You are on page 1of 117

FRANKFURT OKULU'NDA
SANAT VE TÖPLUn
BESİM F. DELLALOĞLU

BAĞLAM

İkinci Basım : Ekim 2001 .

-------------.2 Öncü S a n a t-----------------------.~--------------—— 101 6.-------------------------------. TO PLU M --------------------------------------------------------------------------------------25 3.------.3 M üzik-------------------------------------------------------------------------------------.--------------.--------------. FRANKFURT OKULU'NA GENEL BAKIŞ — ----------------------------.------------— 61 4.-------------.1 5 3.-----------. SANAT------------— ------------------------.109 7.-------------— 95 5.4 Edebiyat -----------------------------.--------------.------------.4 Kapitalizm — ---------------------------.2. SONUÇ ---------------------.---- 2.49 4.-----------— ------------.------------— -------------------------.---------------------.1 Kültür ve Sanatın M etalaşm ası---------------------------------------.4.-----------------.----------------------------.----------------------------.-----------------.---------------■ ------------------------------. İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ----------.1 Kavramın Eleştirel Betimlemesi-------------------------— ---------.-------------— -------------------------45 4.-.1 D iyalektik-----.1 Genellikle Sanat -------------------------------------------------------------------.-.40 3.--------.------------.-111 . KAYNAKÇA------.— -------------------------. GİRİŞ — —--------------------------------------------------------------.4.-------------.3 Akıl -------------------------------. KÜLTÜR END ÜSTR İSİ--------------------.2 B eckett--------------------------------------------------------------------------.2 Toplum Eleştirisi Aracı Olarak "Kültür Endüstrisi" — ---------------97 5.—---.7 1.1 Kafka------------------------------------------------------------------------------.— 95 5.—---------87 4.---------------—--------------.49 4.--------------------------------.— 28 3.--------30 3.2 insanın Şeyleşmesi ~ -----------------------------.25 3 2 Eleştiri — --------.5 Psikanaliz —----------------------------.99 5.-------.2.88 4.93 5.----------------—-------------.75 4.

.

Bu. h er zam an bilgi nesnesi olm uştur. sanat yapıtının bilinm esi. onu yansıtm ası değil. bu bilgiyle sözüm ona sanat yapıtları üretilirdi. Yapıtın bu­ rada özneden beklediği. onu görünür kıl­ m anın başlıca bir yoludur. aydınlanm ış yaşam dır. taşlar vb. Ama biz dünya­ nın bü tü n ü n ü görm ek istiyorsak. bunu bize sanat sağlayabilir. ne de o.ıpıiı _7_ . Y oksa biz. bilseydi. tersi­ ne dünyanın yapıt olm ası dem ektir. A rtık o rtada hiçbir yabancı yoktur. O halde. S anat yapıtı. ya­ pıttan edinilen kazanım la yaşamın kavranm ası. ağaçlar. dünyayı nerede görecektik? Ç evrem iz­ de gördüğüm üz. D ünya bizim ruhum uzdadır.’dir. ÖNSÖZ " nsam n yaşamını aydınlatm asında başvurduğu bir araç / olarak sanat nedir? Bir yandan sanatçının içselleştirdiği yaşam tarzlarını yapıtında görünür kılması. A m a bu yaratm a etkinli­ ğinin ürünü olan sanat yapıtı. B urada nesne hakkında sahip olunan hipote­ zin doğrulanm asının deney yoluyla araştırılması sozkonusudur. hangi tarz bir bilgidir? S anat yapıtını bilm ek ne dem ektir? D oğabilim sel bir bilgide nesne. O n lar dünyanın parçalarıdır. tek tek insanlar. tad alınm ak ve anlaşılmaktır.u v. tıpkı herhangi bir işlikteki üretim gibi. onu kendi dünyasım katm ası gerekir. kar­ şısında estetik tavır alacak özneye yabancı bir şeydir. doğru. Sanatla buluşan yaşam. dünya değil. ona yabancıdır. bilen Öznenin dışında bir şey­ dir. Y apıtın yaşamı görünür kılması. Bunun için de öznenin nesneyle yakınlık kurması. Sanatsal yaratm a. Bu yaratm a etkinliğini hiç kimse bi­ lem ez. A m a sanat yapıtı ne bu tarzda bilinecek yapıdadır. kendisinden yaşam a bakılan penceredir. Sanat yapıtı olduğu için dünya vardır. San. sanatçı ile sana­ tın alımlayıcısmın yapıtta ve yaşam da buluşm ası anlam ına gelir. öte yandan bu yapı­ ta yönelen bir bakışın oradan yaşamın kendisine çevrilmesi.

Qkulu’nda_Sanat ve Toplum nı bilmek. K urtul­ m a aracı da yine sanattır. toplum sal itiraz olur. insanın şeyleşme durum udur. öncü sanattır. o anlamı ona metafizik bir öznenin koyduğu varsayılacaktı. bireydir. belli bir açıdan "top­ lum" diye d e adlandırılabilir. H e r iki durum da ü rk ü tücüdür. Bu. .Frankfurt. onları kolay g ü d ülür sürü haline getirir. Toplum sal m ekan iki biçim de düm düz olur: ya İkinci D ünya Savaşı’nda A vrupa’da olduğu gibi bom ba ile ya d a A m erika’da ve savaştan sonra A vrupa'da olduğu gibi tüm yapıların. Yanlış sanatın. felsefenin bir biçimi d e kültür en ­ düstrisidir. özellikle A d o rn o ’nun olumlayıcı anlam da gördüğü sanat ile toplum ilişkisinde. toplum a karşı sanat. onu özüm ler. diğer yandan böyle bir şey olarak sanat. toplum u kendisinde. üstüne üstlük durum larından m em nun olarak avutur. "Estetik icra. Doğabilim- sel nesnenin kendisinin bir anlamı yoktur. endüstrinin sadece bir sektörü olur. kendi tarzında içkin olarak bulundurur. B un­ dan dolayıdır ki. Ancak yapıta yüklenilmiş anlam ile ondan çıkarılan anlam arasında hiçbir tarzda bir denklik bulun­ maz. Teknoloji eliyle tahrip edilen top- lum -doğa ile teknolojik standartlaşm a yoluyla bayındır edilen toplum -fizik m ekanda sanatlar d a yolundan sapm ıştır. Sonunda böyle bir endüstri toplum unda insan da bir me- ta-nesne haline gelir. Olsaydı. bir abra kadabra sistem ince spor haline getiri­ lir. S anat yapıtını bilm ek ve anlam ak sonsuz bir ödevdir. kültürdür. resm edildiğinden bu ya­ na beş yüz yıldır hep yeniden anlamlandırılabiliyor. O nun anlam ını ona koyan da onu oradan geri alacak olan d a insandır. Bu d u ­ rum dan insanı k urtaracak olan yine insandır. toplum un tekdüzeleştirdiği sırada ona karşı çıkan devrimci. K ültür m etalaşarak. bir yandan sanat. batm ış­ tır. sanat yoluyla insanları birbirlerine kenetleyerek. Bu. S anat yapıtının ortaya koyduğu dünya. . ona konulm uş olan yaşamsallığı oradan çıkarıp anla­ maktır. bilim in. örneğin bir M ona U sa. F ran k fu rt O kulu düşünürlerinin. kentsel öğelerin tek biçimli olmasıyla. Oysa sanat yapıtı anlamlı bir nesnedir." Sanat-toplum ilişkisinin bu olum suz tarzında toplum sal ge­ lenek. Bu da Dilthey’gil bir yorum lam a sorunudur.

gözle resm edilir. Eldeki kitap. kita­ ba ayrı bir önem veriyor. Ö m er N aci SO YKAN 9 . yapıtın öznede yeniden oluşturulm ası dem ektir. Böylece o. Çalışm a. B unun için sanat yapıtının iç hareketi bağlam ında olunm alıdır. F ran kfurt O kulu’nun sanat anlayışını kuşatıcı bir biçimde araştıran Besim F. aynı zam anda zaten bir kitap biçim inde oluşturulm uştu. kendi m antığına göre bir kez d aha kulakla bestelenir. özellikle de A d o rn o ’nun yeniden ilgi odağı olm ası. dilsel duyum la söyleşimi yapılır yapılm az anlaşılır. A d o rn o için de sanat yapıtını anlam anın sonsuz bir ödev olduğu söylenebilir. bir yabancı dil gibi kendi di­ line çevrilerek. O halde. G ünüm üz düşün dünyasında F rankfurt Oku- hı'nun. D ellaloğlu’nun bizim yönlendir­ m em izde başarıyla hazırladığı Y üksek Lisans tezinin olduğu gi­ bi okur önüne çıkm asıdır. kavram lar. yapıta konulm uş olan yaşam sal olanı oradan çıkaran ki­ şinin yapıtı yorum lam a ve anlam asının başkaca bir dile getirilişi olur. Bu da yukarıda b elirt­ tiğimiz. yargılar ve bunlardan yapılan çıka­ rım lar gibi anlaşılm azlar. Önsöz A dorno’ya göre sanat yapıtları. Böyle bir anlam a. ak ad emik istem leri yerine getirm ekle birlikte.

.

O k u l’un düşünsel bütünlüğünü deşifre etm eye en uygun alan­ dır. bir felsefe ya da düşünce geleneği olarak F rankfurt O kulu nun ortaya koyduklarına bir bütün olarak duyulan ilgi. O kul’un sanat anlayışı. çok az zorlam ayla söylenebilir. üretilebilm iş olası alternatifleri koruyabilm e ve daha som. Ç alışm anın. genelin tikeli kuşatm ışlık düzeyinin gitgide artm akta ol­ duğudur. bu iki ilginin çakıştığı yerde bulunur. farklı olanın.ı- sında uygulayabilme şansları pek de güçlü değildir. iki tem el boyutu vardır. sanatın verili olanın m utlaklığının. F rankfurt O kulu’nun düşüncesi. İkinci boyut ise. bir anlam da. kendisini en ayrıntılı ve som ut biçimde sanat alanında dışavurur. D iğer yandan. bir anlam da um udun hâlâ korunabilm esine aracı olur. Sanat. Birincisi. GİRİŞ F rankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum adım taşıyan bu ça ­ lışma. 1. içinde bulunduğu toplum un anti-tezini kendi içinde saklar. E ldeki çalışm anın çıkış nok­ tası. genel bütünselliği içerisinde. Böylece de verili o la­ nın dışındaki seçeneklerin varlıklarını devam ettirm elerini sağ­ layarak. kendisini oluştu­ ran parçalar üzerinde gitgide daha belirgin bir egem enlik kur­ duğu.ıııuı öncelikli amacı. h er iki boyutu da gelişkin bir biçimde• m i.ı I ■> 11 . bütün içindeki parçaların alternatif üretebil­ me. ikisi arasındaki birbirini etkilem e ve hatta belirlem e süreçlerine duyulan ilgi. F rankfurt O kulu’ndan ve sanat-toplum ilişkisinden yola çıkan. r. sanat-toplum ilişkisi­ ne getirilm iş en kapsayıcı açıklam alardan birini içerm ektedir. F rankfurt O kulu ile sanat-toplum ilişkisinin birbirlerinin anah­ tarı olduğu.ılı^iM. m odern toplum un yapısının. İkincisi ise. B unlardan birincisi. iki tem el ilgiyi birlikte içeriyor. "öteki"nin verili olan içinde varlığını sürdüre­ bilm esinin en önem li aracı olduğudur. G enelin kendi içindeki parçaları böylesine belirleye­ bildiği koşullarda. sa- nat-toplum ilişkisine.ı\. Sanat. evrenselliğinin dum ura uğratılm ası­ nın.

özellikle onu denetlem e ve koşullan­ dırm a açısından ulaştığı gelişmişlik düzeyi. O kul’un sanat an ­ layışı ve san ata yüklediği işlevler tüm boyutlarıyla inceleniyor. Çalışm a. Ü stelik O kul’un birbirinden çok farklı alanlarda geliştirdiği kavram ların ve yaklaşım ların aslında bir bütünlük taşıyor oluşu da bu çerçe­ venin önem ini arttırm aktadır. kendisine öngörülen işlevi neden üstlene­ bileceği. sosyolojisi "Kapitalizm" alt bölüm lerinde ve psikolojisi de "Psikanaliz” alt bölüm ünde açıklanıyor. sanatın toplum sal b ü tü n içindeki yeri değerlendiriliyor. dönem inin bazı önem li düşünür ve sanat adam ları (Lukacs. E lbette tüm bu sorular F rankfurt O ku­ lu’nun kavram sal çerçevesi İçinde yanıtlanacaktır. F ran k furt O k u lu ’nun toplum dan anladığı şey. T oplu­ m un sanatla olan İlişkisi. kendi kuranım ın genel karakterinin bir yansım ası olarak. tarih felsefesi "Akıl". Ayrıca tüm bu alanların ancak birbirle- riyle ilişkileri bağlam ında anlaşılabileceği vurgulanıyor. bunun tem el m eka­ nizm aları ve bu m ekanizm aların nasıl işlediği ise ikinci boyuta yönelik tem el sorulardır. Bu nedenle de bu kavram sal çerçevenin yeterince açık bir şekilde ortaya ko­ nabilm esi. "Sonuç" ve "Kaynakça" ile F rankfurt O kulu ve düşünürleri hakkında kısa bilgilerin verildiği "Frankfurt O kulu’na G enel Bakış" bölüm leri dışında üç ana bölüm den oluşuyor. birbirlerin­ den ayrı ayrı değerlendirilebilecek alanlardan oluşuyor. "Genellikle sanat" alt bölüm ünde öncelikle F rankfurt O kulu için sanatın anlam ı ortaya konduktan sonra. "Sanat" başlığıyla verilen ikinci bölüm de. B unlardan birincisi olan "Toplum" bölüm ünde. bu epistem olojinin yön­ tem sel dile gelişi "Eleştiri". Sanatın. bu soruların yanıtlanabilm esinin an a h tan d ır. bunu üstlenebilecek sanatın nasıl bir sanat olm ası ge­ rektiği ve aynı zam anda sanatın toplum la olan ilişkisindeki sınır­ ların ne olduğu birinci boyuta yönelik tem el sorulardır. B recht) İle girilen 12 . "Giriş". O kul’un düşüncesinin genel bütünselliği içinde tem el kavram ­ ları ele alınıyor ve bunlar arasındaki ilişkiler ortaya konm aya çalışılıyor. Bu alt bölüm de aynı za­ m anda okulun sanat anlayışının ana çizgileri. O k u l’un epistem olojisi "Diyalektik". Frankfurt Okulu ndtSanat ve Toplum yabilm ektir.

bu işlev­ leri yerine getirebilm ek için hangi özelliklere sahip olm ası ge­ rektiği açıklanıyor. B eckett) inceleniyor. bulunduracağı olası eksikliklere karşı kendisini. Strawinsky. kültür alanı­ nın m odern toplum daki yeri ve toplum sal bütünle ilişkisi ince­ leniyor. "K ültür Endüstrisi" adlı üçüncü ana bölüm de. Bu alt bölüm de. aynı zam anda. O k u lu n sa­ nat anlayışının bazı özel sanat alanlarında (müzik. Kafka. O kul’un önem li işlevler yüklediği sanatın. M odern toplum da kültürün endüstrileşm esi ve bu ge­ lişm enin sanat ve dolayısıyla insan üzerindeki etkileri deşifre edilm eye çalışılıyor. Çalışm a. . "Öncü sanat" alt bölüm ünde. edebiyat) di­ le gelişi ortaya konuyor ve O kul’un önem verdiği ve anlayışları­ nı sahiplendiği bazı sanatçılar(Schonberg. sa­ hip olduğu iyi niyetle savunur. Giriş polem ikler ışığında aydınlatılm aya çalışılıyor.

.

bir yandan çağımızın en önem li düşünce akım larından. Friedrich Poliock ve Kari August VVittfogel vardı ve tartışm aların çoğu K orsch’un Mark­ sizm ve Felsefe adlı eseri üzerinde yoğunlaşm ıştı. Bunun ilk adım ı d a 1922 yazında düzenlenen "I. K ari Korsch. Bu toplantılara katılanlar arasında G eo rg Lukacs. B unlardan birin­ cisi. İkincisi belli bir iç bütünlüğü olan bir akımı veya gelene­ ği vurgular. Felsefe ve bilim tarihinde Frank­ furt Okulu ya da Eleştirel Kııram diye bilinen gelenek.1898)’dır. M arksist Çalışm a Haftası" olm uştur.m ilk 15 . Toplum sal A raştırm alar Enstitü- sü'nün ilk m üdürü Cari G rünberg (1861-1940)’tir. 2. Aslında bu Enstitü. aynı zam anda bir ku­ rumsal yapıya da sahiptir. 3 Şubat 1923’te. Ç ünkü F rankfurt O kulu. aslında bu iki an la­ mın birlikteliğinden söz edilm elidir. A ntik dönem bir yana. düşünce tarihinde. F rankfurt Ü niversitesine bağlı olarak Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü adıyla kuruldu. kurucu kadronun yaşları iti­ bariyle araların d a bir profesör bulunm am ası nedeniyle Frank- lü rt’a davet edilm iş ve E nstitü'nün kurucu m üdürü oiııuıvUıı. AvusturyalI bir m arksist aydın olan G rünberg. diğer yandan eğitim ve öğretim ağırlıklı olm aktan çok araştırm a ağırlıklı olsa da. solcu bir doktora öğrencisi olan Felix W eil (d. Bilindiği gibi. G rünberg. gele­ neklerinden biriyken. "Frankfurt Okulu" dendiğinde. E nstitü'nün kurucusu olarak kabul edilen kişi. kurum sal olarak. daha çoğu kurum laşm ış bir yapısı olm ayan akım ve geleneklere rastlanır. bu iki anlam ı birlikte içeren "Okul"lar pek de fazla değildir. bir A lınan üniversitesinde kürsü sahibi <>l. A lm anya’d a 1920’lerİn başlarından beri sol radikal çev­ relerin ortaya koydukları akadem ik kurum laşm a çabalarının bir sonucuydu. içinde eğitim ve öğretim in gerçekleştiği kurum u dile geti­ rirken. FRANKFURT OKULU’NA GENEL BAKIŞ üşünce tarihinde "Okul" sözü aslında birbirinden hiç de D uzak olm ayan iki ayrı anlam ı gösterir.

Frankfurt Okıılu’nda Sanat ve Toplum m arksisttir. Ensti- tü’yle ilişki içinde olduğu dönem de kapitalizm in gelişip güçlen­ mesiyle birlikte ortaya çıkan ideoloji alanındaki değişim lerle il­ gilenm iştir. En önem li yapıtı. . 1930 yılında E n stitü ’ye tam üye olm uştur. . T em el çalışm a alanı. . edebiyat sosyolojisi ve . En önem li yapıtı 1931’de Ensti- tü ’nün yardım larıyla yayım lanm ış olan Ç in ’de Ekonom i ve Top- lım fdur.Kari August Wittfogel: 1896 doğum ludur. O kulun kurum sal varlığında H o rk h eim er’dan sonra en fazla em eği olan üyedir.Franz Borkenau: (1900-1957). O da dış çevredeki üyelerdendir. E n önem li yapıtı Sovyetler Birliği’nde Ekonomik Planlama Denemeleri (1929)’dir. 1920’lerden itibaren A lm an K om ünist Partisi (A K P) üyesidir.Leo Lövventhal: (1900-1993). . Bu alandaki çalışm aların en önem li kavram ları olan Hidrolik Toplum ya d a Oryantal Despotizm gibi kavram ları ilk kez o kullanm ıştır.Friedrich Pollock: (1895-1970).Henryk Grossmann: (1881-1950). Ç ekirdek kadrodandır. O kuPun dış çevredeki üyelerinden biridir. bu kadroyu oluşturan üyelerce pozitivist olm akla eleştirilm iştir. E n stitü ’nün çekirdek kadrosundaki üyelerden biridir. D aha çok ekonom i alanında çalışm ış­ tır. 1921’den 1929’a k ad a r A K P üyesidir. K urum un üyesi olm uş kişiler arasında en önem lile­ ri şunlardır: . E n önem li yapıtı Feodal Dünya Görüşünden Kapita­ list Dünya Görüşüne adıyla 1934’d e yayım lanm ıştır. Enstitü tarafından yayım­ lanan Birikim Yasası ve Kapitalist Sistemde Çöküş (1929)' tür. Tem el ilgi ala­ nı ekonom i tarihidir. K uram sal çalışm alarını yoğunlaştırdığı alan "Asya tipi üretim tarzı"dır. O kulun çekirdek kadrosundan olm ayan W ittfogel.

Herbert Marcuse: (1898-1979). 1930’ların başından itibaren Enstitü’yle ilişki ha­ linde olm asına rağmen. A ncak 1940’larda. Frankfurt Okıılu’na Genel Bakış popüler kültürdür. . çalışm alarının ana ek ­ senidir. Frankfurt O kulu’nun en tanınmış üyesidir. . müzik. estetik ve psikanalizde yoğunlaşm asın­ da önem li rolü olan düşünürlerden biridir. M arksizmle psikanalizin birleştirilm esi. T em el ilgi alanı estetik ve edebiyat eleştirisidir.Teodor W. F ran k furt O kulu’nun düşünsel anlam da k u m ­ cusu olarak bilinir. Çalışma alanı çok geniş olan A dorno. estetik. 1930’lardan itibaren okulun ekonom i ve ta­ rihten uzaklaşıp kültür. j LL . 1932’den İtibaren okulun üyesidir. sosyoloji. Adomo: (1903-1969). A ncak A d o rno ile olan düşünsel etkileşim i ile ve ölü ­ m ünden sonra tüm yapıtlarının okulun yardım larıyla yayım lan­ ması bakım ından O kuFun düşüncesine önem li katkılar yapmış bir kişidir.Walter Benjamin: (1892-1940). okulun disiplinlerüstü tavrının en belirgin temsilcisidir.Max Horkheimer: (1895-1973).Eric Fromm: (1900-1980). O kulun psikanalizde yoğunlaşm ış tek üyesidir. Frankfurt O kulu’nun en önemli düşünürüdür. H içbir zam an F rankfurt O kulu’nun üyesi ol­ m am ıştır. . 1930’da E n stitü ’nün m üdürü olm uştur. 1938’de kesin olarak üye olm uştur. Felsefe. İkinci Dünya Savaşı’ndan son­ ra Alm anya’ya dönm em iş. ancak yine de bir bütünlüğü olan yapıtlar vermiştir. T e ­ mel alanı felsefedir. Aslında bir filozof olmasına rağmen A dorno gibi çok farklı alanlarda ürün vermiştir. . . F re u d ’dan uzaklaşarak sosyal psiko­ lojiye kaymış ve E nstitü üyeliğini terk etm iştir. edebiyat gibi alan­ ları kapsayan. A B D ’de kalmıştır.

m arksist kuram ın farklı.Otto Klrchheimen (d . A B D ’de katılm ıştır. bu çevrede önem kazanm ıştır. Frankfurt O kulu. Frankfurt Okulu nda Sartat ve Toplum . Pollock. A dorno ve M arcuse’dir. Lövvent- hal. Bu kuruluş. ' bkz. E ldeki çalışm ada da. bu üç d ü ­ şünürün yaklaşım ları tem el alınm ıştır. Nasyonal Sosyalizmin Yapısı ve Pratiği adlı yapıtı. Tem el ilgi alanı hukuk sosyolojisidir.1 F rankfurt O kulu düşünürleri için. R usya’da Bolşevik devrim inin zaferi ve özellikle A lm anya’da olm ak üzere. H em en hem en hepsi Y ahudi olan bu düşünürler arasında çekirdek kadroyu oluşturanlar. İs­ tanbul. diğer yandan Sovyetler Birliği ndeki devlet ve toplum un gelişm esinin artan eleştirel b ir değerlendi- Timiyle belirlenen ve "Batı Marksizmi" olarak bilinen ve 1960’lardan itibaren "Yeni Sol" olarak ortaya çıkan geniş bir düşünce hareketinin bir kısmını oluşturm aktaydı. özellikle kuram ve pratik arasındaki ilişkiyi kuracak ve m arksist kuram ı yeniden canlan­ dıracak olan sol kanat entelektüeller tarafından hissedilen ge­ reksinim e bir karşılık olarak görülebilir. önbelirleyici bir biçim de felsefi ve Hegelci yeni­ den yorum lam alarıyla. oluşan yeni şartlarda. D ah a d a r anlam da "Frankfurt Okulu" dendiğinde düşünceleri en belirleyici olanlar ise H ork­ heim er. Siyasal bilimci. aralarında doğrudan siya­ sal bağlantıları olanlar ( A lm an Kom ünist Partisi veya Sosyal D em okrat Parti üyeliği) olsa da. N a­ zizm üzerine d e önem li çalışm aları vardır. m erkezi A vrupa D evrim - lerinin yenilgisiyle ortaya çıkan özel koşullar içinde yer alm ıştır. . O d a O kul’a sonradan A B D ’de katıldı. Bir anlam da Enstitü. F rankfurt O k u lu ’n a 1930’ların ikinci yarısında. Tom B oiiom ore. Ara Yayınları. E n stitü ’nün kuruluşu. s.1905). 19Sy. bir yandan ileri kapitalist toplum larla ilişkili olarak. A d o rn o ve M arcuse’dir. çev: A hm et Çiğdem . H orkheim er.Franz Neuman: (1900-1954). kuram sal çalışm alarda yeni bir şeyler ortaya koymak am acıyla özerk ve bağım sız kalabilm ek.8 18 .

Diyalektik İmgelem. aynı zam anda. 1934’den itiba­ ren F rankfurt O kulu üyeleri. 1929’da sağlık nedenleriyle emekliye ayrılmıştır. Martin Jay. O kul 1950’ye kadar A B D ’de kalm ıştır. O nlara göre. F rankfurtçular. 1989.2 G rünberg. Colum bia Ü niversite- si’nden davet alm ışlar ve Toplum sal A raştırm alar Enstitüsü. Bunun tek istisnası belki M arcu- se’nin 1960’lardaki tavrıdır. F rankfurt Ü n iversitesine rektör 2 bkz. h er zam an doğrudan bir politik tavır alm aktan çekinm işlerdir. Kısaca­ sı. A B D ’ye yerleşm enin olanaklarını aram aya başlam ışlardır. 1930’dan itibaren H orkheim er O kul’un yeni m üdürü olm uştur. O kul'un üyeleri birer b irer A lm anya’yı terk etm eye koyulm uşlardır. belirli bazı sa­ kıncaları olsa bile. Bu göreli Özerkliğin. İstan­ bul.23 Jâ . Ara Yayınlan. Löwenthal. Ç alışm alarda H ork h eim er’ın dışında Pollock. F ran kfurtçular ısrarla kendilerine bir göreli özerklik alanı yaratm aya çalışmışlardır. M art ayında E n stitü ’yiı "devlete karşı eğilim ler taşıdığı" gerek­ çesiyle kapatm ıştır ve böylece H orkheim er. ç tv . Bu nokta O kul d ü şü ­ nürlerinin özellikle ortodoks m arksistler tarafından en çok eleştirilen yönüdür. Bu konum un. O kul düşünürlerinin hakikat anlayışlarıyla doğrudan bir ilgisi vardır ve bu nokta üzerinde d ah a ilerde ayrıntılı bir biçim de durulacaktır. O kul’un tem el ilgi­ leri. H itler’in üniversite­ den attığı ilk profesör olma onuruna erişm iştir. 30 O cak 1933’te iktidara gelen Hıtler. s. New Y o rk ’ta yeniden kurulm uştur. H o rk h eim er’ın m üdür olmasıyla birlikte O kul'un tem el yakla­ şım larında önem li değişim ler görülm üştür. ekonom ik ve som ut olandan felsefi ve kültürel olana doğru b ir değişim geçirmiştir. A lm anya’d a Nazilerın iktidara gelmesiyle Okul için zor bir dönem başlam ıştır. H orkheim er. Ünsal Oskay. 1935 yılında. A dorno ve M arcuse’ııin ağırlıkları artm ış­ tır. O kul’un kuram sal alandaki çalışm alarının başarısında önem li bir yeri olm uştur. söylem lerinin taşıdığı politik içeriğe rağm en. 1950’de H orkheim er ile A dorno Batı A lm an hüküm etinin davetiyle A lm anya’ya dönm üşler ve Toplum sal A raştırm alar E nstitüsü’nü F rankfurt’ta yeniden kurm uşlardır. Frankfurt Okulu’na Genel Bakış vazgeçilmez bir önkoşul sayılagelmiştir.

M arcııse’nin 1932’de. ger­ çekte birkaç yıl önceden 1930’da H orkheinıer’ın Enstitü’ye m ü­ d ür olarak atanm asından sonra başlamıştır. Bu dönemde tarih ve ekonom iden çok felsefe. Bu dönem in ürünleri olan W itlfogerin Ç in ’de Ekonomi ve Toplum. nesnesinin soyutla­ m alar olmayıp. açılış bildirisinde. Fikir ve araştırm a istem lerinin bu yeniden yönlendirimi. to p ­ lum sal bir bilim olarak m arksizm düşüncesini ortaya koymuştu..4 1950‘de E nstitü’nün F rankfurt’a dönm esiyle birlikte "eleşti­ rel kuram"ın esas fikirleri açıkça birçok tem el m etinde ortaya kondu ve "Frankfurt Okulu". Tom Bottom ore. E nstitü’nün çalışmalarında ağırlıklı bir yer kazanm aktaydı. G rossm an’ın Birikim Yasası ve Kapitalist Sistemde Çöküş. gelişme ve değişm e sürecindeki verili som ut dünya olduğunu ileri sürm üştür. E nstitü’nün etkinliklerini yöneten bir ilke ola­ rak Yeni-Hegelci eleştirel kuramın ayırt edici düşüncelerinin açıkça ortaya konduğu 1933 ile 1950 arasındaki sürgün dönem i­ dir. "Yeni Sol"un ortaya çıkışıyla A vrupa’nın büyük bir kısm ında ve E nstitü’nün ' bkz. m ateryalist tarih kavram ının ne bir felsefi sistem olduğunu ne de olmayı am açladığım . 1923 ile 1933 arasındaki dönemdir. s. Frankfurt Okulu’nda Sanal ve Toplum olm uştur. Sonraları. E n stitü ’nün tarihinde dört farklı dönem belirler. B urada G rünberg. Pollock’un Sovyetler Birlİ- ği'nde Ekonomik Planlama Denemeleri gibi yapıtlar. a. bu nitelikte çalışm alardır. Bu eğilim. Enstitü aynı zam anda psikanalize karşı güçlü bir ilgi duymaya başladı ve bu ilgi sonraki çalışm alarda başat bir Öge olarak kaldı. Birincisi.g. Tom Bottom ore. Aynı za­ m anda bir ekonom i ve toplum tarihçisi olan ilk müdür G rü n ­ berg dönem inde Enstitü çalışm alarının büyük kısmı güçlü bir deneysel k araktere sahipti. M arcuse ve Löw enthal ise A B D 'de kalmışlar ve bir daha A lm anya’ya dönm em işlerdir. Frankfurt O kulu. A dor­ no’nun da 1931’den itibaren başlayan Frankfurt Okulu ile gevşek bir birliktelikten sonra 1938’de üye olmalarıyla pekişti.9 4 bkz. s 9-10 20 .3 İkinci dönem .y. A lm an toplum sal düşüncesi ü ze­ rinde önem li bir etki yapm aya başladı. G rünberg. Tom B ottom ore.

s. bu çerçeve içinde. sürekli ortaya koyduğu disiplinlerüstü yaklaşım dır. A d o rn o ve M arcuse gibi üyeler. bu düşünür­ lerin belirgin bir ağırlıkları yoktu. Ö zellik­ le. özellikle M arcuse’nin. Tom B ottom ore. A d o rn o ’nun asistanı Jürgen H a­ berm as (d.9 21 . Son dönem inde köken olarak kendisini etkileyen m arksiznıden geniş ö lç ü d e . 10 " bkz. Alf- red Schm idt. A B D ’de kalışıyla bu ül­ kede O kul’un etkisi yayılmaya başladı. yaşamları b o ­ yunca. F rankfurt O kulu’nun yöntem sel tavır olarak en tipik özelli­ ği. Özellikle. Bu son dönem in belirleyici düşünürü. okulun bazı tem el kavram ları m arksist olan ve olm a­ yan birçok sosyal bilimcinin yapıtlarına girmiş. M arx’ın tarih ve m odern kapitalizm kuram larının yeniden ortaya konan biçim le­ rinde ve toplum sal bilginin olanaklılığm ın şartlarının yeniden eleştirisinde özgün bir şekilde Jürgen H aberm as tarafından da geliştirilm iştir. ikinci ve üçüncü dönem lerdeki F rankfurt O kulu’dur.y.. M arcuse. M arx ve M ao ’dan sonra solun en önem li ismi haline gelm iştir.6 Bu çalışm anın konusu olan F rankfurt O kulu. uzaklaşmış görünm esine rağm en. a.g. Bunun nedeni ise.Bakış bazı üyelerinin. İlk dönem de.1929)’dır. çok farklı alanlarda düşünce üretm işler. a. Frankfurt Okulu’na Genel. O kul’un en tem el düşünürlerinin yapıtlarını bu dönem lerde ortaya koym alarıdır. F ran k fu rt O k u lu ’nun bazı üyeleri belli alanlar- f bkz. O k u l’un ikinci kuşak filozoflarından. A d o rn o ’nun 1969 ve M arcuse’nin 1979 tarihlerindeki ölüm leriyle birlikte artık bir O kul olarak varlığını yitirmeye başlam ıştır. üstelik bunlar arasında belirgin bir bütünlüğü sürekli korum uşlardır. Bu dönem . s. Son dönem de ise artık onlar yaşam ıyordu. Bu kuşağın diğer önem li figürleri ise..g. H orkheim er. D aha genel anlam da. Tom B ottom ore.5 1970’lerden itibaren E n stitü ’nün dördüncü dönem i başla­ mış. O scar N egt ve A lfred W ellm efd ir. F rankfurt O kulu’nun düşünsel ve siyasal en büyük etkiye sahip olduğu dönem dir ve 1960’ların sonlarında radikal öğrenci hareketinin hızlı büyümesiyle zirvesine ulaşm ıştır. F ran k fu rt O kulu’nun etkisi yavaşça çözülm eye yüz tutm uş ve H o rk h eim er’ın 1973.y.

E nstitü’nün etkinliklerini yöneten bir ilke ola­ rak Yeni-Hegelci eleştirel kuram ın ayırt edici düşüncelerinin açıkça ortaya konduğu 1933 ile 1950 arasındaki sürgün dönem i­ dir. M arcuse ve Löw enthal ise A B D ’de kalm ışlar vı. Birincisi. T om B ottom ore.. ger­ çekte birkaç yıl önceden 1930’da H orkheim er’ın E nstitü’ye m ü­ d ü r olarak atanm asından sonra bağlamıştır. nesnesinin soyutla­ m alar olmayıp. A dor­ no’nun da 1931’den itibaren başlayan Frankfurt Okulu ile gevşek bir birliktelikten sonra 1938’de üye olmalarıyla pekişti. "Yeni Sol"un ortaya çıkışıyla A vrupa’nın büyük bir kısm ında ve E n stitü ’nün ' bkz T om B ottom oıe. E n stitü ’nün tarihinde d ö rt farklı döneni belirler.g. Aynı za­ m anda bir ekonom i ve toplum tarihçisi olan ilk m üdür G rü n ­ berg dönem inde Enstitü çalışm alarının büyük kısmı güçlü bir deneysel karaktere sahipti. Enstitü aynı zam anda psikanalize karşı güçlü bir ilgi duymaya başladı ve bu ilgi sonraki çalışm alarda başat bir öge olarak kaldı.9-İÜ 20 . Fikir ve araştırm a istem lerinin bu yeniden yönlendirimi. açılış bildirisinde. M arcuse’nin 1932’de.y. Pollock'un Sovyetler Birii- ğ i’nde Ekonomik Planlama Denemeleri gibi yapıtlar. a.9 4 bkz Tom Bottom ore. 1923 ile 1933 arasındaki dönem dir. Sonraları. Bu eğilim. to p ­ lum sal bir bilim olarak m arksizm düşüncesini ortaya koymuştu. G rossm an’ın Birikim Yasası ve Kapitalist Sistemde Çöküş. s. bu nitelikte çalışm alard ır3 İkinci dönem . Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum olm uştur. E nstitü’nün çalışm alarında ağırlıklı bir yer kazanmaktaydı. gelişm e ve değişm e sürecindeki verili som ut dünya olduğunu ileri sürm üştür. Frankfurt Okulu. Bu dönem in ürünleri o lan W ittfogeriıı Ç in ’de Ekonom i ve Toplum.bir daha A lm anya’ya dönm em işlerdir. m ateryalist tarih kavram ının ne bir felsefi sistem olduğunu ne de olmayı am açladığım . A lm an toplum sal düşüncesi üze­ rinde önem li bir etki yapm aya başladı. s. Bu dönem de tarih ve ekonom iden çok felsefe. G rünberg.4 1950’de E n stitü ’nün F ran k fu rt’a dönmesiyle birlikte "eleşti­ rel kuram"ın esas fikirleri açıkça birçok tem el m etinde ortaya kondu ve "Frankfurt Okulu". B urada G rünberg.

