You are on page 1of 124

Hamdım, piştim, yandım

Mevlanadan

Altın Öğütler
i
D e rle y e n : Zı\»ı Kİ ite/

kozmik

MEVLANA'DAN ALTIN ÖĞÜTLER-I
D erleyen : Z iy a Elitez

Yayın Yönetmeni: Ali Dündar
Editör: Hatice Çağlar • Kapak Tasarımı: Onur Gökalp
Bilgisayar Uygulama: Adem Şenel • Genel Koordinatör: Muttalip Asılı

5. Baskı: O cak 2006 210.000

ISBN: 975-8973-10-X

© Kozm ik Kitaplar

Kelebek Matbaası
Litres Yolu, 4/1 Blok Topkapı / İST
Tel: (0212) 612 48 35

KOZMİK KİTAPLAR
Büyükdere Cad. Tevfik Erdönmez Sok.
Diker Apt. No: 26/5 Esentepe/İSTANBUL
Te l: 0 212 273 22 34 Fax: 0 212 273 25 19
info@ kozmikkitaplar.com.tr

Ham dım , piştim, yand ım

! H m 7İ 3 ı D 3 u r - r y .
- d İ İ H J

I
Derleyen: Zıya Elitez

kozmik

- İstanbul Üniversitesi iktisat fakültesi istatistik bölümünden me­
zun oldu.
- Aynı Üniversitenin İşletme Fakültesi bünyesinde yer alan
personel yönetimi bölümünde Lisans-üstü çalışmalarım sürdür­
müştür.
- Askerliğini Manisa Kırkağaç 6. Jandarma Komando Alayında
yaptı.
- İş yaşamını hizmet sektöründe bankacılık ve sigortacılık üze­
rinde yoğunlaştırmıştır.
- 1983-90 yıllarında T. Smaı Kalkınma Bankası'nda çalışmış.
-1990 yılımda başladığı sigorta sektöründe farklı kademelerde
yöneticilik yapmıştır.
- Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.
- Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre üyesidir.
- Profesyonel yat kaptanlığının yanı sıra, SRC ve STCW belge­
lerine sahiptir.
- 12 adet Sivil Toplum Kuruluşu (STK) üyesidir.
- Halen hizmet sektöründe 4 şirketin Yönetim Danışmanlığı'nı, 2 şirketin Müşavir Danışmanlığını yapmaktadır.
- ELİTEZ ORTAK GİRİŞİM GRUBU'nun ortağı olup, çözüm
ortakları ile birlikte sigorta acentelerinin üretim sürecine katkıda
bulunmaktadır.
- (TAKİP EDİLEN OL, TAKİP EDEN OLMA), (İncinsen de İN­
CİTME), (Dürtü Denetimsizliği ve Duygu sağırlığı içinde olma),
(Yaşamdaki Sadelik, Düşüncede görkem esastır...), (Laf beyne git­
mesin, kalbe gitsin...), (Başarıya giden yolda tesadüflere yer yok­
tur...), (Bakıp da görmedikleriniz Zihinsel Kırılma Yaratır), (Kay­
betmeyi öğrenen Kazanmayı çabuk öğrenir.), (Fark Yarat, Farklılık­
lara açık ol.), (Başarı için İTAAT mi? LİYAKAT mı?), (Gönül Gözüy­
le Bak), (İtibar Paradan Kıymetlidir)
FELSEFESİNİ BENİMSEMİŞTİR.
Yazarın Yayınlanmış Kitapları:
1. Zamanın Eskitemediği Güzel Sözler (Neden Kitap)
2. Mevlana'dan Altın Öğütler (Kozmik Kitaplar)

Bu kitabı
B u gü n lere gelm em d e p ay sah ibi olan, bent yetiştiren A n n e ve
B a b a m a şü kran ve m innet histerimle ith af ediyorum

MEVLANA MU HAMME D
C E IÂ İE D D ÎN U R U M Î

Büyük Türk-İslam şairi ve mutasavvıfı Mevlana, 30 Eylül
1207'de bugünkü Afganistan topraklarında bulunan Belh-Horasan'da doğdu. Belh'in önde gelen âlimlerinden olan babası Bahaddin Veled, Melâmetî felsefesini benimsemiş bir sufiydi. (Bahaddin
Veled'in babası da sevilen ve sayılan bir din bilgini olan Hüseyin
Hatibi'ydi.) Mevlana'nm babası Veled, engin bilgisi ve görüsü ne­
deniyle "Bilginlerin Sultanı (sultan-ül ulema)" olarak ün salmıştı.
Annesi ise, Belli emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'du (Mü­
mine Hatun'un annesi de Harzemşahlardan bir prenses olan Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dı). Bir emirin kızıyla evli olmasına
rağmen Bahaddin Veled'in devrin yöneticileriyle arası pek iyi de­
ğildi. O yıllarda Belli'de İslam, en katı kurallar ve yaptırımlarla uy­
gulanmaya çalışılıyordu. Gerek derslerde gerek bilimsel tartışma­
larda karşısında her zaman katı İslami yaptırımı uygulamaya çalı­
şan ama İslamla ilgisi olmayan bu kesimi buluyordu. Bahaddin Ve­
led bu hoşgörüsüzlüğe muhalefet oluyordu. Ama kendisine
Belh'de yer olmadığını anlayan Veled, 1212'de (bazı kaynaklara gö­
re 1218) yaklaşan Moğol istilasını da bahane edip ailesi ve yakınla­
rım da yanma alarak Belh'den ayrıldı.
İran üzerinden Anadolu'ya uzanan göç yolculuğunda Mevla­
na, ilk öğretmeni babası sayesinde Ferideddin-i Attar, Şihabeddin
Sühreverdi, Muhyiddin-i Arabi gibi devrin en önemli sufileri ile ta­
nışma fırsatı buldu. 1222'de Anadolu'ya ulaştılar. O zamanki adı
Larende olan Karaman'a gelip, Subaşı Emir Mûsa'nın yaptırdığı
medreseye yerleştiler, Mevlana burada 1225'te Şerefeddin Lala'nm
kızı Gevher Banu ile evlendi (Gevher'den iki oğlu oldu: Sultan Ve-

led ve Alâaddin Çelebi). Annesi Mümine Hatun da burada öldü. İlk
oğlu ve ileride Mevleviliğin kurucusu olacak olan Sultan Veled de
burada doğdu.
1228'de Anadolu Selçuklu sultam Alaaddin Keykubat'm çağrı­
sıyla aile, başkent Konya'ya geldi. Mevlana ve ailesi Altunapa (Iplikçi) medresesine yerleşti. Konya o yıllarda Anadolu'nun en
önemli kültür merkeziydi. Hem başkent olmasından hem de daha
önce buralara göçmek zorunda olan Hristiyanlarm getirdiği kültü­
rel ve dini miraslardan dolayı şehrin görkemli yapıları, medresele­
ri, sarayları vardı. Bu da şehri kültür düzeyi yüksek sanatçı, düşü­
nür ve bilim adamları tarafından çok sık ziyaret edilen, bir yer hali­
ne getirmişti. Ayrıca Moğol istilasından kaçan Doğu'lu bilgin ve sa­
natçıların da uğrak yeriydi; ki İslam'ı Batıya taşıyan etmenler bu
dönemdeki hareketlenmelerle gerçekleşmişti. Bu kozmopolit yapı,
Konya'da Rumca, Türkçe, İbranice ve Farsça konuşan insanları biraraya getirmiş ve Mevlana'daki sonsuz hoşgörünün temellerini at­
mıştı.
Mevlana'nm babası Bahaddin Veled, Konya'ya geldiklerinde
kısa sürede kıymeti bilinen, hatırı sayılır, sözü dinlenir bir insan
olarak ün saldı. Medereselerde vaazlar vererek bir çok öğrenci ye­
tiştiriyordu. Mevlana da bu şansı değerlendiriyor, babasından
dersler almayı sürdürüyordu. 1231'de babasının ölümüyle birlikte,
mistik eğitimine, babasının da eski öğrencisi olan derviş Seyyid
Burhaneddin Muhakkik ile devam etti. Eğitiminin devamı ve de­
rinliği için Burhaneddin'in talebiyle Halep ve Şam'a gitti. Yedi yıl
süren gezilerini (eğitimini), dönemin önemli sufilerinin yanı sıra,
farklı inanışlara sahip derviş, gezgin ya da felsefecileriyle yakm tar­
tışmalar, sohbetler ve fikir alışverişleri yaparak değerlendirdi. Hem
babasının hem de Seyyid Burhaneddin'in teşvikleriyle, hem de
kendi istek ve arzusuyla Arap, Hint ve Yunan düşünürlerinin ya­
pıtlarını okudu. Engin bilgisi ve davranışlarıyla çevresinde çok se­
vilen ve aranan biri haline geldi. Böylelikle medreselerde herkesin
ilgisini ve arzusunu çeken dersler vermeye başladı.

Bir gün medresedeki vaazım bitirdikten sonra evine gitmek
üzere dışarı çıktığında dikkatini celbeden birine rastladı. (1244 yı­
lında gerçekleşen bu karşılaşma, kimine göre Ekim ayının sonları,
kimilerine göre ise Kasım ayının sonlarıdır.) Aralarında geçen il­
ginç bir diyalogtan sonra Şemseddin Tebrizî ile tanışan Mevla­
na'nrn yaşamı o vakit değişti. Hangi tarikata mensup olduğu ya da
kimden el aldığı bilinmeyen Şems, Iran, Irak, Suriye ve Anadolu'yu
dolaşmış gezgin bir Türk dervişi idi. Agresif ve kırıcı bir konuşma
tarzı olan Şems, uzun boylu, yapılı, garip kıyafetler ve serpuşlar (ki
bunlardan biri Konya Mevlana Müzesi'nde bulunmaktadır) giyen,
kendine özgü düşünceleri olan biriydi. Bir çok yer dolaşmış, so­
nunda dönemin en önemli ilim irfan merkezi olan Konya'ya gel­
mişti. Şems'in kişiliği, bakış açıları, tarzı Mevlana'yı çok etkiledi.
Onunla tanıştıktan sonra sık sık sohbet eden, neredeyse hiç ayrıl­
mayan, çok yakın iki dost oldular. O sıralarda yazdığı gazellerde
Şerns'e olan sevgisini sık sık dile getirdi. ("Senden başka başım varsa
yok olsun. Sensiz yaşarsam varlığımı yak. Kabe'de de sevgilim setisin, ki­
lisede de", "Aşkımın ateşleri Arş'ı da geçli, ferşi de. Bu ateş içinde Şem­
seddin'in yüzünü gizleyemiyor um.") Mevlana, Şem sle olan uzun soh­
betlerinden sonra, o güne dek öğrendiği, yaptığı herşeyin Allah yo­
lunda birer araç olduğunu idrak etti. Altı ay kadar süren bu yakın­
lıktan sonra Meviana'nın çevresi bu birliktelikten rahatsız olmaya
başladı. Mevlana medresesini kapatmış, ailesi, öğrencileri ve yakın­
ları ile çok az ilgilenir olmuştu. Bu nedenle Şems'e karşı muhalif bir
çoğunluk oluştu. Meviana'nın engin bilgisinden, vaazlarından ve
sevgisinden yararlanamadığını düşünen ve başım küçük oğlu Alâaddin'in çektiği bir grup Şems'i Mevlana'dan uzaklaştırmak için
bir takım entrikalara giriştiler. Sonunda Şems bir gece Mevlana'ya
haber vermeden Konya'yı terk etti. Ama bu M evlana'yı daha da içi­
ne kapattı. Derin translarına bu dönemlerde başladı. Ayrılık şiirleri
yazıyor, çevresiyle, sevdikleriyle yine daha az görüşüyordu. Mev­
lana Şems diyor, başka bir şey dilemiyordu. Meviana'nın büyük
oğlu (ki Şems ve Mevlana ilişkisinden rahatsız olmayan hatta soh­

betlerine katılmaktan zevk alan) Sultan Veled, Şam'a gidip Şems'i
buldu. Şems tekrar Konya'ya geldi. En önde Mevlana olmak üzere,
büyük bir törenle karşılandı.
Mevlana, Şems'in dönmesiyle ona daha çok bağlandı. Bu ilgi
çevresindekileri yine çok rahatsız ediyordu. Üstüne Mevlana, kü­
çük oğlu Alâaddin Çelebi'nin aşık olduğu bir kızı Şems ile evlendi­
rince oğlunu daha da öfkelendirdi. Çelebi bir gece Şem s'i arkadaş­
larıyla birlikte sıkıştırıp öldürdü. Olayı öğrenen büyük oğlu Sultan
Veled, Şems'in cesedini kuyudan çıkartıp bir bahçeye gömdü. Ba­
basının öğrenmesini istemiyordu. (Şems'in öldürülmediği; ortalık­
ta dolaşan dedikodular ve entrikalardan çok rahatsızlık duyan
Şems'in, nereye gittiğini kimseye söylemeden izini kaybettirdiği de
söylenir.) Şems'in aniden ortadan kaybolması Mevlana'yı çok de­
rinden etkiledi. Şems'i bulmak umuduyla iki kez Şam'a gittiyse de,
Mevlana Konya'ya üzgün ve bitkin döndü.
Şems'siz geçen günlerin ardından, mütevazı bir kuyumcu olan
Selâhaddin Feridun ile tanıştı. Şems'e duyduğu gönül dostluğunu
Selâhaddin'e de gösterdi. Çevrenin kıskançlığı ve dedikodular yine
başlamıştı. Ama dostlukları 1259'da Selâhaddin Feridun ölene dek
tam on yıl sürdü. Artık belirli bir ruh olgunluğuna erişen Mevlana,
Selâhaddin'den sonra Ahi Türk olan Çelebi Hüsameddin ile karşı­
laştı (Çelebi adını Mevlana vermiştir). Hüsameddin'in babası da bir
Ahi şeyhiydi. Hüsameddin ve Mevlana arasındaki mistik doygun­
luk, Ahilerin de Mevleviliğe olan ilgilerini arttırdı.
Mesnevi'nin yazılmasında Çelebi Hüsameddin'in etkisi olduğu
bilinir. Çelebi'nin ısrarları, Mevlana'yı müthiş eserini yazmaya yö­
neltti. Mevlana ölene dek (15 yıl kadar) süren dostlukları bu sefer
kimseyi rahatsız etmemişti. Meviana'nın ünü yayıldıkça yayıldı,
bir çok arif ve derviş ona geldi.
Ve bir gün hastalandı, yatağa düştü.
Ölüm gününü, yeniden doğuş günü olarak gören Mevlana, 17
Aralık 1273'te Konya'da öldü.

ÖNSÖZ
MEVLANA OKYANUSUNDAN...

