MISRÎ D VÂN-I LÂH YYATINDAK

ARAPÇA RLER

N YÂZÎ- MISRÎ
KADDESE LLÂHÜ SIRRAHU L AZÎZ (1618-1694)

Haz rlayan hramc zâde Hac smail Hakk

ALTUNTA

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 3

SBN: ismailhakkialtuntas@gmail.com http://ismailhakkialtuntas.com Dizgi Kapak Bask - Cilt : H. smail Hakk Altunta : :

Ya Rabbî! Bizlere kendini tan tt n. Hatalar m z ve günahlar m z gördü ün halde bizleri üzmeyip tevbe kap s n aç k tuttun. Azaba müstahak olsakta hep afv eden oldun. Acizli imiz ve günahlar m zla bizi aff na lay k k l. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme ümmet olmak erefini nasip k ld n için ükrümüzü ziyadele tir. Huzurunda iki cihan emniyeti buldu umuz, yolumuzdaki engelleri kald ran Sultan m z Hz. Halid bn-i Zeyd Ebu Eyyüb-el Ensârî radiyallâhü anh n kap s nda hizmetimizi daim eyle. Niyâzî-i M srî kuddise s rruhu l-azizin mânevi terbiyesinden istifade edebilmek için yard m n üzerimizde bâkî eyle. Hakikat yolunda rehberim olan Gavs ül-âzam hramc zâde Hac smail Hakk Toprak Sivasî kaddese llâhü s rrahu l-azize minnetimi ifâde etmem için yard mc ol. Desteklerini esirgemeyen büyüklerimin ve di er arkada lar m n yard mlar ndan dolay onlardan raz olman temenni ve dualar ederim. Tevfik ve hidâyet ancak Sendendir. Hâkî Pâyî M srî

¢¢ ¨ ¦

¦¤¤

¨§ §

¦

¥

¤

£

4 Ni

î-i

dd s ll hü s

¡

¢   ¡

hu l

î

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 5

31 Mer b e le ve se le ´ ³mer b Y be ir -l li mi sult i Le se me gatele-l e î fer artî Bel bimâ e e te er a-l Mustafa nnema llezîne etâ dayfen le um Ma te â illâ luhûmu ehl ü - iga Vemâ nizâm ül-âlemi illâ bi l-adli Ma k yam ül-adli bi d-demâ Kâ ifâtü d-durri âyâtü l-kitâbi n ekâme l-hâkimûne evzânuhâ Menbâü l-afâti fî d-dünya el gudâti Me deni l-ifsâdi fîhâ lirti â Min yedi s-sultâni li ezâli l-adli Mâ istidâret fî s-semâ emsi d-duha
" !    '  #&  ©    ©  ©     ©  

¸

¸

Merhaba ho geldin merhaba "Merhaba" a nda fa a köken o up "benden size zarar gelmez" an a na gelmekted lâhinin yaz ld dönemde padi ahtan gelen elçiye kar söylenmi ilahi
210 %) $ $ ($ %$#

1

Numaralar Divân- ilahiyyat Aç klamas kitab içerisindeki numaralard r.

6 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

olabilir. Padi ah n IV. Mehmet2 olma ihtimali yüksektir. Bu dönemde rü vet, jurnal vb. kötülükler artm t r. Niyâzî-i M srî Efendimiz elçiye hakk nda yap lan iftiralara inan lmamas için gelen elçiyi uyar yor. Çünkü kötülük yapan ki iler Niyâzî-i M srî nin manevî hallere vukufiyetini çok iyi bilmektedirler. Ey seçilmi , ey Allah Teâlâ dan raz olmu ve Allah Teâlâ r zas n kazanm ki i, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza daral r 3
3

Sultan m z n adalet müjdecisi

Sevincim dü manlar m öldürenden de ildir. Niyâzî-i M srî haks zl klar n giderilmesi aç s ndan sevincini zhar ederken altta gelen m sra ile adaletin tesisinin devlet için gerekli oldu unu aç klamaktad r. Asl nda sevincim eriat Mustafa n n ihyas ndan dolay d r. Niyâzî-i M srî kaddese lâhü s rrahu l azîz Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin yolunda olman n ve getirdi i yolun ihya edilmesi konusundaki niyeti ile dünyevi bir rütbe veya menfaat dü üncesinin olmamas onun ehli hakikatten olu unun emaresidir. Bütün evliyan n niyetide hep bu minval üzeredir. emsi Teb izi kaddese llâhü s rrahü l-azîz buyurdu ki, Kurey î ile Ku eyrî (465/1072) ve daha ba kalar da yüz binlerle y llar geçse yine tats z, yine zevksizdirler. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. 4
4

2

IV. MEHMET DÖNEM (1648 1687 ) (Köprülüler Dönemi) Ülkede isyanlar n sürdü ü, rü vet ve iltimas n yayg nla d ve sadrazaml a getirilen devlet adamlar n n ba ar l olamad , bunal m n oldu u dönemdir. IV. Mehmet, devleti içine dü tü ü bunal mdan kurtarmas için Sadrazaml ihtiyar vezir Köprülü Mehmet Pa ay getirerek y k m n önüne geçmeye çal lm t r. Bu dönemde Köprülü Mehmet Pa a dan ba ka ayn aileden Faz l Ahmet Pa a, Merzifonlu Kara Mustafa Pa a ve Faz l Mustafa Pa alar sadrazaml k yapt lar. Niyâzî-i M srî nin Faz l Mustafa Pa a ile mektupla malar devlet ile sorun ya ad n göstermektedir. 3 Mesnevi: c. I, b. 99 4 ( ems-i Tebrizî, 2007), (M. 277), s. 367

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 7

Buradaki mana hayat n tatl ve güzelli i ancak Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemle olaca d r. Bütün kâinat O na medyun ve meftundur. Ehli hakikatte bütün niyetler O nun çevresinde geli ir.

Sonra size misafir olarak gelenler. Niyâzî-i M srî kendisi hakk nda devlet erkân na jurnal yapanlar n isimlerini isteyen elçileri Lût aleyhisselâma gelen meleklerle e le tirdi. Yani Burada anlat lmak istenen bir sonraki beytin i aretiyle belki Lût aleyhisselâma misafir gelen meleklerin kavmini helak için ondan izin istemeleridir. Çünkü Allah Teâlâ cemiyet ile ilgili olan günahlarda azab genellikle ahirete b rakmam t r. Ferdin tek yönlü günah ile Allah Teâlâ afv kap s n daha aç k tutarken cemiyetlerin durumunda azab ilahiyi erken göndermi tir. ekavet5 ehlinin etlerini istemi lerdir. Lût aleyhisselâm n kavmi Sodom halk küfür ve ahlâks zl kta çok a r gitmi ti. Onlar n aras nda her türlü ahlâks zl k yayg nd ve üstelik bunlar alenî olarak yap l yordu. Bu kavim mensuplar , daha önce hiç bir kavmin i lemedi i büyük bir kötülük de cat etmi lerdi. Lût kavmiyle birlikte an lan bu önemli kötülük, bilindi i gibi, livata, yani homoseksüellikti. Lût kavminin helaki için görevlendirilen ve güzel yüzlü üç delikanl k l na giren melekler ve ona misafir gitmi lerdir. Her biri oldukça yak kl bir delikanl k l ndaki meleklerin kendisine misafir olmas , Hz. Lût aleyhisselâm son derece s km t . Çünkü o, tan mad misafirlerinin melek oldu unu bilmedi inden, erkeklere dü kün olan kâfirlerin, bu güzel yüzlü delikanl lara sark nt l k yapmas ndan korkuyordu. Bu s k nt içinde misafirlerini sap klardan nas l koruyaca n dü ünüyordu. Korkusu bo una de ildi; nitekim onun evine genç delikanl lar n geldi i k sa sürede duyuldu. Pek çok sap k, onlara sark nt l k niyetiyle onun evinin etraf nda toplanm t . Onlar n i renç niyetlerini anlayan Hz. Lût aleyhisselâm, misafirlerini onlar n tecavüzünden korumak için, onlara k zlar n nikâhlamay teklif etti. Akl ba nda olanlar kendisini anlamaya ve yard ma ça rd . Ancak Sodomlu sap klar, onun bu teklifine raz olmad lar. Ona, k zlar yla evlenmek gibi bir isteklerinin olmad n , ne istediklerini de kendisinin iyi bildi ini söylediler. Ahlâks zl kta ne derece ileri gittiklerini, en i renç günah i lemekte ne derece ars zla t klar n ortaya koyan bir cevap verdiler.
5

Haydutlar, e k yalar

8 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Hz. Lût aleyhisselâm, kendilerini ku atan tehlikeyi genç misafirlerine bildirmek zorunda kalm t . Onlar savunmaktan âciz oldu unu, kendisini destekleyecek bir taraftar kitlesinin bulunmad n ve kendilerini koruyacak sa lam bir s na n mevcut olmad n aç klad ve çaresizli ini dile getirdi. Bu kavim sap kl kta o derece ileri gitmi ti ki, ehirlerine güzel yüzlü yabanc delikanl lar n geldi ini duyunca, sevinç içinde Lût'un evinin etraf na ko u mu lard . çlerinden bu ahlâks zl a kar ç kan hiç kimse yoktu. Böylesine i renç bir iste i, temizli i ve iffetiyle ma'ruf Hz. Lût'a söylemekten çekinmemeleri, bu suçun onlar n aras nda ne kadar yayg n ve ne kadar normal say lan bir davran haline geldi ini ortaya koymaktad r. Onlar n cinsî sap kl klar n n derecesi, bu i renç fiili i lemek için büyük bir sevinç içinde hem de toplu bir ekilde gelmelerinden anla lmaktad r. Bu ahlâks zl klar n aç kça yapmaktan çekinmemeleri, normal insan n dü ünüp hayal edemeyece i bir ahlâki çöküntüdür. Di er taraftan Cenab- Hak, bu s rada elçisi Hz. Lût aleyhisselâm' dinlemeyip onun evine girerek misafirlerine sark nt l k yapmaya kalk an kâfirlerin gözlerini kör ediverdi: And olsun ki, onlar Lût'un konuklan olan melekleri elde etmeye kalk t lar, bunun üzerine gözlerini kör ediverdik. Azab m ve ikazlar m dinlememenin sonucunu tad n, dedik. 6 Sonuçta Lût Kavmi helak oldu. Niyâzî-i M srî nin bu konuyu burada zikretmesinin sebebi ne olabilir diye dü ünürsek mecmuâs ndan anla lmaktad r. ..suâl ey m sri sana emn nedendür bize söyle tâ ki bize yakin has l ola cevab egerçi emn vahy iledir velakin hasm iskât içün delil getürelüm ayet budur Lût, Ke ke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sa lam bir yere s nsam 7 dedi. mdi benüm ad m da Lût dur beni livâtaya sa y etdükleri içün Allah ve resûlü Lût ile zikr etdiler. Her sonra gelen evvelkini câmi'dür lâsiyyemâ hatmun ma'nas odur ki cemi peygamberleri ve velileri câmi'dür her birinün s rr onda bulunur dimekdür . 8 Yukar daki dördüncü m sra n i aretiyle Niyâzî-i M srî kuddise s rruhu lazizin Limni sürgününde çekti i s k nt lar n ancak Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme olan kuvvetli ba ile telâfi edebildi i anla lmaktad r.

Kamer, 37; ( Prof. Dr. smail Yi it, Peygamberler Tarihi, Kay han Yay nlar : 279 -282) Hud, 80 8 (Niyazî-i MISRÎ, 1223), v. 60b
7

6

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 9

Dünyan n düzeni adaletle mümkündür. Kendine gel de o kötü dal kes, buda. Bu güzel dala su ver de tazelendir. imdi ikisi de ye il ama sonuna bak. Bu sonunda bir eye yaramaz, öbürüyse meyve verir. Ba n suyu buna helaldir, ona haram. Aralar ndaki fark sonunda görürsün vesselam. Adalet nedir? A açlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymakt r, her su çeken tohumu sulamak de il. Zulüm nedir? Bir eyi yerinde kullanmamak, yeri olmayan yere koymak. Bu da ancak belaya kaynak olur. Tanr nimetini cana, akla ver, iç a r s na u ram , dü ümlerle, s k nt larla dopdolu olmu tabiata de il. 9

Adaletin tesisi ise kanla mümkündür. Hz. Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l azîz buyurdu ki; Yaray de mek laz m. De ece in yerde üstüne merhem korsan pisli i kökle tirmi olursun. Yaran n alt ndaki eti yer. Yar faydas olsa elli tane ziyan olur. 10 eriatta ihsan da var ceza da. Padi ah, ba kö eye geçer; at ah ra ba lan r. Adalet nedir? Bir eyi lây k oldu u yere koymak. Zulüm nedir? Lây k olmad yere koymak. Allah Teâlâ n n yaratt bir ey abes de ildir. K zg nl k, hilim, ö üt, hile... hepsi do rudur. Bunlar n hiç biri mutlak olarak hay r de ildir. Ayn zamanda mutlak olarak er de de ildir. Her birinin yerinde faydas vard r, yerinde de zarar . Onun için bilgi vaciptir, faydal d r. 11

Gam ve kederi giderende Kur an- Kerim ayetleridir. Kur ân- Kerim gönüllere ifad r. Allah Teâlâ öyle buyurdu;

9

Mesnevi: c. V, b. 1086-1093 Mesnevi, c. VI, b. 2605-2606 11 Mesnevi, c. VI, b. 2595-2599
10

10 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Kur an dan, mü minler ad na ifa ve rahmet olan ne varsa onu indiririz. O, zalimlerin ancak zarar/kay plar n art r r. 12

ayet hâkimler artlar na riayet ederlerse Kur ân- Kerim, slâm toplumunun ba vuraca yegâne yol gösterici (=hidayet rehberi)dir. Hâkimler hükümde onun k staslar n al rsa hükümde yan lmalar olmayacak kadar az olur. Kur ân- Kerim in kapsad ahkâm içinde insanl n zarar na sebep olacak bir hüküm bulmak mümkün de ildir. Allah Teâlâ öyle buyurmu tur: Cahiliyye(t) yarg s n m istiyorsunuz? Akleden bir kavim için Allah tan daha iyi hükmeden kim olabilir! 13 Yine Allah Teâlâ öyle buyurmu tur: Ey inananlar; Allah a itaat edin, Resûl e ve kendinizden olan yöneticilerinize de itaat edin! Herhangi bir ey hakk nda tart acak olursan z, onu Allah a ve Resûl üne götürün. E er Allah a ve Ahiret gününe inan yorsan z, bu (yol) sizin için daha hay rl ve yorum bak m ndan da en güzel olan d r. 14

¸
Dünyada belalar n kayna yarg çlard r. [Kendi hâlinde ebedî bir muhalif olan Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz hikemiyat diliyle sosyal hayattaki s k nt n n birini perde arkas ndan zaman nda da görmü birisidir. Lisan hâl ve kâl ile bunlar söylemi : Dünyada ne belâ varsa kayna yarg çlar ve kad lard r. Bozgunculu un sebebi de rü vettir. Bu sat rlar yöneticelerin rü vetle ilgili ikâyetini hat rlat r. Yani rü vetin bir türlü üstesinden gelemediklerinden yak n rlar ve bunun suçunu da ba kalar na yüklerler. Acaba gerçekten de rü vetin üstesinden gelemezler mi, yoksa gelmek istemedikleri için rü vet mi onlar n üstesinden gelir? Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz, dönemindeki kad lardan ve dolay s yla Osmanl yarg çlar ndan ikâyet eder ve mizac onlarla elbette ki imtizaç etmez. Bununla birlikte onun bu ifadesi asl nda adil yarg çlar n azl na ve kibriti ahmer gibi yoklu una i aret etmektedir. Bu da bir hadis-i erifi do rulamaktad r: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kad lar üç s n ft r. ki s n f cehennemlik, bir s n f da cennetliktir. Cehenneme gideceklerden biri bilerek haks z hüküm veren kad , öteki de bilmeyerek haks z hüküm veren kad d r. Cennetlik olan ise, hakk yla
12 13

sra, 82 Maide, 50 14 Nisa, 59

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 11

Bozgunculu un kayna da rü vettir. Rü vet Sözlük anlam Kamus'a göre ücret'tir (cu'l). Re a rü vet verdi, irte a rü vet ald , ister rü vet istedi anlamlar na gelir. 18 «El-Misbah» a göre; ri vet, bir ki inin hâkime veya ba kas na, lehine hüküm verilmesini sa lamak veya bir iste ine taraftar etmek kar l nda verdi i mald r. Ço ul olarak ri a, rü a eklinde kullan l r. Rü vet kitap, sünnet ve icm'a göre haramd r. Kur'an- Kerim de Allah Teâlâ buyuruyor ki: Aran zda mallar n z haks zl kla yemeyin; bildi iniz halde günaha girerek insanlar n mallar ndan bir k sm n yemek için onu hâkimlere aktarmay n. 19 Bu konuda pek çok hadis vard r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Hükümde rü vet alan ve rü vet veren ve arac l k eden kimseyi lanetlemi tir. 20 Rü vet dört k s md r; 1) Her iki tarafa da haram olan rü vet, yarg ç olmak için verilen rü vettir. Rü veti veren yarg ç olamaz. Bu ekilde verilen rü veti alana da rü vet
15

Ebû Dâvûd, Akdiye; 2 (3573) ÖZCAN, Mustafa, YEN ASYA, Jüritokrasi ve Fitne, 08.04.2008 17 (YAZICI, 1995), s. 656-(380) 18 (SAHlLL O LU) 19 Bakara, 188 20 Tirmizî, Ahkâm 9, (1336); Ebu Dâvud da bu hadisi sadece bnu Ömer rad yallahu anh'tan tahric etmi tir (Akdiye 4, (3580).
16

7

hüküm veren hâkimdir.15 ]16 Bu konu hakk nda Hazreti Mevlâna kaddese llâhü s rrahul-azizin adaletsiz hâkimlerin kazançlar hakk ndaki dü üncesini bilmek yerinde olacakt r. Bir ahsa, kar s Ne sö lersem onu yapa aks n ve e er yapmazsan ü talâk ile bo olay m diye yemin ettirdi. Kocas raz oldu. Kad n: Bir batman domuz eti yemen lâz md r dedi. O Müslüman bu vaziyet kar s nda a r p kald . Hiçbir bilgin onun bu mü külünü halledemedi. Kalk p Mevlânâ hazretlerine geldi. A lay p s zlayarak durumunu bildirdi. Mevlânâ Kad -n n (Yarg ç) mahkemesinden bir batman ekmek sat n al p ye de bo anma vâki olmas n buyurdu.17
6 5 8

12 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

haramd r, bu yolla yarg ç olmak da haramd r. 2) Bir davada lehinde bir hüküm almak için yarg ca verilen rü vet de, bu münasebetle verilen karar hakl olsun olmas n, her iki taraf için haramd r. 3) Can veya mala bir zarar gelmesinden korkularak verilen rü vet, alan için haram, veren için de ildir. 4) Bir kimse mal na göz dikildi ini anlayarak bu mal n bir k sm n rü vet olarak verirse, rü vet veren bak m ndan helâl, alan bak m ndan haramd r. Rü vete girmeyen hediyelerde vard r. Buna göre Hediyelerde üç çe ittir.21 1) Hediye elden ve hediye alan bak m ndan helâl olan. Dostluk ve sevgi için verilen hediyeler bu meyandad r. 2) ki taraf bak m ndan da haram olan hediye. Zulme yard m için verilen hediyeler bu durumdad r. 3) Yaln z veren bak m ndan helâl olan hediye bir zulmün önünü almak için verilen hediyedir ki alan için haramd r. Sultan n elinde kudret olunca adalet gitmez. Sultan n güçlü olmas adaletin tesisi için gereklidir. Sultan n güç bulabilmesi içinde devletin kurulmas ve bulunmas gereklidir. Devletle menin önemli oldu unu Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin Medine ye hicretinden sonra ilk uygulamas ndan anlamaktay z. slam Devletinin temeli 620 ve 622 y llar nda yap lan Akabe biatleriyle ba lar. 620 y l nda 12 Medineli Müslüman ellerini Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin avucuna koyarak gerek s k nt ve müzayaka ve gerekse sevinç ve sürur halinde (söz) dinlemek ve itaat etmek (ba ta gelir) ve (sen) bizim üzerimizde bir tercihe sahip olacaks n ve biz emretme yetkisini ta yan âmire bunu kim elinde bulundurursa bulundursun- itiraz ve muhalefette bulunmayaca z. Allah Teâlâ yolunda, bizi küçük gören ve horlayan kimsenin bizi ay plamas ndan çekinmeyece iz. Allah a hiçbir eyi irk ko mayaca z, aram zda hiçbir iftirada bulunmayaca z ve senin hiçbir iyi hareketinde sana kar itaatsizlik etmeyece iz demi lerdir. Bu biatle, sa lam bir devletin do abilmesi için gerekli olan ortam n olu maya ba lam t r. ki y l sonra bu kez yetmi ki i taraf ndan ikinci kez biat yap lm t r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin uygulamas yla anla lan icran n kudreti bulmu sultan ile olaca d r.

¸
21

(SAHlLL O LU)

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 13

Tâki ku luk güne i semâda kald

müddetçe

ems üd Duha ku luk güne i demektir ki, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhâniyeti güne in en güzel parlad zamandaki durumuna benzetilmi tir. Sultana e er Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme tabi olursa k yamete kadar hükmünün sürece i i aret etmi tir. Fakat tarihi aç dan bak l nca böyle olmad n görmekteyiz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hakk nda Allah Teâlâ n n büyük ihsanlar vard r. Her halükarda Kur ân- Kerim de dile getirilmi tir. Bunlardan birisi olan Duhâ suresi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin hakk nda inmi ve Allah Teâlâ kat nda O na verilen de eri anlatmaktad r. Fakih Kâad yaz (Allah onu muvaffak k ls n) der ki: Bu sure alt yönden peygamberimizin büyüklü ünü, Allah Teâlâ indindeki yüksek mevkiini belirtmi tir. 1 Allah Teâlâ onun mevkiini belirtirken, And olsun ku luk vaktine, insanlar n sükûna vard dem geceye ki, 22 diye yemin etmi tir. Tabiî bu, derecelerin en büyü üdür. Ona verilen payenin ulviyetini belirtmektedir. 2 Nezdindeki yerini, huzurundaki de erini: (Habibim) Rabbin seni terketmedi. (Sana) dar lmad da. 23 kavli ile belirtmi tir. Yani, bu u demektir: Allah Teâlâ seni b rakmad , sana k zmad , seni kendisine elçi edindikten sonra asla ihmal etmedi. 3 Cenâb- Hak; Elbette âhiret senin için dünyadan hay rl d r. 24 buyurmu tur. bn shak' n tefsiri: Allah Teâlâ'ya dönü ünde, dünyada sana verdiklerinden daha iyileri ve daha üstünleri vard r. Seni b. Abdullah Tusteri: Yani gerek efaat ve Makam- Mahmut gibi payelerden yan mda saklad m eyler senin için dünyadan daha hay rl d r. diye tefsir etti. 4 Muhakkak ki Rabbin sana verecek de ho nut olacaks n! 25 kavli celîlinde belirtilen husustur. Bu âyet (her iki cihanda da) Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme bah edilen birçok lütuf, ihsan, saadet ve Çe itli ni'metleri camidir. bn shak: Dünyada ba ar ya erdirmek, âhirette de, ona bol sevab vermekle onu ho nut k la akt r diye tefsir etti. Baz lar na göre: Ona efaat ve Havz- kebiri vermekle ho nut edecektir diye tefsir olunmu tur. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin âlinden diye baz lar
Duhâ, 1-2 Duhâ, 3 24 Duhâ, 4 25 Duhâ, 5
23 22

9

14 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

taraf ndan rivayet edilmi tir. KUR ÂN-I KER M'DE BUNDAN ÇOK ÜM T VEREN B R ÂYET DAHA YOKTUR. Allah Resulü, tabiidir ki, ümmetinden hiç kimsenin ate e at lmas na raz olmayacakt r... 5 Bu surenin sonlar na do ru (gelen âyetlerde say lan) Allah Teâlâ n n ona haz rlam oldu u nimetler: Onu hidâyet etmi ... Mal yokken kendisini zengin etmi ... nsanlar ir at etmeye onu muvaffak k lm ... Yahut kalbine tükenmeyen bir hazineyi and ran kanaati vermekle onu zengin etmi ... Yetimken onu dedesinin terbiyesine vermi tir... Yahut da Allah bizzat onu himayesine alm t r. 26 Hulâsa; buna benzer manalar verilmi tir, müfessirler taraf ndan bu sûrenin âyetlerine, Kimisi de u manay vermi tir: Senin sayende, dalâlette olanlar hidayete erdirmi tir. Senin sayende fakir ve yoksullar zengin k lm t r. Yetim ve kimsesizleri de yine senin sayende himaye ettirmi tir. Evet, Allah ona, bütün bu ihsanlar n hat rlatm t r. Yine bilinen eylerdendir: Onu küçüklük, yetimlik an nda yaln z b rakmayan Allah Teâlâ elbette ki büyüdükten, hele hele rasullü e erdirdikten sonra da yaln z ve yard ms z b rakmam t r. 6 O'na vermi oldu u bunca nimeti aç klamas n ve ondan bahsetmesini, Allah Teâlâ ona emretmi tir. Ve öyle buyurmu tur: Bununla beraber Rabbinin nimetini durmay p söyle (anlat). 27 Ki inin kendisine yap lan in'amdan veya iyilikten bahsetmesi, bir nevi ükür say l r elbette. Bu hitab , üphe yok ki; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme has olmakla beraber onun ahs nda tüm ümmetine amildir.
28

Duhâ, 6-10 ayetleri Duhâ, 11 28 Fakih Kâad yaz, ifâ-i erif, trc: Naim ERDO AN - Hüseyin S. ERDO AN, Bedir Yay. stanbul, 1975, s. 43-45
27

26

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 15

4 Hamden ilahi ala ma ente melce-´ ³una Mimmen etâ vehüve gazbânün ve Ve leysemin satveti ssultani lî afiun llâ imâmü l-Hüdâ el Mehdîyyü müngizünâ Sümme Îsâ lealle llâhe yünezzilehû Bi bedrin me riganâ ve emsün ma ribena Evhâ ileyye bihâzel kavli lî melekün Fî hâzihî l-leyleti z-zalmâi melhemünâ Lâ tahsebû inne ze l-M srî zû veclin Min kahri deccâlikum va llâhi yensuranâ

muhlikuna

µ

¸

µ ¸ µ ¸

¸

µ

Hamd s nak yerim olan ilâh mad r. Allah Teâlâ´dan ba kas na hamd ve te ekkür mecazidir. Burada kullan lan hamd s n lma sözü ile Allah Teâlâ´n n nimetlerini için ükür ifadesidir.

Bizi gazapla helak etmek için gelecek olana Dünya bizim helak olmam za sebep olacak her ey ile doludur. Helak olmakta kaza ile olan ise vaktinden önce olan yok olmad r. K yamet bu yok olman n en iddetlisidir. Bu korku mümin ve kâfir için deh et ifade eder. Sonsuzluk mümin ve kâfir için mutluluk vermektedir. K yamet ise imtihan olan hayat n neticelenmesidir. Sultan n vuru una kar bir efaatçimde yoktur.

16 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Sultan n vuru u fiile ç km iradedir. Hükümden sonraki dönü ü olmayan iradeye ancak teslim olmakt r. K yametten önce olacak olaylar hakk nda kimsenin de kurtulu u yoktur. Çünkü art k sonuç verecek amellerin hepsi sonlanm t r. Art k i aretler aç k ekilde görülmeye ba lam t r. Çok iddetli geçecek zamanlar n ve fitnenin önünü alacak kurtar c için beklen tilerden ba ka bir çarede üretilmeyece i anla lmaktad r. Hz. Ebu Mûsa radiyallâhü anh anlat yor: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: K yametten hemen önce karanl k gecenin parçalar gibi fitneler var. Ki i o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, ak ama kâfir olur; mü'min olarak ak ama erer, sabaha kâfir ç kar. O fitnede oturan, ayakta durandan hay rl d r. Yürüyen ko andan hay rl d r. Öyleyse yaylar n z k r n, kiri lerinizi parçalay n, k l çlar n z da ta a vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Âdem in iki o lundan hay rl s olsun (ölen olsun, öldüren de il.) 29

Ancak hidayet mam Mehdî kurtar c m zd r.

µ
Umulur ki sâ aleyhisselâm indirir. Niyâzî-i M srî nin sâ aleyhisselâm n inmesini murad ederken umutsuzlu unu ve s k nt l dönemin bitmesini arzulamas ndand r. Onun ehl-i ke ften oldu unu bildi imize göre bu isteyi indeki karamsarl k çekti i s k nt lar n a r derecede artmas ndand r. Sosyal hayat zaman itibar yla bencille mi , maddî ve manevîyat ehli hadlerini a mada bir yar a girmi lerdir. Niyâzî-i M srî de k yamet kopsa ne olur ki, diyerek dileklerini beyan etmektedir. HZ. SÂ aleyhisselâm n NÜZÛLÜ 30 Hz. sâ n n yeryüzüne ini i ile ilgili bir di er terim ise Mesih sözcü üdür. Mesih kelimesi. Arapçaya Âramca Me iha veya brânice Hâ -Me îha dan geçmi olup ölçmek, mesh etmek, günahlardan temizlenmi , s ddîk (tereddütsüz inanan), yürüyen, seyahat eden anlamlar na gelmektedir. Oldukça eski dönemlere uzanmakta olan kurtar c mesih inanc Mecusilik. Hinduizm. Budizm. Brahmanizm gibi birçok inanç sisteminde görülmektedir.
29

Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizi, Fiten 33, (2205). Ebu Davud, "ko andan" kelimesinden sonra u ziyadeyi kaydetmi tir: "Yan ndakiler: "Bize ne emredersiniz (ey Allah' n Resûlü )? dediler. "Evinizin demirba lar olun!" buyurdu." 30 (YAMAN, Ekim,2002), s. 40
@

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 17

Eski Ahit te srailo ullar ndan bir nebi gelece i bildirilmekte (Tesniye: 18/3 5). Yahudiler bu ki inin Davud o lu Mesih olaca na, fakat ondan önce Yusuf o lu Mesih gelece ine inanmaktad rlar. Yeni Ahit te Hz. sâ aleyhisselâm n bulutlar üzerinde ikinci defa geli inden aç kça bahsedilmektedir (Matta: 26/64; Yuhanna: 4/25-26). H ristiyanlar Hz. sâ n n ahir zamanda yeryüzüne inerek bin senelik ilahi imparatorlu unu Filistin de kuraca na inanmaktad rlar. Kur an- Kerimde ad geçen ve srail o ullar na gönderilen Hz. sâ aleyhisselâm n, do umu bir mucize oldu u gibi yeryüzünden semaya kald r lmas da ayr bir mucizedir. Kur an- Kerim onun dünyaya geli ini öyle haber verir: Allah Teâlâ kat nda sâ n n durumu, Âdem in durumu gibidir. Allah Teâlâ onu topraktan yaratt . Sonra ona: Ol! dedi ve oluverdi 31 Hz. Âdem aleyhisselâm topraktan anas z ve babas z yaratan Allah Teâlâ, sâ aleyhisselâm da babas z yaratm t r. Hz. sâ aleyhisselâm otuz ya nda iken kendisine rasüllük görevi verildi inde durumu hemen srailo ullar na haber verdi. Hz. sâ aleyhisselâm n davetine kulak vermeyen ve ellerindeki Tevrat tahrif edip pek çok de i iklikler yapan srailo ullar sâ aleyhisselâma inanmad lar. Hz. sâ aleyhisselâm mucizeler göstererek etraf na insanlar toplamaya ba lay nca srailo ullar kendisini ve ona inananlar durdurmak için pek çok yol denediler, sonunda Hz. sâ aleyhisselâm öldürmeye karar verdiler. Ancak Allah Teâlâ onlar n planlar n etkisiz hale getirdi. Yahudiler, Hz. sâ aleyhisselâma benzeyen birini yakalay p ast lar ve Hz. sâ aleyhisselâm öldürdüklerini sand lar. Bu durum Kur an- Kerim de öyle anlat l r: Ve Allah Teâlâ n n elçisi Meryem o lu sâ y öldürdük, demeleri yüzünden (onlar lanetledik). Hâlbuki onu ne öldürdüler, ne de ast lar, fakat (öldürdükleri) onlara sâ gibi gösterildi. Onun hakk nda ihtilafa dü enler bundan dolay tam bir karars zl k içindedirler; bu hususta zanna uymak d nda hiçbir (sa lam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah Teâlâ onu ( sâ y ) kendi kat na kald rm t r. Allah Teâlâ izzet ve hikmet sahibidir. Ehl-i Kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. K yamet gününde de O, onlara ahit olacakt r. 32 sâ aleyhisselâm n ismi Kur an- Kerimde yirmi be yerde geçmektedir. Bu ayetlerden bir k sm üzerinde farkl yorumlar yap larak farkl anlay lar ortaya konmu tur. Ço unluk slam âlimlerine göre Allah onu kudreti ile manevi semalardaki hususi mevkiine kald rm t r, k yametten önce tekrar dünyaya gönderecektir. O zaman bütün Ehl-i Kitap onun rasül oldu una
31 32

Al-i mran, 59 Nisa, 157 159.

18 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

inanacak, yanl inançlar ndan kurtulacaklard r. Bir ba ka anlay a göre, Allah Teâlâ onu Yahudilerden korumu , eceli gelince onu vefat ettirmi ve ruhunu semadaki yerine kald rm t r. K yametten önce gelecek olan da onun ruhudur. Biz bu ba l k alt nda Kevserî nin konu ile ilgili yorum ve görü leri u ekildedir. sâ aleyhisselâm n semaya kald r lmas (ref ) ve k yamete yak n yeryüzüne inece i hadislerde de yer ald ndan ilk kelâm kitaplar ndan ba lamak üzere her dönemde yaz lan eserlerde k yametin alametlerinden birisi de Hz. sâ aleyhisselâm n yeryüzüne ini i oldu u ifade edilmi tir. Konunun uzamamas için biz burada sadece iki eserden al nt yapaca z. Hicri 150 de vefat eden mam Azam Ebu Hanife rahmetu llâh aleyh yazd el-F khu l- kber isimli eserinde: Deccâl n ve Ye cüc ve Me cücün ç k , güne in bat dan do u u, sâ aleyhisselâm n semadan ini i sahih haberlerle meydana gelece i haber verilen di er k yamet alametleri hakt r ve meydana gelecektir. demektedir. Taftazanî (ö. 797/1395) de eserinde deccalin, dabbetül arz n, Ye cüc ve Me cücün ç k , sâ aleyhisselâm n semadan ini i, güne in bat dan do u u gibi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin k yamet alameti olarak haber verdi i eyler hakt r demektedir. Hz. sâ n n inece ini inkâr edenler Allah Teâlâ n n: Ey sâ! Seni vefat ettirece im, seni nezdime yükseltece im, seni inkâr edenlerden ar nd raca m ve sana uyanlar k yamete kadar kâfirlerden üstün k laca m. Sonra dönü ünüz bana olacak. te o zaman ayr l a dü tü ünüz eyler hakk nda aran zda ben hükmedece im. 33 Ayetinde geçen müteveffîke kelimesi ile Ben onlara, ancak bana emretti ini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah a kulluk edin, dedim. çlerinde bulundu um müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince art k onlar üzerine gözetleyici yaln z sen oldun. Sen her eyi hakk yla görensin 34ayetindeki teveffeyteni kelimesini öldürmek manas na al p, Hz. sâ aleyhisselâm n ölmü oldu unu iddia ederler. Ayr ca bilakis Allah onu kat na kald rm t r, Allah izzet ve hikmet sahibidir 35 ayetindeki semaya kald r lmas n , maddi bir kald r l de il, manevi bir yükseli olarak yorumlarlar. Konu ile ilgili ço unlu un görü üne kar görü bildiren ki ilere cevap olmak üzere bir eser yazan Zâhid el Kevserî, ilgili ayetleri yorumlayarak öyle demektedir: sâ aleyhisselâm n semaya kald r l n bildiren ayette geçen rafea kelimesinin gerçek manas bir eyi a a dan yukar ya nakletmek demektir ve semaya bizzat kendisinin kald r ld n ifade eder. Ayette kelimeyi mecaz manaya hamletmeyi gerektiren bir karine yoktur. Dolay s yla mecaz manaya hamledip ruhu yükselmi tir denilemez
Al-i mran, 55. Maide, 117. 35 Nisa, 158.
34 33

A

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 19

Kevserî, sâ aleyhisselâm n semaya raf n n ruhen olamayaca n u yorumlarla iddia etmektedir: Ayet, Yahudilerin: biz sâ y öldürdük sözlerine cevap mahiyetinde gelmi tir. sâ aleyhisselâm n öldürülmeyip semaya kald r ld n ifade eder. Baz lar n n dedi i gibi Hz. sâ aleyhisselâm n öldürülüp semaya ref edilenin ruhu oldu unu iddia etmek, Yahudilerin iddias n reddetmek de il, onlar desteklemek olur. Hâlbuki ayet onlar n iddias n çürütmek için gelmi tir. Ayr ca Hz. Allah Hz. sâ aleyhisselâm , bedeni ve ruhu ile birlik olarak semaya yükseltmemi olup sadece onu ruhu ile yükseltmi olsayd , bu Hz. sâ n n öldürülmesine ayk r olmazd . Çünkü nice peygamberler öldürülmü , ehit edilmi sonra da ruhlar yükseltilmi tir. Hâlbuki bu ayette Hz. sâ aleyhisselâm n yükseltilip kald r lmas öldürülmesine z t olarak gösterilmi , öldürülmedi ine delil gösterilmi tir. Bu durum gösteriyor ki, Hz. sâ aleyhisselâm n yükseltilmesi ruh ve bedeni ile yükseltilmesidir. Hz. sâ aleyhisselâm n ölmedi ini, hayatta oldu unu göstermektedir. Kevserî, yukar da mealini verdi imiz ayetlerde geçen teveffa kelimesinin ölüm anlam na de il, kabzetmek ve almak anlam na geldi ini di er ayetlerle peki tirerek öyle der: Allah, ölenin ölüm zaman gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlar n al r da ölümüne hükmetti i can al r, ötekini belirli bir vakte kadar b rak r. üphe yok ki, bunda iyi dü ünen bir kavim için ibretler vard r. 36 Bu ayette geçen teveffi kelimesi ölüm de il almak manas na kullan lm t r. E er ölüm manas na gelseydi mevt kelimesinin, anlams z olmas gerekirdi, hâlbuki Allah Teâlâ n n kelâm nda anlams z kelimenin olmas dü ünülemez. Dolay s yla ayetlerde geçen teveffi kelimeleri ölüm anlam na de il huzura almak manas nad r. Hz. sâ ölmemi diri olarak semaya kald r lm t r. Kevserî, Ehl-i Kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. K yamet gününde de o, onlara ahit olacakt r 37 ayetinde geçen ölümünden evvel kelimesinin yeryüzüne ini inden sonraki ölümü oldu unu söylemektedir. üphesiz ki o ( sâ), k yametin (ne zaman kopaca n n) bilgisidir. Ondan hiç üphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdo ru yoldur 38ayetindeki zamirin Hz. sâ aleyhisselâma raci oldu unu söyleyen el-Kevserî, ayette geçen le lmün kelimesinin lealemün eklindeki k raatlar n da göstererek Hz. sâ aleyhisselâm n yeryüzüne ini inin, k yametin alametlerinden oldu unu da söylemektedir. Zâhid el Kevserî bu bilgileri verdikten sonra Hz. sâ aleyhisselâm n diri olarak semaya kald r ld n , ahir zamanda yeryüzüne inece ini söyler. Bunun d ndaki görü lerin delile dayanmayan hayallerden ibaret oldu unu, mütevatir hadislerin de sâ aleyhisselâm n semaya diri olarak kald r l p ahir zamanda inece ini ifade etti ini söyler ve ümmetin de ayn inanç üzere devam ede
Zümer, 42. Nisa, 159. 38 Zuhruf, 61.
37 36

20 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

geldi ini belirtir. (Kevserî, Nazratün Âbirah, s. 105.) sâ aleyhisselâm çarm hta öldü ve sonra yeniden dirildi mi? As rlar boyunca sâ aleyhisselâm n çarm hta ölüp ölmedi i sorununa verilen tek bir do ru- kesin cevap asla olmam t r. Gerçekte tefsircilerin geni çapl ve bilgince dü üncelerinin gösterdi i gibi, bu sadece evet ya da hay r ile cevaplanacak bir sorun de ildir. Müslümanlar n as rlard r verdikleri farkl cevaplar aras nda, H ristiyanlarla ortak bir zemin bulmak için günümüz Müslüman veya H ristiyanlar n n sand klar ndan daha fazla imkân vard r. Temel tefsirlerde bulunan yorumlar n k smi bir listesi a a dad r: 1) ölüme benzetilme teorisi 2) uyku teorisi (çarm hta bilincini yitirme dâhil) 3) kabz 4) kronolojik dönü üm, eskatalojik ölüm ve yeniden dirilme ile birlikte 5) Allah Teâlâ sâ aleyhisselâm n dünya hayat na son verdi 6) Allah Teâlâ sâ aleyhisselâm ruh ve beden olarak bütünüyle ald 7) Ne zaman ve nerede ölüm ve yükseli in vuku buldu u noktas nda bilinemezcilik 8) Benli in ve dünyevi arzular n ölümü 9) T pk ehitler gibi sâ aleyhisselâm gerçekten öldü ancak imdi Allah Teâlâ kat nda diridir 10) Gerçek zahiri ölüm ve yeniden dirilme. Ku kusuz bütün bu yorumlar birbirlerini d lamamaktad rlar. Sözgelimi, 3., 5. ve 6. klar ayn eyi söyleyen farkl sözler olarak kabul edilebilir . Bunun Müslüman-H ristiyan diyalo u ile ilgili imalar nelerdir? 10. k ku kusuz H ristiyanlar ile ayn zemine sahiptir. Ancak 3., 5., 6., ve 9. klar yine yak n zemine i aret etmektedirler.39 sâ aleyhisselâm n Nüzulünün Tasavvufî Yorumu Mehmed Emin Tokadî ye göre, Hz. sâ aleyhisselâm n yeryüzüne ini i, akl- me âd n (uhrevî ak l) yakîn nuru ile insanda görünmesinden kinâyedir. Hz. sâ aleyhisselâm n indikten sonra Deccâl öldürmesi ve onun kötülükleri yaymas na son vermesi ise akl- me ad n kötü s fatlar n ortaya ç kmas n önlemesi eklinde tevil edilir. 40 Cilî ise, Hz. sâ aleyhisselâm n Allah Teâlâ n n ruhu/ruhu llah oldu unu ve hakk temsil etti ini belirterek, hak belirince bat la ait olanlar n ortadan kalkaca n ifade eder. Yani hak/gerçek ortaya ç k nca insana üphe veren ve kar kl k meydana getiren onun d ndaki her ey yok olup gider. 41 Buraya
39

CUMM NG, Joseph L. sâ aleyhisselâm Çarm hta Öldü mü? Sünni Tefsir Kitaplar nda sâ aleyhisselâm n Dünyevi Hayat n n Sonu Hakk nda Tarihi Dü ünceler 40 ( M EK, y l: 8 [2007], say : 19,) Tokâdî, Tevil-i Ehâdis-i E rât- Sa a, vr. 14b. 41 ( M EK, y l: 8 [2007], say : 19,) Cîlî, el- nsanü l-kâmil, c. 2, s. 54.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 21

kadar anlat lanlardan hareketle Deccâl n kötülü ü ve onu yaymay , Hz. sâ aleyhisselâm n ise söz konusu çirkinliklerin ortadan kalkmas n ve iyiliklerin meydana gelmesini temsil etti i söylenebilir.42 Bediüzzaman Said Nursî kaddese llâhü s rrahu l-azizin Hz. sâ aleyhis selâm n nüzülü hakk ndaki görü leri Âhirzamanda Hazret-i sâ Aleyhisselâm n nüzulüne ve Deccâl öldürmesine ait ehadîs-i sahihan n mana-y hakikîleri anla lmad ndan, bir k s m zahirî ülemalar, o rivayet ve hadîslerin zahirine bak p üpheye dü mü ler. Veya s hhatini inkâr edip veya hurafevari bir mana verip âdeta muhal bir sureti bekler bir tarzda, avam- müslimîne zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce ak ldan çok uzak hadîsleri serri te43 ederek, hakaik-i slâmiyeye tezyifkârane bak p taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadîs-i müte abihenin hakikî tevillerini Kur an feyziyle göstermi . imdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. öyle ki: Hazret-i sâ aleyhisselâm Deccâl ile mücadelesi zaman nda, Hazret-i sâ Aleyhisselâm onu öldürece i vakitte, on ar n yukar ya atlay p sonra k l nc onun dizine yeti tirebilir derecesinde, vücudça o derece Deccâl n heykeli Hazret-i sâ dan büyüktür, diye mealinde rivayet var. Demek Deccâl, Hazret-i sâ Aleyhisselâm dan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lâz m gelir. Bu rivayetin zahirî ifadesi s rr- teklife ve s rr- imtihana münafî oldu u gibi, nev -i be erde cari olan âdetullaha muvaf k dü müyor. Hâlbuki bu rivayeti, bu hadîsi, hâ â muhal ve hurafe zanneden z nd klar iskât ve o zahiri ayn- hakikat itikad eden ve o hadîsin bir k s m hakikatlar n gözleri gördükleri halde daha intizar eden zahirî hocalar dahi ikaz et ek m için, o hadîsin bu zamanda da ayn- hakikat ve tam muvaf k ve mahz- hak müteaddid manalar ndan bir manas ç km t r. öyle ki: sevîlik Dini ve o dinden gelen âdât- müstemirresini muhafaza hesab na çal an bir hükûmet ile resmî ilân yla, zulmetli pis menfaati için dinsizli e ve bol evizme yard m edip terviç eden di er bir hükûmet ki, yine hasis menfaati için slâmlarda ve Asya da dinsizli in inti ar na tarafdar olan fitnekâr ve cebbar hükûmetlerle muharebe eden evvelki hükûmetin ahs manevîsi temessül etse ve dinsizlik cereyan n n bütün tarafdarlar da bir ahs- manevîsi tecessüm eylese, üç cihetle, bu müteaddid manalar bulunan hadîsin, bu zaman aynen bir manas n gösteriyor. E er o galib hükûmet netice-i harbi kazansa, bu i arî mana dahi bir mana-y sarih derecesine ç kar. E er tam kazanmasa da, yine muvaf k bir mana-y i arîdir.44 Hazret-i dris ve sâ Aleyhimesselâm n tabaka-i hayatlar d r ki, be eriyet
42 43

( M EK, y l: 8 [2007], say : 19,) Serri te: f. p ucu. Emâre, delil. Vesile. Ba a kakmak. Maksad. 44 Kastamonu Lahikas , s. 80

22 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

levaz mat ndan tecerrüd ile melek hayat gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar. Âhirzamanda Hazret-i sâ Aleyhisselâm gelecek, eriat- Muhammediye sallallâhü aleyhi ve sellem ile amel edecek mealindeki hadîsin s rr udur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdi i cereyan- küfrîye ve inkâruluhiyete kar sevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip slâmiyete ink lab edece i bir s rada, nas l ki sevîlik ahs- manevîsi, vahy-i semavî k l nc yla o müdhi dinsizli in ahs- manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i sâ Aleyhisselâm, sevîlik ahs- manevîsini temsil ederek, dinsizli in ahs- manevîsini temsil eden Deccâl öldürür.. Yani inkâr- uluhiyet fikrini öldürecek.45 te böyle bir s rada, o cereyan pek kuvvetli göründü ü bir zamanda, Hazret-i sâ Aleyhisselâm n ahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî sevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i lahiyenin semas ndan nüzul edecek; hâl-i haz r Hristiyanl k dini o hakikata kar tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan s yr lacak, hakaik-i slâmiye ile birle ecek; manen Hristiyanl k bir nevi slâmiyete ink lab edecektir. Ve Kur ana iktida ederek, o sevîlik ahs- manevîsi tâbi ve slâmiyet metbu makam nda kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacakt r. Dinsizlik cereyan na kar ayr ayr iken ma lub olan sevîlik ve slâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyan na galebe edip da tacak istidad nda iken; âlem -i semavatta cism-i be erîsiyle bulunan ahs- sâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyan n n ba na geçece ini, bir Muhbir-i Sad k, bir Kadir-i Külli ey in va dine istinad ederek haber vermi tir. Madem haber vermi , hakt r; madem Kadir-i Külli ey va detmi , elbette yapacakt r. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve baz vakitte insan suretine vaz eden (Hazret-i Cibril in D hye suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip be er suretine temessül ettiren, hattâ ölmü evliyalar n çoklar n n ervahlar n cesed-i misalîyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i sâ Aleyhisselâm , sâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, de il sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i sâ, belki âlem-i âhiretin en uzak kö esine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine öyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm in hikmetinden uzak de il.. belki onun hikmeti öyle iktiza etti i için va detmi ve va detti i için elbette gönderecek. Hazret-i sâ Aleyhisselâm geldi i vakit, herkes onun hakikî sâ oldu unu bilmek lâz m de ildir. Onun mukarreb ve havass , nur-u iman ile onu tan r.

