You are on page 1of 531

J o h n L o ck t

İNSANIN ANLAMA
YETİSİ ÜZERİNE
BİR DENEME
\ 7

W

w

î f ” '"'

( VtıîV iiıj jt’fcı'lcsirıdı’ rı cl/ciiı’iıen

|l9

düştineeferiyle deneyci yukicı^ıtnm

I /

y i)

k um cusu o la n Jofııı I.ockc'a qoıe
düşüncede önem li olan uy ilk tim -

< >■
<^ı

§

foı<)(anmadır,

lo c k e ’ım bilgi kuram ının nııu kavram ı
"ide"dir, bii(|i tüm üyle tab ın ın d ım
oluşur. I.ockc'a ıjörc tasarım da anlıca
dış dünyadan id eııim ler saklayan, dış

dünyayı konu edinen tasarım lan üret m

duyum (scnsatiıH)) ay iç duyum
(re flv c tum ) olan deneysef iki Imynatjı

vardır.
Locke, dokudu Mor lu s u e n m in s a n la rın
orinfc m ü ftıı o ld u ğ u n u söyler. Hu o rtak
m ü lk le in s a n la r daim ııvıjun b ir o rta m
kurm ul; için o rta k oruıyla f'ir lo p lu m sa f
a n la şm a y a ıjiderler.
Cnıjdıi,' dem okrasi ve ı'z ıjü rtü k fü devlet
d ü şü n c e sin in k ö k en in i L ock e'ıın devle l
|elsejesi o lu ştu ru r.

f
t

l.o e k e ’u n JeLsc/esi 1 8 .|V I r a n s ı ;
A y d ın la n m a fe ls e fe si’ııi etk ifem ış,

0
w

İıu |ift; D e n e v c ile ri’n e yön v e rm iş, I 5 . y y ( y

ro c itiv i^ m i'n e temel olu şturm u ştu r.
r,ıvfec’uıı bu eseri; felsefe serüv en in in <-»
—,

bi r i-letfi nitrtüjiııı luşım aktadır.

John Locke

ÎNSANIN ANLAMA YETÎSÎ
ÜZERÎNE BÎR DENEME
(I.-II. K İTA P)

Türkçesi
Meral DELİKARA TOPÇU

Öteki
FE L SE FE
Yapım
Ö TEK İ AJANS
Kapak Tasarım
KORAY ARIKAN
Redaktör
SEVAL BOZKURT
Birinci Basım
OCAK 1999
İkinci Basım
NİSAN 2000
Baskı ve Cilt
Ö T E K İ MATBAASI

YÖNETİM YERİ
Ataç-2 Sokak No: 65/1
06420 Kızılay/ANKARA
Tel: 312 435 38 33
Fax: 312 433 96 09

ISBN 975-584-050-8 (Tk.No.)
ISBN 975-584-051-6 (1. Cilt)

İÇİNDEKİLER

Çeviriye Önsöz..................................................................................7
Sunum ................................................................................................9
Okuyucuya S esleniş..................................................................... 13
G iriş.................................................................................................31
I. KİTAP
NE İLKELER NE DE İDELER DOĞUŞTANDIR
Birinci Kitabın Özeti......................................................................43
1. Doğuştan Kurgusal İlke Y oktur........................................... 45
2. Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan D eğildir....................... 72
3. Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler Üzerine
Diğer D üşünceler................................................................. 100
II. KİTAP
İLKELER
İkinci Kitabın Ö zeti.................................................................... 131
1. Genel Olarak İdeler ve Kökenleri.......................................133
2. Yalın İdeler............................................................................ 154
3. Yalın Duyu İdeleri................................................................158
4. Katılık İdesi........................................................................... 161
5. Birden Fazla Duyu ile Gelen Yalın İdeler....................... 168
6. İç Duyumun Yalın İdeleri....................................................169
7. Hem Dış Duyum Hem İç Duyumdan Gelen
Yalın İdeler............................................................................ 171

8.
.
9.
10.
11.
12.
13.

Yalın — Dış Duyum— İdeleri Üzerine
Diğer D üşünceler.................................................................176
A lgılam a................................................................................ 192
Hatırda Tutm a....................................................................... 201
Ayırt Etme Yetisi ve Zihnin Diğer İşlem leri...................209
Bileşik İdeler........................................................................ 220
Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri:
Uzay İdesinin Yalın Kipleri................................................ 225
14. Süre İdesi ve Yalın K ipleri................................................. 244
15. Süre ve Yayılım (Genleşme) İdeleri.................................262
16. Sayı İd esi............................................................................... 273
17. Sonsuzluk İdesi..................................................................... 278
18. Diğer Yalın Kipler................................................................295
19. Düşünme K ipleri..................................................................298
20. Acı ve Haz İdelerinin K ipleri............................................. 301
21. Güç İdesi................................................................................ 307
21. Bölüme Ek N otlar.......................................................... 371
22. Karışık K ip ler...................................................................... 379
23. Tözlere ilişkin Bileşik İdelerim iz..................................... 388
24. Tözlerin Toplu İdeleri.......................................................... 422
25. Bağıntı İdelerimiz.................................................................424
26. Neden ve Etki Bağıntısının İdeleri ve
Diğer Bağıntılar.................................................................... 431
27. Özdeşlik ve B aşkalık.......................................................... 438
28. Diğer Bağıntıların İdeleri....................................................468
29. Açık ve Belirsiz, Seçik ve Karışık İdeler........................ 484
30. Gerçek ve Düş Ürünü İd ele r.............................................. 495
31. Yeterli ve Yetersiz İdeler.....................................................500
32. Doğru ve Yanlış İdeler........................................................ 512
33. İdelerin Ç ağrışım ı................................................................525

Ç E V İR İY E Ö N SÖ Z

John Locke'un "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Deneme"si
daha önce özetler halinde yayımlanmış ancak bütün olarak ilk
kez çevriliyor. Bu yüzden sorumluluğu çok büyük.
Özgün metnin dili güç; uzun cümleler, sürekli yenilenen ifa­
delerle dolu olduğundan çeviriye bir kat daha sorumluluk yük­
lenmiştir. Çevirinin bütünlüğü açısından hiçbir ayrıntıyı kaçır­
mamak gerektiğinden Türkçe metinde de böyle bir tarz belir­
m iştir.
1671'de Locke'un arkadaşlarıyla yaptığı felsefi tartışmaların
çıkmaza girişi ile ilk doğum sancısı duyulan bu ana yapıt, ilk
olarak bütün halde 1690'da yayımlanmıştır.
Not: Fransızca olanları dışında tüm dipnotlar çevrilmiştir.
Meral DELİKARA TOPÇU

Kendal, Par, Fitzburgh, Marmion, St. Ouintin ve Shurland Lordu,
Majestelerinin Çok Saygın Özel Meclisinin Başkanı,
Güney Gal Eyaleti ve Wilts Kontluğu Genel Valisi,
Cardiff Baronu,
PEMBROKE ve MONTGOMERY KONTU
SAYGIDEĞER THOMAS HERBERT HAZRETLERİNE1
Lordum
Gelişimine tanık olduğunuz ve sayenizde dünyaya açılan bu
DENEM E birkaç yıl önce vermiş olduğunuz sözden kaynaklı
doğal bir hakla size sığınmaya gelmiştir.2 B ir kitabın başında
geçen "ad" ne kadar önemli olursa olsun, içeriğindeki hataları
örtebilecek güçten yoksundur diye düşünüyorum. Yazılı yapıt­
lar hak ettikleri ya da okuyucunun layık gördüğü ölçüde bir değer
kazanır ya da kaybederler. Ancak doğruluk adil, önyargısız bir
dinleyiciden başka bir şey gereksinmediğinden, özel dinlenme
anlarında da benden dostluğunu esirgemeyen siz Lordumdan
başkası bana bu konuda yardımcı olamaz. Şeylerin en soyut ve
genel bilgisinde yaygın yöntemler ve genel anlayış çizgisinin
1

2

Locke'un dostu ve ham isi, Pembroke'un sekizinci kontu (1656-1733). Thomas Herbert "İnsan Bilgisinin İlkeleri" adlı çalışm asını ona adayan Berkeley için de aynı önem i taşımaktaydı. Onun dönem inde Pembroke çok yük­
sek m evkilerde bulundu ki zaten m etafizikçi Cherbury ve şairG eorge Herbert’in de üyesi bulunduğu bir aileden geliyordu. Locke D enem e'sini ona
adadığı zaman (1690) Kraliyet M eclisi’nin başkanıydı Thom as Herbert.
1676'da L ocke’un çalışm ak üzere çekildiği ve D enem e’nin ilk taslağını ta­
mamladığı yer olan M ontpellier'de Locke ve Pembroke iyi dost oldular.
Sonraları, Locke'un, B ay Herbert ve Lord Pembroke adının geçtiği bir sürü
mektubu oldu.

sırf genel anlayışa aykırılığından dolayı kuşkuyla bakılır ve genellikle karşı çıkılır.3 Fakat doğ­ ruluk da tıpkı altın gibidir. Doğruluk ilk ortaya çıktığı hiçbir yerde hemen kabul görmemiştir. taktıkları perukalar gibi. yeni fikirlere. D e ­ nem e nın yepyeni bir dille yazıldığından yakınır. henüz ge­ nel kabul görmediyse de aslında doğa kadar yaşlı olabilir ve ondan daha az gerçek değildir. şurada bura­ da sizle benzeşen düşüncelere sahip olmakla övünmeme izin 3 L ocke D enem e'siyle yeni bir atak yaptığının bilincindedir. Kafalarının içini. açıklamayı istediğiniz her an. Bu Deneme'yi size adamam için yalnızca bu sebep bile yeterliydi. eski bir anlayış tarzı değil. açık ve bir nebze öğretici kıldığınız mükemmel ve çok kapsamlı bilgiler sisteminin bazı kısımları ile denemem arasındaki bir parça uyumdan hareketle. bu kadar yeni. Locke'un kör otorite ve boş sözlere karşı büyük ayaklanmanın ön­ cülüğünün göstergesi idi. tümüyle gizlemekten kaçınacağınız birileri yoksa. madenden yeni çıkarıldığında de­ ğersiz diye bir kenara atılamaz.10 John Locke ötesinde kurgulara sahip biri olarak tanındığınızdan. Stillingfleet onu akıl yolunu değil de ideleri kul­ lanarak kesinliğe varmaya çalışm akla suçlar. ancak içebakış yaklaşım ı da okulların sözel uslamlamaları ve H obbes ve Gassendi'nin deneysel materyalizmine karşıt bir yenilikti. bu Deneme'nin amacını takdir edip onaylamanız. Anti-Scepticism de. en azından okunmadan hüküm giymesinin engellenmesi ve aksi takdirde genel anlayışın bir ölçüde dışına çıktığı için üzerinde düşünülmeye değmez görülecek bölümlerin biraz olsun önemsenmesi sonucunu do­ ğuracaktır. modaya göre değerlendiren ve hiç kimseye kabul görmüş öğretiler dı­ şına çıkm a hakkı tanım ayanlar arasında "yenilik" korkunç bir suçtur. Fakat D enem e'nin özgünlüğü yazarının güçlü kişiliğinden kaynaklanmaktadır aslında. Şimdiye dek bilinmeyen doğru­ luklara ilişkin geniş ve kapsamlı keşiflerinizden bir kısmını. Getirdiği yenilik daha önce M olyneux ve diğer meraklı okuyucularda kabul görmüştü. D o ­ ğuştan ideler ve apriori (yalnızca akla başvurularak) kuramlamaya bu yeni saldın. . bunun önemli ve inanılır örneklerini sunabi­ lirsiniz. Locke'un tüm evarım a. Ona değerini. deneme ve inceleme uğraşları kazandırır. Lee.

bu size nasıl bir ar­ mağan sunduğumu gösteriyor. layık oldukları değere bir katkıda bulunabilirsem böylece size hiç almadığınız kadar pahalı bir armağan sundu­ ğumdan emin. tıpkı yoksul bir insanın. . Lordum. İzninizle. benim olmadığım ortamlarda da söz ve hareketleriniz şunu açıkça göstermektedir ki. Keşke bu insanlar size olan büyük ve gittikçe artan minnettarlığımı anımsatmakta gösterdikleri özeni aynı de­ recede paylaşmakta da gösterebilselerdi. Beslediğim saygı. iyilikleriniz başlı başına büyük önem taşıyorlar benim için ancak eşliğinde gösterdiğiniz nezaket. buradan dünyaya sabrettikleri takdirde beklediklerine değecek bir şeyin güvencesini veriyor olduğunuzu söylemek istiyorum. gurur duyabileceğim. Yanı sıra katkılarınızın da üste koyduğu önem ve lezzet de cabası: Saygıya layık görmeniz ve benim için güzel düşünceler beslemeniz arkadaşlığınızın bir göstergesi olmuştur. Şu da var ki.4 Dünyada duyulması açısından teşviklerinizi esirgemezseniz şu ya da bu zamanda zat-ı âlinizin de ilerlemesine kaynaklık ede­ bilir umudundayım. teşvik ve sağladığınız yardımcı koşullar tüm bunlara daha da anlam katı­ yor. Bu konuda tümüyle duyarsız olsaydım eminim ki "Anlama Yetisi" üzerine yazarken 4 Locke'un zamanında gelen ek leşm iş bu abartılı seslenişleri hoşgörünüz. bol ve çok daha mükemmel ürünler elde eden zengin bir komşusuna sunduğu bir sepet çiçek ya da meyvenin küçümsenmemesi gibi bir şey. birçoklarının tanık olduğu ve her gün anımsattığı minnet borcumu bilmezlikten gelmek zaten ter­ biyesizlik olurdu. min­ nettarlık ve hürmet için o kadar güçlü ve özel nedenler yarattınız ki bu ölçüde. Lordum. iyiliğin hep büyük bir minnettarlığı için­ de olacağım. sizden gördü­ ğüm sayısız yardımın. ilgi. herkesçe bilinen şeyleri yinelemek anlamsız olmayacaktır: Ancak.asanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 11 verirseniz beni yeterince gururlandırırsınız inancındayım. Değersiz şeyler saygı. iyilik bilme ve hürmet çerçeve­ sinde sunulduklarında anlam kazanırlar.

1689] 5 Y er ve tarih dördüncü baskıda eklenmiştir. Herbert'e D ene­ m eyi yayım lanm asından yaklaşık bir yıl önce adamıştı bile. L ocke beş yıl aradan sonra 1689 Şubat'ında Hollanda'dan dönünce 1691 baharına deic. Lordum Zat-ı Alinizin En Hürmetkâr ve En Sadık Hizmetkârı.12 John Locke bunlardan hiç söz etmezdim ve size ne kadar ama ne kadar min­ nettar olduğumu dünyaya açıklamak için bu fırsatı değerlendir­ mezdim. . L ocke gelm eden birkaç yıl önce Dorset House alanına evler yapılm ıştı. Channel Row'da Dorset Court'ta kaldı.5 24 Mayıs. Dorset Court son yüzyılın bitimine doğru yıkıldı ve şimdi bir Sivil Servis K om isyonu'nun binası var onun yerinde. Dorset Court Channel R ow (şimdi Cannon R ow ) ile Tham es arasında uzanır. Oates'a geçm eden önce W estminster. JO H N L O C K E [DORSET COURT.

8 Pascal Pensees'te "Nous ne cherchons ja m a is les choses. her şeyin üstünde ve daha süreğen bir haz içerdiğinden habersizdir. av partisinde şahin ile avlanandan daha önemsiz bir avcıysa da daha az sporcu değildir: "Anlama Yetisi"7 üzerine yazılan bu deneme'nin içeri­ ğini çok az bilen biri de onun ruhun en yüksek yetisi olduğundan başka. burada Denem e'nin amacı ve yazılm a nedeni üzerinde duruyor. Her biri­ m izde saklı olan aklı. "insanın Anlama Yetisi" ile L ocke uzak yakın nesneleriyle ilinti içinde in­ san zihninin çeşitli derecelerdeki gelişim ine gönderm e yapıyor. boş ve sıkıntılı saatlerimde oyalandığım şeylerin bir toplamıdır.O K U Y U C U Y A S E S L E N İŞ 6 Okuyucum. doğa ve tin evreninde açıkça görülen Akıl ile uyumlu biçim de geliştirm eye yönelik sürekli bir uğraş içeren süreçtir bu öngörü­ len. bilinmediklerinden gözden 6 7 Locke. Felsefi kesinlik şeylerin anlaşılabilirliği için sonsuz düşünceyi biteviye kullanmayı ön­ gördüğünden insan zekâsı ve sonlu deneyim le karşıtlık içindedir. Bu benzetme doğrudan Locke'a ait değil. m ais la recherche d e s choses" diyor. . 10 G öz ve anlama yetisi arasında yapılan benzetm e Locke'un gözdesidir. ben hastalığımdan kaynaklı çektiğim acıları daha az hissettiğim gibi sana da parayı biraz olsun unutturacaktır. Bu yetinin doğruluk arayışı (sıcak) takibin çok bü­ yük zevk verdiği bir tür avcılıktır. Sana sunduğum.8 Zihin bilgiye doğru attığı her adımda yeni ve en azından zamanının en iyi keşiflerinde bulu­ nur.9 Tıpkı göz10 gibi anlama yetisi de nesneleri yalnızca kendi görüş alanında değerlendirerek. At­ macasıyla tarla kuşu ve serçe avlayan sıradan biri. Kendini kabul ettirme şansı olur da be­ nim yazarken aldığım hazzın en azından yarısını sen de okurken duyabilirsen. 9 insanın evrene ilişkin felsefi ya da yalnızca bilim sel yorumlarının deneysel ve keşifçi karakterinden söz ediyor.

Bu Deneme'de seslendiğim zaten bu konuyu bilen ve kendi anlama yetisiyle tam bir bilgi birikimine sahip olanlar de­ ğil. Bu Deneme'de doğruluğuna tümüyle inanmadığım hiçbir şeyin yer almadığı kesinse de kendimi senin olabileceğini düşündüğüm kadar yanılmaya meyilli görüyorum. doğruluğun değil de bir anlamda sıradan bir düşünce­ nin peşine takılmışlardır bana göre. Söyledikleri ya da dü­ şündükleri başkası tarafından yönlendirilenlerin söyledikleri ya da düşündükleri üzerinde durmaya değmez. Sana ait olan düşünceleri dik­ kate alırım fakat başkalarından alınmışlarsa benim için değer­ sizdirler.11 Kendince değer­ lendirme yaptığında. doğruluğun peşinde ve onu bulmak adına kendi düşüncelerini geliştiren kişi (yoluna ne çı­ karsa çıksın) bir avcının doyumuna ulaşacaktır. onları kıskanmayasın. Bölüm ) Locke. İçinde yeni ve bilgi verici çok az şey olduğunu görürsen beni sakın ayıplama. Plato ve Bacon'un tersine. ve şunu söyleyelim. Kendim ve konu üzerinde yeterince kafa yormadıklarını an­ 11 L ocke için şeyleri olduğu gibi görmek ve yorumlamak çok önem liydi ki böylece başkaları da herhangi bir etki altında kalmadan kendi kendilerine bunu yapabilirlerdi. (Bak: 4.14 John Locke kaçmış olanları ele almayarak yalnızca keşfetmiş olduklarıyla yetinebilir. Hazır fikir kırıntıları ile tembelce avunmak isteme­ yen ve bağışlara tenezzül etmeyen. güzele pek önem vermez.. okurken kendi düşüncelerinden yararlanabiliyorsan. benzer bir eğlence fırsatını sana da sunacak­ larından. gerçeklik konusundaki soyut kurgulama­ nın yol açacağı yanılgılardan çok korkar ve im gelem e yanlısı değildir pek. takibin her anında çektiği sıkıntılar zevk ile ödüllenecek ve büyük bir ka­ zanımı olmadığında bile zamanını boşa harcamadığını düşün­ meye hakkı olacaktır. biliyorum ki yargılarında da samimisindir ve o zaman getirdiğin eleştiri ne yönde olursa olsun bana zarar vermez ve gücendirmez. Okuyucu! Düşüncelerini özgür bırakan ve bunları yazıya dökenlerin eğlencesidir bu. bu kitap benim değil senin kendi fikrin ve verdiğin değer ile ayakta kalacak ya da gözden düşecektir. 29.. . Kitap.

birden bende yanlış yolda olduğumuz kanısı uyandı. bunun üzerine ilk işimizin bu olmasına karar verdik. anlama yetilerimizin hangi nesneleri14 ele al­ maya elverişli olup olmadığını görmemiz gerekiyordu. Zihnimizi bulandıran belirsizliklerin içinden çıkamamış ve bir bulmacanın ortasında bulmuştuk kendimizi.nsamn Anlama Yetisi erine Bir Deneme layan birkaç arkadaşımın doyum sağlaması için böyle bir işe kalkıştım . Büyük olasılıkla. Bir sonraki toplantıda. Bu bir el yazm ası notla D enem e’nin şim di British Museum'daki bir kopyasında kayıtlıdır. 13 Toplantıdaki arkadaşlarından James Tyrrell'a göre güçlükler ahlaklılık ve din ilkeleri üzerine tartışırken çıkm ıştır. şans eseri başlayan bu çalışma bin bir rica ile sürdürüldü. sözel ve diğer tutarsızlıklar. Bunu arkadaşlarıma söyledim ve kabul gördüm. Bu anlatılan Londra'da Exeter House'da Lord A shley Shaftesbury ile aynı evde kaldığı zamana ait. . 39 yaşındayken. fakat karşısında olduğum bazı çirkin ve çekilmez düşünceler şimdi elinde bulunan bu inceleme yazısına ebelik yaptı. Hollanda'da insanları bir araya getirm eye çalıştığım görüyoruz. Yaşamı boyunca Locke'un dostu olan Tyrell "İngiltere Tarihi" ve politik felsefe üzerine çalışm alarıyla tanınmıştır. ayrıca. fırsat buldukça ve kişiliğimin izin verdiği ölçüde yeniden yeniden başlanmak suretiyle yazıldı.15 En so­ 12 L ocke bu tür birlikler ya da topluluklardan hep hoşlanmıştır. 14 "Hangi nesneler" yani insanlar "hangi idelere" sahip olabilir ve ideleri ara­ sında "hangi bağıntıları" oluşturabilirler. Usher'in torunudur. Tyrell (1 6 4 2 ­ 1718) SirT-Tyrrell o f Shotover'in oğlu ve Abp. bu tarz araştırmalara yoğunlaşmadan önce kendi yetenekleri­ mizi incelememiz. hemen hemen 1670-1671 yılları arasında kışın yapılm ış bir toplantı bu. bölük pörçük. Kocaman Varlık Okyanusu değil sınırlı zihinsel deneyim . ar­ kadaşlarım kendilerini çepeçevre saran çözümsüzlükler sonunda birden ayaklanmışlardı. Londra'da Oxford'da. Bu Deneme'nin ortaya çıkışıyla zamanını almak uygun ol­ saydı dairemde 5-6 arkadaşla12. Locke'un arkadaşlarından düşünmelerini istediği. Cumberland'in "De L egibus Natura e "sinin bir özetini yayınlam ıştır. daha önce üzerinde hiç durmadığım bir konuda öne sürülen. yinelem eler ve düzenlem edeki kusurlar hakkındaki yakınmalara bir açıklık getirebilir. uzun aralar verilerek. 15 Bu. bundan çok uzak bir konu üze­ rinde dönen tartışm aların13 yapıldığı toplantıyı anlatırdım.

Plato ve Platinus. bu taraflı bakıştan.18 İyi okuyan. bazı noktalarda çok uzun kalmakla iş­ lediğim hataya duyarsız olm adığım ı göreceksin. en mantıklı insanları bile bezdirecek denli bir hatayı sürdürmenin kendi ünümü göz ardı etmek olduğunu bil­ 16 L ocke’un 1683-1689 yılları arasında dinlenm eye çekildiği Hollanda'da D e ­ nem e tamamlanmıştır. sağlığım nedeniyle dinlenmeye çekildiğim bir dönemde zaman bulabildim16 ve şu gördüğün şekline kavuşturdum. Bu kesik kesik yazma çalışmaları iki kusuru beraberinde ge­ tirdi. bölük pörçük yazılışının bazı yi­ nelemelere meydan verdiğini inkâr etmiyorum: Olduğundan da­ ha küçük bir hacme indirgenmesi ve bazı bölümlerin kısaltılabilmesi mümkün. bir şeylerden ya çok az ya da çok fazla söz edildi. Fakat kavramlarım dünyaya yayılır ve kabul görmüş sanı ile çatışm aya girmişken. yeniden inceliyor ve arkadaşlarıyla Denem e hakkında 10 yıl boyunca ya­ z ışıy o r . İkinci baskı hazırlanırken kendisi de arkadaşı M olyneux'tan şöyle özür diliyor: "Okuyucuya seslenişim de. Bu yüzden saklıyor. Sıkı sıkıya sarıldığı güçlü sağduyu fe l­ sefi vargılarının tutarsızlığı ve yetersizliğin e karşın düşünceleri öyle bir körükledi ki. M ontpellier'den ayrılır ayrılmaz 1679 Haziran'ında Thoynard'a yazdığı mektupta. Kalemi elime aldığımda bu konuda söylenecek her şeyin bir sayfaya sığacağını sanıyordum. fakat gittikçe daha geniş bir bakış açısına kavuştum. Uzun aralar verilerek. Eksik bir şeyler bulursan yazdıklarımın sende daha fazlasını öğrenme is­ teği uyandıracağı umuduyla mutlu olurum. yazma biçim im yüzünden yaptığım yinelem eler konusunda da uyarıda bulunuyorum okuyucularıma. 18 D enem e'nin uzunluğu ve yinelem eleri okuyucu tarafından görülecektir.16 John Locke nunda. kısa açıklamalarla aktarıldığında insanlarca anlaşılm a fırsatı bulamama tehlikesiyle yüz yüzeyken. yeni keşifler beni daha da ileri götürdü ve farkında olmadan yazdıklarım işte bu hacme ulaştı. 17 Locke'un umudu gerçekleşm iştir. Ancak itiraf edeyim bunu yapamayacak kadar tembel ya da meşgul biriyim .17 Uzun uzadıya ya­ zılmış diye düşündüğünüz şeylerdense ben değil konunun ken­ disi sorumludur. D enem e'si ortaya çıkar çıkm az felsefe tarihi bir eleştiri tari­ hine dönüştü. Spinoza ve H egel Locke için erişilm ezken bilm eden onların alanlarına girdi. ikinci baskıda zeki ve dikkatli bir okuyucuya gereksiz gelebilecek büyük bir kısm ı çıkarıp ç ı­ . "Tamamladığım kitabımın benim ellerim den çıkamayacak kadar iyi olduğunu düşünüyorum" diyor.

onlar da benim gibi çalışm anın her yönüyle d eğişik liğe gerek duym ayacak denli ayrıntılı ve öğretici olduğu sonucuna vardılar. çok iyi bir nedenim olduğuna inanıyorsam. . Ciddi bir okumanın ardından.. zorlaştıracağı bazı doğrulukları onların düşüncelerine açık ve anlaşılır biçimde sokabilmek için çektiğim sıkıntıları anlayacaklardır. beni ba­ ğışlayacaklardır. farklı biçimlerde dile ge­ tirdiğim zamanlar olduğunu açıkça itiraf ediyorum. Kendi düzeyimdeki insanlara yönelik kendi kaba düşüncelerimi uzun uzadıya aktarıyor olduğumdan. Farklı bağıntıları nedeniyle aynı kavramın. (20 Eylül 1692) M olyneux kar­ şılığında "bir kitaba çok uzun olduğu için asla karşı çıkmam : H ele ki bu uzunluk konunun açıklığa kavuşm ası istendiğinden gerçek leşm işse d iye­ cek bir şey yok.nsanm Anlama Yetisi erine Bir Deneme 17 miyor değilim. ve kavram yeni ise." (22 Kasım 1692) Bu yüzden yinelem e­ lere dokunulm amıştır. belki de.. eklenecek ya da çıkartılabilecek yerleri bu­ lup not etmelerini istedim. aynı tartışmanın ayrı parçalarını aydınlatmaya ya da kanıtla­ maya elverişli ya da gerekli olabilmesi ve denemenin çoğu kıs­ mında bunun yapılmış olmasından dolayı savunmaya geçme­ yeceğim. Fakat tembelliğin bir mazeret ile örtülebileceğini bilenler. Bu tür bilgi öğreticileri önünde kendimi bir öğrenci olarak gördüğümden öncelikle onları bu çalışmadan bir beklentileri olmaması konu­ sunda uyarıyorum. Mektubunu aldıktan sonra bundan iki kişiye daha söz ettim ve kitabı da göndererek iyice inceleyip. fakat diğer yandan aynı sav üzerinde uzun süre durdu­ ğum ve tamamıyla farklı bir amaçla. değişebilecek. yerle­ şik önyargı ya da idelerin kendi soyutluklarının anlaşılmaz kı­ lacağı. tek bir açıdan bakarak o kavramın her anlayıştan ka­ bul görmesi. ya da her izlenen yolun dışında ise ki bazıları öyle gelecektir. açık ve kalıcı bir izlenim halinde yerleştirilmesi söz konusu değildir. Bir fikrin tek bir yolla ileri sürülmesinin onu ne kadar anlaşılmaz. Bu Deneme'yi özgür düşünceleri ve çabuk kavrama yetisi olan insanların bilgilenmesi için yayımladığım iddiasında değilim. başka bir açıdan dile getirmeninse ne kadar karmama konusuda önerilerini bekliyorum. Bazı kavramlar her yönüyle incelen­ mek durumundaydı. ki bazıları benim için de yeni idi. Eminim senin kitabın da bu yüzden uzundur.

Bu denemeyi yayınlamamı önerenler. 20 Sonuç beklendiği gibi olm am ıştı.18 John Locke açık ve anlaşılır kıldığını kendisinde ve başkalarında gözlem­ lememiş çok az kişi olduğu inancındayım. En önem li sözcüklerden bir kısm ının kullanımındaki belirsizliklerle bezeli skolastik (okulcu) terimleri ortadan kaldırma arzusu Denem e'yi yorumcu ve eleştirmenler için bir bulmacaya dönüştürmüştür. yemekler aynı olabilir ve besinler herkesin o mevsimde edinemeyeceği kadar iyi de olabilir. (M ektup. Aynı kılıkta sunulan aynı doğruluğun herkes tarafından beğeni­ leceğini düşünen biri aynı zamanda aynı aşçılık tarzı ile herkesi ağırlayabileceğini de umabilir. Anlamak isteyen okuyucu ayrıntılara takılmam alıdır ki L ocke. 21 Mart.19 Basılmasındaki amacım olabildiğince ya­ rarlı bulunmaksa. Damak­ larımızdan pek de farklı olmayan anlama yetilerimiz vardır. çalışmayı ilk fırsatı tanıyan birkaç arkadaşın görüşüne sun­ makla kalacaktım. ancak daha sonraları zihin ifadeler arasında küçük farklar yakalamış ve birinin diğe­ rinden daha az anlaşılır olmasının nedenini merak etmiştir. bu yüzden bana olduğu gibi bırakmamda ısrar ettiler: Ve başka ülkelerde yayımlanması da söz konusu olduğundan istiyorum ki kitabı okuma zahmetine giren herkesçe anlaşılır olsun. Fa­ kat her şey her insanın zihnine aynı biçimde yansımaz.20 Soyut kurgulara alışık olmayan ya da farklı fikirlerden habersiz birinin söylediklerimi anlamaması ya da 19 L ocke 1686'ya dek yani 54 yaşına kadar bir yazar olarak ortaya çıkmadı. kendi deyim iyle küçük bir daire içinde sınırlanabilecek. C ollins'e. ancak bazılarını memnun etmek için başka bir biçimde sunulmalıdır. Locke'un D enem e’yi her tür okuyucuya uygun kılm a çalışmaları yüzünden yapıt belki de modern felsefe klasikle­ rinin en zor anlaşılabiliri olmuştur. o zamanlar yalnızca Le Clerc'in "Bibliothegue Ü niverselle" çalışm asın a ortak olm uştu. . asıl amacına y ö ­ nelik kapsamlı bir açıdan değerlendirmeleri gerektiğini söylem ektedir. Basılması konusunda o kadar gönülsüzdüm ki denemenin bana olduğu kadar başkalarına da biraz olsun yararı dokunacağı konusunda umudum olmasaydı. kolay bir dilde aktarmak gerekir diye düşünüyorum . söylemek durumunda kaldığım şeyleri her tür okuyucunun anlayacağı. eleştirenlerin sıklıkla bunu yaptığını oysa çalışm ayı. 1704).

kavramları ve zevkleri o kadar farklı ki tüm insanları hoşnut edecek ya da etmeyecek bir kitap bulmak güçtür. kendi yazdıkla­ rını yapmacık bir alçakgönüllülükle küçümseyenlerden serbest­ çe söz edilebilse zannederim başka bir amaçla kitap yayınlama­ nın çok daha kibir ya da küstahlık koktuğu anlaşılır. küstah diye eleştirilebilirim. sonra da okunmalarını bekleyenler halka büyük saygısızlık etmektedirler. Bu bilgi çağımıza bir şeyler öğretmeye kalkışmaktan do­ layı kibirli. Deneme'yi başkalarına yararı olabilir umuduyla yayımlıyor olduğumu açıkladığım za­ man bu eleştiriler biraz yumuşayacaktır. ve bu yüzden bu yarım düzinenin içinde yer almak için sıkıntıya gir­ mesinler. sürekli düşünen ve çabuk kavrayan birinin bazı bölümlerde sıkıcı olduğumdan yakınmasını yeğle­ dim. İnsanların il­ keleri. Fakat. İnsanların yararlanabilecekleri bir şeyler içermesini umursamadıkları ki­ tapları basan. Fakat kızmak ya da küfretmek isteyen bunu rahatlıkla yapabilir. ben de böyle bir tartışma yerine zamanımı dolduracak daha iyi şeyler bulurum.İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 19 yanlış anlamasından çok. Daha iyi yazar­ ların daha fazla kaçabileceğimi ummadığım olumsuz eleştirile­ rinden korkmamı engelleyen de temelinde budur. güçlü çizgileri ile gelecek kuşakları hayran bırakacak kalıcı 21 Yaşadıktan güçlükler sonucu D enem e'yi ortaya çıkarmaya neden olan ya­ rım düzine arkadaşı. Memnun et­ me şansım olmasa da kimsenin bana darılmaması gerekir. Deneme'de önemsenecek başka hiçbir şey bulunmasa da amacımdan sapmayacağım. Bilim dünyası zamanımızda bilimde ilerlemek için. Ya­ rım düzine arkadaşım 21 dışında tüm okurlarıma bu Deneme'nin öncelikle onlara yönelik olmadığını açıkça söylüyorum.22 En değersiz konulardan birinde de olsa içtenlikle doğruluk ve yararlılık peşinde olmak beni hep mutlu edecektir. . 22 Locke'un Stillingfleet ile ünlü anlaşm azlığı (1 6 97-1699) bu kararını de­ ğiştirm ek zorunda kalm asına yol açm ış gibidir. İçinde yaşadığımız çağ için en az bilgili denemez ve bu yüzden de do­ yurulması en kolay çağ olmadığının ayırdındayım.

Samuel Clarke'ın "Tanrının V arlığı ve Ö ze l­ liklerinin Tanıtlanması"nda ilk örneğini veren "Böyle Konferanslarımın kurucusu Robert B öyle (1626-91). K ısım ) . B öyle L ocke’un arkadaşıydı. söy­ leyen ya da dinleyenleri bunların cehaletin örtüleri ve doğru bilginin gizlenmesi olduğuna inandırmanın pek de kolay olma­ yacağı. yapmacık ya da anlaşıl­ maz terimlerle boşuna meşgul edilmiş olmasaydı. G iriş. şeylerin doğru bilgisinden başka bir şey olmayan felsefenin seviyeli ar­ kadaşlıklar ve saygılı tartışmalar çerçevesinde yürüyebilecek yapıda olmadığının düşünüldüğü bir noktaya varılmazdı ki28 böylece dünyada bilgi düzeyi çok daha ilerlemiş olurdu. İlkeler. Dr. in­ sanın anlama yetisi için bir hizmet sunulmuş olacaktır. yanıltıcı bir konum edinmişlerdir.25 eşsiz Bay Newton26 ve daha birçok ustalar yetiştiren bir çağda yerleri bir parça temizleyip bilgiye giden yolda biriken çöplerin bir kısmını toplamakla yükümlü bir temizlik işçisi olma tutkusu yeterlidir. Öyle sanıyorum ki bilgisizlik ve kibir tapınağına sızmakla. anıtlar yaratan mimarlara gereksinim duymaktadır: Fa­ kat herkes de bir Böyle23 ya da bir Sydenham24 olmayı düşle­ mesin. I. (Berkeley. Belirsiz ve anlamsız konuşma biçimleri ve dilin kötü kullanımı uzunca bir süre bilimi sırlara boğmuştur ve azıcık anlamı olan ya da tam amıyla anlamsız zor anlaşılır ve yanlış kullanılan sözcükler zaman içinde derin bilgi ve yüksek fikirler perdesi altında. büyük Huygens.27 Zeki ve üretken insan­ lar bilimlere sokulan ve işlenen kaba. Locke onun "Hava Tarihi" çalışm asını bastı ve kendi m eteorolojik gözlem lerini de ekledi. L ocke kendini de tem izlik işçisi olarak g ö ­ rüyor. 27 Yapı ustaları dediği de gerçeklerin gözlem cisi v e olgulardan çıkarımlarda bulunarak çalışm ış olanlardır. 25 Christian Huygens (1629-93) H ollandalI matematikçi ve fizikçi. 26 1705'te .Locke'un ölüm ünden bir yıl sonra 'Sir Isaac’ unvanı almıştır. 24 Tıp tarihinin en büyüklerinden biri olan Thom as Sydenham (1624-89) L ocke ve B öyle ile yakın arkadaştı. 28 F elsefe bilgeliğin ve doğruluğun araştırılmasından başka bir şey değildir. Yine çok 23 İlk Cork Kontu'nun oğlu.20 John Locke yapıtlar. sözcükleri yanlış kul­ landıkları ya da aldatıldıklarını düşünecekler tek tükse de.

Hazırlanma iki yıl kadar sürmüştür. 29 Bu Deneme'nin 1688'de30 basılan kısa bir özetinin bazıların­ ca okunmadan yargılandığı söylenmişti bana. Ancak metnin kendinde o l­ duğu gibi bu yan notlarda da dilbilgisi hatalan biraz hoş görülmelidir. 31 İkinci baskıda 32 aşağıda yer alan eklemeleri yaptım:— 29 Sözcüklerin kullanımındaki belirsizlik ve kararsızlıkların D enem e nin ken­ dinden kaynaklı asıl eksikliği olarak görülmem esi gerekir ki. Berkeley'in "İlkeler 'ine bakınız: G iriş. Sir James M ackintosh da felsefenin asıl am açlan açısından yetersiz kalan gündelik dile ait sözcüklerden dem vurmaktadır. geçerli olan anlayış ya da kandırmacanın kökleşmişliğinin de dayanak noktası olamayacağı biçimde ko­ nuyu açıklığa kavuşturm aya çalıştığımdan dolayı bağışlana­ cağımı umuyorum. her kısmın özeti metinde italik harflerle basılmıştır. İşte o zaman yanlış kurulmuş temellerin sökülmesinin önyargıya değil yanılgılarla karılmış ya da yanıl­ gılar üzerine kurulmuş olduğundaki kadar zedelenmeyecek ya da tehlikeye sokulamayacak olan doğruluk adına hizmet oldu­ guna inanacağını umuyorum. üçüncü kitabımda bu konu üzerinde çok durduğum ve kendi sözcüklerinin anlamlarına dik­ kat etmeyen. 18-25 kısımlar. Yine bu kişiler doğuştan ideler kabul edilmediğinde tinler kavramı ya da kanıtı olarak az şey kalıyor diye alelacele bir sonuca varmışlardı. Bu Dene­ me'nin başında benzer bir yaklaşıma girecek olanlara tamamını okumalarını öneririm.nsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 21 az kişi kullandıkları dilde irdelenmesi ve düzeltilmesi gereken hatalar olduğunu düşüneceğinden. D enem e nin yayınlanm a­ sından önce 1688 Ocak'ında Amsterdam'da B ibliotheque Ü niversel le' da yayınlanm ıştır. 31 İlk baskıda yer alan fakat sonraki baskılarda çıkarılan bir paragraf vardır ve bu Denem e'deki kısımların kenarlarına iliştirilen notlarla ilgilidir. ifadelerinin anlamlılığının sorgulanması zahmeti­ ne girmeyenler için." 32 1694 M ayıs'ında daha geniş eklem elerle yayım lanm ıştır. çünkü içinde "doğuştan ideler" reddediliyordu. şöyle ki: "Okuyucumu bir konuda daha uyarmak isterim. . b öylece denmek istenenler bir kez de bu özet­ lerle anlaşılır hale getirilm eye çalışılm ıştır. 30 Bu özet Le Clerc'in Fransızca baskısında vardır. 9 0 sayfadan fazla yer ayrılmıştır.

Kitabın 21. 27 Bölüm. Bölüm s. 23..22 John Locke Yayıncı. . çünkü bu konular çağlar boyu insanların en fazla ay­ dınlanmaya uğraştığı bilgiler olan ahlak ve Tanrısallık konula­ rını oldukça karmaşıklaştıran sorular ve çözümsüzlüklerle uğraştırm ıştır bilim dünyasını. Kitap. 3. Yalnızca II. Kitap 5. kusursuzluğu ile öncekinde yapılan çoğu hatayı ka­ patacağı umudunu verdiği bu yeni baskıdan hiç söz etmezsem beni bağışlamaz. Bölüm. Bunların tümüyle yeni olmadığı fakat çoğunun önceki baskıda yanlış anlaşılmış olanları düzeltecek ayrıntılı açıklamalar ya da söylediklerimin daha düzeltilmiş bi­ çimde aktarımları olduğu ve bende değişen bir şey olmadığı konusunda bilgilendirmeliyim okurumu. Bölümünde yapmış olduğum deği­ şiklikleri dışarda tutmalıyım. çünkü kendimi doğruluk ortaya çıktığında bir başkasının fikrine karşı çıkmak yerine kendi fikrimden caymaya daha fazla yoğunlaş­ mış hissederim.33 Ayrıca "Ö zdeşlik"34 üzerine tümüyle yeni bir bölüm ve başka yerlerde de birçok ekleme ve düzeltme içer­ diğinin bilinmesini istiyor.35 Fakat içinde yer alan herhangi bir hatanın izine rastlar rastla­ maz yazdığım bir şey ya da sahip olduğum bir fikirden çekil­ 33 L ocke M olyneux'la yazışırken ilk baskıdaki bir sürü hataya ilişkin üzün­ tüsünden söz eder. 1. İnsanların zihinlerinin işleyişine daha yakından bir bakış ve zihinleri dönüştüren güdü ve gö­ rüşlerde daha sıkı bir inceleme sonucu tüm gönüllü eylemlerinde istence son belirleyiciliği sağlayan şey hakkında önceden dü­ şündüklerimi bir ölçüde değiştirmek için neden buldum. 34 II. O bölümde "Özgürlük ve İstenç" üzerine yazdıklarımın elimden geldiğince açıklığa kavuşturulmayı hak ettiğini düşün­ müştüm. 35 I. Yalnızca doğruluğun peşindeyim ve ne zaman ve nereden gelirse gelsin daima kucak açarım. O za­ man bana doğru geleni ilk yayımladığımdaki kadar rahat ve is­ tekli bir biçimde bunu dünyaya duyurmayı göze alamam.. IV. Kitap. Bölüm. 19.

Bölüm. erdemi erdemsizlik. İster aktardı­ ğım konu dikkatsiz ya da en azından önyargılı okuyucuların yapabileceğinden çok daha dikkat ve düşünme gerektirsin. 15 ve 20. 14. bölümünde insanların ey­ lemlerinin dayanağı olan üçüncü kurala ilişkin söylediklerimde. I. sorgulanan hiçbir noktada anlayışımı değiştirmemi gerektirecek bir şeyler bulamadım.İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 23 meye ne kadar uğraşsam da itiraf etmeliyim ki kitabımın her­ hangi bir bölümüne karşı getirilen eleştirilerden aydınlanma şansım olmadığı gibi. kitabın 27. Bölüm. kısımlarda yazdıklarımı iyice inceleseydi doğru ve 36 Locke'un mektupları Denem e'deki amacının eleştirm enlerce yanlış anla­ şıldığın a ilişk in yakınmalarla doludur. 37 Bay Lowde. Orada ahlak kurallarını sırala­ madım.37 bana bunun son bir örneğini verdi. her durumda söy­ lemek istediklerim yanlış anlaşılmaktadır. 18. 4.36 [Başkaları bir yana İnsan Doğasına İlişkin Deneme'nin" usta yazarı. erdemsizliği erdem olarak ortaya koyduğum şeklinde bir imada bulunmadan önsözünü tamamlayacağını düşünmeme neden olmuştu. Üze­ rinde durduğum. İfadelerinin yumu­ şaklığı ve içten tarzı. 13. yanlış anlamadığı takdirde. Kitap 2. ister ifadelerimdeki bir belirsizlik konuyu gölgelesin ve bu kavramları ele alış biçimim başkalarını zorluyor olsun. kısım ve devamında yeterince açık verilen savın asıl amacını düşünmek için yeterince kafa yormuş olsaydı zaten böyle bir sonuca varmazdı. "şeylerin doğasını bozma­ dan" her yerde erdem ve erdemsizlik diye adlandırılanın ne ol­ duğunu söyledim. ancak ne yazık ki her yerde doğru anlaşılm a şansım yok. . II. "doğru" ya da "yanlış" başvurdukları kuralları belirttim ve ahlak idelerinin doğası ile kökenini sergiledim: Ardından da insanlar genellikle eylemlerini ait oldukları yer ve grubun görenek ve düzeyine uygun değer­ lendiriyor ve adlandırıyor olsalar da. Bu ve sonraki dört paragraf Locke'un ölümünden sonraki bas­ kılarda çıkarılm ıştır. Kısım ve II. Kitap 28. insanların ahlak ilişkilerinde.

ki erdemi erdemsizlik. bu doğru da olsa. farklı toplumlarda türlü eylemlerin değişik biçimlerde gördüğü.8)38 şeklindeki sözlerimi aktarmış olmasını bağışlıyorum. er­ demler ya da erdemsizlikler diye adlandırılmalarının dayandığı saygı ve saygınlık anlayışı olduğunu söylemekle kendime çok da ters düşmediğim kanısındayım. Bay Lowde o çok güvendiği Eski İngilizce Sözlüğünde (ölçü alınacaksa eğer) aynı eylemin bir yerde saygı görüp erdem diye adlandırıldığı halde başka bir yerde lanetlenip erdemsizlik biçiminde nitelendirildiğine ilişkin bir şeylere rastlamamış olacak. . hemen ön­ cesinde yer alan şu kısmı dikkate almadan: "Ahlaki çöküntülere karşın erdem ve erdemsizliğin belirleyicisi Doğa Yasası'nın asıl sınırlarından sapılmamıştır. bütün bu yazdıklarım ve Aziz Paul'ün söyledikleri dünyanın her yerinde insanların erdem ve erdemsizlik dediklerinin genel öl­ çüsünün her bir toplumun kendi göreneği ve saygınlık anlayışı olduğunu kanıtlamak için değil. ko­ numuna yaraşır biçimde.24 John Locke yanlışın değişmez. (Philip. II. Fakat doğru insan. Kısım. Öyle ki habercilerin öğütleri bile. IV. böyle konularda uyanık olmayı ve da­ yanaksız ifadelerin yanıltıcı ve kuşkulu olabilme tehlikesinisezmeyi becerir kanısındayım. insanların ey­ 38 28. Alıntı yaptığı kısımlarda benim değil de başkalarının erdem ve er­ demsizlik anlayışlarını sergilediğimin ayırdma varabilseydi karşı çıkacak bir nokta bulamazdı. Yine de.. öncesiz ve sonrasız doğası üzerine düşün­ celerimle nelere erdem ya da erdemsizlik dediğimi bilirdi." yalnızca habercilerin öğütleri bile bilinen saygınlık çerçevesin­ deki değerlere gönderme yapmaktan çekinmemiştir. Bölüm . Dünyada ahlaksal ilişkinin zemin ya da ölçüsü olarak kullanılan kurallardan birinin. işinin gereği gösterdiği çabadan dolayı. erdem­ sizliği erdem göstermekle sorumlu tutulmak için tek yaptığım insanların bu tanımlamalara "saygınlık" kuralına bağlı olarak kapıldıklarının altını çizmiş olmamdır.

Lowde'a göre "Doğuştan kavramlar. yani bi­ linmelerinden önce zihindelermiş gibi bir anlam da taşıdığından insanların düşüncelerini yanlış yönlendirebilir nitelikte. bu usta yazarın "ruhun onları ortaya çıkarması" için ge­ rekli gördüğü koşulların bir araya gelmesi sonucu. zihne işlenmiş. ruhun onları ortaya çıkarması için birtakım koşulların bir arada bulunması gerektiğinden "Doğuş­ tan. "Ruhun onları ortaya çıkarması" ifadesi ile sanırım onları bilm eye başlam a­ sından dem vuruyor. 52. böyle bir alıntının pek işine yaramayacağını görür ve böylece boş bir çabaya girmemiş olurdu. Şu var ki. Fakat um u­ yorum ki. 78) "doğal veriler ve doğuştan kavramlar" üzerine söylediklerine sandığından fazla katılıyorum. yoksa çok akıl dışı bir ifade olur bana göre! Ve bu kavramlar "ruh onları ortaya çıkarmadan önce". 52) ortaya koyma ayrıcalı­ ğını tanırım ona. Kitabımda bunun dışında bir şey söylemiyorum. yoksa onlara ilişkin bir iz yoktur. kazanmış kavramlar" için tüm söylediği (doğuştan idelere ilişkin bir şey söylemiyor) önünde sonunda. Bay Lowde bunu düşünseydi.İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 25 lemlerini adlandırmada Doğa Yasasına sadık kaldıklarını gös­ termek içindi. en başında ya da doğumla birlikte ruh bilmese de "dış duyular ve önceden işlenmişliğin yardımıyla ileride doğruluğundan emin olunacak belli önermeler olduklarıdır" ki zaten ben de I. Söylediklerime aykırı hiçbir şey içermedikçe konuyu istediği gibi (s. . insanların ahlaki doğruluk ve ölçü­ lülük bağlamında eylemlerini nitelemek ve onları erdemerdemsizlik diye adlandırmakta temel almak durumunda olduk­ ları değişmez ve süreğen bir kurallar bütünüdür. koşullu şeyler olduklarından. bu İkinci Baskı ona yeterince doyurucu gelecek çünkü oldukça anlaşılır bir biçimde sunulmuştur bu konu. bilgimize sunulduklarında zihinde onları alabilecek bir kapasitenin varlı­ ğıdır söz konusu olan. pek yerinde olmayan bir deyimdir ayrıca. Halbuki bilinmelerinden önce. Erdem ve erdemsizlik üzerine düşüncelerimi yorumlayış şeklini beğenmiyorsam da çalışmasının üçüncü bölümünde (sf. Doğa Yasası.

39] [Bu yanlış anlaşılm alarla öyle çok karşılaşıyorum ki kita­ bımın gereken dikkat ve tarafsızlıkla40 okunduğunda anlaşıla­ bilecek açıklıkta yazıldığı ya da onarılması imkânsız belirsiz­ liklerle dolu olduğuna karar vermenin kendim ve okuyucumun hakkı olduğunu düşünüyorum. dış duyular ya da öğretilmişliğin yardımı olmadan kendilerini gösterecek biçimde ruha yerleştirilmiş de­ ğillerdir." Burada "kendilerini göstermeleri" ile sayfa 78'deki "ruhun onları ortaya çıkarması" aynı anlamdadır. 1699'un bitim inde 1700'ün baş­ . 4 0 Tarafsızlık. Böylece bundan sonra hakkımda daha nazik konuşacağını umuyorum. Çünkü inanı­ yorum ki karşı çıkılan noktaları doğru ya da yanlış saptaması yapacak denli düşünen biri. zaten ben ve karşıt görüşteki kişi tümüyle anlaşıldığı zaman söylenenlerin ya iyi oturtulmadığı. doğal ola­ rak ve ister istemez. İçinde bu ve diğer beş paragraf okuyucuya seslen iş kısm ına eklenm iştir. önyargıdan bağım sız. "Bu doğal kavramlar (çocuklarda ve aptallarda bile). 41 L ocke yaşarken yapılm ış son baskıdır. Baskısını41 hazırlayan yayıncılar zaman bul­ duğumda uygun gördüğüm ekleme ve değişiklikleri yapabilece­ 39 Bu paragraf ölüm ünden sonraki baskılarda ilk olarak yer almıştır.] Deneme'nin 4. Kendine ve başkalarına "ruhun doğal kavramları ortaya çıkarması" ya da "doğal kavramların kendilerini göstermesi" ile ne denmek isten­ diğini ve ortaya çıkarılmaları için gereken "öğretilmişlik ve ko­ şullar" ifadelerini açıkladığında bu noktada "kavramların ortaya çıkarılışı" yerine kullandığım "bilme" sözcüğünün dışında aram ızda pek bir anlaşmazlık olmadığını göreceği kanısında­ yım.26 John Locke sayfada buna ilişkin şöyle bir açıklama getiriyor Bay Lowde. temellendirilmediği ya da benim öğretime aykırı olmadığını anlayabilecektir. Hangi sonuca varılırsa varılsın tek etkilenecek olan benim ve dolayısıyla okuyucumu kitabımın şurasında burasında yazılı birtakım şeylere edilen itirazlara ve­ receğim yanıtlarla bunaltmak niyetinde değilim.

42 Biraz açarsak. . Locke'un şiddetle reddettiği bu suçla­ ma karşısında öne sürdüğü. sanıyorum ki belirli ya da belir­ gin bir ide diye adlandırılabilir. kim i durumlarda ideler arasındaki bağıntılara ilişkin belirli idelere sahip d eğilsek bu idelerin bulanık ve anlaşılm az ka­ lacağı yolundadır. bir yalın idenin belirginliğinden söz etttiğimde demek istediğim. okuyucuma tüm kitap boyunca karşısına çıkacak olan bu yüzden de doğru anlaşılması gereken bir değişiklikten söz etmenin yerinde olacağını düşündüm. Bu adlandırmalarla zihinde var olan ve sonunda belirginleştirilen yani orada olduğu gibi görülen ve algılanan bir nesneyi nitelendiriyorum. Bunun üzerine. İkincinin yeni bir baskısı olan üçünü baskı da 1695'te yapılm ıştır. Zihinde her­ hangi bir zamanda gerçekten bulunan ve orada belirginleşen bir nesne zihnin hep aynı nesnesi ya da belirli idesinin işareti kala­ cak olan bir ada kavuştuğunda. Bu yüzden insanların düşüncelerini ne demek istediği­ me yaklaştırabilmek için çoğu yerde açık ve seçik yerine belirli ya da belirgin terimlerini kullandım. "Var olması gerektiği" diyorum çünkü larında geniş eklem elerle yayınlanm ıştır. Ancak şurada burada kendisi ya da başkalarının bunlarla ne demek istediğini bilene dek bunlar üzerinde düşünme zahmetine giren birileri olabilir. bir bileşik idenin belirginliğinden söz ettiğimde ise demek iste­ diğim bir insan adlandırdığında zihinde var olduğu ya da var ol­ ması gerektiği zaman zihnin kendinde gözlemlediği oran ve du­ rumda birleşmiş belirli sayıda belli yalın ya da daha az bileşik ide içeren bir idedir.insanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 27 ğim konusunda uyardılar beni. şurada burada yaptığım değişiklikler bir yana. Stillingfleet onu bu bağlamda iddiacı olm akla suçlar. zihinde olduğu söylendiği zaman zihnin bu yalın görünüşü kendinde ayrımsıyor ya da algılıyor olmasıdır. belirlenm iş idelere sahip olm ayı gerektirir. 4 2 Locke'un kesinlik kavramı em in olduğum uz şey hakkındaki açık ve seçik ya da belirgin. Şöyle ki: A çık ve seçik ideler insanların ağzından düşmeyen terimlerse de tam olarak anlaşılm adıklarını düşünüyorum.

o kişi boşuna açık ve seçik ideleri olduğunu iddia eder. Buradan hareketle belirgin ideler ifadesini kullanmanın açık ve seçik ideler demekten daha az yanlış anlaşılır olduğunu dü­ şündüm . Bellidir ki böyle ideleri yoktur: Dolayısıyla tam bir belirginlik yokken böyle terimlerin kullanılması karışıklık ve belirsizlikten başka bir şey yarat­ maz. bildiği ve adın belirleyicisi olarak gördüğü yani belirgin bir idedir bu. 1684'te Leipsic'in Acta'sında yer alan. Zih­ nin kendinde sahip olduğu. so­ m utlaştırılm a süreci olarak açıklanır. Belirlem e genellikle mantıkçılar tarafından bir kavramın içerik ya da kapsamının artırılma. Fakat bu durumda bir insan bir terimi kullandığı zaman bununla işaret ettiği belirgin ideye zihninde sahip olma­ sını engeller. . 2. işareti olarak kullandığı sözcükten farklı olarak algıladığı ve sahip olduğu belli bir nesnesi vardır. Bu olmadığı ya da olamadığında. Leibniz'in D e C ognitione ve benzeri çalışm ala­ rından habersiz gibi görünmektedir ki bu çalışmalarda ideler açık ve belir­ siz. seçik ve karışık diye özen le ayırt edilmektedirler.28 John Locke kimse dilini kullanırken tam belirgin ide zihninde görünene ka­ dar adlandırma yapmayacak kadar özenli değil.43 ve insanların zihinlerinde tarttıkları. Bu terimleri seçerek dile getirmek istediğim: 1. İnsanlar böylesi belirgin idelere sahip olmuş olsalardı uslamlamaları ve sorgulamalarının 43 Locke'un yaptığı bu değişiklik gen ellik le uygulanmamıştır. Bu nedenle in­ sanların düşünceleri ve söylemlerinde hiç de küçümsenmeyecek bir karışıklık ve belirsizlik doğuyor. araştırdıkları ya da tartıştıkları şeylerin tümüne ilişkin belirgin ideler edin­ dikleri yerde kuşku ve karmaşalarının büyük bir kısmının sona erdiğini. Zihnin. sözcüklerin belirsiz kullanımı ya da onlara karşılık gelen belirginleşmemiş idelerin varlığına bağlı olarak zihinleri bulandıran sorular ve çıkmazların çoğundan kurtulduklarını fark edecekleri kanısına vardım. Hiçbir dilde insanların söylemleri ve uslamlamalarına giren çok çeşitli ideleri karşılayacak yeterlilikte sözcük bulunmadı­ ğını biliyorum.

Altıncı baskıda çok az şey eklenmiş ya da değiştirilm iştir. Le Clerc "Yazar bu­ rada olduğundan. 18-25. Bunlar: İdelerin Çağrışım ı ve Coşku. . ilkindeki çeşitli yerleri düzelterek daha anlaşılır hale g e ­ tirm eye çalışm ıştır. Baskı bu iki cüm leyle birlikte çok az eklem e ve deği­ şiklik içerir. ayrıca. Giriş. ayrıca baskıya koymaya girişti kendisi.İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 29 nerelere ulaşabileceği ve başkalarıyla giriştikleri tartışma ve çekişmelerin büyük bölümünün nasıl ortadan kalkabileceğini kavrarlardı o zaman. ki bu da Locke'un gözleri önünde Oates'ta iken hazırlanmıştı.44 Yayıncı. Çoğu Coste'un Fransızca basımında zaten vardı. okuyucuya tümüyle yeni iki bölümden söz etmem gerektiğini de düşünecektir. C oste Locke'un yazmanı idi ve O ates'te ölüm üne dek geçen birkaç yıl boyunca Locke'un yanından ayrılmadı" der. Bunları daha geniş eklemelerle birlikte.45 4 4 Berkeley'in "llkeler"inde de böyledir. bölümünde yapılmıştır ki isteyen herkes çok az çabayla bir önceki baskıda sayfa kenar­ larına sıkıştırabilir onları. bu Deneme'nin ikinci baskısında izlenen aynı amaç ve tarz doğrultusun­ da. Yeni olan birçok şey ikinci kitabın 21. 45 1706'da çıkarılan 6.

■ .

zihinleri­ mize salabileceğim iz her ışık. G iriş) . İnsanın doğruluk ve yanılgı ile bağıntılarında tem silci bir yetidir. tanıtlanabilir ve olası önerm eler oluşturmasını sağlar.5 1 Coste'un Fransızca baskısına sadık kalarak Giriş bölümünü I. Org. Kitaptan ayırdım." Bacon. bu sı­ rada yolumuza ne tür güçlükler çıkarsa çıksın ve kendimizi bizden gizleyen ne olursa olsun şundan eminim ki. 4 Locke insanın anlama yetisinin de evrendeki diğer nesneler gibi araştırılabileceğini ileri sürer. anla­ ma yetisi de görme ve algılamamızı sağlarken kendisinin ayırdında değildir. Tüm insanlar başlangıçta dikkatlerini dış nesnelere yöneltm eye öyle alış­ mışlardır ki içe bakış ya da içduyum da bu alışkanlığa karşı durmak z o ­ rundadırlar. Ancak anlama yetisinin kendisinin bilgi aracı ve aynı zamanda içe bakış yoluyla anlaşılabilen bir nesne olduğunu da belirtir. İnsanı duyularıyla algıladığı diğer varlıklar üzerinde bir yere koyan ve bu duyular dünyasında egemen kılan. onu kendi dışına çıkarıp kendi nesnesi4 haline getirmekse yoğun bir uğraş ve ustalık gerektirir. var olan konusunda sezgisel. "Tüm bilim ler insan doğasıyla bir bağıntı içerirler ve bir öl­ çüde insan ilm ine dayalıdırlar: Çünkü hepsi de anlama yetisinin kapsamındadırlar ve insanların güçleri ve yetileri yoluyla araştırılır ve yargılanırlar. 5 Hume'a göre." {İnsan D oğası Ü zerine B ir İncelem e.2 onun "an­ lama yetisi"3dir ki (bu yeti) seçkin doğasıyla bile araştırma ça­ balarımıza kesinlikle değecek bir öznedir. anlama yetilerim izle ulaşabile­ ceğim iz her bilgi diğer nesnelerin araştırılm asında çok haz verici olmanın yanında düşüncelerim izi yönlendirmede de bü­ yük yarar sağlayacaktır. Tıpkı göz gibi.G İR İŞ 1 1. 2 "Scientia et potentia humana in idem coincidunt. Nov. ki bu D enem e'nin yapısına daha uygun bir düzenlem e. Ancak. 3 Locke'a göre anlama yetisi insanın idelere sahip olm ası.

7 Fiziksel incelem e. ayrıca zihnin özü­ nü8 aramak ya da organlarımızla bir duyuma9 erişmek ve anlama yetimiz çerçevesinde bir ideye10 varmakta rol oynayan tin hare­ ketleri11 ya da beden başkalaşımlarını incelemek ve de bu ide­ lerin.. Stewart. 11 Eski filozoflardan bazıları ve Descartes'ın dış algı. yargı. Eğer bu ta­ rihsel. ne kadar merak uyandırıcı ve eğlenceli de olsa. Kitap. şu anki amacıma uygun olmadıklarından. 12 Hobbes'un örneklediği fizyolojik psikoloji de dahil ontolojiyi reddediyor ve insanın anlama yetisini organik bağıntılarından koparıyor. soyutlanan şeyin mantıksal çözüm lem esinin tersine olanları zaman çerçevesinde gözlem lem e yöntemidir. sanı ve onay6 kavramlarının derece ve temelleri ile birlikte insan bilgisinin6 köken.. anlama yetisinin edim sel işlemlerinin iç bilinci yerine fiziksel organizma gerekçesinde incelenm esi demektir. açık yöntem 14 ile şeylere ilişkin kavramlarımıza anlama 6 Locke'un kullandığı anlamda bilgi gen ellik le mutlak kesin olana karşılık gelirken. "keşke L ocke bu kararında daha ısrarlı olsaydı" diyor. 8. düzey ve kesinliğine ilişkin bir araştırma yapmayı amaçladığımdan şimdilik zihnin fiziksel incelemesini7 bir yana bırakacağım. II. İde üzerine yazılanlara bakınız. yoksa bilginin doğasına ilişkin ayrıntılı bir analiz değildir.32 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 2. inanç.12 Tüm bunlar. maddeye bağlı oluşumlar içerip içer­ mediğini irdelemek için zaman harcamayacağım. Şu halde. ilgili oldukları nesneler13 alanında ele almak yeterlidir. . B ilgim izin kökeni ile insanların sezgili olm aya başladıkları zaman ve koşullar ile insanın anlama yetisinin aşama aşama olgulara ilişkin bilgilerini edindiği kaynaklardır vurgulanmak istenen. Bu. Locke'a özgü bir genel epis­ temolojidir. 9 -10 Dışduyum u duyularla gözlem lenm esi gereken organizm a ile. Bölüm . insanın anlama yetisinin organizması kapsamında yorumlanmasından başka bir anlam taşımayan. "Böylece deneyim i organik işlevler çerçevesinde açıklamaya daha az eğilim gösterirdi. 14 Bu yöntem le anlama yetisinin nesneleriyle en yüksek bağıntıları kapsa­ mında yeterince ele alınabildiği öne sürülmektedir." 13 N esneler yani ideler. Bu. dikkate alamayacağım zihinsel kurular­ dır yalnızca. 8 İnsandaki gerçek zihinsel öz maddesel ya da tinsel mi? Tanrı insan orga­ nizm asını öz-bilinçle donatmış mıdır yoksa her insana bir tinsel töz mü bağışlam ıştır? Sorularına yanıt verm eyi amaçlar. D ış Duyum üzerine yazılanlar ve Giriş. Bu durumda bir insanın kavrama yetilerini. ideleri özbilinç yardımıyla çalışılm ası gereken anlama yetisiyle ilintilendiriyor. biri ya da tümünün. 23. inanç. bellek ve duyusal hayal gücünün açıklanmasında delil gösterdiği can tinleridir burada söz edilen. I. sanı ve onay olasılık içerir.

farklı ve tümüyle çelişik temelleri olduğunu. Sanı ve bilgi arasındaki sınırları aramak. bir insanın gözlemlediği. körü körüne bağlılık. kitabın özel konusudur.20 Sonra. kavramlar ya da sizin adlandırdığınız biçi­ miyle yer alan şeylerin kökenini ve anlama yetisinin onları edinme yollarını araştıracağım . 21 “ 15 16 17 18 V.18 3. özgür düşünceyi teşvik etmektir. kitabın konusudur 21 insan bilgisinin ya da mutlak kesinliğin temeli ve sınırları 4. bu bağlamda sahip olduğum dü­ şünceler açısından tamamıyla yanılmadığımı anlayacağım. Kitap. coşkun sevgi ve bağnazlığın tutsağı olduklarının ayırdına varan. Buradan hareketle izleyeceğim yöntem şudur:— Öncelikle. 20 2." ya da insanlar arasında var olan inanış­ ların17 çeşitli. . I-XIII Bölüm ler IV. X IV -X X . insanların sanılarına şöyle bir bakan. Bölümler Denem e'nin asıl am acı kuşkuculuğa karşı tepkiyi gösterm ek değil önyar­ gıları dağıtmaktır. şu durumda. anlama yetisinin o idelerle hangi bilgiye ulaştığını ve bu bilginin düzey. kitabın ilk 13 bölümünde irdelenmektedir. belki de doğruluk diye bir şey olmadığı ya da bunun kesin bil­ gisine ulaşmaya elverişli araçlardan yoksun oldukları şüphesine kapılmakta haklıdır. za­ man ayırmaya değer bir çabadır ve hakkında kesin bilgimiz ol­ mayan şeylerde hangi ölçülere göre onay vereceğimizi ve ina­ n ışım ız ı19 ayarlayacağımızı irdelemek de bu çerçevede önem taşımaktadır. Kitap. 19 Bu 4. L ocke bu konuya daha çok Reid'in muhafazakâr bakış a çısıyla yaklaşırdı. apaçıklık ile kesinliğini sergilemeye çalışacağım. karşıtlarını göz­ lemleyen ve aynı zamanda düşkünlük. Öyle ki. bu biçimiyle inanışlarını orada burada korkusuzca ve güvenle ser­ gilediklerini gösterebilirsem. Kitap IV. Hume Locke'tan önce gelm iş olsaydı. zihninde taşıdığının bi­ linci olduğu ideler.Giriş 33 yetimizi eriştirecek yolları15 ve bilgimizin kesinlik ölçülerini ortaya koyabilirsem .

Anlama yetisinin doğasına ilişkin bu araştırma ile onun güçlerini. idelerinin bağıntılarına ilişkin zihinsel algı ve olası sanılara dair bir çalışm a olm adığını ileri sürmektedirler. ne gibi nesneleri ele alabildiği ve nerede yetersiz kaldığını23 kefşedebilirsem. bölümünden itibaren İnce­ lenm ektedir. yetenekle­ rin en uç noktasında durabilmek ve inceleme sonucu kapasite­ mizi zorlayacağı anlaşılan şeylere karşı sessiz bir aldırmazlığa bürünmek açısından bir insanın dolu zihniyle başa çıkmasına yardımcı olunabileceği kanısındayım. 23 İnsan bilgisinin ne her şeyi bilm e ne de hiçbir şey bilm em e düzeyinde o l­ duğu fakat her yönüyle bu ikisi arasında bir yerde bulunduğu Deneme'nin asıl vurgusudur. böylece onayın derece ve nedenleri irdelenme fırsatı bulacak.34 insanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme Son olarak da. kesinliğe ulaştırmada yeteneklerinin ölçüsünü ve hangi durumlarda yal­ nızca yargıya varıp hangi durumlarda yalnızca tahminde bulu­ nabildiğini ortaya çıkarabildiğimizde bizce ulaşılabilir olanla yetinmeyi öğreneceğiz. O zaman belki de. Locke'a göre bilgi ve olasılığın yer aldı­ ğı. sorular üretecek. . güçlerinin uzamını. Buna göre am acının Kant'ın anlama yetisi çalışm asıyla benzerlik taşıdığı sö y len ­ mektedir. ancak Deneme'nin eleştirmenlerinin çoğu.22 4. algı ve sanıları içeren. Kitabın 14. "inanç ya da sanma"nın doğası ve temelleri üzerinde biraz duracağım ki asıl olarak herhangi bir önermeyi doğruluğunu kesin olarak bilmeden kabullenmemiz anlamına gelen "onay" ele alınacak. L ocke tarafından hedeflenen ve yapılan çalışm anın mantık ya da m etafizik diye adlandırılması üzerinde L ocke da M olyneux ile yazışm ala­ rında sıklıkla durmuştur. evren­ sel bilginin sınırlarını zorlayarak. anlama yetisinin görüş alanının uzamını. Ancak. kavrama sınırlarını aşan şeylerle karşılaşıldığında daha dikkatli olmak. 22 Onay tüm olasılık dereceleriyle 4. Cousin da dahil arka planda bı­ rakmışlar ve Locke'un anlama yetisi çalışm asının insanın ideleri ya da ideolojisinin çalışm ası olduğunu. anlama yeti­ mizin ötesindeki şeyleri tartışmak yoluyla kendimizle birlikte başkalarının da zihnini karıştıracak kadar ileri gitmemiş olacak ve şeylerin açık ya da belirgin algılarına kavuşamayacağız. Bu kitap tüm araştırmanın en son noktasını oluşturmaktadır.

Culverwell de "Tanrı tüm insanoğullarına akıllı ruhlar üfledi ki bunlar onları aydınlatacak bir sürü mum gibidirler. ilerlese de tamamlanmayan deneyim e bağlı eksikli bir anlama yetisidir yine de.Giriş 35 5. (Süleym an'ın M eselleri Kitabı X X . varlığımızı borçlu olduğumuz cömert yaratıcımızı gözümüzde büyütmekte şimdilik haklıyız. çünkü Tanrı insanları yaşamı kolaylaştırcı şeyler ve bir erdem bilgisi ile donatmış. (Doğanın Işığı. insanlar zihinlerini dolduracak yeterince mal­ zeme bulabilir ve yeteneklerini çeşitli. Mum ışığında işini yapmamış olan tembel ve küstah bir hizmetkârın gün ışığının olmamasını mazeret olarak getirmesi kabul edilemez.24 İnsanoğlu Tanrının onun için uygun gör­ dükleriyle yetinmeyi bilecek akla sahiptir. . bağışlanmaz bir tavır olur doğrusu. Bilgimiz getirile­ rini küçümsemek ve bize veriliş amacına ulaşmada geliştir­ mekten kaçınmak için sınırlarını zorlayan bir şeylerin varlığını bahane edersek bu çocukça bir arsızlık. Şeylerin kusursuz ya da evrensel kavranışı için bilgileri ne kadar yetersizse de yara­ tıcılarının ve kendi yükümlülüklerinin ayırdına varmada duy­ dukları büyük kaygılarını ayakta tutmaya elverişlidir. ona göre. Çok yetenekli olmalarına karşın zihinleri­ mizi yalnızca bize yararlı olan şeylere yönelteceğimiz durumda darlığından yakınmakta pek de haklı olmayız. 25 İnsan tini Tanrının mumudur. hoş ve doyurucu alan­ larda kullanabilirler. Tanrısal ya da evrensel kendiliğinden apaçık aklın bir parçası olan akla karşılık gelm ektedir. Anlama yetimizin kavrama alanı şeylerin uzamına göre oldukça darsa da. İçimizdeki Kutsal Mum25 tüm amaç­ 24 Locke insanın bir dereceye kadar varolana ilişkin anlama yetisi taşıdığını ancak bunun düzeyinin zihinsel gelişm e ve deneyim olasılıkları paralelinde herkese göre değişiklik gösterdiğini kabul eder. Yaradışlarına arsızca başkaldırmaz ve ellerindeki nimetlerde savurgan­ lık yapmazlarsa. dünya denen büyük konağımızın diğer sakin­ lerinin üzerinde bir düzeyde bilgi sahibi kıldığından. sf: 29) Bu ifade insanda saklı bulunan. Karanlıkta yolum uzu bulmaya çalışırken bu evrende apaçık üstün aklın ışığı önüm üzü aydınlatır. bu dünyada rahata erdirici koşulları ve daha iyiye giden yolu keşfedebilecekleri bir noktaya koymuştur. 27) Sez­ gisel aklın ışığı için kullanılan bu "mum" benzetmesi L ocke’un çok sevdiği vaiz Chichcote tarafından da biliniyor.

Bu parlak ışık altında bulabildiklerimiz bizi doyurmalıdır. yaşam alanımıza girenleri bilmektir. nelere kalkıştığımızda ba­ şarı umudu besleyebileceğimizi daha iyi değerlendiririz. D enem e’nin ve de İngiliz felsefesinin parolası olabilir. Diğer yandan anlaşılmaz olan28 kimi şeyler yüzünden de tüm bilgimizi yadsıyıp her şeyi bir kenara atmayız. 29 Bu. insanın bu dünyadaki konumu içinde sanıları ve onlara paralel eylemlerini yönetebilmesi ve yönetme zorunluluğu için gerekli ölçüleri ortaya çıkardığımızda bilgimizin dışında kalan başka şeyler için canımızın sıkılması gerekmeyecektir. 27-28 Anlama Yetisinin Y önetim i. zihin­ lerimizin güçlerini iyi tarttığımız ve onlardan beklentilerimize ilişkin bir hesap yaptığımızda. okyanusun tüm derinliklerinde ölçüm yapmakta kullanamayacağı halde ölçüm ipinin uzunluğunu bil­ mesi büyük önem taşır. Yalnızca olasılık söz konusu ve bu da tüm merakımızı gidermeye yeterli ise o zaman kanıt ve kesinlik için şiddetli ve mutlak bir gereksinim yok demektir. Geçmesi gereken yerlerde dibe varmaya yeterli uzunlukta olduğunu ve de batmasına neden olacak sığ alanlarda onu uyaracağını iyi bilir. (39) İlk güçlükte umudu kesenler üzerine yazılm ıştır. yetilerimize uygun oldukları oran26 ve biçimde ele aldığımızda anlama yetilerimizi doğru kullanmış oluruz.29 Akıllı bir varlığın. 26 Burada "oran" insanın aşam a aşama gerçeği yakalayabilse de her şeyi bilen olam ayacağını vurgulamak için kullanılmıştır. Bizim işimiz tüm şeyleri değil. ve böylece tüm nesneleri bize sunulabildikleri zemin. Denizci için. Kendi gücümüzü bildiğimizde. . hiçbir şey bilmemenin huzur­ suzluğu içinde öylece oturup beklemek ve düşüncelerimizi hap­ setmekten yana olmayız. Her şeyi kesin olarak bil­ mediğimizden hiçbir şeye inanmazsak uçmak için kanatlarım yok diye hayıflanıp27 kollarını kullanmadan öylece oturup bek­ leyen birinden daha akıllı olduğumuz söylenemez.36 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme larımız için yeterince ışık saçmaktadır. 6.

Öner"li blr noktadır. yaln ızca u S®'enekse> sistem lerin d a ğ ılm a sın ı teşv ik am açlanm aktadır.o la sllIk ü zerin e ç a lışm a sı- içermediğini Burada akılı udışı olar a t Hnvot i uıugd ıcpKi • V ^ ın c u ig lııı unutmamalıyız. İnsan zihninin fazlasıyla yatkın olduğu çeşitli so­ ruları yanıtlamanın ilk adımının anlama yetilerimizin bir ince­ lemesine girişmek.. Sanki bu sınırsız alan anlama yetimizin doğal ve kuşku duyul­ maz egemenliği altındaydı ve onun kararlarından bağımsız ya da kavrama kapsamı dışında kalan hiçbir şey yoktu. a . kendi güçlerimizi irdelemek ve uygulanabi­ lirliklerini görmek ile atılacağını düşündüm. düşüncelerini sağlam bir zemin bulamayacakları derinliklere salan insanların kesin bir çözüme kavuşmayacak. u ııuuııaıııaııy ız. şeylerin karanlık ve aydınlık yüzlerini ayıran ve kavranabilen ile kavranamayan arasında yer alan ufuk çizgisi belirlenseydi insanlar açıkça bilgisiz oldukları noktada çok daha az hayıflanırken düşüncelerini bildiklerine yöneltir ve hakkında daha üstün ve emin bir biçimde tartışırlar­ dı. Reid ve Kant'tan önce yaşam ış olm ası L ocke’u 31 Bu k 7 fm? eyvn!er 'Çm. Bu durumda. D u ıa u a aıu ışı uıa- hir<»v<Jı knskn J 1 otorite ve boş k on u şm alara karşı bir tep ki s ö z konusudur.. bilgimizin sınırları keşfedilse. . anlama yetimizin kapasitesi iyice irdelense.aCaktır. çırpınıp durmuştuk bana göre. '--emeyeceğıni keşfedebilir ki sınırlı bir deneyim e dayalı bilgisi hep mükemmellikten uzak ka. Anlama yetisi konulu bu Deneme'ye ebelik yapan işte bu yaklaşımdı. Her şeyi biliyor olm asa da. insan evreni h -. m edan sonra.Giriş 37 7. Aslında.. ' yl ® -. belirsizlikleri pekiştirip tam kuşkucu olmalarına yol açacak sorular ve tartışmalar üretmeleri kaçınıl­ mazdır.' -ve Şerek liS' ile . 1 30 yapiS. kapasitelerini aşan araştırmalara yönelen. düşüncesini dile getirir ve her konudaki görüşleri""7 ra a bulunabilir.tn?ek ve terb iye etmeK gib i bir Kaygı yoktur. Bunun öncesinde yanlış bir başlangıçta idik ve varlığın koca okyanusuna düşün­ celerimizi salmış halde bizi en çok ilgilendiren doğruluklar çevresinde kendimizden emin. nin ünaht„ ^ eUj .

Locke'un ilk işi zihni dolduran bileşik ideler ya da toplu görünüşleri yalın ya da indirgenem ez öğelere ayırıp bilinçte belirlem eleri ve kipleşm elerini irdelemeleridir. idesini taşımamaksa hiç algılam am ak ya da . kabul ettiğim iz doğru ya da yanlış bir önerm eye ilişkin bir anlam yakalam ış olmaktır" diyor. O ysa B ay J. Fakat öncelikle. bir insan düşünürken anlama yetisinin nes­ nesi haline gelen şeyleri simgeliyor. Algılam a. "Düşün­ celere sahip olmakla idelere sahip olm ak aynı şeydir benim için. diyor. (M antık. tür ya da başka herhangi bir şey ile denmek istenenin dile getirilmesinde "ide"yi kullandım. Kitap. bu terim. okuyucumdan. 69). H egel'in mutlak idesi ile karıştırıl­ maması gerekir. Kant'ın aşkın akıl ideleri. im ­ gelem ek ya da düşünmektir. kavram. ve sö z ­ cükleri anlaşılır biçim de kullanan herkes de idelere sahip olduğunun bilin­ cindeyse idelerin zihindeki varlığı dikkate alınmalıdır" diyor. deneme boyunca göreceği üzere. Fakat ideler değil de kavramların öne sürülmesi durumunda bu karşı çık ı­ şın yalnızca kavramın dile getirmek istediğinden daha dar bir kullanım içerm esi yönünde olduğu ortaya çıkar." İdelere karşı çıkışı sözcükler konusunda bir tartışma olarak görüyor. kendisini yeni ideler yolu çıkar­ makla suçlayan Stillingfleet ile tartışmasında açıklar ve savunur. bu yüzden de düşünme ediminde zihnin kullanılabildiği imge. S. "ide" sözcüğünü oldukça sık kullandığım için özür dilemeliyim. s. "idelere sahip olm ak. M ili onları karıştırır. Stillingfleet'in idelerle kesinlik ve olasılığa ulaşm a konusundaki sözü.38 Inaanın Anlama Yctiai erine Bir Deneme 8.32 32 Locke'da ide." (Yanıt. im gelem ler ya da hayaller ve soyut kavramlar Locke'un idesinin türleridir ki Plato'nun ide diye adlandırdığı duyular üstü ilk örnekler. Tam eşanlam lısını bulmak güçtür ancak "görünüş" en yakın anlamdaşıdır. Locke'a göre "bu yeni ideler yolu ile eski anlaşılır biçim de konuşm a yolu hep aynıydı ve aynı kalacak­ tır. Locke D enem e­ sinin bu parolası ile ne dem ek istediğini. İnsanın Anlama Yetisi üzerine yaptığım bu araştırmanın doğuşuna ilişkin söylenecek çok şey olduğunu düşünmüştüm. Bir şeyin idesine sahip olmak onu algılamak. yalnızca. "Böyle yap­ mamanın yeni bir yolu" şeklindeydi ve Locke buna yanıt olarak. Locke'un "kavram" terimi karışık m odlar dediği ideler sınıfına karşılık geliyor. Ancak soyutlama yoluyla bilgideki bağıntılarından ayrı olarak dü­ şünülebilirler ki Locke ikinci kitabında bu yola gitmiştir. fakat tersini sö y le ­ yenlere de karşı çıkmam çünkü sözcükler konusunda o kadar m üşkülpesent değilim. IV 3) İdeler ya da görünüşler (fenom enler) bilgide ayrılmaz öğedir: Bilginin kendisi de bunların bağıntı­ larının algısı ya da sezgisidir. insan zihninin iç ya da dış duyu verisi olarak doğrudan kav­ rayabileceği her şeyi kucaklayan en geniş genellem eye ait bir terimdir. Ayrıca Locke'da ide bilgiyle karşıtlık içerir. Bu algı ya da sezgi olmadan ideler anlaşıl­ mazlar. "Kırmızı ya da bir at kavramı kırmızı ya da at idesi ile aynı anlamı taşımaz. Bana göre. I.

evrensellik onlar için ilineksel olduğundan. düşünmemektir. Locke'a göre. Descartes'in ide terimine. hangi koşullarda ve ne zaman bir insan zihni bir şeyi düşünür ya da bir şeyin bilincine varır? . ve Hume'un izlenim ya da duyuda sunulan ile ide ya da hayalgücünde tem sil edilen ayırım ına bakınız. 33 "Zihne nasıl girerler?" Yani. (VI. 27. 8). Öyleyse.Giriş 39 İnsanların zihinlerinde böyle ideler olması kolayca bağış­ lanmamı sağlayacak kanısındayım. Kendi gerçekliği ya da nesnel gerçekliğe uygunluğu kendilerinde düşünülen idelere yabancı düşünceler sokar ki bu ikinci kitabın bakış açısıdır. Fantezi. — ideler zihne nasıl gi­ rer?33 im gelem em ek. Zihnin bi­ lincinde olduğu her şey bir idedir. Yalın ya da toplu. ide ile bir arada var olm az ama ona bağlıdırlar. tür. böylece. tikel ideler bir tikel idenin tem silinden daha fazlasını içerirler. Kitap. Berkeley'in dışduyu sunumuyla sı­ nırladığı ide ile dışduyuyla tem sil edilem eyen kavram ya da anlam karşı­ laştırmasına. kavram. Herkes kendinde onların varlığının bilincindedir ve insanların söz ve hareketlerinden başkalarının da bu ideleri taşıdığına inanacaktır. Bölüm . araştıracağımız ilk şey. Locke idelerin nesneler olduğu kadar algı­ lar olduklarını da belirtiyor ki her durumda bir ide ya da görünüşün bir ki­ şinin onu algılam asına bağlı olduğunu dem ek istiyor. Locke'un idelerinin "her biri tikel varlıklardır.

Kitap NE İLKELER NE DE İDELER DOĞUŞTANDIR .I.

.

Zihnin bilincinde olmadığı bir şeyin doğuştan orada ol­ duğunu kabul etmek bir çelişkidir. insanların her şeyden ha­ bersiz doğduklarını göstererek. "açık ilkelerin doğuştanlığı" varsayımı geçersizdir. 4. insanın doğuştan doğru­ luğunun bilincinde olduğu hiçbir önerme yoktur. Bilgi. 2 Akıl çağına ermiş olanlar için de bu geçerlidir. hatta çürütür. nicelik. açıkça deneyime bağlıdırlar. töz ve hepsinden öte Tanrı idelerimiz. . "doğuştan ilkele­ rin sorgulanmaması gereği" — ilkeler ilkesi— olmuştur. bu idelere kaynaklık eden kesin bilgi ve sanılara getirdiği açık­ lam alara ilişkin bir açılış niteliğindedir. Delil gösterilen doğuştan ilkelerden herhangi birinin an­ lam ve doğruluğunun bir bilinci ile doğmuş olmamızın bilgi ve onaya doğru atılan gerçek adımların belirleyicisi olmadığı kanıtlanabildiğinden. öyle ki. oluşumunda. ki varsa doğuştan olmalıdır. Ayrıca doğuştan ideler olmak­ sızın doğuştan ilkelerin varlığından söz edilemez. bu onların doğuştanlığını kanıtlamaz. Tüm bunlar şu zemin­ lere oturtulmaktadır: 1. 3. açık ilkeler içeriyorsa da. Kurgusal ya da kılgısal (pratik).B İR ÎN C İ K İT A B IN Ö Z E T İ Deneme'de bu ilk kitap Locke'un. 5. insan idelerinin tarih ve kökeni. kurtardığı" ve bu biçimde kabul edilen her şey üzerine gidilmesini dur­ durduğundan rağbet görmüştür. fakat özdeşlik. Böylece olgulara aykırı ve yersiz doğuştan ilkeler varsa­ yımı "tembelleri araştırma sıkıntısından.

..

önünde sonunda bilgiyi oluşturan ideler ve il­ kelerin her insan zihninde. İnsan tinsel varlığının uykudaki . Tanrısal bağıntılar yükleyen tinsel deneyim öğelerini doğa ve evrimleri yoluyla be­ tim lem enin im kânsızlığı deneyim le öngörülen öğelerin doğuştan olduğu ya da zih in le birlikte doğduğu. Bu varsayım çok çeşitli biçim lerde d ile getirilmiştir. Descartes'a göre üç ide kaynağı vardır. 15. kısım da yerleşik sanıya karşı itirazlarını sunduktan sonra Lord Herbert'in D e Veritate'de bu sanının savunusu için sunduğu delillere yöneldiğini söylüyor. (tik Felsefe Ü zerine Düşünceler. en başından dam galanm ış v e bizim le dünyaya getirilm iş olduklarından doğuştan. k o i v o i e v v o ıa ı. ve harflerin bir biçimde insan zihnine damgalanmış oldukları ve ruhun bunları varoluşunun en başında edinip kendisiyle birlikte dünyaya getirdiği biçiminde yerleşik bir sanı vardır. Hale ya da Cudworth adlarını anmasa da ifadelerinde "doğuştanlık" izleri bulmuş olabilir. bilincinde olunarak yer aldıkları biçim inde savunulm asına karşı saldırıya geçer. potansiyel olarak zihne ait olduğu fikrini vermiştir.2 İnsanların 1 2 L ocke eleştirm eye kalkıştığı insanların adlarını söylem iyor ve "doğuştan ilkeler" sanısıyla dem ek istediklerinin delili olarak onların sözlerinden alıntı da yapmıyor. BOLUM DOĞUŞTAN KURGUSAL ÎLKE YOKTUR 1. Bak: Hume. Bazı insanlar1 arasında. 2. insanın A nlam a Yetisi Ü zerine A raştırm a — doğuştan ideler ve Locke'un ide anlayışı konusun­ da— B ilgi ve varoluşun belirleyicisi ve yapıtaşı olan zihinsel zorunlulukları geçici duyu verileriyle açıklamanın ya da insana doğaüstü. Çalışmalarını çok önceden bildiği D escartes büyük olasılıkla başlangıçta onunla aynı görüşte idi. ve filozofun ya da çağın bilincinde tinsel ya da duyum sal anlamda gelişm elerin doğrultusunda varsayım da güçlenm iş ya da z a y ıf düşmüştür. anlama yetisinde belli doğuştan ilkeler olduğu yolunda. sonsuz. kimi birincil kavramlar. 3/7) Locke hiçbir yerde More.1. dolayısıyla tüm edinilm iş bilginin öncesinde. hatta öncesinden. Bu çok kaba açıklam ayı çürütmek kolaydır. Locke. Bölüm . çünkü tüm insanların doğar doğm az ayırdında oldukları ya da tüm insanların yetişkin dönem lerinde ortak onay verdikleri ilkeler olm adığı gösterilebilir.

. taraflı kişiler için açık bahanelerdir. Aklı kullanarak insanların bu ilkeleri keşfettiği ve bunun da doğuştan olduklarını kanıtlamaya yettiğini söylemek istiyor­ 13 Evrensel onay böylesi önermeleri akıllıca düşünenlerin onları aynı biçim de düşünmeleri gerektiği anlamına gelebilir: yoksa her insanın aslında onları bilinçli olarak düşündükleri şeklinde anlaşılm amalıdır.50 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme yetisinde hazır bulunduklarını kastedemez. Herhangi bir anlamdan yoksun kuşkulu ifadeler. burada da bilinen önerm e­ lerden önceden bilinm eyenlere varan çıkanm cı yetinin bilinçli kullanım ına geçildiği zaman için bu ifadeyi böyle kullanıyor. evrensel onayın başka bir anlamda bizde ve evrende gizli ya da doğuştan bir akıl ölçütü olm ası imkânsızdır. O zaman "bir şey ne ise odur" ve "aynı şeyin hem olması hem olmaması imkânsızdır" biçimindeki iki önerme doğanın işlediği izlenimlerse çocuklar onlardan habersiz ola­ maz: Küçük çocuklar ve ruh taşıyan herkes ister istemez anlama yetilerinde onlara sahip olmalı. burdaki amacım için kullanmam şu iki şeyden birinin dile geti­ rilmesini sağlar: Ya insanlar akıllarını kullanmaya başlar baş­ lamaz bu doğuştan varsayılan kayıtlar biliniyor ve gözlemleni­ yor. Çünkü bu sözler an­ lama yetisinde olmak için herhangi bir özellik taşıyorlarsa bu onların anlaşıldığının göstergesidir. zihinde olmak ve hiç algılanmamak tamamıyla zihinde ya da anlama yetisinde herhangi bir şey var ve yok demektir. Tüm insanların bilinçli onay verdikleri önerm eler olm adığından. Bu açığı kapamak için genellikle "tüm insanların akıl ça­ ğına erdikleri zaman"14 onları bildikleri ve onayladıkları. anlama yetisinde olmak ve anlaşılmamak.13 6. Öyle ki. kendi söylediklerini bile irdeleme zahmetine girmeyen. 14 L ocke aklı sıklıkla uslam lam a yerine kullanır. hoşgörülü bir tavırla. Böyle bir anlatımı. 8. ya da insanların akıllarını kullanması ve çalıştırması bu il­ kelerin keşfinde yardımcı oluyor ve bilinmelerini sağlıyor. doğruluklarını bilmeli ve onay­ lam alıdırlar. Bense buna karşı­ lık şunları öne sürüyorum: 7. bunun da doğuştanlıklarını kanıtladığı söyleniyor.

9. önceden işlenmiş olan doğrulukların akılla keşfedilmesi bir insana önceden bildiği 15 Burada farklı gösterilen bilgi ve onay 4. (Onlara inanacak olursak) Akıl. biri düşüncelerini bu biçimde yönlendirirse. anlama yetisinin kendisine en başta kazınan şeyi algılamadan önce görmesini sağlamada akıl gereksinildiği gibi görsel nesnelerin gözlerimizle keşfedilmesi için de aklın kullanımına başvurulur.15 bu durumda. bilgi. Kitap'ta. aklımızı kullanarak doğrulukların kesin bir bilgisine kavuşma yetkinliğinde olduğumuz dışında bir noktaya varm ıyor.17 Şöyle de düşünebiliriz. söylediğim üzere.16 hepsi aklın kullanımıyla yapılan keşifler ve akıllı bir canlının kesinlikle bilebileceği doğruluklar olur. onların işareti haline dönüşen evrensel onay. o zaman bu insanlar doğuştan kabul edilen ilke­ leri keşfetmek için akıl kullanmak gerektiğini nasıl düşünebi­ lirler? Keşfetmek için akla gereksindiğimiz şey. zaten bilinen önerme ya da ilkelerden. 16 Tüm aritmetik ve geometrinin gerçekte doğuştan olduğu ve zihinde bulu­ nabileceği görüşünde olan Leibniz ve Socrates'in bir çocuğu soyut doğru­ lukları ona hiçbir şey sorm aksızın kabullenm eye zorladığını söyleyen Pla­ ton bu yönde düşünüyorlar. doğrulukların hepsinin doğal olarak zihne sokulmuş olduğu so­ nucuna varıyor. aklın bize öğrettiği tüm kesin doğruluklara doğuştan sahip olmadıkça bu böyledir. kesinlikle do­ ğuştan diye düşünülemez. apaçık ve tanıtlanabilirlik içeriği. Öyle ki. 17 D oğuştanlık ölçütü işlem de değil ürünün zihinsel özgünlüklerinde aranırsa. böyle olmaz. ancak. herhangi bir doğruluğu aklımızla keşfedebileceğimiz ve yine onun yardımıyla onaylayacağımız biçimindeki savları.Doğuştan Kurgusal İlke Yoktur 51 larsa. bireydeki zihinsel gelişim den bağım sız ve ondan önce oluşuyla değil. matematikçilerin önermeleri ile onlardan çıkardıkları teoremler arasında hiç fark kalmaz: Hepsi aynı biçimde doğuş­ tan kabul edilmelidir. Platon ve Leibniz'de doğuştan bilgi. . onay. sezgisel ve çık arım a aklın kullanımı sırasında bilinçte belirdikten sonra sezilen z o ­ runluluk ve evrenselliği ile betimlenmektedir. olasılıkların düşünülm esi ile belirlenme içeriği ile birbirinden kesin olarak ayırt ediliyor. bilinmeyen doğrulukları çıkarma yetisinden başka bir şey değilse.

Bu noktada belki şöyle denecektir. benimseme ve onaylama söz konusu.52 İnsanın Anlama Yetisi erine 5ir Deneme bir şeyi akılla buldurmak anlamına gelir. zihinsel araştırma demektir. ki diğer ilke ve doğuştan doğruluklardan ay­ rıldıkları yön budur. zi­ hinde kurma. onun anladığı anlamın dışında. Akıl yürütme (usavurma). kanıtlanabilen ilkelerin bilinçdışındaki varlıkları göz ardı edilmektedir. 19 Yani. yalnızca. ortaya çıkarma ve onayımızı kazan­ mada akla başvurulurken. tartma. o ilkelerin bilgisini düşüncelerimizin ürünü olarak gör­ dükleri an. matematiksel kanıtlar ve doğuştan olmayan diğer doğruluklar ortaya konar konmaz kabul edilemezler. Bu kandırmacayı öne sürenlerin "aynı şeyin hem olması hem olmaması imkânsızdır" ilkesine ait bilginin aklımı­ zın bir çıkarımı olduğunu iddia edecek yüreklilikte olmadıkları kanısındayım. bu önerm eler apaçık olarak doğrudurlar. zerre kadar akıl yürütmeden. diğerinde anlaşılır anlaşılmaz. tüm çıkarım ve uslamlamalarda mantıken öngörülen (önkabul alan) bilinçli akıl ilkelerini. "uslamlama". bu gerçekten de insanların aynı anda onları hem biliyor hem bilmiyor olmaları demektir. bu ilkeler ve matema­ tiksel önermeler arasında şöyle bir ayrım olduğunu kabul edi­ yorum: Birinde kanıtlarla. ki büyük bir uğraş ve dikkat gerektirir. 20 "Akıl" yani. akıl çağına erene dek habersiz olunan doğuştan doğruluklara sahipseler. çünkü o zaman o çok savundukları doğa cömert­ liğini.21 Aklımızın temeli ve yol göstericisi 18 Burada. apaçık matematiksel önermelerin doğruluğunu keşfetm ek için gereksinilm eyen.18 10. bir yana atmış olurlar. soyut biçim leriyle belirli bilinç içeriklerinde . L ocke burada apaçıklığı (kendinde) bir ilkenin doğuştanlığının ka­ nıtı olarak görm ediğinde. ve insanlar en başında izi bırakılmış. "Hazır onay" konusunu daha sonra ayrın­ tılarıyla ele alacağım: Burada.19 Fakat genel doğrulukların keşfinde akıl gerektiğini öne süren bu kandırmacanın zayıf noktasını vurgulamadan geçmek istemiyo­ rum. kesinliklerim iz ve hatta olasılıklara yönelik onayım ızda gerçekten öngörüldüğü. felsefi analizlerle. 21 D iğer yandan. Kabul edilmelidir ki bunların keşfi için asla akıl kulla­ nılmamıştır.

Locke'un tüm bilgi ve inançtan yoksun doğuyoruz şeklindeki tem el ilkesine göre görevi bunları nasıl yavaş yavaş edindiğim izi göstermektir. deneyim de zihnin kullanımı öncesinde değil sonrasında olmalıdır. Burada "onay" yine 4. ilk bakışta. Önce­ likle. bunun zihnin onların ayırdma vardığı zaman olduğu24 ve çocukların akıllarını kullanmaya başlar başlamaz bu ilkeleri bilmeye ve onaylamaya da yönel­ dikleri belirtilmek isteniyorsa.22 ileride de göreceğimiz üzere. Sezilen doğruluklar. 24 Yani. tüm bilgim izin kesinlik ve apaçıklığının te­ meli olarak sunulurlar. Locke'un gördüğü gibi. 17 Bölüm . doğuştanlıklan. Kısımları: Buralarda başvurulan doğrulukların. bu bö­ lümlerde. 2. her ikisinden de tümüyle farklı bir yeteneğine bağlıdır. bu ilkelerin aklın kullanımı kadar erken zihinde yer alma­ canlandırmak için felsefi uslam lam a ve analizlere gerek vardır. Ö nce som ut örneklerde cisim leşm iş olarak kavranır. Kısım. duru­ mun doğası gereği. bu da yanlış ve saçmadır. 22 Daha doğrusu yalnızca gelişm iş zihin gücünün bilincinde olacağı "zihinsel algılam a zorunluluğu". "Aklımızı kullanmaya başladığımızda" o ilkeleri bilmek ve onaylamaktan söz edildiğinde. 1. 23 Bak: 4. L ocke tarafından. 19. onları algılam ak için yete­ rince eğitilen zihin o yöne döner dönm ez. yalnızca sezgi yoluyla algılandığı gösterilmektedir. onların bilincinde doğduğu­ muz ve soyut ifadelerini de doğuştan edindiğim iz anlamına geliyorsa. Kitap'ta sınırladığı olasılık yerine akılla algılam a için kullanılmaktadır.23 Bu ilkeleri onaylamamızda akıl bir rol oynamadığından. Anlama yetisinin işlemlerini az da olsa irdeleme zahme­ tine girenler göreceklerdir ki zihnin kimi doğrulukları onayla­ maya hazır olması doğuştan kayıtlar ya da akıl kullanımına de­ ğil. Bu. 17.Doğuştan Kurgusal İlke Yoktur 53 olarak doğanın zihne yerleştirdiği bir şeyin keşfi için aklın kullanılması gerektiği nasıl bir mantıkla ileri sürülebilir? 11. Kısım. doğru olsa bile bu doğuştanlıklarının kanıtı olmazdı. 14. . insanların akıl çağına erdikleri zaman onları bildikleri ve onayladıkları söylenerek akla başvurmanın bu ilkelerin bilgisini edinmede bize yardımcı olduğu vurgulanı­ yorsa. 12. uslamlama ve deneylerle genellem eden daha üstün ve güçlü de­ liller sayesinde bilindiğinden. 7. Bölüm . Bölüm . bu tamamıyla yanlıştır. ardından da soyut ifadeleriyle düşünülürler. Kitap.

doğuştanlığı ileri sürülen bu genel ve daha soyut doğrulukların bilgisine akıllarını kullanmaya başlayana dek erişemediklerini kabul ediyorum. Bunlar kadar tüm diğer bi­ linebilir doğruluklar için de durum aynı olduğundan akıl kullan­ 25 Bu özdeşlik ve çelişm ezlik önerm elerinin bilinçli kavranışı aşama aşama ve soyut düşünm e aracılığıyla gerçekleşiyorsa da. 13. akıl çağları dahil. Sonuçta. "Aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" ilkesin­ den haberdar olmadan çok önce çocuklarda bu yönde akıl kulla­ nımına kaç örnek verebiliriz? Cahil ve yabani insanların büyük kısmı. aslında.25 Deneme'nin devamında bu noktayı da açıklığa kavuşturmayı umuyorum. onları ortaya çıkarmak deneyim çıkarımları halinde eksik kalan zihinsel gereksinimlerinin duyumu ile olur. Bu arada. . V e onların şeylerde de doğuştan olan akılda bir şekilde doğuştan olduklarının kabulünü sağlayan. dolayısıyla gerçek (tüm dengelim ci ve tü­ m evarım a) çıkarımı olanaklı kılan da budur. buna bağlı olarak. akıl kullanılmadan önce hiç bilinmedikleri ya da ayırdında olunma­ dıkları halde yaşamın bir noktasında bir olasılık onaylanabil­ dikleri dışında bir anlam çıkarılamayacağı görülebilir: Ne za­ man onaylandıkları da belli değildir. bu ve benzeri genel önermeler üzerinde hiç düşünmeden yaşayıp gitmektedirler. insanların akıl çağına erdikleri zaman bu ilke­ leri bildikleri ve onayladıkları yolundaki ifadeden.54 insanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme dıkları ve akıl çağına erişin. insan­ ların genel doğrulukların bilgisini edinmeden önce akıllarını kullanıyor olduklarını kabul ediyorum ancak akıl çağına eriş ile bu doğrulukların keşif zamanının aynı olduğu kanısında değilim. bu ilkelerin keşfedildiği zamanla bir tutulmasının yanlışlığı apaçık ortada­ dır. İnsanların. Çünkü insanlar akıl çağına ulaşana kadar zihinle­ rinde genel soyut ideler oluşm uş değildir: Doğuştanlıkları varsayılan genel ilkeler bu soyut idelere ilişkin birer keşif ve aynı yolla zihne sokulan gerçeklerdir ki kimsenin doğuştanlıklarını ileri sürmeye kalkışam ayacağı diğer önerm elerle aynı aşam alar sonunda kazanılırlar.

"insan yapısının. Aklın kullanılm asına dek 26 Bunun biri akıl çağına erdiği an bilinm eye başlamalarından kaynaklandığı söylenem ez. Locke'un doğuştanlıkla doğum ile eşzam anlı dem ek isteyip istem ediği ve düşünm e edim inin doğuştan önce. 14. Locke'un gösterm ek istediği de bu çaba gereksinimidir. doğuştanlıkları da kanıtlanmak bir yana çürü­ tülmüş olmaktadır. çünkü bilincine varıldıkları an deneyim alışkanlığına dayalı genellem elerin koşullu zorunluluğunun tersine mutlak zorunluluklarına ilişkin bir algı olduğu gerçeğiyle karşı karşıyadırlar. Bu tür bir açıklama varsayımın kendisi kadar saçmadır.. 27 Bu noktada felsefedeki yarar sorununun bireylerin apaçık doğru olduğu görülenin ne zaman ayırdına vardıkları ile bir ilgisi olm adığı unutulmuştur.Doğuştan Kurgusal lke Yoktur 55 maya başlanıldığında biliniyor olmak onları birbirinden ayrı kılm adığı26 gibi. tamamıyla ayrı bir işlev­ sel alanı olan bir zihinsel yeti kendini gösterdiğinde gözlemlen­ mesi ve onaylanmasına dayanılarak varoluşun en başında zihne doğa tarafından işlendiğini söylemek hangi m antığa sığar? Konuşmaya başlanılm ası ile bu ilkelerin ilk onaylanm aları aynı zamana rastlıyor denmesi de (akıl çağma erişle zamandaşlığı kadar gerçekçi olabilir) insanlar onları akıl çağına er­ diklerinde onaylarlar gerekçesinden daha fazla kanıtlayıcı ol­ mazdı doğuştanlıkları açısından.. bilinmeleri ve onaylanmaları ile aklın kul­ lanılmaya başlanması aynı zamana denk gelseydi bile doğuş­ tan oldukları kanıtlanamazdı.. dış duyumların yardımı ve önceki kazanımların da desteğiyle sonraları doğrulukları bilinecek şe ­ kilde apaçık ya da tanıtlanabilir halde ortaya çıkabilen belli önerm eler var­ dır ancak ilk kitabımda söylediklerim den daha fazla değildirler" derken bunu kabul eder. felsefi soyutlamaları ile kabul ed il­ meden önce harcanması gereken zihinsel çaba olm aksızın." L ocke "bir in­ sanın doğum uyla birlikte ruh bilincinde olm asa da. Locke'ta doğuştanlık. İlk kitap boyunca aslında bireysel yar­ gının kullanılm ası yanında ve dogm alara körü körüne b ağlılığın karşısındadır. Locke'un niyetini anlaya­ mam ış durumdaydı (İnsanın A nlam a Yetisi Ü zerine B ir A raştırm a). Bir kavramın. İkinci olarak. Shaftesburry'nin sözleriyle felsefedeki doğuştanlık sorunu aslında. yetişkin olduktan sonra belli idelerin bilinçte mutlaka ve kesin­ likle birden ortaya çıkmalarına elverişli olup olmadığıdır. Hume. b öyle bir tartışmayı saçma bulduğunu söylediği zaman. sonra ya da doğum la aynı zamanda mı başladığı konusunda araştırma yapm ayı değersiz. . böylesi doğru­ lukların baştan bilinçli sahiplenilm esi anlamına gelir.

56 nsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme zihinde bu genel ve açık ilkelere28 ilişkin hiçbir bilgi olmadığı konusunda doğuştanlık yanlılarıyla uzlaşıyorum: Fakat akıl çağına eriş ile bu ilkelerin ilk ayırdına varışın zamandaşlığı düşüncelerine katılmıyorum. tüm bilgi hem doğuştan hem deneyim sel öğeler içerebildiğinden. insan bil­ gisin e bu ikisinin de yüklenm esinin çelişkili olm adığım görem em iştir. bu onların doğuştanlığının göstergesi değildir. Sonraları. Fa­ kat bilincinde olmadan çok sevdiği Hooker'in "Bilgi bağlamında.30 zihin bir kısmını tanıdıkça. çünkü. Aristo ve diğerlerinden sonra başka bir yerde Locke'un da kullandığı boş levha ve mühürlü levha mecazları yanıltıcıdır. Tanrının . Burada da doğuştan oldukları kabul edilm eyen temel ilkeler kendin­ de apaçık olarak nitelendiriliyor. çocuklar genellikle daha tikel ve bilindik ideler konusunda akıl­ larını iyice eğittikten sonra her zamanki konuşma ve hareketleri ile akıllı konuşma yetkinliğinde oldukları kabul edilene kadar ne bu genel ideleri edinir ne de onları simgeleyen adları öğrenir­ ler. daha ileri giden zihin onları 28 Sürekli olarak "doğuştan ilkelerin savunucusu bu insanlara" gönderm e ya­ pıyor. "İnsanların onları akıl çağına erdiklerinde onayladıkları" önermesi ile söylenmek istenen yalnızca şudur: Genel soyut idelerin oluşumu ve genel adların kavranması akıl yetisi ile bir arada var olduğu ve onunla birlikte geliştiğinden. 30 Bu ve sonraki cüm lelerde Locke. "Boş oda" zihnin.29 İnsanların akıl çağına erdikleri zaman bu ilkeleri onayla­ dıkları başka bir bakış açısıyla doğru olabiliyorsa bunun göste­ rilebilmesini isterim. M uhaliflerinin evrensel olarak onayladıkları söylenen ilkeler için öne sürdükleri apaçıklık bu bilinçsiz kabullenmedir. zihinde hep var olan mükemm el bilgi arasındaki farkı vurgularken. gizli yetileri dene­ yim le kullanıma geçm eden önceki halini betimler. ki daima doğruluk olarak kabul edilm elidirler. belleğe yerleşir ve adlandırılırlar. 15. Duyular öncelikle tikel ideleri alırlar ve henüz boş bir oda olan zihni doldururlar. 29 Locke'un bilinçte doğuştan oldukları iddia edilen kurgusal ilke örnekleri olarak kullandığı "özdeşlik" ve "çelişmezlik" önermeleri diğerleri arasında en soyut ve zihince en geç edinilenlerdir. öncelikle tikel sonraları ilineksel genellem elere dönüşen idelerin kökeni ve oluşturulmasına ilişkin açıklamaların temelini atmaktadır. ya da en azından şu ya da bu açıdan doğuştanlıklarının nasıl kanıtlandığı açıklanabilmeli. İnsan bilgisinin oluşumunda gereken sürekli çaba ile üstün. ikinci kitaptaki.

bebekliklerini gözlem lersek.32 Fakat genel ideler edinme ile genel sözcükler ve aklın kullanımı birlikte gelişse de..Doğuştan Kurgusal ilke Yoktur 57 soyutlaştırır ve aşama aşama genel adları kullanmayı öğrenir. Bir çocuk tatlının acı olmadığını bu ideler arasında farkı dile getirebilm esinden melekleri ve insanların çocukları arasında şu fark vardır: M elekler onlara verilebilecek en yüksek derecede tam ve eksiksiz bilgiye zaten sahiptirler. zihin bir kısmının uyumlu bir kısm ınınsa farklı ol­ duğunu keşfeder. ancak her şeyin yazılabile­ ceği bir kitap gibi olduğundan nasıl adım adım ve derece derece mükemmel b ilgiye ulaştığını araştırmak durumundayız... evet. . 1... Çalışma alanı sağlayan bu malzemeler çoğaldıkça aklın kullanımı da günbegün daha belirginleşir. Kitap. (Yeni D enem e­ ler. yine de bunların doğuştanlığının kanıtı ola­ bilecek bir şeyler görmüyorum bu bağıntıda. — İlk Önermeler) 31 İnsan deneyim inin süreci burada — algılam a ya da zihne alma. yani ideler ve dil ile donanmaya başlar. sonradan kazanılan idelere ilişkin olduğunu görürüz. Bu şekilde. onların duyularında en çok izlenim yaratan dış nesnelerin işlediği33 ilk idelerle ilintili bir bilgidir bu. 33 Bak: Leibniz. insanlar başlangıçta hiçbir bilgi ya da anlama yetisine sahip değildirler. 32 Bir ilkenin zihinsel etkisi doğal başlangıcı ya da evrim ine bağlı değildir. 6) Leibniz tanınmadan da etkili olan ideler ve ilkelerin deneyim lerde gizli varlığını örneklendirmek için mermer benzetmesini yapar. İnsan ruhu başlangıçta boş. konuşma yetisinin malzemeleri. şu kesindir ki zihin bunu sözcüklerin kullanımına geçmeden çok önce yapar.. fakat bu bir anlamda onların doğuştan olmadıklarının da göstergesidir. Birinin bilincinde doğal yasa etkisiyle bir yargının doğm ası iç duyumla bulunup çıkarılabilir olan evrenselliği ve zorunluluğunu ortadan kaldır­ maz. bu bilginin doğuştan değil. Ancak. Bazı doğrulukla­ rın bilgisi. ya da çok önce bizim "aklın kullanımı" dediğimiz aşam aya geçer. saklama ve m alzem eyi işlem e— şeklinde üç aşamada anlatılmaktadır. Gözlemleyecek olursak. Yeni Denem eler. Edindiği ideler içinde. zihinde çok önce yer almaktadır. ve küçük çocukların en erken ilgi kurdukları. zihin. Fakat. (E ccles P olit. derece derece meleklerin ölçüsüne ulaşa­ na dek büyürler. büyük olasılıkla bellekten bir yardım alır almaz.

yani. zihinde onların simgelediği genel idelerin bir araya getirilmesi ve idelerle bir­ likte terimlerin de bir kedi ya da bir gelincikten daha fazla doğuştanlığı söz konusu olmayan o ilkelerin onaylanmaya baş­ lanmasından öncedir.34 16. zihinde o ideleri bir araya getirme ve bu önermelerde dile getirilenin para­ lelinde uyumlu ya da uyumsuz olduklarının gözlemlenme fırsatı yakalanır yakalanmaz bu ilkelerin doğruluğunu bilmek için bir 34 "Tatlı acı değildir" "aynı şeyin aynı zamanda hem var hem yok olm ası imkânsızdır" ilkesinin duyu verileriyle onaylanmasıdır. bu konuda ileride da­ ha ayrıntılı açıklamalar getirilecektir. Bölüm . 2. K ısım da da bu ve diğer doğrulukların apaçıklığının bilinçli bir sezgisi için zorunlu olan koşullar. Kitap. 9. zaman ve yetilerim izin etkin sürekli kullanımı gereği üzerinde durulmaktadır. 1 . . bu son aşama bu ilkelerin ilgisi olduğu genel idelere sahip olunmadan ya da onları temsil eden genel terimlerin anlamlarının bilinmesinden önce gerçekleşir. ve bu sözcüklerin açıklanması üzerine bu eşitlik önermesini hemen onaylar ya da daha doğrusu doğruluğunu al­ gılar. Bir çocuk 7'ye dek saymasını öğrenene. sonraları aynı şeyin hem var hem yok olmasının imkânsızlığını bilmeye başlar. İşte bu kazanım sonunda. B elli bir örnekle som utlaştırılmasının eğitim siz bir zihin için onun. 35 Başka yerlerde olduğu kadar 4. eşitlik idesi ve adını edinene dek üç ve dördün toplamının 7'ye eşit olduğundan habersizdir.58 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme çok önce bildiği gibi konuşm aya başladığı zaman da pelinotu ile şekerlem enin aynı şeyler olm adığını bilir.35 Öyle ki. zaman ve gözlemleme tüm bunları kazan­ dırana dek beklenmelidir. Zihninde bu adların yerine geçtiği açık ve seçik ideleri kurar kurmaz önermenin doğruluğu belirir onun için. Bölüm . Ve o zaman kiraz ile çubuğun aynı şeyler olduğunu bilmezden ön­ ceki aynı zemin ve aynı yollardan hareketle önermenin doğrulu­ ğunu bilir ve aynı şekilde. K ısım ve 7. Fakat ne bir doğuştan doğruluk olduğu için hemen onaylar ne de o zamana dek aklını kullanmadığından bu önermeyi onaylamamıştır. Aynı zamanda bu son aşama. oldukça soyut ilkelerden daha apaçık olduğu doğrudur.

37 17. bir çocuk bunu öteki kadar çabuk bilmez. 7 Bölüm. 18. Kitap. anlama yetisinde düzenlenen terimler biçiminde nitelendirdikleri bu ilkelere bir evrensel onay sağlamaya uğraşm ışlardır:39 Ço­ cuklar dahil tüm insanların terimleri duyup anlar anlamaz bu önermeleri onayladıklarını görerek bunun doğuştanlıklarını ka­ nıtlamaya yeterli olduğunu düşünüyor bu insanlar. Locke'un bir sonraki cüm lede de kabul ettiği üzere. kendiliğinden açık verdiği ve sonradan kazanılan ve öğrenilen diğer doğruluklar ile doğuştanlığı varsayılanlar arasında bir fark bırakmadığı38 için.Doğuştan Kurgusal lke Yoktur 59 kapasiteye erişilmiş olunacaktır. Fakat. neden? Aklını kullanmadığı için değil fakat bir. ilkenin doğuştanlığının kesin bir işareti midir. Buna karşılık olarak ben de soruyorum: Terimlerin ilk duyulması ve anlaşılması üzerine bir önermenin hazır onay bulması. diğer yandan (Locke'un kullandığı anlam ıyla) salt ide bilgi ve inancın birimi olan yargı­ dan ayrı düşünüldüğü sürece bilgi olarak kabul edilem ez.36 Bu durumda. 39 Bak: 4. Sözcükler bir kez anlaşıldı mı onların kuşku duyulmaz doğruluklar olarak hiç sorgulanmadan kabul edilmesi. sunulur sunulmaz genel olarak onaylandıklarını söyleyerek. insan­ lar. bir insan bir ve ikinin toplamının üçe eşit olduğunu bildiği açıklıkla 18 ve 19'un toplamının da 37'ye eşit olduğunu bilir. değil 36 G özlem ler öngören ve beklenm eyen koşullarla değişim geçiren olasılıklara karşılık gelen tümevarımcı genellem elerden ayırt edilm ektedirler. 38 Bireyin onları bilinçli olarak onayladığı ve kabul ettiği zamanda fark yok­ tur. İnsanların akıllarını kullanmaya başladıkları zaman ge­ nel onayın söz konusu olduğu savı. bu önermelerin kesinlikle. iki ve üç ile belirtilenler gibi 18. . 37 İdeler edinilene dek katılacaktan yargılar oluşturulamaz. bir eğitim olmaksızın sunulduğu ilk andan başlayarak zihin tara­ fından alındığı ve onaylandığı. kabulün zi­ hinsel özelliğindeki farkla oldukça uyumludur. 19 ve 37 ile simgelenen ideleri çabuk edinmediği için. asla yeni bir kuşkuya düşülmediği ki bu durumda önce anlama yetisinde yerleşmiş olduğu çı­ karımına götürmektedir onları.

"beyaz siyah değildir". Leibniz'e göre. doğuştan değildir. "İki cisim aynı yerde olamaz" önermesi "aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır". Yalnızca sayılar ve birkaç öner­ meye has bir ayrıcalık değildir bu. insanların idelerine sahip oldukları kadar doğuştan önerme yanında farklı idelerin birbirini dışladığı içerikte yapı­ 4 0 Ö yleyse zihnin bilgi ve onayda mantıken öngörülen doğru.41 Bunlar ve belirgin idelerini taşıdığımız birçok böylesi önerme. bir yandan herkesin bilincinde belirgin olmaması. Bu­ rada Leibniz. d i­ ğer yandan apaçık önerm elerle deneysel genellem eleri karşılaştırıyor. Bölüm . bu durumda bir ve ikinin toplamının üçe. Aynı zamanda. iki ile ikinin toplamının dörde eşitliği ve anladığı an onayladığı birçok sayısal önerme de herkesçe bu doğuştan belitler (temel önermeler) arasına konmalıdır. B ellek konusu için bak: 3. apaçık doğrulukların somutluk kazandığı sa­ y ısız örnek ve aynı doğrulukların soyut felsefi ifadesini birbirinden ayırt etm eliyiz. doğuştan doğruluk teriminin asıl anlamına bakılırsa. işareti ise. Locke'un da kabul ettiği gibi "edinilmiş bilgi bellekte saklanabildiğine göre neden doğa en başta zihne tüm bilginin mutlak bağlı o l­ duğu ideler yerleştirm iş olamasın?" diye soruyor. 41 "Tatlı acı değildir.60 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme midir?40 Değilse.42 Te­ rimlerin bu biçimde onaylanmasını doğuştanlığın bir işareti görenler. . o zaman duyulur duyulmaz genel onay alan tüm böylesi önermelerin doğuştanlığını kabul etm e­ leri gerekir ki böylece kendilerini bir sürü doğuştan ilke ile yüklenmiş bulacaklardır. soyut ilkeler olarak bilinçli bir halde sezgide bulunmasını içeren sonraki felsefi analiz ile bu ilkeler üzerinde önceki bilinçsiz ilerlem e arasında hâlâ ayırım yapıla­ mamaktadır. adları du­ yulur duyulmaz ve anlaşılır anlaşılmaz onaylanmalıdır." önerm esi.. 4 2 Y ine. (Yeni D enem eler). 20 Kısım. Aynı gerekçe ile bu ilkelerin doğuştanlığı ileri sürülüyorsa çeşitli sayısal önermelerin de öyle ol­ duğu kabul edilmelidir. "bir kare bir daire değildir" ve "acı tatlı değildir" gibi­ lerinden daha az kesinlikte bir doğruluk değildir. Doğa felsefesi de dahil tüm diğer bilimler anlaşılır anlaşılmaz onaylanması kaçınılm az çe­ şitli önermeler üretirler. diğer yandan zihnin bilincinde olm adığı bir ide ya da ilk eye sahip olması çelişkili geldiğinden gizli olmaması yüzünden apaçık ilkelerin doğuştanlığını yadsıyorken. genel onayın bunun bir kanıtı olarak sunul­ ması boşunadır.

Anlama yetisinde olup bitenleri gözlemlemek zahmetine giren biri. (Araştırma) 45 Bak: 4. tat. "doğuştan" ve "apaçık" olgularını karşılaştırıyor. tüm renk. te­ rimlerinin ilk duyuluşu ve anlaşılması ile onay alacaktır. bu genel önermenin temeli ve daha kolay anlaşılır olanı "Aynı farklı değildir" ifadesinde görülmektedir. çeşitli önermelere has bir açıklıktan kaynaklandığını kabul ediyorum. kısımlar) Her şeyden habersiz doğuruyoruz diye bilginin doğuştanlığını reddederek. Hume bunu daha da abartıp "doğuştan doğalın eşdeğeri bir söz­ cükse. şekil ve benzerine ait idelerimizin doğuştanlığını ileri sürmek kadar akla ve deneyime aykırı bir şey yoktur.. Farklı bir idenin bir diğerine attığı her önerme "aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" genel önermesi kadar kesinlikte.. (gözün ışığı algıladığı gibi) algılanan bir apaçıklık kavramı ortaya koyuyor. 2. Bu yüzden de. . 4 4 Burada yine bir zihinsel ilkenin en soyut formuyla algılanm ış doğruluğu ile bu zihinsel ilkenin çeşitli ve olası somutluklarının algısı kadar. (1 . bu ve daha az genel olan önermelerin. Bölüm . bu tür doğuştan önermelerden oluşan bir orduya sahip olunacaktır. o zaman zihnin tüm algı ve idelerinin doğuştan olduğu kabul ed il­ melidir" der. doğuştan ilkeler olarak görülen daha tümel önermelerin çıkarımları biçi­ minde ele alınması da kabul edilemez. Diğerleri bir yana.43 Fakat bir önermenin ilişkin ideleri doğuştan de­ ğilken. daha genel ilkelerden tamamen habersiz olan43 Leibniz'in de söylediği üzere tüm aritmetik ve geom etrik önerm eler doğuş­ tandırlar ya da zihinde hazırdırlar. "Bir artı iki eşittir üç". kendisinin doğuştanlığı söz konusu olamaz.. ses. Kitap..Doğuştan Kurgusal ilke Yoktur 61 labilen önermeleri de aynı ölçüde kabul etmeliler. Bir de tüm bilgim izin kesinliğinin dayandığı ve uyanık zi­ hinde yalnızca ona dönüldüğünde. 19. "yeşil kırmızı değildir" gibi du­ yulur duyulmaz onaylanan daha tikel açık önermelerin. böylece. doğuştanlıklarını iddia etmeye kimsenin kalkışamayacağı.44 Terimleri duyar duymaz ve anlar anlamaz evrensel ve çabuk onay vermenin. bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı olan önerm elerin doğruluğunun algısı birbirine karıştırıl­ mıştır. doğuştan izlenimlere değil de başka bir şeye (ileride göstereceğiz)45 bağlı olan.

50 46 Birey zihnince en erken alınan olduklarından değil şeylerin doğası ya da akıl gereğince önkabul gördükleri ve mantıksal sınırlamada başta oldukları için "ilk"tirler.. öyle ki önceki sonrakinin yadsınması halinde yadsınamaz. bunun ilk duyuş ve anlayışta ev­ rensel onay savı açısından bir anlam taşımadığını öne sürerim Çünkü. Sonucu. 5 0 Bak: 4. Daha az genel doğrulukların delili Leibniz'in bizde gerçekte ve tam algı öncesinde bulunduklarım söylediği daha soyut ve bu bağlamda daha yalın idelerde görülür. ilk kavrayış sırasında ti­ kel ve açık önermelere göre daha yabancı kalmaları.48 Daha genel olmasının doğuştanlık olasılığını azaltmasına gelince. daha az genel ve tikel önermelerde daha genel olan öncül kabul edilir. . saklı ya da gizli olan öncülü ile belirlenen eksik önermeli tasımda olduğu gibi onlara tasımın saklı öncülleri gibi güveniriz. Gerçekten ayrı ayrı düşünem iyor ve onları filozofça düşünmeyi becerene dek soyutlama yoluyla ayırt edem i­ yorsak da yürümek için zorunlu kaslar ve sinirler kadar onlar da bilgim iz için zorunlu olduklarından bilgim izin ruhu ve dokusunu oluştururlar.. 7.47 20. bu doğuştanlığın kesin bir göstergesi ise duyulduğu ve anlaşıldığı an genel onay kazandığı görülen herhangi bir önerme de "aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" ilkesinden daha az doğuştandır denemez. kitap. Bölüm.62 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme larca kesinlikle bilindiği ve iyice benimsendiğini göreceğinden ilk ilkelerden46 daha önce zihinde bulunan bu ilkelere ilk duyul­ duğu yerde onaylanma hakkını tanıyamaz. 48 Locke'un doğuştanlık ya da deneysel olmayan bilgi (apriori) a n layışın a göre. genel ve soyut idelerin gelişmekte olan anlama yetisinde49 onaylanmak için daha fazla beklemelerini gerektirir. uğraş ve deneyim sonucu olm ası gerektiği ve hiçbirinin bizim le birlikte dünyaya gelm ediği Locke'un doğuştan ideler ve ilkelere karşı çıkarken varmak istediği noktadır. Ayrıntısıyla incelendi­ ğinde asıl konumunu alacak olan bu ilkelerin genelde düşünül­ düğü kadar önemli olmadıkları da görülecektir belki. 47 Bununla beraber. "İki ile ikinin toplamı dörde eşittir" ve "kırmızı mavi değildir" benzeri önermelerin genel ilkeler olmadıkları ve sık kullanılmadıkları söylenirse. 49 Bir insanın doğuştan olanı ya da herhangi bir kısmım anlam asının bir g e ­ lişm e içerm esi.

doğuş­ tansalar doğduğumuzda tümüyle bilincinde olm am ız gerektiğini söylediği doğuştan doğruluklarla karşılaştırılmaktadırlar. anlaşılır bir kılığa bürünüyordur. böylesi yargılar her nasılsa bilincim ize sokuldukla­ rında. zaman zaman daha önce bilmedikleri ve o ana dek hiç sorgulamadıkları bir önermeyi bilmeye başladıklarını da görürler: Burada öner­ menin doğuştanlığı değil. kişinin kendi başına akıl yoluyla anlayışı yerine insani otoriteye boyun eğm e yani bir kişinin önerisi ile onay verme diye yorumlanmaktadır.52 [Terimleri53 ilk duyulduğu ve anlaşıldığı an onaylanan 51 "Önerildiğinde onay" burada. 53 2. Fakat "terimleri duyulup anlaşıldığı an önermelerin onaylanması" üzerine söylenecekler bitmedi henüz... tüm diğer bilgilerimizin te­ melleri olmaktan çıkarıyor doğuştanlığı varsayılan ilkeleri. İnsanların kendilerine sunulan bu açık doğruluklardan çoğunu önceden biliyor oldukları inkâr edilemez: Şu da var ki. içeriğindeki şeylerin önemsenmesinin. Bu otoritenin ana ilkelerine yönelik yeni ve yersiz bir soru ortaya koyar. Çünkü başka şeyleri anlayan ve bilen kimi insanların kendilerine sunulana dek bu ilkelerden ha­ bersiz oldukları ve başkalarından duyana kadar da doğrulukla­ rını bilemeyecekleri dile getirilmektedir. Bu durumu doğuştanlığın değil de tersinin bir göstergesi olarak ele almak uygundur diye düşünüyorum.Doğuştan Kurgusal İlke Yoktur 63 21. baskıda eklenmiştir. görül­ memeli midir? 52 Zihinsel açıdan zorunlu ya da apaçık olan doğruluklar burada da. fakat bir yandan da öne sürülenin tersine. doğal bir izlenimle anlama yetisinde yer alan bu ilkelerin önceden bi­ linmemeleri durumunda onaya sunulmalarına neden gerek du­ yulmaktadır? Sonradan sunulmaları onları zihinde doğanın yap­ tığından daha açık bir hale mi sokuyor? Öyleyse. bir insan öğ­ retildikten sonra onları öncekinden daha iyi biliyordur. Doğuştansalar. çok az bir etki alanı bırakıyor. yanlış olm a olasılıkları bizce mutlaka saçm a görülm eli mi. . bu ilkeler başkalarınca öğretilince doğa izlenimiyken olduğundan daha açık. ne zaman ve nasıl düşünülmeye başlandığı konusunda başka türlü bir yaklaşıma meydan vermemiş olması söz konu­ sudur.51 Bu çıkarım doğuştan ilkeler sanısına uymuyor.

ki korkarım kanıtlandığında onaylamaktansa bir önermeyi kanıtlamanın daha güç olduğunu düşünenler buna pek sıcak bakmayacaklardır.64 naanm Anlama Yetisi erine Bir Deneme bir ilkeye doğuştandır denmeliyse. tikellerden genel bir kurala varılan her sağlam zeminli gözlem de doğuştan olmalıdır. 2. sunuldukları zaman gözlemci olmayanlarca onaylanmamaları mümkün olmayan önermelerdir bunlar. Gözlemci insanlar tarafın­ dan bu yapıldığında. Anlama yetisinde. kitapta apaçık ve tanıtlanmış doğruluklardan kesin olarak ayırır. Locke'un kendisi de 4. önceki savın bu zayıflığı ilk duyuşta kabul edilen ilkelerin doğuştan diye düşünüldüğü konusunda bizi ikna 5 4 Yani.55 23. kitapta tüm matematiksel doğruluklar ve Tanrının varlığına ilişkin algılanan zihinsel zorunluluğu ya da diğer bir deyişle bunların gizli doğuştanlığını öne sürer. Korkarım. bu ilk duyuş öncesinde. yeterli bir tüm evarım la oluşturulmuş olan her deneysel genellem e ki bunu L ocke 4. Her matematiksel ya da başka türlü tanıtlama sırasındaki her adımın sezgisel delilleri konusunda bak: 4. 7.54 Hiç değilse yalnızca zeki kafaların ilk ne zaman bu gözlemlere ulaştığı ve doğuştan olmayan fakat tikel örnekler üzerinde derin düşünme sonucu ve önceki bir bilgiden derlenen genel önerme­ lere ne zaman dönüştürdüğü bellidir. Kitap. Kısım. Bölüm . eğitim li bir insanı çelişm ezlik ya da nedensellik ilkesini kabule zorlayan mutlak zihinsel zorunluluk ile aynı türden midir? 55 H iç kim se karşı çıkm adığından doğuştan bilincinde olunarak kazınm ış haliyle kalır. 22. Fakat eğitim li bir insanı çekim yasasını kabule zorlayan koşullu zorunluluk. Çok az matema­ tikçi geometrik çizimlerinin doğanın zihinlerine işlemiş olduğu şekillerin yalnızca birer kopyası olduğuna inanma eğiliminde olacaktır. . ilk ilkeler kadar tüm matematiksel kanıtların da zihindeki doğuştan izlenimler olarak ele alınması gerekir bu durumda. bu ilkelere ilişkin doğrudan değil dolaylı (açık değil üstü örtük ya da kapalı) bir bilgi olduğu söylenirse (bilinmelerinden önce anlama yeti­ sinde bulunduklarını söyleyenlere göre öyle olmalılar) zihin böylesi önermeleri anlama ve onaylama kapasitesi taşır anlamı­ nı içermedikçe örtük olarak anlama yetisinde işlenmiş bir ilke ile denmek isteneni kavramak güç olacaktır.