Frankfurt Okulu’rıa Genel Bakış bazı üyelerinin. sürekli ortaya koyduğu disiplinlerüstü yaklaşım dır. F rankfurt O k u lu ’nun düşünsel ve siyasal en büyük etkiye sahip olduğu dönem dir ve 1960’ların sonlarında radikal öğrenci hareketinin hızlı büyüm esiyle zirvesine ulaşm ıştır.y. özellikle M arcuse’nin. D aha genel-anlam da. A d o rn o ’nun 1969 ve M arcuse'nin 1979 tarihlerindeki ölüm leriyle birlikte artık bir O kul olarak varlığını yitirmeye başlam ıştır. Bu son dönem in belirleyici düşünürü. Alf- red Schm idt. yaşam ları b o ­ yunca. F ran k fu rt O kulu’nun etkisi yavaşça çözülm eye yüz tutm uş ve H o rk h eim er’ın 1973. Ö zellik­ le. 10 * bkz. T om B otu um u c. üstelik bunlar arasında belirgin bir bütünlüğü sürekli korum uşlardır. uzaklaşm ış görünm esine rağm en. A B D ’de kalışıyla bu ül­ kede O k u l’un etkisi yayılmaya başladı. A dorno ve M arcuse gibi üyeler.6 Bu çalışm anın konusu olan F rankfurt O kulu.g.i. H orkheim er. B unun n edeni ise.5 1970’lerden itibaren E n stitü ’nün dördüncü dönem i başla­ mış. çok farklı alanlarda düşünce üretm işler. İlk dönem de.9 _2± . okulun bazı tem el kavram ları m arksist olan ve olm a­ yan birçok sosyal bilim cinin yapıtlarına girmiş. O kul’un ikinci kuşak filozoflarından..l9 2 9 )’dır. s. A dorno'nun asistanı Jürgen H a­ berm as (d .. M ant’ın tarih ve m odern kapitalizm kuram larının yeniden ortaya konan biçim le­ rinde ve toplum sal bilginin olanaklılığının şartlarının yeniden eleştirisinde özgün bir şekilde Jürgen H aberm as tarafından da geliştirilm iştir. F rankfurt O kulu’nun bazı üyeleri belli alanlar* ' bkz. O scar N egt ve A lfred W ellm er’dir. . Özellikle. bu d ü şü n ü r­ lerin belirgin bir ağırlıkları yoktu. Bu dönem . Son dönem inde köken olarak kendisini etkileyen m arksizm den geniş ö lç ü d e .g. F ran k fu rt O k u lu ’nun yöntem sel tavır olarak en tipik özelli­ ği. ikinci ve üçüncü dönem lerdeki F rankfurt O kulu’dur.y. T o m B o tlo m o ıc . O kul’un en tem el düşünürlerinin yapıtlarını bu dön em lerd e ortaya koym alarıdır. M arcuse. M arx ve M ao ’dan sonra solun en önem li ismi haline gelm iştir. s. Son dönem de ise artık onlar yaşam ıyordu. Bu kuşağın diğer önem li figürleri ise. a. bu çerçeve içinde.

1992. olağan dilin. P nsm s. çev: M tle Tunç. bu konuda okuyucunun dikkatini çekm ek zo- rundasınızdır. G enel olarak düşünce dünyasında.8 Bu tavrın en belirgin olduğu F rankfurt O kulu düşünürü. "doğallıktan. kelim elerinizi h atta tüm celerinizdeki noktalam a işaretlerini kullanm anızda d a alı­ şılmıştan bir kopm a çabası ister".W. "Eleştirel kuram " denen adlandırm a da zaten yoğun o larak bu bütünlük im gesini ifade eder. bir anlam da. Massaehusetts. s. hatta incelmiş olanının bile yerleşik toplum yapısı tarafından. Bu çetrefillik. toplum a m eydan o k u ­ mak onun diline de m eydan okum ayı içerir. B unun nedenini M arcuse. sentaksta. bireyin toplum daki iktidar yapısı tarafından denetlenm esini ifade etm e durum unda bırakı­ lacak derecede istila edilm iş olması. Frankfuct Okulu'nda Sanat ve Toplum da yoğunlaşm ış olsalar bile. Ankara. gram erde.nnl'i idgc. A dorno adına kendisine yöneltilen bir soruya yanıt olarak şöyle açıklar: "Bunun nedeni. bizi bir sahte kolaylık içinde tutsak eden o karm aşık toplum sal m ekanizm anın izdüşüm üdür. A dorno. dolaysızlıktan hep kaçınm ıştır.ıy. Bu ise. Birey ve Toplum Y a­ yınları. hiç de yanlış olm ayan bir saptam adır. O k u l’un genel düşünce çizgisinde bu bütünlük sürekli korunagelm iştir. K o­ laylıktan da. yararlanılabilecek tüm di­ siplinlerden yararlanarak genel bir toplum sal felsefe. kendi içinde m odern toplum un dayattığı toplum sal işbölüm üne ve d ar uzm anlaşm aya d a ciddi bir eleştiri içerm ektedir. O rhan K oçak’ın belirttiği gibi. Adorno. O kul’un. Bin türlü dolayım dan oluşan bu sahte dolaysızlığın büyüsünü boz­ 7 Bryan M nget. Bu.225 22 . özellikle en uç biçim de A d o m o ’nun yazılarında görülen bir diğer tipik özelliği ise dile karşı olan tavrıdır.73 s T . aslında. olağan düzyazının. Yeni Duşun Adam ları. yu­ karıda ifade edildiği gibi A d o rn o ’dur. F rankfurt O k u lu ’nun ürünlerinin okunm ası oldukça güç ve hatra zam an zam an anlaşılm az yapıt­ lar olduğu ileri sürülür. Mil Prt-ss. E leştirel kuram . kuram oluşturm a çabasıdır. 1985.7 Z aten. C. Aslında F rankfurt O kulu’nun bu disiplin- lerüstü tavrı ve çok yönlülüğü. bu sürece karşı çıkabilm ek için de kullandığınız dilde bu uym acılıktan kopabilm iş olduğu­ nuzu kanıtlam ak. s.

"Maclström Ü slubu". ürettiği m etinlerde. İçkin eleştiri. sayı:5.ı^ m . her cüm lenin. öznenin nesneye. A d o rn o ’nun paragrafları b irer "cisim" gibidir. s. doğruya dönüşür. kendi bi­ çim ilkesini izleyebilmelidir. onun m etinlerinin m erkezinin olm adığını gösterm ez.9 " bkz. kendi iç hareketiyle. :ıgm. Bu yanlış. "serim lem e-düğüm -sonuç" ya da "varsayım -geliştirm e-kanıtlam a-sonuç" gibi inşa şem alarını kullanm am ıştır. s. Kendisinin de bir yerde dediği gibi.ıv .9 ".255 23 . nesneyi yazarın m anyerizm lerin- d en k o ru m ak tır. Ortıaıı k ı« . yavaşça geceden güne geçer gibi. bir kör noktay­ la. Orhan Koc. Orhan Koçak.. düşünceyi yazarın kişisel psikolojisine indir­ geyen böyle bir anlatım a h er zam an karşı olm uştur. Bütün bunları. eldeki konuya dışsal bir m üdahalesi sayar. "A dorno'nun cüm lesinde "de". yazdığı h er cüm lenin tam olarak anla­ şılması için. "Daha önce d e belirtti­ ğimiz gibi". !>ı\<ıh-kifk İniğeler». s. ağırı. A ncak bu.10 O rh an K oçak’ın vurguladığı gibi. "Bana öy­ le geliyor ki” ya d a "düşünüyorum ki" gibi başlayan cüm leler bu­ lunm az. H aziıan-Eylül 1988. Bakış m ak için onun kadar zor. Martin !. "dahi" gibi bağlaçlar kaldırılm ıştır. Nesne. bir yanlışla başlar. onun kadar "şeyleşmiş" olm ak g ere­ kir. "şu halde" gibi geçiş cüm lelerine hiç rastlanm az. ..bkz. O rhan Koçak şu şekilde tan ım ­ lam ıştır: "Tipik bîr Adorno fragmanı. m erkezi kolaylıkla belirlene­ m eyen m etinlerdir.ık. Frankfurt Okulu’na Genel. Defter.”" A dorno. Ç ünkü o. s. "her noktası m erkeze aynı uzaklıkta bir yazı"dır. Ö znenin görevi. m etnin bütünlüğü dolayım ıyla ele alınm ası gerektiğini sürekli vurgulam ıştır. "gördüğüm üz gibi". 10 bkz.” Tipik b ir A d o rn o m etnini. yanlışın kendi yanlışlığını v Orhan Koçak.''9 A d o rn o ’nun yazılarında "ben" sözcüğü yer almaz. sert yüzeyleri ve gergin dengeleriyle soğuk taşfara benzerler. onun yazıları. s.ık . M etnin a n ­ lamı yazarın niyetinin bir türevine indirgenem ez. kendi m antığını. 1(1 l* bkz. O nun m etinleri. bu işleyişin Önün­ deki dış engelleri kaldırm ak.12 Belki de bu ned en le A dorno.

Bütün bilgi. asgari b ir dikkat ister. hakikatin kendisi değil. "Maelström Üslubu". 1J Orhan Koçak.9 24 . Aydınlık. uç noktasında yeni bir körlük halini alır. Aydınlanmanın diyalektiğidir bu: Mit. A slında kim inle iletişim kolaydır ki? H er anlam a çabası. H er felsefi m etin b ir hakikat arayışıdır. aydınlanma da hep m ite d ö ­ nüşme tehlikesini İçerir. aydın - lanmantn köklerini içinde taşır. karanlıktan kaçarken enerjisi­ ni de ondan alır. "’4 G erçek ten de A d o rn o ’nun yazdıklarıyla iletişim kurm ak k o ­ lay değildir. ufkundadır. s. öznenin anlam a isteğini ve katılım ını talep eder. kötü bir düşten uyanmaya benzer. U fuktakini görm ek ise kolay değildir. Bilgi mitten beslenir. Erankfurt Okulu’nda Sanal ve Toplum görmesini ve yerini doğruya bırakmasını sağlar. D o ­ layısıyla hakikat m etnin içinde değil. kör inançtan.

ister m ateryalizm vurgulu olsun diya- lalektik bu ikilemi aşm a perspektifini içinde taşır. o n lara göre h er ikisine de yer vardır.1 Diyalektik ran k fu rt O kulu’nun epistem olojisinin en önem li özelliği F idealizm -m ateryalizm ikilem indeki k onum lam adır.ın aktaran Orhan Koçak. am a aynı zam anda birlik içindedirler.m ateryalist M arx şeması içinde pek akla yatm ayan bu yaklaşım.ıtx't.tx 1 loıkheım cr. . D iyalektik’te.19 Orhan Koçak. 3. am a varlık d a bilinçli toplum sal varlıktı. .25. İstanbul.1 y y ."16 Aslında H orkheim er ve A d o rn o ’nun tem el çabası. A k ıl Tutufması. onun bir parçası olarak yer aldığını söylemişti. s. 19 . B aşka bir deyişle. özne ve nesneyi m utlak olarak ayı­ ran kaba m ateryalizm e ve bu ikisinin özdeşliğine dayanan m e­ tafiziğe karşıdırlar. s. tikel ola- 15 Kari M. A ncak onlar. Özellikle H orkheim er ve A dorno için bu tem el ikilem aşılması gereken b ir ayrım dır. M arx ve sonrasında F rankfurt O k u lu ’nun "diyalektik" anlayışlarından kaynaklan- m aktadır. M etis Yayınları. İdealist H egel . {M. soyut doğal bir varlık olm adığını söylemişti. aslında H egel. TOPLUM 3. bilinç insanların bilinciydi. İkinci adım da da Feur- b ach ’m felsefi m addeciliğini eleştirm iş. "Horkheimer ve Frankfurt Okulu”. Ayrıca h e r ikisi de H egel’de ve özellikle Manc’ta bu ayrım ın aşılm ası yolunda çok önem li bir potansiyel bulur. bilinç denilen şeyin insan bilinci olduğunu ve toplum sal gerçeklik içinde. İster idealizm . H orkheim er ve A dorno. ne m ateryalizm i ne de m etafi­ ziği reddetm ezler."15 O rh a n K oçak’m vurguladığı gibi. "Marx ilkin HegeFin idealizm ini eleştirm iş.1990) için önsöz. B unun nüvelerini M arx’ın 1844 E lyazm alarin d a bulur­ lar: "Düşünce ve varlık gerçekten ayrıdır birbirinden. felsefenin nesnesi olan varlığın insani ve toplum sal gerçeklik olduğunu.

içinde varolduğu genel (b ü tü n ) olanda bir h arek et alanı sağlam ak ve genelin tikel üzerindeki hegem onyasını kırm aya çalışm aktır. tersine nesnenin kendisinden çıkar. o na teslim olm adan kendi varlığını koruyabilir ve geneli kendi tercihleri yönünde değişim e zorlayabilir.y. A slında nesne ve özne bir anlam da birbirlerinden oluşurlar."18 A dorno için öz- ne-nesne ilişkisi..W. B urada "genel" ile ifade edilm ek is­ tenen "toplum sal yapı". söz konusu özerkliği sayesinde tikel. Ancak.Qkıılu’n<la_Sanat ite-Toplum na. özne ile nesne. mitoloji- leştirm eden uzaklaşm a. yani ezeli-ebedi olm a biçim indeki mitsel Özelliklerle bir tutulur. fa­ kat hiçbir zam an biri diğerine indirgenebilir değildir. Naci N«ıvk. HegePin özdeşlik 17 T . öııce- siz-sonrasız h ep burada oluş. üstüne resim ler yansı­ yan edilgen bir ayna d urum una sokar. F rankfurt O kulu’nun bu içsel kurgusu. M inikse! D a m a Ütopyasında A d o r­ n o ile bir Yolculuk. I loı kheim er. s. ne m utlak bir ikilem ne d e m utlak bir birliktir.43 26 . Ara Yayınları. "düzen"dir. k en ­ disinin özerkliğine bağlıdır. İçinde ağır basan yan olarak yanlışı barındıran ve b ütününde yanlış olan genel içinde tikelin yaşam um udu. üyelerinin düşünce ürettikleri her alanda olduğu gibi epistem olojilerinin de tem elidir. "Düşünce nesnenin bir kopyası değildir. Kljııtnıl. Fr£nkfurt. Ancak.Naci Soykan. o gerçekli­ ği elde tutm a ve böylece sözün gerçekle eşdeğer olm ası. Tikel genelin için­ de varolm ak du ru m undadır.m. akıl ile m adde arasında bir özdeşlik olduğu yo­ lundaki m utlak varlığın en son üstünlüğüne dayanan sayıltıya sahip olm akla eleştirir. diğer bir deyişle.g. bilincin resim özelliğini siler. s. a.43 ıs Ö . o n u n dışında bir varoluş tikel için olanaklı değildir. "totalite”. özne ile nesne arasına birincinin diğerini görm esini engelleyen bir duvar çekti­ ği gibi. 19 9 1. bilgi denen şeyin sonsuz öznenin bilgisi olduğu biçim indeki sayıltıya. H o rk h eim er ise Hegel metafiziğini. dahası özneyi etkenlikten çıkarır. genel içinde. "Tikel" ise bu b ü ­ tünün parçası veya parçaları anlam ında "birey"den "sınıf'a ka­ dar genişleyebilen bir intervali içerm ektedir. A dorno’dan aktaran Ö."17 "Bir düşüncenin bir gerçekliğin resm i olduğunu söyleme. D üşünm enin aydınlatıcı yönelim i. Böyle bir tutum .

onu. . "açık uçlu diyalektik" kavram ını kullanır. 19. M artin Jay. önceden bir harek et noktasına takılıp kalmaz. bilincin göreli özerkliğini hep gündem de tu ­ tan b ir m ateryalizm oluşudur. m ateryalizm in aslında öznenin yanlış bütün içinde kal­ masını sağlayan.lan aktaran Ö . s. tersine gü­ 19 bkz.21 D iyalektikte "sentez" adım ı "özdeşlik"i. 36 :ı T . A d o rn o ’nun negatif di­ yalektiğinde "özdeşlik". Tikel-genel diyalektiğine geri d ö ­ nersek. Adorno (. O nlara göre. 76-78 Max Hoı kheimer'dan aktaran Orhan Koçak.Naci Soykan. A dorno ve H orkheim er. A dorno ve H orkheim er epistem olojisinin te­ mel özelliği. düşündüğü şeydeki kendi kusuru. hem özne ile nesnenin özdeşliği kuram ından uzak kalabilen hem de özneye deneyim leriyle verilenin ötesine gitm e hakkı ta ­ nıyan bir epistem olojinin m üm kün olduğunu savunur. H orkheim er.19 Bir anlam da. O na göre.W. akla uyguıı olanın tarihin herhangi bir nokta­ sında tam am lanm ış olduğunu kabul etm ez. H areket noktasının kaçınıl­ m az yetersizliği. onun. M a n â n diyalektiği ise kom ünist toplum da son bulur. yüzyılda H eg el’e bu konuda yöneltilen eleştirilere (irrasyonalizm ) d e karşıdır. o bü tü n dışında hiçbir şey olm adığı konu­ sunda ikna eden ve ayaklarını yere bastıran olum lu anlam da bir ayakbağı olduğu söylenebilir. H egel’in diyalektiği burjuva devletinde. M üziksel Diinya Ütopyasında Bir Yolculuk. Toplum kuram ına karşı olduğu kadar. "O. diyalektiğe düşünceler sunar". tam am lan­ mış diyalektiklerdir. tarihsel dinam iği sonuca ulaştırabileceğini düşünm ez. 24 27 . diyalektik özdeşsizliğin farkında olmayı içerir. s. "Horkheimer ve Frankfurt O ku­ lu". Oysa A d o rn o ve H orkheim er için diyalektiğin tam am lanacağını d ü ­ şünm ek diyalektiğin kendisiyle çelişir. diyalek­ tiği H egel ve M ars’tan farklı bir biçim de tanım larlar. "tez-antitez” adım ı "çelişki"yi im a eder. Diyalektik İmgelem.1'20 A d o rn o ’nun kavram ı ise "negatif d iy alek tik tir. H egel ve M arx’ın diyalektikleri iki ucu kapalı. sadece düşünceleri sonuna k ad ar geliştirm ek ve nihai sonuçlarına ulaştırm akla çe­ lişkileri ve gerilim leri giderebileceğini. ''Açık uçlu diyalektik. s. "çelişkenin bir başarısı değil.H orkheim er.

l> i\tilt-k ıtk In ıg rlc ıtı. A slında varolm ayan. varolanın karşısına kendi kavram ­ sal ilkelerinin iddialarıyla çıkmak. îçkin eleştiri. koşullu olandan hareketle bir ko­ şulsuz.40 M a r t i n lav. s. Frankfurt Okulu’nda. yani m utlak olanı düşünm e diyalektiğidir. G erçekten de negatif diyalektik. ayıbı olarak görülür. m utlak olanı düşünebilm em izi sağ­ lar. A ncak diyalektik. "Diyalektik. E leştirel K uram iki farklı eleştiriyi diyalektik eleştiriye ulaşm ak için birlikte kullanır. bir yandan verili olanın aşılm ası dürtüsünü sürekli içinde taşırken. H o rk h eim er’ın A kıl Tutulması'nâz söylediği gibi. Çelişki.N. varlık. Ç ünkü o "düşmanı" olan özdeşlikle yüzleşm ekten çekinm ez. N egatif diyalektik bundan utanm az. A d o rn o ’d a kendini sağlam a alacak bir payanda istemez. Ancak. Eleştiri. Bu da verili. A d o rn o ’nun söylediği gibi. böylece ikisi arasındaki ilişki­ O. B unlar içkin (im m anent) ve aşkın (trancendent) eleştiridir. İlk kez H orkheim er tarafından kullanı­ lan "Eleştirel K uram " kavram ı bu O kul’u tanım lam akta kullanı­ lan en önem li adlandırm adır. kendisinin dışındaki başka sistem lerin gerçeği bulm uş gibi görünm e savlarına karşı çıkarken güçlü ve görkem ­ lidir. a g. A m a kendi varsayımlarını ve sayıltılarım oluşturup ifade ederken. F rankfurt O kulu’nun adını belirleyecek kadar önem li bir kavram dır."2'’ Sanki diyalektik. 3. "tarihsel bağlam ı içinde. Sı>ykaıı. bir yan­ d an da. varoluş. Ç elişkiden arınm aya çalışm ak b o şuna­ dır. ontolojik m odeli gibi çelişkili görünür. parad o ksun evcilleşmiş halidir. verili olanla ütopya arasındaki ilişkiyi eleştiri ile sağlar. başı sonu bağlı b ir diyalektik d e­ ğildir. altern atif bir m utlak kıırgu içermez. O hep vardı ve var olacaktır.y . Çelişkisiz olarak ortaya çıkan h er nıodel. kuram sal olarak varolm ası m üm kün olm ayan bir m utlak ile verili olan arasındaki ilişkiyi ancak diya­ lektik kurabilir.22 N egatif Diyalektik. kendine karşı bu dikkati gösterm em ektedir.M arx diyalektiği gibi. H egel .2 Eleştiri Diyalektik. s 28 . Sanat ve Toplum nahı.

bunların uzantılarını ve sonuçlarını o r­ taya koyar. Bu. 42 Orhan Koçak. A raştırm acının karşısındaki nesne.y.g.y. hiçbir diyalektik eleştirinin vazgeçemeyeceği o bü­ tünlük imgesini koruyan da aşkın eleştiridir..g. söz konusu ölçütlerin kabullenilm esini de gerektirm ez.45 29 . S onra da. A d o rn o ’ya gö­ re. Yine de. A dorno’ya göre. Toplum yi eleştirm ek ve onları aşm ak"24 dem ektir. piyasa ekonomisiyle ve :_l Max H orkheim er’dan aktaran Orhan Koçak. Orhan Koçak. bir kuram ı kendi ilkeleriyle eleştirm ektir. "içerden" hareket eder. s. tarihin k ü ltü r üzerinde bıraktığı yara izlerini görm em ek ve kültürün ezenler ve ezilenler ayrım ına dayandığını farketm e- m ek anlam ına gelir?7 Aşkın eleştiri. bir bakım a. Kavramla nesnenin karşılıklı eleştirisi yoluyla. nesnenin tarihi içinde göm ülü kalmış boyutların kullanılm amış seçenekle­ rin. bir bütün olarak bütünle ilgilenir ve tikeli çe­ şitli dolayım ları ve farklılığı içinde incelem e zahm etine katlan­ maz. a. a. Kültürü kendi ölçütleriyle değerlendirm ek.26 (Ö rnek: Manc’ın e- konom i-politik eleştirisi) A dorno. içkin eleşti­ rinin. yani çelişkilidir. a. kültürel özerkliği reddetm ekle. "Horkheiıneı ve Frankfurt Oku­ lu". aş­ kın eleştiri de. kültürel norm ları ele alışı bakım ından. girilmemiş yolların varlığı duyurulur. A rkasından. bunların çelişkili gerçeği gizlem ekte oynadığı rol de pratik açısından eleş­ tirilir. kültürün gerçek­ teki bağımsızlığını hazırlayan güçlerle..g. Bu anlam da eleştiri..y. kuram ın dışındaki bir ölçüte dayanm az. olgu ile kavram arasındaki "indirgenem ez gerilim "dir. Kendi ölçütleri açısından başarısız kaldığı gösterilir. s. N esnenin kendisi hakkındaki görüşü (ideology of identity) nesnenin gerçekliğiyle olum suzlanır. s. değerlendirir.'5 İçkin eleştiri öncelikle kuram ın kendi kavram sal ilkelerini ve ölçütle­ rini ele alır. Ama bu. Dayandığı varsayım da.42 26 Orhan Koçak. aklın Özerkliğini iddia etm e ve kültürün tarihten bağımsız bir iç dinam iği olduğunu savunm a hatasına düştüğünü ileri sü­ rer. özdeşlik ve farklılığın birliğinden oluşm ak­ tadır. s.43 27 bkz. kuram ı yeniden bu sonuçlar açısından kurcalar.

s. ama akıl da ebedi ve aşkın bir ideal olarak alınm am alıdır. H em tarihe dışardan dayatılan bir aklı reddederler hem de gerçekliği olduğu gibi kabul etm ezler. görünüşleriyle ilgilenir ve ayrı oluşu temel alır. bir ayağı "dışarda" yoluna devam etm ek durum undadır. şeylerin dış biçim leriyle. aşkın eleştiri o rtodoks m arksist sosyolojinin genelde kullandığı yöntem dir. analitik ve biçimseldir.28 İçkin eleştiri. a.y. s. parçalayıcı. bu noktada da idealizm -m ateryalizm ikilemi yeniden ortaya çıkm aktadır. Özellikle 2. akıl açısından eleştirilm eli. A ydınlanm a’dan bu yana aklın gelişimidir. bütün ideolojik niteliğine karşın kültü­ rün halis ürünlerinin pratikte gerçekleşm em iş olan bir direnç öğesi. bu iki tü r eleştirinin gergin birliğini korum aktır. A dorno’ya göre hedef. K an t’tan beri A l­ m an felsefesinde önem li yeri olan bir ayrımdır. Bu iki örnekten d e görüldüğü gibi. Orhan Koçak. a. Dolayısıyla F rankfurt O k u lu ’nun bu konudaki tavrı d a gerilim ­ lidir. Ö znel aklın görevi bu kaotik yığını d ü ­ zenli bir hale getirm ektir.g.. bir doğruluk anı içerdiğini vurgulam ışlardır. h er ikisinden de vazgeçm eden. Ö znel akıl..g. D ünya Savaşı’ndan sonra F rank­ furt Okulu düşünürleri. Aslında bu. M odern toplum un eleştirisinde en fazla kullandıkları alan. s. devlet aygıtlarıyla bilinçsiz (kimi zaman pek bilinçli) bir işbirliği içine girm ektedir.y. Ö znel akıl.y. sadece öznenin bir niteliğidir. Bu ikisi arasındaki b a ­ ğı kuran da diyalektiktir. D i­ yalektik eleştiri.40 3Û .34 w bkz. onu. köklerini herm eneutik geleneğinde bulurken. N esne ise d ü zen­ siz. a. kaotik bir yığındır. bir ayağı "içer­ de". G erçeklik.g.30 21 bkz. H orkheim er aklın eleştirisine girerken çok önem li bir ayrım ya­ par: "Verstand" (öznel akıl ya da anlam a yetisi) ve "Vernunft" (nesnel akıl ya da evrensel akıl). Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum. Orhan Koçak. ayrıştırm ak..3 Aklİ F rankfurt O kulu geleneği aynı zam anda bir "akıl eleştirisi" olarak da okunabilir.45 2'‘ bkz Orhan Koçak. sınıflandırm ak ve kullanm aktır.29 3.

M etis Yayınları. çev: Orhan Koçak. Dolayısıyla bu iki akıl birbirlerine karşıt görünseler de aslında birbirlerini tam am layan bir niteliğe de sahiptiler. sınıflandırm a. Bir bakım a. yüzeydeki görü­ nüşü aşıp derindeki ilişkileri kavrayabileoek bir zihinsel yetidir. O .34 H o rk h e im e r’a göre. am açların kendilerinin de akla uygun olup olm adığı sorusunu sorm az. Max H orkheim er.31 H o rk h eim er’a göre.95 . öznel akıl. insan ve am açlarını da içine alm ak ü zere bütün varlıkları kapsayan bir sistem ya da hiyerarşi k u rm anın peşindeydi. s. K artez­ yen felsefede ö rtü k biçim de. Ö znel akıl. görüngüler dünyasını sağduyu denebilecek harc-ı alem akla göre düzenleyip yapılaştırır. s. A k ıl Tutulm ası. s. O nun için dünya yalnız­ ca kendilerine benzeyen ve birbirlerine tam am en zıt olan belli sayıda varlıklardan oluşm uş bir dünyadır. Martin Jay. Diyalektik İmgelem. 1990.55-56 " . Bu akıl kavramı. s. insanın hayatının akla uygunluk derecesini belirleyen. Toplum. m odern felsefenin en Önemli niteliğiydi. Martin Jay. dünyayı böyle algı­ layabildiği için d e.33 Nesnel akıl. aklın yalnızca öznel boyuta indir­ M bkz. bölünm üş görüntüsünü daha yüksek bir birlik ideali adına eleştirebilen de bu akıldır. s. sınırlı bir ifadesi olarak gö­ rüyordu. düşünm e aygıtının soyut işle­ yişidir. kabul edilm iş am açlara ulaşm ak için seçilen araçların yeterli olup olm adığı üzerinde durur. nesnel akıl kuram ı. öznel aklı dışarıda bırakm ıyor. Ö zne İle nesnenin kategorik bir biçim de birbirlerine zıt şeyler olduğu düşüncesi D escartes’ın ürünüydü ve bu düşünce. O. öz ile görünüş arasında. bu görünüşün oluşturduğu yüzeyin derinin­ deki diyalektik ilişkileri kavrayabilecek biçim de dolayımsızlığı aşıp. İs­ tanbul. bu bütünlükle arasındaki uyum du.40 * bkz.35 H o rk h eim er’ın kartezyen felsefe karşısındaki tutum u ciddi biçim de eleştireldi. ard ın a nüfuz edem em ektedir.32 N esnel akıl ise. çıkarsam a ve tüm dengelm e yeteneğidir./(A ı/ Tutulm ası.56 31 . Diyalektik İmgelem.2 bkz.95 r< Max H orkheim er. am a onu evrensel b ir akılsallığın kısmi. parça ile bütün a ra ­ sında bir bağlantı olduğunun farkında olan akıldır.O rh a tı Koçak. Dünyanın parçalanm ış. nHorkheimer ve Frankfurt Okulu".

Böylece her ne k adar felsefi bir idealden toplum sal nitelikte bir akıl a n ­ layışına geçilmiş olunuyorduysa da. kişilerin yalnızca öznel edim lerinin oluşturam ayacağı nesnel bir akıldı. Bu eleştiri. nesnel aklın alanına taştı ve onu işgal etti. 101 32 .g. genel geçer nitelikteki anlam a yetisine (öznel akıl) dönüşm üş b u lu n u ­ yordu. akılsallık gitgide d ah a çok sentetik nitelikteki akıl olacağı yerde. "V ernunft" onlara göre. ahlak ve siyasetin te ­ mel ilkeleri ve b ü tü n önem li kararlarım ız. tikel ile tüm el arasındaki farklılıkların o rtad an kaldırılıp uyum sağlanabileceği yolundaki ütopik d ü ­ şünceye de karşıydı. h er şeyden çok. status q u o ’nun eleştirisiz bir biçim de benim senm esine yol açıyordu. böylece. çözümleyici akılsallığı tek kalem de bir kenara atm akla birlikte. Sonuçta ise. 19. öznel akıl ile nesnel akıl arasındaki dengeyi bozdu. Bir anlam da. eylem ve inançlarım ızın ölçütleri.. özne ile nesne.” A ydınlanm a.96-97 17 bkz. Aklın öznelleşm esinin sonuçlan. Frankfurt Okutu'nda Sanat ve Toplum genm esi yer alıyordu. s. H o rk h eim er’ın katılm adığı. s. Öznelci görüş ge­ çerli olunca. H o rk h eim er’ın katılabileceği bir eleşti­ riydi. Ü lkülerin benim sene- bilirliği. F ran k fu rt O kulu ise. biçimsel. düşünce de herhangi bir am acın kendi içinde d e ­ ğerli olup olm adığını belirleyem ez oldu. A ydınlanm a sayesinde. a. anlayışları hâlâ m etafizik kökenlerini koruyordu. öz ile görünüşün ebedi o larak bir­ birinden ayrı sayılmasına. yüzyıl sonlarındaki irrasyonali tenin akıl karşısındaki eleştirileri. ayrıştırın anlam a yetisine (öznel akıl) indirgenm iş oluşundandı. D iyalektik İmgelem. tekçi m ateryalizm e karşı çıkm aktan hiçbir zam an vazgeçm em iştir. m odernliğin en çok eleştirilm esi gereken yönlerini oluşturdu. aklın ve m antığın sınırlı bir yeti olan anlam a yetisiyle özdeş sayılması oluyordu.y. Bu yüzden de. aklın dışındaki e t­ *” bkz. Martin Jay. Martın Jay. öznel aklı şım arttı ve nesnel aklı bastırdı. aklın çözümleyici. Bu ise.36 A ncak F rankfurt O kulu aynı zam anda. öznel akıl. esas (ya da öz) ile görünüş. Sıradan M arksizm bu eğilim lerin tekçi (m onist) m ateryalizm içinde yeniden ortaya çıkm asına izin ver­ mişti.

am a bugün aklın her tü rlü Özgül eğilim ve tercihten arındırılm ası ar­ tık o n u n insan eylem leri ve hayat tarzları hakkında bir yargıda bulunm a görevine bile sırt çevirdiği bir noktaya u la şm ıştır/9 H o rk h eim er’a göre. gerekse günlük kullanım da. s. akıl genel olarak zihnin eşgüdüm yetisi olarak gö­ rülm eye başlandı.g. s."41 Aklın yalnızca am açlara ulaşm ak için kullanılan araçlarla tanım lanır olm ası yeni bir egem enlik biçimi yaratm ış­ tır.W. Bunun tem elinde de Aydınlanm anın ulaştığı sonuçlar yatm aktadır. Mas H orkheim er. A ydınlanm anın aklı getirdiği noktada bire­ yin silinişidir. "niteliksel olarak farklı olan ve Özdeş olm ayan (non-identical). A dorno. s.65 41 T . a. F rankfurt Oku- lu’na göre A ydınlanm anın vardığı sonuç kendi kendini im hadır ve bunun iki ana nedeni vardır. a. Cambridge. ö rneğin bilinçli ya da bilinçsiz duygular kaldırıla­ rak geliştirildi ve etkinliği artırıldı. toplum sal gerçekli­ ği yöneten güç hiçbir zam an tam anlam ıyla akıl olm am ıştı.40 F rankfurt O k u lu ’nun en güçlü yanlarından biri de. din ile birlikte kaybeden. 1984.37 33 . sistemli olarak kullanılarak ve ö n ü n ­ deki engeller. Aslında.58 n bkz. Bu yeti. B unlardan İlki. bir bakım a m odern aklın eleştirisidir. niceliksel özdeşlik için­ de erim iştir. G etirdikleri toplum sal eleşti­ ri. A ncak sonuçta. Adorno’daıı aktaran Martin Jav. G erçekliğin doğasını algılam a ve hayatım ıza yön verecek ilkele­ ri belirlem e aracı o larak akıl kavramı bir yana atılm ıştı. A ydınlanm a filozofları.y. A k ı/ Tutulması. tüm elin akıl yoluyla tikel üzerindeki egemenliği.y . Haruard Univesitv Press..g. felsefenin tem el güç kaynağı olan m etafizik ve nesnel akıl kavram ı oldu. s. dine akıl adına saldırdılar. Ç ünkü a r­ tık tüm el aklın som uttaki gerçekleşm esi gibi görünm ektedir bi­ reye. Toplum m enlere bağlı du rum a geldi.'18 G erek bilimsel. A d o rn o ’ııun deyişiyle. Bu dayatm a bireyce gerçekleşm iş evrensel akıl olarak al­ gılanm akta ve bireyin toplum sal işbölüm ündeki konum u dola- '* bkz. Max H orkheim er.59 J" 6kz. Aydın­ lanmayı yeni b aştan yazm alarıdır. Max Hor kfıeimer.

h er iktidar ilişkisinde./. Bu m utlak ayrım insanın içinde varolduğu doğayı kendisine tam am en dış­ sal bir Öge olarak algılam asına yol açmış. Iniroduaton to Criıicat Theoıy. aynı zam anda insanın kendi üzerinde de bir egem enlik yaratm ıştır. özgürleşm e değildir. Ç ünkü insan da içinde yaşadığı doğanın yazgısını paylaşm ak durum undadır. m it ve egem enliğin toplam ı olduğu sonucuna varm ak için yeterli bir nedendir. Böylece. İstanbul. Urıiversity of Calıfornia Press. egem enliktir. A ncak insanın doğa üzerindeki bu egem enliği. s . İkinci neden ise.7 8 4' bkz.W.3 7 34 . 1 9 8 9 . Ağaç Yayınlan. hem insanın iç doğasının ve hem de doğanın egem enlik altına alınmasıyla so­ nuçlanm ıştır. Akıl aynı zam anda iktidar. akıl. s . bilim ve teknoloji insanın doğa üzerindeki egem enliğinin araçları haline gelmiştir. 2 1 -2 2 bV. V c r s o . DiaiecUc o f Enligfıtenment.45 Bir bakım a. s. 1984. A ydınlanm anın özne ile doğayı birbirinden kesin çizgilerle ayırm asında yatm aktadır. insanın çöküşünü de hazırlam ıştır. / I d o r n o . nesnesinin kaderini paylaşm ak durum undadır. bu da doğanın insan için şeyleşm esine neden olm uştur. Frankfurt Okulu ’nda Sanat . bir anlam da. Doğa yalnızca üzerinde egem enlik kurm ak için hak­ kında bilgi edinilecek bir nesneye dönüşm üştür. hem insanın. F rankfurt O kulu’na göre. s. Bi'rkdev and Los Angeles.ve Toplum yımıyla da sürekli yeniden ü retilm ektedir. Lon- d o n . aıtık aklın diyalektiği iki farklı görünüm arasındaki bir gerilim ­ dir. Bu gerilim.43 M odern dönem de. Birey kendi varlığım tü ­ m elin kendisine öngördüğü rollerin dışında tanım layam az ol­ m uştur. M a r t ın J A Y .42 Bu.Davıtl H eld. M it. 152 J4 A h m e l Deınırh. Bir anlam da "mit zaten bir aydınlanm aydı ve aydın- bkz.ıx Horkheimer. insanı doğaya ta ­ bi kılarken. T. in­ sanın doğa üzerindeki egem enliği. akıl sadece ilerlem e. ki m odern d ü şün­ cenin tem elidir. O nlara göre. herkese eşit uzaklıkta evrensel olarak akıl ve tikelin eg e­ menliği olarak akıl. tüm elin bireyin aklım işgal etm esidir. A ydınlanm a doğayı insana tabi kılmıştır. iktidarın öz­ nesi. A(lorno&M.m.41 Sonuçta insanı yücelten aşkın özne konum landırm ası. A ydınlanm anın. 1992. Efsanevi burjuva bireyi yoktur artık. M o d e rn lik .

