You are on page 1of 289

DER YAYINLARI: 290

MARTIN JAY

yev. Ünsal OSKAY

DER YAYINEVİ

Molla Fenari Sokak
Der Han 40-42
344 1 0 Cağaloğlu - ISTANBUL
Tel: (02 1 2) 527 0 1 65 - (021 2) 511 51 90
Fax: (02 1 2) 5 1 1 47 76

YAYIN NO: 290

Bası m :
Kardeşler Matbaası
Topkapı- İ STAN BUL

ISBN 975-353-220-2

©DER YAYINEVI - 200 1

Copyright © Bu kitab ı n, Türkiye'de yayın hakları Der
Yayınevi'ne aittir. Her hakkı saklıdır. Yayınevimizden yazılı izin
alı nmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz. Hiçbir şekilde
kopya edilemez, fotokopi, faksimile veya başka bir şekilde
çoğaltılamaz ve yayınlanamaz.

yazar. tek hir düşünceyi Közden kaç·ırmayan: hunlarm toplumda hir an önce bilinir hale gelmesi İ</in emeğini. katkısını esirgemeyen şair. Kimi "yanllşhklardaki" ısranmm sorumluluğu benimdir.daşmı sevgili Ahmet Oktay 'a hu ç·eviri metnindeki emeği iç·in de teşekkürlerimle. Ü. v .O. düşünür ve arka. Güzel tek hir tümceyi.

.

1944 yılında New York City'de do(jdu. Dokto­ rasını Harvard Üniversitesinde yaptı. Martin Jay. Birçok ülkede ders verdi. 1974-1975'de Oxford. Martin Jay. aralarında Türkçe de olmak üzere. bir­ çok dile çevrildi. Ayrıca. Bir diğer kitabı Marxism ve Totalite: Bir Kavramın Lukacs'dan Habermas'a Serüveni (1984)'dir. Telos'un 1980 yılı Sonbahar sayı­ sında Leo Loventhal için bir Festschrift yayınladı. Union Cellege'i bitirdikten sonra London School of Economics'de okudu. Saint Anthony's College'de öğretim üyeliği yaptı. Martin Jay. Kaliforniya'da Berke/ey Üniversitesin­ de 1971 yılından beri tarih profesörü. Adorno ve Frankfurt Okulu üzerine bir­ çok makaleler yayınladı. Theory and Society dergisinin yayın kurulunun da başında. VII . Ünlü kitabı Diyalektik imge­ lem: Frankfurt Okulunun ve Sosyal Araştırma Enstitü­ sünün Tarihi.

.

ADORNO
MARTIN JAV

ilk baskısı 1984 yılmda Fontana Paperback'den.
Copyright I Martin Jay, 1984.

Ortak dostumuz Leo'ya

.

... ... . .... ......... . .. ... .... . ... ... . 151 Sonuç ............... ................................. .......... ... ..... . ....................... ... 265 xv .... ..... .......... ........ 107 4 Manipülasyon Olarak Kültür..... Özgürleşim (Kefaret) Olarak Kültür . .. XVl l Giriş .......... Dipnotlar ... ... ........... ..... ..... 225 .... . ........ ..... ......... ......·....... ... ........ ............... .. ...... 1 1 örselenmiş Bir Hayat........... ............... ... .............. ........ .. . . .. İÇİNDEKİLER Anmak istediklerim .. 229 Kısa Kaynakça . ..... .... . ......... 69 3 Parçalanmış Totalite: Toplum ve Psişe .. ......... .... 21 2 Atonal Felsefe .............

.

ikimizin dostluğu ise. Frankfurt Okulu üzerine çaflşmaya başladığım 1968 yılmdan. Onun Adorno ile dostluğu 1921 yılmda başlamış ve klfk sekiz yıl sürmüştür. Fakat. Di­ lerim. Eugene Lunn. gö­ nül borcu duyduğum bütün bu yakmlanmm ba­ şmda. Eşim Catherine Gallagher'in ve bu dizilerin editörü Frank Kermode'un titiz ve özenli değer­ lendirmelerinden de çok yararlandım. XVII . ANMAK İSTEDİKLERİM Hepsi de Adorno üzerine çok seçkin kitaplar yazmış bulunan Susan Buck-Mors. elinizdeki kitabm sevgiyle kendisine adan­ dığı Leo Loventhal geliyor. çok uzun sürsün. Richard Wolin ve Lambert Zuider Vaart bu kitabı daktilo edilmiş metinken okumayı yüklen­ diler.

.

O. Felsefe· den­ meye lay ı k bir felsefe. edilgin okuyu- . "Çağdaş ustalar" başlıklı bir dizide yer almak­ tan rahatsızl ı k duyacağı için değil. praxis düzeyine varması na"2 bağlıd ı r. bilerek. Vaktiyle. hayatı boyunca geliştirdiği düşüncelerinin böyle bir kitapla geniş sayıda okuyucu­ nun i lgilenip anlayabileceği bir düzeye indirgenmesini bir tür acımasızl ık sayacağı için olacaktı . Adorno'nun yazdığı metinler de. aşırı alçak gö­ nüllülüğün de bir kişilik eksikliği olduğunu bilen biriyd i . bu ise. kendisinin ısrarla hep savundu­ ğu gibi. ADORNO Başlarken. Dehşete düşecek oluşu. Adorno'nun olumlu bulduğu Arnold Schoenberg in müziği gibi." 1 THEODOR W. Tıpkı. Adorno rahat ve kararlı bir dille. die sich selber nicht verstehen. dinleyicinin ya da okuyucunun "yalnızca kendisine verileni kabullen­ meyi aşıp. harcı alem bir dille ya­ zılacak metinler şeklinde kaleme alınacak bir düşünme düzeyinde kalamazd ı . felsefe denmeye layık bir felsefe metnin­ de de tek bir tümcenin anlamının aslına uygun olarak kavranabilmesi . d iğer bütün çalışmaları n ı da okumuş ve özümsemiş olmak ger�ktiğini söylemiştir. kendisinin herhangi bir çalışması nı gerçekten okumuş olabilmek için. arkadaşı Siegfried Kracauer onun metinlerinden birini okurken karşı laştığı güçlüğü dile getirdiğinde. hemen belirtelim: Hakkı nda böyle bir 1 kitap yazılacağını duysaydı Adorno herhalde dehşete düşerdi. GiRİŞ "Wahr sind nur die Gedanken . hemen kavranabilecek. o yazarın bütün yazd ı kları n ı n tek tek okunup kavranabilmiş olmasına.

Onun temel i­ nancı odur ki. Buna uygun olarak da. düşüncelerin ifade edili­ şinde kullanılan formdan ayrı tutularak içlerindeki an­ lamın kavranabileceği yolundaki görüş ve girişimlere hep kuşku ile bakmıştır." en iyi büyüteç kişinin kendi gözündeki mercektir"3 . karmaşık ve ince nüanslarla ifade edilebilecek düşüncelerini. ifade etmeye hiç yanaşmamıştır. kitap "kötü organi­ ze edildiği için"5 kaçınması ve çok iyi niyetli bir Ameri­ kan dergi yöneticisinin de. bir zamanlar kendisinin Heideggerin anlatımındaki güçlükten şikayet ederken dedikleri.cunun hiçbir gayret göstermeden okuyup anlayabilece­ ği metinler olmaktan uzak metinlerdir. yeniden yazdırmak istemesi üzerine olmuştur. zor ve karmaşık yapılı düşüncelerin gündelik. söylediklerimi şimdi anladım dediğiniz her an. anla­ dığınızın yanlış olduğunu da anlıyorsunuz"4• Gerçekten de. Kolay iletişim kurmak için basit ve alışılmış tarzda yazmak gerektiğini savunanların bir metindeki can alıcı özü iletimlenebilir olana indirge­ mek istemelerine karşı çıkan Adorno. ısrarla. sanı­ rım. bunların gerektirdiği düzeye çıkmaya gayret gösterme­ yenlerin anlayabileceği basit bir tarzda yazmaya. 1949 yılın­ da Amerika'da bir yayınevi sahibinin Modern Müziğin Felsefesihi İ ngilizceye çevirmekten. Adorno'nun makalelerinden birini içindeki tezin daha rahat anlaşılması için. şimdi Adorno için de söylenebilecek gibidir: "Kendisini öylesine bir tabu ile çevrelemiş ki. Öyle ki. harcı alem dille ifade edilemeyeceğini söylemiştir. Adorno. Nitekim. Adorno. Adorno'nun ana­ yurdu Almanya'ya dönme kararı alması da. Almanya'ya 2 . ifade edilişindeki tarz ve içerikten etkilenmeksizin tek anlamlı. düşüncelerinin. yalın ve dümdüz bir öner­ meler dizisine indirgenebileceği görüşüne hep karşı çı kmasına neden olmuştur. Düşüncelerini ifadedeki artistik yan.

"felsefe ve felsefenin spekülatif momentine özel bir seçmeci yakınlığı ve yatkınlığı ol­ duğunu"6 söylediği Alman dilinde yazabilme olanağına da kavuşmuştur. "Kültür Endüstrisi"nin homojenleştirici tiranlı­ ğından kurtulduğu" gibi. kuşkusuz. 3 . 1 960'1arın ortalarındaki bu ilk girişimden bu yana Adorno'dan birçok metin. " basit laf cambazlı kları n ı n incelikle işlendiği bir dil kullan ı m ı "7 sayı lmaktadır. Kari Popp et in dediği gibi. kimilerince. Bu nedenle. kendisinin ve Horkheimetin deyişiyle. yalnızca bir kez görülebilmiştir. Durumun anlaşılması için belirte­ lim: Onun metinlerinden çevirenlerden birinin çıkıp da ikinci bir Adorno metni daha çevirmeye kalkışabildiği şimdilik. O'nun kitapların­ dan birini Adorno metni olarak çevirmeye girişenleri n . bazı istenmeyen sonuçlar göze alınarak l ngilizce'ye çevrilmiş bulunuyor. Adorno'nun kendi biçemi içinde geliş­ tirip kullandığı Almanca bugün "Adorno Almancası " diye nitelendirilmektedir. kimilerince de. bunların her birinde. bugün önümüzde Adorno'dan lngi­ lizce'ye çevrilmiş epeyce seçme yazı ve çalışma varsa da.dönme kararı almakla. Adorno'nun düşüncelerinin ve onu tam olarak kavrayabilmek için büyük önem taşı yan bazı inceliklerinin sanki yeterince aktarı lamadığı duy­ gusuna kapılmamak mümkün olmuyor. Nasıl değerlendirirseniz değerlendirin. Adorno' nun yazma biçeminin bir başka dile aktarılmasının çok güç olduğunu kabul etmek gerekiyor. çevirmekte oldukları metnin önüne "Çevrilemezi çevirmek" başlı kl ı bir yazı eklediklerini biliyoruz8 . en i nce anlamları verecek bir yapıda olduğu için övül­ mekte. çok duyarlı v e bilgili b i r tutumla. Alabildiğine esnek v e tek bir anlamla sınırl ı kalmayan bu dil kullan ı m ı .

nasıl sert eleştiri yönelttiğini hatı rlayabildiğinizde. Ne var ki. çalışmaya başladı ktan bir süre sonra. Birincisi. onun bu direnişinin eleştirile­ re karşı kendi savları n ı sürdürmek amacı taşı mad ı ğı n ı . Bu acıyı ilk anda duymam ış olsanız bile. bu suçluluk duygusunun insanı felce uğratan etkilerinden . evcilleştirilmeye direniş amacı ile yapıldığını görebildiğinizde böylesi bir kitabın dar olanakları içinde onun düşüncelerini anlatmaya kalkışmanız içinizde bu ayn ı acıyı duyumsamanızı ka­ çını lmaz kı l ı yor. b i r ara Arthur Lovejoy'un deyişiyle an­ lamsal bulanıkl ığın metafiziksel pathos'u sayılabilecek bir zaafı n ürünü olmadığını. ünlü melodiler hastalığı"na . Adorno'nun kendisinin düşüncelerinin evcilleştirilmesine karşı nasıl inatla direnmiş olduğunu anlamaya ve buna saygı duymaya başladı ğı n ızda. bir yazarın metinlerinin öneminin onun bu metinleri yazdığı andaki niyetine indirgeneme­ yecek oluşudur. bir öl­ çüde kurtulabildiğinizde kendinizi teselli edebilmeniz için i ki olanak çıkıyor karşınıza . şimdi a rtık çok kişinin bildiği gibi. vasati kültür düzeyindeki insanların en zor metinlerin hemen anlaşı labilecek dü­ zeyde yazılması yolundaki tutkusuna . kaçınılmaz bir biçimde. içinizde bir acı duyuyorsunuz. kendinizi . onun hayatı boyunca ellerine düşmemek için mücadele ettiği bir takım güçlerle suç ortaklığı na girmiş gibi his­ setmeye başl ıyorsunuz. Adorno'nun da kendi çal ışmaların ı n alımlanması (reception) üzerinde denetim kurma isteği ile kendimizi sınırlamaktan ka- 4 . bütün bütüne olmasa bile. hatta dahası . Bu. birçok yazar gibi. Adorno'nun. Adorno'nun düşüncelerini böylesine gırış niteli­ ğinde ve Almanca'nın dışı nda bir dille yazılmış bir kita­ bın dar çerçevesi içinde anlamak ve anlatmak için yola çıktığınızda."Büyük beste­ cilerden derlenmiş.

Ama. Bu açıdan baktığımız­ da. bizim için de anlam ifade edecek şekilde etkilemek istediğimiz bir metin olmak zorunda. Yazarın metindeki kendi özgün savları n ı n .çın mamıza izin veriyor1 0 . bu işe girişmemizden daha önce yapılmış başka başka yorumlama ve yanlış yorumlamaları n yer aldığı kültürel bir mekan ı n dolayımından geçerek gerçekleştirilebilmektedir. bize göre. kendi içlerinde kendi etkilerini d e barındırdı­ ğını düşünmek durumundayız. bazı ları n ı n basit bir tanıtma ya da giriş niteliğinde tanıtma kitabı sayabileceği yorumlama çalışmalarında bile yaratıcı bir zihnin ürünü olan bir metnin. onunla aramızda bir aşinalık oluşturma itkisinden kaynaklanıyor. Kaldı ki. parodiye dönüşmektedir. onu bizim için bilinir kı lma. üzerine eğildiğimiz metinleri bir başka form içinde yeniden yazmak istediğimizde bu sürecin. Bugün artık biliyoruz ki. 5 . bizim ta­ rafım ızdan yeniden yazılması da. onun anlamının da bir bölümünü oluştur­ maktaysa. bu işe kalkıştığınızda niyetiniz ne ka­ dar ciddi olursa olsun. hangi m etin olursa olsun. bu istenmiş olsa da olmasa da. kaçı nıl maz bir biçimde. eğer yazılmış bir metnin yazım sonrası y ı llarda oluşturduğu etkiler. bir gücün hayatiyetinin korunmaya çalışıldığını görmemiz gerekir. yaptığımız bu " bize göre de anlamlı kı lma" işinin etkileri birden bire yoğunlaşmaya başlı yor. artık. bu asıl metinlerin yazıldıkları kendi zamanla­ rından koptuktan sonra bizim zamanım ızda. Okumak isteyip de üzerine eğildiğimiz her metin. Adorno'nun arkadaşları Benjamin'in ve Loventhafin hep belirttikleri gibi. bir metni okumak isteme miz. Adorno'nun inceleyeceğimiz çalı şmaları n ı n d a . bunu burada durdurmayıp. saygılı olmanın hudutları iı:.inde kalabilmiş olmayı aşarak. öner­ melerinin ası l üslubundan ayrı düşecek bir biçimde yeniden üretimi.

Çünkü. Benim ü­ midim. ancak onun metinlerinin okunması iledir ki. bu kitabın Adorno'nun asıl metinlerini okuyacak · olanları bu işten alıkoymak şöyle dursun. böyle bir kitabı yazmaya kalkışmayı haklı kılabilecek bir diğer neden de. elinizdeki kitap gibi küçük bir çalışma ile Adorno'nun tüm yazd ı kları n ı . Bu tür çalışmalar. o usta hakkında duyduklarım ızdan edindiğimiz bilginin geçersiz kılınması . onların bu gibi arzuların ı arttırmaktır. okuyucudan Adomo'nun bütün çalışmala­ rın ı okumasını istemek fazla olacaksa da . ne yapıl ı rsa yapılsın. ya da bu duyduklarım ızın yarattığı yabancılaşma'dan yabancılaşmanın gerçekleştiril­ mesidir. farklı ve yeni nitelikteki düşünceler! her­ kese tanıtmayı ve herkesçe bilinen şeyler haline getir­ meyi amaç edinmiş bir kitap hakl ı l ı k kazanacaksa. Eğer.bunlar şim­ di Suhrkamp Verlag yayınlarından yirmi üç cilt olarak çıkmaya başlamı ştır . işin hacmi karşısında. asıl yazarın başlattığı zihinsel sürece bir katkı sayılabilmelidir. Ayrıca. Adomo'ya duyulan say­ gının ürünü olan bu elinizdeki kitabın amacı gerçek­ leşmiş olacaktır. Bu amaçlanan iş ise. ne denli yetenekli olursanız olun. bir anlamda orjinal metni oluşturan zihinsel enerjinin hala hayatiyetini korumakta oluşunun da göstergesi olmaktadı r. Örneğin.bu metinlerin okunmasının çok yararlı olacağını da söyleyelim.Bu basit gibi görülen kitaplar. Okuyu­ cu da böyle bir çalışmanı n daha en baştan bu başarı­ sızlığa mahküm olduğunu zaten görecektir. modern dönemi n b i r düşünü rü. önceki yazarın metninin tam bir özdeşi olmasa da. bu 6 . başardığı tüm işleri anlatmaya kal­ kışmak. asıl yazarın yazdı klarını n na­ sıl olsa tam olarak tekrarlanamayacağıdır. bir ustası i l e dolaysız temas kurarak. başarısızlı ğa peşinen mahkümdur. Adorno'nun Kracauerden istediği gibi.

7 . astronomiye ait bir terim olan. Adorno'nun temel iki metaforundan ilki karma­ şık bir görüngünün (fenomen) dinamik ve karşılıkl ı bi­ çim değiştirimci yapıs ı n ı oluşturan çekici ve itici yanları arasındaki ilişkinin ortaya koyduğu karşılıkl ı etkileşimi anlatmak için kullandığı güçler alanı . Bu inançla. entelektüel kariyeri içinde hiç de­ ğilse temel nitelikteki iki metaforunu çal ışmaları boyun­ ca inceleyerek onun düşüncelerindeki zenginliği bazı boyutları ile göstermeye çalışacağız.ancak. Yazma biçemindeki sık sık belirtilen yarı-taktik nitelikteki 12 bir öğeden söz eder etmez bir diğerini de hiç geride bı rakmadan ele almas ı . Adorno'nun düşüncelerine ve düşün­ celerini sunma tarzı na bütünüyle sadı k kalmamız mümkün olmasa da. karşıl ıklı yaklaşı m içindeki varlıkları ile meydana getirdikleri durumu ifade için. tarihsel ve doğal yanları arasındaki tek bir kalı ba dökülmesi olanaksız ilişkileri ifade etmek için bu iki metaforu sık sık kullan­ m ıştı r. tikel ve tümel yanları . yıld ız kümesi (constellation) metaforudur. Adorno'nun Lukacs'a yönelttiği eleştiride ileri sürdü­ ğü "dışa rdan zorlamayla oluşturulmuş bir uyumlan­ maya" 1 1 başvurmadan ortaya koyabileceğimize inanı­ yorum. okuyucunun asıl yazarın özgün metinleri ile dola ysız temas kurması sayesinde olabilecektir. onun entelektüel kariyeri içi nde yaşadığı bazı gerilimle­ ri. savları ve gözlemleri hiyerarşik bir biçimde anlatmaya karşı oluşundandı r. Kültürel ve toplumsal gö­ rüngeleri i ncelerken Adorno görüngelerin öznel ve nesnel yanları . bir ortak paydada toplanma­ ya. Benjamin' den aldığı. İ kincisi ise. bir temel tözde ya da her şeyin kökenini oluşturan bir ilk ilkede toplanıp bunlara göre anlamlandırılmaya direnen değişim içindeki öğelerin bir tümlük oluştur­ maktan çok. Bunu yaparken.Kraftfeld - metaforudur.

Bir keresinde kendisinin de dediği gibi. düzeltim ve değiştirimlere uğratmamak için izlememiz gereken yo­ lun ne olduğunu da. herhangi bir diyalektik sürecin gelip dayanacağı öngörülen uzlaşı m momenti­ ne varmayı hiç de kendine erek edinmeyen farklı bir diyalektik olmuştur. düşüncelerin kendi kendilerini niteleye­ cekleri yerde kendilerine karşıt bir konum edinecekleri en uç noktaya varacak aşırılaşmalar boyunca ilerleye­ bilir"1 3 . Adorno'nun diyalektiği. hiçbir zaman belirli tek bir biçim içinde kalmayan ger­ çekliğin her an kurulan ve yıkı lan. Bu metaforları Adorno'nun entelektüel üretimi i­ çinde uygulamaya kalktığı m ızda onu tek bir geleneğin ' içine kaba çizgiler halinde belirli bir hareket ya da dü­ şünce okulunun içine yerleştiremeyeceğim izi görüyo­ ruz. Adorno'nun kendi y ı ldız kümeleniminin. kendi güçler alanı n ı n haritası nda 8 . Adorno. alışılmışın tersine. aşırı laş­ tırmanın bir güç alanı ndaki ya da bir yıldız kümelenimi içindeki gerilimleri yok etmek yerine bunları n hiç tör­ pülenmemiş bir röliyefini vermek durumunda olduğunu savunmuştur. bilişimde (cognition) aşırı­ laştı rmanın kritik rolünü önemle vurgulam ış. Onun yapabildiği araştırmaları anlamsal daraltı m lara neden olacak betimlemelere. araları nda hiçbir ilişkinin bulunmadığı göreceli bir kaos olmayıp. Bu tutumunun so­ nucunda ortaya koymuş olduğu yapı ise.Adorno'nun güçler alanı ndaki ya da yıld ız kümelenimindeki öğelerden herhangi birine ayrıca l ı k tanı mayı doğru bulmaması ndandı r. "diyalektik. ister istemez görüyoruz. Bu nedenle. bu metaforları uygulamak istedi­ ğimizde. i lerde incelediğimizde göreceğimiz g ibi. oluşan ve değişen olumsuzlamaları n ı n diyalektik bir modeli olmaktadı r.

Baskı altına alınmış toplumsal sınıf ya da kesimler adına konuştuğunu i leri süren herhangi bir partinin di- 9 . Bu yıldız kümeleniminin en parlak yıldızı . Lukacs'ın ve Korsch'un Hegelgil Marxizminden kay­ naklanmakla birlikte. ya da. Adından da anlaşı la­ cağı üzere. daha doğru bir ifade ile.onu n düşünsel konumunu kavramamızda işe yaraya­ bilecek beş ana ışık ya da enerji odağı görm ekteyiz. Herbert Marcuse. Marxizmin kritikçi geleneğinden kaynaklanmıştır. her şe­ yin başlangıcı durumundaki y ı ldız sayabileceğimiz Marxizm . Bu Eleştirel · Teori . Eleştirel Teori . Marxizmin bu felsefeyi ne kadar derinlemesine aşıp geçtiğini önemle vurgulamakla birlikte. Marxizmin bilimsel nitelikteki vargı ları ndan çok. Batı Marxizminin en yaratıcı dallarından biri olan ve 1 923 y ı l ı nda kurulan Sosyal Araştı rma Enstitüsünün en önemli üyelerinin oluşturduğu "Frankfurt Okulunun" önde gelen düşünürlerindendir. Max Horkheimer. Marxizmin klasik Al­ man Felsefesine olan borcunu hiçbi r zaman unutma­ m ı ş. Adorno. hep kabul edildiği üzere. Teorisi ile. Adorno. Marxizmin bu mirasına daima saygı duymuştur. proleteryan ı n politikası ya da başka herhangi bir radikal toplumsal gücün politika­ sı arası nda sağlam bir bağlantı kuramayışı da bundan­ d ı r. Diğer bütün Batı l ı Marxistler gibi. Fredrich Pollock ve Leo Loventhal ile beraber Adorno bu okulun Eleştirel Teorisinin en ö­ nemli mimarları ndan biri olmuştur. hakl ı olarak. Eleştirel Teori . onun sonunu da getiren bir geliş­ me çizgisi boyunca oluşmuştur. Birinci Dünya Savaş ı n ı n hemen sonrası ndaki yıllarda Georg Lukacs ve Kari Korsch'un başlattı kları heterodoks Batıl ı Marxizmdir. hiç kimse ile pazarl ı k konusu edemeyeceği bir entelektüel kimliğe sahiptir.

Bu tür çağrı lara hiçbir zaman yüz vermemiştir. Onun bu konu­ daki uzlaşmazlığı Batı Marxizmine özgü olan modern toplumun ütopyan potansiyeline ı srarla bağl ı oluşundan kaynaklanmaktayd ı . klasik ya da gerçekçi bir alternatife dönmeyi hiç düşünmemiştir.hatta yalıtılmışlı­ ğa . ne denli önem ta­ şıdığ ını ısrarla beli rtmeye çalışmıştır. Öyle ki . Louis Althusser. Bir filozof ve toplumbilimci oluşunun yanı sıra Adomo aynı zamanda işini ciddiye alan bir m üzisyen ve kompozitördü . bu ince­ lemelerindeki ve düşünme tarzı ndaki "atonal" biçem bile gençliğinde uzun uzad ıya çal ıştığı bu kompozisyon ilkelerinin izlerini taşıyan bir biçem olmuştur. Ernst 10 . Adorno. pratik amaçlarla düzenlenmiş yürüyüşlerde s ı ralardan birine girip kaybolmamanın.varacak ölçülerdeydi. onun deyişiyle "nicht mitmachen"in. gerçeküstücülük ile ilgili olarak Benjamin ile giriştiği tartışmalardan da bildiğimiz üzere her modernizm akı­ m ı n ı desteklememişse de. Bu görüşü Adorno'nun. Klasik Müziğin ve Popüler Müziğin hemen hemen her yönü ile ilgili konularda yazmakla kalmamış. 1 920'1erin Viyana'sı ndaki Schoenberg Modern Müzik okulunun devrimci atonal tekniklerinden çok şeyler öğrenmiş. Kendisinden daha ortodoks Marxistlerle aynı safta yer almayı reddeden Adorno. Adorno'nun bu konulardaki uzlaşmazcılığı e n küçük konularda bile tam bir bağı msızlığa .siplini altına girmeyi reddetmiş oluşu da bundandı r. bugün varolan sosyalist rejim ile sosyalist bir toplum özleminin gerçekleştirilmesinin birbiriyle bağdaştırılamayacak şeyler olduğunu görmezden gelmesini önlemekteydi . bu okuldan yana bir müzisyendi. Onun üzerinde durduğu ilgi alanı ndaki ikinci en parlak yıldız da estetik modernizmi idi. Bu da Batılı Marxist ente­ lektüellere özgü bir özellikti.

Adorno bu kitabını savaş sonrası dünyasının en uzlaşmaz yazarı saydığı Samuel Becketfe ithaf edecekti 14 . Kitle Kül­ türünden hiç mi hiç hoşlanmay ı ş ı . Marxist ve modernist eğilimlerine rağmen. aktivist solcuları n Adorno'yu kendi yaz­ d ı kların ı n gerektirdiği siyasal sonuçlara uymaya ya­ naşmayan bir elitist saymalarına neden olmuştur. 1 969 yılında öldüğünde) Estetik Teori üzerine odaklanmış bitirilememiş dev bir çalışma bırak­ mıştır. Adorno'nun somut siyasal pratikten ısrarla kendini uzak tutmuş olması da. ütopyan umutları n öneminden ı srarla söz ederken bile sürdürdüğü derindeki pesi­ m izmi de. Spengler ve diğer reaksiyoner düşünürlerle olan . tar­ tışmalara yol açan yakınlığı da Adorno'nun m odern­ leşmeye karşı çıkan romantik eleştirilerden bugüne kalanları kurtarmayı istediğini kan ıtlamaktadı r1 6 . Fakat bi zz at kendi­ sinin bir modernist olduğunu söyleyebilecek olan y alnız­ ca Adorno'dur. araçsallaşmış akla karşı duyduğu kuşku Alman mandarenlerinin "yap­ rak dökümü" günlerinde 15 oluşmuş bir bilincin izlerini taşıyan özelliklerdir. gene.Bloch ve Galvano De/la Volpe gibi diğer Bat ılı Marxistler de modernizmden yana olmuşlardır. Bu çalışmasını bitirebilmiş olsaydı . çoğu kez ondaki geri­ ye yönsemeli (regressive).kapitalizme gönder­ meler yapmadan anlayabilmek olanaksızd ı r. kültürel konulardaki mandaren muhafazakarlığıyd ı . Adorno'yu. arkadaşı Thomas Mann'ın siyasal­ laşmamış birinin düşüncelerinde klasik anlatı m ı n ı bul­ duğumuz mandaren duyarl ı l ı ğ ı n ı n bir benzeri sayı labi­ lir. bürokratik tahakkü­ me karşı duyduğu tiksinti ve teknolojik. Adorno'nun yıldız kümelenimi içinde en şaşı rtıcı­ sı olan üçüncü yıld ız ise. Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya'sında ki romantik anti . Bu özelliği. Bu ıı . bu aynı dönemi hatırlatmaktad ı r.

Michael Löwy 'nin işaret ettiği üze­ re . hem de hiç önemsiz sayı lamayacak biri". Adorno. Benjamin. Bloch. kültür ile uygarlığı tam da mandarenlerin yaptığı gibi hep birbirinden ayrı şeyler olarak görmüş ve göstermiştir. diyordu Adorno. Lukacs. onun en son noktasında. Ayrı ca . çok sık bir biçimde. "19 N itekim. Adorno'nun eski mandarenlerdeki bu kültürel kırgı nlık ve umutsuzluğu. Adorno'nun "Grand Hotel Münzeviler"e postu serdi­ ğini" 1 7 söylemiştir. Ama. Fakat Lukacs'ın ad ı n ı anar anmaz hemen hatı rlı­ yoruz ki. bu açıdan bakı ldığı nda. Yüksek kültür ile kitle kültürünün daima birbirinden farklı şeyler oldu­ ğunu söyleyen Adorno. " Batı kültürüne karşı yapılmış bütün reaksiyoner eleştirileri ilerici aydınlanman ı n hiz­ metine koşabilmek olmal ı d ı r. kültürü toplumun üzerinde ve pure değerlerin toplandığı bir yer şeklinde fetişleştirmenin de yanlış ve yan ıltıcı olacağ ı n ı önemle vurgulamaktan geri kalmamıştır. Marcuse ve hatta Lukacs'ı n kendisi de dahil olmak üzere Batı Marxizminin ilk düşünürlerinden çoğunu anlamak için gözönünde tutmamız gereken sol kanat bir potansiyelin bulunduğu unutulmamal ı d ı r. "bütün kültürlerin toplumun suçları ndan nasiplerini aldı kları n ı " da 20 h içbir zaman göz ardı etmemiştir. nkidir . 1 8 Romantik anti-kapitalizmde. kendi günündeki birçok düşünürün ak- 12 . ne var ki. aynı anda. zaman zaman. pozitif bir yöne çevirmeye çalıştığını da söyleyebil iriz. "Bugün düşünceyi bekleyen görevlerden biri. Batı Marxizminin kökenleri de Spengler ve Thomas Mann ' ı n oluşumunu sağlayan ayn ı kaynaklar­ dan ortaya çıkmıştır. erken dönem burjuva kültüründeki otantik bireyin yitip g itmiş oluşundan duyduğu hüznü ifade eden şeyler söylemişse de.tür eleştirilere en 'ünlü örnek Lukacs . Gerçekten de.

Yalnızca baba sulbü dolayısı ile yarı Ya­ hudi olan Adorno. kaldı ki . tıpkı idealistlerin gördüğü bütünüyle inşaacı bir meta . çoğu mandarenden farklı bir biçim­ de. Nesnel bir "diğerliliği" savunan materyalistler de. Öte yandan . düşünülemeyecek birşeydir. Gerçek olan şu ki. geriye yönsemeli "organik tümlük" fantazyaları nı kendisine hiç yakın bulmamakla da kalmamış. Adorno'nun Eleştirel Teoriye katmak istediği şeyler. dü­ şüncelerindeki varlığı açı kça hissedilen Yahudi duyar­ lığının da rolü vardır. belki de. yaşad ığımız kendi zaman ımızda böyle birşeyin olamayacağ ı n ı açı kça fark edebilmiştir. özne ve nesnenin birbirin­ den ayrı düşmesinden daha önceki zamanlara . çok güçlü olmasa da. bir zamanlar yaşandığı söylenen toplu luk hayatı­ nın artık bir daha yaşanamayacağı acı sından kaynak­ lanan bir nostaljiye hiçbir zaman sürüklenmemiştir ( Ferdinand Tönnies kültür eleştirilerinde ruhsuzlaşmış m odern topluma ya da Gesellschaften'e karş ı . Açıkça biliyoruz: Adorno. Dahası . Martin Heidegger'in önerdiği gibi. Weimar dönemi boyunca. Bu özelliği. ait bir Varoluş da. Adorno'nun mandaren değerlerine saplanıp kal­ masını önlemekte. Adorno. psikanalizin sayesinde kavranıp anlaşı labilen kişisel mutluluklar ve tensel doyumlar olmuştur. vaftiz edildiği anne dini olan Kato- 13 . ona göre. onun düşünce tarzı n­ daki dördüncü güç de sayı labilir. Yahudi kimliği ile özdeşleşmeye ve hiç isteklilik gös­ termemiştir. organik topluluk yaşamını ya da I Gemeinschaft'ı koyuyordu). Kabala konusunda ün yapmış bilgin Gershom Scholem ile olan dostluğundan çok etkilenen Walter Benjamin kadar bu bilginle yakı n ilişki içinde olmamıştır Yudaizm ile.sübjektivite'nin rüyası n ı görmektedir.sine. Adorno'ya göre.

ulabild. Böyle biri olmak.ıkketmiş hiri olduKunıc halde rustlantilur sayesinde onun elinden kurtulmuş ve hayatta kaltmş olubilirsini=. Amchwitz 'i atlaıahilmiş. Auschwitz hiç unutulamayacak bir olay halini almıştır. kozmopolitliği etnik ya da dinsel herhangi bir toplulukla kayda değer bir yakın­ l ı k kurmasına ya da böyle bir şeyi arzu etmesine mey­ dan vermemiştir. 14 . ölümü hc." Auschwitz'den sonra şiir yazmak bar­ barlıktır"22 demiştir.liklik ile bir ara yakınlığı bile olmuş. böyle bir dünyada kültür alanında verilen seçkinlik ya da başarı madalyalarını n bile köpek bokundan değersiz olduğunu düşünmeye başlaması na neden olmuştur. 1 953 yılında Almanya'ya kesin dönüş yaptığı nda" gerektiği gibi sahip çıkamadığı bir geçmişin hesabını görmekte fazla istekli davranmayan yeni Alman toplumu ile karşı laştığı andan itibaren. Özellikle. Bu vurdum duyma:ltk. Adorno'nun da. Nazi Almanya'sından kaçıp başka ülkelere sığı nd ı ktan ve daha sonraki Yahudi soykı rım ı n ı n ardından içindeki Yahudi kimliğinin bilinci­ ne varmıştır. Ölüm kamplarının yarattığı dehşet. tıpkı Brechtln dediği gibi. Adorno. Adorno için. Ondan s ı k sık yapılan bir alıntıdaki deyi­ şiyle. diğerlerinden c. fakat o günlerdeki solcu entelektüellerin çoğu gibi. Bununla beraber. Adorno'nun Auschwitz ve benzeri olgulardan sonra sağ kalabilenle­ rin hala yaşadıkları acıya karşı duyduğu ilgi 1 966 yılına kadar hiç eksilmeden sürmüştür: Auschwilz 'den sonru.ıyrt tutulmuş her­ kesin üzerinden atıp kurıulumayucuğı kendi suçudur3.xi­ ne vurdum duyma: o/nuıyı gerektirir: onsuz tek hir Auschwitz 'in hile olumaym:ağı ölçülere varmış bir vur­ dwn duymazltğı gerektirir.

Adorno'yu dolaylı yollardan etkileyen Franz Rosenzweigin ünlü kitabının25 başlığında sözü edilen Yahudilerin "kefaret yıldızı"nın getireceği mesihgil ay­ dınlığa.onun şu sözlerinden anla­ şılmaktadı r: Umutsuzluğun her yeri sardığı zamanlarda bir sorum­ luluk olarak yüklenilmesi. bu nitelikte bir ütopyanın gerçekleşebile­ ceğine duyduğu inanç . Adorno da Yahudi dininde Cennetin ya da Tanrı­ nın tasvirinin yasaklanmış oluşundan yola çıkmışçası­ na. çarpllilmış bir dünya olduğunu anlamamlZI sağlayabilmelidi/4. uygulanması gereken tek. Bakış11111z: kavrayışmuz vara/an dünyanın algllanmasmı de�iştir­ meli. Fakat. ne var ki.izik/erinde. ufacık çat­ laklarmda ortaya çıkacak mesihgil ışıklarm aydmhğm­ dan anlaşılacağı üzere. tekniktir. içinde yaşanan güne alternatif olabilecek bir gele­ cekten açı kça söz etmek istememiştir. onun aldatıcı görünümünden kurtulabilmiş o/ma­ li: günü geldiğinde küçücük c.fel­ sefe. Çekilen acılardan kurtuluş gelmeyecek ol­ duktan sonra bilginin ışığı kendini bile aydmlatamaz: Özgürleşim beklentisini bağrında barındıramayan bir bilgi sadece bir yeniden . Lukacs gibi Hegelgil Marxistlerin sa­ vunduğu tam olarak gerçekleştirilmiş bir başka kusursuz ve noksansız birliğin (uyumun) üzerinde de rastlanma- 15 . içinde yaşadığımız bugünkü dünyanm bütün bunlara muhtaç. Tıpkı Horkheimer gibi.ya da böyle bir inancı n canlı tutulmasına verdiği önem . her şeyi özgürleşim beklentisi açısından değerlen­ dirilmesi gerektiği biçimde görüp değerlendirmeye ça­ hşmaktır. Daha anlamlı bir anlatı mla. bu böyle olduğu halde. Adorno'nun düşünce­ sini oluşturan yıldız kümelenimi içindeki Yahudil ik öğesi birkaç anlama birden gelmektedir.inşadır.

onlardakinin tersine. anlamıştı.Semitizm ile totaliterci düşünce arası ndaki bağlantı olmuştur. Adorno'nun düşüncelerinin oluşturucu öğelerinden bu beşinci yıldız." diyordu esefle.yacaktır. Ya­ hudilerin. Varoluşu bu konumundandı r. bir sanat ürününün önemini kavramamız için onun tarih içindeki yazılma-sonrası hayatım da gözönünde tutmamız gerektiğini düşünmemiz yetecek­ tir. 1967 yılında bu hareket orta­ ya çıktığında Adorno ölmüş bulunuyordu27• Fakat bir yazarın haklı olarak belirttiği gibi. yüzyıl totaliterciliğinin eritip yok etmek is­ tediği diğerliliğin. tek tek her biri diğerinden farklı kalabilen. "Auschwitz. Yahudi soykırımından Adorno'nun çıkardığı en büyük ders anti . farklı kalabilen olanm. Adorno'da bu ışık. Bu akun günümüzdeki hiçimi- 16 . onun ilerde daha ayrı nt ı l ı olarak ele alacağımız bu an­ lay ı ş ı . düşüncelerinin oluşturduğu yıldız kümeleni­ mindeki ·beşinci ve son öğeyi meydana getirmekteydi . Bu anlayışının gücünü değerlendirebilmemiz ve bir çal ı şmanın. Adorno'nun hayatı tikellerin birbirine benzemezli­ ği ve farklı l ı klarını koruyabilmeleriyle özdeşleştirmesi. ama birbiriyle karşı­ lıklı etkileşimde bulunabilen tikelliklerin zenginleştirdiği bir topluluk üzerindedir. özdeş olmaya­ bilenın hiç ortadan kaldı rılamayan en inatçı örneği sa­ yıldıklarını fark etmiş. Adomo. Deconstruction ile Adorno arasmdaki paralellikler ö­ zellikle dikkat çekicidir." arık kimliklerden söz eden felsefelerin ölümle özdeş olduğunu göstermiştir"26 . bu soykırım ından sonra. 20. Kuşkuşuz. Batı entelektüel dünyasının büyük bölümünü cezbeden Fransız yapı salcılık-sonrası düşü­ nürlerin yazdı kları ile gün ışığına ç ı kan deconstructionism hareketiyle bugüne kadar varl ı ğ ı n ı sürdürmüştür.

kuşkusuz. Roger Caillois ve Michel Leiris'in başın ı çektiği proto­ deconstructionist çevrece bilinen. tanı nan biriydi . çok açı k bir dille olmasa da. sorunların çoğunu kendileri için de ilgi çekici bulmaktaydı 29 . göstermenin bir niyet olmaksızm yapildığım söyleyen/erin görüşle­ rine karşı çıkan. Adorno ile yapısalcılık sonrası (post- structuralism) arasındaki yakı nlık. bilincinin somut bir biçicnde "/>O- \ zit(f' nitelikte olduğunu kabul etmeyen. deconstructionism içinde de geniş yankılar uyand ırmış bulunuyordu. Bu nedenle. on­ larla Adorno arası nda da) bulunan paralellikleri kabul etmesine şaşmamak gerekiyor3° . A dorno. ni almadan çok iinc:eleri. sımf . lx a/mmış bulunmakıadır. Pierre Klossowski. Gerçekten de. tüm özdeşlikfe/sefe­ . Walter Benjamin'ir:ı bu akımla daha köklü tarihsel ilişkilerinin olması bu görü­ şümüzü doğrulamaktadır. rast­ lantı sonucu bulunabilmiş paralelliklerden çok daha ileri noktalara varmaktadır. gerçekten de. . Jacques Derrida'nı n oturup Benjamin üzerine olumlu bir makale yazması na. hem de derinliğine ele . Bu düşünürler Benjamin'in üzerinde durduğu. Adorno'nun düşüncesinin gelişiminde önemli rolü olan Benjamin'in temel nitelikteki allegori teorisi. Benjamin'in düşünceleriyle kendi düşünceleri arası nda (buna bağlı olarak da. kefaretçi moment'inden yoksunlaşmış bir biçimde. 17 . bugünkü deconstruction hare­ ketinin ele aldığı bütün önemli konular Adorno 'mm çalişmalarmda uzun uzadıya. düşüncelerini yazdı olarak ifade etti­ ği metinlerinde asil önemli olanm heterojen frag­ manlarm içerikleri olduğunu vurgulayabilmiş bir dü­ şünürdü. 1 930'1arda Paris'te mültecilik günlerini yaşayan Walter Benjamin Gol/ege de Sociologie 'deki George Bataille. örneğin.�ini reddeden.

Adorno'nun kötümser kC :türel mandarenliği bir "teslimi­ yetçilik biliminden" çok. ama. Adorno. geleneksel metafiziğin çöküp tükendiğini apaçık ortaya serdiği ve Aydınlan­ manın bulanık diyalektiğinin birçok yanların ı fark edip gösterebildiği için Nietzsche'ye büyük saygı duymak­ taydı . Üstelik. deconstructionisf ler gibi. Nietzsche'nin düşüncesindeki sarsıcı eleştirel enerjiye her zaman için saygı duymuştur Adorno. Fakat. nihilizm olduğu söylenerek gözden düşürülmek istenen şeyleri savunmakla onur kazanacaktır"32 de­ m iştir. Adorno'nun da. gene de. Nietzsche'yi değersiz kılmak için girişilmiş bu kurnazlıkları yanıtlandı rmak istercesine. Adorno'da deconstructionist beklentilerin varlığını gösteren en önemli argüman. Adorno'nun "yönetim altına alınmış dünya" konsepti arası nda çok büyük benzerlikler vardır. bütün bunlara rağmen . "Dü­ şünce. hakikati aradığını söyleyerek mağrur bir edayla ortalı kta dolaşmamış. Adorno hiçbir zaman "dil'in kendi ha­ pishanesine" düşmemiş. onun da Nietzsche'den birçok ortaklaşa düşünceler alması. Nietzsche'nin çağdaşı birçok Fransız izleyicisinin (mü­ ridinin) tersine. Michel Foucaulfnun da teslim ettiği gibi. birçok değerlendirmelerinde bu ögeleri kullanmı ş olmas ı d ı r.34 disipline edici ve hapishaneye dönüşmüş modern topluma (post­ structuralistlerin) yönelttiği eleştiriler ile. 18 . 3 1 Nietzsche'yi faşizme çok yakın irrasyonel bir düşünür sayan Lukacs'ı izleyen birçok Marxist'ten farklı bir biçimde Adorno kitle kültü­ rünü çok acı bir dille eleştirdiği. bir "melankoli biliminden"33 ya­ nayd ı . Bunun sonucu olarak da. Adorno'nun Marxistliği için dahi Nietzsche'nin sevimsiz birçok yanları vard ı . Şüphesiz. onlardan çok daha önce post-structuralisflerin öner­ melerinden çoğunu bulmuş ve ifade etmiştir.

cak kadar da diyalektik düşünebilmiştir. Böyle bir değerlendirmeye saplanmak yerine. Bu nedenle. hiçbir zaman. 19 . Adorno'nun yaklaş ı m ı n ı n temelleri­ ne kadar inmemiz ve onun bütün bu yaklaşı mların ke­ sişme noktası nda yer alan bir düşünür olduğunu gör­ memiz daha doğru olacaktır. bazı yo­ rumcuları n yaptığı gibi. Adorno'nun düşüncelerinin bütün bu öğelerin kendi aralarında yarattığı gerilimli birlikten oluştuğunu kabul etmemiz daha doğru olacaktır. Fakat. Tikel varlıkları n ı koruya­ bilen bireylerin gerekliliğini ve böylesi bir bireyciliğin değerini her zaman savunmuştur Adorno. bu ayrı bireylerin üst üste gelen. estetik modernizmin. çakışan. Bugün artık açı kça gördüğümüz üzere Adorno'nun entelektüel kariyerinin oluşturucu öğeleri B atı Marxizminin yaratıcı ener1ısının. Bu nedenle. Adorno'nun Marxist görünmeye çalışan bir kültürel mandaren ya da edebiyatta öncülük etmiş (avant la lettre) bir diconstructionist olduğ�nu söylememiz yanlış olacaktır. Kimi zaman ve kimi ruh hallerinde bu entelektüel öğelerden biri diğerlerinden daha önde gibi görünse de. hatta çoğu kez birbiriyle çelişkin ilişkilerin ve bu ilişkilerin taşıdığı içeriğin bir ürünü olduğunu gözden kaçırmaya- . düşüncelerindeki çözüme ulaşamamışlığın yarattığı gerilimleriyle değer­ le ndirmemiz gerekecektir. onu yazdığı ve söylediği şeyler arası nda bir uyum varm ış gibi göstermek yerine. Yahudi insanı n ı n kendini tanımlama tarzının ve deconstructionism'in görüşlerine ön gelen görüşlerin meydana getirdiği bir yıldız kümeleniminden oluşmak­ tadı r. Adorno'nun düşünür kimliğinin önümüze koyduğu öz­ g ün görüngüyü gücümüzün yettiğince anlatı p açıklaya­ bil mek için. mandarenlere özgü kültürel düş kırıklığı­ nın.

Gerçekten de, yukanda sözünü ettiğimiz "güçlerin"
ya da yıldız kümeleni minin yıldızlarının kendi içlerinde
ve psikanaliz gibi bunlara ekleyebileceğimiz diğer dü­
şünsel öğelerin içlerinde, Adomo'yu daha iyi anlamamızı
sağlayacak, çok daha incelikli başka birçok çatışkın
yanlar ve bunların yarattığı itkiler bulmamız da müm­
kündür. Fakat Adomo'nun bir yıldız kümelenimi şeklin­
deki düşüncesini değerlendirmekte kullanacağımız
yöntemlerin nasıl daha gelişkin duruma getirilebileceği
üzerinde durmaktan ve onu karşılıklı olarak çekişen her
biri uzmanlaşmış ayrı ayrı enerji alanlarında tek tek ko­
numlamaya çalı şmaktansa, incelememizin ağırlığını
başka bir yöne çevirip, Adorno'yu, kendisini neyi ve na­
sıl anlatmı şsa öyle görmemiz ve öyle anlatmamız daha
doğru olacaktır. Bu nedenle, kitabımızda, onun hayatı ile
ilgili kısa bir bilgilenmeden sonra. çalışmalarına temel
teşkıl eden felsefi görüşlerini gözden geçirecek; daha
sonra da bu felsefi temelin onun toplumsal, psikolojik ve
kültürel konuları irdeleyişini nasıl etkilemiş bulunduğunu
incelemeye çalışacağız.

20

1. Örselenmiş Bir Hayat

'Das Leben lebt nicht.' 1

FERDINAND K Ü RNBERGER

Adorno'nun, Suhrkam p Verlag Yayınevi ta �afın­
dan onun kitapların ı n tanıtım ı nda sık sık kullanı lan,
kişiliğini ve bütün bir yaşam öyküsünü çok anlamlı bir
biçimde yansıtan ünlü bir fotoğrafı vardır. Orta yaşları­
nın sonlarında çekilmiş bu fotoğrafında Adorno yüzünü
sola döndürmüştür. Işık başın ı n yalnızca ön tarafına
düşmüştür ve bir kulağı görünür kısmen . Alnının az

yukarısından çekilmiş bu fotoğrafta bütün dikkatimiz
onun yüzündeki hüzünde toplanır. Dudakları aşağıya
kıvrı mlı, incecik bir açıklı k ağzında, kurumuş gibi. Re­
simde görebildiğimiz ışık düşmüş tek gözü, onun, kendi
içini dinleyen bakışların ı yansıtmaktadır. Başın ı n göl­
gelenmiş arka kısmı ise hüzünlü düşüncelerinde yitip
gitmiş gibidir. Kimi zaman d iğer fotoğraflarında gördü­
ğümüz gözlükleri yoktur. Kendini dinlemektedir, artık
hiçbir şeye kapılmıyormuş g ibidir. Resmin bir tüm ola­
rak bizde bıraktığı etki çok güçlüdür. Adorno'nun yete­
rin ce anlatı lmamış kendi zamanının dehşetinin oluştur-

21

duğu kederi dizginlemeye, kendi içinde dinginleştirme­
ye çalıştığını düşündürür. Adorno'nun "örselenmiş bir
hayattan kaynaklanan düşünceleri"nin oluşturduğu
"melankoli bilimi" yüzünün bu görünümünde ifadesini
bulmuş gibidir. Onun ömrü boyunca yorumlamaya,
anlatmaya çalıştığı sosyal fizyognomi kendi özgün çeh­
resinde yansımıştır. Tıpkı , bir zamanlar Samuel
Beckett'in çehresi için yazdığı gibi, "Gözyaşları mız ne
denli aksa da yüzümüzden zırh ı eritip iz bı rakamaz,
yalnızca çehremizdir onları ele veren, göz yaşlarım ızın
kuruyup geçtiğini sandığımız"2 •

1 1 Eylül 1903 günü Frankfurt am Main'da doğdu­
ğunda Theodor Ludwig Wiesengrundun bir gün bu
denli hüzünlü bir hayat yaşayacağı olası bile değilmiş
gibi görünüyordu. Adorno zengin, dinini değiştirip Al­
manlaşmı ş bir Yahudi olan şarap tüccarı Oscar
Wiesengrund ile, eski bir Cenova'lı aileden gelen Kor­
sika doğumlu eşi Maria Calvelli-Adorno'nun tek çocuk­
ları ydı . Genç "Teddie"nin çocukluk yılları , ailesi, gerek
ekonomik yönden, gerekse kültürel yönden Birinci
Dünya Savaşı öncesindeki yıllarda ancak üst-burjuvazi
arası nda bulunabilecek kadar rahat ve güvenliydi. Her
yönüyle çocukluğu, anılarıyla hayatının sonraki yılla­
rında karşılaşacağı düş kırıklıkların ı yargılayacağı bir
mutluluk dönemi olmuştur. Babası bir anlamda biraz
uzak bir baba idi. Ama, Adorno'yu otuz yedi yaşı nday­
ken doğuran annesi ona, geç yaşlarda çocuk sahibi
olmuş çoğu kadı nlar gibi, çok yakın bir ilgi göstermiştir.
Annesi ve annesinin aile ile birlikte yaşayan hiç evlen­
memiş kız kardeşi Agathe, Adorno'ya ilk yaşları ndan
itibaren hayatı boyunca sürecek bir müzik sevgisi aşı­
lamı şlard ı r. Agathe ve Maria Calvellller iki kız kardeş
22

olarak, iyi yetişmiş müzisyendiler. Annesi profesyone l
bir ses sanatçısı, teyzesi ise ünlü soprano Adelina
Pa ttlye birçok resitallerinde eşlik etmiş iyi bir piya nistti .
Adorno, Paul Hindemith'in de hocası olan Bernhard
Sekles ten piyano dersleri almıştı . Yıllar sonra, Thomas
'

Mann' ı , Beethoven'in çalı nması gerçekten güç olan
Opus 1 1 1 Sonat'ını icrasıyla büyüleyecek kadar iyi bir
piyanistti Adorno.

Müzikteki ve entelektüel alandaki ilk eğitimi ve
yetkinliği ile kendisini iki alanda geliştirmesi için çevresi
onu hep teşvik etmiştir. On beş yaşı ndayken, aile
dostları olan ve Adomo'dan on dört yaş büyük
Siegfried Kracauer'in öncülüğünde Alman klasik felse­
fesi üzerinde çalı şmaya; haftada bir gün Kant' ı n birinci
·
Critique'ini okumaya başlamı ştı. Kısa süre sonra,
Adorno, Weimar Almanya's ı n ı n en önemli kültür kritik­
çisi ve önde gelen fil m teorisyeni olan Kracauer'den
felsefe metinlerini tarihsel ve toplumsal gerçeklerin
belgeleri olarak açı mlamayı öğrenmiştir. Bunun yanı
sıra , bu metinlerde örtük bir biçimde yer alan insanın
çektiği, yaşadığı acılara; yani, idealist düşünce sis­
temlerinin çekilen acı ların Tanrısal bir sı nav, bir lütuf
olduğunu ileri sürerek transfigüre etmeye çalıştığ ı , ama
bunu tam olarak hiçbir zaman başaramadığı acı lara
karşı derinlikli bir duyarlı k kazanmıştır. Sonraki yıllarda
Adorno ile Kracauer arasındaki dostlukta birçok gergin­
likler3 olmuşsa da, bu ilk hocası n ı n anti-idealist ve
mikrolojik kültür kritiği anlayışının etkileri onun bütün
entelektüel hayatı boyunca varl ı ğ ı n ı sürdürmüştür.

1 92 1 yılında Adorno Frankfurt'taki Kaiser
Wilhelm Jimnazyumunu bitirmiş, kentin yeni kurulan ve

23

birçok yönden yenilikçi o lan Johann Wolfgang Goethe
ü niversitesine başlamıştır. Biri Dışavurumculuk üzeri­
ne, biri de kendi piyano hocasıyla4 birlikte yazdığı bir
opera üzerine yayınlanmış iki makalenin yazarı olarak
başladığı bu üniversitede, daha çok, felsefe, toplumbi­
lim , psikoloji ve müzikle ilgili dersler almış; üç yıl sonra,
1 924'de, daha yirmi bir yaşı ndayken felsefe doktoru
olmuştur. Adorno doktora tezini ortodoks olmayan bir
yeni - Kantçı düşünür Hans Cornelius'un yönetiminde
yazmı ştır. Cornelius meslek hayatın ı n ilk yılları nda
Mach'ın empirio-criticism' iyle ve ( İ sviçreli Richard)
Avenarius ile ilgilenerek dikkatleri çekmiş; bu arada
materyalizmi savunan Lenin'in de hışmına uğramış bir
bilim adamı yd ı . Bununla beraber, Cornelius, Weimar
Cumhuriyetinde yetişen ve karşıtları olan Marxistlerden
farklı , materyalist olmayan bir solcuydu . Politik yakın­
l ı kları , çevresel ilişkileri henüz güçlenmemiş bulunan
Adorno, Lenin'in eleştirilerini bir yana bı rakmakta fazla
bir güçlük çekmeden, doktora tezini Cornelius ile, o
günlerde herkesin i lgisini çeken Edmund Husserl'in
fenomonolojisi 5 üzerine yazmaya başlamı ştır.

Adorno'nun 1 922 y ı l ı nda Cornelius'un Husserl ü­
zerine yaptığı seminerlerinde tanı ştığı Max H orkheimer
de Lenin'in bu eleştirilerinden etkilenmemiştir. Adorno'
dan hiç de geri kalmayan bir aile ortamı ndan gelen -
babası Stuttgart'l ı zengin bir Yahudi tekstil fabrikatö­
rüydü - Horkheimer de, savaşın öncesindeki yıllarda
çoğu burjuva çocukları n ı n i lgisini çeken ve etik yanı
ağ ır basan özgürlükçü bir sosyalizmden yanaydı . Ya­
yınlanmamış birkaç novella'nın6 yazarı olan
Horkheimer de, Adorno ile ortaklaşa, aynı estetik
ilgilenimler içindeydi. Ve yeni arkadaşı gibi, önceleri,
24

Horkheimer. Onların yaşadığı yüzyılda bu denli yaratıcı ve üretken başka bir dostluk örneği bulabilmek güçtür. bilişsel (cognitive) boyutuna önem veren Adorno. Ama ikisinin arasında kısa sürede başlayan entelektüel or­ tak çalışma anlayışı yaklaşık yarım yüzyıl sürebilmiştir. Bu çevrenin tartışmalara yol açan "yeni müzik"leri o sıralar atonal müzik aşamasını geride bırakarak on iki ton dizilenimine yönelmiş bulunuyordu. Bu müzik anla­ yışını. Gestaltçılığı aşıp psikanalize ilgi duymaya başla­ mıştı. Daha sonraları ise. incelemiş ve savunmuştur. özellikle Schoenberg'in ve izleyicilerinin erken dönem "dışa vurumculuğuna" yakınlık duymaktaydı. bununla birlikte. kolojiye karşı büyük bir ilgi duyuyordu. Wozzeck'ten parçaları icra eden ve hem Adono'nun hem de Berg'in dostu olan arkadaşının aracılığı ile Berg ile buluşup tanışan Adorno. Viyana da yayınlanan Anbruch ve Pult und Taktstock gazetelerindeki katkılarıyla başlayan ve birbirini izleyen birçok makale ve kitabında bütün ha­ yatı boyunca tartışmış.ikisinin de hocaları olan Adhemar Gelb'in savunduğu Gestaltçı psikoloji anlayışı yönünde olmak üzere psi­ . Mü­ ziğin dışavurumcu yanından çok. Ocak 1925'te Viyana'ya gelen Adorno burada Arnold Schoenberg'in etrafındaki yenilikçi besteciler çevresine girmiştir. Adomo'dan sekiz yaş büyüktü. ilk olarak. Üniversiteyi bitirmesinden kısa · süre önce Adomo. Alban Berg'in yeni operası Wozzeck'ten par­ çaların icra edildiği bir konsere gitmiş ve bu operadaki olağanüstü gücü hiç gecikmeden fark edebilmiştir. dışavu­ rumcu atonaliteyi bestecinin duygusal (emotional) öz­ nelliğinin ürünü olduğu için kabullenmiş değildir. Adorno. Berg'i kendisini Viya­ na'da öğrenci olarak kabule ikna etmiştir. Tersi- 25 .

yalnızca kültürel bir point d'appui olarak değil. teorik bir model olarak da çok önemli etkilerde bulunmuştur. karmaşık ve dolaylı yöntem ve yollarla toplumsal yönsemeleri pekala ortaya konulabilecek olan eğilimlerin bir gelişimi saymıştır. yani. Bununla beraber. Viyana'daki hocalarının gözünde ona pek bir şey kazandırmamıştır. Bestecilik öğreniminin sonunda Adorno iyi bir besteci olmamıştır. Adorno bu müzik anlayışını müziğin kendi içinde nesnel olarak içkin bulunan eğilimlerin. Adorno'nun daha sonraları kabul ettiği gibi. düşüncelerini ifadede fazla serbest genç" onlar için çok teorik düşünen ve siyasal yönden de kendi bildiği gibi düşünmeyi fazla seven biriydi. 1928'den 1932'ye kadar süren Anbruch'daki editörlüğünün tersi­ ne. Berg bile. bu hır­ çın ciddiyette irkiltici bir şeylerle karşılaşmış gibiydi. Arkadaşı Ernst Krenel<in daha sonra onun için söyleyeceği gibi. "bir bakıma. Adorno'nun fel­ sefesi Schoenberg ekolünün besteleme tekniklerinden 26 .doğalcılığının (pseudo­ naturalism) içyüzünü ortaya koyuşu gibi tonalite anlayı­ şının doğallık iddiasının asılsızlığını teşhir ettiği için olumlu karşılamıştır. Fakat Viyana'da gördüğü musiki öğrenimi sonraki yılla­ rında yazacağı bütün eserlerinde. bu. Schoenberg'i burjuva tonalite ilkesini reddettiği için ve tıpkı diyalektik düşüncenin burjuva iktisadının sözde . ne var ki. Schoenberg'in altmışıncı yaş günü için ya­ zılan ve "Diyalektik Besteci"7 başlıklı daha sonraki bir makalesinde ise Adorno. 1927 yılında Adorno bilimsel çalışmalarını sürdürmek için Frankfurt'a dönmüştür. Daha sonraki yıllarda pek çok yorumcunun işaret edeceği üzere.ne. Viyana ile olan bağları bozulmamıştır. Adorno'nun. bu "yeni müzik"i böyle felsefi temelli terimlerle yorumlayışı.

daha önceden. Kracauer'in aracılığı ile de. özellikle de. yani. üni­ versite çevresinden çok daha geniş bir çevreydi. Adorno. Enstitünün dergisi olan Zeitschrift für Sozialforschung'un 1 0 kuruluş yıldönümü sayısında "Müziğin Toplumsal Durumu" başlıklı makalesiyle yaptığı katkı yayınlandığında. Walter Benjamin bunlar arasın­ daydı. Bertolt Brecht. Aynı günlerde. 1932 yılına kadar Enstitü için herhangi bir şey yazıp yayınlamamış ise de. za­ ten 1920'1erin sonlarından beri bu entelektüel çevreden sayılıyordu. onunla hayatı boyunca sürecek bir dostluğu baş­ latmıştı. linguistikteki benzeriyle ifade edersek. yeni kurulmuş bu­ lunan ve o günlerde Avusturyalı Marxist işçi hareketleri tarihçisi Cari Grünberg'in başkanlığını yaptığı Sosyal Araştırma Enstitüsü ile de. yirmi dört yaşındaki Adorno'nun döndüğü entelektüel çevre. Viyana'daki geçici döneminden sonra. gerçekte on yıl önce Bloch'un Ütopya 'n ın Ruhu adlı çalışmasını ve George Lukacs'ın Tarih ve Smıf Bilinct' ni okuduğu günlerde başlayan Marxisme karşı yakınlığının izleri görülmektedir. edebiyat sosyoloğu Leo Lowenthal ile tanış­ mış. Kurt Weifl ve. Adorno. Adorno'nun o yıllardaki yazılarında. Horkheimer ile dostluğu sayesinde. bir yakınlık kurmuştu.çok şeyler alan "atonal" bir felsefe olmuştur. Her ne kadar arkadaşlarının daha 27 . uzaktan da olsa. bir kompozitör olarak Schoenbergi'in yaptığı müziğin hakikat içeriği üzerindeki ısrarından. dostları arasında o günlerin Berlin'inden bir grup Heterodoks Marxist de yer almış bulunuyordu. Adorno'nun Viyanasındaki bir diğer önemli düşünür Kari Kraus'un teorilerinde rastlanan bu ısrardan etkilenmiştir. 192 1 yılında bu Enstitünün üyelerinden bir diğeri ile. bir ilişki. fiilen.Ernst Bloch. hepsinden önemlisi.

"mümincesine" olmamıştır. Ama. Adorno'nun Hegelgil Marxizm'e bağlılığı. Ne var ki. Schoenberg müziğini yorumlama biçiminde olduğu gibi. özellikle bu arkadaşları Sovyetler Birliğini ve Alman Komünist Par­ tisini savundukları sırada hep belirli bir mesafe içinde olmuşsa da. Cornelius için yazıl­ mış bu çalışmada yalnızca Adorno'nun hocasının heterodoks neo-Kantçılığı ile Marxizm arasında değil. Berlin'e yaptığı sonraki gezileri sırasında olmuştur.aktivist olan politik yaklaşımlarına karşı. bunlar ve önemli birçok tartış­ malara yol açmış bulunan Sigmund Freud'un psikana­ lizi arasındaki yakınlıklar üzerinde durulmaktaydı. aynı zamanda. 28 . dostlarını n Hegelci bir yaklaşımla yaptıkları Marx yorumlarına çok şeyler borçlu olan bir tür içkin (immanent) ideoloji eleş­ tirisine başlamıştır. fakat. aynı yönde bir gelişim çizgisi izle­ meye başlamıştır. Schopenhauer'a duyduğu belirli bir sempatiye rağmen. Adorno. Bu açıdan da Adorno ile Horkheimer arasında bir yakınlık vardır. Freud'un düşünceleriyle tanışması ancak Viyana'daki yıllarında. Frankfurt'taki ilk yıllarında Adorno Gestaltçılık ile de tanışmıştı. Enstitüden yeni arkadaşı Herbert Marcuse'ünkü gibi kayıtsız şartsız. Horkheimer'in felsefi anlayışı da. başarısız Habilitationsschriffi olan "Aşkıncı Akıl Teorisinde Bilin­ çaltı Konsepti"nde11 bulmaktayı z. ya da. 1920'1erin sonlarından itiba­ ren çalışmalarında Marx'ın yeni ortaya çıkan elyazma­ larından çok açıkça etkilendiği görülen Marcuse'ün bu elyazmalarına karşı duyduğu heyecan ve iştiyakı Adorno'nun fazla paylaşmadığı açıktır. Adorno'nun yeni yeni şekillenen kendi düşünce ve yaklaşımının ilk ifadesini. 1927'de yazdığı. pek mümkündür ki. hiçbir zaman için. bu yıllardan itibaren.

Adorno'nun yeni çalışması. Hegel'in her şeyi kapsayan bir rasyonel sistem adına ortadan kalkmasını haklı gördüğü ileri sürülen "öznel dolayımsızlığı" Kierkegaard'ın savunma biçimine karşı çıkıyordu Adorno: i nsanı somut tarihsel ortamından çıkarıp soyutlayan Kierkegaard'ın öznel partikülariz­ mindeki soyut tek . Sonuçta. Adorno'nun Kierkegaard eleştirisi olan . Weimar Cumhuriyeti­ nin en önde gelen genç filozofu Martin Heidegger'in etrafındaki çevrelerde özellikle etkin olan ve o günlerde yeniden keşfedilen filozof Soren Kierkegaard üzerineydi. Şaşı racak hiçbir yanı yok: Comelius bu çalışmayı güvensizce izlemiş. Adorno venia legendi (üniversite düzeyinde ders vere­ bilme hakkı) kazanabilmek için başka bir konu almak zorunda kalmıştır. Kierkegaard'ın ruhsal içsellik alanı. Çalışma Adorno'nun varoluşçuluk üzerine 1 1 yazacağı birçok eleştirel 'analizin ilkiydi. teoloji profesörü Pau( Tillich yönetmekteydi. yüzyıl burjuva ailelerin ev-içi dün­ yalarının ideolojik bir yansımasıydı. Adorno. artık. Adorno'ya yönelttiği Marxist nitelikteki eleştiri­ ler ise fazlası ile haksız ve tutarsız olmuştur. maktaydı. Kierkegaard Hegel'in özneler ile nesnelerin bir ve aynı olduğu varsa- 29 . Cornelius üniversiteden ayrılıp Finlandiya'ya gittiği için Adorno'nun tezini. git­ gide insanı hoşnutsuz kılan dış dünyaya karşı bir sığı­ nak gibi görünen 19. bilinçaltının içeriğini rasyonel bir düşünme eylemine konu kılabilmekte bir yöntem olarak müziğin bilişsel implikasyonlarına önem vermiştir. Bu çalışması ile Adorno varoluşçuluğun sorgulanması gereken siyasal implikasyonlarını ilk fark edenlerden biri olmuştur. bu tezi Kierkegaard: Estetiğin lnşaası1 2 başlığını taşı- . Adorno'ya göre.yanlılığı göstermeye çalışı yordu.

Sonraki yıllarda sanatın bilişsel (cognitive) gücü üzerine yapacağı vurgulamaların habercisiymişçesine. bu yeter­ siz ve inandırıcı olmayan uyumluluk. varolan top­ lumsal çelişkilere bir sözde . fiilen. Kierkegaard'ın kendisi istemese de. tam da bu özelliğinden dolayı.uyumluluk. Bu nedenle Adorno'nun Kierkegaard ve varoluşçuluk üzerine yaptığı bu çalışma. 30 . gelişmenin estetik aşamalarmı etiksel ya da dinsel aşamalar'ına oranla daha değersiz saydığı için Kierkegaard'ı ağır şekilde eleştirmekteydi.yılan idealist özdeşlik teorisine saplanı p kalmaktan ka­ çınmaktaydı. Adorno estetik aşamayı. Kierkegaard estetik bilincin duyumsal ve materyal ilgilenimleri birbi­ rinden ayırt edemediğini ileri sürerek gelişmenin estetik aşamasını etiksel ve dinsel aşamalardan daha değer­ siz sayıyordu. Adorno'nun Habilitation tezi olarak kabul edilen Kierkegaard üzerine bu çalışması 1933 yılında. daha üstün buluyor ve reel dün­ yanın henüz uyuşuma kavuşturulamamış çelişkilerine ilişkin olarak estetik aşamanın daha sahih bir bilgi e­ dinmemizi -sağladığını vurguluyordu. tam da Hitler'in iktidara geldiği ve kaderin çizgisini değiştirdiği günler de yayınlanmıştır. gene bir öz­ deşlik teorisi olup çıkıyordu. Oysa. Kierkegaard'ın insan'ın "yaratıksa! dolayımsızlığını" yansıttığı için karşı çıktığı şey. Danimarkalı filozofun ele alıp değerlendirmek değil. nesnesiz bir saf öznellik diyalektiğine saplanıp kaldığı için. kendisinden uzak tutmak istediği modern dönemin tarihsel özellik ve koşullarını daha doğru bir biçimde ortaya koymuş oluyordu. Fakat yalnızca spiritualize edilmiş özneyi ontolojik olarak önemli saydığı için. Adorno. kazandırmış oluyordu. Adorno'ya göre.

Adorno'nun bu ilk felsefe dersinin metninde. sonraki yıllarda geliştireceği bütün çalışmalarında temel yaklaşımının ilk habercisi ve ifadesi olmuştur. görülmektedir. Adorno' nun bir Alman akademisyeni olarak geleceği gitgide tehlikeli görünmeye başlamıştır. otuz yaşına bile gelmeden ya­ zılmış bu ders ve konuşma metinlerindeki temel nitelik­ teki çizginin sonraki olgunluk yıllarındaki çalışmalarında hep devam edişi dikkat çekicidir. Nazilerin iktidarı ele geçirmesi ile birlikte. kendisinin 1928 yılında Alman Trajik Dramasının Kökeni başlıklı çalışmasını okuyup derinden etkilendiği arkadaşı Walter Benjamin'in kendine özgü felsefesinin çok ağırlıklı izleri görülmektedir. Adorno'nun bu konuşmasını n metni onun yaşadı ğı yıllar boyunca hiçbir zaman yayınlanmamışsa da. Horkheimer'in başında bulunduğu Enstitü Almanya'dan kaçmak zorunda kalan ilk bilim adamları topluluklarından biri olmuştur . Almanya'nın o gü nlerinde kayda değer hiçbir etkiye yol açmamıştır. özellıkle 1966'da yayınlanan magnum opus'ü olan Negatif Di­ yalektik'te çok açık bir biçimde yer almıştır. Adorno'nun bu ilk dersi "Felsefenin Güncelliği"1 3 başlığını taşıyan bir konuşmaydı. Yıllar içinde Adorno'nun yaptığı vurgulamalarda nüans değişiklikleri elbette olmuştur. Adorno'nun Weimar Cumhuriyetinin tükenişinin yaklaştığı günlerde yaptığı bir diğer önemli konuşma olan "Doğal Tarih Fikri"nde de 1 4 komplike bir biçimde. Benjamin'in etkisi.tıpkı 193 1 yılı Mayıs ayında Frankfurt Ü niversitesinde felsefe dersleri verme yetkisi kazandığında yaptığı ö­ nemli konuşmanın metni gibi. yayınlanmayı beklemiştir. Fakat bu konuşmadaki önemli noktaların çoğu daha sonraki çalışmalarında. Bu konuşmasının metni de. ama apaçık. Ama. Enstit ü 31 . Adorno'nun ölümüne kadar.