. İdeleri ya da terimleri doğuştan olan tek bir önerme gösterecek olan biri çıkarsa da sevinirdim. Öncelikle. anlam lan çocuğun çevre­ sindeki duyulur nesnelere verilen adlarınkinden daha geniş kapsamlı ve soyut olduğundan tam anlamlannı öğrenmesi için daha fazla zaman gerekir ve zihninde o adların temsil ettiği genel ideleri biçimlendirmek daha uzun bir süreç ister. bir çocuğun böylesi genel terimlerden oluşan bir öner­ meyi onaylaması için boşuna uğraşırsınız. ilk du­ yuşta onaylanan tüm önermelerde. doğrusu.. aynı çocuğun "aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" önermesini onaylaması için birkaç yıl geçecektir. çünkü öğretilmeyen ve bir sav ya da bir kanıtlamanın etkisiyle değil de yalnızca terimlerin açıklanması ya da anlaşıl­ ması sonucu edinilen önermeleri onaylıyorlar. terimler. idelerin kendileri ve adları doğuştan değilse geriye doğuştan denebilecek ne kalıyor onu bulmak isterdim. daha önce bilmedikleri bir şey öğrendikleri ya da öğretildiği za­ man insanların yeni bir şey öğreniyor olmadıkları varsayımının yanıltıcılığı yatmaktadır. öte yandan kendilerinde açık ve kesin olsalar da o kadar çabuk ve kolayca edinilmeyen ideler içeren diğer önermeleri onaylama yeteneğinde değilizdir. birbirleriyle uygun ba­ ğıntılarını öğreniriz. Bunun temelinde. Öyleyse. Sözcüklerin öğrenilmesi kolaysa da. fakat o ideleri kaza­ nıp adlarını öğrenir öğrenmez sözü edilen önermeleri bilmeye . Çünkü. sonra edinilir.Doğuştan Kurgusal ke Yoktur 65 edecektir. bir çocuk zihninde ayrı ayrı işlenmiş olan elma ve ateş idelerinin bilgisini edindiği zaman "bir elma ateş değildir" önermesini çabucak onaylasa da. Fakat edinilen tüm bilgi bu değildir: Önermenin içerdiği idelerin kendileri de adlan gibi insanlarla birlikte doğmaz. Aşama aşama ideleri ve adları edinir. Zamanı gelene kadar. birlikte doğmadıkları te­ rimleri ve anlamlarını öğrendikleri apaçıktır. ve işte o zaman anlamlarını öğrendiğimiz terimleri ve bir araya konduğunda beliren uyum ya da uyuş­ mazlığını algılayabildiğimiz idelerimizi içeren önermeleri ilk duyuşta onaylarız.

Fakat zihninde henüz olmayan ideleri simgeleyen sözcükleri içeren önermeler sunulursa kendi içlerin­ de doğru ya da yanlış. onları temsil eden sözcüklere göre önerme içinde kaldıkları ya da bir­ birini dışladıklarını görür. üzerinde düşünmemiş olanlarca onaylanmayan önermelerin doğuştan olamayacağını kendileri de itiraf ediyorlar. . Fakat.66 nsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme yatkınlaşır: Zihnindeki uyumlu ya da uyumsuz idelerin. terimleri anlama­ yan ve anlasa da henüz o önermeleri hiç duymamış. bana bir insanın doğruluğu bilip de ondan ha­ bersiz olması kadar akıl dışı geliyor. 58 Sürekli yinelediği üzere. bu tür önermeleri ne onaylar ne de red­ deder. Sanırım insanlığın 56 Burada ve başka bir yerde L ocke idelerin ve bilginin doğuştanlığının kar­ şıtlarınca. bilinçli onay onun için doğuştanlığın özüdür ve ne kadar soyut olursa olsun doğuştanlığı iddia edilebilecek tüm ilkelere herkes tarafından verilmelidir. her insan doğuştan doğru olduklarının bi­ lincindedir ve bilincinde olmalıdır. Sonuç olarak. İdelerimizin işaretleri ol­ manın dışında yalnızca anlamsız sesler içeren sözcükleri idele­ rimize karşılık geldikleri sürece onaylayabiliriz. yalnızca hakkında bilgisizdir. yaşam ın çok geç safhasında bilincine varılan.56 24. — çünkü ex hypothesi. Sonunda açıklanan bilgi "aşamaları ve yollan" ile onay te­ m ellerinin filozofun aradığı asıl ilkeler ile karşıt halde e le alınması gerek­ miyordu ancak L ocke m uhalif tavrıyla onları karşılaştırmaya girişti. doğuştan ilkelerin savunucularıyla. Bu sanı üzerinden doğuştan ilke olm adığı ya da varsa da doğruluklarını savunmanın büyük saçm alık olduğunu gösterm ek kolaydır. adım adım ve her seferinde deneyim birikimi ve zihin gelişim ine bağlı olarak ilerleyen do­ ğuştan idelerin çoğuyla çelişen bir içerikte savunuluyor olm ası üzerinde ısrarla duruyor. 57 Fakat karışık deneyim im izin felsefi bir analiziyle anlaşılm ası ve doğrulu­ ğunun kanıtlanması gereken bir evrensel onaydır. zihinle­ rimize bilginin hangi yollar ve aşamalarla girdiği ve çeşitli dü­ zeylerdeki onayın temelleri Deneme'nin devamında ele alınaca­ ğından. burada yalnızca beni doğuştan ilkeler konusunda kuş­ kuya düşüren bir neden olarak şöyle bir vurgulamak yeterli olabilir.57 Bir doğruluğun doğuştan olup da onaylanmaması. ilkele­ rin doğuştanlığının evrensel onay almaları ile belirleneceği ko­ nusunda uyuşuyoruz.58 Fakat.

(Yönetim (Hükümet) Üzerine İki incelem e. hoşlanmadığı hardal ya da pelinotunun çok 59 D oğuştan. .59 25. Bölüm . ba­ kıcısının. Çocuk. Belirleyip belirlemememiz önemli değil ancak çocukların düşünmeye başladıkları belli bir zaman vardır ve sözleri ile hareketleri böyle olduğunu gösterir bize.. Düşünme. Başka şeylere ilişkin kesin bilgimiz olduğu halde önceden bilmediklerimiz düşüncesizce tüm bilgimizin temelleri ve doğ­ ruluğun en açık parçalan olarak ileri sürülmektedir. bilme ve onaylama yetkinliğine erdiklerinde doğanın işlemiş olduğu kavramlardan habersiz kalabilecekleri düşünülebilir mi? Dışardaki nesnelerden izlenimler alırken aynı zamanda doğanın zihnine özenle işlediği şeylerden habersiz ol­ dukları varsayılabilir mi? Yabancı kavramları kabul edip onay­ larken. bebeklerin bilmediğimiz düşüncele­ rinden yola çıkarak. böylece de bu önermelerin doğuştan olmadığını gös­ termeye yeterdi. Bu sayı daha az olsaydı bile yalnızca ço­ cukların bu önermelerden habersiz olması da evrensel onayı yok etmeye. çocukların bile bir dereceye kadar paylaştıkları bir deneyim de "mutlaka gizli olan" dem ekse bu yapılamaz.. Küçük çocukların. varlıklarının temel ilkelerinin dokusunu oluşturduğu. kendisiyle oynayan kedisi ya da onu ürküten bir zenci olmadığını bilir. Ancak Locke'un kendisi de "akıllı doğduğumuz kadar özgür de doğarız. 61. çünkü başka şeyleri çok iyi gören gözlerle doğanın yazdıkları okunamamaktadır. 2. ayrıca bu iki genel önermenin ne çocuk­ ların zihninde ilk yer alan ne de tüm kazanılan ve yabancı kav­ ramların öncesinde edinilmiş doğruluklar olduğunu söylüyo­ rum: Ki doğuştan olsalardı bu şarttı. ancak bu biri ya da diğerini gerçekten kullanıyoruz dem ek değildir" der. Kısım).Doğuştan Kurgusal lke Yoktur 67 yarısı bu durumdadır. tüm bilgi ve sonraki uslamlamalarının temeli ve yol göstericisi olmak üzere silinmez harfler halinde işlenmiş olduğu varsayı­ lanlardan habersiz olabilirler mi? Bu doğanın boşuna yorulduğu ya da en azından çok etkisiz kaldığı anlamına gelir. daha dile getiremedikleri şeylerden sonuca varmakla suçlanamam.

60 26. herhangi bir doğuştan doğruluk varsa ister istemez ilk düşünülecek olan. ve bizde ve şeylerdeki kimi mutlak akıl ilkelerinin yokluğu halinde gerçek olan hakkındaki uslamlama im kânsız olacağı ve bilim karm aşıklaşacağı için hiçbiri yararlı değildir. başka bir şeyleri bilen biri tara­ fından bilinmemesi imkânsızdır. D olayısıyla som ut yargılarda sak­ lıdırlar ve bu bağlamda doğuştandırlar. (ç o ­ ğunun bilincinde edim sel olarak ortaya çıkaramadığı) son/kesin soyutla­ malardan olduğu kadar bir zamanlar düşünüp de artık vazgeçtiğim iz id e­ lerden de yoksun kalmamalıydık.68 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme sevdiği elma ya da şeker olmadığının da ayırdındadır. 62 Leibniz'in gösterdiği üzere bu uslamlam a çok şeyi ortaya koyuyor. bu arada. d eneyi­ min dayandığı tüm doğruluklar her kişinin bilincinde hazır olm alıysa. doğru olam az. zihinde ilk beliren o olmalıdır. . doğruluklar mutlak bilinç içi düşünceler değil yalnızca doğal eğilim lerse asla gerçekten düşünm ediği­ m iz ve asla düşünem eyeceğim iz kimi idelere sahip olmanın önünde bir en­ gel yoktur. Yetişkin insanlara sunulur sunulmaz değişmez ve hazır onay alan çeşitli genel önermeler varsa da. Başka türde bir doğuştanlık anlayışı ona akıl alm az geliyor. 61 D eneyim le uyuşması gereken ideler ve ilkelerin bilinçli kavranışını içer­ diğinden yine Locke'un tartışmalı doğuştanlık kavramı söz konusu. başka bir şeyleri bi­ len genç insanlar tarafından bilinmiyor olmalarından dolayı ne evrensel onay aldıkları ne de doğuştan oldukları iddia edilebilir.62 60 Fakat çocukların doğruluğunu gördüğü somut yargılar özdeşlik ve ç e liş­ m ezlik ilkeleri yanlışsa.61 Anlaşılan o ki. Doğuştan doğruluk olmaları doğuştan düşüncenin varlığını da gerektirir ki buna göre üze­ rinde asla düşünülmemiş bir doğruluğun zihinde varlığından söz edilemez. Bunlar emin olduğu bilgilerdir fakat kim çıkıp da bunları "aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" ilkesini bildiğinden onayladığını söyleyebilir? Ya da başka birçok doğruluğu biliyor hale geldiği bir yaşta bu önermeye ilişkin herhangi bir kavrama sahip midir? Çocukların bu genel soyut kurgulara süt şişeleri ve oyuncakları eşliğinde sahip olduklarını söyleyen biri için haklı olarak bu sanıya varmak için bir çocuktan daha fazla uğraş ve zahmet vermiş ancak daha az içtenlik ve gerçeklik taşıyor de­ nebilir. — bir doğuştan doğruluk varsa.

çünkü onları kavrarken apaçıklıkla­ rını algılarız. yabaniler ve okumamış insanlar üzerinde öğrenim ve eğitimin biçimlendirici etkisi. kendi bedenleri ve dış dünyaya dik­ katlerini yöneltirler. aptallar. doğanın işlemiş olduğu belirgin yazılar üzerinde yabancı ve ezberlenmiş öğretilerin karıştırıcı eklemeleri olmadığından. zihinlerinde bu doğuştan kavramlar herkesin ayrımsayacağı bi­ çimde belirmelidir. aptallar ve de insanlığın büyük bir kısmınca bilinmediği üzerinde yeterince ikna olduk. yine de doğruluklarının sezgisel algısına yol açmaya yönelik zihinsel yetiyi kullanm alıyız. Soyut matematik ve mantık doğrulukları bir anlamda bizde ve şeylerin doğasında vardırlar. rastlantısal çağrışım ve alışkanlığın pekiştirilm esi ile daha az saptırılabilirler. çünkü bu ilkeler ruha doğrudan işlendiğinden yaradılışla bir bağıntı taşımazlar. Sözünü ettiğimiz genel ilkelerin çocuklar. Çocuklar. tüm bu doğal ışık parıltıları (böyle bir şey varsa). belki. Fakat çocuklar.63 Bu ilkelerin doğuştan aptal insanlarca tam olarak bilinmesi beklenebilir. ancak yine de filozoflar gibi bilgi ve yaşam ın dayandığı kesin doğrulukları ortaya çıkarmayı beceremezler.Doğuştan Kurgusal lke Yoktur 69 27. Bence. en güçlü ve etkili biçimde kendilerini göstermeleri gere­ ken insanlarca en az bilindiklerinden doğuştan olamazlar demek sağlam bir iddiadır. bilginin hangi evrensel (tümel) ilkeleri söz konusudur? Çok az 63 "Doğuştan" başka türlü anlaşıldığında ters sonuç çıkar. Diğer insanlar arasında gelenek ya da alıntı sanılarla en az bozulmuş olan çocuklar. diğer ilkelerle ayrıldıkları nokta da budur. aptallar. gizleme becerileri olmayanlarda tüm gücüyle yayılmalı ve orada olduklarından hiç kuşku duyulmamalıdır. İyi de o zaman ço­ cuklar. yabaniler ve kara cahillerde hangi genel ilkeler. apaçık ortadadır ki. diye düşünülebilir. Burada da doğuştanlıklannı çürüten bir nokta var: Eğer bu ilkeler doğuştan ve doğal izlenim iseler zihinlerinde henüz hiçbir izlerine rastlamadığımız insanlarda en açık ve belirgin biçimde ortaya çıkmalıdırlar. İnsan zihni ve şeylerin doğasında saklı olan ilkeler onlara yönelik refleks dikkat ile bi­ reylerin bilincinde açığa çıkar. . bunlar ne bir evrensel onaya sa­ hiptirler ne de birer genel izlenimdirler. aptallar. doğruluktan. Doğuştanlık yanlılarınca. yabanıllar ve e ğ i­ tim siz insanlar buna meydan vermez.

V e ikisinde de söz konusu olan yaklaşma tarihidir. en güçlü izlenim bırakan nesnelerden edinirler. doğruluğun keşfi ya da bilginin ilerletilmesine pek yararı yoktur. doğuştanlıkları kabul edilmeyen çeşitli önermelerin eşit biçimde paylaştıkları ölçü­ 64 B ilgiyi düzenleyen ve evrensellikleri ile yansıyan kesin ilkeler kronolojik olarak bireysel zihin ve insan ırkının tarihine benzer bir süreçte ilk değil son ilkelerdir. ça­ lışma ve uğraş kafamızı bunlarla karıştırdığı zaman hepim iz böyleyizdir. İnsan felsefesinde kesinlik söz konusu değildir.. Genel olarak. 65 Burada ilkeler ya da tem el önermeler ele alınmaktadır. Bu yüzden daha iyi yargılara varma isteğiyle. bakıcısı ve beşiğini. bunları da en çok haşır neşir ol­ dukları ve duyuları üzerinde en sık. Buraya kadarı tanıtlama uzmanlarına ne kadar saçma ge­ lir bilmiyorum. ve genelde gördükleri onay.65 28. Büyük olasılıkla ilk duyuşta kimsenin kolayca kabullenemeyeceği şeyler söylediklerim. tamamlama tarihi değil..70 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme ve sınırlı kavramları vardır. Bu tür genel önermelere Kızılderili kulübelerinde pek rast­ lanmaz. Bu ilkeler yapay kanıtlar öne sürmek ve kandırmacalar oluştur­ mak için uygundur. Deneme'yi sonuna kadar okuyana dek önyargıların bir yana bırakılmasını istiyorum. . çocukların ya da aptalların zihinlerinde ise bunlara iliş­ kin hemen hiç iz bulamayız. bu iki kurgusal ilkenin doğuştan olduğunu dü­ şünmek için bir neden göremiyorum: Çünkü evrensel onaya sa­ hip değiller.64 Daha sonra bilginin geliştirilmesindeki ufak katkısından ayrıntısıyla söz edeceğim. genç bir yabani kabilesinin yaşantısına göre aşk ve avcılıkla doldurur kafasını. Bu tür konuşma ya da öğrenime alışkın ulusların okulları ve akademilerinin dilidir sözü edilen. Tarafsız bir bi­ çimde doğrulukların peşinde olduğumdan. Fakat eğitim almamış küçük bir çocuk ya da vahşi bir yerliden bilimin bu soyut ve genel ilkelerini bilmesini beklemek yanılgı­ dır. Bir çocuk. biraz bü­ yüdüğünde de yavaş yavaş oyuncaklarını tanır. kendi kavramlarımı öne çıkarıyor olmamdan dolayı kınanmayı göze alıyorum.

67 Kurgulamayı ilk soyut ilkelerle başlatmayı ya da tüm insanların ilk olarak onlarla başladıklarım kabul etm eyi reddederken Locke. Fakat bu yoldaki felsefe sonunda eski sorularım yeni bir form içinde yö­ neltmiştir. bir sonraki bölümde bunu açıkça ortaya koyacağımdan eminim. Bilginin ve bilimin bu "îlk ilkeleri" doğuştan değilse başka hiçbir kurgusal ilkenin öyle olmaya hakkı yoktur diye düşünüyorum . Kant.' 66 4.Doğuştan Kurgusal lke Yoktur dedir: Onlara verilen onay başka bir yolla edinildiği. . varlığın büyük okyanusundan sıradan deneyim e ait bilinen olgulara yol aldığını hissettirir.66 doğal kayıttan kaynaklı olmadığı için de doğuştanlıkları söz konusu değildir. bilim sel deneyim tem elini araştırırken. H egel bu temeli. şeylerin Tanrısal özünde görmüştür— Mutlak İde. Kitapta açıklandığı üzere büyük ölçüde biçim lendiriri düşünm e ediminin yardımını alan sezgi yoluyla üretilir.

"Kurgusal tem el öner­ m eler kendilerini tümüyle akıl alm az ifade edilm eye karşı yeterince korur­ lar. kendi apaçıklıklarıyla ke­ sin. kurgusal ilkelere göre çok daha kuşku uyandırıcıdır. yani sağduyu savının kılgısal il­ keler bağlam ında büyük önem taşıdığı söylenm işti. sf: 754) . Anlaşılan o ki. Ö nceki savında olduğu gibi doğuştanlık kar­ şısın a apaçıklığı getiriyor.2 Yalnız. kurgusal bilginin soyut ilkelerinden insan için daha önem li olan ilkelere geçiyor. Önceki bölümde kurgusal ilkelerin gerçek bir evrensel onaya sahip olmadıklarını kanıtlamıştık. Şu var ki yukarıda verdiğimiz kurgusal ilkeler kendile­ rinde açıkken ahlaksal ilkeler doğruluklarının kesinliği açısın­ dan aklın ve zihnin aracılığını gerektirirler. ki bu durumda kılgısal ilkelerde bu çok daha belirgindir! "Bir şey ne ise odur” denli genel ve hazır bir onay bulabilecek ya da "aynı şeyin hem var hem de yok olması imkânsızdır" kadar açık bir doğruluk olabi­ lecek ahlaksal kural örneği vermenin güç olduğunu düşünüyo­ rum. herkesçe bilinir bir varlık gösterirlerdi." (Hamilton.2. ahlaksal ilkelerin doğuştanlığı ve zihinde doğal izlenimler olarak yer aldıkları. Zihne yazılı harfler gibi belirgin değiller: Öyle olsalardı. "bir üçgenin üç açısı iki dik açıya eşittir" önermesinden daha zayıf da değiller 1 2 Bu bölüm de Locke. Ancak bu onların doğrulukları ve kesinliklerini tehlikeye sokmuyor. Reid. insanda saklı kılgısal ve kuramsal ilkeler. aynı ölçüde apaçık değillerse de aynı ölçüde doğ­ rudurlar. BOLUM KILGISAL (PRATİK) İLKELER DOĞUŞTAN DEĞİLDİR1 1. bu biçimde doğrulukları gölgelenmez.

21." M olyneux tekrar kar­ şılık verir. fakat bu iş yalnızca sizin kadar açık ve seçik bir düşünür tarafından üstlenilm elidir ve bunu görmekten da­ ha fazla istediğim bir şey yoktur. eylem leri için uygun bir kural olduğundan ona uyan ve daha da cahil kaldığı diğer araştırmalarda sahip olduğu güç ve zamanın çok azını yöneltebileceğini düşünen bir insanın özrüdür. A ğustos 1692) L ocke şöyle yanıtlar. "Bu konuyu düşünürken ahlaksal ideler konusundaki görüşüm le ahlaklılığın tamtlanabilirliğini gördüğümü düşünm üş olsam da bunu yapıp yapamayacağım başka bir sorundur. Bu.3 Ahlaksal kuralların tanıtlanabilirliği karşısında kesin bil­ gilerine ulaşmamak bizim yetersizliğimize bağlanabilir. "Sevgili Bayım ." (M olyneux'tan Locke'a. imalardan yola çıkılarak hazır­ lanm ış 'Ahlak B ilgisi Ü zerine Bir Incelem e'ye kavuşturmayı düşündür­ m eye çalışmak." L oc­ ke'un ahlaklılığın matematik kadar tanıtlanabilir olduğu savı Cumberland tarafından onaylanır. Bölüm: 2) 5 "Araştırmaksızın" Locke'un.5 3 L ocke. sayfadaki 45. şeylerin mantığında yer alan bir zihinsel zorunluluk arasındaki farkı yineliyor. Bu kesinlikle çok uygun. zihne ilk başta bilinçli olarak işlen m iş bir doğuştan yasa ile baş­ langıçta bilinm ese de doğal yetilerim izi doğru kullanarak apaçıklıklarıyla kavrayabileceğim iz. Bölüm ) aynı eşsiz kalem den aynı türden şey­ leri bir daha okumak için yanıp tutaşacaktır. Z ihinsel G ü çler Ü zerine Denem eler.4 Fakat birçok insanın onlardan habersiz olması ve bilgileri olanların da hemen onaylamaması doğuştan ilkeler olmadıklarının ve irdelenmeksizin oldukları gibi alındıklarının belirgin kanıtlarıdır. (7. Bak: Reid. kısm ı okuyan (2. 4. yanlış ve doğrunun ölüm ­ süz ve değiştirilem ez doğasını sokuyor. Bay Nevvton'un tanıtlanabilirliğini gösterdiği şeyi herkes tamtlayamamıştır. tembeli araştırma sıkıntısın­ dan kurtarmaya ve bireyi doğuştan ilkeler perdesi altında doğduğumuzda hiçbir çaba gösterm eksizin edinildikleri söylenen bu önyargıların tutsağı . 7. ki M olyneux bir seferinde bunu etik bir sistem haline getirm eye teşvik eder Locke'u ve şöyle yazar: "Üzerinde ısrarla durmam gereken bir şey var ki o da dünyaya. K itabınızın birçok yerinde bu konuda değindikleriniz olağanüstü ilginç: 129. ricamı yinelem em e izin verin. ahlaksal ilkelerin matematiksel yöntem e göre tanıtlanabilir olduğuna dair. D oğa Y asaları Üzerine. bana inanın ki bu sizin için en yararlı ve onurlu işlerden biri olacaktır." Locke sonunda sağlığı ve yaşını neden göstererek bu büyük/külfetli iş için bağışlanm asını ister ve ekler: "İncil o kadar mükemmel bir etik bilgisi içermektedir ki insanın hiz­ metini keşiflerinde daha kolay ve açıkça görebileceğinden bu araştırmadan uslam lama mazur görülebilir. soyut ahlak­ lılık sonuçlarının tanıtlanabilir karakteri Locke'un gözde bir kurgusudur. 4. Bölüm . K ısım . 4 Soyut etik farkların sürekliliği ve değişm ezliği ile belirlenen. Bölüm . doğuştanlığın. 8. çünkü bu önermede "bütün bir parçadan büyüktür" kadar apaçık ve de ilk duyuşta onaylanacak elverişlilikte değil­ dir. Bu son gruba Locke. 1. Kitap.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir bu anlamda. D enem e'de sıklıkla geçen.

Locke'a göre. dolandırıcılık ya da yağma ile yaşamlarını sürdüren bu insanların kabul ettikleri ve onayladıkları adalet ve dürüstlük ilkelerine doğuştan sahip olduklarını söyleyebilir mi? 6 7 8 yapmaya yönelik bir hizmet verdiği yolundaki düşüncelerinde yatan ahlak­ sal amacı sergiler. Adalet ve dürüstlük ortak toplumsal bağlardır. adil olm ak her insanın ödevidir. "Dünyada adil insan denebilecek binlerinin olup olm am ası bir yana. Fa­ kat kimse çıkıp da. Doğuştan olması için ge­ rektiği gibi sorgusuz sualsiz kabul edilmiş kılgısal doğruluk ne­ rededir?6 Adalet ve sözleşmelere bağlılık çoğu insanın üzerinde anlaştığı ilkeler gibi görünmektedirler.7 Bunların haydutların inine kadar girdiği düşünülmektedir. kendisi gibi olmayan masum bir insanı soyan ve öldüren bir insanın. onların apaçık olmadıklarını değil yal­ nızca kılgısal ilkelerin daha karışık ve tutkularımızla yakın ilgide olmaları yüzünden bireyin saklı olan apaçıklığı görmesini sağlamak için daha fazla araştırma çabası gerektiğini gösterir. adaleti kılgısal bir ilke olarak benimsediği de söylenemez doğrusu.74 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme 2." (Anlam a Yetisinin Yönetimi. T em el eylem ilkelerinde soyut "Özdeşlik ve çelişm ezlik" ilkelerine göre inanç çeşidinin daha fazla olm ası. "söz tutma"da içerilen "apaçık ahlaklılığı" görm eyi başaramazlar mı? B öylece zihnim izin. davranışa ilişkin önerm elere eşit ölçüde açık olm ası d olayı­ sıyla. ki yasadışı insanların da kendi aralarında bunlara uyduklarını kabul ediyorum ancak onlar için kurallar doğanın doğuştan ya­ saları değil yalnızca topluluklarının uyum içinde davranmasını sağlayan zorunluluklardır. Bütün insanların anlaştığı ahlak ilkelerinin bulunup bu­ lunmadığı üzerinde kararı insanlık tarihinde az çok uzmanlaş­ mış ve kendi bacalarının dumanlarından ötesindeki dünyayı da gözlemlemiş olanlara bırakıyorum. başlangıçta boş sayfa gibi olm adığını gösterm ek ve insani alışkan­ lık ve doğanın öncesinde mutlak iyi ya da kötü hiçbir şey olm adığı varsa­ yım ını çürütmek mümkün olur. acımasız caniler arasında da adalet inancı ve kuralları yaşatılmaktadır bu düşünceye göre. Tüm insanlar. saklı akıl gücünün tam am ıyla işlev kazanması halinde. 24) .8 Öte yandan bir eşkıya arkadaşına adil davranan. dolayısıyla kendileri dışındaki dünyadan kopuk ya­ şayan suçlular ve soyguncular arasında da aralarındaki birliğin bozulmaması adına adalet inancı ve kuralları korunmalıdır.

doğuştan kılgısal ilkelerin yalnızca niyette kaldığını düşünmek de çok tuhaf ve akıl dışıdır. bir kısmı da söylemlerinde. Fakat ruhun ahlaksal iyiye doğru ve ahlaksal kötüden geriye doğru böyle bir eğilim i benim gözlem im e dahil değildir. O zaman derim ki. Bölüm 'de ele alınmaktadır. İnsanların zihinlerinde işlenmiş doğal eğilim ler ol­ duğunu.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir 3. yoksa kurgusal ilkelerle hiçbir ayrımları kalmaz. fakat bu. her insanda bunların evrenselliği ve değişmezliği gözlemlenebilir:9 Ancak bu ilkeler anlama ye­ tisindeki doğruluk izlenimleri değil yalnızca iyiyi isteme eği­ limleridir. Bu evrensel gözlem kesindir. çünkü biri ya da diğeri. dolayısıyla kabul edemem. Bu doğuştan eğilim in in­ san eylem inin en yüksek güdüleyicisi olup olmadığı örneğin 2." (Locke Külliyatı. en baştaki duyu ve algı örneklerinden kaynaklı olarak insanların bazı şeylerden hoşlanırken bazılarından hoşlanm a­ dıklarını. bilincine varılır varılmaz. Ayrıca. Şu da var ki. kimi nesnelerden kaçınırken kimilerine yöneldiklerini yadsımıyorum. yaşantımızı düzenleyen bilgi ilkeleri­ 9 Haz duygusunun sürmesi ve geri gelm esine yönelik doğal arzumuz ile ra­ hatsızlık (sıkıntı) duygusundan nefretim izde L ocke doğuştan olduğunu kabul ettiği bir eğilim örneğine rastlar. Yaşantılarında ters düştükleri şeylere zihinlerinin sessiz onayıyla evet dedikleri öne sürülebilir. Doğadan gelen kılgısal ilkeler uygulanmak için oradadırlar ve doğruluklarının kurgusal onayı yanında eylem ile bir tutarlılık içermelidirler. bu ilkeleri sorguladığı ya da yadsığı için evrensel onaydan söz edilemeyeceği gibi (yalnızca yetişkin insanlar kapsamında bak­ sak da) bunun sonucunda doğuştan oldukları çıkarımına da va­ rılamaz. 1699) . Evet doğa in­ sana bir mutluluk isteği ve mutsuzluktan nefret duygusunu aşı­ lamıştır: Bunlar gerçekten de (olması gerektiği gibi) tüm ey­ lemlerimizi durmaksızın etkileyen ve biçimlendiren doğuştan kılgısal ilkelerdir ve her yaşta. fakat bu yargı farkı eğilim in doğuştanlığı ile çelişik değildir. Kitap 21. "İnsanlar kendilerini hoşnut edene doğru ve acı verenden uzaklaşm aya yönelik doğal bir eğilim taşırlar. in­ sanların eylemleri kendi düşüncelerinin en iyi yorumlarıdır. kılgısal olarak etkinlik kazanır. çoğu insan davranışları. Ayrıca insanlar bu doğuştan eğilim kapsamın­ daki uygulamalarında ve yakın ve belirgin ödüller ile cezalara göre uzaklık hesaplarında farklılaşırlar ya da sıklıkla yanılırlar.

Ancak "biri. deneyim in bağım lılığından dolayı. ki istenç ve istem üzerinde diğerlerinin yansımalarını gözlemleyebiliyoruz: Diğerleri dediklerim bizi sürekli güçlü bir biçimde eylemliliğe güdüleyen pınarlardır.. apaçık olan da doğuştandır diye bir şey yoktur. anlama yeti­ sinde bilgi ilkeleri olarak doğanın bıraktığı belli izlenimler bu­ lunsaydı bizde sürekli etkin olduklarını ve bilgimizi etkiledikle­ rini algılayabilirdik. Burada da yaptığı gibi deneyim in önünde sonunda zihin yasalarına dayanması gerek­ tiğini kabul ederken. sıradan deneyim de bi: linçsizce kabul edilen deneyim in zorunlu önkabullerine de yer verip ver­ m ediğine bağlıdır.76 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme nin zihinde doğuştan yer aldıkları anlamına gelmez. nedeni ya da habercisi olam ayacağı yargı ilkelerini içerdiğini de kabul eder. . Reid. 4. ahlaksal kurallar da kendiliğinden apaçık olmalı. zihnin. ki kurgusal felsefenin işi de bu önkabulleri bilinçte seçik hale getirmektir. bilinçli olarak doğuştan kabul edilm e anlamındaysa. Hamilton. Çünkü.. her doğuştan ilke için gerektiği gibi. Kartezyen 'Doğuştan İdeler' kuramını." (Ha­ milton. Bir insanın yalnızca akıl yoluyla bulamayacağı bir ahlak kuralının varlığından söz edilemez diye düşünüyor olmam da doğuştan kılgısal ilkeler konusunda kuşku duymama bir başka nedendir. başka bir kanıta ne gerek var: Terimleri anlayan doğrudan bu önermeyi onaylar. Descartes ve yanlılarınca onaylan­ mayacak biçim de çürütm eye çalışırken yanıltıcı umutların peşine takıl­ mamış olsaydı sağduyuya başvurayım derken aslında tüm b ilgim izin de­ neyim ürünü olduğu yolundaki savından uzaklaştığını sezerdi. doğru­ luklarını kesinleştirecek bir kanıt ve benimsenmeleri için bir gerekçeye ihtiyaç duymamalıdırlar. Önerme beraberinde apaçık delillerini de taşıyor. kendine nasıl davra10 Locke'un kullandığı anlamda doğuştan olan her şey apaçık da olm alıydı. sf: 784-5) Bu. 11 Sağduyu ya da aklıselim burada L ocke tarafından çelişm ezlik tem el öner­ m esinin delili ve güvencesi olarak görülmektedir. "Burada Locke ve karşıtlarının önem ini kavrayamadığı bir itiraf söz konusudur. Böylesi doğal izlenimler bu biçimde temellendirilemez ancak karşı çı­ kılması için zemin hazırlar kendi içinde. Eğer doğuştansalar. yoksa bunun başka yolu yok.10 "Aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" önermesi için neden diye sorup yanıt bulmaya girişen biri sağduyudan11 yoksun demektir. Locke. Locke'un deneyim de. fakat doğuştan.

14 eski düşünürlerden birine sorul­ duğunda da "başka türlü davranmak. onuru gölgelemek olur" biçiminde yanıt alınır. beklenilen ya da sunulan başka mutluluk hedeflerine göre biçimlenir. Bölüm. 14. tüm bu ahlak kurallarının doğruluğu on­ ların öncesindeki bazı şeylere dayalıdır ve bu şeylerden çıka­ rımları yapılm alıdır:12 Doğuştan ya da bir o kadar kendiliğinden apaçık olsalardı bu söz konusu olmazdı. Fakat "öbür dünyada mutluluk ve mutsuzluk" kaygısı taşıyan bir Hıristiyan'a neden bir insan sözünü tutmalıdır diye sorulduğunda "Çünkü Tanrı böyle istiyor". 5. D e Homine. İnsanlar arasında geçerli olan ahlak kurallarına ilişkin bir­ çok sanı. Kılgısal ilkeler doğuştan ve Tanrı eliyle zihin­ lerimize yazılmış olsalardı bundan söz edilemezdi. fakat yasal yaptırımlar olmadan da eğilim lerin baskısı karşısında çözüm süz kalır. yoksa kanıt istemezdi. Bu alaycı gönderme H obbes hak­ kında Denem e'de yer alan tek açık ifadedir. öyle davranmalıdır" biçimindeki ahlak kuralı daha önce hiç duymamış ancak tüm toplumsal erdemlerin temeli olan bu ilkeyi kavrama kapasitesinde olan birine söylendiğinde hiç duraksamadan "neden" diye soramaz mı? Sorduğunda da kendi­ sine söyleyen kişinin bu kuralın doğruluğu ve de akla uygunlu­ ğunu kanıtlama yükümlülüğü yok mudur? Dolayısıyla doğuştan değildir. Tanrının 12 Tüm dengelim gerçekte bizde ve şeylerin doğasında zaten var olanı g eliş­ tirmek için gerekebilir.Kılgısal (Pratik) ilkeler Doğuştan Değildir 77 nılıyorsa. 6. İnsanların sözlerini tutma yükümlülüğü ahlaklılık kapsa­ mında kesinlikle önemli ve yadsınamaz bir kuraldır. En azından duyulduğu ve anla­ şıldığı an bir insanın sorgulanmaz bir doğruluk olarak onayla­ ması gerekir. 13 Burada L ocke şeylerin doğasında ahlak yasasının değişm ezliğin den çok onaylanan davranış yaptırımlarını irdeliyor.13 Hobbes gibi düşünen birine sorulduğunda "yoksa devlet cezalandırır". Öyle ki. U slam lam a apaçık ahlaklılık ilkelerini Tanrının ölüm süz v e değişm ez doğasında çözüm ler. 14 Bak: Hobbes. . insan doğasının kusursuz­ luğunun en üst noktası erdeme ters düşmek.

bir H obbes yanlısı ve bir dinsizin bir ahlak kuralına uymak için farklı gerekçeler sunmaları.78 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme varlığının tartışılm azlığını ve insanlığın büyük kısmının doğa yasasına tanıklığının Tanrıya borçlu olduğumuz akıl ışığıyla gerçekleştiğini kabul ediyorum: Ancak. dayandırıldığı ara ilkelerin öncesinde bu kuralın zorunluluğunu çürütmez. 2/14) 16 Ebedi ve akla dayalı olan ahlaksal zorunluluk böylece kendinde zorlayıcı olana bireysel uyum ve bireysel onay olasılığından ayrılır. ölüm süz ve Tanrısal olduğunu kabul eder.16 Aynı z a ­ manda insanların onları zihinlerinde yaşamlarının çiğnenmez kuralları olarak onayladıklarının göstergesi de değildir bu. kuralları çiğneyenleri cezalandır­ 15 Bir Hıristiyan. "Doğruluk ve inanca bağlılık toplum üyeleri olmanın yanında insan olmak bakımından da insanlara özgüdür. çün­ kü kişisel çıkar ve bu yaşamın çekicilikleri çoğu insanın bu ku­ rallara sözde beğeni ve inanç beslemesine yol açmıştır ki bunları öğütleyen Yüce Yasamacıyı." (Hükümet Ü zerine fki incelem e. İnsanların bilgisizliğini ayrımsayan. Locke vicdan rahatsızlığı duymadan gerçekleşen ahlaksız hareketin çiğnenen ya­ sanın doğuştan olam ayacağı ya da bilinçli olarak herkesçe kabul edilem e­ yeceğini savunur. bildikleri ölçüde iyi değildirler. Fakat çoğu yerde ahlaksal yasa kavramının insan vicdanının yargıları ve alışkanlığa göre üstün. kuşkusuz herkes kendisine mutluluk getireceğinden emin olduğu kuralları kabul etmekle kalmayıp başkalarına da övmeli ve önerm elidir. Ö yleyse insanlar gerçekten gerekirliğini düşündükleri. Locke filozofun peşinde olduğu kesinlik­ ten yoksun terimlere güvenm eye eğilimlidir. Bu kuralların da­ yattığı ahlaksal ve kutsal yükümlülükten yitirilen bir şey yoksa da insanların yalnızca sözlerinde yansıyan onayla da doğuştanlıklarının kanıtlanmayacağı ortaya çıkar bu şekilde. ahlaklılığın gerçek ze­ mini olan Tanrı yasası ve istenci bilinmeden ya da kabul edil­ meden de genellikle benimsenecek birkaç ahlak kuralı olduğu da göz ardı edilmemelidir.15 Bir insan inancından olduğu kadar bir kez çiğnendi mi zarar göreceğini bildiğinden çıkarı için de bu kuralları kutsallaştırabilir. . elinde en mağrur suçluyu bile dize getirecek gücü tutan Tanrı. erdem ile mutluluğu sıkı sıkıya bağlantılandırmış ve erdemli yaşantıyı toplumun birlikteliği adına gerekli ve tüm insanlık için yararlı kılmış olduğundan.

iyi ve kötü ayrımını yapan değildir. yaşantılarını düşüncelerinin yansımaları olarak ele alırsak. kalplerine yazılı olmak­ sızın çeşitli ahlak kurallarını onaylayabilir ve yükümlülüklerini kabullenebilir. Aynı vicdan eğiliminde olan kimi­ 17 tik üç baskıda. 7. Belki de ahlaksal bilinç (vicdan) bizim bu anlamda denetleyici­ miz diye ileri sürülüyor ve buna bağlı olarak kuralın içsel bağ­ layıcılığı ve onayı korunuyor denebilir. bize sunduğu­ nuzdan başka bir Tanrı idesini ya da iyi ve kötü ayrımı için doğal vicdanı hesaba katmadıkça. dolayısıyla ölüm süz ve de­ ğişm ez ahlaklılık ilişkilerinden ayrılır. Çiğnenmesi insanların çıkarma ters düşen ve delilik olarak gö­ rülecek ahlaksal ve zorlayıcı bir kural değil diye başkalarını öğütlemek bu kuralı çiğnemekten daha büyük bir erdemsizliktir. Ayrıca şunları da ekler "vicdana kılgısal ilkeler yüklemiyorum. bu kurallara öyle içten bir inanış içinde olmadıkları. başka şeylerin bilgisine ulaştıkları biçimde. Bu noktada şunu söylemek istiyorum. "Kendi eylem lerim ize ilişkin kendi sanılarımız" diye geçi­ yor.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir mak için hazırladığı cehennem ateşini pek düşünmediklerini gösterir eylemler içindedirler. Thom as Burnet Locke'a "uymamız gereken bu yasalar nelerdir. Yargıyı dayandığı kural ya da yasa ile karıştıran biri belki böyle konuşabilir. Vicdan doğa yasası değildir. onları nasıl bilebiliriz?" diye sorduğunda L ocke "Vic­ dan bir eylem i. 8. Locke'ta vicdan bireysel ve değişkendir. çevre ve ülkelerinin âdetleri dolayısıyla aynı bilince erişebilirler ki nasıl olursa olsun inanç vicdanın yani [kendi eylemlerimizin ahlaksal doğruluğu ya da bozukluğu konusunda yine kendimize ait sanı ya da yargı­ nın]17 hizmetinde olacaktır. birçok insan. B öyle bir nitelem e ya da betim lem e yaptığım yer varsa gösterin. Fakat sıkça sözünü ettiğim ancak çok az iddiada bulunduğum iyi ve kötünün yapay farkı nerededir?" şeklinde yanıtlar. ya da Tanrısal esin olm aksızın. Çoğu insanın ibadetini çok büyük içtenlikle yaptığını ka­ bul etmeyip. fakat yasa olarak görülmesini sağladığı doğa yasasına göre yargılar. "Kendisine davranıldığı gibi davran­ mak" yerine getirilmesinden çok önerilen bir ahlak ilkesidir." (Locke Külliyatı) . Bazı insanlar da eğitim. kesinlik ve bağlayıcılıkları konusunda da pek ikna olmuş gö­ rünmediklerini anlarız. iyi ve kötünün 'ölümsüz' kuralı olarak gördüğüne göre yar­ gılayarak suçlu ya da suçsuz görür.

nasıl bir vicdan sorumluluğu taşıdıklarına karar verin. çocuklar büyükler kadar onları gerçekten bilm eli­ dirler. vic­ dan doğuştan ilkeler için bir kanıt ise "karşıtlar" doğuştan ilke­ ler olmalıdırlar. saldırılar ceza ve kınanma korkusu olmayan insanların eğlenceleridir. zihinlerinde yazılı doğuştan kuralları açık açık çiğneyebilmelerini anlamış değilim.18 9. 4/sf: 13.21 Hı­ ristiyan bir topluluk olan Mingrelian halkı çocuklarını hiç acı­ 18 "(Doğuştanlıklannı kabul etm ediğim ahlaksal ilkeler olan) ahlak ideleri ya da kuralları doğuştansa. Fakat ahlak ilkeleri ile eylem lerin ahlaksal farkını zamanında ortaya çıkarma yetisi demek istiyorsanız bir güce ilkeler yüklem ek için uygunsuz bir ifade kullanm ış olursunuz ki b öyle bir gücün doğuştanlığım yadsım a­ dım. insanların. Soy­ gunlar. rüzgâr altında ölüme terk ediliyor. cinayetler. değerli ve yok edilm esinin suç olduğu gerekçesiyle savunuluyordu. ileri sürülmektedir. Bir kasabayı yağmalamakta olan orduyu düşünün ve yaptıkları zulümlerde. 20 Çok fazla ihtiyarlamak bebekliğe geri dönüş olarak kabul edilm işti. En uygar toplumlar içinde bile çocuk­ larını terk edip ormanda vahşi havyanlar. tek yadsıdığım bir ide ya da ideler birliğinin doğuştanlığı idi.80 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme leri başkalarının kaçındığı şeyleri yapıyor olduklarından. Burada v e başka yerlerde R elations des divers Voyages Curieux (par M. apud Thevenot. insan yaşamının özbilinçli zihin gücüne sahip olacak kadar sürdükten sonra. 19 Çocuk öldürme âdeti. Şu var ki. 21 Gruber." (Locke K ülliyatı) Sonuç şu ki ahlaklılıkta bir rehber ya da ölüm süz v e değişm ez ilkelerin bireye kendiliğinden belirlenm iş olarak vicdanın yanılabilirliği. insanların çeşitle ve kendinde çelişik ahlak yargılarına dayanılarak. M elchisedee Thevenot) başlıklı iki for­ . kıyımlarda ahlak ilkelerine ne kadar duyarlı ve bağlı oldukları­ na. açlık ve soğukla baş başa bırakmış ancak bundan dolayı kınanmamış insanlar ol­ madı m ı?19 Bazı ülkelerde hâlâ doğum sırasında ölen kadınlarla bebekleri diri diri gömmüyorlar mı? Ya da düzenbaz bir astrolog yıldızlarının kötü olduğunu söyledi diye öldürülen çocuklar yok mu? Belli bir yaşa gelen ebeveynlerin çocukları tarafından hiç­ bir vicdan azabı duyulmadan terk edildikleri ya da öldürüldükleri yerler yok mu?20 Asya kıtasının bir bölümünde hastalıkları önü alınmaz bir hale geldi diye insanlar götürülüp uzaklarda bırakı­ lıyor ve orada soğuk.

1. D e N ili Origine. bu ülkelerin tarih. 1. Insuper et eos. domos quos volunt intrarıdi.2 1 6 . qui amentes et sine ratione sunt. Mahometistis. D enizcilik tarihine ekte geçen bir kı­ sımdır bu ki Churchill'in G ezi Notlan'nın başında da yer alan bu bölüm kim ilerince Locke'a atfedilm iş ve "Çalışmalar"ının 1812 tarihli baskısında 10. eq quo concu- 22 23 24 25 26 27 malık gezi notlarına başvurulmuştur. cilt sf: 357 yer verilmiştir. 18. Bölümler. Tanrı adına26 yaptıkları pek bir şey olmadığı gibi ne din ne de ibadet bilirlerdi. edendi. sanctitate venerandos deputant. Lery. Ibi (sc. ut didicimus. 231. ut eos.22 Kendi çocuklarını yiyen insanların yaşadığı yerler de vardır. . 1 6 .25 Tououpinambos kabilesinin cenneti kazanmak için erdem saydıkları şeyler intikam ve düşmanlarını yemekti.23 Karaib yerlileri çocuklarını semiz­ leşmeleri için önce hadım eder sonra da yerler. pro sanctis colant et venerentur. Mart. İnkaların Tarihi. sf: 38.24 Garcilasso de la Vega da Peru'da kadın esirlerden edindikleri çocuklarını yiyen bir halkın varlığından söz eder ki zaten bu kadınları önce cariye tutup sonra kendilerinden olan çocukları ardından da bu kadın­ ları öldürüp yerlerm iş. qui cum diu vitam egerint inquinatissimam. M ısır. prope Belbes in iîigypto) vidimus sanctum unum Saracenicum inter arenarum cumulos. 19. bibendi. ita ut ex utero mat­ ris prdiit nudum sedentem. Mos est. Lambert apud Thevenot. Türk memleketlerinde yaşayan azizler (kutsallar) neler neler görmektedirler. Kolay kolay rastlayamayacağımız bir yapıt olan. Baumgarten'in27 yolculuklarının yer aldığı kitaptan yayımlandığı dilde bir alıntı yaparak bunu sergi­ lemek istedim. D ec. Ejusmodi vero genus hominum libertatem quandam effrenem habent. Arabistan ve Filistin'de 1574'te. yaşam tarzı ve dinlerine ilişkin o dönem için yeni ve tuhaf birçok bilgi içeren geziler yap­ mış olan bir Alman asilzadenin gezi notlarını Latince olarak yazdığı seyir defteri Joseph Scaliger tarafından düzenlenm iş ve İngilizce olarak Churchill'in K oleksiyonuna girmiştir. voluntariam demum poenitentiam et paupertatem. V ossius.Kılgısal (Pratik) ilkeler Doğuştan Değildir 81 madan diri diri gömerler. et quod majus est. P. concumbendi.

Insuper sarıctum illum. quem eo loco vidimus. Değişik ülkelere şöyle bir bakarsak. Baumgarten. Hukuku tanıdıkları. s. si proles secuta fuerit. rıec puerrorum. . 28 Fransızca baskısında eklenm iştir. eşitlik. I. 29 "Tarafsızlıkla" — önyargısızca. ii. namus. magnos exhibent honores. bir yerde erdem görülen bir eylemi başka bir yerde insanlar yaptıkları için pişmanlık duymaktadırlar. mortuis verö vel templa vel monumenta extruunt amplissima. 1. His ergo homirıibus dumb vivunt.82 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme bitu. ayıplanma. 73) [Türk memleketle­ rindeki kutsallara ilişkin çok daha ayrıntılı bilgilere Pietro della Valle'nin 25 Ocak 1616 tarihli mektubunda rastlanabilir. eo quod.]28 Öyleyse adalet. publicitus apprime commendari. eosque contingere ac sepelire maximce förtünce ducurıt loco. 11. İnsanlık tarihini enikonu inceleyen ve dışarıdaki çeşitli kabile yaşamlarını tarafsızca29 gözlemleyen biri (toplumlar arasında değilse de toplum içinde birlikteliğin korunması açı­ sından zorunlu görülenler dışında) tüm toplumlarca kınandığı ve hoş karşılanm adığı halde şurada burada başkalarına tam a­ m ıyla karşıt yaşam kuralları ve kılgısal sanılarla biçimlenen birçok ahlaklılık ilkesi ya da erdem kuralına rastlayacaktır. Bir kuralın çiğneniyor olması bilinmemesine bağlanamaz. sed tantummodo asellarum concubitor atque mularum. Audivimus hoec dicta et dicenda per interpretem â Mucrelo nostro. rıec fam inarum unquam esset. iyilik bilme gibi doğuştan ilkeler nerededir? Ya da böylesi doğal kuralların var­ lığını bizejcanıtlayacak olan evrensel onay nerededir? Göreneklerce soyluluk diye nitelendirildiği yerlerde düellolardaki ci­ nayetler hiçbir vicdan azabı duyulmadan işlenir: Aynı zamanda çoğu yerde masumiyet çok alçaltıcı bir şeydir. divinum ac integritate prcecipuum. sancta similiter habetur. dindarlık. 10. Bölüm. * (Peregr. eum esse hominem sarıctum. Ancak bütü­ * Kitabın İngilizce baskısında da Latince bölümler aslına uygun olarak bıra­ k ılm ıştır. kınanma ve cezalandırılma korkusu taşıdıkları halde çiğneyen insanlar vardır.

neredeyse hiç kimsenin kuşku duymaya ya da hiçe saymaya kalkışmadığı. Böyle bir durumda tüm toplum üyeleri doğru ve yanlışın doğal ve bilinen ölçülerini bozduklarından diğer insanlarca huzur ve mutluluklarının birer düşmanı olarak görülür ve onların nefretini kazanırlar. ki zihinler­ de doğuştan yazılı bir yasa zaten biliniyor olmalıdır. Doğuştan bir kılgısal ilke varsa bu herkes tarafından iyi ve haklı olarak kabul görmelidir.30 Evrensel düzeyde açıkça karşı gelinen hiçbir kılgısal ilkenin doğuştanlığının söz konusu ol­ madığını göstermek adına bu açıklama yeterlidir sanıyorum. yadsındığını var­ saymak büyük bir çelişkidir. herhangi bir yerde genelin hoşgörüsü altında bir kuralın bozul­ ması onun doğuştan olmadığının kanıtıdır. Dolayısıyla. Tamam bunu kabul ediyorum. (Tyrrell'in D enem e kopyasında el yazması not) . açıkça karşı çıkması ya da yadsıması inanılacak bir şey değildir. Diyorsunuz ki. 12. Eğer doğuştan yazılmış varsayılacak bir kural varsa o da "ebe­ 30 Bir somunda toplanan tüm ekm ek nitelikleri onun bir parçasında da olaca­ ğından. Örneğin. bir yasa olduğundan eminken. Zihinlerinde değilse de gerçekte bir yasa olarak kabul edilen bir kuralın tüm bir toplumca açık açık yadsınması ve hiçe sayılma­ sı. adil ve iyi diye bilinenin yine herkesçe. insan aklının en belirgin çıkarımları ve insanlığın büyük kısmı­ nın doğal eğilimlerine uygun olan kurallardan birini ele alalım. hem yaşantı hem de inançta. ancak ben de diyorum ki. tüm bir ulusun özelliği olarak kabul edilebilecek bir şey tüm in­ sanlık için de aynı şekilde kabul edilebilir. İnsanlar bazen düşüncelerinde doğruluğuna inanmasalar da sırf bu ku­ ralların bağlayıcılığını kabul eden diğerleri arasında saygınlık ve namuslarını korumak için ahlak kurallarına sahip çıkabilirler. çevrelerindeki bütün insanlarca böyle bilindiğinden haberdar olunmaması olanaksızdır. Fakat yine de eklemek istediğim kimi şeyler var.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir nüyle bir ulusun. bir kuralın çiğnenmesi bilinmediğini gös­ termez. herkes tarafından doğru.

Tanrı. çocuklarınızı koruyun ve besleyin" buyruğu olabilir. Öncelikle. tüm insanların eylemlerini etkileyen bir ilke değildir.84 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme veynler. Doğru diye "onay" sunulması için "çocuklarını korumak ve beslemek ebeveynlerin ödevidir" biçiminde bir önerme oluşturulmalıdır. Fakat iki ifade de örneğimizin doğuştanlığını kanıtlamıyor. yasa. Öyleyse bu bir doğuştan kuraldır dediğinizde söylemek istedi­ ğiniz nedir? Ya tüm koşullarda insanların eylemlerini yönlendi­ ren ve güdüleyen bir doğuştan ilke ya da tüm insanların zihinle­ rinde yazılı olan. bu kuralın. bu. Çünkü. öldüren. İkinci olarak. öteki dünya ideleri doğuştan kabul edilmedikçe şu ya da bu kılgısal ilkenin zihinde bir ödev olarak yazılı olması söz konusu değildir: Açık­ tır ki. tüm insanlarca bilinen bir doğuştan doğruluk olduğu da doğru değildir. çocuklarını terk eden. yükümlülük. bundan dolayı da herkesçe bilinen ve onayla­ nan bir doğruluktur sözü edilen. bir yasa gücü ya da yap­ tırımı yoktur. istemeyen. onlara kötü davranan insan örnekleri için Peru ya da Mingrelia kadar uzak­ lara gitmeye gerek olmadığı gibi Yunanlılar ve Romalılar ara­ sında masum bebeklerini acımadan ölüme terk etmenin bir ge­ lenek olduğu düşünülürse böylesi yaşantılara yalnızca barbar ve yabani uluslarda rastlanan bir insanlık dışı tavır olarak bakmak da yanlıştır. "ebeveynler çocuk­ larınızı koruyun ve besleyin" önerme değil bir buyruk olduğun­ dan doğru ya da yanlış olması söz konusu değilken doğuştan doğruluk diye düşünülmesi de imkânsızdır. Bir yasanın yokluğunda sorumluluğun anlaşılamaması gibi bir yasamacı ya da ödül-ceza sistemi olmaksızın da bir yasa bilinmez ya da kabul edilmez. Az önce saydığımız ideler doğuştan olmaktan o kadar uzaktır ki açık seçik görülmesi beklenen insanlarda bile pek az rastlanır haldedirler. Öyle ki. doğuştanlık olasılığı diğerlerine göre daha yüksek olan Tanrı idesi de onlardan pek farklı değildir: . çiğnendiği ülkelerde. daha önce de ör­ neklediğim üzere. ceza.

çiğnendiğinde görülecek cezaya ilişkin de bilgi olmalıdır. Doğuştan olan konusunda bilgisiz ve kuşkuda 31 Bak: 3. Ahlaksal yasalar. . fakat hatanın yanında sopayı.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir Bir sonraki bölümde bu çok daha belirgin biçimde açıklana­ caktır. bir insan açık açık bu doğuştan yasaya ve üstün yasamacıya karşı çıkarken tüm izleyenler. fakat tümüyle serbest bırakıldı­ ğında ahlaklılığı altüst etmeye yol açacaklanndan bu ilkeler do­ ğuştan ahlaksal ilkeler olmaktan uzaktırlar. onu cezbeden bir haz ile bir­ likte her şeye gücü yeten Tanrının cezalandırmak için kalkmış elini bir arada gören biri (ki bu bir ödev zihinde yazılı ise geçerlidir) sizce kuralı çiğnerken onları gözetleyen ve silinmez harf­ lerle zihinlerinde yazılı olan bir hukuka arsızca karşı çıkabilir mi? Kendilerinde eşsiz güçte bir yasamacının yazılı buyrukla­ rını hissedenler aynı zamanda yüzsüzce bunları hiçe sayıp ayaklan altına alabilirler mi? Ve son olarak. Böyle bir bilgiden yoksunken bir insan kendi yü­ kümlülüğünden de emin olamaz. hatta hem yasa hem de yüce yasamacı ile tümüyle aynı anlayışta olan yöneticilerin hoşnutsuzluklarını göstermek­ sizin ya da en azından hiç kınamadan bu kimsenin yaptıklarına göz yummaları olası mıdır? Gerçekten de insanların isteklerinde yerleşik eylem ilkeleri vardır. Bölüm . 8-17 Kısımlar. tüm insanların zihinlerinde ya­ zılı bir yasa varsa.31 13. Söylenenlerden hareketle. herhangi bir yerde genel olarak ve hoşgörü altında çiğnenen bir kılgısal kuralın doğuştan var sayılamayacağı sonucunu çıkarabiliriz sanıyorum. yasa-koyucunun gücü ya da bilgisinden kaçma um utlan ve benzeri şeyler insanların bu dünyanın arzularına kapılmalarına yol açabilir. Öyleyse. Hukukun bilinmemesi ya da belirsiz olması. yasa bozulduğunda alınacağı düşünülen doyumdan caydıracak ödül ve cezalarla bu aşırı isteklerin önüne geçmek için konan engel ve çekincelerdir. İnsanların Tanrının koyduğunu ve bozacak olanları çok kötü cezalandıra­ cağını bildikleri bir kuralı hiç çekinmeden çiğnemeleri imkânsızdır. bir ku­ ralı çiğnediğinde yanacağı ateşi.

) Locke'un doğuştan ve doğal ayrımını nasıl yaptığına dikkat ediniz. Kitap. İnsanların kılgısal ilkeleri arasında öyle belirgin bir fark var ki bu yüzden genel onay almış bir doğuştan ahlak kuralı bulmanın imkânsızlığı üzerinde daha fazla durmaya gerek yok diye düşüyorum. Böyle doğuştan ilkelere ilişkin varsayım is­ tendiği biçimde kabul edilen bir sanıdır demek yeterli geliyor 32 B ö y lece L ocke karşı çıktığı "doğuştan yasayı" kabul ettiği. 1. Doğuştan hukuk be­ raberinde bir doğuştan İncil varsaymadıkça bir doğuştan hukuka uyulmasını sağlayacak ölçüde kaçınılmaz bir cezalandırmaya ilişkin açık bir bilgi eşlik etmelidir. "doğanın ölüm süz ve değişm ez yasası"ndan ayırıyor.— "Aslında diğerlerinin nelere erdem ve erdem sizlik dediklerini bil­ dirmek istiyorum yalnızca" diyor L ow de’un "ahlaksal farklılıkların ölüm ­ süz ve değişm ez doğasını altüst ediyorsunuz" suçlam asına karşılık olarak." Locke'un Hooker'e hayranlığı "Tan­ rının göğsünde toplanan bu yasaya ölüm süz diyorlar" ifadesini kabul etm e­ sinde etkili olmuştur belki de. . Şu da var ki onlarla ya da onlarsız in­ sanlar aynı belirsiz değişken konumdalar. çünkü ölüm süz ahlaklılık yasaları insanlara uymaları için fiziksel zorunlu­ luk değil ahlaksal zorlama dayatırlar. B ölüm . 28. 3. Varoluşun en başında zihinlerim ize iş­ lenmiş bir şey (doğuştan hukuk) ile bilmediğimiz ancak doğal yetilerimizin tam ve yerinde kullanımı ile bilgisine erişebilece­ ğimiz şey (doğal hukuk) arasında çok büyük bir fark vardır. (Bak: 2.86 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme kalınabiliyorsa doğuştan ilkeler üzerinde boşuna ısrar edilmiş oluyor: İddia edilen doğruluk ve kesinlik nitelemeleri de aynı biçimde temelsiz kalıyor. 32 14. 1691. Doğuştan hukuku yadsıyo­ rum diye olgusal yasalar dışında hiçbir şey olmadığını düşün­ düğüm çıkarılmasın. bak: Lord King'in Yaşam ı) esinlen m iş Tanrısal yasanın bir parçası olarak doğa yasası ile ne dem ek istediğine ilişkin yanlış anlamaları ortadan kaldırmaya çalışır— gerçek ve mükemmel mutluluk için zorunlu olan doğru ahlaklılık tem elle­ rini (mutlak ve evrensel) ele almayı amaçlamıyor ancak yalnızca insanların ahlaksal idelerini nereden edindikleri ve bu idelerin neler olduğunu göster­ m eye çalışıyorken Tanrısal yasa konusunun ilgisiz olduğunu kabul edi­ yor. 7. "İnsan yaşam ının gerçekleri aykırı oldukları soyut yasaları örtebilirler. Bir doğuştan yasa yanlısı ile doğanın ışığı ile bilinebilir bir yasanın varlığını yadsıyan eşit ölçüde doğruluktan sapmaktadır bence. Kitap. Kısımlar) Tyrrell'a bir mektubunda (4 A ğustos. 8. (Bak: K iliseler Tarihi.

par­ maklarımızın sayısı kadar onların miktarından emin olur. aynı z a m a n d a in­ sanları buna inandırmak isteyenler hâlâ bize ne o l d u k l a r ı n ı söy­ lemiyorlar. Zaten uzlaştırılmaları 33 Felsefenin sürekli m ücadelesini verdiği ideal evren ve dolayısıyla bilimlerin harmanlandığı ilkeleri soyut genellikleri ve uyumları ile yakalamak ve öyle dile getirmektir. işin doğrusu böylesi doğuştan ilkeler olsaydı öğretilmeleri gerek­ mezdi. ki böylece doğuştan doğrulukların varlığı bir kez daha çürütülürdü. tanıdığım hiç kimse onların bir listesini çıkaramadığından bu doğuştan ilkeler var­ sayımına kuşkuyla bakanları ayıplayamazlar. kendi öznel varsayımlarına uygun. hangilerinin ve ne kadarının doğuştan olduğunu söylemek de zor olmazdı. Fakat. insanlığa özgürlüğü yakıştırmayıp onları yalnızca birer makine gibi gören birçok insan da kendi­ sinde böylesi doğuştan. Bununla birlikte insan zekâsı göreli anlaşılırlıklarına karşın bilim leri birbirinden ayırmadan duramaz. diğer bütün ahlak kurallarını da hiçe sayar ve özerk olmayan bir şeyin nasıl bir yasa yetkinliğinde olabileceğine akıl erdiremeyenlere de bu kurallara inanma şansı bırakmaz. B u s a n ı y a sapla­ nıp kalmış kimselerden bunun yanıtı haklı olarak beklenebilir ancak doğuştan ilkelerin neler olduklarını söylem em eleri. ahlaksal ilkeler sezinlemekten o kadar uzaktır ki. Bununla birlikte.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir bana. okulları ya da kili­ selerinin öğretilerini destekler nitelikte olanları sıralardı kuşku­ suz. çünkü bu varsayımlarında diretenler nelerin doğuştan ilke olduğunu söylemekte çekimser davranıyorlar. bu yaklaşımları ile bırakın doğuştan olanları. İnsanlar zihinlerinde yazılı doğuştan önermeleri bulduk­ larında sonradan öğrendikleri ve yine onlardan ç ı k a r d ı k l a r ı diğer doğruluklardan kolayca ayırt edebilirlerdi. Tan­ rının insanların zihinlerine bilginin temelleri ve yaşam kuralları yazmış olduğunu ileri süren fakat zihinlerdeki çeşit ç e şit ilke­ lerden hangilerinin doğuştan olduğunu s ö y l e y e m e y e c e k kadar çevreleri ya da insanlık için yetersiz kalan bu doğuştancıların bilgi ve cömertliği konusunda güvensizlik yaratmaktadır. böylece her koşulda sayılarını bilirdik. . ancak yetersiz kapasite ve yetersiz deneyim belki de son­ suza dek filozofun yapısındaki mantığın ışığıyla evreni açık ve seçik ola­ rak anlaması önünde bir engeldir.33 Farklı gruplardan farklı insanlar bir liste çıkarmaya kalkışsa.

Paris ve Londra) Üçüncü baskıya (Londra. D e Veritate. Prioritas 2. ki bu ona göre dış ya da m ucizevi esini su yüzüne çıka­ racaktır. bu açık gön­ dermenin yanı sıra İngiliz felsefesinin tarihinde önem li bir olay olm ası do­ layısıyla Locke'un Denem esi'nin her eleştirici okurunca dikkatle incelen­ m eyi hak ediyor. a Verisimili. quce tanquam indubia Dei emata in fo ro interiori deseriptee. yani faciunt ad homirıis corıservationem 6.88 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme ya da uyumlu kılınmaları pek kolay olmayan "ahlaklılık" ve "doğa mekanizması"nı bir araya koyamayanlar bu durumda bü­ tün erdem ilkelerini ister istemez reddetmek durumundadırlar. Gassendi (Op. Lord Herbert İngiliz deizm ini sözü edilen doğuştan ilkelerin oluşturduğu evrensel din olarak bir felsefi tem ele oturt­ m aya çalışm ıştır. Tüm bunları yazdığım sıralarda Lord Herbert'in "De Veritate" (Doğruluk Üzerine)35 adlı çalışm asında doğuştan ilke­ lere değindiğinden haberdardım ve bu noktada bu kadar değerli bir insandan bazı şeyler edinirim umuduyla hemen ona başvur­ dum.D e Causis Errorum ve D e Religione Laici. Locke'un D e Veritate'den habersiz kalması kitaplara ve diğerlerinin felsefi sanılarına göreli ilgisiz kalmasını açıklar. yani Assensus nullâ interpositâ mora. 34 B ö ylece ahlaklılık ve düzenek ayrımını yaparken Locke ahlaklılığın yal­ nızca fiziksel yorumunu yetersiz görür ve yalnızca duyum sal ve fiziksel olan gerçeklik üzerinde ahlak ve tinsel gerçekliğin üstünlüğü için de bir yer ayırır. Sunt enim in ipsâ mente coelitus deseriptee. sayfasında doğuştan ilkelere ilişkin olarak onun "Notitice Communes (Ortak Kavramlar)"mm şu altı işareti dikkatimi çekti: 1. pro u t distin guitur a Revelatione. 3/411) ve Culverwell'in (D oğan ın Işığı) dikkatini çekmiştir. 1645) iki incelem e eklenm iştir . Bunlar Locke'tan önce Descartes (Euvres). sive seriptis. Modus conformationis. Urıiversalitas 4. Necessitas. Ancak m ucizeler Lord Herbert'in varsayım larıyla bile saklı kala­ cak olan tinsel ideler ve ilkelerin açığa çıkm ası ve sağlam laştırılm ası için bir araç olabilirler. a P ossibili. Certitudo 5. 35 Lord Herbert o f Cherbury (1581-1648). . obnaxice. et a F also (1624. Bu önem li düşünürün fikirleri. 3. sive non seriptis. "De Religione Laici" adlı minik denemesinin en sonunda da doğuştan ilkeler konusunda şunları yazmış: Adeo utnon uniuscujusvis religiorıis confınio arcterıtur quceubique vigent veritates. Varitates nostrce catholicce. nullisque traditionibus. "De Instictu Naturali" (1656 basım) başlıklı bölümün 72. Indeperıdentia.34 15.

3. iki paralel doğrusal çizginin bir uzayı kaplayamaması zihinsel zorunluluk gibi gel­ ’ mektedir. Virtutem cum pietate conjunctam optimam esse rationem cultûs divini. bunun tersinin düşüncede. Lord Herbert'in kesin ve mutlak doğruluklarını olası deneyim verilerinden ayırt etmek için önerdiği ne tek ne de asıl ölçüdür. diğer doğru­ luklar gözlem lem ekte olduklarım ıza bağlıdırlar.. İlk Önermeler) Fakat (Locke'un kastetme­ diği bir anlamda) doğuştan kurgusal ilkeler algılanan zorunlulukları ile güvencede iken doğuştan ahlaksal ilkeler yalnızca iyi insanların reddetme­ yeceği ilkelerdir daha çok. Duyular genel­ lemeleri doğrulayabilirler fakat onların ölüm süz ve koşulsuz kesinliğini tanıtlayamaz. . Dari picemium vel pcenam post hane vitam transactam. Bir tüm evanm sal genellem eyi doğru­ layan bu örnekler sayısız da olsalar evrensel olarak zorunlu olduğunu gös­ terem ezler.. Leibniz bu noktada bu doğrulukların varlığına ilişkin önerdiği ölçü de ve en başta." (Yeni D enem eler. B öylece. Günün geceyi izlem esi. Leibniz'e göre onları algılar algılam az kabul etm eye yönelik zihinsel zorunluluk ve çelişikliklerini var­ saymanın zihinsel im kânsızlığıdır onlar için ölçü.. 4. “i c Doğuştan ilkelerin ya da ortak kavramların işaretlerini sunduktan ve insanların zihinlerine Tanrının eliyle yazılm ış ol­ duklarını söyledikten sonra şöyle sıralıyor onları:37 1. çünkü olanın hep aynı şekilde gerçek leşeceğini düşünmeye zorlayıcı zihinsel bir durum yoktur. 37 Bu beş önerme Lord Herbert tarafından doğal içgüdüler ya da sağduyunun içeriklerinin tam bir analizinin sonucunda değil. Bir tümevarım genelle­ m esinin gözlem lenen örnekleri ne kadar çok olursa olsun zihinsel zorunlu­ luğunu sezm edikçe evrenselliğinden kesin em in olam ayız. . ancak bilin çsizce zihinde o l­ duklarının açık kabulü ile bir adım ilerdedir. yalnızca insanlığın genel dinini oluşturanlar arasından örnekler olarak sunulmuşlardır. Akıl doğrularının asıl kanıtı akıl zorunluluklarından çıkıyorken. dünya ve gü­ neşin zorunlu varlık içerm ediklerini ve tüm güneş sistem inin — en azından şim diki formunda— varlığının biteceği bir zamanın geleb ileceğin i düşü­ necek olursak. Esse aliquod supremum numen. Leibniz "Tüm doğruluklar tümevarım ve deneyim e mi dayanır ya da başka bir temeli olan kimi doğruluklar yok mudur?" diye sorar ve devam eder: "Verileri edim sel bilgi için gerekli değilse de duyular bilgi içeriğindeki her şeyi karşılayacak yeterlilikte değildir. Resipiscendum esse â peccatis 5. Numen illud coli debere. çünkü duyular yalnızca tikel ya da bireysel doğruluklar sunabilirler.. çekim yasası ya da başka bir doğa yasasının işlem ediğinin düşünülebilm esi ile aynı ölçü de gerçekleştirilm esi olanaksızdır. Kesin ve mutlak doğrulara da her insanın doğduğunda bilincinde olduğu doğruluklar olmaları anlamında doğuştan denm esini onaylam ıyor. Bunların açık doğruluklar olduğunu ve 36 Locke'un burada v e önceki bölümde çokça sözünü ettiği evrensel onay. 2.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir . zorunlu ya da ölüm süz bir doğruluk gibi gelm ez. V e bu örnek kimi insanların bilinçli deneyim inde gerçekleşem ediyse de bilincin içeriğinin analizi ile gerçekte onda olduğu gösterile­ bilir.

39 Bu sürekli yinelediği doğuştan ilkelerin hep doğuştan ideler öngördüğü. dördüncü ve be­ şinci olarak sıraladığı önermelerden çok çok az ayırt edilebili­ yor. ikinci. İkinci olarak. bir doğuştan önerme olabilmesini anlayamıyorum. kuş­ kuyla bakan38 insanlık geçmişi bir yana "dindarlıkla pekiştirilen erdem Tanrıya en güzel ibadettir" şeklindeki üçüncü önermenin. yoksa anlamsız terimler içeren önermeler olarak kalacakları biçi­ mindeki varsayımıdır. bağlanmala­ rının gerekli görülebileceğini kabul eder. birinci. Ayrıca kendinden daha da az eleştirel olan gezginler ve diğerlerinin bildir­ dikleri konusunda safdillik ediyor. Çünkü. bunların tümü ya da bir kısmına inanmayan. üçüncü. 38 Önceden de söylendiği üzere Locke açık kabulle çok ilgileniyor ve bilinçsiz ya da yarı bilinçli inançların varlığının dolaylı işaretlerini göz ardı ediyor. doğuştanlığın işareti olarak gösterdikleri kendi sunduğu beş önermenin hiçbirinde yok. diye düşünüyorum.90 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme iyice açıklandıkları halde kimsenin onaylamaktan çekinmeye­ ceğini kabul ediyorsam da Lord Herbert'in onların in foro interiori deseriptee doğuştan izlenimler olduğunu kanıtlayamadığı kanısındayım. çünkü. İdelerin. ki özellikle birin­ ci. 17. ki bu kavramın çok belir­ siz olmasının yanı sıra simgelediği şey de çokça tartışılan ve güç kavranan bir niteliktedir. Çün­ kü "Sana nasıl davranılıyorsa sen de öyle davran" gibi kendi sı­ raladıklarından en azından birkaçı kadar doğuştan ilke diye ka­ bul edilebilecek başka önermeler de vardır. erdem adı ya da anlamı bu kadar zor anlaşılırken. Bu yüzden söyledikleri üzerinde biraz durmalı­ yım. İyice düşünülürse belki diğerleri arasında yüzlercesi bu sınıflamaya sokulabilir. dördüncü ve altıncı işaretler üçüncü. ikinci ve üçüncü işaretler hiçbirine uymuyor.39 Bu durumda insan yaşantısının yalnızca çok belirsiz bir kuralı olmakta ve hayatımızı sürdür­ mede pek küçük bir hizmet sunmaktadır: Dolayısıyla doğuştan kılgısal ilke olarak ele alınması uygun değildir. bu beş önerme zihinlerimize Tanrının par­ maklarıyla yazılmış ortak kavramlardır ya da hiç değildir. . Öncelikle. deneyim de edinildikten sonra. 16.

. 41 Doğuştan denen son ve dolayısıyla soyut ilkelerin kofluğu kendisi gibi de­ neyim li bir filozofça kabul edilm elerine karşı getirdiği itirazlardan biridir. tek ve doğru ölçüsü olan Tanrı istenci ya da Tanrının buyurduğu kural ile uyumlu eylemler olarak düşünülürse [erdem kendi do­ ğasında doğru ve iyiyi barındıranı simgelediğinden]40 "Erdem Tanrıya en güzel ibadettir" önermesi doğru ve kesin olur. dolayısıyla bir insan önceden olduğu gibi ey­ lemlerinin ilke ya da kuralından habersiz yaşayıp gider. Peccata ya da günahlar sözcüğü.. yani "Tanrı tarafından en fazla kabul görendir. . bunları bilmeden. çünkü böyle bir adlandırmayı hak eden ve henüz kim­ senin doğuştan ilkeler sınıfına koymadığı bir sürü benzer öner­ me var." En genel anlamıyla erdem çeşitli ülkelerin farklı sanıları doğrultusunda beğenilen eylemler diye ele alınırsa önerme doğru olmayacak kadar kesinlikten uzaklaşır. fakat onlardan çıkarılabilen ya da onlarla belirlenen sonuçlara öncelik tanıma­ malıdır. (çünkü ortak kavram sözcük değil anlamdır ve anlam olmalıdır): "Er­ dem Tanrıya en güzel ibadettir". Böyle düşünenler haklı olarak yüzlerce önermeyi doğuştan ilke varsayar. K endiliğinden olan hiçbir şey hakkında zihni bilgilendirem ezler.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir 18. sorumlularının cezalan­ dırılmasına yol açacak olan kötü eylemleri simgeliyorsa. 4 2 Çünkü bir filo z o f en kapsamlı düşünce türlerinin peşinde olmalıdır. günahlarla işaret edilen eylemler belirtilmedikçe pek öğretici değildir. (insanlar günahlarının karşılığını pişm anlıkla ödemeli­ dirler) biçimindeki dördüncü önerme de. Böyle bir içerik taşıyan bir önermeyi çok az kişi (her ne kadar doğru ve kesin olsa da)41 doğuştan ahlaksal ilke olarak ele alır sanırım. Erdem. Bu önermenin anlamı üzerinde duralım biraz da. hangi büyük ahlaklılık ilkesi bize pişman olmamızı ve bize zarar verecek şeyi yapmaktan caymamızı söyleyecek? 4 0 İkinci baskıda eklenmiştir. bir insanın Tanrının neyi buyurduğunu bilmeksizin kesinlikle doğru olarak bileceği "Tanrı buyurduklarının yapılmasından hoşnut olur" içeriğine bürünür. genelde olduğu gibi. ancak insan yaşamında çok az yeri vardır: Çünkü önerme.42 19.

92 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme Gerçekten de bu doğru bir önermedir ve hangi eylemlerin tü­ müyle günah olduğunu öğrenmiş varsayılanlarca kavranmaya ve önerilmeye uygundur: Ancak bu da bir önceki gibi doğuştan ilke diye düşünülemez. bu sonum lann öncülü değillerdir. — ki tüm insanların bunları ve hemen hepsi vietutes et peccata. tüm erdem ve erdemsizliklerin belli ölçü ve sınırları zihinde yazılı olmadıkça doğuştanlıkları anlamsızdır: doğuştan ilkeler var olsa da kuşku yaratacak çok noktaları ol­ duğunu düşünüyorum. ki tümüyle üzerinde durduğum da budur. . bir insan kendi dilini (İngilizce ya da Japonca) hiç bilmiyor ya da sözcüklerin anlamına varamıyorsa (sağır insanlar gibi) bilmesi gereken kurallar ve eylemlerin kendilerine ilişkin bilgi. farklı insanlara farklı şeyler çağrıştırır içerikte işlemiş olması pek olası değil bence: Bununla birlikte. Sözcüklerden ayrı ve adların bilinmesinden önce. insanlar başka birini öldürmemek. Tanrının zihinlere ilkeleri erdemler ve günahlar gibi belirsiz sözcüklerle. kürtaj yaptırmamak. kılgısal ilkelerde başvurulacak ölçüler olmalıdırlar. bu ilkelerin çoğunda genel adların içe­ riklerindeki tikel sözcükler bilindiğinde anlaşılabileceği gibi bir kanı da uyanmasın. başkalarının gereksinim le­ rini gidermek ve tüm bunlara aykırı davrandığında pişmanlık duyup bir daha yapmamaya karar vermek gibi ilkelerin Tanrıya ibadetin birer parçası olduğunu bilirler. ve dış ve iç duyumda verilerin su­ nulmasına bağlıdırlar. 43 Zihinsel olarak zorunlu ya da bizim için olası tüm doğruluklara deneyim de yetilerim izin kullanılm ası ile ulaşılır. bilgisine başka yollarla ulaşılabilen doğruluklara43 evrensel onay verilmesi onların doğuştanlıklarının göstergesi değildir. birden fazla kadınla beraber olmamak. Buradan hareketle sözcükler ya da kendi ülkelerinin görenekleri ve yasa­ larından habersiz de olsalar. çalmamak. ço­ cuklarını terk etmemek. günahlar ve erdemler kapsamına giren daha birçok kuralı gerçekten bildiği ve kabul ettiği düşünülürse o zaman bu ve benzerlerinin ortak kavramlar ve kılgısal ilkeler olarak ele alınması için sürüyle nedenimiz var demektir. Bu durumda. Her şey bir yana.

Doğuştan ahlaksal ilkelerin eğitim. ki görüş birliğinde olduğumuzdan ilkelerimiz doğuştandır" kılığına bü­ rünür. Aslında böylesi ilk ilkelerin varlığı pek işimize de ya­ ramaz. arkadaşlarımızın sanıları ya da öğretmenlerimizin etkisi gibi bir insan gücüyle değiştirilmeleri ya da silinmeleri sonucu onlarsız kalmak kadar varlıkları da pek bir şey ifade etmez bizim için: İlk ilkeler ve doğuştan ışık üzerine her ne kadar övgüler dizilirse dizilsin biz yine de onların varlığından habersiz karan­ lık ve belirsizlik içindeyiz: Bu belirsizlik içinde kuralsız. bizler ve bizim gibi düşünenler asıl akıl sahibi insanlardır.. Fakat do­ . bu yanılmazlığa giden en kestirme yoldur.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir 93 20.. Yoksa tüm in­ sanların bazı ilkeler üzerinde nasıl anlaştığını anlamak çok güçleşir. Bu görüşteki insanlar kendi kişisel ya da bağlı oldukları tarafın inanışlarını evrensel onay diye nitelemeyi akla uygun görüyorlarsa tamam ama değilse bu şekilde ancak doğuştan il­ keler sanısını kanıtlayıcı bir dayanak gördükleri evrensel onay savını çürütmektedirler. çeşitli. doğru aklın sahibi insan­ ların benimsedikleri tüm insanlıkça kabul gören ilkelerdir. ister istemez doğru yoldan sapmaya eğilimliyizdir. bununla birlikte yozlaşmış görenek ve kötü eğitimle birçok insanın zihninde yıpratılmayan ilke yoktur: Kısacası bü­ tün insanlar kabul eder ancak çoğu insan yadsır ve hiçe sayar bu ilkeleri. Kendilerini doğru aklın tek sahipleri gören insanlar sıklıkla insanlığın geri kalanının sanıları ve gö­ rüşlerini hesaba almayıp kendi inanışlarını genel geçer gör­ düklerinden aslında evrensel onayı da kendi sanılarından yana yontmaya heveslidirler. karşıt kurallar arasında hangisinin doğru olduğunu bilmeden. Bu durumda savları: "Tüm insanların doğru kabul ettiği ilkeler doğuştandır. görenek ve çevre­ mizde sürekli konuştuğumuz insanların genel sanılarının etki­ siyle körelebileceği ve en sonunda zihinlerde darmadağın edile­ bileceği yolundaki karşı görüşe burada hemen bir yanıt verebi­ lirim.

Ahlak ilkeleri iyi insan­ larda işliyor olmaları dolayısıyla onaylanabilirler: Zekâ zorunluluklarıyla çatıştıkları gösterilem edikçe bırakılmamalıdırlar. doğruluğa âşık insanların ilk ilkeler konusunda farklılık göstere­ bileceklerini yadsımanın büyük bir insafsızlık olacağını kabul eder ilk il­ kelerin savunucusu olarak. doğuştan her bireyin bilincinde edim sel olarak gerçekleşm eyi içeren doğuştanlık yorumundan hareket eder. Bu doğuştan öğeler/esaslar herkes tarafından bilinçli olarak kavranılmazlar. 6/6) . bu il­ keleri tüm insanlarda aynı biçim ve açıklıkta bulmamız gerekir. Locke'un hâlâ.94 insanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme ğuştan ilkelerin eğitim ve görenek etkisiyle bozulup bozulma­ yacaklarının söylenmesini bekliyorum. 45 Reid de. başka konularda kavrama güçleri yüksek insanların bile doğru4 4 D oğuştan ilkelerin yaşamı belirleyiciliğin e karşı getirilen bu sav. Fakat bir ilke potansiyel ola­ rak doğuştan olabilir ve çok iyi eğitim görmüş bir iki kişinin bilincinde ortaya çıkabilir. bizi ilk ilkeler konusunda çatışm aya girildiğinde insanlığın samimi ve dürüst üyelerinin uzlaşabil­ m esini sağlayacak araçlardan yoksun bırakmamıştır. denebilir. Çocuklar ve eğitim siz halk bu felsefi anlayışa sahip değildir. bozulmuyorlarsa.45 Fakat yine de. Bununla birlikte doğa. uygun zaman ve olağan koşullar altında apaçık doğrulukların apaçıklıkları ile parlamaları gereken ahlaksal yapıda olup olmadıklarıyla ilgilenm ediğine dikkat edin. Hangi yanıtı verirlerse versinler göreceklerdir ki hiçbiri de görünür gerçek ve gözlemlerle tutarlılık taşımaz. saçma oluşları kadar birbirleriyle karşıtlıkları yü­ zünden de bu sanıların çoğu için doğru demek imkânsızdır.44 21. o zaman da yabancı sanılardan en az etkilenmiş olan çocuklar ve eğitimsiz insanlarda en açık ve berrak halleriyle görmeliyiz on­ ları. Socrates'dan bu yana bu din ve felsefe öğreticilerince kabul görmüştür. "Sağduyunun gerçek buyrukları ve saçma sanılara doğrudan karşı olan ilkeler insan doğasının yapısından hep destek alacak ve insanlık içinde yer kaybetmekten çok ka­ zanacaklardır. kimileri kimi kişilerde hep sönüktürler ya da anlamları felsefi bir mantığa oturtulamadan öylece hayata geçirilirler. önceki savları gibi. ne kadar akıl dışı da olsalar tüm bu önermeler. bireyin soyut ahlaklılık ilkelerinin bilincine varma zamanı ve yolu üzerinde durduğuna ve şeylerin. yabancı kavramlar yüzünden bir değişime uğrayabiliyorlarsa. (Bak: Zihinsel G ü çler Ü zerine D enem eler." Bu yollardan bazılarını Reid bulur. Onlar hakkında doğru ve sağlam olanlarla yanlış olanları ayıklayabilecek belli uslamlam a yollan vardır. eğitim ve kişilikteki insanlarca ilk ve sorgulanamaz ilkeler diye benimsenen çok sayıda sanı olduğunu kabul ediyorum. Farklı ülke.

kendiliğinden apaçık ve do­ ğuştan doğruluklar niteliğine kavuşan tem eller diye ele alan in­ sanların akıl. bellekleri eylemlerinin bir kaydını tutmaya başlamadan ya da yeni bir şeye rastlandığı za­ manı saptamaya yönelmeden önce.Kılgısal (Pratik) lkeler Doğuştan Değildir 95 hıklarını sorgulam aktansa yaşam larını. büyüdükçe çevrelerindeki herkesin sözlü ya da sözsüz onayı ile bunlar benimsetilir ya da en azından dinleri ve davra­ nışları bu şekilde sorgulanmaz. . (Beyaz kâğıt üzerine her şey yazıla­ bilir)46 Kavrama gücüne erişir erişm ez bunlar öğretildiğinden. Bu deneyim kazanım lan sırasında tü­ m üyle edilgin ya da alıcı olduğum uz ve bu deneyim in yalın. böyle eğitilen insanlar büyüdükle­ rinde ve zihinlerinde tarttıklarında. çocuklara. dolayısıyla eleştirel analize elverişsiz olduğunu ifade eder gibidir. Şu da eklenebilir ki. bir bakıcı ya da yaşlı bir kadının etkisinden daha sağlam olmayan bir kaynaktan doğan öğretilerin zamanla ve de çevrenin onayı ile dinde ya da ahlaklılıkta ilkeler konumuna yükselişi gözlendiğinde pek de şaşılmayacak bir gelişme olarak düşünülecektir. Çocukları ve kendi inandıkları ilkelere sahip olmayan insanları iyice eğitm ek çabasında olanlar henüz bozulmamış ve boş zihinlere kendi korudukları ve inan­ dıkları öğretileri aşılarlar. bu. 22. 47 Fakat zihinsel zorunluluklarının algısı olm aksızın.47 23. Dolayısıyla. bilgi ve dindarlığının yol göstericiliğinde bu öner­ melere ilişkin bir sanı edinirler. Burada bir kez daha Locke'un önyargıları ortadan kaldırmak. Her ne kadar tuhafsa da. kendilerinde kaynağına rastlayamadıkları önermelerin kesinlikle Tanrının ve doğanın zihinlerinde bıraktığı fakat sonradan edinilmeyen izlenimler ol­ 46 Tabula Rasa (B oş Levha) m ecazı. öğretilmiş olan sanılardan başka bir şey bulamazlar. en değerli şeylerini adamaktan çekinmedikleri kutsal bir konum dadırlar kimi yer­ lerde. günlük deneyimlerde gözlemlenebilen ancak oluşum una yol açan aşam alar düşünülürse belki de olağan görülebilecek. boş ifadeleri kovm ak ve otoriteye körü körüne bağlılığın yerine akılcı anlayışı koym ak adına doğuştan ilke­ lere saldırdığını görüyoruz.

96 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme dukları sonucuna varırlar. 24. yeteneği ve isteği olmayan hangi insan geç­ 48 Sürekli değişen ve tehlikeli bir dünyada dayanacak sürekli ve sabit bir şeye duyulan gereksinim felsefeyi doğurmuştur ve dini beslemektedir.48 Beceriksiz ve yeterli zamanı olma­ yan. güzel ve iyi" anlayışım ızı belirleyici üstün fiziksel neden yapm ıştır. Çoğu insanın ebeveynine gösterdiği saygıyı bu önermelere de beslerler. ki çocuklar doğal olduğun­ dan değil yalnızca hep öyle eğitildikleri ve bu saygının başlan­ gıcını anımsayamadıklarından bunun doğal olduğunu düşünür­ ler. yoksa ebeveyne saygının öğretilmediği yerde çocuklar böyle davranmazlar. gerçekler hakkındaki tüm yargılan doğal alışkanlık konusu içind e çözü m lem eye çalışm ıştır. ki b öylece alış­ kanlığı "doğru. Hemen hiç kimse yoktur ki uslamlamalarını dayandıracağı ve yardımlarıyla doğruluk ve yanlışlık yargılarına varacağı ilkeler niteliğinde kimi önermelere sahip olmamış. doğadan daha büyük bir güce sahip olan alışkanlık. sığ ve yüzeysel bir anlama ye­ tisiyle kalakalmış olsun. İnsan doğası ve uğraşları üzerinde düşünecek olursak bu tablo daha da belirginleşir kanısındayım: Çoğu insan zamanını günlük işler içinde geçirir ve bu arada düşüncelerini dayandıra­ cakları kimi temel ya da ilke olmaksızın yapamazlar. özellikle ilkelerinden biri "İlkeler sorgulanmamalıdır" iken. oturup ciddi ciddi öğretilerini irdele­ mezler. zihinleri ve anlama yetilerini sürekli olarak yönlendir­ diği şeye tapınır hale getirdiğinden hiç kuşkusuz yaşamın zo­ runlu uğraşları içinde şaşkın ya da zevklerin peşinde bitkin düşm üş yetişkin insanlar. Bu açıkçası tüm çocuk ve genç insanlara özgü bir du­ rumdur.49 insanları. (Bak: 4. 25. tembellik. 20/2.) .50 Zamanı. eğitim ya da dik­ katsizlikleri yüzünden bu önermeleri gözü kapalı kabul eden çok kişi vardır. 4 9 Hume. sonraları Yunan kuşkucular gibi. Kitap. eğilim göstermeyen ya da sorgulamamaları gerektiği öğre­ tilen insanlar arasında bilgisizlik. 50 Burada körü körüne kabul edilen önerm eler ile Locke'un doğuştan ideler ve ilkelere karşı savının teşvik etm eye yöneldiği eleştiricilik arasındaki kar­ şıtlık g öze çarpıyor.

Bu D enem e'de Bacon'a iliş­ kin birkaç göndermeden biridir. Böylece insanların zihinlerinde yerleştirilmiş idollere tapınmaları. . Nov. Dr Fowler'ın yaptığı baskıda ilgili notlara da bakınız. Org. böyle yaşayan tembel kişiler filo z o f olamazlar: G erçek akıl ilkeleri onlar için gizli kalır. Tanrıtanımaz. 1/23. quos ipse colit. 52 Yani. Bak: Bacon. Buna göre kendi önyargıları formundaki düzmeceleri kabule hazırdırlar. ölmeleri kolayca an­ laşılabiliyor.51 uzun zamandır orada bulunan kavramlara düş­ künleşmeleri. tembellik ya da dikkatsizlik. kaprisli yakıştırma­ larını kaldırabilecek sabırda bir insan vardır? Tüm bunların olacağından emin olup da ortak sanılar hakkında en küçük bir tereddüt gösterecek biri var mıdır? Çoğu insan bu sanıları tüm diğer sanıların mihenktaşı olarak Tanrının zihinlere yerleştir­ diğini düşündüğünden bu ilkelerin sorgulanması daha da kor­ kutucu görünür. Bunları kendi düşüncelerinin öncülü ve başka­ larınca en saygın ilkeler olarak gördükten sonra kutsallıklarını kabul etmenin önüne ne geçebilir? 26. maymunlar ve boğalara hararetle kendilerini adamaları ve sanıları uğruna savaşmaları.Kılgısal (Pratik) İlkeler Doğuştan Değildir mişteki tüm düşünce ve eylemlerinin temellerini sarsmaya yel­ tenir ve uzunca bir süre yanılgı içinde yaşamış olmanın utancı­ na katlanır? Kim ülkesi ya da çevresinin ortak sanılarından ay­ rılmaya kalkışanlar için hazırlanmış suçlamalara dayanacak güçtedir? Nerede kuşkucu. zaman ya da yardım bulamayan ve daha başka nedenlerle bilgi ilkelerine ulaşmayan ya da ulaşamayan ve doğ­ ruluğu kaynağına ve kökenine52 dek izlemeyen ya da izleyeme­ yen çoğu insanda nasıl hareket edeceğini bilemediğinden. kimi saçmalık ve aldatmacalara Tanrısal işaretler diye kanmaları. Neredeyse sürekli kullanılan uslamlama yetileri. başka şeylerin apaçık kanıtları olarak ileri sürüldüklerinden kendile­ 51 İnsan zihninin Tanrısal zihnin idelerine tercih ettiğim iz kurguları diye geçen idollere bir gönderm e yapılm ıştır. gerçek olm ayan ideler ve yanlış ilkeler olduklarından yanlış putlardır. tdoller. Dum solos credit habendos esse deos. ve gerçek fiziksel ve ahlaksal dene­ yim ilkelerini bulurken gerçek Tanrıyı da buluruz ve bu ilkelerle uyumlu yaşam am ız Tanrıya ibadettir.

olduğu gibi kabul edilmek53 do­ ğuştan ilkelere özgü bir ayrıcalık olursa. uzunca bir süre aynı nesneleri düşünmekten görüş açısı öyle bulanır ki zihnine Tanrı imgeleri ve Tanrının ellerinin ürünleri olarak yer­ leşmiş ucubelerin ayırdına varamaz bir hale gelir. âdet hükmündeki ilkelerin akılcılığı sorgulanm aksızın hem en kabullenilm esidir. irdelenmeksizin.98 İnsanın Anlama Yetisi erine Bir Deneme rinden başka delile gereksinmedikleri düşünülen kimi alıntı il­ keleri öylece kabullenmek bu insanlar için doğal olduğu kadar kaçınılmazdır. Her kim bunlardan birini zihnine alır ve orada il­ kelere genelde gösterilen "inan ama irdelemeye kalkışma" pa­ rolası uyarınca saygı beslerse. Gerçekten de. D olayısıyla bu ve önceki yedi kısımda apaçık doğruluğun kendi apaçık haliyle anlaşılma sü­ recindeki yanılgı tehlikesi ve güçlüğü üzerinde duruyor. ya da en azından asıl doğuştan ilkeleri diğerlerinde ayırt etmeyi sağlayacak olan işaretler ve belirteçleri öğrenmek akıllıca olur: Böylece bir sürü savunucu arasında bu kadar önemli bir noktada yanılgılardan uzak kalabilirim. bilmem ki neye inanılmayabilir ya da herhangi birinin ilkeleri nasıl sorgulanabilir? İrdelenebiliyor ve incelenebiliyorlarsa doğrusu ilk ve doğuştan il­ kelerin nasıl incelenebileceğini bilmek isterim. kuşku duyulmayan ve yığınlarca insanın her zaman kanlarıyla imzalamaya hazır oldukları karşıt öğretileri başka bir yolla açıklamanın güç bir iş olduğunu belki anlar. diğer yandan da bu sürecin sonunda içduyumsal enerji sayesinde edinilen ürünün evrenselliği ve zihinsel zorunluluğunu küçümsüyor. 27. Bunu çoğu insanın ilkelerinin doğruluğu ve apaçıklığın­ dan emin olmakta izlediği bir yöntem olarak görmeyen biri ta­ mamıyla inanılan. Tek başına evrensel onay doğuştan ilkeler konusunda beni ikna etmeye ve dikkate almaya yeterli bir işaret 53 Locke'u şiddetle bu savın peşinde koşturan. ülkesindeki anlayışlar ve eğitim aracılığıyla doğuştan ilkeler safsatasına kapılıverir. Böylece her türden ve düzeyden insanın sahip olduğu ve savunduğu bir sürü karşıt ilke içinde doğuştanlıklarına inan­ dıkları ilkelere ulaşan ne kadar insan olduğu kolayca gözlemle­ nebilir. .

. Şimdiye dek söylenenler tüm insanların üzerinde anlaştığı kılgısal ilkelerin olmadığı konusunda ve dolayısıyla doğuştan olmadıklarına ilişkin hiçbir kuşku bırakm am ıştır sanıyo- 54 Bilinçli bir evrensel anlaşma Locke'un kastettiği anlamda doğuştanlık ö l­ çüsü iken gerçekte doğuştanlığın ne tek ne de olası bir ölçüsüdür. . kuşku duyabildiğim böyle hoş ve yararlı öner­ meleri benimsemeye hazır olurum böylece..Kılgısal (Pratik) ilkeler Doğuştan Değildir gibi gelmediğinden. Kant olası veriler yanında zihnin kendi işlem inden de çıkarılan genellem elere karşılık gelen ilkelerin ölçüsünü zihinsel zorunlulukları ve evrensellikleri­ ne ilişkin bilincim izde görür. Bu ko­ nuda Leibniz ve Reid ile aynı zamanda Kant'ın görüşlerine de bakınız. beni sözünü ettiğim biçimde bilgilendirdik­ leri zamana dek.

Bizi doğuştan ilkelerin varlığına inandırmak isteyenler onları toplu halde değil de önermeleri oluşturan parçaları ayrı ayrı düşünselerdi belki de doğuştan olduklarına inanacak kadar ileri gitmezlerdi. Fakat ilk eleştirm enlerinden birine göre. Sonuç olarak Locke'un doğuştan öner­ melere düşm anlığı bir ide için zorunlu kabul ettiği bilinç ve sahici anlayış ile uyuşm azlıklarıyla bağlantılandırılmıştır.3. Çünkü doğrulukların yapıtaşı ideler doğuştan değilse onların oluşturduğu önermelerin doğuştan olması ya da onlara ilişkin bilgimizin bizimle birlikte doğmuş olması imkânsızdır. "zihnimizde tüm tikellerin edim sel bir kavramıyla beraber doğduğumuzdan değil. ne onay.1 2. ne de zi­ hinsel ya da sözel önermeler var olabilir. Çünkü. Locke dünyanın terimleri anlamdan yoksun önermelere inanması istenerek karıştırılmış olduğunu im a ediyor. idelerin kendileri do­ ğuştan olmadığında onlara ilişkin ne bilgi. ki o zaman bu ilkeler başka bir kaynaktan gelmişlerdir. Yeni doğmuş bebekleri dikkatlice inceleyecek olursak. Kitap. BÖLÜM KURGUSAL ve KILGISAL DOĞUŞTAN İLKELER ÜZERİNE DİĞER DÜŞÜNCELER 1. Bölüm) . 4." (Lee. İdeler doğuştan değilse zihnin o ilkelerin olmadığı bir dönem geçirmiş olması söz konusudur. 1. dünyaya kendileriyle birlikte bir sürü ide getiremeyeceklerini 1 K ısacası akılla kavranılır önerm eler yine akılla kavranılır terimler öngörür. adları olan sözcüklerde içerilen şeyler anlama yeti­ sine sunulur sunulmaz bilinmelerini sağlayan doğal bir yetiyle ve de şeyle­ rin kendileri ya da başkalarına iletilm elerini sağlayan sözcükleri bilir bil­ m ez onların doğruluklarını yargılamaya yönelik doğal ve kaçınılm az bir belirleniş ile birlikte doğduğumuzdan idelere doğuştan deriz. AntiScepticism .

(Akıl doğrularıdırlar). Ana karnında duymuş olabilecekleri kimi acılar. "Aynı şeyin hem var hem yok olması imkânsızdır" ifadesi kesinlikle (eğer doğuştan ilke varsa) bir doğuştan ilkedir. Zaman açısından değil gerçek ve dolayısıyla şeylerin doğasına ait deneyim im izin oluşum koşulları açısından aprioridirler. İlk kitapta geçen tartışma boyunca. et non esse ilkesine ilişkin bilgi midir? Ya da annesine sarılıp yabancıdan kaçmasına yol açan yine bu bilgi midir? Zihin kendini ve onayını hiç taşımadığı idelerle mi düzenler? Ya da anlama yetisi asla bilmediği ya da anlamadığı ilkelerden mi çıkarımlarda bulunur? İmkânsızlık ve özdeşlik doğuştan olmaktan ya da bizimle birlikte dünyaya gelmiş ol­ 2 Evrensel önermeler a priori ve "rerum n a tu ra ”da (nesnelerin doğasında) kesin olsalar da bilinçli kavranışları sırasında apriori değildirler. . yavaş yavaş. zihinlere nasıl gir­ diği ve deneyim ile yollarına çıkan nesnelerin gözlemlerinin do­ nattığı kadarından ötesine gidilemediği algılanabilecektir. özellikle de doğuştan ilkeler olarak kabul gören evrensel öner­ meleri oluşturan terimlere karşılık gelen idelere rastlamak ola­ naksızdır. özellik le bundan sonraki bölümlerde.2 İdelerin sonraları. ki bu da zihinde yazılı özgül şeyler olmadığı konusunda emin olma­ mız için yeterlidir. acı ya da tatlı idelerinden önce imkânsızlık ve özdeşlik idesine mi sahiptir? Bu ilkenin bilgi­ sinden hareketle mi meme başına sürülen pelinotunun oradan almaya alışık olduğu aynı tadı vermediği sonucuna varır? Bir çocuğun annesi ile bir yabancıyı ayırt etmesini sağlayan. susuzluk ve sıcaklık idelerini bir yana bıra­ kırsak herhangi bir yerleşik ideden en ufak bir iz bile taşımazlar.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler Üzerine Diğer Düşünceler 101 düşünmeye hakkımız olur. bu ayrım sürekli olarak göz ardı ediliyor. impossibile est idem esse. açlık. Fakat "imkânsızlık" ve "özdeşlik"in iki doğuştan ide olduğunu söyle­ yecek ya da düşünecek biri var mı? Bunlar tüm insanların sahip olduğu ve dünyaya kendileriyle birlikte getirdiği ideler midir? Çocuklarda ilk ve tüm sonradan edinilenlerin öncesinde sahip olunanlar mıdır? Eğer doğuştansalar böyle olmak zorundalar. 3. Bir çocuk beyaz ya da siyah.

Locke özdeşlik idesini 2.3 4. Bu ideler evrensel olarak bilinecek ve doğal olarak herkesçe kabul edilecek kadar açık ve seçik değillerse. derece derece. ruh ve bedenden oluşan bir varlık olan insanın be­ deni değiştiğinde aynı insan olarak kalıp kalamayacağı yedi ya­ şında ya da 70 yaşında biri tarafından yanıtlanabilsin isterdim. herkesin özdeşlik idesi Pythagoras ve binlerce takipçisinin sahip olduğu ile aynı değildir. ki sanırım onları anlama yetilerimize doğru yerleştirmek için çok büyük dikkat ve özen gereklidir. Burada insanın özdeşliği konusunda sıraladığım soruların yalnızca boş kurgular olduğu düşünülmesin. Kitap 27. Pythogorasçı ruh göçü öğretisine Lucian'ın getirdiği yergiye gönderme ya­ pılm ıştır. ki in­ celeme sonucu çoğu yetişkin insanın da onlara sahip olmadığı görülecek inancındayım.. Çünkü. . (Tek bir örnek vermek gerekirse) özdeşlik doğal bir izlenim ve sonuç olarak beşikten bu yana bilebileceğimiz kadar açık ve belirgin ise. öyle olsalardı. O zaman hangisi doğrudur? Hangisi doğuştan­ dır? Ya da her ikisi de doğuştan olan iki farklı özdeşlik idesi mi vardır? 5.. sıradan deneyim de bilincinde olunmadan zo­ runlu olarak öngörülen metafıziksel ve mantıksal koşulların bilincine ula­ şırken evrensel ya da ilk ilkelerden değil onlara doğru bir ilerlem e içinde­ dir. be­ beklik ve çocukluk düşüncelerinden öylesine uzaktırlar. Birkaç çağ arayla yaşamış olsalar da aynı ruha sahip oldukla­ rından Pythagoras ve Euphorbus aynı insanlar mıydı?4 Aynı ruhu taşıyan horoz da onlarla aynı mıydı?5 Buradan anlaşılıyor ki "aynılık" idemiz doğuştan diye düşünülecek kadar açık ve yerleşik değildir. in­ 3 4 5 İnsan zihni. Ruhların göçüne ilişkin öğretisi ile Pythagorasçılara gönderm ede bulunul­ muştur burada. evrensel ve kesin doğrulukların özneleri değil ancak sürekli bir belirsizliğin kaçınılmaz nedeni olacaklardır.102 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme maktan o kadar uzak iki ideyi temsil ediyor. bölüm de bileşik ide­ lerim iz içerisinde daha ayrıntılı olarak ele almıştır. Bizimle birlikte dünyaya gelmiş olmaktan.

çünkü bir bağıntının ait olduğu şeyin idesine sahip olunmadan. Kitap. do­ ğuştan kabul etmeyecektir. 5. içerdiği bütün ve parça idelerinin tamamıyla göreli olduğunu düşündüğünde. Gelin "bütün bir parçadan büyüktür” biçimindeki mate­ matiksel ilkeyi irdeleyelim. Yeniden do­ ğuş üzerine biraz olsun kafa yoran ve Tanrısal adaletin son günde bu dünyada iyi ya da kötü olan aynı insanları öteki dün­ yada mutlu ya da mutsuz edecek karara varacağını düşünen biri kendi kendine özdeşliğin nerede olduğu ya da aynı insan olun­ masını neyin sağladığını kolayca belirleyemeyebilir. somut uzamların sunulduğu görme ve dokunma duyulan aracılı­ ğıyla uzam idesinin bilinçte doğduğunu. "Tanrıya ibadet edilir" kuşkusuz insan zihnine girebilecek diğerleri kadar büyük bir doğruluktur ve tüm kılgısal ilkeler 6 7 Locke özdeşlik.6 6. K işise l Ö zdeşlik Ü zerine incelem e (1736) ve Perronet. Bölüm) .. doğuştan ilkeler arasında sayıl­ maktadır. Bu adlandırmaya uygun görülen diğerleri kadar doğuştanlığı hak ettiğinden eminim ki hiç kimse. bu ikisi ara­ sındaki bağıntılardır yalnızca.7 7. Savunma) Locke. hatta çocukların kendi kendilerine doğal olarak özdeşliğin açık bir idesine sahip olduğunu düşünecek kadar ileri gidemez. (aynı terimler ile dile getirilm esi gereken anlam) konu­ sunda çok kafa yorar: (Bak: 2.. Bölüm ) K işilerde aynılığa ilişkin görüşleriyle sonraları tartışma konusu olm ayı sürdüren Locke'un bir e le ş­ tirisi ve bir savunması için bak: (Piskopos Butler. (2. Kitap. Öyle ki bütün ve parça doğuştan idelerse uzam ve sayı da öyle olmalıdır. Bu. birlik ve sayıyı da bilincinde ola­ bileceğim iz her nesnede bildirilen kipler olarak kabul eder.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 103 sanların anlama yetilerinde hiçbir doğuştan özdeşlik idesi ol­ madığını göstermek için yeterli olurlardı yine de. ki parça ve bütün. Kitap 7. 27. bir bağıntı idesine sahip olmak imkânsızdır. Bölüm ve 2. insanların zihinlerinde doğal olarak işlenmiş uzam ve sayı idelerinin olup olmadığı üzerine düşün­ meyi doğuştan ilkeler savunucularına bırakıyorum. ve kendisi dahil herkesin. Fakat tümüyle ve doğrudan ait ol­ dukları ideler uzam ve sayıdır. Şimdi.

Fakat Tanrı ve ibadet ideleri doğuş­ tan olmadıkça hiçbir şekilde bu ifadenin doğuştan olduğu dü­ şünülemez. Platon'un ele aldığı dilsiz kuşkuculuğu (inançsız­ lığı) olacak değillem esidir. kısımlar.9 çünkü bir Tanrı idesi olmaksızın do­ 8 9 Lord Herbert bunun doğuştan olduğunu kabul eder. Tanrı idesinin doğuştan kabul edilm esi. Kitap. Sonunda Locke'un da yaptığı gibi bu idenin çoğu zihinde karanlıkta kaldığını ve bir sürü aşağılık biçim lere büründüğünü gösterm ek kolaydır. Fakat Tanrı inancı evrende Akıl ya da Buyruğun değişm ez üstünlüğü sa­ nısında gizli ise. Locke'un düşündüğünden başka zem inlerde de ve onunkinden farklı bir doğuştanlık içeriğinde söz konusu olabilir. Doğuştan diye düşünülebilen bir ide varsa birçok nedenle bu Tanrı idesi olabilir.8 Şimdi bunu bir yana bırakalım. (29 Haziran 1704)’a bakınız. oysa tinsel düzen ve ahlaksal amacın kesin üstünlüğüne inanç. Bölüm . 21. 23. doğa dininin temeli olan bir inançta bile. 2-12. Locke'un Tanrı bilgisi ve insanın idesine ilişkin düşünceleri için bu bö­ lümdeki 8-18 kısımlara ek olarak 2. tinsel ya da doğaüstü dinin temelidir. doğa bilim i ve tüm yaşam ın dayandığı fiziksel düzen ya da doğal yasaya inançta bile.104 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme arasında önceliği hak eder. kitap 10. Ona göre Tanrının varlığı. Tanrının varlığı kabul edilir. kanıtlanacak bir savdır. . Fakat bu Locke'un bakış açısı değildir. İbadet teriminin simgelediği idenin. Bölüm e. ayrıca insan bilinci bağ­ lamında evreni en son nereye kadar yorum layabileceğim iz konusunda da C ollins'e Mektup. doğdu­ ğum uz ve ürediğim iz evrenin görünüşlerine ilişkin herhangi bir açıklam a­ nın en son zeminidir. Bilinçte iyice belirdi­ ğinde zorunlu ve evrensel olarak algılanan bir idenin uzun süre bilincinde olmayabiliriz. yani. 4. F iziksel bilimin zorunlu önkabulleri ve daha zorunlu ahlaklılık ön kabulleri gerçekte. Tanrının din kadar felsefenin de aynı anda hem başı hem sonu olan içkin etkin Akıl olarak varlığına ilişkin önkabullerdir. bunun açık ve seçik bir kavramına sahip olanların ne kadar az olduğunu düşünen biri tarafından kolayca kabul edilir. 8. Ve çocukların "Tanrıya ibadet edilir" kılgısal ilkesine doğuştan sahip oldukları ancak ödevleri olan bu ibadetin ne olduğunu henüz bilmediklerini söylemek kadar saçma bir şey olamaz diye düşünüyorum. M utlaklığı öngörülen doğuştan ilkeler konusundaki tüm bu sorgulama böylece son zihinsel form uyla dinsel sorguya dönüşmüş olur. çocukların an­ lama yetisinde bulunmadığı ve en başında zihne işlenen bir harf olmadığı sanırım yetişkin insanlar arasında. kendi olm aksızın hiçbir şeyin varlığının kanıtlanamayacağı bir önkabul değil. Bölüm . 33-36. Tanrıtanımazlık evrende ve bizde aklın. 15. Kısımlar.

Eski çağlarda yaşamış önemli ve tarihe damgasını vurmuş Tanrıtanımazları bir yana bırakın10 bu son çağlarda denizcilikle Karayib Adaları. Bölüm ) Ayrıca Tanrıya ilişkin bileşik idenin çok farklı kişilerdeki çok farklı gelişm e dereceleri ve gerçek deneyim im i­ zin tüm önkabullerinin en derin ve en kapsamlılarını yeterince dikkate al­ maz. Churchill. 13 4.qua. Kral James'in 1614-1618 yılları arasında Hindistan Imparatoru’na gönderdiği bir elçi idi. et hominis animam sigrıifıcet. Buna dayanarak burada bu idele­ rin doğuştanlığını yadsırken. Baskıda eklenmiştir. nulla sacra habet. O vington 489/606 (Ovington'un Surat'a Y olculuğu. Relation d e d ive rs Voyages Curieux). betim ledikleri ulusların dillerini çevirem eyen gezginlerin yetersiz bilgilerini eleştirm eksizin kabul etm eye eğilim lidir ve böylece otoriteye koşulsuz bir boyun eğ işle birçok ulusun öteki yaşam ve Tanrı idelerinin yabancısı olduğunu iddia eder. Martiniere 121/122. Gerçekliğe ilişkin her uslamlamada olması gerektiği gibi deneyim in akla uygunluğunu öngörm ek Tanrının içkin varlığı ya da her yerde oluşunu öngörmektir. 17/ 545 ve 23/545. . Bir yasa yapıcı kavramı olmadan bir yasa kavramı ve bu yasaya uyma zorunluluğundan söz edilemez. (Bak: 4. 1665'te gözlem lerine ilişkin bir yazı Pietro della Valle'nin gezilerinin çevirisine ek olarak yayım lanm ış ve sonra Churchill'in K oleksiyonu'na katılmıştır. Locke yine yerli dilleri pek bilm eyen.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 105 ğuştan ahlak ilkelerinin varlığını öne sürmek zordur. 11 R oe (Thevenot. nulla idola. Seçkin bir diplomat olan Sir Thomas R oe. 1689) 14 Paraguay ve 25 yıl kadar yaşadığı Güney Amerika ülkelerine ilişkin yazan bir C izvit misyonerdi N icholas del Techo. cilt) 15 Bu ve sonraki üç cüm le dördüncü baskıda eklenm iştir. İlim 15 ve eğitim. 1644'te ölmüştür. K o­ leksiyon. Paraguay’dan Mektupları'nda yabanıl yerlilerin âdetleri ve Güney Amerika eyaletindeki yerlilerin dine kazandırılm alanna ilişkin birçok ayrıntıyı bildirir.ria de Caiguarum Conversione'smde şunları yazıyor: Reperi eam gentem nullum nomen habere quod Deum. (Bak. yüzyılın sonunda Brezilya'da bulunan ve o ülkenin tarihini yazm ış olan Jo de Lery. Soldania11 Körfezi ve Brezilya. Kitap 10. Terry: M oğol'a Yolculuk. sanat ve bilimlerdeki gelişmelerden 10 Locke sıklıkla. 12 16. karşılaştırmalı din ve dilbilim inden de habersiz olan ve dolayısıyla yabanılların kusurlu ve anlaşılm az inançlarını yanlış y o ­ rumlamaya yatkın yabancıların ifadelerine çok fazla güvenmektedir.14 Literis ex Para. 4.12 (Boronday)'da13 yaşayan uluslararasında Tanrı ya da din kavramı olmadığı keşfedilmemiş midir? Nicholaus del techo. başka bir yerde Tanrının varlığının "mate­ matikte yer alan bir sonuç kadar kesin" olarak tanıtlanabilirliğini gösterm e­ ye çalışır.

O zaman Fransa Kralı'mn16 Çinlilerin kendileri hakkında pek de iyi şeyler içermeyen son Siyam gezi yazısına bakılmasını öne­ riyorum. ki cezalandı­ rılma ya da kınanma kaygıları ortadan kaldırılsa açıkça Tanrı­ tanımaz olduklarını ilan ederler. daha uygar ülkelerde zihinlerde çok güçlü ve açık Tanrı izlenimleri taşınmadığı ve Tanrıtanı­ mazlık yakınmalarının haksız olmadığını görüp korkabiliriz. 6. Çin misyo­ nerleri. Bölüm . Cilt ve Historia Cultus Sinensium) İnsanların pek de olağandışı olmayan yaşamları ve söylemlerine iyice kafa yorarsak. 17 Bu ve sonraki cüm le Coste'un Fransızca baskısında eklenmiştir. K ısım . Çinlilerin en büyük hayranları olan Cizvitler. 19 L ocke sonraları Stillingfleet'e Üçüncü Mektubunun 447. Çin'in eski dinini koruyan ilim adamları ve oradaki yönetici grubun hepsinin Tanrıtanımaz oldukları konusunda bizi ikna edeceklerdir.18 Collection ofV oyages I. Navarette. M. 20. 22. (Vid. sanat ve eğitimden büyük ölçüde yararlanan uluslar da yok değil.106 asanın Anlama Yetisi erine ir Deneme yoksun doğanın işlenmemiş. Louis döneminde 1687 yılında Siyam sefiri idi. Tüm insanlık Tanrı kavramına sahip olsaydı (ki tarih bu­ nun tersini söylüyor) bile Tanrı idesinin doğuştan olduğu sonucu 16 La Loubere. K ısım ve 23.19 9. 15. Du Royaum e de Siam . 1/9 Bölüm . Çin hakkındaki bilgileri İspanyolca'dan çevirilerek Churchill'in K oleksiyonu'nda yer almıştır. yargının kılıcı ya da çevrenin ayıplaması korkusuyla in­ sanların dilleri bağlanmasa daha fazlasını duyarız. Bölüm . Ancak düşüncelerini ge­ rektiği kadar bu yönde yoğunlaştıramadıklarından Tanrı bilgisi ve idesinden yoksunsa da bilim. Bölüm .17 La Loubere bize inandırıcı gelmese bile. de la Loubere (1642-1729) 14. Şimdilik yalnızca kimi kendini bilmezler yüzsüzce itiraf ediyor­ sa da. ki bunlar arasında Siyamlıları görmek benim gibi kuşkusuz herkes için şaşırtıcı olacaktır. sayfasında "Bir Tanrı varlığına evrensel onay daha çok — Çağlar geçtikçe çok daha büyük bir çoğunluk Tann'ya gerçekten inanır olmuştur— geriye kalanların birço- . kendi haline bırakılmışlığı içinde yaşayan bir sürü ulus örneği vardır. 18 1646'da em riyle Filipin Adalan'na sonra da Hıristiyanlık adına 20 yılı aş­ kın bir süre hizmet vereceği Çin'e misyoner olarak gönderilen bir Dom inikan rahiptir. 4-22 Kısımlar.

in­ sanların zihinlerinde böyle bir kavram ya da adın yokluğu da bir Tanrı varlığını çürütemez. Bölüm . Y alnızca orada Tanrı idesinin doğuştan olm adı­ ğını gösterm ek istedim.. ve ben. ateş ya da güneş. Bu asıl ev ­ rensel onaydır ve dolayısıyla bir Tanrıyı kanıtlamak için kullanılabilecek olan da yine bu evrensel onay içeriğidir. 33-35. Tanrıya ilişkin birkaç belirsiz kavram ya da ada sahip olmayan hiçbir ulus bulunmasa da bu onların. Fakat tüm çağlar ve ülkelerde bir insan dışında her insanın bir onayı.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 107 çıkmazdı. K ısacası bu deistik (doğadinine özgü) idedir. Tanrı varlığına ilişkin bu delili zerre kadar geçersiz kılacak bir sözcük kullanmadım. bir Tanrı varlığının delili olm aya ya da onu zorunlu kılmaya yetm ez. Öte yandan. 23.20 çünkü bu şeylerin adları ve ideleri evrensel kabul görmüştür ve insanlıkça bilinmektedir. K ısım lar. Çünkü herhangi biri çıkıp Tanrıyı inkâr etse böylesi kusursuz bir evrensellik yok edilir.. tek bir istisna ona karşı yeterli bir delildir. . ve hiç kim se bir Tanrı varlığını inkâr etm ezse Tanrıtanımazları inandırmak için delillere ne gerek vardır? İnsanların neredeyse tümüyle kurtulmuş oldukları bir hataya karşı delillere ne gerek vardır? Dünyada Tanrıtanımazlar olduğunu bildiğinizi söylerseniz o zaman evrensel onay savınız kendi kendine büyük bir çoğunluk derecesi­ ne iner. hatta insanlığın büyük kısmı böyle bir şeyin kavramı ya da adına sahip olmadığından dünyada mıknatıs taşının bulunmadığını söylemek ya da ideleri ya da adlarına sahip değiliz diye bizden üstün çeşitli melekler ya da olağanüstü akıllı varlıkları yadsımak gibi bir şeydir bu. ısı ya da sayı adlarının temsil ettikleri idelerin doğuştanlığını kanıtlamaması gibi zihindeki doğal izlenimler olduklarının gös­ tergesi de değildir." Bu sav Tanrı ve din idelerinin örtük doğuştanlığı değil apaçık doğuştanlığına karşı y e­ rinde bir savdır. Bu idelere ğu gerçekten inanmıyor değildir ve son olarak da bir Tanrı inancına karşı çıkan çok az insan kalır geriye demektir diye düşünüyorum. Kitap. Kendi ülkelerinin ortak dilinde yer alan sözcüklerle donanmış insanla­ rın konuşmalarında sıklıkla kullanma fırsatı buldukları adların temsil ettiği idelere sahip olmaları kaçınılmazdır. çünkü doğuştan olan herhangi bir şey en katı anlamıyla evrensel olmalıdır. 20 Tanrı bileşik idesinin kökeni ve yapısı (özü) için bak: (2.) Bu ide çok çeşitli gelişim aşamalarından geçer ve Locke'a göre de deneyim dünyasının edim selliğinde (gerçekliği)nde içkinliği dışında dışsal ve mekanik (düzeneksel)dir.— Locke başka bir yerde Tanrıtanımazların hoşgörülm esine karşı çıkar. ve sizin Tanrıtanımaz kabul ettiklerinizden daha az sayıda Tanrı idesi taşımayan olup olm adığını bilm ek benim am acım açı­ sından yeterli idi.

görünmez bir varlığı dile getirmede Tanrı adı bir kez kullanıldı mı böyle bir kavramın sağduyu ilkelerine uyumu ve insanların sıklıkla sözü­ nü etmekte daima çıkarının olması. mutlak ve karşı konulmaz bir gücün kor­ kusu zihne onları yerleştirmişse ideler daha derine işleyecek ve daha da pekişecektir. Böyle bir varlığın keşfinin bir kez duyulması herkesin zihninde ister istemez büyük etki yaratır ve beraberinde öyle bir düşünce ve haber yükü taşır ki herhangi bir yerde bir ulusun tamamının sayı ya da ateş kavramı değil de bir Tanrı kavramından yoksun olacak kadar aptal olması bana oldukça tuhaf geliyor. tek ve sınıflandınlam az yerine. mıknatıs ve benzeri) bir tanesi gibi söz eder.108 asanın Anlama Yetisi erine ir Deneme büyüklük. akıllı. Ancak bu adın ve beraberinde kimi kusurlu. Dünyanın bir yerinde üstün. Olağanüstü güç ve aklın görünür işaretleri evrenin işleyişinde o kadar açık ve be­ lirgindir ki bu işaretleri ciddi biçimde irdeleyen birinin bir Tan­ rıyı keşfedememesi olanaksızdır. bu keşfi yapan insanların akıllarını doğru kullandıkları. Yeni D enem eler 3. belirsiz kavramların iletildikleri dü­ şünce tembeli insanlarca genel kabulü. ancak kafasını çok daha az ça­ lıştıran insanların onlardan bir kez bu kadar önemli bir kavramı aldı mı yeniden kolay kolay yitiremeyecekleri ortaya çıkar. ister istemez her yere yayıl­ ması ve kuşaktan kuşağa geçmesine yol açar. Özellikle Tanrı idesi gibi sağduyunun olumlayacağı ve bilgimizin her parçasından doğal olarak çıkarılabilen ideler söz konusu ise bu olasıdır. güçlü. birçok nesneden (ateş. yükseklik ya da olağanüstü bir şey kavramı.22 21 Burada ve başka yerlerde L ocke Tanrıdan tüm sonlu varlıkların bireysel­ likleri ve ahlaksal özgünlükleri ile uyumlu bir biçim de yaşadıkları ve var­ lıklarını borçlu oldukları kusursuz hep etkin Akıl olarak. kaygı ve merak eşlik ediyorsa. Bölüm ) 22 Bireylerde Tanrılık bileşik idesinin olgunluğu tinsel etkinliklerini öngörse de ortaya çıktığında yapısı dolayısıyla deneyim ilinekleriyle analiz edile­ . şeylerin nedenlerini enikonu düşündükleri ve on­ ları kaynaklarına dek izledikleri. idenin doğuştanlığını kanıtlamaz. Bu konuda (bak: Leibniz.21 10. yalnızca.

Bir bebek kolonisi ateşin ol­ madığı bir adaya götürülüp bırakılırsa eminim ki dünyanın başka yerlerinde bilinen ve kabul edilen ateşin ne bir kavramına ne de adına sahip olacaklardır. Aslında insanların zihinlerine. . onları böylesi büyük bir noktada kuşku içinde ve karanlıkta bırakmamak. Tanrı kavramından yine başka bir yere varılmazdı. 23 Fakat evrenin felsefi düzeyde kavranılması için zihinsel zorunlulukları açı­ sından ateş.24 12. çocuklar ve yetişkinler. Öte yandan en az bilincinde olanların deneyim inde ister istem ez saklı bulunan sağlamı düzenleyici bir inanç oluşu bir dereceye kadar doğa düzenine sürekli güvenleriyle kendini gösterir.23 Tanrı idesi diğerlerine de öğretildi mi akıl ve düşüncelerinin doğal eğilimi ile sonraları aralarında yayılır ve sürer gider. yabanıllar ve filozoflar. kendisine ilişkin kavram­ lar ve harfler işlemek. belki de aralarından biri çıkıp da düşüncelerini yaradılış ve şeylerin nedenlerini araştırmaya yö­ neltip onu kolaylıkla Tanrı idesine kavuşturacak bir yola sap­ madıkça bir Tanrı kavramını ya da adını kavramaktan çok uzak kalacaklardır. Bir Tanrı varlığının genel kabulü bana göre şuradan ileri gitmez: Tanrı idesinin doğuştanlığını kanıtlamaya yeterliyse o zaman ateş idesinin doğuştanlığının da göstergesi olmalıdır. insanlığın ortak onayın­ dan temel alan savunusu. böylece zeki bir varlık olan insandan beklediği bağlılık ve tapınmayı güvence altına almak Tanrının doğasına yakışır ve böyle de yapmıştır diye ileri sü­ rülmektedir.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan ilkeler zerine Diğer Düşünceler 109 11. 24 Bu ide öyle çeşitli gelişim dereceleri gösterir ki Tanrı terimi aynı çağ ya da aynı ulustaki bireysel zihinler kadar farklı çağ ve farklı uluslarda da çok farklı idelere yol açar. çünkü dünyada bir Tanrı kavramına sahip olup da ateş idesi taşımayan tek bir insan yoktur diye düşünüyorum.25 m eyeceğini gösterebilir. 25 Bu bileşik idenin değilse bile Tanrının varlığının. Tanrı ya da üstün hep etkin Akıl ideleri benzerlik taşır mı? Doğal ve ahlaksal deneyim mantığında eşit ölçüde mi yer alırlar? Locke da Tanrının varlığının matematiksel bir sonuç kadar tanıtlanabilir fakat ateşin varlığının böyle tanıtlanamaz olduğunu savunurken farklı olduklarını kabul eder. Evrensel olarak tüm kabilelerde bulunmuş ve tüm ülke­ lerde yetişkin insanlarca genel olarak kabul edilmiş olsaydı.

belli bir deneyim sonucunda tersine tanık olduğumuz zaman yine de Tanrı öyle yapmıştır diye ısrar etmek boşuna olacaktır. çok iyi bir saptama ancak "en iyi olduğunu düşünüyorum. Sınırsız akıl sahibi Tanrı böyle yapmıştır. Tanrı insanların kendileri için en iyi oldu­ ğuna karar vereceği şeyleri yapmıştır.110 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme Bu güçlü bir sav ise. o zaman bu en iyisidir demek. istençlerinin anlama yetileri ile çatış­ ması ve arzularının ödevlerine aykırı düşmesinden. onun istencine bağlılık içinde yapmaları gerekenleri iyice yer­ leştirmiş olduğunu ve bir istenç ile ona uygun duygulanımlar sunduğunu da kanıtlar. karanlıkta el yor­ damıyla bilgiyi aramak. Reid'in de söylediği üzere eğer "Bu ona­ yın nedeni olabilecek bir önyargının da bu onay kadar evrensel olduğunu gösterebilirsek" ortak onay savı bu bağlamda da geçersiz kalır. Paul'ün tüm ulusların Tanrıyı aramalarını öğütlemesi gibi. diyorlar. öyleyse Tanrı böyle yapmıştır" demek kendi aklımıza biraz daha güvendiğimiz anlamı taşıyor bence. Aynı nedenle ben de. Kuşkusuz herkes bunun. mutlak bilinçli inanışı ile mümkün olabilecek güçte değildir. böyle bir noktadan hareketle. Üze­ rinde durduğumuz konuda.. insanlar için her birinin kendi şaşmaz yargıcı olmasının daha yararlı olduğunu söylüyorum. Bu savın ışığında her insanı böyle görüp görmemeyi yine onlara bırakı­ yorum. deliller de geçersiz olup. Ardıl çağlar ve çeşitli uluslarda gözlem lenen ortak inanışlara tam bağlılık iddiasında bulunabilir bu savunu. daha iyi ol­ duğunu düşünecektir. çünkü bu onun doğasına yakışandır diye bir sonuca varabilirsek bu yalnızca Tanrının insanların zihinlerine kendi idesini işlemiş olduğunu değil aynı zamanda insanların onun hakkında bilmesi ya da inanması ge­ reken her şeyi de belirgin yazılar halinde kazımış olduğunu. ki Cicero ve K ilise Büyükleri de buna sığınmışlardı. Çünkü.. . Bilginin yani her düzeyde insanın. çünkü bu durumda Tanrıtanımazlar ve bilinem ezciler (ag­ nostikler) imkânsız olgular. sahiplerince beklenenden çok daha fazla şeyi kanıtlar. St. Katolikler yeryüzünde anlaşmazlıkların yanılmaz bir yargıcının varlığını insanlar için en iyi ve Tanrının doğasına çok yaraşır görüyorlar ve sonuçta bir tane var. yerlerine başka delil­ ler konm aya çalışılırdı.

İngiltere'deki bir din adamı kadar bilgili ve bir o kadar da iyi bir matematikçi olabilirdi: Onunla. eller ve malzemeler bağışlayarak zihninde doğuştan kavramlar yerleştirmesinden daha büyük bir lütufta bulunmuş­ tur. . olduğu gibi alıp kendilerini bunlarla doldurmuşlardır. ki dünyada kimi insanlar ne kadar yetenekli olsalar da baş­ kaları kadar Tanrı ideleri ve ahlaklılık ilkelerinden ya tamamıyla yoksun ya da biraz haberdardırlar. yetilerinin kendi ülkesinin kavramları. âdetleri ve görenekleri içinde sıkışmışlığı ve daha öteye hiç yönlendirilmemiş oluşundadır. insana. daha bilgili bir İngiliz arasındaki fark. Çünkü. Siz ya da ben. yetileri ve güçlerini bu yönde üretici bir biçimde kullanmamış fakat ülke­ lerinin şeyleri. Soldania Körfezi'nde doğmuş olsaydık düşüncelerimiz ve kavramlarımız orada yaşayan Hotentot halkının birikiminden öte geçmezdi. Eğer bir Tanrı idesine sahip ol­ mamışsa bu yalnızca onu Tanrı idesine götürecek düşünceleri aramamasındandır. İnsana var olan bilgi yetilerini ba­ ğışlayan Tanrı. İnsanların zihinlerinde işlenmiş olarak bulunan bir şey olsaydı bunu. Virginia Kralı Apochancana İngiltere'de eğitim görmüş olsaydı. çünkü Tanrı insanı böyle bir varlığın amacı için gerekli tüm şeylerin keşfine yete­ rince hizmet edecek yetilerle donatmıştır. yetenekleri.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler İH böyle özgün izlenimleri ya da ideler zihinde işlenmemişse de Tanrının iyiliğinden yoksun değildir insanlar. büyük ölçüde potansiyel doğuştanlığın ka­ bulüdür. görenekleri ve sanılarını ötesini düşünmeden.26 Bu da göstermekte­ dir ki bir insan herhangi bir doğuştan ilke olmaksızın doğal ye­ tilerini doğru kullanarak onu ilgilendiren diğer şeylerle birlikte bir Tanrı bilgisine varabilir. bağımlılığını ve ödevini anımsatmak için Tanrının yaratacılığının bir işareti olarak yerleştirdiği Yaratıcı 26 D oğal yetiler yeterince çalıştıklarında ancak ortaya çıkan akıl görünüm le­ rini hesaba almayan bu ifade. kendisi için köprüler ya da evler yapmasına ya­ rayan akıl. 13.