45

Mektubat, s.6

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 23

Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tan mayacakt r.46 Nasraniyet ya intifa veya st fa edip slâmiyet e kar terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa y rt ld , protestanl a geldi. Protestanl k da y rt ld , tevhide yakla t . Tekrar y rt lma a haz rlan yor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esas n câmi olan hakaik-i slâmiyeyi kar s nda görecek, teslim olacakt r. te bu s rr- azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm i aret etmi tir ki: Hazret-i sâ nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, eriat mla amel edecektir. 47 sâ aleyhisselâm n nüzülü için bizler ne yapmal y z? Herkes sâ aleyhisselâm beklerken yukar da anlat lanlara bakarak dü ünülmesi gereken Mehdî aleyhisselâm n gelmemesi ile sâ aleyhisselâm n gelmesine çal mak gerekti i gözlenmektedir. Bu nedenle slam n inti ar kar s nda seviyetin müslüman olmas gayreti bizlere hedef gösterilmektedir. Hz. sâ aleyhisselâm velayetin mümessili olmas ile nübüvvetin sona ermesi neticesinde slam n dünya âlemini cem etmesi için bat n n hidâteyine yard mc olmak her müslüman n vazifesidir. Be eri bir vücudun indirilmesi Allah Teâlâ için âlemi yeni ba tan yaratmaktan çok kolay oldu u bir gerçektir. 48 sâ aleyhisselâm n diri olmas , s rlanmas veya tekrar yeryüzüne geri dönmesi önemi haiz bir mesele olmaktan çok ta d mana yönüyle müslümanlar n istikamet yönünü belirleyici bir husustur. öyle ki Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bizlere bat y göstermi ve ba ar n n buradan gelece ini beyan etmi tir. Mesela Osmanl Beyli i devletten imparatorlu a geçerken izledi i istikamet yine bat y kendine katmak sevdas ile olmu tur. Eyyüb Sultan radiyallâhü anh n ihtiyar halinde Medine den stanbul a getiren güç sâ y gökten yere indirmek için verilen gayrettir. Bu hareket sevilere Hz. sâ aleyhisselâm tanr olmay p nebi olarak anlatmakt r. Bunu onlara anlatacakta müslümanlard r. te o zaman sâ aleyhisselâm yeryüzüne inmi olacakt r. Çünkü sevilerin Hz. sâ y tanr , Musevilerin tanr soyundan geldikler için Yahudî olduklar n kabul etmelerinden vaz geçirmek için 1500 y l geçmi tir. Müslümanlar ba ar s z kalm t r. Bu durumlar hala devam etmektedir. Bu halin terkini sa lamak için biz müslümanlar n büyük gayret göstermeleri gerekmektedir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem do u milletlerinin topra a ba ml l n bildi i için bat n n sürekli hedefte kalmas n sa lamak için sâ aleyhisselâm n nüzûlü ile i aret etmi tir. Son zamanlarda müslümanlar n
Mektubat, s.57 Hutbe-i amiye, s. 113- Mektubat, s. 470 48 Sizin yarat lman z da, tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek ki iyi yarat p iade etmek gibidir. üphe yok ki Allah bihakk n i iticidir, görücüdür. (Lokman, 28)
47 46

24 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

çe itli sebeplerle bat ya yöneli i Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bir mucizesidir. Hz. sâ aleyhisselâm n nüzûlü siyasal slam n bat ya yönelmesi ve onu kendine çevirmesi için verilen bir hedeftir. smet Özel slam Bat 'ya ait kabul eder ve der ki; Müslüman olmak kesinlikle Hintli ve Çinli olmamak demektir. Bir zihniyet olarak. nsan zihninin i leyi biçimi olarak biz Bat l lar bir ortak paydaya sahibiz. Hintliler ve Çinliler bu paydan n d nda. Bizimki, Helenistik kültürle daha do ru Atina - Kudüs ekseninde olu mu bir eydir. Siyasal slam dünyada daha gerçek boyutlar yla yüzünü göstermedi. imdiye kadar siyasal slam ad na bildi imiz eyler büyük ölçüde Bat 'da kodlanm muhalefet olarak kar m za ç kt . Bat kültürünün bir parças olarak slam yüzünden do mu bir siyasal slam' içermiyor bu. imdiye kadarki manipüle edilmi bir siyasal slam'd . Henüz dünyan n kültürel yaras na merhem olmay öneren slam siyasal manada biçimlenmedi.49 Müslümanlar n durumu göz önüne al n rsa, bu sözlerden anla lan hala Hz. sâ aleyhisselâm n yeryüzüne inmedi i ve ini i içinde da binlerce y l var oldu udur.

Dolunay do umuzda güne bat m zdan do ar Güne in bat dan do mas baz sûfîler taraf ndan rûhun bedenden ayr kalmas eklinde yorumlanm t r. nsan, rûhunu a a l k tabiatlardan kurtar p melekût semalar na yükseltmesi gerekir. nsan n bu ekilde ruhunu semalara yükseltme i ini gerçekle tirebilmesi için, iki kere do mu olmas gerekir. Biri kendi anas ndan, di eri de kendinden do mas d r. ki kere do mayan bir ki i, nesnelerin özünü/hakikatini kavrayamad gibi, kendi nefsini ve Hakk da tan yamaz. Ancak insanlardan yeterli manevî olgunlu a eri ememi olan avam seviyesindekilerin bunlardan haberi yoktur. Bu yüzden nebîlerin ve velîlerin sözlerini hakk yla anlayabilmek için insan- kâmil olmak gerekir. 50 Fakat burada unu ifade etmek gerekir: Sûfîlerin ikinci do umla kastetti i, ruh göçü (ruh göçü, tenasüh) anlay n savunanlar n iddia etti i gibi öldükten sonra ba ka bir bedenle dünyaya gelmek de ildir. 51
http://www.milliyet.com/2000/09/25/haber/hab03.html Tokâdî, Tevil-i Ehâdis-i E rât- Sa a, vr. 15a. 51 Sûfîlerin devr anlay Biz Allah a aidiz ve sonunda O na dönece iz. (Bakara, 156) ayetinden esinlenerek geli tirilmi bir anlay t r. Bu anlay a göre lahî varl n yans mas olan insan sonunda tekrar yans d yere dönecektir. Vahdet-i vücutçu
50 49

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 25

Sûfîlerin anlad tarzda ikinci do um, kendi geçici varl ndan geçip fenâya eren sûfînin ilahî hakikati ke federek bekâ ile varl k bulmas d r. K saca ki inin kendi özünün/hakikatinin fark na varmas yla Kendini tan yan Rabbini tan r sözü tecelli eder. Böylece fark ndal k haline eren sûfînin kendinden yeni bir olu ve do um gerçekle ir. Gerçekle en bu yenilenme olay da sûfîler taraf ndan ikinci do um olarak de erlendirilir.
52

Cîlî güne in bat dan do mas n varl n bat s nda do an ve ke f olarak kabul edilen insan n mü ahede güne ine benzetir. Söz konusu olay gerçekle ip ki i kendisinin ne oldu unu ve kimli ini bildikten sonra hakiki vas flar ile tahakkuk eder. Böylece hakikate eren ki i remizleri (s rlar ) çözerek mana örtülerini açar ve kurtulanlara kar r. Ki i bu hale erdikten sonra, ayr l k ve vuslat sergisi dürülür. K yamet an nda tövbe kap s kapand ve iman n faydas olmayaca gibi burada da art k ba ka bir ey söz konusu olmaz. Bir eye iman etmek veya inanmak için onun gaipte olmas gerekir. Aradan örtünün kalk p her ey ortaya ç kt zaman gaiplik hali de gider. Böylece bu a amada olay bizzat geçekle ir ve iman n herhangi bir hükmü kalmaz. K yamet esnas ndaki gibi böyle bir manevî makamda maddi manada tövbe kabul edilmez ve günah ba lanmaz. Çünkü günah ve ba lanma ikilik mahalline ait eylerdir. Fakat eri ilen teklik/birlik makam ikiliklerden ve onlara ait olan eylerden münezzehtir. 53 Di er bir yakla ma göre de güne in bat dan do u u, ruhun ilk merkezine dönü üdür. Bu olay gerçekle tikten sonra tövbe kap s n n kapan ise can bo az na gelen ki inin tövbesi kabul olunmaz eklinde yorumlanm t r. 54 Daha önce belirtti imiz gibi Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz Mehdî yi beyan ederken kendisindeki Mehdîyyet ve seviyyetten de haber vermektedir. Bu nedenle güne in do u unun bat dan olmas na sebeb yine kendi varl oldu unu da ayan etmektedir. Bu ehl ulllah için normal hallerdendir. Çünkü onlar Allah Teâlâ n n bütün olarak tecelli etti i kullar d r. Onlarda Hâdî, ve Hay s fatlar tecelli ederken kar l olmas
sûfîlerin savundu u bu anlay tasavvuf edebiyat nda Devriye ad yla bir tür olu turacak derecede önemli yer tutar. 52 Sûfîlerin ruh göçü/reenkarnasyona (tenasüh) bak n n tespiti için bk. Mustafa A kar, Reenkarnasyon/Tenasüh Meselesi ve Mutasavv flar n Bu Konuya Bak lar n n De erlendirilmesi, Tasavvuf, Ankara 2000, say : 3, s. 100; Adnan Bülent Balo lu, slâm a Göre Tekrar Do u : Reenkarnasyon, Kitabiyât Yay., Ankara 2001, s. 141. 53 Cîlî, el- nsanü l-kâmil, c. 2, ss. 54-55. 54 Cîlî, el- nsanü l-kâmil, c. 2, s. 55.

26 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

gereken Mûdil s fat da mecburen zuhur eder. Çünkü dünya artlar nda z dd yet sebebiyettir. Niyâzî-i M srî efendimizde o zaman n sâ s ve Hatm-ül Evliyas oldu unu ço u kez a ikâr etmi tir. Bu anlatt m z n bir benzerlerini smail Hakk Bursevi kaddese llâhü s rrahu l-aziz u ekilde anlatmaktad r. Arz- mukaddeseden sonra muteber olan ehr Konya dur. Zira erefü l-mekân bi l-mekîn hasebince hatmü l-enbiyânun s rr- azîmi olan hatmü l-evliyânun ferzend-i dil-bendi olan eyh-i üyûhu d-dünyâ Sadreddin (Konevi) Hazretleri anda âsüdedür. Ve anun makdün olan culüm-i külliyye ve cüz iyye ve tecelliyât- lâhiyye ve telifat- nefîse-i aybiyye kimseye müyesser olmam dur. Pes, hazret-i hatmü l-evliyâ gibi kendi dahi beyne l-asf yâ âlem ve feyz-i nâ-mütenâhide bir okyanus ve alemdür. Ve andan sonra dide-i itibârda görünen K br s dur 55 s rr burada zikr olunmaz. 56

¸

µ

Bu sözleri melek bana vahyetti
M elek kelimesinin risâlet: elçilik anlam na gelen iki ayr kökten, bir de kuvvet manas ndaki melk kelimesinden türedi i hakk nda aç klamalar n

oldu u görülmektedir. Melekler, Allah Teâlâ n n emirlerini yerine getirmekle ve O ndan ald klar emirleri yerlerine ula t rmakla görevli olduklar için onlara bu isim verilmi tir. Buna göre melek lügat bak m ndan kuvvetli , kuvvet sahibi demektir. Kur ân ayetlerinin i aretine göre melekler, hem ilmî ve kelâmî bir rûhî tebli yapmakta, hem de bir fiil, ilâhî kudret ve yaratman n da tebli cisi olmaktad rlar. Meleklerin, durumlar na göre insanlarla özel ili ki ve irtibatlar vard r. Melekler, nebilerin ve müminlerin en büyük yard mc lar d r. Onlar inananlar manen destekler, cennetle müjdeler ve müminler için dua ve isti far ederler. Niyâzî-i M srî, Mehdî ve sâ aleyhimesselâm ile ilgili sözlerinin nefsâni olmad n baz ilham ve i aretlerle bu sonuca ula t n bildirerek, yanl anlay a dü meyin demektedir.

55

üphesiz ki her Deccal için sâ ve her Firavun için de Mûsa vard r. Bin y l ndan sonraki yüzy l n ba ndaki müceddidi bat n ve hatta zahir cihetinden tan d k. O da zaman n n alameti ve vaktinin kutbu, Kostant niyye de oturan hazret-i eyhim El Seyyid Osman El Fazl kaddese llâhü s rrahu l-azizd r. Ondan, birinci yüzden, sonra iki sene içinde Hakk'a yürüdü. O, ikinci yüzy lda ilk Mehdî dir. kinci ise, ikinci yüzy l n ba nda beklenendir. (BURSEV ), v.134b, 96. Varidat 56 (BURSEV ), v.156b, 114. Varidat

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 27

¸ µ ¸
Karanl k gecede bize ilham olarak geldi. Ebû Yezîd el-Bistâmî (hyt. 234 veya 261 / 874), bu makam ve do rulu u hakk nda rusûm âlimlerine hitabederek der ki; Siz ilminizi ölünün ölüden (rivayeti olarak) ald n z. Biz ise lmimizi, hiç ölmeyen diriden ald k. Bizim gibiler; Kalbim Rabbimden rivayet eder ki.. diyoruz. Sizler ise; Filanca bana rivayet etti ki.. diyorsunuz. Hâlbuki o, nerede? diye sordu umuzda; O öldü. derler. Filancadan rivayet etti. dediklerinde de, bu sefer o nerede? diye sorulur. Cevap; o da öldü. olur. 57 (Kelimât, 58 152-154) Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Mü'minin ferasetinden sak n n z, Çünkü o Allah Teâlâ'n n nuru ile bakar 59 Hac smail Hakk hrâmî Sivasî kaddese llâhü s rrahu l-aziz; Garda lar m! Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem de buyurdu ki: Bizimle nübüvvet son erer, vahiy kesilir, ilham devam eder. Allah Teâlâ n n yeryüzünde halifeleri olur ilhamla do ruyu haber ederler 60 Buyurarak ilham n devam etti ini ferasetle gizliyi ke federler. müjdelemi lerdir.

M srî y korkak biri zannetmeyin Allah Teâlâ dan korkmak, ulu bir durakt r; hlâs sahipleri pek büyük tehlikededir denmi tir. Fare, arslandan hiç korkmaz; farenin korkusu kedidendir. Dünya ehli fare s fatl d r, Allah Teâlâ dan korkma mertebesine erememi lerdir, Onlar, kendi cinslerinden olan ahneden, o sesten korkarlar. Ak l, bu dünyan n terâzisidir. Ak ls z adamda anlay yoktur; pisi temizden ay rdedemez. Ak l da, yaln zca her eyi ay rdedemez, me erki Hakk derdi, ona yard mc ola. O dert, akla, do rudüzen ay rt edi kaabiliyeti verir de böylece Allah Teâlâ ya varan yolu
57 58

(ATAÇ, 1993), s. 412; erhu Kelimâti s-Sûfiyye ve r-Red alâ bn Teymiyye min Kelâmi - eyhi l- Ekber Muhyidddîn Îbni l-Arabî, Mahmûd Mahmûd el-Gurâb, Suriye-D ma k, 1402-1981. 59 Hadis bn Ömer. Ebu Said el Hudri. Ebu Umâme, Ebu Hureyre gibi sahabelere izafeten rivayet edilir. Ancak her rivayette de zay f, metruk ve hadisi kabul edilmeyen ravilerin oldu u belirtilir. Ahmet b. Hanbel. Yahya el Kattan, Buhârî, Ebu Davud. Nesaî. Darekutnî, bn. Hibban gibi müdakkik ve muhakkik hadisçiler de ayn görü tedirler. Bkz. bn. Cevzi. Mevzuat. III/145-147: bn. Arrak. II/305. 306; Sa âni. 51 60 (ÖZDEM R, 2008), s.8

28 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

a ar, kavu ma dura na erer. Dert, âhiret dilemek, Allah Teâlâ ya kavu mak için akl kendisine araç edinir, Veliden ba kas , nerden Allah Teâlâ dan korkacak ? Bir kar ncac k, ejderhadan korkmay ne bilsin? Fare, kedinin önüne kahramanca gidemez; ama arslan n kar s na korkmadan gider. Pis fare kediye lây kt r. natç arslan fareye sald rmaz. Halk, ahneden, o sesten korkar. Hakk tan korkansa e i bulunmayan ki idir. Ancak, öküz adamdan veya süt emen çocuk, y landan, akrepten korkar m hiç; Kimin akl fazlaysa korkusu da fazlad r. Bilmeyen ki iyeyse melhem de birdir, yara da. Korkmak, ürkmek, akl n i idir; akl olmayan n iyiden, kötüden haberi bile yoktur. Ak l gerek ki onlar n aras ndan a a l k ki iyle yüce ki iyi ay rdetsin. Ama akl n ay rdedi i de tam de ildir; çünkü derdi olmayan ak l, hamd r. Ak l, dertle e oldu mu, ondan sonra onun re yi sa lamla r. Dertsiz ak l, dünyaya k lavuzdur; ama derde dü tü mü, âhiretin Hayder i olur. Akla, be enilen yolu seçecek gözü, görü ü veren, derttir, Böylesi ak l, boyuna Allah Teâlâ yla me gul olur. Bo bo az, kötü i li nefse e olmaz. A a l k himmeti yücelir; art k ne padi ahtan korkar ne validen. Gö ün yücesinde meleklerle uçar. Her solukta yeni bir bayrak açar. A k mushaf n candan okur, onun bildi ini kim bilebilir, kim anlayabilir ki? Ebedî saltanata nail olur; mekân âleminde mekâns z padi ah kesilir, Böyle olur ey can, belki de yüz misli olur; onun hâli sözle anlat lamaz. 61

Yemin olsun Allah Teâlâ n n yard m Deccâl in kahr na kar vard r. DECCÂL IN ÇIKI I Masdar deveyi katranla çokça ya lamak ço ulu Deccâl olan Arapça sözlüklerde yalanc mesih, büyüsü ve yalanlar ile hakk bat l ile kar t ran, yalan söyleyen, göz boyayan, hak ile bat l kar t ran anlamlar na gelmektedir. branice sözlüklerde de yer alan Deccâl , K zg nl kla kar lad , aldatt , terk etti anlamlar na gelen dagala kelimesinden türetilmi tir. Daggâlâ yalanc , sözünde durmayan manas ndad r. Klasik kaynaklarda Deccâl ahir zamanda onaya ç k p gösterece i harikulade olaylar sayesinde baz insanlar dalalete sürükleyece ine inan lan ki i eklinde tarif edilmektedir. Deccâl n bir lakap oldu u, çok yalanc , gizleyici, sahtekâr olmas , hakk bât l ile örtme hususunda ola anüstü bir gücü bulunmas nedeniyle bu lakab n yak t r ld da söylenmektedir.
61

(VELED), ba l k CXII, b. 5040-..

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 29

Deccâl la ilgili inan lar n ilk defa ne zaman ve nerede ortaya ç kt n söylemek mümkün de ildir. Tarih boyunca do u toplumlar n n anlay na göre yarat c ile kötüler aras nda sürekli bir mücadele olmu , onlar n inançlar bu yap da ekillenmi tir. Bu anlay n kutsal kitaplarda da yer ald görülmektedir. H ristiyan kültüründe, sâ Mesih dü manlar n ifade etmede Antikrist (Mesih Dü man ) terimi kullan lmaktad r. Antikrist ayn zamanda ahir zamanda H ristiyanl y kmaya çal acak olan eytanî ahsiyet (Deccâl) olarak dü ünülmü tür. Matta ncili nde Deccâl n kar l olarak mesiha daggala . nabiyya daggala gibi ifadeler kullan lm t r. akirtleri Hz. sâ aleyhisselâma dünyan n sonunun yakla mas n n alametinin ne oldu unu sorduklar nda o da mesihin kendisi oldu unu söyleyen yalanc mesihlerin ç kaca n , bu ki ilerin büyük alametler ve harikalar yapacaklar n , baz lar n sapt racaklar n söyler. Tarihte gerek H ristiyan dünyas nda gerek slâm dünyas nda çe itli ahsiyetlerin Deccâl olarak dü ünüldü ü görülmektedir. H ristiyanl n ilk y llar nda Neron (ö. 9 Haziran 68) Deccâl olarak dü ünülürken. Haçl seferleri s ras nda Yahudiler Türkleri Deccâl olarak görmü , Türklerin srail in intikam n alarak H ristiyan kiliselerini ah ra çevirece ini dü ünmü tür. Vahiy kitab nda Deccâl n simgesi 666 d r: Hikmet buradad r. Anlay olan, canavar n say s n hesap etsin: çünkü insan say s d r ve onun say s alt yüz altm alt d r (Kitab- Mukaddes 1988: Vahiy. XIII. 13). Eskiden say lar ifade için harf kullan lmas ve Neron un ismindeki harflerin 666 ya e it olmas Neron un Deccâl olarak dü ünülmesine neden olmu tur. Sonraki dönemlerde gerek Martin Luter (1483-1546) gerekse John Jewel (1622-1571) taraf ndan Papa ve papal n Deccâl olarak tarif edildi i görülmektedir. 1760 l y llarda Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin Deccâl oldu u iddia edilmi , hatta bu iddialar n desteklemek amac yla Muhammed ismini 666 simgesiyle özde le tirmek için Moametis eklinde de i tirmi lerdir. Son dönem H ristiyanl k dünyas nda Deccâl olarak dü ünülen isimler unlard r: Henry VIII (1207-1272), Great Peter (1239-1285), Queen Mary (1515-1560), Oliver Cromwel (1599-1658), Napoleon Bonaparte (1769-1821), Napoleon III (1808-1873), Vilademir Lenin (1870-1924), Kayser Wilhelm (1878-1945), Adolf Hitler (1889-1945), Joseph Stalin (1879-1953),

30 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Friedrich Nietzsche (1844-1900). Târih-i Cihan Gû â yazar Alaaddin Ata Melik Cüveynî (ö. 4 Zilhicce 681/1283) eserinde Harizm devletinin idarecilerinden erefeddin Harezmî yi, Deccâl e benzetmekte, Horasan a geli ini Deccâl in geli ine benzetmektedir. Tarihçi Mustafa Âli (1541-1600) III. Murad dönemi sadrazamlar ndan Sinan Pa a y Deccal olarak gösterirken özellikle yirminci yüzy lda Afrikal Müslümanlar Avrupal sömürgecilerin Deccal oldu una inanm , hatta bu inanç Müslümanlar n fanatizme yönelmesine ve harekete geçmesine neden olmu tur. 62 E RÂT-I SAAT (KIYAMET ALÂMETLER ) R SALES Ey ilâhi s rra talip olan! 63 Bil ve haberdar ol ki âlem-i âfakta (d taki âlem) her ne var ise elbette âlemi enfüste (iç âlemimizde) de vard r. Çünkü insan büyük nüsha oldu undan iki yönü de içine al r. Bu sebepten iki âlemin sultan Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin i aret ve beyân buyurdu u e râtsaat (K yamet alâmetleri) de iç âlemde mevcut olmak laz md r. Ümmetin ariflerine ise vücutta olan bilmek lâz md r. Yoksa d ta k yamet olaca n beklemekten bir ey hâs l olmaz. Her nebi ümmetini deccal ile korkutmu tur mealindeki hadîsi erifde i in enfüsi olaca n i aret etmi tir. Zira enbiya Hazretleri deccal n kendi zamanlar nda ç kmayaca n bilirlerdi. Evvelâ Benî Asfar ç kmas , insanda hayvani s fatlar n meydana ç kmas ndan ibarettir. Çünkü insanda en evvel yarat lm olan bu s fatt . kinci olarak Ye'cüc Me'cüc ç kmas , insanda yerilmi s fatlar n, bozuk fikirlerin bütünüyle meydana ç kmas ndan ibarettir. Üçüncü olarak Deccal ç kmas , insanda akl- maa n (Dünya i ini gören ak l) Tanr l k ve yücelik iste i ile meydana ç kmas d r. Dördüncü olarak Hz. sâ'n n inmesi, akl- meâd n (Ahret i ini gören ak l) kat'î inanç nuru ile meydana ç kmas d r. Ve Deccâl öldürmesi onun hükmünü ibtâl etmekten ibarettir. Nitekim eyh Sadrettin Konevî Hazretleri buyurmu tur: Deccal dünyan n hakikatinin mazhar d r. Onun için sa gözü kördür. Yani Hakk görmez. Hz. sâ ise ahiret hakikatinin mazhar d r. Onun ortaya ç k , Hakk n do u u zaman d r. Zira her ne zaman ki akl- meâd zuhur eder elbette akl- maa mahvolur. Be inci olarak Mehdî aleyhisselâm n ç k , akl- küll (ilâhi ak l) ve ruhâzam n ortaya ç k ndan ibarettir. O ruh ümmetin haslar na Rahman n
62

63

(YAMAN, Ekim,2002),s. 32-40 Niyazi-i M sri, Risale-i e rat- saat [Kitap]. - Atatürk Kitapl , stanbul : [s.n.]. - Cilt 297.453 N Y-BEL_Yz_ K.000502/02; 297-7 MC_Yz_K.000339/06. Niyâzî-i M srî Sadele tiren: Erdem MEM O LU, Risâle-i E rât- Saat [Kitap Bölümü] // Ehlibeyt A k ve Niyâzî-i M srî. - Ankara : maj, 2003, s.71-74

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 31

nefhas (üfürmesi) ile olur. Herkese olmaz. Ve Kur'an'da onu düzenledi im - insan ekline koydu um ve ona ruhumdan üfledi im zaman, siz hemen onun için secdeye kapan n 64 buyurdu u bu ruha i arettir. Bu cihetle mür idlerin sâd k taliplere üfledikleri Muhammedi maya ruhu i te bu ruhtur. Alt nc olarak Dabbetü l-arz' n ç kmas . nefs-i levvâme zuhurundan ibarettir. Bir elinde Mûsa aleyhisselâm n asas , di erinde Süleyman aleyhisselâm n mührü oldu u. Asâ ile müminlerin yüzünü s vay p ehl-i cennet idi i ve mühürü kâfir yüzüne vurmakla kâfir ve cehennemlik oldu u belli olmak içindir. Demek nefs-i levvâmenin (kötülükten sonra içe huzursuzluk, rahats zl k veren nefis) bir yüzü nefs-i mülhimeye (ilham eden nefis) di er yüzü nefs-i emmâreye (insan kötülü e sürükleyen nefis) dönük oldu unu i aret ettirmek içindir. Yâni saîd ve akî olmaya istidad ve imkân vard r. Tabî olursa sâid, âsî olursa akî oldu u yüzden zahir olur. Yedincisi güne in bat dan do mas , ruhun bedenden ayr lmas ndan 65 ibarettir. Ve ondan kinayedir. Zira ne zamanki ruh cisme taalluk etti o zaman do du demektir. Ve ayr l nda ise bat dan do du demek olur. Ey tâlib-i irfan- Muhammedi olan â klar! Bu sözleri anlayabilmeleri için tabiat- esfelînden melekût semâlar na vülûc66 etmeleri yani iki kere do malar ile mümkün olur. Birisi anadan di eri kendinden do mas d r. Nitekim Hz. sâ aleyhisselâm Men lem yûled merreteyni len yelice melekûtissemâvâti ve-l arz . Yani ki kere do madan e yan n cevherini anlayamaz. buyurmu tur. Ayn zamanda nefsin hakk n tan yamaz. mdi bu artlar n hakikatini anlamak ehli sülük olma a muhtaçt r. Zira avam bu inceliklerden habersizdir, And olsunki, cehennem için de birçok cin ve insan yaratt k; onlar n kalbleri vard r ama anlamazlar, gözleri vard r ama görmezler, kulaklar vard r ama i itmezler, i te bunlar hayvanlar gibi hatta daha da sap kt rlar. bunlar n an ndad r. Elhas l enbiyâ ve evliyan n rumuzunu anlamak insân- kâmile mülâki olmakla hâs l olur. Ba ka türlü olmaz. Vesselam.
67

Hicr, 29 Taalluk: Ba l l k. Münasebet. Alâkal olu . Ait olma. Dünya alâkas . Sevme. 66 Vüluc: Girme, sokulma, duhul etme. 67 A'râf, 179
65

64

32 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

5
Ve ba di hamd-i illa lehu alen-Nebiyyis ´

µ ³salat- i

Muhammedün mustafâhü vehüve efdalunâ Ve âlihi ttayyibîn ve sahbihi t-tahirîn Ensaru dînî mubînin ve kulluhum hayruna Sümme s-salatü alâ l-velî min Hâ imin Sümmiye ismu nebiyyül llâh ekvâmünâ Ve dînuhû hayru dînu llâh muntes ran Ve seyfuhû l-azîmu gufluhû mufettihunâ Ve ilmuhû ilmunâ ve h kemuhu hukmuna Ve adluhû adlunâ makâmuhû M srunâ

Sonra Allah Teâlâ ya hamd ve Nebi ye salât olsun Üzerimize farz olan vazifelerden biri Allah Teâlâ´n n Resulü, Mevlâm z Muhammed sallallâhü aleyhi ve selleme salât ve selâm getirmektir. Bu amelimiz ibadetlerimizin kabul olmas na ve Allah Teâlâ´n n r zas n kazanmaya sebep olan mayad r. Salât ve selâm n öz ifadesi; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize tazim göstererek, Allah Teâlâ´ya kar kendimizi emniyete almakt r. Çünkü Allah Teâlâ´n n Zat- yarat lm lardan ayr ve ula lmaz olmas bir uçurumun varl na neden oldu undan, bu ayr l Fahri Âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz ile gidermi oluruz. Allah Teâlâ´n n huzuruna varacak biricik yol Efendimize salât ve selâm getirme yoludur. Salât ve selâmlar ile O´nun dostlu unu kazan r ve Allah Teâlâ´ya ula r z. Çünkü kul, salât ve selâm dahi yaparken Allah Teâlâ´n n zat na havale

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 33

ederek O´nun yapmas n ister. Bu ise Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin Allah Teâlâ´n n yan ndaki büyüklü ünü aç a ç kar r. Yani, kul Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin mertebesini kavrayamad gibi, Allah Teâlâ´y hiç kavrayamad n gösterir. Bizim Efendimize salât ve selâm getirmemiz Allah Teâlâ´n n bize salât ve selâm getirmesine sebep olur ki, sonucu cennettir. Yapt m z salât ve selâmlar Efendimize ula t ndan neticesinde k yamette efaat hakk na kavu mu oluruz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Kim bana (bir kere) salât okursa Allah Teâlâ da ona on salât okur ve on günah n affeder, (mertebesini) on derece yükseltir. 68 Yine Nesâî'de Ebû Talha radiyallâhü anhdan gelen bir rivâyet öyle: Bir gün Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem yüzünde bir sevinç oldu u halde geldi. Kendisine: Yüzünüzde bir sevinç görüyoruz! dedik. Bana melek geldi ve u müjdeyi verdi: Ey Muhammed! Rabbin diyor ki: Sana salavât okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selâm okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yetmez mi? 69 Hayat m z boyunca salât ve selâm okuman n f rsatlar n aramal bo ve dolu zamanlar m z bu zikirle doldurmal y z. Salât ve selâm zikri bulu ça na kavu mayanlar n ve kendi ba na yol gösterici birinin olmadan yapabilece i zikirlerdendir. Allah Teâlâ´n n zikri ise, tecrübeli bir ki iye ihtiyaç duydurur. Çünkü feyzi Celâl yönünden ve nuru yak c d r. Salât ve selâm n nuru ise Cemal yönünden oldu u için yak c ve zarar verici olmaz. Büyüklerimiz buyurdular ki; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi vesile ederek bir kul ihtiyac için Allah Teâlâ´ya dua ederse, bu dua melekler vas tas ile Efendimize ula t r l p, filan ki i haceti için Sizi vas ta k larak Allah Teâlâ kat nda arac olman z istiyor. Efendimizde onun için arac olur. Allah Teâlâ´da bu iste i geri çevirmez. Allah Teâlâ´ya hamd edersek, O´nun r zas n , Mevlâm z Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme salât ve selâm edersek hacetimizin olmas nda Allah Teâlâ kat nda efaat ve yard mc bulmu oluruz. K yamet günü bana insanlar n en yak n , bana en çok salâvat okuyand r. 70 Yine Tirmizî'de Hz. Ali kerreme llâhü vecheden kaydedilen bir rivâyette öyle denir: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Gerçek cimri, yan nda zikrim geçti i halde bana salavât okumayand r.
68 69

Nesâî, Sehv 55, (3, 50). Nesâî, Sehv 55, (3, 50). 70 Tirmizî, Salât 357 , (484).

34 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz
71

Nas l olur ki; bir ki i padi ah n kap s n , vezirini geçmeden çalabilir. Maddiyatta böyle olunca manevî âlemde bu daha me akkatli ve zordur. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kim bana salâvat okumay unutursa, cennetin yolunu terk etmi olur:
72

badetlerimizi salât ve selâm ile süsleyip kabul olmas n n yollar n aramal y z. öyle ki; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz dahi Zat- Muhammediye için salât ve selâm eder dua ederdi. Hz. Fat ma radiyallâhü anhadan rivayet edildi ki: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem mescide girdi i zaman Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem)´e salât ve selâm okur, sonra da: Rabb´im! günah m affet, rahmet kap lar n bana aç derdi, ç karken de yine Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem)´e salât ve selâm okur, sonra da: Rabbim! Günah m affet, lütuf kap lar n benim için aç derdi . 73 Hulâsa Efendimiz Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme insanlar n ömürlerinde bir kere salât ve selam okumalar farzd r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem okunan salâvat kabul edilir. sterse gösteri için olsun. Kur´an- Kerim´de Onlar, nefislerine kötülük ettikten sonra, e er sana gelerek, Allah Teâlâ´tan afv dilerlerse, Allah Teâlâ´n n Resulü de, onlar için afv dilerse, Allah Teâlâ´y tövbeleri elbette kabul edici ve merhamet edici bulurlar 74 buyuruldu. Allah Teâlâ´m Sen´i sevdi imiz gibi sevgilin Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi de seviyoruz. Bu sevgi yüzüne bizleri affet.