Londra'daki şubesini de faal tutmuştur. Avrupa ile bağ­ larının bütün bütüne bitmediğini göstermek istercesine. Bu yıllarda Alman­ ya'ya. Ayrıca Paris'teki şubesini açık tutarak Zeitschriffi savaşa ka­ dar burada yayınlamaya devam etmiş. Oxford'daki Merton Kolejinde akademik statüsü "advanced student" düzeyine inmiştir. Üniversite düzeyinde ders verme yetkisini hemen Viyana'ya transfer etme girişiminde bulunmuş. Kierkegaard üzerine yaptığı çalışmasında olduğu gibi Adomo bu çalışmasında da Husserl'in metinlerinde a­ çıklanamaz gibi görünen boşlukların ve antinomilerin altındaki toplumsal temelleri ortaya çıkarmaya çalışmış­ tır. Adorno çocukça bir umutla Nazilerin geçici bir olay olduğuna ve Alman­ ya'daki kariyerine dönebileceğine epey bir süre inanmış­ tır. Ama. yeniden. Gerçekten. 1956'da ya­ yınlanacak olan ve lngilizce'ye yapılabilecek kadarıyla Metacritique of Epistemology1 5 diye çevrilebilecek kitabının ilk taslağını Oxford'da bu yıllarda yazmıştır.önce Cenevre'ye. Adomo'nun yetersiz lngilizcesi entelektüel ilgilenimlerini pek paylaşmadığı Oxford'daki felsefeciler topluluğu ile fazla bir temasının olmadığını göstermekte. lngiltere'deki zamanını. Adomo da aralarında olmak üzere. ilk günlerde ilgi­ lendiği Husserl üzerine çalışarak geçirmiş. sonra New York'a geçerek Columbia Ü niversitesi ile kısmi bir bağlantı kurmuştur. Adomo bu çalışmasında yalnızca epistomolojik dü­ şünce ile sınırlı kalmayan bir "metacritique" kavramını 32 . özellikle 1937 yılında evleneceği Gretel Karplusu ziyaret için Berlin'e sık sık gelip gitmiştir. fakat da­ ha sonra geçici bir süre lngiltere'de mülteci olarak yaşa­ mış. imkanlarının sonuna kadar Avrupa'da kalmıştır. Enstitü ile or­ taklaşa çalışmalar yapan bilim adamlarının birçoğu.

Husserl'in fenom enolojisinin burjuva idealizmindeki çöküşün en gelişkin ö rneği oldu­ ğu sonucuna varan Adorno. birçok yorum­ cuya göre. Özellikle Husserl'in sonul (ultimate) felsefesinin temellere. Fakat Adorno. Adorno. epistemolojik arayışını tam bir ontolojiy� var­ dırmadığı ıçın Husserl'in kendisi öğrencisi olan Heidegger'den daha üstündür. Ama.kendisine odak almıştır. aynı Adorno' nun idealist felsefenin mümkün herhangi bir 33 . Her ikisini de toplumsal realiteyi görmemek ve niyetleri bu olmadığı halde. örtük bir biçimde. aşkın­ sal ilk ilkelere varma arzusu üzerinde vurgulamada bu­ lunan Adorno. Frankfurt Okulununkine çok benzeyen poziti­ vizm ve bilimcilik eleştirisi bulunmaktaydı. son dönem burjuvazisinin söyledikle­ rini korkusuz bir biçimde ele alıp içyüzünü ortaya serdiği için Husserl'e hayranlık duymaktaydı. Husserl'in 1931 'den sonra yazdığı hiçbir şey üzerinde tartışmamayı yeğlemiştir. onun tarihsel ilgilenim ko­ nularını evrensel ve aşkınsal hakikatlere erişme am a­ cıyla ele almaktaki ısrarını ise Avrupa'daki orta sınıfın kendi özgül bunalımının bir türevi saymıştır. bunlarla Husserl'in eski öğrencisi Heidegger'in insanın Varlık'a (Being) açılışının restoras­ yonuna duyduğu özlem arasında bağlantı olduğunu ileri sürmüştür. özellikle Husserl'in bilimsel düşünmenin za­ manca öncesindeki Lebenswelt (yaşam dünyası) konseptindeki1 6 eleştirel potansiyele dikkati çekerek bu geleneğe yardım elini uzatan. ikinci kuşaktan Eleştirel Kuramcılardan Jürgen Habermas olmuştur. Bununla beraber. Fenomenolojik geleneğin içe­ riğindeki. çok daha sonraları. özneye öncelik vermekle suçlamıştır. Husserl'in Adorno i ngilte­ re'de iken yayınlanan önemli çalışması Avrupa Bilimle­ rinin Bunalımı ve Aşkınsal Felsefe'de. Adorno' ya göre.

çözüm sunabildiğini hiçbir zaman kabul etmediğini de unutmamalıyız. Theodor Adomo. bu arada. Bertolt Brecht. Walter Benjamin. 1 55 -21 5. Günü­ müzde üzerinde çok durulan bir dizi mektupla bu iki arkadaş Benjamin'in araştırmasındaki temel formülasyonları tartışmış. ss. Benjamin'in mili­ tan politikaya ilgi duymaya ve Brecht'in fazla sofistike olmayan teorisine yaklaşmaya başlamasından telaşa düşen Adorno. fakat hiçbir zaman bitiremediği kapsamlı çalışması Passagenwerk18 ile uğraşan Benjamin ile Enstitü arasındaki çok yönlü. Adorno. Bu yıllarda Zeitschrift'e iki makale yazmıştı. o sıralar Paris'te bulunan ve şehrin On dokuzuncu yüzyıldaki tarihi üze­ rine yaptığı.üretim Çağında Sanat Çalışması üzerine" başlıklı makalesine dolaylı yoldan bir yanıt olmak üzere "Fetiş Karakteri Üzerine" başlıklı incelemesini yazmıştı20. Estetik ve Politika: Emst Bloch. Ü nsal Oskay (lstanbul: Eleştiri Yayınevi. Bknz. 1930'1arın ortalarında.: Fredric Jameson ve diQerleri. çev. 1 985). 34 . <+> Adorno ile Benjamin'in bu mektuplarının metinleri ıçın. fakat sorunlu yanları olan ilişkilerle de meşgul olma durumunda kalmıştır. arkadaşının daha önce yazıp Zeitschrift'de yayınladığı "Mekanik Yeniden . Marxist estetiğin birçok sorunlarını ele almışlardır19<+>. Horkheimer ve Marcuse. özellikle Marcuse'ün Weimar Cumhu­ riyetinin son yıllarında Heidegger'in öğrencisi iken daha yakın bir ilgi duyduğu. zamanla. fenomenolojiye karşı fazla bir ilgi duymaz olmuşlardır. Georg L ukacs. ilk dönemlerin­ de ilgi duydukları. Adorno'nun Enstitüdeki arkadaşları ile bağlantısı onun Oxford'daki yıllarında da bütün yo­ ğunluğu ile devam etmiştir.

bir başka mülteci olan Hannah Arendt işbirlikçi bir mantalitenin belirtisi say­ mıştır2 1 . Haziran 1937'de Horkheimer'in çağrısı üzerine New York'a yaptığı kısa ziyaret sonun­ da. bu arada. Adorno ne olursa olsun Avrupa ile olan bağlarını koparmak istemiyordu. Bununla beraber. Paul Lazarsfeld'in yönettiği Princeton Üniversitesinin Radyo Araştırması Projesinin müzik bölümünün part-time müdürlüğü olan bu işin tam da onun istediği türden bir iş olmadığını anlamıştı23. Avrupa'daki entelektüel uğraşını Birleşik Devletler­ de de sürdürebileceği konusunda umutlanmaya baş­ lamıştı. H orkheimer'i izlemekte ve Enstitünün New York'a taşınmasındaki Benja min'in isteksizliğini paylaşmaktaydı. Fakat o yıllarda durumun hiç de iyi olmadığını. Enstitünün müdür yardımcısı Friedrich Pollock'un ge­ rekli gördüğünde yazılara takma adları kendisinin koy­ duğunu açıklamış bulunduğunu22 biliyoruz. Adorno. Gerçekten. Ayrıca. bu yıllar içinde babasından gelen soyadı Wiesengrund'u bırakıp anne­ sinin soyadını almasını da. Almanya'daki işinin başına dönebileceğini umuyordu. şu­ rası da gerçektir ki. "Jazz Ü zerine" başl ı klı makalesini Hektor Rottweiler takma ismi ile yayınlarken de bir imkan doğabileceğini. Onun bu duygusu hayatı boyunca kurtulamadığı bir önyargı gibiydi. Ame­ rikan kültürüne karşı hiçbir yakınlık duymuyordu. Jazz üzerine yazdığı bu makalesinden açıkça anlaşıldığı gibi. Amerika'ya Avusturya'dan iltica etmiş bu­ lunan Paul Lazarsfeld amprik sosyal bilim tekniklerinde 35 . Aynı yıl Horkheimer bir telgrafla Adorno için bir iş olanağının ortaya çıktığını bildirdiğinde fazla bir te­ reddüt göstermeden bu teklifi kabul etmiştir. Şubat 1938'de Amerika'ya geldiğinde ise.

Adorno'dan müzikle ve kitle kültürü ile ilgili spekülasyonlarını bu tekniklerden ya­ rarlanarak test etmesini istemekteydi. Spengler ve Veblen üzerine yazdı­ ğı makaleleri çıkmıştır25. şeyselleşme (reification). Kierkegaard. Adorno ise.77-78. bu işbirliğinin başarılı olmasını önleyecek kadar önem­ liydi<+ı. Müzik ve Yabancılaşma: Aristo. projeyi destekleyen Rockefeller Vakfı Adorno'nun başında bulunduğu müzik bölümüne para tahsisinden vazgeçmişti.: Ü nsal Oskay. isteksizce de olsa. meta fetişizminin ve yanlış bilincin kurbanları olan in­ sanlar üzerinde soru kağıdı uygulamanın hiçbir anlamı olmayacağı görüşündeydi. Lazarsfeld'in apolitik görünen "administrative research" anlayı şı ile Adorno'nun eleştirel alternatifi arasındaki uyuşmazlık. Bu yeni çalışmalarında Adorno' nun gitgide Horkheimer'e yakınlaştığı görülmektedir. 36 . Bknz. bu projedeki yarım kalan çalışmalarından sonra elindeki bilgilerden radyo­ daki müzik yayınları ve müziğin radyodan dinlenme bi­ çimi üzerine dört makale çıkarmasını bilmiştir24 • Adorno'nun ve Horkheimer'in Enstitü ile olan bağla­ rının ne denli güçlü olduğu gene bu yıllarda kendini gös­ termeye başlamıştır. ör- <+ı Adorno ile Lazarfeld arasındaki bu tartışmalarla ilgili ola­ rak. Huizinga ve Adorno A çısından Bir ônçalışma (Ankara: Dost Kitapevi. 1 982) . esas olarak. 1939 yılı sonlarından 194 1 yılına kadar Studies in Philosophy and Social Sciences başlığı · ile yayınlanan Zeitschrift'in son iki cildinde Adorno'nun Wagner.usta bir bilim adamıydı. ss. meta fetişizmi ve yanlış bilinç konularına ilişkin Hegelgil Marxist düşüncelerini test etmek için şeyselleşmenin. ilk kez amprik araştırma yöntemlerini kullanma yeteneğini ka­ zandığı bu araŞtırmada Adorno'nun işine 1940 yılında son verilmiş. Adorno.

: W. erken-dönem burju­ va kültüründeki proto-faşist öğeler üzerinde durulan Horkheimer'in 1936'da yayınlanmış "Egoizm ve Özgürl ük Hareketi"26 başlıklı makalesinden geniş ölçüde yararlanıl­ dığı görülmektedir. 1 982)." 37 . teknolojinin kültürü demokratikleştirmesinin özgürleşim ile aynı şey olamayacaQı görüşüne varmıştır. o günlerde Hitler-Stalin ittifakı yüzünden şok geçiren Benjamin 1930'1arın or- <+ı Benjamin'in bu "fazla iyimserliQi" 1 930'1ardan önce ve hemen sonraki yıllarda yazdıQı "Mekanik Yeniden-Üretim ÇaQında Sanat Çalışması" makalesi ile. Benjamin'in kendisininkine göre daha iyimser olan politik anlayışını ve modem tek­ nolojinin kitle kültürü yaşamına yapacağı progressive et­ kileri fazla olumlu bulmasını paylaşmamakla da kalmı­ yor. Benjamin'den devral­ dığı bazı kavramlarını da hafiften gözden geçirip değiştir­ meye başlamıştır. Benjamin de. Adorno'nun ortadan kalk­ makta olduğunu söylediği bu öznenin henüz yitip yitmedi­ ğini savunuyordu. düşünce eylemini sürdüren bir özneye varıyordu. Sonuçta ise. Bknz. Paradoksal bir biçimde.neğin. Adorno. "FotoQrafın Kısa Tarihi" yazılarında görülüyor.<•ı Benjamin'in her zaman belirli bir hoşnutsuzluk duy­ duğu Hegel'i yeniden okumaya başlamış bulunuyordu. Sonraki çalışmalarında.Oskay. Benjamin böyle düşünmüyordu. daha objektivist ve ·Ger­ çeküstücü eğilimleri nedeniyle. ilk kez Horkheimer ile böylesine yakın bir çalışma ortamına giren Adorno. "Walter Benjamin Uzerine. Her ne kadar Adomo kolektif bir meta­ özne olarak düşünülen ve proletarya'ya yakıştırılan çok daha Hegele yakın Lukacsçı anlayışı paylaşmamaktaysa da öznelliğin hiç değilse birey olarak muhafazasında ısrar etmekteydi. Der. (�nkara: Dost Kitapevi. Benjamin ise. Adomo aktif. Ü. Benjamin. Estetize Edilmiş Yaşam. ilk yazı . Wagner üzerine makalesinde.

baskı altı nda yaşayanla­ rın kefaretinin (redemption). Hegelgil diyalektiğe daima yakınlık duyan ve Benjamin'in hiç vazgeçmediği anti . ancak ve ancak. böylelikle. Ve bunları n yanı sıra Benjamin'in karam­ sar gözlemine de sonuna kadar katı lmaktaydı Adorno: ı+ı Bu tezlerin çevirisi için. Ayrı ca. böylelikle. kendi görüşü de bu olduğu için. Tezlerde tarihsel gelişme inancı ile Doğa'nın tahakküm altına alı nması arası nda­ ki bağlantını n vurgulanmı ş oluşunu da.talarındaki militan tutumundan uzaklaşarak yazdı ğı yeni yazıları nda açıkça teolojik motiflere yer vermeye başlamı ş. Benjamin. Tarihsel gelişme ve Doğa'nın tahakküm altına alınışı na. 38 . Estetize Edil­ miş Yaşam. bomboş akıp giden kronolojik zamanı n tersi olan mistik nitelikteki nunc stans ile elde edilebileceğini savunuyordu. onun ölümü dolayı­ sı yla sınırlı sayı da bir edisyon olarak yayınladığı bu parlak çalışmasında27 Benjamin Marxist geleneğin en temel anlayışlarından biri olan tarihsel gelişme inancı­ na karşı çıkı yordu. bir kez daha. olumlu karşılı yordu. Adorno. ilk kez o­ nunla gelişmeci tarih anlayışının (progressive historicism) eleştirilmesinde aynı görüşü paylaşmış oluyordu. Enstitünün. Bknz. ss. 1942 yılında.individualism'ini hep kuşkuyla karşı layan Adorno.: W. Marx'tan çok Fourier gibi ütopyacı sosyalistler karşı çı kmı şlardı .Benjamin. Adorno'nun tutumuna yaklaşı r olmuştu. 1 65-1 82. Adorno'ya göre. tarihin sürüp giden alı şılmış akı şının Jetztzeit dediği mesihgil bir kesintiye uğratı labilmesi ile. Eylül 1940'da Amerika'ya gitmek üzere yola çıktı ğı günlerde İspanya-Fransa sınırı ndaki intiharından az önce Enstitü ile ilişkileri yoğunlaşmı şken Benjamin on sekiz bölümlük "Tarih Felsefesi Üzerine Tezler"ini<+ı yazmı ştı.

ilk kez 1947'de yayınlanan. hatta Marxizmin heterodoks formlarıyla bile paylaşmadı ğı görüşlerin. Pollock'un Zeitschriffte yayınlanan "devlet kapitalizmi" üzerine 30 birkaç makalesi oluşturuyordu. Benjamin'in ömrünün sonlarında yazdığı derinlikli düşüncelerinden etkilenmiş bulunan ortak görüş v_e tu­ tumlarını oluşturup kaleme almışlardı. arkadaşları Horkheimer ve Pollock ile beraber olmak için Güney Kaliforniya'ya git­ miştir. aynı za manda bir 2 barbarlık belgesi olmamış olsun" 8 • Adorno'yu çok sarsan Benjamin'in intiharından sonraki on yılda yazılmış Adorno'nun çalışmalarının çoğunda. Benjamin'in daha militan olduğu yı llar öncesi günlerinde 2 "sol melankoli" 9 diyerek eleştirdiği görüşlerin dile getiril­ diği bir çalışma olmuştur. 194 1 'den 1944'e kadar Adorno ve Horkheimer birlikte çalışarak. Horkheimefin Kaliforniya'ya yerleşmesi ise sağlı­ ğının bozulması nedeniyleydi. Bu makalelerde kapita­ lizmin bütün çelişkilerini çözüme kavuşturduğu ileri sü­ rülmemekle birlikte. Pollock'a göre."uygarlığa ait tek bir belge yoktur ki. fakat 1960'1ara kadar pek kimsenin okuma­ dığı Aydınlanmanın Diyalektiği birçokları için Frankfurt Okulunun Marxizm ile. artık yapılabilecek olan seçim kapitalizm ya da sosyalizm 39 . 194 1 yılında Adorno. Adorno ve Horkheimer'in bu değişimlerinin ekonomik temelini ise. ve ayrıca. belirgin bir bi­ çimde. devletin ekonomiye müdahalesiyle kapitalizmin bu çelişkileri bünyesinde barındırabilme ve bunları sonsuza dek büyük ölçüde etkisiz kılabilme ola­ nağını bulduğu savunulmaktaydı. eline o sıralarda geçmiş bulunan Passagenwerl<in el yazma metninde de yer alan Benjamin'in bu düşünceleri üzerinde sık sık durulmuş­ tur.

burjuvazinin yükselmesin­ dekiheroic dönemde oluşmuş bulunan biricikliğe sa­ hip birey ' di . kendi kendisi­ nin tutsağı olup çıkmıştı. Bu olgunun kur­ banlarının en önemlisi ise. aynı yıl Horkheimer'in yazdığı kitabın başlığından alınan bir sözcükle. zorla. tek başına bu olgunun da sınırlı- 40 . Aydınlanma.arasında değil. Aklın. Adomo ve Horkheimer. demokratik ya da totaliterci bir devlet kapitalizm arasındaydı. Birincisi olan araçsal akıl. Horkheimer ve Adomo biricikliğe sahip bireyin eriyip yok oluşunu çok incelikli bir biçimde ele almışlar. öznel anlamıyla . tam da kendisinin tersi bir durumun ortaya çıkması na yol açmıştı. Aydınlanmanın Diyalektiğlnde Horkheimer ve Adomo Batı toplumunun kendi içindeki yabancılaş­ madan özgürleşme potansiyeli ' nin temellerini çürü­ tüp yıkmakta olduğu sonucuna varı yorlardı .rasyonalitenin içinde bulunulan bu­ nalımı n oluşumundaki umulmadı k habis etkisini inceli­ yorlardı.araçsallaşmış. Adomo'nun sık sık kullandığı sözcüklerle. iki temel neden­ den dolayı. her şeyin evrensel alış-verişin hizmetinde oluşu ve her şeyin bir başka şeyin soyut eşdeğerine indirgendiği değişim (exchange) ilkesiyle yakından bağlantılıydı. nicel bir özdeşliğe sürüklenmiş bulunuyordu. daha çok analitik Verstand (intellect ya da anlama) denen akıl­ dan uzaklaştıkça. bireyliğin ortadan kalkışından duydukları hüz­ nü yansıttıkları kadar. Ya da. gölgelenip söndüğünü (eclipsed) ileri sürüyorlardı31 • Rasyonalite insanı mistik düşünceden kurtarmayı amaç edinirken. niteliksel olarak farklı ve özdeş-olmayan varlıklar. Alman idealist felsefesinde Vernunft denen özdekçi ve sentetik bir akla dönüşüp. Marx'a olduğu kadar Nietzsche ve Weber'e kadar uzanan bir anlayışla .

i nsa­ nın dışındaki doğal dünyanın tahakküm altına alın�ası. nitekim. öznelerin şeyselleşme (reifıcation) aracılığı ile tahakküm altına alınmasının da yollarını açmıştı. Bu yüzden de. araçsallaşmış aklın Do­ ğa'nın tahakküm altına alınması ile olan yakın bağlan­ tısıydı.öznellik formlarından hiçbirine fazla bir umut bağlamadıklarını da belirtmiş bulunuyorlardı. Doğa alemi. insanın kendi içindeki doğal yanların ve giderek bütün bir toplumsal dünyanın da denetim altına alınmasına yol açmıştı. Aydınlanma Felsefesinin Savunduğu " ge­ lişme" kendisinin antib::. bu yeni insanı n insanlığını yitirmesi­ nin (dehumanization) ilk tohumlarını ortaya atmıştı . Bilim insanın daha insan olmasına yarayan benzersiz bir güç olacağına. 41 . Horkheimer ve Adorno faşizmin insanın baskılanmış mitik geçmişinin yeniden satha çı kışı ol­ duğunu.z:i denecek bir durumun oluşu­ muna yol açmış. niteliksel farklılıkları bilimsel kontrol adına yitirime uğratılmış tasnife müsait varlıklara indir­ gendikçe. Faşizmin. Bu anlamdaki burjuva döneminin vaadi olan bireyliğin böyle eriyip ortadan kalkmasının yerine konmak istenen ko­ lektif sözde .lıklarını görüp bunun da önemini vurgulamışlardı. Bütün bu olumsuz değişimlerin önkoşullarından biriyse. modern kontrol tekniklerini kullanabil­ diği için. nesneler üzerinde tesis olunan sübjektif ta­ hakküm. faşizmin Doğa'nın öç alışı olarak da incelenip anlaşılabileceğini söylüyorlardı. a­ raçsal aklın Doğa ve insanın içindeki doğal yanlar üze­ rinde tahakküm kurmakta geliştirip kullandığı araçların çoğunu kullanmakta olduğuna dikkat çekiyorlardı. gelmiş geçmiş bütün barbarlıklardan daha acımasız ve daha kaba bir barbarlığa gelip dayanmıştı. Araçsal aklın kendi isteğine ters düşen tahripkar etkilerinin ikinci nedeni ise.

aydınlanmanın diyalektiği. Adorno'nun "yönetim altına alı nmış dünya" dediği. onları beğenice geriletip düşük düzeylere indirdiğini söylüyorlardı . kavranması zor yol ve yöntemlerle.Joğanın henüz araçsallaştırılm ı ş aklın tahakkümü altı­ na alınmadığı dönemleri hatırlayabilmemiz için gerekli olan belleğimizin silinip yok edilmesiydi. direnme. yüzyılda görüp teşhis ettiği metalaşma olgusunun "hülCıl ve istilası na" uğram ı ş bulu­ nuyordu. Horkheimer ve Adorno'nun "kültür endüstrisi" de­ dikleri düzeneklerin kullanılmasıyla. bütünüyle yok edil­ miş oluyordu. adeta. "bütün bir şeyselleştirme" diye ısrarla vurguluyordu Horkheimer ve Adorno sı k sı k alıntıda bulunulan bir 2 yazı larında. Fakat sonuçlar bu ül­ kelerde de eşit derecede esef edilecek sonuçlar oluyor­ du. bu unutmayı. Apaçık bir biçimde kültürün her düzeyi Marx'ın daha 1 9. 42 . müşterilerini ifsad ettiğini. asılsız bir biçimde. Stan­ dartlaştırma ve sözüm ona bireyselleştirme yolu ile kitle kültürü. "bir unutmadır" 3 • Kapitalist dünyanın demokratik denen ülkelerinde. Daha önceleri sağ kanat düşünürlerin kitle kültürüne yönettikleri eleştirilerde rastlanabilecek bir tutkuyla. Gerçekten de. kişisel beğenilere cevap verme olanağı buluyordu. Marcuse'ün ise daha sonraki yıllardaki "tek­ boyutlu toplum" diyeceği toplumda ideolojinin bu hayatın her yerine sızması ve hayatı nüfuzu altına alması o bo­ yutlara varmıştı ki. Adorna ve Horkheimer popüler eğlence ve eğlendirim uygulamalarının. bu ülkelerin karşıtı olan otoriteryan ülkelerdekinden daha yumuşak ve daha ince yollarla yapıyordu. kitle bilinci insanla­ rın eleştirel düşünebilme yeteneğini bütünüyle kazıyıp yok edecek kadar manipüle edebilmekte. çarpı klaştır­ maktaydı .

araçsal rasyonalitenin totaliteryan nitelikteki "özdeşleştirme" prensibinin baş hedefi olmuş bulunuyorlardı. O zamana dek Enstitü. bu sorunun. Adorno ve Horkheimer'in ileri sürdüğüne göre. bu andan itibaren. Kültür Endüstrisinin kurbanı olan bugünün in­ sanlarını karakterize eden " başkalarına uyma mantalitesi" (ticket mentality). Adorno ve Horkheimer. daha kapsamlı olan "aydınlanmanın diya­ lektiği sorunu" açısından ele alınması gerektiğinde ıs­ rar etmekteydi. Amerikan Ya­ hudi Komitesi. Horkheimer ve Adorno' nun ileri sürdüğüne göre. çok paha bulanık saydıkları "Yahudi sorunu" yerine "anti­ Semitiklik sorunu"nun tam olarak anlaşılabilmesi için. Aydınlanmanın Diyalektiğt' nin Leo Lowenthal'in yardımlarıyla yazılan teorik kısmı olan "Anti-Semitizmin Öğeleri. anti­ semitizmin çok daha derinlerde yer alan ve çok daha çeşitlilik gösteren kökenleri üzerinde de durmak gerek­ tiğini fark etmişlerdi. bütün 1 930'1u yıllar boyunca Anti-Semitizmi Marxism'in bilinen de­ ğerlendirme biçimi içinde düşünmüştü33 • Savaş yılla­ rında ise. faşizmin beslenip büyümesini sağlayan Anti-Semitik mantaliteye yakın bir mantaliteydi. Horkheimer'i yeni kurulan Bilimsel Araş­ tırma Departmanının başına geçmesi için istihdam et- 43 . Yahudiler." dolaylı bir biçimde. Enstitünün aynı konuları ele alan amprik bir araştırma projesi üzerindeki çalış­ malarıyla tamamlanmıştı. Anti-Semitizm. hiç şüphesiz kapitalizmde Yahudilerin oyna­ dıkları ekonomik rolü hiç ihmal etmeden. artık Enstitünün önemle ilgilenmeye başladığı konulardan biri oluyordu. 1944 yılında . Batı dünyasında diğerliliğin (otherness) ve farklı kalmışlığın giderilmesi en güç ka­ lıntıları olduğu için.

Ünlü " F-Skalası" diye bildiğimiz (F. Büyük bir ö­ zenle uyguladıkları soru kağıtlarından sonra. Oaniel Levinson"n ve Else Frenkel-Brunswi�'n yönettikleri Berkeley Üniversitesi Kamu Oyu Çalışma Grubu ile birlikte yürütmüşlerdi . Bu bir dizi inceleme ve araştırmayı Horkheimer ve �dorno. eski arkadaşları Fromm'dan ayrılmış. sonuçların yo­ rumlanmasında psikoanalitik kategoriler de kullandığı için. Adorno'nun analizindeki en önemli 44 . tamamla­ yıcı nitelikte derinlemesine mülakatlar yapılmış. düzara data-toplamakla kalmış değildi . Horkheimer'in direktörlüğünde bu departman. bun­ lardan elde edilen sonuçlar ise.mişti. proje. Adorno'nun kültürel ve toplumsal çeşitli olguları incelerken ustalaştığı yön­ temlerle ve bizzat Adorno tarafından değerlendirilip yorumlanmıştı. Bu projede çalışmalara Enstitüden katılan en önemli kişi Adorno idi. en büyük ürünü Otoriteryan Kişilik34 olan birçok ciltlik Önyargı Konusunda Çalışmalara başlamıştı. burada Fa­ şizmin rumuzu oluyordu) bir dizi belirticiler inşa eden Adorno ve çalışma arkadaşları otoriteryanizme karşı örtük eğilimlerin ortaya çıkarılmasında kullanabilecek­ leri bir araştırma tekniği geliştirmişlerdi. hiç değilse kı smen. Enstitü için bir m odel olmuştu. Geçen yıllar içindeyse. Nevitt Sanford'n. Amerika'ya ilk gelişinde Lazarsfeldin kendisinden bu tür araştırma yapmasını istediği vakit bu yönteme duyduğu karşıtlığı artık eskisi kadar duy­ mamaktaydı. onunla ilişkilerini kesm iş bulunuyorlardı. Bununla beraber. Bu konuda ise. Adorno. daha önce Erich Fromm'un Enstitünün Otorite ve Aile üzerine Çalışmaları'na yaptığı katkı. fiilen amprik nitelikteki testlerin çoğunu ortaklaşa çalıştığı arkadaşlarına bı­ rakmışsa da.

nokta. en azından pek fazla hoşlanmadığı. hemen. oto­ riteye itaatkarlık ve kinisizm (cynicism) gibi kendi arala­ rında bağıntılı bir küme özelliğin anti-demokratik ka­ rakter yapısının göstergesi olduğu sayıltısıydı. Adorno bu yazısında on iki ton sisteminin Schoenberg'in bazı izle­ yicilerince yeni bir kompozisyon sistemine dönüştürül- 45 . Enstitü bu yeni çalışmas ı nda da sorunun öznel faktörleri kadar nesnel faktörleri üzerin­ de de vurgulamada bulunmayı ihmal etmemişti. Bu çalışmanın gerçekten ironik sayılabilecek bir etkisi de Adorno'nun adını. amprik araştırma yandaşı çı karması olmuştur. Adorno. Enstitünün eski çalışmalarındaki Marxist kökenlerin bu yeni çalışmada. bu araştırmaya karşı çıkan­ ların çoğu eleştirilerini otoriteryanizmin öznel ve psiko­ lojik nedenlerine fazla önem verildiği noktasında yo­ ğunlaştırmışlardı. incelikli bir dille. Bir dizi araştırmadan oluşan bu çalışma. Otorite ve Aile Üzerine Çaltşmalar'daki kadar açık ve görünür olmadı­ ğı doğrudur. Adorno'nun bu tutumu onun Kaliforniya'daki yılla­ rında tamamladığı diğer üç çalışmasında daha da - dolaysız bir biçimde ifadesini bulmuştur: Modern Müziğin Felsefesi. onun en son müzik yapıtının yol aça­ bileceği etkilere dikkat çekmek istemiştir. Fakat Adorno tarafından yazılan seksi­ yonların biraz dikkatli bir gözle okunmasıyla hemen anlaşılacağı üzere. Filmler için Bestecilik (Hanns Eisler 5 ile birlikte yazılmıştır) ve Minima Moralia3 • 194 1 yılında ise. hiç görülme­ dik tartışmalara yol açmış. alışılmış şeylere bağlılık (conventionalism). birçok Amerikalının gözünde. uzunca bir makale olan "Schoenberg ve lıerleme"yi yazmıştır. Bu çalışmasında Adorno hem besteciye duyduğu hayranlığını dile getirmiş. hem de.

hatta eğlenip cümbüş ediyordu. Eski öğrencisinin değer­ lendirmelerindeki eleştiri niteliğindeki yerleri fark eden Schoenberg. Adorno. Schoenberg de. geç-dönem bu�u­ va toplumunun otoriteryanizmi ile kurulmuş örtük bir özdeşleşmeyi ifade ediyordu. Bu ikincisi.mesının. 1948 yılında ise. yüzyılın bir diğer büyük bestecisi olan ve Arthur Lourie' tarafından Schoenberg'in tam da karşı kutbu sayılan lgor Stravinsky üzerine benzeri bir makale yazmıştır. Bütün modernist eğilimle­ rine rağmen. Şaşılacak yanı yok: R obert Craft gibi Stravinsky hayranları Adorno'nun analizlerini son derece eleştir­ mişlerdir36 . Adorno da bu çalışmalarının Aydınlanmanın Di­ yalektiği için yazılmış "uzatmalı ekler" sayılabileceğini söylemiştir. neo-klasik formu restore edişi. Wagner'i bile geride bırakacak kadar. Adorno'ya göre Schoenberg'in acılarını kaydettiği ve karşı çıktığı öznelliğin heder edilmesine karşı duydu­ ğu üzüntüyü unutuyor. Adorno. olumlu saydığı Schoenberg'in müziğe getirdiklerinin etkileri konusunda umutsuz olmakla bera­ ber. Stravinsky'ye kesinlikle karşıydı. başlangıçtaki eski atonalite anlayışının özgürleşimci etkilerini tehlikeye düşürdüğünü ileri sür­ müştür. Giriş niteliğindeki bir makale ile birlikte bu iki yazısı 1948 yılında Modern Müziğin Felsefesi başlığıyla yayınlan­ mış. ayrıca Mann'ın romandaki baş karakter 46 . nesnel olarak. 20. Stravinsky'nin arkaik. gene Kaliforniya'da mülteci olarak bulunan tanıdığı Thomas Mann'ın 1947'de ya­ yınlanan Doktor Faustus'37 romanını yazarken onda gördüğü Adorno'nun yazısının daktilo edilmiş metnini okuduğunda beğenmemiştir. volkisch ve hatta neo-faşist eğilimlerle uyum içindeydi Adorno'ya göre. Stravinsky.

Hindemith türü bestecilerin reaksiyoner "cemaat müziği'. bu mültecilerin birçok projesini cömertçe finanse eden ve bu çalışmalardan hiç haberi olmayan Rockefeller Vakfının desteklediği 47 . daha sonraki baskı­ larda bu müziğin asıl kaynağının adını vererek Schonenberg'i hoşnut etmek istemiştir. her­ kese açılmaması gereken müziğe ilişkin sırları müziğin dışındaki Mann'a açan bir "muhbir" olarak nitelendir­ miştir.. Hanns Eisler ile. Zeitschriff teki ilk makalesinde Adorno bu ajitasyon amaçlı. Bununla beraber. BreCht'e. Adorno bir başka tanıdık mülteci olan Marxist besteci Hanns Eisler'in müziğine karşı daha da ihtiyatlı bir tutum içindeydi. bu müziğin. 1 925'te Berg ara­ cılığı ile onunla tanıştırıldığından beri arkadaşlığını sürdürüyordu. birlikte yaşadıkları mültecilik günlerinde Adorno ve Eisler aralarındaki görüş ayrılık­ larını bir yana bırakarak 1944'te.Adrian Leverkühn'ün muzıge ilişkin düşüncelerinin kaynağı olarak kendisini göstermemiş oluşuna da kı­ rılmıştır. Başlangıçta Schoenberg'in "yeni müzi­ ğinin" izleyicilerinden olan Eisler. daha sonra. güf­ telerini Brecht'in yazdığı "proleter koro" parçaları bes­ telemeye yönelmişti. Eisler ise. Ardorno'yu. Schoenberg. bu dargınlıkla. ama olumlamacı nitelikteki müziği ihtiyatla karşılamış. bu olanlardan bir­ kaç yıl sonra. Müzikal temanın sözsel gösterimi olarak Adorno'nun soyadı Wiensengrund'u kullanarak ona şükranlarını ifade eden romancı. ile bağlantısı olduğunu ileri sürmüştü. Enstitünün tam da Brecht'in "Tui" romanındaki "karşı çıkmak ister gibi göründükleri güçler tarafından beslenen yalancı radikal entelektüel­ lerin toplandığı bir yer'' olduğunu yazmıştır. bu müzik anlayışını fazla seçkinci bularak ona karşı çıkmış.

Filmler için Kompozitörlük 1947 yılında yayınlanırken Eisler'in kardeşi Gerhard komünist çev­ relerle yakınlığı nedeniyle suçlanmıştır. Eisler Doğu Almanya'ya yerleşmiş. Kitap. Bu tür olaylardan . Kitabın oluşumundaki Adorno'nun rolü. Adorno'nun çalışmaları arasında Nietzsche' ye en yakın olan ı sayabileceğimiz bu çalışması. kitap 1969'da Batı Almanya'da yayınlandığında tam olarak anlaşılmıştır. Endişeye ka­ pılan Adorno yazarlarından biri olduğu kitabın kapa­ ğından ismini sildirmiştir. stan­ dartlaştırılmış müziksel stereotiplerin tipik bir Adorno eleştirisinin ve bu tür müziklerin mekanizmalarının teş­ hir edilerek değersiz kılınabileceği yolundaki Brechtgil yaklaşımın bir anlaşımı olmuştur. burada. bu pratiğe yönelik amaç taşıyan boyutundan hoşnutsuzluk duymuştur.film müziği üzerinde birlikte çalışmışlardır. kitabın gözden geçirilmiş yeni basımını hazır­ lamıştır. onun sürekli mülteciliğini dile ge­ tirmektedir. Adorno'dan hiç söz etmeden. Adorno Enstitü arkadaşlarının yanına geldiğinde Amerikan vatandaşlığını almışsa da. öykülerden anlayabildiğimiz mülteciler arasındaki acı verici ilişkiler. Adorno kitabın. Bir yıl sonra ise. Mültecilerin hep kendi durumlarını düşünüp kendilerine acımaktan ileriye gitmediğini gören ve Avrupa'dan A- 48 . öznel ve ironik bir biçimde. ancak. bu yeni ortamda kendisini hiçbir zaman gerçekten rahat hissetmemiştir. belki de onun 195 1 yılında yayınlanan Minima Moralia: Örselenmiş Bir Hayattan Düşünce ler' indeki 153'üncü aforizma­ sında dile getirilen mültecilik yaşamına ilişkin insanı derinden etkileyen düşüncelerinin temelini oluştur­ maktadır.

Minima Moralia ile. Adomo'nun üslübu bakımın­ dan. yaşanan günün dünyasında. en gelişkin eseri saydığı Minima Moralia. o günlere dek Adorno'nun da bütün çalışmaların­ da uyguladığı gibi. l ronicinin tırnakları nı geçirip tutunabileceği tek bir kaya çatlağı bile kalmamıştır bugünün kurulu düzeninde't40. asılsızd ır"39 savı olmuştur. Onun en be­ ğenilen ifadelerinden belki de başta geleni ise. "İroninin ilettiği şu ki.merika'ya iltica edemeyen Benjamin gibi dostlarının başlarına gelenleri hiç unutmayan Adorno. 49 . aşağı­ lanmışlı ğa uğradığını. holistik aldatıcı sözlere karşı duydukları kuşku. mültecilik hayatında "her mülteci entelektüelin. Hegel'in tam tersi bir görüşü ifade eden ve Lukacs'm Hegelgil Marxizminden ve Horkheimer'in erken dönemdeki görüş­ lerinden uzaklaşmış bulunduğunu yansıtan "bütün olan. aynı za­ manda. i deoloji. Gene Minima Moralia'da Adorno içkin ideoloji eleştirisinin. Adorno'nun kendisi de dahil. artık Adorno'nun düşüncesinde de en yüksek ifadesini bulmuştur. " diye yazıyor Adorno. bunun kaçınılmaz oldu­ ğunu" 38 yazmıştır. istisnasız. Birçok yorumcunun. onun başka yerlerde çok daha uzun metinler ha­ linde yazdığı argümanlarını çok parlak bir biçimde ve kısa metinler halinde ifade ettiği kitabı olmuştur. Kracauer ve Benjamiriin mikrolojik vurgulayımları. " ideoloji ile realite arasın­ daki farklılık kayboluyor. yani. ideolojilerin kendi iddia ettikleri ger­ çekleşme biçimleri ile karşılaştırılmasının.. . realitenin tam bir dublikasyonu olarak realitenin olumlanmasını yüklenip kendi varlığına son verebilmiş bulunuyor. kendine olan saygısını korumak için kapılarını bütün bir dış dünyaya kapayamadıkça. gerçekten eleştirel bir manivela olma gücünü artık yitirdiğini yazmıştı r.

1951 yılında yazılan "Freudçu Teori ve Faşist Propagandanın Yapısı"nda<+> bir yerde söylediği gibi. Franz Neumann ve Otto Kirchheimer gibi bütün eski arkadaşları. Marcuse. anlaşılıp reddedilemeyecek bir dünya içinde olduğumuzu da mutlak bir biçimde savunmamıştı r. Bu gözlemlerin acı verici sonuçlarına karşı her­ hangi bir kurtuluş varsa. 50 . Bütün arkadaşları arasında yalnızca bir kişi. "geçerli sayılabilecek bir" idrakin bir aşırılaştırma öğesine. nes­ neyi hedeflerken onu aşacak kadar uzakları görebilme. Her ne kadar sık sık dünyayı aldatı mcı bir sistem (Verblendungs-zusammenhang) olarak nitelendirmişse de. Böylece. o da. bu tahakküm. so­ nunda. ideolojik olarak ve psikolojik olarak kontrolü sağla­ yan tahakküm "söylenenlerin asılsız olduğunun biran farkına varılmasıyla sona erebilir. Adorno radikal bir değişmenin h�I� mümkün olduğu yolundaki umudunu hiçbir zaman tam olarak terk et­ memiş oluyordu. kendi yıkımı ile sonuçlanabilirdi'ı42 • Hiç değilse kısmen. dolaylı olarak. artık epeyce tanınıp yer edindikleri Amerika'da kalmayı yeğlemişlerdir. Lowenthal ve Enstitüdeki Erich Fromm. Ay­ dmlanmanm Diyalektiği ve Minima Moralia gibi çalış­ maların kesin gibi gözüken karamsarlı ğına rağmen. olgusalı n ağırlığından bilerek kurtulabilmeyle muhtaç olduğunu"4 1 kabul etme yetisine bağlıydı. bu her şeyden elini eteğini çekmeyi reddediş yüzündendir ki Horkheimer ve Pollock ile birlikte Adorno 1949'da Almanya'ya dönme­ yi ve Enstitüyü yeniden kurmayı kararlaştırmıştır. iktisatçı Henryk Grossmann Almanya'nın bölünmesinden sonra Rus <+> lngilizcesinde "pattern" oluyor --ç. Kari August Wittfogel.

Aynı · yıl. Fakat. daha derin­ den. kültürel ve psikolojik olarak düşünülecek olursa. McCloy'un sağladığı fonlarla kurulan Enstitü. Adorno Almanya'ya dönmeyi hep istemişti. Hacker Vakfının yaptığı popüler kültürün sosyal psikoloj ik analizi araştırmasında44 ça­ lışmak için 1952'de bir yıllığına gene Amerika'ya gel­ mişse de. iki yıllık süresi dolunca Frankfurt kentinin en büyük onur nişanı olan Goethe Madalyası ile taltif edilmiş. Bu da. bom­ balarla yıkılmış eski binasından fazla uzak olmayan bir başka binada kapılarını resmen açmıştı. mülte­ cilik hayatı artık bitmiş bulunuyordu.bölgesine yerleşmiştir. 1951 yılında. daha sonra aynı nişan Adorno ve Lowenthaf e de veri lmişti. Kısmen. "yönetim altına alınmış dünya"da kendisini hiçbir yerde vatanındaymış gibi hissedemeyişi yüzünden gençliğini 51 . Horkheimer Üniversitenin rektörlüğüne seçilmiş. Frankfurt Okulu Avrupa'da özgürleşimci sosya­ lis t hareketlerin güçlü bir uyarıcısı durumuna geld iği nde Komünist sözcüler okula karşı duydukları husumeti ifade etmeye başlamışlardır43• Yeniden kurulan Sosyal Araştırma Enstitüsünün fırtınalarla dolu geleceğini 1949'da kestirebilmek güçtü. Amerikan Yüksek Komiseri John J. Adorno'nun. anadilinin diyalektik düşünceyi ifadede en uygun i letişim aracı olduğuna inanmasıydı. Bunun başta gelen nedeni. Weimar kültüründen hayatta kalabil miş bu düşünürlerin dönüşünü heyecanla bekleyen Frankfurt kenti Horkheimer ve arkadaşlarını sevinçle karşılamıştı. Sovyet tarzı Marxi zm'e duydukları karşıtlığın devam ettiğini göstermiştir. hiç değilse düz anlamda. Yıllar sonra. Hatırlanacağı gibi.

teorik bir çerçeve içinde kullanı ld ı kları sürece. Bu amaçla. bu huzursuzluğu ilk duyması. Almanya'daki yeni izleyi­ cilerini bu amaç için psikanalizin derinlikli bakış tarzın­ dan da yararlanmak gerektiğine ikna etmeye çalışmış­ ladı r46 Amerika'da Freud değiştirilmesi olanaksız bir dış realiteye uyumlanmayı telkin eden status quo n u n anti­ ' politik bir savunucusu olarak tanı nm ı ş ve tanıtılm ıştı . Yıl lardan beri sıradan olgula­ rı n sistematik bir biçimde çarpıtıldığı.yaşadığı kente döndüğünde bile içinde bulunduğu or­ tamda huzur duyamamaktaydı . 1 930'1arın sonları nda45 Adorno'nun ısrarla karşı çıktığı amprik araştırma tekni klerini getirmek ve uygulamak istediği günlerde olmuştu. Fromm'un ilk dönemdeki Freud ile Marx' ı n sentezini yapma girişiminin etkileri bile. "gerekli dersin alınamadığı"nın anlaşılacağı bir geçmişle i lgili olarak yaşanan amnezi ile mücadele edebilmek için Almanları Nazi döneminin çirkin ve acı verici realiteleri ve bunların içinde bulunulan zamana olan uzantı ları hakkı nda eğitmek gerekmekteydi. kısa bir süre sonra. Enstitü 1 956 yıl ında Rudolf Gunzert'in başkanlı­ ğında. Almanlara faşizme yakınlık duymalarının de­ rindeki nedenlerini. görmezden gelin­ diği Almanya'da bu tür araştırma teknikleri. ônyargı Üzerine Çaltşmalar dizisinde geliştirdiği yöntemleri Almanya'da öğretmeyi. özellikle amprik araştırmalar yapacak bir bölüm kurmuştur. Adorno ve arkadaşları . bunun kaynaklarını öğrenmek ve an­ lamakta yardımcı olmayı ümit etmekteydi. Böyle yapmaı<ıa. eski çalışma arkadaşla- 52 . Batı Almanya'da. Adorno'nun ve çalışma arkadaşların ı n Almanya'ya. çok yararlı geliş­ melere yol açabilecekti . ironik olan odur ki. Enstitü.

. hatta ütopyan uzantı ları (implications) ise. bu konfe rans Erik Erikson ve Franz Alexander gibi önemli analistlerin ilgisini çekmiştir. Frankfurt Okulundaki psikiyatrislerle Enstitünün dostları Alexander ve Margarete Mitscherlich'in ortak deyişiyle Alman halkın­ daki üzülebilme kabiliyetsizliğini"48 irdeleyip incele­ mekte de yardı mcı olacaktı . Frankfurt Okulunun Marxizmin ve Freud'un sentezini amaçlayan geleneğinin daha radi kal.rın ı n şimdiki düşüncelerine göre.47 o böyle bir şeyi a­ maçlamadığı halde. '"Bugünkü Freud" başlıklı bu konferans sayesinde genç Alman akademisyenler ilk kez Sigmund Freud'un yaşayan bil imsel ve entelektüel bir geleneğin kurucu atası oldu­ ğunu duymuş. savaş sonrasının Almanlarına. 1 956'da Enstitü . Frank­ furfun Top/umbilime Katkılan başlığı altında yeni bir 53 . E nstitünün Almanya'ya dönen üyeleri eski çalışmaları n ı n Marxist yanlarını tanıtmakta ürkek davranmışlard ı r. . Fakat. "49 • Konferansa katılanlardan biri olan Herbert Marcuse'ün Eros ve Uygarlık kitabında önemle vurgu­ ladığı gibi. Nazi döneminde psi­ kanalizin dejenere bir "Yahudi bilimi" olarak baskı altın­ da tutulduğu Almanya'da psikanalizden yararlanmanın çok önemli faydaları olabilecekti . Psikanalizden yarar­ lanmak yalnızca Hitler'in Almanları nasıl peşine taka­ bildiğini anlamayı kolaylaştırmakla kalmayacak. Konferansı dikkatle izleyenlerden biri olan Jürgen Habermas'ın sonraları anlattığına göre. Gerçekten. Amerika'dan Al­ manya'ya dönen Horkheimer ve Adorno tarafından eşit derecede vurgulanmış değildi. Freud'un doğumunun yüzüncü yılından yararlanarak bir konfe­ rans düzenlemiş. öğrenmiştir. status quo'nun anti-politik savu­ nulması yönünde olmuştu.

) hafiften de olsa. Enstitünün burjuva değerlerine duyduğu eski karşıtl ı ktan ne kadar uzaklaştığını göstermekteydi . Amerika'da kalan Enstitü üyeleri (Frankfurt'ta yeniden başlayan çal ış­ malardaki-ç. inanıyorum ki. Bu çekingenliklerine bir başka ör­ nek de Enstitünün kolektif olarak yazdığı Toplumbilimin Sorun/an (Aspects of Sociology}5 1 dizisinde kitleler konusunda bir bölümün bulunması na karş ı l ı k. at gözlüğü takmaya mahkum edilmemiş bir bilim.diziyi başlattı kları nda. bu tür çalışmaları di­ ziye almamı şlard ı r. her şeyi kendi gözlerinizle görebileceğiniz için. sın ıflar ile ilgili bir bölümün bulunmayışıdır. Aydı nlanma düşüncesi. bu demokratik bir Almanya'nın yeniden kurulması için olsa dahi. siyasal bakımdan daha 54 . Siz ve diğer arka­ daşlarımız bizlerin burada yapmakta olduğumuz amprik sosyal araştırmaların nasıl şeyler olduğunu görseniz. Daha 1 951 gibi erken sayılabilecek günlerde bile. başka türlü düşüneceksiniz"52 • Aydmlanmanm Diyalektiğlnin ortak yazarı olan Horkheimer'in "Aydı nlanma düşüncesini" desteklemesi bile. Horkheimer'in artı k çok ateşli bir bi­ çimde savunur olduğu amprik araştırma tekniklerinin Eleştirel Teori ile pek fazla uyuşmadığından şikayet eden Löwenthal'e Enstitünün Direktörü Horkheimer şu yanıtı vermiştir: "Biz burada iyi şeyler için uğraşıyoruz: Bireyin bağımsızlığı. oryantasyon değişikliğini fark etmişlerdir. Horkheimer"ın b u konuda n e kadar dikkatli olduğunu gösteren simgesel bir olay da. N azizm analizlerini büyük ölçüde tekelci kapitalizm olgusu açısından yaptığı için fazla basit (ya da 1 950'1erin Soğuk Savaş atmosferi içinde fazlası ile tahrik edici) buldukları Franz Neumann'ın Behemoth'u50 gibi vaktiyle Enstitünün desteklediği projelerin çevirisini yaptı rmamış.

sandığın çiviyle çakı lıp kapatılmış ol­ ması . Gerçekten de.ırt Okulu"nun (bu isim bile ancak 1 960'1arda ortaya çıkmış ve böyle adland ı rı lmaya baş­ lamışlard ı r) hem ortodoks Marxizm'in. Fakat 1 960'1arı n sonlarında Enstitünün daha açık ve belirgin biçimde Marxist nitelik taşıyan 1 930'1ardaki ve 1 940'1ardaki yazı ve çalışmaları nın Alman Yeni Sol­ cuları tarafından korsan yayı nları yapılmaya başlam ış­ tır." 53 . hem de liberal demokrasilerin uzlaşmaz bir eleştiricisi say ılmasına neden olmuştur. 1 939'da yayınlandığında tartışmalara yol açan ve içinde Horkheimer'den en sık yapı lan alıntılar­ dan biri olan "Kapitalizmden söz etmeye yanaşmaya­ nın faşizm hakkı nda da konuşamaması gerekir"55 söz­ lerinin yer aldığı "Yahudiler ve Avrupa" başlıklı makale­ sinin yeniden yayınlanması na karşı çıkmıştır. kimsenin bunlara erişememesiydi. i llegal.sarsıcı olabilecek nitelikteki Zeitschrift ciltlerini. Almanya'daki 55 . 1 968'de ise bir önsöz ekleyerek. Habermas'a göre. "Enstitünün kilerinde bir sand ı k için­ de saklatması . fakat çok geniş ölçüde yay ı m ı yapılan bu eski metinler "Frankf:. "Eleştirel Teorinin değişmiş bulunan bugünkü tarihsel koşullar altında düşüncesizce ve dogmatik bir biçimde uygulanmasının E leştirel Teorinin reddettiği ve ortadan kalkmasına ça­ lıştığı süreci hızlandı rmaya yarayacağı"54 uyarısı nda bulunmuştur. Ve hatta bu önsözle eski yazı ve çalı ş­ maları nın yeniden yayınlanmasına izin verdiği 1 968 yılında bile. Marcuse'ün hala ateşli bir biçimde savunduğu Eleştirel Teorinin ütopyan yanları yeniden ince lenip gözden geçirilmeye. 1 968 yılına kadar Horkheimer geçmiş dönemdeki makalelerinin yeniden yayı n lanması na izin vermemiştir.

in­ celemeler.özgürleşimci solun birçok talebinde bu çalışmalardan yararlanı lmaya başlanm ıştır. Veblen. arkadaşı n ı n bir bakı ma sığınacak yer arar gibi dine yönelmesini de Adorno paylaşm. Adorno'nun bu kitabı nda Horkheimer'in etkisi kadar. Ayrıca. Kafka. Bu kitap­ taki toplanmış makalelerin başı nda yer alan "Kültürel Eleştiri ve Toplum" makalesinde Adorno. Adorno mültecilik günlerinde yazdığı ve yı kıcı etkileri olabilecek çal ı şmaları n ı n yeniden yayınlanmasına izin verirken hiçte çekingenlik göstermemiştir56 . hala Horkheimer'in 1 936'da yayı nla­ nan Egoizm ve Özgü rlük Hareketi makalesinden e­ sinlenmeye devam eden Wagner'in Değerlendirilme­ si (in Search of Wagner) kitabın ı tamamlamıştı r57 • Ayrıca. Spengler. Hofmannsthal. Huxley. Adorno'nun bu gelişmelere katkısı daha önceki çal ışmaları n ı n yeniden yayınlanmasına isteksizce izin vermenin ötesinde olmuştur. makaleler koleksiyonu olan Prizmalar: Kül­ türel Eleştiri ve Toplum'u58 yayınlanmıştır. Ö rne­ ğin . 1 955 yıl ında. Bach gibi sanatçı ve düşünürler ile jazz'ın da araları nda yer ald ığı çok değişik konular ki yazı lar. 1 952 yılında. Horkheimer'in tersine. varolan dünyadaki sosyalist sisteme de kapita­ list sisteme de Adorno Frankfurt'a döndükten sonra da eskisi gibi eleştiriler yöneltmeye devam etmiştir. Horkheimer ile o sıralar her zamankinden daha yakın ilişkiler içinde olduğu halde.amıştır. Schoenberg. Mannheim. Wagner müziğindeki fantazmagorik yanları a­ çı klamakta ku llandığı Marx'ın meta fetişizminin ve Lukacs'ı n şeysel leşme (reification) nosyonunun da etkileri görülmektedir. 1 930'1arda 56 . Stefan George.

tek bir kültür olarak elealı nacağı nokta­ ya kadar vard ı rışı"60 olduğunu ileri sürmüştür. Entelektüel gelişmeyi o­ l uşturucu öğelerinden biri kabul eden mutlak şeysel­ leşme. çeşitli açılardan onu eleştirmektey­ di. karısı Gretel ile birlikte. insan zihnini bütünüyle özümsemeye hazırlanmaktaydı 6 1 . Benjamin'in Gerçeküstücülere sempatisi ve bireysel öznelliğe karşı duyduğu aşırı karşıtl ığı başta olmak üzere. kültürel eleştiriyi kültür nosyonunun kendisinin redde uğratılıp. Benjamin'in 20. Benjamin'in "Tarih Felsefesi Ü zerine Tez­ ler"indeki değinme biçiminin bir yankısıymış gibi. kültürel eleştirinin: kültür ve barbarlığın diyalektiğinin son aşaması ile yüz yüze gelmek zorunda bulund uğu olmuştur. Benjamin'in yazı larından bir koleksi­ yon yayınlamıştı 62 . diğer Enstitü arkadaşları nın iki savaş arası dönemde kültürün bu sahtekarca ayrıştırı mları nı red için söyledi klerinin çok daha ötesine geçmiştir. Adorno'nun vardığı sonuç da.Horkheimer ve Marcuse'ün "olumlam acı kültür" 59 de· dikleri reel toplum kültür hayatına Enstitünün sert eleş­ tirilerini sürdürmüştür. Nazilerin yaptığı Yahudi Kırımlarının kültürel etkileri üzerinde dururken de Adorno. yüzyı l Almanya'sının en öz- 57 . Adorno'nun Benjamin üzerine yaz­ dığı makale. Yüksek kültürü maddi ilgilenimlerin üstünde yer alan bir kerte olarak göste­ ren . Ama. bugün. "diyalektik eleştirinin kültürel eleştiriden farklı­ lığının. Bu durum . bu kültürün fetiş karakterini ısrarla reddeden Adorno. Prizmalar da. Aynı yıl. Adorno ilk kez ayrıntılı bir biçimde Benjamin'i incelemekteydi. artık şiir yazmanın niçin imkansız olduğunu da her şeyden daha iyi açıklıyordu. ayrıca. Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarl ı ktı bu yüzden.

peş peşe. Yeni çalışmaları ile vaktiyle başlayı p bitiremediği ya da göze çarpmayacak yerlerde yayınlanmı ş yazıları n ı biraraya getirecek şekilde. Ton Konfıgürasyonları ( 1 959) . Son­ raki yı llarda Adorno. Adorno'nun Benjamin'i hiç de hakkı olmayan unutulmuşluktan kur­ tarmaktaki rolünü kabul etmek zorunda kalmışlard ı r. Gershom Scholem ile birlikte. Quasi una Fantasia: Müzik Üzerine Yazılar il ( 1 963) . Marxist­ olmayan yönlerine ağı rlık verecek şekilde tanıtm ı ş ol­ makla eleştirilmişse de. onu eleştirenlerin bile takdirini kazanm ıştı r. Edebiyat Üzerine Notlar il ( 1 961 ). Ayrıca. Müzik Sosyolojisine Giriş ( 1 962). 1 956 yı l ı nda Uyumsuzluklar: Yönetim Altına Alınmış Dünyada M üzik ve 1 958 yı l ı nda dört ciltlik Edebiyat Üzerine Notlar'ın ilk cildi ile başlayan bu döneminde Adorno müzik ve edebiyatla ilgili konu­ larda şaşılacak kadar çok sayıda monografiler ve ma­ kaleler yay ı nlamıştır63 . bile bile. Model Olmaksızın: Parva Aesthetica ( 1 967).gün kültür eleştiricisi olarak tanı nmasına ve öneminin anlaş ı lmasına da bu çalışma yardımcı olmuştur. Müdaheleler: Eleştirel Dokuz Model ( 1 963). Mahler: Bir Müziksel Fizyognomi ( 1 960). Berg : En Küçük Geçişlerin Ustası ( 1 968). birçok bakı mlardan Benjamin'in açtığı yolun bir devam ı sayı labilecek kendi radikal kültür e­ leştirilerini bir Prometus gibi usanmaksızın sürdüren Adorno. Benjamin'i. onu en ağı r biçimde eleştiren­ ler bile. Müziğ in Momentleri : 1 928'den 1 962'ye Yeni Yayınlanmış Makaleler ( 1 964) . Edebiyat Üzerine Notlar 111 ( 1 965). bu yönden de. lmpromptus: 58 . Müzik Nasıl Dinlenmeli: Müzik Praxisi Üzerine Pedagojik Notlar (The Loyal musical Coach: Pedagogical Writings on Musical Praxis) ( 1 963).

savaş . "Toplum" diyordu.sonrası Alman toplumbiliminin der­ lenip toplanmasında aktif bir biçimde yer almış. Amerikan sosyal bilim araştırma tekniklerinin Almanya'da tanıtı lması konu­ sundaki Enstitünün ilk günlerdeki hevesini eleştirmeye başlamıştı . Bura­ da da Adorno'nun çalışmaları ndaki radikal boyut hiçbir zaman solgunlaşmamıştır. teorik nitelikteki argümanlar ile amprik nitelikteki argü­ manları n aynı düzlemde birbiri peşi sıra eklemlenebile­ ceği sayıltısına karşı çıkm ı şt ı r. 1 950'1erin sonlarında Adorno. bu kav­ ram ı n ortaya çıktığı günlerdeki gibi"68 • Gerçekten de. Bu iş başarı lmış. kendi içinde uyuma ka­ vuşturulmuş bir yöntembilim anlayışının yetersiz kala- 59 . ayrıca 1 969 yılında öldüğünde. Tı pkı . "bugün de sınıf toplumu olmaya devam ediyor. bir yanda da. hem de fazlası ile başa­ rılmış. amprisizm teoriyi tamamlamak yerine. Adorno kültürel sorunlara i lişkin bütün bu çalış­ maları ile Alman Kültür hayatı n ı zenginleştirirken. reel dünyadaki ayrı l ı kların ve tezadların varlığı nedeniyle. O tarihten iki yıl önce toplumbilim ile psikoloji arasındaki karmaşık ilişkilerin ele alındığı bir tartışmadaki buna benzer bir karşı çıkı­ şından 67 hareketle. Bunları n dışında. 1 970 yıl ı nda Estetik Teori başl ığı altı nda yayı nlanan toplu çalı şmalarını meydana getire­ cek olan birkaç ciltlik elyazması inceleme ve makalesi de haz ı rlanmış bulunuyordu. 1 957 yılında "Toplumbilim ve Amprik Araştırma"66 başlıklı bir makale yazan Adorno. onun yerini almaya başlamıştı . yard ı m v e katkı ları nı kesiksiz bir biçimde sürdürmüştür.Yeni Yayınlanan Müzik Makalelerinin İkinci Dizisi ( 1 968) Anahtar Sözcükler: Eleştirel Modeller il ( 1 969) ve Yeni Müziğin Canalıcı Noktaları (1 969)64 kitapları nı yayı nlamıştır.

tartışmalara katılan Jürgen Habermas. müziğin kendisinin neden olduğu temel etkileri açığa çı karmakta yetersiz kalacaklard ı . belirli türden mü­ ziklere karşı dinleyicilerin tepkilerine ilişkin olarak amprik teknikler sınırl ı bazı gerçeklerin anlaşılmas ı n ı sağlasalar bile. Ama. Adorno. daha sonra da Raif Dahrendorf.cağ ı n ı ileri sürmüştür. bütünün bölüntülenmiş boyutlarını kavrayabilmek için her iki yaklaşımdan da yararlanmak gerekmekteydi. Her iki ta­ raf da birbirlerinin geçmi ş yıllardaki görüşlerine saldır- 60 . Adorno'nun 1 957'deki makalesi ile birlikte. birer konuşma yapmışlardır. Hans Albert ve Harold Pilot'un ve Popper ve Adomo'nun yeniden katkı olarak hazırla­ dıkları metinleri 1 969 yılında bir kitap olarak yayı nlan­ mış69 ve uzun tartışmalara neden olmuştur. önyüzdeki uyumluluğun ardındaki çözümlenememiş gerilimi kaydedebilecek bir yıldız kümesi ya da güç - alan ı (force-field) şeklinde olmalıydı 68 . "asılsız" olabilirdi. buna yanıt olmak üzere. 1 961 yılında Tübingen'de ya­ pılan Alman Toplumbilim Derneğinin toplantısında başlamıştı . Tartışmaya katı lanların hiçbiri kendisini pozitivist olarak kabul et­ mediği halde bugün "pozitivizm tartışması" diye bilinen bu tartışmalar. Adorno'nun makalesinin Alman akademik dünyasını 1 960'1arda ikiye bölecek olan sert tartışmaları n habercisi bir ilk taarruz niteliğinde olduğunu görüyoruz. Diyalektik düşünceyi eskiden beri eleştiren bilim felsefecisi seçkin filozof Kari Popper "Sosyal B ilimlerin Mantığı" üzerine bir konuşma yapmış. Bütün - olan. bu iki yaklaşı m ın dümdüz birleştirilip tek bir yön­ tembilim gibi kabul edilmesi (mediation ı) şeklinde değil. Bugün geriye dönüp baktığım ızda. resmen. bu biraraya getiril­ me. Ne ki. Bu nedenle.

Oxford'da 1 930'1arda başladığı ve Hussert'i yoğun bir biçimde ele alıp eleştirdiği çalışması Epistemolojinin Metakritiği'ni yayınlamıştır. bilimsel yanlışların asılsızlığının ortaya çıkarılması) yolunda rasyonel bir uğraş içinde olmaları gerektiğini savunmalarına karşılık. Poppercilerin bir "açık toplum"da bilim adamlarının bilim­ sel hakikatin ortaya çıkarılması (ya da daha iyi bir ifade ile. Fakat bu tartışmalar sayesinde. öte yandan. ısrarla "bilimsel hakikat idea'sının gerçek bir toplum arayışından ayrı tutularak oluşturulamayacağı"71 görüşünü savunmuştur. Ve Popper il � onu destekleyenlere karş ı . Bunun 61 .m ı ş ve s ı k sık karşı ları ndakini birbirlerinin görüşlerini yanlış anlayarak suçlamışlard ı r. Adorno'nun hala diyalektik niteliğini sürdü­ ren Eleştirel Teori anlayışı ile. Adorno . gene aynı toplantı günlerinde çok daha farklı bir muhalifler topluluğu olan fenomenolojistler ve hiç aşınmayan bir figür olan Martin Heidegger'in yönettiği Alman varoluş­ çularına karşı da. (Tübingen'deki bu toplantı-ç. Adorno. 1 956 y ılında Adorno. Popper ve onu izleyenle­ rin Eleştirel Rasyonalizmi arası ndaki birçok görüş ayrı­ l ı kları ve farklı l ı klar daha net olarak ortaya çıkm ı ştır. bilimsel yöntemin yanlış bir rehber ilkeyle evrenselleştirilmesine sürüklendi klerini ileri sürerek Popper ve onu izleyen­ lerle eskiden beri devam 'eden tartışmaların ı burada da bir kez daha yenilemiştir. Frankfurt Okulunun 1 964 yılında tartışma konusu ola­ rak ortaya koyduğu Max Weber sosyolojisinin siyasal sonuçları ve etkilerine ilişkin tartışmaları n 70 yenilenme­ sinin yanı s ı ra . ama bunun kadar şiddetli bir savaş vermek durumunda kalmıştı r.) Adorno' nun hala siyasal sorumluluk yüklenmiş bir sosyal teori­ nin savunucusu olduğunu da ortaya koymuştur. ayrı bir cephede.

özne üzerinde tesis edilmiş bulunan toplumsal hegemonyayı sürekliliğe 62 . Özgünlük Jargonu (The Jargon of Authenticity)72 çal ışmasını hedef alan. insana ölümün varlığını kabul etmeyi öğrettiğini söylemiş.74 bu asılsız iddia da. Dahası . Adorno'ya göre . Kierkegaard'ın. Horkheimer'in yanıtı ise. kendisinin savunur gibi göründüğü farklı olabilme ola­ nağını reddeden totalize edici özdeşlik teorisi ne duyu­ lan örtük bir sempatiyi yansıtmaktaydı ." diyordu Adorno. kendisinden söz edilen bu otantikliğe erişmeyi engelleyen toplumsal koşulları n mistifikasyonuna katkıda bulunduğunu savunmuştur. toplumsal koşulla­ rın etkisinin kendi içine sızamadığı savunulan liri k şiir kült'ü gibi. sözde bir öznellikten başka bir şeyin kalmadığı realiteyi aşkı nlama yolundaki asıl­ sız iddiası daha da büyük bir tehdit oluşturmaktaydı .ardından. üslubu bakım ı ndan çok daha sert bir polemik başlatmı şt ı . faşizmin önündeki yolları açan kültürel bunalım arasın­ da alttan alta bağlantı lar vard ı . özellikle de. şey­ selleştirme içinde yaşanan. Ludendorff un bu işi çok daha iyi başardığı yolunda olmuştur"73 • Bugün ise. "Bugün de. "daha önceleri Horkheimer'in ateşli Heidegger yandaşı olan hanıma verdiği yanıt geçerliği­ ni sürdürmekte. otantisite (hakikilik) jargonunun. savaş-sonrası dönemde otantik insan ilişkilerinden söz eden bu söy­ leme duyulan hayranlığın. varoluşçu irrasyonalizm ile. Heidegger. Heidegger'in ölümün ontolojik anlamı üzerindeki ısrarı . sekiz yıl sonra i se. Adorno'nun yıllar önce karşı çıktı ğ ı . Jaspers ve Buber gibi daha sonraki varoluşçulara karşı öznel içselleştirimi (subjektive inwardness) savunmas ı n ı eleştirirken ileri sürdüğü argümanları esas alan Adorno. O han ı m Heidegger'in. nihayet.

Modern hayatın yaşattığı yabancılaşmayı reddedeceği yerde. Negatif Diyalektik de. tümdengelimci bir formda sunulamaya­ cağı görüşü bu çalışmasında izlediği yöntemde bir reh­ ber ilke olmaya devam ettiği için. bu yönde bir metakritik geliştirmiştir. Fakat. Adorno bu durumun sahih bir öznelliğe erişme­ mizi sağlayacak şekilde tersine çevrilebilmesinden fazla umutlu olmadığı için.kavuşturan bir sOzde . deneme tarzında bir çalışma olmuştur. Adorno "bir zamanlar gereği kalmamış gibi görünen felsefe bugün 63 . konudaki çalışmalarının ancak bir kısmını oluşturabil­ diği daha kapsamlı bir çalışmaya başlamıştır. dolayımsızlı k (pseudo­ immediacy) oluşturuyordu. argümanın sistema­ tik bir biçimde. otantisite jargonu. "Felsefenin Güncelliği"nde beyan edilen programa uy­ gun olarak Adorno bu çalışmasında. 1 966'da yayınlanan Negatif Diyalektik. Adorno'nun böyle bir . esas olarak. bunun yanı sıra. Sık sık alıntılanan bir gözlemiyle. Auschwitz'in gerek metafiziğin ve gerekse Marxism'in önüne koydu­ ğu önemli hususlara ilişkin fazla umut ifade etmeyen düşünceler de ihtiva etmekteydi. Adorno'nun felsefi ça­ lışmasındaki temaların birçoğunu teorik bir argüman sayılabilecek kadar tutarlı biçimde biraraya getirmek­ teydi. gerek idealist ve gerekse Heidegger'ci ontolojileri tartışmayı kesmeye razı olmayan ve metafıziksellik-karşı tı bir öz­ deşleşmezcilik diyalektiği adına analiz etmiş. Negatif Diyalektik. Adorno melankoli olgusuna karşı çıkışını gözü yılmaz bir inatla sürdür­ mekteydi. Otantisite Jargonu'nun bu . konuyu. bu yabancılaşmanın en ince işlenmiş görünümlerinden biri oluyordu.

olma­ yan tarafından (reel dünyayı değiştirmek isteyen insa­ nın farklılığı ıarafindan-ç. özel­ likle de nihilistik olduğu ileri sürülüp kötülenen sanalın yargıya varmaktan kaçınma yolu ile söylemekte olduğu şey.hala yaşıyorsa. olamayacağıdır.olma durumu.) verilmiştir. sanalın bu karşı konulmaz yanı. (Bu nitelikteki sanat-ç. Adomo'nun. Eğer bu böyle olsaydı.) benzeridir. her şeyin bir hiç olmadığı. her şey renksiz. her nesnenin yanslllığı kendine özgü bir üstünlüğü vardır. hiç değilse kendi yanılsa­ macılığının farkında bir sanata yaptığı göndermeler sayesinde mümkün görünmekteydi. dünyayı aynı solgun renkle boyamak istemeyen gözün direnişidir.) alış-verişçi değişimin her şeyi belirli yerlerde ve hep birlikte olarak tasnif eden dün­ yasına direnmekten asla vazgeçmeyen. ancak. sanata benzeri . şöyle yazmaktaydı Adorno: "Sanat en doruk noktasına ulaştığı örneklerinde bile (reel dünyadan farklı bir dünyanın kendisi değil-ç. "Negatif Diyalektik kadar yoğun bir kısırlık izlenimi veren felsefe çalışması ger­ çekten çok azdır"76 demiştir. birçokları Negatif Diyalektil<i Birinci Dünya Savaşından sonra Lukacs ve Korsch'un başlattıkları Batılı Marxist geleneğin gelip dayandığı son nokta. N itekim. Sanatın. Negatif Diyalektil<in en karşıt eleştiricile­ rinden Leszek Kolakowski. bu. Adorno'nun umut için açık bırakabildiği bir kapının hala varolduğu söylenebilecek­ se. Bu mo­ ment'in bir daha ele geçirilebileceği konusunda Adorno pek fazla umutlu olmadığı içindir ki. fakat sanatın bu benzeri . bir tür cul-de-sac olarak değer­ lendirmiştir. 64 . her şey farksız olurdu. bu felsefenin realize edilme momenti­ nin kaçırılmış oluşundandır"75 demekteydi. Üzerine ışık düşen her insanın. her şey solgun.

nispeten negatif sayılabilecek bir felse­ feye oranla belirli bazı üstünlüklere sahipti. kavramsal gücü ile maddi dünyaya tahakküm etme riski taşımadığı için. realiteyi reddet­ mekte çok daha güçlüydü. bilişimin (cognition) yol açtığı doğa üzerim:je baskı kurmaktan alakoymaktaydı. Bugün çoğu kez Negatif Diyalektil<ten daha da parlak ve başarılı sayılan bu çalışmasında modernist . estetize edilmiş . de . Tümlük ve kendine . Böylesi bir sanat. Estetik Teori üzerine bir ça­ lışma olmuştur. sanatı. yalnızca teorik nitelikteki . benzer-olmayana erişme yö­ nünde verilmiş bir sözdür. "bütünüyle diğeri" (Dasganz) Andere76 olana e­ rişme arzusunu terk etmemiştir. Sanatın mimetik boyutu ve bütünüyle insan-yapımı güzelliğe karşılık doğal olan güzelliğe örtük bir biçimde gösterdiği saygı. (böylesi bir sanatın) doğayı düşünceye. " Adorno'nun ölünce tamamlanmadan kalan bu ça­ lışması. Gerçekten de.ya da Adomo'nun şimdi kullandığı terimle de . Eleştirel düşünceyi savunmayı. insanın ne olması gerektiği konusunda ütopyan bir model oluşturabilmekteydi. bekleneceği gibi. Eleştirel Teorinin. Görülüyor ki.estetize edilmiş sanat. her şeye rağmen. Benzeri-olma (sanat-ç.). gerçekte. hala bu iddiasını sürdüren sanata oranla. Adorno en umutsuz gibi göründüğü günlerde bile. Horkheimtırin deyi­ şiyle. kim ve nerede olduğu henüz bi- 65 .sanatm eleştirel gücünü sa­ vunmak amacıyla felsefi ve toplumbilimsel analizlere birlikte yer verilmiştir. Adorno'ya göre. nesneyi ruha teslim etmeyi reddedişi sayesindedir ki.yeterlilik ko­ nularındaki yanılsamacı iddialarının asılsızlığı bilinçli bir biçimde teşhir edilebilen bir sanat. Adorno.