Mevlana (30 Eylül 1207, Belh-17 Aralık 1273, Konya) büyük
mutasavvıf, gönül eğitimcisi, bir âlim, eşsiz bir sanatkârdır. Man­
zum eserleri Mesnevi ve Divân-ı Kebir'i binlerce beyit tutar.
Meviana'nın beş eseri vardır. 6 ciltlik Mesnevi; kaside, gazel,
rubai ve şiirlerini içine alan Divân-ı Kebir'i; 61 bölümden oluşan
tasavvuf! düşüncelerim anlatan Fihi Mâfih; yedi vaazından oluşan
Mecâlis-i Seb'a; yüz elli mektuptan oluşan Mektûbât.
M ev lan a bir gön ü l eğitim cisidir. M esnevi'de insanlara sev­
giyi, gerçek aşkı, örnek insan olmayı, güzel ahlak, dürüstlük, cö­
mertlik, çalışkanlık, alçak gönüllülük, sabır, iyilik etmek, doğru
sözlü olmak, başkalarının iyiliğini işlemek, helâl lokma yemek,
Hakk'a şükretmek, ibadet konularını işleyen yüzlerce hikaye­
den oluşur. Kıssadan Hisse alınması gerekir,

M eviana'nın tasavvufu g ü zel ah laktan ibarettir. Divân-ı
Kekik i 21 divân olup, kaside, gazel, rubai ve şiirlerini kapsar. Şi­
irlerinde Meviana'nın duygu yüklü âlemi görülür; gazellerinde
ilahi aşkı ifade eder. Divân'daki rubailer, Divân-ı Rubaiyyet
adıyla bir kitapta toplanmıştın Toplam 1725 rubaiyi içine alan
tercüme Abdülbaki Gölpmarlı'ya aittir.

M eviana'nın tasavvufunda yaradılışın, hayatın m anası
aşktır. 61 bölümde toplanmış, meclislerdeki sohbetlerinden olu­
şan Fihi Mâfih adlı eserinde; tasavvufi düşünceleri, şiir telakki­
si, dünya ve ahiret, cennet ve cehennem, insan, din, iman, aşk,
ibadet gibi konular ele alınmıştır.

M eviana'nın tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur. Mecâlis-i Seb'a adlı eseri 7 vaazından oluşur. Gerçek zenginlik mal
değil, gönül zenginliğidir. Hakk âşıkları hırs, kibir, kinden uzak,
akıllarıyla gafletten kurtulup imana yönelirler. Gönlü temiz,
gösterişten arınmış, dünya ve ahirette değil, Hakk'a tapan Al­
lah'ın sevgili kullandır.

M eviana'nın tasavvufunda esas gaye, Gönül sahibine eriş­
mek ve Cevher olmaktır. Mektûbât adlı eseri, çeşitli kimselere
yazdığı 150 mektuptan oluşur. Mektupları âvet, hadis, hikaye ve
şiirler süsler. Mektuplar üçe ayrılır: Devlet adamlarına nasihatlar, sıkıntıda olanlara maddi-manevi yardım, kendisine sorulan
dini ve ilmi konularda verdiği yanıtlar.

_

Meviana'nın en belirgin özelliği hoşgörüdür. Kimsenin hata­
sı dolayısıyla incitilmesini istemez, kendi fikrini kabul etmeyen­
leri mahçup etmemek için cevap verememiş görünmeyi tercih
ederdi. Dostlarınız kötülüklerini size anlatırsa, 'bunun sırrını o bilir,'
deyip konuyu kapatınız ki dünyada dostsuz kalmayasınız; çünkü ayıp­
sız dost arayan, dostsuz kalır.
M eviana'nın alçak gönüllü oluşu, gurur ve kibirden uzak
oluşu ve bütün düşüncelerine tevazünün hakim olması, diğer
bir özelliğidir. Gönüller sultanı olması da ayrı bir özelliğidir.
Mevlana, cömertliğini ne dünya hayatına ne de dünya malı­
na değer vermeyerek ortaya koyardı. Kendisine hediye edilen
para ve eşyaları muhtaçlara dağıtır; maddi sıkmtıdakilere yar­
dım ederken bunu karşısmdakini incitmeden, başkalarına sez­
dirmeden yapardı.
Hazreti Meviana'nın tasavvufunda gaye, kulluk ve yokluktur.
Hazreti M eviana'nın tasavvufunda yaratılışın, hayatın ma­
nası aşktır.
Hazreti M evlana'm n tasavvufunda esas, gönül sahibine
erişmek ve cevher olmaktır

Hazreti Meviana'nın bir Kâmil mürşit olarak mânevi vazife­
si, yaratılışın gayesi çerçevesinde, insanların hidayetine ve ebe­
di saadetine vesile olmaktır.
Hazreti Meviana'nın tasavvufu da güzel ahlaktan ibarettir.
Meviana'nın nazarında insan son derece değerli bir varlıktır.
Alemden maksat, insandır (Mecâlis-i Seb'a, s.45).
Mevlana eserlerinde insanı bu üstünlüğünü vurgulayarak
ele alır; ama "canında bir can var, o cam a ra ... ama dışarda de­
ğil, aradığını kendinde ara" (Rubailer 22) buyurmuştur.
Mevlana, Yaratıkları üçe ayırır: Melekler, hayvanlar, insanlar.
Melekler yalnızca akıldır, ibadet ve kulluk onların yaradılışında
vardır; hayvanlarda akıl yok yalmz şehvet vardır. İnsan ise akıl ve
şehvetten mürekkeptir, ibadet ve kulluk sorumluluğu taşır. Yalnız
insan, kendisine ayak bağı olan vasıflarından kurtulmalıdır: Şeh­
vete düşkün olmak ve karga gibi uzun ömre tamah etmek. Akim
çarmıhı olan bu huylar, insanlık şuuruna yükselmeye manidir.
Meviana'nın bütün eserleri aşka dairdir. Aşk, hayatın aslıdır,
özüdür, kainatın yaradılış sebebidir. Bu düşünceden hareketle,
binlerce beyitte ilahi aşktan söz etmiştir: Aşkın üstünlüğü ve de­
ğeri, aşktan nasibi olmayanların zavallılığı.
Meviana'nın tasavvuf düşüncesinde akıl ve ilim, metafizik
gerçekleri kavramada yetersizdir. Bunlar insanı bir noktaya gö­
türür ama hedefe ulaştırmaz, insan aşktan kanatlara sahipse, il­
min ve aklın hayal edemeyeceği kadar yücelir.
Mevlana'ya. göre; ancak aşkla sevgiliye, Hakk'a bağlanan gö­
nül muteberdir. İnsan, akıl ile Allah'a ulaşamaz; yarı yolda kalır.
İnsan ile Allah arası bir deniz mesafesi ise, yolculuk için yetmez;
insan yüzerken yorulur ama gemiye binen hedefe ulaşır.
M evlana'ya göre; güneşe delil, yine güneştir. Sana delil la­
zımsa güneşten yüzünü çevirme, buyurmuştur (Mesnevi 1/117).
Aşk yüzünden elbisesi yırtılanın hırstan ve ayıptan temizlen­
diğini; aşkın bütün hastalıkların hekimi, kibir ve azametin ise
ilacı olduğunu buyurmuştur (M esnevi 1/22).

M evlana'ya göre, insan dünyadaki geçimi için sanat öğrenir;
ahireti kazanmak için de bir sanat öğrenmelidir. Bu din sanatı­
nın kazancının da aşk olduğunu öğütler (Mesnevi 11/2618).
M evlana'ya göre, Allah aşkının dışındaki sevgiler aşk değil­
dir; Aşk, renge ve kokuya bağlı olursa, o aşk değildir; kişiye bir
utançtır (Mesnevi 1/214).
Mevlana, yaradılışın özünü ve insanın fâni benliğinden yük­
selişini aşkta bulur; aşksız geçen ömür, ömür sayılmaz. "Bu aş­
ka bende kabiliyet yok," deme. M evlana'ya göre; küll'e aşık
olanlar, cüz'e itibar etmez. Cüz'e meyleden, küllün m üştâkı de­
ğildir (Mesnevi 1/2903).
Mevlana, M esnevi'deki hikayelerin görünürdeki şekillerini
değil, asıl manasını, gayesini anlamamız gerektiğini ifade ede­
rek, "M aksat kıssadan hisse almaktır, yoksa sana hikâye anlat­
mak değildir," buyurmuştur (Mesnevi 1/108).
Mevlana'ya göre, insanlar için bir imtihan yeri olan bu geçi­
ci dünyada Allah sevgisiyle yanıp tutuşanların hepsi aynı yol­
lardan geçmiştir; bu aynı zamanda çetin, ıstırap ve dertlerle do­
lu, ama vermeyen bir yoldur. Herkesin hedefi birdir.
Mevlana, Hakk aşığı insanlara Mesnevi ile mesaj verir, yol
gösterir, yürüdükleri yolda yalnız olmadıklarını, onlara rehber­
lik ettiğini belirtir.
M evlana'ya göre; toprağa mensup olan vücut yerde kalır, Ruh
ise yüce göklerin süsüdür (Mesnevi 11/3811). İnsan nerede olursa
olsun, görünüşü neye benzerse benzesin; Allah aşkına sahipse,
onun değeri göklerden yücedir.
M evlana'ya göre; nasıl ki ayna tozlanınca suretleri göstermezse,
gönül de dünyevi arazlarla kirlenince H akk’ın tezahürü gerçekleşmez.
O nedenle gönül temiz olmalı, samimiyet ve aşkla dolmalı; hırs, kin,
riya gibi duygulara izin verilmemelidir. Allah suretlerinize, malla­
rınıza bakmaz; fakat ancak gönüllerinize, amellerinize bakar, buyur­
muştur. Velilerin gönlü, temiz kişilerin secde ettiği bir mescittir
(Mesnevi 11/31). Allah sevgisiyle dolu gönül, Hakk güneşinin nuru­

nu aksettirir (Mesnevi 1/35). İhlâs sahibinin kurtarıcısı, gönül sağlı­
ğıdır (Mesnevi 11/1329).
Mevlana'ya göre Akıl ikiye ayrılır: Cüz'i Akıl ve Küll-i Akıl.
Cüz'i akıl, ferde akıldır; her zaman öğrenmeye muhtaçtır. Külli akıl ise yaratıcı kudretindir; faal olarak yeryüzündeki herşey
küll-i aklın gölgesidir. Akıl, aşk mukayesesinde aşkın üstünlü­
ğünden yanadır.
Mevlana'ya göre Aklın hususiyeti, neticeyi düşünmektir.
Nefis ise akıbeti düşünmez. Akıl galip olursa, nefsin zayıflar.
Hasta, aklıyla hekime gider; ama aklı, tedavisinde işe ya­
ramaz.
İnsanların akılları birbirinden farklıdır; nasıl ki, güzellerin gö­
rünüşleri de başka başkadır (Mesnevi III/1542). Bazı akıl, ışıksız
yanmayan bir mum gibidir. Bir başkasında ise yıldız gibi parlar
(Mesnevi V/762).
Aklı ilim ve tecrübe artırır, böylece insanlar birbirlerinden
daha tecrübeli olurlar; ancak yaradılıştan olan üstünlük, çalışmak­
la artar (Mesnevi III/1546).
Hasılı, ilacın faydasının içinde gizli olduğu gibi, her görü­
nen şeyin de hikmeti içinde gizlidir (Mesnevi IV/2900).
Mevlana'ya göre iyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de,
güzel de kendi elinle kazandığındır (Mesnevi III/3458); Hayat
imanla ebedidir. Yoldaşın iman olursa ölmezsin (Mesnevi III/3311).
iradi ölüm, zaruri ölüm, ölüm korkusu, ölüme hazırlık için; "Aşksız olma ki ölmeyesin; Aşkla öl ki diri kalasın!" diye buyurmuş­
tur (Rubailer 181).
Mevlana'ya göre; insan cüz'i aklıyla ve şahsi görüşleriyle
gerçek bilgi sahibi olamaz. Herkesin görüş açısı ve derinliği
farklıdır. Herkesin kendine has bir görüşü olduğu ve tek olan
gerçeğe farklı yönlerden baktığı için, hakikati bir bütün halinde
göremeyip yanılmaya mahkum olduklarını belirtir.

M evlana'ya göre; ilim, Hz. Süleym an'ın mührü gibidir. Dün­
ya bir suret, ilimse onun canıdır; insanlık, ilimle itibar kazanır (Mes­
nevi 1/1071). Allah sevgisi ilimle elde edilir. İlimden nasibi olmayan­
lar ve akılsızlar bu sevgiden uzaktır (Mesnevi II /1545). İlim, insana
rehberdir. İnsan, ilmiyle bütün varlıklardan üstün olmuştur (Mesne­
vi 11/3361).
M evlana'ya göre bilgi, gaye değildir; insanı Hakk'a götüren
bir araçtır. "Nefsini bilen, Rabb'ini bilir," hükmünce asıl olan,
insanın nereden gelip nereye gideceğini idrak etmesidir.
M evlana'ya göre; fıkır odıır kı, insanı bir yola ulaştırır. Yol o yol­
dur ki, yolcusu padişah olur (Mesnevi 11/3237).
M evlana'ya göre insanı aslına ulaştırmayan, yaratıcısına ita­
ati öğretmeyen ilmi yorgunluk olmak niteler. İlim, sahibine yük
değil, yâr olandır. Gönüldeki ilmi, sahibine dost; zahirdekileri
de yük telakki eder (Mesnevi 1/2552). İlim olmak yetmez (Fihi
mafih, s.93).
M evlana'ya göre; yalancıların yeminine inanılmaz, doğrula­
rın ise yemine ihtiyacı yoktur (Mesnevi 11/2902). Çünkü yalan
gönülde şüphe uyandırır, doğru söz kalbe huzur verir (Mesnevi
11/2762).
M evlana'ya göre, alçak gönüllülük insanı yücelten bir de­
ğerdir (Mesnevi III /457).
M evlana'ya göre; sabır, ferahlığın anahtarıdır. Sabırla her güç­
lük ortadan kalkar (Mesnevi III/1848).
M evlan a'ya

göre; kızdığı

zaman

öfkesine

hakim

olan-

, Hakk'ın hışmından korunur (Mesnevi IV/114).
M esnevi'nin 18'inci beyitinde belirtildiği gibi; "Söz uzar,
kesmek gerekir vesselam!" Bir okyanus, zamana karşı dayana­
bilen bir beyin ve zamanın aşındıramadığı bir şahsiyet olan
M evlana, satırlara sığmaz. Herkesin Hazretin Rubailerini, Şiirle­
rini, Gazellerini derlediği ve yorumladığını fakat sözlerinin top­
luca derlenmediğini gördüm. Bu konuda bir ilk olmanın haklı

gurura ile elinizdeki derlemeyi gerçekleştirdim. Benden sonra
iyi, daha iyi, en iyi ve mükemmeli mutlaka yapılacaktır. Bu ça­
lışmanın özelliği bir ilk olmasında yatar. Bu çalışmanın hazır­
lanmasında yardımlarını esirgemeyen;
• Konya İl Kültür Turizm Müdürü ABDÜSSETTAR YARAR'a,
• Konya İl Kültür Müdürlüğü Kültür ve Sosyal İşler Dairesinden
Sn. FAHRİ ŞAHİN'e,
®Mevlana Müzesi Müdürü Dr. ERDOĞAN EROL ve Md. Yrd. Dr.
Naci BAKIRCI'ya,
• Konya İl Özel İdare Müdürü Sayın MUAFAK ÖZSOY'a,
• Konya Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü SÜLEYMAN
SAYAN'a,
®Konya Büyükşehir Belediyesi KülAir Müdürlüğü' nden ALİ BEKTAŞ, Mümin TEMİZYÜREK, Mehmet BİREKIJL'a teşekkürlerimi su­
narım.
Ziya Elit ez
Kasım, 2004

AİLER'DEN SEÇMELER
Yoklukla kavuş varlığa, dünyayı bırak,
Vuslatla yolun ahreti, ukbayı bırak,
Tanrıysa muradın düşünüp durma derin,
Dünyayı unut, maddeyi, mânâyı bırak.

Gece üstadıma sordum kaç kez;
"Bana bildir bu cihan sırrım, tez."
Gülerek verdi cevap üstadım;
"O ki ancak bilinir, söylenemez."