Aynı ülkede yaşayan insanların aynı ad altında. 28 Bak: 2. Tanrı imgeleri ve simgelerinde dile ge­ tirilen tümüyle maddesel kavramlar. aşk. 4. düşüncelerinin kendiliğinden nasıl genişlediğini göz­ lemlemek kolaydır. savaş ve benzeri nitelikler de 27 Yani. bağlılık.28 14. Yüzlercesini kabul eden ve ibadet edenlerden. Kitap. İnsanların sahip olduğu bir Tanrı idesini zi­ hinlerinde nasıl kurduklarını ileride anlatacağım. Kısımlar. Fakat çocuklarda böyle bir kavram ne kadar zaman sonra keşfedilebilir? Orada bulduğumuzda. doğrudan Tanrıyı temsil etmekten çok ne kadar öğretmen kavramı ve sanısına benzer? Çocuklarda sahip oldukları bilgiye erişme sürecini gözlemleyen biri. Kitap. hangi doğ­ ru ya da hoşgörülecek bir Tanrı kavramı beklenebilir? Birden fazla benimsedikleri her Tanrı ondan haberdar olmadıklarının şaşmaz bir göstergesi ve birlik. birleştirme ve çoğaltma becerisine sahip oldukça.112 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme kavramı olmasını beklemekte haklı olacağımızı düşünüyorum. Bölüm . onların idelerini belleklerinde sakladıkça ve onları çeşitli yol­ larla bir araya koyma. öncesiz-sonrasız ni­ teliklerinin dışlandığı yerde doğru bir Tanrı kavramının olma­ yacağının bir kanıtıdır. düşkünlük. Bölüm. Tanrılarına yakıştırdıkları evlilik. 33. Tanrının kavram ve idelerine sıklıkla karşıt ve çelişik çok farklı ideler taşıdıklarını gördüğümüz zaman da insanların sahip olduğu Tanrı idelerinin onun parmağıyla zihinlere yazılmış işaretleri ve harfleri olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir ad ya da sözcük kul­ lanmaları Tanrı kavramının doğuştanlığını kanıtlamaz. . Bunun için de insan bilgisinin ilk örnekleri belirmelidir o za­ man. 15. sınırsızlık. ilk ilgilendiği ve konuşmaya en alışık olduğu nesnelerin anlama yetilerindeki ilk izlenimleri oluşturan şeyler olduğunu düşünecektir. zaman açısından "ilk"i yoksa. 36. 10. başka bir şeyin en ufak bir izine bile rastlamayacaktır. şeylerin ve deneyim in asıl doğasında bireysel zihinde geç ve kusurlu görünüşü ya da kimi zihinlerde hiç görünm eyişi anlamında bir öncelik değil. Çocuklar daha çok türde duyulur nesnelerle tanıştıkça. 23.

bu akıllı insanlar belki binde bir olacak kadar az sayıda yer aldığından bu evrensellik çok dar kapsamlıdır. bunu kabul ederim. Diğer tanıklıklar bir yana. A çığa çıkarma işlemi din bilgini ya da filozofun yoğun bir düşünsel çabasını gerektirebilir. 16. Putperestlerce tapılan türlü Tanrıların kavranamaz yüce varlığın çeşitli özniteliklerini ya da inayetinin çeşitli yönlerinin dile getirilmesi için başvurulan bi­ çimsel yansımaları olduğunu söylerlerse.31 29 Berytus Piskoposu'nun Hindistan üzerinden Siyam'a yolculuğu onunla yol­ culuk eden bir rahip tarafından kalem e alınmıştır. 1. Siyamlılar'ın din ilminin açık açık çoktanrıcılığı benimsediğini göre­ cektir: Ya da Abbe de Choisy'nin daha anlaşılır biçimde Journal du Voyage de Siam'da30 yazdıklarından (107/177) Tanrıyı hiç tanımadıklarını öğrenecektir. (Bak: Journal des Savarıs. "onayın evrenselliği" herhangi bir doğal izlenimi kanıtlıyorsa bu yalnızca: Tanrının aynı dilde konuşan insanların zihinlerine kendisi için işlediği bir addır. . ad dışında her şeyde "onay evrenselliği" dışlanmış olur. Beryte Piskoposu'nun29 gezi notlarında 13. bir ide değil: Çünkü adda anlaşan insanlar aynı zamanda dile getirilen şey konusunda oldukça farklı anlayışlara sahiptiler. cilt. Birinci olarak. halkın düşüncelerinde böyle yer aldıklarını kimse göz ardı edemez. saklı ya da bilinçsiz değil açık ya da bilinçli evrensellik. ki böylece insanlığın büyük kısmını içine alan putperest dünyanın. ancak şu da var ki. sf: 591) 30 1585-86. Denirse ki tüm uluslardaki akıllı insanlar Tanrının birliği ve sınırsızlığına ilişkin doğru kavramlara sahip olmuşlardır.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 113 cabası. Bu kadar ısrarla öne sürülen. 31 Yani. Tanrının yanılgıya düşmemeleri için büyük özen göstererek yazdığı şekliyle zihinlerinde ona ait ideler taşıdıkla­ rını düşünmek için çok az nedenimiz olacaktır. bölüme bakacak olan biri. Fakat o zaman da. burada tüm bunların kökeniyle ilgilenmediğimi belirtmem gerekir sanıyorum.

. 10. akıllı ve düşünen insanlar düşüncelerini ve akıllarını doğru düzgün kullanarak başka şeylerde olduğu gibi bu konuda da doğru kavramlara ulaşm ış­ lardır. akıllı insanlar daima erdeme de sahip olmuşlardır. Bu açıkçası putperestliğin çizgisiydi. düşünce ve zihinsel et­ kinlik ve de yetilerinin33 doğru kullanımı ile kazanıldığını ka­ nıtlamaktadır aslında: Çünkü çok sayıda düşünce tembeli insan kavramlarını şans eseri. Araştırırsak Tanrıyı gök­ yüzünde oturan bir insan biçiminde kurgulayan ve ona ilişkin saçma ve uygunsuz bir sürü kavrama sahip kişiler yok mudur aramızda? Türkler kadar Hıristiyanlar da Tanrının maddi ve in­ san biçiminde olduğunu kabul eden ve bunun için mücadele ve­ ren bir sürü tarikat barındırmışlardır: Ve şimdi aramızda ken­ dilerini Arıthropomorphites ilan eden çok az kişi olsa da (birka­ çıyla ben de tanıştım) bunun üzerinde araştırma yapacak olan biri. bence insanların en iyi ve en doğru Tanrı kav­ ram larının32 işlenmiş olduğunu değil. (Bak: 4. 17. Bölüm ) 33 Locke'taki doğuştan ideler her insana doğuştan bilincinde olarak işlenm iş olduğu varsayılan idelerdir ve dolayısıyla deneyim de yetilerin kullanılması sonucu edinilmezler. cahil ve eğitim görmemiş Hıristiyanlar arasında bu sanıya sahip olanların oldukça fazla olduğunu anlayacaktır. kafalarını yormaksızın gelenek ve halk diline özgü kavramlardan toplarken.114 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme İkinci olarak. Hıristiyanlar ve M üslümanlar da bu tür uluslardaki insanlara Tanrının doğru kavramlarını öğretmek için gösterdikleri özene karşın insanların onun aynı ve doğru idele­ rine sahip olmasını sağlayamadılar. kitap. Başka yerlerde tanıtlamaya çalıştığı da üstün bir zihnin varlığıdır. Tüm akıllı insanların sahip olması. Ülke hal­ kından herhangi bir yaşta ya da herhangi bir konumda genç in­ 32 Burada düşündüğü bu ad altında var olan türe ilişkin kavramlardır. yoksa Tanrı varlığı değil. Tek bir Tanrıyı ta­ nımış olan Yahudiler. Tanrı kavramının doğuştan olmasının bir nedeni kabul edilecekse erdem de do­ ğuştandır diye düşünülm elidir ki.

O zaman. iki doğrusal çiz­ ginin kesişm esiyle oluşan karşılıklı açıların eşitliği34 kadar kesindir. Bir Tanrı vardır ve bu. 18. . edinemememiz Tanrının cimriliğinden değil. Düşüncelerini bu biçimde kullanmadıklarından öner­ melerin her ikisinden de habersiz birçok insan olduğu kesinse de bu önermelerin doğruluğunu içtenlikle araştırmaya koyulmuş fakat onaylayamamış hiçbir akıllı varlık olmadı. ki bu durumda başka bir idenin doğuştanlığı söz konusu olamaz. Tanrı bilgisi insan aklının en doğal keşfi olsa da. dünyaya çıplak bedenlerle. Bunun evren­ sel onay olduğu söylenirse tamam.35 fakat böyle bir evrensel onay bu açılar idesinin olduğu gibi Tanrı idesinin de doğuştanlığını kanıtlamaz. Tanrı idesi do­ ğuştan değildir.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 115 sanlarla konuşun. bizdeki düşünme ve ça­ ba yoksunluğundandır. ki bu ide bizim yetersiz kapasitelerimizin de bu kadar anlaşılması güç ve sınırsız bir nesneyi kavrayabileceği belirginlikte olmalı­ dır. Fakat zihinlerimizin. Nasıl oluyor da bize kendi ideleriyle donatmadığı zihinler vermiş olması. edinmek için en fazla uğraştığımız bu 34 Tanrıyı ararken önünde sonunda ulaşacağım ız matematiksel kesinliği bu şekilde kabul ederken. dahası Tanrının kendi elleriyle yazmış olduğu harfler diye düşünemeyeceğiniz kadar tuhaf. tüm söylenenlerden de anlaşılacağı üzere. 35 Ele alınması gereken tek "doğuştanlık" içeriğine göre bu gerçekten de do­ ğuştan ilkeler ve evrensel onayın varlığının bir kabulüdür. göreceksiniz ki. bir yandan da bu bilgi ve idedeki doğuştanlığı kabul etmiyor: Çünkü ona ulaşm am ız için çaba gerekiyor ve bu çaba doğuştanlık anlayışına aykırıdır. hiçbir beceri ya da yaratıcılık bağışlamamasından daha fazla küçültüyor Tanrı inayetini. yetersiz ve soysuzdurlar. bunu anlamıyorum doğ­ rusu. Çünkü Tanrı insanların anlama yetilerine herhangi bir izlenim ya da harf işlemiş olsa bunun kendisine ilişkin açık ve tek tip idesi olmasını beklemek en doğrusudur. Tanrı adı ağızlarından hiç düşmese de kullandıkları kavramlar. Bunlara ulaşmaya yarayacak yetilerle işlenmişsek. akıllı bir insan tarafından eğitim almış olduklarına inanamayacağınız.

23) Bölüm ün birçok kısmı. "Asla töz gibi bileşik bağıntı idelerinin iç ya da dış du­ yumun yalın ideleri gibi oluştuğunu söylem edim . bu durumda töz sözcüğü ile bildiğimiz idelerin substratum ya da dayanağı olarak ele aldığımız ancak. 13. 39 Bir şeyin niteliklerini oluşturan diğer duyu verilerine ekli bir duyu verisi olarak ele alındığında töz anlam sız bir terim olur. Buralarda töz idem iz. "bunu kabul etmiyorum. . 36 (Bak: 2... . Kitap. sahip olunması insanlığın ge­ nel yararınadır: TÖZ idesi. ancak yalnızca onu ne olduğunu bilm ediğim iz bir şey olarak gör­ düğümüzü söylüyorum" diye yanıt verir.. ki bir başkası bulup bana söylerse de sevinirim doğrusu. Niteliklerin kendi kendilerine nasıl var olduklarını anlayam adığı­ mızdan diyorum ki töz vardır. 37 Locke'un tüm kesinliği açık ve seçik ideler üzerine oturttuğunu kabul eden Stillingfleet. diğer idelerin zihni­ mize girdiği yollarla "töz"e ulaşamadığımızdan. bir bulanık töz kavramının ister istem ez insan zihninde oluşturulduğunu belir­ tir. Bölüm . hiç açık bir . idelerin zihnim ize gir­ mesini sağlayan yollardan zihne girmez. Bu ideyi ne dış duyum ne de iç du­ yum yoluyla36 edinebiliriz. ( Üçüncü M ektup. Duyulur nitelikler kendileriyle birlikte töz . çünkü inanç konusunda kesinliğin tek dayanağı olarak açık ve seçik ideleri görmüyorum.. T öze ilişkin bir açık ya da seçik idem iz olduğunu söylem i­ yorum. Doğa bize ideler sağlamada özenli davransaydı bunların yetilerimizle edinemediklerimiz olmasını beklerdi doğal olarak: Fakat görüyoruz ki.. Zihnin kendi başına ba­ ğıntı ideleri kurabildiğini ve b öyle yapmak zorunda olduğunu yadsım a­ dım .116 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme ideden en başında yoksun olması tüm diğer doğuştan yazılara da bu hakkı tanımıyor. "açık bir töz idesine sahip olm adığım ızı söylerken kavramı mantıksız bir söylem e sokuyor" der ve Locke. sf: 3 8 1 . idesine sahip değiliz... 19.. Fakat başka bir yerde L ocke.. Gözlemleyebildiğim kadarıyla hiç böyle bir ize rastlamadığımı söylemeliyim. 38 Stillingfleet'in itirazlarına yanıt vermek için dördüncü baskıda eklenm iş­ tir.. 'i'7 . İnsanların zaten sahiplermiş gibi genel konuşmalarında kullandıkları bir başka ide var ki... Kısımlar. . 17-20. Stillingfleet’e.) A s­ lında tüm görünüşlerinden ayrı herhangi bir töze ilişkin olum lu bir idem iz olam az: Töz algılanan görünüşleri yoluyla kısmen görünür ve onun algı­ landığı kadarından söz edebiliriz. [tikel belirgin kesin]38 idesine sahip olmadığımız yani ne oldu­ ğunu bilmediğimiz39 şeyin yalnızca kesin olmayan bir varsayı­ . tikel tözlere ilişkin idelerim iz ve bu idelerin nasıl oluştuğuna ilişkin Locke'a ait görüşleri bulabilirsiniz.

1699) 41 Yani. dili döndüğünce bunu söy­ lem eye çalışır gibidir. kendilerine ilişkin ideler hiçbir şekilde doğuştan varsayılamazken öyle olduklarını düşünerek cebinde 100 Sterling bulunan ancak bu miktarı oluş­ turan penny. Fakat kendileri deneyim verileri olan ideler arasındaki bağıntıları algılam aya yönelik doğuştan zihinsel bir zorunluluk olabilir. anladığı bir dilde söylendiği zaman. Kurgusal ya da kılgısal herhangi bir ilkenin doğuştanlığından söz ettiğimizde belli önermelerin. "Ö yleyse böylesi bir yetersiz­ liğin ya da kavramlarımızla karşıtlığın inkâr edilem ez bir sonucu olduğunu kesin olarak varsayamaz ya da çıkarsayam ayız d iye bir şey yoktur. İlk M ektup sf: 27.. (Ü çüncü Mektup. İdelerin bağlamı doğuştan olabilir ancak bağlanan ide­ ler doğuştan değildir. Kavramlarımıza bir aykırılıktan ve düşünem eyişim izden doğan kesinlik farkının ne olduğunu ayırt edecek duyarlılığa sahip değilim" diye karşılık verir. duyulur nitelikler içinde var oldukları bir substratum hissettirirler.40 20. töz idesini uslam lamaya dayandırıyorsunuz ya da kipler ya da ilineklerin kendi kendilerine varlık sürdürmeleri şeylere ilişkin uygun kavramlarımıza bir aykırılıktır ve ben de aynı sonuca vardım. 40 "Kesin olmayan" burada zihinde belirsiz ve bulanık olan bir varsayımı ni­ teler. T öz idesine sahip olm adığım ızı söylerken ideyi zi­ hinsel im ge yerine.." (Stillingfleet'e Üçüncü Mektup) Kı­ sacası töz değişen görünüşlerde değişm eyen gerçektir: Bunlar bir diğeri olm aksızın anlaşılamayan bağlaçlardır. dolayısıyla anti-platonik anlamda kullanır. . Stillingfleet "D üşünem eyeceğim iz kadar çok ’şey' vardır ve düşündüğümüzün bu kadar çok şeyi kapsadığını varsayma­ m ız olanaksızdır" diye karşı çıkınca Locke. crown ya da başka birimleri göz ardı eden bir insan durumuna düşeriz. Çoğu durumda.. D em ek istediğim . ideler hangi yolla gelirse gelsin ardından bu idelerin uyumu ya da uyumsuzluğunu ortaya koyan sözlere ister istemez onay verilir. sf: 375. Tanrı ve ibadetin doğru idelerine sahip olan herkes.. 15 M ayıs.. Fakat başka bir yerde yazıştığı biri ile tözlerin eylem leri (görünüşleri) ve kiplerine ilişkin idelerin genel­ likle töz idesinin kendinden önce insanların zihninde var oldukları konu­ sunda anlaşır. tüm önermeler terimleri öngörür.41 Bu önermelere verilen genel onay ve kabul de içeriklerindeki idelerin doğuştan olduğunu göster­ mez. eğer bir ilk ilke ise de herhangi bir delili verilem ez.. Söz. (Sam uel B old a Mektup.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 117 mıdır dile getirilen.) L ocke bu karşıtlık için hiçbir delil gösterm ez. shiling.. ancak pratikte bir sıfatın bir ad öngördüğü şeklindeki gramer kuralı ile eşdeğerde bir varsayımdır. Locke. "Tanrıya ibadet varsayımını da taşırlar ancak bu varsayım duyular üzerinden onlarla bir­ likte içeri/zihne alınmaz.

artık çok az kuşkuda ka­ lacak olan çocuklardan çok azının bu idelere sahip olduğu varsayılabilir diye düşünüyorum. bilinçte belirdikten sonra ölüm süz ve mutlak görünen önermeler ile yalnızca geçici ve koşullu doğru gibi görünen önermeler arasındaki ayırımı ortadan kaldırıyor. 21. Duyar duymaz onay.42 Doğuştan idelere sahip olan biri varsa kaç tane olduklarını ve hangilerinin böyle olduğunu söylemesi beni memnun eder. ve akıllı her insan bugüne dek üze­ rinde hiç düşünmediği bu önermeyi yarın onaylamaya hazır olabilir. ışık. zihne giren her ide yenidir ve anımsanmaz. safran ya da sarı idelerini beraberinde getirdiğini söylemek gibi bir şeydir. Zihin tara­ 42 Bu. . Çünkü anımsamak bir şeyi daha önce­ den bilindiği ya da algılanmış olduğu bilinciyle ya da bellekle algılamaktır.. (bir sonraki gün çekilecek olan göz perdeleri yüzünden) kör doğmuş bir bebeğin görmeye baş­ ladığında "güneş parlaktır ya da safran sarıdır" önermesine ke­ sinlikle onay vereceğini hesaplayarak. güneş. oradan anımsama yoluyla ortaya çıkm alıdır yani zihinde önceden yer almış bir algı olarak anımsandığında tanınmalıdır.118 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme edilir" önermesini onaylar. bu. 43 Bu kısım ikinci baskıda eklenmiştir... Ancak milyonlarca insanın bu idelerden biri ya da her ikisinden yoksun olduğu söylenebilir pekâlâ. "ilk duyuşta onay" idelerin doğuştanlıklarını kanıt­ lamıyorsa bu idelerden oluşan önermeler için çok daha yeter­ sizdir bu açıdan. Bunun dışında. idelerin do­ ğuştan olduğunu kanıtlamaz.. Buna göre. Çünkü çoğu ülke insanı ve yabanilerin Tanrı-ibadet idelerine sahip olduğunu ka­ bul etsek bile şu ya da bu zamanda edinmeleri gereken ve bunun üzerine bu önermeye onay da verecek. [Şunları43 eklememe izin verin: Zihinde gerçekten üze­ rinde düşünmediği herhangi bir doğuştan ide bulunuyorsa bel­ lekte yerleşmiş olmalıdır. zihinde önceden var olduğunun bilinci anımsama yetisini tüm diğer düşünme yollarından ayrı kılar. ki Locke'un kendisi de Tanrının varlığı dışında gerçeğe ilişkin tüm önermeleri ikinci sınıfa sokuyor.

Bu bir seferinde ko­ nuştuğum görmeyen bir insanın durumuyla aynı: O da görme yeteneğini küçük bir çocukken geçirdiği çiçek hastalığı yüzün­ 4 4 Burada Locke edindiğim iz bilginin edim sel ve bilinçli olarak var olmadığı aralarda saklı ya da bilinçsiz bir durumda var olduğunu kabul ediyor. işte o zaman bir zamanlar sahip olduğu renk idelerine ilişkin belleğini tümden yitirir.ıiş gibi bu doğrulukların kabulleriyle birlikte gelm ese de. .44 Ne zaman belleğin dışında bir idenin edimsel algısı sözkonusu ise o zaman ide anlama yetisinin karşısına tamamıyla yeni ve bilinmeyen olarak çıkar. anı doğasında olduğu şeklindeki kuramını çağrıştırıyor. önceden bizim '. Bu gözlemleme sonun­ da herhangi birinin (ileride söz edilecek olan yollarla bir izleni­ mine varmadan önce) bilmediği (ancak geri getirebildiği ve anımsamayabildiği) doğuştan olmaya hak kazanmış bir ide ör­ neği verilsin isterim. Ne zaman bellek bir ideyi edimselleştirirse o zaman orada önceden var olduğu ve zihne tamamıyla yabancı olmadığı bilinci de ona eşlik eder. bizde canlandıklarında zihinsel olarak zorunlu görünen doğ­ rulara ilişkin bilgim izin. Edinilen idelerin edim sel (bilinçli) algılar ya da belleğin saklı yeniden algılam a gücü olduklarını söylüyor. Bellekte ya da görünürde gerçekten var olmayan bir şey zihinde hiç olmaz ve orada asla yer almamış bir şeydir. ki önceki bir algının bilincinde olunmadan anımsama gerçekleşmez ve zihne bu bilince yabancı herhangi bir ide gelirse anımsanmaz ya da bellekten edinilemez. Platon'un.46 Renkleri ta­ nıyana ve ayırt edene dek gören bir çocuğu düşünün: Sonra gözleri kataraktlarla örtülüyor ve 40 ya da 50 yaşlarında tama­ mıyla kör oluyor. 46 Bu kesin bir varsayımdır (dogmatiktir). her zamanki belleğim izde bilincinde olduğumuz. Saklılığı edinilen bilgiyle sınırlandırıp b öylece şeylerin doğasındaki aprioriti (deneyden önce ve bağım sız bilm e) ve saklı mantığı dışlam a için yeterli neden göstermiyor. 45 Bu.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 119 fından hiç algılanmamış bir ide zihinde hiç yer almamıştır.45 Böyle olup olmadığını herkes gözlemleyebilir. aynı za­ manda belirmesinden önce zihinde var olduğu da söylenemez. Zi­ hindeki bir ide ya edimsel bir algıdır ya da zihinde öyle edimsel bir algı olmuştur ki bellek aracılığıyla yeniden canlandırılabi­ lir.

Akıl çağına erdiği zaman ya da başka bir zaman onlardan birini anımsamış ve doğduktan sonra hiç yeni gelme­ miş ideleri olan bir insana rastlamak isterdim. herhangi bir doğuştan ide varsa zihinde bir yerlerde değil bellekte bulunmalıdır. işte o zaman anımsanır yani kendisiyle birlikte zihne ta­ mamıyla yeni olmadığının algısıyla yansır. zihin onu kendi içinde görür ve önceden ora­ da olduğunu bilir. zihinde ya da bellekte olan ne zaman bellekle çağrılırsa. Bu ideler artık karanlıkta da geri getirebileceği ve zihninde canlandırabileceği şeylerdir.nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme den yitirmiş ve kör doğmuş bir insan gibi bir daha hiçbir renk kavramı olmamış. o zaman hiç anımsama­ dığı ancak iyileşmiş görme yetisiyle zihnine iletilen renk idele­ rini önceki bir bilgi bilinci olmadan yeniden edinir. Bu durumda. bellekte yoksa zaten zihinde de yoktur. orada belirdiğine ilişkin bir algı olmadan bellek aracılığıyla edimsel bir görünüş kazanamaz: Kısacası önceden biliniyordur ve şimdi anımsanıyordur. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Gerçekte görünürde olmayan ancak zihinde var olan bir ide orada yalnızca bellekte yer aldığı için vardır. Zihinde. Ne zaman kataraktlar kaldırılır. bellekte var ise. önceki bir bil­ ginin bilinci yardımıyla geri çağrılabilen tüm bu renk ideleri bellekte olduğundan zihinde var kabul edilirler. bellekte olmayan ideler bulunduğunu söyleyen biri çıkarsa ondan açık- . görünürde yokken. Kimse diyebilir mi ki bu insan zihninde kör doğmuş birinden daha fazla renk idesine sahiptir? Sanırım kimse her ikisinin zihninde de renk idelerinin yer aldığını söylemeye­ cektir. — bellekte olmayan ne zaman orada belirirse tamamen yeni ve bilinmeyendir. Bu şekilde zihinde dış duyum ya da iç du­ yumdan gelen izlenim öncesinde doğuştan ideler olup olmadığı araştırılabilir. bellekte varsa bir dış izlenim olmaksızın geri getirilebilir ve ne zaman ki zihne ulaştı. Zihinde ya da bel­ lekte olan ve olmayan arasındaki değişmez ve ayırt edici fark budur. Bu durumda.

Eksik önerme ı asımda (çıka­ rım) bulunduğumuzda saklı bir terime (öncüle) dayandığımız gibi sonucun geçerliliği saklı öncülle belirlendiği her zaman doğru ise bu doğuştan genel ilkelere güveniriz. kılgısal ilkelerse açık de­ ğiller. G elecek neden geçm işe benzesin ki? Hep böyle ol uğundan değil. ..48 ve hiçbiri doğuştan diye kabul edilmeyen diğer kimi doğruluklardan ayırt edilebilir49 değil. Bölüm. 15. 49 Söz konusu doğrulukların ölçütleri için 2. „ . ondan insanların zihinlerine kimi evrensel ilkeleri işlediği yolundaki beklentiye bir anlam vermemi sağlayamıyor. insan yaşam ını asıl ilgilendirenlerdir. K-isıma ait dipnota bakınız.47] 22.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan tikeler zerine D iğe r Düşünceler 121 lamasını ve söylediklerini akılcı bir biçime sokmasını bekle­ rim. 50 Leibniz'in belirttiği üzere doğa boşuna zihnimize doğuştan ıııceler işlem e zahm etine girmemiştir. önceden d uyum sandıktan a anesıyle bel­ lekte oldukları kabul edilem ez ve dolayısıyla yalnızca bir mecazı anlamda "anılar" diye söz edilebilirken. 48 Tamamen kanıtlanmamış ya da yalnızca olası olan önerme er. Sonraları edinilenlerden daha açık olmayan ya da onlardan ayırt edilemeyen böylesi harfleri Tanrı ne amaçla zihne işlemiştir?50 Açıklıkları ve ya­ rarlılıkları ile zihinde yeni olan ve sonradan edinilmiş tümünden ayırt edilebilir doğuştan ideler ve önermeler olduğunu düşünen biri çıkarsa. zaten kurgusal olan ve do­ ğuştan diye öne sürülenler gereksiz. G elecek hakkındaki tüm u s l a m l a m a l a r a da saklı ilke vardır. .. sanırım bunların hangileri olduğunu söylemekte 47 Locke'un bilgi için de. „ 51 Felsefe sürekli olarak onları örtük olarak yer aldıkları deneyimden açığa çıkarmak ve böylece onların organik birlikleri içinde seçiK Dır bilincine varmakla uğraşmaktadır. . tümüyle yeni olmadıkları düşünülen ideler ve ilkeler olduğu yolundaki iddiayı çürütmesi gerekirdi. . çünkü bu ilkeler olmaksızın tanıtlamada edim sel bilgiye ya da olguların mantığına ulaşmanın yolu kalmazdı ve yalnızca hayvanların deneyim leri ile sınırlı kalırdık. iç duyum sırasında oluşum u için zihinsel olarak zo­ runlu görülen ve bu bağlamda. v . Sınırsız akıl sahibi Tanrının her şeyi kusursuz bilgelik içinde yarattığına tamamıyla inanıyor olmam. Locke a gö­ re. Söylemiş olduklarım dışında şu ya da bu ilkenin do­ ğuştan olduğu konusunda kuşkulanm ama başka bir neden daha var. bu. hiçbir deneyim ine sahip olam adığım ız geleceğin zaten geçmiş olduğu şeklinde bir çelişki içerir.

23.54 Çoğu insan körü körüne kabullen­ 52 Apaçık (kendinde açık) doğruluklar. almak ve saklamak için ayrı ayrı görevlendirilmiş yetiler ve araçlarla do­ nattığından. İnsanlığın kavramları arasında olabilecek büyük fark. Tanrının varlığını tanıtlamada gerekli öncülleri ve gerçek olana ilişkin bir deneyim olabilirliğini sorgusuz kabul ettiği asla unutulmamalıdır. yetenekler ve beceriler dururken ideler ve kavramların bizimle birlikte doğmuş olması söz konu­ su değildir. yetilerini farklı biçimlerde kullanmala­ rından kaynaklanmaktadır. başından beri varlığa ve zihinsel işlem lerde öngörülen son (nihai) ilkelere ilişkin sorulardan kaçındığı.52 Diğer doğruluklarsa bir sıralamaya sokulmuş ideler zincirinde. Tanrı insanları doğrulukları keşfetmek. Bu varsayılan doğuştan il­ kelerin delilleri konusunda zaten konuştum. bu bedensel organlarımız ve zihinsel güçlerimizin nasıl kullanıldıklarıyla ilgilidir. Çünkü tüm diğer bilgiden ve algılardan belirgin farkı olan doğuştan ideler ve izlenimler varsa herkes kendinde olduğunu doğrulayacaktır. keşfedilip onaylanabilmeleri öncesinde. Locke'a göre. bazı doğruluk türleri de zihin ide­ leri önermelere sokar sokmaz doğarlar. Sonuç olarak: Bazı ideler kendilerini insanların anlama yetilerine doğrudan sunarlar. 5 4 L ocke doğuştan olanın bilincini mutlak içeren doğuştanlık kavramından korkmaktadır. Ancak bazıları kendilerini yetilerimize diğerlerine göre daha hazır halde sunuyor ve böylece daha genel kabul gö­ rüyorlarsa da. dikkatli çıkarım lar yapılması ve karşılaştır­ maya tabi tutulması gerekenlerdir. İnsan b ilgi­ sinde yer olan doğuştan öğelerin bilinci bireysel yetilerin etkin kullanım ına ve evrensel ya da felsefi formlarıyla açık kabulleri de daha yüksek yetileri­ .122 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme zorlanmayacaktır ve bu sayede herkes öyle olup olmadıklarına gerekli kararı verecektir. bunların yararına ya da kullanım larına ilişkin ayrıntılara daha sonra gireceğim. kendilerini varlık okyanusunda yitirip durmuşlardır. Yetileri­ m izin tam olarak kullanım ıyla edinilm eyen fakat her zihne doğuşta birey­ lerin deneyim ve koşullarından bağım sız olarak bilincinde olunarak soku­ lan "doğuştan ideler ve ilkeler konusunda ters varsayımla insanlar.53 İlk türden bir kısmı genel ve kolay kabulleri nedeniyle yanlışlıkla "doğuştan" diye nite­ lendirilmektedir fakat doğrusu. çünkü yetilerim izin işlevini geçersiz kılabilir. 53 L ocke’un yöntem inin — tarihsel— olduğu.

böylesi matematiksel doğruluklar söz konusu olduğunda düşüncelerini birden durdurup daha öteye gitmemiş olmalı ki bir Tanrının varlığına ilişkin kavramlarımız için de bu söz konusu olabilir. öğretileri körü körü­ ne değil fakat büyük bir dikkatle doğruluğunu araştırarak ka­ bullenme yolunda kullanmazken. bununla birlikte başka şeylerde uzmanlaşmış milyonlarca insan düşüncelerini açılar alanına hiç salmadığın­ dan bu doğruluğu bilmez bile.55 Buna göre bir üçgenin açılarının toplamı­ nın iki dik açıya eşit olduğu.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 123 diğinden zihinlerini başkalarının egemenliği ve buyrukları altı­ na sokup tembellik yaparak onay güçlerini. Eğer başka biri çıkıp da kafasına böyle bir kavram sokmuş olsaydı belki inancı bilirdi. . ve hakikat olan Tanrının hizm etine ve O'na tapınmaya teşvik etm e yönündeki am acının dayanağını görüyoruz. 55 Bu cüm lede ilk kitabın insanları yüksek yetilerini etkin olarak kullanmaya yöneltm e ve onları tem bellik edip körü körüne bağlanılan sanılara tapın­ maktan kurtarma. şeylerin nedenleri. fakat hiç irde­ lemeden aldıysa.. Çünkü. azınlıkta kalan diğer bir kısım da düşüncelerini birkaç şeye yönelterek onlar hakkında yete­ rince bilgileniyor. bir insanın bir Tanrının varlığından daha açık saptaya­ bileceği bir doğruluk yoksa da. sonuçları ve hayranlık verici yönlerini araş­ tırmak adına ufacık bir zaman bile ayırmaz ve olduğu yerden kımıldayıp da düşüncelerini bir adım olsun ilerde yoğunlaştır­ maz ki böylece böyle bir yüce varlığın herhangi bir kavramından habersiz yaşayıp gider.. başka herhangi bir şey kadar kesin bir doğruluk ve ilkeler diye adı geçen önermelerin çoğundan da daha apaçıktır. Bu önermeyi kesinlikle bilen fa­ kat matematiğin kendi içinde bunun kadar açık ve belirgin olan diğer önermelerin doğruluğundan tümüyle habersiz biri. bilgilerini onlar çerçevesinde geliştiriyor ve başka araştırmalara hiç girmediklerinden tüm diğer şeylerden habersiz kalıyorlar. bu dünyada zevklerine ve tutku­ larına hizmet eder gördüğü şeylerle kendini oyalayan bu insan. "bir üçgenin açılarının toplamı iki dik açıya m izin kullanımına bağlı olduğundan araştırmaya değecek olan sözü edilen eğilim de olm ayan doğuştanlıktır yalnızca.

Bu demek değil ki diğer insanların sanılarına hiç saygı duymuyor. bireysel olgu ­ lara son açıklamayı getiren ilkelerin peşinde bilgi yapısına ilişkin felsefi analizin başarısızlığa uğradığını belirttiği görülür. Deneme bo­ yunca hiçbir otoritenin ardından gitmek ya da taraf tutmak gibi bir derdim olmadı. gözü bağlı kabul ettiği gibi eksik bir bilgiye sahip demektir: Aslında yetilerini özenle kullansa apaçık ve belirgin bilgisine ulaşacağı doğruluk için. önyargıdan uzak. Tek hedefim doğruluktu ve her nerede önüme çıktıysa düşüncelerimi. bütün bunlar yalnızca bilgimizin ne kadar çok doğanın bize bağışladığı güçleri doğru kullanmamıza bağlı iken ne kadar az boş yere tüm insanlıkta hazır olduğu düşünülen doğuştan ilkelere dayandığını göstermektedir. 57 "Doğruluğu sınamada mihenktaşı olarak kullanılan genel kabul görm üş ilkelerin kendilerinin araştırılması da gerekli görünüyor. keşfine doğru daha büyük adımlar atmamız kibirlilik olarak yo­ 56 İkinci baskıda eklenmiştir. Yeri gelmişken. ardından gönderdim. doğruluğun peşinde sürdüğüm izin bu temelleri daha da sağ­ lamlaştırdığını söyleyemem. bunu bilgi ve kesinliğin57 eski temellerinin sökülüp atılması diye de­ ğerlendirenlerin olumsuz eleştirilerini ne kadar hak ederse etsin. kanıtını aramaksızın. bir sanıdan hareketle onayını sunmuş olabilir an­ cak." (Lee. Şundan eminim ki. Anti-Scepticism ) . başka birilerinin ayak izlerine gereksinmeden.] 24. böylesi doğuştan ilkelerin olmadığı sonucuna varabiliriz. [Bütün56 insanlarca bilinmedikleri ve diğer yeni doğruluklardan ayırt edi­ lemedikleri için. şeylerin kendilerini araştırırken. ki eğer olsalardı bunu herkes bilirdi yoksa varlıkları bir anlam taşımaz. Fakat benim için en saygın olan şey doğruluktur ve umarım. Doğuştan ilkelerin varlığından kuşkulanılması.124 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme eşittir" önermesini söylendiği gibi. İyice irdelendiğinde bu sözlerin. akılcı ve düşünce ürünü bilgiyi kaynağına dek izlediysek ve diğer insanların bu bilgiye ulaşmak için ürettiği dü­ şünceler yerine kendi düşüncelerimizi harekete geçirdiysek. v e bu arada alış­ kanlık ve eğitim in güçlü etkisi altında ve tümüyle yapay sayılmalıdırlar.

. arama sıkıntısın­ dan kurtuldu. Birinin yalnızca inandığı ve körü körüne kabullendiği şeyler yalnızca parçalardır ki. 7. bizi bir zerre daha bilgili kılmaz. Başka insanların sanılarının bizim beyinlerimizde dolaşması. Bölüm ) 59 Söylem ek istediği apaçık ilkelerin yanlışlıkla doğuştan varsayıldıktan ya da doğuştan tüm insanlarca ister istem ez doğru olarak görüldükleridir.Kurgusal ve Kıyısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 125 rumlanmaz. K ısım ) 60 Locke'un onlara düşm anlığı bundan dolayıdır. on­ ları toplayanın birikimine önemli bir katkıları olmaz. Aristo kesinlikle bilge bir insandır fakat kimse onun başkasının sanı­ larını gözü kapalı benimseyip öylece dile getirdiği için bu bil­ geliğe ulaştığını düşünmedi.DWUzman ve öğ­ 58 "Opinionatrety" sanıya koşulsuz bağlılık. kuşkucu ise bir kez doğuştan diye belirlenen tüm önermelere ilişkin araştırmalarını durdurdu. onlar gibi. (Bak: Anlam a Yetisinin Yönetimi. Bilim­ lerde herkes gerçekten bildiği ve kavradığı kadarına sahiptir. ne kadar doğru da olsalar. saygınlık kazanmalarını sağlayan doğrulukları anlamak için akıl yürütmüyoruz ki. Bireyin kendi gelişim ini daha iyi ya da daha gelişm iş sağduyuya ulaşmanın bir yolu değil de kendisinde sınırlı bir süreç olarak görüp abar­ tıyor. Anlaşıldığı an hiç kuşku bırakmayan önermeler bulun­ duğunda doğuştan oldukları sonucuna varmak kolay ve kestirme bir yoldur insanlar için. T em belliği teşvik ettiği ve doğuştan ilkeler adı altında sayısız önyargıya açık kapı bıraktığı için bu sanıya şiddetle karşı çık ıyor Locke. Kitap. 9. bu terimi. Onay hakkımızı yalnızca saygın adlara bırakırken. Hiç irdelemeden başkalarının il­ kelerini kendine alması onu bir düşünür (filozof) yapmamışsa başka herhangi biri için böyle olmak güçtür sanıyorum. böylece onlarda bilgi olan bizde yalnızca "opiniatrety"58 olarak kalıyor. ancak başkalarının gözleriyle görmeyi beklemek kadar akıllıca olabilir diye düşünüyorum.59 Bu şekilde tembel. (Bak: Brown V ulgar Errours. Başkasın­ dan altın olarak alınan servet kullanılm aya kalkışıldığında. Çünkü başkalarının anlama yetileri aracılığıyla bilmek. oyuncak para gibi yapraklara ve toza dönüşecektir. 41. 25. G enelin sanılarına körü körüne güvenm e tem belliğine ve her insanın genelden ayrı ve kendisi olm asını sağlayan özel yargıyı hiçe sayan üşen geçliğe itiraz ediyor. bütüne ne kadar uyarlarsa uysunlar. L ocke zaman zaman kullanm ış­ tır.

böyle bir bilgi deneyim bildirimleri ve verileri olm aksızın. şeylerin kendi varlığından çıkıp zihinlere girdiğini görürlerdi. Yeni D enem eler'e bakınız. öğreticisi ve ilkelerin buyurucusu olma yetkisini elinde tutmak öyle küçük bir güç aktarımı değildir. temellere nasıl ulaştığımı açıkça göster­ mek için doğuştan ilkeler64 konusuna kuşkulu bakmamın ne­ 61 Leibniz. 26. yanlıları bazı öğretileri böyle kabul etmek zorunda kaldılar. duyumsal ve tinsel insanlar olarak bi­ zim için zorunlu olan düzeye dek derece derece yorumlanabilen ve somut varlıkların kısmen göründüğü. Locke'un.63 ve doğanın almak. ki. 64 İlk Kitap. şimdiye dek kendi bilgimize ilişkin sahip olabileceğimiz kavramların üzerinde yükseldiği. yönlendirecek yetenek ve yetkiye sahip insanlar için çalışabilirlerdi. bir insan böylece tüm bu doğruluk ve ilkeleri öğretmiş olanın yararına olacak bir ilkeyi doğuştan diye doğrudan kabul etmek durumunda kalır. fakat diğer uçta. böylece kendi akıl ve yargıla­ rını kullanmaktan alıkonuldular ve ayrıca incelemeksizin inan­ mak ve gözü bağlı kabul etmek durumunda idiler artık: Bu körü körüne inanış (safdillik) içindeki insanlar daha kolay yönetilebilir ve onları terbiye edecek. duyusal ve tinsel olarak algılamada sunulan görünüşler arasında aposteriori (duyu deneyine dayalı) uslamlamalardır. kişisel çaba gösterilm eksizin edinilir ona göre. Burada anlama yetisinin nasıl işlediğini göstermek De­ neme'nin gerisine de kalıyor ki. Le Clerc tarafından Denem e'nin özeti olarak yayımlanan . 63 Denem e'nin asıl ideali yanlış uçta başlayan ve soyut ontoloji okyanusunda boğulup gitm em ize neden olan apriori varlık düşüncesi hakkındaki soyut uslamlamalar değil. İnsanın Anlam a Y etisine ilişkin asıl açıklam asının bir parçası değildir.61 Sorgulanmaz doğrulukların.62 Hal­ buki insanların birçok evrensel doğruluğun bilgisine ulaştığı yollan inceleselerdi. enikonu düşünüldüğünde doğrulukların.126 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme retmen geçinenler için "İlkeler sorgulanmamalıdır" söyleminin ilkeler ilkesi olması oldukça yararlıydı. bana göre doğru olan. yargılamak işlevlerini yükleyerek bağışla­ dığı yetilerin yerinde kullanımı ile keşfedildiklerinin ayrımına varırlardı. 62 Locke'un bilginin doğuştanlığı ile savaşının ahlaksal amacının diğer bir ifadesidir bu. ki. "Doğuştan ilkeler var­ dır" öğretisi yerleşir yerleşmez.

Ö nsöz sf. İnsan doğası mutlaka evrenin diğer parçalarıyla bağıntılı olduğundan ide­ lerin kaynağının insan doğasının oluşum u olduğunu belirten ifadelerdir bunlar. ilk kitabında hiç kim senin tartışmaya değer bul­ m adığı şeye saldırmasına önayak olmuştur. doğuştanlık ilkesi lehinde bir itiraftır. kimden alındığına ilişkin ayrıca bir araştırma yapılmaz. çünkü bu noktada kesinlikle hiç düşmanı yoktur. Bu kısım da başlattığı tüm dengelim sel tartışmadan görünüşlerin tümevarımsal bir yorumlanması ve deneyim ve gözlem e g e ç ­ m eyi tasarlamaktadır. Hiç kim se yaradılışları ya da örgün bedenleri ile birleşm elerinin hemen sonrasındaki ilk anda embriyoların zihinlerinin (bilinçli) idelerle donanma­ ya ya da onlar işlenen. A nti-Scepticism . modern aydınlanm a yürüyüşünü başlatacak olan bir "boş le v ­ ha" fikri taşıma kararı. (Lee. kasabalara saldırırken. yalnızca o anki amaç için yeterli yük­ seklikte bataryalar kurulm alıdır o arazi üzerinde: İşte tartışmalı söylemlerde de durum böyledir. Öte yandan apaçık kesin d oğ­ ruluğu kabul etm esi de ortaya çıkarabilse felsefi yandaşlan ile uzlaşmaya sokabilecek. 65 İlk kitapta yazar doğuştan ideler olm adığı ve dolayısıyla doğuştan ilkeler olm adığım kanıtlarken yeni bilgi tasarısını oturtmayı düşündüğü tem ele yüklenm iş olan saçm a ve boş lakırdıları ortadan kaldırmak am acıyla çok özenli davranıyor.65 oysa bundan sonra ilk öne sürdüğüm noktaya yöneleceğim. bu boş bir varsayımdır. Fakat tümevarımcı yorumlama tüm dengelim ci savın yanı sıra bilinçsiz önkabuller içerir ve felsefe doğa ve tin görünüşlerinin hepsinde içerilen her iki savın önkabullerinin düşünsel olarak örgütlenm e­ si/düzenlenmesidir. — bataryaların dikileceği arazi sağlamsa kime ait olduğu. Fakat Deneme'nin sonraki bö­ lümünde kendi deneyim ve gözlemlerimin yardım ettiği ölçüde tek tip ve kendi içinde tutarlı bir bina yükseltmeyi amaçladı­ ğımdan umuyorum ki.Kurgusal ve Kılgısal Doğuştan İlkeler zerine Diğer Düşünceler 127 denlerini sayıp dökmem gerekliydi. (bilinçli olarak) kazınan ilkeler ya da önermelere hazır olduklarım akla uygun biçim de öne süremez. alıntı ya da bağışlanmış te­ meller üzerinde eğreti duran ayaklar ve payandaların desteğine gereksinmeyeceğim bir zemin üzerine oturtacağım: Ya da en çalışm adan görülm ez. 1) Locke'un insan zihnini idollerden tem izlem e. B ence tüm korunabilmiş olan doğuştan sözcüğüne yük­ lediği katı anlamdadır. . Karşı savların bazıları genel kabul görmüş sanılardan doğduğu için herhangi bir öğretinin yanlışlığını ya da olanaksızlığını kanıtlam akla yükümlü biri için göz ardı edilmesi oldukça güç birkaç şeyi dikkate almak zorundaydım. bu binayı.

66 ki. 67 Ancak Cousin.. Başkalarınınkine olduğu gibi be­ nim ilkelerime de öncelik verilmediği sürece. bir bütün ha­ linde olması için uğraşırım. Etkin Aklın evrendeki üstünlüğü ve güvenilirliği ve kaçınılm az yansımaları bilinçli ya da bilinçsiz olarak kabul edilm ekte­ dir. karşılıklı çelişkiler içeren önerm eler yığınıdır. Green ve diğerlerine göre tutarsız. . kendi içinde tutarlı ve her bir parçası birbiriyle sıkı sıkıya tutunan bir yapı olm asını amaçlamaktadır. kanıtlayabilirim de. insanın anlama yetisiyle sunulan olguların geçm iş bir kuram ya da sonuca uymasını sağlayan yersiz bir varsayım olarak görür. 66 Bu söylem in önceki kısm ında olduğu gibi gerisinde de önkabuller olm ak­ sızın pek az ilerleyebilir. fakat L ocke bu kısım da havada asılı bir şato da olsa Denem e'nin en azından bütün. tüm D enem e'yi. gökyüzünde bir şato olacaksa. İlkelerimin doğru ya da yanlışlığı konusunda yalnızca insanların kendi önyargısız göz­ lem ve deneyimine dayanabilirim67 ve bence. bir ölçüde karan­ lıkta kalmış bir konuya ilişkin kendi kanılarını özgürce ve iç­ tenlikle ortaya dökmekten fazlasını iddia etmeyen ve doğruluğun peşinde tarafsız bir araştırma yapmaktan başka amaç gütmeyen bir insan için bu yeterlidir.128 nsamn Anlama Yetisi erine ir Deneme azından kurduğum. Y alnızca tam kuşkucular tüm ilkelerden kaçınırlar ve böylece herhangi bir önerme oluşturmaya yetersiz kalırlar.. okuyucuyu yadsı­ namaz sağlamlıkta kanıtlar beklememesi konusunda uyarmak istiyorum.

II. Kitap İDELER .

.

idelerimizin doğasını bozucu bir etki. "zihinsel çağrı­ şım " üzerine örnekler vererek kitabı tamamlıyor Locke. kitapta da bu yer­ leşik sanının yerine ideler ya da görünüşlerin içinde anlama yetisiyle ulaşılacak bilgi ve olasılığı barındıran. 12-28. bölümlerde de en soyut idelerimizin. zaman. insanın anlama yetisinin alanına giren tüm yalın ideler ya da varlık görünüşlerinin.İK İN C İ K İT A B IN Ö Z E T İ Locke I. seçik. duyu verileri ya da zihinsel işlemlerin algılama alanından ne kadar uzak görünseler de. doğuştan ve dolayısıyla deneyim yoluyla kanıtlanamaz ve eleştirilemez olan düzenleyici ide ve ilkelere sahip olduğumuz sanısına karşı çıkmıştı. II. II. birleştirerek. somutlaştırarak ve bağlayarak oluşturduğu karışım lar olduğu kanıtlanm aya çalışılıyor. "Açık. bölümlerde örneklemeler getiriliyor. kitabın ilk on bir bölümünde ileri sürülen ve açıklanan karşı sav. güç. kendine göre asıl kaynağını ortaya koyuyor. . bölümde. Uzay. yeterli ve doğru" nitelemeleri ile yalın ve bile­ şik idelerimize 29-32. özdeşlik. töz. anlama yetimi­ zin. duyu nesneleri ve bunların zihinde yansımaları ile kendi yetilerinin etkin kullanımı sonucu kazandığı ideleri kendi ken­ dine yineleyerek. sonsuzluk ve ahlaklılık gibi ilk görü­ nüş olmaktan uzak görünen bileşik idelerde bile anlama yetisi­ nin var olana ilişkin doğuştan bilgisizliğimizi ortadan kaldıra­ cak olan görünüşlerin bir parça ötesine geçmediğini göstermek yolunda bir dizi ciddi örneklemeler yer almaktadır bu bölümler­ de. dışı­ mızdaki şeylerden beş duyumuz ya da kendi zihinsel işlemleri­ mizin içduyumu ile edinildikleri yolundadır. kitapta. 33.

.

insan. (ki bu 4. İkinci kitapta ele alınırken ideler.1. fil. hareket. kitabın konusu) doğruluk ve yanlışlık kapasitesinde düşünülmeyen. 8. ordu. görünüşler olarak düşünülmektedir. yalın kavrayış­ lar. gerçek varlık görünüşleri hangi koşullarda bir insanın anlama yetisinde belirir ve gittikçe yeni bileşimler halinde çoğalır? "Boş sayfa" şim di bilincinde olduğum uz ideler ya da görünüşlere başlan­ gıçta sahip olm adığım ız fikrini verebilir ancak bu mutlaka saklı kapasiteler ve bunların zihinsel yansımalarından da yoksun olduğum uz anlamına g el­ m ez. Zihne hangi yol ve aşamalarla girdikleri de herkesin kendi gözlem ve deneyiminden ortaya çıkacaktır. bilgiler değil. Gelin zihni başlangıçta üzerine hiçbir şey yazılmamış düz beyaz bir kâğıt (tabula rasa) gibi düşünelim2 — Bu kâğıt nasıl 1 2 Bak: Giriş. Bu sanı üzerinde zaten oldukça fazla durmuştum: Anlama yetisinin sahip olduğu tüm ideleri nereden edindiğini gösterdiğimde. insanlar zihinlerinde beyazlık. V e burada Locke. . tatlılık. sorar. sertlik. önceki kitapta söylemiş olduklarımın çok daha kolay benimseneceğini sanıyorum. Bu durumda öncelikle araştırılması gere­ ken "Onları nasıl ediniriz?" sorusunun yanıtıdır. BOLUM GENEL OLARAK İDELER ve KÖKENLERİ 1. sarhoşluk ve benzeri sözcüklerle dile getirilen çeşitli ideler taşırlar. düşünme. yöntemine uygun olarak. İnsanların varoluşlarının başında zihinlerine damgalanmış doğuştan ideler ve ilk harflere sahip oldukları yolunda kabul görmüş bir öğreti vardır. Bu m ecazla Locke her şeyden habersiz doğduğumuzu ima etmek is­ temiştir.1 öyleyse şu kesindir ki. İnsan düşündüğünün ve düşünürken zihninde dolaşan şeylerin ideler olduğunun bilincindedir. 2.

Sahip ol­ 3 4 5 6 İnsan zihninin başlangıçta her şeyden habersiz olduğunu varsayarak soru­ yor: "Yetişkin insanda anlama yetisinin zengin bir ide birikimine sahip o l­ ması nasıl açıklanabilir?" "Deneyim": Denem e'nin neden olduğu tartışmaların asıl kaynaklarından biri de bu terimin belirsizliğidir. her bir insanın bilinç yaşamında belirm e zamanına bakılırsa. deneyim i olası kılan akıl öğelerini bırak­ m aya çalışıyor ki.3 ) Locke. D olayısıyla şeylere ilişkin yetişkin anlama yetim izi deneyim de yetileri­ m izin kullanılmasına bağlıyor. Bunlar tüm idelerimizin doğduğu bilgi pınarlarıdır. sahip olunan hiçbir bilginin zihinsel yaşam ın duyular üzerindeki izlenim ler aracılığıyla (başta bulanık ve kusurlu) canlanışı öncesinde var olam ayacağını öne sürüyor. beyaz. "duyular zihne iletirler" ile söylemek istediğim duyularının zihinde bu algıları üreten şeyleri dış nesnelerden7 alıp zihne taşıdığıdır. İskoç Felsefesi. L oc­ ke'un ya arka plana attığı ya da kavramlarımızı dolduran ve ortak terim le­ rim ize anlam kazandıran yavaş yavaş birikmiş veriler.6 Dolayı­ sıyla sarı. acı. Asıl nokta D eneyim in 'salt duyum ’ ile özdeşleştirilm esidir. yumuşak. Anlama yetimizi tüm düşünme malzemeleri5 ile donatan dışımızdaki duyulur nesneler ya da kendi içimizde algılamadığımız ve duyduğumuz zihinsel işlemlere yönelik gözlemimizdir. bilim sel deneyim e dönüştürmek için. tatlı ve ben­ zeri tüm duyulur niteliklerin idelerini ediniriz. B öyle olm adığını ve tersine salt duyumun rerum n a tu ra d a im kânsız bir soyutlam a olduğunu kanıtlarsak. fakat Kant'ın sorusunu dikkate alm ıyor ya da bilim sel ya da akılla anlaşılır. kavrama edim i açısından ele alındığında böyledir. karşıt olmadıklarını kabul etmedi. deneyim cilik hemen hurdaya dönüşür. bu sonuncusu bir insanın evren anlayışına ilişk in daha büyük bir eleştirinin konusudur. 3. yani m alzem elerle karıştırdığı zihinsel koşullara gereksinirler..4 Tüm bilgimiz önünde sonunda deneye dayanır ve deneyimden gelir. s: 1 4 2 . Duyulur nesneler alanında DUYULARIMIZ zihne bunla­ rın etkileme biçimlerine göre çeşitli algılarını iletirler.. "Deneyim felsefesine yönelik tavrım ız tü­ müyle terime yüklediğim iz anlama bağlıdır. soğuk. Denem e'deki . sıcak. Locke doğuştanlık (farklı bir anlamda) ve deneyim in anlama yetisinin birikimlerini sağlayıcı iki farklı yol olup. Burada algı aslında idenin karşılığıdır — fakat tam algılanan görünüşler değil de. sert. Fakat düşünm e m alzem eleri." (Seth.134 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme doldurulur? İnsanın sınırsız kurgu yeteneği ile zihne aktardığı bu zenginliğin kaynağı neresidir? Tüm bu bilgi ve akıl malze­ melerini zihin nereden edinmektedir?3 Bunlara tek yanıtım var: "DENEYİM".

düşünme. isteme ve benzeri çeşitli zihinsel edimlerle de anlama yeti­ lerimize seçik ideler katarız. bunu da İÇ DUYUM diye adlandırıyo­ rum. 8 Bu Locke'un dış duyuma getirdiği tanımlardan biridir ki. organizm a dışı.11 Dış Duyumun üç yakın "algı" anlamı için 21. 4. Bölüm S. Exordium (başlangıç) ya da origa (köken) karşı­ lığı mıdırlar? İlki — yalnızca— tamamıyla psikolojinin tarihsel yönteminin alanıdır: zihnin işlem lerinde önkabulü zihinsel zorunluluğa veren eleştirel analiz metafıziksel felsefeye girer. 9 Burada ve başka yerlerde kullandığı mecazi terimler. ki Locke'un tarihsel yöntem i. Bölüm . yani. Fakat bu terimi kullandığı anlam bu noktada doyurucu değildir. bunun için yetersiz kalır.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 135 duğumuz. Kısım. Bu inceleme boyunca İÇ DUYUM ifadesi geçtiğinde. bu işlemler düşünme sırasında anlama yetisini dışındaki nesnelerden sağlanamayacak olan başka bir grup ide ile donatır. Bilincinde olduğumuz ve kendimizde gözlemlediği­ miz algılama. 2. Kısma bakınız. duyularımız yoluyla anlama yetisine aktarılan çoğu idenin bu önemli kaynağına ben "DIŞ DUYUM"8 diyorum. Bunlardan ikinci ve üçüncüsü anlama yetisini nitelem ede kullanabileceğim iz türdendir. Kısım. iç duyum kendi olası ideleri ile sınırlıysa. Kitap’ta önem li bir yer tutar. uslamlama. nesneler.. burada analiz edilem ez — dış görünüşlerin organizma üzerindeki edilgin izlenim i— diye düşünüyor. 7 D ışım ızdaki nesneler. 11 İç duyumun Denem e'de deneysel ya da zihinsel mi yorumlanması gerektiği yorumcu için birincil sorundur. zihnimizin idelerine ilişkin işlemleri­ nin algısıdır ki. Deneyimin anlama yetisini idelerle doldurmasına kaynak­ lık eden bir diğer şey de. pınar gi­ bi— çifte anlamlıdırlar.. "Sağduyu". Bak: 23. zih­ nin kendi işlemlerini. dış duyumu. çünkü geçici verilerden çok deneyim im izin koşulları olarak öngörülen yargılarla birlikte asıl uslamlamanın reflex bi- . — kaynak. Her insanın içinde bu kaynak var­ dır. bil­ me.9 dışımızdaki nesneler alanında olmadığından duyu değilse de çok benzemektedir ve içsel duyu diye adlandırılmak için uy­ gundur. 10 Locke'un duyu terimini zihnim izin işlem lerinin algısına uyarlaması iç du­ yumu zihinsel durumların deneysel kavranışıyla sınırlar gibidir.10 Fakat sunduğu ideleri zihnin kendi içinde yürüttüğü işlemler üzerinde düşünerek edinmesine bağlı olarak diğerine DIŞ DUYUM diyorken. kuşku duyma. 12. Üçüncü anlamda algı 4. inanma. D iğer filozofların yanı sıra Reid ve Hamilton ap rio ri'ye duyu diyorlar. anlama yetisinde bunların idelerini üreten akıl yardım ıyla yorumlayışı anlaşılsın isterim .

bir düşünceden doğan doyum ya da rahatsızlık gibi etkinliklerin kendilerinden kaynaklı kimi edilginlikleri de içermektedir. Bunun yanıtını dü­ şünm em iştir Locke. Kitap. Nov. Nov. bölümlerde irdelenmektedir. . ve 11. bölümler) A sıl deneyim kaynaklarımızın böyle sınırlanması. Bacon. 9. iç ve dış duyum da verilen görünüşlerin (yalın idelerin) nedenleri olarak kendi zihinlerim iz ve dışım ızdaki m addesel şeyleri ön gö­ rür. Burada kullandığım geniş anlamıyla "işlemler" terimi zihnin idelerine ilişkin etkinlikleri yanında. Biri kendi düşünceleri ve anlama yetisini enine boyuna incelesin ve sonra bana sahip olduğu özgün idelerin. Bu 4. Anlama yetisinde bu kaynaklar dışında bir yerlerden edi­ nilmiş hiçbir ide yoktur bence. fakat bu ideler içerdiği ya da akılda şeylere karşılık gelen nesneleri içerdiği ölçüde söz konusudur. ideleri "nesneler" olarak görüyor. zihin de12 anlama yetisini kendi iş­ lemlerine13 ait idelerle doldurur! Bu kaynakları ve bileşimleri ile bağıntılarını iyice irdelersek. ya da iç ve dış algı arasında olabilir. duyularının nesneleri ya da zihninin işlemlerinin nesnelerinden başka şeyler olup olmadıklarını söylesin. fakat bunun mantığının m etafiziksel tartışmasına girm ez. zih­ nimizde de bunların birinden edinilmemiş hiçbir ideye rastla­ mayız. Org. Yorumların her birine göre bu kısım okuyucuya Locke'un Denem e'sindeki asıl bakış açısını anımsatacaktır.136 İnsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme nesneleri olan dışımızdaki somut şeyler ve îç Duyum un12 nesnesneleri olan zihnimizdeki işlemler bence tüm idelerimizin doğduğu kaynaklardır.1^! 12 13 14 15 linçini içerip içerm ediği bu sorunun yanıtına bağlıdır. baştan sona. (Bak: 13-28. O rg.) Dr F ow ler “re vel m ente ile konulan ayırım olgu­ ların gözlem lenm esi ve böyle bir gözlem üzerinde derin düşünm e süreci. (Bak: Yeni Denem eler) Leibniz'e göre zihin doğrudan kendi kendisinin iç nesnesidir." (Fowler. an­ lama yetisinde bir araya getirilen ve türetilen sonsuz bir çeşitlilik içinde olsalar da bu iki kaynak dışından gelmiş hiçbir ide ta­ şınm adığı böylece anlaşılır. Locke. 5. Dışımızdaki nesneler12 zihni bizde ürettikleri farklı algılara karşılık gelen duyulur niteliklere ilişkin idelerle donatırlar.14 fcje kadar büyük bir bilgi birikimi olursa olsun titiz bir gözlemle. tüm ide varlığımızı onlara borçlu olduğumuzu görebiliriz. (Bak. sf: 188) Leibniz. ileride de göreceğimiz üzere.

17 Bu zihinde ve gerçek deneyim de öngörülen ilkeler ve idelerin onları bilinçte . zaman ya da sıra kaydı tutmaya başlamadan önce yerleşiyorsa da.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 137 6. Kimi. çeşitli ve sürekli biçimlerde etkileri altına girdikleri cisimlerin zihinlerinde bıraktığı izle­ nimlerden kurtulamazlar. Çaba gösterilse kuşkusuz bir çocuk yetişkin olana dek sıradan idelerin bile çok azı edindiri­ lerek büyütülebilir. bir istiridye ya da ananasın tadını hiç yemediğinden bilemeyeceği gibi kızıl ya da yeşil idelerine de sahip olamaz. fakat bir çocuk yetişkin olana dek siyah ve beyaz dışında hiçbir şey görmeyeceği bir yere kapatılsa. Çocuk aşama aşama o idelere kavuşur. dolayısıyla da zihinlerinin işlemleri duyumsadıkları çeşitlilikte ideler üretir. 7.17 Denem e'yi "Her insan bir hayvan sayılır. Çünkü. bebekler dün­ yaya geldiklerinde çevrelerini saran. Öyleyse insanlar çevrelerindeki nesnelerin çeşitliliği ölçü­ sünde daha az ya da daha fazla yalın ide edinirler. düşüncelerini yoğunlaştır­ madıkça zihninde tüm olup bitenlere ilişkin açık ve seçik ideler edinemez:|Tıpkı gözlerini dikip pür dikkat izlemedikçe bir saatin ya da bir resmin bütün tikel idelerine erişemeyeceği g ib ijle s im ya da saat her zaman görebileceği bir yerde olabilir ancak birer birer her ayrıntısını düşünecek kadar dikkatini yöneltmedikçe bun­ ların tümüne ilişkin karışık bir ideye sahip olabilir yalnızca. yabancı nitelikler için o kadar uzun bir süreç gereklidir ki. bellek. Bir bebeğin dünyaya gelirken gelecekteki bilgilerinin özü­ nü oluşturan bir sürü ide ile yüklü16 olduğunu düşünmek için pek az nedenimiz var. bilinir niteliklere ait ideler. sesler ve dokunulur nitelikler çocukların duyularını uyarma ve zihinlerine girmede etkindirler. ve h içbir insan b ir hayvandan başka b ir şe y sayılam az" şeklindeki materyalist kuralın bir ifadesi haline mi getirir? 16 B ilincinde olunan görünüşlerle dolmuştur yoksa gelişm iş bilginin yapı­ sında mutlak öngörülen koşullarla potansiyel olarak dolu değildir. Ne kadar özen gösterilse de. onlarla tanıştığı zamanı anımsayacak pek kimse yoktur. zihninin işlemlerini gözlemleyen biri bunlara ilişkin açık ve pürüzsüz ideler edinse de. Işık ve renkler.

uy­ kuda ve olağan yaşam ın diğer duraksamalarında ortaya çıkıyorsa bu tüm edinilm iş bilgi ve deneyim verilerinin herhangi bir sunumu öncesinde ruhun içinde bulunduğu benzer bir durumu yansıtır. bellek uzamındaki olağan bilinç yaşam ına duyu organlarınca yol açılmadan önce. zihinlerinin işlemlerine ait ideleri kazan­ maları için uzunca bir süre gerektiği ve bazılarınınsa yaşamları boyunca bunların büyük kısmına ilişkin çok açık ya da kusursuz idelere sahip olamadığı bellidir ki." (Reid. genellikle acı verici olm ayan yeni şeylerle yetinirler" şeklindedir. Çoğu çocuğun. bu salt deneycilik değildir. Çocuklar.20 Ruhun hep düşün­ canlandıracak zihinsel çabaya gereksindikleri gerçeğine uygun olarak yo­ rumlanabilir. 18 ilk baskıda. Anlama yetisi kendi içine dönüp. kendi iş­ lemleri üzerinde yoğunlaşana ve bunları kendi nesneleri haline getirene kadar. bunun nedeni de böylece an­ laşılmış olmalıdır. fakat onları içlerinde duyum sayan ya da düşüncenin nesneleri haline getiren çok az kişi vardır. Zihinsel Güçler. [ 18dünyaya gelir gelmez duyularını sürekli uyararak zihinlerini oyalayacak yepyeni şeylerle dolu bir dünya ile karşılaşırlar.138 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 8. Tüm insanlar uyanık iken zihinlerinin işlem lerinin bilicindedirler.] Dış duyumun bu süreğen kulla­ nımı sonucu olgun yaşa gelene kadar içlerinde olup bitenleri ayrımsayacak düzeyde bir dikkate kavuştukları pek görülm ez19 ki. bazıları bu aşamaya hiç gelemez. Bay Locke'un da sıklıkla karıştırdığı bilinçten ayırt ed il­ melidir. ilk yıllar genellikle dışarıyı izlerler. 19 "Bu iç duyum. seçik ve süreğen ideler bırakacak derin izlenimler yarata­ mazlar. bu çeşitliliğin çekiciliğine kapılan çocuklar. bilincinde olduğu idedir. L ocke’a göre bir doğuştan ide. 1/5) 20 Sürekli düşünm e ya da insan ruhu var oldukça sürekli bilince karşı burada ve diğer on kısımda ileri sürülen sav Locke'un "ilk idelerim iz dış ve iç du­ yum görünüşleridir" biçim indeki savının açıklanması sırasında haksız yere araya sokulm uş bir ifadedir. ruhun. "dünyaya ilk gelişlerinde ö zellik le bir şey bulm aya çalışm azlar fakat açlık ya da diğer sıkıntılarını giderebilecek olanların peşindedirler. 9. Bu dönem dışarıda olup bi­ tenleri gözlemlemekle geçer. Ruhun. akıp giden görüntüler halindeki işlemler zihinde açık. Fakat bellekten kopuk olağandışı bir bilinç. bellekte ve olağan yaşamdan ayrı uyku halindeyken bilinçli olduğu çıkarım ının hiçbir zem ini . Bir insanın ne zaman ideler edinmeye başladığını sormak ile ne zaman algılamaya başladığını sormak — yani idelere sa­ hip olmak ile algılamak— aynı şeylerdir. Ö yleyse.

Anti Scepticism . düşünme edimi ruhun kendine öz­ gü bir eylemi olarak görülmüyorken hep düşünüyor. Locke'un burada giriştiği araştırma deneyim den ayrı. ruha bu dünyadaki görünüşü açısından bakıyor. öyle ki bilinç kesintiye uğradığında ruh da artık var olmaz." (Lee. tinin ayrılmaz bir niteliği o l­ ması gerektiğini söyleyerek ve bunun yalnızca düşünme ya da bilinçli o l­ makla ilintili olduğunun söylenebileceğini varsayarak kendi konumlarını (bakış açılarını) haklı çıkarmışlardır. dış duyum organları çalışm azken de düşünm eliyse o zaman dış duyum (ve iç duyum) yollarıyla dürüstçe edindiği kimi ideleri çalıyor olmalıdır. (Locke'un kullandığı anlamda) doğuştanlığı bir benzetmenin desteğinden yoksun. Edimsel uzam ile beden gibi edimsel dü­ şünce ile ruh da ayrılmaz ise21 bir insanın idelerinin başlangıcı ile ruhunun başlangıcını araştırmak arasında bir fark olmamalıdır^Bu durumda beden ile uzamda olduğu gibi ruh ve ideleri de aynı başlangıca sahip d e m e k tirj 10.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 139 düğü ve var olduğu sürece idelerin edimsel algısını taşıdığı yalnızca bir sanıdır. yürütül­ müştü. doğaüstü esin açısından bu bedenin yok oluşundan "sonra" ruhun var­ lığına inancını dile getiriyor — bilim sel psikoloji değil de m etafiziksel ya da teolojik felsefeyi ilgilendiren bu şeyleri sorguluyor. Kartezyenler onsuz bir kavrama sahip olam ayacağım ız ve onunla tinin seçik bir kavramını edineceğim iz şeyin. "Ruh. sonrası ya da eş zamanına denk gelip gelmediği tartışmasını bu alanda daha uz­ man olanlara bırakıyorum. Fakat ruhun. öyle çalışkan bir ruha sahip olmadığımı söyleye­ bilirim ki. Bu durumda. yani işlemle­ rinden birisidir. en azından olgulara başvurm aksızın. . Locke. hep ey­ olm adığını gösterm ek.22 Kendi adıma sürekli düşünürken algıladığım. ruhta ideler olamayacak ya da ruh bilinçsiz bellekten kopuk kala­ caksa. Sonra­ ları. savunm asız bırakmaktır. uyku sırasında unutulan "bilinç olgusu" aynen doğuşta ya da do­ ğumdan önce insan ve bellekten ayrılığında olduğu gibi. kitapta ele alınabilirdi. Bedenin doğumu öncesindeki varlığına ilişkin m etafiziksel çıkarımlara güvenm iyor. Sonraki ya­ şamda. 21 Kartezyenler'in ruhun özüne ilişkin aprio ri ilkeleri akla geliyor hemen. bedensel varoluşun öncesi. {Bence beden için hareket neyse ruh için de idelerin algısı odur. bu ilkeye göre ruhun asıl varlığı edim sel bilinçten kaynaklıdır. var olduğu teme­ linde savunulamaz. ayrıca beden nasıl sürekli hareket halinde değilse ruh hep düşünür demek de pek anlamlı gelmiyor bana. 22 Locke. sf: 4 4 ) B ilincin sü­ rekliliği hakkındaki bu tartışma (9-19 kısımlarda) edim sel olandan ayrı olarak potansiyel zekâ konusunun eşdeğer olarak ele alındığı I.

Yoksa herhangi biri söylediklerimden uykuda duyumsamadığı­ mız şey yoktur gibi bir sonuç çıkarabilir mi? Bir insan uyurken algılamıyor diye ruhu yoktur demiyorum. Kendisi tartışmalı olan bir konuda kanıt olarak bir hipotez öne sürmek onun doğruluğunu varsaymak olur: Bu yolla herhangi bir şey kanıtlanabilir ancak böylece sarkacı sallanıyorken tüm sa­ atleri düşünür kabul etmek de aynı anlamı taşır ve saatimin tüm gece boyunca düşündüğü kanıtlanır. Yoksa kendim algılayamadığım halde. Fakat bu varlığın hiç durmadan düşünüp düşünmediğini ancak deneyimden öğrenebiliriz. "hiç uyumayan hep hareket halinde" yaratıcı ve koruyucu yüce Tanrıya yaraşır bir ayrıcalıktıjJ Düşünürken duyumsarız ve böylece içimizde düşünme gücü taşıyan bir şeyin var olduğu çıkarımını yaparız. Fakat sanılarına sıkı sıkıya bağlı insanlar konular üzerindeki varsayımlarıyla kalmayıp yanlış deliller de ileri sürebilirler.140 İnsanın Anlama Yetisi Üızerme ir Deneme lemlilik içinde diye varsaymak da yersizdir-Böyle bir durum bir sonlu varlığın. Fakat bu anlamda kendi kendini kandırmak istemeyen biri hipotezini gerçek üzerine kurmalı ve varsayımlarından hareketle tahminler yürütmemelidir. bir başkası hep dü­ şünüyorum diye varsaydığından. ister istemez tüm gece boyunca düşünmüş olmam gerekir. 24 Bu kısm ın devam ı ikinci baskıda eklenmiştir. . fakat. uykuda ya da 23 Tüm zihinsel doğuştanlığa karşı çıkılırken apaçık önerm eler bu yolla da kabul ediliyor. [24Dün bütün gece düşünüp düşünmediğim kuşkuludur. en azından insan ruhunun yetkıh olmadığı ancak. Edimsel dü­ şünmenin ruhun olmazsa olmaz özelliği olduğunu söylemek. ruhun hep düşündüğünü kanıtlanm ış kabul etmek ve kendili­ ğinde apaçık bir önerme değilse gerektiği gibi akıl yoluna baş­ vurmamak demektir.23 "Ruh hep düşünür" önermesinin kendili­ ğinden apaçık olup olmaması yani ilk duyuşta herkesçe onayla­ nıp onaylanmaması üzerinde düşünüp karar verecek olan insan­ lardır.

acı ya da hazzını taşıyabiliyorsa bu demektir ki. derin uykudaki insan ve ruhun durumu olabilir. Ancak Leibniz'in de söylediği üzere Deneme'nin asıl soru­ nunun düğümlendiği nokta da budur — "le noeud. kısımlarda kabul ettiği üzere. Fakat bilincinde oldu­ ğum uz hiçbir geçm iş idenin tümüyle silinem eyeceğini öne sürerken bir kısm ı bilinçte kalırken çoğunluğunun da saklı olm ası gerektiğini kabul ediyor. Leibniz bu noktada daha da ileri gider. Uyanık bir insanda ruh hep düşünür çünkü bu zaten uya­ nıklık koşuludur. üzerinde uyuduğu yataktan farksızdır. Norris'in Denem e'den birkaç ay sonra. Beden uyurken ruh bir tarafta insanın bilincinde olmadığı ve de paylaşmadığı. ruh düşünüyorsa o zaman bu sırada ruhun herhangi bir acı ya da haz. bilincinde olunmadan.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 141 uyanık. 1690’da yayımlanan "Deneme Üze­ rine Ç eşitli D üşünceler" adlı çalışm asında yer alm ıştır. 7. bir insan uyanıkken rüyasız uykunun zihin ve bedenin bir duyulanımı olup olmadığına kafa yorabilirjUyuyan bir insanın içinde. kendi düşünce. Bilincinde olmadan düşünebileceğimiz an ge­ lene dek düşüncelerimizi algılamak önkoşuldur. artık kendisi değildir.26 çünkü uyanık haldeki Socrates ruhunun uyurken tek başına yaşadığı mutluluk ya da mutsuzluğa ilişkin hiçbir bilgi 25 B ilincinde olunmayan ideler olabileceği — bireyin bilincinde olm adığı dü­ şüncelerin bireyi etkileyeb ileceği— deneyim im izi açıklam ada şeylerin doğasında ilkelerin potansiyel olarak var olabileceği Locke için imkânsız görünmektedir. merak. bireysel zihin ve deneyim dünyasının mutlaka zihinde bir arada ya da art arda tam bilincinde olunabilecek miktardan da fazla düşünce içerdiği varsayımı ile çözüm lenebilir. bunu açıklar. |Fakat bir şeyi düşünüp de bunun bilincinde olmadığını kavramak güç olduğundan. mutluluk ya da mutsuzluk duyup duymadığını sormam ge­ rekir. kimsenin düşüncelerini algılamaksızın düşünemeyece­ ğini söylüyorum. B elleğin saklı haznesi. düşünüyor ol­ mak için. Bu düğüm ona göre. Locke'un da sönük idelerden söz ettiği 10. 26 Edimsel bilincin girmediği potansiyel düşünceye uymaz.25] 11. zevk. . 2. B ilincinde olm adığım ız ideleri taşıdığım ız yolundaki karşı sav. Leibniz'in tam al­ gısından farklı olan bu algı. Eminim ki insan. bölüm.de l'affaire". uykudaki Socrates ile uyanık Socrates aynı kişiler değildir. Bilincinde olmadan mutlu ya da mutsuz olmak bana tümüyle imkânsız ve tutarsız geliyor. 8.

Bir de Castor'un ruhunun düşünmek için ör­ neğin ruhundan ayrı uyuyan Pollux'un bedenine girdiğini varsa­ 27 (Bak: 27. kendiliğinden. 29 Kartezyenlere göre hayvanlar bilinçsizce kendiliğinden hareket ederler. bu düşünen bir ruh olmaksızın tüm diğer hayvanların yaşayabileceğini savunan insanlar için imkânsız bir varsayım değildir. Düşünür ve algılarken. uyuyan insan hiçbir şeyin bilincinde değil­ dir. Çünkü. bir bilgi de öngördüğü doğruluğu (gerçekliği) oluşturamaz" der. bedenle birlik içinde ruh demektir. özellikle haz ve acıya ilişkin eylem ve duyumlarda bilinci tümüyle göz ardı edersek kişisel özdeşliği nereye koyacağımızı bilemeyiz. . Locke'un insan ya da ruhun mutlaka algıların bilincinde olması gerektiği yolundaki savı Kartezyenlerin "bilinç kesintiye uğradığında bu sırada ya ruh olmam alı ya da insan ruhu uygun organlar işlevini yitirdiğinde kuran. kesinlikle zevk ya da sıkıntı ve tüm diğer algılara da açıktır. Hint Adaları'nda yaşayan bir insanın mutluluğu ya da mutsuzluğunu hissetme­ mesi gibi bir şeydir bu. mutluluk ya da mutsuzluk algılarına bile sahip olmasını ne imkânsız ne de çelişkili görürler.27 12. (K işise l Ö zdeşlik Ü zerine D enem e) 28 İnsan. insan bedenine ait özel bir işlev olmalıdır. Fakat tüm bunlara tek başına sahiptir: Açıktır ki. Fakat Butler. "geçm işe ilişkin bilinç kişisel özd eşliğim izi gözüm üzde kesinleştirm iyorsa bile ki­ şisel özd eşliği oluşturduğu ya da aynı kişiler olm am ız için zorunlu oldu­ ğunu söylem ek bir kişinin tek bir anda var olm adığı ya da tek bir eylem de bulunmadığı fakat anım sayabildiği kadarıyla var olduğu ve eylem de bu­ lunduğunu söylem ektedir. sürekli kişiliğin uyku gibi bilinçsiz durumlarla uyuştuğu yolundaki savı ile uzlaştırmak zorunda olduğu "bilincin kişisel özdeşliği oluşturduğu" savını öne sürmektedir." şeklindeki varsayımından daha apaçık değildir. düşünmesi. V e kişisel özdeşlik bilincinin kişisel özdeşliği öngördüğü ancak onu oluşturmadığını apaçık görm eliyiz ki. dış duyum organları yokken de var olduğu için bilincin kaynağı demektir. ruh.142 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ya da kaygıya sahip değildir. Bölüm) Locke. aynı zamanda ister istemez kendi algılarının bilincinde olmalıdır. Bu insanlar derin uykudayken ruhun düşündüğünü söy­ lüyorlar.29 Bu insanlar bedenin ruh olmadan yaşaması ve de ru­ hun beden dışında varlığını sürdürmesi.28 Diyelim ki Castor uyurken ruhu düşünmek üzere bir tarafa çekiliyor. hiç tanımadığı.

Bu. Derin uyku. özdeşlik için zorunluluk ise bedenimizin taneciklerinin sürekli akışı içinde herhangi bir insanın her gün ya da her an aynı kişi olması imkânsızdır. Sanırım kimse kişilerin özdeşliğini ruhun. onlar bilin­ cinde olmadan ayakta olduğuna inandırmak oldukça güçtür. 13. bunun bir insanın başka bir insanın duygu ve ardıl düşüncelerinin edim sel olarak bilincine varabilmesi gibi bir şey olduğu söylenebilir. ve uyanık insanda ruh.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 143 yalım. maddenin aynı sa­ yıda tanecikleriyle birleşmesinde aramaz. tam uykunun ortasında uyandırılırlarsa da hiçbir şey anımsayamazlar zaten. 14. Castor ve Pollux dönüşümlü olarak birinde düşünüp algılarken diğerinin bi­ lincinde olmadığı tek bir ruhla Castor ve Hercules ya da Socrates ve Platon kadar ayrı iki kişi değil midir? İkisinden biri çok mutsuzken diğeri çok mutlu olamaz mı?30 İnsan bilincinde de­ ğilken ruhun ayrı düşündüğünü söyleyenler bu bağlamda ruh ve insanı (ruh ve beden birlikteyken) iki kişi olarak düşünürler. uyuyan insanın bilincinde olmadığı düşünmeyi sürdürdüğünden en ufak bir al­ gılama söz konusu değildir.31 Uyuyan bir insanın o an 30 Bu tuhaf örnek. Çünkü Castor uyurken ruhu düşünebiliyorsa o bilincinde olmadan düşünmek için seçtiği yer önemli değildir. uyandığım ızda o ana ilişkin tüm . 31 L ocke’un kesintili bilince ilişkin ilk savunması. dört saat boyunca örneğin. En azından her zaman rüyasız uyku çe­ kenleri düşüncelerinin. En deliksiz uykuda da ruhun düşündüğü fakat belleğin bunu kaydetmediği ileri sürülebilir. Burada iki insanın bedenleri arasında dolaşan tek bir ruha ve sırayla uyu­ yan iki bedene sahibiz. uykuda iken. kanımca ruhun hep düşündüğü yolundaki öğretiyi çürütmektedir. Öyleyse soruyorum. hissedem eyeceğim iz ya da düşünem eyeceği­ miz şeklindedir. Burada. uyurken. insandaki bilinç kaynağının bedeninden ayrı hareket ede­ bilen ve hatta başka bir insanın bedenine girebilen bir töz olduğunu ima eder ki. bu zaman dili­ minde bilincinde olm aksızın.

Bu bağlamda histeri ha­ lindeki bilinçsizliğe ilişkin kimi önem li olgular James'in P sych ology yapı­ tının 8. bölümünde ele alınmaktadır: Histeri halinde bilinç yaşam ında bö­ lünmeler söz konusudur ki. bilincin bir parçası diğer parçalarla bağlantısını koparıp bu şekilde varlığını sürdürebilir. Zihnin sonradan tü­ m üyle unutulan eylem lerinin o zaman ve başka türlü bilincinde olunduğu çıkarımının deneysel nedenleri için bak: Jouffroy.Du Som m eil. Dünya bu tür birçok örnekle doludur sanıyorum: En azından uykularının rüyasız geçtiğini kendinde gözlem leyebilir. 33 Leibniz algılarsız olam ayacağım ızı savunur. bölüm. L ectures on M etaph.33 Bir zam anlar bilimsel eğitim almış ve hiç de zayıf bir belleğe sahip olmayan bir insan tanımıştım ki. Hamilton. 59) 34 Bu ve devam ı. Aniden uyandırılan kişilerin kendilerini bir rüyada sanmaları. rüya belleğinin uyku sırasındaki sürekli zihinsel etkinliğin delilleri olabilecek tek araç olduğunu ve de bu etkinliğin asla kusurlu bir bilinci oluşturmadığını ima eder ki. rüyaların sıklıkla uyandıktan kısa bir süre sonra ancak anımsanmaları ve sonra tüm üyle unutulmaları uyku sırasında belleğin ola­ ğandışı eylem inin delilleri olarak gösterilm ektedir. (P sych ologia Rationalis. şeklindeki itirazı yanıtlamaktadır Locke. Fakat anımsanan rü­ yalar yalnızca uyku ve uyanıklığın yarı bilinçli dönem lerine rastlıyorsa bu deneyler çıkarımı derin uyku için geçerli kılmaz.144 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme düşündüğü ve uyandığında tüm bu düşüncelerden bir zerre bile anımsayamadığı kolayca kabul edilecek bir şey değildir ve buna inanmak için kuru bir iddiadan daha iyi kanıtlara gereksinim vardır.32 Hiç ses çıkarmadan yalnızca öyle olduğu söylendiği için insanların büyük çoğunluğunun yaşamları boyunca günün çeşitli saatlerinde bir şeyi düşündüğü ve bu düşünme edimi sı­ rasında ne olduğu sorulduğunda hiçbir şey anımsamadığı im­ gelenebilecek şey midir? Çoğu insan uykularının büyük bir kıs­ mını rüyasız geçirirler. 17. bana. şimdi kurtulm uş olduğu ateşli hastalığa yakalanana dek rüya görmemiş olduğunu söylemişti. fakat algı tamalgı ya da bilinç olmadan da var olabilir dediğinden derin uyku halinde bile rüyasız ya da asla bilinçsiz kalm adığım ızı ima ettiği söylenem ez. Yarı bilinç ve bi­ lin çsiz algıların geride bıraktığı etkiler Leibniz'in dayandığı delilleri olu ş­ . M elarıges P hilos.34 bilinç belleğini yitirecek kadar hafif ya da hızlı bir bilinç taşıyor olabiliriz. 32 Zihinsel etkinliklerin etmen tarafından tüm üyle unutulan varlığı için delil gösterilen uykuda gezm e olgusu. bunlar tartışılabilir. W o lf bu konuda Leib­ niz'in görüşlerini benimser.

silinir ve onlardan geriye hiçbir iz kalmaz. uslamlama ve derin düşünmelerinden yararlanamıyor ve bunlar üzerinde iç duyumu gerçekleştiremiyorsa.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 145 15. sürekli olarak çeşitli imgeler ya da ideler olan fakat hiç­ birini saklamayan bir aynaya benzer. böyle bir düşünme duru­ munda. Bir değirmen ya da bir çağlayanın sonunda dalgalanmaların tamalgı olm aksızın algılamayı harekete geçireceği ana dek dinlenildiği zamanki hareketinin bilinçsiz algısı. Bu varsayıma dayalı olan iki ayrı kişi saçmalığını yeniden söz konusu etmemek için buna şöyle bir yanıt vermek istiyorum. Sık sık düşünmek ve bir an bile akılda tutamamak çok yararsız bir düşünme yoludur. parçalarında karışık ancak toplu halde açık olan sesin bilinçli al­ gısını üreten her bir dalganın gürültüsünün bilinçsiz bir algısına vardığımız deniz sesi alışkanlık görünüşlerinin örnekleri olarak verilir. . herhalde. Kuma çizilen ve rüzgâr esti mi silinip gi­ turur. ne amaçla düşünür bir ruh? Ruhu düşünen bir şey kabul edenler. — zihin bedenin yardımı olmadan ideler edinebiliyor ve değerlendirebiliyorsa yine bedeni kullanmadan onları saklayabilir çıkarımına varmak akla uygundur.— Kendi düşüncelerinin belleğine sahip değilse. yoksa ruh ya da başka bir tin düşünmekle pek bir iş yapmış sayılmaz. yüz bin hiçbir şey de bir şey ifade edem eyece­ ğinden. ve ruh. onu maddenin en küçük parçasından başka bir şey olarak gör­ müyorlar diye kınadıkları insanlardan çok daha seçkin bir ko­ numa koymuyorlardır. görüntüler kaybolur. Belki uyanık bir insanda düşünme ediminde bedenin malzemeleri kullanılır ve düşünce­ lere ilişkin bellek beyinde bu düşünmenin ardından kalan izler ve izlenimler yardımıyla korunur denebilir. ya da başka türlü yüz bin dalganın sesinin bi­ lincine varam ayacağım ız. kendi yararına onları toplayamıyor ve gerektiğinde anımsayamıyorsa. Bu bellek ek­ sikliği için yapılan bir açıklam a da sürekli bilinç varken. ruhun yaptığı düşünme ediminde ise ruh ayrı düşünür ve bedensel organlardan yararlanmadığı için de bu düşüncelere ilişkin hiçbir izlenim ve dolayısıyla bellekten söz edilemez de denebilir. derin ve rüyasız görünen uyku hali ve diğer olağandışı ardıl durumların olağan bellek ko­ şullarında tutulamayacak denli hızlı gerçekleştikleri şeklindedir. önceki deneyim. fakat uyuyan bir in­ sanca algılanmayan.

bedenden ayrıyken daha az akla uygun hareket ettiğinden emin olmak isterdim. iddia sahibi insanlar bu kez ruhun akılcı düşünmeyi bedene borçlu olduğunu söylemeliler: Yoksa rüyalarımızın akıl dışı ve saçma olmaları ilginçtir.bedenden ayrı düşündüğünü ve bunun her bir duyum organınca uyanık haldeki algılam a ile eşdeğer olm adığını söylem ek için haklı bir neden yoktur.35 16. anlamsız madde bulamayız. bana göre. -rüyaların organizma tarafından belirlendiğine dair deneysel bulgular olduğu için. ruhun daha akılcı olduğu halde kendi edimlerini anımsamaması da cabası.36 Eğer böyleyse. akıllı bir varlığın yapısı ve kusursuzluğuna ne kadar az yakışır olduklarını rüyaların özelliklerini bilenlere anlatmak gereksizdir. tümüyle uyanık insanın idelerinden oluşur. sürekli düşünüp de düşüncelerin hiçbirini anımsamayacak. Uyuyan insanların rüyaları. 37 Burada da yetişkin bilgisinin m etafıziksel yapısı bireydeki bilginin gelişim .. fakat çoğunlukla ne kadar tuhaf ve abuk sabuk. ancak tuhaf bir görüntü alırlar. Ruh (bedenden bir izlenim edinmeden önce düşündüyse. Bazen uyurken algıladığımız ve bunları belleğimizde sakladığımız doğrudur. Doğa mükemmel şeyleri boş ve yararsız kılmaz: Ve Sonsuz Akıl sahibi yaratıcı­ mızın düşünme gücü olarak kendi akıl ermez varlığının düze­ yine yakın bir yetiyi. ruhun düşünceleri görüş alanından çıktı mı yok olur giderler ve arka­ larında kendilerine ait hiçbir iz bırakmazlar..nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme den harfler ya da bir atom yığını üzerinde bırakılan izler kadar ruhun düşünürken yok olan düşünceleri de yararsızdır. Ruhun ayrı düşündüğünde. 17.37 olması 35 Yarı bilinç ve bilinçsiz olduklarından yararsız değil de anım sanam ış olan bu algılar tinsel düzlem de büyük etkiler yaparlar denebilir. Bize. Yeni D enem eler. 36 Rüya görürken de ruhun. Bak: Leibniz. böylece kendisine olduğu kadar tüm diğer var­ lıklara da yararı olmayacak bir kılığa büründürmesi inanılacak şey değildir. Evreni incelersek hiçbir yerinde böyle yararsız ve atıl hareket. böyle güvenle ruh hep düşünür diyenlerin bedenle bir arada ya da birlik içinde bir çocuk ruhunun duyumdan edin­ meden önce sahip olduğu idelerin neler olduğunu söylemelerini isterdim.

fitileri öğeler içermesi nedeniyle söz konusu edilmektedir. ya da ruh insanın anım sam adığı bir şeyi anımsar. g ^ t i n i n geçm işe benzediğine dair kalıtsal ve bireysel deneyim im izin bek1 asıl nedeni olduğunu söylem ek bir çelişkidir. (insanın kendisinin de algılayam ayaC^t. m an39 Locke "ruhun hep düşündüğü" yolundaki varsayımda kendi a n l^ " lamdaki doğuştan ideler varsayımına bir dayanak seziyor. bedeni ile birlik halinde. ^*|jekte daha az doğal gelmesi gerekenler dışında. . uykuya çekildiğinde. ulaşacağı (Tleyen yalnızca duyumlar ve onların ilineksel kümeleri içinde analiz edi^. ceğin ilişkin bir deneyim yaşamadıkları ve yaşayamayacakları için.af_ tarihi ile ilintili bir soruya indirgenmektedir. da daha doğal ve birbirine uygun olmaları gerekirdi. Ruhun. zorunlu olarak er ya da geç ortaya çıkm ayacağı bir yapı o ^ ’ dığı ile ilgilidir.147 Genel Olarak İdeler ve Kökenleri gerektiği gibi) iç duyum ya da dış duyumdan gelmeye!' ^ idelerini taşıyorsa. hiçbir şeyi ^ ş a m ı tutamaması neye dayandırılabilir? Ruhun bir insanın 1 nCjen boyunca bir kez bile salt doğuştan düşünceleri ve be^^jTiaS] hiçbir şey almadan önce sahip olduğu ideleri an ım sa y ai^ ^ ve uyanık insanın aklına yalnızca kökenlerinin beden ^ğjfep birliğinden olduğu belli ideleri getirebilmesi şaşırtıcıdır sın_ düşünce ve bedenle birleşmeden önce ideleri olsa uyku s’tjşimi da kendi idelerini anımsatması beklenirdi ve bedenle ile )/en> koparıp kendi kendine düşünürken idelerinin. uzun zaman ö f l ^ ı (ve tesbury'nin gözlem lediği gibi. ve dar) kendi gizli düşünüşü içinde uyandığı an anımsayac ma_ de insana yeni bulgular sunacağı biçimde o ideleri s a k l^ jerce ması oldukça tuhaftır. 38 D eneyciliğin deneyim olguları ve yansımalarını ifade etmedeki yete 'f'eddetruhun bedenden hiçbir şey almadan önce bilincinde olduğu ideler* -iğinin mesi değil.ter isbilgi) yapısının. .|ıinsel 4 0 İlk baskıda — "Bellek bedenden gelen idelere ve onlar hakkındaki . yönetim ve bir Tanrı idelerinin. . Fakat. en azındafl ^ kendinde.' ’ dedir. insan sonraları. bedenden doğmayan ya da kendi işlemleri kaps jay." -jzliği... kesinlikle 0lmatemez. "soru idelerin girme zamanı değil i*1.^eklinışlem lere aittir.39 jçjn sıyla uyanık insan ruhun tüm bu edimlerini anımsamad>^anın bu hipotezden şöyle bir sonuç çıkarmalıyız: [40Ya ruh W g). s ^ j rjne düşüncelere dalıp da duyumlardan almadığı idelerin tjne rastlamaması ya da en azından bedenden çıktığından. İnsanlar â . düzen. G elecek beK'^mişe formundaki zihinsel tırmanışın ilk adımları bunu açıklar.

Ve ben de diyorum ki. Fakat yine de bu konuya ilişkin apriori m etafizik ya da aposte­ riori deneyim ler formunda olumlu bir sonucu haklı çıkaracak delil var mı­ dır? 4 2 Locke'tan beri gözlem lenen ve bu türden çift k işilik varsayımına neden olan olgular vardır. 43 Söyleyebilecekleri yetişkin bilinç deneyiminin. önceden de söylendiği. ruh hep düşünebilir ancak bun­ ları bellekte hep saklamaz. bilincinde olunabilenden faz­ lasının saklı olduğu çıkarımına meydan veren görünüşler sunduğudur. Ruh hep düşünür diyenlerin bir in­ san hep düşünür dediklerini anımsamıyorum. Bir de kendilerinin algılamadıkları halde düşün­ düklerini bilmelerini de anlayamıyorum. .148 nsanm Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme anımsamadığı bir şeyi anımsıyor ya da bellek yalnızca beden veya zihinsel işlemlerden gelen idelere kucak açıyordur. ruhun sürekli düşünemediği bir yana sık sık düşünüp de düşündüklerinin da­ ha sonra ayırdında olmamasından bazen hiç düşünmemesi daha büyük bir olasılıktır. Bir hipotezden öteye gitmeyen ve de kendi apaçıklıklarıyla kabul etmeye zor­ layıcı ya da ortak deneyimin yadsımayı güçleştirdiği türden açık doğruluklardan olmayan. İnsan ruhu ya da diğer bir deyişle bir insanın hep düşün­ düğünü söyleyip duranlardan bunu nasıl bildiklerini öğrenmeyi çok isterdim.43 İnsan değil de ruh mu düşünebilir? Ya da bir insan düşünür ve bunun ayırdında olmaz mı? Bu kafaları karıştırabilir. bir insanda iki kişi dü­ şünmektir. Korkarım bu kanıtlan­ mışı varsaymak ve algılamaksızın bilmektir.] 18. Uyanık halim izdeki bilinç görünüşlerinin gözlem inden çıkarımdır ya da apriorı'dİT. Bir şeyin bilin­ 41 Locke'un karşıtlarınca sunulan delillere önceki notlarda yer verilmiştir. Ruhun düşündüğü ve insanın bunu algılamadığını var­ saymak. karmaşık bir kavram olduğunu düşü­ nüyorum bunun. üzere. İnsan hep düşünür fakat hep bilincinde değildir diyorlarsa insan bedeninin de organları olmaksızın büyüdüğünü söyleyebilirler pekâlâ.42 Bunları iddia edenlerin ifade biçimleri böyle bir kuşku uyandırıyor insanda. Tüm söylenen.41 19.

Bilinç bir insanın zihninde olup bitenlerin algısıdır. ve zihnimde. Bu tanımın birçok insanda hiç ruhları olm adığı kuşkusu uyandırm aktan başka bir etkisi olduğunu sanmıyorum. kendi kendim e hiçbir şeye rastlayam adığım halde. Böyle dü­ şünenler hipotezleri gerektirdiğinde bir insan hep acıkabilir fakat bunu hep hissetmez diyebilirler ki. Bu yolla uyum adığına ikna edilemez mi? Felsefenin dı­ şında bir konu bu. Fakat ruh "hep düşünen bir töz" diye tanımlanıp işin içinden çıkılıyor. başka düşünceleri açığa çıkaran bir esinlenme olabilir ancak. gizli sembolleri ile birlikte 17. Öğretilerine göre dünyayı yöneten 4 güç vardır ve in­ sanlar belli koşullarda bu güçlerle ilişkiye girebilirler. bir be­ denin de organlarından ayrı büyümesi imkânsızdır. çünkü yaşam larının çoğunun düşünmeksizin geçtiğini anlarlar. yüzyılın başlarında kurulmuştur. Düşündüğü şeyin ayırdında değilse onu düşünü­ yor olduğuna inandırmak için bir düşünce okuyucusu olm alı­ dır. hiçbir varsayım sürekli deneyimin geçerliliğini kaldıracak güçte ol­ 44 Rosicrucians denen mistik cemiyet. Nitekim söylem eseler de köpekler ya da filler düşünmediklerine ilişkin bir sürü deliller sunarlar. Kendim algılamadığım ve bunu açıkça söylediğim zaman düşündüğümü kesinlikle görebilen­ lerin keskin bir görüş gücü olmalıdır.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 149 cinde olmaksızın ya da algılamaksızın düşünmesi kadar. Bildiğim hiçbir tanım. Bir in­ sanı derin uykusundan uyandırın ve o an ne düşünüyor oldu­ ğunu sorun. . Başka bir insan ben algılamıyorken bir şeyin bilincinde olduğumu algılayabilir mi? Hiç­ bir insanın bilgisi kendi deneyiminin ötesine geçemez. düşünme birinin düşündü­ ğünün bilincinde olmasıyla bağlantılıyken açlık dış duyum kapsamındadır. Birini görünmez yapmak onun görmediği düşüncele­ rinin benim tarafından görülmesini sağlamaktan daha kolay geldiğinden bazıları bunun "Rosicrucians"ın44 da ötesinde bir şey olduğundan şüphelenebilirler. Bir insanın düşünürken hep bilinçli olduğunu söylerlerse bunu nasıl anladıklarını sorarım.

böylece düşünmenin anımsama. imgeleme. kulaklar sese duyar­ sızdır ve duyuları harekete geçirecek çeşitlilik ya da değişim yok denecek kadar azdır. şiddetli bir ağrı zihinlerini algılam aya zorladığında uyandıklarını düşünen biri ana karnın­ daki bir ceninin zamanının çoğunu algısız ya da düşüncesiz ya­ şayan. 4 6 "Her şeyden habersiz doğarız. yumuşaklık ve ortam vardır. bireyde deneyim in derece derece gelişim inin tarihini içerir..) 47 Bu ve devam ı (bölümün sonuna dek) gelişen deneyim in akla uygun yapı­ sının eleştirel analizini değil.. 48 D olayısıyla anne karnındaki bir bebeğin filozofun soyut ilkeleri ile bilinçli olarak bilm ediğini gösterm ek kolaydır.46 Bu ideler arttıkça ve saklandıkça deneyimle ruh çe­ şitli yönleriyle düşünme yetisini geliştirir ve sonraları bu ideleri birleştirerek ve de kendi işlemleri üzerinde düşünerek biriki­ mini çoğaltır ki. uyuduğu bu yerdeki nesnelerde.150 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme madığından belki de dünyada bu kadar gereksiz gürültü patırtı yaratan da algıladığım ızın ötesini biliyorm uş gibi yapm ak­ t ı r 45 20. orada gerekli sıvı. Dünyaya yeni gelen çocukların za­ manlarının neredeyse tümünü uykuda geçirdiklerini ve acıkınca ya da bedenlerinde duydukları acı." (A nlam a Yetisinin Yönetimi. bir bitkiden farksız geçiren bir varlık olduğunu imgele­ mekte haklı görecektir kendini. gözler ışığa. .47 21. Gözlem ve deneyimle bilgilenmeye açık ve kendi hipote­ zini doğa kuralı görmeyen biri yeni doğmuş bir çocukta çok dü­ şünür bir ruhun ve uslamlamanın çok az belirtisi olduğunu anlar.4' 45 İnsanların yan bilinçli ya da bilinçsiz halde etkin olabildiklerini (uykuda) gösterm ek için var olan bilinç ya da geçm iş bilinç belleği dışında deliller olsa bu itirazlar kalkar. Zaten akıllı ruhun bu kadar çok düşünüp de hiç uslamlamaması akıl alır bir şey değildir. duyular onu üzerinde düşüneceği idelerle donat­ madan önce düşünüyor olduğuna inanmak için bir neden göre­ miyorum. uslamlama gibi tüm biçimleri de kolaylaşır gitgide. Ruhun.. 38. Cenin halindeki bebek bulun­ duğu yerden yiyecek aramak için ayrılmaz..

İde burada duyumsal ya da ayırt edici im gelem e gücünde betim lenebilen ile sı­ nırlandırılmaktadır. "İdele­ rimizin her biri tikeldir.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 151 22. 51 Bu. Buna göre Locke’ta dış duyum duyumsal duygu ve katı uza­ . Bir insan ne zaman bir ide edinm eye başlar diye soru­ lursa yanıtım "İlk duyuma erdiğinde" demek olur. İnsanlar biriktirdikleri tikel ideler oranında onların daha az bilincine varır ve kavramlarını daha fazla kavrarlar. birleştirme. Duyuların ona ilettiği ideleri saklama ve ayrımsamanın etkisi ve göstergesi olarak aşama aşama her gün konuştuğu kişileri tanımaya ve onları yabancı­ lardan ayırt etmeye başlar çocuk.. genellik onlar için ilinekseldir. bu yüzden de en kalıcı izlenimler bırakan nesneleri tanımaya başlar. Diğer kısımda dış duyumdan insan zekâsının ahcı kapasitesi diye söz ediyor. insanlar başta tek tek nesneleri algılar ve imgelerler.51 49 Locke'a göre. ve 19. düşüneceği konu arttığı sürece." (Bak: 4. bölüm 1. daha fazla düşünür. kısımda da herhangi bir idenin anlanu yetisine duyular aracılığıyla edimsel girişi olarak tanımlarken benzer nesnenin dış duyumda işlemi olmaksızın tekrarlayan aynı idenin anı ol­ duğunu da ekliyor. kısım ) Çünkü zihinsel ilerlem e tikel im gelerden genel terimlerin ustaca kullanımına doğrudur. hareket ya da izlenim dir. soyutlama. Zihinde duyular bir şey iletm eden önce hiçbir ide belirmediğinden anlama yetisindeki idelerin duyum la eşzam anlı olduğunu düşünüyorum .. Ve böylece zihnin bunlarda aşama aşama nasıl geliştiğini ve idelerini artırma. Ancak duyularda sunulabilen ve im gelem e ile betim lenebilenden daha fazlasını zihinsel olarak kabul etmek zorunda olduğum uz soyut anlamlarda buluyoruz. zorunluluk dem eliyiz çünkü akıl gerçek olanda içkindir ve öznel olduğu kadar da nesneldir bu durumda. 23. Bir çocuğu doğumundan itibaren izleyin ve zamanla ge­ çirdiği değişimleri gözlemleyin. anlama yetisinde [algılar üreten50]. ve böylece soyut ide bir saçm alık olarak anlaşılm ak­ tadır. 50 İlk üç baskıda "dikkate alınmasını sağlıyor" şeklindedir. göreceksiniz ki zihin duyular aracılığıyla idelerle donandıkça daha uyanık bir hal alır. 17.49 Bu konu üzerinde daha sonra ayrıntılarıyla duracağım. Kitap. bir gözlemcinin duyularına yansıtılabilen bir organik duyulanım içeriğinde Locke'un dış duyum tanımlarından biridir. Duyum bedenin kimi kısımlarında. 8. Dış duyum burada or­ ganizmanın bir duyulanımı ve algı da ona eşlik eden ya da onu izleyen zihinsel tamalgıdır. bölüm. Biraz zaman geçince de en alışkın olduğu. uslamlama ve derin düşünme yetilerini çalıştırmada nasıl ilerlediğini gözlemleyebiliriz.

] 24. anımsama. Bunlar zihne yabancı dış nesnelerden duyulara yapılan etkilerdir ve kendi iç güçlerinden gelen. Hum e "Mutlak bir çelişki içerenler dışında hiçbir şey düşünce gücünün ötesinde değildir" diyor.] Zihin kendinde bırakılan izlenimleri almaya uygundur. L ocke’un bu son bağıntılarda yalnızca tüm evanm sal genellem e mi gördüğü ya da şeylerin özündeki akıl zorunlulukları dolayısıyla gerçeklik deneyim lerinde mutlaka yer verilen koşullan tanıyıp tanımadığı felsefi konumunu belir­ lerken yanıtlanacak sorulardır. sonunda da son ya da felsefi bağıntılarına ulaşır. [53Zihin. söylediğim üzere. ve daha genel kavrama yolunda ilerler.55 52 53 54 55 mın duyuda zihinsel kavranışı olarak ayırt edilen şeyi içeriyor. Asıl dış duyum ve asıl algı ayrımı." diye okunmadıkça belirsiz kalıyor. Yani. en yüce kurgula­ rında bile dış duyum ya da iç duyumun düşünmesi için sunacağı idelerin bir adım ötesine geçmez.54 Bir insa­ nın herhangi bir şeyin keşfine doğru attığı ilk adım vc duııyada edineceği tüm kavramların temelidir sözünü ettiğim. ya dış nesnelerden duyular aracılığıyla ya da değer­ lendirmeye aldığı kendi işlemleri yoluyla bunu başarır ki insa­ nın anlayış yeteneğinin birincil kapasitesi de budur.." Parantez içindeki iki cümle ilk olarak Fransızca baskısında yer almıştır. Bu cümle Fransızca baskısında yer almıştır. uslamlama gibi işlemleriyle çalıştığı ilk alan gibi görünmektedir.152 nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme [D ış52 nesnelerce duyular üzerinde bırakılan bu izlenimler zih­ nin algılama. kendi işlemlerini devreye soktuğu ve bu yolla yeni bir grup ideyle donandığı zaman ortaya çıkan ideler iç duyum ideleridir. . düşünme. üzerlerinde düşündüğü zaman kendi nesneleri de olan işlemleri. Fakat L ocke burada insan düşüncesinin ilgili o l­ duğu m alzem elerin sınırlanna dikkat çekiyor. dış duyum yoluyla edindiği ideler alanında. Parantez içi cümlelerin yerine ilk dört baskıda şunlar var: "Zihnin dışındaki nes­ nelerle duyularımız üzerinde bırakılan izlenimler ve zihnin kendisince. Bulutların üzerine çıkan ve göklere ulaşan tüm yüce düşünceler de buradan kaynağını alır: Zihin gezindiği geniş alanda. zihin bireyde önce somut izlenim lerle ilgilenir. tüm bilgi­ mizin kökenidir. asıl nes­ neleri olarak. derin düşünülen bu izlenimlerle ilgili zihinsel işlemler tüm bilgi­ mizin kaynağıdır kanısındayım.. İkincinin anlamı "bunlar izlenimlerdir" değil de "böylece izlenimler.

his­ sederken. Bu yalın ideler zihne su­ nulduğunda58 anlama yetisi artık onları dışlayamaz. 59 Her dış ve iç edim sel algıda. öyle ki. 58 Fakat Locke ayrık duyumlar gibi yalın halde sunulduklarını söylem iyor. Başka bir yerde. severken. Zi­ hinsel im geler istencim iz aracılığıyla değiştirilebilirler ve dolayısıyla de­ netim im ize bağlıdırlar. nefret ederken. varoluş. tüm diğer idelerim ize eşlik eden idelerden söz ederken de tersini ima ediyor. arzularken ya da isterken olan daha canlı algılan nitelem ede kullanılır. B ellek ve im gelem deki önceki izlenimlerin daha az canlı zihinsel betimleri için de "ide"yi kullanır. çünkü duyu-algısının kendisi de mutlaka biraz dikkat gerektirir ve zekânın yapıcı etkinliğini içerir. 60 "İzlenimler". D iğer bir bakış açısına göre bu alışta da etki­ sizdir. Çevremizdeki cisimler organlarımızı ayrı ayrı etkilediğinden zihin izlenimleri olmaya zorlanır60 ve bun­ lara ilişik ideleri algılamaktan geri duramaz. istencim izden bağımsızdırlar. nesneler duyuların önünde olduğu sürece.59 bozamaz. değiştiremeyen ya da bozamayan bir aynayı andırır. işlendikle­ rinde değiştiremez. bu bağlamda onları alırken edilgenizdir. diğer yandan duyu verileri. kendisi yenilerini yapamaz ki bu haliyle önüne konan nesnelerin içinde ürettiği ideler ya da im­ geleri almamazlık edemeyen.Genel Olarak İdeler ve Kökenleri 153 25. . süre ve töz gibi. 56 Bu edilgenlik ya da istenç dişilik iç ve dış algının şekillendirici/kurgucu im gelem e gücünden ayırt edilm esini sağlayan göstergelerden biridir. görürken. Burada anlama yetisi edilgendir ve bunların bilginin malzemeleri olup olmamaları onun gücü dahilinde değildir. ve zihinlerimizin iş­ lemleri bizi en azından onlara ilişkin kimi belirsiz kavramlarla olsun doldururlar. Bu terim sonraları Hume tarafından işitirken.57 Hiç kimse yoktur ki düşündüğü zaman ne yaptığından tümüyle habersiz olsun.56 Duyularımızın nesnelerinin çoğu zihinlerimize biz istesek de is­ temesek de kendi tikel idelerini sokarlar. 57 İç gözlem den farklı olarak kendiliğinden öz bilinçte.

(7. ikinci kitaptaki yalın ve bileşik ideler L ocke için mantıkçı­ ların yargıdan ayrı tuttukları yalın kavrayışa benzerler. böyle bir yalın idenin gerçek deneyim im izden bir çıkarım olduğunu da yadsımıyor. D iğer yandan yalın idelerin duyulardan gruplar ya da bileşim ler içinde alındıklarını ve (varlık. im geler ve algıların man­ tıksal analizi ile sonradan ayrı ayrı düşünebilseler de L ocke genellikle yalın ve bileşik ideleri öğeleri oldukları fakat kendiliğinden oluşam ayan bilgi ve onaydan ayırır. birkaç duyu ile yapılan kendiliğinden soyutlama veya şeylere ilişkin kavramlarımızın akıl yoluyla analizi halinde kendilerinde seçiktirler. bölüm.2 Bir in­ 1 2 Yalın ideleri b ile şik idelerden ayırırken L ocke. aynı anda. ancak zihinde ürettikleri ideler duyular aracılığıyla yalın ve ayrık halde girer­ ler. BOLUM YALIN İDELER 1. Bir insanın bir seferde hareket ve rengi görmesi ve elin aynı balmumu parçasında yumuşaklık ve sıcaklığı hissetmesi gibi görme ve dokunma duyuları aynı nesneden. . kitapta tar­ tışılmaktadır.2. birlik ve benzeri) kimi yalın idelerin tüm diğer yalınların zorunlu eşlikçileri olduklarını söylüyor. Yani. B ilgi ve olasılık onayında yer alan ek öğeler 4. V e yalın ideler çeşitli duyum sal etkinlikler ile bileşik halde gelip bilincim izdeki kavramlar.1 Şeylerin kendilerinde duyularımızı etkileyen nitelikler öyle iç içe ve uyumludurlar ki onları ayırt edemeyiz. kısım ) Hiçbiri öyle havada tek başına asılı halde değildir. 7. sıklıkla farklı ideler alıyorsa da aynı şeyde birleşik olan yalın ideler farklı duyularla aktarılanlar kadar "tümüyle ayrıdırlar". yalınların yalınlıklarıyla alınacağı ya da betim lenebileceklerini söylem iyor. Bilgimizin doğası ve kapsamını daha iyi kavramak için idelerimize ilişkin bir şey üzerinde özenle durmalıyız: İdeleri­ mizin kimi "yalın" kimi de "bileşik" yapıdadır.

7-9 kısımlarda açıklanmaktadır. bölüm. karşılaştırm a ve neredeyse sınırsız çe­ şitlilikte birleştirme işlemleri başlar ve böylece anlam a yetisi isterse yeni bileşik ideler yaratabilir. Kendi anlama yetisinin küçük dünyasında insan kocaman duyular dünyasında sağladığı egemenlikten faz­ lasına sahip değildir. 7. 4 Bu cümle. buna elverişli olmamaları bağla­ mında yalındırlar. kendinde bileşik olmadığı halde zihinde tek tip bir görünüş ya da kavrama bürü­ nen ve farklı idelere ayrıştırılmayan yalın idelere ilişkin açık ve seçik algıdan daha açık bir şey yoktur. birlik ve güç idelerinde olduğu gibi daha genel olarak— . Tek tek şeylerin niteliklerinde algılanan birliğinde "bizim için"— bilinçli olarak kavrayabileceğimiz her şeyin beraberinde varoluş. yapay im gelem e ve soyut düşüncenin istence bağlı kurgularında "bizim tarafımızdan" oluşturulurlar. Anlama yetisinde dışa­ rıdan duyuları ya da kendi zihninin işlemlerinden iç duyum yo­ luyla değil de kendisi bir yalın ide oluşturmaya kalkışan biri bu yetersizliğini gözlemleyebilir. 5 Locke'a göre bileşik ideler hem bizim için hem bizim tarafımızdan yapılabi­ lirler. bö­ lüm. . 1. kısım . zaten var olan bir atomu yok etme ya da en küçük bir madde taneciğini yaratma gücü yoktur.Yalın İdeler 155 sanın buz parçasında hissettiği soğukluk ve sertlik zihindeki zambağa ilişkin beyazlık ve koku. Deneme'deki anlamı örneğin 3. şekerin tadı ve bir gülün ko­ kusuna ait ideler kadar ayrıktır.4 Anlama yetisinde bu yalın ideler biriktiğinde. Bir insan için. ikinci kitabın asıl ilkesini ifade ederken.3 2. zihinde yer alan yalın ideleri de yok edemez. Keşke biri hiç tanımadığı bir tat 3 Tüm bileşik ideler analiz edilebiliyorken. Tüm bilgimizin malzemeleri olan bu yalın ideler zihne da­ ha önce sözü edilen "dış duyum ve iç duyum" aracılığıyla ge­ lirler yalnızca.5 Fakat bu iki duyum yolu kullanılmadan zihinde en yetkin anlama yetisinin bile yeni bir yalın ide bulma ya da yaratma gücü yoktur. Ne kadar yaratıcı ve becerikli olursa olsun insan elindeki malzemeyi birleştirmek ve bölmekten öteye ge­ çemez. sıra onların yinelenme. ideleri verilenler ve öne­ rilenler diye ayırıyor. "Önerilen" terimi sonraları Berkeley ve Reid tarafından da benimsenmiştir.

Anlam ın kavranışı (yani idelere sahip olm ak) kendiliğinden bilgi değilse de tüm bilgi ve yargı içeriğindedir. görünür ve dokunulur niteliklerden baş­ kasını imgeleyebilmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorum. yedinci ya da sekizinci duyuya ait olanlar kadar imgeleme. Kendini her şeyin üstünde görmeden. bir çekmeceye kapatılmış solucanın bir insanın anlama yetisi ya da duyularına ilişkin bilgi ya da kavrayışı kadarını bilebileceğini. koku.. üstün yetilerle donatılmış başka varlıklar olduğunu da imgele­ yebilir. Bunu başarabilse ben de gözleri görmeyen bir insanın renk ideleri ve sağır bir insanın da seslerin ayrı ayrı kavramlarına sahip olduğu sonucuna varırım. B izim beş duyumuzdan yoksun ancak duyulur dünyaların uygun başka beş (ya da beş yüz) duyuya sahip.. Bu uçsuz bucaksız evrenin bir yerlerinde böylesi bir güce sahip varlıkların olup olmadığı konusunda ise bir şey söyleyemeyiz. dolayısıyla insanın im geleyem ediği ve algı­ layam adığı tüm nitelikleri onlara sunan duyulan olan başka canlıların ya­ şadığı başka gezegenlerin varlığını yadsım ak için nedenim iz yok. . kavrama gücümüzü aşmaktadırlar. Tanrının anlama yetisine dışımızdaki şeylerin bilgisini iletecek. böylesi bir çeşitlilik ve mükemmellik Yüce Yaratıcının akıl ve gücüne8 yaraşır çünkü..156 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ya da hiç bilmediği bir koku idesi tasarlamaya çalışsa. beş duyudan başka organlar ve gereçlerle donanmış bir varlık yaratabileceğine inanıyorsak da herhangi bir insanın ci­ simlerde ses..7 İnsanların dört duyusu olsaydı beşinci duyu ile algılanabilecek nesneler de şu an beş duyum uzla bilgisine ulaşamadığımız al­ tıncı. evrenin içinde yaşadığı küçücük parçasında bile var olan çeşitlilik ve sınırsızlığı düşünen biri başka yerlerde. Daha fazla olduğu söylenebi6 7 8 L ocke başka bir yerde ide sözcüğünü bilgiye idelerle nasıl ulaşıldığını açıklarken çok sık kullansa da bu şekilde insanları boş sözcüklere karşı uyarmayı amaçladığını söylem ektedir. "Herhangi bir insan" yani yalnızca insanın sınırlı sayıda duyusuna sahip olan herhangi bir varlık. tat. Stillingfleet'e yeni ideler yolu ile eski akıllıca konuşm a yolunun aynı olduğunu söyler.6 3.

9 yine de her iki varsayım da burada varmak istediğim hedefe aynı ölçüde yaklaştırır beni. Aristo'dan ön­ cesin e dek.Yalın deler 157 lirse de ben insanın beş duyusu olduğu genel sanısına sadık kaldım.. çeşitli dış duyu sınıflam aları yapılıyordu. Sayı.. . insanın duyu­ larına sunulanlar dışındaki şeylerin niteliklerinden başkası hakkında akıl­ lıca konuşam ayacağı ya da düşünem eyeceği görüşündeki L ocke için bu­ rada ilintisizdir. 9 Burada basit dokunma duyusu ile ısı duyusu ayırt ediliyor.

ses ve ses tonları yalnızca kulaklar.2 Işık ve beyaz. Salt tek bir duyu aracılığıyla zihne giren kimi ideler vardır ki o duyu özellikle bu ideler için ayrılmıştır. ayırım deneyim im ize ait tüm yalın ideleri ya da görünüşleri kapsar. Bu yalın ideleri ayrı ayrı başlıklar altında inceleyeceğiz. çeşitli tatlar ve kokular da burun ve damak yoluyla fark edilirler. Dış duyum dan1 edindiğimiz ideleri daha anlaşılır kılmak açısından zihinlerimize sunuldukları ve bizce algılanabilir hale geldikleri farklı yolları ele alarak onları incelemek yararlı ola­ bilir. zihinlerimize tek bir duyu yoluyla gelenler. zaten. kendilerini birden fazla duyu yoluyla iletenler. İlk olarak. Üçüncü olarak. kırmızı. Tüm gürültü.3. yalnızca iç duyumdan gelenler. "Tek bir duyunun ideleri" derken özellikle tek bir bedensel organla algıla­ nan (şeylerin) niteliklerini kasteder. deniz yeşili ve benzeri) renkler yalnızca gözlerle edinilirler. kızıl. İkinci olarak. BOLUM YALIN DUYU İDELERİ 1. sarı gibi çeşitli derece ve tonlarıyla (yeşil. . Bu duyu or­ 1 2 "Dış duyumdan": İç duyum da onun kadar duyum kabul edilene dek "dış duyumdan" ifadesi yanlış biçim de kullanılmıştır. Dördüncü olarak da kendilerini zihne tüm iç duyum ve dış duyum yollarıyla iletenler. mor.

. mayhoş ve tuzlu" terimleridir. kırılganlık ve dayanıklılık gibi parçaların birbirini daha sıkı ya da gevşek tut­ masına bağlı nitelikler yeterince belirgindir. genel bir ifade kullanılmaktadır. hareket ettirici duyum ve ısı duyumuna ayrım koyar "dokunma" başlığı altında. . Kendi deneyim im ize bakarsak bile dünyanın her gözlem cinin/algılayıcının artan bilgi ve zihinsel gücü ora­ nında değişim geçirdiğini görürüz. işitm e ve görm e özel ifadelerle karşılaştırılmakta ancak "do­ kunma" için. ancak koku idelerini tanımlarken güzel ve kötü adlarını kullanı­ rız genellikle. ekşi. İstesek de yapamayız. Damaklarımızla aldığımız farklı tatların da böyle belirleyici adları yoktur. 5 ya da 500 başka duyu ile donanm ış ve dolayısıyla insanca hiç im gelen em eyen nite­ likleri sunan duyulara sahip aşın duyarlı bir zihin için evrenin apaçık ortada olduğunu.5 2. acı.. ısı ve katılıktır. Dünyadaki varlık türlerinden fazla olmasa da hemen hemen bir o kadar çeşitlilik gösteren kokuların çoğu adsızdır. Bir gül ve menekşenin koku­ ları güzelse de birbirinden kesinlikle çok farklı koku ideleridir. Dolayısıyla. kendilerini sunabilecekleri ya da algılatabilecekleri başka bir yol da bulamazlar. so­ ğukluk. içeri girmeleri için başka bir giriş de yoktur. dış dünyayı insan zihnine sunarken birleştiklerinden. çünkü çoğu duyuya ait sürüyle idenin adı yoktur. Renkler ve sesler için de aynı şey söyle­ nebilir. Her bir duyuya ait tikel yalın idelerin hepsini sıralamanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. koku.3 Dokunma duyusunun4 ilettikleri arasında en önemlileri. ya da insanın bilinm eyen bir şekilde çok güçlendiği ve insanüstü bir zekâya kavuştuğunu varsayabiliriz. burada sözünü ettiğim yalın ideler konu­ 3 4 5 Duyu algılarım ızın bağlı olduğu organik koşullan tanım lam anın mecazi yoludur bu. Sayısız türde tatları adlandırmada kullandıklarımızın neredeyse tamamı "tatlı. Çünkü tüm duyulanınızdan yoksun. Burada kas duyumu. Tüm diğerleri duyulur görünüşe sahip düzlük ve pürüzlülüktür: Sertlik ve yumuşaklık.Yalın Duyu İdeleri 159 ganları ya da tüm bu algıları dışarıdan beyindeki merkezlerine iletici kanallar olan sinirlerde (beyindeki bu merkeze ben zihnin kabul odası diyorum) herhangi bir arıza olursa. Tat.

6 6 İnsanların duyularıyla algılayabildikleri yalın ide ve görünüşlerin hepsinin sıralanması elbette olanaksızdır. Bir sonraki bö­ lümde ele alacağım bu türden bir nitelik: KATILIK. cisim lere ilişkin bileşik idelerim iz arasında en önem li yere sahip bir ide üzerinde duruyor. D iğer bölümde Locke.160 naanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme sunda kendimi şu anki amacım için en gerekli olanlar ya da bi­ leşik idelerimizin sürekli içeriğinde yer alsa da daha az bilgisine ulaşabildiğimiz nitelemelerle sınırlandırdım. ö zellik le cisim salt uzaydan ayrı e le alındığı ve Kartezyen (madde) analizinin bir eleştirisi için. .

bölüm) D enem e'ye göre ide direnç duygusu ve dokunma duyu­ sunda saklı — bu duyguyla sunulan ancak farklı görünen— motor duyum­ lardan doğar.1 Dış duyumdan katılık kadar sürekli alabildi­ ğimiz başka bir ide yoktur. Katılık idesini dokunma duyusu ile ediniriz ve bir cisimde bulunduğu yere başka bir cismin girişine gösterilen dirençten doğar bu nitelik. dokunma akla. 2 Locke'un burada ve sonra 8. BÖLÜM KATILIK İDESİ 1. Çevremizdeki cisimlerin. "Katılık terimi mutlak . 2 ve 6. Locke'un bu kısım da. bölümde tanımladığı katılık. Birbirine doğru hareket eden iki cismin yaklaşmasını engelleyen şeye "katılık” diyorum. ( Yeni D e ­ nem eler. tutup sıktığımız halde parmaklarımızın içlerine geç­ melerini engellediklerini gözlemleriz. kısımlarda katılık idesini açık­ layış biçim ine bakınız ki özellik le 6. aslında katılığa ilişkin seçik idem izi ediniriz. 5. geom etrik ve fi­ ziksel anlamlarıyla kullanılan. belirsiz bir terimdir. Katı sözcüğünün bu içerikle matematikçilerin kullandığı asıl anlam ına uygun olup olmadığını tartışmayacağım.2 Bu tüm diğerleri arasında cisimle en sıkı bağlantısı olan ve cis­ me özgü bir ide gibi geliyor bana ki bu haliyle yalnızca maddede 1 Leibniz'e göre. bütün halin­ deyken.4. Genel kullanımı bir yana. katılığın doğada var olduğunu gösteren bir şey sağlıyorsa da. içinde katılığın kendisi değil de daha çok bir sonucu olan "geçirmezlik"ten daha olumlu bir şey taşıdığına inandığımdan bu ideyi dile getirmede katılık terimini çok daha uygun buldum. Genel katı­ lık kavramının bu içeriği hoşgöreceğini düşünüyorum ki isteyen "geçirmezlik" de diyebilir yerine. kısım da katılığı bilm ek istiyorsak bize duyularımıza bakmayı öneriyor. Hareket halinde ya da duruyor olalım altım ızda bize destekleyen ve düşmemizi engelleyen bir şeyin varlığını hep hissederiz.

Dünyadaki bütün cisimler bir damla su­ yu her yanından sıkıştırsalar da kendisi yollarından çekilme­ dikçe birbirlerine kavuşmalarını engellemek için gösterdiği di­ rencin üstesinden gelemezler: Bizim katılık idemiz direnme ya 3 ve zorunlu yer kaplama özelliği ile U zam ve G eçirm ezlik yönleri dışında yoğun. Sonuçta Locke katı ve sıkışm azın yalın idesi ile salt (boş) uzam idesinin farkını koyuyor. Çünkü duyum bulguları mutlak değil geçi­ cidir ve sıkışm az bir cisim varsayım ının im kânsızlığı algıyı duyu yerine akla ilintilendirmekle ortaya çıkar. Bu katılık idesini mutlak uzam lı ya da yer kaplayan bir şey olan cism in idesi ile özdeşleştirm ektir. uzayda yer kapla­ ma idesi çerçevesindeki bu madde bir doğrusal çizgi üzerinde başka iki cismin birbirine değmesini hep engeller." (Hamilton) Locke'a göre katılık geçirm ezlik ya da uzamlı bir atomun uzam sız bir şeye dönüşm esini basınçla sağlam anın im kânsızlığı anlamına gelen sık ışm a zlık içerir. 2. ayrıca her biri ile sertlik idesi. 3. daha hacimli cisimlerden bu ideyi edindi mi maddenin en küçük taneciğine dek izler ve inceler onu. 4. kısımlar) .. Bu im kânsızlık sürekli ve mutlak varsayılır. Her şekilde dokunma duyusuna ait olası deneyim de edinilen bir veri değildir bu zorunlu süreklilik. Duyularımız bizde bir duyum yaratacak hacimdeki madde kütlesinde ancak katılığı algılayabiliyorlarsa da zihin. hareketsiz. ve cisim nerede ve ne halde olursa olsun onu ayrılmaz bir parçası olarak barındırdığından zihin ister istemez bu ideye rastlar. Bir katı maddenin doldurduğu boşluğu imgelemedi­ ğimiz yerde o maddenin orada tüm diğer katı maddeleri dışla­ yacak biçimde yerleştiğini düşünüyoruzdur. Cisme özgü bu ide ile cismin uzayda yer kapladığı düşün­ cesi doğar. Ağır ve Sert gibi göreli ve olası nitelikleri de gösterir.. Ayrıca cisim dediğim iz yer kaplıyor ve yerine başka cisim lerin girişine direnmeye zorlanıyorsa ki bu ölçüde sı­ kışm az olduğuna karar verebiliriz.162 nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme bulunabilir ya da imgelenebilir bir niteliktir. arasındaki farka dikkat çekiyor (3.3 Her gün kullandığımız cisimler bu ideyi yeterince kazandırır bize. fakat bu varsayım ın akılcı ya da deneysel temelleri olup olm adığını araştırmıyor Locke. Cismin diğer cisimleri kendi kapladığı uzay alanından dı­ şarıda tutmak için gösterdiği direnç o kadar büyüktür ki hiçbir güç onunla başedemez. ta ki bu ci­ simlerin hareket ettiği doğrultuda olmayan bir başka çizgiye ge­ çene kadar.

21-23. Böyle bir hareket zorunluluğu. hemen ar­ dından onun yerine gelecek olan bir başka cisim olmaksızın. cismin boşalttığı alan bize katılığın olma­ dığı salt uzay idesini kazandırır ki burada hiçbir şeyin direnci ya da engellemesi ile karşılaşmayan başka bir cisim. dolgunluk ve kapladığı alandan tüm di­ ğer cisimleri uzak tutması yönüyle farklılaşır. Öyleyse. bir diğer yerde kaplaya­ cağı alan ilkiyle aynıdır ki bu cisim hareket edince kendisiyle bitişik olan başka bir cismin onu izlemeyeceği gibi bir çelişkiyi içermemektedir. Bir insan tek bir cismin. dışlama ve dışlamama kadar birbirinden farklı uzay ve katılık ideleri değil de yalnızca dünyanın dolu olduğu varsa­ yımı üzerine kuruludur. Katılık sertlikten.Katılık İdesi 163 da hareket kapasitesinde olmayan salt uzay ve sıradan sertlik idesinden ayrıdır. öy­ leyse. insanların cisimsiz uzay ideleri olduğunu açıkça tanıtlamaktadır.4 4. "Bir boşluk" üzerine tartışmalar da. yaratılan boşluğu doldurabilir. Bir cisim yerinden ayrıldığında. dolayısıyla sorumuza yanıtın olumlu olacağı apa­ çıktır. Bir insan birbirinden uzak iki cismin başka katı bir şeye dokunmadan ve onu yerinden etmeden yüzeyleri birbirine değinceye dek yaklaşabileceklerini düşünebilir. açık uzay idesine sahip olmamız ge­ rekiyor düşüncesindeyim. katılık olmaksızın. direnme ve di­ renmeme. . başka bir cisim peşinden gelsin ya da gelmesin. Cisimlerin birinin diğerinin hareketi olmaksızın gerçekten hareket edemeyeceği biçimde var olup olmadıklarını sormuyo­ rum. Bölüm . Buna da kimsenin "olamaz" diye yanıt vereceğini san­ mıyorum. başka bir yerde açıklanacağı üzere. kısımlar. Sertlik duyulur 4 Bak: 13. tek başına hareketine ilişkin bir ideye sahip olabilir mi olamaz mı? Bir cisimdeki kare idesi başka bir cisimdeki kare idesini nasıl içeriyorsa bir cismin hareket idesi de bir başka cisimdeki hareket idesini taşır. Birinin diğer cisimlerin tümü hareketsizken bir cismin ha­ reketine ilişkin bir ideye sahip olup olamayacağı yolunda benim sorum.

