vizyon!......!......!.....!

***************************************************
Genellikle katıldığım eğitim çalışmalarında “Bugün” noktasını;
gençlerin sol’a yakın, yaşlıların sağ’a doğru (ama sona yakın
değil, ortanın biraz sağına) ve kendini orta yaşlı hissedenlerin de
orta’lar da bir yerlere koyduğuna, çok şahit oldum.
Neticede “Bugün ile Ölüm” arasındaki mesafeyi ölçmek ve de
süre olarak ay... yıl... cinsinden belirlemek, (pek / hiç) mümkün
değil. Ama; eğer isterseniz, daha yararlı ve etkili bir yaşam tarzı
için “Düşünmek... Planlamak ve de geleceğimizi... elimizden

41
geldiğince... hem kendimiz, hem çevremiz, hem de toplumumuz
için... Tasarlamak” mümkün!

Tabii, yaşama sekte vuracak, beklenmeyen kazalar hariç . . .


Sizlerle paylaşmak istediğim’de... Astroloji’yi tenzih ederek
söylemek gerekirse... falcılık filan yapmadan, adım adım, aşama
aşama, burada gördüğünüz “Vizyon” bölümü!..
Bu bölümde muhakkak ki... yaşınıza göre... okulunuzu bitirmek,
iş sahibi olmak, evlenmek, sağlıklı bir şekilde çocuklarınızı
yetiştirmek, kariyer yapmak, karizma sahibi olmak... v.s. gibi
öncelikli tercihleriniz olmasından mada; yemek... içmek...
gezmek . . . . . . . v.s. gibi kişisel beklentilerinizin de olması...
son derece doğaldır.
Özel tercihleriniz için, her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum.
Bu gün’e kadar edindiğimiz deneyimler’le birlikte ve gerekirse
çevremizden alacağımız destek’le de, tüm makul dileklerinize...
zamanı geldiğinde ulaşacağınıza... tüm kalbimle inanıyorum.
Zaten, geçmişinizi değerlendirerek, bugününüzü özümseyerek,
yarınlarınızı planlarsanız, başarısız olma şansınız da, pek yok.
Ama, bizim için önemli olan; bugün’den sonraki yaşamımızda...
kendimizle birlikte, çevrenizdeki insanlar ve toplum için de bir
şeyler düşünmemiz...
Aklımız... sağlığımız... gücümüz... ve imkanlarımız... yerinde
iken, bundan sonraki hayatımızda, onlar için de bir şeyler
yapmamız ve yaşama kalite katmamızdır.
Yaşamımız, sağlığımız, sevdiklerimiz ve elde ettiğimiz statüler,
muhakkak ki en değerli varlıklarımız... Ancak, çoğu zaman

42
bunların farkında olamıyoruz ve kaybedince değerlerini daha iyi
anlıyoruz.
Bu nedenle; eğer orta yaşlarda olduğunuzu hissediyor, iyi ve
belirli bir olgunluğa ulaştığınızı düşünüyorsanız, hayat tarzınız
nedeniyle maddi ve manevi açıdan istisnai durumlar olsa bile...
“Đş ve sosyal hayatınızla ilgili taşıdığınız sorumluluklar,
kariyerinizin sizden devamlı olarak enerji ve zaman talep
etmesi, ailenizi ve hayat standartlarınızı koruma çabalarınız,
çocuklarınızın sürekli gelişiyor ve değişiyor olması, hayatınızın
ortasında son derece yüksek bir hız ve tempoyla ilerlerken,
birden “Bugün”e nokta koyup, bugüne kadar ki ve bundan
sonra ki yaşamınızı gözden geçirme süreci, pek kolay değil...”
Bunu biliyorum!...
Ama, Siz de şunu çok iyi bilin ki, bu süreç bundan sonraki
hayatınızda işiniz, aileniz ve sosyal yaşantınız açısından, sizin
için çok önemli!.. Bunun içinde, “Kendinize ve Çevrenize
Zaman Ayırın!” diyorum.
Bunu yapamayan bazı üst düzey yönetici’ler için...
Bazı “Yönetim Danışmanları”, ne kadar acı da olsa “orta yaşta
kalp krizi geçirmenin, bir lütuf olduğu”nu söylüyor.
Çünkü bu tür kalp krizlerinde; bu insanlar, her taraflarına ince
hortumlar ve kablolar bağlı olarak yatakta yatarken bir takım
muhasebelere giriyorlar ve...
*) Yaşamımdaki en önemli insanlara, yani hayatımdan,
sağlığımdan, gerçekten endişe duyanlara... aileme, dostlarıma
ve çevreme yeterince vakit ayırabiliyormuyum?

43
*) Yaşamak istediğim hayat bu mu?
*) Tüm bunlara değer mi?
*) Bundan sonra neleri yapmalı, neleri yapmamalıyım?
gibi sorulara, cevap arıyorlar...
Bunun sonucunda da, iyileştikten sonra aldıkları doğru
kararlarla, daha önce seçtikleri hayat tarzının kurbanı olmamayı
başarabiliyorlar...

Đnsanların istek ve arzuları konusunda... doyum noktalarına


gelmelerini beklemek... dünyanın sonu olurdu... her halde...
Đş hayatı dışındaysanız veya iş hayatınınızla birlikte kişisel
gelişiminize, sosyal aktivitelere ve çevrenize zaman
ayırabiliyorsanız....zaten mesele yok!..

Dün... Bugün... Yarın...


Ve Gün... BUGÜN!..
Aman dikkat...
“Dün ile Bugün arasında kavga çıkarırsak,
Yarın’ları kaybedebiliriz.”

Kitabın sonu’nu ve öz’ünü merak ediyorsanız . . .


******************************************
Lütfen 45. 46. 47. sayfaları okumadan 54. sayfaya geçiniz !..
***************************************************

44
Her yaşamın sonu, ”Ölüm” olduğuna göre... güzel bir
Vizyon’un sonu da, güzel bir “Ölüm”dür... Sakın! Şaşırmayın.
Siz, elinizden geleni yapın. Mutlaka, ölüm’ünüz istediğiniz gibi,
çok güzel olacaktır... Cenaze Töreni’nize, yüzlerce kişinin;
bayraklarla, alkışlarla ve gözyaşlarıyla katıldığını düşünün...
Ve... her yıl buna benzer kalabalığın, kabrinizin başında
toplandığını ve de Siz’i çok güzel sözler’le andıklarını...
Umarım, bunun herkez için çok da kolay birşey olduğunu
zannetmiyorsunuzdur... Tabii, Tanrı’nın da buna mutlaka izin
vermesi... Şart!

Şu sıralarda; hastanelerde, dializ makineleri’nde, organ ve kan


nakillerinde, kadın sığınma evlerinde, ceza ve tutukevlerinde,
mülteci kamplarında, icra dairelerinde, mahkemelerde, çeşitli
dertlerine çare arayan... aile, iş ve sosyal yaşantılarında,
problemlerine destek ve çözüm bulmaya çalışan insanlar’la
birlikte... özellikle; Doğu ve Güneydoğu’dan asker yolu
gözleyen... eş’leri, çocukları, anne ve babaları bir düşünün!...

Dünya’da; çeşitli hastalıklarla, kazalarla, tabii afetlerle, anlamsız


savaşlarla, sömürüyle, terörle, töre cinayetleriyle, yoksulluk ve
çaresizlik içinde hayatlarını kaybeden... veya ensest ilişkilere
maruz kalıp ses çıkartamayan, ayrıca aile içi şiddetle sapıkca ve
kalleşce öldürülen milyonlarca “Đnsan”ı her zaman hatırlamamız
gerektiğini düşünüyorum...
Onlar’da , dünya’ya gelmek için zorla dilekçe vermemişlerdi.
Böyle bir imkanları olsaydı, herhalde; Đngiltere Kraliçesi’nin,
Đspanya Kralı’nın veya çok ünlü ailelerin mensubu olarak
dünya’ya gelmek isterlerdi... Ama, o kralların, kraliçelerin ve o
ünlü ailelerin’de kendilerine göre, kimbilir ne büyük problemleri

45
vardır? diye, düşünmemek’de olmaz...
Ayrıca; şu anda türlü fiziksel ve zihinsel engellerine rağmen
yaşam mücadelesi veren... Çoçuk Esirgeme Kurumlarında,
Düşkünler Yurtları’nda hayatlarına devam eden çocuklarımız
ve yaşlılarımız’la... çeşitli nedenlerle hayata küsen, toplum
tarafından çeşitli önyargılarla dışlanan... Ve de hayatlarına son
veren Đnsan’ları da... Hiç unutmamak gerek! Dünyaya gelen
her canlı ne kadar masumsa, onlarda doğduklarında öyleydi...

Muhakkak ki...Yargıya müdahale gibi bir tutum, düşünülemez


ve kabul edilemez ama...
Deniz Feneri’nin... Puslu ışıkları arasında...
Son yıllar da “Ünlü Türk Destanı” olarak tarihteki yerini alacağı
tahmin edilen... ucu bucağı belirsiz... makul bir süre’de “Yargı,
Yargıya Bırakılamaz” denilerek... yaklaşık bir buçuk yıl’da
yazılabilen... 3.500 - 5.000 sayfalık... Susurluk’ta ki bir kaza ile
ortaya çıkmaya başlayan ve de “Ergenekon” kapsamında dalga
dalga devam eden... iddianameler, öncesinde ve sonrasında ki...
Uzun soruşturmalar sırasında, ciddi ve çeşitli sıkıntılara maruz
kalan... Gazetecilerimizi, Yazarlarımızı, Bilim Đnsanlarımızı,
Hukukçularımızı, Öğretim Üyelerimizi, Kamu Görevlilerimizi,
ve Dernek Başkanlarımızı (Özel bir simge... Sosyal Sorumluluk
simgesi... Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Sayın
Prof. Dr. Sayın Türkan Saylan başta olmak üzere...) ve de
soruşturma sırasında hayatını kaybeden Sayın Kuddisi Okkır,
Ali Tatar, Doğan Đlhan, Kaşif Kozanoğlu gibi vatandaşlarımızı...

Ayrıca, aynen çeşitli faili meçhul cinayetler’le kaybettiğimiz...


Abdi Đpekçi, Mustafa Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Uğur
46
Mumcu, Musa Anter, Ahmet Taner Kışlalı, Eşref Bitlis, Prof.
Necip Hablemitoğlu, Gaffar Okkan... gibi aydınlarımızı ve tüm
şehitlerimizi de, her zaman saygıyla ve sevgiyle hatırlamamız
gerekiyor diye, düşünmeden edemiyorum!..
Son zamanlarda, ülkemizin çeşitli yerlerinde... özellikle doğu ve
güneydoğu’da yaşayan insanlarımızın çektikleri sıkıntılarla ilgili
öyle güzel eserler ortaya konmaya başladı ki...

Onları da elinizden geldiğince, izlemenizi tavsiye ediyorum...


Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı, Saygıdeğer
Prof. Dr. Türkan Saylan’ı 19.05.2009 da kaybettik... Kendisini
bir kez daha... saygıyla, sevgiyle ve rahmetle anıyorum!..

Ve... M.Ö. 9.Yüzyılda Xsantius‘un ünlü yazıt’ındaki, son


sözlerini Siz’lerle... bir kez daha paylaşmak istiyorum...

“Hatırlarmısın doğduğun zamanları? Sen ağlarken,


çevrendeki herkez, sevinçle gülümsüyordu... Öyle bir
“Ömür” geçir’ki, herkez ağlasın, sen öldüğünde... Ve sen,
mutluluk’la gülümse!..”
“Unutma ki…
Tüm pisliğine ve kalleşliğine rağmen, yaşamak güzeldir”. . .

47
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

48
***************************************************
Bu arada, kitap yazımı’mın sonlarına doğru (Temmuz 2009)
inceleme fırsatı bulabildiğim...
Ve de web sitelerinde belirtilen açıklamalar’la...
Özellikle gençler’e ve geleceğe yönelik, teknoloji ve kariyer
planlamaları nedeniyle, Bahçeşehir ve Yeditepe Üniversiteleri
tarafından da desteklenen...
Öncelikle gelecekteki iş yaşamı ve sosyal hayat ile, sosyal ve
pozitif bilimlerdeki bütün disiplinlerin ve teknolojinin, insanlığı
ne kadar etkileyeceği ve de nasıl yön vereceği ile ilgili olarak,
görüşleri paylaşmak, yöntemlerin geliştirilmesini sağlamak ve
geleceğe yönelik çalışmaların kamuoyu tarafından anlaşılmasını
ortaya koymak, amacı ile kurulan…
Geleceği inceleyen veya planlayan kurumlar ve kişiler ile
“Türkiye” içinde ve dışında, yabancı ülkeler ve uluslararası
kurumlar arasında işbirliğine yönelik çabalarda bulunmak,
hedefini taşıyan…
Ve de aynı zamanda uluslararası bir kuruluş olan World Future
Society “Dünya Fütüristler Birliği” ile işbirliği içinde olan…
“Tüm Fütüristler Derneği” ni de kutluyor ve çalışmalarında
başarılar diliyorum!..
Fütüristler... en basit şekliyle, “gelecek senaryoları üzerine
düşünen ve geleceğe dair öngörüler’de bulunan kişiler” olarak
nitelendiriliyor…
Đş ve sosyal yaşam için “olumlu gelecek tasarımı”na, “fütürizm”
ve bu tür bakış açısını benimseyenlere de “fütürist” deniyor.

49
(Future… Đngilizce’de “gelecek” anlamında…)

Fütürist olmak için, özel eğitim almak gerekmiyor…


Gelecek için bol bol hayaller kurmak, senaryolar yaratmak ve o
senaryoları gerçekleştirme çabasında olmak, Ve de kendine
“Fütürist” demek yetiyor!..

Onlar, aramızdalar ! . . Bioteknolojiden… yönetim bilimine,


sağlıktan… organik tarıma, gıdadan… giyilebilir teknolojiye,
her şey için geleceği planlamaya çalışıyorlar.
1975’de… gelecekteki dünya, teknolojik gelişmeler ve yaşamla
ilgili olarak “Venüs Projesi”ni ortaya koyan (2008 de 2009 da…
Zeitgeist I. - II. “Zamanın Ruhu” belgeselleriyle halen tartışılan)
ve 2001 yılında ABD deki Uluslararası Lions Konvasiyonu’nda,
85 yaşında iken tanıma fırsatı bulduğum, ünlü fütürist’lerden
Jacque Fresco’nun da aralarında bulunduğu, dünya’nın bir çok
ülkesinden, yaklaşık 20 - 25.000 kişiler!..
E - Posta’lar, dergiler ve kitaplar, araştırmalar ve bültenler ile
bildikleri her şeyi paylaşıyorlar. Çeşitli toplantılar, seminerler,
fütürist zirveler (21.11.2008) ve konferanlar, düzenliyorlar…
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Ayrıca, uzun yıllardan bu yana… eski Devlet Bakanlarımızdan
Sayın Tınaz Titiz’in önderliğinde gelişim konusunda çok güzel
çalışmalar sürdüren “Beyaz Nokta Gelişim Vakfı” da yine aynı
tarihlerde (21.11.2008) “1. Gelişim Kongresi”ni düzenledi.
Böyle güzel ve yararlı çalışmalar, çakışmasa… çok daha yararlı
olur diye düşünüyorum. Ama, neyse…
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

50
Onlara tekrar kolay gelsin diyerek… Bu kitabı okuyan insanlar
nedeniyle… üye sayılarının daha da artacağından dolayı, çok
mutlu olacaklarına inanıyorum…
Ancak “Daha Mutlu Bir Gelecek Đçin”, yeni yeni kurulacak…
daha değişik tarzlar’daki; Dernek, Birlik, Platform v.s. sayısının
artmasından dolayı da, endişe etmemelerini diliyorum…
***************************************************

“Daha Mutlu Bir Gelecek Đçin, Sevgiyle Hizmet Ediyoruz.”


2001 - 2002 Uluslararası Lions Kulüpleri Genel Yönetmeni

iken kullandığımız, o r j i n a l “Dönem Sloganımız” dır!..☺
***************************************************

Evet… Değerli Dostlarım,


“Gelecek’te, bir gün gelecek!..” özdeyişiyle, çeşitli yerlerde;
genellikle yakın zamanlar da ve özellikle “Gelecek”le ilgili…
Geleceği, hayal etmek…
Geleceği, düşünmek…
Geleceği, hissetmek…
Geleceği, tasarlamak…
Geleceği, planlamak…
Geleceği, yönlendirmek…

51
Geleceği, yeniden yaratmak…
Geleceği, yaşamak ve yaşatmak…
v.s. gibi bir çok yazı, makale ve kitap okumuşsunuzdur.

Bazı abartılı ve uçuk tercümeler bir tarafa, mantık çerçevesinde


yazılanlar, aslında içerik açısından çok farklı değiller…
Neden olsunlar ki!..
“Aklın yolu bir”… öyle değil mi?
Önemli olan… tüm bu konularda ahkam kesmek yerine…
Toplumun; bilgisine, deneyimlerine, liderliğine ihtiyaç duyduğu,
belirli bir alt yapıya ve çevreye sahip “Đnsan”ları ikna etmek ve
de onları harekete geçirmektir… diye düşünüyorum.

Bu nedenle, “Yaşam Kalitesi ve Vizyon Stratejileri” eğitim


seminerleri ve konferans notlarımdan derlediğim, bu kitapta
da çok çok farklı şeylerin ve tezlerin karşınıza çıkacağını
pek zannetmeyin…

Ama… şunu garanti edebilirim ki,

Aklınıza takılabilecek her şeyin cevabını ve çözüm yollarını


bulacak… Ve de hem kendi yaşamınıza, hem de toplumsal
yaşama… daha güzel bir anlam, katabileceksiniz…

52
................

....................................................
....................................................
....................................................
....................................................
....................................................
....................................................
....................................................

(Okudunuz!.. değil mi?... Peki ya... Noktaları? ☺)


*******************************************
53
HAYATIMIZIN MĐSYONU !

Yaşamımızın her aşamasında ve bundan sonraki bölümlerinde,


hem kendimiz hem de toplumuz için daha yararlı işlevler
üstlenmek ve birşeyler yapmak adına “Vizyon”umuzu
belirlerken, çıkış noktamız muhakkak’ki “Misyon”umuz
olacaktır.
Onun içinde, bugün’e bakmak ve doğum’umuz ile bugün
arasındaki öz geçmişimizi, elde ettiğimiz maddi ve manevi
değerlerimizi, dikkate almak zorundayız.
Sonra da hedeflerimizi, yani vizyon’umuzu veya vizyon’larımızı
belirleme aşamalarına geçmemiz gerekiyor.

54
Bu bölümde, Ali Rıza DEĞER olarak;
biraz detaylı özgeçmiş’imi Siz’lere aktarmak istiyorum.

1955 Đstanbul Doğumlu, Evli ve 1 Çocuk Babasıyım.


Öğrenim’imi Kabataş Erkek Lisesinden sonra Đ.T.Đ.A. Şişli
Yüksek Okulu... Siyasal Bilgiler Fakültesi ve T.C. Marmara
Üniversitesi... Đktisadi ve Đdari Bilimler Fakültesi... Maliye
Bölümlerinde sürdürdüm.

Çalışma hayatıma, 1973 yılında Reklamcılık ve Halkla Đlişkiler


sektörlerinde başlayıp, 1977 yılından itibaren kendi şirketim’de;
30 yıl süreyle ükemizin, sektörlerinde önde gelen “Marka”ları
için gerçekleştirdiğim çok çeşitli hizmetler’le devam ettim...
(Ajans Ardaş Reklamcılık ve Organizasyon Limited Şirketi)
Halen; iki şirketler grubunda... Eğitmenlik, Danışmanlık ve
Genel Koordinatör’lük hizmetleri’yle birlikte, 2006 yılından bu
yana... Kadıköy Belediyesi (Kasdav - Kasdaş) 19 Mayıs Kültür
Merkezi’nde... M.E.B. Sertifika Destekli... “Yaşam Kalitesi ve
Vizyon Stratejileri” Eğitmenliği, görevlerini sürdürmekteyim.

Üyesi olduğum Dernek ve Vakıflar;


*) Marmara Yelken Kulübü (Yönetim Kurulu)
*) Sporturist Su Sporları (Yönetim Kurulu)
*) Caddebostan Balıkadamlar Kulübü
*) Feneryolu Tenis Kulübü (Başhakem ve Turnuva Direktörü)
*) Veteran Tenisciler Birliği
*) TED Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü
*) Trafik Mağdurları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
*) Erenköy Lions Kulübü (Başkan)
*) Ethemefendi Lions Kulübü (Onursal Üye)

55
*) Sahrayıcedid Lions Kulübü (Onursal Üye)
*) Türk Lions Beceri Kazandırma Vakfı (Başkan Yardımcısı)
*) Lions Đstanbul Anadolu Yakası Sosyal Hizmet Vakfı Başkanı
*) Uluslararası Lions 118.Y Federasyonu (Genel Yönetmen)
*) Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği MD.118 Konfederasyonu
Sivil Toplum Kuruluşları ve çeşitli kurumsal gelişmeler ile
ilgili aldığım, uzmanlık eğitimleri... Ve yaptığım çalışmalar;
*) ISO 9001-2000 Toplam Kalite Yönetimi...
*) Liderlik, Motivasyon ve Lojistik Ekip Çalışması...
*) Đnovasyon, Misyon ve Vizyon Eğitimi...
*) Kobi’ler ve Kurumlaşma... (Kurumsallaşma... Değil)
*) Kurumsal Yönetim, Đç Denetim ve Performans...
*) 6 Sigma, Yalın 6 Sigma, Kaizen...
*) Ar - Ge, Zaman, Risk, Kaos ve Kriz Yönetimi...
*) Network Marketing, Permission Marketing ve Womm (1/1)...
*) Yaşam Kalitesi ve Özel Đletişim Stratejileri...
*) Kosgeb Kişisel ve Kurumsal Gelişim Çalışmaları...
*) Kobinet Takım Çalışması ve Mentor Eğitimi...
*) A. B. Sivil Toplum Geliştirme Çalışmaları ve Eğitimleri...
*) Lions Akademisi Başkanlığı... (Lefkoşa... Girne... Magusa...)
*) Eğitmenlerin Eğitimi ve “Genel Yönetmenlik”...
(Düsseldorf... Chicago... Indianapolis... Newyork...)
Ayrıca; yaptığım çalışmalardan dolayı, yurt içinde ve yurt
dışında aldığım, ulusal ve uluslararası ödüller de, yaşantımın en
güzel anılarıdır... Hepsi için teşekkürler...

VE . . . BUGÜN.
“Bugün, bundan sonraki yaşantımızın ilk günüdür.”
Ve de... Önemli olan BUNDAN SONRASI . . .

56
DUR VE DÜŞÜN !

Evet... hem kişisel hem de toplumsal olarak daha mutlu bir


gelecek için, üstlendiğimiz misyonla... vizyonumuza doğru...
harekete geçmemiz gerekiyor...
Ancak... mutluluk, armut’a benzemez!.. Pişmez!.. Beklemekle
de, ağzımıza düşmez!.. Mutluluk bir zihinsel doyumdur. Kişiden
kişiye göre de değişir...
Dışardan baktığımızda... aynı çapta görülen... pozitif yaşam
değişiklikleri ve gelişmeleri... bazı insanları çok fazla mutlu
ederken, bazılarını çok da fazla etkilemiyor, değil mi?
Ancak ne olursa olsun, herkezin kendine göre mutlu olma hakkı,
mutlaka vardır ve mutluluk her zaman peşinde koşulmaya değer.
Siz, sosyal açıdan da... mutlu olmayı bilenlerdensiniz!..
Yoksa, bu kitabı okuyor olmazdınız...
Mutluluğun, bir gün gelip kendilerini bulacağını bekleyenler ve
bunu arzu edenler, beklemeye devam edebilirler.
Bundan sonraki yaşamınıza biraz farklılık katmak, sıradışı ve
başarılı olmak için, David Gerrold’un “Düş + Zaman = Gerçek”
konferansında belirttiği ipuçlarını da, göz önüne alarak ...

57
***************************************************
*) Bir vizyonunuz olsun. Hedeflerinizi gerçekleştirdiğiniz de
nasıl bir sonuca ulaşacaksınız? Gerçek, net ve açık bir Vizyon’a
ihtiyacınız var.
*) Hedefleriniz ya makuldür, ya da saçmadır. Kimilerine göre
sizin hedefleriniz saçma olabilir. Ama başkalarına göre saçma
da olsa, sizin için mantıklı açıklamaları olmalıdır. Bir hedefiniz
varsa, aynı zamanda risk alıyorsunuz demektir.
*) Riskleri almaya hazırlıklı olun. Başarıya ulaşmak için
başarısızlık riskini de göze alın.
*) Niyetlerinizi açıklayın çevrenizdekilere net bir şekilde anlatın
ve kendinize bir destek grubu oluşturun.
*) Eğer niyetlerinizi etrafınıza söylerseniz, evren size
desteklerini verir... Buna inanın!.. Đnsanlara anlatın, araştırma
yapın. Göreceksiniz, siz araştırma yapıp insanlarla konuşmaya
başladıkca, onlarda size destek vermeye başlayacaklardır.
*) Bir noktadan diğerine gitmek için, iyi bir planınız olsun.
*) Birçok insan, yapmak istediği değil, yapmak zorunda olduğu
şeyleri yapar. Hayatta ne yapmak isterseniz, heyecan verici
olduğuna emin olun.
*) Çoğumuz, ekipleri yönetiyoruz. Onlara çoğunlukla yalnızca
iş veriyoruz. Oysa onlara hedef’te vermeliyiz. Herkez ne
yapabileceğini bilmeli ve yapabilmeli. Bu onları mutlu etmeli.
*) Sonuçlar da size, başarıyı ve mutluluğu getirmeli...
***************************************************

58
Vizyonumuza, yani hedef ve amaçlarımıza, ulaşmanın...
Hepimizi çok mutlu edeceği gerçeğinden hareketle;
Sizlere, Benjamin Franklin’in bir tezini hatırlatmak istiyorum.

“Hayatta, mutlu olmanın 2 yolu vardır.”


1) Beklentilerinizi azaltmak...
2) Đmkanlarınızı çoğaltmak...

Kaderimize razı olup, beklentilerimizi azaltarak mutlu


olabiliyorsak, pek bir şeyler yapmamıza gerek yok.
Çünkü; “Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, her yol... Siz’i
oraya götürür”...
Đmkanları çoğaltmak ise; düşünmek, inanmak, planlamak ve
istediğimiz sonuçlara başarıyla ulaşmaktır, maddi ve manevi
kazançlarımızı arttırmaktır.

Bir gece oğlum’la sohpet ederken, gelecekle ilgili biraz sıkıntılı


olduğunu farkettim. Ay başında yeni bir şirkette, güzel bir işe
başlayacaktı. Bilgisayar konularında çok iddialı olduğu için,
aynı uyum sorunlarını... özellikle iş ve sosyal çevresinde daha
önce’de yaşamıştı.
O zamanlar’da kendisine, aceleci ve ön yargılı olmamasını, net
olarak insanları tanıyabilmesi için mutlaka 4 mevsimin geçmesi
gerektiğini, hem onlara hem de kendisine zaman tanımasını,
hedeflerini bunlara göre planlamasını ve hayatını da bu şartlarda
yönlendirmesini... söylemiş ve de isterse bunu rahatlıkla
başarabileceğini belirtmiştim.

59
Đnsanların, hayatta en kolay verdikleri şey nedir?
NASĐHAT!..

Daha sonra, kendi yaşantımı düşündüm...


Sevgili eşim Mine (Ressam ve Resim Eğitmeni) ve sevgili
oğlum Can (Bilişim Güvenlik Uzmanı) ile birlikte, 30 yıl önce
çeşitli sıkıntı ve borçlarla başlayan ve daha sonra maddi olarak
çok çok rahat olmasa da, hemen hemen herhangi bir eksiğin de
olmadığı güzel bir yaşam...
Ülkemizin, konularında ki en büyük şirketleri ile devam eden
başarılı bir iş hayatı. Sosyal, ulusal ve uluslararası Sivil Toplum
Kuruluşlarında en üst düzey görevler. Đl - il birkaç kez tüm
Türkiye, Avrupa ve Amerika seyahatleri. . .

Siz’de, Eh! fena değil diyorsunuz değil mi?

Ama benim hayallerimi bilmiyorsunuz ki!

Hayallerim ve hedeflerim neler mi?


Bugün’le..... Ölüm Noktam... arasında 4 ana Hedef’im var.

1) 730Đ Bmw ve 4x4 Jeep,


2) Özel havuzlu ve tenis kort’lu triplex Villa,

3) 17 metrelik 4 kamaralı Trandil,

☺)
4) . . . . . . . . . . . . . . . . . . . (Yok Artık!.. demeyin...☺

60
Eğer bu kitap, yabancı bir yazar’dan tercüme olsaydı, yukarıdaki
satırların aynen yer alacağına, ilk 3 madde için, bahse girerim.
Ve, Yazar ... büyük bir ihtimalle kitabın sonlarına doğru,
tahminen 35. baskıdan sonra, yenilenmiş ve güncellenmiş yeni
baskılarda, bu hedeflerine ulaştığını da açıklayacaktı...
% 1 - 2 ihtimalle’de olsa, belki’de olabilir, bilemiyorum.
Ama, Ben’de bu düşünceler’le yola koyuldum.

Çünkü; genellikle bu tür kitaplarda, hep böyle oluyor...

Önceki denemelerim de olmadı, ama...

Ben, bu ilk kitabımdan çok umut’luyum.

“Đnsanlar hayal ettikleri müddetce yaşar.” derler...


“Hayal etmek güzeldir”...
Ama; somut hedeflerinizi ve yol haritanızı, belirlerseniz.
Eğer, hedeflerinizle ilgili her aşamada, doğru düşüncelerle;
Biliyorum, Đnanıyorum ve Yapacağım! derseniz yaparsınız!..
Yok!.. Yapamam diyorsanız... Haklısınızdır!..

Hedeflerimizi belirlemek ve projeler üretmek konusuna


gelince... “şimdi yapmamız gereken”... önümüze çıkacak, 2
yol’dan biri’ni tercih etmektir!..

61
1) Ya... Hiç bir şey yapmadan...
Sadece istemek... veya yatıp / kalkıp “Dua Etmek”...
2) Ya da... “Yapılması Gerekenleri Yapmak”...

Yani... bugün ki maddi ve manevi değerlerimizi gözönüne


alarak, vizyon’larımızı belirlemek ve harekete geçmek için, bir
veya birkaç projeden oluşan yol haritamızı çıkartmak... ve de
beraberce bu yolda yürüyeceğiniz insanları, bu ideallere ikna
ederek... olayın bütününe bakmalarını sağlayarak... bu projedeki
anlam ve önemlerini vurgulayarak... onları da inandırmak,
heyecanlandırmak ve işin içine katmak... Daha sonra da
istediğimiz destekleri alarak, hedeflerimize ulaşmak...
Tabii... her projede olduğu gibi güzel bir sonuç ve başarı için,
ekibiniz’in de mutlaka projeye inanması, en önemli unsurlardan
biri... aynen aşağıdaki... ünlü hikaye de olduğu gibi...
***************************************************
Mimarbaşı, tebdili kıyafet... yapı alanını dolaşıyormuş...

Taş ustalarının, yapı için taş hazırladıkları alana gelmiş...

Çalışmakta olan bir ustaya ne yaptığını sormuş...

Usta kafasını kaldırıp, tanımadığı adama bakmış...

“Görmüyor musun?” dercesine, bir yüz ifadesi ile...

“Taş yontuyoruz işte...” demiş.

Hal ve tavırlarından, yaptığı şeye en ufak bir ilgi duymadığı


besbelliymiş...

62
Mimarbaşı, ayrılıp devam etmiş dolaşmaya... Az ileride yine taş
yontmakla meşgul başka bir ustanın yanında durmuş...

Ustanın gayretli ve özenli çalışması, hemen fark ediliyormuş...

Ona da aynı şekilde, ne iş yaptığını sormuş...

Usta, doğrulup adama dönmüş...

“Bir... Katedral... inşa ediyoruz” demiş. Heyecanla ve Gururla...

***************************************************

Dünya bir tiyatro sahnesi ve “Ben, ancak verilen rolü, elimden


geldiğince iyi oynayabilirim” demeyip’te... 2. maddeyi tercih
ettiyseniz?

Ki... bu kitabı okuduğunuza göre...

Đşte size fırsat!

Ve... Fırsatlar, bekletilmekten asla hoşlanmazlar.

Fırsatları değerlendirebilmek için, önce zaman’ı değerlendirmek


gerekiyor. “Vakit, Nakit’tir.” Atasözü’müz de anlatıldığı gibi...

Ve... Fırsatlar kaçarken, yaklaşırken göründüklerinden çok


daha büyük çap’ta olurlar . . .

63
ZAMAN !

Zaman... geri döndürülmesi, yerine konması, satın alınması,


biriktirilmesi ve yenilenmesi mümkün olmayan bir kaynaktır!..
Zaman, diğer etkenlerden bağımsız olan bir değişkendir. Biz ne
yaparsak yapalım “O” kendi hızında akar. Ama bazı hallerde
çok zor... bazı hallerde de çok çabuk akar...
Zamanızı iyi kullanarak ve değerlendirerek, yaşantınıza daha da
anlam katabilirsiniz...
Đnsanlar… zamanlarının genellikle % 60’ına hükmedebiliyorlar.

Kişinin kontrolü dışındaki olaylar ise toplam zamanın % 40’ını


alıyor (Uyku dahil)…
Zaman yönetimi açısından… kontrolünüz altındaki % 60’lık
zaman dilimini elimizden geldiğince planlamakta yarar var…

64
Planlamayı mümkünse… Günlük, Haftalık, Aylık ve Yıllık…
olarak, ama mutlaka… yazılı olarak yapın.
Böylece, kafanızdaki zamanlama planı unutulmaz, aklınızın
yoğunluğu azalır, konsantrasyonunuz artar…
Tamamlanmayan işleriniz için de önemli bir faaliyet arşiviniz
oluşur. Bunu bir “Yıllık Ajanda”da deneyebilirsiniz…
Đşlerinizi önem derecesine göre sıralayın. Bunu yaparken ABC
Planı’na başvurabilirsiniz...
Zamanınızın büyük bölümünü dolduracak kadar önemli olanlar
A Grubu... Daha az önemli ama yapmanız gerekenler B Grubu...
Yapmasanız da bir şey değiştirmeyecek olanlar da C Grubu…
A’lar üzerinde yoğunlaşın, B’leri mümkün olduğunca yapmaya
çalışın ve de C’leri ise başınızdan atmanın yollarını arayın…
Hayatınızı iyi yönetebilmek için, atacağınız her adımın
zamanlama’sıyla birlikte, bu zamanlama’lara göstereceğiniz
sadakat, sizin en büyük yardımcınız olacaktır.
Zamanınızı ve enerjinizi nasıl kullandığınızı, her zaman gözden
geçirmenin faydaları da, saymakla bitmez.
Zaman’ın algılanması, duruma göre değişgenlik göstermekle
birlikte, bir ömür boyu “dolu dolu yaşayarak” hayat kattığımız
yıllar, bir yana... Atletizm Yarışmaları’ndaki bir “Salise”nin
değeri... zamanın önemini anlatan en güzel örnektir, diye
düşünüyorum...
Zaman, herkeze demokratik olarak dağıtılmıştır. Herkezin bir
günün de 24 saati vardır... (O gün, yaşanacak’sa tabii...)

65
Ama gerektiğinde…
Sıkıntı duyduğunuz durumlar da…
Çalışmalarınıza, ara vermeyi de unutmayın!
Bu konuda, aşağıdaki hikaye ve alıntı, size yardımcı olacaktır.

***************************************************

Baltayı Bileylemek . . .

Bir ormanda, iki kişi ağaç kesiyormuş…


Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye
başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş.
Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit
ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç
kesmeyi bırakıyormuş.

Đkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya


başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda
çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: Đkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş.
Birinci adam öfkelenmiş…

“Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe
başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen, daha fazla ağaç
kestin. Bu işin sırrı ne?”

66
Đkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş…

“Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir
dinlenip baltamı bileyliyordum.”
Keskin baltayla ve daha az çabayla, daha çok ağaç kesilebilir…

***************************************************

Đşte böyle…

“Kendimizi geliştirmek… baltamızı bileylemekle eşdeğerdir.


Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden
geçirmektir. Zayıf olduğumuz alanlarımızı geliştirmek için, çaba
göstermektir. Ve bunlar… aklımızın, ruhumuzun, karakterimizin
güçlenmesi için, olmazsa olmaz bir koşuldur…”

***************************************************

Delfi’deki ünlü tapınakta, Sokrates’in şu sözü yer alır…


“Đnsan! Kendini Tanı!..”
Kendini tanımak, şu anda olduğumuz nokta ile olmak
istediğimiz nokta arasındaki yoldur.
Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının
bizi nasıl gördüğü arasında, açı olmaması anlamına gelir.

Bireysel ve sosyal yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu


olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için, kendimize zaman
ayırmalıyız...
***************************************************

67
KARAR VERMEK !

Đnsanlar, karar vermeden yaşayamazlar. Ancak, ne yapmaya


karar verirlerse versinler, öncelikle kendileri ile bir mücadeleye
girerler.

Eğer karar verdikleri konuda, kendilerine güvenmiyorlarsa…


bu yüzden yapacaklarına başlamadan… ya vazgeçerler… ya da
ertelerler…

Kendi kararlarımıza güvendiğimiz sürece, hedeflerimize


yaklaşabilir ve kararsızlık kapılarını kapatarak, istediğimiz
sonuçlara ulaşabiliriz.

68
Güzel bir şeyler yapmak için, kişi olarak yaşamımızı, toplum
olarakta geleceğimizi ilgilendiren, Vizyon’unuz ile ilgili tüm
konularda, karar vermeden önce, kendinize şu 3 basit soruyu
sormanızda yarar var.

1) Ben Kimim? Biz Kimiz?


2) Kimler Đçin? Ne Đstiyorum? Ne Đstiyoruz? Neden Đstiyoruz?
3) Elimdeki veya Elimizdeki “Koz”lar neler? . . .
Oyuna girmeye Değer’mi ? Değmez’mi?

Kişisel baz’da ve Ekip olarak, “Soyut ve Somut Çıkarlar”ınızı


da, gözününe alarak...
Kendinize, Ekibinize ve Şansınıza...(?) güvenmiyorsanız,
“O” oyuna girmeyin...
Rekabet üstünlüğünüz yoksa, rekabet edemezsiniz!..
Ya, Rekabet Üstünlüğü Kazanın. Ya’da “O” Oyundan Çıkın!
Ancak, başka bir oyuna tekrar girmezseniz, başarılı olma
şansınızın hiç olmayacağını da unutmayın ve girdiğiniz her
oyunu kurallarına göre oynayınız.
Tabii kuralları... kimin koyduğu da çok önemli!
Eğer kuralları, Siz koyabiliyorsanız “Muhteşemsiniz!”
Ayrıca oyuna girdikten sonra başarısızlıklar yaşarsanızda hiç
korkmayın. Kendinizi yıpratmayın.
Henry Ford’un söylediği gibi... “Başarısızlık, yeniden ve daha

69
zekice başlayabilme fırsatından başka bir şey değildir...”

Tabii araştırma ve arge çalışmaları yaparken detaylara da


mutlaka çok dikkat etmek gerekiyor... Ülkemizin önde gelen iş
ve ekonomi gazetesi Dünya’da aynı gün (18.Ekim.2008) yer
alan 2 haberi sizlerle paylaşmak istiyorum.
***************************************************
Birinci haber... Tekstil sektöründe söz sahibi Denizli’de
faaliyet gösteren (X) Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı, kriz
dönemi olmasına rağmen tekstil sektörünün önünün açık
olduğunu belirterek 8.Milyon Euro’luk bir “Lojistik Üs” kurma
kararı aldıklarını açıklıyor...
Đkinci haber... Yine aynı şehirde ünlü bir “Tekstil Sanayici”si
kriz dönemi ve döviz borçları yüzünden intihar ediyor.
(Her zaman dikkat, burası Türkiye)
***************************************************

Yukarıdaki 3 soruyu “Her Şık” için tekrarlayabilirsiniz.

Netice’de, Tamam!..
Ben / Biz, Oyun’a Giriyorum / Giriyoruz... demeniz.
Ve karar verdiğiniz, Şık’lar önemli!..

Tabii, herşeyin bir bedeli olduğu gibi; bununda, yani


Vizyon’larınıza ulaşmanında bir bedeli var.
Bu bedel; olumlu bir düşünceyle harekete geçmektir, kafa
yormaktır, bir şeyler yapmaktır, hem alın teri... hem de akıl teri

70
dökmektir, sevdiklerinize daha az zaman ayırmaktır.

Tüm Dünya’da olduğu gibi çevrenizdeki “Đnsanlar”da, daima


kazananları sever ve onların tarafında olmak ister ve de buna
çaba gösterirler.

Hiç kimsenin; kaybeden birisi için...


Kaybedecek çok fazla zamanı yoktur!
(Dost... Acı Söyler!..)
Düş’te... Gör!... demişler... Neden acaba ? ☺
Siz!.. Sizinle çalışmanın, size katlanmanın, sizinle yaşamanın,
ne demek olduğunu bilemezsiniz...
Siz!.. Aileniz dışında, sizinle birlikte olup ve size katlanmak
zorunda olan insanların; amaçlarının neler olabileceğini, sizin
için neler düşündüklerini, hiç düşündünüz mü?
Belki... ne için, size katlandıklarını tahmin edebilirsiniz.
Ancak; ne düşündükleri konusunda, vizyonunuz için mutlaka
empati yapmanızda, yani kendinizi onların yerine koymanızda
fayda var.
Empati ile onların ruh halini doğru bir biçimde yorumlayıp,
duygularını, ihtiyaçlarını ve kaygılarını anlayabilirsiniz.
Sizin veya birlikte hareket etmeyi planladığınız grubun, karar
verme sürecinde; eğitimleriniz’in, yetişme biçimleriniz’in, ekip
çalışmasına yatkınlıklarınızın, iletişim becerilerinizin, bugün ki
dönem değerleriniz’in ve kişisel beklentilerinizin etkileri, çok
önemli olmakla birlikte... hiç bir zaman unutmamak gerekir’ki;

71
bireylerden... gruplara, kurumlardan... toplumlara, ülkelerden...
uluslararası ilişkilere, en büyük birliktelikler... maddi veya
manevi “Ortak Çıkarlar” üzerine kurulmuş ve devam etmiştir.
Hiç merak etmeyin, bundan sonrada aynen devam edecektir.

Kısaca; artık “Paradil” , “Anadil” den ön planda’dır.


“Ortak Çıkarlar ve para” konusunda, özellikle dünyaya yön
veren ve hiç kriz sıkıntısı yaşamayan; ilaç ve savaş sanayii ile
enerji ve bilişim sektörlerindeki, çok uluslu şirketlere bakmanın
yeterli olacağını zannediyorum...
“Karar verme” aşamasının sonunda... Sizi, hedefinize götürecek
doğru eylemler için... şu anda nerede olduğunuzu bilmeniz ve
aklınızda... gitmek istediğiniz yerin, çok açık bir fotoğrafı’nın
olması, gerekmektedir.
Bu fotoğrafın netleşmesinde ve projelerin başarıya ulaşmasında
en önemli faktör olan, “Đnsan Profili”ni göz önüne alarak...
kimlerle karşılaşabileceğinizi, kimlerle beraber olabileceğinizi
bire bir düşünmekte ve gruplamakta fayda olacaktır.
Yani pozitif açıdan; destek olabilecekler, önünüzü açabilecekler,
ilham verebilecekler, sizinle aynı hayali paylaşabilecekler...
Veya negatif açıdan; estek / köstek olabilecekler, engel çıkarıp
moral bozabilecekler, sorun çıkarabilecekler v.s...
Bu nedenle... hem sizin, hem de tüm ekip üyelerinizin... proje
aşamalarında (Đnsanlar pozisyonlara göre, önce veya sonrasında
davranış değişiklikleri gösterebiliyorlar.), genellikle...Đ.K. kişilik
envanterleri’nde ve kişilik testleri’nde kullanılan kriterlere göre
değerlendirilmesi, çok önemli bir rol oynayacaktır.
Đnsanı, “Đnsan” yapan özellikleri hiç topluca düşündünüz mü?

72
Fiziksel detaylar dışında...

Đşte bu özellikler ve kriterler;


*) Đlgili Konulardaki Eğitimi, Bilgisi ve Deneyimi
*) Hayat Tecrübesi ve Olgunluğu
*) Otoriter, Cesur ve Gözüpekliği
*) Öğrenme Arzusu, Heyecanı ve Ataklığı
*) Dürüst ve Açık Sözlülüğü
*) Karizmatik, Güçlü, Kararlı ve Kontrollu Olması
*) Anlayışlı, Sıcak ve Candan Davranması
*) Duyarlı, Dikkatli ve Disiplinli Olması
*) Đyi Niyetli ve Uzlaşmacı Tutumu
*) Hayat Dolu, Yardımsever ve Sosyal Đlişkilere Önem Vermesi
*) Analitik (Matematiksel) Düşünebilmesi
*) Eksiklerini Giderebilme Çabası, Araştırmacı ve Gözlemciliği
*) Detaycı, Zor Beğenen ve Kendinden Emin Olması
*) Etkileyici, Cömert ve Kendine Güvenen Tarzı
*) Ölçülü ve Kontrollu Risk Alması
*) Merak ve Maceraperestliği
*) Đkna Edici ve Motivasyona Açık Olması

73
*) Hızlı Karar Alması ve Đnsiyatif Kullanması
*) Ketumluğu ve Soğukkanlılığı
*) Problemlere Çözüm Üretmesi
*) Umut Tazelemesi
*) Önerilen Çözümlere Saygı Göstermesi ve Rekabetçiliği
*) Prensip Sahibi Olması, Dakikliği, Ciddiyeti ve Girişkenliği
*) Özgün, Yenilikçi ve Bağımsız Hareket Etme Kabiliyeti
*) Ekip Çalışmasına Yatkınlığı
*) Katılımcı Olması ve Görev Alma Arzusu
*) Đyimser, Paylaşımcı ve Barışsever Olması
*) Akıllı, Düşünceli ve Mantıklı Davranması
*) Toleranslı, Sakin ve Duygusal Yaklaşımları
*) Huzurlu, Ölçülü, Mütevazi, Sabırlı, Saygılı Yaşamı

Gibi... olumlu yönlerin, ağır bastığı özellikler ile . . .


*) Tedirgin ve Mesafeli Duruşu
*) Devamlı Başkasına Đhtiyaç Duyması
*) Tartışmacı ve Israrcı Olması
*) Basit Problemleri Çözmek Yerine, Abartmaları
*) Demogoji ve Fazla Eleştri Yapması

74
*) Sürekli Mazeret Üretmesi
*) Hırslı, Katı, Kırıcı, Agresif ve Bencil yaklaşımları
*) Çok Konuşması ve Ukalalığı

Gibi... olumsuz özelliklerden oluşur.


Ama önemli olan...
Kişilerin; olaylara ve hayata . . .
bakış açısı (Paradigma) ile yaklaşım tarzları (Konsept) dır.
Bu kriteler; yönetim kadrosu tarafından, tüm ekip için realist bir
şekilde, kişisel ve duygusal yakınlıklar bir kenara bırakılarak,
önyargılı ve peşin hükümlü olmadan ve de ilerideki zamanlarda
iyi niyetli yapıcı yaklaşımlarla... gelişmelere ve şartlara göre
meydana gelecek değişkenlikleri de, göz önüne alarak,
değerlendirildiğin de... radikal kararlar almak, çok daha kolay
olacak ve organizasyon şeması, daha da doğru oluşacaktır...

Bir anda...
“Ne oluyoruz yahu ?
Cumhurbaşkanı’mı seçiyoruz ?”

Dediğinizi... duyar gibi oluyorum!..☺

Hayatı, bir Santranç oyununa benzetmek de mümkün...


Ve... Zaman, en önemli rakiplerden biri!..
Onun için diğer hamlelere geçelim...

75
GELĐŞĐM !

Dünya da hiç; gelişime karşı çıkan bir kimseyi, gördünüz mü?


“Herkez, Dünya’yı değiştirmeyi düşünür. Ancak, çok azı
dışında, hiç kimse kendisini değiştirmeyi ve geliştirmeyi
düşünmez... ya da düşünmek istemez... veya işlerine gelmez.”
Tabii bu, yeni bir konu değil.
Đşte, size Westminister Manastırı’ndan bir mezar yazısı…
***************************************************

Sen değişirsen... Dünya’da değişir...


“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek
isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünya’nın değiştirilemeyeceğini
anladım.

76
Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi
değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu.

Đyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi,


kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef
bunu da kabul ettiremedim.

Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki; önce yalnız
kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de
değiştirebilirdim.

Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri


götürebilirdim.

Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.

Dünyayı değiştirmek istiyorsan bunu yapabileceğine dair


inancını değiştirerek işe başla…

Bunu yapamıyorsan, kendini değiştirmeyi dene...

Hiçbirimiz herkesin hayatını değiştiremeyiz, ama en azından bir


kişinin, yalnızca bir kişinin, biz var olduğumuz için… daha iyi
halde yaşamasını sağlayabiliriz.

Her insan, başkalarının hayatında fark yapmak için, gerekli olan


iç kaynaklara sahip olduğuna inanır…

Haydi… Siz de, bir kişinin hayatına dokunun!..


***************************************************

77
Bir insanın kendini değiştirebilmesi için… inanç ve beyin
sistemlerinde farklı düşüncelerin oluşması gerekir. Bu da bir
süreç’e bağlıdır.

Bugünden yarına hemen değişmek mümkün değil. (“Değiştim”


diyenlerden de, korkun zaten...) Önceliklerin değişimi için, önce
istek ve çaba, sonra da sabırlı olmak… şart!

Aslında, akıl sağlığımız yerinde olduğu sürece, yaşamın her


anında yeni birşeyler öğreniyoruz ve gelişmeye devam ediyoruz.
Eğer, hayat’tan birşeyler bekliyorsanız ve güzel şeyler
yapacağınıza inanıyorsanız, yakın dostlarınız ve çevreniz ile
birlikte, iyi bir iletişim’le... değerlerinize sahip çıkmalısınız.
Değerlerimiz (Ülkemiz, ailemiz, arkadaşlarımız, varlıklarımız,
sağlığımız, çevremiz, doğa ve doğal kaynaklarımız v.s.) . . .
maddi ve manevi davranışlarımıza, etik açıdan yön veren
ilkelerimizdir.
Đşte bu değerlerimiz; söz, tutum ve davranışlarımıza, bazı
olumlu veya olumsuz kısıtlamalar koyar.

Doğru şeyi yapmanın, yanlış yeri ve zamanı yoktur!.. derler.


Doğru’dur. Bu nedenle güzel, sağlıklı ve verimli bir gelişim
için; yaşantınıza ve zaman ayırdığınız işlerin merkezine, şu
“Evrensel Đlkeleri” mutlaka yerleştirmemiz gerek.

Dürüstlük... Anlayış... Hoşgörü... Sevgi... Saygı...

Değişim ve Yönetim Kalitesi... Kişisel ve Toplumsal Gelişim.

78
Prof. Dr. Erçin Kasapoğlu'nun belirttiği gibi…

***************************************************

Biyolojik olarak anne ve babadan doğan her canlı “insan”dır.

Ancak “insan doğmak” ile “insan olmak” farklı şeylerdir.

Đnsan'nın toplumsal bir varlık olduğunu ilk ortaya koyan ünlü


Alman düşünür… Karl Marx'tır.

Birey olarak her insan... bütün insanlığın bir parçasıdır. Zeka,


sağlık ve yaratıcı yeteneklerimiz yönünden farklı olduğumuz
halde, insan olarak hepimiz biriz ve benzeriz.

Birbirimize bilgiçlik yada yargıçlık taslayacak bir üstünlüğümüz


yoktur... Đnsan; yaşayan, düşünen, değişen... özgür ve evrensel
bir varlıktır.

Evrensel insan ise... (mümkün olduğunca) olumsuzluklardan


arınmış, kendini geliştirmiş, yetkinleştirmiş gerçek insandır...

Aynı zamanda, varlığını ve yaşamını tüm insanlarla


birleştirebilen ve insanlığın ortak yararları için çalışabilen,
Đnsan’dır!..

Đnsan olmak... uzun ve zor bir süreçtir... kendini bilmektir...


sevebilmektir... karşılık beklemeden verebilmektir... kin ve
nefreti yenebilmektir... hoşgörebilmektir... ve insanlığa layık
olabilmektir...

***************************************************

79
Konfiçyüs’un görüşlerinden de esinlenerek; yönetenlerle,
yönetilenlerin değer yargıları ve davranış biçimleri arasında, bir
etkileşim ve uyum vardır. Yöneticiler dürüst ise, yönetilenler
çıkar ilişkilerine yönelemez. Aynı şekilde yönetilenler dürüstse,
yöneticilerde dürüst olmak zorundadır... diyebiliriz.
Bu yüzden, toplumsal gelişim için... “Bal tutan parmak yalar”,
“Devletin malı deniz... yemeyen domuz”, ”Bana dokunmayan
yılan bin yaşasın”, ”Sürüden ayrılanı kurt kapar” v.s. gibi
özdeyişleri... artık bir kenara bırakılmamız gerekiyor.
Bu noktada, gazeteci Sayın Öztin Akgüç’ün ifadesiyle...
***************************************************
“Cesareti olmayan... dışa dönük, özeleştiri yapamayan... günü
kurtarmaya çalışan... yalakalıkla bir yerlere ulaşmak isteyen...
haksızlıklara tepki vermeyen... eleştirmekten kaçınan... fincancı
katırlarını ürkütmeyelim, el öpmekle dil aşınmaz anlayışında
olan... çabasız... toplumu harekete geçirmeye ve normal
vatandaşın haklarını korumaya çabalayanlar’a kızan... karnından
konuşan... düşüncelerini açıklamaktan cezalandırılma kaygısı ile
korkan bir toplum... ancak layık olduğu şekilde yönetilir.”

***************************************************
diyerek...
“Halkımızın değer yargılarını ve davranış biçimlerini
değiştirmeden, hiçbir sorunu çözemeyiz.” görüşüne de, hak
vermemek mümkün değil.
Kişisel Gelişim; Birey’in toplam kalite felsefesini, isteyerek
kendi yaşantısına uygulamaya karar vermesi, bu yolda küçük

80
adımlarla da olsa, günden güne ilerlemeler kaydetmesi ve
önüne çıkan engellerden dersler çıkararak, belirlediği
vizyon’larına ulaşabilmesidir.
Gelişim, başkaları tarafından keşfedilmeyi beklemek yerine,
kişinin kendisini ve güçlü yönlerini keşfetmesiyle başlar. Đkinci
aşama; düşünmek, hayal kurmak ve örnekleri gözlemlemektir.
Daha sonra hedef belirlemek ve plan yapmak gelir. Gerekli
destekler sağlandıktan sonrada harekete geçmek ve her aşamayı
kontrol ederek yola devam etmektir.
Kendinizi keşfetmek için internetten “Kişisel Gelişim
Testleri”ni tık’layarak işe başlayabilirsiniz. Yeter ki isteyin ve
mutlaka bir yerlerden işe başlayın... Tabii, durumunuz elverişli
ise ücretli, değilse ücretsiz... online olarak... “Gerçek Kişisel
Gelişim Uzmanları’ndan” da, destek alabilirsiniz...
Bu konuda T.C.Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra, T.C.Maltepe
Üniversitesi’de son 2 yıldan bu yana “Koç’luk Serifikasyon
Programı” uygulamaya başladı. Darısı diğer Üniversitelerimize.
Bu destek konusunu biraz açmak gerekirse;
Doğduğumuz günden beri hayatımız boyunca hep destek
alıyoruz. Aile büyüklerimizden, annemizden, babamızdan,
kardeşlerimizden, öğretmenlerimizden, amirlerimizden v.s.
Ama doğru, ama yalnış... Sonuçta kararları “Biz” veriyoruz.
Yani “Siz” veriyorsunuz! Bunları değerlendiren veya
değerlendirmeyen ve de sonuçlarına katlanan da Siz’siniz.
Yani, Siz bilirsiniz!

Neden, Kişisel Gelişim;

81
Dünyadaki ülkeleri üç grupta toplamaktayız...
Gelişmiş... Gelişmekte Olan... Az Gelişmiş Ülkeler...
Ancak dikkat ederseniz, sömürgeler dışında hiçbir ülke, hangi
grupta olursa olsun yerinde saymıyor. Hepsi kendi çaplarında
değişim ve gelişim içinde... Böyle de olmak zorundalar.
Đnsanlar içinde aynı gruplamayı yapabiliriz.
Bu yüzden... yaşımız, kaç olursa olsun;
*) Özgüvenimizi geliştirmek için,
*) Hayır! Dememiz gereken yerde rahatça hayır diyebilmek için,
*) Hayata daha güçlü bakabilmek için,
*) Hayatın zorluklarını daha kolay aşmak için,
*) Kendimizi daha rahat ifade edebilmek için,
*) Farkında olmadığımız yönlerimiz için,
*) Đç dünyamız hakkında farkındalık kazanmak için,
*) Daha rahat ve bilinçli bir iletişim için,
*) Engellilerin yaşam sıkıntılarını izlerken; onlar adına çözümler
bulmak yolunda... aklımız, vücudumuz ve kendimizle barışık
olmak için...
Kişisel Gelişimin, kişiliğimize olan katkıları tartışılamaz!..
***************************************************
Ve… Sayın Uluç Gürkan’dan, Darwin’in çok güzel bir uyarısı!..
82
“Bilim ve sanat, bir kuş’un iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı
kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar…
Uçamayanlar ise tavuk olur…

Tavuk toplum… önüne atılan bir avuç yemi gagalarken,


altından yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz!..”
***************************************************
Bireysel kaliteyi ifade eden,”Kişisel Gelişim”olmadan da,
“Toplumsal Gelişim” olmaz, olamaz!...
Bunun için 1950 ler’den bu yana, Ülkemize bakarsanız, ne
demek istediğimi anlarsınız...
Gelişim’in temeli; Eğitim, Kültür ve Sanat destekli “Bilgi”dir.
Bilgi; ilgi’yle beslenen potansiyel bir birikimdir. Belirgin bir yol
haritası ile kesin bir hedefe yönlendirilirse “Güç” haline gelir...

Bilgi, sizi hedeflerinize giden yola hazırlar...


Tabii, hangi yoldan gideceğinizi biliyorsanız!..
Yani... Bilgi kadar;
Bilgi’yi hayata geçirmenin... öneminden bahsediyorum!..
Öncelikle yapamayacağınız veya yapılamayacak şeyleri ortaya
atmadan, sevgili Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan, Fikir
sahibi olanlar” özdeyişiyle iyi bir gözlem yaparak, hedeflerinize
yönelik çalışmalarınıza, dikkatle başlayın.
Ben, yalnızca fikir veririm diyerek, taşın altına elini sokmaktan

83
imtina eden, “Bulunmaz Hint Kumaşları”ndan da uzak durun.
(Bu tipler genellikle “Arama Konferansları”nda ortaya çıkarlar.)
Sadece... size özgü zannettiğiniz fikirlerinizin, daha önce
başkaları tarafından, hiç düşülmediğini de zannetmeyin.
Sayın Vehbi Koç’un deyimleriyle “Tecrübeyi ucuza satın alın.”
ve dikkatli olun. Olmayacak hayallerin peşinde fazla zaman
kaybetmeyin... “Uçuk hayallerle dolu bir vizyon, illizyon olur.”

“Đnsanlar;
Kıyafetleriyle Karşılanır,
Bilgileriyle Ağırlanır,
Ve ... Konuşmalarıyla Uğurlanırlar...”
Yani... “kişisel markanız”a ve bırakacağınız imaj’a, dikkat edin.
Görüşmeleriniz de her zaman çok konuşan Siz olmayın. Bırakın
karşınızdakiler konuşsun... Đnsanlar ahkam kesmeye ve yorum
yapmaya bayılır, hem de bilgileri olsun olmasın, farketmez...
Genel konularda bir şey sorun... Mutlaka, bilmiş bir eda ile
“Bence...” veya “Bana göre...” diye başlayan cevaplar alırsınız.
Kimimiz beyniyle, kimimiz ağzıyla, kimimiz bildikleriyle,
kimimiz duygularıyla, kimimiz yaparak, kimimiz yıkarak,
kimimiz efendice, kimimiz kabaca, kimimiz bilinçli, kimimiz
bilinçsiz, kimimiz dolu, kimimiz boş, kimimiz dünü, kimimiz
yarını, kimimiz yüreğiyle, kimimiz bileğiyle, kimimiz medyada,
kimimiz meydanlarda...

“Çene Suyu’na Çorba” konuşur... konuşur... konuşuruz...

84
Konuşmak deyince, aklıma GSM operatörleri geliyor...
(Gına getiren reklamları için, bir şey söylemek istemiyorum.)
Bir çok zaman ülkemizin en gözde ve en çok para kazanan
şirketleri...
Ancak, işin güzel tarafı teknoloji ve telekomünikasyonla ilgili
Projeler’e “Şak” diye destek vermeleri...
Aralarında öyle bir rekabet ve ceplerinde öyle çok para (Çok
konuşanların paraları...) var ki!
Tutsun tutmasın fark etmiyor, küt diye hemen üstüne atlıyorlar.
(“Şubuo...?”,“Çok Aran!.. Kontür Kazan!..?”, Jettvel... v.s...)
Ancak; çeşitli sivil toplum kuruluşları ve vakıflarla birlikte,
kurumsal sosyal sorumluluk projelerine... önem vermelerini
de takdirle karşılıyor ve teşekkür ediyorum...
Genellikle... Kurumlar’da gelişimin en temel fonksiyonu da
“Kurumlaşma” dır. (Kurumsallaşma... değil! derken... Kurum
zaten çoğul bir ifade... Kurumsallaşma olunca... çoğul x çoğul
oluyor diye... belirtmekte yarar var.)
Kurumlaşma; örgütsel bir yapı içinde o kurumun hedefleriyle
ilgili (kişilerden bağımsız olarak) gereken kuralları, standartları,
yöntemleri belirledikten sonra... bu özel kuralları, sektörün ve
toplumun genel kuralları ile desteklemek... ve de belirlenen tüm
kurallara sadık kalarak harekete geçmektir!..
Tabi ki... planlanan kontroller, denetimler, geri dönüşümler ve
desteklemeler ile, gereken değişiklikler zamanında yapılmak...
kaydıyla!..

85
AMAÇ VE HEDEFLER’E ULAŞMAK !

Öncelikle, yapacağımız araştırmalar ve çeşitli analizler’le


ihtiyaçlarımızı tespit ederek, yakın veya uzak çevremiz’deki
gelişmeleri takip ettikten sonra, sorunları ve nedenleri’ni
detaylarıyla inceleyerek, yapmak istediklerimizle ilgili
düşüncelerimizi netleştirmemiz gerekmekte...
Hedeflerimizle ilgili daha sonra yapılması gerekenler ise;
Girişimci bir ruh’la, başta hedeflerimize inanarak, ölçütlerini
çok’da geniş tutmadan... ciddi anlamda; insanlarla bilerek,
isteyerek ve coşkuyla konuşmak... fikir alışverişleri’nde
bulunmak... ve de konuşurken gözlerinin içine bakmak... güler
yüzlü olmak... onları dinlemek ve asla dinliyormuş gibi
yapmamak... olmak üzere, gerekli proje ekibini oluşturmaktır.
Hedef ve hedeflerimizi belirledikten sonra da . . .
Yaşam kalitesini arttırmanın en etkili yöntemlerinden birisinin,
yönetim kalitesini arttırmak olduğu düşüncesiyle...

86
*) Yapılacak Đşlerin ve Hamlelerin Tarifleri...

*) Çekirdek Kadro Oluşumu ve Görev tanımları...

*) Hiyerarşik bir Organizasyon Şeması...


(Ekip içi ve ekip dışı olarak, tüm örgütlenme detaylarıyla
ve “adama göre iş” değil, “işe göre adam” prensipleriyle.)

*) Ar - Ge... Planlama ve Bütçe Çalışmaları...


(Donanımların ve Dökümanların kontrolu.)

*) Periyodik Olağan Değerlendirme Toplantıları...


(Mutlaka belirlenen saatler arasında ve gündemli.)

*) Özel ve Olağanüstü Toplantılar...


(Özel konular için tek gündem maddeli ve yuvarlak masada...)

*) Đnovasyon Çalışmaları... Politikaları... Toplantıları...


Đnovasyon, yaratıcılık + yenilik + değişim + yeniden yapılanma,
sürecidir. Latince “Đnnovatus”tan türetilmiş bir terimdir.
Kurumlara ve topluma fayda sağlayacak; yenilik, değişiklik ve
iyileştirme faaliyetlerinin geliştirilmesini ve bu konularda yeni
yöntemlerin uygulanmasını ifade eder.

87
Yani kısaca, inovasyon; çevremiz’deki, bir amaç için birlikte
olduğumuz insanlara... “Yeter artık, çok oluyorsunuz, yeni yeni
icatlar çıkartmayın.” dedirtilerek... “Eski köy’e, yeni adet’ler
getirmek” tir.
“Beyin Jimnastiği” olarakta niteleyebileceğimiz, inovasyon; her
konuda fikirler’le başlar, araştırma ve bilgiyle gelişir. Planlama,
strateji seçimi, organizasyon ve çözümlerin ortaya konmasıyla
devam eder. Savunulan tüm düşünceler başlıklarıyla yazılır ve
oylanır. Karar verilenler uygulamaya konur.

Neticede hedeflerle ilgili olarak, istenen sonuçlar alınmaya


başlandıkça da, izlemeye ve değerlendirmeye geçilir. Sonra
tekrar yeni fikirlerle baş’a dönülür.
Çok sayıda iyi fikirleriniz olabilir, ama önemli olan bunlardan
hangisinin gelecekte başarılı olacağını bilmektir. Đnovasyon
toplantılarını, başarılı fikirlerin yukarıda kaldığı, bir süzgeç’e
veya bir filtre’ye benzetebiliriz.
Titr ve ünvanların dışarıda bırakıldığı inovasyon çalışmalarında;
olaylara farklı bakmak... düşünceleri net olarak tanımlamak...
tezlerinizi araştırma ve istatistiklerle desteklemek... doğru ve
açık sorular sormak... karşı sorulara hazırlıklı olmak... gerekirse
risk almak... ilişkiler... ve işbirliği... en önemli faktörlerin
başında gelir.

Đnovasyon toplantılarında; katılan tüm üyelerin... hem bireysel


hem de takım çalışmaları sırasında, stratejik hedeflere katkılarını
daha da arttırmak amacıyla... kısıtlamalar, engellemeler olmadan
düşünmek ve yaratıcılığın özgür bırakılması... ön plandadır!..
Đnovasyon tek aşamalı bir faaliyet değildir. Aksine tüm
88
organizasyonu, fırsatları yakalayacak ve hedeflere ulaşacak
şekilde, iç ve dış faktörlerle etkileyen ve de karmaşık
süreçlerden oluşan bir faaliyet türüdür. Dolayısıyla her aşamada
inovasyon yönetimi de dikkatle izlenmelidir.

*) Kararlılık... Đkna Kabiliyeti...

Karar vermek; çeşitli alternatifler arasından bir veya birkaç


tanesini seçmektir. Ve “Her seçim, diğerlerinden vazgeçmektir.”
Bu yüzden enine boyuna düşünerek, hareket etmek gerekir.
Đnsanlar ve gruplar, ancak ikna oldukları ve de benimsedikleri
yönde hareketlerini değiştirirler ve geliştirirler. Đnsanları ikna
edebilmek ise, daha sonra da inceleyeceğimiz şekilde... etkin bir
iletişimle gerçekleştirilebilir. Bu nedenle; başkalarına istenileni
yaptırtma sanatı olan “Yönetim”in, en güçlü aracı iletişim’dir.

Đkna kabiliyeti; konu ve amaçlarımızla ilgili, dikkatli bir şekilde


hazırlanmayı ve karşılıklı görüşmelerle, insanların nasıl karar
verdiklerini anlamayı gerektiren, biraz karmaşık bir süreç…

Đkna yeteneğimizi geliştirmek ise; ortak zeminler de güvenilir


ilişkiler inşa ederek ve savunduğumuz konunun faydalarını
karşı taraflar açısından da destekleyici örneklerle ve mantıkla
değerlendirerek, ve de onların duygularını anlayarak, mümkün
olabilir….

Yani . . . Şöyle;

***************************************************

Bir uçakta Pilot, aniden Hostesleri çağırmış ve demiş ki;

89
“Uçak düşmek üzere, tüm yolculara atlamalarını söyleyin. Şu
anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yakın uçuyoruz. Yardım
çağırdım, ama gecikme olabilir. Yolcular can yeleklerini takıp
atlarlarsa, kurtulma şansları var. Yoksa herkez ölecek!”

Tabii, panik yaratmadan böyle bir şeyi insanlara bir anda


yaptırmak, çok zor…

Hostesler, düşünmüşler taşınmışlar…

Bu durumun; yolculara grup grup, uygun bir dille anlatılması


halinde, başarılı olacaklarına karar vermişler ve ilk olarak
Amerikalı kafilenin yanına gitmişler.

“Sayın yolcularımız, üzerinde bulunduğumuz deniz, Japonların


araştırma laboratuarlarının açıkları… Eğer can yeleklerinizle
aşağıya atlayıp, oraya ulaşırsanız, Japon teknolojilerinin sırları,
sizin olabilir.”

Bütün Amerikalı’lar, koşarak çıkışa gitmiş ve atlamış.

Hostesler sonra Đngilizler’e yönelmiş.

“Sayın yolcularımız, şu anda dünyanın en verimli ve geniş


sömürge toprakları, açıklarında uçmaktayız. Eğer hemen aşağıya
atlayarak, oralara ulaşıp, el koyarsanız, bu topraklar sonsuza
kadar sizin olacak…

Bütün Đngilizler’de büyük bir hevesle atlamış.

Sıra… Fransızlar’a gelmiş.

90
“Bayanlar Baylar, afedersiniz rahatsız ediyoruz. Rica etsek, can
yeleklerinizi takıp, lütfen aşağıya atlarmısınız. Şimdi’den
teşekkür ederiz.”

Fransızlar, “biz teşekkür ederiz” diyerek, sırayla atlamışlar.

Daha sonra, Almanlar’a dönüp, “Atlayın çabuk aşağıya!” diye


bağırmışlar.

Alman kafile “heil” diyerek, sırayla atlamış.

Ve sıra gelmiş Türkler’e…

Hostesler, yan yan bakıp gülümseyerek…

“Siz var ya, Siz!.. Hayatta bu uçaktan atlayamazsınız!!!”

(Ters motivasyon… Bazı hırslı kişiler de işe yarayabilir…)

***************************************************

Şaka bir yana… “Đletişim” düşünce ve mantık’lar arası… “Đkna”


ise… ego’lar arası, ilişkidir…

Ne kadar güzel konuşursanız konuşun, diksiyonunuz ne kadar


iyi olursa olsun, eğer karşınızdakilerin egoları ile uyumlu
değilse… insanlar söylediklerinizi pek kabul etmek istemezler.

Hele hele… her hangi bir çıkarları da olmayacaksa!..

Bu gibi durumlarda… daha önce de belirttiğimiz gibi ısrarcı

91
olmayın, yemin billah etmeyin, üzülmeyin, küsmeyin ve
kesinlikle kimseye taviz vermeyin… Đstemezlerse istemesinler!..

Đkna kabiliyetimizi geliştirmek… tecrübeyle doğru orantılıdır…

Bunun içinde, ilgili konuların en ince teknik deyaylarını dahi


iyice öğrendikten sonra, çevremiz de (Aile, akraba, iş, okul,
arkadaş, komşu, eş, dost, çevre, v.s.) o konuyu paylaşmak ve
etkilemek istediğimiz insanların listeleriyle işe başlamalı ve
onları 3 gruba ayırmalıyız.

1) Sizi pek tanımayan ve inanma yüzdeleri çok düşük olanlar…

2) Sizi tanıyanlar ve inanma yüzdeleri % 50 - 50 olanlar…

3) Sizi çok iyi tanıyanlar ve inanma yüzdeleri yüksek olanlar…

Đkna teknikleri çalışmalarınıza 1. Grup’taki kişilerle başlayın ve


hepsinde de konuya değişik açılardan yaklaşın. Evet deme…
yüzdeleri çok düşük olduğu için, zaten size “hayır” diyecekler
ve de ikna olmayacaklardır.

Ama neticede onlar, hayır dedikçe… hem sizin moraliniz çok


fazla bozulmayacak, hem de belirleyeceğiniz ikna teknikleri ve
yaklaşımları yönünden… Siz de tecrübe kazanmış ve de ileri de
isterseniz… onları da ikna etme şansına sahip olabileceksiniz.

Daha sonra da 2. Grup’la devam edebilirsiniz…

Eğer ilk başta heyecanla, çok inandığınız ve güvendiğiniz 3.


Grup’tan işe başlarsanız… onlar “hayır” dedikleri zaman, o

92
konudaki tecrübesizliğinizden dolayı moraliniz çok kötü bozulur
ve belki de olaya devam edemezsiniz.

Ama konuyla ve ikna yöntemleriyle ilgili tecrübe kazandıkça…


1. Grup’takileri bile, çok rahat ikna edeceğinizden eminim!..

Aslında aldığınız her “Hayır” cevabı, “Size bu konuda Evet!..


diyebilmem için, Bana başka bir sebep söyleyin.” anlamında’dır.
Netice de, bize ve ekibimize katkı sağlayacak ve de ortaya
koyacağımız projelere inanan, güvenen, dostlar’la yola devam!..

*) Konsantrasyon... Ortak Heyecan... (Sinerji)

Kendimizi konuya odakladıktan sonra... çoğu zaman, ne


söylediğinizden mada... nasıl söylediğiniz, çok daha önemlidir.
Ortak heyecan ve aynı amaçta birliktelik, ekibin en büyük
gücüdür. Konsantrasyon bozuklukları yaşamamak kaydıyla...

*) Motivasyon... (Duyguların tatmini.)

Motivasyon, bir işi yapmak için içimizde duyduğumuz en güçlü


istektir... Ve de o işi yapmak için bizi harekete geçiren, zihinsel
ve duygusal olaylarımızın bir bütünüdür.
Motive etmek’de... bir işi yaptırmak için, o işi yapacak insanlar
da, aynı güçlü isteği uyandırmaktır.
“Dünya üzerindeki en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.”
Mahatma Gandhi’nin sözleriyle... “Birşeyin yapılmasını
gerçekten çok istiyorsanız, yalnızca akla ve mantığa hitabetmek

93
yetmez, kalpleri’de harekete geçirmelisiniz!..”
Psikolojik olarak, insanları harekete geçirmek ve birşeyler
yapabileceklerine olan inanç ve güdü’lerini, en yüksek noktaya
çıkartmak için ortaya konan; istek, heyecan, azim, şevk ve
davranışların bütününe motivasyon denmekte... ve latince
“movere” yani “hareket ettirme, hareketlendirme” kelimesinden
gelmektedir.
Motivasyon; olaya inanmak ve inandırmakla başlar, güven
tazelemek ve yetenekleri ortaya çıkarmakla devam eder...
Sonuç’ta elde edilen başarıların takdir edilmesi ve çeşitli
ödüllerdirmeler, motivasyonun en güçlü silahlarıdır.

*) Performans ve Değerlendirme...
Performans; hangi konuda olursa olsun, en basit tanımıyla...
verimliliğin ölçülmesidir. Başka bir tabirle... Performans, kendi
içinde ölçüm seviyeleri olan bir başarı tanımlamasıdır.
Değerlendirme ise; ölçme sonuçlarını, belirli bir ölçüt sistemine
dayanarak... ölçülen nitelikler hakkında, bir değer yargısına
varma süreci olarak tanımlanabilir.
Burada önemli olan;
Neyi? Nerede? Niçin? Nasıl? ve Ne Zaman? ölçeçeğimizdir.
Genel performansda iki önemli detay daha mevcuttur.
1) Bireysel Performans...
2) Kurumsal Performans...

94
Performansları ölçüp, elde edilen verileri bir araç olarak kabul
edip değerlendirerek, amaçlanan hedeflere göre yönetime yön
vermeyi planlayan, “Performans Yönetimi” çalışmalarında baz
alınan performans, Bireysel Performans’tır. Çünkü tüm ekip ve
kurumların başarısı, üyelerinin ve çalışanlarının başarıları ile
doğru orantılıdır ve de ölçülemeyen performans yönetilemez.
Performans değerlendirme sistemleri, bireysel performansı
ölçmeye yönelik olarak uygulanır. Amaç, kurumsal performans
içinde bireysel performansı ölçmektir. Bu nedenle, bireysel
performansın ölçümü ile ilgili olarak belirlenecek kriterler,
bireyin kişisel performansı ile ilgili olduğu kadar, ekibe ve
kuruma olan katkısınıda içermelidir.
Performans değerlendirme formatlarında, kriterler; güvenilirlik,
uygulanabilirlik ve değerlendirme sonuçlarının etkin kullanımı,
en önemli faktörlerdir.

Eğer isterseniz “Karar Vermek” bölümümüz’de ki, “Kişilik


Özellikleri”nden ekibiniz ve projenizle ilgili olanları… gerekli
ilave kriterlerle listeler haline getirip… 1 (en düşük) ve 10 (en
yüksek) arası değerlendirme yaparak… performans ölçümlemesi
yapabilirsiniz…

*) Organizasyon ve Kalite Yönetimi...


Organizasyon’lar; iki veya daha fazla kişinin, ortak bir gaye
için çalışmaları halinde, kendileri ve diğer objelerle aralarındaki
ilişkilerde... en yüksek verimi elde etmek için yaratılan, ahenkli
ve düzenli sistemlerdir.
Kalite; hatasız, eksiksiz ve tam... olarak açıklanmakla birlikte,
genellikle bir ürün veya hizmetin, belirlenen veya doğabilecek
95
ihtiyaçları karşılama kabiliyetine dayanan özelliklerin toplamı...
olarak da ifade edilebilir.
“Kalite” denilince… nedense önce ticari anlamda şirketlerde
uygulanması gereken ürün ve hizmetlerle ilgili bir kavram akla
geliyor…
Halbuki kalite anlayışı, hayatın her evresinde geçerli olabilecek,
uygulanabilecek bir kavram. Bu kavramın odağında da, her
konuda olduğu gibi “Đnsan” faktörü yer almakta…
Kişisel... duygu ve düşüncelerimiz, iletişim kurma ve davranış
şekillerimiz, sorumluluk duygularımız, inançlarımız ve değer
yargılarımız v.s. gibi özelliklerimiz, bizim kişisel kalitemizi
yansıtmakta ve yaşam kalitemizi etkilemektedir.
Đnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biride,
her zaman daha iyiyi arama içgüdüsü’dür.

Kalite de... estetik, standartların üstünde, daha iyi, daha güzel,


daha faydalı gibi tanımlamalar da geçerlidir. Bu nedenle, kalite
dinamik bir kavramdır ve karşılanan her beklenti… “kalite”
kavramını bir ileri aşamaya ve arayışa taşır.

Bu nedenle... Kalite hedefleri “Akılcı” (Smart) olmalıdır!


S pecified; Belirli...
M easurable; Ölçülebilir...
A chievable; Ulaşılabilir...
R eal; Gerçekçi...
T iming; Zamana bağlı...

96
Yönetim; Đnsanların işbirliği’ni sağlama, örgütleme, onları bir
amaca doğru yürütme ve sonuca varma... çabalarının toplamıdır.
*) Hedeflerin belirlenmesi...
*) Planlama çalışmaları...
*) Görev tanımlarının yapılması...
*) Organizasyon şemasının oluşturulması...
*) Đş bölümü, Sorumluluk bilinci ve yetkilerin delege edilmesi...
*) Mevcut güçlerin; etkili ve sistemli bir şekilde kullanılması...
*) Komitelerin tespiti ve gereken desteklerin temin edilmesi...
*) Đletişim, bilgi akışı, raporlama...
*) Denetim ve değerlendirme mekanizmaları... v.s.
Yönetim’in, en önemli unsurlarını oluşturur!..

Her yönetimde, Yönetenler ve Yönetilenler vardır.


Đnsanların toplu olarak yaşadıkları ve çalıştıkları, her zaman ve
her yerde yönetim süreci de vardır. Kişinin yaşam amaçlarının
başında mutluluk ve refah gelir.
Đnsanların mutluluk ve refahı, sınırsız olan ihtiyaç ve arzularının
tatmin derecesi ile doğru orantılıdır. Bu nedenle yönetenler,
toplumsal değerlere önem vermek zorundadır.

Đyi bir yönetimle, ekip halinde çalışmanın yararları ise;

97
*) Đş bölümü ve uzmanlaşma sağlar. Daha az emek kullanımı ile
verim... maksimum düzeye ulaşır...
*) Karar almada etkinlik artar...
*) Kişileri motive eder, güdülendirir. Đnsanların birlikte
çalışmaları, yardımlaşmaları... onların; biyolojik, psikolojik ve
ekonomik eksikliklerini tamamlar ve manevi tatminler sağlar...
*) Üyelerin, bilgi ve görüş alanları genişler...
*) Uygulamada karşılaşılan sorunlar azalır. (Özellikle yönetim
kadrosu tarafından, çağdaş yöneticilik anlayışında son dönemler
de en ön plana çıkan “Yetkilendirme ve Delegasyon”a dikkat
etmek, şartıyla...)
*) Çeşitli karşıt görüşlerin bağdaşması kolaylaşır...
*) Bireylerin ayrı ayrı verimlerinin toplamından, daha fazla
verim sağlanır...
şeklinde sıralanabilir!..
Tabii bunlarla birlikte, hedefe ulaşmak için; anlaşma ve
birleşme sağlamak amacıyla karşılıklı ödün vermemeye,
tartışma halinde kararları geciktirmemeye, aşırı tutucu
baskılardan kaçınarak ekibi bölmemeye, çıkar manevralarına
karşı yönetim boşlukları oluşturmamaya da, dikkat etmek
gerektiğini unutmamak kaydıyla...