Adorno& M ax Horkheimer.y. ilerlem e. m ite sa­ vaş açarak yola çıkan Aydınlanm a. nesnel bir gerçektik olarak toplum sal istikrara dönüş­ müş olm akla toplum sal üretim in basit bir aracına dönüşm üş olur.g.48 Bilinm eyene karşı korkuya. Bu noktada pozitivizmin toplumsal işlevi aklın eleştirel gücünü yitirişi ile noktalanır. ü re­ tim kapasitesi. Adorno& M ax Horkheimer. lanm a m ite dönüşm üştür". Toplum.. W.W. H üsam ettin Çelınkaya.y. a.1 TAV. D m led tc o f Enlightemnent.. Teknolojik aklın egem enliği. s.51 F rankfurt O kulu için araçsal akıl. A raçsal aklın (öznel akıl) öznelliği. doğanın bilinm esi onun sayılara indirgenebilir oluşuyla aynı anlam a gelm ektedir. Akıl. A ydınlanm anın zirvesidir.49 M odernliğin tarihi. Akıl. D oğa yalnızca egem enlik altına alınm ak için hakkında bilgileni­ lecek b ir "şey " haline geldikçe. 7 47 T . Adorno& M as Horkheimer. verim üğin yükselişi ve toplum sal istikrar adını alır. düzenin yaşam iksiridir.46 M odern insan için özgürlüğün ve kendilik bilincinin bedeli çok ağır olm uştur A ydınlanm anın nesnelere karşı olan tavrı da diktatörcedir. s. a. Sayılara indirgenem eyen her şey bir yanılsam adır. sadece teknolojinin bir 4. I993. eleştiri süreçlerinden "insan” unsurunu dışlam ış ve aklı. M odern akıl. Adorno&M ax Horkheimer.g. kendi eleştirel soyutlam a uğraklarından uzakla­ şarak araçsal ve faydacı bir işlevin hizm etine girm iştir. s.y. pozitivist m utlak nesnelliğin ve m ekanik verim li­ liğin hizm etinde toplum sal sistem in payandası olur. 16 1<< bkz..138-9 bkz. tabular yaratm ada onlar k a­ d ar başarılı olm uştur.m. 16 47 T..!39 35 .g. toplum ­ sal istikrarın ve verimliliğin bir aracına dönüşerek kendi kulla­ nımını yeniden ü reten teknik bir girişim haline gelmiştir.50 Akıl. s. aklın araçsallaşm asının tarihidir. a. refah hedeflerine ulaşm ak için bir araç kılmıştır. Aklın verili olanı olumlayıcı bu dönüşüm ünün ideolojik ifadesi poziti­ vizmdir. Hüsamettin Çetinkava. tarihin içinde.g. s. Sayı: 2/3. F ran k furt O kulu için gerek felsefi gerekse de teknik pozitivizm.9 4R T.W. a.47 Bir anlam da sayılar A ydınlanm anın miti olm uştur. "Pedagojik Kurumsallığın Yıkılışı” Edebiyaı&E- leşlin. toplum sal zenginlik. s.

s. İşte genel o larak aklın bu m odern tarihi. içsel olarak yeni bîr egemenlik biçimini.g. Frankfurt O kulu. akılsallık krizidir." 53 Y ine B oltom ore’a göre. savaşlarda kullanılan atom bom bası olarak. A ydınlanm a özgürlük için yola çıkm ıştı. Olgu ve değer arasında mutlak bir ayrım koyarak bilgiyi in­ san istemlerinden ayırır. H o rk h eim er’ın pozitivizm eleştirisinin üç ana noktası vardır: "1. 13-14 u Tom Bottom ore. a.. aynı zam anda bir zorbalık aracı­ dır. gaz odaları olarak kullanılan bir "akıldışılık"tır artık. tem el olarak özne ile nesne arasındaki m utlak hkz. B o tto m o re’a göre.28 36 . s. çıplak olgular ve nesneler olarak yaklaşır.g m. aynı zam anda b ü ro k ratik zo r­ balığın ve toplum sal iktidarın da bir aracına dönüşm üştür. Dünyayı yalnızca deneyde dolaysız olarak verilen biçimiyle algılayarak öz ve görünüş arasında bir ayrım yapmaz. Pozitivizm. etkin insan varlığına mekanik bir determinizm şeması içinde. Pozitivizm."w Pozitivizm.. Ç ünkü bu araçsallaşm anın dönüştürdüğü dünya. Pozitivizm. 139 ” Tom Bottom ore. yalnızca varolana katılmakla verili siyasi düzeni kutsallaştırır. 3.52 Dolayısıyla. Anti-pozitivizm . A ncak m o­ dernliğin geldiği noktada akıl. b ü tü n akılsal varsayım larına karşın vaatlerinin tam tersine sonuçlar üretm iştir. Pozitivizm. 3. aklın tem el eleştirel işlev­ lerinden uzaklaşm ası. yani 'teknokratik egemenliği’ destekleme ve üretmeye bağımlıdır. Hüsam ettin Çetitıkaya. A ydınlanm anın sonu­ dur. 2. radikal herhangi bir değişikliği engeller ve siyasal bir dinginciliğe (guietism) neden olur. F rankfurt O kulu’nun genel olarak pozitivizm değerlendirm esi ise şöyledir: "]. Frankfurt Okulu’nda Sanat veToplum aracına dönüşm ekle kalm am ış.y. T eknoloji. F rankfurt O kuU rnun en önem li felsefi karşıtla­ rından biri de pozitivizmdir. O kul’un kimliğini belirleyen en önem li niteliklerden biridir. s. kit­ lesel im ha silahları olarak. 2. a. toplumsal hayalın doğru bir şekilde kavramsal­ laştırılması ve anlaşılmasını sağlamayan yetersiz ve yanlış yö n ­ lendirici bir yaklaşımdır.

zekayı. TOpJUlTL ayrım a dayanır ve bu ikisi arasına bilgilenm enin aracı olarak duyum ları yerleştirir. bilim in ve doğruluğun tanım ının. aracısının onu yakalayabildiği gibi o r­ taya koyar. Pozitivizm bir anlam da fel­ sefe ile bilimin ilişkisini altüst e d e r. Yani. A kıl Tıtıulnmsı. ancak aracısının onu sunduğu gibi ulaştırır. Pozitivizm va da M antık O larak Felsefe.55 H o rk h eim er’a göre. yöntem leri ve kategorileri toplum sal çatışm alardan bağım ­ sız olm adığı gibi. Böylesi b ir durum da. yine bilimsel doğruya ulaşm a yöntem lerine dayandırılm asını kabul etm ez. Bu çatışm aların niteliği buna imkan tanım az. olduğu gibi değil. m utlak gerçek ve saf bilinç. duyu­ mun iki yanına yerleştirilir ve iki saf kategori arasındaki ilişki bir dışsal öge aracılığıyla kurulur. Pozitivistler bu gerçeğin pekala farkında olabilirler am a. Bilimin otoritesi­ nin ilerici tarihsel gelişm eler sağlam ası ancak ideal olarak uyumlu koşullarda m üm kün olabilir.56 H orkheim er. insanlar da sırf bunların giderilm esi için tem el değerler üzerinde sınırsızca deney yapılm asına razı olm azlar. İkisi arasındaki ilişki şu tarzda olanaklı­ dır: Bilinç ve gerçeklik duyum un/görünüşün iki karşıt yanında olduğundan. Bilimin içe­ riği.l 12 . bunun m antıksal uzantısıyla. ister dış gerçekliğin bir yansıması olarak değerlendiril­ sin. bilinç g er­ çekliği olduğu gibi değil. s. ya d a tam tersi.8 * bkz. bilimin ve doğruluğun ne olduğu belirle- nem ez. gerçeklik kendini bilince. Duyum . onu eleştirm ek zorunda olduğu o ticari kül­ tü r tarafından biçim lendirilm iş olan m alzem enin örgütlendiril­ mesi için gerekli olan işlem lerle sınırlandırm ış olur. bilim in felsefe tarafından belirlenen göreli bir işlevi olduğu g er­ çeğiyle yüzleşm ekten de kaçınırlar. 1991. Max Horkheimer. İstan­ bul. Us Yayınları. bilm e edim ini bilimle özdeş­ leştirm ekle. O ğuz Özügiil. Bilimsel yöntem in haklılığını ve varlık nedenini yine bi­ limin gözlem lenm esi yoluyla elde etm e çabalarında hep aynı kı­ sırdöngü görülür: Gözlem ilkesinin kendisi nasıl haklı çıkanla- ■—s — ------ " b k z . ister bu biçimiyle ele alınsın. pozitivizm.321 . s. duyum sam a gerçeklikle bilinç arasına aşılm az bir engel ola­ rak yerleştirilm iş olur.

pozitivistler yine gözlem e başvururlar. s. Başka bir deyişle. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve. B una karşılık. H er iki okul da özerk bir nitelik taşım am aktadır. am a yalnızca haklı çıkarılmış olduğunu ileri sürer. dinsel kurum lar tarafından yorum ­ landığı biçimiyle gerçekliği benim sem ekten çok farklı değildir. Biri özerk aklın yerine şık m etodolojileri. çünkü sonuçta dinsel kurum lar da birer gerçektir. doğruluk kendi karşıtına d önüşm ekte­ dir..g. araştırm anın m akineyi andıran işleyişini. olgu toplam a. kanıtlanm ası istenen bir ilkenin kanıt olarak varsayımı) h a­ tasına d ü şm ektedirler. "M utlak doğru". İki kam p da bir doğruyu dile getirm ekte am a onu m utlaklaştırarak çarpıt­ m aktadır. doğrulam a. sınıflandırm a. bilim in gözlem lerle h areket ettiğini tek rarlar ve işleyişini betim lerler.57 Ütopyacı düşünceler yerine olgulara ve sağduyuya uyulması yolundaki pozitivist buyruk. Kuşkusuz. öbürüyse bir dogm anın o to rite ­ sini geçirm ektedir. neden gözlem in d o ğ ru ­ luğun tek güvencesi olduğu sorulduğunda. 107 w l'k/ Max Horkheimer. T arihin galipler tarafından yazılması gibi. Pozitivizm. a.. m etafizik de bu ilkeyi o kad ar katica savunm aktadır ki. egem en doğrular da yalnızca '7 bkz Max Horkheimer. A m a onların gözleri kapalıdır. kurum laşm ış. A ydınlanm anın karşıtına dönüşm esi gibi.y. vb.g. sadece bilimsel terim lerle konuşm ak iste­ diklerini söyleyeceklerdir. Pozitivist­ ler.doğrulam ayı reddetm ekle. "evren­ sel öz" gibi kategorileri peşinen reddeden O kul. Toplum çaktır? Bir haklı çıkarm a istendiğinde. bu eleştirinin kaynağı olan doğruluk ilkesi de iptal edilm ektedir. bunların an la­ mı ve doğrulukla ilişkisi üzerinde düşünm ek yerine. a. s. petitio principii (kanıtlanm a­ mış. yerleşik her türlü hakikat söyleminin aslında m utlak olm adığı­ nı. işlerinin doğrulam a ilkesini gerekçelendirm ek ve ka­ nıtlam ak olm adığını.58 F rankfurt O kulu’nun en önem li kavram larından biri d e hak­ lı çıkarma (rechtfertigung) kavram ıdır. 118 38 .y. kendi ilkelerini -doğrulanm adığı sürece hiçbir önerm enin anlam lı olm adığı il­ kesi. bi­ lim de neredeyse m odern bir din haline gelm iştir. çarkını durdurup. dogm atizm eleştirisini öyle bir noktaya g ötürm ektedir ki.

A ncak h er türlü "mutlak" olanı reddeden F rankfurt O kulu. sadece onların haklı çıkam amış. çelişik olm ak du ru m u n d a­ dır. kendi söyleminin baskın çıkması. A d o rn o ’nun aklının kötüm ser. Yani bir yandan m utlak doğru yoktur. bu haklı çıkarm a m ücadelesinde. Aksi halde bu bir oyun olurdu ve çatışm anın halisliği kalm azdı. am a "hem öyle hem böyle"yi de reddeder. karşılanm a­ mış gereksinm elerin yanlışlığından değil. E instein’ın görelilik kuram ı için verdiği bu örnek fizik bilimine aittir. İstenirse çelişki de denilebilir. bastırılm ış seçeneklerin. kendi söylemini karşısında bulduğu söylem e daya­ tır ve böylece bir çatışm a. iradesinin ise iyimser olduğunu ileri sürer. bir yandan d a her haki­ kat söylemi. bu anlam da. Toplum haklı çıkm ışlardır. Bu saptam a haklı çıkmış bir doğrununı kü­ çüm senm esini gerektirm ez. F rankfurt O kulu m utlak doğruyu reddeder. sadece haklı çıkmış olm akla mut- laklığııı bir ve aynı şey olm adığını ortaya koyar. Çünkü bir yandan o. Jam eson. bu kuram ı ile N ew ton’un zam an ile m ekanın m utlak olduğu görüşünü geçersiz kılmıştır. Bir noktaya kadar evet. bu iki gözleyenin farklı koordinat sistem lerinde b u ­ lunm alarıdır. Bu büyük bir g e­ rilim dir. Bu fizik görelilik. Bu çatışm ada. B ütün b u n ­ lardan. öznenin sahip olduğu zihinsel. ideolojik koordi­ nat anlam ındadır. Çok doğrudur. girilmemiş d ar sokakların. V e o. bir gerilim oluşur. kaybetmiş olduklarından sözedilebilir. kendi koordinatları İçerisinde m utlak doğruluk iddiasını taşır. diğer yandan ise onun için bu doğrunun dönü­ 39 . Einste- in ’ın görelilik kuram ına göre. biri trenin içinde diğeri trenin dı­ şında iki ayrı kişi tarafından farklı biçim de gözlem lenir. kendi doğrusunu haklı çıkarm ak için m ücadele eder. toplum sal alanlara da uygulanm ış ve bu rad a da belli anlam da koordinat sistem lerinden sözedilm iştir. evrenselliğine inanm ıştır. A ncak burada koordinatlar. çok güçlü bir rölativizm kokusu yayılıyor olabilir. Bunun nedeni ise. hareket halindeki bir trenin için­ de zıplayan topun hareketi. kendi hakikati­ nin m utlaklığına. içinde yanlışı d a barındırıyor olm asına rağm en. H er hakikat söylemi. A m a o. elbette ki onuıı d a sınırlarını çizer. Tüm alanlarda. Ö zne. kendi hakikatinin haklı çık­ ması sonucunu verir.

Değişim. F rankfurt O k u lu ’nun ve özellikle A d o rn o ’nun büyük gerilimi (çelişkisi) buradadır. varolm adığını bile bile büyük ışığı aram aktır. Çağdaş toplum. üretim araçlarından kopması sermaye sınıfıyla arasında doğru­ dan bir çelişki oluşturur. Bir ayağı içerde ise bile. doğal değerler olarak görülür. ekonomik alanın dışın- 4Û . Kapitalist toplumsal sürecin birliğini sağlayan toplumsal İliş­ kilerin toplantı.4 Kapitalizm A ralarında bazı önem li farklar olm asına rağm en F rankfurt O kulu düşünürleri. kapitalizm in tanım lanm asında belirli bir o r­ tak paydayı paylaşıyorlardı. 2. 3. işçi kitlesinin. F rankfurt O kulu ve özellikle A dorno kendi d o ğ ru ­ suyla bile özdeşleşem ez. üretimin gelişmiş güçlerini engeller ve bir dizi çelişkiye neden olur. bir ayağı dışa­ rıdadır. 3. ancak bir yanılsama perdesi ardındadtrlar. Esas zor olan. Yani zavallı özne. dağıtım ve tüketimden kaynaklanan toplumsal ve m addi ilişkiler doğrudan anlaşılır değillerdir. Soytti emek. Toplum şebileceği m utlak bir doğru yoktur. kapitalist üretim biçiminin egemen olduğu bir toplumdur. Dahası. 4. Bu toplum değişim değerleri alışverişini temel alan bir meta toplumudur. Bu çelişkiler. elinde di­ ğer hakikat söylem lerinin üfleyip söndürm eye çalıştıkları bir küçük m eşale ile olm ayan büyük ışığnı düğm esini arar. O. so­ yut düzeyde değişimleriyle belirlenir. Ürünlerin meta olma niteliği sadece değişimleriyle değil. İnsan emeğinin ürünleri. Ürünler. onun failleşm esini ve şeyleşmesini de sağlar. kendi ayrı yaşamları olan. değer ve kân gerçekleştirmek için üretilirler. insan istek ve gereksinim­ lerini karşılamak için değil. bağımsız. Kapitalizm uyumlu bir toplumsal bütün değildir. zamana da­ yanan değişim. Bu o rtak görüşleri David H eld şu şekilde toparlar: "1. metala- ruı fetişizmi ile maskelenirler. Egemen üretim ilişkileri. hem metaların üretimi hem de yanılsama alanında çelişkilerle te­ mellenir. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve. üretim sürecinin öznel yanını etkilediği gibi nesnel biçimini de etkiler.

çok ince nüanslar bir yana bırakılırsa eşanlam lıdır. Kap ita!'deki ekonom i po­ litik eleştirinin geçerliliğini tüm den reddetm eden. Bu nedenle. 5. yavaş yavaş yerini standart malların otigopolleşnüş ve tekelleşmiş kit­ lesel üretimine bırakır. Birincisi. Sermaye yoğunluklu sanayilere doğru varolan genel eğilim. emperyalist genişleme ve savaşın da dahil ol­ duğu her türlü yolu denerler. za­ m an zam an. egemenler. s. bugünün k a­ pitalizm inin çözüm lenm esinde sadece ekonom i politiğin yeterli olam ayacağını kabul eder. A dotno. Bu süreci devam ettirebilmek için. Sermayenin organik bileşimindeki yükselme. İkincisi ise. Toplum da. "ileri kapitalizm". yukarıdaki genel çerçeveye bağlı kalm akla birlikte. krizin ve sınıf çelişkilerinin etkilerinin kontrol altına alınabilir olduğunu savunm uştur. .41-42 A1 . bugünün kapitalizm inin M arx’ın m alzemesi olan kapi­ talizm den farklı olduğunu ileri sürer. 6. sermayenin yoğunlaşmasına neden olur. liberal kapita­ lizmden farklı olarak ifade edilm ek istenen iki tem el özellik vardır. fnirodnction t o C nttcal Tfn'oıy. bir düşünürden diğerine veya aynı düşünürde bir bağlam dan diğerine bu kavram farklı biçim ler alır. "düzenlenm iş kapitalizm ” gibi kavram lardır. geç-kapitalizm de ekonom ik alanın eskisinden daha az önem li olm ası ve bu boşluğun diğer alanlarca (kültür. Bu kavram lar. Özellikle kültür endüstrisi bölüm ün­ de bu konu üzerinde ayrıntılarıyla durulacaktır. ideoloji) doldurulm asıdır. liberal kapitalizm le gü­ nüm üzün geç-kapitalizm i arasında bir ayrım yapar. "ileri sanayi toplum u". En sık rast- lananlar. Serbest pazar. geç-kapitalizm dönem inde devletle serm ayenin çok daha belir­ gin bir iç içeliğinin olm asıdır. "w F ran k fu rt O kulu. kültürel alanda da boy gösterir. Toplumsal olarak üretilmiş yanılsamalar (ideoloji) ve verili olan arasındaki çelişki krize neden olur. zaten istikrarsız olan birikim sürecini kötüleştirir. Sınıfsal karşıtlık ve krizin bir çöküşe ve devrimci ^dönüşüme yolaçacağını ileri süren ortodoks m arksizm den farklı olarak. Bu nokta önem lidir çünkü ^ David HcIlI. Bu kavram larla. Ancak.

ulus­ lararası politik düzen.y. bütünsel olarak yönetilen bir dünyaya doğrudur. Toplum sal ilişkiler daha az anlaşılır hale gelmiş. toplum sal sınıflar gerçek. G enel eğilim.il bkz.60 H o rk h eim er’a göre. bir m erkezi örgütlenm enin gelişm esi­ ne neden olm uştur. 72 42 . genel tikeli. öngörülebilir bir gelecekteki nitelik­ sel değişim leri kontrol edebilecek bir yapıdadır. O dönem in en önem li yapıtlarından biri olan Tek Boyutlu İnsan'm birbirine zıt iki tem el tezi vardır: 1.. m arksizm bir bi­ lim değil. Dolayısıy­ la. İnsanlar. s. kâr ve gelişmeye şartlanm ış bugünkü üretim süreci. iletişim araçlarındaki getişme. akılsallaşmış. a. m arksizm in bir bilim olarak anlaşılm ası gerektiğini ifade eder. Ö devle­ rin ve bilginin parçalanm asıyla sınıf deneyim i azalm ıştır. a. Liberal kapitalizm dönem inde. M arx ve E ngels’in öğretisi toplum u anlam ak için hâlâ gerekli. İleri sanayi toplum u. David Held. Toplum sal işbölüm ünün sürek­ li gelişmesi ve pazarın rolünün azalm asının bir sonucu olarak "sınıf toplum unun Özü" d ah a az belirgin hale gelm iştir.g. Özellikle 1960'lardan sonra kapitalizm eleş­ tirisine olan yoğun ilgisiyle dönem in en önem li düşünürlerin­ den biri haline gelmiştir. siyasal düşüncesi ilk ya­ pıtlarından son dönem çalışm alarına dek kendi içinde e n tutarlı olanı M arcuse'dir. Frankfurt Okulunda Sanat ve TopJum kapitalizm in zorunlu olarak yerini başka bir toplum sal yapıya terk edeceği görüşü. ^’ bkz. som ut bir birliğe sahipken. otom atikleş- miş.7] . felsefedir. hızlı nüfus artışı. insana değil kendine hizm et etm ektedir. E ge­ menlik artık kişisel olm aktan çıkmıştır.g. m arjinal konu­ larda saflaşmıştır.61 F rankfurt Okulu düşünürleri içinde. vb. Büyük boyutlu teknolojinin gelişmesi.y. ticaretin artm ası. ileri kapitalizm de böyle bir birlikten sözedilem ez. kapitalist üretim biçimi bireyi kuşatm ıştır. fakat ye­ terli değildir. çelişkiler tem el sorunlar üzerinde değil.. Oysa A d o rn o ’ya göre. David Held. s. gerçeklikte ortaya çıkan çetrefilleşm eler. Sonuç olarak. oluşm asında pek katkılarının olm adığı am açların gerçekleşm esinin araçları haline gelm işlerdir. kuram ın d a yeni­ den gözden geçirilm esini gerektirm ektedir.

kapitalist ekonom inin yö. M arcuse’nin çözüm lem esine göre. artan verim li­ lik ve artı-değer oranı. s. David Held. D ördüncü etken ise. İkinci önem li etken.g. işçi ile işveren.„ netim i ve kontrolünü m üm kün kılan şey. Bunun tem elinde de ekonom iyi des­ tekleyici ve canlandırıcı bir öge olarak devlet m üdahalesi (si­ lahlanm a). B unun tem elinde. bilim ve teknolojideki radikal değişim ­ ler.y. Bu da. O kul'un. soğuk savaş ve kutup­ laşm a nedeniyle oluşan sürekli savaş tehlikesiyle ulusal öncelik­ lerdeki gerilem edir/’2 Aııcak bu koşullar toplum sal dönüşüm gereğini yok etm em ektedir. kitlesel tüketim i zorlam akta an ­ cak toplum sal yapı henüz beklenen tüketim ile gerçekleşen tü ­ ketim arasındaki uçurum u kapataınam aktadır. başından beri h ep m esafeli yaklaşm ıştır. M arcu­ se’nin birbirine karşıt iki tezinin d e varolan toplum sal yapı için­ de geçerli olduğunu ortaya koym aktadır. belirgin bir eleştirel tavrı hiç terk etıne- bkz. değişik etkenlerin bir kom binasyonudur. toplum sal yapıdaki değişikliklerdir. reel sosyalizm deneyim lerine. A ncak bunu tersine çevirebilecek güç ve eğilimler de m evcuttur. A ncak kuruluş dönem ini izle­ yen yıllarda. F rankfurt O kulu.. serm ayenin hızla yoğunlaş­ ması ve finansal kontrol. Ü çüncü etken. Tüketim kalıpları ve m eslek yapılan açısından. üretici güçlerdeki göz kam aş­ tırıcı gelişm edir.73-74 43 . Em eğin üretkenliğinin artışı. Ü re ­ tici güçlerdeki bu hızlı gelişme. B unların ilki. idari yapıdaki önem li dönüşüm ler yat­ m aktadır. m avi-yakalılar ile beyaz yakalılar arasında gelişen bir bütünleş­ me sözkonusudur. m ekanikleşm e ve otom asyona yönelik eğilim. serbest rekabetin düzenlenm iş bir yapı haline gelm esidir. üretim kapasitesiyle toplum sal refah arasında yeni bir karşıtlığın oluşm asına neden olm aktadır.kesinlikle olanaklı değildir. a. Toplum 2. ulus-devletlerin uluslararası düzeyde askeri ve p ara­ sal ittifaklarda örgütlenm esi ve kam u bürokrasisinin güçlenm e­ si vardır. Özellikle O kuPun tem el düşü­ nürlerinde bu deneyim lerle herhangi bir özdeşleşm eden sözet- m ek. üreti­ ci güçlerin otom asyonu.

Okuldun Sovyet deneyi­ m inden bu uzaklığının kuram sal nedenlerini ise M arcuse şöyle ortaya koym uştur: ’’Sosyalizm gitgide artan bir biçimde. o zam an da umudunu kesmeyecektir. insanların yaşamlarını hep yaptıkları gibi yabancılaşma içinde yaşamamaları gerekir­ di. bu adaletsizliğin üste­ sinden gelmek için girişilmiş acdı ama ilerici bir çaba olarak görecek ya da en azından. Sovyet deneyim ini ilgi ve m erakla izlediği de bir gerçektir. yüreği çarparak. ürünlerin daha akılcı bir biçimde üleştirilmesiyle İl­ gilenmektedir. Marx'ın kendisinin (hiç değilse genç Manc’m ) öngördüğü gibi. Bu nokta gözardı edilmiştir. Sta~ lin dönem inin uygulam aları F rankfurt O kulu için. s. Yeni Düşün A dam ları. şimdiye kadarki toplum - ların hepsinden nitelikçe farklı bir topluma geçişle ilgilenmek yerine. H itler iktidara geldikten sonra Alm anya'yı terk etm e aşam asında. göç edilecek ülkeyi b elirler­ ken SSCB’yi kesinlikle bir seçenek olarak düşünm em iştir. H orkheim er. emeğin verimliliğinin daha yüksek düzeylere geti­ rilmesiyle.4l w Herbert M arcuse’den aktaran Bryan M agee. Sosyalist toplumda servetin ve değe­ rin ölçüm biriminin emek olmaması. Savaş öncesi ortaya çıkan S talin-H itler paktı da. sosyalist toplumda yaşamın varoluşlarını kadın ve erkek olarak insanların kendilerinin d a ­ yanışma içinde belirliyebilmesi. Rusya’da olup bitenleri. A ncak aynı F rankfurt O kulu. s. sonuç da ilerlemiş kapitalizm ile reei sosyalizm denen şey arasında ürküntü verecek bir imge sürekliliği olmuştur. üretim güçlerinin daha akılcı ve daha geniş Ölçülerde gelişmesiyle. bu çabanın hala sürüp sürmediğini soracaktır. "64 *'M ax H oık h eim er’dan aktaran Martin Jay. o yıllardaki bir yazısında şöyle dem ektedir: "Emperyalist dünyanın anlamsız adaletsizlik ve zalimliğini g ö ­ rebilen herkes. H orkhe- im er’ın yukarıdaki satırlarına sinmiş um udu iyice zayıflatm ıştır. Önemli olan nokta. Diyalektik İmgelem. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum. bu um udun ta ­ m am en yok olm asına neden olm uştur.6l 44 . tıpkı bir kam er kurbanının kanser tedavisiyle ilgili her türlü ha­ bere sarılması gibi. den. bu varoluşların korkudan uzak bir varoluş olabilmesidir. Eğer görüntüler bu soruya olum ­ suz bir cevap veriyorsa.

Ç ünkü.85 45 . Ancak. Martin Jay. aynı zam anda. M arx’ın sosyolojisini bütünleyebilecek bir karakterdedir. insanın ruhsal yapısının kökeninde cinsel ve kendini korum a içgüdülerinin bulunduğu saptam asının ve e r­ ken çocukluk dönem inin kişiliğin gelişim indeki vurgulanan önem inin bireyin oluşm asındaki vazgeçilm ezliğinden yola çıka­ rak. A ncak Fre- u d ’da eksik olan bireyin bir sosyal varlık olarak yeterince işlen- m em esidir. 1930’ların başından itibaren. H o rk h eim er’ın m üdür olmasıyla başlayan ikinci dönem i arasındaki en önem li farklardan biri de psikanalize verilen önem dir. diğerle­ riyle ilişkisi bağlam ında anlaşılm ak durum undadır. F reud'un li­ bido kavram ının. Okul. çözümleyici sosyal psikolojinin görevinin içgüdüsel yapıların sos- f>< bkz. Toplum 3 . O kul’un ortodoks m arksizm den gi­ derek uzaklaşm asının ve "post-ekonom ist marksizm"65 in gelişe­ bilmesinin an ah tarı olm uştur. Bu açıdan da. F re u d ’a göre birey. G rü n b erg ’in m ü­ dürlüğündeki ilk dönem iyle. m arksizm ve Freudçu psikanalizin birlikte kul­ lanılabileceğini düşünm üştür.5 Psikanaliz F rankfurt O kulu’nun eleştirel kuram ının bir başka boyutu d a psikanalizdir. O kul. Z aten F reu d ’un kendisi de bireysel psikolojinin aynı zam anda sosyal psikoloji olduğunu düşünm üştür. F rankfurt O kulu nun psikana­ lize yönelişi. psikanalizle ilgilenme F rank­ furt O kulu üyeleri arasında genel bir eğilimdi. 1930’ların başından itibaren psi­ kanalizle yoğun olarak ilgilenmiştir. M arx’ın sosyal yapı anlayışının bu ek ­ sikliği giderici bir yanı vardır. O kul'un. birey ve toplum arasındaki ilişkinin çö­ züm lenm esinde. s. doğru­ dan bu alanda çalışan ise E ric F rom m ’du. F re u d ’un kuram ının M arx’ın insan kavram ını zenginleşti- rebileceğini ileri sürer. Bu nedenle Fronım . bireyin sosyo-psikolojik form asyonunu açıklam a yolunda önem li kav­ ram ve teorem ler sunar. Fromrn. F reu d 'u n kuram ı. O kul düşünürlerinin psikanalize ve F reu d ’a olan ilgilerinin artm asıyla. A lm anya’da radikal deği­ şim taleplerinin gerilem esinden doğan kötüm serlik arasında bir paralellik olduğu da söylenebilir. A d o m o . F rom m ’a göre F reud’un psikolojisi.

s. H orkheim er ve M arcuse. Oysa F reu d 'u n içgüdü kuram ı. önem li ayrım lar yoktur. N eo-Freudçu revizyonizm. F re u d ’u yeterince "sosyal'' olm am akla eleştirerek yola çıkm ası­ na rağm en sonuçta ondan daha m ekanik ve daha az tarihsel bir konum a sürüklenm iştir. F rom m ’un bu yeni yaklaşım ına ve onun açtığı çizgiye (N eo-F reudçu revizyonizm) h er zam an eleştirel yaklaşm ışlardır. günlük yaşamın dilinden tam a­ m en farklı bir dile tercüm e edilm iştir: Bilinçdışımn dili.y. A dorno ise bu çizginin. 112 hkz. A ncak F rom m . F akat bu bireyin içinde.67 A d o rn o ’ya göre. kişiliğin iiniterliği kavram ı­ nın konform ist bir yaklaşım getirm esine neden olduğunu ileri sürm üştür. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum yo-ekonom ik yapıya etkin ve edilgin biçim lerde uyum lanm ası süreçlerinin anlaşılm ası olduğunu ileri sürm üştür. s.g. A ncak hiçbiri diğerine indirgenebilir değildir.. O . a.66 1930’ların başlarında F rom m ile okulun diğer üyeleri arasın­ da. T oplu­ m un dili ile bilinçdışım n dili birbiriyle bağlantılı olm akla birlik­ te. insan ruhunun neredeyse sonsuz sayıda örneklenebilm e olasılığını getirm ekte ve onu tarih ve kültürle yoğun bir ilişki halinde kav­ ram aktadır. David HeM. tam am en farklı yapılardır. giderek F re u d ’dan uzaklaşan ve sos­ yal yönü ağır basm aya başlayan bir psikolojiye yönelir. A d o rn o ’ya göre. David Hcld. bir bütünlüğü ve toplum dan farklılığı temsil eder. F re­ u d ’un libido kuram ını.l 14 46 . F reu d 'u n ego­ nun sentetik fonksiyonunu ve insan ruhundaki çökelm iş çelişki­ leri vurgulayan tavrının yerine içsel uyum u olan bütünsel bir egoyu getirm iştir. H e r toplum un bireyde ulaştığı bir nokta vardır. bu ikisi arasın­ daki ilişki tek ve h er zam an geçerli bir koşula bağlanam az. çelişkileriyle birlikte. fntroducıion to Critıca! Theory. bu konuda. sosyolojik olan ile psikolojik olan arasında bir bağ vardır. Ç ünkü. M arcuse’ye göre bu çizgi. Bu ' bkz. 1930’la- rın ikinci yarısıyla birlikte. Oidipus kompleksi gibi bazı tem el kav­ ram larını red d ed er ve klinik çalışm alara daha fazla zam an ayır­ m ak istediğini ileri sürerek 1939’d a F rankfurt O k u lu ’nu terk eder. Ç ünkü birey. A dorno.

Hatta' A dorno böyle bir yaklaşım a açıkça karşıdır. A dorno’ya göre. Çünkü onlara göre negatif m om ent. Bu gereksinim ve isteklerin örg ü tlen ­ mesi olarak kişilik. W . ilgilerinin nesnelerine göre değişir. ekonom ik ve politik etkenler kimliğin önem li değişkenleridir. s. değişen tarihsel koşullar altında evrim ini sürdürür ve hiçbir zam an toplum sal bütünden ayrı düşünülem ez. 119 4Z . sanat eserlerini yaratıcılarının bilinçdışımn bir projeksiyonu olarak değerlendirir. haz derecelerine. temel olarak. Toplum ilişki tarihle birlikle değişir. Sanattaki her şeyi sanatçının bilinçdışına indir­ geyenleyiz. E rken çocukluk. s 110-1 U m bkz.™ “ bkz. Psikanalitik kuram ın. 24-25 bkz. a.*'' Bireyin kimliğini belirleyen en önem li güç. sanatçılar. T . K urnaz hekim lerin bilgiçliğini. gereksinim ler. 1989. herhangi bir müzik türünün nite­ liği ve değeri üzerine hiçbir şey söylemez. kişiden ki­ şiye. David Held. Sanat yapıtları. M alzem enin yorum sam asına (herm eneutik) girişerek.y.g. yoğunluklarına. is­ tekler ve çelişkilerden oluşan bir yığındır.65 F rankfurt Okulıı’nun psikanalize ilgi duyması. Ve bu da. Adorno. Ancak bu. s. sanat yapıtında biçimin yasasıyla dolayıınlatımış bir şekilde içerilirler.. David He İd. psikanalitik yöntem in sanata uygulanması olarak asla görülm em elidir. sanat yapıtına kaydedilmiş baskı altına alm a (içine atm a) sürecinin işaretinden başka bir şey değildir. Kişilik. Paris. O nlar. analis­ tin divanında tanıdığı sanatçının özelliklerini sanıldığından çok daha az yansıtır. Sanatsal üretim sürecinde. Sanat yapıtları ya­ ratıcılarının kişilik çözümleme testleri değildir. aslında buna hiç uygun olmayan nesneler üzerinde kullanır. biçimsel kategorileri unutur. deneyim in olunısıızlanm asından m uaf olmalıdır. bilinçdışı hareketleri ola­ sı m alzem eleıdcıı sadece bilidir. Çelişkili bir bütünlük içinde. F rankfurt O kulu düşünürlerine göıe hiçbir zam an statikleştirilm enıelidir. müziğin paranoya­ ya karşı bir savunma aracı olabileceğini belirlem esi klinik olarak çok geçerli olabilir. eğitim. sosyo­ lojik alan ve psikolojik alan birbirlerine entegre olam azlar. Psikanalitik m o­ nografilere göre sanat. Theorit' ExıMtique. niteliklerine. psikanalitik kuram . aile. hurodıtciıon to C m ical T h eo n . Klıncksteck.