Çok yumuşak bir cismi su ya da hava ile iyice dol­ durursanız cismin direncini çabucak görebilirsiniz. "Direnci". Dünyanın en yumuşak cismi bile diğer iki cismin arasından çekilmediği sürece imgele­ nebilecek en sert madde kadar bir araya gelmelerine durmaksızın direnebilir. sert ve delinmez bir madde su­ dan bir zerre fazla katı değildir. Yanal çe­ kilme hareketi ile yer açmaları engellenebilirse su parçacıkları bu mermer parçalarına elmas kadar direnç gösterebilirler.164 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme büyüklükte kütleler halindeki madde tanecikleri bağlanımını içerir.5 Duyulur parçaların konumunu ya da bütünün şeklini değiş­ tirme güçlüğü dünyanın en sert cismine en yumuşak olanından daha fazla katılık kazandırmaz. geçirm ezlik ve sıkışabilirlik özel­ liklerini karşılaştırıyor.7 Yalnızca sert cisimlerin parmaklarının birbirine değmesini engellediğini 5 6 7 Burada sertlik duyum larım ızla bağıntılı olm adığı fakat maddenin varlığı için zorunlu olduğunu söylediği katılık. genelde "sert" dediklerimiz organları­ m ızla uyguladığımız basınçla şeklini değiştirmekten daha hızlı bizde acı uyandıran şeylerdir. Aralarında su ya da havadan başka bir şey olmayan iki mermer parçasının iki düz kenarı birbirine daha kolay yaklaşıyorken bir elmas bunu engelleyebiliyorsa da elmas parçalarının suyunkilerden daha katı ya da daha dirençli oldukları söylenemez. Y alnızca duyular daima zorunlu olan ve dolayısıyla Locke'un katılık idesi içinde bulduğu şeyi ortaya çıkaramaz. "yumuşak" ise rahat ve acı duy­ mayacağımız bir dokunuşla tanelerinin durumunu bozabildiği­ miz şeyleri nitelemede kullanılır. . Aslında sert ve yumuşak kendi bedenlerimizdeki etkilerden dolayı şey­ lere verdiğimiz adlardır. yani var olan katılık ya da sıkışm azlığı.6 bir elmasın parçalarının direncine olduğu kadar onların direncine de karşı koymak imkânsızlaşır o zaman. öyle ki "bütün" kolay kolay şeklini değiştirmez. Birbirinden daha kolay ayrılabilir olan su parçacıkları daha kolay hareket edebilir ve mermer par­ çalarının bu hareketle yaklaşmalarına izin verebilir.

.] Bu katılık idesi ile cisim uzamı da uzay uzamından ayrılıyor. ayrılabilir. su önce çiğ damlaları halinde sonra da büyüyen damlalarla küreden dı­ şarı akıyor. İç­ bükey yüzeylerin karşılıklı parçaları arasındaki uzaklığa ilişkin 8 9 Bu ve sonraki cüm le ikinci baskıda eklenmiştir.düşünen birinden bir futbol topuna doldurulan hava ile bunu denemesi istenebilir. çünkü bu ve diğer sözcüklerin anlamlarında kararsız kalıyor. su o zaman sımsıkı kapalı metalin gözeneklerinde kendine yol buluyor ve içindeki taneciklerin daha da yakınlaşmasını sağlayacak bir yer kalmayınca dışarı yöneliyor.. — cisim uzamı katı. Bu dünyanın kapladığı uzay kadar büyük başka bir uzay olduğu söylenirse bu bana göre bu kadar büyük bir başka dünya . hareketli parçaların sürekliliği ve yapışıklığı iken uzay uzam ı9 katı olmayan. Fakat uzaydan -herhangi bir cisim ya da başka bir varlık düşüncesinden ayrı ve soyut. uzam uzayın bir niteliğiym iş gibi söz ediyor.. vidaların son gücüyle sıkıştırılıyor.. ardından. Salt uzay ve katılığın açık ve seçik idelerini ta­ şıdıklarına inanan birkaç kişi vardır ki bunlardan biri de benim. kürenin kenarlarını zor­ layan enerjinin şiddetli basıncına boyun eğmeden önce.. Eşanlamlısı olarak ele almıyor.10 Bu. cismin uzamı kadar açık bir idesine sahip olabildikleri. 10 L ocke birkaç yıl önce "Uzay (kendinde) uzamlı varlık ya da cisim lerin var olm a kapasitesi ya da olasılığı gibi görünüyor. Bu deney su kadar yumuşak bir cismin katılığını sergilemektedir: Altın küre dol­ duruluyor. ya da orada bir varlık varsaymak zorundaysak geçirm ez de­ ğil ancak uzamlı varsaydığımız Tanrı olmalıdır bu. dışarı fırlatma ve direnme tavırları da ka­ tılığa bağlıdır. U zay uzamından. Cisim tarafından dışarı fırlatılan ya da direnen bir şey olmak­ sızın "uzay"ı düşünen insanlardır bunlar.. ayrılmaz ve hare­ ketsiz parçaların sürekliliğinden başka bir şey değildir. [8Benzer bir deney Florence'da içi suyla doldurulmuş bir altın küre ile yapılmıştır. Cisim­ lerin karşılıklı itme. Doğrusu başka da bir şey değildir ve cism in hiçbir şeyin olm adığı yerde var olabileceği olasılığını içerir yalnızca.genel olarak söz ettiğim izde de gerçek bir şey değil de cism in var olm a olasılığının dü­ şüncesi olarak görünüyor. salt uzay idesidir.

(Locke.. Burada cisim ler arasındaki bir bağıntı olarak varlığının onu var kılacak hiçbir varlığın olm adığı.11 Bu iki ayrı ideyi birleştirip tek bir ide yapan başkaları varsa bile farklı adlar al­ tında aynı ide ya da aynı ad altında farklı idelere sahip insanların nasıl anlaşabildiklerini bilemem. — uzay gerçekte hiçbir şeydir— daha büyük ya da daha küçük kapasitesi yoktur ve parçalara ayrılamaz. 175-185. 12 Yani. orada gerçek bir şeklin olm adığı bir doğruysa im gesel uzay dediğim izin içinde de gerçek bir uzaklık da söz konusu de­ ğildir" demiştir. başka bir yerde sözünü ettiğim. zi­ hindeki bir şey tarafından sunulurlar. Lord King'in Yaşam ı. geçirm ez ya da kaplanan uzay ideleri yetişkinlerde basit dokunuş ve kas direnci duyumlarının olası ve geçici verilerinden daha fazlasını mı içeriyor? Ö yleyse bunlar dokunsal ya da kassal duygularla edinilm ezler. ve bu bağlamda uzay için sonsuz denebilir. Bu katılık denen şey nedir diye soran olursa duyularını göz­ lemlemesini söylerim ona. Diğer yandan. bir inçe ilişkin ide ile cism i im gelem eden o uzunluğu im gelem eyebiliyorsam da.12 Bu kişi elleri arasına bir top ya da bir çakmak taşı alıp ellerinin içine geçirmeye çalıştığında so­ rusunun yanıtına kavuşur. Bu. dokunma duyusunun verilerinden ayrı katılık terim ine bir anlam g e­ tirenleyiz. (Stillingfleet'e yazdığı Üçüncü M ektup s: 301'e bakınız. Bu yeterli gelmiyorsa. salt uzayınkinden farklı olarak. sf. uzayda yer kaplayan bir şeyin idesine sahip olduklarına da inanırlar bu insanlar. başka cisimlerin itmesiyle dışlanabilen ya da onların hareketine direnebilen. kör ya da sağır olmadı­ ğından bir trompet sesi ve kızıl renge ilişkin ayrı idelere sahip bir insanın. Bir cetvelle çizilen siyah çizgilerin bir inç uzaklıktaki iki şeyin bağıntısını içerdiği doğruysa da. Ç eşitli Y azılar/D en em eler 1677/78. o bana "dü­ olm asın demekten öte bir şey değildir.. tüm cisim ya da sonlu varlıkların ötesinde de gerçek olduğunu düşünm eye eğilim liyizdir.166 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ideleri de aralarında katı parçalara ilişkin idenin varlığı kadar yokluğunda da açıktır. Cilt.) 11 Salt uzay. kör bir insanla kızıl renk üzerine konuşmaları gibi bir şey olur. 2.) Duyu salt duygu dem ekse bir insanın duyuları ona yalnızca kendi geçici direnç . kızıl idesinin bir trompet sesine benzediğini imgeleyen. Bu noktada yanılm am ıza neden olan da bence yaşam ım ız boyunca uzay hakkında "uzayda büyük yer kap­ lamak" gibi ifadelerle onu gerçek bir şey gibi gösterecek konuşmalar duy­ mak ya da öyle konuşmak alışkanlığı ile salt bir bağıntı değil de gerçek bir şey olduğu yargısına kapılmamızdır.

bunun dışında.Katılık İdesi 167 şünme nedir. Birinin eline bir top verildiğinde edindiği bilgi duygu ideleri ve mutlak geçirm ezlik idelerini sağlar ki bu idelerin her biri katkıda bulundukları bilgiden ayrı olarak düşünülebilirler. nerede olduğunu söyleyeceğim ona. zihinde onları sözcüklerle daha anlaşılır kılmaya uğraşsak da konuşa­ rak kör bir insanın zihnindeki karanlığı dağıtmaya çabalamış gibi oluruz ancak. Katı varlığın metafıziksel anlamı salt duyumu aşar. Yalın idelerimiz de­ neyimin bize öğrettikleri gibidir. Bölüm. Kitap. . tnsan katılığın ne olduğunu ona bil­ dirmesi için duyularından fazlasına gereksinir. 2. 13 Bak: 3. Bunun nedenini başka bir yerde açıklayaca- duygusu ile ilgili bilgi verir. fakat. nerede var olur ya da daha kolayı uzanım ya da hareket nedir?"i açıkladığında söz veriyorum katılığın ne oldu­ ğunu.

.1 şekil. hareket ve hareketsizlik idelerini zihinlerimize hem görerek hem de dokunarak2 iletebiliriz. 2 "Cisim uzam denen. Bölüm ." (Locke. cisim lerin kısm en bizce görülm esini sağlayan şeylerdir ki koşullarının fizyolojik ya da mantıksal analiziyle Locke onları dokunma v e görme duyularının verileri olarak kabul etmiştir. Bölüm . analitik ya da sentetik olup olmadıkları Locke'un pek çözem ediği hep tartışılan. U zay kavramında arada bulunan bir cism in düşüncesi yoktur. kendi parçalan arasında uzaklığı içeren tek varlıktır. birbiriyle bağıntılı soru örnekleridir. bireysel ve kalıtsal deneyim e ya da zihnin yapısına bağlı olarak bu ideye ilişkin yargıların olası ya da z o ­ runlu. şekil. şekil. uzanım . Katılık ve sayı ile birlikte Locke'un sonra birincil nitelikler diye adlandırdığı. 15. kimi yönlerden diğerlerinden daha seçik olsa da her dış duyumda yer alıp almadığı. Ç eşitli D enem eler) 3 Bak: 13.3 1 Locke'un birden fazla dış duyum la ilintilendirdiği uzay.5. hareket ve hareketsizlik ideleri ediniriz. Uzam ın bir görme ya da dokunma ya da her ikisinin birden bir verisi olup olm adığı ve bunun nasıl olduğu. Burada yalnızca sı­ ralamakla yetindiğim bu ideler konusunda daha ayrıntılı açıkla­ ma yapma fırsatım olacak.. BOLUM BİRDEN FAZLA DUYU İLE GELEN YALIN İDELER Birden fazla duyu aracılığıyla uzay. Bu açıkça aynı cism in bir parçası ya da tek bir cisim olarak düşünülen uzaklığa karşılık gelen uzam ile iki varlık arasındaki uzaklığı belirten uzay sözcükleri arasındaki farkı gösterir. Çünkü duyumların sundukları ile bağıntı taşısalar da salt anlama yetisi ideleridir ve yalın ideler değilse bile bunlar ta­ nımlanabilir ve tanıtlanabilir özelliktedirler. Bunlar hem gözlerde hem de dokunma duyularında algılanabilir izlenimler yarattıklarından uzanım. hareket ve hareketsizlik ideleri Leibniz'e göre sağduyu sunumlarıdır: Yani zihnin kendi gizli yapısına aittirler.

zihindeki bu güçler ya da yetenekler adlandırılmış yetilerdir.6. 7. — Zihinde bu eylem leri üretme gücüne yetiler diyoruz ve bunlar Anlam a Y etisi ve İstenç diye adlandırılıyor.] 1 2 3 "Diğer ideler". Sözcüklerin anlamlarının algısı. İdeler arasında. şeklindedir. Locke'a göre algılam a üç türe ayrılır. bağlantı ya da karşıtlığın algısı. Kitap. (Bak: 2. Locke'ta iç duyum güçlendirilm iş öz-bilinçtir ve duyu algısında yer alan ve bunun gibi her bilinç durumundan yalnızca kapasitede farklılaşır. yani öz-bilinçli yaşam ve evrendeki ve insandaki etkinliği temsil eden sözcüklere anlam kazandıran işlem lerden edindiğim iz ideler. Yalnızca sonuncusu bilgi ile eşdeğerdir ve anlama yetisi ikinci ve üçüncü algı ile sınırlıdır. BOLUM İÇ DUYUMUN YALIN İDELERİ İdeleri dışarıdan alan zihin kendi içine dönüp bu idelerin üzerindeki kendi etkinliklerini gözlemlediğinde dışındaki şey­ lerden edindikleri kadar düşünme ediminin nesneleri olabilecek başka ideler1 kazanır. Bölüm . En sık düşünülen ve isteyen herkesin kendi içinde ayırdına varabileceği kadar çok yinelenen iki büyük ve belli başlı zihinsel eylem ler şunlardır: Algılama~ ya da Düşünme İstem ya da istenç gücü [3Düşünme gücü anlama yetisi diye adlandırılırken istem gücü istenç diye adlandırılmaktadır. Locke zihin ve istenci yalnızca sonlu görünüşler olarak ele alır. . 3. 5. Zihinlerimizdeki idelerin (görü­ nüşler) algısı ya da basit kavrayış 2. önerm elerle ifade bulan. K ısım ) İlk baskıda. 21.

4 4 (Bak: 10. 18. . yargılama.170 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme îç duyumun bu yalın idelerinin anımsama. yoksa ne doğru ne de yanlış olabilen salt ideler olarak düşünülmüyor. yargılama. bilgi ve inanç öncelikle doğru ya da yanlış olabilen zihinsel onaylar ya da dışlamalar olarak görülüyor. 17. Bölüm ler) 4. Kitap. Bölümler. 1-13. 14-16. Ki­ tapta uslamlama. bilgi ve inanç gibi kimi kiplerinden daha sonra söz edeceğim. Burada "ben" adılı ile belirtilen idenin içeriği ya da kökeni konusunda hiçbir şey söylem iyor. ve 4. 11. us­ lamlama. ayrımsama.

varoluş. keder. zevk ya da sıkıntı idelerine ait. güç. Kendilerini zihne tüm dış ve iç duyum yollarıyla ileten başka yalın ideler de vardır: Haz ya da zevk ve karşıtları acı ya da sıkıntı. V arlığım ızı1 borçlu olduğumuz Yüce Yaratıcı bedenimi­ zin çeşitli kısımlarını hareket ettirme ya da istediğimiz zaman 1 Bu ve sonkaki üç kısım da da Locke. zevk. acı. asıl hedefi "haz ve acının ve de birbiriyle bağıntılı terimlerin anlam sız olm adığı fakat dış duyum izlenim leri ya da zihnin daha derin işlem leri dolayısıyla idelerle yüklenm iş olduğunu göstermek" iken. mutsuzluk diye adlandırsam da hepsi haz ve acı.7. içimizde zihnimizin bir gizli düşüncesinin bizde haz ya da acı üretmemesi pek olası değildir. Acı ya da hazzı duyumsal ve tinsel deneyim in eşlikçileri olarak betim liyorken — metinde süre. mutluluk diğer yanda sıkıntı. BOLUM HEM DIŞ DUYUM HEM İÇ DUYUMDAN GELEN YALIN İDELER 1. arzularımız ve acılarımızın kesin nedeninin incelenm esi­ ne geçiyor. haz. aynı şeyin farklı dereceleri­ dir. dert. Zevk ya da sıkıntı dış ve iç duyumun her ikisinden gelen idelerimizin hemen hepsine karışırlar: Duyularımızın dışım ız­ dan bir duyulanımı. En fazla "haz ve acı" adlarını kullanacağımı da söylemek istiyorum. güç­ lük. birlik. Acı ve hazla. 3. yoğunluk ve cins değişkenlerinin işlevleri- . zihnimizin düşünceleri ya da bedenlerimiz üzerine etki yapan herhangi bir Şeyden doğmuş olsun bize zevk veren ya da bizi rahatsız eden herhangi bir şeyi dile getirdiğim düşünülmelidir. 2. Bir yanda doyum.

zi­ hinlerimizdeki ideleri. onların hareketleri sayesinde hareket etme ve başka şeyleri de hareket ettirme yeteneği vermiştir bize. Böylece ne bedenlerimizi ne de zihinlerimizi kımıldatır fakat düşüncelerimizi amaçsızca akıntıya bırakır. Ne kadar anlama ve istenç yetileriyle dolu olursa olsun bu durumda bir insan çok boş. Neyse ki Yüce Yaratıcımız çe­ şitli nesneler ve düşüncelerimiz kadar nesnelerden edindiğimiz idelerin beraberinde bir haz duygusu bağışlamış ki bizi donat­ tığı yetiler böylece tümüyle atıl kalmıyor. gölgeler gibi. çünkü yaşam ı on­ lar belirler. göz ardı ederdik. Acı da bizi harekete geçirmede hazla aynı işleve sahip.172 asanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme durdurma gücü. Ay­ rıca Tanrı zihinlerimize üzerinde düşüneceği ideler seçme ve şu ya da bu konuyu inceden inceye. Acı ve haz ideleri Locke'a göre önem li kaygılarımızdır. bize zararı dokunacak çoğu şeye karşı uyarıcı bir işaret olarak nesnelere acı duyulanımını da iliştirmiştir. bir rüya âleminde geçirirdi. Ancak yalnızca varlığımızı değil her bir parça­ 2 m izin sağlıklı hareketinin ya da sağlıksız hareketinin bir göstergesi olduğu im a ed ilse de— süre.2 Acı sıklıkla bizde haz üreten aynı nesne ve idelerle ortaya çıkar ki bu üzerinde durulmaya değer bir konudur.. Haz almayı beklediğimiz duyumlarda sıklıkla acı duymamız bir kez daha Tanrının yüceliğini ortaya koyar. Bu güç ve yeteneklerle kapasitemiz ölçüsündeki hareket ve düşünme eylemlerine yöneltiliriz ki bu noktada çe­ şitli düşünce ve duyumlara bir zevk algısı eşlik eder. edilgen bir varlık olur ve zamanını tembel. O varlığımızın korunması amacıyla. Bu algı tüm dış duyumlar ve iç düşüncelerimizden tamamıyla koparılsaydı doğal olarak dikkate aldırmazlığı ya da hareketsizliğe ha­ reketi yani bir düşünce ya da hareketi ötekine tercih etmek için nedenimiz olmazdı.. yetilerimizi hazzın peşinde kullandığımız kadar acıdan uzak durmak için de devreye sokarız. yoğunluk ve cinste farklılaşmalarına bir açıklam a getirmiyor. Bölümler) . (Bak: 20 ve 21. dikkatle soruşturma gücü de bağışlamıştır. uyu­ şuk. 4.

Hem Dış Duyum Hem İç Duyumdan Gelen Yalın İdeler 173 mızı da tam olarak korumayı hedeflediğinden çoğunlukla bize zevk veren idelere "acı"yı da eklemiştir. doğal durum unda bırakır. Aşırı soğuk kadar aşırı sıcak da bize acı verir: Çünkü bedenimiz için gerekli ve de çeşitli işlevlerini ye­ rine getirmesi için uygun kıvamın üstünde ya da altında kalan ısı zararlıdır. çünkü bu hassas organı düzensiz bir harekete yol açmadan. Burada söylemiş olduklarım acı ve haz idelerini kendi de­ neyimimizle olabileceğinden daha anlaşılır kılmayabilir ancak Yüce Paylaştırıcının sınırsız akıl ve inayetine yaraşır duyulanımlar veren başka birçok ideye de acı ve hazzın eşlik etmesinin nedeni üzerinde durmak asıl amacımıza pek uygun olmayabilir: Çünkü tüm düşüncelerimizin asıl amacı ve anlama yetilerimizin gerçek uğraşı Tanrının bilgisine ulaşmaktır. Bir dereceye kadar bize yararlı gelen ısı biraz artınca bayağı rahatsız edici olur. Fazla ışık daya­ nılmaz gelebiliyorsa da zifiri karanlık gözleri rahatsız etmez. 5. Acıya yol açan nesneleri şöyle bir düşü­ nürsek acının amacı ve yararını anlayabiliriz. 6. . duyulur nesnelerin en haz vericisi olan ışık gözlerimizin alabileceği oranın üstüne çıkarıldığında çok acı verici bir duyuma yol açar. Doğa öyle bir düzenleme yapmıştır ki bir nesnenin etkisinin şiddeti ile çok duyarlı bir yapıda olan duyu organları çalışmaz oldu mu acı aracılığıyla tamamen devre dışı kalan ve tüm işle­ vini yitirmiş olan duyu organının önünden o nesnenin çekilmesi için uyarılabiliyoruz. Tüm bunların ötesinde Tanrının çevremizde bizi etkileyen şeylere çeşitli derecelerde acı ve haz serpiştirmesi ve düşünce­ lerimiz ile duyularımızın alanındaki hemen her şeye bu duyulanımları iliştirmesinin bir başka nedeni daha vardır. çevremiz­ deki varlıkların bize sunduğu zevklerden tam bir doyum ya da mutluluğa eremediğimizden Tanrının sınırsız haz ve mutluluk sunan ellerinde gerçek doyuma ulaşmaya yöneliriz.

vardırlar ya da varlığa sahiptirler. Güç. bir düşünceye sahip ya da uyanık haldeyken. bölüm e bakınız. dış ve iç duyum yollarıyla edindiği ve tüm bilgi­ sini borçlu olduğu yalın idelerin en önemlileridir. Kendimizde düşündüğümüz ve düşünebildiğimizi.. 2. dolayısıyla son bir soyutlam a ile yapılarındaki görünüşler yalın öğelere indirgenebilse. D eğişm ez olan deneyim e sokulamaz. 6 Yani. istersek organlarımızı hareket ettirebileceğimizi gözlemleyerek. Varoluş ve Birlik dışımızda ve içimizdeki her nesne ve ide ile anlama yetimize sunulan iki idedir." diye yazıyor. . her şeye ilişkin b ilgisizliğim iz duyular ve iç duyum ile sunulan g ö ­ rünüşler aracılığıyla ancak aşam a aşama giderilebilir." (incelem e. doğa­ daki cisimlerin. İdeler zihinlerimizdeyken onların gerçekten orada olduğunu düşünürüz.3 Gerçek varlık ya da ideyi "bir" şey olarak düşünmemiz anlama yetimizde "birlik idesi"ni üretir.174 nsanın Anlama Yetisi Üzerine : ir Deneme 7. Duyularımızdan daha sıklıkla zihinlerimizin işlemleriyle aldığımız bir ide vardır ki bu art ardalık idesidir.6 3 Varlıkları ve sayıl abi li rlikl eri ne ilişkin ideler metne göre yalın idelerim ize eşlik ederler. K ısım ) 4 Yalın güç idesinin yalın kiplerinin açıklandığı 21. Bölüm /6. Bunların hepsi olmasa da bir kısmı (bana göre) zihnin sahip olduğu." Locke 16 M ayıs 1699'da S.5 10. bir nesnenin idesiyle bir araya geti­ rildiğinde ona bir katkıda bulunmaz. yani değişm e ya da art ardalık idesi ile sürekli bir bağıntı içindedir. deneyim de bileşiktir bu idelerim iz. şeylerin de ger­ çekten dışımızda olduğunun ayırdındayızdır: Yani. K ısım ) Berkeley'in sorunu duyulur şeylere uyarlandığında "var olmak teriminin ne anlama geldiğini bulmakta. Locke varlığın yalın idesi ve kiplerini yeterince irdelemiyor. gerçeklik. 89.. varlık ile denm ek iste­ nenin seçik bir açıklam asına girişm ekten daha önem li bir şey yoktur" diyor Ülkeler. 8. İçimize dönüp orada gözlemlenebilir olanlar üzerinde düşündüğümüzde.. öyle ki. duyularımızla da algıladığımız etkileşimlerini izleyerek güç idesini ediniriz. dış ve iç duyumdan edindiğimiz bir başka yalın ide­ dir.. "şeylerin etkilerinin idelerinin varlıklarının idelerinden önce geldiğini düşünm üyorum . 5 Var olan bize değişm e aracılığıyla tüm somut deneyim lerde görünür. idele­ rimizin. Onların önce var olduklarını varsaymalıyız. H um e "varlık idesi var olduğunu düşündü­ ğüm üz şeyin idesiyle aynıdır. durmaksızın birbiri ardından geçerek bir zincir oluşturduğunu görürüz.. O ysa Berkeley "tam bir gerçek bilgi sistem i kurmak için şey. Bold'a yazdığı bir mektupta.4 9.

. insanlar dışlarındaki şeyler ve kendi tinlerinin yalın ya da ayrıştırılamaz görünüşleriyle edindikleri dışında var olana ilişkin hiçbir ideyi edinem ez­ ler. Sözü edilen koylardan alınmayan tek bir yalın ide ya da bu yalın idelerden yapılmamış bir bileşik ide söyleyebilecek biri var mı acaba?7 Bu az sayıda yalın idenin en derin düşünce ya da en fazla ve­ rimlilik sağlamaya. Biraz daha ileri gidip yukarıda sözü edilen idelerden yalnızca biri. yirmi dört harfin çeşitli eşleşimleri ile ne kadar çok sözcük elde edilebildiğini düşünürsek çok daha çeşitli kurgular ve sanıların yanında asıl olarak. sayı. Görünüşler hep bir tözdeki güç. ör­ neğin tükenmez ve sınırsız kapasitede sayı idesini düşünecek olursak hayıflanmaya gerek duymayız. dünya ile sınırlı kalmayıp sonsuz boşluğa yolculuklar yapan engin insan zihni için bu idelerin yetersiz kalacağını düşünmesin. matematikçile­ re. tek başına ne kadar geniş ve uçsuz bucaksız bir alan sunuyor öyle değil mi? 7 İnsan idelerinin kökeni (exordium ) hakkındaki önceki açıklamalara göre. art ardalık ya da de­ ğişm elerinin ideleri ile karışık ve iç ve dış duyumda beliren görünüşlerin bilim sel ve felsefi yorumları ya da şekil verici im gelem e gücü ile işlenm eye açık olduklarından somut deneyim lerinde bileşik halde sunulurlar. Fakat bu karışık ideler kendilerini zihne sunan ve hep eşlik eden duyu verilerinden (görünüşlerinden) ayırt edilem ezler mi? Halbuki bunlar bizi sonsuza bağ­ larlar ve geçici görünüşlerle insana yansıyan Tanrısal ışık için öngörülen idelerdir. bilgimizin malzemeleri olmaya yettiğini kabul etmek o kadar da tuhaf değildir. Uzanım. varlıkları.Hem Dış Duyum Hem ç Duyumdan Gelen Yalın İdeler 175 Hiç kimse yıdızların ötesine kanat açan.

ışık ve karanlık.8.İDELERİ ÜZERİNE DİĞER DÜŞÜNCELER 1. hepsini. biri beyaz ya da siyah idesini algılamak ve bilmek iken diğeri bir nesneyi beyaz ya da siyah gösteren ya da yapan tanecik türleri ve yüzeylerdeki oranlarını incelemektir. Doğada duyularımızı etkileyerek zihnimizde herhangi bir algılama yaratacak biçimde düzenlenmiş bir şey böylece anlama yetisinde bir yalın ide üretir1 ki bu idenin dışımızdaki nedeni ne olursa olsun ayırt etme yetimizce ele alındığı zaman zihince an­ lama yetisindeki gerçek bir olumlu ide olarak görülür ve düşü­ nülür. 2. onları üreten nedenlerin bazıları duyularımıza bu ideleri kazandıran öznelerdeki olumsuzlar olabilir yalnızca. BOLUM YALIN -D IŞ DU YU M . üretici nedenlerini dikkate almaksızın. asla bir değillem e olamayacağını öne sürer. kulak ise ses örneklerinde olduğu gibi uygun duyu idesine yol açar. . Bunlar dikkatle ayrılması gereken iki çok farklı şeydir. Burada Locke bir zihinsel durum olarak bu algının. doğada karşılığı ne olursa olsun. belki de onu duyularımıza ileten neden yalnızca öznenin bir olumsuzluğudur. Isı ve soğuk. 1 D iğer bir deyişle uygun duyu organı üzerinde uygun izlenim bırakan her­ hangi bir şey eninde sonunda algılanır ya da etki yapılan göz ise renk. Bu algı olumlu bir idedir. An­ lama yetisi. seçik olumlu ideler olarak düşünür: Yaptığı dışı­ mızda var olan şeylerin doğasına değil de kendindeki ideye bağlı bir araştırmadır. beyaz ve siyah. onları ele alırken. hareket ve hareketsizlik zihinde eşit ölçüde açık ve olumlu ideler olarak yer alırlar: Ancak.

bir insan ona baktığında. Dışımızdaki nesneden yansıyan rengin nedeni yalnızca bir olumsuzluğu da olsa siyah idesi beyaz idesinden daha az olumlu değildir bir filozofun zihninde bile. 2. dış nesnelerce değişik biçimlerde kışkırtılan kendi can tinlerimizdeki farklı hareket kipleri ve de­ receleri ile üretildiğinden bir önceki hareketin azaltılması. İngiliz felsefesi Locke'tan sonra insan tininin görünmez işlem lerinin incelenm esi yerine sinirler ve işlevlerinin gözlem ine yöneldikçe gerilemiştir.. "Doğal nedenler ve tarz" yani duyudaki idelerin alımı sırasında eşlik eden ya da bu alımın öncesinde yer alan organik koşullar. kendini doğalarını düşünmeye adamış. Gerçekten 2 3 4 "Filozof' yani bu bölümde alanına girilen doğa filozofu ya da fizikçi. 4.Yalın -Dış Duyum. bu örnekte. K ısım ) araştırmaya yöneldiği şeye ve içgözlem ci yöntem ine yabancı olduğundan organik psikolojinin ayrıntılarına girmek istem em işti. bu bölüm duyularda sunulan yalın idelerin önceki bahsine tamamlayıcı nite­ liktedir. Böyle olup olmadığı üzerinde kararı herkesin kendi dene­ yimine bırakıyorum: Sizce ışığın yokluğundan başka bir şeyi içermese de (ki ışık azaldıkça daha da seçilir hale gelir) bir insan gölgesinin. tam ve seçik beyaz ve siyah gibi renk ideleri taşır. L ocke daha önce (G i­ riş..4 5. de­ ğiştirilmesi ya da çoğaltılması kadar yeni bir dış duyum üret­ melidir ki böylece söz konusu dış duyum organındaki can tin­ lerinin farklı bir hareketine bağlı olan yeni bir ideyi zihne so­ kar.İdeleri Üzerine Diğer Düşünceler 177 3. fiziksel neden (organik koşul) fizyologlarca bedeni duyu ve hareketi ilettiği varsayılan can tinlerindeki bir hareket olarak. gün ışığının al­ tında kendi "insan" idesi kadar. Nedenlerini hiç araştırmamış olan bir ressam ya da boyacı. tüm dış duyum bizde yalnızca. her birinin nedeninin olumlu ya da olumsuz olduğunu bildiğini düşünen bir filozof2 kadar ya da daha fazla açık. olumlu- . Şu anki konumun amacı algılamanın doğal nedenleri ve işleyişini3 araştırmak olsaydı olumsuz bir nedenin en azından bazen olumlu bir ide üretmesini şöyle gerekçelendirirdim. yok mudur? Bir gölge resmi olumlu bir şeydir. Fakat. açık ve olumlu bir idesi var mı­ dır. zihninde.

cisimlerin içerdiği güçlerin organizma dışı şeyler ya da du­ yumsal organizmamızdaki etkileri ve cisimlerin katı uzamında doğrudan gö­ rünümleri olarak ayırt etmek yoluyla yalın duyu idelerine ilişkin önceki açıklamaları tamamlıyor.6 Çünkü. [doğrudan5 olumlu ideleri değil de onların sessizlik. Denem e'nin dilden çıkarmayı am açladığı boş sesler olm adıklarını gösterm ek içindir. İkincisinde ise madde. zihni kadar doğrudan görünüyor gibi geliyor. Çünkü cism in bunu kendi katı uzamının görünüş­ leri ve duyarlı varlıklarda doğurduğu duyusal durumlarla kendini gösterdiğini saptıyor. 6. hiçlik." M etindeki değişiklik olum suz adların da anlam sız olm adığını. İkincisine ikincil ya da dış (yüklenen) nitelikleri diyor. "Ben" ve "dış şeyler"in idelerinin doğası hakkındaki bir ön araştırma yap­ maksızın ve idelerimizin şeylerin nitelikleri olarak nasıl kabul edildiği ya da bir şeyin bir niteliğine ilişkin idenin nasıl doğduğunu açıklamaksızın Locke. işin doğrusu. 7. sessizlik. Burada olumlu idelerin olumsuz nedenleri olarak nitelendirdiklerim genel sanıya uygundur. dış duyumun zihne ilettiklerinin çoğu.8 5 6 7 8 İlk üç baskıda şöyle yazılıdır — "Onların hiç olum lu ideleri yoktur. cisim ler bağlamında kendisiyle ilintilendirdiğim iz görünüşler ya da idelerin çoğunda doğrudan görünm ediğini kanıtlam aya uğraştığı "al­ gılanan töz". fakat. Bu iki yoldan ilkine cism in birincil ya da gerçek. hiçbir ışığın yansımadığı tümüyle karanlık bir deliğin kesinlikle şekli görülebilir ya da boyanabilir. fakat. hareketsizliğin hareketten daha olumsuz olup ol­ madığı belirlenene dek olumsuz bir nedenden doğan idenin var­ lığını saptamak güçtür. "Özne" yani. İdelerimizin doğasını keşfetmek ve onlardan anlaşılır bi­ çimde söz etmek için zihnimizdeki ideler ya da algılar ile cisim­ lerde bizde böylesi algılara neden olan madde kipleşmeleri ara­ sında ayırım yapmak gereklidir. böylece onları öznede var olan bir şeyin tam benzerleri ve imgeleri olarak düşünemeyiz7 (sa­ nıldığının tersine). görünm ezlik gibi. onda yarattığı duyumsal durumlara ilişkin ideleri ara­ cılığıyla ve onların içinde dolaylı olarak görünüyor. Milton'a göre "görülen karanlıktan" söz ediyoruz. madde bilinçliyken kendi zi­ hinsel işlemlerinin idelerinde. dışı­ mızda var olan şeylerin. tatsızlık gibi yokluklarını dile getiren] olumsuz adlarımız var­ dır. belli ide değillem elerinde yer alırlar. bu bölümde. duyar duymaz bizde ortaya çıkmalarını sağlamayan adlarıyla olan benzerliklerinden fazlasını taşımaz. bunlar zi­ hindeki ideleri değil onların yokluğunu ifade ederler. İlkinde. Gerçekten karanlığı gören biri olabilir.178 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme de. .

yalnızca duyularla algılanamaz. şekil ve hareketliliğe hâlâ sahiptir: Yeniden böldüğünüzde de aynı nitelikleri korur ki parçalar duyulmaz olana10 dek böl­ meyi sürdürseniz de tüm bu nitelikleri barındırıyor olmalıdırlar. kısım şöyledir: "Bu nitelikleri ele alırken. 10 Bölünebilirlik. Bölme işlemi (ki bir cismi havanla ya da başka bir cisimle du­ yulmaz parçalara ayırmaktır) herhangi bir cismin katılık. hareket ya da hareketsizlik. bir tahıl tanesini alın. her tanecikte de zihin bunları ayrılmaz olarak duyumsar: Örne­ ğin. düşünme ya da anlama yetisinin önündeki nesne her ne ise ona ide diyorum. Bak: İlkeler. sayı ve şekil gibi yalın ideler üreten cisim lerde gözlem leyebiliriz. Berkeley tarafından. her parça katılık. Ara sıra şeylerin "kendilerindeki ideler" söyleminde bulunduğum zaman nesne­ lerde bizde onları üreten niteliklerden söz ettiğim anlaşılmalı­ dır." Bu cüm le dördüncü baskıda aynen o zaman 10. [9Cisimlerde olduğu düşünülen nitelikler. ya da algılama. bir kartopunun bizde ürettiği beyaz. uzam. soğuk ve yuvarlaklık idelerini ondan bize yansı­ tan güce nitelikler derken. 9. duyulm az­ lığın başlangıcı uzay ve uzamın bölünebilirliğinin bitim ine getirilerek. Öncelikle. Zihnin kendinde algıladığı. bunların anlama yetimizdeki algıları ya da duyumlarına ideler adını veriyorum. parçalar algılanamaz oluncaya — sonsuza— dek sürer mi? Ojumlu bir yanıtla doğacak karışıklıklar. giderilm eye çalışılm ıştır. şekil ya da hareket yeteneğini alıp götürmez ancak bütün halin­ 9 İlk üç baskıda 9. üzerine ne kadar güç uygulanırsa uy­ gulansın cisim bu nitelikleri korur. böylece de uzay idem izin duyumun verebileceğinden fazlasını içermediği kabul edilerek. 123. maddenin algılanabilir ha­ cimde her taneciğinde duyum. Dolayısıyla. ve zihnimizde bir ide üreten gücü de bu gücü taşıyan öznenin nite­ liği olarak adlandırıyorum. sanırım.Yalın -Dı§ Duyum. uzam. iki parçaya bölün. . uzam. bu bi­ rincil olanları bizde katılık. kısım diye geçen kısm ın başında yer alan "Cismin kökensel ya da birincil nitelikleri dediklerim cisim den ayrılamaz niteliklerdir" şeklindeki cüm le gibi çıkarılmıştır.deleri zerine Diğer Düşünceler 179 8. hangi durumda olursa olsun cisimden kesinlikle ayrılmaz olan nitelikler vardır] ve ne kadar değişim ve başka­ laşım geçirirse geçirsin.

şekil. Kitap. tatlar ve benzeri ile donanmış olurdu ancak edim sel olarak yalnızca. [' C ism in bizde katılık. İki tür nitelik de dışım ızdaki şeylerin görünüşleri ya da etkileri olarak düşünüldüğünden iç duyum idelerinden ayrılırlar. 8. Bölümün konusudur. Fakat burada güç ne anlamda kullanılmıştır? Sürekli sonuç olm anın ötesinde bir şey midir? Cisim herhangi bir etkinin etkin nedeni olarak düşünülebilir mi? Bu sorularla birlikte güç idesi 21. F orm lar ve N iteliklerin K ökeni (Oxford. bölüm. 15 Duyusal şeyler. doku gibi birincil denilen daha genel duyulanımlar içerirdi. kendi atomlarının dokuları ve düzenleri içinde böylesi "güce" sahip midir ya da duyum larım ız ve uzamlı şeylerdeki değişm elerin asıl ve son nedeni olarak kabul edilebilir mi? 16 İlk üç baskıda bu kısım: "Bir sonra düşünülecek olan cisim lerin birbiri üzerinde nasıl işlem yaptıklarıdır. Kısım) güç idesi tüm iç ve dış duyum idelerim ize eşlik eder. 3. şekil. 14 L ocke burada şeylerin ikincil niteliklerine olumlu anlamlar getiren dış du­ yumların şeylerin doğal yasa çerçevesinde asıl atomlarının kipleşm eleri ile tüm üyle fiziksel olarak oluştukları ve dolayısıyla matematik esaslarına göre yorumlanabileceklerini doğruym uş gibi kabul ediyor. 1666) 13 Önceden de belirtildiği üzere (7. (Bak. hareket ya da hareketsizlik ve sayının yalın idelerini üreten bu niteliklere ben kökensel ya da birincil n itelikler^ diyorum. B öyle tarafından bu adlar ile sınıf­ landırılmıştır. uzam. 4. 12 M addenin nitelikleri.] 11. Bölüm . Kısım) Bununla birlikte uzamlı şeylerde dış duyumlarla bağıntının dayandığı bir şeyi varsayıyor. B öyle "Hiçbir duyarlı varlık var olm asaydı şimdi duyularım ızın nesneleri olan cisim ler belki renkler. 10. [ 16Üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir konu. hareket. ancak başka bir yerde de bunun yalnızca varsayım olduğunu ve dış duyumlara neden olan gücün kavrama alanımızın hâlâ daha uzağında kalan şeyi doğurabileceğini kabul ediyor. Bak: B öyle. Ateşin balmumunda yeni bir renk ya da kıvam oluşturma gücü bende daha önce almadığım yeni bir sıcaklık ya da yanma duyumu üretme gücü kadar ateşe ait bir niteliktir. ve bu açıkça itim gücü (itki) iledir başka . 2." diyor. cisim11 Bu cüm le ve sonraki kısım dördüncü baskıda yer almıştır.180 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme deki madde kütlesini iki ya da daha çok parçalara dönüştürür: Bir sürü ayrı cisim olarak ayrılan bu parçalar da belli bir sayıyı oluşturur. Nesnelerin bizde birincil nitelikleri yardımıyla çeşitli dış duyumlar üretmesini sağlayan güçlerine13 de ben ikincil nitelik­ ler adını veriyorum k i14 bu niteliklerden ayrı olarak öznede o kadar gerçeklik taşımayan yalnızca "güçler"15 diye düşünülen üçüncü bir tür daha vardır. Locke'tan önce.

kitap. Dördüncü baskıdaki değişiklik Stillingfleet'e verilen bir sözün yerine getirilm esi içindir: "Cisimlerin yalnızca ve yalnızca itme gü­ cüyle işlem yaptıklarını söylediğim doğrudur. O zaman öyle düşünüyor­ dum. bunun başka bir yolu yoktur Locke'a göre. çok çabuk geçtiklerinden. Başka bir yerde "Bizdeki ideler. Ayırt edilebilir büyüklükteki cisimlerin uzam. Kısım) Apaçık — çünkü cisim ler hareketin sürekliliği ile. Fakat B ay Newton'un eşsiz kitabından etkilenerek. (N orris H akkında Düşün­ celer. '] 12. "hareketin cism in bir parçasında meydana g elişiyle birlikte anlama yetisinde bir algı üretm esine” açıklam a getirm eye yanaşm ıyor. sayı ve hareketleri görme yetisiyle uzaktan da algılanabildiğinden20 kimi tek başına algı­ 17 18 19 20 bir şey le değil. Tanrının gücünü bu noktada dar kavramla­ rımla sınırlandırmaya kalkışmanın büyük bir küstahlık olduğunu kabul et­ tim. 17) Buradaki sözler ilk üç baskıda vardır ancak "cisimler uzaktan etkide bulu­ namazlar” ifadesi dördüncü baskıda kaldırılmıştır. 1699/ s: 468 Bak: 4. görüş çizgisindeki uzaklığın algısının görm e duyusunun bir doğrudan verisi olduğu yolunda mutlak bir anlam içermiyor. (Bak: 18. 3.ideleri Üzerine Diğer Düşünceler lerin bizde nasıl ide ürettikleridir ve buna yanıt cisimlerin tek 11 etkileme yolu olan itme güçleridir. yine de başka bir işlem yolu düşünemiyorum. bölüm. . şekil. V e dolayısıyla kitabımın sonraki bas­ kısında bu kısm ı düzeltm eye çalışacağım . cisim lere madde hakkında bildiklerim izle açıklanabilen ya da cism e ilişkin idem izden edinilenlerin üstünde güçler ve işlem yolları bağışlayabileceğinin bir delili ve de böyle yaptığına dair her yerde görülen ve sorgu­ lanmaz/kuşku duyulmaz örneğidir. D ışım ızdaki18 nesneler zihnimizde ideler üretirken biti­ şik değillerse ve bu birincil nitelikleri duyularımızın ağına tek başına düşenlerde algılıyorsak apaçıktır k i19 oradan sinirleri­ miz (can tinlerimiz) ve kimi organlarımızla. Bu. Benim anlayam adığım yollarla maddelerin birbirini çekim i Tanrının. 6. beynimiz ya da dış duyum merkezine. algılarım ızın bir şekilde bağlı olduğu. büyük olasılıkla şu ya da bu şekilde hareketin etkisidir ve ona bağlıdırlar gibi geliyor. ideyi zihni­ m izde üreten nesne duyum alanımızdan çıktığında aynı ideyi uzun süre tutmamız neredeyse imkânsızdır çünkü" diyor." (ikinci M ektu p’a Yanıt.Yalın -Dı§ Duyum. zihnimizde onlara ilişkin tikel idelerimizi üretmek için bir hareket iletimi söz konusudur. K ısım ) Hareketin kendi başına hareketten başka bir şey üretem eyeceğini söyler­ ken. isterse. organizmamızdaki hareketleri doğurabilirler. C ism in dokunm adığı şey üzerinde işlem yapm ası ya da dokunsa da hareket dışında herhangi bir yolla işlem yapması düşünüle­ mez'' şeklindedir.

22 Buradan dış duyum yalnızca insan bedeninin bir parçasında yol açılan ha­ reket ya da fiziksel bir izlenim anlamında mıdır? (Bak: 1. 13. 23. şekil ya da hareketini keşfedemediğimiz bezelye ya da dolu tanelerinden daha küçük su ve hava ve bun­ lardan da küçük cisim parçacıkları vardır. Birincil niteliklerin idelerinin üretilme biçimi ikinci nite­ liklerin ideleri için de geçerlidir. Örneğin.23 Tanrının hiçbir benzerlik taşımayan idelerle hare­ ketleri birbirine ulamış olması acı idesini etimizi kesen bir parça çelik parçasına tutturmuş olmasından daha kabul edilmez bir şey değildir. Bu nitelikler ayrıca hacim. Bölüm .21 Duyuları­ mızın hiçbiriyle hacim. bizce bilinm eyen bir yasaya göre işlediğinden Tanrı istencine bağlıyor: A lgılarız çünkü T ann bir şekilde bize algılam a gücü vermiştir. 24 Algının kendisi de böylece bilim sel olarak açıklanamaz niteliktedir.24 14. 25 İlk üç baskıda "ve dolayısıyla onlara İkincil Nitelikler diyorum" şeklindedir. sesler ve diğer benzer duyulur nitelikler için de geçerlidir ki bunlar nes­ nelerin kendilerinde var olan ve bizde çeşitli dış duyum lar üre­ ten güçlerdir aslında. Renkler ve kokulara ilişkin söylediklerim tatlar. . hareket diye adlandırdığımız birincil niteliklere bağlıdırlar [da­ ha önce söylediğim gibi ]. doku. şekil. ayrı şekil ve ha­ cimler ile farklı derece ve kipteki hareketleri olan böylesi du­ yulmaz madde taneciklerini itme gücüyle bir menekşe kendi güzel koku ve mavi renginin idelerinin zihnimizde üretilmesine neden olur. Orga­ nik izlenim lerden farklı olarak algılan Locke hareket yasaları ya da hare­ ketlerle değil.182 İnsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme lanamaz cisimler de gözlere onların aracılığıyla geliyor ve bizdeki ideleri üreten bir hareket böylece beyne ulaşıyordur. hacim ve sayısının renkler ve kokularından farklı dış duyum lar yarattığını22 düşünün. Locke'un. insanların duyularıyla algılanamaz oldukları halde var oldukları sonucuna vardığı asıl atomlar. 21 "Duyulmaz parçacıklar" yani. Kı­ sım ) 23 "Hareketler" burada uzamlı şeylere ilişkin dış duyum larım ızın mekanik nedeni ya da doğal ana nedeni olarak varsayılıyor. yani duyulmaz parçacıkların dış duyularımız üzerindeki etkisi söz konusudur. şu anda böylesi tane­ ciklerin duyularımızın ayrı ayrı organlarını etkileyen farklı ha­ reket ve şekil.

İlkinde söylenen benzerlik Locke'un sunulan görü­ nüş ya da idenin nesnel varlığını doğrulama dayanağıdır. mavi ya da ılık idedir fakat duyulmaz parçaların27 şekil. * M ide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelen dişbudak gibi ağaçlardan sızan koyu ve tatlımsı madde. yalnızca Tanrının üstün gücüyle doğada yerleştirilm iş olan işlem yöntem ine göre böylesi hareketlerle bağlantılı dış duyumları önceden uyarma işaretidir. daha belirsiz bir biçim de bir olasılıkla birincil nitelikler aslında onlara ilişkin idelerim iz iken şey­ lerde diğer niteliklere ilişkin hissettiklerim izle özdeşleştirilebilecek hiçbir şey yoktur dem ek ister. B erkeley. bir zihinsel idenin başka bir ide dışında hiçbir şeye benzeyem eyeceği ve bu durumda soyut idesel olm ayan. beyaz ve soğuk kadar acı idesi de üretiyorsa neden beyazlık ve soğukluk kadar acı da karda gerçekten olmasın. Bu nitelikler ci­ simlerde gerçekten var diye düşünülür genellikle. görünüşsel olmayan. Isıya neden olduğu sö y le­ nen hareket ona mal edilen dış duyumun asıl nedeni değildir. uzamlı şeylerin kendilerinin sunulduğu herhangi bir görünüşle benzerlik ya da özdeşlik taşıyam ayan. 27 "Duyulmaz" ancak katı ve hareket edebilir ya da birincil nitelikler taşır o l­ duğu varsayılan. Fakat.28 Kar. 28 Bak: Hume. doğrudan algılayanı olduğum uz şeyin. manna* beyaz ve tatlı adlarını bizde ürettikleri idelerden alırlar. Cisimlerin kendilerinde gerçekten var olan hiçbir şey idelerimizle benzeşmez. Cisimlerin birincil niteliklerine ilişkin ideler onların benzerleridir ve modelleri cisimlerin kendilerinde26 vardır. bir algının uzamlı olanı su­ nabildiği ölçüde şeylerin kendilerine.29 kar bunların 26 Bu. doğrudan algıladığım ız ide. ısı ve ışık. kendi hisettiğim iz dış duyumlardır. 12. maddeyi temsil edem eyeceğini görerek her iki durumda da özdeşlik ya da benzerliğin olanaksız olacağı savını getirir. beyaz ve soğuk.deleri Üzerine Diğer Düşünceler 183 15. ikincil nitelikler bağlamında. duyulur şeylerin gerçek ya da birincil nitelikleri söz konusuysa. Bunlar bizde dış duyumları üreten birer güçtürler cisimlerde.Yalın -Dı Duyum. Fa­ kat bizde ikincil niteliklerle üretilen ideler hiçbir benzerlik taşı­ mazlar kendileriyle. K udret helvası ve ruhani gıda anlamlarında da kullanılır. insanın A nlam a Yetisi Ü zerine A raştırm a. yani idenin. Alev. Locke. Tatlı. 16. hacim ve hareketi zaten ci­ simlerin kendilerindedir. kendisi görünen cism e ait olduğunu im a eder. bunun karşısına. 29 Berkeley bizdeki bu üretimi son ya da tam etkili nedenselliğin değil işaret ve işaret edilen şeyin bir örneği olarak görüyor. kar. Belli bir uzaklıkta bizde ılıklık duyumunu yaratan ateş yaklaşıldığında bir acı duyumu yaratıyorsa o zaman ateşin ürettiği ılıklık idesi kadar acı idesi de ateşte gerçekten var denilebilmelidir. . K ısım .

tat. burnun koklamasını engellersek. öyle ki varlıkları algılamadan başka bir şey değildir. dolayısıyla gerçek ni­ telikler diye de adlandırılabilirler. Duyulur hacimde bir parça manna bizde yuvarlak ya da karesel bir şeklin idesini üretebilir. . kulağın sesleri duyması. Hume'un "görülmeyen ve güçlü içgüdü" diye adlan­ dırdığı duyularla sunulan im gelerin aslında dışım ızdaki şeylerin kendile­ rinin bir sunumu olduğunu varsaym am ızı sağlayan şeyin peşinde. H ylas ve Philonous Arasındaki İlk Diyalog'a bakarsanız gerçekten de Tanrı ve sonlu var­ lıklarda tüm bilinçli ve algılı yaşam ın yok edilm esinin şeylerin ikincil ni­ telikleriyle birlikte birincil ya da gerçek niteliklerini de anlam sız kılacağı­ nın savunulduğunu görebilirsiniz.184 nsanın Anlama Yetisi Ü2erine ir Deneme hiçbirini katı parçalarının hacim. Dış duyumları onlara kapatır. Dikkate alalım ya da almayalım hem hareket hem de şekil manna'da gerçekten vardır. çünkü ona göre katılık. yalnızca tikel ideler olduklarından tüm koku. damağın tat alması. Locke.31 Bunun dışında bizde hastalık ve bazen şiddetli acı ve karın ağrısı du­ 30 Çünkü hiçbir şey bir duyum ya da ide gibi olam az. renk ve sesler kaybolur gider ve parçaların hacim. "İdede ya da varlıkta bir daire ya da kare aynıdır. gözün renk ya da ışığı görmesi. gerçek niteliklere ilişkin idelerim izin nesnel niteliklerin kendilerine benzediği ya da gerçekte onlarla özdeş olduğu yolunda Locke'un sunduğu bir kanıttır. şekil ve hareketleri gerçekten kendilerindedir ki bunun duyularla algıla­ nıp algılanmaması bir şeyi değiştirmez. ideler tam am ıyla birincil ya da gerçek nitelik­ lere benzerler. beyazlık ya da soğukluk cisimlerde ancak manna'da acı ya da hastalık bulun­ ması kadar gerçektirler. — yani zihinde ya da manna'da— " B öylece L ocke şekil ve hareketlerin duyumsal ide ya da görünüşlerini gördüğümüz ve dokunduğumuz şeylerdeki gerçek şekil ve hareketlerle özdeşleştiriyor. ısı. bir yerden bir yere konularak da hareket idesi gelir. sayı. şekil. Ateşin ya da karın parçalarının tikel hacim. Berkeley duyulur dünyanın bağım sız ya da tözsel varlığına karşı çıkar. Fakat ışık. şekil ve hareketlerine yani ilk nedenlerine hapsolurlar. idede ya da gerçekte yuvarlaklık ya da kare aynıdır. sayı ve hareketi olmadan bizde yaratabilir mi? 17. ancak bir dış duyum ya da ide olabilir. 31 Bu.30 18. şekil ve hareket ideleri herhangi biri tarafından algılanamaz olduğunda gerçek nitelikler de tümüyle yok olm alı­ lar. Bu hareket idesi bu bir parça manna'da gerçekten var olan hareketi temsil eder.

Yalın -Dış Duyum. Acı ve hastalık kadar beyazlık ve tatlılık da manna'nın duyulmaz parçalarının hareketi. Bütün bilinçli yaşam ya da algılam a birden yok edilirse. beyazlık ve kırmızılık ideleri ışıktaki so­ maki taşında var mıdır gerçekten? Gerçekten de bu sert taş kimi parçalarına kırmızılık idesi üretecek biçimde kimine de beyazlık idesi üretecek biçimde çarpıp dönen ışık yansılarını iletecek bir biçimdedir.34 32 Şeylerde içkin sürekli etkin Tanrısal Akıl'ın bizde bu dış duyumları üret­ m ekle meşgul olduğunu belirtiyor. Gözler ve damak aracılığıyla üretilenlerin mide ve bağırsaklarla üretilenlerden daha fazla manna'da gerçekten var ya da manna'nın acı ve hastalık ideleri hissedilmediklerinde yok diye düşünülmesinin nedenini açıklamak gerekiyor. ancak ışığı yine üzerine tutarsak bu görünüşlere yeniden kavuşuruz. Kendinde var olmayan hastalık ve acıya ilişkin seçik ideleri mide ve bağırsaklar üzerindeki işlem­ lerinin etkileri diye düşündüğümüz gibi beyazlık ve tatlılık ide­ lerini de gözler ile damak üzerindeki işlemlerinin etkileri olarak görmeliyiz. fakat bizde böyle bir duyuma yol açan güçte bir do­ kudur somaki taşında her zaman var olan.32 Ancak bu duyumlar kendinde gerçekten var olmayan fakat bizdeki işlemlerinin doğurduğu etkilerdir. . Karanlıkta hiç rengi olmadığı belliyken. büyüklük ve şekli ile bizde yaptığı iş­ lemlerin itkileridir yalnızca. 34 Berkeley benzer biçim de katı olanın algılayıcı zihne bağlı olduğunu savu­ nuyor. ‘' 19. 33 Berkeley Locke'un sürekli şeylere bağladığı tüm görünüşleri geçici dış duyum duygularının içine karıştıracak biçim de gerçek ya da birincil nite­ liklere dair benzer bir sav kullanıyor. Gelin somaki taşındaki kırmızı ve beyaz renkleri düşü­ nelim: Üzerine ışık düşmesini önlersek renkleri kaybolur ve bizde artık bu tür görünüşleri üretmez. beyazlık ve kırmızılık değil.deleri Üzerine Diğer Düşünceler 185 yumları da üretebilir. tüm duyulur şeyler dünyası gerçekliğini yitirir ki karanlıkta renksiz/silik olan bir odanın içindeki bir sürü rengin ışığın girişiyle ortaya çıkm ası gibi öz-bilinçli ya­ şam ın yeniden dönüşü ile bu gerçeklik de varlığına kavuşur.

37 22.186 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 20. tüm işleyiş yasaları bilinebilse şeylerdeki ve duyumlarımızdaki tüm değişiklikler tahmin edilebilir ve böylece doğanın kusursuz bir bilim sel yorumuna ulaşılabilir. ve böylece farklı sıcak ve soğuk duyumlarına yol açar. Sıcaklığın. Biraz önce istemediğim kadar fiziksel açıklamalara dal­ 35 Locke birçok yerde duyulur şeylerdeki bu güçlerin hepsinin hareketler ve doku değişikliği ile açıklanabilir olduğunu ve bunların etkilerinin bizde dış duyumlar ile dokudaki değişim ler dolayısıyla organizm a dışı cisim lerin görünüşündeki etkiler ve değişm eler olarak gerçekleştiklerini ima eder. doğanın tanıtlanabilir bilgisi insanın deneyim ve zekâsını aşar. B öyleyse ve dünyadaki tüm hareketler. 37 D ış duyumların asıl ya da gerçek etkili nedenleri olarak görülm em esi ge­ reken fiziksel nedenleri ya da işaretleri olarak. sinirlerimizin çok ince parça­ cıklarındaki belli bir tür ve derecedeki hareketinden başka bir şey olmadığını düşünürsek. Bir bademi ezdiğinizde açık beyaz rengin kirlendiğini ve tatlılığının bozulduğunu. Sıcak ve soğuk duyumu. bu ideler gerçekten suda var olsa bile aynı anda hem soğuk hem sıcak olmamalıdır en azın­ dan. Şu da var ki. yalnızca bedenimizin çok kü­ çük parçalarının hareketinde başka bir cismin zerrelerinin yol açtığı artış ya da azalış ise bu hareketin bir elde diğerine göre daha büyük olması kolayca anlaşılabilir. diğerindeki hareketi de azaltır. 36 İlk Diyalog'da Berkeley de b öyle yazıyor. yağlandığını görürsünüz. diğerininkinden daha az hareket içerirse doğal olarak bir eldeki hareketi artırır. . Hume'un da birincil nitelikler konusunda benzer bir savı vardır. aynı suyun aynı zamanda bir elde sıcak diğerinde soğuk duyumları yaratmasını olanaksız bulma­ yız. Bu noktadan sonıtı aynı suyun aynı zamanda bir el ile soğuk diğeriyle sıcak idesi üretebilmesine açıklık getirebiliriz:36 Şimdi burada şöyle bir durum var. Havanla dö­ verek bir cisim üzerinde dokusunun bir değiştirilişinden başka ne gerçekten değiştirilebilir?35 21. Fakat bu ola­ mayacağından. ellerimizdeyken. şekil bir elde kare diğerinde küre duyumu ya­ ratmaz. İki ele birden değdiri­ len bir cisim kendi ufak parçacıklarında ellerden birininkinden daha çok.

Ancak. Hamilton da bazen "Locke’un uy­ gunsuz dilini değiştirip birincil niteliklerin ideleri ya da kavramları benzer demek yerine yalnızca tümüyle nesnelerini temsil ettikleri. şekil. Reid. — Umarım. 23. uzamlı gerçekliğni kendisinin bir doğrudan sezgisi ulaşırsa ancak sahip olabileceği­ miz doğalarına ilişkin bir bilgi sunduklarını söylersek. sayı ya da hareketsizlik ve cisimler yeterince ayırt edile­ bilecekleri kadar büyük olduğunda algılayabildiklerimiz) birincil ve gerçek niteliklerden algılanmaz işlemleri sonucu ortaya çıkan güçlerinden başka bir şey olmayan ikincil ve yüklenmiş nite­ likleri ayırmak için gerektiğinden. Bölüm . sf: 842) 41 Yani. ci­ simlerde vardır. (Hamilton. yani bize. duyu üstü çıkarımla değil duyularımızla keşfedebileceğim iz. durum ve hareket ya da hareketsizliği.. algılayalım ya da algılamayalım. dış duyumun doğasını biraz anlaşılır kıl­ mak ve cisimlerdeki nitelikler ile onlar tarafından zihnimizde üretilen ideler arasındaki farkın iyice kavranmasını sağlamak böylece bu bağlamda daha açık bir dilde konuşmak açısından gerekliydi bu. Reid'in öğretisiyle Locke'unki tam bir uygunluk taşırdı.Yalın —Dış Duyum. ancak zihindeki ideleri varlık tarafından üretilen görünüşler olarak nitelendiriyor. Cisimlerde üç tür nitelik göz çarpar: (1) Katı parçalarının hacim. F elsefe Tarihi bu ifadelerdeki farkı gösterir gibidir..41 o zaman şeyin kendine özgü idesini edinebiliriz.deleri zerine Diğer Düşünceler 187 dım sanırım. sayı. ve duyularımızla bunları keşfedebileceğimiz ölçüde iseler .) 40 L ocke’un öğretisine Cousin tarafından maddesel ve tinsel şeyler arasında değil yalnızca maddesel şeylerin kendi aralarındaki benzerlikten söz ede­ b ileceğim iz temel alınarak karşı çıkılıyor. Locke birincil nitelikleri gerçek ya da gerçeğin tam benzeri ve gerçekte aynı görüyor. uzam. şekil. 23. 39 L ocke birincil (asıl) yapı algılanabilseydi ikincil nitelikler kaybolurdu d i­ yor... bu kadar çok tikel cisim oluşturan katı uzamlı bir töz ola­ rak tanımlanıyor ve hareketin daha açık bir idesini kazandırmak için söz­ cüklerin gereksiz kalacağı ölçüde görme ve dokunma aracılığıyla bilindiği söyleniyor. . hangilerinin olmadığını da öğrenebiliriz inancındayım..39 Bu sayede hangi idelerin cisimlerde gerçekten var olan bir şeyin benzerleri40 ol­ duğunu. bunlar. doğa felsefesinde38 yaptığım bu kü­ çük gezinti." der. Kitap. cisimlerin kendilerinde hep var olan (katılık. 2. Bu saydıklarım birincil niteliklerdir. 38 D o ğ a l Felsefenin E sasları adlı çalışm asında madde ayrı görünüşlerle kavrandığından. bağışlanır. (Bak: 2.

10. (3) Bir cisimde birincil niteliklerinin tikel yapısı nedeniyle var olan. tat. maddenin birincil ya da gerçek nitelikleri ile belirlenmesinin tersine. şekil. yum uşaklık ve akıcılık nitelik­ lerine özel bir yer ayırmıyor. Kısım) L ocke böyle düşünmüyor. Son iki tür nitelik de başka cisimlerle bağıntılı ve kö­ kensel niteliklerin farklı kipleşmelerinden doğan güçlerden 4 2 İkincil nitelikler ve şeylerin diğer güçlerinin bu ve sonraki kısımlarda ya­ pılan uslam lam a ya da açıklam ası başka bir yerde daha belirsiz bir şekilde tümüyle doğrulanamayacak olası bir varsayım olarak ifade edilmektedir. 45 Bazılarınca. Baskıda eklenmiştir. Bölüm . . algılasak da algılamasak da. fakat yalnızca görünüyorlardır ve kuruntudurlar. doku ve hareketi üze­ rinde duyularımızda öncekinden farklı etkiler yaratacak biçimde bir değişiklik yapma gücü de vardır. Güneş balmumunu beyaz­ latma. 2. Her durumda uzamlı katida benzem eyen bir nedenin sürekli/değişm ez et­ kileri diye varsayılmaktadırlar. sertlik.] Bunlardan ilkine gerçek. Hobbes: "Du­ yularımızın dünyada olduklarını düşündürdüğü nitelikler orada değildirler. Şu da var ki cism e ilişkin olumlu kavramı­ mızda mutlak bulunan uzayda yer kaplama niteliği gibi gerçek ya da birincil nitelik değiller. Reid'in ve diğerlerinin cisim lerin gerçek ya da birincil nitelikleri olarak gördükleri pürüzlük. ateş de kurşunu eritme gücüne sahiptir. düzlük. koku gibi şeylerin idelerini yaratma gücüdür genelde duyulur nitelikler43 diye ad­ landırılan. 24.188 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme (2) Bir cisimde duyulmaz birincil nitelikler42 nedeniyle var olan. duyularımızdan her biri üzerinde ayrı biçimlerde işlem yapma ve böylece bizde çeşitli renk. [44Bunlar genelde güçler diye adlandırılır. kökensel ya da birincil nitelikler denebilir çünkü şeylerin kendilerinde. hep vardırlar ve ikincil nitelikler de bunların farklı kipleşmelerine bağlıdırlar. bir başka cismin hacim.45 Diğer ikisi başka şeyler üzerinde farklı edimlerde bulunma güçleridir ve birincil niteliklerin farklı kipleşmelerinden doğarlar. 4 4 4. Hamilton bunları birincil ve ikincil niteliklerin bir karışımı anlamına gelen secundo p rim a ry diye adlandırıyor. bunlar asıl nitelikler olarak ayrı bir yere konuyorlar. 43 Locke. ses." (İnsan D o­ ğası. dünyada bizim dışım ızda gerçekten olan şeyler bu görüntülere neden olan hareketlerdir.

hacim ya da hareketini keş­ fedebiliyor ne de cisimlerin şekil. Biri gözlerim ya da ellerimin duyulmaz parçalarının bir kısmının hareket. Örneğin. yani.Yalın -Dış Duyum. sesler ve benzerine iliş­ kin idelerimiz içlerinde hacim. ısı ya da ışık idesi genelde güneşte var olan ve yalnızca güç olmaktan öte gerçek nitelikler olarak düşünülürler. diğeri balmumunun duyulmaz parçalarının hareket. Hepsi de eşit ölçüde güneşte birincil niteliklerine bağlı güçlerdir. hacim. hacim veya dokusunu bende ışık ya da ısı idesi yaratacak biçimde değiştirebilme. tıpkı güne­ şin etkisiyle balmumunda gerçekleşen değişiklikler gibi. şekil ya da harekete ait hiçbir şey barındırmadığından onları kendilerini üretirken gözlemleyemediğimiz ve görünürde bir bağıntı sergilemedikleri birincil nite­ liklerin etkileri olarak düşünmeye yatkın değiliz. Sonuç olarak bu ideleri nesnelerin kendilerinde gerçekten var olan bir şeyin benzerleri olarak imgelemeye yöneliyoruz. Fakat güneşi balmumu ile ilintili olarak ele alırsak. çünkü bence ayrı renkler. çeşitli bileşim ve hareketleri içindeki atomların güçlerine bağlanıyor. Güneş ile aydınlandığım ya da ısındığımda bende bulunan algılardır ısı ya da ışık. 25. Çünkü ne dış duyum onların üretiminde parçaların şekil. .46 İkincil nitelikler şeylerin bizi etkileyen gerçek nitelikleri olarak görülürler: Fakat üçüncül nitelikler yalnızca güçler diye adlan­ dırılıp öyle ele alınırlar. şekil ya da dokusunu onun bende seçik beyaz ve kalıcı idelerini yaratmasını sağlayacak biçimde değiştirebilme gücüdür aslında. balmumu güneşten erir ya da ağarır ki bunun sonucunda onda gördüğümüz beyazlık ve yumuşaklık güneşteki nitelikler değil güçlerle üretilen etkilerdir. Biri genelde gerçek nitelikler. şekil. hacim ve hareketleri ile zi­ 46 H issettiğim iz dış duyumlar ve tüm diğer duyu görünüşleri sonunda Locke tarafından m oleküler etkinliğe.deleri Üzerine Diğer Düşünceler 189 başka bir şey değillerse de genelde başka türlü düşünülürler. diğeri yalnızca güçler diye düşünülüyor.

47 Güneşten ısı ve ışık idesini edindiğim izde bunları güneşteki niteliklerin algıları ve benzerleri diye düşünmeye yatkınken güneş altında balmumunun renginin değiştiğini gördüğümüzde bu yeni rengi güneşteki bir şeyin karşılığı ya da benzeri olarak ele almıyoruz. neden ve onun etkileri arasında ayırt edilebilir bir denklik yok. yani. Sözü edilen birincil nitelikler dışındaki her şey yine bi­ rincil niteliklere bağlı. cisimleri birbirinden ayırt etmemizi sağ­ layan kimi güçlerdir yalnızca. 49 26. bu yüzden de buna gücün yalnızca bir etkisi olarak bakıyoruz. . çünkü güneşin kendinde o farklı rengi bulamı­ yoruz. Dış duyularımız iki farklı dış nesnede yer alan nitelikle­ rin benzerliği ya da benzemezliğini gözlemleyebildiğinden bir öznedeki duyulur niteliğin etkileyende gerçekten bulunan bir ni­ teliğin iletimi değil yalnızca gücün bir etkisi olduğu sonucunu çıkarm aya k alkışıyoruz48 Fakat bizde üretilen ide ile onu üreten nesnenin niteliği arasındaki benzemezliği keşfedecek yetenekte olmayan duyularımız yüzünden idelerimizin nesne­ lerdeki bir şeyin benzerleri olduğu ve onların bizdeki idelerle benzerlik taşımayan birincil niteliklerin kipleşmesinden doğan belli güçlerin etkileri olmadığını imgelemek durumunda kalıyoruz. Bu güçlerle cisimler ya bedenle­ rimize doğrudan etki ederek ya da başka cisimler üzerindeki iş­ lemleriyle bizde bunların daha öncekinden farklı izlenimler bı4 7 Burada da Locke. fiziksel b ilgiyi cisim lerdeki ardıl değişm elerin tümüyle atomların yapısı ve davranışıyla açıklanabildiği m oleküler fiziğ e dönüş­ türme eğilim inde. Fakat cisimlerin birbirinin niteliklerini değiştirme işlemle­ rini gözlemlediğimizde üretilen niteliğin genelde onu üreten şeyde herhangi bir benzerinin olmadığını açıkça görebiliyoruz. 49 "İdelerimiz" ikincil ya da dış niteliklere ilişkin. 48 "Herhangi bir öznede" yani bir cism in diğer bir cisim içinde — salt güç.190 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme hinde mavi ya da san gibi algıları üretmesine akıl erdirebiliyoruz.

duyu dünyası alanında ve duyulur şeylerin duyarlı zihne bağımlı ya da bağım sızlığı bağlamında. Bölüm (özellik le 1-4. içeriğine ilişkin ünlü sorusu bu bölümde sunulan maddesel güçler ve niteliklerin analizinden doğmuştur.50 50 Berkeley'in gerçekliğin.deleri zerine Diğer Düşünceler 191 rakacak etkiler yaparak dolaylı yoldan ideler üretirler. Kısımlar) ve 23. Kısımlar) ile karşılaştırılıp burada çok az hissedilecek biçim de sözü edilen töz ve güç idelerimiz konusunda Locke'un düşünceleri daha iyi anlaşılabilir. Buna göre ikincil nitelikleri doğrudan algılanabilir ve dolaylı algılanabilir diye ayırabiliriz.Yalın -Dı Duyum. bölüm (özellik le 7-13. . Bu bölüm 21.

Algılam a1 idelerimiz alanında kullanılan ilk zihinsel yeti2 olduğundan iç duyumdan edindiğimiz ilk ve en yalın idedir ve bazılarınca genel anlamıyla "düşünme" diye de adlandırılır.4 2.3 Algılama zihnin çoğunlukla edilgin olduğu bir alandır ki algıladığı şeyi algılamaktan kaçınamaz. 3. K ışım a bakınız. K ısım . K ısım . İn­ gilizcede "thinking" (düşünme) zihnin kendi ideleri üzerinde et­ kin olarak yer aldığı bir işlem türüdür. . Bu duyumu 1 2 3 4 Bak: 4. hissettiği ya da düşündüğü za­ man aslında ne yaptığı üzerinde kendi kendini dinlediğinde al­ gılamanın ne olduğunu daha iyi kavrayacaktır. Kitap. Zihninde olup bitenleri duyan biri algılamanın ayırdına varabilir. V e aynı biçim de. Bu ve sonraki iki bölüm yetileri ve iç duyum um uzla edindiğim iz ideleri ele alırken yetileri yalın iç duyum idelerine bir tür ek olarak değer­ lendiriyor. Herkes gördüğü. Bölüm .9. Denem edeki üç farklı algı anlamı konusuda 2.. bölüm. BOLUM ALGILAMA 1. 2. Çoğu çağdaşı gibi L ocke da düşünce ve düşünm eyi şim di fenciler arasında yaygın olandan daha geniş bir anlamda kullanıyor. bilincinde olduğum edimler ya da durumlar gerçekten oluştuğunda onların bilincine varmada benim bir katkım olamaz" diyor. Berkeley bu konuda "Gün ışığında gözlerim açıkken görmek ya da görm em ek veya tikel nes­ nelerin kendilerini bana nasıl sunacaklarını belirlemek yönünde bir güce sahip değilim. 14. L ocke bilişsel yaşamı özbilinçli etmenlerde var olan yetiler varsayımı ile açıklıyor. bu sırada herhangi bir şeyi dikkat harcayarak irdeler. 21. Kitap. 1.. D ış ya da iç duyumda edim sel olarak var olan ideler ya da görünüşler im ­ gesel betimlemeler tarzında istence bağlı değildirler. 5. duyduğu. Bölüm .

ancak bilgi hep fel­ sefi boyutta yetersiz kalacaktır.6 Öyle ki. Bu. doğum öncesi bir duyum deneyim inde edinildilerse. bu dünyada algılam am ız tinsel işlem lerin kaynaklandığı hücresel hareket kiplerince belirleniyorsa da. . Doğmadan önce edinilseler de Locke'un anladığı anlamda. bedende oluşan değişimler zihne ulaş­ maz ve dış duyular üzerinde bırakılan izlenimler zihnin dikka­ tini çekmezse algılama olmaz. 5. Bu organik koşulları daha ayrıntılı sapta­ mak bilim sel anlamda önem lidir ve çok yararlı olabilir. 4. ci­ simlerdeki hareketle ters düşer.almayan ne kadar anlatılırsa anlatılsın algılamaya ilişkin tek bir kavrama kavuşamaz. Dolayısıyla çocukların. organ tarafından iletiliyorsa da anlama yetisinde dikkate alınmadığı ve böylece zihinde hiçbir ide oluş­ turmadığı için duyumun gerçekleşmemesinden kaynaklıdır.5 Beyne taşınmadıkça ve zihinde ısı duyumu ya da acı idesi üretilmedikçe ateş bedenimizi bir odun gibi yakabilir: Edimsel algılamanın yeri zihindir. zihninin kimi nesneleri düşünmekte ve dikkatle oradaki ideleri incelemekteyken sesli cisimlerin işitme organı üzerinde ses idesini üreten aynı deği­ şimle bıraktığı izlenimlere duyarsız kaldığını gözlemleyebilir mi? Organ üzerinde yeterli bir etki olabilir fakat zihnin gözlem alanına girmediğinden hiçbir algılama oluşmaz: Ve ses idesini üreten hareket havada gerçekleşiyorsa da hiçbir ses duyulmaz. 3. gerçekte anlama yetisindeki etkinliği ve etkin varlığını birincil algıla­ mada dahi bir t -.as olarak yansıtıyor. duyma ya da algılamanın olduğu yerde gerçekten bir ide üretilir ve anlama yetisinde yerini alır. ideyi üreten etki. doğuştan olamazlar. onları ana karnındayken etkileyen nesnelere ilişkin duyularının etkinliği ile doğmadan önce7 çev­ relerindeki cisimlerin ya da gereksinimlerinin kaçınılmaz etkileri olarak birkaç ideye sahip olduklarından kuşkuluyum ki bu ideler 5 6 7 A lgılayan ve öz-bilinçli yaşam bu durumda. Bu durumda duyum yoksunluğu o organdaki bir eksiklikten ya da kulakların her zamankinden daha az etkileniyor olmasından değil. Şurası kesindir ki. Bir insan kendi ne kadar sıklıkla.

onlar zihne herhangi bir rast­ lantısal değişim ya da beden üzerindeki etkiler yoluyla gelme­ dikleri gibi zihne varlığı ve yaradılışının en başında yazılmış ilk harflerdir. hiç acının eşlik etmediği idelerle dolmak için ne kadar açgözlü olduğunu çok az gözlemleyebilirsiniz. Burada dış duyumun etkileri olarak söz edilenler yalnızca bedenin kimi duyulanımlarından gelen ve do­ layısıyla zihnin dışındaki bir şeye bağlı olanlardır. Nasıl yatırırsanız yatırın gözlerini hep ışığın geldiği yöne çeviren bebeklerde zihnin. bu sanıya göre. Doğduktan sonra da karşılarına ilk çıkan nitelikler en erken işlenmiş ideler olarak zihinlerinde yer alırlar ki bunlar arasında en önemli ve etkili olanlardan biri de ışıktır. önyargı ile değiştirilirler. organik izlenim lere şeylerin bilgisi deneyim verilerinden önce edinilem eyecek şekilde bağımlı olsalar da bu ortaya çıkan tüm idelerin onları öne çıkarm ış olan olası izlenim lerde çö­ züm lenebilecekleri anlamına gelm ez. Dış duyum yoluyla edindiğimiz ideler.8 7. . Çocukların dünyada ilk karşılaştıkları koşullara göre değişiklik gösterdiklerinden zihne önce giren idelerin sırası da değişkendir ve belirsizdir. Şu var ki. doğmadan önce ya da sonra. algılama dikkate alınmadan. benimse yadsıdığım doğuştan il­ kelerle ilgisiz şeylerdir.194 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme arasında açlık ve sıcaklık ideleri çocukların ilk sahip oldukları ve vazgeçemedikleridir denebilir. 8 İdelerimiz. diğer duyu idelerinden yalnızca daha önce üretilmiş olmaları ile ayrılırlar. yetişkin insanlarda sıklıkla. çocukların dünyaya gelmeden önce kimi ideler edinmiş olduklarını imgelemek akıl dışı olmasa da bu yalın ideler kimilerinin savunduğu. 6. 8. Kimi idelerin çocukların zihinlerine ana karnındayken varlıklarının korunması ve sürmesi açısından gereksinildiklerinden sokulmuş olduğunu varsayabiliriz. zaten ilk tanıştığı­ mız idenin ne olduğunu bilmek de o kadar önemli değil. Halbuki doğuştan ilkelerin tümüyle başka bir doğası olduğu varsayılmaktadır.

(G örm e Üzerine Denem e. sumermeri ve benzerinden tek renk bir yuvarlak küre koyduğumuzda zihnimizde yer yer gölgelenmiş tam bir daire idesi yerleşir. bu alışkanlıkla. hemen görünüşleri asıllarına çevirir. doğrudan algılanan işaretleri bunların gösterdiği dolaylı algılanan görünüşlere dönüştürür. B erkeley. alışkanlık ya da deneyim in daha fazla katkıda bulunduğunu gösteriyor. Bölüm . ortak im geleri yoksa da. birkaç ay önce bana gönderdiği bir mektupta13 dile getirdiği bir problemi aktaracağım şimdi: Şöyle ki. "Kör doğmuş bir insan düşünün." ile getirdiği açıklam a vardır.10 Öyle ki tümüyle gölge veya renk çeşitlemesi olan görünüşten şekli anlayarak zihin. K ısım ) . "Perspektif. Görme ve dokunma ile bildirilen uzam kavramının. Bölüm de Leibniz Locke'un bu problemi çözüş biçim i kadar iddia edilen benzem ezliği de tar­ tışıyor ve kör doğm uş insan önceden yalnızca dokunarak küp ve kürenin orada olduğunu bilseydi gözleri açılır açılm az duyumsal dokunma verileri­ nin de yardımıyla aklını kullanarak onları ayırt edebilirdi.Algılama 195 Gözlerimizin önüne altın. gerçek büyüklük ve gerçek uzaklıklarının görünm ezliği kuramı ve özellik le görülür ve do­ kunulur uzama ilişkin karşı savının doğrulanması için yer veriyor." (R eid. Berkeley'in "bildirim/ sunum" dediği. 6. "algılarım ızın (edinilm iş) ortaya çıkışı. 132. gölgelem e. Bölüm . kabartma ve boyam a şeyleri göze yansıttığı görü­ nüşün kopyalanm asından başka bir şey değildir. 3. 5. Locke'un yayınlanm ış yazışm aları arasında M olyneux'tan gelen 2 Mart 1693 tarihli bir mektupta burada yazılan bölüm bir eğlence problemi adı altında yer alıyor. şeylerin gerçek şekil. (Görünenlerin geom etrisi ve benzeri konular için bak: Reid. A raştırm a. şimdi bir yetişkin ve dokunarak bir 9 10 11 12 13 Bu kısımda Locke'un duyu algılarının evrim ine. aynı o l­ duğunu ima ediyor ki bu da duyum imgelerini (vorstellungen) soyut zihin kavramlarından ayırt etm e gereğini gösteriyor. çeşitli renklerde bir düz­ lem idesi edindiğimiz zaman bile bir dış bükey şekil ve tek tip bir renk algısını şeklin işareti olarak kendine mal eder.9 Fakat dış bükey cisimlerin bizde yaratabileceği görünüşlere ve cisimlerin duyulur şekillerinin farklılığı ile ışık yansım alarında oluşan değişikliklere alışkın olduğumuzdan önyargı. buna.11 [Bay12 Molyneux'un. 133 kısımlar) Yeni D enem eler 9. çünkü aksi tak­ dirde kör doğm uş bir insan yalnızca dokunarak bu problemdeki insanın yapabildiğinin tersine geometrinin esaslarını öğrenem ez diyor. K ısım ) Bu kısım İkinci Baskıda eklenm iştir. A raştırm a. Yani. Burada şeylerin doğrudan algılarının üretiminde doğa ya da açıklanamaz yetinin görünenden daha az. 9.

"Çünkü bir küp. Elinde baskı yapmış olan. Dokunmadan yalnızca göre­ rek bunların hangisinin küre hangisinin küp olduğunu söyleye­ bilir mi?" Buna kendi yanıtı olumsuz. Ar­ kadaşım olmasından gurur duyduğum 14 bu bayla aynı görüşte­ yim ve sanıyorum ki kör adam. Şimdi de masanın üzerine bu küp ve küreyi koyduğumuzu. gelişim ve edinilmiş kavram lara15 ne kadar bağımlı olunduğunu anlaması açısından bir fırsat olarak gördüm saygı­ değer dostumun bana ilettiği bu problemi kitabımda aktarmayı. ilk bakışta." dördüncü baskıda çıkarılm ış ve M olyneux'un 1698'de Oates'a Locke'u ziyaretinden bir yılı aşkın bir süre sonra bu dördüncü baskı yapılm ış­ tır. Önyargı görme yetisi ile edinilen idelerimizde olağandır. bilim de ve felsefede sunulmuş duyu idelerinin derece derece varılan anlam lannın kesin/asıl mantığını araştırmadan bırakıyor.] 9. şekil ve harekete16 ilişkin çok 14 İkinci ve üçüncü baskılarda geçen "Onu görme mutluluğuna erişem esem de. uzay. küpün bir dış açısı gözüne de aynı etkiyi yapacak m ıdır acaba" diye açıklamış bu yanıtını da. alışkanlık ve bildirimin zihinsel gelişim im izin erken dönemlerinde büyük yeri olduğunun tek örnekleridir. bunu yaşamış ancak görme duyusunda nasıl bir etki yaratacağına ilişkin deneyimi yok. kör adamın da görmeye başladığını düşünün. Şekil ve uzam konusunda. 16 Berkeley "Uzay ya da uzaklık ne kadar işitm eye ilişkin bir nesne ise gör­ m eye de bu kadar ilişkindir. ışık ve renkler hariç . Okuyucumun de­ neyim..196 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme küp ile küreyi ayırt etmeyi öğrenmiş. ancak dokunarak şekil farklılıklarını hissedebiliyor ve adlarını yanılmadan söylüyordu. bir küre dokunma duyusunu nasıl etkiliyor. Lo'cke'un insanların başlangıçta her şeyden habersiz ve gerçek varlığın bilgisi ile tüm ideleri için deneyim den derece derece kazanımlara bağlı oldukları yolun­ daki asıl savına tümüyle destek çıkıyor. Aynı metalden yapılmış neredeyse aynı büyüklükteki bu iki cisme ayrı ayrı dokunarak hangisinin küp hangisinin küre olduğunu söyleyebiliyor. gözleri görmezken. Fakat Locke. 15 E dinilm iş görm e algılan . yalnızca görerek hangisinin küre hangisinin küp olduğunu söyleyemeyecektir. Tüm duyularımızın en karmaşığı olan görme duyusu zihinleri­ mize yalnızca bu duyuya özgü olan renk ve ışık ideleri ile ışık ve renklerdeki çeşitlilikler. Bu..

130) Gözün asıl algısı yalnızca renkli yüzeyin belirsiz kavranışıdır. sıklıkla duyumsadığımız şeylerde. sözcüklere dökmek ve aşama aşama bir başkasına iletmek için gerektirdiği uzunca bir zamana karşın nasıl bir anda bir görüntünün tüm parçalarını görebiliyor? Yapmaya alışkın olduğumuz şeyleri yinelerken yaşadığımız görm e yoluyla doğrudan sokulan bir ideye sahip olup olm adığına karar verm eyi. jgözün kaslarındaki gerilm e kiplerine bağlanması alışkanlı­ ğıyla edinilir. Fakat yine de görm enin. kendi açık ve seçik idelerine kolayca dikkat yöneltebilenlere bı­ rakıyorum. 17 Bak: R eid. Hiçbir yer kaplam adığı. K ısım . 18 Bak: 27.17 10. 6. şekil ve hareketle birlikte sözcüklerle dile getirilebilen tüm diğer idelerin de bildirilen işit­ meden daha kapsamlı düşünülm esi için bir neden bulamıyorum" der. U zayın. . 21-23. kassal ve motor dene­ yim kipleriyle. A raştırm a. tinlerin yeri konusu. Bunu bedenin eylemleriyle karşılaştırarak söylüyorum. Öyle ki.farklı ideler ilettiğinden alışkanlık sonucu bir görünüşten diğer bir görünüş algılayabiliriz. şeylerin gerçek şekil ve gerçek ölçüleri ile birlikte. (G örm e Ü zerine Denem e. üçüncü boyutu. sesler dışında yine sesler aracılığıyla uzay. Kabul edilm elidir ki ışık ve renklerin aracılığıyla çok farklı ideler zihnime bildirilirler.18 uzanımı olmadığı düşünül­ düğündün zihnin eylemleri zaman almıyor gibi görünüyor fakat çoğu eylemi de bir anda oluveriyor gibi geliyor. K elim enin tam anlam ıyla çeşitli g ö lg e ve tonlarıyla ışık ve renklerden başka bir şey görm üyorum . Bölüm . önyargı o kadar çabuk ve sürekli devreye girer ki duyumumuzun algısını yargımızla oluşturulmuş bir ide olarak ele alırız. Çoğu kez. yerleşik bir alışkanlıkla. Zihinlerimiz.. bunun az bir dikkat harcayarak yapılması bizi şaşırtma­ malıdır. Bölüm . Ö yle ki göz dışına doğru uzaklık ve şeylerin göreli uzaklık­ larını derece derece saptamayı öğrenir.. duyumla algıla­ dığımız yalnızca diğerini ortaya çıkarmaya yarar ve pek dikkate de alınmaz. renk gölgelerinin. dokunsal. 2. Herkes zihinsel ey­ lemlerinde yoğunlaşarak kendi düşüncelerinde bu hızlı geçişi kolayca sezebilir. Zihnin eylemlerinin ne kadar hızlı gerçekleştiği düşünü­ lürse. dikkatle ve anlayarak okuyan ya da dinleyen bir in­ san sesler ya da harflere değil de onlarla kendinde ortaya çıkan idelere dikkat eder çoğunlukla. kısımlar.

Çok erken yaşlarda edindiğimiz alışkanlıklar bizde önünde sonunda sıklıkla gözümüzden kaçacak eylemler yaratır. bulanık yarı bilinçli algılara sahiptirler hep. Kiminde dış duyumları almak için doğa tarafından verilen gereçler çok az ve bunlarla yaptıkları algılama başka hayvanlardaki duyum çeşitliliği ve hızına eri­ şemeyecek kadar belirsiz ve kör d e 19 olsa böyle yaratılmış hayvanların koşul ve durumuna akıllıca uyarlanmış ve yeterlidir. Çünkü çoğu bitki bir dereceye kadar ve de başka cisimlerin etkileri ile çok hızlı bir biçimde hareketlenip şekil değiştiriyor ve bu yüz­ den de hayvanlardakine benzer bir hareket yeteneğinden dolayı duyarlı bitkiler adını alsa da ben bunun tümüyle düzeneksel ol­ duğunu sanıyorum: Su tanelerinin sızmasıyla yabani yulaf püs­ külünün çıkması ya da suyun dökülmesi ile bir ipin çekmesinden başka bir şey yok ortada. 19 Leibniz'e göre hayvanlar insanların da zaman zaman sahip olduğu karma­ şık. Zihnimizin kendi dış duyum idesini kendi yargı idesine dönüştürmesi ve birini. 11. dikkat harcamaya gerek duymamamızın da zihnimi­ zin bu ivediliğini bize olağan göstereceği kanısındayım. Bir aksan edinmiş olan insanlar her cümlede kendilerinin duymadığı ve ayrımsamadığı. Algılamanın tüm hayvan türlerinde bir miktar da olsa gerçekleştiğine inanıyorum. diğerini ortaya çıkarmak için kullanmasında o kadar da şaşılacak bir şey yoktur. . hiç dikkate almadan. ancak başkalarının dikkatini çeken sözcükler kullanırlar. Günde kaç kez karanlığı algılamaksızın gözlerimizi kırpıyoruz dersiniz. 12. Tüm bunlar öznede bir duyum olma­ dan ya da idelere sahip olmadan yapılıyor. Bu şaşırtıcı evrenin her parçası ve içinde yaşayan her de­ rece ve sınıftan varlıkta Yaratıcının akıl ve inayeti açıkça gös­ terir kendini.198 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme kolaylığın. Bu algılama yetisi bana öyle geliyor ki hayvanlar âlemi ile doğanın daha aşağı varlıkları arasına bir çizgi çekiyor. bu durumda.

Fakat yine de tam bir duyarsızlık değil de algılamada bi­ raz körlük olduğunu düşünüyorum. koklama ve tat alma yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından yeni ideler edinmesi için geçiş yolları da hemen hemen kapanmıştır. T insel yetiler. bir insanın bir örgün bedenden fazlasını içerdiğini gös­ terir biçim de silinm eden yatışabilirler. . Bunun insanlarda da olabil­ diğinin açık örnekleri vardır. bir insan. Fakat bazen zihni şeylerin ide­ leri belirecek biçim de zihni harekete geçiren herhangi bir türden organik izlenim ler için kullanmaktadır. Uzaktan iyi ya da kötü diye algıladıkları nesnelere doğru ya da onlardan geriye hareket edemedikten sonra görme ve işitme duyuları ne işlerine yarayabilir ki? Rastlantı sonucu yerleştiği yerde öylece kalmak durumunda olan ve ya­ şamı için gereken daha soğuk ya da daha sıcak. Belleği zayıflamış. görme.Algılama 199 13. ayrıca tüm bilgimizin malzemelerinin22 koyu olduğundan. Öyle olmasalardı bile kendilerini bir yerden bir yere taşıyabilme kapasitesinde olmamaları yine de işlerini güçleştirirdi.21 15. Bir istiridye ya da midyenin biçiminden bir insan ya da diğer hayvanlar kadar çok ve hızlı duyuları olmadığını çıkara­ bileceğimizi sanıyorum. 21 Zihin böyle donuk ve evrensel doğruluklar dolayısıyla görüş alanı dışın­ dayken bile gizli bir fark vardır. ya da yarı açık bazı geçitler varsa da bırakılan izlenimler çok az algılanmakta ya da hiç akılda kalmamaktadır. temiz ya da kirli su ortamını orada bulan bir hayvan için duyum çabukluğu güçlük yaratmaz mı?20 14. (Doğuştan ilkeler için övünülen her şeye karşın) Böyle birinin bilgisi ve zihinsel yetilerinde na­ sıl bir istiridye ya da midyeden üstün bir konumda olabileceğini düşünün. 22 Locke'un yalın ideler dediği "malzemeler". Algılama bilgiye doğru ilk adım ve aşama. bu insanın zihninde önceden bulunan ideler artık silinip gitmiştir. başka 20 Evrim yasası altında bir ö zel duyular gelişim inden dem vuruyor. eli ayağı tut­ maz olmuş yaşlı birini ele alalım. Bir insan 60 yılı böyle bir durumda geçirirse merak ediyorum en düşük hayvan sınıfı ile arasında zihinsel kusur­ suzluk bakımından nasıl bir fark olur acaba. bir süre için duyunun e g e­ m enliğinde ise de.

İdeler cism in belli ha­ reketlerine Tanrı istenciyle birleştirilen zihin algılarıdır ki Tanrı belli algı­ ların belli hareketlere eşlik etm esini buyurmuştur.23 Burada algılamanın zihinlerimizdeki bütün bilginin koyu ve tüm zihinsel yetilerimizin ilk işlemi olduğunu vurgulamakla yetini­ yorum. nasıl algıladığım ı anlamadığımı kabul ediyorum . B öl. algı Locke'a göre açıklanam az ve bilim in çözem ed iği anlaşılm am ış bir olgudur." (Berkeley.. N esnelerin bizde hareket aracılığıyla algılan kışkırttığını söyleyerek bunun nasıl olduğunu açıklayanlayız. kulağı olm aksızın ses idelerine sahip olabi­ lir. yeni ideler üzerinde çalıştığını im gelem ek çok kolay görünüyor. Hatta ruh gözü olm aksızın renk ideleri. Hareket mekanik olarak diğer bir hareketi açıklayabilir ancak algının ortaya çıkışı karşısında yanıtsız kalır. tüm olası sunulan idelerin.. H u x le y "Sinir doku­ sunun harekete geçirilm esinin bir sonucu olarak bir bilinç durumunun doğ­ ması gibi olağanüstü bir şey. Burada Locke' a göre yalın idelerin edinilm e gücüne eşdeğerdir: Ancak "dışsallık" kavramının doğurduğu sorular 4. bu duyularla oluşan izle­ nimler zayıf ve yetersizse. ancak nasıl üretildikle­ rini bilm iyoruz. Kitap'ta (örn... 11. tüm bilginin. 24 Gerçekten var olan herhangi bir şeyin gerçek bir bilgisinin olam ayacağı tam yoklukta. Farklı yönlerden Berkeley. Bu noktada açıkça cahil­ liğim i itiraf ediyorum. sf: 193) . Şunu da belirteyim bu yalnız­ ca benim bir sanım ve bu alanda bilgisi olanların saptamaları şu anki amacımızla ilintili değil. fakat onları nasıl edindiğim i. 25 Önceki bölümde L ocke refleks algı idesini yalın kabul ediyor gibiyse de D enem e yayınlandığından beri İngiltere ve Almanya'da filozoflar başka herhangi bir şeyden çok bu algı idesinin bileşik liği üzerinde yoğunlaştı. Prof. .25 23 Voltaire M icromegas'ta bizim kilerden başka ve daha fazla duyulara sahip diğer duyarlı varlıklarca algılanabilen duyu idelerinin sınırsızlığından ve insanların daha yüce bir yaşamda olabilecekleri duyu organlarından yoksun algılayıcılardan söz eder.) K ısa­ cası.. bedenlerim iz dediğim iz dokunulur şeylerin m üdahalesinden uzak.." (İlk F izyoloji.. hayvanlar ile daha aşağı sınıflardaki varlıklar arasındaki farklılığın işareti olduğunu düşünmekten yanayım..200 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme bir varlık kadar az duyulara sahipse.24 Algılamanın. Alaaddin'in lambasını okşam asıyla cinin or­ taya çıkm ası kadar anlaşılmazdır. 9. bu alanda kullanılan yetiler körse kimi insanlarda bulunacak olan bilgiden de o oranda yoksundur. "İdelere kesinlikle sahibim ve Tanrı onlara sahip olmamı sağlayan ilk nedendir. A slında Locke'a göre sunulan görünüşlerin algısı baştan sona açıklanamaz bir olgudur.) düşünülmek üzere yer almamıştır. Yaşam ." (M alebranche Ü zerine incelem e. s: 181) Neden insanda bir organizma ve organlar yerleşik algı koşullarıdır ki bu gerçekten anlaşılm az bir şey. 10-16. "Ruhun ayrı bir durumda (bu dünyada sıkıntı veren algı ve hareket yasaları ve sınırlarından ayrı) var olduğunu düşün­ mek. en düşük derecesinde bile. R eid ve Kant'ın kurgularını belirledi.

10. D iğer beş duyu ile d ı­ şımızdaki nesnelere yöneliriz. . 3 H obbes. Diğeri ise. Bölüm ) Locke bellek işlem ine ilişkin refleks idesini algı idesinde olduğu gibi yalın iç du­ yum idesi yapar. Bu şekilde edinilen kavramlara da yeniden gelm işler gibi yeniden dikkat yöneltiriz. Bilgiye yönelik bir sonraki adım. 2. zihne giren ideyi bir süre1 edimsel olarak canlı tutma yoludur. BOLUM HATIRDA TUTMA 1. V e şim dinin algısı hep bir geçm iş kavramı ile karıştırılır. İlk duyu algısı kadar bellek de fizyolojinin şim di oldukça aydınlattığı bağıntılar çerçevesinde organik iz ­ lenimlerle belirlenir. sarı ya da tatlı duyularımızdan uzaklaştı­ ğında düşünerek zihnimizde yeniden ortaya çıkarabildiğimiz şeylerdir. özellikle de geçm iş zaman idesini bellekte tutma yoluyla ediniriz ki bu olmadan algı ve bilinç hiçbir şekilde kullanılamaz. Isı ya da ışık.3 İnsanın zihin kapasi­ tesi bir seferde birçok ideyi gözaltında tutmaya yeterli olmadı­ 1 Zaman. İdelerimizin ambarıdır2 bellek. zihnin ikinci yetisi olan ve benim Hatırda Tutma diye adlandırdığım dır ki dış duyum ya da iç duyumdan edinilmiş yalın idelerin saklanması anlamına gelir. Bu işlem iki yolla gerçekleşir: Birincisi. (İnsan D oğası. zihne işlendikten sonra kaybolan ya da görüş alanından çıkmış olan ideleri zihinde yeniden canlandırma gü­ cüdür. 3. Dikkatli Düşünme denilen. 2 Bu tür mecazlar belleğin bir zihinsel edim olarak açıklanmasına yetmiyor ve yalnızca iç duyum idelerinin ifadesi için yoksul bir dilin örneklerini oluşturuyor. Aynı zamanda gözlem doğa düzeninde organik hareketlerin koruma edim ine eşlik ettiklerini gösteriyor. anımsam ayı altıncı duyu olarak adlandırır.

İç Duyum Felsefesi. ideler bilinç içinde hiçbir yerde değillerse de. ilişiklerindeki "zihin bize daha önce sahipti" al­ gısının da yardımıyla. Bölüm . zihnin. sf: 248. Fakat öncelikle en derin ve en kalıcı izle­ nimler yaratanlar acı ve hazzın eşlik ettiği idelerdir.4 [5Fakat.6 hiçbir şey ifade etmeyen edimsel zihin algıları olduğun­ dan. Bu bağlamda aslında hiçbir yerde olmayan idelerimizin belleğimizde bulunduğunu söylemektir bu. Başlangıçları. yeniden canlandırma gücüne7 karşılık gelir. 1. Duyuların asıl işi bedenimize zararlı ya da yararlı olanlar konusunda bizi 4 Bak: 9. Bilincin en ufak parçasının duyguların farklılığı ya da değişim i olduğu olgusu tekil algıların olduğu kadar belleğin de asıl açıklamasıdır. Dikkat9 ve yineleme idelerin bellekte yerleşmesine büyük katkıda bulunurlar. algıda olduğu gibi. 7 8 9 . idelerimiz. Kısım." (H odgson. "En ufak bilinç parçasında da belleğin ilk ilkeleri yer alır. belleğin haznesinde saklanmaları. "bir zihinsel duruma konma yeteneğinin kendisi gerçek bir şeydir ve ayrıca yeniden üretilen durum farklı olduğunda da farklı bir şeydir. bu en ufak parçada belirir. kimini daha canlı kimini daha belirsiz bir kez daha resmetmek istedi­ ğinde zihin bu yeteneğini8 ortaya çıkarır.] Böylece gerçekten dikkatli düşünmesek de yeniden görünür kılabileceğimiz ve zi­ hinde ilk yerleştirilen duyulur niteliklerinin yardımı olmaksızın düşüncelerimizin nesneleri olan tüm idelere anlama yetimizde bellek yardımıyla sahip olduğumuz söylenmektedir. 3." (Ward’un Psikoloji adlı m akalesi) B ilinçle algılanm ış olanın bilin çsiz ve potansiyel olarak saklanması ben­ zetm e yoluyla doğuştan zekânın tüm deneyim de öngörüldüğünün kabulünü kolaylaştırır. Görme duyusuna siyah olarak sunulan beyaz ya da duyuda daire ve sert gösterilen kare ve yumuşak olamaz fakat kendilerini böyle sunan birçok nesneden herhangi biri üzerinde bilincim izi yoğunlaştırabiliriz.) idelerin edinimi ve saklanmasında bir öğe olarak dikkat Locke tarafından küçümsenmiyor. Bu algıda anlama yetisinin edilginliği söylem iyle çeliş­ miyor. 5 6 Bu bölüm ve devamındaki cüm le İkinci Baskıda eklenmiştir. bir zamanlar sahip olduğu algıları. algılanmadıkla­ rında. fakat bu ideleri ye­ niden canlandırmak ve kimini daha zor kimini daha kolay.202 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ğından zamanı gelince kullanabileceği ideleri bir haznede topla­ maya gereksinim duyar.

"Özellikle zihin çok az dikkat eder ve kendi içine iyice kazımaz. böyle ideler. Tüm bu durumlarda." şeklinde geçer.. olağandışı. 4. ya da bedenin veya belleğin yapısı çok zayıf olduğunda. diğerlerine de bebeklikleri döneminde sahip ol­ muşlardır) gelecekte yinelenmediği sürece en ufak bir iz bırak­ madan kaybolur gider. beyin rahatsızlıkları ve rüya hali gibi durumlarda yeniden ortaya çıkmaları örnekleriyle gösterilmiştir. . du­ yuları yalnızca bir kez etkileyen bir nesnenin anlama yetisinde ürettiği bazı ideler vardır. üretilmiş olan birçok ide (bazı haz ve acılarınki gibi bir kısmına doğmadan önce.. zihin onlarsız kalıverir. açıklandığı üzere. yani bireysel belleğin özel haznesin­ deki. Şanssızlık sonucu çok küçük yaşta görme yetilerini yitiren insanlarda bir süre daha ancak belli belirsiz ka­ labilen renk ideleri yinelenmediklerinden tümüyle yok olmaya 10 tik baskıda. Çocukların zihinlerinde. herkese sunulan dış duyum ideleri değil. Dikkat ve yineleme ile yerleştirilen bazı idelerde de] bedenin kimi kusurlarına bağlı olarak bellek çok zayıftır. öyle ki çocuklarda düşünme ve uslamlamanın yerini dolduran. yetişkin insanlarda da düşünme sürecini kısaltan bu düzenleme sayesinde hem yaşlı hem de genç insanlar gerektiği kadar çabuk acı veren nesnelerden uzaklaşabilirler ve sonuçta da belleklerinde sonrası için bir uyarı olarak yerleşir bu duyulanım. "Zihinde. [zihindeki11] ideler hızla sönükleşir ve sıklıkla geride neredeyse hiçbir iz bı­ rakmayacak biçimde anlama yetisinden silinip giderler.12 5. dış duyumun başlangıcında. [ 10Duyulara birden fazla yansıyan ki­ mileri de çok az dikkate alınır: Zihin çocuklarda olduğu gibi dikkatsizce ya da yetişkin insanlarda da yalnızca bir şeye yöne­ lik kullanıldığında derin bir iz almaz." 12 Potansiyel belleğin kapasitesinin edim sel yeniden üretiminkinden daha fazla olduğu. doğa acının çeşitli idelere eşlik edeceği biçimde bir düzenleme yapmıştır.Ha rda Tutma 203 uyarmak olduğundan. Belleğe işlenen idelerin kalıcılıkları başka başkadır. 11 İkinci baskıda eklenmiştir.

14 Zihinlerimize çi­ zilen resimler soluk renklerle bezenir ve ara sıra boyanmazlarsa tümüyle silinirler. çünkü her ikisinde de parçalar seçik değildir: (insan D oğası. Du­ yulara sunulabilecek bir görünüş değildir. Bazı insanların bellekleri gerçekten de olağanüstü güçte olabilir. baskıda eklenmiştir. beyin düzeyinin kimilerinde mermer gibi kalıcılık. Fakat en derin ve en kalıcı idelerimizde bile sü­ rekli bir zayıflama söz konusudur. . bu dünyada. ancak. insanda. 15 4. Bölüm .13 öyle ki ara sıra kendilerini ilk yerleştiren nesne türleri üzerinde dış ve iç duyum yinelene­ rek yeniden canlandıramazlarsa tüm idelerimizin baskıları yıp­ ranır ve gittikçe yok olur. tasvirlerin toza dönüştüğü kendi mezarlarımıza yaklaş­ tığımızın işaretini verir gibidir zihinlerim iz. 7. Çok uzak bir yeri görmek ve çok uzak bir zamanı anımsamak şeyin kavramlarına sahip olmak gibidir. 3. ancak sık sık zihni tüm idelerinden yoksun kılan bir hastalık ve birkaç gün içinde tüm imgeleri bir toz bulutuna dönüştüren sıtma nöbetlerine tanık olduğumuzdan beden sağlı­ ğının bazen belleği etkilemesi gibi bir olasılıktan söz edilebi­ l i r 16___________________ 13 H obbes im gelem e ve bellekten çürüyen duyum diye söz eder ve anımsa­ manın parçaların kaybından başka bir şey olm adığını söyler. kimilerinde Malta taşı gibi kolay aşınma ve bazılarında da en fazla kum kadar dağılıp gitmeye yol açmada bir etkisi olup olmadığı üzerinde durmayacağım. Kısım) 14 Locke'ta hep aranan im gesel duyarlılık bu önem li kısım da unutulma­ m ıştır.204 nsamn Anlama Yetisi zerine ir Deneme yüz tutarlar ve birkaç yıl sonra zihinlerinde bunların herhangi bir kavram ya da anısı kalmaz. bedenlerimizin yapısı [ve15 canlı tinlerimizin doğası]nın bununla ne kadar ilgili olduğu. artık kör doğmuş bir insandan fark­ sızdırlar. Çocukluğumuzun olduğu kadar genç­ liğimizin ideleri de sıklıkla bizden önce ölmektedirler: Ve mer­ m er ve pirincin kaldığı ancak üzerindeki yazıtların zamanla si­ lindiği. İnsandaki öz-bilinçli yaşa­ mın neden anlamlı yaşam olduğu da bizce açıklanam az bir şeydir. son fizyolojik araştırmaların yararlı b ilgim ize geniş ölçüde fakat görünmez edim in kendisinin mekanik bir açıklamasından fazlasını içerm eyen ekle­ m elerde bulunduğu organik koşullara bağlıdır. Burada. 16 B elleğin bilinçli edimi Locke'un yalın iç duyum idesi dediğini sunar.

2 0 Bu iki cüm le ikinci baskıda eklenmiştir. [20Bu. cisimlerin birincil nite­ likleri olan katılık. Coleridge daha iyi bir organizma ile — Tanrısal bir be­ den— bağlantı içinde tüm geçm iş yaşamın bilinçte yeniden canlandırılabileceğini ve bu canlanmanın her söz ve eylem in kaydedildiği Tanrısal yargı kitabı olabileceğini söyler. 19 Zihinsel am acın kısm en unutulmuş olanı geri getirm ekte çağrışım yasasını kullandığı ve daha fazla çağrışım ın daha kolay hale getirdiği anımsamadır sözü edilen. şekil. zihinlerimizi meşgul eden her düşüncenin beraberinde taşıdığı varoluş. başka türlü önemsiz ve sinik kalabilecek idelerimiz onları belleğe sokan şiddetli duyulanımlar aracılı­ ğıyla karanlık hücrelerinden gün ışığına çıkarlar. Öyle ki. zihnin önceki bir izlenim olarak ele alıp daha ön­ ceden bildiği ideler olduklarından haklarında bilgisini tazeledi­ ği.17 7. onları (aralarında birden fazla yolla zihne iletilenler de var) üreten nesne ya da eylemlerin sık yinelenmesi ile en fazla tazelenenler kendilerini bellekte en iyi pekiştiren ve orada en açık-en uzun kalan idelerdir: Beden­ lerimizi sürekli etkileyen ısı ve soğuk. hareket ve hareketsizlik. Edim yok olur fakat alışkanlık kalır. Kimi olgular hiçbir bilinç enerjisinin tümüyle yok edilem eyeceğini bildirirler.Hatırda Tutma 205 6. Ancak ideler bazen kendiliklerinden zihinlerimizde belirir ve anlama yetilerimize kendi kendilerine ulaşırlar. Bellekte yerleşik ideleri canlandırma ya da kendi deyi­ mimle ikincil algılam ada18 zihin edilginlikten çok etkindir. Sıklıkla. bu cansız resimler bazen istence bağlı olarak görünüş kazanırlar. uzanım. du­ yularımızı etkileyen her nesne. gerektiğinde canlandırılmak üzere bellekte bekleşen idelerde de gözlemlenebilir. İdelerin kendilerini ele alarak. 18 Hobbes'un altıncı duyumu yerine ikincil algı. önceden işlenen idelerin tümü sü­ 17 Bir insanın bilincinde olduğu herhangi bir idenin yeniden canlanamayacak biçimde yitirilip yitirilm eyeceği sorgulanabilir. süre ve sayı gibi tüm varlıkların duyulanımları olanlar ve benzeri tüm ideler zihin hiçbir ideyi saklamazken bile kolay kolay yitirilmezler.19 Zihin çok sık olarak gizli bir ideyi aramaya girişir ve ruhun gözü gibi döner durur peşinde. hiçbiri yeni olmayan. .

orada gerçekten korunan. sürdü­ rülen potansiyel bilgi ile yetinebilir. cansız ideleri24 zihin istediğinde ona yollamak belleğin 21 Sonlu insan belleği çağrışımlarla. Yaşam boyunca deneyim de edinilen görünüşlerin daha büyük bir bölümü sönüktür. Yalnızca idesine sa­ hip olduğumuzu bildiğimizden o da gidince tamamen bilgisiz kalırız. "Dikkat edilm eksizin uzun süre kalan ideler bilinçten çıkm aya eğilimlidirler. Bellek olmaksızın tüm di­ ğer yetilerimiz büyük ölçüde yararsız kalır. Dolayı­ sıyla.23 Yavaş hareket eder ve sahip olduğu. yani anlama yetisinde önce­ den dikkate alındıkları ve gözlemlendikleri bellidir. de­ rece derece yan-bilinç.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme rekli olarak ortada değilse de anımsama yoluyla önceden işlen­ m iş ideler oldukları sürekli bilinir. 22 B ellek olmadan tüm yetilerim iz mutlak yararsızdır." (J.21] 8. Zihinsel etkinliği olan bir varlıkta bellek algılamadan he­ men sonra gelen bir gereklilik içerir. (bir insan bilincinin mutlak sınırlı kapasitesi içinde) yeni etkinliklerle bastırılması sonucu. . insanın aynı anda tümünü bilinçte tuta­ madığı bir geçm iş deneyim in parçalarında ayrılır. Çok yavaşsa bu ahmaklıktır ve belleği böyle kusurlu olduğundan. Bu varsayıma göre anmadan çok unut­ kanlıktır ele alınması gereken. M ili. S.22 Belleklerimizin yardımı olmasaydı düşüncelerimiz. ardından da bilinçsizliğe göm ülm esi söz konusudur. Zihninde kendine yarayacak ideleri ararken böyle bir engele takılan bir insan tü­ müyle cahil bir insandan farksız hissedemez kendisini. Bellekte iki kusur söz konusu olabilir: İdeyi tümden bilgisizleşene dek yitirir. 23 Bu tam bilgisizlik bellek öz-etkinliğin silinm ez kiplerinin ürünü ise. ancak tümüyle yok edilm ezler. haznesinde saklı ideleri gerektiğinde zihne sunmak için geri getirmede yeterli çabukluğu göstermez. gerektiğinde çağrılmak üzere bekleşen idelere ulaşamayan biri zaten çok az işine yara­ yan bu ideler olmadan da aynı durumdadır.) 24 "Sönük ideler" saklılık ya da bilin çsiz doğuştanlık içerir. çünkü saklı enerjilerin. uslamlamalarımız ve de bilgimizde şimdiki zamanın dışına çıkamazdık. ancak çoğu geri canlandırılabilir.

Çeşitli derecelerdeki melekler büyük olasılıkla daha geniş alanlara egemen olabilir. Genel olarak insan belleğin­ de olduğunu düşündüğümüz bir başka kusurdan söz etmek isti­ yorum ki bu da. (fiziksel ve organik. fakat iyice düşünülürse daha yüksek tinlerde çok daha fazlası olduğu imgelenebilir. önceki tüm eylemlerinin. sağlığının bozulması yüzünden bel­ leği zayıflayana dek. bazıları sürekli olarak tüm geçmiş bil­ 25 İyi bir bellek çağrışımlarla a) almaya eğilim li b) saklamada ısrarlı ve c) üretmeye hazırdır. rolü olan kısımların çabukluğu. okuduğu ya da düşündüğü en ufak bir şeyi bile unutmadığı söylenmektedir. Tanrının hemen yakınındaki muhteşem tinlere kendi kusursuzluklarından dağıt­ mış olabileceği ve istediği oranlarda da yarattığı sonlu varlıklara bunlardan bağlayabileceğinden kim kuşku duyabilir? Harika yetenekleri olan Pascal'ın. akıl çağının hiçbir bölümünde yaptığı. 26 Bu ilginç kısım ikinci baskıda eklenmiştir. . şimdi ve geleceğe ilişkin her şeyi bilen ve insanların ka­ falarından.25 9.Hatırda Tutma 207 işidir. [Bunlar26 iki insanı birbiriyle karşılaştırarak bellekte gözlemleyebileceğimiz kusurlardır. Geç­ miş. her zaman elim izin altında bulunmaları da. B elleğinde tutmaya çalıştığı hiçbir şeyi unutmadığı Madam Perier’in kayıtlarına dayalı olarak söylenmiştir. bellek yetisinde. kalplerinden geçenleri okuyabilen Tanrının sınırsız bilgeliği bunun olabilirliğine inandırabilir bizi. Bir insanın evreni anlama yetisi üzerine bir denem e metni olabilirdi.27 Bu çoğu insanca o kadar az bilinmektedir ki başkalarını da kendi sıradanlıkları ölçüsünde değerlendirenler için tümüyle inanılmaz olabilir. bireysel ve kalıtsal) bel­ leğin mekanik açıklamasıdır. 27 Pascal'la ilgili bu kısım hoşgörülmelidir. Pascal bu haliyle bile insan zihinlerinin bir seferde değil de art ardalıkla çok çeşitli idelere sahip olma kapasitesiyle sınırlı kalmıştır. kurgu ve buluş yeteneğini gerektiri­ yor. Çağrışım. öte­ den beri sahip oldukları bütün düşüncelerinin görüntüsünü ek­ siksiz canlı tutacak denli insanı geride bırakan kimi üstün yara­ dılışlı varlıklarla yapılan bir karşılaştırm aya dayanıyor.

dün çalman müziğe seslerini de­ rece derece ayarlayabilmelerinin de düzeneksel olduğu söylene­ mez. ses tonlarını öğrenen ve notaları doğru olarak izlemeye çalışan kuşlar bende algılama yetileri olduğu. Böyle tüm geç­ miş düşünce ve uslamlamalarının hep elinin altında olması. düşünen bir insanın bilgisine hiç azımsanmayacak bir yarar sağlardı elbette. Bir düdük sesinin en başta değil de sonraki öykünmeleri ile beyinlerinde izler bırakması ve kendi kendilerine çıkardıkları seslerin bu düdük sesi kadar yer etmesini anlamak imkânsızdır bu durumda. Belleklerinde idesini taşımadıkları bir ses öykünebilecek­ leri ya da yineleyerek yakalayabilecekleri bir örnek olamaz onlar için. kuşların beyinlerindeki canlı tinlerin belli bir hareketini düzeneksel biçimde sağladığını ve bu hareketin kanat kaslarına ile­ tilmesiyle kuşun belli gürültülerin etkisiyle saklanmak amacıyla düzeneksel biçimde uzaklaşabileceğini kabul ediyorsam da mü­ zik sırasında ya da hemen ardından kuşun sesinde yabancı bir sesin notalarına uygunluğu sağlayacak düzeneksel bir hareketin varsayılamayacağım düşünüyorum. Diğer örnekler bir yana. tek bir resim içinde bir arada tutabilme ve görebilme yetenekleri ile donanmış olabilirler.28 Ve dolayısıyla üstün tinlerin bilgisinin biz insanlarınkinin çok ötesinde olduğunu anlayabiliriz bu şekilde. çünkü sese öykünmek ku­ şun kendini koruması için gerekli bir hareket değildir. . Çünkü hiçbir idelerine sahip olmadıkları notalara göre seslerini ayarlamaya çalışmaları imkânsız görünüyor. gerçekten müzik varken. 29 Locke'un yazdığı zamanlarda bilinçsiz beyin etkinliğinin yasaları ve görü­ nüşleri pek bilinmiyordu. Dahası.208 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme gilerini bir seferde. Zihne getirilen ideleri toplama ve saklama yetisine insan kadar çeşitli hayvanlar da büyük ölçüde sahip görünüyor.] 10.29 28 Yalnızca azar azar ve olağan koşullarda büyük bir kısm ının elverişli olm a­ dığı canlandırılabilir olm a durumunda "var olan" yerine bu kullanılmıştır. Sesin. kuşların duyuşuz ve belleksiz. bellek­ lerinde ideleri sakladıkları ve bunları örnekler olarak kullandık­ ları konusunda hiçbir şüphe bırakmamaktadır.

Burada. Bir şeye ilişkin genel. 2 Locke'un kuşağından olanların idelerin çağrışım ı çalışm ası için ayırt etme ya da ayrıştırma çalışm asını bir yana bıraktıkları söylenm ektedir." (Bak: James. çün­ kü bu önermelerin evrensel onay almasının asıl nedenini göz ardı eden insanlar bunları tümüyle doğuştan tek tip izlenimler olarak ele alırlar ki oysa asıl neden zihnin iki ideyi aynı ya da farklı algılamasını sağlayan ayırt etme yetisinden kaynaklan­ maktadır. sf: 487) . 2. 1. ideleri birbirinden tam olarak ayıramama kusuru­ nun ne kadarının duyu organlarının körlüğü ya da zayıflığı. oysa "deneyim hem çağrışım hem ayrıştırma yoluyla sürdürülür. İleride bundan daha fazla söz edilecektir.1 1 . Ayırma ve ayırt etme zihnimizde var olan bir diğer önemli yetidir. keskinlik ya da alıştırma eksikliği. karışık bir algıya sahip olmak yeterli değildir. kimi kişiliklere özgü acelecilik ve telaşa bağlı olduğu üzerinde dur­ 1 Bu bölümde ele alınan biçim lendirici düşünce işlem leri ile ilgilidir. Bir şeyi bir başkasından ayırma yetisi doğuştan doğruluklar diye düşünülen çok genel önermelerin bile kesinliği ve apaçıklığının belirleyicisidir.BOLUM AYIRT ETM E YETİSİ ve ZİHNİN DİĞER İŞLEMLERİ1 1. an­ lama yetisinde dikkat. P sikoloji.2 Zihin farklı nesneler ve niteliklerine ait ayrı bir algılamada bulunmadıkça çevremizdeki cisimler bizi ne kadar yoğun etkilerse etkilesin ve zihin sürekli düşünmeye yöneltilirse yöneltilsin çok az bilgiye kavuşabiliriz.

karşılaştırma ya da değillem e ve olum lam a yetisinin tek kullanılma yoludur. 14. ilk bakışta beliren güzelliği ve içinde hangi doğruluk ya da mantığı barındırdığına ilişkin düşünmeyi gerektirmemesi sonucu. L ocke yargıyı bilgiden ayırdığı ve olasılık tahm iniyle sınırladığı 4. Kitap. Duyuda karmaşık öbekler halinde su­ nulan şeyler yapılarındaki öğeleri zihin geliştikçe ortaya çıkarırlar. hoş etkiler yapan ve böylece tüm insanlarca kabul görülen zekâ oyunlarının kaynaklandığı mecaz anlayışa tamamıyla ters dü­ 3 4 Hobbes'a göre "zekâ şeylerde çok farklı olanların benzerliği ya da aynı görünenlerin farklılıklarının çabuk sezilmesidir. . Bölümler. tersine. bu gelişim evrim bilim sel ya da fiziksel ve sonunda felsefi ya da m etafiziksel kavramlar altında yeniden çağrışım a yol açar.210 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme mayacağım: Bu yetinin zihnin kendinde gözlemlediği ve değer­ lendirdiği işlemlerin biri olduğunu söylemekle yetineceğim. 15. çok az farklılık gösteren ideleri birbirinden özenle ayırma ve böylece ilgi ve benzerlik yüzünden ayrı ayrı yerlere konmalarında ya­ nılgıya düşmenin önüne geçmede etkindir. Birey­ sel şeylere ilişkin bileşik idelerim izin ayrıştırılm ası yoluyla. Ayırt etm enin kullanımı zihinsel deneyim im izin önce karmaşık fakat bileşik olduğunu ve idelerin yalın halde kabulünün de ayrıştırm an analizin sonucu olduğunu gösterir. 16. Bu yeti. Buradan yola çıkılarak belki güçlü bir zekâ ve hızlı bellek sahibi insanların hep en keskin yargı ya da en engin akla sahip olmadıkları yolundaki genel gözlemin kimi nedenleri ortaya çıkarılabilir. Kitap'ta yargının içeriğini daha da değiştirir. kurgular ala­ nında güzel görüntüler oluşturacak biçimde uyum ve benzerliğin yakalanabileceği çeşitlilik ve ivedilikle ideleri bir araya getirme ve onları birleştirmede yoğunlaşırken3 yargı gücü. Bu. Bellekteki idelerimizin elimizin altında olması yeteneklerin çabukluğuna dayalıysa burada da aralarında çok az fark bulunan iki şeyi birbirinden iyice ayırabilme ve on­ lara ayrı ayrı sahip olabilme büyük ölçüde yargının kesinliği ve aklın berraklığına bağlıdır. zekâ. bir şeyi diğerinden ayırmada. zayıflığı ya da tam olarak kullanılmaması ölçüsünde kavramlarımızın karışıklığı. Şöyle ki. Bak: 4. akıl ve yargılama gücümüzün yanılması ya da altüst olmasına yol aça­ cak denli önem taşır." Bu daha çok im gelem eye yakın.4 Hayal gücünde.

aynı miktarda lignum nephriticum su­ yundan alınan portakal rengi ve gök mavisi ideleri iki farklı ci­ simden edinildiklerinde olabileceğinden daha az seçik değildirler. kurguların önüne serdiği hoş tablo ile doyum sağlar. 3. Bu tabloyu doğruluk kuralları ve akıl ile irdelemek bir tür hakarettir ki so­ nuçta. 4. Aynı tür cisimden ayrı zamanlarda farklı tatlar alınması acı ve tatlı idelerini. tü­ müyle farklı ve iki ayrı ide olarak algılayacak biçimde onları birbirinden ayırdığı zaman karşılaştırılabilme koşullarını dü­ şünüp tartmak insanın anlama yetisine özgü bir ayrıcalık gibi göründüğünden. nesne­ 5 Bak: 25-28. zaman.5 5. hayvanlar. Bölümler. Hayvanların bu yetinin ne kadarına sahip olduğunu belir­ lemek kolay değildir. Zihinde. Dolayısıyla. bence. derece. Duyular (bazen olduğu gibi) aynı nesneden farklı zamanlarda farklı ideler iletiyor ve böylece yanılgıya düşüyor olsalar da. bu bağlamda uygun olmayan bir şeye dayandığı da ortaya çıkar. idelerimiz açık olduğu sürece ka­ rıştırılmaları ve yanlış anlaşılmaları söz konusu değildir. . Sıt­ maya yakalanan bir insan başka bir zaman tatlı gelecek olan şekerden acı bir tat alsa da bu insanın zihnindeki acı idesi ger­ çekten acılık tatmış gibi tatlı idesi kadar açık ve seçik olur. bu yetiden hayvanların pek nasiplerini alma­ dıklarını düşünüyorum.Ayırt Etme Yetisi ve Zihnin Diğer İşlemleri 211 şen bir işlemdir bu sözünü ettiğimiz. aynı şeker parçasının zihinde aynı zamanda hem beyaz ve yuvarlak hem de tatlı idelerini üretmesiyle olduğundan daha fazla karıştırmaz. ne kadar geniş kapsamlı olduğu üzerinde daha sonra duracağım. yer ve diğer koşullara göre idele­ rin karşılaştırılm ası zihnin bir diğer işlemidir ve bağıntı içeren büyük ideler kabilesinin tümüyle bağlı olduğu alandır. Zekâ devredeyken zihin. Uzanım. İdelerimizin açık ve belirgin olmaları iyice ayırt edilmele­ rine büyük ölçüde katkıda bulunur. Yeterince seçik bir iki ideleri olsa da.

Çünkü. Bu noktada da hayvanların insanlardan geride olduğu ka­ nısındayım. koku ve sesinin bir köpeğin o kişiye ilişkin bileşik idesini oluşturmasında olduğu gibi hay­ vanlar yalın ideleri alıp onlarla birkaç bileşim oluşturuyorlarsa da kendilerine ilişkin ideleri birleştirip bunlarla bileşik ideler yaptıklarını sanmıyorum. Bu işlem altında genişletme de7 bir işlem olarak ele alınabilir ki burada birleştirme daha karmaşık bileşik idelerde olduğu kadar çok belirmiyorsa da aynı cinsten de olsa birkaç idenin bir araya getirilmesi söz konusudur. B ileşik idelerim izin çoğu istencim izle oluşturulmaz. varlık. (Bak: 13-21. Bölümler) Yani. İnsanlarda gözlemlenebilen genel idelere yönelik ve yalnızca soyut uslamlamalar için yararlı olan diğer bir karşılaştırm a gücünün6 hayvanlarda olmadığını büyük olası­ lıkla tahmin edebiliriz. sahibinin şekil. Bunda Locke yalın idelerim izin yalın kiplerinden söz ediyor. Zihnin ideleri konusundaki bir işlemi de BİRLEŞTİRME'dir. Fakat bu insanlar için çok sık olur. Bak: Coste. sütü bitene dek bakmasını sağlayacağınız yavru tilkileri kendi yavrularının yerine koyup baktığı. birlik. B izim tarafımızdan değil bi­ zim için yapılırlar. Bir dişi köpeğin. hayvanlar yalın idelerini bileşik halde alırlar ve onlar için yapılm ış bileşik idelere sahip gibidirler. onlarla 6 7 8 9 Şeylerin zihinsel kavramlarını biçim lendirm e/işlem e gücü yalnızca oto­ matik çağrışım la belirlenen duyumsal betim lem eden ayrıdır.9 Bileşik ideleri olduğunu düşünsek bile. bu yolla zihin dış ve iç duyumdan edindiği yalın idelerin birkaçını bir araya toplar ve onları bileşik ideler halinde bağlar. . art ardalık ve güç ideleri tüm idelerle gelir.8 Birkaç birimi katarak bir dü­ zine idesi oluşturur ve beş metrelik uzunluk idelerini üst üste getirerek bir iki yüz metre uzunluk idesine ulaşırız. 6. düşündüğümüzden de az görme yetileriyle ayırt edebile­ cekleri şeylerin bilgisinde onları yönlendiren tek bir yalın idedir.212 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme lerin kendileriyle ilintili kimi durumların ötesinde hiçbir idelerini karşılaştırmıyorlar. Duyumda bile tikel tözlerden yalın ide öbekleri ediniriz. (B ölüm 7) Bu da yalın idelerin yalın halde sunulmadıklarını gösterir. 7.

şöyle ki yavrularından biri gözlerinin önünde alınırsa onun için çok fazla endişelenirler ancak yavrular habersizce çalınırsa onları özlemez ya da sayılarının azaldığını anlamazlar. sürekli duyumlarla ideleri belleklerinde yerle­ şince aşama aşama işaretlerin kullanımı öğrenmeye yönelirler.. İçsel ve tikel şeylerden alınmış idelerin işaretleri olarak sözcükler kullanıldığından. yer ya da başka yardımcı ideler gibi gerçek varoluş koşullarından ayrı görünüşler olarak ele alıp gerçekleştirir. 17. Konuşma organlarını kullanma becerisi edinince de idelerini başkalarına aktarmak için sözcüklere başvurmaya başlarlar. K ısım ) 12 Burada ve 4. 11 Tüm idelerim iz Locke'a göre tikel varlıklardır ve bilgim iz tikel idelerin uyum ya da uyum suzluğunun algısıyla sınırlıdır — o anki idelerim iz diğer tikel ideleri temsil etm eye başladığında evrensellik ilineksel kalır. Kısımlarda büyük harflerle yazılı sözcükler L ocke yaşa­ dığı sürece yapılan tüm baskılarda da böyledir.] 8. Bunu önlemek için zihin tikel nesnelerden edinilen tikel ideleri genelleştirir ki bunu da onları tüm diğer varlıklar ve zaman. Bölüm . 4. Bazen başkalarından aldıkları bazen de kendi kendilerine oluş­ turdukları sözel işaretler vardır ki çocukların dili ilk kullanmaya başladıklarında şeylere verdikleri yeni ve tuhaf adlarda bunlar gözlemlenebilir. Çocuklar. Zihindeki bu görü­ lü İkinci baskıda eklenm iştir. [*°Bir seferde bir sürü yavru doğuran hayvanlar onların sayısını bilmezler.11 Tikel varlıklardan edinilen idelerin aynı cinsten her şeyin genel temsilcilerine. (Bak. Bu ve sonraki iki İcısım Berkeley'in ilk eler in girişinde ve başka yerlerde "soyut idelere sahip o l­ manın insan ve hayvan anlama yetisi arasındaki farkı koyduğu düşünce­ sinde olan L ocke tarafından önem sense de" sağduyudan uzak diye reddettiği soyut ideleri açıkça ele alan ilk paragraflardır denemede. 5. 8. Fakat böyle olsa bile "İnsanız diye geçinen büyük çoğunluğun genel sözcükler kullansalar da .Ayırt Etine Yetisi ve Zihnin Diğer İşlemleri 213 oynadığı ve şefkat gösterdiğini iyi biliyorum. Kitap. adlarının da böylesi soyut idelere uygun varlıkları altında toplayan genel adlara dönüştü­ rüldüğü bu işleme SOYUTLAM A12 denir. 9. edindiğimiz her tikel ide ayrı bir ad taşırsa sayısız adla dolup taşarız.