Çiğnenen salkım-üzüm eştir bana,
Aşk beni çekmektedir dört bir yana.
Döndüğüm gerçek, fakat çevren değil,
Kendi çevrem döndüğüm yer, baksana!

Ansızın girdi kapımdan o güzel,
İçti mey, bekledi bir an o güzel.
Seyredip tutmak için saçlarını,
Oldu tekmilce yüzüm göz, gözüm el.

Çekemem el, nicedir sırlardan,
Konuşup açmama hiç imkân yok.
Seni memnun edecek sır bende;
Diyebilsem ama hiç imkân yok.
Mest iken bir gün varıp üstadıma,
Söyledim; "varlık nedir, yokluk nedir?"
"şöyle dur, halkın ezasından uzak,"
Var ve yok, insan için, bir perdedir.

Hep O'dur, varlık ve yokluk, haz, keder,
Neyse istek, hep O yoktan var eder.
Can gözün âh olsa candan görmeğe,
Sen o'sun, bil, böyledir kutsal kader!

Sevgilim tekmil cihandan gizlidir.
Duygudan, her türlü zandan gizlidir.
Aşikâr gönlümdedir bir ay gibi,
Can ve tendir, ten ve candan gizlidir.

Ben miyim ben, sen misin sen, ben mi sen?
Ben miyim, sen sensin elbet, sen de ben.
Ey hatemli yâr, seninle bir hoşum,
Sen mi bensin, ben mi sen, geç şüpheden.

Biz öyle harabız, yine yok olmaya bak!
Gam verme aman, haydi rebâb çalmaya bak!
Irtıyla güzel yâr, sana mihrap kesilir,
Var bunca rükû, secde; namaz kılmaya bak!
Dört cihette saklanan esrâr, dolun-ay nerdedir?
Nerdedir, can-dost, hayatta özlenen "hay" nerdedir?
Şurda, burda söylemek elbet muhâl, âlem O hep,
Görmeğe bir canlı göz, yetmez O 'nu "vay" nerdedir?

Bir canım, gel gör ki var yüz bin tenim,
Neyleyip, netsem ki ağzım sır benim.
Bunca insan var, "benim " hep "ben " diyen,
Yok ki bir er, söylesin tek "ben şenim ."

Bize yetmez ki denizler, bize ırmak netsin?
İstemezken gülü hiç, ıtrma canlar yetsin.
Sevgilim can sıkacak şeyleri yapsın, hoştur,
Bize mahsus bu sabır, yâr ne ederse etsin.

İnsaf ederek söyle a dost, aşk iyi bir şey,
Artarsa verir aşka evet, bunca zarar, mey.
Sen şehvete aşk ismini vermişsin ayıptır,
Aşk dendi mi bir dur, bu asil duyguya baş eğ!

A güzel huylu, gören hep senin aşkınla yaşar,
Bunca varlık ve mekândan hani taştıkça taşar.
Ne zuhaldir, ne de ay, yok ki güzellikten eser,
Bütün âlem güneşin nuruna bin aşkla koşar.

Ey susuz, yorgun gönül, ırmak ara;
Koş, ayaksız gelme, kan-ter, öyle gel!
Dil-damak olmaksızın düş yollara;
Neyse gerçek, haydi bir şey söyle gel!

Eşi yok sevgili bir tatlı oyun sundu cana,
"tek mi, çift mi dileğin neyse, hemen söyle bana!"
Gülerek, çift olalım, gel güzelim, haydi" dedim,
"çift olup tek kalalım sevdiceğîm, anlaşana..."

Şu zaman renklerinin burcuna bir düş olsam,
O güzel huyluya can ıtrim örmüş olsam
Ona baktıkça görüp kendimi bir ayna gibi,
Bakarak kendime her an onu görmüş olsam.

Aynı ruhtan yücelen bir nice unsur gibiyiz,
İki can-içre biriz, sonsuza yansır gibiyiz.
Bir güzel anlamı elbet olacak sevgimizin;
Bil ki sen bende ve ben sende birer sır gibiyiz.

Can kuşum bir güzel iş etti de yemden geçti,
Erce bir iş yaparak sürdüğü demden geçti.
Geçti bir andan gönülden, uzatıp dost eli yâr.
Yâre baş eğdi hemen bunca elemden geçti.
O erin ben kuluyum, hoş ve güzel bunca sefa,
O erin derdi benimdir, doludur gönlü vefa.
Ayrı tat, ayrı ıtır, başka da yok bir haberim,
Sade derdiyle hoşum, can gibidir onda cefa.

Gün gelir, mahşere solgun nice erkek ve kadın,
Toplanır sorguya, bin âh ile, bir velvele-kim.
Ben senin aşkmı dört elle koyup dizlerime,
"bir suçum varsa sorun, işte budur suçlu," derim.

Yürü yum gözlerini, gönlün olur bir nice can,
Ki o gözlerde ışıldar sana bir başka cihan!
Uyarak nefsine olmazsan eğer sen mağrur,
Sevilen bir er olursun, can olursun o zaman!

Ağla candan, ağla ey dost, komşudur bir tek duyan,
Bir çocuk ağlarsa içten, annedir istek duyan.
Anne serbesttir, evet iş güç yapar, sen ağla dur,
Ağlayış sermayedir dost, aşk deyip artık uyan!

O semâ şâhı sunar her gece bir başka semâ,
O ki gül bahçesisin rüzgarı bîr başka eser.
Bu semâ şavkına kanmaz nice bülbül, kuş ama,
Bu semâda dal, ağaç yepyeni bir aşka eser.
Öyle mest olduk bu akşam yâr ile,
Gönlümüzden âh neler çekmekteyiz.
Sevgiden dermekteyiz gül, durmadan,
Bir kamışlık; hep şeker ekmekteyiz.

M ansur ki aşkla dillenir yaprak yaprak,
Toplar durur kirpikleriyle toz, toprak.
Yokluk sedası güllenir derya-deniz,
Bir bengi-candan seslenir: "Enelhak!"

"Altı iklimde de hak nurları var" der, yine dost,
"Nerdedir nur," soruyor halk bize, bildirsene dost.
Göz dener görmeği lâkin yücelir bir nice ses;
"Sağ veya sol demeden bakmayı bir kez dene, dost!.

Seslenir dost, gülüşün bulmalı son, çöz bağrını;
Aşıver zevki sefa devrini, efkâr çağını!
Bir örümcek gibi düşman öre-dursun ağını;
Zümrüdü anka bilir ancak güzelim kaf dağını.

Salman sevgili bak bunca tuzak,
Sana olsun; emi, kem gözler uzak!
Canısın yeryüzünün, gökyüzünün,
Senin olsun bu huzur, keyfine bak!

Gün bitti fakat mutluluğun can sesiyiz.
Baştanbaşa bir çengi-gönül bahsiyiz.
Hem aşığı, hem mâşuğuyuz kendimizin,
Hem meclisiyiz, bülbülü, gül bahçeyiz.

Sevgilim, gitse de herkes ne olur sen gitme!
Bekle dert arkadaşım, bekle otur, sen gitme!
Gül-şeker örneği doldur kadehim taze şarap;
işte meclis, güzelim mührünü vur, sen gitme!

Bir savaş vermektesin, karşında korkunç bir gece,
At da gönlünden bir ok vur, yar karanlık çevreni!
Kâbesin aşıkların, her gün tavaf et öylece,
Kâbe gelsin aşkman, her gün tavaf etsin seni!

Bugün semâ ne hoş, semâ ne hoş, semâ,
Işıklı gün, ışık güzel, ışık yalın.
Bu aşk güzel, derin, derince daima,
Vedâ akıl, bu yol uzun, esen kaim!

Ten için elbet haram mey, âdeme,
Ten, kayıttan kurtulur, kalmaz haram.
Sun güzel dost, yok şarap artık deme,
Durmadan iççek te olsak âh tamam!..

MESNEVl’NÎN İLİ

tZ BEYTİ

Duy şikâyet etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki, feryadım kamışlıktan gelir;
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek,
isterim ben, derdimi dökmem gerek.
Şayet aslından biraz ayrılsa can,
Oyle bekler, vuslata ersin zaman.
Ağladım yer yerde hep âlı eyledim,
Gördüğüm her kul için "dostum " dedim.
Herkesin zannrnda dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.
Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Gözde lâkin yok ışık, duymaz kulak.
Aşikârdır can-beden, gör insanı,
Yok izin, görmez fakat insan, canı.

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!
Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney'e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey'e.
Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.
Kanlı yoldan ney sunar hep arzıhal,
Hem verir mecnûnun aşkından misal.
Ney zehir, hem panzehir, âh nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?
Sırrı bu aklın, bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri ancak dile.
Sırf keder, gam, gitti kaç gün, kaç gece,
Geçti yanlışlarla günler, öylece.
Geçse günler, korku yok, herşey masal,
Ey temizlik örneği, sen gitme kal!
Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.
Anlamaz olgun adamdan bil ki ham,
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam!

İ/ÎÇ

E

h

I A

l

a

r

ALTIN Ö Ğ Ü T L E R

Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
-

2-

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Gel, gel, gel, ne olursan ol yine gel!
İster kâfir, ister putperest, ister mecusi ol, gel
Bizim dergâhımız
Üm itsizlik dergâhı değildir.
Yüzbin kere tövbeni bozmuş olsan da
Yine g el...
.___
-

4-

Alem in bal şerbetinden bana ne!
İşte önümde benim ayran tasım,
Ne m alım mülküm var benim ne azığım,
Ben gene de senin malın mülkün olsun diye çalışırım
Senin başını sokacak bir yerin olsun diye,
Senin bir dikili ağacınım.
A M A HÜRRİYETİ KULLUĞA,
TAŞ ÇATLASA SATMAM
Yalnız sayıda çoktur onlar alabildiğine
H ani şu bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsinde anlam bir.
SEN KAPLARI TESTİLERİ HELE BİR KIR,
SULAR NASIL BİR YOL TUTAR GİDER

Mümkün mü bu, olsun ruhumuz ilgisiz?
Sen bende ve ben sende doğar, gizleniriz.
Sen ben deyişim anlatabilmek için,
Sen ben aramızda yok ki gerçekte biliriz.
-

6-

Her ne istiyorsan kendinde ara!
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hâzineyi ara!
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan;
ONU SENDEN DIŞARIDA DEĞİL,
KENDİ NEFSİNDE ARA!

Gönül O'nu ister, Iıerşey bahane..

Başımı koyduğum her yerde, secde edilen O'dur.
Dört köşe ve altı bucakta tapılan O'dur.
Bağ-bahçe, gül-bülbül, sema, sevgili;
Bütün bunlar hep bahane; asıl maksat olan O'dur.
d ,

~ 'r

-A

Sabır, gamdan kurtulmak için anahtardır.

İyiler gittiler. Güzel usûl ve adetleri kaldı;
kötü adamlardan da zulümler ve lanetler!

Carı konağını aramadıysan, işi biliyorsun demektir:
NEYİ ARIYORSAN O'SUN SEN.

ÖRT DE SENİN DE AYIBINI Ö R T SÜ N LER ...

Keseyle dağarcığın değeri altındadır.
İçinde altın olmayan keseyle dağarcığın ne kıym eti var.

Ne kutludur o kişi ki, yoldaşı hased değildir.

Altın ne oluyor, Can ne oluyor; İnci, Mercan danedir, bir sev­
giliye harcanmadıktan, bir güzele feda edilmekten sonra.

Hiddet ve Şehvet insanı şaşı yapar; Ruhu doğruluktan ayı­
rır... Zalimlerin Zulmü de karanlık bir kuyudur.

Ben şu dünyada güzel huydan daha iyi bir haslet ve ehliyet
görmedim.

Ayran kâsem önümde oldukça, vallahi kimsenin balım dü­
şünmem bile. Azıksızhk, ölümle kulağımı bursa bile,

HÜRRİYETİ KULLUĞA SATMAM BEN!

Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!
Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hakk'tan mı? Ne boş zahmet!

Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız kuş gibidir, Vah Ona!

TE ST İD E NE VARSa D IŞIN A O SIZA R.

Rüşvet alan,
Para pul padişahı değiliz;
Paramparça olmuş gönül hırkalarım diker,
Yamarız biz.

Demedim mi sana gitme oraya; seni tanıyan, bilen benim an­
cak; şu yokluk serabında yaşayış kaynağın benim ancak.
Kızsan da, bin yıllı yola gitsen de sonunda gene bana gelir­
sin; varacağın yer benim ancak.

Toprağıma, mezarıma söyleyeceğin o sözleri, şu gamlı kula­
ğıma saç; şimdi söyle bana.

Kon... Biz Pergel gibiyiz. Bir ayağımız Şeri'at'de sağlamca
durur, öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır.

Sana Allah bu canı bedava verdi de o yüzden canının kıyme­
tini bilmiyorsun. Hangi hoş vardır ki nahoş olmamıştır? Hangi
tavan vardır ki yıkılmamış, yere serilmemiş. İlim gönüle yansır­
sa, insanlığın iyiliğine kullanılırsa yardım olur; amma tene,
maddeye yansırsa, bu bir yük, bir ağırlık, bir felaket olur.

Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlı­
yorsun. Ey başkalarına ağlayan güz! Gel, bir mûddetcik otur da
kendine ağla! Mum, ağlamakla daha aydın bir hâle gelir.

Cenab-ı Hakk, yüzbinlerce kimya, ilaç yarattı; amma insa­
noğlu sabır gibi bir kimya görmüş değil.

Denizi bir testiye döksen ne kadar sığar?
Bir günlük kısmet! Harislerin göz testileri dolmaz; halbuki
sedef kanaat etmedikçe içi inci dolu olmaz.

Hayvan otla semirir, insan da yücelikle, şerefle gelişir. Güzel
ne iyi suret; bil ki kötü huyla beraber olunca bir kalp, akça bile
etmez. Aşk o yalımdır ki, parladı mı sevgiliden başka ne varsa
hepsini yakar.

Bir sofranın çevresine yüz tane adam oturur, yer. Fakat baş
olmak isteyen iki adam, dünyaya sığamaz.

Bizden sonra Mesnevi şehlik edecek ve arayanlara doğra yolu
göstererek onları yönetecek ve onlara önderlik edecektir.

Sema âşıkların gıdasıdır; çünkü semada A llah'la buluşma
hayali vardır. Cübbe ve sarık ile insan âlim olmaz. Âlim lik insa­
nın zatında olan bir hünerdir. Bu hüner ister ipekli bir kaba, is­
ter yünden bir aba içinde olsun.

Allah, insana şalı damarından daha yakındır. Halbuki sen
ok gibi olan düşünceni uzaklara fırlatmadasın. Ey yayını çekip
oku atan! Av yakında., sense uzağa bakmaktasın.

insan herşeyi göremez; Sevdiğin şeyler, seni kör ve sağır
eder.

Kitaptan maksat içindeki bilgilerdir; ama dilersen sen onu
yastık yapıp başının altına da koyabilirsin. Bu, kılıcı çivi yerine
duvara çakıp mağlubiyeti baştan kabul etmeye benzer.

Nice toprak gibi mezarda yatanlar var ki faydaları, feyizleri
bakımından yüzlerce diriden iyidir, üstündür. Gölgesini gizle­
miş, ölmüş; ama toprağı gölge vermekte. Fikir, ona derler ki, bir
yol açsın. Yol, ona derler ki, önüne bir padişah çıkagelsin. Padi­
şah, ona derler ki, kenliğinden padişah olsun; hâzinelerle, asker­
lerle değil. Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı;
can Y usufu ne diye kuyudan feryâd etsin? Bu yanda ağzını
yumdun mu, aç o yanda; artık senin hay huyun, mekânsızlık
âleminin havalarındadır.