Kalite Yönetimi; Bir organizasyonun yönetilmesi ve kontrolu


için, planlanarak koordine edilmiş faaliyetlerin tamamına verilen
ad’dır.

98
Neticede, Yönetim bir ekip işi’dir. Bu ekibin en önemli işi’de;
“Ortak Vizyon”un yol haritasındaki... problemlere, sorunlara ve
olumsuzluklara... çözüm üretmektir.

Yani... hizmet ve üretim sektörlerinde “Sigma” (Latince’den


alınan ve istatistiklerde... en yüksek ortalamalara olan uzaklığı
tanımlamak için kullanılan bir simge’dir) ve “Yalın 6 Sigma”
olarak da tabir edilen... zaman kaybı ve israfın önlenmesi ile
olumsuzlukların net bir şekilde tespiti (Tanımlama... Ölçme...
Analiz... Sürekli Gelişim / Kaizen... Kontrol... Devamlılık) ve de
proje liderlerinin desteği ile hızlı ve emin adımlarla iyileştirme
aşamalarını organize ederek, en az kaynak kullanımıyla . . .
toplam ihtiyaçların karşılanmasına odaklanarak, en iyi sonuca
gitmektir.
Günümüz de… “Süreç Đyileştirme” ve “Süreçler’le Yönetim”
kavramları, “Proje Yönetimi” ve “Toplam Kalite Yönetimi” gibi
uluslararası standartlar’a sahip olan büyük organizasyonlar’da…
“Uzman”… siyah ve yeşil kuşak ekiplerinin desteği ve de yeni
yazılım programlarıyla önemli yerler edinmekte ve de etki
alanları giderek artmaktadır…
***************************************************

6 Sigma’da yer alan… Kaizen ile ilgili, özel bir açıklama...

Japonya’da “değişim” aynı zamanda, çoşku veren bir yaşam


tarzıdır. Değişimler, ani veya kademeli olarak gerçekleşir.
Kaizen felsefesi, Japon yaşam tarzının… aile yaşantısında olsun,
işyerlerinde ve sosyal ilişkilerde olsun… sürekli iyileştirilmesi
gerektiğini söyler.

99
Masaaki Imai… 1930 yılında Japonya’da doğdu. 1986 yılında
yayınladığı…

“Japonya’nın Rekabetteki Başarısının Sırrı… Kaizen”

adlı eseri ile yönetim bilimine… farklı bir boyut kazandırdı…


Japon asıllı bu yönetim düşünürü kitabının hemen başında tüm
alçak gönüllüğüyle şu satırları yazmaktadır…

“Bu kitapta açıklanan bütün fikirlerin bana ait olmadığını itiraf


etmeliyim. Ben sadece, Japonya’da yıllar içinde geliştirilmiş ve
kullanılmış yönetim felsefelerini ve araçlarını bir araya getirdim.

Katkım olduysa, o da tüm bunları… tek ve anlaşılabilir bir


başlıkta... Kaizen… adı altında düzenlemiş olmamdır.”

Kaizen, Japonca “Sürekli Gelişme ve Đyileştirme” anlamına


gelmektedir.

Imai, organizasyonel başarı için kaizen felsefesinin ev, özel ve


sosyal yaşamın tüm alanlarında uygulanmasını savunmaktadır.

Masaaki Imai, Tokyo Üniversitesi’nden mezun oldu.


1957 - 1961 yılları arasında ABD’de Washington DC’de
kurulmuş olan Japon Verimlilik Merkezi’nde çalıştı ve 1961
yılında Japonya’ya geri döndü.

Japon Bilimadamları ve Mühendisler Birliği ile müşterek


çalışmalar ve projeler yürüttü. Halen Japonya’da 1962 yılında
kurulmuş bulunan Cambridge Corporation adlı uluslararası
yönetim danışmanlığı şirketinin yönetim kurulu başkanıdır ve
1996 da 2. kitabı Gambe Kaizen’i yazmıştır…

100
(Gambe… yer anlamına gelmekte… Temizlik, Düzenleme,
Sınıflandırma, Standartlar ve Disiplin ilkeleriyle uygulanan,
sosyal yaşam ve üretim mekan’larının, sürekli iyileştirilmesi.)

Maasaki Imai, organizasyonlar da “Sürekli Gelişme (Kaizen)”


için başlıca şu stratejileri önermektedir:

*) Üst yönetim… amaçları doğrultusunda… Sürekli Gelişim


modelini anlamalı… kavramalı… prosedürleri oluşturmalı…
ve desteklemelidir.

*) Orta düzey yöneticiler… üst yönetim tarafından belirlenen


Kaizen amaçlarını gerçekleştirmeyi hedeflemeli… takım
arkadaşlarının, organizasyon içerisinde oluşacak problemleri
çözme konusunda, bilgi ve becerilerini artırmayı amaçlamalıdır.

*) Bölüm Başkanları… tüm ekip üyeleri ile aralarındaki iletişimi


geliştirmeli ve organizasyon içinde yüksek moral kazanılmasını
sağlamaya çalışmalı ve de onlara rehberlik etmelidir.

*) Ekip üyeleri ve çalışanlarda… organizasyon süresince


çıkacak problemlerin, daha iyi ve daha çabuk çözülmesi için,
çaba göstermeli… eğitim programlarına aktif olarak katılarak,
bilgi ve becerilerini geliştirmelidir…

***************************************************

Ayrıca; diğer stratejik yönetimlerle birlikte, zorunlu hallerde üç


yönetim tarzı daha vardır...

101
Risk yönetimi; “Risk” sözü, genellikle olumsuzluğu çağrıştırır.
Ancak; risk, her zaman olumsuzluk anlamına gelmez. Projelerin
gelişimine olumlu yönde katkıda bulunan risk’lerde vardır.
Bu durumda, konumuzla ilgili olarak “risk”i; projelerin gelişimi
için yapılan çalışmalarda, gerçekleşmesi olasılıklar dahilinde
olan, olumlu veya olumsuz olaylar (Tehditler ve Fırsatlar) dır...
diye tanımlayabiliriz.
Faaliyetlerin daha etkin, sorunsuz ve olumlu yönetilebilmesi
amacıyla...
*) Grup hedefleri doğrultusunda risk faktörlerinin belirlenmesi,
*) Hedeflere ulaşmayı etkileyen risk unsurlarının, olasılık ve
etkilerine göre tanımlanması,
*) Ölçü ve Kontrol mekanizmalarının oluşturulması, görev ve
sorumluluklarının belirlenmesi,
*) Risk unsurları’nın ölçülmesi, raporlanması ve karar
noktalarına ulaştırılması,
*) Karar noktalarının, kuruma entegre olarak görevlerini
yapması,
*) Öngörülemeyen riskler içinde, projede; sadece bu gibi
durumlarda kullanılmak üzere, bir “Acil Durum Bütçesi” nin
ayırılması...
Risk Yönetimi’nin esaslarını oluşturur!..
Hedeflerimize ulaşma yolunda risk yönetimi esasları doğru bir
şekilde oluşturulamazsa... önce “Kaos Dönemleri”... sonra da
“Kriz Dönemleri” gündeme gelebilir.

102
Bu noktada, gelişim ve yaşam mühendisliğinin duayeni Sayın
Ergun Zoga'yı sevgiyle anarak... organizasyonlarda; kaotik,
yani... karmaşa ve kargaşa'ya neden olan… olumsuz, düzensiz,
belirsiz ve karışık durumlarda, “Kaos Yönetimi”nin önemini bir
kez daha vurgulamak istiyorum.

Kaos Yönetimi için, güzel bir örnek olarak... Đstanbul Bilgi


Üniversitesi'nden öğretim üyesi Sayın Kubilay Tuncer'in
deyimiyle...denizde fırtınaya yakalanan bir kaptanın kontrol
edemediği güçlere karşı, (Rüzgar... Dalga... v.s.) gemiyi, rotayı
ve dümeni kontrol etme süreci... gösterilebilir…

Kaos'un, genellikle beklenmeyen durumlarda çıktığı belirtilir


ama, bazı tedbirler "Risk Yönetimi" ile alınabilir. Sonrasında da
“Kriz Yönetimi” vardır.

Sayın Prof. Dr. Acar Baltaş’ın da belirttiği gibi… Kriz, alışılmış


çözümlerin geçerliliği’ni yitirmiş olduğu durumlara verilen özel
bir isimdir. Her kriz… ani ve belirleyici değişimler içeren
dengesiz bir durumu ifade eder….

Evet... Kriz dönemleri özel dönemlerdir. Her kriz dönemi kendi


şart ve kurallarına göre özellikler taşır ve de eldeki değerlere
göre alternatif planlar gündeme gelir.
Durum normale dönene kadar da olağanüstü tedbirler alınabilir,
görev ve yetki değişiklikleri yapılabilir.
Kriz Yönetimleri’nin en önemli işlevi, krize sebep olan ögeleri
düzeltmek ve normale çevirmek, yeniden oluşmamaları için
gerekli önlemleri almak, yedeklemeleri yapmak ve yönetimi bir
an önce devretmek ve de “krizlerden medet uman fırsatçılara,
fırsat vermemektir.”

103
*) Đç Tetkikler ve Denetim Organizasyonu...
(Hedeflere yönelik... raporlama çalışmaları)

Aslında, bu bölümde gördüğümüz, hedeflerimize ulaşmak için


yapmamız gerekenler hamlelerin... özellikle hizmet ve ürün
odaklı, ticari ve sınai sektörler ile Kobi’ler de, her zaman
gündemde olan uygulamalar olduğunu... hepimiz biliyoruz.
Ve hepsi de, uzmanlık gerektiren alanlar... bunu da biliyoruz!
Ancak bunlar... aynı zamanda gönüllü olarak... kişisel ve
toplumsal gelişim’le ilgili her türlü ekip çalışmalarında da...
doğru bildiklerimiz’le... yeterince... yani abartmadan...
uygulama şansı bulabildiğimiz konular...
Dolayısıyla çalışmalarımızın her aşamasında, bu alanlardan
yararlanırken, ekibimizin ve hedef kitlemizin... karekteristik
özellikleri ile projemizin detaylarını da, daima göz önünde
bulundurmak... gerekli ve faydalı olacaktır.
Aynı zamanda bildiğiniz gibi... özellikle kurumsal sosyal
sorumluluk projelerine eğilen tüm büyük şirketler, bu tür
yönetim uygulamalarını zaten kendi kurumsal bünyelerinde
sürekli yapıyorlar...
Onlar’la veya Avrupa Birliği Hibe Programları ile birlikte
gerçekleştirilecek güzel projelerde, mutlaka yararları olabilir...
diye düşünüyorum.

Yalnız bu arada, bunları uygulayan büyük büyük şirketlerde ve


kurumlarda, herşeyin 4 x 4 lük olduğunu da zannetmeyin...

104
Neticede... çözüm odaklı müşteri memnuniyeti için yapılan bu
çalışmaların... Size, yani tüketiciye yansıması önemli!..

Yani, her yıl...


*) ĐSO Kalite Belgeleri, Performans Değerlendirmeleri,
*) 6 Sigma’ları, 8 Omega’ları, CRM’leri,
*) ARD’si, B2B’si, B2C’si, CMMI’si, SCOR’u ile birlikte...
*) Renk Renk... Kuşak Kuşak, şirket içi ve dışı eğitimleri... v.s.
için... kucak dolusu para harcayan Şirket’lerin çoğu...
Ürünleri veya hizmetleri açısından... özellikle rekabet ve
durgunluk dönemlerinde, maalesef hala tüketici şikayetleriyle
boğuşuyorlar...☺

Ayrıca krizlerden de, ne hikmetse en çabuk onlar etkileniyor. (?)

***************************************************
Ve sonuçta... Yaşamda ki en önemli faktör, ortaya çıkıyor...

O da “Đnsan ve Toplum” faktörü!..


***************************************************

105
MĐSYON... VĐZYON... TASARIM...

Đnternet’le ilişkileriniz nasıl bilmiyorum ama, mutlaka bir çok iş


ve sosyal amaçlı web sitelerini inceleme fırsatı bulmuşunuzdur.
Đster kişisel ister kurumsal, ister sosyal, ister ticari, ister küçük
ister büyük çaplı, tüm web sitelerinin olmazsa olmaz bölümü
Misyonumuz ve Vizyonumuz’dur.
Ve... Genellikle de, tamamına yakınında dikkatimizi çeken, şu
çok anlamlı ifadeleri... mutlaka görmüşsünüzdür!

Amacımız;

106
Topluma, etik değerlere, insan haklarına saygılı...
Çağdaş, kaliteli ve sağlıklı hizmetler üreterek...
Entegre bilgi teknolojileriyle...
Çalışanlarımızın veya üyelerimizin...
Müşterilerimizin ve toplumun...
Memnuniyetini ve de mutluluğunu...
Daima ön planda tutarak...
Haksız kazanç veya çıkar gözetmeden...
Sektör lideri veya en güçlü STK olmaya aday...
Bir kurum olarak...
Đnsanlığa ve çevreye duyarlı...
Toplum değerlerine, katmadeğer katan...
Pozitif değerler ve teknoloji üreten...
Ülkemizin;
Ekonomik ve sosyal kalkınmasında söz sahibi olmak... v.s.

Hakikaten güzel sözler değil mi? ☺


Neyse, konumuza geri dönersek...

Misyon...
Daha öncede değindiğimiz gibi, bugün ki değerlerimiz, varoluş
nedenimiz, neler yaptığımız, neden yaptığımız ve üstlendiğimiz
görevler ile varmak istediğimiz hedeflerimize ve amaçlarımıza
ulaşmak için yapmamız gerekenler... şeklinde ifade edilebilir.
107
Değerlerinizi keşfedin ve kullanmayı öğrenin. Duyularınızdan
başlayarak, sahip olduğunuz herşey sizin değerlerinizdir...
Ve... Kişisel Gelişim Uzmanı Sayın Cengiz Eren’in deyimiyle;
“Değer’lerinin farkına varmayanlar... Eyer’lerinin farkına hiç bir
zaman varamazlar.”
Yaşantımızın bundan sonraki bölümünde, eğer daha önceden bu
konuda bir çalışma yapmadıysak, kişisel veya kurumsal olarak
bize yön verecek olan misyonumuzu belirlemekte fayda var…

Özellikle projelerimizle ilgili misyonumuz açısından, dikkat


etmemiz gereken noktalar ise; kararlaştırdığımız misyon…

*) Çalışmalarımızı ve faaliyet alanlarımızı açıkça belirtiyor mu?

*) Kendileriyle, aynı hedeflere doğru hep birlikte yürüyeceğimiz


ekipteki tüm çalışanlar, misyona katkılarını görebiliyorlar mı?

*) Misyon idari değişikliklere rağmen ayakta kalabilir mi?

*) Proje ve planların varoluş nedeni açık mı?

*) Ulaşmak istediğimiz hedefleri net olarak açıklıyor mu?

*) Normal vatandaşlarımıza, mantıklı gelebiliyor mu?

*) Kim olduğumuzu… neyi, kim ve ne için yaptığımızı, ve de


bunun neden önemli olduğunu… cevaplıyor mu?

*) Kaynaklarımızı niye böyle bir çaba için harcadığımız bellimi?

*) Ve varsa diğer önemli özelliklerimizi, ortaya koyuyor mu?

108
Vizyon...

Yaşamak ve yaşatmak istediğimiz geleceğe ait, bize ışık tutan


ve destekleyen değerlerle aydınlanan, soyut bir projeksiyondur...

Ufuk’dur. . . Hedef’dir. . . Ulaşılmak istenen ideal durum’dur.


“Vizyon tasarımları ve çalışmaları” ise... misyon’umuz ile
vizyon’umuz arasındaki yol haritasının, stratejik incelikleridir!..
Bu yol haritasının incelikleri...
Araştırma... Strateji... Planlama... Bütçe... Uygulama...
Değerlendirme... Vizyon’da “ASPBUD” Çalışmaları (ARD)
olarakta nitelendirilebilir!..
Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biride...
Birbirine çok karıştırılan Planlama işin 5 N’sinden dördünü
(Ne, Nerede, Ne zaman, Neden) yanıtlarken, Strateji işin zor
yanına bakar ve Nasıl’ı sorar… Ve de ortaya koyar…

Vizyon, başarı ve strateji konusunda…

Sayın Dr. Yılmaz Argüden’in çok güzel bir yorumu var…

***************************************************“
”Başarı sürekli olarak değer yaratabilmektir…

Değer yaratmada sürekliliği sağlayabilmek ise… hem doğru işin


yapılması (Strateji)… hem işin doğru yapılması (Toplam kalite
yönetimi)… hem de sürekliliği sağlayacak sağlam bir yapılanma
(Kurumlaşma)… ile mümkündür…”

***************************************************

109
Başarı… tek faktör’lü bir sonuç değildir. Daha öncede
belirttiğimiz gibi, kişisel özelliklerden başlayarak… konu ile
ilgili her aşama (Đmaj, bilgi, istek, kabiliyet, maddi kaynaklar,
manevi destekler, tecrübe, v.s. v.s.) başarı için, olması gereken,
ama… tek başına yeterli olmayan aktör’lerdir.

Başarı… kısa sürelide olsa mutlaka insanı mutlu eder. Ancak


sürdürülebilir anlamda başarı, her zaman mutluluk ile iç içe
değildir. Devamlı olarak başarılı olmak için çalışmak ve
başarının peşinde koşmak’ta insanı yorar…

Özellikle de, bu kitaptaki konularımızla ilgili… bireysel veya


kurumsal olarak söylemek gerekirse… önemli olan, sosyal
anlamda mutluluğu ve başarıyı dengelemek, ve de bu dengeyi
sürdürebilmektir…

Daha da önemlisi… başkalarının başarılarından da, mutlu


olmaktır!..

Strateji, kelime anlamı itibarıyla latince yol, çizgi kavramından


ve yönetimin başı anlamına gelen “strategos” den gelmektedir.
Sonuç alıcı hareketlerin… planlaması ve yönetimi… olarak
tanımlanabilir.

Đyi bir strateji için ise…

Geriye doğru düşünerek, ileriye doğru bakmak gerekir…


Stratejik Planlama süreci... bir kişinin, bir ekibin veya bir
kuruluşun; varlık amacını (misyon) ve hedeflerini (vizyon)
belirlenmesi ile başlayan... hem iç dinamikleri hem de dış
faktörleri doğru analiz ederek, kendini ve hayat şartlarını doğru

110
algılaması ile devam eden... güzel bir farkındalık ve “yeniden
tasarım” çalışmaları... şeklinde tanımlanabilir.

Aynen... bir tekne ile deniz yolculuğuna çıkacağımız zaman,


fırtınalardan daha az etkilenmek ve belirlenen zamanda hedefe
varmak için...

a) Yola çıkmadan önce nereden nereye gideceğinizi belirlemeyi,

b) Teknenin bu seyahat için uygunluğundan emin olmayı,

c) Uygun değilse güçlendirmeyi, olmazsa değiştirmeyi,

d) Bir ana rota ile birkaç da alternatif rota çizmeyi,

e) Yeterince malzeme ve yiyecek almayı,

f) Takımın yapacağı işleri iyi öğrenmiş olduğundan ve birlikte


uyum içinde çalışacaklarından emin olmayı,

g) Acil durum ve krizlere hazırlıklı olmayı, hava ve deniz


durumunu mutlaka sürekli takip edip, tahminleri almayı
düşünüp, planlamamız gerektiği... gibi!..

Stratejik planlama sürecinde benimsenebilecek… aşağıdan


yukarıya, yukarıdan aşağıya ve karma olmak üzere üç model
vardır. Model seçimi hedeflerin yapısına ve ihtiyaçlarına göre
saptanabilir ve ileride gerekirse model değişiklikleri de olabilir.
Stratejik planlama, projede görev alan her kademedeki üyelerin
katılımını ve yöneticilerin tam desteğini içeren… sonuç almaya

111
yönelik çabaların bütününü teşkil eder.

Bir stratejik planlama… aşağıda yer alan beş temel soruya verilen
yanıtların yer aldığı bir rehber niteliği taşır…

*) Şu anda neredeyiz?

*) Nerede olmayı istiyoruz?

*) Gelişmemizi nasıl ölçebiliriz?

*) Olmak istediğimiz yere nasıl ulaşabiliriz?

*) Gelişmemize yönelik yol haritamızı nasıl saptayabiliriz?

*) Ve nasıl denetleyebiliriz?

Bu sorulara verilecek yanıtlar... “Stratejik Planlama”nın net bir


şekilde içeriğini oluşturur.

Genellikle stratejilerdeki en önemli yanılgı… amaç ve vizyonu


net olarak belirlemeden strateji oluşturma çabasıyla ortaya çıkar.
Kişisel vizyonuz için tek başınıza karar vermeniz ve isterseniz
bir Vizyoner olarak, çevrenizden amatör veya profesyonel
destek almanız... son derece normaldir...

Ancak; grupsal ve kurumsal vizyonlar’da... katılan tüm


bireylerin düşünceleri ve katkıları gözardı edilmemelidir!..

Đki veya üç kişinin kafa kafaya verip, bir grup veya kurum için

112
oluşturduklarını zannettikleri vizyon veya vizyonlar’a ulaşmak...
Düş Mühendisliğinden öteye geçemez!
Vizyon; tüm grubun ortak bakış açısını yansıtmalıdır.
Araştırmalara dayalı, coşku verici, zorlayıcı ve gerçekçi
olmalıdır. “Yani... Çünkü...Yoksa... Anahtar Kavramları” açıkca
tanımlanmalıdır.

Ve mutlaka... Alternatif bir “B” Planı’da düşünülmelidir.


***************************************************
Bu noktada... “Vizyon Tasarımcıları”nın, vizyonu ise...
Đnsanların... yaş’ları, eğitim’leri, statü’leri ne olursa olsun,
öğrenerek, araştırarak, tartışarak, özellikle aktif bir şekilde
bilim ve teknoloji’den de yararlanarak, kendi kendilerinin,
“Eğitmeni ve Danışmanı” olmalarına yardımcı olmak ve de
etkin bir şekilde, yaşam kalitesini yükseltmektir!..
***************************************************
Kişisel ve kurumsal vizyon konusunda, her zaman hatırımızda
bulunması gereken, bazı “Özdeyişler” ise...
*) “Hayatımız düşüncelerimizle şekillenir. Hayatımızın gidişini
değiştirmek istiyorsak, önce düşüncelerimizi değiştirmeliyiz.”
*) “Kişisel atılımlar, inanç ve düşüncedeki değişimle başlar.”
*) “Bulmak isterseniz... Yeni bir yol mutlaka vardır.”
*) “Düşüncelerimiz... hareketlerimizi...
Hareketlerimiz... alışkanlıklarımızı...
Alışkanlıklarımız... huylarımızı...
Huylarımız da... karekterlerimizi, meydana getirir...

113
Ve karekterlerimiz de... geleceğimize... yön verir.”
*) “Kendimizi, düşüncelerimizle harekete geçirebilirsek,
vizyonumuza doğru yol alabiliriz.”
*) “Hazırlıklı olarak fırsatlarla karşılaşmak, şans dediğimiz
sıçrama tahtasıdır.”
*) “Vizyon’lar, kişisel hırs ve ego’lara göre belirlenemez.”
*) “Grup ve kurum vizyon’larına, tek başınıza ulaşamazsınız.”
*) “Hayatta en zor şeylerden biri, amaçsız insanlarla yaşamak
zorunda kalmaktır.”
*) “Hiçbirimiz, hepimiz kadar akıllı değiliz.”
*) “Başarı, kişinin başlangıç noktası ile ulaştığı yer, arasındaki
olumlu farktır.”
*) “Çözümde görev almayanlar problemin birer parçası olurlar.”
*) “Vizyon’da liderlik... değişim için, ikna etmekle başlar.”
şeklinde sıralanabilir.
Ve Siz... buna dilediğiniz gibi, ilavelerde bulunabilirsiniz!..

Bazı insanlar hayatta hiç başarısız olmazlar, çünkü hiç


birşey yapmaz... hiç birşey denemez... hiç riske girmezler...

Yalnız “Risk” bir denge kavramıdır ve herkezin çapına göre


değişir...
Benim için risk olan şey, sizin için çok sıradan bir şey olabilir...

114
Herkezin sorunları veya problemleri, kendisine göre mutlaka
çok önemlidir...
Ama daha da önemli olan o sorun ve problemlere karşı
girdiğimiz ruh hali ve sergilediğimiz davranışlardır...

Netice de...

Vizyon’unuz... Vizyon’a bakış açınız ile doğru orantılıdır!..

Bu bakış açısında, dikkat edilmesi gereken noktalar ise…

*) Vizyon, ekibin ideal geleceğinin açık ve net bir resmini


yansıtıyor mu?

*) Vizyon ifadesi… ilham verici ve çaba gerektirici mi?

*) Vizyon… hatırlanabilecek kadar kısa mı?

*) Misyon’un yerine getirilmesi ve tamamlanması… vizyon’un


oluşumunu gerçekçi bir hale getirecek mi?

Tasarım...

Misyon ve vizyon kapsamında, hayallerden gerçeğe yönelen


düşüncelerle soyut veya somut bir sonuca ulaşma çabasıdır!..

Her tasarım kendi içinde bir yapıya, ve de... bu yapı arkasında,


bir planlamaya sahiptir.

115
Doğal hayatın dışında, tüm yaşamımızın temelinde tasarımlar
vardır.

Tasarlama... ulaşılmak istenen sonuçlar için, oluşturulacak


yapının organizasyonu ile ilgili, her türlü faaliyeti de içine
almaktadır.

Neticede… bireysel veya kurumsal olarak vizyonlarla ilgili


yapılan bu organizasyonlarda, bizlere önderlik edenler de
“Vizyon Tasarımcıları”dır.

Bazı insanlar…

“Đnsanlar plan yaparmış, Tanrı’da gülermiş.” der’ler…

Bu sözü söyleyenlere ve bu konuda kendilerini haklı görerek,


otobüslere el sallayanlara, zaten söylenecek pek bir şey yok...

Onlar için, sadece… başkalarının yaptıklarını acımasızca


eleştirmek, yerden yere vurmak, küçümsemek ve moral bozmak
önemlidir.

Konu önemli değildir, ortada güzel gelişmeler vardır... başarı


vardır... emek vardır... bunun bir şekilde ortadan kaldırılması
gereklidir...

Tabii, onlar için… inşaat filan yaparken de… zemin etüdüne,


plana, projeye ihtiyaç yok… Felaketler, hep “Takdiri Đlahi”…

Aslında ben, belirli kesimler de yer alan bu tür insanlarla


karşılaşınca soruyorum...

116
“Beyfendi veya Hanımefendi hangi takımı tutuyorlar acaba?”
diye… Hemen atlıyorlar tabii.. “FB… GS… BJK... TS…”

Hangisini tuttukları önemli değil... Herhangi birini coşkuyla


belirttiklerinde de...

“Peki… bu takımlar ne için uğraşıyorlar?

Yöneticiler, Teknik Adamlar, Futbolcular v.s... yağmurda,


karda, çamurda... bu kadar emek, para, pul harcıyorlar?

Taraftarlar tribünlerde... Siz evde, işte, sağda solda v.s de niye


bir yerlerinizi yırtıyorsunuz... Heyecanla maçları seyredip, ünlü
ve ulema yorumcuları takip edip, boşa vakit harcıyorsunuz…

Bu kadar tesisler, transferler, kamp, antenman, maç, taktik v.s.


neden? Hem de “gavur icadı” uluslararası kurallar'la...

Tanrı nasıl olsa kimin şampiyon olacağını biliyor...


Ki… mutlaka biliyor!..

Şampiyon’ları bir şekilde… dünya'nın her yerinde ve her


kupa'da ayrı ayrı vahii veya hidayet yoluyla insanlara bildirir…

Olay biter!..

Hatta bu tebliğ için, belki sizi bile görevlendirebilir…


Sizin, böyle bir görev ihtimalini reddetme lüks'ünüz yok…

Zinhar!... Bundan böyle, takım felan tutmayın. Tanrı’ya karşı


gelmek mi istiyorsunuz? Hem diğer takımlar O’nun değil mi?”
diye… ciddi ciddi konuşunca... Cevap... “Kem... Küm...☺”

117
(Profesyonel futbol’dan kesinlikle hoşlanmıyorum ve halkı
uyutma sanatı olarak nitelendiriyorum ama, onlar başka bir
şey‘den anlamıyorlar...)

Aslında mutlaka… tüm canlılar dünyaya kaderleri ile


birlikte geliyor…

Bu; insanlar için de, hayvanlar için de, bitkiler için de


geçerli...

Anlatmaya çalıştığımız... Đnsanların kaderlerinde etkili


olabilecek iç ve dış faktörleri, daha iyi hale getirebilmek için,
çaba göstermekten vazgeçmemek!..

Yani, Sayın Dr. Ender Saraç’ın deyimiyle...

“Bir elma tohumunu veya çekirdeğini düşünün. O elma ağacı


cinsi’nin nesiller boyunca yaşadığı tecrübeler, o küçücük
çekirdeğin içine kodlanmıştır.

Elma çekirdeği “tüm” olabilme bilgisine sahiptir. Ancak o


çekirdeğin hangi düzeyde bir etkiye maruz kalacağı çok
önemlidir. Örneğin hiç ekilmeyebilir ve sadece çekirdek
olarak kalır.

Veya yanlış mevsimde ekildiğinden fidanlaşamaz, kurur ya da


donar... Veya doğru mevsimde ekilir ama yeterli su verilmediği
veya yanlış toprağa ekildiğin için güdük kalır.

Veya doğru zamanda doğru yere ekilir, yeterli su verilir ama


vitamin verilmediği, aşılanmadığı, böcek ilacı verilmediği için

118
elma verir, ama meyveleri çok lezzetli olmaz.

Veya her türlü emek verilir, en doğru zamanlar da en doğru


bakımı yapılır ve de şahane elmalar verir…

Yani… aynı çekirdeğe farklı düzeyde yaklaşımlar’la, farklı


sonuçlar elde edilebilir!..” diye düşünüyorum...

Kristof Kolomb (Christopher Columbus), Đspanyol gemicilerle


bir gün aynı masada yemek yerken… gemiciler Kolomb’la
Amerika’yı keşfetmek çok büyük bir şey mi, biz de keşfederdik
diye dalga geçiyorlarmış…

(Aslında… Amerikayı keşfettiğini bilmiyordu ya… hikaye bu!..)

Kolomb sataşmalara daha fazla dayanamamış ve masanın


üzerine bir yumurta koyarak… “Hey gemiciler!.. bu yumurtayı
masanın üzerinde dik bir şekilde koyabilecek, biri var mı aranız
da” demiş.

Gemiciler gülerek bundan kolay ne var deyip… başlamışlar


uğraşmaya… ama hiçbiri yumurtayı masanın üzerinde dik bir
şekilde tutturamamış…

Kolomb en sonunda yumurtayı almış ve altını hafifçe çatlatarak


masanın üzerine koymuş…

Gemiciler, bunu bizde yapardık diye, alaya devam etmişler...

Kolomb ise “Yapabilirdiniz… ama, düşünemediniz” demiş!..

119
BĐ DAKKA !

Kitabın buraya kadar olan satırlarını yazdıktan yaklaşık 1,5 yıl


sonra, yani 16.Ocak 2009 da... değerli gazeteci ve pazarlama
stratejileri danışmanı... Sayın Güventürk Görgülü’nün, Dünya
Gazetesinde yayınladığı haftalık köşe yazısını okuyunca...
Daha uzun süre gündemdeki yerini koruyacak olan; gelişim,
misyon ve vizyon konularıyla ilgili, bu kitap üzerine 2 - 3 yıldır
yapmış olduğum araştırma ve çalışmaların yorgunluğu bir anda
üstümden kalktı.
Biraz ekonomi ağırlıklı olsa da düşüncelerini sizlerle burada
paylaşmak istiyorum.
***************************************************
Vizyonunuz gerçekten vizyon mu?
Yoksa sizin için Dilbert’mi yazdı.
Son birkaç yıldır hem özel sektörde, hem de kamu da nereye
baksanız, ne okusanız, nereye gitseniz, karşınıza çıkan bir kaç
kavram var.

Misyon, vizyon, strateji, stratejik yönetim, kalite, performans,


inovasyon, süreç v.s...

120
Bugün hangi şirketin web sitesine girerseniz girin, baş köşede
bir vizyon / misyon tanımı bulursunuz.

Hatta cüssesi biraz büyük olanlar, bunları çerçeveletip merkez


ofislerine ve şubelerine asmayı pek seviyorlar.
Aslında ayrı ayrı cümleler olması gerekirken, birbiri ardına
bağlanmış, bir türlü bitmeyen ve bitmeyecekmiş gibi duran
cümlelerden oluşan vizyon ifadeleri, genellikle şöyle bir akış
gösteriyor.
“Vizyonumuz, şunu şunu şunu yaparak, bunu bunu kullanarak
ama şunlarıda göz önüne alarak, böyle böyle bir şey olmaktır.”
Bu ifadeler o kadar basmakalıp hale geldi ki, internette bunlarla
dalga geçen ve Scott Adams’ın ünlü çizgi karekteri Dilbert’ten
esinlenen “mission statement generafor” ve “vision statement
generator” siteleri bulunuyor.
Peki vizyon ve misyon durumları böyleyken, strateji ve stratejik
yönetim gibi kavramların ne anlamı olabilir? Performans
ölçümü veya kalite nasıl bir değer ifade edbilir?

Prof. Dr.Coşkun Can Aktan, stratejik yönetimi “vizyon, misyon,


strateji ve aksiyon unsurlarını içeren bir yönetim tekniği” olarak
tanımlıyor. Bu kavramlar içinde belki de en önemlisi “Vizyon”.
Çünkü vizyon, bize gelecekteki resmimizi gösteriyor. Daha
doğrusu, gelecek resmi içindeki yerimizi. Bu ikisi arasında ciddi
bir fark var ve vizyon belirleme konusundaki başarısızlık,
genellikle aradaki bu farkı kavrayamamaktan ortaya çıkıyor.
Şirketler vizyonlarını belirlerken, bu işi dilek ve temenni
bazında gerçekleştiriyorlar.

121
Yani bundan “10 yıl sonra şöyle bir şirket olsak ne güzel olur”
dediğinizde bu vizyon belirleme anlamına gelmiyor, işiniz daha
çok dilek ve temenni boyutunda kalıyor.
Vizyonunuzu doğru belirlemek için iki alanda yetkinliğiniz
olması gerekiyor. Birincisi kendinizi, kurumunuzu ve
olanaklarınızı tanımak, ikincisi ise sektörünüzü, pazarınızı, hatta
ekonomiyi iyi bilip, gelecek projeksiyon’unuzu yapabilmek.
Đkinci’den başlarsak; bu, genel olarak dış dünyayı anlayabilmek,
kavrayabilmek anlamına geliyor.
Yani, nasıl bir dünya da yaşıyorsunuz, bu dünya da nasıl bir
ekonomik sistem var, bu ekonomik sistem içinde siz hangi
sektördesiniz, hangi pazarın neresine hitap ediyorsunuz?
Bölge ve ülke dinamikleri neler?
Biraz ağır oldu, ama başlangıç için bu sorulara yanıt
veremiyorsanız, sizin kendinize doğru bir vizyon belirlemenize
pek ihtimal yok...

Bu sorulara, şu andaki verilerle yanıt verebiliyorsanız, artık


gelecek için projeksiyon yapmaya başlayabilirsiniz demektir.
Geleceği belirleyen dinamikler nelerdir? Bundan 10 yıl, 20 yıl
sonra ekonomik sistemde neler değişecek?

Faaliyet gösterdiğiniz sektör nasıl bir şekil alacak? Sizin içinde


bulunduğunuz pazar var olmaya devam edecek mi? Nasıl
değişecek? Ne büyüklükte bir Pazar olacak?

Đşte bu ve buna benzer bir çok soruyu yanıtlamaya başladığınız


da “gelecek resmi” dediğimiz şey netleşmeye başlar.

122
Dijital fotoğraf icat edilmeden önce, siyah beyaz fotoğraf
banyosu yapma şansını kullananlar bilirler...
Agrandizör’ün altında pozladığınız fotoğraf kartını, banyo
havuzuna attığınızda çekilen fotoğraf yavaş yavaş kartın
üzerinde belirmeye başlardı. Đşte aynen onun gibi geleceğin bir
fotoğrafını yaratmanız gerekir.
Tabii, bu sabır ve çalışma isteyen bir süreçtir. Çoğu zaman
yapıldığı gibi kendi kafanızda yarattığınız, kendi geleceğinizin
resmi, bir vizyon değildir.

Siz, kendi kafanızdaki o resimde çok net ve belirgin olsanız bile,


resmin geri kalanı simsiyah veya bulanıksa, kendinizi gelecek
resmi içinde... doğru dürüst bir yere oturtamazsınız.
Vizyon belirliyebilmek için gereken birinci yetkinlik ise, bir
yönüyle daha kolay, bir yönüyle de daha zor.
Orada esas olan kendinizi ve yapabilirlik’lerinizi tanımanız. Şu
andaki durumunuzun, gelecekte nereye evrilebileceğine karar
verebilmek için, kendinizi objektif olarak değerlendirebilmeniz
gerekiyor. Đşin en zor yanı da bu zaten.
Çoğu kişi ve çoğu kuruluş, içinde bulunduğu pazarın fotoğrafını
doğru çekemediği gibi, kendini de objektif olarak değerlendirme
yeteneğinden yoksun durumda.

Sonuç olarak, Dilbert’in misyon ve vizyon ifadeleriyle ne doğru


düzgün bir stratejik yönetim mümkün olabilir, ne de performans
ölçmenin, kaliteyi arttırmanın bir anlamı.
***************************************************

123
HAREKETE GEÇĐŞ... ETKĐ... TEPKĐ... DAVRANIŞ !

Đnsanlar, tüm yaşantıları boyunca “hemen hemen her konuda”


genellikle 3 nedenle, bir şeyler yapmak için harekete geçerler.
1) Arzu ettikleri için. (Đstemek, başarmak, kazanmak, ilerlemek)
2) Mecbur kaldıkları için.
3) Merak ettikleri için...
Belki çok özel nedenler’le de olabilir ama, nedeni ne olursa
olsun, harekete geçmeden önce çıkaracağımız yol haritası hazır
ise kontrol bizde demektir.
Harekete geçtikten sonra da konuyla ilgili, hem kendi hem de
çevremizdeki insanların davranışları ile etki ve tepki dengelerini
izleyerek, konsantrasyonumuzu bozmadan, yaşam yolculuğunda
fark yaratmaya başlayabiliriz.

124
Davranış; Đnsanların, belirli etki ve uyarıcılara karşı gösterdiği
olumlu veya olumsuz tepkidir.
Đnsan davranışlarının temel akışı ise;
*) Bakmak...
*) Görmek...
*) Anlamak...
*) Davranmak... şeklindedir.
Önce, olaylara “Bakmak” gerekiyor. Bakmayı çok kolay bir şey
zannetmeyin. Đnsanların çoğu yanlış yere bakıyor. Ya bakmayı
bilmiyorlar, ya da işlerine öyle geldiği için...
Sonra, baktığını görmek ve gördüğünü anlamak gerekiyor.
Görmek ve anlamak, isteğe ve bilince bağlı...
Doğru davranmak için ise; sorumluluk sahibi olmaya, kendimize
güven duymaya ve cesaret’e, ihtiyacımız olduğu muhakkak...
Đnsanların tepkilerini anlamaya çalışmak; onları izlemek ve
neden böyle davrandıkları konusunda, bir sonuca varmaktır.
Bu izlenceler ve çıkarılan sonuçlar; bizi, etkin bir motivasyon
için en önemli sırlara ulaştıracaktır. Bu sırlarda, ekip üyelerinin,
böyle bir iş’ten sağlayacakları, maddi ... manevi fayda ve
çıkarlarının belirlenmesinde, en önemli faktörleri oluşturacaktır.

Unutulmaması gerekenler;
*) Đnsanlar aynı torna’dan çıkmamışlardır. Her insanın kendine
özgü bir dünyası vardır.
125
*) Tüm insanların, kendilerini diğerlerinden ayıran; kimlikleri,
kişilikleri ve değerleri mevcuttur.
Bunları doğru algılamak, beklentileri saptamak ve ekip’te özgün
yeteneklere göre planlamalar yapmak, “Vizyon Çalışmaları”nın
en temel ilkeleridir.

Đnsanların en çok sevdikleri şey nedir? KENDĐLERĐ . . .


Ve... Đlgi Görmek... Beğenilmek... Ve de... Takdir Edilmek...
“Herkezin Dünyası, Kendi Etrafında Döner!.. Kopernik”

Đnsan ilişkilerinde;
En önemli 5 kelime... “Ben sizi gerçekten kutlamak istiyorum.”
En önemli 4 kelime... “Peki sizin fikriniz nedir?”
En önemli 3 kelime... “Lütfen rica etsem.”
En önemli 2 kelime... “Teşekkür ederim.”
En güzel Tek kelime...“BĐZ.”
Ve... En kötü kelime’nin de...“BEN.”
Olduğunu... asla unutmamak gerekir...

Ayrıca; şu da aklınızın bir kenarında bulunsun!


Belirli bir zaman sonra karşılaştığınız arkadaşlarınızla ileride
ortak birşeyler paylaşabileceğinizi düşünüyorsanız, Onlara... o
anda, öyle olsalar bile;

126
*) Yorgun görünüyorsun...
*) Đyi görünmüyorsun...
*) Ne bu halin, darmadağan olmuşsun, topla kendini...
*) Kesin hatalısın... Çok yanlış yapıyosun...
*) Çok kilo almışsın, çirkinleşmişsin, sana hiç yakışmıyor... v.s.
demeyin!..
Mümkün olduğu kadar ve abartmadan, “Onlara” sizi hoş bir
şekilde hatırlatacak, bir kaç güzel söz söyleyin...
(Güzel sözler, kolay kolay unutulmaz.)
Ama yok!.. Ben doğrucu davutum, Benim içim dışım bir, Ben
adamın yüzüne şak diye söylerim... diyorsanız;
Siz... Ya hiç Kobaş’larda (Küçük ve Orta Boy Aile Şirketleri)
çalışmadınız, ya da hiç aşık olmadınız!
Ülkemizde, % 50 si kuruldukları yıl içinde kapanan, bazı...
Kobaş’ların, 2 maddelik anayasa’ları vardır.
Madde.1) Büyük bir çoğunluğu’nun... limon satarak veya çanta
tipi tezgah açarak, bu günlere geldiği ve Ben... Been... Beeen...
diyerek söze başlayıp... gürleyerek ve kükreyerek... küçük
dağları yaratan... Patronlar, her zaman haklıdır!..
Madde.2) Her zaman haklı olmaktan bıkmayan, patronlar’ın
haksız olduğu çok özel durumlarda da, yine 1.Madde uygulanır.
Đleride... Keşke! dememeniz için, aklınızda bulunsun.
Belki lazım olur!..

127
“Biz”... diyebilmenin en önemli şartlarından biri de... kendimiz
ve beraber olduğunuz insanları çok iyi irdeleyerek; olaylara
bakış açılarımız, duyarlılığımız ve kapasitelerimiz... hakkında
bilgi sahibi olmaktır...
Bu nedenle; ilgi... bilgi... merak... istek... sorumluluk alma... v.s.
gibi konular da... dünya’da genel anlamda ve hemen hemen her
toplumda...

*) “Bilgisiz... Bilinçsiz...”
*) “Bilgisiz... Bilinçli...”
*) “Bilgili... Bilinçsiz...”
*) “Bilgili... Bilinçli...”
Kategorilerinde, “3 Tür Đnsan” olduğunu unutmamak gerek...

1) Bekleyenler. . .

2) Đzleyenler. . .

3) Liderler. . .
Başka bir değişle, yaşamı bir yolculuğa benzetirsek...
“Kaptanlar”... “Yolcular”... ve onlara “El Sallayanlar”!..
Sizden ricam, şimdi lütfen “Lider” olmak mı, yoksa “Đzleyen”
olmak mı, istediğinize karar verin...

“Bekleyen” veya “El Sallayan” olmak için...


kendinizi yormanıza gerek yok!..
“Lütfen rahatsız olmayın.”

128
“Đzleyen” veya “Yolcu” olmak da ise, çekinilecek bir durum söz
konusu değil. Çünkü birçok “Lider ve Kaptan”, çalışmalarına
“Đzleyen veya Yolcu” olarak başlamışlardır.
Aslında her insan... önce kendi hayatının lideri’dir. Bir başka
deyişle... Liderler’de insan’dır... Onlarında, kendilerine göre bir
yaşam düzenleri vardır. Ama... özellikle gönüllü kuruluşlar’da...
ve sosyal sorumluluk projelerinde...

Lider’lik... geleceği görmek demektir.


Lider; sevgili dostum “Liderlik Sanatı” yazarı sayın Kazım
Kocadağ’ın tabiri ile “Liderlik görevini üstlenerek, mevcut,
değişen ve gelişen tüm şartlarda, bir grup insanı, belirlenen bir
hedefe doğru, bilgi, deneyim ve becerisiyle, birlikte ve uyum
içinde harekete geçirerek, amaçların başarıyla gerçekleşmesini
sağlayan kişiye verilen sıfattır.”
“Lider olunmaz, Lider doğulur.” sözü pek gerçeği yansıtmıyor.
Liderlik, öğrenilebilinen ve geliştirilebilen bir olgu’dur.
Liderler, vizyoner olmak ve hedef olarak belirledikleri vizyonu,
beraber oldukları insanlara benimsetmek durumundadırlar.
Yönetici ile Lider arasındaki farklar ise;
Đyi bir “Yönetici” verilen işleri doğru yapar...
“Lider” ise doğru olan işleri yapar!..
Đyi bir “Yönetici” vizyonu takip eder...
“Lider” ise vizyonu yaratır!..
Lider... ekibini, zor bir durumdayken o durumdan çıkarabilir,
Yönetici ise, yetkileri dahilinde ve belirlenen bir disiplin içinde,
hedefleri takip ederek, vizyonun gerçekleşmesine yardımcı olur.

129
Otokratik Liderlik (Otoriter, Emredici, Katı) ile Demokratik
Liderlik (Paylaşımcı, Katılımcı, Teşvik Edici) arasındaki tercih
ise; getirilerine katlanmak kaydıyla, tamamen Siz’e bağlıdır.
Ama; ortama... yerine... projelere... ekiplere ve kurumlara göre...
otokratik ve demokratik niteliklerle birlikte, tamamlayıcı ve
bütünleyici özelliklere de sahip olarak, “Paylaşımcı Lider”
olmak, günümüz de daha da ön plana çıkmaktadır.
Bir Lider olarak, her hangi bir problemle karşılaştığınızda ise
yapılması gerekenlerin;
*) Problemi tanımlamak,
*) Bulguları belirlemek,
*) Sebepleri araştırmak,
*) Çözüm alternatiflerini ortaya koymak,
*) Çözüm planlarını yapmak,
*) Planı yürülüğe koymak,
*) Sonuçları tekrar değerlendirmek...
şeklinde sıralandığını zaten biliyorsunuz!..

Şimdi sıra, Liderlik ve Kişilik deneyine geldi... Ne dersiniz?


Bir boş kağıdın üzerine kacaman (1) rakkamı yazın.
Bu kişiliğinizin sembolüdür.
(1) in yanına bir (0) koyalım.Bu yeteneğinizi sembolize eder.

130
Yetenekli bir kişilik (1) i (10) yapar.
(10) un yanına bir (0) daha koyalım. Bu tecrübedir.
(10) iken (100) olursunuz.
(0) ları eklemeye devam edelim. Başarı... Disiplin... Sevgi...
Eklenen her yeni (0), Kişiliği 10 kat zenginleştirir.
Şimdi baştaki (1) i silin bakalım, geriye ne kalacak?
0000000...
Đşte... Kişiliğinizin, Liderlikteki önemi!

Liderler;
aynı zamanda ve mutlaka, oldukları gibi görünmelidirler.
Hz.Mevlana’nın dediği gibi...
“Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün”
Eğri ağacın, doğru gölgesi olmaz...
Özellikle gönüllü kurumlar da, Lider önemli bir katalizördür…

Đnsanların bir heyecan duymasını sağlayarak, doğru yoldan


gidildiği zaman pozitif geribildirim vererek, düzeltmek için
tehdit ve korkuyu araç olarak kullanarak değil, ikna ederek,
anlatarak, yönlendirerek liderlik yapılmalı diye düşünüyorum.

Bir “Lider”in büyüklüğü, inançlarının derinliği, ideallerinin


yüksekliği, vizyonunun genişliği ve sevgisinin menzili ile
ölçülür. Ancak, bir işi... kendisinden başka hiç kimsenin
yapamayacağını düşünenler, büyük bir yanılgıya düşerler.

131
Lider, vazgeçilmez olduğunu düşünmemelidir. Charles De
Gaulle’ün dediği gibi “Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla
doludur.”
Mevcut bir kuruma seçimle Lider olan kişilerin, en çok
yaptıkları hatalardan biri de, kendilerinden önceki liderleri ve
o kurumu kuran kurucuları ihmal etmeleri ve de onların
yaptıklarını yok saymalarıdır.
Halbuki onlarda aynı heyecanla yola çıkmışlar ve ellerinden
geldiğince o kurum için çalışmışlardı.
Bu yüzden o kurumun geçmişinde yapılanları ve onları bir
köşede unutmamaları gerekir diye düşünüyorum.
En azından eski “Başkanlar”dan oluşturulacak bir “Danışma
Kurulu”, hem yapılacak yeni işlerde bizlere tecrübeleriyle yol
gösterir, hem de atıl olmanın verdiği sıkıntıyla yapacakları,
eleştrilerden ve dedikodulardan sakınmamızı sağlar.
Sürekli kurumlarda, iyi bir liderin unutmaması gereken diğer bir
önemli konu da; görev süresi bitince, kendisininde onların
arasına katılacağını, hatırında tutmasıdır...
Lider; zamanı geldiğinde görevi, insanları bıktırmadan sevgiyle
devredebilecek, olgunlukta olmalıdır.
Sevgili ağabeyim, Kasdav Vakfı Başkan Yardımcısı Đnal
Aydınoğlu’nun deyimiyle de, “20 - 30 yıldır Burada / Şurada
Başkanlık yapıyorum” diye övünenler (yani, egoları boylarından
büyük olanlar... oturdukları koltukların dünyanın merkezinde
olduğunu ve aşiret reisi babalarından hak olarak miras kaldığını
zannedenler...) hiç kusura bakmasınlar... Kendilerinden başka...
bulunmaz ve özel “Hint Kumaşları” da mutlaka var...

132
Yeter ki çeşitli entrikalarla, yollarını tıkamasınlar!..
Tabii, her şeyin olduğu gibi... Liderliğinde bir bedeli var.
Liderliğinizi tamamladığınızda, başarılarınızla ve sevgiyle
anılmakla birlikte; tenkitlere, yorgunluğa ve yanlızlığa karşı
hazırlıklı olmalısınız.
Bir benzetme yapmak gerekirse, liderlik merdiveni’nin üst
basamaklarına çıkarken, size destek veren, elinizden tutan
yüzlere dikkat edin ve onları unutmayın. En üst basamaktayken,
onlara arkanızı dönmeyin. Çünkü, basamaklardan inerken de
genellikle aynı yüzlerle karşılaşacaksınız.
Bu konuda, konuları’nın liderleri olarak, gündem’de ve şöhretin
üst basamaklarındayken çevresine pek bakmayan ve de zamanı
gelip miyadları dolunca’da... eğer “Đmaj, Marka, Tanıtım veya
Halkla Đlişkiler Danışmanı” olarak, bir yerlere gelemedilerse...
insanların ilgisizliğinden şikayet eden; sinema, sanat ve medya
dünyasının ünlülerini’de, hatırınızdan hiç ama hiç çıkartmayın...
Ancak, özellikle içlerindeki, bir çok saygın ve hakikaten şanssız
olanlar için de, elinizden geleni mutlaka yapın!..

Bu noktaya kadar mutabıksak ilk soruyu kendimize sorabiliriz...

“BEN K Đ M Đ M VE NE YAPMAK ĐSTĐYORUM ?”


**************************************************

133
DURUM ANALĐZĐ VE KUVVETLER DENGESĐ !

Bireysel ve toplumsal gelişmeler ile ilgili, sağlıklı çalışmalar


yapabilmek için... Amerikalı ünlü psikoloji ve felsefe bilimcisi
Abraham Maslow’un 1943 yılında ortaya attığı... “Đhtiyaçlar
Hiyerarşisi Teorisi"ne bakmamız, yararlı olacaktır.

Maslow (1908-1970) genellikle 5 veya daha fazla katlı pramit


şeklinde gösterilen bu teorisinde... insanları, sosyal ihtiyaçlarına
göre şu şekilde gruplandırmıştır. (Aşağıdan yukarıya doğru.)

1) Fizyolojik Đhtiyaçlar,

Nefes almak, yemek, içmek, barınmak, hayatını devam ettirme...

2) Güvenlik... Đhtiyaçları,

Aile, iş, güç, hastalık ve yaşlılık gibi hallerde, can ve mal


güvenliği...

3) Ait Olma... Đhtiyaçları,

Sevmek, sevilmek, anlamak, anlaşılmak, yardımseverlik, sosyal


çevre ve bir gruba ait olmak...

134
4) Sosyal Değerler... Đhtiyaçları,

Özgüven, saygı, sosyal statü, başarılı olmak, ön plana çıkmak ve


takdir edilmek, beğenilmek... (Kadınlar ve erkekler açısından
zamparalık da, genellikle “ben neymişim be!... denilen bu
dönemlere rastlar... Konumuz o değil muhakkak... ama yine de
aklınızda bulunsun... ARD)

5) Gelişim... Đhtiyaçları,

Yeteneklerini ortaya koymak, kendini geliştirmek, ideallerini


gerçekleştirmek, topluma katkıda bulunmak, başarmak ve mutlu
olmak...

Bu teoriye göre, her bir madde de belirtilen ihtiyaçların... ortaya


çıkma şartı, bir önceki madde de belirtilenlerin gerçekleşmesine
bağlıdır...

Kim olduğunuzu net olarak bilemem ama, hayattan neler


isteyebileceğinizi aşağı yukarı tahmin edebiliyorum...
Đyi bir yaşam ve daha mutlu bir gelecek için; kariyer, para,
sağlık, iş - aile ve sosyal hayatta başarı, güzel bir şekilde
aranmak, beğenilmek, takdir edilmek ve sevilmek...
Bunların hepsini isteyebileceğiniz gibi bazılarına sahipseniz,
birini veya birkaçını isteyebilirsiniz. Ancak hangisini isterseniz
isteyin, o konuda “mutlaka” önce Siz’in yatırım yapmak
zorunda olduğunuzu hiç bir zaman aklınızdan çıkarmamalısınız.
Örneğin; para kazanmak için, uzmanlık alanınız içine giren
konularda daha çok çalışabilir veya ek iş yapabilir, hatta şans
oyunlarını deneyebilirsiniz.

135
Sağlık için, sigara ve içki’yi azaltıp spora başlayabilirsiniz.

Başarı için, daha çok kitap okuyup, araştırma yapabilir ve


projeler ortaya koyabilirsiniz.
Güzel bir şekilde aranmak, beğenilmek ve takdir edilmek için
ise, aile içinde ve sosyal çevrenizde, önce... Siz bunları
yapabilmelisiniz...
Sevilmek için de önce sevmek gerektiğini zaten biliyorsunuz.
Ancak burada ölçüyü kaçırmamak ve mavi boncukları çok
dikkatli dağıtmak gerektiğini, hatırlatmama gerek yok sanırım.
Çok değerli dostumuz Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Müdürü
Sayın Serpil Güleçyüz’ün, hiç unutmadığım çok güzel bir
sözünüde sizlerle burada paylaşmak istiyorum.

“3 Kuruşluk Đnsanlara, 5 Kuruşluk Değer Verirseniz,


Aradaki Farkı... Siz Ödersiniz.”

Konu hangisi veya hangileri olursa olsun ilk yapılması gereken;


Durum Analizi yapmak ve Kuvvetler Dengesi’ni iyi kurmaktır.

Değerlendirme ölçütleri ise, O konu ile ilgili; Güçlü ve Zayıf


Yönlerimiz ile Avantajlarımız ve Dezavantajlarımızdır.

Swot Analizi...
“Strenghts... Weaknesses... Opportunities... Threats...”

Kuvvetler Dengesi...

136
***************************************************

SWOT / KUVVETLER DENGESĐ AÇILIMI


Güçlü - Kuvvetli Yönlerimiz ...................... Zayıf Yönlerimiz
Avantajlar - Fırsatlar .................... Dezavantajlar - Tehditler
***************************************************
Sorunları tanımlama ve çözümlerin oluşturulması aşamalarında,
swot analizi yaparken kendimize sormamız gereken sorular ise...

Güçlü ve Kuvvetli Yönlerimiz’in saptanmasında...


*) Đyi ve üstün noktalarımız neler?
*) Neleri daha iyi yapabiliriz?
*) Başkaları, güçlü yanlarımız olarak... nelerimizi görmekteler?

Zayıf Yönlerimiz’in saptanmasında...


*) Yalnışlarımız neler? Nerelerde eksikliklerimiz var?
*) Neleri iyileştirmek gerekiyor?
*) Başkaları, hangi konular da... bizden daha iyiler ?

Avantajlar ve Fırsatların saptanmasında...


*) Çevrede negibi ilginç gelişmeler yaşanıyor neler olup bitiyor?
*) Önümüzde duran fırsatlar neler?
*) Fırsatları yaratacak kaynaklar nelerdir ve zamanlamaları?

Dezavantajlar ve Tehditlerin saptanmasında...


*) Önümüzde, ne gibi engeller ve yasal düzenlemeler var?
*) Değişen teknoloji, her hangi bir şekilde bizi tehdit ediyor mu?
*) Finans sorunları varmı? Yoksa hangi durumlarda çıkabilir?

v.s. v.s... şeklinde, konulara göre sıralanabilir!..


137
Bu açılımdaki, zayıf veya kuvvetli değerlerimizi, avantajlarımızı
veya bizi tehdit eden negatif durumlarımızı, çeşitli mazeretlerle
geri plana atmadan, açık seçik net ve gerçekçi bir şekilde ortaya
koymamız gerekiyor...
Daha sonra, güçlü yönlerimizi fırsatlardan yararlanacak şekilde
kullanabilir, zayıf yönlerimizin ve tehditlerin de farkına vararak,
onları güçlü yönlere dönüştürecek stratejiler geliştirebiliriz.

Size insanlar hayatta en kolay ne üretirler diye sorsam!


Her halde cevabınız hazırdır... MAZERET! . .
Birçoğumuz, hayatta bugün hak etmediğimiz bir yerde
olduğumuzu... ve buna da bazı kişilerin hatalarının, sebep
olduğunu kabul ederiz... ve onlara kızarız...
Kızmakta haklı da olabilirsiniz. Ancak kızarken de Aristo’nun
ünlü sözlerini lütfen unutmayın!

“Herkez... herkeze... her şekilde kızabilir... Bu çok kolaydır.


Ama önemli olan... Doğru Đnsana, Doğru Nedenle,
Doğru Zamanda, Doğru Ölçüde ve Doğru Şekilde kızmak...
Đşte bu, hiçte kolay değildir.”
Onun için kolay yoldan sağa sola kızıp mazeret üretmeyi
bırakıp, karşılaştığımız sorunlarla ilgili olarak, kendi birikim ve
tecrübelerimizden de yararlanarak, çözüm üretme yollarını
aramalıyız.
Hata yapmaktan korkmamalıyız, ama aynı hataları da
tekrarlamamalıyız. Hata yapmaktan ve cezalandırılmaktan
korkulan ortamlar da, “girişimcilik ve yaratıcılık ruhu” da pek
barınamaz...

138
Aklımızdan çıkarmamamız gereken düstur ise... her zaman;

Herkez hata yapabilir... Hata yapmak normaldir....

Hatayı kabul etmek’te... bir özellik’tir...


(Hayatımızda, beklediğimiz gelişmeler... istediğimiz gibi
olmadığı zaman, bunun nedeni; genellikle geçmişte yapmamız
gerekenleri zamanında yapmamaktan ve almamız gereken
kararları zamanında alamamaktan kaynaklanır. Bu dönemler
“Hayatımızın Kırılma Noktaları” olarak nitelendirilebilinir...
Aynı fırsatları bir kez daha yakalama şansımız olmayabilir ama
karalar bağlamak ve hayata küsmek’te çözüm getirmez...
Neticede hataları tespit etmek ve nedenlerini net olarak ortaya
koyabilmek, en önemli özelliktir. Çoğu insan... kolay kolay
hatasını kabul etmez, kabul etse bile... bunu açıklayamaz,
kendince bir sürü mazeretler üretip... hatayı başkalarında arar...
Gerekirse kendinizden veya ilgili kişilerden özür dilemekten
çekinmeyin. Ve de bu erdeminizi, çevrenize de gösterin...)
Hatayı telafi edebilmek ise, güzelliktir...” şeklinde olmalıdır.
Bir yerde... yediğimiz kazıklarla doğru orantıda olmakla birlikte,
Oscar Wilde’nin dediği gibi...
“Tecrübe; herkezin hatalarına verdiği isimdir”.

“Zayıf Yönlerimiz” azalmaya başladıkça, “Güçlü Yönlerimiz”


aynı kalsa bile (Ki, böyle olması daha iyi bir tercihtir. Sadece
güçlü yönlerimizi arttırmaya çalışırsak, zayıf yönlerimiz’de bir
şekilde kendiliğinden çoğalacaktır...) “Kuvvetler Dengesi”
bizim lehimize olacak... ve “Đbre” isteğimiz yönde... net
açılımlar’la... ilerlemeye başlayacaktır!..

139
Bu nokta’da; kararsızlıktan kurtularak stratejilerimizi belirlemek
ve kendimize uygun şartları oluşturarak harekete geçmek, bizi
başarıya ulaştıracaktır.
Başarı, “önceden belirlenen hedeflere, aşama aşama ulaşılması”
şeklinde tanımlanabilir. Başarı da bir süreçtir...
Büyük önderler, mucitler, sanatçılar ve bilim insanları,
hedeflerinden vazgeçmedikleri için başarılı olmuşlardır.
Hepsinin ortak özelliği ise; kendilerine olan güvenleri, olumsuz
koşullara olan dirençleri, vizyon sahibi olmaları ve hedeflerine
olan inançları’dır.
(Edison’nun ampulü icat edene kadar, 3.000 den fazla deney
yaptığı, bilinen bir gerçek...)

Bu özellikler içinde “Şans” da olması lazım... diyorsanız, şu


hikaye de... yine aklınızın bir kenarında bulunsun!..
***************************************************
Bir iş adamı’nın işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir
zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen, şimdi büyük
olan sadece borçlarıydı...
Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir
sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış
yolu bulamıyordu...

Nefes almak için dışarı çıktı ve parka gitti. Bir banka oturdu,
başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını
düşünmeye başladı...

140
Tam bu sırada birden… önünde, yaşlı ve babacan tavırlı bir
adam durdu. Ve…

“Çok üzgün görünüyorsunuz. Sizi rahatsız eden birşeyler olduğu


belli. Benimle paylaşmak istermisiniz?” diye sordu.

Đşadamının hikayesini ve yakınmalarını dinledikten sonra da…

“Sana yardım edebilirim” dedi. Çek defterini çıkardı.


Đşadamı’nın adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki verirken de
şöyle dedi. “Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada
buluştuğumuzda, bana olan borcunu ödersin. Hadi al” dedi.

Ve yaşlı adam, geldiği gibi hızla kayboldu.

Đşadamı elindeki çeke baktı. Çek’te 500.000.- Dolar yazıyordu


ve imza ise John Rockefeller’e aitti, yani o gün için dünyanın en
zengin adamına.

“Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim” diye düşündü. John


Rockefeller’e ait bu çekle her şeyi o an için çözebilirdi.

Ama, çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına


kaldırdı. Onun kasasında olduğunu ve dilediği zaman paraya
çevirebileceğini bilmenin güveniyle ve de yepyeni bir
motivasyonla, işine tekrar dört elle sarıldı.

Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı…

Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. Đyi yapılan işler, yeni


işleri doğurdu. Birkaç ay sonra da tekrar işlerini yoluna
koyabilmişti…

141
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para
kazanmaya bile başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu.
Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti ve
kararlaştırdıkları saatin gelmesini beklemeye başladı.

Vakit geldiğinde, yaşlı adamın hızla kendisine doğru gelmekte


olduğunu gördü.

Tam ona çekini geri verip, başarı öyküsünü paylaşacakken, bir


hemşire ve hasta bakıcı koşarak geldi ve adamı yakaladı.

Hemşire “Onu bulduğumuza çok sevindim, umarım sizi rahatsız


etmemiştir” dedi. “Çünkü bu bey ara ara hastaneden kaçıp, bu
parka geliyor. Herkeze kendisinin John Rockfeller olduğunu
söylüyor” diye ekledi. Hemşire ve hasta bakıcı, adamın koluna
girip onunla birlikte uzaklaştı.

Đşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu.


Tüm bir yıl boyunca, kasasında yarım milyon dolar olduğuna
inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı. Birden, hayatının
akışını değiştiren şeyin para olmadığını fark etti. Hayatını
değiştiren, yeniden kendisine duyduğu güven ve inançla yaptığı
yeni planlamalardı.

***************************************************

Tabii hayal bile olsa, bu hikayedeki güvenceye sahip olmak her


zaman mümkün değil, ama başarının sırrı; kasamızda duran
değil, kendi kalbimiz’de ve kafamız’da… olanlar’dır.

Başka yerlerde aramaya gerek yok!..

142
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

143
20. 08. 2008 !

Oğlum!.. Baba, kitap nasıl gidiyor? Baskı ne oldu? diye sordu.

Tarihe dikkat ! (2008 / 2008) (1/1)


(Ama 1.GÜN geçen yıl’dı. 2007 / 2007)

Kendisi, tarihlerin pek farkında değildi ama, ben dondum


kaldım. Herkeze “Vizyon Stratejileri ve Sosyal Sorumluluk
Projeleri” konularında ahkam keserken, neredeyse 6 - 7 ay’dan
bu yana, “Afedersiniz...” ile ilgili birkaç düzeltme ve not dışında
bir şey yazmamış ve araştırmalarımın haricinde bilgisayarın
başına, pek oturamamıştım...

144
Eylül 2007 de evimizi değiştirmiş ve Suadiye’ye taşınmıştık. O
harra gürranın içinde bir de, sabahtan öğlene kadar bir Dernek’te
daha danışmanlığa başlamıştım, öğleden sonra da 2005 dan beri
çalıştığım şirketler’deki işim devam ediyordu... Cumartesi’leri
de Kasdav’da “Yaşam Kalitesi ve Vizyon Stratejileri” aynen...

Nasıl mazeterler ama...


Neyse... Dilerseniz buraya kadar yaptığımız çalışmalarımıza
devam ederken... Ülkemizin bazı gerçeklerini’de gözönüne
çıkartıp, hep birlikte masaya yatıralım... Buyrun!..

Hayatım boyunca, trafik ile “Yaya veya Yolcu” olmak dışında,


hiç bir ilişkim olmamıştı. Kitap yazımına ara verdiğimi
belirttiğim süre içinde, bu ilişkilerime birde “Sivil Toplum
Kuruluşu” açısı... ilave oldu.
Đyi ki de olmuş... Đnsan her yaşında yeni şeyler öğrenebiliyor ve
öğrendiklerine deneyimlerini katarak, yepyeni ve yararlı projeler
üretebiliyor.

Danışmanlığını yaptığım ve Onursal Üyesi olmaktan büyük


mutluluk duyduğum, Dernek;
“TRAFĐK MAĞDURLARI YARDIMLAŞMA VE
DAYANIŞMA DERNEĞĐ”.
Trafik kazaları, için tam anlamı ile insanların en zor
ürettikleri şey olan . . .
ÇÖZÜM !.. üretmek üzere kurulan bir Dernek...

145
Dernek, bir gazete haberi üzerine tesadüfen tanıdığım trafik
mağduru Dernek Yöneticileri; Başkan Sayın Ahmet Yarar
(Đngiltere’de, Đngiliz Hükümeti adına tercümanlık yaparken,
geçirdiği trafik kazası sonrasında işitme kaybı ve konuşma
zorluğu ile yaşamına devam ediyor) , Derneğin Fahri Başkanı
Sn. Mehmet Dost (Đngiltere’de çalışırken tatil için geldiği
Eskişehir’de, kaldırımda karısı ile birlikte yürürken, minibüs
çarpması sonucu eşini kaybediyor.) ve diğer kurucu Yönetim
Kurulu Üyeleri ile Benim Danışmanlığımda...

Ekim 2007 de kuruldu...


Beni en çok etkileyen amaçlarının başında da; Türkiyenin birçok
yerinde hergün meydana gelen binlerce trafik kazalarında,
yaralanan, sakatlanan ve hayatını kaybeden insanlara ve onların
yakınlarına hiç bir karşılık beklemeden yardımcı olmak ve
% 100 ücretsiz danışmanlık hizmeti vermek... geliyordu.

Sadece 2007 yılı istatistiklerine göre, 750.000 Kaza’da 150.000


Yaralanma ve Sakatlanma ile 5.000 Ölüm...
Tabii bu “Ölüm” sayısı, “Kaza Tespit Tutanakları”nda belirtilen,
kaza anındaki sayı...
Önce yaralanıp sonra ölenler, malesef kayıtlarda hala daha...
yaralı olarak gözüküyor.

2008 yılı başında Trafik konusuna dikkat çekmek için Sayın


Cumhurbaşkanımızın himayelerinde oluşturulan ve Dernek
olarak bizimde yer aldığımız “Trafikte Hayat Kurtarma...
Platformu”nun adına dikkat ederseniz ne demek istediğimi
çok daha iyi anlarsınız...
146
www.trafiktedikkat10binhayat.com

147
Yukarıdaki amblemler arasında logo’larını gördüğünüz
otomotiv şirketleri, trafik konusunda elle tutulur “Sosyal
Sorumluluk Projeleri” olup, bunu hayata geçiren ve devam
ettirenler… 2. Sıradaki sağ boşluğa da “ISUZU” logosu gelecek.

(Neden mi ? Az Sonra.)

148
Trafik sektöründe yer alıpta, bu sektörden kazanç sağlayan,
diğer Otomotiv, Akaryakıt, Lastik, Akü, Otomotiv Yan Sanayi
ve Sigorta Şirketleri’ni bir düşünün…
Kendi çaplarında bir şeyler yapanların dışında…ister istemez,
insanın aklına... Toplumsal sosyal sorumluluk projelerinde,
Neredeler ? diye sormak geliyor ya, Neyse…

T R A F Đ K T E D Đ K K A T 10 B Đ N H A Y A T ! . .
Trafik kazaları ve sonrasında çok büyük rant’lar olduğunu
olayın içine girdikten sonra öğrendim.
Ayrıca bu rant sadece karayolları’nda değil, tüm deniz ve hava
kazalarında da geçerli. Kasım 2007 deki Isparta uçak kazasından
sonra rahmetli olan bir Profesör’ümüz için ABD den Türkiyeye
üşüşen ve % 33 le çalıştıklarını resmen açıklayan Hasar / Kaza
Tespit ve Tedbir Büroları; “Kariyer”in de çok önemli olduğu
Aktüerya (Risk, Hasar, Sigorta Matematiği) Hesabında, Sayın
Profesör Doktor için 2.000.000.- , hatta 3.000.000.- USD
tazminat’tan bahsediyorlardı...
Ülkemizde bu tür çalışmalar için bir kurumlaşma olmadığından,
işini doğru yapan Kişi ve Kuruluşları tenzih ederek; Sigorta ve
Sosyal Güvenlik Kapsamındaki Kaza’larda... Tedavi Giderleri,
Destekten Yoksunluk, Yaralanma, Daimi Sakatlalık (%) ve
Ölüm Tazminatları gibi konularda, nereye / ne şekilde
başvuracağını bilmeyen “Kazazedeler”in, bu tür işlerle iştigal
eden kişilerin insafına terk edilerek, yaşadıkları büyük
sıkıntılara da, çok yakından şahit oldum.
Sürücü (8 / 8) kusurlu olsa dahi, yolcu konumundaki 1 kişi için
ölüm tazminatı 2008 yılı için 80.000.- / 90.000.- USD civarında
olduğu göz önüne alındığında ortada dönen rakkamları Siz

149
düşünün. Bazen aynı aileden 2 - 3 kişi vefat ettiğinde ise geride
kalan veya kalanlar, tazminat olarak ciddi bir servet sahibi
olabiliyorlar... (Güvence Fonu Genel Müdürü’nün açıklamasına
göre, 2009 da... ölüm halindeki rakkam 1 kişi için 150.000.- TL
idi. Tabii, yaşanan acıları telafi eder mi ? Bilinmez...)
(Dernek olarak, gerekli yasa değişiklikleri ve kanun tasarıları
için T.B.M.M./STK Ortak Çalışma Gruplarına ve Başbakanlığa,
Meclis Başkanlığı’na, ilgili Bakanlık’lara ve Alt Komisyonlara
ve de 550 Milletvekili’mize Dosyalarımızı takdim ettik.)
Bu arada; inşallah başımıza hiçbir zaman gelmez ama, trafik
kazaları açısından... 2918 sayılı Trafik Kanunu’nu en azından
internetten okumakta çok büyük yarar olduğunu belirtmeden
geçemeyeceğim.
Bununla ilgili olarak Derneğin internet sitesinde aşağıdaki
duyuruyu hazırladık...
***************************************************

SAYIN VATANDAŞLARIMIZ

2918 SAYILI TRAFĐK KANUNUNU


MUTLAKA OKUYUNUZ!..

KAZASIZ GÜNLER DĐLEĞĐYLE . . .

Herhangi bir Trafik Kazası sonrasında, bir Hastaneye (Özel


veya Devlet) gittiğinizde veya getirildiğinizde, Size veya
Yakınlarınıza (2918 nolu yasayı bilmediğiniz zannedilerek),

150
“Yapılacak Müdahele ve Tedavi Ücretlerini Ödeyeceğinize
dair, Şu Belgeyi Đmzalayınız.” teklifi ile karşılaşabilirsiniz.

Ancak; Sizde, bu form’un altına, “Bu Belgeyi


Đmzalamazsam, Bana Müdahele Edemeyeceğinizi ve
Tedavimin Yapılamayacağını” yazın ve imzalayın! dediğiniz
anda…

HASTANENĐN BÜTÜN ĐMKANLARI SĐZĐN ĐÇĐN


SEFERBER OLACAKTIR.(*)

Trafik kazası sonucu yaralanan ve hastaneye kaldırılarak


tedavi altına alınan Kazazedelerin, 2918 sayılı kanuna göre
tedavisi için, hiçbir ücret ödememesi gerekiyor.

(Madde: 98 ve Madde: 108)

Yönetmeliğe göre, Hastane Acil Servisi, kendisine gelen


Kazazede’nin maddi durumuna, sosyal güvencesi olup
olmadığına ve hastanın özelliklerine bakmadan, gereken
tedaviyi ve müdahaleyi herhangi bir ücret talep etmeden,
yapmak zorunda.

Bu tedavi sonucu oluşan masraflar ise; “T.C.Sağlık


Bakanlığı Karayolları Döner Sermaye Đşletmesi” tarafından
karşılanmaktadır. (Madde: 08 Sağlık Bakanlığı)

HASTANELERĐN BU MADDELERDEN BĐHABERMĐŞ


GĐBĐ, VATANDAŞ’TAN PARA TALEP ETME
HAKLARI YOKTUR.

***************************************************

151
Ayrıca; daha sonra Sosyal Güvenlik Kurumları, Sigorta
Şirketleri, Motorlu Taşıtlar Bürosu (Yabancı plakalı araçlar için)
ve Trafik Garanti Fonu Güvence Hesabı... nezdinde yapılması
gerekenler hakkında da... bilgi sahibi olmakta yarar var.

***************************************************
Bu arada... başka herhangi bir sağlık probleminiz için (Acil
servislerde sunulan sağlık hizmetleri; Yoğun bakım hizmetleri...
Yanık tedavisi hizmetleri... Kanser tedavisi... Radyoterapi...
Kemoterapi... Radyo izotop tedavisi... Yeni doğan sağlık
hizmetleri... Organ doku ve hücre nakilleri... Doğumsal
anormallikler için yapılan cerrahi işlemler... Diyaliz tedavileri...
Kardiyovasküler cerrahi işlemleri... v.s.) 01. Ekim. 2008
tarihinden itibaren yine “Özel” veya “Devlet” Hastaneleri’nin
acil servislerine başvurduğunuzda, Sizden ödeme talep etmeleri
söz konusu değil!..
Bir şekilde ödeme yapmış olsanız bile, paranız T.C.Sağlık
Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Đl Müdürlüğü
tarafından geri ödeniyor. (Ödemeler... “Yerel Yönetimler”
tarafından, ilgili kurumlara yapılacakmış... Yerel seçimler
öncesi politik bir strateji olabilir ama, önemli olan ihtiyaç
sahibi vatandaşımızın yararı...)
***************************************************
Bu duyuruların açıklanmasından 1 - 2 yıl sonra dahi... bir çok
mail gruplarında ve forumlarda yayınlanıyor olmasına... ve de
vatandaşlarımızı bilgilendirmek için, vermek istediğimiz
mesajlara... televizyon dizilerinde (Melekler Korusun - Show
Tv... v.s.) yer verildiğine, şahit olunca... ne kadar doğru
çalışmalar yaptığımıza... bir kez daha inandım.

152
Derken; 2007 yılı sonlarına doğru Basın’da bir açıklama
dikkat çekmişti...
“Trafik Güvence Fonu Hesabında 110 Trilyon Birikti . . .
Ancak! Alan Yok.”
Açıklama “Türkiye Sigorta Reasürans Şirketleri Birliği” Genel
Sekreteri tarafından yapılıyordu ve bu fon 1991 yılından itibaren
rahmetli Cumhurbaşkanımız Sn. Turgut Özal’ın, Başbakanlığı
zamanında çıkarılan “Zorunlu Trafik Poliçeleri”nden kesilen
% 1 - 2 lik paylardan oluşuyordu.
Bu fon’dan yararlanmak için, trafik kazasının; faili meçhul
olması, trafik poliçesinin olmaması, poliçe yapan sigorta
şirketinin kapanmış olması v.s. gibi... şartlar gerekiyor.
Aslında; Devletimiz (T.C. Başbakanlık Sosyal Dayanışma ve
Yardımlaşma Vakıfları başta olmak üzere...) bir çok konuda
olduğu gibi, Yerel Yönetimlerle birlikte rehabilitasyon ve sosyal
yardımlar gibi konularda da, üzerine düşeni yapıyor ve yapmaya
çalışıyor... Dernek’te köprü vazifesi görüyor.
CNN Türk de, Cumartesi günleri (2009’da) yayınlanan “Bakış”
programında ki “Güvence Fonu” bölümleri, Güvence Hesabı
Müdürlüğü vasıtasıyla, halkımızın bu konuda bilinçlendirilmesi
açısından, bunun en güzel örneklerinden biri...
Teknik detaylara daha fazla girmeyeceğim, ama; bu konuda
Ülkemizde o kadar çok desteğe muhtaç insan varki... Hele hele
Trakya ve Anadolu’nun ücra noktalarında...
(Yaşamayan... bilmiyor!)
Dernek ve Gönüllü Üyeleri... trafik kazalarından sonra, tedavi
giderleri ve destekten yoksunluk tazminatları gibi konularada,

153
100 - 150 trilyonluk pastadan haksız pay kapmak isteyenlere
karşı... hiç bir karşılık beklemeden insanlara yardımcı olmakla
birlikte, trafik kazalarının olmaması için de projeler üretiyor ve
eğitim çalışmaları yapıyor...
Benim’de yer aldığım bu projelerin başında da sanal adıyla
“Türkiye Kaza Noktaları Şampiyonası”... resmi adıyla ise...
“Yola Dikkat Yaşasın Hayat” isimli Ulusal bir Proje geliyor.
Dernekte yaptığımız ekip toplantılarından birinde, istatistikleri
incelerken ölümlü kazaların daha çok şehirler arasındaki
yollarda meydana geldiği (% 65) gerçeğinden hareketle,
T.C.Karayolları Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yeralan
“Kaza Kara Noktaları” haritasına yoğunlaştık.

Karayollarımızın önemli kavşaklarında yer alan bu 150 Nokta


(29.Temmuz.2008 de Ankara’da T.C.Karayolları Genel
Müdürlüğünde ve daha sonra Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı

154
Köşkünde yaptığımız brifingler’de, Karayolları Trafik Şube
Müdürlüğünce açıklanan nokta sayısı) belliydi. Harita, Resmi
Devlet Kurumunun internet sitesinde yeralıyordu. Đnsanlar her
gün bu noktalarda yaralanıyor, sakatlanıyor ve ölüyordu, ama bu
konuda pek birşey yapılmıyordu... (Uzun vadeli, ihalelere dayalı
iyileştirme çalışmaları hariç.) Tabii bu noktalar iyileştirilene
kadar daha kaç can alır tahmin etmek imkansız değil... Yaklaşık;
(Yıl x 5.000 Ölüm) + (Yıl x 150.000 Yaralı) . . . Ne olacak ki?
Ayrıca, 01.12.2008 tarihli Milliyet Gazetesi’n de
(www.milliyet.com.tr) “Bayramda Trafik Kazalarına Dikkat”
başlığı ile uzun Kurban Bayramı tatili öncesi, TŞOF Türkiye
Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Başkanı Sayın Fevzi
Apaydın’ın açıklamalarına dayanılarak verilen haberde...
güzergahları da belirtilerek, bu tür “Kaza Kara Noktaları”ndan,
Ülkemizde 500 tane olduğu ve bunlardan 150 ila 300’ünün acil
olarak çözüm beklediği, özellikle vurgulanıyordu.