Berkeley'in tersine. Genel sözcükleri bilmemeleri ya da kullanmamalarını bunları yapmak için gerekli organlardan yoksun olmalarına bağlayamayız çünkü görünen o ki yeterince seçik sözcükler ve sesler çıkarabiliyorlar. bana göre genel idelere sahip olmak hayvanlar ile insanlar arasında tam bir fark­ lılık doğurmaktadır ve bu hayvanların yetileriyle hiçbir şekilde erişemeyecekleri bir yetkinliktir. Bazılarına gö­ idelerini soyutlam a kapasitesinde olmamaları yüzünden hayvanlar sınıfına sokulmasından korkarım" diye ekliyor Berkeley. 10. nelerin eşliğinde geldikleri göz ardı edilerek anlama yetisinde gerçek varlıkları türlere ayırma ve buna göre adlandırmada öl­ çütler olarak toplanırlar. Berkeley'in eleştirisi yanlış anlamalara açıktır. . nereden. Böylece tümel ideler ya da terimler oluşur. Locke. Dün sütten edindiği aynı renk idesini bugün kireç ya da kardan aldığından zihin bu görünüşü tek ba­ şına ele alıp bu cinsten tüm görünüşlerin bir temsilcisi yapar ve ona beyazlık adını verdikten sonra imgelendiği ya da karşıla­ şıldığı her yerde aynı niteliği bu sözcükle ifade eder. Evrensel idelere ilişkin genel işaretler kullandıklarını gösteren hiçbir iz taşımamaları. Dolayısıyla. ideyi bireysel duyu algılan ve duyum sal im geler ile sınırlandırmıyor. Diğer yandan. Havyanların idelerini bu şekilde birleştirip genişlettik­ lerinde kararsız kalınabilirse de sanırım soyutlama gücünden tümüyle yoksun olduklarından emin olabilirim. bireyleştirilebilir kav­ ranılan da sokuyor. sözcük ya da genel işaretler kullanmamaları apaçıkken soyutlama yeti­ leri ya da genel ideler yapma yetenekleri olmadığını düşünme­ miz için yeterli nedenlerdir. organlarındaki kusurlar yüzünden sözcüklerden yoksun olan insanlar yine de genel söz­ cüklerin yerine geçecek evrensel ideleri kimi işaretlerle dile ge­ tirmeyi başarmaktadırlar. hayvanların bu noktada insanlardan ayrıldığını varsayabiliriz sanıyorum.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme nüşler (genellikle konulmuş adlarıyla birlikte) nasıl. 11.

aptallarda kusur zihinsel yetilerdeki hareket. 2/11). Sonuçta. fakat yalnızca duyuları aracılığıyla edindik­ leri tikel idelerde sınırlı kaldıkları da kesin. 14 Dördüncü baskıda eklenm iştir. Duyuları olduğu kadar akılları da var gibi [14belli örnekler bunu gösteri­ yor] geliyor bana. dil kullanma ya da sağlıklı biçimde akıl ya da yargı yetkinliğine sahip olmaları oldukça güçtür.15 12. Tüm uğraşları bu idelerdir ve bence bunları soyutlama yoluyla genişletmeye dö­ nük bir yetileri de yoktur.Ayırt Etme Yetisi ve Zihnin Diğer işlemleri 215 re değilse de. Kendini kral sanan bir delinin doğru bir çıkarımla saygı. Aslında adı geçen yetilerin olmaması ya da aksaması insanların anlama yetileri ve bilgilerinde kusurlara yol açar. kolay duyulur şeylere ilişkin zayıf ve kusurlu bir kapasitelerinden söz edilebilir. yalnızca duyularına çok tanıdık gelen. 15 Leibniz asıl zekâyı mekanik olarak doğal yasa ile belirlenen duyumsal çağrışım dan ayırt ederek yorum da bulunuyor (Yeni Denemeler. hiz­ 13 Önceki baskılarda da var. karşılaştırma ve soyutlama yapamayanların anlama. Müthiş hayal güçlerinin etkisiyle kurgularını gerçekler gibi gördüklerinden uygun çıkarımlarda bulunabilirler. ideleri olduğu ve yalnızca birer m akine13 olma­ dıklarından biraz akıl güçleri olduğunu yadsıyamayız. ayırt edemeyen. İyi algılayama­ yan ya da zihinlerine giren ideleri iyi saklayamayanların onları hemen harekete geçiremeyecekleri ya da birleştiremeyecekleri gün gibi açıktır. . et­ kinlik ve çabukluk eksikliğinden ileri gelen akıl yoksunluğu iken deliler daha uç bir örnek oluşturmaktalar. Bana uslamlama yeti­ sini yitirmiş gibi değil de kimi ideleri çok yanlış birleştirdikle­ rinden onları doğruluklar kabul ediyorlarmış gibi görünüyorlar ki bu halleriyle yanlış ilkeler üzerinde ısrar eden insanlara ben­ zerler. Birkaç kusurlu davranışları tam olarak gözlemlenirse aptalların sözünü ettiğimiz tüm yetiler ya da biri alanında ne ka­ dar yoksul ya da zayıf kaldıkları keşfedilebilir. bağlılık. 13.

oysa insanın anlama yetisinin tarihi bileşik görünüş­ lerin kavranışı ile başlar. bileşik idelere dayalı söylenmesi gerekenlerden önce yalın ideler çerçevesinde tuttum ki bunun için şöyle ne­ denlerim vardı: Öncelikle. Green ve benzeri) Locke insanların deneyim e ayrışık görünüşlere ilişkin bir bilinç ile başladıklarını ve tüm bileşik idelerin sonra. (Bak: 4. ve 8. bu ayrışıklar içinden kendi başlarına olu ş­ tuklarını varsayıyor. 1/2) . Fakat burada ve başka yerde geçen ifadeler bu yorumu önem ser gibi görünse de gördük ki L ocke tüm diğer idelerle sürekli bağıntılı olan belli idelerden söz ediyor ve sonunda idelerin zihinsel önermeler içinde karşılaştırılm asını bilginin özü kabul ediyor. Kitap.16 Zihnin bu yetilerinin açıklamasını. deliler yanlış ideleri bir araya getirir ve böylece yanlış önerme­ ler oluşturur. çok güçlü ani bir etki ya da hayal gücünü tek tür düşüncelerde uzun süre odaklaması sonucu ayrışık ideler birleşik kalacak kadar birbiriyle kaynaşır ve böyle bir insan bile Bedlam'a aday gibi görünebilir. ide­ lerin karmakarışık birleştirilmelerinin kimilerinde daha az ki­ milerinde daha çok olması açısından dereceleri vardır. Bana göre tüm bunlar zihnin anlama yetisinin hizmetine sunduğu birincil yetileri ve işlemleridir. soyutlam a ile yalın idelere doğru ilerler. genelde zihnin bütün ideleri alanında işlev görüyorlarsa da şimdiye dek verdiğim ör­ nekler çoğunlukla yalın idelere ilişkindi. aptallar çok az önerme oluş­ turur ya da hiç önerme yapmazlar ve hiç uslamlamada bulun­ mazlar ki aralarındaki fark da buradadır sanıyorum. 14. bölümlerde ele alınmaktadır. şöyle ki. Çok ağırbaşlı ve hemen her şeyde anlama yetisi çok iyi işleyen bir insanın tek bir şeyde Bedlam'daki biri kadar çılgın olduğu zamanlar da vardır. 17 D enem e’nin kimi yorumcularına göre (Cousin. doğanın yöntemine sadık ka­ 17 16 Ö zellikle dış duyuma ait yalın ideler 2. derece derece ilk deneyim i belirginleştirir. ardından da bunların doğruluğunu savunur ve bu doğrultuda çıkarımlar yaparlarken. Fakat aptallığın olduğu kadar deliliğin de. Kısacası.216 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme metkârlar istediğine ya da kendilerini camdan yapılmış düşü­ nenlerin böylesi kırılgan bedenlerini korumak için gerekli özeni gösterdiklerine tanık olabilirsiniz. bu yetilerin birkaçını ilkin genel olarak yalın ideler1' alanında kullandığımızdan.

Kitap. çoğu insanın zihninde genellikle bileşik olan­ lardan daha açık. gelişmeleri ve basamak basa­ mak ilerlemeleri çerçevesinde izleyebilir ve keşfedebiliriz. kimse üstünlüklerini yadsıyamaz.. İnsan bilgisinin asıl kaynaklarına ilişkin kısa da olsa tam bir tarihsel açıklık getirdiğim kanısındayım.. 32. Başka insanların doğuş­ tan ideleri ya da işlenmiş ilkeleri varsa onları benimsemekte haklıdırlar.18 15. Bölüm. Bölümler. Doğruluğa giden en iyi yol şeyleri gerçekte oldukları gibi ele almak ve kurguladığı­ mız ya da başkalarının imgelememizi istediği biçimde değer­ lendirmemek olduğundan. ülke ve eğitimden insanların yaşantılarını. 16. Tüm bu işlemlerden ileride ayrıntılarıyla söz edeceğim.Ayırt Etme Yetisi ve Zihnin Diğer işlemleri 217 larak ancak onları başlangıçları. 18 Bak: 13-28. Üçüncü olarak. karşılaştırm alar ve alıştırm alar yaptığını daha iyi inceleyebilir ve öğrenebiliriz. belirgin ve seçik olan yalın ideler alanındaki etkinliklerini gözlemleyerek zihnin çok daha fazla yanlış değer­ lendirmeye yatkın olduğumuz bileşik idelerine ilişkin diğer iş­ lemleriyle nasıl çıkarım lar. Şu var ki değişik yaş. zihnin ilk nesnelerinin nereden geldi­ ği ve tüm bilgimizin hammaddeleri olan ideleri derleyip biriktir­ mede zihnin hangi aşamalardan geçtiği konusundaki yanıtları­ mın da deneyim ve gözlem ışığı altına tutulması gereklidir. . bunların varlığından eminseler. doğasını incelediğimizde benim sözünü ettiğim temellere dayanır ve bütünüyle bu yöntemle uyuşur görünen kavramlar çerçevesinde ve kendimde tanık olduğum kadarından söz edebilirim. zihnin dış duyumlardan edindiği ideler ala­ nındaki bu işlemlerin kendileri de iç duyum sürecinde diğer bir grup ide olarak belirir ve dolayısıyla bilgimizin öteki kaynağı olan bu idelerin dış duyumdan gelen yalın ideler sonrasında ele alınması uygundur. İkinci olarak. Şeylerin idelerinin anlama yetisine sokulabildiği tek yol olarak bunu görebiliyorum açıkçası. 3. 3.

büyük ölçüde bu kısım da kullanılan m ecazi dile dayandırıyor.22 19 Duyum da işlenm ek üzere sunulan töz görünüşleri ya da idelerin — ilk m alzem eler— gerçekten yukarıda olduğu gibi. herhangi bir türün görünüş­ leridir. Niyetim öğretmek değil araştırmak olduğundan burada yeniden vurgulamak istiyorum ki. kuruntular diye adlandırılırdı.'dan bu yana genelde ide­ ler. ve onlara göre algının doğrudan nesnesi zihne sunulan bir im ge olmalıdır. anlama yetisi.218 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 17. 21 İlk üç baskıda. Hume tarafından 'izlenimler' diye adlandırılmışlardır. D enem e 2. L oc­ ke'un algılayıcının idelerinin aracılığıyla ulaşıldıklarından dış algıyı akıl ile kavranılmaz diye açıklamasına getirdiği yorumunu. evvelce denilen türde yalın idelerden başkasını içerm ediği bulunursa. formlar. Bölüm ) Fakat Locke'a göre ide­ ler her insanın kendi zihinsel işlem lerinin bilgisinde de aracıdırlar. tümüyle ışığa kapalı bir hücreden çok da farklı değildir: [Böyle bir karanlık odaya sokulan resimler orada kalsalar21] ve gerektiğinde bulu­ nabilecekleri biçimde yerleştirilmiş olsalar görme yeteneğinin tüm nesneleri ve onlara ait ideleri ile anlama yetisini andırır­ lar. Fakat Platon'dan Hume'a tüm filozoflar dış nesneleri doğrudan algılam adığım ız konusunda birleşirler. A ynı zamanda Platon'un da mağara benzetm esi ile dış varlıkların im gelerinin insan zihnine giriş tarzını örneklendirmek istediğini düşünüyor. Doğrudan algıladığım ız bu gölgeler ya da im geler eski düşünürlerce türler. orada yine kalsalardı" şeklindedir. Bana göre. İdeleri." (Zihinsel Güçler. Descartes. uzam sız ve düşünen. 22 Reid. ö y ley se neden yanıltılm ayı arzulayalım? 2 0 Neden yalnızca görülebilir ya da görm eye ait olanlar? Çünkü L ocke (diğer kimi çağdaşları gibi) ide ile yalnızca görünebileni kastetmiyor. "Platon'un 'mağarası' ve Locke'un 'karanlık odası' keşfedilen tüm algı sistemleri için kullanılabilir. "Ki. dışındaki şeylerin ideleri ya da görünür benzerlikleri20 içeri alacak küçük aralıklarıyla. uzam lı ve düşünm eyen. bunların tikel iken duyular ve duyumsal im gelem ede bileşik halde algılanmaları ya da soyutlanm ış ve en genel bağıntılar içeriyor olmaları da durumu değiştirm ez. İnsan çevresindeki şeyleri niteliklerinin ideleri olm aksızın kavrayamadığı ölçüde . 7. bilginin anlama yetisine ulaştırılabilmesi için yalnızca iki geçit keşfedebildim . çünkü onlar dış nesneleri doğrudan algılam adığım ızı ve algının doğrudan nesnelerinin yalnızca dış nesnelerin belli gölgeleri olduğunu varsayıyorlar.19 İç Du­ yum ve Dış Duyum. bu olguya neden karşı çıkalım ? Şeyler ne ise odurlar ve başka şey değildirler. Bu karanlık odaya ışığın girmesini sağla­ yan pencereler olduklarını düşünüyorum bu iki duyumun.

. Her ikisinde de algılayıcı özneye bağlı ya da bağıntılı olan görünüşlerin bir kavranışıyla görünüşler olmalıdır.23 Şimdi bu yalın idelerden bazıları ve kiplerini biraz daha ay­ rıntılı irdelemek istiyorum. iç yaşam ını da zihninin işlem lerine ilişkin ideler olm aksızın anlayamaz. Platon'un mağara benzetm esindeki içe­ rik için bak: Hamilton-fle/d-sf: 262.Ayırt Etme Yetisi ve Zihnin Diğer şlemleri 219 Tüm bunlar anlama yetisinin yalın ideler ve kipleri. onlara ilişkin kimi işlemlerle birlikte edinme ve saklama yolları üzeri­ ne kendi bulgularım. 23 Bu yalın idelerin başlangıçta yalın halde kavrandıkları anlamına gelm ez.

(2) Yalın ya da bileşik." 2. Duyularda edim sel biçim de ve bilincinde olduğum uz zihinsel işlem lerde sunulanlar bilinçli öznenin isten­ cinden bağım sızdır ki bu özne ayrıca şeyler ve tinlere ilişkin sahip olabi­ leceği kadar ide ile sınırlı olduğundan kör doğm uş birinin rengi im geleyem emesi kadar edilgin konumdadır. (Ba­ kınız: Hume. [2Fakat. BOLUM BİLEŞİK İDELER 1. 3 "Bileşik. iki ideyi bir araya getirmesi ve bir tek ideye dönüştürmeden ikisine aynı anda ulaşabilmek için başka bir ide yoluyla onları saklaması: Tüm bağıntı ideleri bu yolla elde edilir. (1) Birkaç yalın ideyi tek bir bileşik idede3 birleştirmesi: Ki sonuçta tüm bileşik ideler bu şekilde yaratılır. Zihnin yalın ideleri üzerinde kendi gücünü harekete geçirdiği edimleri­ nin başlıcaları şunlardır.) . diğer ideler böylece düzenlenir. yalın ve bileşik olarak idelerin incelendiği 1. tüm yalın idelerini elde etmede tama­ mıyla edilgin kalan zihin ardından bunlardan tüm diğer ideleri­ nin malzemeleri ve temelleri olarak yararlanmak üzere kendi iş­ lemlerini devreye sokar. Burada bileşik idelerden zihnin yalın ideleri üzerinde gücünü kullandığı edimlerinden doğan ideler sınıfı gibi söz etmektedir sanki. insan D oğası Ü zerine B ir İnceleme. Bölüm de Locke idelerim izi yalın ve b ile şik olmak üzere ikiye ayırmıştır. Fakat bu algıda etkin zihin ve dikkatle ilgilidir. Şu ana kadar dış ve iç duyumdan zihnin edilgin biçim de1 aldığı yalın ideler üzerinde durduk ki bunların birini bile zihin kendi başına yapamaz ve bunlardan kurulu olmayan hiçbir ide de taşıyamaz. (3) Gerçek varlıklarında onlara eşlik eden tüm 1 Edilgin.12. Bölüm . yani istenç dışı sunulmaktadırlar. 2 Dördüncü baskıda eklenmiştir.

bu bağlamda söylem ek istediği. bağlantılandırmak ya da tümüyle ayırmaktır. İnsanın her iki alanda da yaratma ve yok etme gücü yoktur ve dolayısıyla tüm yapabilecekleri edindikle­ rini birleştirmek. genel idelerin oluşturulmasına yarayan bir işlemdir. Fakat bu yalın idelere bir kez kavuştu mu 4 5 6 B ileşim ler bireysel şeylerde duyulara sunulduğu biçim iyle bireysel zihinde oluşturulduğu zaman. Tanrı da dahil. Kör doğm uş biri renkteki çeşitliliği algılayam az ya da im geleyem ez ve insan zihni hiçbir istenç em eği ile deneyim de sunu­ lanlar dışında şeyler ve kişilere ilişkin tikel ideler edinem ez. evren gibi çeşitli yalın ideler ya da bunlardan kurulu bileşik idelerden karmalansalar da zihnin isterse her birini ayrı ayrı.5 Duyular aracılı­ ğıyla dışından gelen duyulur niteliklere ait idelerden kendinde duyumsadıklarından başka bir düşünen tözün6 işlemlerinin idelerini taşıyamaz. Birkaç yalın idenin katılımıyla oluşturulan.4 bunlar yalnızca dışındaki nesnelerde bileşik olmanın yanında zihnin kendi edimleriyle de bir araya konabilirler. Bu insan gücü ve işlem biçimlerinin somut ve zihinsel dünyada aynılık taşıdığı­ nın bir göstergesidir. Bölüm . Kısım.] Yalın ideler ayrı ayrı bileşimler içinde birleşik olarak gözlem­ lendiklerinden zihin bu tür birleşimleri tek bir ide olarak dü­ şünme gücüne sahiptir. Nitekim yalın idelerin ta­ mamı şeylerin kendilerinden gelir ve zihin bunlardan ya da kendine sunulanlardan fazlasına sahip olamaz.Bileşik İdeler 221 diğer idelerden ayırması: Bu soyutlama diye adlandırılan. güzel­ lik. 2. Önce bileşik ideler alanında bunlardan ilkinin bir irdelemesini yapıp ardından diğer ikisine zamanı geldiğinde değineceğim. 23. Kitap. Zihin. bir insan. 2. 33. bir ordu. yalın ide­ lerle ilişkim izde edilginiz. Bak. Fakat bu bile o iki kaynaktan edindiği ve tüm bileşimlerinin asıl mal­ zemeleri olan yalın idelerle sınırlıdır. iyilik bilme. tek bir şey gibi düşünüp tek bir adla belirttiği idelere ben bileşik ideler diyorum. Daha önce vurgulandığı üzere. bireysel zihince oluşturulduğunda değil. idelerini yineleme ve karmalama yetisi çerçevesinde. . düşüncelerinin nesnelerini dış ya da iç duyumun ona ilettiklerini aşan sonsuzlukta çeşitleme ve çoğaltma gücüne sahiptir.

kendi gücüyle sahip olduğu ideleri birleştirip gerçekte olmadıkları bir karma oluşturup yeni bileşik ideler yaratabilir. sonsuz sayı ve bitimsiz çeşit­ lilikle insanların düşüncelerini doldursalar da yine de hepsinin şu üç başlık altında düzenlenebileceği kanısındayım: 1.7 3. nitelikler ve bunların öbeklerine ilişkin taşıdığım ız idelerin adlarıdır. bölümlerinde ele alınmaktadır. . 7 8 Biçimlendiriri hayal gücünde ve yapay genellemelerinde. Burada bağıntı idelerini bileşik idelerin bir türü olarak görüyor. BAĞINTILAR8 4. Ancak 1. tözlerden soyut biçim de ele alınan. cinayet sözcükleriyle dile getirilen ideler gibi tözlerin bağınları ya da duyulanımları oldukları sanısını uyandıran bileşik idelere ben kipler diyorum. Söylemlerde yeni sözcükler yapma ya da eski sözcükleri biraz yeni bir anlamda kullanmada genel kavramlardan ayrı düşme kaçınılmaz olduğundan kip sözcü­ ğüyle demek istediğim genel anlamdan ayrılık taşırsa bağış­ lanmayı dilerim. Başka bir yerde de tüm b ileşik idelerde bağın­ tıyı var kabul etmektedir. üçgen. 9 Locke'da yalın ve karışık tüm kipler. KİPLER 2. iyilik bilme.9 5. Ne kadar karma ve bileşik.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme yalnızca gözlem ve dışarıdan sunulanlarla sınırlı kalmaz. 10 13-21. TÖZ 3. Kısımda bileşik ideler ve bağıntı idelerinden zihince yapılan cinste idelerin türdeşleri diye söz etmişti. Kiplerin ayrı ayrı ele alınması gereken iki türü vardır: Biri. bir düzine ya da yirmi gibi başka bir ide karıştırılmaksızın aynı yalın idenin farklı bileşimleri ya da çeşitlemeleri olan kipleri içerir ki toplanan bir sürü ayrı birimin idelerinden başka bir şey olmayan bu kipleri tek bir yalın ide çerçevesinde kal­ dıklarından yalın kipler10 diye adlandırıyorum. Karma da olsalar kendi kendilerine değil de.

şeylerin içinde varsayılan ya da var olan karışık töz idesi birincil ve asıl idedir. yumuşaklık ve eriyebilirlik ile birlikte belli bir kirli beyazımsı rengin yalın idesi katılırsa kurşun idesine sahip oluruz. Tözlerin de iki tür idesi vardır: Bir insan ya da bir koyun gibi ayrı ayrı varlık göste­ ren tekil tözler idesi ve bir insan ordusu ya da bir koyun sürüsü gibi tekil idelerin bir araya getirilmesiyle oluşan toplu töz ideleri. kav­ ramlarımızın kaynaklarını titizlikle gözlemlersek duyu ya da 11 22. örneğin. karşılaştırma dolayısıyla bağıntı içerir. ba­ kana zevk veren belli bir renk ve şekil bütünleşmesi içerdiğin­ den güzellik. birbirine ekle­ diği ve birleştirdiğini gözlemlersek bu takibin başında imgele­ yeceğimizden daha öteye yol alabiliriz ve inanıyorum ki. töze belli şekil idelerinin bir bileşimi ile hareket. 13 Leibniz. Bu durumda töze belli derecelerde ağırlık.12 Tüm bunlar üzerinde sırasıyla duracağız. 7.İkincisi. ayrı türlerde yalın idelerin tek bir bileşik ide oluş­ turmak üzere birleştirilmesiyle doğan kipleri içerir. Yeni D enem eler. Zihnimizin işlem lerini14 izler ve dikkatle duyumlardan (dış ve iç) edindiği yalın ideleri nasıl yinelediği. Bileşik idelerin sonuncusu da bir ideyi diğeriyle bağlantılı düşünme ve karşılaştırm ayı içeren bağıntı idesidir.13 8. Tözlerin ideleri kendi kendilerine varlık gösteren ayrı tikel şeyleri temsil etmek üzere oluşturulan yalın ide bileşimleridir. 6. 14 Locke'un tarihsel yöntem ine göre açıklamaları için geçm iş ideler ya da g ö ­ rünüşlere bakmak zorunludur. sahibinin izni olmaksızın bir şeyin zorla el değiş­ tirmesi anlamı taşıyan hırsızlık görüldüğü üzere ayrı türlerde birkaç idenin bir bileşimini yansıtır ki ben bunlara karışık kip­ ler11 diyorum. 12 Doğrusu bu üç tür bileşik ide de Locke'un da başka yerlerde kabul ettiği üzere. düşünce ve uslamlama eklenirse sıradan bir insan idesine kavuşuruz. sertlik. B ölüm e bakınız. .

Fakat her durumda anlaşılm az ideler deneysel karşılaştır­ manın ürünleri midirler? Çoğunlukla. Bunu uzay.nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme zihinsel işlemlerden ne kadar uzak görünürlerse görünsünler en belirsiz idelerin de zihnin iç ya da dış duyumdan edindiği ideleri yinelemek ve karıştırmak yoluyla anlama yetisinin kendisinde kurduğu tasarımlar olduklarını anlarız: Öyle ki genel ve soyut ideler de zihnin dışındaki nesneler ya da kendinde duyumsadığı işlemlerden edindiği ideler alanında her zamanki yetilerini kul­ lanarak erişeceği.15 15 İlerideki bölümlerde 25. anlama yetisinin deneyim e bağım lı­ lığını gösterm eyi arzulayarak insanın anlama yetisini duyulara indirger gö­ rünen Locke'ça kabul görm eyen bir bakış açısıyla. zaman. bölüme dek idelerin kipleri. sonsuzluk ve bu kaynaklardan en uzak görünen diğer birkaç ide çerçevesinde göstermeye çalışaca­ ğım . zihinsel zorunluluklar­ dan doğmazlar mı? . dolayısıyla yine dış ve iç duyumdan gelen idelerdir. töz ideleri ve bağıntı­ larının idelerine dair örnekler Bacon'un ciddi örnekler dediği türdendir ki bunlar bilim ve felsefed e en anlaşılm az idelerim izin bile aşama aşama beş duyu ya da iç duyumdan doğdukları varsayımının kanıtlanmasında kulla­ nılmaktadırlar.

1 "Daha bileşik/bitişik" en başından deneyim de içerilen idelerde bileşiklik dereceleri olduğunun göstergesidir.1 . . ya bireysel zihince ya da zihin için yapılırlar. tözlerde bir­ leşm iş. BOLUM YALIN KİPLERİN BİLEŞİK İDELERİ: UZAY İDESİNİN YALIN KİPLERİ 1. İki idesi bir idesinden. ilk duyu algılarım ızda da belirsiz olarak bulunan güç ve varoluş idelerinin eşlik ettiği nitelikler olarak algılanan bileşik ideler bulur. Tek bir yalın idenin kipleşmeleri (yalın kipler diyorum ben bunlara) zihinde en büyük uzunluk/uzaklık ya da karşıtlık kadar tümüyle farklı ve seçik ideler olarak yer alırlar. Önceki bölümlerde bütün bilgimizin malzemeleri olan ya­ lın idelerden sık sık söz etmişsem de bu daha karm a1 olanların­ dan ayrımı değil de daha çok zihne giriş yollarıyla sınırlı kal­ dığından şimdi burada bu idelerden bazılarını başka bir bağ­ lamda ele almak ve aynı idenin zihnin şeylerin kendilerinde var bulduğu2 ya da kendi içinde hiçbir dış nesne veya yabancı bir sunumdan yararlanmaksızın3 yarattığı farklı kipleşmelerini ir­ delemek belki de yararlı olacaktır. 2 D olayısıyla zihin. var olan şeylerde kendisi için oluşturulan. bu yalnızca yinelenen bir bi­ rimin yalın idesinden oluşur. 3 Yani. maviliğin ısıdan ya da her birinin herhangi bir sayı­ dan olduğu kadar ayrı bir idedir. on iki düzine ya da bir milyon gibi ayrı yalın kipler oluşturur. bu tür birleşim yinelemeleri bir düzine.

*7 . L ocke’a göre beden birincil olarak hem görme hem dokunma aracılığıyla asıl uzam niteliği ile doğrudan kendini keşfeder. Duyularda sunulan uzama ait yalın görünüşler sınırsız uzay idesini doğurabilseler insanın bilincinde olduğu afortiori (tümel ara­ cılığıyla tikeli kanıtlama. kutsal ideler de aynı biçim de duyu verilerine bağlı olabilirler.226 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 2. Diğer yandan Berkeley uzayın. bunu yanıtlamaya çalışıyor ve uzay kiplerine ilişkin idelerim izi deneyim e bağım lılıkları kuramını kanıtlamada ciddi örnekler olarak ele alıyor. D enem ede kaynaklan­ dığı duyusal görünüşler dışındaki öğeleri de ortaya çıkarabilecek olan en son yapısının eleştirel bir analizinin (çözüm lem e) yerini bir idenin doğuş tarihi almaktadır. renkleri gördüklerini kanıtlamaya çalışmak kadar. . L ocke uzay algısının yalnızca dokunsal ve görsel olup olm adığını ya da her organik duyum ile ortaya çıkarılıp çıkarılmadığını sorgulamıyor. buna insan­ ların gözleriyle farklı renklerdeki cisimler ya da aynı cismin parçaları arasındaki uzaklığı algıladıkları konusunda kalkışmak da gereksizdir. Ardından Locke. Locke'un dediği gibi hem görülür hem duyulur değil. böylece de dur­ m aksızın genişleyen cisim idesini uçsuz bucaksızlık idesi olarak öne sür­ düğünü iddia ediyor. Bunu Locke'un hep yaptığını ya da en azından mantıksal olarak yapmak zorunda olduğunu. "Uzay4" yalın idesi ile başlamak istiyorum. bu o kadar apaçıktır ki insanların gözleriyle . Demektir ki kimi uzam algısı kaçınılm az biçim de renk algısında. U zayı ayrıca bir dokunma verisi olarak ele almanın uzay ve cism i özdeş­ leştirmek olduğunu ileri sürüyor Cousin. Locke'a göre bir ide edinmek en başta bir özelliğin-yüklem in algısına varmaktır ve bilincin kaynaklandığı ve doğal kökenini oluşturan koşulların bir tarihini gerektirir. zaman ve dolayısıyla tarih sırası içinde dokunma ya da görme duyularının algılarına bağlı olarak ancak uzayın zorunlu olarak duyu algı­ larıyla sunulduğu ve doğuştan olduğu yaklaşım ını içeren akıl yolu ile edinm ek değil. . yalnızca duyulur olduğu sonucuna varır. D ışım ızdaki uzaklıklara ilişkin Berkeley'de bir şeyler bulabiliriz. dolayısıyla uzay idesi önünde sonunda dokunsal duyuların art ardalığı ile açıklanır. 4. Bölümde uzay idesini görme ve dokunma duyusuyla5 elde ettiğimizi6 göstermiştim. Aynı zamanda görme duyusunda sunulan uzam idesinin do­ kunma duyusunda sunulan ile özdeş ya da farklı olup olm adığı ve dokun­ mada duyulanın basit dokunuş ya da kaslarla duyumdan mı kaynaklandığı ile ilgilenmiyor. 4 5 6 7 U zayın uçsuz bucaksızlık idesi ve de uzay bağıntılarına ilişkin matema­ tiksel idelerim iz duyuların yalın görünüşleriyle açıklanmaktan uzak gele­ bilir. . "Edinmek". bunu karanlıkta hissederek ve dokunarak da ya­ pabildikleri bellidir. en azın­ dan yüzeysel bir uzam formunda sunulur. sözü edilen. dolaylı çıkarım) en yüksek.

Sınırsız eklem e zorunluluğu. "kendilerini diğer uzaklıkları ölçm ede kullandıkları bir fit. zihinlerde olabildiğince sık yinelerek evrendeki cisimler arasın­ da var olan uzun. çap gi­ bi. ancak uzay. kulaç. duyu verisi olm aksızın zorunluluk algısı olamasa da. [9İnsanlar. Yineleme veya katlama yoluyla durmaksızın bir öncekine eklenen bir uzaklık idesi in­ sanları uçsuz bucaksızlık idesine10ulaştırır. Ancak nesnellik kesin olarak mekânsal/ uzaysal değildir ve uzay duyusu ya da idesi ile karıştırılmamalıdır. 10 U çsuz bucaksızlık idesi zihinde sınırsız eklem e zorunluluğu dem ekse olası duyu verisi olamaz. genişlik ve kalınlık ele alınırsa bu kapasite diye adlandırılabilir.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uza/ İdesinin Yalın Kipleri 3. kulaç ideleri oluşturu­ lur. kübik. bir kulaç. ölçme alışkanlığı ile. apaçıktır ki. Dokunm a duyusu diğer duyuların ilk verilerine aşama aşam a iliştirildiği varsayılan boşluk idesinin tek asıl ara nedeni yapılmaktadır. Her farklı uzaklık uzayın birer kipidir ve bu uzaklıklara ya da uzaya ait her farklı ide de birer yalın kiptir. Bu. ayak. uzay idesini her organik duyumda nesnel yapısının başlangıcı olarak gören sava zıt bir yaklaşımdır. cisim siz düşünülebilir. Buna göre uzam yalnızca cism e özgü bir idedir. yard. bu şekilde. bir fersah ya da çap gibi belirli uzay uzunluklanna alıştıra­ rak insanlar bu ideleri düşüncelerinde yerleştirmişlerdir. "uzay boşluğunu katı. ve daha genel bir anlamda uzay sözcüğünü onu kaplayan katı madde ile ya da onsuz uzaklık için kullan­ makta aynı ölçüde yararlı olacaktır. mil. Başka hiçbir şeyi düşünmeden yalnızca. ayak. iki varlık ara­ sında varsayılan bu uzay uzaklık diye adlandırılır: Uzunluk. Duyular yalnızca gerçekten görülen ya da duyulanı su­ narlar ve bu hep sonlu bir görünüştür. dokunulur ve hareket edebilir bir şeyle dolduran madde sınırlan ele alındığında bu sınırlar arasının uzam diye adlandırılması uygundur." biçimindedir. . yard.. 8 İlk üç baskıda bu. [Uzam8 ise genelde her durumda kullanılan bir terimdir.] 4. bence" şeklindedir. uzam sözcüğünü bir madde duyulanım ı ya da tikel katı cisim lerin sınırlan ara­ sındaki uzaklık için kullanmanın bu karmaşayı ortadan kaldırmanın en akılcı ve en iyi yolu olduğu kanısındayım.. enli. Bu ölçüler insanların düşüncelerinde yer aldı mı]. bir yard. bunların üzerine yapılan aynı cinsten eklemeler sonucu uzay ideleri istendiği kadar genişletilebilir. cisim ya da başka herhangi bir şeyin idesi katılmaksızın. uzay idesinin bünyesinde bulunan bir sürü belirli uzunluk idesi yerleştirirler. zihinlerine bir inç. başka bir kaynaktan geliyor olmalıdır. 9 İlk baskıda. En azından.

fakat zihnin böyle eğilim li olduğu sonsuzluğa ilişkin zihinsel bir im ge olamaz. şekil ve yer ideleri ise sonlu ve olumludurlar. 6.11 Yapışık madde kütlelerinde gerçekten var olan çok sayıda farklı şekil dışında zihin kendi gücüyle. uzayın duyusal idesinin kiplerinden biri olarak kabul edilir mi? Tikel uzaylar son bulur fakat uçsuz bucaksızlığı sona eriyor d iye düşünem eyiz. imgelediği bir çizgiyi hiç sonu gel­ meksizin ikiye. Doğrusal çizgilerle yaptığını eğri ya da hem doğrusal hem eğri çizgilerle. ki böylece zihnin gücü yettiğince bitimsiz çeşitlilikte şe­ killerin düşüncelerine yönelebiliriz. 11 U çsuz bucaksızlık aklın erm ediği. dörde ya da daha fazlasına bölerek herhangi bü­ yüklükte bir açı yaratabilir. uzay idesini değişik biçimlere sokarak ve böylece sürekli yeni bile­ şimler oluşturarak. Dolayı­ sıyla şekilleri sonsuz miktarda çoğaltabilir. An­ laşılm az sonsuzluk. Buna ilişkin tek olum lu idem iz kaçınılm az ilerleyiş idesidir. sonsuzluğu dile getiren bir terimdir. istediği uzunlukta çizgileri yine farklı uzunlukta çizgilere ulayıp bir uzayı tümüyle kapatana dek işlemi sürdürdüğünde uzayın bir sürü farklı yalın kiplerini oluşturan şekilleri sonsuz sayıda çoğaltabilir. çizgilerde yaptığını yüzeylerde de gerçekleştire­ bilir. .228 tnsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 5. Zihin bir uçtan bir uca doğrusal bir uzunluk idesini yinele­ me ve bu doğrusal çizginin uzunluğunu katlayacak biçimde başka bir uzunluğu aynı yönde ekleme ya da uygun gördüğü yönde bir başkasını ekleyip böylece istediği açı türünü elde etme gücüne sahip olduğundan. Belirgin açılarla buluşan doğrusal çizgiler ya da hiç açısı algı­ lanmayan eğriler ile çevrelenmiş uzay ya da cismin en uç nok­ taları bağlantılandırılarak zihne sonsuz çeşitlilikte yansıyabilen şekil idesi u laşır. Uzay idesinin bir diğer kipi uzamın uçları ya da çevrelen­ miş uzayın sınırları arasındaki bağıntıdır. "uçsuz bucaksızlık" yönüyle. göz ise görüş alanı içinde sınırları bulunan renkler ve cisimlerde keşfeder. kendi idelerini yineleyip onları istediği gibi karmalayarak tamamıyla tükenmez bir birikim edinir. Dokunma duyusu bunu uçlarına değebileceğimiz duyulur cisimlerde. uzam görünüşü ile sunulan.

Satranç tahtası üzerinde koyduğumuz yerde duran taşlar için hepsi aynı yerde duruyor ya da hareket etmemişler deriz. II. Dün olduğu yerde kalan bir şeyin yine sabit olan iki ya da daha fazla nokta ile arasında aynı uzaklık korun­ duğundan buna bakarak o şeyin aynı yerde olduğunu söyleriz: Fakat bu noktalarla arasını duyulur biçimde değiştirmişse bu kez yerini değiştirdiğini söyleriz. kamaranın sabit parçalarından uzaklık satranç tahtasının yerini ve yeryüzünün hareketsiz kısımları geminin yerini belir­ lerse bu bağlamda yer değiştirdikleri. Psikoloji. cilt. Gemi hep hareket halinde olduğu halde kamaranın aynı tarafında duruyor diye satranç tahtasının hareket etmediğini söyleyebiliriz. Yerküre dönüyor. Yalın uzay idesinde olduğu gibi bunda da birbirleriyle aynı uzaklığı koruduğu ve böylece hareketsiz olduğu düşünülen bir şey ve iki ya da daha fazla nokta arasındaki uzaklık ilişkisidir söz konusu olan. ancak satranç tahtası bir ara bir odadan diğerine taşınmış ola­ bilir. sf: 154. 13 James. öyleyse satranç taşları ve tahtası ve gemi de birbiriyle aynı uzaklıkta kalan daha uzak cisimlere göre yer değiştiriyor­ dun Tahtanın belli parçalarından uzaklık satranç taşlarının ye­ rini. daha büyük duyulur nesne parçalarından uzaklık ele alınır. 8. Bu başlık altında incelenebilecek diğer bir ide > r " 12dir. kesin olan çok sayıda şeyden uzaklıkları değişse de bunların sözünü ettiğimiz belir­ leyicilere göre aynı yerde kaldıkları söylenebilir. Yerküre döndüğü halde çevredeki kara parçalarıyla uzaklığı koruduğunu varsayarak gemi aynı yerinde duruyor da diyebiliriz. Genel yer kavramında böyle belirgin noktalardan değil de şeyin konumlanmasıyla bağlantılı görülen.Yalın Kiplerin ftihşik ideleri: Uzay idesinin Yalın Kipleri 7. . ve hareket eden 12 Duyuda yer idesinin aşamalı evrim inin ve duyularım ızın yerleştirilm esinin tarihi şimdi L ocke’un gözlem lerinin yetersiz kaldığı bir bilim sel ayrıntı ile araştırılmaktadır. Burada birbiriyle aynı uzaklığı koruyan satranç kareleri ile taşları arasındaki karşılaştırmadır yapılan.

. Satranç tahtasında her bir taşın yerinin düzenlenişi yalnızca bu damalı tahta parçası sı­ nırlarında yapıldığından başka bir şeyle bu yerlerin belirlen­ mesi satranç oyununun amacıyla çelişir. Kitap. Kitabı Aeneis'in14 orta kısmında oldukları ve yayınladığından bu yana hep aynı yerde bulundukları biçimindedir. yerin bu kez satranç tahtasına göre değil de içinde bu­ lunduğu odanın bir parçasına göre belirlenmesi uygundur. satırlar. 9. fakat aynı satranç taş­ ları bir çantaya konduğunda biri siyah şahın nerede olduğunu sorarsa. fakat asıl yeri Vergilius'un çalışmalarının belli bölüm­ leridir: Tam yanıtsa bu şiirlerin Vergilius'un 9. 176-502.230 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme diğer şeylerle karşılaştırm a yaptığım ızda aslında tüm bu şeyler aynı yerlerini korumuyorlardır ki. bu yeri. aynı şeyin yerini daha iyi belirleyecek olan başka şeyleri hesaba almadan o anki amaçlarına en uygun olan yakın şeylere göre düşünür ve belirlerler. yararlanmak için başvurmak ama­ cıyla kullanılmaktadır. 10. Kitabın kendisi binlerce kez yer değiştirmişse de yer idesi burada öykünün kitabın hangi bölümünde olduğunu bilmek ve böylece gerektiğinde nerede bulabileceğimizi saptamak. Önce de sözünü ettiğim gibi yer idemiz bir şeyin göreli konumuna ilişkindir ki tüm parçalarının yer idesine sahipken evrenin kendine ilişkin yer idesine sahip olamadığımızı düşün­ düğümüzde sanırım bu kolayca benimsenecektir. çünkü evrenin 14 4. bunu kendimiz de kolayca düşünebiliriz. Yer dediğimiz bu uzaklık kipleşmesini insanlar gerekti­ ğinde şeylerin belli konumda yerleştirilmeleri amacıyla kulla­ nırlar. Biri Nisus ve Euryalus öyküsünü içeren şiirlerin nerede olduğunu sorarsa ona yer­ yüzünün bir bölümü ya da Bodley Kütüphanesi'nde demek yan­ lış olur. şimdi bulunduğu yere satrançtakinden farklı bir amaçla konduğundan başka cisimler bağlamından yeri söylenir.

Cisim ve uzamın. tarihsel yöntemi çerçevesinde Locke uzay idesinin doğuşuna yalnızca insanın bilinçli yaşam tarihi içindeki bir olay olarak bakmakta ve duyusal görünüşleri uzayın kaynağı ile bağıntılandırmaktadır. D oğan ide ne görülen ne de dokunulanı içermeden pek anlaşılamaz. ya da. şekil.Yalın Kiplerin Biloşik ideleri: Uzay idesinin Yalın Kipleri ötesinde onunla bir uzaklık bağıntısı taşıdığını imgeleyebilece­ ğimiz herhangi bir sabit. Locke cisim idem iz ile uzay idem iz arasındaki zıtlıkta ısrar eder. Y ön­ temi onu zihnin tinsel etkinliğini göz ardı etm eye ve dikkatini yalnızca .. fakat tüm bunların tek tip bir uzay ya da zihnin hiçbir çeşitlilik yada farklılık görmediği bir yayılım olduğunu varsayabiliyoruz. 17 Burada gönderme yapılan Kartezyenler (Descartes yanlıları) uzamı mad­ denin özü kabul ederler. yer ve diğer uzay bağıntılarına dair algılarım ızı tanımlarken Locke başlangıçta belirsiz olan uzay ya da yer idem izi uzaysal evrene dö­ nüştürmeyi sağlayan fiziksel koşulların ayrıntısına girem em iştir. ikisinin aynı şey 17 olduğuna bizi inandırmak isteyenlerin. 16 U zaklık.16 11. Yerde evrenin varlığı ile salt varlığını mutlak biçim de özdeşleştirm ek Locke'un tersine uzay ve c is­ mi özdeşleştirm ek olur. Dokunma ve görme duyularında bulduklarını kullanm aksızın uzay idem ize kavuşamazdık. Bununla birlikte anımsanmalıdır ki. Dolayısıyla uzay idesini edindiğimiz görme ve dokunma du­ yularımızla yer idesini de elde edebiliriz ve zihinlerimize uzam ya da uzaklık idelerini sokabiliriz her iki yolla da. fakat uzay idesinin ayırıcı özelliklerini yeterince sergi­ lem eyi beceremez. Dünya bir yerdedir demek dünya vardır demekten başka bir an­ lam içermez ki bu. yer sözcüğü bazen daha karışık bir anlam 15 alır ve var olan herhangi bir şeyin kapladığı uzayı simgeler ki böylece evren bir yerdedir denebilir. yer kavramını da içerse. başkalarının 15 Tüm üyle göreli bir terime mutlak bir anlam verilm iş oluyor. sözcük anlamlarını değiştiren. Biri evrenin yerini ortaya çıkardığı ve zihninde yarattığı zaman bize sonsuz uzay boşluğunda hareketli ya da hareketsiz olup olmadığını söyleyebilir: Ancak şu da var ki. ki bu araştırma başlangıcından itibaren fizyolojik psikolojide ilginç bulgulara yol açm ıştır. konumunu değil yalnızca varlığını belirtir.. kendi yetersiz anlatımı içinde. ayrı. tikel şeyler idesine sahip değiliz. nasıl bir duyu ve­ risi olarak ele alınabileceğini gösterem ez. Locke'a göre yer yerin kendi dışındaki cisim lerle bağıntısıdır.

19 Hareket. itme gücü ve itmesine dayalı olarak hareketi iletmesi ona bağlıdır. Locke'a onları bu bağlamda kabul ettiren. 20 Bak: 11. deneyim aracılı­ ğıyla sağlanan görünüşlere yöneltm eye itmiştir. Kitap. içinde katılık idesi taşımıyor diye uzay cisim değildir de dene­ bilir sanırım. 18 Bir katı. düşünme ve uzam kadar birbirin­ den farklı idelerdir ve zihinde tümüyle birbirinden ayrılırlar. Tinin bedenden ayrı olduğu düşünmenin içinde uzam idesi barındırmaması ile açıklanırsa. 4. Bir­ birinden çok farklı idelerin çoğu varoluşu ya da kavranması açısından başka idelere gereksinir. Bölüm. uzayın ve katılığın ideleridir diye düşünüyo­ rum. uzaysız ne olabilir ne de düşünülebilir. bu noktada uzay idesinin katılık idesinden kızıl renk idesinden olduğu kadar ayrı anlam taşıyıp taşımadığı her­ kesin kendi düşünceleriyle belirleyebileceği bir tartışmadır. . dokunma. Diğer insanların (cisimle) parçalan ay­ rılır ve farklı yönlere hareket edebilir katı ve uzanımlı bir şey ve de (uzamla) katı yapışık parçaların uçlan arasında onların kapladığı bir uzay olarak tanımladıkları bu iki sözcükle onlar aynı şeyi ifade ediyorlarsa çok farklı iki ideyi birbiriyle karış­ tırmış olurlar. Kızıl renk gibi katılığın d a18 uzanımsız var olamayacağı doğ­ rudur fakat bu onların ayrı ideler olmalarına engel değildir. Katılık20 cisimden öyle ayrılmaz bir idedir ki cismin uzayda yer kaplaması. bununla birlikte ne hareket uzaydır ne de uzay harekettir. Şöyle ki. Görünüşlerin evrensel ya da zorunlu öncülleri değil fiziksel bir aradalıklan ve art ardalıklarıdır. şeylerin var olan yapıları altındaki organik uyumları ile.232 İnsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme felsefesini çok fazla anlamsız ya da kuşkulu terimlerin belirsiz­ liği ve de böylece aldatıcılığına gömülmüş diye şiddetle kına­ yacaklarından eminim. üç boyutta uzanan bir uzayı dolduran ya da kaplayandır ve fiziksel anlamda geçirgen olm ayan ya da basınç ya da başka bir yolla uzamlı bir varlıktan uzam sız bir varlığa dönüştürülme kapasitesi taşımayandır. O zaman apaçıktır ki cisim ve uzam iki ayrı idedir. Uzay ve katılık. 19 Bu itiraf Locke'u idelerin bireysel bilinçte yalnızca tarihsel önceliğinden (exordium ) ayrı olarak akılda (akıl gücünde) m etafıziksel önceliğini daha da kabullenm eye götürmüş olabilir.

Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay İdesinin Yalın Kipleri 12. ya da cisimde ha­ reketi. ancak onları ayırmadan düşünebilir. gerçekte yapabileceğinden daha fazla bölme işlemi yapamaz zihninde: Kısmen düşünme ayırma de­ ğildir. Collection o f P apers. sürekliliği olanı iki yüzeye ayırmak ve birbirinden kopmuş olarak düşünmektir ki bu zihnin bölünebilir diye düşündüğü şeylerde yapılabilir ancak. 14. sf: 131) bak: Spinoza. Salt uzayın parçaları ayrılmazlıklarına bağlı olarak hare­ ketsizdirler. birbirinden ayrı iki yüzeyi hesaba almadan. bizce kısmen kavranabiliyorsa da sonsuz uzayın bünyesindeki bu parçalar birbi­ rinden ayrılamaz ve kopanlam az oldukları gibi aykırı koşullar olm aksızın parçalanabilir değillerdir. Parçalar. böylece şeylerin öncesinde sahip olmadığı ancak yetenekli olduğu iki ayrı yeni yüzey bu zihinsel ayırımla elde edilebilir. İsterse biri bu sürekliliğin bir parçasını düşüncesinde olabildiği kadar koparmayı denesin. bir sürekliliğin olduğu bü­ tünün parçalarını birbirinden kopararak iki yüzey oluşturmaktır. Ahlak (Ethica). 13. birbirinden ayrılabilir. Gerçek ya da zihinsel hiçbir ayırma işleminin salt uzaya uygun olduğunu dü­ şünmüyorum . somut anlamda. katılık ve cismin hareketine direnme içermez. Biri tek bir şeyle sınırlı bir kısmen düşünme iken diğeri her ikisini ayrı ayrı var düşünmektir. Diğer yandan zihinde bölmekse. Bir insan güneşte ışığı. hareket herhangi iki şey arasında uzaklık değişimi 21 "Sonlular nasıl en küçük bölünmezlerden oluşuyorsa sonsuzlar da sonlu­ lardan oluşur. birleşik. (Clarke'tan Leibniz'e. çünkü bir insan. Uzay önünde sonunda kendinde tektir ve mutlak bölünmezlik içerir. (2) Salt uzayın parçaları öylesine kopmazdır ki süreklilik gerçekte de zihinde de bölünemez. Edimsel olarak bölmek ve ayırmak. . uzamı olmadan. (1) Uzam cisim gibi. ısısı olmadan. bitişm em iş.21 Bir insan bir ayaklık alanı bir uzay olarak düşünebilir fakat bu zihinsel ayırma ya da bölme kadar geniş bir düşünme değil aslında bir kısmen düşünmedir. Fakat. birbirinden bağım sız ve koparılabilir haldedirler.

22 15. bir töz ya da bir yüklem midir. Uzay ve cismin aynı olduğunu öne sürenler şöyle bir iki­ lem yaratırlar: Bu uzay ya bir şeydir ya da hiçbir şeydir. bir şey ise bu kez şu soru ortaya çıkar. Bölüm . Bir cism e ilişkin duyusal bir im ge kurabiliriz. Kısım da uzam ile hangi anlamda ele alınırsa alınsın uzay dem ek istediğini belirtmişti. I. Yalın uzayın parçaları ayrılmaz. Tanrıya mutlak bağlılık ya da Tanrıdan mutlak bağım sızlık mı içerir? Bu. "tin midir cisim midir?" Buna başka bir soruyla karşılık vereceğim. ancak uzayın varlığı im gelenem ez. tin mi yoksa hiçbiri midir?. . Kısımlar) Locke pek önem li bulmazken Leibniz "felsefede en önem li nok­ ta" olarak vurguluyor bu konuyu. hiçbir şey ya da bir şey midir ve bir şeyse. uzay idesinin ortaya çıktığında nasıl böyle yapılandığını gösterm ekte yetersizdir. 18. ( Yeni D enem eler) 24 Zaten 3. Bir cism in sonunu im geleyebiliriz fakat daha fazla cisim ler için potansiyel yer içeren uzay için bu söz konusu değildir. Biri bana sözünü ettiğim bu uzayın ne olduğunu soracak olursa ondan onun uzamının ne demek olduğunu söylemesini isterim. Locke'da idenin ortaya çıktığı deneyim tarihi. Uzamın uzanımlı parçalara sahip olmak anlamına geldiği söy­ lenen uzamın doğası hakkında ne kadar iyi aydınlanabilirim?24 Biri lif nedir diye sorduğunda çeşitli liflerden oluşan bir şey desem öncekinden daha fazla kavrayabilir mi lifin anlamını? Ya da amacımın onu bilgilendirmek değil tersine onunla alay etmek olduğunu düşünmekte haksız mıdır? 16. kim onlara düşünemeyenlerin yal­ 22 U zayın zorunlu sü reğenliği onun sınırlanam az d oğasın ın göstergesid ir -doldurulmuş bir uzayın ötesinde mutlaka tüketilem ez olan daha da boş yer kalmalıdır.23 Genellikle olduğu gibi uzam partes extra partes diye açıklandığında. 23 15-20. Locke'un açıkladığı töz idesini devreye sokar (17-20. kısımlarda uzay hakkında ontolojik bir soru doğuyor: "Uzay madde mi. belirgin idesi onu açıkça ve yeterince cisimden ayırır. Kitapta 3.234 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme olduğundan sürekli hareketsiz kalmaları gereken ayrılmaz par­ çalar arasında söz konusu olamaz. K ısımda gön­ derme yapılm ış olan. hareket edemez ve cismin hareketine direnme gösteremez olduğundan. yalnızca uzam uzamdır tanımı ortaya çıkıyor. hiçbir şeyse iki cisim ister istemez birbirine değer.

"açık ve seçik" kullanılmıştır. Elimden geldiğince şeylere ilişkin uydurma sözcüklerden kaçınm aya çalışırım .25 Açık ve seçik anlamlar taşımayan bir dolu gürültü çıkararak olmayan bir bilgi uydurmak cahilliğimizi azaltmaz. tinler ve cisim ortak bir tözde buluşuyorlarsa yalnızca tözün farklı kipleşmesi onları farklı kılabilir ya da bir ağaç ve çakıltaşı bu bağlamda cisim ve cismin ortak doğasında buluşuyor oldukla­ rından bu ortak maddenin yalnızca bir kipleşmesi olarak farklı­ laşabilirler biçiminde çok kaba bir öğreti doğar sonuç olarak.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay İdesinin Yalın Kipleri nızca katı varlıklar ve uzanımlı olmayanların da düşünen var­ lıklar olduğunu ya da olabileceğini söylemiştir? Cisim ve tin ile demek istedikleri tümüyle budur. Keyfi adlar belirgin idelerin işaretleri olarak kullanıl­ dığında şeylerin doğasını değiştirmediği gibi onları daha iyi anlamamızı da sağlamaz. 18. 26 ilk üç baskıda. 17. şeylerin ve kişilerin Yaratıcısı ya da ilk nedeni olarak düşünmüyor. Tanrı. Önermeler.27 25 Asla unutulmamalıdır ki insan zihninin boş ve belirsiz m etafıziksel sö z ­ cüklerin esaretinden kurtarılması Locke'ıı Denem e'de giriştiği araştırmaya iten asıl hedeflerden birisidir.26 Bu töz sözcüğü üzerinde ısrarla du­ ranlardan bunun sonsuz. (Genelde olduğu gibi) Cisimden yoksun bu uzayın töz ya da ilinek olup olmadığı sorulursa hemen bilmiyorum diye ya­ nıtlarım ki bu durumda bunu soranlar töze ilişkin açık ayrı bir idenin varlığını gösterene dek bilgisizliğimi ayıplamamalıdırlar. Spinoza'daki tek töz var olan her şeyin zihinsel önka- . 14. sonlu tinler ve cisim için aynı anlamda kullanılıp kullanılmaması ve de bu çok farklı varlıkların her biri töz diye adlandırıldığında aynı ideyi temsil edip etmemesi üzerinde düşünmelerini istiyorum. Spinoza’nın tek tözü Tanrıdır. yalnızca tek bir töz olasıdır ve her şey ve her kişi bu tek tözün kipleşm eleri olarak düşünülmelidir. Spinoza Tanrıyı. anlaşılmaz Tanrı. Locke'un tersine. 27 Descartes kadar Spinoza da büyük olasılıkla burada Locke'un dikkate aldığı kişidir. Etlıica'daki töz tanımına göre. (Ethica.) insan tininin sonsuzluğa eriştirilm esi bağlamında Locke'da Tanrı idesi onu burada Tanrıdan her şeyi içeren tek tözün bir kipleşm esi olarak söz etm eye dek götürür.

54. sonlu tinler ve madde için üç farklı anlamda kulla­ nıldığı ve Tanrı bir tözdür dendiğinde tek bir ideyi temsil ettiği. İçinde barınacağı bir şeye gereksinen gerçek varlıkların bir türü olan ilinekler kavram ıyla ilk karşılaşanlar onları des­ tekleyecek töz sözcüğünü ortaya çıkarmaya zorlanmışlardır. Töze ilişkin üç ayrı ide yapılabiliyorsa neden bir dördüncüsü olmasın ki?28 19.236 naanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme Fakat Tanrı. K ısım . ki şeyler ve kişilere ilişkin tüm kesin kavramların mantık uya­ rınca yer aldığı ve matematiksel katılıkla çıkarımının yapıldığı bir kav­ ramdır bu. uzamlı varlık kapasitesi ya da olasılığından başka bir şey olm adığı­ nı" öne sürüyor. 28 L ocke Denem e'yi hazırlarken düşüncelerini not aldığı el yazmalarında uzayı dördüncü bir töz olarak düşünmekten uzak "uzayın kendinde. töz adı üç ayrı ideye karşılık geliyorsa o zaman bu ayrı ideler açıklığa kavuşturulmuş ya da en azından onlara verilen üç ayrı adla bu kadar belirsiz bir terimin karmakarışık kullanımından doğacak yanılgıların önü alınmış olur. U zayın cisim den ayrı algılanam ayacağı. ruh için başka cisim için başka ideleri simgelediği söylenirse. (Yeryüzünün de onu taşıyacak bir şeye gereksindiğini imgele­ yen) bir Kızılderili düşünür bu töz sözcüğünü düşünmüş ol­ saydı dünyayı kaldıracak bir fil ve fili kaldıracak bir kaplumbağa aramak durumunda kalmazdı: Töz sözcüğü bunu zaten karşılar­ dı. . Önermeler Bölüm ü 51. Bu terimin üç ayrı anlam taşıması bir yana her zamanki kullanımında tek bir açık. "bir boşluk" dü­ şüncesine aykırı bir varsayımdır. hiçbir şeyin içinde töz olm adığından. Bir Kızılderiliden beklenebilecek en güzel yanıt ne olduğunu bilmediği bir şeyin dünyayı taşıdığını söylemesidir ki kendi Avrupalı düşünürlerimizin yeterli buldukları yanıt da bundan pek farksız değil hani: Ne olduğunu bilmediğimiz fakat ilinekleri bulüdür. Locke'un tözün anlamlarını sorguladığı nokta D escartes'ın İlkeler yapıtının I. sonsuz diye düşünm eye eğilim li olduğu­ muz. ayrı anlama kavuşmamıştır. üçgen ve daire bağıntıları onları içeren uzayda mantıksal bir düzende var olabilir. sayfaların­ dan doğmuştur.

Şeylerin doğasıyla ilginenen bir Amerikalı aydın mima­ rimizi öğrenmek istediğinde" sütun.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay idesinin Yalın Kipleri destekleyen şeydir töz. kâğıt da harf­ lerin üzerine yazıldığı şeydir dense doğrusu kâğıt ve harfler konusunda bayağı bilgilendirilmiş olur. harfler kâğıtta yer alan. ilinek mi. Elini uzatamazsa. bu da dışarıdan bir engelleme yüzündendir: (Bu halde de bedeninin parçalarını hareket ettirme gücüne Tanrı öyle istiyor diye ya da en azından Tanrının onu hareket ettirmesi imkânsız olmadığın­ dan sahip bir canlı olarak düşünüyoruz) Öyleyse. Cismin sonsuz ol­ madığı varsayımından hareketle sormak istiyorum. Buna ilişkin değil ancak yaptığına iliş­ kin karışık ve belirsiz de olsa bir idemiz var. elinin dışarı hareketini engelleyen töz mü. bir temel üzerinde duran ve temel de. cisim uzay gibi süreğen değilse de. sütunu destekleyen bir şeydir" dense kendisiyle dalga geçildiğini düşünmez mi? Kitaplara tümüyle yabancı birine ki­ tapların doğası ve içerdiklerine ilişkin bilgi verirken. 21. içinde kâğıtlar ve harfler vardır. Tanrı bir in­ sanı cisimsel varlıkların tam bitiminde bıraksa bile bu insan elini bedeninden öte uzatabilir mi uzatamaz mı?29 Uzatabilirse. Uzay idesine geri dönelim dilerseniz. kolu­ nu da öncesinde cisimsiz olan uzaya koymuş olur ve parmakla­ rını açarsa aralarında cisimsiz uzay kalır. 20. bir insanı üzerine konduğunda cisim sel varlıkların da en uç noktalarında kalacağı bir maddesel evrende bir nokta olarak tasarlamak doğru mudur? Bir uç nokta ya da bu bağlamda sonsuz cisim ler evreni var­ sayım ına gerek var mıdır? Ya da tüm sürekli kipleşm eleri ile sürekli Tan­ rısal yasaya tabi ve Tanrısal amaçla yüklü olup da süreğen olmadıklarını varsayabilir m iyiz? . Latince "inherentia ve substantia" İngilizce'de sticking on (sıkıca tutan) ve underpropping (alttan destekleyen) ifadelerine karşılık gelir ki bun­ larla töz ve ilinekler öğretisi iyice açıklık kazanır ve felsefe so­ rularının çözümlenmesindeki yararları da ortaya çıkar. bir şey mi. hiçbir şey midir? Bu savdan yola çıkanlar sorumu yanıtladıkları zaman 29 Mademki hareketi olası kılan boş uzay aralıkları buluyoruz.

doğrusu. her ikisi de ya sonlu ya da sonsuz­ durlar. Tanrının bu genel durgunluk sırasında okuduğu kitap ya da bedenini yok edebileceğini kabul eden her kimse bir boşluk olasılığını da ister istemez onaylamalıdır. Çünkü. Gerçekten de. istediği sürece de onları böyle alıkoyabi­ leceğim yadsıyamaz. Düşüncelerinde süreden çok uzaya sınırlar getirebilen ya da düşünerek birinden birinin sonuna varacağını uman bir insanla uzlaşmak niyetinde de değilim. Çevreyi saran cisimler tamamen hareketsiz kaldığından. aralarında bir şey bulunma­ yan iki cismin birbirine değmesi kaçınılmazdır savı neyse tüm cisimlerin sınırları ötesinde bir cismin engel olmadığı yerde ha­ rekete geçirildiğinde bunu sürdürebilmesi mümkündür savı da o kadar doğrudur. Ayrıca. 22. Sözünü ettiğim savın sahipleri yüksek sesle söylemek istemeseler de.238 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme kendi kendilerine birbirinden uzak iki cisim arasında. bir madde taneciğinin bir di­ ğerinin terk ettiği yere kaçınılmaz hareketi yalnızca doluluk . Sanıyorum hiç kimse Tanrının maddede olan tüm hareketlere bir son verebileceği ve evrenin tüm cisimlerini tamamıyla hareketsiz ve sessiz kılabileceği. Dolayısıyla böyle bir insanın öncesiz-sonrasızlık idesi sonsuz olursa uçsuz bucaksızlık idesi de öyledir. Arada kalan salt uzay karşılıklı dokunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaya yetse de cismin önündeki uzay tek başına hareketi durduramaz. maddesiz var olabilen uzayın imkânsızlığını ileri sürenlerin de cismi sonsuz almanın yanında Tanrıda maddenin herhangi bir parçasını yok etme gücünü de yadsımaları gerekir. cisim ol­ mayan ve bir katılık içermeyenin ne olduğu ya da ne olabilece­ ğini de yanıtlayabilirler. ya cismi sonsuz düşündüklerini ya da uzayın cisim olmadığını kabul etmelidirler. yok edilmiş cismin parçalarıyla doldurulmuş uzayın kalıcı olduğu ve cisimsiz olabileceği apaçık ortadadır. Bu arada. geçilmez bir duvar olurlar ve o uzaya başka bir cismin girmesini tümüyle olanaksızlaştırırlar. en azından.

maddenin parçacıkları bir hardal tanesinden 100.000'de biri olacaktır. Bu boş 30 (Chauvini.000. bu sonsuza dek sürebilir. Sözlük).000. "Boşluk" sözcüğüne bakınız.30 23. bölünen cismin parçalarının yüzeylerinin sı­ nırları içinde serbestçe hareket etmesini sağlayacak yine o hardal tanesinin büyüklüğüne eşit boş bir uzay kalmalıdır. Cis­ min bölünmüş en küçük parçası bir hardal tanesi büyüklüğünde ise ondan geriye. İster varlığını kabul edelim ister etmeyelim boşluk. ki dolayısıyla varsayılan bir ger­ çeklikten daha iyi bir kanıt gerektirir: Kendi açık ve seçik idele­ rimiz uzay ve katılık arasında böyle zorunlu bir bağ olmadığına yeterince ikna ediyor bizi. maddeyi sonsuz düşünmeyen ve Tanrıdan maddenin herhangi bir parçasını yok etme gücünü alanlarca varlığı ola­ naksız görülmeyen cisimsiz uzayı dile getirir. katılık içermeyen uzama ilişkin seçik idelere sahip olduklarını ya da aslında tartıştıkları hiçbir şey olmadı­ ğını kabul etsinler. Bir boşluk bulmak için Tanrının sonsuz gücüne başvur­ maya ya da evrendeki cisimlerin sınırlan ötesine kadar uzanma­ ya gerek yok. Sözcüklerin anlamlarını uzamı cisim diye adlandıracak derecede değiştiren ve sonuçta bütün cisim özünü katiyı içermeyen salt uzama dönüştürenler boşluktan söz ettik­ leri her an saçmalamış olacaklardır: Çünkü uzamın uzamsız var olması imkânsızdır. zaten biri olmadan da diğerini kavra­ yabiliyoruz. Boşluk yanlısı ya da karşıtı olarak tartışan insanlar böylece boşluk ve doluluğa ilişkin yani varoluşunu kabul et­ medikleri halde. gözümüzün önündeki ve çevremizdeki cisimlerin hareketi bence bunu apaçık gösterir.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay İdesinin Yalın Kipleri varsayımının bir sonucudur. . Şimdi istiyorum ki biri is­ tediği boyutta bir katı cismi parçalarının yüzeylerin sınırları içinde serbestçe her yöne hareketini olanaklı kılacak biçimde bölsün: Cismin içinde o katı cisimden böldüğü en küçük parça­ nın büyüklüğünde boş bir uzay kalıp kalmadığına baksın.000 kat küçükse ge­ ride kalan katı maddenin bulunmadığı uzay bir hardal tanesinin 100.

bir boşluk olup olmadığı üzerine tartışma ve araştırma yaptıklarında. Fakat bu noktada soru "uzay ya da uzam idesi cisim idesi ile aynı mı değil mi?" olduğundan bir boşluğun gerçek varlığı değil de idesini kanıtlamak gereklidir ki insanların. Bazıları zihinle­ rini. Çünkü cisimsiz uzay idesi taşımasalar onun varlığını sorgulamazlar ve cisim ideleri tek başına uzay idesinden daha fazla bir şey içermese dünyanın dolulu­ ğundan kuşku duymazlar. gözleri ve dokunma yetileri yoluyla (duyularımızın en meşgul organları) uzam idesiyle öyle yüklemişlerdir ki uzamı olmayan hiçbir şeye varlık hakkı tanımamaları o kadar da tuhaf 31 Burada Locke kendilerini görm e ve dokunma duyularına sunmakta olan görülür ve dokunulur uzamlar ile kendinde görünmez ya da dokunulmaz olup gerçekten görülen ve dokunulan ile mutlaka zihne sürülen uzay idesini ayırt etm eyi mi kastetmektedir? . 24. hareket için. 1/10 ya da 1/1000'ine eşit boş uzay kaçınılmaz varsayılsa bile aynı maddesiz uzay çıkarımı gelir ardından. bölünmüş katı maddenin en küçük parçasına değil de. yalnızca. Dolayısıyla. ve uzay ile cisim arasında doğadaki kadar geniş bir uzaklık kadar büyük bir fark yaratır. hiçbirini göremeyeceğimiz ya da uzamın izlenimlerini almadan çok küçük dış nesneleri algılayamayaca­ ğımız biçimde tüm görülür ve en dokunulur niteliklerle iç içe girdiği doğrudur.31 Uzamın sürekli diğer idelerle birlikte göz­ lemlenir olma durumu sanırım kimilerinin cismin bütün özünün uzamda olduğu varsayımını doğuran nedendir.240 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme uzay olabildiğince küçültülse de doluluk varsayımını çürütmeye yeterlidir. uzaysız uzay ya da cisimsiz cisim olup olmadığını sormak kadar saçma­ dır cisimsiz uzay olup olmadığını sormak da: Çünkü bunlar aynı idenin farklı adlarıdır. 25. Doğa şu an var olan en küçük bölünmüş madde par­ çasına eşit boşalmış bir uzay olabiliyorsa bu hâlâ cisimsiz bir uzaydır. Uzam idesinin. bu ideye sahip oldukları bellidir. ve ben derim ki bu noktada.

yalın olamaz. idelerim iz mutlaka bileşiktirler. analiz ile sonradan soyut deneyim den çıkanlabilse de. İnsanlar bir boşluğun varlığına ilişkin ne düşünürlerse düşünsünler şurası açıktır ki hareketten ayrı bir katılık ya da uzaydan ayrı bir hareket idesi kadar açık. Ancak daha önce de yeterince açıkladığım üzere bu zayıf bir savdır. katılıktan ayrı bir uzay idesine sahibiz. Sürekli olarak diğer bütün idelere eşlik edenlerin32 hep yer aldıkları şeylerin özü olması gerekliyse. Duyuda sunulması olanaksız öğelerin eklenm esi kastediliyor gibi. açlık. susuzluk ve bir iki acıya ilişkin idelerini irdeleseler. cisim ve hareketin uzaysız var olabilirliğinden o kadar emin değilsek de cisim ya da uzayı hareket dışında nasıl kavrayabiliyorsak katılığın olmadığı bir uzayı da o kadar kolay düşünebi­ liriz. ancak felsefi açıdan büyük önem i yeterince kavranılmamıştır. şeylerin salt özlerini duyabilecek keskinlikten yoksun dış duyuları ile keşfedilebilir ve diğerleri kadar da bedenin yalnızca bir duyulanımı olan uzam idesini.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay idesinin Yalın Kipleri değildir. Sürekli diğerlerine katılacak olan ideler söz konusuysa. o zaman hiç kuş­ kusuz birlik bütün şeylerin özüdür denebilir rahatlıkla. yalın öğeleri sonradan ayrı ayrı düşünülebilirse de. 26. . Çünkü beraberinde "bir" idesini sunmayan hiçbir iç ya da dış duyum nesnesi yoktur. Bunlardan daha seçik iki idemiz daha yok. Tüm varlık olasılıkları ve ölçütünü kendi dar ve kaba imgelemlerine dayandıran insanlarla tartışmak niyetinde deği­ lim ancak cismin özünün uzam olduğu çıkarımlarına gerekçe olarak uzamsız bir cismin hiçbir duyulur nitelik taşıyamayacağı düşüncesinde olanlara bir şeyler söylemek gerekir kanısında­ yım: Onlardan şöyle bir düşünmelerini isterim: Tatlar ve koku­ lara ilişkin ideleri üzerinde görme ve dokunma yoluyla edindik­ leri algılarda olduğu kadar derin düşünseler. İster birileri uzayı uzakta başka varlıkların oluşundan do­ ğan bir bağıntı olarak görsün. ister birileri ünlü Kral Solomon'un 32 D olayısıyla dış ya da iç duyum da sunuldukları biçim iyle hiçbir görünüş. Yanı sıra. 27. tüm bunlarda hesaba almamış olduklarını görebilirler.

Baskıda eklenm iştir. U zayı üçten çok boyutlu varsayabiliriz fakat uzunluk. genişlik ve yükseklik/kalınlık diye adlandırsak ya da aralarında bir madde olup olmamasıyla ilgilenmeden iki cisim ya da bağımsız varlık arasında bulunana "uzaklık"tır de­ sek de. Paul'ün "Onda yaşar. önemli olan uzay idemizin sözünü ettiğim gibi ve cisim idesinden ayrı olduğunun kavranmasıdır.] 28. bu konudaki söylemlerin karmaşıklığını yok etmek için uzam adının yalnızca madde ya da tikel cisimlerin sınırlarının uzaklığına verilmesi ve de "yayılım" teriminin katı madde içersin ya da içermesin genel anlamda uzayı temsil et­ mesi. İdeleri zih­ nimize yerleşti mi artık onları canlandırmak. onda hareket eder ve varlığımızı ondan alırız" biçimindeki sözlerini düşünsün. [34Fakat. göklerin göğü seni saramaz" ya da kutsal filozof St. 34 4. Daha açık ve seçik bir konuşma adına bunda herkesin özgür olduğunu söylemek isterim. bi­ zim için. L ocke bu tanımlara hep sadık kalm ış değildir. birbirleriyle konuşurken farklı adlar yüzünden girdikleri anlaş­ mazlığı genelde yalın idelerin kendilerinde görmeyecekleri dü­ şüncesindeyim. İnsanların. . ge­ nişlik ve kalınlıktan (yükseklik) başka bir boyutla im geleyem eyiz. Düşüncelerini ayrıştırıp kendi zihinlerinin ide­ lerini iyice irdeleyenler bence ait oldukları okullar ya da anla­ 33 Üç boyutlu uzay. Sanırım tüm diğer alanlarda olduğu gibi burada da söz­ cüklerimizin neleri dile getirdiğini iyice bilmek tartışmayı ça­ bucak sona erdirir. Maddeyi kendinde bitişik katı parçalarının uzaklığı diye alıp bu bağlamda uzam diye adlandırsak.242 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme (Hz. bunları irdelemeleri sırasında. dış duyularımızın alanına giren nesnelerden edindiğimiz ayrı tek tip yalın uzay idesidir hep sözünü ettiğimiz. Süleyman) "Gök. madde­ nin birkaç boyutunun tikel sınırları arasında uzandığını düşü­ nüp uzunluk. yinelemek ve bir­ birine eklemek ardından da katı parçalarla dolu ya da katılıktan yoksun imgelenen uzay ya da uzaklığı düşünmek kolaydır. böylece uzay yayılımlı ve cisim uzamlı denmesi istenebi­ lir.

söz konusu olan sıklıkla insanların kendi deneyim lerinde beliren olgular konusunda yargı güçlerini kullanmalarına izin verm eye eğilim li olduğu erişilebilir en yüksek olasılık değil yalnızca.36 35 Burada sözcüklerin kötü kullanımı ve aynı zamanda kitapların a prio ri var­ sayımları ve otoritelerine karşı bir tepki yeniden ifade buluyor. çekişme ve boş laf dalaşı söz konusudur ki özellikle ki­ tap kurdu. belirsiz ilkeler arasında kaybolmuş. İdelerini açık ve seçik yalın hallerine ayrıştırana dek zihnin yorucu bir irdelemeye girişmesi ve böylece yalın ideleri arasında birbirine zorunlu bir bağıntı içeren ve içermeyenleri ayıklaması gerekir. Fakat gerçekten farklı idelere sahip iki düşünen insanın birbiriyle söyleşebilmelerini anlamam. Kendi idelerini özen ve titizlikle irdelemeyen ve sözcüklerin karmaşasından onları kur­ taramayan düşünce tembeli insanlar arasında sonu gelmez tar­ tışma. İnsanların be­ yinlerinden geçen her imgelemin sözünü ettiğim ideler türünden olması gerektiği gibi bir düşüncede olduğum sanılmasın. genel konuşma ve dikkatsizlik sonucu edindiği karı­ şık kavram ve önyargılardan sıyrılması kolay değildir. düşünmede pek farklılaşmazlar. 36 Locke burada.Yalın Kiplerin Bileşik İdeleri: Uzay İdesinin Yalın Kipleri yışların konuşma biçimi paralelinde sözcüklerle kafaları karış­ sa da. . o dilden konuşup başkaları hakkında gevezelik yapmaya alışmış olduklarından tartışm alar kör. Somut deneyim de idelerimiz bileşiğin içerdiği yalınlara ayrış­ tırmak için uğraş gerektirecek kadar karışık bileşiktirler. Son cüm le yine yalın idelerimiz arasında kiminin "mutlak bağıntılı" olduğunu ve böylece bilinçte karma halde belirmeleri gerektiğini ima ediyor. sağır atışm a­ larına döner.35 Şeylerin ilk ve kökensel kavramlarında bunları yapana dek bir insan gelip geçici. şaşkın­ lık içindedir. Zihnin alışkanlık. Locke alıntılara pek yer vermiyor ve çıkarımları otoritelerin çizgilerine oturtmak­ tan kaçınıyor. çok bilgili insanlarsa bunlar kendilerini kimi anlayış­ lara adamış. beklenenden daha sert bir biçimde bilgide ve eylem de mutlak kesinliğin bir tem eline yönelik m etafiziksel bir yakarışı dile getiriyor ki.

zaman ve öncesizlik-sonrasızlık gibi ayrı idelerine sahip olduğumuz yalın kiplere uyarlanan bu şeye biz "süre" di­ yoruz. dolayısıyla tanımlanamaz bir idedir. 3. Süre. . Farklı uzunluklarını içeren saatler.1 Si non rogas intelligo (yani. Kavrama alanımızdan ne kadar uzak görünseler de onları dos­ doğru kaynaklarına dek izlersek kuşkusuz dış ve iç duyum bizi çok daha az anlaşılmaz görünen diğer şeylerinki kadar açık ve seçik ideleriyle donatacaktır. Augustine. işte o zaman öncesizlik-sonrasızlık idesinin de diğer idelerimizle aynı ortak kökenden çıktığını gö­ rürüz. Uzayın sürekli parçalarından değil de art ardalığın geçici ve süreksiz akıp giden parçalarından edindiğimiz bir uzaklık ya da uzunluk idesi vardır. zaman ve öncesizlik-sonrasızlık boşuna doğalarında çok belirsiz bir şeyi taşıyor diye düşünülmüyorlar. Zaman nedir diye sorulduğunda bir büyük insan. yıllar. Zaman ve öncesizlik-sonrasızlık idelerini doğru anlamak için süreye ilişkin idemizin ne olduğunu ve nasıl edindiğimizi 1 St.14. günler. hakkında düşünmeye yöneldikçe daha az anladığım) diye yanıt vermiştir ki bu belki tüm diğer şeyleri açıklığa kavuştururken kendisi keşfedilmeyen bir şey olduğuna inandırabilir insanı. 2. Bi­ linçte görünüş tarihinden em in olabiliriz ancak göründükten sonra analizini yapamayız. BOLUM SÜRE İDESİ ve YALIN KİPLERİ 1. Süre yalın ve tek.

zih­ nimizde idelerin art arda geçişiyle hissettiğimiz kendi varlığımız ya da başka bir şeyin varlığı/varlığımızın süreğenliği ya da herhangi bir şeyin varlığının süreğenliğine kendimizin ya da bizim düşünmemiz ile birlikte var olan başka bir şeyin süresi adını veriyoruz. Dolayısıyla. Zihnimizde birbirinin ardından gelen idelerin görünüşle­ rini duyumsamak bize art ardalık idesini2 kazandırır: İşte bu art arda dizilimin parçaları ya da zihnimizdeki iki idenin görünüşü arasındaki uzaklığa "süre" diyoruz. 4. uyurken zihnimizde hiçbir ide sıralanışı taşımadığım ızdandır. Uyurken rüya gören bir insanın zihninden çeşitli algılanabilir ideler sıra­ 2 Süre idesinin mutlaka içerildiği. her diğer ideye eşlik eden bir idedir. tamamıyla yitiktir. art ardalık/art arda oluş. Locke'a göre. Art ardalık ve süre kavramımızı zihinlerimizde birbirini izler görünen ideler zincirine yönelttiğimiz iç duyumdan edindi­ ğimiz açıktır. Fakat uyku­ nun genellikle sürenin ayrı parçalarını birleştirmesi. ki bu duyumsama olmaksızın süreyi algılamayız. bir gün. düşünmeye başladığı ana dek ge­ çen sürenin başlangıcı uzak görünmez ona. süre deneyim de sunulan görünüşü kavrama koşulumuz olarak önceden kabul edilir. Yalnızca kendi zihninde olup bitenleri gözlemlemekle bile biri anlama yetisinde uyanık olduğu sürece sürekli birbirini izleyen bir ideler zinciri olduğunu apaçık göre­ cektir. Bu art ardalık ya da değişim kavrayışı belleğe göstergedir. . bir ay ya da bir yıl derin uyku çeken biri bunu kendinde deneyebilir: Uyurken ya da düşünmezken şeylerin süresini al­ gılamaz. başka idelerin 'sıralanm adığı uyanık insan içinde durum aynıdır kuşkusuz. bir saat. Zihninde yalnızca bir ide tutabilen. Düşünürken ya da zihni­ mizdeki ideleri peş peşe alırken varoluşumuzu hissederiz. Düşüncelerini tek bir şeye odaklamış böylece zihninde geçen ideleri çok az dikkate alan birinin bu sırada geçen sürenin büyük bir kısmını ayrımsamadı­ ğı ve zamanı olduğundan kısa bulduğunu görürüz. tüm idelerimiz değişiyorken. İdelerin art ardalığı durdu mu süre algımız da biter.dikkatle irdelemeliyiz.

"ideler zincirini duyumsamak onu anımsamaktan başka bir şey değildir. yalnızca duyularla gözlem lenem ez. uyurken ya da düşünmüyorken de aynı şekilde birbirlerini izledikleri varsayımıyla uyurken de ge­ çen bir süre olduğunu imgeleyebilir ve de kabul edebilir. çünkü her ikisinin işlem leri de zama­ nın şim diki noktasıyla sınırlıdırlar. 6. İç duyum bu noktada geçm işte olanı duyumsamak ve art ardalık idesini edinm eyi sağlayan anıyı gerektirir. uyuyor ya da düşünmüyorken geçen süre uzunluğunu algılamasa da. bunu du­ 3 4 G eçm iş ve g elecek olm a idelerim deki değişm eden daha fazlasına karşılık gelmelidir: Yoksa bilinçsiz olsaydım bilinç etkinliği bende yeniden canla­ nana dek süre diye bir şey olm azdı.3 5. Fakat Adem ile Havva (dünyada yalnızlarken) her zamanki gibi gece uyumayıp 24 saatin tamamını sürekli bir uykuda geçirselerdi bu 24 saatin süresini tamamıyla yitirmiş olurlardı ki böylece bu süre zaman hesaplarından tümden çıkardı. Buradan anlaşılan o ki insanlar süre idelerini kendi anlama yetilerinde birbiri ardından gelir halde gözlemledikleri ideler zincirinden edinirler. Dolayısıyla. "o zaman iç duyum ya doğrudan bilinç ya da duyunun bir nesnesi olabilir." ." diye de ekliyor. yoksa böyle bir iç gözlem olmaksızın kimse dünyada olup biten hiçbir şeye ilişkin süre kavramına sahip olamaz. B ilinç durumunun değişm esi bende süre algısını uyandırır fakat uyandırılan algı değişm e m addelerinden daha fazlasını içerir. gün ve gece dönü­ şümlerini gözlemlediği ve bunların düzenli ve sürekli görünen sürelerini ayrımsadığından. Anlama yetimizde çeşitli idelerin birbiri ardından görün­ mesinin iç duyumu ile4 art ardalık kavramını ediniriz. art ardalık değil de.246 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme lanır ki o zaman bir süre duyusu ve uzunluğunun algısına sahip olur. İç duyum. kendi düşüncelerinin sayısı ve sıralanışını göz­ lemleyerek süre kavramı ya da idesi edinen bir insan bu kavramı o düşünmezken de var olan şeylere uyarlayabilir. Aslında. Cisimlerden görme ve dokunma duyusuyla uzam idesini elde eden insan bunu hiçbir cismin görülmediği ya da hissedilmediği uzaklıklar için kullanabiliyor çünkü. D eğişm e belleğin yardımı olm aksızın. zihnin var olan/şim diki işlem inin bilinci dem ekse diyor Reid.

.yularımız aracılığıyla hareket gözlemimizden aldığımızı düşü­ nen biri varsa. açık bir günde hiç kara görmeyen bir denizde kaldığında insan bir saat boyunca güneş. bıçak ağzı değil. Başlangıçtaki deneyim yalın değil bireşim li bir veri­ dir ve duyusal algı için öğelerine aynştınlam az haldedir. sf: 608-10) Somut deneyim im izde ya­ şadığım ız "şimdi" asla felsefi soyutlamadaki mutlak bölünm ez "şimdi" değildir.. P sikoloji. İç duyum bizi "şimdinin" var olm ası gerektiği fakat bunun şim diye ait deneyim im ize ilişkin bir olgu olam ayacağı sonucuna götürür. Ö nce biri sonra diğerini duyum sam ayız. deniz ya da gemiye bakıp hiçbirinde bir hareket algılayamayabilir. Şim di. Gerçekten hareket eden bir cisme bakarken bir insan. art ardalık algısından aradaki zaman aralığını ç ı­ karırız. K ılgısal olarak bilinen şim di belli bir genişlik içeren ve üzerinden zamana iki yönde baktığım ız bir balık sırtıdır. kendi düşüncelerine ait ideleri algılar ve böylece hareketi gözlemle­ mediği yerde art ardalığı bulur ve izler. Reid. sf: 343) Fakat geçm iş ve bir gelecekten tüm üyle kopuk bir bölünm ez şim dinin bilinci im kânsız mıdır? "Zamanın şim diki anına dikkat etm eye çalışılırsa en şaşırtıcı deneyim lerden biri yaşanır. hareket ardıl ideler zinciri üretene dek hiçbir hareket algılamaz: Örneğin. ancak bu zaman aralığını her iki ucun iç içe olduğu bir bütün olarak duyumsar gibiyizdir. I. iç ya da dış hiçbir duyuda gerçekleşm em ekle birlikte felsefi düşünüşten uzak kim selerce asla anlaşılm am ış olan bir düşünsel soyutla­ madır tümüyle. 7. çünkü bir duyulur parçadan diğerine ge­ (Hamilton. Sanırım sürekli iseler de çok yavaş hareketlerin bizce al­ gılanmaması doğaldır." (James. cilt. halbuki ikisi ya da belki hepsi o zaman zarfında uzun bir yol yapıyordur. . Bu süre öbeğinin parçaları olarak bir uçla diğerinin art ardalık bağıntısıdır algılanan yalnızca. Bu şim di nere­ dedir?. hareketin de zihninde ayırt edilebilir ideler zinci­ rine karşılık gelen bir art ardalık idesi ürettiğini düşündüğünde ortak görüşte olduğumuz söylenebilir. Zaman algım ızın birimi baş ve kıçtan oluşan bir süredir. Bunlardan her birinin başka bir cisimden uzaklaş­ tığını algılar algılamaz bu hareket onda yeni bir ide üretince ha­ reket olageldiğini algılar. O ysa geriye y ö ­ nelik dikkat deneyim i kolayca aynştırılabilir ve başlangıcını sonundan ayırabilir.. Fakat çevresindeki her şeyin hareket­ siz kaldığı ve hiçbir hareket algılamadığı yerde insan bu dur­ gunluk sırasında düşünüyor ise zihninde birbirini izleyen.

değişm elerin aşırı yavaş­ lığı ya da hızlılığı yüzünden. fakat hareket ha­ linde bir daire parçası değil de o madde ya da rengin tam bir da­ iresi olarak görünür. o süreye ilişkin hiçbir idem iz olam az. Duyularımızdan herhangi biri üzerine yapılan etkilerde belli bir dereceye kadar bir art ardalık algılayabiliriz. Zihni­ mizde peş peşe yeni ideler gelmesine yol açmadığından hareket algımız da olmaz. B ili­ yoruz ki duyulur bir zaman uzunluğu zamanı duyumsanan görünüşlerin çeşitliliği ve g eçiş hızıyla belirlenm ekte. ki sürekli bir art ardalık içeren harekette. zihnimizde belli uzaklıklarda birbirini izlerken bir fenerin içinde dönüp duran imgelerden pek farksız görünüp görünmediklerine başkaları karar versin.5 9. Buna karşılık şeylerin hareketlerinin ayırt edilebilir uzak­ lıkları ile ayrı ayrı duyulan etkileyemeyecek denli hızlı hareket etmeleri ve böylece zihinde hiçbir ideler zinciri üretememeleri de algılanmalarına engeldir. biz uyanıkken. Zihinlerimizde bu geçişlerin belli bir hızlılık ve de yavaşlık sınırlan var gibi geliyor bana ki bu sınırın öte­ sinde ne hızlanabiliyor ne de yavaşlayabiliyorlar. Bir dairenin çevresinde. idelerimizin zihnimizde birbirini izlerken harcadıklarından daha az zamanda hareket eden bir şeyin de hareketi algılanmaz. 10. İdelerimizin. odadaki insanın etinden bir 5 Bu durumda süre boşsa ya da boş görünüyorsa. . on­ dan doğan çeşitli idelerin sürekli bir art ardalığı olmaksızın al­ gılamamız olanaksızdır. Bir odanın içinden geçen bir mermi önüne çıkan bir şey ya da bir insanın etinden parçalan da koparıp götürür ki bu durumda odanın her iki yanma da peş peşe çarptığı bellidir: Bununla birlikte. Bazen daha hızlı bazen yavaş görünüşleri kanımca uyanık bir insanda da söz konusudur.248 nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme çişte uzaklık değişimi o kadar yavaştır ki bizde bu geçiş za­ manından başka bir şeye ilişkin yeni bir ide üretmez. d olayısıyla bir görünüş yaşlan­ dıkça daha kısa ömürlü görünür. gerçekten bir art ardalık olduğu apaçık durumlarda bile art ardalık duyusu alınmaz. 8. aşırı hızda geçtiklerinde.

böylece. başka cisimlerden. 11. Locke'un her bir insanın idelerindeki art ardalığa ilişkin saptadığı ölçüt ve ölçü (süreden ayrı olarak) zam an idesinin doğurduğu sıralanım içinde ele alınan nesnel süre ölçüsü olan hareket ile karıştırılm am alıdır. zihnin yenilerini alabilme hızı ölçü­ sünde yeni ideler zinciri iletemeyecek kadar yavaş olduğunda da hızlı hareketlerde sözünü ettiğimiz şey geçerlidir. böyle bir merminin bıraktığı acıyı hisseden ya da iki duvar ara­ sındaki ıslığı da duyan bir insan bu kadar hızlı bir çarpışta çıkan ses ya da kendi duyduğu acıda bir art ardalık algılayamaz inan­ cındayım. cisim gerçekten hareket ediyorsa da.6 İki ses ya da acı idesi tek bir idenin süresiyle zincire katılır ya da bir hareket ya da art ardalık zihinlerimizdeki idelerin hızını yakalayamayacak kadar yavaş. . hareket duyumu alınmaz. bir ya da daha fazla ide görme yetimize hareket halindeki bir cismin algılana­ bilir ancak farklı aralıklarla birbiri ardından sunulan sesler ya da kokular arasında zihnimize girebilecek kadar hızlı olduğunda da 6 Süreyi onu açığa çıkaran idelerin art arda oluşundan kendinde bağım sız bir bağıntı olarak düşünüyoruz. Hiçbir art arda oluşu algılamadığımız böyle bir sü­ reye "an" diyoruz. kendi düşüncelerimize ait diğer ideler hareket eden cisim tarafından duyularımıza sunulanlar arasında zihnimize girme fırsatı yaka­ ladığından. bir an zihinlerimizde tek bir idenin geçiş za­ manıdır ki onun ardından gelen başka bir ide dolayısıyla da bir art ardalık algılamayız. uyanık bir insanda sürekli ve düzenli ideler geçişi sanki tüm diğer art arda oluşların da bir ölçütü ve m ihenktaşıdır. hareketsiz gibi görünür.parçaya sonra diğer parçaya dokunmuş olmalı art arda: Yine de. Saatlerdeki yelkovan ve akrepte ya da başka sürekli fakat yavaş hareketlerde de belli bir aradan sonra uzaklık değişimini algılasak da hareketin kendisi değildir algıladığımız. algılanabilir düzeyde uzaklığını değiştir­ mediğinden. Bana öyle geliyor ki. Hareket duyulara. zihinlerimizin idelerinin birbi­ rinden olduğu kadar. 12.

Hamilton ve R eid’in görüşlerini neredeyse hiç dikkate almayacaktır" diyor. Denemek için. algılayan zihin ile algılanan gerçeklikten büyük ölçüde farklı oluş­ lar olarak varsaydığını belirtmişlerdir. Reid ve Hamilton Locke'un ideleri. nereden kaynaklandığı ve görünüşlerine nasıl kavuştuğu bilinmiyorsa)7 buna "deneyim"den başka bir neden gösteremem: Keşke biri zihninde başka bir idenin izle­ mediği tek değişmez bir ideyi uzunca bir zaman tutabilmeyi de­ nese. bir insanın tek bir şey üzerinde odaklanması imkânsızdır denebilir. fakat emin oldu­ 7 8 Artık psikolojinin daha da aydınlattığı. genellikle dikkatle gözlemleyip üzerinde düşüneceği ideleri seçebilse de sanmıyorum ki yeni idelerin sürekli art ardalığını engelleyebil­ sin. zihinsel işlem lere özgü organik koşullara ilişkin bilgisizliğin itirafı gibidir bu yalnızca. beyazlık ya da her ne isterse onu örnek olarak ele aldığında.. hangi mal­ zemelerden yapıldığı. Zihinlerimizin ideleri süreğen bir art ardalık içinde sürekli değişir ve yer değiştirirse. Bir insanın bu durumda yalnızca anlama yetisinde sırayla geçen idelerini düşünmek ve gözlemeye gücü yeter.250 insanın Anlama Yetisi U erine ir Deneme süreğen art ardalık duyumu olmaz. ki ne kadar dikkat ederse et­ sin en azından odaklandığı tek bir idenin başka bir türü ya da çeşitli düşünceleri (her biri yeni bir ide olur) sürekli birbiri pe­ şinden zihnine saldırır. tüm diğer ideleri zihninden uzak tut­ manın zor olduğunu görür sanırım. (Zihnimizin idelerinin nasıl oluştuğu. 14. bir şekil. belli hareketsiz aralıklar dı­ şında algılanmaz. 16." (James. 13. sf: 421) .. Burada bir insan zihnindeki tek bir ideyle uzun süre oyalanabilir denmek istenirse doğrusu bu imkânsızdır. Bay W ebb "bu bölüm Deneme'nin dört kitabında Sir W. Psikoloji. İnsanın zihnindeki çeşitli idelerin belli hareketlerle oluş­ turulup oluşturulmadığını tartışmayacağım.8 15. "Hiç kim se değişm eyen bir nesneye sürekli dikkat harcayamaz.

. süre ya da yer değiştirme için zorunlu koşul.ğum bir şey var ki ideler görünüşlerinde hareket idesini yansıt­ mazlar ve bir insan başka türlü hareket idesine sahip olmamışsa hiçbir şekilde de edinemez. farklı uzunluklarını saptayabileceği ve çeşitli şeylerin varoluş sırasını düşünebileceği sürenin bir ölçüsünü elde etmektir. Uzamı ölçmede. yok­ sa bilgimizin büyük kısmı karışır ve tarihin önemli bir bölümü yararsızlaşırdı. somut ve soyut dolu ve boşu belirleyen ölümsüz doğrulukları kazandırır. Sürenin tek ölçütü yine süre olduğundan. yard gibi maddenin değişmez parçala­ rında belirleyici olan belli uzam uzunluklarında yapabildiğimiz 9 Burada algı. Dolayısıyla. zihnimizde birbiri ardından geçen ideler zinciriyle. Süre idesi edindikten sonra zihnin doğal olarak yapacağı. iki cisim arasında kesintisiz uzaklık değişi­ miyle doğan ideler zincirinden edindiğimiz hareket idesi kadar açık bir art ardalık ve süre idesine sahip oluruz. Hareket idesi olmaksızın. ayak. 17.. Ancak doğada tek tip hiçbir şey olmasaydı bile. yoksa bu idelere sahip olmamız imkânsızdır. hatta uzay ya da uzamlı varlıkların yeri cisim için zorunlu önkabul olmaktan çıkmazdı.. Belli dönemlerle saptanan ve belli ölçü ya da devirlerle işaretlenen bu süre düşüncesine "zaman" adını ver­ mek en uygunudur sanırım .9 şu da açıktır ki zihnimizde birbirini izleyen ideleri dikkate almamız yoluyla art ardalık ve süre ide­ lerini ediniriz. Fakat süre ölçümünde bu yapılamaz. inç. zihnimizde bizi uyanıkken süren ideler zinciri süre idesini kazandırır.10 18. 10 Tek tip değişm e bize zaman ya da nesnel ölçümlü sürenin idesini kazandırır. hareket zihnimizde neden olduğu sürekli bir art ardalığın dışında bir algılama yaratmaz bizde. Bu durumda uzay ve süre gerçek ve olası. Öyleyse hareket değil. hiç hareket duyumu yokken de süre idesi edinebiliriz. çünkü art ardalığın iki farklı parçası birbirine ölçüt olmak için bir araya getirilemez. görünüşünü her bir insana göre ayrı ayrı belirleyen ve şeylerin gerçek yapısında saklı organik hareketlerden ayrı tutuluyor. uzamını öğrenmek istediğimiz şeye öl­ çüt ya da ölçü getirmektir gereken.

Kiminin.252 nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme gibi kendi kendimize süreye ilişkin değişmez. kullanıldığını söylediklerimiz kadar zaman aralıkları olarak ayırt edilebilir elverişliliktedir. (Bak: 24. düzenli ve tüm insanlıkça gözlemlenebilir olmuş ve değişmez varsayıldığından da haklı olarak süre ölçümünde kullanılmış# tır. dışım ızda her düzenli sıranın bir başlangıcı söz konusu olduğunda bir di­ ğerinin öncesinde gelen "zamandan önceki" süre olm alıdır ve böylece fi­ ziksel sıranın bitim iyle artık zaman (süre değil) da biter. sabit bir ölçü tuta­ mayız.11 19. Güneşin hareketine bağlı gün ve yıl ayrımı süre ve hare­ ketin birbirinin ölçütü olduğu biçiminde bir yanlış düşünüşü de doğurmuştur. yıl ve benzerinin idelerine alışmış olduk­ larından zaman ve hareketi hep karıştırmışlardır ya da en azın­ dan birbiriyle zorunlu bir bağıntı taşıdıklarını düşünmeye yö­ nelmişlerdir. gün. bir ateş olarak gördüğü güneşin hep yirmi dört saat olmak üzere aynı zaman aralığında yanık kaldığı ve bir yılılk dönüş aralı­ ğında belirgin biçimde parlaklık ve ısısını artırıp sonra yeniden azalttığını varsayarsak bu düzenli görünüşler güneşi gözlem le­ yebilen herkesçe hareketle olduğu kadar hareket içermeksizin de süre uzaklıklarını ölçmede kullanılm az mıydı? Görünüşler eşit i 11 Duyu bize. Böyle dö­ nemlerle aynlamayan ya da ayrıldığı ve ölçüldüğü düşünülen süre parçaları tümüyle zaman kavramına giremez. Locke'a göre zaman ile belirttiğim iz düzenlenm iş değişm elerle ölçülen süre ise. kesin ideyi değil. Güneşin günlük ve yıllık dönüşleri başından beri sürekli. Kısım) 12 İnsanlar güneş sistem im izi oluşturan cisim lerin düzenli hareketleri olm a­ dan zaman (süre değil) idesini kazanabilirler miydi? . Süre uzunluğunu sürekli yinelenen dönemlerle eşit parça­ lara ayıran şey zamanın ölçümü için uygun olandır. ay. Zaman uzunluğunun ölçümünde insanlar bu gök cisimlerinin hareketlerine dayalı tüm zaman dilimlerine ilişkin dakika. saat. Halbuki görünüşte aynı uzaklıktaki süre aralıkla­ rıyla geçen görünüş ya da ideler sürekli ve evrensel gözlemlenebilirlik içeriyorsa. yalnızca somut süre ölçülerini sağlar. "zamandan önce" ve "zaman dolduğunda" gibi ifadeler buna birer örnektir.

Yeryüzü Kuramı. ya da eşit aralıklarla sürekli yinelenen başka bir ide evrensel olarak dikkate alınırsa art ardalık sürecini ölçebilir ve zaman uzaklıklarını ayırt edebilir. tropiklerdeki yıllık değişimleri saymazsak. . Bir sıtma nöbeti. bir koku ya da bir tat. bahar çiçeklerinin ko­ kusu ya da bir sonbahar meyvesinin tadı ile ayırt eden kör bir insan. 20. eşit olarak ışık ve ısısını yaymış olduğu düşünülürse. takvim sistemlerinin Julius Caesar ile yenilenme­ sinden önce Romalılar ya da güneşin hareketinden yararlandık­ larını söyleseler de yılları çok düzensiz olan başka birçok halkınkinden daha iyi bir zaman ölçüsüne sahip değil midir? Başka başka ulusların ölçtüğü kesin yıl uzunluklarının bilinmesinin güç ve birbirinden çok farklı olması ve de hemen hepsinin yine de güneşin hareketinden kaynaklanması takvim ilmi için pek küçümsenmeyecek zorluklar yükler. ve gerçekten görüyoruz ki Amerika'da kimi insanlar yıllarını belli mevsimlerde belli kuşların gelişleri yine diğer mevsimlerde gidişlerine bakarak hesaplamışlardır. sizce. Şu var ki kör doğmuş insanlar hare­ ketleri algılamadıklarından bu yolla dönümlerini ayırt edeme­ dikleri yıllarla yine de yeterince zamanı hesap edebilirler.üre İdesi ve Yalın Kipleri 253 uzaklıktaki dönemlerde evrensel olarak gözlemlenebilir bir sü­ reklilik içerseydi insanlık için hareketsiz cisimler de iyi bir za­ man ölçütü olabilirlerdi. Güneşin yaradılıştan tufa­ na dek sürekli hareket etmiş ve dünyanın her yerine aynı uzun­ luktaki günlerde. Yıl­ larını yaz sıcaklığı ya da kış soğukluğu. açlık ya da susuzluk duyumu. usta bir yazarın13 paralelinde. sanmıyorum ki insanlar (güneşin hareke­ tine karşın) başlangıçtan beri tufan öncesi dünyada yılları ya da 13 Thomas Burnet. Suyun donması ya da bir ağacın yapraklarını dökmesi dünyanın her yerinde eşit uzaklıktaki dönemlerde yinelendiğin­ den bu da insanlar için güneşin hareketleri kadar yılları hesap­ lama ölçüsü olabilir.

15 Gök cisim lerinin hareketleri ya da benimsenmiş olan diğer süre ölçülerinin nesnel düzenliliğini dikkate aldığım ızda. an­ cak yıllık dönümünün eşit olup olmadığını bilmiyoruz. diye sorulabilir. Buna yanıtım. Ancak titiz bir araştırma o za­ mandan beri güneşin günlük dönümlerinde eşitlik keşfetti. Güneşin ya da başka bir şeyin düzenli bir hareketi ol­ maksızın böyle dönemlerin eşit olduğu nasıl bilinebilir. varsayım.£pa.254 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme zamanı ayırt edilmelerini sağlayacak belirgin duyulur gösterge­ leri olmaksızın dönemlerle ölçmüş olsunlar.16 Dünyanın sürenin kesin bir ölçütü olarak uzun süredir kullandığı ve çok güvendiği güneş hareketinin. eşit. süre madde­ sel dünyada düzenli varsayılan belli hareketlerle ölçülürken. söylediğim gibi.15 Dolayısıyla sü­ renin kendisi ile onun uzunluğunu belirlemede kullandığımız ölçüleri birbirinden dikkatle ayırmalıyız. kendinde. ide de buna dayalı olarak biçimlenir. sürekli.14 21. parça­ larıyla bitişik bir hale getirilem ez. İddia edilen ve görünen eşitlikleriyle bunlar yine de tam eşit oldukları kanıtlanmış kadar zamanı ölçmeye yararlar. L ocke’a göre. günlerin eşitliğinde olduğu biçimde başka yinelenen görünüşlerin eşitliği de insanların zihinlerinde aralıklarla geçmiş olan ideler zinciriyle saptanabilirdi: Doğal günlerdeki eşitsizliği açığa çıkaran ideler zinciri ile yapay gün­ ler ya da V'U%0T)|j. 14 İnsanlığın antik ve m odem çağda benim sediği çeşitli süre ölçüleri. — hipotez— den öteye geçem eyiz.nın bir ölçü olmalarını sağlayacak kadar eşit olduğu tahmin edilmişti. hâlâ ölçülm eyi bekleyen uzay ölçülerinde olduğu gibi. sürenin kendi başına içerdiği zorunlu zihinsel bağıntılar ile zaman idelerim izi be­ lirleyen olası sim geler arasındaki farkı betimlerler. süre idesi (en başta kesinlik içermeksizin) kendi bilinç durumumuz içindeki değişm elerle sunulur. tahmin. 16 Hiçbir iki parça sürenin kesin biçim de eşit olduğu kanıtlanamaz. tek. tek tip seyir izler biçimde düşünülmeli fakat yarar­ landığımız ölçülerinin hiçbirinin böyle olduğunun bilinemeye­ ceği ve belirlenen parça ya da dönemlerin sürede birbirine eşit­ liğinden emin olunamayacağı belirtilmelidir. çünkü nasıl ölçü­ lürse ölçülsün iki ardıl süre uzunluğunun eşitliği asla tanıtlanam az. Süre. çünkü or­ tak ölçüleri. .

Güneşin hareketi düzensiz rüzgârlar yü­ zünden bazen yavaş bazen çok hızlı bir geminin hareketi kadar farklılık gösterse ya da sürekli eşit hızda olup da dairesel olmasa ve aynı görünüşleri yaratmasaydı zamanı ölçmede bir kuyruklu yıldızın görünüşte eşit olmayan hareketinden daha fazla işimize yaramazdı. ikna etmemiz çok güç olurdu: İki farklılık da zamansal dönemlerin eşitliğini bozabilir ve böylece. Öyleyse. Tüm insanlar açıkça zamanı dünyanın büyük ve görülür cisimlerinin hareketi ile ölçerken zamanın hareketin ölçüsü ola­ rak tanımlanması bana tuhaf geliyor: Halbuki buna çok az kafa yoran insanların bile hareketi ölçmek için zaman kadar uzayın da zorunlu olduğunu görmeleri zor değildir ve biraz daha dikkat harcanırsa hareket ettirilen şeyin hacminin de hareketin doğru ölçümünü yapmak için önemsenmesi gerektiği anlaşılır. bizce bilinme­ yen hareketin nedeninin hep eşit işlediğini kesin olarak bileme­ yeceğimizden ve de sarkacın sürekli aynı yerde kullanılmadığını bildiğimizden. diğer görünüşlerin dönemleri kadar hareket yo­ luyla ölçümün kesinliği ve tamlığmı da yok eder. iki ardıl parça bir araya getirilemediğinden eşitliklerinden emin olmak da imkânsızdır. Ger­ çekten hareket de görünüşte eşit uzaklıkta dönemlerde geçen sürekli bir duyulur ide yinelenmesine yol açmadan süre ölçümü­ ne katkıda bulunamaz. süreye ilişkin ölçütlerimizin tamlığı tanıtlanamasa da süre kavramı kalıcılığı­ nı sürdürürken. idelerimizin art ardalığının yerleştir­ diklerinden başka ölçülerimiz de yok. . Eskiden insan­ lar güneşinkinden daha değişmez ve düzenli bir hareket içeren bir sarkaç kullanmışlarsa da bir sarkacın iki ardıl sallanışının eşitliğinden nasıl emin olabileceğini soran birini.üre İdesi ve Yalın Kipleri 255 çeşitli kısımlarında eşit olmadığı görülmüştür. Bir zaman ölçütü için tüm yapacağımız görünüşte eşit uzaklıktaki dönemlerde süreğen ardıl görünüş­ lere sahip olup olmadığına bakmaktır ki görünen eşitliği için de zihnimizde bizi eşitliklerine inandıracak olan eşzamanlı diğer olası nedenlerle birlikte. 22.

Zihin bir kez güneşin yıllık hareketini bir zaman ölçüsü olarak kanıksadı mı bunu içinde kendi başına var olmadığı ve varlığının gerçekliğiyle ilgisi olmayan süreye de uyarlayabilir. . Tıpkı dünyadaki cisimlerden edinilen ayak ya da yarda ilişkin idenin 17 L ocke yakın zamanlarda ortaya çıkarılm ış bir güneş sistem ini varsayıyor. günler ve yıllar süre ya da zaman için. gerçekten o zaman güneş varmış ve şimdiki olağan hareketine sahipmiş gibi doğru hesap yapar ve süreleri ölçer. O zaman. dakikalar. Biri İbrahim'in 2712. düşündüğümüz her zaman parça­ sına uyarlamak üzere belli ideleri yerleştirmişsek de Japonya'da inçler. Evrenin bu kısmında güneşin dönüş hareketleri ile belirlenen ya da bilinen dönem parçaları olarak sürekli bunları kullanarak zihinlerimize bu süre uzunluklarına ilişkin. bir maddede inç. fitler (ayak). saatler.17 Güneşin bir yıllık dönüşüne eşit sürenin idesi güneş ya da hareketin olma­ dığı yerde düşüncelerimizde süreye kolayca uyarlanabilir. 24. Fa­ kat zaman hesabında yararlanılabilecek farklı ölçüler süre kav­ ramını hiç mi hiç başkalaştırmaz. geceler ya da yılların birkaç yüzyıl önce başladığı varsayılsa da. gü­ neş hareketi ya da hiçbir hareketin var olmadığı dünyanın baş­ langıcından hesap etmek kadar anlaşılır olur ancak. Çünkü Ju­ lian dönemi. Çünkü kimi düzenli aralık­ larla dönüşler olmaksızın herhangi bir süre uzunluğunu ne ken­ dimiz ölçebilir ne de başkalarına ifade edebiliriz. millerde olduğundan daha fazla bu ölçüleri­ mizi kullanmayanların yaşadığı yerler de vardır belki: Ancak bunların benzerleri mutlaka vardır. yard. Julian yılında doğduğunu söylese bu.nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 23. ayak ve milin uzam için ol­ duğundan fazla bir zorunluluk içermemektedirler. Farklı uzunluk ölçüleri bun­ ları kullanan insanlar için uzam kavramını nasıl değiştirmezse süre kavramı da tıpkı bu konumdadır. gerçekten güneşin dönüşleri ile belirlenen günler. Şu da var ki dünya şimdi olduğu gibi hep hareketle doluysa da hiçbir parçası düzenli ve görünüşte eşit uzaklıkta dönüşler içermemiştir.

Düşüncelerimizde süre uzunluklarını istediğimiz kadar birbirine ulayabilir ve onları geçmiş ya da gelecek sürelere uyarlayabili­ riz. Güneşin dönüşlerinden edindiğimiz belli süre uzunluklarına iiişkin ideleri durmadan birbirine ekleyerek sonsuza ilerleyebi- m . ve ir­ delenecek olursa. Buradan evrenin en ucundaki cisme uzaklığının (sonlu ise belli bir uzaklık olmalıdır) 5639 mil ya da milyonlarca mil dü­ şünülmesi gibi içinde bulunduğumuz zamanın dünyanın baş­ langıcında bir cismin ilk varoluşuna uzaklığının da 5639 yıl varsayılması olasıdır. Başka bir yerde buna yine döneceğiz. En azından tersi kadar düşünülebilir olduğundan karşı çıkanlar kadar böyle bir varsayımda bulunmakta özgürüm sanırım. yaradılış öncesi süre için kullanabiliriz. şu an için burada dünyanın hem süre hem uzamda sonlu olduğunu kanıtlayacak savlan yermek gereksizdir.üre desi ve Yalın Kipleri 257 güneş ya da hareketin olmadığı yerde düşüncelerimizde süreye ya da dünyanın sınırları ötesinde hiçbir cisim içermeyen uzak­ lıklara uyarlanabilir olduğu gibi. Düşüncemizde cis­ me ve ona ait uzama da sınırlar getirebiliriz fakat cisim içerme­ yen uzaya bunu yapamayız çünkü sayının sınırları nasıl zihnin en geniş kavrama gücünü aşarsa uzay ve süre sınırları da dü­ şüncenin erişebilirliğinin ötesindedir. Zaman idesini edindiğimiz aynı yol ve dolayısıyla aynı kaynaktan öncesizlik-sonrasızlık dediğimiz ideyi de elde ederiz. zihnimizde her sürenin olmasa da hareketin başlangıcı olduğu kolayca görülecek ve hareket düşüncemizde bir sınıra dayandığımız anlaşılabilecektir. düşüncelerimizde bu bir yıllık ölçüyü. Böylece. 27. Zamana ilişkin bu açıklama biçimine dünyanın öncesizsonrasız ve bitimsiz olmadığı sanısına yol açtığı biçiminde kar­ şı çıkılırsa derim ki. Düşünceleri­ mizde bir cismin olmadığı yerdeki uzayı bir mille ölçebiliyorsak hareketin olmadığı yerde de yine düşüncelerimizde bir yıllık ölçüyü süre için uygulayabiliriz. 25. 26.

dünyanın başlangıcı önce­ sindeki bir süre parçasının şimdiki zamana ait güneş hareketi ile birlikte var olması kadar imkânsızdır. diye düşünmektir yalnızca. Bu zamanı belirsiz. ya da günün kavramı yalnızca belli. saat üzerindeki gölge mumun alevi süresince bir saat­ lik çizgiden diğerine geçmiş olurdu. ki bu şimdi tümüyle edimsel hareketten ayrı olan mumun dün geceki yanış süresine. Aynı zamanda. içeriğinde her bir sonlu süre niceliğine dair doyum suzluk yer almaktadır. Bir iç duyum nes­ nesi olarak bu bilinç doyum suzluğu olum lu bir ide üretir ve aynı zamanda öncesizlik-sonrasızlık gizem inde kaybolan olum lu ideden geriye başı sonu olm ayan olum suz süre idesi kalır. aynı kolaylıkla onu dü­ şüncelerimde tüm hareket öncesi süreye uygulayabilirim. süreye ilişkin yalın idem izin bir kipi dem ek doğru mudur? . bu alevin dün geceki bir saatlik süresinin bugünkü bir hareketle bir arada var olması ya da ileride var olabilmesi. düşüncelerimde şimdi var olan şeyin süresi gibi dün gece yanan mumun süresini de ölçebi­ lirim: Ve bu. başlangıcı ve sonu olm ayan anlamı ile ne kadar büyük olursa olsun sonlu bir süreye eklem eler yapmayı yalnızca sür­ dürebiliriz değil sürdürmeliyiz içeriğini de taşımaktadır. herhangi bir sürenin hare­ 18 Ö ncesizlik-sonrasızlık kavramı. sınırsız değişm e yerine ait mutlak eksikli ideye doğru sürekleniriz— zaman belirsizliğe gömülmüştür. yıl. dönemsel hareket uzunluğuna ait idem olduğundan. bugün güneş saati üzerinde bir göl­ genin bir saatlik hareketine ilişkin kavramımı uyarlamamdan daha zor ya da daha saçma değildir. Dünya­ nın başlangıcından önce ya da yalnızca dün olsunlar hepsi bu tür düşünüş için birdir: Sözünü ettiğim. Sonlu olana ilişkin bir duyu algısından.258 insanın Anlama Yetisi Üzerine 5ir Deneme i n lir ve güneşin ya da başka bir hareketin var olmasından önce varsayılan süreye güneşin yıllık hareket uzunluğunu uyarlaya­ biliriz. güneş o zaman saate düşse ve şimdiki hızıyla hare­ ket etseydi. 28. akıl zorunlulukları yoluyla. — süre idesini yutan gizem li sonsuzluk— öncesizlik-sonrasızlık için. gerçekte var olmayan ancak dış ya da iç duyum ile belleğime yerleştirdiğim idelerde bu hareketler yer aldığından. Bir saat. düzenli. Tüm geçmiş şeyler eşit biçimde ve tümüyle hareketsizdirler. Ancak böylece bir saat üzerindeki gölgenin iki saat işareti arasındaki hareket uzunlu­ ğunun idesine sahip olduğumdan.

29.ketle ölçümünün o şeyin o hareket ya da başka dönüş dönem­ leriyle gerçekten bir arada varoluşuna değil fakat bilinen dö­ nemsel bir hareket ya da başka bir süre aralığının zihnimde uzunluğuna ilişkin açık bir idesi olmasına ve onu ölçeceğim şeyin süresine uyarlamama bağlı olduğudur. 5639 yıl ya da güneşin 5639 yıllık dö­ nüşlerine eşit olarak düşündükleri ve bazılarınınsa daha uzun bir süreden söz ettiklerini görüyoruz.000 yaşında olduğunu da düşünebilir ve 5639 kadar 50.629. Eğer 5639 hesabı doğru olsa bile (tüm diğer hesaplamalar gibi) başkalarının dünyayı bin yıl daha yaşlı düşündüklerinde demek istedikleri imgelememi engelleyemez. Sonuç olarak kimi insanların dünya süresini. M usa'nın yaradılış tarihinde aktardığı gibi. çünkü herkes aynı kolaylıkla (inandığımı söylemiyorum) dünyanın 5639 yaşında olduğu gibi 50. İskender zamanında eski M ısırlılar güneşin devrinden itibaren 23.000 yıl hesaplamışlar­ dı. şimdi Çinliler ise dünyanın 3. ilk varolu­ şundan 1689 yılına dek. güneş olma­ dan ya da bir harekete sahip olmasından üç gün önce.000 yıllık süreyi de sindirebilir: Böylece zamanla bir şeyin süresinin ölçümünün o şeyin ölçmede yararlandığımız hareket ya da başka bir dönemsel dönüşle bir arada var olmasını gerektirmediği fakat zihnimizde hareket ya da görünüşle hiç bir arada var olmayan. 30. süre uygulayabileceğimiz her düzenli dö­ nemsel görünüşün uzunluğuna ilişkin idemizin yeterli olduğu ortaya çıkıyor. yalnızca güneş yaratılmadan önceki ışık süresinin (güneş şimdiki gibi hareket etmişse) M usa'nın üç günlük dönüşüne eşit uzunlukta . Kendi hesaplamalarının dünyanın daha uzun süre­ sini verdiğini belirtmeleri bana doğru gelmese de onlarla eşit ölçüde imgeleyebilir ve Kabil'in en büyük oğlu Enoch'tan oğlu Methusalem'in daha uzun yaşadığını anladığım kadar onların dediklerini tam olarak kavrayabilir ve biri diğerinden uzundur derim.000 yaşında olduğunu söylüyorlar.

İlkin zihnimizdeki idelerin sürekli birbirini izledikleri bir zincir içinde geçişlerini gözlemleyerek art ardalık idesini edini­ riz. bir dakikayı altmışa dek ekleye ekleye çoğaltabilirim ve bu yolla saatleri. Süre ve ölçülerine ilişkin ideleri sözünü ettiğimiz iç ve dış duyumdan edindiğim iz anlaşılm ıştır sanıyorum. Durmaksızın eklemede bulu­ nabileceğimiz sayı sonsuzluğundan farklı bir kavrama sahip de­ ğiliz süreye ilişkin olarak. bir gün. Üçüncü olarak. Çünkü. bir saat. dış duyum yoluyla belli düzenli ve görünüşte eşit uzaklıktaki dönemlerle beliren belli görünüşleri gözlemle­ yerek dakika. .19 31. gün. bu art ardalığın parçaları arasındaki uzaklığı gözlemleyerek süre idesini kazanırız. dakika. bu zaman ölçüleri ya da belli uzunlukta sü­ reye ilişkin ideleri zihnimizde istediğimiz kadar yineleyebildiğimizden hiçbir şeyin gerçekten sürmediği ya da var olmadığı yerde süreyi imgeleyebilir ve böylece yarın. yalnızca süreyi bir cismin hareketi ya da varlığı öncesindeki bir dakikaya eşit alırsam. gelecek yıl ya da yedi yıl sonrayı kurgulayabiliriz. bir yıl ya da bin yıl olmadan önce yaratılmış me­ leklere ilişkin bir ideye sahip olabilirim. İkinci olarak. 19 Belirsiz. Ay­ nı şekilde ışık ya da herhangi bir süreğen hareket. sayıya ilişkin olum lu idenin bir kipi olarak nitelen­ dirilebilir mi? K esin gerçeklik sayılabilir ve ölçülebilir değildir— nicelik sınıflamasına dahil değildir ve sözünü ettiğim izde sözcüklerim ize anlam kazandıran olumlu ö ğ e idedeki önü alınmaz ilerlem e duygusudur. saat. Dördüncü olarak. sayısız idesi.260 naanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme olduğunu düşünerek. yılları da sonsuza dek katlamayı sürdürüp hesap edemeyeceğim bir noktaya geldiğimde de sanırım vardı­ ğım öncesiz-sonrasızlık idesidir. yıl gibi belli süre uzunluklarının ya da ölçülerin idelerini kazanırız. ışığın var olduğunu imgeleyebilirim.

Altıncı olarak. . bir yıl ya da bir çağ gibi uzunluk idelerini istediğimiz kadar düşüncelerimizde yineleye­ bildiğimiz ve birbirine durmaksızın ekleyebildiğimizden hep var olmuş olan sonsuz varlığınki kadar. sonsuz sürenin dönemsel ölçülerle belirlenmiş bir parçasını ele alarak genelde zaman diye adlandırdığımız şe­ yin idesini ediniriz. ruhlarımızın gelecek öncesiz-sonrasız süresi gibi öncesiz-sonrasızlığa ilişkin ideye kavu­ şuruz.( üre İdesi ve Yalın Kipleri 261 Beşinci olarak. zamanın bir dakika.

Bak: 13. . sf: 127-191) Örneğin. madde olmayan diğer birçok töz vardır. nitelik derecelerini barındıran ve niceliksel parça­ ların sınırsız eklenim ve bölünümü içinde yitip gitm eyen idelerin tersine. bu te­ rimleri kullanırken tereddüt ediyor ve zaman zaman uzamı ve aynı zamanda uzayı burada tanımlandığı biçim iyle yayılım yerine kullanıyor. V e onlarsız Tanrının öncesizsonrasızlığı ve içkinliği diye bir şey söz konusu olmazdı." (Clarke'dan Leibniz'e Mektuplar. sıklıkla hiç bir arada var ol­ mayan3 geçici ardıl parçaların uzaklığına da sürekli olanlara4 olduğu gibi uyarlandığından uzay için de kullandım. zorunlu ve doğrudan sonuçlarıdır.15. halbuki salt uzaklık idesi böyle bir şey içermez. BOLUM SÜRE ve YAYILIM (GENLEŞME) İDELERİ 1.. K ısım . bazıları bu uzaklığı yalnızca maddenin katı parçalarında sınırlamaya ve böylece cisim idesini dile getirmeye alışkın. B oş uzay ile asla her şeyden yoksun uzay değil sözünü ettiğim iz fakat boş uzay yalnızca ci­ sim den yoksun olandır. diğer örneklerde de olduğu gibi. Her boş uzayda Tanrı ve bir olasılık ne dokunulabilir ne de duyularımızın nesneleri olan. ve böylece onları birlikte ele aldığımızda daha açık ve seçik kavranmalarını da sağlayabiliriz.. Önceki bölümlerde uzay ve süre düşünüşleri üzerinde ol­ dukça uzun durduğumuz halde doğalarında çok belirsiz ve özgün bir şey taşıyan ideler olduklarından birbirleri ile karşılaştırıl­ maları belki açıklık kazanmaları için yararlı olabilir.1 Uzaklık ya da uzayı uzamdan ayırt etmek için yayılım diye adlandırıyorum. U zay ve süre Tanrının dışında değildir ancak onun varlığının ürünü.2 Aynı zamanda bu terimi. parçalarıyla birlikte düşünülenin ya da niceliğin kipleridir. Locke. "Cisimsiz uzay cisim sel olm ayan b ir töz yapısın dadır. Kısım . 2. Yayılım ve 1 2 3 4 Sayı eşliğinde bu ideler. Bölüm . uzaklık ya da süre uzayı: Bak: 8.

bu işlem yeryüzündeki parçaların birbirine uzaklığına eşit olana dek ve güneş ya da en uzak yıl­ dızın uzaklığına erişene kadar artırılarak sürdürülebilir. göklerin göğü seni saramaz" dediğinde başka düşünceler taşıyor gibidir. Locke'a göre. Düşüncelerimizde katı uzamın sonuna kolayca erişebileceğimiz. Zihin bir adım ya da bir karış olmak üzere bir parça yayı­ lımın uzunluğuna ilişkin ideyi5 kazandı mı o ideyi bir öncekine ekleyerek. ide oluştuktan sonra da şeylerin du­ yuda algılanm asının koşulu olan zorunlu bir bağıntı ve aynı zamanda uzamlı varlıkların var olm a kapasitesi ya da olasılığı olarak kalır. on­ larla yayılım ı algılayanlayız. Böyle bir ilerleme ile zihin tüm o uzunlukların ötesine geçebilir ve hiç bir engel tanımadan öylece genişleyebilir. uzam lı varlıkların oldu­ ğu ya da var olabileceği her yerde etkin Akıl ve Am acın işaretleri belirmelidir— uzamlı evren. 2. yineleyerek uzunluk idesini genişletebilir ve iki karış ya da iki adıma ulaşabilir. Hiç kimse cismin sınırları ötesinde hiçbir şey ol­ madığını söylemez. Locke (Sam uel Clarke'ta da görüleceği üzere) Tanrının bir biçim de uzayı kapladığı ve tuttuğuna inanıyorsa da bu demek değildir ki Tanrı "partes ex tra p a rtes" oluşum lu düşünülm elidir.6 5 6 Aslında dokunma veya görm e duyusuyla ayrı ayrı tamamlanmamış bir ide sunarlar. herhangi bir parçasında ya da bir bütün olarak. bom ­ . ve sanki tüm algılanan cisim lerin yokluğunda.Süre ve Yayılım (Genleşme) ideleri sürede zihin daha fazla ya da daha az nicelikler gösterebilen sü­ reğen uzunlukların ortak idesine sahiptir. Çünkü bir insan bir inç ve bir ayağın olduğu gibi bir saat ve bir günün uzunluk farkının açık bir idesine de sahiptir. cismin uzanım ve sınırlarına ulaşmakta güçlük çekmeyeceğimiz doğrudur fakat bu noktada da zihin bir sonunu bulamadığı ya da düşünemediği bi­ timsiz yayılımın içine sokuluşunu sürdürürken hiçbir engel ile karşılaşmaz. Şu var ki. ta ki Tanrıyı maddenin sınırları içinde tut­ mayı başarana dek. fakat biri ya da diğeri olm aksızın. yayılım idesinden tümüyle yoksun kalınır. Anlama yetisi bilgelikle dolmuş Süleyman "Gök. Sanırım düşüncelerini Tanrının varlığının da ötesine uzatabileceğine inandığı ya da Tanrının olmadığı bir yayılım imgelediği için kendi kendine anlama yetisinin kapasi­ tesini çok fazla büyütür. Ancak.

Bak: 13. Son­ suz varlığı her şekilde sınırsızdır. Tanrının m addesel dünyayı baştan sona bir doğru ile ayırması durumunda. maddesiz yayılımın varlığından kuşku duymaya daha eğilimliyizdir.7 4. Dolayısıyla. Herkesin hep öncesiz sonrasızlığı dile getirip süreye son­ suzluk hakkı tanımamasının. Bölüm . (Ç e şitli Y azılar) U zayı (Leibniz'de de görüldüğü üzere) yalnızca bir bağıntı olarak ele alması karşı­ sında Samuel Clarke "eğer öy ley se. Süre için de aynı şey geçerli. Tanrı. Leibniz'in bu konudaki dü­ şünceleri için bakınız: Yeni D enem eler. Fakat süreyi sınırsız görsek de tüm varlıkların ötesine uzatamayız. 27.8 Hal­ 7 8 boş. am açsız bir karmaşa diye varsayılamaz. dünya hep aynı yerinde kalır ve zaman . çoğunluğun da uzay sonsuzluğuna bir çekince getirmesinin nedenini öğrenebiliriz sanırım.nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 3. ölçüm lerinde kullanılan somut şeylerle. kendisiyle kalmayıp tüm cisimsel varlık­ ların varoluşunun ve tüm dünyanın büyük cisimleri ve hareket­ lerinden alınan tüm zaman ölçülerinin de ötesine genişletecek biçimde katlayabilir ve çoğaltabilir. ve bence cismin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur demek maddeye biraz fazlaca yüklenmek olur. L ocke salt uzay ve süre idelerini tüm nesne ve hallerden. sonlu nesne ve sonlu değişm eler içe­ ren evrenden bağım sız olanın ideleri olarak açıklıyor. "uzayın kendinde uzamlı var­ lıkların olm a ya da var olm a olasılığından başka bir şey ve yalnızca bir bağıntıdan öte bir şey olm adığını" yazm ıştır. N e uzay ne de süre. L ocke 1676'da. insanlar ne zaman düşünceleriyle uzayın peşine takılsalar cismin sınırlarını zorla­ madan durmaya yatkındırlar. ya da ideleri onları daha ileri çekse evrenin ötesinde olanı imgesel uzay diye adlandırırlar: İçinde cisim yoktur diye sanki hiçbir şeydir bu cisim ötesi alan. Zihin bir süre uzunluğunun idesini edindi mi onu. Kısım. herkesin kolayca kabul edebileceği gibi öncesiz sonrasızlığı kaplar ve bu durumda uçsuz bucaksızlığı da kaplamaması için bir neden yoktur. Bana göre süre ve uzam başka varlıklara ait duyulanım adları olarak kullanıldığından Tanrıda sonsuz süreyi kolayca benimseyebili­ riz fakat uzamı ona yakıştırmayıp yalnızca sonlu olan maddeye uygun gördüğümüzden. yani ne uzay madde ile ne de süre maddenin hareketleri ile sınırlıdır.