Onun seçti i Mustafa ki bizim en faziletlimizdir. Hâkim Tirmizî kaddese llâhü s rrahu l-azize göre nübüvvet, perdeyi kald r p, gayb n s rlar na vâk f olarak Allah Teâlâ y bilmektir. Nübüvvet, Allah Teâlâ n n nuruyla mestur olan e yaya nüfuz eden bir gözdür. Böyle oldu undan dolay Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem s dk ad m yla
71

72

Tirmizî, Daavât 110, (3540). mam Beyhâkî nin uâbu l mandan tahriç etti ini mam Suyutî Menâhil s. 70 de kaydetmi tir. 73 Tirmizî 74 Nisa 63

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 35

gelmeye muktedir olabilmi tir. Allah Teâlâ, cûd ve kereminden ona nübüvvet verdi i ve onu mühürledi i için hiçbir dü man ona zarar verememi ve nefs de ondan pay na dü eni alamam t r. (Hatmu l-evliyâ, s. 342-343) Tirmizî buradaki hâtem kelimesi üzerinde özellikle durur ve öyle der: Allah Teâlâ, nübüvvetin bütün cüzlerini Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemde toplam , tamamlam ve mührüyle de mühürlemi tir. Allah Teâlâ onun delilini gizli tutmam t r. Zahirî mührü iki omuzu aras nda beyaz bir güvercin eklindeydi. Bütün bu haberlere kar kör olan ki i, buradaki hâtem kelimesinin son anlam na geldi ini zanneder. Bu ahmakça bir dü üncedir. Hatmu l-evliyâ, s. 340-341 Tirmizî, hâtemu l-enbiyân n, Allah Teâlâ n n, insanlara delili oldu unu söyler. Zira Allah Teâlâ öyle buyurmaktad r: nananlara Rab leri kat nda yüksek makamlar oldu unu müjdele (Yunus, 2). Ayetin yorumunda kendine özgü üslubuyla öyle demektedir: O gün Allah celâl ve azametiyle göründü ünde öyle der: Ey kullar m, ben sizi kulluk için yaratt m. Kullu unuzu getirin. Bu makam n korkusundan hiç kimsede his ve hareket kalmaz. Yalnzca Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem hariç. O bütün nebilerin önüne geçer. Çünkü o, kullu un s dk yla birlikte gelmi tir. Allah Teâlâ onu kabul eder ve onu kürsînin yan ndaki Makâm- Mahmûd a gönderir. Bunun üzerine onun mührünün üzerindeki perde kalkar ve mührün nuru ve ayd nl onu ayd nlat r. Kalbinden diline bir övgü yükselir ki daha önce hiç kimse Allah Teâlâ y böyle tesbih etmemi tir. Nebiler anlarlar ki Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem onlara Allah Teâlâ y haber vermektedir. O, ilk hatiptir, ilk efaatçidir. Ona livâul-hamd ve kerem anahtarlar (mefâtihu l-kerem) verilir. Liva müminlere, di eri ise nebileredir. Hâtem-i nübüvvet derin bir konudur. (Hatmu l-evliyâ, s. 338) 75

Tayyib 76 aline ve Tahir 77 ashab na da 78 salât olsun
75

76

(Ç FT, 2003), s.256-258 Tayyib: yi, ho . yi davran . Temiz. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme Cenab- Allah (C.C.) en güzel kokular vermi tir. Bu yüzden kendisine Tayyib denilmi tir. F k: Helâlin her türlü üphelerden uzak, saf ve temiz k sm na denir. 77 Tahir: Temiz. Pâk. Abdesti bozacak veya guslü icab ettirecek eylerden birisiyle özürlü olmayan. Zâhir ve bât nda bütün ay p ve kirlerden temiz, pâk oldu u için Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme bu isim verilmi tir. Müzikte: Makam ismi. 78 Ashab: (Eshâb) (Sahib. C.) Arkada olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip ki iler. Halk, ahali. Sahabeler, yani Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi görmü ve mü min olarak ona ve onun mesle ine ba l kalm olan zatlar. Bu ki iler, insanl k, do ruluk ve her türlü faziletlerde en ileri seviyede bulunan

36 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: nsanlar n en hay rl lar benim asr mda ya ayanlard r. Sonra bunlar takip edenlerdir, sonra da bunlar takip edenlerdir. 79 Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ate de meyecektir. 80 Ashab ma sebbetmeyin (dil uzatmay n). Nefsim elinde olan ZâtZülcelâl'e yemin olsun (sizden) biri, Uhud da kadar alt n infak etse, onlardan birinin infak etti i bir müdd'e hatta yar m müdd'e bedel olmaz.
81

Hz. Ebu Mûsa radiyallâhü anh anlat yor: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ile beraber ak am namaz k lm t k. Aram zda: Burada oturup yats y da onunla birlikte k lsak dedik ve oturduk. Derken yan m za geldi ve: Hala burada m s n z? buyurdular. Evet! dedik. yi yapm s n z! buyurdu ve ba n semaya kald rd . Ba n s kça semaya kald rd ve öyle buyurdu: Y ld zlar seman n emniyetidir. Y ld zlar gitti mi, vaat edilen ey semaya gelir. Ben de Ashab m için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaat edilen ey gelecektir. Ashab m da ümmetim için bir emniyettir. Ashab m gitti mi ümmetime vaat edilen ey gelir. 82 Bir yerde ölen Ashab mdan hiçbirisi yoktur ki, K yamet günü oran n ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmas n. 83 Said bnu'l-Müseyyeb, Hz. Ömer rad yallahu anh'tan naklediyor: Demi ti ki: Ben Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi dinledim, buyurmu tu ki: Ben, Rabbimden Ashab m n benden sonra dü ece i ihtilaf hakk nda sordum. Bunun üzerine öyle vahyetti: Ey Muhammed! Senin Ashab n benim nezdimde, gökteki y ld zlar gibidir. Baz lar di erlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nûr vard r.
ahsiyetlerdir.Onlar Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi her an yak n alâka ile takip ederler ve O na, her cihetle ittibaa çal rlard . Dâima s dk ve sadakatten, do ruluk ve faziletten ayr lmamak cehdi içinde idiler. slâmiyetin ne ir ve tâmimi için her çe it fedakarl ktan çekinmezlerdi. Risale-i Nur Külliyat ndan Mektubat isimli eserde denildi i gibi: Âl ve Ashâb nâm nda bu zevat- kirâm, nev-i be erin enbiyadan sonra ferâset ve dirâyet ve kemâlâtla en me hur, en muhterem, en nâmdar, en dindar ve en keskin nazarl tâife-i azimesi dirler. 79 Buhari, ehadat 9, Fezailu'l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu'sSahabe, 214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), ehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10, (4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18). 80 Tirmizi, Menak b (3857). 81 Müslim, Fedailu's-Sahabe 221, (2540). 82 Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 207, (2531). 83 Tirmizi, Menak b (3864).

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 37

Öyleyse, kim onlar n ihtilaf ettikleri meselelerden birini al rsa, o kimse benim nazar mda hidayet üzeredir. Hz. Ömer der ki: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem (devamla) ilave etti: Ashab m y ld zlar gibidir, hangisine uyarsan z hidayeti bulursunuz. 84

Onlar dini mübînin ensar

85

ve hepsi en hay rl lar m zd r.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: ayet Ensar bir vadiye veya geçide sülûk etse ben de mutlaka Ensar' n gitti i vadiye ve geçide sülûk ederim. (E er hicret olmasayd ben Ensâr'dan biri olurdum.) Ebu Hüreyre radiyallâhü anh der ki: Ona annem ve babam feda olsun. (Bu sözüyle haddi a m , Ensar n hakk ndan fazlas n onlara vererek) zulmetmi de ildir. (Zira) onlar O'nu bar nd rd lar ve O'na yard m ettiler veya bir ba ka kelime (ile ifade edilecek) yard mlar yapt lar. Mallar yla kendisine ve Ashab na muâvenette bulundular. 86 Benim kendisine s nd m s rda m ehl-i Beyt'imdir, dayana m da Ensar'd r. Öyleyse onlar n (Ehl-i Beyt ve Ensâr' n) kusurlular n affedin, 87 faziletli olanlar na da sar l n. Allah Teâlâ'ya ve ahirete iman eden kimse Ensâr'a bu z etmesin. 88 Ensar dayana md r, s rda md r. nsanlar say ca artarken onlar azalacaklar. Öyleyse onlar n iyilerine yap n, kusurlular n da affedin. 89

¸
Sonra salât Hâ imin Velisi Hz. Ali kerremellâhü vecheh e olsun.
84

Rezin tahriç etmi tir. (Hadisin birinci k sm n Câmi'u'us -Sa ir'de Suyuti kaydeder (Feyzu'l-Kad r 4, 76). kinci k sm da bnu Abdi'l -Berr, Câmi'u'l- lm'de kaydetmi tir (2, 91). 85 Ensâr: (Nâs r. C.) Yard mc lar. Müdâfiler. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Mekke den Medine ye hicretinde Onun mücadelesine i tirak edip ona yard mc , müdâfi, muhaf z vaziyetini alan ve Cenâb- Hak tan ve Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden yard m ve nusret dileyen Sahabe-i Kiram hazerat . Bu ZevatKirâm Medine deki Evs ve Hazreç kabilesindendirler. (R.Anhüm) Ensârullah da denir. 86 Buhari, Menak bu'l-Ensar 2, Temenni 9. 87 Tirmizi, Menak b, (3900). 88 Tirmizi, Menak b, (3903). 89 Buhari, Menak bu'l-Ensar 11; Müslim, Fezailu's-Sahabe 176, (2510); Tirmizi, Menak b, (3901).

38 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Ey Ali, sen dünyada ve ahirette Veli'msin 90 Ali benden, ben de Ali'denim, kendisi tüm müminlerin Veli'sidir Ey Ali, sen müminlerin Veli'sisin 92

91

Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin gözetiminde özel yeti en Ebü'l-Hasen Ali b. Ebî Tâlib el-Kura î el-Hâ imî'nin (hyt. 40/661), Allah' n âyetlerinin ve hikmetin okundu u 93 evinde geli ip olgunla t bilinmektedir. üphesiz onun içinde bulundu u bu ortam ve ya ad çevre artlar , Kur'an ve Sünnet konusunda onun geni ilim sahibi olan, Vallâhi, Kur'an'dan inen âyetlerin ne hakk nda nâzil oldu unu çok iyi bilmekteyim. üphesiz Rabbim bana akleden bir kalp ve konu an sâd k bir dil ba lam t r 94 ve Benim yan mda olan ancak Allah' n kitab veya müslüman bir adama verilen anlama ve sezme kabiliyetidir 95 diyerek Allah Teâlâ'n n kendisine lütfetti i ilim, hikmet, ak l, idrak ve sezgi gibi nimet ve imkânlar dile getirendir. Medine'ye hicret edece i s rada Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi öldürmeye gelecek dü manlar oyalamak maksad yla Mekke'de O nu b rakmas , hicretin be inci ay nda teessüs eden muâhât96 esnas nda onu kendisine karde olarak seçmesi, onun Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber gazvelerine i tirak ederek Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sancaktarl n yapmas , emsali görülmemi kahramanl klar göstererek zafer ve fetihler elde etmesi, Uhud ve Huneyn gazvelerinde çe itli yerlerinden yara ald halde Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi koruma ve kollamada ola anüstü gayret göstermesi, O nun taraf ndan ona verilen Ebû Türâb künyesi/ lakab yan nda onun, el-Murtazâ ve Esedullâhi'l-gâlib gibi lakaplarla an lmas , Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme kâtiplik/sekreterlik ve vahiy kâtipli i yapmas , hicretin
Sahih-i Müslim c.2, s.24-Hz.Ali'nin faziletleri bab nda / el-Ha-kim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s. 109 / Tabari'nin "Riyad'ul Nadara" c.2, s.203 / Tirmizi"Kenz'ul Ummal" c.6, s.152'den tahric etti. / bn-i Hacer'in "Sevaik'ül Muhrika" s. 107 / Talhis el-Müs-tedrek s.26 / Müsned el-Bezzar / Müsned-i Ahmet bin Hanbel 91 el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.2, s.607 / el-Münavi' nin "Künüz elHakaik" c.1, s.71 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin Yena-bi'ül Mevedde" s.179 / erh'ül Ercüzat s.293 / s'af er-Ra bin s. 177,178 / El-Zehebi'nin "Talhis el-Müstedrek" 92 Sünen-i Tirmizi c.6, s.267 / Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.4, s.468 93 Ahzâb,34 94 Suyûtî, Celâleddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr, Târîhu'l-hulefâ (thk. Muhammed Muhyiddîn Abdülhamîd), Beyrut 1416/1995, s. 210. Kr . bn Abdilberr, Ebû Ömer Yûsuf en-Nemerî el- Kurtubî, el-îstiâb fî ma'rifeti'l-ashâb (thk. Ali Muhammed el-Bicâvî), Kahire, ts., III, 1107. 95 Buhârî, lim, 39. 96 Muahat: Karde lik edinme
90

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 39

alt nc y l nda Fedek'te Sa'd o ullar na gönderilen seriyyeyi,97 onuncu y l nda da Yemen'e düzenlenen seferi sevk ve idare etmesi, Tebük Gazvesi'nde Rasûlullâh' n vekili olarak Medine'de kalmas , Mekke'nin fethinden sonra Kâbe'yi putlardan temizleme i ini üstlenmesi, Hz. Ömer'in Filistin ve Suriye seyahati esnas nda Medine'de askerî vali olarak kalmas , slâm tarihinin Cemel, S ffîn, Nehrevan gibi talihsiz vak'alar sonunda gözya döküp muhaliflerinin iman ve hidayetleri için dua edecek kadar hassas, takvâ sahibi ve idealist bir mümin ve imam m z ve efendimizdir.98

Allah Teâlâ n n Nebîsi O nu en kuvvetlimiz olarak isimlendirdi. Hz. Ali kerreme llâhü veche kuvvetlimiz olunca bir imtihan vesilesi olmas da mukadder oldu. Baz lar O nun kuvvet ve cazibesine kap larak çok sevdiler. Baz lar da inkâr ettiler. Çünkü kuvvet yerine göre büyük kazanç oldu u gibi büyük sorumluluklarda getirdi. Bu ekilde ifrat ve tefrid aç a ç kt . Hz. Ali kerreme llâhü vechenin u sözü, ifrat ve tefritin bir helak sebebi oldu unu göstermektedir: Benim hakk mda iki ah s/zümre helak olacakt r: A r derecede seven kimse ki, beni bulundu um makam n d nda bir yere koyar ve bende olmayan vas flarla beni över. ftira derecesinde bu zeden kimse ki, beri oldu um eyleri bana atar/isnad eder 99

Onun dini100 Allah Teâlâ n n en hay rl yard m edilen dinidir.
Seriyye: Dü man üzerine gönderilen süvari müfrezesi (GÜLER) 99 Ahmed b. Hanbel, I,160; bn Ebi'l-Hadîd, erhuNehci'l-belâ a, V, 6; XX, 40. (GÜLER) 100 Din: Ceza, ivaz. man ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab- Hakk taraf ndan teklif olunan Hak ve hakikat kanunlar n n hey et-i mecmuas d r. Din, kâinat n, dünyan n hayat n ve insan n yarat l gayeleri ve var olu ekillerini aç kl yarak, onlar mânas zl ktan ve abesiyetten kurtar r. nsanlar n cemiyet hayat nda bar içinde ve karde çe ya amalar n sa lar, hakiki saadete ula t r r. Dinin zay flad cemiyetlerde rkç l k ve ihtilâlci ideolojiler yay l r. Milletin birlik ve dirli i bozulur. Cenab- Hakk n Dergâh- Uluhiyyetine kulluk edas na vesile ve medar olan ibadet, slâm, eriat. Millet. Âdet, hâl, siyaset. Hesab. Kahr, galebe, istilâ. Mâlik olmak. Aziz olmak. taat etme. Verâ, takvâ. Mâsiyet ve ikrah ve hizmet. Hüküm, kazâ ve ihsân. Bir eyi âdet eylemek, de b. Siret ve tarikat. Tedbir ve tevhid.
98 97

40 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Cabir radiyallâhü anh n rivayetine göre Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Taif günü Hz. Ali kerremallâhü vecheh ile uzun uzun yapt özel bir görü meyi gören imanlar Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme bu konu man n uzun sürmesinin hikmetini sorunca Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Onunla gizli konu an ben de ilim, Fakat Allah onunla gizlice uzun konu mam emir buyurdu. der. 101

O nun azametli k l c kilitlerimizi aç c d r. Zülfekâr (Arapçada çentikli ya da. bo umlu ), ZÜLF KÂR olarak da bilinir, slam gelene inde Hz. Ali kerreme llâhü vechenin simgesi olan çatal k l ç. Zülfakar... Fikar de il, fekar'd r asl nda... Üstündür harekesi... Zû, sahib demek... Zülfakar; çukurlu, gedikli demek... Yap l ndan dolay , sanat ndan dolay üstünün böyle gedik gedik olmas ndan, girintili ç k nt l olmas ndan dolay Zülfekar diye adland r lm . 102 Bedir Sava 'nda (624) öldürülen mü riklerden Munebbih bin elHaccac es-Sehmi'nin ya da o lu el-As bin Munebbih'in k l c yken, ganimet olarak ele geçirildikten sonra Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem taraf ndan Hz. Ali'ye verilmi tir. Gerçekte düz ve iki a zl bir Arap k l c oldu u halde, a zlar nda çentikler aç lm oldu u için Zülfekâr olarak adland r ld san lmaktad r. Ünlü tarihçi Asmâ'i, Tûs ehrinde Hâlife Re id'i, k l c beline takm olarak gördü ünü ve k l c ziyaret etmek isteyip istemedi ini sormu , kendisinin böyle bir arzusunun var oldu unu söyleyince k l c k n ndan ç kararak kendisine gösterdi ini ve k l c n a z nda on iki bo um bulundu unu kaydeder. Ama halk aras nda çatall bir k l ç olarak betimlenmi ve öyle efsanele mi tir. Son olarak Abbasilere geçen k l c n üstünde la yuktal muslim bi- kâfir (hiçbir Müslüman bir kâfiri öldürdü ü için öldürülemez) biçiminde son bulan bir yaz oldu una inan l r. Hz. Ali'nin ad çevresinde yay lan efsanelerle birlikte Zülfekâr' n da önemi artm t r. S ffin Sava 'nda (657) k l c n iki ucunun dü man askerlerinin gözlerini kör etti i, Hz. Ali'nin onunla inan lmaz zaferler kazand ve 500'ü a k n kâfirin ba n kopard ya da gövdesini ortadan ikiye ay rd anlat l r. mâm a'ranî, Bedr-i Münir'de k l çta bo umun, i lenip süslenmi
Melik, mülk. Birisini ho lanmad eye sevketmek. Ist: Allah ile kul ve kullar aras ndaki münasebetleri tanzim eden nizam. 101 Tirmizi bu hadisi Hasen Garib olarak nitelendirir. Bkz. Tirmizi. Menak b. 20 102 M. Esat ÇO AN, 29. 12. 1993 Melbourne Sohbetinden

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 41

olmaktan kinaye oldu unu yazar. Hattâ güzelli ini art rmak için nak lar aras nda yer yer çukurlar bulunup, küçük cevherlerle süslüydü. mâm Hasen Basri, Urfe'den, o da mâm Cafer Sad k aleyhisselâm n Muhammed ismindeki karde inden rivayet ederek: Bedir sava n n yap ld gün, R zvan isminde bir melek gökten nida e dip öyle der: Ali'den daha cesur bir genç ve Zülfikâr'dan da daha güzel bir k l ç yoktur . Fakat bu söz halk aras nda de i ikli e u rayarak baz âirler onu vezin kal plar içinde de i ik ekillerde ifade etme e çal m lard r. Eskiden slam ülkelerinde de erli k l çlar n üstünde la seyfe illa Zülfekâr (Zülfekâr'dan ba ka k l ç yoktur) yaz s yer al r, bunu genellikle ve la feta illa Ali (Ali'den ba ka yi it yoktur) sözleri izlerdi.

Ey Fatma, Zülfekâr' m bana ver ki sava ve çarp ma gününde benim yegâne yaver ve arkada m ancak bu k l çt r. Zülfekâr, daha sonra Hazret-i Ali'den el de i tirerek, ehit olan Hazret-i Hüseyin'in o lu Hasan' n o lunun o lu Muhammed bin Abdullah'a geçmi tir. Mansur Devanikî ile yapt sava esnas nda ehit edilince el de i tirmi ve Beni Neccâr kabilesinden birisine dörtyüz alt n borç kar l nda teslim edilmi tir. Zülfekâr' ona verirken, unlar söylemi tir: Bu k l c Ebû Talib'in çocuklar ndan kime verirsen ver, sana, bu k l c n kar l n verirler. Cafer bin Süleyman bin Ali bin Abdullah bin Abbâs, Yemen ve Medine'ye vali tâyin edilince k l c elinde bulunduran ahs huzuruna ça rarak daha önce takdir edilmi olan paray vererek ondan alm ; k l ç ondan da o lu Mehdî'ye intikal etmi ve Abbasî Devleti'ne geçerek bu devlet taraf ndan muhafaza edilmi tir.103 O nun ilmidir ilmimiz Onun hikmetidir hikmetimiz Hz. Ali kerremallâhü veche Efendimiz sahabeyi kiram aras nda ilmi ve s rlara vukufiyeti bab ndan en yüksek seviyede oldu u kabul edilen bir gerçektir. Hz. Ömer radiyallahü anh n bu konuda özel beyan vard r. Onun için âlimler ilmini ona dayand rmak mecburiyetinde olduklar ndan dolay Niyâzî-i M srî kuddise s rruhu l-azizde bu senedi ikrar etmi tir.

103

AnaBritannica, Zülfekar Maddesi. (Hz. Ali, 1981), s. 194-195

42 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Hikmet Muhyiddîn bnu l-Arabî kaddese llâhü s rrahü l-azîz, Tasavvuf ve Hikmet irtibat na geçerek öyle der: Tasavvuf ahlâktan ibarettir. Tasavvuf ahlak yla bezenmi kimsenin Hâkim olmas artt r, olmazsa onun tasavvuftan nasibi yok demektir. Çünkü tasavvuf hikmettir, hikmet ise ilm-i nebevî dir . Bu tespitlerden sonra meseleyi muallâkta b rakmayarak kendine göre do ru Hikmet in yerini de öyle belirler. leri ve hükümleri gerçek konulduklar yere, sebepleri de gerçek mekânlar na yerle tiren ve yerlerinden oynat lmas gerekenleri de yerlerinden ç karan gerçek Hukemâ; melâmetiyye dir ki bunlar Allah Teâlâ yolunun yolcular n n seyyidleri ve imamlar d r, önderleridir. Âlemin Seyyidi de (Âlemin Efendisi) onlardand r ve onlarlad r -ki o da Allah Teâlâ n n Resulü Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem dir ve ...i te bu Hikmette ve ehlu llâh yâni resuller ve veliler de gerçek Hâkim lerdir. ( bnu l-Arabî, el-Fütûhât, II/16, 523) 104 Hikmet mü minin yiti idir; nerede bulursa al r. 105 Sözü, bu konuda müslümanlar için önemli bir uyar niteli indedir ve söz söylemek de dahil, her i in kural na uygun, isabetli ve do ru yap lmas n ö ütleyen slami bir kurald r. De erli bir ara t rmac , bir konferans nda, bu sözün, hadis de il, mant k bütünlü ünden yoksun uydurma bir söz oldu unu, çünkü mü minin hiçbir zaman hikmeti yitirmedi ini, zira Kur an ve sünnetin bizatihi birer hikmet olmalar hasebiyle, bunlar n d nda bir ba ka yerde hikmet araman n mü min için mümkün olamayaca n söylemi ti. Oysaki bu hadiste, hikmetin yitirilmesinden de il, hikmet kar s nda mü minin tak naca tav rdan ve muameleden bahsedilmektedir. Esasen hikmeti, Kur'an- Kerim ve Sünnet naslar yla s n rlaman n da, bizzat Kur'an- Kerim ve Sünnete göre do ru olmad n da unutmamak gerekir. 106

O nun adâletidir adâletimiz. Onun makâm bizim M srî mizdir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ali insanlar n en hay rl s d r, bundan üphe eden kafir olur 107 Hz. Ali kerreme llâhü vecheyi rahmet ve dua ile yâd etme konusunda kendisine borçlu kal nd n bir kez daha hat rlatmal y z.
104 105

(KILIÇ, 1995), s.88 Ke fu l-Hafa, Beyrut, 1351, I/363-364. 106 ( ICIK) 107 el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.11, s.625, Hadis no: 33045 / elMünavi'nin "Künüz el-Hakaik" s.92 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.180,247 / el-Ba dadi'nin "Ta-rih-i Ba dat" c.7, s.421

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 43

Bizden istifade edip de bizi rahmet ve dua ile yâd etmemek, sizin için hiç de ho olmaz ve büyük bir kusur olur .108 Onun makâm bizim M srî mizdir deki mana maneviyat ilimlerinin kayna Hz. Ali kerreme llâhü veche Efendimizdir. Niyâzî-i M srî de bu kaynaktan içmektedir; demektir Hz. Ali kerreme llâhü veche buyurdular ki; Bana sorunuz, vallahi K yamete kadar neyden sorarsan z size haber veririm. Bana Allah n kitab ndan sorunuz, her ayetin gece mi, gündüz mü, da l kta m , düzlükte mi indi ini bilirim 109 Sorun benden beni yitirmeden, bana gökyollar n sorunuz, onlar yeryüzü yollar ndan daha iyi tan r m 110 Gayb s rlar ndan bana sorunuz, mürsel nebilerin tüm ilimlerine varisim ben 111 Bil ki tüm semavi kitaplar n esrar Kur'an'da toplanm t r, Kur'an' n tüm esrar Fatiha'dad r, Fatiha'n n tüm esrar Besmelededir, Besmelenin tüm esrar 'B' harfindedir, 'B' harfinin tüm esrar da onun alt ndaki noktadad r. Daha sonra öyle buyurdu : 'B' harfinin alt ndaki nokta benim. 112

108 109

(GÜLER) Tabari'nin "Cami'ül Beyan" c.1, s.114 / el-Suyuti'nin "Tarih'ül Hulefa" s.214 / Feth'ül Bari c.8, s.485 / Miftah'üs Seadet c.1, s. 400 / el - tkan c.2, s.319 110 bn-i Ebi Talha'n n "Metalib'üs Süül" s.26 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.66 / Tefsir'ül Fatiha s.52 el-Ezher bas. 111 el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.69 112 El-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.69 / Kemaled-din el-Halebî e afii'nin "ed-Darr'ül Manzum"

44 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

6
Kad e rakted-dünya bi - ems-i ´ ³Mevlânâ Fe - emsü lehâ bedrun ve l-bedru süveydânâ Ve l-bahru lehâ katrun ve l-katru lenâ bahrun Ve d-dürrü lehâ necmün ve n-necmü süreyyânâ El alemü bilâ dersin ke l-ar i bilâ kürsin Fe s-sadru lehâ levhun ve l-levhu mahyanen Ve l-ilmu lehâ hâlün ve l-hâlü lehâ vaslün Ve l-vaslu lehâ cezbün ve l-cezbü h myânen Men kâne lehû evkun ev e t ehû a kun Fe l-ye tihî at ânen yesterciu rayyânen Ezzilleü sultânî ve l-vuslatü irfânî Men kâne bihî hayyen fehüve bihî ahyanen
Kad e raga muyi d-dîni ze l-kalbi bihâza d dîni

¸

¸ µ

¸

zâ câeke Yâ M sr yyü ke - emsi li Mevlâna

Muhakkak dünya ems-i Tebrizî ve Mevlâna ile ayd nland . Mevlâna Celâleddin Rumî kaddese llâhü s rrahu l-azizi (30 Eylül 1207 Belh-17 Aral k 1273 Konya) k sa bir bölümle anlat ma s mayaca için geni kaynaklara müracaat edilmesi rica olunur. Özür dileriz. Mevlânâ kaddese llâhü s rrahu l-aziz, Sultan m z Rasûlüllah sallallâhü

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 45

aleyhi ve sellem hazretleri sâlihlerin an ld yerde rahmet ya ar buyurmu tur. Sonra: Fakat bizim an ld m z yerde Allah Teâlâ ya ar dedi.113 Niyâzî-i M srî nin Hz.Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l-aziz hakk ndaki görü ünü bu ibaresi en güzel aç klamaktad r. Ve dahi rüvât- sahihatüal-kelimâtdan menkûldür ki Hazret-i Merhum kesr-i nefs bab nda ol rütbede imi ler ki iftihârul-bilâd vel-ekâlim olan evliyâ-i kibar Hazerâtandan (büyük evliyalar) meselâ Hazret-i Emir Sultân ve Hazret-i E refzade Abdullah Rûmi ve Hazret-i Uftâde Mehmed Efendi rahimehümullâh teâlâ ve bunlar emsali ekâbir-i ümmet zikr olundukda bu kara yüzli M s rl anlar kapular önünde yatub kalkan kelbcegizleri gibiyim anlar yan nda benim vak m o kelbcegizler vakii kadard r ziyâde de ildir 114 deyu kerraran ve merraran anlara bu uslüb üzre arz mehabbet ve hulüs- taviyyet buyururlar imi . 115

ems-i Tebrizî O nun yan nda dolunayd r. Dolunay ise kalbinin süveydas d r.116 EMSEDD N MUHAMMED TEBR Z , (Tebriz ? - Konya 1247). ( ems-i Tebrizî) denir, ranl mutasavv ft r. Babas , Melikdad o lu Ali'dir. Ça n n bilimlerini ö rendi. Tebriz'de sepetçilikle geçinen eyh Ebubekir Selebaf'a mürit oldu. Onun yan ndan ayr ld ktan sonra birçok yer gezdi ; Ba dat'ta Evhadettin Kirmân , am'da Muhyiddin ibn-ül Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz ile tasavvuf konulan üzerinde görü meler yapt . Allah Teâlâ, din, ibadet konular n eriat yolundan farkl biçimde yorumlad . Akla dayanan, akl n kabul etmediklerini yads yan felsefecilere kar ç kt .
(YAZICI, 1995), s. 300 bu kara yüzlü M s rl anlar kapular önünde yatub kalkan köpekleri gibiyim onlar yan nda benim duru um o köpeklerin duru undan kadard r fazla de ildir 115 ( brahim RAKIM, 1750), v. 67b 116 Süveyda: (Sevâd-ül kalb, Sevdâ-ül kalb) Kalbin ortas nda varl kabul edilen siyah nokta. Kalbdeki gizli günah. Buna Habbet-ül kalb, Esved-ül kalb de denir. Kalbdeki basiret mahalli diye bilinir. Eskiden bir k s m muhakkikler, kalbin mezkûr mahalline; Mahall-i ulum-u diniyye demi ler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir k s m âlimler de Kalbin dâhili olan ak ldan ibarettir demi ler. (Kamus) Kalbdeki bu mezkûr nokta: Kâfirler ve Allah Teâlâ ya isyan edenler için ekavet ve günah, mü minler için ise: Basiret ve idrak mahalli olarak bilinir.
114 113

46 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Hakikat'e ula man n ancak a kla sa lanabilece ini savundu. Bilginin amaç de il, insan n gerçe i anlamadaki aczini gösterecek bir araç oldu unu öne sürdü. 1244'te geldi i Konya'da co kulu sözleri, ta k n davran laryla Mevlâna Celaleddin Rumi kaddese llâhü s rrahu l-aziz üzerinde etkili oldu. Onunla yak n dostlu u, Mevlâna'n n a k ve cezbeye yönelerek dersi, vaaz , fetva vermeyi b rakmas na yol açt . Ö rencilerin, müritlerin tepkileri yüzünden ems, Konya' dan ayr larak (1246) Halep'e, daha sonra am'a gitti. Onu getirmek üzere Mevlânâ' n n gönderdi i o lu Sultan Veled'le birlik geri te döndü (1246). Mevlânâ'n n evlatl Kimya Hatun ile evlendi. Onun Hakk a yürümesinden sonra da aralar nda Sultan Veled'in karde i Alâeddin in bulundu u bir grup taraf ndan gizlice ehid edildi i rivayeti vard r (1247). Mevlâna'n n Divan- kebir adl yap t na dü ünceleri, Konya'dan ayr l , s rlan esin kayna oldu. Görü leri, Mevlânâ ve ba ka tasavvuf adamlar yla söyle ileri, ö ütlü öyküleri, farsça Makalat adl eserindedir.117 Süveydâ Kalbin ortas nda oldu u dü ünülen siyah benektir. nan a göre kalbin içinde gönül, gönlün içinde süveydâ bulunur. Bu siyah benek en üstün anlay noktas d r. Allah Teâlâ ve onun tecellîsi olan kâinat anlayan süveydâd r. lahî a k burada tecellî eder. Süveydâda gizli olan delilik, yani a yaras d r. Yara kalbin içinde gizli olunca ona merhemin etki etmeyece i do ald r. Çünkü merhem üstten sürülür. Ayr ca a k yaras merhemle, ilaçla iyile tirilemez. Kald ki, elmas sert bir maddedir. Elmas zerresi kar t r lm merhem yaray büsbütün azd r r.118

ems-i Tebrizî deryas O na damla, o damla ise bize deryad r. Tuhfat al-asri Bursa Mevlevi eyhi Mehmed Dede nin de Niyazi nin halifesi oldu unu ve Niyazi nin, Mevlevihâneye gelip mukabelede bulundu unu, ney dinlerken a lay p feryâd etti ini, dervi lerini de mevlevihâneye gönderdi ini yazar Niyâzî: matla ile ba layan Arapça iirinde Mevlânâ y dile getirmi tir. Yine Niyazî-i M srî nin târikat-i aliyye-i Mevleviyyeyi medh bab nda öyle söyledi ini görüyoruz: Kemaliyle irfân- Huda celle ve alîye intisab- tahsil itmek isteyen merd-i sâlik Hazret-i Mevlânâ kuddise s rrahu el aziz Hazretlerinin
117 118

Büyük Larousse. ( PEKTEN, 1986)

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 47

Mesnevi-yi eriflerin gû - canla istima eylesin bu bâbda andan a la bir kitab dahi olamaz diyerek te vik ederken kendi bendelerinin de her hafta Mevleviye hankah na gidip Mesnevî den nasihat ve ö üt dinledikleri de naklediliyor. 119

ems-i Tebrizî incisi O na y ld z iken, O y ld z bize Süreyya Y ld z

120

d r.

Pleiades bir Y ld z kümesidir. Pleiades ç plak gözle 6 y ld zdan olu an çok küçük bir kepçe eklinde görülür. Pleiades çok dikkat çekici bir gruptur ve "Ülker", "Süreyya", "Yedi K z Karde " gibi isimlerle an l r. "Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Cum a sûresini tilavet buyurdu: "Onlardan di er bir grup gönderdi ki (faziletçe) birincilere yeti ememi lerdir" 121 âyetine gelince, bir sahabe: "Ey Allah' n Resûlü! Bize kavu amayacak olan bunlar kimlerdir?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm elini Selman radiyallâhü anh n üzerine koyarak: "Ruhumu kudret elinde tutan Zat- Zülcelâl'e yemin olsun, e er iman Süreyya y ld z nda olsayd , ona, bunun kavminden baz kimseler yine de ula acaklard . " Bir di er rivayette: "Fars'tan baz kimseler" buyurdu. 122 Niyâzî-i M srî burada ems-i Tebrizi yi, Hz. Mevlana n n semas nda parlayan y ld zken bizim çin yol gösterendir, demektedir.

Alem123 izsiz olmad

gibi ar ta kürsisiz olmaz.

Gö sü O na levha iken o levha bize hayat olmu tur. [Seyyid Burhâneddin kaddese llâhü s rrah ül azîz Maarif kitab nda dedi ki;
(KARA, 1997) s.XXVII Süreyya: Ülker (Pervin) y ld z . Yedi (veya alt ) y ld zlard r ki; iki er iki er kar l kl dururlar ve Ay n geçti i yerlere yak n görünürler. Gerdanl a benzemesinden Felekiyâtta Ikd- Süreyya tabir edilir. 121 Cum'a, 3 122 Buharî, Tefsir, Cum'a 1; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe (2546); Tirmizî, Menâk b, (3229)
120 123 119

Alem: Bayrak. Ni an, i âret. Özel isim. dudakta olan yar k

Mc:Yüksek da .

Büyük âlim.

Üst

48 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Allah Teâlâ'n n kitab eyhin gönlündedir. Onun ehli, soyu-sopu ise eyhin d ndad r. Kitap, eyhin gönlünde gizlenen manad r. Ehli, soyu-sopu ise eyhin cismidir. Sende kitap okumaya ehliyet yoksa soy -sop o kitab n s rr n sana söyler.]124

lmi O nda haldir. Vuslat dahi onda haldir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; nsanlar n en âlimi, bildi iyle amel edendir. 125 K yamet gününde bir adam getirilir ve Cehennem e at l r. Cehennem bu adam , de irmen ta n döndüren e e in sürekli döndü ü gibi ate in içinde döndürür. Bu durum gören Cehennem halk bu adam n ba na toplan r ve; Ey adam sen bize dünyada güzel eyleri emredip, kötü eylerden sak nd rmaz m yd n, diye sorarlar. Bunun üzerine adam; Evet, ancak size iyili i emreder kendim yapmazd m, kötülükten nehyeder kendim yapard m, der. 126 ems-i Tebrizinin bütün ilmi Hz. Mevlana n n hallerinde ve onunla olmas da kendine kavu mas d r.

Vuslat O nda cezbedir. Cezbe ise kalkand r. Allah Teâlâ ya en yak n yol cezbe yoludur denilmi tir. Allah Teâlâ ya kavu turacak yollar yarat lm lar n nefesleri say s ncad r. Cezbe ve irfan n çoklu una bak p, biri di erine galip gelirse, ona nisbet ederek, bu cezbe yolu; bu da irfan yolu derler. Cezbeli halde edebin muhafazas çok zordur. Bu nedenle Hz.Mevlâna Mesnevi sinde Ez Hodâ cûyîm tevkîf-î edeb Bî-edeb mahrûm mand ez lutf-i Rab Ez edeb pür-nûr ge test în felek Ve'z edeb ma'sûm u pâk âmed melek Allah Teâlâ dan tevfik-i edeb arayal m, zira edebsiz Allah Teâlâ n n lûtfundan mahrum kalm t r. Bu felek, edebten nurla dolmu tur, melek de edebden dolay masum ve pâk yarat lm t r demi tir. Cezbeyi vuslat yollar nda mübtediler için a k n ço kunlu undan oldu u
(KARABULUT, 1984), s. 64 Dârimî, Mukaddime, 32 126 Buhârî, Fiten, 17, Buhârî, Bed ü l-Halk, 10
125 124

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 49

için kusurlu tutmamak terbiye usülünde uygundur. Ancak sona do ru bu cezbeli haller ho kar lanmaz.

Kimde O na kar

evk veya susuzluk derecesinde a k varsa

A k n oldu u yerede hiçbir sorgu aranmam t r. Hz. Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l azîz buyurdu; [ Ve sarho luk o ba lardaki mahmurluk, ne be vakitle yat r, ne be yüz bin vakitle. Beni az ziyaret et sözü â klara göre de ildir. Do ru özlü â klar n can , pek susuzdur. Beni az ziyaret et sözü, bal klara göre de ildir. Çünkü onlar n canlar , deniz olmad kça hiçbir eyle ünsiyet edemez. Bu denizin suyu pek korkunçtur ama bal klar n mahmurlu una göre bir yudumcuktur. Â a bir an ayr l k, bir y l gibi gelir. Bir y ll k vuslat bile onca bir hayalden ibarettir. A k susuzdur, susuzu arar. Bunlar, geceyle gündüz gibi birbirinin ard na dü mü lerdir. Gündüz geceye â kt r, onsuz olamaz. Fakat bakarsan görürsün ki gece, ona, ondan ziyade â kt r. Onlar, birbirlerini aramadan bir lâhza bile durmazlar. Daima, birbirlerinin ard ndan ko up dururlar. Bu onun aya na yap m t r. O, bunun kula na. Bu, ona hayrand r, o, buna â k. Sevgilinin gönlünce herkes â kt r, herkesi â k görür o. Azra'n n gönlünde daima Vam k vard r. Â n gönlünde de sevgiliden ba ka kimse yoktur. Onlar n aralar nda ne az, ne çok fark edici bir ey olamaz, onlar birbirinden ay racak kimse bulunamaz. Bu iki çan bir devededir. Art k buraya Az ziyaret et sözü nas l s ar? Hiç kimse, kendisine Beni az ziyaret et der mi? Hiç kimse kendisine nöbetle zamanla dost olur mu? Bu birlik akl n alaca ey de ildir. Bunu anlamak, insan n ölümüne ba l d r. E er bu, ak lla anla lsayd , insan n nefsini öldürmesi neden vacip olurdu ki? ] 127

¸
Öyle ise susam olarak gelsin muhakkak suya kanm olarak döner. Zelillik sultan m zd r. Vuslat irfân m zd r.

¸

¸

E er biri diri ise o O nunla dirilmi tir. Hz. Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l azîz buyurdu; Tanr ya kul olan, Tanr gölgesidir. O bu âlemden ölmü , Tanr ile

127

Mesnevi, c.VI, b: 2670-2689

50 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

dirilmi tir.

128

µ
Nihayet bu dinde kalp sahibi Muhyiddin olarak do dun. Muhyiddin dine hayat veren, yenileyen (müceddid) demektir. Yani seninle bu din hayat bulacakt r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurduki; Allah bu ümmete, her yüz y lba nda dini yenileyecek kimseler gönderir 129 Bu hadis-i erifte her as rda ve her zamanda demektir. Hadisteki men ifadesi, birçok müceddidin olabilece ini ortaya koymaktad r. Ancak, bid at ve hurafeye destek verenler ile mukallidlerin müceddit olamayaca nda üphe yoktur. Aksine, sözkonusu mücedditler, Kur an ve Sünnet ilimlerinde mütehass s olan ve ilimleriyle amel eden kimseler olmal d r. Bunlar n telif ve eserleri az veya çok olsun, öhretleri kendi as rlar nda bilinsin ya da bilinmesin fark etmez. Yine Kur an ve hadis ilimleriyle me gul olduklar halde, dirayetsiz ve tahkiksiz, sadece rivayet ve nakil ile i tigal edenlerin de müceddit olabilme ihtimali yoktur. Hadis-i erif, mücedditleri ilim ve tasavvuf de il, dini ilgilendiren bütün konularda müceddit olarak dü ünmeliyiz zikretmektedir.

Ey M srî sanada Mevlâna n n emsi gibi biri gelir. Hz. Niyâzî-i M srî için gelen dostun kim oldu u hususunda di er risalelerinde de bir bilgiye kavu amad k. Ancak bu ki inin eyhi Ümmi Sinan kaddese llâhü s rrahu l azîz ( ? 1657) olmas dü ünülmektedir. Çünkü Niyâzî-i M srî onunla kar la t ktan sonra bütün dünyas ve hayat de i mi tir.

128 129

Mesnevi, c. I, b: 423
Ebu Davud, Melahim 1, no: 4291, IV. 481

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 51

7 Ya rahim-el usat kün li l-müznibi l-fakîri câ zelîlen Ömrî madâ ve leyse fî eyün Siva l-mefduli ve l-heva aslan Vebyazza vechî cümleten ve z knî Ve leyse fî l-fuâdi minhü ey en Ma taatî illâ rayyave süm ate Femâ vecedtü minhuma hulusan Vemâ eta tü halisan li rabbî Vema alimtü muhlisan mutîan Ya Rabbî abdike z-zelîlü etâ Bi külli envâi l-heva alîlen Min kesreti z-zunubi leyse vechün Lehu yecîu ileyke yâ alimen Velâkin i timadehu kaviyyün Alâ ismike l-afüvvü ya kerimen Azâyimü z-zünûbi min usâtî Sa iraten ledeyke yâ halimen Femâ lidâüna devâün illâ Min fazlike l-amîmi Yâ Hakîmen rahiymen

¸ µ ¸

µ µ

¸

µ µ

52 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Fecüd ala l-M sr yyi fazla cûdin Min bahri cûdike l-verâ amîmen Ve düllenî ilâ Fe ente hayrun li r-r za delilen

µ µ µ
rizâike mevlâ

Ey asilere rahmet eden, mehametli olman istiyoruz. Zelillikle gelen fakirlere ve günahkârlara da rahmet istiyoruz.

¸

µ

Ömrüm bir eye de mez ekilde geçti gitti. Kur'an- Kerim de Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o an lmaya de er bir ey bile de ildi?! 130 buyurulmas sâri zaman n de ersizli ini beyand r. nsan geçmi ine nazar k ld nda hep hüsran içinde kalmaktad r. Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan 131 içindedir.

µ

µ

Asl heva ve de ersizdir, ba kada olmad nsan n ömrü tükenmeye do ru gittikçe geçmi inin s k nt lar ve de ersizli i onu rahats z eder. Bu hal bütün insanlar içinde geçerlidir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Ben sizin görmedi inizi görür, i itmedi inizi i itirim. Nitekim sema u uldad , u uldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak s acak kadar bo bir yer yoktur, her tarafta Allah Teâlâ'ya secde için aln n koymu bir melek vard r. Allah'a yemin olsun, benim bildi imi siz bilse idiniz az güler, çok a lard n z, yataklarda kad nlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belan z defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz.