Birşeyler yapmalıydık...
Sürücüleri bu noktalardan haberdar etmeliydik ve insanları
uyarmalıydık...
Çünkü; kimse seyahate çıkmadan önce internetten bu haritayı
inceleyip bilgi alamıyordu. Bırakın Km ve Kavşak bilgilerini,
güzergahlar bile haritada belirtilmemişti. Belki de buna teknik
olarak imkan yoktu ya... Neyse!
Ve... Proje, tüm Ekibin katılımıyla oluşmaya başladı...

Đlk aşamada, bu noktalara özel “Yapıt” şeklinde “Kuleler”


yaptırılacak ve Sürücüler, bu noktalara yaklaşırken... özel
tabelalar’la uyarılacaktı!..

155
(Dikkat !.. Kaza Bölgesi... 1 Km.)
(Dikkat !.. Kaza Noktası... 500 Mt.) gibi...
Daha sonrada, her nedense uluönder Atatürk’ümüzün
önderliğinde Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana 10 yılda
ülkemizi demir ağlarla ördüğümüz Demiryollarımız dururken,
yavaş yavaş karayollarımızın ve “Kaza Noktaları”nın iyileştirme
çalışmaları için ilgili Kurumlara gerekli baskılar için kamuoyu
oluşturulacaktı.
Proje Dosyamızı tüm detaylarıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanununu ve Yönetmeliklerini inceleyerek ve de Avrupa Birliği
Sivil toplum Kuruluşları Kriterlerine... göre hazırladık.
Fahri danışmanlığını yaptığım, Avrupa Birliği kriterlerine
göre faliyetlerini sürdüren “STGM Sivil Toplum Geliştirme
Merkezi”nce de belirtilen bu kriterler;
Dernekle ilgili; isim, adres, telefon ve fax numaraları, web
sitesi, e - mail adresi, vergi dairesi ve vergi numarası, Başkan,
Yönetim Kurulu ve Proje Koordinatörü iletişim bilgileri ile . . .
*) Projenizin veya Kampanyanızın Adı ?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Amacı ?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Hedef Kitlesi ?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Başlangıç Tarihi ?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Bitiş Tarihi ?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Sloganları ?
*) Bu Sloganları Nasıl Ürettiniz?
156
*) Projeniz veya Kampanyanız kapsamında hangi iletişim
araclarını, nasıl kullandınz? (Logo, afiş, broşür ve el ilanı,
pankart / banner, çıkartma, fotoğraf, illustrasyon, bülten - dergi,
promosyon ürünleri, web sitesi, görsel / işitsel ürünler?)
*) Projeniz veya Kampanyanız için hangi medya araçlarını nasıl
kullandınız? Hangi medya kuruluşları ile nasıl iletişim
kurdunuz?
*) Projenizin veya Kampanyanızın tasarım aşamasından
uygulama sonrasına kadar, gönüllü, profesyonel görev
dağılımını nasıl yaptınız?
*) Projenizin veya Kampanyanızın bütçesini nasıl hazırladınız?
Öz kaynaklarınızı nasıl değerlendirdiniz?
*) Projeniz veya Kampanyanız için sponsorluk ya da kurumsal
sosyal sorumluluk ilişkilerini nasıl kurdunuz?
*) Projenizin veya Kampanyanızın Sözleşme örneği?
*) Projenizin veya Kampanyanızın izleme ve arşivlemesini nasıl
yaptınız?
*) Projenizin veya Kampanyanızın tasarlama, hazırlama,
yürütme ve izleme süreçlerinde ne tür sorunlarla karşılaştınız,
sorunları nasıl çözdünüz?
*) Projenizin veya Kampanyanızın sonuçlarının
sürdürülebilirliğini sağlamak için herhangi bir çalışma yaptınız
mı?
*) Projenizin veya Kampanyanızın başarısını nasıl ölçtünüz ve
nasıl değerlendirdiniz?

157
*) Bugün, aynı projeyi veya kampanyayı yeniden yapsanız neyi
farklı yapardınız?
*) Proje veya Kampanya sürecinden nasıl dersler çıkardınız?
*) Projenizin veya Kampanyanızın bir sorunu çözdüğünü ya da
bir yenilik getirdiğini düşünüyor musunuz?
*) Projenizin veya Kampanyanızın genişleme potansiyeli varmı?
*) Projeniz veya Kampanyanız sürdürülebilir mi?

şeklinde idi ve hepsi de olumlu cevaplarıyla hazırdı...


Proje’yi, Cumhurbaşkanlığı’na takdim ettik. Çok beğenildi ve
medya Projeye geniş yer verdi.
Derneğe teşekkür ve kutlama yazıları gönderildi.
Proje, kara mizah adıyla “Kaza Noktaları Şampiyonası” olarak;
Hürriyet, Milliyet, Posta, Cnn Türk, Haber Türk, Otomobil
Dünyası, Demir Bükey Đleri Sürüş Teknikleri.com da yer aldı.

***************************************************

“Hürriyet Gazetesi - Oto Yaşam” Editörü…


Sayın Emre Özpeynirci'nin haberi... 27. 02. 2008

Türkiye… “Ölümlü Kazalarda Dünya Şampiyonluğu”na


doğru koşuyor!..

158
Ve... “Türkiye Kaza Noktaları Şampiyonası” düzenleniyor.

Trafik Mağdurları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği…


Proje Koordinatörü Ali Rıza Değer, Cumhurbaşkanımız Gül'ün
himayesindeki trafik güvenliği konusunda hazırladıkları projeyi
geçtiğimiz hafta bizlerle paylaştı…

Değer, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2007 yılı raporuna göre


Türkiye’de meydana gelen trafik kazaları’nın… % 12 si’nin
yerleşim yerleri dışındaki yollarda meydana geldiğini söylüyor.

Buralarda meydana gelen kazalarda ölenlerin sayısı ise toplam


ölen sayısının % 65’i ni oluşturuyormuş. Đnanılır gibi değil!..

Yaralananların oranı ise toplamın % 35’iymiş…

Ali Rıza Değer, bu konuda şunları söylüyor…

“Yerleşim yerleri dışında meydana gelen bu kazalar, genellikle


Karayolları ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından devamlı
olarak açıklanan Kaza… Kara… Kör Noktalar’da
olmaktadır…

Böyle önemli ‘Kaza Noktaları’nın… varlıklarını bilmelerine


rağmen, benzer kazaların… yaralanmaların ve ölümlerin, aynı
yerlerde sürekli tekrarlanması… bizleri, mağduriyetleri önlemek
için bir şeyler yapma noktasına getirmiştir…

Biz, özellikle bu noktaları… Sürücülerimiz’e… O bölgelere


yaklaştıkca mutlaka hatırlatacak olan ‘Kara Mizah’ projemizle
aşmak istiyoruz.”

159
Değer’in, bahsettiği… kara mizah projenin adı…

“Türkiye Kaza Noktaları Şampiyonası.”

Projenin Mayıs ayında başlayıp, sonuçlarına göre 2010 yılına


kadar sürmesi amaçlanıyor.

Projenin amacı şöyle; “Emniyet ve Karayolları tarafından


belirlenen kaza noktalarına, bu bölgede hayatını kaybedenler
için bir çeşit… Anma Yapıtları… yaptırılacak ve bu kaza
noktalarına yaklaşırken de, sürücüleri uyarmak için uygun
görülecek yerlere… 1 veya 2 kilometre öncesinden panolar
yerleştirilecek.”

Değer, proje çalışmaları hakkında ise şunları söylüyor…

“Biz Karayolları ve Emniyet'ten aldığımız istatistik bilgilere ve


kaza sayılarına göre, bu noktalar arasında ‘Kara Mizah’ yaparak
‘Türkiye Şampiyonası’ düzenleyeceğiz.

(Tabi ki sanal anlamda…)

Daha sonra Trafik Haftası ve Seyahat Sezonu öncesi Kaza


Noktaları Şampiyonu’nu kamuoyuna açıklayacağız.

Kaza Noktaları’na astığımız panoların içine de, esprili bir


şekilde… (Şampiyon olmamız engellenemez…. 2007 Türkiye
3’üncüsü 3.750 Kaza… BĐLECĐK) şeklinde yazılar yazacağız.

Anma Yapıtları’na ise, (Bu noktada… meydana gelen kazalarda,


hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz…) diye
yazmayı düşünüyoruz.”

160
Ali Rıza Değer'in bahsettiği proje, gerçekten dikkat çekici…

Türkiye'de ilk defa… kimsenin birinci olmak istemeyeceği bir


kampanya düzenleniyor…

Umarım, bu proje sonrasında, o kaza noktalarının yer aldığı


bölgeleri yönetenler, şampiyon olmamak için mücadele verirler
ve kazaların sayısı düşer.

***************************************************
Bir kaç uzun ve olumlu görüşmeden sonra, toplumsal “Sosyal
Sorumluluk Projeleri” çerçevesinde ANADOLU - ISUZU
sponsorumuz olmayı, büyük bir coşkuyla... kabul etti.
Projenin 3 yılda tamamlanması planlandı. 1 noktanın yaklaşık
maliyeti 10.000.- USD idi ve diğer masraflarla birlikte yaklaşık
bütçe 1.500.000.- USD nı buluyordu.
Ve bu rakkam... hiç bir karşılık beklemeden “Anadolu Isuzu
Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.” tarafından ödenecekti.

(Pardon... karşılığında sadece, daha önce gördüğünüz,


Cumhurbaşkanlığımız’ın “Trafikte Dikkat 10 Bin Hayat”
Platformu’na, ISUZU logo’su konulacaktı.)

Sonuç;

Proje’ye emek veren Ekip için, çok güzel bir başarıydı.

161
Peki !.. Sonra ne mi oldu?

Trafik işaretleri ile hiç bağlantısı olmamasına rağmen, kazaları


önlemek için şehirlerarası yollara konulan “Trafik Canavarı
Olmayın” panolarının, Siyaset Meydanı programında tartışıldığı
şekliyle ve Sn. Cengiz Eren’in internet sitesinde belirtildiği gibi
kazaların artmasına sebep olduğu varsayımından hareketle...
kararsızlık hala devam ediyor, diye düşünüyoruz.
Ve Projenin, kamu yararına olduğu kendileri tarafından da
kabul edildiği halde “Sürücüler Olumsuz Etkilenebilir” diye,
Temmuz 2008 den beri hala T.C. Karayolları Genel
Müdürlüğü’n den izin bekliyoruz. Đnşallah bu kitap bitene kadar

162
gereken izin verilir diye düşünüyorum. Neticede insan hayatı
söz konusu...
Tabii bu arada da hiç birşey yapmadan beklemiyoruz. Konuyu
T.B.M.M.’ne ve Üniversiteler’e taşıyoruz. Bütün yaklaşımlar
olumlu... Mutlaka güzel bir netice alacağız.

Burada; Đnsanlar’ın hiç istemedikleri şeyin “Rahatlarını


Bozmak” ve en zor ürettikleri şeyin de, “Çözüm” olduğunu
bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Ama, her vizyona ulaşımda olduğu gibi biraz sabır gerekiyor...

Biz elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz.

Derken... tarih 19. Ekim.2008

SÖZCÜ Gazetesinde bir haber başlığı...

“S I R A N I Z I B E K L E Y Đ N”

Haber’de...

Muğla Emniyet Müdürlüğü / Trafik Şubesi... T.C.


Karayolları Genel Müdürlüğü’ne 3 aydır...

Tam... Yaz Ayları ve Bayram Sezonu... trafik kazaları her


geçen gün artıyor, “Ne olur, şu yollarımızın çizgilerini
çizin...” diye adeta yalvarıyor ve her seferinde başlık’taki
cevabı alıyorlardı...

163
Söz konusu bölge, kaza kara noktaları açısından 1. Sırada olan
Sakarya - Eskişehir karayolundan sonra, en çok Kaza
Noktası’nın yer aldığı 2. Bölge. Đnşallah sıra bir an önce gelir.
Bu arada, Karayolları Genel Müdürlüğü’nden sevinçli
haberlerde gelmiyor değil. Bu kaza noktaları içinde, en çok
ölümlü kaza olayının yaşandığı “Türkiye Kaza Noktaları
Şampiyonu” Đzmir Ambarlar Kavşağı (150 Kaza x Yıl) için
1 yıldır devam eden “Đyileştirme ve Köprülü Kavşak Đhalesi”nin
hazırlık çalışmaları tamamlanıyormuş ve inşallah 2 - 3 yıl içinde
hizmete girecekmiş.

2001 krizinden sonra gelen en büyük krizi yaşamaktayız.


Hem Türkiyede... Hem Dünyada...
USD yine 1.750.- YTL (Eski 1.750.000.-TL) leri... gördü.
(Ekim 2008) Bu tür Đhaleler için, kriz’in erteleme etkisi ne
olur... “Allah bilir.” Đnşallah 4 - 5 yıl içinde “Đzmir Ambarlar
Kavşağı” biterde, sıra 2. Kavşağa gelir...
Derneğimizin basında ve televizyonda sık sık yer alması yoğun
bir ilgiye sebep olmuştu.
Her geçen gün müracat eden mağdur sayısı artıyordu ve bizimde
gönüllü, duyarlı ve bilgili dostlara ihtiyacımız vardı.
Çünkü, bu kitabı elinize aldığınız her hangi bir saat içinde,
Ülkemizde maalesef en az 1 ölüm, 20 yaralanma olayının
meydana geldiği yaklaşık 100 trafik kazası yaşanıyor...
Bunun içinde Nisan 2008 de... Đnternet’ten... biraz da espriyle
karışık... aşağıdaki çağrıyı yaptık . . .

164
*************************
ÇAĞRI
ÜLKEMĐZĐN;
BĐLGĐLĐ, NĐTELĐKLĐ, TECRÜBELĐ,
GÜZEL ĐNSANLARI . . .

SON KULLANMA TARĐHLERĐNĐZĐN


SONBAHAR ÇEYREĞĐNDE,
ÜNLÜ SAHĐLLERDE VE CADDELERDE,
SAĞLIKLI YAŞAM ĐÇĐN;
MARKA MARKA EŞOFMANLARLA VEYA

“SÜET BOT… ÜTÜLÜ KOT… DERĐ MONT”


TĐPLEMELERĐYLE,
MĐYADINIZI DOLDURMAYA ÇABA SARFEDERKEN,

GELĐN!
VĐCDANEN DAHA MUTLU VE
HUZURLU BĐR YAŞAM ĐÇĐN,
KAZA MAĞDURU ĐNSANLARA
“GÖNÜLLÜ” KATKILARDA BULUNUN…

YAPACAK ÇOK ĐŞĐMĐZ VAR ! . .

*************************
165
Çok güzel tepkiler aldık... Hukuk, Sigorta, Eğitim ve Sağlık
sektörlerinden özellikle emekli dostlarımızın katılımlarıyla,
karşılıksız danışmanlık hizmetlerimize, T.C. Milli Eğitim
Bakanlığı ve Đl + Đlçe Milli Eğitim Müdürlüklerimizin
katkılarıyla... Trafikte Eğitim ve Bilinçlendirme
Çalışmalarımıza, ve de her yıl Kasım ayı’nın 3. Pazarı olarak
Birleşmiş Milletlerde kabul edilen “Dünya Trafik Mağdurlarını
Anma Günü” etkinliklerimize hız verdik.
Bu konularda çok duyarlı olan, başta yirmi ikinci dönem
Milletvekili ve Đstanbul Aydın Üniversitesi Kürsü Başkanı Sayın
Doç.Dr. Zeynep Karahan Uslu ve Gazi Üniversitesi Rektör
Yardımcısı Sayın Prof.Dr. Süleyman Pampal olmak üzere,
herkeze sonsuz teşekkürler ediyoruz.

Neden böyle bir çağrı yaptınız derseniz?


“5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü” nedeniyle, Türkiye Eğitim
Gönüllüleri Vakfı tarafından yaptırılan bir araştırmanın,
basındaki yansımasını, Sizlerle aktarmak istiyorum.
***************************************************

“Gençlerimizin, Ancak % 5 i Gönüllü”


Bireyin, başka bireyler için herhangi bir ücret almadan; bilgi,
emek ve zaman sarf etmesi, olarak tanımlanan gönüllülük, son
dönemlerde önem kazanan kavramlardan biri...
Gönüllü faaliyetler, toplumda var olan eşitsizliklerin
giderilmesinde önemli rol oynuyor. Gelişmiş ülkelerde
toplumsal dayanışmanın önemli bir parçası olarak işlev görüyor.

166
Ayrıca gönüllü faaliyetlere katılımın, bireyin kişisel gelişimi
üzerindeki etkisi de çok sayıda araştırmayla kanıtlanmış
durumda.
Yapılan araştırmalara göre gönüllülük faaliyetlerinde bulunan
kişiler, daha hoşgörülü, demokratik değerlere daha saygılı, daha
fazla kendine güvenen ve toplumsal faaliyetlerde daha aktif
vatandaş oluyorlar. Yeni insanlarla tanışıyorlar ve kendilerine
ihtiyaç duyulduğunu hissediyorlar ve de kendilerini daha olumlu
cümlelerle değerlendiriyorlar.
Bu açıdan başta Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü (UNDP)
olmak üzere gönüllülüğün yaygınlaştırılması, başlı başına bir
amaç olarak benimsenmiş durumda.
Đşte bu nedenle “Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı” tarafından
gönüllülükle ilgili bir kamuoyu araştırması yapıldı ve bu
araştırma, “Gençler”in gönüllü faaliyetlere katılmadıklarını
gösterdi. Türkiye’deki kentsel bölgelerde yaşayan 20 - 35 yaş
arası gençler arasında son 1 yıl içerisinde, herhangi bir gönüllü
faaliyete katılanların oranı % 5 olarak belirlendi.
20 - 35 yaş diliminde kentsel bölgelerde yaşayan ve gönüllü
çalışmalara katılan Genç’lerin dünyadaki oranları ise; ABD’de
%70, Hollanda’da %50, Hindistan’da %35 ve Bosna’da %20.
Türkiye bu açıdan 50 ülke arasında, sonunculukta yer alıyor.
Son 1 yıl içerisinde herhangi bir gönüllü faaliyete katılmadığını
söyleyen gençlerin öne sürdükleri en önemli nedenler ise...
*Maddi imkansızlıklar... ve *Zaman yokluğu...
Düşük eğitimli, düşük gelirli gençler ve ev kadınları, daha çok
maddi imkan eksikliğini öne sürerken, yüksek eğitimli ve

167
yüksek gelirli gençler ise zaman yokluğu nedeniyle gönüllü
çalışmalara katılamadıklarını söylüyorlar.
Öte yandan araştırma sonuçlarına göre gönüllü faaliyetlerde
bulunan gençlerin büyük çoğunluğu, bu çalışmalara haftada 4
saatten daha az zaman ayırıyorlar...
Gençlerimizin, gönüllü faaliyetlerde bulunmamalarının en
önemli sebeplerinden biride, yakınlarında bu tür faaliyetler
gösteren kurumların varlığından haberdar olmamaları.
Bu açıdan Sivil Toplum Kuruluşlarına, Üniversitelere, Yerel
Yönetimlere ve Ulusal Medya Kuruluşlarına büyük rol düştüğü,
açık olarak görülüyor.
Gönüllü faaliyetlere katılan veya katılmayan gençlerin tamamı,
ülkemizde gönüllü çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulduğu
kanısında ve yeterince gönüllünün olmadığı konusunda da görüş
birliği içinde...
Ancak, hangi konularda ihtiyaç duyulduğu konusunda da,
farklılıklar gözleniyor.
***************************************************
Böylece; gönüllü hizmetlerde... “Orta Yaş” ın önemi bir kez
daha ortaya çıkıyor.
Bize verilen en güzel hediye olan yaşamımızın; kavgalarla,
kan davalarıyla ve sonu belirsiz hırslarla, heba edilmemesi
gerektiğini, orta yaşlarda... çok daha iyi anlayabiliyoruz.
Bakın bu konu da Sayın Đnal Aydınoğlu, Gazete Kadıköy’deki
yazısında ne kadar güzel ve içten bir tespitte bulunuyor…
(Bizim çağrımızdan… yaklaşık 1 yıl sonra… 26.03.2009)

168
***************************************************

Hangi Hedef ?

Çevremde yüzlerce, binlerce insan görüyorum. Bu dünyaya


yalnızca bir iş güç sahibi olup hayatlarını kazanmaya, çoluk
çocuk sahibi olup onları büyütmeye, sonra da emekli olup
dünyadan el etek çekmeye gelmiş gibi bir halleri var.

Emekli aylıklarını alıp kimseye borçlanmadan ay sonunu


getirmeye çalışıyorlar.

Çocuklarının ve torunlarının yaşamıyla ilgileniyor, onları sevip,


onlarla zaman geçiriyorlar.

En büyük eğlenceleri ve ilgi alanları televizyon. Günlük bir


gazete alıyor, detaylı bir biçimde okuyor ve bilmecelerini
çözüyorlar… biraz da yürüyüş yapıyorlar…

Tüm sosyal ilişkileri ise konu komşu, küçük bir ahbap ve akraba
grubu ile sınırlı. Daha ilerisi için bir arzu ve arayışları da yok.

Kitaplarla bağları zayıf. Elimdekini bitirip yenilerine


başlamalıyım diye bir heyecan duymuyorlar.

Merak salıp derinliğine inerek okudukları bir konuları yok.

Yeni yayınları izlemiyorlar. Kütüphanelere gitmiyorlar.


Okudukları kitapları, fikirlerini, görüşlerini ve düşüncelerini
paylaşacakları, sosyal bir gruba katılmıyorlar…

***************************************************

169
VE... KRĐZ DÖNEMĐ !

Bankacılık sektörüyle başlayan 2008... 2009... Küresel Kriz.


1977... 1995... 2001... Ekonomik krizler sürdükçe, dünyada
sosyal desteğe ihtiyacı olan, toplumsal kesimler de çoğalıyor.
Aslında, bazen deyerek (teğet), bazen de delerek geçen... kriz
dönemleri çok sıkıntılı olmakla birlikte... olağanüstü çözümlerin
de üretildiği dönemler olabiliyor.
(Uzak Doğu’da, kriz kelimesi iki fırça darbesi ile yazılıyor.
Birinci hamle tehlikeyi temsil ederken… ikinci hamle fırsatları
temsil ediyor.)

Kriz dönemi deyince, Türkiye’nin hali malum!


Piyasa’lar allak bullak... (Bu sefer dünya ekonomisi’de aynı)
Her sektörde işten çıkarmalar. Đnsanlar perişan ve işsiz.
Özellikle’de, Hizmet Sektörü . . .
Bu yüzden, kriz dönemleri deyince benim aklıma birden
“Network” gelir... Yani “Network Marketing”

170
Kriz dönemlerinde, genellikle işsizlikle karşı karşıya kalan...
“Beyaz Yakalı Personel”in ve “Genç Emekliler”in en çok rağbet
ettiği sektör...
Neden ? Tabi ki... Çaresizlikten.
ABD de zincir mektuplar'la başlayarak, ürün ve hizmetlerin
devreye girmesiyle yasallaşma yoluna giren… Network’ün,
ülkemiz’e 1980 ler’de Çelik Tencerelerle, Ansiklopedilerle ve
Robot Elekrik Süpürgeleri ile geldiğini, her halde hatırlarsınız.
Daha sonra Uluslararası Markalar’la (Oriflame, Herbalife, L&R
Amway, Forever Liwing, Energetix, Magnocenter, Tupperware,
Avon, Dione, Agel, Tiens, Nikken v.s.) devam eden Network
Marketing, Türk Ticaret Kanunu’na göre “Doğrudan Satış”ın
geliştirilmiş bir türü olarak adlandırılıyor ve Tüketiciyi Koruma
Kanunu’na göre de “Bir ürün veya hizmetin, direkt satış
mekanı olarak kabul edilmeyen yerlerde, tanıtımı yapılarak
pazarlandığı, bir satış yöntemidir.” diye tarif ediliyor.
Network, Üyelerinin iki farklı faaliyetleri sonucunda, kazanç
elde edebildikleri, bir doğrudan satış türüdür. Bunlardan
birincisi, kişisel olarak yaptıkları satışlardan doğan kazanç,
diğeri de uygulanan plana göre, ekiplerine kayıt ettikleri
kişilerin ve sonra da bu kişilerin kayıt ettiklerinin satışlarından
doğan kazanç, yani teşvik primi gibi birşey...
Online Alışveriş Siteleri’de dahil, şu anda bilinen 100 den fazla
yerli ve yabancı şirket tarafından, ülkemiz’de biraz farklı
yöntemlerle de uygulanan MLM (Multi Level Marketing -
Katlı Sistem Pazarlama), kamuoyu’nda... Pramit Pazarlama,
Balık Ağı Sistemi, Katman Ticaret ve Alta Adam Yazma... gibi,
biraz amiyane tabirlerle de anılıyor.

171
Ve konuya, Đnsanların bundan sonraki yaşamlarında ki,
tercihleri sorularak giriliyor...

*) Ekomomik Özgürlük... Ek gelir... “0” yatırım riski...


*) Sosyal Çevrenizi Genişletmek ve Yeni Đnsanlarla Tanışmak...
*) Kendi Đşinize Sahip Olmak ve Esnek Çalışma Saatleri...
*) Đnsanlara Yardımcı olmak... Onları mutlu etmek...
*) Kendine Daha Fazla Zaman Ayırmak ...
*) Kişisel Gelişim... Liderlik ve Ekip Çalışması...
*) Yüksek Hayat Standartları...
*) Güzel bir Tatil... Son model bir Araba... Nefis bir Villa...
*) Dünya seyahatleri...
*) Sağlıklı bir Yaşam ve Bio Dizel bir Çevre...
*) Rahat bir Emeklilik ve Miras Bırakma... v.s.

Sonra da, aşağıdaki gibi...


☺) “Gaz Veriliyor”.
Menşeyi tartışmalı, çok ünlü sözlerle (☺

Hayatınızda hergün aynı şeyleri yapmaya devam ederseniz,


Hayatınızı değiştiremezsiniz!..
Siz, kendi kaderinizi çizecek güce sahip değilseniz, Birileri
Sizin için bir kader çizer...Ve Siz, buna itiraz edemezsiniz!..

172
Đnternet'te, network'le ilgili olumlu (!) veya olumsuz o kadar çok
yazı ve açıklama var ki, hepsi de kendi açılarından haklı (?)…

Network Marketing ve Liderlik konusunda Amerika’da eğitim


çalışmalarına katılmış ve konuyla 25 yıldır eğitim açısından
yakından ilgilenen bir kişi olarak... bu söylenenler, aslında
tamamen hayal değil, ama malesef toplum olarak çok heyecanlı
ve aceleci bir yapıya sahip olduğumuz da, bir gerçek!..

Hemen, köşeyi dönmemiz gerekiyor.


(Sabırsızlık konusu için trafiğe bir bakın!.. Herkezin işi acele,
kimsenin kimseyi beklemeye tahammülü yok... Saygısızlık için
ise, birşey söylemiyorum. Öfke kontrolu ise; sıfır...)
Türkiye 70 Milyon’u aşan nüfusuyla, Network Marketing için
hakikaten cazip bir Pazar ve direkt olarak “Sadık Müşteri
Memnuniyeti”ne dayandığı içinde, özellikle yabancı Şirketler
tarafından çok sıcak bakılıyor.
Ancak; Ülkemizde, bu konuda da ticari prosedür tam olarak
oluşmadığından, her Şirket kendi özel şartları doğrultusunda
Network’u istediği gibi uygulayabiliyor.
(Distribütör Kaydı, Kayıt Ücreti, Başlangıç Sepeti, Ay’da Belirli
Miktarda Ürün Alma, Kota Tuturma ve Distribütör Kaydetme
Zorunluluğu… gibi)
Sistem; Distribütör kaydı açısından 1/1 temas ile başlıyor ve
daha önce Distribütör olarak Sponsorluk hakkı elde eden bir
Kişi, bir Dostunu üründen ve sistemden bahsederek veya
bahsetmeyerek bir toplantıya davet ediyor, sonra yine toplantılar
ve seminerler neticesinde, Aday'in görüşü olumlu ise Distribütör

173
kaydı gerçekleşiyor ve daha sonraki aşamalarda "Distribütörler
Toplantıları" , “Avrupa Rallileri” , ”Dünya Seyahatleri” v.s. ile
devam ediyor.

Ancak, bu katılımlar ve gelir elde etmek, ticari anlamda sürekli


aktif olmak ve devamlı olarak belirli baremlerdeki kredi
puanlarını tutturmak kaydıyla…

Đşte! Sorun Burada Başlıyor!..

Çünkü her ay, yeni “Ürün Kullanıcıları”na (Genellikle ürünler


uzun süreli kullanımlı olduğu için, bir kez alan, hemen bir daha
almıyor.) ve yeni “Distribütörler”e ihtiyaç var.

Bunun içinde Aile, Đş, Dost, Arkadaş ve Sosyal Çevreler’e


başvuruluyor. Bu başvurularda da ilk tepki genellikle hep
olumsuz oluyor. Herkezin işi gücü, aile veya sağlık problemleri
gündeme geliyor.

Dolayısı ile sizde daha geniş kitlelere ulaşmaya çalışıyorsunuz.

Ancak; o zaman da karşımıza çıkan tabloda, birçok dostunuzun,


ya kendisinin ya da herhangi bir yakınının, aynı veya başka bir
Şirket’in benzer ürünleriyle, sistemin içinde olduğunu
görüyorsunuz.

Yani, etrafınızda Distribütör kaydedecek kimse kalmamış...

Ya birileri, sizden önce davranmış. Veya sizin daha önce temas


kurduğunuz birisi’ni, başka bir tanıdık... kendisine üye yapmış.

174
(Üye kaydetme, ürün problemleri, kota ve kredi puanları
yüzünden yaşanan bencilliklerin, çok yakın dostlukları ve
arkadaşlıkları paramparça ettiğine, birçok kez şahit oldum.)

O zamanlar da “Network Ulemaları”nın önerdiği gibi…


Kontakt Listeleri, Telefon Fihristleri, Gazete ve El Đlanları,
Konu - Komşu Toplantıları de pek para etmiyor ve eğer
Sponsorunuz’da Size beklediğiniz ilgiyi göstermeyip, Sizi
ürünlerle başbaşa bırakmışsa, o moral bozuklukları ile “Olay”
bitiyor.

Aslında Network Marketing konusunda da, işin tamamına


“Vizyon” açısından bakmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Network, ticari anlamda ve kuralları tam olarak uygulandığında,
genel olarak ciddi bir iş...

Ancak, her sistem; kendisinin ve ürünlerinin kusursuz olduğunu


savunuyor ve diğerlerine pek sıcak bakılmasından hoşlanmıyor.

Öte yandan, eğer “Şirket… Ürünler… ve Marketing Plan…”


üçgeninde teknik hatalar yapılırsa, “Sistem’ler” inanılmaz bir
hızla üye ve ciro kaybedebiliyorlar…

Çünkü network sistemleri iskambil kâğıtlarından yapılmış


kulelere veya domino taşlarına benzeyebiliyor…

Örneğin, ürünler hakkında çıkacak olumsuz bir haber…


Yöneticilerin veya sponsorların bazı basit hataları, ciddi
sıkıntıların yaşanmasına neden olabiliyor…

Üstelik bazı durumlarda bunların gerçek olması dahi gerekmez...

175
Yani, söz konusu haber bir söylenti de olabilir… Yöneticiler de
yanlış anlaşılmış olabilir…

Neticede… Ticaret rekabettir!..

Bir akşam oğlum telefon etti. “Baba bir arkadaşım aradı. Yeni
bir network işine girmiş. Seni de bir yerden duymuş. Araştırınca
ve babam olduğunu öğrenince, seninle görüşmek istiyor.” dedi.

Ben de peki dedim ve yapması gerekenler hakkında bayağı


detaylı görüştük. Network konusunda çok inançlıydı, kendine
güveniyordu ve sabretme gücü vardı. Şimdi çok başarılı bir grup
lideri. Ve de... inanıyorum ki!.. Aldığı network eğitimleri ve
edindiği tecrübelerle (network’le ilgilenenler hatırlarlar), hani şu
yurtdışından özel olarak getirtilip, 1 - 2 saatlik konuşmaları için
binlerce USD verilen Network Koçları’ndan biri olacak ve
Dünya’yı dolaşacak...

“Network Marketing” ufku açık bir pazarlama yöntemi...

Ancak, kurallarına uymak kaydıyla!..

ABD ve Avrupa firmalarından sonra Çin ve Japon firmalarının


da, ülkemizde fink atması... Ülker Grubu’nun dahi 2009 yılında
yeni bir şirket ile doğrudan satışta yer alması, Banka’ların bile
“Kredi Kartları Pazarlaması” nda, “Arkadaşı’nı da Getir”...
bilmem kaç (☺) “Para / Puan Götür”... şeklinde kampanyalar
düzenlemesi, Bireysel Emeklilik Sigorta Şirketleri’nin... bazı
poliçe pazarlamaları... bunun en güzel örnekleri değil mi?

176
Bir çok “Online Alışveriş Sitesi”de; kozmetik’te, ev tekstili’nde,
iç çamaşırı ve çorap sektörü’nde aynı tür kampanyaları...
Yani... Network Marketing’i tercih ediyor.

Network’ün en büyük desteği, moral motivasyon ve heyecandır.

Đletişim becerilerinize, ürünlere, şirkete ve marketing planlara


güvenmiyorsanız, “Hayır”lar’a ve “Đtici Tepkilere” hazır
değilseniz, maddi ve manevi açıdan önünüzü göremiyorsanız ve
beklemeye tahammülünüz yoksa, bu oyuna girmeyin!..

Đnsanların en zor verdikleri şey nedir ? Tabi ki... PARA ! . .

PARA... tamam’da!.. “Nerwork’ün bu kitapta ne işi var ?”


dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Birincisi... Network Marketing ile ilgilenen veya ilgilenmek


isteyenlere yardımcı olmak...

Đkincisi... Güzel bir proje...

2007 yılında “Altın Örümcek Girişimcilik Ödülü” alan bir


proje... “Süper Teklif”

Daha önce web sitesine üye olmuş bir arkadaşınız tarafından, e-


mail adresinize yapılan davet’le, sisteme üye oluyorsunuz...

Kayıt için herhangi bir ücret ve ürün alışverişi filanda... söz


konusu değil, belirli bir zamanda yeni üye kaydetmek diye de
bir zorunluluk yok, ama kaydederseniz puan alıyorsunuz...

177
Yapılması gereken, belirttiğiniz profil bilgileriniz ve
tercihlerinize göre, e-mail adresinize gelen reklam maillerini
tık’lamak. O da isterseniz... Đstemezseniz, gene sorun yok!

Proje, zaten gece gündüz her yerde karşımıza çıkan ve “Đstesek


te - Đstemesek te” aslanlar gibi... seyretmek zorunda kaldığımız
reklamlardan; belirli bir örgütsel yapı içinde orjinal hedef
kitleler oluşturmak ve bunu reklamverenlere pazarlayarak
üyelere, eğer gene arzu ederlerse... bu tık’lamaları karşılığında,
Permission Marketing (Đzinli Pazarlama) yöntemiyle... puan ve
tabii her network’te olduğu gibi “Almadan vermek, Allah’a
Mahsus” ilkesiyle... ileriye dönük... para kazandırmak.

Kısa vade de, tek başına gelir kaynağı olması, çok zor olmakla
birlikte... Süper Teklif; yurtdışındaki benzelerinden biraz farklı
olarak, 2006 da bir Đnşaat Mühendisi olan Sayın Serdar Özyaşar
tarafından kurulup... 2008 yılından itibaren de Hitay Yatırım
Holding bünyesine katılarak... Türkiye’deki 2 Milyar USD lık
reklam pastası’nda, yaklaşık % 5 paya sahip, internet reklam
pazarının içinde, güzel bir yer edinmek amacıyla yola çıkmış...

En büyük sıkıntı da, puan ve para hırsıyla... sanal üyeler’in


sistem’e dahil edilerek, konunun sulandırılması ve de sahte
tık'lamalarla reklamveren’leri yanıltarak, proje’nin gözden
düşürülmesi olur… diye düşünüyorum… Đnşallah olmaz!..

Burada reklam yapmıyorum, sakın yanlış anlaşılmasın!..

Đletişim taktikleri... deniyorum.

178
ĐLETĐŞĐM !

Đletişim… bilgi alışverişidir. Direkt (karşı karşıya, 1/1, veya


seminer, konferans v.s.) ve endirekt (görsel ve yazılı medya,
internet, dijital iletişim araçları v.s.) haberleşme fonksiyonları
ile onların türevlerinden oluşur, Ve de tümünü kapsar!..

Đletişim’de… mesaj verilir ve mesaj alınır.

Đletişim… bir eylemdir.

Đletişim’de amaç… anlamak, anlatmak ve anlaşmaktır.

Kişiler “istediklerini söyledikleri zaman” sorumluluklarının


sona erdiğini sanırlar. Oysa önemli olan, sizin söylemeyi
amaçladığınız şeyin nasıl algılandığı, diğer insanların size nasıl
tepki verdiğidir…

Amaç, karşıdaki kişinin istenilen tepkiyi vermesini sağlamaktır.


Eğer tepki, beklediğimizden farklı ise, sorumluluk… size aittir.

Söylediklerimize doğru cevap almak istiyorsak…


ne söyleyeceğimizi, nasıl söyleyeceğimizi ve karşımızdakilerin
algılama şekillerini bilmek zorundayız!..

179
Etkin bir “Đletişim”; doğru kişiler tarafından, doğru zamanlarda,
doğru bilgilerin, doğru ifadelerle ve doğru araçlarla, doğru hedef
kitlelere, aktarılmasıdır.

Bu nedenle, hazırlıklı bir alt yapıyla birlikte (“Boş teneke, çok


ses çıkarır” özdeyişini de unutmadan.) bir mesajın hedef kitleyi
harekete geçirebilmesi için;

*) Konu’nun basite indirgenmesi ve rahat algılanabilmesi...

*) Duygulara hitabedebilmesi...

*) Heyecan ve süpriz içermesi...

*) Söylemlerle, eylemlerin tutarlı olması... büyük önem taşır.

Hayatınızda ki tüm hedeflerinize ulaşmak için, bazen başarıyı


tek başınıza yakalasanız bile, her zaman başarılarınızı; takdir
edecek, destekleyecek ve daha güzel projelere imza atmanızı
sağlayacak, bir gruba ve yakın çevreye ihtiyacınız olacaktır.

O yüzden, ileride desteğine ihtiyaç duyabileceğiniz kimseleri


kırmayın ve kimseyle küsmeyin. Sadece akıl vermek ve yol
göstermek amacıylada olsa, insanların üstüne fazla gitmeyin.

Đleride “eşşekten düşmüş karpuza” dönmek istemiyorsanız,


kozlarınıza güvenerek fazla ısrarcı olmayın ve çok mecbur
kalmadıkça... köprüleri yakmayın.

Kimin nerede ne zaman karşınıza çıkacağını pek bilemezsiniz.


Ama mavi boncuk dağıtırkende, aradaki farkı ödememek için

180
dikkatli davranın. Ve asla... kimseyi, başkalarının yanında
eleştirmeyin.

Đnsanların hayatta hiç sevmedikleri şey nedir diye sorsam...?

Cevabın “ELEŞTRĐ” olduğunu muhahhak biliyorsunuz.

Hedeflerinize ulaşmak için bazı kişileri eleştirmek ve uyarmak


zorunda kalırsanız, mutlaka ama mutlaka “yalnız”ken eleştirin
ve “Sandviç Eleştri” yapın. Eleştriye açık olduklarını
söyleyenlerin yalanlarına, hiç ama hiç... kanmayın!..

Zaten, kendimizi geliştirmeye zaman ayırdığımız sürece,


başkalarını olur olmaz eleştirmeye, pek vakit bulamayız...

“Sandviç Eleştiri” deyince... yani şöyle;

Gücendirip, kızdırmadan... Đnsanları, eleştirmenin yolları...

*) Konuya... dürüstçe, överek ve takdir ederek başlayın.

*) Eleştriye girmeden önce, kendi yanlışlarınızdan bahsedin.

*) Đnsanlara, yanlışlarını dolaylı yollardan anlatın.

*) Alternatif, birkaç öneri getirin.

*) Eleştirdiğiniz konuda, O’na olan güveninizi tazeleyin.

Đnsanlara, kendinizi sevdirmek istiyorsanız...

181
*) Gülümseyin.

*) Onlara, isimleriyle hitap edin.

*) Đnsanlarla ilgilenin ve onları dinleyin.

*) Onlara, ilgilerini çekecek konulardan bahsedin.

*) Sizin için önemli olduklarını hissettirin.

*) Onları, kendileri hakkında konuşmaya yönlendirin.

*) Tartışmaya girmeyin.

*) Görüşlerine saygı duyun.

*) Olaylara, bir de onların açısından bakın.

*) Özel günlerinde, onları daima hatırlayın ve arayın.

Kitabın başlarında ve Vizyon Stratejileri bölümünde,


hedeflerimize ulaşmak için, önce inanmak, sonra kendimize
güvenmek ve bizi bu hedefe götürecek “Ekibimiz ile Yol
Haritamızı Çizmek” gibi konuları birlikte paylaşmıştık.

Đşte bu yol haritamızın en önemli odak noktarını, özellikle


empatiye’de önem vererek, “Đletişim”in oluşturduğunu bir kez
daha hatırlatmak istiyorum.

Ve bir çok olumsuz gelişmede genellikle sebep olarak, iletişim


eksikliği, iletişim kopukluğu, iletişim bozukluğu... gibi nedenler
gösterilir.
182
Ancak; kesinlikle bilinmesi gereken, iletişim eksikliği, iletişim
kopukluğu veya iletişim bozukluğu diye birşey yoktur...

Đletişimi Bozanlar vardır !..

Ve... Mutlaka tedavi edilmeleri gerekir, bunun içinde iletişim


hataları teşhis edildikten sonra problem, olaya bakış açılarından
kaynaklanıyorsa, ikna teknikleri kullanılarak sorun bir an önce
giderilmelidir.

Đkna teknikleri olarak konuya, kesinlikle ısrarcı olmadan ve


uygun zamanı kollayarak, mümkünse 1/1 yalnızken “Ben de
öyle düşünüyordum, ancak; ...” “Ben de öyle zannediyordum,
ancak; ...” “Ben de öyle biliyordum, ancak; ...” taktikleri’nden
biriyle... Ve de somut örneklerle girilmelidir.

Đletişim kurabilmek için, önce ortak bir kanal’a ihtiyacımız


olduğunu kesinlikle unutmamalıyız. Kurduğumuz iletişimin
etkin olabilmesi için ise, frekansların da uyumlu olması gerekir.
Radyo vericileri örneğinde olduğu gibi... Biz, 102.3 Mhz
frekansından yayın yaparken, frekansları 99.7 Mhz’e ayarlı
Alıcı’lar, doğal olarak net bir yayın akışı algılayamayacaklardır.
Neticede, muhakkak duymuşşunuz’dur ama, bir kez daha
hatırlamakta yarar var...

*) Göstedim… Gördü… Anlamına gelmez !..

*) Söyledim… Duydu… Anlamına gelmez !..

*) Duydu… Doğru Anladı… Anlamına gelmez !..

183
*) Anladı… Hak Verdi… Anlamına gelmez !..

*) Hak Verdi… Đnandı… Anlamına gelmez !..

*) Đnandı… Uygulayacak… Anlamına gelmez !..

*) Uyguladı… Sürdürecek… Anlamına gelmez !..

Đletişim’i bozanlar ve hedefsiz sorular, konularında çok hoşuma


giden ve proje ekibi eğitim çalışmalarımızda, iletişim ve kişisel
gelişim üstadı Sayın Doğan Cüceloğlu’ndan örnek olarak
aldığım ve de kullandığım, 2 fıkrayı sizlere aktarmak istiyorum.
***************************************************
Adam, Doktor’a gitmiş, “Doktor Bey, Doktor Bey, kalbim çok
hızlı atıyor.” demiş. Doktor’da hastayı muayene etmiş,

“Herşey normal ama, ‘atmaması’ lazım” demiş.


Bunun üzerine adam koşa koşa Eczane’ye gidip,”Sizde... At
Maması var mı?” diye sormuş. Eczacı; “At Maması bizde
olmaz, onu karşı ki Veteriner’e soracaksınız” demiş.

Adam daha sonra Veteriner’e gidip, 3 kutu at maması alıp, 3 ay


düzenli kullanmış. Sonuç... Süper!..
Biraz zaman geçince şikayeti yeniden başlamış ve hemen
Veteriner’e gidip, at aması istemiş.
Veteriner; “maalesef at mamamız kalmadı, bu aralarda pek
gelmiyor.” demiş.

184
Bunun üzerine adam panik halinde doktora koşup,
“Doktor Bey, Doktor Bey, at maması bitmiş.” diye yakınmış.
Doktor cevap vermiş:”bitmemesi lazım.” . . .
“Bit Memesi” (!)

Aslında... Yöntemdir... önemli olan!..


2 arkadaş hararetle tartışıyorlarmış.Tartıştıkları konu da “Sigara
içerken Đncil’in okunup, okunmayacağı” imiş.
Sonuç alamayınca... hikaye bu ya... Papa’ya sormaya karar
vermişler.
Papa’nın huzurunda sırayla sorularını sormuşlar. Biri olumsuz
yanıt alırken diğeri izin almayı başarmış.
Đzin alamayanın sorduğu soru...
“Papa Hazretleri, Đncil’i okurken canım sigara içmek istiyor.
Đçebilirmiyim?”
Papa: “Oğlum, Đncil okunurken Tanrı’yla ilgilenmen lazım. O
sırada dikkatinin dağılmaması gerek. O yüzden, Đncil okunurken
sigara içilmez.”
Đzin alanın sorduğu soru...
“Papa Hazretleri, sigara içerken, canım Đncil okumak istiyor.
Okuyabilirmiyim?”
Papa: “Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, Đncil’i
okuma isteği duyarsan, okuyabilirsin.”
***************************************************

185
Kıssadan Hisse...
1) Esas olan, aldığın cevap değil, sorduğun sorudur.
2) Beceri, almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu
sorabilmektir... Ama kesinlikle, yargıç veya savcı edası ile değil.
3) Güzel ve akılcı sorular, iletişimde kaliteyi arttırır.
Bu arada, Magazin Gazetecileri’nin, yeni beraberliklerini
öğrendikleri medyatik çiftlere... “Bebek çalışmaları nasıl
gidiyor?” diye soru sormalarına, ne dersiniz? bilemiyorum.
Sayın Sedef Kabaş’ın deyimiyle...
***************************************************

Soru sormak bir sanattır…


Doğru yanıtlara giden yol, doğru soru sormanın inceliklerini
bilmekten geçer. Kime… neyi, ne zaman, nerede, niçin ve nasıl
sorduğumuz, yanıtların kalitesini belirleyecektir…
Sormayan gelişemez, gerçekleri öğrenemez, ezber bozamaz,
fark yaratamaz, daha iyiye ulaşamaz…

Felsefenin, bilimin, teknolojinin; icatların ve keşiflerin; tüm


medeniyetlerin, nihayetinde araştırmacılığın ve gazeteciliğin
temelinde soru sormak vardır…
***************************************************

Karşınızdaki kişi hakkındaki düşüncelerinizi netleştirmek için,


son olarak… “Size sormamızı istediğiniz, Ah keşke sorsalardı…
diyeceğiniz bir soru kaldı mı?” taktiğini deneyebilirsiniz.

186
***************************************************

Gazetecilik ve soru sormak deyince, bilinen bir hikayedir...


Yeni Papa, Amerika’ya ilk resmi ziyaretini yapıyor.
Uçak alana iniyor, aprona yanaşıyor, kapı açılıyor ve Papa bir
hayli heyecanlı merdivenlerden inerken aşağıya bakıyor...
Normal karşılama protokolu ile birlikte, bir yığın gazeteci de
kendisini bekliyor.
Karşılama esnasında, bir gazeteci kalabalıktan sıyrılıyor ve
Papa’ya yaklaşarak soruyor...
“Sayın Papa Hazretleri, Newyork’taki... özel genelev’leri
kapatacakmısınız?”
Papa şaşırıyor... afallıyor... ne diyeceğini bilemiyor...
Kısık bir sesle ve “Newyork’ta genelev var mı?” diye soruyor.
Gazeteci teşekkür ediyor ve geri çekiliyor...
Papa kendisine sorulan diğer sorularıda cevaplamaya çalışıyor
ve resmi temaslarına başlıyor.
Ertesi günki, Newyork Times’ın sürmanşeti...

Yeni Papa... Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı ilk resmi


ziyaretinde, uçak’tan iner inmez sordu...
“NEWYORK’TA ÖZEL GENELEV VAR MI?”
***************************************************

187
Đletişimde, en önemli faktörlerden biride...
“Beden Dili”ni, giyim kuşamla birlikte, doğru kullanmaktır...

Tarihin en eski iletişim aracı... Beden Dili !


Beden dili, duygu ve düşüncelerinizin yansımasıdır. Daima
duygu ve düşüncelerimizi, karşımızdakilere... bir şekilde iletiriz.
Her insan “Jest” denen el kol hareketleri ve “Mimik” denilen
yüz hareketleri yapar ve de bedeni’ne, türlü biçimler verir.

Beden Duruşu, Jestler, Mimikler, Baş’ın Kullanımı, Sıcak


Göz Teması, Đçtenlik, Gülümseme, El Sıkışma (Açık avuç,
Kapalı avuç değil... Dik ve samimi), Ellerin Kullanımı (Đki
yana açmak, göğüste kilitlemek, cebe sokmak, işaret parmağı
açık...yumruk yapmak v.s... ) Oturma Biçimi, Ayakların
Kullanımı, Giyim, Kuşam, Bakım, Makyaj, Aksesuarlar ve
Kişisel Alanlar... (Đnsanların; sevdikleri kişiler için “Özel
Alanları” 0 - 40 cm, tanıdıkları kişiler için “Yakın Kişisel
Alanları” 40 - 60 cm, ilgilendikleri kişiler için “Uzak Kişisel
Alanları” 60 - 120 cm, yeni tanıştıkları kişiler için “Sosyal
Kişisel Alanları” 120 - 300 cm, civarındadır.) Beden Dili’nin,
en önemli unsurlarının başında gelir...

***************************************************
Beden Dili’nin önemi konusunda... THY ve Coca Cola’nın
eski başkan’larından Sayın Cem Kozlu’nun... 7. kitabı
“Lider’in Takım Çantası” ile ilgili olarak, “Dünya - Kitap”
ilavesinde yaptığı söyleşi de anlattığı, bir “Hata” hikayesini...
Sizlerle paylaşmak istiyorum...

188
Bir yurt dışı atamada bana önerilen isimler yerine, ağırlığımı
koyarak kendi tercih ettiğim, bir müdürü tayin ettim.
Oysa... O müdür çok başarısız oldu ve görevden geri alındı.
Şaşırdım, üzüldüm ve ekibime... ben bu hatayı nasıl yaptım...
diye sordum.
Basit... dediler...
Seçtiğiniz arkadaş, haftalık Đcra Komitesi toplantılarında daima
sizin tam karşınıza oturuyor, sizi pür dikkat dinliyor, her zaman
dediklerinizi not alıyor ve sık sık sizin söylediklerinizi bilerek
veya bilmeyerek, onaylarcasına kafa sallıyordu...
Beden dili, bilinçaltı’nızı etkiledi!..
Bu olay Sayın Kozlu’ya toplantıların fiziksel ortamlarının’da ne
kadar önemli olduğunu göstermiş ve O’da... hiyerarşik düzenli
toplantıların dışında, “inovasyon toplantıları” gibi protokol
kurallarının uygulanmadığı “yuvarlak masa toplantıları”nı tercih
etmiş...
***************************************************

Tabii, iletişimin en gözde ögesi olan “Hitabet Sanatı”nda da


beden dili ile birlikte, özellikle topluluk önündeki konuşmalar
da “Sunum Teknikleri” çok önemli bir yer tutar...
Hitaplarda, insanları heyecanlandırmak ve motive etmek için,
güzel sunum tekniklerinden yararlanmak faydalı olacaktır.

Đşte bunlardan bazıları!..

189
Đyi bir konuşma ve güzel bir sunum için önce şunları
saptamakta yarar var.
*) Anlatacağınız konu hakkında detaylı bilgi sahibi olmak ve iyi
hazırlanmak,
*) Konuşma ve sunum sonunda ne beklediğinizi ve hedeflerinizi
saptamak,
*) Toplantı salonu hazırlıklarını... kürsü, oturma ve ses düzenini,
görsel malzemeleri v.s. yi kontrol etmek,
*) Konuşma sürenizi net saptamak, giriş, gelişme ve kapanış
bölümlerinizle ilgili gerekli planlamayı belirgin bir düzen
içinde yapmak, gerekiyorsa Soru / Cevap bölümü için zaman
ayırmak,

Konuşma ve sunum sırasında ise;


*) Đmza çizelgeleri, cep telefonları ve kapı giriş / çıkışları için
gerekli uyarıları yapmayı unutmayın.
*) Kendinizi kısaca tanıtın.
*) Đzleyicilerin ilgisi için ilk 5 dakika çok önemlidir. Bunun için,
giriş bölümüne, konunuzla ilgili; Bir soru, bir alıntı, kısa bir
hikaye, bir yorum, kendinizle ilgili bir espri v.s. ile başlayıp,
ilgiye odaklanmalısınız. Konuyu ve Sunum Planı’nızı
açıklamalı ve varsa “Soru / Cevap” bölümünüzü,
belirtmelisiniz.
*) Gelişme bölümünde ise ilginin tavan yapması için 15
dakikanız var.

190
*) Konunuza açıklık kazandırın. Ne / Neden / Niçin ile...
Hedeflerinize yoğunlaşın.
*) Konuşmanız esnasında sabit bir yere takılı kalmayın. Tek
düze bir hitaptan kaçının.
*) Đzleyicilerinizle göz teması kurun. Gülümseyin. Ellerinizi
kullanmıyorsanız veya fazla geliyorsa... kürsüyü tutun.
*) Önyargılı tiplere dikkat edin, sözünüzü kesmelerine izin
vermeyin. Onları yok farzedin. Aman, konsantrasyon’unuzu
bozmayın.
*) Yüz ifadenizle, konuşmanızı destekleyin ve heyecanınızı ve
coşkunuzu belli edin.
*) Ses tonunuzu çeşitlendirin. “Eee” ,”Iıı” gibi sesler yerine,
nefes durakları’nı kullanmaya çalışın.
*) Meslek dili ve argo kullanmayın. Sunumu monoton ve sıkıcı
bir hale getirmeyin.
*) Bire bir (1/1) iletişimde ve beden dili’nde olduğu gibi...
“Ne Söylediğinizden Çok... Nasıl Söylediğiniz Önemlidir.”
özdeyiş’ini, sunumlarda da asla... unutmayın.
*) Đlk 20 dakika’dan sonra, izleyicilerin dikkatini toparlamak
çok güçleşir. Bir soru sorun... kısa bir hikaye anlatın... veya
araya bir mizah katın. Çünkü mizah, insanların daha kolay
hatırlamalarını ve izleyicilerin uyumamasını sağlar.
*) Yeterli sayıda “Görsel Slaytlar”la konunun önemini
vurgulayın. Konunun tanımlamasını yapın ve ana bölümlere
geçin. Ana konuları slaytlara yansıtın. Örneklemeler yapın.
Araya; anı, alıntı, espri v.s. serpiştirin. Daha da ilgi çekmek

191
için, hemen cevap alabileceğiniz ve sadece el kaldırılarak
cevaplanabilecek özel sorularda sorabilirsiniz...

(Aranızda, kimler ........ biliyor? Kimlerin ......... deneyimi var?)


*) Kapanış bölümünde; konuşma sürenize göre, erken
ayrılacakları dikkate alın. Atladığınız konulara geri dönmeyin.
Sözü uzatmayın. Söylediklerinizi destekleyin ve bitirin.
Akılda kalacak, ölçülü, güven dolu ve güçlü bir mesajla final
yapın. (Sunumunuz bu mesaj’la yaşayacaktır.)
*) Soru / Cevap bölümünde, gerekirse soruları siz başlatın. Soru
soran kişiyi, ona bakarak dinleyin. Gerekmedikçe soruyu
tekrarlamayın.
*) Cevabınızı tüm dinleyicilere yönelerek verin.

*) Kısa, öz ve konudan sapmadan cevaplamaya çalışın.

*) Cevaplarınızda özgün sunum tarzınızı değiştirmeyin.


*) Ve asla... tartışmaya girmeyin.

Aşağıdaki ünlü anekdotta aklınızda bulunsun...


***************************************************
Einstein “Đzafiyet” (Görecelik… oluşan şartlara göre, zaman’ın
akışını farklı algılamak ve yaşamak…) konferaslarına, hep özel
şoförü ile giderdi.
Yine yeni bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün…
Şoför’ü, Einstein’a dönerek…

192
“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken, ben de
arka sıralar da oturup sizi dinliyorum ve artık neredeyse…
söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” dedi.

Einstein da gülümseyerek, ona bir öneride bulundu;

“Peki, şimdi gideceğimiz yerde, beni hiç tanımıyorlar” dedi…

Ve… devam etti.

“O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim


yerime sen yap konuşmayı, ben de arka sırada seni dinlerim.”

Şoför, gerçekten çok başarılı bir konuşma yaptı ve sorulan tüm


soruları doğru yanıtladı.

Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferanslar


da hiç sorulmamış, bir soru sordu.

Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye döndü ve…

“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip” dedi.

Sonra da Einstein’ı işaret ederek… şöyle devam etti;

“Şimdi size arka sırada oturan, şoförümü çağıracağım ve


sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile yanıtlayacak!..”

***************************************************

*) Katkıda bulunanlara ve izleyicilere teşekkür edin ve sunumu


kapatın!..

193
Güzel bir sunum ve konuşmadan sonra vaktiniz varsa salonu
terketmeyin...
Topluluk içinde soru sorma cesareti bulamayanlar hemen
etrafınızda yer alacak ve Size...

“Afedersiniz... Bişey Sorabilirmiyim?” diyeceklerdir.


1/1, iletişimin en önemli tarzlarından biridir, bunu
değerlendirmeyi ihmal etmeyin ve soruları içtenlikle cevaplayın.
Kartvizit alışverişinizi de unutmayın. Siz, sizi dinlemeye
gelenler için çok önemlisiniz. Aldığınız kartvizitlerde ileride
sizin için çok önemli olabilir...

Đletişimde empati’nin önemini ise zaten biliyorsunuz...

Kurumsal Đletişim...
Buraya kadar genellikle bireysel iletişimle ilgili konular ve
yaklaşımlar üzerinde durduk...
Bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan... ister sosyal... ister
ticari... isterse sınai... tüm Kurum’ ların da, özellikle “Marka”
ları için... gelişim ve tanıtım açısından, iletişime ihtiyaçları
oldukları... yadsınamaz.
Kurumsal iletişim çalışmalarının ana başlıkları ise şöyle
sıralanabilir...
*) Kurum...
*) Ürün veya hizmet, markaları...

194
*) Amblemler...
*) Görsel kurum objeleri ve standart antet kullanımları...
*) Kurum içi çalışma planları ve iletişim...
*) ĐK, empati, müzakere teknikleri ve çatışma yönetimi...
*) Ekip yönetimi...
*) Tedarik zinciri yönetimi...
*) Zaman ve ürün yönetimi...
*) Stok maliyet ve finans yönetimi...
*) Marka yönetimi...
*) Medya ve mecra yönetimi...
*) Satış ve risk yönetimi...
*) Lojistik yönetimi...
*) Pazarlama ve kalite yönetimi...
*) CRM Müşteri ilişkileri yönetimi (Hedef kitle)...
*) Müşteri davranışları yönetimi (Satınalma istatistikleri)...
*) Sosyal medya ve iletişim platformları...
*) Alternatif iletişim kanalları...
Aslında çok geniş ve çok özel bir konu olan Kurumsal Đletişim’e
ilerideki sayfalarda... projelerimizle ilgili olarak, “Tanıtım ve
Halkla Đlişkiler” bölümünde de, değineceğiz.

195
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

196
ÜLKEMĐZ VE GERÇEKLER !

Evet, Đletişim; aynı zamanda, tüm Toplumumuz’un,


Cumhuriyetimiz’in ve Demokrasimiz’in de en önemli
unsurlarından biri...
Hepimiz bu Ülke’de yaşıyoruz ve mutlaka... ülkemiz için bir
şeyler yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda her türlü
çabayı göstermeye çalışıyoruz ve geleceğimizin güvencesi
olarak’ta, Atatürk’ün... Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği...
“Gençlerimiz”e güveniyoruz, değil mi!..

Peki... bu konuda neler yapıyoruz ?

Çağdaş, Laik, Atatürk Đlkelerine Sahip Çıkan, Eğitimli,


Kültürlü Gençler yetiştirmek için ! . .

197
Maddi durumları itibariyle anne ve babalarını...”yol, su , elektrik
ve bankamatik” olarak gören gençlerimizi... şimdilik bir kenara
koyarak...

2000 li yıllardan bu yana medyatik olarak yapılmaya çalışılan;


fazla düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan, araştırmayan...

Magazinel dolduruşlarla ve kolay para kazanıp, çabuk meşhur


olma sevdasıyla, “Düzeyli ilişkiler” ve “Seviyeli beraberlikler”
yaşamak isteyen...

Verilen’le mutlu olan...

Top’la, Pop’la ve Futbol’la yatıp kalkan...

Geyik muhabbetleri ile “Bloklar ve Kanatlar” arası sıkıştırılan...

Yabancı menşeyli abuk sabuk yarışmalar, reklam arası... mafya


ve aşiret dizileriyle bunaltılan ve de gelişmiş apdominalleri ile
TV’lerimizin rating kaynağı olan...

Gençlerimiz için, mutlaka bir şeyler yapmamız gerektiğine


inandığınızı biliyorum!..

2001-2002 yıllarında başkanlığını yaptığım Liay Sosyal Hizmet


Vakfı’nda söyle bir karar aldık.(Aslında daha önce, Türk Eğitim
Vakfı’nın önderliğini yaptığı ve birçok kurumda da uygulanan
şartlı bağış sistemi...)

Kısaca... 3.000 kişilik üye grubumuz içinde; üzüntülü, acılı,


sevinçli ve mutlu günlerimizde, hiç kimse, hiç kimseye, çiçek,

198
çelenk, hediye ve plaket vermeyecek, bunun yerine belirli bir
ücret karşılığı Vakıf Kartları kullanılacaktı.

Elde edilen gelirin, geliri ile de belirli kurallar çerçevesinde


ihtiyaç sahibi Üniversite Öğrencileri’ne Burslar verilecekti.

Karar tüm yönetim kurulunda benimsendi ve genel kurulda


kabul edildi. Gerekli tüzük değişiklikleri yapıldı, ilgili komiteler
oluşturuldu ve uygulama başladı.

Đlk yıl burs havuzumuzda 40.000.- USD para toplanmıştı. Daha


sonraki dönemlerde gelen Başkanlarımız ve ilgili sosyal Komite
Üyelerimiz konuya o kadar güzel sahip çıktılar ve desteklediler
ki, sadece burs vermekle kalmayıp bu öğrencilerimizin her türlü
ihtiyaçlayıyla ilgilendiler ve mezuniyetlerine kadar onları yalnız
bırakmadılar, Ayrıca iş bulmalarınada yardımcı oldular.

Uzun yıllardan bu yana,Vakfın gerçekleştirdiği sayısız güzel


hizmetlerin ve bursların yanında, Liay Bursları da özel olarak
yerini aldı. 20 Öğrenci ile başlamıştık, bu yılki hedef 100
Ögrenci.

Bu konuda destek veren ve emeği geçen herkeze sonsuz


teşekkürler ediyorum...

Şimdi de Sizlerle, bu bursiyerlerimiz içinden mezun olan bir


kardeşimizin vakıf üyelerimize gönderdiği mektubu, ismini
açıklamadan, Ülkemizin gerçeklerinden bir kesit olarak, aynen
paylaşmak istiyorum.

199
***************************************************
Kasım. 2005

Merhaba,

Onbeş yaşında küçük bir kızın hayatıyla başlar benim öyküm.


Otursan suç, kalksan suç, bir ev... Şiddet gırla... Zalim bir
babanın eline bakan 7 çocuk!

Yoksulluktan, korkudan,dayaktan, sesi soluğu kesilmiş bir anne!

Gel zaman, git zaman, 50 yaşlarında bir adam gelir köye...

Eşi yeni ölmüştür ve evlenmek istemektedir. 4 çocuğu vardır


eski eşinden, birde şehirde evi. Küçük kız kendisine sorulmasa
da, hiç tereddütsüz “tamam evleneceğim” der. Şehre gidecektir
çünkü, dayaktan kurtulacaktır. Hem “şart” koşmuştur adama,
kardeşlerini okula gönderecektir.

Evlenirler. Adam sözünü tutar. Aile şehre taşınır. Küçük kızın


kardeşleri okula gönderilir. 2 yıl içinde küçük kızın, bir kızı
ardından bir de oğlu olur.

Kızıyla birlikte o da Türkçe’yi öğrenir, okuma yazma kursuna


gider, okumayı öğrenir. Sırayı Đlkokul diploması alır. Sonra evin
en güzel köşesine asılır.

Ama zordur, kendisinden 35 - 40 yaş büyük bir adamla evli


olmak, küçücük bedenine rağmen 6 kardeşinin ve 2 çocuğunun
yükünü omuzlarında taşımak...

200
Birde baş belası bir kıskançlığı vardır adamın. Küçük eşinin,
onu bırakıp başka biriyle beraber olacağı korkusu! Oysa
farketmemiştir adam, küçük kızın derdi başkadır. O ta başından,
en başından, feda etmiştir hayatını.

Önce artık annesi dayak yemesin, kardeşleri okusun diye, sonra


da varı yoğu ne varsa 2 çocuğu için. Artık onun hayatı yoktur.
Ailesini var etme çabası vardır.

Küçük kızın evliliği 10 yılı geride bırakmıştır. O artık genç bir


kadın olmuştur. Adamsa yaşlanmaya başlamıştır. Adam içinde
kolay değildir hayat, zaten hiçbir zamanda kolay olmamıştır.

Babası, daha o doğmadan Kurtuluş Savaşında, şehit düşmüştür.


Annesini ise 10 yaşına gelmeden kaybetmiştir. Demirci çıraklığı
yaparak, küçük atölyelerde yatıp kalkarak, bugüne gelmiştir.

Hem şimdi, tam da huzur bulacakken, neden sanki herkezin


bakışları biricik, küçücük karısındadır. Onu çevrenin kıskanç,
kem gözlü bakışlarından koruyacaktır. Ailesine, ne pahasına
olursa olsun, zarar getirmeyecektir. Ama aynı evde 24 saat...

Çocuklar da büyümüştür... Okul giderleri... Ev masrafları...


Ve tek bir emekli maaşı! Kıt kanaat bir yaşam.

Yıllar geçer. Yaşlı adamın ve genç kadının biricik kızları,


üniversite imtihanlarını kazanır...

Marmara Üniversitesi - Hukuk Fakültesi... Đstanbul’da bir


Üniversite.

201
Đstanbul’a, o koskoca insanları yutan şehre, nasıl emanet edilir
de, gönderilir ki kızları?

Ama kızları diretir ve anne fabrikada bir iş bulur, çalışmaya


başlar. Baba istesede istemese de, korksada korkmasa da kızı
okuyacaktır. Kendisi gibi cahil kalmayacaktır. Harç ve yurt
parası tamamlanır. Kız, erkek kardeşiyle birlikte okula kayıt için
Đstanbul’a yollanır.

Đşte benim Đstanbul maceram da burada başlar...

Tüm bunları anlattım, çünkü insan yaşadıklarıyla şekilleniyor,


kişilik kazanıyor. Çünkü insan geçmişiyle var, sahip çıktığı
geçmişi kadar tam, ya da kabullenemediği, inkar ettiği geçmişi
kadar eksik!..

Ben Đstanbul’da yalnızdım. Tabii ki okuldan, yurttan


arkadaşlarım oldu ama, insan hangi arkadaşını ailesinin yerine
koyabilirki? Öylesine güçsüz, öylesine çaresiz hissediyor ki
insan, kendini bu kalabalık yalnızlıkta!..

Bir gün kafamı toplama yürüyüşlerimden birinde, Göztepe


Özgürlük Parkındaki bir etkinliğe rast geldim.

Liay Sosyal Hizmet Vakfı Etkinlikleri. Standları dolaştım.

Bir bayan, üniversite öğrencisi olduğumu öğrenince, beni


Liay’dan Figen Hanıma yönlendirdi. Burslar Komitesi
Başkanıymış. Figen Hanımla görüşmeye gittim. Yapılan
mülakat neticesinde beni bursiyer olarak kabul ettiler. Öyle
anaç, öyle anlayışlı ve asil bir edayla yaklaştı ki Figen Hanım

202
bana, benim için o an bunun değerini anlatamam. Đçimdeki
küçük, kırılgan, umutsuz bir halde yere düşmüş çocuğa el verip,
onu kaldıran bir anne gibiydi... O !..

Tüm samimiyetimle ifade edebilirim ki; bana sahip çıkan,


yardıma ihtiyacım olduğunda hiç çıkarsız yardım eli uzatacak
insanların var olduğunu bilmek, öylesine değerli bir duygu ki!
Kendisine güveni geliyor insanın. Eğer sığınacak bir limanınız
varsa, okyanusa açılmaktan hiç korkmuyorsunuz.

Ama geri dönebileceğiniz, döndüğünüzde aldığınız yaraları


onarabileceğiniz, o liman yoksa, korkularınız sizin uzak
denizlere açılmanızı engelliyor. Çünkü daha çok yara almaktan
korkuyorsunuz. Dolayısıyla aynı denizin sığ sularında dolanıp
duruyorsunuz.

Liay bana çok şey kattı, hayata umutla bakmama aracı oldu.
Neşet Hanımın bana hediye aldığı montla ısındım. Yalnız
bedenim değil, kışın ayazda beni sarıp sarmalayacak kalplerin
olduğunu görünce, kalbimde ısındı. Dişim çürümeye yüz
tuttuğunda ve yirmilik dişlerin sancısıyla sancılandığımda Diş
Hekimi Sayın Necla Hanım ve eşi Mustafa Bey derdime deva
oldular.

Aylık veya yıllık toplantılarına bizleri davet ederek ikram


edilenlerle, ev yemeği özlemimizi giderdik. Her ay aldığımız
karşılıksız burslar, hangi cebimde kaç lira unutmuşumdur diye
aranırken, kimi zaman yemek, kimi zaman kitap, kimi zaman da
üstümüze üst / baş, yada ayakkabı oldu.

203
Đnanın; sizin bağışlarınızla, bizlere verilen burslar, doğru yerlere
gidiyor. Gelecek nesillere umut oluyor. Belki sizler bizleri
tanımıyorsunuz ama, minnetlerimiz ve vefa duygularımızla,
bizler... sizleri hiç unutmuyoruz. Ve kimbilir, belki bizlerde
başkalarına umut olacağız.

Liay Vakfına, tüm öğrenci arkadaşlarım adına gönülden


teşekkür ederim.

Bize gönülden bağışladığınız her 1 Lira, Size milyonlar’ca Lira


olarak geri dönsün!

Saygılarımla...

(Genç Bir Avukat.)

***************************************************

Bu sadece bir örnek, birçok Dernek’te ve Vakıf’ta da


çocuklarımız, gençlerimiz ve yaşlılarımız için çok güzel
hizmetler üretiliyor. Hem de hiç bir karşılık beklemeden.

Ayrıca, kişisel olarakta “Hayırsever Vatandaşlarımız”ın yaptığı


çok güzel şeyler ve eserler var.

Yeter ki!.. Đnsanlar bir şeyler yapmak istesin...

Önemli olan, araştırmak, karar vermek, insanları ikna etmek,


organizasyonu oluşturmak, kaynakları temin etmek, uygulamak,
devamlılığı sağlayıp değerlendirmek ve takip etmek.

204
Politika biraz farklı bir konu ama, aslında onunla da
ilgilenmek ve “Üç Maymun”u oynamamak gerekiyor.

Hatırlarsanız... Sosyal Güvenlik Yasası yürülüğe girmeden önce,


neredeyse doğmamış çocuklarını, eşin dostun yanında sigortalı
gösterip, erken emekli olmaları için saatlerce sırada bekleyen
milyonlarca Vatandaşımızı!..

Ama, seçim bölgeleriyle ve seçmen listeleriyle sürekli oynanan,


mükerrer kayıtlara dikkat edilmeyen, ölmüş kişilerin bile
listelerde gösterildiği seçmen kütükleri için... sadece konuşuyor,
rahatımızı bozupta muhtarlıklardaki seçmen listelerini kontrol
etmeye bile üşeniyoruz.

“Rab bana... Hep bana...” konusunda, acayip bir milletiz...


Vesselam!

Ancak; bazı STK lar ilgileniyor diye ortalığı boş bırakmaya da


gelmiyor. Hele hele oy toplamak için, seçim öncesi promosyon
olarak, ayakkabıların sağ tek’lerinin dağıtılması gibi kara mizah
olaylar yaşadığımız bu devirde...

Özellikle, bir çok dönem için “Cuk” diye oturan “Bal tutan
parmak yalar” ve “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”
atasözlerini hiç sevmiyoruz değil mi?

Çünkü... Cumhuriyetimizi ve Demokrasiyi çok seviyoruz!..

(Değerli gazeteci Sayın Hasan Pulur’un deyimiyle...


Tabii... seçimleri, bizim parti kazanırsa...)

205
Ancak bu iki kavramında çoğu zaman birbirine karıştırıldığını
görüyoruz.

Sevgili hocam Prof.Dr. Toktamış Ateş’in tabiri ile Cumhuriyet;


halk idaresidir. Demokrasi ise; özgür iradesiyle ve eşit şartlarda
halkın yönetime katılmasıdır.

Demokrasinin en önemli şartlarına gelince;

1) Çağdaş Eğitim ve Kültür...

2) Đnançlara ve Hukuka Saygı...

3) Đyi bir Gelir Düzeyi...

4) Doğru bir Đletişim...

5) STK’ların Yönetime Katılması...

Onun için mutlaka, amaçları Size uygun bir Sivil Toplum


Kuruluşuna veya gönüllü çalışmalar yapan Sosyal Dayanışma
Merkezlerine üye olun ve hedefleriniz için zaman ayırın.

Komitelerinde ve Yönetimlerinde görev almayı ihmal etmeyin.


Aksi takdirde birileri sizin için o görevleri yapar ve siz buna
katlanmak zorunda kalırsınız.

Özellikle çekingen ve sıkılgan bir yapıya sahipseniz,


sevgisizlikten, ilgisizlikten, yalnızlıktan, duyarsızlıktan ve
keşfedilememekten yakınıyorsanız, bu tür sosyal ilişkilerde
unutmamanız gereken de, yine sevgili Đnal Aydınoğlu’nun
belirttiği gibi...

206
***************************************************

Vermediğiniz hiç bir şeyi, alamazsınız. Bir topluluğa sessiz


sedasız girip bir kenara ilişirseniz, hiç kimse sizin farkınıza
varmaz...

Sıcak bir gülümsemeyle girip, herkezin duyabileceği bir ses


tonuyla topluluğu selamlarsanız... herkezin coşku ve neşe içinde
ellerini sıkarsanız... aynı coşku, neşe, içtenlik ve gülümseme
size geri döner. Bu karşılıklı yansıma tüm topluluğa yayılır...

Hiç kimse sizinle ilgilenmiyorsa, sormak gerekir...

Siz başka insanlar’la ilgileniyor’musunuz?

Geçmiş yıllar içinde gittiğiniz yerleri, sizin için sımsıcak


yapacak, sizi yalnız bırakmayacak arkadaşlıklar, tanıdık yüzler
biriktirdiniz mi?

Bundan önce katıldığınız toplantılarda yalnızlığını paylaştığınız,


gülümseyişinizle ısıttığınız, sohbetinizle bir şeyler kattığınız
insanlar var mı?

Çevrenizdeki insanları her fırsatta takdir ettiniz mi?

Takdirlerinizle onları şevke getirip daha başarılı ve daha güzel


işler yapmalarına neden olabildiniz mi?

Đnsanları büyük, küçük, zengin, fakir, ünlü, ünsüz, güçlü, güçsüz


diye ayırmadan teker teker önem verebildiniz mi? Onları adam
yerine koyup karşılıklı saygı içeren ilişkiler kurabildiniz mi?

207
Birlikte çalıştığınız insanların ilerliyebilmesi için destek oldunuz
mu? Yollarını, ufuklarını açtınız mı?

Eğer eksiklik ve yokluk duygusu içinde olursanız, yaşamınız


eksiklik ve yokluk içinde geçer. Đnsanların sizden esirgediğini
düşündüğünüz herşey, en bol ve geniş biçimde, sizde de var...

Siz bunları başkalarına vermediğiniz veya veremediğiniz sürece,


başkalarından şikayet hakkınız söz konusu olamaz...

Siz... hırslarınızı ve kıskançlıklarınızı bir tarafa bırakıp...


içinizdeki bolluğu fark edip... cömertce ve akıllıca
çevrenizdeki insanlara aktarırsanız... etrafınız bollukla dolar!

Siz gülümserseniz, çevrenizde size gülümser. Siz takdir


ederseniz, insanlarda sizi takdir eder...

Siz ilgi gösterir, sever, sayar, önem verirseniz... ilgi, sevgi,


saygı görür ve önemsenirsiniz...

***************************************************

Bu konularda bir probleminiz yoksa ne mutlu size...

O zaman, Sivil Toplum Kuruluşları ile çeşitli Platformlar’da,


sosyal sorumluluk projelerine katılabilir, özel sorumluluklar
dahi alabilirsiniz...

Tabii bu noktada, gereksiz zaman kaybını önlemek için, kişisel


tatmin’ler ile ilgili “Havanda Su Dövme Projeleri”ne çok dikkat
etmek gerek...

208
Örneğin, Siz!

Bir “Sosyal Sorumluluk Projesi” üretebilirsiniz...

Neden Olmasın!..

Sakın! Ben kimim ki? Benden geçti artık... diye düşünmeyin.

Sayın Prof. Dr. Üstün Dökmen’in deyimiyle...


“Yaşama ilişmeyin... Yerleşin!...”
Bir mıh bir nal’ı... Bir nal bir at’ı... Bir at bir komutan’ı...
Bir komutan bir ordu’yu... Bir ordu bir ülke’yi... Kurtarır...
özdeyişinden hareketle... Siz! Önemlisiniz...

Siz... Vizyon Tasarımcısı’sınız!

***************************************************

Benzetmek gibi olmasın... ama, işte size güzel bir alıntı...

Günlerden bir gün…

Köy‘ün birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.


Niye düşer, nasıl düşer sormayın! Eşek bu… Düşmüş işte…

Hayvan saatlerce acı içinde kıvranmış, bağırmış kendi dilinde…


Sesini duyan sahibi gelip bakmış ki… vaziyet kötü!..

Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik


yaralanmışta… Karşılaştığı bu durumda, kendini eşeği kadar
zavallı hisseden adamcağız, köylüleri yardıma çağırmış.

209
Ne yapsak? Ne etsek? Nasıl çıkarsak? soruları… havada kalmış.

Sonunda karar verilmiş… kurtarmak için çalışmaya değmez.


Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle
etraftan kuyunun içine toprak atmaya başlamışlarlar…

Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek


yere dökmüş. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an
biraz daha yükselmiş ve sonunda yukarıya kadar çıkmış…
Ve kurtulmuş… Köylüler’de ağzı açık bakakalmışlar….

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır… Hatta çoğu zaman…


Tozla,toprakla,çamurla örtmeye çalışanlar çok olur, üstümüzü…

Bunlarla başetmenin tek yolu… yakınıp sızlanmak değil…


Dökünüp silkinmek ve kurtulmak… aydınlığa adım atmaktır.

Karanlık bir kuyu‘da olsak bile…

***************************************************

“Ilık suya kaplumbağa çorbası çok güzel oluyor” demiyorsanız


ve herhangi bir kuruluş’a veya kuruluşlar’a üye iseniz, zaten
mesele yok.

Herşey, kendinize duyacağınız güvene, düşüncelerinize ve bir


kıvılcıma bakar.

Sonrasını zaten sizler’le bu kitapta paylaşıyoruz...

Hatta proje üretmek için bağlı olduğunuz belediyelerin meclis


toplantılarına katılabilirsiniz. Meclis toplantılarının tüm yöre

210
halkına açık olduğunu biliyorsunuz. Bu şekilde kentinizde ve
çevrenizde alınan kararlardan haberdar olabilir, bir şekilde Kent
Konseyleri’ne ve Kentsel Dönüşüm Projeleri’ne katılabilirsiniz.

Projenizi... yakınlarınızla, arkadaşlarınızla, Dernek Yönetimleri


ve üyeler’le paylaşıp... yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası
projelerde, gerekiyorsa konuyu ilgili... diğer Sivil Toplum
Kuruluşları’na, Vakıflar’a, Yerel Yönetimler’e, Üniversiteler’e,
Meslek Odalarına ve de Resmi Makamlar’a taşıyabilirsiniz...

Biliyorsunuz, ülkemizin geleceği ile ilgili olarak, proje üretmek


açısından, en büyük sıkıntıyı Siyasi Partiler çekiyor.

Özellikle, “Sosyal Sorumluluk Projeleri”ne önem veren bir çok


Banka ve Şirketler’le de temas kurabilirsiniz.

Genellikle büyük şirketler, topluma yönelik sosyal sorumluluk


projelerinin yanında, kurumları içinde kendi çalışanlarının
performans kriterlerine “Sosyal Sorumluluk Projeleri
Üretmeleri, Katkıları ve Katılımları” konusunu da ilave
etmeye başladılar.

Tasarrufa dayalı... Kağıt Toplama, Pil Toplama, Kağıtların


Arkalarını Kullanma, Çöp ve Atıkları Ayrıştırma ve
Değerlendirme gibi...