Bunlar öncesizlik-sonrasızlık ve uçsuz bucaksızlık okyanuslarıyalnızca art ardalık düzeni ise. süreğenliği ve katılığın süreğenliğinin (sertlik ile karıştırılabilir ve az bir farkı vardır) "durare" ve "durum esse" kadar akraba sözcükler doğ­ masına yol açacak bir benzeyiş içerdiği düşüncesine sahip olunduğunu imgeleyebiliriz. Ne olursa olsun. zorunlu olarak eksikli ve de zihnin im gelem esine elverişli olm adığından zaten mutlak belirsizlik içeren idelere götürdüğü. tüm cisim ve diğer şeyler­ den ayrı ve seçik bir idedir. kendi zihnim iz dı­ şında. Tanrının dünyayı m ilyonlarca çağ daha er­ ken yaratması durumunda da dünya yine de daha çabuk yaratılmış olm az sonucu çıkar.Süre ve Yayılım (Genleşme) İdeleri 265 buki tüm cisimler ve ölçüler öncesi süreye asla imgesel demez­ ler: Çünkü başka bir gerçek varoluş olasılığı tanırlar ona. . bununla birlikte sonlu zihinlerin onlardan vazgeçm edikleri ortaya çıkar.9 Şeylerin adları düşüncelerimizi insanların idelerinin kaynağına doğru yönlendirmese bile (ki bence öyle değil) yine de süre adı ile varoluşun. 10 Daha derin düşünme ile akıl zorunluluklarının son zihin gücünü. 9 Süre idesi uzay idesinden daha derin anlam taşıyan bir zihinsel zorunluluk değil midir? U zayın herhangi bir kipinde idesine sahip olm aksızın bir nes­ nel evren düşünem ez m iyiz? Bu arada süre ve kiplerinin idesinin yokluğu değişen görünüşleri öngören sonlu bilinçle çelişir görünmektedir. Horace. Epod.10 5. düşüncelerini izleyen herkes cismin uzanımı ötesinde uzay sonsuzluğu ya da yayılıma daldıklarını görecektir ki buradaki ide (istenirse) daha öte düşünmenin konusu olabilecek. Durum ve düzen/sıra değilse de uzay ve zaman niceliklerdir. yok edici bir güce bir tür dirençle. Bu tür ideler L ocke açısından yete­ rince ele alınm aya elverişli olm ayan idelerdir. Fakat aynı şekilde hiçbir değişm e ve bir süre idesi olm aksızın zihin gücünden söz edebilir m iyiz? U zay ve süre ideleri aynı düzeyde değildirler: U zay idesi sonlu zihin gücüne zorunluluk içerirken süre idesi de insanın bilinçli yaşam ının halihazırda barındığı organik yapıya bağlıdır. sf: 79) Leibniz ve Kant (Estetik) matematiksel doğa filozoflarınca kendiliğinden var olan iki oluş olarak görülen uzay ve zaman idesine göndermede bulunuyorlar. Genelde yer yayılım için ne ise zaman da süre için odur. XVI. çünkü madde kendi dünyamıza ait birincil ya da ikincil hiçbir nite­ likte kendini sergilem ezken insanca im gelenem eyen türde niteliklerde beli­ rir." diye ileri sürüyor (M ektuplar. ferro duravit secula da "durare" sözcüğünün varoluş idesi kadar sertlik idesi­ ne de uyarlandığını görüyoruz. U zay idesi ve kipleri olm aksızın duyarlı zihin varsayabiliriz.

sıra ve konumu diye bir şeyden söz edilemez ve her şey bu sonsuzluk içinde yitip gider. (1) Zaman genellikle evrendeki büyük cisimlerin. bilgisine sahip olduğumuz kadarıyla. yani daha geniş anlam ıyla zamanın. fakat ne cisim ne de d eğişm eler konumlanmadan ve tarihlenm eden kav­ ranabilir olduğundan. ve cisim algım ız yoksa da uzay idesine sahip olam ayız. D eğişm e ya da art arda oluş zam an idesini uyandırır ve ölçer. Yer de bazen bu dünya içinde sınırlı bir sonsuz uzay 11 U zay cisimlerin yeri iken. D eneyim de sunulan değişm eler ve cisim lerin.11 6. böylece de sonsuz sürenin önemli bir parçası olarak ele alınır: Bu anlamda zaman duyulur dünyamızla başlar ve biter. varoluş ve hareketleri ile ölçülen ve bir arada var olan. . fakat bu idelerin kendileri fizik sel neden ve som ut ölçüleri ile karıştırılmam a­ lıdır. Uzay ve sürenin dipsiz uçurumlarının12 belirgin ayırt edilebilir parçaları olarak görülen zaman ve yer için iki anlayış söz konusudur. İyice düşünülürse. Süre ve uzay kendilerinde tek tip ve sınırsız olduğundan. bir başlangıç ve sonu açık bir çelişki oluşturacaktır. (terimin daha geniş anlamıyla. Hiçbir değişm e ya da art ardalık algım ız yoksa zaman idesine sahip ola­ m adığım ız gibi hiçbir şeye ilişk in bilinç de taşıyam ayız. süre ve uzay öngörülm ekte v e bu durumda duyu verisiyle açıklanamamaktadır. şeyle­ rin böyle sabit noktalar olmadan. ayırt edilebilir duyulur şeylerin birbirine uzaklığını aynı tuttuğu varsayılan ve kesin bilinen noktalardan belirgin uzaklıklara ilişkin idelerdir yalnızca. fiziksel açıdan. ya da Locke'un dilinde süre ile) zamanın tersine d eğişm e ile ayırt edilm eyen (ölçümünü sağlayan hareketlerin varoluşu öncesi ve son­ rasındaki değişm edir söz konusu olan) bir şeyse vurguladığım ız: Sürenin. İşte bu sabit noktalara yani sonsuz niceliklerin bölümlendirilmesinde kullandığımız bu ölçülere zaman ve yer deriz. 12 Y ayılım . zaman hallerin yeri olarak nitelendirilmiştir.266 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme nm sınır taşları gibidirler ve sonlu gerçek varlıkların bu tek tip sonsuz süre ve uzay okyanuslarında birbirlerine göre konumunu adlandırmada kullanılırlar. 13 Zaman ile yalnızca hep ölçüm de kullandığım ız. bir başlangıç ve bir sonu olduğunu varsayabildiğim iz hareketleri kastediyorsak. birbirinin açıklaması olduğu söylenmektedir. duyulur şeyler d e uzay idesini uyandırır ve ölçer.

Bu yolla da şimdiki hızında hareket etmiş olan güne­ şin 7640 yıllık dönüşüne eşit kabul ettiğimiz büyük bir süre parçasını belirlemiş oluruz.14 8. tümüyle sonlu varlıklara ait ve bu duyulur dünyanın kimi bilinir parçaları ve gözlemlenebilir hare­ ketlerle bize yansıyan belli devirlere bakarak yanıtladığımız so­ rulardır.Süre ve Yayılım (Genleşme) ideleri 267 parçası ve böylece yayılımın gerisinden ayrı olarak düşünülür. Nerede ve ne zaman. 7. . günler. uzaklık ya da hacim üzerine konuşurken de uzayda evrenin herhangi bir parçasından belli bir uzaklıkta bu­ lunan bir nokta varsayarız bazen. yılların göstergeleri olarak görülmüş ve böylece şimdi zamanımızın ölçüleri olan. Ancak bunun yerden çok uzam diye adlandırılması uygundur. süre ve sayı ideleri ölçülebilir niceliklerdir. matematiğin bünyesindeki uzay. cisimlere ait gerçek varoluş ve dönemsel hareket­ lerle gerçekten ayırt edilmemiş ve ölçülmemiş sonsuz süre par­ çalarına da uyarlanır. Meleklerin yaradılışının Julian döneminin başlangıcında olduğunu var­ saymakla dünyanın yaradılışından 7640 yıl önceyi belirttiğimiz anlaşılır. Ölçülebilir ya da sonlu uzaylar ve sü­ reler matematiksel bağlamda anlaşılabilirken. (2) Bazen zaman sözcüğü daha geniş bir anlamda kullanılır ve cisimlerin başlangıçtan bu yana mevsimler. Bu bağlamda. Böylesi sabit parça ya da dönemler olmasaydı. sonlu anlama yetilerimiz önünde şeylerin düzeni. Tüm cisimsel varlıkların tikel zaman ya da süresi ve tikel uzam ile yeri cisimlerin varoluş ve hareketi ile sınırlandırılır ve göz­ lemlenebilir parçaları ile ölçülür ve belirlenir. ki bunlar her zaman ölçülmüş zaman uzunluklarına eşit varsaydığımız ve böylece sınırlı ve belirli diye düşündüğümüz sonsuz tek tip süre parçalarıdır. sonunda uzay ve sürenin içinde yitirildiği ölçülem ez yayılım ve öncesizlik-sonrasızlık duyu ile sı­ nırlı bir anlama yetisi için ister istem ez gizemdir. Aynı şekilde dünyanın sınırları ötesindeki büyük boşluğu belli boyutlarda bir cisme hacim ola­ rak eşit ya da o cismi içine alma kapasitesine sahip gibi düşün­ düğümüzde de yer. tüm sonlu varlıkları 14 Bunun paralelinde her ölçülebilir gerçeklik yer ve tarih içeren somut ölçü­ lerle karşılaştırılır.

268 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme kucaklayan ve Tanrıda başlayıp Tanrıda15 biten sınırsız değiş­ mez süre ve yayılım derinliklerinde yok olur giderdi. Uzay ve süre tümüyle yalın idelerimiz18 arasında yer alsa da parçalarını göz ardı ederek seçik idelerine sahip olamayız. bilinen ve sabit süresel dönem ile o şeyin oluşu arasında geçen süre aralığının idesidir. cisim lerin varoluşuna ilişk in soyut. Fakat ti­ kel sonlu varlıklar söz konusu edildiğinde bir cismin uzamının." (Reid) . bu gizem leri insana sunanların tikel uzay ve sürelere ilişkin ideler olduklarından başka bir şey söyleyem eyiz. 16 Sonsuzun bir sonlu nicelik olduğunu ima eder biçimde bir parça sonsuz süre deyim ini kullanmamız uygun olur mu? Sonsuz süre hallerin meydana geli­ şine ilişkin soyut. gün. Bir şeyin tikel süresinin idesi. onlar düzen getirdikleri şey ve hallerine ilişkin bağıntılar dışında bir insan zihni için olum lu bir anlam taşım azlar. herhangi bir türden değişm elerin tarihlenm esini olası kılan da süredir. Tüm bu uzaklıkları inç. "Lincoln's Inn Fields'ın ortasında" ya da "167117 miladi yılda" gibi ifadelerle. 17 Locke'un Denem e'de yer alan araştırmaya giriştiği yıldır. Tüm sonlu uzayları yutan uçsuz-bucaksızlık gizem i ve tüm sonlu süreleri yutan öncesizlik-sonrasızlık gizem i süredursun. sonsuz uzay uzam lı parçalardan olu­ şan. tükenmez olasılık. dakika.16 bu durumda şeyin var olduğu zaman. yıl gibi uzay ya da süreye ait belli uzunlukların yerleşik ideleriyle ölçeriz. mil. 15 U zam lı şeylerin yerlerini olası kılan yayılım iken. derece. ayak. ya da "iki yıl sürdü" gibi aynı şeyin varoluş sınırlarının uzaklığını gösterir. sonlu evreni geniş bünyelerine sığdır­ maya elverişli kaplar olarak betim lese de. sonsuz sürenin o şeyin varlığı sırasında geçen bölümünün bir idesidir. tüm sonlu uzay ve süreler yok edilse de. Dolayı­ sıyla onları kavrayamamamız ve sıklıkla düşüncelerimizi onla­ rın peşinde yitik halde bulmamız hiç de tuhaf değildir. 9. Yer başka bir cisimden belli uzaklıkta düşünülen cismin konumu­ dur. 18 "Uzay ve zaman dışında yalın ve özgün olm ayı daha fazla hak edecek başka ide ya da kavram tanımıyorum. Biri "bir metrekaredir" gibi bir şeyin hacim sınırlarının uzaklığını. tükenmez olasılık değil midir? Bu sonlu şeyler evren ve bilinçli zihin olm aksızın anlaşılam ayan soyut süre ve uzaydır. sonsuz uzayın o cismin hacmi kadarını kapladığı görülür. diğer sabit uzay ya da süre noktalarından uzaklığını gösterir. L ocke zam an zaman nesnel anlamda önceden var olan. diğeri bu şeyin yer ya da varoluşunun.

bölünm ez parçalar ya da birimler dolayısıyla kesintili/süreksiz diye nitelendirilir. O ysa uzay ve süre ideleri bitimsiz bölünmesi beklenen ve böylece önünde sonunda sonsuz (ya da be­ lirsiz) bölünebilirlik formunda nicelik sınıfının dışına taşan parçaların ideleridir. fersah. saat. kübit. ve tek açık ve seçik kalan da bu yinelenen eklem e ya da bölmelerin sayısıdır. Bunlar zihne göre yalın idelerdir ve gerekirse bildiği belli uzunlukları birbirine ekleyerek oluşturduğu daha geniş idele­ rin bileşenleridir. her ikisi de sonsuza dek bölünme ya da ulanma kapasitesindedir. uzam ve sürenin bileşik 19 "Süre ya da uzam a ilişkin taşıdığım ız seçik idelerin hepsi de bir biçim de bileşik yapıdaysa. yıl gibi) her ülkede benimsenmiş ol­ duğundan belleğe iyice kazınmış olan ortak ölçülerden yarar­ lanır. Fakat zihin parçasız herhangi bir uzay idesi oluşturma yeteneği taşımadığından ancak bunun yerine (inç. Zihin sayıda olduğu gibi uzay ve sürenin de en küçük bölünemez bir birim ya da idesine sahip olsaydı20. Sayı idesi. Diğer yandan. parçalarıdır. bu doğrultuda. aralıksız değil. M inim a sensibilia Locke'un dış duyuma ait yalın ideleridir ve du­ yulur olanın ötesine taşınan bölm e işlem i bir uçta olum lu ideler alanını aşıyor. bunu yineleyerek daha genişlemiş uzam ve süre ideleri elde ederdi. Ancak bu ikisinin de açık ve seçik idelerine sahip ol­ duğumuz en küçük bölümleri uzay. hiçbiri yalın ideler sınıfına sokulamaz. zihin bölme yo­ luyla bunları daha küçük parçalara ayırdığında en küçük ortak ölçümüz bir sayısal birimdir.Süre ve Yayılıra (Genleşme) İdeleri 269 Aynı cinsten parçalarla kurulu ve yabancı bir ide içermez oldu­ ğundan bu ikisinin yalın ideler19 arasında sayılmasının önünde bir engel yoktur. gün. Locke'un yalın ideler konusuna giriş yaptığı ikinci bölümünde yalınlıkla­ rına yeterince kesin bir tanım getiremediği görülüyor" biçim indeki bir karşı çıkışa. fit. dakika. zihinde im gelenem eyecek denli geniş olduğunda bile diğer uçta bu alanın sınırlarını geçiyor. Buna ilişkin açıklam a Locke'un D enem e'de kullandığı dile biraz ışık tutuyor. . saniye. Bay Coste'un Denem e'nin Fransızca baskısında gönderm e yapılı­ yor. Süre ya da uzay düşüncelerinde ekleme ve bölme işlemlerinde ide çok büyük ya da çok küçük olursa bütünüyle belirsiz ve karmaşık bir görüntü çizer. ve bu kitabın. mil. Her süre parçası süre ve her uzam parçası da uzam ­ dır.

Yayılım ve süre parçalara sahip olarak düşünülseler22 de düşüncede bile parçaları birbirinden ayrılmaz: Ancak birinin ölçüsünü cisimlerin parçalarından. 10. tek tekil varlıklarmış gibi o parçasını eşit ölçüde içerir. çeşit ya da şekil kapasitesi olmayan doğrusal bir çizgi uzunluğu gibidir. ge­ nişlik ve kalınlık23 yaratabiliriz. genelde bir dakika ve gözün merkezi olduğu bir dairenin. şimdi var olan her şey için ortaktır ve varoluşlarının. üçlü uzam ve uzayın diğer sonlu kipleri. en keskin göze 30 saniyesinden daha az görünebilen. Diğerinin tam bir adı yok. bu yüzden duyulur nokta deyip diye­ meyeceğimi bilmiyorum. 11.270 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme kiplerini oluşturan21 türde ideler olarak bakılsa daha iyi olur. seçebileceğimiz en küçük parçasıdır. Bu terim uzay ya da maddenin. Diğer yandan bu her şeyin varken eşit ölçüde paylaştığı tek ortak varoluş ölçüsüdür. Bu hiç de uzay ve zaman süreğenliğinin bir yadsım asına gebe değildir. ve bu durumda hepsi zamanın aynı anında var olurlar. Şekil. sonlu deneyim idelerinin önünde sonunda çeşitli yollardan bizi ulaştıracağı en son belir­ sizliğin en göze batan göstergesidir. ancak uçsuz-bucaksızlık belirsizliği. bilim ler için en açık ve kesin nesnelerdir. 22 U çsuz-bucaksızlık ve öncesiz-sonrasızlığın parçaların ideleri ile uyumsuz belirsizlikleri/gizem lerini içeren önceki notlarla karşılaştırınız. fakat süre sonsuza uzanan çok­ luk. . Şu an. Aralarında belirgin bir fark da vardır. 23 Bu üç boyutlu uzam ın çeşitli bağıntıları geom etrinin m alzem elerini olu ş­ tururlar. Süredeki küçük bir parça bir an diye adlandırılabilir ve zihni­ mizde her zamanki art arda oluş zincirinde bir idenin zamanıdır. Yayılım bağlamında melekler ve tinlerin bu­ na bir benzeyiş gösterip göstermemeleri benim kavrama gücümü 21 Yalın uzay ideleri dolayısıyla m inim a sensibilia'd\ûar ve "anlar" bizim sü­ reye ilişkin yalın idelerimizdir. L ocke başka bir yerde parçalarının ayrılmaz olduğunu kabul etmektedir. diğerinin ölçüsünü de zihni­ mizde idelerin art ardalığı ya da hareket parçalarından edindiği­ miz gibi bu parçalar kesilebilir ve ayrılabilir: Sıklıkla biri hare­ ketsizlik ile diğeri uyku ile yani yine hareketsizlikle bölünebilir. Yayılıma ilişkin uzunluk idelerimiz her yöne çevrilebilir ve böylece şekil.

uzay ya da sürede sonsuz nicelik denen.Süre ve Yayılım (Genleşme) İdeleri 271 zorlar: Tüm diğer varlıkların gerçekliği ve uzanımına değil de kendi varlığımızın amaçlan ve korunmasına uygun anlama yetisi ve kavrama gücü taşıyan bizler için bir varoluşu kavramak ya da gerçek bir varlığa ilişkin bir ideye sahip olmak hemen hemen tüm süre çeşitlerinin tam bir değillemesi ile gerçek bir varoluşun idesine sahip olmak kadar güçtür. ölçülem eyen gerçekliktir. tam anlam ıyla bir ni­ celik değil. . Süre ve zaman iki parçasının bir arada var olmadığı fakat art arda geldiği. 12. Tüm bildiğimiz. Çünkü insan tüm geçmiş ve gelecek şeyleri kavrama bilgisi y ad a gücüne sahip değildir: Düşünceleri dününse yarının ne getireceğini bilmez. 25 D olayısıyla. Dolayısıyla. uzayla ilgisi bu­ lunan tinleri24 ya da uzay içinde nasıl iletişimde bulunduklarını bilmeyiz. Sonlu ya da herhangi bir büyüklük sonsuzda bir yer tutam az/-1Tanrının sonsuz bilgiyle ve sonsuz güçle donan­ mış sonsuz süresi geçmiş gelecek tüm şeyleri kapsar ve bugün 24 "Tinler" yani cisim leşm em iş/b ed en lenm em iş tinler. cisimlerin katı parçalarının uzanımı­ na göre uzayın belli bir parçasını ayrı ayrı doldurduklarıdır ki böylece bu tikel uzay parçasında oldukları sırada başka cisim­ lerin orayı paylaşmasını engellerler. sonlu varlıklar insanı bilgide ve güçte aşsalar da Tanrı ile karşılaştırıldığında değersiz yaratık­ lardır yine de. İnsan için söylediğim tüm sonlu varlıklar için geçerlidir. yayılım ise tüm parçaların art ardalığa kapalı fakat bir arada var olabil­ diği "uzaklığı sürdürmeye" ilişkin idemizdir. Dolayısıyla art ardalık olmaksızın bir süreyi kavrayamadığımız gibi düşünce­ lerimizde şimdi var olanın yarın da olacağı ya da bir seferde şimdiki süre anından fazlasını kaplayacak biçimde bir araya da getiremesek yine de insan ya da başka bir sonlu varlığın süre­ sinde çok farklı olan öncesiz-sonrasız Tanrısal süreyi kavraya­ biliriz. yalnızca niceliğin belirsizliğe göm ülm esi içeriği taşıyan. Bir kez geçmiş olanı geri getiremez ve gelecek olanı da şimdiye alamaz. "uzaklığı yok etm eye” ilişkin idemizdir.

sanırım. tarihsel-açık yöntem ile yal­ nızca bilinçte fizik sel oluş sırası çerçevesinde bir hal/kip olarak açıkla­ namaz. düşündüğümüz ya da düşünebildiğimiz çe­ şitlilik içinde bulmak zordur ve daha öte kurgulama şansı tanı­ yabilir.272 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme kadar açıktır. . Hayal gücü ve duyarlı anla­ ma yetisi. Tanrı için istediği her an var edemeceği tek bir şey de yoktur. Sonuç olarak. çünkü her uzay parçası her süre parçasında ve her süre parçası da her yayılım parçasmdadır. Şeylerin doğası ya da nedeni gereğince sınırsız ve sonsuz bölünebilirin belirsizliğinde kaybolur giderler. bu zihinsel zorunluluğu yani cism i uzay bağın­ tılarına ilişkin ideleri olm aksızın. ya da değişm eleri varlıklarını içeren bir süreye ilişkin ideler olm aksızın kavramadaki mutlak yetersizliği geri planda bırakmaktadır. Bu zihinsel zorunluluk. ve her birinin sınırlanam az doğasını da bu çerçe­ vede ele almaktadır. yayılım ve süre karşılıklı birbirini kucaklar ve sarar. şeylerdeki bir akıl zorunluluğu dolayısıyla belirsizliğe göm ül­ dükleri sınırsızlık ya da sonsuz bölünebilirliği betim leyem ez. Süre ve uzay idelerini açıklarken Locke. -somut ölçülerinden soyutlanm ış bağıntılardan biri ya da diğerinin duyarlı hayal gücüne teslim edilem eyişinden daha fazlasına açıklama geti­ rilem ez bu şekilde. İki seçik idenin böyle bir bileşimini.26 26 Süre her yerde algılanır ve uzay kesintisiz sürer. Her şeyin var oluşu Tanrının inayetine bağlı oldu­ ğundan tüm şeyler o var olmalarını uygun gördüğü an var olur. di­ ğeri bir şeyin değişm esine ilişk in soyut olasılık içerdiğinden "hiçbir şeye" o kadar çok yakındırlar ki ne yok edilm eye ne de yaratılmaya elverişli g ö ­ rünmektedirler. Yok edilm elerine ilişkin bir ideye sahip olm ak imkânsızdır: Biri bir şeyin uzam lılığına ilişkin.

eylemler.16. 2 Locke'un sonsuzluğa ilişkin en açık idelerim izi edinm ede araç olarak gör­ düğü sayı idesi onun için özel bir önem taşımaktadır. İster is­ tem ez hepsiyle alaşım halinde olduğundan sayı kendini önkoşul ve örnek kabul eden asıl akıl yapısına bağlantılandırılmıştır. insanlar.1 2. 7. Kısım. Bölüm . BOLUM SAYI İDESİ 1. Zihnimizde bu ideyi yineleyerek ve birbirine ulayarak kip­ lerine ilişkin bileşik idelerine kavuşuruz. Som ut deneyim de tüm diğer idelerim izle birlik idesinin zorunlu bir aradalığı idelerimizin yalın olm asına engeldir. düşünceler kısacası var olan ya da imgelenebilen her şeye kendini sunar sayı. olası duyusal görü­ nüşlere değil. 17. Pythagoras’dan bu yana sayı idesi m etafiziksel kurgula­ malar için bir çekim alanı olmuştur. anlama yetilerimizdeki her ide ve zihnimizin her düşün­ cesi bu ideyi beraberinde getirir. kısım. Sayıya ait yalın kipler tüm diğerleri arasında en seçik ola­ nıdır. on iki birimi bir araya getirerek bir düzi­ neye ait bileşik ideye ve aynı biçimde yirmi ya da bir milyon gibi bileşik idelere sahip oluruz. Kısım. en küçük bileşen olan bir birimin oluşturduğu her bileşim 1 Bak: 7. Biri bire ekleyerek bir çifte ait bileşik ideye. Sahip olduğumuz ideler içinde "birlik" ya da "bir" idesin­ den daha fazla yolla gelen ve daha yalın olanı yoktur: Hiçbir çeşit ya da bileşim izi yoktur: Duyularımızın alanındaki her nesne.2 3. Bak: 8. Bölüm . . Çünkü. 9. Dolayısıyla tüm diğer şeylerle uyumundan kaynaklı en evrensel idemiz olduğu kadar düşünce­ lerimizle en sıkıfıkı olan da yine bu idedir. melekler.

iki yüzden olduğu gibi birden de seçiktir. Fakat uzamda. 91. 90 sayısının hemen ardından gelse de ondan yine de örneğin 9. Çünkü sayıların ideleri uzamdakinden da­ ha açık ve ayırt edilebilir haldedirler. birimi ile. Bir birimin idesini yineleyip bir diğer birime ulayarak iki adıyla gösterilen tek bir toplu idesini edinebiliriz.274 nsanın Anlama Yetisi erine ir Deneme en yaklaşık olandan da en uzağındaki kadar farklılık gösterir. Bak: Leibniz. Locke kendi sayı idesinden kesirleri dışlı­ yor görünmektedir. birbirini izleyen sayılar için bir adlar dizgesi 3 4 Bu bağlamda sayısal farklılık. uzamda her eşitlik ve faz­ lalığın gözlemlenmesi ya da ölçülmesi öyle kolay değildir.000 sayısından na­ sılsa o kadar ayırt edilebilirdir.4 5. en seçik ve ölçülebilir nicelik öl­ çütüdür. Bu sayfa­ nın beyazlığı ile bir sonraki sayfanın beyazlığı arasındaki farkı kim bulabilir ya da kim uzamda her zerre fazlalığın seçik idele­ rini oluşturabilir? 4.3 Gerçekten farklı olduğu halde ayırt edemediğimiz iki yaklaşık ide içerikli diğer yalın kiplerde durum böyle değildir. Eşit uzunlukta görünen çizgilerden biri diğerinden sayılamaz parçaları sayesinde daha uzun olabilir. çünkü her kipsel değişim düşünülebilecek en uzak sayıdan olduğu kadar en yakın sayıdan da ayırt edilebilirdir. ve de bir açı için bir dik açıdan sonraki en büyük açı denemez. örneğin bir ayak ya da bir inçten daha fazla herhangi bir ölçü bir ayak ya da bir inçlik ölçüden ayırt edilmez. ancak sayıda bu belirsizlik yaşanmaz: Şöyle ki. ve dolayısıyla. Her sayı kipinin tüm diğerlerinden açıklık ve seçikliği uzamda olduğundan daha apaçık ve keskin değilse. belirteçlerin sayılarda daha genel ve daha belirgin bir kullanım içerdiklerine düşünmeye iter beni. çün­ kü düşüncelerimiz uzayda bir birim gibi daha ötesine geçeme­ yeceğimiz herhangi bir küçüklüğe varamazlar. en küçük bir fazlalığın niceliği ya da oranı keşfedilemez. . Yeni D enem eler. İki. ve iki idesi üç ide­ sinden bir parazit kurdunun yeryüzünden olduğu kadar seçiktir. Bu işlemi sürdürüp edindiğimiz en son toplu ideye bir tane daha ekleyip ona bir ad verirsek.

ve bu dizgeyi ayrı ayrı adlarıyla birlikte saklayacak bir belleği­ miz oldukça. ikiye bir eklemek suretiyle işlemi sürdürüp bu sırada her bir adıma ait seçik adları da koyabiliyor ve yeniden her bir öbekten bir birim çıkararak onları azaltabiliyorsak. büyük sayılardan söz ettikleri zaman sayamadıkları yerde kafalarındaki kılları gösterirlerdi.. fa it en la Terre du Bresil" Jean de Lery. 6. Öyle ki bire bir. . Bu da sanırım adlar konusundaki yoksullukların­ dan ileri gelmekteydi. 20. Konuştuğum kimi Amerikalıların (aslında yeterince akıllı ve çabuk kavrayışlıdırlar) bizim gibi 1000'e kadar sayamamaları ve 20'ye ulaşabildikleri halde o sayının seçik bir idesine sahip olamamalarını şimdi anlıyorum. her bir seçik bileşime ad ya da işaret koymak diğer türdeki idelerden daha fazla zorunluluk içerir.5 Her zamankinden 5 "Histoire d'un Voyage. Tououpinambos halkı 5'in üzerindeki sa­ yıların adlarını bilmiyor ve onları kendi parmakları ile yanlarındakilerin parmakları ile gösteriyorlardı. Ticaret ya da matematikten habersiz basit yaşam ve yoksulluklarının gerektirdiği kadarını karşılayan ve oldukça kısır dilleri yüzünden 1000 sayısını tem­ sil edecek hiç sözcük bilmiyorlardı. birbirinden ayırt edilebilir çeşitli birim toplulukla­ rının idelerine sahip olabiliriz. bir birim daha ekleme ve tümüne tek bir ide gibi önceki ve sonrakinden çıkar­ samamızı ve her daha büyük ya da daha küçük birimler topla­ mından ayırt etmemizi sağlayacak yeni ya da seçik ad ya da işaret vermekten başka bir şey değildir. Çünkü böyle adlar ya da işaretler olmadan özellikle büyük miktarda birim içerikli bileşimlerde hesaplama yapmakta zorlanabiliriz. dilimiz kapsamında ya da ad­ larını bildiğimiz sayıların idelerini elde edebiliriz. Numaralandırma. karma­ karışık bir yığınla karşı karşıya kalırız bu durumda da.. sf: 307-382. Sayıların zihnimizdeki ayrı ayrı yalın kipleri çeşitlilik ve daha az ya da daha çoktan başka farklılık içermeyen bir sürü birim bileşenleri olduklarından. öyle ki. Bölüm.

6 Bu şekilde bu sayının ayrı kavramlarına sahip olmak çok güçtür. Sayı basamaklarını ayrı ayrı gösterecek adlardan yoksun ya da dağınık ideleri bileşikler içinde toplama ve düzenli bir sı­ ralamalarını yapma.Sextil. Belleklerinin zayıflığı 6 Ne kadar büyük olursa olsun bir sayı sonludur ve sayı idesi ya da sınıfını aşan ve sayılam az olan uçsuz bucaksızlık ya da öncesiz-sonrasızlığı ö lç ­ m eye uygun olm asa da bir uzay ya da bir süreyi ölçer. genelde ikinci altı rakam adı olan milyonun yinelenmesine başvurulur. .276 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme daha büyük sayılar için kimi uygun adlar bulsak eminim ki onları da ayrı ayrı sayabiliriz: Ancak milyon kere milyon ifadesiyle.Octiliions lions 857324 162486 Septil. aldığımız yolda on sekiz onluk basamak ötesinde karıştırmadan ilerlememiz güçtür. böylece belleklerinde hesaplama için ge­ rektiği kadar saklama yetisine henüz sahip olmadıklarından ço­ cuklar diğer ideleri ile iyice donandıktan çok sonraya kadar ne saymaya başlar ne de çok fazla ya da düzenli basamaklandırma yapar ve yirmi demeden önce başka şeylere ilişkin çok açık kavramlara sahip oldukları ve sıklıkla onları çok iyi dile getirip uslamladıkları gözlemlenebilir rahatlıkla. bu örnekleme yalnızca. 7. kendi buluşla­ rımı sunmadan. seçik adların numaralandırma için önemini göstermek içindi. Fakat her altı rakama yeni ve sıralı ad vermek yoluyla bu ve daha fazla raka­ mın ayrı ayrı kolayca sayılıp sayılamayacağı ve idelerinin bizce daha kolay edinileceği ve başkalarına daha açık ifade edilip edilemeyeceği bir yana. Seçik adların iyi bir hesaplamaya ya da ya­ rarlı sayı ideleri edinmeye katkılarını görmek açısından tek bir sayının işaretleri olarak süreğen bir sıra izleyen rakamları ince­ lemenizi istiyorum şu örnek üzerinde: Nonil.Quintrillions lions lions (Kentrilyon Quartrillions (Katrilyon) Trillions (Trilyon) Billions Millions Birimler 345896 248106 235421 261734 437918 423147 (Milyar) (Milyon) 368149 623137 Bu sayıyı İngilizce adlandırmada.

orada takılır. Sayıların bitimsiz eklenimi ya da eklenebilirliği sonsuzluğa ilişkin en açık ve en seçik ideyi edinmemizi sağlayacak denli belirgindir. 20'ye dek sayan ya da bu sayının bir idesine sahip olan kişi 19'un 20’den önce geldiğini bilmelidir.. Bu ikisinden her­ hangi birinde yanılgıya düşülürse tüm sayma işlemi zarar görür ve seçik numaralandırma için gerekli idelere ulaşılmaz. Sonsuzluk idemiz bunlara uygulandığında bile sayısal sonsuzluktan başka bir şey değil gibidir. bu olmazsa bir boşluk oluşur. Bu konuda bir sonraki bölüm daha aydınlatıcı olabilir.yüzünden sayıların ayrı bileşimlerini seçik sıralarına göre veri­ len adlarıyla birlikte belleklerinde tutamayan ve bu kadar uzun bir sayısal basamaklar zincirinin izini süremeyenler yaşamları boyunca hesap yapmayı ya da orta düzeyde sayı serilerini dü­ zenli olarak yinelemeyi beceremezler.. (1) Zihnin yalnızca bir birim eklenmesi ya da çıkarılması ile birbirinden ayrılan iki ideyi dik­ katlice ayırt etmesi. Zihnin bizce ölçülebilir olan tüm şeyleri ölçmede yarar­ landıkları yayılım ve süredir genellikle. 8. (2) Bellekte. bir birimden o sayıya dek olan ayrı bileşimlerin adları ya da işaretlerini sayıların dizilimindeki tam sıraya uygun olarak saklaması gerekir. Bir insan istediği kadar büyük bir sayı toplamına ulaşsa da ona daha da ekleme kapasitesinden bir zerre bile azaltamaz ya da tükenmez sayı hâzinesinin sonuna yaklaşamaz. . Öyle ki doğru hesaplamak için. yalnızca karışık bir yığın idesi oluşur. orada hâlâ çıkarılmış olanlar kadar çok eklenmeyi bekleyen malzeme saklıdır. Toplama yoluyla sonuna eremediğimiz sayı son­ suzluğuyla süre ve yayılımın imgelenen parçalarına ait belli idelerin sürekli ulanması değil de nedir bizim öncesizsonrasızlık ve uçsuz bucaksızlık idelerimiz? Böyle tükenmez bir birikimi bize tüm diğer ideler içinde en açık biçimde sağla­ yan sayıdır. zincir bozulur ve nu­ maralama daha ileri gidemez.

nicelik kipleri ve öncelikle parçaları olan ve en küçük parçasının eklenimi ya da çıkarımı ile azalma ya da çoğalma yeteneği taşıyan şeyler ola­ rak görüyor. niteliksel sonsuzluk Tanrıda bulunur. süre ve sayı idelerini bu biçimde ele alm ıştık. kusursuz/mükemmel Akıl ve A m aç.17. Bunları sonsuz diye adlandırdığımızda. anlaşılmaz bir biçim de. . Bana öyle geliyor ki zihin sonlu ve sonsuzu. Önceki dört bölüm de de açıklandığı üzere Locke'a göre sonsuzluk idesi soyut uzay ve süre içinde ölçülebilir bir sonsuzluktur. bilgeliği ve inayetine daha mecazi bir bakış açımız vardır. bu sonsuzluğa 1 2 Burada sonsuzluğu.1 Tüm şeylerin sahibi ve kaynağı yüce Tanrının akıl erdirilemez bir sonsuzluk içerdiğinden eminiz:2 Fakat cılız ve sığ düşüncelerimizde bu en büyük ve üstün varlığa sonsuzluk idemizi uyarladığımızda öncelikle süresi ve zamansızlığı-mekânsızlığıdır dikkate aldığımız. Sonsuzluk adını verdiğimiz idenin cinsini bilen biri zihnin sonsuzluğunu genelde neye doğrudan yüklediğini ve bu ideyi nasıl oluşturduğunu düşünmelidir. Som ut. BÖLÜM SONSUZLUK İDESİ 1. Tükenmez ve kavra­ nılmaz gücü. bir şeyin sonsuz niceliğin e ilişkin olum lu ide ya da zihinsel im ge taşıyam ayacağımızdır ileri sürülen. sayı ve bağıntıları ile bitim siz olan sonlu parçalar barındırır. olumlu olduğu ve uzay ya da zaman ile sunulduğu sü­ rece bir iç duyum idesi yapan karşı konulm az ilerlem e zorunluluğu hissine ilişkin bir olumlu ideye sahip olduğum uz im a ediliyor gibiyse de. Önceki bölümlerde uzay. uzay ve süre idelerim izden bağım sız olarak maddi ve m anevi anlamda üstün ve her yerde varoluşuyla belirginleştirilir.

Bu zorunluluk yalnızca kendiliğinden kendi sonluluk ve geçiciliğin i aşamayan duyusal sunumlar değil şeylerin akılla kavranılır doğasında ve zihindeki bir şey yüzünden değil midir? . L ocke bu olguyu tüm idelerim izin karşılık geldikleri yalın ideler ya da birincil izlenim lere bağım lılığı yolundaki temel varsayımı ile bağdaştırmaya çalışıyor. Bu zihnin sonsuz uzay idesini edinme yoludur. uzay idesinin içerdiği yinelem e işlem ini durmaksızın sürdürmeye y ö ­ nelik zihinsel gerekirlik açıklanmaz. bilgelik ve inayetinin edimleri ya da nesnelerinin uzamı ya da sayısını asla aşam aya­ cak bir derin düşünme ve öykünme getirir. ve bu ya da başka bir uzunluk biriminin sürekli katlanması ile istediği kadar idesini genişletir ki başlangıçtaki kadar uzaktır sona ve artık durması için neden yoktur: Uzay idesini genişletme kapasitesi hâlâ aynı düzeydedir.3 3. Bir fit (ayak) gibi belli uzay uzunluklarının herhangi bir idesini taşıyan herkes o ideyi yineleyebildiğini görür ve onu bir öncekine ekleyerek iki fit idesini. saatler. Fakat söylemek istediğim. Şimdi düşünmemiz gereken zihin bunları nasıl edinir? sorusudur. sığ kapasitelerimizin sonsuzca ötesinde olan Tanrıda ne derece bu­ lunduğunu söylemek değil niyetim ki kuşkusuz hepsi de en ku­ sursuz düzeydedir. Dış duyularımızı et­ kileyen belirgin uzam parçaları zihne sonsuz idesini de taşırlar. 2. Güçlük uçsuz-bucaksızlık ve öncesiz-sonrasızlığa ait sınırsız idelere nasıl kavuştuğumuzdadır. ve ister istem ez belirsiz bir sınırsızlık idesine yöneltiliriz. günler ve yıllar gibi zamanı ve süreyi ölçmede kullandı­ ğımız genel art ardalık dönemleri sınırlı uzunluklardır. biz Tanrının bu özelliklerine ve sonsuzluklarına ilişkin böyle idelere sahibiz. Zihnin gerçekten var olan bir sınırsız uzay idesini4 edinip edinmediğini 3 4 U zam ya da sürede sınırsız bir nesneyi ne algıladık ne de algılayabiliriz. Görünüşlerin yalnızca deneysel tekrarı ile. Locke'un da onaylar göründüğü gibi. işte bu nok­ tada sonsuz uzay idesine zaten kavuşur. Sonsuz idesi için bu kolaydır. 4. Bu özelliklerin.(Sonsuzluk desi 279 ilişkin idemiz beraberinde Tanrının güç. çünkü çevremizdeki nesneler bu ge­ nişliğe göre çok güdük kalırlar. bir üçüncüyü ekleyerek üç fit idesini oluşturur.

" (Ç eşitli Y azılar/D enem eler) . hacim dı­ şında bir farklılık taşımazlar. Cismin en uç sınırına geldiğimizde zihin cismin de ilerleyebile­ ceği uzayın artık bittiğine. Bir uzay idesini istediğimiz kadar yineleme gücüyle uçsuz bucaksızlık idesini ediniriz. zihin tüm cisim­ lerden uzağa ya da aralarına düşüncelerini yöneltse de bu tek tip uzay idesinde sınır ve son olacak bir nokta bulamaz: Sonuç ola­ rak gerçekten sonsuz olduğu çıkarımına varır ister istemez. Bizce cismin uzamı ya da hiçbir katı madde içeremeyen varlık olarak düşünüldüğünden. aynı şekilde zihnimizde bulunan herhangi bir süre idesini durmaksızın yineleyerek de öncesizsonrasızlık idesini elde ederiz. zihnin so­ nuna ulaşabilmesi ya da ona bir son biçmesi ya da düşünceler ne kadar açılsa da bu uzayda herhangi bir noktadan artık ileri gide­ memesi diye bir şey yoktur. nasıl ina­ nabilir? Cismin hareketi için çok küçük de olsa cisimler arasında boş bir uzay zorunluluğu varsa ve bu boş uzay içinde ya da bo­ yunca hareket etmesi mümkünse o zaman bir madde parçacığı­ nın boş bir uzaya girmemesi imkânsızdır: Cisimler arasındaki boş uzay kadar cismin sınırları ötesindeki boş uzaya da bir cis­ min girme olasılığı hep vardır: Cisimlerin sınırları ötesinde ya da aralarında boş uzay idesi tümüyle aynı doğadadır. Cisimsel sınırlar zihnin uzay ve uzamda ilerlemesini durdurmak bir yana daha da kolaylaştırır.5 5. Öyle ki. Çünkü kendimizde sayı idesinde 5 Locke başka bir yerde "salt uzay" için orada uzam lı bir şeyin var olabile­ ceğine dair sonsuz bir olasılıktan başkaca bir şey değildir diyor. böyle algılamadığı halde. "Yaşa­ mım ız boyunca hep salt uzayın gerçek bir şey olduğu dayatmaları ile kar­ şılaştığım ız için sonunda onun yalnızca bir bağıntı olm ayıp gerçek bir şey olduğu önyargısına teslim olm uşuz. uzayın kendinde gerçekten uzay idesi ya da yayılı­ mının doğal olarak bizi sürüklediği sınırsız olduğu imgelemine eğilimliyiz diyebilirim.280 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme irdelemek tamamıyla farklı bir şeydir. çünkü idelerimiz heo şevlerin varoluşunun kanıtları değildirler: Fakat yine de sırası gelmişken. dolayısıyla cismin oraya sızma­ sını engelleyecek hiçbir şey yoktur.

Parçalar­ dan oluşan ideler her küçük parçanın eklenimiyle artışa yatkın­ ken. Bundan başka bir bölümde söz ettiğimden. Sonsuzluk idemizi kendi idelerimizi durmaksızın yineleme gücümüzle ediniyorsak.8 "neden uzay ve süre idelerinde olduğu gibi diğer idelerde de sonsuzluk çıkarımına varmıyoruz?" Onlar da bu ikisi kadar kolay ve sık yinelenebilirken. 6. Locke'a göre sürenin boş olduğunu varsaymak imkânsızdır fakat hareket için yer kala­ bilecek biçim de. farkla beyazlık ideleri ancak "tonlar" olarak adlandırılabilir.(Sonsuzluk idesi 281 olduğu gibi böyle yinelenen idelerin sonuna varamadığımızı gö­ rürüz. . 3. neden sonsuz tatlılık ya da sonsuz beyazlık diye bir şey düşünemiyo­ ruz. Kitapta yer alan bölümün daha önce yazılm ış olduğu anlaşılabilir. Kısım.6 Bu noktada bir öncesizlik-sonrasızlık idesine sahip olmak­ tan tümüyle farklı bir sorunsal doğuyor: Süresi öncesiz-sonrasız gerçek bir varlık var mı yok mu? Var olan bir şeyi gözlemleyen düşünen birinin öncesiz-sonrasız "bir şeye" varması kaçınıl­ mazdır bence. ve dolayısıyla. Fakat diğer idelerde durum böyle değildir. Burada.7 şimdi sonsuzluk idemize ilişkin başka irdelemelerde bulunaca­ ğım. Bak: 4. Şimdi sahip olduğum en geniş uzam ya da süre idesini en küçük bir parça daha ekleyerek yine de çoğaltabilirim fakat en açık beyazlık idesine eşit ya da daha az bir beyazlık idesi katmak onu artırmadığı gibi idemi de genişletmez. dün gördüğünüz bir parça kardan aldığınız ve bugün gör­ düğünüz başka bir kar parçasından edindiğiniz beyazlık idelerini 6 "Kendimizde" yani "sunulan görünüşlerde değil kendi içimizde" sınırlı bir süreye kesin olarak inanm am ızı engelleyen bir şey buluruz. Kitap. 8 Bana kalırsa. uzay ve süre idelerinde zihinsel sorumluluk. Bölüm . 10. uzayın maddeden ayrılması. örneğin. Parçalara ayrılabilir ve eşit ya da daha küçük parçalarından birinin eklenmesiyle artabilir diye düşünülen tüm ideler yine­ lenmeleri yoluyla bize sonsuzluk idesini kazandırırlar: Çünkü durmaksızın yinelendiklerinde sonuna ulaşılamayacak bir sü­ rekli genişleme söz konusudur. gönderme yapılan ve 4. uzay parçalarının boş olduğu anlamına gelmektedir. 7.

Çünkü bence sonsuzluk idesi durmadan büyüyen bir ide iken bir nicelik idesi kendinde sınırlı olduğundan.9 fakat yi­ nelenerek artırılabilen süre. durmadan yinelenmeyle tamamı asla edinilemeyecek olan uzay idelerine ilişkin gerçek bir görüşe sahip 9 Locke'un ölçülebilir sonsuzluğu sayısız parçalardan oluşmaktadır ve bu mutlak bir bütün ya da tam am lanm ış ide olarak düşünülem ez. ona son­ suzluk eklemek yalnızca büyüyen bir hacme sabit bir ölçü ayar­ lamaktır. Par­ çalar içermeyen ideler insanların istediği oranda çoğaltılamaz ya da duyularıyla edindiklerinin ötesine genişletilemez. yani zihindeki tamamlanmış ya da sonlu imge. İlki zihnin uzay idelerini istediği kadar yineleyerek durmaksızın ilerleme­ diği varsayımı. Bu tür sonsuzluk. Büyük ya da kü­ çük. uzay ve sayı ise zihinde sonu gö­ rünmeyen bir alanın idesini bırakır ve ilerlemek için hiçbir engel koymaz zihne. zaman ya da sayıdaki tamamlanmış ya da anlaşılabilir sonsuz nicelik daha fazla artırılacak kapasite taşımazdı. sonlu bir sonsuzluk" olarak dışlanır.282 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme zihninizde bir araya koyduğunuzda tek bir ide oluştururlar. Sonsuzluk idemiz. uzay. nicelik düşüncesi ve zihnin nicelikte yetkin olduğu sonsuz artırma yetisinden doğsa da zihnin sahip olduğu düşünülen bir nicelik idesine sonsuzluğu kattığımız ve sonsuz uzay ya da sonsuz süre gibi bir sonsuz nicelik sözü etti­ ğimizde düşüncelerimizde büyük bir karmaşaya yol açarız tahminimce. Bu uzay ve süre idelerini yaym a/ genişletm eyi sürdürme sorumluluğu/ zorunluluğu en son aşamada bizi bu geniş geçit içinde sonsuzluk ile tek bağıntım ız gibi görünen tam am lanm am ışlık ve belirsizlik duyusuyla baş başa bırakır. fakat zihinde sonsuz bir uzay idesine gerçekten sahip olmak. ve dolayısıyla uzayın sonsuzluğuna ilişkin ide ile bir sonsuz uzay idesini titizlikle ayırt etmemiz gereklidir. nicelik sınıfı tarafından "kendinde çelişk ili.10 zihnin. işte böylece bu ideler tek başlarına zihnimizi sonsuzluk düşüncesine yöneltirler. 10 İde. . Durm aksızın yinelem e olumlu bir sonsuz nicelik idesinde son bulamaz. be­ yazlık idesi hiç artmamıştır. 7. hatta daha az beyazlık daha fazla beyazlığa eklenirse artırmak bir yana onu azaltmış oluruz.

varsayılan bir bitimsiz ilerlemede bulunan sonsuzluk idesinin13 tersine. II. 14 Berkeley matematikçilerle tartışmalarında uzay ve sürenin sonsuz bölünebilirliği ve sonsuz küçüğe ilişkin çözümsüzlükleri ortaya döküyor. Bölüm ) ve "Araştırma"sında (12. Caird'in "Kant’ın Felsefesi"ne de bakınız. Bir insan zihninde istediği büyüklükte bir sayı ya da uzay idesi oluştursa bile açıktır ki. ki bu içinde açık bir çelişki taşım akta­ d ır. ilerlem enin im gelenm esi olum lu ve olasıdır fakat zorunlu olarak eksikli ve belirsizi içeren bitimsiz ilerlemenin im gesi olamaz. D olayısıyla sonsuz uzay ya da süre konularında akıl yürütür ya da tartışırken kolayca karm aşaya d ü şeriz. oluşturduğu bu idede son bulur. zihnimizde bir sonsuz gücün ya da uzayın idesini oluşturduğumuzda bu ide çok bulanık ve karmaşıktır.14 Çünkü böyle bir idenin tutarsız olduğu 11 Bu (süre. 17. içinde bir son değillemesinden başka bir şey düşünmedi­ ğimizde çok açık göründüğü halde. Bu doğrultuda uzay ve süre en sonunda uçsuz-bucaksızlık ve öncesizsonrasızlık belirsizliklerinde kaybolur. Prof. tükenmez bir artakalan varsaydığımızda bile önümüzdeki ide bir türlü ta­ mamlanmıyorsa işte o zaman sonsuzluk idesidir sahip olduğu­ muz. Bu kısım Kant'ın bu bağlamda gör­ düğü felsefi çatışm aya getirdiği çözüm ile karşılaştırılabilir. Sayılar üzerinde düşünmek bunu biraz daha anlaşılır kı­ labilir. zihin. 13 Yalnızca insan tarafından değil kendi doğasında da im gelenem ez olan bi­ tim siz ilerlem enin bir zihinsel im gesinde değil. Fakat içinde zihni düşünce­ lerin bitimsiz bir ilerleyişine saldığımız sınırsız. Hiç kimsenin sonuna yaklaştığı algısına kapılmadığı sayıların sonsuzluğu derin düşünülürse ortaya çıkar.11 8. Bunlar Hume'un "incelem e"sinde (I. çünkü tutarsız değilse de çok farklı iki parçadan oluşm uştur. Fakat bu ide ne kadar açık olursa olsun sonsuz bir sayıya ilişkin gerçek ide12 saçmalığından daha apaçık bir şey yoktur. 12 Yani. 2.(Sonsuzluk İdesi 283 olduğunu varsaymaktır. uzay ya da sayıda) nicelik ve sonsuzluk idelerinin birbiriyle uyuşmaz olduğu ve asıl sonsuzluğunsa ölçülem ez olduğunu belirtir. tamamlanmış duyusal im ge. süre ya da sayıya ilişkin taşıdığımız ideler ne kadar büyük olursa olsunlar yine de sonludurlar. Zihnimizde bir uzay. Kısımda) . Bölüm.

ilerlem eyi im geleyebiliriz. Öyleyse sayıda bir sona ulaşırız.17 Uzay ve sürede zihin sonsuz­ luk idesini izlerken de milyon.18 10. çünkü bir birimden daha 15 16 17 18 kuşkulu yönleriyle ele alınmaktadır. bence. Sonuç olarak bitim sizlik nicelik sınıfının ötesine geçer. Sayıyı genelde sonsuz diye düşünmezken süre ve uzanım böyle olmaya yatkın­ dır. Önceden de vurgulandığı üzere. Sınırları olmayan sonsuzdur ve düşüncelerimiz sonsuzluk idesinde hiçbir sınır bulam az. çünkü sayısızın belirsizliğinde yitene dek sayı sonludur. bilinen uzay ya da süre uzunluklarına ilişkin ideye ekleyebilir. bize en açık ve en seçik sonsuzluk idesini kazındırandır. zihin durmaksızın düşüncelerini büyütüp ilerlese de sonuna asla ulaşamıyor bunların. zihnimizde seçik ideleri bulunan belir­ gin parçalara uyarlanmış sayı sonsuzluğudur. Bir uzay ya da bir sonsuz sayı yani zihnin gerçekten sahip olduğu ve ötesine geçemediği bir uzay ya da sayı idesi böyle gibi geliyor bana. tersi açık bir çelişki olurdu. sayılarda hiçbir bitim ola­ sılığı tanımayan karışık bir artakalandır. Sonsuzluk idemiz. Mutlak yetersiz ide üzerinde yeterli ve im gelenebilir olduğu varsayımından hareket etmekte ısrarlı isek bu söz konusudur. karışık bir yığın olmaktan. kendine göre.284 nsanın Anlama Yetisi Üzerine : ir Deneme halde15 öyle algılanmayan parçalarından biri ya da öteki hep kafaları karıştırır. Bitim siz ise. bitim siz ilerle­ m eyi değil. bir durak belirtisi sunmamakla birlikte bu imkânsızdır da. onları belirsizlikleriyle kabul eder ve Stillingfleet'e yazdığı mektuplarda tüm bilinir idelerim izin açık ve seçik olmaları gerektiğini asla söylem ediği üzerinde durur. Tüm diğerleri içinde sayı. Zihin istediği kadar milyonu. Locke. Fakat tüm kaçınılm az kusurlu doğru­ luklar. sonsuzluğa ilişkin en açık ide olarak sonsuz eklenebilirlik.16 9. milyonlarca mil ya da yıllar gibi sayı ideleri ve yinelemelerinden yararlanır ki bunlar sayıyla. Yani. im gelenem ez sonsuzluk idesi sayılabilir tüm sonlu ya da im gelenebilir şeylerle zihne sunulmaktadır. zihni bulandırmaktan korunan seçik idelerdir. . duyusal im gelem e gücünün ölçüsüne göre yargıda bulunan bir anla­ ma yetisinin sınıflandırmasına zorlandıklarında çelişki içerirler.

Uzayda da kendimizi merkez alıp iki yandan da o belirlenemez sayı çizgilerini izleriz. belirsiz ve sonsuz uzanımı olduğunu düşünür20 ve öncesiz-sonrasızlığa ulaşırız. yine sayı çizgisini aşan gelecek sürede ilerleriz. 12. sonsuzlukla karşılaşırız çünkü hâlâ sayının sonsuzluğunu yani daha fazla ekleme gücünü22 harcamayı sürdürüyoruzdur. Sürede bu sayı çizgisinin iki tarafında da anlaşılmaz. Öncesiz sonrasızlığı â parte arıte (önceki parça) dü­ şündüğümüzde kendimiz ve içinde bulunduğumuz zamandan başlayarak zihnimizde tüm sayı sonsuzluğundan eklemelerle ilerleme olasılığıyla yıllar ya da çağlar gibi herhangi bir geçmiş süre dilimini yineleriz. Bu durumda biri bizimle son bulan. Bu sayı sonsuzluğunun hem â parte arıte hem â parte post dö­ nüşüdür. Fakat uzayda ve sürede durum başka. "parçalar" ya da — sayı sonlu ve ölçülebilir olduğundan— "iki" parça diye söz edilebilir mi bunlardan? Bak: Hobbes (P hilosophia Prima. Kendimizden başlayarak her iki yöne doğru sayı sonsuzluğuyla yardları. Düşüncelerimizle bir madde hacminde en son bölünebilirliğe ulaşamadığımızdan. 21 â p a rte arıte ve â p a rte p o st sonsuz ise. ileri ya da geri. 22 Daha doğrusu.21 öncesiz sonrasızlığı â parte post (son­ raki parça) düşündüğümüzde de yine kendimizden başlayarak dönemleri katlayarak. 11. . Bu yinelenen idelere sınırlar koymak için beklemeksizin o belirsiz uçsuz bucaksızlık idesine kavuşuruz. 7/12) Hobbes burada duyusal im gelem eyi zi­ hin gücünün ölçüsü olarak yansıtıyor gibidir. diğeri düşünebileceğimizin ötesine uzanan süreğen bir çizgi gibidir.«Sonsuzluk idesi 285 küçük bir şey içermediğinden orada dururuz. Bu ikisi bir araya getirilince öncesizlik-sonrasızlık de­ diğimiz sonsuz süreyi oluştururlar. sayının sonsuzluğunu da içeren be­ 19 Ya kesirler? 20 Ona ulaşmaya yönelik (mutlak etkisiz) zihinsel çaba olsa da bunun zihinsel bir im gesine sahip olam ayız.19 fakat sayıyı ekler ya da artırırken sınır tanımayız. milleri birbirine ekle­ meyi durmaksızın sürdürürüz. Her iki yöndede. sürekli bir daha fazla eklem eye yönelik zihinsel zorunluluk altındadırlar.

. uzay ya da süreye ilişkin 23 Burada Locke'un yaptığı gibi uzay. uslam lam alarım ızda tammış gibi ele alındığında yanıltıcı olur. Dolayısıyla. her ne olursa olsun yönelm eye zorlandığım ız şeyin ölçülm üş bir im gesine sahip olam ayız. sanırım.23 13. bir birimi sonsuza dek parçalara bölmeye yönelmesi söz konusudur. olum suz ide de olsa. Sonsuzluk idemiz büyüyen ya da tutulmaz bir ide olarak sürekli sınırsız bir ilerleme gösterdiğinden hiçbir yerde duramaz. Yalnız birinin eklenimindeki sonsuz bü­ yüklükte bir uzaya ilişkin idemiz. yani zaman ve ni­ celiğin bir şekilde ötesindeki öz-bilinçli bireyler olarak betim lem eye çalı­ şıldığı her zaman. yinelenen sayılarda. başlangıçsız ya da sonuçsuz. diğerinin bölümündeki sonsuz küçüklükte bir cisme ilişkin idemizden daha olumlu değildir. önceki eklemelerde olduğu kadar. sayıda sonsuzluk somutlaştırılamaz. Aynı güç uzay ve süre sonsuzluğunda da zihne hep bitimsiz eklemeler için yer bırakır. Fakat bir fark var: Uzay ve süre sonsuzluğunu düşünürken yalnızca sayıların eklenimine başvururken burada zihnin. 25 Tanrı da sonlu bireyler de. . Sayının sonsuzluğu önceki bir sayıya istendiği kadar çok ve uzun birim bileşimi ekleme gücündedir yalnızca. Bu birimler zihnimizde ideleri bulunan ve bu tür niceliklerin büyüklüğünü belirlemede kullan­ dığımız genel ölçülerdir.25 Fit ya da yard. Bu durumda sonsuz uzay ve süreye ilişkin olumlu ideleri olduğunu söyleyecekler çıkarsa. ve insanın görüş açısıyla tek başına yeterli olan yetersiz ide. buna karşılık sonsuzluk idesine ekleme yapıp yapama­ dıklarını sorarak böyle bir yanılgı kolayca yerle bir edilebilir. 2 4 Sonlu zihnin bir durumu olarak kabul edilen zihinsel eğilim için söz konu­ suysa da. Ancak yine de yeni sayıların eklenmesinden başka bir şey değildir bu da. süre ve sayıda duyusal im gelem e sonuç olarak nicelik açısından bakıldığında yetersizdir. Gerçek bir sonsuz sayıya24 ilişkin olumlu idesi olduğunu söyleyecek bir çılgın bulmak zordur. gün ya da yıl gibi.286 insanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme lirgin bir sonsuzluk söz konusudur bizim için.. dış ve iç duyu görünüşleri ile sınırlı kalan insanın an­ lama yetisinin ötesinde kalır. birimler­ den oluşmayan ve uymayan süre ya da uzayın olumlu bir ide­ sinden söz edemeyiz.

Düşünceleri­ 26 N icelikte beliren sonsuzluk idesi.Sonsuzluk İdesi 287 bir sonsuz ide sonsuz parçalardan oluşmalıysa bu parçalar sü­ rekli eklenme yeteneğinde olan sayı sonsuzluğundan gelir. Sonun varoluşun salt değillemesinde ısrar edenler eminim ki başlan­ gıcın varlığın ilk anı olduğunu ve hiç kimsenin bu anı salt bir değilleme olarak anlamadığını yadsıyamazlar. Sonsuzluk idesinin onu uyarladığımız her şeyde olumlu bir şey içerdiği doğrudur. yalnızca idesel boyutta eksikli sonucudur sonlunun ki peşine düşülen ve im gelem e gücünü karmaşaya sokan sonsuzluğun kendisi de bir nicelik olarak varsayılsaydı çelişki kaçınılmazdı. Sonlu birimlerin birbirine eklenmesini gerektiren sayı. Sonsuzluk idelerinin olumlu olduğunu kanıtlamak iste­ yenler "olumsuz ise değillemesi olumludur" biçimindeki bir savdan temel alıp sonu değillemelidirler. toplayarak çok geniş bir ide oluştururuz. Bak: Novum Organum. yani sonlu bir cisim de.27 Kaleminin ucunu siyah ya da beyaz diye algılayan biri sonun salt değillemeden fazla bir şey olduğunu düşünebilir. Sonlu bir cisimde son yalnızca o cismin sınırı ya da yüzeyleri diye düşünülürse sonun salt bir olumsuz olduğunu kabul etmek zordur. Locke'da sonsuzluk. Fowler'ın notlan. . Sürede son varoluşun salt değillemesi değil. ve Dr. duyusal im gelem e gücü çer­ çevesinde yargıda bulunan bir anlama yetişince özen le işlenen bir duyu verisi değil anlaşılm az/belirsiz bir zihin sunumu olarak belirir. Dolayısıyla. Apaçıktır ki. kendi savlarına göre â parte ante öncesiz sonrasız ya da başlangıçsız bir süreye ilişkin ide yalnızca olumsuz bir idedir. sonlu şeylerin toplanması (olumlu idelerini taşıdığımız tüm uzunluklar gibi) sayının ürettiğinden başka sonsuzluk idesi oluşturamaz.sonlu bir nesnede.^u toplamı artırmayı sürdürme ve aynı türden daha fazla eklemede duraksamama gücümüz yoluyla sonsuzluk idesini sunar bize. Sonsuz uzay ya da süreyi düşündü­ ğümüzde ilk başta genellikle milyonlarca çağ ya da mili katla­ yarak. 15. bu şekilde. 14. daha doğrusu varoluşun son anıdır. yoksa bir sayı sonsuzluğuna ilişkin gerçek olumlu bir ide değildir söz konusu olan. 27 Cisim .

uzanamadığı ve daha da iler­ leyebileceği bitimsiz bir derinliğe ilişkin karışık ve göreli bir idedir. Zihin büyüklüğü konusunda ne kadar geniş bir uzay düşüncesi elde ederse idesi de anlama yetisinde o kadar açık ve olumlu bir yer alır: Ancak sonsuz hâlâ daha büyüktür. (3) dolayısıyla bu olumlu değil açıkçası olumsuzdur. Yeni ip eklese ve iskandil kurşununun hiç dibi bulmadan daha da ilerlediğini gör­ se. Bir uzamın genişliğine ilişkin olumlu açık bir idesi olmayan onun boyutlarına ilişkin kapsamlı bir ideye de sahip değildir: 28 Bu daha küçük bir sonluyu bizce im gelenem ez olan daha büyük bir sonlu ile karşılaştırmaktır. fakat bundan zihinsel durumun bağlı olduğu son­ suzluk idesi diye söz edilem ez.29 İp on ya da on bin yard uzunlukta olsa bile denizciye kazandıracağı. yoksa onu. Böylece çok derin olduğunu anlar fakat daha ne kadar derinlik olduğu konusunda hiç seçik kavramı yoktur. sonsuzluğun tam ve olumlu bir idesinin peşinde koşan zi­ hinsel durumla benzeşirdi. Fakat daha geride bir denizcinin derinliğe ilişkin sahip olduğundan daha olumlu seçik bir kavram değildir kalan. . tamamlanmış ya da im gelem e gücü dahilindeki ide zihnin peşinde olduğu şeyin sonsuzluk olm adığının delilini kendi görünüşüyle sunacaktır.28 Denizci de iskandil ipinin neredeyse tamamını suya bıraktığı halde dibe ulaşamaz. varsayılan sonsuzu ölçülebilir bir nicelik olarak varsaymaksızın. 29 Bu zihinsel durumun ayırt edilebilecek bir görünüşmüş gibi olum lu bir idesine sahip olabiliriz. ne kadar uyarlanamaz olduğu bağlamında sonsuzla karşılaştırmak değildir.288 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme mizde yığdığımız her şey uzay ya da süreye ilişkin çok sayıda olumlu idenin toplamıdır ve dolayısıyla olumludur. fakat kavranılamayacak kadar çok ya da büyük yalnızca göreli bir idedir. "Ne kadar" ve "daha fazla" bizi bir nicelik kavra­ m ıyla sınırlayan ifadelerdir. Zihin bir uzayı kavradıkça onun olumlu bir idesine yak­ laşır ancak onu sonsuza ilerletmeye uğraşırken hiçbir durma olasılığı olmadığından ide eksikli ve kusurlu olmayı sürdürür. ( 1 ) 0 zaman bu kadar çokun idesi olumlu ve açıktır (2) daha büyüğün idesi de açıktır. çünkü. "Bizi. yöneltildiğim iz tamamlanmayan/ eksikli ya da anlaşılm az değil de sonlu ya da tam am lanm ış olanın idesi ötesine zorlayan bir zihinsel zorunluluk hissi" im gelenebilenle sınırlı bir anlama yetisinin açılımındadır.

sahip olduğunuz ya da olduğunuz varsayılabilen tüm nicelik idelerine hâlâ daha büyük idesini eklemeyi sürdüreceksiniz o zaman. Bir insanın büyük­ lüğünü bilmediği bir niceliğin olumlu açık idesine sahip oldu­ ğunu söylemek. yüz ya da bin mil ya da yıllık süre ya da uzanımdan daha geniş olduğu düşünüldüğünde bir sonsuz uzay ya da sürenin de ancak bu kadar tam ve olumlu idesine sahip olunabilir.Sonsuzluk İdesi 289 Hiç kimse bunu sonsuz olanda ileri sürmez. Kavrayabildiğim en büyük kısımdan daha da fazlasının kaldığı olasılığıyla bu belirsizlik tam olumlu bir ide olmaktan çok uzaktır. sonlu yapıdadır. Bir olumlu idesine sahip olabildiği on.31 Böyle bir idenin olumlu olup olmadığını gelin siz düşünün şimdi. Öncesiz sonrasızlığın olumlu bir idesine sahip olduklarını söyleyenlere soruyorum: Süre ideleri art ardalık32 içeriyor mu 30 Tüm üyle. 31 N ereye kadar uzanırsa uzansın nicelikte çokluk/genişlik ya da ne kadar büyük olursa olsun parça sonsuzlukla uyuşur mu ya da im gelenem ezliği ile tutarlılık içerir mi? 32 Art ardalık ya da değişm e (insanın kavradığı şek liyle) parçalardan oluşur ve dolayısıyla ölçülebilirdir. olumsuz bir idenin belirsiz karışıklığını içerir. ki bu tümüyle sonsuzluğa ilişkin idemizdir. kumsalda yalnızca yirmiden fazla olduğunu bi­ lebildiği kumların sayısına ilişkin olumlu açık idesi vardır de­ mek kadar akıl dışıdır. Bir nicelikte bir sonun değillemesi onun daha da büyük olduğu anlamına gelir ve bir sonun toptan değillemesi ise düşünceleriniz nicelikte iler­ lerken bu daha büyük hep beraberinizde olacak demektir. O kadar çok ölçülen ya da bu kadar ileri götürülen bir nicelikte daha sona gelinmediğini söylemek bu niceliğin daha da büyük olduğunu belirtmektir. . niceliğin bir sonlu nicelikten daha geniş bir miktarda sunacağı "sonsuzdan" söz edebilir m iyiz? Bu sonsuzu sonludan yalnızca derece ola­ rak farklı kılar. 16.30 Olumlu idemizi aşıp sonsuzluğa doğru uzanan şey bulanıktır ve bir sonlu ve sığ kapasitenin ala­ mayacağı genişlikte olduğundan istediğim her parçasını kavra­ madığım ve kavramayamacağımı bildiğim.

en büyük uzaya ilişkin idesinin en küçük 33 Bilincin. tam punçtum stans (sabit nokta) olarak du­ ruşu üzerine. Dışımızdaki varoluşun art ardalığını saf dışı bırakmak için okulların "punç­ tum stans" kavramına sarılırlarsa. Onu artırabildiği sürece sayı idesinin olumlu sonsuzluk için güdük kaldığını düşünebilece­ ğinden kuşkuluyum. Biri gerçek sonsuz bir sayıya ilişkin bir olumlu ideye sahipse ya da sahip olabilirse. Belli bir miktar ifade etmediğinden punçtum stans-. sonsuzluğa ilişkin olumlu bir ide edinmemi sağlamaktan acizdir. "sonsuz sayısı daha fazla eklemede buluna­ mayacağı kadar mı?"yı düşünsün. 17. Kendi adıma böyle bir sonsuz süre idesine sahip olduğumu söyleyebilirim. Sonsuz uzayın olumlu bir idesine sahip olduğunu düşü­ nen biri irdelediğinde. sonsuz süre konusunda daha açık ve olumlu bir ide edinmemize pek katkıları olmayacaktır. . 18. art ardalık içermeyen süre daha akıl almaz bir şey olmadığından bana göre. Fakat bir başlangıcın değillemesi olumlu bir şeyin olumsuzlan­ ması olduğundan. Düşüncelerimi sonsuza saldığımda kendi­ mi yitiriyor ve açıkçası açık bir kavramına ulaşamıyorum.aynı zamanda sonsuz ya da sonlu diye de düşünülemez. bak: Green. süresi olan bir şeyin bugün dünden daha yaşlı olduğunu düşünmeye zorladığını kabul edecek başka insanlar da var. sf: 121. H u m e’a G iriş. öncesiz-sonrasızlık idemiz bir şeyin varlık sü­ resinin anlarının sonsuz art ardalığından başka bir şey olamaz. zamanda bir hal değil. bir öncesiz-sonrasız varlık ve bir sonluya uyarlandığında süre kavramlarının nasıl bir farklılık sergilediğini kanıtlamalılar: Çünkü benim gibi bu noktada anla­ ma yetilerinin zayıflığını ve süreye ilişkin kavramlarının. Fakat zayıf kavrama gücümüzle art ardalığı herhangi bir süreden ayıramıyorsak.290 nsantn Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme içermiyor mu? İçermiyorsa. akıllı varlığın başlangıcı olmayan öncesiz-sonrasız bilge bir varlık kavramını edinmek için kendisi ya da başka bir varlığı irdelemesi kaçınılmazdır. Her düşünen.

1/4. 35 Bu iki zihinsel konum yalnızca sonsuzluk durumunda karşılaştırılamaz. geride kalanın olumlu açık bir idesine sahip olmaktan uzak­ tır:35 34 "Küçüklük. Geride kalan büyük ya da küçük miktar sahip olduğumuz olumlu idede yer almadığından belirsizdir. Sonsuzluğa doğru yönelen herkes. ilk bakışta sonsuzluğu uyarladığı şeyin çok geniş bir idesini oluşturur. Dolayısıyla sonsuz bölünebilirliğin ardından gelen küçüklüğün34 açık ve olumlu idesine hiç ulaşamaz. ki bu olumlu ideye sahip olmaktır. bir madde parçacığının bölünmezliğine ulaştırır bizi. Geriye kalansa bölmeye başla­ dığındaki kadar düşüncelerinden uzaktır. 19. bir niceliğe ilişkin tüm olumlu idelerimiz. ve bir araştırmacı da bir filozofun düşünerek kavradığı hızda son­ suz uzayı zinciriyle ölçebilir. ve hiç durmaksızın birini çoğaltma ve diğerini azalt­ ma gücü dışında bu artakalana ilişkin bir idemiz yoktur. Bir havan ve tokmak. fakat yine de beklediği nehir yolundan henüz geçmemiş olan suyun.(Sonsuzluk İdesi 291 uzay idesinden daha olumlu olmadığını görecektir. bu kişi de olumlu bir sonsuzluk oluşturmaya yetecek biçimde. söylediğim üzere. bir matematikçinin en keskin düşüncesi kadar çabuk. sınırlara sahiptirler. Bir inç çapında bir küp üzerine düşünen kişi zihninde onun açık ve olumlu bir idesine sahiptir ve düşüncelerinde çok küçük bir şeyin idesini edinene dek 1/2." daha doğrusu zihinsel yargının. kasabalının zihnindeki idesi gibi. 1/8'lik büyüklüklerle bölme işlemini sürdürebilir. Bu İkinci­ sinde olumlu idesini taşıdığımız herhangi birinden hep daha küçük olacak küçüklüğe ilişkin göreli bir ideye sahip olabiliriz yine de. Büyük ya da küçük. Bölmenin üretebileceği algılanmaz kü­ çüklüğün idesine asla varamaz. ve bir olasılık zihninde bu ilk geniş ideyi katlayarak düşüncelerini yorar. birinden alıp diğerine hep ekleyebileceğimiz göreli idemiz dışında. . yine zihinsel olarak zorlanılan bölünebilirliği yolunda olduğu şeyin eksikli idesi.

2.292 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme "Rusticus expectat dum defluat amnis. Dünün idelerini bu­ gün ve yarının ideleriyle ayrı görmek kadar gelecek sürenin idesini şimdi ya da geçmiş varoluşa katmak da imkânsızdır. Bana göre. . M ektuplar I. Geçen sonsuz süre kadar bir gelecek sonsuz sürenin açık idesine sahip olduğumuzu görüyorsak. et labetur in omne volubilis aevum. Sonsuz süre idemiz var diye dünyanın öncesiz-sonrasız olması gerekmiyorsa. at ille Labitur. cismin boş uzayının idesine sahip olmak mısırsız bir koçanın kapasitesini düşünmek kadar kolaydır. Maddenin varoluşu uzayın varoluşu için. Tanıdığım kimi insanlar sonsuz süre ve sonsuz uzayı öyle farklı görüyorlar ki öncesiz sonrasızlığa ilişkin bir olumlu ide­ leri olduğuna fakat sonsuz uzaya ilişkin hiçbir ideleri olmadığı­ na inandırırlar kendilerini. uzayın sonsuzluğuna ilişkin bir idemiz var diye sonsuz uzanımlı bir katı cismin varlığı da zorunlu değildir. bence. böyle bir çıkarım yapmak yanılgıdır. hare­ ket ya da güneşin varoluşunun süre için olduğundan daha zo­ runlu değilken. ya da geçmiş ve gelecek çağları bir araya getirip onları şimdiki 36 Horat. El­ bette bir insan on bin mil karenin idesine bu kadar büyük bir ci­ sim yokken ve on bin yıl idesine de bu kadar yaşlı bir cisim yokken sahip olabilir. 42. Bu yanılgının nedeni de şudur: Ne­ denler ve etkiler üzerinde yoğunlaşarak bir öncesiz-sonrasız varlığı kabul etmenin ve böylece o varlığın gerçek varoluşunu kendi öncesizlik-sonrasızlık idelerinin eşliğinde düşünmenin zorunlu fakat cismin sonsuz olduğunu düşünmenin zorunlu ol­ madığını hatta saçma olduğunu görerek hemen sonsuz madde idesi yok diye sonsuz uzay idesine de sahip olamayacakları so­ nucuna varırlar. sonsuz uzay idemizin onu des­ tekleyecek gerçek maddesel varlığa gereksindiğini düşünmemi­ zin sebebi nedir? Ancak kimsenin bir şeyin gelecek sürede var olduğunu anlaşılır bulacağını sanmıyorum. ”36 20.

21. 38 Bu zihin karışıklıkları ve çelişkiler (im gelenem ez) sonsuzun parçalardan oluştuğu ve dolayısıyla sayılabilir olduğu varsayım ının uygunsuzluğunun . Samuel Clarke'ın. aynı zamanda.Sonsuzluk İdesi 293 çağda toplamak da olanaksızdır. Bu ifade. hatta biri diğerinden sonsuz büyük bir sonsuz elde edebilir. ancak bence hiçbirinin iki durumda da sonsuzluğa ilişkin olumlu bir ideleri olduğu söylenemez. Çün­ kü insanlar sonsuz uzay ya da süreyi sanki belli bir nicelik ya da adları kadar tam ve olumlu idelerine sahiplermiş gibi tartışır­ larken sözünü ettikleri ya da hakkında akıl yürüttükleri şeyin anlaşılmaz doğası onları kesinlikle çelişkilere ve karmaşaya sürükler. sonsuz sürenin de Tanrının öncesiz ^1 ♦ ♦ sonrasız varoluşuyla kaplandığı düşüncesinde olan filozofla­ rın sonsuz süre kadar sonsuz uzaya ilişkin de açık bir ideye sahip oldukları kabul edilmelidir. Fakat sonsuz süreye ilişkin idelerinin sonsuz uzayınkinden daha açık olduğunu. Tanrının varlığının. zihinleri araştıramayacakları ve kontrol edemeyecek­ leri kadar geniş ve güçlü bir nesneyle oldukça zorlanır. Şim­ diye dek sonsuzluk üzerine tüm söylemlerde sürekli yaşanan büyük ve içinden çıkılmaz zorlukların sonsuzluk idelerimizdeki bir kusur ve sığ kapasitelerimizin kavrama gücünü aşan bir do­ ğanın belli göstergeleri olduklarını düşünmüşümdür hep. birbirine ulayabilir ki böylece sonsuz uzay ya da süreye ait olumlu bir ide edinmişse iki sonsuzu birbirine ekleyebilir. Tüm bunlardan sonra sonsuzluğa ilişkin açık olumlu kapsamlı ideleri olduğuna inananlar varsa ben ve benim gibi düşünenler onların engin bilgisinden yararlanmak isteriz. Bir insan zihnindeki olumlu uzunluk idelerini istediği kadar ekleye­ bildiği kolaylıkla bir niceliğe ilişkin olumlu idelerini de yinele­ yebilir. Tanrının hep var olması fakat sonsuz uzayla eş uzanımlı gerçek bir mad­ denin olmaması gerekçesiyle kabul edenler ve sonsuz uzayın Tanrının uçsuz bucaksızlığı. An­ cak bu kocaman bir saçmalık.38 37 Tanrı katı ve uzamlı şeyler gibi uzamlı değil fakat Tanrısal Akıl her yerde işlek ve görünürdedir. Tanrısal varlığın bir öz niteliği olarak kabul edilen mutlak uzay sonsuzluğunda dile geldiğini tanıtlama girişimini de içerir.

Erdman. Locke'a göre sonsuzluk idesi duyuda olumlu olarak sunulan bir sonlunun durmaksızın artmasının idesi iken Leibniz'de akla uygun biçim de uzay. sf: 138) Locke'un bu bölümdeki açıklamalarına bir göndermede bulunmaktadır. Onları çok geniş biçimde ele almadım. Fakat bu kendilerinin de diğer insanlar gibi sonsuzluğa ilişkin ilk idelerini40 burada belirttiğimiz yöntemle dış ve iç duyumdan edinmelerinin önünde engel değildir. Tanrının mumunun insanı aydınlatmasını sağlayan. Bir dış duyu ya da zihinsel iş­ lem nesnesi olmaktan ne kadar uzak görünürse görünsün son­ suzluk idemizin yine de tüm diğer idelerimiz gibi kökeni orada­ dır. anlaşılmaz idelere sahip oluşumuzun ilk nedenleri — yani. böylece sonlu idesinde tam ide öngörüldüğünden. gerçeklik verisidir. yetersiz. bu bağlamda gerçek dışı olm adığını ileri sürüyor.nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 22. "İlk İdeler".39 Benim için zihnin onları iç ve dış duyumdan nasıl edindiğini göstermek yeterlidir. 4 0 "İlk ideler" yani akıl gücünün kapsamındaki belirsiz. uzay ve sayı ile bunların derin düşünülmesinden doğan sonsuzluk üzerinde gerektiğinden fazla kaldığımı sanmı­ yorum ki kipleri insanların düşüncelerini bunlardan daha fazla çalıştıran birkaç yalın ide vardır. anlaşılm az bir halde. Tanrıda parçalardan oluşmayan mutlak bir sonsuzluk bul­ duğumuzu. Süre. Fakat Leibniz. sınırlı kalan. 39 Tüm boyutlarıyla değilse de Locke'un ele almak niyetinde olm adığını söy­ lediği dolaylı zihinsel zorunluluk ve eksiklikleriyle birlikte oldukları gibi var olmalarına neden olan doğal yasa çerçevesindeki koşulları keşfetm ekle sınırlı tarihsel açık yöntem e göre ele alınmaya elverişlilikleri kadar. süre ve sayının gerçek bağıntıları çer­ çevesinde deneyim im izde. Kurgulamaları ileri düzeyde kimi matematikçiler zihinlerine sonsuzluk idesini sokmanın başka yollarını bulmuş olabilirler. . delili değil midir? Leibniz 1696'da yazdıklarında (O pera.

insanlar ile duyu dünyalarının varlığının ilk nedeni. böylesi 1 Yani. 3. 2. som ut şeyleri karşılaştırma ve gözlem lem e sonucu doğduğunu öğretme yolunda üzerinde durduğu asıl noktadır. . Fakat şeyler ve bireylerin tüm do­ ğal ve ahlaksal yasaları da içeren evrenin. hoplamak. Her hece farklı birer ses kipidir: Ki böylece. birkaçını daha kısa da olsa aktarmak ve sonra bileşik idelere geçmek istiyorum. bu. zihnin duyularla edindiği ve sonra kendi idelerini yineleme yetisiyle topladığı yalın idelerden başka bir şey içerm ediğini1 göster­ miştik. Denem e'nin. duyumlarla al­ gılanmaktan en uzak ide gibi görünse de sonsuzluğun. Koymak. yuvarlanmak. Seslerde de benzer kipleşmeler söz konusudur. hızlı ve yavaş. düşmek. Bunların yalın idelerin yalın modları için ve zihnin on­ ları nasıl edindiğini anlatmak açısından yeterli örnekler olduk­ larını söylesem de. sürünmek. koşmak. insan bilgisinin. Önceki bölümlerde zihnin dış duyumla gelen yalın ideler­ den sonsuzluğa kendi kendine nasıl uzandığını. uzay ve zaman uzaklıklarıyla ölçülen iki farklı hareket idesidir. BÖLÜM DİĞER YALIN KİPLER 1. Tanrı denen Etkin Akılda tem ellenen doğrudur ki bu doğruluk gerçekten de insan yaşamının zorunlu ve kesin dayanağıdır. atlamak ve benzeri. dans etmek. hareketin değişik kipleşmelerinden başka bir şey değildir. im gelenebilir ve doğrudan işe yarar hiçbir şey. Hareket kipleri uzam kiplerine karşılık gelir. işitme duyumundan. yürümek. buna göre hare­ ketle birlikte uzay ve zamanı da içine alan bileşik idelerdir. D eneyim verileri o l­ maksızın anlama yetisi boş ve işlevsizdir.18.

. dokuma ve benzerindeki gibi şekille birlikte yer alır zihinde. kırmızı ya da tatlı gibi ideler türlere ayrılacak biçimde seçik kipler halinde bileşik ide­ ler oluşturamasalar da birlik. ayrı türden idelerse de güzellik.296 asanın Anlama Yetisi Özerine . İnsanların asıl ilgisi yine birbirleriyle olduğundan kendi bilgi. ardından da zihnin onları değişik biçimlerde yineleyip birleştirip böyle yeni bileşik ideler halinde düzenledi­ ğini bilmemiz yeterlidir. 6. Renkler de çok çeşitlidir: Kimisi aynı rengin farklı derece ya da tonları olarak dikkatimizi çeker. süre. Fakat renk öbekleri bo­ yama. Kuşlar ve hayvanların ayrı bağırtıları dışında sesler. Bileşik tatlar ve kokular da duyularla gelen yalın idelerden oluşur. iğne işi. 7. güç ve düşünme gibi yalın idelere ilişkin kipler adlarıyla birlikte çok çeşitli bileşik ideler halinde gruplandırılabilirler. 5. şekil ve renkler. 4.. Fakat beyaz. hareket. ve dolayı­ . Adları pek bilinmediğinden çok da ayırt edilemez ve dolayısıyla yazıya dökülemezler: Yalnızca düşünceler ve dene­ yimler bu kiplerin habercileridir. bir mü­ zisyenin hiç ses duymadığı ya da çıkarmadığı zaman da. Yalnızca aynı yalın idenin farklı dereceleri olarak düşü­ nülen yalın kipler çoğunlukla kendinde seçik fakat ayrı adları olmayan idelerdir. ir Deneme kiplerle zihin hemen hemen sonsuz sayıda seçik idelerle donanır. kendi başına sessizce bir araya konan ses idelerini zihninde duyumsa­ yarak sahip olabileceği bir beste yani bileşik ide oluşturmak üzere bir araya getirilen farklı uzunluktaki notaların başkalığı ile de kipleşir. eylem ve iletişimleri hep ön palnda olmuştur. gökkuşağı gibi karışık kiplerde bir araya gelirler. öyle ki. "Ayırt etmek için gereken ölçülerden yoksun olmaları ya da onlara ilişkin bilgileri önemsiz bulmaları mı in­ sanların bu kipleri yadsımaları ve adlandırmamalarına neden­ dir?" Bu şu anki amacımız açısından tartışılması pek gerekli olmayan bir noktadır. Zaten tüm yalın idelerimizin dış ve iç duyumdan geldiği.

. Bu nedenle tatlar ve ko­ kulara ait idelerin çoğunun adı olmaması anlaşılabilir bir şeydir.3 2 3 Bak: 3. Bu yüzden de bu ideleri dile getiren sözcükler büyük bir kısımca anlaşılmaz: Örneğin damıtma. böy­ lece sürekli hakkında bilgi alışverişinde oldukları şeyler daha rahat ve çabuk anlaşılabilmiştir.. Bundan konuşmanın amacının etkili olduğu farklı iş ve ilişkilerini yürütmek ve bu alanlarda hızlı iletişimde bulunabilmek için. Bak: 3. Sözcükler konusuna geldiğimizde bunun üzerinde ayrıntılarıyla duracağız. . Kitap. 5. sonra yeniden bıraktığı tortuya ekleme ve yine imbikten geçirme eylemlerine ait yalın ideleri içerir.sıyla eylemlere ilişkin çok çeşitli bileşik ideler yaratmış ve onlara günlük konuşmalarında geçen şeyleri kolayca birbirleri­ ne aktarmalarını sağlayacak seçiklikte adlar vermişlerdir. Kitap. ve 6. sı­ vıyı imbikten geçirme. Bölümler. gerektiğinde bileşik eylem kiplerine verdikleri adların çeşitliliği anlaşılabilir. Bunların ideleri yeterince gözlemlenmediği ya da insanların il­ gisini çekecek denli işe yarar olmadığından türlere ayrılıp2 ad­ landırılmamışlardır. fa­ kat bunlar bir demirci için yabancıdır. Sanat ya da ticaret dışında kalan insanlar genelde bu alanlara ilişkin ideler oluşturamaz zihinlerinde.

fakat 1. . BÖLÜM DÜŞÜNME KİPLERİ 1. Rüyasız uyku tüm bu edimlerden habersizlik durumudur ki rüya görme­ 1 Unutulmamalıdır ki L ocke "düşünme edimini" "incelikle anlayış" anlam ı­ nın dar kapsamında değil bilm e ve anlama yetisinin tüm gelişim derecele­ rini de içerir biçim de ve zaman zaman. İdeler kendilerini gösterdiklerinde fark edilir ve ol­ dukları gibi belleğe yazılırlarsa buna dikkat. K ısım da "dış duyum" bedenin bir parçasındaki bir hareket olarak kullanılmaktadır.zihinde uzunca bir süre dikkatle irdelenirse bu da derin düşünme halidir.dış duyum dediğimiz seçik bir ide sağlar.2 Dış duyular üzerinde benzer nesnenin etkisi olmadan yeniden beliren aynı ide -anımsananzihnin arayıp yoğun bir çaba sonucu bulup ortaya çıkarması da anımsamadır. Bunda zihin bir sürü kipleşmeler gözlemler ve böylece seçik ideler edinir. Dış du­ yum bir idenin duyular yoluyla anlama yetisine ulaşmasını sağ­ layan. Descartes gibi. İdelerin zihinde anlama yetisinin gözlemi ya da duyumu olmaksızın dolaşmaları Fransızlarca reverie diye adlandırılır. Beden üzerindeki bir etkiye bitişik ya da edimsel olarak eşlik eden algı ya da düşünce tüm diğer düşünme modlarından ayrı olduğundan zihne bizim . herhangi bir bilinç durumuyla eş uzamlı olarak ele almaktadır. 2 Bu dış duyum tanımında. 23.19. diğer idelerin saldırılarına uğramazsa buna dalma deriz.edimsel giriş niteliğindedir. Zihin kendine yönelip kendi eylemleri üzerinde derin dü­ şünürse düşünm e1 beliren ilk edimdir. "anlama yetisine giriş" çarpıcı bir öğedir. Bölüm . zihin büyük bir ti­ tizlikle seçtiği bir ideye odaklanır ve onu her yönüyle ele alır.

Uyanık bir insanın zihninde hep şu ya da bu idelerin bulunduğu herkesin kendi deneyimiyle onaylayacağı bir gerçektir. Kitapta. Şu anki amacım açısından birkaç örnekle bu idele­ rin hangi türe girdikleri ve zihince nasıl elde edildiklerini gös­ termiş olmak yeterlidir. istenç ve bilgiyi daha fazla ele alma fırsatım olacak nasılsa.Düşünme Kipleri 299 nin kendisi de dışımızdaki nesneler ya da dış duyumdan kopuk olsa da zihindeki idelere ilişkindir. kare ya da bir daireninki kadar seçik idelerine sahip olabildiği bir sürü düşünme kipinden yalnızca birkaç örnektir. dolaylı olarak bu terim­ lerin temsil ettiği ideler ile bağlantılandınlmaktadır. 21. anlama yetisinin de herhangi bir bağlantısı yoktur rüya görme sırasında. Bunlar zihnin kendinde gözlemleyebildiği ve beyazkırmızı. kimi zaman da ardında iz 3 4. zihin onlara farklı derecelerde dikkat yöneltir. Gözler açıkken rüya görmeyi coşkunluk/kendinden geçmek diye adlandırıp adlandırmamayı şimdilik yanıtsız bırakıyorum. reverie ve rüya görme gibi örneklerin zaten yeterince ortaya koyduğu farklı zihinsel durum üzerinde yoğunlaşırsak amacımdan sapmış ol­ mam kanısındayım.3 3. . Bazen kimi nesneleri derin düşünmeye o kadar ciddi biçimde yoğunla­ şır ki bunlara ilişkin ideleri durmadan evirip çevirir. anlama yetisindeki ideler zincirini izlerken. bağıntıla­ rını ve koşullarını ele alır. iç duyumdan doğan bu ideler grubunu ayrın­ tılarıyla ele almak niyetinde değilim ki bunun için bir kitap yaz­ mak gerekir. tüm diğer düşünceleri bir yana bıra­ kıp başka bir zaman çok duyulur algılar üretebilecek olan genel duyusal izlenimleri önensemeyecek kadar üzerinde durduğu nesnelere iyice dalar: Diğer zamanlarda ise yalnızca. bilgi ve yargı ile ilintileri ele alınırken. 2. Hepsini sıralamak. Bölüm de istem idesi bir güç idesi kipi olarak ele alınmaktadır. özellikle de zihnin en önemli işlemleri ve düşünme kiplerinden olan uslamlama. yargılama. Fakat burada önceden sözünü ettiğimiz dikkat.

dü­ şünmenin ruhun özü değil de bir eylem olması mümkün değil midir? Çünkü etmenlerin işlemleri kolayca dalgınlık ve dikkat­ sizliğin kurbanı olabilirler ancak şeylerin özleri için böyle bir yönlendirme kabul edilemez bir durum olarak görülür. . Bu apaçık ortada olduğuna göre şimdi sormak istediğim. derin uyku halinde tüm ideleri gözden kaybetmesi anlaşılır bir durumdur. Kısımlar. bu dünyadaki bireysel bilinçte tüm üyle yitm iş ve yalnızca öbür dünyada anımsanmaya mahkûm olabilir. Bak: 1. 10-19. Zihin uyku sırasında çoğunlukla daha gevşek ve abuk sabuk da olsa bir düşünme içindedir ki buna rüya görme diyoruz.5 4 5 Burada uyku halindeki tümden bilinçsizlik ima edilen.4 Sonuç olarak zihin başka başka zaman­ larda farklı derecelerde düşünmeye yönelebildiği ve ara sıra uyanık bir insanda bile oldukça bulanık ve sisli düşüncelere sa­ hip olacak derecede dikkatsiz davranabildiğinden. Derin uyku halinde sıradan bir istençli anımsam a edim i ile canlandırmak im kânsızsa da bir beklenm eyen çağrışım o ideyi uzun bir unutuş sürecinin ardından bilin ce yeniden kavuşturabilir. D olayısıyla bir ide bellekte bir anma edimi ile yeniden çağrılacak biçim de bilinçten uzak var olabilir. Bunu herkes yaşamış ve gözlemlemiş olmalı. 4. iç duyum la anlaşılabilir bir olgudur. Biraz daha izlerseniz uyku­ dayken zihnin tüm dış duyu algılarına kapalı olduğunu ve başka zamanlarda çok canlı ideler üretebilecek olan izlenimlerden ha­ bersiz kaldığını görürsünüz. Zihnin düşünme sırasındaki bu farklı tavırlarını sanırım herkes kendinde gözlemlemiştir. "zihinde olmak" bilinçli olarak kavranmış olmak anlamına gelir. Zihinsel etkinliğin. Son olarak. Bölüm. Uyanıkken tüm şiddetiyle duyum­ sayacakları gök gürültüleri ve yıldırımlarla dolu fırtınalı bir ge­ cede bile her şeyden habersiz mışıl mışıl uyuyanlara ne dersi­ niz. An­ cak derin uyku anı perdelerin sıkıca kapandığı ve tüm görünüş­ lerin son bulduğu bir soyutlanmadır. pür dikkat halinden yarı bilinç ve hatta. en azından bu dünyada. Y a da ide yal­ nızca organizmanın bir hastalıklı duyulanımı ile yeniden canlandırılabilecek kadar derin bir uyuşukluk içinde saklı kalm ış olabilir.300 İnsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme bırakmayan silik gölgelermiş gibi düşünüp idelerin öylece geçip gitmesine seyirci kalır. Locke için. kesintiye uğratılamayacak bir tümden b ilin çsizliğe dek varan farklı yoğunluk dere­ celerine sahne olduğu.

İnsanlar tümüyle acı ve haz kapasitesinden yoksun olsalardı. BOLUM ACI ve HAZ İDELERİNİN KİPLERİ 1. kendinde ya da haz veya acının eşlik ettiği dış duyum paralelinde. üstün bir yer tutmaktadırlar.2 Diğer yalın ideler gibi bunlar da betimlenemez ve adları saptanamaz. onları bilmenin tek yolu yine deneyimdir. diğeri kendinde sınırlı düşünce ya da algıya yol açar.1 Bedende. Sonuçta görünen acı ve haz Locke'un etik sistem inde. (a) tüm üyle yansız dış duyumlar ve (b) acı ya da hazzın eşlik ettiği dış duyumlar ve de (a) yansız (b) acı verici ve haz verici iç duyum nesneleri vardır. 2. insan yaşamı başka bir biçim e bürünür. 1-6 K ısım lar — A cı ve hazzın yalın görünüşlerinin kaynağı için. farklı kullanılma ya da düşünülmeleri yüzünden zihinlerimizde iyi ve kötünün ayrı ve çok çeşitli işlemleri üzerine kendimizde hissettiklerimi­ ze ilişkin iç duyuma yöneltmesiyle ancak haz ve acıyı bilinir kılar bizim için. küçük . kendi başlarına L ocke tarafından ölüm süz ve değişm ez kabul edilen ahlak ilişkilerine uyum güdüleri olarak. Bu 21 ve 28. K endim iz gibi bireysel bilinç durumlarımızı da ayırt etm em ize ve özellikle kendi bedenlerimizi insanlann kendi bedenleri olarak niteledikleri. eylem kaynaklan kururdu ve ken­ dim iz kadar zihin ve bedenlerimizi de içeren evren bilgim iz karanlığa g ö ­ mülürdü. Bölüm . Acı ve haz iç ve dış duyumlardan edindiğimiz yalın ideler arasında önemli bir yere sahiptirler. İyi ya da kötünün varlığı ile saptanmaları bizi. Acı ve haz sinirlerinin birbirinden ve de dış duyumdan ayırt edile­ bilir olup olm adıklan hâlâ tartışılan göreli bir fizyoloji problemidir. bölümlerde görülmektedir. Yani. O zaman şeyler acı ya da haz bağlamında iyi ya da kötü­ dürler? iyi dediğimiz bizde hazza neden olan ya da çoğaltma 1 2 3 Bak: 7. zihinde biri acı ve hazzın eşliğinde.20.

nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme veya acıyı azaltmaya başka bir deyişle bize başka bir iyinin kazanımını sağlamak ya da bir kötünün yokluğunu güvencelemeye yatkın olandır. G üzel bir resmi sevdiğim izi söylediğim izde bunun as­ lında sevgi olm adığını belirtir. 3. Herkes kendini hoşnut eden ve haz verici bulduğuna iyi. Bir insan sonbaharda ye­ diği zaman ya da hiç olmadıkları ilkbaharda hiç yemediği zaman 4 5 6 madde topluluklarının dışında kalan görülür biçim de "dış-organik dün­ y a d a n ayırmam ıza yardımcı olan acı ve hazdır. K ısım ) Leibniz sevgide çıkarsızlığı Locke'dan daha fazla öne çıkarır ve terim ki­ şilerle sınırlı kılar. Bunlar Locke'un buradaki am acıyla çakışmıyorlar. Çünkü tutkularımızın idelerini yalnızca iç duyumla ediniyor ve onları temsil eden sözcüklerin anlamını yine yalnızca iç du­ yumla oturtabiliyoruz. . 7. hazzetm ediğinekötü der: O kadar ki. Bir şeyin varlığı ya da yokluğunun birinde üretmeye yat­ kın olduğu zevke ilişkin düşüncesi üzerinde yoğunlaşan kişi bizim sevgi6 dediğimiz ideye sahiptir.5 4. 3. Kötü dediğimse tersine bizde acı üretmek ya da artırmak veya var olan bir hazzı azaltmaya yani bizde bir kötüyü doğururken bir iyiden yoksun bırakmaya elverişli olan­ dır. Locke son zamanlarda psikolojinin çokça ilgilendiği ve önem sediği organik belirm e koşullarını göz önüne almıyor. her insan birbirinden yapıda farklı olduğu ölçüde iyi ve kötü ayırımında da farklılık gösterir. İç duyuma yönelir ve çeşitli düşünceler altında bunların bizde nasıl işlemlerde bulundukları ve hangi iç du­ yumları ürettiklerini gözlemlersek işte o zaman tutkularımızın idelerini kendimizde biçimlendirebiliriz. insan D oğası. Bölüm. Aristo ile (R hetoric-H itabet) ya da Hobbes ile (tnsan D oğası) k a r şıla ştı­ rıldığında Locke'un Tutkular konusundaki söyledikleri yüzeysel ve eksik kalıyor.4 Acı ve haz dediğimde. tutkularımızın menteşeleridir. aslında yalnızca zihnin bazen be­ dendeki düzensizlikler bazen de zihnin düşünceleri ile doğan yine zihne ait farklı yapılar olduğu halde genelde ayırt edildik­ lerinden beden ya da zihne gönderme yaptığım anlaşılmalıdır. (H obbes. Fakat yalnızca "iç duyuma ait bileşik idelerimizin" iç duyuda su­ nulan görünüşlere bağlı oluşunun bir açıklaması olarak yetersiz bir analiz denm ek istenmiyor. Acı ve haz ve de onları doğuran iyi ve kötü.

Acı ve Haz İdelerinin Kipleri

303

da üzümü sevdiğini söylerse bu üzümün tadından hoşlandığı
anlamına gelir ki bir hastalık ya da çürük olması yüzünden üzü­
mün tadı bozulursa artık üzümü sevdiği söylenemez.
5. Bir şeyin varlığı ya da yokluğu bizde acı düşüncesini
üretme eğilimindeyse burada oluşan da nefret idesidir. Burada
işaret etmek istediğim acı ve hazzın farklı kipleşmelerine bağlı
tutku ideleri olduğundan, belirtmeliyim ki mutlu ya da mutsuz
olabilen varlıklar için sevgi ve nefret çoğunlukla kendimizde
onların varlığı ya da mutluluklarına bağlı olarak duyduğumuz
hoşnutluk ya da hoşnutsuzluktur. Bir insanın çocukları ya da
arkadaşlarının varlığı ve sağlıklılığı onda sürekli hoşnutluk
yarattığından hep onları sevdiği söylenir. Fakat sevgi ve nefret
idelerimiz, genel olarak haz ve acı bağlamında, bizde neden ol­
duğu zihin eğilimleridir diye vurgulamak yeterlidir sanırım.
6. Bir insanın, varlığı kendisinde hoşnutluk yaratan bir şeyin
yokluğu üzerine duyduğu sıkıntıya arzu diyoruz ki o sıkıntının
şiddeti ölçüsünde arzu artar ya da azalır. [7Aklıma gelmişken,
insanı hareketlendiren ve eyleme yönelten tek şey değilse de
başlıca şey bu sıkıntıdır.8 Niyet edilen iyi her neyse, yokluğu
beraberinde hoşnutsuzluk ya da acı getirmiyor, bir insan onsuz
da rahat ve sıkıntısız olabiliyorsa ne bir arzu duyulur ne de elde
etmeye çalışılır o iyi için; burada yalnızca küçük bir hevestir9
söz konusu olan: Heves ise en düşük derecede arzuya karşılık
gelir ve bir şeyin yokluğunda bu kadar az sıkıntı duyulduğunda
bir insan ona erişmek için fazla çaba harcamaksızın yalnızca
küçük bir istekle kalır. Arzu niyetlenilen iyinin erişilemezliği ya
da imkânsızlığı sanısıyla rahatlanıldığı ölçüde de dizginlenir ya
7
8

9

İkinci baskıda eklenmiştir.
Leibniz "tamalgı olm aksızın algılama" ilkesini bilinç rahatsızlığı olm aksı­
zın işleyen arzulara uyarlam aya çalışıyor. Bunlar gereksindiğim iz şey
hakkında bir bilgim izi, düşüncem izi içerm eyen fakat bizleri m akineleşti­
rerek zem berekler gibi hareket eden karışık itkilerdir.
Bak: Chauvini, Lexion ve de Hobbes, /nsan D oğası, 9. Bölüm , 1. Kısım.

304

nsanın Anlama Yetisi Üzerine

ir Deneme

da dindirilir. Bu konuda daha fazla düşünmeye gerek yok şu an
için.]
7. Sevinç zihnin var olan ya da kazanılacağı belli olan bir iyi
düşüncesinden kaynaklı hoşnutluğudur ve istediğimizde yarar­
lanabileceğimiz biçimde elimizde tuttuğumuz bir iyinin artık
sahibiyizdir. Buna göre açlıktan ölmek üzere olan bir insan yar­
dım ulaştığında daha hazzına ermeden önce sevinç duyar: Ço­
cuklarının mutluluğundan hoşnut bir baba bu durum sürdükçe
hep o iyinin sahibidir; bunun hazzına varmak içinse onu duyumsamalıdır.
8. Üzüntü o zamana dek zevk alınan bir iyinin yitimi düşün­
cesi ya da var olan bir kötünün duyumu üzerine zihinde doğan
sıkıntıdır.
9. Umut herkesin kendini hoşnut etmeye yatkın bir şeyden
gelecekte olası bir hoşnutluk düşüncesi üzerine zihninde duy­
duğu hazdır.10
10. Endişe başım ıza gelecekte gelme olasılığı taşıyan kötü
düşüncesi üzerine zihinde uyanan bir sıkıntıdır.11
11. Umutsuzluk insanların zihninde zaman zaman sıkıntı ya
da acı zaman zaman da hareketsizlik ve yılgınlık yaratan, her­
hangi bir iyinin erişilemezliği düşüncesidir.
12. Kızgınlık herhangi bir zarar görüldüğünde hemen karşı­
lığını verme niyetiyle zihinde oluşan sıkıntı ya da rahatsızlıktır.
13. Kıskançlık arzuladığımız ancak bizden önce istemediği­
miz birinin ulaştığı bir iyinin düşüncesi yüzünden zihinde doğan
sıkıntıdır.
10 Hobbes diyor ki, "umut gelecek iyinin, korku gelecek kötünün beklentisi­
dir." (Bak: Aristo, H itabet, I. II.)
11 Umut ve korku Hume'a göre "herhangi bir iyi ya da kötü olasılığından do­
ğan karışık tutkulardır ki bu olasılık da zihnin herhangi bir yönde odak­
lanmasına izin verm eyen fakat birinden diğerine aralıksız kaymasına, sıç­
ramasına yol açan karşıt rastlantı ya da nedenlerin çatışm asından doğar."
(Tutkular Üzerine İncelem e)

Acı ve Haz delerinin Kipleri

305

14. Kıskançlık ve kızgınlık, yalnız acı ve hazla değil bera­
berlerinde taşıdıkları kendim iz ve diğerlerine ilişkin karışık
düşüncelerle üretildiklerinden, bunlara önem veren insanlardan
artakalanı bu anlamda yoksun ise,12 demek ki herkeste bulun­
mazlar. Fakat salt acı ve haz ile sınırlı kalan her şey bütün in­
sanlarda bulunabilir. Yalnızca haz adına sever, arzular, sevinir
ve umut ederiz; yalnızca acı adına nefret eder, korkar ve keder­
leniriz. Kısacası, tüm bu tutkular yalnızca acı ve hazzın neden­
leri olarak ya da şu ya da bu şekilde acı ve hazza ilişik olarak
beliren şeylerle harekete geçirilirler.13 Nefretimizi genellikle (en
azından duyulur ya da istençli etmen olan) bizde acı üreten öz­
neye doğrulturuz; çünkü bıraktığı endişe sürekli bir acıdır: Fa­
kat bize iyiyi sağlayanı öyle sürekli sevmeyiz çünkü hazlar bizi
acı kadar güçlü etkilemez ve yine iyiye ulaştıracağı konusunda
umutlanmaya pek o kadar da hazır değilizdir.
15. Acı ve haz, hoşnutluk ve hoşnutsuzluk dediğimde (yu­
karıda da vurguladığım üzere) bizce hissedilen hoşnutluk ya da
hoşnutsuzluk, iç ya da dış duyum kaynaklı olmak açısından
yalnızca bedensel acı ve haz diye anlaşılmamalıdır.
16. Tutkularla ilintili olarak bir acının azaltılması ya da dindirilmesi bir haz olarak düşünülür ya da öyle bir etki yaratırken,
hazzın yitirilmesi ya da hafifletilmesi de acıya yol açar.
17. Tutkuların büyük bir kısmı çoğu kişide beden üzerinde
işlemler yapar ve bir sürü değişikliğe neden olur ki bu hep du­
yulur olmadığından tutku idesinin kaçınılmaz bir parçasını
oluşturmaz. Zihnin genele aykırı ya da başkalarının bize duy­
12 Tüm üyle yoksun olm aktan çok bireysel anlamda gelişm em iş, za y ıf o l­
m ası.
13 Farklı cinste rahatsızlık ve huzura ilişkin doğal kapasitelerim iz kendinden
kaynaklı ya da doğaüstü istençten ayrı olarak çeşitli eğilim ve arzularımızın
doğal açıklamasıdır. İlkinde, insan doğa düzeneğine tabi ve onun bir parçası
iken, diğerinde kendini özgür ve dolayısıyla sorumlu bir kişilik sergilem ede
bir ilk neden olarak ortaya koyar.

306

nsanın Anlama Yetisi Üzerine

ir Deneme

duğu saygıyı azaltacak bir şey yaptığımız düşüncesi üzerine
duyduğu bir sıkıntı olduğundan, ayıp, beraberinde hep utancı
getirmez.
18.
Bu bir Tutkular Üzerine Söylem olarak ele alınmamalıdır;
burada sözünü ettiklerimden çok daha fazladırlar ve benim sıra­
ladıklarımın her biri daha geniş ve ayrıntılı bir inceleme gerek­
tirir.
Bunlara yalnızca zihnimizde iyi ve kötünün çeşitli düşünce­
lerinden doğan haz ve acının kiplerini örneklendirmek amacıyla
yer verdim. Bunlardan daha basit, açlık ve susuzluk acısı, onları
dindirmek için yeme ve içme hazzı; diş kamaşması acısı; müzik
hazzı; boş gevezeliklerin verdiği acı ve bir arkadaşla akılcı bir
sohbetin hazzı gibi diğer kiplere ilişkin örnekler de verebilirdim.
Fakat tutkular kendi başına çok daha fazla ilgili alanımıza gir­
diğinden onları örneklendirmeyi seçtim ve sahip olduğumuz
idelerin iç ya da dış duyumlardan nasıl edinildiğini göstermek
istedim.

21. BOLUM
GÜÇ İDESİ
1.
Her gün dışındaki şeylerde gözlemlediği yalın idelerinin
başkalaşımı hakkında dış duyuları yoluyla bilgilenen; biri sona
erip yok olurken başka birinin nasıl var olmaya başladığına
dikkat eden; kendi içinde olup bitenlere ara sıra yönelen ve ide­
lerin bazen duyuları üzerinde dış nesnelerin bıraktığı izlenimler
bazen de kendi istemiyle sürekli bir değişim içinde olduğunu
gözlemleyen zihin, benzer değişimlerin gelecekte aynı şeylerde
aynı etmenlerle ve benzer yollarla yinelenebileceği sonucuna
vardığından bir şeyde yalın idelerinin değiştirilme, diğerinde de
0 değişikliği yapma olasılığını düşünerek bizim g ü ç dediğim iz1
1 7. Bölüm , 8. Kısım da güç idesinin, ister istem ez cisim ler arası hareketler ve
kendi bedenim izdeki hareketlerde gözlem lediğim iz her değişiklikle bize
sunulan, iç ve dış duyumdan edinilen yalın idelerden biri olduğu söylen ­
mektedir. Burada ise duyu kadar uslamlama da ide alanında söz konusu
ediliyor. L ocke çıkarımdan söz ediyor ve güç idesinde dış ya da iç duyuya
doğrudan yansıyanın ötesine gönderildiğim izi ima ediyor. Benzer bir anla­
tım da Deneme'de güç idesinden beceriksizce ayrı tutulan, neden ve etki
idesinin (26. Bölüm , 1. K ısım ) ortaya çıkışının betim inde kullanılm akta­
dır. Şu halde, Hume'un "hiçbir uslamlama bize yeni bir yalın ide sunamaz"
sözlerine geliyoruz. (A ra ştırm a , 6. kısım , not ve de incelem e, III. Bölüm , II.
K ısım ). L ocke, kendi yanılgılı tarzıyla, büyük olasılıkla, bir değişm eyi
gözlem lerken insan zihnindeki ve aklın kendi asıl yapısındaki bir şeyin
gözlem cinin değişm eyi kesinlikle ayrı olarak ele almasını engellediğini ve
onu bir etm en arayışına zorladığını söylem eye çalışıyor. K ısacası, zihnin
böylesi değişm e ile yetinm ediği ve değişm ede belirsiz kalan bir güç idesi­
nin kabulüne zorlandığı yalın ya da açıklanamaz bir olgudur. Bu bölümde
ele alınacağı iddia edilen de, böylece kabul edilenin ne olduğu ve bu yalın
idenin hangi kipte belirdiğidir. Güç ve neden idelerinin neden ayrı bölüm ­

308

asanın Anlama Yetisi Üzerine

ir Deneme

ideye varır. Buna göre, ateşin altını eritme yani duyulmaz par­
çalarının bağını, sonuç olarak sertliğini yok etme ve onu sıvı­
laştırma gücü vardır diyebiliriz; burada altın eritilme gücüne
sahiptir. Güneş balmumunu ağartma, balmumu da güneş tara­
fından ağartılma gücü taşır ki bu güçle sarılık kaybolur ve be­
yazlık var olmaya başlar onun yerine. Bu ve benzeri durumlarda
gücü, algılanabilir idelerin değişimine bağlı olarak düşünürüz.
Çünkü ancak duyulur idelerin gözlemlenebilir değişimi ile bir
şey üzerindeki etki ya da başkalaştırmayı ayırt edebiliriz; o
şeyin idelerinden birinin bir değişimini algılamadan da yapılan
değiştirilmeyi kavrayamayız.2
2.
Güç bir değişiklik yapabilme ya da bir değişiklik kabul
edebilme şeklinde iki yönlüdür. Biri etkin diğeri edilgin3 diye
adlandırılabilir. Maddenin, Yaratıcısı tüm edilgin gücün üzerin­
deyken, etkin güçten tamamıyla yoksun olup olmadığı4 ve yara­

2

3

4

lerde incelendiği açık edilm em iştir. Belki de bu neden idesinin bileşik töz
idesini öngördüğü düşüncesi (22. Bölüm , II. K ısım ) ile bileşik töz idesinin
analizi araya sokulm uş (23. Bölüm ) ve böylece nedensellik tözler arası bir
bağıntı idesi, güç ise değişm e ile doğan bir yalın ide olarak kabul edilm iş­
tir.
G özlem lenm iş değişm e güç idesini getirir, fakat ne gözlem lenm iş ne de
gözlem lenebilir bir nesne değil; bu biçim de ortaya çıkan ide. Hume tara­
fından bir yanılsama olarak göz ardı edilmektedir.
Aristo'da tözlerin değişm eyi üretmede etkin olduğu hareket ettirici neden
ve değişm enin etkisinde olan ereksel neden ayırımı göze çarpar. Peripatetiklerde benzer bir ayırım söz konusudur.
Bu dünyadaki şeyler ve maddenin edilginliği, Tanrısal Nedenin bitim siz
etkinliği ve şimdi doğal sistem ile doğal art ardalık ve bir aradalıkların ön­
cülü etkin doğaüstü sistem de yeri bulunan edilgin duyarlı bir organizma ve
aynı zamanda bir ahlaksal etmen olan insanın ara konumu Locke'un öner­
m eleriyle tümüyle uyumsuz olm ayan bir evren kavramıdır. Cisimlerin
ikincil nitelikleri ve güçlerini birincil nitelikler ya da duyu algılarının duyu
organlarına bağlılıkları aracılığıyla açıklarken Locke'un öngördüğü yal­
nızca fiziksel yasada saklı olan edilgin ve çıkarılabilir güçtür. Kendimiz,
Tanrı ve dışım ızdaki şeylere ilişkin ideler ve bilgim izin tem elleri olarak
kabul edilen tözler ve güçler, yani metafizikçi felsefenin asıl konusu hakkındaki görüşleri için: Bak: II. Kitap, 13 Bölüm , 18. K ısım , 23, 27 B ölüm ­
ler 2. Kısım, 4. Kitap, 9, 10, 11. Bölümler. Aristo maddenin anlaşılmaz
gücünü zihnin gücünden ayırıyor. Metafizik, 8. Kitap.

tılan tinlerin ara konumunun hem etkin hem edilgin güç yetkin­
liği taşıyıp taşımadığı irdelenmeye değer. Ancak şu anki ama­
cım gücün kaynağını değil gücün idesini nasıl edindiğimizi
araştırmak olduğundan5 şimdilik bununla ilgilenmeyeceğim.6
Ayrıca etkin güçler (ilerde de göreceğimiz üzere)7 genel anlayı­
şa göre, doğal tözlere ilişkin bileşik idelerimizin önemli bir bö­
lümünü oluşturduklarından, aceleci düşüncelerimizin betimle­
meye hevesli olduğu kadar etkin güç değillerse de, bu yolla zi­
hinlerimizi etkin gücün en açık idesi için Tanrı ve tinler düşün­
cesine yöneltmeyi yanlış bulmuyorum.8
3.
Gücün (eylem ya da değişmeyle) bir tür bağıntı içerdiğini
kabul ediyorum; dikkatlice düşünülürse hangi türden hangi ide­
lerimiz bir bağıntı içermez ki? Uzam, süre ve sayı parçalarla gizli
bir bağıntı içermezler mi? Şekil ve hareket içlerinde çok daha
belirgin bağıntılı bir şey barındırırlar. Renkler, sesler gibi du­
yulur nitelikler9 algılamamızla bağıntılı güçlerden başka nedir?
5

6

7
8

9

Berkeley yalnızca yaratılmış ya da Tanrısal tinlerde etkin gücü görebili­
yordu ve duyusal dünyada da yalnızca genelde doğanın tek tipliliği denilen
Tanrısal güvencede bir düzen ile görünüşler birliği olduğunu söylüyordu.
Araştırması ne ontolojik ne de kozm olojik fakat psikolojik ve epistem olojik
çerçevededir. K eşke nasıl edindiğim iz kadar idenin doğasını da daha ay­
rıntılı araştırsaydı denebilir. Şeyler ve bireylerde beliren bir değişm eler
idesi mi ya da zihnin değişm eleri ile alış tarzındaki bir şeyin idesi midir
bu? Güç idem izde görünüşlerin art ardalığından daha ileri gidebilir ve yine
de söylediğim iz şeydeki anlamı koruyabilir m iyiz? Gücü bir şeyin üretkeni
bir şey diyerek tanımlasa bu ne anlama gelir? Buna Hume, hiçbir şey ifade
etm ediği karşılığını verir. "Üretim ile ne dem ek istemektedir? Nedenin ta­
nımından farklı bir tanım getirebilir mi? Getirebilirse, üretilebilmesini ar­
zularım. Getirem ezse, bu noktada bir döngüye girer ve bir tanım değil de
eşanlamlı bir terim ortaya koyar." (incelem e, I. Kitap, III. Bölüm , 2. Kı­
sım )
Bak: II. Kitap, 23. Bölüm , 7-11. Kısım; ve de 8. Bölüm , 23-26. Kısımlar.
Güç ve tözü L ocke birbiriyle bağıntılı ideler olarak kabul ediyor — güçlerin
ait oldukları tözü öngördüğünü belirtiyor. Tanrı ve düşünen etmen ideleri
etkin güç idesini içeriyor. Din, insanın yazgısı ve evreni, bir insan zihnince
kusurlu kavranılan zorunlu iyiye ilişkin tam bir ideye göre belirleyen güce
inançtan doğan zihin durumudur.
"Duyulur nitelikler, yani ikincil ya da yüklenmiş madde nitelikleri."

310

İnsanın Anlama Yetisi

zerine

ir Deneme

Şeylerin kendilerinde bu nitelikler parçaların hareketi, hacim,
şekil ve dokuya bağlı değil m idir?10 Hepsi de içlerinde bir tür
bağıntı taşırlar. Dolayısıyla güç idemiz diğer yalın ideler11
arasında bir yer alabilir ve onlardan biri olarak düşünülebilir;
çünkü tözlere ilişkin bileşik idelerimizde asıl bileşenlerden bi­
ridir ki bu konuya ileride döneceğiz.12
4.
[ ^Neredeyse bütün duyulur şeyler aracılığıyla edilgin güç
idesiyle donanırız. Çoğunda, asıl tözleri değilse14 de, duyulur
niteliklerinin süreğen bir değişim içinde olduklarını gözlemleriz
hep.] Dolayısıyla onların hep aynı değişime açık olduklarını
düşünürüz. Etkin güce (güç sözcüğünün daha doğru anlamı budur15) ilişkin örneklerimiz de çoktur. Bir değişim gözlemlendi
mi zihin, şeyin kendinden alma olasılığı kadar, o değişim i16
yakalayacak bir güç toplamalıdır bir yerde. Fakat dikkatlice dü­
şünürsek, cisimler, dış duyularımız yoluyla, zihinsel işlemleri­
. . \rJ ,
....
m ızın1' iç duyumundan edindiğimiz kadar açık ve seçik bir etkin
güç idesi sunmazlar bize. Her güç eylemle bağıntılı ve düşünme
10 Bak: 8. Bölüm , 10, 13, 14. Bölümler.
11 Önceki cüm leler daha çok, güç idesinin bir yalın ide olm adığı ve bir bağıntı
idesi olduğunu vurguluyor. Locke ona "yalın" diyor, çünkü güç etkileriyle
olan bağıntıya ilişkin ide içerirken aynı zamanda kendinde tanımlanamazlık gösteriyor. Sözcük anlam sız değilse de anlamı o sözcüğü içeren dene­
yim i yaşam am ış olanlara iletilem ez.
12 23. B ölüm , 8. Kısım.
13 İlk üç baskıda burası şöyle geçiyor: "Edilgin güç içeren tüm duyulur şeyler
bizi duyulur idelerle donatırlar ki bu şeylerin duyulur nitelikleri ve oluşla­
rını süreğen bir akış içinde görürüz."
14 Asıl tözleri yani birincil ya da gerçek niteliklerinde sergilenen tözleri:
Kendilerini gösterdikleri görünüşlerinde ve bu görünüşleri aracılığıyla an­
cak tikel tözlere ilişkin olumlu ideler edinebiliriz.
15 Bak: H obbes, etkin güç (Felsefenin ilk Temelleri, II. Bölüm , 10)
16 Bu zorunluluk, zihindeki bir şeyin bizi, ne zaman bir değişiklik gözlem le­
nirse gözlem lensin, güç idesi (kavramı) oluşturmaya zorladığını belirtir ki
böylece ide yalnızca bir görülür ya da dokunulur görünüş değil bir zihinsel
sunumdur da.
17 Zihinsel işlem lerim izde duyduğum uz uğraş hissi kendinde yalnızca fiziksel
bir görünüştür ve bir diğer görünüş öncesinde yer alır; güç idesinde yal­
nızca görünüşse! art ardalığa eklenen şeyi verem ez.

ile hareket olmak üzere bir idesine sahip olduğumuz iki eylem
türü olduğundan, gelin bu eylemleri üreten güçlerin en açık ide­
lerini nereden edindiğimizi inceleyelim. (1) Düşünmenin idesini
cisim değil yalnızca iç duyumumuz sağlar (2) Cisimden hareke­
tin başlangıcına ilişkin bir ide de edinem eyiz.18 Duran bir cisim
etkin bir hareket etme gücünün idesini sunmaz; ve harekete ge­
çirildiğinde bu cisimde bir eylemden çok edilgenliktir sunulan.
Top bilardo sopasının hareketine uyduğu zaman bu topun hare­
keti değil salt edilginliğidir. Önünde duran bir başka topu iterek
harekete geçirdiğinde de yalnızca sopadan aldığı hareketi iletir
ve kendinde diğerinin aldığı kadar hareket yeteneğini yitirir. Bir
hareketi ürettiğini değil yalnızca aktardığını gözlemlediğimiz
cisimde hareketin etkin bir gücüne ilişkin çok belirsiz bir idedir
edindiğimiz. Bir eylemi üretmenin değil de edilginliği sürdür­
menin gücüne ilişkin bir idedir bu ve çok bulanıktır.19 Diğer bir
cisimle harekete geçirilen cisimde de aynı şey geçerlidir; çünkü
hareketsizlikten harekete geçişte yapılan değiştirilişin sürdü­
rülmesi şeklinin aynı vuruşla değiştirilişinin sürdürülmesinden
18 Açıklam a, değişm eyi bir şekilde görünüş değişim inin bağlı olduğu im gelenem ez etkin güce gönderme içeriğindeyse, im gelenebilir fiziksel görü­
nüşleri önceki im gelenebilir fiziksel görünüşlerden derlem ek onlara açık­
lama getirmez. Sunulan değişm enin etkin ve son nedeni değil fiziksel ara
nedendir. Mutlak yanlışlıktan çok yetersizlik içerir sözcüğün tam anlamıyla
güç ya da nedensellik, görünüşlerin eşdeğer görünüşlere sürekli im gele­
nebilir değişm esinden daha fazlasını kapsar. Fakat hangi hakla enerji ko­
numu ya da başka bir fiziksel yasanın, uyumlu biçim de tinsel etkinlik ya­
saları ve ahlaksal düzenden sonra gelm esi yerine, kesin ve üstün olduğu
kabul edilir?
19 Bu çok belirsiz ide, hareketin sürekli, im gelenebilir dönüşümü doğanın
mutlak hareket kaybını engelleyen korunum yasasının konusu olan, bir ön­
ceki hareketten edinildiği anlayışını içeren, fizikteki mekanik nedenselliğe
girer. Fizik bilim i, belli bir formdaki cisim den onu ortaya çıkaran başka bir
formdaki cism e ulaşır. Fakat, Locke'a göre, bu üretim değil; kazanılan ha­
reketin yitirilen ile eşdeğer olduğu ölçülebilir bağıntı aracılığıyla etki fi­
ziksel nedeni ile bağlantılandırıldığından, bu aktarımdır — cism in edilgin
öznesi olduğu tu ku sürdürümüdür. Bir fiziksel etki, bu durumda, yalnızca
yani bir formda— im gelenebilir bir sonuç ya da başkalaşım fakat ilk hare­
ket ettirici güçten yoksun bir başkalaşım içindeki— fiziksel nedenidir.

312

nsanın Anlama Yetisi Üzerine

ir Deneme

pek fazla bir eylem özelliği taşımaz. Harekete başlatm a idesini
içimizde olup bitenlerin duyumuyla ediniriz. Deneyimle, yal­
nızca zihnin bir düşüncesi ya da istem ile bedenim izin duran
kısımlarını hareket ettirebildiğim izi görürüz. Öyle ki, cisimler
kendilerinde bir eylemi başlatacak güce ilişkin bir ide sunma­
dıklarından dış duyularım ızla onların işlem lerini gözlem le­
yerek edindiğim iz etkin güç idesi çok yetersiz ve bulanıktır.
Fakat cisimlerin birbirlerini itmelerini gözlemleyerek güce
ilişkin açık bir ideye sahip olunduğu söylenirse de amacıma
katkıda bulunulur.20 Dış duyum zihnin idelerine kavuşm asını
sağlayan yollardan biridir çünkü: Bu arada zihnin etkin güç
idesini iç duyumdan mı dış duyum dan mı daha açık edindiği
üzerinde düşünmek açısından dış gözlemi de dikkate değer
buldum.21
5.
En azından, kendimizde, çeşitli zihinsel eylemleri ve be­
denimizin hareketlerini, zihnin [şu ya da bu eylemi yapma ya da
yapmama buyruğu doğrultusundaki22] seçimi ya da bir düşün­
cesi ile başlatma ya da cayma, sürdürme ya da bitirme gücünü
hissettiğimiz apaçıktır diye düşünüyorum. Zihnin bir idenin dü­
şünülmesini ya da artık düşünülmemesini emretme; bedenin bir
parçasının durması yerine hareketini tercih etme ya da tersini
tercih etme gücüne İSTENÇ diyoruz. [Tikel23 bir eyleme ya da
ondan cayılmasına yönlendirerek bu gücün] gerçek/edimsel uy­
20 Buradaki amaç bu üretici etkinliğin duyu ve zihinsel işlem lerin idelerini
sağlayan deneyim verilerinden bağım sız biçim de, kendiliğinden gerçek ke­
şiflerin (bulgular) üretkeni olam ayacağını göstermektir.
21 Ö zel sorumluluk yüklediğim iz işlem ler benzetm esi ile evrendeki her hare­
keti — her yerde hazır bulunan Aklın hareket ya da cisim lerdeki değişm eleri
belirlem ede temel aldığı yöntem ler olan hareketin sürmesi ve enerjinin korunumuna— Tanrısal Akla bağlamaya yöneltilm iyor muyuz?
22 İkinci baskıda eklenmiştir.
23 İlk baskıda, "birini diğerine tercih etme" şeklinde geçiyor. Bir insan isteme
gücü ile kendi dışındaki cisim lerde oluşturmaya çalıştığı ve kendi bede­
ninin hareketleri ya da idelerinin sıralanışını düzenleyebilm e bağlamında
özgür değilse de istem e edim inde özgür olabilir.

Algılama gücü Anlama Yetisi dediğimiz şeydir. Bunlardan ilk anlam özellikle ikinci. Anlama yetisinin edimi olarak ele aldığımız Algılama üç türe ayrılır:— (1) Zihnimizde idelerin algısı. 26 "Yetilerle". anlama yetisinin buyruklarına uyar. 24 İkinci baskıda eklenm iştir. Son ikisi yalnızca anladığımızı söylememizi sağlıyorsa da hepsi anlama yetisi ya da algısal güce mal edilirler. alt yetileri belirler. özgür ya da değil. 2.25 6." gibi ifadeler kendi idelerine çok dikkat eden ve düşüncelerini sözcük seslerinden çok şeylerin apaçıklığı ile düzenleyenlerce açık ve seçik bir anlamda kavra­ nabilmesi de yetilerden bu şekilde söz etmenin birçoğunda. Zihnin algılama ve tercih etme güçleri genelde başka bir adla anılır. edilgin ve etkin güçler sergilediği kabul edilen . yetkileri olan ve çeşitli eylemleri yöneten. biz­ de gerçek varlıklar gibi ayrı alanları. O eylemin zihnin buyruğu ya da önerisi sonucu bırakılması istençli. (2) İşaretlerin anlam ının algısı (3) İdelerimiz arasında herhangi [bir24 bağıntı ya da çelişki]. 25 Burada ve 6. zihnin böyle bir düşüncesi olmaksızın eylemin gerçekleştirilmesi ise istenç dışı hareket diye adlandırılıyor. 20. ya (b) sözcüklerin anlamlarının kavranımı. bö­ lümde de. kısım da L ocke anlama yetisi. Yeti sözcüğü ruhta bu anlama ve istem eylemlerini ger­ çekleştiren kimi gerçek varlıkların adı diye varsayılarak insan­ ların düşüncelerinde bir karışıklık yaratacak biçimde kullanıl­ mazsa. ya da (c) bilgi ya da kesinliği oluşturan bağıntıların ayırt ed il­ mesini dile getirmektedir. düşünme ya da algı ile istenç işlem lerini zihnin iki büyük ve asıl eylem leri olarak gösterir. farklı derecelerdeki zihinsel durumlar ve çeşitli güdüleyicilerin etkisiyle istenç edimlerinde. bu bölümde istencin belirlem eleriyle bağıntılı olarak önem li bir rol oynayan acı ve hazzın duyulurluklarını ayırır. üçüncü an­ lam da dördüncü kitapta görülür.gulamasına da istem ya da isteme diyoruz. bölüm . Burada açıkladığı "Al­ gılama" D enem e içinde ya (a) yalın ide. "İstenç ruhun yönetici ve üstün yetisidir. uyum ya da uyuşmazlığın algısı. Gündelik dilde anlama yetisi ve istenç zihnin iki ye­ tisidir. yerine getiren ve kimi eylemlere uyan bir sürü seçik etmen26 olduğuna ilişkin kavram karmaşası yarattığından az çok eminim. yeterince yerinde bir sözcüktür.

[27Zihnin insan­ ların eylemleri üzerindeki ve herkesin kendinde hissettiği bu gücün sınırının düşüncesinden özgürlük ve zorunluluk ideleri doğar]. Fakat görülür hareketlerin düzeneği ve bundan edinilen güç idesi istencin tek sorumlu ol­ duğum uz birincil nedenselliğinde içerilen ile karıştırılmamalıdır. Daha doğru kullanımında. "yeti" kendinden kaynaklı enerjiler ve öz-bilinçli yaşam ın L ocke tarafından işlem ler adı altında harmanlanan edilgin duyarlılıklarına elverişlilik hali için kullanılmaktadır. Bir ahlaksal etmenin özgürlüğü. "tercih ya da yönelim" — etmenin. bırakma. bu gücün edim sel kullanımını da istem diye adlandırıyoruz. tüm bir insanın özgürlüğü ve zorunluluğu idelerini ediniriz" şeklindedir. düşünme ve harekete28 indirgendiklerinden. sonuç­ larından değil de yalnızca ondan sorumlu olduğu. . İstemine göre yapmak ya da yapmamak etmenin gücünde değilse o zaman özgür değildir ve zorunluluk altındadır. "istence bağlı belirle­ me"— nin doğaüstü kaynağına işaret eder.29 Bir eylemi gerçekleştirmek ya da caymak eşit olarak bir insanın gücünde değilse. ya da yapmak ya da yapma­ mak eşit ölçüde zihnin tercihiyle belirlenmiyorsa eylem istençli olsa bile30 o insan özgür değildir. Locke zihinde güçler. bir et­ mende bir eylemi zihnin düşüncesi ya da belirlemesi ile uyumlu olarak yapma ya da eylemden cayma gücünün idesidir. 8. hareket etme ya da etmeme gücü ölçüsünde öz­ gür bir insandır. Sonuç olarak zihin eylem ler üzerindeki bu gücünün uzamına bağlı olarak yalnızca zihnin değil aynı zamanda tüm bir etmen. "Zihnin herhangi bir zamanda bu eylem lerden birini yapmayı yapmamaya tercih etme gücü istenç dediğim iz yetidir. Öyleyse özgürlük. sürdürme ya da sona erdirme gücünü hisseder. kapasi­ teler ve benzeri sözcüklerle dile gelenleri bir anlamda toplamak istemiştir aslında. Bir idesini taşıdığımız tüm eylemler. özgürlük idesi. tik baskıda. Öyle ki. dü­ 27 28 29 30 "insani etmenleri" kastetmek yerine.314 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 7. bir insan zihninin tercihi ya da yönlendirimi doğrultusunda düşünme ya da düşünmeme. Herkes kendinde ayrı ayrı eylemleri başlatma. Beklenen sonucun geleceği varsayım ının yanılgısıyla bunu yapmayı bo­ şuna isteyebilir ve hâlâ yararsız bir istençli belirlem e sorumluluğundadır. Hareket üretimi istem e ediminin doğrudan duyulur etkisidir. fakat doğal yasaya bağlı olan başarısızlıktan sorumlu değildir. önceden de söylen­ diği üzere. ve zihnin böyle bir tercihi sonucu o eylem in gerçekleştirilm esi ya da yapılm aması ise istençli hareket diye geçiyor. yetiler.