İçkin eleştirinin yöntem i. pozitif bir ütopya imajını doğrulayam az. açgözlü biri­ dir. yapısal eşitsizliklerden oluştuğu ve özgürlüksüzlü- ğü öngördüğü sürece.y.7’ 71 bkz.. Boylesine bir kavram bir hayli soyut ve tarih dışı olur. Toplum .g. Bu çelişkilerin üstesin­ den gelebilen çözüm ler negatif olarak ifade edilebilirler. K im ilerinin öne sürdüğü "süperm en" imajı. a. negatif olan dışında h er insan imajı ide­ olojik olm ak du rum undadır. özgürlüğü yanlış olan. Birey ve toplum arasındaki çelişki­ ye olası en iyi çözüm Özgülleştirilemez. David H eld. FranMurt-Okulu’flda Sanat ve Toplum A dorno. iyi dengelenm iş kişilik düşüncesine sahip olan tüm yaklaşım lara h er zam an eleştirel yaklaşmıştır. s42Q 48 .

SANAT 4. Bu sığı­ nak. Önerdiği sığınak ise sanattır.1 Genellikle Sanat urjuva toplum u. Yanlış bütün içinde varolan. daha kendi zam anının insanında bile bulunan bir parçalanm adan yakınıyordu. bilim lerde ve san atlar­ daki uzm anlaşm a ve benzeri nedenlerle. böylece sanat daha iyi bir geleceğin modeli olur. bu yanlış bütün içinde bir um ut.7' Sebiller. bilindiği gibi. bu parçalanm anın o rta ­ dan kaldırılm ası için oyun ve sanatı Önerir. insan doğasının iç bağı da koptu". İnsanın Estetik Eğitim i Üzerine B ir Dizi Mektup. 18.73 Schiller. F rankfurt Okulu düşünürleri için de kendi tarzlarında geçerli olacaktır. Sa­ nat toplum u yansıtmaz. Bu yanlış bütün. Estetik. M arx’tan beri. yüzyıl sonlarına doğru bu parçalanm ayı bir "insanlık yarası” ola­ rak şöyle dile getiriyordu: "Yeni insanlığa bu yarayı açan kültü­ rü n kendisi olm uştur. öte yanda d a devletlerin karışık m ekanizması. aklın doğadan uzaklaşm ası. 4. kendi içinde varolan ve onu oluştu­ ran tikelleri öyle bir kuşatm ıştır ki. Bir yanda geniş denem eler ve belli d ü ­ şünceler. fakat yan­ lışlığa katılmayan. Milli Eğitim Basımevi. F rankfurt O kulu. burjuva toplum utıun kötü "şimdi"si. tam tersine ona doğruyu gösterir. insan­ ları ve işleri d aha da kesinlikle ayırmayı zorunlu kılınca. bir sığınak aram aktadır. İstanbul. Bu kale ilkin yanlış bütün içinde doğruluğu barındırır. bu bütünün içinde um ut tü­ kenm ektedir. bozuk bir B düzen. Remzi Kitabevi. s.nl Tunalı. O. çev. 1989. ikinci olarak. bilim lerin birbirinden daha kesinlikle ayrılmasını ge­ rektirince. ilkece ona karşı duran ve doğruluk savıyla o r­ taya çıkan en son kale sanattır. İstanbul. 199ü. 1‘ bkz.23 49 . Mela- hat Özgü. yanlış kurulm uş ve kötü işleyen bir toplum olarak nitelenir. içinde hakikat olarak var kalan en son yerdir. s. Isnı. Bu öneri.126-127 ' Friedrich Schiller. bu yanlışı aşmak olanağını saklı tutar.

Yanlış olarak belirlenm iş bir toplum dan nasıl oluyor da doğruluk çıka­ biliyor? B ütünün yanlışlığı. onun yanlış ve çarpık bir burjuva toplum gerçekliği içinde kaybolup gitm em esini sağlar. Sanat artık toplum sal gerçekliği anlatm ayacak. öğelerin doğru düzenlenm iş olduğunu ifade eder. onun doğruluğu. Burjuva toplum unun kurtulu­ şu da. Sanat. toplum un bölünm üşlüğü. içinde doğm uş olduğu toplum a yönelir ve yanlış gerçekliğe karşı olduğunu ifa­ de eder. tersine toplum gerçeği için örnek oluşturacak. burjuva gerçekliği içinde b a t­ mış. Bu yaklaşım Platon ve A ristoteles’den beri gelen mimesis (yan­ sım a) kuram ını karşısına alır. Sanat. Böy­ le bir bütünselleşm enin. Sanatın bu sınırlanmışlığı. Frankfurt Okulu nda Sanal ve Toplum A d o rn o ’ya göre. B una göre. bütün­ selliğin ve doğruluğun ülkesidir. kültürün getto alanında hareket ed e r ve ilke olarak toplum sal eylem den uzak kalır. yan­ lışlıklar ve bölünm üşlükler ortasında bir sığınma yeridir. İnsan. onu yansıtm aya çalışmayacak. m arksist anlam da burjuva öznesinin kendi üretim ine ters düşm esinden ileri gelir ve bir uzlaşmazlığı (çelişki) ifade eder. burjuva toplum unun bir "olumsuzlama"sıdır. Sanatın bu sınırlanmışlığı. Bu uzlaşm azlık sü rd ü k ­ çe. Sanat. kaybolm uş olan doğruluğu kurtarır. toplum sal gerçek­ liği değiştiren b ir eylem değildir. toplum sal gerçeklikte onu oluştu­ ran öğelerin bir yanlış düzenlenm esinin sonucudur. yine bu sanat ülkesinin Örnek alınmasıyla gerçekleşebilir. ona yol gösterecektir. toplum da yanlışlık ve bölünm üşlük de sürecektir. doğru ve düzenli bir toplum gerçekliğinin güven­ cesidir. B ölünm üşlüğün ve yanlışın ortad an kalktığı toplum . B undan ö tü rü sanat. b ü tü n ­ selleşmiş. S anat yapıtı. böyle bir doğruluğun örneği var m ıdır ve varsa n ered e bulunur? A d o rn o ’nun yanıtı kısa ve kesindir: Bu Ömek vardır ve sanatta bulunur. bu bölünm üşlüğü o rtadan kaldırm ak gereksinim ini d e duym akta­ dır. toplum gerçekliği için­ 50 . Sanat. B una karşı­ lık sanat yapıtının ütopik başkalığı. doğruluğa (hakikate) kavuşm uş bir toplum olur. Sanat böyle bir karşı kültür olarak içinde doğduğu burjuva top- lum unda belli niteliklerle belirlenm iş ve sınırlanm ış bir "getto" oluşturur. toplum sal gerçeklik ve sanat yapıtı ontolojik bir karşıtlık içinde b ulunur­ lar. Ç ünkü sanat.

Sanat özerk olduğu sürece. ay­ nı zam anda kendi içinde ütopyayı. Sanat. bir karşıtlık. Bu anlayış. s.. b ir gerçeklik olarak çarpıklığı. a. Sanat. S tendhaİ’in deyişiyle "bir m utluluk vaadi"ni (une prom esse dtTbonheur) sinesinde barındırdığı için s a n a ttır 76 Sanatın olum suzlam a olm a özelliği. artık düzen içinde varlığım sür­ dürem eyen ütopyanın korunup sığındığı son alan olm uştur. S anat yapıtı. Estetik. sanatın gerçeklik dışı. insanlığın m eşru bir ilgi alanı olan gelecekteki m utluluğundaki haklı çıkarının ifadesidir. İsmail Tun a lı. Martin Jay. 128 75 bkz. Böylece de. B una göre. A d o rn o ’da sanat yapıtının tem el belirlem esi olur. F rankfurt O kulu’nun sık sık alıntı olarak ver­ diği. A dorno. Oysa sanat bir "görünüş" olarak bu kar­ şıtlıktan.g. Böylece d e sanat ya­ pıtı. Sanat de sınırlı bir bölgede gerçek değerlere sahip bir örn ek alandır. s. toplu­ mun içinde kalm aya devam ed erek içkin eleştiri konum unu. s. yani bir görünüş olm asında tem ellenir. sana­ tın toplum gerçeğine doğrudan m üdahalesi korunm uş olur. 129 76 bkz. o n d a em ek ile ürün arasında bir çelişme. A d o rn o ’ya m odel düşüncesini sanatta örneklem e ola­ nağım verir. onun toplum sallığının 74 bkz. insanlığın bugünkü toplum un ötesindeki "diğer" top­ lum için duyduğu özlem in varlığını koruyabileceği son sığınak­ tır. Sanat. yanlışlığı içerir. İsmail Tunalı.y. toplum sal gerçekliğin dışında bulunan bir başka şey olarak belirler. Çünkü. hem de aşkın eleştiri uygulayabilme konum unu elde eder. Sanat m üm kün uzlaşım ların m odelidir. uzlaşm az toplum sal gerçeklik için bir uzlaşım ufku olur. bu ikilikten uzaktır. Toplum sal gerçeklik ve sanatın bir "görünüş" olması ikiliği. Toplum . görünüş olarak m eydana geliş koşullarını aşm alı­ dır ve toplum sal yanlıştan kaçabilmelidir. "öteki"ni saklı tutarak aşkın eleştiri konum unu garanti etm ektedir. sanat yapıtını.75 Sanat.74 Sanatın toplum sal gerçekliğin dışında bulunm asm ın nedeni. içinde bulunduğu toplum a hem içkin. A d o rn o ’ya göre. bir uzlaş­ m azlık söz konusudur. sanatın varlık alanı toplum sal gerçekliğin tü ­ müyle dışındadır. Bu anlam da sanat.259 İL . sanat ve toplum bir ikiliği ifade eder. Diyalektik İmgelem.

O nun bu konum u kazanabilm esinin tek koşulu da özerk olabilm esidir. öncelikle sanat ile bilim veya sanat ile siyaset arasında sanatın aleyhine bir hiyerarşi oluşturm ak. yapıtın oluşum undan algılanm asına dek olan bütün süreçleri de içine alır. G enelde okulun düşünürleri. toplum sallığını içinde bulunduğu toplum u yansıtarak değil. Pre-kapitalist toplum - larda sanatçının sanat üretebilm esi bazı toplum sal kesim lerin doğrudan ekonom ik desteğine bağlıdır. m odern sanattır. onun yo- rum lanış biçim lerini de incelemeyi içerir. Bu inceleme. K endisinde bu kadar önem li bir potansiyel görülen sanat. çünkü içinde bulunduğu toplum a m uhalif bir k o ­ num dadır. Theorie Eslheliqıte. H orkheim er. Sanatın toplumsallığı.77 S anatın Özerkliği ise. E ğer sanat gerçekten bu kadar toplum sal ise. Kapitalist toplum da ise bu bağım lılık ilişkisi piyasa dolayı ınıy! a gerçekleştiği için sana­ tın ve sanatçının özerkliğinden sözedilebilir. m odernist olduklarım çok kesin olarak vurgularlar. ne de içeriğinin toplum sal kökenlerinden kaynaklanır. içinde varolduğu toplum un toplumsal antite­ zidir.287 52 .W. ne üretildiği sürecin erdem inden. A dorno ve M arcuse İçin sosyoloji ve eleştiri birbirinden ayrılamaz. S anat toplum saldır. ” T . ama özellikle A dorno ve B enjam in. Sanat. Sanat. bu beklentileri nasıl karşılayacak? Ya da hangi sanat bunu ba­ şarabilecek? F rankfurt O kulu'nun bu potansiyeli bulduğu alan m odernizm dir. diğer yandan da sanat yapıtının algılanm asını belirleyen dağı­ tım ve kontrol m ekanizm alarını araştırır. Frankfurt Okulu’nda Sarat ve Toplum kökenidir. kapitalizm in geliş­ mesiyle ve sanat yapıtlarının piyasa koşullarında diğer m etalar gibi değişime girmesiyle gündem e gelir. aynı zam an­ da sanat sosyolojisi ile estetiği veya sanat kuram ını birbirinden ayırm ak oldukça zorlaşır. onun içinde özerkliğini koruyarak ve onu sorgulam a p o ­ tansiyelini canlı tutarak kazanır. s. A ym -zam anda yapıtın ve süreçlerin toplum sal bütünle iliş­ kileri sürekli gözönünde tutulm alıdır. Adorno. Sanal sosyolojisi bir yandan sanat ve toplum arasındaki ilişkinin sanat yapıtında nasıl kristalleştiğini. Bir sanat yapıtını incelem ek.

İdeoloji olarak sanat. tarihsel olanın kendini evrensel gösterebilm e­ sindeki ideolojiyi ve am açlar ile araçlar arasındaki belirginliği­ ni yitiren ayrım çizgisini açığa çıkarm ak yolunda m odernizm - de önem li bir potansiyel bulurlar. M arcuse. Gürol Koca. başarısızlığa uğramaya mah- lr' bkz. S anatın biçimi. egem en ideolojiyi "geçersiz kılar". Bu yüzden yaşam deneyim leri bilinçaltına kadar inm em ekte. sistemli olarak azaltma çabalarında kaybolan bu ikinci yabancılaşmadır. toplum un içeriğinin en büyük düşm anıdır. Sayesinde sanatçının kendisini sistem atik olarak yabancılaş­ mış toplum dan soyutladığı ve içinde sadece sanatın hakikatinin yer aldığı ve bu hakikat ile iletişim kurduğu gerçekdışı. m odern yaşamın şoklarına karşı savunulm uş olm aktadır. s. B u sanatın e n önem li özelli­ ği. bölük pörçük ve şöylece yaşa­ nıp geçiliveren bir yaşantıya dönüşm üştür. sanat ve gerçeklik arasındaki uçurumu kapat­ mak olmasa da. Çaba. Sanat F rankfurt O kulu. sanatın m odern toplum daki ikircikli yerini şöyle anlatır: "Günümüzde.89 53 . insanın kendisi tarafından bir bütünlük içinde anlam landırılacak bü­ tünsel bir yaşam olm aktan çıkıp. Karşıdevrim ye B aşkaldm . 1991. Ara Yayınları. "hayal­ ci" bir evren yarattığı ikinci bir yabancılaşm adır bu. M odern insan yaşa­ mı bir bütünlüğe kavuşturm aktan ve onun gerçekliğini görm ek­ ten kaçınm aktadır. irade dışı bellek düzeyinde kalm akta ve ira­ deye bağlı bellek. sınıf içeriğini "idealleştirir". Herberi Marcuse. insanın belleklerinin bu iki alanını birleştirebilm e- lerini sağlayabilir. Sanatın yabancılaşm ış yaşam a uyguladığı ikinci ya­ bancılaşm a. aynı zam anda sanatı toplum a bağlar. sınıf içeriğini korur ve saydam laştırır. verili toplum daki tüm el ile tikel arasında­ ki sahte uyumu. çev. o n u n yabancılaşm ış toplum a ikinci bir yabancılaşm a uygu­ lam asıdır. İstanbul. stilize eder ve böylece özgül sınıf içeriğinden Öte genel hakikatin yuvası olur. Bu yabancı­ laşma. Volkan Er- soy. Sanatın toplum la (gerçeklikle) ilişkisi bir yabancılaşm a içe­ rir. m odern dönem le birlikte yaşam.78 B enjam in’e göre.

A ncak sanatın olumsıızlayıcı güciı olmadan sanatsal olarak kalırlar. tek boyutlu olur ve böylece düzene yenilir. s. sanat yapıtının üretim i. A dorno’ya göre ise. m odernizm in im ajlarının gerçekliğin çarpıtılm ış biçimleri ya da bilinçli olm aksızın nesnel gerçekliğin kılık değiştirm iş görü­ nüm leri olduğu sanısına sürüklem ekteydi. bir yandan kendisinin beğendiği gerçekçi ustaların (Balzac) ürünlerindeki gerçekçi olm ayan Öğeleri görem iyor. Kendisini gerçek yaşa­ mın bir parçası yaptığı ölçüde sanat. F ran k fu rt O kulu’nun estetikteki konum lanışı. B unları anlayam adığı için de. özgür basının şiirlerinde. a. Lukacs. onu."79 . Aynı zam anda. A dorno ile Lukacs. sanat çalışmasının kurucu ve oluşturucusu biçime ait sorunları birçok bakım dan yanlış anlam aktaydı. T artışm anın ana ekseni m odernizm -realizm olm a­ sına karşın. öznenin nesnel dünyayı özüm seyip içselleştir- w bkz. A dorno ile B recht ve Benjam in arasında karşıtlıklar ve B enjam in ile A dorno ve B recht ile Benjam in a ra ­ sında ittifaklar oluşm uştur. Bu tartışm a eksenlerinden en önem lisi A dorno ile Lukacs arasındadır. cepheleşm e hiçbir zam an iki kutup arasında olm a­ mış. bir yandan da. Lukacs yan sım aeşte- tiğine daha yalan durm aktadır. L ukacs’ın yansıma kuram ını savunuyor olması ve gerçekçiliği deneysel gerçekliğin taklit edilmesiyle varılabilecek bir şey sanm adaki ısrarı. B en- jam in. sanatsal biçimi. Frankfurt Okulu nda Sanat ve Toplum kumdur. H e r ikisi de m arksist kökenli olan bu iki düşünür­ den A d o rn o m odern estetiği savunurken.y. Elbette gerilla tiyatrosunda. A d o rn o ’ya göre. rock müziğinde başkaldırı vardır. yerleşik düzene muhalif olma özelliğini kaybeder.g. toplumsal içeriğin bir türevi olarak görüyordu. L u­ kacs estetikte biçim öğesinin bağım sız tarihsel gelişimini kabul etm iyor ve olanağın sanatsal üretim deki rolünü anlayam ıyordu. A dorno için.. Herbert M arcuse. Bir anlam da Lukacs. B recht ve Lukacs arasında gelişen tartışm a sürecinde belirginleşir. A dorno.93 54 . Bu düzene içkin kalır. m odernizm in yaşamın d en e­ yim inden dam ıttığı im ajların ya d a Özlerin bu niteliklerini fark edem iyordu. aksine uzun bir zam an dilimi içinde B recht ile Lukacs.

aktüel dünyanın n egatif bilgisidir. • •’ 11 55 . estetik bir türev alana d ö ­ nüşm ektedir. İşte bu yollardan geçerek üretilm iş bir imaj daha son­ ra.SV s | ** b k z . toplum sal alana göre bir türev alan olarak tanım lanm ası ise estetiği toplum sal dünyanın kav­ ram larıyla açıklam a ya da anlam a çabalarını tahrik etm ektedir. m arksist estetiği m n d eıııi/m c açm a­ ya çalışırken. ıım-M »n. A slında bu nokta sadece Lu- kacs’a ait bir sorun değil. hem de marksist e s ­ tetiğin nasıl olm ası gerektiği üzerine bir tartışm a olarak d e ­ ğerlendirilebilir.80 Lukacs. A ltyapı ile üstyapı arasındaki ilişkinin kurulm a tarzındaki doğrudanlık ölçüsünde.n k ıv. y v . genelde ortodoks m arksist estetiğe ait bir sorundur. içinde yer aldığı dünyada onun antitezi o larak yer alır. estetik bi­ çimin kendi yasalarına uygun b ir tarzda yapabilm iş olm asına bağlıdır. Bu ikisi dolayımlayıcı bir yığın bağıntılarla birbiri­ ne bağlantılı kılınırlar.mi r %n n . Sanat. elbetteki gerçek dünyada varlık kazanır. kuşkusuz estetikte "imaj" ve "öz" gibi terim lerin kul­ lanılm asını idealizm in tam bir göstergesi saymaktaydı. işlevi de gerçek dünyadadır.(m . t \ ı ı ı l . b k z . B u anlam da sanat. E stetik alanın. A dorno. onların felsefedeki uy­ gulanışlarından bütünüyle farklıdır. «tr \ \ ■ı I ı k L » v . Bu yüzden de Lukacs. 1‘J. am a bunu. Lukacs’ın bu sorunları ele alış tarzındaki en önem li yetersizlik. A m a sanat. gerçeğe karşıtlık konum u kazanm akta ve gerçeğe eleştirel bir tutum la bakm aya başlam aktadır. sanat kategorilerinin alanı ile ak­ tüel dünyanın yer aldığı alanın birbirinden farklı alanlar oldu­ ğunu gözden kaçırm ış olm aktadır. aslında bilinç ilişkileri­ ne ilişkin saydığı sanat kategorileri alanını aktüel dünyanın ala­ nına aktarabileceğini sanm ış. m. 1 I* *. bu ikisi arasındaki farklılı­ ğı görem eyişidir. Oysa bu terim lerin sanat alanına uygulanm aları. hem m odern estetik ile yansım a estetiği arasında bir tartışm a. I \f. İsiHiıhııl.81 A dorno ile Lukacs arasındaki tartışm a. K r c d r i r J . Fı vı l ı u J. Lukacs onıı yansım a cslctigiuiu o doıu-ııuleki zirvesi olan gerçekçi estetiğe dayam aya çalı^ıynıdıı Mu laıli'. Sanat m e derecesinde kavranabilm iş olm asına.

onlardaki doğal ve değişm ez gibi g ö rü ­ nen şeylerin tarihsel olduğunun kavranabilm esini sağlayacak biçimde sahnelenm esi. içinde bu­ lunulan durum neyi gerektiriyorsa ve ne ölçüde olanak veriyor­ sa. hep.32 Yabancılaşm aya karşı yabancılaştırm a uygulanm a­ sı. A ncak her ikisinin de dayanakları farklıdır. B unu yapabildikleri için de. siyasal anlam da m arksist gözükse de. geçmiş yıllardaki politik sanatın çoğu '■ bk. H er üç yazar d a sanatın tarihsel gerçekliği an la­ m anın bir aracı olması gerektiği ve olabileceği görüşündeydiler. bunun Balzac ile estetik bir ittifak sayılmaması gerektiği açıktır. s. popüler şarkı­ ların ve dışavurum cu tiyatronun tüm teknikleri. B recht’in tercihleri siyasetin estetikteki rolüne ilişkin farklı bir anlayıştan kaynaklanm aktaydı. estetik açıdan m odernisttir. A dorno için B recht altyapı üstyapı ilişkisini gereğinde daha kaba yo­ rum layan. özellikle belirli sa­ nat biçim lerine.. a.ınıeson. aslında. Fakat Lukacs ve A dorno. T artışm anın bir başka boyutu da B recht’in konum udur. yüzyıl­ da Balı Marksizm 'i denilen çizginin oluşm asında önem li bir rol oynam ıştır. biçimsel araçları zam ana ve m ekana göre değişebilir şeylerdir. kendine özgü bir bilgisel (cognitive) kapasite tanım aktaydılar. sanat konusunda o zam ana kadarki m arksist ideolojileri geliştirm e işine girişebi­ liyorlardı. ne A dorno beğenm iştir. ne de Lukacs. tıpkı A ristoteles ve onu izleyen gerçekçi estetik düşünce geleneği için olduğu gibi sanat. Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum ma aynı zam anda oldukça politik bir tartışm ad ır ve 20. Lukacs için. tam anlam ıyla bir eylem in taklit edilm esidir. B recht’in yazılarında gerçekçilik kavramı kullanıldığında. o ölçüde alıp kullanılm ası gereken sanatsal etkinlik d o n a­ nım larıdır. klasik öykü anlatımı teknikleri.y..g. olayların ve şeylerin. A dorno ise m odernizm i savunu­ yordu. bu konuda sanata. B rech t’e göre. Frcdric J. B recht’in tanım ladığı­ na göre gerçekçilik siyasal ve ideolojik bir am aç olup. aynı Lukacs gibi. bir m arksisttir.226-227 56 . L ukacs’a göre ise B recht. B recht’in estetik anlayışını. Tıpkı "yaban- cılaştıım a efektleri" kavram ının kullanılışının m odernist bir sa­ natçı ile aynı estetik anlayışı paylaştığı anlam ına gelm em esi gi­ bi.

her ikisi de. "Dekadans" kavram ı.83 Lukacs’m estetik kuram a en büyük katkısı.313 37- . Ayrıca. geleneksel ideoloji analizlerindeki "yanlış bilinç" kavram ının estetik alanındaki karşılığı oluyordu. bir sınıf ile. m odern estetiğe başvurm ası gerektiğinin bir ifadesidir. Lukacs bu kavramı m odern sanatı suçlam ak İçin kullanm ış ve sık sık faşizmle bağlantılı bir olgu olarak ele alm ıştır. bunun olanaklılığına kayıtsız şartsız inanabilm esini kastet­ miş bulunuyordu. Bunuıı en önem li örnekle­ rinden biri Lukacs’m natüralizm in statik betim lem elerini şey- leşme açısından deşifre etm esidir. Ayrıca.. B recht'in tiyatrosu. Bu kavram lar. L ukacs’m en yıpranm ış kavram larından biri olan "dekadans" kavram ıdır. m arksist düşüncenin toplum a karşı ideoloji eleştirisi uygu (ayabilmesi için yansım a estetiğine değil. Brecht. onun bir sanat çalışm asının bütünüyle biçimsel olan özelliklerinin oluşturduğu bir protokolden sanatçının ya da sa­ nat yapıtının siyasal ve ideolojik konum unun çıkarsanabileceği- ne. marksist m odeı- nist ya d a m odernist m arksist olm anın bir örneğidir. Başka bir anlatım la. Lukacs’ın hatası.g. B recht. hiçbir içerik taşımayan ve bu yüzden zam anının önem li sorunları karşısında ilgisiz ka­ bkz. Sanat kez içinden kurtulam adığı ajitasyoncu didaktizınin tıkanıklığına karşı bir çıkış yolu sayılmıştır. Bunun en açık örneği ise. B recht’in bu kavramı. onun ideolojisi arasındaki ilişki konusunda yeterince geliştirilm em iş ve kesinti­ lerle dolu bir akıl yürütm e yapm asından ileri geliyordu. m odernizm in başat ideolojisinin yeniden alınıp değerlendiril­ mesini ve devrimci bir politika açısından m addeci bir tem ele dayanacak biçim de yeniden kurulm asını sağlamıştır. Lukacs’a biçimci d e­ mekle. Lukacs’m en parlak di­ yalektik saptam alarından biridir. m odernizm in sim ge­ sel teknikleri ile fotoğrafik natüralizm in ham dolayımsızhğı arasındaki yapısal ve tarihsel benzerlik. kültür dünyasında ve toplum yaşam ında m utlak bir yanlışın olabileceği sayıltısına dayanm ak­ ta idi. a. s.y. Fredrıc Jamesoıı. siyasal içeriği ve o zam ana k adar yalnızca biçimsel bir estetik olgusu sayılagel- miş ideolojik içeriği anlayıp kavram am ızı sağlayacak bir dola- yımlar kuram ı geliştirmesi olm uştur.

bastırılm ış bir toplum sal içeriğin bulunduğunu leslim edecektir.. belirli bir netlikte görebileceği­ miz özgül çevrelem e teknikleri ile denetim ve yönetim altına alınm asına. öyle sabit birşey olarak kalm ayacak oluşundan kaynaklanm aktadır. Oysa.y. tam da kendi biçimi içinde. bu içeriğin gözlerden uzak tutulm asına yönelik bir çaba olduğu anlaşılacaktır. Fredric Jam eson. 1. bir sanat yapıtındaki 114 bkz. a.y.84 Lukacs’ın bir başka zayıf noktası da bilimle sanat arasında oldukça basite indirgenm iş bir ilişki olduğunu varsaym asıdır. loplum - sal içerikten en yoksun gibi görünen m odernisl sanal m im lerin­ de bile. sanatta.bu toplum sal içeriğin. deneysel olan hiçbir şeyin değişm eden. toplum sal içerikten ka­ çınm aktan çok -yaşamın en kişisel yanları bile toplum un etkile­ rine açılmış bir çağ için bunun ne denli olanaksız bir şey olduğu açıktır. F akat bu bir kez gerçekleş­ tikten sonra söylenenlerin sosyal bilim lerce doğrulanm asının beklenm esi gerekm ektedir.247 j 5B_ . A ncak Lukacs estetiğe hep dışardan bakm ıştır. B enjam in’e göre. bu durum da.85 T artışm anın bir başka ekseni d e B enjam in’in b u tartışm a içindeki konum udur.g.. Lukacs 20. kendi perspektifi ile dünyaya b a ­ kıp birşeyler söylem ekle görevlidir. D ola­ yısıyla Lukacs’ın sorunu. sonra estetikçidir. a. Bu iki bilgi arasındaki ayrım. FrankfurLOkulu’nda Sanat ve Toplum labildiği için suçlanmayı haketm iş bir sanat yapıtının ya da bir felsefe sistem inin olabileceğini varsayıyordu. B undan kimsenin bir şüphesi yoktur. yüzyılın en önem li estetik kuram cılarından biridir. sanatta deneysel olguların ancak öznel am aç ve niyetle tam bir füzyon içine girm eleri halinde nesnel anlam lar kazanabilecek oluşudur. M odernizm in. s.g. Lukacs’a göre sanat çalışması. dönüp dolaşm asına. Lukacs önce m arksisttir. sanat alanındaki bilgi ile bi­ limdeki bilgi arasındaki tem el farklılık. s.305 85 bkz. estetiğin sorunlarını estetik dışından kavram larla çözmeye ça­ lışmıştır.tıkaçs ın m oder- nizm e karşı olan olum suz tavrını paylaşm ak isleyenler. Fredrıc Jam eson. bu arada bazı önem li noktalarda önem li katkılar yapmış olm asına rağm en hep bir tü r indirgem eciliğe saplanm asıdır.

altyapıdaki göriilgün öğelere dolayımsız olarak bağlam anın yanlış olacağını söyler. Ü nsal Oskay. bu altyapının bilişim idir (idra- kidir/cognition). bir sanat yapıtının eleştirisinde.86 M addi altyapı duyularım ızla yaşanmış. Çünkü her ikisinde de. Üstyapı ise bir m etafordur. bunlar arasındaki ÜİŞki gerektiğince ortaya konulabildi- ğinde. Estetize E dilm iş Yaşam. D ost Yayınları. 15-16 *7 bkz. geliştirm iştir. üstyapıyı bir m etaforlar topluluğu olarak görm eyi yeğlemiştir. M etafor olarak.g. birbirlerini açıklayabile­ cek durum dadırlar. altyapı ile üstyapı arasındaki ilişkiyi incelerken. a. B enjam in’in popüler sanatın ve teknolojik yeniliklerin devrim ci potansiyeli konusundaki B recht’in fazla iyimser tavrını paylaşmış oluşuydu. s. A ltyapı ile.87 A dorno. dene- yimlenmiş olan verilerin oluşturduğu bir yığındır. B enjam in’in B recht’teki kaba. A dorno. Y ani Benjam in bir Lukacs değildir. A dorno ve H orkheim er’ın. B enjam in’i bu açıdan eleştirm elerine ve onun bu konuyu ele alış biçimini vül- ger bulm alarına karşılık. O nun için en üzüntü veren nokta da. h a tta vülger bulduğu m ateryalizm anlayışını kabullenm eye h a­ zır oluşuydu. ondaki kabataslak ** bkz. Ankara. uzun uzadıya dolayımla- m alar (m ediation) oluşturm aya yönelm ek yerine. birinden diğerine oluştu­ rulan bu m etaforlardır. E n çok eleştirdiği de. "bir alanı kendi dilinden okum am a" gibi bir eksiklik söz konusu değildir. B enjam in için.y. Bu yüzden o. B recht’in B enjam in üzerindeki etkisini zararlı b u ­ luyordu. 1982. ek bir yorum a gerek kalm adan. Ünsal Oskay. onun idraki arasındaki karşılıklılığı (correspondant oluşları) sağlayan da.. A dorno gibi. üstyapıdaki saklı ve derindeki öğeleri. 17 . B recht’in en ilginç özelliği. İşte bu tutum farkından olsa gerek.59 . s. B enjam in ise yaptığının sıradan bir bağlam a değil. Sanat ruh ve onun m addi görünüm ü birbiriyle öylesine içten bağlantı­ lıdır ki. Benjam in bunu bir eleştiri yöntem i olarak bilerek yapmış. Aslında bu iki söylem gö­ ründüğü k adar birbirlerine zıt değildir. görm esini bilen birinin gözüyle üstyapıdaki ve altyapıdaki b ü tü n öğeleri Birbirlerini açıklayacak bir biçim de birlikte değerlendirm ek ol­ duğunu söyler.

M n r tın J a y . onu açıklar. gerçekten d e kutsal m etinlerin yorum Janışında kılı kırk yararcasına çalışan bir K elam üstadı gi­ biydi. m odern yeniden-üretim teknikle­ rindeki gelişm elere göre kısalıp yokolduğu oranda. d ah a çok gerçekliği dolaysız olarak kavram ak ve anlatm ak açısından getirdiği olanaklar nedeniyle idi. Bu biriciklikle birlikte olabilen ilk ve öz­ gün varoluş. Tarihsel tanık­ lık özgünlüğe dayalı bir şey olduğu için. sanat yapıtının kendi varoluş süreci boyunca konu­ su olduğu tarihe de ışık tutar. özü ile varlık sürebil­ diği süre içinde yaşadığı tarihe yaptığı tanıklığa kadar uzanan. diğer yandan da tam aksi kutuptaki teolojik yaklaşımları eleştirm elerine rağ­ men.88 A d o rn o ’nun hiçbir zam an yadsımadığı şey. aslının üretildiği yerdeki zam an ve m ekan içindeki varoluşudur. A dorno’daki o korkunç. nesnenin özüyle varlık sürdürebildiği zam an dilimi. O kuPun düşünürleri ve Özel­ likle A dorno. bkz M a ilin Jay.y . Diyalektik İmgelem. s. Beıvjamin’e göre. B enjam in’in B recht’teki bu sözü açık ve yalın bit biçim de söyleme özelliğini önem li bulm ası. onu daha laik bir dille yazmaya yönlendir­ mek istem iştir. s . Sanayi kapitalizm ine geçişle birlikte. Bu ise.291 b k z . B enjam in’in kül­ türel olguları inceleyiş biçimi. B enjam in’deki teolojik öğeleri d estek ­ lem ek şöyle dursun. teolojik ve m a­ teryalist öğelerin özgün bir biçim de birleştirilm iş olduğu pers­ pektifinin yalnızca B enjam in’e ait olduğudur.. F rankfurt O kulu.g . bu iki kutupsal öğenin Benjam in tarafından bir araya ge­ tirilişindeki özgünlüğü de değerlendirebilm işlerdir. a . o nesnenin başlangıcından İtibaren. ona ait aktarılabilecek olan h er şeyin tem elidir. Bu eksiklik. B recht etkisi olarak değerlendirdikleri kaba m ateryalist tavırları.89Bir başka deyişle. Frankfurt Okulu nda Sanat ve Toplum düşünm e yeteneği idi. pratik ile ilgili sorunlar açı­ sından değil. diyalek­ tik kılı kırk yarıcılığın bir yana bırakılm ası ile olabilecek bir şey­ di. bir yandan B enjam in’deki. ilgili sanat­ sal nesnenin kendi tarihi için yapacağı tanıklık da azalm akta.2 8 7 . bir sanat yapıtının en yetkin bir biçim de gerçekleştirilm iş yeni- den-üretim i bile önem li bir öğeden yoksun kalm ak d u rum un­ dadır. Bir nesnenin özgün­ lüğü.

D iyalektik İmgelem.1 bkz. Martin Jay. bu sürecin. bilincin m addeye karşı görece özerkliği. Estetize E dilm iş Yaşam.304 61 .. sanat yapıtının solgunlaşalı halesidir. kolektifleşm iş olacağını umduğu bu yeni sanatın. Epistem olojilerindeki öz­ nenin nesneye. dışlanm aktadır. sonuçta. s. S a n a t yapıtının dünyası. Tarihe tanık ol­ m a durum a. o nedenle de. G elenekleri de yoktur. "Hale".90 B enjam in’in düşüncesinde teolojik ve m ateryalist yönlerin birlikte varoluşu. tarihsel olan va­ roluşudur. Benjam in. M ekanik yeniden-üretim tek­ niklerinin yaygınlaşması oranında.91 4. halenin yitirilmiş oluşuna ağıt yakm akla birlikte.' çeklik arasındaki ilişkide de korunur. Ünsal Oskay. B enjam in’e göre.2 Öncü Sanat T üm bu tartışm alardan yola çıkarak F rankfurt O k u lu ’ııun sanatı ele alış biçim lerini değerlendirirsek. ilerici potansiyelinden çok üm itliydi. sanat yapıtının biriciksel. tüm nesneler tarihsizleşm ektedir. sanat yapıtının bu halesi o r­ tadan kalkm aya başlam ıştır. bu nedenle. s. H er bakım dan birbirinin aynıdır nesneler artık. politikleşmiş. hatta kimi kez tüm üyle o rtadan kalkm aktadır. yeniden üretilm iş nesne de geleceğin dünyasından koparılm akta. 154-155 41 bkz. B u ' epistem olojinin tem el yaklaşımı Özne-nesne veya bilinç-nıadde arasındaki "negatif’ ya da "açık uçlu" diyalektik. onlar oluşam am akta. sanat alanını da aşan önem li kültürel sonuçları vardır." o n la rın ^ epistem olojilerinin estetik alanında yeniden okunuşudur. sanat ile ger-. Aslında b u . Sanat. Bu kaybolan otorite. karşım ıza en tem el nokta olarak sanat-gerçeklik ilişkisi çıkar. sözcüğün geleneksel anlam ıyla ger- 4. Çünkü m eka­ nik yeniden-üretim yöntem leriyle birlikte. onun sanat ürününün yeniden-üretim ini iki farklı açıdan değerlendirişinde net bir biçimde görülm ektedir.'. estetik alanında da sanatın gerçekliğe karşı özerkliği olarak tekrar k ar­ şımıza çıkar. H alenin ortad an kalkmasıyla birlikte. p a ­ radoksal bir biçimde. etkilendiği gerçeklikte yaralanan nes­ nenin gitgide kaybolan otoritesidir. ya­ şamın şoklara dönüşm esi karşısında m odern insana yaıdım cı olm am aktadır.