Projelerinize sahip çıkarak, bu “Şirketlerin ve Kurumların”,


sosyal sorumluluk ve tanıtım bütçelerinden yararlanabilirsiniz.

“Türkiye’nin Tanıtımı Bütçesi”de dahil, herkez proje bekliyor.

211
Yalnız, bu arada; değerli gazeteci Sayın Selahattin Duman’ın
Vatan Gazetesindeki “Çeyiz Sandığı’ndan... Çıkma! Sosyal
Projeler” başlıklı yazısında belirttiği gibi...

***************************************************

“Amerikada, Maliyenin bunalttığı Đşadamları, kazançlarından


dev boyutlar’da haraç ödememek için, vergiden yan çizmenin
binbir yolunu deniyorlar...

Akıllarına gelen çarelerden biride Sosyal Sorumluluk Projeleri


üretmek...

Bir proje icad ediyorsun...

Maliyeye vergi olarak vereceğin paranın güzel bir kısmını ona


harcıyorsun... O harcama, şirketine fiyaka olarak dönüyor...

Nam’ın artıyor... Şan’ın dokuz dağda, on dört iklimde yürüyor...

Bu projelerin icatcıları da aynen!..

Bunların birinci işi, kimseye yararı olmayan, ancak yararsızlığı


da tartışılamayan projeler üretmek... Ve de Onları zorla ahaliye
kakalamak... Ombudsmanlık Müessesesi... Okuyucu Meclisi...
Özgürlük Treni... AIDS Đçin Soyunalım.” . . .

***************************************************

Şeklinde ki “Çakma Projeleri” kastetmediğimi de, özellikle


ifade etmek istiyorum...

212
Ayrıca; “AB Hibe Programları”ndan da yararlanabilirsiniz...

Bu konuda “Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) - Yerel


Destek Merkezleri, tüm şehirlerimiz’deki STK lar için, özellikli
konularına göre (Çocuk, Gençlik, Engelliler, Kültür ve Sanat,
Toplumsal Cinsiyet ve Kadın, Đnsan Hakları, Ekoloji v.s. ... ) ;
“Gönüllülerle Đşbirliği”,“Proje Döngüsü Yönetimi” ve “Đletişim“
eğitimleri düzenleyerek... çok güzel projeler üretme fırsatlarına
katkı sağlıyor...

Eğitimler süresince (2 - 3 gün) tüm yol, yemek ve konaklama


ücretleri de STGM tarafından karşılanan bu seminerler için,
emeği geçen herkeze teşekkür ediyor ve başarıyla sonuçlananları
da takdirle karşılıyoruz...

2010 yılından sonra da aynen devam edeceğine inanmakla


birlikte “Đstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” Projeleri’de
katılım, inceleme ve örnekleme açısından iyi bir fırsat olabilir...
diye düşünüyorum.

2010 yılında Avrupa’nın 3 kültür başkenti olacak. Đstanbul’un


yanı sıra Almanya’nın Essen ve Macaristan’nın Pecs kentleri de,
Avrupa’nın kültür başkentleri olarak, sahne alacak...

Đstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu


Başkanı Sayın Nuri Çolakoğlu, Görsel Sanat Yönetmeni Sayın
Beral Madra, Kent Kültürü Danışmanı Sayın Fikret Toksöz’ün
açıklamalarına göre; “2010 projelerinin çoğu, çocuk ve gençlere
yönelik eğitim projeleri... Binalar’a yatırımdan çok, genç

213
nesillere yatırım hedefleniyor. 2010 nun esas amacı, geleceğin
kuşaklarına sanatı ve kültürü sevdirmek.”

Đşte bu projelerden bazıları...

*) Çağdaş sanatı, Đstanbul’un 40 ilçesindeki gençlerle


buluşturmayı amaçlayan “Taşınabilir Sanat” Projesi. Bu projede
çağdaş sanatların ustaları ve genç temsilcileriyle, sohbet imkanı
sağlanacak...

*) Özellikle sanat’a ilgi duyan ve sanat eğitimi gören gençler’in,


önemli sanatçılarla atölye çalışmaları yapabileceği “Sanat
Üretim Merkezleri” Projesi...

*) Kenar semtlerdeki çocukların ve gençlerin evrensel müzikle


tanışmaları için, tam techizatlı olarak “100 Okul’da 100 Müzik
Odası” Kampanyası... v.s.

2009 da yaşanan bazı sorun ve istifalardan sonra göreve gelen


yeni Yürütme Kurulu Başkanı Sayın Şekip Avdagiç ise, proje
sayısında müthiş bir patlama olduğunu ve ekonomik kriz
dolayısıyla, proje sayısını dondurduklarını açıklıyordu... (!)

800 Milyon TL bütçeli, AKM nin yenilenmesi de dahil, Topkapı


Sarayı, Ayasofya v.s. için iyi planlanmış tüm projelerin, bizlere
ve Türkiye’ye yakışır biçimde gerçekleşmesini diliyorum.

Bunlarla birlikte, ülkemizde çok güzel Projeler’de üretiliyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nin 23.Kasım.2008 de verdiği


“Sürdürülebilir Yaşam” ilavesini okuyunca, vizyon tasarımları

214
ve sosyal sorumluluk projeleri konusunda verdiğimiz emeklerin
boşa gitmediğini görmek, beni çok mutlu etti.

Aslında Türkiye, tarihi mirasıyla, coğrafyasıyla, insanlarıyla,


dilleriyle, dinleriyle, ırklarıyla, kolay kolay başka ülkelere
kısmet olmayan değerlere sahip. Bunu bütün dünya, özellikle de
gelişmiş ülkeler çok iyi biliyor. Onun içinde, Türkiye üstüne
oynanan oyunlar bir türlü bitmiyor. Ve tabi ki bitmeyecek...
Ellerinden gelse, nefes bile aldırmayacaklar.

Bir de bunun üstüne yapılan siyasi manevralarla, talan ve


tahribat düzeni sistematik olarak sürüyor. Bu mantık
değişmedikçe veya bu mantığı değiştirecek toplumsal baskı
oluşmadıkça, sürmeye de devam edecek. Bu konuda bireysel,
kurumsal ve toplumsal olarak, duyarlı olan herkeze ve her
kesime, özel görevler düşüyor.

Özellikle de; cari açık, plansız sanayileşme, imar rantına dayalı


ekonomik büyüme ve kentsel dönüşüm adına yapılanlar ve de
doğa’nın bilinçsizce yok edilmesi karşısında...

Bu arada, birincil amaçları “Satışları Arttırmak, Para Kazanmak,


Güçlerini ve Yatırımlarını Büyültmek(Anadil/Paradil meselesi)”
olsa da, bazı Özel Sektör Kuruluşları’nın; diğer konular’la
birlikte, biraz reklam amaçlı’da olsa, artık sosyal sorumluluk
projeleri kapsamında güzel hizmetler ürettiğini ve desteklediğini
görüyoruz.

Özel Sektör Gönüllüleri Derneği tarafından verilen...

215
“Gönülden Ödüller 2008” de yeralan;

*) Citibank’ın, “Citi Gönüllü Programı”

*) Olmuksa’nın, “Kadını Yaşatalım”

*) Total’in, “Eğitime Destek Projesi ve Etkinlik Günleri”

*) Boyner’ini “Haydi Gel... Sende Uğur Böceği Ol”

*) HSBC’nin, “4 S... Sahne Sanatlarından Sosyal Sorumluluğa”

Projeleri ile . . . Diğer yandan;

*) Türkcell ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin,


“Kardelen... Eğitime Destek ... Haydi Çoçuklar Okula”

*) Novartis ve Türk Kadınlar Birliği’nin,


“Annem’le Biz... Meme Kanserini Yeneriz”

*) Kurtsan ve Kagider’in,
“Doğu ve Güneydoğu’da Kadın Girişimciler”

*) Procter & Gamble ve Toplum Gönüllüleri’nin


“Küçük Adımlar... Büyük Yarınlar”

*) Migros ve P&G nin,


“Zihinsel Engelli Çoçuklarımız ve Özel Olimpiyatlar”

*) Eti ve Çekül’ün,
“Gençlerarası Değişim ve Kültür Elçileri”

216
*) Teknosa ve Đstanbul Üniversitesi’nin,
“Zamana Direnen Tarihi Eserler”

*) Coca Cola ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın,


“Bafa’ya Su... Ege’ye Bereket”

*) Osram’ın, “Parlak Fikirler Aydınlık Sınıflardan Çıkar...


Aydınlanma Hareketi”

*) Maksimum Sokaktayız ve Samandra Belediyesi’nin,


“Engelsiz Yaşam ve Medikal Destek”

*) Türkiye Moda ve Hazır Giyim Federasyonu’nun,


“5.000...Çocuğumuz Üşümesin”

*) Bedensel Engelliler Dayanışma Derneği’nin,


“Tekerlekli Sandalye ve Medikal Destekler”

*) Eczacıbaşı - Đpek Kağıt ve Açev’in,


“Solo - Đlkögretim Okulları / Kişisel Hijyen Eğitimi”

*) Đsöm’ün,
“Đstanbul Belediyesi Özürlüler Merkezi”

*) Eczacıbaşı ve Avon’un,
“Sağlığa Yolculuk - Pembe Ajanda”

*) Ana Çocuk Sağlığı Kurumu ve Koç Holding’in,


“Aile Planlaması”

*) Efes Pilsen ve Boğaziçi Üniversitesi’nin


“Doğu ve Güneydoğu’da Gelecek Turizmde”

217
*) Milliyet ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin,
“Okumayan Kızımız Kalmasın”

*) Kale Seramik Eğitim Vakfı’nın “Đlk Đşim Okullarda Değişim”

*) Đstanbul Bilgi Üniversitesi’nin,


“Dışlanmışlar Semtleri’nde... Aydınlığı Arayanlar”

*) Tema Vakfı’nın, “Türkiye Çöl Olmasın.” ve


“2 / B Arazileri Satılmasın” Đmza Kampanyaları…

*) Kadıköy Belediyesi’nin,
“AB Destekli Elektrikli Elektronik Ekipman Atıkları”

*) Kasdav Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı’nın,


“Kasdav Gönüllüleri... ve... Gönüllü Hizmetler”

*) ÇYDD ve Metro Groupun “Çağdaş Kızlar / Đmkansız Periler”

*) Çocuk Đhmal ve Đstismarını Önleme Platformu...

*) Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’nin,


“Kalıcı Eser Yöneticileri Đçin Geliştirme Programı”

*) T.Đş Bankası ve Tema Vakfı’nın, “81 Đl’de... 81 Orman”

*) Türkcell ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Türkiye’nin her


yerinden... başarılı ve imkanları kısıtlı 10.000 öğrenciyi, çeşitli
etkinliklerle buluşturan... “Gönül Köprüsü”

*) Doğu ve güneydoğu’da... Opet’in, “Örnek Köy... Yeşil Yol”

218
*) Tesyev Vakfı ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin
“AB Hibe Fonu destekli, Rehabilitasyon Merkezi”

*) T. Đnsan Kaynakları Vakfı’nın, “Bireysel Gelişim Projesi”

*) Tüsev Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın, Avrupa Komisyonu


Türkiye Delegasyonu ve STGM ile işbirliği içinde yürüttüğü
“Örgütlenme Özgürlüğü’nün Đzlenmesi için, Metodoloji
(Monitoring) Geliştirilmesi... 2009”

*) Dost Yaşam Vakfı’nın, “Down Sendromu Eğitim Projeleri”

*) Starbucks Coffee ve Tohum Otizm Vakfı’nın, “Otizm’de


Farkındalık Yaratabilmek”

*) Samsun Valiliği - Đl Özel Đdaresi - Proje Önderleri ve Türkiye


Sakatlar Derneği Samsun Şubesi ile 19 Mayıs Üniversitesi, Gazi
ve Tekkeköy Belediyeleri’nin... Fiziksel engelli gençlerimize iş
imkanı yaratmak amacıyla... 1.000 m2 lik “Ekolojik Oyuncak
Atölyesi”

Projeleri gibi . . . Bir çok proje, hayata geçirilmiş durumda.

Bunlarla birlikte; Türkiyenin her tarafında faaliyet gösteren,


T.C. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlükleri ile
T.C. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Şubeleri . . .
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumları, Ceza ve
Tutukevleri ile Darülaceze ve Huzurevleri gibi kurumlar, sadece
ilginizi ve desteğinizi bekleyen projeleriyle... Bizleri bekliyor...

Bu projelerin, her aşamada tartışılabilecek ve daha verimli hale

219
getirilebilecek tüm detaylarına, ilgili “Đnternet Siteleri”nden
ulaşabilirsiniz.

Yeter ki toplumsal gelişimde, ortak hedefler de buluşulabilsin!

Ayrıca; çeşitli Okullar’ımız, Üniversiteler’imiz, Sivil Toplum


Kuruluşları’mız, Vakıflar’ımız, Đl ve Đlçe Belediyeleri’miz,
Kaymakamlıklarımız ve Valiliklerimiz de, tek tek veya
müşterek, çeşitli hastalıklarla mücadele ve bilinçlendirme, kan,
kornea ve organ bağışları... gibi, rehabilitasyon ve toplumsal
kazanımlara yönelik, harika sosyal projeler üretiyor.

Aslında tüm bu projelerin ve proje üreticilerinin’de,


organizasyona ve kontrole ihtiyaçları var.

Ne O!.. Herkez, kendi kafasına göre proje yapıyor!..

Hemen “Siyasilerimiz” tarafından, aynen RTÜK gibi bir de


“SSPÜK” kurulmalı ve bir an önce hemen denetimlere acilen
başlamalı... (Olmaz... Olmaz... Demeyin!) Şaka!.. Şaka!..☺

Tabi bu arada, bu tür gönüllü sosyal hizmetleri tüm dünya’ya


öğreten ve örgütlü bir toplum olarak, neler yapabileceğinin bir
çok örneğini veren, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının da,
hakkını teslim etmeden olmaz.

(Unicef, Lions, Rotary, Soroptomistler... v.s.)

Hepsine teşekkürler . . .

ÖZELLĐKLE DE... ENGELLĐ DOSTLARIMIZ ĐÇĐN...

220
Bedensel ve Zihinsel Engelliler...

Biraz ilgilenilse... Biraz imkan verilse...

Neler yapabileceklerini hayal etmek, çok zor değil!

Çünkü onlar, Engel’li . . . Kusur’lu veya Özür’lü değil !..

Aslında “Allah Korusun” ama... bir yerde, gecici veya daimi


olarak potansiyel “engelli veya engelli yakını” adayları
olduğumuzu hepimiz biliyoruz. O nedenle, başımıza gelmemesi
dileğiyle... biraz empati yaparak, engelli kardeşlerimize ve
engelli ailelerin hassasiyetlerine karşı duyarlı olmakta yarar var.

Bu nokta da...

Onlar için düzenlenmekte olan “Özel Olimpiyatlar” konusu ile


ilgili güzel bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum...

***************************************************

Özel Olimpiyatlar... Cumhuriyet 08.04.2009 Metin Tükenmez

Kars’ta 02 - 03 Nisan tarihlerinde bir konferans düzenlendi...

Futbol gündeminin yoğunluğu nedeniyle, bu konferanstan ne


kadar insanın haberi oldu bilemiyorum ama, Kars ve Sarıkamış
ta yapılan konferans, çok özeldi... özel sporcuların hayata nasıl
tutunduklarını... tatlı rekabetin onları nasıl mutlu ettiğini... 2 gün
boyunca, bu işlere gönül vermiş insanlar anlattılar.

Türkiye Özel Sporcular Eğitim ve Rehabilitasyon Derneği ile

221
Kafkas Üniversitesi’nin birlikte düzenlediği... “1. Özel
Olimpiyatlar Konferansı” üniversiteli gençlerin oldukça ilgisini
çekti. Derneğin onursal başkanı Dilek Sabancı, başkanı ise
Necmettin Aydın. Yönetim kurulu üyesi Mehmet Civelek ile
ulusal direktör Melih Gürel, Kars ve Sarıkamış’taki konferansı 2
gün boyunca izlediler... katkıda bulundular... özel sporcuların
yaşamla ve kendileriyle nasıl barışık olduklarını bizlere ve
konferansa katılanlara anlattılar.

Özel sporculara (Otistik ve Spastik Engelli) gönül vermiş olan


Prof. Dr. Seyhan Hasırcı ve Trakya Üniversitesi’nden Nilüfer
Tokgöz’de, konuşmalarıyla konferansa önemli bir katkı
sağladılar.

Nasıl ki, en uzun yolculuklar küçük bir adımla başlarsa, Özel


Olimpiyatlar’ın başlangıcı da, böyle küçük bir fark ediş’le...
şekilleniyor.

ABD nin eski başkanlarından Kennedy’nin kardeşi Kennedy


Shriver, zihinsel engelli kardeşinin havuzda oynarken... çok
hareketli ve mutlu olduğunu görüyor. Bunun üzerine, 1963
yılında zihinsel engelli çocuklar için bir yaz kampı organize
ediliyor. Đşte bu yaz kampı Özel Olimpiyatlar için bir milat
oluyor ve ilk kez 1968 yılında Şikago’da olimpiyat oyunları
yapılıyor...

Özel olimpiyat oyunları bugün 160 ülkede, 1,5 milyon zihinsel


engelli sporcusu, 250 bin antrenörü ve hakemi, 3 milyondan
fazla aile ferdi, 1 milyon gönüllü çalışanı, milyonlarca izleyicisi
222
ve 5 milyon finansal destekcisi ile dünyanın en büyük amatör
spor organizasyonudur.

Yani, hiç bir karşılık beklemeden sevgiye dayalı en büyük


olimpiyat...

Olimpiyat denilince ilk akla gelen rekabet olur. Ama benim


anladığım kadarıyla, özel sporcular için asıl hedef yarış değil...
eğlence...hoşca vakit geçirmek... kendinin ve yeteneklerinin
farkında olmak... oynarken gelişmek... birlikte koşarken,
gerekirse... madalya almaktan vazgeçip, düşen arkadaşını
kaldırmak gibi... son derece insani değerleri ortaya çıkarmak.

Özel olimpiyatlar, Türkiye’de 1983 yılında Prof. Dr. Hıfzı


Özcan tarafından Türkiye Spastik Çocuklar Derneği’nde, bu
derneğin bir etkinliği olarak başladı. Bugün, Türkiye Özürlüler
Spor Federasyonu ve Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu var.

Bütün bu kurum ve derneklerin çabası, daha fazla engelli çocuğa


ulaşabilmek ve onları yaşama kazandırabilmek. Kars’ta
düzenlenen 1. Özel Olimpiyatlar Konferansı’nın amacıda budur.

***************************************************

Ben de, bu olimpiyatların “Ülke Seçmeleri” aşamasında...

Sevgili dostlarım Ziya Đmer, Mehmet Özveren, Mecit Çetinkaya,


Cengiz Boyçay, Sadık Ercan, Mustafa Kabakçı, George Kirchef,
Yavuz Özkönü, Koray Demirocak, Yavuz Akın, Mehmet Temel
Necati Yalaz, Hikmet Zeren, Şükrü Demir, Vedat Özan, Faruk

223
Bıyık, Mehmet Çöteli ve Ali Üredi’nin önderliğinde, T.C.Milli
Eğitim Bakanlığı - Özel Öğrenciler Müdürlüğü ile Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü nün katkılarıyla, Erenköy Lions Kulübü
ve Leo / Lions Yönetim Çevreleri tarafından, 10 yıl süre ile
düzenlenen... ulusal ve uluslararası standartlar’daki “Megelday
Atletizm Yarışmaları” ile “Leolimpik Şölenleri”nde, emeği
geçen herkeze bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum...

Tabii... Bir de... Bu işin...


Sonuçlanan tüm güzel projeler açısından...
“Ulusal ve Uluslararası Ödüller” yönü de var...

***************************************************

Đşte güzel haberler...

*) Uluslararası Halkla Đlişkiler Derneği’nin (International Public


Relations Association… IPRA) her yıl düzenlediği… “Golden
World Awards” ta, Yapı Kredi Emeklilik’in sosyal sorumluluk
projeleri iki ödül birden kazandı!..

Yapı Kredi Emeklilik’in sürdürdüğü…

“Ertuğrul Firkateyni… Japonya’da bir Türk Gemisi” ve

“Yaşlılık Araştırmaları Merkezi (65 +)” isimli…

Sosyal sorumluluk projeleri, IPRA Golden World Awards


2008’e 52 ülkeden yapılan, 404 başvuru arasından, 117 finalist
arasına girdi ve 28 ödül kategorisi birincilikleri’nden 2’si Yapı
Kredi Emeklilik’in oldu…

224
*) Ülker… Active Academy’nin 2003 yılından bu yana
Uluslararası Finans Zirvesi kapsamında düzenlediği Active
Academy Ödülleri’nin 2008 yılı Kurumsal Sosyal Sorumluluk(!)
kategorisinde, “Herkez için Futbol” projesiyle ödüle layık
görüldü...

*) Active Academy 2008 Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri


ödüllerinden birini de, Vodafone’nin… Milli Eğitim Bakanlığı
ve Türk Eğitim Vakfı işbirliği ile gerçekleştirdiği “Öğretmen’e
Destek” kampanyası aldı…

(Yalnız bu arada Active Academy… , isminden de anlaşılacağı


gibi… uluslararası değil, % 100 yerli bir teşekküldür… ve de…
Olsun!.. “Ödül… Ödül’dür”…)

Bir başka haber…

Kritik bir çok uluslararası konuda bürokrasisi hantal, müdahalesi


yetersiz bulunan Birleşmiş Milletler’i (BM), 2000 li yıllarda
etkin bir kurum haline dönüştürmeyi amaçlayan reformlardan
biride “Bin Yıl Kalkınma Hedefleri”.

2015 yılında dünya genelinde, fakirliği yarı yarıya azaltmayı


planlayan, ekonomik gelişme merkezli projeyle BM, terör ve
etnik savaşlar gibi yeni yüzyıl’ın zorlu mücadelelerini de
kazanmayı hedefliyor.

Ancak BM , kilit anahtarın iş dünyasının elinde olduğu


gerçeğini de gözardı etmiyor ve bu doğrultuda kalkınma
hedeflerine en çok katkıda bulunan 10 projeyi ödüllendiriyor.

225
“Uluslararası Özel Sektör Ödülleri”nin amacı BM in hedeflerini
başarmada, iş dünyasının örnek teşkil etmesi için kamuoyuna
duyurulması… ilk öğretimin geliştirilmesi… cinsel eşitliğin
sağlanması… açlığın azaltılması… aile planlaması… çocuk
ölümlerine çareler, çevre dostu ekonomik gelişmeler… gibi 8
ana alanda, özel sektörü “Model Rol” oluşturmaya teşvik etmek.

2008 de tüm dünyada ödüle layık görülen 10 kuruluş arasında


Türkiye’den “Đpek Kağıt” da yeralıyor.

Đlköğretim çağındaki 3 Milyon’u aşkın öğrenciyi, kişisel hijyen


konusunda bilinçlendiren “Solo Đlköğretim Okulları… Kişisel
Hijyen Eğitimi” projesi, en başarılı projeler arasına girmeyi
başardı.

Tüm Türkiye’de… Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile kişisel


hijyen ve tuvalet temizliği konusunda 3.850 okuldaki öğrencileri
bilinçlendiren proje, 33 ülkeden toplam 73 projenin arasından
sıyrıldı…

Ve bir haber daha…

Ülkemizin en sevilen sivil toplum kuruluşları içinde, önemli bir


yeri olan... Magazin Gazetecileri Derneği’nin (MGD), Türk
toplumundaki yaşam kalitesini daha üst seviyeye taşıyan,
dayanışma olgusunu tüm toplum katmanlarına yayan “MGD
Sosyal Sorumluluk Kampanyaları Başarı Ödülleri” 21.03.2009
Cumartesi gecesi yapılan törenle sahiplerini buldu...

Magazin Gazetecileri Derneği, uzun bir araştırma ve inceleme

226
döneminden sonra, başarılı sosyal sorumluluk kampanyalarını
saptadı... Đşte Ödül Alan Projeler...

“Kanserle Mücadele Kampanyası”


Arena… Star Haber… Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü…
Ağaoğlu Şirketler Grubu…

“Aile Đçi Şiddete Son - Güldünya”


Hürriyet Gazetesi ve Star Tv… (Nedense yayından kaldırıldı?)

“Kardelenler”
ÇYDD ve Turkcell…

“Yaşasın Okulumuz”
TOÇEV ve Milliyet Gazetesi…

“Engelleri Kaldıralım”
Show TV ve TESYEV...

“Eğitime Destek Kampanyası”


TEGV… Genç Bakış… Kanal D… Milliyet Gazetesi…

“Otistik Çocuklar Eğitim Okulu”


Tohum Otizm Vakfı… Şişli Belediyesi…

***************************************************

Ayrıca, bu projelerle birlikte... magazine konu olan pek çok ünlü


kişi ve sanatçı’nın da çevrelerine ve toplum yararına çok güzel
sosyal sorumluluk projelerine imza attığını biliyoruz ve de
kendilerine, bir kez daha teşekkürler ediyoruz...

227
YAŞAM FELSEFENĐZ !

Üretken olmak...

Hayal gücünüzü, yaşama odaklamak...

Bilgi ve deneyiminizi, heyecanla yoğurmak...

Büyük - küçük tüm problemlere, orjinal çözümler sunmak...

Her projeyi, baş yapıta dönüştürmek...

Geleceği şekillendirmek ve yaşamınıza anlam katmak...

Şeklinde ise...

Y A Ş A M P R O J E S Đ Z O L M A Z !..

228
Neden olmaz?

Gelişim için!... Gelecek için!... Sağlık için!...

Milliyet Gazetesinden bir haber... (07.12. 2008) Anka Ajansı.

***************************************************

“IBM, Unutma Sorununu Ortadan Kaldıracak.”

IBM, yürüttüğü inovatif çalışmalarla, önümüzdeki 5 yıl


içerisinde “unutmak” sorununu ortadan kaldırmaya hazırlanıyor.

IBM den yapılan açıklamaya göre, teknolojinin ilerlemesiyle


küçülen mikrofonlar ve video kameralar sayesinde; yapılan tüm
görüşmeler, katılınan etkinlikler, kısaca hayatın her saniyesi
kolaylıkla kaydedilebilecek.

Bilgileri doğru bir şekilde sınıflandırabilen akıllı cihazlar,


gündelik hayattaki tüm bilgileri ve ayrıntıları depolayacak,
analiz edecek, uygun zanmanda ve uygun yerde hatırlatacak.

Böylece yaşlıların, doktorlarıyla yaptıkları görüşmeleri


hatırlaması sağlanacak.

Açıklamaya göre, “GPRS teknolojisiyle donatılan akıllı


telefonlar... kişilere, belirli bir eczanenin yanından geçerken,
reçetelerindeki ilaçlarını veya marketteki ürünlerden birini
almaları gerektiğini hatırlatacak. Hafızalarını zinde tutmak
isteyen yaşlılar, isimlerini ya da olayları hatırlamak için bellek
araştırmaları yapabilecek.”

229
Açıklamada, IBM Ar - Ge Ekibinin, bu tür teknolojilerin
kullanıldığı girişimlerden ilki olan HERMES programı için,
Avrupa Birliğindeki çözüm ortaklarıyla iş birliği yaptığı
belirtildi...

Bilgisayar teknolojilerinde dünyada çok önemli bir geçmişe ve


geleceğe sahip olan IBM gibi bir şirket, neden böyle bir yatırıma
ihtiyaç duyuyor? diye düşünürsek...

Sorunun cevabı net olarak ortada!..

Pazarlama stratejilerini ve hedef kitlelerini genişletmek...

Ve de orta yaşın üstündeki insanlar için, çağımızın en büyük


problemlerinden biri olan... Unutkanlık!... “Alzheimer”.

Aslında unutkanlık bir çok insanın problemi. Uluslararası Hafıza


Danışmanı... Bob Gray’in de belirttiği gibi, iş ve sosyal hayatta
başarının en önemli faktörlerinden biri de, hafıza’dır.

Hafızasıyla, Guiness Rekorlar Kitabı’na giren Gray, hafıza ile


fark yaratabileceğini savunuyor, “Hafızanız Gücünüzdür” diyor
ve güçlü hafıza için önemli olan 5 kuralı şöyle sıralıyor...

*) Hafıza konusunda herşey, ilişkilendirmeye dayanır.

*) Zaten bildiğiniz bir şey’le ilişkilendirdiğiniz sürece, herşeyi


hatırlayabilirsiniz.

*) Herhangi bir şeyi, bildiğiniz bir şey’le... çılgın, komik ve


saçma bir şekilde ilişkilendirdiğiniz zaman, daha iyi

230
hatırlarsınız.

*) Hatırlamak için beş duyunuzu kullanın.

*) Hatırlamak istediğiniz şeyleri, belirli zaman aralıklarında


gözden geçirin.

***************************************************

Aynı tarihler de, Sabah Gazetesi ilavesinde Đ.Ü. Tıp Fakültesi


Nöroloji Uzmanı ve Alzheimer Derneği Başkanı Sayın Prof.Dr.
Murat Emre ile Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü Uzmanı
Sayın Dr. Abdullah Özkardeş’in, konu ile ilgili açıklamaları...

***************************************************

“Sürekli eğitim almak beynin dostu...”

“Uzmanlar, yaşlandıkça hafızada görülen azalmanın, beyin


hücreleri arasındaki ilişkilerin değişmesine bağlı olduğunu
söylüyor. Araştırmalar beynin aktif tutulmasının, onun
canlılığını arttırdığını ve sinir hücrelerinin birbirleriyle olan
ilişkilerini koruduğunu gösteriyor.

Bu arada eğitim seviyelerimizin düşük olmasının, hayat boyunca


daha yüksek bir “Alzheimer” hastalığı riski anlamına geldiğide
biliniyor. Uzmanlar bunun nedeni’ni de, hafızanın uzun süreli
tembelliğine ve amaçsızlığa bağlıyor. Diğer bir ifadeyle sürekli
eğitim, araştırma ve meşguliyet, beyin hücrelerini ve onların
birbirleriyle olan ilişkilerini daha da güçlendirdiği için,
Alzheimer hastalığına karşı koruyucu bir etki sağlıyor.”

231
“Kendimizi... Aktif Halde Tutmanın Yolları...”

*) Çevrenize karşı meraklı ve duyarlı olun.

*) Okuyun, yazın, bulmaca çözün.

*) Spor yapın, bahçeyle ve doğayla ilgilenin.

*) Sanat etkinlikleri ve konferanslara katılın.

*) Hafıza egzersizlerini deneyin.

*) Çevrenizde bulunan, eğitimle ve gelişimle ilgili merkezlerin


çalışmalarına katılın. Đnsan içine karışın. Onlarla ilgilenin.

*) Mutlaka yeni bir şeyler öğrenin.

*) Sosyal hayatınızı canlı tutun...

“Sürekli olarak sosyal faaliyetlere katılanlar da, beyin


canlılığının devam ettiği biliniyor. Son bir çalışmada da fiziksel,
mental ve sosyal aktiviteleri birleştiren faaliyetlerin, bunamayı
engelleyebildiği gözlenmekte... Etkin sosyal faaliyetler, yakın
kişisel ilişkiler ve duygusal tatmin, Alzheimer’e karşı koruyucu
bir etki gösteriyor.”

***************************************************

Bu arada, “Duygusal Tatmin” ve “Duygusal Zeka” konularında


en önemli etken olan, kişisel ve ekip olarak... motivasyonumuz
için, kalbimiz’in ve beynimiz’in önemi bir kez daha ön plana
çıkıyor.

232
Ait olmak’tan mutluluk ve heyecan duyulan bir grupla yapılacak
planlı çalışmalar’la... başarılmayacak “Proje” yok gibidir.

Ayrıca, uzun yıllar 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman


Demirel’in de özel hekimliğini yapan Sayın Prof.Dr. Osman
Müftüoğlu’da, Hürriyet gazetesi’nde ki “Yaşasın Hayat”
sayfasında “Đşte size 2009 ve önümüzdeki yıllar için, altın
değerinde 10 sağlık kuralı” başlıklı yazısında...

***************************************************

2. ve 9. Madde’lerde...

2) Sosyalleşmeyi ihmal etmeyin... Hangi yaşta olursanız olun,


sosyalleşin... Semtinizin, şehrinizin, ülkenizin sorunlarına ilgi
gösterin...

9) Beyninizi destekleyin... Beyniniz de, kaslarınız da, aynı temel


kural ile yönetiliyor...

Kullan veya Kaybet!

Her ikisini de sürekli olarak ama akıllıca kullanmanız gerekiyor.

Bunun için beyninize sık sık egzersizler yaptırmanız, onunla


“Farkındalık ve Değişim yolculuklarına çıkmanızda” fayda var.

Bu yolculuklar... zihninizi besleyip güçlendirecek ve

233
fazlalıklardan arındıracaktır. Okuyun, araştırın, düşünce
egzersizleri yapın...

***************************************************

diye de, özellikle belirtiyor...

Hayatta en güzel şeyler’den biri de, “Geçmişteki


Olumsuzluklara” bir set çekip... yaşama tekrar “Merhaba”
diyebilmektir.

Bunun çok kolay bir şey olmadığını da hepimiz biliyoruz. Bu


yüzden Sayın Doktor Ender Saraç’ın “Ruhsal Gelişim ve Kader”
isimli kitabında belirttiği gibi hareket etmekte yarar olduğunu
düşünüyorum.

********************************************************

Affedin...

Ruhumuzda ve sinir sistemimizde en çok yük oluşturan


ağırlıklar geçmişte yaşadığımız kırgınlıklar ve uğradığımız
haksızlıklardır.

Bu olayların hafıza kaydı adeta ciddi bir blokaj olarak, sinir


sistemimizde durur ve ciddi bir yük oluşturur.

Hatta daha da ötesi ilerde oluşabilecek pek çok hastalığın


temeline de katkıda bulunur.

234
Hep yaşadıklarımızdan dolayı başkalarını suçlar veya kinleniriz.

Oysa önceki bölümlerde de anlatmaya çalıştığım gibi aslında bu


olaylar bizim kader yazılımımız’da var olan ve evrimleşmemiz
için gerekli olan deneyimlerle ilgilidir.

Bizim, o deneyimi yaşamamız önceden programlanmıştır.

Öğrenmemiz gereken bir süreçtir bu. Bize o olayı Ali veya Ayşe
yaşatmasa, herhangi biri mutlaka yaşatacaktı.

Yorumda yapılacak en büyük hata; olayı kişisel olarak ele


almaktır. Yani olayın neden o zaman da ve niçin yaşandığına
yoğunlaşmak yerine, olayı kişiselleştirmek ve o kişiye takık
kalarak, öğrenme ve sıçrama yapabilme şansını kaçırmaktır.

Aslında belki de, yaşamda en fazla teşekkür borçlu olduğumuz


kişiler, ellerinde olmadan bize o en ağır dersleri ve de en sert
deneyimleri yaşatanlardır.

Onlar bizim için kötü olmak pahasına, farkında olmadan negatif


bir senaryonun icrası için aracılık ederler… O deneyimin
yaşanması için gerekli enerji akışına iletkenlik görevini görürler
ve böylece o deneyim yaşanır.

Olaylar’ın; “Yaradan” tarafından, bizim tekamülümüz için o


şekilde programlandığını düşünürsek, sinir sistemimizde ve
ruhsal dünyamızda ağırlıklar oluşturarak, bize gereksiz hamallık
yaptıran yüklerden ve atılım yapmamıza engel olan blokajlardan
kurtulabiliriz.

Affetme işlemini gerçekleştirmek…

235
*) Önce sessiz bir yerde rahat bir şekilde oturun; gözlerinizi
kapayın ve birkaç kez burundan derin bir nefes alıp yavaşça
ağızdan verin. Tüm kaslarınızın gevşediğini hissedin.

*) Şimdi, size en çok acı çektirdiğini düşündüğünüz kişiyi,


olayı, mekanı hatırlamaya çalışın. Bu kişinin size yaşattığı
incinmeyi, çektirdiği acıyı düşünün.

*) Sonra bu kişinin görüntüsünü ve sizi etkileyen özelliklerini


gözünüzün önünde şekillendirin ve yaşadığınız olaylarla ilgili
hafıza arşiv kayıtlarını sinir sisteminizden çıkarın ve de yine
gözünüzün önüne… hayali olarak, bir karış önünüze bir bir
yerleştirin.

Sinir sisteminizden boşalttığınız anılarınızın, gözünüzün


önündeki hayali yerde, tamamen toplandığını hissedin…

*) Sonra gittikçe artan bir hızla bu anıların, ufuk çizgisine doğru


gittiğini ve ufuk çizgisinde tamamen tuz - buz, paramparça
olduğunu gözlemleyin.

*) Bu boşaltma işlemini yaptıktan sonra, size en çok acı


çektirdiğini düşündüğünüz kimseyi yine gözünüzün önüne
getirin ve ona, uzun aradan sonra ilk kez sevgiyle bakmaya
çalışın.

O aslında sizin için kozmik açıdan kötü olma pahasına


evrimleşmeniz için gereken bir deneyimin yaşanmasına aracılık
ediyordu.

Eğer o olmasaydı, kader programınızda kodlanmış olan bu


deneyimi, yani aynı veya benzer bir enerji akışını, size bir

236
başkası yaşatacaktı.

Yani olay kişisel değil. O kişi sadece yaşanması gereken


deneyimin icrası için dönüştürücü güç görevini görüyordu.

Şimdi içinizden sakince o kişiye yaşamınızın o döneminde, size


yaşattıkları olumsuz deneyimler için ve yaşamınızın bir
döneminde var olduğu için teşekkür edin ve onu affettiğinizi,
tamamen bağışladığınızı, evrene mesaj olarak verin.

Đçinizden o kişi için yine şöyle seslenebilirsiniz;

“Biliyorum, benim bu deneyimi yaşamam gerekiyordu, bu


sayede daha da olgunlaştım…

Benim için kötü olma pahasına, o zamanlar bilinç düzeyim bu


kadar gelişmemişken ve farkındalığım daha az iken ruhsal
gelişimim için bana yaşattıklarına teşekkür ederim…

Eğer sen olmasan bir başkası bunu bana yaşatacaktı. Bu sen


olduğun için sana teşekkür ediyorum…

Benim olgunlaşmama ve bilgeleşmeme yardımcı olduğun için


seni seviyorum. Şu andan itibaren seninle tüm bağlarımı
kesiyorum, seni içtenlikle affettim…

Artık sinir sistemim seninle ilgili olumsuz deneyimlerin yükünü,


ağırlığını taşımıyor. Sana evrende iyilikler dilerim. Şu andan
itibaren artık sana takık olarak kalmayacağım…

Sinir sistemimdeki en büyük tıkanıklığı çözdüm ve hafifledim.


Yarın, yeni ve güzel atılımlarım için çok güzel bir gün olacak.”

237
Đşte, artık çok daha hafifsiniz…

Bilgeleşme yolunda en önemli ve zor sınavlardan biri


affetmektir. Burada ego devreye girer ve sürekli olarak o kişi
için olumsuz enerji göndermek ister. Bu duygu çok doğaldır,
ama burada aslında kim kaybediyor biliyor musunuz? Siz!..

Çünkü intikam, kin, nefret, öfke gibi olumsuz duygular onu


taşıyan kişiler için büyük bir ruhsal hamallık oluşturur. Dahası
yaptıkları blokajlarla sizin atılım yapmanıza mani olurlar.

Evrende, Yüce Yaradan… hiçbir enerjinin yok olmasına izin


vermez, yani kozmik sistem her şeyi kaydeder…

Siz, Yaradan değilsiniz… bırakın, haksızlığa uğradığınızı


düşündüğünüz noktaya takılı kalmayın, olayı Yaradan’a havale
edin. Asla… ama asla, hiç kimse için beddua etmeyin.

Aslında… her şey gerektiği için oluyordur belki de!.. Sizi


üzenlere karşı… asla aptalca bir pasiflik içinde olun demiyorum,
hatta aktif bir şekilde savunmanızı bile mutlaka yapın.

Sadece, dışa karşı düzeyli bir şekilde bu mücadelenizi yaparken


aslında içinizden tersine tatlı bir sakinlik ve bilgelik halinde
olup, tüm bu yaşananların olması gerektiği için yaşandığını, o
kişinin de bu durum için aracılık yaptığını düşünün.

Dıştan düzeyli mücadelenizi sürdürüp, içten de sakinliğinizi,


bilgeliğinizi ve farkındalığınızı sürdürmeye çalışın.

***************************************************

238
Evet! Geçmişte yaşadığımız olumsuzlukların ve tersliklerin,
yaşantımızdaki etkilerini bir anda silip atmak, her zaman kolay
olmuyor.

Ama, daha öncede bahsettiğimiz gibi “zaman” en önemli faktör.

Ve... Kendi zamanımız’ın yönetimi’de, bizim elimizde...

“Hiç kimse, yaşama sevincini kaybetmiş...

Bir insan kadar...

Çabuk ihtiyarlayamaz...”

239
V E . . . “YAŞAM KALĐTESĐ” ĐNŞASI ! . .

*VĐZYON*

************ PROJE*

*LĐDERLĐK *******************

***************** GRUP & EKĐP AĐDĐYETĐ*

*SORUMLULUK DUYGUSU ************************

*********************** TOPLUMSAL DUYARLILIK*

*ARKADAŞLAR & SOSYAL ÇEVREMĐZ **************

************* EKONOMĐK HAYAT STANDARTLARI*

*AĐLEMĐZ & YAKIN AKRABALARIMIZ **************

*AKIL … RUH … VE FĐZĐKSEL … SAĞLIĞIMIZ*


***************************************************

240
ZAMAN
ZAMAN . . .

AYAKLARIMIZA

BATAN DĐKENLER . . .

YA EKTĐKLERĐMĐZDĐR . . .

YA DA SÖKMEDĐKLERĐMĐZ !
(Alıntı)

241
Bu Çin Atasözünü, mutlaka hatırlarsınız...

BĐR YIL SONRASINI DÜŞÜNÜYORSAN,

BĐR TOHUM EK . . .

ON YIL SONRASINI DÜŞÜNÜYORSAN,

BĐR AĞAÇ DĐK . . .

YÜZ YIL SONRASINI DÜŞÜNÜYORSAN,

TOPLUMU EĞĐT . . .

Sevgili Mustafa Balbay... Ergenekon’da tutuklu iken


Cumhuriyet’te çıkan yazısında... (22.Nisan.2009)
Bu güzel sözlere... bir ilave daha yapmıştı!..

BĐN YIL SONRASINI DÜŞÜNÜYORSAN,

SANATÇI YETĐŞTĐR . . .

242
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

243
HADĐ BAKALIM !

Bu nedenlerle; şimdi gelin... Proje Aşamaları’na geçmeden


önce... görüş alanlarınız, bakış açılarınız ve detaylarla ilgili,
birlikte bir kaç çalışma yapalım...☺☺

***************************************************

Aşağıdaki, Kare’nin içinde...

Đç içe geçmiş veya geçmemiş toplam kaç “Üçgen” var?

244
(20 adet üçgen’i, bulduysanız bravo... Fazlası var, eksiği yok!)

***************************************************

Aşağıda gördüğünüz 9 nokta, bir düzlem üzerinde yer


almakta...

Bir noktadan başlayıp, kaleminizi kaldırmadan, 4 doğru


çizgi ile tüm noktalardan geçmeyi . . . denermisiniz?

☺)
(Ama! Lütfen, hemen cevaba bakmayın...☺

245
Genel’de… bu soruya yanıt bulmaya çalışanlar, noktaların
belirlediği düzlem içersinde yanıtı ararlar…

Ancak bu 9 noktayı 4 çizgi ile birleştirebilmek için, bu


düzlemin dışında düşünmek gerekir…

Sol üstteki 2 noktayı bir çizgi ile birleştirdiğimizde 9


noktanın belirlediği düzlemin dışına çıkmadan, yani farklı
düşünmeden, bu problemi çözmek imkansızdır…

(AR-GE Danışmanlık A.Ş. Logo Çalışması.)

Cevabı gördünüz, herhangi bir noktadan başlayıp, sınırları


zorlayarak, çözüm üretmek mümkün . . .

246
Düşüncelerinize gem vurmayın, gerekirse duvarları yıkın,
geniş açıdan ve daima mantıkla düşünün.

“Olmaz” demeyin. “Olmaz olmaz... Đmkansız biraz zaman


alır” özdeyişini de... aklınızdan çıkartmayın.

Đşte size bir “Akıl ve Zeka” Fıkrası...

***************************************************

Geçmiş zamanlardan birinde; Gözleri görmeyen, yoksul bir


adam, kırlarda başıboş dolaşırken, bastonuna değen sihirli
lambayı alıp, içinden Cin’i çıkarmayı başarmış.

Bu işlerden hayli bıktığı belli olan Cin, adama şöyle bir


baktıktan sonra;

“Senin hayli isteğin vardır... Şimdi sen gözlerin açılsın istersin...


zenginlik istersin... evlenmek istersin... ama uğraşamam!..

Sadece bir dileğini yerine getireceğim. Ona göre iyi düşün ve ne


isteyeceksen iste!..” demiş.

Adam biraz düşündükten sonra, tek dileğini söylemiş.

“Çocuğumun...
Saatlerce... altın’larımı saymasını... görmek... istiyorum.”

***************************************************
247
Şimdi, gerçek bir beyin testine ne dersiniz?
Rahatça oturun ve sakinleşin... Lütfen, teknik destek almayın!..

***************************************************

*Önce aşağıda C yi bulun.

OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOCOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO

248
*Eğer C yi bulduysanız, şimdi de 6 yı bulun.

999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999996999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999
999999999999999999999999999999999999999999999999999

249
*Son olarak N yi bulun. Biraz daha zor gibi...

MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMNMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM

3 Testide geçtiyseniz, beyniniz muhteşem çalışıyor demektir.

***************************************************

O zaman! Hadi bakalım, Projeler’e . . .

250
Ama; önce şu iki soruyu da cevaplarsanız, sevinirim...

Soru… 1 Bir kadın tanıyorsunuz ve hamile…

Sekiz çocuk sahibi… üçü sağır, ikisi kör, biri geri zekalı…

Ve de kadın frengili…

Bu kadına kürtaj önerir’miydiniz?

Bu sorunun cevabına vermeden önce 2. Soru…

Soru… 2

Yeni bir lider seçme zamanı ve öyle bir an geliyor ki lideri sizin
oy’unuz tayin edecek. Üç aday var ve adaylarla ilgili gerçekler
de şunlar:

Kimi tercih edersiniz?

Aday A… Düzenbaz politikacılarla işbirliği yapar, falcılara


danışır. Đki metresi vardır. Sigaralarını uç uca ekler ve günde 8
ila 10 martini içer

Aday B… Đki defa işten kovulmuş, öğlene kadar uyur. Okulda


iken afyon içicisiymiş ve her akşam 1 litreden fazla viski içer.

Aday C… Gözde bir savaş kahramanı. Vejeteryan, sigara


içmez, nadiren bir bira içer… Ve karısını asla aldatmamıştır.

Bu adaylardan hangisini tercih ederdiniz? (Arkaya bakmayın.)

251
Aday A ..............................Franklin Roosewelt

Aday B ..............................Winston Churchill

Aday C ..............................Adolf Hitler

Bu arada, ilk sorudaki kadına kürtaj yaptıysanız…

Beethoven’i öldürdünüz!..

Birşey’ler için hüküm vermeden önce, çok iyi düşünün…

Yeni birşey’ler denemekten de, asla çekinmeyin!..

252
GENELLĐKLE...

TÜRKĐYE’DE
HĐÇ BĐR BAŞARI CEZASIZ KALMAZ!..

DENSE’DE...

UMUDA YOLCULUK ĐÇĐN...

MÜSLÜMAN MAHALLESĐNDE...
VARMISINIZ!.. SALYANGOZ SATMAYA?

253
YAŞAM TASARIMINDA GÜNEŞ’ĐN GÜLERYÜZÜ. . .

***************************************************

ĐSTEK * DÜŞÜNCE *

*********
HAYAL * MANTIK * AR - GE * ANALĐZ *

*****************
TANIMLAR * TASARIMLAR * HEDEFLER *

**********************
EKĐP * ORGANĐZASYON * BÜTÇE * STRATEJĐ *

**********************
ÇALIŞMA PROGRAMI * VE UYGULAMALAR *

*****************
ĐZLEME * DEĞERLENDĐRME *

*********
RAPORLAMA* GELĐŞĐM *

254
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

255
SOSYAL
SORUMLULUK
VE
PROJE
AŞAMALARI !

Bu bölüme… Toplum Gönüllüleri Vakfı Başkanı…


Sayın Đbrahim Betil’in, bir açıklamasıyla başlamak istiyorum!..

***************************************************

“Ülkemiz’de her şeyi devletten beklemek gibi olumsuz bir


alışkanlık var. Toplum ve aile kültürümüzün içindeki bu egemen
yapıyı değiştirebildiğimiz, toplumun ve kişilerin enerjilerini
harekete geçirebildiğimiz ölçüde gelişebilir, uygarlık yolunda
önemli adımlar atabiliriz…

256
1994 yılından başlayarak Sivil toplum ve eğitim alanında çeşitli
girişimlerde bulundum. Şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık
ve gönüllülerle paylaşım, ülkemizde yükselen ve daha da
gelişeceğine inandığım sivil anlayışın temelinde yer alabilmesi
için çaba göstermekteyim…

Toplum Gönüllüleri Vakfı… okul açan bir eğitim hareketi değil.


17 - 25 yaş arası üniversite öğrencilerinin, sosyal sorumluluk
bilincini geliştirmeyi amaçlıyor… Toplum, gençlere önyargıyla
biraz da korkarak, çekinerek yaklaşıyor.

Gençlerin… sadece diğer kuşaklar için değil… Akranları’yla


birlikte bir şeyler yapmaları gerekiyor…

Amacımız, gençlerin hem toplumsal duyarlılıklarını hayata


geçirebilmelerine yardımcı olabilmek… hem de bu projeleri
yaparken… değişik inanç, köken ve düşüncelerden gelen
gençlerin, bir masa etrafında tartışmaları yerine… projeyi
birlikte yürütmelerini, birbirlerinden bir şeyler öğrenmelerini
sağlamak…”

Buradaki ince detay, konuşmak yerine, bir şeyler yapmak!..

***************************************************

Gördüğünüz gibi gençlerimizinde sosyal sorumluluk projelerine


eğilmeleri için, çeşitli STK lar vasıtasıyla özellikle üniversiteler
de çok güzel çalışmalar yapılmakta...

Bizler de... sizler’le birlikte daha mutlu bir gelecek için...


Bu güzel yolda ki çalışmalarımıza, içtenlikle devam etmekteyiz.

257
Evet! Sosyal Sorumluluk... Gönüllü Sosyal Sorumluluk...
Bireylerin, kurumların, yerel veya genel yönetimlerin, içinde
yaşadıkları toplumun yaşam kalitesini yükseltmek için...
Kendileri, aileleri, çevreleri ve toplumla birlikte, sosyal ve
kültürel gelişmelere, destek verme sorumluluğu’dur... demiştik!

Bireysel ya da kurumsal anlamda toplumsal bir konuya veya


sorunlara odaklanmayan, belirli ve yönetilebilir bir süreçleri
olmayan, tüm katkıda bulunanları ve yönetimleri tarafından
benimsenmemiş, katılımcı olunmayan, ölçülemeyen, topluma
faydalı kalıcı değerler üretmeyen ve de sürdürülemeyen
uygulamalar, “sosyal sorumluluk projeleri kapsamı” dışında
bırakıldıktan sonra...

Daha önce de belirttiğimiz gibi;

*) Tüm projeler hayal etmekle ve pozitif düşüncelerle başlar...

*) Toplumsal faydalara yönelik, amaçlarınız doğrultusunda


belirleyeceğiniz, hedeflerle şekillenir...

*) Strateji saptama, görev bölümü, bütçe ve planlama ile


uygulamaya konur...

*) Projenin süreç yönetimine, ölçümleme ve raporlama ile


devam edilir...

*) Projenin, sürdürülebilinir olması ve model rol teşkil etmesi


ise diğer önemli faktörlerdir!..

Bu neden’le...

258
KENDĐMĐZĐ TANIMAK . . .

*) Kendinizi tanıyın ve tanımlayın!

Kendinizi; tanımak, yenilemek ve geliştirmek, gözlem’le başlar.


Kendinizi gözlemlemek için... kendinize, bir başkasının gözüyle
bakmanız, bir anlamda kendimize ayna tutmamız gerekir. Ciddi
bir gözlemle, sonuçta bir kez daha... kendimizin farkına varırız.

Yani... isteklerimizin, yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın,


engellerimizin, inançlarımızın, azmimizin, avantajlarımızın,
maddi ve manevi değerlerimizin farkına varırız.

Kendinizi tanıyormusunuz? Yüzünüzdeki maskeyi veya


maskeleri bir tarafa bırakın, aynaya bakın. Bir daha bakın!...
Đnsanları seviyormusunuz?

Hakikaten seviyorsanız ve karşılığında fazla bir şey


beklemiyorsanız, kendinize “Bravo” deyin ve özeleştirinizi
yapın.

Gücünüz ve kapasiteniz ne kadar? Düzelebilir zayıflıklarınızı


belirleyin. Olumlu ve olumsuz yanlarınızı gözden geçirin.

Ve... daima, hayattaki açılımları “2 Açı’dan” değerlendirin...

259
***************************************************

ĐKĐ ŞEY... (Alıntı)

Đki şey... çözümsüz görünen problemleri çözer...

*) Bakış açısını değiştirmek.


*) Kendini, karşındakinin yerine koyabilmek.

Đki şey... sizi, bir çok insandan ayırır...

*) Sorunun değil, çözümün parçası olmak.


*) Her şey’e farklı, özgün ve orjinal bakmak.

Đki şey... başarının sırrıdır...

*) Ustalardan, ustalığı öğrenmek.


*) Kendini güncellemek.

Đki şey... ulaşmaya değerdir...

*) Sevgi.
*) Bilgi.

Đki şey... insanı nitelikli yapar...

*) Đradeye hakim olmak.


*) Uyumlu olmak.

Đki şey... çözüme yardımcı olur...

*) Biraz tebessüm.
*) Gerektiğinde susmak.
260
Đki şey... başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır...

*) Art niyetli olmamak.

*) Ruhsal temizlik.

Đki şey... yanlış yapmayı engeller...

*) Kişi ve olayları, akıl ve kalp süzgeçin’den geçirmek.


*) Adil davranmak.

Đki şey... insana değer katar...

*) Đyi bir iletişim.


*) Nitelikli bir çevre.

Đki şey... geri alınmaz...

*) Geçen zaman.
*) Söylenen söz.

Đki şey... gelişmeyi engeller...

*) Aşırıya kaçmak... Abartmak.


*) Felaket tellallığı yapmak.

Đki şey... kişiyi gözden düşürür...

*) Demagoji.
*) Kibir.

Đki şey... insanı geri bırakır...

261
*) Kararsızlık.
*) Cesaretsizlik.

Đki şey... kalitesiz insan özelliğidir...

*) Şikayet.
*) Dedikodu.

Ve...

Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar...

Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar...

Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar...

Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, uyguladıklarımız bizi


Đnsan yapar...

***************************************************

Pozitif sinerjinin artması için, grubunuzu oluşturacak


bireylerinde... birbirlerini daha iyi tanımaları gerektiğini
unutmayın.

Bu konularda... içtenlikle kendi kendinize yetebileceğinizi...


düşünmüyorsanız...

*) Daha uyumlu ve ahenkli ilişkiler kurmak,


*) Doğru ve gerçekçi hedefler belirlemek,
*) Duygusal zeka becerilerinizi geliştirmek,
*) Bulunduğunuz yerde fark yaratmak,

262
*) Dil’i doğru ve etkili kullanmak,
*) Çatışmalarla ve zorluklarla daha kolay başetmek,
*) Sizi sınırlayan korkularınızdan kurtulmak,
*) Sınırsız düşünmek ve yaşamak,
*) Hayatın işaretlerini okumak,
*) Kendinizi özgürleştirmek,
*) Başarıyı ve mutluluğu içselleştirmek için,

Çevreniz’den...

Koç’luk (Koçluk sistemi’nde... sadece akıl verilmez, yargılama


yapılmaz, nedenlere ve geçmişe odaklanılmaz, sadece sorunlara
takılınmaz, olaylara olumsuz açıdan bakılmaz. Sistem... sizi
sınırlamaz, geçmişinizi deşmez, sizi cezalandırmaz. Peki “Koç”
ne yapar? Gerçekleşebilecek hayalleriniz için...? Sizi dinler,
ayna tutar, kendinizi başka açıdan görmenizi sağlar, destekler,
olumlu motivasyon verir, eşik’leri birer birer atlamanızı sağlar,
istemediğiniz şeylere “hayır” demenizi kolaylaştırır, sizi
geleceğinize odaklar, kendi aklınıza güvenmenizi sağlar, size
sürekli eylem yaptırır, sizi olmak istediğiniz doğrultuda tutar ve
hedefe kilitler. Ve tüm bunları... sadece soru sorarak yapar...
Başka da bir şey yapmaz diyorlar... Ne güzel değil mi? . . .
Neyse, “Doğru Koç’lar” bir yana... aslında siz, daha önce de
bahsettiğimiz gibi... hedeflerinizle ilgili, hem kişisel hem de
ekip olarak... “Belli bir zaman sonra hangi durumda ve hangi
noktada, hangi hedeflere ulaşmak istiyoruz? Oraya nasıl
ulaşırız? Bulunduğumuz noktadan, bulunmak istediğimiz
noktaya gitmek için yapmamız gereken neler? Atmamız gereken

263
ilk adım ne? Sonraki planlamalarımız? v.s.” gibi soruları kendi
kendinize sormaya başladığınızda, kendi kendinizin ve ekibinizi
koç’u olma yolunda ilk adımları atmaya başladınız demektir.),
Kuantum (En küçük enerji birimi. Düşünce enerjisi çok yoğun
ve frekansları ölçülebilen bir enerjidir.) Düşünce Tekniği
(Bundan önceki yaşamlar da dahil “Ben”lik ile ilgili değişken
ve bilinç altındaki olumsuz düşüncelerden arınma metodları...
“Hayat bir dengedir ve herşeyin bir sebebi vardır. Biraz sabır.
Siz dünyaya gülümserseniz, dünyada size gülümser.” Felsefesi!)
ve Neuro Linguistic Programming (Sinir Dili Programlaması)
v.s. gibi konularda... destek alabilirsiniz.

(“Destek” derken . . . daha önce de belirttiğim gibi, mutlaka


paralı eğitimleri kasdetmiyorum, yanlış anlaşılmasın!..
Ücretsiz... Online... alternatif’li güzel destekler de mevcut.)

Bildiğiniz gibi, insanlar anne karnındaki yaşamları dahil hiçbir


şeyi unutmazlar. Bu nedenle, bugüne kadar yaşadığımız pozitif
ve negatif olaylar bilinçaltımızda depolanır ve bilinçaltımız,
bizim bundan sonraki hayatımızda, yaşam biçimimizi belirler.
Negatif olayların, yaşamımızdaki olumsuz etkisini yok etmek
de, onları unutmaya çalışmakla değil, çözüm bulmak ve onu
uygulamakla mümkündür.

Neuro ile; görme, işitme, hissetme, koklama ve tatma


duyularımız ile bu duyularımızı yöneten beyin ve sinir
sistemimiz... (Algılama)

Linguistic ile; yaşam deneyimlerimizin... dil vasıtasıyla

264
kodlanması ve dil’in deneyim edinme ve değişim
süreçlerimizdeki etkisi... (Tepki)

Programming ile de; arzu edilen değişiklikleri gerçekleştirmek


üzere... duygu, düşünce ve davranışlarımızla ilgili bilinçli veya
bilinç dışı akıl yardımıyla yapılan yeni düzenlemeler... (Hedef)

Vurgulanmakta!..

Neuro Linguistic Programming’de araştırmalar, özellikle kendi


alanlarında başarılı olan insanların stratejileri üzerine yoğunlaşır
ve “Modelleme” yoluyla... sorun çözme ve hedef belirleme
süreçlerinde kullanılır.

Ancak, bu arada... popüler psikolojide öne çıkan NLP ve Diğer


Gelişim Teknikleri konusunda... Toplum olarak hemen hemen
her şeyi, gereğinden fazla abartma kabiliyetimiz olduğu için...

Sabah Gazetesi’nden Sayın Esin Gedik’in, uyarılarına da


dikkatinizi çekmek istiyorum...

***************************************************

NLP Meydan Muhabereleri...

Bireysel gelişim pazarının gözdesi NLP’ye olan ilgi bir süre


daha sürecek. Ancak taraftarlar ve muhaliflerin ortak tezi, iki
haftada yetişen uzmanların yarattığı sakıncanın büyüklüğü…

NLP son yılların yükselen trendi. NLP ile yabancı dil öğrenin,
NLP ile zayıflayın, NLP ile başarıyı yakalayın, NLP’nin iş

265
dünyasına katkıları v.s... Liste uzayıp gidiyor…

Her derde deva olduğu iddia edilen NLP, sihirli bir değnek mi,
başarı iksiri mi, iddia edildiği kadar etkili mi yoksa ismi bizde
saklı bankanın artık şüphelendiği gibi şarlatanlık mı?

Aslında NLP’’nin ne olup ne olmadığı konusunda kafa


karışıklığı sürüyor…

Bazı psikiyatrist ve psikologlar NLP’yi bir terapi tekniği olarak


kabul ederken, bazıları tamamen bilim dışı buluyor. Tıp kökenli
olmayan “NLP Uzmanları” ise bu işi bir modelleme olarak
nitelendiriyor. Kısaca, NLP konusunda farklı yaklaşımlar,
değerlendirmeler söz konusu…

Her ne kadar Batı’’nın gündeminden düşmüş olsa bile NLP,


Türkiye’de hala canlılığını koruyor. Bu canlılık talebin yüksek
olmasından çok, NLP konusu ile ilgili tüm tarafların uzlaşmaz
bir çatışma yaşıyor olması…

Öyle ki bu çatışma, “NLP gerçekten de işe yarıyor mu?”


sorusunun ötesine geçmiş, şarlatanlık mı? değil mi? noktasına
ulaşmış durumda…

Bu tartışma oldukça geniş bir alana yayılıyor…

NLP uzmanları, psikiyatristler, psikologlar, terapistler, yönetim


danışmanları, ĐK uzmanları, bireysel gelişim uzmanları ve hatta
kariyer danışmanları...

Söz konusu bankanın yaşadığı tecrübeden ve ortalıktaki


belirsizliklerin yarattığı tartışmalardan yola çıkarak, NLP

266
Taraftarları ve Anti NLP Lobisi’ne danıştık…

Oldukça tartışmalı olan bu konunun tozu dumanı arasında,


“NLP gerçekten nedir?” sorusuna yanıt aradık….
Bizim vardığımız sonuç şu…
Talep devam ettiği sürece NLP’ye olan ilgi de sürecek…

Bu işi akademik platforma taşıma çalışmaları, belki de “iki


haftada yetişen NLP Uzmanları’’nı ortadan kaldıracak…

Yani en azından yeni bir trend çıkıp ortalığı yeniden kasıp


kavurana dek!..

Hal böyle olunca, NLP’ye biraz daha yakından bakmak…


Güçlü ve zayıf yönleri… riskleri konusunda… donanım sahibi
olmak gerekiyor…

***************************************************

Tabii… Burada önemli olan siz’siniz… ve sizin kararınız…

Onun için Sayın Prof. Dr.Nevzat Tarhan’ın tanımladığı gibi…


aklımızı kullanmamız ve beynimizi iyi programlamamız…
gerekiyor.

***************************************************

Beyninizi Đyi Programlayın…

Đnsan beyni biyolojik bir bilgisayardır. Zeka ve hafızası güçlü


insanlarla, sıradan insanlar arasında… zihinsel bilgisayarlar
açısından çok az fark vardır. Ancak başarılı insanlar beyin

267
bilgisayarlarını kullanmayı iyi bilmektedirler.

Yaşadığımız olaylar, heyecanlarımız beynimize protein olarak


şifrelenir. 2 - 3 gün sonra aynı olayları heyecanları ile birlikte
hatırladığımızda, beynimiz o bilgileri kayıtlı odacık’tan, yani
disket’ten okur ve biz anlatmaya başlarız. Bütün bu bilgiler
kimyasal ve elektriksel olarak kodlanmaktadır.

Đşte beynini iyi kullanan insanlar, beyinlerindeki kimyasallara


saygılı davranan insanlardır.

Şu unutulmamalıdır! Beyinde bilgi akışı kimyasal ve elektriksel


ileti ile olmaktadır. Beyindeki hard diskin manyetik parçacıkları
da, kimyasal maddelerdir.

Đşte… Bu kimyasalları iyi kullanım için bazı altın kurallar…

1) Kötü belleğin birinci sorumlusu dikkatsizliktir. Düşünceyi


yoğunlaştırabilen insanlar bilgileri zihinlerine kazırlar. Dikkat
edilmeden yazılmış bilgiler kuma yazılmış gibidir hemen silinir.

2) Kötü belleğin ikinci sorumlusu özgüven azlığıdır. Đnsan


beyninde biyolojik bir saat vardır. Eğer o saate bilerek ve
inanarak sabah 07.00 de kalkacağınızı söylerseniz… öyle
programlanmış olursunuz. Sabah 07.00 de kalmanız kesinleşir.
Kolumuzdaki saate güvendiğiniz kadar hafızamıza güvenirsek,
o bizi yanıltmaz.

3) Kötü hafızanın üçüncü sorumlusu önem vermemektir.


Unutulan bilgiler genellikle o kişi tarafından önemsenmeyen
bilgiler olacaktır.Unuttum demek mazeret olamaz, o konuya

268
önem vermediğimiz anlamına gelir.

4) Kötü hafızanın bir sorumlusu da akılda tutma tekniğini


bilmemektir. Örnek vermek gerekirse… araba, kuş, mavi, lale
kelimelerini akılda tutmak istiyorsunuz. Doğrudan ezberlerseniz
unutulacaktır. “Mavi arabanın üzerindeki, kuşun ağzında, lale
var.” olarak… tasavvur ederseniz unutmayacaksınız.

5) Kötü belleğin önemli bir sebebi de bilgilerin kullanılmaması


dır. Đnsan beyni “Ya kullan… Ya kaybet” kuralı ile çalışır.
Bilgiler… tekrar edilirse pekişecektir. Yazılı bilgilere ulaşmak,
kolaylaşacaktır…

***************************************************

Öte yandan...

Bireysel, kurumsal ve toplumsal gelişim açısından, özellikle


“sosyal sorumluluk projeleri” üretiminde…

Uluslararası gelişim standartları çerçevesinde, yerli (Kasdav,


Maltepe Üniversitesi v.s.) veya yabancı (Common Purpose v.s.)
Liderlik ve Vizyon Stratejileri programlarına da katılabilirsiniz.

Bu programların içeriğinde yer alan...

*) Kendimizi, değerlerimizi, kaynaklarımızı ve güçlerimizi


tanımlamak...

*) Uzmanlık ve ilgi alanlarımızı belirleyerek, değişim yaratmaya


hazırlanmak...

269
*) Eksiklerimizi, kırılma ve kilit noktalarımızı saptamak...

*) Hayaller, düşünceler, analizler, hedefler ve vizyonlar...

*) Vizyonlar’la ilgili ASPBUD… Araştırma, Strateji, Planlama,


Bütçe, Uygulama ve Değerlendirme… çalışmaları...

(Yani… Yol haritaları’nda, rota araştırmaları…)

*) Oylamalar, kararlar ve süreçlerin belirlenmesi...

*) Ekip oluşumları eğitim seminerleri ve deneyim paylaşımları...

*) Görev tanımları, ortama uyum ve iletişim...

*) Grup içinde kilit pozisyonlar, liderlik ve farklı roller...

*) Vaka / Atölye çalışmaları ve grup etkinlik günleri (Đlgili


kurumlara ziyaretler ile uzman liderlerle 1/1 sohbetler v.s.)…

*) Değerlendirme ve inovasyon toplantıları...

*) Toplu etkinlikler, konferanslar, proje sunumları...

*) Umuda Yolculuk...

gibi çalışmaların, Sizler'de ve grup arkadaşlarınız da, özellikle


kentsel toplum bilinci oluşturma çerçevesinde, yepyeni ufuklar
açacağına içtenlikle inanıyorum...

Ünlü şair Behçet Necatigil’in, şu ünlü dizelerini de, kendiniz


için daima hatırlamanızı rica ediyorum…

270
***************************************************

Düşünün!..

Kim üzebilir sizi… Sizden başka?

Kim doldurabilir içinizdeki boşluğu… Siz istemezseniz?

Kim mutlu edebilir ki size… Siz hazır değilseniz?

Kim yıkar… yıpratır size… Siz izin vermezseniz?

Kim sever size… Siz kendinizi sevmezseniz?

Her şey… Sizde başlar… Sizde biter...

Yeter ki… yürekli olun…

Tükenmeyin…

Tüketmeyin…

Tükettirmeyin…

Đçinizdeki yaşama sevgisini...

Hep hatırlayın!

Çaresizseniz… Çare… SĐZ’SĐNĐZ...."

***************************************************

271
Evet… bazen sıkıldığınız ve sıkıştığınız an’lar olabilir…

Bu durumlarda genellikle içimize kapanır ve küskün bir hal


alırız. Başkalarını suçlayıp kendimizi rahatlatmaya çalışırız.
Şanssızlıkların hep bizi bulduğunu düşünür ve şikayet ederiz.

Böyle zamanlar da hemen olmasa bile, kendimizi toparladığımız


günlerde… bizden daha kötü durumlarda olanları gözlemleyerek
daha iyi durumda olanların neler yaptığına bakmak, hatalarımızı
tespit etmek, nedenlerini araştırmak, problemlerimizi net olarak
ortaya koymak, çözüm yollarını aramak… gerektiğine inanan
bir kişi olarak diyorum ki…

“Kendimizi iyi tanımak ve güçlü yönlerimizi görmek ve de


çevremizdeki tüm insanlara da bunu hissettirebilmek”…
Motivasyonunuz açısından, muhakkak ki büyük önem taşır.

Bunun için de, tekrar hatırlamak gerekirse...

*) Geçmişinizi gözünüzde canlandırın ...

Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede


olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı
hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı, nerelerde doğru… nerelerde
hata… yaptığınızı anlarsınız!

*) Geleceğinizi hayal edin...

Olmak istediğiniz yerleri ve kademeleri belirlemeye çalışın.


Mümkünse, kağıt üzerinde resim veya fotoğrafları kesip - biçip

272
yapıştırarak görselleyin ve ara ara da olsa görebileceğiniz bir
yerlere asınız. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz…

*) Hedeflerinizi düşünün...

Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki…


“Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır…
Đnanmazsanız, başarısız insanlara sorun!”

Düşünceler… eylemlerin temelidir. Kendi özgün düşüncelerini


üretemeyen insanlar, ancak başkalarının tasarladığı gelecek için
çalışmak durumunda kalabilirler.

Düşünmenin önündeki en büyük engel ise… içimizde ve


çevremizde üretilen, fikir ve tasarımlara önem vermemektir…

Hedefler’le yaşayın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan


mutluluğu getireceklerdir…

*) Sahip Olduğunuz Şeylerin Değerini Bilin...

Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin


farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz, sosyal
çevreniz, ya da başka herhangi bir şey….

Bunlar mutluluk kaynağınızın temel taşlarıdır.

*) Listelerinizi yapın...

Sosyal hayatınızla ilgili şimdiye kadar yapabildiklerinizin ve


bundan sonrası için düşündüklerinizin, bir listesini yapın.
Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Daha sonra bunlar

273
arasından, sizin için önemli olanları seçin ve nedenlerine de
kendinizi ikna edin. Çözümler’le ilgili alternatif önerilerinizi de
listeye dahil edin…

*) Kendinizi Yönlendirin...

Hedef ya da hayaliniz ile ilgili şeyleri öğrenmeye çalışın…


okuyun… konuşun…dinleyin… deneyin… gerekiyorsa ekip
ve atölye çalışmalarına katılın.

*) Kendinize bir model oluşturabilirsiniz...

*) Harekete geçmeden önce Düşünün...

Planlamalarınızı yapın… (Aynen... tatil planı yapar gibi detaylı.)


Stratejilerinizi saptayın… (Alternatifleriyle birlikte…)
Hedeflerinize kimler'le ulaşacağınızı ve sonuçlarını hayal edin…

*) Kendinize güvenin ve ilk adımı atın...

Đnanın… donanımlarınızı gözden geçirin ve ilk adımı atın…


Ve de aşama aşama diğer hamlelere geçin!..

*) Kendinizi ve ekibinizi ödüllendirin...

Hem ana hedefiniz, hem de ara hedefleriniz de…


Hem kendiniz, hem de ekip üyeleriniz için ödüller belirleyin!..

Hedefinize ulaştığınızda bunu kutlayın…

*) Diğer hedeflerinize geçmeden önce…


Küçük de olsa, ara vermesini bilin ! . .

274
ÖNÜNÜZÜ GÖRMEK VE ĐLERĐYE BAKMAK . . .

(Benzetmek gibi olmasın ama… güzel bir hikaye)

***************************************************

Boz ayılar… balık avlamak için nehire girer ve balıkların geçiş


yolunda dururlar.

Yanlarından geçen balıkları da, son derece az efor harcayarak


yakalarlar. Oldukça kolay ve akılcı görünüyor, değil mi?

275
Ama, avantajlarının yanında zorlukları da vardır.

Nehir derindir ve yanyana dizildiğinde tüm ayıları alacak kadar


geniş değildir. Bu nedenle tüm ayılara yer kalmaz…

Ya yeterince büyük ve güçlü bir ayı olup nehrin orta kısımına,


yani derin bölgelerine gitmeniz gerekir, ya da kenardakilerle
yetinmeniz…

Derin’e giderseniz daha büyük ve bol balık , ama daha şiddetli


akıntı ile karşılaşırsınız. Buna dayanacak cüsse de olmanız
lazım.

Kenarlar da iseniz daha zayıf akıntı ve daha az balık sizin için


uygun olmalı. Kısaca cüsse’nize göre bir yer bulursunuz bu
düzende…

Đşin iyi tarafı, balık bol iken tüm ayıların doymasına yetecek
beslenme şartları vardır. Nadiren şiddetli kavgalar vuku bulur.

Peki ya nehrin suyu azalınca?

Az su… az balık, az balık da… aç ayı, demektir…

Bu durumda güçlü ve büyük ayılar hemen başka bölgelere doğru


hareketlenir. Çünkü onların ihtiyacı da çoktur…

Yeterince akıllı davranmayan daha küçük ayılar da, kendilerini


kaptırıp onların peşlerinden giderler…

Çünkü onlar yöntem sorgulamaz, sadece en büyüklerin


yaptıklarını, aynen yaparlar…

276
Oysa ki… uzun bir yolculuk. zor şartlar demektir.

Ve… Küçük ayılar, büyük ayılar kadar dirençli değildir.

Akıllı davranan küçük ayılar ise oldukları yerde dururlar…

Ama şartlar değişmiştir. Eskiden giremedikleri nehrin orta


kısımlarına girebilirler…

Çünkü su azalmış ve akıntı zayıflamıştır.

Büyük ayılar için az ve küçük olan balıklar ise, onların kenarda


iken yediklerinden bile fazladır…

Nehrin suları tekrar yükseldiğinde, artık iyice semirmiş… eski


küçük ayılar… “yeni büyük” ayılar olmuştur…

Zorlu yolcuğa çıkan büyük ayıların bir kısmı ve küçük ayılar’ın


çoğu…telef olmuş, diğerleri ise… gittikleri gibi gelmişlerdir.

Yani daha büyümemişlerdir. Yani… aradaki fark kapanmıştır…

Siz de… lütfen “akıllı” davranan küçük ayılardan olun…

***************************************************

Bulunduğunuz çevreye bakın, alternatifleri değerlendirin…

Açgözlü, saldırgan ve agrasif olmayın…

Hayallere kapılmayın… Önünüzü ve ileriyi iyi görün!..


Sadece... bakmakla da yetinmeyin.

277
H A Y I R !.. DEMESĐNĐ BĐLMEK . . .

Her insanın; saygı duyulmaya, sınırlarını korumaya, fikirlerini


belirtmeye ve “hayır” demeye hakkı vardır.

“Hayır” diyebilmek bir onur işidir. Herkesin cesaret edemediği,


söyleyemediği bir kelimeyi, söyleme eylemidir…

“Hayır” demek zorunda kaldığınızda... sınırlarınızı korumaya ve


karşınızdakilerin vereceği tepkilere de… hazırlıklı olun.

Karşınızdakiler düşmanca davranışlar gösterebilir, sizi


utangaçlıkla… onları yanlış yönlendirdiğinizle… ilgili olarak
suçlayabilirler.

Ancak onların davranışıları ya da tepkilerinden siz sorumlu


değilsiniz. Eğer değer verdiğiniz kişilerse, onlara belki başka bir
şekilde yardımcı olabilirsiniz.

Kendi kararlarınızda her türlü hakka sahipsiniz. Karar


veremiyorsanız, aceleyle emin olmadığınız bir şeye kalkışmayın
ve zaman isteyin…

Sıkıntı yaşamak yerine, hayır demesini öğrenmek... stresleri bir


hayli azaltıp, engeller.

278
“Çok üzgünüm ama”... demeden “Hayır” demeyi öğrenin…

“Çok üzgünüm ama”... tarzı ifadeler, sizin yere sağlam


basmanızı engeller ve diğer insanları, sizin üzerinize gelmeleri
ve ısrarcı olmaları yönünde harekete geçirir.

Etrafınızda, hakikaten “Hayır” demesini bilen birileri varsa,


onları daha yakından tanımak için gayret edin. Çünkü onlar çok
zor hallerin arkasında durmasını bilen, cesaretli insanlardır…

Siz de, kendinizdeki gelişmeleri test etmek için, tabi ki


güvendiğiniz konularda... çevrenizdeki, kıymetinizi anlamak ve
size verilen değerleri ölçmek için, ara ara da olsa bazı şeylere
“hayır” deyin... Geri dönüşleri ve gelişmeleri takip edin.

Bazen “hayır” diyebilmek, “hayırlar”a vesile olabilir!..

Eğer... insanlarla iyi geçinmek, alttan almak, onların mutlu


olacaklarını zannetmek ve şirin gözükmek adına, ilişkileriniz
başladığı andan itibaren, “hayır” demeniz gereken yerler de net
bir şekilde, gerekirse sebeplerini açıklayarak ve onları kırmadan
“hayır” diyemezseniz... daha sonradan da hiç diyemezsiniz!..

Bu durum tüm aile, iş, arkadaş ve sosyal çevre ilişkileriniz için


de geçerlidir...

“Hayır” demediğiniz sürece... üzerinize vazife olmayan her türlü


işe katlanmak zorunda kalırsınız!..

Daha sonra... o işleri yapmak ağır gelipte... bardak taşmaya


başladığı zaman... “hayır” derseniz “kötü kişi” olursunuz!..
279
SORUNLARIN ANALĐZĐ . . .

*) Sorun veya sorunlarınızın analizini yapın!

Sizi rahatsız eden şey nedir? Neyi değiştirmek istiyorsunuz?

Bir çok insanın yaşam öyküsünde... içinde bulundukları durum


(sağlık, kariyer, ekonomik durum, sosyal çevre v.s.), zaman
içerisinde değişiklik gösterir.

Bu değişimin belirtileri’de adım adım yaşanır. Yaşam


koşullarımızdaki olumlu veya olumsuz bu değişimlere,
zamanında gereken tepkiyi verebilmek, kuşkusuz çok önemli
faktörlerden biridir.

Bu değişiklikler olumlu yönde geliştikçe, vereceğimiz


tepkilerinde olumlu yönde olacağından, yaşam kalitemizi de
arttırıcı nitelikte olacaktır.

280
Ancak, yaşam kalitesi yavaş yavaş ve istikrarlı bir şekilde
kötüye giden bir çok kişi, kendisini bir anda çaresizlik içerisinde
bulabilir.

Bu sıkıntıları yaşamamamız için, tehlikenin farkına


vardığımızda yapmamız gereken, şartlarımızı tekrar gözden
geçirip, yeni hedefler belirlemektir.

Đyi tanımlanmış ve amaçlarımız doğrultusunda odaklandığımız


hedefler, bizi motive eder.

Geçtiğimiz son 3 - 5 seneyi gözünüzün önüne getirin...

Üç - beş sene... ne kadar da çabuk geçiyor, öyle değil mi?

Bu gün bulunduğumuz yer, geçtiğimiz yıllar içinde verdiğimiz


kararlarla, odaklandığımız veya odaklanmadığımız hedeflerin
bir sonucudur.

Karşımıza olağanüstü bir engel çıkmazsa, günümüzden 3 - 5 yıl


sonrasına da ulaşacağız.

Ama nelere ve nereye ulaşacağız? Asıl önemli olan soru da, bu!

Nereye gideceğimizi bilmeden yola çıkmanın, rüzgarda


savrulmaktan öteye, bir faydası yoktur. Bu nedenle, ne
istediğimize karar vermemiz ve...

Albert Einstein’ın ünlü sözünü unutmamız gerekiyor!..

“Sorunların; ortaya çıktığı koşullarda, doğru bir şekilde


çözülmesi, hiç bir zaman mümkün değildir.”

281
Ön yargılarınızı ve sabit fikirlerinizi bir tarafa bırakın.

Sorun veya sorunların tanımını yapın...

Sorunlar... problemleri, problemler... çözümleri, çözümler...


gelişmeleri, gelişmeler de... değişimleri, ortaya çıkartır!..

Yani, çözüm yollarını araştırın. Konuyu sağlam bir zemine


oturtun ve problemlere yapıcı yönden yaklaşın.

Çevrenize de, bu şekilde anlatın. Olumsuz fikirlere karşı, somut


örneklerinizi ve proje detaylarınızı titizlikle hazırlayın.