130 131

nsan, 1 Asr, 1-2

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 53

Ebu Zerr radiyallâhü anh ilâve etti: Ke ke sökülen bir a aç olsayd m. 132 nsan, di er bir insan n kabrinden geçerken: Ke ke onun yerinde ben olsayd m! Demedikçe K yamet kopmaz 133 nsan neden kendine eziyet etmekten, kendini suçlamaktan, yaralamaktan zevk al r? Zevk al r, çünkü o an ne kadar alçald m z n, ne kadar de ersiz ve önemsiz biri oldu unuzun bilincine var rs n z. Zevkinizin kayna bu bilince ula makt r i te. Ne kadar ümitsiz oldu unuzu, oldu unuzdan ba ka bir insan olamayaca n z , de i meye gerçekten inan yor olsan z ve bunun için yeterli zaman n z olsa bile, bunu istemeyece inizi anlam olman n verdi i zevkten daha büyük bir zevk olabilir mi? Diyelim ki de i mek istediniz, ne olacaks n z ki? Belki de sizin için gerçekten ba ka ç kar yol yoktur. Yani oldu unuz gibi olmaktan ba ka alternatifiniz yoktur? Öyleyse neden bo una de i mek için gayret sarf edesiniz ki? Bütün bunlar, derin anlay n tabiat gere ince, kendili inden ortaya ç kmaktad r. O yüzden b rak n de i meyi, yapabilece iniz en ufak bir ey dahi yoktur. Derin anlay yasalar na göre öyle bir sonuca varabiliriz buradan: Sefil bir insan, sefilli inin derecesinin fark na varabiliyorsa e er, bundan kendine bir övünme pay dahi ç karabilir.134

¸
Yüzümün hepsi ve çenem beyazlad . Ömür alevi en çok saç ve sakalda kendini gösterir. Hangi renkte olursa olsun ate te yanan e yalar n bakiyesi kül rengi olan beyazl k i areti ile belirir. Beyaz renk safiyete i aret oldu undan nur eczas da en çok beyaz ile temsil edilmi tir. Cennetin topra dahi un eklinde bir toprakt r.

¸
Kalbimde ise Senden ba ka eyde yoktur. Yaln zl k psikolojisi ve Allah Teâlâ dan gayri kimse ile muavenetin olmad n anlamak ancak ömrün son deminde anla l r. Kalp dayanaklar n ancak ölüme yak n kaybetti ini hisseder. sterse bu manevî haller içinde olsun. Çünkü be erin yok olma hissiyat n tatmas ancak ihtiyarl kta biraz kendini gösterir. Bu nedenle topra n sevgisi artt ndan mülk üzerindeki
Tirmizî, Zühd 9, (2313); bnu Mâce, Zühd 19, (4190). Sahih-i Müslim'deki hadis numaras : 5175 134 (Dostoyevski, 2004), s. 18
132

133

54 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

isteklerine gem vuramaz. Bu hali terk etmek için yüksek bir terbiye gereklidir. Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz bazen kendisinin Mehdî ve sâ oldu unu söylerken bu hallerin asl nda geçici oldu unu belki bu makamda daha iyi tefekkür etmektedir. Taat mda ancak riya ve öhrettir. Riya, eytan n en önemli silahlar ndan biridir. Riya ibadette oldu u gibi her i te olabilir. Bunu da ancak ihlâsl ki ilerin anlayabilir. Riya, gaflet ve g ybet tohumlar n n ye ermesine sebeptir. Riya ate , amelleri saman gibidir. Bir ate parças , bir harman nas l yakarsa riya da güzel amelleri öylece yakar. Yine riya sel, ameller bina; riya yel, ameller kül; gibidir. Yok denecek kadar az bir riya çokça güzel ameli bir anda bitirir. Riyan n ilac n n ise, ilim ve ameldir. Riya ehlinin üç alâmeti vard r. Birincisi; o ki i halktan uzak oldu unda ibadetinden zevk almaz ve ibadetlerinde gev ektir. kincisi; o ki i övgü ve güzellikler i itti inde sevinir. Amelinden yine de gafildir. Üçüncüsü; halktan yeterince ilgi görmezlerse onlarda ibadetlere kar b kk nl k ve bezginlik ba lar. Bu ikisin ( öhret ve riya) dendolay ihlâsl olamad m

Bu nedenla ihlâsla itaat edemedim taatkâr ve ihlâsl amelde i leyemedim.

Ey Rabbim huzuruna zelillikle gelen kulunda

Nefsin bütün hastal klar bulunmaktad r.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 55

Allah Teâlâ, Kur ân- Kerim de kalbin hidâyetten uzakla mas 135, paslanmas 136, hastalanmas 137, kat la mas 138 perdelenmesi139, körelmesi 140 ve mühürlenmesi 141 gibi birçok hastal bulundu unu bildirince nefsin hastal klar n saymak çok zordur.

Günahlar n n çoklu u yüzünden bakacak yüzü yoktur. Ya Alîm, sana nas l geldi ini de çok iyi bilirsin. lim s fat insanlar nda nitelendi i s fatlardand r. Allah Teâlâ daki ilim s fat ise anlam itibariyle birbirine denk de ildir. Çünkü Allah Teâlâ n n ilmi huzûrî, be erin ilmi ise husûlîdir. Allah Teâlâ n n di er s fatlar da böyledir.

µ
Çünkü Sana güveni tamd r. Tevekkül; acizlik göstermek, ba kas na güvenip dayanmakt r. Allah Teâlâ'ya güvenme, O'nun hükmünün mutlaka meydana gelece ine kesin olarak inanmakt r.
135

Musa milletine: «Ey milletim! Beni niçin incitirsiniz? Oysa, benim size gönderilmi Allah' n bir peygamberi oldu umu biliyorsunuz» demi ti. Ama onlar yoldan sap nca, Allah da onlar n kalblerini sapt rm t . Allah, yoldan ç kan milleti do ru yola eri tirmez. (Saf, 5) Rabbimiz! Bizi do ru yola erdirdikten sonra kalblerimizi e riltme, kat ndan bize rahmet ba la; üphesiz Sen sonsuz ba ta bulunans n. (Âl-i mran, 8) 136 Kazanageldikleri ve kâr sayd klar günahlar, onlar n kalplerini pasland rm t r (Mutaffifîn,14) 137 Kalblerinde hastal k olanlar n ise pisliklerine pislik katm t r; onlar kafir olarak ölmü lerdir. (Tevbe,125) 138 Allah kimin gönlünü slam'a açm sa, o, Rabbi kat ndan bir nur üzere olmaz m ? Kalbleri Allah' anmak hususunda kat la m olanlara yaz klar olsun; i te bunlar apaç k sap kl ktad rlar. (Zümer, 22) 139 Rabbinin ayetleri kendisine hat rlat lm ken onlardan yüz çeviren ve önceden yapt klar n unutan kimseden daha zalim var m d r? Kuran' anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklar na da a rl k koyduk. Sen onlar do ru yola ça rsan da asla do ru yola gelmezler. (Kehf, 57) 140 Çünkü sana âyetlerimiz geldi de, sen onlar unuttun. Bugün de ayn ekilde unutuluyorsun. Do ru yoldan sapan ve Rabb n ayetlerine inanmayanlar , i te böyle cezaland r r z (Tâhâ,123-127) 141 Kalplerini kapat p mühürleriz de bir ey duymazlar. (Araf, 100)

56 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Her kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter. Kesinlikle Allah emrini yerine getirir. 142 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin, devesini sal vererek Allah Teâlâ'ya tevekkül etti ini söyleyen bir bedeviye "Onu ba la da öyle tevekkül et." 143 buyurmas nda ki gizli mana, tecelli edecek olay n hakikatte Allah Teâlâ n n bilgisinde ve hükmünde bulunmas d r. Her ne ekilde zuhur edecek eyde isyana dü memek ve Allah Teâlâ ya kötü zandan emniyette olmak için tevekkül emredilmi tir. Çünkü Allah Teâlâ emin ve emniyet hususunda kavi ve kuvvet sahibidir. Allah Teâlâ emanete ihanet etmez. Fakat kul kendi sorumluklar n n sonucunda acizli ini Allah Teâlâ ya yükleyip isyana dü memesi için Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bu ekilde emir buyurmu tur. Yoksa Efendimizin; "E er siz Allah Teâlâ'ya hakk yla tevekkül ederseniz, o sizi ku u r z kland rd gibi r z kland r r." 144 hadisi bo sözden ibaret kal rd . Hâlbuki Allah onlar n yard mc s idi. Müminler, yaln z Allah'a dayan p güvensinler. 145

µ
Ya Kerim Senin ismin içinde Afüvv de vard r. Allah Teâlâ Afüv´dür. Aff çok olan ancak Allah Teâlâ´d r. Allah Teâlâ günahlar silen, onlar hiç yokmu gibi kabul edendir. Bu manaya göre bu isim, Gafur ismine yak nd r. Ancak arada u fark vard r: Gufran, Günahlar örtüvermek demektir. Afv ise, günahlar kökünden kaz makt r. Günahlar kökünden kaz mak, o eyi örtmekten daha iyidir. Kulun kendisinden ve meleklerden dahi saklamas d r.

Her ne kadar asilerin günahlar büyük olsa da.

Ya Halîm Senin yan nda çok küçük kal r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Allah sevdi ini ate te yakmaz 146
Talak, 3 Tirmizî, S fatü'l -K yâme 60 144 bn Mâce, Zühd 14 145 Âl-i mran, 122
143 142

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 57

Be er yarat l ile noksan oldu u için Allah Teâlâ e er sevgisini ba lad ysa, ba lamayacak olsa idi, yaratmazd . Bu nedenle mahlûkat kendisine yöneldi inde ba lay c olmaktan ba ka çaresi yoktur. Çünkü büyüklük ni anesi olan özelliklerden biri kar l ks z ihsan edebilmektir. Burada bir s k nt zuhur edecek olursa o mahlûkat n yönelme ve uzla ma sorunudur. Bu imkân ise bazen Allah Teâlâ taraf ndan gadab tecellisine mazhar olur. Mesela eytanda oldu u gibi. Bu durum bize uzla ma sorunu oldu undand r. eytan kendini afv ettirmek iste i ile hiçbir zaman Hakk huzuruna varmam t r. E er bir kul Allah Teâlâ ya afv için yönelse, Allah Teâlâ da onu afv etmemi olmas diye bir eyin dü ünülmesi imkâns zd r. Muhakkak Allah Teâlâ y afv edici olarak bulur. Ebu Zerr (Cündeb bnu Cünâde el-G fârî) radiyallâhü anh hazretleri anlat yor: Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir eyi ortak k lmadan ( irk ko madan) ölürse cennete girer müjdesini verdi dedi. Ben (hayretle) zina ve h rs zl k yapsa da m ? diye sordum. H rs zl k da etse, zina da yapsa cevab n verdi. Ben tekrar: Yani h rs zl k ve zina yapsa da ha! dedim. Evet, dedi, h rs zl k da etse, zina da yapsa! Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dördüncü keresinde ilâve etti: 147 Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir .

Benim hastal klar m n devas ancak

Ya Hakîm Senin umûmî fazl ndad r

µ
M srî ye fazilet ve cömertli in ile ikrâm et. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; üphesiz Allah Teâlâ bir kulu sevdi i zaman, Cebrail'i ça r r ve: Ben filan seviyorum, sen de onu sev diye emreder. Cebrail de onu sever. Sonra Cebrail semada seslenip: Allah filan kimseyi seviyor, binaenaleyh siz de onu seviniz! der. Art k gök ahalisi de onu severler. Sonra yeryüzüne onun
146 147

bn. Hanbel. III/235 Buhârî, Tevhid 33; Müslim, man 153, (94); Tirmizî, man 18, (2646).

58 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

için (Allah taraf ndan) kabul konulur. Allah bir kula bu z edince de Cebrail'i ça r r ve: Ben filan sevmiyorum, sen de onu sevme diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrail gök halk içinde: Allah Teâlâ filan kimseyi sevmiyor, siz de onu sevmeyiniz diye nida eder. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra onun için yeryüzüne (Allah taraf ndan) bu z ve nefret konulur. 148

µ
Umûmî ve yüksek cömertlik denizinden [Kad n de ilsen erlik et ve cömertlik elini aç! Zira alt n erke e ihsan, kad na zinet içindir. ]149

De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsayd n z, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir. 150

Allah Teâlâ Hazretleri münezzehtir, (halde ve sözde) nezîh olan sever; nâziftir, nezâfeti sever; kerîmdir, keremi sever; cevvadd r151, cömertli i sever. Öyle ise avlular n z temizleyin ve yahudilere benzemeyin. 152 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bu hadisi erifin sonunda buyurdu u avlular belki bizim gönüllerimiz olmaktad r. Allah Teâlâ n n cömertli inin en çok görülece i yer 60 y l ömür kar l verdi i sonsuz ahiret hayat d r. Allah Teâlâ k sa bir çal maya ba lad kar l k gerçekten çok fazla oldu unu görmektedir. Ya Rabbi bizlerin haline bak p bizi kendinden uzak k lma. Âmin

µ
Ey Efendim Senin r zan bana göster Cenâb- Hak, Kim benim kaza ve kaderime raz olmazsa, benden ba ka
148

Buhâri, Edeb, 41, Bedu l Halk, 6, Tevhid, 33; Müslim, Bir r, 157; Malik, age, iir, 15; Tirmizi, Tefsiru Sure, 19, 7; bn. Hanbel, II/267, 341, 413. 480 149 Fülkü'l-Ebhâr fi erhi Lücceti'l-Esrâr; 5.lücce : (KARABULUT, 1984), s. 270 150 sra, 100 151 Cevvad: Çok çok ihsan eden. Çok cömert 152 Tirmizî, Edeb 41, (2800)

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 59

bir Rab aras n. 153 R za makam n n s rr aç l nca olan bütün hadiselerde ho nutlu un verdi i kabullenme ile çirkinlik kalmaz. er ile hayr n fark na varmak bazen insan terk eder. Bazen küfre dahi raz olunurmu gibi hal zuhur eder. Asl nda bu r za Allah Teâlâ dan raz olmakt r. Ezelde ne oldu, ey ham adam? Niçin u, MUHAMMED oldu, bu da Ebu Cehil? Allah' n leri hakk nda; Nas l ve Niçin? diyen kimse. Bir mü rik gibi O'na yak ks z bir eyi nisbet etmi tir... Ne ve Niçin? diye sormak O'nun ân ndad r... Kulun itiraz hakk olmaz!154 Dün mübahaseyi seven birisi, bana bir sual sordu. Dedi ki: Küfre raz olmak küfürdür. Bunu Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem söyledi, onun söyledi i söz de do rudur, yerindedir. Sonra da yine Müslüman olan ki inin her türlü kazaya raz olmas laz md r buyurdu. Kâfirlik ve münaf kl k da Allah Teâlâ n n kaza ve kaderiyle de il mi? Fakat buna raz olursak( ilk hadise göre) kötülük etmi olmaz m y z? Raz olmazsak o da suç Peki, ikisinin aras nda hangi çareye ba vural m. Ona dedim ki: Bu küfür, Allah Teâlâ n n takdiriyledir, ama Allah Teâlâ n n hükmüyle, Allah Teâlâ n n emir ve r zas yla de ildir. Bu küfür yaln z kaza ve kaderin eserlerindendir. Hocam, Allah Teâlâ n n kaza ve kaderini, Allah Teâlâ n n bilgisi olarak bil de üphe ve tereddüdün kalmas n. Küfrede raz y z, çünkü Allah Teâlâ n n bilgisine muvaf kt r, fakat bizim fenal m zdan, bizim kötülü ümüzden meydana geldi inden de raz de iliz. Küfür Allah Teâlâ bilgisi olmak bak m ndan küfür de ildir, Hakk a kâfir deme, burada dur! Küfür, cahillikten meydana gelir, fakat küfrün takdiri, Allah Teâlâ n n bilgisidir, (Allah Teâlâ, kâfirin kâfirli ini ezelde bilir, bildi i gibi de zuhur eder). Rüya ve mülâyimlik mânas na gelen hilm ile sümük mânas na gelen hilm nas l bir olur? Çirkin resim, ressam n çirkinli ini icap ettirmez ya. Çirkini de yapt na, yapabildi ine bir delil olur ancak. Hattâ hem çirkin resmi, hem de güzel resmi yapabildi inden ressam n, kuvvetli bir ressam oldu una delildir. Bu bahsi açar, düzüp ko arsam sual ve cevaplar uzar gider. Ben de a k nüktesinin zevkini kaybederim. Allah Teâlâ ya hizmet, ba ka bir ekle döner, maksat hidayetten dalâlet olur. 155

153

Camiussa ir, II,181; Acluni, Ke fu l-Hafa, II,102 ( eyh Mahmûd ebüsterî), b. 548-550 155 Mesnevi, (V. zbudak Terc.) III, 110-111, beyitler:1362-1375
154

60 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Muhakkak Sen r za gösterenlerin en hay rl s n. Onlar n Rableri kat ndaki mükâfat , içinde temelli ve sonsuz kalacaklar , içlerinden rmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan raz d r. Onlar da Allah'tan raz d r. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir. 156

156

Beyyine, 8

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 61

8 Sekâni vech-i mahbub-i araben Fe küntü l-yevme memlûen sevâben Fe temme l-kastu ve t-taatü inde lMahya bi l-ginâ lemma tecellâ Felâ ye tî ilâ kavlî hatûrun Mine lesmai ve l-evsafi katan Velâ us iye ilâ kavlin sivâhü Velâ aynî terâ fî l-kevni gayren Velâ fî gayri l-hubbi ve safin Velâ fî s-s rr azmün gayrü Mevla Kelâmî ru yetî sümme istimâî Lehû iyyâhü minhü intikâlen Fefenâ hubbehû l- m srî küllen Fe ebka sümme ebkâ sümme ebkâ

¸

µ ¸ ¸

Sevgilinin yüzü bana arap sundu. arap olarak bahsedilen adî üzümden s k lan mayi de ildir. Maneviyat bahsinde al nan riyas z ve günah k sm na dü meyen zevktir. Yoksa mahzenlerde akl alan me rubat n bu arapla alakas yoktur. Ancak bir benzerli i var gibi görünen d yönü ile sarho lar n halidir ki, akl ald ndan riyas z ve kibirsiz bir halin ne vesidir.157 Bu misal olarak tevdî edilmekte oldu undan gafleti mucip bir halin i tiyak n ehlullah hiçbir zaman temenni
Ne ve: (Ni ve - Nü ve) Sevinç, keyif. Büyümek ve yeti mek. Koklamak. Rayiha. Bir eyi tekrarlamak. Mest ve sarho olmak. yice duyup vâk f olmak
157

62 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

dahi etmez. Onlar için bat n tathir etmek zahirden kolay oldu unu bildiklerinden içi kirlenmi ki ilerin kar s nda duyduklar taaccübü sarho larda duymam lard r. arapla gönül yapmaya bak. Bu harap dünya, topra m zdan kerpiç yapma sevdas nda158 Meyhane kap s na gitmek tek renkli ki ilerin harc d r. Kendilerini be enip satanlara arap satanlar mahallesine yol yoktur. Meyhane pirinin kuluyum onun lütfu dâimî. Yoksa zahit eyhin lütfu bazan var, bazan yok. 159 Meyhâne e i ine yol bulan arap kadehinden fez ald da tekkelerde aç lan s rlar anlad . 160 Haf z, do ru i araba tapmad r. Kalk do ru i e sa lam yürekle sar l.161

Bugün onu iyilikle dolu buldum

Niyetim tamamland ve taat m

Hayat bulmu lar yan nda ayet tecelli etse

µ
Kalbime bir üphe gelmez.

Katiyyen isimlerden ve s fatlardan

Ondan ba ka söze de kulak asmayaca m. Zat n kendisiyle me gul olup s fat ve fiiller ile me gul olmayaca m. Çünkü bu haller ancak zât a ula maya vesiledir.

¸
158 159

µ

(Haf z(Haf z160 (Haf z161 (Haf z-

irazî, 1985), gazel. XXXIV, b. 305 irazî, 1985), gazel. LXXXVI, b. 743-744 irazî, 1985), gazel. LV, b. 486 irazî, 1985), gazel. CDV, b. 3396

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 63

Kâinatta ba kas na da bak c gözüm olmayacak Arifin bak , görü ü, Allah Teâlâ yad r, zâhidinse kendi âmeline; zahit, ne yapay m der; ârifse, bakal m, Allah Teâlâ ne yapacak der; o, kendini unutmu tur, hattâ varl kalmam t r; Allah Teâlâ da yok olup gitmi tir. Arifin dile i, gayreti, Rabbine, zâhidinse nefsinedir. 162

¸
Sevgiliden ba kas ve vasf ndan ba ka (niyetim yok)
µ ¸ çimdeki azmim Mevlamdan ba kas da de il

Sözüm bak m sonra i itmem

O na O nda O ndan dola r.

O nun sevgisi M srî yi tamamen fenâ k ld . Bekâ sonra bekâ sonra bâki oldu Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz üç bekâ menzilinden bahsediyor. BEKÂBÎLLAH MERTEBELER a-Cem Makam : Hakk zahir, halk bat n olarak mü ahede etmek. Bu makamda, halk ayna olup, oradan Hak zahir olur. Bu makamda, vahdet uhûdu galiptir. b-Hazretü l-cem Makam : Halk zahir, Hakk bat n olarak mü ahede etmek. Burada Hakk aynas ndan, halk zahir olmu tur. c- Cem u l-cem Makam : Kesret ve vahdeti cem eden bir makamd r. Zahir olsun, bat n olsun etimle var olan n Hakk olarak mü ahede edildi i yer diye ifade edilir. Zahir olan mukayyed, bat n olan mutlakt r. Mukayyed dedi imiz de, mutlak dedi imiz de hepsi Hak t r diye zevk olunur.
162

(VELED), ba l k XXIX

64 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Bu üç makamdan sonra Ahadiyyetü l-cem Makam gelir. Bu makam, makam- Muhammedî dir. Mukayyed olan varl ktan kayd n kaldr ld yerdir. Gerçek iman n son dura buras d r. Bundan sonra ba kaca bir makam yoktur. Çünkü buras en yüce mertebedir.163

163

(KUMANLIO LU, 1988)

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 65

12 Vezin: Fâ ilâtün Fâ ilâtün Fâ ilâtün Fâ ilün

µ

µ

164

µ

Salik-i rah- hakikat a ka eyler iktida. 165 Cümle e yaya birer hâlet konulmu tur müdâm, Birbirinden baz nak s baz n isti dad tam. Me reb-i alâ olan ne e nedir hâs l kelâm, A kt r ol ne e-i kâmil kim andand r müdâm. Meyde te vir-i hararet neyde te sir-i sada. 166 Gül en-i vahdet çü kalb-i emr-i râm- a kt r, Lezzet-i vuslat heman ancak merâm- a kt r. Terk-i kevneyn eyleyen mest-i müdâm- a kt r, Vadi-i hayret hakikatta makam- a kt r. Çün mü ahhas olmaz ol vadide sultandan geda. Arifin a k- ilâhîden ye olmaz hemdemi, Nu edip sahba-y zat can olur her bir demi. Mazhar ana ayn-i zâhir görünür gider gam , Eylemez halvet saray s rr- vahdet mahremi. A k ma ukdan, ma uku a ktan cüda. Ehl-i Hakk olmak dilersen zerk-i taat terkin et, çini saf eyleyigör var k yafet terkin et. Pend-i gu eyle basiretle sefahet terkin et, Ey ki ehl-i a ka söylersen melâmet terkin et. Söyle kim mümkün müdür ta yir takdir-i Hüdâ. Varl n mahvetmek oldu ayin-i erkân sad ka, Kalbini yakmak gerek an n demadem bârika. Â k oldur gitmeye her dem ba ndan saika, A k kilki çekti hat levh vücud-i a ka. Kim ola sabit Hakk isbat nda nefyi mâada. Ey Niyazi ibtidas z zevk buldun a ktan,
164

nne li r- Rahman-i tarfen kadr-i enfas-il vera, Küllü mer in salik-ün behcen kadimen bil-heva. Men lehu aklün selîmün yektedi bi l-Mustafa, Kad enarel-a k- lil-u ak- minhac-il Hüda. 165 Fuzûlî kuddise s rruhu l-azize ait gazelin tahmisi. 166 Alt çizili beyitler Fuzûlî kuddise s rruhu l -azize aittir.

66 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Yârin isbat nda (La) s z zevk buldun a ktan. Daim-ü bâki fenas z zevk buldun a ktan, Ey Fuzuli intihâs z zevk buldun a ktan. Böyledir her i ki Hakk ad yla ola ibtidâ.

µ
Rahman a ula t ran yollar nefesler say s ncad r. Allah Teâlâ ya ula t ran yollar nefesler say s nca oldu u me hur bir sözdür. Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme daima, iman nedir? diye sorarlard . O da soran n haline göre cevaplar verirdi ki ona lay k bir cevap olsun. Bir defas nda Müslüman, elinden ve dilinden, Müslüman n güvende oldu u kimsedir buyururlar. Di er bir defas nda, Namaz n k lan, zekât n veren kimsedir , cevab n verirlerdi. Biz de bir çare bulal m, çaresiz de iliz. Âlemin çaresini biz bulal m. Bir Elifin ne oldu unu bilsen bütün Kur´ân- Kerim i biliyorsun demektir. 167 Bu durumun gerçek oldu u Psikiyatri aç s ndan da geçerlidir. Onun için çok olan yollar n mür idlerinin bulunma gereklili i kaç n lmazd r. rvin D. Yalom, psikiyatr olarak bütün hastalar na, hikâyeleri ortaya ç kt kça bir a k nl k duygusuyla yakla t . Her hastan n benzersiz bir hikâyesi oldu una, bu yüzden hepsi için farkl bir tedavi uygulamak gerekti ine inand . Bu tutumu, y llar geçtikçe onu bugün ekonomik güçler taraf ndan farkl yönlere çekilen profesyonel psikiyatriden, semptomlara dayal tan ve herkes için tek tip, k sa süreli tedaviden uzakla t rd .168 E er ruhânî hayat n terbiyesi kitaplar sayesinde olabilece i muhakkak olsa idi Allah Teâlâ nebilerini göndermeyip kitaplar ile yetinirdi. Buradan Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin hayat m z n her an nda bize gerekli oldu u da aç a ç kmaktad r.

167 168

( ems-i Tebrizî, 2007), (M.301-302), s. 390 (YALOM, et al., 2000), s. 3

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 67

Bütün hakikat erenlerindeki kadim169 güzellikleri hevalar 170 iledir. Yarat l n güzelli i nefse yard mc olur. Bu yolda Allah Teâlâ n n kullar için bu ekildeki muratlar n tayin etmek mümkün de ildir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem için üphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir. 171 buyurulmas yarat l yönünden mükemmelli ine i arettir. Burada u soru akla gelirse Peki, niçin, Allah Teâlâ bu imkân her kulu için murat etmedi? Allah Teâlâ mahlûkat yarat rken olmas gerekeni me iyyet dairesinde en güzel ekilde ve noksans z yaratm t r. E er bir noksanl k var gibi görünüyorsa o Allah Teâlâ n n dilemesi yan nda o mahlûk için olabilirli in en yüksek seviyesidir. Hz. Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l-aziz buyuruyor ki: E er sen kötülükler de ondand r dersen öyl dir, ama bundan onun e kemaline noksan m gelir ki? Bu kötülük ihsan da onun kemalindendir. Dinle ulu ki i, sana bir misal getireyim: Meselâ ressam iki türlü resim yapar: Güzellerin resimleriyle, çirkin resimleri. Yusuf un, yarat l güzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin, çirkin iblislerin resmini de. ki türlü resim de onun üstatl n n eseridir. Bu, ressam n çirkinli ine delil olamaz, bilâkis üstatl na delildir. Çirkini gayet çirkin olarak yapar, o derecede ki bütün çirkinlikler, onun etraf nda döner, örülür. Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir, üstatl n inkâr eden rüsvay olur. E er çirkinin resmini yapmay bilmezse ressam, nâk st r. te bu yüzden Tanr hem kâfirin yarat c s d r, hem müminin. Bu yüzden küfür de Tanr l na ahittir, iman da. kisi de ona secde eder. Fakat bil ki müminin secdesi dileyerektir. Çünkü mümin, Tanr r zas n arar, maksad onun r zas n almakt r. Kâfir de istemeyerek Tanr ya tapar, ama onun maksad ba kad r. Padi ah n kalesini yapar, ama beylik dâvas ndad r. Kale, onun mal olsun diye isyan eder, fakat nihayet kale, padi ah n eline geçer. Müminse o kaleyi padi ah için tamir eder, makam sahibi, mevki sahibi olmak için de il. Çirkin, Ey çirkini de yaratan padi ah, sen güzeli de yaratmaya kadirsin, çirkini de der. Güzel de Ey güzellik padi ah , beni bütün ay plardan ar tt n der. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin nasihat etmesi ve hastaya dua
Kadîm: Eski zaman. Ba lang c olmayan. Uzun zamandan beri var olan. Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet 170 Heva: stek. Nefsin iste i. Dü künlük. Gelip geçici olan heves. Nefsin zararl ve günah olan arzular . 171 Nun, 4
169

68 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

ö retmesi. Rasûlüllah, o hastaya dedi ki: Sen, unu söyle; Tanr , sen bize güçlükleri kolayla t r. Dünya yurdunda bize iyilik ver, ahiret yurdunda da. Yolumuzu gül bahçesi gibi 172 lâtif bir hale getir, ey Yüce Tanr , kona m z zaten sensin.

Mustafa ile akl- selim tabii olur. Ak l ile Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin beraber zikredilmesi eriat makam n n ak l ile sorumlu tutulmas ndand r. Akl ba lamak kökünden gelen bir kelimedir. Anlamak ve idrak etmek, dü ünme ve muhakeme etme ve do ruyu bularak onu sa lam bir yere ba lamak anlam na gelmektedir. Ak l e yay oldu u gibi anlama ve anlamland rma, güzel ve çirkini ayr t edebilme, do ruyu ve yanl kavrama kabiliyetidir. Akl- selim, ise hüküm ve kararlarda iki hay rdan daha iyi olan hayr , iki erden ehven-i erri bilebilme özelli idir ve kâmil akla verilen isimdir. Buna sa duyu demek de mümkündür. Allah Teâlâ buyurdu ki; Yüzünü Allah n f trat üzere yaratt hak ve hanif dini olan tevhide ve slam a yönelt. Ki Allah insan bu f trat üzere yaratm t r. Allah n kadim kanunu olan yarat l nda bir de i im söz konusu olamaz. Do ru, sabit ve hak din ve yol budur. Ama ne var ki insanlar n ço u bunu bilemezler 173 Akl- selim, yarat l ta Allah n insan kalbine koydu u ilahî hakikatleri ve gerçe i kabul etmeye yatk n olan kabiliyet anlam ndad r. Hüdâ yolu a k ate ini â klara yakt . Allah Teâlâ kendine kavu ma yolununun evk ve i tiyak n â klar na tatt rd . Çünkü a k n hallerinde eriata muhalif hallerin bulunmaktad r. Bu haller â k için ho görülürken di er insanlar bu hallerinden dolay sorumlu olurlar. Salik-i rah- hakikat a ka eyler iktida. Hakikat yolunun saliki a k yoluna uyar. Hakiki â k n a k yurduna ad m att ilk yer, zahitlerin ve âbitlerin gelebildikleri son yerdir. Denilmi tir. Hakikate ula mak isteyen a k yoluna ra p olmal d r. A k, ebediyeti arayan ruhun, dünyevî aldanmalardan kurtularak derunî girdaba dü mesidir. A k yolu hakikate ula mada di er yollardan k sad r. Bunu k sal n u sebeple anlar z ki; â k hakikat yolunda
172
173

Mesnevi , c. II, b. 2535-2554

Rum, 30

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 69

bir anda uzun mesafeleri a t hâlde dönü ünü murad edince ald mesafede ayn masal kahramanlar n n da y llarca süren yolculuklar n n, bir arpa boyunu geçmemesi gibidir. Geçen zaman n uzunlu unun aksine, al nan yolun k sal hatta hiçli i, a n yolculu unun zahire uygun olmamas ndand r. Niyâzî-i M srî hakikate ula mak isteyene a k yolunu tarif etmesi bundand r. Cümle e yaya birer hâlet konulmu tur müdâm, Bütün e yaya birer de i meyen bir hal konulmu tur, E yan n asl için dört unsur bahsedilir. Ate su hava toprak. Bu unsurlardan biri e yada bask n olursa o özellik kendini daha çok gösterir. nsan ruhu Ben Adem'in yarat l n tamamlad m zaman ona rûhumdan üfürdüm. 174 ayet-i kerimesinin ifadesine göre ilahî men elidir. nsan ruhu ten kafesine girdikten sonra maddî ve zulmanî bir hicab ile perdelenmi tir. nsan n hamurunda anas r- erbaa denilen toprak, su, hava ve ate ten olu an dört unsur vard r. Bunlardan toprakla su, zulmanî özelli e sahiptir. Et ve kemikten meydana gelen insan vücüdunun temel unsuru toprak ve sudur. Bu yüzden tasavvufta zulmanî hicab say lan bedenin ve bedenî ihtiyaçlar n riyazat ve mücahede ile inceltilmesi gerekir. Bu dört unsur ameller cihetinde de tecelli eder. ahs- ruhu te kil eden dört unsur, ruhun tecell-i ef´ale nisbetle kalbden iktibâs etti i anâs r maneviyedir. Yani toprak mukabilinde olan namaz yemek gibidir. Hava mukabilinde olan hac ile ate mukabilinde olan zekât ile fi sebîlillah verilen bir malda bir kesme maneviye vard r. Su mukabilinde olan oruçtur. Zira savmda bir nevi hayat vard r. te bu anas r- maneviye-i mesrûde ile ruh kendisine bir vücut-u mektebe-i maneviye yani vücud-u imâni te kil eder. Nitekim Cenâb- Hakk brahim aleyhisselâma öyle ise dört tane ku yakala, onlar yan na al. Sonra kesip parçala her da n ba na onlardan bir parça koy. Sonrada onlar kendine ça r ko arak sana gelirler Bil ki Allah azizdir, hâkimdir, 175 buyurdular. Yani Dört da , hakikatte olan kalp, ruh, s r, hafi üzerine dört unsur vaz olunarak mecmû-u ruhun tasarrufuna mut ´ve munkad olup da ruha muracaat ettikleri ve ruh vücud unsuru te kil etti i gibi kalpden iktibas etti i anas r- erbaa- maneviye-i ilede vücud muktesibe-i maneviye-i tesis eder. Ve bu beyanda ruha ibrahimî itlâkiyet münâsib olur. 176 Birbirinden baz nak s baz n isti dad tam.
Hicr, 29 Bakara :260 176 Tezkire, v. 6a-6b; simli yazma bir eserden faydalan lm t r
175 174

70 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Birbirinden kimi noksan kimininin kaabiliyeti tam. Ey Hakk talipleri bilin ki, yukar da anlat lan mür id-i kâmillerin d nda kalan ve eyh denilen ki iler, er'-i erifi ö reten, ilme'l-yakîn sahibi zühd ve takva eyhleridir. Bunlar aras nda da yalan söyleyip biz falan sultân n ve filân efendinin tarîkatindeniz. Yetki ve seyr ü sülük bizdedir diyerek, kendilerinin bu yolun ehli oldu unu söyleyenler, o göçmü azizlere ve ilimlerine bühtan ederler. Kur an'da bu gibi yalanc eyhler için Yalanlayanlar n vay haline! 177denmektedir. Bilinmelidir ki, insân- kâmiller, kendilerine uymayan ki ileri, tarîkat sülûkundan, ayne'l yakîn ve hakke'l-yakîn bilgilerden mahrum b rak rlar. Sonra bu yoldan sapanlar, o hakîkat ehlinin seyr ü suluklar na, vahdetlerine, tecellîlerine, tesellilerine, mukâlemelerine, mü ahedelerine inkâra dü erler. Bu manâlar olsa, bizim eyhimizde de olurdu. derler. Kâmillerden duyulmu tur ki, yetmi bin eyh, müridiyle dergâha yüzü kara var p mes'ûl ve muazzeb olup cehenneme gireceklerdir. Cenâb- Hak bizleri, mâyeli bir mür id-i kâmile hizmet etmeyen o gibi ki ilerden korusun. Bu gibi sahte eyhler, mücâhid olup sülük etmemi tir. Bütün gaye ve gayretleri, mâl ve mülk edinmek, nâm ve riyaset içindir. Vaizler gibi halka nasihat ederek mür id-i kâmilim diye geçinirler. Mür id-i kâmile ermeden, ayne'l-yakîn ile seyr ü sülük etmeden, yedi dâirede nefsin yedi ba n mücâhede ve gaza ederek kesmeden, ayne'l-yakîn ile görülen terkiplerin enfüsî tabirlerini bilmeden hilâfete gelinmez. Ve yine, tarîkatin tekmilinde, beyne'n-nevm ve'l-yakaza yani, uyur uyan k bir hâlde iken, Hakk' n emriyle, Habib-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem yüzünden tarîkatten ir âd seccadesi üzere hilâfet verilmeyen ki i tarîkat ve seyr ü sülük ehliyim diye dava k larsa, hem zâll hem muzilldir. Bu ki ilerden gafil olunmamal d r. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, amelsiz ilim vebaldir ve ilimsiz amel dalâldir. demi tir. Her ilim ehlinden görülmek laz md r ki, azmaya. Buna göre eyhlerde bir vebal vard r. Bunlardan, ehl-i insaf ve ehl-i takva olanlar, müridlerine, karde ler, biz sizi er'-i erif yüzünden, ilme'l-yakînden, amel, zühd ve takva ile buraya kadar sülük ettirdik. Ancak, bundan sonra ayne'l-yakînden seyr ü sülük ile hakikate yol isteyeniniz varsa, gidip bir mür id-i hakikî bulsun, âlem bo de ildir. Bizden yana k skançl k söz konusu olamaz, Biz ömrümüzü ilme sarf etdik. Seyr ü sülûku ve bât nî ir âd yolunu ehlinden görmedik. demelidir. Bu gibi ki iler, ancak bu sözleri söylerlerse vebalden kurtulurlar.
177

Tur, 11

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 71

Ey Hak talibi olan â klar, e er hakîkate ula mak istiyorsan z, mutlaka bir mür id-i kâmil bulmal ve ona teslim olmal s n z. nsan ancak bir kâmil eren yedi deryadan geçirip darb- tevhîd ile yuyup ar tabilir. Zira darbî tevhîd, usûldendir. Kudret topudur. Nefs-i hannâs, nefs-i emmâre, her türlü kötü ahlâk, akl- maa ve nefs-i maa n kuvveleri ve tahsilleri darbî tevhîdin ve esman n ate iyle yok olur. Nefs bu zikir lokma yla slah olur. Nefs-i hannâs tevhidi kabul edip mü'min olur. Akl- maa , aklmaada; nefs-i maa , nefs-i maada dönü ür. Darb- tevhîdin kemâli budur. Bu usûl nebilerden kalm t r; san'at- nebevî ve san'at- evliyad r. Ne var ki, baz noksan ak ll lar, darb- tevhîde ve darbî Hû zikrine dahi edip kar ç karlar. Bu tür insanlar nefsî davran p, Allah sa r m d r sessiz zikredince i itmez mi? derler. O gibi inkârc lara cevap budur: Evet, Cenâb- Hak, semî'dir, Basîr'dir, Alîm'dir, Habîr'dir, Allame'lguyûb pâdi ah'd r. Zât n zikretme i gönlümüze gelmeksizin bilir. Ancak, bizim nefsimiz, hannâs m z, akl- maa m z ve nefs-i maa m z sa r, kör ve câhildir. Zikri, onlara i ittirelim, onlar n gözünü açal m, onlara Hakk n emrini bildirelim diye, candan, yüksek sesle ve iki yana sal narak kalb üzere hareketle yapar z. Ayr ca, insanlar n kalbi dünya ve mâsivâ fikriyle kararm ve peki mi tir. Adeta, ta a veya demire dönmü tür. Darb tevhîd, kalbin pas n siler. Ta ve demir gibi kalbleri yumu at r. Zikri kabul eder. 178 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Ümmetim hakk nda sapt r c önderlerden korkar m. 179 Âhir zamanda birtak m insanlar ç kacak, dini dünyaya alet edecekler ve insanlara yumu ak görünmek için kuzu derilerine bürünecekler. Onlar n dilleri sekerden tatl kalpleri ise kurt gibidir. Allah Teâlâ öyle buyuruyor: Onlar benim hilmime mi aldan yorlar, yoksa bana kars cüretkarl k m ediyorlar. Kendi ad ma yemin ediyorum ki; onlara kendilerinden öyle bir fitne gönderece im ki içlerinden hâlim olan bile hayrete dü ürecektir. 180 Me reb-i alâ olan ne e nedir hâs l kelâm, Yüksek me reb olan gönülde son söz nedir,

Niyâzî-i M srî en yüksek yarat l nedir diye soruyor. Bunun cevab n gelen m srada a k olarak aç kl yor.
178

179

(Ero lu Nuri, 2007), s. 78 Tirmîzî, 2230 180 Tirmizî, 37/Zuhd, 59 ( IV, 522, h. no: 2404).