Bu. Ç ünkü gün­ lük gerçeklik. Sayı:2 Aralık 1991. L a D im ension Esthetique. fakat yöntem li. O halde beğeni yargısında. dolaymışız. s. resm in biçim ine sadık kalır. kurgusal bir dünya olarak! günlük gerçeklikten çok daha fazla hakikat içerir. K ant bu düşün­ cesini. sanatın yapısına. s. ilişkileriyle. ro ­ m anın. kasıtlı bir çelişkidir bu. beğeni yargısını tem ellendirirken şöyle dile getirir: "Be­ ğeni yargısı tem elde. F rankfurt O kulu’nun estetik anlayışını rom antik-idealist estetiğin bir de­ vamı kılar. s. Bu nokta. biçimini almaz.Y anılsam a. Tüm erek. haz nesnesi üzerine olan yargının gerçek nedeni olarak kendisinde daim a bir ilgi-çıkar taşır. Karşıdevrim ve Başkaldırı. Veya aldığında da yapıtlar. ancak kurgusal bir dünyada. Bu nedenle. şiir. Seuil. asla "doğrudan". S anatın gerçekliği biçimin surları gerisinde ko­ rum a altındadır. Naci Soykan. Böylece gerçeklikle arasın­ daki ayrımı ortaya koyarlar. Çünkü o. tem elde. özgür seçim gibi gözü­ ken belirlenm işlikleriyle. biçim tarafından kapsanır. şeyler. kurgusal bir gerçektir. başka bir şeye d ö n ü ştüren (ve ondan kurtulan) "kopuk". A ncak onun ger- çek-dışılığı verili gerçeklikten bir eksiği olduğu için değil. K ant in "erek- siz ereklilik" ilkesiyle önem li paralellikler taşır.80 w Kant’lan aktaran Ö .92 Estetik dünyası gerçeklik ile çelişir. "yüceltilmiş" bir gerçekliktir. O . eğer o hoşlanm anın nedeni diye gösterilirse. yabancılaşm asıyla aldatıcı b ir gerçek­ liktir.93 Sanat ve gerçeklik arasındaki bu "kopukluk". bir nesnenin (ya da bu nesnenin tasavvur tarzının) ereklilik biçim inden başka hiçbir şeye sahip değildir. nesneyle ilgili bir durum u gözö- bkz. 1979. resim vb. toplum sal ya da politik bir rom an. O lum suzlam a. be­ ğeni yargısında daim a bir ilgiyi. Felsefe Dünyası. hiçbir öznel erek bulunm az.41 62 .65 w bkz. kurum larıyla. Paris. oyunun. "Sanatın Kaynağı Sorunu: Oyun ve Dans". hakikat­ te olabilecekleri gibi temsil edilebilirler. daim a verili gerçekliğin biçimini değiştiren."94 B uradan anlaşıldığına göre.! aksr- ne fazlası olduğu için ve aynı zam anda niteliksel olarak d a "öte­ ki"™ temsil ettiği içindir. Frankfurt Okululnda S analtte Topium_ çek-dışıdır. bütünsel değil­ dir. Herbert M arcuse. Herbert M arcuse.

varolan dünyadan farklı am a bu dünya­ dan türetilm iş bir nesne dünyasının kuruluşudur. S anat yapıtı. sanat "taklit" de etm ez.g. sanatın kurgusal dünyası haki­ ki gerçek olarak görünür. Ve bu da ereksizdir. nesnelerin yerle­ şik düzeni ve bu düzenden olası ya d a olasılık dışı Özgürleşme.97 E stetik düzeni yöneten dizgeler "düşünsel kavram lar” değil­ dir. tek başına yapıta kişisel anlam ından d aha çoğunu kazandırabilecek olan. hayalgücü ve anlayış sentezinin k en ­ disinde birleşir. Ancak bu dönüşüm . yani onda öznenin yöneldiği bir ilgi-çıkar y o k tu r9* K ant'ın bu ilkesi ışığında.g. H er iki düzeyde de nesneler. L a D im ensiotı £sthetique.. yer­ leşik gerçeklikte ezilmiş. Sonuç.23 ” Herbert M arcuse. Frankfurt O kulu’nun sanatı tem eüendirişi. s -1 63 . hem de değildir. gerçekliğin iki karşıt düzeyinin sentezidir. A m a öte yandan o. genel ilkeler doğrultusunda bir deney sentezi yapılanm asını öngerektirir. içeriği stilize edilmiş. nesnenin ya d a nesnenin tasavvur tarzının ereklilik biçimine sahiptir. E stetik biçimin bir so­ nucu olarak bu kopuş sayesinde. verili ger­ çeklikten bir kopuş. tarihsel olan ile genel olan arasın­ da etkileşirler. a. gerçek olanı tanım lam ak için verili ola­ nın egemenliğini kum a gücünde yatar. s. E lbette m alzemesinin oluşum unda azam i düşünsel çaba ve düşünsel disiplin bulunm ayan sahici yapıt olam az. nünde bulundurm ası zorunlu olan bir erek kavram ı bulunm a­ yacaktır. M Ö . sa­ n atta içerilmiş gerçeklik yüceltilmiş. "O tom atik” sanat diye bir şey yoktur. a. Sanat. Ki o. bu sayede ölüm ve yokoluşu temsil eden bir sanat eserinde bile um ut varlığını sürdürebilir.Naci Soykan.4I Herbert M arcuse. S anatın ulaştığı duyusal dolaysızlık. nesneleri tahrif etm ez. veri­ leri yeniden düzenlenmiş bir gerçekliktir.y-.96 E stetiğin biçim yasasına göre. Bu. Sanatın doğruluğu. d ah a çok o nların tarafında konuşur. bastırılm ış olana ve susturulana söz. gerçekliğin determ inizm inden bir özerkleş­ me o larak okunabilir. hem bu dünyaya aittir. Duyarlılık. dünyayı kav­ rar.rn. s.

y. s. s. İkincisi bu entegrasyonda.g. B unlardan birincisi. özerkliğiyle birlikte sanat eserini bir bütün olarak m üm kün kılan öğelerden biridir. T hiorie Esıhetic/ae. estetik biçim. fakat içeriğinin biçime dönüşm esinden alır. hakikat bkz. m utlak bir birlik değildir. T. Sanat yapıtlarını değerlendirm ede kullanılacak iki ölçü var­ dır. sanatı saf ve basit güncellikten. biçim ile içerik arasında tek yönlü bir egem enlik ilişkisi kurulam ayacağını h er zam an savunm uştur. özgünlü­ ğünü ne içeriğinin ne de saf biçim inin erdem inden değil. Okul. tem atik düzeylerin ve ayrıntıların içkin olan biçimsel yasalarla ne ölçüde entegre edilebildiği. eksikler bile olsa.. gerçekçi-statusquo’cu anlayışa bir olum suzlam a olan bir "karşı-bilinç"e yolaçar. Şu bir gerçek ki. a. Bu ayrım bir "yanlış bilinç"e ya da basit bir yanılsamaya değil. s.87-88 w bkz. Ç ünkü sonuçta sanat toplum un toplum sal antitezidir. E stetik h er zam an bir biçim düşüncesiyle birlikte varo­ lur. es­ tetik biçim inde saklıdır. sanatın verili ola­ na karşı özerkliğini gerçek kılar.1 W alleı Benjanıin’dsn aktaran Herbert Marcuse. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum ton ve imge verir. A ncak estetik biçim. Ve sanatın doğasındaki bu özgürleştirici bi­ lişsel güç.100 Sanat yapıtı ancak özerk bir yapıt olarak siyasal geçerlilik kazanır. Bir sanat yapıtı. E stetik biçim. Benjam in bu bağı şöyle özetlemiştir: "Ebedi bir eserin siyasal eğiliminin doğruluğundan ancak eser aynı zam anda e d e b i ölçüler açısından da doğruysa 5 ö z e d ile b iliı. sınıf m ücadelesinin gün­ celliğinden uzaklaştırır. tüm üslup ve biçim lerde yer alır 98 Biçim-içerik ilişkisi açısından bakıldığında I-'ıanM uît O k u ­ lu’nun tavrı her zam an olduğu gibi diyalektiğe başvurm aktır. olum suzlam a niteliğinin ne Ölçüde korunabildiğidir.W. La D im ension Esthetit/ue. Fakat bu." 101 Sanat yapıtının içerik açısından iki ayrı yanı vardır.22-23 11. hakikiliğini.22 bkz. s. Herbert Marcusc. Adorno. Estetik n ite lik ve siyasal eğilim arasında sıkı bir bağ vardır. yapıtın toplum sal işlevi için vazgeçilm ez­ dir.64 . H eıbert Marcuse. Karşıdevrim ve Başkaldırı.99 Sanatın eleştirel gücü ve özgürlük m ücadelesine katkısı. Biçim.

bu antitezin basitliği ve soyutluğundadır. işlevsiz kılmak için kullanm ıştır. angaje saııat idealini gerçekleştirebilm enin yolu yaşam daki angaje pozisyonları terk etm ektir. Theaıie F. İdeoloji.220 11. Theoıie Esth£tiqt<e. m uhakkak ki ideolojik karakterinde. La D im ension £sthelique. yoksa yaratıcısının tek "ı:bk7. "Saııat için sanat" ilkesinin ideolojik olan yanı.10' H akikat içeriği. 1990.318 65 . sanat yapıtının an ­ lamını değil. H akikat içeriği. Ltıie M arnını. V erse. sanat yapıtlarında kendini ideolojiye bağlı olarak d a doğrulayabilir. es­ tetik nesnellik düzeyine o kadar iyi ayarlanır ve hakikat içeriği­ ni o k adar iyi gerçekleştirir. Sanat içeriği (tru th co n ten t) ve işlediği konu (subject nıatter). s.. burjuvazi "sanat için sanat" ilkesini sanatı hareketsiz. gerçeğin karikatürize edilm iş biçim idir. İdeoloji olarak verili toplum a karşı çıkar. S ana­ tın felsefeye sunduğu m alzem e ve felsefi doğruyla karşılaştırıla­ bilecek olan d a zaten b u d u r. K urulu üretim sürecine oranla soyut bir görüntü arzeden gerçeklerin tem silinin ve bilincin de ideolojik işlevleri vardır. Sanat bu gerçeklerden birini tem sil eder.104 M utlak o larak ideoloji içerm eyen bir sanat şüphesiz ki m üm kün değildir.10'1 S anatın radikal potansiyeli. sanatçının bilinçli olarak iletm ek istediği m esaja veya yapıt toplum sal gerçekliğin bir yansım asıym ışçasına sosyo-ekonom ik bir çökeltiye indirgene­ mez. S artre’ın d a altını çizdiği gibi. A doı no. New York.sihetiquı\ s. Sanat bilince kendine özgü form larıyla etki etm elidir. s. verili gerçekliğin enerjik bir antitezi oluşunda değil. Sanat yapıtının kalıcılığı açısından biri diğerinden daha önem li değil­ dir. İdeoloji her zam an yanlış bilinç veya saf ve basit bir ideoloji olarak an la­ şılm am alıdır. verili olanı aşm a perspektifinde yatar.27-28 1115T . toplum sal anlam da gerekli bir görüntü o larak aynı zam anda. içerdiği doğruluğu veya yanlışlığı ifade eder.W. s.296 llsl Her heri M aıcuse.105 A d o rn o ’ya göre. Bir yapıt biçimsel olarak ne kadar iyi düzenlenm iş ise. Sanatı verili gerçekliğin basit ve saf bir an ti­ tezi olarak atılam am ak gerekir.W. A dorno. S anat yapıtının hakikat içeriği. T. Frcdric Jam eson.

im roduction 10 Criitcal Theorv.g. kitlelerin "özgür- î birleşmiş" bireylere dönüşüm ünü sağladığında sanat. ortaya çıkar. Y alnızca bu yolda insanların bilinç : itkilerini değiştirm eye katkıda bulunabilir. O lum lam a ve olum suzlam a arasındaki gerilim .109 Sanatın devrimciliğinin. devrimci raxis’in herhangi bir şekilde sanat ile özdeşleşm esine engel lur. s.94-95 bki. A ncak sanat.83 " bkz Herbert Marcuse.le sadık kalır. Sanat devrim i temsil edem ez. sadece estetik biçim* . ancak toplum dan yabancılaşm asını de- ıl. seçkiıı- özelliğini yitirecektir. Sanat ve devrim "dünyayı değiştirm e" perspek- finde birleşirler. radikal potansiyelini ancak sanat olarak. genel ile tikel arasın- aki gerilim sonsuza ertelenm iş gibiyse sanat. Sanatta politik hedef.y. D evrim öncelikle 'nenin içindedir. s. . hasm ane bir bir­ d ir. yabancılaşm a larak kalm ak zorundadır.% "" bkz. H erbert Marcuse.10S m at dünyayı değiştirem ez. işlemsel ol- avan olarak kalır. Bir sanat yapıtının devrim ciliğinin tek çüsü içeriğin ne ölçüde biçime dönüştüğüdür.107 Sanat ve devrim ilişkisi bir karşıtlar birliği. îvrim için olduğu kadar. "dünyanın dili'’ni geçersiz kılan kendi dili ve imgesi :inde ifade edebilir. tikeldeki evren- . V e düşünce ile gerçeklik. devrim de sanat içindir çünkü sanat lealin m ekanıdır. S anatın özgürleştirici ”mesaj"ı toplum un ı anki hedeflerini de aşar. onun işçi sınıfı veya devrim için ya­ tılmasıyla ilgisi yoktur. H a tta sanatçı kendini adam ış bir devrim ci olsa le devrim pekala yapıtın içinde olm ayabilir. a. Sanat ile toplum un o rtak noktası Öznedir. o yönlendirici işçi sınıfı İsa bile. KarştJeı n m ve Başkaldırı. ideal olana.1Davi<1 Held. kendi boyutunu terk etm ez. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum anlı ve pasif yönlendirm eleriyle değil. Herbert Marcuse. Sanat.. sadece içinde siyasi içeriğin m atın iç gereklilikleri tarafından yönetilip siyasetüstü olduğu ir başka ortam da estetik biı biçim de dile getirebilir. 45 £6. Sanat. Sanat bir zorunluluğa boyun eğer ve kendine ait bir öz- ırlüğe sahiptir. Lu Dimension Essheııqııe. kendi pratiğinde kendine ait îrekliiikleri bırakm az. Ç ünkü estetik 111.106 Sanat. s. Sınıfsız b ir toplum . bil- iğimiz dili. s.

S. jdca Yayınları. Uygarlık bu iki d ü r­ tüyü uzlaştırm ak yerine.112 Duyusal dürtü değişm enin olm asını.111 M arcuse’ye göre. buna karşılık gelen bir dürtüye. Schiller bu üçüncü aracı dürtüyü oyun d ü rtü ­ sü o larak tan ım lar. İstan­ bul. Sanatın politik- liği doğrudanlaştığı ölçüde. biçim dürtüsüne sahip "" bkz. duyusallığı akla boyun eğdirm iştir. O nun praxis ile ilişkisi doğrudan değil. "Sanatın Kaynağı Sorunu: Oyun ve Dans”.Î lt_ Herbert Marcuse. bu iki d ürtünün ilişkisi.y. O nun bu yaklaşımı Schiller’in "oyun kuram ı"ndan yola çıkar. Schiller’e göre. radikalliği ve değiştirm e potansiyeli geriler. insan iki tem el dürtüye sahiptir: Duyusal dürtü ve biçim dürtüsü. bir yandan sanatın politika tarafında» araçsal kul­ lanım ına karşı çıkarken. kavra­ ma. s.. s.4. B audelaire ve R im batıd’nun şi­ irlerinde. 1985. zam anı zam anda o rtadan kaldırm aya. Bu çatışm a çözüm lenm esi gereken bir çatışm adır. birikm iş içeriktir. İnsan varoluşu­ nu tem elde etkileyen kalıcı gücü yalnızca d ü rtü ler taşıdıkları için. insanın m utlak varlığından ya da onun akılsal d o ­ ğasından çıkar.110 M arcuse.Naci Soykan. Sanatın siyasi potansiyeli yalnızca estetik boyutu içindedir. iki d ü rtü arasındaki böyle bir uzlaşm a bir üçüncü d ü rtü ­ nün işi olm alıdır. hiçbir değişm enin olm am asını ister. çev. duyusal dürtüye sahiptir. değişmeyi özdeşlikle birleştirm eye çaba gösterecektir. Eros ve Uygarlık. Herbert Marcuse.g. değişm enin ve oluşun içinde bulunm akla. oluşu m utlak var­ lıkla.206-207 67 . yani bilme. za­ m anın bir içeriğe sahip olmasını ister. bir zıtlık ilişkisi olm uştur. a. bir akıl varlığı olm akla. Ö te yandan. Bu açıdan bakıldığında. Duyusal dürtü. Azız Yardımlı. Bir yandan bir duyu varlığı olan insan. insa­ nın fizik varlığından ya da duyusal doğasından ileri gelir. 12-13 111 Ö . K endi­ sinde h er iki dürtünün bağlı olarak etkide bulunduğu oyun d ü r­ tüsü. bu yetisinin etkinlikle­ riyle uygun düşecek bir başka dürtüye. Biçim dürtüsü ise. Sanal biçim aynı zam anda çökelmiş. B recht’in didaktik oyunlarına oranla çok daha yıkıcı bir politik isyan v ardır. dolayındı ve yanıltıcıdır. y er­ leşik uygarlıkta. Biçim dürtüsü zam anı o rtad an kaldırm ayı. biçim verm e yetisine sahip olm akla. diğer yandan da estetikte politik olanı keşfeder ve öne çıkarır.

s. tıpkı oyunda olduğu gibi. aynı şeyi bir kez bir ucundan. Ç ünkü düşünsel olanda tam belirlenm işlik olacağından rastlantı olam az. Schiller’in "güzelliğin insanı özgürlüğe götürm esi" biçim inde dile gelen düşüncesindeki özgürlük kav­ ram ını politik bir sorun olarak görür. "es­ " ’ Ö.Naci Soykan. Schiller b elirtm ektedir ki. s. öte yanda d e ­ ğişmeyi özdeşlikle birleştirecektir. "Sanatın Kaynağı Sorunu: Oyun ve Dans".N aci Soykan a.. Frankfurt Okulu’nda Sanal us.y. yani oyun dürtüsü. bir yanda zam anı zam an olarak o rtad a n kaldıracak. Bu iki d ü rtü n ü n ortak etkim e alanı. sanatın oyunla bir tutulm asını toplum sal-politik bir açıdan değerlendirir. İnsan ne yalnızca m adde ne de yalnızca ruhtur. insanı içindeki yaşam ak d u rum unda ol­ duğu gerçekliğin belirlenim lerinden Özerkleştirebilir. Güzellik her iki dürtünün ortak nes­ nesidir. Z a ­ m anın zam anda ortad an kaldırılm ası. O yun dürtüsü. ona sahip olan insanı.45 68 .g. Birbirine karşıt bu iki alanı hem hayırlamakla hem de evetlemekle. düşünsel-akılsal olm ası bakım ından rastlantıyı o rtad an kaldırır. zam anın sanki yokmuş. b ir kez de d i­ ğer ucundan başlayarak söylem ekten başka b ir şey değildir.44 "J O . ne tümüyle sadece yaşam ne de tü­ müyle sadece biçim olamaz. s. G erçekten de sorun poli­ tik bir sorundur. o. geçmiyormuş gibi yaşanm asıdır.45 "s Friedrieh Schiller’den aktaran Ö . tam ve özgür yapar. Oyun. sözcüğün tam anlamıyla insan olduğu yerde yalnızca oynar ve o.g. insan va­ roluşunu koşullu olm aktan koşulsuz olm aya doğru yönlendire­ bilir. politik sorunu çözm ek için.v . bu her iki alan karşısında bağımsız ama onlara malik.115 M arcuse. yani oyun dürtüsünün nesnesidir. a. TopJum olur. oyun dürtüsünün kendisi. Yine oluşun m utlak varlıkla ya da değişm enin özdeşlikle birleştiril­ mesi de kendisinden geçercesine bir seyir halinde bulunan insa­ nın bu estetik tavrından başka türlü anlaşılm am alıdır. öte yandan oyun dürtüsünde aynı zam anda bir duyusallık da olduğundan. oynadığı yerde ancak tam insandır". bunu şöyle ifade eder: "İnsan. İnsanlığın yetkinleşmesi olarak güzellik.114 Schiller. zorunluluğu d a ortad an kaldırır. Çünkü değişmenin olduğu duyusallıkla zorunluluk birbiriyle bağ­ daşmaz.113 Aslında bu ikisi.Naci Soykan.

Bu uyumu gerçekleştirecek olan d a "estetik"tir. bi­ reysel değil. örneğin çalışm a bile bir oyun olarak düşünülür. özneyi dışarda bırakan bir devrim d e ­ ğildir. "Sanatın Kaynağı Sorunu: Oyun ve Dans". M arcu­ se burada. A ncak bu bireysel ile toplum sal ya da evrensel "doyum" arasında bir uyum sağlan­ m alıdır.” Ü stelik bu devrim. bu ilişkinin reddedildiği veya Özneden nesneye doğru gereğinden fazla idealist bir şekilde yorum landı­ ğı anlam ına gelm em elidir.118 O yunun tem el ilke olarak alındığı bir toplum düzeni. kendisi için bir varlık.g.bkz. s.208 "* bkz. ancak bi­ reylerin özgür doyum ları üzerine kurulm uş ve onun tarafından sürdürülüyor ise özgürlük içeren bir d ü zen d ir. $. O yun dürtüsü bu kurtuluşun aracıdır". insanın b ü tü n zorluklarının o rtadan kalkacağı varsayılan ütopik bir toplum için öngörülür. A ncak bu ütopya toplum sal olm ak­ tan çok estetik bir ütopyadır. bir Tanrı. s. D üzen. A d o rn o ’nun estetik düşüncesinin te­ m elinde özne-nesne ilişkisinin keskin diyalektiği yatar. insanlar üzerinde "baskı­ cı olmayan" bir kültürü yaratm akla insanın özgürlüğünü ger­ çekleştirm iş olacaktır. Sanat tetik içinden geçm elidir.52 . algı ve duygu kipinde b ü ­ tünsel b ir devrim i öngerektirir ve böyle bir devrim ancak uygar­ lık en yüksek fiziksel ve zihinsel olgunluğa ulaştığında olanaklı o lu r..y. klasik kuram ın öne sürdüğü gibi. Bu kuram . .Naci Soykan. A dorno için sanat yapıtında kendini ortaya koyan özne. Herbert M arcuse. toplum düzeni­ nin tem elinde "özgür doyum" bulunacaktır.119 F ran k fu rt O kulu’nun sanat ile toplum arasındaki ilişkiyi bu şekilde ortaya koyması. a.207 117 bkz.g.. Ö . tüm insan etkinlikle­ ri. yalnız sanat değil.69. a. Eros ve Uygarlık. Herbert Marcuse.y. M arcuse’nin Schiller’e dayanarak geliş­ tirdiği oyun kuram ında. Schiller’e dayanarak estetiğin devrim ci bir niteliği olduğunu vurgular: "Estetik kültür. d aha çok toplum sal bir kurtuluştur ve bu bakım ­ dan "bir uygarlık ilkesi olarak” görülm elidir.117 Uygarlığın bu en yüksek durum unda.211 bkz. egem en ve '“. çünkü o özgürlüğe götüren güzelliktir. Herbert Marcuse.116 M arcuse’e göre öz­ gürlüğü elde etm ek dem ek olan uyum un sağladığı kurtuluş. s.

çağın toplum sal çe­ lişki ve gerilim lerinin yapıtın içsel m ekanına olan yolculuğunu izleyip. "Lukacs-Adorno. Bu ayırt etm eyi m üm kün kılan d a eleştiridir. sanatçının bu nesnel öğeleri. m ona- dolojik özerkliğine kesinlikle saygı gösterdiği yapıtın içselliğine dalarak. ona. La Reconciliaıion Impossible". özerk bir şekilde gelişen B eethoven’in müziği ile çağının nesnel düşüncesi arasın­ da bir birlikte oluş. onun toplum sal olan ile hiçbir bağının olm adığı anlam ına da gelm ez. h atta bir eştözlülük olarak tanım lanır. toplum sal olanın içerdiği n es­ nellik çoğu zam an sahte b ir nesnelliktir. toplum sal sınıfının düşüncesiyle dola- yımlanmış oluşudur. dış dünyanın deneysel gereklerine boyun eğm eyen. yapıtın en özel hareketlerinde durula- şabilen ve biçim ve tekniğinde süreç içinde çökelen çok farklı toplum sal deneyim lerin bir billurlaşm ası olarak görünüyordu. R i- vııe d ’Esthetique. Ü stelik. Dolayısıyla estetiğin bir "gölge alan” olarak değerlendirilm iyor oluşu. A dorno. öznenin çağının toplumsal çelişkilerini nasıl absorbe e t­ tiğini ve yapıtında nasıl biçimlendirdiğini deşifre etmeyi amaçlar. tam am en özerk bir geliş­ me içinde absorbe ettiğini saptam ıştır. 1985. nesnel ya da öznel olm a durum u tek başına bir nitelik değildir.71-72 70 . çağın gerçekliğinin m üzikte "taklit" edilmesi ya da "yansıması” olarak değil.120 1211 bkz. çağı­ nın toplum u arasındaki ilişkinin koşulunun. A ncak o. eserin nes­ nelleşm e süreci yoluyla nesnel kimliğe karşı oluşları ve güçlük­ leri kontrol altında tutan ve verili gerçekliği aşan kollektif bir eğilimi ileri süren güçlü bir ”Ben"dir. B eethoven m üziğinin yapısıyla. Bu ilişki. S anat yapıtında ifade­ sini bulan öznellik. nesnellik kisvesi altın­ da ikiyüzlü bir öznelliktir. T oıılousc. Eleştiri. Dolayısıyla. ilişkinin m ekanik bir yansım a­ ya indirgenm esinden kaçınm ıştır. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum kendi kendine yeterli bir varlık değildir. sanat ile toplum arasındaki ilişki­ de diyalektiği sürekli koruyarak. Büyük sanatçının "Ben"i. A dorno bunu en yetkin biçimde B eethoven müziği ile çağı a ra ­ sındaki ilişkide örnekler. B eethoven’in te ­ mel sezgi biçim lerinin. Asıl önem li olan neyin doğru ya d a yanlış olduğudur. Sayı: 8. u nutm am ak gerekir ki. s. N ıcolas Tertuliaıt. A d o rn o ’nun önerdiği. Editions Privat.

F ran k fu rt Okulu içinse her yapıt bir toplum sal antitezdir. Sürrealizm in. A ncak ondaki eğilim lerden birini öne çıkarırlar. ro m an ­ tik dönem in "Ben"in kendini ifadesi kavram ından etkilenm esi. çünkü bunlar. M odern yapıtlar da toplum da bir şok ya­ ratm ayı am açlarlar. arkasından yapıta yoğunlaşm a­ nın geldiği bir ilk tepki olarak öngörülür. aynı zam anda artistik yöntem lerin akılcı seçimi kavram ını boşverirler. Doğaçlam a edebiyat. olum suzla­ ma ilkesi yerine. B ir başka deyişle sanatın toplumsallığı. avant-garde h arek etler m odernizm e bütünüy­ le karşıt olm ayan bir tavır alırlar. F rank­ furt O kulu. B unların en önemlisi eser (yapıt) kavram ıdır. A vant-garde ya­ p ıtlar aynı zam anda yapıt kimliğini bir reddediş içerirler. psiko­ loji. sa­ natın özerkliğini gözardı eden sosyalist gerçekçilik ya da genel anlam da ortodoks m arksist estetikle hesaplaşm alardır. D adaist eylem ve doğaçlam a edebiyat. m oderniz­ min hâlâ geçerli saydığı bazı estetik kategorileri reddederler. D adaist eylem in am a­ li . bunu m odernizm in genel çizgisinden farklı olarak estetik saflık kavram ını es geçmeye kadar genişletirler. yeniden estetiğin içine alınırlar. Okul düşünürleri. D aha açık bir deyişle ay­ rım lar reddedilir. A lgılam a söz ko­ nusu olduğunda. Biri olm adan diğeri de varolam az. bir yandan sanatın toplumsallığını geri plana iten m odernizm için­ deki bazı avant-garde eğilimleri eleştirirken diğer yandan da. Bu nedenle. Bu avant-garde eğilimler. Birbirlerine karşıt gibi görünseler de. A ncak avant-garde yaklaşım ­ lar. burjuva toplum undaki yaban­ cılaşm anın nedenlerinden biri olarak görülür. anlık ifadeyi öne çıkarır. F akat şok. Bu yaklaşım lar. ahlak gibi m odernizm in estetik alandan izole ettiği boyut­ lar. aslında ancak ve ancak birlikte varolabilirler. Sanat F ran k fu rt Okulu için sanatın özerkliği ve toplum sallığı vaz­ geçilm ez iki özelliğidir. Politika. sanatın bu iki yanım birden aynı önem le vurgulam a­ yan eğilimlere her zam an karşı olm uştur. estetik m odernliğin m odern-öncesi tem aları d a yürürlüğe koy­ m a çabasını gösterdiğini kanıtlar. özerkliğine ve Özerkliği de toplum sallığına bağlıdır. avant-garde çizginin m oderııizm den ayrıldığı örneklerdir.

bazen özgürleştirici olabilir. "L’anti-avam-gardism dans l’esthetique d ’A d om o”. La D m ıension Esthetiqııe. 1985. 6. Herbert Marcuse. Bu şem a. Editions Privat. Sanat ile toplum sal sınıf arasında bir belirlenm işlik ilişkisi vardır. devrim ci içerik ve sanatsal nitelik uyumlu olm aya eğilim lidirler. bazen ileride olabilen sanatı biçim lendirir. Politika ve estetik. Toulouse. s . m addi olm ayan güçleri.122 O rtodoks m arksist estetiğin bu tezlerinin h er birinin dile getirdiği o rtak n o k ta. Frankfurt Okulu’nda Sanat ye Toplum cı ise şoku m üm kün olan en yüksek düzeye çıkararak toplum da doğrudan bir değişim i kışkırtm aktır. İnişte olan sınıf ve onun tem silcilerinin ürettikleri sanat dekadan sanattır. B unların bazıları. m arksist estetiğin tem el tez­ leri şunlardır: 1. üstyapının b ir parçası olan ve tüm diğer ideolojiler gibi toplum sal değişim e göre b a ­ zen geride. Özgün. am a onlar her koşulda m addileşebilen 121 bkz. gerçek ve ilerici olan sanat yükselen sınıfın sana­ tıdır ve o sınıfın bilincinin ifadesidir. Ü retim ilişkilerindeki değişim ler. Bu estetik zorunluluk. s.88-89 bkz. özellikle A d o rn o ’nun Lukacs ve B recht ile olan tartışm alarında ele alınmıştı. S anat ile m addi koşullar (altyapı). bazen geriletici. M arcuse ye göre. Peter B uıger. Bu işlevler. m addi tem eli tek hakiki gerçeklik olarak d eğerlendirerek. sanat ile üretim ilişkile­ rinin bütünü arasında bir belirlenm işlik (determ inizm ) ilişkisi vardır. 2. T oplum sal ilişkilere en den k düşen sanat biçimi olarak gerçekçilik doğru olan sanat biçim idir. Sayı 8.16-17 12 . toplum sal üretim ilişkilerinin san at yapıt­ larında tem sil edilm esi gereğidir. altya- pı-üstyapı ilişkisinden doğm aktadır. Bu nedenle bu b ö ­ lüm de özellikle M arcuse’nin m arksist estetik eleştirileri ü zerin ­ de durulacaktır. Sanatçı yükselen sınıfın gereksinim ve çıkarlarını dile g e ­ tirm ek durum undadır. 4.121 O kul d ü şünürlerinin m arksist estetikle ilgili ciddi eleştirileri vardır. özellikle bireysel bilinç ve bilinçdışm ı ve onların politik işlevlerini değersizleştirir. R e ıu e d ’EsıheHque. 5. 3.

birey. E n g elsin rezervle­ rine karşın. T arihsel m ateryalizm . saf ve basit bir ideolojiye dönüşür. s. M arksist k u ra ­ mın d eterm in ist olan yanı.g. öznelliğin bir burjuva kavramı olarak yorum lan­ masıyla d ah a da güç kazanm ıştır. kendisinin toplum sal varoluşla bi­ linç arasında kurduğu ilişkide değil. Bireylerin öznelliği. nesnelliğin bir küçük parçasına dönüşür ve başkaldırı biçim inde olsa bile. köklerini bireylerin öz­ nelliğinde. bu koşullarda ideoloji.. Ç ünkü radikal bir değişim gereksinim i. Öznelliğin içselliğinin onaylanm asıyla birlikte. aslında bu. m arksist kuram ın ortaya çıkardığı ve karşısında m ücadele verdiği şeyleşm eye teslim olm ası anlam ına gelir. bireyin içsel tarihinde sınıfsal konum undan kaynaklanm ayan 121 bkz. . burjuva toplum unda bile doğruluğundan şüphe edilecek bir tezdir. bilinçleri ve bilinçdışıları. aynı zam an d a duygu ve düşlerin değersizleşm esini d e b erab e­ rinde getirir. Ö zgürleştirici öznellik. Bu kaçış egem en olan burjuva d e ­ ğerlerinin geçersizleşm esini güçlendirir. Herberı Miucıısı-.y. devrim in vazgeçilm ez bir Ö nkoşulunun gözardı edilm esidir. akıllarında. değişim değerleri ve ilişkileri ağının dışına çıka­ bilir ve burjuva toplum unun gerçeğini başka bir varoluş boyutu­ na geçm ek için terk edebilir. sadece öznenin ego cogi- to (d üşünen ben.124 Bu evrim. Bu. a. 17 1-4 bkz. öznelliğin bu gücünü gö- zardı ettiği ölçüde. am açlarında bulm ak zo ­ rundadır.123 M arcuse’ye göre. s IX 73 . Bu nokta m arksist düşünce­ nin en ciddi felsefi hatasıdır. Ö znellik alanı­ nın bir b ü tü n olarak değersizleşm esi. G enelde m arksist düşüncenin ve özelde m arksist estetiğin en önem li so­ runu b u d u r. Ö z­ nellik. kolektif bilince yenik düşer. Kavram ın tarih içindeki konum u bir yana. sı­ nıflarının bilinci içinde erim eye eğilim lidirler. akılsal Özne) olarak değersizleşm esini değil. Bu yaklaşım .ı t v . Herbert M arcuse. tutkularında. fakat onun bireysel bilin­ cin Özel içeriğini ve dolayısıyla Öznelliğin devrim ci potansiyeli­ ni p aran teze alan indirgem eci bir bilinç kavram ına sahip o lm a­ sındadır. Sanat bir güçtürler. vülger m ateryalizm e yakınlaşır.