Sizinle hem fikir olan dostlarınızla, yola çıkmaya hazırlanın.

Nazi Almanyası’ndaki... Papaz Martin Niemöller’in günlüğünde


ki, ünlü notu’nu da aklınızın bir kenarında bulundurun...

***************************************************

“Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım... Çünkü


ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi
çıkarmadım... Çünkü ben sendikacı değildim. Sonra da
Yahudileri topladılar, yine sesimi çıkarmadım... Çünkü ben
Yahudi de değildim. Sonra beni almaya geldiler. Ama...
maalesef o zamanda etrafta, benim için sesini çıkaracak hiç
kimse kalmamıştı.”

***************************************************

282
SOMUT HEDEFLER . . .

*) Somut hedefler belirleyin!

Ucu bucağı belli olan ve denetiminiz altında geliştirebileceğiniz,


“Hedeflerinizi” iyi tanımlayın, aşamalarını ve ölçümleme
kriterlerini (Kalibrasyon) belirleyin ve takım oyunu oynayın.

Sadece kendi aklınıza gelen fikirlere odaklanıp...

Đşte Hedef!... Đşte Proje!... Đşte Hedef Kitle!..

Herkez Desteklesin...

Maddi Manevi Katkıda Bulunsun!..

Başka Büyük Yok!..

Türkiye... Seninle Gurur Duyuyor!..

komplekslerinden, aman uzak durun.

Başkalarının dolduruşlarına da gelmeyin ve “Kurt’la... Tilki”


hikayesini daima hatırlayın...

283
***************************************************

Tilki, güzel bir havada, ormanda gezmektedir…

Bir ağacın dalında asılı, bir but görür. Karnı açtır ama şüpheyi
elden bırakmaz ve etrafı kontrol etmeye başlar ve de görür ki…
Bu bir tuzak…
But iple bir kapan’a ve ses bombası’na bağlıdır.
Biraz uzağa gider ve başını kollarının arasına koyarak, yatar.
Az sonra, bir kurt yaklaşır.
But’u görür ve de uyuklayan tilki’yi tabii…
Tilki’ye sorar, “Ne yapıyorsun dostum.”
Tilki cevap verir, “Hiiç… yatıyorum.”
Kurt…“Burada bir but var.”
Tilki… “Evet var.”
Kurt… “Neden yemedin.”
Tilki… “Bugün orucum.”
Kurt kendinden emin… “Peki, ben yiyeyim o zaman.”
Tilki… “Buyur afiyet olsun.”
Kurt buta uzanır uzanmaz, bir patlama, bir gürültü…
Ortalık toz duman ve kurt kapanda hareketsiz perişan bir halde

284
yatarken, tilki sakince gelir ve but’u çalıların arkasına götürüp,
yemeye başlar.
Bunu gören kurt, can havliyle bağırır…
“Ulan şerefsiz! Hani oruç’tun!”
Tilki… pişkin pişkin…
“Ama dostum, biraz önce top patladı, duymadın mı?”
***************************************************
Uzmanlık alanınızla ilgili konular da... çevrenizde bu konularla
ilgili ihtiyaçlar ve beklentiler ile yapılması gerekenleri de tespit
ettikten sonra...

Bunun için hedeflerinizle ve projenizle ilgilenebilecek


arkadaşlarınız ve dostlarınızla çeşitli toplantılar yapabilir, sosyal
sorumluluk projeleri çerçevesinde, konuyla alakalı Şirketler’le,
Dernekler’le Vakıflar’la ve Resmi Makamlar’la görüşebilir,
hatta internet gruplarınız arasında anketler düzenleyip, olayı
daha geniş kitlelere açabilirsiniz.

Proje hazırlarken üzerinde durulması gereken konulardan


biride...

Bu projeler’in... “Đmkanı olanlar’la, ihtiyacı olanlar... arasında


köprüler kurarak”, ülkemizde veya dünyada herhangi bir sorun
veya felaket meydana geldikten sonra, maddi ve manevi
kayıpların karşılanması yönünde olabileceği gibi, aslında önemli
olan “O” sorun ve felaketlerin bir daha yaşanmaması için,

285
özellikle ülkemizde eğitimin ilk aşaması olarak ihtiyaç duyulan
“Okuma / Yazma Kursları” başta olmak üzere...

(2001 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet


Sezer’in eşi Sayın Semra Sezer’in önderliğinde başlatılan
“Okuma Yazma Seferberliği” öncesi, bu proje çalışmaları
için Çankaya Köşküne davet edilen bir Uluslararası Sivil
Toplum Örgütü - Genel Yönetmeni olmak, yaşantımdaki en
önemli güzelliklerden birini teşkil etmektedir.)

her konuda...

“Eğitime... Sağlığa... Amansız Hastalıklara... Çocuklara...


Yetiştirme Yurtlarına... Engellilere... Aile içi Şiddete...
Gençlere... Bağımlılığa... Kadın Haklarına... 3 - 5 Çocuğa Hayır
diyerek Aile Planlamasına... Kimsesiz Yaşlılara... Kazalara...
Doğal Afetlere... Kan ve Organ Nakillerine... Đnsan Haklarına...
Yargısız Đnfazlara... Din - Dil - Irk Ayırımlarına... Faili
Meçhullere... Sosyal ve Siyasi Haklara... Özgürlüklere...
Tarihe... Kültüre... Sanata... Spora... Çevreye ve Doğaya... v.s.”

yönelik... yaşam kalitemizi arttıracak nitelikte olmasıdır!..

“Projelerin, büyüğü küçüğü olmaz.” ilkesinden hareketle...


önemli olan, topluma ne kadar fayda sağlayacağı... ve de
ne kadar ses getireceğidir!..

286
EKĐP OLUŞTURMAK . . .

*) Aynı sorunları yaşayan ve ihtiyacınız olan insanlarla


temas kurup, ekibinizi oluşturabilirsiniz!..

Belirli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için biraraya gelen


insanlar, hedeflerine daha kolay ve daha çabuk ulaşırlar...

Onları iyi tanıyın. (Đsimleri, işleri, uzmanlık alanları, aileleri,


hobileri, fobileri, sosyal geçmişleri v.s... Herkezin adı ve kişisel
bilgileri özeldir. Karşısındaki insan tarafından iyi bir şekilde
kullanıldığında, kişi kendisine değer verildiğini ve saygı
duyulduğunu hisseder. Başarılı bir iletişim köprüsü için, güzel
bir başlangıç yolu açılır.)

Her konudan biraz anlayanlar yerine... konularında uzman


olanları tercih etmeye çalışın...

Onlar’la anlayacakları dilde konuşun. Onlarla birlikte hareket


edin, projenizi beraber hazırlayın. Statü’leri, had’leri, sınırları,
ünvanları ve hiyerarşik düzeni, çok dikkatli oluşturun...

287
Takım veya ekip içinde, wan men show’culara, ego’tomi
uzmanlarına, papazlara, imamlara, hahamlara ve ulemalara veya
benzeri nitelikte hareket edenlere... tolerans göstermeyin,
çalışma sisteminize adapte olan ve projenizden heyecan duyan
gençlere fırsat verin, onların arkasında durun, ezilmelerine ve
harcanmalarına asla seyirci kalmayın.

Đnsiyatif; doğrunun... söylenmeden yapılması ile elde edilen


yetkidir. Ve “Đnsiyatif verilmez, alınır!..” özdeyişiyle, insiyatif
ve sorumluluk alanlara destek olun.

Yemek, içmek ve hoşca vakit geçirmek... derdinde olanları bir


kenara ayırıp, hakikaten toplum için faydalı birşeyler üretmek
isteyenlerle ekibinizi hazırlayın ve onlara en üst düzey
organınızla yani beyninizle yön vermeye çalışın. Şak Şak’çılara
dikkat edin. Dolduruşa gelmeyin. Dolmuşa binmeyin. Herkez
tarafından çok sevildiğinizi, mükemmel ve çok başarılı
olduğunuzu, hatta hidayete erdiğinizi filan da zannetmeyin.

Gruplaşmaya, kliklere, ispiyona ve dedikodulara izin vermeyin.


“Ya Ben, Ya O”, formatlarına dikkat edin. Ekip içinde gönül
ilişkilerine girmeyin. Girenlere de müsade etmeyin. Çalışma
prensipleriniz ile ilgili duygusal davranmayın. Ne kadar iyi
niyetli olurlarsa olsunlar; servet, şehvet ve şöhret düşkünleri ile
dünya’nın iki bacaklarının arasında döndüğünü zannedenlerden
uzak durun!... (Çünkü; dönmez, dönemez. Sıkışır kalır!..)

Özellikle’de; cahil cesareti gösteren, herşeyi biliyor ve yapıyor


havasında olan, kendini ve yaptıklarını sürekli öven, genellikle
toplantılar da pat diye söze girip... daima yüksek sesle ve derin
288
derin konuştuğunu zanneden, kendi çapına bakmadan... insanları
olur olmaz yargılayabilen, her işte ön plana çıkmaktan ve haddi
olmayan görevlere talip olmaktan... en küçük bir rahatsızlık dahi
duymayan, aksine bunu bir hak olarak gören, uyanık “Kifayetsiz
Muhterisler”e de... aman dikkat edin!..

Unutmayın! Albert Einstein’a göre; “A” başarıyı gösterirse,


başarının formülü şöyledir............................ A = X + Y + Z
(“X” Đşi, “Y” Đnsanları, “Z” Ağzını kapalı tutmayı... gösterir!..)

Đletişim ve mesaj zincirinizi (Telefon + E-mail + SMS) . . .

“Üçgen / Çam Ağacı” şeklinde yapabilirsiniz.

289
Her ekip üyelerden oluşur...

Ve... Her ekipte 2 tip üye vardır!..

1) O Ekibe, Đhtiyaç Duyan Üyeler...

2) O Ekibin, Đhtiyaç Duyduğu Üyeler...

Kadıköy Belediyesi, Kasdav Vakfı / Kişisel Gelişim


Merkezindeki konferanslarımdan birindeki, soru/cevap
bölümünde; bir STK nın yönetim kurulu üyesi bir arkadaşımız
Dernek’lerinin son 3 - 5 yıl içinde ciddi üye kaybettiğini,
mevcut üyelerini koruyamadıklarını ve yeni alınan üyelerinde
Derneklerinde çok fazla barınamadıklarından, sıkıntı
yaşadıklarını belirttikten sonra, neler yapılabileceğini, sordu?

Đnsanları, hayata bağlayan en önemli faktörlerde biri,


“Heyecan”, yani Motivasyon’dur. Bu; iş içinde... aşk içinde...
sosyal yaşantı içinde... son derece geçerlidir.

Ekipler için de, en büyük güç “Ortak Heyecan”dır. Ortak


heyecan yaratmanın en büyük ilacı da ekip üyelerine proje
ürettirmek, güzel bir dayanışmayla onları hayata geçirmek ve
hep birlikte mutluluğu yaşamak ve de daha sonra yepyeni
projelere başlamaktır.

STK lar da, yeni üye kazanmakla birlikte, mevcut üyeyi


korumakta en önemli konulardan bir tanesi. (“Giden gider, kalan
sağlar bizimdir” felsefesi... maalesef her zaman işe yaramıyor.)

Bu yüzden...

290
ÜYELERĐNĐZE VE EKĐBĐNĐZE DEĞER VERĐN!..

ĐNSANLAR...

DEĞER VERDĐKLERĐ ŞEYLERĐ...

KAYBETMEK ĐSTEMEZLER!..

Herhangi bir toplantıya katılmasını istediğiniz, bir üyenize “Şu


gün, şu saatte, şuradaki, şu toplantıya git ve rapor getir.” demek
yerine...

*) Şu konuda desteğinize ihtiyacımız var...

*) Bu Siz’in uzmanlık alanınız ve çok iyi bildiğiniz bir konu...

*) Herhangi bir arkadaşımızdan ziyade, Sizin bu toplantıda;


Bizi... Derneğimizi... temsil etmeniz, çok da şık olur...

*) Daha sonraki toplantımızda, orada konuşulanları kendi


görüşlerinizle de harmanlayarak bizlere aktarmanızı rica etsek,
Siz’i çok zor durumda mı bırakmış oluruz?

derseniz...

Đki eli kanda olsa gider ve toplantıda büyük bir heyecanla


raporunu açıklar.

Özellikle gönüllü hizmetlerde çok hassas davranmakta yarar var.

291
Mutlu ve önemli günlerinde, sıkıntılarında ve hastalıklarında
onları arayın, yakınlarının cenazelerine katılın... Đnsanlara, Sizin
için önemli olduklarını hissettirin... gerisi kolay!..

Ekip kurma ve yönetim konusunu biraz daha açmak gerekirse…

Bu konuda… hem özel sektörde, hem kamu sektöründe, hem de


sivil toplum kuruluşlarında çok güzel hizmetler üreten,
ülkemizin en önemli isimlerinden birisi olan Sayın Dr. Yılmaz
Argüden'in “paylaşmayı bilmek” adına, çok güzel bir
açıklamasını Siz’lere aktarmak istiyorum…

***************************************************.

Örneğin, Kalite Derneği (KalDer) tarafından başlatılan Ulusal


Kalite Hareketi’nde ve hedefin belirlenmesinde, tabii ki katkım
oldu.

Ancak, ondan sonra stratejinin ve planın oluşmasında o kadar


fazla kişinin, o kadar fazla katkısı var ki, bu hareket benim bir
ürünüm, projem olmaktan çıktı, toplumun bir ürünü oldu.

Bu sonucun ortaya çıkabilmesi için çok yoğun bir paylaşma


süreci yaşandı. Biz bu fikri ortaya koyduğumuzda, ilk önce
kimlerden maddi, manevi destek alabileceğimizi düşündük.

Destek alabileceğimiz herkese bir sunuş yaptık. Bu süreçte pek


çok geribildirim aldık. Sonra, “Bu konuyu kimler en iyi
geliştirebilir?” sorusunu sorduk. Karşılığı son derece yalındı.

“Toplam Kalite Yönetimi’ni, en iyi uygulayanlar geliştirir”.

292
Dolayısıyla, KalDer Yönetim Kurulu’nda Toplam Kalite
Yönetimi’ni uygulamış kişilerin olması konusunda görüş
birliğine vardık.

Ardından Đcra Kurulu’nu oluşturduk. Đcra Kurulu’nda Toplam


Kaliteyi uygulayan kurumlarda profesyonel yönetici olarak
görev yapmış ya da yapmakta olan kişileri bir araya getirdik.

Bütün çalışmaların ortamını hazırladık…

Böylelikle, her pozisyon için arkadaşlarınızı, tanıdıklarınızı,


hemşerilerinizi değil, o konu için en uygun insanları
seçtiğinizde, kaynakları planlı bir şekilde harekete geçirip,
insanlarla paylaştığınızda, girişilen hareket, hedef yönünde çok
daha ileri noktalara gelebiliyor…

***************************************************

Tüm ekip’ler de, aynı güzellikleri paylaşmayı diliyorum...

293
DĐNLEMEK . . . GÖZLEMLEMEK . . .

*) Herkezi dinleyin!.. Đyi bir gözlemci olun!

Hedef kitlenizi tanıyımaya çalışın. Onların yakınına gidin,


iç’lerine girin.

Özellikle’de; Sosyal Sorumluluk Projelerinizin,“Sosyal Sorun’lu


Projeler” halini almaması için... sadece sorunu yaşayanları
dinlemekle yetinmeyin. Sorunu yaratan tarafları da dinlemeniz
gerektiğini unutmayın!..

Söz gümüşse, sükut altındır prensibiyle...

Đyi bir dinleyici olmanın temel kuralları;

294
*) Mümkünse ağzınızı açmadan, başka şeylerle ilgilenmeden
gözlerinizle dinleyin. Vücudunuzla dinleyin.

*) Satır aralarını okuyun. Konuşmayı kesmeyin.

*) Konuya yoğunlaşın. Karşınızdaki kişinin neyi nasıl


anlattığına değil, gerçekten neyi anlatmak istediğine odaklanın.

*) Sinirlenseniz dahi belli etmemeye çalışın. Kendinizi o an için


karşınızdakinin yerine koyun ve empati yapın.

*) Hafızanıza güvenmeyin ve not alın...

şeklinde sıralanabilir.

Var’sa ki... Mutlaka olacaktır!.. Cevaplarınızı daha sonra da


belirtebilirsiniz.

Ancak sakın, söze; Asla! Hayır! Katılmıyorum! diye sert ve


olumsuz bir tavırla başlamayın...

(Đletişim bölümündeki, ikna tekniklerini deneyebilirsiniz.)

Đyi bir gözlemci, deyince de... bunu yaşanmış bir olayla


aktarmak istiyorum.

***************************************************

Olay, Amerika da meşhur bir avukatın kaybettiği, dava’da


geçiyor ve ünlü bir iş adamı, karısını öldürmekle suçlanıyordu.

Ama karısının cesedi ortada yoktu.


295
Đş adamı sanık sandalyesinde oturuyor ve Avukat’ı, Jüri’yi ikna
etmeye çalışıyordu...

“Sayın Jüri Üyeleri, Müvekkilim’in suçsuz olduğuna yürekten


inanıyorum. Buna az sonra Sizler de inanacaksınız. Neden mi?
Bakın, şimdi 10’a kadar sayacağım ve Müvekkilimin öldürdüğü
iddia edilen karısı, bu kapıdan içeri girecek...
1 ..... 2 ..... 3 ..... 4 ..... 5 ..... 6 ..... 7 ........ 8 ........ 9 ............. 10.”

Bütün Jüri Üyeleri kapıya döndü... Kimse içeriye girmedi.

Avukat bir savunma dahisiydi ve öldürücü hamlesini yaptı.

“Bakın, Sizler de kadının öldürüldüğüne inanmıyorsunuz.


Çünkü, hepiniz kadın içeriye girecek diye kapıya baktınız. Đşte
kararınızı buna göre vermenizi talep ediyorum.”

Ancak, Jüri ünlü işadamını suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu


şekilde sonuçlandı.

Mahkeme çıkışında Avukat, Jüri Başkanına yaklaştı...

“10’a kadar saydığımda Sizde diğer üyeler gibi kapıya


baktığınız halde, neden böyle bir karara imza attınız?”

“Doğru” dedi Jüri Başkanı. “Ben de kapıya baktım, ama o an


Müvekkiliniz kapıya bakmıyordu.”

***************************************************

En iyi gözlemci, herkez bir noktaya bakarken “O”... o noktaya


yönelen bakışları da izleyen kişidir!..

296
ÇATIŞMA . . . KAVGA . . .

*) Çatışma derken...

Kesinlikle “şiddet”i kastedmediğimi, biliyorsunuz!..

Ancak, genellikle proje yararına olmakla birlikte bazen kişisel,


bazen de kurumsal, maddi veya manevi çıkarlar için... kişiler
veya gruplar arasında, önce küçük tartışmalarla başlayan ve
daha sonra çatışmalar’a sebep olan kişi, konu ve davranışlara,
çok dikkat etmekte yarar var…

En azından, gereksiz bölünmeler ile vasıflı üye kaybetmemek ve


de projeleri geciktirmemek için!..

O yüzden çatışma konumlarında taraflar için her zaman

297
kazanmak veya kaybetmek... en iyi veya en kötü sonucu
göstermez. En iyi sonuç, uzlaşma ve işbirliğidir…
En kötü sonuç ise… kişisel hırs ve ego’lar uğruna… ipleri
kopartmaktır...

Bu nedenle özellikle proje lideri olarak “Çatışma Yönetimi”


konusunda da hassas davranmakta yarar var...

Doğru bir şekilde “Çatışma Yönetimi” için... önceden olayları


hissetmek ve izlemek (Hiç bir çatışma pat diye çıkmaz. Ancak
dikkat!.. Beklenenden hızlı gelişebilir.)… sorunun kaynağına
inmek… tarafları ve çatışma konusunu net olarak belirlemek…
özellikle dedikodu menşeyli iletişimi bozanları uyarmak… varsa
yanlış anlamaları düzeltmek… olumlu ve sakin bir şekilde
önyargısız düşünmek… artı’ları ve eksi’leri ortaya koyarak
taraflar’la görüşmek…

“Olay” yönetim, ekip ve proje aşamalarındaki aksamalardan


kaynaklanıyorsa gerekli müdahaleleri yapmak... ve de onları
uzlaşmak üzere bir araya getirebilecek önlemleri almak... en
önemli nokta'lardır.

Uzlaşma ve işbirliği aşamasında, ortak kararlar için... “Problem


Çözme Teknikleri”nden (Proje... Proje... Proje... Bölümü) de
yararlanabiliriz…

*) Kimseyle kavga etmeyin!

KAVGALARI...

EDENLER DEĞĐL - ÇIKARANLAR KAZANIR !.. (ARD)

298
Genellikle, televizyon kanallarındaki kavgalar için, izleyiciler
medyayı... medya da izleyicileri suçlar. Sonuçta rating kazanır.
Rating denilen izlenme oranı da, reklam demektir...

Reklam’da, medya dünyasının “Ortak Para Birimi” dir!..

Hayatın her zaman kavgasız gürültüsüz, toz pempe olmadığını


da hepimiz biliyoruz.

Ne kadar güzel şeyler yaparsak yapalım, başarılı olmaya


çalışırsak çalışalım, birçok engelle, iyi veya kötü niyetli tepkiyle
karşılaşacağımız muhakkaktır. Bu da bizi öfkelendirir...

Herkes öfkelenebilir. Öfkelenmek doğal bir durumdur ve hemen


kötü olarak nitelemek ve tepki göstermek yanlış olur.

Varsayımları ve varsa dedikoduları bir tarafa bırakıp, olayın


detaylarını araştırıp, gerçekler’le ilgili planlı bir inceleme
yaptığımızda, öfkemiz belli bir durum hakkında bize bilgi
verebilir ve daha güçlü olmamıza da yardımcı olabilir.

Bu şekilde kontrolümüzden çıkabilecek bir durumu daha işin


başında engelleyebiliriz.

Çoğunlukla öfkeyi takip eden davranışlar, insanların başını da


derde sokar…

Esas sorun öfkelenmemiz değil, öfkemizi nasıl davranışlarınıza


yansıttığımızdır. Öfkemiz sonucu ortaya çıkan tüm kontrolsuz
tepkiler, aynı şekilde negatif sonuçlar doğurur.

Duygularınızı kontrol etmemiz her zaman mümkün olmasa bile,


299
davranışlarımız üzerindeki kontrolümüz mümkün ve özellikle
öfkeli olduğumuz zamanlarda, davranışlarınızı kontrol
edebilmek… başarılması gereken bir hedef!..

O yüzden soğukkanlılığı hiç bir zaman elden bırakmamalıyız ve


hemen tepki göstermek yerine, olaylara sükunetle yaklaşmalıyız.

Bu gibi durumlarla karşılaştığımız da...

M.Keith’in çağrısını hatırlamakta yarar var diye düşünüyorum.

***************************************************

Sen... yine de, doğrusunu yap!..

Đnsanlar çoğu kez makul değildir, mantıksız ve bencildirler...


Yine de onları sevin.

Đyilik yaparsanız, insanlar sizi bencillikle, gizli amaçlara sahip


olmakla suçlayabilir...
Yine de iyilik yapın.

Başarılıysanız, sahte arkadaşlar ve gerçek düşmanlar


edinebilirsiniz...
Yine de başarılı olun.

Bugün yaptığınız iyilik, yarın unutulacaktır...


Yine de her zaman iyilik yapın.

Dürüstlük ve açık sözlülük sizi kırılgan yapabilir...


Yine de dürüst ve açık sözlü olun.

300
En büyük düşünenler, en küçük düşünenler tarafından alaşağı
edilebilirler...
Yine de büyük düşünün.

Đnsanlar... güçsüz insanları tercih eder, ama yalnız güçlüleri


izlerler...
Yine de gerektiğinde bir kaç güçsüz adına savaşın.

Đnşa etmeye yıllarınızı verdiğiniz şey, bir gecede yıkılabilir...


Yine de inşa edin.

Yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım ettiğinizde,onların


saldırısına maruz kalabilirsiniz...
Yine de yardım edin.

Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için elinizden geleni


yaptığınızda, tekmeyi yiyebilirsiniz...

Yine de daha mutlu bir dünya için, elinizden geleni yapın.

***************************************************

Neticede...

Sizlerin kavgalarından beklentisi olanlara...

Fırsat vermeyin ve onlara “gün” doğurmayın!..

301
OLUMSUZLUKLAR . . .

*) Problemlere ve Olumsuzluklara karşı dirençli olun!

Hayat’ta, hayal ettiğimiz “değişiklikleri” yapmamıza engel olan,


olumsuz bakış açıları içinde, genellikle 3 önemli faktör vardır…

*) Korku… bilinenin bilinmeyen’e olan üstünlüğü…


Değişim açısından… korktuğumuz şeylerin, mümkün olduğu
kadar üstüne gitmekte fayda var. Başarısızlıktan korkmanın bir
sebebi de… başarısız olmak istemediğimiz için, denemeye dahi
kalkışmamaktır…

Oysa en büyük başarısızlık… denemeyi başaramamaktır.

302
*) Unutmak… kitaplardan veya seminerlerden öğrenip, heyecan
duyduğumuz konuları… günlük hayatın karmaşası içinde,
unutma eğiliminde olmaktır. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri
yazarak… sürekli görebileceğimiz yerlere asmak… bir çözüm
olabilir.

*) Đnanç eksikliği… kendimize güvenememektir.


Oysa başarıya giden yol… başarısızlıklardan ve risk almaktan
geçer.

Korkularınızı yenip, gereken detayları daima hatırlayarak,


kendinize güven tazeleyip, harekete geçtiğinizde de… her
zaman, her şey istediğiniz gibi gelişmeyebilir.

Hayata küsmeyin ve ona bir şanş verin. Peşin hükümlü olmayın.


Olaylara geniş açılardan bakmaya çalışın ve sorunlara yönelin.

Problemler ve olumsuzluklar nelerdir ?

*) Đstenmeyen durumlardır…

*) Çözüm bekleyen sorunlardır…

*) Huzursuzluk yaratan meselerdir…

*) Yeni bir değişime gösterilen tepkilerdir…

*) Đstenilen şeylerin gerçekleşmemesi durumudur…

*) Verimliliğin düşmesine neden olan etkenlerdir…

303
*) Belirlenmiş şartların oluşumunu engelleyen şeylerdir…

*) Problem ve olumsuzluklar engel değil hedefe ulaşamamaktır..

*) Problemler… Yöneticilerin varlık sebebidir!..

Projede bir problemin varlığı, problemin fark edilmesiyle başlar.


Asıl problem ise problemin yol açtığı rahatsızlıktan onu
yaratanların değil… başkaları’nın etkilenmesidir…

Đnsanlar başkalarının yarattığı problemlere duyarlı iken, kendi


yarattıkları problemlere karşı duyarsızdırlar…

Bazı yöneticiler karşılaştıkları problemleri çözmek yerine onu


gizlemeye çalışırlar…

Problemin tespit edildiği her yerde, bir gelişme fırsatı vardır…

Bu sebeple problemleri gizlemek yerine çözmek için harekete


geçmek gereklidir…

Hedefleriniz ile ilgili olarak, herşeyi her zaman kontrol etmenin


% 100 mümkün olamayacağı gerçeğinden hareketle . . .

Bazı şeyleri oluruna bırakarak içtenlikle ve artniyetsiz olarak


yolunuza devam ederken de, ünlü Çin düşünürü “Lao Tzu”nun
şu öyküsü, aklınızın bir kenarında bulunsun...

***************************************************

Köyün birinde… bir yaşlı adam varmış.

304
Çok fakirmiş… Ama… Kral bile onu kıskanırmış...

Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için
ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam
satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için, bir dost!.. Đnsan dostunu
satar mı?” dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.

Köylüler, ihtiyarın başına toplanmış:

“Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları,


çalacakları, belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna
kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de
atın.” demişler...

Đhtiyar; “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.

“Sadece at kayıp, deyin… Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi


sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması,
bir talihsizlik mi? Yoksa bir şans mı? Bunu henüz
bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler, ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler…

Aradan 15 gün geçmeden; at, bir gece ansızın dönmüş.

Herkez çok şaşırmış…

305
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.

Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.

“Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil


adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün
var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş, yaşlı


ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen
gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz
bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci
kelimesini, okur okumaz… kitap hakkında, nasıl fikir
yürütebilirsiniz?”

Köylüler, bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler


ama, içlerinden “Bu herif sahiden bunadı” diye
geçirmişler...

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan


ihtiyarın tek oğlu, attan düşmüş ve ayağını kırmış.
Evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman
yatakta kalacakmış…

Köylüler gene gelmişler ihtiyara.


“Bir kez daha haklı çıktın” demişler...

“Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre


kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.

306
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın”
demişler…

Đhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına


tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek


bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar
doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve
ondan sonra neler olacağı, size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu


ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün
gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın
kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar.

Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına


imkân yokmuş, giden gençlerin, ya öleceğini ya da esir
düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, yine ihtiyara gelmişler...

“Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun


bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,
belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının
kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar…

“Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek


gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde...

307
Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık
olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış:

*) Çok acele karar vermeyin.

*) Hayatın küçük bir dilimine bakıp, tamamı hakkında


karar vermekten kaçının.

*) Karar; aklın durması halidir.

*) Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi… dolayısı ile


gelişmeyi durdurur.

*) Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar.

*) Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı


huzursuz yapar.

*) Oysa yollar, genellikle asla sona ermez.

*) Bir yol biterken, yenisi başlar.

*) Bir kapı kapanırken, başkası açılır.

*) Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin


hemen oracıkta olduğunu görebilirsiniz…

***************************************************

308
UZMANLAR . . .

*) Uzmanlara danışın!

Özellikle bizim coğrafyamızda lider’ler son derece yalnızdırlar.


Çünkü herkez, onların herşeyin doğrusunu bilmesini, en doğru
olanı yapmasını ve herşeyle tek başına, başa çıkmasını bekler.

Oysa... liderler’de insandır ve taşıdıkları sorumluluğun ağırlığı


nedeniyle bir çok konuda uzman desteğine ihtiyaç duyabilirler.

309
Size bir örnek!

Diyelimki; çok arzu ettiğiniz bir yere, gitmek istiyoruz. Ama


nasıl gideceğinizi bilmiyorsunuz. Elinizde sadece adres var.
Karar verdiniz, yola çıktınız ve gitmek isteğiniz yere ulaşmak
için tüm yolları denediniz. Sonuçta 2 şık var. Ya istediğiniz yere
ulaşırsınız, ya da ulaşamazsınız.

Ulaşamazsanız, zaten yapacak birşey yok. Sonuçlarına


katlanarak; ya yeniden denersiniz, ya da vazgeçersiniz.

Diğer olasılıkla istediğiniz yere ulaştığınızı düşünelim. Ancak


ulaştığınızda çok yorulmuş ve tüm kaynaklarınızı tüketmiş
olabilirsiniz. Oysa, yola çıkmadan önce, bilen birine yolu
sorabilir ve gitmek istediğiniz yere, en kısa zamanda, en rahat
şekilde ve en ekonomik yoldan varabilirdiniz.

Danışmanlık, işte böyle bir şey...

Uzmanlık alanı ile ilgili kendisine sorulan yolu, en doğru şekilde


tarif edebilmek danışmanın asli işi. Gelecekte olmak istediğiniz
yere, nasıl ulaşacağınızı gösteren yol haritanızın çizilmesi ve o
yol haritasına göre ilerlerken, uzun ve gereksiz yollara
sapılmasının engellenmesi, önemli bir şekilde maddi ve manevi
kayıpları önler.

Yol ve yol haritası konusunda biraz gülümsemekte yarar var...

***************************************************
1950’li yıllarda Amerikalı mühendisler, Türkiye’ye gelmiş.

310
Bir kısım, yol ve imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış.

O zamanlarda, dağlık arazilerde yol güzergâhını belirleyecek,


alet yok… edevat yok… eleman yok…

Bayındırlık mühendisleri yüklü bir eşeği yokuşa sürüyorlar,


arkasından işçiler ip çekerek ve belirli aralıklarla eşeğin ayak
izlerine kazık çakıp, istikamet belirliyorlarmış.

Bunu gören Amerikalı mühendis, pratiği kavrayamamış ve


sormuş;

“Ne yapıyorlar böyle?”

“Rampa’da yolun güzergâhını belirliyorlar.”

“Anlayamadım?”

“Yüklü bir Eşek, %10 eğimin üstüne çıkamaz, biz de eşeğin


izinde kazık çakıp, rampa da yol güzergâhı belirliyoruz.”

deyince… Amerikalı katılarak gülmeye başlamış.

Yatışınca da, sormuş;

“Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?”

Bizimkiler, cevap vermiş:

“Amerika’dan mühendis getirtiyoruz.”

***************************************************

311
BÜTÇE PLANLAMA . . .

*) Paraya göre proje yapmayın!

Özellikle ülkemizde... “kamu sektörü” ve “özel sektör”den


sonra, “üçüncü sektör” olarak anılan “sivil toplum” yani...
STK’lar ve Vakıf’lar... son on yıl içinde hızlı bir değişim ve
gelişim sürecine girdi. Sivil toplum kuruluşları ülkenin
demokratikleşme ve kalkınmasında önemli aktörler olarak
ortaya çıkmakta, her geçen gün… gerek nitelik, gerekse sayıca
artmaktadır.

Bu gelişim ve büyüme süreci… beraberinde, özellikle mali


kaynaklar ve destekleyici ortam konularında, daha fazla destek
ihtiyacını gerektirmektedir...
312
2008 yılı itibariyle ülkemizde, Dernekler il Müdürlüklerine
kayıtlı 75.000 den fazla Dernek ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne
kayıtlı 5.000 ne yakın Vakıf var.

Bunların çoğu sosyal amaçlı dernek ve vakıf. Yardım Toplama


Kanunu’n da belirtilen kriterlere göre ayni ve nakdi gelir elde
edip, proje faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Tabii bunların içinde
de “Kamu Yararına” Dernek ve Vakıf olanlar, diğerlerine göre
daha şanşlı.

Kamu yararına olabilmek içinde, yapılan ve yapılacak olan


faaliyetlere göre, Đçişleri Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar
Kurulu kararı gerekiyor.

Bu tür avantajlarınız söz konusu değilse; özkaynaklarınızı ölçün,


biçin ve net bir şekilde ortaya koyun. Bütçe kontrolünüzü tam
yapın... Nakit Akış Tablosunu oluşturun...

Nakit akışı... “Değirmenin Suyu” dur...

Projelerinize göre ek kaynak oluşturabilmek için Bankalardan


ve Sigorta Şirketlerinden yararlanabilirsiniz. (Tüm grubunuzun,
Kredi Kartı + Otomatik Ödeme + Poliçe harcamaları’nı, belirli
bir % karşılığında tek noktaya yönlendirmek v.s. gibi...)

Vaad’lere çok güvenmeyin. Yokmuş farzedin. “Alacak’la Borç


Ödenmez” düsturunu unutmayın.

Birde, “Hele bir başlayalım, sonrası Allah Kerim” diyerek,


rakkamları belli olmayan projelere, aman dikkat. Sakın
çapınızdan fazla açılmayın.

313
Sıkça yapılan hatalardan biri önce para bulup, o paraya
göre proje hazırlamaktır. Eğer baştan böyle bir kaynağı
bulup, parayı temin edebiliyorsanız?

Bravo, Helal Olsun. Size!

Ayrıca; bunaltıcı baskılarla çevrenizi zorunlu davetiye ve bilet


satışına zorlayarak yapılan, konser, yemek v.s.gibi aktivitelerin,
proje üretmek değil, sadece organizasyon yapmak olduğunu,
asla aklınızdan çıkarmayın.

Toplum için yapılacak “Kurumsal Projeler”de AB Hibe


Programlarını takip edin ve kriterlere odaklanın. Sivil Toplum
Geliştirme Merkezleri Web Sitesi’den yararlanın. Hibe alan
projeleri inceleyin ve kriz dönemlerine dikkat edin...

Bu konular da, Đnternet’i sonuna kadar kullanın. Özellikle


Google da “Sosyal Sorumluluk Projeleri” veya “Kurumsal
Sosyal Sorumluluk” gibi aramalar yaptığınızda, size rehperlik
yapabilecek ve görüş alışverişinde bulunabileceğiniz, birçok
örnekle karşılaşacaksınız.

Đnterneti sonuna kadar kullanmak deyince aklıma geldi. Her


konuda olduğu gibi bilgisayarda da, hiç bir zaman dikkati elden
bırakmamak gerekiyor.

***************************************************
2004 yılında yaşanmış ve kayıtlara geçmiş bir olay . . .

Adamın biri seyahate çıkar ve geldiği şehirde otele yerleşir.


Odasına girdiğinde masada internet bağlantılı bir bilgisayar

314
görür ve karısına e - mail atmaya karar verir. Oturur hazırlar ve
yollar. Fakat yazdığı mesajı, farkında olmadan yanlış bir adrese
gönderir...

Tam bu sırada başka bir yerde, başka bir kadın, kocasının


cenaze töreninden eve yeni dönmüştür. Ve... Bilgisayarında
mail’i görür. Arkadaşlarından geldiğini düşündüğü e - mail’i
okuyunca... olduğu yere yığılıp kalır.

O sırada odaya giren kardeşi, masanın üstüne yığılan ablasını ve


ekrandaki mesajı görür...

Kime: Sevgili Karıma...


Konu: Yeni Geldim....
Mesaj: Bu kadar çabuk! benden haber aldığın için,
şaşıracağından eminim. Buraya, çok rahat bir yolculuktan sonra
yeni ulaştım ve yerleştim.
Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e - mail
gönderebiliyoruz.
Sanki herşey yarın seninde buraya geleceğini düşünerek
hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum.
Umarım, benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin...

***************************************************

Şaka gibi değil mi? Neyse konumuza devam...

Para konusu ciddi bir konudur. Bu nedenle her proje bittiğinde


mutlaka hesaplarını kapatın, kayıtlara geçirin ve bilançolarını
çıkartın. Ve de bir suretlerini kendiniz için mutlaka saklayın!..

315
SPONSORLUK ĐLĐŞKĐLERĐ . . .

*) Sponsorluk ilişkilerine özen gösterin!

Sponsorluk; çeşitli kurum ve kuruluşların, genellikle tanıtım ve


reklam amacıyla, daha geniş kitlelere ulaşmak için.. etkinliklere,
organizasyonlara veya sosyal sorumluluk projelerine, ayni ve
nakdi kaynak aktarma yoluyla, destek vermesidir.

316
O neden’le, prosedürü dikkatli oluşturun. Aşamaları, yetkileri
ve yetkilileri doğru saptayın. Sponsorunuz veya sponsorlarınızla
(Ana Sponsor, Medya Sponsoru, Đletişim Sponsoru, Ulaşım
Sponsoru v.s.) mutlaka sözleşme yapın. Karşılıklı raporlamayı
da gözardı etmeyin.

Yapılacak sözleşmede, özel maddelerin dışında, olması gereken


“mutlak madde”lere dikkat etmek de gerekiyor...

Madde 1) Taraflar ve Adresler...

Madde 2) Proje ve Đlgili Kurumlar...

Madde 3)Tanımlamalar ve Detaylar...

Madde 4) Sözleşmenin Süresi ve Sürekliliği...

Madde 5) Proje Yetkilileri ile Yönetim ve Denetleme...

Madde 6) Projenin Organizasyonu...

Madde 7) Projenin Diğer Aşamaları...

Madde 8) Tarafların Görevleri ve Sorumlulukları...

Madde 9) Maddi Konular (Bütçe ve Bütçe Yönetmeliği)...

...............................................

...............................................

(Ve... Projenin devamı söz konusu olursa, rüçhan hakkı...)

317
Sponsorluk ve sosyal sorumluluk projeleri yaklaşımında…

Geleneksel yaklaşım…

Birçok kurum geleneksel yöntemlerle sosyal sorumluğunu


yerine getiriyor. En çok izlenen yol ise toplumsal sorunların
çözümüne… bağış yoluyla katkıda bulunmak şeklinde!..

Stratejik herhangi bir yaklaşımın izlenmediği geleneksel


yöntemlerde, kurumların bir kısmı bu iş bir “Hayır Đşi” dir…
diyerek iletişimini yapmıyor…

Bir kısmı ise bu çabalarının kamuoyu tarafından bilinmesini


istiyor ve halkla ilişkiler departmanlarının bu noktada devreye
girmesini istiyor…

Yeni yaklaşım da ise…

Kurum hedeflerinin ön plana çıkartıldığı… yeni yaklaşımda,


kurumun… vizyon, misyon, değer ve hedefleri göz önünde
bulundurularak oluşturulan, sosyal sorumluluk stratejisinin…
başta yönetim ve idari kurulları olmak üzere… çalışanlar,
tedarikçiler, müşteriler ve toplum tarafından, benimsenmesi
hedefleniyor…

Bu durumda kurumdaki tüm departmanların, belirlenen strateji


doğrultusunda hareket etmesi ve çalışma sürecinin… oluşturulan
sosyal sorumluluk stratejisini destekler biçimde gerçekleşmesi,
bekleniyor.

318
PROJELERDE LOJĐSTĐK YÖNETĐM . . .

*) Projelerde, Lojistik Yönetim’e de mutlaka önem verin!

Lojistik, Latince’de akıl / mantık ve istatistik kelimelerinden


gelir. Yani... mantıklı istatistik... “Hesap / Kitap Meselesi”.

Aslen 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kullanılmaya başlayan


stratejik bir askeri terim olmakla birlikte, Ülkemiz’de son
dönemlerde % 100 doğru olmasa da, ağırlıklı olarak; ekonomide
tedarik, üretim ve tüketici zincirleri arasındaki “Nakliyecilik,
Depoculuk ve Dağıtım Organizasyonları (Kargo)” şeklinde
kullanılmaktadır.

Biz burada...proje kaynakları, aşamaları ve ögeleri ile projeden


yararlanacak hedef kitlelerin arasındaki ilişkilerden... lojistiğin
yönetiminden bahsediyoruz...

Yani, hedef kitle odaklı hizmetlerin, planlanan zamanlarda,


olması istenen yerlerde temin edilmesinden ve sunulmasından...
gereken şeylerin, gereken zamanlarda, gereken yerlerde, gereken
kişi... kurum... ve kuruluşlar’a... ulaştırılmasından!..

Projelerde lojistik... hedeflerimizle ilgili çalışma ve hizmetlere


yönelik... planlama, organizasyon, destek ve stratejik yönetim...
faaliyetlerinin bir bütünüdür.

319
PROJE’NĐN; ADI . . . LOGO’SU VE SLOGANI . . .

*) Projenizin; Adı, Logo’su, Sloganı, Amacı, Hedef Kitlesi,


Başlangıç ve Bitiş Tarihleri tam olarak kesinleştikten sonra,
gerekiyorsa 5 yıllık Bütçesi ile Organizasyon ve Çalışma
Planları’nın... net ve ölçülebilir olmasına dikkat edin!

Elde etmeyi umduğunuz pozitif gelişmeleri somut veriler’le


gösterin ve detayları’da göz ardı etmeyin...

“Mükemmellik detaylarda gizlidir.” sözündeki gerçek payı ile


birlikte... “Detaylara saplanıp, ana amacınızdan uzaklaşmayın.”
sözündeki, doğruluk payından bahsetmek istiyorum.

320
“Danışman’lığını ve Genel Koordinatör’lüğünü” yaptığım,
kurumsal iletişim ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleri,
konusunda çok ciddi çalışmalar yapan...

Đlaç ve kozmetik hammaddeleri konularında, ülkemizin en eski


ve önde gelen yabancı ortaklı şirketlerinden biri, kozmetik
konusunda “Cilt Bakım Losyonları” üretimine girmişti. Üretim,
şirketin ana konusu değildi ve her yeni girişimde olduğu gibi,
Yöneticiler ve Yönetim Kurulu Üyeleri arasında çelişkiler ve
çekişmeler vardı...

Bu şirket, yani... Yılbak Ticaret A.Ş. ;

1936 yılında Yılbak Ticaret Limited Şirketi olarak kurulmuş,


1947 yılında Bakanlar Kurulu’nun 30.06.1947 tarih ve 3 / 6103
sayılı kararı ile Anonim Şirket olarak tescil edilmişti.

Kuruluş yıllarını takiben, ilaç ve yağlı tohum ticareti ile meşgul


olan Yılbak… Wander Ciba ilaç fabrikası mamullerinin
Türkiye’de üretilmesi ve satılması amacıyla, yeni fabrika ve
şirket kurulması aşamasında, bu kuruluşa % 13 oranında iştirak
etmişti.

Wander’in, Sandoz’a devrolduğu 1971 yılından itibarende,


çeşitli yurtdışı firmaların temsilciliklerini yaparak, ticari
faaliyetlerini sürdürmekte.

Ağırlıklı olarak, aralarında ortaklarının da bulunduğu Đsviçre’li


üretici firmalarla çalışan Yılbak… aynı zamanda Đsviçre Ticaret
Odası Derneği üyesi olup, kimyasal ilaç, kozmetik, gıda ve boya

321
hammaddeleri, blister ambalajları, veteriner aşıları, tohum
kaplama malzemeleri, cam buzlama ve kalite kontrol cihazları
ile ilgili temsilcilikleriyle, endüstriyel konularda sanayi
sektörümüze destek olmakta…

Her zaman için konularında, en önde olmayı ilke edinen Yılbak,


ürünleri... çözümleri... satış sonrası hizmetleri ile... çalışanları,
ortakları ve müşterileri için, artı değerler üreten bir şirket
vizyonuyla, Avrupa Birliği standartlarında çalışmalarına devam
etmekte.

Bu konumdaki bir şirkete, üretim konusunda devam kararı


aldırabilmek için, kozmetik ekibimizdeki arkadaşlarımızla
yaptığımız toplantılar neticesinde, aşağıda takdim ettiğimiz
“5 Yıllık Stratejik Plan”ı ortaya koyduk.

Ve Plan… Genel kurulda oybirliği ile kabul edildi.

***************************************************

2006 &&& 2007 &&& 2008 &&& 2009 &&& 2010

-----------------------------------------------------------------------------

Amacımız;

Yılbak Ticaret A.Ş. olarak, 1936 yılından bu yana tam 70


yıl’dır; Türk Đlaç, Kimya, Ambalaj ve Gıda sanayii’ne,
Dünya’nın önde gelen markaları ile hizmet vermeye devam

322
ederken, kendi bünyemiz içinde üretime dayalı bir ’’Marka’’
oluşturmak ve sürekli olarak büyüyen kozmetik pazarında
yerimizi almak.

Hedefler ve Hedef Kitle;

Çok fazla bir yatırım gerektirmeyen (leasing sistemi ile) ve 2 - 3


yıl içinde kendi kendini finanse edebilecek olan Cilt Bakım
Losyonu pazarına, sempatik bir ürün ile katılıp, daha sonra yine
kendi finansmanı ile Ürün Gamı’mızı ve Pazar Payı’mızı
genişletmek. Bunun için’de, genç Türkiye nüfusunda, özellikle
kişisel bakımına özen gösteren ve cilt güzelliğine önem veren
20 - 40 yaş grubunda 20 Milyon civarındaki genç’e hitap etmek.
Yurtiçi -Yurtdışı Fuarlar ve Đhracat imkanlarıyla’da tüm
Dünya’ya açılmak.

Şirket, Kadro, Üretim;

Yılbak Ticaret A.Ş. bünyesinde’ki, “Genel, Đdari ve Teknik


Personelimizin” katkıları ile 1 Üretim ve Ar-Ge Yöneticisi, 1
Satış ve Dağıtım Yöneticisi ve de 2 Yardımcı Personel’le
oluşturulacak Kadro; Yılbak deposunun altında bulunan 150 m2
alan’daki üretim ve dolum tesislerimizde, 1 ay’da üretebilecek
5.000 adet, 200 ml lik ürünler için, gerekli hammadde, stok ve
dağıtım hizmetlerini karşılayacak nitelikte bulunmaktadır.

Ürün ve Ürün Yelpazesi;

Ülkemizde büyük bir rekabetin yaşandığı kozmetik pazarında,


sürekli bir yer edinebilmek için, kalitemizden ödün vermememiz

323
ve fiyat olarakta, piyasa şartlarına uygun sekilde, makul bir
düzeyde olmamız gerekmektedir. (Hem ürün, hem ambalaj
açısından) Bu da, birbirine karışmayan renklerden oluşan 2
faz’lı meyva esanslı (Aromaterapi özellikleri nedeniyle; Çilek,
Kavun, Şeftali), bitkisel bazlı hem jel hem krem yapısı, gliserin
ve propilen glikol gibi nemlendiriciler, vitaminler ve aktif
maddeler (Panthenol, Allantion,Aminoasit komplexleri) içeren
ve cilt pH’ı ile aynı değerde olan pH 5,5 gibi özellikleriyle,
üretimine başladığımız ürünlerimiz için, çok zor
gözükmemektedir.

Ürün gamı’nın genişletilmesi ise, yeni yatırım gerektirmeyecek


şekilde, dönüşümlü üretim programlarıyla planlanacaktır. (Duş
Jeli, Şampuan, Nar Öz’lu ve Aloe Vera’lı Güneş Ürünleri, Özel
Oyuncak Ambalajlı Çocuk Ürünleri v.s.)

Pazar Araştırmaları ;

Ülkemizdeki yıllık kozmetik pazarı 8 ile 10 Milyar YTL


arasında değişmektedir. Bunun içindeki losyon pazarıda 1,5 ile 2
Milyar YTL arasındadır.
Ve… Bu “Losyon” pazarında’da 150 - 200 yerli ve yabancı
“Marka” yer almaktadır.

Tüm bu markalar; 25.000 Eczane, 20.000 Market ve 5.000


Kozmetik Mağaza’dan oluşan, Satış Noktaları’nda tüketici ile
buluşmaktadır.

Bu rakkamlara, % 40’ında kozmetik ürün satılan 50.000 Küçük


Market, dahil değildir.

324
SWOT ANALĐZĐ

Bu pazarda istediğimiz gibi yerimizi alabilmemiz için Swot


Analizi yaptığımız’da;

Strenghts (Güçlü Yönlerimiz)

Đş planımız ve üretim gücümüz ile satış,


pazarlama, ithalat ve ihracat deneyimlerimiz.

Ürünlerimizin,
tanıtımlarda ilgiyle karşılanması, sempatik görünümü.

Her cilde uygun dermotolojik özellikler.

Uygun fiyat ve ödeme şartlarımız.

Son kullanım tarihlerimizin uzun olması.

Weaknesses (Zayıf Yönlerimiz)

Pazarda “Đthal ve Yerli“ çok sayıda Marka’nın bulunması.

Birçok Marka’nın, maaş + primli;


Satış Temsilcisi, Ürün Hostesi ve Cilt BakımUzmanı olması.

Düşük fiyatla, Konsinye ve 4 - 6 Ay Vade ile yapılan Satışlar.

Ünlü rakiplerimize karşı;


Reklam, Promosyon, Stok ve Dağıtım Bütçelerimizin darlığı.

Tek ürün ile piyasaya girmek.

325
Kaygan sözleşme zeminleri.

Opportunities (Fırsatlarımız ve Avantajlarımız)

Ürünlerimiz,
Pazarlama çalışmalarımızın geldiği nokta,
Web Sitemiz,
E-mail Grubumuz,
Patentimiz,
Üretim Đzinlerimiz,
Üretim Tesislerimiz,
Online Satış Girişimlerimiz,
Ekip Çalışmalarımız,
Standardizasyon Eğitimleri ve Kurumlaşma,
Yetkili Satıcılar, sistemimizin oluşmaya başlaması,
Yilbak Ticaret A.Ş.nin Gücü ve Desteği.

Threats (Tehditler - Dezavantajlarımız)

Benzer isimler altında taklit ürünlerin pazara çıkması.


Serbest ve Spot Satışlar.
Elzem ihtiyaç maddeleri arasında yer almamamız.
Ülkemizde yaşanabilecek ekonomik krizler. (Özellikle
2008’de)... ön plana çıkmaktadır.

Marka ve Pazar Payı;

Birim maliyetimizi 2.50 / 3.- YTL ve Satış fiyatımızı 3.75 YTL


+ KDV olarak saptadığımız BABĐOL Komple Cilt Bakım
Losyonlarımız için 2007 yılında hedeflediğimiz ciromuz ;

326
3.75 x 40 / 45.000 Adet için 150 / 160.000.- YTL + KDV
civarında olacaktır.

Markamızın değerini ve kalitemizi koruyarak yer aldığımız


Kozmetik Pazarında, yurtiçi ve yurtdışı talep artışlarının
getireceği finansal destekle de büyümeyi hedeflemekteyiz.
(Bugün ki kapasitemiz ve tesislerimizle üretimi’mizi 2 katına
çıkartmamız mümkündür.)

Pazarlama Stratejimiz;

Türkiye şartlarını göz önüne aldığımızda, çok büyük; Reklam ,


Promosyon ve Stok yatırımlarına girmeden, Dağıtım
Kanallarını kullanarak, “Permission Marketing” sistemi ile
çalısmalarımızı yönlendirmekteyiz.

Bu sistemle, 1/1 ilişkilerle karşılıklı güvene dayanan ve uzun


vadeli bir pazarlama stratejimizin oluşması; pazar payımızın’da,
sürekli artan bir satış grafiğine, sahip olmasını sağlayacaktır.
Bu bağlamda 2007 Şubat , Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran
Ay’larında, toplam 30.000 Km. yol katedilerek, tüm Türkiye
genelinde ’’Zone Marketing’’ uygulaması başlatılmıştır.

Şu anda; Ülkemizdeki, Đlaç ve Kozmetik Dağıtım Pazarı’nın


% 45’ine sahip olan ”Hedef Alliance Holding A.Ş.” ile
sözleşmeli olarak çalısmaktayız. Holding bünyesindeki; Hedef
Ecza Deposu A.Ş. ve Esko Kozmetik A.Ş. nin, Edirne’den…
Van’a kadar, 35 Đl ve Đlçe’deki Bölge Müdürlüklerini tek tek
ziyaret edip, Babiol’un tanıtımını ve “Satış Ekipleri”nin
eğitimlerini gerçekleştirerek, 80 Vilayet’te Eczaneler ve

327
Marketler vasıtasıyla, 20.000 Nokta’da, tüketiciye ulaşmış
durumdayız.

Ayrıca diğer dağıtım kanalları olarak Đstanbul Ecza Kooperatifi,


Đzmir, Bursa ve Mersin Ecza Kooperatifleri, Online Alışveriş
Merkezleri ve Kozmetik Dağıtım Depoları ile anlaşmalarımız
da, sağlanmış durumdadır.

Yeni Yatırımlar;

Ülkemizde her zaman çok yüksek satış potansiyeline sahip “Saç


Çıkartıcı, Tüy Dökücü, Zayıflatıcı, Gençleştirici ve Cinselliğe
Yönelik, ithal veya yerli ürünler’le ilgili” yeni yatırımların, artan
gelirle sağlanması ve istihdam yaratmak için, ek finansal destek
gerektirmemesi, konusundaki hassasiyetimiz aynen devam
etmektedir.

Standartlar;

Kurumlaşma çalışmalarımız içerisinde yer alan ve özellikle AB


içinde gerekli olan; ISO 9001 ve ISO 14001 Kalite Belgeleri ile
“Toplam Kalite Yönetimi” çalışmalarımız, hazırlanan takvime
göre 2007 yılı itibariyle başlatılmıştır.

Rekabet, Reklam, Fiyat;

Rekabet pazarında, fiyatlarımızı korumak açısından, çok fazla


reklam harcaması yapamadığımız için, markamızla özdeşleşmiş
bir sloganın, devamlı olarak her yerde ve her firsatta
kullanılmasının yararlarına inanmaktayız.

328
Cildiniz ve Siz,

Yaşamboyu Birliktesiniz!..

BABĐOL’LE NĐCE SENELERE…

Alternatif “B” Planımız ;

1) Üretimle birlikte, Pazarlama Stratejileri’ne yaptığımız


yatırımla, kaliteli “Đthal Ürünleri”n, Satış ve Dağıtımı’na
yönelebiliriz.

2) Türkiye şartları ve şirket prensiplerimiz doğrultusunda,


yatırım ve üretim maliyetlerimizi çıkartıp, kar’a geçtikten sonra,
Babiol’den vazgeçmemiz gündeme gelirse, Markamızı en iyi
şartlarda başka bir firmaya devretmek gibi bir durumu da,
değerlendirebiliriz.

3) Tüm gelişmeler istediğimiz ve planladığımız gibi olmadığı


takdirde ise, izlenecek yollar arasında …

a) Serbest - Spot Piyasa ve Đhracat konusunda, tüm girişimleri


yapmak,

b) Đstemeyerek de olsa, Fason üretim’e geçmek,

c) Üretim tesisimizi, komple veya tek tek elden çıkarmak…gibi


alternatifler de bulunmaktadır…

329
( 5 YILLIK BÜTÇE / YTL VE STRATEJĐK PLAN )

***************************************************

GĐDERLER;

Yatırım. Üretim. Đşletme. Personel. Pazarlama. G.Giderler.

( 2006 ) ( 2007 ) ( 2008 ) ( 2009 ) ( 2010 )

150.000.- 150.000.- 150.000.- 175.000.- 200.000.-

***************************************************

***************************************************

GELĐRLER ; Yurtiçi + Yurtdışı Satışlar Cirosu.

( 2006 ) ( 2007 ) ( 2008 ) ( 2009 ) ( 2010 )

(-) 200.000.- 300.000.- 350.000.- 450.000.-

***************************************************

***************************************************

KAR ... ZARAR;

( 2006 ) ( 2007 ) ( 2008 ) ( 2009 ) ( 2010 )

(-)150.000 (-)100.000 (+)50.000 (+)225.000 (+)475.000

***************************************************

330
Dip Notlar:

1) Yıllık enflasyon oranı %10 civarında düşünülmüştür.

2) 2006 ve 2007 yılı rakkamları, reel rakkamlardır.

3) 2006, 2007 ve 2008 yılı Giderlerinin ayni seviyede olmasının


sebebi; Ambalaj maliyetimizdeki düşüş ve Leasing ödemelerinin
8.ay’da sona ermesidir.

4) 2007 yılı itibariyle aylık ortalama satış adetlerimiz 2.900 -


3.000 civarındadır.

5) Bu durumda; birim maliyetimiz 3.65 YTL+ KDV olmakta ve


satış fiyatımız olan 3.75 YTL+ KDV ile birbirini
dengelemektedir.

6) 2007 yılının 2. yarısından itibaren, aylık Satış’lar da ortalama


4.000 adet hedeflenmekte ve bunun, RPT’si (Ürün’ün raf’tan
müşteriye intikali) içinde, “Sample ve Karton Stand“ çalısmaları
yapılmaktadır.

7) 2008 yılı ortalama Satışlarımız 5.000 Adet (Normal Üretim


Kapasitemiz) x Ay... hedefi ile Ürünlerimize katmayı
planladığımız “Aloe Vera Jel“ ve diğer katkılarla üretim
giderlerimizi 12.500 / 5.000 : 2.50 YTL + KDV, Zam’lı Satış
Fiyatımızı ise 5.- YTL + KDV olarak düşünmekteyiz.

8) Aloe Vera Jel ve Güneş Sonrası katkıları, özellikle kozmetik


dağıtım kanallarının Đzmir, Antalya, Muğla ve Aydın Bölge
Müdürlükleri tarafından istenmektedir.

331
9) 5 Yıllık Bütçe ve Stratejik Plan’da, ortalama 5.000 Adet/Ay
olarak düşünülmesine rağmen, Üretim ve Satışlardaki artışların
2008, 2009 ve 2010 yılında da, ilave bir extra yatırımlar
gerektirmeden süreceğine olan inancımızla, “Ürün Yelpazemiz“i
genişletmek yönündeki Swot Raporlarımızı (Tüy dökücü, saç
çıkartıcı, kırışıklık giderici, zayıflatıcı, güç arttırıcı... ürünler)
Nisan / 2008 de yapılacak olan 2007 Genel Kurulumuz’da
Sizlere takdim etmek arzusundayız.

Saygılarımızla
Yılbak / Pazar Araştırma ve Kurumsal Đletişim Grubu...

***************************************************

Gördüğünüz gibi 2006 da 150.000.- YTL civarında yatırımla


başlayıp, 5 yıllık plan sonunda yaklaşık 500.000.- YTL artı
değer elde etme planlarımız doğrultusunda yolumuza devam
ederken, 2008 - 2009 krizinde...

Ama doğru, ama yanlış bir kararla, önümüze çıkan bir fırsatı
değerlendirip alternatif “B” planımızın 2. Maddesini uygulama
kararı aldık. Çünkü mazeretlerimiz vardı ve üretmek, ticarete
göre zor bir işti...
Neticede, işe başlarken ortaya konulması gereken ve konulan,
stratejik plan dahilinde hareket edilmişti. Önemli olan da buydu.
Belki biraz uzun ve teknik bir örnekleme oldu ama, tüm
projeleriniz’de hedeflerinizi ve elde etmeyi umduğunuz pozitif
gelişmeleri, somut veriler’le ortaya koymanın yararlarını,
göstermek açısından faydalı olabileceğini umuyorum...

332
ĐZLEME VE DEĞERLENDĐRME . . .

*) Proje izleme ve değerlendirme kriterlerini oluşturun!

Projenin devamlı olarak izlenmesi için bir plan hazırlayın ve


bunu raporlamaya dayandırın. Özellikle uzun süreli projeler
için, bu raporlar size her aşamada ışık tutacaktır.

Đzleme... en az değişik iki kanaldan yapılmalı ve değerlendirme


kriterlerinde, başarı ölçütleriyle birlikte, ulaşılan ve faydalanan
kişi sayısı, mutlaka olmalıdır...

Özellikle de... kaynakları ve kaynakların kullanımını izleyin!..


Rezevr kaynaklarında, değerlendirme planlamalarını hazırlayın.

333
Projeleri... izlerken ve değerlendirirken, yapılması gereken en
önemli nokta da, varsa aksamaları teşhis etmek, hataları tespit
etmek ve tedavi yoluna gitmektir.

Her proje, her zaman % 100 başarılı olacak diye bir garantimiz
yok, mutlaka arada ders alacağımız sorunlu projeler de olacak.

Önemli olan!.. Hem maddi hem de manevi kaynaklarımızı boşa


harcamamak ve hatalardan geri dönebilmek ve de gerekiyorsa
hiç ısrarcı olmadan o projeyi ertelemek veya vazgeçebilmektir.

Tabii başlamış ve bayağı yol alınmış bir projeden öyle birden


pat diye vazgeçmek, hiç kolay değil. Bu nedenle projelerdeki
ön hazırlık (Analiz, planlama, ekip, strateji, hedefler, sponsor
destekleri, bütçe, v.s.) dediğimiz ve daha önceki bölümlerde
incelediğimiz konularla birlikte, “izleme ve değerlendirme”
aşamasının önemi de, bir kez daha ortaya çıkıyor.

Başlamış veya başlatmış olduğumuz herhangi bir çok kapsamlı


proje ile ilgili şüpheler oluşmaya başladığında, eğer projeden
vazgeçme aşaması gündeme geliyorsa, yönetim ekibi olarak
hemen karar vermeden önce, özellikle... size duyulan güven,
verilen başarı notu, boşa harcanan kaynaklar ve emek ile, olası
rakiplerinize vereceğiniz koz’lar konusunda büyük sıkıntılar
yaşamamanız için... tarafsız ve bağımsız uzman kurumlardan
yazılı rapor şeklinde görüş almakta, yararlı olacaktır.

Neticede, başarılı olamayacağı konusunda ciddi şüphe ve


kanıtlar beliren... projeler hakkında, zararın en düşük seviyede
nasıl sonlandırılabileceğine dair çeşitli planların yapılması ve
334
bunun tüm yetkili organ ve üyelerin katılımıyla netleştirilmesi,
üstünüzdeki ve çevrenizdeki olumsuz havanın daha çabuk
dağılmasına yardımcı olacaktır.

Ama ne olursa olsun, herhangi bir projenizle ilgili, böyle bir


olay yaşamış olsanız dahi... yine pes etmek gibi bir lüksünüz
yok!..

Bu nokta da, iyi bir lider olarak... proje, konu ve olaylarla ilgili;

*) Hataları tespit etmek için... çeşitli ve taraflı suçlamalar yerine,


olumlu ve de yapıcı eleştiriler ile cevaplar aramak...

*) Güven tazelemek için... öncelikle kendi hatalarınızı ve


bunlardan çıkarttığınız dersleri ekibinizle paylaşmak ve de
bunları çözüm alternatifleri ile birlikte, ortak bir eğitim ve
araştırma platformuna dönüştürmek...

*) Ve de... yeni projelere... yelken açmak...

Gibi... yine “Size”, çok önemli görevler düşüyor!..

Özetle; Sayın Dr. Yılmaz Argüden’in sözleri ile...

Hatadan dönebilmek, bazen çok önemli yeni bir proje kararı


olabilir. Aynı zamanda her hata altın değerinde bir öğrenme
fırsatıdır...

Kurum kültürü’nün bu fırsatları değerlendirecek şekilde


yapılandırılması ise... ceza odaklı bir yaklaşım yerine,
öğrenme odaklı bir yaklaşımın benimsenmesiyle...
sağlanabilir!..
335
TANITIM VE HALKLA ĐLĐŞKĐLER . . .

*) Her projenin bir... tanıtım, halkla ilişkiler ve kurumsal


iletişim stratejisi... olması gerektiğini... asla unutmayın!

Proje aktivitelerinizi insanlara nasıl duyuracaksınız?

Önce eğer imkanınız varsa, projeleriniz için mutlaka Medya’dan


bir veya birkaç tanıdık bulmaya ve onlardan destek almaya özen
gösterin.

Ancak; Medya’dan, sizin duyduğunuz heyecanı göstermesini de,


hiçbir zaman beklemeyin.

Sosyal sorumluluk projelerinde, “Tanıtım” dan amaç;


kamuoyuna ve hedef kitleye, yapılacak hizmetler hakkındaki
yeterli ve doğru bilgiyi, kitle iletişim araçlarından faydalanarak
ulaştırmak ve olumlu bir şekilde tanıtıp, benimsetmektir.

Halkla ilişkiler’in bize uygun tanımlarından biri ise; tanıtım


faaliyetlerinden de yararlanarak, doğru mesajı, doğru noktalara,
doğru şekilde, doğru araçlarla göndermek ve projelerimizi
destekleyen bir kamuoyu oluşturmaktır.

Kurumsal iletişim ve kamuoyu oluşturmanın... açılımı ise;

Önce konunun uzmanı olan kişilerin önderliğinde ciddi bir


hazırlık ve doğru bir iletişim planlaması yaparak...

336
Daha sonra da tüm gönüllü üyelerin katkı ve katılımlarıyla...

Yüz yüze iletişimden başlayıp, seminer, panel, konferans,


tanıtım toplantıları v.s. ile birlikte, yerel ve ulusal medya gibi
yazılı, sözlü, görüntülü iletişim araçlarından da faydalanarak...

Gerçekleştirilmek istenen projenin her aşamasında; insanları


uyarmak, bilgilendirmek, eğitmek, ikna etmek, ilgi çekmek veya
varolan ilgiyi arttırmak ve de onlarda ortak bir kanıyla istek ya
da tepki uyandırmak!..

şeklinde yapılabilir...

Demokratik bir katılımla, görev tanımları net olarak belirtilerek


hazırlanacak, bir iletişim stratejisi’nde de; bizlerin kim olduğu,
neden var olduğumuz, ne istediğimiz, ilkelerimiz, amaclarımız,
varsa daha önce yaptıklarımız, yapacaklarımız, projenin
yararları ve detayları ile kamuoyundan beklentilerimiz gibi
önemli noktalar, mutlaka yer almalıdır.

Bu bilgiler ışığında hazırlacak; logo’lu, slogan’lı, haber özetli ve


mesaj içerikli, tek sayfalık ve çoğaltılmış “Basın Bültenleri” de,
tanıtım dosyamız veya CD miz ile birlikte, Medya ile kurulacak
her ilişkide, çok önemli bir etki yaratacaktır.

Tanıtım ve halkla ilişkiler konusundaki en önemli nokta, Sizin


anlatmak istediklerinizle, hedef kitlenizin algılamaları ve
konuyu benimseyip sahip çıkmaları, arasındaki dengedir!..

Bu dengenin sağlanması ve korunmasın da, sponsorlarınızın


desteği en büyük yardımcınız olacaktır.

337
“Medya’dan bir tanıdık”... konusunda ilginç bir örneğe daha, bu
satırları yazarken rastladım.

Hatırlıyacaksınız, Sosyal Sorumluluk Projeleri bölümünde,


Şirketlerin ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın birlikte yapmakta
oldukları proje örnekleri içinde...

ÇYDD ve Metro Group’un, “Çağdaş Kızlar / Đmkansız Periler”

Projesi de vardı.

Bu proje ile ilgili, Sayın Vahap Munyar’ın 28.12.2008 tarihli


Hürriyet Gazetesi’nde ki köşesinden...

***************************************************

“Đmkansız Periler’i yaptı, ya tutmazsa korkusuyla ağladı.”

Önceki Cumartesi saat 09.00 ... Elazığ’daki Akgün Oteli’nin


lobisi... “Elazığ Buluşuyor”a katılanlarla birlikte organize sanayi
bölgesine gitmeye hazırlanırken telefonum çaldı. Arayan Metro
Group - Türkiye Temsilcisi Nurdan Tümbek Tekeoğlu’ydu.

Başladı ağlamaya... Metro Group çalışanları olarak 10 ilimizi


dolaşıp, 45 başarılı kız çocuğunun hayat hikayesini içeren
“Đmkansız Periler” adlı bir kitap hazırladık. Doğan Kitap’tan
çıktı... Geliriyle Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üzerinden,
kız çocuklarının eğitimlerine destek vermeyi sürdüreceğiz.

Ancak gazeteler tek satır yer vermemiş. Kız çocuklarının


okumasına destekten başka amacımız yok. Nasıl olur da kimse

338
yayınlamaz!..

Ben de... Gündem çok yoğun, bir iki gün bekleyin, moralinizi
bozmayın, sabredin, birçok yerde yayınlanır... dedim.

Dediğim çıktı. Pazar’dan başlayarak gazetelerin çeşitli


bölümlerinde ve yazarların köşelerinde “Đmkansız Periler”den
söz edildi. Televizyon ekranlarına yansıdı. Đmkansız Periler de
Metro Group çalışanlarının emeği ve imzası var.

Hepsi, kitabın yılbaşı hediyeleri arasına girmesini ve daha fazla


kız çocuğunun eğitimine katkı sağlamasını bekliyor...

***************************************************

Kurumsal iletişim planlarında, dikkat edilmesi gereken önemli


konular ise…

*) Hedefi vurmak için, önce hedefi görmek gerektiğini


unutmamak…

*) Mesajınızı ve hedef kitlenizi netleştirmeden, iletişim planları


yapmamak…

*) Đletişimi... sadece reklam, medya ve halkla ilişkilerden


ibaret zannetmemek…

*) Kendi tercihlerinizle, hedef kitlelerinizin tercihlerini


karıştırmamak…

*) Bütün yayınlarda haber olma, sevdasına olmamak...


şeklinde sıralanabilir!..

339
POLĐTĐKA VE DĐPLOMASĐ . . .

*) Tüm ilişkilerinizde “Politika (Siyaset)” ve “Diplomasi” yi


gözardı etmeyin!

Türk Dil Kurumu, politika ve siyaset’i; bir hedefe varmak için,


işleri (genellikle, devlet işlerini) düzenleme ve yürütme sanatı…
diye tarif ediyor ve bunun içinde karşınızdaki’lerin, duygularını
okşamak, zayıf noktalarından ve aralarındaki uyuşmazlıklardan
yararlanmak gibi yolları öneriyor. (Valla, Ben söylemiyorum…)

Diplomasi, için ise; Uluslararası ilişkileri düzenleyen anlaşmalar


bütünü… Yabancı bir ülkede veya uluslararası bir toplantı da
ülkesini temsil etme işi ve sanatı… Güç bir görüşme sırasında
gösterilen, ustalık ve beceriklilik… deniyor.

340
Đyi bir politika ve diplomasi stratejisi, her zaman güçünüze güç
katar. Bunu da şu örnekle hatırlayın...

***************************************************

Adamın biri safariye çıkarken yanına köpeğini de almış.

Güzel köpek bir gün, daha önce hiç alışık olmadığı orman’daki
tabiat ortamında dolaşıp, kelebekleri kovalar ve renkli çiçekleri
koklarken, kaybolduğunu fark etmiş!

Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki, karşıdan bir leopar


geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor…

“Şimdi başım dertte” diye düşünmüş, Köpek.

Etrafına bakmış, yerde kemik parçalarını görmüş.

Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri


kemirmeye başlamış ve bu arada da arkadaki hareketi
kestirmeye çalışıyormuş.

Leopar tam saldıracakken, köpek kendi kendine konuşmuş;

“Ne kadar lezzetli bir leopar’mış. Acaba etrafta bundan bir tane
daha var mı?”

Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki


ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış.

“Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım”


diye düşünmüş leopar.

341
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir
maymun olanları izliyormuş.

Bildiklerini kullanarak… bundan sonra leopar’la dost olup, ona


yem olma tehlikesinden kurtulabileceğini düşünmüş.

Leoparın yanına giderek, neler olduğunu anlatmış.

Leopar, köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymun’a:

“Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım” demiş.

Ancak, köpek; leoparın sırtında bir maymunla birlikte, süratle


kendisine yaklaştığını fark etmiş.

Neler olabileceği konusunda tahmin yürütmeye çalışıp “Şimdi


ne yapacağım” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş.

Bunun yerine, arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri


kemirmeye devam etmiş.

Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine bağırmış;

“Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat once, bir leopar
daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!”

Diplomasi böyle bir şey işte…

*) Hızlı düşün… *) Sakin ol… *) Güçlü görün…

***************************************************

342
PROJE BĐTĐNCE . . .

*) Proje bittiğinde ne olacak? Sonraki aşamalar neler?

Proje sonuçlandığında mutlaka ortaya mutlu bir başarı öyküsü


çıkacak ve güzel dostluklar paylaşılacaktır. Đlk adımı atmadan
önce bunun cevabını bulun. Bir sonraki adımınızı planlayın ve
yeni projelere yelken açın... ve de ileriyi görerek uzun vadeli
düşünün.

Yaşadığınız deneyimleri, uyarıları ve ileri görüşlerinizi; daha


güzel hizmetlerde Amerika’yı yeniden keşfetmemek için,
cesurca aynı amaçlara yönelik diğer STK lar’la paylaşın...

343
“Amerika”, “Deneyim” ve “Uyarı” deyince... güzel bir hikaye...

***************************************************

Kızıldereli’ler ve Ay Üssü…

1960 lar da Amerika'nın güneyine araştırma yapmak üzere üs


kuran Nasa’yı, birgün küçük bir kızılderili çoçuk farkeder ve
koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına gidip Büyük
babası’na haber verir.

“Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş, aşağıdaki vadide gördüm…


Çok kalabalıklar ve bir şeyler yapıyorlar.”

Yaşlı kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce


sinirlenmiştir. “Onlarla konuştun mu?” diye sorar.

“Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları


izledim.”

“O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.”

Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur. Üsse varır ve beyaz


adamlardan birinin yanına gidip;

“Burada ne yapıyorsunuz?” diye sorar

Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin basını okşarlarlar,


ona gülümserler ve;
344
“Hani geceleri gökyüzünde parlayan birşey var ya, biz buradan
onu seyrediyoruz.”

“Ay’ı mı? Peki ama, neden?”

Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek


yanıtlarlar.

“Đleride... çok yıllar sonra, buradan oraya insanları götürebilmek


ve orada yeni bir hayat kurabilmek için... Anladın mı?”

Küçük kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak “anladım” der


ve koşa koşa uzaklaşır.

Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde konuşamaz haldedir.


Hemen büyükbabasının yanına gider ve kendisine söylenenleri
bir bir anlatır. Yaşlı kızılderili torununun anlattıklarını
dinledikten sonra iyice sinirlenir, bağırıp çağırmaya başlar.

Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır ve kendi lisanınca


yazdığı not’u kapatıp, torununa uzatarak der ki;

“Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki; Bunu


Büyükbabam gönderdi... Oraya, yani Ay’a gittiğinizde bunu
oradakilere verecekmişsiniz.”

Küçük kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar. Üs deki


beyaz adamlardan birine notu verir, Büyükbabasının

345
söylediklerini de iletir ve yine koşaradım uzaklaşır.

Üs çalışanları, ellerindeki üstü kapalı nota bakıp bakıp, uzun


süre gülerler.

Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı kızılderilinin


o notla, söz de Ay’da yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek
istediğini merak etmeye başlarlar…

Bu merak günden güne öylesine büyür ki, bir tercüman


çağırmaya karar verirler.

Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla


beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler, hala ara ara devam
etmektedir.

Tercüman deri parçasını eline alır, okur ve ağlamaya başlar.


Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka
bırakmıştır.

Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;

“Not aynen şöyle” …

“Bu adamlara dikkat edin...

Eliniz’den topraklarınızı almaya geliyorlar!..”

***************************************************

346
Aslında, adamların günahını da almamak lazım...

Onlar! Gittikleri yerlere sadece “Demokrasi” götürürler.

Hele hele… Kendi çıkarları söz konusu olunca…

Dünyada en büyük kavgaların nedeni olarak...

En önemli kaynakların merkezini oluşturan...

“4 x 4 sektörler” için, birbirini yiyen…

Gelişmiş ülkelerin kontrolündeki…

“Az Gelişmiş Ülkeleri”… bir düşünün!..

Hangi Sektörler mi? ...

1) Enerji, Petrol, Doğalgaz...

2) Silah ve Savunma Sanayi...

3) Đlaç, Gıda ve Sağlık Sektörü...

4) Bilişim ve Teknoloji…

Đster sosyal ister ticari açıdan, insanlığın mutluluğu ve refahı ile


ilgili, geleceğe dair yapılan her projeye saygı duymak gerekiyor,
diye düşünüyorum.

Ancak, altında başka hesapların olup olmadığına da, mutlaka


bakmak ve varsa alet olmamak gerek…

347
Herkez, ama bireysel ama kurumsal…hayat gailesi ile kendine
göre bir mücadele içinde!..

Hayat devam ettiği sürece de, bu mücadele devam edecek…

Đsterseniz şimdi evinizden veya iş yerinizden çıkın…


çevrenizde bir tur atın… sokağınıza, caddelerinize, parklara, bir
bakın… mutlaka çeşit çeşit insanlar göreceksiniz… kimi genç…
kimi yaşlı, kimi mutlu… kimi mutsuz, kimi pejmurde… kimi
şık, kimi yaya… kimi arabalı, kimi hasta… kimi sağlıklı, kimi
sinirli… kimi sakin, kimi sevgilisiyle, kimi dostlarıyla, kimi
ailesiyle… kimi yalnız, kimi dertli, kimi tasalı, kimi ekmek
derdinde… v.s. ve dünya hepsi için, kendi etraflarında dönüyor.

Neticede hepimiz insanız!.. bu dünyaya belirlenen bir tarihte


elimizde olmadan geldik ve yine belirlenen bir tarihte…
isteyerek veya istemeyerek de olsa, bu dünyadan gideceğiz.

Bu geliş ve gidiş tarihleri arasına “Hayat” deniyor... değil mi?

Ve hayatımızı… belirli amaçlarımıza ulaştıktan sonra, daha


güzel, anlamlı ve dolu dolu yaşamak için, “Bu dünya bize
babalarımızdan miras kalmadı… Biz onu çocuklarımızdan borç
aldık.” özdeyişine inanarak, güzel şeyler yapmaya değmez mi?

Şimdi, isterseniz; kitabın baş tarafındaki “Yaşam Çizgisi”


bölümünde bulunan... 45. 46. 47. sayfalara dönebilirsiniz...

Ayrıca, 54. sayfada sorduğum ve noktalar’la ifade etmek


istediğim... bu kitapla ilgili değerli düşüncelerinizi... benimle
paylaşırsanız, çok mutlu olacağımı da bilmenizi istiyorum...

348
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

349
PROJE. . . PROJE. . . PROJE. . .

Bireysel veya kurumsal olarak, her proje; bir hayale... bir


tasarıma... bir amaca... ulaşmayı hedefleyen, kendine özgü ve
orjinal bir organizasyon olmakla birlikte, başlangıç ve bitiş
takvimleri belli olan, süreli bir girişim’dir.

Her biten proje... sona eren projenin daha da geliştirilmesine


veya yeni bir projelerin ortaya çıkmasına… neden olur.

Projelerin çok olması sizi ürkütmesin. Bırakın herkez, ama


büyük, ama küçük projeler yapsın. Yeter ki bu projeler
gerçekleştirilsin ve mutlu sona ulaşılsın ve de devam etsin.
Projeler biterse, bir anlamda hayat’ta biter...

Dikkat ederseniz, çarşılarda, pazarlarda ve alışveriş


merkezlerinde aynı veya değişik konularda birçok dükkan yan
yanadır...

Ve... “Parayı, çarşı ve rekabet... kazanır.”

Kaynaklarınız azalmaz, korkmayın. Hele hele... Đnsan Kaynağı!

350
Yok! Yok! merak etmeyin, özel olarak “Đnsan Kaynakları”
konusuna girmeyeceğim.

Aslında fena olmazdı ama...

Ülkemizde… 500 büyük firmanın “Üst Düzey Yöneticileri”


arasında, 25 - 30 yıllık bir alt yapıya sahip gibi görünen “Đnsan
Kaynakları”ndan gelen, kaç kişi var diye bir bakarsanız... Ne
demek istediğimi anlarsınız...

Adaylar’la mülakat bölümlerinde “Sinir ve Sabır Testleri”nde


açık pozisyonlar’daki, talip olunan görev’le de ilgili olsa...
Gerçekleştirmek istediğiniz... bir projeniz var mı ?
sorusu, bana yetiyor...