Ölüydüm, dirildim; ağlayıştım, gülüş oldum; aşk devleti
geldi; durup duran geçip gitmeyen devlet kesildim.
Tek bir gönlüm var, pek bir yüreğim; aslanların ödü var ben­
de; doğup parlayan zühre oldum ben.

Canım tenimde oldukça K u fan'm kölesiyim. Ben Hakk'ın seç­
kin peygamberi Muhammed (a.s)'in yolunun toprağıyım. Her
kim bundan başka benden bir söz naklederse, ona çok üzülür ve
o sözden de çok üzüntü duyanm.

Acı, m utlaka acılara katılır. Bâtıl söz, nasıl olur da H akk'a
eş olur?

Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz b aşk a... Köpüğü
bırak da denizin gözüyle bak sen! Köpükler, gece gündüz deniz­

den meydana gelir, onları deniz harekete geçirir. Fakat ne şaşı­
lacak şey ki, SEN KÖPÜĞÜ GÖRÜYORSUN DA DENİZİ GÖR­
MÜYORSUN.

Bu yoldaki köşkü, sayvanı, şöhreti, şanı terk et. Kılavuzun
hareket etmedikçe hareket etme. Başsız hareket eden, kuyruk
olur. Böyle adamın hareketi, akrebin hareketine benzer.

Takdir haktır; ama, kulun çalışması da hak! Kendine gel de
koca şeytan gibi kör olma.
Suçu kendinde bul, tohumu sen ektin. Allah'ın cezalandır­
masıyla, adaletiyle uzlaş! Zahmetin sebebi, kötülük etmektir.
Kötülüğü yaptığın işlerde gör; "talihim den" deme.

Yüce Allah, iyiliğin-kötüiüğün karşılığını kıyamette verme­
yi vadetmiştir ama peşin olarak da onun örneği, dünya yurdun­
da soluktan-soluğa, bakıştan bakışa belirip durmadadır. Bir in­
san gönlüne bir neş'e, bu sevinç, birisini neşelendirmesine, se­
vindirmesine karşılıktır. Sıkılır, gamlanırsa da birisini sıkmıştır,
birisini gamlandırmıştır. Bunlar, öbür dünyanın armağanlarıdır;
ceza gününü gösterir; şu azıcık şeyler o çok şeyi anlatır; hani
buğday dolu bir ambardan bir avuç buğday gösterirler ya, tıpkı
onun gibi.

Yoksulların gönüllerini de kırmamak gerek. Cenâb-ı Hakk,
"Yetimi horlama; isteyeni boş çevirme," buyurmuştur. Duvar,
çiviye, "Ne diye beni deliyor, incitiyorsun?" dedi. Çivi de ona
"Beni çakana bak!" diye cevap verdi.

Ey Allah! Ölüm çağında, can kuşumuzun, beden kafesinden
çıkacağı zaman, ona yemyeşil kutluluk ağacının dallarım göster
de onları dilesin, istesin; o dilekle, o istekle bir hoşça kanat çırp­
sın, ürkmeden, sevinçle kafesten uçup gitsin.

Piş, ol da bozulmaktan kurtul... Yürü, Burhan-ı Muhakkik
gibi nûr ol. Kendinden kurtuldun mu, tamamıyla Burhan olur­
sun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin.

Allah ile oturup kalmak isteyen kişi, veliler huzurunda otur­
sun. Velilerin huzurundan kesilirsen helak oldun gitti. Çünkü
sen külli olmayan bir cüz'sün. Şükretmek, surat ekşitmekse; sir­
keden çok şükreden yok.

Vesveseli düşüncelerden sakm. İnsanm kalbi, sazlık ve or­
man gibidir. Orada aslan gibi de, yaban eşeği gibi de fikirler bu­
lunur.

Sel, selliğini yapmaya, gürleyip akmaya başladı mı, başman
kes seli; yoksa her yanı rezil eder, yıkar gider.

Büyük Allah'tan bizler neden terbiye isteriz? Çünkü terbiye­
sizler, Allah'ın lütfundan mahrumdurlar. Terbiyesiz, yalnız ken­
dine kötülük etmez, bütün utanç ve erdem ufuklarını ateşler.

Allah için ateşe atılmak vardır. Lâkin ateşe atılm adan önce
kendinde îbrahimlik olup olmadığını araştır. Çünkü ateş, seni
değil, Ibrahimleri tanır ve yakmaz.

Çarpık ayakkabı, çarpık ayağa uyar.

Ümitsizlik köyüne gitme; ümitler var,
Karanlığa doğru yürüme; Güneşler var.

Görevini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına, ne
mazeretin çaresi, ne ilacın şifası çare getirmez.

Ecel, verileni almadan önce, verilmesi gereken herşeyi ver­
mek gerekir.

Birlikte olduğum insanlardan yalnızlığı öğrendim. Perhizler,
gerçekten de ilacın temelidir; perhiz et de, canındaki gücü kuv­
veti seyret.

Sen zulümle bir kuyu kazmadasın, ama şunu bil ki o kuyu­
yu kendin için kazıyorsun. İpekböceği gibi kendi çevreni örme;
kendin için bir kuyu kazacaksan, bari boyunca kaz.

Demirci Zenci olursa, duman onun yüzünde bir iz bırak­
maz.

Taş yeşermez geçmiş olsa da nevbahar,
Toprak ol da bak nasıl güller açar.
Taş gibi idin çok gönül kırdın yeter,
Toprak ol üstünde hoş güller biter.

Bütün kainat birbirine sevgi ile bağlanmış, sevgini vermesi­
ni öğren. Çünkü gönlün anlasın ki, hepsine yer varmış, Sevgisiz
insandan dünya korkarmış.

İşle öğüt veren, sözle öğüt verenden iyidir.

YA HZ. M EVLANA HAK D O ST,
Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen
nefsini yakadur.

Akıl, bir başka akılla çift oldu mu; ışık çoğaldı, yol belirdi
demektir. Fakat ııefs, bir başka nefsle sevindi mi; karanlık artar,
yol belirsiz olur.

Hamdım, piştim, yandım.

Keskin kılıç, yumuşak ipeği kesmez.

Öfke ile istek, insanı şaşı eder; canı doğruluktan ayırır; garez
geldi mi hüner örtülür; gönülden yüzlerce perde gelir de gözün
önüne çekiliverir.

Şunu bil ki ölmedikçe, can çekişmen bitmez. Ölümden evvel
ölmediğin için, can çekişmen uzayıp gitti.

Gelmez sana bir ziyan bu aşktan gönlüm!
Can gitse de korkma başka bir candır ölüm.

Varlıkta eğer dostu dilersen bulmak
Kurtul görünüşten, özü keşfetmeye bak!
Kat kat örtüyüle saklıdır varlığı,
Kendinde o, ondaysa cihandır tutsak.

Gümüşün dışı aktır, berraktır, ama onun yüzünden el de ka­
rarır, elbise de. Ateşin kıvılcımlarıyla al-al bir yüzü vardır, ama
yaptığı kötü işe bak, sonundaki karalığı seyret.

Ey Akıllı! Sakm akim başına gelince, pişman olacağın bir
sarhoşluğa düşme!

Meydan geniş amma ortalarda er yok,
Bir öyle zaman ki bildiğin haller yok.
Herkes görünüşte sanki bir evliya!
İslâm olarak ruhta ateş yok, fer yok.

Eğer tamamıyla zorluklara daldırışa, daralıp kaldırışa, sab­
ret; çünkü sabır genişliğin anahtarıdır.

Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Tanrı, hangi eserini sevginin
kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gi­
dilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin?

Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur;
sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa
bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.

Mest etti beni gözlerinin nergisi,
Kovdun çağırıp, doğru olan hangisi?
Kanmam dudağım ıslanarak ben öyle,
At sen beni ırmağında boğ en iyisi.

İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allah-ü Teâlâ'mn beğen­
diği, ve Resulullah'm sevdiği ve evliyanın özendiği bir ahlaktır.

Ağır yükün altına giren hammal, başkalarından yükü kapar.

Büyüklerin söz verişleri, yürüyüp duran bir definedir; ehil
olmayanların söz verişleri ise akıp giden bir zahmettir, bir ezi­
yettir.

Mert insanı isteğince gönlünce öv; söz erleri her övgüye lâ­
yık elbet.

Su, ateşe galiptir. Ancak bir kaba girerse, ateş o suyu kayna­
tır yok eder.

Su arama! Susuzluğu elde et ki, yukarıdan ve aşağıdan sana
gelecek su coşsun.

Ateşe benzeyen şehvet, yanıp durdukça eksilmez; o, ona di­
leğini vermemekle eksilir. Bir ateş, odun attıkça hiç söner mi?
Hiç odunu yakmaz mı?
Sen, sudan ibaretsin; fakat kendini testi sanıyorsun.

Bu dünya bir ağaca benzer; biz de bu ağaçta yarı ham, yarı
olmuş meyveler gibiyiz.

İnsanları iyi tanıyın! Her insanı kötü bilip kötülemeyin, her
insanı da iyi bilip övmeyin.

Dile, özle; fakat ölçülü dile, özle; bir saman çöpü bir dağı
kaldıramaz. Dünyayı aydınlatan güneş, birazcık yaklaşsa herşey yanar gider.

Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim
mezarımız, ariflerin gönüllerindedir.

İyilik aradın mı, insanda kötülük kalmaz.

Yürek yanmadıkça, göz yaşarmaz.

Kanaat etmekten hiçkimse ölmemiştir, hırs besleyerek hiç­
kimse padişah olmamıştır.

Ayakkabım yok diye üzülüyordum, yolda karşımdan gelen
ayaksız bir adam gördüm.

Maşrabamız küçük ise deryayı suçlamaya hakkımız olmaz.

Ne kadar zengin olsan,
Ancak yiyebileceğin kadar yersin.
Denize testiyi daldırsan,
Alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.
üC----'

>r

Kitaplardan önce, kendimizi okumaya çalışalım.

Ne bahtiyardır o kişi ki, yoldaşı hased değildir.

Bizler bir oyuncağız onundur kudret;
Zenginlik onun, fakir olan biziz elbet!
Bizler niye üstünlük arar kendinde;
Hep bir kapının yoldaşı herkes nihayet.

İnsan dünyayı zapteder, ama ağzını zaptedemez.

Dünyada diken tohumunu eken kişi; kendine gel, onu gül
bahçesinde arama sakın.

Kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan; fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma.

Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur.

Hem gam çağında, hem esenlik çağında Tanrı'ya dayan­
m adan, tüm den ona teslim olm adan başka herşey düzendir,
tuzaktır.
=srb
Kırmak, kırılanı onaran kişinin harcıdır. Dikmeyi bilen, yır­
tar da; neyi satarsa, yerine daha iyisini alır.

Eli görmeyen kişi, yazıyı kalem yazdı sanır!

Bil ki görünen şekil, yok olur gider; mânâ alemidir ölümsüz
olan. Niye bir testinin şekliyle oynayıp duracaksın? Bırak testi­
nin şeklini, suyu ara.

Yüce mevkiler elde etsen bile, gene kaybetmek korkusun­
dan can çekişirsin.

Deniz gibi mal kazan, fakat sen üzerinde gemi ol.

Muhabbet ve merhamet, insanlığın; hiddet ve şehvet de hay­
vanların sıfatlarıdır.

Dünyada herşey bir şeyi çekmiştir; sıcak sıcağı çekmiştir,
soğuk soğuğu. Aslı olmayanlar; aslı olmayanları çeker durur.

Ancak fikirdir varlığın,
Gerisi et ve kemiktir bir yığın.

Gece neye gebeyse onu doğurur.

Gençlerin aynada gördüklerinin daha fazlasını, ihtiyarlar bir
tuğla parçasında görürler.

Hiç el gönülden gizli bir iş yapabilir mi?

Gönül kimin elinden tutarsa, o kimse, kirli arzuların çamu­
runa düşmez.

Gönlünü vermedikçe, gönül bulamazsın.

Çocuk, elmayı görmeden kokulu soğanı elinden bırakır mı?

Tavus kuşunun düşmanı ayaklarıdır. Nice padişah vardır ki;
gücü, kuvveti öldürmüştür onu.

Güneşin varlığına delil yine güneştir. Delil ararsan güneşten
yüz çevirme.

Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.

Kâh cüzdanı, keseni para ile doldurmak kaygısı ile, kâh iyi
yemek içmek endişesi ile, bu aziz ömür geçip gitmekte, sayı ile
verilen her nefes de eksilmekte.

Kargalar ötmeye başlayınca, bülbüller susar.

Savaşçı aslanın peşine düşen kişinin kebabı, gece gündüz
eksik olmaz.

Adamın, birgün evine ulaşabilmesi için, birçok konakları bı­
rakıp gitmesi gerek.

Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız
gitmektir.

Hırsı bırak, kendini boş yere harcama,
Su toprak altında, çırak da bir ustada.

Çoban ol dedik, kurt oldu. Bekçi ol dedik, hırsız oldu.

Yıllardır gönüller tırmalayan taş oldun; denemek için bir zamancağız da toprak kesil.

Kötü huyu adet edinme; kökleşir, yerleşir.

Çoban uyudu mu, kurt emin olur.

Akıllı o kişidir ki, çekilen beladan, dostların ölümünden ib­
ret alın

Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa, o, yi­
ne dilsiz sayılır.

Her rüzgarla otlar gibi sallanırsan, dağlar kadar bile olsan
bir ota değmezsin.

İlaç, âlemde dertten başka bîrşey aramaz

Ey ekmek uğruna iman cevherini atan,
Ey bir arpaya bîr hâzineyi satan zavallı!
Nemrit, gönlünü İbrahim'e kaptırmadı,
Ama canını bir sivrisineğe teslim etti.

Bilip inanmada konaklama. Yanmadıkça gözle görüp inan­
maya erişemezsin. Kulak da görmeye başlarsa göz kesilir; yok­
sa söz, ancak kulakta kalır.

İnsana, aradığı şeye bakarak değer biçilir.

Başta dönüp koşan nice bilgiler, nice hünerler vardır ki, in­
san onunla baş olmak isterse, baş elden gider. Başının gitmeme­
sini istiyorsan ayak ol.

Cibilliyetsize ilim öğretmek, eşkiyanm eline kılıç vermektir.

Dostun dostlarla birleşmesi hoştur; sen mânâ eteğini tut; gö­
rünüş inatçıdır, baş çeker. İnatçı görünüşü eziyetlerle erit gitsin
de onun altında defineye benzeyen birliği seyret.

Cahil olanların merhameti ve lütfü azdır.
Sen cansın, öyle olduğu halde kendini beden sanmaktasm.

Can da ne oluyor, inci mercan da ne oluyor, canan için harcanmadıktan sonra?

Mecliste bulunan edepsiz, olmayanlardan daha hoştur; hal­
ka da eğridir, ama kapıda değil mi ki?

Sual de bilgiden doğar, cevap da.

Irmak kıyısında suyu sakınan, suyu görmeyen kişidir.

Körler çarşısında ayna satma; sağırlar çarşısında gazel atma.

Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez.

Dert, daima insana yol gösterir.

Dertli bir adamın tereddüt ve dumanlarla dolu bir gönüievi
vardır. Derdini dinlersen o evde bir pencere açmış olursun.

Dinin aslım anlamaya imkân yoktur, ona ancak hayran olunur.