107 1A . Böylece. kendini üreten koşulların kesin bir eleştirisini yaparsa geçerli olabilir. "Uh A dorno için sanat. Modernist sanatın sorunsal doğası. üretim yapısı­ nın derinliklerinde kilitlenmiştir. "Auschwitz’den Sonra Sanat". am a heterojen bir ivme olm adan hiçbir şey olm ayacağını. O. a. Kültür. Ü rün. yaşam ve ölüm ara­ sında gidip geliyor gibi görünecektir.g. onun belirli bir ideolojik özerkliğe ulaşmasıdır. Am a. A m a bu başkaldırıyı rahatsız edici bir polemikten çok acı çeken. Fakat bu düşünceyi ilerletmek de bit gü­ venilirliği zayıflatır. H er ürün kararlılıkla kendi­ ne karşı çalışır ve o. h er zam an.12'’ M odern estetiğin kaderini ya da kadersizliğini. burjuva toplamlımın içinde. saf özerkliği hedefler. 19 126 Terry Eagleton. Herbert M aıcuse. resmi bir jeste d ö ­ nüştüren yine bu suç ortaklığıdır. aynı bütünde hem kendisi. kendi içindeki m addi koşulların dayatmasıdır. hem de toplum için varolur. eşza- 1-5 bkz. estetik çalışmanın özgür doğasına ilişkin yaralı ve iniltili özerkliği. etkisiz. Ancak.y. Sanat. O. Sanalı başkal­ dırıya iten bu suç ortaklığıdır. tezat teşkil eden materyalist toplumsal konumdur. s. sanatın sessiz bir iç karşıtlığa zorlanmasıdır ve bu İÇ çıkmazın kaynağı. s. 1993. gerçekleşm iş bir karşıtlığıdır. o k a ­ dar güvenilir olabilir. bu koşullardan kendini ayrıcalıklı bir yabancı kıldığında der­ hal kendisini geçersiz kılan bir geçerliliktir. A d o rn o üzerine yazdığı bir yazıda çok güzel ifade etm iştir: "Modemizm. suç or­ tağı olduğu toplumsal düzene karşı konuşabilir. sanat karşı çıktığı ile ne kadar derinden uzlaştığını onaylarsa. sınıfsal konum bireyin kaderinin tek değişkeni değildir. Karşıt olarak. Onu kimliksizliğe mahkum eden. sadece. bireyin tarihinin önem li kö­ şe taşları sınıfsal konum larıyla belirlenir. E lbette. Sanat ya kendini ta­ mamıyla iptal edecek (avant-garde’ın korkusuz stratejisi) ya da kendi olanaksızlığını kendi içine çekerek.. varolm anın idealleşm iş bir krallığından çok. Edebh'at&Eleşııri. bunıın bir etkisi de. çeşitli biçim ler içinde bir bütündür. Sayı: 2/3. yok olup gideceğini bilir. Sanat. Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum birçok deneyim le beslenir. T erry Eagle- ton. p a ­ zarda bir ürün olarak işlevsiz/eşen özerkliğe karşı koymaya çe­ virme çabasında yatar.

a. Y anılsam a olm ayanın yanılsam ası olduğu sürece sanat g erçektir. ne d e yalnızca bir "yansım adır. böyle kendi olmaya ilişkin iddiaları olum suzlayacak bir şekilde yapar. hem gerçek hem yanılsam a hem algılam a hem de yanlış bilinçliliktir. am a ötesinde bir üstünlük düzeyinde yerini alm akta yeteneksizdir. felsefe eğitim inden önce.. A dorno. ona aldatm ayı savunm a yetkisini verm ek değildir. Sanat m anii olarak hem kendisi hem de bir başkasıdır. müzik sosyolojisinden ve edebiyat sosyolojisinden de söz edilebilir. Bu çabanın en belirgin olduğu alanlardan biri m üziktir ve bu. bir anlayış bütünlüğü içinde. özgül sanat alanları üze­ rine de çalışm ışlar ve h er sanat alanında m üm kün olduğu ölçü­ de tavırlarını som utlam aya çaba gösterm işlerdir. Sanatsal akıl. Ciddi ölçüde tarihine yabancılaşmış. m üzik felsefesinden.3 Müzik F ran k fu rt O kulu düşünürleri.g. Bu nedenle. bir şekilde gereklidir ve böy­ lece yalan söylemez. kendi için varolm anın narsistik aldatm aca­ sından azap çeker. E ğer sanat yapıtının içeriği bir yanılsam a ise. çünkü m üdahale e t­ meyi red d ederler. toplum sal baskıyla yankılanır ve tam anlam ıyla suçlu olurlar. yoğun olarak A d o rn o ’nuıı eseri­ dir. A m a kültür. F rankfurt O kulu’nun belirginleşm iş bir estetik anlayışından.127 4. sa­ nat felsefesinden ve sanat sosyolojisinden söz edilebileceği öl­ çüde. K ültür. sanata ait tek varoluş biçim idir. kültürel görüngüler h er alanda olduğu gibi m üzikte de ne tam olarak ayrı ve bağım sızdır. B ütün ruh lar gibi. kuram ın genel bütünselliği içinde sanat anlayışlarını geliştirirken. V iyana’da m üzik eğitimi almış ve tüm yaşamı boyunca bu alandaki çalışm alarını sü rd ü r­ m üştür. gerçeğe m üdahale­ den vazgeçerek kendi için belirli bir m asum iyet itibarını tercih eder. s. bunu etrafındaki rahatlam ış dünyada. A m a aynı zam anda bütün sanatlar. A dorno'ya göre.107 JZS . G ünüm üzde m üziğin toplum sal gerçeklikten ayrı ve bağım sız olabilm esi ise h er gün daha da artan bir tehdit l2’ bkz. A ldatm a. Terry E aglelon. Bu.m.

piyasa yönelim li m üzik ile böyle olm ayan m üzik arasındadır. Martin Jay. buna dayanarak.277 76. s. "atomsal".. müziği duyabilme yeteneklerinin gerilemesi sonucunda. S onuçta ise. hafif m üzik ile ciddi m üzik arasın d a değil. değişim değeri olarak ortaya çıkm aktadır. G e rçek ikilem . yaşadığım ız dö n em d e. popüler müziğin tüketicisinin "çocuklaştırılmış" bireyler olduğunu iddia eder: "Yalnızca beslenme gereksinmesi gelişebilmiş çocuk yaştaki in­ sanlar gibi. renklendirme oyunlarına hayranlıkla kapılıyorlar. bu oyunların heyecanlandırıcı izlenimlerinin ve müzikteki bireyselleşmesi gibi görünen parlaklıkların asılsızlığım ayrımlayamıyorlar. Bu. çoğu insan için kavranabilen ve tad ın a varılabilen bir m üzik değilse. s. endüstri b u nu tek ra r tek ra r kullanıp duruyor. K uram gibi m üzik de. bir m eta k arak teri taşım akta. ortalığa hep bu aynı şeyin b enzerlerini sürüyordu. "’29 A d o rn o ’ya göre.275 .125 M artin Jay. a. kitlelerin varolan bilinç düzeylerinin ilerisini erek edinebil- m elidir.g. müziğin bugünkü dinleyicisi olan bu kişiler de. yalnızca daha önce duymuş bulunduklarının bir tekrarına tepki verebiliyorlar. kendisi bir am aç du ru m u n a gelm iş m üzik dinlem e biçim inin oluşm asına yarıyordu. miiziğin bugünkü dinleyicisi olan kişiler. Başka bir deyişle. yalnızca yaşanmış bir geçmişin içinde yaşaya­ biliyorlar. Martin Jay. m üzik bir tü r toplum sal m aya olarak işgörm eye m ecbur bırakılm ış olu­ y o rd u . Ç oğu m üzik türü.y. .g. Frankfurt Okulu’nda Sanal v b Toplum altındadır.130 Bu tarzda "mayalanm ış" toplum . Belirli bir form ül bir kez tu ttu m u. bu tür m üziğin nesnel biçim de reaksiyoner olduğunu söylem ek yanlış olur. m üzik kullanım d eğ erin d en çok.y. s. standartlaşm a ve sözde-bireylik popüler m üziğin en önem li özelliklerini oluşturuyordu. Bugün pazar yönelim li olm ayan m üzik. d ah a gelişkin düzeyde bir zihinsel dinlem e ve iz­ lem e yerine.264 J>Martın Jay. a. M üzikte alışıl­ m ış ve bilinen şeylerin algılanm ası kitle dinleyicisi için esas oluyordu. Tıpkı çocukların yalnızca parlak ve göz alıcı renkleri farkedişleri gibi.1" bkz. Diyalektik İmgelem. bölüne- J''1 bkz.

Ü retim .g. müzik doğal değil tarihsel bir görüngüdür.. s. Adorno. müziğin b ir süreç o larak diyalektik analizini şöyle yapar: 1. yaratıcının bireysel yetenekleri ile o n a geçm işten m iras ka­ lan h er şeyin bir toplam ıdır. Uyum ve tutarlılık.y. T em alar ve ayrıntılar bütünle çok sıkı bir biçim de iç içedir. Y eniden-üretim . Toplum . Bunuıı nedeni. G erçek müziksel özne birey d e ­ ğil. 3. Ayrıntılar. kendi müziksel anlamıyla som ut bütüne bağlı­ dır. sadece belirli bir ke­ simin bilinci olarak değil bir bütün olarak m üzikte içerilmiştir. G eleneksel tonalite müziğin gelişmesinin sade­ ce belirli bir aşamasını temsil eder. a. Ö nceleri müzik dışı bir gelişm e olarak değerlendirilen teknoloji. Algılam a. yaratım sürecinde kullanılm akla m ü­ ziğin içsel gelişimi ile buluşm uştur. H er ayrıntı. aynen bir toplumsal düzenin diğerinden daha doğal olduğunun ileri sürü­ lemeyeceği gibi. A d o rn o ’ya göre. biçimsel yapı ve içerik (tem alar) arasında 1. üretim ve algılam a açısından öncü m üzik ile popü­ ler müziğin farklarını şöyle açıklar: Üretim açısından öncü müzik. T em alar dikkatli bir şekilde geliştirilmiştir. onu istediği yöne sü rü k ­ leyebilir. Martin Jay.131 A dorno. Batı müziğinin geleneksel tonalitesinin herhangi başka bir mü- ziksel biçim den daha doğal olduğu ileri sürülem ez. Sanat m ez bir yapıya sahip olur. Martin Jay. alıştırıldığı biçim lerin bom bar­ dım anı altında kalm asıdır. 2. bütünü etkilem eden değişm ezler. kitlenin sürekli olarak d aha önce alıştığı. 136 bkz. s. yeniden-üretim de sanat yapı­ tına dönüşebilir. yaratm a süreci. V e iktidar. neredeyse bütünü öntasarlarlar. M üziğe akılcı ve eleştirel bir tepki verebilm e yeteneği h er geçen gün azalm aktadır.1 bkz.137 17 .132 A dorno. Eğer sanat yapıtı kendisinin yeniden-üretim ine dönüşüyorsa. Ve estetik liyakat ve toplumsal içerik birbirinden ayrılam az.

ı (örneğin dans için). Vurgu daha çok s<-s.! Iuv. D aha önceki m üziksel deneyim lerle bağlan­ tı önem lidir. Karşıtlıklar yapıtın yapısını etkile­ m ez ve tem aları geliştirm ez. bildik yoll. David Held. A rm onik yapı hazır planlar u /n in e kuruludur ve çok da gelişkin değildir.g. örnek olarak başka bir parçayla özdeşleştirm e biçim inde kavranam az. kolay anlaşılabilir türler şeklinde standartlaşm ıştır. En iyi.l3> Algılama açısından popüler müzik... Dinleyici müziksel deneyim in gerçekleşeceği bazı m odellere şartlanm ıştır. T em a­ lar ve ayrıntılar ancak bütünle ilişki içinde anlaşılabilir. B ü­ tün d aha algılam a öncesi bilinm ektedir. s. B ütün.u ı/lcr.y . a. M elodik yapı k. Yeni ve özgıın norm lar yerine egem en norm lar tercih edilir. A yrıntılar birbirlerinin yerine geçebilir. Frankfurt Okulu'rtda Sanat ve Toplum gerçekleşir. a. M üziğin estetiği. Yüksek teknik beceri norm ları vurgulanm aya çalışılır Üretim açısından popüler müzik.4 bkz. s. B ütünsel yapı ayrıntılar. ton ve ritm in bileşimi üzerindedir. günlük yaşam ın sü­ rekliliğini kırar ve hatırlam ayı teşvik e d e r. renk. s. D oğaçlam alar simi lıdır. parçaların algılanmasını ve onlara verilen tepkileri yeterince etkileyem ez. en başarılı m üzik sürekli ıv> bkz. hııroduction io Cıitıcal n e o n '. Eğer standart planlar uygulann-. Ö zgünlük düzeyi yetersizdir. parçaları anlam ak olanaklı değildir. M üzik bir çaba ve yoğunlaşm a gerektirir.g. M üzik dinlem ek pek önem li bir çabayı gerektirm ez. T epkiler genellikle parçalar üzerinedir. bu tercih bütün içinde de önem li bir mİ oy nar.lı değildir ve onlara bağlı o larak değişm ez. M üziğin anlam ı kabullenm eyle sonuçlanan bir fa r­ kına varm a şeklinde kavranır. M üzi­ ğin anlam ı sadece bir farkına varma. ayrıntıların anlaşılm asında çok etkilidir. 11)2 78 . M üzik kom pozisyonu tanıdık. tarz ve ritim önem lidir. Müzik.y.HJl 1.itidir ve kendini sürekli yineler. B ütün. M üziğin bütününü anlam adan. David Held.134 Algılama açısından öncü müzik. David Held. 102 bkz. B ütün değil.

D em ek ki. G ünlük yaşam da sürekliliği güçlendirir ve şeyleşmiş yapısı unutkanlığı teşvik e d e r. artık müziğin hakikatidir.g. . yalnız­ ca azatlıdır. TAV A dom o'dan aktaran Ö. Bestecinin toplum ­ sallığı bu çökeltide söz konusudur. P opüler m üzik varolanı. s. kaışı taraf­ tan değil. toplum olmaksızın. David Held.136 Ö. s. A m a h er m onad tüm diğerlerinde olan biteni.117 "Sanat yapıtlarının toplum la bağıntısı Leibniz’in m onadlarına benzer^ Kapısız ve pençe resiz. M üzikte nesneleşen toplum . arada sadece tarz farkı vardır.'lUS Hiçbir m onadın dışarıya açılan penceresi yoktur. M üzik bu içselleştirm ede ve toplum la kavgalı olm asında kendi özerkliğini elde eder. bu 1. Ö zgürlük için anlaşm anın iptali gerekir. yani onun tasav­ vur ettiği ne ise ötekilerin tasavvur ettiği de odur. Naci Soykan’ın belirttiği gibi.“Naci Soykan.y. T oplum la uyuşma. a. Toplum sal olanı müziksel biçim lerde içselleştiren müzik. M üziksel O tim a Ütopyasında A dorno ile Bir Yolculuk. görünüş değil de gerçekliğin kendisi olunca. bu bilinç daim a ve zo ru n ­ luca toplum a eşlik etm eksizin.6 bkz. yoksa popüler m üzikte d e ­ ğil. bu suretle toplum a karşı çıkar.71-72 l. to p ­ luma o denli az göz kırpar. her sanat gibi bir gerçeklik görünüşü olan müzik. toplum sal bilinç üzerinde uyutucu bir etki bırakır. Ç ünkü birindeki olan biten. onun kendini kolayca ele verm em esi dem ektir.. anlaşm a durum unda m üzik ne özerk ne de özgürdür. Bu iptal de ancak ve ancak m üzik (sanat) tarafından yapılabilir. A m a müzik. Müzik. to p ­ lum a kayıtsız olm ada değil.73 79. Şuna inanm ak istenir: K avram dan uzak müzik ne denli derinse. Naci Soykan.g. Bu durum müziğin kendisini top­ lum da kullandırm ası durum udur.y-. müzik to p ­ lum sallaşır. Ancak toplum sal eğilim m üzikte yankılanınca. artık ideoloji olur. Efendisinin azat ettiği köle asla özgür değildir. Sanat tekrar edene uyumlu olandır.7 Ö . toplum sal hakikat değil. 103 1. Müziğin kavram dan uzak olması. aynı şeydir. Derinliği olan bu m üzikte toplum sal olan dibe çökm üştür. s. a. kendini bilir olm ak için. h e r durum da toplum u tasavvur eder. yani dünyayı bilir. O zam an müzik toplum sal ol­ maz. yapıtlar ve aynı zam anda kav­ ram dan uzak müzik. nesnel gerçekliği yeniden üretir.'.

g.76 1. a. on iki notadan herbiri seslendirilme­ dikçe bir notanın ikinci kez yinelenmediği on iki ton dizilenme- ı w Ö .W. SchÖnberg’in atonalite alanında gerçekleştirdiği gelişm elerin. A d o m o ’dan aktaran Ö.g. A dorno. "Fakat bu arada atonalite ne pahasına olursa olsun tonalite­ den kurtulma çabasına da girişmiş bulunduğu için. salt bir keyfilik olmaktan çıkıp. bilinçlenm em iş itilerin Önüne set çekm eyerek. asıl bu atonal m üzik anlam ında g ö rü lü r. çağdaş toplum un çözüm lenm em iş uyum suzlukları karşısında uzlaşm acı bir tutum takınm anın re d ­ di anlam ına geldiğini öne sürer.139 "Yalnızca yeni müzik. A ncak gerçek bir sanatçıda görülebileceği gibi. Bu m üzik sosyoloji­ sine müziğin hakikatini araştırm a yüküm lülüğü yükler. kendi hakikat içeriğinin bilgisine izin verir. s. a. 20.y. kendi bilincinde de olsa. Schönberg’in. a. Naci Soykan.74-75 '■"'T. ideolojik içerikle ve m üziğin ideolojik etkisiyle ilgilendiği ölçüde. geçm işte dönem ini tam am layan bir tarz­ dan sonra ortaya çıkan m üzik anlam ında d a kullanılm ış olm ası­ na karşın. A dor­ n o ’ya göre."141 M artin Jay’e göre. "Yeni müzik" deyimi A d o rn o ’da az da olsa.g. "a tonalite" ve "on iki ton tekniği" ile yapılm ıştır.Naci Soykan. bunlara toplum sal gerçeklikteki uyum suzlukları dtşavurm a olanağını kazandırdığım söyler.... Naci Soykan. H e r ne k ad a r geleneksel m üzikte."1"10 Bir müzik felsefesinin olanağı için olan m üzik d e aynı m üziktir.y.1 T . ancak yeni müziğin felsefesi olarak ola­ naklıdır.76 m .W. Bu bakım dan müzik sosyo­ lojisi. bu araştırm anın asıl yeri. S chönberg’in er- ken-dışavurum cu dönem indeki müziğin asılsız uzlaşım a sürük­ lenm ekten uzak kalm aya çalıştığım savunur. s. A dom o'dan aktaran Ö. "Bugün m üzik felsefesi. to p lu m un eleştirel bir öğretisi olur. B unun başlıca yaratıcısı S chönberg’dir. "yeni ınüzik”tir. Frankfurt OkuJu’nda Sanal ve Toplum kendi hakikatini toplum a geri verir.y. Schön- berg’in öğrencileri A lban B erg ve A nton VVebern’d en başka St- rawinsky de bir zam an bu yolu izlemiştir. yüzyıl m üziğinde en kökten yenilik. bu müziğin devrim ci olduğu dönem ­ lerde içsel hakikati araştırm a olanağı görece varsa da. s.

" Vural Sözcr.i. negatif diya- IJ: Martin Jay. C ilc l. Bu tonal düzeni yıkarak. s. aynı zam anda egem en tondur. uyum suzluğun o rtadan kalkınası. Schönbergin yaptığı.. çok ve farklı sesler. yeniden klasik gelenekle bağlantı kurulabilecek biçimde nesnelleştirmesi. Böyle bir gelişme siireci içinde Schönbergin kendi Özel itkilerini. Sdıönberg’in erken dönemindeki müziğin diyalektik ürünü olarak gerçekleşmiştir. sanatsal üretimi korumak olmuştur. eski müziğin arm onisi yerine k o n trp u an ı'44 koyar. C ilt. Sanat. krom atik143 dizideki on iki notaya yeni bir sıralam a getiren Schönberg. R em zi Kitabevi.264-265 141 "Kromatik: . Böyle bir dizide birbirini yarım ses farkla izleyen iki komşu sesin oluşturduğu aralığa kroma­ tik aralık denir.m nJ "Kootrpuan: Bestecilikte. dışardaki toplumsal güçlerin baskısına karşı." Vural Sözer. T onalitede ana tonun öteki tonlar üstüne egem enlik kurm ası. bir oktavı on iki eşit ara­ lığa bölerek 'on iki ton ’ adını verdiği kromatik sistemi geliştirdi. A n ­ cak. 19S6.g.. D oğu m üziğine özgü bu yöntem 16.407 aı . akortlar» dayalı armoninin yerine. tonlar a ra ­ sında çelişkinin. Diyalektik İmgelem. sine dayanan yeni bir düzen oluşturmuştur. kromatik aralıkların belirli bir yöntem içinde kullanıldığı müzik türüdür. İstanbul. s. on iki perde tekniğine yönelmeyi kendi kulağındaki m ü­ ziksel arayışın ağırlığı ile yapamayanlar için bu müziği bu m ü­ zik olarak yapm ak olanaksızdır. Bu yeni tekniğe "on iki ton tekniği" adını veren Schönberg.. s . atonalitede arm oninin enkazı üzerine ku­ rulan kontrpuaııdakİ dinm eyen am ansız çatışm a. a. bir m üzik parçasında bir ana ton ekseni etrafın ­ da birleştirilerek uyum elde edilir. 20. yüzyıl müziğini tem elden etk i­ ler.yarım tonlardan oluşan ses dizisini lanımlar. Kromatik tür. Bir anlamda ezgiye ezgiyle yanıt varma tekniği. bir oranda da olsa. çoklukta birliği sağlayan öğedir. yüzyıldan sonra Ban m üziğinde görülm eye başladı. geleneksel tonal müziğin tem el bir Öğesidir. zaman beraberli­ ğinden yararlanarak birçok ezgiyi üst üste getirme sanatı."142 Sözcük anlam ıyla sesler arasındaki uyum dem ek olan arm o­ ni. bir besteci ola­ rak. T onalitede. Bu şekilde an­ laşıldığında h er arm oni. Bu ana ton. bir egem enlik ilişkisinin sonucudur.y.. Schönberg. geleneksel diyalektikte tez-antitez çatışm asının sentezde o rtad a n kalkm a­ sına karşılık olurken. müziğin dışından bir baskının zoruyla değil. müziğin mantığı içine çekilerek. M üzik v? M üzisyenler Ansiklopedisi.

frankfurt.Okululnda Sanat ve Toplum

lektikteki sen tezsiz, süre giden çelişkiye karşılık olur. A d o r­
n o ’nun Schönberg’in m üziğine alkış tutm ası b u n d an d ır.145 Sc­
hönberg, yalnız bir besteci değil, aynı zam anda bir kuram cıdır.
O nun öğretisi kom pozisyon öğretisidir. Y öntem i, yani on iki
ton tekniği, tüm kom pozisyon boyutlarını kapsayan bütünleyici
bir yöntem dir. A d o rn o ’ya göre, "on iki ton tekniği, resim yapar­
ken p alet üstündeki boyaların bir düzenlenişine benzer."1-'6 D e­
mek ki tuvalde kullanılacak renkler önceden belirlenecektir.
H em de iyi bir palette bu belirlenim in tam olm ası beklenir.
M üzikte ise rengin yerini ton alm ıştır. A ncak tonların bu belir­
lenimi, bu müziği, yaratıcılığın ortad an kalktığı m ekanik bir m ü­
zik yapmaz. Nasıl renkler henüz p alette ise ve onların tuvale na­
sıl aktarılacağı bilinm iyorsa ve bunun için tükenm ez olanaklar
varsa, aynı şekilde, belirlenen on iki no tad an hangi dizinin oluş­
turulacağı yine tükenm ez olasılıklarıyla bestecinin yaratm a gü­
cünde bulunur. Bu nokta, artık. A d o rn o ’nun felsefesinde m üzi­
ğin ne denli önem li bir yer tuttuğu açıktır. M üzik ile felsefe a ra ­
sındaki ilişki A dorno'da müziğin m erkezde olduğu bir ilişkidir
çünkü negatif diyalektiğe ilham veren atonal m üziktir.147
Schönberg’e getirilen en önem li eleştirilerden biri entelek-
tüalizm eleştirisidir. A ncak bu eleştiri ya entelektüelliğin içsel
gücünü nesneye dışsal kalan düşünm eyle karıştırır, ya da m üzi­
ği, kültürün şeyleşm esine karşı tüm estetik m edya için zorunlu
olması gereken entelektüelleşm e taleplerinden tam am en ayırır.
G erçekte, Schönberg n aif bir sanatçıdır. O nun en büyük re h b e­
ri irade dışı müziksel sezgileridir.148 M elodi eksikliği saptam ası,
entelektüalizm eleştirisinin en tem el dayanaklarından biridir.
Oysa S chönberg’in müziği çok m elodik b ir m üziktir. A ncak o,
hazır form ülleri tekrar etm ek yerine, sürekli yeni form lar ü re t­
miştir. M elodik im gelem inin tek bir melodiyle yetinm eyen bir
yapısı vardır. Ayrıca, müziğin kendi nefesini izlem ek, onu kısıt-
N' bkz. Ö . Naci Soykan, M tiziksel Dünya Ütopyasında B ir Yolculuk, s.81-82
IJI> T.W. A d o m o ’dan aktaran Ö. Naci Soykan, a.g.y., s.82
,J7 bkz. Ö . Naci Soykan, a.g.v., s.82-83
bk7. T W. Adorno, Prisms, s.l 50

_82_

Sanat

lam alarından kurtarm ak Schönberg’in en büyıik yeteneğidir.149
Schönberg, p ratik ve kuram sal olarak "tarz" kavram ına her
zam an karşı olm uştur. K onu (tem a) öncesi bir kategori olarak
tarz yerine, müziksel düşüncenin özenle işlenm esi anlam ında
"idea" kavram ını öne çıkarm ıştır. H e r aşam ada, tem el olarak
"Nasıl?" yerine "Ne?” sorusuna öncelik verm iştir.150 Schön­
berg’in müziği entelektüel değildir. Yalnızca m üziksel zeka is­
ter. T em el ilkesi "gelişen değişnıe"dir. H er şeyin m antıklıca ge­
liştirilm esine, güçlendirilm esine ve dengeli bir biçim de çözüm ­
lenm esine uğraşılır. Tüm aptalca retorik ve aldatıcı hareketler
küçüm senir. S ch ö nberş’in müziği dinleyiciyi, ona imtiyaz tan ı­
mayarak o n u rlan d ırır.1' 1
Schönberg’e getirilen bir diğer eleştiri de deneysel olm aktır.
Bu eleştirinin tem elinde sanatsal tekniklerdeki gelişm enin o r­
ganik bir bütünlük içinde ilerlediği anlayışı yatm aktadır. Kendi
başına h arek et eden, yeni bir şey keşfeden herkes yalnızca gele­
neğe karşı suç işlemiş olm akla kalmaz, aynı zam anda gösteriş
ve yetersizlikle suçlanır. Ancak, müzik de dahil olm ak üzere,
sanat yapıtları bilinçlilik ve kendiliğindenlik içerirler ve bu da
doğrusal gelişmeye aykırı olm ak d u ru m u n d ad ır.I?" Üstelik gele­
nek, sadece açık seçik görünen, fark edilm esi güç olmayanı d e ­
ğil, aynı zam anda, o ana kadar bastırılmış, gözardı edilmiş, bi­
linç altına itilmiş olanı da içerir. Bu nedenle m odern resmin ya
da S chönberş ve Viyana O kulu m üziğinin gelenek dışı olduğu
söylenem ez.1 '
A dorno, S chönberg’in m üziğinin en büyük savunucusudur.
O nun m üziğinde kendi felsefesini imge olarak keşfeder. A dor­
no, Schönberg dışında diğer bazı besteciler hakkında da yaz­
mıştır. B unlardan biri de Strawinsky’dir. O nun, Strawinsky üze­
rinde durm asının nedeni, S chönberg’i önem sem esiyle aynıdır.
Yani Strawinsky de bir dönem on iki ton tekniğini benim sem iş­
l'w bkz. T .W. A dorno, a.g.y., s.152
1,11 bkz. T.W . A dorno, a.g.y., s.153
1,1 bkz. T .W. A dorno, a.g.y.. s.154
152 bkz. T .W. Adorno, a.g.y., s.154
bkz. T .W. A dorno, a.g.y., s. 155

83

Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum

tir. Bu m üzikte A dorııo’yu tahrik eden şudur: Hayırlayıcılık, ye­
nilikçilik, açıklık, içkin doğruluk, çelişki, diyalektik. Stra-
winsky’de belirleyici çelişki, "hakikatsizliğe gerek duyan haki­
kat" çelişkisidir. "Şizofreni üstüne aklın bir hilesi olan estetik
program olanaksızlığı" Strawinsky’nin m üziğinde "Şiddet ve sa­
natsal aralıkta başka bir anlam a dö n ü şü r.’’154 A dorno, Stra-
vvinsky m üziğinde onun p ath o s'u n d an kaynaklanan şizofrenik
öğeleri yerenlere karşı çıkmıştır. Bu m üzik asla şizofrenik değil­
dir. T ersine, şizofrenik öğeler, ondaki akıl sağlığının kefareti­
dir. Rus asıllı besteci, R us kültüründen kopm ak için yaptığı atı-
lım larda yine bu kültürün çökeltisinden beslenir. "Özne katego­
risi, B atı’ya göre geri kalmış R usya’da B atı’daki kad ar sağlam
biçimde oluşm am ıştı. Özellikle D ostoyevski’nin sıradışılığı,
B en’in kendi kendisiyle özdeşsizliğinden ileri gelir. K aram azof
kardeşlerin hiçbiri bir "karakter" değildir. G eç burjuva Stra-
winsky, öznenin sonunda parçalanışını m eşrulaştırm ayı böyle
bir öıı-öznellik üzerinde sunar."155 Batılı burjuva kültüründe öz­
ne özdeşliğine çok önceden varılmıştı (m üzikte B eethoven) ve
o zam andan bugüne bu özdeşlik çoktan parçalanm ıştı. Dolayı­
sıyla yeni müziğin özdeşliği B atı’da parçalam ış olması m eşru-
dur. Buna karşm Rııs kültüründe durum , Stravvinsky’ye, onun
kendisinin ele geçirdiği başka tarz bir m eşruluk sunm uştur. B u­
rada henüz öznenin Özdeşliğine varılm am ıştır. Ç atlaklar daha
kapanm adan Stravviıısky yetişmiştir. B atı’da bütünlükten sonra­
ki çatlaklar, R usya'da bütünlük öncesi çatlaklar, yeni müziğe
m eşru zemin olur. B urada görüldüğü gibi, A dorno için müzik,
felsefeye olduğu kadar toplum sal tarihe de zemin o lu r.156
A d o rn o ’nun müzik kuram ı, h er ne kadar atonal m üzik yani
m odernizm in m üzikte karşılığı üzerinde yoğunlaşmış ise de,
klasik müziğin ustalarını da gözardı etm ez. B unların başında
B eethoven gelir. A dorno’ya göre B eethoven, devrimci burjuva­
zinin müziksel prototipidir. "O nun yapıtı, müzik ile toplum un
15,1 T.W. A d o m o ’dan aktaran Ö. Naci Soykan. M üziksel D ünya Ütopyasında
A d o rn o ilf Bir Yolculuk, s. 86
1 ' T.W. A d o m o ’dan aktaran Ö. Naci Soykan, a.g.y., s.86
l'fl bkz. O. Naci Soykan, a.g.y., s.86

84

başka bir deyişle.2(>8 £5 . Naci Soykan.. Naci Soykan. A ncak o dönem de A dorno henüz A vrupa’dadır. Özgün bir halkın olmadığı yerde.y-.W. insanı kaderine boyun eğmeye ikna etm ekle iş- levlendirilnıiş bulunuyor. burju­ vazinin toplum sal vesayetinden kurtulmuştur. F akat anlam ca kendini toplum un vesayetine sokarı müzik. estetik bakım dan tam özeık m üziktir. Diyalektik İnıçelcnı. bugün. O nun müziği "daha fazla hizm ette bulunm ayan". o."1S7 Beethoven. halk müziği de olm az. gösterdiği anlam a yönelm em izi bizden bekleyen m üziktir. Ö. Strauss’tan sonraki müzik ise."158 Böylece müzik kendi anlam ını kendi içinde taşır.g. a. B eethoven’in müziği böyle bir müziktir. Sanat yum uşak başlı uygunluk şem asını paralar. Am a o gösteriyor ise kendini gösteriyordur. Özellikle o dönem de. onun gönderdiği değil.T. A d o m o ’dan aktaran O. Martin Jay. dirimsel gücünü yitir­ miştir. "B eethoven’da toplum kavram sız olarak bilinir. Folk müziği ise.79 T. A B D 'ye göç etm em iştir. kendi hakikati olan bir müzik. C üm le gönderici ise.159 A d o rn o ’nun ele aldığı bir başka klasik besteci R ichard Stra- uss’tur. yalnızca m eta olabilm iştir. A d o m o ’dan aktaran Ö.g.g. A dorno’nun yaklaşım ın­ d a sanat-toplum ilişkisi ancak estetik olarak m üm kündür. hem de onunla alay etm ek için yapılan hafif müzik. Bir zam anlar aristokrasi­ yi hem taklit etm ek. öncü atonal m ü­ zik dışında. a. algı-tasarım gerçekliğine gönderiyordur.y. s. R ichard Strauss anlamlı son burjuva kom pozitörüdür. cüm lenin anlam ı kendisinin dışındadır. s. Caz üzerine ilk yazısı 1930’larda yazılmıştır. resim lerden oluşan müziktir. B una karşın. kendiliğindenlik özelliği olan halk kalmamıştır. A d o rn o ’ya göre. bir müzik cümlesi.. A d o rn o ’ya göre. yalnızca kendini gösteren müzik. kendisinin dışındaki dünyaya. yoğun bir caz dinlem e geie- M. res­ m edilmiş olarak değil. yani anlam ı kendisinde- dir.y. s. $. anlam ları toplum da olan göstergelerden.IW) A d o rn o ’nun popüler m üzik eleştirisinin başlıca nesnelerin­ den biri cazdır.7y-80 bkz. a. Naci Soykan. Ç ünkü.W. onu anlam ak için bakışlarımızı kendisine çevir­ memizi.79 bkz. toplum a bakarak kavranacak olan m üziktir. Kendi hakikati olan.

D oğaçla­ maya açık oluşuyla da bireysellik taşıyormuş gibi görünm ek is­ . A d o rn o ’nun m üzik ala­ nındaki çalışm alarıyla. A ncak M arcuse. Bu nedenle. okulun san at anlayışının belli bir sanat türündeki som utlanışı olarak değerlendirilebilir. onu daha d a güçlendirm em ektedir. Oysa. yabancılaşm a içindeki insan ile onun olum lam acı kültürü arasındaki mesafeyi azaltm ak. Ö te yandan caz. F akat bu sözde dem okratlıktır. Bu anlam da. doğaya dönülüyorm uş duygusu verm ektedir. caz yabancılaşm ayı aşkınlam am akta. A B D ’de yaşadığı dönem de tavrı değişm em iş ve yazdığı m akalelerde caza h ep eleştirel yak­ laşmıştır. Cazın başta gelen işlevi. caz. A ncak A d o rn o ’nun genel olarak müziği ele alışı. A d o rn o ’ya göre. hem en belirtilm esi g e ­ reken nokta. O kul’un diğer üyelerinin A d o rn o 'n u n caz üzerine yazdığı m akalelere olum lu ya d a olum ­ suz bir tepki verm em eleri doğal karşılanabilir. asılsız bir bi­ çimde. Bu nedenle. A ncak. diğer üyelerin farklı alanlardaki çalışm a­ ları arasında bir bütünlük vardır. fakat bunu popülist ideolojinin baskı altına alıcı anlayış ve yöntem i içinde yapm aktır. müzik üzerine yaptığı çalışm aların tüm ü yanında çok sınırlı bir yer tutm akta olduğudur. b ü ­ tünüyle toplum sal bir ü ründür. C az konusunda ise böyle bir bütünlüğün olduğu kuşkuludur. cazın hangi türünü m alzem e alarak gerçekleş­ tirdiği açık değildir. B recht’in gerçek sanatın özelliği saydığı yabancılaştırm a etm eni etkisinin tam tersi yönde bir işlev görm ektedir. Caz. D ahası. Bu nedenle. F ran kfurt O kulu’nun diğer üyelerinin m üzik ve özel­ likle caz konusunda A d o rn o kadar çalışm alarının olm adığı bir gerçektir. C az eleştirisini. tam anlam ıyla m etadır. A dorno’nun caz üzerine yazdığı birkaç m akalenin. kişisel düşlem lerin yerine o rtak düşlem leri koymasıyla d a kendisini dem okratm ış gibi gösterm ektedir. D ah a sonra. m odern dönem de caz. zam an zam an caz ve blues’u olum lam aya karşı müzik biçim leri olarak d eğ e r­ lendirm iştir. Frankfurt Okul u’nda Sanal ve Toplum neği olm ayan A vrupa’da A d o rn o ’nun bu tavrı oldukça ilginçtir. A B D ’de yaşadığı dönem deki bazı çalışm alarında. A dorno ile M arcuse’nin yaklaşım la­ rında bir karşıtlık söz konusudur.

g. yarı-üzgün. cazın içindeki b ü tü n sözde-başkaldırıcı öğele­ rin.y. ya da arka-plan olarak dinlenen bir m üzik oluşudur. kör bir itaatle kaynaştırılm ış olduğudur". başkal- dırıcı jestlerin. daha Önce de belirtildiği gi­ bi.. zencinin köleliğe karşı başkaldırın te p ­ kisinden çok. s.y.270 içi y A d o m o ’dan aktaran Martin Jay.163 Cazın bireysel öznenin yıkıma uğram ış olduğunu gösteren bir başka kanıt ise. m üzik üzerine yazdıklarının bütünü içinde Özel bir yere koym akta y arar v ardır.27! SL . bu katkı. a.y. ilk günden beri. cazın bastırılm ış zenciliğin bir başkaldırısı olduğu tezini de pek ciddiye alm az.y. dans ederken kulak verilen. Lo- w enthal’in 18.. zencinin caza bir katkısı varsa. bu müziğin doğrudan doğruya dinlenm ekten çok. H er şeye rağm en.270 l<"1bkz. M an in Jay. yüzyıl İngiliz edebiyatını popüler kültür açısın­ dan incelem esi ve A lm anya’daki toplum sal gelişmeyle.g.16' "Caz’da Afrika kökenli bazı öğe­ lerin bulunabileceği yolunda kuşkular olsa bile. Bu noktada A d o rn o ’nun caz hakkm daki değerlendirm eleri ile.g. B eckett ve Proust üzerine olan çalışm aları. a. A d o r­ n o ’nun Kafka. yarı-sızlanm acı boyun eğişi­ dir.g. A ncak bunlar içinde en önem li olanlar. katı bir şem aya bağlanm ış olduğu. A d o rn o ’ya göre. O kulun hem en hem en tüm üyeleri edebi­ yat ü stüne yazmışlardır..164 4..270 ıw bkz. olsa olsa.4 Edebiyat F rankfurt O kulu’nun yoğun olarak ilgilendiği bir diğer sanat alanı d a edebiyattır. B u çalışm alara konu olan edebiyatçılar oldukça fazladır. bundan çok d a ­ ha belirgin olan. s. a. fakat cazdaki bütün doğaçlam a da belirli form ların yi­ nelenm esinden ibaret kalm aktadır.161 A dorno. tıpkı analitik psikolojide anlatılan sadom azoşis- tik tip gibi. T ürkiye’deki m odernizm in. D osto- yevski’nin okunm a yoğunluğu arasında kurduğu ilişkinin yer al­ dığı çalışm alar ve zaten filozof ya da sosyolog olm aktan çok bir 161 bkz. A d o rn o 'n u n caz yorum larını. arabesk hakkındaki yorum ları­ nın benzerliği ilgi çekicidir. Sanat tem ekte. s. s. Martin Jay. Martin Jay. a.

eğer rom an realist m irasına sadık kalm ak ve olanı söylem eye devam etm ek istiyorsa. N o lts s tır la l. bunu gerçekleştirm e niteliğine sahiptir. ki bu ro ­ m anın gerçek m otorudur. Flammarion. sanat için öngördüğü işlevin m odern sanat tarafından yüklenilebilir oldu­ ğunu ileri sürer. M odern rom anın anti-realist m om enti. Tüm bu çalışm alar içinde öne çıkan ve bir anlam da okulun sanat anlayışının edebiyat alanındaki karşılığı olarak değerlendirilebilecek olanlar A d o rn o için K afka ve Bec- kett. insanlar arasındaki ilişkilerin şeyleşmesiyle insani özelliklerin kaypaklaşm asının düzene sürtüşm esiz b ir varoluş olanağı tanım akta olduğudur. budur. kendini yalanın suç ortaklığına indirgeyen bir realizm i terk etm elidir. F ran k fu rt O kulu. som ut nesnesinden türem iştir. Ki rom an.39 S& . am a özellikle rom an söz konusu olduğunda. Ç ünkü insanlar birbirlerine yabancı hale geldikçe.itteraiure. realizm en büyük düşm anlarıdır. W. B unun araçları da yabancılaşm a ve evrensel kendiııe-yabancılaşm adır. L u­ kacs ile olan polem iklerinin ana ekseni de. d ah a önce g örüldü­ ğü gibi. A slında.1 Kafka A dorno. K afka’yı çağının en büyük m etin yaratıcısı olarak selanılam ıştır. Y abancılaşm a rom anın bir estetik aracına dönüşm üştür. dünyanın büyüsünün bozulm asıdır. A dorno. A d o rn o ’ya göre.4. tu h af bir şekilde evrensel Özün ara n ­ m asına dönüşm ektedir. A d o rn o ’nun. Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum edebiyat adam ı olan B enjam in’in B audelairc ve IVoust üzerine olan çalışm alarıdır. Bu gizi deşifre etm e girişimi de. birbirleri için bir giz haline gelm ektedirler. T. Paris. K afka’yı her zam an m odern edebiyatın en önem li temsilcisi olarak görm üştür. bkz. K afka’nın eserlerinin has­ talıklı bir ruhsal kişiliğin kalem inden çıkan nevrotik yazılar ol­ duğu değerlendirm esinin genelde egem en olduğu dönem lerden beri F ran k fu rt O kulu ve özellikle A dorno. 1984. s. V urgulanm a­ sı gereken.1 4. tüm san at tü r­ lerinden daha fazla. E stetik aşkınlam ada yansıyan. V e edebiyat. Benjam in için B audelaire’dir. D aha önce ortaya konduğu gibi.