Zaten konumuz, insan ve insanlar için güzel şeyleri paylaşmak.

Paylaşmak ve başarmak, birbiriyle adeta yarış ederler...

Paylaşarak kazanmak, takım ruhu ve bilinci için en güzel ilaçtır.

Acıları ve tatlıları, çirkinlikleri ve güzellikleri, mutsuzlukları ve


mutlulukları paylaşabilmek gibi...

Eğer, sadece güzel olan şeyler paylaşılıyorsa, karşınızdakilerin


dostluğundan şüphe edin...

Sizin, duruma ve topluma göre yanlış taraflarınızı söyleyemiyor


ise, dostunuz... dostunuz da değildir, zaten!..

Ve . . .

351
Ne zaman, hayatınızda 24 saat kısa gelmeye başlar ve bazı
şeyleri külfet olarak algılamaya başlarsanız, o zaman “Kavanoz
ve 1 Fincan Kahve” örneğini hatırlayınız...

***************************************************

Bir profesör, üniversite’de bir felsefe dersinde, masanın


üzerinde duran; büyük bir kavanoz, birkaç küçük top, 1 kutu
çakıl taşı, 1 bardak kum ve 2 fincan kahve ile derse başlar...

Yaşamın planlanması ile ilgili bölüme geldiğinde, hiçbir şey


söylemeden kavanozu önüne alır ve içine topları atar ve de
öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Öğrenciler hep bir ağızdan kavanozun dolduğunu ifade ederler.

Profesör, daha sonra çakıl taşlarını kavanoza dökerek iyice


çalkalar. Çakıl taşları topların arasından kayarak boşluklara
yerleşir. Sonra öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını
sorar. Onlarda “Evet. Doldu” derler.

Profesör, bu sefer 1 bardak kumu alır ve yavaşca kavanoza


döker. Tabii kumlarda çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları
doldurur. Kavanozun dolup dolmadığı sorusuna da öğrenciler
koro halinde “Eveet” derler.

Son olarak Profesör, 1 fincan kahveyi de alır ve kavanoza


boşaltır. Kahve tozlarıda kumların arasında kalan boşluklara
yayılır. Öğrenciler gülerler...

352
Profesör’de öğrencileri destekleyerek “Evet” der. “Ben bu
kavanozun, sizlerin hayatı gibi olduğunu göstermeye çalıştım.”

“Şöyle ki; toplar hayatınızdaki en önemli şeyleri simgeler...


(Kendiniz, Eğitiminiz, Aileniz, Đşiniz, Sağlığınız, Đnançlarınız,
Đdealleriniz, Dostlarınız, v.s.)

Diğer şeyleri kaybetseniz bile bu önemli şeyler kalır ve


hayatınızın devamında size destek olur.

Çakıl taşları ise 2. derece de önemli olanlardır...


(Eviniz, Arabanız, Sosyal Yaşantınız, Hobileriniz, v.s.)

Kum taneleri ise hayatımızdaki küçük şeylerdir. Şayet kavanoza


önce kum tanelerini ve çakıl taşlarını doldurmaya çalışırsanız,
toplara yeterli yer kalmaz. Aynı şey hayatımız içinde geçerlidir.

Zamanınızı ve enerjinizi küçük şeylere harcarsanız, önemli


şeyler için vakit kalmayacaktır. Sonra da önemsiz işlerle meşgul
olduğunuz için, hayatınızda büyük bir anlamsızlık oluşacaktır.”

diye devam ederken, bir öğrenci parmak kaldırır... ve sorar.

“Peki hocam, kahve neyi temsil ediyor?”

Profesör gülerek, “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Her ne kadar


sıkışık durumda olursanız olun, kendinize... sevdiklerinizle ve
dostlarınızla 1 fincan kahve içecek kadar zaman ayırmayı da
kesinlikle ihmal etmeyin!...” der.

***************************************************

353
Dünya’da herşeye rağmen en değerli varlığın “Đnsan” olduğuna,
hiç şüphe yok. Tabii insanlarında hayatlarında değer verdiği
şeyler var. Bunun güzel bir örneğini, bildiğinizi tahmin ettiğim
güzel bir alıntı olarak, sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.

***************************************************

Hayat’ta ki en değerli şeyler...

Bir grup öğrenciden Dünya’nın en değerli “Yedi Harikası”nın


neler olduğunu düşündüklerine dair, bir liste yapmaları istenir.

Aralarında bazı anlaşmazlıklar çıkmasına rağmen aşağıdakiler


en fazla oyu alır;

1) Mısır'ın Büyük Piramitleri


2) Tac Mahal (Taj Mahal)
3) Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4) Panama Kanalı
5) Empire State Binası
6) St. Peter Bazilikasi (St. Peter's Basilica)
7) Çin Seddi (China's Great Wall) ve …

Ögretmen kağıtları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin


henüz kağıdını vermemiş olduğunu farkeder.

Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem


olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise “Evet, biraz. O kadar çok
şey var ki, bir türlü karar veremiyorum” der.

354
Öğretmen de öğrencisine “Peki, söyle bakalım! Senin listende
neler var, belki biz sana yardımcı olabiliriz” der.

Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya baslar…

Ben’ce Dünya’nın …Yedi Harikası;

1) Görmek

2) Duymak

3) Dokunmak

4) Tatmak

5) Hissetmek

6) Gülmek

7) Sağlıklı olmak ve Sevmek . . .

Salonda sinek uçsa, sesi duyulacak şekilde bir sessizlik olur.

Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve de gözden


kaçırdığımız şeyler, gerçekte ne kadar da mükemmeldirler…

***************************************************

Evet... insanlar için zaman durmayacak ve projeler bitmeyecek.


Biri bitecek, diğeri başlayacak. Ve tabi ki sıra bize de gelecek...
355
Đşte o zaman… kendimizi ve değerlerimizi gözden
geçirdikten sonra… “Proje Oluşumu ve Yönetimi” için...

Đş’e… içeriklerini, düşüncelerinizdeki detaylara göre rahatlıkla


hazırlayabileceğiniz anketler’le başlayabilirsiniz...

Hatta form’ları gruplar halinde de yapabilirsiniz...

*) Çevrenizdeki Sorun veya Problemlerle Đlgili… Anket Formu.

*) Katılımcı Profili… Anket Formu.

*) Tespit Edilen Problemle Đlgili… Anket Formu.

*) Proje’nin Đhtiyaç Analizi… Anket Formu.

*) Proje’ye Katkı Görüş ve Öneriler… Anket Formu.

Đnternet’ten de rahatlıkla yapabileceğiniz… bu anketlerin ve de


analizlerin sonuçları… Sizi büyük ölçüde, çözülmesi gereken
problemler ve ortaya konulacak projeler konusunda, detaylı bir
şekilde aydınlatacaktır.

Proje Yönetimi’nde Problem Çözme Teknikleri...

Daha öncede belirttiğimiz gibi sorunları veya problemleri tespit


edip, tanımladıktan sonra… bunlara sebep olan, etkileyen ve
tetikleyen faktörleri… ortaya koymaya çalışabilirsiniz.

Daha sonra da, çözüm yolları ve proje üretimi için, aşağıdaki


alternetiflerden veya diğer tekniklerden yararlanabilirsiniz…

356
*) Zihin Haritası…

Sorunlar, aslında çözülmek için ortaya çıkar...

Çözüm beklenmiyorsa... Sorun, sorun değildir!..

Zihin Haritası... Kişisel değerleri, özellikleri ve avantajları,


düşünceleri, sorunları / problemleri, önerileri, olumlu ve
olumsuz faktörleri, yapılması gereken çalışmaları ve de diğer
ögeleri belirlemek için kullanılan bir çizelgedir.

Konuları ve organizasyonları... oluşturmak, görselleştirmek,


tasarlamak ve sınıflandırmak ile birlikte... problem çözümünde
ve karar almada, genellikle yardımcı olarak kullanılır.

Bir diyagram veya şema şeklinde biçimsel kısıtlaması olmayan


bir ağ’a... bir haritaya... benzer. Ögeler, kavramların önemine
göre ve sezgisel olarak... gruplar altında, alanlar içinde ve dallar
şeklinde, düzenlenebilir.

Zihin haritaları oluşturulurken, ana fikrin veya hedef’in merkeze


yerleştirilmesi gerekir. Daha sonra bu anafikir ve öge’lerin bağlı
olduğu alt betimlemeler, merkez çevresine belli bir hiyerarşik
düzen içerisinde yerleştirilir. Birbiriyle ilgili ögeler, bağlantılar
aracılığı ile birleştirilir.

Benzer ögeler ayrıca gruplanabilir. Simgeler ve resimler


aracılığı ile Zihin Haritaları zenginleştirilebilir ve kimi ögelere
numaralar verilerek öncelik de kazandırılabilir...

“Zihin Haritaları”nı çizmek için, kağıt kalem yeterli olabileceği


gibi... bilgisayar programlarından yararlanmak da mümkündür.

357
*) Beyin Fırtınası…

Ekip üyelerinin, eleştirilme korkusu olmadan, düşüncelerini


rahatlıkla ifade edebildikleri, grup tartışma tekniğidir…

Yaratıcı fikirleri ortaya çıkartmak, amaçlarımızı belirlemek ve


görüş birliğine vararak… problem çözme yollarından biri olan,
Beyin Fıtınası, değişik fikirlerin ve önerilerin ortaya konmasını
destekler…

Düşüncelerin niteliğinden ziyade, sayıca çokluğu önemlidir.

Beyin Fırtınası… grubun, bir bütün olarak bilgilerini ve


deneyimlerini, ortaya koymasına yardımcı olur. Yaratıcılığı
destekler. Herkez’in katılımını sağlar…

Vizyon Tasarımcıları ve Proje Liderleri’nin belirlediği süre


zarfında, herkez… kesintisiz ve eleştrisiz olarak konu ile ilgili
“ellerinde yazılı olarakta bulunan” düşüncelerini ortaya attıktan
sonra benzer fikirler gruplar halinde onaylanarak listelenir ve
“açıklama / tartışma” bölümüne geçilir…

Belirli bir görüş ve çözüm önerilerine göre, tam bir uzlaşma


sağlanamadığı takdirde oylamalara geçilebilir, eğer zaman varsa
belirlenen ve en çok oy alan bir kaç öneri ile ilgili, bir toplantı
daha yapılabilir…

*) Altı Şapka’lı Düşünme Tekniği… (Edward De Bono)

Düşünce ve önerilerin belirli bir düzen içinde sunulması ve


sistematikleştirilmesi için kullanılan bir yöntemdir…

358
“Şapkalar”, düşüncelerin ayrıştırılması için kullanılan bir
semboldür. Konuya bu şapkalar giyilerek yaklaşılır ve daha
sonra uzlaşma veya oylama yoluyla çözüme gidilir…

*) Beyaz Şapka … (Tarafsız Şapka): Beyaz tarafsız ve


objektiftir. Konu ile ilgili net bilgiler, sayılar, araştırmalar ve
kanıtlanmış veriler ortaya konur.

*) Kırmızı Şapka … (Duygusal Şapka): Kırmızı duygu, tutku,


sevgi ve öfkeyi çağrıştırır. Konuyla ilgili olarak, kişilere
hislerini söyleme şansını verir.

*) Sarı Şapka … (Đyimser Şapka): Sarı güneş gibi aydınlık ve


olumludur. Konunun avantajları ortaya konulur ve getirileri göz
önüne alınır.

*) Siyah Şapka … (Kötümser Şapka): Burada siyah, güzel bir


renk olmasına rağmen… karamsarlık ve olumsuzluğu ifade eder.
Konu ile ilgili riskler, ileride doğabilecek tehlikeli problemler ve
eleştriler ortaya konur.

*) Yeşil Şapka … (Yenilikci Şapka): Yeşil verimli gelişmeleri


ve yaratıcılığı simgeler. Bu şapka ile, alternatifler araştırılır,
yaratıcılık ön planda tutulur, orjinal ve üretken fikirler öne
çıkartılır.

*) Mavi Şapka … (Soğukkanlı Şapka): Mavi soğukkanlılığı


temsil eder ve herşeyin üzerindeki gökyüzünün rengidir.
Düşünce süresinin düzenlenmesi ve kontrolu ile uğraşılır.
Düşünceler sistematize edilir, durum analizleri yapılır ve çözüm
önerileri özetlenir…

359
*) Pukö Döngüsü…

Planla… Uygula… Kontrol Et… Önlem Al…

Pukö… adım adım plan yaparak sonuca ulaşmak için kullanılan


bir yaklaşımdır.

Safhaları ise bir döngü şeklinde…

*) Amaç ve hedeflerle ilgili detaylı planlar…

*) Ekibi bilgilendirme ve uygulamaya geçmek…

*) Proje aşamalarını kontrol ederek, sapmaları tespit etmek…

*) Gerekli önlemleri alarak, eğitim ve yönlendirmeleri yaparak,


kalıcı bir izleme ve raporlama sistemi kurmak’tan… oluşur!..

*) Balık Kılçığı Diyagramı (Sebep - Sonuç Şeması)…

****** ****** ****** ****** *****

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>> Hedef

********* ****** ****** **********

Belirli bir sorunu çözmek için, nedenlerini belirlemek ve ortaya


çıkarmak için kullanılır. Gurubun problemin içeriğine
odaklanmasını sağlar. Detaylı bir sebep - sonuç diyagramı balık
kılçığı şeklinde oluşturulur.

360
Sayfanın ortasına soldan sağa, sağ başta hedef (Sonuç) yeralacak
şekilde, ana kılçık çizilir. Sonuca etki eden ve edecek olan
faktörler (Sebepler - Sorumlular)… araştırmalar, beyin fırtınası
veya başka bir sistemle tespit edilerek bu ana kılçığın üstüne ve
altına etki ve önem derecelerine göre, sırayla yerleştirilir.

Gerekirse bu faktörlere bağlı alt başlıklarda belirlenir ve üst


başlıklarıyla ana kılçığa bağlanır. Başlıkların konu ile uyumlu
ve mantıklı olması önemlidir.

Sebeplerin belirli bir kategori içinde diyagrama yerleştirilmesi


ve sıralanması, sorunların net bir şekilde görülmesine yardımcı
olur.

Daha sonra yapılacak iyileştirme ve çözüm hamleleriyle hedefe


ulaşmak mümkün olacaktır…

*) Proje Yönetimi ve Çözüm Basamakları… (Herbert Simon)

*) Problemlerin Tanımlanması…

*) Problemlerle Đlgili Verlerin Toplanması…

*) Problemlere Uygun Çözüm Yollarının Sıralanması…

*) Olası Çözümlerin Problemlere Uygulanması…

*) Problemler Đçin En Uygun Çözümlerin Seçimi…

*) Problem ve Çözüm Sürecinin Đzlenmesi…

361
*) Gerekli Değerlendirme ve Raporlamaların Yapılması…

*) Pareto Analizi…

Aynı konu ile ilgili çok sayıda sorunla karşılaştığımızda, çözüm


önceliklerine göre sıralama yapmak için, verilere ve performans
ölçümlerine göre, az sayıdaki önemli sorunu, çok sayıdaki…
önemsiz sorundan ayırma tekniğidir.

FREKANS

Ortak
Performans
Ölçümleri

* * * * * * * SORUNLAR

362
*) Ağaç Diyagramı… (Sorunlardan… Çözümlere doğru)

SORUN

NEDEN NEDEN NEDEN

ÇÖZÜM ÇÖZÜM ÇÖZÜM


ÖNERĐLERĐ ÖNERĐLERĐ ÖNERĐLERĐ

YAPILACAK YAPILACAK YAPILACAK


ÇALIŞMALAR ÇALIŞMALAR ÇALIŞMALAR

(NE + NEREDE + NEZAMAN + NĐÇĐN + NASIL)

KAYNAKLAR
VE
DESTEKLER

K Đ M VEYA
……………… KĐMLER YAPACAK ………………

363
Yalnız... problemlere odaklanırken, basit önerileri ve güzel
çözümleri de, aman... gözden kaçırmayın!..

Japon yönetim sistemindeki, en hatırda kalan çalışmalardan bir


tanesi de... en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan
“boş sabun kutusu” problemi’dir.

Müşterilerden birisi... firmaya, aldığı sabun kutusunun “boş”


olduğuna dair şikayet’te bulunmuştur.

Bunun üzerine yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun


kutularını, sevkiyat birimine gönderen hattı izole edip, dolum
bantından “bir veya birkaç sabun kutusu”nun, içi boş bir şekilde
geçtiği tespit ederler!..

Yöneticiler derhal... Mühendisler’ine, problemi çözmeleri için


talimat verir...

Mühendisler, geniş bir ar-ge bütçesi ile, yüksek çözünürlükte bir


X - Işını cihazı tasarlamak için ciddi bir uğraş verirler. Neticede
cihazı üretirler ve bu sayede hattan geçen bütün sabun kutularını
izleyerek, boş olup olmadıklarından emin hale gelirler...
(Bu 1. yol)

Bir başka ülkede (ki, hangi ülke olduğunu bilmiyorum.) küçük


bir kozmetik şirketinde ise, aynı problem yaşandığında...
Şirket’teki sevkiyat amirleri, X - Işını v.s. gibi karmaşık şeylerle
uğraşmadan, farklı bir çözüm yolu bulurlar...

Endüstriyel bir vantilatör alarak, sevk hattına doğru yöneltirler...


Vantilatörü açtıkları anda, dolu olan kutular hattan geçerken, içi
boş olanlar, hattın dışına doğru savrulur. ☺ (Bu da 2. Yol)

364
YENĐ PROJELER . . . (K S S P)

Bu aşamada... her proje’den sonra, kazandığınız


tecrübelerle... araştırmalarınızdan ve daha büyük yeni yeni
projeler üretmekten asla vazgeçmeyin!.. demek istiyorum.

Ancak, proje üretme konusunda... sıkıntı yaşadığınız


zamanlar da olacaktır.

Bu noktadaki ışık kaynağınız; yapılmakta olan diğer


projeleri izlemek, değerlendirmek, desteklemek ve hatta
ihtiyaç olursa, o projelerde görev almaktır.

Özellikle de... sosyal sorumluluğun, Birleşmiş Milletler


nezdinde bir sonraki aşaması olan, KSSP “Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Projeleri”nden bahsediyorum...
365
Tabii, bu noktada da... şu ana kadar açmaya çalıştığımız, Sosyal
Sorumluluk Projeleri veya Gönüllü Sosyal Sorumluluk Projeleri
konusu’na... bir de Kurum’lar açısından bakmak gerekiyor...

Kurumsal Sosyal Sorumluluk... Kurumsal Vatandaşlık...

Karar vermek aşamasında... “Ortak çıkarlar...” ile “Anadil ve


Paradil...” konuları, geçerliliği’ni korumakla birlikte...

Kurumsal sosyal sorumluluk; bir şirketin, bir fabrikanın veya


bir marka’nın, kendi isteğiyle... ortakları’nın, çalışanları’nın,
tedarik zincirleri’nin müşterileri’nin ve onların aileleriyle
birlikte... faaliyet gösterdiği bölgeler’deki halkın... yaşam
kalitesini iyileştirmek için... Sendikalar, Sivil Toplum Örgütleri
v.s. ile beraber... sosyal ve çevresel sorunlara eğilmesi, etik ve
sorumlu davranışlar sergilemesi... ve de beraber yaşadığımız
toplumun gelişmesine katkıda bulunmak için, sürdürülebilir bir
şekilde... kararlar alması ve uygulamasıdır!..

Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve kurumsal vatandaşlık


konuları, aslında bu kitaptaki diğer konularımızdan biraz uzak
gibi... ama, sosyal sorumluluk projeleriyle... o kadar çok, iç içe
kullanılıyor ve birbirine karıştırılıyor ki...

Ve tabii... bilen, bilmeyen, herkez uzman!..

Üniversiteleri ve bilimsel çalışmaları bir kenara koyarsak... tek


kaynak’ta, yabancı danışmanlık firmaları ve onların o r c i n a l
(orjinal ☺) uzantıları...

366
Bu nedenle, kısaca bazı ayrıntılara girmekte yarar var... diye
düşünüyorum...

Hele hele!..

T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın…

“AB Girişimcilik ve Yenilik Programı (EIP) kapsamında çıkılan


ve 17. Temmuz. 2009 son başvuru tarihli… Ulusal Kurumsal
Sosyal Sorumluluk Platformları’nın (CSR) Desteklenmesi…
çağrısı… Büyüme ve Đstihdam Stratejisi ve de Sürdürülebilir
Kalkınmanın Desteklenmesi… kapsamında, özellikle KOBĐ'ler
başta olmak üzere, Avrupa Đşletmeleri arasında kurumsal sosyal
sorumluluk anlayışının arttırılmasını hedeflemektedir. Bu
amaçla Avrupa Komisyonu, ulusal seviyede CSR'ın
promosyonu amacıyla… oluşturulacak işbirliği platformlarına
ortak finansman sağlayacaktır.”

açıklaması ile...

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Başkanı Sayın Serdar


Diler’in... 23. Haziran. 2009 da “Kurumsal sosyal sorumluluk
projeleri yürüten kurumların, edindikleri tecrübeleri, diğer
kurumlarla paylaşmak ve gelecek planlarını anlatmak” üzere
23. Ekim. 2009’a kadar 3 aşama da Đstanbul Kadir Has
Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirecekleri “Kurumsal Sosyal
Sorumluluk’ta Okula Dönüş ... Pazaryeri” projesi için... AB den
146.000 Euro’luk fon aldıklarını...

açıklamasından sonra!..
367
Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri (KSSP) konusunda 2000
li yıllar’dan itibaret Türkiye olarak ülkemizde, “Avrupa Birliği”
standartlarında çok ciddi çalışmalar yapılmakta...

Örneğin, 2002 yılında bu konuda, sevgili dostum Mehmet


Tunga’nın önderliğinde, Đngiltere merkezli Little Woods
Uluslararası Alışveriş Merkezleri Zinciri için, ülkemizde
uygulamaya konan, kurumsal sosyal sorumluluk projesi...

“Tedarik Zincirleri ve Franchising Mağazaları’nda; kesinlikle


çocuk işçi’lerin çalıştırılmaması, işyerleri’nin uluslararası
standartlara uygunluğu, çalışma şartları, tüm çalışanların ve
ailelerinin eğitim, sağlık ve de yaşam kalitesi... öiçümleri”,
bunun en güzel ilk örneklerinden bir tanesiydi ve halen devam
ediyor...

KSSP ler’deki güzel gelişmelerin... en önemli nedenlerinden biri


de “Kurumsal Đlkeler Sözleşmesi”dir.

***************************************************

BM Küresel Đlkeler Sözleşmesi…


(BM K.Đ.S. Türkiye Sorumlusu… Hansın Doğan)

1999 yılında Dünya Ekonomik Forumu’nda BM Genel Sekreteri


Kofi Annan’ın girişimiyle başlatılan Küresel Đlkeler Sözleşmesi;

Đnsan haklarının korunması… geliştirilmesi… desteklenmesi ve


ihlallerine karşı durulması… özellikle, iş dünyasında evrensel
değerlerin uygulanması… çevre bilincinin ve sorumluluğunun
geliştirilmesine yönelik girişimlerle… çevresel güçlük’lerin

368
üstesinden gelinmesi ve de yolsuzluğun her türlü biçimi ile
mücadele edilmesi… ilkeleri üzerine kurulmuştur!..

Đş dünyasına ve sosyal yaşama… insan odaklı ilkeler öneren


yenilikçi bir “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” yaklaşımı olan
“Küresel Đlkeler Sözleşmesi”… 100’ü aşkın ülkeden 4.500 ün
üzerinde katılımcısıyla… dünyanın en büyük gönüllü “kurumsal
vatandaşlık” girişimi olma özelliğine sahip…

Yasal bir yaptırımı olmayan, gönüllü bir uygulama olan


“Sözleşme” ye, Türkiye’den şimdiye kadar 100 ün üzerinde
kurum ve kuruluş imza attı. Şimdi sıra imza atılan ilkeleri yerine
getirmek için kolları sıvamakta…

“Gönüllülük” esasına dayalı bir girişim olmakla birlikte,


Sözleşme’ye imza atan kurumların iki yılda bir rapor hazırlayıp,
belirlenen kriterler kapsamında neler yaptığını, nasıl bir ilerleme
sağladığını, neleri… neden dolayı yapamadığını anlatması
gerekiyor…

Gerekli kriterleri yerine getiremeyen kurumlar ise “Sözleşme”


den çıkarılma tehtidiyle karşı karşıya kalabiliyorlar…

Küresel Đlkeler Sözleşmesi’nin Faydaları…

*) Sözleşme’yi imzalayan kuruluşlar, BM logosunu taşıyorlar ve


daha seçkin bir statüye sahip olabiliyorlar.

*) Kalifiye çalışanları etkileme, elinde tutma ve kuruma çekme


konusunda, diğer kurumlara göre daha avantajlı oluyorlar.

*) Maliyet tasarrufu ile hissedarlar nezdinde güven kazanıyorlar.

369
*) Marka bilinirliği ile tüm paydaşlar nezdinde daha fazla itibar
elde edebiliyorlar.

Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 90’ının Özel Sektör


tarafından yönetildiği günümüzde, özel sektörün sürdürülebilir
kalkınma yolunda atacağı adımların öneminden yola çıkılarak
hazırlanan bir sistem olan Global Compact (Küresel Đlkeler
Sözleşmesi), iş dünyasının sivil toplum kuruluşları ve yerel
otoritelerle işbirliğine giderek, yerel kalkınmayı tetikleyecek
projeleri hayata geçirmesini amaçlar…

Küresel Đlkeler Sözleşmesi on maddeden oluşmaktadır. Bu on


ilke insan hakları, çalışma koşulları, çevre ve yolsuzlukla
mücadele konu başlıkları altındadır…

Yolsuzlukla mücadeleye dair olan son madde, 2004 yılında


eklenmiştir. Esasen bu eklenti bize, ileride başka konu
başlıklarını da, Küresel Đlkeler Sözleşmesi’nin içinde
görebileceğimizi göstermektedir…

Küresel Đlkeler Sözleşmesinin içeriği ve maddeleri şunlar…

Đnsan Hakları…

Đlke 1: Đş dünyası… ilan edilmiş insan haklarını desteklemeli ve


bu haklara saygı duymalıdır.

*) Đşverenler, çalışanları sürekli dinlemeli ve onlara uygun


çalışma ortamını sağlayarak haklarını korumalıdır. Empati,
sağduyu gibi çok bilinen kelimeler burada devreye girebilir ve
işverenler kendi çıkarlarını nasıl koruyorlarsa çalışanların
haklarını da o derece koruyabilmelidirler…

370
Đlke 2: Đş dünyası, insan hakları ihlallerinin suç ortağı
olmamalıdır.

*) Đşverenler, insan hakları ihlallerinden faydalanmamalıdırlar.


Aksine bu ihlalleri oluşmadan önleyebilecek tedbirlerin
alınmasına öncülük edebilmelidirler…

Çalışma Koşulları…

Çalışma koşulları içerisindeki maddeler, “Çalışmaya Đlişkin


Temel Haklar ve Đlkeler” ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü)
Bildirgesi’nden alınmıştır…

Đlke 3: Đş dünyası çalışanların sendikalaşma ve toplu müzakere


özgürlüğünü desteklemelidir.

*) Çalışanların kendi insiyatifleri içinde, herhangi bir sendikaya


üye olabilecekleri gibi isterlerse sendikalara üye de olmaya da
bilirler. Burada önemli olan kararın çalışan tarafından verilmesi
ve işverenin bu karara saygı duymasıdır…

Đlke 4: Her türlü zorla ve zorunlu çalıştırmaya son verilmelidir.

*) Çalışanlar emeklerini kendi isteği ile yapmalıdırlar.


Kanunlara uygun şekilde çalışmalı ve istifa edebilmelidirler.
Đşyerlerinde zorlamalara ve şiddete maruz kalmamalıdırlar.

Ücretleri nakdi olarak ödenmelidir…

Đlke 5: Her türlü çocuk işçiliğe son verilmelidir.

371
*) Ilo sözleşmesi çocukların 15 yaşından önce işe alınmamasını
belirtmiştir. Çocukların cinsel istismarı çocuk kaçakçılığı, borç
köleliği, zorla çalıştırma ve köleliğe son verilmelidir…

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde çocuk işçiliğin ucuz olması,


çocuk istismarını beraberinde getirmiştir.

Hiçbir sosyal hakkı bulunmayan çocukların erken yaşta kalıcı


hastalıklara maruz kaldıkları da bilinen bir gerçektir…

Đlke 6: Đşe alma ve çalışma süreçlerinde ayrımcılığa son


verilmelidir.

*) Đşe alınan kişiler sadece yetkinliklerine göre işe alınmalıdır.

Cinsiyet, ırk ve din gibi nedenlerle işe alımların önüne


geçilmelidir…

Türkiye’de bu değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bir


örneği de hemşehrilik’tir. Aslında bu işverenlerin zararınadır ve
işini en iyi yapanı işe almak, karlılığı artıracağı gibi verimliliği
de artıracaktır…

Çevre…

Đlke 7: Đş dünyası “çevre” sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları


desteklemelidir.

*) Çevre konusu yoğun bir bilgi gerektirir. Yasal mevzuatın


takibinin yanı sıra kıyaslama yoluyla farklı firmaların yaptıkları
gözlenebilir ve uygulanabilir…

372
Dünyadaki tüm çevre dostu yaklaşımlar takip edilmeli,
desteklenmeli ve uygulama yolunda adımlar atılmalıdır…

Đşverenler ISO 14001 çevre standardını işyerlerinde uyguluma


yolunda adımlar atabilirler…

Đlke 8: Đş dünyası çevreye yönelik sorumluluğu arttıracak her


türlü faaliyete ve oluşuma destek vermelidir.

*) Kuruluşlar, çevre dostu tüm faaliyetleri imkânlarıyla orantılı


olarak desteklemelidir…

Tüm ülke kuruluşları bu faaliyet alanına çekilmelidir.


Üniversiteler, okullar, dernekler ve özel kuruluşlar, çevre
bilincine sahip olmalı ve çeşitli etkinliklere katılabilmelidirler…

Đlke 9: Çevre dostu teknolojiler ile… bunların geliştirilmesi ve


yaygınlaştırılması özendirilmelidir.

*) Çevre dostu teknolojiler, hava ve suyun yanı sıra doğal


kaynaklarında makul fiyatlarla teminine yardımcı olmaktadır.
Bu teknolojilerde sürekli gelişim esastır…

Yolsuzlukla Mücadele…

Đlke 10: Đş dünyası… rüşvet ve haraç dahil her türlü yolsuzlukla


mücadele etmelidir.

*) Hukukun üstünlüğü, doğruluk, hesap verebilirlik ve şeffaflık


esastır…

Kurumsal Sosyal Sorumluluk... kavram olarak hem iç, hem de

373
dış çevrelerdeki, tüm aktörlere karşı olan... sorumluluğu ifade
eder. Bu sorumluluk alanları...

*) Çalışanlara karşı sorumluluk…


*) Müşterilere (tüketicilere) yönelik sorumluluk…
*) Hissedarlara yönelik sorumluluk…
*) Doğaya ve çevreye karşı sorumluluk…
*) Devlete karşı sorumluluk…
*) Tedarikçilere karşı sorumluluk…
*) Satış Kanallarına karşı sorumluluk…
*) Rakiplere yönelik sorumluluk…
*) Topluma karşı sorumluluk…
v.s… şeklinde sıralanabilir.

Bunlardan… çalışanlara, hissedarlara ve yöneticilere (kurum içi


paydaşlar) karşı sorumluluklar, işletmenin kurum içi sorumluluk
alanı içerisinde yer alır.

Rakiplere, müşterilere, tedarikçilere, çevreye, topluma ve


hükümete (kurum dışı paydaşlar) karşı sorumluluklar ise
işletmenin “kurum dışı sorumluluk alanı” içerisinde yer
almaktadır.

Đşletmeler, bu iki sorumluluk alanı… “kurum içi ve kurum dışı”


arasında yer alır ve kurumsal sosyal sorumluluğunu iki tarafın
da isteklerini, beklentilerini karşılayacak şekilde... dengelemeye
ve yerine getirmeye çalışır…

********************************************************

374
Küresel Đlkeler Sözleşmesi... sadece şirketler için geçerli değil,
ülkemizde de bu sözleşmeye imza atan STK'lar var. Bu yüzden
“Vizyon Tasarımı” açısından incelemeye“ değer…

Küresel Đlkeler Sözleşmesi...


Đlerleme Bildirimi... Performans Modeli...

*) Vizyon…

*) Liderlik…

*) Görevlendirme (+) Yetkilendirme (+) Örgütlenme…

*) Kaynaklar…

*) Stratejik Planlama…

*) Uygulamalar (+) Süreç Đnovasyonu…

*) Ekip ve Üyeler üzerindeki etkiler…

*) Hedef Kitle (+) Toplum üzerindeki etkiler…

*) Ölçümlemeler (+) Sapmalar (+) Sonuçlar…

*) R a p o r l a m a…

*) Geçtiğimiz yıl ne demiştik?

*) Bu yıl ne yaptık?

*) Önümüzdeki yıl... neleri (+) nasıl... yapacağız?

375
********************************************************

“KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK PROJELERĐNDE”

*PROJE DÖNGÜSÜ*

MEVCUT DURUM ANALĐZĐ...

RAKĐP UYGULAMALARLA KIYASLAMA...

EĞĐTĐMLER...

ĐHTĐYAÇ ANALĐZĐ...

FAALĐYET STRATEJĐSĐNĐN GELĐŞTĐRĐLMESĐ...

ÇALIŞMA PLANININ OLUŞTURULMASI...

UYGULAMA...

GERĐ BĐLDĐRĐMLERĐN DEĞERLENDĐRĐLMESĐ...

RAPORLAMA... SÜRDÜRÜLEBĐLĐRLĐK...

(SU CSR ... KSSP)

***************************************************

376
Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinde…
Ölçümleme… Derecelendirme… Değerlendirme…

Durum analizleri ile yapılan ölçümlemelerden sonra bir önceki


yılın hedeflerinin gerçekleşme durumunu inceleyen… ve de bir
sonraki yıl için planların ve hedeflerin yer aldığı KSS Raporu 9
ana bölümden oluşmaktadır...

1) Đş ve Kurum Etiği (Dürüstlük, Açıklık, Tarafsızlık)…

2) Toplam Kalite... Ürün veya Hizmet Organizasyonu…

3) Çevre (3 Bölüm Halinde)…

A) Enerji ve Su Harcamaları...
*) Doğalgaz
*) Elektrik
*) Su

B) Yolculuk ve Ulaşım Harcamaları...


*) Yakıt kullanımı
*) Seyahat kaynaklı enerji tüketimi

C) Atıklar...
*) Kağıt atık (Ambalaj - Kağıt - Karton, v.s.)
*) Organik atık (Kimyasal Atıklar - Yemek Atıkları)
*) IT atık (Kartuş, v.s.)
*) Diğer (Plastik - Metal - Cam - Floresan - Pil, v.s.)

4) Çalışanlar ve Aileleri…

5) Ortaklar ve Hissedarlar…

377
6) Satış Kanalları ve Müşteriler…

7) Tedarik Zincirleri…

8) Toplumsal Katkılar ve Sosyal Sorumluluk Bilinci…

9) Sürdürülebilirlik ve Dış Đlişkiler…

BM Küresel Đlkeler üyesi olan tüm şirketler, Küresel Đlkeler


Sözleşmesi ile bağlantılı olarak gerçekleştirdikleri aktiviteleri
anlattıkları... “Communication On Progress” adlı bir Gelişim
Raporu’nu... daha öncede belirtildiği gibi… iki yıl’da bir
açıklamak ve Birleşmiş Milletler’e sunmak zorundadırlar...

Sürdürülebilirlik Raporlamaları...

Net bir açılımla… bir şirketin, sürdürülebilir kalkınma hedefleri


doğrultusunda... ekonomik, çevresel ve sosyal performansını…
tüm yönleriyle, iç ve dış paydaşları ile paylaştığı bir süreçtir!..

“Sürdürülebilir Raporlama Çalışmaları”… aynı zamanda,

Şirketlerin... ürün veya hizmet organizasyonları (Ar - Ge süreci,


tedarik süreci, üretim süreci, müşteri şikayetleri ve çözüm
süreçleri, muhasebe faturalama süreci, sipariş alma süreci ya da
insan kaynakları departmanı eleman seçimi süreci v.s.) ile...
çevresel ve sosyal konuları...

“Sayısal ve Ölçümlenebilir… Veriler Işığında...”

*) Temel iş süreçlerinin bir parçası olarak görmesini, muhtemel


risk alanlarını ve ilgili maliyetleri tanımlayarak, yenilikçi bir
378
yönetim anlayışının gelişimine, destek olmakta...

*) Şirketlerin marka değeri ve kurumsal itibarının korunması,


faaliyet gösterilen pazarda farklılaşma, rakipler veya
tedarikçilerin faaliyetlerinden kaynaklanan marka erozyonuna
karşı korunma, tüm paydaşlar’la sağlıklı bir iletişimin kurulması
gibi, faydalar getirmekte...

*) Diğer yandan, rapor kullanıcıları için iyi bir “Benchmark”


(Ölçüm, karşılaştırma kriterleri... Pazar lideri olarak kabul
edilenlerle yapılan karşılaştırmalı analizler) aracı olarak…

diğer şirketler’le uzun soluklu diyalog fırsatı sunmaktadır.

Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin hedeflerine ulaşması


ve ölçümleme kriterleri konusunda… Sayın Fadile Paksoy’un
detaylı açıklamaları da… bayağı dikkat çekiçi!..

***************************************************

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri’nde hedefe ulaşmak.

Hayatın bir çok alanında aklına ilk geleni uygulayan ve günün


sonunda “ben yaptım oldu” diyen bir toplum olduğumuzdan,
çoğu zaman neyi niçin yaptığımızı farkedemez durumdayız.

Hedef belirleyemiyor, dolayısıyla yolu tamamlayamıyor ya da


şaşkaza tesadüfen bir yere vardıysak da… nereye vardığımızı
anlayamıyor, ölçemiyoruz.

Konu, kurumsal sosyal sorumluluk olduğunda da bakış açımız


çok fazla değişmiyor.
379
Oysa günümüzde artık bir iş değeri olarak karşılık bulan KSS
uygulamalarının başarıya ulaşmasındaki en temel kriterlerden
biri, ölçümlenebilir olması…

Proje uygulamalarında tüm süreçte ölçümlemeyi kullanabiliriz!..

*) Hangi sosyal konuyu seçmeli hangi alana yatırım yapmalıyız?

*) Paydaşlarımızın öncelikleriyle, kurumun önceliklerinin


kesiştiği ortak noktalar neler?

*) Đşbirliği kurumları kimler olmalı? (Gönüllü Elçiler, STK’lar,


Kamuoyu Önderleri v.s.)

*) Belirlediğimiz sosyal konuyu hangi yöntemle / girişimle ele


almalıyız?

*) Proje hedeflerine ulaşıldı mı?

*) Kurum iş hedeflerine ulaştı mı?

*) Toplumsal hedeflere ulaşıldı mı?

*) Đletişim hedeflerine ulaşıldı mı?

Kurum açısından kriterler…

KSS uygulamalarından fayda sağlamayı bekleyen iki taraf var…


bunlardan biri kurum, diğeri de toplum. Bu yüzden ölçümlemeyi
her iki tarafı da kapsayacak şekilde yürütmeliyiz.

Hem kalitatif hem de kantitatif yöntemleri kullanabileceğimiz

380
ölçümlemeleri kurum açısından değerlendirdiğimizde…
kampanya hedeflerini ve hedef kitle olarak belirlediğimiz
paydaşlarımızı net bir biçimde ortaya koymamız gerekiyor.

Hissedarların, yönetici ve çalışanlarımızın, tedarikçi, müşteri ve


rakiplerimizin, toplumun bizden beklentisi ne?

Şu an bizi nasıl algılıyorlar? KSS uygulamaları sonrasında tüm


bu iç ve dış paydaşlarımızın, bizi nasıl algılamalarını istiyoruz?

Peki, kampanya hedefleri doğrultusunda belirlediğimiz ve her


bir paydaşa göre değişiklik gösterecek, ölçümleme kriterleri…
neler olabilir?

*) Satışlarda ve Pazar payında artış sağlamak…

*) Marka konumu ve kurum imajını güçlendirmek…

*) Çalışanların memnuniyet ve motivasyonunda artış sağlamak..

*) Đyi çalışanı kuruma çekebilmek…

*) Đşletme giderlerini azaltmak…

*) Yatırımcıların gözünde daha cazip hale gelmek…

Toplum açısından kriterler…

KSS uygulamalarındaki faydayı toplum açısından


değerlendirirken de, aşağıdaki kriterleri göz önünde
bulundurabiliriz.

381
*) Yürüttüğümüz KSS kampanyasında ele aldığımız toplumsal
sorunla ilgili farkındalık düzeyinde ne tür bir değişim oldu?

*) Kampanya öncesi belirlenen, hedef kitlenin… bilgi, tutum ve


davranış değişikliğine ilişkin hedefler nasıl gelişti?

*) Ele aldığımız sorunun çözümüne ilişkin ne kadar yol alındı?

*) Sorunun çözümü sürdürülebilir mi?

*) Kampanyada görev alan gönüllü sayısı?

*) Kamuoyunun katkısı, toplanan fon miktarı ne kadar oldu?

Medya Ölçümleme…

Hem kurum hem de toplumsal fayda açısından


değerlendirdiğimizde kampanyanın başarısını etkileyen en kritik
faktörlerden biri de kampanyanın iletişimi, dolayısıyla
medyanın etkin ve verimli bir biçimde kullanılması ve bunun
ölçümlenmesidir.

Burada… medya ölçümleme ile, sadece niceliksel kriterlerle


yapılan klasik ölçümlemeyi değil, kurumsal sosyal
sorumluluğun doğasına uygun olan, niteliksel ölçümlemeyi
kastediyoruz…

Kantitatif (niceliksel) araştırma kriterleri…

*) Ele aldığımız sorunlarla ilgili haberlerin, toplamda gerçek


erişimi ne?

382
*) Haberler hangi yaş gruplarına, ne kadar erişti?

*) Haberler hangi sosyoekonomik profile ulaştı?

*) Haberlerin ulaştığı kitlelerin eğitim durumları ne?

*) Haberlerin ulaştığı cinsiyetlerin oranı ne?

*) Erişim sağlanan kitlenin sahiplikleri neler?

*) Erişim sağlanan kitlenin tüketim alışkanlıkları neler?

*) Tüm bu kriterler incelendiğinde, paydaşlara ilişkin sonuçlar


neler?

Kalitatif (niteliksel) araştırma kriterleri…

Kurumsal Sosyal Sorumluluk kampanyamızın;

*) Marka / ürün / hizmet bilinirliğine etkisi?

*) Marka / ürün / hizmet kalite algısına etkisi?

*) Đnsan kaynakları algısına etkisi?

*) Finansal güç ve karlılık algısına etkisi?

*) Sosyal sorumluluk sahibi firma algısına etkisi?

*) Kurumsal itibara etkisi? şeklinde olmalıdır.

Ölçümlemeyle ilgili bilgileri aktarmaktaki amacımız; kurumsal

383
sosyal sorumluluk kampanyalarının, hem kurum hem de toplum
lehine geliştirilmesinde... ölçümlemenin öneminin altını çizmek,
kullanılabilecek yöntem ve kriterlerle ilgili rehberlik etmektir.

KSSP ile ilgili çalışmalarda bulunan, kurum yöneticilerine


önerimiz… yürüttükleri projelerin, mutlaka ölçümlenmesini ve
% bazlı raporlanmasını sağlamaları…

Çünkü biliyoruz ki, projenin hem kurum hem toplum açısından


hedefine ulaşıp ulaşmadığını ve de projeye ayrılan kaynağın
etkili kullanıp kullanılmadığını öğrenmenin… tek yolu bu!..

Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri… markanın itibarı,


bilinirliliği ve tercih edilirliliğine, doğrudan etki eder.

Proje yürüten bir şirketin, satılan üründen elde edilen gelirin


belirli bir kısmının projeye aktarılacağını duyurması…
O ürünün tercih edilirliliğini…çalışanlarının projede bizzat yer
almalarını sağlaması ise, çalışanların aidiyet duygularını artırır.

Özetle… K.S.S.P. hem şirkete, hem de topluma kazandırır!..

Tüm bunların yanı sıra kurumsal sosyal sorumluluk…


yardımseverliğin ötesinde bir kavramdır. Kısaca… kurumsal
anlamda, toplumsal bir soruna veya sorunlara odaklanmayan,
belirli ve yönetilebilir bir süreci kapsamayan,sürdürülemeyen,
tüm işletme çalışanları ve yönetimi tarafından benimsenmemiş,
katılımı olmayan, ölçülemeyen, kalıcı değer ve somut bir fayda
üretemeyen uygulamalar… “kurumsal sosyal sorumluluk”
kapsamında değerlendirilmemeli’dir!..

***************************************************

384
Aslında hem ülkemiz hemde dünya için yeni yeni gündemde
olan kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve bunların
sürdürülebilirliği, maddi ve manevi geleceğimiz açısından,
muhakkak ki çok önemli… Dünya artık bunlarla uğraşıyor…

Ve bizim de Türkiye olarak, bu çarkın dışında kalmamız… söz


konusu değil…

Bakın bu konuda… Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri için ABD


ve Avrupa Birliği’ne üye ülkeler tarafından imzalanan tüzük’le
kurulan, tamamen bağımsız REC (Bölgesel Çevre Merkezi) nin,
kuruluşu 2004 yılında TBMM tarafından onaylanan “Türkiye
Ofisi” (REC - Türkiye) Genel Direktör Yardımcısı Sayın Kerem
Okumuş… neler söylüyor…

***************************************************

Kurumsal Sürdürülebilirlik . . .

Günümüzde birçok şirket, temel iş süreçleri ile ürün ve


hizmetlerine… hiç olmadığı kadar, yeşil ve sürdürülebilir bir
bakış açısı getirmeye çalışıyor.

Bunun önemli sebeplerinden birisi, özellikle son zamanlarda


artan iklim değişikliği tartışmaları ve buna bağlı bazı çevresel
sorunların (kuraklık, yaşanan iklimsel aşırılıklar, artan doğal
afetler, v.b.) gündemde önemli yer tutuyor olması ve şirketlerin
sorunların çözümü için kendilerini sorumlu hissetmesi mi ?

Veya tüketici alışkanlıklarının daha sürdürülebilir ürün ve


hizmetlere doğru değişiyor olması ve de dolayısıyla piyasanın

385
şirketlerin üstünde pazarlama ve farklılaşmaya yönelik getirdiği
bir baskı mı?

Yoksa şirketlerin küresel bir eğilim haline gelen bu süreçten geri


kalmamak adına kullandıkları basit bir iletişim çalışmasından mı
ibaret?

Bu sorular elbette çoğaltılabilir…

Ancak “sürdürülebilirliği” sadece pazarlama ve iletişim


çalışmasının bir parçası olarak, kurumsal itibarın ve marka
değerinin yükseltilmesine yönelik kullanan şirketler, artık geride
kalıyor…

Kurumsal sosyal sorumluluğu, yalnızca toplumsal projelere


kaynak aktarmak olarak gören… şirketler gibi.

Bu şirketlerdeki ana kaygı alanları, ortakların çıkarlarına öncelik


vermek, büyüme odaklı çalışmak ve ne olursa olsun kâr
maksimizasyonuna dayalı bir işletme stratejisi izlemektir.

Günümüzde artık, performans göstergesi olan rakamsal bilanço


değerleri tek başına şirketlerin performansını ve değerini
göstermek için, yeterli değil!..

Önemli olan bu performansın ve başarı göstergelerinin


sürdürülebilirliği…

Şirketlerde sürdürülebilirliği sağlanmak için ise, tedarik


zincirinden başlamak üzere tüm sosyal paydaşlar üstünde, bir
değer zinciri yaratmayı başarmak gerekiyor.

386
Bu da; ekonomik, çevresel ve sosyal unsurların bütüncül şekilde
kurumsal bir yönetişim ilkesi çerçevesinde benimsenerek süreç
içinde karşılaşılabilecek, muhtemel risk ve maliyetlerin
azaltılarak hayata geçirilmesi ile mümkün olabilir.

Bu nedenle, şeffaf, sorumlu ve hesap veren kurumsal bir


yönetişim anlayışı benimsemiş şirketler, sürdürülebilir bir çevre
yönetimi uygulamasının yanı sıra, sıfır atık hedefi, karbon nötr
üretim, ürünlerde yaşam döngüsü yaklaşımı gibi çok temel
çevresel hedefleri gönüllü uygulamalar çerçevesinde hayata
geçirmek için çalışıyor.

Bu şirketler aynı zamanda… işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tesis


edilmesi, sosyal hakların ve fırsat eşitliğinin sağlanması, eğitim
olanaklarının sunulması, örgütlenme özgürlüğü gibi sosyal
değerleri de, sürdürülebilirliğin bir parçası olarak yönetiyor.

Piyasanın sürdürülebilir kalkınma için çalışmasını teşvik eden


bu yaklaşım, şirketlerin muhtemel çevresel ve sosyal etkilerini
muhasebe sisteminde faaliyete bağlı ana gider kalemlerinden
biri olarak görmesini, dolayısıyla bu konuları temel iş
süreçlerinin bir parçası olarak tanımlamasını sağlıyor.

Bu nedenle, kurumsal sürdürülebilirlik anlayışı; muhtemel risk


ve maliyetleri önceden planlayarak, şirketleri daha yenilikçi bir
anlayışa sahip olmaya teşvik ediyor.

Şirketler, hazırladıkları sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal


sorumluluk raporları ile… elde edilen başarıları ve bir sonraki
dönem için hedefleri(sayısal olarak) çalışanları ve müşterileriyle
birlikte, diğer sosyal paydaşlar olarak tanımlayabileceğimiz…
tedarikçiler, kamu kurumları, basın ve ilgili sivil toplum

387
kuruluşları ile paylaşıyor.

Bu olumlu çalışmalar, müşteri ve çalışanların şirkete olan


bağlılıklarını artırdığı gibi, şirketlerin marka değerlerine de
önemli katkı sağlıyor. Günümüzde, küresel birçok şirketin
marka değerinin kendi varlıklarının çok üstünde olduğunu
biliyoruz.

Ancak konunun şirketler için ne kadar hayatî olduğunu,


şirketlerin kurumsal sürdürülebilirlik performanslarının aynı
zamanda bir yatırım ölçütü olarak kullanıldığını gördüğümüz
zaman, daha açık bir şekilde anlayabiliyoruz.

Bugün, sürdürülebilir şirketlere yatırım yapmak isteyen bireyler,


portföy yöneticileri ve çeşitli yatırım fonları… bulunuyor.

Bunun en önemli sebebi, şeffaf ve sorumlu bir yönetim anlayışı


benimseyerek sosyal ve çevresel riskleri planlayan ve yöneten
sürdürülebilir şirketlerin hisselerinin “uzun dönemde” çok
istikrarlı artışlar göstermesi…

Bu nedenle, “Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi” gibi tarafsız


ve belirli ölçütler çerçevesinde, şirketlerin sürdürülebilirliklerini
ölçümleyen ve derecelendiren sistemler, kurumsal yönetim ve
sürdürülebilirliğin, özellikle menkul kıymetler piyasasında işlem
gören şirketler için… ne kadar hayati bir konu olduğunu
gösteriyor.

Günümüzde yaşadığımız finansal kriz ve ekolojik sorunlar, kısa


dönem planlamanın ve sürdürülebilir olmayan uygulamaların
artık geçerli olmadığını da gösteriyor…

388
Özellikle, Avrupa Birliği’nde ve ABD de sürdürülebilir
uygulamaları içselleştirmiş işletmelerin, süregelen ekonomik
krizden olumsuz yönde etkilenmediğini gösteren birçok örnek
mevcut.

Türkiye’deki işletmelerin de, sürdürülebilirlik çerçevesinde yeni


uygulamaları hayata geçirmesi gerekiyor.

Bu nedenle, sürdürülebilir bir kalkınma için işletmelerin


sorumlu ve yaratıcı bir şekilde, geleceğin “düşük karbon”
ekonomisinde rekabet etmesini sağlayacak, sürdürülebilir iş
modelleri geliştirmeleri hepimizin dileği…

Bu dileğin gerçekleşmesi için en önemli yapısal destek ise, 2010


sonrası ortaya çıkacak iklim rejiminin getireceği yeni küresel
ekonomik düzene Türkiye’nin katılımı ve ülkemizin AB’ye tam
üyelik yolculuğunun, devamının sağlanması… olacak gibi
gözüküyor!..

***************************************************

Daha sonraki dönemlerde de özellikle büyük marka ve büyük


şirketler, K.S.S.P. ne çok ciddi önem vermeye başladılar...

Đşte “Capital Dergisi” nin önderliğinde ve Philip Morris’in


sponsorluğunda gerçekleşen...

Ve de 2005 yılından bu yana ülkemizde titizlikle sürdürülmeye


başlayan, güzel bir çalışma ve yarışma...

389
***************************************************

Kurumsal Sorumluluk Liderleri’nde Büyük Yarış…

Capital, bugüne kadar hep global arenada yükselen değer ve


kavramları iş dünyasının gündemine taşıdı. Kendini dünyadaki
yeni gelişmeleri Türkiye’ye ileten ve ilkleri gerçekleştiren bir
dergi olarak konumlandı….

Đlk kez 2005 yılında yayınlanan…

“Türkiye’nin Sosyal Sorumluluk Liderleri” araştırması da bu


vizyon’la oluşturuldu.

Bu yıl 4. sü düzenlenen araştırma, kurumsal sosyal sorumluluk


da önde gelen şirketlerin yanı sıra, bu alanda çalışmalarıyla
beğeni toplayan iş liderlerini de ön plana çıkarıyor…

Eski anlayış tam anlamıyla geride kaldı. Uzun yıllardır artık tek
hedef üretim, satış ve kar elde etmek değil. Özellikle batıdan
esen rüzgar, tüm bunların tek başına yeterli olmadığını, işin
toplumsal ve sosyal tarafının da… önemli olduğunu ortaya
koyuyor…

Dünyada KSSP çalışmalarına imza atan şirket sayısı Türkiye’ye


göre çok daha fazla. Hatta kimi uzmana göre Türkiye’de henüz
şirketler tam olarak KSSP’yi iş süreçlerinin tümüne yaymayı
başarmış durumda değil.

390
Bu anlamda global şirketlerin daha saydam olduğu ve
hazırladıkları raporlarla, hesap verebilirlikte ön planda oldukları
düşünülüyor.

“Global Reporting Initiative” gibi dünyanın önde gelen…


“Sürdürülebilirlik Raporlama Platformları”na rapor sunmak,
etik kodları paylaşmak, tedarikten tüketiciye kadar olan tüm iş
süreçlerinde sosyal sorumluluk bilincinde olmak, iş ahlakı ve iş
etiği gibi kavramlara yatırım yapmak ise, KSSP’nin olmazsa
olmazları arasında görülüyor…

Çıkan Kritik Mesajlar Neler?

Türkiye’de GRI’ya (Global Reporting Initiative) kayıtlı, KSSP


raporu yayınlayan şirketlerin sayısı maalesef % 10 u geçmiyor.

(Tüpraş ve Coca Cola… başta olmak üzere toplam l3 şirket.)

Yine de bu alana yapılan yatırımlar da bir artış olduğu göze


çarpıyor. “Türkiye’nin Sosyal Sorumluluk Liderleri” araştırması
sonuçları da bu savı destekliyor.

En önemlisi araştırmadan çıkan, aşağıda sıraladığımız bulgular


halkın bu çalışmaların bilincinde olduğunu gösteriyor…

*) Halk geneli araştırmasına katılan 1.321 kişinin yüzde 72’si


KSSP çalışmalarının, iş dünyasının sorumlulukları arasında yer
aldığını düşünüyor. Bu konuda iş dünyasının böyle bir görevi
olmadığını düşünenlerin oranı ise, sadece yüzde 13…

391
*) Görüşülen kişilerin KSSP çalışmalarını takip ediyor olması
ise dikkat çekici. Halk nezdinde görüşülen kişilerin yüzde 43’ü
KSSP faaliyetlerinden haberdar olduğunu belirtiyor.

*) Araştırmaya katılan kişilerin yüzde 19’u şu anda şirketlerin


yaptığı KSSP faaliyetlerini yeterli bulduğunu söylüyor…
Ortalama yeterli bulma derecesi ise 2,69 gibi düşük bir oran.

*) Araştırmadan çıkan bir diğer ilginç bulgu ise katılımcıların


yüzde 31’inin şirketlerin bu konuda daha fazla ve kapsamlı
çalışma yapmaları gerekliliğini vurgulamış olmaları…

*) Katılımcıların yüzde 19’u şirketlerin KSSP çalışmalarında


ülke sorunlarına önem vermediklerini,kendi çıkarlarını,
menfaatlerini düşündüklerini ve toplum için para
harcamadıklarını düşünüyor.

*) Araştırmaya katılan halk genelinden kişilerin yüzde 24’ü KSS


çalışmalarında eğitim ve öğretime öncelik verilmesinden yana…

Yüzde 18’i ise sağlık ve sağlık hizmetlerine yatırım yapılmasını


anlamlı buluyor. Çevre ve doğaya şirketlerin KSS çalışmalarıyla
destek vermesi gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 12.

Projelerde Artış Var…

Son dönemde şirketlerin KSS projelerinde bir artış gözleniyor.


Bu artışın ise iki temel nedeni var. Birincisi… şirketler artık

392
toplumun duyarlılıklarının önemini kavradı. Đkincisi ise…
toplumun ayrılmaz bir parçası olan şirket çalışanları da, artık
şirketlerinin KSSP alanında bir şeyler yapmasını istemeye
başladı. Bu projelerin sayısı bu nedenlerle önümüzdeki dönemde
de artacaktır. Ama proje sayısının artması şirketlerin sosyal
sorumluluklarını yerine getirdiği anlamına gelmiyor.

Tüm Đş Süreçlerinde Kullanılmalı…

Şirketler sosyal sorumluluğu iş modellerinin içine oturtmayı


başarmalı. Yani tedarikten başlayan ve tüketiciye kadar ulaşan
zincirin tamamında sosyal sorumluluk alanlarının tarif edilmiş
olması gerekli.

Düşünün; bir çok şirket, bir çok KSSP çalışması yürütüyor.


Fakat çalışanına adil davranmıyor ya da etik üretimden bihaber.
Veya sosyal anlamda yerine getirmesi gereken yükümlülükleri
yok sayıyor. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demek
mümkün değil!..

Sponsorluk KSSP Değildir… (Ama maalesef, karıştırılıyor.)

Bunun yanında şunun da anlaşılması gerekiyor. Bir projeye


sponsor olmak kurumsal sosyal sorumluluğunuzu yerine
getirdiğiniz anlamına gelmez. Zaten sponsorluk bir KSSP
çalışması değildir…

Kurumsal Sosyal Sorumluluk… Neleri Kapsıyor?

393
Kurumsal yönetim ilkeleri, etik kodlar, kurumsal vatandaşlık, iş
yeri ortamı ve çalışanların mutluluğu (Ekonomi dünyasının,
artık çalışanların mutluluğuna değer vermesinin önemli bir
sebebi de, mutsuz çalışanların maliyetinin, çok daha yüksek
olduğunu görmeleri), doğa ve çevre duyarlılığı, işçi sağlığı, iş
güvenliği ve tedarik zincirinin çalışma biçimi, müşteri
memnuniyeti… Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri için, çok
önemli konular!.. (Şeyma Öncel Bayıksel)

***************************************************

Ve… Accountability Rating (Sosyal Sorumluluk Ölçümleri)


Türkiye 2007 sonuçlarına göre, 100 puan üzerinden 54.50 puan
ile 02.18 puan arasında listeye girebilen 45 şirketten, ilk 10’u…

Aksa (54.50) Aygaz (53.60) Arçelik (49.60) Tofaş (47.80),


Coca Cola (43.75) Tüpraş (40.92) Ereğli Demir Çelik (40.16)
Beko (39.42) BSH (39.11) Migros (38.99)…

Aksa Akrilik Kimya Sanayi A.Ş. (Yalova)… katılımcı yönetim


(Yöre halkından oluşturulan denetim komiteleri de dahil…)
yani iyi “Yönetişim” anlayışıyla, faaliyetlerini…“Sürdürülebilir
Kalkınma ve Çevre ile Uyumlu Olma” ilkeleriyle, yürütmekte
olduğunu… kendi Web Sitesinde açıklıyor.

Sürdürülebilir kalkınmanın… insan ile doğa arasında denge


kurarak, doğal kaynakları tüketmeden, gelecek nesillerin
ihtiyaçlarının karşılanmasına ve kalkınmasına imkan verecek

394
şekilde, bugün’ün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını
programlama… anlamına geldiğini biliyor... Ve Kutluyoruz!..

Ve de… Dünya standartlarındaki KSSP ölçüm kriterlerine göre,


daha pek çok ünlü markayı ve şirketi, daha yüksek puanlarla, bu
listelerde görmeyi arzu ediyoruz…

Şimdi… Sizlere güzel bir örnek teşkil edeceğini tahmin ettiğim,


sosyal ve ticari amaçlı kuruluşların; küresel ilkeler sözleşmesi
kapsamında… kurumsal sosyal sorumluluk projelerine, yaşam
kalitesi yönünden destek olan (7) “Sosyal Sorumluluk Projesi”
haberinden, bahsetmek istiyorum…

***************************************************

1) Gazeteler’den…

“Gençler; Avrupa’ya, Toplum Gönüllüleri kanalı ile


açılacak.”

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Avrupa Konseyi bünyesinde


faaliyet gösteren ve karar alma mekanizmalarının sivil toplum
ayağında yer alan “Avrupa Konseyi Gençlik Danışma Komitesi”
ne, üye olarak kabul edildi.

Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Đbrahim


Betil, TOG’un üyeliğini kamuoyuna duyurmak üzere, vakfın
sektörel ana sponsoru ve stratejik ortağı Petrol Ofisi ile sektörel
ana sponsoru Garanti Bankası’nın yanı sıra, proje ortakları

395
Avea, Mavi Jeans ve Đpragaz yetkililerinin de katılımıyla bir
basın toplantısı düzenledi.

TOG Başkanı Đbrahim Betil, farklı ülkelerden yapılan 50 adet

başvuru arasından Türkiye’nin 2009 - 2011 dönemi üyesi olarak


seçilmesinin önemli olduğunu ve bu üyeliğin sınırları aşan bir
nitelik taşıdığını vurguladı.

“Gençliğin Avrupa’ya açılımı açısından bu üyelik çok önem


taşıyor. Türkiye gençliği; bu platform sayesinde, gençlerle ilgili
meseleler de artık Türkiye sınırları dışında da, önderlik
yapabilecek” dedi. Đbrahim Betil, üyelik için yapılan girişimden
kendisinin bile haberi olmadığını ve TOG gönüllülerinin bu
girişime öncülük ettiğini belirterek, şöyle devam etti.

“Herşey hayallerle başlıyor, bize de gençlerimizi desteklemek


kalıyor. Farklılıkları koruyarak, gençleri şeffaflık ve açıklık
içinde, gönüllülük temelinde bir araya getirdiğimizde ve onlara
bu güveni hissettirdiğinizde, birçok yetişkinden bile çok daha
fazla başarılı olduklarını görüyoruz.”

Betil, bu üyelik girişimi’nin ardında, Avrupa Konseyi’nden


finansal destek sağlama gibi bir düşüncelerinin olmadığını da
vurguladı.

***************************************************

2) Sivil Toplum Geliştirme Merkezi tarafından duyurulan…

Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması… Türkiye 2023…

396
“Türkiye’de Gençlik… Geleceğimizi Şekillendirelim.”

Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması, Dünya Bankası ve


Ortakları tarafından tüm dünyada “Development Marketplace”
başlığı altında ulusal ve uluslararası ve düzeylerde yürütülen bir
yarışma ve destek programıdır.

Başlangıç aşamasında bulunan ve potansiyel olarak, kalkınmaya


etkisi yüksek yaratıcı projeler’e, yarışma kapsamında hibe ve
yardım sağlamaktadır.

Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması, 2009 yılında Türkiye’de


Gençlik…Geleceğimizi şekillendirelim, temasıyla düzenleniyor.

Yarışma kapsamında bu günün gençleri için, yeni bir düşünce


şekli veya yeni bir başlangıç oluşturan her Proje’ye, hibe olarak
20.000.- USD. kaynak sağlanıyor ve 2023’e kadar devam etmesi
planlanıyor. (Türkiye’nin 100. Yılı)

Yarışma, her alanda faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları


na, Proje Grupları’na (Yaş sınırı olmaksızın en az iki kişiden
oluşan Gruplar), Gençlik Toplulukları’na, Lise ve Üniversiteler
ile Kent Konseyleri’ne v.s… açık olmakla birlikte, sunulacak
projelerin hedef kitlesinin 15 - 24 yaş grubu olması gerekmekte.

Yarışma hakkında daha fazla bilgi almak için, yarışmanın Web


Sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Proje konu başlıkları; tamaman Size bırakılmış olmakla birlikte,


aşağıdaki örneklerden yararlanmak da mümkün.

*) Đş Yaşamımıza Başlarken…

397
Đş imkanlarının yaratılması, yeni işletmelerin kurulması v.s.

*) Becerilerimizi Geliştirmek…

Gençler için daha fazla ve daha iyi eğitim, rehberlik v.s.

*) Sesimizi Duyurmak…

Gençlerin katılımcı olması, toplum için çalışmaları, liderlik


becerileri ile savunmasız ve dezavantajlı gençlerin
desteklenmesi, kızların ve genç kadınların güçlendirilmesi v.s.

*) Geleceğimiz için köprüler kurmak…

Sosyal çevreler, ülkeler ve kültürler arasında gönüllülük v.s.

***************************************************

3) Cumhuriyet Gazetesi’de Figen Atalay’ın haberiyle yer alan…

Türkiye 2015’e dek eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini


gerçekleştirememe riski taşıyan 24 ülkeden biri…

“Önce Zihniyet Değişmeli”

Türkiye, Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri…


doğrultusunda, 2015’e dek eğitimin tüm kademelerinde, cinsiyet
eşitliğini gerçekleştirmekle yükümlü.

Ülke olarak bu konuda “Zihniyet Değişimi”ni gerçekleştirmek


ve eğitim alanında cinsiyet eşitliğini sağlamak için daha çok
çaba harcamak zorundayız.

398
Anne Çocuk Eğitim Vakfı (Açev) Eğitim Reformu Girişimi ile
Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği tarafından
ortaklaşa yürütülen “Eğitimde ve Toplumsal Katılımda…
Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması” adlı Avrupa Birliği Projesi ile
ilgili rapor yayınlandı.

01.Ocak.2005 de başlayan ve Đstanbul, Şanlı Urfa, Diyarbakır ve


Mardin’de uygulandıktan sonra 2008 Haziran’ın da biten
projede gerçekleştirilen etkinlikler üç ana başlıkta toplandı.

*) Kız çocuklarının eğitim görmesinin önemi konusunda,


bilinç yükselmek…

Bu amaç çerçevesinde il’ler de, kamu görevlilerine ve sivil


toplum kuruluşlarına diyalog ziyaretleri yapıldı. Anne - Baba
Seminerleri ve Toplumu Bilgilendirme toplantıları düzenlendi.
Bunlar kanalıyla 4.154 kişiye ulaşıldı.

*) Okuryazar olmayan kadın sayısını azaltmak, özel ve


toplumsal alanda kadınların karar alma mekanizmalarına
katılımını arttırmak…

Bu çalışmalar doğrultusunda, üç buçuk yıllık bir süre içinde


toplam 13 eğitici seminer yapıldı ve proje il’lerin de 450 gönüllü
eğitici ve 21 danışman yetiştirildi. Bu gönüllüler 592 kurs
açarak, 10.325 kadınımıza okuma yazma ve yurttaşlık eğitimi
verdiler. Toplumsal hayata katılımlarına destek oldular.

*) Eğitimde toplumsal cimsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik


yerel ve ulusal politikalar geliştirmek…

Eğitim alanındaki cinsiyet eşitsizliklerini yerelde izlemek,

399
politikalar geliştirmek ve bunların savunusunu yapmak
amacıyla, proje il’lerinde ve ulusal düzeyde “Sivil Đzleme
Grupları” oluşturuldu.

Bu grupların çalışma alanı, yerelde uygulanacak eğitim


politikaları’nın oluşturulması, izlenmesi ve gerekli
müdahalelerin yapılması, olarak özetleniyor.

***************************************************

4) Anka Ajansı’nın bir haberi…

“Sorgulayan Gençlik Đçin Proje”

Akbank; Sabancı Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Eğitim


Reformu Girişimi işbirliği ile Türkiye’de “eleştirel düşünme”
yöntemine hakim, eğitici ve öğretmenlerin yetiştirilmesini
hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesi başlattı.

“Düşünme Gücü” başlığını taşıyan proje, “Soran, Sorgulayan


Gençlik Đçin, Öğretmen Eğitimine Destek” sloganıyla, 6.600
öğretmen ile yaklaşık 200.000 öğrenciye ulaşacak.

8 il’de toplam 6.600 öğretmenin yetiştirileceği projenin ilk


döneminde Đstanbul, Ankara, Đzmir, Kahramanmaraş, Adana,
Samsun, Kayseri ve Van, pilot il’ler olarak belirlendi.

Bu proje ile; her yıl yaklaşık 200.000 öğrenci’nin, söylenenleri


sorgulayabilme ve kendi görüşlerini oluşturabilme becerilerinin
içselleştirilmesine, aracı olmak amaçlanıyor.

***************************************************

400
5) Gazeteler’den…

Anadolu Hayat Emeklilikten…

Anadolu Hayat Emeklilik, Türkiye’de bireysel emeklilik ve


hayat sigortacılığı sektörlerinin gelişimine katkıda bulunmak,
hem genç fikirleri desteklemek, hem de yaratıcı projelerin
ortaya çıkmasını sağlamak amacıyla, üniversiteler arasında
“Sahibinden Yaratıcı Fikirler” adlı bir yarışma başlatıyor.

Tüm üniversitelerin Sigortacılık, Bankacılık ve Sigortacılık,


Aktüerya, Aktüerya Bilimleri, Sigortacılık ve Risk Yönetimi
bölümlerinde okuyan öğrencilerin katılabileceği yarışma,
bireysel emeklilik ve hayat sigortası alanlarında uygulanabilir
projeleri kapsayacak.

“Üniversite Öğrencileri için Bireysel Emeklilik”, “Ev Hanımları


için Bireysel Emeklilik” ve “Hayat Sigortası Bilincinin
Yaygınlaştırılması için Yöntemler” olarak, üç kategoride
düzenlenen yarışmaya öğrenciler, bireysel olarak veya en fazla
3 kişilik gruplar halinde katılabilecek.

“Sahibinden Genç Fikirler”in kazananları, Anadolu Hayat


Emeklilik’in, eğitimlerine katkıda bulunmak amacıyla vereceği
para ödülünü de, elde edecek.

Anadolu Hayat Emeklilik, bu proje ile bir taraftan genç ve


yaratıcı sigortacıları öğrencilik yıllarından itibaren mesleklerine
ısındırırken, diğer taraftan onlara olan güvenini göstermeyi
hedefliyor.

***************************************************

401
6) Bilim Đlaç Sanayi A.Ş.nin web sitesinden…

Sosyal Sorumluluk Politikamız…

Sosyal sorumluluk anlayışıyla, toplumumuzun ekonomik ve


sosyal gelişimine karkıda bulunur, yaşam kalitesini arttırmak
için çalışırız…

Faaliyetlerimizde;

*) Topluma değer katmak ve örnek olmak önceliğimizdir.

*) Sosyal sorumluluk kültürümüzle, şirketimiz ve toplum


içerisinde, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluştururuz.

*) Toplumun bir parçası olarak… dinamik, değişime öncülük


eden, toplumsal duyarlılıkları dile getiren, sorumluluk
bilinci yüksek çalışanlarımızın, aktif katılımını sağlarız.

*) Daha iyi bir toplum ve daha iyi bir çevre için, gönüllülüğü
esas alırız.

*) Eğitim, çevre, sağlık ve kültür öncelikli alanlarımızdır.

*) Toplumun geleneklerini ve kültürünü koruyucu bir yaklaşım


sergileriz.

*) Kamu genelinde sürekli gelişimi sağlayan ve destekleyen


yararlı girişimlere katkı sağlarız.

*) Diğer Sivil Toplum Kuruluşları ile temas halinde olarak,


örgütlenir ve sürekliliği gündemde tutarız.

402
Sosyal Sorumluluk Projelerimiz…

Bilim Đlaç Toplum Gönüllüleri, 2005 yılında Bilim Đlaç’ın


desteğiyle, “Çözüm’ün bir parçası olmak için”… bireysel
yetkinliklerini, entelektüel sermayesini, zamanını, emeğini ve
tecrübesini… ihtiyacı olan kişilerle paylaşan “Gönüllü
Çalışanlarımızın” oluşturduğu bir platformdur.

2008 yılı itibariyla, 312 aktif üyesi vasıtasıyla Türkiye’nin 11


Đl’inde, 17 Ekip ile faaliyet göstermektedir.

Her yıl gönüllülerimiz; sponsorluğunu Bilim Đlaç’ın üstlendiği


projeler hazırlamakta ve ekip liderlerinden oluşan üst kurulda
kabul edilen projeleri, ailelerimizin ve paydaşlarımızın da
gönüllü desteğini alarak uygulamaktadır.

Đşte bu projelerden bazıları…

*) Bilim Đlaç Toplum Gönüllüleri & Serçev Fotoğraf Sergisi…

*) Sağlıklı Yaşam Şenlikleri & Down Sendromu…

*) Üniversitelerimiz & Kariyerimin Kontrolu Kimde…

*) 23.Nisan Yalnız Oyuncaklar Yeni Arkadaşlarına Kavuşuyor...

***************************************************

7) Dünya Gazetesi … Tuba Đlze Görmezoğlu…

Küresel ısınmanın etkileri ile gelecek kötü günleri, bugünden


hesaplayarak önlem almak gerekiyor…

403
Bu bakış açısıyla atılan adımlardan bir tanesi de…

“Yarın’ın Đzleri Projesi”…

Unilever ve Tesco Kipa’nın Toçev ve Milli Eğitim Bakanlığı


işbirliğinde gerçekleştirdiği, çocuklarda “Küresel Isınma”
konusunda bilinç yaratmayı amaçlayan, bir eğitim projesi.

Bu proje kapsamında… Mark Lynas’ın “6 Derece… Isınan


Gezegendeki Geleceğimiz” isimli kitabını yayınlayan Unilever’
in… Türkiye, Orta Asya, Kafkasya ve Đran, Yönetim Kurulu
Başkanı Đzzet Karaca ve Tesco Kipa’nın Ceo’su Simon King…

“Unilever ve Tesco işbirliği yaparak, yarınların gerçek sahibi


çoçuklarımızın bilinçlenmelerine ve bu bilinçlerini büyükleriyle
paylaşarak, kamuoyunda güçlü ve farklı bir sesin yükselmesine
öncülük etmelerini amaçlıyoruz.

Mark Lynas’ın kitabı, bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini


gözler önüne seriyor.” diyorlar.

Araştırmalar gösteriyor ki, eğer; insanoğlu 2020 yılına kadar


“karbondioksit salınımını” kontrol altına almaz ve atmosferdeki
karbondioksit miktarlarını 20. Yüzyıl düzeyine çekip
sabitlemezse, geri dönüşü olmayan bir ekolojik krize girmemiz
kaçınılmaz…

Kitabın yazarı Mark Lynas, Bush yönetimini “kabus gibi geçen,


bitmek bilmez sekiz yıl” olarak ifade ediyor ve G. Bush
yönetiminin ardından, yepyeni olasılıkların doğmakta olduğunu
belirtiyor ve “Obama’nın az da olsa hayal kırıklığı yaratmamak
için, gerçekten sıradışı bir liderlik sergilemesi gerekiyor.” diyor.

404
Uluslararası iklim politikasının, son birkaç yılda böylesine
çaresizlikler silsilesine dönüşünün ardındaki ana neden, Bush’un
uzlaşmazlığı” diyen Lynas, yenilenebilir enerjinin, hem
gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde, inanılmaz bir artış
göstermekte olduğununda altını çiziyor.

Çin, şu anda dünyanın 2. güneş paneli üreticisi durumunda.


Rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir enerjilere yatırımı geçen
sene 100 Milyar USD’ı buldu.

ABD de 15 yılda inşa edilen, ilk büyük güneş termal santralı,


2008 Şubat’ın da Nevada’da açıldı.

Avrupa’da 20 yıl içerisinde, tüm kıta elektrik kullanımı Kuzey


Afrika çöllerindeki güneş çiftlikleri tarafından karşılanabilecek.

Çevresel sürdürülebilirlik olmadan, uzun vade de insan


ekonomisinin var olamayacağı gerçeğinden hareketle, içinde
bulunduğumuz bu dönemde verilecek doğru kararlar, insanlığın
gelecekteki refah düzeyini belirleyecek.

Lynas’ın da belirttiği gibi, yaşanan banka krizi, istikrarlı gibi


görünen sistemlerin, sandığımızdan çok daha esneklik
barındırdığını gösterdi.

Aynı şey büyük olasılıkla dünya iklimi içinde geçerli. Onun da


bir kurtarma planına gereksinimi var ve “eylem zamanı” şu an!

***************************************************
Ve… 2009 yılı başlarında Sabancı Vakfı’ndan, güzel bir haber;

Dernekler’e 1.000.000.- TL. . . (Yaklaşık 700.000.- USD) . . .

405
Sabancı Vakfı, Toplumsal Gelişim Hibe Programı kapsamında
geliştirilen projelere, 1.Milyon TL verecek…

Sabancı Vakfı’ndan yapılan açıklamada… “Sabancı Vakfı ve


Toplumsal Gelişim Programı”na başvuran “Kadınlar… Gençlik
ve Engelliler” konularında geliştirilen projeler için 1.Milyon TL
tahsis edileceği kaydedildi.

Programın… kadınların, gençlerin ve engellilerin, toplumda eşit


fırsatlara sahip olmaları ve topluma aktif olarak katılmalarını
destekleyerek, toplumsal gelişmeye katkıda bulunmayı da…
amaçladığı belirtilen açıklamada, 2009 yılında verilecek hibeler
için Türkiye genelinde 54 farklı il’den başvuru geldiği bildirildi.

***************************************************

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Ulusal


destekli bu proje örneklerini, daha da çoğaltmak mümkün.

Tabii… bu projeler de kaydettiğimiz her aşama da…


Ülkemizin… giderek artan sayıda uluslararası antlaşmalara imza
atması… kampanya… aktivite ve etkinliklerin… parçası olması,
önemli bir etken.

Đnsanımızın kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile ilgili bilinç


düzeyini arttırmasında… ilk güzel örneklerinden biri olan…
özel ve resmi kuruluşların katkılarıyla, 1996’da Đstanbul’da
gerçekleşen “Habitat II Konferansı”…

Toplumumuzun; yaşam kalitesinin yükseltilmesi… insan


haklarının korunması ve desteklenmesi… herkes için
özgürlük… eğitim… sağlık ve beslenme gibi temel sosyal

406
konuların tartışıldığı bir platformu, gözlemleme’leri için önemli
bir imkan yaratmıştı.

Politik amaçlar dışında, emeği geçen herkeze tekrar tekrar


teşekkürler... (Kırmızı kaldırımları hatırlarsınız herhalde...)

Ayrıca bir özel teşekkür’de...

Bu güzel projelere yer veren Medya’ya...

Medya ve Sosyal Sorumluluk Projeleri ile ilgili bazı istatistik


verilere, bakacak olursak...

PR Net Halkla Đlişkiler Araştırma ve Değerlendirme Hiz. A.Ş.


tarafından yaptırılan araştırmalar neticesinde… 2005 - 2006
yıllarında… yüksek tirajlı gazeteler de “Sosyal Sorumluluk”
sözcükleri taranmış ve bu anahtar sözcükleri içeren haberler ile
bir veritabanı oluşturulmuş…

Tüm ulusal gazetelerde 2005 ve 2006 yıllarında içinde “Sosyal


Sorumluluk” ifadesi yer alan 3.687 haber yayınlanmış...

2005 yılına kıyasla, 2006 yılındaki haber sayısında önemli artış


gözlenmiş…

2005 yılında 1.415… 2006 yılında ise 2.272 haber yayınlanmış!

Bu sosyal sorumluluk projeleri haberleri içinde…

*) “Eğitim” konulu olanlar % 37.7 ile 1. Sırada… Eğitimi;

407
*) “Çevre” % 18.2 ile…

*) “Sağlık” % 12.3 ile…

*) “Kültür ve Sanat” % 11.4 ile… ve

*) “Kalkınma” % 7.4 ile izlemekte…

*) Geri kalan haberler… engellilere, spor faaliyetlerine,


kadınlara yönelik projelere ve çeşitli faaliyet duyurularına ait…

Önümüzdeki yıllarda bu sayıların daha da artması dileğiyle!

Ancak; “Yerseniz... Rafta Dolma Var!..” projeleriyle değil...

*) Bir dondurma markası... okulların kapanmasına 1 ay kala,


tam’da yaz mevsimi öncesi pilot uygulama olarak, 30.000 ilk
öğretim öğrencisi için, sosyal sorumluluk kampanyası
başlatıyormuş...

Bu kampanya ile çocuklara, sağlıklı bir yaşam için yeterli ve


dengeli beslenmenin... ve de hayatımıza daha fazla hareket
katmanın önemi anlatılacak, annelerin de güveni sağlanmaya
çalışacakmış...

Hedef’te de, önümüzdeki yıllarda... 10 Milyon ilk öğretim


öğrencisi varmış. (Potansiyel hedef kitleye yönelik 1/1 markajlı
nasıl bi proje ama... takdir etmemek mümkün değil.)