79• Alman Yeni Solu'ndaki ve başka yerlerdeki birçok aktivist için. Böylesi bir düşünme. . "Teorik modelimi yaptığım­ da. . değişimi ger­ çekten kendisine hedef edinmiş praxis 'in konumuna çok daha yakmdı. " Cesareti kırı l m ı ş. Son dönem kapitalist topluma yö­ nelttiği uzlaşmasız eleştiri lerin çoğunun şimdi kendisine karşı söylendiğini duyan Adorno.) vaz­ geçmemiş olan kişidir. erotik okşamalarla sıkıştırmalarla saldırmıştır. praxis adına benimsenen düpedüz bir itaat etme konumuna oranla. ne de korku zoruyla eyleme girmeye boyun eğmiş uzlaşmasız bir e­ leştirel düşünür. soyunup göğüslerini açmış ve oria "çiçekler. m ilitan bir eylem grubunun üç ka­ dın üyesi Adorno'nun ders anlattığı sınıfa girip kürsüye çıkmış. aşağ ı lanmış bir halde dershaneyi terk eden 66 . insanların bu modelimi Molotof kokteylleri ile gerçek­ leştirmeyi isteyeceklerini tahmin edemezdim "8 1 demiştir. peş peşe ve birçok yerde yayınlanmı ş bulunan bir yanıtla bu durumdan duyduğu üzüntülerini ifade etmiş.!inmeyen gelecekteki bir adres için "denize atı lmış bir şişe" olarak sürdürmüştür. ama yapacağını da yapmı ş bulunuyordu. gerçekte. kendisini eleştirenleri büsbütün kızd ı racak şekilde. onun devrimci pratiği terk ettiğini söyleyenlere verdiği yanıt şu olmuştur: Ne vicdanım bağımlı kılmayı kabul etmiş. Habermas'ın nitelendirmesiyle bu "kış uykusuna yatma stratejisi"80 ı st ı rap verecek kadar kifayetsizdi. ne var ki. Adorno'yu eleştirenlerin ve. (devrimci pratikten-ç. Kısa sürede geri dönüp Adorno'ya yönelen silahlar belki öldürmeyi amaçlamış değildi. Açık düşünme kendisine sınır koymaz. Nisan 1 969'da.

dershanedeki simge­ sel baba katli (patricide) Adorno'nun kısa bir tam için buıunduğu lsviçre'de gerçekleşmiş. Sağdaki ve soldaki düşmanları n ı n Schadenfreude'ü'+ ı saklamaya bile gerek görmeyecekleri ölçülerde olmuş. "bir kumm olarak Adorno öldü " diye bağ ı rmışlardır.Adorno'nun arkası ndan öğrenciler haykırışlar halinde. altmı ş altıncı yaş gününden b i r ay önce. Adorno'nun bu başı na gelenler ve bu ölümü. kalp krizi geçiren düşünür burada ölmüştür. asılsız bir totalitenin öldürücü gücüne karşı çı kmaya hasredilmiş bir ömrün başka türlüsünden zaten yoksun kıl ı nd ığ ı bir ölüm olmuştur. <•> Başkalarının haline gülme ya da başkalarının zararına sevinme anlamına geliyor-ç. bunları n o günlerde söyledikleri. birkaç yıl sonra 1 970'1erde Alman teröristlerinin ortaya çıktığı s ı ralarda Frankfurt Okulunu eleştirecek kimselerin söyleyecekle­ rinin habercisi olmuştur. Alman teröristlerinin oluşumunun sorumluluğunu Frankfurt Okulu üyelerine yükleyerek hayatta kalan Enstitü üyelerinin şa ş kın l ı k ve dehşete düşmelerine neden olmuşlardır. Bir bakıma. geliştirdiği felsefesinde bugünkü dünyadaki yokluğunu ifşa etme­ ye ı srarla çalıştığı bitişteki kadans ı . 1 970'1erde. Frankfurt'taki üzücü olaydan dört ay sonra. zıtlıkların ahenge kavuştuğu uzlaşımın gerçekleşmesini göremeden ya­ kalamı ştır. Hala bütün gücüyle çalış­ maları n ı sürdürü rken gelen ölüm Adorno'yu. Frankfurt Okulunu eleştiren bu kimseler. 67 .

.

Kısaca ifade edecek olursak. dass man sie nicht gründlich durchprobieren kann. 2.. die immer daran schreltem. Die grossen haben die lntultion: sie setzten aut die Nummem. Marx'ın yaşadığı Almanya'nın idealist metafizikçilerin büyüklük vaadlerine henüz erişmemiş. çok daha aklını başına toplamak zorunda kalmı ş bir felsefenin bu büyüklük girişıminin dehşet 69 . Çünkü Adorno'nun günündeki Alman­ ya Marx'ın Almanya'sından alabildiğine farklı bir Al­ manya'dı r ve her iki çağa ait felsefeler de radikal bir biçimde farklıdır. Fakat b u benzerliğin hemen arkası nda önemli b i r farklı l ı ğ ı da görmek gerekir. Atonal Felsefe 'Die Systeme sinci tür die kleinen Leute. "geri" bir Almanya olmasına karşıl ı k." Marxizmin Başlıca Akım/an başlı klı dev çal ışmasında Leszek Kulakowski böyle başlı yor değerlendirmelerine.. Adomo'nun yaşad ığı Almanya. die ihnen cinfallen. Ayn ı şey kesinlikle Adorno için d e söylenebilir.. b i rtiğ i ni kurmamış. lhren lntultionen sind zuverlassiger als die mühsamen Kalkulationen der Arman.'1 HEINRICH RE G IUS "Kari Marx bir Alman filozofuydu.

Adorno. 70 . Marx'ın. fakat proleterci bir devrim aracı lığı ile. evrensel olan bu sınıfın zaferi ile mümkün olabileceği beklentisi de doğru çıkmam ı ştır. yani. Bunun kadar önemli bir diğer fark da aynı derecede felaket sayılabilecek bir katastrofun felsefi sonuçları ndan ortaya çıkmış bulun­ maktadı r: Marx'ın beklentisi olan. tamamıyla tarihsel nitelikte. yıkı ma uğramış bir dünya da ancak içkin olarak varlığını sürdürebilen bir felsefenin. Adomo çok sarsıcı ve elem verici bir düşüşten. bir yı­ kımdan arta kalanları n oluşturduğu bir hayatın içinde felsefe yapmak zorunda kalmıştır. felsefenin henüz materyal dünyaya e­ nerjik ve agressif bir biçimde sahiplenme iştiyakı içinde bulunduğu ve teori ile pratiğin yakın bir birlik oluşturdu­ ğuna inanabildiği bir dönemde yazmasına karşı l ı k. Böylece Adomo. Alman felsefesinin kendini realize edebilmesinin gerçekte yalnızca ulusal büyüklüğün elde edilmesiyle değil. bu düşüncesindeki çözüme ka­ vuşturulamamış gerilimler. yüklendiği bu işin güçlüğü­ nü� neticeleri sayılmalıdır. Bu nedenle. ama yüz­ yılımızın kasvetli ve trajik tarihinin mizacına karşı sava­ şabilecek bir felsefenin eleştirel gücünü muhafaza et­ meyi yüklenmek zorunda kalmıştır. Adomo'nun düşün­ cesindeki dinamizm . tarih­ sel olarak kendisine rastlamış aşağılık işlerden uzak­ laştırmaya çalışmak yerine ı srarla ve inatla felsefenin bu varolan dünya yüzünden kendini gerçekleştirmekte önüne çı kan engellerin geriye döndürülmesi olanaksız bir gelişmenin sonucu olduğunu görmüş. acıyla da ol­ sa. direnilmesini savunmuştur.verici başarısızlı klarını anlamaya çalışmak zorunda kaldığı bir Almanya'd ı r. Yani. bunun metanetle göğüslenmesini. felsefeyi bir kez daha.

o­ nun bütün çalışmalarını derleyip özetlemek yerine. 3 çalışmaları hep denemesel ve açık formlu olduğundan onun daha kapsamlı argümanını kavrayabilmek için. görünüşte daha "küçük" hacimli görünen bir çalışması üzerinde durmak özellikle daha doğru olacaktır. Hegefdeki . Adomo. düşünüre rastlamak zordur. bir hayatı boyunca şaşı lacak kadar değişmeyen bir olgunluk içinde seyretmiştir. Lukacs'daki ve Benjamin' • deki gibi bir "genç-olgun" dönem düşünürlüğü sorunu yoktur. Şüphe­ siz. Adorno tarih ile felsefe arası ndaki diyalektik iliş­ kinin önemini hep vurgulamış olmakla birlikte. sık sık. bilgi teorisindeki özel bir konu üzerinde yoğunlaşmak­ taysa da. Adomo'nun felsefesine bir giriş. Bu dört düşünür böylesi bir dönemleştirmeyle i ncelenebilecek kişilerdir. Husserl'i eleştirisindeki orijinal başlı ktan yola ç ı kara!< ifade edecek olursak. olmamıştır Adorno'da. üzerinde çok yoğun tartışmaları n yapıl­ dığı " Özne-Nesne" başlıklı makalesidir. Bu makale. bir "epistemoloji 71 . çalışma­ larındaki essayistic niteliği öne çıkarmış bulunduğu. Adorno' nun gelişmesinin daha ayrıntıl ı bir yeniden-inşaasında bile bazı nüansların ve vurgulamaların ister istemez or­ taya çıktığı dikkatimizi çekse de. kendi düşüncesi bütün . bu bölümde sunmaya çalışacağ ı m ız gibi. kendi hakikatini ihlal etmeksizin bütün bir eserleri boyunca temel bakış ve değerlendirmelerinde bu denli bir birliğe sahip başka bir düşünceye.yolu bulabilmek için. Bu ne­ denle. daha kısa bir çalışmasını ele alıp onu yakından incelemek doğru olacaktır. Bu amaca en uygun metin ise. Adorno'nun öldü­ ğü yıl yayınlanan ve bugün Essential Frankfurt School Readel başlığı ile çı kan lngilizce derlemelerde de bu­ labileceğimiz. Marx'daki. Gerçekten de. Bunun içindir ki.

İ nceleyeceğimiz bu makalenin başlı ğ ı ndaki ku­ tuplaşman ı n Adorno'nun çalışmaları n ın bütünü açısın­ dan önemini abartmamak gerekir. 5 Adorno'nun felsefesi . Bu bakımdan "Özne-Nesne" tam örnek bir parçadı r. fakat. Adorno'nun totalize edilmemiş. metakritik kendi uzletindeki felsefeyi onun sosyal ve tarihsel etkileyicileri ile birlikte ele almak. Adomo'nun tam olarak biçimlendirilmemiş argü­ manını bizi rahatlatacak şekilde zorla tutar1ılaştırmak ye­ rine. bugünkü dünyada öznelerin nesneler ile nasıl bağlantılandırılacağ ı ve ilerde mümkün bir gelecekte bu bağlantının nasıl bir bağlantı olabileceği sorununu 72 . bağlaçsız bırakı lmış (paratactic) i nşaa biçi­ miyle özel bir dikkat isteyen örnektir. fel­ sefeyi. Daha önce işaret ettiğimiz gibi. törpülenip düzleştirilmiş bir tefsir yerine Adorno'nun kendi söylemek istediklerini ya­ kalayabilmemiz açısından daha doğru. tam olarak şekillendi­ rilmemiş hali ile izlememiz. kendisinin bilerek bıraktığı gibi. vülger bilgi sosyolojisindeki tarzda bu sosyal ve tarihsel etkileyicilerine i ndirgemeden i nceleyebilmek anlamına gelmektedir. Habermas'ın belirtti­ ği gibi . Ayrıca. metakritiği" sayabileceğimiz Adorno felsefesinin birçok merkezi problem ve a rg ümanların ı n i nbiklenmiş biçim­ lerini de ihtiva etmektedir. gerek ide­ alist felsefe geleneği için ve gerekse eleştirel Marxist gelenek için çok merkezi bir konumu olan karmaşı k bir sorunu. ona daha sadık bir yol olacaktır. Ve bu metni incelerken kronolojik olarak · Adorno'nun tüm eserlerine yönelip onlardan da söz et­ memiz. esas itibariyle. onun argümanındaki örnekleri bir tüm olarak bü­ tün çalışmaları çerçevesinde incelememiz daha saygılı bir davranış olacaktır.

Adorno'nun kendi anlayışınca yüklendiği rol ise. Onları n bu söz konusu rolü yaln ızca proletaryaya mı tanıdığ ı . dünyayı bitmiş bir realite. idealizm öznelliğin gerek pozitivizm ve ge­ rekse diyalektik-olmayan materyalizm biçimlerini n ih­ mal ettiği aktif. pratikçi yanını geliştirmiş ve muhafaza etmiştir. Marxistler ve Marxologlar arası nda bir türlü sonuçlanmayan bir tar­ tışma konusu olmuştur. ya da daha sonraki Lukacs gibi eleştirel Marxistlerin üstlendiği ise. Adorno' nun ve Frankfurt Okulunun d iğer üyelerinin sık sık ifade ettikleri her tür pozitivizme karşı hoşnutsuzlukları . sanki . Marx'ın Feuerbach Üzerine Tezler in ilkinde ele aldığı gibi. bir "ikinci Doğa" olarak kabullenmiş. dünyanın tarih. yalnız- 73 . Adorno. Alman i dealizminin önemini fark bu aktif öznelliğin somut tarihsel cisimlenişini belir­ ginleştirmek ve açı klamak olmuştur. bu nedenle. Fakat bunu yalnızca aşkınsal ya da salt felsefi öznelliğin soyut düzeyinde yapmıştır. bunu yap­ makla da materyalist amaçları na. birçok Marxistin gerçekte özne-nesne sorununa ilişkin idealist kavram­ sallaştırmanın bir dublikasyonunu yaptığın ı . yıllardan beri. Adorno ve arka­ daşların ı n bu konudaki arg ümanların ı çok kısa bir bi­ çimde ifade edecek olursak.konu edinmiş bir "bilinç felsefesi" sayı lmalıdır. kültür ve toplum dediğimiz bölümlerini) kavrayamamış. yoksa idealist paradigma'dan çok daha kapsaml ı bir biçimde mi farklı laşabildiklen ise. ereklerine ters düşüp bunları ihlal ettiklerine inanmış gibi görünmektedir. Marx'ı n üstlendiği ise. pozitivizm dünyanın oluş­ turulmasında öznelliğin yaratıcı ve aktif gücünü (yani. bü­ yük ölçüde. edilgin ve boyun eğici bir politikanın suç ortağı olmuştur. pozitivizmin bu sorunun ele alınışı nda ye­ tersiz kalışından kaynaklanmaktaydı .

"Özne-Nesne" makalesi kılı kırk yararcasına "öz­ ne"nin anlamsal bulanıklığının.bu satırların yazarının kendi zihinsel g ücüne inanabilmeye başladığı günden beri kendisi için görev saydığı iş olmuştur"6 . unutulmamaları na özen göstermek ve üzerlerinde du­ rulmasın ı sağlamak durumundadır. Çünkü. onların tarih üzerindeki izlerini kaydetmek.individual oluşturucu öznelerini de yeniden inceleyip tartışma konusu yap­ mak olmuştur. insan olan öznelerin yaşadığı acıları ve duydukları ihtiyaçları tarih sever bir 'Tanrıdan bilme' biçiminde açıklamakla yetinmeyip. Fa­ kat bütünüyle kolektif bir özne kavramı .ya da trans . oluşturucu öznelliğin aldatıcı lığını ifşa etmek için kullanmak . terimdeki iki yöne çekilebilirliğin oluş­ turduğu kararsızlığın ortadan kaldırılması olanaksızlaş­ maktadır (Adorno'nun makalesine dahil etmediği bir noktayı daha ekleyip. belirli bir bireyi de aşan bir kavramı kullanmış olmaktadır. Bu nedenle. ele gelmezliğinin ince­ lenmesiyle başlamaktadır. fakat idealistlerin ve onları n Marxist filizlerinin (çocukla­ rın ı n) fazla aktif . Özel anlamıyla bireysel ve genel anlamıyla bilinç olarak incelenebilecek kavram kendi başına (bizatihi) bir ikililik. Negatif Diyalektik için yazdığı önsözde belirttiği gibi. bireysel farklılık­ ları bastırıp görmezden gelen bir özne kavramı da bu farklılıkların henüz yeterince kökünün kazınamadığı reel dünyada inceleyeceği şeyin karşısında yetersiz kalmak­ tadır. öznenin hem aktif bir ajan.ca pozitivistlerin edilgin ve boyun eğici öznelerini değil. " Öznenin g ücünü. bizim kendi ego'muza yapılan bir gönderme (referans). etiksel bir işlev de yüklenmek. Frankfurt Okulunun her zaman savunduğu üzere. insanın 74 . bir bulanıklık taşımakta­ dır. evrensel (genel) yan anlamları da olan. Hakiki bir materyalizm.

kavramsa/ esneklik uğruna betimlemenin yoksun kıldığı şeyin üzerinde di4ünüp kalmamıza neden oluyor. Bu anlamsal bulanıklığı çözümlemek için. Bu tartışmanı n iki yönde sonuçları oluyordu. bu anlamlardan birini seçip. zorla­ mayla. Bi­ rincisi. bizlere.. daha en başla. Özne ve nesne olarak betimlenmeye direnme burada kaynakla­ myor.kendi kaderinin oluşturucu kaynağı . düşünürleri Kant'tan beri uğraştırmı ş bulunan felsefi aporia'nın yeniden üretil­ mesi olacaktır. sabit bir konsept aracı!tğı ile öznel olarak teslimiyete uğramak demekıir. dikkatle belirlenmiş bir dizi öncülden tümevarı mcı bir 75 .. tahakkü­ mün edilgin bir nesnesi. hem de. Adorno'nun düpedüz olgusal olanın geçerli bir episte­ moloji oluşturabileceği görüşüne karşı Minima Moralia' da savunduğu aşırı laştırma abartma bilinciydi.'lediment) olarak devredilme- . herhangi bir şeyi nes­ nelmiş gibi betimlemek. geçmesme yoI açıyor. Adorno'nun makale­ sinde geliştirdiği görüşünce. ıı sıne. seçtiğimizin daha önemli olduğunu i leri sürmek ise. "özne " ve "nesne " sözcüklerini iyice bilenmiş bir felsefe idilinde birbiriyle anlaşabile­ cek şeyler gibi birlikte kullanmanuz. i kincisi. Bu. . yeterli bir bilgi teorisinin anlatmak istediği nes­ nelere tam olarak uygun düşebilecek kavramları bul­ manın olanaksızlığını kabul etmesi gerekiyordu. Bu yüzden. kişinin kendisinin dışında irade­ sine "tabi" olma durumunda bırakıldığı bir başkasının oyuncağı anlamına geldiğini de düşünecek olursak bu yargı daha da kesinleşmektedir)7. öznenin ve nesnenin anlamlarını belirlemek. Kendisi-o/arak her ne olsa da. bu sözcüklerin. tarihsel tortular (.

Aldatıcıdır. amaçtır. status quo'yu aşkınlamak için. doxa'nın (konjektürün) muamma haline getirdiği nesnedir"9. çünkü. Diğer bir deyişle. Çün­ kü. hem de aldatıcı (illusory) yanları olduğunu anlamaktayız. çünkü. sonuç olarak ortaya çıkan bu ayrılık esas durum 76 . özne ile nesneyi birbirinden ayrı görmenin hem gerçek. Adorno'nun ileri sürdü­ ğüne göre. materyalist yöntemin hareket noktası yanlışlı kların. yalnızca kavramın bu dünya karşısında yetersiz kalışının yanı sıra. bugünkü oluşturulmuş biçimiyle. insanın içinde bulunduğu ikiliği (dichotomy). en azından Descarte'tan beri Batı düşüncesinin temel sayıltısı olan özne ile nesnenin radikal bir biçimde ayrı tutulması olmuştur.biçimde ilerleme yerine felsefenin. dünyanın da. biliş­ sel alanda gerçek ayrılığı ifade etmektedir. henüz yetersiz bir biçimde gönderme yapılabil­ dikleri bir toplumsal dünya karşısında karışık sonuçlar veren kavramların eleştirilmesini. hakikati sahih olmayandan ayırmak hareket noktası değil. düşünceye eleştirel gücünü vermekteydi. zamanımızın tarih­ sel durumunun ortaya koyduğu noksan materyale daha denk düşecek biçimde yola çıkması gerekiyordu. kavramın belirli anlamları karşısında yetersiz kaldı ğının görülmesini gerektirmektedir. "Materyalist yöntem için gerçek olanı. zordan kaynakla­ nan bugünkü gelişmeyi dile getirmektedir. Bu ayrı tutmanın arık düşünce dışında yol açtığı şeyleri incelemekle. Gerçektir. bir zamanlar Benjamin'in dikkatimizi çektiği gibi. Yanlış-olandan hakikat-olana ha­ reket. işte birbirini bütünleyen bu iki yeter­ sizliğin karşılıklı etkileşimidir ki. Adorno'nun "Özne-Nesne"de anlattığı çağdaş e­ pistemolojinin kendine özgü "yanlışı".

yıkıntılarda ve biçimlenimini ke­ sinleştirememiş tasarım ve düşlerde bulunabilirdi. bugünkü totaliterci bütünün gücünün eri­ şemediği çiziklerde. kısaca özetini verdiğimiz 1 960' lardaki "pozitivizm tartışması"nda Adorno'nun ı srar ettiği bilimsel gerçek idea sının ancak "gerçek toplu­ mun" gelecekteki realizasyonna bağlı olduğu tezine dayanmaktadı r. Adomo'nun "bütün. mümkün bir kefaretin (redemption) şifreleri. Adorno'nun "sonuç alabilir fantazya" dediği. Adorno'ya göre. Bu özgürleşim olanakların ı n şifreleri. Adorno'nun gerçek ve aldatıcı sözcüklerini. ancak. aldatıcı olan (sahih olmayan). Daha net bir ifade ile. gerçek.sayılmaz ve sihirli bir biçimde. normatif anlamda ise. ama belirtmediği kendi ne özgü kullanı m ı n ı kavra­ yabilmemizle anlamlı olmaktadı r. gerçek-olmayandı r" saptamasın ı n temelini oluşturan b u son kullanım onun "dir"in diyalek­ tik tarifi içinde "olmalıydı'nın da bulunduğu yolundaki Hegelgil öncülü terk ettiğini göstermektedir. ikinci kısımdaki. Ne var ki. bilimin kendisine sun­ duğu materyal içinde edimde bulunan. dipte yer almış bir antolojik kertede. Bildiriminin (kaziyesi­ nin/ statement) ilk kısmındaki gerçek bugünkü dünya­ n ı n hali ne bir göndermeyken. normatif anlamda gerçek­ olan. şeylerin olabile­ cekleri hallerini ifade etmektedir. Bu sonuncu kullanım. makalede gerçekleştir­ diği. fakat bu mater­ yalin aranjmanındaki en küçük yanlarda. "henüz-varlı k­ kazanmamış" olarak haz ı r beklemektedir. bir değişmezlik biçimine sokulamaz" 10 • Buradaki apaçı k paradoks. Adomo'nun arkadaşı Ernst Bloch'un önerdiği gibi. ancak. ancak. Başka bir deyişle. betimleyici anlamda şeylerin bugünkü hallerine denk düşen anla­ m ına gelmekte. noktalarda- 77 .

insanı n en başlangı çtaki Do­ ğa içine konumlanmışlığı bir kez aşılıp unutulunca. ) yutmaktadır" 1 2 . Doğanın tahakküm altına alınması toplumsal hiyerarşi ve kontrol ile at başı beraber seyretmiştir. "bütünüyle yönetim altına alınmış dün­ ya"nı n bizim zamanımızda tamamladığı kristalize olma işlemini bitirmesinden önce başlamış bulunmaktadır. Gerçekten de. zorlama bir "isteneni görme yapma"ya yol açsa bile. bir gün en sonunda bütün insan ilişkilerini de kendisine ters düşecek bir konuma sokacak olan emperyalizm türlerini getirmektedır." diye yazıyor Adorno. özne. "özne . kendi ölçülerine göre düşünüp indirgemekte. Adorno'yu eleştirenlerin sık s ı k ileri sürdükleri gibi. "canlı kalabilmiş bir hakikat kavramı"nın yaşanan günün "sahte" bütünlüğünden kaçıp sıyrılabildiği anlar sayesinde muhafaza edilebil­ mesi için. Adorno'nun ve Horkheimer'in Aydmlanmanm Diyalekti­ ğt'nde ileri sürdükleri gibi. Pozitivizmde. tek yol olmaktaydı . kendi beraberliğinde.oluşturucu (regenerative) fantazya eylemi. Radikal bir hümanizma. idealizmde de kendi yerini alm ış bulun­ maktadı r. nesnesinden. Böylesi yeniden .bu materyalin ar­ d ındakilere de erişebilen bir fantazya" 1 1 aracı l ı ğ ı ile varlı k kazanabilirdi. nesnenin kendi başına ne olduğunu unutup onu (özümseyip-ç. onu. soğuk bir tutumla kendisini ayrı tutan 78 . Felsefi an­ lamıyla.fantazyanı n kendisinin yaratması sayesinde oluşumları g üven liğe kavuşmuş noktalarda . en baştan beri . Doğan ı n da tahakküm altına alınması başlamış ol­ maktadı r. onu manipüle edebilmek için. Adorno'nun "Özne-Nesne"de bize anlattığı bu kaçıp sıyrılma. nesne üzerindeki öznenin tahakkümü poziti­ vizmde de. "Bir kez radikal biçimde nesneden kopup ayrı ldığı nda.

. ya da başlangıçtaki Doğa içindeki konumlanmışlığa dönüşü sağlamamaktadı r. Bu dünya onun için. Frankfurt Okulunun diğer üyeleriyle birlikte paylaştığı 1 4 hatırlamanın özgürleştirici gücüne çok önem verdiği halde. tarih-öncesi bir bolluk ve uyum döneminin nostaljisine sürüklenmeyi de ke­ sintisiz olarak reddetmiştir. daha içtenlikli bir öznellikle. dünya. kendisini kendi nesnel yaratı lımlarında görüp tanıyabilen bir bilincin ü rünüdür. pozitivist özne. i ster genç Lukacs'daki Homer çağı Yunanistan'ında yaşanan epik tümlük gö­ rüşü. Adorno. Ademgil birliği inancı konusunda olsun 79 . ister Heidegger'deki şimdi trajik bir biçimde unu­ tulmuş bulunan gerçekleştirilmiş Varl ı k (Being) anlayı­ şı. Bu öznellik edilgin gibi görünse de.bir öznellik vardır. isterse hatta Benjamin'in ismin ve şey'in prelapsarian.) ve yalnızca bilimsel olarak ortaya konulabilir saydığı özel­ liklerin aranıp sınand ığı.karşı ise de. düşüncenin. Adorno özne ile nesnenin mutlak ayrılı ğ ı na . sunduğu alternatif model bu iki kavramın tam bir birliğini. dünya ile araçsal bir ilişki içindedir. gerçekten . Adorno'nun "nesnenin üstünlüğü" 1 3 dediği şeyin. gerçekten negatif bir diyalektik. i kincisinde ise.ö­ zellikle bu ayrıl ı k öznenin nesne üzerindeki örtük ta­ hakkümünü saklı kıl? ığında . keşfetmek tutkusuyla hareket ederken (başka yakınlıklarını unuttuğu-ç. Gerek poziti­ vizmin ve gerekse idealizmin tersine.bütünüyle dolayımsız bir biçimde olmasa dahi - aktif bir öznelliğe indirgenemeyeceğini kabul etmek durumundadır. egemen olduğu söylenen aklın yutup yok etmek istediği Doğa'nın d ünyası n ı n değerliliğine karşı derin b i r öfke vardır. kendisinden et­ kilenerek oluşmadığı bir dünyadı r. Bu sayıltın ı n ard ı nda ise.

dinlerin içinde yer a/malctaydı. insan ile dünya arasında tam bir birlik arayan Hegelgil Marxizm de dahil olmak üzere. Platoncu diyalektikte bile. öznenin formasyonundan ön­ ceki dönemdeki bu farklılaştırılmamış/ık durumu Doğa­ nın güç yetmez çağlarının karşısında duyulan korkuydu. birlik. insanlığın dünya ile bir oluşunun yitirilmişlik hali için ağıt yakan herhangi bir felsefe. aynı zamanda. farklılaştırılmamış/ık bir ve aynı olmak değildir. bu tür felsefeleri de mahkOm etmiş oluyordu. bu durumu protesto olarak. yola çıkı şındaki hareket noktası ileriye yönelik nitelikteydi. potansiyel olarak yıkıcı ve öldürücü olmak durumundaydı. özne ile nesne arasındaki 80 .) görünme olan bu durum. nesneden kaynaklanan (tanı ma bilme-ç) ön­ cesi bir birliğin yeniden kurulabilmesini çok kuşkuyla karşılamaktaydı. hatta geçicilikten de öteye. günümüzde yalanın çok ötesindedir. mitti. "Özne­ Nesne". büyük dinlerin hakikat içeriği de. Adorno'ya göre. ilk başta mutlu bir özdeşliğin olduğu anlayışı ro­ mantik bir anlayıştır-bir zamanlar öyle görmek istendiği için (yanlış-ç. ya da bu birliğin ge­ lecekteki gerçekleşmesi ile kendisini bir tutan bir ütopya yalnızca yanlışlığa düşmüş bir felsefe ya da ütopya ol­ makla da kalmayıp. Kusursuz varolabilme metafiziğine karşı tam bir proto-deconstructionist hor görme ile "Öz­ ne-Nesne" her türlü geriye yönsemeli (regressive) sı z­ lanmaya karşı çıkmaktaydı: "Özne ile nesne arasında geçici. Kaldı ki. birlik oluşturan şeyle­ rinfarklı olmasını gerektirmektedir "15• Başka bir deyişle.Adomo. Ç ünkü. Bu noktayı vurgularken. Adomo insanın geçmişinde başlangıç durumuna ait bir Doğa ile bir olmayı kabul etmekle beraber.

Her şeyin şey olarak total bir biçimde eritilmesi arık eylemin öznelliğine (geri) çekilmedir. sta tus quo'nun reddi olarak ütopyan düşüncenin öne- . Kendisi için önemli bir konumda olmaması gereken parçalanmamış bir öznel dolayımsızlık konusundaki istekten kaynaklanan imgenin ortaya çıkardığı $ey­ sel/eşme kategorisi. eşi/derecede. "Özne­ . Dolaylı olanın dolaysızlığa sahipmiş gibi düşünülme­ sidir. rece etkin olmuş bulunan Lukacs'ın şeyselleşme teorisi . Negatif Diyalektil<te Adorno bu kuşkusunun nedenlerinden söz etmekteydi: . materyalist düşünceyi yutup yok etmekten mutluluk duymaktadır. . en az Marxist hümanistlerin ve ı diğerlerinin üzülüp sızlandıkları yabancılaşma kadar bu farklılığın ürünü olan düşünme (reflection) yeteneğinin de yitirimi olacaktı. " Uyumluluk du- 81 . Arık dolayımsızlık ve fetişizm. Nesne"nin bir sonraki paragrafında bu soruya belli be­ lirsiz bir olumlu yanıt verebilmektedir. . görülüyor ki. farklılığın yoksanması. "zorla uyumlulaştırılma" modeli yapıldığında tehlikeli olabilecektir. Batılı bazı Marxistlerin de paylaştıkları bir rüya. gelecekteki bir . Eleştirel Teori'nin formasyonunda son de­ . ha­ 16 kikat-olmayan şeylerdir • · Özne-nesne dualizmini ortadan kaldırmanın bu · kadar kötü sonuçları olmayan bir biçimde tasarlanması olabilir mi? Bunun nasıl bir şey olduğunu anlatmanın mümkün olduğunu söyleyenlere karşı çıkarken bile. mini her zaman ısrarla vurgulayan Adorno. bile bu tehlikeyi taşımaktaydı. Analitik zihne ya da anlamaya (Verstand) karşı daha üst bir sentetik akıl (Vernunft) konusundaki eski idealist rüya. dinsel bir kurtulU$ düşüncesi gibi.

bir farklı olabilme durumu.rumu üzerinde spekülasyona izin verilmekteyse. insanlar ile onlara göre diğerleri olanlar arasında barışın gerçekleşti­ rilmesine bağlıdır. farklı olabilme olanağı bul­ 7 muş olanların birbirlerine katılabilme durumudur 1 • Biraz değişik terimlerle ifade edilecek olursa. 82 . ne de bunların biraraya gelmesi olanaksız karşıt şeyler ol­ duğu anlayışı bunun (uyumluluk durumu-ç. . Doğru konumlandırılacak olursa. Böyle bir taht ile nesne. "ba­ rış" üç yıldızlı bir yıldız kümesidir ve kolektif öznellikten. . Bu an/aşılmadıkça." diyor ve ihtiyatlı bir dille şöyle devam ediyor: Ne özne ve nesnenin (bunların birbirinden) ayrı şeyler olduğunu fark edemeyen bir birlik anlayışı. taht'ı özne işgal ettikten sonra nesneyi taht'ın yetim düşmüş varisliğine getirmek değildir. Eleştirel Düşüncenin amacı hiyerarşiyi ilga etmektir"1 8 • Frankfurt Okulunun ütopyan bir (gelecek-ç. (böyle bir uyumluluk anlayışı-ç. bir idol olur. yalnızca. tersine. özne ile nesnenin arasındaki bağlantı (ilişki) insanlar arasında. hatta epistemolojik olarak bile. "Eleştirel Düşünceye düşen iş. Barış tahakkümün olmadığJ. ob­ jektif bir kavram olarak iletişim bile kendisi olarak varo/amaz.) bir­ birinden ayrı oldukları an/aşılabilmiş özne ile nesne arasındaki iletişime bağlıdır.) im­ gesinin mümkün bir ayrıntılı açı klamasını yapmaktak i karakteristik çekingenliği ile Adorno. Adorno'nun Negatif Diyalektil<te ısrarla savunduğu gibi. bireysel öznellikten ve nesnel dünyadan oluşmaktadır. hemen daha önce savunulabilir bir epistemoloji geliş­ tirmeye çalışmış olanları eleştirmeye geçmektedir.) içinde yer alamaz. "Özne-Nesne"de .

Adorno. yaşanmakta olan totalitenin baskıcı iktidarı değil. . eleştirel bir kategoriydi. böyle bir totaliteyi oluşturan inşaacı bir meta­ öznellik önermesi bir ideoloji ise de.o lmadığı n ı savunmayı gelenek haline ge­ ti rdiğini söylemektedir. insan bireylerinden ve onların ilişkilerinden koparılmış - 83 . Batı düşünce geleneğinde. insanın gitgide daha arık ve basit bir varlığa dönüşmesine süreklilik kazan­ dı rılmıştır" 1 9 .) başka bir deyişle. birey öznelerin alda­ tıcı bir tasarımlanımından başka bir şey olmamaktadır. inşaacı insan akl ı na birincil ne­ den statüsü tanınmıştır. Cü nkü. o günlerde Adomo'nun savunduğu üzere. Marxist Hümanistlerin gelecekteki ko­ lektif özne beklentisinden çok.soyut olarak rasyonelleştirilmiş . Bunun nedeni ise. Adorno için. Adorno'ya göre. çok daha kalıcı olan toplumsal realite olmaktadır. yönetim altına alınmış . tersine. yaratıcı l ı k ve mutlak hakimiyet sahibi olduğu söylenen bir ilke olarak insanın akl ı n ı n yüceltilmesiyle. öncelikle ideolojiktir: "Bireyler. Adorno'nun Sözleriyle. dünyanın totalize edici gücünün ters-yüz edilmiş bir im­ gesi olarak düşünülmelidir. yalnızca. Kant'ı n ileri sürdüğü aşkı nsal özneden Husserl'in psikolojizm eleştirisine dek Batı düşüncesi­ ni n Nietzsche'nin vaktiyle ilk kez işaret ettiği gibi bilince dolayımsJZ olarak apaçı k görünen şeyin realitenin sa­ h ih ilk ilkesi . . gitgide sistematize olan toplumsal totalitenin türevleri haline indirgendikçe. (öte-öznesi-ç. (bu tasarımlamada) yansıyan şey. i dealistlerin meta-öznesi. Lukacs ve diğer Batılı Marxist'lerin normatif bir amaç olarak yü­ celttikleri totalite kategorisi. fakat aynı zamanda. işte bu nedenledir ki. Özgürleşmiş bir insanlık hiçbi r şekilde bir totalite olmamak gerekirdi"20• Fakat. "Aşkınsal özne doktrininde (gerçeğe) sadık bir biçimde yansıyan şey . "olumlamacı değil.

ve alış-verişi. Bir başka perspektifle. Marx'ın kapitalizmde metaların tüketiciler için ifade ettiği kullanım değerine ve üreticilerinin emekle­ riyle katılmış değere karşıt bir olgu olarak incelediği deği­ şim değeri üzerine yaptığı analizlerden esinlenmiştir. mistifıkasyona uğratılmış olmaktadır. mübadeleyi (exchange) kendisine model almış ilişkilerin önceliği olmaktadır''21 • Çünkü. Adorno'nun değişim olgusuna bakış tarzı. Bu değişimde eşitlenim aracı ise paradır. öylece. Çün­ kü. aslın­ da. pa­ zardaki sayı ile ifade edilebilir değerfen'nin soyut ölçümü lehine ihmale uğramaktadır.­ şim ilkesinin büyük önem taşıdığını söylemek bir abartma olmayacaktır. çeşitli meta­ lar arasındaki gerek çeşitli tüketicilere ifade ettikleri kulla­ nım değerleri ve gerekse üreticilerinin belirli yaratıcı kat­ kıları açısından sahip oldukları niteliksel farklılıklar. Bu mistifikasyon ise. fakat bu çarpıtılmış bir form içinde görünmektedir. Bir yabancılaşma ve fetişizm süreci aracılığı ile. bu iliş­ kilerin bir ürünüdür. Ka­ pitalist üretim tarzında metaların bazı soyut eşitlenim a­ raçları ile alınıp verilmesi. Adomo'nun negatif diyalektiği için deği. tek bir vuruşta dağıtılıp yıkılacak kadar güçsüzdür. değişim işlemi görmesi gerek­ mektedir. görünüşteki değişim sürecindeki eşitlenimin hemen ardında gerçek eşitsizlikler olan ve kapitalistlerin karlarını oluşturan eşitsizlenimler. idealistlerin bu inşaacı meta-öznellik görüşlerinde betimleme düzeyinde bir hakikatin kendini gösterdiği bir moment vardır. örtük olarak durmakta- 84 . kısmen de olsa. yalnızca şeyler arasında nesnel ilişkiler olarak görünecek şekilde. insanlar arasında ve insanlar ile Doğa alemi arasında toplumsal olarak dolayımlanmış bulunan ilişkiler. tam da. "Özne-Nesne" de yalnızca kısa bir değinme ile geçmiş olsa bile. amprik özne onların sayıltısındaki gibi bir şey olmayıp.

bu şeyselleşme gö­ rüşünün öncülünü nasıl eleştirdiğini az önce gördüğü­ m üz Adorno daha da önce gerçekleşen bir oluşumda ı srar etmektedir. Böyle­ si tasarımlama/ar (üretim ilkesinin her şeyin önünde 85 . emeğin toplumsa/ servetin tek kaynağı olmadığım söylediğin­ de. toplumsal sınıflara dö­ nüştürmektedir"22.dır. popüler sosyalistlerin harcı alem yorumlarının tersine. kendisi ile ters konumda oluştan algılanabi­ len. bu değişim ilkesi insanın canlı emeğini etkisi altına alarak onu zorla nesnel eşitsizliğe. Kendi içkin (immanent) dinamikleri sayesinde. Bununla beraber. Bu bölünmenin. . fiziksel emekten kopuşu yansıtmaktadır. yani. daha son­ ra da. Gotha Programı 'nda Marx. daha doğru­ su genç-Marx'tan değişim sürecinin sonul kaynağını açıklama konusunda ayrı lmaktadır. öznenin o ol­ madan oluşturucu niteliğini hiç kazanamayacağı So­ yutlama. i nsansal (tarihsel) başlangıcı unutulmuş bir metalar dünyasının yaratıl­ masında yabancılaşmış ve soyutlanmı ş bir emeğin genetik rolünü vurgulamak yerine. . Negatif Diyalektil<te soyut düşüncenin pazar yerindeki soyutlamanın bir türevi23 olduğunu fark edebildiği için övdüğü arkadaşı Alfred Sohn-Rethefi izleyen Adorno "ilk günah ı n" zihinsel emeğin bedensel emekten ayrı l ı ş ı nda konumlandığını savunmaktadı r. lassalle yandaşlarına. felsefi olarak. onu tahakkümü altına almasına neden olduğunu söylemektedir: Fichte gibi aşın idealistlere göre dahi. öznenin nesneden ayrılmasına. Adorno. Marx'tan. emeğin ne çalışkan kollar olarak ve ne de zihinsel üretim olarak tek bir form içinde ta­ sarlanmaması gerektiğini ifade etmiş oluyordu.

düpedüz. hatırlayan özneden her za­ man daha önde yer alan ve nesnenin.:. öznenin nesne üzerindeki tahakkümünü yineleyen. bir yere sahipmiş gibi kabulünü sağlayan-<.birleşimiyle olacağını söylemekten uzaktır. "şeyselleştirme bü­ tünüyle bir unutmadı r"26 görüşünü savunduğu zaman bile Adorno bunun alt edilmesinin başlangıçtaki anla­ m ı n ı hatırlayabilecek bir bellek sağaltı m ı ile. özdeşlik adına. 25 Adorno'ya göre şeyselleşme oznelliğın yabancılaşmış bir nesneleşme­ sinden. Bellek anlayışı Hegel'in dışsallaştırılmış bir şeyin yeniden içselleştirilmesi (reinternalization) olarak kulland ığı Erinnerung\J savunma biçiminden yola çı kan Marcuse' den farklı olarak. pejoratif anlamda ifade edildiğinde. bu denli vülger olmayan Marxistlerin savunduğu şeyselleşme kavramını bile e­ leştirı konusu yapmasına neden olmuştur. izlenimlerinin derlenip toplanması ile 86 . Adorno. ki burada Adorno'nun değişimin (exchange) ilk oluşumuna ilişkin olarak Nietzsche'ye ne denli borçlu olduğunu açıkça görmekte­ yiz .şeyselleşme. Lukacs gibi . öznenin yitirip ayrı düştüğü şeyleşimi (objektification) ile yeni­ den . Sık sık alıntı lanan deyişiyle. farklılığın (heterogeneity) baskı altına alı nması anlamına gelmektedir. hayatiyeti olan bir sürecin ölü bir şeye indirgen­ mesinden ibaret değildi. vülger Marxistlerin üretime ayrıcalıklı bir konum tanıma anlayışlarına duyduğu kar­ şıtlık. Kendi çalış­ masında da bir çok yerde şeyselleşme kavramının Lukacsgil kullanımı yeralmakta ise de. Tersine. onun. ona duyulan saygı sonucu.) aldammm yaygm/Jk kazanmasmdan başka sonuç ver­ meyecek şeylerd/1• Adorno'nun.

özne ile nesne arasındaki. Doğaya karşı da tarihi ya da toplumu birbirlerini tamamlayan yanlar ola­ rak ele almak durumundadır28 . tarihe ya da topluma özgürlük sorununun ele alınmasında Doğanın üstünde ayrıcalıklı bir konum tanımak yerine. Doğanın dünyasındaki diğerlilik (otherness) üzerindeki tahakkümü de kapsayan bir ol­ gudur.unutulmamasını kendisine erek edinmiş Gedachtnis'in kefaretçi gücünü vurgulayan Benjamin'in düşüncesin­ d en27 yana olmuştur. Lukacs'ın kullan­ dığı gibi. barış diye adlandır­ dığı öznel ve nesnel güçlerin (forces) hiyerarşik­ olmayan yı ldız kümelenimleri içindeki uygun yerlerine konumlandırılmalarıdır. farklılığın ve özdeş . şeyselleşmenin 87 . yal­ nızca. negatif bir diyalek­ tik tarihe ya da topluma karşı Doğayı .olmanın. Şeyselleşme yalnızca insanlar arasında bir iliş­ kiden ibaret olmayıp. özellikle de Doğaya ait nesneler arasındaki ilişkiyi bir daha ele al­ maktır. Lukacs ve Gramsci gibi historicist Marxistleri izleyerek. Çünkü. ona göre. . kusursuz ve tam (perfect) tümlüğün ya da başlangıçtaki çokluluğun yeniden kazanı lması ve ihyası aynı şey değildir.hatırlanmaz olmuş bir şeyin "yeniden . Adorno'nun gerekli gördüğü unutma­ nı n kesintiye uğratılıp tersine döndürülmesi.hatırlanması" ile. Hegelgil bir şeyselleştirimin sona ermesi. Bu nedenle. Adorno'nun şeyselleşme'yi heterodoks bir tarzda kullanımını anlayabilmenin bir diğer yolu ise. Bu nedenle. Daha çok. Adorno'nun anladığı anlamıyla. doğal dünyanı n insa­ nın kontrolü ve manipülasyonu için sayısallaştırı lıp tasniflenebilen alanlar şeklinde algı lanması da şeysel­ leştirmedir. Adorno'nun gerek pozitivizmde ve gerekse idea­ lizmde varolduğunu söylediği kavramsallaştırmadaki emperyalizm yüzünden.

Birkaç yıl sonra Aldous H uxley üzerine yazd ığında da Adorno'nun üzerinde düşündüğü gene bu (iyi ve kötü şeyselleşmeler arasındaki-ç. 30• Adorno'nun belli "iyi şeyselleşme"yi bir dereceye kadar bu şekilde bizi şaşı rtarak savunmasın ı anlaya- . Adorno bu paradoksun farkındaydı . daha zi­ yade.) farklılık olmuştur: İnsanlık yalmzca şeyselleşmeyi değil. güçlendirilmesine yol açacak. "şeyselleş­ meye karşı Hegelgil görüşü yinelemek değil. "Mesele iyi olan şeyselleşme ile. unutmanın içinde ihtiva olunan birbirine zıt (contradictory) momentlerin ifşa edilmesi olduğunu" söylemiş. meselenin.Nietzsche'nin belirttiği çerçeve içinde sürdürülmesine. an­ cak şeyselleşerek gerçekleştirilehilecekleri bir form olarak. pozitif anlan11yla. ancak. ne denli güçsüz ve yetersiz olsalar da. yalmzca özgürleşimin içinden Ç1kıp mümkünleşeceği bir koşul olarak değil. şeyselleşmenin eleştiri konusu yapılabil mesi. Bütün şey­ selleşmenin sonul olarak ortadan kaldı rı labilecek oldu­ ğu iddiaların ı şüphe ile karşı lamaktaydı . kötü olan şeyselleşme arasındaki farklı l ı k meselesidir de diyebili­ riz"29 demiştir. öznel yanla­ nmlZln da. Benjamin'in dikkatini çekerek. fakat şeyselleş­ menin zıddım da. "Bütün şey­ selleştirme bir unutmadı r" düşüncesini ilk kez formüle ettiği 29 Şubat 1 940 tarihli bir mektubunda Adorno. bilmemiz. şeysel/eşmenin zıltlm da ih­ tiva etmektedi. onun özdeşleştirimin tiranlığ ı n ı . deği­ şim ilkesini ve oluşturucu öznenin müştemilat duru­ mundaki öznenin ve nesnenin üzerindeki tahakkümü­ nün esasta eşanlamlı olduğu sayıltısını gözününde 88 .

belirli bir derecede kolektif bir meta­ öznelliğin gerekli olduğunu ileri sürmektedir.i zam anlar­ da olduğu gibi. aynı zamanda "pozitif bir yana da sahiptir: Öncek. 89 . çok daha sık rastladığı mız "kötü" ş ey­ selleşmeye karşı yönelttiği sert eleştirileri . negatif diyalektiğin görebildiği birbirleri içinde eritilmeleri olanaksız momentlerin oluşturduğu güç-alanının yerini almıştır. pozitiviz m­ den tutun yapısalcı Marxizm'e kadar uzanan birçok felsefeyi karakterize eden. bu­ nun tam tersine. kolektif bir meta­ özelliği. hangisi olursa olsun. toplum bugün de üyelerini ve kendisini canlı tutmaktadır. dolayısı ile toplumsal bir ilişki ol­ duğunu düşünüp tanıklık etmektedir. i ndirgenmesine amansız bir biçimde karşıt olduğunu ortaya koymaktadı r. Bu meta-öznellik ne denli pazar yerindeki soyut­ lamanın bir yansıması olarak kabul edilirse edilsin.tutmamız halinde mümkün olabilmektedir. Belki de hem kolektif hem de bireysel öznelliğin birleşik çekiş gücü öznenin yönünde oluştuğu için. tıpkı Kierkegaard kadar varoluşçuların da tam tersini yaparak yanlışlığa düşme­ leri gibi. Her iki durumda da. Fakat. özdeşlik teorisi. idealizmin düştüğü yanlışlık. öznelliği düpedüz kişisel öznelliğe ya da müş­ temilat niteliğinde bir öznelliğe i ndirgeyenlere karşı savunmakta. bir öznel öğenin aşağ ılanması na. Bu düşünce bireyin üstünde önceliğe sahip bir fetiş de değildir yalnızca"3 1 . Varolabilmiş oluşu nedeniyle tekil du­ rumdaki birey genel (universal) duruma gelmiş bulunan (bugünkü tüm-olan) bireye şükran borçludur ve varolu­ şunun bir genel ilişki. "Özne-Nesne"de Adorno. mutlak önceliği bireysel öznenin üzerinde bir kolektif özneye tanımak olmuştur. Bu nedenle.

bilginin eleştirilmesi ise. Bu görüşünü savunmak için de. öznellik diye bir şeyden söz edilemez. Adom o için. bir nesne olmaksızın. bilginin toplumsal bir çerçeveden bakarak kendisi hak­ kında bilgilenmesidir. (Nesne'ye tanınan) bu önceliğin umut bağlanabilecek bir yanı da. toplumsal eleştiridir. bilgi sosyoloj isinde olduğu gibi. fakat. Özneyi ne denli betimlesek de. ancak ve ancak. başka çalışmalarında da nesnenin karşı . yalnızca kolektif bir özne olarak değil. toplumun. potansiyel olarak. yani.ç). daima. eleştirel nitelikteki kendisi düşünebilen idrak içinde ortaya çıkabileceğidir (görünebileceğidir) . 34 hakikat o anki mevcut toplumsal total itenin içinde varolan şeyin bir yansımasına indirgenemez. ister aşkınsal. isterse bireysel olarak anlaşılmakta olsun. toplumsal bir varlık derekesine düşmesi anlamına gelmemelidir. düşünce­ nin. 33 Bu­ nunla beraber. Bilgiye. kavranabilir (bir şey olmak vardır . ondan bir varlık (entity) tutup çıkaramayız"32• Özne. toplumsal baskıya boyun eğdiği sürece. Adorno'nun ve Frankfurt Okulundaki diğer arkadaşlarının Kari Mannheim'i eleştirirken sık sık yaptıkları uyarmalarda olduğu gibi. Fiilen değilse de. Brentano'dan Husserl'e kadar fenemonoljistlerin hep kullandıkları a­ maçlılık/niyetlilik (intentionality) argümanını kendisine dayanak almıştır: Dolayımlama. işte bu yüzdendir ki. nesnellik özne olmaksızın da açıklanabilir. fakat. nesneldir. bilgide toplumsal anlamda objektif mo­ mentin fark edilip öğrenilebilmesi. . dolayımlanan şeyi hedef alır. 90 .cazibesi üzerinde vurgulamada bulun­ muştur. . ona istediği gibi yön veren bu baskı?an kurtulmadıkça ve içinde bu­ lunduğu bu baskıların farkına varmadıkça yoksun kala­ cağı objektiviteyi kazandıracak olan. Toplumsal eleştiri bilginin eleştiril­ mesi.Adomo bu makalesinde de. kendi nesnel formu ile.

bilimsel olarak objektif olan ve indirgemecilik diye bilinen benzeştirici düşüncedir"37• Bu tehdidi bu denli tehli keli yapan ise. "Nesnenin önceliği özne üzerinde düşünmeyi ve öznel düşünmeyi gerektirdiği için. Ç ünkü. kolektif ve ' bireysel. "nesnenin üstünlüğü" antropormorfik epis­ temolojilerin reductio ad hominem kabulünün reddi an­ lamına gelmekte ise de. diyalektiğe izin vermeyen primitif materyalizmden farklı olarak . hiçbir zaman öznenin total olarak yok edilmesi noktasına kadar varmamaktadır: Adomo'nun "Özne-Nesne"de devamlı olarak söylediği gibi. aslında.sürekliliğe kavuşmuş bir moment olmaktadır"35 • Status quo yu aşkınlamanın önkoşulu olarak. en temelde. şeyselleşme süreci aracıl ığı i le unutulan belirli bir formda sübjektif rasyonalite tarafından oluşturulmuş bulunmaktaydı . bu. Adomo'ya göre öznel dünyaya yansıtılan ve daha son­ ra.gerçekte. "örtük ve bu nedenle de çok daha ölümcül bir sübjekti­ vizmi temel almaya muhtaç oluşu"38 idi. "Özne-Nesne"de Adomo özdeşsizliğin (non­ identity) baskı altına alınmasın ı n bir diğer versiyonu üzerinde de durmaktad ır. Yaşanan zaman için en ö­ nemli tehdit saydığı baskı altına alma biçimi. Bu paradoksal gibi görünen savı anla- 91 . Adomo'yu. "Meduza'nın bakışı"ndan endişe duyan ve bunun insanı "nesnel bir sürecin kendini gösterimlediği bir sahne"den36 başka bir şey olmayacak duruma düşü­ receğini söyleyen Benjamin'den de ayırmaktadı r. öznelliğin bir miktarının sürekli olmasındaki bu ısrar Adomo'yu Louis Althusser gibi yapısalcı Marxistlerden ve onların post-structuralist kamptaki ku­ zenlerinden ayırmaktadır. Bilimsel ve pozitivist düşüncenin objektif gerçekliği . Gene bu ısrarıdır ki. öznellik . "görü­ nüşte anti-sübjektivist.

si olmaktaydı. Vernunft ve Verstand diye adlandırdıkları aklın iki türünü birbirinden ayıran idealistlerin bu görüşü üzerinde duran Horkheimer ve Marcuse .modern dünyada ikincisinin lehine birincisinin "sönü­ şü"nü39 (eclipse) vurgulamışlardır. aklın amaç­ lardan çok araçları seçebilmekle sınırlandırılması. özellikle de. Rasyonalitenin Verstanda indirgenmiş bulunuşuyla ilgili olgu ise (rasyonalitenin) araçsallaştırılması. dışsal Doğanın da tahakküm altına alınması olmuştur. Ayrıca. kendi öznel amaçları için dışsal dünyayı manipüle etme yetenekleri kazanmak zorunda kalmıştı. bir süre. içinde. Verstand. araçsallaştırılmış rasyonalite insanın içindeki ken­ di varoluşunu korumasına engel teşkil edebilecek yanla­ rının. dü­ şüncedeki ve varoluşumuzdaki antinomilerin uyumlulaş­ tırıldığı bağı msız bir rasyonalite iken. değerlerden hareket eden rasyonalitenin bugünkü hayatta egemen konuma gelme- . insanın Doğa ile sava­ şımı. bu öznel. ya da Max Weber'in deyişiyle. bitimsiz bir erteleme olmaksızın du­ yumsal doyumlara olan tutkunluğunun baskı altına alın­ masına yol açmaktadır. Bu indirgemenin en sonul kaynağı ise. Frankfurt O­ kulu Aydınlanmanın bütünüyle baskıcı olduğu ya da a- 92 .özellikle bu iki düşünür .mak için. Vernunft. Frankfurt Okulunun görüşünce. En uçtaki görünümüyle ifade edilecek olursa. Bütün bunlara rağmen. bu antinomileri değiştirilmesi olanaksız bir dünyada kaçınıl­ maz realiteler olarak kabul edebilen bir akıl olmaktadır. şimdi çoğumuzun farkı na vardığı gibi. Varoluşunu sürdürebilmek için insan. Adorno ve arkadaşların ı n geliştir­ dikleri "sübjektif akıl" kavramı üzerinde durmamız ge­ rekmektedir. kendi varoluşunu koruma savaşımıyd ı . Aydınlanmanın hiç is­ tenmeden ortaya çıkan bir maliyeti de.

kendisinin zıttı olan öznelci. "bu iki­ sine karşı aynı anda eleştiri yönelterek. örtük bir biçimde. objektif ve kavrayıcı aklı ileri sürmek değil. öznenin varsayıp öne sürdüğünden başka bir şey. Fakat o da diğer Eleştirel teorisyenler ile birlikte bu iki tür rasyonalite karşısında tek yanlı bir eleştiride yoğunlaşmanın oluşturacağı dengesizliğin modernleşme sürecinin bir özelliği olduğu görüşündeydi. e­ leştirel felsefenin amacı. Horkheimer'in Aklın Sönüşü'nde/ Akıl Tutulmasında (Eclipse of Reason) belirttiği gibi. bu iki felsefenin. basit anlamda. Adorno şu görüşü ileri sürüyordu ısrarla : Nesne. araçsallaşmış felsefeye karşı. öznesiz bir tortul hiç değildir. insana! dünyaya da araçsal manipülasyona açı k dışsallıklar olarak bakması ise. öznel rasyonalitenin Doğa dünyasına da. gerçekte.raçsallaşmış aklın bütünüyle reddedilmesi gerektiği gö­ rüşünde olmamıştır. fakat. mümkün olursa. bu dünya görüşünün insan yapısı bir şey olduğu gerçeğini maskelemekteydi. entelektüel alanda realitede birbirleri ile uyum kazanmalarını sağlamaktır40• Yinelemekte yarar var: Adorno. "Özne-Nesne"de ve diğer çaltşmalarında bu iki felsefe arasında tam bir uyum sağlamaya yönelik bir model oluşturmak konu­ sunda Lukacs'ın Hegel'gil Marxizm yorumlarına daha yakın olan Frankfurt Okulundaki arkadaşlarına oranla çok daha az istekli olmuştur. Bu aldanıma karşı. Zıt iki tanım birbi­ rine denk düşmektedir: Bilimin hakikati olduğunu 93 . Adorno'nun Vernunffun totalize edici eğilimlerine duyduğu karşı tlıktan daha önce söz etmiştik. daha çok. Pozitivist düşüncenin objektivist yanlılığı (bias). öznel rasyonalitenin gitgide ağırlık kazanan zaferini ifade ediyordu.

43 "deneyim" terimi. söylediği tortul. dağarcığında. Özne nesnenin oluştu­ rucusu değil.1. Özne. fakat pozitivizmin antitezi Hegelgil Marxizm'den de uzak ol­ duğunu göstermekteydi: Nesneye ilişkin bilgi edinme isteği. bu olgu teori ile pra­ tik arasındaki ilişkiler açısından önemli sonuçlara ne­ den olmaktadır42• Bu sonuçları n neler olduğunu Adorno ne "Özne­ Nesne" makalesinde ortaya koymaktc. sübjektif rasyonalitede yer alan kökenleri­ nin ideolojik bir baskılan ı mına dayanan bu tür süreçleri kabullenmektense. kendisini kendi dene­ yimlerine bırakarak yapabilir. "Özne­ Nesne" makalesini incelememizi bitirmeden önce üze­ rinde durmamızı gerektirecek. çok seçkin bir yeri var­ dır.. Lukacs' 94 . özgürleşimci (emancipatory) bir epistemoloji. Bir yorumcuya göre. organıdır (agent). bunu korkusuz bir edilginlik içinde. nesneye daha farklı bir tarzda bakmak durumundaydı . ""Deneyim" teriminin Adorno'nun kullandığı sözcük . ne de bir başka çalışmasında tam olarak açıklayabilmiş bulunmaktadır. (varsayıhp öne sürülenlerin) sübjekt!f bir biçimde örgütlendirilmiş manipülat�f süreçlerinin ürünüdür41• Adorno'ya göre. Yanıtının ne olabileceğine dair bu makalesinde bulabi­ leceğimiz tek ipucu insanın kendi deneyimine "korku­ suz bir edilginlik" içinde güvenmesi konusunda söyle­ nip geçiverdiği öğüdü olmaktadır. öznenin nesneyi çevreleyen şaft kaldırıp atma eylemidir.. Adorno'nun makalesinde b u alternatifi açıklarken söyledikleri onun yalnızca pozitivizmden değil.

değerlendirmesi ya da iletişim biçimi anlamında. Diğer çalışmalarında ise. apaçık bir biçimde. insanın mekansal yönden köklerinden yoksun kalışı yersiz­ yurtsuzlaşması. deneyim teri­ mini. Adorno'nun. 44 onun bu terimi. doğrulama y a da yanlışlama için kullan ılan amprik yöntemlerin antidotu olarak neo-idealist bir tarzda kullandığını görüyoruz. Benjamin deneyim i (yaşam-deneyimi olarak bilgiyi-ç. Ö ykü-anlatıcısının. ) olay ve olguların bireysel ve kolektif gele­ neklerin belleğinde bütünleşebildiği Erfahrung ile. Bazı ba­ kımlardan. anlatıcının. aynı gelenek içinde yaşayan. hayatı tümlüklü-gelenek içinde anlamlandı­ ran insanlardan birinin öykü-anlatıcısı. Popper ile tartışmaları nda.daki sınıf bilincinden çok. anlattığı şeyleri çok az sözcükle anlatabildiği. şeyselleşme konusunda �ul­ lanı lan bir karşı-konsept niteliği taşı maktadı r. Benjamin'in Kant'taki deneyimi bilimsel varyantı­ na indirgeyen anlayışı Hegelgil-olmayan bir biçimde eleştirisinden45 çok yararlanarak çok daha değişik kul­ lanmışt ı r. anlatılan ile anlaşılanın birbirine çok yakın olduğu bir deneyim aktarım ı . bugünkü hayatı m ızda anlatın ın+ + "Narrative" karşılığı . Aynı coğrafi mekanda. açıkça dolayımsız duyu deneyiminin teorik kavramlar aracılığı ile dolayımlandığı kaçınılmaz bir dev­ re ortaya çıkmakta� ancak bunun sonrasında (bilgi) duyu deneyimi aracılığı ile yargılanıp bulunabilmektedir. başat kültür alanındaki hemojenleştirmeye karşılık alt-kültürlerin çoğalması nedeniyle anlatının ortamı 95 . Adorno. Bu tartışmalarda Adorno bilginin incelenen şeye ilişkin kavramsal dolayımlamaya dayanan bir tasarlama (dü­ şünme ı self-reflection) süreci olduğunu ileri sürmüştür. olgu ve olayların bireysel ya da topluluk çerçevesinde böyle anlamlı bir içerikten yoksun düşmüş bir biçimde birbir­ lerinden tecrit olduğu Erlebnis diye ikiye ayı rmaktayd ı . Bugün işbölümünün artması. Bu nedenle. diğerinin/diğerlerinin dinleyici olduğu durumda.

modern toplumsal yaşam deneyiminin irrasy onelliğinin ve köksüzlüğünün i 9inde kalmış/onu tekrarlamış oluyordu. çok afaki içerikte olması. araştı rmaların sonucunda "satacağını" anladıkları basmakalıp ve bütünsel anlamı olmayan epizodik öyküler anlatılabiliyor. kapitalizmi n kültü­ rel yönden yoksullaştı rıl m ı ş dünyası nda Erfahrungun yerini her gün biraz daha Erlebnis almaktadı r46 • Adorno. Her iki durumda da. oluşturduğu. rasyonalitenin ve gele­ neğin ket vurucu zindanlarından çıkıp insanı n varoluş biçimini bütün çıplaklığı ile görmek istediğini söyleyen bir felsefe. bir sözde­ dolay ı msızlığa ayrıcalık tanıdıkları için. Herkese ilginç gelebilmesi bu öykülerin çok genel. Bunun yerine. daha az suçlu değildiler. kendi içinde tutarlı bir ras­ yonel tarih. Almanya'daki irrasyonalist "hayat felsefesi" taraftarları n ı n entelektüel düşünme eylemi'ne oranla kendiliğindenliğe (spontaneity) ve özgünlüğe sahip olduğunu ileri sürerek savundukları Erlebnis'e karşı oluşu bakım ı ndan Benjamin ile aynı görüşteydi . başarılı olmuş. Hegelgil bir düşünce olan." "iyi gişe yapmış" hacı a­ lem örnekleri tekrarlayan öyküler olması gerekiyor. uzağı mızdaki Kültür En­ düstrisinin ajanlarının seçtiği. bir oluşturucu meta-öznenin şeyleşmesi ortadan kalkıyor. 1V di­ zileri. gibi -ç. vb.ortadan kalkarak yerini birbirleri ile bağlantısı olmayan enformasyona bırakması nedeniyle (anlatıcının anlat­ mak istediği ile dinleyenin anladığının birbirleriyle tutarlı olabildiği bir öykü anlatabilme yeteneğinin erozyona uğrayışının açıkça gösterdiği üzere. Adorno'nun "özgürlük jargonu" diye adland ı rı ldığı eleş­ tiril mesi gereken yetersiz söylemleri ile. best-seller kitaplar. Daha yakın zamanlardaki varoluşçular gibi düşünürler de. Bu duruma antidot olarak savunulacak şey ise. kendisi hiç istemese de. 96 . "tutmuş.

Tersine. bu.hakikatler gözden kaçırıldı ğ ı 97 . tarihin olağan sürekliliğini içinden infılake uğratabilecek. vülger Maxistler ile historicisf lerin hep aynı şekilde savundukları biçimde geçmiş ile bugün arasın­ da tam bir sürekliliğin epik bir restorasyonu anlamına gelmiyordu. ne var ki. Lukacs'ın Hegelgil-Marxist şeysel­ leşme teorisi ile ihya etmek istediği sübjektif yaratı m ı n i l k ediminden (initial act of subjektive creation) çok farklı şeylerdi. dünyanın yok edilemez . elbette ki kendisine belleği temel alıyordu. Tehdit altında kaldığı halde. Benjamin'e. Erfahrung. Benjamin'in linguistik düşüncelerinin en önemli say ı ltıları ndan biri. Frankfurt Okulunun diğer üyelerininkinden çok daha fazla. insanın . bu ilk benzerlik­ leri n devam eden gücüdür ki. F=a­ kat. Erfahrung sayesinde unutulmamaları sağlanacak bu hatıralar. insanın kendisi ile. Adorno.) Benjamin'in oldukça idiosyncratic dil felse­ fesi nde büyük önem verilen47 şeylerdi. Benjamin'in Gedachtnis' ine yakın bir görüşü savu n u­ yordu. Hegel'deki bellek biçimi olan Erinnerung ya da un utu ­ lan şeylerin yeniden-hatırlanmasını doğru görmüyor. Doğaya ait diğer şeyler arasındaki duyularla kavrana­ mayan benzerlikleri yeniden-üretme kapasitesinde yer aldığı idi. Adorno'nun anlayışına yakın bir Eleştirel Teori üzerinde etkili olmuştur. Benjamin'in bu terimden anlad ığı içerikle. çok uzun sürelerden beri baskı altına alınmış hatırlamaların kefaretini sağlayacak özgürleştirici bir tarih bilinciydi. Bu yaşam-deneyimlerinin hatı rlanacak bilgileri-ç. Benjamin'in dil felsefesi. yaşam deneyimine özel bir önem verdiği için.olamazd ı . dil'in kaynağının (kökeninin) Doğa dünyasındaki mimetik deneyimde. Adorno için Erfahrung. Daha önce gördüğümüz gibi.

Saussure gibi linguistikçilerin bütün dil'lerin kaçı nılmaz bir özelliği saydı kları gösterenler (signifiers) ile gösterilenler (signifıed) arası ndaki boş­ luk. dilin günümüzdeki durumuna i lişkin temel tutumu iyimser­ likten uzakt ı . bu birliğin bugünkü varolan hayat içinde olanaklı olduğu aldanı mına karşı çıkmalıyd ı . Eski konumuna ka­ vuşmuş bir insanlığın sözcüklerin isimleri oldukları şeyler ile yeniden benzer olabileceği bağı şlanma gü­ nüne erişinceye kadar. Benjamin'e göre.için henüz yok edilemediği en küçük ayrıntılarının bilin­ cine vararak bugünkü (sahih görünümü kavranamayan dünyanı n oluşturduğu) . gitgide zorlaşmaktaydı . Ne var ki. Ayn ı anda da. insanlık. Bu nedenledir ki.bulanıkl ığı aşıp önündeki so­ runları çözümleyebileceğine i nanma olanağı sağlıyor­ du. böyle bir birliğin hayatta olmasa bile sanatta elde edilebileceği aldan ı m ı n ı yaratan klasik ya da romantik sembolizme oranla bu anlatım yönteminin daha üstün bir estetik çözüm olduğuna inanmaktaydı . bu işi yapabilmek. söz ile şey arasındaki m imetik birliğin (unity) bulunduğu yanlışsızlı k döneminden uzak düşmüş olmanın sonucuydu . Adorno'nun teolojiye karşı duyduğu ilgi hiçbir zaman Benjamin'inki kadar açık ve güçlü olmamı ştır. Benjamin allegorinin insanı n yitirdiği bu linguistik özel­ l iğini dürüst bir biçimde kaydettiğini. 98 . belleğin o ilk günlerdeki mimesisten kalanları ve bugün hala ilk çocukluk yılla­ rında yaşadığımız kadarın ı koruyup kurtarmaya çalış­ ması şarttı. insanı n m imetik yete­ neği modern dünyada g ücünü kaybetmeye başladığı için. Daha iyimser dönemlerin­ de Benjamin insanın bu yeteneğinin canlandı rı lmasın­ da filmin yard ımları olabileceğini söylemişse de.