Sanat A d o rn o ’ya göre. okurun ken­ dini rom anın kişileriyle özdeşleştirm e alışkanlığına karşı durur. Öyle olduğunda. B enjam in’in bu düzyazıyı "mesel" olarak nitelendirm esi nedensiz değildir. M etinleri. Y apıtın kastetti­ ğine sıçrayıveren bu kısa devreye karşı korunm ayı sağlayacak ilk. anlatm aktan kaçınarak. bir kopuşla anlatır. B unu yaparken de toplum dan dışlanm ış olanın yanında yer alır. K afka’nın düzyazısı sim geden çok "ale- gori"nin ardm a düşm eye çabalar. araların d a kos­ koca bir açıklık vardır. am a yorum lanm aya da katlanam az. Prisms. s. Böylece K afka’nın m etinleri. T. yapıtın içine pom paladığı felsefenin yapıtın m etafizik özüyle eşitlenm esi hatasından kendilerini ko­ rum uşlardır. her Kafka cüm lesi hakikate uygundur ve her cüm lenin bir anlam ı vardır. yazarın. hiçbir şeyi tepeden inm e biçim de kavram larla kapa- lM> bk 2 .1*’ A d o rn o için bir sanatçının kendi yapıtını anlam ası şeklinde bir zorunluluk sözkonusu değildir. K afka’nın bunu becerebile­ ceğinden kuşkulanm ak için elde Özel nedenler vardır. sim genin ge­ rektirdiği gibi birbirlerinin içinde erim em iştir. Boylesine saldırgan bir m addi yakınlık. anlatılanın kopup üstlerine geleceğin­ den korkm alarını gerektirecek derecede ayağa kalkm asını am açlarlar. varolanın karanlığını özüyle karıştırarak yolunu yitirmeye sürüklenir. an ah tarı çalınm ış alegorik bir düzene benzer.246 m . okuyucuyla arala­ rın d a değişm ez bir uzaklık kalm asını am açlam azlar. H akikat ile anlam . zam anla serpilip gelişmezdi. H er cüm le "yorumla beni" der. B recht'in epik oyunlarının m oder- nist biçim ini paylaşır. O nların duygularının. üç boyutlu film tekniğinde lokom otiflerin izleyici­ lerin üstüne gelm esi gibi. yapıt ölü doğar. sözcüğün tüm anlam ın­ da alm alı. söylediğinin için­ de tükenir gider.kural şudur: H e r şeyi sözcük sözcük. Adorno.W . K afka’nın yapıtının soyut savı. Kendini anla­ tarak değil. Bunu fazla önem seyen h er çaba. Yorum u öne çıkarm a gü­ cüyle Kafka estetik uzaklığı yıkar. H er cüm le "bu böyledir" biçim inde bir tepkiyi ve buna bağlı o larak da "bunu daha önce nerede görm üştüm ?" ("deja vu") so­ rusunu zorlar ve bu sürekli yinelenir. Bu düz­ yazı. Kaf- k a ’nın yapıtları.

ifade edilişin zorlayıcı gücüyle ödüllendirilir. İnsandan geçerek insancıl o lm a­ yana doğru bir kaçış: K a fk am n anlatıya özgü yoludur bu. yönü önceden saptanm ış bir anlayış değil. A m a gerçekte asalaklara özgü etki gücü yerinden kaydırılm ıştır. oluşm a sü­ recindeki yeninin.’mn bile doğru d ürüst bir şey ortaya koymaması kayıtlara geçer. Bu Öte-beri. kendi kendini teyit etm ekten sıyrılmış itaatk ar b i­ lincin tam am en yıkılmasıyla Öznel alanda ortaya çıkan yalın m addi varoluşa kadar ilerler. babası değil. a. onların sadaka gibi va­ rolm alarına izin verir yalnızca. T. s. G regor Sam sa tahtakurusu olur. A doı no.g. toplum sal yalanın şifreleri. öznede d u ­ rup kalm az. Frankfurt Okulu’jıda Sanat ve Toplum tıp örtm em eli. güçsüz-kuvvetsiz olan ge­ reksiz görünür. tükenm ekte olan bugünden arıttığı artık ü rünlerden kurar. tedavi edici gücü nevrozun ta içinde arar. bilginin verdiği güçtür bu..y. K afka’mn etiğiyle birleşen direniş eksikliği. yaşam süreleri­ nin ötesinde de varlıklarını sürdürerek. Pırıl pırıl parlatılm ış ileri kapitalizm in gizli yasasıdır bu. T o p lu ­ mun bireyde açtığı yaralar. N evrozu tedavi etm ek yerine. gerçeğin olum suzlanm ası olarak okunur. K afka. s. T .W. K afka bu evreyi. D e­ hanın bu düşüşü. G elecek. F ak at onu. A dorno.168 Y apıtında en çok bulunan.y. kendi olum suzlanm asında daha net bir şekilde tanım - bkz. iş üretenlerin bir lütfü olarak yaşamın yeniden üretim ini yücelten ideolojik alışkanlıklara göre oluşturulm uştur.247 168 bkz.g. üretim araçlarına sahip olanların. Bu kaydırm a. ruhbilim in yaptığı gibi. sınırsız güce bir tepkidir. Y alnızca bu kurala bağlılık yardım cı olacaktır. Sırtına bindiği yaşam dan geçinir bu güç. hiçbiri toplum sal açıdan yararlı bir iş görm ez. Y apıtla­ rın baş kişileri gerçekte çoktan işe yaram az durum a gelmiş Öte-beri arasında sürünür dururlar. K afka’nın gücü yıkıcı bir güç­ tür. K afka’nın gücü m etinsel b ir güçtür. toplum un görünüşüne ilişkin taslağı doğrudan ortaya koymaz. Davanın taraf yaptığı sanık banka görevlisi Josef K. W.167 Sanatı yalnızca gerçekliğin reddinden yaratm akla K afka. yıkm a edim inde. Güçlü olan değil. es­ ki bir kurala karşı günah işler..251-252 m . a.

yukarıda söylendiği gibi. A dorno. T.170 Klaus M ann. a. her dizge gibi kapalı ve kendisi dışında bir anlam dan yoksun bir dünyadır. Aslında bu sonsuza dek süren kısacık bir m ahkem edir. başka hiçbir şeye gönderim de bu­ lunm ayan müzik cüm leleri gibi anlaşıldığı imasını verir. faşizmin seçkinleri de kendi kendilerini atam ışlardır. Bu devini­ min bir odağı d a P rag’tır. Sadece. a.259 _at_ . Bu nedenle tarihe yapılmış tüm açık gönderm eler­ den kaçınılır K afka’d a . T . K afka'nın küçük burjuva korkusuyla bir bü­ tüne sıkıştırdığı bunaltıcı dünyadan daha hom ojen olamazdı. T utuklam a baskındır. düşün­ ceyi tarihin soyut karşıtına indirgem ekle yetinm ez. Partiyle partinin gizil kurbanları arasında­ ki ilişkiye b en zer bu. Kafka tekelciliği. K afka’nın m etafiziğinin billurlaşm asıdır. s. H içbir dünya.W. A nlatıcı Kafka. m antıksal olarak.y. zam an kavram ım ız oldu­ ğu için m ah şer gününden söz edebiliriz. Bu. onların.171 A dorno için.. Sanal lam ak için dışarıda bırakır.y.g. A d o rn o ’ya göre. Kafka gücün parm aklarının yaşam kitabının görkem li basım ında bıraktığı kir izlerini büyüteçle in­ celer. çevresi K afka’nın çevresidir.. m ahke- meyse şiddet eylemi. Bu tarihsel an.169 K afka’nın cüm lelerinin kendi dışında b ir anlam ı olm am ası.W.g. K afka’nın dünyasının 3. s. D ışavu­ rum culuğun çevresidir bu. Şato'da m em urlar SS’ler gibi özel. K afka’nın yazılarının kapalı karakteri. Yapıtı. Dünya Savaşı dolaylarındaki on yılın yazınsal devinim ine katılır. A dorno.W. dışavurum cu itkiyi yalnızca köktenci ozanların gidebildiği yerlere dek izlemiştir.. a. sözde ta ­ rihi yukarıdan aydınlatan zam an-üstü bir şey değil. bir örnek giysiler giyer. tekelciliğin tükettiği "libe­ ral" dönem in artık ürünlerinde görür. s. T a n n ’nın gizli egem enli­ ğinden çok "nasyonal sosyalizm"i anlatır. T. En son kurban her zam an dünküdür.g. Oysa bu yapıt ancak kapalı b ir yapıt olarak 1. Adorno.256 1. R eich’la olan b en zer­ liği üzerinde d u rm uştur inatla. 257 111 bkz.y.11 bkz. yapıtın k en ­ disini tarih ten pahası ağır olm ayan bir incelikle süzmeye kışkır­ tır. bkz. yalnızca kendisini gösteren.

K endisini anlattırm ayanı. K afka’nın yapıtının tarih-dışı yönüyle tam am en ilgisiz d e ­ ğildir. İçsel anlam ın birimi olarak 2am an aracılığıyla oluşm uş biçim Kafka için olası değildir. yuvarlanıp bütünselleşm iş bir zam an yaşantısı biçim inde bitirtm ezler kendilerini.262 92 . öyle ki. A dorno.Okulu’nda Sanat ve Toplum Y apıtında "ultra" solculuğun "ton"u vardır.y. A dorno. a-g. Kafka. Ç özülüp ken­ di sınırlı v a ro lu şu n u n zorunlu m om entlerine ayrılan. K afka. bir "nesnellik"e zorlar.. O. K afka’nın tartışm alard a tüm toplum sal ek­ lem lem elere karşı direnm esi boşuna d eğ ild ir. zorunlu biçim de ken­ dine yabancılaşm ış ve "şey"leşmiş m utlak biçim deki öznelliği de. Ben. o denli dışarıdaki şeyler dünyasına benzer. dışavurum culuğu tedirgin edici bir anlatıya zorlar. kendisiyle Özdeşlikten m ahrum edilm iş bu öznenin yaşam ının sürekliliği yoktur. Kaf- ka’daki dışavurum culuğun diyalektiği. Bu yasa. arkadaşlarının hiçbirinin duyum sam adığı kertede duyum sam ış. bu benzerlik aracılığıyla. rom anların iç biçimince belirlenir. tümüyle kendisiyle sınırlanm ış olanı. Yapıtını genel an­ lam da insana özgü olana indirgeyen. am a bu n a yine de bağlı kalm ıştır.261 1 ’ iık/ I VV. K apalılık ilkesi. kendi yabancılaşm asını anlatım a dö k en bir bedenselliğe. ancak ötekine d ö n ü şerek yaşayabilir. s. dışavurum culuktaki sanrıya b en zer yanı. a. Kafka'yı tutucu bir biçim ­ de "sahte”leştirm iş olur.173 D ışavurum cu anlatı çelişkindir.g. Ü ç büyük rom anındaki parçalı oluş. Bu rom anlar.y. tüm üyle yabancılaşm ış öznelliğin ilkesidir.172 "M utlak biçim de öznellik" aynı zam an d a öznesizdir.. Kafka böylesi ro- 1 l>K/ T. rom an biçimini dizi h a ­ lindeki m acera öykülerine benzem eye zorlar. O . Frankfurt . s. o r­ taya attığı her şey zam ansız yinelem e yasasına boyun eğer. İnsana özgü olanla "şeyler dünyası” arasın­ daki sınır silinir. D ışavurum culuğun M ben"i ne denli kendi üzerine yansıtılırsa. N esnesiz içsellik eksiksiz anlam ıyla uzaydır.W. dolayısıyla d a özgür olm a­ yanı. artık ro ­ m an kavram ının ardında değildirler. dahası doğru dürüst olm ayan Özneyi anlatır. kendine yabancı olan karşısında koza örm üş öznenin b ir artığı olarak dünyanın kör bir artığına dönüşür.

gerçek ve ebedi olana sa­ hip olduklarını sanan kalıplaşm ış felsefelerin yaşam ın tortusu haline geldiklerini görm esini engeller.2 Beckett B eckett. G eç aşam asındaki burjuva toplum unun akılsallığı anlaşıl­ mayı reddeder.. tercih ve onun karşıtları biraradadır. A dorno için m odern edebiyatın en önem li temsilcisi olm asının yanında. Lu­ kacs’m yaptığı gibi. W. o n un resm i iyimserliği. Y erleşik edebiyat ortam ına katılmayı. s. Şiirsel gelişim m aksatsız bir şekilde kendini koyuverir. B eckett yapıtın­ da felsefeye ait olanı. s. aklın kendini otori­ teye teslim etm esi ve otoritenin aklın yerine geçmesi dem ektir.204 93 . B eckett’i insanları hayvansallıklarına indirgem ekle suçlar.W..g. asla cesur olam ayan fakat oluş­ muş etkiye karşı çok dikkatli olan biçim. Joyce ve K afka’nınki gibi sanatsal araçların en gelişmişi düzeyine getiri­ lir. Bu toplum un. A ncak S artre’da. A d o rn o ’ya göre. T.174 4. B eckett’te bir om uz silkmeye neden olduğunu ileri sürer. s. aynı zam anda onun en sevdiği yazardır da.265 1'' bkz.175 A dorno. m odernite içinde m odası geçendir.y. A d o rn o ’ya göre. tezli sanatm kine benzeyen. İtkiler. Sanal m anları sevmiştir.4. iyi bir dönem dir. Adorno. Adorno. Kafka ile birlikte. burjuva toplum u aklını ıskar­ taya çıkarmış ve onu görcül olarak doğrudan o to rite ile değiş­ tirm iştir. B eckett’i tarihin Önde gelen tanığı olarak 174 bkz. T. Ç ünkü.176 Aklın otoriteyle değiştirilm esi. T. a. Anglo-sakson avant-garde geleneğine ve Özellikle Joyce ve E lliot’a paralel olarak kullandığı sayısız ima ve kültürel maya gibi. A dorno için m odernizm . felsefenin ya da genel olarak kuram ın olabilirliği sorununun.W. Adorno. kültürel bir artık olarak değerlendirir. B eckett’in yapıtının Paris varoluşçuluğuyla bazı ortak yanları vardır. Anlamsızlığı. ondan fikir oluşturana dek sulandırm az. yani biraz geleneksel. durum . a. Lukacs. Çünkü geçen zam anla. bu tü­ rün tekniklerini alarak yadsır. Bu yapıtın içinde an ­ lamsızlığın (absurdite) kategorilerinin anıları.202 176 bkz. kendi aklıyla kuşattığı (yola ge­ tirdiği) ekonom i politik eleştirisinin yazılabildiği dönem .y.g. B eckett’in yapıtında ifade edilmiş olanı yakalar ve onu değiştirir. N otes sur la Litterature.

y. İşte bü tü n bunlar tarihin körlüğüne n eden olur.2 3 6 _Ö4_ . dünyanın yokluğu ve çocuksuluk b ah a­ nesiyle. aceleci bir övgü veya egem enlik altına alınm ış etiket yapıştırm a gereksinim i yoluyla B eckett’in tiyatrosunun anlam sız olan yanı­ na itiraz edilem ez. bizzat kendisinin elim ine e t­ tiği anlam üzerine sorgulanm alıdır.g. T . yanlış olarak m antıksal ilişkiler. tüm b u n lar dili reddeden şiirsel yapıtın dilini oluşturm ak için yön değiştirir. s s. basm akalıp gevezelik ve yabancılaşm anın eksikli­ ği. "her şey’’i "hiçbir şey"in karşısına koym ak k ad a r anlam sız bir şey olam az. Araçsallaşm ış.g. ontolojinin olum suzlanm asıdır. s. estetik gize giren cüm le ve kelim elerin yerindeliği.. B eckett’in tiyatrosu bunu yıkar.W. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum değerlendirm ek yerine. ona öznel ve soyut bir ontoloji atfetm ek ve fırsat b u ld u ­ ğu için kuyusundan çıkmış dejenere sanat içine kaydetm ek çok saçm a o lu rd u . onu.W. a. Ö zne tarafından saf bir şekil­ de ortaya konm uş bütün hiçliktir. dikkatsiz cüm lelerin yığışması. eğer bu yoğun anlam sızlık akılsal ise.208 1 hk/. s.224 ' 1 W A d ı » i u ». anlam kazanm ak isterken anlam - sızlaşan gevezeliğin hakim olduğu soytarı ritüelleri tarzında. Aklın yol açtığı anlam sızlığın içsel eleştirisi.y. A d o rn o ’ya göre. Adorno. dili yitir­ m ekte olan insanların ikinci dili. F akat bu sorunun ortaya konduğu durum da.179 177 bkz.. saf ses aracılığıyla dilin yargılam aya dayanan yönü­ nü tasfiye etm ek yerine. T. egem en olunabilir doğanın insan m erkezli tuzağı olan. D ilin nesnel ola­ rak çökm esi. A dorno. ürün m arkaları gibi plastikleş- miş kelim eler. ii v .178 G erçekliğin bir hücresinin seyri (contem plation). kendi anlam sızlığının bir aracına dönüştürür. saf biçim o larak varolan hiçlik dışında bir yanıt da yoktur. reklam dünyasının vülger yankısı. a. aklı ontolojikm iş gibi belirler. Bu anlamsızlığın tarihsel olarak kaçınılm az k a ­ rakteri. olum suz o n ­ toloji. Sadece öyle olduğu için varolanın m utlak haklılığını yıkar. kendi ve dışarıda bıraktıkları üzerine düşünm ekten yoksun akıl. evrenin tüm geri kalanı kadar değerlidir. Fakat. hiç düşünülm em iş bir gerçeğin olabilirliğini sezinler gibi olur. Aklın tüm görü n ü m lerin e sa­ hip olarak.177 B eckett.

5. B unun anlam ı. İkincisi ise.7 Kavramın Eleştirel Betimlemesi " ğ f u l t ü r Endüstrisi" kavranıj iki farklı biçim de açıklanabilir. sınıf çıkarlarının doğrudan bir yansıması olarak değil. am a b ütünün şartla­ rıyla bulunm aya ikna aracı oluşu gerçeğidir. A ncak kültürel alanın bu özerkliği. Frankfurt O kulu düşünürleri. toplum sal bütünlüğün aracılığıyla dola- yımlanmış olarak ele alınm aları gerekir. kültür ürünlerinin. b ü tünün içindeki karşıtlıkları ifade etm ekte olduğu­ dur. Kültür. s. hiçbir zam an kendisiyle açıklanamaz. kültü­ rel görüngülerin. Bu. H içbir şey. Z aten en faz- 180 bk 2 . "kültür" ve "endüstri" gibi birbirinden tam am en farklı iki alanı tanım lar görünen iki terim in birlikte kullanılm a­ sı. ne de bütünden tam am en bağımsız bir alanın ürünleri olmadığı konusunda hem fikirdiler. bir bakım a. status quo'yu olum suzlayıp reddeden güçler de dahil. "kültür endüstrisi" kavram ında varolan kültürün oluşm asında kitlelerin sanılandan daha az katkısının olm ası ve kültürün. Diyalektik İmgelem.87-88 95 . yalnızca verili toplum un egem en ideolojisinin içinde ve o n a karşıt yanlar taşım am acasına onun tarafından bi­ çim lendirilmiş olacak şekilde ideolojik değildir. bu kavram ın "kitle kültürü" yerine kullanılm asıdır. içinde bulunulan yapının bütünselliğini öne çıkaran. Martin Jay. B urada öne çıkarılm aya çalışılan nokta. b ü ­ tünün parçalarını kendi içinde bulunm aya. ne sınıf çıkarla­ rının. onun toplum sal b ü tü n ­ den tam am en bağım sız bir alan olarak tanım lanm asına neden olmam alıdır. b ütünü oluşturan parçaların hiçbirinin bütünden ve di­ ğer parçalardan soyutlanm ış b ir biçim de ele alınam ayacağını ifade eden b ir tercihtir. basit bir yansıması. KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ 5. a \ birincisi. B ütün kültürel görüngülerin. Yanlış bilinç 1so olarak ideoloji bile doğruya açıktır.

181 A dorno. bütü­ nü oluşturan diğer alanlarla hangi koşullarda ilişki kurdukları. Ffcdric Jam eson. David Held. L üle M u n is m. Bilginin kökeni hiçbir zam an kişiselleşmez. bu "kurgusal akılsallık" ile gizlenir. A strologlar. b ir takım günlük strateji ve taktiklerde gizlidir. Introdıtetion to C ıitk a l Theorv. Si­ hirli otoriteleri. status q u o ’ya. geleneksel astroloji kurum sallaş­ mış "batıl inançM tır.98 l5'bkz. zam an zam an onlar tarafından nasıl belirlendikleri sorunudur.182 A d o rn o ’nun kültür endüstrisi analizi. aile yaşam ının değişm ezliğini kabul etm ektir. toplum sal hiyerarşi­ nin. kişinin kaderinin irade­ sinden bağım sız olduğu iddiasındadır ve yaşam ın düzenini "do­ ğal" olarak görür.. a. iş ahlakına uyum lu olmayı ö n erir. özel durum ları hakkında hiçbir şey bilm edikleri insanlara "otoriter" tavsiyelerde bulunurlar. b ir endüstri kuramı geliştirm ek için kullanılır.ıs3 ^ bkz. Yıldızlar tarafından bahşedilm iş bilgiye dayanırlar. özel çıkarları verili toplum sal yapıyla uyum lu hale getirm ektir. Kitleleri m anipüle etm e çabasında­ ki kültür endüstrisinin ideolojisi. kültürel görüngülerin.y. bastırılm ış istek ve gereksinim leri unutup. s. Tavsiyelerin "keyfiliği". s.g. David Hctd. tüm kuşatmışlığı ve karam sarlığına rağm en. diğer yandan bağımlılığı. s 144 . bir kültür kuram ı değil.80 bkz. K ültür endüstrisinin ideolojisi­ nin panzehirini yine kendi içinde taşır. G eç-kapitalizm dönem inde kültürün şeyleşmesi ve paranın kla­ sik tanım ıyla bir kültür haline gelm esinden yola çıkılarak bu ye­ ni kavram la bir "günlük yaşam" kuram ı oluşturm aya çalışılır. O na göre. A d o rn o ve H o rk h eim er’ın birlikte yazdıkları Aydınlanmanın Diyalektiği yapıtının "K ültür Endüstrisi: Kitle A ldanın» O larak A ydınlanm a” bölüm ünde "kültür endüstrisi" kavram ı. astrolojiyi bile kültür endüstrisinin ürünlerinden biri olarak görür. Astroloji. Frankfurt OKulu'nda Sanal ve Toplum ia ilgilendikleri konulardan biri de. A stroloji bir yandan bireyciliği desteklerken. Astroloji için "akılsallık". M utluluk için tavsiyeleri. kontrol etm ek istediği toplum gibi kendisiyle çelişir hale geîîr. mesleki konum un. yine de alçak sesle ifade edilen bir um udu da korum aya çalışır.

2 Toplum Eleştirisi Aracı Olarak "Kültür Endüstrisi" F rankfurt O kulu düşünürlerinin. iki farklı etkiden de söz edilebilir. bu genel doğruya paralel olarak. Ancak. faşizmi hiçbir zam an kapitaliz­ min ekonom i politiğinin doğal bir sonucu olarak tanım lam ayı SL . yaşadıkları ülkedeki bu gelişm eden doğrudan etkilen­ m işler ve A lm anya’yı terk etm ek zorunda kalm ışlardır. Bu açıdan kültür endüstrisi kavramıyla getirilen geç-kapitalizm eleştirisi. A d o rn o ’nun kültür e n ­ düstrisinin en çok eleştirdiği özelliği aldatıcı olan yanıdır. M arx’ın Kapital iJe getirdiği eleştiriyle karşılaştırılabilir. popüler kültür ya da kitie kültürü gibi kavram ları bu k adar öne çıkarm alarının tem elinde geç kapita­ lizmin sadece ekonom i politik ile çözüm lenem eyecek kadar ge­ lişkin bir toplum oluşu yatm aktadır. O kul. tüm el tarafından özerkliği işgal edilm iş bir şekilde yeniden tanım lanır. E lbette kİ bunun tem el nedeni geç-kapitalizm sürecinin kendisini özellikle savaş sonrasında hissettirm esidir. B unlardan birincisi. F rankfurt O kulu özelinde. Bu eleştirinin tem elinde M arx’m m eta fetişizmi analizi yatar. Kültür Endüstrisi. Belki bu özel durum nedeniyle faşizm h er zam an F rankfurt O k u lu ’nun tem el ilgi alanlarından biri olm uştur. Bu özelliğiyle kav­ ram . Bu toplum un en tem el özelliklerinden biri. başından beri Okul d ü şü n ü r­ leri için her zam an çok önem li bir alan olm uştur. H em en hepsi Y ahudi olan bu düşü­ nürler. daha en başından pazar için üretilm iş meta- lardır. Ancak. kültür endüstrisinin ürettikleri m etalaşan sa­ nat yapıtları değil. Kültür. A lm an­ ya’daki Nazizmin etkisidir. kültür endüstrisi. hegem onya ve ikna süreçlerinin kültürel boyutunun. o dönem deki orto- doks m arksizm den farklı olarak. K ültür endüstrisi kavramıyla kültür. 5. D ünya Savaşı ve sonrasındaki yapıtlarında belirginleş­ miştir. A dorno’ya göre. kültü­ rel boyutun toplum sal eleştiride bu kadar öne çıkması düşünür­ lerin 2. bir "kültür eleştirisi" olm aktan çıkıp. gitgide daha b e­ lirgin bir hale gelmesidir. m odern toplum eleştirile­ rinde. sistemin genel bütünselliği içinde. tüm eli sorgulayan bir "ideoloji eleştirisi" haline gelm iştir.

A lm anya’d a H itle r’in iktidara gelm esinden kısa bir süre sonra O kul düşünürleri A lm anya’yı terk etm işler. bu şeyi tem in etm e ve kendi gücünü yayma araçlarım da kendisinde Öncel olarak bulundurur. aynı zam anda bireysel ve ruhsal bir sorundur. M arcuse’ye göre. teknoloji siyasettir. İkinci etki ise.Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum yeterli görm em iş ve sürekli olarak faşizmin ideolojik ve kültü­ rel boyutu ile ilgilenmiştir. Savaş so­ nunda bir kısmı tek rar A lm anya’ya dönerken (A dorno.). siyaset de kültür. bir kısmı da A B D ’de kalmayı tercih etm işlerdir (M arcuse. Lövventhal vd. bu e t­ kiyle de devam etm iştir. A B D ’de kaldıkları bu süre boyunca Frankfurt O kulu düşünürleri A vrupa’ya göre daha ileri bir ka­ pitalizmi yaşayan A m erikan loplum undaki gelişm eleri yakın­ dan görm ek fırsatını elde etm işlerdir. A lm anya’daki N azizm ile A B D ’deki m odern kapita­ lizm arasında. kültür teknolojidir. Faşizm sadece ekonom ik ya d a politik bir sorun değildir. H ork- heim er vd. . geç-kapitalizm in tem el özelliği bütüncül bir toplum olm asıdır. faşizm analizle­ rinde başlayan ideoloji ve kültür alanında yoğunlaşm a. siyaseti ya d a kültürü birbirlerinden kopuk bir bi­ çimde ifade edebilm ek neredeyse olanaksızdır. bir süre A vrupa’da kaldıktan sonra A B D ’ye yer­ leşm işler ve savaşın sonuna dek o rad a yaşam ışlardır. Oysa ki F rankfurt O kulu düşünürleri otoriterliğin aşağı­ dan yukarı doğru nasıl geliştiğini anlam akta d ah a istekliydiler. Bir başka deyiş­ le. . rejim in kendini idam e ettirm esinde ideoloji ve kültürün kullanım ı açısından benzerlikler yakalam ıştır. Böylece. Toplum sal eleştiride bu alan ile yoğun ilgilenim öncelikle faşizm analizlerinde ortaya çıkmaya başlam ıştır. üretm ek zorunda olduğu şeyi de. Bu yaklaşım çok kaba ve yukarıdan bakan bir açıkla­ m adır. A lm anya’da H itler’in iktidara gelişi. kapitalizm in tekelci aşam asının zorunlu bir sonucu olarak açık­ lanam az.). yiııe A lm anya'daki Nazi rejim i yü­ zünden A B D 'ye göç etm eleridir. Y ani bu düzen. Z a te n O kul düşünür­ lerinin 1930'lardan itibaren F reu d ile yoğun olarak ilgilenm ele­ rinin tem el nedeni d e budur. Böyle bir yapı içinde teknolojiyi. H a tta bu düşünürlerden bazıları (A dorno).

K ant’ın bu ilkesini. İstanbul. sadece yıldırmaya dayanan bir siyasi tekbiçim leştirm e değil. en çabuk ve çok kâra ulaşm ak haline gelir.7 Küftür ve Sanaf/n Metalaşması K ültür endüstrisi sürecini harekete geçiren dinam ik piyasa­ dır.2.2) de belirtildiği gibi. teknolo­ jik tem elini düzenleyiş biçimiyle bütüncüllüğe yönelir. Çünkü m eta olarak varolm ak dışında neredeyse hiçbir varoluş şansı kalmayan sanat artık bir "erekli ereksizlik" olm ak durum undadır. 110 m .g. yıldırmaya dayanm ayan bir iktisadi-teknik tekbiçim leştirm edir". "özgür sanat" ile "ücret sanat" arasında bir ayrım yapar. Keşfedilm em iş Kıta. böylece gerçek sanatın 'V arolan­ d an başkayı görm e. Kant. "Özgür sanat". B enjam in'in deyi­ miyle. Simgesel biçim ler. Küllüt-Endüstüsl. 1991. diğerinden ayırt edile­ mez hale gelir. "ereksiz ereklilik" ilkesi tem elinde. Aydın Uğur. "çağdaş sanayi toplum u. gördürebilm e" yetisinden oluşan olm azsa olm az yönü k ü ltür yapıtından giderek silinir. D aha üretim sürecinde kendi­ sini gösteren sanatın m eta olm a karakteri. aynı zam anda sözde genelin çıkan adına ihtiyaçları d ü ­ zenleyerek işleyen. s. hem de bir diğeridir. genelgeçer anlayışın suyu­ n a gitm enin dışına çıkılamaz. artık. bu tek-biçim leştir- m ede başlıca rolü üstlenir. sanat ürününün bir değişim değeri olarak tasarlanm asını önbelirlem ektedir. sa­ natın verili olanın reel determ inasyonlarından kurtulabilm esini tanımladığı için sahiplenmiştir. pazara yönelik ola­ rak üretilirler. kültüre dam gasını vuran tem el güdü en geniş satışı yakalam ak. B ütün­ cüllük. Frankfurt Okulu. H er biri hem kendisidir. yapıtın halesi kaybolur. a.185 K ültür endüstrisi.y. s.184 M arcuse’nin belirttiği gibi. s. Ancak Frankfurt O kulu’na göre m eta toplum u çağında K ant’ın bu ilkesi artık tersinden okunm a­ lıdır: "Erekli ereksizlik". Dolayısıyla..186 D aha önce (4. 10 [<< Herbert M arcuse. Bu durum da verili değerlerin. "Ücret sanat" ise. kendi dışında bir ereği olmayan sanattır. 5. Tek Boyutlu İnsan. Bir yapıt. 184 bkz. aslında başka bir erek için üretilm iş olan sanattır. Herbert Marcuse. İletişim Yayınları. bü tü n içinde. 17 '** bkz.

Frankfıul. ıs7 bkz. şeyleşmiş bir sözde kültür ü retm ektedir. s. 135 "w bkz. K ültür endüstrisi gerçek bir kültür değil.g. sanat m etalan n karakterinde önem li değişik­ likler olm uştur. a. yok olm uş gitmiştir. s . hem en hem en yal­ nızca. hiçbir zam an "aşağı sa n a f’a k ar­ şı seçkinci bir aşağılamaya indirgenem ez. D iyalektik İmgelem.Qkulu’nda_Sanat ve Toplum. Aşağı sanatın saf ifade idealine ihanet olduğunu düşünenler. kitle kültürünün o rta ­ mı içinde bilincine varılam ayan mesajı ile.189 A dorno ve H o rk h eim er’ın kültür endüstrisi kavram ıyla getirdikleri kitle kültürü deneyim i betim lem esi. d aha sonraki yıllarda M arcuse tarafından tek b o ­ yutlu düzm ece sanat diye adlandırılacak olan kitle kültürü sa­ natının içinde özüm senm iş bulunm aktadır.‘ bkz. birbirinden farklı yüksek kültür ve alt kesim lerin kültürü diye iki ayrı kültür de kalm a­ m ıştır. Bu da eğlence.312 ıs.187 Aşağı sanat dekadan bir biçim değildir. Yani sanat toplum un içinde bir esir haline gelm iştir. O nların yapm aya ça­ lıştıkları şey. s.W. toplum hakkında bir yanılsam a içindedirler. başından beri aşağı sınıfların dışlanm ası ile satıl­ m ıştır.W.141 100 . gerçeklik ile uyuşmayı ve yaşam a yeniden biçim v erm ek­ ten geri durm ayı telkin etm ektedir. Dmlectic o f Eıılighıenment.. Adorno&M ax Horkheimer. M addi dünyada olup bitenden farklı olarak kendini bir özgürlük dünyası olarak varsayan burjuva sa­ natının saflığı. Bu farklılık bile kitle kültürünün stilize barbarlığı içinde erimiş. T .188 Bugün geçerli olan püritanizm değildir. zevk gibi kavram ları san atta gerçek- leşenden tam am ıyla ayırm akla gerçekleşir. Kitlesel olarak üretilen lüks tüketim m addelerinin ucuzla­ masıyla birlikte. T . Adorno&M ax Horkheimer. Martin Jay. S anat diye ne varsa. B urada yeni olan sanatın m etalaşm ası değildir. kitle kültürü deneyim ini halis estetik deneyim den ayırm aktır. kendiliğindenliği olm ayan. Ç ünkü sistem zaten tüketiciyi hiçbir zam an bir takım kuşkulara ya da m uhale­ fete yönelecek kadar yalnız bırakm am aktadır. B ir zam anlar p ro ­ testo niteliği taşıyan trajedi bile m odern dönem de teselli an la­ mına dönüşm üştür.y. Klasik sanatın en olum suzlayıcı ö r­ nekleri bile. M odern kitle toplum larında eski günlerdeki gibi.