*) Bir ünlü bal markası da... şaşalı bir basın toplantısı ile “Bu bir
sosyal sorumluluk projesidir diyebiliriz” diyerek (Ne demekse?)
ülkemizde çam ormanlarının en yoğun olduğu güney il’lerinden

408
birinde 10 Milyon USD yatırımla “Arıcılık... Eğitim, Araştırma,
Destek ve Lojistik Merkezi” kuracağını açıklıyor...

Ve insanın aklına...bu merkez’den verilecek... ücretsiz eğitimler


ve kovan’lar da üretilecek... alım garantili ballar ne olacak diye
bir soru geliyor!..

*) Yine bir şirketin, Türkiye’deki Gıda’dan sorumlu Yönetim


Kurulu Üyesi, “sosyal sorumluluk projelerine çok inanıyoruz.”
diyerek, ünlü “sallama çay” marka’ları ile ilgili olarak... “Bence
son yıllarda yaptığımız en önemli atılım çay kategorisinde,
önümüzdeki beş yıl içerisinde (yani 2009 dan sonraki...) tüm
poşet çay’larımızın “sürdürülebilir tarım” ile üretileceğine dair
taahhütte bulunmamız! Bu ne demektir? Sürdürülebilir tarım’ın
açılımı şudur; Poşet içindeki çayın hangi tarladan, hangi tarım
teknikleriyle, nasıl üretildiğine, o tarlada çalışanların sosyal
haklarının tam anlamıyla tanındığına dair bir güvence demektir.
Bu çok önemli bir şey... Çünkü, tüketici de içtiği çayın nasıl
yapıldığını bildiği zaman, sorumlu bir tüketici olarak markaya
karşı yakınlık duyuyor. Şirkete olan bağlılığı artıyor ve işimize
de bir... anlam... katmış oluyor.”

(Aynı taahhüt... Margarinleri ve hazır çorbaları için kullandıkları


tarımsal ürünlerde de geçerliymiş...)

Sürdürülebilir tarım açılımına aynen katılıyorum ama, şimdiye


kadar olduğu gibi daha beş yıl (?) neler yiyip... içeceğimizden
mada, tüketicilerin işe kattıkları “anlam”ın yorumunu... sizlere
bırakıyorum!
409
*) Bir de... bazı kişi ve sözüm ona kuruluşlar, ülkemizde yapılan
bir çok projeden bihaber olarak, aynı veya benzer konularda
yapılan harika çalışmaları... bilerek veya bilmeyerek (?) gözardı
ederek... sadece yurtdışından ithal olma dışında hiç bir özelliği
olmayan ve adaptasyon zorlukları yaşanan, “Eğitim ve Gelişim
Stratejileri” ile “Proje Döngüsü ve Yönetimi” programlarını
sahiplenerek... Ve de “Türkiye’de Đlk Kez!..”, “Türkiye’de ilk
Kez!..” diye... diye... ortaya çıkmıyorlar mı...? (Genellikle de...
çoğunun referans listesinde, nedense aynı büyük şirketler ve
kurumlar yer alıyor...)

Daha neler var... Neler!..☺

Tüm bunlara yapılmasın demiyorum... Ancak, biraz dikkat!

Neticede...

Kendi projelerinizi ve ekibinizi hazırlarken, bir yandan da...


diğer kişi ve kurumları... “Kalite Deneticileri” olarak... projeler
açısından izlemenin... yararları yadsınamaz...

Đster sponsorluk projeleri olsun, isterse sosyal sorumluluk


projeleri olsun... gönüllülük ilkesi ile katkı ve katılımda
bulunmak isteyen ve de kendisiyle barışık olan herkeze... belirli
şartlar çerçevesinde açıktır.

Hatta, uzmanlık alanınızla ilgili komite... gözlem... v.s. gibi


çalışmalarla, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde de, yer
almanız mümkün.

410
Duyarlı bir vatandaş olarak bu tür katılımlarda bulunmak...
topluma katkı sağlamanın yanında... Birey’lere de... liderlik
özellikleri, insan ilişkilerinin geliştirilmesi, sosyal çevrenin
genişlemesi ile başkalarına yardımda bulunmanın ve fark
yaratmanın verdiği haz’lar gibi... artı’lar da sağlar!..

Yalnız, “proje” deyince... Bir mesajın hazırlanıp, mail


gruplarından yayılması da dahil... araştırmanın ve bilgi sahibi
olmanın önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum...

Böyle bir proje grubundan gelen mail’de, işsizlik sorununa


çözüm bulabilmek için... gıda ve temizlik gibi zorunlu tüm
alışverişlerimizde... “şunun yerine şunu... şunun yerine şunu...
diye, yabancı ve yerli markalar belirtilerek...” tercihlerimizi
yaparsak, ülkemizdeki fabrikaların üretime devam edeceği,
ekonominin canlanacağı ve de işci çıkartmak zorunda
kalmayacakları... belirtiliyordu.

Fikir doğru!.. Ancak, mail’den 2 gün önce gazetelerin ekonomi


sayfalarında, belirtilen “Türk Markaları”ndan... bir tanesinin
Mısır’da, bir tanesinin Romanya’da, bir tanesinin Đran’da, bir
tanesinin de Bulgaristan’da... fabrika kurduğu ve de oralar da
üretime “başlayacakları ve başladıkları”na dair... haberler vardı.

Belirtilen yabancı markaların iki tanesi ise, zaten uzun zamandır


Türkiye’de üretiliyordu ve Türk sermayesine aitti...

Uyarı mesajını hemen düzelttik ve tekrar gönderdik. Đnşallah


amacına da ulaşacak... ve böyle güzel bilinçlendirici projeler de
artarak devam edecek...

411
Bu arada diğer önemli bölüme geçmeden “Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Projeleri” konusunda... “Sektörel” anlamda bir
başka güzelliği... ülkemizdeki ilaç üreticileri ile BM nezdinde
hayata geçirmeyi planladığımız yepyeni bir projeyi, müsade
ederseniz, sizlerle paylaşmak istiyorum...

***************************************************

Türk Đlaç Sanayii... ve KSSP

T.C. Sağlık Bakanlığı rakkamlarına göre ülkemizde 30. Milyar


USD civarındaki yıllık tedavi giderlerinden önemli bir pay alan
ve uluslararası raporlara göre önümüzdeki 10 yıl içinde dünya
çapında çok önemli yerlere gelebilecek olan, 25.000 kişinin
istihdam edildiği Türk ilaç sanayii'nde... 2009 yılı itibariyla 45
üretici firma (35 yerli - 10 yabancı) ile 30 adet kadar da fason
üretim tesisi (yerli) bulunmakta!..

Đlaç sanayiinde çok uzun bir geçmişe sahip, danışmanlığını


yaptığım şirket’teki arkadaşlarımla, Đnternet siteleri vasıtasıyla
yaptığımız araştırmalar da...

Bu toplam 75 şirketten sadece 20 sinde Sponsorluk (Kültür ve


sanat organizasyonları ile STK lara maddi destek) ve Sosyal
Sorumluluk (Çeşitli burslar, rehabilitasyon ve ilaç destekleri,
hastanelere tıbbi cihaz bağışları ve oda tefrişleri, tıbbi sağlık
birimleri ve hastane inşaatları) aktiviteleri ile bu 20 şirketten
sadece... 5 tanesinde (1 yerli - 4 yabancı) Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Projelerine yer verildiğini görünce...

412
AB ve uluslararası pazarlar’da varolma açısından büyük bir
eksikliği farkederek, ĐEĐS Đlaç Endüstrisi Đşverenler Sendikası,
Türkiye Đlaç Sanayi Derneği ve Türkiye Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Derneği ve de BM Küresel Đlkeler Sözleşmesi
UNGC - Türkiye Ulusal Temsilciliği ile temasa geçtik!..

Konunun; geçmişi... gelmişi... ve geleceği... ile iligili 30 sayfalık


bir dosya hazırladık...

Tüm yetkili birimlere takdim ettik ve arzu edilirse hiç bir


karşılık beklemeden… KSS Proje Koordinatörlüğü'nü
üstlenebileceğimizi belirttik.

Kısa bir süre içinde aldığımız cevaplar, bizleri çok mutlu etti ve
2010 yılı için çalışmalarımız başladı...

BM Küresel Đlkeler Sözleşmesi Türkiye Ulusal Temsilciliğine,

Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’e,

Đ.E.Đ.S. ve Türkiye Đlaç Sanayi Derneği’e…

Verdikleri destek için sonsuz teşekkürler!..

Tabii... güzel gelişmeleri ve sonuçları da sizlerle paylaşmak


isterdim ama, bu kitaba yetişmesi pek mümkün değil...

***************************************************

413
Ancak kitap henüz baskıya girmeden gelen şu mail’i de sizlerle
paylaşmak istiyorum.

***************************************************

From: Pınar ILGAZ [mailto:pilgaz@arge.com]


Sent: Sunday, October 04, 2009 6:58 PM
To: Ali Riza Deger (Proje Koordinatörü)
Subject: Global Compact - Đlaç Sektörü

Sayın Ali Rıza DEĞER,

Daha önce konuştuğumuz gibi geçtiğimiz hafta "Global


Compact Türkiye Network" toplantısında, sektörlere yönelik
projemiz üzerinde görüşme fırsatımız oldu.

2010 yılı için belirlediğimiz üç sektörden birisinin de


"Đlaç Sektörü" olması konusunda görüş birliğine varıldı.

Dolayısıyla, sizin hazırladığınız kapsamlı araştırma raporunun


da detaylı incelenmesi ile...

1. Đlaç sektöründe Global Compact ile ilgili bilgilendirme ve


farkındalık yaratma,

2. 10 ilke kapsamında sektörün en öncelikli sorun/ihtiyaçlarının


belirlenerek gündeme getirilmesi,

3. Global Compact’ın 10 ilkesinin sektörde geniş katılımla


imzalanmasına yönelik süreçte, sizin de katkı ve
yönlendirmelerinizle yol almak istiyoruz.
414
Konuya ilişkin çalışma planı ve ilerleme adımlarını belirlemek
amacıyla sizinle görüşmeyi planlamaktayız.

Bu karar doğrultusunda sizinle yapmayı planladığımız


görüşmeye ilişkin, size de uygun olan bir tarihi, önümüzdeki
haftalarda belirlemeye çalışacağız.

Konu ile ilgili gelişmeler hakkında, sizi bilgilendirmek istedik.

Saygılarımızla,

Pınar ILGAZ

Birleşmiş Milletler
Küresel Đlkeler Sözleşmesi
Türkiye Ulusal Temsilciliği

ĐEĐS Đlaç Endüstrisi Đşverenler Sendikası

2010 Yılı Sektör Toplantıları 18. Şubat. 2010 - 10. Mayıs. 2010

***************************************************

415
AFEDERSĐNĐZ!..

BU DÜNYA KĐMĐN?

20. 21. 22. YÜZYIL

BÜYÜK (!) PROJELER . . .


416
BÜYÜK PROJELER . . .

Sizlerin de bildiği gibi ülkemiz’de ve dünya’da yaşanan...


ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar, tabii afetler dışında bir
anda oluşmuyor...
Yapmayı düşündüğümüz plan ve projelerle ilgili olarak...
olayların gelişimini daha iyi anlamak ve köklü çözümler
üretebilmek için... gerekiyorsa, tarihe bakmakta fayda var.

Tarih de bir süreçtir. Bu süreci de iyi araştırmak ve doğru


okumak gerekir, diye düşünüyorum.
Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Sayın Öztin Akgüç’ün
deyimiyle... “Yakın tarihimizde yaşadığımız, gözlemlediğimiz
olaylar dahi... öyle çarpıtılıyor, öyle aktarılıyor ki... kişinin
tarihe... tarih olarak aktarılan olgulara... güveni kalmıyor.
417
Đnsan kirliliği, tarihi bilgileri de kirletiyor. Neyi doğru, neyi
gerçek olay, olarak kabul edeceksiniz? Geçmişi yeniden
gözlemlemek, sınamak, doğrulamak olanağımız yok. Size
aktarıldığı şekilde olayları algılıyorsunuz. Kuşkucu iseniz,
kafanızda biraz soru işaretleri beliriyor.
Yıllar öncesi yaşanan olaylar, ne ölçü de doğru aktarılıyor, ne
ölçü de çarpıtılıyor? Kişilerin ve toplumların... eğitimleri, hayal
güçleri, eğilimleri, bakış açıları, hatta çıkar’ları (Ki mutlaka...
ulusal veya uluslararası çıkarları...), olayların aktarımları’nı
etkiliyor!”
En azından Atatürk’ün izinde... çağdaş, demokratik, laik bir
hukuk devleti olarak... Cumhuriyet Tarihimiz ve 1950 ler’den
bu yana yaşadığımız bir çok gelişme için... bu açıklamalara
katılmamak mümkün değil!..

Ama bir de dünya’ya bakmak gerekiyor...

Dünya’da ne planlar yapılmış ve de yapılmaya devam ediyor...

Ülkemiz’de... Haziran 2009 da, hazırlığı 3 yıl süren “Ulusal


Biogüvenlik Yasa Tasarısı” adlı tasarı, Bakanlar Kurulunda
imzaya açıldı... Bir grup muhalefet Milletvekili de, bu GDO
(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) tasarısı ile ilgili Meclis
araştırması istedi.
Türkiye’de 31.10.2006 da çıkartılan “Tohumculuk Kanunu”
uyarınca, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izniyle bu tohumlar
ithal edilebiliyor. Ancak, yaygın ekim yapılması yasak!..

418
Pek’de hayra alamet olmayan bu tasarı ile ilgili aynı tarihlerde,
Sayın Sadık Çelik’in aynı gazetede belirttiği gibi (Nedense,
başka medya organlarında bu tür konular... diğer önemli
konuların yanında pek yer bulamıyor!..); GDO ların... insan
hayatı, bioçeşitlilik ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin
ötesinde, arka planda kalan... ürkütücü ve karamsar başka
gerçeklerinde varlığının kanıtını... (Aşağıdaki araştırmada da,
yer aldığı şekliyle...) eski Amerika Dışişleri Bakanlarından
Henry Kisinger’in 1970’ler de söylediğini görmekteyiz.

“Petrolün kontrolüyle ülkeyi ve bölgeleri, gıdanın kontrolüyle


de insanları kontrol edebilirsiniz.”
Sayın Sadık Çelik... şöyle devam ediyordu...

AB ülkelerine baktığımızda, hepsinin biogüvenlik mevzuatları


hazırlanırken, bilimin yol göstericiliğinden sapmadan insan
hayatına özen gösterdiklerini görüyoruz. Sadece uygulamada
bazı nüans farklılıkları var.
Bu ülkelerin hepsinde GDO’lu ürünlerin (Hormonlu Ürünler)
ekimine ve ithaline kontrollu ve kısıtlı izin veriliyor.
Burada önemli olan ve belki de yukarıda bahsettiğimiz tabloyu
yaratan noktalardan biri de, AB de... konuyla ilgili yasaların,
yine konunun uzmanları ve ilgili akademisyenler tarafından
hazırlanmış olmasıdır...
Daha önce... Avrupa’nın “Deli Dana” ve diğer vaka’lar da
dilinin yanmış olmasından dolayı... kamu kurumlarına ve
bürokratlara karşı oluşan güven eksikliğinden... bu sefer
bağımsız bilim adamlarından oluşturulan bir “Gıda Güvenliği
Otoritesi”ni (EFSA) devreye soktular.

419
Bizim akademisyen ve uzmanlarımız ise, yasa taslağının
oluşturulması sırasında, kendi görüşlerinin alınmadığından ve
yasa’nın daha çok bürokratlar tarafından hazırlandığından
şikayetçi...
Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız gıda krizi hala hafızalarımızda
iken, bazı teorisyenler... bu gıda krizinin, hiç de sanıldığı kadar
masum olmadığını, dünyada yeteri derecede tarımsal üretim
yapılmasına rağmen hala milyonlarca aç insan olmasının... ve
yaşanan gıda krizlerinin gizli sorumlularının, tekelleşmiş olan
konvansiyonel tohum ve GDO’lu tohum üreticisi firmalar
olduğunu iddia ediyorlar.
Đnsanlar aç kalacak ki, bu firmalar da “Đşte... açlığa çözüm” diye
GDO’lu tohumlarını rahat rahat pazarlayabilsinler...
Bu şirketler kutsal ve insani amaçlarla hareket ederek,
dünya’daki açlık sorununa çare olmak için çalışıyorlarsa...
O zaman adama sorarlar... “Madem kar amacı gütmüyorsun,
açlığa çare olmak istiyorsun da, tohumlarını neden patentleyerek
tröstleşiyorsun?”
GDO’lu tohumla üretim özellikle bazı çiftçilerimize çok cazip
gözükebilir... az bir emekle, bol ve firesiz ürün almayı kim
istemez? Üstelik de bu tohumlarla üretilmiş ürünlerin, ülkemize
ithali yıllardan beri serbestken ve bu konuda da her hangi bir
denetim uygulanmazken... bizim çiftçimizin kısıtlı olanakları,
imkansızlıkları, yetersizlikleri ile... özendirici GDO’lu
tohumların karşısında durabilmesini, direnebilmesini istemek,
fazla iyimserlik olmayacak mıdır?
Dolayısıyla GDO lar, her ne kadar... açlığa, kıtlığa çare olacak,
çiftçiyi kalkındıracak, bioyakıt üretiminde kullanılarak çevreye
de katkı sağlayacak... yeni ve modern bir tarım tekniği olarak
420
lanse edilse de... madalyonun öbür tarafında, bu ürünler için
gerekli olan tohumların dünyada sadece 3 - 5 uluslararası
firmadan sağlanabiliyor olmasının yol açtığı... GDO
üretimindeki bağışıklık ve bağımlılık nedeniyle, bir kere
GDO’lu üretime başlarsanız... elinizi verip, kolunuzu
alamayacaksınız.
Hem devlet, hem de çiftçi olarak bu şirketlere esir olacaksınız!..
Diğer taraftan da... doğanızı, çevrenizi, toprağınızı, geleceğinizi
ve gen zenginliklerinizi riske edeceksiniz.
Evet değerli dostlarım...
Organik tarım ve tohum gibi büyük avantajlarımız varken,
uluslararası tohum ve gıda tekelleri... yarım asırlık bir süreçte,
ülkemizi de, diğer kalkınmakta olan ülkeler gibi... tarımda da,
gıda da, malesef dönüşü çok zor olan bir yola sokmaktalar...
Küresel bir felaket tehditi yaratıp, sonra yaraları sarma
bahanesiyle, dünya ekonomisinin ve siyasetinin kontrolünü ele
geçirme planı, sizce çok mu ütopik?

Buyrun bakalım!.. ☺
***************************************************

Kuzey Kutbu'nda... “Kıyamet Tohum Deposu”

“Bill Gates, Rockefeller ve GDO Devleri…


Bizim bilmediğimiz bir şeyler mi biliyorlar acaba?”

(F. William Engdahl)

421
Microsoft’un kurucusu Bill Gates’i suçlayamayacağımız tek şey
tembellik’tir. Daha 14 yaşındayken program yapıyordu ve
Harward’da 20 yaşında öğrenciyken, Microsoft’u kurdu…

1995’te Forbes dergisi onu hırsı nedeniyle, kişisel bilgisayarlar


için yazılımda tekele dönüşen Microsoft’ta… en fazla pay’a
sahip olan dünyanın en zengin adamı… ilan etti.

2006’da… onun durumunda birçok insan, Pasifik’te bir adada


hayatın tadını çıkarmayı düşünse de… Bill Gates tüm enerjisini
Bill & Melinda Gates Vakfı’na adamaya karar verdi.

Vakıf, 34.6 milyar dolar bütçesi olup, vergiden muhaf olma


konumu koruyabilmek için, senede 1.5 milyar dolar bağış
yapmak zorunda olan, dünyanın en büyük “Özel Vakfı”dır.

Gates’in arkadaşı ve iş ortağı olan Warren Buffet, 2006’da


Gates Vakfı’nı 30 milyar dolarlık hisseyle, her yıl Birleşmiş
Milletler Sağlık Teşkilatı’nın yıllık bütçesinden daha fazla para
harcayan Buffet Berkshire Hathaway’a dahil etti.

Elli yaşında çalışma hayatından çekilerek, bir anlamda emekli


olduğunu ilan eden ve eşiyle zamanının önemli kısmını, geri
kalmış toplumlarda… özellikle Afrika’da yardım faaliyetlerine,
açlıkla ve hastalıklarla mücadeleye ayıran Bill Gates… eğer,
“Gates Vakfı” aracılığıyla… bir Proje’ye her yıl 30 milyon
dolar’dan fazla harcıyorsa, bu proje… incelenmeye değerdir.

Şu anda dünyadaki hiçbir proje, dünya’nın en ücra köşesindeki


(Svalbard), bu… kuşku verici proje kadar, ilginç olamaz.

Bill Gates, Kuzey Kutbu’na 1.100 km uzaklıkta bulunan, Kuzey

422
Kutbu Okyanusu yakınlarındaki Barents Denizi’nde yer alan
“Svalbard Tohum Bankası”na… milyonlar yatırıyor. Svalbard,
Norveç’in hak iddia ettiği ve 1925’te uluslararası sözleşmeyle
alınan çorak bir kaya parçası…

Tanrı’nın unuttuğu bu adada, bugün “Kıyamet Tohum Bankası”


olarak bilinen tohum bankasına, Bill Gates… on milyonlarca
doları… Rockefeller Vakfı… Monsanto… Syngenta Vakfı…
Norveç Hükümeti ve Diğerleri… ile hep birlikte yatırıyor.

Svalbard takım adasının bir parçası olan Norveç Spitsbergen


adasındaki projenin resmi adı “Svalbard Küresel Tohum
Deposu”dur!..

Tohum bankası, Spitsbergen adasında bulunan küçük bir kasaba


olan “Longyearbyen” yakınlarında buzullar’la kaplı bir dağ’da
kurulmakta… Ve de verilen bilgilere göre de çalışmaya hazır!..

Bu tohum bankası, patlamaya dayanıklı çift kapılı harekete


duyarlı algılayıcıları olan, hava geçirmez ve de bir’er metre
kalınlığında, çelik destekli beton duvarlar’la… yapılmaktadır.

Norveç hükümetine göre, banka tüm dünyadan 3.000.000 farklı


tohum çeşidini barındıracak ve böylece çeşitlilik… gelecek için
korunacaktır.

Tohumlar nemden korunmak için özel olarak ambalajlanacak…


Bankada çalışan tam zamanlı personel olmayacak ve depoya
erişimin çok zor olması… herhangi bir insan faaliyetinin
gözlemlenmesini de kolaylaştıracaktır.

Bir şey mi kaçırdık, acaba?

423
Yaptıkları basın açıklamasına göre, amaç… tohum çeşitliliğini
gelecek için korumak...

Banka’nın destekleyicisi olanlar tüm dünyadaki tohum


bankalarında zaten korunan tohumların varlığını, küresel olarak
tehlikeye sokan… acaba ne gibi bir tehlikeyi öngörüyorlar?

Ne zaman Bill Gates, Rockefeller Vakfı, Monsanto ve Syngenta


ortak bir projede bir araya gelse… Spitsbergen Kayaları’nı biraz
daha derinden deşmeye değer. Bunu yaparsak, çok hayret verici
sonuçlara ulaşırız…

Đlk önemli nokta tohum deposunun destekçilerin kimler olduğu?

*) Norveçliler ve Bill & Melinda Gates Vakfı… dünyanın en


büyük patentli… genetiği değiştirilmiş tohum ve ilgili tarım
kimyasalları’nın sahibi…

*) ABD tarım devleri… Du Pont… Pioneer Hi-Bred… Dow…

*) Monsanto… Syngenta Vakfı aracılığıyla, Đsviçre menşeli


büyük GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi…

*) Syngenta… “1970’den bu yana 100 milyon dolar’la gen


devrimini başlatan” özel bir grup…

*) Rockefeller Vakfı… tarımsal değişim ile ideal genetik


saflığını desteklemek için oluşturulan Rockefeller Vakfına bağlı,
CGIAR küresel şebekesi…

CGIAR ve “Proje”

“Ölümün Tohumları” kitabımda ayrıntılarıyla anlattığım gibi…

424
Rockefeller Vakfı, John D. Rockefeller III’ün Tarım Gelişim
Konseyi ve Ford Vakfı, Filipinler Los Banos’da Uluslararası
Pirinç Araştırma Merkezi’ni (IRRI) kurmak için güç birliği
yaptılar. (a)

1971’de Rockefeller Vakfı’nın IRRI’sı, Meksika’daki Uluslar


arası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi ile diğer iki
Rockefeller ve Ford Vakfı ürünü uluslararası araştırma merkezi
olan tropik tarım için Nijerya’da IITA ve pirinç için Filipinler’
de IRRI Uluslarası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık
Gurubu olan CGIAR’ı oluşturmak için birleştirildi.

CGIAR… Rockefeller Vakfı’nın, Bellagio-Đtalya’daki konferans


merkezinde düzenlenen bir dizi konferanslar da oluşturuldu…

Bellagio’daki konuşmalardaki önemli konuşmacılar…


Rockefeller Vakfı’ndan George Harar… Ford Vakfı’ndan
Forrest Hill… Dünya Bankası’ndan Robert McNamara… ile
Rockefeller ailesinin uluslararası çevre örgütçüsü 1972’de
Stokholm’de BM Dünya Zirvesi’ni bir Rockefeller temsilcisi
olarak düzenleyen Maurice Strong…

Bu zirve, vakfın onlarca yıldır süren planının… bilimi, öjeniğin


(üstün ırk yaratma) hizmetine sunma hedefinin bir parçasıydı…

Öjenik aslında üstün ırk yaratma düşüncesinin, daha üstü kapalı


olan… yeni bir formu’dur ve “Proje” olarak anılır. (Tabii ki…
Vizyon Tasarımcıları’nın projeleriyle aynı anlamda değil!..)

En fazla etkiyi sağlayabilmesi için CGIAR… BM Gıda ve


Tarım Örgütü’nü (FAO), BM Đlerleme Programı’nı ve Dünya
Bankası’nı da işin içine dahil etti.

425
Böylelik’le ilk kurduğu vakıfların, planlamaları aracılığıyla…
Rockefeller Vakfı… 1970’lerden itibaren küresel tarım
politikalarını şekillendirebilecek konuma geldi… Ve başardı!

Rockefeller ve Ford Vakfı’nın büyük araştırma burslarıyla


finanse edilen CGIAR… “Üçüncü Dünya” ülkelerinin Bilim
Adamları’nın ve Agronomist (Tarım Uzmanları ve Ziraat
Mühendisleri)’lerinin… modern tarım ürünü kavramlarında
uzmanlaşmaları ve ülkelerine bunu geri götürmeleri ile yakından
ilgilendi…

Bu süreçte… bu ülkelerde ABD Tarım Şirketleri’nin


desteklenmesi, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde GDO’lu
“Gen Devrimi”nin, bilim ve serbest tarım piyasasının teşviki
için… paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdu…

Genetik olarak üstün ırk mühendisliği mi?

Đşte burada Svalbard Tohum Bankası ilginçleşiyor. Hatta daha


da önemlisi… “Proje” Rockefeller Vakfı’nın ve zengin finans
kurumlarının, 1920’lerden beri genetik olarak üstün ırk
yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları… “Öjenik (daha
sonradan “Genetik Mühendisliği” denen) Proje”dir.
(Hitler ve Naziler, buna “Ari… Üstün Irk” demişlerdi.)

Hitler’in öjeniği… bugün yeryüzündeki tüm tohum çeşitlerinin


örneklerini saklamak için bir kıyamet tohum deposu kuran, aynı
Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti.

Đşte şimdi durum daha da ilginçleşiyor. Aynı Rockefeller Vakfı


insan hayatını “gen dizilimlerine” indirgemeye çalışan, sözde
“moleküler biyoloji” bilimini yaratmıştı ve sonunda insan

426
özelliklerini, istenilen şekilde değiştirmeyi ümit ediyorlardı…
Savaştan sonra sessizce ABD’ye, biyolojik öjenik çalışmalarını
devam ettirmeleri için getirilen Hitler’in öjenikçi bilim adamları,
çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusunda
çok ciddi temel adımlar attılar.

Hitler’in bu bilim adamları, Nazi Almanyası’na kadar da… açık


bir şekilde Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti. (b)

Aynı “Rockefeller Vakfı” 1946’da Nelson Rockfeller ile


Pioneer Tohum Şirketi kurucusu Henry Wallace’ın Meksika’ya
yaptıkları bir geziden sonra, sadece adı yeşil olan… “Yeşil
Devrimi” de başlatmıştı.

“Yeşil Devrim” Rockefeller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi


ülkelerde açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu.

Rockefeller Vakfı Agronomisti Norman Borlaug bu nedenle bir


Nobel Ödülü aldı. Henry Kissinger’in da 1973’de Nobel Barış
ödülünü aldığını düşündüğümüz de bunun çok ta övünülecek bir
şey olmadığını söyleyebiliriz…

Yıllar sonra, Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin


ileride tekelleştirebilecekleri küresel ölçekte bir “tarım işi
geliştirme planı” olduğu ortaya çıktı… tıpkı yarım yüzyıl önce
“petrol endüstrisi” işinde yaptıkları gibi…

Henry Kissinger

Henry Kissinger’in 1970’de söylediği gibi “Eğer petrolü


kontrol ederseniz, ülkeyi kontrol edersiniz… Eğer gıdayı
kontrol derseniz, dünyayı kontrol edersiniz…”

427
Tarım işi ve Rockefeller’in Yeşil Devrimi kol kola ilerledi. Her
ikisi de Rockefeller Vakfı’nın bitki ve hayvanların genetik
mühendisliği yoluyla geliştirilmesini de içeren büyük planının
parçasıydılar…

John H. Davis 1950’lerin başlarında Başkan Dwight Eisenhower


yönetiminde Tarım Bakanı yardımcısıydı.
1955’de Washington’dan ayrıldı ve o zamanlar tarım uzmanları
için önemli bir yer olan Harvard Đşletme Okuluna girdi. Belirgin
bir stratejisi vardı.
Davis 1956’da Harvard Đş dergisinde yazdığı makalede…
“Çiftlik sorununu, sonsuza değin çözmenin ve işlevsiz hükümet
programlarını engellemenin tek yolu, tarımı… şirketlere
devretmektir” dedi.
Çok az kişi ne düşündüğüne dair ipuçlarına sahip idiyse de o ne
istediğini çok iyi biliyordu…
Gıda zincirini… geleneksel aile çiftçiliği’nden alıp ulusötesi
şirketlerin eline teslim ederek, tarıma darbe yapmaktı amacı. (c)

Rockefeller Vakfı ve ABD tarım şirketlerini heyecanlarından


şey, Yeşil Devrim’in gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid
tohumların üretilmesine dayanmasıydı.
Hibrid tohumların en can alıcı özelliği, üreme kapasitelerinin
olmayışıydı. Hibrid tohumlar üreyemiyordu.

Tohumları ebeveynleri’ninkine benzer ürünler veren ve açıktan


polenlenen türlerin aksine… hibrid bitki tohumlarından elde
edilen hasatın verimi ilk jenerasyona göre çok düşüktü.

428
Hibrid (Melez… Genleriyle oynanmış… Değiştirilmiş…) lerde
bu azalan hasat verimi özelliği yüksek miktarda hasat alabilmek
için çiftçilerin her sene tohum almasını gerektiriyordu.

Dahası ikinci jenerasyondan alınan hasattaki verim düşüklüğü,


tohum ticaretinin… tohum şirketleri dışında yapılmasını ve
paylaşılmasını engelliyordu. Büyük küresel tohum şirketleri
ebeveyn tohumlukların dışarıya sızmasına engel olabilirse hiçbir
çiftçi ya da rakip, hibridleri yetiştiremeyecekti.

Hibrid tohum patentlerinin, Du Pont’un Pioneer Hi - Bred ve


Monsanto’nun Dekalb’ının başını çektiği bir avuç dev tohum
şirketinin elinde toplanması, daha sonra GDO’lu tohum darbesi
için yolu açtı. (d)

Aslında modern Amerikan tarım teknolojisi, kimyasal gübreler


ve ticari hibrid tohumlar… yerel ve özellikle de orta ölçekli ve
daha kurumlaşmış olan çiftçileri, başta ABD’dekiler olmak
üzere tarım ve petrokimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu.

Bu on yıllardır dikkatlice planlanan bir sürecin ilk adımıydı…

Yeşil Devrim adı altında Tarım Şirketleri, ABD’li ihracatçıların


sınırlı giriş yapabildikleri ulusal pazarlara, daha rahat girme
imkanı bulabiliyorlardı.
Bu eğilim, daha sonradan “pazar merkezli tarım” olarak
anılmaktaydı. Aslında bunun gerçek adı “tarım şirketlerinin
kontrolünde tarım” idi…

Yeşil Devrim aracılığıyla Rockefeller Vakfı ve daha sonra Ford


Vakfı… ABD Uluslararası Gelişme Ajansı ve CIA’nın, dış

429
siyaset hedeflerini şekillendirmek ve de desteklemek için kol
kola çalıştılar.

Yeşil devrimin en büyük etkilerinden birisi iş aramak için


şehirlere göç eden köylünün kırsaldan göç etmesi ve kırsalı
boşaltması idi. Bu bir tesadüf değildi. ABD’li küresel şirketlerin
ucuz işçi havuzları yaratmak için yaptığı planın bir parçasıydı,
ya da son yıllardaki adıyla “küreselleşmenin”…

Yeşil Devrim’in kendi kendine yaptığı teşvik sona erdiğinde


sonuçlar söz verilenden oldukça farklıydı.

Yeni kimyasal ilaçların gelişigüzel kullanımıyla ciddi sağlık


sorunlarını beraberinde getiren sorunlar baş gösterdi. Yeni
hibrid tohumların mono kültür yetiştirilmesi toprağın ve hasatın
verimini düşürdü.
Halbuki ilk sonuçlar çok etkileyici idi… örneğin Meksika’da
önce mısır sonra buğday’da iki ya da üç hasat birden alınmıştı.
Bu durum kısa süre sonra değişti…

Yeşil Devrim’e genellikle büyük sulama projeleri eşlik ediyordu


ki, bu genellikle devasa barajların yapılması için Dünya Bankası
fonlarını içeriyor, yerleşim birimleri ve büyük verimli tarım
alanları sular altında kalıyordu.
Ayrıca “süper buğday” dekar başına ihtiyaç duyduğu büyük
oranda gübre miktarıyla, toprağı nitrat ve petrole boğuyordu. Bu
gübrelerse hepsi kardeş olan Rockefeller kontrolündeki büyük
petrol şirketlerinin ürünüydü…

Yüksek miktarlarda kullanılan ot ve böcek ilaçları petrol ve

430
kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim
aslında bir “kimyasal darbeydi”.

Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç


girdisini finanse etmeleri mümkün değildi…

Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak ve ABD


hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York
bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.

Birçok gelişmekte olan ülkede uygulanan bu krediler daha çok


büyük toprak sahiplerine gitti. Küçük çiftçiler de durum farklı
işliyordu. Küçük ölçekli çiftçi ilaç ve gübre alamadığı için
borçlanmak zorunda kalıyordu.

Başlangıçta çeşitli hükümetler çiftçiye tohum ve gübre


alabilmesi için kredi sağlamaya çalıştı. Bu programa
katılamayan çiftçiler tefecilerden borç aldı. Ancak resmi
olmayan yüksek faiz oranları nedeniyle birçok küçük ölçekli
çiftçi ilk baştaki yüksek hasat veriminden bile bir fayda
sağlayamadı.

Hasattan sonra ürünlerinin tamamını borç ve faizi geri ödemek


için satmak zorunda kaldılar. Para tüccarlarına ve tefecilere
bağımlı hale geldiler ve genellikle topraklarını kaybettiler.

Hükümetin verdiği düşük faizli krediler bile bu durumu


düzeltemedi ve çiftçi kendini bile doyuramaz hale geldi. (e)

On yıllardan beridir Yeşil Devirimi destekleyen, içinde


Rockefeller Vakfı’nın da bulunduğu çıkar çevreleri, Rockefeller
Vakfı’nın başkanı Gordon Conway’in birkaç yıl önce belirttiği

431
“Gen Devrimi”ni, yani GDO patentli tohumların da dahil olduğu
endüstriyel tarım girdilerinin yayılmasını, teşvik etmek için
çalıştılar…

Gates, Rockefeller ve Afrika’da Yeşil Devrim…


1950’lerin Rockefeller Vakfı’nın, Yeşil Devrimi akılda tutulmak
kaydıyla… aynı Rockefeller Vakfı ile Gates Vakfı’nın şu anda
milyonlarca doları olası bir kıyamet senaryosuna karşı… tüm
tohumları saklamak için yatırım yapıyor olması oldukça şüphe
uyandırıyor…
Aynı kişiler Afrika’da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha
milyonlarca dolar yatırıyorlar.
AGRA denilen bu proje Yeşil Devirim’i başlatan aynı
Rockefeller Vakfı projesidir. AGRA yönetim kurulunda
kimlerin olduğuna bakmak bunu teyit etmeye yeterlidir…
BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan da bu kuruldadır. 2007’de
Güney Afrika Cape Town’da düzenlenen Dünya Ekonomik
Forumunda yaptığı kabul konuşmasında şunları söylemiştir.

“Rockefeller Vakfı, Bill & Melinda Gates Vakfı ve Afrika


kampanyamızı destekleyen diğer herkesin bu davetini şükranla
kabul ediyorum”

AGRA Yönetim kurulunda; Rockefeller Vakfı temsilcilerinden


Güney Afrikalı Strive Masiyiwa da bulunmaktadır. Bill &
Melinda Gates Vakfı’ndan Sylvia M. Mathews. Dünya Bankası
Yönetim Kurulu eski (2002 - 2006) Başkanı Mamphela
Ramphele. Gates Vakfı’ndan Rajiv J. Shah. Rockefeller
Vakfından Nadya K. Shmavonian. Gates Vakfı’ndan Roy
Steiner…
432
AGRA… ek bir kurul olarak Rockefeller Vakfı Đdari Yöneticisi
Gary Toenniessen ile Rockefeller Vakfı Başkan Yardımcısı
Akinwumi Adesina’yı da… içermektedir.

Listeyi tamamlamak için AGRA programlarına şu isimleri


ekleyebiliriz… Rockefeller Vakfı’ndan Đdari Yönetici Peter
Matlon. Afrika tohum sistemleri başkanı ve Rockefeller Vakfı
Yönetici Yardımcısı Joseph De Vries.
Öyle görülüyor ki daha önce Hindistan ve Meksika’da
başarısızlığa uğrayan Yeşil Devrim’de olduğu gibi, Afrika’daki
Yeşil Devrim de Rockefeller Vakfı’nın öncelikleri arasında yer
almaktadır.

Bugün dikkat çekmeseler de Monsanto ve diğer GDO şirketleri,


Kofi Annan’ı… patentli genetiği değiştirilmiş tohumları
maskelemek için kullanılan aldatıcı “bioteknoloji” kelimesiyle...
patentli GDO tohumlarını, Afrika’ya yaymak için
kullanmaktadırlar.
Bugün “Güney Afrika”, GDO tohumların yasal olarak
ekilmesine izin veren tek Afrika ülkesidir. 2003’de Burkina
Faso GMO mahkemeleri kurulmasına onay verdi. 2005’te Kofi
Annan’nın ülkesi Ghana biyogüvenlik yasasını yürürlüğe soktu
ve anahtar konumdaki yetkililer GDO ürünlerin araştırılması
gerektiğine dair niyetlerini dile getirdiler…

Afrika, GDO’nun dünya çapında yayılması için ABD


hükümetinin açtığı kampanyanın yeni hedefidir. Verimli
toprakları Afrika’yı ideal bir aday yapmaktadır. Afrika tarım
sistemine, GDO’lu tohumların yayılması amacıyla birçok
genetik mühendisliği ve biogüvenlik projesi başlatılmıştır ve de
bu nedenle birçok Afrika Hükümeti, GDO destekçilerinden kötü

433
şeyler beklemektedirler ki… bu şaşırtıcı bir durum değil.

Bunların arasında ABD hükümetinin; Afrikalı bilim adamlarını


genetik mühendisliğinde eğitmek üzere verdiği burslar… ABD
Uluslararası Gelişim Kurumunun (USAID) ve Dünya
Bankası’nın desteklediği biogüvenlik projeleri… Afrika’daki
yerli hasatları kapsayan GDO araştırmaları… yer almaktadır.
Rockefeller Vakfı… yıllardır Afrika tarlalarına GDO’ları
sokabilecek projeleri teşvik etmiş, ama büyük oranda başarısız
olmuştur.
Güney Afrika’daki Mikhathini ovasında GDO pamuğun
uygulanmasını teşvik eden araştırmaları desteklemişlerdir.

Güney Afrika tohum endüstrisinde, hem GDO hem de hibrid


tohumda güçlü olan Monsanto, “Umudun Tohumları”
Kampanyası olarak bilinen ve küçük çiftçileri kapsayan, bir
program başlatmıştır.
Bu program küçük ölçekli fakir çiftçilere bir Yeşil Devrim
paketi sunmakta ve tabi ki bunu… Monsanto’nun patentli
tohumlarıyla yapmaktadır. (f)

GDO Kıyameti’nin “Dört Atlısı”ndan biri olan Đsviçreli


Syngenta, böceklere karşı dirençli GDO mısır geliştirmek için
Nairobi’de yeni bir sera yapımına milyonlarca dolar
aktarmaktadır. Syngenta… CGIAR’ın da bir üyesidir. (g)

Svalbarda’ya Geçiş…

Svalbard’taki “Kıyamet Tohum Bankası”…


Şimdi bu ne demek oluyor?

434
Gates ve Rockefeller Vakfı’nı, Afrika’da patentli ve terminatör
patently… tohumların yayılmasını desteklemeye iten nedir?

Dünya’nın her yerinde… monokültür endüstriyel tarım


başladığından beri, tohum çeşitleri yok olmaktadır.
Bu gruplar aynı zamanda varolan tüm tohum çeşitlerini Kuzey
Kutbu yakınlarındaki bombaya dayanıklı bir kıyamet deposunda
saklamak için milyonlarca dolar harcamaktadırlar.
Bunu tohum çeşitliliğini koruyup gelecekte tekrar yayılması için
yaptıklarını iddia etmektedirler…

Rockefeller ve Gates Vakıfları’nın, Afrika’da GDO’lu Yeşil


Devrim’i teşvik etmek için güçbirliği yapıp, aynı zamanda da
gizlice Svalbar’daki kıyamet tohum deposunu finanse etmeleri
bir tesadüf değildir herhalde?
Svalbard projesi ile birlikte GDO’lu tarım devlerinin ağızları
kulaklarına varmış olmalı…

Aslında “Svalbard” girişimi Michael Crichton’un çok satan


bilim kurgu romanı Andromeda Strain’i anımsatmaktadır.

Bu romanda dünya dışından gelen ölümcül bir hastalık kan’ın


ani şekilde pıhtılaşmasına neden olmakta ve tüm insanlığı tehdit
etmektedir.

Svalbard’da geleceğin en iyi korunan tohum bankası GDO Yeşil


Devrim Muhafızları tarafından korunacak… yani Rockefeller ve
Gates Vakfı, Syngenta, Du Pont ve CGIAR tarafından…

Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü…

435
Svalbard projesi… “Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü” denilen
bir şebeke tarafından işletilecek (GCDT).
Onlar kim ki yeryüzünün tüm tohum çeşitliliğini saklayacak bir
banka kuruyorlar? GCDT… Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım
Örgütü (FAO) ve CGIAR’ın yan kuruluşu olan Bioçeşitlilik
Enternasyonal (daha önceleri… “Uluslararası Bitki Genetik
Araştırma Enstitüsü” idi.) tarafından kuruldu.

GCDT’nın merkezi Roma’da dır… Yönetim Kurulu ise…

*) Margaret Catley Carlson… Yönetim Kurulu Başkanı…


(Kanadalı) aynı zamanda dünyanın en büyük özel su
şirketlerinden bir olan Group Suez Lyonnaise des Eaux’nün
danışma kurulundadır.

Margaret Catley Carlson, aynı zamanda 1998’e kadar John D.


Rockefeller’ın nüfus azatlımı örgütü olan ve New York’ta
bulunan Nüfus Konseyi’nin de başkanıdır.
Bu örgüt 1952’de Rockefeller tarafından Güney Yarımküre
ülkelerinde “aile planlaması”, doğum kontrol yöntemleri ve
kısırlaştırmayı teşvik maskesi altında “öjenik” (üstün ırk)
programını geliştirmek için kurulmuştur.

*) Lewis Coleman… Bank of Amerika eski yöneticisi ve halen


Holywood Dream Works animasyon şirketinin başkanı’dır.

Coleman aynı zamanda Pentagon’un en büyük savaş endüstrisi


taşeronlarından Northrup Grumman Şirketinin yönetim kurulu
üyelerindendir.

*) Jorio Dauster… Brezilya Ekodizel’in başkanıdır. Berzilya’nın

436
Avrupa Birliği eski büyükelçisidir ve Brezilya Maliye Bakanlığı
dış borçlar arabulucusu’dur. Dauster aynı zamanda Brezilya
Kahve Enstitüsü başkanlığı ile Brezilya patent sistemlerinin
modernleştirilmesi projesinin yöneticiliğini de yapmıştır ki… bu
proje yakın zamana kadar Berzilya kanunlarına göre yasak olan
genetiği değiştirilmiş tohumların patentlerinin yasallaştırılmasını
da içermektedir.

*) Cary Fowler… örgütün idari amiridir. Fowler Norveç yaşam


Bilimleri Enstitüsünde Uluslar arası Çevre ve Gelişim
Araştırmaları Bölümü’nde eğitmen ve araştırma yöneticisidir.
Ayrıca, Bioçeşitlilik Enternasyonal’in de baş danışmanı’dır.
CGIAR’a Uluslar arası Bitki Genetik Kaynakları Sözleşmesi
görüşmelerinde Geleceğin Hasatları Merkezlerini tanıtmıştır.
1990’larda FAO’da Uluslararası Bitki Genetik Kaynakları
Programına başkanlık yapmıştır. 1996’dA 150 ülkenin kabul
ettiği FAO’nun Bitki Genetik Kaynakları için Küresel Hareket
Planı görüşmelerini hazırlamış ve danışmanlığını yapmıştır.
ABD Ulusal Bitki Genetik Kaynakları Kurulunun ve bir diğer
Rockefeller Vakfı ve CGIAR projesi olan Meksika’daki
Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi’i mütevelli
heyetinin eski üyesidir.

*) Dr. Mangala Rai… Hindistan Tarımsal Araştırma ve Eğitim


Kurumu Sekreteri (DARE) ve Hindistan Tarımsal Araştırma
Konseyi (ICAR) başkanıdır.
Ayrıca dünyanın ilk büyük GDO deneyi olan oldukça fazla
şişirilen ve hüsranla sonuçlanan GDO “Altın Pirinç” türünü
teşvik eden Rockefeller Vakfı Uluslararası Pirinç Araştırma

437
Enstitüsü’nün de (IRRI) Yönetim Kurulu üyesidir.
Rai Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi’nin
(CIMMYT) Yönetim Kurulu üyeliğini yapmıştır ve CGIAR’ın
Đdari Kurul üyesidir.

Küresel Hasat Çeşitliliği Vakfı… bağışçıları ya da “finans


melekleri” ise ünlü Kazabalanka filminde Humprey Bogart’ın
dediği gibi tüm “tanıdık şüphelileri” içermektedir.
Rockefeller ve Gates Vakfı’nın yanı sıra… GDO devleri
DuPont… Pioneer Hi - Bred… Basel Đsviçre’den Syngenta…
CGIAR ve GDO’ları büyük bir şevkle destekleyen ABD
gelişim ajansı USAID… bağışçılar, ya da “finans melekleri”
arasındadır.
Öyle görülüyor ki GDO ve nüfus azaltımı çakalları insanlığın
tavuk kümesini… Svalbard’daki küresel tohum deposunu…
beklemektedir. (h)

Neden şimdi Svalbard?

Bill Gates ve Rockefeller Vakfı’nın Du Pont ve Syngenta gibi


genetik mühendisliği tarım endüstrisi devleri ve CGIAR ile
birlikte neden “Kuzey Kutbunda, Kıyamet Tohum Bankası”
kurduklarını haklı olarak sorabiliriz…

Terminatör… Yok edici… Böyle bir depoyu kim kullanacak?

Bitki üreticileri ve araştırmacılar… Gen Bankaları’nın birincil


kullanıcıları’dırlar…

438
Günümüzün en büyük bitki üreticileri, küresel bitki patentiçisi
GDO devleri… Monsanto, Du Pont, Syngenta ve de Dow
Kimyasalları’dır.

2007’nin başlarından beri Monsanto ABD Hükümeti ile birlikte


Terminatör, ya da “Genetik Kullanımı Kısıtlama Teknolojisi”
nin (GURT) patentini elinde bulundurmaktadır.
Terminatör, ilk hasattan sonra patentli ticari tohumun “intihar
etmesine” neden olan uğursuz bir teknolojidir.
Bu teknolojiyle özel tohum şirketleri mutlak kontrolü ellerinde
bulunduruyorlar. Gıda zinciri üzerinde böylesi bir kontrol ve
güç, daha önce insanlık tarihinde görülmemiş bir şeydir.

Bu sinsi genetik mühendisliği ürünü, özellikle çiftçilerin her


sene tekrar tekrar pirinç, soya, mısır, buğday (ya da toplumlarını
beslemeleri için neye ihtiyaçları varsa) için Monsanto ya da
diğer GDO tohum dağıtımcılarına gitmelerine neden olur.
Eğer bu, tüm dünyada yaygınlaşırsa belki on yıl içinde dünya
çftçilerinin çoğu Monsanto, Du Pont ya da Dow Kimyasalları
gibi üç beş büyük tohum şirketinin kölesi haline gelecektir.

Bu durum, tohum şirketlerinin… ev sahibi hükümet


Washington’dan gelen emirler doğrultusunda… Washington’un
siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum
vermeme olasılığı için de kapıyı aralayacaktır.
Bunun olamayacağını söyleyenlere son küresel olaylara
bakmalarını tavsiye ederim. Gücün üç dört ABD menşeli tarım
devinde toplanması gerektiğinde, tüm GDO’lu tohumların
dağıtımını durdurmalarına olanak tanımaktadır.
439
Bu şirketler… Monsanto, Du Pont, Dow Chemical… insanlığa
yaptıkları hizmetler açısından oldukça “temiz!” bir sicile
sahiptirler.

Dioksin, PCB, Agent Orange (Vietnam saldırısında kullanılan


bir zehir) gibi buluşları geliştirmiş ve teşvik etmişlerdir. Toksic
kimyasalların kanserojen ve sağlığa diğer olumsuz etkilerinin
bariz delilleri’ni örtbas etmişlerdir.

Dünyanın en çok kullanılan ot ilacı olan glifosatın içme suyuna


karıştığında zehirli olduğuna dair ciddi bilimsel raporları hasır
altı etmişlerdir.

Glifosat, Monsanto’nun Roundup ot ilacındaki ana maddedir ve


Monsanto’nun genetiği değiştirilmiş tohumlarının çoğu ile
birlikte alınmak zorundadır. (i)
Danimarka ülkenin yer altı sularını zehirlediği kanıtlanınca
glifosatı 2003’de yasakladı. (j)
Tohum, gen bankalarında depolanan çeşitlilik, bitki üretimi ve
temel biyolojik araştırmalar için ham maddeyi oluşturur.
Bu amaçlar için yüz binlerce örnek her yıl dağıtılır. BM’nin
Gıda ve Tarım Teşkilatı’na (FAO) göre tüm dünyada 1400
tohum bankası bulunmaktadır ve bunların en büyüğü ABD
hükümetine aittir.
Diğer büyük tohum bankaları… büyükten küçüğe doğru…
Çin, Rusya, Japonya, Hindistan, Güney Kore, Almanya ve
Kanada’da bulunmaktadır.

Ek olarak CGIAR tüm dünyada seçtiği ülkelerde tohum

440
bankaları zincirleri işletmektedir.

1972’de Rockefeller ve Ford Vakfı tarafından Yeşil Devrim


tarım modelini yaymak için kurulan CGIAR, Filipinlerden,
Suriye’ye ve Kenya’ya kadar özel tohum bankalarını kontrol
etmektedirler. Tüm bu tohum bankaları 6.5 milyondan fazla
tohum çeşidi bulundurmaktadır ve bunların 2 milyonu
“endemik”tir. (Bir tek yerde yetişebilen… Yöre’ye özel…)

Svalbard Kıyamet Tohum Deposu 4.5 milyon farklı tohum


çeşidi barındıracaktır.

GDO’lar bir Biyolojik Harp Silahı mı?

GDO ve Ölüm…
Şimdi Bill Gates ve Rockefeller Vakfı’nın Svalbard projesindeki
suistimal olasılığının en önemli tehlikesine bir göz atalım.
Pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi
için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah
olarak kullanılabilir mi?

Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler


tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin
1920’den beri biricik amacı negatif öjenik’tir.
“Negatif Öjenik” istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok
edilmesidir. “Aile Planlaması” Enternasyonal’in kurucusu ve
koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin kanka’sı Margaret Sanger
1939’da harlemde “Negro (Zenci) Projesi” adı altında bir proje
başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı
441
mektupta açıkça dile gitiriyordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan
kaldırmak istiyoruz.” (k)

Küçük bir Kaliforniya bioteknoloji şirketi olan Epicyte yendiği


takdirde erkeklerde spermi kısırlaştıran bir mısırı genetik
mühendisliği marifetiyle geliştirdiklerini açıkladı.
O zamanlarda Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan Du Pont ve
Syngenta ile teknolojisini yaymak için ortaklık kurmuştu.
Epicyte o zamandan beridir Kuzey Karolayna’lı (North
Carolina) bir bioteknoloji şirketi tarafından yönetiliyor. Çok
ilginçtir ki, Epicyte genetiği değiştirilmiş sperm öldürücü mısırı,
ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla
geliştirmişti.
Aynı USDA tüm dünyanın karşı çıkmasına rağmen şu anda
Monsanto’nu elinde bulundurduğu Terminatör Teknolojisininin
geliştirilmesini finanse etmeye devam etmişti.

1990’larda BM’nin Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika


ve Filipinlerde 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının
aşılanması için bir kampanya başlattı.

Aşının paslı çiviye basma gibi nedenlerden bulaşabilen tetanoza


karşı yapılacağı iddia edildi.

Paslı çiviye basma ihtimali erkeklerde de olmasına rağmen aşı


erkeklere ya da erkek çocuklara yapılmadı.
Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise
organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika
Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi.

442
Test sonuçları gösterdi ki Dünya Sağlık Şebekesinin (WHO)
yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların
Chorionic Gonadotrophin ya da hCG içerdiği ortaya çıktı.
Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla ile
birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antibodileri
üretiyordu. Aşı yapılan hiçbir kadına bundan bahsedilmemişti.

Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller’s


Nüfus Konseyi, Dünya Bankası (CGIAR’a ev sahipliği yapar),
ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık Şebekesi
(WHO) için tetanoz taşıyıcılı bir kısırlaştırma aşısı üretmek için
1972’de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı.
Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum deposunu ev sahibi Norveç
hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar
bağış yapmıştı. (l)

Pentagon’dan, Norveç’ten Rockefeller Vakfı’na ve Dünya


Bankası’na kadar… tüm bu şebekelerin Svalbard’daki tohum
bankasıyla da ilgili olması bir tesadüf mü?
ABD Kongresi’nin 1989’da kabul ettiği Anti - Terör yasasını
hazırlayan Prof. Francis Boyle’a gore, Pentagon biyolojik savaş
yapmaya ve kazanmaya hız vermiştir.

Boyle’a göre, bu Bush’un 2002’de halkın bilgisi ve onayı


olmadan yürürlüğe sokulan, iki ulusal strateji hükmü’nün
parçasıdır…
Yalnızca 2001 - 2004’te ABD Federal Hükümeti sivil biyolojik
savaş için 14.5 milyar dolar harcamıştır ki, bu çok yüksek bir
rakamdır.
443
Rutgers Üniversitesi biyologlarından Richard Ebright’a göre
bugün ABD’de 300 bilimsel kurum ve 12.000 kişi, biyolojik
saldırı için kullanılabilecek patojenler’e (Panzehir, Đlaç, Aşı,)
ulaşabilecek konumdadır.
Biyolojik saldırı gücü olan salgın hastalıkların araştırılması için
ABD Hükümeti 497 adet Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH)
araştırma grant’ı (Proje desteği, Fonlama) vermektedir. Elbette
bunlar olası bir terör saldırısına karşı savunma maskesi altında
meşrulaştırılmaktadır.
ABD Hükümetinin biyolojik saldırı için harcadığı dolarların
çoğu genetik mühendisliğine gitmektedir. MIT (Masaçusets
Teknoloji Enstitüsü) biyoloji profesörü Jonathan King biyolojik
saldırı programlarının sayısındaki artışın nüfus için artan
önemde bir tehlike teşkil ettiğini ifade etmektedir.
King şunları ekliyor… “Bu programlar hemen her zaman,
savunma amaçlı olarak nitelendirilse de, savunma ve saldırı
programları, aslında tamamen aynı şeylerdir.” (m)

Svalbvard’daki, Bill Gates ve Rockefeller Vakfı’na ait Kıyamet


Tohum Bankası’nın, bu sefer Dünya Gezegeni’ni yok edecek
olan bir diğer “Çözüm”ün parçası olup olmadığını zaman
gösterecek…

Dip Notlar…
F. William Engdahl, Küresel Araştırma’dan çıkan… “Ölümün
Tohumları…Genetik Mühendisliği’nin Gizli Ajandası (Seeds of
Destruction… the Hidden Agenda of Genetic Manipulation)”
kitabının da yazarıdır.

444
Kendisi, aynı zamanda Pluto Press’ten çıkan “Savaş Yüzyılı…
Anglo Amerikan Petrol Siyaseti ve Yeni Dünya Düzeni” adlı
kitabını da yazmıştır…

Doğader… Doğayı Çevreyi Koruma ve Doğa Sporları Derneği


Çeviri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Levent Kartal (Mart. 2007)
***************************************************
Yalnız… bu araştırmada bahsi geçen, ırklara yönelik “aile
planlaması” ile… ülkemizin sağlıklı geleceği için düzenlenen,
güzel projeler kapsamında uygulanmasını arzu ettiğimiz…
“bilinçli aile planlaması” kampanyaları’nın… aynı amaçta
olmayacağını zaten biliyoruz… ama yine de altını çizelim!..
Fütürist Projeler’e (!) örnek olan “Küresel Tohum Bankası”
2008’de faaliyete geçti ve dünya’ya “Gerçekleşecek Küresel
Kıyamet’te”… insanlığı kurtaracak, yeni “Nuh’un Gemisi”…
olarak tanıtıldı!..
Evet… bunlar bir senaryo değil… Gerçek!..
Dünya’da GDO tehdidine en fazla dikkat etmesi gereken
ülkelerden biri Türkiye. Çünkü biyolojik bakımdan çok zengin.

Yetişen 22.000 bitki türünden 6.000 kadarı, başka hiçbir yerde


bulunmuyor. Buna rağmen bu zenginlik, çokuluslu şirketlerin
tehditlerine ve talanlarına karşı korunmuyor. Yeni yasa ise çok
uluslu şirketlerin ekmeğine yağ sürüyor…
Aslında ülkemizde 2004 yılından bu yana Ziraat Mühendisleri
Odası önderliğinde kurulan ve 46 kuruluştan oluşan (Oda’lar,
Üniversite’ler, STK’lar v.s) “GDO’ya Hayır Platformu” titiz
çalışmalar yapıyor ve devamlı çağrıda bulunuyor…

445
GDO lar, organik tarıma ve biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor.
GDO ların bebek mamaları ve çocukların ek besinlerinde
kullanımı yasak! Peki büyükler için neden yasak değil? diye!..

Bu araştırmaları sizlerle paylaşmamın sebebi de…


*) GDO ları dünyaya pazarlamaya çalışırken, ülkemizde ve
özellikle içanadolu’nun verimli topraklarında, bu banka için…

Monsanto… Syngenta… Ossieck… gibi uluslararası tohum


firmalarına, sözleşmeli olarak özel tohum üreten büyük çiftlik
sahiplerinin…

“Aman sakın bu tohumları, genetik değişikliğe uğratılmış


tohumlarla karıştırmayın. Bizim ürettiğimiz tohumlar farklı.
Ebeveyn tohumları bize dosyaları ile gönderiyorlar. Tüm
bilgiler, hangi ülke için ne kadar üretim yapılacağı dahi mevcut.
Ürettiğimiz tohumlar yurtdışında incelendikten sonra, ancak
onaylanırsa paramızı alabiliyoruz. Başkasından döl almışlığa,
sadece % 1 oranında izin var… Yoksa kabul edilmiyor.”

şeklindeki “Hassas” açıklamalarını, gözler önüne sermek…


*) Đnsanlığın geleceği adına… uluslararası alanlar da yapılan
Plan ve Projeler’den, örnekler sunmak…
*) Gelişmekte olan ülkelere karşı yapılan tuzakları işaret etmek..
*) Uluslararası boyutlarda… parasal gücün önemini bir kez daha
vurgulamak…
*) Dünyada yaşanan ve yaşanacak olaylar’la ilgili, fotoğrafın
tamamına bakmak…

446
Ve… Sayın Ali Ekber Yıldırım’ın, çıkacak kanunla ilgili olarak
belirttiği gibi…
***************************************************

Kamuoyundan sır gibi saklanan “tasarı” taslağı


yasalaştığında, ortaya çıkacak durum şöyle özetlenebilir...

1) GDO'ların üretim ve tüketimine izin verilecek,

2) Bu ürünlerin risk değerlendirmesi, uluslararası şirketlerin


kontrolünde olacak,

3) GDO'lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler,


zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı
olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak,

4) Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai


sorumlulukları oldukça düşük olacak,

5) Zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile


karşı karşıya kalacak,

6) Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna


açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak,

7) Tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla


sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO
kullanılmayacak,

8) Ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolüne


bırakılacak,

447
9) Çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb.
yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek
zorunda kalabilecekler,

10) Bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji


örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının
herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak.

***************************************************

Evet… Türkiye Tohumcular Birliği (TTB) ve Türkiye Tohum


Endüstrisi Derneği (TÜRK - TED) gibi kuruluşlar tarafından…
(GDO lar’la ilgili denetim yetkisinin, T.C. Tarım Bakanlığı
tarafından kendilerine devredilebileceği şeklindeki, taslak
hükmüne dayarak olsa gerek) ürkütücü bir durumun söz konusu
olmadığı belirlenen bu yasa tasarısı, büyük bir ihtimalle… Siz
bu kitabı okuduğunuz zamanlarda yasalaşmış olacak!..

Ama önemli olan bundan sonra neler yapılabileceği ve konunun


takibi… Đnsanların sağlığını, tarımsal üretimin geleceğini tehdit
eden GDO lar’a karşı, herkesin duyarlı ve uyanık olması şart!..

Ha… bu arada, bu uluslararası şirketler’den Syngenta’nın güzel


vizyon’u da aklınızda bulunsun…

Bakın… Syngenta; vizyonunu nasıl belirlemiş . . .

***************************************************

Uygarlıkların başlangıcından bu yana, yaşamın temel kaynağını


oluşturan tarımsal üretim; günümüzde, önemli sorunlarla karşı
karşıyadır...

448
Hızla büyüyen dünya nüfusu, her geçen gün daha çok besine
ihtiyaç duymaktadır...

Buna karşılık, ekilebilir alanların genişleme olanakları çok


kısıtlıdır ve ancak doğal alanlar ile yabani hayat ortamlarının
yok edilmesiyle elde edilmektedirler...

Bu durumda tarımsal üretimi artırmanın tek yolu, birim alandan


daha çok ürün alınması, yani verimin artırılmasıdır...

Ancak bu yönde yapılan çalışmalar ve uygulanan yöntemler bazı


olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir...

Sık işleme nedeniyle toprağın verimliliği azalmakta, gübreleme


ve bitki koruma amacıyla kullanılan kimyasallar... ürünü ve
doğayı... olumsuz yönde etkileyebilmektedir...

21. yüzyılda, tarımda en büyük başarı, olumsuz çevre koşullarını


azaltarak, istenilen üretim artışını gerçekleştirmek olacaktır...

Bu yalnızca, tarımda sürdürülebilir yöntemlerin ve kalıcı


çözümlerin uygulanması ile mümkün olabilir...

“Sürdürülebilir Tarım”, yeterli ve kaliteli miktarlarda gıda


maddesinin uygun maliyetlerde üretimini, Dünya tarımının
ekonomik canlılığını, çevrenin ve doğal tarım kaynaklarının
korunmasını ve dünya nüfusunun refahını geliştirecek sistem ve
uygulamaları içerir...

Syngenta, bitki koruma pazarının en önde gelen


kuruluşlarından biri olmanın verdiği sorumlulukla,
Vizyonu’nu...

449
“Tarımsal üretimde... sürekliliğe ilişkin ilkeleri destekleyen
ürünler ve hizmetler sunarak... kar’lı bir şekilde ☺
büyümek...” olarak belirlemiştir!..

***************************************************

Şimdi isterseniz, diğer uluslararası fotoğraflar’a bakalım…

IBM in yürüttüğü ve planladığı projelerin bazıları…


IBM in ortaya koyduğu “akıllı dünya” kavramı ile sistemler ve
nesneler birbiriyle “konuşabilecek”.
Etrafı algılayan ve iletişim kuran bütün nesneler, daha zeki ve
karar verebilir hale gelecek…
*) Amerika’daki 38 Eyalet’te, 2 milyon hastanın…
enjeksiyonlarının doğru yapılıp yapılmadığını ve ilaçların doğru
şekilde alınıp alınmadığını izlemek için kullanılan ActiveCare
Ağı (Bizdeki ilaç sanayiinde de “barkod” yerine kullanılmaya
başlayan “karekod”un daha gelişmişi…), sunduğu akıllı sağlık
hizmetleriyle, tedavi maliyetlerini % 90 düşürecek…
*) “Galvin Elektrik Đnsiyatifi” araştırmasına göre, elektrik
kesintilerinin Amerikalı’lara maliyeti her yıl 150 milyar dolar,
kişi başına yaklaşık 500 dolar seviyesinde.
Akıllı sistemler sayesinde, bu maliyet tamamen ortadan
kaldırılabilecek…
*) Günümüz de, dünya nüfusunun sadece % 17 si internet
erişimine sahip bulunuyor. Geriye kalan % 83 ü… fakirlik…
okuma yazma bilmeme… bilgisayar kullanmayı bilmeme…

450
veya bilgisayar alacak maddi güce sahip olmama… gibi
nedenlerle internete erişemiyor.
IBM, internetin…bilgisayar kullanılmadan tüm dünya da
erişilebilir ve yaygın hale gelmesini sağlamak amacıyla
“Konuşan Web” (Spoken Web) teknolojisini geliştiriyor.

Konuşan Web, cep telefonu üzerinden… ses etkileşimi


aracılığıyla, insanların bilgiye erişmesini ve işlem yapmasını
sağlıyor…

Çin’li Bilim Adamları, domuz hücresinden kök hücre üretti.


Moleküler Hücre Biyolojisi dergisinde…
Çin’li bilim adamları’nın, basit domuz hücrelerini… kök
hücreye çevirmenin yolunu buldukları açıklandı…
Anghay Biokimya ve Hücre Biyolojisi Enstitüsü’nde görevli
Xiao Lei öncülüğündeki bilim adamları… 10 haftalık bir
domuzun kulak ve kemik iliğinden alınan basit hücrelerin, nasıl
yeniden programlandığını, hücrelerin laboratuvar ortamında
değiştirilip… geliştirilerek, embriyonik kök hücrelere
dönüştürüldüğünü ve bu kök hücrelerin, vücuttaki herhangi bir
hücreye dönüştürülerek, gerektiğinde genetik inşa yoluyla elde
edilecek organların, insanlara nakledilebilmesinin mümkün
olabileceğini açıkladı!..

Gelecek’le ilgili “uygunsuz bir gerçek”… (Zülal Kalkandelen)


Geçenlerde Dünya Çevre Günü kutlandı. Aslında küresel ısınma
tehlikesi nedeniyle pek de kutlama gibi olmadı…Üzerinde
yaşadığı gezegenin yok oluşunu uzun sure seyreden
451
insanoğlu, sonunda panikledi ve bu aymazlığa son verme
çabasına girişti…
Bu çabanın en ünlü isimlerinden birisi, eski ABD Başkan
Yardımcısı… Al Gore!..
Bence, 2000 yılında Bush’a karşı yarıştığı başkanlık seçimini
şaibeli bir şekilde kaybetmiş sayılmasa, dünya için çok daha
hayırlı olurdu…
Ama, Al Gore… o kaybı da bir kazanca dönüştürdü. Küresel
ısınmanın önlenmesi konusundaki çalışmaları ve özellikle “An
Inconvenient Truth” (Uygunsuz Gerçek) adlı belgeseldeki
anlatıcı rolü çok etkili oldu.
Bütün bu çalışmaları alkışlamakla birlikte, Al Gore’a soru
sorma olanağım olsa, şunu sorardım!..
“Dünya’daki sera gazı salınımının beşte birini yaratan…
hayvancılık sektörünün, küresel ısınmaya olan etkisi,
belgeselinizde neden gözardı edildi?”
Bunu sadece vegan olduğum için değil, bilimsel bir gerçeğin
neden gizlendiğini merak ettiğim için soruyorum…
Çünkü bu gerçeğin dayandığı veriler çok açık.(Biraz fazla sayı
vereceğim. Ama… konuyu açıklamak için bu zorunlu.)
1) BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre… Hayvancılık
Sektörü… dünyadaki karbondioksit gazının % 9 undan, metan
gazının % 37 sinden ve azot protoksit’in % 65 inden
sorumlu.Metan gazının küresel ısınmaya etkisi, karbondioksit’in
etkisinin 23 katı… Bu oran azot protoksit’te ise 296 katına
çıkıyor…

452
2) Et endüstrisi, dünyadaki amonyak salınımının % 64 ünün de
sorumlusu. Amonyak ve çeşitli kimyasallar ise, asit yağmurları’
nın ve biyolojik çeşitliliğin, yok oluşunun nedeni…
3) Et üretimi için kullanılan geniş toprakların yanı sıra,
milyarlarca hektarlık alanlar da, hayvanlara besin sağlamak için
tarımsal üretime ayrılıyor.
Örneğin dünyada 756 milyon ton tahıl, çiftlik hayvanlarını
beslemek için kullanılıyor. Bu miktar, açlık riski altındaki 1.4
milyar insanın beslenmesi için kullanılsa… yaşamaları için
gereken miktarın 2 misli tahıl elde ediliyor…
4) Sektörün su tüketiminin çok fazla olması nedeniyle su
kaynakları azalıyor…
Araştırmalara göre… 1 kg sığır eti elde etmek için harcanan su
miktarı… ortalama 18.930 litre iken, bu oran aynı miktarda
patates için 455 litre, buğday için 820 litre, pirinç için 1.735 litre
ve soya için 1.820 litre…
5) Et tüketimi giderek artıyor. Gelişmekte olan ülkeler de kişi
başına düşen yıllık et tüketimi 1980 de 14 kg iken, 2002 de 28
kg oldu. FAO ya göre bu oran 2050 ye kadar 2 katına çıkacak.
Bazı kişilerin et yemeğinin doğal ve gerekli olduğunu savunup,
bunlara itibar etmeyeceğini biliyorum. Ama şu da bir gerçek ki,
insanın sürekli et yemesi çok doğal bir durum değil. Bilimsel
araştırmalar, ilk insanların vejeteryan olduğunu kanıtlıyor…
Etin insane sağlığına etkisi ise ayrı bir tartışma konusu…
Geleneksel mutfağında ete çok fazla yer verilen bir ülkenin

453
vatandaşlarına bunları anlatmanın bir etkisi olur mu?
En azından birileri haftada bir gün et tüketmemeye ikna olabilir
belki… (Sözüm, zaten et almaya gücü yetmeyen dar gelirlilere
değil.) Böylece hem kendi sağlıklarına, hem de dünyanın
geleceğine olumlu bir katkı yapabilirler…
Geçen ay, Belçika’nın Ghent şehrinde bu yönde bir uygulama
başladı. Belediye Meclisi kararıyla, artık Ghent’te haftada bir
gün et yenilmeyecek ve bütün restaurant’lar vejeteryan menu
sunacak!..
Darısı her şehrin başına… Çünkü ete olan bu aşırı düşkünlüğün
önü alınmazsa… dünya daha da hızlı tükenecek.
Đnsanlık için… ne uygunsuz bir gerçek!..

Ne dersiniz? Bizim Ülkemizde de… sigara yasağı gibi


delinmemek kaydıyla… böyle bir uygulama olabilir mi?
Neden olmasın!..
Vizyon tasarımcıları olarak, bizce olur…
Hem de… Sizin önderliğinizde!..
Tabii… hemen sonuç vermeyebilir…
Ama iyi bir proje organizasyonu ile neticeye gidilebilir!
Biraz sabır ve dirayet gerekiyor.

Mesela, verdiğim şu örnek’teki gibi…


***************************************************
Haziran 2009’ da... Bankalar Birliği’ne bir öneri de bulundum...

454
Ve... bu önerimi de, çok güzel sosyal sorumluluk projelerine
imza atan, ülkemizin en büyük bankalarından bir tanesinin, daha
önceden tanıdığım, Genel Müdür Yardımcısı vasıtasıyla...
kendilerine şu şekilde ilettim...
“Özellikle… Tema Vakfı ile birlikte bu yılbaşında başlattığınız
81 Đl’de… 81 Orman… ve diğer güzel projeleriniz için, sizleri
kutlamak istiyorum…

Sizinle paylaşmak istediğim konu ise... geçtiğimiz gün, şubede


işlemlerim yapılırken, hesap cüzdanı’mın dolmasından dolayı…
değiştirilmesi sırasında aklıma geldi!..

Ülkemizin gerçekleri açısından, tamamen e-sistemlere geçişimiz


bayağı zaman alacağından, başta sizin bankanız olmak üzere,
tüm bankalardaki müşteri hesaplarına ait, tüm karton hesap
cüzdanları’nın arkalarındaki baskılar... koyu renk zeminler
yerine, açık renkli ve tramlı olarak basılsa, karton cüzdanların…
Arkaları’da kullanılabilir ve bu yolla, sadece bu konuda… % 50
tasarruf sağlanabilir diye düşündüm…

Daha sonra, tüm bankaların bu uygulamaya geçmesiyle...

Türkiye Bankalar Birliği'nin web sitesini incelerken gördüğüm,


Çok Yaşa Bebek… gibi sosyal sorumluluk projelerinde de
kullanılabilecek böyle bir kaynakla, kurtulacak ağaçlar bir yana,
sağlanacak tasarruf gelirlerini (Banka x Adet x Karton x V.s.)
hesaplamaya çalışırken… bu mail'i size göndermeye karar
verdim… Ve gönderdim!..

Aradan 1 ay geçtikten sonra, çok değerli Genel Müdür


Yardımcısı dostumdan, aşağıdaki mesajı aldım…

455
Ali Rıza Bey,

Aslında mesajınızı alır almaz, önerinizi ilgili arkadaşlara ilettim


ve kurumsal olarak inceliyorlar...

Hem sosyal, hem de ekonomik olarak katkılarınız, ve de çevreye


gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı, şahsım ve Bankam adına çok
teşekkür ederim.

Bu arada, bu kadar yoğun bir şekilde “Sosyal Sorumluluk


Projeleri”nin içinde olmanızdan dolayı, doğrusu çok imrendim...
Đnşallah emeklilik’ten sonra ben de aktif olarak katılabilirim.

Görüşmek üzere... Esen kalın... Saygılarımla . . .

Artık son zamanlar da, internet kullanımı artmaya başladıktan


sonra... (Promosyonlar’la da olsa)... “e-fatura”, “e-extre”, “e-
bildirge”, “e-form”, “e-beyanname” ve de “internet bankacılığı”
v.s. gibi... doğa ve insanlık adına çok çok güzel uygulamalar
başladı ama, yine de büyük bir kesimimiz için “Banka Hesap
Cüzdanları”... “Tapu Senedi”... gibi bir şey!..

***************************************************

Bir de bu aralar... Şubat 2009 da, Malezyanın başkenti Kuala


Lumpur’da yapılan, dünya gıda güvenliği konusundaki... “Tarım
Bakanları” toplantısında alınan kararla, Türkiye’nin, “D - 8”
Ülkeleri’nin (Yani, gelişmekte olan ülkeler... Bangladeş,
Pakistan, Endonezya, Mısır, Nijerya, Đran, Türkiye) “Tohum

456
Merkezi” olmaya hazırlandığı, haberleri de medyada yer almaya
başladı. (Đlk toplantı 24.07.2009 Đzmir)

350 Milyon Dolar’lık yatırımla, ülkemizde ki endemik bitkiler


(yanlız Anadolu’da yetişebilen) nedeniyle işlevi ve yapısı
bakımından dünyada bir ilk olacak bu “Tohum Bankası”, diğer
örnekleri gibi bitki nesillerinin tükenmesini önlemeye yönelik
“Müze” gibi değil, bu işin ticaretinin yapılacağı... bir “Tohum
Merkezi” şeklinde olacakmış...

Yalnız, uluslararası desteklerle yapılacak bu bankanın; yeri,


yurdu, başlangıcı, bitişi, v.s. v.s. birçok şeyi... aradan 6 ay
geçmesine rağmen henüz belli değil... Herşey muvallakta!..
Aslında, tohum ıslah çalışmalarının yıllardır yapıldığını ve
bugün şeker hastalarının, bilimsel GDO yöntemleriyle üretilmiş
insülin kullandıklarını biliyoruz.
Yani konuya bilimsel açıdan bakmak gerekiyor...

Derken...
Ekim 2009 sonunda, TBMM de yıllardır bekleyen “Ulusal
Biyogüvenlik Yasası” çıkmadan, Tarım Bakanlığı alelacele
GDO Yönetmeliğini çıkartıyor... Ve Türk Sağlık Sendikası
ile Ziraat Mühendisleri Odası, Kasım ayı başında
yönetmeliğin iptali için Danıştay’da dava açıyor.

457
Evet . . . Dünya dönüyor . . . Hayat devam ediyor . . .

Đşte Size... Projeler’le ilgili, dünya çapında popüler...


Ve uzun yıllar gündemden düşmeyecek konu başlıkları...
***************************************************
KÜRESELLEŞEN DÜNYA . . .
GLOBAL EKONOMĐ . . .
EKONOMĐK KRĐZLER . . .
KÜRESEL ISINMA VE KARBON SALINIMI . . .
YENĐLENEBĐLĐR YEŞĐL ENERJĐ . . .
AZALAN SU KAYNAKLARI . . .
SÜRDÜRÜLEBĐLĐR KALKINMA . . .
BĐOTEKNOLOJĐ VE BĐOENERJĐ . . .
BĐLĐŞĐM VE TEKNOLOJĐ ÜRETĐMĐ . . .
ORGANĐK TARIM VE EKOLOJĐK ÜRETĐM . . .
YERALTI KAYNAKLARI... ALTIN... BOR . . .
AFRĐKA . . . AÇLIK . . .
TÜKENEN DOĞA . . .
TOPRAK VE EROZYON . . .

BÖLGESEL SAVAŞLAR . . .

458
GÖÇLER VE ĐNSAN TĐCARETĐ . . .

MÜLTECĐ KAMPLARI . . .
ÇOCUKLAR VE GENÇLER. . . .
YETĐŞTĐRME YURTLARI . . .
KADINLAR VE SIĞINMA EVLERĐ . . .
HUKUK VE ĐNSAN HAKLARI . . .
EĞĐTĐM VE SANAT . . .
ORGAN TĐCARETĐ VE SAĞLIK . . .
TOPLUM BĐLĐNCĐ . . .
ENGELLERĐN KALDIRILMASI . . .
MEDENĐYETLER ĐTTĐFAKI VE BULUŞMASI . . .
STRATEJĐK ORTAKLIK . . .
KÜLTÜR BAŞKENTLERĐ . . .
ĐNANÇ TURĐZMĐ . . .

Bunlar içinde ilgi ve uzmanlık alanınıza giren bir veya


birkaç tane konu olduğunu, kesinlikle b i l i y o r u m . . .
Yeter ki isteyin... Đdealleriniz’e inanın ve denemekten
vazgeçmeyin... Mutlaka çok güzel projeler üreteceksiniz !

***************************************************

459
Ancak, daha öncede bahsettiğim gibi... yapmayı düşündüğümüz
ve arzu ettiğimiz herşey’e önce “Kendimiz”in inanması lazım...
Bu noktada, şu anekdotu birkez daha hatırlatmak istiyorum!
***************************************************
Uzunca bir süre Roma’da hiç yağmur yağmamış...
Su sıkıntısı baş gösterince, Belediye Başkanı panik halinde bir o
yana, bir bu yana dönüp duruyor.
“Eyvah yağmur yağmıyor” diye...
Sonra Danışmanlarından biri geliyor.
“Efendim” diyor. “Biliyorsunuz, yağmur bombası var. Bombayı
atarız, bulutlar biraraya gelir, şimşek çakar, yağmur yağar.”
“Yaşasın, harika! Hemen getirin atın” der Belediye Başkanı.
Bombaları atarlar... Atarlar, atmasına da, bulutlar biraraya
geliyor, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, ama bir damla yağmur
düşmüyor! Düşmüyor...
Sonra bir başka Danışmanı “Efendim, yağmur duasına çıkalım”
diyor. Belediye Başkanı kızıyor köpürüyor ama, çaresizlik işte...
sonunda öneriyi kabul ediyor ve Papa’yı telefonla arıyor...
“Papa hazretleri, biliyorum olmaz ama... belkide kızacaksınız.
Danışman’larımdan biri söyledi. Yağmur duası ederek, yağmur
yağdırmanız mümkün mü?”
Papa, sakin bir şekilde... “Evet evladım.”
Belediye Başkanı, bu sefer sitem ediyor...