Benjamin'in i nsan ve Doğa arasında mimetik bir birliğin yaşand ığı günlerdekine benzer bir yaşam deneyimine duyduğu ilgiyi Adorno da paylaşmaktaydı . Fakat. Adorno'nun düşüncesinde negatif ·. daha teorik olan etkinliklerden farklı olarak. bu deneyimi bilime. Doğal dünya üzerinde kuru lmuş bulunan kavramsal tahakkümü (� u tahakkümü haklı gören anlayışımızdan kaynaklanan Doğayı tahakküm altına almamızı-ç. isimler ile şeylerin bir olduğu "Adem'in zamanı" gibi şeylerden de hiç söz etmemiştir. estetik deneyimi. bu olana­ ğ ı n esas itibariyle estetik anlamda mümkün olabileceği görüşündeydi. dine ya da felsefeye oranla daha alt bir düzeye konumlandı rmak isteyenlerden kurtarmak gerektiğini vurgulamı ştı r.). Adorno. son derecede birbirlerini tamamlayan şeyler olduğunu . bunları n her ikisinin de. onun düşüncedeki yansımış mo­ menti ve estetik deneyim arasında basit bir biçimde (aynı metinde) birliktelik oluşturulup bu ikisinin yan ya­ na getirilemeyeceği konusunda uyarıda bulunmaya her zaman dikkat etmiştir. estetik yaşam deneyiminin saklı bir materyalist anlayışla özneye o­ ranla nesnenin önceliğini kabul etmiş bulunmasından­ d ı . diyalektik ile estetik deneyimin ortaklaşa sahip oldukları özellik. özneler-arası bir inşa olarak iletişimlenebilir bir hakikatin varolabileceği şek­ linde daha sonraları Adorno'nun öğrencisi Habermas'ın 99 . i da hep belirtmiştir. Sanat. Estetik deneyimin önemi. ne var ki. Bu olanağı Benjamin'e oranla daha bi­ reysel bir olanak olarak yorumlamaktaydı . Alt başlığı "estetiğin inşaası" olan Kierkegaard eleştirisini yazd ığı günlerde bile Adorno. Adorno negatif diyalektik ile. Fakat aynı zamanda bunların . bu Doğal dünya karşısındaki duyusal alı mlama yeteneği­ mizle (receptivity) denetleyebilmiş olmaktaydı . O.

insanın kendisi için sakladığ ı yabancılaşma öncesi bu ilk durum'un tortusu olduğu için. 1 00 . Doğaya ve insandaki Doğaya değil. mistifiye edilmiş algılanımlarını ifade etmeye başlamış. dilin ilk başlangı çta. Doğa üzerinde. Benjamin. Eğer bugün bu düşünüşün öncesindeki gibi iletişim kurabileceğimiz biri varsa. dilin sözcük ile şey arasındaki mimetik birliğin tam olduğu toplumsal duru mundan sonraki düşüşünün ürünüdür. Dilin kullanı m biçimince belirlenen bu akıla denk düşen dü­ şünceden önceki dönemde sözcük ile şey arasında tam bir mimetik birlikten söz edilebilmesi ise. Mahşer gününden önce Tanrı ile ileşitim kur­ makta Benjamin kadar hevesli ve umutlu+ değildi. insana. daha sonra . yabancılaş­ madan sonra. dilin alışılmış kulla­ nımı.savunacağı anlayışa karşıt nitelikte· oluşlarıydı . bı kmadan usanmadan. bu üçlü tahakkümün taşıyıcısı ve varlığının sürdürül­ mesinin aracı olmuştur. Bu ikinci dönemdeki akıl. Marxismle bağlantısını kesmemiş laik bir düşünürün 1 930'1arın. insan. Tanrı. söz­ cükler. insanın Doğayı. Benjamin'e göre. kendi içindeki insanal Doğayı ve başka insanları tahakküm altına almasından oluşan top­ lumsal sisteme öncelik vermekle görevlidir. Benjamin. kendi içindeki insanallaşmış Doğa üzerinde ve buyruğu altındaki başka insanlar üzerinde tahakküm ku­ runca. bu ilk dönemde ya­ bancılaşmanın olmayışı nedeniyledir. �a- + "insan aklının dilin kullanım biçimi içine gömülüp kalması" ile anlatılmak istenen. yalnızca düşünceleri iletimleyen söz­ cükler. insan ak/mm dilin kullantm biçimi içine gömülüp yeniden biçimlenmesinden önceki dönemde zihinler arası bir iletişim aracı sayı lamayacağını savunmuştur. din bilimdeki bu yorumları metaforik olarak kullanıyor Benjamin'in mistisizminin. efendi/köle ilişkisini mistifiye etmek gerekmiş. söz ile şeyin mimetik birlikteliğinin kalmadığını saklamaya yarayan araçsallaşmış bir akla dönüşmüş oluşu­ dur. şeylerin asıllarını değil. realiteyi mistirfiye etmeyen aklın. yabancılaşmadan önceki dönemde söz ile şey arasında mimetik birliktelik olduğu için insana tahakküm etmeyen aklın. o da Tanrıdır48 • Adorno. din bilime ait olmayıp. insanın yalansız konuşabileceği tek varlıktır. yani.

yarı­ dinsel hir anlama gelmeye çabşmadığı oranda mater­ yalist süreçlere daha uygun olacakt1r511• 1 940'1arın reel dünyası karşısında kurduğu bir "entelektüel sığınak" olduğu açıktır ç. realitenin. - 101 . N�veıle yapil­ mwmş (kendisi olarak yapılmış / unintentiona/) olanm reel olan ile yan yana konularak ve bu düzenlemeye dayanacak bir yorumlamanm gücü ile yorumlanma./9• Felsefeye düşen iş ise. . Adorno'ya göre. Daha önceki makalelerinden birinde bu konuda şöyle yazmıştı: Otantik hir felsefi yorumlama. özne ne denli kolekt(f'olsa da. Negatif Diyalektil<te şunu ileri sürüyordu Adorno: Duyum kavramı hütün "yapm1 "m ardmda hir objektiviteyi gündeme getirir: " Yapm1/ann11ş " hir du­ yum zaten olacak şey değildir. Bu nedenle. Duyum. .kat. Böylesi hir program.�· ı her otantik materyalist bilginin programıdır. sorulan sorunun ardm­ da zaten yer abmş bulunan sabit bir anlamda buluşup anlaşmak değil: onu hirden hire ve o anda yakıp ışığa hoğmak ve aym zamanda tüketmektir. özneler arası iletişimden ve i ki özne arası nda or­ taklaşa paylaşı lan bir anlamı n yeniden mümkün kılına­ bileceğinden söz edenlere Benjamin'in karşıtl ı k duy­ masına katılmaktaydı .izne olarak tekrarlar ve ona verilmiş gihi görüneni özneden allr (Özne '. kendisini nesnelerinin her "anlamm­ dan " uzak tuttuğu ve örtük (zımni: İmplicit). ona bir insan özne ya da özneler topluluğu tarafından yatırımlanmış anlama indirgenemeyecek olan bir niyetle yapılmamış içeriğini yorumlamak oluyordu.vi. özneyi ikinci bir i. toplum etkilerinden kurtarıl1111ş hale getirir-ç.

bu ikincisine daha yakı ndı ve Ricoeur'un değerlendirmesine göre bu ikincisinin üç ustası na . ne var ki. anlayışla karşılanabilir. Fakat tutumun siyasal aktivizm için önerilebilecek bir yol olduğunu söylemek zordur. "Ôzne-Nesne"de hala (isim ile ismin adlandı rdığı nesne arası ndaki birliğin yeniden oluşturulabileceği umudunun) "teori ile pratik arası ndaki ilişki açısından sonuçlarından" söz edebilmiştir. ya da. gelecekte kazanı labilecek bir şe­ yin mümkün olduğu yakı ndaki ütopyan umuttan hiçbir zaman bütün bütüne vazgeçmemişti . Özneler-arası iletişimin olanakl ı l ığını reddedip. insan'ı. Ne var ki . Eleştirel Teorinin ütopyan po­ tansiyelini gerçekleştirmek için fazla göz doldurucu bir program önermiş olmak anlamına gelmemekteydi. işte bu nedenle­ dir ki. Fakat. buna rağmen. Erfahrung'da varolduğunu söylediği bellek de. daha iyi bir ifadeyle. Bir düşünürün dayandığı epistemolojisinde "korkusuzca edilgin" kalması. kuşkusuz. e­ sas olarak bireysel nitelikteki estetik deneyimi tercih etmiş olmak. Freud ve N ietzsche'ye bu konuda çok şeyler borçluydu. kavramsal emperyalizme karşı bir savunma olarak. Adorno. estetik deneyim gibi hiç değilse uzun dönemde bütünüyle bireysel ve tecrit edilmiş biçimde kalmak zorunda olduğunu hiçbir zaman kabul etmemiştir. "kendisinin ördüğü anlam ağları na takıl m ı ş bir hay­ van"5 1 olarak tasarlayan hermeneutic felsefelerinden çok uzak bir düşünü r olduğunu açı kça görüyoruz. "ls- 1 02 . yitirilmiş bir şeyin yeniden canlandı rılacağı (restoration). Paul Ricoeur'un kuşku hermeneutics'inin tam tersi saydığı 52 yeniden toplanmış anlamlar hermeneutics'inden çok farklıyd ı . Adorno'nun. Adorno eleştirel düşünce­ nin.Marx. Weber'in bilinen sözleriyle.

ondan bir şeylerin hayatiyetini sürdüreceği inkar edi­ leme=di. Çünkü düşünme genel-olanm momentini ka­ za111111ştır. Birgün unutulsa ya da bütünüyle baskı altı na alınıp susturulsa bile.tifa" başlığını taşıyan ve ölümünden kısa bir süre önce yayı nlanan bir diğer makalesinde5 3 yaşanan gün içinde teori ile pratik arasında tam bir birlik olmasını isteyenle­ ri şiddetle suçlamı ş ve onun tutumunu status quo' ya örtük bir biçimde boyun eğmek olarak nitelendirmelerini reddetmiştir. Yeterince inandmcı olacak şekilde düşü­ nülmüş bir şey bir haşka _verde. bir alametiydi. Her ikisi de hem kendileridir. eğer zaten düşünce hem ev­ rensel hem tekil . hem gerekli. tikel olanın betimlenmesi olduğu zaman varol(l­ hilir ve hu yü=den kendisi de tikel olandır. En yalm= ve en güçsü= kalnuş düşüncenin hile yoldaşı hu inançllr5"'. kendi dışsallaştm­ lamaz bireysel/iğini aşkmla_vacağını hatırlatmaktadır. an­ cak. evrensel olan ise. hem de aldatıcıdır. düşünmenin. Evrensel ve tikelin antitezleri de. ne öteki diğeri olma­ dan varolamaz-tikel olan. hir haşkalarmca da düşünülecek demektir. Eleştirel Teori. ancak. hize. direnişin bir işareti. Adorno'nun anlayışınca. hem kolektif hem bireysel idiyse. hem değildir. hetimlenehilİl�'>e va­ rolur ve o zaman evrensel olur. Adomo'nun aşkınsal öznelliğin so­ nuçları (tazammunları I implications) üzerine son değerlen­ dirmelerinde bunun benzeri bir sav ileri sürülmektedir: Aşkmsalhk kaınmu. kendi içkin ev­ rensellik momentleri aracllığı ile. ve 1 03 . İdealist-olmayan di­ yalektiğin en güçlü mot�flerinden biridir hu55• Bununla beraber. Bunlardan ne biri. "Özne-Nesne"de.

ve. nesnelleşmiş formu içinde kolektif öznelliğin baskılayıcı ve kısıtlayıcı gücünden 1 04 .öznelerde kendi içlerinde nesnellik ve nesnelerde de özne var idiyse. (bir gün şimdikinden daha sahih-ç. "Özne-Nesne"nin sonunda. doğal olarak verilmiş bir durum değildir. "bir eidos (Husserl'in bireysel nesnele­ rin özü için kullandığı terim) değil" 57 • Fakat gelecekte bir gün." diye yazıyor Adorno.) bir idrakin mümkün olabilme olasılığı üzerindeki kısıtlamaların objektif niteliği mutlaklaştı rılmamalıyd ı . Adorno'ya göre. Adorno'nun bugünkü duruma karşı neden bu kadar olağanüstü eleştirel bir tutum sürdür­ müş olduğu sorulabilir. Ne var ki. Çünkü birey olma tarihsel bir başarıd ı r. " i nsan bir sonuçtur. toplum bizim kolektif bir biçimde inşa edilmiş zihinsel evrenimizin sonul zemini olabilirdi. teori zaten bir tür pratik idiyse. bu paragraflardan anlıyoruz ki. öznenin kendi formalist düşünce biçim i üzerinde düşünmesi i l e ortada bir paradoksun bulun­ duğu fark edilmektedir: Durkheim'ın i leri sürdüğü gibi . (ona empoze edilmiş) gereksinme "öznenin kendi idraki içindeki objektif mahpusluğunu" 56 yansıtmaktaydı . kolektif öznenin bugünkü versiyonunda herhangi bir değişiklik yapmayı imkansız kılmak olacaktı . Nominalistlerin ileri sürdüğü ontolojik olarak bireyin daima bütün'den önce geldiği görüşüne rağmen. i drakin üzerine yüklenmiş. o zaman. şifreli bir dille yazılmış paragraflarda buna yanıt olabi­ lecek şeyler var. idra­ kin hiç değilse başlangı çta böyle kolektif öznelere ba­ ğımlı olduğu düşüncesi geçerli bir düşünce olmaktaydı . son olarak. Adorno'ya göre. Çünkü böyle bir şey. fakat bu görüşünü savunurken Durkheim'ın kullandığı argümanlar onun kendi teorisinin reddettiği türden non-constructivist bir öznelliği varsaymaktayd ı .

karşılıkl ı olarak birbirlerini des­ tekleyen bir benzemezlik (non-identity) diyalektiği için­ de nesne. bireyler şeklinde kısalttığı için. Klasik kapitalist dönemin başta gelen ideolojisi olan ekonomi politiğin yeni bir eleştirisini yapmaktansa.azad olmuş değişik tür bir idrak mümkün olabilecektir. kültürel ve (toplum hayatı­ n ı n kurulduğu) en eski dönemlerden başlayan toplum­ sal faktörlere de eşit ağı rl ı k tan ı mak gerekmekteydi . Bu olduğunda. Bu. Aynı şekil­ de. burjuva teorilerinin bu alanlarda eleştiriye tabi tutulması 1 05 . bütünü kavrama g irişiminde Adorno ekonomik boyuta ve üretim tarzına ayrıcalıkl ı bir konum tanımamaktayd ı . aşkı nsal öznelliğin özgürleştirici potansiyelinin gerçekleştirilmesi de mümkün olabilecektir. geçmiş dönemler­ de kendisine niçin karşı çıkıldığını. Adorno'ya göre. nesnel bir kısıtlama olmaktan çıkacağı için . barı ş ı n güç-alanı nda bir moment olarak bugünkü modern kitle toplumunun sözde-bireyinin yerine ger­ çekten tikelleşebilmiş bireye de erişilebilecektir. Ve daha da ütopyan olanı . içinde yaşayan üyelerinin düzara bir topluntusu da değildi . bireysel ve kolektif öznenin yanı nda hakkı olan kendi konumunu kazanacaktır. "toplumu. bir kez daha. psikolojik. "Özne-Nesne"nin son cümlesi . Adorno'nun düşüncesinin en temel sayı ltı larından biriydi. Yirminci Yüzyılda. Fakat bu geleneğ in içinde yer alan birçok düşü­ nürden farklı olarak. Batı l ı ya da diğer bütün Marxistler için olduğu gibi Adorno için de toplum bireylerin üzerinde dolanıp du­ ran devamlı bir ontolojik varl ı k olmadığı gibi . bir kavram olarak kabul etmemişlerdir" 58 . "Nom inalizm" diyor Adorno. bugün niçin hala bu tartışman ın sürüp gittiğini anlamanı n kolay olmadı ğ ı önemli felsefi konumlardan birine gönderme yapıyor.

;ok daha büyük bir önem taşımaktaydı . Daha önce
gördüğümüz gibi, Adorno' nun felsefi yanı ağ ır basan
yazıları hep pure düşünce yazı ları olmanı n ötesinde
yaz ılar olmuştur. Şimdi, onun bu konuda izlediği yolu,
onun kendi günündeki entelektüel geleneklere ilişkin
düşüncelerinin dayanağı olan ve bu gelenekleri yaratan
topluma ilişkin temel eleştirilerini daha yakından ince­
leyebiliriz.

1 06

3. Kı r1 l m ış Totalite:
Toplum ve Psişe+

'Denn nichts als nur Verzweiflung kann uns retten .' 1

CHRISTIAN DIETRICH G RABBE

Ortodoks Marxizm ekonomiyi totalitenin "diğer
bütün alanlarının üstünde bir konuma getirmişse, bu,
yalnızca, teorisinin gitgide bütünleşen bir işçi sını fının
ekonomistik "sendika bilincini" yansıtmasından olma­
mıştır. On dokuzuncu Yüzyılda klasik ve neo-klasik
iktisatçılar, ne de olsa, kendi kendini düzenleyebilen bir
ekonomik düzenin iç işleyişini izole edip, bunu tek ba­
şına inceleyip açıklayabileceklerine güvenen düşünür­
lerdi. Şimdi geriye dönüp de baktığımızda, bu düşü­
nürlerin - çalışmalarını kaleme aldıkları sırada endüst­
riyel üretim güçlerindeki dramatik genişleme onların
böyle düşünmesini doğru göstermekteyse de, ekono­
minin önceliğini ve bağımsızlığını gereğinden fazla
vurgulama yanlışlığına düştüklerini görüyoruz. Kari
Polanyi'nin bir ara söylediği gibi , "büyük transformas­
yon, bir süre için, insanal realitenin eri önemli muharrik

+ "Psyche: " insan ruhu, can anlamı nda-ç.
1 07

gücünün, yeni keşfedilen ve bu yasaların benzeri olan
Doğa yasaların ı anlamlandı rmakta kullanılan araç ve
yöntemlerin kullanı lması ile gözlemlenebilecek ve üze­
rinde hakimiyet kurulabilecek ekonomik yasaları n sis­
tem i olduğu aldanı m ı na yol açmıştır.

Marxist ya da Marxist olmayan yirminci yüzyı l
entelektüellerinin çoğu b u aldan ı m ı alt edebilmişlerse,
bunu, daha üstün zekalı oldukları için değil; anlamak
durumunda oldukları real itenin değişmiş oluşu saye­
sinde yapabilmişlerdir. Çünkü, bizim bugünkü zamanı­
m ızda, ekonominin totalitenin öteki alanlarına - siyasal,
toplumsal, kültürel ve psikolojik alanlarına - bağımlılığı
görmezden gelinemeyecek kadar açık bir biçim almış­
tır. Bunun uzantısı olarak, 1 9. Yüzyı ldaki bilimsel yön­
temin evrensel (insan ve toplumla ilgili alanlara da-ç. )
uygulanabilirliği inancı, gitgide sayıları azalan inatçı
pozitivistler bir yana, sarsılmış bulunmaktadı r. Genel
olarak Adarno'nun içinde yer aldığı Batı Marxizmi gele­
neğinde bu değişimlerin etkisi farklı tarzlarda kendisini
göstermiştir. En genel ifadesiyle, Batılı Marxistıer
Marx'ın gerçekte karşı bir ekonomik teori yazmaktan
çok, ekonomi politiğin bir kritiğini yaptığını düşünmeye
başlam ışlardır. Bu ise, kritik kökleri Alman ldealizmde2
olan bir terim niteliği taşıdığı için, Marx'ın çalışmaların­
da salt bilimsel boyutlar yerine felsefi boyutları n önem
kazanmaya başladığını söylemek olmaktadı r. Bu deği­
şikliğin en az bunlar kadar önemli bir nedeni de, bu
felsefenin esoterik sonuçlarını kitlelere ancak belirli
düzeyde eğitim görmüş kimseler anlatıp yorumlayabi­
leceği için, Marxist teorinin devrimci süreçte radikal
entelektüellerin rolünü öne çıkarmış oluşuydu.

1 08

Gene bunlar kadar önemli bir değişiklik de,
Marx' ı n düşüncesinin siyasal boyutunun yeniden ö­
nemsenmesi olmuştur. Bunun en önemli uyarıcısı ise,
ilk Batı l ı Marxistlerin' G ramsci'nin ünlü deyişiyle, eko­
nomiyi fetişleştiren " Oas Kapitale karşı bir devrim"
sayd ıkları Rus Devrim i olmuştur. Bat ı l ı Marxistler,
belirli bir süre sonra , Leninizm'e duydukları ilgi ve
heyecanı terk etmişlerse de, On dokuzuncu Yüzyı l
ekonomizminden kurtulmaları nda Bolşevik Devriminin
"siyasetin önceliğini ihyası"nın önemi küçümsenmeme­
lidir. Praxis'in merkezi bir konum kazanması ve bunda­
ki ı srarları , praxis'ten anladı kları değişik şeyler olsa
bile, Batılı Marxist geleneğin bütün düşünürlerince or­
tak bir özellik durumuna gelmiştir.

Batılı Marxistlerin ekonomiye ayrıcalık tanı nma­
sına karşı buldukları diğer alternatifler ise devrimci
proje için bazı bakımlardan zorluklarla dolu sonuçlara
yol açmıştır. Totalitenin ekonomik boyutuna karş ı , tam
tersine, toplumsal boyutunun vurgulanmaya başlaması
dar anlamda sınıf çerçevesi içinde düşünülmeye dire­
nen kurumları n ve pratiklerin de öneminin kavranmaya
başladığı anlamı na gelmektedir. "Ortodoks Marxistlerin
sadece üretim tarzına göndermelerle anladıkları bir şey
olan sınıf olgusu açısından açı klanamayan bu kurum
ve pratiklerin bu yanı anlaşılmaya başlamıştır. Burjuva
toplumbilimi, birçok yorumcunun belirtti ği gibi, hiç de­
ğilse bazı bakı mlardan, tutucu bir şey olan ekonomik
ve siyasal devrim korkusundan kökenlenmekte; top­
lumsal tutunum'u (cohesion) açıklamakta materyal a­
çıklamaları n yerine moral açıklamaları koymakta ve
bugünkü pazar toplumunun (Gesellschaft) temellerini
yıkmakta olduğu toplulukçu (communitarian) düzeni
1 09

(gemeinschaftlich) restore etmenin çarelerini aramak­
taydı . Her ne kadar Batılı Marxistlerin toplumbilimsel
temaları özümsemelerinin Weber, Tönnies, Simmel ya
da Durkheim gibi büyük burjuva toplumbilimcilerin kö­
tümser anti-ütopyanizmlerine boyun eğmeleri anlamına
geldiğini söylemek sorunu çok basite almak olacaksa
da, Marxist düşünürlerin varolan üretim tarzı ile olan
ilişkilerine indirgenmesi olanaksız toplumsal kurumların
bu uzlaşmaz niteliklerini keşfetmeleri, artık, gerek
totalitenin karmaşık niteliğinin ve gerekse devrimci de­
ğişime direnişinin nereden kaynaklandığı n ı n fark edil­
meye başladığını göstermekteydi. Bu, aynı zamanda,
proleteryan ı n yanı sıra, dar görüşlü bir sınıf teorisinin
ihmal edebileceği diğer toplumsal grupların da radikal
bir değişim geçirebilmelerinin olanaklılığının kabulü
anlamına gelmekteydi . Ayrıca, Batılı Marxistlerin , bu
gibi, esası nda tutucu nitelikte olan aile ve din gibi for­
masyonlara ilgi duymaya başlamalarının yol açabilece­
ği sonuçlar da içkin bir devrimin geleceğini ileri sürenler
için umut kırıcı olmuştur.

Bunlar kadar öğretici bir sonuç da, geleneksel
Marxizm'in ihmal etme eğiliminde olduğu bütünün diğer
iki yanının; kültürün ve bireysel psyche'nin araştırılıp
incelenmesinden öğrenilebilecek dersler olmuştur. Bu­
gün hemen herkesin ilk Batılı Marxist saydığı Lukacs,
1 91 8'deki tarihsel materyalizme geri dönüşüne kadar,
hiç değilse bir süre, mesihgil kültürel beklentiler de taşı­
mıştır. Ondan sonra gelenler ise, kültürün devrimci umut
ve beklentileri köstekleyen yanlarını çok daha şiddetle
vurgulamışlardır. Gramsci'nin ''tahakküm," Horkheimer
ve Marcuse'ün "olumlamacı kültür," Althusser'in "devle­
tin ideolojik aygıtları, " ve Lefebre'in "gündelik hayat"
110

özellikle sanatın bazı I formlarında yıkı­ cı yanlar olduğunu hala savunan epey düşünür varsa da. Batılı Marxistlerin birçoğu için ekonominin dışında­ ki alanların da önem taşıdığını kabul etmenin devrimci beklentiler için daha da iç karartıcı bir sonucu ise. ortodoks Marxistlerin önceden kesti­ remediği faşizmdeki irrasyonalist kitle politikasının bek­ lenmedik yükselişi nedeniyle. Gramsci'nin deyişiyle "uzun sürecek bir yıpratma savaşı" ile harekete geçirilebileceği görüşünde birleşmiş bulunuyor. başarılı bir devrimden sonra da ideolojinin çarpıtılmamış bir bilinç için kaçınılmaz bir engel olarak varlığını sürdü­ receğini savunması olmuştur. Faşiz­ min yıkılışından sonra bile. Batılı Marxistler arasında kültürel kertede. çeşitli yollarla status quo 'yu işlerliğe kavuşturan ayrı bir alan oluşunun fark edildiğini ortaya koymuştur.konseptleri. faşizmi izleyen kitle tüketimi­ nin manipüle edilen toplumlarını inceleyen radikal analiz­ ciler özgürleşimin önüne dikilen psikolojik engeller üze­ rinde de durma gereğini ihmal edemez olmuşlardır. Lacan'dan yola çıkarak. kültürün. çoğunluk bu gibi kültürel olanakların kısa sürede sonuçlandırı labilecek bir manevra ile değil. artık ekonomik temelin bağımlısı bir üst yapı olarak değil. 1 1 1 . bu aynı Batılı Marxistlerin psikolojiyi reddetmeleri de mümkün olamamıştır. birçok Batılı Marxist bu ikisi arasındaki ortadan kaldırılması olanaksız gerilimleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Batılı Marxist düşünce üzerinde psikanalizin kalıcı etkilerinin bir göstergesi de Althusser'in. fakat. Ne var ki. insan ilişkileri totalitesini kavrayabilmek için psikolojinin meşru bir yere sahip olma hakkının kabulü olmuştur. Wilhelm Reich ve Herbert Marcuse 'ün Marx ve Freudun arasında kısa yoldan bir evliliği gerçekleştirme girişimlerine rağ­ men.

Adorno her ne kadar tipik Batılı Marxistler gibi Marxist felsefedeki diyalektiği ve eleştirel momenti kabul etmiş bir düşünür idiyse de. Önceki bölümde gördüğümüz gibi. Marx'ın kendisi de dünyayı "dev bir fabrikaya"3 dönüştürmek istemiştir . Gramscfnin ve Korsch'un vardığı Marxist H umanist sonuçları benimsemesini önlemiştir. Adorno'nun Yirminci Yüzyıl Marxizminin siyaseti vurgulama biçimi karşısındaki tutumu da (en az sol . Adorno'nun çalışmalarında kamu hayatına. Adorno'nun kendi kuşağı ndan olan ve Habermas üzerinde çok et­ kileri bulunan Hannah Arendt gibi diğer düşünürlerde 11 2 .gerçekten . Nietzsche'den '1e Benjamin' den aldığı düşünsel motif­ ler onun Lukacs'ın. Her ne kadar praxis'in önemini kabul etmiş ve ortodoks Marxizmin verimlilikçi (productivist) yanlılığına (bias) hiç yakınlık gösterme­ mişse de . Kaldı ki. Gerçekten de. Adorno Enstitünün bu konular üzerinde çalışmış diğer üyelerinin görüşleri üzerinde sık sık durmuşsa da. negatif diyalektik. Her ne kadar. Şimdi Adorno'nun ekonomistik Marxizm sonra­ sındaki Marxist düşünceyi kendine özgü bir biçimde yeniden düşünüp sunma biçimine gelecek olursak. kendisinin esas ilgilendiği konular hep bunların dışındaki başka konular olmuştur. · devlet ya da siyasal örgütlere ilişkin tartışmalara rastlanmamaktadır. Adorno'ya göre. Adorno'nun özdeşlik teorisine ısrarla karşı çıktığı sol­ Hegelciliğin bir başka versiyonu olmanın çok ötesin­ deydi. Hegelcilik karşısı ndaki tutumu kadar) hetorodoks bir tutumdu.teorinin araçsallaştırı lmasından o denli korku duy­ muştur ki siyaset hakkında bir şeyler söylemekten ka­ çınmıştır. burjuva demokrasisine. onun bu yorumlamasındaki idiosyncratic karakteri he­ men fark etmekteyiz.

"siya­ sal bir yetersizlik" olduğu sonucuna varmamak zor gö­ rünmektedir. bilimsel disiplinler arasında· ke­ sin kes sınırlar olduğu görüşüne hiç katı lmad ığını u­ nutmamalıyız. bu. Aynı şekilde. toplum ve insan psikolojisi gibi diğer alanları olmuştur. hemen neredeyse belirli bir siyasal alanı aşkı nlayan dağı lg ınlaşmış ve her yere sızabilmiş bir tahakküm anlamında olmuştur. toplumsal ya da psikoloj ik konularda yazdığında da. kültürel. başka disiplinlere ait söylemler kaçınılmaz bir biçimde konunun değer­ lendirilmesinde yer almıştır. akademik hayattaki uzmanlaşmayı dengelemek ister gibi. gösteren. Adorno'nun asıl ilgilendiği konular totalitenin kültür. Gerçekten de. Bunları nasıl analiz ettiğini inceler­ ken. araştırması ve kitabı ile. salt siyaset üzerine yazılmış çalı şmaları olmamıştır. Adorno iktidardan söz ettiğinde bile. Kendi başı na oluşturduğu çok sayıda incelemesi. teorisinde. Adorno'nun teorik spekülasyonları onu daima topluma yaklaştırm ı ştır. ortodoks Marxizm'deki ekonominin öncülüğü anlayışı ndan ne denli uzaklaşmış olursa olsun. Çünkü. Gerçekten de. Enstitünün bütün üyelerinin ayrı ayrı ilgi alanlarını bir araya getiren bir mikrokozmoz olmuştur Adorno'nun çalı şmaları . yazısı. hala bunun öneminin sürdüğünü sık sık okuyucusuna hatı rlatmaktan geri kalmamıştır. Adorno.rastladığı m ız politikayı bir özgürleşim alanı olarak de­ ğerli ve saygın bir etkinlik alanı sayan. 1 13 . normal . kendisini eleştirenlerin çok sevdikleri bir deyişle. apolitik bir estet olduğunu söyleyip onu suçla­ yanları çok sert bir biçimde reddetmişse de. Bir önceki bölümde gördüğümüz gibi. bununla beraber.

bu ikisi birbirinden ayrı lmış olsa bile gerekli olan totaliteyi bilme girişimlerinden feragata teşvik ediyordu. Çünkü. Bugün 1 14 . her yönüyle kabul lenilmesi güç olsa da. savunulması gereken bir tutum sayılmalıd ır. Düzmeceydi. hem de düz­ meceydi. Bugün varolan işbölümü (division of labour) aşkı nlanmadığı sürece. Adorno'nun farklı alanlardaki belirli katkıları n ı birbirinden ayırarak değerlendirmek de. "toplumbilim ile psikoloj i arasındaki ayrı l ı k da hem doğru. Adorno her şeyi inceleme alanının içinde sayabi­ len Eleştirel Teori' yi temel alan disiplinler-arası bir a­ raştırmacı lığı yeğlemişse de. bir ölçüde. Neo-ortodoks revizyonist psikanalist Erich Fromm ve Karen Horney ile toplumbi­ limci Talcott Parsons'a karşı başlatılan bir polemikte. realitede yer almakta bulunan ayrı lığı çok daha uzlaşmazcı bir tavı rla saptıyor ve kaydediyordu"6 . Ve ayrı ca. Bunun sonucu olarak. teori düzeyindeki premature bir birleştirme­ ye oranla. çünkü . Frankfurt Okulunun diğer üyeleri gibi . Doğruy­ du. bir başka tarzda da doğru bulunması mümkün bir durumdu. uzmanlaşm ı ş kişileri . her ne kadar. Premature bir birleşme korkusunun ardında ise. ). Adorno'nun. 5 Adorno. Bu nedenle. bilim ler ara­ sı ndaki bölümlenmelerin aşkınlanması da olanaksızd ı Adorno'ya göre. kendi başına bir erek olarak benzemezliğe (non-identity) karşı duyduğu sempati yer almaktaydı . çünkü. realitede hala birbirinden ayrı düşmüş şeyler. bugünün dünyasındaki farklı farklı bilimsel söylemlerin yetersiz kalışları (her şeyi açıklayamamaları­ ç. evrensel olan ile tikel olan arası ndaki antagonizmanı n düşüncede yok sayı lmasının ideolojik tehlikelerini ıs­ rarla belirtmek istemiştir. bütün sınırları görmez­ likten gelen gereğinden fazla armonistik yöntembilimle­ re de şiddetle karşı çıkmı ştır.

Lukacs bu öznenin. psikolojik boyutu bü­ tünüyle yok edilememiş bugünkü bireyin aşırı­ sosyalizasyonuna direnmekti. görünüşte. yalnızca bugünün fragmanlaşm ış kötü dünyasına denk düşen geçici nitelikte bir doğru yoldan ibaret değildi. Hiç değilse bu konuda Husserfin Marxist "ikinci nüsha­ sı" ise Lukacs idi. somut meta-özne sayılan proleterya olduğunu söylü­ y ordu. Yal­ nızca . her türlü psikolojizmin en şiddetli burjuva karşıtı . onun. Adorno'nun totalfteyi açıklamaya yönelik herhangi bir negatif nitelikli diyalek­ tik teoride gerekli gördüğü psikolojik moment. constitutive öznenin şu ya da bu tür bir benzerinin peşindeydi . bunun bir yolu da. Ernst Bloch gibi. mutlak'ı n oluşum kay­ nağ ı n ı (genesis of the absolute) reddeden Husserl idi.hala heterojen bir biçimde yaşanan. fakat gelecekte antagonist-olmaktan kurtulabilecek bir çoğulculaşmanın çarpıtılmış bir beklentisiydi bu durum. Her ikisi de aşkınsal. bu nedenle. Alman fel sefesinde Kanf ın epistemolojik özne ile amprik özne arası ndaki bulanıkl ığı ısrarla reddedişin­ den beri süren geleneğe ters düşmesine neden ol­ maktaydı . felsefi yönden. önceki bölümde incelediğimiz Adorno. Tikel olana önem vermenin başka yolları da ol­ makla birlikte. tarihsel olarak. insan öznelerin bir uzantısı olarak oluşan mantı ksal özneyi . Adorno da bu fragmanları mümkün bir ütopyanın ön belirimleri (pre-figurations) ya da izleri (spuren) olarak görmekteydi. Adorno'nun Kracauer ve Benjamin'den öğrendiği ve Lukacs'tan ö­ zümsediği holistik vurgulamaları ile kendi yaklaşımını hiçbir zaman tam olarak uzlaştıramadığı mikrolojik yön­ tem. yaşad ıkları ile an- ı ı5 . uzantı (contingent) sayılan ve acı çeken a mprik özneyi (hayatı yaşayarak. Yirminci Yüzy ı lda ise.

Marxist humanizma'nın felsefi ve siyasi yanlılığı ise. Aydınlanmanın Diyalektiğt'nde Adorno ve Horkheimer "bedenin öne­ m i"ni 8 vurgulam ışlar.ç. odakta. öznenin daha üst ya da genel sayı lan bir özne tarafından baskı altına alınmasına karşı meşru bir çıkış olarak psikolojiyi (a­ ma. ü­ topyasının sonul niyetini doyuma ulaştı rdığı için amaç­ sız sayı lması gereken kör somatik haz üzerine temellendirebilmiş birinin değişmez ve her zaman ge­ çerli bir hakikat idealine sahiptir"9 • 1 16 . Adomo'nun psikolojik ve duyumsal zevklere vurgulamada bulunması ise onun tüketim alanına da eşit derecede önem verdiği­ ni göstermekt�dir.lamlandı rabilen "sıradan insan" psikoloj isi içindeki in­ sanı . Foucault' nun habercisi sayabile­ ceğimiz bir tarzda. bireysel praxis'ten çok kolektif praxis'in önemli olduğunu savunmasıyd ı . Her ne kadar. "Ancak. Adomo psikolojiyi kişinin gerçek cismani (corporeal) doyumların ı n en iyi güvencesi saydığı için. bedenin underground tarihinin ya­ zılması gerektiğini savunmuşlard ı r. insanın her alanda doyuma ulaşmasını daima savunmuştur. Adorno'nun Minima Moralia'da sorunu ifade ettiği gibi. çalışmanın ve ü re­ timin konumlandığını.) savunuyordu. Etik yönden bunu düşüncesin­ de materyalist bir moment sayıyordu. Adorno bugünkü top­ lumda gerçek bir doyumun elde edilmesinin olanaklılığı konusunda hep belirli bir kuşku beslemiş ve bu endişeleri yazılarının perhizkar (ascetic) bir hale (aura) taşıyormuş gibi görünmesine neden olmuşsa da. Eleştirel Teorinin hedonistik yanı da buradan kaynaklanmı ş olmaktaydı . Geleneksel Marxizm'in ekonomistik yanlılı­ ğı insan ın özgürleşiminde. Çünkü. psikolojizm şeklindeki indirgemeci anlayıştaki psi­ kolojiyi değil) savunması bu için gerekli oluyordu.

i nsan da nesnelerin arası nda yer aldığı nda. total bir biçimde. artık. "Protagoras' tan beri psikoloji insanı her şeyin ölçüsü sayarak yü­ celttiği için. Gene de. insanı . daha da önemlisi. Alman i dealizminin Geist dediği kutsal alana soktuğu yolundaki felsefi suçlamaya gelince. "aynı nedenle. Marx'ı iyice öğrenmeden daha da önce Freud'u incelemiş bulunan Adorno bu direnişin nerelere kadar uzanmakta olduğunu ancak 1 940'1arda. i ş bölümünün insanları daha büyük bir yarar elde etmek için belirli yerlere göre planlamak ve manipüle etmek amacından aynlması olanaksızdı. (iş bölümüyle kendini görünür­ leştiren-ç. bir analiz malzemesi olarak görmüş." diye yazıyordu Adomo. ona nesnelere bak­ tığı gibi. bu tehlikenin varlığını kabul etmekteydi. bireyin toplumsal realite tarafından sızılarak istilaya uğramasını yansıtan bir ol­ guydu. daha sonra. özellikle en ortodoks ve reviz­ yona uğramamış formu ile. insanı daha işin başından itibaren. psikanaliz. değersiz bir şey olarak bakmaya başlamı ş­ tır.) rasyonalizasyon ve sisteme adaptasyon me­ kanizmasına bağımlı kılıyordu"1 2 . bu öznesiymiş gibi davranılan insana yansı­ tılmasıyd ı . Adorno. bu sonuca bizzat karşı çık­ masıyd ı ." 1 0 Fakat bu indirgeme yalnızca yanlış bir yöntemin ürünü değildi. Sosyal Araştır­ ma Enstitüsü otoriteryanizm üzerine ikinci büyük proje- 1 11 . bir nesne. insa­ nın bağımsız ve ayrı varlığını reddettiği için. psikanaliz en iyi psikolojik teoriydi ve bunun kanıtı psikanalizin." En iyi psikoloji teorisi bile şu tuzakla karşı karşıya idi: " i nsa­ nı kendisinden yabancılaştırdığı (dışsallaştırdığı). "insanın melekelerine ayrılıp incelenmesi _işbö­ lümünün. Psikolojinin doğal nesnelerin incelenmesine elve­ rişli yöntemlerini çok değişik bir alan olan insan öznelli­ ğine.

Freud son yazı ların­ daki. psişenin içgüdüsel etkilerini artık önemsemez gibi görünen konformist ego psikolojisinin yolunu açan eği­ limlerine de aynı şiddette karşı çıkm ıştır. Adorno'ya göre. bir zamanlar kendi elinde olmaksızın ama kendisine yarar sağlayacak bir yönde yaptığı erotik hazdan vazgeçmeyle (erotic self­ abandonement) oluşturduğu kendini yok etme (annulment) eylemini gerçekleştirmesi için yapay olarak kurgulanmış bir durum" 1 3 olarak nitelendirmiştir. örneğin. bugünkü hayat değişmedikçe. Bunların yanı sıra. Fakat. bu erken-dönemdeki Freud i l8 . hiç konuşmamıştır. ideolojik bir açıklama sayılabilirdi. tam olarak bü­ tünleşmiş. dikkat çekici bir biçimde. Freud'un toplum ile psişe arasındaki kaçınılmaz ve kalıcı ayrılık şeklindeki fiili duruma boyun eğici de­ ğerlendirmesini de kabul etmemiştir. Ayrıca. toplumsal totalitenin irrasyonelliğine rağmen. Marcuse 'ün Eros ve Uy­ garlık'ta ölüm içgüdüsünde ütopyan bir nitelik görmeye çalışması karşısı nda da. Freud'un en önemli tekniği olan transferansı (yansıtmayı) "öznenin. Analiz yapan hekimin serinkanlı vurdumduymazlığının rasyonelliğini kabul etmişse de. Aynı şekilde. olgunlaşm ış ego'ları n elde edilmesini olanak­ lıymış gibi göstermeye çalışan ego psikolojisi. Freud'un geç dönemdeki teorisinde de ölüm içgüdüsü gibi karşı çıkı lacak birçok yanlar bulmuş. olsa olsa. insanları kendi kişisel kaderlerinin ger­ çekten kendi ellerinde olduğunu düşünmeye teşvik eden psikanalitik tedaviden pek az söz etmiştir. Freud' dan yararlanırken çok seçmeci bir tutum içinde çalış­ mıştır. Adorno'nun erken-dönem Freud'a ilgi ve yakınlık duymasının nedeni ise. kendi isteği ile ve kendisine sorun yaratacak biçimde.sine başlad ığında anlamıştır. besbelli ki. Çünkü.

Kadının bugünkü statüsü açı­ sı ndan bakı ldığ ı nda ise. ' abartmalar bir yana. sözleriyle. kendisi lwkkmda �·ok dalıcı fada h ilgi sahihi 15 deıııekıir • 1 19 . Psikanalitik teori­ nin kad111lar111 kendi fi=iksel yapıları111 hadımlaş/ ırıl­ llllllllll hir sm111cu olarak yaşadıkları yolundaki aç-ık­ laması doğru ise. Açıklanması zor hakikati söylemek. Adorno'nun bu değerlendirmesine göre. hiçbir şey doğru değildir" 1 4 . lw­ kikatin ne olduğww dair ipuçiarı ' da rermekıedir. bizatihi. kaamlardaki nevro=lar. bu gibi sorunları derinlikli biçimde görebilen düşün­ celer ihtiva etmekteydi. kocasma yakıştığı iı. "Psikanalizde. Ka­ nc111ıas11w hakıp kendini hir yara gibi hisseden kad111. demiş­ tir. hepsi de top/ımısal aşağillllımlllım =mıwn irinde yol a�·ıığı raralardır. Freud'un çalışma­ sı ndaki en beklenmedik. bu aşırı l ı k­ lar konusunda söylediklerinin en iyi örneği. Nitekim Adorno'nun bizzat kendisi sık sık alı ntı olarak başka yerlerde de gördü­ ğümüz Minima Moralia daki. Freudun tarihsellik-d ışı genel bir durum olarak inceleni p değer­ lendirilmesi düpedüz bir saçmal ık olan kadı ndaki penis­ kıskançlığı argümanıdır.in kendisini çiç·ek swwn kadma o­ ranla. bu travmaları n kaçınılmaz şeyler olarak kabullenilme­ sine karşı bir tür direnme oluyordu. bu argüman çok acı bir gerçe­ ği ifade etmekteydi. gerçekten de. onlara.teorisinin çağdaş toplumlardaki varoluşunun insan üze­ rindeki travmaları nı tam bir sadakatle kaydedebilmiş oluşuydu. en şaşırtıcı yanlar. Adorno bu durumu şöyle anlat­ maktaydı : Burjurcı=inin doğa din:rek kurduğu aldat111acw1111 iç·e­ riğinde ne ı·arsa.

Le Bon ve diğerlerinin geriye yönsemeli kalabalık psikolojisine sürüklenmeden. Freud'un grup psikolojisi konusunda yaptığı çalışmaları faşistleştirilmiş kitlelerin yaklaşan oluşumunu haber ver­ diği için öğmekteydi. 1 7 1 951 yılında yazılan "Freudçu Teori ve Faşist Propaganda" incelemesinde "Faşist kolektiviteleri oluşturan bireysel­ leşmişliklerini yitirmiş psikolojiklik-sonrası toplumsal a­ tomlar"dan söz eden Adorno. toplumsal realitenin çok daha doğru ifadesidi r" 1 6 . Adorno'nun klasik psikanalize yakı nlık duymasının bir diğer nedeni ise. Benjamin gibi. burjuva bireyinin neredeyse ideolojiden ibaret bir şeye henüz indirgenmemiş olduğu bir dönemde orta­ ya konulmuş oluşuydu. Adorno'ya göre. Aynı şekilde. olağanüstü çaba sarf eden Adorno'ya göre." diye yazıyordu. Freudun konformist müritlerinin ileri sürdükleri yarışmacı ego'lar modeline oranla. Freud'un kitlelerin davranışı konu­ sundaki teorisini diğerlerine göre üstün kılan özellik. "Temerküz kampları çağ ında. liberal kapitalizm sonrası dönemdeki kapitalist toplumlarda. Adorno. "had ı mlaş­ tırılma. Bu nedenle. Freudun hadı mlaştırılma anksiyetesi üzerinde yaptığı genel vurgulama da. Jungun çok daha açık bir biçimde kolektivist olan psikolojisini radikal a­ maçlar için işe yarar duruma getirmek gayesiyle. ger­ çeği çok daha doğru ifade etmekteydi . bu ilk dönemdeki psikanalizin te­ merküz kamplarının tam da başlamasından önceki dö­ nemde. bu teorinin inandırıcı gibi görünen her çeşit grup zihniyeti uydurmacasına karşı çıkması ve bu olguya sonul an- 1 20 . psikanalizin özgürleşimci (emancipatory) gizil gücü bireyin varlığını sürdürmesi ile yakından ilgiliydi. yarışmacıl ığa oranla.

Burj uva ailesinde baba otoritesinin içselleştirilmesi (internalization). çocuk kendi bağımsızlı k kapasitesini aktüalize edebil­ mek için gereksindiği güçlü baba-figürünü yitirmiş bu­ lunmaktaydı . sosyalizasyonun arkadaş grupların ı n bas­ kısı ve kitle kültürü gibi dışsal güçler tarafından i stilaya uğraması ve babanın ekonomik bağı msızlığının tekelci kapitalizm döneminde erozyona uğraması nedeniyle. her ne kadar aile burjuva ideolojisinin aktarma kayışı idiyse de. başkaldırıcı oğul için bir rol modeli sağlamakta.lamda bireysel planda açıklanması gereken bir olgu olarak bakmakta ısrar etmesiydi.le!- 121 .H demektir. Freud'un bireyi. Adorno aileye ilişkin psikanalitik yorumun.mu saj{layan ailenin mevcut top­ lumsa/ sistem varhğ1111 sürdürüp dururken göçüp gitmesi. zaman zaman bireyi topluma karşı bir konumda tasarlanmış gibi görünse de. hireyi güçlü ki/an. he/ki de hireyin oluşma. bir kusur sayılan. Bu konuda Adorno şöyle yazıyordu: Bireyi haskı alıma alsa da. tersine dönerek. daha sonra Christopher Lasch'ın ileri süreceği gibi. bu ise. artık. Frankfurtçulara göre. dünyaya karşı oğulun kendi bağım­ sızlığını ileri sürebilmesini kolaylaştırmaktaydı . ailenin. Bugün ise. ya/111zca hwjuvazinin en etkin kurumlarmdan hirinin değil. toplumsal yanları hiç olmayan bir birey değildi. şüphesiz ki. "acımasız dünyada bir sığınak" 19 olma işlevini de üstlenmiş bulu­ nuyordu. A ilenin sonu­ nım gelmesi varolan sisteme direnmenin güçlerini. Fromm ' un gösterdiği gibi. Frankfurt Okulunun diğer üyeleri gibi. fakat sisteme direnmenin en etkin kuru­ munun da ortadan kalkma. birey ve toplum düzeyleri arası ndaki kritik bağlantıyı oluşturduğu görüşündeydi .

aslı nda kendi ben'ine ait değil de topluluğa ait olduğu için varlığını 1 22 . çocuğun oluşan kişiliğinde eleştirel kapasitenin varlı k kazanıp yer edinebilmesi için baba otoritesinin işlevi kadar annenin sevgiyi tanıtan besleyi­ cilik işlevi de önem taşımaktadır. Görülüyor ki. artık hiç de ben (self) sayılamayacak bir şeyin mazoşistik duyumlarına dönüşmüş. yoksun kıl ı ndığı ben'i yerine ikame edilmiş birkaç şeyini. hir =amanlar gıdasmı annenin sevgisinden alarak rarltğ1111 sürdürehilen ütopyayı da ortadan " kaldırmaktmlt/ . Adorno ve arkadaşlarının "otoriteryan kişilik" dediği kişi­ lik yapısı"na sahip insanlar oluşabilmektedir. Ortaltğı kaplayan kollektivist dü=en sm{f. Her ikisinin de kuşatma altına alındığı modern dünyada. ce uğrat11wk1cultr.\·ı= toplumun gülünç· hir taklididir: Burjll\'tı=i ile hirlikte. ortaya çıkan yeni kuşak. yönetim altına alınmış bugünkü dünyam ızın dağı lganlaştırılmış otoritesine karşı boyun eğici bir tutu­ mu benimsemeye terkedilmiş bulunmaktadırlar. geriye yönseme gelişememe olmakta­ dır. işte bu nedenledir ki. eleştirel kapasitesi olan kişiliklere sahip bireyler değil. Gerek o­ nunla özdeşleşmek için ve gerekse ona karşı başkaldırmak için gerekli olan güçlü baba-figürünün ortadan silinmekte oluşu nedeniyle. Top­ lumsal sistem varlığını sürdürürken ona karşı direnme­ nin de önemli odağ ı olan ailenin silinip ortadan kalkma­ sının sonucu ise. Adorno bunun burada da kalmadığın ı . otonom bir ego yönünde ileriye doğru bir gelişme değil. daha da kötü sonuçları olduğunu ileri sürmekte ve şöyle demekteydi: "Ben'in çöküntüye uğraması ile libidinal nesnesinden yoksunlaştırı lmış bulunan narsisizm. narsistik bir ego yönünde bir direnme­ den vazgeçme. çocuklar. şimdi.

sürdürebilen bugünkü birkaç şeyini koruma kıskançlığı (+ ı içinde savunan insanlara dönüşmüştür''2 1 . status quo ya karşı mümkün bir direnmenin tek ' odağ ı n ı n burjuva ailesinin oluşturup ortaya çı karacağı erkek bireyler olduğu sayı ltısından kaynaklanmaktadır. popüler ikona­ larla özdeşleşmelerini sağlayan giyim tarzlarını ve be­ nimsedikleri gelip geçici ve sözde-bireyselleştirici ı farklı­ laştırıcı modaları (kitch). bu nedenle. çökmekte olan bir çağ ı n gitgide (+) Libidinal nesnesinden yoksunlaşan narsisizmi izleyen kendi ben'inden yoksunlaştırılmış kitleselleştirilmiş bu ki­ şiler. 1 23 . nelerin değiştiğini fark edebildi­ ğini anlamamıza yard ı mcı oluyor. Ne var ki. aslında ben siz kalışlarını gösteren ırkçı ideolojilerin söylemini. bireyleşme yanı lsaması. başkaldırı. Adorno'yu eleştiren birçok yazarın belirttiği gibi. Bu kısmen. onun bizlere cevapland ırı lması gereken ne gibi problemleri bıraktığ ı n ı . Adorno'nun pre-Oedipal gelişmeye karşı kayıtsız kalışı ile açıklanmaktadır. 22 anne sevgisine özel bir vurgulamada bulunmasına karşılık anne otoritesinin rolünü önemsememesi ise üzerinde durulması gereken bir noksanlıktır. sözde özgünlük sağlayan alt­ kültürlerini. penisin kıskanı lması gibi kategorile­ ri aşkınlamaktan alakoymuştur. yahut da başka ülkelere karşı açılan bir sava­ şı hırsla ve kıskançlıkla savunabilen militanlıkların ı . Fakat psikanalizi öğ­ renme ve yorumlama tarzının eleştiriye en açık olan yan ı . Freud'daki erkek yanlı­ lığını sürdürmesidir.ç. azınlıklara karşı önyargıları n ı . Bu yanlılığı Adorno'yu. Adorno'nun bir başka açığı ise. hiç değilse bugünün koşulları içinde görüle­ bilen bir gelecekte. Freud'daki · gibi doğal-olgu olmaktan çıkarı p tarihsel bir olgu olarak ele almış bile olsa. yenilikçilik. olarak yaşıyorlar anlamında . Bu çok kısa özetleme Adorno'nun argümanındaki incelikleri kavrayabilmemiz açısından yetersiz kalsa bile.

"Totaliteryanizm ve homoseksualite aynı şeye aittir"24 demesi bunu ifade etmekteydi . faşizmde etkin durumdaki aynı sado-mazoşistik eği- 1 24 . çoğu kez. Ve ego psikolojisine yönettiği eleştirisinden de açıkça görüldüğü gibi. başka formlarda da olmuştur. Adorno bu ikisinin en baştan beri kullanılan psikanalitik anlamlandı rı lma biçiminde ısrar etmiştir. Adorno'ya olanaksız görün­ mekteydi. "Bütün 'insan imgeleri"' diye yazıyordu. ya da "yönetim altına alın­ mış dünya"n ı n post-psikolojik sözde-bireylerinden baş­ ka üçüncü bir alternatif. "negatif olanı bir yana. Bu görüşünde ise bir bakıma geleneksel yanlı l ı k (bias) devam etmiş oluyordu. kitle paranoyası. Fakat libido üzerine yaptığı vurgulama daima önemini korumuştur.nesli tükenen bireylerinden. Gerçekten de. Adorno'ya göre. Sadizmi ve mazoşizmi esas itiba­ riyle seksüel-olmayan bir çerçeve içinde yeniden­ betimleyen Fromm'dan farklı olarak. ve baskı altına alınmış homoseksualite arasındaki bağlantı konusunda çok-yönlü bir analiz yapmışlard ı r. Brown gibi "polymorfoz perversite"yi olumsuz karşılamayan düşünürlerden çok. Yahudilerin geçerli bir paranoid hedef olmaktan çıktığı savaş­ sonrası dönemdeki "etiketlendirici mantalite" denen olgunun açıklanmasında bu yaklaşı m ı n yard ı mcı ola­ cağı n ı ileri sürmü Ştür. yansıtmacı hayal (projektive delusion). Adorno'nun totaliteryanizmin psikoseksüel bo­ yutunu anlama tarz ı . ideolojidirler"23 • Fakat kendi negatif insan im­ gesinde. daha sonraki Marcuse ve Norman O. Reich'ın görüşlerine yakın düşü­ yordu. bugün için sağlıkl ı bir bireyin varolabileceğini çok kesin bir biçimde reddetmekteydi . Aydmlanmanm Diyalektiğl nde Adorno ve Horkheimer anti-Semitizm. Adorno.

Faşist propaganda üzerine yazdığı makalesinde vurguladığı gibi. kendisini hiç de psikolojik olmayan Ç1karlar ne­ deni ile destekleyen güçler ıarqfmdan kolaylikla istis­ mar edilebilecek psikolojik bir alam (kendisinin dışm­ daki nedenlerle oluşmuş olarak-ç.:lü ekonomik ve siyasal çıluırlarm vekilidir. gü<. Ne var ki . tersine.kendi bağı msızl ığına saygı duyan bir ana­ lizle incelenmesi gerekmekteydi . Freudun kategorilerini faşizm ve kitle kültürü üzerine tahlillerinde kullanı rken. gösterir7• Bu güçleri anlamak için toplumsal realitenin - parçalanmış totalitenin d iğer kertelerine karşı bu par­ çalanmış kerteleri eski hallerine getirmek mümkün ol­ masa da . dar anlamda sınıf terimleriyle anla- 1 25 . aynı Adorno. Otoriteryan Kişi/ik'in yanlış değerlendirmelerinin tersi­ ne. caz üzerine yaptığı analizlerinde. Daha önce belirtildiği gibi. örneğin. cazın. Psikolo­ jik özellikler gerçekte f�i=min nedeni değildir. bütünüyle psikolojik bir açıklaman ı n yeterli olacağı sanısına sürüklenmeme konusunda çok büyük bir dik­ kat sarf etmiştir. elbette ki.lim ler popüler kültürde de görülebilmektedir. faşizmin kendisinin oluştu­ rup yaygmlaştırdığı "irrasyonel güçler " gibi ideoloji­ ler düzeyinde kalmak demektir. Fııkat hunu yaparken.) bulur. seslendiği kişilerin içindeki belirli eğilimlerden ya­ rarlanmaktadır. Batılı Marxistlerin toplumbilimsel temalarla ilgilen­ meleri. faşizm. Faşist ajitatör. kendisi de. "bir hadımlaş­ ma sembolizmi olan geriye-yönsemeli momentin me­ kanik bir yeniden-üretimini"26 ifade ettiğini göstermeye çalışmıştır. Faşizmin kökenlerini ve tarihçe/ rolünü psikolojik te­ rimlerle düşünmekıeki ısrar. çoğu kez.

Bu anlayışın tersi ise. Top­ lumun temel yapısının sınıflara bölünme şeklinde değil de. popüler ya da kitle kültürü düzeyindeki 1 26 . Bu endi­ şe. sınıf toplumu kendini tamamlamış oluyordu. kitleselleştirici bir atomlara ayrı lma durumuna dö­ nüşmüş oluşu.şı lmaları güç olan orta düzeyde kurumları n öneminin fark edilmesi anlam ı na gelmekteydi . öznel bilinç düzeyinde artık kendilerini ifade edemiyor olsalar da. Adorno gibi Almanya'dan Amerika'ya gel­ dikten sonra Marxizm'de aradığını bulamamaya baş­ lamış arkadaşları nın bir kısmı arası nda çok yaygınd ı . öznel sı n ıf bilincinin yok edilmesiyle. ekonomik bakı mdan bağ ı m l ı sınıfla­ rın gücünün zayıflamakta oluşu korkusuydu . sın ıfları n alttan alta devam eden varl ı klarını sürdürmekteki ı srarları na işaret edilmiştir. 1 942 yı l ı nda. özellikle. gerçekten de. Adorno'ya göre. Adorno. toplum içindeki ek­ lemlenmelerin (articulation) tümünün de bitmiş olduğu kabul edilmemekteydi. ve bu nedenle de. Gerek sınıf dayanışması ve gerekse sınıf savaşı çok önemli ölçüde zayıflam ı şsa da. ancak ölümünden sonra yayı nlanan bütün çalışmalarında yer alan bir dizi "Sı n ıf Teorisi üzerine Düşünceler"i yaz­ m ı ştı 28 . bu tür kurumları n modern toplumun kitleleştirici etkisiyle radikal bir biçimde aşınmaya uğramakta oluşu. Çünkü. Bu yaz ıları nda. Adorno'nun kendi çalışmaları nda "yönetim altına alınmış dünyada" ara toplumsal grupların varl ı kları n ı sürdürebildiklerinden derin b i r kuşku duyulan kitle top­ lumu analizlerinin izleri varsa da. verili-durumu kabullenme ve yanlış bilinç status quo yu ' alt edebilmek için gerekli olan devrimci muhalefeti he­ men hemen bütünüyle özümsemiş bulunuyordu. toplu­ mun temel yapısı baskı altına alanlar ve baskı altında­ kiler diye ikili ayrım ı n ı sürdürmekteydi.

analizlerde olduğu gibi. Bu konuşmasında. günü­ müzün toplumunun Marx'ın çalı şmalarına denk düşen klasik kapitalizm döneminden belki farklı oluşu nede­ niyle. . Alman Toplumbilim Derneğinde "Geç­ Dönem Kapitalizm mi. Her ne kadar Enstitü artık sınıfsal analizin terimlerini eskisi kadar açı kça kullanmamakta idiyse de. bu. Öznellik anlam ı nda engellenmiş olsa da. sürü de yok"3 1 derken fark ettiği gibi. Çünkü. sorunun yarısını oluşturmak­ taydı . büyümektedir"29 • Ü ç yıl sonra ise. bütün üretim güçlerinin işleyişi ve ü retim ilişkileri denen toplumsal ilişkiler esas olarak yerlerinde durmaktadır. yanı ltıcı bir şeydir . hala temelde Marxist olan analiz biçimi devam etmiştir. 1 965 yıl ında yazılan "Toplum" üzerine makalesinde ı srarla şöyle demektey­ di: "Proleteryanın giderek daha da yoksullaşacağı yo­ lundaki analizlerin doğru çıkmadığı uzun zamandı r anlaşılmışsa da. Fiilen ba­ ğımlı insanlara hükmedenler. Aydınlan­ manın Diyalektiğlnde ileri sürülen "kültür endüstrisi" konsepti ile giderilmeye çalışılmaktayd ı . Toplumsal analizdeki bu yanlışlık ise. açı kça kendilerini göstermi- t 27 . eski günlerdekinin tersine. eskiden neyi nası l açıklayıp yazmışsa gene aynı şekil­ de devam etmekte kararlıyd ı . tekbiçim kavramsallaştırmalar ile anlaşı lamaya­ cağ ı n ı kabul etmekle birlikte. sın ıfları n ortadan kalktığını söylemek yalnızca bir aldanımd ı r. nesnel olarak. Adorno. toplumsal ilişkiler açısın­ dan bakıldığında. Almanya'ya döndükten sonra da Adorno'nun. Sanayi Toplumu mu?" konusun­ da bir ·konuşma yapmıştı r> . sınıflar arası ndaki farklı laşma. sermayenin gitgide artan temerküzünden izlenebileceği üzere. daha önce Nietzsche'nin "koyun da yok. . toplumun bugün de kapitalist bir toplum olduğunda ısrar etmiştir.

daydılar.. bunların yerine. Toplumsal aktörlerin bilinçliliğini ölçmek için kullanılan ve objektif olduğu iddia edilen yöntemlerle. temelde Hegelgil argüman. en azı ndan yöntem­ bilimsel açıdan.analizlerini savunan burjuva iktisatçıları gibi. insanlar hala ekonominin egemenliği altın. tek bir kavramla. sınıfların hala varl ı klarını sürdürdüklerini anla­ yabileceğimiz nesnel realitenin daha temeldeki düzeyi­ ne erişilememekteydi. toplum üzerine çok değişik düşüncelerini formüle ettiği 1 950'1erdeki ve 1 960' 128 . "ama bu arada toplumsal fenomenler bir biçimde kavramsallaştı rılmayı beklemektedir ve bunun en uygun organı da spekülatif olmaktadı r"32 • Bu. toplumsal totalitenin yalnızca yüzeydeki görü­ nümünü kaydedebiliyorlard ı . toplumun kendi esas kategorisi bile davranışsalcı sosyal bilimin temeli olan amprik gözlemin saptayama­ dığı bir kategori oluşturmaktaydı . pozitivist toplumbilim­ cifer de. Günün hakim ideolojisi ise. "Çünkü. belki de. toplum ne bugünkü mantıksal anlamıyla bir konsept olarak ta­ nımlanabiliyor ve ne de amprik olarak gösterilebiliyor. Gerçekten de. geleneksel toplumbilimin öznel bilinçli­ liği saptama biçimini fetişleştiren sözde-bilimsellik an­ layışıyd ı . toplumun işleyişini daha geniş bir kapsam içinde anlayı p açı klamakta yetersiz kalmaktaydı .yorlarsa da. Bu yöntemler tortusal bazı sınıf çelişkilerinin varl ığının anlaşılmasını sağlasalar da. sınıfsız "sanayi toplumu" du­ rumuna geçildiğini söylemekteydi . üretim güçlerinin ve üretim ilişkilerinin hükmünün kal madığı ." diyordu Adorno. Olayları n seyrini yanlış gösteren bu yorumlama varyantı n ı n belki de esas kaynağı . Marx' ı n değer teorisinin geçerli­ ğini yitirdiğini ileri sürerek marjinal fayda .

Birçok yazı ve çalışmasında. 35 Adorno t oplumbilimin. tarihçisi Alman Sosyal teoricileri arası nda toplumbilime karşı bir güvensizlik şeklinde ortaya çıkıyor ve Adorno bunları n her ikisine de katılmıyordu. i dealist filozoflar arası ndaki daha önce işaret ettiğimiz karşıtl ı k. Pozitivistik bilim teorisinin yapacağı ha�sız eleştirilerine uğramaması için. Popper'e ve onun görüşüne katılanlara karşı girişti­ ği "pozitivizm" tartışmasında da kavganın odağını çoğu kez bu argüman oluşturmuştur. g özlemcinin öznelliğinin tarihsel aktörlerin başlangıçtaki öznel niyetliliklerini yenide n-canland ı rabileceği sayıltısı 1 29 . fakat. Ona göre. Adorno'nun amprisizmi eleştirisi. Bu yöntemleri kullanarak yaptığı çal ışmalar pek az olmuşsa da . Bununla beraber.Almanya'ya dö­ nüşünden sonra kalitatif içerik analizinin kullanıldığı tek bir amprik araştırma yayınlamıştır33 . "diyalektik ol­ maktan çıkar. yaln ızca empatik anlama olan Verstehen'e dayanan bir Geisteswissenschaffa dönüş­ mekte oluşuna karşı uyarıda bulunmaktayd ı . Ameri­ ka'daki yıllarında zorla da olsa öğrenip saygı duymaya başladığı araştırma yöntemlerinin radikal bir biçimde reddi anlamında olmamıştır. hiçbir zaman. hala tarihçisi kültürel bilimler geleneğini sürdüren Alman Sosyal teoricilerine karşı da yapılmış oluyordu. diyalektik düşüncenin amprik toplumsal araştırmalarla bulunabilen verilerle desteklenmesi gerekir"34 • Adorno'nun amprik araştırmaları n gerekliliği ko­ nusundaki bu ölçülü · savunması yalnızca katı diyalek­ tikçilere karşı değil .pozitivistlerin "ve­ rilerini" hiç önemsemeyen dogmatik diyalektik materya­ listlere de karşı çıkm ıştır." diye uyarıda bulunmaktaydı Adorno.!ardaki çalışmalarında Adorno tarafından hep savunul­ muş. "Sayıltılarla düşünen diyalek­ tik.

Toplum daima insanlardan yola çıkı larak düşünülen bir şey olduğu için öznel bir yana da sahip olmakla birlikte. "kendi yapısı açısı ndan düşünülecek olursa. ister istemez. Günümüzde ki toplum için böyle bir şeyin uygun düş­ meyişinin en önemli nedeni ise. Hegel'in "ikinci doğa" dediği şeye çok benzeyen. bir özne-nesne özdeşliği teorisi biçimi oluşturuyordu. insanları anlam-veren yaratıcı aktörler saymakta ısrarl ı 1 30 . bir total özneye sahip olmadığı. toplumsal pratiklerirr kendi içlerinde özgür bir niyetliliğin ürünü sayılması yanıltıcı olmaktaydı . Toplumun oydaşmaya ve toplumsal sözleşmeye dayandığını söyleyen nominalizm de. Bu nedenle de. Aktüel toplumsal koşulları ne olursa olsun . toplumun gerekli hermeneutic empatiye sahip kişilerce okunabi­ lecek bir metin olduğunu düşünmek de ideolojik nite­ likteydi. toplumsal bütünün şeysel­ leşmiş yanları n ı n azaltılması olanaksız bulan ıklığı ya da bu şeyselleşmiş yanları n şeffaflığını yitirmiş oluşuy­ du. bireylere herhangi bir rol ta­ n ımayan kaba sosyal realizm kadar ideolojikti. İ çinde yaşanı lan toplumsal bütünün öznel esası bu denli güçsüz olduğu için. Değişim ilkesinin ve zihinsel emek ile be­ densel emeğin birbirinden ayrı ldığı işbölümünün haki­ miyeti altında bulunan bir dünyada toplumun kendi içinden gelen bir anlamlılığının bulunduğunu. böyle bir yorum. oydaşmaya ve toplumsal sözleşmeye temel teşkil ettiği varsayılan bireysel öznellikten de yoksundu.Hegefin Mutlak Ruh'un kendisine geri dönebileceği görüşünün laikleşmiş bir versiyonundan başka bir şey değildi. kendi öznelliğini algılaya­ madığı ve kendi örgütlenme biçimiyle böyle bir öznenin oluşumunu engellediği için. nesnel bir şeydi"36 • Toplum yalnızca meta-öznenin olmayışından da öte.

"öznel bir tarzda aktörlerin uygulamaya aktardığı amaç­ araç ilişkisi ile yalnızca uzak bir biçimde (peripherally) ilgilenmelidir.bir duygusal humanist toplumbilim. Toplumu kendi içinde çelişkin bir totalite olarak kav­ ramsallaştırabilmek için amprik-olmayan bir sosyal 131 . bütünüyle nesnel kalmak isteyen. bu yöntemler. Çünkü. Toplumbilim . bugünün dünyası nda bilen özne'ye ya da sosyal aktöre öznel bir biçimde anlamlılık tanı­ maktan bütünüyle farklı bir şey olma durumundadır"37 • Görülüyor ki . Yorum. Ya da. Yanlış yanları ise. Bu niyetler aracılığı ile ve bu niyetlere kar­ şı realize edilmekte olan yasalarla çok daha fazla ilgi­ lenmelidir. ancak amprik-olmayan bir sosyal teorinin yardı mcı ola­ bileceği bir şey olan bu d urumun redde uğratılması ve aşkınlanması konusunda yetersiz kalı şları ndandı . daha değişik ifade edecek olur­ sak. fakat hiçbir zaman şeyselleşmiş öznel bilinç düzeyinin altı n­ daki gerçeği kavrayamayan insanı nesneleştirdiğinden ötürü yanlı ş olan. amprik yöntemler bir yandan. Adorno' nun yapmasını istediği şekilde işini yapacak olursa. bir yandan da doğru tarafları olduğu kabul edilmesi gereken yöntemlerdi. böyle yapmakla. en az. ayna tutmakta oluşlarıydı . "yönetim altına alınmış dünya"da dönüştükleri nesneler olarak bakmaktayd ı . çağdaş insanlara. bugün in­ sanları nın tutarlı ve bütünleşmiş ego'lara sahip varl ı klar olduğunu söyleyerek insanı n durumunu yüceltebilen bir toplumbilim kadar yanı ltıcıyd ı . fragman­ laşmış ve yansıtılamayan öznel bilincin daha derindeki nesnel eğilimlerden koparı lıp ayrı düştüğü modern toplumdaki insanı n fetişleşti rilmiş durumuna. Adorno'ya göre. pozitivist yöntemlerin gerçek olan yan ı .

onun verilerden yola çıkıp büyük teorilere e­ rişme konusundaki ideolojik girişiminde de tekrarlanmış oluyordu. irrasyo­ nel yanları ile birlikte rasyonel yanları olan. amprik açıklama ile teorik açıklama yöntemleri arası ndaki gerilim (uyumsuzluk) verimli bir biçimde hep gözönünde tutulmal ı d ı r"38 demekteydi . Fakat bu teoriler amprik verilerden yapı lmış büyük. bu yetersizliğini bilmek şartıyla. Bir kandı rmaca olan bu ikisi arası nda uyum oluşturmay ı . amprisizmin tek-yanl ı l ığ ı n ı aşmak zorundaydı . (bugünkü rea­ litede de uyum olduğunu savunan) harmonistic top­ lumbilim anlayışları savunabilir. "toplum çe­ lişkilerle dolu olmakla beraber. B u nedenle. Parsons'ın teorisi gibi. Elbette ki. bu durumu daha 1 93 1 yılı ndaki "Felsefenin Güncel liği" konuşmasında görmüş ve uya­ rısını yapmıştı . Adorno ise. diyalektik bir totalite konsepti kendi yetersizlik ve kısıtl ı l ı klarını da bilmek zorundaydı . kör bir doğaya sahip olmakla beraber bilinç aracı lığı ile dolayımlanabilen bir olguydu"39 • Bu durumda. Adorno'ya göre. Adorno. ama genel olarak tasnifi şemalard ı . "amprik ve teorik çalı şma yön­ temleri aynı çizgi üzerinde yerleştirilemez . Parsons'ın toplum­ bilim ile psikolojiyi yanı ltıcı bir biçimde bir biriyle uzlaş­ tı rması. teo ri . daha büyük katego­ rik soyutlamalara dayanan. belirlenebilirdi. Sorun bu farklı laşman ı n ortadan kaldı rı lması ve bu ikisinin uyu­ ma kavuşturulması değildir. . . toplumsal totaliteyi kavra­ yabilmek için teori kurarken bu verilerin görmezden gelinmesi de çok büyük yanlışlıktı. ancak. gene de. hem bi r sistem oluşturup hem de fragmanlaşm ış bulunan. Çünkü. 132 . Böyle bir anlayışın tersine. Fakat totaliteye ilişkin diyalektik anlayış.teori gerekliydi. Bununla beraber. h ı rslı ve global toplum teorileri de vard ı .

hangi düzeyde olursa ols un ' zorlamayla düzmece bir açıklamayı oturtmakta olu p olmad ı ğ ı n ı nasıl bilebilecek. negatif bir diyalektiğin sonul umudu. hu inşaa.. hiçbir zaman kavramları n nesnelerine tamı tamına uygun ve onları kusursuz bir biçimde ifade edebilecek nitelikte olabileceklerini iddia etmemiştir. daima. tıpkı eleştirel hareket noktasını savunurken Adomo'nun hep kullandığı "incelikli fantazya" gibi. Toplumsal olcırak tesis edilmiş konırol 111eka11i:malar111a gdre :aten mr olan hilgiler­ den de{{il. dahas ı . i11sw1111 kendi düşünme eyleminin sapma: sonuç-/arm­ dan yola ç· ıkildı{{mda. . bu özgül kategoriyi toplumsal realitenin.0/erin 0111111 eırafinda drgütlendirilec:ek oldu{{u 11es­ ne/eri11 ko11septleridir.wg ar Bellek./11 . Kaldı ki. nas ı l emin olabile ce kti? Adorno. teori inşaasının gerekli oluşturucu öğeleriydiler. düşünme ve deneyım (Erlebnis olarak değil. yaşwıan deneyimlerden. naif amprisizme karşı bir düzeltici öğe olarak bugün kendisine gerek­ sinme duyulsa bile.rnesine denk düşen hir hiçim edinmesi11i �. Tuta/itenin inşaa.\·111111 ilk koşulu. Eleştirel olmak demek. hirhirinden kopuk 1·1. böyle mü­ kemmel olmaktan uzak araçları n kullanılma ihtiyacı da teorik bir kapris sayı lamazdı . 1 33 .görünüşüyle ya da gerçek haliyle bu denli h eteroje n olan bir realite üzerine. kavrama ma­ ıeı:nil-ola111 taşmw re tfade etme yetenefei ka:andınr 1·e omm ne. totalite gibi diyalektik kategorilerin zamandan soyutlanmış geçerliliklerinin bile otoritesini sarsmak demekti. Erfahrung anlamında). Gerçekten de. geçmişte ii:erimle düş iiniilüp d{{re11ilmiş şeylerin oluş/ urdu{{u hellekten. felsefesini i ncelerken değindiğimiz gibi.

antagonistik-olmayan. Adorno'nun böyle bir şeye inandığını söyleyerek onu eleştirenler­ den birinin ileri sürdüğü gibi. Lukacs'ın söylediği gibi. "şey­ selleşmenin tüm suçu ile yüklü kendi başı na bir şey .kendi gerçekliğine uygun. Hatta denebi­ lirdi ki. bu kategoriyi kullanmaktan kurtulmak olma­ lıyd ı . Meta-öznenin kimi sosyalistler arası nda yanlış bir fetiş olan planlama biçiminde ortaya çıkan tahakkümcü ve totalize edici rasyonalitesinin altedilmesi ile birlikte. totalite kavramı ne denli gereksinilen bir kav­ ramsallaştırma aracı ise. 43 bütün totaliteryan so­ nuçları i le birlikte "total akıl mit'ine" dayandırı larak inşa edilemezdi. Çünkü. içinde yaşanı lan toplum da o denli henüz özgürleşmemiş bir toplum sayılma duru­ mundayd ı . ayd ınlanma diyalektiği için çok önem taşıyan. hiyerarşik-olmayan bir çoğulcu­ luğun oluşumuna imkan tanıyacak bir dengeyi gözönünde tutması gerekmekteydi . bir yansıması durumuna getirerek. "42 benzemezliğin baskı altına alı nmakta oluşunun bir işa­ retiydi. bağımsız olduğu ileri sürülen birini koy­ mak ve böylece tam bir uyumlanmaya varmış bir top­ luluk durumuna erişmek de değildi. Doğa'nın 1 34 . Tersine. gelecek için tasarlanabilecek ü­ topyan bir sosyal düzenin özsel rasyonalite (substantive rationality) ile somut bireyin maddi gerek­ sinmeleri arası ndaki akı şkan ve hassas dengeyi . Her ne türl üsünden olursa olsun totalite amaçlanan bir şey olmayıp. daha önce belirttiğimiz gibi. Bununla beraber. Bugünkü gereksinme düzeyinde insanın tahay­ yül ettiği oranda ütopyan bir sosyal düzen. Adorno "öz­ gürleşmiş bir insanlığın artık hiçbir anlamda bir totalite olamayacağı n ı "4 1 ı srarla savunmaktaydı . soruna bulunması gere­ ken çözüm heteronom meta-öznenin yerine.