Dini, babandan bedava miras olarak buldun; o yüzden başı­
nı diktin, şükretmiyorsun. Mirasa konan adam mı malın değeri­
ni bilecek?

Şarkı söyleyenin duraklaması sesine ses katmıyor mu?

Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek. Sen de sö­
ze, dinlemek yolundan gir.

İnsanlarla dost ol. Çünkü kervan ne kadar kalabalık ve hal­
kı çok olursa, yol kesenlerin beli o kadar kırılır.

Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için
ölüm de, ömür de hoştur.

Duanın şekilleri vardır, seslisi, sessizi vardır; dudaklardan
döküleni, ruhlarda filizleneni vardır; mâbedleri vardır, seccade­
si vardır. Fakat duanın en yücesi, hayatın dua mayası ile yoğru­
labilmiş olmasıdır. Kin ve hased, hırs ve adaletsizlik, gurur ve
kibir, bu niyaz bedeninin içine sızamaz ve gönül ferahı ile yer­
yüzünün kiri yıkanır.

Geminin yüzmesi için, suya ihtiyaç vardır. Ama su, geminin
içine girerse, onu batırır. Gemi için su ne ise, mü'min için dün­
ya odur.

Dünya mıknatıs gibidir, bütün samanları çeker; ancak özlü
buğdayı, onun çekişinden kurtulur.

Düşüncen gül ise, gül bahçesisin; diken ise, külahına atıla­
cak odunsun.

Ey kardeşim! Sen fikirden ve düşünceden ibaretsin. Senin
varlığın bunlardandır. Geri kalan sinir ve kemiktir ki, onlar hay­
vanlarda da vardır.

Edepsiz, yalnız kendine kötülük etmez; bütün çevreye ateş
salar. Şu gök, edep yüzünden ışıklarla dopdolu bir hale gelmiş­
tir; melek edep yüzünden suçtan arınmıştır, temiz olmuştur.

İnsanla hayvan arasındaki fark, edepdir.

Aç gözlülük ve dünya nimetlerini elde etme hırsı, insanı
hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar.

Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni su­
lamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır; her su çeken tohumu
sulamak değildir. Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak,
yeri olmayan yere koymaktır.

İnsanların ölümlerine değil, doğumlarına ağlayın.

Birisi ağladı mı, merhamet denizi kabardı, dalgalandı de­
mektir.

Hangi dere toprağı gömüldü de tekrar çıkmadı? Niçin iman
edenin hakkında şüphe ediyorsun?

Bütün cihanı araştırdım. Güzel ahlaktan daha üstün bir liya­
kat bulamadım.

Demir gibi cahili, altın gibi bilginden daha kıymetli yapan
şey, ahlaktır.

Akıl, akıl olduğundadır ki işlerin sonunu görür; sonu gör­
meyen akıl, nefs kesilir.

Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil.

Bak hele, ok uçuyor, yay gizli; canlar ortada da, canlara can
olan gizli.

Âteş ile yanmaz dilim iz... ancak O!
Eksik olan m enzilim iz... ancak O!
Hali edilemez müşkilimiz.. . ancak O!

Her var olanın, var daha mükemmeli; madem ki değil o en
güzel, sevmemek. Gönlündeki sevgi putlarından kurtul; süret
ve şekilsiz olarak gör güzeli.

Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi; o defineyle de
evi daha sağlam yapar.

Sende ne var; sen ne elde ettin? Denizin dibinden nasıl bir
inci çıkardın? Ölüm gününde bu duygu kalmaz; can ışığının var

mı ki gönlüne dost olsun? Mezarda bu göze toprak dalar. Körün
bile gözünü aydınlatacak ışığın var mı?

Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.

Herşeye doğru demek, aptallıktır; herşeye yanlış diyen zor­
badır.

Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.

Araştırma yolunda yetişmiş olmak, cihandan eteğini çek­
mek gerekir. Sen gözündeki körlüğü iyileştirmeye bak. Yoksa
alem hep O'dur, ama görecek göz gerek.

Kuş, ancak kendi cinsinden kuşlarla uçar.

Elden geldiği kadar kaç kötü arkadaştan; kötü ahbâp, kötü­
dür en zehirli yılandan; yılan zehir akıtıp, insanı candan eder;
ama kötü arkadaş, can ve imandan eder.

Bin bahar görse de taş yeşermez.

Âşık altma benzer, bela ateşe; halis altın ateş içinde hoştur.

Aşkı, ateşten başka hiçbir şey söndüremez.

Gerçek aşkta, ne vefa vardır ne de cefa.

Aşk, altın değildir, saklanamaz; aşığın bütün sırları meydan­
dadır.

Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide; şahidin yoksa,
davayı kazanamazsın ki.

Aşkın beni sarmış, nasihatlar boşuna; içtim o zehri ben, bu
çeker boşuna.

Yücelere bakmak önce göz kamaştırır, ama göze ışık verir,
aydınlık bağışlar. Gözünü aydınlığa alıştır; yarasa değilsen o ya­
na bak. İşin sonunu görmek, senin ışığının belirtisidir.

Rüzgâr ateş için neyse, ayrılık da aşk için odur; küçük bir aş­
kı söndürür, büyük bir aşkı daha da güçlendirir.

Gözlerini kamaştıran renkli camları kır da öyle bak ki, gözü­
ne çarpan şeyin ne olduğunu anlayabilesin.

Denizden bile yerine konmamak şartıyla su alsan, denizi ku­
rutur çöl haline getirirsiniz.
\<r—->•

jl

Gam, olmayacak dileklerden meydana gelir.

Dil, hem tükenmeyen bir hazine, hem dermanı olmayan bir
derttir.

Dili ve sözü bir olmayan kişinin, yüzü dili bile olsa, o gene
dilsizdir.

Eşeğin başını boş bırakma, yularım tut, çünkü o yeşilliğe git­
meyi sever.

Doğruların yemin etmeye ihtiyacı yoktur.

Körler görmese de yıldızlar vardır.

Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünme­
yen yollar, diken ve çalılarla kaplanır.

Huzur arıyorsan; dost ol, çabuk pişmanlık getir, işe güce koyul.

İnsan özden ibarettir; geri kalan deridir.
Göz de, dostu gören göze derler.

iyi dostu olanın, aynaya ihtiyacı yoktur.

Duygu akla, akıl da ruha esirdir.

Dünyayı görmek için gerçek göze ihtiyaç vardır.

Düşünmeden söyleyen, nişan almadan atan avcıya benzer.

Her diken gül vermez.

Bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından birşey
kaybetmez.
4>=M-=fr
Fare huylulara, kedi bey olur.

Kalemin rüzgardan, kağıdın sudan olursa, ne yazarsan der­
hal yok olur.

Yüzün renginde, gönül halinden bir nişan vardır.

Kaşığa bir çok ağaçları kökten sökerse de alçacık bir ota ih­
sanda bulunur.

Eğri karga, kendi çirkinliğini anlasaydı, derdinden kar gibi
erirdi.
dr5
Ayakkabının biri ayağına dar gelirse, ikiside işe yaramaz.

Çıplak geldik; giyindik, soyunduk, gidiyoruz.

Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir. Biz
de çocuklarız.

Diken ekersen rıasıl gül biçebilirsin? Toprak olmayınca nar
çiçeği nasıl meyve verebilir? Senin işlerin birer tohum, cihan bir
değirmendir; değirmene koyup götürürsen tepip getirirsin.

Gülün dikene katlanması, onu güzel kokulu yaptı.

Hakk'tan bahar fermanı gelmedikçe toprak sırrını açmaz.

İçteki kiri su değil ancak gözyaşı temizler.

Rüzgarlar, çok zaman gemilerin istemedikleri bir istikamet­
te eser.

Kötüyü adet etme; kökleşir, yerleşir.

Kainat birbirine, sevgi ile zincirleme bağlanmış. Sevgini ver­
mesini öğren; çünkü gönlün de anlasın ki hepsine yer varmış.
Sevgisiz insandan, dünya, unutma ki korkarmış. Ya korkudan
yana kaçar ya düşman olur kovalarmış.

Gizli olan şeyler zıddı ile açığa çıkar. Hakk'ın zıddı olmadı­
ğından gizlidir.

Herkes herkese bir lokma bir şey verebilir ama boğaz bağış­
lamak ancak Allah'ın işidir.

Ahmakların işgal ettiği makama yaptığı kötülüğü, yüzlerce
aslan bir araya gelse yapamaz.

Akim yoksa yandın. Ya kalbin yoksa, o zaman zaten sen
yoksun ki.

Yeşilliklerden, çiçeklerden oluşan bahçe geçici; akıldan olu­
şan gül bahçesi, hep yeşil ve ebedidir.

Eşek müşteri olup bir şey alacak olsa, elbette ham kavunu
alırdı.

Bir güzel pençesine bir çirkini takıyorsa, onunla alay ediyor
demektir.

Anlamak bilmek; bilmek affetmektir.

Altm değmesi, bilinmeyen yerlere gizlenir.

Aşk, saygıya sığmaz, ölçüye gelmez sevgidir.
-t!= n = fr
Benliği hor ve hakir kılıp insanı yükselten, aşk ve sevgidir.
Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır.
Sevgi ve şefkat insanın, öfke ve şefkat hayvanın hasletleridir.
Sevgide güneş gibi; kusurları örtmekte gece gibi ol.

Sevenle sevileni ayrı varlıklar sanıyordum. Meğer onlar bir
imişler; bense biri, iki görmüşüm.
-tî=»g=fr
Sevgi ve acıma, insanlığın niteliğidir.

Aym dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar, anla­
şabilir.

Sevgi; bilmenin, anlamanın meyvesidir.

Ayrılık içindeki insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar ge­
çen zaman, bir yıl gibi gelir.

Nasıl bakarsan öyle görürsün.

Ayna bir şeye tamah etseydi, bizim gibi münafık olur, herşeyi olduğu gibi göstermezdi.

Güneş batınca kandiller parlar.

İnsanın kanadı, gayretidir.

Taklitten doğan bilgi, canımızın vebalidir.

Cahil olanların merhameti ve lütfü azdır.

Cahilin sonunda göreceği şeyi akıllılar önce görür.

Tavus kuşunun kanadı kendisine düşmandır.

Terazide arpa altınla eş olmuştur, fakat bununla arpanın da
altm gibi kıymetlenmesi icap etmez.

Öfkenizden vazgeçebilirseniz, hak da gazabını sizin üzeri­
nizden alır. İhsanın karşılığı ihsandan başka ne olabilir ki?

İçinden gelmeyene, dışarıdan verilen nasihatin faydası yok­
tur.

Hayatı tatlı olanın, ölümü acı olur; tenine tapanın ruhu için
kurtuluş yoktur.

Ben ölüp de tabutumu getirdikleri zaman, benim bu cihan
derdiyle uğraştığımı zannetme.
Cenazemi görünce feryad edip ağlama! Benim vuslat ve milakatım (sevdiğimle buluşmam) asıl o zamandır!

Bu ağaçlar toprak altındaki insanlara benzerler; ellerini top­
raktan çıkarıp halka doğru yüz türlü işarette bulunurlar. Duya­
na söz söylerler... yeşil dilleriyle, uzun elleriyle, toprağın için­
deki sırları anlatırlar!

Bir zâlimin, kötü bir kişinin övülmesinden gökler titrer. A l­
lah'tan korkan bu işe cür'et edemez.

Denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunurlar. Övülecek
şeylerde, kusur ve yanlışların arasında bulunurlar.

Eğer insan cismiyle, cesediyle insan olsaydı, Hz. Mulıammed ile Ebû cehil arasında fark olmazdı!

Hatırımız için birkaç gün daha sabrediniz;
çünkü Sabır, sevincin anahtarıdır.

Kişinin kendi miktarı, sözünden belli olur.

Su, hiçbir zaman ateşten korkmaz.

Suyun yüzlerce kerem ve ihtişamı vardır ki; kirlileri kabul
eder ve kirlerini temizler vesselâm.

Hayatının gidişi, Hz. Muhammed'in sünnetinden sapmasm.
Onu bırakma! Aklına ve hünerine az güven!

Her kanat denizi aşamaz.

Kâr ancak takvada, dinde ve güzel ameldedir ki, iki alemde
kurtuluş bunlarla olacaktır.

Bir kimseyi tanımak istiyorsan; düşüp kalktığı arkadaşlarına
bak.

Akıl, sonradan ah çekmek için değil; düşünüp tedbir almak
içindir.

Köpek bile atılan bir kemiği veya ekmeği koklamadan ye­
mez.

Eğer düşündüğün gül ise; sen bir gül bahçesisin; yok diken
düşünüyorsan külhan kütüğüsün.

Salihlerin tembelliği, fasıklarm hakimeyitini sağlar.

Cenab-ı Hakk kâfir için "necis" dedi. Fakat dikkat et ki; kâ­
firlerin dışı pis değildir. O pislik onların din ve ahlâkmdadır.

Zahiri pislik, su ile temizlenir; fakat batini pislik, günahlar,
su ile temizlenmez, belki artar.

Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silkeler.

Sıkıntılı zamanlarında sakın ümidini kesme; çalış, gayret
göster. Göreceksin ki bir gün güneşli, neşeli günler sizi kucakla­
yacaktır. Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidini
kesme.

Ümitsizlik tarafına gitme, ümitler vardır; karanlık tarafa git­
me, güneşler vardır.

Alçak insanlar vefa gördüler mi, cefakar olurlar.

Sende en iyi ne ise, dostuna ondan ver.

Aşağılık adam yüksekliğe düşmandır; her şeyin bir müşteri­
si vardır.

Yüzün rengi kalplerin casusudur.

O verdiğin zekat, senin kesen için bir bekçidir. Kıldığın na­
maz da zekâtın çobanıdır.

Zekat vermeyen bir kavmin üzerine bulut gelmez, yağmur
yağmaz. Zinaya müptela olan bir topluluğun içinde de, çeşitli
bulaşıcı hastalıklar belirir.

insanların düşünceleri havada uçuşan kuşlar gibi özgürdür.
Tutulup hapsedilemez.

Her günah içki gibi sarhoşluk verseydi, kimseyi ayık göre­
mezdin.

Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.

En büyük israf, ömrün boş yere harcanmasıdır. Çünkü bir
saatlik ömür, yüz bin dinarla geri çevrilemez.

Her an iyilik tohum u ekedur; ekm edikçe hiçbir şey biçemezsin.

Uzanan her eli tutmak doğru değildir. Çünkü insan yüzlü
şeytan pek çoktur.

Kalplerin büyüklüğü aslında birdir, lâkin orılardaki marifet­
lerin büyüklüğü başka başkadır.

Yıkılmış bir kalbin gönül kubbesini tamir etmek, yüz defa
hacca gitmekten hayırlıdır.

Köpek, kalp kıran insanlardan daha vefalı ve şereflidir.

Bizim tarikatımızda kin tutmak küfürdür; kalbimizi ayna gi­
bi saf ve temiz tutmak ayinimizdir.

Kitap ruhun gıdası, aklın ilacıdır.

Testi taştan korkar.
-tî=*<=3Kötü söyleme, kötü düşünme, kötü teşvik ve telkinde bu­
lunma; ancak o zaman dünyadaki kötülüklerin sana gelmesin­
den kurtulursun.

Eğer müslümanca yaşamak istersen, Kudan'a sarıl; çünkü,
O'nsuz islami hayat mümkün değildir.

Sağ ayağım ezeli gerçekler nizamının (İslam'ın) merkezinde
olmak üzere, sol ayağımla bütün insanlarla beraberim.