Kendine ya da bir arkadaşına kolunun bir hareketiyle 31 İstençli etkinlik diye sunulan güç idesi bu bölümün kalan kısımlarının da konusudur ki Locke kendisi de sonraki baskılarda geçirdikleri bir sürü de­ ğişim e karşın hâlâ memnun değildir bu bağlamda. Hareketi de hareketsizliği de zorunlu diye adlan­ dırılır. o zaman insan özgürdür ancak bunun nasıl oldu­ ğunu anlamıyorum şeklinde kısacık bir yanıta kavuşacak olan bu konuyu uzunca bir süre bir kenara bırakmıştım. Üzerinde durduğu köprü yıkılınca suya düşen bir insan da özgür bir etmen değildir.şünce." (20 O cak. Bu bölüm deki uslam lam a. Tüm üyle em in olduğum doğruluklar yanında en rahat onay verdiklerimdir bu Tanrısal yetkinlikler. fakat özgür­ lüğün olmadığı yerde düşünce de. V e dolayısıyla Tanrının özgür bir etmen yaratması olası ise. sizi yanıtlama zahm etine girmem. Bir tenis topu. Ö znenin sorumlu olduğu istenç edimleri. istem ya da istencin olmadığı yerde yoktur. Özgür istem e gücünü (sonlu bir etm ende) Tan­ rısal gücün üstünlüğü ve Tanrısal bilginin kusursuzluğu ile uzlaştırmanın güçlüğünü açıkça seziyordu Locke-M olyneux'a şöyle yazıyor: "Yazılanlar üzerinden özgürlük için ya da karşıtı savda bulunacaksanız. özgür bir etmen olarak görülemez. onları istemenin doğal zorunlulu­ ğundan özgür müdürler? . aynı zamanda istenç hakkında ortaya çıkan sorunun yanıtı da felsefi ma­ teryalizm ile bir tinsel fe lsefe arasında dönüm noktası gibi görünm em ek­ tedir. Düşmemeyi tercih ediyorsa da bu hareketten kaçınmak gücü dahilinde olmadığından durdurma is­ temini gerçekleştiremez. istem lerin — etmenin sorumluluğunda doğaüstü bir istem ka­ rakteri içerildiğini kabul etm eksizin— doğal bir sıralanış içinde güdüleri izlediklerini öngörm ektedir. Çünkü bir tenis topunun düşünmediğini. ister raketle vurularak hareket halinde ister yerde duruyor olsun. istenç de olabilir. çünkü ben rahatlıkla anlama yetimin zayıflığım itiraf ediyorum ki Tanrıdaki mutlak bilgelik ve mutlak güç sorgulanmazsa da in­ sandaki özgürlüğün Tanrının bu yetkinlikleri ile uyum halinde olduğunu söyleyem em . istem de. 1693). bu durumda özgürlüğü yoktur ve özgür bir et­ men değildir. bu durumda özgürlüğü yoktur. 9. Doğanın kendi düzeneğinin Tanrının mutlak bilg eliğ i ve mutlak gücü ile en son aşamada bağıntısı kurulmadığı gibi.31 Bir iki örnekle bu nokta daha da açıklığa kavuşturulabilir. 32 Burada da L ocke istemin kaynağı değil istemi neyin izlediğine bakmaktadır. dolayısıyla. Bu kaygısı M olyneux'la yazışmalarında görülebilir. dolayısıyla istemi ya da hare­ keti hareketsizliğe veya tersini tercih etme yeteneğinin olmadı­ ğını düşünürüz.

hangi eylem lerin övgüye ya da ayıp­ lanmaya değer görülen eylem leri olduğunu ve neden eylem lerin böyle bir niteliğe sahip olduğunu bilmek kesinlikle çok önemlidir. Fakat kişinin zihnin seçimine göre34 yapma ya da yapmama gücüne sahip olmasına bağlıdır. Öyleyse özgürlük istem ya da tercihe bağlı bir ide değildir. so­ rumlu bir etmen olarak. daha ileri gidemez.35 Bu gücü denetleme­ yecek bir sınırlama ya da davranma-davranmama yeteneğinin bağımsızlığını ortadan kaldıracak bir zorlamanın olduğu yerde özgürlük ve ona ilişkin kavramımız hemen yok olur. Özgürlük idemiz bu güçle orantılıdır. durdurmak isterse. .doğa düzeneği ya da (sıradan anlam ıyla) doğaüstü bir şeyde. Bu hareketler bağlamında hareketsizlik insanın seçimi ya da zihnin buyruğuna bağlı olmadığı halde. Kendi bedenlerimizde istemediğimiz kadar örnek bulabi­ liriz. mutlu olur ki böylece orada kalmayı gitmeye tercih eder. Şimdi soruyorum.316 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme çarpan bir insan için de zihninin istemi ya da buyruğuyla bu ha­ reketi durdurma ya da bırakma gücüne sahip denemez. istem dışı gerçekleştirdiği bu hareket herkesin o insan için üzülmesine yol açar sadece. Bir insanın derin uykudayken bir diğer odaya.33 10. bu yüz­ den o da özgür değildir ve zorunlu. 11. görmeyi ve konuşmayı çok özlediği bir kişinin de bulunduğu bir odaya ta­ şındığını ve oraya hapsedildiğini varsayalım. bu bağlamda. 34 Fakat bu zihinsel seçim nasıl ortaya çıkıyor? . kendindeki etmenlerde hangi nedenle ahlak içerikli bir kişiye dönüşüyor? 35 İsteme özgürlüğü insan sorumluluğunun ölçüsü olduğundan. Sarsıcı hareketlerle 33 Çünkü sorumlu olm adığı bir edim de ahlaksal etmen değildir ki tümüyle ondan kaynaklı değildir ancak doğanın her yerinde bulunan üstün Akıl ve amaç ile belirlensin ya da belirlenm esin doğa mekanizm ası ile ilintilendirilmelidir. insan için. Bir insanın kalbi atar ve kanı dolaşır ki bunun bir düşünce ya da istemle o insan tarafından durdurulması söz konusu değil­ dir. Bu insan uyandı­ ğında sevgili arkadaşını yanında görünce sevinir. bun­ da özgür bir etmen olarak hareket edemez. bu kalış istençli midir? Elbette öyledir. Odaya hapsedildiği için kalmamak ya da gitmek gibi bir özgürlüğü olmasa da arkada­ şından dolayı kalır.

felç durumundaysa. yokluklarını istem e gücü ile karşılaştırılmalıdır. 37 Nedensel anlamda evvelki istem iyle bağ içerm eyen hareketler ve düşünce­ lerden ahlaksal olarak sorumlu değildir fakat yine de istemin kendisinden sorumludur.37 Uyanık bir insan zihninde sürekli kimi ideler taşıma zorunluluğunda olduğundan düşünüp düşünmeme özgürlüğüne sahip değildir. özgürlük yoksunluğu söz konusudur. Şu da var ki bu değiştirilemezlik bir zorunluluğun sonucudur. Kimi zaman zihin belli koşullarda bazı ideleri göz ardı edemez ya da ne kadar çaba gösterse de yok edemez. Bu eylemde düşen bir taş ya da raketle vurulan bir top kadar hareket zorunluluğu altındadır. Di­ ğer yandan. Bak: Leibniz. Bedeninin hareketlerinde olduğu gibi zihnimizin düşün­ celerinde de zihin tercihine göre şu ya da bu şekilde davranma gücüne sahipsek özgürüz demektir. Bir insan yapabileceği bir şeyi yapamayacağına tercih edebilir. Tüm bu durumlarda. İstençli hareket zorunlunun değil istenç dışı hareketin kar­ şıtıdır.kolları kımıldayan bir insan çok istediği halde (chorea sancti viti denen tuhaf hastalıktaki gibi) zihninin gücüyle kollarını durdu­ ramaz fakat durmadan sallanır. Yeni Denem eler. bulunduğu durumun değişmesini istemez. Fakat düşüncesini bir ideden diğerine kaydırıp kaydırmamak çoğu zaman insanın kendi seçimine bağlıdır ki bu noktada o insan özgürdür. 36 L ocke güç idesini edimin kendi kaynağı değil istençli edim in yeterliliği ya da gücünde bulmaktadır. zihninin bedenini hareket ettir­ me emrine uyması engellenir. .38 Fakat zihin bedenin ya da düşüncelerin bu hareketlerini kendi tercihi yönünde durdurma ya da sürdürme. 12. Ancak kötürüm birinin hareket yeri­ ne öylece oturmayı tercih ettiğinde istençsizliğinden söz edile­ mez. 38 Sorumluluk ve dolaylı kişisel özgürlük insanın acı ve tutkuyu önlem esi kendinden kaynaklı olup insanın fiziksel bir sonuç olarak belirlem esi söz konusu olm adığından. Bazen düşüncelerimizi başka şeyleri düşünme özgürlüğümüzü elimizden alacak denli şiddetli bir tutku sarar. Örneğin işkence sırasın­ da bir insan acı idesini bir yana koyma ve başka düşüncelerle oyalanma özgürlüğüne sahip değildir.

13. Düşünce ya da düşüncenin doğrultusunda hareket etme ya da etmeme gücünün tamamıyla bittiği yerde zorunluluk sahne alır.318 nsanın Anlama Yetisi Üzerine : ir Deneme başlatma ya da bırakma gücünü kazanır kazanmaz insanı yeni­ den özgür bir etmen olarak düşünürüz. istemleri hiçbir durumda niyet edilen hareket ya da düşüncelerde izlenm eyen bir etmen. seçme. Örneğin istem edimini belki en iyi dile getiren sözcük gibi gelse de tercih etme bunu tam olarak yapmaz.39 14. 4 0 İlk baskıda. yine de. Hareketin hızı uyku için ya da köşelilik erdem için neyse özgürlük de istenç için bir o kadar bağıntılıdır. İyice dü­ şünülürse özgürlüğün yalnızca etmenlere özgü bir güç olduğu ve kendisi de bir güç olan istencin bir niteliği olamayacağı açıkça algılanılır kanısındayım. İstem kapasiteli bir etmende bir eylemin başlatılması ya da sürdürülmesi zihnin tercihine aykırı ise bu "zorunluluk"tur. 15. İnsan iradesinin özgür olup olmadığını sormak uykusunun hızlı olup olmadığı ya da erdeminin köşeli olup olmadığını sormak gibi bir şey. tercih etme gibi sözcükler. istediğinde yapmış olduğun şeyler üzerinde derin düşünmedikçe. Yanılmıyorsam şimdiye dek söylediklerim bu soruyu tümden anlamsız kılıyor. fiziksel olarak im kânsız sonuçlardan değil de. Düşünce ve istemi olmayan etmenler her şeyde zorunludurlar. üzerinde düşündüğümüz ve gücüm üz dahi­ lindeki belli bir eylem i yapmaktan vazgeçm ek ya da yapmayı tercih et­ m ek/seçm ekten başka bir şey değildir" şeklindedir. Bir insan yürümek yerine uçmayı tercih etse de bunu 39 D oğa yasalarına göre. istem . istemi yeterince seçik dile getirmezler. . [40Okuyucumu uyarmalıyım: Kullanmış olduğum em­ retme. bir eylemin engellenmesi ya da durdurulması etmenin istemine ay­ kırı ise bu "kısıtlama"dır. istemlerin kendilerinden sorumludur. "Açıktır ki. Öyleyse. insanın istenci özgür mü değil mi? şeklinde bence çok akıl dışı ancak fazlasıyla kurcalanan sorunun böylece yanıtlanıp yamtlanamayacağım düşünün artık. yönetme. kendi gücünün dışında doğa düzeneği doğrultusunda belirlenen.

açıktır ki. Fakat ahlaksal öz­ gürlük.41] istenç bunu yapma yetisi değil de nedir? Bu yeti. istençli etmenin en son nedenleri olacağı biçim de kendi ahlaksal ya da ahlakdışı istem leri ortaya çıkarma gücüne karşılık gelm ez mi? . Güçlerin. zihnin insanın herhangi bir yeteneği üzerinde sahip olduğu egemenliği tikel bir eylemin yapılması ya da yapılmaması doğrultusunda bilerek harekete geçirmesi edimidir. güçlerin kendilerinin olma­ dıklarını anlamayan var mıdır? istencin özgür olup olmadığını sormak aslında istencin bir töz.43 özgürlük de bir diğer güç ya da yetenek iken istenç özgürlüğe sahip midir diye sormak bir güç diğer güce. Fakat istem ler doğa yasası çerçevesinde.hep istediğini kim söyleyebilir? istem. Locke'un savına göre. O zaman istenç bir güç ya da yetenek. bir yetenek diğer yeteneğe sahip midir diye sormaktır. güdülemeyi ortaya çıkaracak güçtedir asıl olarak. Özgürlük ise bir insanın zihnindeki asıl tercihe uygun olarak bir eylemi42 yapma ya da yapmama gücüdür. 42 "Eylem" yani istem in kendinden ayrı olarak. Özgürlük bir insanda bede­ nin parçalarını seçim ya da tercihle hareket ettirme ya da ettir­ 41 Özgürlük. 16. is­ tediğini yapma özgürlüğüne sahip değilse de isteyebilir. bizim için ve bizde ger­ çekleştirilen edim ler mi ya da sorumlu tutulacağım ız biçim de bizim tarafı­ mızdan gerçekleştirilen edim ler midir? 43 Çünkü. zorunlu zihinsel koşullar ya da güdüleme/harekete geçirm enin doğal etkileri değil. bir etmen. Yani kendisi nasıl isterse öyle davranan in­ san özgürdür. burada düşünülen anlamıyla. sürdürme ya da durdurmaya yöneltme gücünden daha fazla bir şey midir? Kendi eylemleri üzerinde düşünme ve şu ya da bu eylemi yapma ya da yapmamayı tercih etme gücüne sahip bir etmenin istenç denen yetiye sahip olduğu yadsınabilir mi? O zaman istenç yalnızca böyle bir güçtür. yalnızca etmenlere ait ve yalnızca tözlerin özelliği olduğunu. Soru tartışılmayı ya da yanıtlamayı gerektirme­ yecek kadar anlamsızdır. istem i izlem esine niyetlenilen sonuçtur. bir etmen olup olmadığını sor­ mak ya da en azından özgürlük tam olarak başka bir şeye mal edilemediğinden öyle varsaymaktır. zihnin düşüncesini bize bağlı olarak bir eylemi üretme.

yürüme ve dans etme yetilerini bu eylemleri üretenler varsaymak da yerinde olur. genelde görüldüğü üzere. İnsanların istenç denen güce verdikleri ve bu yüzden is­ tenci etmen olarak dile getirmelerine yol açan yeti adı. dans etme yetisi dans eder.320 nsanın Anlama Yetisi Üızerine ir Deneme meme gücü olarak ele alınabilir ki bu durum o insanı özgür kı­ larken durumun kendisi özgürlüktür. istenç özgürdür gibi) yetilerden eyleyen seçik varlıklar olarak söz etmek akla uygunsa o zaman yalnızca çeşitli hareket kipleri olan konuşma. ahlaksal olarak sorumlu olacağı bi­ çim de tamamen ve mutlak biçim de kendi istem lerine karşılık gelen güç . 45 M idas'ın kulakları bir eşeğin kulaklarına dönüşmüştü. 47 Asıl soru.47 44 Locke yine güç idesini "seçme ya da tercih" sonucunda görüyor ki Limborch’a yazdığı mektuplarda da bu şekilde yazıyor. ya da. (İstenç buyurur. özgürce istem ede insanın. 17. anlama yetisi kavrar. 46 Burada "düşünme" herhangi bir bilinç edim i ya da durumu için kullanıl­ maktadır. anlama yetisi istence uyar ya da uymaz gibi ifadeler de kullanabiliriz. Aynı şekilde çe­ şitli düşünme kipleri olan46 istenç ve anlamayı da seçme ve al­ gılama eylemlerini üreten yetiler olarak düşünmek de böyle bir şeydir. O zaman şöyle diyebiliriz: Şarkı söyleme yetisi şarkı söyler. istenç anlama yetisini yönetir. istenç seçer. Bunlar tümüyle konuşma gücünün şarkı söyleme gücünü yönettiği ya da şarkı söyleme gücünün konuşma gücüne uyduğu ya da uymadığını söylemek kadar uygun ve akıl alır olabilir.44 Fakat özgürlüğün özgür olup olmadığını soran birinin ağzından çıkanı kulağı duymuyor demektir ve zenginin zenginliklerin sahibi için verilen bir ad ol­ duğunu bilerek zenginliklerin zengin olup olmadıklarını soran birinin Midas'ın kulaklarına45 çok ihtiyacı vardır. gerçek anlamını gizleyen bir kullanımla bu saçmalığı biraz olsun örtebilse de istenç seçme ya da tercih etme yeteneği ya da gücünden başka bir şey değildir ve bir yeti adı altında istenç yalnızca bir şeyi yapma yeteneği olarak düşünüldüğünde onun özgür olduğu ya da olmadığını söylemedeki saçmalık kendini apaçık ele verir.

Bu güçleri harekete geçiren ve kullanan zihin. 19. "meliyim" edebilirim ya da yalnızca doğa yapabilir mi demektir? 48 Güç kendi başına bir soyutlam adır/genellem edir ve özgür etkin güç idesi de. . Güçler etmen değil bağıntılardır ve hareket etme gücü olan ya da olmayan özgür ya da özgür olmayandır. Bu ya da şu edimsel düşüncenin. Ancak konuşurken söylediğimiz. eylemi yapan da insandır. Nasıl ki dans etme gücü şarkı söyleme gücü üzerinde işlem yapmıyor. 49 Ahlaksal bir etmen durumunda bir istem ortaya çıkarmak ya da bir istemin ilk nedeni olmak. ve tüm bunlar bir yana. istemin. istenç anla­ ma yetisi ya da anlama yetisi istenç üzerinde işlem yapar şek­ lindedir.48 Özgür olmak ya da olmamak eylem gücüne sahip olmak ya da olma­ maktan başka bir şey değildir. düşünme gücü de seç­ me gücü üzerinde etkide bulunmaz ki bunu derin düşünen herkes algılar kolaylıkla. Fakat bir eylemi yapma gücü üzerinde başka bir eylemi yapma gücüyle işlemde bulunulamaz. yoksa gücün kendisi özgür ya da özgür değil diye anılamaz. doğadaki bir etmen gibi. Fakat tüm bunlarda birbirinin üzerinde işlem yapan güçler değildir.. kendi başlarına doğal etkiler olan doğal nedenler dizisinde bir halka olup olmadığıdır.18. ya da zihnin edimsel seçiminin şu ya da bu şey üze­ rine edimsel düşünmenin nedeni olabileceğini yadsımıyorum. Örneğin bir şarkının söylenmesi. Bunlar insanda ya da zihinde çeşitli eylemleri yapmaya ilişkin farklı güçler oldukla­ rından insan uygun gördüğü biçimde harekete geçirir onları. etkilerin önünde sonunda kaynaklan olarak başvurulduğu bir etm ence sunulmaktadır. Tahminimce bu konuşma biçimi âdet edinilmiş ve büyük bir düşünce karışıklığına yol açmıştır. İnsan yapmaya gücü ya da yeteneği olan etmendir. istem ya da bir insanın seçme gücünü kullanmasının ara nedeni olabileceğini kabul ediyorum..49 olarak düşünülüp düşünülm eyeceği ya da şu ya da bu şekilde insanın yal­ nızca. bir dansın yapılmasının nedeni ya da bir dansın yapılması bir şarkınm söylenmesinin ara nedeni olabilir.

bedensel işlemlerde yetilere ilişkin benzer bulguların çok kullanılması ve söz edilmesinin fizik bilgisinde sağladığı kadarını zihinsel işlemlerimizin bilgisinde de yarat­ mış olmalı. Kısacası bu demektir ki. Her etkinlik tinsel ise o zaman her fiziksel olay cisimlerdeki hareketleri belirleyen her yerde varlık sahibi Tin ya da Etkin Aklı sergiler ki buna göre fiziksel sonuçlar ya da etkiler önceki fiziksel görünüşlerin ürünleri değil. hareket etme yeteneği hareket eder ve doğal olarak kendisiyle birlikte getirmesi söz konusudur. Çünkü çalışma yetene­ ği ya da gücü olmayan hiçbir şey çalışamaz.50 Bu ve benzeri sözcüklerin onları sürekli kullanan günlük dilde yer almadıkla­ rını söylemiyorum. yalnızca başkala­ şımlarıdırlar. Ne hareket eder? Hareket yetisi.322 nsamn Anlama Yetisi zerine ir Deneme 20. fiziksel sistem de devreye girer. Büyük İskender ya da Sezar'a atfedilen işler ya da Platon ya da Milton'un yapıtları bilinç dışında. sindirme yeteneği sindirir. Rüküş bir kılıktan hoşlanmayan felsefenin kendisi de. Yetilere onlara özgü olmayan nitelemeler yapmak böyle bir konuşma biçimine yol açmıştır. Onları tümüyle bir yana atmak fazlasıyla yapmacık kaçar. 50 İsteme edim inde düzeneksel (mekanik) ve bağımlı bir güç idesi ya da edil­ gin doğal ekonom inin bir şekilde üstündeki varlığın duyumu içinde ve ah­ laksal yönetim in yüksek yasası altında doğaüstü bir güç idesi midir söz ko­ nusu ettiğimiz? . işlem yapma güçlerinin bulunduğunu yadsımıyorum. Bir şeyin bedenden çıkarılmasını sağlayan ne­ dir? Çıkarma yetisi. halkın huzurunda. Fakat zihin üzerine söy­ lemlere yetiler adıyla birlikte onların hareket ettikleri kavramını sokmak. Midelerimizde eti sindiren nedir diye sorulduğunda yanıt sin­ dirme yetisi idi. istençli etkinlik doğa b ilim iyle açıklanabilir değil. Fakat yanılgı şuradadır: Yetiler hep bir sürü seçik etmen olarak dile getirilmiş ve betimlenmiştir. ülkenin sıradan dil ve göreneğine göre giyinmiş olmak­ tan dolayı gurur duymalıdır. Bununla birlikte Akıl ve İstenç. Öyle ki zi­ hinde de zihinsel yeti ya da anlama yetisi anlıyor ve seçme yetisi ya da istenç istiyor ya da yönetiyordur. sanıyorum. Buna göre. Bedende ve zihinde yetiler olduğunu. ya da düzeneksel nedensellik ile koşullandırılm ış gibidir. doğruluk ve açıklıkla çelişmediği sürece. katı ve uzam lı cisim lerdeki kendili­ ğinden oluşan değişm eler konusu kadar açıklanabilir olm adıkça.

psikoloji psi­ koloji ve bilim bilim olacaktır. başka türlü düşünülmesi tuhaftır zaten. bilimin amaçlan d ı­ şında da amaçlar olacağı. yalnızca ahlaklılık koşulu olan doğal birlikten özgür­ lüğü/muafiyeti insanın bir fizik bilgisini ya da nedensel birlik (tek tiplilik)lerinin art ardalığı ile ilgilenen ve insanda doğaüstülüğü reddeden bilimi aşar. bana göre. Buna göre.52 İnsandaki bu gücün yettiği eylemler bağlamın­ da. Parmağımı harekete yönlendiren bir düşünce ile durduğu halde onu hareket ettirebiliyorsam. (1) Bir insan zihnin seçimi ya da yönlendirimi ile bir eylemin olup olmaması tercihini kullanarak olması ya da olmamasını sağlayabildiği kadar özgürdür. sindirim sindirme yeteneği olan bir şey. II. Özgürlük konusuna dönersek. sf: 570) 52 Kendi istençsel belirlemelerinin ahlaki sorumluluğu adına. Yeti. apaçıktır ki bu anlamda özgürüm. bir insanın özgür olup ol­ madığını sormak uygundur. Yine bir düşünceyle konuş­ mak ya da konuşmamak tercihinde bulunabiliyorsam. ve yararlandığı. olabild iğin ce. Cilt. Doğrusu. yetenek ve güç. Y ine de sürekli olarak. Bir insan istediğini yapma gücüne sahipse bundan başka bir özgürlük dü­ şünülebilir mi? Bir eylemin olması ya da olmamasını tercih ederek biri bu yönde davranabildiği kadar istediğini de yapabilir.51 21. istediğini yapabilmekten daha özgür olmak nasıl imgelenebilir.Güç İdesi 323 anlama yeteneği de anlar. işte bunu söyleyemeyiz. konuş­ mak ya da sessizliğimi korumakta özgürüm demektir. Bir eylemi olmamasına tercih etmek eylemi istemektir. bir insan özgürlüğün ona tanıdığı kadarıyla özgür gibidir. dolayısıyla konusu olm ayı hak eden tek tip neden düzeninin bilimin üzerinde hiçbir iddiada bulunamaya­ cağı daha geniş bir düzen içinde yayılabileceği anımsatılmalıdır. aynı şeylere ait üç farklı addır. "Özgür istenç doğru ya da yanlış olsun. Bir insanın özgür olma yeteneği olmaksızın özgür olması sanırım akla uygun değildir. hareket hareket etme yeteneği olan bir şey ve anlama da anlama yeteneği olan bir şey tarafın­ dan gerçekleştirilir. istençli bir et­ men olarak doğal neden düzeneğinden bu kadar çok uzaklaştınlm ış ve . Bu ifade biçimleri daha anlaşılır bir düzene sokulduğunda ortaya çıkan da şöyle bir şeydir. 51 Ahlaksal edim leri. Psikoloji." (James.

çok daha kötü bir duruma düşecekse de. yani tercihte bulunmalıdır: Çünkü biri değilse öteki kaçınılmazdır. isteme ediminde. 23. daha özgürdür. 55 Dördüncü baskıda eklenm iştir. Öyleyse bir insan isteme doğal düzeneğin uyumlu bağım lılık gösterdiği ahlaksal ve tinsel ekonom iye sokulm uşsa. Bundan daha iyi düşüncelere ulaşmadıkça. özgürlük yararına olmaz: Ve bir insan istediği gibi hareket etmek kadar isteme özgürlüğüne sahip değilse o insan özgür değildir demek iyi bir bahanedir. eyleme ya da eylememe gücünden kaynaklı bir eylem ve özgürlük olduğundan. Bunun nedeni çok açıktır.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 22. Öyleyse. istem konusunda bir insan [54böyle bir önerme üzerine] özgürlüğe sahip değildir.. 53 Yazarın ölümünden sonraki baskıda eklenmiştir. . [55Düşüncelerine sokuldu mu bir insanın gücü dahilindeki ey­ lemin yapılması ya da yapılmamasını tercih etmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. (2) İsteme ya da istem. bu isteğinden vaz­ geçmez. mutlaka biri ya da diğerini yapmalı.. bir insan isteme özgürlüğüne sahip midir? Bu da istenç özgür müdür değil midir tartışmasına döner. 54 Yazarın ölümünden sonraki baskıda eklenmiştir. Dolayısıyla bir insanın özgürlüğü üzerine şu soru ortaya atılır. bir insanın gücü dahilindeki bir eylem hemen yapılmak üzere düşüncelerine bir kez girdi mi o insan isteme bağlamında özgür olamaz. Tercih edilen zihnin seçim ve belirlemesiyle olur. Bir insan mutlaka biri ya da diğerini istemeli­ dir ve tercih ya da istemin yönüne göre eylem ya da eylemsizlik oluşur ki bu tümüyle istençli harekettir. Kendinden tüm kötü düşünceleri uzaklaştırmak isteyen biri. İstemeseydi olmazdı. insan [53böyle bir durumda] özgür değildir: özgürlük hareket etme ya da etmeme gücünden kaynaklıysa. İstencine bağlı olan eylemin yapılması ya da yapılmaması kaçınılmaz olduğundan ve varoluşu ya da olma­ yışı tümüyle istencinin tercihi ya da belirlemesine dayandığın­ dan bu eylemin olması ya da olmamasına ilişkin isteği devreden çıkaramaz. yani onu istemesiy­ le.

ve istemleri içeren hiçbir olayın. rahatsızlığı ortadan kaldırmaya yönelik nedensel zorunluluk altında olduğu sonucunu çıkarıyor. yürüyen bir insana yürümemesi öneri­ lirse. Buna göre. o zaman özgür değildir. Ancak bir yerde duruldu mu sonuncu istencin eylemleri özgür olamaz. çünkü isterse yürüyebilir. ortaya çıkam ayacağı esasına dayanıyor. bir uçurumdan düşen insan. onlar arasında da iste­ mekten cayabilme yani bir kez düşüncesine girmiş olan. gücü­ nün yettiği bir şeyin olup olmaması arasında tercih koyma gibi bir istenç özgürlüğüne sahip bir varlık yoktur.ediminde bir zorunluluk altındadır ve dolayısıyla özgür olamaz. doğa düzeneğinden daha yüksek bir yasa altında olam ayacak biçim de. Yürüyen bir insan da özgürdür çünkü isterse durur. Bu yetersiz içerikle Locke. istencin özgürlüğünün istemlerin önceki sitemlerle doğa düzeneğinden bağım sız değil de onun bir parçası olarak belirlenm esi dem ek olduğu yönünde. insanın istemlerinde. Bu sav. . gücü dahilindeki bir şeyi isteme ya da istememe özgürlü­ ğüne sahip değildir.56] [57İsteme eylemini insanın istencine bağla­ yarak onu daha fazla özgür kılmak için bu istencin edimlerini belirleyecek bir önceki istenç ve onu da belirleyecek öncesinde bir istenç olmalı ve böyle sonsuza dek gidilmelidir. bir insan hem özgür hem bağlı olana dek. kendi istençli belirlemeleri de dahil. ta ki zorunluluk ve özgürlük bir arada. Öyleyse apaçıktır ki bir insan bir kez düşüncesine girmiş olan. özgür değildir. Bu durumda yürümeyi ya da yürümemeyi 56 L ocke sonunda etm enin sorumlu olacağı şeyi yapmaya yönelik özgür bir güç idesine varmaktadır. Aynı şekilde. oluşmalarının bir önceki fiziksel ya da nedenli nedeni olm aksızın. hare­ ket ediyorsa da. Çünkü özgürlük yalnızca ve yalnızca eyle­ mek ya da eylemden caymak gücünde vardır. 57 Paranteze alınan cüm leler Locke yaşarken yayınlanan dört İngilizce baskı ve Latince baskısında varsa da Fransızca baskı ya da ölümünden sonraki baskılarda yer almıyor. Üs­ tün varlıkları kavrayabildiğim kadarıyla. Oturan bir insan için hâlâ özgür denebilir. fakat materyalizm ya da natüralizm ile evrenin bir tinsel felsefesi arasındaki dönüm noktası olm ası bağlamında yeterli bir de­ ğerlendirmesi yoktur. özgür değildir: Çünkü bu hareketi istediğinde durduramaz. Fakat oturan bir insan kendini bir yerden bir yere taşıma gücünde değilse.] 24.

Bu sorunun saçmalığı apaçık ortadadır.326 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme tercih etmek zorundadır. Öyle ki öz­ gürlüğün istenci içermediği kolayca anlaşılabilir. Benzeri en son sözü edilen edim de de gözlem lenebilir ki bu da bizi doğrudan çelişk iye götürür: Çünkü . Bu tür eylemlerde zihin.58 25. bu edim de de istenç kendi kendini belirliyor ya da hâlâ onu seçen bir önceki istenç edimi ile belirleniyor olur.59 58 Karşıtlar arasında uzlaşm a yoktur ilkesine göre ya eylem eli ya eylem em e­ lidir. Gücümüz dahilinde önerilen tüm diğer eylemlerde de aynı şey geçerlidir. zihin onlara ilişkin bir belirlemeden kaçamaz ve insan düşünmeden önceki duru­ munda kalır ya da değiştirir. Çoğu durumda insan isteme ya da istememe özgürlüğüne sahip olmadığından bir sonraki soru: İnsan hareket ya da hare­ ketsizlikten birini isteme özgürlüğüne sahip midir değil midir? şeklindedir. Zihin istemeden cayma gücü taşımaz. isteme bağlamında özgürlüğün kaynağı olan etme ya da etmeme gücüne sahiptir. o zaman her özgür seçm e edimi de onu seçen bir önceki seçm e edimi ile belirlenir durumdadır. Böyle bir soru soran­ lar bir istencin bir diğerinin. o zaman. onun da bir diğerinin edimlerini belirlediğini ve böylece sonsuza dek gidildiğini varsaymış ol­ malılar. V e önceki istenç edimi de özgür bir edim olursa. Bir insanın hareket etmek ya da durmak istemede özgür olup olmadığını sormak bir insanın istediğini isteyip isteyemeyeceği ya da hoş­ landığı şeyden hoşlanıp hoşlanmayacağını sormak değil midir? Bu sorunun yanıta gereksinimi yok bence. istediği kadar kısa ya da hızlı düşünülsün. ikisi arasında zihin tercih koyar ve böylece var olan durumun sürmesi ya da değişmesi kaçınılmaz biçimde istence bağlı olarak gerçekleşir. eylemi sürdürür ya da bitirir. Yaşamımız boyunca uyanık olduğumuz her an birbiri ardından gelen istençli bir sürü eylemi düşünürsek. 59 D oğal art ardalık düzeni içinde bir önceki istem le kendi kendini belirleme anlamında istem in özgür olam ayacağı Jonathan Edwards tarafından şu şe­ kilde açıklanıyor: "İstenç kendi edimlerinin tümünü belirliyor olsa. Açıktır ki. bu ilkelere göre. yapılacakları zamana dek çok azının üzerinde dü­ şünüldüğünü ya da zihne önerildiğini görürüz.

20 fit karelik bir odaya hapsedilen mahkûm bu hücrenin kuzey ucundaysa. örneğin Hobbes'un Özgürlük ve Zorunluluk Ü zerine in celem esin de ol­ duğu gibi. bunda özgürdür. zorunlulukçu bir özgür etmen idesidir.60 o da tüm zincir içinde kalanları yönlendiren ilk edim in öncesinde bir istenç edimi ya da ilk özgür istenç ediminden önceki bir özgür istenç edimini g e­ rektirir. bu insan artık özgür değildir. II. Locke'ta ise bu istemiş olduğumuzu yerine getirirken engellenm em e özgürlüğünün idesidir yalnız- . Bölüm . Fakat kendinden daha büyük bir güç onu sımsıkı tutar ya da aşağı fırlatırsa. önünde sonunda. insanların düşün­ celeri ve anlama yetilerini karman çorman eden bu tür güçlükler sanırım daha kolay çözülür. seçimimiz ya da isteğimiz doğrultusunda etme ya da etmeme yeteneğindedir özgürlük. geriye kalan edim leri belirle­ yen bir istenç edim ine varırız ki bu noktada istenç kendini belirler değildir (yani bir önceki istem gereği) ve b öyle bu özgürlük bağlamında istenç özgür değildir. Yani. özgürlük bir eylemin oluş ya da olmayışının bizim tercihimize değil istemimize bağlı ol­ masından kaynaklıdır. çünkü bu kadar yürümek ya da yürü­ memek elindedir. önceki istem le doğal olarak doğurulan istem olduğu biçim inde yersiz bir varsayım üzerinde iler­ liyor. Başka bir deyişle. Öz­ gürlük ve istem ideleri anlama yetilerimizde iyice pekiştirilir ve zihnimizde olmaları gerektiği gibi kalırlarsa. 1.(1) Çok iyi anımsanmalıdır ki. nerede şeyin doğası belirsizliğe neden oluyor anlarız. 20 fit güneyine yürü­ yebilir. özgürdür. Kısım ) Bu sav özgür istencin kendisi bir ilk neden olmaktan çok.26. ve nerede terimlerin karmaşıklığı. çünkü atlama ya da atlamama gücüne sahiptir. Bir uçurumun başında duran insan 20 yard aşağı denize doğru atlama özgürlüğüne. Fakat zincirde bir sonrakini belirleyen ve tayin eden ilk edim özgür değilse. hiçbiri özgür olamaz. Bu ve benzeri saçmalıkları ortadan kaldırmak için zihni­ mize bu şeylerin belirgin idelerini yerleştirmek gereklidir. çünkü bu eylemin yapılıp yapılmaması bu durumda onun gücü dahilinde değildir. 27." (Ahlaksal Etmenlik için olm azsa olmaz var­ sayılan istenç özgürlüğüne ilişkin bak: A raştırm a. 20 yard yukarı at­ lama gücünden dolayı sahip değildir. Ancak 20 fit daha kuzeye yürümek özgürlüğü yoktur. 60 Bu.

Sözcük kalabalığından kurtulmak için eylem sözcüğü kapsamına "önerilen bir eylemin yapılmamasını" da almak isti­ yorum. Bu baskıda çıkarılm ış olan on bir kısım da. ve sonuç olarak hareketin mutlak hareket ettiri­ lende değil de daha güçlü neden ve dolayısıyla başka bir nedenin etkisiyle başlaması söz konusudur. L ocke ve M olyneux arasında. D eğişiklik Locke'un ilk sanısındaki değişim yüzündendir — şöyle ki sanısı. kısm ın sonuna dek olan kısımlar (ilk metne uygun kimi kısımlardan bazı parçalar) ilk baskıdaki 28-38 kısım ların yerini almak üzere ikinci ve sonraki baskılara eklenm işlerdir. yanıt hazır. Mahkûm. etkisiz bir istençti kaçma belirlem esine varabilir. dolayısıyla ahlaksal özgürlüğünün akıl dışı bir uygulaması olacaktır." (Ö zgürlük Ü zerine A raştırm a Konusunda D ü­ şü nceler. asıl eylem i şöyle ayı­ rıyor: "Bir etmen olm ak.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 28. benzer birçok paragraf içinden şurada.62 29. onun koşullarında bu istem yerleşik doğa yasalarının etkisi altında etkisiz kalacak. hareket başlatma (ya da değişm e başlatma) gü­ cüne sahip olmak demektir. 61 Bu kısım ve 62. [61f2j İstem ya da isteme. (3) İstenç zihinde bir insanın işlevsel yetilerini hareket ya da hareketsizliğe yöneltme gücünden başka bir şey değildir. an­ cak. Hareketsiz ya da sessiz kalmak. ve hareketin zorunluluğu hareket ettirilen şey­ den daha güçlü ve onun dayanamayacağı bir etki gerektirdiğinden hareketin başlaması mutlak değildir. bu bölümün sonunda verilmiştir. zihnin bir eylemin yapılmasına düşüncesini yöneltme ve böylece gücünü o yönde kullanma edimidir. ayrıca. istem lerim iz önünde sonunda daha büyük iyiye yönelik yargım ızla belirlenir şeklindeydi ve hissedilen rahatsızlık is­ temin doğal nedenidir şeklini aldı. . zihin! ca. Deneme'nin ikinci baskısının hazırlıklarının sürdüğü 1693 tarihinde süren yazışm alar ve Limborch'a yazdığı mektuplar bu değişm enin ve de bu bölümdeki us­ lamlamalar boyunca Locke'un yaşadığı belirsizliklerin tem ellerini yansıt­ maktadırlar. 62 Locke "eylem" ile yalnızca istem enin etkisini kastetmektedir. sf: 6) Zorunlu etm en ifadesi terimsel bir çelişki doğurur ve düze­ neksel ya da nedenli nedende etkin bir güç olamaz. is­ tenci belirleyen nedir? sorusuna gelince. yürümek ya da konuş­ mak önerildiğinde bunları yapmamak anlamına gelse de önerilen eylemler kadar istence bağlılık gerektirdiği ve sonuçları bakı­ mından bir o kadar önemli olduğundan eylemler olarak söz edi­ lebilir. yargıyı askıya alma gücünde yer alır biçim indeki düşüncelerini bu yeni 35 kısım da bulabiliriz. elinizdeki m etinle karşılaşttırma yapılabilsin diye. Çağdaşı Samuel Clarke. Locke'un özgürlüğe ilişkin istem i erte­ lem e. Fakat laf kalabalığını azaltmak açısından böyle bir yola başvurduğumu tekrar belirtmek isterim.

Bunu şeylere ilişkin çok seçik kavramlara sahip olunması ve onlar hakkında çok açıklayıcı şeyler yazılmasına izin vermediklerini düşünmek istemediğimiz insanlar da yapmışlardır. tercih etme ve benzeri te­ rimlerle dile getirmeye çalışmışsam da. doğaya katışıktır ve sözde kendinin olan eylem in etmeni değildir. Bu durumda bir güdüleyici istemin fizik sel nedenidir. Yukarıda istem edimini. çünkü görüyo­ rum ki. rahatsızlıktan kaynaklı doğal bir zorunluluğun edilgin öznesi olan kendisidir. İnsanın varsayılan özgürlüğü yalnızca dışındaki doğanın özgürlüğüdür: Artık bu her ne ise. İstenç ve zihnin çok çok farklı diğer edimleri arasında yeterince ayrım yapılmasını zorlaştıran ifadelerle yanlış yönlendirilme­ mek açısından böyle bir önlem almak gereklidir. sahip olduğu bu gücü belli bir tarafa doğru harekete geçiren et­ menin kendisidir. 64 Büyük olasılıkla M alebranche'a taş atıyor.64 Bunun karışıklık ve yanılgıya yol açan önemli bir neden olduğunu dü­ 63 Etmen denen her tikel istem e edim inde. çok yalın bir edim ol­ duğundan ne olduğunu anlamak isteyen herkes kendi zihnine dönüp istediğinde ne yaptığını gözlemleyerek bir sürü sözcük karmaşasına yoğunlaşmaktan daha iyi sonuçlar alacaktır bence. sorunun anlamı üze­ rinde duralım: İstenci belirleyen nedir sorusu aslında şudur: Zihni belirli durumlarda. Yeni bir eyleme ya da var olan du­ rumun değişmesine yönelten bir rahatsızlıktan başka bir şey değildir. Değiştirmeye güdüleyen ise hep bir rahatsızlık ya da sıkıntıdır. istem kadar arzuyu da içeren seçme. başka sözcükler olmadığından.63 Zihnin eyleme yönelmesinde etkili olan büyük güdü­ leyici kısacası istencin belirleyiciliğidir. şu ya da bu hareket ya da hareketsizliğe yöneltme gücünün belirlenmesinde güdüleyici olan nedir? Aynı durum ya da eylemi sürdürme güdüsü yalnızca o durum ya da eylemden alman doyumdur. . 30.Güç İdesi 329 Çünkü şu ya da bu yöne yönlendirmede genel gücü belirleyen. Bu yanıt yeterli değilse. istenç özellikle arzu gibi duyulanımlarla çok sık karış­ tırılmakta ve bu sözcükler birbirinin yerine kullanılmakta.

sürmesi ya da durması çabalarını doğuran belli bir belirlemesi olduğunu görecektir. İstem.65 İyice düşünülürse istencin tümüyle arzudan farklı olduğu ve ay­ nı eylemde arzunun istencimizin bizi yönelttiğinden tamamıyla ayrı bir yönlendirmede bulunabileceği ortaya çıkar.66 31. Öyleyse arzulama ve isteme zihnin iki seçik edimidir ve sonuç olarak isteme gücü olan istem arzudan çok daha farklıdır. Bu durumda istenç ve arzu çatışır. Şiddetli bir damla nöbeti ile kafasında bir uyuşma ya da midesinde rahatsızlık kalmadığını gören bir insan bu nöbetin ayakları ya da ellerine verdiği acının da dinmesini arzular (Acı oldu mu bundan kurtulma arzusu da vardır) ancak. Düşüncelerini zihninde olup bitenlere çeviren bir insan istenç ya da istem gücünün yalnızca eylemlerimizle ilgili olduğunu. yalnızca bir düşünce ile zihnin gücü dahilinde gördüğü bir eylemin olması.330 nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme şünüyorum ki bu yüzden olabildiğince ortadan kaldırılmalıdır. Eylemin olmasını istediğim yön ile arzuladığım yön karşıttır. Eylemlerimizde istenci belirleyen nedir? İkinci düşünce­ lerde amacın genelde düşünüldüğü gibi daha büyük iyi olmadığı kanısındayım. doğanın bir parçası fakat bir istem kendisi de anlık arzu ya da baskın rahatsızlığın doğal etkisi iken açık eylem e gebedir. . Kıramayacağım bir insan. istençli edim le sunulan güç idesi d eğil. bunlarda insan çoğunlukla en şiddetli rahatsızlık 65 Bu bağlamda istenç ve arzu kökenlerinde ve fiziksel nedenler sistem iyle olan bağıntılarında değil yalnızca sonuçlarında farklılar. daha ileri gitmediğini ve istemin. İstemler ve arzular eşit ölçüde. Her ne kadar dikkatle tasarlanmış olursa olsun etkisiz kalan istem yalnızca arzu ya da dilek olarak kabul edilir. galip ar­ zudur. bu acının gi­ derilmesinin damla illetinin daha hayati bir organına geçmesi olasılığından haberdar olduğundan istenci bu acının dindirilmesine yarayabilecek bir eyleme yönelmez. 66 İstence bağlı hareketlerin düzeneği ve üretimidir Locke'un vurguladığı. sözünü ederken ikna etmeyi arzulamadığım yönde konuşmaya zorlayabilir beni.

Kısımda hazzı kastettiği) bir ideal "iyi" değil de his­ sedilen bir rahatsızlıkta yerleştirm esine yol açan bu düşünceleri. birbirle­ rinden ayırt edilemezler. 68 Bak. fakat acının varlığı elbette daima acı vericidir. Dolayısıyla. "daha büyük iyi" ilk baskıda savunulduğu gibi. Çünkü iyinin yokluğu her zaman bir o kadar acıya yol açmaz. İstem e edim inde özgürlük. herkes acıyı aynı oranda kurtulma arzusu ile birlikte hisseder.67 İstenci belirleyen ve eylemlerimizi yönlendiren budur. ilk dü­ şüncelerinde olduğu gibi. "Rahatsızlığı" adeta arzu ile mutlak uyumlu ve istenci yalnızca niyet edilen sonucun izlem esi açısından arzudan farklı görüyor. burada. hissedi­ len acı ya da rahatsızlığa aynı ölçüde arzu eşlik eder.68 Bunun dışında olumlu iyinin yokluğuna duyulan arzu da vardır. ancak "arzuladığımız her şey yalnızca mutlu olm ak için­ dir". Bedendeki her acı ve zihnin kaygısı birer rahatsızlıktır. 69 V e buna göre. Bir iyinin yokluğundan duyulan zihin rahatsızlığıdır sözünü ettiğimiz. olmayan iyinin ken­ disi rahatlıktır. D enem eler. Sonraları L ocke bunu (48­ 53 Kısımlar) kararsızlık aşamasında. istem i fiziksel sistem in bir konusu ve varlığının en dip noktasında dahi insanı doğanın bir parçası kılıyor. Arzu bir iyinin yokluğunda hissedilen acıya bağıntılı bir rahatsızlık olduğundan. olmayan iyi arzusuz da aranabilir ve düşünülebilir. . M ontaigne. Olmayan bir iyinin yokluğun­ dan duyduğumuz acı ona olan arzumuz kadardır. 2. özgür etmenlerdeki istem i ertelem e gücü olarak nitelendiriyor ki b öylece ahlaksal üstünlüğün bir benzeyiş ile doğal edilginliği karıştırılıyor/harmanlanıyor. Bu elde edilene dek arzu vardır. İyinin yokluğu daima bir acı değildir. "istenci hep belirleyen" değildir. Fakat olmayan iyinin büyüklüğü ile yokluğunun acısı eşit değildir. yargı gücünün yönlendir­ diği arzu ya da rahatsızlık duygusu ile istem eye yöneltilen insanda vardır ve istem rahatsız edilm e kapasitesine dayalıdır. M olyneux'a yazdığı 15 Tem m uz 1693 tarihli mektubunda kendini "yanıl­ mıyorsam sizi tatmin edecek ve şim diye dek yazdıklarımdan daha da fazla insan özgürlüğü konusunda aydınlatıcı gelecek yeni bir bakış açısı yaka­ ladım" diye kutluyor. ve burada da arzu ve rahatsızlık eşit hissedilir.69 67 Locke'un istençli belirlemenin de doğal olarak belirleyicisi olan güdü ya da nedeni (20. Fakat arzunun artması rahatsızlığın da artmasını getirir.Güç İdesi 331 duyulanımı ile yönlenir. Bu rahatsızlığa arzu diyebiliriz. hatta her daha büyük iyi" sürekli arzuyu güdülemez: Çünkü o iyi mutluluğumuzun olm azsa olm az bir parçası olm ayabilir ya da öyle görülm eyebilir. Bölüm . Bununla birlikte. Fakat "her iyi.

Mektup 7/9. insan­ ları karı koca yaşantısının zevklerine güdüleyen asıl şeyi göre­ biliriz. . var ve yok zihni etkiler. İyi ve kötü. susuzluk ve benzeri doğal arzular bağışla­ mıştır. Bir insan içinde bulunduğu durumdan hiç rahatsız olma­ dığı için memnunsa bunu sürdürmekten başka nedir yapacağı? Yüce Yaratıcı insana türünü sürdürebilmesi ve varlığını koru­ yabilmesi için yeri geldiğinde istencini72 harekete geçirecek ve belirleyecek açlık. Yaşamımızın önemli bir bölü­ münde yer alan ve farklı amaçlarımız için farklı yönelimlerde olmamazı sağlayan istence bağlı eylemlere doğru istenci koşullayan bu rahatsızlıktır. bu sözlerde. arzunun büyüklü­ ğüyle de orantılı bir şey bulabilirler. 70 71 72 73 Proverbs (Süleyman'ın M eselleri K itabı). İnsanların istemlerini güdüler gibi zorunlu kılanlar nelerdir? Korintoslulara I. Salt iyi amaçları düşünmek istenci belirlemeye ve bizi harekete geçirmeye yeterli olsaydı bu doğal acılardan hiçbirine sahip olmazdık ve dünyada neredeyse hiç acı duymazdık. 30/1.332 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 32. haz almak olumlu iyiyi içerir. Yaşamın kendisi ve tüm zevkleri böyle bir rahatsızlığın hiç dinmeyen baskısı altında ta­ şınamayacak bir yüktür. St Paul. acıyı dindirmek olumsuz. 33. Fakat istenci zaman zaman her istençli eylem için doğrudan belirleyen.73 "Evlenmek yanmaktan iyidir" diyor. olmayan bir iyiye odaklanmış arzu rahatsızlığıdır. Arzunun bir rahatsızlık durumu olduğunu herkes kendi iç duyumuyla algılayabilir ve bilge insanın70 "kalbi hasta eden beklenti" olduğundan umut dediği ve bazen insanları "çocukla­ rımı bana verin" arzuladığım şeyi verin "yoksa ölürüm"71 diye yalvartacak düzeyde rahatsızlığı tırmandıran. Biraz yanma hissi gelecekte yaşanacak daha büyük hazlardan da güçlü püskürtüyor bizi. 34. 13/12. G enesis.

yine de doğruluğa acıkana ve susayana. Diğer yandan. varlığının azaldığını. hastalık ve o çok sevdiği içkiler de dahil her şeyin yokluğuna gebe olduğunu görse de içkiye ve arkadaşlarına du­ yacağı özlemin rahatsızlığı onu yine de meyhaneye sürükler. O da bilir ki bu yitir­ dikleri. daha büyük iyi. İşte o zaman daha büyük iyi olduğunu kabul ettiği şey 74 1690. Yerine kendinde duyduğu başka rahatsızlık geçecek ve istencini başka eylemlere doğrultacaktır. erdemliliğin yokluğundan bir rahatsızlık duyana dek istenci bu daha büyük iyi kabul edilenin peşinde bir eyleme yönelmeyecektir. Bir insanı bolluğun kıtlıktan çok çok yararlı olduğuna inandırsanız ve yaşamın kimi nimetlerinin berbat yoksulluktan daha iyi olduğunu anlatsanız da eğer durumundan memnun ve bundan bir rahatsızlık duymuyor ise istenci yoksulluktan kurta­ rıcı herhangi bir eyleme yönelmeyecektir. ayyaş bir adam sağlı­ ğının bozulduğunu.Güç idesi 333 35. insanların genel onayı ile öylesine yerleşmiş bir ilke vardır ki konu üzerine düşüncelerimi ilk yayınladığımda onu dikkate almış olmam kuşkusuz büyük bir çoğunlukça hoş karşılanm ıştır. öyle sanıldığı ve anlaşıldığı gibi. daha büyük iyi belirler" şeklinde. varlık ve hatta öbür dünyanın mutluluklarından yoksun kalacağını bilmesi de buna engel olmaz. ki sağlık. yaşam biçiminin iti­ barsızlık. daha ciddi bir araştırma üzerine anladım ki. içkinin damağında bırakacağı tat ya da arkadaşlarıyla yaptığı boş gevezeliklerin yanında zerresi bile çok büyük önemde iyilerdir. İçmediği saatlerde bu daha büyük iyiyi izleyeceğine dair kendi kendine sözler verir. istenci belir­ lemiyor. ta ki alıştığı tada özlemi yinelenene dek. iyi. "İstenci iyi. Bir insan erdemin getirilerinin bu dünyada büyük amaçları ve öteki dünya için umutları olan bir insan için ne kadar gerekli olduğuna iyice ikna edilse bile.74 Ancak. . Denem e'nin ilk baskısında. Daha büyük iyiyi görmemesi değildir burada neden. o iyiye orantılı olarak artan arzumuz onun yokluğunda bizi rahatsız etmedikçe.

334 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme önemini yitirir ve o alışkın olduğu rahatsızlık istencini her za­ manki eylemine yöneltir. proboque. Olasılığı ve olanaklılığını kabul ettikleri anlatılması zor cennet zevkleri zihinleri önüne canlı örneklerle sergilendiği halde bu dünyadaki mutluluklarıyla yetinecek kaç 75 O vidius. D eğişim ler. . Olmayan iyi düşünülerek zihne yerleştirilip var edilebilir de denebilir. tüm eylemlerde amaçladı­ ğımız şey olan mutluluğu yakalamak adına istenci belirler. İdesi gerçekten de zihinde yer alabilir ve orada var olduğu düşünülebilir ancak var olan iyi olarak zihinde bulunan hiçbir şey arzumuzu doğurma­ dıkça yaşadığımız rahatsızlığın dinmesini sağlayıcı güçte de­ ğildir. 37. Bir rahatsızlık duyduğumuz ölçüde mutsuz oluruz ve mutluluğu bu­ lamadığımızı hissederiz. Herhangi bir iyiye ilişkin ide de tüm diğer ideler gibi etkin ol­ mayan bir kurgu nesnesidir zihinde ve ne istenç üzerinde etkisi vardır ne de bizi harekete geçirir. ve o rahatsızlık istencin belirleyicisi konumunu korur. şu mutsuz yakınmada bulunur.75 "Video meliora. Küçük bir acı tadıyor olmamız tüm hazzı yok edebilir. Dolayısıyla. 36. bu şekilde yinelenen söz verişler ve caymalar gittikçe alışkın olduğu yönelimi daha da güçlü kılar. Sırası geldikçe bunun nedeni üzerinde duracağım. Neden rahatsızlık tek başına istenci belirler? Çünkü o tek başına vardır ve olmayan şeyin olmadığı yerde etkide bulun­ ması şeylerin doğasına aykırıdır. deteriora sequar: Bu cümle anlattığımız durum için oldukça uygundur. İstencin bir kez için bir eyleme yöneltilmesi söz konusu olduğundan yaşadığımız rahatsızlık. Zaman zaman. istencimizi başka eyleme yönelten de ya­ şadığımız acının ortadan kaldırılması arzusudur ki bu eylem mutluluğa doğru ilk ve kaçınılmaz adımdır. Çünkü acı ve rahatsızlık mutlulukla uyumlu değildir ve sahip olduğumuz iyi şeylerin verdiği hazzı da alıp götürür.

Sonsuz büyüklüğü kabul edilen iyi. Düşünceler üzerinde de hükmeden istenç. bu kadar büyük bir iyi bir kez önerildi mi istenci sarar ve bu sonsuz en büyük iyinin peşinde koşar. Daha büyük iyi diye düşünülen belirleyici olsaydı. bu durumda zihni yalnızca o iyiye. Fakat. sımsıkı kavrardı. Bedendeki şiddetli bir acı. her şeyin üstünde iyilerle dolu öbür dünya düşüncesi bunların önüne geçemez. sanı­ rım. zihnin durumu ve istencin genel eğilimi bu olurdu. 39. İstenç anlama yetisine yansıdığı haliyle iyiye ilişkin dü­ şüncelerle belirlenseydi o zaman olası düşünülen ve önerilen öncesiz-sonrasız cennet zevklerinden yüz çeviren kimse kal­ mazdı. en büyük iyiye odaklardı. çok önemsiz şeylerin peşindeki arzularımızın ardılı rahat­ sızlığın yerini çoğunlukla almaz. Ancak böyle olma­ dığı deneyimle apaçık ortadadır. bir daha hiç bırakmaksı­ zın. bazen zihni harekete geçirmiş ve etkilemiş olan bu öncesiz sonrasız en büyük iyi is­ tenci sıkı sıkıya kavramasa da. Bu durumda hiç durmaksızın ya da başka bir amaca yönelmeksizin tüm eylemlerimizde cenneti hedef almalıyız: Öncesiz-sonrasız bir mutluluk beklentisi elde edilmesi çok daha olası dünya hazlarının üzerinde bir egemenli­ ğe sahiptir: Oysa gelecekteki hiçbir şeye henüz kavuşmadığı­ mızdan bu cennet zevklerinin beklentisi de yanıltıcı olabilir. sonsuz büyüklükte olası iyinin tüm eylemlerde istenci düzenli ve sürekli olarak be­ lirlemesi kaçınılmaz demektir. Böylece istenci belirleyenin ne olduğu da apaçık anlaşılır. çılgın bir aşka kapılmış insan­ . İstenci tek başına belirlediği ve bizi eyleme yönelttiği düşünülen. Eğer böyle düşünülen daha büyük iyi istenci belirliyor olsaydı. çok büyük bir rahatsızlığın bir kez ele geçirdi mi istenci kolay kolay bırakmadığını görebiliriz. 38. yalnızca önerilmiş ve düşüncelere sokulmuş her olmayan iyi yalnızca bir olasılık olduğundan.G üç İdesi 335 kişi vardır? Bu dünyanın zevklerinin peşindeki arzular eşliğin­ deki rahatsızlıklar insanların istençlerini belirlemede birbiriyle yarış halindeyken.

Şimdiye dek genellikle arzunun rahatsızlığının istenci belirlediğini gösteren örneklemelerde bulundum. kıskanma. Hatta arzu içermeyen tek bir tutku yoktur.336 insanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme daki baş edilmez tutku ya da hiddetli bir öç alma arzusu istenci sımsıkı kavrar ve bu durumda istenç anlama yetisinin kapılarını başka şeylere kapatır. İğrenme. . korkma. Bu dünyada değişik arzulardan dolayı türlü sıkıntılarla çevrili olduğumuzdan. 41. Zihinde daha büyük bir rahatsızlık yer aldığında istenç hemen yeni bir eyleme kaydırılır ve yaşanılan zevk hiç sayılır. Ayrıca. neyin rahatsızlığını hissedersek hissedelim bellidir ki mutluluktan yoksunuz. kızgınlık. rahatsızlık duyulanımımızla be­ lirlenir. şimdinin ötesine bakar ve sonrayı arzularız ve istencimiz de bu arzunun peşinde süreklenir. Sürekli mutluluğu arzularız. utanma ve daha birçok tutku ayrı ayrı rahatsızlık içerir ve böy­ lece istenci etkiler. koşullarımız ne olursa olsun kendi düşüncelerimizde bu yoksunluğu duyuyor olabiliriz. Durumumuz. zihnin tüm düşünceleri ve bedenin güç­ leri bu rahatsızlığın boyunduruğundaki istencin hizmetine girer­ ler. Bunun üzerinde herkes kendini gözlemleyerek sonuca varabilir kanısındayım. 40. tüm diğer eylemler yerine tek bir eyleme bizi yönlendirme gücü olan istenç. Dolayısıyla. Çünkü isten­ cin. Zihnin var olan durumunda en belirgin ve en etkili görünenin adı genelde söylemde ve düşünmede öne çıksa da bu tutkular yalın değildirler. Öyleyse zevke ulaştıran eylemi sürdüren de onun bitmemesinin arzusu ve kaybedilmesinin korkusudur. bunlardan hangisinin istenci bir sonraki 76 Rahatsızlık oldu mu ondan kurtulma arzusu da olm alı ve her durumda istenç doğal olarak yalnızca var olan rahatsızlıkla belirlenmek zorundaysa. rahatsızlığa eşlik eden bir arzu olmaksızın.76 Burada tümüyle dışarıda tutulan diğer tutkuların bünyesindeki ya da onlara eşlik eden rahatsız­ lıktan hiç söz etmedik. Rahatsızlığın olduğu yerde arzu da vardır. bir eyleme yönlendirmesi pek seyrektir. "asla". var olan hazlarımız bir yana.

rahatlamak imkânsız görüldüğünde doğal etkisini kaybeder ki istem anlama yetisinin yargısıyla koşullanır. istencin kendi başına belirlem esinin kaynağı göz ardı edile­ rek. Locke'un asıl üzerinde dur­ duğu ve hâlâ düşündüğü özgürlüktür. en büyük rahatsızlıktır. Ra­ hatsızlıklardan en baskın olanı ön plandadır. 42. Çünkü. istenç ey­ lemci yetilerimizi eyleme yöneltme gücü olduğundan. körükleyici olan.. Çünkü akıllı bir varlığın yalnızca boşa çaba harcaması demektir bu. kimi zihinde düşünce­ den.77 Fakat yine. Sürekli istencin tek nesnesi olarak duyum­ sadığımız bu rahatsızlığı gidermeye yönelik eylemlere gireriz. ve bizi harekete geçirmez..Güç tdcsi 337 eyleme yöneltme önceliğine sahip olduğunu araştırmalıyız. kulağın işitme­ diği ve insanın kavrama kapsamında olmayan duyulanımlardır. kimi bedende belli hareket kipleşmelerinden doğsa da. 79 Cisimlerdeki gerçek nitelikler yalnızca birincil nitelikler olduğu ve tüm di­ ğer nitelik-güç denenler birbiriyle bağıntılı zihinsel duyulanımlar olduğun­ .. Arzuları güdüleyen nedir? diye sorulursa yanıtım: Yal­ nızca mutluluk. o sırada duyduğumuz en önemli ve ön­ celikli rahatsızlık yaşamımızdaki istence bağlı eylemler zinci­ rinde art arda istencimizi belirleyendir. En fazla hissedilen ve sürekli bir sonraki eyleme istenci yönelten. istem in kaçınılmaz doğal sonucu olduğu. Bunlara kısaca bedenin ve zihnin haz ve acısı diye­ ceğim. Bir dereceye kadar çok canlı izlenimlerine sahibizdir. hiçbir za­ man elde edilemez olduğuna karar verilene doğru harekete geçirilemez. Gözün görmediği. Doğrusunu söylemek gerekirse. Mutluluk ve mutsuzluk iki karşıt addır ve bunların sınırlarını bilmeyiz.79 77 Kendiliğinden doğan rahatsızlık duygusu ve buna bağlı olarak rahatlama arzusu. bir yanda zevk ve hoşnutluk diğer yanda üzüntü ve sıkıntı ile bezenen iz­ lenimler. olur. Baş edilmesi olanaksız çok büyük bir rahatsızlık bu durumda istenci belirleyici konumda değildir. hepsi de zihne aittirler. 78 A çık eylem in.. İstem sonucu gücümüzün yettiği bir eylem ürettiğimizden78 is­ tenç o noktada durur ve daha öteye gitmez.

Ancak acı ve haz dereceleri bir karşılaştırmaya sokulduğunda bir tercih konusu olduklarından. Acı ve haz ya beden ya da zih­ nimiz üzerinde belli nesnelerin işlemi ile farklı derecelerde üretiliyorsa. ancak gerçek nitelikler yerleşik doğa yasaları çerçevesindeki neden­ lerdir. İyi diye kabul edilen başka şeyler vardır ki. yetkin olduğumuz en uç haz. Her daha büyük haz kadar her daha az acı da iyi doğadadır. insan onları arzulamaz. herhangi bir acı üretmeye elverişli olan kendinde de kötüdür. geçiştirir ve onlarsız da halinden memnun olabilir. .80 44. tam anlamıyla. Bilgide haz bulamayacak kadar du­ yarsız biri yoktur herhalde: Duyusal hazların peşinde ise onlarsız da olunabilir mi diye sorulamayacak kadar çok insan vardır. 80 Buna göre haz Locke'un iyi idealidir. iyi insanın arzusunu harekete geçirmez. Yalnızca mutluluğun gerekli bir parçasını oluşturduğu düşünülen kadarı arzuyu körükler. herkes mutluluğu sürekli izler ve mutluluğuna katkı­ da bulunabilecek olanı hep arzular. mutsuzluk ise en uç acıdır. daha büyük bir iyi ya da kötü karşısında çoğun­ lukla böyle düşünülmez. bizde hazzı üretmeye eğilimli "iyi" ve acıyı üretmeye eğilimli de "kötü" dediğimizdir. herhangi bir haz üretmeye elverişli olan kendinde de iyi. Ayrıca. her daha fazla acı kadar her daha az haz da kötü doğalıdır. Var olan dü­ şüncelerinde insanı doyurabilen bir mutluluk parçasını oluştu­ racak diye görülmeyen. Mutluluk. o zaman. Öyleyse. dan. iyi ve kötü saptamasını doğru yapmak karşılaştırmaya dayanıyor. Buna göre.338 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 43. mantıken Locke'un "summum bonum 'u"hazzm mükemmel değil sonsuz niteliğidir. Mutluluk denebilecek en düşük de­ recede hissedilen şey bile onsuz kimsenin hoşnut olamayacağı kadar çok haz ve rahatlık içerir. Bu eğilimler bizim mutluluk ve mutsuzluğumuza kaynaklık eder. Her iyi genelde arzunun uygun öznesi olsa da. iyi denilen ve düşünelen her şey her insanın arzusunu harekete geçirecek diye bir şey yok.

bilgide haz bulan insanın açlık ve susuzluğu rahatsızlık verdiğinde. güzel yiyecekler. Her acı mutsuzluğumuzun bir parça­ sını oluşturur fakat olmayan her iyi her zaman var olan mutlu­ luğumuzun önemli bir parçasını oluşturmadığı gibi. onsuz da mutlu olabile­ ceklerini düşündükleri büyük iyi konusunda kaygılanmadan ya da onun peşine düşmeden. Şunu herkes kendinde gözlemleyebilir. Mutlulukları için zorunlu olduğu saptanan bir şeyin yoklu­ ğundan rahatsızlık duyduklarından. Diğer yandan.G üç İdesi 339 Duyusal hazlarda doyum sağlayan ve bilgide o doyurucu hazzı gören iki ayrı insan da birbirlerinin izledikleri hazzın büyük ol­ duğunu kabul edebilseler de. hiçbirinin istenci de bir diğerinin doyumu­ nun peşine düşmez. mutsuzlu­ ğumuzda da yokluğu bir anlam taşımaz. Fakat. eğlenceye. . Her rahatsızlık giderilse 81 Her insan doğalında iyi ya da kötüyü kendi rahatsızlık duygularının hisse­ dilen şiddet ve çeşitliliğine göre düşünm eye yöneldiğinden. bu iyinin açık bir idesini taşıyabilir­ ler. Ancak her ufak güçlük bizi harekete geçirir ve ondan kurtulmaya çalışırız. arzulan harekete geçmez ve de her biri diğerinin hoşlandığı şey olmaksızın ha­ linden memnundur. hiçbiri bir diğerinin hazzını kendi mutluluğunun bir parçası görmeyeceğinden. nefis şarap ve acı sosa asla aldanmayan istenci hemen yeme ve içmeye yö­ nelir. yiyip içmeye düşkün. Böyle olsaydı sürekli ve sonsuz bir mutsuzluk sürerdik: Çünkü sonsuz mutluluk dere­ celeri vardır ki biz hiç ulaşamamışız. mutluluklarına bir katkıda bulunacak bir iyi belirir belirmez onu arzulamaya başlarlar. Buna göre. daha büyük görü­ nür iyi her zaman insanların arzularını göründüğü oranda ka­ bartmaz. düşünce tembeli bir insan da sevgilisine kendini beğendirme ar­ zusu ya da utanma duygusuyla herhangi bir bilgisizlikten dolayı rahatsızlığa kapılabilir.81 45. insanlar ne kadar gerçek ve sürekli mutluluğun peşinde olsalar da. zevke. Bunun nedeni kendi mutluluk ve mutsuz­ luğumuzun doğasındadır. insan için mutlak bir iyi ve kötü ölçütü yoktur.

Ancak bu daha büyük görünen iyi arzularını harekete geçirmez ve istençleri o iyiye ulaşm a çabasına yönelmez. güç ya da zenginlik ve benzeri için duyulan şiddetli arzuları içeren) görenek. Hatta öteki dünyaya tercih ettikleri bir parça onur. mal ya da hazzı elde etmek ve sürdürmenin daha olanaksız olduğunu görebilirler. yorgunluk rahatsızlıkları. iyi olduğu görü­ . Yaşamın sıradan gerekirlikleri. sıcak. öteki dünyada kavuşma olasılığı­ nın da yeterince ayırdındadırlar aslında. Bu doğal ya da edinilmiş alışkanlıkların yığdığı birikimden çıkan sürekli bir rahatsızlık zinciridir istencimize egemen olan. su­ suzluk.340 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme de. soğuk. sürekli olarak açlık. en büyük görünen iyinin kazanımını göz ar­ dı etmezdik. çalışma ve uyku ile el eledir. cennetin zevklerini mutlulukları için önemli bir unsur olarak görmezlerken tam. 46. Yine de mutluluklarını kimi küçük zevk ya da amaçlarla sınırlar. daha uzaktaki o büyük iyinin çekiciliğine kapılmamız için pek boş bir zamanımız kalmıyor gibi. mutsuzluğun giderilmesi ve mutluluk için yapılacak ilk şey olduğundan. değersiz eylem­ lerde bulunmazdık. hep oldukları yerde kalmaktan hoşnut olsalar da öteki yaşamda bu dünyadaki her iyinin üstünde zevkler olabileceğini de yadsıyamazlar. Duyduğumuz ve baskısı altında bulunduğumuz acıların dindirilmesi. Böyle olmasaydı. Bu rahatsız­ lıklardan biri gider biri gelir. güvenli ve ölümsüz mutluluğa bu dünyada değil. istençlerimizin bu kadar sık yöneltildiği ve kendileriyle yaşantımızın bu kadar büyük bir kısmını istençli olarak harcadığımız önemsiz. eğitim gibi etkenlerle edinilen alışkanlıklar sonucu bizde yerleşen düşsel rahatsızlık­ lar ve alışkanlıkla bize artık doğal gelen başka bir sürü çarpık arzuyu da eklersek. Gerçekten de bu yaşamda mutlulukları sürekli ve bir rahatsızlık içermeyen ortalama hazlarla bezeli çok insan yoktur. insanların mutluluğunun hizmetinde ortalama bir iyi vardır ve sıradan zevklerin ardılı ufak tefek hazlar insanların mutlulu­ ğuna malzeme olur. Bunlara (onur.

G üç İdesi 341 len. hissettiğimiz her rahatsızlık tümüyle giderilme­ dikçe hiçbir şey için açık değildir. İşte o zaman var olan ra­ hatsızlığımızın bir parçası olm aya başladığından tüm rahatsız­ lığımızla paralel kendi büyüklüğü ve baskısı oranında istenci belirleme sırasını alır. her yönüyle irdeleme ve diğerleriyle karşılaştırma özgürlü­ 82 Değerinin ölçütü nedir? . Mutluluk peşindeki çabalarımızda ilk adım mutsuzluk duvarlarını tümüyle yıkmak ve onu hiç duyumsamamak oldu­ ğundan. istenç. 48. ta ki tam ve sürekli düşünülmesi onu zihne daha da yaklaştırıp zevkine erdirene ve bir arzu uyandırana dek. bir sonraki eyleme istenci yönelten de doğal olarak en büyük ve en baskın olandır. arzulanılan nesneleri düşün­ me. Zihin çoğunlukla arzula­ rından herhangi birinin doyurulması ve yerine getirilmesini er­ teleme gücüne sahip olduğundan. zihin­ lerimizde arzular uyandırana ve böylece yokluğundan bizi ra­ hatsız kılana dek istencimize ulaşmaz. Her za­ man değilse de genellikle böyle olur. Bir rahatsızlık. 47. kabul edilen ve düşünülen var olmayan iyi yokluğundaki mutsuzlukta bir payı olmadığı sanısıyla var olan rahatsızlıktan kurtulmak için gösterilecek bir çabada göz ardı edilir. Çok çok büyük görünen ve kabul edilen iyi. Bu durumda bizi kuşatan çok sayıda istek ve arzudan bu dünyada yakamızı kurtaracak gibi görünmüyoruz. bizde var olan diğer ra­ hatsızlıkların belirleyiciliği altında olduğumuzdan. bir arzu zihnimizde kaldığı sürece böyle bir iyinin istenci belirlemesi söz konusu değildir. Bizde istencimizi belirlemeye hep hazır ve körükleyici çok sayıda rahatsızlık olduğundan. Böylece sırası geldiğinde bu iyiye82 duyulan arzu devreye girer ve istencimizi yönlendirir. bu iyinin et­ kinlik alanında değilizdir. Önerilen bir iyiyi iyice düşünmek ve irdelemekle o iyinin değerine orantılı olarak arzularımızı yaratabiliriz.

istemek ve hareket etmek bir hata değil tersine doğamızın kusursuzluğudur. Oysa şu ya da bu ar­ zunun yerine getirilmesini erteleme gücüne sahibiz. 84 Etmendeki arzunun istence dönüşümünü ertelem e gücünü kabul etme. son kararla belirlenebilir olmayan tam bir bağımsızlık. İyice ir­ deledikten sonra da mutluluğumuz için yapabileceğimiz ya da yapmamız gerekene karar vermiş oluruz. yapacağımız eylemin iyi ya da kötü olduğuna dair ir­ delemede bulunacak ve karar verecek zaman kazanırız. İnsanın özgürlüğü işte burada yatar. Locke'un doğaüstü tinsel özgürlüğü tanımaya yönelik yaklaşım ına en yakın olanıdır. Tam bir irdelemenin son verisine göre arzulamak. . Bu bana tüm özgürlüklerimizin kaynağı gibi geliyor. istençle belirlenene 83 L ocke’da özgür etmen olmak en sonunda istemi erteleme gücünde yatar. çünkü iyice irdelemeden. Bu bir kısıtlama ya da özgürlüğün azalması değil tersine daha da büyütülmesidir. istenci ivedi bir yönlendirmeye sokarız genelde. Ben pek uygun bulmu­ yorsam da bu noktada özgür-istenç84 kavramı da kullanılıyor.85 Zihnin tercihine uygun olduğu düşünülen. hatalar ve kusurlara yol açar. ah­ laksal ya da doğaüstü eylem özgürlüğüyle uyum suz olmaktan olabildiğince uzak zihin gücü gereklidir bu bağlamda. Özgür edim ler yanılabilir. artık insan başka bir istenç kullanımından daha özgür değildir.342 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ğüne sahiptir. özgürlüğümüzün asıl göstergesidir. iyi ya da kötüye ilişkin. akılla uyum gösterm ezlerse de. sonlu etmen sorumlu olduğu şeyde özgürlüğü kötü kullandığında. Fakat bunda insan güdülerin doğal nedeni üzerine çıkarsa. mutluluk için gösterdiğimiz çaba­ lar ve yaşantımızın düzenlenmesinde düştüğümüz yanılgılar. Fakat her şey bir yana. 49. 85 İsteyen insan ne istediğini düşünmeli ve eylem e geçm ek için bir güdüye sahip olmalıdır. İstenç bir eylem için belirlenmeden önce bir arzunun ertelenmesi sırasında.83 Bu özgür­ lüğün doğru kullanılmaması. düşünen bir varlık doğasının üstünlüğü ya da kusursuzluğu olmaktan o kadar uzak olur ki. Locke'un ön savlarına göre "erteleme" ra­ hatsızlığın doğal ürünü olm alıdır. Mutlak bağımlı istem i ertelem e gücü insanı doğa düzeneğinin bir parçası olarak tutar. Böyle bir belirlemeden uzaklaştıkça mutsuzluk ve tutsaklığa daha da yaklaşırız. ahlaksal açıdan bir arzunun istence bağlı gerçekleşim ini ertelem ede.

Bir insan elini başına ka­ dar kaldırmak ya da tümüyle hareketsiz bırakmak özgürlüğüne sahiptir.88] 86 Burada arzu ve istenç. Her ikisinde de tümüyle bağımsızdır. ortaya çıkan istem den dolayı nasıl kınanabilir? L ocke yalnızca. fiziksel bir zorunluluk altında. istem e edim inde. [87Seçtiğimiz iyiye ulaşabilmek özgür­ lüğümüzün asıl amacıdır. bir insanın kendisine ait ol­ mayan bir amaç adına hareket ettiğini söylemektir.Güç İdesi 343 dek hareket etme ya da etmeme bağımsızlığından yoksun olmak kadar büyük bir yetersizlik halini alır. ahlaksızca istem ede bulunmaları nasıl mümkün olabilir? Bir dış doğa yasası ile insan hatalı yargısına direnemez v e farklı yargıda bulunamazsa. 88 İnsanlar. Fakat bir darbenin geldiğini görüp gözlerini ya da başını korumada aynı bağım­ sızlığa başvurursa yani elini kaldırmak ya da kaldırmamak ter­ cihinde serbest davranırsa aynı derecede kusurludur. Dolayısıyla. tercih gücü ve tercihi açık eylem e taşım a gücü olarak ayrılıyor. Yoksa kendisi dışında birinin egemenliğinde olurdu ki bu özgürlüğü yitirmektir. düşüncelerinde onu bir başka şeyin önüne koyarsa onun daha iyi olduğunu düşünüyor ve her şeyden önce onu elde etmek istiyordur. hazlar ve acılan değerlen­ dirmede bu kadar hatalı kararları/yargılan olm ası. Bu bağımsızlık­ tan yoksun olsaydı büyük bir eksiklik duyardı. Zihnimizin son kararı ile değil de başka bir şeyle yönlendirilseydik bir eylemin iyi ya da kötü olduğunu yargıla­ mada özgür olmazdık. düşünen bir varlık olarak her insan yaradılışından kaynaklı olarak kendisi için en iyi olana ilişkin karar ve düşüncesiyle istemde belirlenme zorunluluğun­ dadır. zihin gücünün/anlayış yeten eği­ nin ahlaksal özgürlüğün koşullarından biri olduğunu gösteriyor-istem in yargının zorunlu sonucu olduğunu vurgulamıyor. 87 C oste. Bir şeyi aynı anda isteyip istememe ve elde etme ve etmeme söz konusu ol­ madıkça. Her belirlemede bir insanın istencinin kendi kararma uyduğunu yadsımak. Arzu ya da tercih etme gücünün iyi ile belirlenmesi de hareket etme gücünün istenç tarafından belirlenmesi kadar kusursuzluktur.86 Böyle bir belirleme kesinleştiği oranda daha büyük bir kusursuzluktan söz edilebilir. Fransızca baskıda eklemiştir. en iyi olana y ö ­ nelik yargılarını izlem eye koşullanmaktalarsa. Zihinsel açıdan kör olan .

yalnızca deliler ve aptalların özgür olduğu söylenebilirdi: Fakat hiç kimse böyle bir özgürlük için deli olmayı tercih etmez sanırım. Bu bilgisizlik durumunda. kimse tarafından özgürlüğün ya da en azından yakınma özgürlüğünün kısıtlan­ ması olarak görülmez. Bizden üstün. kusursuz mutluluk sahibi varlıklara bakar­ sak.344 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme 50. ve bir akıllı varlık bu zorunluluğu daha da fazla hissettikçe sonsuz kusursuzluk ve mutluluğa daha da yakınlaşır. kendini üzüp utandırabilme serbestliği özgürlük diye adlandırılabilir mi? Aklın yönetimin­ den çıkmak ve daha kötüyü yapmak ya da seçmekten alıkoyan irdeleme ve yargılamanın getirdiği sınırlamalardan yoksun ol­ mak gerçek özgürlük olsaydı. sanırım.89 Yeterince emin olmadığı­ mız yerde bu güce başvurarak irdelemenin yol göstericiliğine istem elbette ahlaksal anlamda özgür ya da gerçekten bir istençli belirlenim olam az. biz sığ görüşlü yaratıklar. Sonsuz bilgeliğin yetkinliğini dile getirmek bizim gibi sonlu yaratıklar için kolay olsaydı. daha az özgür olduklarının göstergesi değildir. bir arzuyu erteleme ve onun istencimizi belirleyip bizi bir eyleme sokmasını engelleme gücümüzü kullanarak gerçek mutlulukta yanılgıya düşmekten kurtulabiliriz. Daha açıklayıcı olmak adına soruyorum. Yüce Tanrının kendisi de mutlu olma zorunluluğu altındadır. akıllı bir insana göre daha az akla başvuruyor diye bir insan için budala denile­ bilir mi? M askaralık yapabilmek. M utluluğa duyulan sürekli arzu ve bu arzunun mutluluk için bizi harekete geçmeye zorlaması. bunun için zaten deli olması gerekir. 89 D oğal olarak rahatsızlıkça zorunlu görülen arzularımızı ertelem eye yönelik belirlenim lerim iz ya da bu ertelem e bir istençli belirleyiş değil midir? V e bir istenç edimi değilse nedir? . Yüce Yaratıcının özgürlüğü en iyi olanla belirlenmesinin önünde en­ gel değildir. 51. sanırım Tanrının kendisinin de iyi olmayanı seçemediğini söyleyebilirdik. Ancak bu onların daha az mutlu. iyinin seçiminde bizden daha sıkı belirlendiklerini görürüz.

akıl almaz heves olduğu ve akıl uyarınca istediğim izde doğru kullanıldığını söylem ektir. gerçek mutluluğumuzla uyumlu olup olmadığını tam olarak in­ celemediğimiz ancak tercih edilebilir görünen bir iyinin peşin­ deki arzulanmızla belli bir eyleme zorunlu eğiliminden uzak kalırız.Güç İdesi 345 sığınmak yeterlidir. 52. çünkü kalmak ya da gitmek elindedir. Bu. bu gösterilen yola yönelmektir. Böyle bir belirlemenin doğrultusunda. özgürlüğün kaynaklandığı gücü azaltmaz. . Düşünen varlıkların gerçek mutluluğun elde edilmesi yolundaki sürekli çabaları sırasında belirli durumlarda önerilen ya da arzulanan bir şeyin asıl amaçlarına ulaştıracak ve en bü­ yük iyileri olanın gerçek bir parçasını oluşturacak olup olmadı­ 9 0 Bu. böyle bir araştırma ile gerektiği biçimde bilgilenene dek. İstencin böyle bir araştırma sonucu belir­ lenmesi. İnsan özgürlüğü doğru akıl ya da ahlaksal sorumluluk doğrultusunda olduğu kadar ahlaksız ve akıl dışı eylem e yönelik özgün güce karşılık gelir. Gerçek mutluluktan şaşmamak adına özen göstermek özgürlüğün te­ melidir. Dolayısıyla. Bu "Bir Etik Konu O larak Özgürlük" üzerine bir denem ede Prof. yalnızca ahlaksal özgürlüğün kör. Zincirlerinden kurtulmuş ve hapishane kapıları sonu­ na kadar açılmış bir insan tümüyle özgürdür. Ancak tercihi gece karanlığı.90 53. Akıllı doğanın en yüksek kusursuzluğu gerçek ve tam mutluluğun sürekli ve titizlikle izinin sürülmesinde yatar. hareket etme ya da etmeme gücüne sahip olan kişi özgür bir etmendir. tarafından iyice irdelenmiştir. Hapis­ hanenin sağladığı kolaylıklar tercihinde rol oynuyorsa bile. James Seth. en büyük iyimiz olarak gerçek mutluluğu izleme ve tercih etme zorunluluğu ile belirli durumlarda arzularımızın doyumunu ertelemek durumundayizdir. En büyük iyimiz olan ve arzularımızın hep izini sürdüğü genel mutluluğun peşini bırakmadığımız sürece istencimizin. havanın kötü olması ya da kalacak yerinin bulunmaması gibi koşullar yüzün­ den kalmak yönünde belirlenmişse artık özgür değildir. bu­ rada bir zorunluluk söz konusudur.

dikkatle araştırılmasını da dayatır. çoğu durumda bir arzunun doyumunu erteleyebildiğimizi gösteriyor. Sonlu etm enlerin ahlaksal eğitim i akıl dışı yani ahlaksız ya da tersini istemeleri olasılığını öngörür. yargılama gücümüzün son ka­ rarma92 dayalı bir sonuçlar zinciri gelir: Deneyim. İstenç. işkence acısı. "akılcılığını sınama am acıyla arzulan ertelem eye yönelik istençli edimde" etmen denilenin bir biçim de sonuçlar zincirinden bağım sız olduğu ve kendi edim leri olduğu yanılgısına düşülen doğal rahatsızlık sonuçları ve rahatsızlığın edilgin öznesi olm adığı anlamına mı gelir? . düşünce özgürlüğümüz de. arzuladığı­ mız şeyin iyi ya da kötü olduğuna dair tam bir irdeleme yapana dek.91 Durumun ge­ rektirdiği ölçüde iyi ve kötü irdelemesinden tam bir sonuç alı­ nana dek arzuların ertelenebilmesi ve istencin bir eyleme yönel­ mekten alıkonulmasının.346 tnsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme ğını iyice irdeleyip bu anlamda bilgilenene dek. sonlu akıllı varlıkların büyük ayrıcalığıdır. 92 Bu. Böylece mutluluğu elde etme araçları olan belirli eylemlerinde ister istemez dikkatli ve uyanık olurlar. Bunun ardından birbirine bağlı. bana öyle geliyor ki. Ara sıra olduğu üzere aşırı bir rahatsızlık zihnimizi kap­ larsa. tek yapacağımız istencimizin belirlenmesini ertelemektir. Bunu yapma yeteneğimiz var ve yaptığımızda da görevimizi. yetkin ol­ dukları ya da yararlarına olan ve eylemlerinin yapılabilirliğini belirleyen tüm özgürlük havuzunun kaynağı olup olmadığının iyice düşünülmesini arzu ediyorum. insanların sahip oldukları. aşk. Aynı zorunluluk doyu­ rulması gerçek mutluluğumuza zarar verip vermeyeceği ve on­ dan saptırıp saptırmayacağı şüpheli her ardıl arzunun ertelen­ mesi. zihnimiz 91 İstenç daima yalnızca sonsuz ya da m ükem m el varlıktaki m ükem m el akılla uyum gösterir. 54. o şeyi yerine getirmeyi erteleyebilmeleri özgürlüklerinin dönüm noktasıdır. kızgınlık ya da başka şiddetli bir tut­ kunun pençesine düşersek. gücümüzün yettiği her şeyi tamamlamış oluruz ki aslında tüm gereken de budur. Bu. Doğalarının mutluluğa eğilimi onu yitirmemek ya da yanılgıya düşmemek için dikkat göstermeye zorlar ve güdüler onları. se­ çiminde yol gösterici olan bilgiye gereksindiğinden.

Fakat anlama yetilerimizin irdeleme özgürlüğünü ve akıl gücünün tarafsız yargıda bulunmasını sağlamak adına arzuları­ mızın ve tutkularımızın belirleyiciliğinden kurtulmaya çalış­ mak gerçek mutluluğa yönelmemizin önkoşulu olduğundan bu noktada çok dikkatli ve özenli davranmalıyız. Şeylerin doğasın­ daki gerçek iyi ya da kötüye göre zihinlerimizi ayarlamak için çaba göstermeli ve büyük ve önemli iyi olasılığı kabul edilenin düşüncelerimizden hiçbir iz ya da arzu bırakmadan kayıp git­ mesine. sorusunun yanıtını bulmak kolaydır. herkes mutluluğunu aynı şeyde bulmaz ya da mutluluğa aynı yoldan gitmez. izin verme­ meliyiz. Bu farklılıklar herkesin farklı şeylerde mutluluğu aramasından . Çünkü bir prens ya da önemli biri huzurunda ya­ pabildiklerini isterse tek başınayken ya da Tanrının huzurunda da yapabilir.Güç İdesi 347 üzerinde hiçbir etkimiz de kalmaz. tüm insanlar mutluluğu arzuladığı halde neden istençleri onları ters yöne hatta kimini kötü olana sürükler. diğeri avcılığa. gerçek değerine ilişkin bir irdeleme ile zihnimizde ona uygun iştahlar yaratmadan ve yokluğundan y a d a yitirilmesinden dolayı bir rahatsızlık duyulanımı yerleştirmeden. Manevi zayıflığımızı bilen. Bu çeşitlilik göstermektedir ki. bir diğeri eğlence ve lükse. dolayısıyla gücümüzün nelere yetip yetmediğini gören Tanrı bizi merhametli ve şefkatli bir baba gibi yargılaya­ caktır. Bunu ne kadar yapabileceğimizi denemek kolaydır. bir başkası ağırbaşlılığa ve zenginliğe yönelmezdi. 55. Hiç kimse demesin ki tutkularımı yönetemiyorum ve onlara zincir vuramıyorum. Söylenenlerden. İnsanın tüm kaygıları bu dünya ile sınırlı olsaydı o za­ man biri bilim ve bilgiye. acizliğimize acıyan ve bizden yapabileceklerimizden fazlasını beklemeyen. her insan için iyinin farklı bir şeye karşılık geldi­ ğinin göstergeleridir. İnsanların bu dünyada yaptıkları farklı ve karşıt seçimler herkesin iyinin izini sürme­ diğinin değil.

Kimine çok hoş ve leziz gelen yiyecekler başkaları için aşırı iğrenç ve mide bulandırıcı olabilir. yarın nasıl olsa öleceğiz. başka türden yiyecek­ . erdemde ya da derin düşünmede mi olduğunu boş yere araştırmışlardır: En iyi tadın elmada. şarap kötüdür" demekle doğru yanıtı vermiş olur. Öyleyse en büyük mutluluk. Dolayısıyla doktor gözlerinden rahatsız hastasına "gözlerinden çok şarabın tadından haz alıyorsan şarap senin için iyi olandır. yalnızca bu yaşamdan umudu olan ve yalnızca bu dünyadan zevk alan insanların burada onları rahatsız eden her şeyi ortadan kaldırıp kendilerini hoşnut edenlerin peşine düşerek m utluluk­ larını aramaları ne tuhaftır ne de akıl dışıdır. erikte ya da kuruyemişte mi olduğunu da tartışmış ve bu yüzden gruplara bölünmüş de olabilirler. Bence eski filozoflar. İnsanlar farklı şeyleri seçebilirler ve hepsinin seçimi de doğru olabilir. Doğaldır ki bunoktada çeşitlilik ve farklılık görülür. Dolayısıyla. Bunlar farklı insanlara göre çok değişen şeylerdir. acı veren şeylere sahip olmakta konumlanmıştır. en yüksek iyinin zengin­ likte mi.348 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme kaynaklanmaktadır. Çünkü hoş tatlar şeylerin kendilerine değil. istediği­ mizden hoşlanalım. Tüm insanları peynir ya da ıstakoz ile doyuramayacağınız gibi herkesi zenginlik ya da şan-şöhret ile hoşnut kılm aya çalışm anız da boşunadır. in­ sanların hepsinin aynı özne ile mutluluğa yönlenmemelerinin sebebini görmemizi sağlar niteliktedir. bu sürüde içecekler ve içeceklerin tatlarından hoşlanan arılar. fakat görme hazzı içmekten daha büyükse. bedensel zevklerde mi. Zihin de damak gibi farklı lezzetlerin peşindedir." Bu. Ölümden sonra bir gele­ cek yoksa şu çıkarım kesinlikle doğru: "yiyip içelim. eğer onları za­ vallı bir böcek sürüsü gibi varsayarsak. en büyük hazzı üreten ve yoklukları bir rahatsızlık. 56. şu ya da bu damağa uygunluklarına bağlıdır. summum bonum. çoğu insan diğer­ leri için bir ziyafet olan lezzetlere açlık sancısını tercih eder. bence.

L oc­ ke'un ölümünden önceki hiçbir İngilizce baskıda bulunmaz. . ardından yok olur giderler. 94 Paranteze alınan paragraf Coste'un Fransızca baskısında yer almıştır. Fakat insanın isteme bağlamında özgür olduğu bir durum vardır ve bu uzak bir iyinin amaç olarak seçilmesidir. arzu uyandırır ve bu oranda ona rahatsızlık verir. 9 6 Fakat Locke'un bakış açısıyla. doğal olarak. insanın seçim i açısından önceki belirsizli­ ğinin onu doğal olarak arzuyu kısıtlamayı istem eye iten bir rahatsızlık içerdiği ileri sürülemez mi? Bu istence bağlı kısıtlama ya da ertelem e edim i yalnızca tikel bir istem örneğidir. 95 Yani.96 Burada bir insan. önerilen eylemin yapılıp yapılmaması doğrultusunda bir istenç ediminde bulunmak zorunda olduğu söylenmiştir. Özgürlük istediğimiz gibi yapmak ya da yapmamak.349 Güç İdesi lerden zevk olan ağustosböcekleri vardır ve bu zevkleri bir mevsimliktir. Bu yadsınamaz. böylece o şeyin dayattığı koşul­ larda. önerilen şeyin kendinde ve sonuçları ile onu mutlu ya da mutsuz edecek bir doğaya sahip olup olmadığını ir­ deleyene dek o şey için ya da o şeye karşı seçme ediminin be­ lirlenimini erteleyebilir. sorumluluk niteliğini korumak adına onu diğer istemlerden farklı bir türdeymiş gibi ele alıyor fakat erte­ lem e istencinin nasıl doğaüstü bir özgürlük taşıyabileceğini gösterm iyor ki tüm istemlerin. ■ ■ ■ ■ O l 57. aklın ahlaksal ve tümüyle kişisel etmende insanın anlama yetisinin L ocke tarafından ölçü ye vurulduğu şeyin yetersizliğini kabul etm eyi g e­ rektirdiğine inananlarca konuyla ilgisiz görülen. seçiminin izinde istenciyle birlikte harekete geçer. Çünkü bir kez o şeyi seçip böylece mutluluğunun bir parçası olarak aldı mı. istem etkilerinde yer alır. yapmak ya da yapmaktan caymak gücünden kaynaklanır. etmen denilen adına rahatsızlık ile belirlen­ dikleri sonucuna vardıracak apaçıklık söz konusu. Şu var ki. Çoğu kez bir insanın istem ediminden çekilme özgürlüğü olmadığı. Dola­ 93 Summum Bonum (En yüksek iyi) hakkındaki bu kuşkuculuk Locke'un ide­ allere ilgisizliğini göstermekte ve amaçların kendi içlerinde ya da mutlak olarak iyi olmaları yüzünden seçilem eyecekleri fakat birey onları deneyim yoluyla haz verici bulduğundan iyi olduklarını ima etmektedir. [94Bunlar zihinde iyice tartılırsa insan özgürlüğüne iliş­ kin açık bir bakış açısı kazandırır bize.95 Fakat bir insan yal­ nızca isteminin ürünü eylemleri yapıyor gibi göründüğünden is­ teme ya da istememede özgür müdür? sorusunu biraz daha ele almak gerekiyor.

Denem e'de özellik le yanılabilir ve sonlu insanların kendilerindeki ahlaksal belirtilerdeki d eğiş­ m ezlik değil ölüm süz yasaya ilişkin sahip olabilecekleri ideleri ele aldığını anımsatıyor. Şu da ortadadır ki.98 ancak bu güçle önemli bir konuda aldanmasını engelleyecek yargıda bu­ lunabilir. Denem e'ye göre. yaptığı. İstenci anlama yetişince iyi olduğu belirlenen şeyle yönlendiril­ diğinde de bu onu bağışlatmaz. Tanrısal yasa ve şeylerin doğası onun kötü belirlenmiş seçimine uymak için değiştirile­ mez. ister istemez yaptığı her eylemde. o za­ man için iyi olduğuna karar verdiğini istediği kesinse de bir in­ sanın cezayı hak edebilmesinin nedeni de açıkça görülmektedir. insanlar hep mutluluk ve mutsuzluk düşüncelerinde odak­ lanmışken neden sıklıkla daha kötüyü daha iyiye tercih eder ve onları mutsuz eden şeylere bilerek yönelirler? İşte bu soru yanıt beklemektedir. An­ cak. ahlaksal özgürlüğün özüdür.97 Mutluluğunu oluşturacak gerçek ve doğru saptamaları yapmak için irdelemede bulunma özgürlüğünü yadsıması ya da kötüye kullanması onu yanılttıysa. çok ivedi bir seçimle iyi ve kötü üzerinde yanlış bir değerlendirmede bulunmuştur. Ne kadar yanlış ve yanıltıcı olsalar da tüm gelecek yaşamında doğru ve gerçek olanlarmış gibi geçerliliklerini sürdürürler.] 58. 98 Bu güç. 59. Locke daima doğru ve yanlışın ölüm süz ve değişm ez doğasını kabul ediyor. bunun ardından gelen ters­ likler kendi seçiminden kaynaklanmaktadır ve bunun günahı ona yüklenmelidir. Başka bir yerde de. 97 N e yönde tutarsız olursa olsun. Çünkü. Kendi damak tadını bozmuş olduğundan ardından gelen fela­ ketlerden kendisi sorumlu olmalıdır. istence bağlı her eylem tercihinde belirleyici olan farklı rahatsızlıkların kaynaklarını ele almalıyız. insanlar bu dünyada farklı şeyleri ter­ cih eder ve mutluluğa farklı yollardan ulaşmaya çalışırlar. . Kararını erteleme gücüne sahiptir.350 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme yısıyla istediği. Mutluluğu amaçladıkları halde farklı yollar izlemelerinin nedeni olarak.

var olan iyi ya da kötü de gerçekten göründüğü kadardır. insanların arzularının çarpıtılmasına yol aça­ cak biçimde. . hep aynıdır. Öncelikle. Necessitas cogit ad turpia\ dolayısıyla "bizi günaha yöneltme" diye dua etmek için çok büyük bir nedenimiz vardır. Kendinde bu bedensel acıların verdiği rahatsızlığı denge­ leyecek ve gelecek mutluluğa yönelik eylemlerin seçiminde is­ tenci kararlı kılacak güçte. gelecek iyi ve kötü konusunda yanlış kararlar ve­ rebileceklerini belirtmeliyim. Şimdiki mutluluk ve mutsuzluk konusunda insanlar asla yanılmazlar: Memnun olacağı şeyi bi­ len insan gerçekte de o yönde tercih koyar. Zevk aldıkları şeyler göründükleri gibidir. Bunlar hemen ve şiddetli oldukları zaman istenci çoğunlukla büyük ölçüde et­ kiliyor ve insanların yaşamlarının yönünü dindarlık. erdem ve din gibi mutluluğa ulaştıracağına karar verilen şeylerden çevi­ riyor. Din adına yapılan eziyetlere gönderme yapıyor. Acı ya da haz hissedildiği kadarsa. Dolayısıyla. bizden bağımsız acı kaynaklarından doğmaktadır. (2) Bir diğer rahatsızlık da olmayan iyiyi arzulamamızdan doğar. Dürüst çalışmanın sıkıntıları ile açlık ve soğuktan ölme 99 Fransa. Bu iki tür rahatsızlıkta da farklı biçimlerde ve kendi yanılgımızla.G üç İdesi 351 (1) Bu rahatsızlıkların kimi. işkence gibi şeylerden kaynaklı zararlar. görünen ve gerçek iyi. 60. her eylemi­ miz kendinde sonuçlansa ve ardından başka şeyler gelmeseydi iyi seçimimizde kesinlikle yanılmazdık: Hep en iyiyi tercih ederdik. Bu arzularımız olmayan iyiye merakımız ve o iyi hakkındaki yargımızla orantılıdır hep. bu durumda. yoksulluk ve benzerinden bedenin gördüğü. Dünya bu gözlemi doğrulayacak bir dolu örnekle yüklenmiştir çağlar boyu ki en son örnek de bir komşu ü lk ed e " yaşanm ıştır tüm kor­ kunçluğuyla. yanlış yönlenmeye elverişliyizdir. hastalık. daha uzak iyiye ulaşma arzuları ya­ ratma yeteneğinde ya da çabasında değildir herkes.

orada Tanrının. herkesi yaptıklarına göre değerlendirmek üzere beklediğini bil­ mesini. erdem ve dinin mutluluğu için zo­ runlu olduğunu anlamasını. tereddüt etmezdi. eylemler bittikten sonra bize yansıyacak olan iyi ve kötünün öncül nedenleridir. bu mutluluk zedelenir ve yeniden mutluluğun peşine düşeriz. Bir insanın bu şeylere ilişkin görüşlerini değiştirmek için. sürekli iyi şeyler yapanları şeref. ölümsüzlük ile ödüllendireceği. gelecekteki mutluluk ya da mutsuz­ luk durumunu görmesini. istenç daha yakın do­ yumların peşinde ve o an hissedilen rahatsızlıkların ortadan kaldırılması yönünde belirlenir. Arzularımız şimdiki zevklerimizin ötesine uzanır ve zihni mutluluğumuzu oluşturacak ya da artı­ racak gerekirlik olarak düşündüğümüz "olmayan iyiye" yöneltir. Bu sığ kapasitemizle. kötü şeyler yapan her ruhu da gazabıyla ceza­ landıracağını anlamasını sağlamak gerek. istence bağlı eylemlerimiz süresince beliren mutluluk ve mutsuzluk. değişikliğe kalkışmak arzusu duymayız: Zaten mutlu olduğumuzu düşünmek yeterlidir. Acı çekmiyor oluşumuz ve hazzımız şimdiki mutluluğumuz için yettiğinden. Bu yaşamdan sonra . Böyle bir gerekirliktir olmayan iyiyi bize çekici kılan ve onun için harekete geçmemizi sağlayan. 61.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme riski bir arada sunulduğunda hiç kimse seçiminde duraksamazdı: Cennet zevkleri bir kez insana apaçık sunulsaydı tercihini belir­ lemede asla yanılgıya düşmez. insanların en büyük iyi olmadan da mutlu olabileceklerini düşünme eğilimleri bu iyi için arzu duymamalarının önemli bir nedenidir. 62. bütün rahatsızlıklardan kurtulmuş olarak bir seferde tek bir haz du­ yumsayarak kendimizi mutlu hissederiz ki her uzak hatta görünür iyi bizi etkilemez. onur. Böyle düşüncelerle doluyken. gelecek yaşamın zevkleri onları hiç kımıldatmaz ve onlara ilişkin çok az kaygı ya da rahatsızlık hissederler. Du­ rumundan memnun olan mutludur çünkü. Bu durumda. o dürüst yargıcın. Fakat yeni bir rahat­ sızlık olur olmaz.

. iyi ve kötüye ilişkin çeşitli karşılaştırm alardan yanlış bilgi­ lenmemizden kaynaklanır. Bu noktada yanlış yargılar sahneye çıkar.] 63. kendilerinden sonra acı ve haz bırakan şeyler de iyi ve kötü diye düşünülür. Her akıllı varlık [101önemli bir miktarda rahatsızlık içermeyen." şeklindedir. (2) Var olan haz ve acı ile birlikte daha sonraki etkilerinden kaynaklı haz ve acı da arzularımızın nesnesi olduğundan ve ön­ görüsü olan bir varlığı hareket ettirmeye elverişli olduğundan. "tatlılığını artırabilecek. şeylerin aldatıcı görünüşler altında nasıl arzularımızı uyandırdıklarını düşünmeliyiz. sonraki yaşamdaki ölümsüz mutluluğu güvenceye almaları ölçüsünde belirlemeye yönele­ cektir. haz verici] mutluluğu gerçekten arıyorsa hiç kimse isteyerek kendi içkisine acı bir tat katmaz ya da [ 102doyuma ve mutluluğun 100 "ve daima en büyük görünen iyi izler. 64. İnsanların bir an önce mutluluğa kavuşma telaşları ara­ sında100 kendilerine mutsuzluk getirmeleri üzerinde daha ayrın­ tılı durabilmek için. "ve olabildiğince tüm hazları yaşar ve hiç acı çekmez. 101 İlk baskıda. Şeyler iyi ya da kötü diye yargılanırlar­ ken bir çifte anlam söz konusudur.tüm insanları bekleyen farklı bir mutluluk ya da mutsuzluk du­ rumundan haberdar olan bir insan için iyi ve kötü ölçüleri büyük oranda değişir gibi geliyor bana." şek­ lindedir. herkesin kendi kendine yanlışlığını kabul etmesi gereken yargıdır. (]) Tümüyle iyi ya da kötü olan yalnızca acı ve hazdır. Bizi saptıran ve istenci daha kötü yöne iten yanlış yargı. Bu yaşamdaki hiçbir haz ve acı öteki yaşamın ölümsüz mutluluğu ya da biteviye mutsuzluğuna bir nebze erişemeyeceğinden bu insan eylemlerini bu dünyadaki geçici haz ya da acıya göre değil. yoksa bir insanın bir başkasının kararı hakkındaki düşüncesi değildir." sözleri birinci baskıyla aynıdır fa­ kat daha sonrcki baskılarda çıkarılmıştır. 102 İlk baskıda. Burada sözünü ettiğim.

Burada olmayanın küçümsenmesi yanında bir hiçe dö­ 103 Başedilem ez yanılgı için.(1) Şimdiki haz ve acıda zihin asla yanılmaz. mirasyediler gibi.354 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme tamamlanmasına yarayacak] bir şey bırakmaz. 104 M ontaigne. D en em eler't bakınız. anlama yetisinin en son yargısının zorunlu bir sonucu­ dur. . bölümde ele alınmaktadır. Çoğu insan. kendisi de mutlak olarak belirlenen. acı ya da haz tam da göründüğü gibidir. Şimdiki acı ve hazza göre uzaktaki acı ve haz karşılaştırmaya sokulduklarında daha önemsiz görünebilir. 65. İstediğinde hazzı buluyorsa da bu bir insan için yanlış yargıdır: Çünkü gelecek de kesinlikle şimdi olacak ve o zaman aynı yakınlık avantajı ile tüm boyutlarında belirecek ve o insanın eşit olmayan ölçülerle verdiği kararın yanlışlığı ortaya çıkacaktır. İşte bu ancak yanlış bir yargı ile olabilir. Kitap 20. Yakınımızdaki nesneler daha uzaktaki daha büyük olanlardan da büyük düşü­ nülebilir. Bu acı ve haz için de geçerlidir.104 Fakat acı ya da haz yalnızca bir iki saat için azaltılabilse bu zaman dilimi sonunda yeniden alacağı gerçek boyutları konusunda bir insan ne kadar doğru yargıda bulunabi­ lir? Salt acı ve haz ya da gerçek mutluluk ya da mutsuzluğun boyutları konusunda hep böyle bir yanılgıya düşeriz: Gelecek. İçme hazzı bir yudum alınır alın­ maz baş ve mide ağrısı yapsaydı sanırım hiç kimse şaraba ağ­ zını sürm ezdi.. ellerindeki küçük bir şeyi gelecek olan daha büyük şeyden daha iyi diye değerlendirmeye eğilimlidir. Hatalı yargının nedenleri 4. Ancak şimdiki acı ya da hazla gelecek olanı karşılaştırırken sıklıkla yanlış yargılarda bulunuruz. Böylece ellerindeki için daha bü­ yük olanlardan vazgeçerler. Hobbes'ta istem . Burada giderilemez yanılgının103 sonucu değil herkesin kendi kendine yanlışlığını itiraf etmek zorunda olduğu yanlış yargıdır söz konusu olan. im kânsız olan için ahlaksal zorunluluk olam a­ yacağından.. çünkü uzaklık farklı konumlandırır onları. bir insan sorumlu tutulamaz. doğru oranda alınamaz ve şimdi olan daha büyük görünüp tercih edilir.

bizim için. var olan kötüden kurtulma yönündedir. 66. İki hazzı bir arada yaşayamadığımız gibi acı ile doluysak herhangi bir hazzı hemen hemen hiç yaşayamayız. Dolayısıyla. o an olmayan hiçbir şeyin dengelemeyeceğini düşündüğümüz acı­ mızdan kurtulmayı arzularız. o sırada yakınımızdaki bir nesnenin çekiciliğinden kaynaklı alevlenen arzumuz da kuşkusuz acının yaptığı etkiyi gösterir ve düşüncelerimizde gelecek olanın öne­ mini azaltır ve bizim gözlerimizi sımsıkı bağlar. Var olan acının etkisindeyken kendimizi en küçük mutluluğa bile yetkin görmediğimizden. zihnimizin za yıf ve sığ yapısıdır. sonrası ne olursa olsun. tüm çabalarımız ve düşüncelerimiz mutluluğumuzun önkoşulu olarak. İnsanların günlük yakınmaları bu­ nun sesli delilidir: Bir insanın gerçekten duyduğu acı her şeyden kötüdür ve ıstırap içinde "Her şey bundan daha iyidir: Çektiğim acı kadar dayanılmaz bir şey yoktur" diye yakınır. tatlıdan geriye eser bırakmaz. zerresi bile bütün hazlarımızı sindirecek korkunç bir acı duyarız. İnsanlar şimdiki hazdan emin. gelecekteki iyi ve kötünün karşılaştırılması değil. acı ya da hazzın ardından gelen iyi ve kötünün. ardından hiçbir kötü gelmeyeceği yanılgısına düşerler. her şeyden önce. bana öyle geliyor ki. Bu. Şimdiki. tersine. Kadehimize karıştırılan minicik bir acı. çok güçsüz değil ya da oldukça güçlü ise. . Bu durumda. Var olan haz.nüştürülmesi de söz konusu olabilir. var olan. ya da uza­ ğımızdaki şeylere ilişkin kaygılarımızı dışlayacak denli güçlü hazlara sahip değilsek. acı ya da hazzımızla gelecektekileri karşılaştırırken yanlış yargıda bulunmamızın nedeni. üzerimize böylesine yüklenmiş bir rahatsızlıktan daha kötüsü ya da eşdeğeri bir şey olamaz. sığ ruhlarımızı kaplar ve zihinde var olmayan şeylere ilişkin bir kaygı bırakmaksızın hüküm sürer. Var olan bir hazzın tükenmesi de çoğunlukla büyük bir acı olduğundan. o acı ya da hazzın nedeni olarak düşünülmesinden doğan yanlış yargıdır.

beceri. Çünkü sıklıkla. herkesin abarttığı gibi olmamasının yanında. gelecekte bizde iyi ya da kötüyü yaratacak kapasitede olan şeyler konusunda da çeşitli şekillerde yanlış yargıda bulunuruz. şimdiki bir arzunun onun yerini almasına izin vermeye ve kendi kendilerine başlarına geldiğinde genel­ likle ona ilişkin sanı ya da bilgiye bir olasılık uygun olmayaca­ ğını düşünmeye pek eğilimlidirler. diğer bir deyişle gelecek haz. Sonuçları itibariyle iyi ya da kötü. İnsanların zevkleri buradaki gibi öbür dünyada da farklılık gösterse bile. değişiklik. Büyüklüğü. Ayrıca. olmayan iyi. 68. gerçek­ ten duyulacağı zamandakinden daha fazla olmadığından insanlar onu küçümsemeye. ortadan kaldırılabileceği yargısına vardığımız zaman. Fakat bu öteki dünya yaşamının mutluluğuna uyarlandığında kesinlikle yanlış bir değerlendirme biçimidir. cennetteki manna (ruhani gıda) herkesin damak tadına seslenir nitelikte olacaktır. o uzaktaki iyide şu anki hazlarını gölgede bırakacak bir şey göremezler. Bunların yanlış olduğunu ayrı ayrı irdeleyerek göstermek kolay olurdu. kendilerinin bir seferinde büyük haz ve hoşnutluk duydukları halde başka bir zaman iğ­ renç ve tatsız gelmiş olması yüzünden. Ancak şunları söylemekle yetineceğim. özel­ likle hiç bilmediğimiz bir türdense. Böyle bir yargılamaya gitmeleri için Tanrının istediği insanları mutlu edeceğine inanmıyor olmaları gerekir. pişmanlık gibi yollarla hakkından gelinebi­ leceği. Var olan ve gelecekteki haz ve acıya ilişkin yanlış yargı karşılaştırmaya sokuldukları ve var olmayan iyi gelecekte dü­ şünüldüğü zaman belirir çoğunlukla. Tanrının hazırladığı mutluluk kesinlikle her istek ve arzuya yanıt verir niteliktedir.356 asanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme 67. kuşku­ suz. (1) Gerçekte olduğu kadar çok kötülüğe kaynaklık etmedik­ leri yargısı ve. var olan acı ya da arzunun eşliğindeki rahatsızlığı pek karşılayamaz. daha bü­ . (2) Yaşanıldığı an çıkan sonucu kesin kabul etmeyip uğraş.

öncelikle bekleyip gözlerimizi dört açıp konunun gerek­ tirdiği ölçüde yapacağımız şey hakkında bir görüş edinmek için çevreye bakınma özgürlüğümüzü kullanmalıyız. (1) Bilgisizlik: Kapasitesinin elverdiği ölçüde bilgilen­ meden yargıda bulunan. Bu da diğeri kadar yargılarımızı saptıran etkili ve yapay bir bil­ gisizliktir. Özgürlüğün birincil ve do­ layısıyla önemli yararı "gözü kapalı aceleciliği" önleme yolun­ dadır. edinilmiş alışkanlıklar ve benzerinin ayrı ayrı . karar verme. ihmal. Bir taraf acele toplanır ve hesaba sokulması gereken bir iki parça göz ardı edi­ lirse. Bir insan kendisine zarar ya da yarar getire­ cek. Tembellik. araştırma. yanlış karar verdiğinin bilincine vara­ maz. Aşa­ ğıda sıraladığım olağan yanlış yargı nedenleri düşünülürse herkes bu yargılama biçiminin sakatlığını kabul eder umudun­ dayım. görme ve bunların ardından veriler üzerinde yargıda bulunmamızı sağlayacak anlama yetisi ve akıl verilmiştir. yalnızca tahminlerle konunun önemiyle orantılı bir irdeleme yapmadan böyle bir yargılama yapmak çok yanlış ve mantıksızdır. Yargılama. Bu aceleciliği denetim altına almak için. onu mutlu ya da mutsuz edecek olanı gördüğünde bir adım bile kaçamıyor ya da yaklaşamıyorsa görmenin ne yararı vardır onun için? Zifiri karanlıkta dolaşma özgürlüğünde olan biri rüzgârın gücüyle aşağı yukarı savrulan bir kabarcıktan daha iyi bir konumda mıdır? Görünmez bir iç ya da dış itimle hareket ettirilen ufak tefek kırıntılar gibidir. ortaya tam bir bilgisizliğin yol açacağı denli yanlış bir yargı çıkar.Güç idesi 357 yük bir iyiyi daha önemsiz bir iyi için gözden çıkarmak. bir hesap tutturma ve eksik­ lik ya da fazlalık gösteren tarafı belirleme gibidir. il­ gisizlik. 69. Buna en çok neden olan var olanın en fazla etkisi altında kalan aciz edilgin doğamızca abartılan haz ya da acının egemenliğidir. (2) Dikkatsizlik: Bir insan bildiğini de görmezden gelebilir. doğru kullandığımız ölçüde.

Yeni bir arzu onları rahatsız edip mutluluklarını zedeleyene ve mutlu olmadıklarını gösterene dek ellerindekinin daha ötesini aramazlar. daha büyük g ö ­ rünen iyi ile belirlenir.. 70. 71. tikinde şu cüm le vardı: "Şu kesindir ki istencin seçim i her yerde. anlama yetişince ne kadar yanlış yansıtılırsa yansıtılsın. ve insanlar iyi ve kötüye ilişkin farklı ölçülere sa­ hip olmasalardı. birinin diğerini dışladığını gördüğümüzden. arzularımızı.. Her tür iyiden hoşlanmadığımız. Bu yanılgı. kısım da son bulan kısım ikinci baskıda eklen­ miştir. mutluluğumuz için vazgeçilmez olduğunu düşün­ medikçe öyle her beliren daha büyük iyiye yöneltmeyiz ki bu durumda onsuz da mutlu olduğumuzu düşünüyoruzdur.. Fakat gerçek tem ellerine oturtulmuş ah­ laklılık. Bu konuya ilişkin bir diğer ve de son tartışma.. Tüm insanların mutluluğu arzuladığı artık su götürmez bir gerçek fakat önceden de söylendiği üzere acıdan kurtulduk­ ları zaman insanlar ellerindeki ya da alışkanlıkla bağlandıkları bir arzuya sıkı sıkıya sarılma ve onunla doyumu sağlamaya eğilimlidirler. insanların dünyada yaptıkları kadar farklı yaşam biçim ­ leri izlem eleri im kânsız olurdu. "bir ey­ leme eşlik eden hoşnutluk ve hoşnutsuzluk durumunu değiştir­ 105 Paranteze alınan ve 72.358 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme katkıları üzerinde durmayacağım. " . hedeflediğimiz iyi ve ona ulaşma yollarında da bizi saptırır. İnsanlar için mutlu olmak adına kendilerini mutsuz kılmak o kadar anlamsız ki öyle kolay kolay buna yanaşmıyorlar. [*05Ancak çok önemli gördü­ ğüm ve pek dikkate alınmayan bir başka yanlış yargıdan daha söz etmek istiyorum. İstençleri de başka bilinen ya da görünen iyinin peşinde bir eylem için harekete geçirilmez.. Ger­ çekten zorunluyken mutluluğumuzun bir parçası görmediğimiz durumda da o iyi için yanlış bir yargıda bulunmuşuz demektir. Tüm bunların ardından insan büyük amacı olan mutlu­ luğu yitirdiğinde doğru karar vermediğini anlar. Bu yanılgıya katkısı olan bir şey de mutluluğun aracı olan eylemlerin ger­ çekten çirkin olması ya da öyle varsayılmasıdır.

yanlış kavramlar. Alışkanlıklar güçlü tılsım lara sahiptirler ve kendimizi alıştırdığımız şeyin hazzını öyle çekici kılarlar ki artık onu yapmadan duramaz ya da yokluğunda rahat edemeyiz. yaşantı ve alışkanlık bunu gerçekleştirir. En başta akıl ve düşünme bunları önerir ve ardından denenirler.Güç İdesi 359 me gücümüz var mıdır?" üzerinedir. Çoğu kez bu olabilir. Amacın düşünül­ mesi ile amaca uygunluğu ölçüsünde bir eylem hoş ya da değil­ dir. Görenek ve genel sanı. şeylerin gerçek . çoğunda da uygulama. İn­ sanlar damak tatlarını değiştirebilir ve tatlı olmayan ya da ol­ madığını sandıkları şeyden zevk alabilirler. Zihin de beden gibi çeşitli damak tatlarına sahiptir ve yine beden gibi zihnin damak tadı da değiştirilebilir. Eylemlerin kendileri haz verici ya da acı verici olabildikleri gibi daha büyük ve daha çok arzulanan hede­ fin araçları olarak da düşünülürler. Ancak sağlık ve zindelikte bulunan hazzın düşünülmesi o ye­ meği bir anda apacı bir zehre dönüştürebilir. Bu ahlak alanında da böyledir. Bir eylemin kendi hazzı ancak alışma ve sürekli denemelerle edinilir ya da artırılır. Kimi durumlarda derinle­ mesine düşünme. Bu hepimizin yaşantısında açıkça tanık olunabilecek bir durumsa da insanlar kendilerine oldukça hoş gelen şey ya da eylemleri yapabilir ve böylece mutsuzluk verici yönlerinin bü­ yük bir kısmını ortadan kaldırabilir denirse bu anlamda bir parça tutarsızlık sezilir. İnsanların güçlerinin yettiği eylemlerde haz ya da arzuya ilgisizlikleri ya da hoşnutsuzlarını değiştire­ meyeceklerini düşünmek yanlıştır. böylece alışkanlık bu şeylere ilişkin bir hoşnutluk yaratabilir. eği­ tim ve alışkanlık kötü tutumlar edindirdiğinde. hatta ilk denemede rahatsız olduğumuz halde onlardan hoşlanmaya başlarız. Damak zevkine uygun çok leziz bir yemeğin yenmesi zihni doğrudan harekete geçirebilir. Bu yolla bize uzaktan tiksindirici gelen şeylerle uzlaşır. Sağlığa yararlı olduğu gösterildiği halde ekmek ya da tütünden hoşlanılmayabilir ki bu onların tatsız ge­ lişi ya da onlara önem vermemekten kaynaklanır.

A kla uygun isten­ cin . alışkanlıkları belirleyerek. istençli belir­ lem elerin bir halkasını oluşturduğu doğal dizilim ler olarak istençli be­ lirlem eleri zorunlu kılıp kılm adığı ile ilgili değildir. başka birçok kişinin de kabul ettiği üzere. dolaylı olarak doğal tat ve arzularım ızı değiştirebileceği ve çoğaltab ileceği öngörülm ektedir tat ve arzu e ğ iti­ minde. 107 İlk baskıdaki 45. Bun­ ları düzeltmek için acılara katlanılmalıdır. ve şu var ki. Tanrısal evren düzeni içinde bitim siz acı süresi. Mutluluk yitip gittiği ve mutsuzluk belirdiği zaman insan mutluluk için zorunlu olan hazzı yadsımış olmakla yanıldığını kabul eder ve bunun için kendisini suçlamaya başlar. istençli belirlem elerim izin kaynağı ya da (insanların ayırdında olduğu rahatsızlık gibi) güdülerin. Öyleyse soruyorum. 108 Kendi kendini kınama/mahkûm etm enin bünyesindeki etik düşünce insa­ nın anlama yetisini doğru kullanabilm esini öngörür ve kullanmakta bece­ riksiz davrandığı istençli belirlem e.109 ölümsüz yaşam sırf olasılık halinde düşünüldüğünde bile bu yaşamın gösterebileceği acı ya 106 Bu tam am ıyla etkileri içerir. 109 Locke'da. hepiniz sıklıkla böyle davranmaz m ısınız?106 72. kısm ı oluşturan devam ı 22 Aralık 1692 tarihli mektupta M olyneux'da hayranlık yaratmıştır. insanın e y ­ lem e özgürlüğünü hissedilen ya da beklenen acı ile fiziksel olarak belir­ . kimi şeylerden daha fazla hoşnut o l­ maya yönelik edilgin bir kapasite değildir yalnızca. ahlaksal düzenin gizem ini ele alırken geçen belli başlı idedir. g e le ­ cek yaşamda tümüyle ortaya çıkacak olan yönetim i L ocke’a göre kılgısal ahlaklılığın temelidir. aykırı alışkanlıklar hazlarımızı değiştirir ve mutluluğumuz için vaz­ geçilmez olanlardan zevk almamızı sağlarlar. Bunun için başlı başına bir kitap yazmak gerek. cezalar ve ödüllerle. Tanrının.108 Yüce Tanrının kendi yasasının yaptırımları olarak sunduğu ceza ve ödüller. Fakat insanların güçleri da­ hilindeki şeylere ilişkin ihmalleri ya da yanlış kavramları onları mutluluk yolundan çıkarabilir ve öyle farklı yaşam biçimlerine çeker ki] doğru temelleri107 üzerinde yerleşik ahlaklılıktır107 an­ cak seçimde belirleyici olan. sonsuz mutluluk ve mutsuzluk üzerinde ciddi olarak düşünecek kadar akıllı bir varlık olamayan biri anlama yetisini gerektiği gibi kullanmadığı için kendini suçlam alıdır. Aynı zamanda L ocke yönetm e güdüsünün. Bu konu üzerinde daha fazla durmayacağım.360 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme değerleri görülmez ve insanların zevk anlayışları bozulur.

sonsuz mutluluğun beklentisi ile olabilecek er­ demli bir yaşamın. güç olan ya da güç olduğu dü­ şünülebilecek konularda — yani olasılık ya da olabilirlik dışında daha doyurucu delillere kavuşulam ayacak konularda— yapma ya da yapmama gücüm üz dahilindeki eylem lerin sonuçlarını hesaplamada bize düşen g ö ­ revler olduğunu ileri sürer. 111 Bu. . gücüm üz dahilindeki eylem lerin olası sonuçlarının ihtiyatlı hesap edilm esi sonucunda doğduğunu düşünür. Dindar insanın düştüğü en büyük yanılgı bile günahkâr insanın erişebileceği en iyi nokta ise bu tehlikeyi bir deliden başka kim göze alabilir? Aklını kullandığı halde kim geri dönüşü olmayan sonsuz mutsuzluk olasılığını yadsır bir yaşam a girişebilir?111 Oysa aklı başında bir insan beklentisi gerekleşmiyor diye sonsuz mutluluğu yitirmek uğruna hiçbir şeye kalkışmaz. Ayrıca. korkunç bir mutsuzluğun beklediği erdemsiz bir yaşantıya tercih edilir olduğu sonucuna varmazsa. ancak varolan acının giderilm esi hep arzulanır: Şu var ki arzunun gerçekleşm esini ertelediğim izde doğa düzeneğinin üstüne çıkıyorsak bile bu da istenci hep belirler diye bir şey yoktur. çok yanlış bir yargıda bulunduğunu itiraf etmelidir. bu dünyadaki günahların çok çok acısını çı­ karacak bitimsiz.Güç İdesi 361 da hazza karşı seçimimizi belirleyecek ağırlıktadırlar. gerçekten özenli olm ak durumundadır. Bu dünyada erdemlilik acı. en başta varsaydığının tersine istencin görünen daha büyük iyi ile belirlenm ediğini göstermektedir. Sonsuz mutluluk sonsuz mutsuzluğun tabii ki üstündedir. G iriş) A naloji boyunca Butler. İnsanın mutluluğu için zorunlu değilse olm ayan iyi arzu­ lanmaz. erdemsizlik sürekli haz içeriyorsa bile çoğunlukla günahkâr insanlar övünecek üstünlüklere sahip olmadıkları gibi daha kötü bir konumdadırlar aslında. (A naloji. "Bir insan kendi yargısına göre en iyi olan doğrultusunda genel olarak mutluluğu için yararlı görünen şeyi yapmada. çok önem li konularda akılcı bir insan bunlardan daha düşük ola­ sılık ve ihtimalleri sezm ek. 110 Piskopos Butler. İyi insan doğru yönde ise sonsuz mutluluğu hak lenen bir kavram diye düşünerek. örneğin bir konunun bir yönünü diğer yönü kadar beklenir ve güvenilebilir gösteren ya da yalnızca bundan daha önem siz olan ihtimalleri düşünmek durumunda olduğunu görecektir" der.110 E şsiz ve bitimsiz mutluluğun yalnızca bu dünyadaki iyi yaşamın olası sonucu ve tersinin de kötü bir yaşamın olası karşılığı olduğunu kabul eden biri. Cennetin zevkleri çoğunlukla göz ardı edilmektedir. kesin olarak öyle olduğunu biliyorm uş gibi.

bu idelerin ileride ele al­ maya niyetlendiğim ide türleri içinde yer alan karışık kipleri örneklendirmeye yarayabileceklerini düşünüyorum. üzerinde dü­ şünülen tikel bir eylem i yapmayı yapmamaya ya da yapmamayı yapmaya tercih etm e gücünün idesini taşımaktadır ki bu tercih tam am ıyla bir dü­ şünme kipidir. yanılgıya düş­ tüğünde de sonsuz mutsuzluğa kapılır. özgürlük idesi de istem e göre eylem e ya da eylem em e gücünün idesinden kurulu daha bileşik bir idedir. mutsuz olmaz.nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme eder. özgürlük ve zorunluluk gibi ideleri açıklamak niyetimden dolayı biraz o l­ sun kendi yöntem im e aykırı düşm em bağışlanır umarım. özgürlük ve zorunluluk idelerini açıklama fırsatı yakaladım. Çok önem li ideleri. kışım ın ardından gelm ektedir. [112Başından beri bir yanlışlık içerm esinden endişe duyduğum ve çok tarafsız bir arkadaşım ın da böyle bir şeyden şüphelenm esi dolayısıyla. 73." . Ayrıca. örneğin kendilerini oldukları gibi doğrudan kökenleriyle sergileyecek biçim de öne çıkacak olan istenç. bu sözcüklerle kastettiğim şeyler ve zihnin onları edinm e tarzını (her bir türe ait her tikel ideyi sıralamak niteyim yok) açıklamak adına. istem. Bir sözcüğün yerine tü­ müyle ilgisiz bir sözcük kullandığımı görür görmez bu ikinci baskıda şöyle bir açıklam aya girişm enin iyi olacağını düşün­ 112 İlk baskıda 4 6 diye numaralandırılmış olan bu kısım ilk baskıdaki 45 ve buradaki 72. sonra çıkarılm ış ve 73 ve 7 4 onun yerini almışlardır: "Yalın güç idesi başlığında. öbür dünya haz ve acılarının kesinliği ya da olasılığına ilişkin bir şeyler söylemeye gerek duymadım. yalnızca yalın kip­ lere aitken olduğundan daha karma bir hal aldıklarından daha bileşik olanlar arasına daha yakışacak olan istenç. insan özgürlüğü araştırm am ı so­ nuçlandırm ak açısından daha ciddi bir şekilde bu bölümü ye­ niden gözden geçirmeye karar verdim. Örneğin istenç içinde. yalın kipleri çerçevesinde geniş ölçüde örneklendikten sonra. yanılgıya düşerse de. Tercihin hangi yönde konulması gerektiğini görememek en belirgin yanlış yargı değil midir? Burada öbür dünyanın en azından bir olasılık olduğunu bilen ya da emin olan bir insanın günahkâr bir yaşamın geçici hazlarına kapılması ya da bu yönde tercih koyması biçiminde gerçekleşen yanlış yargıya değinmeyi amaçladığımdan. ve istenç sözcüğüyle dile getirilen de yalın güç ideleri ile belli bir düşünm e kipinden oluşan bileşik ve karışık bir idedir. Diğer yandan gü­ nahkâr insan doğru yolda olsa da mutlu değildir.

bu genel mutlu­ luk arzusu sürekli olarak işliyorsa da belirli bir arzunun doyu­ rulması ertelenebilir ki114 böylece belirli bir iyinin mutluluğu­ muza önemli bir katkıda bulunup bulunmayacağını iyice zihni­ mizde ölçüp biçme olanağı bulur ve ona göre istencimizin yö­ neleceği eylemi belirleriz. kısmında çok kolay gözlem lenebilecek olan bir sözcük hatasının ayırdında olduğum ("eylemler" yerine "şeyler" kullanılm ıştır) ve büyük bir özenle bölümü yeniden gözden geçirdiğim de yanılm ıyorsam şeyler hak­ kında size daha doyurucu gelecek ve şim diye dek insan özgürlüğüne ilişkin açıklamalarından daha açık bilgiler sunacak yeni bir görüş edin­ dim. İstence bağlı ey­ lemler zincirinde istenci işlem değişikliğine yönelten. Arzu. Arzuladığımız tümüyle mutlu olmaktır. Fakat. insan istemlerinden sorumluluğu bağlamında bağımlı ya da ne­ denli nedenlerin sonsuz bir art ardalığının anlaşılamaz sonucuyla birlikte fiziksel nedensellik düzeneğinden bağım sız biçim de. kötüyü kavramak adına kötü ile güdülenir. Uslamlamalarımın tümüyle doğru olduğu sonucuna varmam benim için tek başına yeterli olm ayacağından. sürekli arzuyu körüklemez. bir süre için erte­ lenebilir görebilir? . M olyneux'a yazdığı mektup) Ayrıca M olyneux'un Locke'a yazdığı 12 A ğustos ve Locke'un 23 A ğustos tarihli mek­ tuplara da bakınız. 113 "Güç başlıklı bölümde yapm ak istediğim değişikliklerden haberdar et­ mek gibi bir amacım olm asaydı sizi bu kadar bekletm ezdim ki bu bölüm kapsamındaki herhangi bir yanlışlık konusundaki eleştirileriniz beni memnun edecektir. nasıl isteminin etkisini. çünkü acıdan tümden kurtulmak. zihnin buyruğu doğrultusunda hareket etme ya da hareket etmeme gücüdür. 114 Bir güdü olarak genel mutluluk arzusu ile istence bağlı eylem e kararı arasındaki bağ bir düzeneksel dizilim de olduğu kadar sürekli ya da tek tip olursa. hatta her daha bü­ yük iyi. arzu kar­ şılığı ya da en azından hep arzunun rahatsızlığının eşlik ettiği bir var olan rahatsızlıktır. ilk baskının 28. kendinde ortaya çıkan bir edim le istem lerini anlaşılm az/gizem li bir biçimde dizginleyem edikçe. fakat her iyi. mutluluğumuzun zorunlu bir parçasını oluşturur. Eylemci yetileri hareket ya da hareketsizliği yöneltme gücüne istenç diyoruz." (15 Temmuz 1693. yani doğaüstü düz­ lem de. Bu irdeleme sonucu aldığımız karar önünde sonunda insanı belirleyici bir etkiye sahiptir ki bu insan. çünkü mutluluğumuzun önemli bir parçasını oluşturmayabilir ya da öyle görülmeyebilir.Güç desi 363 düm :113 Özgürlük.