Genel olarak psikolojiyi . 1 942 y ı l ı n ı n sonunda yaz­ dığı "Gereksinim Üzerine Tezler"de Adorno bu görüşü­ nü şöyle anlatmaktayd ı : Realite ile miimkiiıı aras111daki huxii11kii gailimi urta­ da11 kaldıracağı iri11 sanata so11 \'l!rffeği11i l'aadedehile11 .üzerinde kurulu tahakküm de sona ermeye başlayacak. bunun yerine. Adorno'yu böyle bir tutuma indirgemenin yan l ı ş olacağı kendisinin d e bütün diğerlerini sentezleyecek toplumbilimsel bir meta-teori geliştirmeyi reddetmesin­ den açı kça bellidir.rn11f\ ı= toplum. Çalı şmaları nda başka yerlerde de gördüğümüz gibi. i nsan ile Doğa arası nda esas itibariyle estetik bir ilişki kurulacaktı . Adorno'nun "estetik" ile tam olarak neyi kastetti­ ğini gelecek bölümde i nceleyeceğiz. bu­ günün toplumlarına ve gerekse bugünkü toplumbilime eleştiri yöneltirken hareket ettiği noktanın geç zamanla­ rın Hegelgil rasyonalistlerinki ile aynı olmad ı ğ ı n ı bura­ da not etmemiz önem taşıyor. genel ola­ rak toplumbilime karşı konumlaması ve amprik araş­ tırmaları n karşısında toplumsal teoriyi de savunması Adorno'nun belirli teorileri analiz ediş biçimlerinde de karş ı m ıza çıkıyor. Fakat gerek. örneğin Schoenberg ve 1 35 . 4 5 asıl dikkatle üzerinde durduğu. geleneğin devleri olan Durkheim ve Weber gibi toplumbilimciler arası ndaki ikili ilişkiler olmuştur. Simmel ve Mannheim gibi toplumbi­ lim geleneğinin önemli düşünürlerini ihmal etmemekle beraber. mıu kulla111111dan tccid olmuş. h111111 yaptığı anda. se=gi­ leri Doğa ile ye11iden-ıdaş1111u yiilıelmiş olarak yeni­ den haşlatacağım da mad edehilmektedi/' . sa­ natı artık istis111arc111111 kullm11111111a lıb11et et111ekte11 kurtaracağı için.

Stravinsky analizleri. Webel'den çok Durkheim'in öne­ mini ortaya koymaya çal ışmıştır46 . George ve Hofmannsthal analizleri. Çünkü. toplumsal "gerçekler" ile ahlak arasında­ ki birbirinden ayrı lmaz denecek yoğunluktaki ilişkiyi görebilmiş oluşuydu . teorik ikilileşmelerinin (dichotomy) ardı ndaki toplumsal çelişkileri ortaya koyabilme umudu ile. diyalektik-olmayan bir biçimde 1 36 . modern insanı n aktüel deneyimleri açısından. Yeni-Kantçı düşünürler ile pozitivist düşünürler bu ilişkiyi nafile bir biçimde red­ detmekteydiler. Durkheim'in üstün bir diğer yan ı da. doğruydu . Son olarak. Ayrı­ ca . Almanları n Ourkheim'e karşı göreli ilgisizliklerinin de etkisiyle. her birinin birbi­ rine karşı eğilimlerini iyice belirginleştirmeye çalış­ maktadı r. Fakat bütün bu olumlu yanlarına rağmen. Durkheim'in toplumbilimi. Adorno. kısıt iamaya direnişi bitip tükenme noktasına gelmişti . Modern insa­ nın bu baskılamaya. bir figürü diğerine karşı ele almayı ayd ı nlatıcı bulduğunu göstermektedir. psikanalizin (bize acı veren) "saldı rganla özdeşleşme"47 dediği du­ rumun bir örneğini oluşturmaktaydı . hep. Adorno'ya göre. Durkheim'in üstün yanlarından biri de toplumsal-olan'ın psikolojik olan'a indirgenemeyeceğini vurgulamış oluşuydu. bunlar arasında ortalama bir zemin bulmak yerine. toplumbilimin vülger nominalizme karşı güçlenmesine (aşı lanması na) yaram ıştır. Durkheim'in toplum­ sal-olanı öznel bir belirleyicisi olmayan d ışsal bir kısıt­ lama olarak kavramsallaştı rması da. Bu tutum. günümüz­ deki toplumsal bütünün bastırıcı gücünü yaln ızca görüp tanı makla kalmamakta . Ayrıca . Valery ve Proust.

Freud gibi.toplumsal tahakkümün sona erdirilmesin i m ümkün kılabilecek bilinçlenme v e devrimci değişik­ likler gibi konularda ileri sürdüğü önemli bir düşünce de yoktu Durkheim'in. modern toplumun esası n ı n . kolektif bilinci nesnel bir şey sayd ığı ve ne zaman önüne çıksa toplumsal otoriteye boyun eğdiği için Durkheim. Durkheim'in toplumu bir moral komünite sayması da insanın maddi gereksinmelerine ilgisiz kaldı ğ ı n ı . Tahakkümün nasıl ortaya çıktı ğ ı n ı somut toplumsal hayat -süreçleri içinde anlatabilecek bir oluşum teorisinden yoksun bu­ l unduğu için . toplumbilim çalışmaları n ı n çoğunda tutucu eğilimleri açı kça görül­ mekteydi. Durkheim'i . fakat onun kadar şimdiki sorunları hep en eski geçmişe bağlamak istemeksizin. Bu husumetinin bir benzeri de. toplumsal baskı ve kısıtlamaları n akı l la açı klanamaya­ cak (irrational) bir öze sahip olduğuna inanmasıydı . dinsel dayan ışma n ı n belli kurallar oluşturabilmiş bir toplumsal düzenin temelini meydana getirdiği ilkel geçmişte oluştuğunu savunmaktaydı . Rasyonaliteye karşı belirli bir husumet duyduğunu açı­ ğa vuran bu tutumu ise. Ayrıca . i rrasyonel amaçları araçsal olarak 1 37 . saklı bir husumet duy­ duğunu göstermekteydi. Bu kusurları n ı n bazıları Dreyfus Olayı günlerinde tek başı­ na bir Yahudi entelektüelinin duyabileceği endişelerle açıkla n ı p kısmen anlayışla karşı lansa bile. bunlara karş ı . hatta . toplumun kendi başına varo­ labilmiş esası saymaktaydı .bu gücü şeyselleştirerek. Toplumsal baskı ve kısıt­ lamalara ayrıcalık tanıdığı. Durkheim de. bazıları n ı n kendi­ sine zıt biri sayd ıkları Bergson'a sanı ldığ ından çok da­ ha fazla yaklaştırmaktayd ı . varolan durumu haklı laştıran bir düşünce geliştirmiş bulunmaktaydı . esasında.

Yöntembilimsel bakı m­ dan ise. Ayrıca. Aynı durum Adorno'nun Weber'i analizinde de söz konusu­ dur. bu ikisinin birbirinden ayrı olduğunda ısrar eden ve bu tutumuyla başka düşünürler üzerinde etkileri olan Weber'i eleştirmiştir. bir argüma n ı n en temeldeki olası etkilerini tartışı rken a­ bartmalara başvurmayı yeğlediğini göz önünde tutarak hoş görebileceğimiz bir okuma biçimi olmuştur. fetişistik formalizminden ötürü Simmel'e de saldı rmaktayd ı Adorno. Weqer'in bireyci ve nominalist al­ ternatifine oranla Durkheim'in holistic ve realist toplum anlayışı n ı n yaşanmakta olan aktüel durumu ve toplum­ sal koşulları daha doğru ifade etmekle birlikte yaşanan bugünkü bu durumu. Durkheim.rasyonel kılınmış yöntemlerle savunan tipik burjuva anlayışı içinde kaldığı için. bilimsel bir yön­ tembilim geliştirmeye çal ı şan. Durkheim'in safça umduğunun tersine. Weber. öte yandan. bu koşulları şeyselleştirmekte ve 1 38 . fakat bu yöntembilimiyle tutucu bir noktada saplanı p kalm ı ş bir düşünürdü. özellikle Durkheim'in toplumsal bütün içinde ara kuruluşları sa­ vu nması ve bireycil iğ i ihtiyatlı bir biçimde de olsa de­ ğerli bulması konuları nda yer yer eksik sayı lsa da. Fakat. Adorno'nun Durkheim' ı okuma biçimi. her ikisi de diğeri aracılığı ile düzeltilmesi ge­ reken düşünürlerdi. Weber'in çalışmaları savaş-sonrası Almanya'da Durkheim'in çalışmaları ndan çok daha fazla tartışma konusu olmuştur48 • Toplumsal gerçekler ile toplumsal değerler arası nda koparı lmaz bir ili$ki bulunduğunu kabul ettiği için Durkheim'i öven Adorno. aynı nedenle. mutluluk verici güzel eski dünyanın yeni değerlerle bir kez daha kuru­ labileceğine inanmamaktaydı .

çoğu kez bu amaçla­ rı teknik rasyonaliteye indirgemekte olsa bile. yönetim altına alınmış bugünkü dünya için uy­ gulanması zor bir kavram oluyordu. Weber'de.doğal bir durum gibi göstermekteydi . d a r b i r biçimde. Weber'in karmaşık bir anlam kümesini ifade edecek biçimde kullandığı Verstehen kavramı da. Az ilerde göreceğimiz gibi. Toplumun akla uygun yanları n ı . Gerçekten. status quo ya karşı eleştirel bir red (negation) sayı labilecek ' nitelikteydi . toplumsal hayatın akl ın kabul edebileceği yanları nı aramayı da üstlendiği için. Weber'in yapısal belirlenmişliğe karş ı . toplumsal olguların şey-benzeri bir doğaya sahip olduğunu ı srarla söyleyen Durkheim'in görüşüne oranla. Aynı şekilde. Weber'in kendi rasyonalizasyon konseptinden yola 1 39 . içsel olarak. Fakat bu durumu ile. bugünkü duruma karşı örtük bir protestonum vücut bulması n ı sağlıyordu. amacı olan toplumsal eylem üzerindeki ı srarı . Durkheim'in tersi­ ne. teknolojik ve bürokratik rasyonalizasyonun "ince perdesi"nin günümüzde bir "demir kafes"e döndüğü yolundaki ünlü saptaması 49 esas olarak tarihsel-olmayan Durkheim toplumbilimine karşı olduğu kadar ortodoks Marxizm'in inand ırıcı gö­ rünen iyimser tarihçiliğine karşı da yararlı bir düzeltici olmaktayd ı . Durkheim'de bulunmayan bir özelliğin. Ayrı ca . Adorno'nun bu sürecin müzik üzerindeki etkilerini anlama tarzı da. araçsal v e formalist terimlerle düşün­ müş olsa da Weber irrasyonel kolektivite nin otoritesine Fransız meslektaşı kadar boyun eğme yanlısı değildi. Weber�n gelişmesini inceleyip anlattığı bu rasyonalitenin tutarsız ve bulanı k yanları üzerinde yap­ tığı sabır isteyen analizleri. Weber'in çalışmaları Durkheimin'inkilere oranla daha eleştireld i .

yüksek sanat ve düşük sanat konusundaki muhalefeti ile ilgili olarak Benjamin'e yazd ığı gibi. şimdi ele almaya çal ı şa- 1 40 . ne var ki. teorik düzeyde. onun tarih felsefesine eleştirel bir biçimde yaklaşı m ı bu eğilim için verebileceğimiz ve başka hiçbir yerde bulamayacağı­ m ı z çok açık-seçik bir örnek oluşturmaktadı r. Bu ikisinin totalleşmiş bir tarzda bir araya gelmelerini engelleyen ise. Adorno'nun psikolojik ya da bireysel boyut ile.çıkarak müzik üzerinde yaptığı öncü çalışmalara çok şey borçluydu. Adorno'nun bir keresinde çok farklı bir konuda . bu bütünle eklenip bütünleşmeleri de söz konusu olamamaktadı r"50 . eğer Adorno' nun kendi teorisi böyle bir totalleştirmeye karşı direnen bir teori olmuş ve totalleştirecek yerde birbiriyle uyuş­ mayan itkilerin oluşturduğu gergin bir güç-alanı na dö­ nüştürecek bir çözümlemeyi amaçlamışsa. Tıpkı Weber'in düşüncesindeki yetersiz yanları fark etmek için Durkheim'in çalışmalarına bakmaktaki yarar gibi. "çağdaş toplumsal yapı n ı n irrasyonelliği . toplumsal ya da bütünsel olan arası nda mutlak bir uyu­ şum oluşturmaya yönelik totalize edici görüşlerden yana olmayan genel teorisinin tarih felsefesi alanı ndaki eleştirel yaklaşı m ı n ı ise. Çünkü. " Bunları n her ikisi de bir bütün olan özgürlüğün birbirinden ayrı düşmüş iki yarı­ sıdır. onun negatif diyalektiğinin psikolojik ve toplumbilimsel boyutları n ı değerlendirme­ m izi sonuca bağlamak üzere. her ikisinin de izafe edildikleri nesne olmaktadı r. rasyo­ nel bir biçimde açıklanmas ı n ı güçleştirmektedir"5 1 • Daha önce ileri sürdüğümüz gibi. Adorno için Weber'in düşünceleri Durkheim'in yanl ışları n ı düzeltmek için gerekliydi. Kısacası .

yaşanan gün üzerinde geçmişin hala süren etkilerini önemle vurgulamıştı r. Benjamin gibi. önceki kuşakların ütopyan umutların ı n ve eleştirel enerjilerinin canlılığını sürdür­ mesini sağlamaktadı r.cağız. geçmişin bellekteki anılar formuyla bugünün içinde yeniden kendini gösterebil­ mekte oluşudur. belki de çok uygun olacaktır. öte yan­ dan. Kültüre ilişkin konulardaki çalışmaları n ı gelecek bölümde inceleyeceğiz. ken­ dini tekrarlaması biçiminde yeniden ve yeniden kendini göstermesidir. az önce belirttiği­ miz Weber'in rasyonelleştirme teorisi ile Adorno'nun müzikolojisi arası ndaki bağlantıdan dolay ı . tarihin bugüne kadarki seyir biçimindeki sürekliliğin kesintiye uğratı labilme olasılığı­ nı da vurgulamı ştır. Fakat. yeni imiş gibi görü­ nerek "hep-aynı" olan ın. Bu ise. çok uzak da olsa. "negatif' terimiyle nitelendirmek zorundayız. bunlar zaman içinde insanlığın ille de gelişme göstereceği yolundaki tam anlamı ile pozitif anlayı şa hiçbir şekilde yakın düşmediği için. Çünkü. Adorno'nun negatif tarih fel­ sefesi onun psikolojiye ilişkin konulardakiler kadar kül­ türel konulardaki çalışmaları için de temel teşkil etmiş­ tir. ister burjuva gelişme idea'sı. Bu bölümü böyle bitirmemiz. isterse sosyalist bir geleceğin kaçınıl­ maz olduğu şeklindeki diyalektik materyalist inan·ç ol­ sun. Biri ncisi. baskı altına alınmış ayd ınlan- 141 . İkincisi ise. doğru­ sal bir gelişme ya da sosyalist toplumun kaçı n ılmazlığı inancının tersine. farklı iki tarzda ifa­ desini bulmaktadı r. değişmez bir kader gibi. birbirine karşıt konumda değerlendirmelere varan. Adorno da aynı çizgi üzerinde ilerleyen bir geliş­ meci şemaya kesinlikle karşı çıkm ı ştır. i lk vurgulaması. Bu durum. Adorno'nun tarihin seyrine ilişkin spekülasyonla­ rı n ı . Adorno.

manın geri dönüşüdür (baskıdan kurtulup yeniden yü­ zeye çıkışıdır-ç. sık sık. bu dönem Hegelin yükseldiği. bu sürecin doruğa ulaştığı anın burjuva bireyi yükselişinin en ileri uca vardığı ve proleteryan ı n henüz yeni yeni b i r araya gelmeye başladığı O n doku­ zuncu Yüzyılın ilk yarısı olduğunu da savunmuştur. Adorno'nun negatif tarih felsefesinin kompleks yapısı n ı kavrayabilmek için. Adorno'nun gelecekle ilgili oldukça zayıf ümidine gelince. ) Sonuncusuna. çokları n ı n onun bir kötüm ­ ser olduğunu ileri sürmelerine rağmen. onun entelektüel çalışmaları ndaki birbirine zıt oluşturucu öğeleri ele alıp incelememiz yararlı olacaktır. Hegelgil Marxist yaklaş ı m ı n ı n ağı r bastığı çal ı şmalarında Adorno birçok bakı mlardan Lukacs'ı nkine benzeyen geçici bir şema izlemiştir. toplumun neredeyse dışı nda kalmış bir grup olan proleterya ara­ sında bir çatışma şeklinde kendini gösterdiği 1 848 yılı­ n ı n öncesindeki ve sonrasındaki dönemden"53 olumlu bir dille söz etmiştir. gerek pozitif ve ge­ rekse negatif diyalektik felsefenin temellerinin atı ld ı ğ ı 1 42 . çok daha sık ifade ettiği umut kırıklığına oranla pek ender rastla­ d ı ğ ı m ız ütopyan ı n umutsuzluk içinde olumlanması nda dile gelmektedir. Felsefe açıs ından bakı lacak olur­ sa. "sanki total bir teoriymiş gibi kendisiyle yetinmeyen bir negatif teorinin umudu içinde barındırabileceğini ve (total bir sistem olmamanın) negatif diyalektiğin sunduğu umut biçimi olduğunu"52 hiç unutmamıştır. ayrıca. bu ümidi. Bu çerçeve içinde. Adorno. "sınıf savaşı n ı n toplumun her yerinde yer almış bir grup olan orta sınıf ile. Ne var ki. analitik amaçlarla. Bu çalışmalarında yalnızca kapitalizmin yükselmesi ve dünyadaki yayg ınlaşması­ nın dünya tarihi açısı ndan önemini vurgulamakla kal­ mamış.

Çekingen bir tav ı r içinde burjuva yüksek sanatının yitirilmiş bulunan altın çağı na gizli bir nostalji duymak yerine. "sağlı klı" bir gerçekçiliğin ya da kla­ sisizmin restorasyonu çağrılarını her defasında red­ detmiştir. Gerçekten de. aynı dönem Goethe'nin. gerek psikolojik ve gerekse toplumsal ya da kültürel yönden kuşku ile bakılması gereken olgu- 1 43 . özne ile nesne arasındaki dolayımlanmış birlikte ­ liğin çöküşünden önceki yüksek burjuva kültürünün zaferini temsil etmekteydiler. hatta "decadence"ının bu dönemin bitiminden itibaren başla­ dığını düşündüğünü Lukacs'ı n eski öğrencisi Ferenc Feher ileri sürmektedir. · estetik modernist yanı ile Adorno'nun yakı n dönemdeki gelişmeleri değerlendir­ mekte Lukacs gibi konvensiyonal Hegelgil Marxistlerden farklı bir çizgide oluşudur. Özellikle Beethoven. ister burjuva gerçekçiliği gibi. ve Adorno için hepsinden önemlisi Beetho­ ven'in birbirini izlediği dönemdir. Adorno. Adorno için geriye yönsemeli düşünceler. isterse proleterci gerçek­ çilik gibi görünsün. Feher'in bu konuyu yeniden ele alıp böyle de­ ğerlendirmesinde çok doğru yanlar var. Fakat Adorno'nun tarih felsefesindeki birbirine eşit ağı rlıktaki karşıt görüşlerin ve eğilimleri n yer aldığını yeterince önemsememişe benziyor. Balzac' ı n. aktif öznenin niyetini nesnel bir form içinde temsil edebilen hakiki totaliteler olan sanat ürünleri yaratabilmiştir. Bu kişiler. Diğer Hegelgil Marxistler gibi Adorno'nun da batı kültürünün gerilemesinin.dönemdir. Her şeyden daha açı k seçik olan noktalardan biri. Adorno'ya göre. Kültürel alanda ise. Adorno ile Lukacs'ın birbirlerinin tam tersi konumda oluşları n ı n da Adorno' nun bu farklı bakışından kaynaklandığını söylemektedi r54 . "orta dönemi" denen yı lları nda. Feher.

Gerçekten de. "bunalım dönemin­ deki bir kültürel manderen" oluşudur. O da. Adorno'nun o kadar hayranı olduğu Schoenberg'in "yeni" müziği bile "yaşlanabil­ miş"55 ve Stravinsky'nin son günlerindeki on-iki ton d izisine dönüşünde görüldüğü gibi otantik olmayan bir restorasyonun nesnesine dönüşmüştü.lard ı . Yakı n günlerde Adorno'ya yöneltilen bir eleştiri kısmen haklıd ı r. mutlak bir biçimde modern olmak gerek­ mektedir. Lukacs'a oranla. Bir anlamda. Rimbaud'dan itibaren. onun. bunları n kapitalizmin yükselişi ile ilintili olduğunu kabulde çok daha ihtiyatlı ve mesafeli 1 44 . her zaman "yeni" kalamamış. kısmen. daha ortodoks Hegelgil Marxistlerde görülen restorasyonu beklenen devrime bağlı bir kültürel bütünlüğün yitik çağı na duyulan nostaljiyi hiçbir zaman paylaşmamış ve bunu reddetmiştir. Adorno da kendi söylediklerine sonuna kadar uygun davrana­ mamıştır. Lukacs'la bu konuda aynı tutuma sahipmiş gibi görÜ(lse de. klasik­ leşmeye başlamı ştır. diye ileri sürüyordu Adorno. Bireyci dönemi sırası ndaki burjuvazinin başarı larına duyduğu saygı bakım ı ndan. Adorno'nun Hegelgil Marxizm'den daha da kesin biçimde farklı olan yan ı ise. avant-garde'ın ölü­ münden sonra geçerliliği kalmayan bir tür klasik modernizmin savunucusu gibi görünme durumunda kalmıştır56 • Fakat bütün bunlara rağmen. Adorno. hiç değilse eski sanat form'ları n ı n masumca yeniden ihya edilmesinin mümkün olabileceğini red anlamında. bu başarıları reel "kültüre" değil de temeli oluşturan "uygarlığa" ait olgular saydığı için.

Böyle düşünmesinde ise. Adorno çok daha önceden beri insanlığın sürüp gelen tari­ hine. kapitalizmin yükseli­ şinden çok daha önce ilk işbölümünden itibaren.teknolojiye karşı Adorno'nun duyduğu nüanslı güven­ sizli kte de. Bu çalışmada. hor görülmüş Doğa'nın bir anlamda öcünü alması sayabileceğimiz bugünkü faşizme gelip dayandığı söylenmektedir. kaçı n ı lmaz bir kader gibi. Weber'den öğrendiklerinin rolü vardır. bu başarıları Lukacs burjuvaziye atfederken. fakat ger­ çekte onu tekrarlamaktan öte gitmeyen rasyonalizasyonun umulmayan sonuçları n ı ayrıntı ları • Böylece. ihtiyatlıdır. Adorno'nun düşüncesindeki bu eğiliminlocus classicusu ise Aydmlanmanm Diyalektiği olmuştur.olmuştur Adorno. Batı 'daki ilk kopmanın. Solcu muhaliflerinden çok. Weber'den öğrendiği bürok­ ratik. geçen zaman içinde. bu başarı ları n gelecekte proleterya tarafından yeniden canland ı rı l ı p yenilenebi­ leceğini söyleyebilmekte de. çok daha fazla. formel rasyonalitenin karanl ı k yanlarına ilişkin görüşlerin özellikle önemi vardır. birikimine atfetmiş oluyordu-ç. Aydmlanmanm Diyalektiğt'nde kapitalizmin meta formu daha önceki bu olayları n bağımlısı kabul edilmekte. 1 45 . öznenin nesne'den ayrılması ndan ve Doğa üzerinde ilk tahakkümün kurulması ndan itibaren başladığı ileri sü­ rülmektedir. ve bütün bu gelişmelerin. gene. kültür hayatı ndaki düş kırıklığını paylaşm aya eğilimli sağ kanat yazarlarda gördüğümüz bir buruklukla Adorno ve Horkheimer mitik düş üncenin yerine geçmek isteyen . Ona hiç de dostça bakmayan eleştiricilerinin Adorno'yu her türlü intellecf in romantik bir düşmanı 5 7 olarak nitelen­ dirmelerinde kendilerine dayanak aldıkları bilime ve . araçsallaştırıcı . _yani.' Ayrıca .

sapandan. Onun düşüncesin­ deki Yahudi geleneğinden geliyor bu içerik. bunlar Adorno'nun kendisinden önceki düşünce geleneklerin­ den miras aldığı diğer birikimleri karşısında tek-yanlı bir değerlendirme olmaktadır. telin edilmiş şey.ya da Şeytan. Bir yorumcunun deyişiyle. tıpkı bir H ı ristiyan'ı n lsa'dan Önce ve lsa'dan Sonra demesi gibi. Burada da birbirine zıt iki etki söz konusudur. Yukarıdaki alıntıdaki dinsel söylem Adorno'nun m iras aldığı bu birikimlerden birinin kaynağını n ne olabileceğini açıklıyor. Auschwitz'i. Mahşer düşüncesin­ den ya da onun izlenimlerinden etkilenen Adorno. Fakat ne var ki. megatonluk bombalara yönelmiştir" 59 . Bu ne­ denledir ki. onun için Mesih'in değil l blis'in duruma müdahale ettiği bir an olmuştur. tarihin kurtuluşa ya da fela­ kete yönelme öncesi ölü noktası ·oıarak değerlendirmiş­ tir. tarih'e Mesihgil bir müdahalenin tam da beklenmesi gereken bir an.böylece. Auschwitz'den Önce ve 1 46 . Adorno'nun tarih felsefesini tek başı na ifade edebilecek sözler olarak ele alındığın­ da bu söyledikleri onu eleştiren yazarlardan birinin şu sonuca varmasına neden olmuş bulunuyor: "Marx'd a tarihin kutsallaştırı l ı p yüceltilmesi diye eleştirilen anla­ yış. Bu söylenenler kısmen haklı ise de. Adorno'da tarihin "iblisleştirilmesine" dönüşmüş bulunuyor. bu "retrogressive anthropogenesis"in 58 sonuçları (tazammunları) ise Negatif Diyalektil<te görülen ve sık sık alıntı lanan şu acı sözlerle dile getirilmiştir: " i nsanlı­ ğ ı n vahşetten insanca bii gelişmeye doğru ilerlemiş bir tarihi yoktur. Dünyanın Tin'i konumuna getirilmiş oluyor'ı6°. Auschwitz. şimdi yeniden itibar kazanıyor: Radikal şer . .ile ele almışlard ı r. Hegefde mahkum edilmiş. Olan tarihi ise.

radikal bir kopuşa da hazır bir süreçti Adorno'ya göre. özellikle Hiroşima'dan alı nacak derslerin de etkisiyle. Adorno için. birlikte birçok düşüncelerinden etki­ lendikleri Nietzsche'den gelen proto-deconstructionist bir öğe de vard ı . Adorno'nun negatif tarih felsefesınde . Adorno bugün yitirilmiş bir bolluk ve özgürlük dolu ilk geçmişten kuşku duymakla kalmıyor. Bu an­ lamda. "katılgan her şeyin buharlaşıp havaya karıştığı"62 bir süreçten. Modernizm tartışmaları nda bile. kısmen. belki de.Auschwitz'den Sonra diye tarihi ikiye ayı rmıştır. Fakat bu düşüncesinde. bu tür Mesihgil bir müdahale ile tarihin seyrinin değişebileceği görüşünde. Daha 1 932'de yazdığı "Doğal Tarih ldea'sı Ü zerine"61 başl ıklı çal ışmasında bile. çekilen acılara bir son verecek kurtarıcı an konseptinin etkileri vard ı . Benjamin'in hep umutla beklediği. Son olarak. Tersine. sın ıfsal analizlerin uygulanması gerektiği konu- 1 47 . en tarihsel olanın bile " Doğallaştırı labilece­ ğini" hep söylemiştir. yapı ları n progressive bir çözülüme uğradı­ ğı . tek bir boyutu ile ele alınabilecek bir s üreçten ibaret değildi. tarih ille de her gün biraz daha cehenneme yak­ laşması gereken bir süreç sayılmış değildi. Adorno' nun ise bütünüyle terk edemediği. Doğa' nın hareketinin ağı rlığı ile tarihin dinamizmi üzerinde durmuş ve bunlardan birini diğerinin önceliğini geçersiz kı lmak için kullanmıştır. modernizm ve mo­ dernleşme. Hala kitle toplumu analizlerinin değil. (yabancı laşma'dan önceki-ç. bugüne kadarki seyrinden çok farklı bir gelişme çizgisi izleyebilecek biçimde. ta­ rih. diyalektik gelişmeyi ya da kültürel çöküşü kesintiye uğratabilecek yinelenmelerin olabileceği konusunda da hayli duyarl ı bir tutuma sahip bulunuyordu.) arkaik-olan'ın yeni formlar içinde geri gele­ bileceğini. böyle.

fakat hala etkin olabilecek durumda bulunan. ne var ki artı k varlığını saklı bir biçimde sürdürmeye çalışan öğeleri de hep göz önünde tutmaya.ı . ideolojinin maskelemeye çalıştı ğ ı .w11 hu scıh11eyle arcmu=dcı helirli hir 111e.sundaki ısrar ve savunusunu daha önce görmüş ve i ncelemiştik.:11=e. Bir karesinde söylediği gibi. onun. Aynı şekilde . Aclomo ise hic.\'lll/cış11r111ak içi11 hir tür poststriikıiiralisı ol111c11111= Kı. tarih felsefesi açısı ndan ifade edecek olursak. bunun · varlığının gele­ cekte bir gün ortadan kaldırabileceği umudunu da hiç terk etmemiştir.:kıir. Bir keresinde Habermas'ın işaret ettiği gibi.\'l�raccıfe111da11 lıic.: kuşku duyma­ mak gı. 011u11.:imde e/eall{> kuhul edecek olursak \'e Bı. hiiyle hirşeyi Eleştirel Teorinin diişii11sel 111ira.rnw hir ihcmeı . irade dışı. Adorno gerçekten yeni ve farklı olmayan bir hayatın hep kendi- 1 48 . ne denli Nietzsche'ci görünürse görünsün. bunları unutmamaya özen göstermiştir.:rekecı. Yani. karnaval maskarası gibi olan ve hep durmadan kendini tekrarlayan indirgenemez farklılikla­ rın yaşandığı bugünkü toplumu olumlayan deconstructionist eğilimden etkilenmesine engel ol­ muştur.:reki. "Yalnızca . farklı olanın gerçekleşmesine yard ı mcı olabilirler"63 • Adorno'nun gerçekten yeni ve gerçekten farklı olana duyduğu dinmek bilmeyen arzu.wfİ!yi korııycıhilirsek J:Örc/üifümü= (/w ­ yall) km·rc1111. Adorno "hep-aynı " olanı n bugünkü gücünü vurgulamı ş olmakla beraber. 1ı. Adorno 'nwı Negatif Diyalektik 'ini ve Estetik Teori ' sini cic/c/i hir hic. Ya da.: /)(�l'le yap111a- 1111ştır. yaşanan en son zamanın hiç değişmeyen zaman oldu­ ğunu bilebilenlerdir ki.:ckell 'ten cıl1111111şcı hı.

höyle hir umudun hu koşullarca gül·enc:e alıma almnuş. Da­ ha iyi koşullara duyulahilec:ek h ir umul varsa . yaşamın ac:ilarm hakkı saydan merhamete horçlu �l'ilik tarihin seyrini helirleyen ve nihai zaferi getirecek hir gü<. herkesin yaşamakta olduğu ortak aculan güç alan şeylere dıı­ y11/a11 sc�rgıya dt�vaıulm/num gerekir65• 1 49 ..\vonu re inşa edilmiş h ir şey olarak. . l'e bu yalm=ca hir aldan1111 değilse . Bu iyilik dünyanm ruhu ya da içkin b ir yasa gihi iJolleştirilmektedir. böyle bir şeyi. gerekli ve iyi olduğunu düşünüp olumlamaya hiç yanaşmamıştır. kahcı ve sonu/ ni­ telikte olduğuna gürenmek yerine. Tarih felsefesi Hıristiyanlıkta ortaya çıkmış bulunan bir süreci tekrarlamaktadır: Var!tif1111.ni yinelemesinin sonsuza dek süreceği inancını hiçbir zaman kabullenmemiş.: olarak. �vi ol- 111akıa11 çok dehşet reric:i olan tarih karşısmda düşün­ ce. böyle bir tarih felsefesinin i nsa­ n ı n gerek inisiyatifinin ve gerekse çektiği açıları n bir yüce yasa adına görmezden gelinip hoş görülebildiği theodicy'ye durumunda bunun böyle olacağ ı konu­ sunda köklü endişe ve kuşkular duyması olmuştur. Adorno'nun ve Horkheimerin Aydınlanmanın Diya­ lektiğf nde uyard ı kları gibi. kökleri. negat!l hir öğe olma durumundadır. gerçekte. özellikle. onun. Adorno'nun birbirleriyle çatışan bu dünyevi şe­ maları ndan sonuç olarak ortaya çıkan ise. Birleştirici hir teorinin korrela. sır gihi saklanmaktadır. her­ hangi bir pozitif tarih felsefesinin üzücü sonuçlar ve­ rebileceği .

Son bölümümüzde.ıo'nun muha­ fazasına yarayacak biçimde araçsallaştırılamayacak ve gerçekten dönüştürücü işlev yüklenmeye aday bir siya­ set de yoktur. özgürleşim beklentileri için tutunabilecek tek dal olarak. Gerçekten de. temellerinin nerede bulunduğunu görmek Adorno'nun psikoloji ya da toplumbilim analizlerinde kolay olmamaktadı r. Adorno'nun anlayışına göre. Adorno'ya göre. Yönetim altına alınmış dünyanın totalize edici i ktidarına karşı direnişe temel olabilecek belirli toplumsal güçler ya da yapı lar yoktur. Fakat söylenen bu umut bir aldanımdan ibaret olmasa da. status qi. 1 50 . ütopyanın hala süren solgun kalp atışla­ rın ı n nereden geldiğini bulabilmek için yaptığı gerçek­ ten önemli çalı şmalar üzerinde duracağız. Stendhafin "mutluluk vaadi" dediği sanat kalmaktadı r. Dışsal olan toplumun gitgide artıp yoğunlaşan müdahalelerine kar­ şı sürekli dayanabilecek ve toplumsal-olana indirge­ nemeyecek bir psikolojik alt-katman da yoktur66 • E lbette ki. Adorno'nun çağdaş kültür hayatın ı n gitgide bu tür sorunlara karşı duyarlığı körelmekte olan kakofoni­ sine rağmen. Eleştirel Teorinin kendisi­ nin dışında. bu nedenle.

Kefaret Olarak Kü ltür 'in dem. Raymond Williams'ı n yakı n günlerde be­ lirttiği gibi. Bütünüyle aynı içerikte olmasa da. Alman dilin­ deki Kültürden. entweder die Philosophie oder die Kunst. On sekizinci Yüzyılda Civilization3 anlam ı nda kullanı­ şından günümüze dek Alman dilindeki Kültür sözcüğü için de aynı şey söz konusudur. Anglo-Amerikan culture dünyasına gi­ ren . Yirm inci Yüzyı l ente­ lektüelleri arası nda kültür sözcüğünün çoklu anlamları ve bunları n çelişkir. 4. fehlt gewöhnlich eins von beiden. " İ ngiliz dilindeki anlamca en karmaşık iki üç sözcükten biridir"2 . sonuçları konusunda. her ikisini de kendine yabancı sayan Adorno kadar duyarlı­ lık gösteren düşünür çok ender olmuştur. Manipülasyon Olarak Kültür. was man Philosophie der Kunst nennt. 151 .' 1 FRIEDRICH SCHLEGEL "Kültür". sonra yeniden Alman kavramsal dünyasına dönen ve hangi anlam dünyası ndakini yaşarsa yaşası n .

eleştiri yazıları n ı n çoğu bir sanat ürünüymüşçesine a rtistiktir4 . Gerçekten. Ant­ ropolojik anlamıyla kültür. toplumbilim ve belki felsefe konuları ndaki çalışmaları n ı n bile. denebilir ki. Yazıları . insan yapıntısı 1 52 . ama ikisini gene de birbirine karıştırmayacak niteliktedir. sanatla ilgili bu sorunları yetkin bir biçimde inceleyebilmiştir. yok­ sa birer sanat ürünü mü olduğuna kolay karar vereme­ yeceğimiz kadar. Psikoloji. Quasi una Fantasia'da5 gördüğümüz gibi. ritüeller. en azı ndan Herder'e dek uzanan bir geçmişten beri. bu konularda daha önceki yaklaşı m ve tutumları n bir anlamda eleştirisi olarak yazılmış çalışmalar olmasına karşıl ı k. edebiyatta da yalnızca bir eleştirmen olmanı n ilerisinde bir yakınlığı ve yetkinliği vard ı . yazdığı metinlerin birer eleştirimi. kültür sorunlarına ilişkin analizlerinin birincil materyalle çok daha yakı nda·n bağlantı l ı çalışmalar oluşudur. ikisine de yakın. Thomas Mann'ı n Doktor Fausfunun yaz ı m ı ile ilişkisinin gösterdiği gibi. daha sözün başı nda. Bir mü­ zisyen ve kompozitör olarak. sözcü­ ğün her anlamını kapsayacak kadar çok sayıda ve içe­ rikçe çok zengin yazılar yazarak kültür konusunu ince­ lemiş oluşudur. kurumlar. Kültürden söz etmek. bu sözcüğün antropolojik anlamı ile elitist anlamı arası n­ daki karşıtlık üzerinde durmayı gerektirmektedir. Metinlerinin bu uçuşan yapısı ile Adorno bu açıdan kendisi ile karşılaştı rıl maları pekala mümkün gözüken deconstructionisflerin bir habercisi gibidir6 . Adorno'nun bu konuda en cezbedici yan ı . Aynı konularda yazılmış sosyal bilim çalış­ maları ndaki söylemden farklı l ığı onun bu yanı ndand ır. kimi zaman metnin yapısını sanki bir müzik bestesiymiş gibi yapı­ land ı rabilmektedir. bütün bir hayat tarzını ifade etmektedir: Pratikler.

-. tiyatro. felsefe. oldu­ ğu kadar "uygarlığın" daha çok maddi nitelikteki başarı ve ürünlerinden de ayrı tutulan bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Öyle ki . vb. yazı lar yayı nlam ıştır. kimi zaman bir kültür antropoloğu gibi. insanın iç zenginli­ ğini yansıtan sanat. edebiyat. bu tür dar anlamıyla kültür anlay ışları . zeka testlerinden tutun da occultism'e kadar birçok konuda incelemeler yapm ış. Önemi gi­ derek azalan dinin bir benzeri olarak kültür. metinler. insanı n ilgi ve gereksinmeleri üzerinde de duran gündelik hayata 1 53 . yüzyı lda insanın en soylu başarıların ı n ve en yüksek değerleri­ nin biri kimlendiği "popüler" ya da "folk" kültürden . materyal realite ile manevi realite arası ndaki karşı lıklı-etkileşime olan i­ nancı bulunmaktadı r. Kültürü geniş kapsamı içinde alıp incelerken. bilim adamlığ ı . kültürün karmaşı k yapısını toplumsal tabakalanmalarla açıklamayı yeğleyen popülist ya da radikal eleştiriciler tarafı ndan kabul görmemektedir. hayvanat bahçelerinden tutun da boşanma pratiklerine. gibi "eğitimli" insanın insan'ı insan kılan uğraş ve merakları" anlamına gelmekteydi . 1 9. bu i lgisinin temelinde. Adorno'nun kültürü çok-anlamlı bir yaklaşım la ele alıp i ncelediği çalı şmaları kültür hayatı nın birçok yanla­ rı n ı kapsayacak kadar çeşitlilik göstermektedir. Yaban­ cı bir ortamda yaşayan bir mülteci olarak. Bu tan ı m ı n inkarı olanaksız hiyerarşik ve elitist yanlarından ötürü. idea'lar ve imgeler. Elitist anlamıyla kültür ise. geldiği ülkenin onun için yabancı olan pratiklerini araştırıp anlamaya çalışmış gibidir.:erliğe. çoğu kez keskin bir görüşle. Hayatın olağan yanları ile ilgisi olmadığı söylenen yüksek kültür alanı ile.araç gereçler ve şeyler. saray çevresindeki konuşma ve davranışlardaki sunilikten uzak.. jogging' den tutun da uyurge.

Çün­ kü hiçbir gerçek sanat çalışması. praxis ile mümkün her­ hangi bir bağlantıdan uzak bir olgu olarak düşünmek - onun. Kaldı ki. Gerçekten 1 54 . " Bütün bir kültür" diyordu ısrarla. usanmadan kendini pisliğine bulaştı rmama he­ vesinde olduğu toplumsal sistemle bütünleşti rilmesini mümkün kılmaktad ır" 7 . kendi içlerinde henüz ken­ dilerini tü ketip kendileri için varl ı k kazanmış değildir. Ayrıca. bütün kül­ türlerde. kendilerini ayrı tutmaya özen gösterdikleri bugünkü aktüel hayat-süreci ile iliş­ kileri içinde varl ık sürdürebiliyorlar hala" 9 . en büyük kültür. Sanat çalışmaları ve felsefeler. örneğin Kant estetiği biçiminde birbirinden ayı rmak. Kültürü toplumun üstünde bir düzeye aitmiş. böylesi bir kültür kavramın ı n ta kendisidir.daha yakı n kültür alanını soyut bir biçimde. kavramın eleştirel potansiyelini güçsüzleştirmek olmaktaydı . duyumsal yanı çok daha genel kapsamlı olan gelecekteki mutluluğun somatik bir profigürasyonunu ihtiva eden hedonist momentin inkar edilmesi demekti. "Nötralizasyon süreci­ kültürü ayrı ve dışsal bir şey. toplumdaki kısıtlamalarla hiç ilgili değilmiş gibi göstermek modern hayatı kuşatan tahak­ kümcü totaliteyi gözardı etmek olur. kendi anlamları gereğince. Adorno'nun Marxist yanı da. hiçbir hakiki felsefe. "Kültür ve Yönetim" üzeri­ ne makalesinde yazd ığı gibi. diyordu Prizmalarda. kültürü yalnızca maddi konuları n üstünde bir şey say ıp yüceltmek. aldatmacalara borçludur"8 . kökeninin toplumsal eşitsizlikten kaynaklandığını unutmaya çalı­ şan ve bu utanç verici yanı ndan habersiz gözüken bir kültür kavramına hiç �üven duymamaktaydı . Gerçekten de. "varl ığını üretim alanı ndaki ada­ letsizliklere ve bir o kadar da ticaretteki haksızlı klara. "Kültürel eleştiri de.

çözümün va­ rolan kültürün içinde mümkün olamayacağ ı n ı . bütün bir hayat tarzı olarak kültür anlayışı arası ndaki gerilim de. Ayd ı nlan­ manın diyalektiğine temel teşkil eden zihinsel emek ile bedensel emeğin birbirinden koparı l ı p ayrı lmış oluşuy­ du. parçalardan biri­ nin fetiş konumuna getirilmesinden kaçınan holistic bir analizin gerekirliliğini ısrarla vurgulayan Adorno. Bu nedenledir ki. "Kültürden söz etmek. yüksek kültürün bugünkü gündelik hayatın kendi düzeyine indi­ rilmesinin ise. Genel bir gösterge olarak kül­ türden söz etmek. en az 1 55 . aslı nda. Elitist anlamda betimlenen kültür kavramı ile. diyalektik bir kültür teorisi bir yandan kültür ve maddi hayat arası nda varolduğu söylenen soyut ikili karşıtlığa. Hegelgil Marxist yanı ile." diyordu Adorno ve Horkheimer paradoksal bir biçimde.de. Bu çelişkilerin en temei nite­ likte olanı ise. Fakat. kültürü yö­ netim ilişkileri alanı na kapatacak olan şematizasyonu ve kataloglama. belirli sanat çal ışmaları n ı aşkı nlamış böylesi bir kü ltür kavramını tasarlamak tehlikeli bir gelişme ola­ caktı Adorno'ya göre. daha önce belirttiğimiz gibi. bir embriyon biçiminde. "daima kültüre karşıt olmuştur. Ama . parçaları barı ndıran bütünün içindeki indir­ genmesi olanaksız çel işkilerin varoluşlarını görmek gerektiğinde de ısrarl ıyd ı . sınıflandırma sürecini de içinde barı n­ dı rmaktadı r" 1 0 . işte bu çok eski ayrı mdan kaynaklanmak­ tayd ı . bu kültürün özgürleşimci potansiyeli realize etmeden ortadan kaldırı lması anlamına gelece­ ğini biliyordu. aynı derecede. Bu gerilimin ortadan kaldı rılması Adorno'nun en başta gelen arzusu ve tutkusuydu . bir yandan da.

H yaratır ki.bunun kadar soyut. böylesine işe yaramayan. Yaşadığ11111z maddi realite değişim değeri dünyası olduğu sürece. Bu kültür an!tıyışı hir ideol<?iidir ı·e daha ilk hakıştu bur­ juva şiddet doktrininde de . Minima Moralia'da " Banyo suyu ile çocuk" başlıklı bir aforizmada bu argümanını şöyle anlatmaktaydı : "Kültürel eleştirinin mot(fleri urasmda en uzun geç- 111işe sahip olanlardan ve en önemlilerden b iri şu ya­ lwubr: Kültür i�vlesine h ir toplu111 ya111lsu111a. hu kwıd1r111aca ile. böylesine. . bugünkü ı•aroluşumu=u belirleyen kötü ekonomik etmenlerin sürüp gitmesini sağlar. düpedüz status quo'nun ideolojik bir yansı ması na indirgeyen bir kültür anlayı ş ı n ı n yüksek kültürdeki aynı güçle karşı koyan itkilere de haksızl ı k edişidir. tıpkı yalana ilişkin ı�rarmalarda olduğu gihi. gerek sağda ve gerek solda yer alıp da kültürün kirli yanları n ı ortaya serip dökmeye meraklı bazı yazarlardan farklı olarak Adorno kültürün ideolojik boyutu üzerinde dur­ duğu kadar eleştirel boyutu üzerinde de durmuştur: . Fakat ta111 da hu kültür a11layış111111 kendisi. kiiltiir hu diinyanm tahakkümünü kahul 1 56 . Adorno'ya göre . Marx 'da da hunun ortak hir iizellik olduğu anlaşllır.Vlk insan dalıcı doğ111amıştır: hütiin insan ürünlerine temel teşkil eden 111addi ko­ şullardan t�vn hir alambr: ve h u · rahatla111a ile. şüphe ı�vwıdml'I hir biçimde ideol<?iü·e dö11üş111e eği­ "1 1 • limine sahiptir B u tersine çevrilmenin nedeni. Kültür sözcüğünü ne zaman işitseler elleri tabancalarına giden. hijyle hir topl11111a la. bu ikisinin farklı şeyler olduğunun görmezden gelinmesine yüz vermemek zorundaydı . hunun karşllmda da: Niet=sclıe 'de de. kültürü .

onun mutluluk vaadinin gerçekleştirilmesini pe­ şinen önlemektedir. Bu yüksek kültürün radikal özellik­ lere (öğel'ere-ç. ( 'ünkü. erişilememiş lıakikallen de sd= etmektir: Meta dünyas111111 oluşturduğu yalanm karşı­ s111da. sanat çal ışmala­ rın ı n bu açıdan tutumları n ı n. varo­ lan var/ığ1111 sürdürdüğü sürece. hu yalam inkdr iç-in söylenen yalan hile hir dii­ =elt ic:i olmaktadtr " ' -' . Gerçekten de. inklir etmek saklanan lıakikallen. şu h ir gerçek ki. antropolojik anlamdaki 1 57 .) üzerinde önemle durmak gerekmektedir. bu arada da. Diğer bir de­ yişle. Adorno beğendiği sanat çalışmaları ile be­ ğenmedikleri arasındaki ayırıcı sınırı . yamlmasıdır. bunlar birbirinden ayrı düşmemişler gibi. Bu yüksek kültürün bugünkü ve geçmişteki toplumları n materyal koşullarına bağ ı m l ı oluşu. ö=gür \'e dürüst hir değişim (exclıange) hir ya/mıdır: onu reddetmek. kültürün uy­ garlı ktan ayrı düşmüş bulunuşunu yüceltmek. Diyalektik kültür eleştirisine düşen. etmeyi ne kadar reddederse etsin. kendisinin geniş anlamdaki kültür düzeyinde yaygı nlaşıp genelleştiril­ mesiyle gerçekleştirilebilecek olan yüksek kültürle de ilgilenmek zorundad ı r.) de sahip bulunan bulanıklığı (kesin bir biçimde şu yana aittir denemeyecek karmaşı klığ ı-ç. bu durumda. elit kültür anlayışı ndaki eleştirel enerjinin antro­ polojik anlamdaki kültürün ideolojik işlevine karşı hare­ kete geçirilmesi. sanatın yönetimden. ne de. gerçeği gözardı etmektir. hu reddediş. ancak. kı saca inceleyeceğimiz nedenler­ den dolay ı . ne aklı n nesneden. Diyalektik kültür eleştirisi. nesnel içe­ riği ve taşıdığı mutluluk vaadi. konumları n ı n ne olduğuna bakarak belirlemektedir.

( " Günümüzün kırılmalara uğramış kültürel realite­ sindeki özgürleşimci potansiyeli kurtarmak için.'il=mış gihi görünmeye çalışan intelligentsia 'n111 değiştirilmesi gereken ve kendisinin de eleştirir gihi gözüktüğü va­ rolandan hayal hulduğunu hu inte/ligenısia 'nın yüzü­ ne vurmak olmalıdır 14• lntelligentsia'nın bugün varolandan hayat bulmuş olması. Antropolojik anlamda kültürdeki. ya­ ni bütün bir hayattaki canlılığını sürdüren mutluluk beklen­ tisini elitist kültürün tutum etkilerine karşı konumlandırmalı.kültürün progressive itkilerinin (impulses) elit anlamdaki kültürün tutucu etkilerine (implications) karşı konum­ land ırılması gerekmektedir. 1 58 . Adorno'ya göre. yüksek kültürün sıradan in­ sanları hor gören ve bugünkü hayatı değiştirmemeyi üst­ lenmiş yanlarını da. Mannheim üzerine yazdığı bir ma­ kalede uyard ığı gibi. Kökeni Schleiermacher ve Dilthey' in hermeneutic geleneğine 1 3 uzanan içkin yak­ laş ı m . eleştirinin bunların kültüründeki değerleri sorgu­ lamak için elverişli bir yana sahip olmadığı anlamına (+ı Basit anlamdaki kültür hayatını. anlamında-ç. yüksek kültürün olumlu öğeleri aracılığı ile eleştirilmeli. kültürel eleştirinin eleştirmek istediği kültüre sıkı sıkıya ve içten bağlı olduğunun anlaşı lması ndan yola çı kmak zorundadı r. onun içkin ve aşkı n eleştiri adını ver­ diği yaklaşı mları birlikte kullanabilecek karmaşık bir yöntem gerekmektedir. onun temelini neyin oluşturduğu gös­ tererek etkisiz kılmalı. Mannheim '111 'hağ/antlSI= ' ('{ree:flaoting) sayarak inıelligenısia :YI yücelt işine verilecek yamı hunlarm ' Varolandan kök/endikleri yolundaki reaksiyoner ö­ · nerme_vi söyleyip geçmek değil: hağlanıı.

haklılaştırmaları ile. ideolojiler problematik bir toplumsal durumun. ke11di­ /eri11i oymuş gihi göstermeye ç·a/işııklan şeyler ara­ smdaki ıezaclt kaı·ramc�ra. İ<. ohjekı(( ideut '/an ve özendikleri. ide­ olojinin içeriğini kimse ciddiye almamaya. toplumun yeniden . Adorno'ya göre. cırflk. hir ilke olarak. yirminci yüzyılın ortalarında böylesi içkin eleştiri yapabilme yeteneği. İ- 1 59 .tkarmaya ı5 çaliş11. hımlarm . Çünkü. İç-kin eleştiri. onun realite. • Bununla beraber.­ kin eleş/iri enıelektih!I etkinliklere ı·e sanala ait olgu­ /an incelerken.H olduğunu hilir. ideolojinin haklılaştırması ile kendisini o imiş gibi göstermeye çalıştığı realite arasındaki boşluk hiç hissedilmemeye başlamıştır: Biitiiniiyle doh�ı·ımsız iktidar ilişkileri11i11 egemen ol­ cluğu yerde. sahih olmaywun hi=tıtilıi ideoh�jinin kendisi değil. haklılaştırılması için oluşturulmak­ tadır. Geleneksel olarak. bunun problematik bir durum olduğunu algılama yetene­ ği devam ediyorken.üretiminde hakiki ideolojilerin rolünün azalmakta oluşu yüzünden. öyleymiş gibi göründükleri realite arasındaki boşlukta eleştirel bir itkiye de sahiptir­ ler. Fakat Nazi deneyimi ile birlikte. Niyetleri mazur göstermeye yönelik olsa bile. içkin (batıni) eleştirici (bağlantısız gibi görünen intelligentsia'nın) değerlerini. hu tezcuh açığa <. gerçekte lıiçhir ideoloji yoktur. nesnel dün­ yan ın realiteleriyle karşılaştırılabilecek ideolojiler olarak ele alır. ide­ olojiler. tehdit altındadır. Adorno'ya göre. . fim11/ar1111 ı·e anlamlamu a­ nali= ederek. herkes ideolo­ jiyi düpedüz bir manipülasyon aracı olarak görmeye başladığı için.ve ıekahül edi­ yormuş gihi görünmeye çalişma.alınmamalıdır. .

Frankfurt Okulunun 1 930'1ardaki "ideoloji eleştirisinde" 18 olduğu gibi . Bu şeffafl ı ğ ı n kendisi. bu kapasiteler ise.\iııiıı /ııılımııwsı n• /ııı iktidıırı11 keıulisi11i11 sii= koııımı ili�k�ri kııınıra111ıı111ası gerl!kir. varolan koşulların ezici iktidarına boyun eğmiş bir davranış modeli kendi başına (bir ideoloji tara­ fından haklılaştırılmasına ihtiyaç bile duyulmaksızın-ç. Toplumbilimsel amprisizme karşı spekülatif teoriyi savunurken Adorno'nun işaret ettiği bu noktalar. bu mevziler. Çünkü.) yaşanır olmuştur" 1 7 . o/ıjekti/ rııhııdıır: hıı oh. � 'ii11kii /ıiliııeıı a11lıı111ıyla ideolı!ii i­ � · iıı /ıir iktidar ili. İJeolojiııiıı ger�·ekıeıı rnroldu{!. status quo'nun dolayımlanımdan bile yoksun yeniden-üretimleri olan ve içkin eleştiri için gerekli haklılaştırma ve realite arasında bir gerilimin bile kalmadığı kültürel pratiklerce maskelen­ mektedir. "Bu yüzden. eğer gerçekten böyle bir şey yapılabilmişse. .rnrlaııaıı hııgii11ii11 ıoplıımıı. Bıı ııede11le. eğer bugünün bütünü (toplumu) tümüyle "hakiki olmaktan uzaksa. ideoloji olarak varlığını sürdü­ remez olmuş.c:kıi/ rıılııı ye11iılı:11-iin:ı111ck irin 01111 taklit edeıı. fedası ' ile şeffcıfiır "." gerçekten eleştirel bir teoriye destek olabilecek aşkıncı bir noktanın ya da mevzilerin bugünkü bütünün dışında bir yerlerde aranıp bulunabil­ mesi gerekmektedir. kav­ ramı nesnesi ile karşılaştı rmak.ıı yerde iki idar ilişkileri daha a= kahadır.�r11ıılaıı111a_ra "'�ıw1111ası gereken yerdir. l lııksı= hir /ıi� · i111de kar111a­ şıklıkla . kiiriilım f ideoloji d�re l�\'rıJ /ıir şey ol- 111akıaıı � · ıkıııışllr. imgelem 1 (ı() . hıı arıdıı11 . deoloji /ıugiiıı kiıleleriıı /ıili11ci l'l' /ıili11� ·alıulır. ideoloji11iıı gerrekıeıı \'(/rolııhildiKi hir ya iktidar ilişkisiııiıı do!. Bu nedenle. artık yetmez olmuştur. artık.>ki.

kendisini ölçme­ ye yönelik girişimleri reddeden bir koşuldur"22 demiştir.(imagination). Lazarsfeld ile Radyo Araştırması Projesin­ de2 1 ortaklaşa çalışmalarının devamına izin vermeyen amprik yöntemlere karşıtlığı. eleştirilerine daha yeterli bir aşkınsal ya da yarı-aşkınsal hareket noktası araştırmak. Soruna bulduğu çözümden Adorno'nun içinin rahat olmadığını biliyoruz. bir sanat çalışm a- 1 (ı 1 . Adorno açıktan açığa kendini övmek gibi bir niyet taşı­ maksızın. "bazı kimselerin bugünün harc-ı alem normlarına bütünüyle uyumlanmam ış bir zihinsel yapıya sahip olmak gibi olağanüstü şanslı" 1 9 kişiler olduklarını söylemiştir. "kültür. belirli bir o­ randa yumuşamışsa da. Ke11el aıılamda kiiltiir kaınmıı açısmdan kiiltiiriin i11cele11111esi ı•e kiilıiirii ke11disi11i11 kristali=e efliği 11or111lar ile değerle11dir- 111ek-eleştirl!I ıeori11i11 kahul edemeyl!Cl!ği şeylerdir. günün geçerli kültür sosyolojisinin amprik yaklaşım ı tarafından çok yanlış ele alındığına inandığı kültürel konularda eleştirel bir hareket noktasının korunması konusunda çok kararlı davranmıştır. Frankfurt Okulunun gele­ neğinin mirasçılarına. Bunun kanıtı . İı. zaman içinde. özellikle Habermas'a düşen iş de. ne içkin eleştirinin ve ne de aşkm eleştirinin tek başına yeterli olamayacaklarını ısrarla vur­ gulamış oluşudur: Her iki seçenek de-dışaru/a11. Adorno. ikisiııdeıı hiriııi seçmekte ısrar l!lmek flege/ 'in Kanı 'a karşı polemi­ ' ğindeki Kelenl!ksel mantığa Kl!ri cltJ11111ek olacak11r 11• Her ne yolla olursa olsun. daima. bulmak olmuştur.·kin ell!şfir�ri ya da aşkm eleşıir�ri. bellek ve yaşam-deneyimi olmaktaydı . genel bir ifade ile. Amprik müzik sosyolojisinde uzman Alphons Silbermann ile tartışmasında ısrarla belirttiği gibi.

sının objektif toplumsal ve estetik anlam ı , üretici ile tüke­
tici arasında dışsal bir süreç olan iletişime indirgene­
mezdi. Kültürel bir ürünün anlamını, ancak ve ancak
kendisinin içindeki dolayımlaştırılmış toplumsal ilişkilerin
teorik bakı mdan bilgili bir biçimde incelenmesi ortaya
çıkarabilirdi. Los Angeles Times 'n yıldız falı sütunu üze­
rine yaptığı keskin ve acı analizlerinde23 göstermiş oldu­
ğu gibi, kalitatif içerik analizi ele alınan kültürel olgunun
işlevini, bu kültürel olgunun kurbanlarının öznel reaksi­
yonları ile sınırlanmaksızın anlatabilirdi. Hans Robert
Jauss gibi birinin çok sofistike alımlama estetiği
(reception aesthetics) bile, Adorno için, yetersiz bir yön­
temdi24 . Her ne kadar Adorno'nun kendi estetik teorisi
Kanfa çok şeyler borçlu bir teori idiyse de, ister amprik
olarak, isterse hermeneutic yöntemle incelenmiş olsun,
Yargmm Eleştirisı'nden beri savunulan öznel ya da öz­
nellikler-arası beğeninin vurgulanması geleneğine hiçbir
yakınlık, bağlılık duymamıştır.

Bu yöntemler, tam da en sık kullanıld ı kları alan
olan çağdaş kitle kültürü araştı rmaları için, özellikle,
yetersiz kalmaktaydı . Kitle kültüründe manipüle edilmiş
bilincin eleştirel bir analiz için sonul data kabul edilmesi
yanl ış bir işti ; anlaşı lması , ayd ı nlığa çıkarılması gere­
ken manipüle edilmiş bilincin bu durumundan çıkar
sağlayan daha derindeki eğilimler, yönsemelerd i . Bu
derindeki güçlerin anlaşılmas ı , ancak, kitle kültüründe
yer alan ürünlerle daha doğrudan bir karşı laşma ile
mümkün olabilirdi.

Adorno'nun kitle kültürüne karşı duyduğu ısrarl ı
karşıtl ık onun en çok tartışı lan, sık sık seçkinci bir
snob, kendini beğenmiş bir manderin, hatta (jazz'dan

1 62

nefret edişi nedeniyle) örtük bir ı rkçı olduğu yolunda
iddiaların ileri sürülmesine yol açan özelliği olmuştur25 .
Bu tür fazla düşünmeden yapılan hakarete varan suç­
lamalar, Adorno'nun kitle kültürüne yönelttiği eleştirile­
rin, kendi özelliklerinden dolayı kitle kültüründen daha
üstün olduğu söylenerek fetişleştirilmek istenen en
seçkinci kültür ürünlerine de aynen ·yöneltilmiş bulun­
duğunu görmek istemeyenlerce yapılmaktad ı r. Ö rne­
ğin, sinemaya yönelttiği eleştirilerinde söylediklerin
hemen hemen hepsini, genç Nietzsche'nin tersine,
Grek trajedisinin yeniden-dirilişi değil de, "musikinin
ruhundan filmin doğuşuna tanıklık eden" 26 operaları n­
dan dolayı eleştirdiği, Wagner üzerine söylediklerinde
de bulmaktayız. Ve cazda sade-mazoşist özü ortaya
koymakta ne denli h ı rslı davranmışsa, aynı patolojiyi
Stravinskynin müziğinde de göstermekte hiç gecik­
memiştir27 . Kısacası , Adorno'ya göre, yüksek kültür ve
düzeyi düşük kültür; yani, bütün bir kültür bir barbarl ı k
momenti içermektedir.

Adorno'nun popüler �ültüre karşı duyduğu karşıt­
l ı ğ ı n inkarı mümkün değildir. Gerçekten, Adorno'nun bu
konularda zaman zaman yeterince sabı rla ve her yanı
ile incelemeden değerlendirmeler yaptığı da olmuştur.
N itekim, örneğin "Jazz" sözcüğünün kendisine bile bir
türlü içinden yakınlık duyamad ı ğ ı n ı , daha sonraları ,
kendisi de itiraf etmiştir. Ne var ki, Adorno'nun kitle
kültürüne duyduğu karşıtlık, "kitlelerin ayaklanması"
yüzünden kültürün tapı nağ ına pislik bulaştığ ı n ı ileri
süren tutucu manderinlerinkinden çok farklı bir köken­
den gelmektedir. Kitlelerin içinde yaşadı ğ ı ve çoğalt­
makta olduğu kitle kültürüne Adorno'nun duyduğu kar­
şıtlık, bu kültürün , kitlelere yukarıdan ve görünmeden
1 63

empoze edilmiş; tümüyle birbirinden kopuk, birbiriyle
uyumsuz öğelerden yapılmış sentetik bir alaşım olu­
şundandı . Bugünkü durum, kültürel bir kaos ya da a­
narşiden çok, sıkı bir yönetim ve denetim altına alma
durumuydu. Adorno bu denetimin ve yönetim altına
almanın hesapl ı kitaplı yapılan bir şey gibi görünmedi­
ğinin farkı ndayd ı . Olayın bozguncu açı klamalarla ay­
dınlatılabileceğini düşünmüyord u . Fakat, kültürel bir
tahakkümün söz konusu olduğunu ve bunun belirli bir
yönde işlediğini kesinlikle savunuyordu. Bu nedenledir
ki, Adorno ve Horkheimer popüler kültür ya da hatta

kitle kültürü terimleri yerine "kültür endüstrisi" terimini
kullanmayı yeğlemişlerdir. Yıllar sonra, bu terimle ilgili
olarak yaptıkları seçimin nedenlerini anlatı rken Adorno
şunları söylemiştir:

Mt!l11i ilk kalemf! alışımı=ıla 'kilit! kiiltiirii · ıle111işıik.

Daha sonra. Stll'lllt/lc11lam1111 pektila kaimi t!dehilece­

ği hir yoruma: rwıi. .\po11tı111e olarak kitlelerin ke11di­

leri11de11 ne.)· 'et edip olıış11111ş h ir kiiltiirle ya da pop ii ­

ler saıw/111 ı;a{!.daş hir . fimmı ile karşı karşıyc�rmı.� ı:

gihi hir rnrı111ıcı mel 'Clmı ı ·cr111e111ek iı;i11, 'kitle kiilıiirii ·

yerine. 'kiiltür eıuliistrisi · ıeri111i11i kıılla11dık. l\iilıiir

1!11ılüstrisi11i11 popiiler kiiltiirı/1!11 son clerc:ce farklı ol­
"
cl11.�1111u gö= ii11ii11cle 1111111ak gerl!kirm·- �.

Adorno'nun kültür
kopseptinin kaynakları ,
29
Andreas Huyssen'in işaret ettiği gibi, Weimar döne­
minin yeni , teknolojikleştirilmiş, anonimleşmiş kitle kül­
türünü, Nazizmin sözde-folk kültürünü ve 1 930'1arı n
1 940'1arın Amerikan popüler kültürünü yaşadığı onun
kendi yaşam-deneyimlerinde aramamız gerekmektedir.
Buna, bir de, muhalif bir çalı şan-sınıf kültürü yaratma

1 64

çabaları n ı n ; Adorno"a göre, tam bir başarısızl ığa uğra­
yan proleteryanın yarattığı düşkırıklığı eklenebilir. Ar­
kadaşları Benjamin, Brecht ve Kracauer" n tersine,
Adorno'nun Weimar sol'unun Sovyet modellerin den
yola çı karak oluşturduğu ve modern teknolojik araç ve
olanakları n uyguland ığı kitle sanatı deneyimlerine fazla
bir yakınlık duyduğu söylenemez30 . Arkadaşı Bloch'un
tersine, völkisch kültürde. çarpıtı lmış da olsa, protesto
momentinin bulunabildiği ; bu kültürde ütopyan izlerin
keşfedilebileceği gibi bir iyi mserliği de paylaşmı yordu
Adorno (bu görüş ayrı l ı ğ ı Wagner'e karşı tutumlarında
da söz konusuydu) 31 . Blues ve cazı eleştirel sanat
formları olarak kabul eden Frankfurt Okulundan arka­
daşı Marcuse'ün tersirıe, 32 Almanya'dan uzak kaldı ğ ı
yıllarda tan ıma olanağı bulduğu popüler sanat formla­
rından da hep kuşku duymuştur. Sonuna kadar Avru­
pa-merkezci olduğu için, Amerika'da gördüklerine, hele
hele daha da "ilkel" olan Batı-dışı kültür formları na hiç­
bir zaman yakın l ı k duymamış ve güvenmemiştir.
Adorno'ya göre, Gramsci'nin daha sonraki günlerde
savunacağı cinsten ol uşum halinde bir karşı­
hegemonyanın; ya da yı llar sona Habermas' ı n savuna­
cağı yeniden-canland ı rılmış bir kamusal hayat alan ı n ı n
bugünkü kültür endüstrisinin ürettiği bilincin total şey­
sel/eşmesi döneminde ortaya çıkıp bunlara meydan
okuyabilmesi olacak şey değ i ld i .