ö zellik le olgun dönem inde Frankfurt Okulu. başka bir deyişle fotoğrafın bulunm ası­ nın sanatın yapısını değişim e uğratıp uğratm adığı sorusu üze­ rinde ise hiç durulm am ıştı. s.y. M odern toplum . s. "Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri". Kültür Endüstrisi fakat sanatın özerkliğinden vazgeçmesi ve tüketim m etaları içinde yerini gururla alm asıdır.190 Y eniden-üretilm iş sanat yapıtı.85 lû l . Birincil önem taşıyan soru üzerinde.2 İnsanın Şeyleşmesl K ültürün endüstrileşm esi. W. toplum sal amaçlılığın olum suzlanm asıyla.. insanı geçmiş dönem lerdeki egem enlik yöntem lerine ve p ratiklerine oranla çok daha ince ve etkin yön­ tem ve pratiklerle egem enlik altında tuttuğunu düşünm eye baş­ bkz. .g. sinem anın çıkardıklarıyla karşılaştı­ rıldığında çocuk oyuncağıydı. Kısa bir süre sonra aynı soru sinem a için ortaya atıldı. yani şeyleşmesi so­ nucunu doğurur. W alter Benjamin.m .192 5. Sanat ayrı bir alan olarak yal­ nızca burjuva toplum unda m üm kün olabilm iştir. a. a.82 lM bkz. Teknoloji yoluyla çoğaltılan ve pazarlanan sanat ve kültür ürünleri. s.191 Ö nceleri fotoğrafın bir sanat olup olm adığı sorusuna yanıt bulabilm ek için epey kafa yorul­ muş. F akat pazar yoluyla gelişen. Adorno& M ax Horkheimer. giderek yeniden-üretilebilir- lik için tasarlanm ış sanat yapıtına dönüşm ektedir. Ö rneğin bir fotoğrafın negatifinden çok sayıda baskı çıkarabilirle olanağı vardır. G erçek baskının hangisi olduğu anlam sız bir sorudur. W alter Benjamin. kültür endüstrisinin. F otoğrafın geleneksel estetik anlayışının k ar­ şısına çıkardığı güçlükler.2. T. sana­ tın özgürlüğü m eta ekonom isi tarafından sınırlandırılm ıştır. 1993. am a bu çabalardan bir sonuç alınam am ıştı. özgün olan ile taklit olan arasındaki farkı an- lam sızlaştıran bir to p lu m d u r. Ede- biyat& Ekştiri.1 bkz..g. endüstri toplum u içinde yer alan insan tekinin de bir endüstri ürünü gibi görülm esi. yine aynı yolla üretilen ve pazarlanan öteki ticari m etalarla aynı varlık alanında buluştu ve hom ojenleşti. Sayı: 2/3. dolayısıyla insanın herhangi bir nesne haline gelm esi. 157 1.

A rtık kültür endüstrisi teknolojik terim lerle açıklanm ak d u ­ rum undadır. genel-tikel uyumunu sürekli kılan bir işlev gö­ rür. Diaiectic a f Eıılightenment. geç kapitalizm dönem inde işin bir uzantısıdır. sadece çalışırken değil am a daha çok eğlenirken teslim olm aktadır. iş sürecinin sonrasına hiç geçem eyen bir görünüm kazanm ıştır. s. M odern özne. çok sayıda ve dağınık tüketim noktaları arasında bir örgütlenm e ve planlam a yoluyla bir bütü n lü k sağ­ lamak da zorunluluk haline gelm iştir. B irbirinden çok farklı yerlerde özdeş gereksinim ­ leri olan m ilyonların varolduğu bir dünyada. Ayrıca. bu uyum un kurbanı durum undaki kesim de edilginleşmiş b ir benim sem enin oluşturulm asında etk in bir araç olacağı için. çünkü şiddeti açığa çıktıkça gücü artm aktadır. toplum sal çelişkilerin açıkça görülebildiği durum a oranla çok d ah a insanlık dışıdır. bireyin varlığını idam e ettirebilm ek için.l2 l 102 . aklını ve varlı­ ğını sistem e kiraladığı işlik dışında. s . eğlence. İşin d ah a sonra. onun em eğini.312 m bkz. daha iyi bir şekilde gerçekleşebilm esi için veri­ len bir arad an ibarettir. TAV. ürettikleri saçm alıkları onaylayan bir ideolojiye dönüş- lOj m uştur. A rtık tekelin gizlenm esine de gerek yoktur.193 K ültür endüstrisi. O nların iş dünyasının bir parçası oldukları gerçeği. Martin Jay. Adorno& M ax Horkheimer. Evrensel olan (toplum sal sistem ) ile tikel olan arasın­ daki asılsız uyum . Sinem a ve radyo artık sanat olm a id­ diasında değildir. Ü stelik az sayıdaki üretim m erkezleriyle. Tekelci dönem de tüm kitle kültürü özdeştir. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toplum lam ıştır. standartların tü ­ keticinin gereksinim lerine göre belirlendiği ve b u yüzden de çok küçük bir m uhalefet dışında kolayca benim sendiği ileri sü­ IV1 bkz. işliktekinden farklı yön­ tem ve araçlarla düzenlenm iş d e olsa işlikteki yaşam ın bir uzan­ tısıdır. Eğlence. sistem in genel bütünselliği içinde. İşlik dışı edim ler. onun sistem e yabancılaşm a­ sını engelleyen. İşçinin boş zam anı ve o süreçte kullanı­ lacak eğlence m etaları o kadar ön-beiirlenm iştir ki. İşlik ile işlik sonrası arasında aslında çok belirgin bir sürek­ lilik söz konusudur. Diyalektik İmgelem. özdeş m alların üretim i ve yeniden-üretim i gayet doğaldır.

. koşullandırılm ış. M odern insan kendi ü ret­ tiklerinin kölesi d u ru m u n d ad ır. a. doğrudan etkilerin ve teknik ayrıntıların yapıt üzerindeki ege­ m enliğine neden o lm uştur. düş kurm a ve akıl yürütm e fırsatı verm em ekte.g. kim in ödül­ lendirilip kimin cezalandırılacağını çok iyi bilm ektedir.y.121 bkz. L iderler ve koro arasındaki uçurum büyük olduğu. Bir m ü­ ziksever.196 G erçek yaşam film lerden ayrılam az hale gelm ektedir. G enele karşı çıkan her tikel. kimse siste­ min dışında kalm am aktadır. filmin yapısı içinde tepki verm e yeteneğini yitirmiş seyirciye. Kültür Endüstrisi rülm ektedir. iş dünyasında yeni bir fikri olan h er bireyin ayırıcı özelliğidir. Suçlam alar açık bir şekilde ortaya konduğun­ da bile genel bakış açısı. hit olm uş bir şarkının ilk notalarını duyduğunda a r­ kasından neyin geleceğini tahm in edebilm ekte ve bundan da hoşnut olm aktadır. Adoı no&M as Horkheimer. böyle bir ortam da. a. T. K ültür endüstrisi. aynı m alın farklı biçim lerde ve farklı fiyatlarla pa- zarlanm ası gibi yöntem lerle ayrım lar vurgulanm akta ve genişle­ tilm ekte. aynı zam anda egem enliğin akılsallığıdır. nadiren açık bir şekil­ de ortaya konur. Teknolojik akılsallık. ona uyum sağlam akla hayatta kalabilm ektedir.y. elbette ki bir sinem a seyircisi. Teknolojinin toplum üzerinde uyguladığı gücün tem elinde. kendi tüketicisi olan m odern bireyi kendisi ü retm ektedir. 125 103 . Ancak. A rtık herkes bütünün bir parçası­ dır. K ültür endüstrisinin gelişmesi.ölçüde.g.195 A dorno ve H o rkheim er’a göre. TAV. s. böylece film se­ yirciyi. G erçekçi m uhalefet. üstünlüğünü iyi planlanmış bir özgünlüğü kanıtla* bkz. belki de piyasa tarafından üretilm iş kulağıyla. Film. kendisini gerçeklikle doğrudan özdeşleştirm eye zorla­ m aktadır.W. filmi izlemeye başladığında. böylece de herkese hitap edilebilm ekte. Ador/ıo& M ax Horkheimer.. s. toplum üzerinde ekonom ik denetim i olanların b u ­ lunduğu pek dile getirilm em ektedir. filmin nasıl biteceğini. m uhalif iradenin sonunda uzlaşmaya varacağı yönündedir. efektlerin. değişik tüketim kalıplarına hitap eden. M o­ dern toplum un kam uoyunda suçlam alar.

kültür endüstrisiyle gerçeklik kazanır. bir diji­ tal özn ed ir. H e r Öteki bütün ötekilerin yerine geçebi­ lir^. Farklı­ lık. çağdaş­ ları başka bir filozofun. Y aşam ını ve tüm sana ait olanları da koruyabilirsin. "Günlük İnsan ve 'Onlar' Alanı". İstanbul. Bu ötekiler b e­ lirli ötekiler değildir. İnsan. M odern birey. M odern özne. bedenleri serbest bırakır ve ruhlara saldırır. O nların kimliği 'kim se’sizlik’ ya da 'herkes'dir". sürekli 1V7 bkz. m odernliğin öznesi olduğu için m odern değildir.g. İş ve eğlencenin benzerliğinin tem eli her ikisinin de status qu o’nun yanında olu- şundadır. Adorno&Ma. G ünüm üzde. s. ne insanın k en ­ disi ne bazı kim seler ne de hepsinin toplam ıdır. Birey. m odernliğin ürettiği özne olduğu için m o­ derndir.. T .. 1979). Frankfurt Okulu nda Sanat ve Toplum yan herkesin tepede bir yer edinm e olasılığı artm aktadır. M odern özne bir siber öznedir. aynılığa teslim olm anın fiyatını yükseltmek için geçerlidir. Meb.y. a. s.!W K ültür endüstrisi çağında birey bir yanılsam adır. A rtık düzen "benim gibi düşün ya da yokol" dem ek yerine "benim gibi d ü ­ şünm em ekte serbestsin. Bi­ reye yalnız ve yalnızca genel ile m utlak özdeşleşm esini sorgula­ madığı koşulunda taham m ül edilm ektedir. A ncak b u ­ nun tek nedeni üretim araçlarının standartlaşm ası değildir. aynı zam anda eğlencenin de entelektüelleşm esine yolaçar. İnsanlar birbirlerinin yerlerini doldurabilirler..) Ö tekilerin kimliği.W. Birey artık sah- te-bireydir.197 A d o rn o ve H orkheim er’a göre. kültür ve eğlencenin birbirine karışm ası. yalnızca kültürün baştan çıkm asına neden olm az. Z evk alm ak düzene evet dem ektir.* Horkheimer.. G ü n ü ­ m üzde h er insan bir diğerinin yerine geçebilm e özellikleriyle Önem kazanır.g. a.198 Bu düşünce ile A dorno ve H orkheim er. A ncak o andan itibaren aram ızda bir yabancı­ sın” dem ektedir. Adorrıo&Max Horkheimer.y. varoluşçu H eidegger’in şu sözlerinde dile gelen görüşü paylaşmış olurlar: "İnsanın günlük yaşam o la ­ nakları ötekilerin koyduğu ölçülerce yönetilir.232-233 104 . s. bir türün örneği olarak. birey gibi görünendir. Çağdaş Felsefe (Bedia Akarsu. T .W. 132 ıw bkz. kültür endüstrisi çağında düzen. yani b irer kopyadırlar. çev: Akın Etan. ne bu ne de şu kim se. 144 m Martın H eidegger.

engelleyici bir araç haline gelm iştir.W . Böylesi koşullar­ da psikiyatri ancak anti-psikiyatri olarak m üm kündür. B enjam in’in sanat yapıtı için vur­ guladığı "halenin kaybolm ası” nitelem esi aslında m odern birey için de geçerlidir. F rankfurt O kulu’nun bir başka üyesi Leo Lövventhal’in deyimiyle "kitle kültürü tersine psiko-analizdir". R eklam yoluyla tüketicinin b ü ­ yük gruplarla olan bağı güçlenir. Seçimi kolaylaştırır ve tanınm ayan. Ancak bu bilgi. uzmanlar tarafından pazar aracılığıyla elde edilen feedbacklere göre biçimlendiril- mektedir. İnsanın d a halesi yoktur artık . s.96 105 . T.. Serbest pazar d önem i­ nin sonuna yaklaştığımız günüm üzde. gündelik yaşam da­ ki fantazyalar bile kültür endüstrisi tarafından üretilm ektedir. D utleaic o f Enlightenm ent. Reklam zam an kaybettirm ez. teknolojiyi. çok boyut­ ludur.202 Ünsal Oskay’ın belittiği gibi. insanları m anipüle etm e süreci olarak bir sah ­ te-teknolojiye d ö n üştürm ektedir. tüketicileri m üm kün olan tüm boyutlarıyla kuşatm ak için kullanılır. bir propaganda sloganı işlevini görm ektedir. a. özgürleşm e yolunda değil. sürekli yinelem e özel­ liğine rağm en kitle kültürünün yapısı çok katm anlı.W. O nun dam gası­ nı taşım ayan her ürün ekonom ik olarak şüphelidir.'00 A d o rn o ve H o rkheim er’a göre. K ültür en d ü st­ risi. bireyleri çok katm anlı. s . endüstrinin ürettiği fantazyalann niteliğinin bkz. rekabetçi bir toplum da. aksine kazandırır. Kültü( Endüstrisi yeniden üretilen bir üründür. I/Uroduction 10 Critical Theun.y. s. 154 bkz. "Kültür endüstrisinin ürettiği fantazyalar. Böylece. David Held. Adorno&M ax Horkheimer. pek çok farklı yerde görülebilm ekte ve aynı şeyin m ekanik tekrarı. çok boyutlu kişilikler olarak kavrar. teknik ve ekonom ik olarak iç içe geçmiştir. H er ikisinde de. R eklam cılık bugün artık nega­ tif bir ilke. sistemi kontrol edenler reklam ların arkasına saklanır. fakat ve­ rimli b ir üreticinin pazarda yerini alabilm esini sağlar. etkili olm ak için zorlayıcı talep. rek­ lamcılığın toplum sal bir işlevi vardır. günüm üzde.163 ■r'2 bkz.201 H er zam an ve h er yerde varolabilm e. Reklam cılık ve k ü ltür endüstrisi. Adorııo&Max Horkheimer. Tüketiciyi pazar konusun­ da bilgilendirir. T . H er ikisinde de aynı ürün.g.

Böylece kuramsal alanda istatisti­ ğin artan önemi niteliğiyle belirginleşen olgu. Estetiz? E dilm iş Yaşam. B ugün ise m odern toplum da özne ile nesneyi birbirinden ayırm ak anlam sızdır. Nesneyi. sanatın Özgürlüğü ve teknolojideki gelişmeler arasın­ daki ilişkileri değerlendirirken. ilkindeki gelip geçicilik ve yeniden-iiretİlebilirlik kadar sıkı bir biçimde birbirine bağlanmıştır. Nesnenin kendi çevresi­ ni saran kabuktan çıkarılması. s.151 1Û6 . Tezler’de ve Baudelaire ve çağt ile ilgili fragmanlarda Ben­ ja m in ’in. Resimli dergilerin ve haber filmlerinin sundukları şekliyle yeniden-üretim çıplak gözün gördüğü imgeden farklıdır. adı geçen yazıdaki kadar iyimser olmadığı görülür. varlığını algılama alanında da duyurmakladır. yeniden-üretimi. iter ol­ gunun biriciklik niteliğini yeniden-üretim yoluyla aşma eğilimi atbaşı gitmektedir. Benjam in’i de Tarih Felsefesi Üzerine Tezlerden önceki Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Yapıtı adlı yazısı yü ­ zünden. kitlelerin Ü nsal Oskay. tüketici kesiminin de belirli bir söz hakkı ol­ duğu ileri sürülebilir. aracılığıyla çok daha yakın erimde yakalama dün us it her ge­ çen gün daha da güçlenmektedir. Frankfurt Okulu'nda Sanat ve Toptum belirlenmesinde. Gerçekliğin kitlelere göre. m odem toplumlarda bu işlerin ardındaki kültür en­ düstrisi ve onu etkileyen diğer sektörleri ve toplumdaki egemen­ lik yapısını gözöniinde (utmadığı için sert biçimde eleştirmişler­ dir. halesinin yıkılması öyle bir algı­ nın belirtisidir ki. belki de Adorno ve Horkhe- im er’ın bu eleştirilerinin etkisiyle. algıyı yeniden-üretinı aracılığıyla biricik bir nesneden bile koparacak bir derecede gitgide artmıştır. nesnenin benzeri. Biriciklik ve kalıcılık nitelikleri İkin­ cisinde. onun "nesnelerin tümel eşitliği duyusu". " w M odern düşünce özne ile nesneyi birbirinden kategorik olarak ayırarak işe başlam ıştı. Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın Diyalektiği 'nde bu durumun bile "genel kuralın gücünü göster­ m ek için düzenlenmiş kural-dıştlıklar" olduğunu ileri sürmüş­ lerdir. Bu durum u B enjam in şöy­ le anlatır: "Günümüzde kitlelerin nesneleri uzamsal ve insani açıdan y a ­ kınlaştırmak yolundaki tutku derecesine varan isteği ile. H e r ikisi de birbirinin yerine geçebilir haldedir.

206 aw fyalter Benjamin. kent yolları.92-9. algı kadar düşün­ me için de sınırsız bir faaliyet alanına sahip bir süreçtir. Sinem anın bulunuşundan önce m eyhaneler. görsel bakım dan bilinçdışı olana ilişkin bilgileri de kam era aracılığıyla ediniriz. Yakın çekim m ekan boyutlarını büyütürken. G eçen yüzyılın sonlarına doğru ise bu durum değişm iştir. çevrem izde yer alanların yakın çe­ kimini yaparak. .":iH B enjam in’e göre. "Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri". Walter Benjamin. yaşamımızı yöneten zorunluluklar dizisine ilişkin bilgileri arttırır. Kaynağını bu durum da bulan sanatın işlevsel değişimi ise. ağır çekim devinim i geniş za­ m an parçalarına yaydı. A ncak bununla kalm ayarak. tanıdık nesnelerin gizli ayrıntılarını vurgulaya­ rak.. VValter Benjamin. okur kitlesinin de giderek daha büyük bölüm leri yazı yazanlar arasına katılm ıştır. bü ro lar ve dayalı döşeli odalar. sinem a.m. binlerin oluşturduğu bir okuyucu kitlesi yer almıştır. dokunulabilecek b ir uzaklıktadır.85 aı6 bkz. kam eranın dahice yöntemiyle sıradan ortam ları araştıra­ rak. a. s. başka bir deyişle neredeyse dinsel d e­ nebilecek bir düzeyden ayırdığında. bu hapishane dünyasını saniyenin onda biri uzunluğundaki zam an parçalarının dinam itiyle param parça etti ve bizlere bu dünyanın geniş b ir alana yayılan yıkıntıları arasında rahatça gü­ venilir gezilere çıkm a olanağı sağladı. bilimsel. Sinem a ortaya çıkışıyla birlik­ te. m ekanik yeniden-üretim çağı. bize uçsuz bucaksız bir d e ­ vinim alanı sağlar. O kur kitlesinin hizm etine sürekli yeni politik.m. istasyon ve fabrika­ lar yaşamımızı hiçbir um uda yer bırakm ayacak biçim de kuşatıp boyunduruk altına almış gibiydi. a. sanatı ta­ pınm a (kült) tem elinden. yüzyılın bakış açısının dışın­ da kaldı. s. Kültür Endüstrisi de gerçekliğe göre kendilerine yön vermeleri. s. dinsel.3 1Û7.205 B enjam in’e göre. sanatın özerklik görünüm ü de sürekli olarak o rtadan kalkmış oldu. Bugün dünya özne için daha yakında.. Yazın alanında yüzyıllar boyunca az sayıda yazarın karşısında. G üdüsel ve bilinçdışı olanı ruhçözüm le- menin yardım ıyla öğrenm em iz gibi. m esle­ ki ve yöresel organlar sunan basının gelişm esindeki genişlem ey­ le birlikte.g.g.81 2"' bkz.

B en ­ jam in sanat yapıtının teknolojik biçime bürünm üş yaratım sü re­ cini. H üsam ettin Çetınkaya. "Pedagojik Kurumsallığın Yıkılışı". insan da. M ekanik yeniden üretim . B enjam in’in Mekanik Yeniden Üre­ tim Çağında Sanat Yapıtı gibi F rankfurt O kulu üyelerinin yapıt­ larında gözlenen en tem el izlek bir teknoloji korkusudur. al­ gı zincirinde bir kopuşa işaret eder. m ekanik yeniden üretim aracılığıyla sahiciliğini yi­ tirm iştir. M ar­ cuse’nin Tek Boyutlu İnsan. insan bakım ından onun şeyleşmesi anlam ına gelir. burjuva kültür endüstrisinin hiç de yabana atılm aya­ cak teknolojik harikaları ve m edya oyunları içine o tu rtu r. Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum A d o rn o ve H orkheim er’ın Aydınlanmanın Diyalektiği. 140 10 a . Bu nedenle O kul’un ısrarla üzerinde durduğu ve m odern k ültür krizinin göstergesi olarak irdelediği "şeyleşme" olgusu pek de düşsel değildir. Bu korkunun yolaçtığı tarihsel karam sarlık ise oldukça haklı d e ­ neysel kanıtlara dayanm aktadır. "Batı" adlı se­ çişin diyalektiği B enjam in için teknolojiden kaynaklanan bir kültür ve sanat krizi ile noktalanır. S anat yapıtının algılanış biçim indeki dönüşüm . s. M arx’ta ya­ bancılaşm a ve fetişizm kuram ları bağlam ında. tarihsel ta­ nıklığın ve bütünsel algının yokoluşuna yol açar. Sanat için m ekanik yeniden üretim .207 2117 bkz. B ütün dünyası şeylerden olu­ şan bir insanın kendisinin de bir şey olm ası doğaldır. S anat nesnesi­ nin tarihsel kaybıyla yeniden üretilen yapaylaşm adır. Lukacs’d a şey­ leşme adı altında irdelenen olguyu B enjam in’in radikal çözüm ­ lemeleri. m ekanik yeni­ den üretim aracılığıyla zam an ve m ekan anlayışının zem inini kayganlaştırır. B ütünsel algı parçalanır. m odern kültürün krizi olarak değerlendirir. S anat gi­ bi. "Hale"nin kayboluşu. h atta kaybeder.

özdeşlik am acını gütm eyen türden bir di­ yalektiğin. tüm iradesiy­ le sanatın. hepsi o kadar. bu d a az şey değildir. düşlerini saklayabileceği bir alandır sanat. V e hiçbir zam an d a tarafsız olmaya çalışmaz. sanatın tikele. denetleyen. insandır. F rankfurt O k u lu ’nun tem el bir savı. verili olana teslim olm ayan. negatif bir diyalektiğin iki zıt kutbuna yerleştirir. S anat ile toplum insanda çakışır. m utlak bir sentez p e ­ F şinde olm ayan. Sa­ nat ve toplum u birbirinin "düşmanı" olarak değerlendirir. sanat ile toplum arasındaki "düşmanlığı". sanat ve toplum u. hep bir "öteki"nin düşünü kuran yanıyla görm eye çalışır. aklıyla ise çoğu za­ man toplum un karam sarlık verici gücünün yenilmezliğini g ö r­ mezden gelmez. SONUÇ ran k fu rt O kulu. fakat insandır. S ana­ tı. Tikelin genel içinde varolm aktan başka bir seçeneği. toplum ile karam sarlığı özdeşleştirm ese bile birbirine yakın bu­ lur. belirleyen görkemli gücünü tüm boyutlarıyla ortaya serm ekten kaçınm az. Eğer değiştirilm esi gereken bir toplum varsa onu değiştirecek olan sanat değil. yani um udun yanında yer alırken. Çünkü sanat. S anat ile um udu. genel içinde sınırlı da olsa belli bir özerklik sağlayabileceğidir. E ğer toplum sanatı teslim alabiliyorsa. aslında bir genel-tikel diyalektiğidir ve bunun tem elinde de insan vardır. F rankfurt O kulu’nun sanat ile toplum arasın­ da kurguladığı diyalektik. aslında teslim olan sanat değildir. um udun yeşereceği en ve­ 109 . S anat yalnızca insana "yanlış bütün" içinde biraz d aha geniş bir alan sağlam anın bir aracıdır. 6. Z aten asıl sorun da odur. "somut olmayan"ın alanı olarak. Kuşkusuz. um udunu. genelin tikel üze­ rindeki egem enliğinin olası en zayıf anını da temsil eder. İnsanın ütopyasını. aynı zam anda bir um ut-karam sarlık diyalektiği olarak ele alır. gideceği başka bir yer yoktur. Bu egem enliğin en zayıf olduğu nokta. Okul. A ncak toplum un da kendisini oluştu­ ran parçaları kuşatan.

F rankfurt O kulu için bu kadar önem lidir. . salt sanat olduğu için değil. 110. insanın "yanlış bütün"e karşı en güçlü oldu­ ğu alandır. Bu nedenle sanat. Y ani tüm yollar insana çıkm aktadır. U m ut-kötüm serlik diyalektiği de insana ait bir so­ rundur. Sanat. kötüm serliğin de nedeni aslında insandır. toplum kötüm serliğin kaynağı İse eğer. Sanat um udun. bu h er ikisinin de kökeninde insan olduğu içindir. U m udun da. Frankfurt Dkulu’flda Sanat ve Toplum rimli yerdir. insan tekidir.

Psikanaliz ve Din.1 Frankfurt Okulu Düşünürlerinin Ele Alınan Yapıtları A d o rn o . Belge Yayınları. İti . P a ­ ris. V erso. C ontinuum .1979. A d o rn o . A dorno. 1970. B enjam in. 1990. V erso. H aberm as. W alter. çev: H aluk B an şcan . Pilot. Jargon de l ’A uthenticiti. Dialectic o f EnUghtenment. W alter. 1992. B enjam in. Negative Dİalectics. Theorie Esthetique. T h e o d o r W. M etis Y ayınları. çev: Y ılm az Ö ner. Paris. Sayı: 2/3. 1990. Paris. Ede- biyat&Eleştiri. Fİ a m m ar ion. R alf. İstan b u l. 1989. E ditions Com plexes. P o p p er. H an s. M it Pess. D ah ren d o rf. L ondra. İstanbul. H a ra İd. B enjam in. N otes su r la litteratııre. T h eo d o r W. Philosophie de la Nouvelle M uskjue. Jo n ath a n C ope. R. 1987. A dorno. A d orno . Charles Baudelaire. Jurgen. T h eo d o r W. İs­ tanbul. K abaleı Yayınevi. K ari. T h e o d o r W. A d o rn o .M assachusetts. 1993. G allim ard. 1984. 7. B enjam in. T h e o d o r W . Aydın İşisağ. F rom m . C ontinuum . 1990. L ondra. Eleştiri. İstanbul. W alter. M ax. KAYNAKÇA 7. B enjam in. A dorno. 1984. T h eo d o r W . T oplum Üzerine Yazılar. T h e o d o r W: Introduction to the Sociology o f Music. Parıltılar. A d orno . A d o rn o . 1990. 1992. T h e o d o r W . L a querelle aile m a tu k des sciences sociales. Pasajlar. Benjam in. E rich. Payot. Belge Y ayınları. Al b ert. T h eo d o r W . W alter. Prisms. A lyric Poet in ihe era o f high Capilalism. Paris. 1989.1993. İstan b u l. KJİncksieck. 1989. Bnıxelles. L o n d ra. A dorno. A d o rn o . çev: A h m et C em al. Y apı K redi Y ayınları. 1989. New Y ork. C am bridge. M inim a Moralia. T h eo d o r W & H o rk h eim er. h a lte r . "M ekanik Y en id en Ü retim Çağında Sanat Eseri". V erso. 1985. D e Vienne a Francfort. Illımıinations. New Y ork. L ondra. çev: Y ılm az Ö n er. W alter: Brecht 'i A nlam ak. T h e o d o r W .

FrankfurtOkufu'nda Sanat ve. Toplum

From m , E rich; Rüyalar, Masallar, M itoslar, A rıtan Yayınevi, İstanbul,
1990.
H aberm as, Jürgen; Kıtowledge a n d Hunıart Interest, H ein em a n n , L ondra,
1978.
H aberm as, Jürgen; Legiıiınation Crisis, B eacon Press, B oston, 1975.
H aberm as, Jürgen; Toward a Rational Society, B eacon Press, Boston,
1970.
H orkheim er, M ax; A k ıl Tutulması, çev: O rh an K oçak, M etis Y ayınları, İs­
tanbul, 1990.
H o rk h eim er, Max; Critique o f Instrum ental Reason, C ontinuum , Ncw
Y ork, 1974.
H orkheim er, Max; Criıical Theoty, C ontin u u m , New Y ork, 1992.
Lövventhal, L eo; Litterature, Popular Cıtlıure a n d Society, Pacific Books,
Palo A lto, C alifornia, 1968.
M arcuse, H erb ert; Eros ve Uygarlık, çev: Aziz Y ardım lı, İd ea Y ayınları, İs­
tanbul, 1991.
M arcuse, H erbert; Karşıdevrim ve Başkaldırı, çev; G ürol K oca, V olkan E r-
soy, A ra Y ayınları, İstanbul, 1991.
M arcuse, H erb ert; La D im ension Esıhetic/ue, Seııil. Paris, 1979.
M arcuse, H erb ert; Tek Boyutlu insan, çev: A fşar T im uçin, T eo m an T unç-
doğan, M ay Y ayınları, İstanbul, 1975.
M arcuse, H erbert;^A v / ı r Devrim, çev: Aziz Y ardım lı, İdca Y ayınları, İs­
tanbul, 1989.

7.2 Yardımcı Kaynaklar
7.2.1 Kitaplar
A karsu, B edia; Çağdaş Felsefe, Milli Eğitim Basım evi, İstanbul, 1979.
A nderson, Perry; Tarihsel Materyalizmin İzinde, çev: M eh m et B akırcı, H.
G ürvit, Belge Y ayınları, İstanbul, 1986.
B atur, Enis; Estetik Ütopya, BFS Y ayınları, İstanbul, 1987.
Belge, M urat; Marksist E stetik, BFS Y ayınları, İstanbul, 1989.
B ernstein, R ichard; The Restructuring o f Social and Political Theory,
M eth u en & C o ltd, O xford, 1976.
B o tto m o re, T om ; Frankfurt Okulu, çev: A hm et Çiğdem , A ra Y ayınları, İs­
tanbul, 1989.
C ourt, R aym ondj^lrfom o eı la Nouvelle Mıtsitjtte, Klincksieck, Paris, 1981.
D em irh an , A hm et; Modernlik, Ağaç Y ayınları, İstanbul, 1992.

112

Kaynakça

Dews, Peter; Logics o f Disintegration, V erso, L o nd ra, 1990.
E agleton, T erry; IValter B enjam in or Towards a Revoltıtionaıy Criıicism,
V erso, L ondra, i 992.
Lütfii E rol, İsm ail; Balı Klasik Müziği, Ö teki Y ayınları, A nkara, L991.
Fay, B rian; Social Theory a n d Polilical Practice, G eo rg e A llcn& U nw in.
L ondra, 1984.
G ıirbilek, N urdan; (derley en ), IValter Benjam in; Son Bakışta A şk, M etis
Y ayınları, İstanbu l, 1993.
H eld, D avid; Intm ductio n to C ntical Theory; H orkheim er to Habermas,
U niversity o f C alifornia Press, B erkeley and Los A ngeles, 1984.
Jam eson, F redric; (derleyen), Estetik ve Politika, çev: Ü nsal Oskay, E leşti­
ri Y ayınları, İstanbul, 1985.
Jam eson, Fredic; L ale M anisin, V erso, New Y ork. 1990.
Jam eson, F redric; M a n ia n and Form, Princeton U niversity Press, Prinee-
ton, New Jersey, 1974.
Jay, M artin; A d o tn o H arw ard U niversity Press, C am bridge,
M assachusetts, 1984.
Jay, M artin; D iyalektik İmgelem, çev: Ünsal Oskay, A ra Y ayınları, İstan­
bul, 1989."
K eat, R ussel& U rry, Jo h n ; Social Theoıy as Science, R outledgc& K cgan
Paul, L ondra, 1975.
L iehthcim , G eorge; From M a n io Hegel. H crd er& H e rd c r, Ncvv York,
1971.
Lukacs, G eorge; Estetik 1, çev: A h m et C em al, Payel Y ayınları, İstanbul,
1985.
Lukacs, G eorge; Estetik 2, çev. A h m et C em al, Payel Y ayınları, İstanbul,
1992.
Lukacs, G eorge; Estetik 3, çev: A h m et C em al, Payel Y ayınları, İstanbul,
1988.
O ktay, A hm et; Türkive’de Popüler Kültür, Yapı K redi Y ayınları, İstanbul,
1993.
M agee, Bryan; Yeni D uşıin A danılan, çev: M ete T unçay, Birey ve T oplum
Y ayınları, A nkara, 1985.
Oskay, Ü n sak Çağdaş Fantazya, A yko Y ayınları, A nkara, 1982.
Oskay, Ü nsal; Estetize E dilm iş Yaşam, D ost Y ayınlan, A nkara, 1982.
Oskay, Ü nsal; M üzik ve Yabancılaşma, D ost Kitabevi, A nkara. 1982.
Ö zügül, O ğuz; Pozitivizm Ya da M antık Olarak Felsefe, Us Yayınları, İs­
tanbul, 1991.

1 13.

Frankfurt Okulu nda Sanat ve Toplum

R abinow , Paul& Sullivan, W illıam; (d erley en ler), Toplum bilim lerinde Yo-
m n tcıı Yaklaşım , çev: T a h a P arla, H ü rriy e t V akfı Y ayınları, İsta n ­
bul, 1990.
R ad d atz, F ritz; Lukacs, çev: E n d e r A teşm an , A lan Y ayınları, İstanbul,
1984.
R o se, G iilian; The M elancholy Science; A n Introduction to the Thought o f
T .W A dorno, C olum bia U niversity P ress, New Y ork, 1978.
Schiller, F ried n ch ; insanın E stetik E ğilim i Üzerine B ir D izi M ektu p , çev:
M elahat Ö zgü. Milli Eğitim Basım evi, İstan b u l, 1990.
S later, Phil; Frankfurt O kulu, çev: A h m et Ö zden, BFS Y ayınları, İstanbul,
1989.
Soykan, Ö m er N aci; M üziksel D ünya Ütopyasında A d o m o ile B ir Yolculuk,
A ra Y ayınları, İstanbul, 1991.
Soykan, Ö m er N aci; Türkiye'den Felsefe Manzaraları, Y apı K red i Y ayınla­
rı, İstanbul, 1993.
Sözer, V ural; M üzik ve Müzisyenler A nsiklopedisi /-//, R em zi K itabevi, İs­
tanbul, 1986.
T unalı, İsm ail; Estetik, R em zi K itabevi, İstan b u l, 1989.
U ğur, Aydın; K eşfedilm em iş Kıta, İletişim Y ayınları, İstanbul, 1991.
W ebern, A nton; Yeni Müziğe Doğru, P an Y ayınları, İstanbul.

7.2.2 Dergiler
O luşum , Yıl: 8, Sayı: 40, A nkara, Şubat J98I (F ran k fu rt O kulu özel sayısı)
R evue D ’estheııque, Sayı: 8, E d itio n s Privat, T oulouse, 1985. (A d o rn o Özel
sayısı)
Revue D es Sciences Hıtmaines, Savı: 229, Lille. 1993. { F rankfurt O kulu
özel sayısı)

7. 2.3 M akaleler
B uck-M orss, Susan; "W alter B enjam in; R evolutionary W r ite r I", New
Lef! Rewiew, Sayı: 128, July/A ugust 1981.
B uck-M orss, Susan; "W alter B enjam in: R evolutionary W rite r 11", N ew
L eft Rewtew, Sayı: 129. S ept/O ct 1981.
Ç etinkaya, H üsam ettin ; "Pedagojik KuramsaUığın Yıkılışı", Edebiyat& E-
leştiri, Sayı: 2/3, 1993.
E agleton, T erry; "Aııschwitz’d c n Sonra S anat; T.W . A dorno", E debi­
y a t^ Eleştiri, Sayı: 2/3, 1993.

11i

K oçak. Papirüs. A k ıl Tutulması. Löwy. "M aelström Ü slubu". "H ork h eim er ve F ran k fu rt O kulu". O rhan."P ostm odernizm in Sosyo E k o n o m ik bir T em eli v ar mı?". H aziran-E ylül 1988. "Sanatın Kaynağı S orunu: O yun ve Dans". Sayı:2. Edebiyat&Eleştiri. Kaynakça Hilav. Sayı: 152. K oçak. Sayı: 5. Sayı: 1. "Revolutıon A gainst Progress. Soykan. S elahattin. M etis Y ayınları. Felsefe Dünyası. A ralık 1991. M ichael. B ahar 1980. "Frankfurt O kuiu ve E leştirel K uram Ü zerin e N otlar". July/Aııgust 1985.N ew L e ftR e w ie w . Sayı: 2/3. K oçak. Defter. 1990) için önsöz. Ö m er N aci. (M ax H o rk h eim er.1993. O rh an . 115 . W alter B enjam in’s R om antic A narchism “. İstan b u l. O rhan.