Gökler kadar ağız isterim ki; O, meleklerin bile kıskandığı
Peygamberimizi öveyim.

Ben sağ olduğum müddetçe Kur'an'ın kulu, kölesiyim, o
seçkin Hz. Muhammed'in yolunun tozuyum! Hz. Ahad'a (Al­
lah'a) ve Cenâb-ı Ahmed'e iyi sarıl;
Ey kardeş, tez Ebu Cehl'inden kurtul! İman ve itaat yolunda
bir nefes alır da, bir kimse, eğer ziyan ederse ben kâfirim.

Musiki, aşıkın aşkını, fasıkm fışkını, dertlinin derdini, se­
vinçlinin sevincini artırır.
Musiki, Allah aşıklarının ruhlarının gıdasıdır.
Zira, musikide Allah'a ulaşma ümidi vardır.

Düşmanlarım üzerime köpekler salar. O köpekler beni ısırır.
Ben köpek değilim, ısıramam; fakat ısırırım dudaklarımı.

Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar.

Yapacağın işte nefsinle fikir alışverişinde bulun ve ne derse
aksini yap.

Her şey incelikten, insan kalınlıktan kırılır.

Okuyan, aklı miktarınca anlar.

Ayna ve terazi yalan söyler mi?

Ey delikanlı! Çok yüce yolculukta, maksada vuslat için, hiz­
met kemerini bağlayıp, sabahlara kadar, mihrab yanındaki
mum gibi, huzûr-u Hakk'ta kıyamda bulun.

Iyadet (hasta ziyareti), nafile ibadetten hayırlıdır.

Mey gibi her biri haramın sarhoşluğu olsaydı eğer,
Ol zaman ma'lum olurdu mest kim, ayık kim?

Tamah yüzünden hak, sana batıl görünür. Tamah yüzünden
sende yüzlerce körlükler artar, durur.
İk---0 A

—t

■ t-

Vakıf sabununu (mescidin mumunu) yiyen farenin gözleri,
kör olur.
Anbarmda hırsız bir fare yoksa, kırk yıllık kulluk buğdayın
nerde?

Ey akıllı! Akim başına gelince pişman olacağın bir sarhoşlu­
ğa düşme.

Şarap, zaten edepsiz olanı edepsiz eder.

Bazı insanlar gösteriş ve kazanç için ilim tahsil ederler. Bun­
lar fareye benzerler; her tarafı talan ederler ama, vuslat nurun­
dan habersizdirler!

Beyaz ve siyah iki bayrak dikildi; biri Adem tarafından, di­
ğeri iblis.

İlim akılla, amel iradeyle olur.
İlim akim, ibadet kalbin gıdasıdır.
İlim kalbe aksederse, sahibine yâr olur.
Kalıpta kalırsa sahibine pas olur.

Her iki cins an da aynı yerden gıda alırlar,
Fakat birinde zehir, diğerinde bal hasıl olur.
Her iki cins ceylan da, ot ve su ile beslenir,
Fakat birinde gübre, diğerinde ise saf misk hâsıl olur.
Her iki cins kamış da aynı yerden sulanır,
Fakat biri boş olur, diğeri şeker ile dolar.
Bunlar gibi yüz bin misal bulabilirsin,
Fakat her iki şey yetmiş yıllık yol kadar birbirinden farklı ve
uzaktır.
Biri yer ahmak olur, O'ndan (Allah'tan) uzak düşer,
Diğeri ise yer, baştan ayağa Allah'ın nûru ile dolar.

İnsanların çoğu insan yiyicidir; onların selam vermelerine
aldanma!

İnsanoğlu bir hamur teknesi boyundadır; ama, tabiattan da
üstündür, kainattan da.

Para dağıtmak, cömert için şereftir. Aşkın cömertliği ise ca­
nını feda etmektir.

Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?
Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?

Davul sesinden tilkiler korkar; fakat akıllı kişi onu öyle dö­
ver ki, deme gitsin.

Suyun susuzu kandırması gibi, doğru söz de kalbe temizlik
getirir.

Dost yüzü görmeden geçen günler ya ölümdür, ya uyku.

Dosttur, çöp değildir; Onu kırma.

Bu dünya zindandır; biz de içindeki mahbûslar.
Del zindanın duvarını, kurtar kendini.

Dünya, velinin kıymetsiz oyuncağı; gafillerin değerli salın­
cağıdır.

Düşman, her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar tane­
den, yemden bahsederse de, sen onu tuzak bil.

Gözünüzü açıp Kur'an'a bakınız. Allah kelâmı olan
Kur'an'm bütün ayetleri edep öğretmektir.

İnsanm ilim

edebi, en büyük varlığıdır; eskimez, çürü­

mez, kaybolmaz.

Nice insanlar gördük üstlerinde elbise yok!
Nice elbiseler gördük içlerinde insan yok!

Ağaçlara su vermek adalet, dikene su vermekse zulümdür.
Adalet bir nimeti yerine koymaktır. Her köke su vermeyi nimet
sanma!

Fakirlik ve zarüret beni ölümle korkutsa da, ben bu hürriye­
ti esirliğe değişmem.

Belalardan çoğu peygamberlere gelir. Çünkü ham adamları
yola getirmek, zaten beladır.

Felsefenin bana çok faydası oldu, ama ben şimdi ondan bir­
kaç dünya uzaktayım.

Filozofların felsefesi, insanoğlunun zan ve şüphesini artırır.
Islâm m hikmeti ise, insanı yücelere ulaştırır.

Cenabetler elinde madem ki hamam taşı
Artırmaz kıymetini alfandan yapılması.

Dünle beraber gitti, düne ait ne varsa cancağızım.
Bugün yeni şeyler söylemek lazım.

Ey âşık! Uykudan sıçrayıp kalk, ıstırap çek! Bir tarafta su se­
si duyulurken, öte tarafta susuzun uyumasına imkân var mıdır?

İnsana, kimse gözü gibi lalalık edemez.

Çok uzağı gören göz, yolundaki tuzağı göremiyorsa n'eyleyim?

Akarsu neredeyse orası yeşerir; nerede gözyaşı dökülürse
oraya rahmet yağar.

Gel de birbirimizin kadrini bilelim, çünkü ansızın öleceğiz,
ayrılacağız birbirimizden.

Ululanmak zehirdir; kafana kibir yerleşince, kim seni kırar­
sa onu ezeli düşman sayarsın; birisi düşünceye aykırı söz söy­
lerse ona kinlenirsin.

Alelâde otlar, iki ay içinde yetişir; fakat kırmızı gül ancak bir
yılda yetişir,

Kim demiş gül yaşar dikenin himayesinde?
Dikenin itibarı ancak gül sayesinde!

Acele, bir çok işi bozar; dilediğin şeyi yavaş yavaş fakat sağ­
lam bir şekilde yapmalısın. Unutma ki Allah insanı yavaş ya'vaş
tam kırk yılda olgunlaştırır.

Toprağa hani tohum atılmıştır da bitmemiştir? İnsanların
tekrar dirileceklerinden niçin şüphe ediyorsun?

Tohum toprağa düşse öldü denebilir mi?

İyi bil ki; kötü ahlâklı güzel yüz, beş para etmez.

Mutlak hakikati aramada tek başına akıl, çamura saplanmış
m erkep gibidir.

Kötü huylarından her birini bir çalı farzet ki, onun dikenleri
kaç kere senin ayağına battı.

İlim, ucu bucağı bulanmayan sahilsiz bir deryadır. İlim sahi­
bi ise, o kenarsız sahile dalmış bir dalgıç.

Nice bilgin vardır ki, hakiki bilgiden, hakiki irfandan nasip­
sizdir. Böyle bir bilgin bilgi ezbercisidir; bilgi sevgilisi değildir.

Allah merhalesinde akıl beygirine yol yoktur.

Allah'ım! Senin ayrılığından daha acı bir şey yoktur. Sana sı­
ğınmaktan gayrı hareket beyhûde dönüp dolaşmak ve kördü­
ğüm olmaktan başka bir şey değildir.

Herkes kulluktan kölelikten kurtulunca sevinir. Ben ise en
büyük saâdeti Allah'a kullukta bulurum.

Bugün sevinirsin benim altunum, akçem var deyu,
Anmaz mısın ol günü kim, muhtaç olasın bir pula.

Irz ve namustan mahrum olanlar, millet ve vatan hissi taşı­
mazlar; böylelerinden sakmılmalıdır.
-t

I" l..t
fr-:—»
~

^t .

ı,r'

Bal yiyen arısından gocunmaz.

Kötü yılan insanın yalnız camnı alır; kötü arkadaşsa insanı
cehenneme sürer.

Bu dünya tuzaktır; tanesi de arzular!

Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.

Biz süt taşıyan memeye benzeriz.
Bizi çeken ele göre süt veririz.

Gülün annesi dikendir.

Bugün üstüne bastığın çimenler, yarın toprağın üzerinde bi­
tecek.

Gönlünü yıkayıp arıtmamışsan habire,
Abdest alıp durmaktan fayda bekleme.

İyi ağaçtan talihli dal çıkar.

Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan
ay gibi belli olur.

Ah aşktan ve aşkın hallerinden!
Gönlümü ateşi yaktı kavurdu!

Seven, sevdiğinden gözünü ayırmaz,
bir dediğini iki ettirmez.
Seven, sevdiğini unutmaz; onu anar, zikreder.

Herkes bir zaman, hayvani aşk çemberinden geçer.

Siz şehvetin adım aşk koymuşsunuz;
Eğer öyle olsaydı, eşek, insanların şahı sayılırdı.

Aşk, hiçbir felaketten ders almaz.

Oltaya et takanlar, bu işi cömertliğinden değil; balık avla­
mak için yaparlar.

Balığa denizden başkası azaptır.

Hayatta başarılı olmak için üç şey lazımdır: Dikkat, intizam
ve çalışmak.

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

Din düşmanlarının başına kılınç ol, kurt gibilere ateş saç;
çünkü onlar, Yusuf düşmanıdırlar.

Başkalarına imrenme; çok kimseler var ki, senin hayatma
imreniyorlar.

-

Münafıkın tövbesi, günahından beterdir.

Bir adamın camüere alıştığını görürseniz, imanlı olduğuna
şahitlik ediniz.

Resim, ressama pençe vurmaya kalkarsa, kendi saçını saka­
lını yolmuş olur.

Sen, anılması güzel olan bir söz ol. Çünkü insan, kendi hak­
kında söylenilen güzel sözlerden ibarettir.

Kadı kalben rüşvet almaya karar verirse, zalimi mazlumdan
ayırt edemez.

Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkarsa, her yırtıcı ke­
dinin lokması olur.

Kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma.

Kötü adm çirkinliği harften, deniz suyunun acılığı kaptan
değildir.

Herşey "Kader" ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki ra­
hat edesin.

Açgözlüyü minnettar edemezsin; doymaz ki.

Mahzunluk zamanında dost, can aynasıdır.

Yirmi dört makamda çalgı çalan çalgıcıya, dinleyen yoksa
çalgı yük olur. Aklına ne yanık bir nağme gelir ne de on parma­
ğını çalgı çalarken oynatası gelir.

Ateşi daima su ile korkuturlar fakat suyu hiç ateşle korkuta­
bilirler mi?

Bir insanın başkalarının kusurunu görmesi ve onları ayıpla­
ması gerçekte kendi kusurunu görmesi demektir.

Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim.

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini,
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil.

Bir damla olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, damlalığı yok et gitsin.

Nice kuş vardır ki uçup tane arar. Boğazı boğazının kesilm e­
sine sebep olur.

Naz için gül gibi bir yüz gerek, öyle bir yüzün yoksa kötü
huyun etrafında dönüp dolaşma.

Eğer bir Türk seslenirse, Tanrı Korusun, köpek değil erkek
aslan bile kan kusar.

Her nimetin bir gamı vardır.

Taklit eden papağandır. İnsan ise daima iyiyi, doğruyu ve
güzel olanı seçer. Seçicilik, insanın en önemli özelliğidir.

Bardağımız küçükse, deryayı suçlamaya hakkımız olmaz.

Adam uyur, ruhu güneş gibi gökyüzünde parlar. Bedense
yorgan altındadır. Beden, canın ayağında bir ipe benzer; onu
gökyüzünden yere çeker durur.

Sabır, arıdır ama tatlı bir meyvesi vardır.

Sabır önceleri zehirdir; huy edersen bal olur.

Sabır, kurtuluşun anahtarıdır.

Geveze birine sır söylemek, çatlak testiye su koymaya ben­
zer.

iki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.

Manasız söz, su yüzüne yazılan yazıdır.

Tereddüt etmek, bir bakıma kudrete delalet eder.

Çarpık ayakkabı nasıl çarpık ayağa uyarsa, şeytanın tılsım
ve efsanesi de doğru olmayan gönüllere uyar.

Ömür altın kesesi ise geceyle gündüz de para soyan adamdır.

Her ne istiyorsan kendinde ara!
Senin canının içinde bir can var, o cam ara!
Dağının içinde bir hazine var, o hâzineyi ara!
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan;
Onu senden dışarıda değil, kendi nefsinde ara!

Doğrudan nasihat, kişiyi yaralar.
Bir taş, bin bahar görse de yeşermez.

Bîr bakışla çalıyor gönlünü her bir görenin,
Vermezler ona elbette tabibler de ilaç.
Görseler çünkü onun gül yüzünü bir kere,
O tabibler de olur başka tabibe muhtaç.

Her kime aşkın sırlarını öğretirlerse, onun ağzını söz söyle­
memesi için dikerler.

Karınca, güzelim harmanları görmez de, bir tanecik buğda­
yın üzerine titrer.

Örümceğin sofrasındaki kebap, ancak sinek olur.

Aşk, hiçbir afetten öğüt almaz.

Mevlana'ya aşk nedir diye sormuşlar:
"Ben ol da bil," demiş.

Aşkın yedi şehrini geçtikten sonra hâlâ ilk caddenin ilk sokağmdaydık.

Akıl zorunludur; ama insanda, ancak aklın sınırlı olduğunu
anlayacak kadar akıl olmalıdır.

Altına düşman olan var mı?

Aşık adam için başköşe, sevgilisinin kucağıdır.

Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür.

Canlı ve cansız her varlık, bir kitaptır.

Ümitle açılıp kazançla kapanan bîr kitap, iyi bir kitaptır.

Hayatta komşunun haber almasından korkacağın hiçbir şeyi
yapma.

Dert, Allah'ı gizlice çağırmana sebep olduğundan, bütün
dünya malından iyidir.

Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz; dertli dua gönülden,
aşktan gelir.

Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken, boğazı­
nın hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.

İnsan sevinçliyse, birini sevindirmiştir; üzüntülüyse, birini
üzmüştür.

Konuşmayı çok süslersen, amacından uzaklaşırsın.

Hakiki ahlak, samimiyetin başlangıcıdır.

Ne akarsu balığa doyar, ne balık akarsuya; ne dünyanın ca­
nı aşıklardan bıkar ne de aşık dünyanın canına doyar.

Çıkacağım makama sabrı merdiven yaparım.

Sabırlı kuş bütün kuşlardan daha iyi uçar.

Sevgi, bilmekten doğar.

insanların en kötüsü, sevmeyen ve sevilmeyendir.

Kişinin sözü, kalbindekini haber verir.

Âç karın şeytanın zindanıdır. Çünkü ekmek derdi, onun
leşine ve düzenine manidir.

Önce fareyi def et, sonra buğday topla!

Elbiseleriniz eski de olsa, kalpleriniz yeni ve temiz olsun.

Terbiye, akim görünüşüdür.