Adorno b u durumun kökenlerinin, sorunun etkile­
rinin ilk kez tartışı lmaya başladığı Montaigne ve
Pascal'ı n yazd ı ğ ı Onyedinci Yüzyıla kadar gerilere u­
zand ı ğ ı görüşündeydi. Bu iki düşünürün bu sorun üze­
rinde yaptıkları henüz belirgin hatlara kavuş mam ış
tartışma ile ilgili olarak yazdığı önçalışmada Leo
1 65

Lowenthafin işaret ettiği gibi, 33 Montaigne sıradan in­
san ı n g itgide artan toplumsal baskılara uyumlanmasını
sağlad ığı için eğlencenin sağlıklı bir rol oynadığını sa­
vunurken ; Pascal, insanın bu dünyaya tahammül ede­
bilmesini kolaylaştırmaktan çok, ruhunun halas bulma­
sını önemsediği için, eğlenceyi ve oyunu kaçışa yara­
yan ve insan ı küçük düşürücü şeyler saymıştır.
Adorno, birçok bakımlardan, Montaigne'den ziyade
Pascal'ın çizgisinden yürüyen bir düşünür gibidir. Ne
var ki, Adorno (bir kötümser olarak tan ınmasına rağ­
men), Montaigne'nin tersine, insanın içinde bulunduğu
toplumsal durumun iyileştirilmesinde etkin bir rolünün
olamayacağı görüşüne hiçbir zaman katılmamıştır.
Adorno, kitle eğlencelerinin ve eğlenimlerinin insanları
daha değerli ve insanın insan olmasını sağlayacak
etkinliklerden alı koyduğunu söylemekteydi. Fakat
Pascal'dan farklı olarak, insanı n en yüce konumunun
ruhunun kurtuluşa erdiği bir konum olduğu görüşünde
değildi. Tersine, Adorno, kültür endüstrisinin, insanın
ruhsal kurtuluşundan daha da önemlisi, etindeki , tenin­
deki gereksinmelerin insanal bir biçimde doyuma ka­
vuşmasını engellemek iş levini yüklendiği görüşündey­
di. O'nun yaklaşı m ı n ı n saklı bir Püritenlik taşıdığını ileri
sürenlerin tersine, Adorno, bugün mutluluk diye yaşa­
nabilen şeylerin gerçek mutluluğun solgun bir
imitasyonu olabildiğini söylemekteydi:

Kültür e11cliistrisi. yaptıif.ı sürekli ı•acıdleri roif.alta11ları
demmlı aldatmaktadır. Oy1111larla. salme dii=e11l<!111e­
leri il<!. lıa==ı. sonrn= h ir /ıiç·imdl! atel<!ml!kt<!dir. (�1·­
ııaıw11 oy11111111 tek ireriği olem mad ise . altlatıcultr:
(�rıı111111 ispat ede/ıildiif.i tek şey. hakiki 11111ıl11l11if.a lıi�·­
/ıir =amwı ı·m·t!amm•acak ol11ş11d11r. 3°'
1 66

bu endüstrinin gerçekliği mistifiye etme işlevini yüklenmiş oluşuydu. baskı altı na alır"35 . Kültür endüstrisi ise yüceltim­ de bulunmaz. Adorno'ya göre kültür endüstrisinin ürünleri metaya dönüşen sa­ nat ürünleri değil. eğlen­ me ve dinlenme amaçlı işlerde. bu nedenle de. " İ dealıst estetiğin ilkesi-amaçsız bir amaçl ı l ı k için yaratı lmış olmak-burjuva sanatı nın toplumsal olarak uyduğu şey­ lerin şemasını tersinden ifade etmekteydi: Pazarın ta­ yin ettiği amaçlar için a:ıı açsızl ık. bile bile. gerçek hazzın. En sonunda. pazar'da sa­ tılabilmek için imal edilmiş uydurma şeylerdi. "Estetik yüceltimin sırrı . artık orta­ dan kalkm ış gibiydi. ne için yapılm ış olursa olsun. Adorno'nun kültür endüstrisine yönelttiği en ö­ nemli eleştirilerinden biri de. gerçek mutluluğun yanında yer al­ mış bulunmaktadı r. Adorno'nun sık sık alıntı lamayı sevdiği Lowenthal'in deyişiyle. 1 67 . kitle kültürünün acı ları hafifletici özelliklerini yans ıtan bir sanat. zaten daha en baştan. "kıtle kültürü tersinden psikanalizdi. modern toplumdaki insan hayatının acılarını çok daha aslına sad ı k olarak dile getirmekte. Marx'ın meta fetişizmı konusundaki klasik analizi bulunmaktayd ı 36 . Adorno' ya göre. değişim için (pazar'da paraya dönüşmesi için-ç. " diyordu Adorno." çünkü. Tıpkı diğer ekonomik metalar gibi. Sanat ile reklam arasındaki farklı l ı k. amaç amaçsızl ı ğ ı ö­ zümsemiş bulunmaktaydı " 37 . Kültürel ürünler gerçek bir gerek­ sinmenin karşı lanması ndan çok. Adorno'ya göre. "mutluluk vaadini. unutulmuş bir vaad olarak dile getirmekte oluşudur. bu işlevler için imal edilen ürünlerin olu­ şum kökenleri ve işlevsel amaçları yanlış bilinci arttıran fantazmagorik bir dumanla maskelenmiş bulunmaktay­ d ı . Bu eleştirisinin temelinde ise.) imal edilmekteydi .

yıld ız icracılar. burjuvazinin yükselme döneminde. yok edilmiş bulunuyor"39 ." diyordu Adorno ve Horkheimer. kom­ pozisyonun en banal ve en güdük yanları n ı n dışında 1 6� . özellikle. "efektin her şeyin önüne geçmesine. Gerçekten. daha 1 930'1arda yazd ığı müzikle ilgili toplumbilimsel tartışmalarda yer alan feti­ şizmın kültür endüstrisindeki rolü üzerine yaptığ ı vur­ gulamaları nda bütün açıkl ı ğ ı ile ortadadı r38 . büyük yapıtlardan suyu çıkmış seçme parçalar şeklindeki konser ve plaklarda dinleyicinin dinlene din­ lene ezberlenmiş melodilerin dışı nda müziğin diğer öğelerini dinleme yeteneğini kaybetmesi gibi . toplumda bunla­ rın çoğalmas ı n ı . idea ile birlikte. öykünmeci (birbirini taklit eden-ç. Adorno'nun Marx ' ı n meta fetişizmi analizine ne denli borçlu olduğu. Burjuva müziği. birbiriyle ilişkisi ol­ mayan fragmanlar şeklinde . Adorno'ya göre müziğin dinlenmesindeki gerilemeydi. "Kültür endüstrisinin gelişmesi. dinleyiciye anlaml ı bir bütün olarak duyulması olanaksız. az say ıda istisnalar bir yana. hi-fi donan ı m ı ile teknik mükemmellik tutkusu. Yani. kopuk kopuk.otoriteryan kişilikleri sağaltmak yerine. Müzikteki fetişizmin bir başka yanı ise. etrafa bu hastalığın bulaşması n ı işlev edinmiş bulunmaktaydı . anla­ şı lması kolay çalma tarzının başat duruma geçmesine ve teknik ayrıntının eserin kendisinden çok önemsen­ mesine yol açtı-bir zamanlar bir idea'yı ifade eden ese­ rin kendisi. Günümüzde ise müzik. fetişleştirme bugünün müzik hayatında bir­ çok formlar içinde gerçekleştirilmekteydi : Yıldız şefler. estetik birlik ve bütünlüğü ile iç tutarlı l ı ğ ı dinleyici tarafından alg ı la­ nabilen total besteler üretmişti. ) parçalar (pastiche) sunmaktad ı r.

yenilikler. Trojik o/111nı:ısı.uzamsal bir geçicilik olarak sunmaktan ileri gitmeyen müzikleri din­ lemeye programland ı ğ ı oranda daha da tehlikeli olu­ yordu. ke11cli :wıw1111ıdııki pıımcloksııl 1111/am1111 i11so11111 mitik o/111rıı:1. hijdece. çok methedilen emprovizasyon niteliğindeki interlude'ler bile.rnw 1111111/.a rılan sonuç. I 1'//1111 11c11: 1111·1ıır1111 1 1 ·ı I11 .diğer yanları üzerinde dikkatin odaklandı rı lması yete­ neğinin azalmasıyd ı . Adorno' ya göre. yaygı nlaşması . artık ıliipedii: /ıir ce:alw ıdım w 0/1111 rık11ıışıı !\itle kiiltiirii11ii11 ohlı ik 1111/oyışı. ıeıiği11i11 lıep ı /ij11fiştiir111eyi isıeclif!. oldukça az sayıda ve birbirine benzeyen pattern'ler izlemekteydi .i /ıi�·imde. ırajeclı. h11rj11rn e. kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktı .Jll . Popüler müzikte hiç bitmez gibi görünen bir mo­ dan ı n yerine bir başkasının gelmesi . Caz'daki . çok daha otonom sanat eserlerinin tortuları n ı alıp. daha önceki dönem­ lerin. Gerçekten yeni sayı labilecek değişiklikleri boğan önceden özümsenmiş formülaları n bitip tükenmeden tekrarıydı yapı lan bu değişiklikler. belli etmeden status quo yu kaçı nı lması olanaksız ' bir kader olarak pekiştiren. Adorno'ya göre. < �rsa. sistemi bir tüm olarak oluşturan ayn ı temel i lişkilerin yeniden-üretimini gözlerden saklayan bir per­ de işlevini yüklenmiş bulunmaktaydı . Popüler müzikte v. "hep-aynı " l ı ğ ı .\ /l:cıı dirl'11- mesi11cle11 alım /ıir . 1 69 . Kültür endüstrisinin işlevini yerine getirişinin bir başka formu ise. Ö rneğin trajedi . l11:rkese kaıılmaıwJ/ıırı11 rok edilecefJi ıelıdidi11e iııdir­ ge11111işti. aslı nda. fiırm11rd11. dinleyiciler iç tutarlı lığa dayanan bir gelişmeden yok­ sun.. dii11kii rornk k iıııpla- .\lllllll .

Burada Adorno'nun. Radyo. Her ikisi de. genel-olan tikel-olan ile uzlaşmaya hiç ya­ naşmadığı için. kolektif ha­ lefinden hiç söz etmeksizin. kültür endüstrisini ekonomik temelinden çok teknolojik gelişmelere dayanarak eleştirmediğini. kültür endüstrisi- 1 70 . Adorno. hep. kimi zaman söylendiği gibi. bu teknolojik yeniliklerin nasıl kolaylı kla tahakküm amacıyla kullan ı labileceği üzerinde durmuştur. Benjamin'in zaman zaman heyecanlanarak savunduğu teknolojinin özgürleşimci potansiyeline hiçbir zaman inanmamıştı r. yönetim altına alınmış dünyada özdeşleşmeyene hayat hakkı tanımak istemeyen değişim (alış-veriş paraya dö­ nüşebilme-ç) ilkesinin iktidarını maskeleyen sözde­ bireysellikler olabilmekteydi. Marxist analiz çizgisini hala sürdürmekte olduğunu vurgulamam ızda yarar var. burjuva öz­ nenin ortadan kalkıp silinmekte oluşunu maskelemek­ teydi. kültür endüstrisi. tikel-olanın genel olan üzerindeki sonu gelmeyen. film ve elektronik müzik gibi yeni teknolojilerle ilgili olarak yaptığı çeşitli analizlerinde de. teknoloji olduğunu söylemektedir sanki. Böylece. Benjamin'in sanat eserlerinin "halesi" dediği ritüel ya da kült niteliğindeki özgünlük ve biriciklik özelliği tek­ nolojik yeniden-üretimden sonra kalmamış bulunuyordu. Ger­ çekten. Hiç şüphesiz. fakat işe de yaramayan üstünlük iddiası olup çıkmıştı"4 1 Kültür endüstrisinin sağlayabildiği tek şey. artık. televizyon. kimi zaman Adorno modern toplumlarda esas mistifiye edici gücün ideolojiler değil de. "Kültür. bugün felsefe­ deki "özgünlük jargonu" kitle kültürü alanında da uzantı­ sına kavuşmuş bulunmaktaydı. burjuva bireyin. Fakat. gerçekte total olarak stan­ dartlaştırılmış metalara bireysellik etkisi kazandıracak bir tür sözde-hale kullanmaktaydı. Ne var ki.

Benjamin'in "Mekanik Yeniden-üretim Dönemi nde Sa­ nat Çalışması"44 makalesinin yaz ı m ı sırası ndaki tartış­ maları nda büyük önem taşı mıştır. asıl üzerinde durduğu. bireysel üretim "tekniklerinin" yerine yeniden-üretime elverişli teknolojinin konulması ile. daha da güçleni p geliştiği şeklinde olduğunu söy­ lemek doğru görünmektedir.. dağıı11nla \'1! mekanik ye11ide11-ürl!timle ilgilidir: h u •3 nedenle. "top­ lumdaki en büyük ekonomik güç sahiplerinin iktidarı bulunmaktadı r42 • Kısacası . ( �vsa. Adorno'nun yaklaş ı m ı n ı n son dönem kapitalizminin ekonomik çı karları n ı n. bu şalın gözlerden sakladığı geride neyin.\·111daki lı!k11ik!I! sadl!ce isim hl!11=erliğinl! sahiptir. Benjamin ile yaptığı ve bugün üzerinde çok konuşulan. daha en haşta11 itihare11.ni teknolojiye. nelerin yer aldığı olmuştur . kendi nesnesini! daima dışsal ka/11· • Bu iki tip teknik arası ndaki farklı l ı k. Kültür ı!ndiislrisi11dl!ki teknik karra1111 sanal ç-alış11ıa­ . Adorno için. nl!snl!11i11 k1!11disi11i11 içsel or­ Kt111i=asyo1111 ili! ilgili hir karramd11·: sa11aısal ç-alişnıa ürii11ii11ü11 içwl mantığı ile ilKili hir kaınmıdır. "Teknolojinin toplum üzerinde iktidarı nı kurmasının temelinde".:m bunlardan da anlaşı lacağı üzere. Her ne kadar 1 sık sık. "teknolojik şal"dan (technological veil) söz et- mişse de. kültür e11diistrisi11dl! tl!knik. Sa­ nal ça/işmasmda l1!k11ik. Benjamin estetik üretimin yerini teknolojik yeniden-üretimin almasını iyimser bir tutumla değerlendirmekte ve bunun siyasal yönden i lerici bir kitle sanatının oluşumunu sağlayaca- 171 . büt. diye ı srarla vurgulamaktaydı Adorno. ya da özel olarak kitle iletişim araçlar ına dayand ı rd ı ğ ı n ı söylemek yanlış olacaktır.

hilim. Tartışmaları n ı n ortaları nda Adorno'nun Benjamin'e yazdığı gibi.ki. az ilerde göreceğimiz gibi bu sanat gerçekten halesini yitirme süreci içindeydi - bu sanat kültür endüstrisinin fetişleştirici .\ib·iik­ ler/e yapi/1111ş iirünla olarak ıa111111/ayaıı Mallarme · 11i11 hu si�rledikleri11de11 daha iyi ma/eıTtilist hir pmg­ ra 111 l>il111iyorıı 1 11 r. 1 72 .li o­ /artık iireı ilmiş. fantazmagorik bozucu etkilerine karşı politik bakımdan en doğru kitle sanatı ndan daha başı dik bir sanattı. ya da Hanns Eisler gibi solcu besteci­ lerin yaptığı "komünite müziği"46 gibi ezoterik (beli rli bir topluluğun anladığı -ç. Geleneksel olarak ezoterik sanatı kuşatan sihirli halesi çözüldüğünde bile . .ğ ı n ı düşünmekteydi. Bak1111sı= saııaım teknik yasalarııım yerine gl!firi/111e­ si11deki olağa11iislii ıuıar/J/ık lııı . Adorno ise. " Bu nitelikte bir teknik ge­ lişme kendini bir fetiş kı labildiği ve kendi mükemmelliği ile asl ı nda bitirilmiş bulunan ihmale uğram ış toplumsal görevlerini de temsil etmiş olur"45 • Eksoterik (popüler­ ç. Weimar sol'unun sanat ve siyaset pratiğinin çöküşüne neden olan bu sayı ltıya direndiği için.wnaıı değişime 11fJ­ raı111akıa ve 01111 /ıir ıahu ra da /'etiş lıaline i11direceki yerde. bağımsız gibi görünen sanat çalışması ndaki artistik tekniğin kendi iç gelişme­ sinde çok daha gerçek bir özgürleşimci potansiyelin bulunduğunu savunuyordu. Edeh�raı iiriin/eriııi. yapi/1111ş hir sanal ib•lliki ktt=tmd11"- 111akıad11-. ö=giirliik ko11111111111a yakm kı/111akıa.) sanat bu tür görevlerin yerine getirilmekte olduğu yolundaki ası lsız sayıltıya karşı çıktığı . Benjamin'in coşkuyla savunduğu film. illıamla deki/.) sanattan gerçek anlamda çok daha ilericiydi.

Film gibi modern teknolojilerle yeniden-üretilmiş bir sanat. filmin yapm iri11de yanıl l'l!l"l!­ cek ydene�ini hill! yitirmekte.·ıkamamakıa: hiiylı:ce. Adorno. yetersiz kalmaktaydı . aldtmım ı�raırosımıı aşahilmı:k şiiyle dıırs un.rnw xerl!k hırakmamakıa: . Adorno sinem cf filmine kuşkuyla bakarken .film kıırhanlarmı. bireysel artistik teknikten önemli sayılabilecek derecede nasibini alamadığı için. Sinema filminin "fiziksel realitenin kefaretine ka­ vuşması"48 olduğunu savunan arkadaşı n ı n tersine. Adorno'nun kültür endüstrisine yönelttiği eleştirisinin hiç beğenmediği popüler müzikle sınırl ı kalmayıp bu konuyu çok geniş olarak ele aldığını hatırlamamızı kolaylaştırmak iste­ memizdir. Filmden söz etmemizin nedeni. ke11disi11 i '1 realiıenin dolt�rsı= hir ı:şiıi . Kracauer kadar görsel sanatlara duyarlıl ıkla eğilmiş olmasa da. Sesli .. film.>sinl!) ı·e kendi haş111a ııslamlama. çizgi-romanlarından (cartoon) örnekler vermiş­ tir.wyirci . diişiinım. . insan gözünün. Adorno da. filmin incelikli uyrmıı­ lurmdan sapsa hile iiykii11iin iirii11liisii11ii11 hiç dışma ı. .\aynu�ra =orlwıwktıu/ı/ • Daha genel bir çerçeve içinde ifade edecek olur­ sak. yönetim altına alınmış bugünkü dünya tara­ fından total bir biçimde özümsenmesine hala direnen 1 73 . hatta onun zıttı bir şeydi: Reı:l lu�raı sinema filmlı:rinden l�\'rtlması Kii�· hir luilı: xelmekıe. Sanat ve yaşanan reel hayat arası ndaki mesafenin azaltılması Adorno'nun peşinde olduğu "kefaretten" çok uzak. seyircinin illlKl!leminı: ( 11111 lıay\ ·ı:lı:sine. argümanları nı daha rahat anlatı p açı klayabilmek için sık sık günün filmle­ rinden. güçlü bir görüntü ve ses birliğine sahip sinema fil m lerinin gerçeği sadakatle temsil edebilecekleri ko­ nusunda kuşkuluydu.

) tortulara sahip insan kulağ ına oranla burjuva rasyonalizminin dünyası na çok daha yakın bir uyumlanma içinde oldu­ ğunu düşünmekteydi. Fakat ilginçtir. Kitabı n . filmin görsel etkilerinden çok. Aydın/an­ manın Diyalektiğl nde bile "kültür endüstrisinin ürünle­ rinde. "Kit- 1 74 . Sinema filminin eleştirel bir bi­ çimde de kullanı labileceği görüşünü sürdürmekte oldu­ ğu günlerde Eisler ile birlikte Filmler için Bestecilik' yazarken de. Alexander Kluge ve Volker Schlöndorff gibi radikal genç sinemacı ları n devletçe desteklenmeye başlad ı ğ ı 1 966 yıl ında ortaya çıkan Yeni Alman Sine­ masını konu olarak elealan "Filmin Görülgen Yanları " 51 başl ıklı makalesinde Adorno filmin düpedüz bir kültür endüstrisi olduğu yolundaki eski görüşünü yeniden gözden geçirmiştir. Eisler'den gelmekteydi. gene aynı Adorno ol­ muştur.çünkü . bu ürünlerin onları nitelikçe sirke yaklaştıran yanları nda bile bir sirkten daha olumlu bazı şeylerin izlerinin bulunduğuna" 52 dikkati çekmekteydi . bu umudu. Bu makalenin Adorno'nun konuya yaklaş ı m ı nda bütün bütüne bir değişimin habercisi ola­ rak sayılması bir hata olacaksa da . çok büyük bir olas ı l ı kla. Nitekim kitap yay ın­ land ı ğı nda Adrono kitabın ortak-yazarı olduğunun ya­ zılmas ı n ı istememiştir. müziksel etkileri açısı ndan önem taşımaktayd ı . kültür endüstrisi­ nin dur durak bilmeyen bozucu etkilerine karşı filme bir oranda olsun umut verici bir olgu olarak bakanda da. aktivist bir ı srarla fi lmin eleştirel bir po­ tansiyele sahip olduğunu ileri sürmesi . hayatının son yı llarına doğru.kültür endüstrisinin ürünlerinde eleştirel bir potansiyelin yerald ı ğ ı ilk kez bu makalede kabul edilmekteyd i ."arkaik"50 (toplum hayatı ndan önceki topluluk hayatın­ · dan kalma/yabancı laşma-öncesi gü nlerden-ç.

Yeni filmleri önemseyecek biçimde konuya bu yeniden eği lişinde Adorno. kwk yJ/ ii11ce oldıı{!. sanal n . Fakat hemen bunları n ardından eklemede bulu­ narak. ideolojinin yeni bir formu olarak ortaya çı kmaktayd ı ./a siiriiklenmeyecek hir yol hıılmıık ikilemi içindedir.ü11e de: salı hir helgesel olmaya . "kültür endüstrisinin ideolojisinin kendisi ." diye sonuca varıyor­ du Adorno. Teknoloji ideolojinin yerini bütün bütüne alamamakta. bu­ zul hareket halindeyd i . 11es11elerc. kontrol etmek istediği toplum kadar içsel yönden antagonistik olmaya başlar. giiniimıi=lle. yı llar önce Benjamin'e ve Gerçeküstücülüğe karşı ileri sürdüğü argümanı savunmaktaydı : " Şok ilke­ sine dayanan bir yolun geçerliliği ise. sırf ilkenin kendisi saye- 1 75 . 811111111 ya111ıı. kendi söylediği yalanlara karşı gereksinilen antidotu da kendi bağrında taşımaktadı r" 53 • Görülüyor ki. ' lıiiner düşkii11lii[!. fiilen mevcut bir ideolojinin varl ı ğ ı n ı kendisine temel alan içkin (immanent) bir eleştirinin olabilirliği bir kez daha vurgulanmaktayd ı . ne olursa olsun. ideolojinin de ele alınması · gereken bir ilgi alanı olarak varlığını sürdürdüğünü be­ lirtmiş. Kültür endüstrisinin ideolo­ Jısı . bunun için. ne var ki. daha önceleri radikal avant-garde film yapımcısı Eisenstein'in geliştirdiği ve üzerinden yı llar geçtiği halde hiç geçerliğini yitirmeyen tekniği kullanmıştır: Film. şLylere müdahale elmeyip: ııpkı ylt=mLl)'ll hen=er hir yıldı= kiimelenimi dzı·ehilece[!. hugiin de.ll gi­ hi. Salt montaj.leleri manipüle etme girişiminde. Fakat. kuş­ kuyla karşılanmal ı d ı r.imi= '" şekilde. onları aranje eden monıajdır . ayrı ntıları ile eklen­ miş bir amaçl ı l ı k olmad ıkça.

filmdeki kolektif itkilerin. Bu yollardan birisi. Sosyal Araştırma Enstitüsünün Hol­ landa prensesi Beatrix ile Alman Claus von Amberg'in evlenmesi ile ilgili olarak Alman Kamuoyunun tepkisi üzerine yaptığı bir araştırmanın tartışıldığı bu makale­ de Adorno bütün kitle iletişimi araçları nın bu olay ı bü­ yütme konusunda bir tereddüt geçirdiğini ve bunun şaşırtıcı olduğunu yazmı ştır. " Bilinç ve serbest zama­ n ı n entegrasyonu . En önemlisi de gelişkin müzikle kuracağı etkileşim olmaktaydı . henüz tam olarak başarı­ lamamıştır. Bu amaçl ı l ı k başka yollarla katılması gereken bir öğe olmaktaydı Adorno' ya göre. eleştirel bir yöne döndürülmesi mümkün olabilecekti . filmin diğer iletişim araçları ile etkileşimde bulunmasıyd ı . kendi içindeki a priori kolektiviteyi bilinçaltı ve irrasyonel etkilerden kurtararak bu kolektiviteyi özgürleştirimci amaçların hizmetine koşabilmiş olacaktı " 56 • Adorno'nun bu aynı tutumu 1 969 yılında "Serbest Zaman"57 başl ığı altı nda yazdı ğ ı ve kültür endüstrisinin kitlelerin bilincini manipüle etmekteki gücünün sınırlı­ l ı kları üzerinde durduğu makalesinde de bütün derinliği ile sergilenmiştir. bu yolla. "Özgürleşmiş film .sinde bu amaçl ı l ı ğ ı kazanamaz" 55 . Burada söyledik­ lerini. Amerikan popüler kültürü ile faşizm arasında yakı n benzerlik olduğu yolundaki eski görüşlerinden bi r 1 76 . apaçık ki. i nsanları n gerçekten ilgilendiği kendi ko­ nuları hala var. Bu yapı labildi­ ğinde. ve bunlar marjinal de olsa. ilk kez Benjamin'in ileri sürdüğü gibi. Fakat Adorno'nun bu ikinci düşüncesini onun kültür endüstrisine duyduğu karşıtl ığın bir tüm olarak yumuşatı lması saymamak gerekiyor. total bir kontrole direnmeyi sürdürüyor"58 .

bütünüyle yönetim altına a­ lınmış günümüzün dünyasında sanat ile hayat arasında­ ki en iyi.geriye çekilme saymak daha doğru olacaktır. en verimli ilişkinin ezoterik bir sanatın gündelik hayat tarafından özümsenmeye direnerek kurduğu ilişki 1 77 . "en özgün sanat ürününün bile. aynı şeyi yapmaya çalışan Gerçeküstücülüğe ya da Neue Sachlichkeit gibi modernizmlere de aynı derecede karşı olduğunu unut­ turmamalıdır. bir fark gözetmeksizin bütün modernist akımları ifade etmemekte. vazge­ çemeyeceği bir şeydir" 59 . kitlelere ait. Fakat bu noktada da bir ayrım ı gözönünde tutmak gerekiyor. Gerçekten de. sinema filmi n deki eleştirel potansiyelden söz ederken. Kald ı ki 1 bunları söylerken temel görüşlerinin fazla bir değişikli- ğe uğramadan devam etmekte olduğunun bir kanıtı da . kapsamamaKtadır. Sanat ile sanatın üretildiği hayatı çok kesin bir biçimde birbirinden ayırmanın maliyetinin ne denli ağır olduğunu kabul etmekle birlikte .sanat ile toplum arasındaki ilişki. Çünkü Adorno'nun savunduğu modernist sa­ nat ya da kültür anlayış ı . bunu. fakat Yirminci Yüzyılın avant-garde sanatına benzer bir var­ yantı olmuştur. Adorno'nun sanatın kültür endüstrisini karakterize eden bugünkü yaşanan hayat düzeyine düşmekte oluşuna karşıtlığı . filmin bilinen modernist bir teknik olan montaj tekniğini kullanmasına dayand ırmasıdır. Adorno'ya karşı bir antipod olarak göste­ rilen. eğer yok olmayı düşünmüyorsa. fakat Adorno'nun pek hoşlanmadığı Lukacs'ın al­ ternatif olarak gösterdiği eleştirel realizmi reddettiğini biliyoruz. Çünkü. Adorno'nun kültür en­ düstrisine seçenek olarak düşünebildiği karşı-kavram "yüksek" ya da "ciddi" kültür olmayıp. bütün yazarların da işaret ettiği üzere. diye ısrarla belirtiyordu.

Ç 'ocııkluj!.. hiçbir protesto çabası olmaksızın modern hayatın şey­ selleşmelerini yansıtmakla yetinen Gerçeküstücü ya da diğer modernist sanat anlayışlarını reddeden Lukacs'la benzer düşüncedeydi.ii11 momajlart ger(·ek yaşanan lu�vat resimleridir. dolaysız bir siyasal ya da top­ lumsal bağlanmayı reddeden modernizmler olm uştur. Adorno bu hareketlerin özgürleştirim yönünden geçerli­ liklerini kuşku ile karşı lamaktaydı . Sanat ile politika arası nda açık bir ilişkinin . J. naıure murte ulahilmekıedir. Brechfin ve Sartre'ı n karşısında Adorno. fetişbn hiçiminde 0 geri getiri/ehilmekteclil • Modernist hareketler siyasal oryantasyonları ba­ kımından açı kça solcu oldukları nı ifade ettiklerinde bile.il. Çünkü.ii11 d�rnlektij!.ok.111 resimlai olmaktan r.ii11 diralektik resimleri 11es11e/ olarak ö=gürliikte11 yoksun yaşa111/a11 hir konumda yaptlmış a=- 11el ö=giirliij!.u nesne­ . yahanctlaşma­ <}ncesi c/ıır11111111111ı=11-r.. Benjamin'in ter­ sine. savunulduğu modernizmler. ( Yaha11ctluşma-a11cesi-ç. Adorno modernizme kayıt­ sız şartsız karşı çıkan Lukacs'a hiç katılmamakla birlikte. .olacağ ını söylüyordu. yaptık/art.fetiş/erdir. yaln ızca .u feıik 'i reddeden.eküstii­ cülüj!. ) arkaik olum mw1ie ellik/erin­ de ise. lihidio '111111 hir =cmwnlar jikse oldııj!.için­ de bulunan anın son derece güçsüz bir dönemde bu­ lunduğunu kabul etmekle birlikte .. insw1111 kendi içini dı�\ ·u11m�\ ·a­ rak dışsallaştm11ası hiçiminde dej!. Bu re­ simler hir içsel l'arlıj!. üerr.. 1 78 . hayatiyetten yoksun ve statik saydığı yakıştırmacı imgeleri anti-sübjektivist bir biçimde kullanan Gerçeküs­ tücülüğün bu anlayışına hiçbir yakınlık duymamaktayd ı . <'i=l1e/­ olamn. Bu nedenledir ki. Gerçeküstiiciiliij!.i11i11 iirüniidiir. . "günümüz.

kendisinin savunduğu modernizm modeli de Dışa­ vurumculuktan fazla farklı olmamıştır. Adorno'nun eleştirel avant-garde anlayışına uy­ gun herhangi bir modernist hareket bulunabilecekse. gene yalnızca . Sanatın politik yönü bakımından en ölgün hale geldiği yer ise. Dil'in nesnel olarak bütünlüklüğünü yitirdiği (disintegrated) bugünkü dünyan ın gelecekte birgün anlamı kavranabilecek olan negatif bir imajını oluşturabilme çabasına girişenler de. Adorno bunun önemi üzerinde durmuştur. Adorno. Cefan ya da Kafka gibi yazarlar. Eugene Lunn'un yakın bir geçmişte gösterdiği gi­ bi .62 gençliğinde Almanya ve Avusturya'da çok güçlü olan Dışavurumculuk olsa gerektir. Çünkü . o da. politik sanat olma uğruna içine kapatı ldığı alan olmak­ tadı r" 6 1 demiştir. Adorno'ya göre.siyasal sanatın günü değil. öznenin modem hayattaki katline acılar içinde tanıklık etme yürekliliğini yalnızca bunları n sanatı gös­ terebilmekteydi . yalnızca bu yazarlar. sanatın eleştirel gücü bakımı ndan gerçek sanatçıyd ı lar. Adorno'nun asıl vurguladığı Dışavurumculuğun mü- 1 79 . Celan ve Beckett gibi sanatçılar olabilmişti . Kafka. Dışavurumculu­ ğun alımlanmış estetik formları yıkışının gerçekliği (sa­ hihliği: Wahrhaftigkeit) konusuna hasredilmiş bulunan daha ilk makalesinden itibaren. yaşanan iletişimsizliği saklamaktan kaçınmayan Beckett. politikanın bağı msız sa nat alan ına iltica etme durumunda kald ığı gündür. Brecht'in modernist didaktizminin ve Lukacs'ın destek­ lediği "sağ l ı klı" gerçekçiliğin fark etmemiş gibi görün­ düğü. en ilerici durumuy­ la. Lukacs ile 1 930'1arda bu akı mın yol açacağı etkiler konusunda çok sert tartı şmalara girişen Bloch63 gibi Dışavurum­ culuk ile pek özdeşleşmemişse de. 64 defalarca ve defalar­ ca.

Adorno'ya göre. makalelerini. Adorno'nun da içinde yetişti­ ği. Neue Sachlichkeit gibi aklı başında ciddi modernizmlerin bir süre sonra yitirecekleri ütopyan ve kökleri derindeki etiksel itkiden hiçbir zaman yoksun kalmamıştır. tahmin edileceği gibi. 65 Adorno da. düz anlamda bir müzikolog saymanın bu 1 80 . Kafka ve Trakl gibi edebiyatçı lara da büyük bir saygı duyduğunu biliyoruz. onun.zikteki versiyonu olmakla beraber. Bu ihmalin. daha sonraki modernizmlerin tutanaklamayı ihmal edecekleri mo­ dern insanı n yaşadığı acı lara tam bir sadakatle tercü­ manlık yapması olmuştur. müzik alanında yaşanmı ştır. yirmi üç ciltte toplanması düşünü­ len Bütün Eserlerinin on iki cildini dolduran müzik üze­ rine yazı larını . Dışavurumculuğun sa­ nattaki ütopyan mutluluk vaadine sonuna kadar sad ık kalmasını sağlayan ise. burjuva öznenin çözülüp ufalanma­ sının yarattığı bulantıyı ve hüznü grafik olarak ifade ederek yaptığ ı n ı söylemiştir. Daha ilk yazılarında bile Dışavurumculuğa karşı sem­ pati hissedilen Horkheimer gibi. en çok. bu başarısızlığın en acı veren örneği ise. Dışavurumculu­ ğun. çalı şmaları n ı irdelemek gibi zor bir işe girişmemiz gerekiyor. Adorno'nun bu konu­ daki komplike düşünme ve yorumlama biçimini anlaya­ bilmemiz için . Yöne­ tim altı na alınmış dünyanın ütopyanın gerçekleştiril me­ sine engel oluşturduğunu en büyük duyarl ı l ı kla fark edebilen modernizmin Dışavurumculuk olduğu yolun­ daki inancı hiç zayıflamayan Adorno. onu. Schoenberg. Berg ve Webern'in "yeni müzik" okulu ile. Adorno'nun müzik analizlerinden herhangi birini okuyanları n şaşkınlığa sürüklenmekte oluşları n ı n ne­ deni. bunu.

Adorno'nun 181 .) harabelerinden yola çı karak yorumlar yapması gibi. Silberman'ın amprik müzik sosyoloji­ sine karşı çıkışından da anlaşılacağı üzere. 67 esas olarak bir müzik sosyoloğu saymak daha doğru olacaktır. Adorno müzikten söz eder­ ken. Benjamin'in geleneksel kül­ türün (sanayi kapitalizmi ile birlikte burjuva bireyinin yıkımının başladığı günlerden önceki kültür anlam ı nda­ ç. gerçekten kendi çalışmala­ rını nitelendirirken onun da sık sık kullandığı bir terimle. Adorno salt müziğin kendi alanı ile sınırlan­ d ı rmam ıştır irdelemelerini. Müziğin içsel gelişmelerini ifadede. çoğu kez. bunlarla ilgili terimleri kullan­ makta son derece yetkin bir yazar olmakla birlikte. bestecinin bütün çalışmaları n ı n tamamı n ı gözönünde tutarak ir­ delediğini görüyoruz66 . Adorno'nun da bir bestecinin müzik çalı şması n ı de­ ğerlendirirken yaln ızca belirli bir bestenin yapısı içinde kalmayıp. Fakat. Bu yönüyle.konuda yetersiz kalışıd ı r. birden müziğin üretildiği ve yeniden - üretildiği topluma geçebilmektedir. Adorno'yu onun ilk sistematik ana­ lizi olan ve Enstitünün yeni yayınlamaya başladığı Zeitschriffin ilk sayı larında yayınlanan "Müziğin Toplum­ sal Durumu Ü zerine"68 başlıklı çalışmasından on yıl ka­ dar önce yazılmış fakat yazarının ölümünden sonra ya­ yınlanmış Müziğin Rasyonel ve Toplumsal Temelle­ ri'ndeki Max Weber'in önemli bir ardılı saymamız ge­ rekmektedir. tek bir fragman. Diğer kültürel alanlarda yazdı­ ğı nda da görüldüğü gibi. az sonra inceleyeceğimiz üzere. bile. Ü zerine yazı yazdı ğ ı birçok alanda olduğu gibi. çok gelişkin bir biçimde de olsa. hiç­ bir zaman. müzik konusundaki yazı ları da ge­ leneksel kategorileri aşkı nlamaktadı r. Bu nedenle Adorno'yu.

özenle. bu çalışmalarının da Adorno'nun negatif diyalektik felsefesini temel almakta oluşudur. naturalist sonuçlara güvenme­ mesine ve müziğin . 70 "müzik felsefesinden" söz etmemiz daha doğru olacaktır. Bu nedenle. Schopenhauer. bu ça­ l ışmadaki birçok yerler Otoriteryan Kişilik için yazılmış şerhler gibidir. Fakat burada da bir hataya sürüklenmemek için bir not düşmek ve Adorno'nun müzik üzerine ça l ı ş­ maları n ı n Onsekizinci Yüzyı lda Baumgarten ve Kant ile başlayıp Ondokuzuncu Yüzy ı ldaki Hegel. müzik incelemelerinde psikolojik kategorileri de işin içine sokmay ı . Adorno'nun müzik incelemelerindeki farklı l ığın nedenlerinden biri de. dinleyicilerin hissiyatı üzerindeki etkilerini hiç de ilgi çekici bulmamasına rağmen. Adorno'nun bu metinlerde "müzikteki özne"den söz ettiği heryerde kullandığı terim onun kendi felsefesinde kullandığı özne teriminin ta kendisidir. hep istemiş oluşudur69 • Modem Müziğin Fe/sefesi'ni Aydmlanmanın Diya­ lektiği için yazılmış genişçe bir ek saymışsa da. Ve belirli öznel rasyonalite nosyo­ nunu esas aldığı için de. Hanslick ve Nietzsche gibi düşünürlere 1 82 . Adorno' nun müzik s �syolojisinden değil. onun müzik üzerine yazılarını etraflı bir çalışma ile irdeleyen Lucia SziborsJ<Ynin önerdiği gibi. çok daha az komplike bir kav­ ram olan rasyonalite kavramından yola çıkın Weber'in müziğin rasyonalizasyonu konusundaki analizlerinden de belirli bir mesafede uzaklaşm ış olmaktadır.bu yeni disiplin alanındaki anlayış ve çalışma yöntemi alışılmışın son derece dışında olmuştur. Fakat Adorno'nun müzikle ilgili yazılarının yalnızca sosyolojik yazılar olmakla kalmamasını sağla­ yan yanları .

Bu da gösteriyor ki. 73 Schoenberg i se. Öğretmeni ve arkadaşı olan Alban Berg bile Adorno'nun "felsefi safraları nı" kafa karıştırıcı bir "heveskarl ık" saym ış. Adorno gerçekte Schoenbergi ve ardı lları n ı . Müzik üzerine çalışan. 1 9 1 1 yılında yayı nlanan Harmonielehre kitabı nda mut­ lak hiçbir estetik standarda itibar etmeyen ve çok daha alçakgönüllü bir zanaatkarlı k teorisinden yana olan Schoenberg'in geleneksel estetiğe yönelttiği eleştirileri olumlu bulmaktaydı . Müziğin rastlantısal gelişme biçimini. estetik teriminin içerdiği anlam ile bütün bütüne uyumlu sayı labilecek bir biçim­ de. müziği tarih felsefesine ve sosyolojiye bağlayarak a­ çıklamaya yönelmiş bütün bir Adorno'nun çalı şmaları . Adorno'nun müzik felsefesi yaşad ı ğ ı m ız zaman içinde tam olarak tutarl ı . sistematik ve pozitif bir estetiğin olanaksızl ı ğ ı n ı sapta­ yabilmiş bir müzik felsefesiyd i . Bu nedenle. geleneksel estetiğin içinde yeralan seçkin bir ekol olarak kabul edilebileceği konusunda çekingen dav­ ranmaktaydı 72 . 74 Adorno'nun müzikle ilgili söylediklerine karşı çok daha olumsuz bir tutum içinde olmuştur. projesi hiç geçerli sayı lamayacak ideolojik bir yaklaşı­ m ı n uzantısıyd ı . Adorno . 1 83 . Adorno'nun beğenmediği bestecileri destekleyenlere. örneğin Stravinskynin müridi Robert Craff a göre ise. özellikle talihsiz Doctor Faustus ola­ yından sonra . bu nedenle şaşmamak gerekmektedir. Çünkü .uzanan felsefi estetik geleneği ile karıştırılmaması ge­ rektiğini de belirtmekte yarar var7 1 . ama daha mütevazı kav­ ramsal çerçeveler içinde kalmış birçokları n ı n Adorno' nun aşırı determinist ve kategorileştirilmeye fazla elve­ rişli görünmeyen analizlerini anlaşı lması zor saymala­ rına.

determinist bir şemaya uydurma çabasıydı 75 • Adorno'yu eleştirenlerin onun yarg ı ları n ı n kimi zaman zorlama şeyler olduğu .ya­ ni.etilehilir. ç·cririne. güçlü ve inand ı rıcı olduğu görülmektedir. yorumları n ı n ise fazla gelişkin olmadığı yolundaki görüşlerini tümüyle bir ke­ nara atmak güç gözükse de..e//ikle de. loplu1111111 hilincinde ol111cıvcı11 re hiçNr şekilde hu liir hilinçle hirlikte hulwımm ı sii. Ve dl!llehilir ki. komısu ol11u�n111 sa­ ncı/ ç·cılışmaları. mantıkla sonuçlara varmayan bir dil­ dir.aklcıra <. o denli clerinlikli yapa/ • Bir başka deyişle. bu kitapta sunma­ ya çalıştığımız onun temel görüşleri çerçevesi içinde değerlendirilebilmesi durumunda. Çünkü. Adorno'nun müzik üzerine çal ışmaları n ı n temelindeki mantığın.zorlama bir tarzda. Adorno'nun müzik alanındaki çalışmalarını değer­ lendirmede belki de en iyi yaklaşım onun müzik ve toplum arasında varolduğunu ileri sürdüğü hassas bağlantı konu­ sunda söylediklerinden yola çıkmak olacaktır: Sa11aı ralış111cılar111111 ıoplum ile ilişkisi Leihni. ı·e ö. onun çoğu kez itiraz ka­ bul etmez gibi görünen sözlerinin ard ı ndaki temel dü­ şünce ve uslamlama ancak o zaman tam olarak anla­ şı labilmektedir. penceresiz monadik duvarların ı n dışı ndaki şeyi hem aşkı nlamak hem de kaydetmek olanağ ı n ı 1 84 . 'in moncıdlarma he11.'ekilmiş hul111w11 111idk topl11111u temsil eder. hcıkışlarmı toplıım yiinü11e 6 ne denli a. Sanata. mii=ik hu işi. müzik. Pencereleri olnu�van . kendisinin dışı ndaki sosyal dünyayı bili ncinde olmaksızın "yeniden-sunan" kav­ ramsal-olmayan. kavramlardan oldukç·a u.

Sın ıflar ile.kazandı ran da. 'sedimante olmuş Geisf in 7 7 yeniden işlerlik kazanması olduğu varsayı m ı bulun­ maktad ı r. bir dönemini temsil etmekteyd i . tarihsel bir fenomen olduğu. Adorno şu görüşü savunuyordu: 1 85 . onları n dünya görüşleri ve belirli sanat çalışmaları arasında bağ ı ntı lar kurmak isteyen Lucien Goldmann gibi Marxist estetikçilerin tersine. tarihsel olarak. Ona göre. tonaliteyi ya da buna benzer zaman ı geçmiş müzik formları nı restore etme girişimle­ rine Adorno hep karşı çıkmaktayd ı . Müziğin gel işmesi belirli bir ilerleme sayılacak biçimde olmak zorunda değilse de. Adorno'nun argüman ı n ı n temelinde müziğin do­ ğal bir fenomenden çok. Ayrı ca. Müzik konusunda Adorno'nun bunları izleyen i­ kinci öncülü ise. geleneksel tonalite anlayışı bugün yerini bir başkası na terk etme durumunda kal­ mış bulunan müziğin belirli bir aşamas ı n ı . müziğin. Bekleneceği gibi. bütün bir toplumu temsil etmekte oluşuydu. toplumdaki yaln ızca belirli bir grubun bilincini değil. yalnızca akustik olgularda matematiksel düzenliliklerin bir manipülasyonu olmayıp. Schoenberg'i savunan biri olduğu içi n . bu gelişme de tek-yönlüydü. gene Adorno'ya göre . bu müzik keyfi bir biçimde geriye yönlendirilemeyecek bir tarihe sahip oluğu için. Adorno'nun geleneksel Batı müziğinin to­ nalite anlayışının diğer müzik formları na oranla daha doğal olduğu yolundaki görüşleri kabul etmesine hiç olanak yoktu. bu yeniden-sunma işlevinin basit bir ayna tutma işinden ibaret olmayışıd ır.

1 932'de besteci arkadaşı Ernst Kreneke yazdığı gibi. "Toplumsal sorun ancak estetik nitelik esası üzerinden doğru bir biçimde ele alı nabilir. burjuva toplumunun çelişkilerini ortaya koymakta müzik yapıtla­ rı n ı n objektif sonuçları .in. Bi. estetik değer ile toplumsal içerıgın birbirinden ayrı lmaz oluşudur. onlara ilişip ilişmediği. fakat.wıwt 76 smyolojisi11i11 d11ü11de hir sorım olarak ı/11r111aktcıdır • Adorno'nun daha dolaysız olarak toplumbilimsel nite­ likteki çalışmaları nda işaret ettiğimiz birey ile toplumsal bütün arasındaki ara-dolayımlayıcı düzeylerin (kertele­ rin) fazla önemsenmediğini.o·sı:: hir hiriıııcle mii::i[!ine aktarıla111.�raca[!1111 sdylemek hile gereksi::­ dir. sos­ yoloji müziğin nasıl bir fonksiyon icra ettiği üzerinde değil. Başka bir deyişle . Aslmda hu sorun. mii::iğin de iHesinde.yle hir yaklaşıma karşı en gii�·/ii 11111/wlil argümwıı ileri sürmek iı. hir 111ü::i\re11i11 sahip oldu[!u toplumsal kmwmım dol. bunun yerine. toplumsal antinomiler karşısında nasıl bir tutum takınmakta olduğu. mü::iğin ür<!licisinin sı­ nıf' i�reliği arı. bu antinomiler üzerinde du­ rup durmadı ğ ı . müzik sosyolojisi üzerine çalı şmaları nda da görüyoruz.rnıdan hakııwkla yeti11ildi[:i11de. hw:jm·a 111ii::i[!i11de11 haşka hir mii::ikle karşılaşıp karşılaşma­ raca[:ımı:: ii::erinde hile düşii11111e111i:: gerekecektir. Adorno'nun savı ndaki üçüncü öncül. onun.. Bdyle düşünülecek olursa. lıütii11 hir . Smıl iiyeli[!i ile hir hı!stecinin toplumsal kdkeni ara­ sııulcı hir tekııhiiliı'et aramak ilke dü::eyinde hir ycm­ lışlık olmaktadır. müzik sos­ yologları n ı n çoğunun inancın ı n tersine. etkileri üzerinde durmuştur. onları n saklı 1 86 . Bu çal ışmaların­ da Adorno bestecilerin ya da dinleyicilerin belirli sınıfsal kökenlerine önem vermemiş.

Bu makalesini kendisine uzak buluşunun nedeni Adorno' nun Müzik Sosyolojisine Giriş 'teki dipnotta açıklanmış gibidir. Bu dipnotta Adorno makaledeki yanlış İ ığı n . 1 932'deki ilk makalede de müzii< ile toplumsal alt yapı arası ndaki nedensellik bağı pek de basitleştirilmiş bir biçimde ifade edilmiş değildir. Adorno'nun Almanya'ya geri döndükten sonraki derlemelerinden hiçbirine dahil etmeyeceği kadar Marxist niteliktedir. Bu sorun ise. Pult und Taktstock. sanat ile toplum arası nda bir bağlantı kurmakta. Bu açıklama. Zeitschrift tür Musik ve Der Scheinwerter gibi daha önceki on yıllık sürede çeşitli dergilerde ya­ yı nlanan yazılarının bir derlemesi ve analizi sayı labile­ cek makalesi olmuştur. Kaldı ki. sanatın müzik gibi en bağ ı msız formunda bile. müzik yapıtının kendi formundaki içkin şeyin ne olduğunun ele alı nmasını gerektiriyor" 79 .kalmalarına izin verip vermediği üzerinde durmalıd ı r. Adorno'nun müziğin toplumsal konumunu sap­ tamaya yönelik ilk girişimi Zeitschriffin ilk sayı larında yayı nlanan ve teorik olmaktan çok Anbruch. Adorno'nun başlangıçta kabul ettiği üstyapı ile ekonomik temel ara­ sı ndaki nedensellik ilişkisi anlayışından uzaklaşmakta olduğunu işaret etse bile. " müziksel üretim kavram ı nı n üretim ediğimiz sürecin ne denli sosyal bir üretim haline geldiğini ve müziksel üre­ timin kendisini sosyalleşen üretimden ne denli uzak tutsa da nasıl ona dayanmakta olduğunu gözönünde tutmayışından. ekonomik alandaki üretimin önceliğine fazla yüzeysel bir biçimde bağlanması ndan"80 kaynak­ landığını yazmıştır. gene de. Her ne 1 87 . hala ne denli ısrarlı olduğunu da gös­ termektedir. Bu ilk makalesi .

bu tür müzikler bu işi varolan toplumdaki çelişkileri örtbas etmeyi reddederek yapıyordu: 1 88 . ona göre. Weber'in modernleştirim ve Lukacs'ı n kapitalist şey­ selleşme diye nitelendirdiği yabancılaşma. Bu­ nunla beraber. farklı laşma ve rasyonelleşme süreci ise. Fakat. i kincisi. hemen bunun ardından. Bazı müziklerin varolan toplumu düzara yansıt­ makla kalmayıp onu aşkınlayabileceğinden Adorno kuşku bile duymuyordu. bazı müzikler bu kadere diren­ meyi başarmakla beraber. Bu nedenle. müziğin kendi içinde değil. ard ında b ı rakmış gibi göründüğü şey­ selleşme ve yabancı laşmadan gerçekten kurtulduğu anlam ı na gelmemekteydi . bunları n içeriği sanat ile hayatın birbirinden ayrı düşüşünün oluşturduğu hü­ zünlü bir durumu. Hanslick gibi estetikçi lerin id­ dia ettikleri salt müzik alanına çekilip kendini toplum­ dan ayrı tutması. mümkün olan en açı k biçimde. Adorno' nun daha sonraki yıllarda kullanacağı bir adlandı rma ile. "ayn ı za­ manda. Adorno'ya göre . fakat an­ cak toplumun içinde düzeltilebilecek bir durumu yan­ sıtmaktaydı"82 . müziğin. çoğu müzik sadece pazarda satı lmak üzere üre­ tilen tam bir metaya dönüşmüştü .kadar bu makalede söze. " Bugün müzik her nerede dinleniyorsa. müzik. Her şeyden önce. çoğu müzik kültür endüstrisinin bir bölümü olmuş bulunuyordu. Adorno'ya göre müziğin artık gündelik hayatın pratikleri ve ritüelleri ile hiçbir yakın ilişkisinin kalmad ığı anlamına gelmekteydi. gönümüz toplumunun çelişki ve kusurların ı özetlemektedir" diye başlamaktaysa da. gene aynı toplumun neden olduğu ku­ surlar yüzünden toplumdan çok derin bir biçimde ken­ dini ayrı tutmaktadı r" 81 diye devam etmektedir.

lılii=ik lop/111111111 rllresi= dehşeti karşı. yetersiz bir müzik anlayışı olan Hindemith'in 'Gebrauchsmusik' (kullanım müziği) ya da Eisler'in 'Gemeinschaftsmusik' (topluluk müziği) dediği müziklerin bu ilişkiyi kendi dinleyicilerinin üzerinde oluşturacakları dolayımsız etki ile elde etmeyi amaç edindikleri söyleyen Adorno'ya göre ise. Ayrı­ ca . Bugün varolan top/11111 i<. ancak.i oranda yerine geıirecekıi/ • Böyle bir görev. bu görevi üstlenebilmiş bir müzik. eleştirel teoriye yakın bir nitelik kazanm ış oluyordu.in kendi 111al=e111esi aı· actlıf!. eleştirel teori gibi oluyor. vurgulama. diye Adorno devam ediyordu. ü=erine düşen toplumsal işleı·ini ıoplwıısal sorımları mii=if!.\'I! (} denli zri mii=ik o lacak ­ ıır. 1 932 yılında Adorno eleştirel teoriyi ya da eleştirel müziği pratikteki sonuçlarından bütün bütüne ayrı tutma­ ya pek hazır değildi. Mii=ik-kemli hi<.rnıda kayıt \ /= .imsel ra. aslında. Jlii=ik. ortalama dinleyi­ cinin amorik bilincine karşı direndiği için. diye yazıyordu. her ikisi de status quo'yu olumsuzlad ığı için.ı ile re kendi hi<.. Teori gibi.i­ şim isteminde hulıııwhi/ir.·inde.·ı dü= an­ lamda ya da szvasal anlamda ne o/111:rn o/s1111. müzik ve eleştirel toplumsal teori birbirine yaklaşmaktayd ı . kolay iletimlenirliği reddeden bir müzik ger­ çekten devrimci bir müzik niteliği kazanabilirdi.wlarma ı�rgıııı olarak (liııle e­ 3 clehilılif!. ' ka/11/ll11llllıdır. /ııı mii­ =ik hiitiin ku/10111111 mii=if{inin ı·e ıoplııluk mü=iğiııin 1 89 ..i11ısel dilinin ı111ti110111ilai i�·iıııle­ ıoplumslll durumım 11=ı11ıtıları111 ne denli deri11de11 i/iı­ de edehilir ı·e acıı1111 koıllwımış dili ile 11e denli defi. bunlar değil. "kendi toplumsal işlevinin bilincine varmış bir müzik de praxis ile diyalektik bir ilişki kurabilmiş demektir''84 • İ lk andaki an­ lamı ile güzel gözükse de.

üretim aşamasıyd ı . Çünkü. Ne rnr ki.rnulaki dire11111ede11 kat kat fa=fa şiddetli lıir di­ renrle karşı karş�rad1r. Bütün ger­ çek müzikler. Bu neden­ le. ko­ lektif bir öznedir. ne de. "inşaacı ve m imetik momentlerin güç-alanı d ı r ve bu tür alan ı n dışındaki alanlarda bu nitelik artık hiç kalmamıştır"87 . onun. Adorno'ya göre. karşı. müziğin toplumla bağ ı ntısı konusundaki genel argümanını daha yakı ndan incele­ memiz gerekmektedir.. gerçek "müziksel özne bireysel bir özne değil . ikisi de aynı derecede asılsız olan bestecinin özgür dehası ya da bestecinin total olarak dışsal güçlere bağımlı olduğu anlayışlarına karşı savunup bu anlayışlardan kurtar­ mak istediği "besteleme süreci" olmaktadı r.. "müziğin toplum­ sal dağ ı l ı m ı (distribution) ve alı mlan ı m ı (reception) sözde-olgulard ı r: Esas olan. yani :rıkıu · hir gii<. sosyal üretime indirgenebilecek bir üre- 1 90 . müziksel üretim ne bütün bütüne bağımsızd ı r. müziğin kendisinin objektif toplumsal oluşumudur (constitution}"86 ."88 bestecinin kişisel yetenekleri ve geçmişin ona kullanması için sağladığı bütün araç ve yöntemlerin bir bileşimidir. lı11 direnr lı11 11iıe­ /ikıeki 111ii=ifti11 dzrcılekıik işlni11i11: ycıl111=nı 11egcıı il /ıir gii<. kısmen yansıtsa da. Müziğin üreti­ miyle Adorno'nun ifade ettiği besteleme süreci . Bu aşamaların en önemlisi ise. ona göre. yeniden-üretimi ve tüketimi aşamaları na ilişkin çok karmaşık diyalektik analizler yapan Adorno bu ilişkinin hemen her yanı üzerinde durmuştur. olarak yiiklel/(li[!i işleı ·i- 11i11 prcıxis dii=eyil/(le cılgilwımakıa olc/11[!111111 da işaret eı mektedi/5 • Adorno'nun neden yaln ızca bu kolay anlaşılma­ yan "yıkıci" müzik türünü gerçekten eleştirel saydığını anlayabilmek içi n . Müziğin üretimi. Bu nedenle de.

Diyalektiğin öznel yan ını inkar etmek is­ temiyorum. "metin" kendini ayd ı n latı p beyan edinceye kadar beklenmesi gereken.timdir. "bir tip deşifre etme (ya da kendini­ anı msama) edimidir. . Adorno'nun ton kombinasyonları diye adlandırmayı sevdiği "müziksel materyal . Müziğin üretiminden sonra s ı ra onun yeniden­ üretimine gelmektedir. Müziksel materyalin rasyonalizasyonu. bir anda bu ayd ı n l ı ğ ı n ı ş ı ğ ı n ı n parlad ı ğ ı . Besteci ile icrası arası ndaki iş- 191 . Az sonra. bu ikisi arasındaki ilişkinin hangi yollarla oluştuğu konusunda da hep duyarlılığ ını korumuştur. Bir ölçüde kuşkucu Kreneke söylediği gibi . Her ne kadar Adorno artistik üretim tekniği ile genel anlamdaki teknoloji arasında bir ayrım koymak istemişse de. 'anlamın' için­ de yer ald ı ğ ı üretici moment'e tek bir kıvılcımla varı lan bir süreçtir . diyalektiğin sublate etmesi gereken bu otarşi'dir ve diyalektik ma­ teryalist anlayışın benim içi n bu denli önemli olması da bundand ır"89. bestecinin öznelliğinin şeyselleş­ mesinden ibaret olamaz. bestecinin rasyonalizasyonu üzerinde de dolaylı etkide bulunmak­ tadır. gerekli mimesis momentine de sahip olmak durumundadır. Adorno'nun genel estetik teorisinde mimesis'in ne denli önemli bir yeri ol­ duğunu açıklamaya çalışacağ ız. inşaacı mo­ mente indirgenemez." aynı anda hem form hem de içerik olarak. Beste bir tür kodlama olduğu için. belirli bir zamanda herhangi bir bestecinin kullan ımına açık olup toplumun materyal realitesi ile bağlantılıdır. . Fakat müziğin kendi terimleri içinde. Beste yapmak. fakat bence önemli olan yanı . bunun salt seslerin bile dışsal bir toplum­ sal realitenin ifadesi olduğunu belirtelim. bestelemek.

yüz­ yılın ortalarındaki elektronik müzikle birlikte bu farkl ılı­ ğ ı n apaçı k bir biçimde çöküşü karşısında duyduğu hoşnutsuzluktan da anlaşılmaktadır. Sanat ürünleri bu gelişen 1 92 . Adorno'ya göre. "Teknolojik gelişme önceleri müzik-dışı bir olgu gibi görülmüş. Müziğin soyut esası ile duyumsal görünümü. müziksel olumsuzlamanın (negation) yönetim altına alınmış dünyaya gitgide entegre oluşu­ nun bir belirtisi olmaktadı r. kimi zaman ise radyo ile yapı lan müzik yayınları n ı n müziğin halesinin (aura) tahri bindeki rolünü irdelemiştir. yeniden-üretimi de bütün yan­ ları ile ele almış. günümüzün Batı dünyası ndaki müziğin yeniden­ üretiminin neden olduğu sonuçlarla ilgili özgün ve so­ runun hiç akla gelmeyen yanların ı gözler önüne sere­ bilen düşünceler geliştirmiştir. konserler. teknik aktarım ya da müziğin muhafazası işlemleri gelmektedir. daha sonra. kimi zaman mağrur edalı ve her şeye hükmeder gibi görünen şefin işlevi ile faşizmin Führerprinzip ilkesi arası ndaki örtük bağıntıdan söz etmiş. bu süreç müzik-içi gelişmelerle eklemlenmiştir. Adorno'nun 20. burjuva döneminde müziğin üreticisi ile tüketicisi arasındaki çeşitli dolayı mlanımları n ı ince­ lemiştir. Adorno. Kimi zaman oda müziğinin burjuva aile orta­ m ı n ı n özel mekanı ile bağıntısını ele almış. besteci­ lik amaçları buna kol kanat germiş. Bütün bu çal ışmaları ile Adorno. Geniş bir bilgi dağarı ile. Bu çöküşün yol açtığı farklı laşmanı n-kalkışı (de-differentiation) i se.bölümünden oluşan bu farklı laşmadan sonra ise çalgı­ ların ayrı ayrı partisyonlardaki yerleri çal ması ve ens­ trümantal gerçekleştirim. bestecinin düşündüğü ile müzis­ yenin yorumu arasındaki özdeş-olmamanın (non­ identity) bir amblemi olarak üretim ile yeniden-üretim arası ndaki farklılığa verdiği değer.

Müziğin tasvir ettiği şey gitgide daha az birşeyin tasviri olmaya başladı kça. müziğin kullandığı araç ve tekniklerin esası da. müziğin alımlanması üzerinde de durmuştur. yakı n bir gelecekte . kültür endüstrisinde karş ı laşı lmış bulunan sanatı n araçsallaşması sürecine çok benzer bir sonuç olacaktır: "ister istemez teknik ile içerik ara­ sı ndaki gerilim daha da azalacaktır. Bu konudaki uyarmaları nda kendini beğenmiş bir uzmaı:ıın küçük görücü kimliğinin bulun­ duğunu aceleci bir tavı rla ileri sürmek zor değilse de. tasvir edilen şeyin esası ile uzlaşı m içine girecektir"9 1 • Son olarak. Hafla sistemin de. Bugünkü hu yaygm durum. tersine.\'lradan ve tek tip hir kc!f'c�va dönüştüren kültür endüstı•isinin de hatası dekildir. amprik anlayışla çal ı şan müzik sosyologları ndan çok daha fazla şüpheci bir tutumla da olsa. bu tür eleştirilerden hiç çekinmeden şunları söylemiştir: Eleştire/ tipolojinin tahmin elliki hugünkü ya_lXlll du­ rum müziği şöyle değil de höyle dinleyenlerin hatm·ı dekildir. Adorno.tekniklerin ürünü olmaya başlarsa. Bunun sonucu ise. Adorno. yeniden-üretim sanat ürününün yerine geçece ktir"90 . gitgide daha çok. Zeitschriffte yayınlanan 1 938 tarihli "dinle­ menin gerilemesi" konusundaki dikkatli incelemesinden 1 962 yılında yayınlanan Müzik Sosyolojisine Giriş'tesi 92 dinleyici tipolojisine dek Adorno kültür endüstrisinin iktidarı n ı n artışına paralel bir gerileme olan müziği e­ leştirel ve bilgili bir biçimde dinleyip ona yan ıtta bulu­ nabilme kapasitesinin gerileyişini hep üzüntü verici bir olgu saymı ştır. daha (vi istismar edehil­ mek için ha/km kc{/tısım . hütiiniiy/e toplum- 193 .

Müzikteki bu eski gelenekten kopmanın toplumsal nedeni ise. hiiliin bir ıopl11111a yayxınlaşıırılıp h11laşıırıln11ş h11l11na11 siJ=iim . hilimsel kaıma11larıla11 =ıılııır etmektedir: Zilıi11sel e­ mek ile hede11sel e111e. tek bir besteci olmamıştır. Adorno'ya göre.\' Oğı oluş undan orıc�l'll pk111akıad1r • Adorno'nun. bunun sonucu maddi üretimin rasyonalizasyonu olmuşsa. ya da yüksek swwı jm'lllları ile diişiik dii=eyli swwı . bunlardaki örtük çelişkiler ve tam bir berraklıktan uzak olma durumları konusundaki duyarlığ ı .i!. 1 94 .ona kiiltiirde11: ı·e 11ilu�wı.iıı hirhiri11de11 c�rnl111as111dc111.wl tepki ıar=lar111111 hile hu "3 ya11 '1ş hiIi11d11 ı ut. Bach'ın modernitesini savunmuştur94 . üretim sürecinin küçük küçük öğelere ayrılıp dekompoze edil­ mesi yolu ile rasyonalizasyonu anlam ına gelen lonca üretiminden manifaktüre geçişti. "Nasıl . müzikte diyalektiğin başla­ ması Bach ile olmuştur. Aydınlanmanın Di­ yalektiğinin ürettiği kültürün aporias'ından kurtulabilmiş. hangi tip dinleme biçimini ya da eleşti­ riyi savunmuş olursa olsun. "daha sonra Viyana Klasizminin en çok kullanı­ lan kompozisyon tekniği durumuna gelecek olan gelişen varyasyon tekniğini"95 müziğe ilk kazandıranın Bach ol­ duğunu ileri sürmüştür. onun müzik dilinin kendi içkin (immanent) ge­ lişmesi konusunda çok geniş bir çalışma yapmasına ve konunun değişik yanlarına ilişkin birçok yazılar yazması­ na neden olmuştur. Bach'ın müziğini arkaik varlığın (Being) bir ifadesi olarak yorumlayanlara karşı yazdığı bir makalede Adorno. Schoenberg'in Bach'a ilişkin görünüşünü paylaşan Adorno. Adorno'ya göre.fhr111lar111111 hirhiri11de11 c�rnl111arnula11: daha sonra da. yanlış hir dünyada doğru hir hili11ciıı ola11akH=lığ111dan re halla mii=iğe J!<hlerile11 ıopl11111. aynı şekilde. Adorno'ya göre. Schoenberg de içlerinde yer almak üzere.

yüzy ı lda olmuştur. Bunu yapan ilik besteci Bach olmuştur"96• Adorno'ya göre. müzikte ulaşı lan en büyük zirve olarak Beethoven'in müziğini kabul eden Adorno. Çok uzun bir süreden beri . daha sonraki bütün bestecileri değerlendirirken. müzik eleştirilerinde . Beethoven'in çalışmaları s ı rası nda. ger­ çekten de. Bütün Eser/eri nin 21 'inci cildtnde yayı nlanacakt ı r . Beethoven'in orta dönemi denen. Alman İdealizminin ve diya­ lektik düşüncenin oluşumunu sağlayan devrimci döne­ mini sanatçı sr olduğu kabul edilmektedir. Beethoven'in çal ışmaları üzerine hayatları boyunca incelemeler yapan birçok 1 95 . Fidelio ve Dokuzuncu Senfoni gibi çal ışmaları n. müzikte Bach ile başlayan Doğa' nın üzerinde egemenlik kurma ve bu egemenliğin yo­ ğunlaşması . Gelişen var­ yasyon tekniğinin doruğuna ulaşması ise. kendine ve düşüncelerine duyduğu güvenin ise henüz hiç durala­ madığı günlerin müziği olduğunu düşünmek yanlı ş sa­ yı lmamal ı d ı r. Eroica. hep ölçü almıştır97 . çok daha önceleri. hep. Her ne kadar Adorno 1 930'da başladığı Beethoven üzerine felsefi incelemelerini hiçbir zaman bitirmemişse de bunları n elyazmaları . öznellikle. asıl 20.sanat çalışmasının rasyonel bir biçimde inşaası da Doğa üzerinde estetik egemenlik kurulması fikrini oluşturup netleştirmiştir. Beethoven'in müziğini. Her ne kadar. burjuvazinin kendini bütün bir insanlığın temsilcisi olan evrensel bir sınıf sayd ı ğ ı . 1 803 ya da 1 804'teki Üçüncü Senfoni ile başlayıp 1 8 1 9'daki Opus 1 06 piya­ no sonatı na kadar süren yıllarda yaşanmıştır.ilgili bilim adamları nın bildiği üzere. Beethoven'in bir besteci olarak yüksek burjuva kültürünün heroic çağının.

pratiksel aklın duyumsal anlamdaki en açı k örneği . Onun müziğinin dinleyicileri ise. Beethoven burjuva humanizmasının en yük­ sek momenti. burjuvazinin utkusunun doruğa ulaştığı günlerin en tipik örneği nite­ l iği kazandı rmaktadır. bir öl­ çüde. bu müziğin güzelliğini hakkettiği şekilde alg ı layabilen. müzik olarak içinde ifade ettiği hakikat ile kendisini özdeşleştirebilen dinleyiciler konumuna gele­ bilmiştir. ya da Kant veya Hegel'le birlikte o dönemin insanı olarak ele almayı fazla anlamlı bulma­ makta iseler de. ancient bir ideal olan organik tümlüğe sahip sanat çal ışması kendi aktüel realizasyonunu da tamamlamı ştır. Artık Mozart ve Haydn gibi aristokrat efendileri memnun etme yüküm­ lülüğünden de kurtulmuş bulunan Beethoven. Beetho­ ven. kendini özgür kılmış burjuvazinin oluşturduğu müzik dinleyicile­ ri ile ayn ı konumda bir birey olmuştur. Beethoven'in senfonilerinde ve yaylı çalgılar dörtlülerinde mükemmelliğe eriştirdiği müzikte. Müzikteki im totalite 1 96 . zaten bu nedenle olmuştur. Adorno'nun Beethoven ile ilgilenmesi de. Ona göre. B11eıhoven 'in hütün musikisinde ywıkilanan hu1:juı•a ö::xürleşimciliki dinamik hir hiçimde kendini açıp ser­ gileyen totalitenin ta kendisidir. aktif öznelliğin objektif müziksel materyal içindeki en üstün gerçekleştirimidir. onun müziğine burjuva kültürünün en başarıl ı günlerinin. Bach ile başlayan müziği dinsel sınırlamaları ndan özgürleştiren laikleşme sürecinin doruğa ulaştığı nokta olmuştur. 98 Beethoven'in müziğindeki klasik (ya da Ayd ınlanmajcı) ve romantik öğeler. dolayımlı bir analiz düzeyinde incelenebildiğinde.müzisyen Beethoven'i döneminin müzik-d ışı olayları ile ilgili bir müzisyen.

sergill!ll imi. tamamiyle. Ne var ki. ikincisi kavamsal-olmamaktadır. Diğerliliği tasfiye etme eğilimi çok daha az olmaktadı r.w�rı taklit 1!1111eksi::i11 hıı1111 yapahilmektedi/Y . egemen öznenin bir 1 97 . Adorno'nun anlatmaya çal ı ştığımız kendine özgü ne­ denlerle totalite'nin olumlamacı kullanımlarına hep kar­ şı olduğunu gördüğümüz için. gerek idealist ve gerekse pozitivist felsefedekinin tersine . ve Hegefin Fenomenolojfsindeki diya­ lektik uzlaşı mların benzeri olan reprizlerin ustaca kulla­ nı lması yoluyla totalitenin elde edilişini takdirle karşı la­ . dofrr11larke11 de kmclisinin yasalarına göre hiraraya gelip ytljnlwımakta: tüm ise kendini kendisi dı­ şmda aramamakta: m111·111t111ları (movements) ise. M üzikteki indirgenmesi ola­ naksız mimetik momentin varlığının bir anlamı da mü­ ziğin hiçbir zaman. Bun­ lardan birincisinin esas olarak kavramsal oluşuna ve bu nedenle de özdeş-olmayan (non-identical) ve kendisi­ nin astı konumundaki heterojen tikeller üzerinde hep kendi sultasını kurmak istemesine karşılı k. müzikte bu işin yapı la­ bilmiş oluşunu neden bu denli kayıtsız şartsız olumlu karşıladığını anlamak güç olmaktadı r. dığını ifade etmektedir. olıışıırkrn de. Adorno'nun değerlendirme tarzına göre. giiç·­ leri hıı 111m·11w11ları harekete geçirl!n diil�vtmın hir hen­ ::eri olmakta: ve 111111·111tmları hunıı yaparken sö:: konıısıı dü11.\·udarken ele (negate ). Buradaki en önemli tümce "dinamik bir biçimde kendini açıp sergileyen totalite" tümcesidir. Bu tümce Adorno'nun Beethoven'in musikisindeki zamansal an­ lamdaki geçicilik boyutunun progressive bir boyut nite­ liği taşıdığı n ı . kendini o/ıım. Daha önceki bölümle rde. teorik çalış­ malar alanı ndaki totalite ile müziksel çalı şma alanı nda­ ki totalite arası nda çok önemli bir farklı l ı k vard ı r.

Beethm·en 'in. Onlardaki totalizasyon anlayışı gibi. Beethoven'in orta dönemindeki müziğine karşı bakış tarzında bulabilmekteyiz. fakat henüz tahakküm altına alınmam ış bir toplumsal bütünün önbelirimi (prefiguration) olarak yeniden-uzlaşıma varm ış sanat ürününe karşı Adorno'nun olumlu bir tutumu ol­ muşsa. felse­ fedeki çağdaşları ile birlikte. Beethoven'da özgürleşimci bir nitelik bulunduğunu söylemekle Adorno da bu niteliği müziksel ürünlere onların dışından ve zorla kazand ı rmak ister gibidir: Beeıhown "in en h i�riik se11fimilerinde11 hu=1'armdaki repri=in o/u111/a11wcı jesti haskmm. en yii­ ce/time 11[(ra1111ş mii=iğe kadar u=wum ideolojik ka­ raktere ::orun/11 olduğu iç·in gösterdiği h ir sa. "nesnenin üstünlüğüne" karşıtlık duyan o za­ manları n büyük filozoflarına oranla. Beet­ hoven. Çünkü. ya da bütün insanların içinde özgürlük diye birşeyin olduğunu savunan Kant gibi.lw. bunu. ütopyan materya­ list holism'e çok daha yakın say ı lmalıd ı r. Adorno'da da kaçınılmaz bir biçimde ideolojik bir boyut bulunmaktad ır. oıoriıeryan " İşte o/mm\/ xerekıij!i gihi "nin pm-ç·a parç·a edilmesini sağh�vw1 hir giiç olmakta: dekorali(jestler mii=iksel n itelikteki olgu/cm aşmakta . ne olursa olsun. Bu anlamda. Fransız Devrimindeki Jakobenler gibi. 1 98 . ortaklaşa.inşaası durumuna getirilemeyişidir. Bununla beraber. bir açıdan bakıldığı nda . burjuvazi ger­ çekten ve bütün bir toplu m demek değildir. rasyonel olarak totalize edilmiş. zayıf bir yana da sahiptir.hu. fakat demm eden ö=giirliiksidiiğiin (111ı:freedo111J aranlı{�ı 11111 ile i)=giirlü[(iin if(u/esi o/maktadır Her şeye rağmen.