En azından özgürlük ona yetkin olmayan ancak düşünce ve yargının sonu­ cunda ortaya çıkan bir öznede aranmış oluyor. 116 Burada istence bağlı belirlemenin insanın sorumluluğuna girm esi değil midir söz konusu olan? Anlama yetisinin yargısı olarak yorumlanan arzu uyaranı ile oluşan öncül güdü ile devreye sokulan istem i izleyen açık e y ­ lem arasında değil midir? Ahlaksal özgürlüğün içerildiği nedenli neden­ sellikten tümüyle bağım sız ya da ilintisiz oluş ne öncül güdü ne de son açık eylem e bağlıdır. Çünkü anlama yetisinin yargı­ sından hemen sonra ve istencin belirleniminden hemen önceye yerleştirmek çok zor bu bağım sızlığı. Locke'un Limborch'a yaz­ dığı 12 A ğustos 1701 tarihli mektubunda görülmektedir.] [’ 15Kimileri. Sonlu bir ahlaki etmen akılsızca — akıl dışı— eylem eye karar verebilir ve bir güdü olm aksızın hareket edem ezse de. Bu dem ek değildir ki istem ler doğanın art ardalıklannda yalnızca halkadırlar ya da doğanın düzeneksel art ardalıklarımn bir biçimde uyumlu bir bağlılık gösterdiği tinsel bir ekonom i ya da ahlaksal düzen içinde yer alan son (kesin-tam ) olgular/gerçekler olam az­ lar. Bu ve diğer savları B aşpiskopos King'in "Kötünün K ökeni Üzerine Denem e" adlı çalışm asının çevirisine L aw ’ın eklediği notlar içinde eleştirilmektedir. iyi ya da kötüyü seçm ede ahlaksal özgürlüğe sahip olm ak için.117 İfadeler ko­ nusunda pek müşkülpesent biri olmadığımdan özgürlüğün ba­ 115 Tarafsızlık özgürlüğüne karşıtlık içeren devam ı. bana özgürlüğü karanlıkta bulmaya çalışmak gibi geliyor. .364 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme kendi yargısının öncülüğündeki bir arzusundan başka bir şeyle istencinin belirlenmesiyle karşı karşıya ise özgür olamaz. yeterli zihinsel ışık tutulmuş olan istenç edim ine bağlıdır. istencin kara­ rından olduğu kadar anlama yetisinin düşünce ve yargısından da önce olup olmadığını söyleseler. akıl sorumluluk kapsamında z o ­ runlu bir öğedir kesinlikle. 117 Locke. bir insan istencini. Güç başlıklı bölüm de dile getirilen özgür etmenlik o yıl boyunca Locke-Lim borch ya­ zışm asının bir konusu olmuştur. güdüler ya da anlama yetisinin belirlemelerini önem sem eksizin tüm düşüncelere akılsız bir kayıtsızlık içinde kullanabilmelidir. Denem e'nin Coste'un yaptığı Fransızca baskısında yer almaktadır. Bunda böylesine ıs­ rarlı olanlar keşke bize açıkça bu bağımsızlığın. şeklindeki saçma varsayıma karşı etkili bir savunma yapmaktadır. özgürlüğü istencin belirlenmesi öncesindeki tarafv sızlığa (bağımsızlığa) mal etmektedirler.116 îstenç anlama yetisinin yargısının hemen ardından geldiği için anlama yetisinin yargı ve düşüncesinden önceki bir bağımsızlıkta özgürlüğü aramak.

istemimden sorumlu isem de. 118 • • . Fakat elim hareket­ sizken ani bir felç ile tutulursa ne eylemci gücümün tarafsızlığı ne de kendi özgürlüğüm söz konusudur artık. 121 74. daha fazla değil: Örneğin. 119 Fakat bir insan. elini cinayet ya da hırsızlık aracı olarak kullanmayı kasten istem iş ve öyle kullanabiliyorsa öldürmek ya da çalmak gibi istençli ka­ rarından sorumludur. elin hareketinin sonuçlarından sorumlu değilimdir. felç halinde olduğu gibi. K ısım ikinci baskıda eklenm iştir.120 Bunu özgürlüğün ne tür bir tarafsızlıkta yer aldığını göstermek açısından ekledim.G üç idesi 365 ğımsızlıkta (tarafsızlıkta) yer aldığını söyleyenlere karşı çık­ mıyorum ancak bu tarafsızlık anlama yetisinin yargısı ve hatta istencin seçimi sonrasında gerçekleşendir. istencim eylemci gücümün hareketsizliğini belirleyebilirse de özgürüm çünkü bu gücümün tarafsızlığı sürer. etm ende gizli olarak vardır. doğal sistem ile bağıntı içinde istem i elinin gerekli hareketini de artık yerine getiremez. istencimin durmasını emreden kararı ile bozulmaz.] 74.119 Diğer yandan elimin sarsıntıyla harekete geçirilmesi durumunda eylemci yeti­ nin tarafsızlığı da gider ve elimin zorunlu hareketi yüzünden ben de özgür değilimdir bu durumda. istenç tersini emrederek yeniden harekete geçme­ sini isterse bu gücüm önceden olduğu gibi hareket etme ya da etmeme tarafsızlığını koruduğunu gösterir. elimi hareket ettirme ya da • • durdurma yeteneğine sahibim. kendi istem im le kendi başıma yerine getirem eyeceğim hareket yönündeyse. Bu güçler istencin kararı öncesinde olduğu gibi sonrasında da hareket etme ya da etmeme konusunda eşit ölçüde tarafsız kalabilirler. Bu insanın değil (çünkü bir kez karar verdi mi bir şeyi yapma ya da yapmama konusunda tarafsız değildir artık) insanın eylemci güçlerinin bir tarafsızlığıdır. Bu tarafsızlığın arttığı oranda bir insan öz­ gürdür. O zaman bu bağlamda tamamen özgürüm. r121Özgürlüğün doğası ve ölçüsüne ilişkin doğru kav­ ramları kulanmak o kadar önemli ki umarım açıklama yapmak 118 E liyle işlem yapmaya yönelik doğal gücünü — onu kullanma istenci ol­ duğunda— belirleyen yasa altında. eylemci güç110 elimi hareket et­ tirme ya da ettirmemede tarafsız kalır. Elimi hareket ettirme gücü. 120 Fakat o zaman elin hareketinin sonuçlarından istençli karar.

asla. Fakat insan özgürlüğüne fazlaca yüklendiğim konusunda şüphe duyduğumdan konuyu çok bilge aynı zamanda çok dürüst bir Erm eni’ye açtım ve ondan inceleyip bana eğer varsa itiraz ettiği noktalan söylem esini istedim ki o nazikçe daha fazla yardımcı olam ayacağını söy­ lem işti. İlk yazdıkla­ rımda nerede olursa olsun büyük bir tarafsızlıkla doğruluğu bulmaktı amacım. Bunu ben de o kadar çok düşündüm ki aynı şeyi baskısından önce de arkadaşlarımdan bazılarına söyledim ve onlara bunun üzerine bu konuyu atlamanın daha iyi olacağı kararına vardığımı ilettim ancak beni tersine ikna ettiler. istem. Deneme’nin bir önceki baskısında o zamanki düşüncelerime göre bunlar hakkında açıklamalarda bulunmuş­ tum. özgürlük konusuna girm e arzusunda değildim ancak yalnızca insanda istem dediğim iz seçm e ya da tercih etm e gücünü incelerken kendi düşüncelerim i.366 nsanm Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme adına böyle bir parantez açmamı bağışlarsınız. kendi sanılarımdaki değişimleri sergilemek için uygun bir zemin yakaladığım için mutluyum. özgürlük ve zorunluluk ideleri ister istemez karşıma çıktılar. Fakat yanılmazlık hayallerine kapılmak ve de ünümü gölgeler korkusuyla yanlışlarımı saklama ikiyüzlülüğü­ ne sığınmak için uğraşmadığımdan. Konumun parçalan arasındaki bağlantı beni güç dü­ şüncesine ulaştırdığında. şu ya da bu tarafa yönelik en küçük bir önyargıya kapılm aksızın. Ancak doğruluğa âşık olan fakat kendi öğretilerine tapman biri olmadığımdan. zihnim de herhangi bir y ö ­ nelim olduysa da bu daha çok takibimin sonunda kendimi bulduğum yerin tersi yöne idi.122 Bu bölümde geçen istenç. . sonuna dek izledim. İnsanın bir ertelem e özgürlüğü olduğu savının yanında kendi ken­ dini belirlem e ya da tarafsızlık özgürlüğünün im kânsızlığını gösteren savlar nedeniyle bunu yadsım aya zorlanmaktadır. B elli başlı ahlaksal yönetim /sistem önermesinden dolayı. doğa teriminin daha kaba an­ lam ıyla doğadan bağım sız halde iyi ve kötü arasındaki seçim i belirlem eye hak tanıyan. yalnızca doğruluğu hedef­ leyen aynı içtenlikle daha ciddi bir araştırmanın gerektirdiği bi­ çimde yeni düşüncelerle ortaya çıkmaktan asla utanmadım. kimileri sonraki kavramlarımı doğru bulabilir ya 122 L ocke M olyneux'a 20 Haziran 1693 tarihli mektupta şunları yazıyor: "Özgürlük hakkındaki söylem im i fazlaca ayrıntılı bulacağınızdan şüp­ hem yok." (M eşhur M ektuplar) Bu bölüm de Locke kendi kendini belirleme özgürlüğü iddiasını saçm aya indirgeme yoluyla bertaraf ediyor ve gü­ düm ler ve akla tarafsız/kayıtsız kalm a özgürlüğü varsayımını da g eçişti­ riyor. daha yüksek bir sistem içinde kaybolmuş doğa düzeneği kavramına karşı çıkm az. Ki­ mileri önceki.

Buna Bay Locke'un Özgürlük Tasarımın bir incelem esi eklidir" şeklinde bir başlık altında bir incelem e yazısına yol açmıştır. Bir tözün bir etki yaratmasını sağlayan kipleşme ancak eylem diye adlandırılabilir: Örneğin. Yukarıda hareket ve düşünme olmak üzere iki tür eylem idemiz olduğunu söylemiştim.G üç İdesi 367 da hiçbirini benimsemeyenler çıkabilir. yalnızca edilgin bir kapasiteye karşılık gelir. güce ilişkin daha açık kavramlar kazanmamız açısından yardımcı olabilir. in­ sanların sanılarında böylesi farklılıklar olması doğaldır bence. Çünkü. Böylesi tartışmalı nok­ talarda tarafsız akıl çıkarımları ve özellikle çok uzun ve çok zor soyut kavramlarda tam çıkarımlar pek kolay olmadığından. Sonuç olarak bunlar öznelerde etmenler olarak düşünülen. Bunlar eylem diye adlandırılsalar da iyice düşünüldüğünde tümüyle öyle olmadıkları ortaya çıka­ caktır. başka bir tözün duyulur ideleri üzerinde etki yapar ya da onları değiştirir ve dolayısıyla bu kipleşme eylem diye adlandırılır. Fakat bu katı tözdeki hareket aslında bir edilginlik olur eğer bir dış etmenden alınmış ise. "İnsan Özgürlüğü Üzerine Felsefi Bir Araştırma'ya yanıt olarak ileri sürülen Özgür istenç ya da insanoğlunun bir savunması. hareket ile. özgürlük konusunda hâlâ açık olmayan noktalar kalması benim sorunum değildir. her iki türden örneklerin yalnızca eylemler değil tutkular (edilginlikler) da oldukları görülecektir. Çünkü hareket ya da dü­ şünce taşıyan töz o eyleme girmesini sağlayan dış izlenimler alır ve bir dış etmenden böyle bir etki alma kapasitesiyle hareket eder yalnızca.123] [ 124B u bölümü bitirmeden önce düşüncelerimizi eyleme ilişkin daha bilgilendirici bir yolculuğa çıkarmak. Dolayısıyla. bir katı töz. Böyle bir güç öznede etkin güç değil. yanılmıyorsam. Bazen töz ya da etmen kendi gücüyle kendini eyleme sokar ki buna tümüyle etkin güç dene­ bilir. . as­ lında edilgin olan güçlerin etkileridir. Öyleyse hareketin etkin gücü ken­ dinde ya da duran başka bir tözde hareketi başlatmayan tözde 123 Bu ve önceki cüm le. (1717) 124 Bu kısım sonuna dek dördüncü baskıda eklenmiştir.

ancak bu da edilgin bir güç ya da kapasitedir. . yayım ı sonrasındaki yarım yüzyıl boyunca bu bölümün yarattığı tartışmalarla. görüş alanı dışındaki ide­ leri seçerek ortaya çıkarmak ve uygun gördüklerini karşılaştır­ mak bir etkin gücün göstergesidir.125] 125 Locke'un. gramer ve genel dil yapısının bizi sürükleyebileceği yanılgılara düşmememiz için yardımcı olabilir. Maddi dünyadaki olaylarla eşit ölçüde. Aynı şekilde.bağım lı oluş önkoşulunu içerir. hepsi de her yerde hazır. Düzeneksel (mekanik) zorunluluğu. Böyle bir eylem etkin gücün ürünü olabilir. içeriği ile daha uyumlu biçim de işlenm iştir. Çünkü dil bilimcilerin etkin dediği fiillerle dile getirilenler hep eylem bildirmez: Örneğin "ayı ya da yıldızı görüyorum ya da güneşin sıcaklığını hissediyorum" cümlesinde etkin bir fiille dile getirilen aslında bende ışık. Locke'un arkadaşı Anthony C ollins tarafından. bu koşullar altında bile doğa ile doğal y ö ­ netimin uyumlu bağım lılığı ile ahlaksal bir yönetim /sistem olarak evren kavramının mutlak üstünlüğü için yer kalmaktadır. Bir ahlaksal etmende öngörülen nedenli nedenler ve onlarla uyum içinde fakat onlardan üstün olan güçler birer gizdirler. bedenimi güneş ışınlarının değemediği bir yere çevirsem tümüyle etkinimdir: Çünkü kendimdeki bir güçle kendi seçimim sayesinde o harekete yönelmişimdir. kişileştirilm iş ve üstün A kıl -Tanrıya. yuvarlaklık ve ısı idelerinin alimini belirten. yani eylem özelliği taşımayan şeylerdir. Ancak tüm doğal açık­ lamalara açık öncüllerin sonsuz art ardalığı tüm üyle Locke'un bir ahlaksal etmen tarafından istem lerinin yaratılması ya da doğurulması kadar gi­ zemlidir.nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme değildir. Fakat gözle­ rimi başka yöne. bütünüyle Locke'un uslam la­ masında içerilen. Etkin ol­ madığım gibi gözlerim ya da bedenimin o konumunda bu ideleri almayı reddemeyeceği bir edilginliktir yaşadığım. bir dış tözün işleminden ideleri edinme gücü de düşünme gücü diye adlandırılır. tinsel etmenlerin istençli be­ lirlem elerine yeterli bir açıklama olarak Natüralizm ya da fiziksel nedenin evrensel uygulanabilirliği Locke'un gizli ilkesidir. Locke'un tereddütleri bir yana. Her birine ilişkin mutlak yetersiz idelerim izle evrenin bu kavramlarından hiçbiri bir diğerini yok etm eye yaramaz. bu tözler üzerinde bir etki yaptığımı göstermeyen. insan istencinin içerdiği ve dolambaçlı sözlerle ve konudan sa­ pılarak. 1717'de yayımlanan ve Dr. "evrenin mükem mel eksiksiz zihinsel sistemi" yapan insan özgürlüğü idesi. Denem e'nin sonraki baskılarında açıklanan güç id esi. Samuel Clarke tarafından aynı yıl yanıtlanan. Bu irdeleme. Diğer yandan.

Jonathan Edwards'ın "istenç Özgürlüğüne ilişkin M o d e m G eçerli K avram lar Ü zerine Araştırm a"sında Collins'in zorunlu istem savı olağanüstü bir şiddetle savunulmuştur (1759). Güdüleme. Algılayabilirlik ya da algılama. Varoluş. istenç edimlerinin başka değişim ­ lerde de ortaya çıkarılan aynı fiziksel nedensellik yasası ya da alışkanlığı altında. dış duyularımızla dışardan edindiğimiz. istencin dışındaki bir nedenle belirlenir olm ası kanısındadır ve "bütün uyuşm azlığın yalnızca sözcükler çerçevesinde olduğu" sonucuna varmaktadır. Bir filozof gibi düşünüp nedenleri ve içeriklerini irdelemek istesem tümü şu birkaç başlık altında toplanır sanıyorum: Uzam Katılık. Ö z­ gürlük ve Zorunluluk Ü zerine B ir Deneme". Jackson ve diğer kalemşorlar ordusu da İngiltere'de son yüzyıl için küçük bir kütüphane oluşturabilecek "özgür istenç" literatürü yaratacak bir eleştiri kavgasına giriştiler.m Güç İdesi 369 75. idelerin sürecinin betim lendiği. Eşsesli olanların kullanım ında yanılgıya düşme tehlikesi yüzünden bu iki yeni sözcüğü de kattım. dış dünyadaki olaylar kadar. . Collins'in 1729'da (her ik isi­ nin de öldüğü yıl) yayınlanan yanıtının başlığı şöyledir: "Ruha ilk g i­ rişlerinden eylem üretim lerine dek. Bunlara ek olarak. Kısaca tüm diğer idelerimizin kaynağı olan ve onları oluşturan birincil. düşünme gücü. C ollins ve Clarke dışında. Süre. hareket ettirme gücü de iç duyumla zihnimizden edindiğimiz birincil idelerdir. Fakat ahlaksal sorumluluğun gerektirdiği üzere evrenin tin­ sel yorumu ile doğal (doğacı/fiziksel) yorumu arasındaki zıtlık tini doğaya indirgeyerek değil yalnızca doğadaki bilim sel tek tipliliğin (birliğin) ki­ şilerdeki doğaüstülükle istençli belirlem elerinde uyum gösterdiğini kabul etmekle giderilir. Hareketlilik ya da hareket ettirilme gücü. olasılık sayesinde insan eylem leri ve bunla­ rın sonuçlarını da tahmin edebileceğim iz olgusunu kabul ederek (buna zorunluluk deyip dem em ek bir yana). kökensel idelerimize değinmek istiyorum. Hume. "insan Ö zgürlüğü Ü zerine F elsefî A raştırm a" adlı çalışm ada daha ay­ dınlatıcı biçim de sonucuna ulaştırılm ıştır.

Zihnimizdeki idelerin ötesine ge­ çip nedenlerini araştırdığımızda da. Fakat şu an amacım Tanrının uygun kıldığı biçimde. kokular. . büyük ola­ sılıkla L ocke için öncelikli olan yalnızca ya da başlıca dayanak budur. Kı­ sım ve başka bölümlerinde) yinelediği "Tanrı isterse m addeye bir dü­ şünme yetisi ekleyebilir" düşüncesi ile uyumludur. bir insanın anlama yetisinde konuk ettiği düşün­ celerin tümünü adlandırmakta kullandığı yalın idelerin yalın kiplere iliş­ kin açıklamaları noktalanırken. 3. dokularını incelemeksizin altın ya da safranın görme yetimizle algıladığımız sarı idesini. duyulmaz parçalarının hareket. bizde farklı ideler üreten bir duyulur nesnede keşfedebileceklerimiz. kendisi de "tüm diğer idelerin dayandığı kökensel birincil ideler"e ilişkin özetle sonuçlandırıyor bu kısm ı. Fakat maddenin yük­ lenen niteliklerinin dış duyumlarının maddenin parçacıklarının hareket­ lerine bağlılığını baz alan açıklama biçim i göstermektedir ki. sesler ve benzeri tüm idelerimizin doğası açıklanabilirdi. 6. tatlar. kar ya da sütün beyaz idesini bizde üretme gücüne sahip oldu­ ğunu gözlemlemek yeterlidir. Bizde ayrı ayrı dış du­ yumlar üreten minicik cisimlerin farklı biçimlerde kipleşen uzam ve hareketlerini algılayacak keskinlikte yetilerimiz olsaydı renkler. şekil. bizde belirli dış duyuma neden olan en küçük taneciklerin hareket ya da şekilleri. Bu bağlamda. Kimi ifadeleri. bir doğa filozofu olarak o idelerin doğal nedenlerini araştırmış olsa. B ölüm .126 126 Bu bölüm de Locke'un. Kitap. sanırım. sayı ve dokusundaki farklılıklar olduğudur ancak. felsefi açıdan cisimlerin özgün yapısı ve parçalarının dokusuna ilişkin bir incelemeye girişmek Deneme’nin çizgisini aşmak olur. yalnızca cisim lerin güçleri ve ikincil güçlerine ilişkin idelerim izin değil aynı zamanda sahip olduğum uz tüm diğer idelerin de cisimlerin bünyesindeki atomların başka başka kipleşm iş uzamları ve hareketleri aracılığıyla açıklanabileceği biçim inde bir iddia eğilim inde bulunacağı yönünde belirtiler taşıyabilir. hacim. yoksa başka yerlerde ileri sürülen ılım lı materyalizm varsayımı değildir. şeylere dair bilgiye ideler ve görünüşlerle nasıl ulaştığımızı ve bu bilginin kendisini araştırmak olduğundan.370 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme "Sayı" her iki duyum idelerine de özgüdür. Bu (D enem e’nin 4.

Mutluluk yaşayabildiğimiz en uç haz. BÖLÜME EK NOTLAR Aşağıda ilk baskıda 27. İsteme daha fazla hoşlanma ise.G üç İdesi 371 21. Fa­ kat her ikisi hakkında da bir dereceye kadar canlı izlenimlere sahibiz ki bunlar da birinde zevk ve hoşnutluk. O zaman bir insan bu anlamda hoşnut olma ya da olmama tarafsızlığına sahip midir? Daha iyi gördüğü bir şeyi isteyip istememek elinde midir? Buna yanıt hazır: Hayır. Daha doğrusu kimi zihinde dü­ şünceden kimi bedende hareketten kaynaklıysa da hepsi de zih­ nin acı ve hazlarıdır. mutsuzluk da en uç acıdır. 29. kula­ ğın işitmediği ve insanın tümüyle kavrayamadığı şeylerdir. (2) İstem ya da istemenin gücümüz dahilinde bir şeyi yapma ya da yapmama tercihinden başka bir şey olmadığını unutmamalıyız. Bunun ne olduğuna bir bakalım. "Hep hazlar ve zevklerle dolu olasın". diğerinde sıkıntı ve üzüntü ile yaratılırlar. kı­ sımlar arasında. otuz beş yeni ekleme yapılan bölümler vardır: 28. Kısaca bunları hem beden hem zihnin acı ve hazzı olduklarından. Öyleyse. (3) İstenç ya da tercih kendisi dışında bir şeyle belirlenir. kışımın hemen ardından gelen fakat ikinci baskıda büyük bir kısmı çıkarılmış olan 28 ile 60. acı ve haz adlarıyla anacağım. Peki bu tercih etme denen de nedir? Bir şeyle diğerinden daha fazla hoşnut olmaktır. ona katkıda bulunan şey olduğunu bilir ki buna "İyi" diyoruz. Acı ve haz bizde zihin ya da bedeni­ . Mutluluk ve mutsuzluk sı­ nırlarını bilmediğimiz iki karşıt addır: Gözün görmediği. en fazla istenilen şey istenci belirler: Herkes bunun mutluluk ya da mutluluğun bir parçasını oluşturan.

haz ve acı düzeyleri de bir tercih konusu olduğundan. tercihimizi yönlendiren de bu ne­ dendir. daha büyük iyi. Fakat geldiğini gördüğü bir darbeye 127 tyi olanı istem e gücünün kaybı sonlu bir kişide ahlaksal özgürlüğün kötü kullanım ıyla. B ireyselin evrensel istence tabiyeti/bağım lılığı özgürlüğün doğru kullanımı/anlamıdır ancak insan özgürlüğünün kendisi değildir. akıl ve istencin duyu ve tutku/edilginliğe tabi olduğu esa­ ret/tutsaklık durumudur. neye iyi ve kötü diyeceğimizi doğru saptamak böyle bir karşılaştırmaya bağlıdır. bizde hazzı üretme yatkınlı­ ğında olan. Bir insan elini başına kaldırmak ya da hareketsiz tutmak özgür­ lüğüne sahiptir: Bu anlamda her iki eylem karşısında tarafsızdır. İyi. istenci belirleyendir. bu gücü yitirdiğinde insanda kusursuzluk söz konusudur. ulaşmaya çalıştığım ız ve iyi dediğimizdir. Öz­ gürlüğümüzün işlevi ve amacıdır bu. Ayrıca.127 Seçimini beklediği düşünülen iyi ya da kötü ile belirlenemez olan istenç ya da tercih gücünde tam bir bağımsızlık (ta­ rafsızlık). Acı üretmeye yatkın olan kurtulmaya çalıştığımız ve kötü dediği­ mizdir.nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme miz üzerinde belli nesnelerin işlemleri sonucu üretildiklerinden ve farklı düzeylerde olduklarından. Çünkü her daha az acı her daha fazla haz kadar iyi. bizde bir parça haz üreten kendinde iyi. . acı üreten kendinde kötü ise de daha fazla acı ya da hazla karşılaştırmaya sokulduklarında böyle adlandırmayız onları. Bu tarafsızlıktan yoksun kaldığı. Bu yatkınlıklarında mutluluğumuz ya da mutsuzluğu­ muz yer alır. akıllı bir doğanın üstünlüğü ya da yararına olmaktan o kadar uzaktır ki istençle belirlenene dek hareket etmeme ya da etmeme tarafsızlığından yoksunluk kadar büyük bir kusurdur. Bu bir kusurluluk değildir: Akıllı doğaların en yüksek kusursuzluğudur: Özgürlüğün kısıtlayıcı ya da azaltıcısı olma­ ması bir yana özgürlüğün çok daha yararına bir durumdur. her daha az haz her daha fazla acı kadar kötü bir nedene sahiptir ve bizim seçimimizi belirleyen. İyi için böyle bir belirlen­ meden uzaklaştıkça mutsuzluk ve tutsaklığa daha da yaklaşı­ rız. 30. Öyleyse.

o zaman deliler ve aptallar tek özgür olanlar­ dır. Burada . 32. tam yetkinlik). kendisine utanç ve mutsuzluk getirebilme serbestliği özgürlük nitelemesini hak eder mi? Seçme ya da daha kötü olanı yapmada kısıtlanma­ ma özgürlük olsa. Böyle bir belir­ lenmenin kesinliği paralelinde yetkinlik de büyür. Bizim gibi aciz sonlu varlıklar sonsuz bilgelik ve iyiliğin yetkinliklerini dile getirebilecek güçte olsalardı. 31. Zihnin tercihi hep iyi. çünkü gitmek ya da kalmak onun seçimine bağlıdır. sanırım Tanrının kendisinin de iyi olmayanı seçemeyeceğini söylerlerdi. Fakat zaten deli değilse birinin böyle bir özgürlük için deli olmayı seçmesi imkânsızdır diye düşünüyorum. yetkin mutluluk peşinde olan varlıklara baktığımızda bizden daha kararlı biçimde iyiyi seçmeye yön­ lendiklerine karar verebiliriz. Zincirlerinden kurtulmuş ve hapishane kapılarının hepsi açık halde iken bir mahkûm tümüyle özgürdür aslında. iyinin görünüşü ile belirlense bile böylesi bir tercih paralelinde hareket etme ya da etmeme özgürlüğünün tek kaynağı olan güce sahip bir kişi her ne pahasına olursa olsun yine de özgürdür. bu durumda da bizden daha az mutlu ya da daha az özgür olduklarını düşünmemiz için bir ne­ den yoktur. daha büyük. Bizden üstün. Özgürlüğü bu noktada doğru yerine koymak adına. havanın kötü olması ya da kalacak yerinin olmaması onu hapishanede kalmaya zorladığında ise özgürlüğü biter. bir insan akıllı birine göre akılcı düşüncelerle daha az belirleniyor diye budala sayılabilir mi? Maskaralık yapabilme. 33. Eyleme gücünün istenç ile belirlenmesi kadar tercih etme gücünün iyi ile belirlenmesi de aynı ölçüde kusursuzluktur (mükemmellik. bu belirlenme o gücü azaltmaz. Gece ka­ ranlığı. Yüce Tanrının özgürlüğü de en iyi olanla belirlenmeye bir engel değildir.G üç İdesi 373 karşı başı ya da gözlerini koruyacak şekilde elini kaldırmayı ya da kaldırmamayı tercih etmede de aynı tarafsızlığı korursa bu da büyük bir eksikliktir.

" 35. En iyi tadın elma. bedensel zevklerde.374 insanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme istem edimini dile getirmek için "seçme" değil de daha çok "ter­ cih etme" sözcüğünü kullandım. oysa istem ya da isteme edimi istence bağlı bir şeyin gerçekten üretilmesini dile getiriyor. o zaman şarap kötüdür. 34. erik ya da kuruyemişte mi olduğu üzerinde de tartışmış ve bu yüzden gruplara ayrılmış da olabi­ lirler. şarap senin için iyi olandır. erdem ya da derin düşünmede mi olduğu üzerine boşuna tartışm ışlar­ dır bence. yalnızca aynı şey her insan için iyi değildir. bilim. Kimilerine çok hoş ve leziz gelen yiyecekler başkalarına mide bulandırıcı. Kimilerine bir ziyafet gibi ge­ len yemeklere çoğu insan aç kalmayı tercih edebilir. herkesin kendi mutluluğunun peşinde olmadığı değil mutluluklarını farklı şeylerde aradıklarının göstergesidir. tiksindirici gelebilir. Zihnimiz iyi ile belirleniyorsa. Çünkü seçme daha belirsiz bir anlam taşıyor va arzuyu daha fazla çağrıştırıyor. insanların istençleri nasıl bu kadar karşıt yönde belirlenir ve kimi neden kötü olana yöne­ lir? İnsanların bu dünyada çeşitli ve karşıt seçimler yapmaları hepsinin iyiyi seçmediğinin göstergesi değildir. bir doktorun gözleri bozulan bir hastasına söyleye­ ceği en doğru şey: "Şarabın tadında görme yetinin yararından daha fazla haz buluyorsan. Hoş tatlar şeylerin kendilerine değil şu ya da bu damağa uygunluklarına bağlıdır ki bunda çok büyük çeşitlilik söz konu­ sudur. Eski filo­ zoflar en yüksek iyinin zenginlikte. kiminin lüks. şan-şöhret. Dolayısıyla. yok gör­ me hazzı içme hazzından daha ağır basıyorsa. Öyleyse en büyük mutluluk en büyük hazzı üreten şeylere . kiminin avcılık. Zihin de damak gibi zevkte ayrılık gösterir. İnsanların tüm kaygıları bu yaşam ile sınırlı olsa bile kiminin bilgi. kiminin de ağırbaşlılık ve zenginlik yönünde seçim yapması. Her insanın açlığını peynir ya da ıstakozla gidermeye çalışmak kadar zen­ ginlik ve debdebe ile hoşnut kılmaya uğraşmak da boşunadır.

O an hoşlanılan şeyler göründükleri gibidirler: Bu durumda gerçek ve görünürde iyi hep aynıdır. Bu. sonra yok olur giderler. 37. tek başına düşünüldüğünde asla yan­ lış seçim yapılmaz: Çünkü insan en fazla neyin memnun edece­ ğini bilir ve gerçekten onu tercih eder. ve en . Dolayısıyla in­ sanlar bu dünyaya umut bağlamış ve yalnız bu dünyadan zevk alabiliyorlarsa. Fakat insanlar hep iyi. daha büyük iyi ile belirlen­ dikleri ve mutluluk-mutsuzluk konusunda kaygılandıkları için "İnsanların neden sıklıkla daha kötüyü daha iyiye tercih etmeye ve bilerek mutsuzluklarına neden olacak şeyleri seçmeye yö­ neldikleri" yanıt bekleyen bir sorudur. İnsanları yalnızca çiçeklerden ve onların tatlarından hoşlanan arılar ile başka besinlerden zevk alan ağustosböceklerinin karışımı bir böcek sürüsü gibi düşü­ nürsek. çeşitlilik söz konu­ sudur. Kuş­ kusuz bu tercihte de çok büyük farklılıklar. neden hoşlanıyorsak onu yapalım. Acı ya da haz hissedildiği kadar olduğundan var olan iyi ya da kötü gerçekten de göründüğü kadardır. İnsanların bu dünyada neden farklı şeyleri tercih ettikleri ve mutluluklarını karşıt yollarla aradıkları yeterince açıktır ar­ tık sanırım. çünkü yarın öleceğiz" çıka­ rımı kesinlikle doğrudur. Dolayısıyla. bir acıya yol açmaktadır. haz ya da acı. "yiyip içelim. Ölümden öte bir yaşam düşüncesi yoksa.Güç İdesi 375 sahip olmaktadır ve bunların yokluğu da bir rahatsızlık. farklı şeyleri ama hepsi de doğru şeyleri seçerler ki bir mevsimliktir bu tercih. Buna yanıt olarak diyorum ki. her eylemimiz kendisiyle sınırlı olsa ve ardından birtakım sonuçlar doğurmasaydı kuşkusuz iyiden başka bir şeyi istemezdik. var olan mutluluk ya da mutsuzluk. 36. Bu da insanlara göre değişir. burada onları rahatsız eden tüm şeyleri ortadan kaldırıp onları hoşnut eden şeyleri tercih ederek mutluluğu bulm aya çalışmaları ne tuhaf ne de akıl dışı bir şeydir. bütün insanların istençleri iyi ile belirlendiği halde neden aynı nesne ile yönlendirilmediklerinin nedenini göstermektedir bize.

her insanı yaptıklarına göre değerlendireceğine tümüyle inanır ki bu dünyada sabırla iyi işler yapmayı sürdürenlere Tanrının şeref. Öyleyse istencin seçimini belirleyen ve tercihi yönlendi­ ren hâlâ iyi. bittiklerinde onların so­ nucu olarak ortaya çıkacak iyi ve kötünün ilk nedenleri oldukla­ rından. görü­ nürdeki iyiden daha ötesini düşünmeyen. daha bü­ yük bir acıdan kurtulma ya da onu önleme umutları başka bir insanın içkisini tatlılaştırır ve yudumlanmasını kolaylaştırır ki aslında iğrenç ve nahoş bir tat gizlidir içinde. hazımsızlık yaratır. bu dünyanın ötesine bakan insan adil yargıcın. Birinin rahatı ve sağlığı. 38. kısaltma ya da azalmasının umudunu da taşımaktadır. yalnızca sonralarında bize yansıyacak. gücümüz dahilindeki bir eylemi yapıp yapmama isteği ve tercihini oluşturan da yaşadığımız anda görebildiğimiz tüm so­ nuçlarıyla belireceğini düşündüğümüz daha büyük iyidir.376 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme iyi tercihimizde de yanılmazdık. Fakat istencimize bağlı eylemlerimiz onlara bağlı tüm mutluluk ve mutsuzlukları beraberlerinde yaşatmadıkları. Güzel bir tadın çekiciliği var olan hazdan. daha büyük iyidir: Ancak bu aynı zamanda görünen iyidir. Dürüst çalışma ile açlık ve so­ ğuktan ölecek kadar bitkin düşme acıları bir arada sunulsa kimse tercih etmezdi: Cennetin zevkleri bir kez bir insanın eline veril­ seydi istencinin belirleniminde ve seçiminde asla yanılgıya düşmezdi. Tanrının. Bu yaşa­ mın ardından bu dünyadaki davranışlarına göre insanları bek­ leyen mutluluk ya da mutsuzluk durumuna ilişkin bir inanış ta­ şıyan insan için seçimini belirleyecek iyi ve kötü ölçüleri büyük . onur ve ölümsüzlük sunacağını. Kendisiyle birlikte düzey. hiddetini yağdıracağını bilir. Dola­ yısıyla. kötü işlerin peşindeki her ruh üzerine de gazabını. diğerinin hastalık ve belayı bulduğu aynı şeydir ancak iki insan da iyi görüntüsü ile koşullanıp eyleme geçerler. tür ya da süre olarak hazlarımızın artması ile mutluluğumuza yapacağı katkının beklentisini ya da acımızı önleme. uzak ve gizlenmiş kötüyü görmeyen birinde hastalık.

tüm çabalarına kar­ şın belki Deneme'nin en yetersiz kalan bölümü içinde karman çorman bir halde bırakıldığı bir karışım oluşturmaktadırlar. tutkularımızı denetime al­ mak ve zevklerimizi terbiye etmekte. bu durumda. eylemle­ . öteki dünyadaki bitimsiz mutluluğu güvenceye alıp almamalarına göre belirlenir. insanın. kı­ sımdan hemen sonra koyacağını belirttiği dört ek kısım daha vardır. Çünkü. ikinci baskıda çıkarılanların yerini alanlarda Locke. İkinci baskıdaki eklemeler ve çıkarmalar. Yukarıdakiler ikinci ve daha sonraki baskılarda Locke'un istenci belirleyen güdüleyici güce ilişkin görüşlerinin değişmesi üzeri­ ne kısmen çıkarılmış olan kısımlardır. görünürde iyi olanın farklı türlerini kabul etmek ya da reddetmekte özgürce hareket edebi­ liriz. Aynı zamanda. insanlar arzularını erteleyebiliyor. *** Lord King baskısı MSS içinde Locke'un zamanında 54. sonraki baskılarda eklenen paragraflar. onların sonucu olan geçici haz ya da acıya göre değil. Bölüm yalnızca 47 kısımdan oluşuyordu. insanın gücünün yettiği eylemlerdeki tercihi. istencimiz doğrultusunda hareket etme gücü olarak özgürlük kavramı ve sonraki.Güç İdesi 377 oranda değişir kanısındayım. istemi erteleme ve böylece anlama yetisinin kesin bir yargısıyla onu belirleme gücü olarak özgürlük kavramının. *** İlk baskıda 21. ilk kez. bu dünyada o ey­ lemlere eşlik eden. Locke'a göre. akıl ışığında özenle irdeleyebilmek için arzularından herhangi birinin yerine getirilmesini erteleme gücüne sahip olduğunu ileri sürüyor. bu irdeleme gücünde özgür istenç denilen şeyi de içeren tüm özgürlüğün kaynağını keşfettiğini düşünüyor. Locke. bu yaşamdaki hiçbir acı ya da haz sonraki yaşamda ölümsüz bir ruhun biteviye tadacağı mutluluk ya da m utsuzlukla karşılaştırılabilir olmadığından. Locke'un başlangıçtaki. Bunlarda da.

Locke'un Yaşamı. (King. Bir iki neden de sunuyor şöyle ki. II. Sonunda Locke bu eklemenin çıkarılabileceğine karar vermiştir. derin düşünme gücünün. nasıl bu kadar sık. bu çağda cennet ve cehennem inanışı ile yetiştirilmiş bir insan öteki dünya inancından koptu mu erdemden de uzaklaştığı halde öteki dünya düşünceleri ve inanışının politikacı ve din adamlarının bir kuruntusu diye red­ dedilmesi. cilt. kötü alışkanlıklar ve çarpık eğitimin sonucu olarak yitirilmesi. sf: 219-222) . yabani bir yaşam içinde en rezil. hiçbir denetim ya da en küçük bir iç duyuma yönelmeksizin böylesi kokuşmuş.378 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme rini durdurabiliyor ve yapacakları üzerinde düşünmek ve irde­ leme yapmak için zaman ayırabiliyorlarken. aşağılık ve akıl dışı eylem lere kapılabildikleri üzerinde durmaya çalışıyor.

tek bir yalın ide yaratamadığını deneyim 1 2 Locke'un (şimdi kullanılmayan) bu adla tasarladığı ideler Reid tarafından "yalın ideler ya da nitelem elerin tek bir parça halinde birleşim i ile oluştu­ rulan genel kavramlar" olarak açıklanmaktadır. Sürekli bir varlığa sahip gerçek varlıkların ayırt edici işaretleri değil de zihnin bir araya getirdiği dağınık ve bağımsız ideler olarak görülen yalın idelerin bileşimleri halinde bu karışık kip­ ler böylece tözlerin2 bileşik idelerinden ayrı algılanırlar. yalan ve benzeri verilebilir. şeylere ait kavranılabilir sistem e göre oluşturulmaları söz konusudur.. B ö ­ lüm) Karışık kiplerin tözlerin ideleri değil. .22. nasıl edinildiklerini göstermek için en önemlileri arasından örneklem eler yapmıştık. sarhoşluk. kendi kendilerinin ilk örnekleridirler ve kendilerini özen le oluşturanların düşüncelerinde bile. bu çağ ya da bu ülkede geçerli yalın idelerim izin karışık kipleri başka ulus ve dönem lerde düşünülm eyebilir ya da anlaşıl­ madan kalabilirler. V .. BÖLÜM KARIŞIK KİPLER 1. şimdi ise sıra karışık kiplerde. D eğişen koşullara bağlı sosyal ilişkiler açısından yararlılıklarına göre oluşturulduklarından. adları yitirildiği an varlıklarını da yiti­ rirler. 2. Yalın idelerinde zihnin tümüyle edilgen olduğu ve tümünü dış duyum ya da iç duyum aracılığıyla şeylerin varlığı ve iş­ lemlerinden edindiği. 4. İnsanların yararına uygun b içim len­ mektedirler. D e­ ğişik türlerden yalın idelerin bileşimlerinden oluşan bileşik ideleri. (Zihinsel Güçler. Önceki bölümlerde yalın kipleri ele almış ve ne oldukla­ rını. yalnızca aynı cins yalın ideleri içeren daha yalın kipler­ den ayırt etmek için karışık kipler1 diye adlandırdım: Bunlara örnek olarak yükümlülük.

"kavramlar"4 olarak adlandırılmaları da bundandır sanıyorum.3 Fakat karışık kip diye adlandırdığım ideleri iyice düşünürsek onların tamamıyla farklı olduklarını görebili­ riz. Berkeley sonraları bu terimi Locke'un zihinsel ve istençsel işlem leriyle ruh.5 3. Bak: 3.6 Çünkü. yerleşik yapıların sonucu olan bileşik idelerin bir kısmı başka bir yerden çok insanların zihin­ lerinde yer almış olmalıdır ki onları simgeleyen adlar ve böylece biçimlenen ideler temsil ettikleri bileşimler var olmadan önce kullanım daydı. Çünkü herhangi bir istençli belirlem em iz yoluyla göründüklerinden başka. kökeni şeylerin gerçekliği değil de daha çok insanların düşüncelerindeymiş gibi. Bu açıklama karışık kiplere uygun tanım içinde hep geçiyor.380 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme gösteriyor bize. Çünkü yalın idelerle bir kez donandı mı zihin onları çeşitli biçimlerde bir araya getirip doğada böyle birlikte var olup olmadıklarını dikkate almadan türlü bileşik ide oluşturabilir. dillerin ve toplumların başlangıcında. Yalnızca birkaçının gözlem ve anlama yetisindeki gibi bir arada varoluşlarına dayanabileceği bir yana böyle ideler kurmak için zihnin onların parçalarını bir araya ge­ tirmesi ve gerçek bir varlığa sahip olup olmadıkları hesaba alınmadan anlama yetisinde tutarlılık taşımaları yeterlidir. kişilik. Ör­ neğin ikiyüzlülük idesini ilk edinen insan. Diller böylesi bileşimleri temsil eden sözcüklerle kurulu olduğundan. . kitap. 6 Kısımlar: Burada Locke dem ek istediğini ör­ neklendiriyor. 5. 5. bu bileşik ideleri edinmenin bir yolu da onları simgeleyen terimlerin anlaşılır olmasıdır. Bu bileşimleri oluşturmada zihin çoğunlukla etkin bir güç uygular. zihin iç ve dış duyuda sunulan varoluş görünüşlerinin edinim inde yalnızca edilgin bir güç sergiler. Bölüm . onu en başta iyi nite­ likler sergileyen ancak hiç de bunlara sahip olmayan birini göz­ lemlemesi sonucu kazanmış ya da zihninde bu ideyi böyle bir modele tanık olmaksızın kurmuş olabilir. fazlaca oluşturulamazlar. bir grup ya­ 3 4 5 6 Yani. Bu idelerin. "Kavramlar" insanların şeylerde özellik le dikkat ettikleri"niteliklerdir". bağıntı ve Tanrı ya da üstün A k ılcı istenç ideleri gibi dış duyu ya da duyusal im gelem e gücü kapsamında ortaya çıkamayan idelerinin nite­ likleri için kullanmıştır. Şu açıktır ki.

5. bu suçları işlenirken görmediği halde. ki dilin amacı insanların düşüncelerini ortaya koymak ya da olabildiğince çabuk birbirlerine iletmek olduğundan insanlar çok az sözünü etmeye gerek duyduklarına boş vererek ve onları adlar koymadan bağıntılandırarak genel­ likle yaşamları ve konuşmalarında sıklıkla kullandıklarına ad­ . Bir insan kutsal şey­ lere saygısızlık ve cinayet sözcüklerinin simgelediği yalın ide­ lerin birer birer açıklanması sonucu bunların idelerine sahip olabilir. bu kadar çok şeyin tek bir ideye nasıl dönüştüğünü. tek bir bileşik ideyi oluştu­ ran yalın ideleri değil de yalnızca adları olan bileşimleri dikkate alarak. gerçek varlığın aracılığı olmaksızın iletilebilirler. zihnin çeşitli yalın ideleri birleştirme ve onları bu parçalardan oluşan tek bir bileşik ideye dönüştürme ediminden kaynaklanır. bu birliğin işareti ya da genelde onun tamamlayıcısı olarak düşünülen. İnsanlar. İnsanların yalın idelerin birkaç bileşimini ayrı ve yerleşik kipler halinde ele alırken. o bileşime verilen bir addır. karışık kipin birliği.Karışık Kipler 381 lın idenin birleştirilmesinden doğdukları için bu yalın ideleri temsil eden sözcüklerle bunları anlayan birinin zihnine. Birçok ayrı yalın ide içeren her karışık kipin birliğinin kaynağını. 4. şeylerin doğasında birleştirilmeye ve seçik ideler oluşturmaya bir o kadar yatkınlık taşıyan idelerini yadsımasının nedenlerini anlamak için biraz daha araştırma yaparsak dile ulaşırız. araştırmak akıllıca görünüyor çünkü böyle bir bileşim doğada hep var olmaz. karışık kipleri de ayrı adlarıyla düzenlerler genellikle ve böylece örneğin yaşlı bir insanın öldürülmesi bir insanın baba­ sının öldürülmesi kadar doğasında tek bir bileşik idede toplan­ maya elverişliyse de ilki için belirgin bir ad olmadığı halde İkincisi için "ebeveyn öldürme" adı var olduğundan yaşlı bir in­ sanın öldürülmesi ne bir tikel bileşik ide olarak ele alınır ne de genç bir insan ya da başka herhangi bir insanın öldürülmesinden farklı türde bir eylem diye nitelendirilir. Açıktır ki.

Bir ulusun gö­ renekleri. çok az kullandıkları ya da hiç işlerine yaramayan çok sayıda bileşik ideler ve adlarıyla belleklerini doldurmaktansa topladıkları ideleri adlandırmayı yeğlerler. başka birinin bunları anlaması için bu adlar yerini uzun bir ifadeye bıraka­ caktır. Alış­ kanlıklar ve sanılardaki değişme beraberinde üzerinde sıkça düşünülmesi ve konuşulması gereken yeni ide bileşimleri de getirdiğinden. Gerektiğinde. alışkanlıkları ve âdetlerinin. çünkü diğer ulusların insanlarının zihinlerinde var ol­ mayan bileşik idelerin adlarıdır bunlar. . yenilerini alıp eski terimleri bıraktığını da çıkarabiliriz. Erteleme ya da başvuru sözcüklerinin temsil ettiği tüm ideleri sayma zahmetine girecek olan biri sözünü ettiğimiz yolla ne ka­ dar çok farklı idenin kısacık bir sözcüğe nasıl sığdırıldığını ve böylece ne kadar az nefes harcandığını görecektir. günlük konuşmaya ilişkin şeylerdeki uzun kalıpları kaldırmak için. Bu bir dilde geçen birçok tikel sözcüğün başka bir dildeki tek bir sözcükle dile getirilememesini açıklıyor. Yunan dilinde 5aTpaKia|iös ve Romalı­ lardaki proseriptio diğer dillerde tam karşılığı olmayan sözcük­ lerdir. uzun açıklamaları ortadan kaldırmak için onlara yeni adlar verilir. Aynı zamanda buradan neden dillerin sürekli değiştiği. bu bileşik idelere adlar veriliyor doğal olarak. ki zaten bu bağlam da başka ülkelerde bu eylemlerin adları yok. bir başka halkın hiç kar­ şılaşmadığı ya da dikkate alm adığı çeşitli ide bileşimlerini ta­ nıdık ve gerekli kılması sonucu.382 nsanın Anlama Yetisi Ü2erine ir Deneme lar verirler ve bu tür ide gruplarını bileşik kiplere dönüştürürler. ve böylece bileşik kiplerin yeni türleri olurlar. böylesi eylem lere ilişkin bir kavram. bu terimlerle bağlanan ve birleştirilen ide bileşiklerinin kullanım alanı ol­ mazdı. 6. Böyle bir görenek ol­ masaydı. 7. ve böylece zihinlerinde bir sürü seçik bi­ leşik ideler yer alıyor.

hiçbi­ rinin şeylerin kendilerinde bir yerde bir arada var olmadıkları açığa çıkar ki bunlar gerçekleştirilmeleri zaman isteyen ve hiç bir arada var olmayan eylemlerdir. (3) hiç görmediğimiz eylemlerin adlarını ya da göremeyeceğimiz hareketleri açıklama yoluyla ki bu en alışık olunanıdır: Karışık kipli bileşik idelerimizi oluşturacak olan ve onların tamamlayıcı parçaları olan tüm ideleri sayıp dökmek ve böylece hayal gücümüzün malzemesi yapmak da var bunun içinde. bu eylemlerin yerleşik oldu­ ğu varsayılan insan zihinlerindeki ideler çok belirsiz bir varlık gösterirler: Dolayısıyla onları bizde kendilerini ortaya çıkaran adlarla bağlantılandırırız. zafer ya da ölümsüzleşme idesinin nerede var olduğunu araştırırsak.. (2) çeşitli yalın ideleri istemli olarak zihinle­ rimizde bir araya getirerek ya da buluş yaparak: Böylece baskıyı ya da kalıp çıkarmayı ilk bulan zihninde onun. kitapta. boğuşan ya da kılıçlaşan iki insan görerek bu eylemlerin idelerini ediniriz. Örneğin. 9. öyle ki bu bileşik idenin içinde 7 3. İnsanların zihinleri dışında her yerde uzun süreli varlıkları söz konusuyken. Sözcükler ve kullanımlarını ele alacağım zaman çok daha ayrıntılı inceleme fırsatım olacaksa da karışık kiplerin adları üzerinde durmaktan kendimi alamıyorum. Zihinlerimizi iç duyum ve dış duyum aracılı­ ğıyla yalın idelerle doldurup onların adlarını edindikten sonra bu adlarla bir başkasının anlamasını istediğimiz herhangi bir bile­ şik ideyi ona açıklayabiliriz. düşünüyorken çok daha uzun kalan geçici ve süreksiz yalın ide bile­ şimleri..varlığından önce. idelerin kendileri olarak ele alınmaya yatkındırlar. bir idesine sahip olur. .Karışık Kipler 383 8. Karışık kipli bileşik ideler elde etmenin üç yolu vardır: (1) şeylerin kendilerinin gözlemlenmesi ve deneyimi yoluyla: Böy­ lece. adlarında olduğu kadar hiçbir yerde sürekli ve kalıcı bir varlık göstermezler: Buna göre bu tür idelerde adlar.

Yalan diye adlandırdığımız bileşik idenin daha fazla çözümlemesine girmeye gerek duymuyorum: Söylediklerim onun yalın idelerden kurulu olduğunu göstermek açısından yeterlidir. bölüm. Yalın idelerinin -yani duyuda varolu­ şun onlara yansıyan ilk/asıl esinlerinin karışık kipleri insanlarca özenli bir etkinlikle/çalışm a ile oluşturulabilirler ve bitimsizdirler.384 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme bilmediği ve bizle aynı adı vermediği bir yalın ide yoktur. 9 insanların sonlu varlıklar ve Üstün Varlığa ilişkin. 10 Bak: 2. Kitap. Ahlaklılık. O zaman farklı yalın ide­ lerin türlü bileşenleri ve sayısız kiplerini11 kucaklayan karışık kiplerin az ve kıt olmaktan ne kadar uzak olduklarını kolayca 8 Kör doğm uş birinin im gelem ine renge ilişkin olum lu bir ide sokm uş bir karışık kip bulam ayız. tümüyle habersiz d oğ­ duğumuz — tabuta rasa— edim sel nitelikler. Locke başka bir yerde. 11 Bak: 2. Politika ve başka bilim lerin alanına neredeyse bütünüyle giren bir içeriktedirler" der ve buna göre. davranış. şim di ve gelecek hakkında bilgilenm ek hatta fikir yürütmek için gereksindiği ve sa­ hip olduğu tüm malzemelerdir sözü edilenler. kimi karışık kipler keyfi değildir ancak şeylerin anlaşılabilir/kavranabilir düzeninden temellenmektedirler. Kısım. sonuç olarak. Dolayısıyla yalan sözcüğü­ nün temsil ettiği karışık kip şu yalın idelerden kuruludur: (1) sözler (2) söyleyenin zihninde belli ideler (3) bu idelerin işaret­ leri olan sözcükler (4) söyleyenin zihninde temsil ettikleri ide­ lerden başka içeriklerde. Ne kadar karışık ya da bitişik olurlarsa olsunlar en sonunda sahip olduğumuz ya da olabileceğimiz dü­ şünce ya da bilginin malzemeleri9 olan yalın idelere ayrıştırılabilen tüm bileşik idelerimizde de aynı şey yapılabilir. Bölüm . . 7. Kısım. Okuyucumu bu bileşik ideyi oluşturan her bir tikel yalın ideyi sayarak sıkmak niyetinde değilim ki zaten kendisi bunu yapabilir. değilleme ya da olumlama yoluyla bir araya getirilen işaretler. Yasa. Kitap. 10.8 Bi­ tişik parçacıkları bileşik ideler olduğu halde tüm bileşik idele­ rimiz kendilerini oluşturan ve karışımlarında bulunan yalın idelere tümüyle çözündürülebilirler. "Tanrısallık. 14. Tek başına sayı ve şeklin bize ne kadar tükenmez bir yalın kipler hâzinesi sunduğunu10 düşünecek olursak zihnin ide sıkıntısı çektiği gibi bir endişeye yer kalmaz. 7. geçm iş.

düşüncelerinin sığacağı yeterlilikte alan ve kapsama sahip olmadığı konusunda. bundan önce. Buna göre huysuzluk. Bunlar: (içlerinde tüm eylemleri barındıran) "düşünme" ve "hareket" bir de bu eylem­ lerin kaynağı olarak düşünülen "güç" ideleridir. her an sinirlenmeye bir eğilim ya da yatkın olma durumudur. cesaret başkalarının önünde korkmadan ya da çekin­ meden istediğini söyleme ya da yapma gücüdür: Yunanlılar ko­ nuşma cesaretine özgün bir ad vermişler: a p p r|C ia . araçları. kork­ maması gerektiğini göreceğiz. ideleri gözlemlenmiş. bir şeyi sık sık yaparak edindiğimiz yapma gücü ya da yeteneği "alış­ kanlık" dediğimiz idedir. Tüm yalın idelerimiz arasından en fazla kipe bürünen ve yapısında en çok karışık ide bulunduranların hangileri olduğunu gözlemlemek için zaman ayırmaya değer. yer ve diğer koşulları ile ayrılan eylemlerin kipleri ve aynı zamanda o eylemler için ve­ rilmiş güçlerinin idelerine gereksindiler. böylece insanlar nedenleri. öç alma ve cinayet kiplerini ele alırsak görürüz ki bunlar o ad­ . her ikisinin de eylemleri. amaçları. belleğe işlenmiş ve onlara adlar verilmiş olmalıdır ki onlarsız yasalar kötü ya da sakat olabilir ve karmaşa baskın olabilirdi. Diyorum ki bu üç yalın ide en fazla kipe bürünen ve bu şekilde adlarıyla birlikte en fazla bileşik kip üreten idelerdir. bedenin eylemleri. yolları. zaman.Karışık Kipler 385 imgeleyebiliriz. nesneleri. Böyle bileşik ideler ve adları olmadan insanlar arasında da sağ­ lam bir iletişim kurulamazdı. her koşulda eylemlilik için hazır ve atılgan olunduğunda bunu "eğilim" diye adlandırıyoruz. "Eylem" insanlığın ve ya­ saların vazgeçilmez konusu olduğundan kuşkusuz çeşitli dü­ şünme ve hareket kipleri dikkate alınmış. Sonuç olarav : Zihnin eylemleri. Öyle ki. öne sürdüğüm üzere iç duyum ya da dış duyum ve çeşitli bileşimlerinden edinilen yalın idelerle sınırlı olsalar da hiç kimsenin. onlara adlar verdiler: Örneğin. koşma ve konuşma. onaylama ve dikkate alma. 10.

Güç. Kısım. Yani yalnızca bu iki­ sini düşünebiliriz sanıyorum. tüm eylemlerin kaynağı olduğundan. eşdeğer ve potansiyelinde bulundukları. Cisimlerin evrim leşm e sürecinde geçirdikleri ve maddi dünya değişm elerini de içeren hareket kipleşm eleri kendiliğinden etkili midirler? Hareket. Bölüm . gücü harekete iten öznede "eylem içinde herhangi bir yalın idenin değiştirildiği ya da yaratıldığı öznede ise "tutku" adını alır.12 bu ne­ denlerin sonucu olarak üretilen tözler ya da herhangi bir özneye bu güçlerin harekete geçirilmesi sonucu iletilen yalın ideler de "etkiler" diye adlandırılırlar. yalnızca etkin aklın kendini sergilediği kipler değil aynı zamanda cisim lerin kendilerinin de "etmen" olduklarıdır. 11. Gücün (edilgin ya da etkin olarak) sergilendiği ve ilintili olduğu bir tikel töze iliş­ kin bileşik ideden ayrı olarak. Locke'un bir tözün üretimi ile dem ek istediğinin bir örneğine ulaşırız. evrim in ken­ disinin kesinlikle ve baştan sona doğaüstü olm ası için. bir nedene ilişkin tek denenm iş/yaşanm ış örneğim izdir. ki ahlaksal değilse de fiziksel bağlamda etkilerinden dolayı önemlidir. yalın idelere kavuşulur ve yine yalın ideler yitirilir. Sayısız etki söz konusu olsa da sanırım düşünen etmenlerde istem ve düşünme kipleri. Fakat etik ölçülerle özgür olarak kabul edilen bir etmen. güçlerin taşı­ yıcısı tözler onları edime yönelttiklerinde "nedenler”. güç idesi yalın ve karışık olm ak üzere çeşitli kipleriyle bir soyutlam a/genellem edir. Bunların dışında etki üreten her­ hangi bir eylem türü varsa da benim ona ilişkin bir kavramım ya 12 Bu durumda güç. ağacın yaprakları rengini değiştirdiği. Bak: 8. 15 Burada ileri sürülen. Önceki eşdeğerlerindeki etkiler ile etkileri ortaya çıkarmaya yönelik etkin güç nedenin içinde saklıdırlar. 23. 14 "Düşünme ve isteme" böylece tinsel etmenlerin birincil nitelikleri iken ci­ sim lerin tüm diğer nitelik ve güçlerinin bağlı olduğu söylenen birincil nite­ likleri de uzam ve hareket kipleridir. or­ taya çıktığı ya da kaybolduğu zaman. fiziksel nedenlerden evrimi. bir evrim leştiricinin sabit ve yaratıcı bir doğaüstü etkisini öngörmez mi/gerektirmez mi? .386 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme larla dile getirilen bileşik idelerin yapıtaşı bir sürü yalın ide topluluklarından ibarettirler. varlık nedeni olarak bir töz öngörür/gerektirir. Yani töz ya da idenin üreticisi13 etki. hareketlerin dışında ve evrim leşm iş etkiler olarak bağıntılı olduklarından onlardan sorumlu bir etki ile anlaşılabilir düzeni içinde ya da hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmakta ve korunmakta değil midir? Fiziksel etkilerin. sözcüğün en derin anlamı ile.14 cansız etmenlerde de yalnızca ha­ reket kipleri15 olarak ele alabiliriz bunları. 13 Bir ağaç öğelerinden geliştirildiğinde.

Doğal nedenin im gelenebilir art ardalığını sonunda yutan sonsuzluk kadar anlaşılamazdır. doğanın biteviye değişim i içindeki im gelenebilir biçim değişiklikleridir. 16 Bir hareket tarzına göre etkin olarak işleyen bir gücü ifade eden sözcükler. hangi tür idelere karışık kip dediğimi. ö yle ki birinin diğerini anlaşılabilir bir düzen/sıra içinde izlediği gösterile­ bilir. din. . Bir yurttaş soğuk hava suyu dondurur dediğinde dondurma sözcüğü bir eylem an­ lamı taşıyor gibiyse de aslında önceden sıvı olan suyun sert ve kıvamlı hale geldiğini yani etkiyi dile getiriyor bu sonucu doğu­ .Karışık Kipler 387 da idem yok diyebilirim. Bu. politika ve diğer çeşitli bilimlerde kullanılan bir sürü sözcükten oluşan bir sözlük yazmak demektir.. hukuk. 1 “7 ran eylemin hiçbir idesini içermeden. ahlak. M odus operandi asıl eylem değildir. . m odus operandi (hareket tarzı) gibi. yaradılış. Şu anki amacım için tüm gereken. yok oluş16 kendilerinde onları üreten eylem ya da eylem tarzına ilişkin bir ide taşımaz yalnızca neden ve yapılan şeye ait ideyi içerir. g ö ­ rünüşlerin art ardalığı. Bir m odus operandi im gele­ me/hayal gücünde izlenebilir: Yaratıcı güç böyle düşünülem ez/ anlaşılamaz. . . zihnin bunları nasıl edin­ diğini ve iç duyum ile dış duyumdan edinilen yalın idelerden kurulu bileşimler olduklarını göstermektir ki bunu başardığım kanısındayım. 12. Adlarıyla birlikte yerleşmiş tüm karışık kipleri sayıp dökmenin de bir âlemi yok. ve düşüncelerimin. Güç ve eylem karışık modların en büyük kısmını oluş­ turuyorsa da başka yalın ideler ve onların çeşitli bileşimlerinin de göz ardı edilmediğini vurgulamayı gereksiz buluyorum as­ lında... Dolayısıyla belli bir eylemi dile getirir görünen birçok sözcük aslında eylem ya da eylem tarzı (modus operandi) hakkında hiçbir şey belirtmiyor ancak öznede bazı durumlar yaratan etki ya da nedenin doğurduğu sonuca göndeme yapıyor: Örneğin. duyusal im gelem de tem sil edilem eyen/betim lenem eyen anlamlan simgelerler. anlayış yetilerim ve bilgimin öyle ötesinde olmalı ki benim için kör bir adamın renk ideleri kadar karanlıkta. 17 V e bu fiziksel etkiler doğal nedenlerinin ölçülebilir eşdeğerleri olabilirler.

A lışkanlık. *Zihin dış ve iç duyum yoluyla çok sayıda yalın ide ile donanırken bunların belli bir kısmının sürekli uyum içinde ol­ duklarının da ayırdına varır. onu ortaya . Çünkü. buna göre. im gelem e ve alış­ kanlığa bağlar gibidir. genel töz idesi tüm tikel tözlere ait bileşik idelerin kökeninde vardır. çabuk iletişim için yarar­ lanılan sözcükler tek bir öznede birleştirilip tek bir adla adlan­ dırılırlar: Ki böylece aslında bir sürü idenin karışımı olduğu halde bilmeden tek bir yalın ideymiş gibi söz eder ve öyle dü­ şünürüz. töz idesini. ters bir genellem e/soyutlam a işlem i ile oluşturulan genel töz idesi yanlış anlaşılm ıştır. bir bireysel tözün bileşik idesinin. Stillingfleet'e yazdığı üçüncü mektubunda (sf: 375) kullandığı dili savunuyor: "Zat-ı âliniz töz idem izi yalnızca varsayıma dayandıracak biçim de. ki bu "töz” dediğimiz şeydir. "Nasıl'ı imgelemeden" — "varsaymaya alışırız. bu yalın idelerin kendi ken­ dilerine nasıl varlıklarını sürdürdüklerini imgelemeksizin2 orta­ ya çıkmalarını sağlayan ve varlıklarının güvencesi bir substratum2 varsayımına kaptırırız kendimizi.23. Locke." Bu ifadeler. Birçok yalın idenin bir araya toplan­ ması değil. iç ve dış duyumun deneyi­ m im izde toplu olarak bir arada var oldukları görülen görünüşler sayesinde doğduğunu göstermektir amaçlanan. şu yalın ideler ya da nitelikleri şu tikel tözlerle bağlantılandırmamızı açıklayabilir fakat uslamlama sürecinde so ­ mut gerçeklikler olduklarını kavramak için onları som utlaştırm aya/cisim leştirm eye gerek olduğunu gösterm ez. Tek bir şeye ait sanılan bu ideler ve genel kavrayışlara uygun görülen. gerçekten var olan görünüşleri som utlaşm am ış olarak düşünmek gibi bir zihinsel yeteneğim iz olm adığından. söylediğim üzere. deneyim in tam anlaşılabilirliği içinde bulmak yerine. BOLUM TÖZLERE İLİŞKİN BİLEŞİK İDELERİMİZ 1. 1 2 Bu kısım da.

ağır. ve niteliklerin kendi ken­ dilerine varlık sürdürmelerini anlayam adığım ızdan ben de aynı sonuca vardım. anlayabildiğim kadarıyla. dünyayı kocaman bir filin desteklediğini söyleyen Kızılderiliye fil neyin üstünde duruyor diye sorulmuş çıkaran ve içerenin yalnızca varsayma olduğunda ısrarınızı sürdürüyorsu­ nuz. 16 M ayıs. Locke düşüncedeki töz idesinin." Başka yerlerde de yalın idelerin gerçekliği için zihinde somutlaştırılmaları gerektiği üzerinde ısrar ediyor. Tikel tözlerle sunulan tüm görünüşler soyutlaştırıldıktan sonra tözün kendini somutlaştırmaya çalışm ak. kendim izi kendi yaradılı­ şım ızın başa çıkam ayacağı bir güçlüğe sokm ak olur. kendiniz de. tikel tözlere alıştıkça bireysel zihinde yavaş yavaş oluşturulduğu ya da ortaya çıkarıldığını ima eder. kiplerin kendi kendilerine var­ lıklarını sürdürdürdükleri varsayımı şeylere ilişkin kavramlarımıza aykırı olduğundan 'töz vardır' sonucuna varıyorsunuz. katı ve uzamlı olan hiç olm azsa bir tözdür şeklinde olm az mı? M ükemmel/Tam ya da sonsuz töz idesi herhangi bir zihne tüm olası bağıntılarıyla beraber sunabildiği tüm görünüş ve etki­ lerin bir idesi olur. C isim siz uzay. Fakat Locke ve diğerleri tözleri tüm üyle görünüşle­ rin ardında bırakmış gibidirler. 1699) 4. B ize "renkli ve ağır" ve de "katı ve uzamlı" olarak sergilenenin ne olduğu sorulduğunda. mutlak eksikli sonlu deneyim ve im gelem idelerini örneklemektedirler. yani genel idenin. C isim sel ya da tinsel tüm bireysel tözlerin bir insan de­ neyim inde kendilerini sergiledikleri kısmi ya da olası görünüş bir insanın oluşturabilmesi için sonsuz zaman gerektiren mükemmel ideden ancak de­ rece olarak farklılaşır.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 389 2." (S. Bu katılık ve uzamın dayanağı nedir dense bu kez daha önce sözünü ettiğimiz Kızılderiliden daha doyurucu yanıtlar ve­ remez. olgular olm aksızın süre. Öyle ki genel olarak salt töz kavramımızı irdelersek ge­ nelde ilinekler diye adlandırılan ve bizde yalın ideleri üretme yetkinliğinde olan nitelikleri neyin desteklediğin bilmediğimiz varsayımından öte töze ilişkin herhangi bir idemiz olmadığını görürüz. 3 Soyut töz sınıflam ası yerine bir "destek"ten söz etm ek. yanıtım ız renkli. etkileriyle ortaya çıkmayan güç ve görünüşlerle kısm en de olsa sergilen­ meyen töz sonunda sonsuzlukta yitip giden. . T ikel tözlere ilişkin genel idem izi yalın idelerim izden ve onlar aracılığıyla ediniriz ki yalın idelerim izin soyut ve kendiliğinden im gelenem ez olan tözden olduğu kadar bu genel ide de onlardan ayrılamaz. "Tözlerin hareket ve kiplerinin ideleri genellikle genel göz idesinin kendisinden önce zihinlerimizdedirler.4 Anımsarsanız. B old’a Mektup. Birine renk ya da ağırlığın barındığı özne nedir diye sorulsa söyleyecek bir şey bulamaz fakat bu katı uzanımlı par­ çalardır. yanılgıya düşüre­ bilir ve — tüm algılanır niteliklerden sıyrılm ış— içinde ve dolayısıyla kısm en gerçekten beliren gerçek görünüşlerle bizden gizlenen bir şeyi çağrıştırabilir.

maddi ya da tinsel som ut töz idelerinde soyut ve kendiliğinden im gelenebilir olmayan kavramı bir arada toplamak suretiyle.390 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme o da "kocaman bir "kaplumbağa" diye yanıtlamıştı. gerçekliği Hume'un da ileri de göstereceği üzere. tözleri onlara ilişkin bileşik idelerim izde belirdikleri ölçüde "somut" olarak düşünmek ve belirtmek yoluyla giderilir. Dolayısıyla. Tüm iç ve dış duyum verilerim izi ister istem ez içeren tikel töz türlerini. burada da olduğu gibi.5 O zaman töz ge­ nel adını verdiğimiz ide. İngilizcede söz­ cüğün asıl anlamı "altta duran" ya da "destekleyen"dir. Belirsiz ve göreli genel töz idesinden sonra insanların du­ yumlarının gözlemi ve deneyimi ile bir arada var oldukları fark edilen yalın ide bileşimlerini toplayarak tözlerin tikel türlerinin1 5 6 7 Leibniz'in de söylediği üzere. var olduklarını gördüğümüz.6 3. tam a­ mıyla hakkında bilgisiz ve cahil olduklarıdır. akıldan geçen diğer yüksek idelerle benzeşen "belirsizlik" özelliğini vurgular. varsayılan ya da karmaşık. ne som utlaştırabildiği ne de dışlayabildiği fakat dü­ şüncenin deneyim im izle sunulan görünüşlerle sınırlı olduğu ilkesiyle uyuşm ası güç olsa da gerçeklere olan güçlü inancı dolayısıyla tümüyle karşı çıkam adığı bir kavramı kabul ediyor. yalnızca izle­ nimler zincirine dönüştürmek olduğunu görür. içi boş sözcükleri kullandığımız her durumda çocuklar gibi konuşuruz. salt kavramın içerildiği. Bu yanıltıcı mecazlarda bile Locke. Haklı olarak duyusal im gele­ m eye göre. ideye geçm ekten mennun gibidir. ancak kap­ lumbağanın altında neyin durduğu sorulduğunda da "ne olduğu­ nu bilmediğim bir şey" demişti. dayana­ cakları bir şey olmadan varlıklarını sürdüremeyeceklerini dü­ şündüğümüz niteliklerin bilinmeyen ancak varsayılan desteğin­ den başka bir şey değildir ki buna töz diyoruz. 2. Bu bölüm açıkçası. bu güçlükler. Yarı bilinçli olarak onu uydurma/düş ürünü olarak ele almanın. bireysel tözlere ilişkin bileşik ideleri­ m izin yapısındaki. Bilmeye çalıştıkları şey hiçbir seçik idesine sahip olmadıkları. Onlara bilmedikleri bir şey sorulduğunda hemen şu doyurucu yanıta uzanırlar: Bir şey: Doğrusu çocuklar ya da yetişkinler bunu söylediklerinde ne olduğunu bilmediklerini gösterir. kısm ın ko­ nusu olan ve tikel tözlere ilişkin bileşik idelerim izin desteği/dayanağı ola­ rak tekrar tekrar göndermede bulunulan genelde töz idesi değil de tözlere . L ocke genel töz kavramından (yalnızca genellem e olmayan) ve açıklanması şeylere ilişkin kavramlarımıza ters düşen. açık ve seçik ide­ lere sahip olmadan. sıkıştırır.

kendisine ait olduklarına karar verebilecek ve içlerinde bir kavramını yakalayabilecek denli görebildiğim iz görünüşler ya da yalın idelerden kesinlikle ayrı bir şeyin idesi olduğunu söylem ek ister gibidir. 15. Dolayısıyla bir insan. Bölüm . tözlerde onlara tanımlanabilirlik sağlayan karakteri kazandıran (varsayımsal) gerçek ve maddesel olmayan ilkedir. Locke bunun. bu ide bileşimlerinin o tözün bilinmeyen özü ya da tikel iç yapısından geldikleri varsayılır. duyusal im­ gelem ede betim lenem eyen bir kavramını taşıdığım ızı söylediği tözlerini. Bir demirci ya da mücevhercinin genellikle bir fi­ lozoftan daha iyi bildiği. tözlere ilişkin bileşik ideyi oluşturan. tözün kendisine ilişkin. bir arada var olan9 belli yalın idelerden daha başka açık ideye sahip olmak ya da olmamak herkesin kendi deneyi­ mine kalmış. 8 "Öz": Bir tözün özü içinde onu o töz türü yapandır. Fakat görünüşleri somutlaştırmaya/cisim leştirm eye yönelik bu zihinsel gereğin bir analizi Locke'ça bir ke­ nara bırakılmaktadır.Tözlere ilişkin Bileşik idelerimiz 391 • idelerine ulaşırız. demirde ya da elmasta bir araya gelen sıradan niteliklerdir. İç ve d ış duyumlardaki deneyim im izin — nasıl olursa olsun ve ne anlama gelirse gelsin— (kısm en) sergilenen töz­ lere ait bir deneyim im iz olması gerektiği. su ve benzerinin idelerini ediniriz ki tözlere iliş­ kin olarak. Yapılarındaki tüm yalın ideler dı­ şında. 11 Som ut gerçeklik içeren. kendimizi bir substratum • . sonlu tinlerin duyusal sunumlarında/betimlerinde. Kısım. doğrudan değilse de bu bölümde dolaylı olarak vurgulanan bir noktadır. şekli ilişkin bileşik idelerim iz üzerinedir. at. kitap. 9 Görünüşlerin. altın. İzninizle söylem ek istiyorum ki. tözlerin bileşik idelerinin hep ait oldukları şeyin karışık bir idesini11 taşırlar ve dolayısıyla herhangi bir tür tözden söz ettiğimizde şu niteliklere sahip. Bir filozof hangi tözsel form lardan10 söz ederse etsin onlarda bulu­ nan yalın idelerin bir toplamı ile kurulan dışında tözlere ilişkin hiçbir ideye sahip değildir. Berkeley buna göre öz-bilinçli tinde bulur. 10 Okulcuların (skolastikler) tözsel formu. Bak: 3. Tanrı ta­ rafından sağlanan bir arada varlıkları/varoluşları Berkeley'e göre maddi töz denenleri oluşturur. bir cisim gibi uzanımlı. İdenin belirsizliği ve bu tür ide ile tümüyle duyusal ide kaynağını uzlaştırmanın im kânsızlığı kadar deneyim alışkanlığındaki kökeni hak­ kında söyledikleri bir sürü kuşku yarattı ki Stillingfleet'e yazdığı şu m ek­ tupta bunlara karşı bir savunma getiriyor: "Tözün varlığı konusunda ka­ rarsızlıkla suçlanıyorum ve bunu töze ilişkin eksik ve sakat idem ile yaptı­ ğım söyleniyor. 3. karmaşık ya da bulanık/ belirsiz ide.

aynı zamanda bu idenin bir substratum varsayma alışkanlığım ızın ürünü olduğu ya da aslında hiçbir töz idem iz olmadığını söylem em de durumu değiştirmez.392 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme olan ve hareket kapasitesinde. şekil. 33) ifadenin karmaşıklığına karşın. sf: 32. fakat insanın anlama yetisi ve deneyim in sınırlılığı/sonluluğu dolayısıyla belirsiz ve eksikli olmaları kaçınılmazdır.12 4. Çünkü ide­ lerini taşım adığım ız çok sayıda şeyin varlığı kabul edilmektedir. geçir­ mezlik. Ö yleyse tözsel bir öznenin adını. iç duyum sa düşünen tözler o l­ duğuna dair delillerle doludur. ve töz idesi gölgelen se bile. bileşik içerikteki bu "bir şey"in yadsınamaz varlığıdır. bir tin gibi düşünme yetkinliğinde olan bir şeydir deriz. bir sıfatını saptayamadan anlayamayız ki sıfatlar bağlı oldukları asıllar anlaşılmadan kavranılabilir değildirler. "şeyin" idesine bu yolla ulaşsak da sonuç olarak tözsel gerçekliği yadsımak durumunda değiliz ya da belirsiz idemiz deneyim alışkanlığım ızın bir sonucu ise de tüm tamamlanmış kavramların olm ası gerektiği gibi. dış duyum katı ve uzam lı. Ö yleyse söylediklerim den tözün varlığına ilişkin düşüncelerim zarar görmez. Bu durumda tözler ne bir öznenin içindedirler ne de o öznenin olduklan doğrulanabilir ki öyleyse bağımsızdırlar: Fakat genera ve species (Aristo’nun ikinci tözleri) özneleriyle doğrulanabilirdirler. düşünme ya da diğer gözlemlenebilir ideler dı­ şında bir şey olduğunun sanıldığı ancak nedir bilinmediğini gösterir. (şeylerin varlığı idelerim ize bağlı olmadığından) tözün varlığı töze ilişkin yalnızca belirsiz kusurlu bir ideye sahibiz dem em le tehlikeye girmez. Bu ve benzeri söylemler tözün hep uzanım. hareket. At. Her yerde insanın bir töz olduğunu onaylayıp bunu temel aldıktan sonra tözün varlığını sorguladığım ya da ondan kuşkulandığım gibi bir sonuç çıkarı­ lamaz. taş ve benzeri töz türüne ilişkin düşündüğümüz ya da konuştuğumuzda." (ilk M ek­ tup. taş ya da at diye adlandırılan şeyde birleşik olarak bulmaya alışık olduğumuz duyulur niteliklerin çeşitli yalın idelerinden kurulu bileşimden başka bir ideye sahip de­ varsaym aya alıştırmış olm am ıza tözün varlığı değil töz idesidir dayandır­ dığım . bu söylediklerini duyusal im gelem e ile betim leyem eyip maddi ya da tinsel olmak üzere şeylerin so­ mutluğunun dayanağı olan. zaten sözünü ettiğim de tözün varlığı değil yalnızca idedir. . Buna göre sertlik. Ayrıca. Onları deneyim siz ya da deneyimi onlarsız düşünemeyiz. Bağlı olduk­ ları "bir şeyin" görünüşleri ya da göstergeleri/delilleri/yansım alan oldukları fikrini taşımalıyız. gevreklik ve demiri çekme gücünün bir mıknatısta bulunan nitelikler olduğunu söy­ leriz. 12 Locke'un gerçekliğe ilişkin tüm idelerimizin iç ve dış duyularda sunulan g ö ­ rünüşleri içermesi gerektiği varsayımı ile uzlaştırmak/bağdaştırmak zorunda olduğu. aynı biçimde o alışkanlığa bağlı ve belirsizdir şeklinde bir anlam çıkarılabilir.

Buradan şu ortaya çıkıyor ki. korkma gibi işlemlerinde de aynı şey gözlemlenebilir.Tözlere ilişkin 5ile§ik idelerimiz 393 ğilsek de "başka bir şeyin içinde yer almadan nasıl tek başları­ na var kaldıklarını anlayamadığımızdan" onların bir ortak özne ile desteklendiği ve bu ortak öznenin içinde olduklarını varsa­ yarız. Fakat töz bir şey ve görünüş ya da nitelikleri de başka bir şey değildir. 14 B ize şu şu kipler ve şu şu etkiler halinde göründüğü kadarıyla "ne oldu­ ğunu biliyoruz" ve kipler ve etkilerin "kipleşen ve etken bir şeyi" işaret ettiklerini düşünmek durumundayız. Zihnin düşünme. Töz adı ile belirttiğimiz destekle ilintili açık seçik hiçbir ideye sahip olmadığımız kesinse de. Tözlerin olabildiğince kendini gösterdiği şeylerdir nitelikler. 5. Bu durumda. hareket gücü ve benzerinin sürdüğü bir tözü var kabul ederek cisim hakkında olduğu kadar tinsel tözün açık bir kavramına sahibiz. Biri (ne olduğunu bilm eden13) dı­ şarıdan edindiğimiz yalın idelere substratum olduğu varsayılan. tinsel tözün herhangi bir kavramına sahip olmayışımız onun var olmadığı sonucuna götüremez bizi ki aynı nedenle bedenin var­ lığını da yadsıyamayız. bunları "tin" dediğimiz başka bir tözün eylemleri olarak düşün­ meye eğilimliyizdir. Bu arada böylece uyarılan duyular üstü ide aracılığıyla. varsayarız. duyularımızı etkileyen birçok duyulur niteliği içeren bir şey olduğundan baş­ ka ilgili hiçbir ide ya da kavrama sahip olmadığımızdan düşün­ me. bilme. maddedeki somut töz idesinin kavrayış ve anlayışımızdan uzaklığı tinsel töz ya da tinin uzaklığı kadardır. Kendi kendilerine varlıklarını sürdü­ remeyecekleri sonucuna vardığımızdan. fakat görünüş kazandıklarında da mutlaka Locke'un. görünüşler somut biçim de düşünülürler. kendini ortaya çıkaran fiziksel değişm eler eşliğinde süren ve bağım sız bir şey. kuşku duyma. Öyleyse. usavurma. destek (dayanak) dediğini öngörür/gerektirirler. . diğeri de (benzer bir bilgisizlikle14) kendi içimizde deneyimlediğimiz işlemlere substratum olduğu varsayılandır. M addenin tözüne ilişkin açık seçik bir 13 B elirginleşene dek — nitelikleriyle somutlaşana/görünüş kazandırılana dek— duyusal bir idesine sahip olam ayız. bedene ait olabilmeleri ya da bedence üretilebilmelerine de akıl erdiremediğimizden.

bizden uzak olması gibi nitelikler.17 Bu bileşimlerle tikel töz türlerini ideler halinde zihnimize yerleştiririz ve ayrı ayrı adlarıyla da başkalarına iletiriz. soyutlaştırılm ış görünüşlerle yetin­ m eyecek denli deneyim kazanım lanna güvenir. kendi kipleşm eleri ya da somut ve tikel haldeki tözden sayıca farklı. Örneğin güneşe dair konuşan ve düşünen biri güneş diye adlandırdığı şeyde bulunan parlaklık. demir sözcüklerini duyar duymaz herkes zihninde. tinin en azından cisim kadar dene­ yim im izle seçik olarak bize yansıtıldığını belirtmektedir. bu idelerin başka hiçbir şeyde değil ancak bu bilinmeyen ortak öznede ya­ pışık olduğu18 ve yalnız onun doğasında bulunduğunu varsayar: Şu var ki. duyulur niteliklerin idesidir. Örneğin. demir. birleşimlerinin. bilinmeyen ancak bütünün kendini sürdürmesini sağlayan. bir töze ilişkin sahip olunan. örneğin altın. insan.394 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme ide taşımıyoruz diye cismin olmadığını kabul etmek bir tinin tözüne ilişkin açık seçik idemiz olmadığından tinin varlığını yadsımak kadar akla uygun olabilir. L ocke kof. Genel tözün16 gizli doğası bir yana tözlerin tikel seçik tür­ lerine ilişkin tüm idelerimiz. 18 "Başka bir şeyin içinde barınmaz": Y ani. görünüş ya da etkilerine ilişkin yetersiz bilim sel ve felsefi bilgi­ ler çerçevesinde "eksik bilinen". güneş. gizli bir şeym iş gibi söz eder. . 17 "Birliklerinin bilinm eyen nedeni" — kendini kısm en sergileyen görünüş­ lerde ve onlar aracılığıyla ve insanların sonlu deneyim leriyle ancak ulaşa­ bildikleri. yuvarlaklık. böylece bu derece bağımsızdır.15 6. sıcaklık. değişik yalın ide bileşim leridir yalnızca. bir arada var olduklarını gözlemlediği nite­ likler ya da yalın ideleri besleyen bir substratum varsayımı söz konusudur. su. nedeninde bir arada var olan. ekmek gibi öznelerde var olduğunu düşündüğü. at. at. ideler ya da özellikleri aşağı 15 Leibniz'in de vurguladığı üzere Locke. 16 L ocke bu tözden. genellikle gözlemlediği ya da bu ad altında bir arada bulunduğunu kurgu­ ladığı çeşitli yalın idelerin bir bileşimini oluşturur. Ancak sonraları Hume'un daha açıkça sö y ley eceğ i gibi. Bu her birinin kendini gösterm ek için diğer tözlere ve bütünlüğünü korumak için Tanrıya gereksindiği evrensel sistem içi öğeler olarak nedensel bağım lılık taşıyan sonlu bireysel tözlerle uyumludur. insan. başka bir şeyin bir kipi ya da niteliği olduğuna karar verilem ez.

L ocke mad­ desel tözlerin güçlerini. aslında. yine dış duyu­ larımızla. diğer öznelerde yarattığı yeni duyu­ lur niteliklerle de bize duyularımızı dolaylı yoldan etkileyen güçleri sergiler: Örneğin. Bir tikel töz türünde var olan yalın idelerin çoğunu bir araya getiren insan onun en kusursuz idesine sahiptir. Locke m addesel ve tinsel tözlerin başka tözlerde etkiler üretme güçlerini değil de daha çok kendilerini ortaya çıkardıklarını düşünür. ve tinsel tözlerde. 21 Leibniz'e göre. Tözün et­ kin güçleri ve edilgin kapasiteleri de20 yalın ideleri arasında sa­ yılabilir. aynı zamanda doğal sistemdeki olası tüm delilleri ve bağıntıları ile betim leyem ez m iyiz? Bu bölümün amacı evrendeki her bir töze ilişkin herhangi bir insan kavrayışının bu idealden ne kadar yoksun ve uzak olduğunu göstermektir. bu tözleri doğaüstü ya da tinsel. Bunlardan bizim dolaylı 19 L ocke tözlerin kip ve hareketlerinin idelerinin genellikle tözün kendi genel idesinden önce zihinde yer aldıklarına inanır. başka şeylerdeki değişm eler kadar. cisim lerin katılığı ile tinlerin bilinçli kişiliğine gelince. Diğer yandan. dış duyularımızla ateşten sıcaklığı ve rengini doğrudan alırız ki bunlar. her töz ya da m onad (zerre. Güneş idesi de bu tür yalın idelerin toplamından başka bir şey değildir. 20 Var olan tikel tözlerin mükemmel/kusursuz ya da tam idesinde. içinde gözlemlediğimiz güçle.Tözlere ilişkin Bileşik idelerimiz 395 yukarı tam olarak gözlemlemiştir zaten. demiri çekme gücü mıknatıs dediğimiz tö­ zün bileşik idesinin bünyesindeki yalın idelerden biridir. bizde doğrudan ürettiği yalın ideler gibi başka öznelerde de kimi duyulur nite­ likleri değiştirebildiğinden. mangal kömürünün ateş içindeyken rengi ve gevrek­ liğini de algılarız ki bu ateşin odunun rengi ve yapısını da de­ ğiştirmeye yetkin bir diğer gücüdür. bizde bu ideleri üret­ meye yarayan güçleridir ateşin: Aynı zamanda.21 Örneğin. ve çe­ kilme gücü ise demir dediğimiz bileşik idenin bir parçasıdır: Bu güçler bu öznelerin doğasında var olan nitelikler olarak geçer. Çünkü her töz.19 7. neden olduk­ ları ikincil ya da alıntı/yüklenen nitelikleriyle. atom) mutlaka etkindir ve yal­ nızca bilinçsiz ve bilinçli etkinlikleri ile günyüzüne çıkarılır. İde (kavram). . edilgin duyarlılıkları ve istençli belirlem eleri ile görür. tözlerin iç du­ yum ya da dış duyumda sunulan görünüşler yani yalın idelerle kendilerini sergiledikleri deliller yoluyla ortaya çıkar.

Bölüm . kısımlar. 14. Cisimlerin en küçük parçalarının gerçek yapı ve farklılıklarının dayandığı26 hacim.396 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme algıladığımız -odunun geçirdiği. 10. kendilerinde düşünülen bu güçler tü­ müyle bileşik idelerse de onları töz türlerinin23 bileşik idelerini oluşturan yalın ideler arasında sayıyorum. Kitap. kısımlar. K ısım . tikel tözleri düşünürken zihnimizde canlandırdığımız yalın ideler arasında saydığım zaman bu genel anlamdan hareket ettiğim düşünülsün isterim. 23-26. birincil niteliklerle27 beslenen güçleridir yalnızca. Kitap. Bölüm . "Tözler" tinsel değil. Halbuki tüm ikincil nitelikler yalnızca güçlerdir. Bildiğimiz tüm güçler üzerinde işlem yaptıkları öznelerdeki kimi nitelikleri değiştirmekle son buldukları ve böylece bize bu değişiklikleri yeni duyulur ideler gibi22 gösterdiklerinden. 8.1 4 . zihnimizde onlara ait ideler oluşturma ve birbirlerinden ayırt etmede ikincil nitelikleri özgün işaretler ve belirteçler olarak kullanmak durumundayız. . Bu saklı güçleri. maddesel tözlerdir. Bak: 2. doku ve şeklini du­ yularımızla keşfedemediğimizden.değişiklik ise doğrudan bir güç etkisidir: Bu güçlere biz ateşin niteliklerinin bir kısmı diye bakar ve ateşin bileşik idesine katarız. Güç idesi tamamıyla duyuda sunulan bir niteliğin idesidir. Kitap. M addesel tözleri önem li kılan ikincil niteliklerin birincillere bağlılığı başka bir yerde daha az kesinlikte verilmektedir. Çünkü çeşitli töz türlerinin tam seçik kav­ ramlarına sahip olmak için onlarda yer alan güçlerin ele alınması zorunludur. örneğin 4. 3. 22 23 24 25 26 27 "Yeni duyulur ideler" güçlerin sergilendiği yeni yalın ideler. Bak: 2. 7-14 kısımlarda sözünü ettiği. 1 3 . 8. bedenimizin farklı kısımlarında farklı etkiler üretmeye uygun. İkincil nitelikler tözlerin birbirinden ayırt edilebilmeleri­ ni24 sağladıkları ve ayrı ayrı tözlerin bileşik idesinin25 genelde önemli bir parçasını oluşturduklarından güçlerin de tözlere ilişkin bileşik idelerimizin küçümsenmeyecek bir parçası oldu­ ğundan kuşku yoktur. 10. 8. 23-26. Bölüm . 11. Haşhaşın rengi ve tadı da uyuşturucu ve uyutucu özellikleri kadar. 13.

sayı. etkin gücü ve canlı deneyim i içinde ve aracılığıyla somutlaştırılır. bölümde söylenenlerin bir tekrarı gibidir. etkinliği ile nedenden çıkarılanı karşılayan etkilerinin toplam ı ile özd eş tutulabilir mi? . Bir mıknatıs en küçük demir parçalarında nasıl bir değişiklik yapma gücüne sahip olursa olsun. L ocke — nedenlerinde var olan şeyler— tözler içinde var olan güçlerle ne dem ek istediğini açıklam ıyor ancak m addesel bir tözün birincil nitelikle­ rinde doğrudan görünümü ile kendisinin başka tözler üzerindeki etk ile­ rinde dolaylı görünümü arasındaki farkı koyuyor. tümü de duyulur yalın ideler doğururlar. Hepsi de algılayıcı tinin. ancak algılayıcı varlıksa aynı şekilde onlara bağlı değildir. Katilar tatları kadar katılıkları açısından da algılayıcılara mutlak bağımlıdırlar. yoksa şeylerin kendilerinde yer alan ideler değildirler. tüm algılam a etkinliklerinin yokluğunda kullanılabi­ lirliğini ya da anlam lılığını yitirdiğini ileri sürer. bu gücün kavra­ 28 Bu ve bir sonraki kısımda söylenenler cisim lerin nitelik ve güçlerine ilişkin olarak 8. Bir neden. etkin ve edilgin güçler içerdiği kabul edildiğinde. Bunlar kendi nedenlerinde saklıdırlar. durum ve cisim par­ çacıklarının hareketi gibi birincil niteliklere ait ideler. 29 Berkeley'in cisim lerin bağım sız edim sel varlığına karşı uslam lam aların­ daki başlıca savı. şekil. yani (tinsel ya da m addesel) bir töz. nedensel etki içerm eyen ussal bir so ­ nuçlar evreninde ortaya çıkan. Cisimsel tözlere ilişkin bileşik idelerimizi oluşturan üç tür ide vardır. (2) Tözlerin bizde dış duyular yoluyla çeşitli ideler üretme güçleri olan ve birincil niteliklere bağlı ikincil duyulur nitelikler. A lgılayıcı varlık. unica substantia kavram ına ters düşer. bize yansımaları sağlayan birincil niteliklerin hepsinin aglılanmadıkları zamanda içlerinde var oldukları varsayımının karşısındadır. dolayısıyla. sonlu tinlerin duyu deneyim lerinde edim sel olarak görünen ve önünde so­ nunda Üstün Tin tarafından belirlenen. ve bu monadoloji (atom culuk) Spinoza'nın. hacim. tüm duyabilir varlıkların yokluğunda koku ve tatlarda olduğu gibi. Uzam ve katılığın.30 (3) Bir tözde bizde öncekinden farklı ideler üretecek biçimde birincil niteliklerin değiştirimi ya da di­ ğer tözlerde böyle bir değişiklik yapma eğilimini sezeriz ki bunlar etkin ve edilgin güçlerdir. katı bir nesnenin ola­ mayacağı bir bağlamda bir tözdür. demir üzerinde iş­ leyen güç duyulur bir hareket sergilemedikçe.28 (1) Dış duyularım ızla keşfedilen ve şeylerde algılamasak da var olan.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 397 9. 30 Leibniz'de tözlerin idesi tözün güç ile özdeş olacak biçim de akıl alm az miktarda kendiliğinden etkin güçler ya da monadların idesidir.

Locke için her şey olan bireysel şeyler ve varlıkları görünen her şeyi içeren tek gerçek varlık. Leibniz. tözlere ilişkin bileşik idelerimiz içinde önemli bir yere sahiptir. 32 Locke'a göre. 10. Güneş idemizden bir türlü çıkarıp atama­ dığımız ısı ise güneşin balmumunda ürettiği beyaz renk gibi yine güneşin kendinde olmayan bir idedir.31 Altının bileşik idesini inceler­ seniz bünyesindeki idelerin yalnızca güçler olduğunu görürsü­ nüz. . Cisimler en küçük parçacıklarını ve duyulur niteliklerinin bağlı olduğu gerçek yapıyı seçebilecek keskinlikte duyularımız 31 Yani. Leibniz onun yalnızca yaptığı ya da yapabildiği olduğunu söyler — yaptıklarını içeren tözüdür. büyük ölçüde. tözlerin nasıl davrandığını.398 nsamn Anlama Yetisi zerine ir Deneme mına sahip olmayız. Tek T öz kavramı içinde kaybolur. eritilme fakat ateşte öylece kalabilme gücü ve aqua regidda çözülme gücü altına ilişkin bileşik idemizin rengi ve ağırlığı kadar zorunlu idelerdir ki iyice düşünülürse bunlar yalnızca farklı güçlerdir. bir şey. balmumu üzerinde. Her gün kullandığımız cisimlerin bir diğeri üzerinde binlerce değişiklik yapmış olacağının ayırdında deği­ liz. dolayısıyla.32 11. Yararcı Locke ve tümüyle kurgucu Spinoza tarafından kabul edilen iki zıt felsefi görüş de tözü e le alış tarzlarında bu zıtlığı yansıtır. öte yandan Locke'da res particu lares (tikel şe y ­ ler). L ocke ta­ mamen yadsıyam adığı görünüşleri som utlaştırm aya yönelik zihinsel z o ­ runluluk varsayımını göz ardı ederek m addesel ya da tinsel bireysel tözlere ilişkin idelerim izin kaçınılm az yetersizliği üzerinde ısrar etmektedir. esas itibariyle. ne yapıyorsa odur. A kosm ik (Evrensizci) Spinoza’ya göre. yani güçlerini araştırmak. Doğrusu "sarılık" gerçekten altında değildir fa­ kat uygun ışık yansıtıldığında gözlerimiz aracılığıyla bizde o ideyi üretme gücüdür. çünkü duyulur etkiler bırakmıyorlar. Bunlar da güneşin duyulur parçalarının şekil ve hareketiyle. Şeylerin kim liğini yalnızca etkinlik ya da davranışlarında bulur. bir insanda ısı idesini üretecek biçimde etki yapan. bir insanın beyaz idesini almasını sağlayacak bir işlemde bulunan güçlerdir. Güçler. Tek Töz ya da sub specie a e te m ita tis felsefi yaklaşım ıyla çözü m len e­ meyen bireysel ve geçici (dünyevi) bilgi dahilindeki im gelem ve deneyim ürünü yetersiz idelere karşılık gelm ektedirler. genel töze ilişkin belirsiz ide konusunda tahminlerde bulunmaktan daha önem li­ dir.

Şeylerin kusursuz etkileri ve hayranlık verici donanımla­ rında Tanrının bilgeliği. Çıplak gözlerimize belli bir renkte görünen şey. (Zayıf ve kör de olsa). elmas ve benzeri şeffaf cisimlerde ışığın kırılmasıyla beliren parlak renk karışımları halinde şeffaf bir görünüm su­ nar. duyuda su­ nulanın yorumunda ilerledikçe töze ilişkin bileşik idelerim izde bu doğrul­ tuda bir gelişm e ve düzelm e olacaktı. Bizim ve çevremizdeki her şeyin yaratıcısı Tanrı bizi yaşamın gerekleri ve bu dünyadaki konumumuza uygun duyu­ lar. tümüyle farklı algı­ lanır. duyularımız cisim lerin içerdiği atomların doku ve hareketlerini algı­ layacak keskinlikte olsaydı. Konumumuza uygun böylesi bir bilgi için yeterli yetilerimiz vardır. Duyularımızla şeyleri bi­ lir. hiç kuşku yok. belirsizdir. yaratılanlarda bizi yaratıcının bilgisine yöneltmeye ve kendi ödevimizin bilgisine eriştirmeye 33 Yani. Tözlerin duyularım ıza yansıttıkları yüzeysel görünüşler ancak bu kadar gerçektir fakat daha keskin duyularla ya da bize sunulan görünüşleri yorumlamada daha yetenekli olm am ız sayesinde daha derin ve daha doğru bağıntılara. Örneğin çıplak gözle mat ve beyaz görülen kum ya da cam parçacıkları mikroskop altında şeffaftır.33 12. Kan tümüyle kırmızı görünür fakat iyi bir mikroskop şeffaf bir sıvı içinde yüzen birkaç kırmızı kürecik yansıtır. onları on binlerce kez daha büyüte­ cek mikroskoplar bulunamadığından. mikroskop al­ tında duyularımızın keskinliği arttığından. dolayısıyla daha derin ve daha kesin görünüşlere ulaşabilirdik. bizde tümüyle farklı ideler üretirlerdi. böylece öncekinden farklı ideler üretir önceden seçemediğimiz madde parçacıkları. yetiler ve organlarla donatmıştır. . Altının şimdi algıladığımız sarı rengi kaybolur yerini belli öl­ çüde ve şekildeki parçaların hayranlık verici dokusu alırdı. Bu kırmızı taneciklerin nasıl belirdiği. cisim lerin duyulur ya da ikincil nitelikleri şimdi olduğundan farklı görünürlerdi ki Locke ikincil nitelikler dedikleri­ m izin dış duyumların fiziksel nedenleri olduklarını ileri sürüyor.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 399 olsaydı. ayırt eder ve yaşamımız için gerektiği kadar onları irdeleye­ biliriz. gücü ve inayetini yeterince sezebiliriz. Bir saç kılı da mikroskop altında önceki rengini yitirir ve büyük ölçüde.

insanların ulaşabileceği daha derin ve daha doğru ideleri insanın evrendeki amacı ile uyum suzsa. 5. bu yer yuvarlağında bilge Mimar'ın organlarımızı ve onları etkileyen cisimleri bire bir nasıl uygun yarattığını anlayabiliriz. G iriş. Kısım . ve yaşama ayak uydurmamızı sağlayacak yete­ neklerle de donanmış durumdayız: Bunlar bizim dünyadaki işlerimizdir. evrenin yaşadığımız bu parçasında varlığımız ya da en azından mutluluğumuz açısından uygunluk taşımazdı. ve çoğunun iç yapılarına ait ideler de edinirdik. D oğa kulaklarında gürleşe ve onu gök cisim lerinin nağm eleriyle sersemletseydi N asıl da Tanrıdan sessizlik .400 nsamn Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme yeterli keşiflerde bulunabilecek (zayıf ve kör de olsa) yetenekte yetilere sahibiz. genelde soluduğumuzdan pek de ağır olmayan hava parçalarına ne kadar az dayanabildiğini düşünür­ sek. fısıldayan batı rüzgârı ve kıvrılarak akan dere dilerdi. İşitme duyumuz bin kez daha hızlı olsaydı sürekli bir gürültü nasıl da çıldırtırdı bizi.34 Fakat dış duyularımız değiştirilse. En sessiz ortamda bile bir deniz sava­ şının ortasında kalmış gibi ne uyuyabilir ne de düşünceye da­ labilirdik.. . büyük olasılıkla: Fakat o zaman diğer insanlardan tü­ müyle farklı bir dünyamız olurdu. Vücudumuzun.. hiçbir şeyi onlarla aynı algı­ lamaz ve görülür idelerimizde farklılaşırdık. Duyulur şeylerin asıl yapısı insanın anlama yetisi için bir gizem dir ve yal­ nızca yanıltıcı duyu görünüşlerinin ardındaki asıl anlama neredeyse hiç ulaşam ayız. Öyle ki görme ye­ tisinin nesneleri üzerine diğer insanlarla konuşabileceğimiz ya 34 Bak.35 Görme duyumuz en iyi mikroskopla olduğundan bin ya da yüz bin kat daha duyarlı olsaydı şimdi görebildiğimizden birkaç milyon kez küçük şeyleri çıplak gözle görebilir ve cisimsel şeylerin en küçük parçalarının dokusu ve hareketlerini de keşfedebilirdik neredeyse. şeylerin görünüşü ve dışı başka bir yüz sergilerdi ve sanırım. 35 Pope tarafından tnsan Ü zerine D enem e'de bu başka bir biçim de ifade ed il­ miştir. yine insanın sonlu zihni/anlama yetisinden saklı kalır. daha keskin ve hızlı olmaları sağlansaydı. M addesel tözler doğalarına uygun olarak etkiler üre­ tirler ya da evrendeki işlevlerim iz ile bize yararlı biçim lerde görünürler.

. Bir saatin zembereğinin en küçük parçacık­ larının şeklini görebilecek ve esnek hareketinin bağlı olduğu özgün yapı ve itme gücünü gözlemleyecek kadar keskin görüşlü biri hiç kuşku yok çok hayranlık verici bir şeyi keşfedecektir: Fakat böyle gözler saatin akrep ve yelkovanını. Belki görme yetisinin kes­ kinliği ve bu derece duyarlı olması parlak gün ışığına dayan­ mamızı zorlaştırırdı. diyorum ki onlar amaçlarına ve düşünecekleri nesnenin koşullarına uygun algı ya da dış duyum organları ile biçimlendirebilirler kendilerini. çok yakındaki bir parçasını yine de hemen algılayamazdık. bilgide tüm diğer insanları ne kadar aşabilir? Tüm nesne türlerine göre gözlerini ayarlayabilen bir insan istediğinde kandaki en küçük zerrelerin şekil ve hare­ 36 Y ine Pope'un sözleriyle: Neden bir insan mikroskobik bir göze sahip değil? Yanıt çok açık: Çünkü insan bir sinek değildir. makinenin parçalarının gizli yapısını keşfedeyim derken bu keskin gözler saatin ne işe yaradığını unutturur bu kez.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 401 da tümüyle farklı algılamadığımız nesnelerin renkleri üzerine iletişim kurabileceğimiz de kuşkulu.. üzerindeki işa­ retleri hemen bir arada görmezse sahibinin işine yaramaz. çün­ kü. şekil ve dokuda cisimler biç­ tiklerini imgelemeye nedenlerimiz olduğundan. uzak durması gereken şeyleri yeterli uzaklıkta göremiyor ve de çevresindeki şeyleri diğer insanların gözlemlediği duyulur niteliklerle ayırt edemiyorsa bu büyük bir yarar sağlamaz ona. Böylesi mikroskop gibi gözlerin36 yardımıyla bir insan cisimlerin gizli bileşimi ve asıl dokusuna her zamankinden daha fazla sızabilse bile yaşamı için bir çıkar sağlamıyor. ve bir nesnenin çok küçük. İzninizle tuhaf bir varsayımda bulunmak istiyorum: Tin­ lerin kendileri için farklı hacim. Gözlerinin yapısını büyüteçlerin yardımıyla seçebileceğimizi öğrendiğimiz çeşitli derecelerde görüş gücüne sahip olacak bi­ çimde değiştirme yetisi olan biri. . 13.

tahminlerimiz iç ve dış duyumdan edindiğimiz ideler37 çerçevesinde kalır. Tözlere ilişkin özel idelerimiz "tek bir şeyde birleşmiş düşünülen belli 31 Voltaire'ın M icrom egas'm daki Suriyeli gezgin için de böyledir. en küçük par­ çaların hareketleri ve şekillerini keşfedecek biçimde düzenlen­ miş organların belki büyük bir yararı olmazdı bize. meleklerin varoluş durumu ve şekli bizce bilinmiyor. cisimlerde gözlemlediğimiz duyulur niteliklerin dayandığı. ve benzeri için yeterli gelmektedirler. Okuyucumdan bizden üstün varlıkların algılama gücü konusunda bu kadar dehşet verici bir kurgulama yaptığım için özür dilerim: Fakat ne kadar tuhaf olursa olsun imgelediklerimiz kendimizde bulduğu­ muz ve gözlemlediğimizle şu ya da bu şekilde orantılı bir bil­ giye götürür bizi ancak. ödev­ lerimiz. 14. En azından. en eski ve bilge kilise babalarından biri onların bedenleri olduğuna inanmış görünüyordu: Kesin olan şu ki. Konumuza dönelim dilerseniz: Tözlere ilişkin idelerimiz ve onları edinme yollarımız üzerine konuşuyorduk. Tanrının sonsuz gücü ve bilgeliğinin yarattıklarını bin tane daha yeti ve dışımızdaki şeyleri şimdi sahip olduğumuzdan başka bir sürü algılama aracı ile donatabi­ leceğim kabul etsek de düşüncelerimiz kendi yetilerimizin ka­ zandıracağı bilgilerden öte geçemezler: Öyleyse. Sahip olduğumuz yetilerle şeylerin tam bir bilgisine ulaşamıyorsak da yaşamımız. meleklerin ara sıra cisimleştikleri varsayımı bizi şaşırtmamalıdır. Isaac T ay­ lor'un "Öteki D ünyaya ilişkin F iziksel K u ram ı"nda bu m etinle benzeşen kimi usta kurgular vardır. an­ cak.402 nsanın Anlama Yetisi zerine ir Deneme ketini ya da canlıların vücudunda dolaşan diğer sıvılardaki par­ çacıkların şekil ve hareketlerini önceden canlıların kendi hare­ ket ve şeklinde olduğu kadar seçik algılayabilirse kim bilir ne harikalar keşfedebilir. Kuşkusuz Tanrı şu koşullarda bizim için en iyi olanı yapmış ve bu doğ­ rultuda yetilerle donatmıştır bizleri. . bizi çevreleyen ve ilgili ol­ duğumuz cisimlere uygun kılmıştır. Fakat şu anki durumumuzda.

yüzme ve ses çıkarma yeteneği olan ve daha bunun gibi birçok özellikler taşıyan bir şeyin idesini dile getirir ki görüldüğü üzere hepsi bir ortak öznede birleşmiş duyulur yalın idelerdir. bir tözde bir arada var olan zihinsel işlemlemlerden40 edindiğimiz yalın idelerle. yani. tikel tözler halinde görünmesini sağlayan tüm kiplerden soyutlandırılan töz. zihinsel işlem lerin algısını dışım ızdaki şeylerin nite­ liklerinin algısıyla aynı biçim de.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 403 sayıda yalın idelerin bir öbeğidir" yalnızca. 39 Burada da Locke tözün aşama aşam a olası duyu sunumlarıyla belirlenen deneysel yönünü öne çıkarırken. kısm ın sonuna dek tinsel tözlerin bileşik idelerine gönderm ede bulu­ nuyor. istem. İnsanlar tikel tözlerin davranışına ilişkin pratik bir b ilgi­ sinden kopuk biçim de aklın soyut zorunlulukları üzerinde düşündüklerinde devreye girmeye eğilim li olan intellectus sibi pennissus'a Locke gayri ihti­ yarı çekim ser İcalır. 41 28. 43 "Hiçbir olum lu ide". Genel de yalın te­ rimlerle adlandırılan yalın kavrayışlar olsalar da aslında bileşik ve katışıktırlar bu tözlerin ideleri. Maddesel duyulur tözlerin bileşik ideleri dışında. belli bir büyüklükte. anlama. ve olumlu idesine43 sahip olmadığımız tözde de bitişik katı parçaların ideleri ile hareket ettirilme gücünü bir araya koyarak madde 38 Daha sonra siyah kuğulara da rastlanmıştır.38 uzun boyunlu. 42 G enel töz.39 15. Tözün soyut idesi somutlaştırıldığında kendinde çe ­ lişki taşır ya da duyusal im gelem e ile olum lu betim lem esi yapılamaz. algılama. her zaman kendimizde duyumsadığımız düşünme. Seçik idesini taşımadığımız tözde42 düşünme ve istenç idelerini ya da hareket etme ya da cisimsel hareketi durdurma gücünü birleştirerek maddesel olmayan tinin idesini ediniriz. kırmızı gagalı. Buna göre dü­ şünme. siyah bacaklı. onlara ilişkin idelerim ize dayandırır. beyaz. kendimizi ve diğer şeyleri hareket ettirme gü­ cüne ait ideleri bir araya getirerek maddesel olmayan tözlerin de maddesel tözlerinki kadar açık algı ve kavramına sahip oluruz. bilme ve hareketi başlatma gücü gibi. genel idenin asıl akla uygun yapısını arka planda bırakır. . maddesel olmayan tine ilişkin bileşik ide41 oluşturabiliriz. 4 0 L ocke baştan sona. Örneğin bir İngiliz kuğu adıyla.

töze ilişkin yalnızca fiziksel bir kavramı kabul ediyor gibidir. şekil.47] 16. aynı biçim de "organik hareketten" de organizmadaki duyulanımın sorumlu olduğu "du­ yusal duygudan” da ayırt eder. 48 Fakat. salt maddenin her şeyin anlaşılm az asıl nedeni olan Üstün A kla erişecek kapasitede olmadığıdır. iç algı ya da öz bilincin tüm dış algı ya da duyu bilincinde var olduğunu gösterir ve L ocke burada ve başka yerde (örneğin 4. Uzam. Her ikisi de eşit ölçüde açık ve seçik idelerdir: düşünme ve bir cismi hareket ettirme idesi uzam. daha kesin olarak içimde gören ve işiten bir tinsel varlık olduğunu bilirim.404 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme idesine ulaşırız. 3. 45 Burada ve başka yerlerde "dış duyum" ile L ocke çoğunlukla "duyusal algılama"yı ima etmektedir. Kitap 9. töz. Burada söylediği de. Her ikisinde de töz idemiz aynı ölçüde bulanık ya da hiç yoktur. Bölüm . Bu salt maddenin eylemi olamaz ve maddesel olmayan düşünen bir varlık dışında da gerçekleşemez. Daha hassas bir analiz bu algıyı. kişi adılı "ben" anlam sız bir sözcük değildir gerçeğinde dile geldiği üzere. . ve 11. katılık ve ha­ reket ettirilme ideleri kadar açık ve seçiktirler. 47 L ocke başka bir yerde Tanrının düşünebilen belli türde m addesel organiz­ malar yaratmış olabileceğini öne sürer (örneğin 4. algılanan cism in kesinliğinden daha büyüktür der. düzen ve doğasında olduğunu söy­ leyerek. B u­ rada da Aristo'nun olası atom kipleşm elerini bütünüyle aşan "tözsel form" yaklaşım ına daha fazla eğilim göstermektedir. 6. Ancak ne ol­ duğu bilinmeyen. kı­ sım). Kitap. [^ İç duyuma yönelmediğimizden duyula­ rımızın maddesel şeyler dışında bir şey göstermediklerini dü­ şünürüz. 46 Bu. B ö­ lüm lerde) algılayan tinin varlığına ilişkin kesinliğim iz. renk ve tüm diğer duyulur niteliklerin oluş­ turduğu. her dış duyum ediminin45 bize cisimsel ve tinsel doğa parçalarının aynı ölçüde görünüşünü sun­ duğunu anlarız. Dış duyum nesnesini görerek ya da işiterek46 dışımda bir cisimsel varlık olduğunu biliyorken. ilinekler dediğimiz ideleri desteklediği varsa­ yılan bir şeydir. İyi düşünürseniz. en azından uzamlı ve şekilli oluşunun tözünden kaynaklandığını bilm iyor muyuz? Bazen Locke bizim kinden daha keskin duyularla algıla­ nabilecek en küçük atomların hareket. Berkeley. tinsel töz kavramını kabul ediyorken bağım sız maddesel töz idesini saçma buluyor.48 Maddeyle ilgili bildiği­ 4 4 İkinci baskıda eklenmiştir. cisme ilişkin bileşik ide ile cismin tözünün idesinden hiçbir şey bilm iyormuşçasına uzağız.

75. 75. cisme özgü birincil idelerimiz katı ve ayrılabilir parçaların bitişikliği ve hareketi itme yetisiyle iletme gücüdür. 52 Bak: 21. Bölüm de istençli hareket/etkinlik için kullanılan "özgürlük" adı al­ tındaki belirsiz terime ilişkin açıklamasıdır. zihin de istediğinde52 cisimleri harekete geçirebilir ya da hareketsiz bırakabilir. . Bölüm . 50 21. yer değiştirmeyi tüm 49 Bu duyular üstü herhangi bir şeye inanmayı reddedenlere karşı söylen ­ mektedir. aslında insanların cisimsel olmayan tin ve cisme ilişkin birincil idelerinin hemen hemen aynı miktar ve açıklıkta olduğu görüle­ cektir 49 17. 75.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 405 mizi düşündüğümüz her şey ve insanların cisimlerde algıladık­ ları ve bildiklerinden emin oldukları çoğu nitelikler irdelenirse. Bölüm . Bunlar. bölüm.51 Cisim itme gücüyle hareketini duran bir diğer cisme iletebilirken. süre ve hareketlilik her ikisi için ortaktır. istenç ya da cismi dü­ şünce ile harekete geçirme gücü ve bunun sonucu olan özgür­ lüktür. ha­ reketsiz olduğu düşünülen diğer varlıklarla uzaklığın değişmesi dışında bir hareket idem olmadığından. Kısım ve tinlerin yeri ile uzayla bağıntılarını içeren 15. Tinden ayırt edilebilir. Kısım da geçen gerçek ya da birincil nitelikler sıralamasına bakınız. Fakat (Locke'da olduğu gibi) yalnızca birinin istediği şeyi yapma gücü değil aynı zamanda tutkunun esareti — duyu üzerinde tinin egem enliği— yerine akla uyma ya da görevi yerine getirme ve istemi ortaya çıkarma gücünü dile getirebilir. cisme özgü ve uygun kökensel idelerdir. cisimler kadar tinlerin de oldukları yerde işlemde bulundukları ve ayrı zamanlarda ayrı yerlerde hareket ettiklerini anladığımdan. 9. Tine hareketliliği yakıştırmamda tuhaf bir şey yok. 2. fakat şekil yalnızca sonlu uzanımın sonucudur. Bölüm . 53 Neden "hareket yeteneği" ruhun gerçekliğinin bir ölçüsü sayılıyor? Bak: 21. bence. Bölüm . Varoluş. 51 Bu 21. Tine ait ve özgü ideler düşünme. D üşünm e y a d a ideler taşıma ve hareket üretme gücü ya da istenci bu durumda tinin birincil nitelikleridir.53 19. K ısım ve 8. Kısım .50 18. K ısım .

Sanırım bu sırada ruhun hareket halinde olduğunu söylemek yanlış de­ ğildir. 21. bedenim kadar gerçek bir varlık oldu­ ğundan.406 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme sonlu tinlere uygun görüyorum (yalnız burada Sonsuz Tin'den söz etmiyorum). fakat her yerde ol­ duklarından ruhun yer değiştiremeyeceği söylenirse. bir at ya da at araba­ sıyla taşınıyormuş gibi. bence ruhun bedenden öldüğünde ayrılması ikna edici olacaktır. cismin kendisi kadar. hareketinin yeterince açık bir idesini sunmuyor dense bile. ya da bu. bu tür akıl dışı konuşma biçimiyle aldatılmayı göze almaya ya da bunlara değer vermeye pek eğilimli olunmayan bir çağda çoğu insanca küçümsenecektir bu anlayış sanırım. Tinler hareket halinde değil (İn loco). Fakat bunda bir anlam ve şu anki amacımıza uygun bir şeyler bulan olursa lütfen anlaşılır bir dille sunsun ki böylece maddesel olmayan tinlerin hareket . isteyebildiği ve bedenine neredeyse orada işlem yapabildiğinin. herkes iki tin arasında bir uzaklık ya da uzaklık değişimi ve dolayısıyla birbirlerine yak­ laşmaları ya da uzaklaşmaları biçimindeki hareketlerini düşü­ nebilir pekâlâ. ancak bedeniyle birleşik olduğundan ruhunun Oxford ve Londra arasında yaptığı tüm yolculuk boyunca bedeninin üzerinde. Hiç kimse kendi Londra'dayken ruhunun Oxford'daki bir cismi dü­ şünüp hareket ettirebileceğini imgeleyemez. başka bir cisim ya da varlıkla arasındaki uzaklığı değiştirme yetkinliğindedir kesinlikle. 20. Herkes kendinde ruhunun düşünebildiği. Bir matematikçi iki nokta arasında belli bir uzaklık ya da bu uzaklı­ ğın bir değişimini düşünebiliyorsa. Ruhum. Bu durumda bedenden çıktığı ve onu terk ettiğini düşünüp de hâlâ hareketine ilişkin bir ide taşımamak imkânsız gibi geliyor. sürekli yer değiştirdiğini bilir. yüz mil kadar uzağındaki bir cisme etkide bulunamadığının ayırdındadır.

Bu mutlaka. sonsuz bir tin olduğundan. ruh idemizse. uzayda yer kapladığı. katı parçalarının birleşikliği ya da uzamı oluşturacak biçimde bir arada tutunuyor olduklarından da habersizdir. İçinde düşünenin ne olduğunu bilmediğini söyleyen biri­ nin demek istediği bu düşünen şeyin tözünü bilmediğidir.55 22. on­ lardan ağır olan ve küçük gözeneklere sahip ayrı madde parça5 4 Burada tuhaf bir ima var. ruh ve bedene ilişkin bileşik idelerimizdir. insan­ ların duyulur dünyada üretebileceği değişikliklerin. Ayrıca. maddesel olmayan bir tin olarak.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 407 yetkinliği54 taşımadıklarını gösterecek bir neden çıkaralım. Hava parçacıklarının basıncı. içim izde duyum sadığım ız işlem lerindebeliren tinin. bu duyusal yaşamda bedenlerinin kapladığı yerlerde sınırlı ya da koşullu olduğu ve de insanla­ rın bedenlerinin olm adığı yerde yeterli etkide bulunamayacağı/hareket edem eyeceği anlamı taşır. uzamlı katı bir töz. nasıl düşün­ düğünü de bilmiyorsa. bence bedeninin uzamı. Dü­ şünceleri maddede kilitlenmiş ve zihinlerini duyularının öte­ sindeki herhangi bir şeyi neredeyse hiç duyumsamayacak denli duyularının hizmetine sunmuş insanların. cisim idemiz itme gücü ile hareketi iletebilen. 23. güçler kullanabileceği o l­ gusundan yapılm ış yersiz bir çıkarım bu. doğru olabilir ancak düşünen bir şeyi kavrayamıyorum diyebileceklerini biliyorum: Ancak iyice düşündüklerinde "uzamlı bir şeyi" de kavramakta aynı güçlüğü yaşayacakları kanısındayım. düşünen ve istenç ya da düşünce yoluyla cisimde ha­ reketi üretme gücüne sahip bir töze ilişkindir. İnsan tinlerinin hareketi. Bir duygu. . O katı şeyin tözünü bildiğini de söylemiyorum. ölçülebilir ve hareket edebilir olduğu anlamına gelm ez. istem ya da bir bilm e yeteneğine ölçü ya da durum yüklemesi getirem eyiz. Bunlar karşılıklı ayırt edilebilen. 55 V e b öylece uçsuz bucaksızlığı kaplaması dolayısıyla b iteviye süre kadar bir doluluk içerdiği de varsayılır. Gelin maddesel olmayan tin ile cismin bileşik idelerini karşılaştıralım ve birinin diğerinden daha belirsiz olup olmadı­ ğını görelim. K esinlikle bir insan tininin organizm asıyla te­ masta olm ayan organizm a dışı şeyler üzerinde. Gerçekten de Tanrıya hareket yakıştırılamaz: Maddesel olma­ dığından değil. Bana göre.

Doğrusu. Yanal bir ayrılmaya karşı direnemediğinden. ve dolayısıyla. böyle bir basınç dikey bir çizgide uy­ gulanırsa iki kaygan yüzeyin birbirinden kopmasını engelleye­ bilir fakat paralel gelirse asla bir hareket ile ayrılmanın önüne geçemez. Greogorianlar gibi B em oulli yanlıları da kuşaklar boyunca doğa felsefesi alanında ün yapmışlardır. örneğin eterin. bu kadar bitişik cisimlerin böylesi bir hareketine. 56 D e G ravitate Etheris (1680) adlı denem esindeki eterin basıncı varsayım ıyla cisim parçalarının bitişikliği ve oluşan uzamlarını açıklam aya çalışan Ja­ m es B em oulli'ye gönderme yapıyor. 24. ete­ rin kendi küreciklerinin parçalarının tutunması konusu da bir o kadar karanlığa gömülür. dolaşan bir sıvının basıncı. duyulur cisimlerin diğer yabancı duyulmaz cisimle­ rin basıncıyla bağlaştıkları biçimindeki bu varsayım eterin kendi parçaları söz konusu olduğunda yanıtsız kalır. ne kadar ustaca açıklanırsa açıklansın.nsanın Anlama Yetisi Özerine ir Deneme lannın tutunmasına neden gösterilebilse de hava zerrelerinin bağlaşmalarını açıklamaya yaramaz. Havadan daha hafif bir maddenin. bağlaşımın başka bir nedeni olmasaydı cisimlerin tüm parçaları böyle yanal sıkış hareketi ile kolayca ayrılabilir olmalıydı. maddenin katı parçalarının bağlaşımı için geçerli bir neden olamaz. Dolaşan sıvı yanal bir hareketle bırakılan her boşluk noktasına rahatlıkla sızabildiğinden. . parçaları göz ardı edilerek. tüm diğer cisimlerin parçala­ rının tutunmasına getirilen açıklama onlar için geçersizdir de. hem kendileri hem parça­ larının bağlaşımları anlaşılamaz. Çünkü. Bunlar da cisim ve bölünebilir olduk­ larından. kendisine ait en küçük küreciklerin parçalarını birleştiremez.56 basıncı hava zerrelerini birleştirip sımsıkı bağlayabilse bile. her yanı o sıvıyla çevrili ve başka bir cisme dokunmayan cismin hareketine olduğundan daha fazla di­ renç göstermez.. Diğer ci­ simlerin parçalarının eterin dış basıncıyla birleştiği ve bağlaş­ malarının başka bir nedeni olamayacağı apaçık belirdikçe. Öyle ki.. ne kadar büyük olursa olsun. bu nedenin işlemediği yerde hiçbir bağlaşım söz konusu olmaz. Eterin basıncı bağlaşım için yeter neden olsa.

fakat biraz daha yakından bakıp nasıl olduğunu irdelediğimzde her ikisinde de çıkmaza gireriz sanıyorum. Kendimiz de onu her an duyum­ samıyor muyuz? Kuşku duyulabilir mi öyleyse? Gerçek ortada.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 409 herhangi bir madde kütlesini ikiye bölen her imgesel yüzeyde. Çünkü. Su dediğimiz akışkanın bünyesindeki cisimcikler o kadar küçüktürler ki on bin hatta yüz bin kez büyüten bir mikroskopla . 25. 26. Öyle ki. cismin nasıl uzanımlı olduğu kadar ruhun nasıl düşündüğüne ilişkin de bir açık ideye kolayca ula­ şabileceğimiz sonucuna varmakta haklı olabiliriz. cisim katı parçalarının birliği ve bağlaşımı ötesinde ve dışında uzama sahip olamayacağından. parçalarının birlik ve bağlaşımının ne­ rede var olduğunu anlamadan cismin uzamını pek de iyi kavra­ yanlayız ki bu bence düşünmenin doğası ve nasıl gerçekleşti­ rildiği kadar kavranılması güç bir şeydir. Keşke biri bana (su tanecikleri ya da bir kum saatinin kumları kadar ayrıkken şimdi eriyik halde) altın ya da pirinç parçalarının nasıl insanların kollarının son gücüyle bile ayıramayacakları biçimde tutundukları ve birleştiklerini açıklayabilse. imgelenebilir bir sıvı basıncına karşın. ve bu durumda cis­ min parçalarının nasıl bağlaştıklarını. hep birbiri üzerinde ka­ yacak iki kaygan yüzeyin bağlaşımından söz edilemez. zihnimizde iyice tartarsak. kendi kendimize nasıl algıladığımız ya da hareket ettiğimiz kadar az anlayabiliriz. Dikkatli bir insan bile bu noktada hem kendi hem de başka bir insanın tam olarak anlamasını sağlamaktan aciz kalacaktır. Çoğu insanın her gün gözlemledikleri şeyleri düşündük­ lerinde bir çözümsüzlükle karşılaşılm asına şaşırmaları ola­ ğandır. katı parçaların bağlaşımından başka bir şey olmayan cisim uzamına ilişkin ne kadar açık bir idemiz olduğunu düşünsek de. Cisim parçalarının birbirine iyice tutunmuş olduklarını görmüyor muyuz? Bundan daha sıradan bir şey var mıdır? Nasıl bir kuşku duyulabilir bu konuda? Düşünme ve istençli hareket için de aynısını söyleyebilirim.

Bununla birlikte. süreğen hareketleri irdelendiğinde bir­ birleriyle bağlaşık olmadıkları. 27. şekil ya da hareketlerini algıladığını söyleyen kimse olmadı. Cisimlerin bağlaşımını açıklamak için öne sürülen basınç da bağlaşımın kendisi kadar anlaşılmaz.410 İnsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme bile bunların seçik hacim. Madde sonlu diye dü­ şünülüyorsa. irde­ lenirse cismin bu birincil ve belirgin varsayılan niteliğinin zih­ nimize ait herhangi bir şey kadar anlaşılması güç ve bir katı uzanımlı tözün de bir düşünen maddesel olmayan töz kadar akıl erdirilmesinin zor olduğu böylece bulunacaktır. ki öyle. Görünen o ki. su tanecikleri de en hafif güçle duyulur biçimde ayrılabilecek kadar birbirleriyle ayrışık­ tırlar. ve şu da var ki. bu bağla­ rın ya da bağın ya da maddenin var olan en küçük taneciğinin parçalarının birleşmesi ya da tutunmalarının varlık nedenini göstermeden. M adde sonluysa sınırları vardır ve parçalara ayrılıp dağılmasını engelleyen bir şey olmalıdır. Ayrışık cisimcik yığınla­ rını bu kadar bitiştiren bağları bulabilen. ancak keskin bir soğuk karşı­ sında birleşip tutundukları ve büyük bir güç uygulanmazsa da ayrılmaz halde bağlaştıkları görülür. cismin katı parçalarının bağlaşımı olan uzamını anlaşılır kılmaktan oldukça uzak kalacaktır. düşüncelerimizi evrenin sınırlarına doğru salıp orada çeliğin pekişikliği ve elmas parçalarının katılık ve çözünülmezliğini borçlu olduğu yoğun bir basınçla bir madde kütlesini bir arada tuttuğunu imgeleyebildiğimiz bağı görmeye çalışalım. . birbirlerine böylesi sıkı tutunmalarını sağlayan bağı ortaya çıkaran biri önemli ve henüz bilinmeyen bir gizi keşfedecektir ve bu olduğunda da. Bu çıkmazdan kur­ tulmak için biri sonsuz madde varsayımına sarılacak olursa şunu da düşünmelidir: Bu şekilde cismin bağlaşıklığına nasıl bir ışık tutulabilir ve en saçma ve anlaşılmaz bir varsayıma dayanarak bu konuyu anlaşılır kılmaya bir adım yaklaşabilir mi! Cismin uzamına ilişkin idemiz düşünme idemizden daha açık ya da daha seçik olmaktan bu derece uzaktır.

Salt tin. edilgin gücün de maddeye özgü olup olmadığını düşünmek gerekir. Bu durum da yaratılan tinlerin. Ara sıra olduğu gözlemlenen ya da ol­ duğuna inanılan itme ile hareketin artması daha da kavranılmaz bir şey. tözleri aynı öl­ çüde bilinmez olan tin ve cism e ilişkin eş düzeyde açık idelere sahibiz. fakat nasıl olduğuna baktığımızda yine yukarıdaki gibi karanlıkta kalırız. İki hareketsiz cisim yan yana konduğunda birinde diğerini hareket ettirme gücüne ilişkin bir ide sunmaz bize ancak alıntı bir hareket bu etkileşimi yaratır ve harekete geçirir. ki bu zihnimizin bedenimizi düşünce ile hareket ettirmesi ya da durdurması kadar anlaşılmaz bir olgudur. ve ruhlarımıza ilişkin öteki idemiz de düşünce ile hare­ kete geçirme gücüdür. bunların her . cisme mal ettiğimiz itme ile hareket iletimi kadar apaçıktır. tine mal ettiğimiz düşünce ile hareket iletimi. Etkin hareket gücü ya da kendi deyimimle güdü­ leme gücü cisimden daha çok tinde belirgindir. yalnızca etkin. Cisme ilişkin diğer bir idemiz. yani Tanrı. salt madde de yalnızca edilgin olandır. Halbuki zihin bize her gün cisimleri güdülüme gücüne ilişkin ideler kazandırır. Ancak böyle de olsa. Sürekli deneyim. Bir cismin yitirdiği kadar hareketi diğerinin kazandığı "itme ile hareketin iletiminde" hareketin birinden di­ ğerine geçmesi dışında bir kavramımız yok. hem etkin hem edilgin olmaları nedeniyle. Günlük deneyim le hem itme hem de düşünce ile üre­ tilen hareketin açık delillerini ediniriz fakat ya nasıl oldukları. Hem etkin hem edilgin olan varlıkların her ikisini paylaştıklarında karar kılabiliriz. sanırım. Bu ideleri günlük deneyimlerimiz bize sağlar. Do­ layısıyla etkin gücün tinlere özgü.Tözlere İlişkin Bileşik İdelerimiz 411 28. Öyle ki. işte bu noktada her ikisinde de aynı ölçüde belirsizliğe düşeriz. tümüyle maddeden ayrı olmadıkları düşünülebilir. hareket ve cisim ya da tinden hareketin iletimini nasıl düşünürsek düşünelim tine ait ide en azından cism e ait olan kadar açıktır. sığ anlama yetilerimiz kavrayamasa da. itme ile hareketi iletme gücü.

nedenleri. dış duyum katı uzanımlı tözler ve iç duyum düşünen tözler olduğuna ikna ederken. ne çaba harcanırsa harcansın bun­ ların bir nebze ötesine geçilemediği ve de zihnin. Yine söylüyorum. Locke. tine ilişkin idemiz cisme ilişkin idemizle kar­ şılaştırıldığında ortaya çıkan şudur: Tinlerin tözü de cismin 57 Duyulardan doğan izlenim lerin asıl nedeni insan aklınca tamam ıyla anla­ şılm az olm uştur. kendi sığ g ö rg ü n d e n başka bir şey değildir ortaya çıkan. deneyim bunların varlığı ve birinin itme. cisme ait idelerin varlık nedenini. . Fakat asıl kaynakla­ rından edinilen bu idelerin ötesine ulaşamaz yetilerimiz. Var olan tikel tözler bizce yalnız kendilerini sergiledikleri görünümlerle ve ne­ den oldukları algılanabilir değişm elerle bilenebilirler.58 30. DENEYİM her an bizi bu ikisine ilişkin açık idelerle donatır. töz­ ler arası bağıntıların hepsini bilm eliyiz. oluşları konusuna daha da dalarsak uzam doğa­ sını düşünme doğasından daha açık algılayamayız açıkçası. Her ikisi de aynı derecede açıklanabilirlik taşımaktadır. bu idelerin doğası ve gizli nedenlerine daldığında elinin kolunun bağlandığı olasıdır. İç ve dış duyumdan edindiğimiz idelerin düşün­ celerimizin sınırları olduğu. böylesi bir bilgi toplamının dahi tözün bilgisinden uzak kalacağını ima eder gibidir.412 nsanın Anlama Yetisi Üzerine ir Deneme ikisini de duyum satır bize. Kısacası. 5) 58 Burada Denem e'nin asıl savını olasılık tem eline dayandırmaktadır.57 29. Zihin iç ve dış duyumdan edindi­ ğimiz idelerin ötesine baktığı ve üretilme biçim ve nedenlerini anlam aya çalıştığında. Doğa­ ları. Fa­ kat onları kusursuzca bilm ek için her şeyi bilm eyi öngören/gerektiren. (Hume/fn celem e 1. bununla birlikte. Sonuç olarak. tine ait idelerinkinden daha kolay keşfedebiliriz diye bir şey yoktur. diğerinin düşünce ile hareket ettirme gücü taşı­ dığından emin kılar bizi. ancak başka duyu­ larımız ya da ek iç duyum yetilerim iz olsaydı tinsel ve m addesel tözler hakkında şimdi tümüyle ha