Yüksekliği isterdim, onu alçak gönüllülükte buldum.

Tövbesiz bir ömür, baştan başa can çekişmedir.

Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yu­
muşak ol.

Bozuk olunca maya
ne ar tanır ne de haya!

İnsanlar uykudadırlar; öldükleri zaman uyanırlar.

İstenmeden veren kimse, "Kerim" sıfatını kazanır.

Vicdanını hırstan koru.

Zenginlik, gurbeti vatan; fakirlik, vatanı gurbet yapar.

Çok ziyaret usandırır, az ziyaret dostluğa zarar verir.

Bin. zulme uğrasan da bir zulüm yapma.

Cihan bir dağdır; yapıp ettiklerimiz ise bir ses. Dağa ne ka­
dar kuvvetli bağırsanız, size yankısı da ayın nispette olur.

Selam, kelamdan öncedir.

Sevgi, varlığın özüdür.

Aşk, ilahi sim keşfeden bir alettir.

Davul çalmmazsa, bayramdan ne eksilir?

İnsanlarm kalp birliği, dil birliğinden yeğdir.

Halk kime secde ederse, onun canım zehirliyor demektir.

Öküzün rengini dışında, insanın rengim içinde ara.

Bir beste gibi ol, ardından özlemle söz etsinler.

Aşık ol Aşık, aşkı seç ki sen de seçilmiş olasın.

Halife, Leyla'ya dedi ki: "O sen misin ki Mecnun sana tutu­
larak perişan oldu ve kendini kaybetti? Sen başka güzellerden
daha güzel değilsin ki!"
Leyla, "Sus, çünkü sen Mecnun değilsin ki!" diye cevap verdi.

Boş bir testiyi gürül gürül akan bir pınarın başına koysalar;
orada kırk yıl da bıraksalar, yine de kendi kendine dolmaz.

Dünya ve ahiret, kişinin iki karısı gibidir: Koca, birisini ne
kadar razı etse, öbürünü o kadar kızdırır.

Dövüşmeden önce konuşmayı denemek daha hayırlıdır.

Öz varlığını öldürdünse, özür dilemeden kurtuldun demek­
tir; artık ülkede sana düşman kimse kalmamıştır.

Ne aklını beğenmeyeni gördüm, ne talihini beğeneni.

Dilin aşkı yorumlaması gerçi aydınlatıcı olur; ama, dile düş­
meyen aşk daha aydındır.

Aşk öyle bir saltanat ki, vakti yoktur.

Hayırlı komşu, hayırsız akrabadan iyidir.

Dostun yumruğu acıdır.

Tatlı dili olanların dostları her gün daha da artar.

Bütün ırmaklar denize akıyor; yine de deniz dolmadı.

Ekmeğini, terine banıp yiyeceksin.

Cömertliğin dibi yoktur.

Sağırın kulağı duymaz, aptalın hiçbir yanı.

İlim öğrenmek, her Müslüman'a farzdır.

Suçundan emin olmadığın kişiyi padişaha şikayet etme, ca­
nından olursun.

Hatalar, keşfin giriş kapılarıdır.

Her kitaplık, bir cezaevi kapatır.

Kitapsız bir ev, ruhsuz vücuttur.
Size en çok yardım eden kitaplar, sizi en çok düşündüren ki­
taplardın

Kitaplar hiç solmayan bitkilerdir.

Kitap, istikbale yollanan bir mektup.

H Z . M E V L Â N Â D İY O Pv Kİ.

1- A llah île olmayan kimse yalnızdır:
Eğer herkesleysen ve Bensiz isen, hiç kimseyle değilsin
Eğer benimleysen ve hiç kimseyle değilsen herkeslesin.
(Mesnevi 1/1614)
2- Ey oğul hür ol, maddenin esiri olma:
Ey oğul bağlanma hür olmaya bak.
Ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri kalacaksın?
Denizi bir kovaya boşaltmaya çalışsan da,
Kova, bir günlük ihtiyacını alır ancak.
(Mesnevi III/9-20)
3- A şırı madde sevgisi insanı batırır:
Gemiye su girince gemi batar,
Altına su verilince gemi yüzer.
(Mesnevi 1/985)
4- D ünya uyanıklığı aldatıcıdır:
Uyanık, görünen kişi aslında derin uykudadır,
Uyanıklılığı, uykusundan daha beterdir.
Varlığın Tanrı ile uyanık değilse,
Uyanıklığın, hapishanedeki uyanıklık gibidir.
(Mesnevi 1/409-410)

5-Diken (maddeci bir insan) için bu dünya yeterlidir:
Bir diken için sonbahar bahardır, hayattır.
Onun gözünde yakut da, taş da hep aynıdır.
(Mesnevi 1/2924)
6-İyi niyetler, gül bahçesine benzer:
Ey kardeşim! sen tepeden tırnağa kadar düşüncesin,
Gerisi kemikler ve dokulardan ibarettir.
Eğer düşüncelerin gül gibiyse sen gül bahçesisin,
Eğer dikenler gibiysen sen diken bahçesisin.
(Mesnevi 11/277-278)
7- İnsanın gerçek gıdası, Allah sevgisidir:
Allah aşıklarının dışındaki halk, çocuk gibidir,
insanın gerçek gıdası, Allah'ın nurudur.
O'nu hayvan gıdası ile beslemek doğru mudur?
Üstün kişinin gıdası yüceliktir, ululuktur,
O ne bir vasıta, ne de bir boğazın kuludur.
(Mesnevi 11/1083-1086)
8-İnsan edindiği dostlarla tanınır:
Eğer bir yarasa güneşten beslenmeye başlarsa,
Belli ki artık o güneş, güneş değildir.
Eğer yarasa güneşten nefret ederse,
Belli ki güneş, parlayan-gerçek güneştir.
(Mesnevi II /2074-2075)

9- B ir insanda A llah 'ın lanetinin belirtisi:
A llah'ın lanetlediği insan her şeyi ters görür,
Allah onun gönlünü haset, bencillik ve kin ile doldurur.
(Mesnevi 11/2513)
10- G ünahların affı için A llah'a ağla:
Bulutların ağlamasıyla dallar gelişir, yeşerir,
Mumlar ağladıkça parlar, parladıkça alevlenir.
(Mesnevi 11/480)
11-Allah aşkı idrakin dışındadır:
Aşkı çok kısa olarak dile getirdim, açıklamadım,
Yoksa dilim de, aklım da yanar kül olurdu.
(Mesnevi 1/1758)
12- A llah sevgisi her şeyin üstündedir:
Aşk milleti, bütün milletlerden ayrıdır,
Aşıkların milleti de, dini de Allah'tır.
(Mesnevi 11/1770)
13-Olgun olmayan insan çocuk gibidir:
Gösterişten kurtulamayan kişi olgun değildir.
İnsanların savaşı, çocukların savaşma benzer,
Hepsi de anlamsız, saçma ve iğrençtir.

14-Kibirli insan kabahati başkalannda arar:
Kibirli kişi başkalarının günahını gördüğünde,
Cehennem ateşi gibi alevlenir, kendinden geçer.
Kibirliliğini, din koruculuğu olarak algılar,
Kendi kötü nefsine hiç bakmaz, kibri seçer.
(Mesnevi 173347-3348)
15- İstekle Allah'a yönel:
İsteyerek her işe iki elinle sarıl,
Zira hayırlı işlerde istek, sana rehberdir.
İster topalla, ister uyuşuk ol, ister edepsiz,
Yine de O'na yönel, O'nu dinle, O'na gel.
(Mesnevi III/979-980)
16- Manevi pislik, ancak gözyaşlanyla silinebilir:
Zahiri pislikler, suyla temizlenebilir,
Ama içteki pislik arttıkça artar.
İçteki pislik ortaya çıkmaya başlayınca,
Ancak göz yaşlan o pisliği silebilir.
(Mesnevi III/2092-2093)
17- Dünyalık insan, hep korku içinde yaşar:
Dünyalık insan, yoksul ve korkaktır,
Hırsızlardan korkması anlamsızdır, bak!
Çıplak gelip, çıplak gittiği halde dünyadan,
Ciğeri kan ağlar, hep hırsızlann korkusundan.
(Mesnevi III/2633-2634)

18-Maddi akıl, insanı yanıltır:
Dünyalık akıl, duygu ve heveslerin esiridir,
Allah yolunda seni alı koyan, yol kesicidir.
Kargaların peşine takılıp giden canlar,
Yol alsalar bile ancak mezara varırlar.
(M esnevi IV/1246-1310)
19- D ünyalık h ileler boştur:
Dünya kazancı için yapılan hileler boştur,
Dünya sevgisini azaltan hileler hoştur.
Bu dünya zindandır, biz ise esiriyiz,
Bu zindanı delip kendimizi kurtarmalıyız.
(Mesnevi 1/980-981)
20- İlim , maddi hevesler için yüktür:
İlim, gönüle geçerse dost olur,
Bedene kul olursa yük olur.
(Mesnevi 1/3447)
21- A llah'ım ! Damla kadar aklım ı deniz yap:
Bir damla akıl verdin bana huzurundan,
Denizlerine ulaştır, kurtar beni bu damlalıktan.
(Mesnevi l / l 882)
22- K adm doğurduğu için A llah'ın nurudur:
Kadın Allah'ın nurudur, sadece sevgili değil,
O, yaratıcı olduğundan yalnızca yaratılmış değil.
(Mesnevi 1/2437)

23- Herşey Allah'ın aşkıyla hareket halindedir:
Değirmen taşı gibi evren dönmekte,
Gece gündüz ağlayıp inlemekte.
Mademki evrende aşktan dolayı huzur yok,
Ey gönlüm! Yıldızlar gibi dön, sana rahat yok.
(Mesnevi VI/911-914)

24- Manevi gıdaya yönel:
Kim ki arpa ve ot yerse, kurbanlık olur,
Kim ki Allah'ın nurunu yerse, Kur'an olur.
(Mesnevi V /2478)

25- Allah aşkı kalıcıdır:
Başkalarının aşkı geçer halden hale
Benim aşkım ve sevgilim gelmez zevale.
(Divân-ı Kebir, s.1412)

26- Gerçekte var olan sevgilidir:
Her şey sevgilidir ve aşık ise bir perdedir,
Sevgili canlıdır, seven ise ölüdür.
Aşka karşı duygusuz kalan bir insan,
Kanatsız bir kuş gibi kalır, inan.
(Mesnevi 1/29-30)

27- Şu dört kuşun kafalarını kes:
Ördek hırstır, horoz ise şehvet,
Tavus kuşu gösterişlidir, makamlara heves,
Karga nefsindir, kafalarını kes.

28- İlim , A llah'ın sarayıdır:
Cehalete düşmek, Allah'ın zindanına girmektir,
İlme dalmak, Allah'ın sarayına girmektir.
(Mesnevi III/510)
29- İyi ahlak dinlerin anasıdır:
Ben bu istek ve arayış aleminde,
İyi ahlaktan üstün bir şey görmedim.
(Mesnevi 11/810)
30- Yere yapışıp kalma:
Goncayı sakla, damdaki basit otlar gibi ol.
Güneş, hilal ve dolunay gibi,
Gel de kanatsız, kolsuz gökte dön, dolaş.
G o nca olursan, çocuklar ezer koparır.

(Mesnevi 1/1105)
31- Saygısızlık, gafletten doğar:
Benim sevgilime kavuşma animdir, o an.
Küstahlık, daima gafletten doğar,
Saygı ise manevi gözünü açar.
(Mesnevi V /4096)
32- Allah, mütevazi insanları sever:
Rahmet suyu gerekiyorsa alçak gönüllü ol,
Sonra Allah'ın rahmet şarabım iç sarhoş ol.

33- Allah'a yakın olan için kaygı yok:
Binlerce tuzak yemleri vardır, hayat yolunda,
Ve biz heves içinde zavallı kuşlar gibiyiz.
Binlerce tuzak olsa her adım başı, yolda,
Sen bizimle olduktan sonra kaygı yoktur, yolda.
(Mesnevi 1/374-377)

34- Varlığın özü Allah'tır:
Biz neyiz, içimizdeki nefes Şensin.
Biz dağız, buna yansıyan ses Şensin.
Varlığımız da, havamız da armağanındır Senin.
Mevcutiyetimiz de icatlarındandır Senin.
(Mesnevi 1/590-605)
35- Gösterişten kaçın:
Tane olursan, k' Tar seni yer bitirir,
Taneleri sakla v. tuzak gibi gizli ol.
(Mesnevi 1/1833-1835)

36- İnsan yok olabilir, özü yok olmaz:
Cenazemi gördüğünde "aynlık" diye feryat etme,
Neden güneşin ve aym batışından şikayetçisin?
Mademki mezara indirilişimi seyrettin, çıkışımı da gör.
Hangi tohum yere döküldü de çıkmadı gitti?
(Divân-ı Kebir, s.367)

37- Olgun olmanın sözlerini ancak olgun kişi anlar:
Olgun kişinin halinden hiç anlayamaz, ham.

İN S A N L IĞ IN AYNASI
H Z . MEYLÂNÂ
ÎÇÎN SÖYLENEN SÖZLER

M ustafa Kemal Atatürk - Mevlana, M üslümanlığı Türk Ru­
huna intibak ettiren büyük bir reformatördür.
Müslümanlık, aslında geniş manası ile müsamahalı ve mo­
dern bir dindir. İlahi bir musikinin ahengi içinde dönerek Al­
lah'a yaklaşma fikrî, Türk dehasının, ileri görüş ve düşüncesinin
tabii bir ifadesidir.
Ş ib li Numani - M evlana'nm şiirindeki ihtişam, yücelik,
korkusuzluk ve şiirselliği başka bir mistik şairde bulmak müm­
kün. değildir.
M olla Cami - Biz ömrümüzün sonuna geldik, hâlâ Mevlana'nın vasfının başındayız. O maneviyat cihanının padişahı ki
şahsiyetinin delili Mesnevi'sidir.
Muhammed İkbal - M evlana'nm marifet aşılayan sözlerin­
den kutsal varlığın sevincini aldım. Pııü Rum'u (Mevlana) feyzi
ile bilim sırlarının gizli, kapalı defterini yeniden okuyayım.
Onun Cam alevler saçıcıdır. Bense - O'nun yanında - kıvılcım
gibi bir nefeslik parıltıyım ... Mevlana, toprağı kimya yaptı; be­
nim tozumdan cilveler onardı.
Prof. Dr. Hani Fauk (Pakistan) - M evlana'mn şiiri, delinmez
Semavi karanlıkta şen bir ışıktır. Aynı şekilde hayatın karışıklık­
ları ve huzursuzluklarında onun şiiri bir huzur kaynağıdır.
Anne Marie Schim m el - Mevlana sadece İslam tasavvufu­
nun değil, genel olarak mistisizmin de en büyük şairidir.