\'a- 1 99 . fakat daha önceki dönemdeki yapıtlarında mümkün kı labildiği bu iki kutup arası ndaki dolayımdan bt. özellikle son kuartetleri . Adorno bunları N apoleon'un ölümünden sonra hızı n ı kaybeden burjuva devriminin artan buna l ı m ı n ı n bir yansıması olarak daha genel bir çerçeve i çi nde inceleyip açıkla­ mıştır. Bununla beraber. Gerçekten de.ok.J 'l' yayıl111as1111 . son dönemdeki müzik ça­ l ışmaları devimci sentezin çöküşüne karşı m ücadele etmi ştir. .:d�rete kadar 11111/wf(ı:a etmek irin yapmakıaılır.rnıda ıı­ y11111lu hir se11te= olııştur111a111aktadır. Adorno'ya göre. hem öznel hem de nesnel yanların ı sürdürmüş. yaklaşık 1 8 1 9'dan 1 828'deki ölümüne dek süren üçün­ cü dönemine hasredilmişlerdir. sanki =lllllllll ·m i�'i11de e­ hı. bununla beraber. Beethoven'in son çal ı şmaları .: son çal ı şmaları yoksun kalmıştır: Yapıı111 . Adorno'nun Beetheven'e gösterdiği ilgi. hıı iki ekstremi hirhiri11de11 dulıa da ıı:aklaştırmakıa: kopıı­ ş1111 hir gücü olarak hunları. fi"ug111a11laş11ıış gdrii11ii111ii 11es11eldir: hir 111er­ ke=de11 ışmlar gihi re\'rl'. onun en olunılamacı besteleri ile sın ırl ı kal­ mamıştır. Adorno'nun daha da kapsamlı bir projesinin yayınlanmış iki fragmanı olan " Beeth o­ ven'in Geç Dönem Üslubu" ve "Yabancılaşm ı ş Başya­ pıt: Missa Solemnis" 101 Beethoven'in çok tartışılan. hala olumlamacı niteliğini sür­ düren (ki. Beetho­ ven'in kişisel kırg ı n l ı kları na atfetmek yerine. kimi yorumcuları n dediklerinin aksine. hiç şüphesiz Beethoven'in daha 1 8 1 2 gibi çok erken bir tarihte planladığı bir çal ı şma olan) Doku­ zuncu Senfoni'si bir yana.ft�Vllll ışığı ise ij:11eldir. !Julıa <. Beet­ hoven Restorasyon Avrupa'sı n ı n yeni realiteleri ile hiç­ bir zaman uzlaşmamış. Hegel'den farklı olarak.W{!. Beetl10w11 hu ekstremler ara. Bu dönemdeki değişik­ l ikleri .

'.. ama hala laik bir hümanist olan besteci. belki de ası l önemlisi. diyalektik bir uzlaş ı m ı kendine temel alabilmiş organik bir bütünlük (wholeness) modeli de söz konusu olmadığı için. Dinsel m usikideki mes'lerin arkaik görünümlü form'una dönen. Missa 'da hu mo­ tifler ve temalar. Missa Solemnis olmuştur. (her sanatpnm) son dönem r. Missa Solemnis ile sanat formunun gelişen varyasyonları nı terk edip. dinleyenlerin çoğunun pek bir şey fark etmediği .) motifler ve temalardır. 10' 1 · taunıa h ırer kalaslro1· oImuştur . bunların yerine. sa­ natçının 1 9. Dinleyicilerinin beklentilerini boşa çıkararak. 200 . burjuva öznenin gerçekten özgürlük sa­ y ı labilecek bir özgürlüğe kavuşmuş olup olmadığı so­ rusunu gündeme getirmektedir. çok daha statik olan kontrapuan formları n ı yeğleyerek. hıı kate}{ori Missa 'da hir tiir. Be­ ethoven. Beethoven 'in eserlerinde daima en önemli kategori olan lota/ite kate}{orisinin diğer eserlerinde müziğin h ireysel kısımlarının içsel gelişmesinin sonucunda o­ luşmasına karşılık.a!tşmalart. Yüzy ı l ilerledikçe kendi kamusundan ya­ bancı laşmasının tutanağını da tutmuş olmaktadı r. art ık. böyleli kle.. Artık. Adorno'nun Beethoven müziğinde özellikle ilgi çekici bulduğu katastrof ise. . Beet­ hoven'in geç dönem müziğinde gerçekleştirilmiş olan bu farklı totalizasyon. nal tarihinde. . isimlendirilmeye direnen (hi­ reysellik aramayı unutmuş-<. burjuvazinin ayd ı nlanma-öncesi geçmişinden azad olma girişiminin uğradığı yenilginin tutanağ ı n ı tutmak­ tadı r. hi­ reysel kısımların hu i>zelliğini azaltan dideme haha­ sına var/ılığını sürdiirehilmektedir. zorlamaya dayanan yol ve yön­ temlerle yapılabilmiş bir total izasyon olmaktadı r.

Missa'yı Adorno'nun ölçülerine göre değerli kılan özellik de. mii=ikte en yüksek iladesi Beetl10w11 'in yapllları o/a11 hwjuw. Bu a11da11 itiharen de. . kristaller yumağ ı- 20 1 . yaşanan yabancı laşmayı görüp. reac Sembolik birliğin varlığını yeniden-söyleyebilmek (re-assert) için Schubert'in girişimleri gibi daha sonraki girişimler ise. hakettiği biçimde bu durumun adını koymuş oluşudur. Ne var ki . hirı. organik olmaktan çok. Missa.:ok yerde.· . bir totaliteyi muhafaza etmekte oluşu değil. solgun da olsa . sembolizm aracıl ı ğ ı ile.fe­ tinin alnuş hu/unuşu. Klasik nitelikteki sen/imi idea '. . Bımım en önemli ı·e cleri11- likli yam. kısa bir süre sonra Baudelaire'in lirik şiirin içsel eleştirisini yaparken fark edip poetik terimlerle anlata­ cağı şeyleri. 011/arm yerini kapalı tümcelerin sö=üm mw mulıale. onwı deharnw ö=giir olan ya111 ise. Adorno"a göre. Beethoven böylelikle müzikte daha da önce fark etmiş ve anlatmıştır: Klas ik olan ı klas ikleştirerek gider önüne sermişlir. bizzat yapıtın kendi ismiyle bile. hala. Dzvalektik kontrastlarm var/ığmm sona ermiş oluşu. Adorno'nun Benjamin' den öğrenip kullandığı terimlerle ifade edecek olursak. fragmanlara ayı lmış bir tümlüğün harabelerini yeniden inşa etmeyi reddedebilmiş bir yapıt olmuştur. totaliteyi =aqf(ı ıığ­ 1113 ra l makıadı r .rnıda eleştirel olmaks·ı­ =m onayla111p kahııl edilen olum/amacı Varoluş ·u red­ detmiştir. sanki ıdaş1111ş/ar gihi tek hir imgenin içinde swımı�rı . arala­ rmdaki =t1ltğı }!iderip ıdaşm<�ra ı·artmıtmuş şeyleri.ı =ihnzreı ı·e psikolojisini aşkı11lamışrır. 1 Iet ı·ışı o/nwktacItr ııı.

Nitekim. "Proleteryaya ken­ dini bir m üzik öznesi olarak inşa etme olanağ ı n ı n hiçbir zaman tan ı nmamış oluşu. mü­ zikteki bu durumu analiz tarzı. göreli de olsa. yalnızca. Gerçekten de. Beethoven'den sonraki hemen hemen bütün bir 1 9. 1 07 m üziği temel nitelikte tek bir kalı p (pattern) içine sokacak şekilde homojenize etme eğiliminde ol­ m uştur. gerek onun sıstem içindeki konumu-ki. tahak­ kümün nesnesi olmaktan ibaret bir konumdur bu . m üzikteki kopuşun kaynağ ı olarak dö­ nüp bakabileceği m üzik dışı alandan dinamik herhangi bir referantı n ı n bulunmayışı olmaktadı r.ve gerekse bu sınıfın özellik ve mahiyetini oluşturan bas­ kıcı faktörler nedeniyle olanaksız kılınmış bulunmasıy­ dı" . 1 08 Eisler gibi Marxist bestecilerin kendisi için bilin­ ce sahip kolektif bir müzik oluşturmak ve bununla işçi sınıfın ı n devrimci bilincini hem ifade etmek hem de 202 . Adorno. Adorno'nun.na benzeyen pek nahif yapılar olmaktan öteye vara­ mam ıştır1 06 . Burjuva kültü­ rünün gerileme dönemini burjuvazinin heroic dönemi­ nin bitişinden başlatan Lukacs'tan farklı olarak. Yüzy ı l müziği ne onun ikinci dö­ neminde yaptığı diyalektik totalizasyonu. Adorno'nun eleştirisinin. Belki de. Bunun temel nedeni ise. Rose Rosengard Subotnik'in yakınlarda yay ı n lanan çal ışmasında belirt­ tiği gibi . farklı l ı kları önemsemez görünme özelliğinin en önemli nedeni. Beethoven bazı bakı m lardan Kanf ın ya da Hegefin m üzikteki eş düşeni (mümasili) olmuşsa da Marx'a koşut sayılabilecek bir besteci ol­ mamıştı r. ne de üçüncü döneminde yaptığı allegorik nitelikteki de totalizasyonu gerçekleştirebilmiştir. böyle yaratıcı bir işlevin. burjuvazinin yerini alacak sınıfa da fazla bir inanç duy­ mamaktad ı r.

ya da mitik cem aatin yeniden canland ı rılması ile Alman Volk'unun yeniden­ doğacağ ı n ı zanneden Wagner'deki gibi yeni kolektivite formları aramaya kalkışan müzikler olmuştur. Yüzyı lda bile Adorno bun lara hiç önem vermemiştir 1 09• Onun ilgilenmeye değer bulduğu tek müziksel özne. 1 9 .coşkulandı rmak istedikleri 20. Burjuva kültürünün gerçek dekadansı n ı n . Yüzyıl son dönemlerinin müziğini Adorno'nun hiç de olumlu bulmayı ş ı n ı n nedeni de. 1 9. Daha sonra­ ki kültür endüstrisi gibi. bu değişikliğe karşı bütünüyle duyarsız kalmış oluşudur. artık müziğe oranla daha alt düzeyde bir müzik formu oldu­ ğu ve artık hükmü kalmamış ve hakiki bir hale (aura) olmaktan çıkmış bir haleye muhtaç bulunduğu için ope- 203 . ya Romantiklerde en uç noktasına varan. i mgesiz. gerçekten bu açıdan ne denli önemli olduğunu Adorno'nun 1 930'1arı n sonları n­ da başlayı p 1 952'de yayınlanan bir kitapta 1 1 1 ele a l ı p incelediği Wagner'in müziği olmuştur. Yüzyı l son dönemlerini mü­ ziği de. Wagner Üzerine inceleme Adorno'nun Wagner müziği ve Wagner'in "toplumsal karakteri" ile onun dö­ neminden epey sonra burj uva toplumunun faşizme gelip dayanmasına neden olan geriye-yönsemeli top­ lumsal güçler arası ndaki bağ ı ntıları irdeleyerek zen­ ginleştirmek istediği bir çal ışma olmuştur.başka yerlerde bu terimi kulland ığı için Lukacs'a saldı ran Adorno burada özellikle dekadans terimini kullanmıştır1 1 0 en açık seçik görünür hale geldiği müzik de. ilk örneğini geç­ dönemindeki Beethoven'in oluşturduğu burjuva müzik­ sel öznesi olmuştur. hala yaratıcı bir öznenin yaratısıymış gibi görünmeye çalı­ şan bir müzik olmuş.

kopuksuz bir bağlantı olduğunda ı srar etmiştir. müzik . müziği.raya karşı (bunun tek önemli kural dışı örneği Bergin operaları d ı r) daima kuşku duyan Adorno'nun Wagner müziğini beğenmeyişinde. Wagnerin anti-Semitik ı rkçı inançları ve sado­ mazoşistik otoriteryan kişiliği ile müziği arası nda. e­ sasta. bu iki besteciyi birbiri­ nin tam karşıtı saymıştır.dışı faktör­ lerin de etkisi vardır. herkesin bildiği. Bizim açım ızdan Adorno'nun analizinin en ilginç yanı müziğin kendisi ile ilgili yanıd ı r. Adorno. gerçek bir çözümlenmeye hiç varmayan ve herhangi bir yöne de seyretmeyen sonsuz bir ardı lları ı m ı hatı rlatmaktadı r. Beethoven'in senfonileri güçlü öznelerin kendi öznelliklerini nesnel bir form içinde ger­ çekleştirdiği. Wagnerin operaları gerçek bir gelişme ilkesinden ya da gerçek bir öznellikten yok­ sundur Wagnerin. Horkheimer'in "Egoizm ve Özgür­ lük Hareketi" 1 1 2 başlıklı makalesinde ana çerçevesiyle anlattığı erken dönem burjuva protesto hare! �etinin "antropolojisini" kendi savı na temel alan Adorno. iç tutarlılığı olan. Beetho­ ven'in son döneminden sonraki burjuvazini n müzik alanı ndaki bilincinin dejenerasyonu ile bağlantılı say­ ması d ı r. "sonsuz melodi"ye çok fazla önem vermekte oluşu Hegel'in "kötü sonsuz­ luk" kavra m ı n ı . Wagner'i Betthoven'in senfonik müzikte ba­ şardığı işi opera müziğinde başarmı ş bir müzisyen sa­ yan 1 1 3 Joseph Kerman gibi çok daha yakın y ılların e­ leştirmenlerini n tersine. totalize edilmiş çalışma­ lar olmasına karşılık. besbelli. Wagnerin operaları klasik burjuva insan ı n ı n kendini ifade etmedeki başarılı mü- 204 . Wagner'den önceki Nietzsche ve daha sonraki birçok­ ları gibi Adorno da Wagnerin müziğini fikirlerinden ve karakterinden ayrı ele almayı reddetmiştir.

müzikteki organik totalizasyonun kırılıp dağ ı lması anlamı na gelebilecek leitmotif tekniklerine dönmüştür. reklamcı l ı ktakine çok benzeyen bir tür "meta/işlevi yüklenmektir: Daha sonraları başlayacak olan kitle kültürünün en beylik uygulaması n ı n benzeri sayı labilecek şekilde. ıt'agner 205 .mi yul'llrlukluşıml1111ş \'e /um h ir hütünlük. m üzik hatı rlanmayı amaç edinmiştir. Adorno'ya göre.fimmm oluşturup hesledif{i jestlere dayu- 11011. mü­ ziksel alanda da ortaya çıkan ve bizim zaman ı m ıza doğru artı k otoriteryan kişiliklere varan ego­ zayıflamasına karş ı . Yüzyılda ortaya çıkacak olan kültür endüstri­ sinin ve dinlemedeki gerileyişin (regression of hearing) habercisi olmak istercesine.wl sözde kurşı-urayışıa ya­ ru//lmak islenen şey ise.wl olu11111. m üziğe d ışardan zorla verilmek istenen ve Gesamtkunstwerk kavramı ile ideolojik yônaen haklı laştı rılan yapmacı k bir bütün lüktür: Wag11er °Kil . Bu tekniklere dönüşün amaçları ndan biri de. Wug11er 'in mü=if{i ipe/ olan ile . geç dönem burjuva insa­ n ı n ı n kendi kontrolü dışındaki şeyselleşmiş güçler kar­ şısında boyun eğişini ifşa etmektedir. 20. hem içsel ve hem de dış. dikkatsiz ve savsak bir dinleyici için yazılmaya yönelmiştir" 1 14 • Leitmotifler. bir anlamda. dışuvurumcu w yupı. Bu netlenle de./tş. Adorno'ya göre. Wagner'in atomize olmuş ve geliştirilmeden bıra­ kı lmış motiflerinin öte yüzü ise. yaltaklanma ve bu gerilemenin sırtını sıvazlama olmuştur.cadelesini yansıtmak yerine. özne ile 11es11e11i11 hirhiri1ule11 kopup '�rrı düşmüş hul111u/11klum11 luilit hir hirlik ı·am11ş i=­ lenimi yaratmuk istemektedir. epik ıoıaliıe gihi hir şey olmukıucltr.

ko111po=is nm s üreci ideoloji11i11 111ii=ik drw11alar111a edehzrnı yolu ile akıanlıp taş11111ws111dt111 1 15 da ijteye. 111ii=i�i11de de. "zaman ' ı n da sanki değişmeksizin öylece durmakta oluşunun bir amblemi gibidir" 1 1 6 . müziğin senfoni for­ munda ustalaşıp doruğa eriştiği bir zaman'da her şeyin değişebilir olduğu (herşeyin hep aynı kalmayıp gelişe­ bileceği) anlayışı içindeyken sürdürdüğü mücadeleden vazgeçmiştir 1 1 7 • Wagner operalarında toplumsal bir değişimden ümidini kesmiş ve iktidarsızlaşm ış burjuva özne. "Herhangi bir gerçek armonik gelişimin bulunmayı ş ı . Beetho­ ven'in dinamizminin yerini. İ ktidarsızlaş m ı ş bir biçimde kendini yenileyen Wagner müziği. birbirinden kopuk ve hep ayn ı şekilde kend ini yineleyen olaylardan ibaret parçalar ha­ linde gösteren kurgulama anlamı nda-ç. temel i n san i­ lışkilerinde reel hayata a lternatif oluşturmayacak ve ha­ yatı bir süreç olarak değ ı l . Gerçek hayattan düş-benzeri kaçış ve müziğin üretken köken­ lerinin iradi olarak bastı rılması Wagner'in mitik tekrar­ lamaları yeğleyişi. ideo/oji11i11 hir orga111 (agenl) o/111akıadw Hala birbiriyle çelişkin (uzlaşmaya varmaktan alakonulmuş-ç. acı verici kaderi bir gereklilik olarak görmeye 1" "Spatialized temporality" karş ı l ı ğ ında.) toplumsal realiteleri müziksel yollarla çözümleyip görünmez kı lmak için Wagner daha son­ raları kültür endüstrisinin en önemli özell iklerinden biri olacak fantazmagorik teknikler geliştirmiştir. Wagner'de. aslı nda. artık yükselme dönemi sona ermiş burjuva kültürünün uzamsal geçici­ l iği almıştır. değişmesiz­ dir ve geçicilik (zaman boyunca evrimlenip gelişebilme) özelliğinden yoksundur. " diye belirti­ yor Adorno.ı+ı Wagnerln jestleri. 206 . TV'deki dizilerdeki epizodik anlatı mda hep gördüğ ümüz g i b i . buna karş ı l ı k tarihsel zaman'dan hoşlanmayışı ile açı kça ortaya çıkmaktadı r.

Her ne kada r Wagner bu tür dizonansta ifade edilen acıyı . . Adorno şu yargıya varm ış ve bunu ifade de etmiştir: "Wagner'in müziğinde tek bir dekadan Ôğe yoktur ki. bu nedenle de. kendisinin cellad ı ile özdeşleşmiştir.başlayarak kabullenmiş. Wagner'in kromatizmi kullanma tarzında. Adorno. haşin" 1 1 9 pasajlar olmaktadı r. bu acıyı gözlerden saklayan perdey. Adorno'nun 207 . birbirini tutmayan. Başka bir deyiş­ le. . Beethoven'in ikinci dönemindeki gibi olumlamacı bir form içinde olmamaktad ı r. Fakat tonaliteyi zayıflatmış oluşu ileri bir fonksiyon ifa etmiştir. Bununla beraber. Wagner'e bu denli derin bir karşıtlık duygusu besleyen Adorno. yaratıcı ve üretken bir zihin ondan geleceğin güçlerini çı karsamada zorluk çeksin . ne var ki .i kaldı rı p görülür kı lmak yerine. geç dönem Beet­ hoven'in müziğindekinin tersine. Ger­ çekten de. bu. Wagner'deki bu dekadansın görülür kılınması. yaptığı müzikteki niyetinin dışında. onun müziğinde değer verilmesi gereken birçok arayışlar olduğunu teslimden de geri kalmamıştır. altüst ettiği Tristan'ın üçüncü sahnesindeki "kara. Wagner emperyalizmin ve son dönem burjuva terö­ rizminin gönüllü bir peygamberi ve gayretkeş bir hiz­ metkarından ibaret değildir. dizonansı n özgürleşiminin haz ı rlanı­ şının yer aldığını ifade etmiştir. transfigüre etmek istemişse de. Adorno'nun değerlendir­ melerindeki Wagner kendi dekadansı n ı horlayan ve bu dekadansını her şeyi eritip yok eden bakışlara bile da­ yanabilen bir imge içinde aşkı nlayan nörotik bir yetiye de sahiptir''1 1 8 Bunu kanıtlayan belki de en güzel par­ çalar Wagner'in transfigürasyoncu vizyonunu ölüm a racı lığı ile.

hayran olduğu Mahler gibi besteciler tarafı ndan bu giri­ şimde bulunulduğunda ise. Huizinga ve Adorno'nun Görüşleri Açısından Bir ônçalışma (Ankara: Dost Kitapevi. Avrupa'nın kenar yerlerinde yaşayan "taşralı" 1 2 1 bestecilerin girişimleri olarak nitelendirmektedir. : Ü nsal Oskay. yönetim altına alınmış dünya n ı n rasyonalizasyonunun folk kültürüne henüz tam olarak sızamadığı ülkelerde. Bknz. Adorno'ya göre. Sevmediği Sibelius. Müzik ve Yabancılaşma: A risto. hiç vakit kaybetmeden.yönsemeci bir biçimde anti-sübjektif ve şeyselleşmenin en kötü yaltaklanıcıları olduğunu söy­ lemektedir. Örneğin. 1 982. bu tür yargıların keyfi şeyler olduğunu işaret etmişlerdir. Adomo'nun karşıtı olduğu bestecileri savunanlar i­ se. kozmopolitanlığı apaçık bir Stravinsky'den daha az völkisch sayılıyordu? 1 23 ı+ı Ve bu Krenek'in çalış­ masının kendi normal kategorilerinin dışında bir çalışma olduğunu kabul etmekle Adorno'nun da böyle birşeyin sorulabilir olduğunu kabul edişinden cesaret alarak bütün müzik yapıtlarının aynı felsefi ve toplumsal kriterler aracı- 1•1 B u kon ularda geniş bilgi v e Adorno'n u n görüşleri için. söz konu­ su bestecilerin bunun olanaksızl ığını fark ettiklerini gösteren negatif bir moment ve kendilerini salt ideolojik olmaktan kurtaran bir tür özelleştiri müzikte 1 20 yeralmaktadı r • Bartok ve Janacek gibi Adorno'nun hakları nda yargıya varmakta tam bir netliğe erişemedi­ ği bestecilerin girişimlerini ise. adı geçen beste­ cilerin geriye . 208 . niçin Finli Sibelius Macar Bartok'tan ya da Çek Janacek'tan ayrı tutuluyordu? Niçin Mahler. Hindemith ya da özellikle Stravinsky gibi bestecilerin 122 bu girişimlerini değerlendiri rken ise.

kuşkuya yer bırakmama­ casına. Schoenberg gibi Beethoven da "gelişen varyasyon. defterinin dürülmesi olmuştur. parçacıkların arızi bir oluşturucu öğesi olmak yerine. Adorno'ya göre. bunları . Adorno'nun modern müzikte "heroik onyıl" diye adlandırmayı sevdiği yıllar sırasında Schoenberg müziği başat tonal triadın1+• armonizasyondaki tiranlıktan kurtarmıştır. Yüzyılımızın müziğinde dekadansa karşı bir antidot arayı p bulmaksa amaç.lığı ile değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığını da sorabiliriz1 24 • Adorno'nun yarg ıların ı değerlendirmenin en iyi yolu . • lar" ustası idi 1 26 . asli oluşturucu öğesi durumuna gelebilmiştir1 27 Schoenberg'in atonal dönemi ı+ı Birinci ile üçüncü ve beşinci notalardan oluşturulan üçlü akor-ç. bir tüm olarak. müzik sonuçlayımcı bir kadansla bitmekten kurtulmuş. bu bestecinin adı "özgürlük düşünün kendi bilinçli tonuna ilk kez kavuştuğu Beethoven'in yanında" 1 25 anılmaktay­ d ı . "Diyalektik bir besteci" olarak Schoenberg üzerine yazdığı makalesinde. anlamlı bir biçimde. 1 907'de Georgelieder ile başlayan. bunun için Schoenberg ve izleyicilerinin müziklerine bakmak ge­ rekmekteydi . Fakat paradoksal olan yan. Schoenberg'de besteci olarak asıl anlamlı olan yan onun müziğe başladığı dö­ nemde de geçerli olan Beethoven'ın ve bütün bir Batı müziğinin tonalite anlayışının. onun 1 920'1erdeki Schoenberg ve izleyicilerinin i kinci Viyana Ekolünün "yeni müzik" anlayışı içinde yetişmiş olması açısından ele almaktır. belki de. uyum­ suzluk (dissonance). 209 . Bunu yap­ makla uyumsuzluğa serbesti kazandırmış.

. daha çok. Schoenberg'de atonal varyasyonlar ile ifade edilen uyumsuzluk. ü stelik. Schoenberg'in bağımsız birey olabilme olanağının ortadan kalkış ı n ı n yaşattığı b u terörü sunumlayışı ndaki diyalektik mater­ yalisttik bir niteliktedir. Schoenberg bu çelişkileri bas­ tırmayarak. Hiç de 'dışavurumcu gibi' dav­ ranmamış oluşu. bu dürtü pisişenin ve bilinçaltın ı n saklanmaksızın ve baskılanmaksızın ifade edilebilmesi yönündedir. Kari Kraus 'u n linguistikteki arı kçılığı (purism) ve Adolf Loos'un mima­ rideki sadeliği gibi. kendisi egemen duru ma gelebilmiş (bağı msız) öznenin gücü değil .ise en dışavurumcu olduğu dönemdir. Çünkü uyumsuz­ luk müzikte en kendini hissettiren dışavurumcu araçtır. özdek olana (maddeye) bakması .bu itki. Bu muvmanı başlatan üretici güç psişik bir itkinin realitesiyle bağıntı l ı d ı r . söz konusu bu itki . "Schoenberg'in gerçek­ ten en büyük başarısı. " 1 28 Bununla beraber. . müziksel mater­ yalin kendisine artı k denk düşmeyen nesnel sınırlan­ mışlıklarına karşı çı kmaktadı r. Ne var ki. bazen diğer Dışavurumcula­ rın yapmaya çalıştıkları gibi. onu görebilmesi­ dir" 1 29 i çinde barı ndırdığı çelişkilerin Wagner ve ondan sonra ortaya çı kacak olan olumlamacı besteciler tara­ fı ndan yapıldığı gibi üstlerine bir şal çekilip gözlerden saklanmasına karşıl ık." diyor Adorno. "Çünkü muvman materyalin kendi içinde konumland ı rılmıştır. "daha ilk çalış­ malarından itibaren . kendi öznel niyetlerini heterojen ma­ teryal üzerine otoriteryan bir biçimde empoze etmeyişi. Schoenberg'in müziği de kendinden önceki sanatı n sahte takıştı rmalarla müziğe tutuştur- 210 . bunun ortadan kalkmakta oluşunun yarattığı ve yaşat­ tığı bulantı (Angst) olmaktadı r. materyalin sahih olan görünümünü ifade etmelerine olanak tanım ıştı r.

Suç. yöntemin materyal üzerindeki tiranlığı sayı- ı+ı "Prcx:luced by the constraints of the musical materiar' deniyor-ç. Daha 1 929 gibi erken bir tarihte 1 30 Adorno. 21 1 . Schoenberg ile Stravinsky bu çal ı ş malarla birlikte birbirine eklemlenmiş olmaktaydı .1+1 müziğinin daha sonraki gelişmesindeki on iki ton seriyalizmi. Schoenberg'in nasıl atonal müzikteki başarısı bütün bir tortullaşmış tarihi ile müziksel materyalin be­ lirli bir biçime girmeye zorlanmasıyla gerçekleştirilmiş­ se. Schoenberg'in "yeni müziğinin" bu yanı karşı­ sında hep kuşku duymuştur. Webern ve Berg'in çalışmaları eriyip tükenmiş öznenin bulantısına (Angst) sırt çevirmeyen çalışmalar olmaya devam etmişse de. tarihtir. Adorno. hiç şüphesiz. yani 1 91 8'den 1 923'e kadarki bunalımlı bestecilik yıllarında geriye dönüp yöneldiği müzik de materyalin zorlanması ve kısıtlanması ile yapılmıştır. müziği kendi içinde redde . Adorno. geç dönem niyeti o olmasa da. tonalitenin patlamasından (her tarafta kabul görmeye başlaması ndan-ç. Schoenberg'in kendisinin değildi: "Bu çalışmalar başarısızlı ları çok parlak çalışmalardı" diyor Adorno. ta­ hakkümün güçleri ile özdeşleşmiş çalışmalar yapmıştır." 1 3 1 Bu nedenledir ki.duğu süslemeleri müziğin üzerinden çekip almış. daha çok. esas olarak.uğratan . serializme karşıydı . kendi çıplakl ığında insanca bir sıcaklığın duyumsala­ nabileceği ve sahih görünümüyle algılayabileceğimiz bir dünya getirip koymuştur önümüze.) sonra baş düzeni yeniden kurma konusundaki Schoenbeg'in girişiminin ne kadar kötü etkilerde bulunduğuna işaret etmiştir. "Bu müziklerde başarısız olan besteci değildir. Modern Müziğin Felsefe­ sinin bu iki zıt kutbu. Serializm.

on iki ton kompozisyonlarını savunduğunu söylemişse de.yeniden inşa edecefeini ummaktadır. Onun yöntemini hiçbir şey katma­ dan tekrarlayanlar ise yeni müziğin yaşlandığını. kültür endüst­ risinin teknolojiyle tekniği istila edişinden daha da kötü bir başarısızlı k olduğunu düşünüyordu. onun total olarak organi=e edilmesidir Organi=e edilmiş olmakla. Adorno'ya göre. "Bugün unutulan. i ş bu noktaya gelince de. Beetho\'l!n tona/itenin anla1111111 ii=lıel ö=­ giirlük aractlı[:ı ile yeniden-üretmekteydi. Kısacası . Schoenberg. diyalektik besteci Schoenberg "diyalektiğin sonunu getirmiş oluyordu" 1 33. On iki ton tekniğinin yeni dii=en/enimi ise. "on iki ton tekniğinin merkezkaç eğilimli.yor ve bunun sanatın teknik boyutunda. ii=lıeyi orta­ 13! dan kaldmp yoketmekteydi ." diyordu 1 950'1erde Adorno bir ağıt yakar gibi. Aydmlanmanm Diyalektiğt nde anlatı lan Doğa­ nın tahakküm altına alınışının müzikteki versiyonu olan on iki . kendi ö=gür­ lüi{iinden feragat etmekte: hu nedenle de. dizginlenemez ve infilak etmeye hazır müziksel güçlerin bir araya geti- 212 . bütün bunlar nedeniyledir ki. yenik düş­ mektedir.Beethoven 'deki yitirilmiş güç \'e ilgili öfeeleri hirhirine hafeh�vıcı kuv­ vet . apkça. her­ hangi bir notanın diğer on bir nota duyulmadan ikinci kez yinelenmesinden kaçınmayı öğütlemiş oluşu rast­ lantısallığı n ölümünü bildiriyordu. ö=­ gürleşmiş mii=ik yitirdifei totalitesini . haşartlı olahilmek için. Ama. ısrarla on iki ton kompozisyonların ı değil. Max Weber'in sözünü ettiği müziğin rasyonelleşti­ rilmesi. şok yeteneğinin tükendiğini doğrulamış oluyorlardı.ton dizisinde doruğuna erişmiş oluyordu: Mü=iğin total rasyonellı:>ştirilmesi. mü=ik bunu yaparken.

Yaşanmakta olan dönemin durumunun umut kırıcı olduğunu söyleyen Adorno ile Mann aynı görüşü paylaşmış oluyorlard ı . zamanı nda gerçekleştirilmediği için bunun artık kaçı rılmış bulunduğu yolundaki görüşlerin müzikteki durumla ilgili olarak söylenmiş açık ve net bir benzerini Adorno'nun metinlerinde bulmak zordur. 1 9. şimdiye kadar gördüğümüz gibi. Beet­ hoven'in kompozitörlüğünün son yılları için. vecd içindeki ermişle­ rin tebşir ettikleri ne varsa. derinlerde de olsa hata varlığını sürdüren Dışavurumcu bulantıyı baskı altı­ na almış oluyorlardı. yani. "ya- 213 . hiçbir anlamının olmayacağ ıdır. Negatif DiyalektiKde sözü edilen diyalektik felsefe için kendini gerçekleştirme fırsatının birara mevcut olduğu. yürüdüğü. erken dö­ nem Schoenberg'de yüzeyin altında. Dokuzuncu Senfoni nin bağrında ya­ şattığı totalizasyon vaadinin. fiilen. kalelerin üstüne üstüne. bunlar artık olmayacak şey­ lerdi" 136 . öznelliğin "boğazını sıkmaya" çal ışan Pierre Boulez gibi besteciler. Gerçekten de. Bunlar. bu çabaları ile. Bu nedenle. Adorno'ya göre. Yüzyılda çok daha kötü duruma varmış olduğunu gösteriyorlardı . gerçekleşmeye da­ ha yakın bir vaad olduğunu Adorno'nun . Doktor Fa ustus'un sonunda Beethoven'in Dokuzuncu Senfo­ ni'sine dönüp sığınan Adrian Leverkühn'ü yaratan Thomas Mann haklıyd ı : " İ nsanlığın uğruna canlar verdiği. Kuşkusuz. Bunlarla ve tezadlarla bir arada kullanılmadığı sürece bu tekniğin hikmeti kalmaz ve boşuna zaman israfından ibaret bir şey olup çıkar" 1 34 . son dönem Beethoven'in zamanında. Yüzyılda başlayan müzikteki dinamik gerilimin azalışının 20. fakat. ne zaman dü­ şünmüş olduğunu tam olarak kestirmek kolay değildir.rilmesine hizmet edecek biçimde kullanılmaması duru­ munda.

en Marxist dönemlerinde bile. İlk dönemlerinde Lukacs ve Bloch'u heye­ canland ı ran Rusya'da olup bitenleri farklı bir gözle izle­ yen Adorno için Stravinsky'nin müziği sado-mazoşistik otoriteryanizmi ve primitivizmi savunan bir geriye­ yönsemenin (regression) alaş ı m ıyd ı . işçilere ve köylülere karşı burjuvazinin yeniden aristokrasi i le uzlaşmaya vard ı ğ ı dönem-ç. tipik bulduğu." 1 38 Birinci Dünya Savaşının ve Faşizmin karg aşası öncesinde burjuva öznenin ölümünden ön­ ceki son çığlığı idi . Adorno için "gemi kaza­ sında hayatta kalabilmiş olanların umutsuzca gönder­ diği bir mesaj . Yüzyılın sonları ndaki müzik üzerine yazdığı nda ise. Rusya'daki Stravinsky'nın Adorno'ya geriye yönsemeli bir obj iektivizmin değil de. bu dönemdeki sosyalist devrimler yeni bir alternatif gibi görünmemiştir. Adorno'nun Sov­ yetler Birliğine ilişkin sezgilerinin yanlış çıktığı n ı ileri sürmek zor. 1 9. Hayal g ücümüzü biraz zorlayacak olursak. operaları sık sık İ talyan Risorgimento'su<+ı ile bağlantı l ı sayı lan Verdi'nin heroik hümanizmi değil . Ne var ki . ölmekte olan burjuva öznenin fetiş- <+ı lta lya nbirliğin i n kuruluşu s ı rası nda. küçük burjuva radi­ kallerine. Fakat. Adorno için. Wagner'in proto-faşist 13 7 fantazmagoryası olmuştur • Yirminci Yüzyı ldaki Schoenberg'in atonal devrimi. 214 . bu konuda hiç de böyle düşünmeyen Adorno için Stravinsky malgre lui (kendine rağmen) faşizmin bes­ tecisiydi.bancı laşm ış" Missa Solemnis'in örneğini oluşturduğu son dönemi için bir diğer yapıtı olan Dokuzuncu Senfo­ ni fazlası ile olumlamacı bir çalı şma gibi görünmekte­ d ir. yeni kolektif bir öznenin ön-belirimi (prefiguration) ola­ rak görünmesi gerektiğini düşünebiliriz. Fakat.

Ne var ki. Çok ihtiyatlı bir dille de olsa. onun için. Adorno'nun müzikteki gerileyiş konusundaki düşünce ve üzüntülerini haksız çıkaracak kayda değer pek az örnek olmuştur. estetiğe doğru stra­ tejik geri çekilme. Adorno beğenilecek bir müzisyen ya da akım göremediği halde. en az Aydmlanmanm Diyalektiğlne kadar uzanan. Yirm inci Yüzyılın ortaları nda. Adorno'nun Estetik • Ahmet Cemal'in özenli çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları arasında Pasajlar adıyla Türkçesi yayınlanmış bulunuyor. 1 956'da bu konuda düşünürken söylediği g ibi. Gerçekten de. bu. 215 . 1 960' larda desteklediği "yeni sinema"ya benzer özgürleşimci hiçbir gelişme yoktur popüler m üzikte. Belki.leştirilmesi. herhangi bir potansiyel alterna­ tife zaten olanak da bırakmamaktaydı . Daha öncelere kadar uzanan izlerini bulamasak da. ister Batıda ister Doğuda olsunlar. müzikte ilgi çekici bir besteci olmamıştır. yönetim altına alınmış dün­ yada yads ı manın (negation) hala canlılığını sürdürebil­ diği tek alanı n sanat olduğu yolundaki inancından bu y ı llarda da hiç vazgeçmemiştir. bu besteciler g ücü her gün biraz daha artan yönetim tarafından bireyliklerinin ellerinden alı ndığını göreceklerdi. Hayranı olduğu Benjamin'in Passagenwerl<i' ve Schoenberg'in Oratorio'su gibi . Beckett'teki sessizliklere benzer biçimde sessizlikleri kullanan John Cage bir yana. Adorno'nun 1 969'da ölüme yenik düştüğü g üne kadar tamamlayı p bitirmeğe uğraştığı son çalı şmasında görülmektedir. o günlerde Weber ya da Berg gibi eleşti­ rel gücü olan sanatçılar yaşıyor olsaydı . en açı k biçi miyle.

böylelikle. +. bir meydan okuma gibi. . estetiği politikaya yeğ tuttuğunu ifade etmiştir1 38• Birkaç yıl önce Sartre ve Brecht'e yönelik angaje ya da partizan sanata karşı çıkı­ şı ile de. sözcüğün en derin anlamıyla. İ ran Şahının Alman­ ya'yı ziyareti sırasında Benno Ohnesorg adlı öğrencinin polis tarafından öldürülmesinden kısa bir süre sonra. politik bir nitellik vardır. Sanal çalışmalarmın hüyiik­ liiğü: yalnı= ve yalnı=. Berlin'de "Goethe'nin lphigenia sında Klasizm" başlığı ' altında vermeyi düşündüğü dersin konusunu değiştir­ mesi istenmiştir Adorno'dan. Fakat bütün bunlara rağmen.Teorisi de. onun kariyerinin noktalanmamış sonu sa­ yılabilecek bir yapıt olmuştur. . en küçük fir­ salla ideoloji kaın11111111 ileri siir111e eğili111ine karşı iJ­ zellikle dikkatli 0!111alı. Vülger Marxistlerin sanatın ardındaki ideolojik ya da araçsal işlevi görebil­ me konusundaki yetersizlikleri bir talihsizlikti : Günümü=de dayanılnw= hoyuılara mran.V1=. İdeol<?ii sanal ça­ lışmalarmın haşarısı=lığmda (iadesini hu/ur ve eleştiri hunu gözler önüne serer. yalandır. açıkça. Bu çal ışma Adorno'nun Alman öğrenci hareketi ile yaptığı tartışmalarının doruğa ulaştığı zor günlerde ka­ leme alınmıştır. gerçek sanatın içinde gelecekteki siyasal ve toplumsal transformasyonu işaret eden ütopyan bir momentin saklı olduğuna inanmakta oluşuydu. < 'iinkü ideol<?ii sahih­ olmayandır-ya11/ış hilinçtir. . Bunu reddeden Adorno. kendisinin. Haziran 1 967'de. ideol<?iinin giderden u=ak tu/111- 216 . angaje estetik teoriden yana olmadığını belirtmiş bulunuyordu. Adorno'nun esteti­ ğe geri çekil işinde. Bu niteliği kazandıran.

vülger Marxist estetikçilerin savunduğu yansı ma teorisinden çok daha dolayımlı ve komplekstir. Adorno'nun tutumunun oluşması nda hem uyaran hem de ayak bağı olan Alman ldealizmindeki estetik teorileri çok iyi bilmemiz gerekiyor. işitil­ mesini sa[!lama Kiicii11dendir 1•11• Bu güç Adorno'ya nasıl kendini göstermekteydi? Bu soruya Adorno'nun verdiği yanıtın ne olduğunu. estetik deneyim (yaşam) idea'sı ve bunun teori ile ilişkisi ve son olarak da sana­ tın hakikat içeriği ve bunun otonomi ile ilişkisidir. hakkaniyete uygun bir biçimde söyleyebilmek için . Niteki m . Bunlar sanatta mimetik moment ve bunun doğal güzel­ likle ilişkisi. Bir bütün olarak kftabın birkaç tümce ile ifade edilemeyecek temel argümanı n ı dile getirebilmek için e n iyi yol b u argümanın temelinde yer alan dört ana nokta üzerinde durmak olacakt ı r. ayrıca. f{u. yaşanan dönemdeki haliyle. Bütün bunla­ ra burada her yönüyle değinmemiz olanaksız. Adorno'ya göre. bu konuda söyleyebileceklerimizi. bir kez daha yinelememiz de gereksizdir. başlıca temalarını şimdiye kadar ele alıp söylediğimiz için.mu l!ll>{ı!lledi[!i şeylerin Köriil111esi11i. Birincisi. toplumsal realitenin bir 217 . sanatta de-estetizasyon ve bunun mo­ dernleşme süreci ile i lişkisi. kendisinin anti-sistematik. Adorno'nun sanat ve toplum arası ndaki ilişkiyi ortaya koyuş (vazediş) tarzı. daha önce gördüğümüz gibi. sanatın. duyulma. Adorno'nun ileri sürdüğüne göre. kümülatif olmayan v e yarı­ taktik nitelikteki yazma üslubu ile kaleme aldığı beş yüz sayfayı aşkın Estetik Teori yi dikkatle okumamız gere­ kiyor. sanatın e n önemli özelliklerinden biri onun mimetik karakteridir. bunun iki sonucu olmaktadı r. Ayrıca.

Uygarlaşmış insanı n çocuk­ luk anı larında da rastlayabildiğimiz bu mimetik mo­ mentler. "Tamamıyla materyalliğe dayan­ makta oluşu ile müzik. Çünkü.taklidi oluşudur. öte yandan . gerçek sanatın (has sanatın) bu mimesis tiplerinin her ikisini de ihtiva ettiğini savunmaktadır. Felsefi anlamıyla sanatın savunduğu nesnenin daha önemli oluşu. Bu nitelik­ teki sanat çalışmaları ndaki mimetik m oment. fakat gene de toplumsal nitelikteki realiteye indirgenemeyen doğal realitenin taklidi oluşu­ dur. "Müzik Sosyolojisi Ü zerine ldea'lar" başl ıklı çalı şma­ sı nda söylediği gibi. öznel kökenlerine indirgenemeyecek nitelikteki sanat çalı şmalarında kendini ortaya koymaktadı r. bu mimetik moment insanı n Doğa ile bir olduğu kendi tarih-öncesinin anısını canlı tutan bir bellek gibidir. ikincisi ise. tarih-öncemizdeki durumumuzun gelecekteki olabilirlikli restorasyonun bir ön-belirimidir. Adorno. yalnızca i nşaacı . 218 . biçimsel değişime uğratıl­ m ı ş (transformed). çok haşin bir biçimde tahakküm altına alınan Doğa'ya ait acıları da dile getirdiğini söylemek­ tedir. Bu mimetik moment tarih öncemizin hala canlı kalmış anısıd ı r. ütopyand ı r. en açı k biçimde. rasyonel-öncesi (pre-rational) mimetik itkinin (impulse) kendisini indirgenemez bir biçimde ortaya koyduğu ve doğanın üzerindeki ve diğer materyal tahakkümün seyri boyunca simültane bir bi­ çimde göründüğü bir sanat" 141 olmaktadı r. Benjamin'in mimetik yetiyi (mimetik melekeyi) dil'in duyusal nitelikte ve lafzi taklide yönelik (onomatopoeic) kaynağı sayan görüşlerinden 142 yola çıkan Adorno sanatın yalnızca adaletsizliğe dayanan mevcut toplumsal hayatın yaşattığı acıları ifade et­ mekle kalmayıp. aynı nedenle. bizatihi.

Sanatın benzeri oldu­ ğu doğal güzellik. organize edil­ miş bir kurgu . Mimesis'in bu yanını olumlu ve önemli bulduğu içindir ki. güzellik formun bir türevi olduğu için. öznelliğin nesnelleştirimidir sanat. Bu nedenle. sanata din ve felsefeden daha altlarda bir yer veren Hegel'e karşı çıkmıştır. ayrıca . Çünkü . biçimlendirilmesi için olumlamacı nitelikte i nsanal bir yanıtta bulunabilme yeteneğini ge­ rektiren bir güzelliktir. Fakat daha önce gördüğümüz gibi. Adorno. Bununla beraber. Adorno'nun sözünü etmeyi çok sevdiği sanatın 'muamma gibi' oluşu ise. üretimin toplumsal güçlerinin temelini oluştu­ ran teknolojik araçlarla aynı şeyler değildir.yapı ntı olmaktadır. aynı zamanda. Adorno. Estetik tek­ niğin rasyonalizasyonu. sanat. Toplumsal dünyanı n rasyonalizasyonu ile bağlantıl ı b i r biçimde. Platon'dan beri filozofla­ rın ideal özlere göre daha aşağı düzeyde gördükleri duyumsal görünümü olumladığı için ütopyan moment içermektedir. Adorno'nun on iki ton dizesini 2 19 . doğal güzellik insanın. Kant'ın estetik konularda öznel beğeni ve yargıya ö­ nem verişine karşı duyduğu bütün kuşkulara karşın. duyusal ve rasyonel momentlerin kararsız dengeli bir karmaş ı m ı oluşundandı r. estetik üretimde kullanı lan teknikler. Hegel'in insan yapıntısı (artifıcial) güzelliğe oranla daha alt düzeyde gördüğü doğal güzelliği yeğle­ yen ve savunan Kant'ı n bu görüşüne yakın l ı k duy­ maktaydı . kendisinin yaratmadığı bir nesneye bağımlılığını temsil etmekte . Adorno sanatı doğanın düzara bir mimesis'i de saymış değildir. sanatı n mimetik ve inşaacı . insan ve doğa arası nda saygı l ı ve duyarlı bir ilişkiye dayanan bir benzemezlik (non-identity) paradigması oluşturmaktaydı . Estetik m imesis.

geleneksel estetiğin zeminini oluştu­ ran organik. 2'. fakat. sanatı n içinden çıkıp oluştuğu m itik. Oysa. aynı sa­ natın tekniğinin rasyona lizasyonunun toplumun rasyonalizasyonuna direnmesi mümkündür. Adorno'ya göre. toplumun rasyonalizasyonu ile bağlant ı l ı olsa bile. Fakat bu her iki tip rasyonalizasyon. estetikte de. "Sanat belki de otantisite idea'sından . Romantiklerin groteske tutkunlukları ile başlayan."1 44 Başka bir deyişle. sana­ tın. Rus formalistleri ve daha sonraki günlerin deconstructionisf leri gibi. kendi üretim kökenini teşhir ederek halesinden sıyrılabilen. Mo­ dern Müziğin Felsefesl nin son tümcesinde ifade ettiği üzere.!0 .eleştirisinde önerdiği gibi. ritüelleştirilmiş içe­ riğinden gelişmeci anlamda bağımsızlaşması ve sana­ tın kendi içsel gelişme yasaların ı n gereğini yerine ge­ tirmesi anlam ına gelen "de-estetizasyon ile" 1 43 daha da yoğunlaştırılabilmektedir. Adorno.estetizasyonu değerli bulması Benjamin'in birbirine alternatif saydığı haleye sahip sanat (auratic art) ve gündelik hayat düzeyine düşmüş sanat ayrımına karşı örtük bir eleştiri oluyordu. totalleştirilmiş güzellik aldan ı m ı n ı yıkıp yok eden belirli modernist sanatlara değer veriyordu. atonal müziği ve Beckett'in oyunlar ı n ı savunurken ileri sürdüğü üzere. modernizmin gözünün yaşına bakmadan kesip attığı "güzel aldanım" halesini yeniden canlandı rmak isteyen zararlı bir otantisite jargonu vard ı .başka türlü değil de şöyle böyle olma anlayışından bütün bü­ tüne kendini kurtardığında otantik olacaktı . kültsel . felsefedeki otantiklik jargonu gibi. Adorno'nun de . Adorno'nun tercihi üçüncü bir olanaktan. kendisine dışsal olan üretici güçlerin onun içine sızmasına direnebilen bir sanat oluyordu. gene de.

Es­ tetik Teoride estetik deneyimin zaman boyutundaki görünümünün bir sürece benzediğini. gene de. kültür endüstrisi­ nin haz ı rlayıp sunduğu kültürel ürünlerin zaman boyutu üzerindeki görünümlerinin hep aym. Böylece. her zaman aym olanm tekrarlanımı şeklinde olmasına karşı lık. şeyselleşmeye karşı en olası antidot olarak. Adorno'nun dinleyici tipolojisini incelerken değindiğimiz gibi . hiç de­ ğilse.kendi içinde "çirkin"e. kendisinin bu konumunu bilebilen bir sanat olu­ yordu. de-estetize olabilmiş sanat. Böylesi bir sanat. sanatın kendi kendini sorgulama yete­ neğinin artışı n ı n bir belirtisi oluyordu 1 45 • Gerçi. mutluluk duyulamayacak bir dünyayı mutlu/andırmayı reddedebilen bir sanat olu­ yordu. de-estetize edilmiş bir estetiğe bel bağlamış oluyordu. estetik deneyimde zamandaki konumlanmanın bellek ve bek­ lentiye dayanan bir konumlanma olduğunu vurguluyor- 22 1 . yönetim altına alınmış dünyanın mutlak tahakkümüne karş ı . özgür-olmayan bir dünyada bir aldanı m olarak kalmaya yükümlü idiyse de. bugün fiilen yaşanan sefil du­ rumun algı lanması n ı engelleyen aldanı mcı bir sığınak oluşturan 'öyle de olsa. heran. her şeye rağmen özel ve bireysel bir yan ı hep olagelmiş sanat deneyiminin. Böylesi bir sanat. alı mlama estetiğini (reception aesthetic) hiç beğenme­ diği halde. en iyi sipermiş gibi göründüğüydü. Söylediği. bu da. paradoksal bir biçimde. Adorno Aydı nlanma diyalektiğinin özne üzerinde yol açtığı tahribattan kurtulabilecek şu ya da bu tür bir yaşam-deneyimi versiyonunun bulunduğunu da söylemiş değildi. aslı nda. düzenin olumlamacı bir payandasına dönüşme tehlikesine karşı da bir alternatif sanat oluşturuyordu. böyle de' diyen sanatın tersine. uyumsuza (dissonant) yer ver­ mes i . aslı nda. Adorno.

estetik deneyim ile eleştirel felsefenin diyalektik bir kombinasyonu . gele­ cekteki "gerçek" topluma göndermeler yapan normatif rezonansları da olan bir kavramd ı . Bir sanat çal ışmas ı n ı n hakikat içeriğini (Wahrheitsgehalt) ortaya çıkarabilecek olan. daima. öznel bir dolayımsızlıktan ibaret bir şey olmadığını. ancak ve ancak. dinamik bir yıldız kümelinimi . en bağ ı msız sanat çalışması bile. eleştirel felsefeye kendisinde yer vermeye muhtaçt ı . buraya kadar incelediğimiz üzere. geçekten estetik nitelikte bir dene­ yim. eleştirel felsefe nasıl es­ tetik deneyimi d ışlad ı ğ ı nda yetersiz kalacaksa . onu tamamlayacak olan kendisinin dışında da bir şeye muhtaçtı .) arayan ve gösteren bilişsel (cognitive) bir statüye de sahip olması gerekti­ ğini savunmuştur. Adom o için önermeler ile bugünkü varolan dünyadaki d ı şsal bir gönderge arasındaki mütekabiliyetten (correspondence) ibaret olmayı p. Bu bakı m­ dan. "yaşa­ dığımız dünyada tek tesellisi ancak sanatta bulunabile­ cek şeyler hep olagelmiştir.ya da Adorno'nun terminolojisini kullanacak olursak. birbirine çelişkin sonuçların ı (tazammunlarını) ortadan kaldırabilmek için .du Adorno '46 . bir sanat çalışmasına eleştirel bir yanıt. kaçı n ı lmaz bir biçimde. Adorno'nun. Kierkegaard üzerine yaptığı çalışmanı n hazı rlı k günlerinden itibaren Adomo sanatın irrasyonel. teorik düşünceyi de ge­ rektirmekteydi . ortada görünen ile 222 . este­ tik deneyim de. Ayrıca. Adorno'ya göre. daha ziyade. Hakikat (yaşanı lan hayatın sahih görünümü-ç). Bu nedenle. söz konusu sanat yapıtının etkilerine karşı dolayımsız ve tepkimeci (emotional) bir yanıtı aşan bir yanıt olacağ ı için.ola­ bilirdi. hakikati (realitenin mistifikasyon nedeniyle gözlerden saklan­ makta olan sahih görünümünü-ç.

bugün varolan toplumdan tamamen bağımsız kalmak isteyen. Sanat ile bugünün yaşanan hayatı arasındaki birliği kabul etmemekle. yaşanan ve yaşanmakta olan her şeye rağmen. gelecekteki farklı bir hayata olan umudu. günümüzdeki araçsallaşm ış akl ı n tahakkümünü. D ışavurumcu Bulantl ya (Angst) yakı n anlayıştaki ' modernist sanat çalışmalarında (unutulmasına meydan verilmeden-ç . "Acılara ken­ dilerini duyurabilmeleri için bir olanak tanı mak. bu nitelik­ teki sanat çalışmaları nın bugünkü hayat içinde kulla­ n ı ma koşulamayışları alt-üst edip yenik düşürebilmek·­ tedir. bu nitelikteki sanat çalışmaları . Çünkü. bu acı ları n estetik ifadeleri ola­ rak me. top!um­ dan hemen kabul edilmeyi ve geniş kalabalı klar ara­ sı nda yer almayı beklemeyen sanat çalışmalarında buluna!Jilecektir.ı canlı kalmasını sağlar. Adorno'nun hakikate erişme tutkusu dediği şey. Adorno'nun olanaksız olduğunu asla kabul etmediği. 223 .vcudiyetleri bile. Bu sanat çalışmaları tutanağı oldukları acı ları m ız aracı lığı ile her ne kadar bugünkü yaşadığımız ikilemi yansıtmakta iseler de.. Çünkü. yaln ızca . bütün bir hakikat için . kullanılm ıştır.hakikat olan arası nda. önkoşuldur. "tahakkümsüz bir özgüllüğün oluştura­ cağı barış"ı n bulunabileceği i leri bir ufku da işaret et­ mektedir. " 1 48 Estetik hakikatte eğer pozitif bir moment varsa. en ütopyan sanat çalışmaları nın benzeri olmaya çalışarak. bu. ancak.) belleklerdeki yeri muhafaza edilen ya­ şanmış acı lardan doğacaktır. içinde bulunulan güne göre ha­ yatta kalabilmek için yapı lanlar ile insanl ığın layık oldu­ ğu şeyler arası nda bir tezad yaşana gelmiştir" 1 47 sözle­ rinde kullanılan hakikat sözcüğü işte bu anlam ı ifade etmek üzere seçilmiş. Negatif Diyalek­ tik'de Adorno'nun kendisinin belirttiği gibi.

i11 defeil de lıaki­ kat-olmayan şey iç·i11 nıpı/1111ş hir şey o/11u�ı ·a yiineltehi­ lir ı•e sanat ç·a/ış111arn11 tükeıici iç·in hesaplanarak i111. . hakikat ic. söylediği sözler ile kurduğu yapıya bir tuğla daha koymak istercesine. canlı tutmak istediği kefaret beklentisini (redemption) en sağlam temellere oturtmaya çalıştığ ı estetik yaşam alanında bile günümüzün bu acı gerçeğini korkusuzca görebilmiş oluşudur. mükemmellikten hala uzak tu­ tulmuş bugünün dünyasında Eleştirel Teori için verili sistem içinde tehlikeden masun hiçbir konum söz ko­ nusu değildir. Adorno sanat çalı şma­ ları nda otonominin fetişleştirilmesinin de bu ütopyan ı n gerçekleştirilmesine engel teşkil edebileceğini h i ç göz ardı etmeden belirtiyor. Fakat. bir yöntem de söz konusu değildir.!11/i iti­ ci h ir k11/la111111sı=/1k (Slllllll rafIŞl/lll.". lıalla sistem tanr/i11da11 11egat(l hir kııllw1111ıa koş11111/a11ahi/111iş hir şeye-sistemin daha etkin iş!l!mesi11e yw"l�rauık ş<!kilde m11111 dişlileri11i yağlwıu�ra. Kültür üzerine makalelerinden birinde şu uyarıda bulunuyor: Praxis ili! 111ii111kii11 /ıiitii11 ilişkileri11i /ıir yana hırakıı­ xmda kiiltiir kaın/111//llll kl!lldisi hi/1! mxa11i=asyo111111 hir w·a-ı)rnefei olup �·ıkuhilir: kiiltiir yaşw11111da hu dı. ) /ıoşgiirii i/e karşı/anahi/en hir o/11111sıdıı[{a (11egatiı·iz1 ). Başka bir deyişle. örselenmiş bir hayatın yaşand ığı günü­ müzde böylesi bir hayat yaşanı rken örselenmemiş dü­ şüncelerin oluşturulabileceği bir yol.\1111-<.i/ edilmiş kiiltiir e11diistrisiı1i11 111allamıdw1 hirisine i11dir­ 1"8 geyehilir . Bir düşünür olarak Adorno'nun değer verilmesi gereken tutarl ı l ığ ı ya da entelektüel heroism'inin göstergesi diyebileceğimiz özelliği.

eğer Schoenberg'in atonal müziği. ji!lsefİ!- 11i11 dura[!. yeni sistem olan on iki . hir sistem durtmıww gelip gelmedi[!.a11laşma 11oktm· ma gelip dayanmw·ı re 1 960 'larm Yeni So/ '11111111 pek de haksı= Sl�rt!amayacak bir hi<. "durulma noktası nda bir diyalektik" olma noktasına varıp orada durağanlaşmış değil midir? Adorno'ya karşı gerçekten yakınl ık duyduğunu hiç saklamayan birçok yorumcu bu soruya olumlu yanıt veriyor. hiç böyle bir niyeti olma­ dığı halde. aynı şeyi Adorno'nun atonal felsefesi için de söyleyemez miyiz? Adorno'nun . Benjamin'le ilgili gözlemlerinin sonucunda kendisinin söylediği gibi. Asil sorun Adorno '111111.:imde Adonıo )11 Eleştirel teor�vi iilüm 11okta. 11e­ gat [f' <l�ralektik yö11temi11i11 total hir hal alması.�ı ile hirlikte. Susan Buck-Morss'a göre.illi/.rnıa getirdiğini ileri sürüp eleştirmeye haşlama. var­ yasyonları da gelişmelerini gitgide yavaşlatıp.ton dizisinin olu­ şumuna yol açtı diyorsak. 225 . SONUÇ 'ungeduldig geduldig in namen der unbelehrbaren 1 lehren' HANS MAGNUS ENZENSBERGER Adorno'nun ileri sürdüğC üzere. hili11çli hir biçimde SdıoenherJ (i model alarak haşlatllğı felseje11i11 kendi i­ �·i11de hir devrim girişimi11i11 jiile11 aym akıbetle karşila­ yıp karşilaşmadığı: sisteme karşı çıkma ilkesi11i11 de.

\·ı 111ii=ikle c�vm nitelikte şeyler oluyor . gerçekten de. Adorno'nun modern dün­ yanın hiç sevmediği bir yanı olan kendini tekrarlayan 226 . lrving Wohlfahrt da şu noktayı i­ şaret ediyor: Adorno kendini ıekrarlanu�rı hir yerde durdur111a yeti­ sini kayheı111işıi. en gevşek dokunmuş yerinde hile.. kendi koyduğu ıa•11ya ı�vgun hir sendrom Kihi. Bıdirli hir =a111anda yazdığı felsefi 111eıinla. Ve Rose Rosengard Subotnik şunları ekliyor: Adorno 'nun eleştirisi genel görünümü ile değerlendi­ rilecek olursa (gene. çıktığımız yolculuğun boş bir yolculuk olmadığını du­ yumsatacaktır bize. Fakat hep ayn ı çemberin üzerinde geziniyormuşuz gibi gözükse bile. kapah hir sisteme dô­ nüş111üştiir' . Bu nitelikler ise. Bu düşünce. di­ ye ya::ıyor Tretjakm·. Adorno 'mm kişiliğini. elindeki sernu�wnin tükendiğini gösterir. Bundan hir türlü kendini ala111adı. tıpkı on iki ton mü=iği gihi) gerek dili w gerekse ıe111alan hak11111ndan olduk<. lıep elindekileri . daha önce ya=thklan ile yapi/1111ş hi1111ek hi/111eyen h ir varyasyonlar oyunu ol11111ş: kendifelsefesindeki siste111leşlir111e karşllhğı it­ kisi. yüzeydeki değil de derindeki sistemin izleri üzerinde gezindiğimizi de düşünebiliriz. Benzer şekilde.wğla111laşımıwkla uğraştı. Birincisi.a tekrar­ laman: huna hağli olarak. İnsanm hep kendini ıekrarla111a.\·1. Adorno. sık sık hep aynı yerlerden ge­ çiyormuşuz izlenimi bırakmaktadır. Adorno'nun metinleri boyunca çıkı lacak uzun bir yolculuk. ancak üzerinde çahş111alar yaptığı 111ii=ikıeki ö11e111/i kişisel farkhhkla­ mı feda edil111esi ile kon�vahil�ror ve A dorno 'mm kendisinin de hireyselliğin ıa111 =1111 s�vdığı Beeıho­ " ven-sonra. iki yanıyla. .\'/atik görünüştedir.

Buraya kadar birçok kez görebildiğimiz . aşkın ya da içkin eleştiri. Negatif varl ı k bil­ gisi ya da tarihsicilik. Fakat her devrimin şu ya da bu biçimde ihanete uğradığı bir yüzyı lda. Ve bu çalışmamızın başlangıcı nda işaret ettiğimiz üzere. onu. bazı bakı mlardan. Toplumsal bir fizyognomi olarak. Adorno ' nun metinlerinin de. söylemek pek kolay gözükmüyor.' güç-alanı n ı n en durulmuş noktası nda yer alan bir dü- 227 . gözlerini kapatmakta inat edip etmediğini bilmek. hem açıklamaya hem de değiştir­ meye çalı ştığı toplumun. bağım­ sız sanat ya da devrimin hizmetine koşulmuş sanat.üze­ re. Adorno'nun de­ rindeki sisteminin görünürleştiği form. İ kincisi ve belki de asıl önemlisi. bir replikası olması doğal karşılanmalıdır. bu sistemin ger­ çekte hiç de bütün bütüne statik olmadığı n ı göster­ mektedir. içinde yaşa­ dığımız toplumun gerçekten dinamik olan itkileri karşı­ sında.hep ayntlık olgusunun Adorno'nun bu düşüncesinde de görünmesidir. onu eleştirenlerin ileri sürdüğü gibi. Adorno'nun. spekülatif teori ya da amprik araştırma-bunlar ve daha nice benzerleri Adorno'nun ille de araları nda bir uzlaş­ ma oluşturmaya çalışmadan hep üzerinde durduğu zıt ikililer olmuştur. Adorno'yu anlamanın en doğru yolu da. kültürel alandaki her direnmenin nötralize edildiği ve aydınlanma diya­ lektiğinin yarattığı nükleer bir Aufhebung teh likesinin hiçbir denetimle karşılaşmaksızın devam edebildiği bir dönemde Adorno'daki melankoliyi gereksiz görenlerin bu cesareti ve özgüveni nası l ve nereden bulabildikle­ rini de sormamız gerekiyor. zamanım ızı n en yaratıcı entelektüel a­ kımlarından birçoğunu temsil eden ve totalize edileme­ diği için büyük gerilimler yaratan enerjilerin oluşturduğu. Adorno birbirine zıt alternatiflerden ille de birini seçmeyi ya da bunlar arasında ille de uyumlu bir dola­ yım oluşturmayı ı srarla reddetmiştir.

Adorno'nun en sevdiği metaforlar­ dan biri. " Aynı tarihin yaşand ığı bir hayat içinde Adorno için de bu sonuç böyle olacaktı . başarıya erişilmez kılan. Fakat Adorno'nun Schoenberg'i yarg ılarken gösterdiği hakka­ niyeti bizim de Adorno'ya gösterebilmemiz gerekiyor: "Yaptığı sanat çalışması nda başarısız olan bestecinin kendisi değildir. Bu açıdan bakıl­ dığında. Gerçekten de. sonra yeniden birbirine karşı çı kan yüzy ı l ı m ızın bütün bu akımları ile aynı yollardan geçerek biçimlenmiş olu­ şundand ı r. bu düşüncelerin durmadan birbiriyle çarpışan. en azı ndan karşı karşıya kaldıkları sorulara kesin ve tek bir doğrudan söz edebilecek yanıtlar ara­ maktan hala kurtulamamış yazarlara göre. ancak. daha çok tarih olmuştur. Buna rağmen.şünür olarak değerlendirmektir. iç içe girip kaynaşan. yalnızca 1 8 Mart 1 936'da Benjamin'e yazdığı mektupta kullanmakla kalmayı p Zeitschriffde5 yayınla­ nan ilk makalesinde de kullandığı ve belki de kendi en­ telektüel gelişimini ifade edecek en uygun amblem sa­ yabileceğimiz. Adorno' nun düşüncelerinin hala her an dönüştürücü infilaklara yol açacak kadar sert kalabilmiş oluş u . 228 . Onun bir ömür boyu yazdığı nice metinlerle hepimizin önünde uzanan aynı denize bıraktığı şişeyi alıp içindekilere kulak verecek biz ve bizden sonrakiler Adorno'dan daha mı şansl ı? Bunu da. Adorno'nun başarısızlıktan başka bir sonuca ulaşamayacağını bildiği halde en uzak ve en geniş ufukları bile yoklayıp sorgu­ layabilen bir düşünür olduğunu düşünebiliriz. bir bütün olabilmekten alıkonulmuş par­ çalanmış özgürlük metaforu olmuştur. zamanın kendisi bilebilmekte.

Minima Moralia: Reflections from Damaged Life. "Auf die Frage: Was ist Deutsch. l ng çev . l ng . N . Prisms i n l ngilizce'ye çevrilişi için Samuel Weber tarafın ­ ' dan yaz ı l mı şt ı r. . Mümkün olduğu yerlerde çeviriyi kullan­ d ı m . "Yalnızca. doğrud ur. 1 976). çev ." Gesammelte Schriften. s.93. kend ilerini anla makta yetersiz düşünceler haki­ kidir. Minima Moralia. Willis Dom ingo ve Ridney Livingstone'dur. 9. A n n e G . Popper. 2. Adorno. Modern Müziğin Felsefesi nihayet 1 973'te lngilizce'ye çevrildi. Daha önceleri yazı lan bazı makaleler ve kitapların bazı bölümleri Adorno'nun kend isi tarafı ndan l ng i l izce yaz ı l m ıştır. 1 973). s . Wesley Blom ster. The Jargon of Authenticity. 50. 1 50. E . Bütün başlıklar. 5 . s. 1 975). 1 977). Prisms: Cultural Criticism and Society. 1 967). Jephcott ( Londra . NOTLAR Gİ RİŞ 1 . Ashto n . Adorno. "G lyn Adey" v e David Frisby (Londra. M itchell. lng çev Samuel ve S hierry Weber (Londra. F . B . 7. çev. . " Adorno. . Adorno. "Reason or Revolution?". X. her ne kadar tamamı lngilizce'ye çevrilmemişse de metinde lngilizce verilecektir. . s . l ng . Y u karıdaki notlarda belirtilen lere e k olarak. Ashton iki ki­ tap çevirmiştir: Negative Dialectics ve lntroduction to the Sociology of Music. 3. : Adorno ve di­ ğerleri. Adorno. Gön­ derme: Matta'ya göre inci!. Fakat aslı ile de karşılaştırdım. 698. s. . lbid. The Positivist Dispute in German Sociology.699. 7 :3'e. . 4. Adorno'dan l ng ilizce'ye çeviri yapanları n en önemlileri E . 6. Knut Tarnowski ve Frederic W i l l (Londra. s . Bknz. 2 (Frankfurt.296. 8. John Cumm ing.

14. 1 2 . bknz. 1 971 ).1 933 (Cambridge. bu sözlerimin üzerinde telif hakkı da iddia eden yok.1 0. 230 . Ü . Fritz Ringer. "Spengler after the Decline. 11. The Decline of the German Mandarins: the German Academic Community. 1 981 ). kendilerini anlamakt� yetersiz düşünceler sahiptir' sözümü alıp kullandı diye kızmıyo­ rum. 1 7. ama bunu çok abartan bir yazı. Adorno' nun Spengler'den etkilendiği noktalar olduğunu farkeden." Noten zur Literature Gesammelte Schriften. Mass. 1 6. lngilizceye çeviren Anna Bostock (Cambridge. The Melancholy Science: (tel ile) an lntroduction to the Thought of Thedor W. Martin Lüdke.. Minima Moralia. 1 969). 1 5. Lukacs. İstanbul: Eleştiri Ya­ yınevi. 1 974). Türkçe'si : Estetik ve Politi­ ka. çev. George Friedman. : Estetik ve Politika.22. Lukacs." -Türkçesi için. Oskay. Adorno'nun Beckett'e verdiği önemle ilgili olarak çok iyi bir makale.86. : Gillian Rose. Adorno (New York. Adorno. Brecht. Mass. 1 985. Adorno'nun üslubu üzerine yazılmış çok iyi bir çalışma. 1 981 ) . XI (Frankfurt. ss. : New Left dergisi yayınlarından. s. Ü. Adorno.: W. The Political Philosophy of the Frankfurt School (lthaca ve Londra. lstanbul: Eleştiri Yayınevi.Londra.' Bu hakların ben­ den alınması için Lukacs'ı nkinden daha iyi bir argüman ortaya konulması gerekirdi" diye ekliyordu Adorno. bölüm i l .. 1 985. Bknz. 1 977 -. s. Fakat bunların peşinden bir de. 1 890. Anmerkungen zu einer 'Logik des Zeria/Is: Adorno-Beckett (Frankfurt. Bknz. "Reconciliation under Duress. 1 3."Erpresste Versöhnung. 1 978) . Bknz. The Theory of the Novefe Onsöz. çev. Aesthetics and Politics: Debates between Bloch. Adorno'nun yazdıklarından yaptığı bir alıntıyı Adorno'ya karşı kullanmak istediğinde Lukacs'a şu karşılığı ver­ miştir Adorno: '"Yalnızca. Benjamin Adorno. Oskay. Bknz. l ngilizcesi. "Prisms. Adorno. son değerlendirme yazısı Fredric Jameson .

1 979). 26.B. 1 979). der. Negative Dialectics. 24. Şu kitaptaki belgelere bakınız: Denis Hollier. Michael Ryan. Rosenzweig'in Fransız öğrencisi Emmanuel Levinas. 20. "sonsuzcasına diğerliliğin yaşanması . Adorno.5. Prisms. Patrick Camiller (Londra. 1 4 1 . çev. Adorno. 1 982). Löwy. ss. 1 52). Walter Benjamin or Toward a Revolutionary Criticism (Londra. Adorno. : Writing and Difference. and the Frankfurt lnstitute (New York.1 8. 1 9. Adorno. Minima Moralia. Negative Dialectics. Yudaizm" diyebiliriz (s. Bknz. lng . 1 977). Jacques Derrida. s. s. Adorno. Walter Benjamin. s .: Gesammelte Schriften. s. l ng . Marxism and Deconstruction: a Critical A rticulation (Baltimore.362. 22. 2. çev. Derrida'nın Levinas üzerine yazdığı makalesi için.26.247.çev. E. Adorno ile Derrida arnsı nda daha da incelikli bir ilişki konusunda Rosenzweig'in incelenmesi ilginç ve yararlı­ d ı r. . Derrida'nın önem verdiği biriydi. Olası bir etki konusunda. s. The Origin of Negative Dialectics: Theodor W. s. s. Benzer­ liklerin irdelendiği bir diğer çalışma. 1 978). lng. Adorno. 25. 27.363. 21 . : Susan Buck-Morss. Prisms. 1 973). ve Giriş yazarı Alan Bass (Şikago. Le Gol/ege de Sociologie (1 937-1 939). s. L 'Ecriture et la Difference.34. Adorno. Adorno.73-80. 29.Ashton (New York. Geog Lukacs: from Romanticism to Bolshevism. (Paris. 28. 23 1 . 23. Bu kitapta tam anlamıyla Adorno'cu bir hipotez görüyorsunuz. 'Was bedeutet: Aufarbeitung der Vergangenheit" ve "Erziehung nach Auschwitz." Bknz. . La Voix et la Phenomene ve De la Grammatologie'yide ayn ı yıl yayınlamıştır. Terry Eagleton. Bknz . Buna. 1 92. X. 1 981 ). Minima Moralia.