72 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

A kt r ol, ne e-i kâmil kim andand r müdâm. A k gönlün kâmil halidir, devam da ondand r. Meyde te vir-i181 hararet ney de te sir-i sada. çkide gizli bir ate , ney de etkili ses. Mevlâna kaddese llâhü s rrahu l-aziz mesnevisinde. "A k ate idir ki neyin içine dü mü tür, a k co kunlu udur ki arab n içine dü mü tür." 182 Rivayete göre Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ilâhi a k s rr n Hz. Ali kerremallâhü vecheye söylemi . Bu s rr n yükü alt nda ezilen Hz. Ali kerremallâhü veche gidip Medine d nda kör bir kuyuya bu s rr anlatm . Kör kuyu bu s rla köpürüp co mu ve ta m t r. Su her yeri kaplay nca kenarlar nda kam lar yeti mi . Oralardaki bir çoban bu kam lardan birini kesip muhtelif yerlerinden delerek üflemeye ba lam . Ç kan ses kalplere co ku ve heyecan verip lahi s rr anlat r olmu . Her mecliste her cemiyette a layan, inleyen ney iyilerin de kötülerin de dostu olmu . Herkes kendisinden bir eyler bulmu neyde. Gül en-i vahdet çü kalbi emr-i râm- a kt r, A k vahdet bahçesindeki kalbin itaatidir, Lezzet-i vuslat heman ancak merâm- a kt r. A k n iste i hemen ancak kavu ma lezzetidir. Terk-i kevneyn eyleyen mest-i müdâm- a kt r, Daima sarho eden a k iki dünyay terk ettirendir,

Vadi-i hayret hakikatta makam- a kt r. Hakikatta Hayret vadisi a k makam d r. Â k sevgilisini kavrayamad ndan dolay hayrete dü er, çünkü onun tecellîleri sonsuzdur. Bu hayret ise hayret-i ilmiyye ve hayret-i uhûdiyyedir (ilmi hayretler, gördüklerinde hayrete duçâr olu u). Sadreddin Konevî kaddese llâhü s rrahu l-aziz, sûfînin hakikat kar s ndaki tepkisinin bir çe it hayret oldu unu belirtmektedir. Bu hayret, bilgisizlikten de il, hakîkatin çeli ik ve paradoksal mâhiyetinden
181

Te vir: çinde bulunma. çine alma, içine al p gizleme. Sat l k olan hayvan pazara ç kar p gösterme. 182 Mesnevi, c. I, b: 10

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 73

kaynaklanan bir hayrettir. Bu noktada bnü l-Arabî nin görü lerine ba vurursak, hayretin iki kk n n ay rt edildi ini görmekteyiz. Bunlardan birisi, cehalet ve bilgisizlikten do an ak lc kimsenin hayretidir ki, bunu özellikle filozofun sülûkünü tasvir ederken ortaya koymu tur. bnü l Arabî ye göre bu hayretin sebebi, ak lc n n sülûke veya hakikate ula maya ba larken umdu uyla tam anlam yla çeli en bir ey elde etmi olmas d r. Bu durumda ise, tam bir hüsran ve a k nl k içinde kalmaktad r. bnü l-Arabî, bunu kötü bir durum olarak niteler. Bunun kar s nda ise, bnü l-Arabî nin Muhammedî hayret diye isimlendirdi i ikinci bir hayret vard r. Bu hayret, her eyde Hakk gören sûfî nin hayretidir. Sûfî, biri çok, ço u bir, evveli âhir, âhiri evvel, zahiri bât n, bât n zahir olarak görür. Bu gibi çeli kili durumlar mü ahede etmesiyle de hayrete dü er. Fakat bu hayret, üphe ve anlamama hayreti de il, varl k alan nda hareket etmeye çal an nefsin kendi hâlindeki hayretidir. Bu nefis, dâirenin çevresinin hangi noktas ndan harekete ba lasa, dâirenin merkezi olan Hakka ula r. Burada üzerinde durmam z gereken bir husus, bnü l-Arabî nin bu hayreti Muhammedi hayret diye isimlendirmesidir. Bu isimlendirmenin iki sebebi vard r: Birincisi, Allah Teâlâ n n mutlak ve kâmil bilgisinin tarz n te kil eden tenzîh ve te bih aras ndaki bilginin Muhammedi bir tav r olarak görülmesidir. bnü l-Arabî, Nuh Fass nda bu meseleyi ayr nt l ele al r ve buradan peygamber ve ümmetinin ayr ayr eksikliklerine i aret eder. bnü l-Arabî ye göre, Allah Teâlâ hakk nda ak l ve vehim güçlerinin gerektirdi i hükmü ayn anda verebilmek, Allah Teâlâ n n bütün mütekâbil isimlerinin mazhar olan Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin istidad na mahsustur ve sâdece onun erîat bu hükmü getirebilir. Bu hayretin Muhammedi hayret diye isimlendirilmesinin ikinci sebebi ise, sûfîlerin aktard klar bir rivayettir. Bu rivayette Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, Rabbim, sana dâir hayretimi art r demi tir. Böylece hayret , sâdece kar la lan bir durum veya mâruz kal nan bir ey de il, aksine talep edilen bir ey olmaktad r. Bu anlamda hayretin ideal bir mertebe oldu u da anla lmaktad r.183 Çün mü ahhas olmaz ol vadide sultandan geda. Zira o vadide sultan ve fakir gibi ahsiyet olmaz. Arifin a k- ilâhîden ye olmaz hemdemi, Arifin ilâhî a ktan ba ka can ci er arkada olmaz,

183

(DEM RL , 2003), s. 143

74 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Nu edip sahba-y zat can olur her bir demi. Sahbay zat içen, her zaman can olur. Mazhar ana ayn-i zâhir görünür gider gam , Kavu unca as l hakikati ona görünür ve gam gider, Eylemez halvet saray s rr- vahdet mahremi. Vahdet s rr n n saray ndan mahrem halvete giremez A k ma ukdan, ma uku a ktan cüda. A k sevgiliden, sevgili â ktan ayr . Ehl-i Hakk olmak dilersen zerk-i184 taat terkin et,185 Hakk ehli olmak dilersen çirkin sözle taati silme,

Hz. Âdem aleyhisselâmdan itibaren enbiyaya üstün bir dil kabiliyeti verildi ini; Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ise muhatap oldu u toplumun özelli inden dolay mükemmel bir dil birikimi ile donat lm t r. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme güzellik nerededir , diye soruldu unda O nun dildedir eklinde cevap vermesi, dili ne kadar önemsedi inin göstergesidir.186 Beyanda büyüleyicilik vard r 187 Beyanda büyüleyicilik, iirde hikmet vard r. 188 çini saf eyleyigör var k yafet terkin et. çini saf eyleyi gör var k yafet ile bozma.
184 185

Zerk: Çirkin söz söylemek. Ku un terslemesi. Terkin: Boyama, yazma. Bozulma, bozma. Çizme, silme Belli bir saatte ve yerde bulu ma için sözle me. 186 M. Akif ÖZDO AN, Dinbilimleri Akademik Ara t rma De rgisi V (2005), Say : 4; bn Kuteybe, Uyûnü l-ahbâr, n r. Muhammed Abdulkâdir, el-Matba atü l- asriyye, Beyrut, 1999, I, 184; el-Hafâcî, Sirru l-fesâha, 61; bn Re îk, el- Umde fî mehâsini iir ve âdâbihî ve nakdihî, n r. Muhyiddîn Abdulhamîd, Dârü l-cîl, Beyrut, 1972, I, 241. 187 M. Akif ÖZDO AN, Dinbilimleri Akademik Ara t rma Dergisi V (2005), Say :4; Câhiz, el-Beyân, I, 157. 188 M. Akif ÖZDO AN, Dinbilimleri Akademik Ara t rma Dergisi V (2005), Say :4; Kudâme b. Ca fer, Nakdü n-nesr, ne . Abdülhamîd el- bâdî, Dârü l-kütübi l- ilmiyye, Beyrut, 1982,77. Na ir, bu eseri Kudame (337/948) ye izafeten ne retmi sede Kudame ye ait de ildir.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 75

Zahir elbisenin güzelli i seni aldatmas n, demektir. Ki iye asalet veren kâmil tabiat d r. Di erleri ise ancak belli bir zaman insan oyalar. Bakiyesi ise yel gibidir. Niyâzî-i M srî kuddise s rruhu l-aziz Enbiyânun ve evliyanun ekserisi ümmilerdür. 189 buyurmas anadan geldi i gibi saf olanlar n bu yolda ba ar l olaca n beyan ederek, sonradan al nan k yafetin bir de eri olmad n aç klamaktad r. Pend-i gu eyle basiretle sefahet terkin et, Basiretle nasihata kulak ver e lence ile silme, Ey190 ki ehl-i a ka söylersen melâmet191 terkin192 et. Ey ki i; a k ehline söyledi inde melâmet ile sözle . Yani a k ehlinin halinin söz ile ifade edilemedi i için yap lan hareketlerin zahirine aldanma demektir. Söyle kim mümkün müdür ta yir takdir-i Hüdâ. Söyle Allah Teâlâ n n takdirini de i tirmek mümkün müdür? Varl n mahvetmek oldu ayin-i erkân sad ka, Sad ka varl n mahvetmek as l usul oldu,

Kalbini yakmak gerek an n demadem bârika. Onun kalbini s k s k im ek par lt s yakmak gerek.

A k n deprasyonlar ve stresi olmadan tazelenme ve olgunla ma yoktur. Â k oldur gitmeye her dem ba ndan saika, Â k her zaman ba ndan y ld r m gitmeyendir, A k kilki çekti hat levh vücud-i a ka.
189

(MISRÎ, 1223), v. 104b 189 Enbiyân n ve evliyan n ço u ümmilerdir 190 Ey: (Arabçada) Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki mânalar na gelir. Bir ibareyi tefsir için kulan l r. Türkçede: Yak n nidâ içindir. 191 Melâmet: K nanm l k. tab ve serzeni lik. Rezillik ve rüsvayl k. 192 Terkin: Belli bir saatte ve yerde bulu ma için sözle me. Boyama, yazma. Bozulma, bozma. Çizme, silme

76 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

A k kalemi a k n vücuduna çizgi çekti. Kim ola sabit Hakk isbat nda nefyi mâada. Kim Hakk isbat nda sabit olursa nefyi b raka. Âlemle me gul olmay b rakmazsan Hakk isbat edemezsin. Cümle e yada Hakk gören nefyi terk etmi demektir. Ey Niyazi ibtidas z zevk buldun a ktan, Ey Niyazi a kta öncesi olmayan zevk buldun, E er bize:- Tasavvufun iptidas nedir? Diye sorarlarsa, öyle deriz: man n alt erkân vard r. Bunlar s ras ile: Allah-ü Teala n n varl na ve birli ine, meleklerine, nebîlerine, k yamet gününe, hay r ve er Allah n takdiri ile oldu una Dil ile ikrar ve kalb ile tasdikdir. 193 A kta ise teklif hükümleri yoktur. man konusunda â klar n mezhebi yârin vechidir. Yârin isbat nda (La) s z zevk buldun a ktan. A ktan yârin isbat nda (La) s z zevk buldun. Daim-ü bâki fenas z zevk buldun a ktan, Daima a ktan fenas olmayan zevk buldun,

Ey Fuzuli intihâs z zevk buldun a ktan. Ey Fuzuli a ktan sonsuz zevk buldun. ayet bize: - Tasavvufun intihas nedir? Diye sorarlarsa u cevab veririz: Tasavvufun intihas ; keza birinci sualde geçen alt erkân , dil ile ikrar, kalb ile tasdiktir -Nitekim Cüneyd-i Ba dad kaddese llâhü s rrahü l-azîz Hazretlerine bir gün: Tasavvufun intihas nedir?. Diye sorduklar nda, u cevab verdi: ptidas d r. 194 Böyledir her i ki Hakk ad yla ola ibtidâ. Her i Hakk ad yla ba larsa böyledir.

193 194

Niyâzî-i M srî, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasavv fâne, B R NC SUAL VE CEVABI Niyâzî-i M srî, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasavv fâne, K NC SUAL VE CEVABI

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 77

Müz ibetû dumû i aynî teskubü Kadet mine - evki ileyküm tezhebü Nâru l-fuâdu lem tendafî men sekîhâ z küllemâ üciret vehiye tetelehhebü Min iddeti s-sevdâi fî leyleti l-firak Malî sivâ hevâkimû min müzhebin Hayyertumû bi l-firakati l-kalbi lmek îbi Yâ leytenî min ba di ba de akrabin Muhtasarun tahlîs halî bi l-beyâni Ma gultühû mutavvelün ve mutnibün Dâü l-firag leyse min t bbe lehû llâ muvasilete l habîbi rreyrabi Ercu minallâhi l-kerimi l-müsteânü lâce dâi hicrin hâze l-müznibi
Kad veda tü tilke l-kas detü nebezetün

¸ µ ¸

µ

Mine l-beyâni ve l-bedi l-e rabi Yevmen tezkurunî bikum muhabbetin Hakîkatin ke l-ümmehati ve l-ebi

78 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Rafe te sevâbe n-nazmi lî alyâkumû Ke l-hulleti l-müfeddadi lmüzehhebi Cemî bikum cem un musahhahün bihî

¸
Kulûbuna mevsûletun lâ tuhcebu Bi l- lmi ahyakum ilâhü l-kâinati Mâ zerre arikun ve laha kevkebun

Sevgilisinin kaybolmas ndan gözümün ya dökülüyor

evk ve i tiyaktan neredeyse sana gidesim geldi.

Kalbimin ate i a lay mdan dolay da sönmedi

Hepsi de ak t lsa o yine tutu ur

¸
Gece vaktinde ayr l karanl n n iddetinden

µ

¸
hayrete dü ürdü.

Benim için yald zl parlay ndan ba ka bir ey öfkelenmeleri Mahzun kuruntulara çilelere bo ulmu kalbin ayr l

Ke ke bundan sonra akrabiyetten daha yak n olayd . Kocamustafapa a Dergâh eyhlerinden Yakub- Germiyânî nin zaman

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 79

zaman iir söyledi inden ve mevzun195 kelâm etti inden bahseden o lu ve Menâk bnâme yazar Sinânüddin Yusuf, babas n n; Ben ne hidmetkâr ne mahdûm olaydum kâ ki Gelmeyeydüm âleme ma dûm olaydum kâ ki beyitini söylemesi üzerine niçin ma dumiyeti tercih etti i sorusuna u cevab verdigini nakleder: 1-Evvelâ: bu kelâm, âlem-i vahdetin lezzetinden müfârakât 196 elemi tezekkür olundu u zamanda lisân- hâlden kâle geçmi dür. 2-sâniyen; erâyit-i ni met-i vücûd ki edâs nda nice ehl-i uhûd âciz ve mertebe-i kemâle az kimse hâiz görüldü ü esnâda makâm- acz de vârid olmu bir kelâmdur. 3-sâlisen; bu kelâm, makâm- kâlde denilmi de ildir. Muktedâ-y ba z hâldür ki bu mertebede fahr-i âlem salla llâhu aleyhi ve sellem Ke ke Muhammed in Rabbi, Muhammed i yaratmasayd . diye buyurmu lar. Dâh Hazreti Ali kerreme llâhü veche, hiç kimseyi re k [g pta] etmezem illa dünyaya gelmeyenlere re k ederem demi ler. Dâh nice evliyâ-y kibâr n her birinün bu makâmda bir kelâm vardur. 197

Bu halimin beyan n n muhtasar n muhtasar d r. Bu anlatt klar m kelimeye s anlard r. S mayanlar içinse söz kafî gelmedi, demektir. Onunla söylediklerimiz uzun ve dayan lmazd r.

Ayr l k ac s n n t bda bir ilac yoktur.

Ancak ra bet edilen sevgiliye kavu may

195

Mevzun: Vezinli. Ölçülü. Tart l . Düzgün. Yak kl . Her bir vasf ölçülü ve i'tidal üzere bulunup, s rf iyi ve güzel eylere nâil olan. 196 Müfarakat: Ayr l k. Bir yere b rak p gitmek. Dostlar ndan ayr dü mek. 197 Yusuf b. Yakup, Menâk b- Serif ve Tarikatnâme-i Pîran ve Me ayih-iTarikatAliyye-i Halvetiyye, stanbul 1290. s. 70.

80 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Kerim ve müsteân198 olan Allah Teâlâ dan ümit ediyorum ki

µ
Ayr l k derdinin ilac bu a rl gidersin

Bu kasideye bir parça koydum

Beyan199, bedi 200 ve garib201 eylerden
¸ Bir gün ki muhabbetin nas l oldu unu hat rlatt .

Muhabbetin hakikati ayn anneler ve baba gibidir.

Benim için bu nazm n güzelli ini yücelt

Alt n ve gümü le bezenmi elbise gibi

¸
Onlar n seninle toplulu u s hhatli topluluktur.

Bizim kalplerimiz sana kavu tu u için perdelenmez. Bâyezid Bistâmi kaddese llâhü s rrahu l-aziz daima hacca giderdi. Vard bir ehirde önce oradaki eyhleri ziyaret etmeyi sonra da ba ka i lerle u ra may âdet edinmi ti. Basra'da bir dervi in yan na u rad .
Müstean: (Avn. dan) Kendisinden yard m beklenen, yard m istenen. Beyan: zah. Aç klama. Anlatma. Aç k söyleme. Ö retme. Fesahat ve belâgat. Edb: Belâgat ilminin hakikat, mecaz, kinâye, te bih, istiâre gibi bahislerini ö reten k sm . (Bak: Belâgat) Söz olsun, i olsun; vukû bulan eyden murad ne oldu unu o ey ile alâkas ve münâsebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile aç klamakt r. 200 Bedî:e i benzeri olmayan hayret verici güzellikte olan, hârika. 201 Garib: Hayret verici. Tuhaf. Kimsesiz. Zavall . Gurbette olan.
198

199

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 81

Dervi ona sordu: Ya Bâyezid, nereye gidiyorsun? Bâyezid cevap verdi: Mekke'ye, Tanr evini ziyarete gidiyorum. Yan nda ne kadar yol harçl var? ki yüz dirhem. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. O paralar bana ver! Bâyezid yerinden f rlad para ç k n ku a ndan çözdü öperek eyhin önüne b rakt , eyh tekrar söze ba lad . Yine sordu: Ey Bâyezid! Nereye gidiyorsun? Gidece in yer Tanr 'n n evidir ama u benim gönlüm de Tanr evidir. Ulu Tanr hem o evin hem de bu evin sahibidir. O evi yapt rd ktan sonra orada hiç oturmam t r. Ama bu ev yap ld ktan sonra hiçbir zaman buradan ayr lmam t r.202

Kainât ilâh n n ilmi ile size hayat veren

Güne in do u u ve y ld zlar n do u u gibidir. 19 Mevâlîdin sana her fasl u bab , 203

¸ ¸ ¸ ¸ ¸ ¸ ¸ ¸ ¸

¸ ¸

Senin vasf nda vard r her birinde, Dahî dareyn ile berzah yüzünde Ulûm-ü sûret-ü ma nâ hakikat,

¸ ¸ ¸ ¸ ¸

Üçünden s rr ma dâim eri ir, Ki sen ben o demekten geçene yok, S fât-u zât-u ismân cehli ey dost, Hemin zât-u s fât esmân bilmek, Bunlardan görünen halk n vücûdu,
202 203

( ems-i Tebrizî, 2007), (M.321), s. 411 Vezin: Mefâ îlün Mefâ îlün Mefâ îlün

82 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

¸ ¸

¸ ¸

Niyâzî cism-ü kalb-ü rûh ki denir,

Mevâlîdin sana her fasl204 u bab ,

¸

¸

Do u lar n senin için her bölümü ve alt k s mlar Kitab n içinde, onun içindeki kitapta ve onun içindeki kitaptad r. lk önce nsân- Kâmil ve Veled-i kalp terimlerini inceleyelim. nsan- Kâmil slâm Dü üncesinde hicri yedinci yüzy la kadar kâmil ya da mükemmel insan tabiri kullan lm de ildir. Bu tabiri ilk defa kullanan ahs n bn ül Arâbî oldu u kabul edilmektedir. Ancak baz iddialara göre ise nsan- Kâmil fikri bn ül Arabî ye hvan- Safâ dan geçmi tir. Çünkü hvan- Safâ iki tür insan bulundu undan bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi kâmil insan olup, bilgi ve yarat l bak m ndan mükemmel olan bir varl kt r. kincisi ise s n rl insan olup, yeryüzünde bulunan insand r. Bu insan, Kâmil insan sebebiyle yarat lm t r. nsan- Kâmil fikrinin slâm Dü üncesinde farkl biçimlerde yorumland n görmekteyiz. Ancak biz bu yorumlardan, insan n ula mas gereken olgunluk olarak kabul edilen fikri de il de, lahî simler (Esmâ) in ilk zuhura ç k sebebi olmas hasebiyle mükemmel bir ekilde yarat lan, Allah Teâlâ n n bütün isim ve s fatlar kendisinde mü ahede edilen, vahiy ve ilhâm gibi her türlü bilginin kayna olan ve baz ilim adamlar nca Hakikat- Muhammediyye, Simurg, Bahr-i Muhît de denilen metafizik bir varl k olarak ta bahsedilmektedir. Baz mutasavv flara göre nsan- Kâmil, bizim bildi imiz manada, bir sûretle var olan ve be er ad n alan insan de ildir. nsan- Kâmil, âlemin varl n n sebebi ve koruyucusu olan bir ilk örnek (prototip) olup, kendisine ilk ak l (akl- evvel) mertebesi verilmi ve bilmedi i eyler ö retilmi tir. Bu varl a lk nsan (el- nsanu l-Evvel) de denilmekte ve
204

(Fas l) ki ey aras ndaki ek yeri. Mafsal. Hak söz. Hak ile bât l n aras n fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna Faysal da denir) Halletmek. Ayr lma. Çözme. Bölüm. Mevsim. Ayn makamda çal nan ark . Çocu u memeden kesmek. Birini zemmetmek. G ybet.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 83

bu insan n her yönüyle cismanî insandan daha kuvvetli oldu u kabul edilmektedir. Çünkü cismanî insan, ilk insan n idol (sanem) ü oldu u için derece ve özellikler bak m ndan daha az yetkindir. E er cismanî insan, ilk örne i olan insana benzemek isterse, ilim ve fazilet bak m ndan kendisini yetkinle tirmesi gerekir. nsan- Kâmil in, Kâmil Tabiat205 ile benze ti i baz hususlar bulunmaktad r. Hatta A. Bedevî nin iddias na göre, Kâmil Tabiat ile nsan- Kâmil ayn eydir. Bu iki fikrin benze ti i noktalar n ba nda, Kâmil Tabiat ve metafizik anlamdaki nsan- Kâmil in her ikisinin de cismanî de il, ruhanî varl klar oldu u fikri gelmektedir. Molla Sadrâ ya göre nsan- Kâmil, insan türünün ilk örne i olan semavî bir insand r. Ona göre her varl k giderek kendi semavî ilk örne ine yakla acak; böylesi bir insan berzah olma niteli ine ula arak semavî bir insan (insan- kâmil) a dönü ecektir. Kâmil Tabiat ile nsanKâmil aras ndaki önemli bir ba ka benzerlik de her iki varl n Allah Teâlâ n n yeryüzündeki halife si olarak görülmesidir.206 Veled-i Kalb
Veled-i Kalb tabiri, tasavvufta ender kullan lan terimlerden biridir. Tasavvuf

terimlerini ihtiva eden eski sözlüklerin hiç birinde bu terim yoktur. Ancak söz konusu terimi sadece Abdulkadir Geylanî kaddese llâhü s rrahu l-aziz
205

Kâmil Tabiat n neli i hakk nda tam bir görü birli i bulunmamaktad r. Zira her dü ünür bu kavram , kendince tan mlam ve böylece birçok görü ortaya ç km t r. Ancak Kâmil Tabiat ile ilgili görü belirtenlerin ço unlu u, Aristoteles e atfedilen Estimahîs adl eseri referans göstererek bir tan mlamaya gitmi lerdir. ddialara göre bu eserde Aristoteles Kâmil Tabiat , filozofun ilmini ve hikmetini art ran, ona ilham veren ve onu ilim ve hikmet bak m ndan olgunla t ran ruhanî bir kuvvet olarak tan mlam t r. Aristoteles e atfedilen iddialara göre, bu güce filozoflardan ba kas muttali olamaz. Çünkü filozoflar Kâmil Tabiat gizli bir s r (es-s rru lmektûm) olarak kabul ederler. Kâmil Tabiat hakk ndaki bu farkl görü lerin ortak özelliklerinden hareketle onun, ruhânî bir varl k oldu unu, filozoflara veya tüm insanlara bilgi ve hikmet verdi ini, insanl n ilk örne i oldu unu ve Allah ile insan aras nda elçilik yapt n anlamaktay z. Özet olarak Kâmil Tabiat, insan n ilk örne i, di er ben i, koruyucusu, manevî ö retmeni olarak kabul edildi i gibi, insan ruhlar da onun manevî evlad olarak görülmektedir. Ayr ca bu terim, ortak özellikler gösteren Fa al Ak l, Kutsal Ruh, Veled-i Kalb, Refîk-i A lâ, Daimon ve Adam Kadmon gibi terimlerle de bulunmaktad r. Hermes dedi ki; Bana nesnelerin ilmini getiren ma nevî bir varl kla kar la t m. Sen kimsin? dedim. Ben senin Kâmil Tabiat n m dedi (ERDO AN, 7 [2006], say : 17) 206 (ERDO AN, 7 [2006], say : 17)

84 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

(hyt.1165) nin kullanm t r. 207Geylanî ye göre, bir k s m tasavvuf ehli kutsal mânâ hallerine, t fl ya da veled (çocuk); bu hallerin neticesinde olu an durumlara ise t fl- mânâ (mânâ çocu u) veya veled-i kalb (kalp çocu u) demi lerdir. Nak bendîlere göre, ruhunu riyazet ve güzel ahlak ile temizleyen ki ilerin kalbinde bir yetenek olu tu u ve bu yetene in, ki iyi ilim ve hikmet sahibi k ld eklinde bir kanaat bulunmaktad r. Bu kanaate göre, uzun y llar riyazet ve mücahede yapan ki ilerde, Rabbânî Mevhibe denilen bir yetenek meydana gelir. Bu yetenek meydana geldikten sonra, bu ki iler, de i ik k l klar kabul etme yetene i vas tas yla istedi i biçime girebilirler. Tayy- mekân ve tayy- zaman gibi hareketlerin hepsi bu yetenek sayesinde olur.208 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz kâinat n bir do u lar âlemi oldu unun fark ndad r. Bundan ötürü mevalid kavram n kullanarak sunmaktad r. Mevalid kelimesi, do mu lar anlam na geldi i gibi do ulan yerler anlam na da gelmektedir. Bir olaydan ba ka bir olay n do mas n da dikkate alarak do mu lar kavram n sadece canl larla ilgili olacak ölçüde dar kapsaml görmeyen Niyazi, bütün realitelerin her fasl n (yani bölümünü) ve bunlar n da bütün bablar n (k s mlar n ) dikkate alm t r. Bunu da aç klayan bilgilerde derecelendirme oldu unu hat rlatarak kitaplar n taksimat n yapm t r. Bir olaydan ba ka bir olay n do mas sebep-sonuç ili kisidir. Buna göre bu en iç ilmi bilenler bütün sebep-sonuç ili kilerinde o tevhit ilmini bulunur. Küçük âlem (mikro-kozmos) insan compose bir varl kt r, yani mülk ve melekût olmak üzere iki âlemden mürekkebdir. Mülk âlemi cisim ve beden, melekût âlemi can ve ruhtur. Mülk âlemi ev, melekût âlemi ise ev sahibidir. Bu ev sahibinin mertebeleri ve her bir mertebede de bir ad vard r. Bir mertebede ad tabiat , bir ba ka mertebede nefs , di erinde ak l , ba ka birinde de nurullah d r.
Hz. Kuddûsî kaddese llâhü s rrahu l-aziz, tarikat dersini ilk önce, Nak îbendî Tarikat na mensup olan babas eyh Hac brahim Efendi'den alm t r. Hz. Kuddûsî, bunu, Nasâih-i Kuddûsî isimli eserinde öyle anlat r: "Ey o ullar m! Sizin ceddiniz kâmil ve mükemmel bir zât idi. Allah Tebâreke ve Teâlâ'n n tevfîki ile daha küçük ya lar mda iken babam bana kelime-i tevhîd-i telkin eyledi. Bana; "Ahmed! Benim bu günümde çal , gayret et."diye emretti ve ben de çal t m. K sa zamanda veled-i kalp (kalp çocu u) do du. Sol mememin alt nda veled-i kalbin hareket etti ini rahmetli anam da bizzat mü ahede ederdi." (Kuddûsî, Tarihsiz), s.7 208 (ERDO AN, 7 [2006], say : 17)
207

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 85

Birinci mertebe olan tabiattan üç ey meydana gelir. Biri imaret, bay nd rl k ve itaat etmek; biri fesat, y k c l k ve taat etmemek; di eri de kibirlenme, kendini be enmi lik ve serke lik etmektir. Bundan dol y a peygamberler bu ev sahibine üç isim vermi ; mamur edip, itaat etti i için melek , fesat ç kar p y kt ve itaat etmedi i için eytan , kibirlenip kendini be endi i ve boyun e medi i için de blis ad n koymu lard r. Bundan dolay , her insan n onunla birlikte olup, onunla beraber ya ayan bir eytan vard r, denilir. u halde insan, hilkatinde blis in hakikati , eytanin hakikati ve mele in hakikati olmak üzere üç hakikati cem etmi tir. Buna göre her insanla beraber görevli bir eytan do ar hadisinde ifade edilen eytan , ister ontik bir varl k olarak, ister insan n tabiat ndan bir cüz, isterse her ikisi olarak ele alal m, hepsinde de mü terek netice ve hakikat udur; kötülü ün kayna ve ilkesi olan eytan insan ile birlikte var olmu tur ve insan eytanlar ile kastedilen de insan n görünmeyen, gizli olan, eytanî yönleridir. nsan, görünmeyen bu eytanetini hal ve hareketleriyle izhâr edince insan eytan olarak vas flanmakta ve ifade edilmektedir. Buna göre Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin eytan insano lunun damarlar nda kan n akt yerden akar hadisini de insan n tabiat ndaki gizli eytaneti olarak yorumlayabiliriz. 209 lk do u mukadder oldu, u dünyâya geldin ya: ikinci do uma da çal ki nur olas n, Can n Hakk yoluna koy da böylece Allah Teâlâ dan ders al.
210

te, insân n Yarat c Kudret le vâs tas z diyalogu gerçekle tirebilece i duyular ve madde üstü plânlara gözünü açabilmesi kinci Do um (Vilâdet-i Sâniye) veya Mânevî Do um (Vilâdet-i Mâneviye) dedi imiz olayla gerçekle ir. Mânevî do um, maddî do umun vücûd verdi i et ve kan çocu una kar l k bir Kalp Çocu u (Veled-i Kalb) vücûda getirir. Bedensel do umun ana yurdu rahim, mânevî do umun ana yurdu ise dünyad r. Mânevî do umun anne ve babal n Mür id-i Kâmil yerine getirmektedir. Kâmil bir Mür id in eliyle gerçekle tirilen do um, sonuçta nsân- Kâmil i yâni Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Vârisi insân ortaya ç kar r. nsan bebeklik döneminde mutludur. Çünkü arzular ve iktidar denge halindedir. Yani elde etmesine yetecek kadar güce sahiptir. 211 lm-i Ledün ün bir hedefi de Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem
209 210 211

(ÇAKMAK, -1994), s.34 (VELED), b. 70

Jean-Jacques Rousseau

86 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Vârisi insân yeti tirmektir ve nsân- Kâmil i ancak bir nsân- Kâmil yeti tirir. bn ül Arabî , s k s k insan- kâmil in ayn zamanda Kur'an- Kerim oldu unu söyler. Bu sebeple onun Kur an anlay n n ve Kur'an- Kerim i yorumlama metodunun belirlenmesi ayn zamanda dil-varl k/insan aras nda gördü ü paralelli in tespiti aç s ndan önemlidir. 212 Bu noktada bn ül Arabî , eyhi Ebu Medyen in u sözünü nakleder: Arad her eyi Kur an da bulamayan mürîd gerçek bir mürîd olamaz. Bu derecede bir umûmîlik ve ku at c l k vasf n ta mayan he söz de r Kur'an- Kerim de ildir. 213 Ben Kur an m ve sebu l-mesânî yim Zamanlar n de il rûhun ruhuyum Mü âhede etti imin huzurunda mukîmdir kalbim 214 O nu mü âhede ederim (hâlbuki) sizinle lisân m. Senin vasf nda vard r her birinde,

¸

¸

Senin yarat l n n s fatlar n n her birinde Bu cevaplar iç içe olarak vard r.

Gayb n anahtarlar O nun kat ndad r, onlar ancak O bilir. Karada ve denizde olan bilir. Dü en yapra , yerin karanl klar nda olan taneyi, ya kuruyu ki apaç k Kitap tad r ancak O bilir. 215 lim konusunda bnu Ömer radiyallâhü anh n koydu u u kâide herkesce benimsenmi tir. "Allah Teâlâ bilir demek ki inin ilmindendir." öyle buyururlar: "Ki i sorulan eyi iyi bilirse cevap vermeli, iyice bilemezse "Allah daha iyi bilir (Allahu âlem)" demelidir. Çünkü ki inin bilmedi i hususlarda "Allahu a'lem" demesi onun ilmindendir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bu konuda daha sarih bir ifade kullanmay tavsiye eder. "Bilmiyorum." Aynen öyle derler: " lim üçtür: "Kur'ân- Kerim, ya ayan sünnet ve bilmiyorum (Lâ edri) demek."
(ÇAKMAKLIO LU, 2005), s. 237 bnü l-Arabî, Fütûhât , c. V, s. 190; c. V, s. 137 214 bnü l-Arabî bu iiri, esrarengiz bir vak as nda kar la t fetâ ya atfen zikreder.Bkz. bnü l-Arabî, Fütûhât (thk.), c. I, s. 70. iir için ayr ca bkz., A. mlf., Kitâbu l- srâ (Resâil), s. 158.(ÇAKMAKLIO LU, 2005), s. 237 215 En am, 59
212

213

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 87

Rivayetler, keza sorulara Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin da "bilmiyorum" diye cevap vererek, bu babta ba ta ulemâ, bütün ümmetine örnek oldu unu göstermektedir: bnu Ömer radiyallâhü anh anlat yor: "Bir adam Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme gelerek: Ey Allah' n Resulü! Hangi yer daha hay rl d r? diye sordu. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem: "Bilmiyorum (Lâ edrî)" dedi. Adam: "Pekâlâ, hangi yer kötüdür?" diye sorunca Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem yine "Lâ edrî (bilmiyorum)" cevab n verdi. Bir müddet sonra Cebrail aleyhisselâm geldi. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ona sordu: "Ey Cibril hangi yer daha hay rl d r?" O da: "Bilmiyorum" diye cevap verdi..." Neticede cevap Cenab- Hakk'tan geliyor: "Hay rl yerler mecsidlerdir, erli yerler de çar pazard r." Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bu konuda da örnek alan slâm âlimleri kendilerine sorulan sorular n ço unlu una "Lâ edrî (bilmiyorum!)" diye cevap vermekten ar duymam lard r. Niyâzî-i M srî burada cevab n içinde cevap diyerek do runun ço u zaman fark edilemeyece idir. Dahî dareyn ile berzah yüzünde

¸

¸

Dahi ahiret, dünya ve berzah âlemleri Birbirlerinden perdeli olarak gizlidir. Dâreyn, dünya ve âhirettir. Berzah ise bir âlemdir ki, dünyâ ile âhiret aras ndad r, an n için ona berzah âlemi denildi. nsan dahil, tüm yarat klar i te üç yerde toplan rlar: Biri Âdem aleyhisselâm n yarad l ndaki, Âdem aleyhisselâm n zahr ndan latif suretler halinde ç k p dört saf te kil etmi olarak Allah Teâlâ n n huzurunda topland m z vakittir. Cenâb Hakk n Elestü bi-Rabbiküm , Rabbiniz de ilmiyim hitab yle muhatap oldu umuz vakit Saidler ve akîler toplanm t k. kincisi berzah âleminde toplan r z. Bu dünyada hiç kimse kalmaz. Bu halde yüz y l kal n r, sonra k rk gün ya mur ya ar, herkes tüm insanlar kabirlerinde do rulurlar. Üçüncüsü mah erde toplan ld zamand r. Allah Teâlâ n n üç nikâb vard r. Biri dünyâ âlemindedir ki bu nikâptan mahcup O nu göremez. Biri de âhiret âlemindeki nikâptan ki, bu dünyada O nu göremeyen, gerek cehennemde, gerekse cennette olsun görmezler.

88 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Küfür ehli ve irk ehli lâh olarak edindikleri suretler ile cehenneme girerler. Hicap ehli yani bunlar evvelce hayatlar nda Hakk rezzakt r, gafurdur, rahîmdir, öyledir, böyledir diye inanm olanlar yaln z cumadan cumaya veya ayda bir kere inan lar vechîle görürler. Ancak Ârifler, yani Tevhit ehli her yüzden gerek dünyâda gerek berzah âleminde ve gerekse âhiret âleminde dâima Allah Teâlâ y mü âhede ederler. Ulûm-ü sûret-ü ma nâ hakikat,

¸

¸

limler zahir, bat n ve hakikatten olu ur. Bunlar s ras yla içilmesi gereken araplard r. limler de suret (sebep-sonuç ili kileri), mânâ (soyut mânâ eksenleri) ve hakikat (tevhid gerçe i) ile ilgili ilimler olmak üzere üç s n ft r. limler lmel-yakîn e, sûretler Aynel-yakîn e ve ma nâ-i hakîkat da Hakk al yakîn e i ârettir. lmel-yakîn; Tevhid-i ef-al, Aynel-yakîn Tevhid-i s fât, Hakk el yakîn de Tevhid-i zatt r. Sâlik olan kimse önce Tevhid-i efalde bir arap Tevhid-i s fatta bir arap ve Tevhid-i zatta bir arap içer, yani bu üç mertebede birer manevî arap ile mahmur ve mütelezziz olur. Sâlik ma nen içti i bu üç arabtan dâima s rr na ilhâm yoluyla gerek ef al gerek s fat ve gerekse zat mertebelerinde hitaba eri ir. Üçünden s rr ma dâim eri ir,

¸

¸

Bu üç ilimden benim bat n ma bilgiler ula r. Bunlar rüya, ilham ve vahiy olarak bulurum lâhî feyz süreklidir. Nübüvvetin bir bölümü olan rüya yoluyla müjdelerin (el- Mube irât) kap s kapanmam t r.216

(ATAÇ, 1993), s: 413; Nübüvvelin k rk alt bölümünden birisi olan salih rüyaya dair hadisler farkl rakamlar ve laf zlarla; Ubâde b. es-Sâmit (r.), Enes b. MaIik (r.) Ebû Hureyre (r). bn Ömer (r.). Ebû Rezîn el-Ukaylî (r.), Abdullah b. Mes ûd (r.), Abdullah b. Abb âs (r.). Abdullah b. Ömer (r.). Abdullah b. Amr (r.). Ebû Katade (r,), Huzeyfe b, Esîd (r.). Avf b. Mâlik den (r.) rivayet edilmi tir.

216

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 89

Bir rivayete göre Niyazî-i M srî, çevresiyle olan bu yo un ili kisi nedeniyle manevî e itimini ihmal etme e ba lar. Bunun üzerine eyhi, onu Elmal n n d na bir i için göndermek ister. Bunu ö renen Niyazî-i M srînin hat r na, eyhinden uzak kalaca süre içinde, manen bir zay fl k olup-olmayaca eklinde tereddütler gelir. Ayn gece bir rüya görür, rüyas nda üzerine korkunç bir ay sald r r. Ay ile bir müddet bo u up, ümidini kesti i bir anda, eyhi Ümmi Sinan belirir ve Niyazî-i M sr yi bu zor durumdan kurtar r. Rüyas n ertesi gün eyhine anlat r. eyhi de Niyazî-i M srî ye hitaben, o lum Mehmet! o ay yabandan de ildir der. Görüldü ü gibi ruh tezkiyesini ve nefis terbiyesini esas alan tasavvufî e itimde rüyalar oldukça önemli bir yer tutmaktad r. Bu rüyada anlat lmak istenen eyhinin uyar s na kar tereddüt geçiren Niyazî-i M srî böylece uyar lm olmaktad r. Tasavvuf! Yorumlara göre, rüyada görülen her türlü hayvan, insandaki hayvanî nefsi sembolize eder ve nefsin olgunla mad n n belirtisi kabul edilir. Niyazî-i M srî kendi yazd tabirnamesinde, rüyada ay görmenin nefsin olgunla mad n n ve o ki inin hayvanî s fatlar n n insanî s fatlar na üstün geldi inin alameti eklinde yorum yapar. (Bkz. Niyazî-i M srî, Ta biratü l-Vaktât, Süleymaniye Kütüphanesi, Hac Mahmud Efendi Böl., no: 3346/10, v. 63b) 217 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi rüyada görme Rüyas nda beni gören, (hak olarak) beni görmü tür, çünkü eytan ben(im suretim)le hayale giremez. 218 Beni rüyada gören, hakikaten görmü tür, çünkü eytan benim eklime giremez. 219 Beni rüyada gören, hakikaten görmü olur. Zira eytan, benim suretimle temessül edemez. Bir de, benim üzerime bilerek yalan uyduran, 220 cehennemdeki yerine haz rlans n! Tasavvuf ehli rüya konusunda sürekli olarak duyarl d r. Bu nedenle en etkili rüyalardan biri Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi görmektir. Fakat bu rüyalardaki uyulmas gereken önemli hususlar bilmek bir mürid ve
Mesela: Ubâde b. es-Sâmit (r.) rivayeti için bak: Buhar , Ta bîr (92). 4. Müslim. Rü yâ (42), 1. 7. hd. no. 2264. Ebû Dâvûd, Edeb (35), 96, hd. no: 5018. Tirmizî, Ru yâ (35). 1, hd. no: 2271. Musned, S, 316, 319. uab,4, 186, hd. no: 4755. Nübüvvetin k rk alt bölümünden birisi olan salih rüyaya dair hadislerin mütevatir oldu u da söylenmi tir. 217 (A KAR, 1997), s. 82, 218 Buh rî, Ta bir, 10/13. 219 Müslim, Rü'yâ, 1/10. 220 Buh rî, lim, 39/51.