460
“Saygıdeğer efendim. O zaman niçin dua etmiyorsunuz?
Binlerce Hıristiyan susuzluktan mahvolmak üzere!”
Papa... “Bir kişinin duası ile olmaz yavrum. Pek çok kalabalığın
topluca dua etmesi lazım.”
Belediye Başkanı... “Sorun değil efendim. Biz o kalabalığı
toplarız.”
“Tamam o halde, yalnız 2 şartım var.”
“Nedir?”
“Biri şu... Gerçekten yağmur yağmasını isteyen insanlar
gelecek. Đkincisi...Bunlar dua edince, yağmur yağacağına inanan
insanlar olacak.”
“Tamam, bu çok kolay!”
Belediye Başkanı, her türlü medya aracını kullanıp, Roma
meydanı’nı hınca hınç dolduruyor. Gelen herkeze şartlar
bildiriliyor ve bunun dışında kimsenin gelmemesi isteniyor.
Kalabalık toparlandıktan sonra, Papa kürsüye çıkıyor ve
soruyor...
“Geldiniz mi?”
“Geldiiiik...”
“Niye geldiniz?”
“Dua etmeyeee...”
“Niçin dua edeceksiniz?”

461
“Yağmur yağması içiiiin...”
“Yapmur yağmasını gerçekten istiyormusunuz?”
“Eveeet... Đstiyoruuuz...”
“Yine de istemeyen varsa geri gidebilir.”
Kimse yerinden kımıldamayınca... Papa yine soruyor...
“Herkez, dua ettiğimizde yağmur yağacağına, gerçekten
inanıyor mu?”
“Đnanıyoruuuz...”
Papa bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdiriyor ve sesleniyor...
“Hadi, şemsiyelerinizi açın. Yağmur duası’na başlıyoruz.”
Kendisi, şemsiyesini çıkarıp açıyor. Halk şaşkın, öylece donup
kalıyor. Çünkü Belediye Başkanı dahil, kimsede şemsiye yok...
Dua ettiğinizde, yağmur yağacağına gerçekten inanıyorsanız...
Şemsiyeniz yanınızda olmalı!..
***************************************************
Tüm inançlar’a ve insanlar’a saygı duyarak, bu dünya için daha
güzel şeyler yapabilme şansımızın, her zaman var olduğuna tüm
kalbimle inanıyorum...
Đsterseniz... Yerel...
Đsterseniz... Bölgesel...
Đsterseniz... Ulusal...

462
Đsterseniz... Uluslararası...
Đsterseniz... Küresel boyutta olsun...

Daha önce de belirttiğimiz gibi her şey...


Bir Fikirle...
Bir Amaçla...
Bir Adımla... başlıyor...
Yeter ki...

Dünya’da... paylaştıkça artan 3 şeye değer verelim.


Đlgi’ye...
Bilgi’ye...
Sevgi’ye...
Doğru bilgiler’le, doğru zamanlar’da, doğru yerler’de, doğru
insanlar’la, doğru yöntemler’le, doğru amaçlar’a... içtenlikle
yöneldiğimiz zaman... yaşam kalitemizi arttırmak için, hizmet
etme fırsatı... mutlaka doğacaktır ve bu konuda en büyük
yardımcılarımız da, çevremizdeki dostlarımız olacaktır...
Hangi dostlar derseniz...
Tabi ki, bizim gibi düşünen dostlar ve bu projeler vasıtasıyla
yeni yeni kuracağımız güzel dostluklar...

Yalnız, dostlarımıza geçmeden önce...

463
“Đnsanlar, şanslarını kendileri yaratır.” derler...

Ancak; bilinçsizlik, eğitimsizlik ve rant hırsıyla yaşanan doğal


afet faciaları dışında... “Kaza” denilen mefhum da, yaşantımızda
olduğuna göre... bunun % 100 doğruluğu... kişilere, olaylara ve
gelişmelere göre tartışılabilir... diye düşünüyorum.
***************************************************

Đnanç ve şans... deyince !..


(Bu sadece bir fıkra... Ateist’lere saygısızlık, söz konusu değil.)
Ateist bir adam, bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki
güzelliklere bakıyormuş.
“Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya
başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına
bakışında, ayının daha hızlı olduğunu fark ediyormuş.
Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir
çalı’ya takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini
kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken… Adam;

“Allahım!” diye bağırmış.

Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile


akmaz olmuş, hava kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi
adamın üzerine parlamış.
Çok derinden gelen ilahi bir ses… Adam’a;

464
“Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın,
sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir
kulum mu saymalıyım?” demiş.

Adam utanç içinde:

“Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem


haksızlık, ama hiç olmazsa Ayı’yı dindar yapamaz mısınız?”
demiş.

Đlahi ses, “Peki” diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.

Nehir tekrar akmaya başlamış, her şey eski haline dönmüş.


Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve
konuşmaya başlamış;

“Allahım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun sana ve


verdiğin nimetlere...”

Neticede… Şanş’ta önemli bir faktör !..

***************************************************

Hadi bakalım... Şansınızı siz yaratın!

Genç ve yakışıklı bir işadamı uzak bir seyahat için uçağa biner.
Daha sonra yanındaki koltuğa da çok güzel yalnız bir genç kadın
gelir ve oturur.

Uçak kalktıktan sonra... genç adam değişik düşüncelerle, genç


kadına döner ve...

465
“Uzun bir yolculuk olacak. Eğer isterseniz enteresan bir konu da
sohbet edersek, zamanın nasıl geçtiğini anlamayız.” der...

Kadın da... Adamın niyetini anlar ama... “Tabii neden olmasın...


Mesela hangi konu da?” der.

Adam... karizmatik bir edayla “Küresel Isınma, Nükleer Enerji,


Nanoteknoloji veya Global Ekonomi’ye... ne dersiniz ?” diye
sorar...

Kadın da... “ Olabilir... Ama ben, önce size bir soru sormak
istiyorum.” der. Adam da... “Tabii” deyince sorar.

Kadın... “Geyik... At... Öküz... ne ile beslenir?”

Adam... “Ot’la”

Kadın...“Peki neden dışkıları farklıdır... Geyiğin ki, parmak


parmak... Atın ki, top top... Öküzün ki, lök gibi...”

Adam... “Bilmiyorum... Ben o işlerden anlamam.”

Kadın... “Madem bi b. k’tan anlamıyosunuz... Niye beni meşgul


ediyosunuz!” . . .


Şaka, tabii...☺

***************************************************

Đnanç ve şans bir tarafa... bazen şansızlık gibi yaşadığımız


olayların da... aslında, bizim için faydalı bir nedeni olabilir...

466
Đşte güzel bir örnek!..

***************************************************

Gizli Armağanlar…

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı.

Gemiden sağ kurtulan adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya


kadar sürükledi.

Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için Allah’a yakardı ve


yardım bulurum umuduyla ufka baktı.

Ama ne gelen oldu, ne giden…

Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan


korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe
yaptı.

Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi


eşyaları bu kulübeye koydu.

Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor


ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua
ediyordu.

Bir gün yağmurlu bir havada… tatlı su bulmak için yürüyüşe


çıkmıştı. Geri döndüğünde, düşen bir yıldırım nedeniyle olsa
gerek, kulübesinin alevler içinde yandığını gördü.

Dumanlar… dans ede ede, gökyüzüne yükseliyordu.

467
Başına gelebilecek en kötü şeydi bu…

Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını


sokabileceği bir kulübesi bile kalmamıştı…

“Allah’ım, bunu bana nasıl yapabildin?” diye feryat etti.

O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği


halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti…

Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir


gemi’nin düdük sesiyle uyandı!

Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu…

“Benim burada olduğumu nasıl anladınız?”


Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı…

“Dumanla verdiğiniz işareti gördük!”

***************************************************

Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar…


sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belkide!..

Đlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş


gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşebiliyor…

Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir yıldız, karanlık basınca ışık


kaynağımız olabiliyor…

Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı

468
anlarımızda imdadımıza yetişebiliyor…

Hikaye de… yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun


yeşermesi gibi… yaşantımızdaki kırılmalar, yıkılmalar, zararlar,
kayıp ve yenilgiler... yenilenme’nin, yeniden doğuşun
tohumlarını ekiyor belki de…

Acılarımız… belki de, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle


dolu…

Yapmamız gerekenlerden biride… varsa acılarımızla barışıp,


onu çözümlemeye çalışmak ve gizlediği armağanı, kalbimize
davet edebilmek…

Değil mi?

Evet...
Đlgiye ve desteğe ihtiyaç duyan birçok problem...

duyarlı ve imkanı olan insanlar’dan çözüm bekliyor!..


Herşey bir rüyayla, bir hayalle, bir düşünceyle başlayabilir...
Sizlere Emerson’un güzel bir sözünü hatırlatmak istiyorum.
“Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır!..”

469
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

470
20. 09. 2009 !

Tarih... 2009/2009 ... (1/1)

3. yıla yaklaşmaya başladık... Ama hala yazmaya devam...

Sanırım güzel bir birlikteliğimiz oldu ve artık sonlara geliyoruz.

Bundan sonraki projelerinizde, yine birlikte olmak dileğiyle...

Kitabı bitirmeden önce... ilk bölümde yer alan... ülkemizin


gerçekleri için, sosyal sorumluluk projeleri açısından “Daha
yapacak çok işimiz var.” sayfalarına bir kez daha göz atarak...
Gelişmiş ve çağdaş bir Türkiye için...
Önce hukuk ve insan hakları ilkesiyle, Ağustos 2009 da
okulların açılmasına 1 ay kala, 1850 okulundan 1665 i kaçak
olan Đstanbul’da süre tanımadan paldır küldür yıkılan “Eğitim
Kampüsü” ile... Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve
Kardelenleri’nin, potansiyel terör örgütü fişlemeleriyle
yaşadıkları sıkıntıları da, “Gönüllü veya Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Projeleri” açısından göz önüne alarak...

471
Aşağıdaki gerçekleri tekrar hatırlamakta yarar var... diye
düşünüyorum... (Ama sakın gülmeyin... Sadece gülümseyin...)
Son 30 - 40 yılda neler’le uğraştığımıza bakarsak...

Hakikaten, daha yapacak çok işimiz var!..


Ne de olsa burası, bizim Ülkemiz...

***************************************************
01.Mayıs. 2009... tekrar “Đşçi Bayramı”
1977’ yi ve diğer 1 Mayıs’ları da hatırlarsınız mutlaka...
02. Temmuz. 1993... Sivas Madımak Oteli’ni de...
1980 den sonra yaşananları ve 1995... Gazi Olaylarını da...
Terörle Mücadele Şehitlerimizi ve Basın Şehitlerimizi de...

Hepsini tekrar saygıyla ve rahmetle anıyoruz!..


Uluslararası aktörler ve yerli versiyonları tarafından sahneye
konan daha birçok olayda... pisipisine ne değerlerimizi kaybettik
ve de ne yaşamlar darmadağan oldu... unutmak mümkün mü?
Unutmasak’ta pek bir şey değişmiyor gibi... ama bunlar da...
maalesef ülkemizin gerçekleri... Đşte kısa kısa bazı örnekler;

Atatürk’te Ergenekon’da... (Meriç Velidedeoğlu)


Ergenekon dalgaları başladıktan sonra 1. Đddianameden kısa bir
süre sonra Savcılık bir “Ek” dosya hazırladı...
472
Bu dosya için toplanan deliller arasında, Atatürk’ün o ünlü 1933
“Bursa Nutku” da yer alıyordu...
Başsavcı, suç delilleri arasında bulunan “Bursa Nutku”nu
okuyunca, metni doğru emniyete gönderir... kimin yazdığı...
kime ait olduğu... saptansın diye...
Emniyet uzun bir araştırmadan sonra, Bursa Nutku’nun
Atatürk’e ait olduğunu öğrenir ve bunu Başsavcı’ya bildirir.
Böylece “Bursa Nutku” suç ve darbe delili, Atatürk’te “suçlu”
olmaktan kurtulur...
Hatırlarsınız! Atatürk “Bursa Nutku”nu, 1927 de ki büyük
“Nutuk” tan sonra 1933 de bu ilimizde çıkan gerici ve çok
tehlikeli bir isyan dolayısıyla söylemişti...

Nikola Tesla... (Deniz Som)


Ergenekon Dalgası iddianamelerinin daha sonra yazılan yaklaşık
1.500 - 2.000 sayfalık 2. Cildinin 1.144. cü sayfasından özetle...
“Terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu bir sanığa ait CD üzerinde
yapılan inceleme sonucunda... elde edilen belgelere göre...

Tekerçalar’ın... Nikola Tesla isimli şüpheli şahsın adının geçtiği


ABD Yüksek Frekans Aktif Aurora Araştırma Programı ile...
Nükleer... kimyasal ve biyolojik silahlar hakkında... teknik detay
bilgiler içerdiği görülmüştür.” . . .
Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi’nin 19. Cildi’nin
222. Sayfasından özetle...

473
“Elektrik mühendisi ve mucidi Nicola Tesla 1857 de Hırvatistan
da doğdu. 1943 de Newyork’ta öldü.
Graz Üniversitesi’nde okudu ve 1881 de Budapeşte’de elektrik
mühendisi olarak iş hayatına atıldı.
1887 de Newyork’a yerleşerek, alternatör yapım şirketini kurdu.
Elektroteknik ve yüksek frekans tekniği alanında önemli
buluşları vardır. Đlk döner alanlı asenkron motoru yaptı... Çok
fazlı akımları... komütatörleri ve yıldız montajı... icat etti.
1889 da yüksek frekanslı akımları incelemeye başladı...
Hertz dalgalı ilk sanayi jenaratörlerinde kullanılan, karşılıklı
indüklemeyle... iki devrenin bağlanmasını tasarladı.”...
Ergenekon iddianamesindeki şüpheli şahıs Nikola Tesla ile
dünya bilim tarihinde Amerikalı Thomas Alva Edison’un rakibi
olarak anılan Hırvat mucit Nikola Tesla aynı kişidir.
Ve Siz... eğer bu satırları okurken eğer gülüyorsanız...
Veya yüzünüzde acı bir gülümseme belirdiyse...
Derhal kendinize geliniz ve en kısa sürede... en yakın polis
merkezine giderek kendinizi ihbar ediniz... Ve de “Ben darbe
destekçiliğine meyilli bir demokrasi düşmanıyım” deyiniz.☺
Siyasi iktidarın emrindeki polis, size... kirli bilgi ve belgelerle...
gereken siyasi propagandayı yapacak güçtedir!

Darbe ve askeri cunta yıllarının öyküsüdür...


Polis, öğrencilerin evini basar. Gençler duvardaki Karl Marks’ın

474
fotoğrafını indirmeye zaman bulamamıştır...
Polis, gençlerden birine “Kim ulan bu” diye sorar...
Gencin yanıtı “Dedem” olur. Ama... polisten de okkalı bir tokat
yemekten kurtulamaz.
Tokatın nedenini sorar bir ifadeyle polise bakar...
Polis’te... “Böyle ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyarın torunu olarak
kominist’lik yapmaya utanmıyormusun ulan!” diye haykırır...

Ergenekon Hukuku… (Atatürk Vakfı)

Demokratik rejimlerin vazgeçilmez temel öğesi olan “Hukukun


Üstünlüğü” ilkesi, son bir yıl içinde siyasallaştığı tartışılmaz
hale gelen hukuk sistemimiz kullanılarak yok edilmektedir.

Diğer bir anlatımla “Hukuk”, hukuku yok etmek için


kullanılmaktadır. Kısacası yeni bir hukuk sistemi olarak
“Ergenekon Hukuku Sistemi” yaratılmaktadır. Bu gidiş, son
derece tehlikelidir. Tarihte bu tür gidişlerin sonunun, devlet
terörü olarak ortaya çıktığı çok görülmüştür.
Bu nedenledir ki ülkemizde devlet terörü yaratılmak istendiği
konusunda ciddi endişeler duyulmaktadır.

Hatırlatmak gerekir ki “devlet terörü” en tehlikeli terör türü’dür.


Faturası ağırdır ve bir gün gelir yapanları da yutar.

Bütün temel hukuk ilkeleri göz ardı edilerek yürütülmekte olan


ve adı artık “Ergenekon” olarak kabullenilen soruşturma

475
dosyasındaki oluşum göstermektedir ki, açılan dava , delillere
değil, bir takım senaryolara dayalı olarak açılmış bir davadır ve
yürütülmekte olan soruşturma sırasında da bu senaryoya uygun
deliller bulunmaya çalışılmaktadır.

Daha da ötesi adeta delil üretmeye yönelik bir uygulama


yapılmaktadır ki, Ceza Usul Hukuku’nda böyle bir yöntem
bulunmamaktadır.

Ceza Usul Hukuku… hatırlatmak gerekir ki suçlular için değil ,


suçsuz insanlar için gereklidir ve onları korur.

Ceza Hukukunun temel öğesi de “Suç nitelikli eylemi kesin ve


tartışmasız olarak kanıtlanmadıkça, hiç kimse suçlu olarak
nitelenemez ve suçluya uygulanması gereken muameleye maruz
bırakılamaz” kuralıdır…

Oysa yapılmakta olan ve içinden çıkılmaz hale gelmesi için özel


çaba sarf edildiği tartışılmaz olan, sadece iddianamesi bile
binlerce sayfayı bulan soruşturma dosyasında, bunun aksi
uygulanmakta ve insanlar önce suçlu ilan edilmekte, sonra da
onları suçlu yapacak deliller bulunmaya çalışılmaktadır.

Đlginç olanı ise… soruşturmada hedef alınanların tamamının


Atatürk Türkiye’ sinin birliğini, bütünlüğünü, temel ilkelerinin
değiştirilmezliğini savunan önde gelen isimler oluşudur.

Ne var ki bu kişilere yöneltilen suçlama ise, savundukları


değerlerle tam anlamıyla çelişmektedir…

476
Tüm yaşamlarını ülkemizin ve devletimizin temel değerlerini
korumaya adamış olan bu değerli ve saygın kişilere yöneltilen
suçlamaların siyasal değil hukuki dayanakları herkezce merak
edilmektedir.

Bütün bunlardan anlaşılan o dur ki, bir anlamda Atatürk Đlke ve


Devrimleri’ni özümseyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel
değerlerine sahip çıkanlar tasfiye edilmek, onlara destek veren
ve yanlarında olanlara da, göz dağı verilmek istenmekte…

Bunun için de ne acıdır ki, “Hukuk Devleti” ilkesinden


yararlanılmakta... Ve de TSK ne karşı “fotokopi’den mamul
servis belgeleriyle”… karşı cephe yaratılmaya çalışılmaktadır.

Kısacası “Hukukun Üstünlüğü ve Yargının Bağımsızlığı”


gölgesinde “Ergenekon Hukuk Sistemi” yaratılmaktadır.

Bu sistemi yaratanlara hatırlatmak gerekir ki, bağımsız yargı bir


gün de onlar için gerekli olabilecektir.

Đşine geldiği zaman yargının bağımsızlığından bahseden iktidar,


kendi bakanlığının denetim ve vesayeti altında olan Yargı’nın
bağımsız olmadığını çok iyi bilmektedir.

Ergenekon soruşturmasının Yargının bağımsızlığı ile


bağdaştırılması da mümkün değildir.

Aksine bu soruşturma olsa olsa yargının siyasallaştırılmasının


simgesi olabilir.

Temel hak ve özgürlükleri yok sayan , hukukun temel

477
kurallarını açık bir şekilde çiğneyerek yürütülen bu
soruşturmaya mevcut hukuk sitemi içinde yer bulmak mümkün
değildir.

Bu haliyle Ergenekon davası… tamamen özürlü doğmuş


durumdadır. Onun özürlü doğmasını sağlayan Sayın Savcı’nın
“Yarın beni de kapının önüne koyarlar…” şeklindeki beyanatı
da çok ilginçtir. Kanımızca bu beyanattan alınacak çok dersler
vardır…

(Ancak her zaman olduğu gibi ülkemizde duyarlı insanlarda var.


Sayın Bedri Baykam’ın 22.09.2009 Cumhuriyet Gazetesi’ndeki
yazısında belirttiği gibi, bu dava ile yaşanmakta olan sıkıntılara
karşı başlatılan “Yurtseverlik suçsa, beni de içeri alın” internet
kampanyasına verilen destek de, her geçen gün artıyor…)

Gerçekten Aklım Almıyor… (Emre Kongar)

Öyle bir ülke düşünün ki… Yüz yıldır eğitim atılımı yapmaya
çalışıyor. Ama… üniversite kuranlar, rektörler, profesörler
içerde… Eğitime adanmış sivil toplum kuruluşları sorumluları
içerde… Ama, bunlar hakkındaki yargısız infaz kararları
manşetlerde!..

Öyle bir ülke düşünün ki… Anayasasında “Demokratik, Laik ve


Sosyal Hukuk Devleti” yazıyor. Ama, Barolar hukuk devletinin
korunması için bildiri, yayınlamak zorunda kalıyor…

478
Öyle bir ülke düşünün ki… Sorunlar çözülmüyor… Tam tersine
giderek ağırlaşıyor… Ama, hem kendi anayasasını ihlal ediyor...
Hem en değerli evlatlarını yiyor ve yitiriyor… Hem de yerel ve
ulusal medya’nın önemli bir bölümü bütün bunlara alkış tutuyor.

.........

Bu ülke benim ülkem olabilir mi? Gerçekten aklım almıyor!..

Ya O… Sizin çocuğunuz olsaydı… (Ali Deniz Uslu)

Doç. Dr. Ayten Erdoğan, Adli Tıp’ın tartışmalı 6. Đhtisas


Dairesi’deki görevinden istifa etti…

Nedeni, “Ruhsal sağlığı bozmadan tecavüz etmenin, bir yolu var


mı ?” sorusuna, “Evet” demek zorunda kalacak olmasıydı…

Baskı gördü… “Uyumlu ol, fazla soru sorma!..” ihtarları aldı.


Ölümle tehdit edildi, ediliyor!..

O da bir anne!.. Hergün cinsel istismara uğramış onlarca


çocukla ilgileniyor. Acılarını biliyor, suskunluklarını anlıyor.
O yüzden hiç bir şey’den korkmuyor. “Korkarak bu günler’e
geldik. Tüm çocuklar benim, bizim, hepimizin… Şimdi onlara
sahip çıkmazsak, yarın çok geç olacak.” diyor.

Çarpık sistemi anlatırken de… Savcıların, Hakimlerin ve


Avukatların da durumlardan şikayetçi olduklarını… çözümün;
sosyolojik temellere dayandığını, herkezin bir vicdanı olduğunu

479
ve insanlığımızı da hala yitirmediğimizi düşünüyor…

Hem şimdi mücadelesini özgür bir şekilde sürdürüyor ve tabi ki


toplumdan da destek bekliyor…

Engellerine, bir engel daha eklendi… (Şirin Güven)

Milli Eğitim Bakanlığı… “Rehabilitasyon seans değil, ders’tir!..


Ders’e de öğretmen girer, psikolog değil!..” diyerek, özel eğitim
ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan psikologların ücretlerini
ödememe kararı aldı.

Türk Psikologlar Derneği ise… bu kurumlardaki görme, işitme,


zihinsel ve bedensel engelli çocukların gelişimi için elzem olan
psikologların, yeniden işe alınması için savaşıyor…

Mart 2009 da… (Leyla Tavşanoğlu)

Tübitak . . . (Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu)


tarafından yayınlanan aylık “Bilim” (!) dergisinin, o ayki sayısı
Charles Darwin’in doğumunun 200. yıldönümü nedeniyle…
Darwin ve “Evrim Teorisi”ne ayrılmış, ancak Tübitak yönetimi
dergiyi sansürlemişti…

Darwin’in 200. Doğum Yıldönümü etkinliklerinden biri de…


Đstanbul’da yapılan uluslararası bir sempozyumdu.

Bu önemli sempozyumun konuklarından biri olan dünyaca ünlü


Đspanyol biyoloji bilimleri Profesörü Francisco Ayala’nın, Sayın

480
Leyla Tavşanoğlu ile yaptığı söyleşi’den…

“Aşırı dindar insanlar… insanların, hayvanların ve bitkilerin


doğal süreçler sonucu ortaya çıktıklarını kabul ediyor.

Onlara göre Darwin bu süreçte Tanrı unsurunu dışarıda tuttuğu


için, onu şiddetle reddediyorlar. Onlara göre… Tanrı herşeyi
yaratandır.

Aslında, Evrim Teorisi’nde… Tanrı’nın dışarıda tutulması diye


bir şey yok. Onların sorunları inançları ve düşünce biçimleri.

Darwin’e gore, organizmaların uyumu raslantısal değildir…

Bu organizmalara fayda sağlayacak özellikler, aşamalı olarak


zaman içinde gelişimini mümkün kılan süreçler sonucunda,
gerçekleşir.

Canlılar dünyasında gerçekten de, çeşit çeşit tasarımlar söz


konusudur… Gözler görmek için… Kanatlar uçmak için…
Böbrekler kanın bileşimini düzenlemek üzere tasarlanmışlardır.

Organizmaların tasarımı, rastlantı ve gerekliliğin etkileşimi


aracılığıyla, yaratıcı nitelik kazanan bir süreç içinde ortaya
çıkar….

Bilimle dinsel inançlar ille de çelişir diye bir düşünce olmamalı.


Çünkü, konuları ve alanları farklıdır. Ama yine de birbirilerini
desteklerler…

Bilim, doğal dünyanın işleyişinde etkili olan süreçleri ve tüm

481
gelişimleri konu edinir…

Tüm… Din’ler ise, dünyanın ve insan yaşamının anlamını ve


amacını… insanların Yaratıcı’ları ve birbirleriyle olan ilişkileri
nin, nasıl olması gerektiğini… insan yaşamını düzenleyen ve
insanlara ilham veren, ahlaki değerleri… konu edinir…

Evrim Teorisi… Din’e dayalı Tanrı inancıyla çelişmez…”

Bir de… Dünya nelerle uğraşıyor? derseniz… (Ali Nergis)

Bildiğiniz gibi… Küresel ısınmaya bağlı olarak, Đsveç’in


burnunun dibindeki Grönland Adası’nda bulunan buzullar,
beklenenden daha hızlı bir şekilde eriyor.

Erime sonucu, önümüzdeki 100 yıl içinde Đsveç’in bazı güney


bölgeleri sular altında kalacak.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da düzenlenen Đklim


Konferansı’na sunulan raporlara gore, önümüzdeki yüz yılda

Đsveç’in güneyini ve Danimarka’yı çevreleyen deniz suları 1


metre yükselecek.

Deniz suyunun düzeyindeki bu yükselme, dramatik sonuçlara da


yol açacak; Đsveç ve Danimarka’nın sahil şeridindeki bir çok ev
ve işyeri sulara gömülecek.

482
Buzulların erimesi… erozyon ve su baskınları başta olmak
üzere, birçok çevre felaketini de birlikte getirecek…

Çevre uzmanları, Đsveç hükümetine sundukları raporda,


gelecekte meydana gelebilecek doğal felaketlerin… etkilerinin
azaltılması için, şimdiden önlem alınmasını ve sular altında
kalacak bölgelerin, bir plan kapsamında boşaltılmasını istediler.

Küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesi, dünyanın birçok


ülkesini sular altında bırakmakla kalmayacak, yeryüzündeki
bitki ve canlıların biyolojik yapılarında da değişime yol açacak.

Kuş gözlem evleri’nin incelemelerine göre, son yıllarda Đsveç’te


havaların mevsim normallerinden sıcak geçmesi nedeniyle…

Birçok göçmen kuşu türü, sonbahar’da güneydeki daha sıcak


ülkelere göç etmedi. Đlkbaharda, geri dönüşlerde azalma
gözlendi.

Balıkların ve deniz kaplumbağalarının göç yollarında


değişmeler yaşandı…

Havaların sürekli sıcak geçmesi, daha once hiç görülmeyen yeni


böcek ve sinek türlerinin, ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu türler
yeni bakteri ve hastalık risklerini de birlikte getiriyor.

Đklim değişikliğinin, kuş ve domuz gribi gibi hastalıkların ortaya


çıkmasında, etkili olup olmadığı araştırılıyor…

Bizler… eli kulağındaki Đstanbul depremi karşısında neler

483
yapabileceğimizi, hala düşüne dururken… (DASK sağolsun!..)

Đsveçli bilim adamları… küresel ısınmanın 100 yıllık sonuçları


üzerine kafa yoruyor ve gelecekte meydana gelebilecek çevre
felaketlerine karşı çareler üretmeye çalışıyor.

Biz de, nelerle uğraşıyoruz… Buyrun bakalım!

Sahte Bağışcılar teşhir edilmeli... (Ali Saydam)

Bunu ilk defa duymuyorum. Bayatlamaya yüz tutmuş bir


numara, ancak giderek yaygınlık kazanıyor.

Akıl almaz gibi gözüken bir publicty (medyada görünürlük)


numarasını yaşam biçimi haline getirmiş olanlardan söz
ediyorlar…

Onlara kibarca, “Sözünü tutmayan bağışçılar” deniyor.

Başka kampanyalar için de duymuştum. Bu kez Hürriyet'in


“Kelebek” ekinde Cengiz Semercioğlu ayan beyan yazdı…

Beyazıt Öztürk “Tohum Otizm Vakfı” yararına yaptığı

kampanya ile hem kamuoyunun dikkatini otistik çocuklara


çekmişti, hem de 3 milyon 100 bin lira topladığını belirtmişti.

Beyaz’a, o gece… daha önce başka kanallardaki benzer


çalışmalarda söz konusu olduğu gibi pek çok ünlü sanatçı ve star
destek vermişti.

484
Semercioğlu, aynı duyarlılığı bağışçıların gösterememiş
olduklarını tespit etmiş.

Yayına bağlanıp telefonda söz verenlerin peşine düşen “Tohum


Otizm Vakfı” sadece 1 milyon 500 bin lira toplayabilmiş.

Yani o gece vaat edilenin topu topu yarısı…

Vakıf yetkilileri aradıkları insanlara ya ulaşamıyormuş, ya da


“vazgeçtim, ödemem çıktı” gibi yanıtlar alıyorlarmış.

Cengiz… “Canlı yayına bağlan, milyonların önünde şu kadar


bağışlıyorum diye hava at, sonra verdiğin sözü tutma. Otizm
Vakfı bu isimleri açıklamalı, açıklasınlar ki yalancı pehlivanlar
kimlermiş görelim. Bundan sonraki kampanyalarda insanlar
tutmayacakları sözleri de vermezler böylece...” diyor.

Katılmamak mümkün değil!..

Đş Publicty’ye (medyada görünürlük) gelince iyi de…

Ödemeye gelince toz olacaksın… Yok öyle şey!..

Belki hemen değil. Ancak belli bir tarih verdikten sonra, söz

verdikleri ödemeleri yapmayanlar mutlaka açıklanmalı.

Yoksa, kanal “sorumlu” ve tabii ki “sorun’lu” olur…

Ben, Vakfın yerinde olsam, kanal’dan isterim parayı.

Bir istesinler... Bakın “Kanal D” nasıl topluyor hepsini…

485
Ucuz kahramanlığa ve bedava itibar yönetimine, pabuç
bırakmamak için bir yer’den başlamalı.

O yer… Beyaz'ın kampanyası neden olmasın?

Ne diyorsunuz? Neyse!..

Evet... değerli dostlarım,

Şimdi sıkı durun!..

2010 yılı başlarından itibaren, bırakın... son kullanma tarihlerini,


ağızları açıldıktan sonra bile uzun süre bozulmayan... “Karton
Ambalajlı (UHT) Süt’ler” konusunu... yakından takip ederek
gündemde tutumaya çalışan, Sayın Yavuz Dizdar‘ın 21.04.2010
da Dünya Gazetesinde... “Yöneticinin Keyfi ve Türkiye’de Gıda
Üretimi” başlığı ile çıkan, aşağıdaki yazısını okuyunca pes
diyeceksiniz...

***************************************************
Bu hafta size geçtiğimiz hafta bize ulaşan bir mektubu “hiç
değiştirmeden” sunuyorum.

Beş yıldır meslekte olan bir gıda mühendisi arkadaşımız kaleme


almış. Şöyle diyor mesajında...

Yazdıklarımın yayınlanması ve tarihe bir not olarak düşmesine


olan desteğinizden dolayı sonsuz müteşekkirim.

Çünkü ülkemizde, ister büyük olsun, ister küçük olsun, gıda


fabrikalarının arka bahçesinde insanlık suçu işleniyor.

486
Birileri devletin denetim eksikliğini... Her şeyi yaparım...
uygulamasına dönüştürmüş. Buna cesaret edenlerin bir çeşit
vatan hainliği yaptıklarına inanıyorum.

Maalesef bütün bu aldatmacaları görerek mesleğime karşı


soğudum. Üretimde çalışan meslektaşlarım var ve başka ülkede
örneği olmadığına inandığımız bu aldatmacadan son derece
rahatsızız.

Yapılan hileleri biliyorum. Ancak bunun önüne nasıl geçilecek,


nasıl çözüleceğini bilmiyorum. Bu konuda çok umutsuzum...

“Ve de şöyle devam ediyor mektup…”

Burada size bazı itiraflarda bulunacağım. Mezuniyet tarihim


2005 yılı. Ben bir gıda mühendisiyim. Üniversitede gıda bilimi
ve teknolojisi alanında modern bilimlere dayalı, deneysel ve
çağdaş bir eğitim aldım. 4 yıllık meslek yaşantımda ne yazık ki
şunlara şahit oldum.

Toz beyaz şekeri gıda boyası ile boyayıp esmer şeker diye satan
bir işletmede görev aldım. Görev aldığım işletmenin sahibine bu
ahlaki ve yasal bir şey değil dediğimde bana kapıyı gösterdiği
günü hiç unutmuyorum. Üstelik T.C. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı’nda denetim yetkililerine bundan bahsettim. Ama
nafile, kulak arkası ettiler... kayda alıp üzerine gitmediler.

Türkiye'nin en büyük süt fabrikalarından birinde mühendis


olarak görev aldım. Kapasitesi günde 600 bin litre. Küflenmiş,
iade kaşarlar ve bozulmuş beyaz peynirler, eritme tuzları ve
antimikrobiyal maddeler (natamisin, potasyum sorbat, sodyum

487
hipoklorit vb.) katkı maddeleri ile işleme tabi tutulup, eritme
peyniri olarak değil, “Taze Kaşar” adıyla “Katkısız” ibareli...
ambalajlarda satılıyordu. Kaymaklara, tereyağlarına renklerde
düzeltme yapmak için, klorofil, karetenoid bileşikler ilave
ediliyordu. Ama etikette... Katkısız % 100 Doğal... yazıyordu.

Tarım Đl Müdürlüğü yetkililerinin denetime gelecekleri gün


herkese birer ağızlık ve kolluk dağıtıldığını hatırlıyorum.
Normalde takılmayan ağızlıklar ve kolluklar o güne özel
takılmış ve normalde açık olan bütün geçiş kapıları kapatılmıştı.

Ayrıca bütün katkılar adeta yok edilmişti. Tam bir kandırmaca.

Ne olur beni duyun. Ülkenin bu kadar karmaşık gündemi içinde


beni duyun. Hocam! Ülkemde özel laboratuarlar analiz
yapmadan sonuç yazıyor. Kepekli ekmek diye yine bir çeşit
boya işlevine sahip “rogena” isimli katkı kullanılıyor. Un
boyanıyor ve kepekli ekmek diye satılıyor. Đçinde kepek yok.
Rengi kepekli ekmek renginde boyalı ekmek sadece...

Natürel yazan reçellere küf gelişimini engellemek için sodyum


benzoat katılıyor... Ama etiketinde “natürel” diyor... “katkısız”
diyor...

Bir örnek daha vermek isterim. Bir maden suyu firması limonata
üretiyor. Esas işi maden suyu şişelemek. Limonata üretmek için
temin ettiği su, 10 metre’den az derinliğe sahip bir sığ kuyunun
suyu. Kuyunun yanı başından bir dere geçiyor. Burada garip
olan ne var diyebilirsiniz.

Şimdi söyleyeyim, kuyu ruhsatsız. Evet kuyu ruhsatsız. Bunun


anlamı şu; kuyudan çıkan suyun ne içerdiği belli değil, denetime

488
tabi bir kuyu değil. Yani DSĐ’den kuyu açma izni alınmamış ve
sonrasında analizlerini yaptırmak amacıyla ne Sağlık Bakanlığı
ve ne de Tarım Bakanlığı'ndan içerik olarak zararsızdır ve
gıdaya kullanıma uygundur onayı alınmamış. Ama bu suyla
limonata yapıyor birileri ve bunu satıyor, süper marketlerde...

Hiç unutmuyorum! Denetime gelen yetkili limonatayı hangi


sudan yapıyorsunuz dediğinde, Đşletme Müdürü maden
suyundan demişti. Ama takibi olmadığı için ve maden suyu gibi
çok sert ve yüksek mineralli bir sudan limonata yapmanın
uygulanabilir olmadığını bilmeyen yetkili, bu söyleme inanmış
ve numune alıp içeriğinde hangi suyun kullanıldığını tespit
etmeye yönelik izleme yapmamıştı.

Özel sektörde ilanlara bakarsanız hep deneyim aranıyor. 1 yıl, 2


yıl, 5 yıl, deneyim. Đstenen şey mühendislik deneyimi değildir
kesinlikle, hileyi hurdayı bilme, buna alışmış olma, okulda
aldığı etik eğitimi unutmuşluk, ama hileyi hurdayı, ahmaklığı,
boş vermeyi bilme deneyimidir.

Özetle söylemek isterim ki; özel sektörde gıda mühendisleri


işlevini yerine getirmiyor. Bu mesleği seçmiş olmaktan artık
utanır hale geldim. Utanmamın sebebi girdiğim işletmelerde
hileleri önleyememem. Bunu halkımıza, sizin aracılığınızla, bu
kadar yoğun gündem içinde haykırıyorum. Çocukken annemden
duyduğum, sütçünün süte su katması hilesini tek hile olarak
bilmek istiyorum.

Yapılan hilelerden o kadar bezdim ki. Önleyemiyorum...

Bu nasıl bir işleyiştir. Devletin denetimden sorumlu bakanlık


yetkilileri denetime geldiklerinde sadece tavana, tabana bakıyor.

489
Toz yoksa, etraf derli topluysa uygundur diye rapor veriyor.
Peki işin arka bahçesinde insan sağlığını hiçe sayarak yapılan
uygulamalar. Bütün bunlar biliniyor da ses çıkarılmıyor mu diye
düşünüyorum bazen.

Çünkü neredeyse bütün işletmelerde aynı durumlar söz konusu.

Buna anlam veremiyorum. Bana inanmanız için, herhangi bir


gıda mühendisliği bölümünden her hangi bir hocaya bunları
sormanızı isterim.

Hileleri hocalarımız biliyor, sahada çalışan gıda


mühendislerimiz biliyor ve “devletin denetim ekibi” biliyor ama
hiç bilmiyormuşuz gibi bir durum var ortada.

Evet UHT süt araştırılsın, bilimsel anlamda sorgulansın. Ama


ona gelene kadar bence o kadar hile var ki.

Mesela süt fabrikalarında beta laktam ve tetrasiklin grubu


antibiyotik içeren sütler UHT’ye işlenebiliyor. Ya da kaşar
peynirine işleniyor. Ama dökülmediği kesin...

Bakalım!..

Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız ile Sağlık Bakanlığımız bu


mektup konusunda ne diyecekler?

***************************************************

Evet...

Sizce... Sayın Bakanlıklarımız ne diyecekler... (!)

490
Netice’de…

Ülkemiz’de sorunlar bitmiyor... bitmeyecek...

Dünya’da da bitmeyecek…

Ama, mutlaka güzel şeyler’de oluyor...

Olmaya da devam edecek…

Hayat bu… Herşey insanlar için!..

Đşte hem üzücü... hem de güzel bir haber...

1995 de petrol şirketlerinin yol açtığı tahribata karşı başlattıkları


kampanya nedeniyle, aralarında çevreci yazar Ken Saro - Wiwa
nın da bulunduğu 9 kişinin idam edilmesi, tüm dünyada büyük
tepki yaratmış ve The Shell Company... “Güney Nijerya'daki
faaliyetlerini durdurmayı başaran... çevrecilerden kurtulmak
için”, cunta ile işbirliği yapmakla suçlanmıştı…

Dünya petrol devi Shell, gelecek hafta Newyork’ta görülecek


dava öncesinde uzlaşmak amacıyla... 1996 yılında davayı açan
ve “idam edilenlerin yakınları ile idam edilenlerin üyesi olduğu
Mosop - Ogoni Halkının Yaşamını Sürdürmesi Hareketi’n den
oluşan”... davacılarla anlaşarak, 15.5 Milyon USD tazminat
ödemeyi kabul etti. (Haziran 2009)

Mosop sözcüsü Bariara Kpalap... Nijerya halkının zaferi olarak


nitelendirilen kararı memnuniyetle karşıladıklarını, ancak
Shell’in... tutumunu değiştirmesini… çevre konusundaki

491
sorumluluklarını yerine getirmesini ve bölge halkına insan gibi
davranmayı öğrenmesi... gerektiğini, söyledi.

Şirketin, dava sürecinin... dünyadaki ününü (Marka Değerini)


yıpratmasını önlemek amacıyla “yüklü tazminat vermeyi” kabul
ettiği belirtiliyor...

Ve… çok güzel üç haber...

***************************************************

*) Şirketler artık kar’larını toplumla paylaşmalı...

Sabancı Holding üst yöneticisi (CEO) Ahmet Dördüncü, iş


dünyası değerlerinde yaşanan dönüşümün şirketlere daha fazla
sorumluluk yüklediğini belirterek, “Artık hiçbir şirket yalnızca
kar etme amacıyla hareket edemez. Bundan böyle topluma geri
verme zamanıdır.” dedi.

Birleşmiş Milletler Küresel Đlkeler Sözleşmesi 7.Yerel Ağ’lar


toplantısının açılışında (Haziran 2009) konuşan Dördüncü...

Holding ve topluluk şirketleri olarak, sözleşmeye uzun süre


önce imza atarak, temsil ettiği değerlerin kendileri için önemini
ortaya koyduklarını belirtti…

Dördüncü, “Dünya’da yaşanan değişim, bir kavramı ön plana


çıkarıyor... Sürdürülebilirlik!..

“Sürdürülebilirlik” bizim için... çevreye, topluma ve


ekonomiye... uzun vadeli değerler… yaratmaktan geçiyor.” dedi.

492
*) Sakarya’da, çok güzel bir proje... (Hasan Coşkun)

“Kentime Sahip Çıkıyorum” projesi, Sakarya Büyükşehir

Belediyesi'nin hayata geçirmeyi planladığı, önemli projelerden


biri...

Temmuz 2009... Tanıtım toplantısı ile başlatılan projenin,


toplumun bütün kesimlerinin katılımı ve desteği ile hayata
geçirilmesi planlanıyor...

Proje dört aşamadan oluşuyor. “Arama Konferansı” ile başlayan


projenin birinci ayağında “Sivil Toplum Kuruluşları”, basın
yayın kuruluşları ve belediye yetkilileri ile bir araya gelinerek
şehrin nasıl daha estetik olabileceği, beklentilerin neler olduğu
ve yapılması gerekenlerin nasıl yapılabileceği... gibi konular
tartışılacak ve yeni fikirler, yeni stratejiler belirlenecek...

Esnaf temsilcilerinden Sakarya'nın dünya standartlarında bir


şehir olabilmesine yönelik yapılabileceklerle ilgili görüşleri
alınacak...

Ardından ikinci aşama olarak eğitim kısmına geçilecek...

Eğitim kısmında sadece esnaflar değil, belediye personeli de


eğitim alacak. Hitap şekli, kaldırım düzenlemeleri, işgallerin
önlenmesi gibi konular da eğitimler verilecek...

Üçüncü aşamada, uygulamalara başlanacak...

Dördüncü aşamada ise izlemeye geçilecek. Verilen eğitimin


ardından yapılan uygulamaların nasıl geliştiği izlenecek...

493
Öğrenen şehir konseptiyle... esnafların, belediye personellerinin,
zabıtaların, dünya standartlarında bir yapı ve anlayışa kavuşması
sağlanacak...

“Kentime Sahip Çıkıyorum” projesi ile şehrin her alanda dünya


şehirleri ile aynı standartlarda olması ve gelişmesi amaçlanıyor.

Bunu, Sakarya'da yaşayan herkes prensipte kabul ediyor ve


istiyor. “Farklılığı Arama Konferansı” ile başlatılan bu proje ile
şimdi herkezin fikir ve önerileri alınıyor. Daha sonra ise uzman
ve akademisyenlerin, şehrin sakinlerinin yaşam kalitesi
açısından nasıl bir “Sakarya” istedikleri, bir araştırma ile ortaya
konulacak...

Proje altı aylık bir süreci kapsıyor. Hayata geçirilmesi planlanan


Kentime Sahip Çıkıyorum Projesi, aslında dünyanın en gelişmiş
kentlerinde de uygulanıyor...

Sakarya'nın sorunlarına kalıcı çözümler getirerek, şehrin


yaşanabilir olması amacıyla başlatılan bu model çalışmayı
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, ilin bütün sivil toplum
kuruluşlarının desteği ile gerçekleştirmek istiyor.

Bu da elbette ki, şehirde yaşayan vatandaşların bu projeye sahip


çıkması ve alınan radikal kararlara uyması ile mümkün olacak.
Aksi halde projenin başarılı olması mümkün değil...

Elbette ki kentli olmanın, kentte yaşamanın bazı kuralları ve


sorumlulukları var. Bu nedenle önce Sakarya'da yaşayan herkes
önce bu sorumluluğun bilincinde ve farkında olmalı!..

Sonrasında ise esnafı ile sanayicisi ile işadamı ile emeklisi ile

494
Sakarya'da yaşayan herkez... “Kentime Sahip Çıkıyorum”
projesine sahip çıkmalı.

*) Koç Holding’te “ Ülkem Đçin” Eğitimi...

Koç Holding tarafından 2006 yılında başlatılan “Ülkem Đçin”


projesi’nin yerel’deki takipçileri olan bayii’ler... “Ülkem Đçin
Kulübü” adı altında ilk toplantılarını, holding’in bilgi grubu
başkanı Ali Koç liderliğinde gerçekleştirdi...
81 il’den gelen “Ülkem Đçin Elçileri”, kendi yörelerine özel
projeler geliştirmek üzere, “sorumlu vatandaşlık”, “gönüllülük”,
“proje geliştirme ve yönetme” eğitimleri aldı...
Ali Koç, dünyada ve Türkiye’de sosyal sorumluluk
çalışmalarına bakışın değiştiğini, artık her hangi bir vakıf’a çek
yazıp, maddi kaynak aktarmanın yeterli olmadığını, dile
getirerek...
“Biz bu anlamda da fark yarattığımızı düşünmekteyiz.
Çalışanlarımız, Bayilerimiz ve Tedarikçilerimiz ile el ele
tasarladığımız “Ülkem Đçin Projesi”, bu yaklaşımımızın en iyi
örneklerinden birini oluşturuyor.” dedi...

Sayın Ali Koç’un bu söyledikleri... bir yerde, bu kitabın


yazılış nedenini ortaya koyuyor ve toplumumuz açısından
emeklerimin boşa gitmeyeceğini gösteriyor . . .
***************************************************

Ve tabii, bu arada…

“Kaza Noktaları Şampiyonası”ndan da, hala hiç ses seda yok!..

495
Haa... yalnız hiç bir şey yapılmadı zannetmeyin...

Projeler’e her türlü kamu idari desteğinin verileceği ilgili


Bakanlıklar’ca açık açık söylenmesine rağmen...

T.C. Karayolları Genel Müdürlüğü’nden gerekli izin


gelmediğinden, “Proje” hayata geçirilemediği için...

Kitabın “20. 08. 2008” bölümünde yayınladığım...


Trafikte Hayat Kurtarma Platformu’nun web sitesindeki...
“Platform Destekçileri” bölümünden...

Sorgusuz... Sualsiz...

“Trafik Mağdurları Derneği”nin adı çıkartılmış!..

Đnsanlar’da hala...

O noktalar’da... ölmeye ve yaralanmaya devam ediyor!..

Ancak... mücadeleyi bırakmış değiliz...

Eninde sonunda bu proje mutlaka gerçekleşecek!..

Yalnız bu arada... “Kaza Noktaları - Uyarı Levhaları”...


yasalarca zorunlu olan o müsadeyi, geciktirenlere... “Đnşallah”
lazım olmaz!..

Bir de ayrıca...

Yine, “20. 08. 2008” başlıklı bölümde bahsettiğim... Trafik


Kazalarındaki yaralanmalarla ilgili, Özel Hastaneler’deki acil

496
servis tedavi giderleri için... ödemelerin, bir şekilde devlet
tarafından yapılacağını (SGK’ları veya Yerel Yönetimler v.s.)
belirtirken...

(“Ödeme... Yerel Yönetimler tarafından, ilgili kurumlara


yapılacakmış... Yerel seçimler öncesi politik bir strateji olabilir
ama, önemli olan ihtiyaç sahibi vatandaşımızın yararı...”)

Sanki içime doğmuş gibi bildiriden sonra belirttiğim, yukarıdaki


parantez’deki konuda aynen bizlere yaraşır gelişmeler yaşanıyor
ve Temmuz 2009 dan itibaren SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu...
eski adlarıyla SSK, Bağkur, Emekli Sandığı), Özel Hastanelere
para ödemiyor...

Sağlık Bakanlığı... “Trafik Kazazedeleri’nin Tedavi Bedellerinin


Ödenmesi” başlıklı bir genelge yayınlayarak, özel sağlık kurum
ve kuruluşlarının, trafik kazası geçirmiş kişilere vermiş oldukları
sağlık hizmeti bedellerinin, kamu zararına yol açması nedeniyle
ödenmeyeceğini, bu faturaları SGK’na göndermeleri durumunda
da kapatma cezasıyla karşılaşacaklarını ve faturaların yükümlü
sigorta şirketlerinden tahsil edilmesi gerektiğini, bildiriyor...

Yani... olan, yine vatandaşa oluyor!..

Ve STK lar olarak... konunun takibi yine bizlere düşüyor!

497
AFEDERSĐNĐZ!

SON BĐ’ŞEY

SÖYLEYEBĐLĐR MĐYĐM?

498
EĞER...

Đnsan hakları ve demokrasiye içtenlikle inanıyorsak...

Hem ülkemiz... hem de insanlık için...

Gerçekleştirilecek hizmetlerin,

Bize ihtiyaç duyulan her kademesinde

Yerimizi alacağımızı...

Ve Dünya’yı ödünç aldığımız çocuklarımıza...

Daha güzel bir Dünya bırakmak için,

Bir çok yaşam sıkıntısının başımıza gelmesini beklemeden,

Elimizden geleni yapacağımızı biliyor...

Ve de Sizlere, tüm kalbimle teşekkür ediyorum!..

499
DAHA MUTLU

BĐR GELECEK ĐÇĐN...

500
GÜZEL DOSTLUKLAR . . .

Goethe’nin çok güzel bir sözü var...

“Kardeşlerimi Allah yarattı... Fakat dostlarımı ben buldum!..”

Hayat, yaşamayı... Mutluluk, gülümsemeyi... Başarı,


kazanmayı… Dostluk, paylaşmayı… bilenler için “güzel”dir.

Bir anlamda da dostlarımız matematiksel olabilmeli…

Sevinçleri çarpabilmeli…
Üzüntüleri bölebilmeli…
Geçmişteki olumsuzlukları çıkartıp silebilmeli…
Yarınlarımızı toplayıp… toplarlayabilmeli…

Hz. Mevlana…

501
Evet... Dostlarımız çok değerlidir... Ama hangileri ?

Dünyada belirli dönemlerde toplanan “Dostlar Meclisi” son


toplantısında, herkez için geçerli olan bir karar almış ve
dünyadaki dostluk derecelerini açıklamış;

1. Derece Dostluk... Ekmek ve Su gibi olan Dostluklar (Onlar


olmadan, hayatın bir anlamı olmaz.)

2. Derece Dostluk... Đlaç gibi olan Dostluklar (Siz istediğiniz


zaman, onlara ulaşabilirsiniz.)

3. Derece Dostluk... Hastalık gibi olan Dostluklar (Siz


istemesenizde, onlar gelir size bulaşır.)

4. Derece Dostluk... Şemsiye gibi olan Dostluklar (Yağmur


yağınca ortadan kaybolurlar...)

Çevrenizdeki tüm dostluklarınızın, Ekmek ve Su gibi Dostluklar


olmasını diliyor ve de onları ihmal etmemenizi... özellikle de
maddi manevi sıkıntılı günlerinde... onları mutlaka aramanızı
öneriyorum.

Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı


olduğunu, bazen bir çiçek ya da küçük bir tatlı sözle bile kırık
bir kalp tamirinin mümkün olduğunu, özür dilemenin, teşekkür
etmenin ve şükretmenin, bir erdem olduğunu unutmayın.

Gerçek dostlar parlak yıldızlara benzer, karanlık bastırınca ilk


onlar görünür...

502
Bir an gözlerinizi kapatın...

Kendinizi çok güzel bir sahilde varsayın. Hava soğuk, denize


girme şansınız yok. Sahilde yürüyüş yaparken denizle kumsal
arasında çok güzel taşlar gözünüze çarpıyor. Bir tanesini
alıyorsunuz. Sonra bir tane daha... bir tane daha... ancak bir
zaman sonra topladığınız taşlar ağır gelmeye başlıyor.

Önce içlerinden bir taşı yere bırakıyorsunuz. Biraz sonra birkaç


tane daha... birkaç tane daha...

Ve en son elinizde, en çok hoşunuza giden, en sevdiğiniz birkaç


güzel ve zarif taş, kalıyor.

Onları bırakamıyorsunuz... Onlara kıyamıyorsunuz!..

EVET! DEĞERLĐ DOSTLARIM...

Sizlerde benim en kıymetli taşlarımsınız. Ekmek ve Su gibi!..

503
Şimdi Sizlere 3 soru sormak istiyorum.

1) Đyi ve mutlu bir geleceğiniz olsun istermisiniz ?

2) Topluma ve Đnsanlığa katkıda bulunmak istermisiniz ?

3) Çevrenizde saygın ve beğenilen bir kişi olmak istermisiniz ?

Cevaplarınızı duyar gibi oluyorum... EVET EVET EVET!..

504
HADĐ BAKALIM ! KOLAY GELSĐN . . .

VE . . . Y O L U N U Z AÇIK OLSUN.

505
Sayın Doğan Cüceloğlu’nun tabiriyle... Bir maç düşünün!..
Futbol... Voleybol... Basketbol maçı... mesela.
Ve o sezon şampiyonluk’ta son final maçı...
Maçın son saniyeleri... Durum 79 - 80. Siz sahanın en iyi
oyuncularından birisiniz ve takımınız geri durumda...
Top’la çember altında buluşuyorsunuz, tek başına’sınız!..

Top... Pota... ve Siz...


Herşey mükemmel... Ancak topu potaya bırakacakken
sendeliyorsunuz ve top çemberden dönüyor... ve de maç bitiyor.
Siz elinizden geleni yaptınız, ama olmadı...
Tabi ki, hayata küsmek gerekmiyor.
Ama, üzülmemek mümkün mü?
Ancak, söyle düşünseniz daha iyi olmaz mı?
“Tanrı bu yıl, rakip takımın şampiyon olmasını istedi.”

Yaşama sevincinizi, hiç bir zaman kaybetmeyin...


Yapmanız gereken; durumu hazmetmek ve tüm ekip olarak...
basketbolcular, teknik adamlar, yöneticiler ve taraftarlar... tüm
geçmişi ve özellikle şampiyonluğun son saniyede kaçtığı o yılı,
iyi irdeleyerek ve hataları telafi edecek destek ve tedbirleri
alarak... ve de daha iyi hazırlanarak, önümüzdeki yıllar da
şampiyonluğu son saniyelere bırakmamak... öyle değil mi ?

E V E T !..

506
Ve… çok güzel iki öykü…
***************************************************
Çok başarılı bir çocuktu…

Tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı.

Fakat ailesi buna izin vermezdi.

Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti.

Ailesi, çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce, ona bir


karate hocası tuttu…

Hoca ilk dersinde çocuğa, karşısındaki’ni sağ koluyla tutup,


üstünden savurmayı gösterdi.

Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı


hareketi yapıyorlardı…

Çocuk bir gün hocasına;

“Hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek” dedi.

Hoca ise bunu kabul etmeyerek, dünyada bu işi en hızlı yapan


kişi olmadıkça, bitirmeyeceğini… söyledi.

Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp


kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu.

Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi. Kağıt’ta, çocuğun gençler
karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu.

507
Çocuk çok şaşırdı ve heyecanlandı.

Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla


hocasına sordu…

“Hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum…


Kesin kaybederim” dedi.

Hocası ise “sen sadece hareketi yap” cevabını verdi.

Çocuk ringe çıktı ve tek hareketiyle rakibini eledi.

Hatta… Tek hareketle finale kadar çıktı.

Finalde, karşısında kendisinin iki katı irilikte, birisi vardı.

Önce çok korktu… Ama gene bildiği hareketi yaparak son


rakibini de yendi ve şampiyon oldu…

Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu;

“Hocam nasıl olur anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum,


tek kolluyum ve şampiyon oldum”.

Hocası çocuğa baktı ve dedi ki…

“Senin yaptığın hareket, karatedeki en zor hareketlerden biridir.

Ve... Bir tek savunması vardır. O da, rakibin sol kolunu tutmak".

***************************************************

508
***************************************************
Bu da… çiftlik’ten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak… at’ları
terbiye etmeye çalışan… gezgin bir at terbiyecisi’nden, küçük
oğluna kadar uzanan, bir öykü…

Babasının işi nedeniyle… çocuğun “orta öğretimi” kesintilere


uğramıştı…

Ortaokul 2’deyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve ne yapmak


istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi, hocası…

Çocuk, bütün gece oturup… günün birinde at çiftliğine sahip


olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı.

Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı…

Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.

Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi…

Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000


metrekarelik evin ayrıntılı planını dahi ekledi…

Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam anlamı ile


kalbi’nin sesiydi…

Đki gün sonra ödevi geri aldı.

Kağıdın üzerinde...
Kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0” ve
“Dersten sonra beni gör!..” uyarısı vardı!..

509
“Neden, Sıfır aldım?” diye merakla sordu hocasına, çocuk…

“Bu. senin yaşında bir çocuk için. gerçekçi olmayan bir hayal”
dedi, hocası…

“Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At


çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman
lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunların hepsini
başarman imkansız" diyerek devam etti ve ekledi…

“Eğer ödevini, gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden


yazarsan, o zaman ben de notunu yeniden gözden geçiririm.”

Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.

“Oğlum” dedi babası… “Bu konuda kararını kendin vermelisin.

“Bu, senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!..”

Çocuk, bir hafta kadar düşündükten sonra… ödevini hiçbir


değişiklik yapmadan geri götürdü, hocasına…

“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin” dedi ve devam etti…

“Ben de hayallerimi!..”

Güzel hayalleriniz hiç bitmesin . . .


***************************************************

510
EN BÜYÜK DĐLEĞĐM...

Günlerinizi Aydınlatacak, Yaşam Sevinciniz’in...


Yaşam Sevincinizi Güçlendirecek, Kuvvetiniz’in...
Kuvvetinizi Destekleyecek, Maddi ve Manevi Gücünüz’ün...
Maddi ve Manevi Gücünüzü Yaratacak, Fırsatlarınız’ın...
Fırsatlarınızı Değerlendirecek, Aklınız’ın...
Aklınızı Koruyacak, Sağlığınız’ın...
Sağlığınızı Devam Ettirecek, Mutluluğunuz’un...
Ve Mutluluğunuzu Sürdürecek, Sevginiz’in...
Hiç Eksilmemesi’dir!...

511
BEKLENTĐLERĐNĐZDEKĐ...
UMUT IŞIĞI DA HĐÇ SÖNMESĐN!..

512
HAYATA...
UMUTLA BAĞLANMANIN EN ÖNEMLĐ ŞARTLARI;

“YENĐ KONTAKTLAR KURMAK


VE YENĐ DÜŞÜNCELERLE
YEPYENĐ PROJELER ÜRETMEK...
VE DE BU PROJELER’LE ĐLGĐLĐ
YENĐ DOSTLUKLAR EDĐNMEKTĐR.”

513
HAYAT’TA BAŞARILI OLMANIN EN ÖNEMLĐ
FAKTÖRLERĐNDEN BĐRĐ ĐSE;
BĐTĐŞ ÇĐZGĐSĐNĐN ÖTESĐNĐ GÖREBĐLMEKTĐR...

BĐTĐŞ ÇĐZGĐSĐNĐN ÖTESĐNE ULAŞABĐLĐRSENĐZ,


Y I L D I Z L A R A’D A U L A Ş A B Đ L Đ R S Đ N Đ Z .

514
Bir uyarlama...
***************************************************

Bazen... kendinize güvenmediğiniz anlar olabilir…


Bazen insanlar… başkalarından medet umabilir…
Bazen toplumlar… kahramanlara ihtiyaç duyabilir!..

O kahraman…

O toplum için;

“Kurtuluş” olabilir…

“Model” olabilir…

“Umut” olabilir…

*) O - bir partinin genel başkanı olabilir.

*) O - bir işyerindeki bir patron veya bir müdür olabilir.

*) O - bir derneğin veya bir vakfın başkanı olabilir.

*) O - herhangi biri olabilir!..

Peşine takılırsınız...
515
*) O - akıllıdır....

*) O - başarılıdır...

*) O - karizmatiktir...

*) O - misyon sahibidir...

*) O - vizyon sahibidir...

*) O - marjinaldir...

*) O - güçlü, dürüst ve merttir...

*) O - liderdir...

*) O - korkmaz...

*) O - yılmaz...

*) O - kaçmaz...

*) O - başarır...

*) O - becerir...

*) O - yücedir...

Gün olur, devran döner!..

Bir bakarsınız O'nun da...

516
*) Zaafları…

*) Zayıflıkları…

*) Bilmedikleri…

*) Beceremedikleri…

*) Eksik yanları…

*) Anlamadıkları…

*) Korkuları…

*) Yenilgileri vardır…

Neticede… O'da bir “Đnsan”dır!..

*) Şaşırırsınız…

*) Đnanamazsınız…

*) Anlayamazsınız…

*) Pişmanlık duyarsınız…

*) Kızarsınız, isyan edersiniz…

*) Boşlukta kalırsınız…

***************************************************

517
O YÜZDEN,

“Ş Đ M D Đ”

AYNA’YA BAKMALISINIZ…

518
Ş A M P Đ Y O N S Đ Z S Đ N Đ Z !..

519
MUTLULUK DÜKKANI…

Şimdi buyrun “Mutluluk Dükkanı”na, (Turkstudent.Net’den)

***************************************************

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında,


kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır
çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından bir ırmağın
geçtiği bu vadi... “Mutluluk Vadisi” olarak anılırdı.

Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ve bu dükkanda


yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan
dükkanın adı “Mutluluk Dükkanı” idi. Her yerde olduğu gibi bu
dükkanda da, almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı.

Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık


sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Mutluluk Dükkanı'nda maddi
bedellerin hiç bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip
olmak için ödenenebilecek tek bedelin para olabileceği
düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa burada yapılan

520
pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok
müşteriyi şaşırtırdı.

Dükkan sahibi dışarıya baktığında yine bir müşterinin


yaklaşmakta olduğunu gördü...

Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş, yorgun


düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar,gözlerini hiç
ayırmadan izledi onu. Đyice kulak kabarttı. Üç basamakla
çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik
eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı.

Beklediği kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müşteri


çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti, yaşlı adam.
Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha
düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa
olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı. Sonunda kapı çalındı.

“Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya...


Đstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi
söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım.”

“Đstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim ?”

“Bakın, ben atmış beş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli


çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna
yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne
kadar ki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü ?”

“Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut.


Ancak tam olarak ne istediğinizi anlayabilmem için, bana geri
istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?”

521
Dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına
döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi
yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu.

Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine


karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün
bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan
müşteri, yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları
söyleyebildi…

“Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık


duyuyorum... Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım.
Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat
yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve bir çare aramaya
başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip
derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye
çalışanlar da. Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz
hissediyordum. Derken,bir gün birisi bana sizden ve Mutluluk
Dükkanı’ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki içimde bir ışık
yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp, size geldim.
Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen atmış beş yılımı bana
geri verin.”

“Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak


mı istiyorsunuz?”

“Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca


kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha
olursa aynı hataları tekrarlamayacağım.”

“Herhalde bunu çok istiyorsunuz.”


“Evet, hem de her şeyimi verecek kadar.”

522
“Peki, benim size vereceğim atmış beş yılın karşılığında siz
bana ne verebilirsiniz?”

“Ne isterseniz?”

“Sanki bunun için her şeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz.”

“Hiç kuşkunuz olmasın. Şu anda sahip olduğum her şeyden


vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri
verin.”

Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken, kendini sallanan


koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü…

Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden


emindi. Mutluluk dükkanına gelen kişiler, genellikle bir an önce
istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, yaşlı
adam, pazarlığın başındaki… düşünce yolculuklarında, yalnız
kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını
biliyordu. Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin
gözlerinin içine baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı…

“Beyefendi, her ne kadar siz atmış beş yıl karşılığında bana her
şeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek şey
isteyeceğim.”

“Dileyin benden, ne dilerseniz.”

“Belleğinizi...”

“Anlamadım?”

523
“Belleğinizi dedim...Atmış beş yılın yaşantısını içinde
barındıran belleğinizi istiyorum.”

“Ah evet anladım. Đlginç bir bedel... Kabul ediyorum.Tamam


alın belleğimi…”

“Emin misiniz?”

“Neden olmayayım? Atmış beş yıl kazanacağım.”

“Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp


gideceksiniz. Atmış beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız.
Buraya neden geldiğinizi bile....”

“Daha iyi ya!.. Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi


hatırlamak istemiyorum ki!..”

“O halde, korkarım atmış beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz.


Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur.”

“Hayır hayır... Emin olun ki, şu dakika belleğimi size


bırakıp, atmış beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı bir daha
dönmemek üzere terk edeceğim. Ve yine söz veriyorum, şu ana
kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar etmeyeceğim.”

“Đsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleğinizle


birlikte, bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz.”

Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden


olmuştu... Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için, birkaç
saniye düşünmek zorunda kaldı...

524
“Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak
mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile, öyle mi?”

“Evet…”

“Yani hiçbir şeyi mi? Buraya neden geldiğimi, sizin kim


olduğunuzu ve hatta...!”

“Evet... Maalesef... Ne yazık ki!..”

Yaşlı adam, şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu.


Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma,
pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü…

Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için bir süre sessiz


kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine
yaradığından emindi…

Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri,


yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun
habercisi gibiydi. Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi
onu yanıltmadı...

“Sanırım ne demek istediğinizi şimdi anlıyorum. Eğer atmış beş


yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Belleğimden vazgeçemem. Bu
neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediği bir
tokayı, saçları karşılığında satın almasına...

Çok ilginç bir insansınız. Bana, Mutluluk Dükkanı'ndan almak


istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı söylemişlerdi de
inanmamıştım. Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için
gelmiştim, ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum...

525
Size teşekkür ederim.”

“Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşçakalın…”

Yaşlı adam, müşterisini gözden kaybolana dek… gülümseyerek


izlerken, aklından Santayana'nın bir sözü geçiyordu...

“Geçmişi hatırlamayanlar, onu bazen bir kez daha yaşamak


zorunda kalırlar!..”

*) Düşünmek… Ama Mantıkla!..

*) Kızmak… Ama Keyifle!..

*) Şakalaşmak… Ama Kırmadan!..

*) Gülmek… Ama Kahkahayla… Dolu Dolu!..

*) Paylaşmak… Ama Büyük Haz Duyarak!..

*) Hissetmek… Ama Taa Đçimizde!..

*) Anlayış… Ama Hiç Esirgemeden!..

*) Dostluk… Ama Đçtenlikle ve Güvenle!..

*) Sonra, dönüp bakmak geriye… Gururla ve Onurla!..

***************************************************

526
Dünyamızdaki… yaşamın doğal enerjilerini ve astrolojik
özelliklerini oluşturan tüm elementlerin… temel yapı taşları
olan; Ateş (Güneş), Su, Toprak ve Hava… arasındaki uyum
gibi… yani;
Suyun… Ateşi,
Toprağın… Suyu,
Havanın… Toprağı,
Ateşin… Havayı, dengede tutması gibi...

Sosyal açıdan insan ilişkileri'nde... en önemli 4 element


olan; Saygı, Sevgi, Güven ve Dostluk arasında, kuracağımız
dengeler...

Vizyonlarımıza ulaşmamızda… en büyük yardımcımız


olacaktır!..

527
Şimdi, isterseniz...
Sevdiğiniz ve dostluğuna inandığınız birkaç kişiyi arayıp,
bu kitabı okuyup okumadığını sorabilirsiniz...
Eğer okuyupta, sizin gibi pozitif düşüncelere sahiplerse...
biraraya gelerek, bir şeyler yapmak ve bir yerden başlamak
için, mail gruplarınızla... ilk adımları atabilirsiniz...

528
SON SÖZ ! . .

Tabi ki... Politik çıkarlar ön planda olsa bile...


Göreve başladıktan 3 ay sonra 07.04.2009 da ülkemizi
ziyaret eden 44. ABD Başkanı Barack Obama’nın, Anıt
Kabir’i ziyaret sonrasında, ziyaret defterine Atatürk için...
“Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle, Türkiye Cumhuriyeti’ni
demokrasi’ye yönelten ve tarihi mirası tüm dünya’ya
kuşaklar boyunca ilham vermeye devam eden... Mustafa
Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak, benim için bir
onurdur.” yazdığı . . .
Uluönder Atatürk’ün... şu sözlerini de hiç unutmayın!..

“DÜNYA BARIŞI ĐÇĐNDE ĐNSANLIĞIN GERÇEK


MUTLULUĞU... ANCAK BU YÜKSEK ĐDEAL
YOLCULARININ ÇOĞALMASI VE MUVAFFAK
OLMASIYLA... MÜMKÜN OLACAKTIR.”

529
HEPĐMĐZ

AYNI TANRI’NIN

ÇOCUKLARIYIZ!

*****************

ĐNSANLARIN
DĐL ... DĐN ... IRK VE RENKLERĐ
NE OLURSA OLSUN...

GÖZ YAŞLARININ RENGĐ AYNIDIR!..


(Alıntı)

530
DAHA

MUTLU BĐR GELECEK ĐÇĐN;

DOSTLUKLA VE

SEVGĐYLE...

531
Zaman zaman insanlar, kendilerine destek ararlar’ya...

Đşte öyle bir an’da...

Ulusal ve uluslararası alanda, hem özel sektör hem de kamu


sektöründe (Başbakanlık Başdanışmanlığı, dahil) ve de ayrıca
çeşitli sivil toplum kuruluşlarında, birçok önemli çalışmaya
imza atan... Boğaziçi ve Koç Üniversiteleri Öğretim Üyesi...
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından, geleceğin 100
Global Lideri arasına seçilen (1999)... B. M. / K. Đ. S Türkiye
Ulusal Temsilcisi... TOBB, Erdemir - Ereğli Demir Çelik, Koç
Holding, Sabancı Holding, Anadolu Efes Grubu, BMW Borusan
Holding, Vestel... v.s. nin, strateji geliştirme danışmanı... ARGE
Danışmanlık A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı... birçok makale ve
kitapla birlikte, 3. baskısını yapan “Geleceği Şekillendirmek”
(2005 - 2009) kitabının da yazarı, Sayın Dr. Yılmaz Argüder’in
“Dünya Gazetesi”nde ki köşe yazısı!..

Kendini yenileyebilmek…

Teknoloji geliştikçe, bir taraftan insanların ihtiyaçları hızla


değişiyor, diğer taraftan edinilen bilgi birikimi de eskiyor. Bir
zamanlar üniversite mezunu olmak bir ömür boyu belli bir
kariyeri sürdürebilecek bilgi düzeyine erişmek anlamına
gelirken, bugün meslek içi eğitimlerle bilgisini düzenli olarak
yenilemeyenler, güncellik’lerini ve dolayısıyla mesleki
sürdürebilirlilik’lerini de yitiriyorlar…
532
Daha da önemlisi gelişen teknolojiler bazı mesleklere duyulan
ihtiyacın azalmasına ya da tamamen ortadan kalkmasına yol
açıyor. Daktilo tamircileri gibi...

Diğer taraftan yetişmiş insan kaynağına ve yeni mesleklere


duyulan ihtiyaç da artıyor. Toplum olarak gelişmelere ayak
uydurmak demek, talebin veya rekabet gücünün azaldığı
sektörleri sadece çalışanlarını korumak adına (!) suni teneffüsle
yaşatmak yerine, cesaretle bu sektörler’den… yeni sektörlere
geçebilmek demektir.

...

Ayrıca, ülkemizin sınırlı eğitim kaynaklarını kullanmış, tecrübe


birikimi kazanmış kırklı yaşlardaki bir kitleyi, emekliliğe sevk
etmeye de tahammülü yoktur. Birikimleri ile ülke gelişmelerine
katkıda bulunabilecek bu kitlenin, katma değer yaratmadan bir
kenarda hayata devam etmesi, insan kaynağı israfıdır.

Bugünler de gelişmekte olan sivil toplum örgütlerinde…


kurumsallaşma çabasında olan aile şirketlerinde ve yeni
gelişmekte olan hizmet sektöründe iş gücü ve yönetici açığı
varken, kırklı yaşlardaki bu iş gücü kaynağının, yeni iş arama
konusunda bilgilendirilmesi ve cesaretlendirilmesi gerekiyor.
Farklı sektörde çalışmanın gerektirdiği davranış biçimleri ve
yetkinlikleri kazanmaları için eğitim programları düzenlenmesi
de faydalı olacaktır.

Üstelik, yaşlılıkta da kaliteli yaşam sürebilmenin en önemli


araçlarından birisi verimli olarak çalışabiliyor olmak.

533
Bu nedenle, özellikle mecburi emeklilik yaşı uygulamalarının
değişen demografik trendlere uyarlanması ve yaşlılara iş
bulmada fırsat eşitliği sağlayan politikaların uygulanması önem
kazanıyor. Yaşlıların çalışma hayatına katılım sürelerini
uzatabilmek için onların eğitiminin güncellenmesi de, gerekiyor.

Bu nedenle, yaşlanan bir dünyada sadece gençlere değil, ileriki


yaşlardaki insanlara da sürekli eğitim sağlayabilmek üzere, yeni
politikalar geliştirmekte fayda var…

Yaşlıların çalışabilmeleri sadece ekonomik nedenlerle değil,


yaşama bağlanabilme açısından da önemli. Bu nedenle, gönüllü
kuruluşlarda görevler üstlenebilecek yetkinlikler kazandırılması
onların yaşam kalitesini artıran bir unsur oluyor. Đnsanlar faydalı
olduklarını hissettikçe yaşama bağlanıyorlar ve daha kaliteli bir
yaşam sürebiliyorlar.

Yeni bir kariyere geçişi sağlayanlar, bir taraftan yeni bir işin
getirdiği heyecan ve keyfi yaşayıp gelir düzeylerini artırırken,
diğer taraftan topluma faydalı olmaya devam ettikleri bilinciyle
özgüvenlerini ve yaşam sevinçlerini artıracaklardır. Küçülen
sektörlerde çalışanların, yeni bir kariyere geçişini sağlayacak
hazırlıklara önem vermemiz, daha zengin ve mutlu bir toplum
olmamıza hizmet edecektir.

Özetle, çalışmak bir mutluluk’tur. Kendilerini yenileyebilenler,


yetkinliklerini, insan ilişkilerini ve etki alanlarını sürekli olarak
geliştirmeye çalışanlardır. Sürekli gelişim, yaşam kalitesinin
artırılmasının anahtarıdır. Çalışmak demek, yaşamak demektir!..

534
***************************************************

ALĐ RIZA DEĞER . . . . . . D Đ S C KĐŞĐLĐK ENVANTERĐ

-----------------------------------------------------------------------------

*) Güvenilir’dir, yarı yolda bırakmaz.

*) Tartışmalardan hoşlanmaz, uzlaşmacı’dır.

*) Çoğunluğa göre hareket eder.

*) Kendine güvenlidir, kompleksleri yoktur.

*) Mantıksal düşünür, sistematik davranır, iş bitiricidir.

*) Sağlam adımlarla ilerler, ayakları yere basar, gerçekçidir.

*) Standartlara bağlı ve planlanmış işlerde yer almak ister.

*) Takım çalısmasına uygun, lider ve yardımsever’dir.

*) Sabırlı’dır, iyi bir dinleyici’dir.

*) Duygularını kontrol eder, ama kolay adapte olamayabilir.

*) Anlamsız davranışlara ve sözlere tahammül edemez.

*) Denenmiş, test edilmiş olanları tercih eder!.. ☺ ☺ ☺

***************************************************

535
GÜZEL MESAJLARI ĐÇĐN TÜM DOSTLARIMA VE . . .

Sn. Alphan MANAS’a

Sn. Bülent ECZACIBAŞI’na

Sn. Prof.Dr. Emre KONGAR’a

Sn. Ersin PAMUKSÜZER’e

Sn. Güngör URAS’a

Sn. Prof.Dr. Hayri ÜLGEN’e

Sn. Đbrahim BETĐL’e

Sn. Đnal AYDINOĞLU’a

Sn. Nesim LEVĐ’ye

Sn. Rüştü BOZKURT’a

Sn. Şirin ELÇĐ’ye

Sn. Timur ERK’e

Sn. Ufuk TARHAN’a

Sn. Prof.Dr.Yankı YAZGAN’a

Sn. Yılmaz ÖZDĐL’e . . . . . . . . TEŞEKKÜRLERĐMLE . . .

536
ALĐ RIZA DEĞER

1955 Đstanbul doğumlu, evli ve 1 çocuk babasıdır.


Öğrenimini Kabataş Lisesi'nden sonra Đktisadi ve Ticari Đlimler
Akademisi ve Marmara Üniversitesi Maliye Bölümleri’nde sürdürdü.

Çalışma hayatına 1973 yılında tanıtım ve pazarlama sektörlerinden


başlayıp, 1977 den 2003 yılına kadar, kendi şirketlerinde devam etti.
(Ardaş Pazarlama & Ajans Ardaş Reklamcılık Ltd. Şti. + Toros A.Ş.)

Bu alanlarda yaklaşık 30 yıl; T.Đş Bankası, Paşabahçe, Aygaz, Đzocam,


Lombardini, Honda, Rowenta, JVC, KĐP, IBM, Pimaş, Sandoz,
Đngiltere Konsolosluğu, Kaleterasit, Kalebodur, Kalekim, Kaledekor,
Kalevit ve Çanakkale Seramik gibi birçok şirkete özellikle Türkiye'nin
her yerinde + KKTC de ve Almanya'da, reklamcılık ve halkla ilişkiler
başta olmak üzere, çeşitli hizmetler verdikten sonra, emekli oldu.

Yurtiçinde ve yurtdışında katıldığı eğitim çalışmaları...

ISO 9001 - 14001 Toplam Kalite Yönetimi, Yönetim Danışmanlığı,


Altı Sigma, Kaizen, Permission Marketing, Inovasyon, Performans,

537
CRM + Satış ve Pazarlama Eğitimleri ile birlikte... Girne Amerikan
Üniversitesi - Lions Akademisi Eğitmenliği ve Chiago, Indianapolis,
Newyork / Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği Genel Yönetmenlik ve
"Stratejik Liderlik Eğitimi" sonrasında ilaç, otomotiv ve kozmetik gibi
sektörlerde Koordinatörlük yaparak, STK lar da görevler aldı.

1980 li yıllardan itibaren üyesi olduğu STK'lar ve görevler...

*) Marmara Yelken Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliği (2009...)


*) Caddebostan Balıkadamlar Kulübü Üyeliği (1989 - 2004)
*) Feneryolu Tenis Kulübü As Başkanlığı ve Baş Hakemliği (1999)
*) TED Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü Üyeliği (1990 - 2005)
*) VTB Veteran Tenisciler Birliği Üyeliği (1990 - 2006)
*) Beşiktaş JK Genel Kurul Üyeliği (1986 - 2012)
*) Trafik Mağdurları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Onursal)
*) TYV Türkiye Yelken Vakfı Denetleme Kurulu Üyeliği (2012)
*) Türk Lions Beceri Kazandırma Vakfı Başkan Yardımcılığı (1993)
*) Ethemefendi & Sahrayıcedit Lions Kulübü Onursal Üyeliği
*) Erenkoy Lions Kulübü Başkanlığı (1992 - 1993)
*) Lions Akademisi Kurucu Başkanlığı (1994 -1995)
*) Kasdav Kadıköy Belediyesi Vakfı Vizyon Eğitmenliği
*) Uluslararası Lions 118.Y Yönetim Çevresi Genel Yönetmenliği
*) LĐAY Lions Đstanbul Anadolu Yakası Sosyal Hizmet Vakfı Başkanı
*) Uluslararası Lions MD118 Türkiye Konfederasyonu Konsey Üyesi.

Halen; ilaç, kozmetik, gıda, tanıtım ve eğitim sektörlerinde...


(Yılbak, KRC, Sporturist, MYK, Renoval, UN Global Compact - TR)
Danışmanlık ve Genel Koordinatörlük görevleriyle birlikte, Marka &
Sosyal Sorumluluk Projeleri, Birleşmiş Milletler Küresel Đlkeler (KĐS)
Sözleşmesi & Kurumsal Sosyal Sorumluluk & Sürdürülebilirlik gibi
konularda “Proje Başkanı” olarak çalışmalarına devam etmektedir.

538
539
PROJE
YÖNETĐMĐ
&

SOSYAL
SORUMLULUK
PROJELERĐ . . .
540