40 (Kış.' Neue Bla. 4." Salmagundi. Derrida. "Hayat yaşamıyor. 50 (Kış. Örselenmiş Bir Hayat 1. "Trying to Understand Endgame. "Adorno and Kracauer: Notes o n a Troubled Friendship. Minima Moralia. 1 98 1 -82) ve Norbert W. Adorno ve Nietzsche'nin incelendiği yazılar olarak." Telos (Bahar. T. Bu satırların yazarının Foucault ile konuşması . s. 2. 9 ( 1 920). W. 1 5. der. 31 . "Die Franszendenz des Dinglischen und Noematischen in Husserls Phanomenologie. 1.: Links hatte noch al/es sich zu entratseln. Adorno." Bknz. derleyenler. Minima Moralia. "Ein Portrat Benjamins. 34. 27 Ekim 1 980. 1 974). 3. 33.tter für Kunst und Literature. 32. Bknz. 26 (Bahar / Yaz. "Nietzsches Spur in der Asthetischen Theorie. s. 1 978). Adornos Konstruction der Moderne (Frankfurt. "Die Neue Schaubühne. "Nietzsche and Critical Theory. "Adorno as the Devil. Frankfurt Üni- 232 . Adorno. Aralarındaki dostlukla ilgili olarak okunabilecek bir yaz ı . 4 ve 5 ( 1 921 -2). . 2." New German Critique. 5." Telos.30. : Burkhardt Lindner ve Martin Lüdke.381 . Berkeley. "Expressionismus und künstlerische Wahrftigkeit: Zur Kritik neuer Dichtung. : Jean-François Lyotard." doktora tezi. Bolz. Bknz.1 26." Bknz. : Peter Pütz. Materia/ien zur asthetischen Theorie Th. Wiesengrund." "Die Hochzeit des Faun": 'Grundsatzliche Bemerkungen zu Bernhard Sekles' neuer Oper. Burkhardt Lindner (Frankfurt. Bknz. Adorno. Walter Benjamin im Kontext. s. 1 980). 1 978). Negative Dia/ectics. 1 982). Post-strüktüralist bir yazarın çok daha dolaysız bir biçimde Adorno'yu değer­ lendirdiği bir çalışma olarak." Alıntı yapıyor Adorno. : Martin Jay.

Th." Bknz. versitesi. Wiesengrund Adorno: 233 . Adorn o. Adorno. "Die ldee der Naturgeschichte. 1 0 . Willis Domingo (Cambridge. ilk kez yayınlandığı yer. 1 4. : Telos. Adorno zum sechzigsten Geburtstag (Frankfurt. "Zur gesellschaftlichen Lage der musik. "Der Begriff des Unbewussten in der transzendentalen Seelenlehre. 1 1 . 1 (Frankfurt. Gesammelte Schriften. 1 968). 31 (Bahar. Mass. : Rene. Horkheimer. lngilizcesi. lngilizce çevirisi için Bknz. 1 978). 1 97). 1 977). çev. 6. Adorno'nun Oxford dönemini anlatan en iyi kitap Carlo Pettazzini'nin çalışmasıdır. : Arnold Schönberg zum 60. Zur Metakritik der Erkenntnistheorie: Studien über Husserl und phanomenologischen Antinomien (Frankfurt. Adorno. i lk yayın ı . En çok çalıştığı kom po­ zisyonlardan birisi de Rolf Tiedemann'ın derlemesi olan Tom Sawyer: Der Schatz des lndianer-Joe (Frankfurt. Gesammelte Schriften. 1 983). s. 3 ( 1 932) . Adorno ve Ernst Krenek'e Ö nsöz. /. 1 2. Adorno." Gesammelte Schriften. 1 974)." Telos. Briefwechsel (Frankfurt. 9. 35 (Bahar.. 1 . 7 "Der dialektische Komponist. 1 979) üzerine yaptığı bitmemiş operayd ı . 1 924. Krenek. "The Actuality of Philosopy. 1 973).8. 1 962). Geburstag. Bestelerinin bir değerlendirmesi için. Theodor W. Y:ı ve 1 . "Der Komponist Theodor W. Bknz. 1 934 ) : ikinci kez basıldığı yer. 8. Kierkegaard: Konstruction des A sthetischen (Frankfurt." Zeitschrift tür Sozialforschung. Against Epistemology: a Metacritique. Leibowitz. 1 956)." Zeugnisse: Theodor W. Aus der Pubertat: Novellen und Tagebuchblatter (Münich . 1 3 Eylül 1 934 (Viyana. lmpromptus (Frankfurt. 1 963). 1 . 1 5." ilk yayını Gesammelte Schriften. 1 3. 1 .

Bknz. 1 978)." Her iki yazı için. Bu satı rların yazarının Pollock ile konuşması. En önemli mektuplar şu kitapta yaralıyor: New Left Review derlemesi. 1 09. İngilizcesi için Bknz. : The Essential Frankfurt School Reader. bölüm iV. 1 968). 1 979). Hector Rottweiler takma ismiyle." ve Adorno. : Donald Fleming ve Bernard Bailyn. 23. 1 8. 3 ( 1 938). Bknz. çev. Giriş ya­ zarı Paul Piccone (New York. V. Lazarsfeld. 1 985). Bana yazılmış 27 Ocak 1 970 tarihli bir mektupta Adorno'nun dul eşi Gretel bu isim deQişikliQinin 1 938 yılına dek yapılmadıQını doQrulamıştır. Bknz. Elizabeth Young-Bruehl . Bu olayın birbirine zıt iki farklı yorumu için. Gesammelte Schriften. Brecht. Eleştiri Yayınevi. Die Passagenwerk. Ünsal Oskay. Montangola. Theorie des kommunikativen Handelns (Frankfurt. 1 7. "Scientific Experiences of an European Scholar in America. Linee di origine e die sviluppo del pensiero ( 1 903-1 949) (Floransa. ing . 1 982). 20. Harry Zohn. 1 982). 3 (1 936). Andrew Arato ve Eike Gebhardt. Aesthetics and Politics: Debates between Bloch. lsviçre Mart 1 969. Şu kitapta: 11/uminations: Essays and Reflections. "Über Jazz. 1 6." Zeitschift tür Sozialforschung. "An Episode in the History of Social Research: a Memoir. (Türkçe'si. Derleyen ve Giriş yazarı Hannah Arendt (New York. C . Adorno. Bu proje için notlar geçenlerde Suhrkamp Verlag tarafından yayınlandı. Vll. 22. Estetik ve Politika. V (Frankfurt.). The lntellectual 234 . "Über den Fetischcharakter in der M usik und die Regression des Hörens. 1 1 .: Walter Benjamin. (Der. : Paul F. 1 977). 21 . der. çev. s ." Zeitschrift tür Sozialforschung. Lukacs. Habermas. Hannah Arendt : the Love of the World (New Haven. 1 9. 1 98 1 ) . Bölüm VI. Son DeQerlendirme yazısının yazarı Fredric Jameson (Lond­ ra. Benjamin.

"A Social Critique of Radio Music. lngilizce'si i­ çin. Estetize Edilmiş Yaşam. 235 . /lluminations. 24. 1 969). 1 945)." Studies in Philosophy and Social Science. IX. 1 947). Aynı cümle Benjamin'in 1 937'de Zeitschriffde yayınlanan " Eduard Fuchs: Collector and Historian" başlıklı incelemesinde de bulunuyor. The Radio Symphony: an Experiment in Theory. Pollock. "Fragmente über Wagner. 1 982-3). : Walter Benjamin. Eclipse of Reason (New York. 31 . Migration: Europe and America. lngilizce de ise Benjamin'in tarih felsefesi tezleri 11/uminations'da bulunuyor.." Kenyon Review. 2 (Bahar. "On Kierkegaard's Doctrine of Love." Zeitschrift tür Sozialforschung. 26. Benjamin. 1 982) 28. George Simpson'ın katkısı ile. 3 (L941 ) . 1 941). Mass. Vlll. V. 30. s. 27." Zeitschrift tür sozialforschung. Horkheimer. 1 963). 2 (1 936)." Bknz. : Telos. "Linke Melancholie.1960 (Cambridge. Bu koleksiyon "Walter Benjamin zum Gedachtnis" başlığı ile toplanmış ve Horkheimer'in "Autoritarer Staaat" ve "Vemunft und Selbsterhaltung" çalışmalarında yer almış­ tır. "State Capitalism: lts Possibilities and Limitations." Bknz. 3 ( 1 941 ). Erich Kastner ve Walter Mehring gibi sol liberal yazarlardı . Vll. Benjamin. Horkheimer. "Die gewürdigte Musik. Vlll ( 1 93 1 ) . Y2 (1 939). Lazarsfeld ve Frank Stanton. "On Popular Music". 54 (Kış. Bknz. 25." Die Gesel/schaft. IX. Hedef aldıkları. Kurt Tucholsky.. (Türkçe'si i­ çin. Der. Adorno'nun "George und Hofmannsthal" çalışma­ sında da bulunabilir. Bknz. çeviren ve sunan Ü nsal Oskay (Ankara: Dost Kitapevi Yayı nları . derleyen. "Egoismus und Freiheitsbewegung. 1930. : Der getreue Korrepetitor: Lehrschriften zur musika/ischen Praxis (Frankfurt. 29. Radio Research (New York." Studies in Philosophy and Social Science. : Pauı F.258.

Levinson ve R .çev . 1 973). Cumming 'in "Verd inglichung" karş ı l ı ğ ı olarak kulland ığı şeyleşme I objektification "yerine. Anti­ Semitism and Emotional Oisorder. Ackerman ve Marie Jahoda. Daniel J. "Anti-Semitism üzerine Araş­ tırma Projesi" Studies in Philosophy and Social Science. 33. 1 949). bu dizide yeralan öteki çalışmalar ise şun­ lard ı r: Nathan W. s . Rehearsal tor Destruction (New York. 36.. Dialectic of Enlightenment. Adorno. Bu çalışma Enstitünün tutumundaki değişimin ilk göstergesi olmuştur. The Authoritarian Personality (New York. Philosophy of Modern Music. 236 . "New German Critique. 230 . 1 974 ) . John Cumming (New York. ben .N. 34. Bruno Bettelheim and Morris Janowitz. 1 949). Prophets of Oeceit (New York. 1 959). 1 947) . Çeviri benim tarafı mdan düzeltilmiştir. "The Jews and the Frankfurt School: Critical Theory's Analysis of anti-Semitism. lng. 1 950). çev. E. 1 972)." Prejudices in Disguise (New York. a Psychoanalytic lnterpretation (New York. Hanns Eisler (ve.32 . Mitchell ve Wasley Blomster (New York. Adorno). . adı açıkça yazılmamışsa da. 1 ( 1 94 1 )'de özetle verilmiştir. 1 974). Else-Frenkel Brunswik. 1 9 (Kış. lng. Craft. Horkheimer ve Adorno. Enstitünün anti-Semitizm üzerine yaptığı çalışmaların tartışılıp değerlendirildiği bir kaynak olarak. çev. " şeyselleşme ı reification" kavram ı n ı kullan ıyorum. Anne G. ing. Bknz. "A Bali tor Adorno. 35. 1 949).Nevitt Sanford. ve Leo Lowenthal ve Norbert Guterman. IX. Dynamics of Prejudice: a Pysychological and Sociological Study of Veterans (New York. : Mar­ tin Jay.F. 1 980). Paul Massing. Composing tor the Film (New York. Minima Moralia: Reflections From Damaged Life. Jephcott (Londra.

" The Essential Frankfurt School Reader. : Gesammelte Schriften. s. 47. . "Freudian Theory and the Pattern of Fascist Propagan­ da.21 1 . "Zur gegenwartigen Stellung der empirischen Sozialforschung in Deutschland. Richard ve Clara Winston (New York. 46. "Prolog zum Fernsehen" and "Fernsehen als ldeologie. 44. 237 . 40. Dönemli Yayınlar. lng." Bknz. Schriftenreihe des lnstituts zur Förderung Öffentlichen Angelegenheiten e. 2 (1 957) ve Telos. 1 952). lbid. 45. The Story of a Nove/: the Genesis of Doctor Faustus. (Türkçe'si için. Bknz. "Was bedeutet: Aufarbeitung der Vergangenheit".) Die 'Frankfurter Schu/e ' im Lichte des Marxismus (Frankfurt. 1 969). "Quarterly of Film. : Martin Jay." Jahrbuch tür Amerikastudien." Eingriffe: Neun Kritische Modelle (Frankfurt. lstanbul. ve "Erziehung nach Auschwitz.37. V." Stichworte: Kriticshe Modelle 2 (Frankfurt. Vll (1 954). Ünsal Oskay.. s. (der. Eingriffe. X. . 43. s. 1 973). Blı. çev. 39. s. her ikisi için de. 41 .nz. s. "Television and the Patterns of Mass Culture. 38. 1 26.1 37. : Çev. Bknz. 42. 1 974).50. lbid. 2. örneğin. şu çalışmadaki makalelere bakınız: Johannes Heinrich von Heiseler. bölüm 111. "The Stars Down to Earth: the Los Angeles Times Astrology Column. Fromm'dan uzaklaşmaları ile ilgili olarak. Radio and Television. 1 9 (Bahar. Mann. lbid. . Minima Moralia. XVll (Frankfurt.33. 1 970). The Dialectica/ lmagination: a History of the Frankfurt School and the lnstutite of Social Research. 1 988). . 1 961 ) . 1 963. 1 923-1 950 (Baston. : Empirische Sozialforschung.

lng. Soziologische Exkurse (Frankfurt. 58.) 57.9. 238 .28-9. Behemoth: the Structure and Practice of National Socialism 1 932-1 944 (New York. lng. Die Unfahigkeit zu trauern (Münih . . Horkheimer. Neumann. Berkeley. " Telos. 60.34. s. "On Affirmative Culture. s. Rudney Livingstone (Londra. Samuel ve Shierry Weber (londra. 53. Aspects of Sociology. XXV (1 980). 1 980). s. Calif. 1 972).1 1 6. Lowenthal koleksiyonunda. s. 54. s. in Search of Wagner. 1 972). çev. 56. Matthew J. Habermas. lbid. Marcuse. çev. 1h (1 939). Critical Theory: Selected Essays'e Onsöz. 1 956). 61 .1 1 5. 51 . (New York. John Viertel (Boston. (Lowenthal kolleksiyonu. 1 3 Nisan 1 95 1 . 52. Prisms. 1 976'da yayınlandı ." Negations: Essays in Critical Theory. 1 967). "Die Juden und Europa" Zeitschrift tür Sozialforschung. Horkheimer. 1 968). : Özellikle. O'Connell et al. 59. Bknz. Adorno. 55." Berke/ey Journal of Sociolog. "Psychic Thermidor and the Rebirth of Rebellious Subjectivity. s. ss. ing. çev. 1 944). Alexander ve Margarete Mitscherlich. "Almanya'da yayınladığım bütün çalışmalarımın yüzde dok­ sanını Amerika'da yazmıştım" demiştir. çev. Lowenthal'e 27 Ocak 1 957'de yazdığı mektupta. 49. Jeremy J. 1 967). Horkheimer'in Lowenthal'e mektubu.2 50. Shapiro (Boston. nihayet. Habermas. 1 98 1 ). "The lnimitable Zeitschrift tür Sozialforschung: How Horkheimer Took Advantage of a Historical/y Oppressive Hour. Prisms: Cultural Criticism and Society. Al­ manca çevirisi. lng.v. 45 (Sonbahar.48. Vlll.

Noten zur Literatur 111 (Frankfurt. 1 956). : "Society. Gesammelte Schriften. Der getreue Korrepetitor: Lehrschriften zur musikalischen Praxis (Frankfurt. 2 cilt (Frankfurt. Klassengesellschaft ile ilgili olarak yanlışlık var. Dissonanzen: Musik in der verwalteten Welt (Göttingen. 65. 1 968). 66. Eingriffe: Neun Kritische Modelle (Frankfurt. Einleitung in die Musiksoziologie: Zwölf theoretische Vorlesungen (Frankfurt. 64. Glyn Adey ve David Frisby (Londra. 1 970). s . Quasi una Fantasia: Musikalische Schriften il (Frankfurt. Kış 1 970). 1 955). 1 5. "Sociology and Empirical Research. The Positivist Dispute in German Sociology. Ohne Leitbild: Parva Aesthetica (Frankfurt. Ashton (New York. Adorno'nun Benjamin üzerine yazıları için. 1 972). 63. 1 965). Klangfiguren: Musikalische Schriften 1 (Berlin and Frankfurt. 1 959). 1 960 yılında Adorno ve Gershom Scholem. "sı­ n ıf mücadelesi" olarak çevrilmiştir. Mahler: Eine Musikalische Physiognomik (Frankfurt. Benjamin'in mektuplarını yayınla­ dılar. V l l l (Frankfurt. s. fakat sınıflar duruyor" dediQi halde. 239 . Benjamin. Moments Mvsicaux: Neu gedruckte Aufsatze 1928 bis 1962 (Frankfurt. çev." Bknz. 1 964). 1 960). 1 976). 1 963). : Adorno ve diQerleri. 1 49. ( 1 963). by E. "Gesellschaft". Fredric Jameson' ı n lngilizce çevirisinde. Noten zur Literatur il (Frankfurt." Salmagundi. Berg. 1 962). 1 0-1 1 (Sonbahar. 1 967). 1 969). Über Walter Benjamin (Frankfurt. English trans. Bknz. Nervenpunkte der neuen (Musik (Hamburg. Schriften.62. 1 968). derleyenler Adorno ve Gretel Adomo. 1 969). lng. Stichworte: Kritische Modelle 2 (Frankfurt. B. 1 963). Noten zur Literature (Berlin ve Frankfurt. 1 976). Der Meister des kleinsten Übergangs (Vienna.: Adorno. 1 969 . 1 958). lmpromptus: Zweite Folge neu gedruckter musikalischer Aufsatze (Frankfurt. "mücadele bitti. Adorno. bknz. 1 961 ).

Çeviri düzeltilmiştir. 1 97 1 ) . 1 0'da alıntı olarak yer alıyor. 35 (Bahar 1 978).67. 1 974). The Jargon of Authenticity. lng. 404-5. "Resignation. P. ss. "Lyric Poetry and Society. 71 . 80." Thesis Eleven. Makale ilk kez. "Positive and Negative Totalities: lmplicit Tensions in Critical Theory's Vision . 404-5. 1 979).: dipnot 66. Negative Dialectics. Otto Stammer.rıa Psychology. çev. Kathleen Morris (New York. Bknz. 17 (Bahar.27. Negative Dialectics. 366. Çeviri düzeltilmiştir. : Martin Jay. s. 1 970). ilk yayınlandıgı yer Noten zur Literatur /." New German Critique." New Left Review. 3. 8 1 . s. Knut Tarnowski ve Frederic Will (Londra. lng . Main Currents of Marxism. 79. Horkheimer. 73. 240 . Die Süddeutsche Zeitung (26-27 Nisan 1 969). 20 (Yaz.S. 75. 78. 1 955 yılında Horkheimer'in altmışıncı yaş günün­ deki Festschriffte yayınlanmıştır. The Positivist Dispute in German Sociology." Telos. s . s. Kolakowski. der. lng. lbid. H abermas. Max Weber and Sociology Today. Die Sehnsucht nach dem ganz Anderen (Hamburg. "Consciousness-Raising or Redemptive Criticism: the Contemporaneity of Walter Benjamin. 46 (Ka­ sım-Aralık 1 967) ve 47 (Ocak -Şubat 1 968). ss. Çeviri düzeltilmiştir. 72. (1 982). çev. 1 68. "Sociology cı. 69. 74. 68. of lnterdisiciplinary Research. Bknz. 1 973). 1 38. 1 978) s.." Telos. 77.43. cilt 111: The Breakdown. Adorno'nun disiplinler arası araştırma anlayışı için. Falla (Oxford. s. 76. çev. 70.

Theorie des · kommunikativen Handelns. . 1 969). der. Andrew Arato ve Eike G�bhardt.51 8. Adorno. 1 958). lng. trans. The Essential Frankfurt School reader. 4. Bu yazının öneminin tartışıldıQı nite­ likli bir çalışma. 6. P. s. 2. Alıntılar hep lngilizce çevirisinden. . giriş Paul Piccone (New York. "Der Essay als Form. . 1 973). s.1 . Bknz. E.S. yoksulları n uzun uzun hesapladıkları .B. Leszek Kolakowski. 5. "Subject-Object. 7. 1 978). Stichworte: Kritische Modelle 2 (Frankfurt. 1 4 ve ardı. Bu anlamsal bulanıklık Louis Althusser'in Lenin and Philosophy and Other Essays'de elealınıyor." Heinrich Regius (Max Horkheimer). cilt 1: The Founders. Dammerung. 3. Main Currents of Marxism. Adorno. 1 978)." Noten zur literatur (Frankfurt. cilt 1 (Frankfurt. lng. 1 78. Atonal Felsefe 1. 8. 1 98 1 ). Adorno. ve ard ı .. Cilt ll'de ikinci kez yayınlanmış bulunuyor. 24 1 . Jürgen Habermas. insanın hem efendisi olan. Adorno (New York. : Gillian Rose. s. Büyüklerin kurumları. Adorno. 1 978). Falla (Oxford. The Meloncholy Science: an lntroduction to the Thought of Theodor W. s. Althusser'e göre e n i l k olan özne.2. Ben Brewster (New York." s. s. Büyükler kendi kurumlarını oluşturmuşlar: Hangi sayıya oynasa­ lar hep kazan ıyorlar. çev. Ashton (New York. Negative Dialectics. 1 979).498.XX. Gesammelte Schriften. çev. "Sistemler küçük insanların payına düşüyor. hem de insanın yaratıcı öznelliQine model oluştu­ ran Tanrıdır. ama hiçbir zaman tam olarak sınayamadıkları için hep kaybettikleri sayılardan çok daha güvenilir.

23. "Subject-Object. Adorno." ss. s. 22. • Adorno diğerleri. ss.9." ss. Totalite kav­ ramını Adorno'nun kullanı ş tarzı için genel bir değerlen­ dirme. Charles Baudelaire: a Lyric Poet in the Era of High Capitalism. 1 7. Negative Dialectics. Negative Dialectics. "Subject-Object. 1 977). Adorno." s. "Subject-Object. Glyn Adey ve David Frisby (Londra. s. 1 6. 498-9 1 1 . Adorno. 1 982). 1 3.1 2." s. Adorno. 1 31 . "Subject-Object. Harry Zohn (Lond­ ra. "Anamnestic Totalization: Reflections on Marcuse's Theory Of Remembrance. Yorumlar için.499. 1 9." s." Theory and Society. Adorno. Mancism and Totality: the Adventures of a Concept from Lukacs to Habermas (Berkeley." Telos. The ve Positivist Dispute in German Sociology. Bknz. Walter Benjamin. 1 8 1 . Bknz.499. "lntroduction. 21 ." s. NJ. "Subject-Object.25. lng. aynı kitabın 1 90. 1 83. çev. Negative Dialectics. 1 4. s. Negative Dialectics. 1 973. s. s. 1 1 . s.: Martin Jay. 1 5. Adorno. Bunun Marcuse için taşıdığı önemle ilgili olarak. Sahifesine bakınız. 1 77. 1 976). s. Martin Sohn-Rethel (Atlantic Highlang. 1 984).500. lng. çev. Adorno. "Subject-Object. Adorno. Adorno. lng. çev. Sohn-Rethel'in en önemli çalışması lntellectual and Manual Labor 'd ır. : Martin Jay.501 . 1 03. "lntroduction. 1 977). Adorno. "The Actuality of Philosophy. 31 (Bahar. 1 2. 20. Adorno. 499-500. 1 8. 1 0. 242 . 374. Adorno. 1 (Ocak. Adorno.

32. lng. 3 1 . 25. Alphono Lingis (Evanston. ss. 29. 1 972). s. (der. şeyselleşmeyi kabullenmiş bulunan sosyolojiden farklı olarak. Merleau-Ponty'nin bu konuyu tartıştı­ ğı kaynak olarak.. Gerekçe "şi" harfinden gelen bu kavram koşulları ol­ gunlaşmamış bir uzlaşım yerine diyalektik bir geriye dö­ nüşü ifade ediyor. onu izleyen tümceciğin içindekilerle karşıma­ sını gerektirir. 1 59-60. s. Bu yöntemin Adorno için öneminin tartı­ şıldığı yer olarak 1 3. "Subject-Object". 1 979) .502. 28. : örneğin. Benjamin'in çalışmasındaki kefaretçi moment'in (redemptive moment) ele alındığı iyi bir kaynak. : Jürgen Habermas. çev. 27. 230. Bknz. Şunu da not et­ mekte yarar var: bir diğer önemli Batı lı Marxist. "New German Ciritique. 1 06. : The Visible and the lnvisible: Followed by Working Notes. Bknz. s. Über Walter Benjamin (Frankfurt. çev. "Consciousness . Dia/ectic of Enligtenment. Adorno. Maurice Merleau-Ponty de çapraz yerleştirmeye önem veriyor. Adorno. 1 7 (Bahar. s. ). "lntroduction.Raising or Redemptive Criticism : the Contemporaneity of Walter Benjamin. Adorno. çev. ClauciJ Lefort. Samuel ve Shierry Weber (Londra. 1 967). Prisms: Cultural Criticism and Society. 30. Negative Dia/ectics. sahifeye bakınız. Adorno. lbid. lng. Horkheimer ve Adomo." 26. Bknz. Çapraz yerleştirme (chiasmus) bir tümceciğin sözcük diziminin . burada Adorno ısrarla şunu söylüyor: "Şeyselleşme hayatı ne denli kaplamış olsa da. Verdinglichung yanlışlıkla "şeyleşme" olarak çevrilmiştir. ss. 1 77-8.501 . Eleştirel Teori tam da şeysel­ leşmeyi ifade edişiyledir ki. 243 . lng.24. toplumu bir özne ola­ rak tasarlamaya yönelir. Adomo. 1 968)." s. 1 970). John Cumming (New York. 34. bölüm iV.

" Telos. 38. 1 947). 41 . idem. Negations: Essays in Critical Theory. Eclipse of Reason (New York. Wilhelm Dilthey. Adomo. 1 963)'de yayınlanan "Über das Programm der kommenden Philosophie" makalesi ile olmuştur. der. Adornos Philosophie in grundbegriften: Auflösungen einiger Deutungsprobleme (Frankfurt. çev. s. 34. idem. the Critique of Historical Reason (Şikago. . Adorno. "lntroduction. Bknz. lbid. 1 974).235. Jeremy J . 43.44. Horkheimer.274. Bu gö­ rüşler Dilthey'de de vard ı .503." s. Adomo. bazı ları Charles Baudelaire: a Lyric Poet in the Age of High Capitalism'de yeralan Passagenwerk fragmanlarında geliştirilmiştir. s. 20 (Yaz. 36. 42. s.226. s. Friedemann Grenz. "The Frankfurt Schools's Critique of Mannheim and the Sociology of Knowledge. s. 45. Herbert Marcuse. s. Prisms. Zeugnisse Theodor W. : Martin Jay. . Eclipse of Reason. "Subject-Object. Adorno zum sechzigsten Geburtstag (Frankfurt. 40. 35. .504. lng. Shapiro (Boston. Bknz.505.506. Adomo." s. 37. s. Benjamin'in iki deneyim türünü birbirinden farklılaştırması . 44.33. : Michael Ermarth. "Subject-Object". 1 968). 1 978). 244 . 1 91 8'de yazılan ve ilk kez Horkheimer. 39. Max Horkheimer. "Subject-Object". Benjamin'in bilimsel deneyim anlayışına yönelttiği ilk eleştiri. Fakat Benjamin'in Dilthey'den etkilenmiŞ olup olmadığını bilemiyoruz.58. 1 974). Adorno.

. çev. idem. Adorno. ayrıca. Bknz." New German Critique. 35 (Bahar 1 978). 1 68. ve giriş yazarı Hannah Arendt. Bknz. : Adorno'nun "Marginalien zu Theorie und Praxis"deki değinmesi. 53. ve giriş yazarı Peter Demetz. s. 245 . 49. s. Stichworte'de.5. Benjamin. 1 973). s . 1 978). "The Storyteller: Reflections on the Works of Nicolai Leskov.3 1 8. lbid. s. Aphorisms. der. idem. 54." Reflections. Özellikle.'' Reflections: Essays. çev. Weber'in bu sözleri. "On Language as Such and on the Language of Man. Edmund Jephcott (New York. Adorno. : C. . Benjamin. Bknz. 55. 1 979) . : W. "Resignation. ''The Actuality of Philosophy. s. "Subjet-Object. Bknz.'' ve "On the Mimetic Faculty. 58. çev. lng . 50. Freud and Philosophy: an Essay on lnterpretation. Adorno. 57. Geertz. . 1 970). Autobiographical Writings. The lnterpretation of Cultures (New York. Dean Savage (New York. Adorno. 1 968). Negative Dialectics." s. 47. Paul Ricoeur. Ctifford Geertz'in kendi alanında büyük etkiler yapan kültür antropolojisi nedeniyle çok ün kazanmıştır. 48.46. 33. "On Language as Such and on the Language of Man. Benjamin. 51 . "Resignation. lng. 5 1 0 . lng." s . 52. 56." 11/uminations: Essays and Reflections. Benjamin'in anlatı (narrative) ve deneyim (experience) arasındaki ilişkiyi değerlendirmesi ile ilgili olarak." s . 1 27. Harry Zohn (New York. Adorno.376. der. ve "Doctrine of the Similar." Telos.51 1 . 1 7 (Bahar.

Dialectic of Enlightenment. "Bloch's (Traces): the Philosophy of Kitsch" New Left Review. idem. "Sociology and Psychology. : Adomo. 5. 6. lbid. kısım 1 . 1 3.63. Adomo'nun Bloch'a sevgi ve saygıyla bakışı için. Adorno'nun mülteci olarak lngiltere ve Amerika'da ge­ çirdiQi yıllar burjuva demokrasisinin önemini o zamana kadarkinden çok daha derinden kavramasını saQlamış­ tır. : Paul Connerton. 1 7 ve devamı.61 .64. Parçalanmış Totalite: Toplum ve Psişe 1. 46 (Ka­ sım-Aralık 1 967) ve 47 (Ocak-Şubat 1 968). s."New Left Review. 7. . 1 3. OrneQin. 1 1 2. . Jephcott (londra. F. "Bizi ancak umutsuzluk kurtarabilir. .. Spuren (Berlin. çev. 8. lbid. s. Bknz. s.3.. 78. 1 2. lbid. 246 . Mart 1 969. N . 1 O. Bknz." Amold Gelsen ile konuşmasında Adorno'nun yaptıQı alıntı. 9. 4. 1 980). 1 1 . lbid. Ernst Bloch. E . 1 930). s. 1 978). s. in. "lst die Soziologie eine Wissenschaft vom Menschen?" 2.231 . çev. 1 972). . 3. Minima Moralia. 1 2 1 (Mayıs-Haziran 1 980). Bu satırların yazarının Adorno ile yaptıQ ı görüşmeden. John Cumming (New York. : Minima Moralia: Reflections from Damaged Life. s. Bknz.. ss. The Tragedy of Enlightenment: an Essay on the Frankfurt School (Cambridge. Eleştirel kavramının tarihini inceleyen çok güzel bir çalışma.61 . lng .

. "The End of lntemalization: Adomo's Social Psychology" Telos. lbid. Diafectic of Enlightenment. s. Adomo'nun Benjamin'e mektubu. lbid. s. 2 Ağustos 1 935. 22. giriş Paul Piccone (New York. 1 7. New left Review. . Sözlerinin sonraki bölümüne gelince. Minima Moralia. "Die revidierte Psychoanclyse. Haven in a Heartless World: the Family Besieged (New York. Bknz.32.95. "Freudian Theory and the Pattem of Fascist Propagan­ da. 1 977). son değerlendirme yazısı Fredric Jameson (londra.. Jessica Benjamin. 23.65. "güçlü çocuk" deyişinden de anlaşıldığı gibi. 1 6. s . 24. 1 9. 20. ancak ikincisi için bu iddia kısmen geçerli sayılabilir (hatta o zamanlar için bu bile söylenemez)." The Essential Frankturt School Reader. s.49. ve Mark Poster. s. 1 977). homoseksüellik ile onun sado­ mazoşistik versiyonunu birlikte ifade ediyor. 1 972) ." Gesammelte Schritten. : örneğin. 21 ." kısım i l .46. s. Bu gibi savları . Çünkü. Critical Theory of the Family (New York.: Aesthetics and Politics: Debates between Bloch. 1 5. 1 92 ve ard ı . s.1 4. Adorno. der. s. . Bknz. 1 977). Adorno. s. Andrew Arato ve Eike Gebhart. 1 1 3. Adorno'nun totaliteryanizm imgesinin Sovyet değil de. 32 (Yaz. 1 978). s. Brecht. Lukacs. Vlll (Frankfurt. 1 8. "Sociology and Psychology. Lasch. 25. daha çok. Nazi örneğinin etkisiyle oluştuğunu gösteriyor. Minima Moralia. Benjamin.84. 1 978).23. 247 . lbid. 1 36.

Blomster (New York. 1 955) ve Gesammelte Schriften. 1 35. Glyn Adey ve David Frisby (Lond­ ra. s. "Society. lng. Mitchell ve Wesley V. 1 0-1 1 (Sonbahar.360'da zikrediliyor." s. Vlll.481 . 1 976). s. Anne G." The Positivist Dispute in German Sociology. Bknz. Vlll. "Schuld und Abwehr. : "Zur gegenwartigen Stellung der em pirischen Sozialforschung in Deutschland. E .37. : Stravinski'nin psikotik yanına yönelttiQi eleştirilerin yer aldıQı Philosophy of Modern Music. 1 29. Ein Studienbericht (Frankfurt. "Society.." The Positivist Dispute... 1 67 ve ard ı . 2. 36. 35. 37. lng. 1 980). çev." Gesammelte Schriften. 29. 30.70. IX. Prisms.Kış 1 970). 1 969 . lbid. lng. 1 976). ve "Sociology and Empirical Research.33. 26-7. "Spatkapitalism us oder lndustriegessellschaft?". 34." s. 248 . Bknz. 38. 27. 28.'' s. ôrneQin." s. lntroduction to the Sociology of Music. /bid. ôrneQin. s .74'de. çev. s. 33. Vlll. s. "lntroduction. "Classes and Strata" bölümü.. Ashton (New York. Gesammelte Schriften. s.26. Gruppenexperiement. Ayrıca. s. 31 . Adorno yüksek kültürü irdelerken de psikoanalitik kategoriler kullanmıştır." Gesammelte Schriften. "lntroduction." Friedrich Pollock. ss." Salmagundi. çev. "Sociology and Empirical Research. "Reflexionen über Klassentheorie. der. 32. 1 49-50. 1 46. "Freudian Theory and the Pattern of Fascist Propaganda. B.

1 97 1 )'de topluca yayınlanmıştır. ss. Krug und frühe Erfahrung. 48.. çev. Bknz: "The Sociology of Knowledge and its Consciousness. lbid. Mannheim'ı eleştirel bir tutumla yorumlayışı hakkında ise. Bknz. Ashton (New York. der. Hans Albert. Adorno'nun Simmel'i eleştirel bir tutumla yorumlayışı hakkında. lng. Prisms.251 . Kathleen Morris (New York..396.39. 1 967 yılında Adorno. daha sonra." s. 43. 249 . Enst Block zu Ehren (Frankfurt. Weber'den çok Theodor Heuss üzerine konuşan Adorno'nun söylediklerine ise yer verilmemiştir. Max Weber and Sociology Today.B. 44. Habermas ve Marcuse'ün tartışmalardaki katkıları bu kitapta yeralmıştır. Belki de Adorno'nun Weber'in önemini belirten en lehte görüşleri Negative Dialectics." Siegfried Unseld. 40. : "Henkel. 41 . "Thesen über Bedürfnis.69. 45. Horkheimer. çev. s. 1 973). 47. s. 1 965)'te." Gesammelte Schriften. 'Soziologie und Philosophie' " başlıgı ile de yayınlanmıştır. 1 64-6'da yer almış bulunuyor. "lntroduction. Durkheim'ın Toplumbilim ve Felsefe adlı çalışmasının Almanca çevirisine bir giriş yazısı yaz­ mıştı. Gesammelte Schriften Vlllde "Einleitung zu Emile Durkheim. 1 06'da. E. lng." The Positivist Dispute. 1 2." The Positivist Dispute. (der. "Sociology and Empirical Research. Bu giriş yazısı. Alman Sosyolojisi Derneginin 1 964'de yapılan on be­ şinci kongresindeki tartışmalara bakınız. ''The Myth of Total Reason. s. 42. idem. "On the Logic of the Social Science. V l l l . Bu tartışmalar Otto Stammer. 46.." s.).

s." s. Bknz. Bloch.. onun kötümserliğinin antite­ zinden çok. Lawrence Garner (Londra. W.359. çev. 50.: ôrneğin. Talcott Parsons (New York. Eleştiri Yayınevi. 406." New German Critique. (Türkçesi. der. Negative Dialectics. çev. Horkheimer ve Marcuse gibi onun da hiçbir zaman terk etmediği umuda olan tut­ kusunu bütün 'bütüne görmezlikten gelmek olacaktır. Adorno'nun ütopyanizminin. lng. 1 958). Aesthetics and Politics. Politische Philosophie von Hobbes bis Adorno (Freiburg. 1 81 . Oskay. Peter Bürger. Adorno'nun u muda olan tutkusu bu pasajda açıkça gö­ rülüyor. mükemmellikten uzak bugünkü dünyanın elvermediği beklentilere yol açtığı için. bu kötümserliğin pek dile gelememiş kay­ nağı olduğunu da düşünebiliriz. Auf/arung und Oialektik. s. 54. 5 1 .49. 53. The Protestant Ethic and the Spirit of Capita/ism." Materialien zur asthetischen Theorie Th. Feher. 18 (Aralık. Estetik ve Politi­ ka. "Society. "Die Vermittlungsproblem in der Kunstsoziologie Adomo. 56. s. Marxism and Hegel. 1 956). 1 52.. Weber. 1 985). Arnold Künzli. lng." The Score. "Negative Philosophy of Music: Positive Results. "Modern Music is Growing Old. Ü . Adornos Konstruktion der Moderne. Adomo'dan Benjamin'e 1 8 Mart 1 936. böyle dü­ şünmemiz. 52. 1 973). Burkhardt Linder ve W. 55. 57. Benjamin. "Spatkapitalismus oder lndustriegesellschaft?". Martin Lüdke (Frankfurt. Ne var ki. 250 . 1 975). 4 (Kış.1 23'de. 1 97 1 ) ve Lucio Colletti. s. 1 980).

1 1 4. Dialectic of Enlightenment. 1 61 . s. ya felsefe yapılıyor. 224-5. 1 973). "Sanat felsefesi denilen şeyde. "Reflexionen zur Klassentheorie. : Norbert Elias. öznelliQin. 62. 1 981 ). Tezadın oluşumu üzerine çok iyi bir inceleme. 63. : Negative Dialectics. Zaman zaman. Minima Moralia. 60. s. (Sonbahar. Connerton. The Civilizing Process. 1 976). OrneQin. Gesammelte Schriften. Kefaret Olarak Kültür 1. 3. 1 974).76. s. 4." Telos. Komünist Manifestosundan alınan bu deyiş Marshall Berman'ın Al/ That is Solid Melts into Air: the Experience of Modernity (New York." s. s. .346." Adorno'nun Asthetische theorie'ye epigraf yapmayı düşündüQü sözler. 25 1 . ya sanat. · Raymond Williams.229. 2. an lnterview. Edmund Jephcott (New York. 61 .320. Friedemann Grenz. Habermas.58. Keywords: a Vocabulary of Culture and Society (New York. çev .8. 1 982) çalışmasına hem başlı k. s. 65. Adornos Philosophie in Grundbegriffen (Frankfurt. genellikle bir nokta u­ nutuluyor. ''The Dialectics of Rationalization. hiç şüphesiz.376. s. 64. tikelliQin (particularity) tamamen indirgene­ meyeceQine güveniyor görünüyor. 49. 1 978). lng. "Die ldee der Naturgeschichte". 66. ss. s. Manipülasyon Olarak Kültür. hem de rehber metafor oluyor. Bknz. Negative Dialectics. Bknz. 1 (Frankfurt. cilt 1: The History of Manners. 59.

" Telos. .. Horkheimer ve Adorno. 1 90-1 . Adorno. Jephcott (New York. lbid. Dieter Schnebel. lng. Çeviri düzeltildi. 1 972'de ya­ zılmış bulunuşu ile doğrulanmış oluyor. Wilhelm Dilthey: the Critique of Historical Reason (Chicago. s. Geoffrey H. çev. 1 3 1 . çev. . Adorno'nun bu pasajın yazarı olduğu bu met­ nin Gesammelte Schriften.4. Adorno. 1 5.48.26. lng . s. Aspects of Sociology. Johsı Viertel (Boston. Adorno. 1 90.N. Hermann Schweppenhauser (Frankfurt. 1 978). s. Vlll (Frankfurt. s. s. Adorno." Bknz. Dialectic of Enlightenment. ''The Sociology o f Knowledge and its Consciousness. lng. lbid. 1 6. Bknz.. 9. 8. lng.23. 1 972). der. Adorno zum Gediichtnis: Eine Sammlung. 1 972). içkin eleştirinin tartışıldığı bir çalışma. E.1 31 . "Culture and Adm inistration. 1 972). s. . John Cumming (New York. 37 (Son­ bahar.: Theodor W. Adomo. 1 3. lbid.32. 7. s." Prisms: Criticism Cultural Criticism and Society. Criticism in the Wilderness: the Study of Literature Today (New Haven. 1 2. s. s.1 . 1 971 ). 252 . çev. 1 978). 1 1 . 1 967). · ss.. 1 963). Quasi una Fantasia: Musikalische Schriften il (Frankfurt. 5. 1 0. "Komposition von Sprache-sprachliche Gestaltung von Musik in Adornos Werk. 1 4. ss. 1 980). Frankfurt Sosyal Araştırma Enstitüsü. "Culture and Society. 1 00. 6. : Michael Ermarth. Samuel ve Shierry Weber (Londra. çev.Hartman.44.3 1 3 ve ard ı . Minima Moralia:Reflections from Damaged Life." Prisms.F.

253 . Bknz. Ashton New York. "Thesen zur Kunstsoziologie. 1 978). Rodney Livingstone (Londra. Enstitünün çalışmalarının bu yani ile ilgili aydınlatıcı bir çalışma. 21 . W. 1 98 1 ). Bknz. 26. Negative Dialectics. Morrison. "Kultur and Culture: the case of Theodor. Adorno ve Paul F. 1 8. s.: David E.. 1 980).. Bknz. Lazarsfeld. in Search of Wagner. s. E . Hikayenin bir özeti olarak. Adornos Konstruction der Moderne. Adorno. lbid. lng. : Raymond Geuss." Kölner Zeitschrift tür Soziologie und Sozialpsychologie. 23. 1 979). 25. : "Negativitat und asthetische Erfahrung: Adornos asthetische Theorie in der retrospektive.. bölüm 1 ." Die USA und Deutschland: Wechselseitige Spiegelungen in der Literatur der Gegenwart. "The Stars Down to Earth: the Los Angeles Times Astrology Column. : OrneQin. Prisms. 1 976). s. 24. 45. · Adorno. 1 07. 1 9. B . Adorno. Adomo. der. lng.. Jauss'un verdiQi yanıt için. . 1 (Mart 1 967). "Beute der Pragmatisierung: 'Adorno und Amerika." Telos.4 1 . Dagmar Barnouw. Martin Lüdke (Frankfurt. çev. s. çev. der. 1 98 1 ) . 2 (Yaz." Materialien zur asthetischen Theorie Theodor W.202. Wolfgang Paulsen (Berlin. Burkhardt Lindner _ve W. Social Research. 1 9.31 . Adorno. s. fakat daha çok Lazarsfeld'in bakış açısından bir özet olarak.1 7. 22. 1 973). 20. 1 9 (Bahar. onun şu çalışmasına Bknz.91 . The idea of Critical Theory: Habermas and the Frankfurt School (Cambridge.

"lntroduction to Adorno. 1 5 ve ardı. Adorno. s.38. 41 . 30. Leo Lowenthal. Adorno. Horkheimer ve Adorno.. 6 (Sonbahar. 35. 1 978). 254 . 1 969). :John Willett. 1 975).97. Art and Politics in the Weimar Period: the New Sobriety.278. der. 1 67 ve ard ı . Adorno. 1 978). Horkheimer and Adorno. Geist der Utopie (Münih.1 25. Ernst Bloch. 1 96 1 ) s. "C�lture and Administration." New German Critique. s. 40. An Essay on Liberation (Boston. 1 973). Popular Culture and Society (Pala Alto. 36. Bu yaşam deneyimlerinin deQerlendirildiQi bir çalışma. Anne G. lbid. Herbert Marcuse. 29. 1 975). Kaliforniya. s. Adomo. Literature. Dialectic of Enlightenment. giriş yazarı Paul Piccone (New York. Bknz.1 58. 32. 6 (Sonbahar. 33. 1 91 7-1 933 (New York. Philosophy of Modern Music.1 52." The Essential Frankfurt School Reader. . 1 40. s. s.4. 37. s . 39. Bknz. "Culture lndustry Reconsidered. 1 981 ). s. s." s. s. Horkheimer ve Adorno." New German Critique.27. Mitchell ve Wesley V. 31 . lbid. 36. 1 39. Andrew Arato ve Eike Gebhardt. : dipnot 36.4. Dialectic of Enlightenment. Dialectic of En/ightenment. s. 34 . 28. Andreas H uyssen. "On the Fetish Character of Music and the Regression of Listening. Blomster (New York.

Walter Benjamin and the Frankfurt lnstitute (New York. s. Hannah Arendt. /l/uminations: Essays and Reflections. 35 · (Bahar. lng. Adorno'nun Kracauer'in çalışmaları ile ilgili ve ona duyduğu saygıyı da ifade eden eleştirileri için. New Left Review. 1 22." Telos. Benjamin and Adorno (Berkeley." Noten zur Literatur 111 (Frankfurt. Adorno. Adorno'dan Benjamin'e. in Search of Wagner. Brecht. Susan Buck-Morss. "On the Fetish Character of Music. 50.99. s . 45. Aesthetics and Politics: Debates between Bloch. "Adorno und Eisler. 1 4. 1 977). Adorno. Adorno ile Eisler arasındaki anla­ tılması zor ortak çalışma ilişkisi konusunda iyi bir ince­ leme Bknz. der. s.42. ve Eugene Lunn. 44. : "Der wunderliche Realist. 1 977) s. Adorno. 1 982). Horkheimer ve Adorno. "Culture lndustry Reconsidered. Otto Kolleritsch (Graz. Brecht. 296.. s . Bknz. ve giriş. 49. çev." Adorno und die Musik. Adorno. 1 965). Harry Zohn (New York. Siegfried Kracauer. 48. 1 45. son değerlendirme yazısı Fredric Jameson (Londra." s . 1 982) . Theory of Film: the Redemption of Physical Reality (Londra. 1 960). Dialectic of Enlightenment. der. Bu makale şu kitapta bulunabilir: Benjamin. The Origin of Negative Dialectics: Theodor W. der. 1 968). Lukacs. Horkheimer ve Adorno. 43. Marxism and Modernism: an Historical Study of Lukacs." s. 1 26. 1 978). 1 8 Mart 1 936 tarihli mektup. Benjamin. 46. : Günter Mayer. "On the Social Situation of Music. Adorno. Dialectic of Enlightenment. 255 . 47. Walter Benjamin: an Aesthetic of Redemption (New York. 1 979). 1 21 . Bu tartışmaların en iyi değerlendirildiği çalışma. Richard Wolin. Adorno.

"Adorno's musikalische Analysen". "Transparencies on Film." Bknz. 63. : Diether de la Motte. Adorno. X. Miriam Hansen' in çok yararlı giriş yazısı ile. 1 967).203-4. s. 9 (1 920) . idem. 61 . "Transparencies on Film. s. 156 . 60. 261 -7. s." Gesammelte Schriften. 58. lrwing Howe (New York. Adorno. 24-25 (Sonbahar-Kış. 54. lbid." Die Nue Schanbühne. 203. s .51 . "Looking Back on Surrealism. Dialectic of Enlightenment. der. 1 977). Adorno. 1 981 -2). Horkheimer." s. 56. "Commitment. 59. 66. "Expressionismus und künstlerische Wahrhaftigkeit: zur Kritik neuer Dichtung. Wiesengrund. 2. "Freizeit. "Culture and Administrotion. : The idea of the Modern in Literature and the Arts. 53." New German Critique. Marxism and Modernism. 52. Adorno. Bknz. s. . 55. s. En önemli metinler Aesthetics and Politics'te yer almış bulunuyor. Horkheimer ve Adorno. T. Bknz. 62. Adomo.655.. 1 95-8. 1 02. 64." s. Lunn. 1 43.. Adorno.223. 1 94. Bunların bazılarının tartışıldıgı bir çalışma. 57. Aus der Pubertat: Novellen und Tagebuchblatter (Münih. 2 (Frank­ furt. 202. 65. lbid. lbid." Aesthetics and Politics. 1 974). ss.: Adorno und die Musik'de.

324. lng. 70. 361 . Padagogische Perspektiven (Münih. monad metaforunu Benjamin'in The Origin of German Tragic Drama. lntroduction to the Sociology of Music. Burada Adorno. Adorno." s. "On the Social Situation of Music. Bu tartışma için. 1 974). 1 982). Adorno. "A Bell for Adorno. 46. 1 959). Robert Craft. Adorno.21 1 . 69. : Heinz-Klaus Metzger. 91 ve ardı.531 . Bknz. "Alban Berg. lng. 1 976). 71 . "Adorno und die Geschichte der Musikalicshen Avantgarde. Alban Berg. 68. 1 63." Telos. : OrneQin. Konstitution. 72. Bknz. 28 (Yaz. 76. Mass. : Cari Dahlhaus.B. "ldeen zur Musiksoziologie. "Sociology of Music: Adorno and Beyond. çev.67. s. Der Meister des kleinsten Überga ngs. ikinci Vi­ yana Ekolü demeyi yeQlemiştir. lntroduction to the Sociology of Music. Adorno. Adorno. Blomster. çev. 1 976). Lucia Sziborsky. Alban Berg. Bknz. William Austin (Cambridge." Prejudices in Disguise (New York. Bknz. çev. Der Meister des Kleinsten Übergangs. 9 ve ardında."' Musikblatter des Anbruch. s. John Osborne (Lond­ ra. Müzik sosyolojisinde Adorno'nun yeri hakkında. 73. Bu deyiş yerleştikten sonra ise. Zur Uraufführung des 'Wozzeck." Adorno und die Musik. 1 979). 75. s.V. 1 O ( 1 925. 1 97 1 ). s. bir Schoenberg ekolünden söz etme konusun­ da konuşuyor." K/augfiguren (Frankfurt. Xlll (Frankfurt. 1 977)'den alı p kullanıyor. Bknz. Ashton (New York. Bu geleneQin topluca deQerlendirildiQi bir çalışma. : dipnot. Esthetics of Music. 74. Adornos Musikphilosophie: Genese. 257 .. : W. s. s. Gesammelte Schriften. E.

86. 89. 30 Eylül 1 932 tarihli mektup. 84. 85. 83. lbid. s. duyg ula­ narak izleyen dinleyici. 1 949). Oysa kültürel ve toplumsal gelişmenin birikimlenen bir süreci şeklinde ki Hegelgil anlayışa göre.33).35. lbid. 78. 32 (Yaz. lntroduction to the Sociology of Music.77. lngilizce çeviride Geist karşılıQında "yaratıcı itki" kullanılmış (s. Adorno. 1 44. s. 91 . idem. s." s. Adorno. 1 28. Geist geçmişteki öznelliQin şeyleşmesi (yeniden maddi varlık kazanması-ç. lbid. s . ss. 1 41 . /ntroduction to the Sociology of Music. Adorno'dan Krenek'e 30 Eylül 1 932 tarihli mektup. Adorno. Wolfgang Rogge (Frankfurt. "On the Social Situation of Music. s. istemeden dinleyen dinleyici. idem. s. "ldeen zur Musiksoziologie." s. 81 . 79." Telos. 1 974). Adorno ve Ernst Krenek. s . idem. Briefwechsel. iyi dinleyici. 82. 80. ) anla­ mına gelmektedir.83. Adorno'dan Krenek'e. Adorno. Philosophie der neuen Musik (Tübingen. 88. kültür tüketicisi. Adorno. 90. s. Yetersiz kalıyor.38.23.1 30. 87.. der. eQlence olsun diye dinleyenler. "Music and Technique. Briefvechsel. lntroduction to the Sociology of Music. Theodor W. 1 97.233. müzikten ne hoşlanan ne de hoşlanmayan kayıtsız dinleyiciler olarak sıralanı- 258 . 92. s.38. Adorno.. 56-7. Adorno. Bu tipler uzman. 1 977).

1 39.209. : Robert C. "Alianeted Masterpiece: the Mis�a Solemnis. 1 7. örneğin. "Bach Defended against His Devotees." Moments Musicaux: Neu gedruckte Aufsatze 1 928-1 962 (Frankfurt. Adorno." s . s. Adorno.: lntroduction to the Sociology of Music. lbid. yor. bknz. lntroduction to the Sociology of Music. 1 01 ." ve Maynard Solomon. Charles Baudelaire: a Lyric Poet in the Era of High Capitalism." American Musicological Society Journal. "Lyric Poetry and Society. 259 . 1. 2 (Yaz. "Spatstil Beethovens. s. 1 974). 29. 1 2 1 . Harry John (Londra. 1 03. "Beethoven and the Enlightenment. 98. "Spatstil Beethovens. 1 976). Adorno. 28 (Yaz. lbid. 1 04.2 1 0. Solomon." Telos. s. 99. s. 20 (Yaz." Telos. " Adorno und die MusiKde. "Beethoven and the Sonata Form. 97. Bknz. s. "Zu Adornos Beethoven-Kritik. idem. Adorno.1 8. 96. : Benjamin." Prisms. Adorno." s . Adorno. Bu konuda tipik birer tartışma." Telos. 1 964). 93. Bknz.63. Bach'tan önceki müziğe karşı çok ka­ yıtsız gibi görünüyor.: Rose Rosengard Subotnik. bö­ lüm. 1 02. 1 00. "Alianeted Masterpiece. 95. ve Cari Dahlhaus. 1 976).. 1 973). Bknz. Adorno. değerlendirme olarak. 1 974). "Adorno's Diagnosis of Beethoven's Late Style: Early Symptom of a Fatal Condition. lbid. çev. lng. Adorno bu yazısında Benjamin'in Baudelaire üzerine çalışmasındaki savını benimsemiş bulunuyor.. . 94.

"Alianeted Masterpiece. "Egoism and the Freedom Movement. lbid. 1 1 8.38. 2. Horkheimer.1 83. Adorno. s. (Türkçesi. 1 54 (Buna benzer noktalara dikkat çektiQi bir başka yer de Prisms'de. 1 956). Adorno'nun Beethoven ve Schoenberg a­ rası dönemdeki müzikle ilgili görüşlerinin statik bir özel­ lik gösterdiQini. lbid. s. s." ss. s. Adorno. 1 08. 1 1 4. 1 1 9. Adorno. 1 30. 1 20. . Adorno. Bölüm 7. E­ leştiri Yayınevi.87. 1 1 7. 1 06. bunun da yapısalcı modelin benimsen­ mesinden ileri geldiQini ileri sürüyor. Adorno. X l l l .23. Nineteenth . Gesammelte Schriften. ) 1 1 1 . 1 54-5'de.Century Music. s. . Joseph Kerman. Rose Roseugard Subotnik..1 56." Telos. ss. 1 1 2. Estetik ve Politika. Spengler üzerine ma­ kalesi bu yazısı . 1 1 6. 1 07. Bknz. "Schubert. 1 985. lbid." Dissonanzen: Musik in der verwalteten Welt (Göttingen. 1 22-3. "The Historical Structure: Adorno's 'French' Model tor the Criticism of Nineteenth­ century Music.: 2 6 dipnot. "Reconcialiation under Duress. 1 09. 1 1 3. s. Adomo.. Opera as Drama (New York. s. s.37. Yazarın zikrettiQi Fransız modeli yapısalcı model. 1 982-3). 1 964). 54 ( Kış.1 05. Mahler: Eine Musikalische Physiognomik." Moments Musicaux. 72'de. 1 1 O. Bknz. 1 (Tem­ muz 1 978). s.31 . 260 . in Search of Wagner. "Gegangelte Musik." Aesthetics and Politics. Yazar. Adorno. lbid. 1 1 5. Philosophy of Modern Music. : OrneQin. s. lbid.

Mc Grath. Adorno'nun burada küçültücü bir ifade ile "dışavurumcu bir biçimde" derken telmihte bulunduğu Dışavurumculuk türü. ve Rudolf Stephan.99." Philosophy of Modern Music. Bknz. 38 ( 1 971 ). 1 24. ss. "Adorno's Critique of Stravinsky. Princeton." Melos. Dionysian Art and Populist Politics in Austria (New Haven. Philosophy of Modern Music. Alfred H uber. 1 98 1 ). " Ü ber Adornos Sibelius-Kritik. 1 974-1 951 . 1 29. 1 983). "Adorno und H indemith. 1 23. "Glosse über Sibelius.1 2 1 . Bu konuda.. Adorno'nun beğendiği Dışavurum­ cular ise. 1 34. "Adornos Polemik gegen Strawinsky.44. "Ad vocen Hindemith: Eine Dokumentation. özne bunalımının varlığını görebilenlerdi. s. s. 26 1 ." Adorno und die Musik. 1 1 . 1 28. "On the Social Situation of Music. 1 30. Philosophy of Modern Music. Arnold Schoenberg (Londra. 1 35." lmpromptus." Anbruch. s. Adorno. "Arnold Schoenberg. Briefwechsel. çok kozmopolit nitelikte olduğu düşünülmelidir. s. Adorno'nun analizlerine da­ yanmayan bir çalışma. Schoenberg'in başardığı işi anlatan iyi bir çalışma ola­ rak. 1 61 .41 . "Zur Zwölftontechnik. 1 25. ve James L. lbid. 1 27. 1 31 . Mahler'in völkisch sempatisinin Hapsburg imparatorlu­ ğunda oluşmuş bulunduğu için. Adorno. Adorno. Bknz.44." s. 28 (Kış." New German Ciritique. Bknz. s . 1 968)." Prisms. 1 26. 1 974). : Erik Tawaststjerna. s. : William J. "Der dialektische Komponist. Zum Verstandnis einer schwierigen Beziehung. Adorno. 1 975.35-6. : Charles Rosen." lmpromptus. "Stravinsky and Restoration. 30 Eylül 1 932 tarihli mektup. 7/8 (Eylül­ Ekim 1 929). Adorno. Adorno. Adorno. Marsh." lmpromptus: Zweite Folge neu gedruckter Aufsatze (Frankfurt. Adorno'dan Krenek'e. htMı güçlü bir öznenin varolduğu­ nu söyleyenlerinki. 1 22.

Bknz. lbid. çev. "The 262 . s. s. T. 1 42. s . "Modern Music is Growing Old. hiçbir zaman. Bknz.. 1 970). s. 57-8. öylesine bir değinme olarak kalmış­ tır.69. Gesammelte Schriften.23. Autobiographical Writings. Edmund Jephcott (New York. lng. : W. çev. Bu olayın öyküsü için.' ss.. Martin Lüdke. lngilizce de bu konuda kısa. 1 978). "Doctrine of the Similar. 1 36." The Score. Peter Demetz. lbid. belli başlı karakterle­ rinden birisi onun adını taşıyan Simone Boccanegra'dan sözetmemiştir. 1 24.22. 1 37. Adorno. belirli bir tarih­ sel önemi olmayan.32. fakat çok iyi özet bilgi için. 1 33. 1 34. : Richard Wolin. s. 1 7. 1 981 ) .1 32. 1 40. "ldeen zur Musiksoziologie. ilginçtir.87). lntroduction to Sociology of Musicte Adorno Aida. alı­ şılmış donukluğa karşı ihtirasın protestosu olmaktaydı­ lar" demiştir (s. Aphorisms. Adorno." s. V// (Frankfurt. der. 1 956). Philosophy of Modern Music. 1 8 (Aralık." Ref/ections: Essays. 1 41 . lbid. ve giriş. s. "On the Mimetic Faculty. Thomas Mann. 'Lyric Poetry and Society.. s . Lowe-Porter (New York. Adorno. Anmerkungen zu einer 'Logik des Zerfalls:' Adorno­ Beckett (Frankfurt.. La Traviata ve Bizet'nin Carmen'inden sözederek "kendi zamanlarında insanlığın durumunu dile getirmekte. 1 979). 1 33.478. Benjamin. Ooctor Faustus: the Life of the German Composer Adrian Leverkühn as Told by a Friend.7. lng. s." New German Critique. 1 968).. 1 43. 1 7 (Bahar. d'une disparation" başl ıklı bir poem ile katkıda bulunmuştur Theodor W. Asthetische Theorie. Adorno. 1 39. 1 35. Adorno zum Gedachtnis'e. Adorno. Adorno. 1 38. Fakat bu değinmesi. Adorno'nun yaptığı bu eleştirilere rağmen. Boulezde "en marge de la.

94-5. "Culture and Administration. ss." Musical Newsletter. 1 977). ss. 1 44. Susan Buck-Morss. 1 89-90.4 (Sonbahar. "Modern Music is Growing Old. 262-3.74 ve ard ı . "On the Social Situation of Music. s. 41 (Sonbahar. (Ara­ lık 1 979). 1 1 . De-astheticization of Art On Adorno's Asthetische Theorie. 1 47." Modern Language Notes. 35 (Bahar. Adorno. "Hibernation: On the Tenth Anniversary of Adorno's Death . 1 45. 4. Negative Dialectics. 263 . lbid." Telos.29. Philosophy of Modern Music. 1 7-8. s . and the Frankfurt lnstitute (New York. "Why is Adorno's Music Critism the Way it is? Some Reflections on Twentieth­ Century Criticism of Nineteenth-Century Music. 1 979). The Origin of Negative Dialectics: Theodor W. 5. "Schwierige Arbeit (für Theodor W. Adorno. 2. Adorno. Sonuç 1 . Onun. Adorno)" Blindenschriffte. 1 32. Adorno. 1 48 . 1 49. s 979 . ss. somut çalışmasına e n iyi model olarak müziği seçmesi asıl bu eserinde açıkça görülüyor. Asthetische Theorie. . Adorno." Hans Magnus Enzensberger." s. . Adorno. lrving Wohlfahrt. s.2 1 7. 7." Telos. 1 978)." s. 1 977). "Öğretilemez olanı öğretmek adına sabretmek için sabır­ sız. Adorno. Walter Benjamin. Rose Rosengard Subotnik. 1 46. 3.1 0 1 . s.

.

Jargon der Eigentlichkeit (1 973) Vll Asthetische Theorie (1 970) Vlll Soziologische Schriften ( 1 972) IX Soziologische Schriften i l 2 vols. Hepsi yirmi üç cilt · oluyor. Quasi una Fantasia. KISA KAYNAKÇA Rolf Tiedemann'ın derleyip yayına hazırladığ ı Adorno'nun Gesammelte Schriften' i 1 970 yılında Suhrkamp Verlag tarafından yayınlanmaya başladı . Eingriffe. Stichworte. 2 vols. Ohne Leitbild. Moments Musicaux. Kritische Model- le. Philosophische Frühschriften (1 973) il Kierkegarrd: Konstruktion des A sthetischen (1 979) ili Dialektik der Aufklarung ( 1 98 1 ) iV Minima Moralia (1 980) V Zur Metakritik der Erkenntnistheorie. lmpromptus (1 978) XVlll Musikalische Schriften V (in preparation) XIX Musikalische Schriften VI (in preparation) XX Miszellan (yayına hazırlanmakta) 265 . Berg ( 1 971 ) XIV Dissonanzen: Einleitung in die Musiksoziologie (1 973) XV Komposition tür den Film. Mahler. ( 1 977) XI Noten zur Literatur (1 974) Xll Philosophie der neuen Musik (1 975) Xlll Die Musikalischen Monographien: Wagner. ( 1 975) X Prismen. Drei Studien zu Hegel (1 97 1 ) VI Negative Dialektik. Der getreue Korrepetitor (1 975) XVI Klangfiguren.

1 972. 1 973) . Max Horkheimer ile. 1 985). Blomster (New York ve Londra. in Search of Wagner. 1 976). 1 983).N. 1 967). 1 973). çev. Dia/ectic o f Enlighenment. çev. 1 973). Knut Tarnowski ve Frederic Will (Londra. lng. Adorno ve Ernst Krenek. Composing tor the Films. 1 947). Willis Do- mingo (Oxford. Minima Moralia: Reflections from Damaged Life. E.B. Cambridge. çev. 1 981 ). Theodor W. Briefwechse/. 1 973). lng. XXI Fragmente /: Beethoven (yayına hazırlanmakta) XXl l Fragmente il: Theorie der musikalischen Reproduktion (yayına hazırlanmakta) XXll l Fragmente 111: Current of Music (yayına hazırlan­ makta) ADORNO'NUN MEKTUPLAŞMALARINDAN SEÇMELER Theodor W. Philosophy of Modern Music.B. Über Walter Benjamin (Frankfurt. 1 982. Ashton (New York ve Londra. Wolfgang Aagee (Frankfurt. der. Against Epistemology: a Metacritique. Lenhardt (Londra. Hanns Eisler ile (New York. 1 973). Mass. 1 974). çev. Jephcott (Londra. Anne G . çev. çev. lng. lng. John Cumming (New York. l ng. 1 970) ADORNO'NUN İNGİLİZCEYE ÇEVRİLMİŞ KİTAPLAR! Aesthetic Theory. lntroduction to the Sociology of Music. Ashton (New York. Samuel ve Shierry Weber (Londra. Adorno. lng. C. çev. . lng. 266 . Londra. çev. Negative Dia/ectics. The Jargon of Authenticity. Prisms: Cultural Criticism and Society. lng. Mitchell ve Wasley V. E. 1 969'da Almanya'da yayınlanıncaya kadar yalnızca Eisler'in adı ile biliniyordu. lng. Rodney Livingstone (Londra.F. E. çev.

1 973). 1 977). Benjamin. ADORNO ÜZERİNE ÇALIŞMALAR Beier.der. The Essantial Frankfurt School Reader. 1 976) . Adorno. giriş Paul Piccone (New York ve Oxford. son deQerlendirme yazısı Friedric Jameson (Londra. Andrew Arata ve Eike Gebhard. Oskay. 1 977). Glyn Adey ve David Frisby (Londra. Zum Verhaltnis von Gesellschaftstheorie und Erkenntnistheorie. 1 973). 1 974). Friedemann. Ü . (Türkçesi. 267 . Theodor W. 1 977). Lukacs. Grenz. New Left Review. Estetik ve Politika. 1 930. The lntellectual Migration: Europe and America. Adorno ve di­ Qerleri. Lond­ ra. çev. Adomos Philosphie in Grundbegriffen: Auflosung einiger Deutungsprobleme (Frankfurt. lng. çev. derleyenler Donald Fleming ve Bernard Bailyn The Positivist Dipsute in German Sociology.iÇiNDE ADORNO'NUN Y AZDIGI KISIMLAR BULUNAN INGILIZCE KiTAPLAR Aesthetics and Politics: Debates between Bloch. The Origin of Negative Dialectics: Theodor W. Otto. Adorno. der. lng. ideologie et theorie · de / 'art (Paris. der. Adorno ve diQerleri (New York.1960.Adorno: art. Buch-Morss. ) Aspects of Sociology. çev. 1 978). John Viertel (Boston. Walter Benjamin. lstanbul: Eleştiri Yayınları . The Authoritarian Personality. 1 985. Brecht. and the Frankfurt lnstitute (New York. 1 972. Christel. 1 979). 1 950). Susan. Marc. Frankfurt Sosyal Araştırma Enstitüsü tarafından. Adorno und die Musik (Graz. Kolleritsch.. Untersuchungen zum Totalitatsbegrif in der kritischen Theorie Adornos (Frankfurt. J imenez.

. . Über Theodor W. Oppens. Th. Burkhaudt ve Lüdke. Adorno (Frankfurt. Adorno (Milano. 1 968). Von Friedeburg. Refractions: Truth in Adorno 's Aesthetic Theory (Phd. Lüdke. Materialien zur asthetischen Theorie Theodor W. The Melancholy Science: an lntroduction to the Thought of Theodor W. 1 981 ). Die neue Linke nach Adorno (Münih. Adorno (New York ve Lond­ ra. Karol. Martin. Sziborky. Dialettica e storia in Theodor W. Wiesengrund Adorno: Linee di origine e di suiluppo del pensiero (1 903-1 949) (Floransa. Zuidervaart. ltal­ yan dilinde Adorno üzerine yazılmış yazı. 1 979). Herman. Theodor W. 268 . Schoeller. 1 979). Lucia. Schweppenhauser. çalışma ve a­ raştırmaların çok geniş bir bibliyografyasını ihtiva ediyor. Adorno zum Gedachtnis (Frankfurt. Jürgen. 1 979). . Anmerkungen zu einer 'Logik des Zerfalls ': Adorno-Beckett (Frankfurt. Adorno Konferenza 1 983 (Frankfurt. Martin. Sauerland. Konstitution. Rene Görtzen'in hazırladı{lı çok iyi bir bibliyografya var. Amsterdam Ü niversitesi. 1 983). 1 97 1 ). der. 1978). 1 978). Pettazi. der. Nebuloni. Einführung in die Asthetik Adornos (Berlin. 1 980). W. Wilfried F. Lambert. der. Kurt ve di{lerleri . Adornos Konstruktion der Moderne (Frankfurt. Carla. Gillian. Roberto. Padagogische Perspektiven (Münih. W.Lindner. 1 981 ). Adornos Musikphilosophie: Genese.. bu kitapta 1 969'dan 1 979'a kadar Adorno ile ilgili olarak çeşitli ko­ nulardaki makale ve kitapların bibliyografyası var. 1 969). der. Ludwig ve Habermas. Rose.

der. 4. Eugene. 1 977). Walter Benjamin: an Aesthetic of Redemption (New York. 1 980). Dubiel. 1 971 ) . Friedman. Marxism and Form: Twentieth-Century Dialectical Theories of Literature (Princeton. ADORNO iÇİN ÖZEL SAYI HAZIRLAMIŞ BULUNAN DERGiLER Utopia (Milan. Francesco. Bonss. Marxismo e ricerca sociale ne/a Scula di Francoforte (1 932-1 950) (Florence. Marxism and Totality: the Adventures of a Concept from Lukacs to Habermas (Berkeley. . 1 979) . 1 982) . Connerton. The Tragedy of Enlightenment: an Essay on the Frankfurt School (Cambridge. 1 984) . 1 982). Wolin. Axel. Text + Kritik (Münih. Wolfgang ve Honneth. 1 978) . George. FRANKFURT OKULU ÜZERİNE GENEL ÇALIŞMALAR Apergi. Humanities in Review. The idea of a Critical Theory: Habermas and the Frankfurt School (Cambridge. ADORNO'YA AYRILMIŞ GENİŞ KISIMLARI OLAN ÇALIŞMALAR Jameson.. 1 972) . 1 982). 1 977). Studia Philosophica Gandensia (Mappel. Brecht. Michael. Benjamin and Adorno (Berkeley. Sozialfurschung als Kritik: Zum sozialwissenschaftlichen Potential der Kritischen Theorie (Frankfurt. 1 981 ) . Martin. 2. 1 982). 269 . Jay. Hegel's Dialectic and lts Criticism (Cambridge. (Los Angeles. Helmut. Paul. Wissenschaftsorganisation und politische Erfahrung: Studien zur Frühen Kritischen Theorie (Frankfurt. Rosen. Marxism and Modernism: an Historical Study of Lukacs. Richard. Lunn . 1 972). Fredric.

Zoltan. Jay. . 1 977). 1 973). 1 980) . 1 981 ). 1 7. 1 977) . 1 929. Geschichte und Herrschft: Studien zur materia/istischen Sozialwissenschaft. (Londra. Held. La teoria critica de/la societa (Bolonya. Slater. John. 1 976). Adorno (New York ve Chichester. The idea of a Critical Theory: Habermas and Frankfurt Scholl (Cambridge. Martin. Telos. Londra. O'Neill. 1 979). Ayrıca. Söllner. Rusconi. David.1 942 (Frankfurt. lntroduction to Critical Theory: Horkheimer to Habermas (Berkeley ve Londra. Origin and Signifacance of the Frankfurt School: a Marxist Perspective (Londra. Raymond. 270 . 1 968). 1 977). The Frankfurt School: the Critical Theories of Max Horkheimer and Theodor W. Gian Enrico. 1 923-1 950 (Boston. (5 Mayıs 1 978) özel sayısına da bakılabilir. New German Ciritique ve New Left Review dergilerin­ de Adorno ve Frankfurt Okulu ile ilgili birçok makale ve bu okulun üyelerinin çeşitli makalelerinin l ngilizce çevi­ rileri yayı nlanmış bulunuyor. der. The Dialectical lmagination: a History of the Frankfurt School and the lnstitute of Social Research. Alfons. 1 973.Geuss. On Critical Theory (New York. Esprit. Phil. Tar.