90 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

mür id için gerekli mühim meslelerdendir. Çünkü birçok ki i bu rüyalar na istinaden hayat n n yönünü ve fikirlerini de i tirmektedir. Rüyada önemli husus görmek olmay p, do ru olmak, tevilini bilmek ve hakikatine ermektir. Çünkü yalan rüya ve yorumunu bilmemek hata yap lmas na neden olur. Görmedi i bir rüyay gördü ünü iddia ederek yalan söyleyen, (k yamet günü) iki arpa tanesini birbirine dü ümlemekle mükellef k l n r ve bunu yapamamas ndan dolay ona azap edilir. 221 Bu hadis-i eriflerin izah öyledir: Bir kimse, Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi kendi ekli ve sureti ile görürse, gerçekten Hz. Peygamberi görmü olur. Çünkü eytana Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ekline girerek birini aldatabilme gücü verilmemi tir. Bu aç klamay Muhammed b. Sirin yapm t r. mam Buharî onun u sözünü nakletmektedir: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi rüyada görmek, ki inin onu ancak hayat nda vas fland sureti üzere gördü ü zaman gerçekle ir.
222

Allâme bn Hacer, sa lam senetlerle öyle rivayet etmektedir: Bir kimse bn Sirin e, Ben rüyamda Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi gördüm deyince ne ekilde, ne biçimde gördü ünü sorard . O kimse Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ekline ve emailine uymayan bir biçim söylerse, bn Sirin ona: Sen Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi görmemi sin derdi. bn Abbas radiyallâhü anh n tutumu ve davran da ayn yd . Nitekim Hâkim, senediyle bunu nakletmi tir. Do rusu u ki: Hadisin sözleri de bu manay tevsik ve ispat etmektedir. Bu hadisin sahih senetlerle nakledilen sözlerinin hepsinden anla lan ey, eytan n Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ekline giremedi idir. Yoksa herhangi bir ekle girerek, insan Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve 223 sellemi gördü ünü zannettirerek aldatmas de il. Demek ki, sahih olan rüya Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sahih bir nakille sabit olan suretini görmektir. ayet, biri bu suretten ba ka bir surette Rasûlüllah rüyas nda gördü ünü zannederse; o, 224 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi görmemi tir.
bn Mâce, Ta bir, 3/2907. Buh rî, Ta bir, 10/12. 223 Ebu l-Alâ el-Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri (Resâil ve Mesâil), çev. Yusuf Karaca, Risale Yay nlar , stanbul 1990, 4/9-10. 224 eyh Alâaddîn, mam Nevevî nin Fetvalar n n erhi, çev. Abdülbari Polat, Kahraman Yay nlar , stanbul 1988, 342.
222 221

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 91

Baz kimseler, E er eytan n hilesinden korunmak, Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi sadece kendi as l ekli ile görülmesi art na ba l olsayd , o zaman bu koruma, ancak sa l nda Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi görmü olan ki iler için mümkün olurdu. Daha sonraki dönemlerde gelen kimseler, rüyalar nda gördükleri ahs n suretinin Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme veya ba ka bir kimseye ait oldu unu nas l bilebilirler? diye soruyorlar. Böyle bir sorunun cevab udur: Daha sonraki dönemlerde gelen kimseler, rüyalar nda gördükleri ahs n Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem oldu unu tam bir güvenle söyleyemezler. Ama rüyalar n n manas n n ve konusunun Kur'an- Kerim ve Sünnetin bildirdiklerine uyup uymad n kesin olarak bilebilirler. E er bu rüya, Kitaba ve Sünnete uygunluk gösteriyorsa, o zaman gerçekten rüyas nda gördü ü kimsenin Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem olmas ihtimali çok daha fazlad r. Çünkü eytan bir kimseye do ru yolu göstermek için de i ik ekle giremez. 225 Rüya ve rüya ta biri hakk nda mam- Rabbani kuddise s rruhu l-azîzin 273. Mektubundaki aç klama u ekildedir. Sual: Rüyada, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem görülürse, o rüya do rudur. eytan n aldatmas ndan korunmu tur. Çünkü eytan, onun ekline giremez. Böyle bildirildi. Onun için, karde lerimizin rüyalar n n do ru olmas laz md r. eytan n aldatmas olmaz de il mi? Cevap: (Fütûhat-i Mekkiyye) kitab n n sahibi, yani Muhyiddîn-i Arabî kuddise s rruhu l-azîz Hazretleri, eytan, Medîne-i Münevvere de metfun bulunan Muhammed aleyhisselam n kendi ekline gireme diyor. Ba ka z suretlerde de, Rasûlüllah olarak görünemez diyenleri kabul etmiyor. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem kendi eklini ve hele rüyada tan yabilmek çok güç olaca meydandad r. Bunun için, rüyalara nas l güvenilebilir? Âlimlerin ço unun dedi ine uyarak ve Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin yüksek an na yak acak üzere, eytan n hiçbir ekilde o Serverin ismi ile görünemeyece ini söylersek, o ekilden emirler almak ve onun be enip be enmedi ini anlamak kolay de ildir. Mel ûn eytan dü manl n burada da gösterebilir. Araya kar arak, olmayan eyi olmu gibi gösterebilir. Rüya göreni a rt r. Kendi sözlerini ve i aretlerini, o eklin Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sözleri ve i aretleri imi gibi gösterir. Ço umuzun bildi i gibi, bir gün Seyyid-ül-be er aleyhi ve ala alihi ve eshabissalatü vesselam Ashab ile oturuyordu. Kurey in ileri gelenleri
225

Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri, 4/10-11. (TEKHAFIZO LU, 2005), s. 17-21

92 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

ve kâfirlerin efleri orada idiler. Seyyid-ül-be er aleyhi ve ala âlihissalatü vesselam onlara (Ven-necmi) sûresini okudu. Onlar n putlar n anlatan ayet-i kerimeye gelince, mel ûn eytan putlar öven birkaç sözü, o Server in aleyhi ve ala alihissalatü vesselam sözüne ekledi. Dinleyenler, bunlar da o Server in sözü sand lar. eytan n sözlerini ayet-i kerimeden ay ramad lar. Orada bulunan kâfirler ba rmaya ba layarak, Muhammed aleyhissalatü vesselam bizimle sulh yapt , putlar m z övdü dediler. Orada bulunan müslümanlar da, okunan sözlere a akald lar. O Server aleyhissalatü vesselam eytan n sözlerini anlamad . (Ne oluyorsunuz?) diye sordu. Ashab- kiram, siz okurken bu sözler de araya kar t dediler. O Server aleyhi ve ala alihissalatü vesselam dü ünceye dald ve çok üzüldü. Hemen Cebraîl-i emîn ala nebiyyina ve aleyhissalatü vesselam vahy getirdi. O sözleri eytan n kar t rd , bütün Nebilerin sözlerine de kar t rm oldu unu bildirdi. Allah Teâlâ, o sözleri ayet-i kerîme aras ndan ç kard . Kendi kelam n sapsa lam yapt . Görülüyor ki, o Server aleyhi ve ala alihissalatü vesselam hayatta iken ve uyan k iken ve Ashab- kiram aras nda, eytan- laîn o Server in aleyhi ve ala alihissalatü vesselam sözüne kendi bozuk eylerini kar t r yor ve hiç kimse bunu ay ram yor. O Server aleyhi ve ala alihissalatü vesselam vefat ettikten sonra bir kimse uykuda hisleri çal maz iken ve yaln z iken, nas l olur da, rüyan n eytan n kar mas ndan korundu unu ve onun de i tirmedi ini anlayabilir? unu da söyleyelim ki, mevlid okuyanlar n ve dinleyenlerin zihinlerinde Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bu i ten raz oldu u yerle mi bulunmaktad r. Çünkü övülen kimseler, övenleri be enir. Bu dü ünce, hayallerinde yerle erek, hayallerindeki ekli, sûreti rüyada görebilirler. Bu rüya do ru olmad gibi, eytan da kar m de ildir. unu da bildirelim ki, rüyalar do ru olsa bile, ara s ra göründü ü gibi ç kar. Mesela, rüyada birisi görülürse, o kimsenin kendisi anla l r. Do ru olan rüyalar, çok olur ki, görüldü ü gibi ç kmaz. Bundan ba ka bir ey anlamak, yani tabir etmek laz m gelir. Mesela, rüyada Ahmed görülür. Ahmed ile Mehmed aras nda s k ba lant oldu undan, bu rüyadan Mehmed anla l r. Bu bildirdiklerimiz gösteriyor ki, oradaki sevdiklerimizin gördükleri rüyalara eytan kar mam olsa bile, bu rüyalar n, görüldü ü gibi, oldu u nereden anla l r? Bunlar tabir etmek laz m olmad ve ba ka eyleri göstermedikleri nas l söylenebilir? Demek ki, rüyalara k ymet vermemelidir. Her ey, insan uyan k iken vard r. Bunlar uyan k iken görme e çal mal d r. Uyan k iken görülen, bulunan eylere güvenilir. Bunlar, tabir etmek istemez. Rüyada ve hayalde görülen eyler de, rüya ve hayaldir. 226
226

mam Rabbanî, Mektubat, trc, H.Hilmi I k, stanbul, 1977, s.450 452

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 93

Ki sen, ben, o demekten geçene yok,

¸

¸

Sen, ben ve o demekten kurtulana Dünyada, berzahta ve mizanda hesap yoktur. Burada bütün ilimlerin en iç tabakas bize tevhid gerçe ini bildirmektedir. Onun için Sen, ben, o demekten geçene hesap yoktur.

Fitne kalmay p, yaln z Allah n dini kalana kadar onlarla sava n. E er vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onlar n i lediklerini üphesiz görür. 227 Allah n nurunu a zlar yla söndürmek isterler. Kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacakt r. 228 S fât-u zât-u ismân cehli ey dost,

¸

¸

S fat, zat ve isimleri bilemeyen dost iddetli azab, eziyet, cezay pe epe e görmektir. Çünkü cehalet nimeti noksanla t r r. Zat, s fat ve esmây bilmek sevapt r; akâid ( i tikad olunan eyler yani inan lar ) dir. Hemin zât-u s fât esmân bilmek,

¸

¸

Hemen Zat , s fat ve esmay bilmek Dünyada huzur, berzahta rahatl k, ahirette cennet ile oyalan r. Muhyiddin ibn Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz buyurur ki: nsan Hakk delîl cihetinden asla bilemez. Sâdece onun varl n ve tek mabud oldu unu bilebilir. Çünkü idrâk eden insan, herhangi bir eyi, o eyin benzeri kendisinde bulunmadan idrâk edemez. ayet bu durum olmasayd , hiç ku kusuz o eyi ne idrâk edebilir ve de tan yabilirdi. Dolay s yla insan, sâdece kendisinde benzeri bulunan bir eyi idrâk edebilir, bu durumda gerçekte sâdece kendisine benzer ve ayn olan bir eyi idrâk edebilir. Bari Teâlâ ise, hiçbir eye benzemez ve hiçbir eyde onun misli bulunmaz. Dolay s yla Hakk insan asla bilemez
227 228

Enfâl, 39 Tevbe, 32

94 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

bnü l-Arabî nin Allah Teâlâ n n hiçbir eye benzemedi i için herhangi bir ekilde mâhiyetinin bilinemeyece idir.229 Bunlardan görünen halk n vücûdu,

¸

¸

Bu gördü ün mahlûkât n varl Perdeler alt nada kalm seraplard r. Varl k yoktur. nsanlar sadece niyetlere sahiptirler. Fakat tek varl k Cenab- Hakk t r. sim, s fat ve ah slar olarak görünen halk n vücudu ise serab n içindeki serab n içindeki serapt r. S fat, esmâ, ef al ile zat bilinmez, ama zat ile bunlar bilinir ve zât bilmek sevapt r. Çünkü zat, s fat, esmâdan görünen Hakk vücûdu kemâl-i hararette kar dan su gibi görünür, ana serap denir. Onun yak n na giderseniz bir ey yoktur. Biz o hali hararetin kemâlinden ( yüksekli inden ) öyle görürüz. Ef al aynas ndan görünen Hakk n vücûdu i te uzaktan görünen serap gibidir. Ef al aynas ndan zannedersin ki Hakk n vücûdu oradad r. Yani s fat ve esmâda, hâlbuki bunlar birer tabirden ibarettir. Allah Teâlâ n n ve kulun fail ve münfâil bulunduklar bu bilgi sürecinin en önemli kavramsal ifadesi, kurb- nevafil ve kurb- feraiz diye isimlendirilen iki terimde kendisini bulmaktad r. Bu terimler bir hadisten al nm t r ve hadiste Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, kulun birtak m ibâdetlerle Allah Teâlâ ya yakla aca n , ona yakla nca da kendisini sevece ini, bunun ard ndan ise Hakk n kulun i itmesi, görmesi, tutmas vs. gibi bütün uzuvlar olaca n belirtir. Bütün bu sürecin ard ndan ise kul, art k Allah Teâlâ ile bilen, Allah Teâlâ ile gören ve Allah Teâlâ ile i iten hâle gelmektedir. Sûfîler, bu durumu çe itli ifadeleriyle
(DEM RL , 2003), s. 89; bkz. bnü l-Arabî, el-Fütûhâtü l-mekkiyye, c. II, 102 zzet perdesindeki hakikati i tibariyle kendisi ve masiva aras nda hiçbir ili ki olmad için, -i aret edildi i gibi-, bu vecihten Hakka dalmak ve onu tan maya çabalamak, vakit zayi etmek, elde edilmesi imkâns z bir eyi aramak ve ancak icmâlî olarak elde edilebilecek eyi istemekten ibarettir. Bilinmelidir ki: Kevnin Zât n bilgisine asla taalluku olamaz. Kevnîn bilgisinin konusu, mertebeyi bilmektir ki, o da, Allah t r. Mertebeyi bilmek, lâh n bilgisine ve de onun sahip olmas gereken fiillerin isimleri, celal özelliklerine sevkeden, rükünleri korunmu bir delildir. ; Bize göre Zât n bilinemeyece inde hiçbir görü ayr l yoktur. Aksine, hades s fatlar n n tenzihleri ona verilir. Zât n kadimli i ve varl için söylenen ezel bile, evveliyet ve hadisli e lay k olan eylerin nefyinden tenzih anlam ta rlar. E ariler, bu konuda bize kar ç km lard r. Onlar, zannetmi lerdir ki, Hakk n nefsi sübûti s fatlar m bilebilirler. Nerede! Biz ise, Ebu Said Haraz n dedi i gibi, Allah ancak Allah bilir deriz.
229

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 95

dile getirmi lerdir ki, bunlar n pek ço u udur. Allah Teâlâ ancak Allah Teâlâ ile bilinir Allah Teâlâ ya en aç k delîl kendisidir Gördü üm her eyden sonra Allah Teâlâ y gördüm Her eyden önce Allah Teâlâ y gördüm Her eyi Allah Teâlâ ile bildim Her eyi Allah Teâlâ da bildim Onlar, Allah Teâlâ y bilmi ler ve her eyi Allah Teâlâ ile bilmi lerdir. 230 Niyâzî cism-ü kalb-ü rûh ki denir,

¸

¸

Cisim, kalb ve ruh denen taksim Niyazi dir. Taraflar üçgenindedir. nsan kendi varl nda yani cisminin, içindeki kalbi ve içindeki ruh da, Hakk n görüntüsünün içindeki görüntünün içindeki varl kt r: [Ruh Ruh kelimesi Arapça bir kelimedir. Kelimenin kökü harflerinden olu maktad r. Arapça da bu kök harflerinden olu an kelimelerin üç temel anlam vard r.Bunlar: Rüzgar, koku, rahatlama d r. Bu üç temel anlay n yan s ra ruh kelimesinin güç, esenlik, h z gibi mecazi kullan mlar n n oldu unu da belirtilmektedir. Ayr ca Arapça sözlüklerde ruh için insan n kendisiyle ya ad ey eklinde bir tan mlama da yap lm t r. Ayn zamanda Arapça sözlükler, ruh kelimesinin vahiy, Kur an, Cebrail, sâ, rahmet gibi anlamlarda da kullan ld na i aret etmektedirler. Sözlük yazarlar n n ruh kelimesine bu anlamlar yüklemelerinde ki en önemli etken Kur'an- Kerim de ruh kelimesinin bu anlamlarda kullan lm olmas olsa gerektir. Türkçede ruh kelimesine canl l k, duygu, en önemli nokta, bedeni etkin k lan canl l k ilkesi, bedenin hayat gücü, esans anlamlar
(DEM RL , 2003), s. 117; Bkz. Konevî, Fatiha Tefsiri, s. 249 da ( câzü l-beyân, s. 309) öyle demektedir: u halde kim Hakk tam olarak bilirse, bu durumda tazammun (içerme) ve iltizam yoluyla her eyin hakikatini bilebilir. Hak ve insânkâmil in d ndaki eylerde ise durum, aç klad m z tarzdad r. Çünkü Allah Teâlâ n n kullar ndan bâz lar , Hakk n fethinin kayna olabilir, böylelikle o kimse, Hakk Hak ile bilir. Bu durumda Hakk n bilgisi ve mü âhedesiyle tahakkuk edip, bu bilginin ve mü ahedenin hükmü, o kimsenin varl n n mertebelerine sirayet eder. Böylelikle o ki i, kendisine en yak n ey olan nefsine var ncaya kadar, her eyi Hak ile bilir. Bu ve benzeri ifadeler ve bunlar hakk nda de erlendirme için bkz. bnülArabî, Kitabü l-a lâm, s. 2-3
230

96 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

verilmi tir. Ruh kelimesi Arapça bir kelime olmas na kar n Türkçele mi tir. Felsefe literatüründe ise ruh ki inin benli ini meydana getiren entelektüel, ahlaki ve duygusal yetilerin tümü, bölünmez töz, bedeni harekete geçiren aktif ilke, pasif ve cans z olan beden üzerinde etkide bulunan güç, can ile bir tutulan tinden ayr ya am ilkesi olarak tan mlanm t r. slâm dünyas nda ruh konusunda daha ba ka görü lerin oldu unu da burada hat rlatmadan geçmeyelim. Bununla birlikte, çok farkl ekillerde anla lan bu görü leri tekçi ya da ikici nsan anlay lar ndan biri içinde mütalaa etmek de mümkündür. Öyle anla l yor ki, ruh görü ünün zarürât- diniyyeden olmad görü ünden yola ç k larak, slam dü ünce tarihinde bu konuda serbestçe fikir yürütülmü tür. Ruhun mahiyeti konusunda öne sürülen görü leri u ekilde grupland rmak mümkündür: 1-Ruh ba l -ba na var olan ve cismani olmayan mücerret bir varl kt r, 2-gül suyunun güle sirayeti gibi bedene kar an latif bir cisimdir, 3-ruh bedenden ibarettir, 4-ruh kalp, beyin ve ci erlerdeki güçlerdir, 5-mizaçt r, 6-mizaçtaki dengedir, 7-nicelik ve nitelikçe dört unsurun uyumlu bir kar m d r, 8-mutedil kand r, 9-beyindir, 10-üç latif cisimden olu an bir toplamd r, 11-beyin ya da kalpte bulunan bölünmez bir parçad r, 12-havad r, 13-tabii s d r, 14-manevî bir nurdur, 15-hayatt r, 16-arazd r, 17-cisimdir. 231 Ruhun Yarat l Ruhun Bedenden Önce Yarat l Görü ü 232 Bu dü üncenin ekillenmesinde yabanc kültürlerin etkisi çok büyüktür. Özellikle de Yunan kültürünün büyük etkisi vard r. Ruhun bedenden önce yarat ld n iddia edenlerin en önemli delili Araf suresi 172 ve 173. ayetleridir ki bu ayetler; Rabb n Âdemo ullar n n bellerinden zürriyetlerini ald . Onlar kendilerine ahit tuttu. Ve Ben sizin Rabbiniz de il miyim? dedi.
231

(KOÇ, 1990),s,29; Bu konuda daha ayr nt l bilgi için bkz, Ebu l-Hasen el-E arî, Kitabu Makâlâti l- slâmiyyîn ve htilâfi l-Mûsallîn,(yav. H.Ritter), st. l929, s. 33 -34 vd 232 (GEÇDO AN, 2005), s. 76

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 97

Onlar da Evet, ahit olduk dediler. Siz k yamet gününde biz bundan habersizdik ve daha önce babalar m z Allah a ortak ko tu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik, bat l i leyenler yüzünde helak edecek misin? dersiniz Ancak Araf suresi 172-173. ayetlerin anla lmas ile ilgili iki farkl görü mevcuttur. Bunlardan birincisi ayetin zahiri anlam yla anla l p yorumlanmas , ikinci görü ise ayetin f trî bir gerçe i ortaya koydu u yorumudur. Bu konuda ilk görü ü desteklemede ayetlerden ziyade fazlas yla hadis-i erifler kullan lm t r. Bu konu ile ilgili hadislerde bu yorumu destekleyen muazzam örnekler sunulmaktad r. Kad Abdulcebbar, bu ayetlerin ruhlar n bedenlerden önce yarat ld dü üncesine i aret etmedi i belirtir. Ona göre misak alabilmek için hayatta ve ak ll olmak gerekir.233 Kelamc lar ruhlar n bedenlerden önce yarat ld anlay n kabul etmemektedirler. Böyle bir dü ünce onlara göre imkâns zd r. Söz konusu ayet insan n inanma, Allah Teâlâ n n varl na ula ma duyusuyla yarat ld n bildirmektedir. Ruhun Bedenden Sonra Yarat l Görü ü 234 Bu görü e göre beden önce yarat lm t r. Ruhun yarat lmas bedenin varl ndan sonra söz konusu edilebilir. Bu görü ün en önemli savunucusu bn Kayy m d r. Onu böyle dü ünmeye iten en önemli etken insan n yarat l n ele alan ayetlerdir. nsanl n atas Hz. Âdem Aleyhisselâm n yarat lmas böyledir. öyle ki; Yüce Allah, Cebrail i arza gönderdi. Yerden bir avuç toprak ald . Onu yo urarak hamur haline getirdi. Sonra ona ekil vererek ruh üfledi. Ruh, çamura girince çamur et oldu, kan oldu, hayat bularak konu tu. Ruh kelimesinin st lahi anlam na bakt m zda kelamc lar n ruhu üç farkl ekilde anlad klar görülmektedir. Bunlar cevher, araz olarak kabul edenler ve ise ruhu latif bir cisimdir. Bu üç farkl görü e k saca de inmek gerekir. 1-Ruhu cisim olarak kabul edenler; Bu görü Müslümanlar aras nda ruhun cisim oldu u görü ü, onun araz veya soyut cevher oldu u görü üne göre kronolojik olarak önce ve daha a rl kl olarak kar m za ç kmaktad r. Bu anlay a göre ruh bir atom, parçalanamayan en küçük parça olarak tan mlanm t r. Ruh bölünemeyen en küçük parçad r. 2- Ruhun araz oldu unu kabul eden görü : Bu görü ü savunanlara göre ruh cisim de ildir, maddi bir cevherin araz d r. Bu kelamc lar n görü üne göre ruh cismi meydana getiren
233 234

Kad Abdulcebbar, Tenzihu l-Kur an ani l-Metain, Beyrut, thz., s. 153 (GEÇDO AN, 2005), s. 78

98 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

arazlardan bir arazd r. Ruhu araz olarak tan mlayan bu görü ü, ruhu cisim olarak tan mlayan görü ten ay ran unsur, bu görü ü savunanlar n ruhun cisim olmad fakat cisimde kaim bir hal oldu unu söylemeleridir. Ruh da arazd r ve di er arazlar gibi zaman içinde y ok olur. 3-Bu görü e göre ruh ne cisim ne de arazd r. Ruh soyut bir cevherdir. Bu görü ün kayna Eski Yunan Felsefesidir. Bu felsefeye göre ruh cevherdir. Özellikle de Eflatun ruhu ide olarak kabul etmekle bu dü ünceye kaynak te kil etmektedir. Ve bu dü ünce baz kelamc lar taraf ndan benimsenmi tir. bn Kayy m bu görü e u ekilde i aret eder: Baz lar da: Nefis ne cisimdir ne de arazd r. Nefsin bir yeri, boyu, eni, derinli i, rengi ve herhangi bir cüz ü yoktur. Ayr ca o ne âlemin içindedir ne de d ndad r. Ona yak n da de ildir, ona ayk r da de ildir. Me ailerin görü ü budur. E ari bunu, Aristo dan hikâye etmi tir. Onlar, ruhun bedenle olan ili kisinin, ruhun bedene girmesi, ona yak n olmas , beraber bulunmas , ona yap k olmas ya da kar t olmas eklinde bulunmad n iddia etmi lerdir. Bu görü ün Ehl-i Sünnet içindeki en iddetli savunucusu Gazzali dir. Ona göre ruh soyut bir cevherdir ve bunu Tehafutu l-Felasife adl eserinde ayr nt l bir ekilde ele al p aç klamaktad r.

Ruhun Ölümsüzlü ü 235 Ruhun ölümsüz oldu una ili kin görü ler uzun bir tarihi geçmi e sahiptir. Eski Semitikler olarak ifade edilen Asur ve Sümerlere ait tabletlerdeki i aretlerden anla lmaktad r. nsan n yap s ile ilgili bu farkl tan mlara ra men Eski M s rda da insan n ruh-beden ayr m na tabi tutuldu unu görmekteyiz. Ayn dü ünce Hint kökenli dinlerde de mevcuttur. Brahmanizm, Budizm, Caynizm, Sihizm bu dinlerin en önemlileridir. Bu dinlerde ruh-beden ayr m net bir ekilde kar m za ç kmaktad r. Ayn zamanda ruhun ölümsüzlü ü anlay burada farkl bir anlay a yol açm t r ki bu tenasüh ö retisidir. nsan ruh ve beden olarak parçalayan düalist insan anlay n n mimarlar Eski Yunan filozoflar d r. slam filozoflar da ruhu ölümsüz olarak kabul etmektedirler. Bunlar aras nda bn Rü d ve Sühreverdi yi zikredebiliriz. Müslüman filozoflar n n böyle dü ünmesindeki en önemli etken, Eflatun un fikirlerinden tercüme faaliyetleri sonucu haberdar olmalar ve bu fikirlerden etkilenmeleri olsa gerektir. Müslüman filozoflara göre ruh cevherdir. Bu soyut cevherin varl k sahas nda kendini gösterebilmesi ise ancak bir bedenle
235

(GEÇDO AN, 2005), s. 86

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 99

bedenlenmesine ba l d r. Ayn görü ü tasavvufçular da benimsemi tir. Hatta tasavvufun vazgeçilmez temel ö esi ruhun ölümsüz bir yap ya sahip olmas d r. Ölümsüz olmas dolay s yla ruh as l varl k, beden ise ruha ar z olan ölümlü bir varl kt r. Bu anlay n sonucu olarak insan n bedeni a a lanm , hakir görülmü tür; ruh ise üstün, yüce, ölümü özleyen bir varl k olarak kabul edilmi tir. Bu anlay do rultusunda tasavvufçular ölümü; ruhun bedenden ayr lmas , ruh ile beden aras ndaki ili kinin sona ermesi olarak anlam lard r. Müslüman filozoflar ve tasavvufçular ruhun ölümsüzlü ünü kabul ederken, baz kelamc lar ölümle ruhun da bedenle birlikte yok oldu u anlay n benimsemi lerdir. Müslüman kelamc lar n ruhun ölümsüzlü üne dair fikirlerine bakt m zda kelamc lardan bir k sm ruhu araz olarak kabul etmektedirler. Bu anlay lar n n sonucu olarak ruhun da bedenle birlikte yok oldu unu kabul etmi lerdir. Cevher ruh anlay na sahip kelamc lar ise ruhun ölümsüz oldu unu dü ünmektedirler. Ruhun cevher olarak kabul edilmesi kelamc lar n felsefecilerin görü lerinden ne kadar etkilendiklerinin bir göstergesidir. Cevher ruh ö retisini kabul eden Müslüman kelamc lar n görü lerini de erlendirmek için kulland klar akli ve nakli birçok delil bulunmaktad r. Ruhlar n Mekân 236 Ruhlar n bir mekânda olaca fikri ruhun ölümsüzlü inanc n n bir ba ka yans mas d r. Hayat boyunca ruhun bulundu u mekân insan n bedeni idi. Ruh her ne kadar bedende bulunmaktan, ona hapis olmaktan memnun de il ise de bedenle birlikte olmaya mecburdur. Fakat ölümle birlikte beden yok olunca ruh kendine yeni bir mekân bulmak zorunda. Eski Yunan filozoflar ndan sistemli bir ruh anlay na sahip olan Eflatun a göre daha öncede ifade etti imiz gibi bedenden ayr lan ruh hades olarak isimlendirilen yere gider. Hadeste belirli bir süre geçiren ruh daha sonra dünyadaki hayat na göre tekrar bedenlenir. Müslüman kelamc lar n ruhlar n mekân na dair görü lerine bakt m zda birbirinden farkl görü lerle kar la maktay z. Her ne kadar ruhun ölümsüzlü ü konusunda Eflatun un anlay n kabul ediyor olsalar da kendi dü üncelerine göre ruha bir mekân olu turmu lard r. nsan ölüm sonras na dair ayr nt l bir bilgiye sahip de ildir. nsan n ölüm ve ötesi ile ilgili bilgisi Kur'an- Kerim in bize bildirdi i ile s n rl d r. Kur'an- Kerim de de bu konu ayr nt l bir ekilde ele al nmam t r ve verilen bilgiler de oldukça s n rl d r. Durum böyle olunca insan n en çok merak etti i ölümden sonra ne olaca ile ilgili spekülasyonlar devreye girmi tir. nsanlar n ölüm ve sonras ile ilgili fikirlerini daha önceki inançlar, felsefi
236

(GEÇDO AN, 2005), s. 93

100 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

ak mlar ve insan n hayal gücü ekillendirmektedir. Müslüman kelamc lar n ruhlar n mekân ile ilgili öne sürdükleri fikirler birbirinden oldukça farkl d r. Baz lar , Mü minlerin ruhlar n n cennetin kap s na yak n bir yerde olduklar n , cennetten de nimet ve r z klar n n geldi ini ileri sürmü tür. Baz lar da ruhlar n kabirlerinin ucunda oldu unu iddia etmi lerdir. mam Malik rahmetullahi aleyh der ki: Bana ula t na göre ruh sal verilmi tir, istedi i yere gider. Baz lar da Mü minlerin ruhlar zemzem kuyusundad r. Kâfirlerin ruhlar ise Hadramevt te bulunan Berhut Kuyusundad r. bn Hazm ruhlar n kabirlerin ba nda oldu u görü ünün Ashabu l Hadis ve Ehl-i Sünnet e ait bir görü oldu unu bildirmektedir. Ayn zamanda ruhlar n ye il renkli ku lar n kursaklar nda bulundu una dair bir görü mevcuttur. Asl nda bu görü ehitlerin ruhlar için dü ünülürken daha sonra bütün Mü minleri içine alacak ekilde geni letilmi tir. Ruhlar n mekân ile ilgili bir di er görü ise Mü minlerin ruhlar n n Âdem aleyhisselâm n sa nda, kâfirlerin ruhlar n n ise Âdem aleyhisselâm n solunda yer alaca dü üncesidir. Bu görü ün kayna Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin miraç hadisesidir. Bu görü e göre Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, Hz. Âdem aleyhisselâm ile kar la nca Mü min ruhlar Hz. Âdem aleyhisselâm n sa nda, kâfir ruhlar ise Hz. Âdem aleyhisselâm n solunda görmü tür. Bu görü lerin hepsi haber ve hadislere dayand r lmaktad r. Kur'an- Kerim deki hiçbir ayet bu görü leri onaylamamaktad r. Ruhlar n mekân ö retisinin kabul edilmesinin temelinde Eflatun un ve eski dini inanç ve kültürlerin etkisi oldu unu görülmektedir. Bunu temsilen birçok durumla kar la lmaktad r. Kur'an- Kerim de Ruh Kavram Kur an da ruh kelimesi farkl ayetlerde olmak üzere 21 yerde geçmektedir. Bu kelime geçti i ayetlere göre farkl anlamlara gelmektedir. Genel olarak bu anlamlar üç grupta toplanabilir. Bunlar: melek özelde Cebrail; vahiy ve Hz. sâ d r. Ruh kelimesi melek anlam nda Kur an da birçok ayette geçmektedir. Özelde ise Cebrail olarak kullan lm t r. ...Meryem o lu sâ ya aç k mucizeler verdik ve onu Ruhu l-Kudüs ile güçlendirdik... 237 O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh, her i için iner dururlar. Her iki ayette de geçen Ruh kelimesini Elmal l , Cebrail olarak
237

Bakara, 253

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 101

yorumlam t r ve di er âlimlerin de ayn görü te oldu unu belirtmi tir. Fakat di er ba ka ayetlerde Cebrail anlam nda ruh farkl s fatlarla kullan lm t r. Bu tamlamalarda Cebrail, Ruhu l-Kudüs 238 ve Ruhu l-Emin 239 olarak s fatland r lm t r. Cebrail in kuds ve emin gibi s fatlarla nitelenmesini Elmal l u ekilde yorumlamaktad r. Kâfirlerin iftiralar n iddetle reddetmek üzere nebilerin temizli ini ve azizli ini aç klay p tespit etmek anlam yla ilgilidir. Yani: Ey Muhammed! Kur an öyle mukaddes bir kitapt r ki, bunu sana hiçbir noksan ile lekelenme ihtimali bulunmayan Ruhu l-Kudüs, yüce Rabbinden indirmekte, hem de hiçbir yanl a yer vermeyecek biçimde hak ile indirmektedir. Bu s fatlar Cebrail için kullanan Allah mesaj n do rulu unu teyit etmek, vahyin kâfirlerin itiraflar ndan uzak oldu unu ifade etmek için bu s fatlarla desteklemi tir. Yukar da geçen ayette ifade edildi i gibi Hz. sâ aleyhisselâm desteklemek için de Cebrail gönderilmi ve yine Kuds s fat ile nitelenmi tir. Kur an da geçen ruhena , Ruhu l-Kuds , Ruhu l-Emin kelimeleri 240 Cebrail anlam nda kullan lm t r. 241 Kur an da ruh kelimesine verilen bir di er anlam ise vahiydir. Kur an da ruh kavram n n di er bir kullan m ekli ise üflemek anlam na gelen n-f-h fiili ile birlikte kullan lmas d r. Üç ayette insan n yarat l ile ilgili olarak di er iki ayette ise Hz. sâ n n yarat lmas ile ilgili olarak be ayette geçmektedir. 242 Elmal l Enbiya Sûresi 91. ayeti iki ekilde yorumlam t r; Yani De ki ruh Rabbimin emrindendir sra Sûresi 85 ifadesince emrimizden olan ve Âdem e üfledi imiz ruhtan üfledik; içinde sâ y hayatland rd k. Yahut ruhumuzdan demek ruhumuz taraf nda demektr ki, Cebrail di er bir i deyi ile Ruhu l-Kuds vas tas yla üfledik demek olur. Meryem Sûresi 17. ayet bu anlam destekler. 243 Asl nda ruh ismi Cebrail e ait iken bu isim hem Hz. sâ aleyhisselâma hem de Kur'an- Kerim e verilmi tir. Bu onlar n Cebrail ile yak n alakalar n n bulunmas dolay s ylad r. Yak n alaka diyoruz; çünkü bütün insanlar n ve hatta canl lar n Cebrail ile alakas vard r; ancak bu alaka Hz. Âdem ve Hz. sâ aleyhisselâm n nkine nispetle daha uzakt r. Yukar da ifade etti imiz ayetleri bir bütünlük içerisinde de erlendirdi imizde görülmektedir ki, Cebrail in temelde iki görevi vard r. Bunlardan biri Allah
Nahl, 102 uara, 193 240 Meryem, 17; Nahl, 102 ; uara, 193 241 Mümin, 15 ; ûra, 52 242 Secde, 9; Hicr, 29 Sâd, 72; Enbiya, 91 243 Yaz r, Hak Dini, c. 5, s. 297
239 238

102 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Teâlâ n n izni ile insanlara can üflemek di eri Allah Teâlâ n n kelam n nebilere iletmektir. Yarat l la ilgili olarak Hz. Âdem aleyhisselâm ve Hz. sâ aleyhisselâm n yarat l lar n n zikredilmesinin sebebi ise ikisinin de yarat l lar n n di er insanlar n yarat l lar ndan farkl ancak birbirine benzer olmas ndan kaynaklanmaktad r. Hz. Âdem aleyhisselâm n ana babas z yarat lmas , Hz. sa aleyhisselâm n ise babas z yarat lmas nda Allah Teâlâ n n izniyle Cebrail devreye girmi ve onlara canl l k vermi tir. Meryem o lu sâ Allah n Meryem e ilka etti i kelimesi ve O ndan 244 245 bir ruhtur. ...Ona ruhumuzdan üfledik. Bu iki ayet ba lam n n d nda ve bu konu ile ilgili di er ayetlerle bütünlük içinde de erlendirilmedi i zaman do ru anla lmas zor görünmektedir. Di er ayetlerle bütünlük içinde anla ld nda bu güçlük ortadan kalkmaktad r. öyle ki: Evvela mezkur iki ayeti emrinden olan ruhu kullar ndan diledi ine ilka eder Mümin Sûresi 15. ayeti ile Allah kat nda sâ n n örne i, Âdem aleyhisselâm n misali gibidir; onu topraktan yaratt , sonra ona ol dedi o da oluverdi Âl-i mran Sûresi 59. ayeti aç klamaktad r. Çünkü bu ayetler gösteriyor ki, Allah Teâlâ n n kelime ilka etmesi elçi mele i olan Cebrail i ol emrini iletmek üzere baz insanlara göndermesinden ba ka bir ey de ildir. Yap lan bu aç klamalardan ç kan sonuç udur; Kur'an- Kerim de insan n varl için ruh kelimesi kullan lmam t r. Bu anlam ifade etmek için nefs kelimesi kullan lm t r. nsana ruh üflendi ifadesi yanl t r; do rusu ruh taraf ndan üflendi demektir. Burada üfleyen parçalanm yor, hulul etmiyor, sadece etki ediyor. nsana ruhumuzdan üfledik ifadesi yukar da aç klad m z tarzda anla lmad nda Allah Teâlâ ile insan aras nda ontolojik bir ba olmaktad r ki bu da imkâns zd r. Bu anlay a göre herkes Allah Teâlâ dan bir parça ta maktad r ki bu Allah Teâlâ n n bize ifade etti i anlay a tamamen z tt r. Allah Teâlâ üflemekten münezzehtir. Bu itibarla ruhun Allah Teâlâ n n bir parças olmas , tevhid inanc na ayk r d r. Böyle bir durumu Kur an n onaylamas mümkün de ildir. Sonuç olarak ruh kavram Kur an da Cebrail'in ad olarak geçmektedir. Baz müfessirler ve kelamc lar bu anlam fark etmi ler ve Kur an n tevhid konusundaki hassasiyetini dikkate alarak ruh kelimesini Cebrail olarak anlam ve yorumlam lard r. Âlimlerin bir k sm ise Yunan Felsefesinin ve do u dinlerinin etkisinde kalarak Kur'anKerim in bildirdi inden ziyade yabanc kültürlerin bak aç s yla Kur'anKerim i yorumlam lar ve problemli bir ruh anlay n benimsemi ler

244 245

Nisa, 71 Sâd, 72

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 103

toplumun da benimsemesine yol açm lard r.]

246

Buraya kadar anlatmaya çal t klar m zdan da anla laca üzere, ruhla bedeni birbirinden ay rmak mümkün olmad gibi, mutlak anlamda ayr kabul edersek, bunlar bir araya getirmek de imkâns z denecek derecede güç olmaktad r. Öte yandan, bedene ba l özelliklerimizle ruha ba l özelliklerimiz birbirinden ayr lmad ndan veya ba ka türlü söyleyecek olursak, kimli imiz ve ki ili imiz aç s ndan beden de son derece Önemli oldu undan, cevher ruhun bekâs n savunmak hiç de insan n ölümsüzlü ünü savunmak anlam na gelmemektedir. K saca ifade etmek gerekirse, ruhla bedeni birbirinden ayr varl klar olarak dü ündü ümüzde, bunlar bir araya getirmek mümkün olmuyor. kisini bir tek varl k olarak dü ündü ümüzde de birbirinden ay rmak mümkün olmuyor. Buna ra men, ki isel özelliklerimizin korunmas aç s ndan akla en uygun olan görü ün ruh ve bedeni birbirinden ay ramayaca m z savunan görü oldu u görülmektedir.247

246 247

(GEÇDO AN, 2005), s. 58-67 (KOÇ, 1990), s.45

104 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

28 Hidayetün kemület bi - erhi kad müzicet Ve cümleti l-metni fî esnaihi düricet Ma ahsenet behçetü l-kitabi iâ kâne kab le nüshateyni fe sâre nüshatün cümiat Keennehâ mecmeu l-bahrayni yeltegiyân Aleyhâ sicinü l-efhâmü insecet Fe ekmele l-lâhi erhan kalbe câmiihâ Bi ekmeli l-ilmi ke l-metnü l-letî ürihat Daîküm ül-M sriyyi yedû leküm An zahra gaybin bi de vâtin lakat halusat

œ

Tamamlanan hidayet bu aç klama ile bütünle ti

œ
Metnin cümlesi topland zaman

Kitab n güzelli i ne güzel oldu. ki nüshadan önce

Bu nüshada bunlar toplay c d r. Bahsedilen iki kitap dünya ahiret yatat lmadan önce yarat lan Hakikati Muhammediyedir. Bütün hakikatler ve ilimler Muhammedî hakikatten ç kar. Hak ve bat l gibi bütün z tlar onun zât- maneviyesinde toplanm ve birbirinin s n r na tecavüz etmeden Allah Teâlâ n n emrine tabidirler. eytan,

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 105

eytaniyetini icra ederken ald zevk ile Cebrail aleyhisselâm n itaat ndaki zevk birbine z t gibi görünürken her ikiside halinden memnun ekilde hayat buldular.

Sanki birbirine kavu mu iki deniz gibi
248

Her ikisinden dü ünce gemileri yap lm t r. Z tlar n varl ile dü ünceler olu ur. Sonuçta dü ünceler ile de bir ey de i mese de insan yorgunlu u ile ald zevkin psikolojik etkisi ile kalp özelli i olan dönerli (halden hale geçi ) durumu hayat tatl land r r. Asl nda bütün hakikatler bilinmesi ile Allah Teâlâ iradesinde bir de i ikli e sebep olacak etki olu turmaz. Yaln zca insan f trat ndaki bo luklar dolab n çarklar gibi dolar dolar ve ta ar. Sonuçta bilgi ve dü üncenin yeri yine bo alm t r.

Allah Teâlâ toplay c kalpte bu erhi tamamlad

Kâmil ilim ile ki onun metni erh edilmi tir.

hlâs sahibi M srî size dua etmek için ça r yor Dua makakam kulluk i aretidir. Dua, ba ka bir çaresi olmayan insan n kendisi ve ba kas için üretece i tek çaresidir. ster kâmil olsun, ister nak s olsun bütün kullar Allah Teâlâ ya dua etmektedir. H rs z hapishanede, zahid mescidde, arho meyhanede dua eder. Allah Teâlâ buyurdu ki; De ki: Duan z olmasayd , Rabb m size de er verir miydi? Gerçekten yalanlad n z. O halde azab yakan z b rakmayacakt r. 249 Aziz ve Celîl olan Allah Teâlâ öyle buyurur: Kulum büyük abdest bozup da abdest almad vakit, Bana cefâ etmi olur. Abdest al p da namaz k lmad vakit Bana cefâ etmi olur. Namaz k l p da Bana duâ etmedi i vakit, Bana cefâ etmi olur. Bana duâ edip de,
248 249

( ) Dokumak Furkan, 77

106 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Ben ona icabet etmedi im vakit, kendisine cefâ etmi olurum; oysa Ben cefâ edici bir Rab de ilim. 250 Bir gün Mevlânâ emseddin hazretleri buyurdu ki: Ebu l-Hasani l Harakânî kaddese llâhü s rrahu l-aziz: Bir ad m m Ar n üzerine, öteki ad m m da yerin alt na koydum; fakat arad m kap kapal yd , hiç aç lmad . Niyaz e i ine e ilmeden kap aç lmad . Niyaz n üstüne ibadet yoktur dedi. 251

Gayb n gizli taraf ndan bir tamamlanm davetle.

bn ul Arabî, Mi kât-ü Envâr da bu haberi, Ibnü l-Cerrâh diye bilinen Abdullah b. Hane el-Kinânî den merfû olarak rivayet etmi tir. 251 (YAZICI, 1995), c. 2, s. 264, (87)

250

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 107

34
Leyse li d-dünyâ bekâün fihi ruhun ve irtiyâh nnehâ sicnün alâ ehli ssalâhi lâ berâh Külli aklin sâlikin bi z-zühdi anhâ yehtedî Külli kâlbin sâlimin bi l-bu di anhâ yesterâh Tafrah ül-e râru li l-elvâni min Tecalü l-eyyâme leylen vâhiden Tahzen ül-ahyâru mimmâ yesterihü zü l-hevâ
Tec alü l-efrâhu gammen bi r-riyâzeti ve s-salâh

›

lezzâtihâ hatte s-sabâh

Yâ enîsel zülle lâ te nîs bi ehlil i tirâzi Kul ilâhî baid ehli l izze anhâ bi s-siyâh Lâ yüsihh ul-aklu illâ bi t-tahayyüri beynehüm Lem yahlis kalbü mer in minhüm illâ bi lMâ recâî minke yâ Rahmân illâ hazretik Yâ visâlallâh lil M sr yyi yâ hayrelfelâh cenâh

Dünyân n bekâs yoktur, yani dünyâ kal c de ildir ve onda rahat yoktur. rahat yoktur demek mümin ki i dünyada rahat edemez demektir. Çünkü mümin ki inin hedefi dünya olmay nca sürekli s k nt lar içinde kal r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Allah Teâlâ bir kulunu sevdi mi, onu muhtelif eylerle müptela eder. Sabrederse seçkin k lar, ükrederse temize ç kar r 252 Bir adam Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme, ben seni seviyorum deyince, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Öyleyse fakirli e haz rlan buyurdu. Adam: ben Allah Teâlâ'y da seviyorum deyince: Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem:
252

bn. Mâce, Fiten, 23; Tirmizi. Zühd, 57; bn. Hanbel, V/427,429

108 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

O halde belaya da haz rlan buyurdu.253 Allah Teâlâ bir kulunu sevdi inde, onu belaya duçar eder, sabrederse onu korur, raz olursa onu tercih eder 254

›
Çünkü dünya mü minlere rahatl k vermeyen bir hapishanedir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki: Dünya, mü mine hapishâne, kâfire cennettir. 255 Çünkü mü min bu dünyâda mahpus ise de gerek berzah âleminde, gerek âhiret âleminde rahat edecektir, kâfir ise o âlemlerde azab görecektir. Onun için dünyâ mü minlere hapishâne, kâfirlere de cennettir. Allah Teâlâ dan dilenen afiyetin sonucu hep olumlu olmaz. Ölüm dahi mümine bir afiyet olur. Mesela Hz. Ali kerremallâhü veche efendimizin ehit edilmesi onun afiyeti olmu tur.