Abdülbaki Gölpmarlı - Mevlana yüksek bir bilgin, eşsiz bir
şair ve derin bir hakim olmakla beraber; fikriyle, gayesiyle, sö­
züyle tam bir halk adamıdır.
Prof. Dr. Neşet Çağatay - Mevlana düşünce ve bilim yönle­
riyle büyük bir mistik, dini ve edebi alanlarda yetenekli bir dü­
şünür oluşunun yanında; Divan edebiyatının da en iyi temsilcilerindendir.
Lois Doncet (Fransız Yazar) - Mevlana, İslam alemine ay­
dınlık bir dönemi getirmiştir. O iyüiği yalnız müsbet yoldan aramış/ köleliğe kerşı çıkmış ve kerkesin elin teriyle heyetim kezanmasını tavsiye etmiştir. O'na göre insan hür ve mukaddes
bir varlıktır. Semâ O'nun felsefesinin sembolik bir ifadesidir. Se­
mâ ile O; "Döndüğün zaman Allah'ı görürsün. En mesut oldu­
ğun gün Onu gördüğün, yani öldüğün gündür," demektedir.
Aliya İzzetbegoviç - Mevlana'mn eserleri dillerin ve ideolo­
jilerin üstündedir. Onun üslubundaki gibi; karınca ile güneşi, çi­
çek ile okyanusu, çığ ile dağlan insanın gözbebeği ile gökteki
ayı aynı kolaylıkla anlatan başka bir şair bulmak zordur.
Muhammed İkbal - Allah önümüze bir merdiven koydu,
onu basamak basamak çıkmak gerekir.
Prof Dr. Ferid Kam - Cenâb-ı Mevlana, Allah'ın bir âyeti­
dir. Herkes O'nu okudum, anladım zanneder; heyhât! O, bi­
zim için yetmiş kat örtü, yahut bulut altından görünen bir gü­
neştir. Biz o güneşi değil, yalnız örten bulutların ardından, ay­
dınlattığı sahanın bir kısmını görebiliriz; bu görüşle onu gör­
düğümüzü sanırız.
Prof. Dr. İrene Melikoff - Mevlana, insan kitlelerini parça­
layan, insan ruhlarını zincirleyen, insan gönüllerini esir eden
bütün bağları ve insanları bir tek varlığın ateşinde eritmek için
yaşadı. Kendisi de o ateşte eriyerek kendisinden sonra gelenle­
rin gönüllerine sindi.

Dr. Afzal İk bâl - Mevlana kendi zamanında yegane bir ışık­
tı ve günümüze kadar o ışığın parıltısı olduğu gibi cihanda par­
lamaktadır. Eserleri her çağa uyan dünyanın bu en büyük sûfi
şairinin ilim nurunu saçan ismi, gün geçtikçe daha çok parılda­
maktadır.
Muhammed İkbâl - Parlak gönüllü Pir R ûm i... Aşk ve Sar­
hoşluk kafilesinin rehberi... Onun menzili ay ve güneşten yük­
sektir. O, samanyolunu, kendi çadırının ipi diye kullanıyor...
Prof. Dr. Said N efisi (İranlı edebiyat Tarihçisi) - Mevlana
Celâleddin, İslam tasavvufunun ve dünyanın en önde gelen
şahsiyetlerinden biridir. Ufkunun genişliği, düşüncelerinin yük­
sekliği, ifadesinin sadeliği ve insani meziyetlere sahip oluşu ile
dünyanın büyük dahileri arasında yerini almıştır.
M arcel Schmeider - Semazenlerin dönüşü insana kainatın
boşluğunda gezegenlerin dönüşünü hatırlatıyor. M üziğin ritmi­
ne uyarak ve gittikçe artan bir hızla, vecd halinde dönen sema­
zenlerin hallerinde bir huzur ve asalet göze çarpıyor. Mevlevi
semazenleri dönerken adeta tek bir vücut haline geliyorlar. Bu
düşünce ve duygu birliği onlara manevi bir güç kazandırıyor ve
onlar böylece günlük hayatın maddi dert ve endişelerini unutup
kendilerim onlardan sıyırabiliyorlar.
Ord. Prof. Dr. Sadi Irm ak - Mevlana'yı fikir ve felsefe bakı­
mından yetişilmez çok büyük bir şair ve ilmi içeriği bakımından
onu bu derece müstesna kılan; zamanın aşmdıramadığı bir şah­
siyet olmasıdır. Çünkü bir şahsiyetin altı asır aşınmaması tari­
hin çok ender kaydettiği bir hadisedir ve O, zalim zamana kar­
şı dayanabilen bir beyindir.
A. Scrima - Meviana'nın düşünce sisteminde sema daha
yüksek bir bilgiye, daha büyük bir hürriyete ve daha derin bir
aşka doğru bir ilerleyiştir. Beyazlara bürünmüş semazenlerin
seması sanki bize aşkın, "Kainatın amin deyişi" olduğunu açık­
lamaktadır.

Dr. Celaleddin B. Çelebi - Hz. Mevlana dünya tarihinde bir
eşi olmayan, Türk dehasının gerçekleştirdiği kansız, sessiz seda­
sız vuku bulan ve günümüze kadar etkisini sürdüren, fikri ve
manevi en büyük fethin sahibidir.
Prof. Dr. Amil Çelebioğlu - Hakiki büyük insanları yakın­
dan tanırsak onlarda, Peygamber ve velilerde daima yanan in­
sanlık sevgisi ateşinin kıvılcımlarını buluruz. O kıvılcımlar ki,
düştüğü çadırın ateşine göre, küçük veya büyük yangınlar çı­
karır.
Aî.iya. Izzetbegoviç - H?- Mevlana'nırı felsefesi eserlerinin ve
şiirlerinin yüzyıllardır gücünü koruyarak yaşaülması, gururu­
muzu artırmaktadır. O'nun ilmi çalışmaları doğuda ve batıda
çok sayıda insanın gönlünü fethetmiştir.
R. A. Nicholson - Mevlana, Dante'nin doğumundan sadece
birkaç yıl sonra öldü. Fakat bu Hıristiyan şair, müslüman çağda­
şının ulaştığı sevgi ve müsameha seviyesinin çok daha aşağısın­
da kalır.
Prof. Dr. A. J. Alberry - Rumi, yedi yüzyıl evvel dünyayı bü­
yük bir kargaşalıktan kurtarmışür. Bugün Avrupa'yı kurtaracak
tek şey O'nun eserleridir.
Maurice Barres (Fransız yazar) - O, öyle bir şairdir ki, se­
vimli, ahenkdâr, ateşin ve müfrittir. O öyle bir dehadır ki, ondan
ıtır, nur ve biraz da garabet intişar eder. Bana göre şevk, ışık ve
neşe aleminin habercileri olan şairlerin, bu ilahi insanların hiç­
birinin hayatı Mevlana'nınki ile ölçülemez. O'nun sema ve teganni yüklü şürini ve mektebini gördükten sonra Dante'nin,
Shakespeare'in, Goethe'nin, Hugo'nun eksik kalan taraflarını
fark ettim.
Mevlana ışığından bir kez nurlanan, başka nur istemez.

KAYNAKLAR
Can, Şefik, Destegül, Konya B. Şehir Bld. Yay., Konya 2001
Can, Şefik, Hz. Mevlana Rubaileri, Kültür Bakanlığı Yay. An­
kara 2001
Çalışkan, Haşan, Evrensel Sözler Atlası, Nüve Kültür M erke­
zi, Konya 2001
Çelebi, Dr. Celalettin, Hz. Mevlana Okyanusundan, Konya
Valiliği İl Kültür Turizm Merkezi, Konya 2003
Çelebi, Dr. Celalettin, Hz. Mevlana'da İlim, Konya İl Kültür
Müdürlüğü, Konya
Eyüboğlu, Cansever, Altın Sözler Antolojisi, Simge Yay. Antal­
ya 2003
Eva de Vitray, Hz. Mevlana ve Sema, Çev: Yrd. Doç. A. Öztürk,
Konya Valiliği İl Kültür Turizm Md., Konya 2003
Güldeste, Konya Büyükşelir Bld. Yay., Konya 1996
Güney, Doç. Salih, Özlü Sözler, Siyasal Kitabevi, Ankara 2002
Halıcı, Feyzi, Mevlana- Rubailer, Konya 1985
Karakaya, Tayyip, Güzel Sözler Antolojisi, Nesil Yay İstanbul

2002
Köroğlu, Nuri, Hz. Meviana'nın İrşadı, Konya 2003
La Rochefeucauld, Özdeyişler, Varlık Yay. İstanbul
Melek, Suat, Anlamlı ve Güzel Sözler, Ankara 2003
Mevlana /Can, Şefik, Divan-ı Kebir - Seçmeler (4 cilt), O tüken
Neşriyat, 2000
Mevlana, Gökyüzüne Merdiven, Om Yayınevi, 2002
Mevlana, Mesnevi (6 cilt), Ötüken Neşriyat, 2001
Mevlana, trc.:Abdülbaki Gölpmarlı, Divan-ı Kebir, Remzi Ki­
tabevi, 1955
Mevlana, trc.: Abdülbaki Gölpmarlı, M ektuplar, İnkılap ve
Aka Ktb., 1963

Mevlana, trc.: M.N. Gençosmanoğlu, Rubailer, M.E.G.S.B.
Yay., 1986
Mevlana, trc.: M.Ü. Anbarcıoğlu, Fihi Ma'Fih, Kültür Bak.
Yay., 1974
Mevlana İnsanlığın Aynası, B. Şehir Bld. Kültür Yay. Konya
2004
Mevlana, Mesnevi, Türkçesi: Feyzi Halıcı, Ankara 1992
Osmay, Nüvit, Düşünce Atlası, Öncü Kitap, Ankara 2000
Osmay, Nüvit, İnsan Mühendisliği, İstanbul 2004
Özcan, İsmail. Büyüklerin Sözleri, Timaş Yay., İstanbul 2004
Özcan, İsmail, Özlü Sözler, Erkam Yay., İstanbul 1992
Özcan, Doç. Dr. Mustafa, Refik Cevad Ulunay'ın Mevlana, İh­
tifaller ve Konya Yazıları, Konya Val. İl Kültür Turizm Md. Konya
2003
Özmen, İsmail, Dünya Düşünce Antolojisi, Saypa Yay., Anka­
ra 1994
Şafak, Yakup, Divan-ı Kebir'den Seçmeler, Konya B. Şehir Bld.
Yay. Konya 2000
Şafak, Yrd. Doç. Yakup, Mesnevi'den Seçmeler, Konya B. Şehir
Bld. Yay., Konya 2003
Şahinler, Necmettin, Tarihe Adanmış Sözler, Beyan Yayınları,
İstanbul
Şimşek, M. Selahattin, Özdeyişler, Zafer Yaymevi İstanbul
1999
Taşçı, Mustafa, Sözler Hâzinesi, Düşünce Kitabevi, İst. 2004
Türkmen, Özcan, Özden Söze Alp Yaymevi, Ank. 2004
Ünlü, Ali, Vecizeler, Öğütler, Şule Yay. İstanbul 2003
Yağcı, Ömer, Düşünce Atlası, Deniz Kitaplar Yay. İst. 1994
Yalçın, Halit, İnsanlığın Ortak Aklı, Kent Yay. İst. 2004
Yeniterzi, Prof. Emine, Mevlana, Türkiye Diyanet Vakfı Ya­
yınlan Ankara 2004
Yılmaz, Burhan, Bilinmeyen Mevlana, Nüve Kültür Merkezi
Konya 2004

Meni ana'darı rılüTGı Ggvtkji II

“M eviana'm n sevgisi, yedi yüz yıllık sınırsız bir hoşgörü ve insan
sevgisidir. Bu sevgi kuru ve yalın bir sevgi değildir. G elm iş, gelecek
bütün insanlık aleminin Hâk'km birliğinde ve süresiz mutluluğunu
isteyen bir sevgidir. Meviana'mn hoşgörüsü, insana tanınan
hoşgörünün bir ifadesidir. G önü ller sultanı M ev ian a'm n
düşüncelerinden hiç kimse ayrı bir mânâ çıkaramaz.”
Zıya Elitez'in hazırladığı ve Meviana'mn hepimizin gönüllerine
hitap eden güzel sözlerinden oluşan bu derleme; M evlana'yı bir kez
daha anımsam amıza yardım cı olacak, kendimize ve y aşam a dair bir

kez daha düşünmemizi sağlayacak...
•Cansız şekil ancak hayaldir.
•A gönlü uyumsuz kişi, ölümsüz olmayan saltanatı rüya bil.
•Bedenine tapan canım kurtaramaz.
•Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek. Sen de sözü
dinlemek yolundan gir.

Mevlana

e e

Yunus Emre den Altın Öğütler
Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm

Elinizdeki kitap A nadolu’nun varlığını ışıldatan bir dervişin yeniden
tanıştırılm ası ve anımsanması için yapılmış b ir tanıtım çalışmasıdır.
Y unus Emre, insanları doğru yola çağıran, gerçeğin peşinde dolaşan bir
derviştir. O na göre, gönülleri kırmam anın yolu onları onarm akla m üm kündür.
İnsana gösterilen saygı ve sevgi bir bakım a Y aradan'a gösterilm iş demektir.
B ağnazlık ve körü körüne kaderciliği ortadan kaldırm ak ve insanlık yolunda
çaba gösterm ek gerekmektedir.
Y unus Em re'de yaşam a coşkusu ve sevinci görülür. İnsan'm kendi
benliğindeki Y aradan'ına ulaşabilm esi için kendi benliğini seyretm esi
gerekir.
Y unus Emre, evrenle kaynaşmıştır. O, dinam ik, canlı, sürekli oluşu
m üşahade eder. O na göre, evrende asıl olan sevgidir, aşktır. A şk birleştirir,
çoğaltır, ölüm ü ve sonsuzluğu sevdirir. Y unus Emre, insanoğlunun yıkıcı,
zalim, hoyrat, kaba taraflarını törpüleyip kendini kendi tehlikesinden geri
çekm enin lüzum una inanmıştır.

Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize

I

'iıoıijjrd'iıı € r

L4 e^ J

dIrr

H içbir can, aşktan canını kurtaramaz!
Feleğin kadehi zehirle dolu ama, o zehirli şarap Hakk âşıklarına
helva gibi gelir.
Aşkın yakışından kaçm a! Çünkü aşk ateşinden başka ne varsa
hepsi tozdan, dumandan ibarettir!
Duman ne işe yarar? Seni pişirmez, karartır. Seni pişirmede usta
olan ancak ateştir!
Ateşi bırakıp da dumanın etrafında dönüp duran pervane dum ana
bulanır! Aşk ateşinin ne olduğunu bilmediği için o hamdır,
pişmemiştir. Âleme rüsva olur.
Aşk yolunda sağlık işe yaramaz. Çünkü aşk hastasının hekimi,
M esih'dir. Mesih her an onun yanındadır, ölse bile onu diriltir...

D e v le t B a k a n ı v e
B a ş b a k a n Y a rd ım c ıs ı

Neden Kitap Yayıncılık H izm etleri San. ve T ic. Ltd. Şti.
Büyükdere Cad. Tevfîk Erdönm ez Sk. Diker Apt. N o :2 6 /5
Esentepe/tSTANBUL
T ü r k İs la m

m n ta sa v v u fu ve ş?tirı M ev la n a CeJa1edüin~i R u m i’yi

andığımız Mevlana haftası m ünasebetiyle
“Mevlana’dan Altın
Öğütler” adlı kitap
çalışm alarınızda başarılar dilerim.

gönderm iş olduğunuz
için
teşek k ü r
eder,

M e h m e t A li SŞAHİN

Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardım cısı

B aşb akan

17 A ralık 2004
F elsefesi ile bütün dünyaya sevgiyi, hoşgörüyü, iyiliği ve güzelliği
yansıtmış ve y o l göstermiş Türk-İslam mııtasavvufu ve şairi M evlana
Celaleddin R um i’y i andığımız Mevlana haftası dolayısıyla gönderm iş
olduğunuz, “M evlana’dan Altın Öğütler” adlı kitap için teşekkü r ederim.
Çalışmalarınızda başarılar diler, sevgi ve selam larım ı sunanın