Ak ll olan dünyâya kendini kapt rmazsa hidâyet bulur Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Allah Teâlâ'n n Rab oldu una raz olanlar, iman n lezzetini tatm olurlar. 256 Sâlim kalb ancak dünyâdan uzakla makla istirahat bulur. Dünya sevgisini kalbden ç karmad kça rahat edilemeyece i bilinen gerçektir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Kalplerin, kendisine iyilik yapan sevme, kötülük yapan sevmeme özelli i vard r. 257

erirler ise, yani sarho lar dünyân n lezzet ve türlü hususlar yla ferahlarlar zevk al rlar

Sabahlara kadar içki içerek dünyân n tad n bir gecede ç karmak isterler.
Tirmizî, Zühd, 36 bn. Hanbel, V/427, 429; Heysemi, II/291 255 Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizî, Zühd 16, (2325). 256 Müslim, man, 11; bn. Hanbel, 1/308, Münavî, 11/29 257 Ebu Nuaym, Hilye, IV/121
254 253

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 109

Bunlar gören hay r sâhipleri de o erirlerin bu hallerinden mahzun olurlar. Nas l olurda erirler vakitlerini bo yere geçirirler diye.

Hâlbuki hay r sâhiplerinin ferah ancak riyâzet ve salâh ile olur.

Zelil olan, yani enis-el zül bulunan nefsini aziz tutan ve nefsini büyük tutan (kendini be enen, kibirli, azamet taslayan) kimselerle görü me arkada l k etme sana onlar zarar verir. Hz. Ali kerreme llâhü veche, kendini be enme ve büyüklenmenin intaç edece i vahim durumu u sözleriyle formüle etmi tir: nsan n kendini be enmesi, akl n k skaç alt na alan ve onu akletmez duruma dü üren amillerden biridir ( 'câbu'l-mer'i bi nefsihî ehadü hussâdi aklih)258 ve Kendini be enmek ak l ve kalbin afetidir (el- 'câbu âfetü'l-elbâb)259 Kendini be enmek insan n özünde, yarat l nda olan bir hastal kt r. nsan yarat klar n en zavall s , en c l z d r öyleyken en ma ruru da odur. urada, dünyan n çamuru ve pisli i içinde oturdu unu, evrenin en kötü, en ölü, en a a kat nda, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yarat klar n en kötü haldekileri ile birlikte, dünya evinin en alt kat na ba l ve çak l oldu unu bilir, görür ve yine hayaliyle, aydan yukar lara ç k p gökleri ayaklar m n alt na indirmek sevdas yla ya ar. Ayn hayal gücüyle kendini tanr yla bir görür; kendisine tanr sal özellikler verir; kendini öteki yarat klar sürüsünden ay r p kenara çeker, arkada lar , yolda olan varl klara yukardan bakar; her birine uygun gördü ü ölçüde güçler ve yetenekler da t r. Biz insanlar öteki yarat klar n ne üstünde ne alt nday z. Bilge der ki, göklerin alt ndaki her ey, ayn kanunun ve ayn yazg n n buyru undad r. 260 ma nâs n bilmedün mi gözi to r yoldan gönli Hakdan a mad gözi ve kalbi birbirinden ayr lmad dimekdür. Sen de ey zâlim gözüni ve gönlüni birikdür gör bu i leri idebilür misin bunun gibi olmaz, olmaz san lara meyl ider misin? Dervî ün birisi eyhine dir ki sultânum ben bu gice bir vâk a gördüm.
bn Ebi'l-Hadîd, erhuNehci'l-belâ a, XIX, 21. bn Abdilberr,age.,I, 571. (GÜLER) 260 (MONTAIGNE), nsan ve Ötesi
259 258

110 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

seni gördüm ki ol kadar büyüdün ki cesedin dünyâya told sonra küçüldün ol kadar ki bir kar nca kadar kaldun dimi . eyh a lam o ul sen de mi gördün on dimi yâ sultânum asl nedür? onun eyhi dimi ki kutb âhirete gitdi beni kutb iderler sandum tâlib oldum ol vakt gördüm. Firengistândan bir papaz getürdiler kutb itdiler onun apkas n benüm ba uma giydürmeseler bârî kutb olmakdan geçdüm diyü ol kadar küçüldüm ki zerreye beraber oldum dimi . steyene virmezler istedüklerine virürler kul kullukda gerek tanr l a mahsus olan i e kar mamak gerek ki son nda ki i hacîl olmaya. 261 Rus lideri Stalin'in o lu Yakov'un nas l öldü ünü ancak 1980 yl nda Sunday Times gazetesinde okuyabildik. kinci Dünya Sava s ras nda Almanlara tutsak dü en Yakov, bir grup ngiliz subay yla birlikte bir kampa konulmu tu. Ayn kenefi payla yorlard . Stalin'in o lu, kenefi le gibi b rak p ç kma al kanl ndayd . ngiliz subaylar, dünyan n en güçlü adam n n o lunun d k s da olsa keneflerinin d k ya bulanmas na içerliyorlard . Yakov'un dikkatine sundular konuyu. Yakov al nd . Tekrar tekrar dikkatini çekip kenefi temizlemesini sa lamaya çal t lar. Öfkelendi, tart ma ç kard , kavga etti. Sonunda kamp komutan yla bir görü me istedi. Komutan n arac olmas n istiyordu. Ama kibirli Alman, d k konusu konu may reddetti. Stalin'in o lu içine dü tü ü yüz k zart c duruma dayanamad . En korkunç Rusça küfürler hayk rarak, kamp çevreleyen elektrikli dikenli tellere att kendini. Hedefi vurmu tu. ngilizlerin kenefini art k bir daha hiç d k ya bulamayacak olan bedeni tele çak lm kalm t . Stalin'in o lunun i i zordu. Eldeki bütün deliller babas Stalin in o lan peydahlad kad n öldürdü ünü gösteriyor. O ul Stalin, hem Tanr 'n n O lu (babas na Tanr gibi tap ld için) hem de O'nun d lad d k idi. nsanlar ondan çift yanl korkuyorlard ; onlara hem gazab (ne de olsa Stalin'in o luydu) hem
261

(MISRÎ, 1223), v. 97b manas n bilmedin mi gözü do ru yoldan gönlü Hakk tan a mad gözü ve kalbi birbirinden ayr lmad demekdir. Sen de ey zâlim gözünü ve gönlünü biriktir gör bu i leri edebilir misin bunun gibi olmaz, olmaz san lara meyl ider misin? Dervî in birisi eyhine dir ki sultân m ben bu gice bir rüya gördüm. seni gördüm ki ol kadar büyüdün ki cesedin dünyâya doldu sonra küçüldün ol kadar ki bir kar nca kadar kaldun dimi . eyh a lam o ul sen de mi gördün on dimi yâ sultân m asl nedir? onun eyhi demi ki kutb âhirete gitti beni kutb ederler sand m, tâlib oldum ol vakit gördüm. Firengistândan bir papaz getirdiler kutb ettiler onun apkas n benüm ba uma giydirmeseler bârî kutb olmakdan geçdim deyü u kadar küçüldüm ki zerreyle beraber oldum demi . steyene vermezler istediklerine verirler kul kullukta gerek tanr l a mahsus olan i e kar mamak gerek ki sonunda ki i utanm olmaya.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 111

de lütfu ile (babas , d lad o lunu cezaland rmak için onun arkada lar n cezaland rabilirdi) zarar verebilirdi. tilmi lik ve ayr cal k, mutluluk ve st rap kimse kar tlar n nas l kolayl kla birbirlerine dönü ebileceklerini, insan varolu unun bir kutbundan ötekine geçmek için k sac k bir ad mn yetece ini Yakov'dan daha somut olarak anlayamam t r. Derken, tam sava n ba nda Almanlara tutsak dü tü ve ona zaten her zaman tiksiti gelmi anla lmaz, burnu büyük bir ulusun üyeleri olan öteki tutsaklar onu pis olmakla suçlad lar. Omuzlar nda en yüce bir dram ta yan (dü mü bir melek ve Tanr 'n n O lu olarak) kendisi, yüce bir ey için (Tanr ye melekler kat nda bir ey) de ilde d k yüzünden mi yarg lanacakt ? Dramlar n en yücesi ile en alça bu denli ba döndürecek kadar birbirine yak n m yd ? Ba döndürecek kadar birbirine yak n ha? Yakla k k, yak nl k ba l dönmesine yol açar m ki? Açabilir. Kuzey Kutbu, Güney Kutbu'na de ecek kadar yakla rsa, yeryüzü kaybolur ve insano lu kendini ba n döndüren bir bo lukta bulur, dü er. E er itilmi lik ve ayr cal k ayn kap ya ç k yorsa, e er yüce ile de ersiz aras nda bir fark yoksa e er Tanr 'n n O lu d k yüzünden yarg lan yorsa, insan varolu u boyutlar n kaybeder ve dayan lmaz ölçüde hafifler. Stalin'in o lu kendini elektrikli tele att nda, tel örgü açmas biçimde havaya dikilmi , bo lukta sallanan bir terazi kefesi gibiydi; onu havaya kald ran ise boyutlar n kaybeden bir dünyan n sonsuz hafifli i... Stalin'in o lu d k yoluna can vermi ti. Ama d k yoluna ölmek saçma bir ölüm de ildir. Ülkelerinin s n rlar n do uya do ru geni letmek için canlar n gözden ç karan Almanlar, ülkelerinin gücünü bat ya do ru yaymak için ölen Ruslar evet, onlar budalaca bir ey u runa öldüler ve ölümlerinin ne bir anlam ne de bir genel geçerli i var. Sava denen eyin genel budalal içinde, Stalin'in o lunun ölümü tek metafizik ölüm olarak beliriyor.262

Duâ et; Yâ lâhî nefsini büyük tutanlar bizden uzak tut diye hayk r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Kim Allah Teâlâ'ya kavu may dilerse Allah Teâlâ da, ona kavu may diler. 263
262

(KUNDERA, 1986), s. 247-248 Buhârî, Rikak. 41; Müslim, Zikir, 14,16,18; Tirmizî, Cenaiz, 67, Zühd , 6,; bn. Mâce, Zühd,31;Nesai, Cenaiz, 20;
263

112 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Onlar n aras nda akl n sahih olmaz, hayrette kal r. Buradaki hayret âlimin hayretidir. Çünkü bu say lan vas flar n n tecellisini önceden bilmektedir. Burada dü ünülen, bu gafletin Allah Teâlâ dan m yoksa onlar taraf ndan m oldu unu anlamakta hayrettir. Gafletin ç k noktas n n Allah Teâlâ oldu unu anlay nca korkar. Onlar Allah Teâlây unuturlar, art k O da onlar unuttu. 264 burada unutanlar n münaf klar oldu u bildirilirken asl nda Allah Teâlâ onlara bir ekilde rahman ve rahim s fat yla azap etmemektedir.

Bir kimsenin kalbi bu gibilerden kaçmad kça kurtulu bulamaz. eyhün biri de bir dervi ine keramet göstermek içün bir tenhâ yerde uçm dervi e dimi ki sen de uçmak ister misin? Hây sultânum yâ dahi ne isterim dimi eyh dimi ki Ey dervi istedügün içün uçamazs n e er müsta ni olaydun. ubudiyyetden ayr bir eye tâlib olmaya idün uçard n dimi . 265

Benim ricam senden, yâ Rahmân ancak hazretindir. Niyâzî-i M srî, niyet-i safinin Allah Teâlâ n n yaln zca zât n olmas d r. nsanlar için Hazarât- lâhiyye üçtür: Ef âl, S fat, Zat ki, Bismillâhirrahmânirrahîm in de s rr esasen budur. Ehl-i hakikat için ise zâttan ba ka bir niyet yoktur.

Ey kurtulu a kavu turan, vuslata erdiren Allah Teâlâ! M srî (için budur.)

264 265

Tevbe, 67 (MISRÎ, 1223), v. 97b eyhin biri de bir dervi ine keramet göstermek içün bir tenhâ yerde uçm dervi e demi ki Sen de uçmak ister misin? Hây sultân m yâ dahi ne isterim. demi eyh demi ki Ey dervi istedü in içün uçamazs n e er müsta ni olayd n. ubudiyyetten ayr bir eye tâlib olmaya idin uçard n. demi .

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 113

114 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

36 Vücûdun kad bedâ fî külli mevcûd Nukû un kad bedet min ayni me hûd Feküllin bi i tibâri ayni halk Ve fi t-tahkîki zâtu aynin ma budin Ve mâ fi l-kevni gayrül Hakk-i aslâ Ve mâ fi z-zâhiri illâ asl maksûd Yurâ bahrün lehu l-âfu mevcin Hüve l- mevcûdu ve l-emvâcu mefkud Feyâ insânu vemâ insânu Hakk un Lefî küllil avâlimi ente mahmûdün Lifânûsi l-mezâhiri ente em ün Likü l-lil vâridât ente mevrûd Leke l-kâfu leke l- ankâ cemîân Lekel kahru lekel lütfu lekel cûd Vefî da vâke ma rûzu lemâneti Vefî ma nâke ma rufun ve mescûd Ve-lil esmâi leyset ayn-ün aslâ Müsemme l-küll-i aynü gayr-i ma dûd Ve mel-M srî illâ bi tibârun

¸ k ¸

¸ ¸

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 115

Ve innî küll-i mevcûdin ve

¸
ma hûd

Hakk n vücûdu her bir mevcudda zâhir oldu Bâz kimseler niçin e yaya ibadet etmi ? Baz kimseler niçin ulûhiyet iddias nda bulunmu ? eyhi Ekber, insan -n yarad l n ve aslî kayna ni inceledikten sonra diyorlar ki: nsan Rabl k ve kulluk s fatlar n kendinde toplam bulundu undan, baz insanlar kendilerinde bulduklar Rabl k kudretini kendilerine dayand rarak yan lm lar ve Firavun gibi: Ene Rabbiyye l-a lâ (Ben yüce rabb m)! Dâvas na dü mü ler. Bâz lar da yine bu kudret sebebiyle nefislerini b rakmak ve onun hakiki sahibini bilmekle beraber ya Mansur gibi: Ene l-hak (Ben hakk m)! Ya da Ebu Yezid-i Bestamî gibi: Sübhânî mâ a zame ânî (Ben Sübhan m, benim ân m çok büyüktür)! demi ler. Ancak Firavun un Ben demesiyle Bestamî nin Ben demesi aras nda büyük fark vard r! Bunun gibi baz kimseler de u söz etti imiz Rabl k kudretini ba ka bir eyde görür görmez derhal onun ulûhiyetine (ilâhl na) hükmederek ona kar kulluk gösterisine ba lam lar! Meselâ, güne in e yadaki hayat verici tesirini görünce, onu, her nimeti kendisine borçlu olduklar ve her hizmetin de kendisi için yap lmas gereken bir mabud olarak kabul etmi ler! Ve bunun gibi putlara, cisimlere tapm lar! Bununla beraber, hakikat ehli nazar nda onlar n bu ibadeti yine Hakk a yöneliktir.266 Mansûr "Ene'l-Hak" söyledi Hakk't r, sözü Hakk söyledi

Bu nukû ( nak lar) yani bu görünen sûretler me hudun asl ndan zâhirdir. Vahdetu - uhûd: Yaln zca bir i görme, bir i mü ahede etme. Sâlikin her eyi Allah Teâlâ n n tecellisi olarak görmesi, Ondan ba kas n görmemesi hâli. Allah Teâlâ ya
266

(AYN , 1995), s. 61

116 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

muhabbet ve ibadetin zevkiyle mahbubundan ba kas n görmez. Vahdet i uhud, sâlike ar z olan bir zevktir, bir hâldir. Mutasavv flar nezdinde vahdet-i uhud, vahdet-i maksud ve vahdet-i vücud ayr ayr makamlard r. Bu ak m mam Rabbani Ahmed Faruk Serhendi(hyt.1624), asl nda Vahdeti Vucudu tenkit ederek kurmu tur. Ona göre Vahdeti vucutçular tenzih(Allah yaratt klar n n noksan s fatlar ndan beri tutma) akidesini reddedip te bihi (Allah Teâlâ y yaratt klar na benzetme anlay ) savunmu lard r. Binâenaleyh, bu iki makam n üstünlü ünde ve hakikâtlerindeki ihtilaf kalkmam t r. Her iki görü ün mümessilleri bulunmaktad r. u bir gerçektir ki, vahdeti uhud anlay vahdeti vücut me rebi üzerine kurulmu tur. Bu konuya Abdülâziz Mecdi kuddise s rruhu l-azîz Efendi nin u aç klamas fark n durumuna ayd nl k getirmektedir. Bir sâlik, sülûkü esnas nda kavs-i uruc u (yükseli yollar ) geçerken hemen ilk mertebelerde, makamlarda vahdeti uhud a u rar, fakat orada durmaz, geçer. S r-r zat makam na ç k nca vahdeti vücut tahakkuk eder. Ondan sonra Hazerât- Halkiye ye inmek üzere kavs-i nüzul ü (ini ) geçerken de, bu kavsin sonlar na do ru bir kere daha vahdeti uhud hali kendisinde tahakkuk eder. Fakat onda da durmaz. Halden hale geçerek nihayet Hazerât- Halkiye ye iner ve sülûkü tamamlam olur. Bununla beraber, her sâlik ayn ekilde seyir ve sülûke devam etmez. Baz s , vahdeti uhud a, kavs-i urucu, baz s da kavs-i nüzulü geçerken u rar. Gerek uruçta, gerek nüzulde u ran lan vahdeti uhud mertebeleri s r-r zattan, yani vahdeti vücut tan a a bir mertebedir. Çünkü vahdeti uhud, âlem-i melekûttad r ve s fat mertebesindedir. uhut, isneyniyeti (ikilik) icap ettirir. Yani bir ahit, bir de me hut ister. Bu takdirde ZâtBâri (Allah Teâlâ), nur eklinde bile me hut olsa, yine bir s fat , bir ekli vard r ve bir görenle bir de görünen olmak lâz m gelir. Görmek ve söylemek hep s fat mertebesindendir. Ulûhiyet ve nübüvvet de bu mertebedendir. Ba ka bir tabirle Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, Kur an- Kerim i bu mertebeden tebli etmi tir. Muhyiddin Arabî kuddise s rruhu l-azîz ve bütün Ehl u-llâh eserlerini hep bu mertebeden yazm lard r. Vahdeti vücûd un tahakkuk etti i s rr- zata gelince: Bunda bütün esma ve s fat Zât- Hakta yok olmu tur. Bu mertebede söz yoktur. Bir ey söylenmez ve söylenemez. Bununla beraber Vahdeti vücut, seyir ve sülûkün her mertebesinde vard r. Hiç bir mertebe ondan hâli de ildir. Hâkim Senâi buyurur ki; Sözde hakikât, hakikâtte söz olmad n anlad m anda sustum

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 117

demekle, bu mertebelere ve onlar aras ndaki farka i aret etmi tir. Yani s fat mertebelerinde söylenen sözlerde hakikât olmad , zat mertebelerinde ise, söz söyleme e imkân bulunmad için sustum, demi tir. mam- Rabbani kuddise s rruhu l-azîz seyir ve sülûkü tamamlamam t r. Yani uruç etmi , fakat nüzul eylememi tir. r at ise, ancak seyir ve sülûkü tamamlad ktan ve Hazerât- Halkiye ye indikten sonra tam olur. Esasen Nak îler, (yani mam- Rabbani taraftarlar ) bu meseleyi (yani vahdeti vücudu) anlamam lard r. 267 Ba m z meydana koyduk, ke f-i esrar eyledik; Enbiya-vü evliyan n ketmetti i mâna budur.

Daha aç kças parma n öyle kald rsan Hakk a vâki olur. (vüsul bulur ). Bu m srada ise Vahdet-i Vücud haline mudrik olmaktan haber edilmektedir. Vahdet-i Vücud Temeli ilk dönem sufîlerince fena - beka (fenâ fi llâh - bekâbillah) terimleriyle at lan bu dü ünce sistemi, son dönem tasavvuf felsefesinin en önemli konusudur. Özellikle de bn ül Arabî (638/1240) 'ye mal edilen vahdet-i vücut nazariyesi ne gariptir ki isim olarak bn ül Arabî (638/1240) 'nin ne Fütuhat' nda ne de Fusûs'unda geçmez. bn ül Arabî üzerine yap lan ara t rmalardaki tesbitlere göre vahdet-i vücud tabirini ilk defa bn-i Teymiyye (728/1328) kullanm t r. Baz lar da bu terimi ilk kullanan ki inin bn ül Arabî (638/1240) 'nin talebelerinden Sadreddin Konevî (673/1274) oldu unu söylerler. Son dönem sûfilerine göre as l tevhid, Allah Teâlâ'n n ma'bud, fail ve vücûd olarak birlenmesiyle gerçekle ir. Onlar vahdet-i vücut anlay ile geli tirdikleri tevhid ilminin, sadece i itme, okuma, dü ünme, akli istidlal ve zihni tefekkürle elde edilemeyece ini, bunun ancak mü ahede zevk, hâl, ve fenaf llah yoluyla elde edilebilece ini iddia ederler. Asl nda vahdet-i vücut dü üncesinde hem tenzih hem de te bih vard r. bn. Arabî (638/1240) te bih cihetiyle her eyin esasen Hak oldu unu belirtmekte, fakat aksini yani Allah' n, bütün e yan n toplam ndan ibaret oldu unu söylememektedir.594 Dolay s yla vahdet-i vücud ehlinin, Hakikatte Allah'tan ba ka mevcut yoktur, (la mevcude
267

ERG N, O. Nuri; Bal kesirli Abdülazîz Mecdi Tolun Hayat ve 1942,s. 225 226

ahsiyeti, st.

118 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

illallah) sözünü; Her mevcut Allah't r eklinde anlamamak laz md r. Zira birincisi s rf tevhid, ikincisi bütünüyle irktir. 595 Vahdet-i vücudun anlam na gelince; Vahdet-i vücud, varl n birli i demektir. Bizatihi kâim olan vücûd birdir. O da Hakk n vücûdudur. Bu vücud, vacib, kadîm ve ezelîdir. Taaddüt, tecezzi, tebeddül ve taksim kabul etmez. Onun ekli sureti ve haddi yoktur. Buna vücud'u mutlak denir. Allah Teâlâ mutlak olmaktan ç kmaks z n, bir de i iklik ve tebeddüle u ramaks z n s fat ve fiilleriyle bütün suret ve e yada tezahür ve tecellî etmektedir. Bu cihetle e ya onun aynas d r. Bütünüyle kâinat onun vücuduyla kaimdir. E yan n hakikatleri bizzat kendilerinde sabit de il, Hakk n vücuduyla sabittir. Onlar n asl yoktur. E ya, yani Hakk n vücudunda görünen suretler, hakikatte hayal ve serap gibidir. Hatta da lar ve ta lar da böyledir. Bunlar n ke if ve mevcut görünmeleri ak l ve hisse göredir. Vahdet-i vücud panteizme (vücudiye) benzerse de onun ayn de ildir. Vahdet-i vücudda ittihad ve hulul yoktur, yaln z bir tek mevcut vard r; O da Allah Teâlâ d r. Panteizmde ise ittihad vard r. Bunlar Allah küldür, küll Allah t r dedikleri halde, vahdet-i vücutçu mutasavv flar La mevcude illa hû (yani, Allah Teâlâ dan ba ka hiçbir ey yoktur) derler. Allah Teâlâ - insan - âlem ekseninde dönen vahdet-i vücud felsefesi ku kusuz mesnetsiz bir nazariye de ildir. Bu anlay ta olan sufîler kendilerine birçok ayet-i kerimeyi ve hadis-i erifi delil getirmi lerdir.268 Tam Reformasyoncu 269 bir üslupla, kendi kendisinin bile efendisi olmayan ve her eye ba ml olan bu sefil ve zavall yarat n kendini, ona egemen olmak bir yana, en küçük parças n bile tan yamad kâinat n efendisi ve ustas olarak adland rmas ndan daha gülünç bir ey dü ünülebilir mi? 270 Vahdet-i-Mevcud: Vahdetü l-vücud kâinatta Allah Teâlâ dan ba ka hiçbir varl n bulunmad anlay iken, vahdet-i mevcut ise her eyi maddede görme, ulûhiyeti onda mezcetme ve kâinat hesab na ulûhiyeti inkâr etme anlam na gelir. Vahdet-i vücudda Allah Teâlâ ad na kâinat inkâr edilirken, vahdet-i mevcut ta kâinat hesab na Allah Teâlâ inkâr edilmek gibi bir durum vard r.

268

269

( EKER, 1998). s. 117-118 Reformation: i.) nefis slah , daha iyi vaziyete koyma veya girme; ahlak n düzelmesi; (bh) 16. yüzy lda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim. 270 (Max HORKHE MER, 2005), s. 409

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 119

¸
Tahkikte ise ayni Ma buddur. Hakk n vücûdundan ba ka vücûd yoktur. Lâkin her biri Ahmed, Mehmed, Hasan, Hüseyin, Bitki, hayvan itibariyle halkt r.

k
Mükevvenatta ( yarat lm yoktur. bütün mahlûkatta), Hakk tan ba kas aslâ

¸
Zâhirde (görüntülerde, görünenlerde) Hakk tan ba ka yoktur, ancak o vard r, as l maksuddur, yani istenen O dur. Bu âlemden Daha Güzeli Mümkün De ildir Muhyiddin ibn Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz, mümkünler âleminde mevcut olan eylerden daha iyi ve daha güzel bir ey yoktur, buyurur. Ondan be as r sonra gelmi ye Bat n n en ünlü filozoflar s ras na geçmi bulunan Leibnitz in de tamamen bu fikirdedir. Hattâ bn ul Arabî, Allahü Teâlâ n n, âlemi Rahman sureti üzere icat etti i için ekmel (en mükemmel) olmas gerekece ine nas l hükmetmi se, bir matematik bilgini olan Leibnitz de: Mademki her ey Allah n suretidir, en mükemmel olmas gerekir diyor ki, Bat l lar n Optimisme (iyimserlik) dedikleri -felsefî ekolün dayand nokta bu dü üncedir. 271

Denizden görülür nice bin dalga olur Allah olas n demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Canl varl klar, cans z eyler, felek bo lu unun güzelli i, bunlar hep insanlarda vard r, insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Yüce âlem sensin, gerçek budur! Nas l ki Allah, Göklerim ve yerim beni kapsayamad , ama imanl bir kulumun gönlüne s dm, buyurmu tur. 272

Hâlbuki hava sâkin olunca dalgalardan eser kalmaz, geriye deniz kal r, dalgalar kaybolur, Çünkü dalgalar denizden ba ka bir ey de illerdi. Sen tuttun onlara vücûd verdin.

271 272

(AYN , 1995), s. 56 ( ems-i Tebrizî, 2007), (M.250), s.339

120 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Ey insan, insan Hakk de ildir Felsefenin en önemli problemlerinden biri bilgi meselesidir. Bilgibilimi (epistomologie) ad alt nda münaka a olunan bu mesele, hep bilgilerimizin prensiplerini ve kurallar n ara t r r. Muhyiddin ibn Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz Nuh Kelimesindeki Subbuhî Hikmet fass nda, diyor ki: Bir kimse ehâdet âleminde görülen sureti Hakk t r zannedip Hak mü ahede ettim diye tahayyül ederse, o kimse arif de ildir. Zira e ya mazharlar ndan görünen Vücud- Vâhid (Tek Varl k) o eylerin özellikleri aras ndan göründü ü için o özelliklerle boyanm t r. Bundan dolay O de ildir. Fakat bir kimse, o gördü ü eyin kendi nefsi oldu unu bilirse, i te o ariftir. 273 Çünkü insan mukayyeddir (insan olarak ona isim verilmi kay tland r lm t r.) Mukayyed olana Hakk demek küfürdür. Ancak bn ul Arabî, Füsûs unda ilâhi hikmeti, Âdem kelimesine tahsis ediyor. Niçin? Çünkü yarat klar içinde en son yarat lm olan (tür) Âdem olunca esrarl haline aldanmamakta mümkün de ildir. bn ül Arabî her bir vesileyle, her hangi bir ekilde iki ayr zât n bir biriyle birle ip kar mas anlam na gelebilecek ittihâd reddeder. Zîrâ ona göre böyle bir kar man n olabilmesi için öncelikle iki ayr zat n var olmas laz md r. ttihad halinde de iki ayr zat n var olmas imkâns zd r. Hâlbuki onun vücûd anlay na göre tek bir Vücûd, tek bir Zât ve onun farkl mertebelerdeki zuhuru vard r. Öyleyse ittihâd kulun; Allah Teâlâ ya has olan ilim, irade, kudret gibi s fatlar yla vas flanmas ; Hakk n da mahlûkata ait olan, el, yüz, gülümseme, taaccüb gibi vas flarla nitelendirilmesinden ibarettir. Bu îtibârla ittihâd iki ayr zât n bir birine kar mas ndan de il, Hakk ile halk aras nda tedâhulü l-evsaf dan ibarettir.274 Bu nedenle Hulûl ve ittihad kelimeleri her ne kadar birbirlerine yak n anlamlar ta salar da aralar nda önemli derecede nüans fark vard r. Bu farkl göstermek bak m ndan Hz. Mevlânâ kaddese llâhü s rrahu l-azizin u sözleri önemli bir aç l m imkân vermektedir: Firavun ben Hakk m dedi, alçald ; Mansûr, ben Hakk m, dedi kurtuldu. O, ben demenin ard nda Allah Teâlâ n n lâneti var; bu ben demenin ard nda Allah Teâlâ n n rahmeti var. Ey seven ki i! Çünkü o kara ta idi, bu ise akik. O n dü man yd , bu ise a â k. Ey bo , bo az bu ben deyi , iç yüzde o demekti; hem
273 274

(AYN , 1995), s. 58 bnü l-Arabî, Kitâbu l-Mesâil, (Resâil), s. 398, 399.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 121

de hulûl yoluyla de il klar n birle mesi yoluyla. Çal çabala da ta l k vasf n azald kça azals n; lal olu yüzünden ta l k vasf n, par l par l ayd nlans n. 275 Mevlânâ, hulûl kavram n n ifade etti i anlam n Mansûr un sözünde bulunmad na; aksine onun ifadesinde Allah Teâlâ n n nûruyla bir olma (ittihâd- nûr) halini araman n gereklili i üzerinde durmaktad r. Çünkü hulûl iki ayn cins aras nda olmay iltizam eder. Oysa mutlak vücûd yan nda mukayyed olan, ancak mutlak n s fatlar yla boyanabilir, mutlak anlamda bir ittihad ve hulul olmaz. Bir ba ka ifade ile insân kâmil, bak r kimyada eritir gibi varl n Hakk n varl nda eriten 276 bir ahsiyet olarak, benli ini fenâ etmektedir; yoksa O nda hulûl etmez. Bu durum, enenin hüve hüvenin ene olmas halidir ki muhakkikler indinde gerçek anlamda tevhidi idrakten kasdedilen de budur. Bu nedenle dir ki, Mansûr un ene l-Hak demesi, ben fani oldum Hakk kald anlam nda bir tevazû göstergesinden ba ka bir anlama gelmez. 277 Allah Teâlâ asla Enel Hakk , yani ben Hakk m demez. Allah Teâlâ, her zaman beni kutlay n, beni kutlay n! da demez. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. Hakk nas l olur da hayret ve taaccub beyan eder? E er kuluna ait bir ilgi dolay s yle taaccüp ifade eden sübhan278 kelimesini kullan rsa do ru olabilir. 279
275

Mesnevi, c. V, b. 1035-2039 Mesnevi, c.I, b. 3020 277 Erdal Baykan: Bir Din Felsefesi Problemi Olarak Mevlânâ da Tanr . Doktora Tezi, Konya 1999, s. 134 278 Cenab- Hakk' n mahlûkat ve eserleri kar s nda duyulan hayret ve taaccübü ifade etmek için söylenir. Cenâb- Hakk n zât nda, s fât nda ve ef'alinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder. (Sübhanallah ve Elhamdülillah cümleleri Cenâb- Hakk' Celal ve Cemal s fatlar yla z mnen tavsif ediyorlar. Celal s fat n tazammun eden Sübhanallah, abdin ve mahlukun Allah Teâlâ'dan baid olduklar na naz rd r. Cemal s fat n içine alan Elhamdülillah, Cenâb- Hakk' n rahmetiyle abde ve mahlûkata karib oldu una i arettir. Meselâ: Biri kurb, di eri bu'd olmak üzere bize nâz r emsin iki ciheti vard r. Kurb cihetiyle hararet ve ziyay veriyor. Bu'd cihetiyle, insanlar n mazarratlar ndan tâhir ve sâfi kal yor. Bu itibarla insan, emse kar yaln z kabil olabilir, fâil ve müessir olamaz. Kezâlik, bilâte bih, Cenâb- Hak rahmetiyle bize karib oldu u cihetle Ona hamd ediyoruz. Biz Ondan uzak oldu umuz cihetle Onu tesbih ediyoruz. Binâenaleyh, rahmetiyle kurbüne bakarken hamdet. Ondan baid oldu una bakarken tesbih et. Fakat her iki makam kar t rma. Ve her iki nazar birle tirme ki, hak ve istikamet mültebis olmas n. Lâkin iltibas ve mezc olmad takdirde her iki makam ve her iki nazar hem tebdil, hem cem' edebilirsin. Evet, Sübhanallâhi ve bihamdihi her iki makam cem'eden bir cümledir. 279 ( ems-i Tebrizî, 2007), (M.259), s.348
276

122 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Yarat lm olan kimse Tanr olamaz. ster Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem olsun, ister Muhammed'den ba kas . 280 Lâkin âlemlerde mahmud Hakk t r. Çünkü Hakk ve Rabb manâlar itibariyle sabit, yani de i mez demektir. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî kaddese llâhü s rrahu l-aziz buyurdu ki; Kul varl ndan mutlak olarak yok olmad kça O nun kat nda birlik gerçekle emez. Tevhid (Birlik) hulûl de ildir; senin yok olmakl nd r. Yoksa saçma sözlerle, olmayacak i lerle hak, bat l olmaz.

Bu mazharlar n fenerlerinin mumu sensin.

Her bir halin ile bu âleme gelirsin, gelen sensin. Muhyiddin ibn Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz e yan n hakikatlerinin idrâk olunamay p ancak e yan n mahiyetlerinden baz gerekli eylerin bilinebilece ini bildirmektedir. 281

Kâf senindir, Ankâ hepsi senindir. Gerçek ve hayâlî âlemde ne varsa hepsi senin ve sendendir. Kah r senindir, lütûf senindir, cûd (cömertlik ) senindir.

¸
Senin davanda arz edilen emanet vard r.

Hiç üphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar aras nda hükmetti iniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel ö üt veriyor. üphesiz Allah i itir ve görür. 282

¸
280 281

( ems-i Tebrizî, 2007), (M.355) s.441 (AYN , 1995), s. 56 282 Âl-i mran, 58

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 123

Ondaki bilinen senin manan ve secde vard r.

simler için ayn yoktur. Yani Ahmet, Mehmed, Hasan, Hüseyin, Bitki Hayvan, a aç, ta gibi eyler için ayn (bir eyin cevheri, asl )yoktur. Bunlar n aksinin müsemmâs ayn d r, yaln z say s z olarak, Zirâ say l rsa o zaman halk olur. Çünkü Cem makâm nda ço alma yoktur, zirâ ço al rsa o zaman halk olur. Lâkin Hazret ül cem makâm ndaki erîat makâm d r, orada teaddüd, yani ço alma vard r. Ço alma görülmedi i halde, yani insan, hayvan veya bitki görülmedi i vakit Hakk t r. nsan, Hayvan, bitki görüldü ü vakit de Halk t r. Aksi halde onlara Hakk demek küfürdür. Yani daha aç k bir ifâde ile insan veya ba k eye a Hakk diyen kimse kâfir olur. 283 M srî denilen ancak bir itibar iledir. M srî nin itibar 284 Allah Teâlâ n n takdir etti i iledir. Bu nedenle Allah
Seyyid Muhammed Nurul Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziznin Vahdeti Vücûd hakk ndaki bu veciz aç klamas dikkatle okunmal d r. Onun Hak ve halk aras ndaki fark bu kadar aç k bir ifâde ile bildiren sözlerine, biz bir tek kelime dâhil etmek istemiyoruz. S ras gelmi ken Seyyidin cüz î ve küllî irâde hakk ndaki u vakas da ilgi çekicidir: Sultan Abdülmecid han zaman n eyhül slâm n kona nda yap lacak toplant da kendisininde bulunmak istedi i fakat kendisinden ba kas n n bilmemesini irâde eder. lim toplant s nda söz Allah Teâlâ n n s fatlar kudret, hayat ve ilim gibi bahislerden sonra s ra irâde bahsine gelir. Seyyid: Allâh n kemal s fatlar insanda cüz î de olsa vard r, fakat Allah Teâlâ n n huzurunda olanlarda irâde olmaz. Dinleyenler; Acaba bunu bir misâl ile aç klar m s n z? diye sormalar üzerine; Seyyid ke fini göstererek: Bak n z, biz hâlen Padi âh n huzurunda bulunmaktay z, ahsi irâdemize mâlik de iliz, Bize gel derler, kalk p gideriz. Ç k n gidin derler, ç kar gideriz. Ne zaman huzûru âhâneden ç karsak, o zaman irâdemize mâlik oluruz. Ehlullâh ise Allah Teâlâ n n huzurundan bir an ayr lm olmazlar ki irâdelerine sâhip olsunlar. demi tir. 284 tibâr: eref, haysiyet. Ehemmiyet vermek. Hürmet, riâyet ve hat r saymak. Kulak asmak. bret al p uyan k olmak. Birisini veya sözünü makbul farzetmek. Taaccüb etmek. Bir eyin gerçek de il, kararla t r lan de eri. Ticarette söz veya imzaya olan itimad.
283

124 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Teâlâ baz etmesidir.

eylerde kendi zat na tan d

hakk diledi i ekilde tasarruf

Muhakkak ben bütün mevcud ve bilinenim. Niyâzî-i M srî Allah Teâlâ ya olan yak nl n bundan daha güzel ifade edilemez. Vahdet-i Vücud nazariyesi ile bu yak nl anlayabiliriz.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 125

39
Künnâ zevât er rü d-gülnâ Lemmâ bedâ min Resûluna hayât ül-ebed Ahmed-e envâri s r s-samed Muhammedün habîbünâ Muhammedün, meded.
bi lcûd-i min bahr-il atâ,

efiünâ Muhammedün kad-câenâ bilehri s-s yâm kad- etâ

Ehlen ve Sehlen merhabâ envâr s rru s-samed Resûlüna Muhammedün Nebiyyünâ efiünâ Muhammedün, Muhammedün kad câe bil-meded

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem nûru yarat ld zaman ben de o dâirede rü d sâhibi idim. ( rü d sâhibi demek hakikat yolunda yürüyenlerdendim ). Ben de o dâirede bulundum. Cibril, Mikâil, srâfil, Azrâil, Enbiyâ aleyhimüsselâm ve onlar n varislerinin cümlesi, Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dâiresindedir, zirâ bu dâire asâleten Resûlüllâha mahsustur. Filozoflar n ve sûfîlerin, özellikle ilk yarat l konusundaki hadislere yakla mlar birbirine yak nd r. Her iki ekol de ak l hadisinden yola ç karlar. Sûfîler285 ilk yarat lan eyin Hakikat- Muhammediye veya Nur- Muhammediye oldu unu izah ve isbat etmeye çal rlarken filozoflar da bu hadisten yola ç karak ilk yarat lan eyin ak l ve akl- evvel oldu unu, sonra ondan ukul-u a ere, ondan da tedricen di er mevcudat n yarat ld n söylerler, ad na da cevher veya saf nur derler.286 bn ül Arabî (638/1240) Allah Teâlâ'n n ilk yaratt eyin. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhu oldu unu, öteki ruhlar n sonradan ondan sâd r olduklar n söyler. Onun varl n n âlem-i ehâdette de il de âlem-i gaybda söz konusu oldu unu, ona nübüvvet müjdelendi i vakit Hz. Âdem aleyhisselâm n henüz su ile çamur
Mesela: Vâhib Ümmî (hyt. 1004/1596) Bu âlem yo iken Ahmed olupdur bunlara illet diyerek Tasavvuf felsefesine göre ilk yarat lan n Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhu oldu unu belirtir. (Vâhib Ümmî, Dîvân, s. 107.) 286 ( EKER, 1998), s. 61
285

126 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

aras nda oldu unu ifade eder. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem varl ktaki tek ve e siz varl k olmas n , O nun üstünde mutlak zattan ba ka hiçbir varl n bulunmad n hep bu nûr'a, ba lar. Bütün bu ve benzeri ifadelerden ç kartabilece imiz sonuç NûrMuhammedi veya Hakikat- Muhammediye terimi Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem için kullan lm ve onun ahs nda sembolle mi tir. O bir mânevi varl k, bir nûr, bir hakikat veya bir cevher olarak kabul edilir. Her eyden önce onun yarat ld , di er mümtaz ruhlar n da ondan ç kt , Onun Allah Teâlâ kat nda en sevgili ve de erli bir varl k oldu u, bütün yarat klar n ondan feyz ald kabul edilir.287 S rr samed nûrlar , yani Hak s rr n n nûrlar Hazreti Resûlden zâir oldu u vakit, Dede Ömer Rû enî (hyt. 892/1487), Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin gözü harfine, agz harfine, zülüfleri de harfine benzetmi tir: Sâd aynuñ, mîm agzuñ dâl zülfüñ göreli Yâ Nebî gitmez dilümden bir nefes zikr-i samed Yani Hazreti Resûlun nûru yarat ld demektir. vakit, biz hayata nâil olduk,

Bize gelen Rasûl Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bizim sevgilimizdir.

efaâtçimiz Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem mededle geldi.

stimdad 288 Sözlükle bir adamdan meded ve inayet istemek'' anlam na gelir. stimdâd takviye ve destek anlam na da gelir. Hokkadan mürekkep (midad) almaya da istimdâd denir. mdâd, yard m ve destek anlam ndad r. Bir ki inin ba ka birine üçüncü ki i veya ki iler arac l yla yard m etmesine ve malî yard mda bulunmaya, darda kalan ve destek isteyen bir kimsenin yard m na ko maya da imdâd denir. Bu kelimelerin kökü olan medd çekmek ve sel anlam na gelir. Suyun akmas na ve ta 287 288

( EKER, 1998), s. 132 (ULUDA )

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 127

mas na da med denir. Gel-git olay na med-cezir denmesi bundand r.289 Meded yard m, destek ve imkân demektir. Türkçede imdâd tehlikede olana yap lan yard m ve bu durumda olan birinin, yeti in! , kurtar n! diye acele olarak yapt yard m ça r s d r. mdâd istemeye ve yard ma ça rmaya istimdâd denir. Meded, imdâd ve istimdâd kelimeleri genellikle Kur'an- Kerim ve hadislerde dinî bir kavram ve terim olarak kullan lmam t r. Sözlük anlam nda kullan lm t r. Daha sonraki dönemlerde kavram hâline gelen istimdâd bir kimsenin yan nda bulunmayan hayattaki bir ki iden veya ölü bir kimsenin ruhundan yard m istemesi, meded beklemesi ve bu maksatla ona: Yeti ! , mdâd! , Meded! diye hitap etmesidir, Bunun sebebi kendisinden yard m istenen ki inin veya ruhun Allah Teâlâ'n n dostu ve sevdi i bir kul oldu una, bu sebeple dua ve iste inin Allah Teâlâ kat nda makbul say ld na inan lmas d r. Böyle ki ilere veli/evliya, aziz/eizze, azizân, ermi , eren ve Hak eren gibi isimler verilir. Öldükten sonra gömüldü ü yere ziyaretgâh/ziyaret yeri, türbe; kendisine de yat r denir, ister diri, ister ölü olsun ermi lerin do aüstü bir tak m kuvvetlere sahip olduklar inanc ve kültü bütün toplumlarda vard r. Bu kült daha çok da halk aras nda ve özellikle de mistik çevrelerde yayg nd r. Buharî unu rivayet eder: Hz. Ömer radiyallâhü anh ya mur duas na ç km ve Hz. Abbas radiyallâhü anh yan na alarak; Ya Rabbî! Muhammed (aleyhisselâm) sa iken onunla istiskâ ederdik (onun yüzü suyu hürmetine ya mur isterdik). imdi amcas Abbas' n yüzü suyu hürmetine bize ya mur vermeni niyaz ediyoruz. 290 Demek ki ki ileri arac k l p Allah Teâlâ'dan ya mur istemek caiz, faydal ve lüzumludur. bn Teymiyye tevessülün üç anlama geldi ini, bunlardan ikisinin caiz ve me ru, üçüncüsünün ise slâm'da bahis konusu edilmedi ini söyler: a) Bir müminin Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem iman ve ona itaat etmi olmas n vesile etmesi do rudur, hatta bu anlamda tevessül dinin özüdür ve farzd r, b) Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin -zat n ve ahs n de ilduas n ve efaatini vesile edinmesi de me ru ve salihtir. Hz. Ömer radiyallâhü anh n Allah' m, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hayatta iken onu vesile edinir. Sen de bize ya mur ve rirdin. imdi efendimizin amcas n vesile ediniyoruz, bize ya mur ver demesi bu türden bir tevessüldür. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hayatta iken bu tür tevessül sahih idi. K yamette efaatiyle de tevessül böyledir, me ru ve sahihtir. Bu, müminin Allah Resulüne itaatini Allah Teâlâ'n n
289 290

As m Efendi, Kamus trc, c. II, ss. 19-22 Sahih-i Buharî, stiskâ, 3; Fazailu ashâbi'n-Nebî, 11

128 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

yak nl n kazanmak için vesile edinmesidir. Allah Resûlü'ne itaat, Allah'a itaat say l r ve müminin taat ve ibadetini vesile edinmesi caiz ve me rudur. Allah' n yak nl n kazanmak için vesile aray n z 291 mealindeki âyette bahis konusu olan vesile bu türdendir, c) Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem zat yla Allah'a kasem/yemin ve O'ndan bir ey isteme Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ve sahabe zaman nda bilinen ve yap lan bir ey de ildi. Hz, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hayatdayken veya Hakk a yürüdü ünde kabrinde veya ba ka bir mekânda böyle bir ey yap lmazd . Sahih hadislerde böyle bir dua yoktur. Bu tür dualar n geçti i hadisler zay ft r, delil olacak nitelikte de ildir. Bu tür vesile ve duan n hükmü nedir, sorusuna bn Teymiyye u cevab veriyor: Ebu Hanife demi tir ki: Do ru olan Allah'a Allah Teâlâ ile dua etmektir. Bihakk fulan, bihakk enbiyâike ve rusulüke (Falan n yüzü suyu hürmetine, Nebî ve Resullerin yüzü suyu hürmetine, Nebi hakk için, Beytü l-haram'm hakk için) eklinde dua etmek mekruhtur. Ebu Yusuf un görü ü de böyledir.292 Görülüyor ki k yas ve rey taraftan olan f k h âlimleri, özellikle Ebu Hanife ve Ebu Yusuf sonradan ortaya ç kan bir tevessül ve vesile ekli için ihtiyatl bir dil kullan yor, bunun irk ve küfür oldu unu söylemekten dikkatle kaç n yor ve: Bu do ru de ildir, ho ve k de ildir demekle yetiniyorlar. Sonradan ortaya ç kan tevessül, vesile, istiâne, istimdâd, istigase ve istî fa konular nda en fazla söylenmesi gereken ey budur, bu olmal d r. Kimse bu anlamdaki tevessülü kabul etmek zorunda de ildir. Bunu kabul etmeyenler, edenleri kâfir, mü rik ve sap k olarak gösteren ifadelerden kaç nmak mecburiyetindedirler. htiyata muvaf k, slâm terbiyesine münasip olan budur. Bu konuda u hususlar n dinden oldu u konusunda ittifak vard r: a) Mümin mümine dua eder. Bu sevapt r. Radiyallahu anh, rahmetullahi aleyh ve selâmün aleyküm ifadeleri günlük dilde kullan lan ve slâmî hayat tarz n n ayr lmaz bir parças ve simgesi/ iar olan dualard r. Bu dualar n Allah kat nda kabul edilmesi daima umulur ve beklenir, b) Bir müminin kendi ameli ve ibadetini vesile edinerek Allah Teâlâ'ya dua etmesi ittifakla caizdir. c) Bir müminin Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin taat ve efaatini veya salih, takva sahibi bir Müslüman' n taat ve ibadetini vesile edip dua etmesi de caizdir. Hz, Abbas radiyallâhü anh misalinde oldu u gibi.
Maide, 35; srâ, 57 (bk. Merginânî, Hidaye, Kitabü'l-kerâhe; bn Teymiyye, Kaidetün Celîleh fi'ttevessûl ve'l-vesile. Kahire 1374, ss. 49, 50)
292 291

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 129

d) Bir müminin bir Müslüman' n kabrini ziyaret edip ona dua etmesi de ittifakla caizdir. es-Selâmü aleyküm yâ ehle'l-kubûr (Ey kabirde yatanlar, Allah Teâlâ'n n selâm ve selâmeti üzerinize olsun) demenin ölülere faydas vard r. Bu dua bo una tavsiye edilmi de ildir. Hz, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bir kabristana u ram , kabirde gömülü olan iki ki inin azap çekmekte olduklar kendisine malûm olmu , ya bir a aç dal n ikiye bölüp birini birinin, di erini öbürünün kabrine dikmi ve; Umulur ki bunlar ya olarak kald k lar sürece bunlar n azaplar hafifletilir buyurmu tu.293 Kabri ziyaret ziyaretçinin kalbini yumu atarak ve yufka hâle getirerek ona da fayda sa lar. ki âlemde tasarruf ehlidir rûhu veli Deme ki bu mürdedir, bundan nice derman ola, Ruh im ir-i Huda'd r, ten g laf olnu ana Dahi a 'la kâr eder bir t kim üryan ola. Bilirsin ruh- ehlullah kim sahib-i tasarruftur Bu smail Rumî me hedidir eyle istimdâd Eyleyen ruhundan istimdâd eri ir matlaba Halleden her mü kilât Hazret-i Üftâdedir. Aziz Mahmud Hüdâî kaddese llâhü s rrahu l-aziz Mürid-i râh- Hakk'a k blegâb- â kând r bu Edeple gir, gözün aç türbe-i Ümmî Sinan 'd r bu Ka'be-i u âk bâ ed in makam Herki nâk s âmed incâ ud temam. Bu makam â klar n k blesidir, Buraya eksik gelen tamamlanm olarak gider.294 Hülâsa Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; ... stedi inde, Allah Teâlâ'dan iste, yard m talep etti inde Allah Teâlâ'dan yard m talep et.. 295 düstûru hiçbir zaman unutulmamal ve büyüklerin vesile k l narak istenilenin de Allah Teâlâ dan oldu unu bilmek gerekir.
293

Müslim, Taharet, III; Ebu Davud, Taharet, II; Nesâî, Taharet, 26; bn Mâce, Taharet, 26 294 (ULUDA ) 295 bn. Hanbel, 1/293, 303, 307; Tirmizi, K yamet, 59

130 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Ramazan cömertli i ile cömertlik deryas ndan geldi. Ramazan ay oruç ile be eri hallerden müsta ni olmak ile rububiyetin samediyyet s fat yla Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme ittiba olunmay kazand rd için beraber zikir olundu. Cömertlik samed 296 s fat ndan zahir olmaktad r. Bu s fat Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ve ümmetinde cömertlik zirvesinin ifadesidir. Bu nedenle a a daki m sra zikredildi. Ho geldin samed s rr n n nûrlar . Bu ay n zat nda esmâ-i Hüsnâ zikri vard r. Bize gelen Rasûl Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bizim sevgilimizdir. efaâtçimiz Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem mededle 297 geldi.

296

Samed: Her eyin kendine muhtaç olup, kendisi hiç kimseye ve hiç bir eye muhtaç olmayan. (Allah) Pek yüksek, dâim. Refi' ve âli ve içi dolu ey. Kavmin ulusu 297 Meded: nayet, yard m, imdad, eman. Eyvah

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 131

42 Yâ Seyyiden fazlehû fi n-nâsi ke l-bahr Ve ne rehû etyabu minnesemeti s-seheri Ve men zehâ hadduhu hüsnen lehu ve-lehu Kaddun izâ mâse yahki l¸ gusne fi n-nadr Ve men izâ mâ beda fennûre minvechihi Dav e mine - emsi ahfâ tal ate lkameri Ve men alâ kadruhû fi l¸ Kelhalki mertebeten bedri fâka cemîa l-encümü z-zeheri Ente ibn ü emsü s-Sivâsi lemyekün yûcedu, Fî asrihi misluhû fi l¸ ¸ ¸ bedri ve l-hadari. Feente unkûdü zâke l-keremi yâ Navil lenâ kadhan min Seyyidî, zâlike l-hamri tedde evkî ilâ n-nedmâni › Ve nhelle › mâke seküm dem î alâ haddiye kelmatari En edtü fî hubbiküm zennazmi ¸ Lealle mu tezirân yukbelu nazmün câe bi l-uzri Yârabbî zid fazlehu fi n-nâsi ¸ mâ tal at, emsün vemâ seceat varakun ala › Medhî senâî lehû min eceri. hâlisi l-kalbi Ve leyse bi l-medhi l- M sr yyi min hatari

¸
Yâ Seyyid, senin fazl n mahlûkata deniz gibidir Seyyid esmâi hüsnâdand r. Her ne kadar bilinen Doksandokuz güzel isimlerde yok ise de say lan isimlerden ümmehatt r, furuunda vard r(esas

132 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

kaynak bir isim olup usülen vard r). A a da gelen m sralar n i areti ile burada bahsedilen ki i emsi Sivasî kaddese llâhü s rrahu l-azizin (hyt:1597) evlatlar ndan biri oldu udur. tarihi olaylar ve me hur olan zevat incelenince ye eni Abd ehad Nurî Sivasî -ül (hyt: 1651) kaddese llâhü s rrahu l-azizden bahsedildi i ihtimali yüksektir.. emsi Sivasî babas n n amcas d r. Ve ihsân n sabah rüzgâr ndan daha güzeldir, Yani kalbe ferahl k hayat verir.

Bir kimseki O nunla güzellik yüzünde parlad .

¸
O nun endam güzelli in p r lt lar isabet etti i vakit sarar

Bir kimseki Onun yüzünün nuru

k saçmaya ba lad nda

Güne in nûrundan ziya yay l nca ay n ziyâs kayboldu u gibidir. Â klar n muhafaza eder demektir. Yani pervanelerin aldan p ate e dü melerine mani olmak için ziyas n daha aç k eyler.

¸ 

›

Bir kimseki yarat l ta k ymeti ve mertebesi üstün ve yüksektir. nsanlar madenler gibidir. Mayalar ndaki haller ile insanlar derece de er kazan r. Abdullah radiyallâhü anhdan rivayet edildi ine göre, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem öyle buyurdu; Allah Tealâ, aran zda r z klar böldü ü gibi, ahlâklar n z da aran zda bölmü tür, (ahlâklar n z birbirinizinkinden farkl d r). Yine Allah Teâlâ, mal , sevdi ine ve sevmedi ine verir. Fakat îman ancak sevdi ine verir. Kim mal harcamakta cimrilik ederse, dü manla mücahededen kor-karsa ve gecenin uykusuzluk gibi, kendisine me akkat vermesinden korkarsa: Lâ lahe llallah, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber, sözünü çok söylesin. (Allah'dan ba ka hiç bir lâh yoktur, Allah bütün noksanl klardan münezzehtir. Her türlü hamd ve övgü Allah'a mahsustur, Allah her eyden

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 133

yücedir.)

298

Ayn bütün parlayan y ld zlardan üstün ay n ondördündeki dolunay gibi Yani ay n öndördü gibi, di erleri ise y ld zlar gibidir. Ahlâk Arapça da hulk veya huluk kelimesinin ço uludur. el-Hulku ve elHuluku kelimeleri lûgatta; seciye, tabiat, huy, insan n iç ve d dünyas gibi anlamlara gelmektedir. Ço unlukla insan n fizik yap s için halk , manevi yap s için ise, hulk kelimelerinin kullan lmaktad r. Hulk, kelimesinin tabiat (huy) ve f trat manas nda da kullan lmaktad r. Huy ise ruhta meydana gelen tabii bir olay, bir ba ka ifadeyle tabiata sonradan ar z olan tabiat n geli mi ve tekâmül etmi ekli olarak manaland r lmaktad r. Ahlâkç lar bu nedenden dolay hulk u iki k s mda ele alm lard r. Bunlar: a) Tabiî Huy : nsan n tabiat nda, f trat nda, yarat l nda gizli ve sakl olan ahlâkt r. Bu huy anlay na göre fert taraf ndan yap lan fakat iradenin do rudan devreye girmedi i bir durumda davran lar n ortaya ç k d r. K zg n, aceleci, tembel vb. b) Kazan lm Huy: Fiil ve davran lar eklinde meydana gelip istikrar kazanarak, s rf görü üp kayna maya ve âdete dayal huydur. Bu tip ahlâk kazan m n n ferdî ve içtimaî yönden büyük faydalar vard r. Ahlak n De i ip De i meyece i Problemi [Dü ünce tarihine bakt m zda baz filozoflar ahlak n de i ebilece ini kabul ederlerken baz lar ise de i meyece ini kabul etmi lerdir. Fârâbî (870 950), bn Miskeveyh (936 1030), Ibn Sinâ (980 1037), Gazâlî (1058 1111), Birgivî (1523 1573) gibi slam dü ünürleri ile Aristoteles (MÖ 384 322), I. Kant (1724 1804), J. Locke (1632 1704), J. J. Rousseau (1712 1778), J. H. Pestalozzi (1746 1827) gibi bat dü ünürleri ahlak n e itimle sonradan de i ebilece ini kabul etmi lerdir. Buna kar l k, slam dünyas nda Yusuf Hâs Hacib (hyt. 470/1077), Sa dî-i Sirâzî (hyt. 691/1292), Nasreddin-i Tûsî (1201 1274) ve Kâtip Çelebi (1609 1657); bat dünyas nda ise A. Schopenhauer (1788 1860), Lamarck (1713 1784) ve Ch. Darwin (1809 1882) gibi dü ünürler huyun do u tan geldi ini, dolay s yla de i meyece ini savunmu lard r.299 De i ebilece ini iddia edenlerden olan E. brahim Hakk kaddese llâhü s rrahu l azîz de i meyece ini iddia edenlerin görü lerini reddeder. Bedeni siyah olan y kanmakla beyaz olmaz. Huy can alt ndad r, ç kmay nca
298

A. Fikri YAVUZ, mam Buhari nin Derledi i Ahlak Hadisleri (Edeb -ül Müfred), Sönmez Ne riyat: 1/289-290. 299 bkz: Erdem, Hüsameddin, Ahlak Felsefesi, s. 64 66.

134 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

de i mez. diyenlerin bu görü lerinin din ile de örtü medi ini ifade eder. Çünkü ona göre, din; gadap, ehvet ve riyan n kalpten tamamen yok edilip giderilmesini de il belki onlar , ak l ve kalbin tasarruf ve emri alt nda bulundurmas n emretmi tir. Bu ise mümkün, müyesser ve tecrübe ile de sabittir. 300 O, konu ile ilgili bir ayeti Öfkesini yenenler ve insanlar af edenler 301 nakleder. E. brahim Hakk n n ayetle ilgili degerlendirmesine göre gayz ve gadab n yenmekle akl n galip getirenler övülmü ; gayz ve gazab olmayanlar ise övülmemi tir. Çünkü insan bu s fatlar olmadan kâmil insan mertebesine kavu amam t r. 302 Onun için öfke ve ehvetin tamamen yok edilmesi de il, bilakis onlar n slah edilmesi durumunda insan ahlak bak m ndan olgunla acakt r. K saca, kâmil (olgun) bir insan olabilmek için öfke ve ehvete gereksinim vard r, fakat onlar n slah edilmesi gerekir. Bununla birlikte insanlar yarat l itibariyle farkl yetenek ve özelliklere sahiptir. Ayni ekilde onlar baz eyleri yapmada birbirlerine göre daha e ilimli ve yatk nd rlar. ste, do u tan gelen bu farkl yetiye, potansiyel e ilim diyebiliriz. Psikolojinin tespitlerine göre baz çocuklarda do u tan gelen liderlik vasf mevcuttur. Çocuk, ileriki yaslar nda uygun ortam ve imkân bulunca bu potansiyel e ilim ve gücünü, pratik hayata geçirebilmektedir. Do u tan gelen bu potansiyel e ilimler, ki inin iyi ya da kötü huyu üzerinde yönlendirici bir rol oynamaktad r. Ar nan, muhakkak ki mutlulu a ermi tir 303 ayetinde belirtildi i gibi ki i sonradan kendi çabas yla ar nabilir, huyunu iyi yönde de i tirebilir. Dolay s yla ahlak n de i ebilece ini din de kabul etmektedir. Ahlak n düzelten bir gönül, ayna gibi saf olup, her eyi kendinde bulmu tur. 304 Sonuç olarak; ki inin kuvvet olarak yarat l tan getirdi i ahlaki e ilimleri kontrol edilemez, etkisinden kurtulunamaz ve de i tirilemez de iller, aksine onlar de i ebilir; iyi iken kötü, kötü iken de iyi hale gelebilirler. Fakat ki i kendi haline b rak l r ve e itilmezse, do u tan getirdi i bu f trat ya da e ilimi onu kendi yönüne çekebilir.] 305 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ''iki da n yer de i tirdi ine inan n, insan n huy de i tirdi ine inanmay n'' sözünde ki "huy" kelimesi, "f trat" anlam nda kullan lm t r. Niyâzî-i M srî nin burada bahsetmek istedi i Allah Teâlâ n n baz kullar na
300 301

E. Ibrahim Hakk , Marifetname, s. 451. Âl-i mran, 134 302 E. Ibrahim Hakk , Marifetname, s. 451. 303 A lâ, 14; bkz: Maide, 105; R ad, 11. 304 E. Ibrahim Hakk , Marifetnâme, s. 219. 305 (KARADEN Z, 2006 ), s.103-106

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 135

kar f trat yönünden baz ihsanlar n n bulunabilece ini aç klamakt r. Bu ihsan Allah Teâlâ n n adalet s fat na ters dü mez. Onun bilgisindeki ilmî derecenin sonsuzlu undan gelen bir ayr cal n tecellisidir. Bu ise onun yarat c olmas n n ve ilâh olmas n n gere idir.

Sen benzeri bulunmaz emsi Sivasî nin o lusun emsi Sivasî nin o lusun emsi Sivasî kaddese llâhü s rrahu l-azizin (hyt:1597) ye eni Abd-ül ehad Nurî Sivasî (hyt: 1651) kaddese llâhü s rrahu l-aziz. emsi Sivasî babas n n amcas d r. Ayr ca; Abd-ül ehad Nûrî kaddese llâhü s rrahu l-aziz Efendi den sonra, Kad zâdelilere kar mücedelede ismi ön plana ç kan Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîzin de onun eser ve iirlerini okumu tur. A a daki iirlerdeki benzerlik buna delil olarak gösterilebilir: Abd-ül ehad Nûrî: es-Salâ gelsün gelen meydân- ka es-salâ Bâ u câna bakmayan merdân- ka es-salâ bn-i Edhem gibi tâc u taht n terk eyleyüp Kul olan gelsün berü sultân- ka es-salâ. 306 Niyazî-i M srî: es-Salâ her kim gelür bâzâr- a ka es-salâ es-Salâ her kim yanarsa nâr- a ka es-salâ bn-i Edhem gibi tâc u taht n terk eyleyen Soyunup abdâl olan hunkâr- a ka es-salâ.

307

Yine Abd-ül ehad Nûrî nin Hakk a yürümesinden sonra Niyazî-i M srî gibi sûfilerin de sürgüne gönderildi ini görüyoruz. 308

¸

¸

¸

Onun zaman nda ehirlerde ve çöllerde dolunay vard r,

A. Nûrî, Dîvân, vr. 18b. (ERDO AN, 1998), s. 298. 308 (BAZ, 2004), s. 47
307

306

136 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Ey Efendim Sen kerem sahibi güzel bir bahçesin

O a k arab ndan, bir bardak ihsan buyur.

çki arkada mla içilen araba arzum ziyâde oldu Sarho luk üç k s md r: Birinci sarho luk, ikinci sarho luk, üçüncü sarho luktur. Birinci sarho luk Tevhid-i Ef al makâm ikinci sarho luk Tevhid-i S fât makâm , üçüncü sarho luk Tevhid-i Zât makâm d r. Çünkü içki içenlere de içkiler üç hal verir. Birinci halde bir az sarho olunca insan âlemi âfâk (tüm çevresini) kaybeder. te birinci sarho lukta bulunan sâlik da ef ali Hakk a havale edince (yapt i leri Hakk n uhdesine verince) bu âfâk âlemini kaybeder. kinci halde içki içen ki i bir miktar daha içince, gözü görmez, kula i itmez, söz söyleyemez ve hiçbir ey yapma a kudreti olmaz. kinci sarho lukta olan sâlikin de s fât n Hakk a havale edince, görü ü, i iti i, söyleyi i, dileyi i, bili i kalmaz. Üçüncü halde, o içki içen daha da çok içerse, kendinden geçer. Yine üçüncü sarho lukta bulunan bir sâlik dahi Zât Hakk a havale edince kendinden geçer, onda bir ey kalmaz.

›
Gözya m yanaklar ma ya mur gibi akt

Gözya Duygular n suyu diyebilece imiz gözya ; ayr l k, hasret, yaln zl k, çaresizlik, sevinç gibi duygular n olu turdu u yo unlu unun ifadesi olarak d a yans r. nsano lunun tepkilerini ifadede özel bir yere sahip olan gözya n n dini ve tasavvufî hayatta da önemli bir yer tuttu unu görürüz. Kur an- Kerim de de i ik yerlerde az gülmek, çok a lamak tavsiye edilir. nce ve hassas kalp övülürken, kaba ve duygusuz kalp ta a benzetilerek yerilir. Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin s k s k a lad ve a lamay te vik etti i, sahabelerin de s k s k gözya döktükleri bilinmektedir. Hz. Âdem aleyhisselâm, i ledi i zelleden dolay yeryüzüne indirilince pi manl k gözya lar yla Allah Teâlâ dan af diler. Hz. Yakub aleyhisselâm, Yusuf aleyhisselâm için o kadar çok a lar ki sonunda gözleri rahats z olur. Hz. Davud aleyhisselâm n günlerce a lad rivayet edilir.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 137

Hassas kalplili in ve devaml mahzun olman n bir bak ma düstur say ld tasavvuf dü üncesine mensup ilk zahid ve mutasavv flar aras nda çok a lama sebebiyle me hur olmu kimseler vard r. Gerçek âlemde ya anan s k nt lar n ifadesi olan gözya ; airin muhayyilesinde göz p narlar ndan dökülen tuzlu ve l k bir su olmaktan ç k p zihinde görsel ve i itsel ça r mlara yol açan bir estetik bir objeye dönü ür. Sevgili için dökülen ya lar bu dünyada çilenin ifadesi olsa da, ahirette bunun mükâfat al nacakt r. Gözlerinden seller ak tan â k, ahirette buna kar l k bulamay nca gözya lar yla adeta mah er alan n sele verecektir. Çünkü dünyadayken çekti i s k nt lara ve halk n k namalar na ald rmayan â n yegâne gayesi Hakk n r zas n kazanmakt r. Â k, a k u runa dünyas ndan vazgeçmi ; ak l sahiplerinin de er verdi i eylere yüz çevirmi tir. Ist rab ndan dolay durmadan ah edip a layan â n halini anlamayanlar onu k narlar. Bu sebeple â k, melâmet mülkünün sultan sayar. Çünkü onun im ek gibi çakan ah , alt n taç; inci gibi gözya lar da fildi i bir tahtt r. Gözya , â maddi âlemin kesafetinden bir taht gibi kald r p yükseltir. Biyolojik ben den yükse e kalkarak manevî ben in daha yüksek bir mertebesine ula mak, gündelik ömrü yücelikten geçen yola ve ebediyetin saltanat na haz rlamaktad r 309

¸
O nun sevgisinden bu özrümü beyan eden medhiyeyi yapt m

Umar m ki benim kusuruma bakm yarak bu iîrimi kabul eder, Onun medhinden âcizim, demektir.

¸
Yâ Rabbî, nas l güne in do u u gibi insanlar içinde fazl n üzerime ço alt

›
Ve a açlar üzerine yapraklar bir intizam içinde ço altt n gibi. Onun da benim üzerimde ikrâm n artt r.

An n medhini temiz bir kalbe yapt m.
309

(SELÇUK, Y l:9 Say : 25 Güz 2005, s.233-246)

138 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

M srî ye medhinden dolay kabahat olmaz. Seven ve sevilen aras nda suç ve özür kalkt gibi edeb bile aranmaz. Sevi mede as l olan birle mektir. Birle mek ile aradaki bütün ayr l klar kalkar. Vahdetin oldu u yerde sonsuz huzur zuhur eder. Art k suç, kabahat, özür ve edep aranmaz.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 139

71 Vezin: Müstef ilün Müstef ilün Fâ ilün Oldu yüzün subh-i senin ey nigâr, Kalmad bu dilde seni göreli, Lütfedüp etme beni bin cevr ile Sana atâlar yara ur bendene, Sende çü cem oldu hüsün ivesi, Yetmi e vard ya eyledin, Yolunda nesi var ise olur M srî nin tme Niyâzî gedâyî meded,

Oldu yüzün subh-i senin ey nigâr, Ey sevgili yüzün ayd nl senin oldu, afak att , at yor ve atacak

Kalmad bu dilde seni göreli, Seni göreli bu gönülde kalmad , Sab r etti, ediyor ve edecek Lütfedüp etme beni bin cevr ile Lutfunu art r etme bana bin cevr ile Haber etti, eder ve edecek Sana atâlar yara ur bendene,

140 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Sana bendene ihsan etmek yak r, Sevindirdi, eder ve edecek Sende çü cem oldu hüsün ivesi, Sende topland için güzelli in edas , Saklad , sakl yor ve saklayacak Yetmi e vard ya eyledin, Yetmi e varacak ya verdin, htiyarlad , ihtiyarl yor ve ihtiyarl yacak Tuhfat al-asri, Niyâzî-i M srî'nin ikinci defa Limni'ye sürülü ünde, cami minberinde, yüz günden fazla bir müddet bir ey yemeden halvet etti ini, Kavala eyhi Mustafa'dan naklen yaz yor ve gene ondan, M srî mahlas n kullan rken ömrünün ne kadar sürece ini ke fen anlay p, Niyâzî mahlas n kullanmaya ba lad n ve Niyâzî sözünün tutan olan yetmi sekiz ya nda vefat etti ini, bunu da Yetmi sekize erdi ya m eyledik Ihtayara yahtayiru ihtiyar beytiyle haber verdi ini yaz yor. lk m srada vezin bozuluyor. Yetmi e çün erdi ya m eyledik gibi bir ey olsa gerek. Sonradan bu kerameti ispat için yetmi sekize çevrilmi olma ihtimali söylenilmektedir. eyhül Ekber Muhyiddin ibn-ül Arabî kaddese llâhü s rrahu l-aziz hazretlerinin de Yetmi sekiz ya lar nda âlem-i dâr-ül bekâya intikâl ettiklerini bildirmektedir. Yolunda nesi var ise olur M srî nin M srî nin nesi var ise yolunda olur Aç a ç kt , ç k yor ve ç kacak tme Niyâzî gedâyî meded, Dilenen Niyâzî atma meded k l, Kap n bekledi, bekliyor ve bekleyecek Hadis-i kutside buyruldu ki;

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 141

Kulumda benim zikrim ve taat mla me gul olma hâli fazlala t zaman; onun bütün gayret ve lezzetini zikrimde toplar m, bütün lezzet ve himmetini zikrimde toplay nca o bana â k olur, ben de ona â k olurum ve aram zdaki perdeyi kald r r m. nsanlar yan ld klar zaman onlar yan lmazlar. Onlar, sözleri nebilerin sözleri gibi tesirli olan kimselerdir. Onlar Allah yolunda gerçek kahramanlard r. Yeryüzündekilere bir ceza ve azap vermek istedigim zaman, onlar görürüm ve yeryüzündekilere az ap etmekten vazgeçerim. 310

310

Ali el-Muttakî, Kenzu l-ummâl, I, 433 (h. no: 1872)

142 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

123 Vezin: Mef ûlü Mefâ îlü Mefâ îlü Fe ûlün Allâhu kerimun ve rahimun ve kafilu El-mevhibu min indihi ve 'l -fazlu cazîlun Ol gözleri fettan dili sengînin elinden 312 Ayni ka- amâmi va fu'âdi ka-fetili
311

Ben â k- bîçâre nice ayr la senden Kalbi bika bi' - u li vesikun ve alilu Dendân- dehân eb-i zülfünde uyarur Ke's-sekib-i laylen bihi nurun va dalilu Ey âh- cihan kapun i igine Niyazi Kad ca'a ala'l-vechi fakîrun va zelîlun

Allah Teâlâ Kerîm, Rahîm ve Kefîl dir. Hediyeler taraf ndan ve fazl çoktur.

Ol gözleri fettan313 dili sengînin314 elinden Ol gözleri fitneci dilin ta lar n n elinden

Gözlerim bulut gibi kalbim lamba fitili Ben â k- bîçâre nice ayr la senden Ben bîçâre â nice ayr la senden

Süleymaniye Kütüphanesi Re id Efendi kitaplar k sm nda nr. 1218 de Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîzin kendi el yaz siyle bir mecmuada bulunan ilahi; Abdulbaki Gölp narl , Niyâzî-i M srî, arkiyat Mecmuas , c. VII, s.205 312 Kenan Erdo an, Niyâzî-i M srî Hayat , Edebî Ki ili i, Eserleri ve Dîvân n n Tenkitli Metni, Ankara, 1998, s.136 313 Fettan: Fitneci. Kurnaz. Fitne ç karan. Kar t ran. * H rs z. * eytan. * Alt n eriten kuyumcu 314 Seng: f. Ta , hacer. * Vezin. Tart ve temkin. * S klet. * Beraberlik. * A rl k

311

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 143

Kalbim seninle me gul ve hasta Dendân- dehân eb-i zülfünde uyarur A zdaki di lerin kara saçlar n uyar r

Gece nur saçan ve yol gösteren y ld z gibi Ey âh- cihan kapun i igine Niyazi Ey âh- cihan kap n e igine Niyazi Yüz sürerek gelen fakir ve zelilindir.

144 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

124 Yâ câmi el-esrâr ve lfedâil Yâ kâ if-el astâr lil avâmil Fehel reeyte bahren ev semi tehû Yermî d rârihi ila s-sevâhil Lâkinnehu lâ yemneu l Gavvâse min hrâcuhâ miktâri keffe-sevâhil ›Kün keennemâ esrâre er il Mustafâ Tekün Veliyyen hâdiyye lkavâfil Velâ tucib anhâ likülli sâil Bel kün zemânen sâile lmesâil Vahzer ani d-da vâ bihâ fe-innehû Ledel kirâm udde da vâ bât l Vesluk bi-fakrin veh-tiyâcin fi t-tarîk Ve bi l-fenâi ani l-vücûdi lhâil Haza min-el M srîyyi tuhfetün-leküm Huzhâ fetâ men cümlete l gavâil

›

› › ¸

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 145

AÇIKLAMA315 Ey s rlar ve faziletleri toplayan Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l-aziz ezelî kabiliyetine bakarak sâd k sâlike hitâb etti. Çünkü kâmil, e yaya aslî ekliyle bakar. Çünkü suretler, hayaller ve vehimlerdir. Çünkü insan yarat l itibariyle bütün kemâlât kabul edici, s rlar ve faziletleri toplay c d r. Esrar sözü, s rr n ço uludur ve o, ak l ehline göre, zihinde bulunan aklî bir i , kalbde sükûn bulmu bir latifedir ki sâlik, Allah Teâlâ ya teveccühü ân nda onunla yaln z kal r. Hâlin s rr ki; onda Allah Teâlâ n n iste i bilinir. sözü, faziletin ço uludur. Bu noksanl n z dd d r. Bu da kesbî ve vehbî olmak üzere iki k s md r. Kesbî olan na gelince o, dinlenilerek ve çal larak ö renilmi zahir ilimler ve edebli ki iden al nm olan övülmü ahlakt r. Vehbî olan ise varidat, ilhâmât, tecelliyât ve ilâhî marifetlerdir. Bu mana ile sâlike hitaben; Ey s rlara ve faziletlere kabiliyetli olan! Allah Teâlâ n n ezelde sana olan inayetinden gaflet etme ve kemâl derecesine yükselinceye kadar çal demektir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Ki i hir hata yapt nda kalbinde bir nokta olu ur. E er ondan kaçar, onu terk eder ve isti far edip tevbe ederse o nokta dü er, e er tekrar o hatay (günah ) i lerse, o nokta büyür, artar. Ta ki kalbi kaplayana kadar, bu durumda da kalbi paslan r. 316 Bazen kalbimi bir perde bürür, bu perdeyi kald rmak için günde yetmi defa isti far ederim 317 Ey çal anlar için perdeleri açan sülük mertebelerindeki hicablar, örtülerdir. kullar ve zâhidlerdir. Muhakkak ki sülûkun ba lang c ibâdet ve zühddür. Bu ikisi ameller s n f ndand r. Yine bu ikisi, amelleriyle örterler. Allah Teâlâ y talep eden seyr in hallerinde çal r ve Allah Teâlâ y s rr n n miktar ölçüsünde âhid olur ve bilir. Abid ve zâhid ki i bu marifetle tarîkat- aliyyenin artlar n bulunmas ylada rûhânî kuvvet ile nefsânî perdeleri açar. Bu mana ile sâlike hitaben Ey arif, kemâlât- kazan. E er sen kâmil olursan mükemmil olursun demektir. Bu iki beyitte bir üst mana ise ilâhî s rlar ve Rabbanî tecellileri toplayana perdeleri açmak için laz m olan zat Mür id-i Kâmil dir. Yani Ey s rlar ve faziletleri toplamak için çal anlar size perdeleri açacak
315

Bu aç klama Mehmed Nasûhiyyü l-Halvetiyyü l-Cüneydî kaddese llâhü s rrahu lazizindir. (Abdullah Çayl o lu, Niyâzî-i M sri erhleri, st, 1999, s. 23 -27) 316 Tirmizi. Tefsir, 74: bn. Mâce. Zühd. 29 317 Müslim. Zikir, 51:Ebu Davud. . 26

146 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

olan Mür id-i kâmildir demektir.

›
Sen incilerini sahillere atan bir deniz gördün mü? Yâhud i ittin mi? Fe harfi güzelle tirip aç klayan ya da hazfedilmi olan art n cevab d r. Buradaki soru, olumsuzluk manas nad r. Sözün anlam na ge lince: Sen bir deniz görmezsin ve i itmezsin. Denizin mânâs kesilip bölünmeksizin akan parçalar n çoklu udur. Denizden murat hislerle alg lama yard m yla aklî te bih yoluyla kâmilin kalbini anlatmakt r. Hiçbir ey kalbden daha geni de ildir. Kalb, bütün varl klardan daha geni tir. Kalbin varl hissedilebilir bir i tir, kalbin s rr ise mânevi bir i tir. Ona hiçbir s n r ve son yoktur. Çünkü kalb yüce Allah Teâlâ n n evi ve yüce s rlar n n sand d r. ncilerini sahillere atar Yani deniz içinde bulunan incileri kendi kendine ç karmaz. Bilakis onu, i ini iyi bilen dalg ç ç kar r. Bunun gibi kalbde bulunan, kendili inden aç a ç kmaz. Ancak sâlik ad geçen artlar yerine getirmekle mür idin edeblendirici sözüne dalar. Anlat lmak istenilen u ki: Kul, kalbinin s rlar na ancak iki kla ula abilir: Gayret etmek ve mür id taraf ndan telkin edilen zikre devamla, çal mak. Lâkin deniz, dileyenin avuç içi miktar inci ç karmaktan dalg c menetmez. Dileyen sâlik çal t nda, menedilmez. Hiçbir deryâ da mücevherlerini sâhillerine atmaz. Lâkin o mücevherleri yalvararak az bir miktar ç karmaktan da Gavvâs (Dalg ç) menetmez. Burada Gavvâsdan murad Nakib dir. Nakîb: Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin zamansaadetlarinde oniki Nakîbi vard . Bunlardan Hazreti Sa d radiyallâhü anh nakîblerin ba ve vahy kâtibi idi. Nakîbin hizmeti, meselâ, ashabtan biri bir makâm görmek istedi i zaman, önce Nakîbe müracaat eder: Niyâz ederim, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme rica et, bana bir makâm ihsan buyursun . Nakib de; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme filan ki i gelmi tir, öyle, öyle ihsân n ister, diyerek arzederdi. Onun iste i üzerine hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem o sahâbenin ihtiyac na göre makâm gösterirlerdi. Bu duruma göre mür idi kâmil bir deryad r, fakat çar da, pazarda gezenlere gel sana tevhid göstereyim demedi i gibi cevahirini kendi d ar ya atmaz. Fakat taliplisi oluncada men edemez. Müracaat edildi i vakit kemâlat n mikdar kadar cevahir ç kar p verir. Miktar ndan ziyade de vermez ve vermekte olmaz. Öyleki ehli salikin her sorusuna cevap vermemesi de icab eder. Hatta baz yerde onun da sual sorana bilmez gibi görünmesi icab eder. Ey sâlik! Allah Teâlâ için çal . Çal mak muvaffakiyyetin ve hidâyetin

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 147

kap s d r. Allah Teâlâ n n u sözünde oldu u gibi: Ama biz u rumuzda cihâd edenleri elbette kendi yollar m za eri tirece iz... 318 Haf z Hüseyin Sezgin Efendi nin müridlerine söyledi i nakledilen u sözler bu yolun usûlünü aç klamaktad r: Tarîkatta bir söz vard r. Bu yola intisab eden mürid, Ben unu yap yorum, bunu yap yorum, ben bir ey hissetmiyorum. Daha önce daha iyiydim, diye dü ünür. Hâlbuki büyükler bir kese içinde se nin hasenelerini, yapt klar n kesene doldururlar. Ba ka büyükler bile bunu bilemezler. Vefat etti inde kabrine getirirler, orda aç l r hasenelerin, yapt klar n. Orda anlars n, orda semeresini görmeye ba lars n! 319 Denildiki taleb etmek, cüzi irâdeyi sarf ettikten sonra ba ar için yönelmek ve kastetmektir. Bunu al! Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellemin eriat n n esrâr n sakla Yani e er sen Hakk n esrar n n ke iflerine ula t nda rubûbiyyetin esrar n aç klamaktan dilini koruyucu ol. Çünkü s rr if a büyük bir hatâ ve iyile mez bir hastal kt r. Çünkü tasavvuf iddialar terk, s rr- hâlin mânâlar n gizlemektir. Söylemek de il. Kâfirlere yol gösteren velî ol. Yani e er s rr saklarsan ve nurlar n bât n n iyice tan rsan velî olursun Yani nakiblerin makamlar ndan bir makama sahip ve sâliklerden bir kavmin mür idi olursun. Bunu iyi kavra ve nefsini fazla konu maktan koru! Kad na yara an en iyi i , evinin bir kö esinde kendi i ini e irmektir. Dervi e yara an da dervi lik ve sessizliktir. 320 Her sorana s rlar söyleme. Yani esman n s rlar n ve s fatlar n tecellîlerini her sorana söyleme. Soru, zaman ndan önce bir hevestir (merakt r). Sâlik ilhamlar yoluyla yükselip ke if vakti geldi inde onun alâmetleri önce uykularda zuhur eder. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Âlimin uykusu ibâdettir 321
Ankebût, 69 Büyüka c , Mülâkât; (OKUDAN, Y l: 8 [2007], Say : 19,) 320 ( ems-i Tebrizî, 2007), (M.241), s.329 321 De i ik ifade biçimleri olan bu söz hadis de ildir. Hadis kaynaklar nda yer almaz daha çok sûfi sözlerine benzemektedir. Benzer bir rivayeti. Ebu Nuaym Selmandan rivayet etmi tir. Bkz. Aliyu l Kâri.357
318

319

148 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

kinci olarakta par lt lar ke ifler halinde ortaya ç kar. Bilakis bâz zaman-mes eleleri sorucu ol Yani senin söz ile ke fe anlay n olmad zaman (böyle yap). Bilakis ilminden, vehminden ve zann ndan fâni ol. Nefsini, talebelik etmek derecesinden ve talebelerin makam ndan ç karma ve ilmini de yok say, câhil oldu unu kabul et. Kalbinde olan tüm bildiklerinin her âlime ya da talebeye sor. Tâ ki ba kas n n ilmini kendi ilmine âhid getirmekle ayne lyakîne eresin. Böylece kâmil veya mükemmil olas n.

›

›

ddiadan kaç n çünkü o büyükler kat nda bât l say lm t r Yani söz ile s rlar konusunda iddiada bulunmaktan kaç n. Çün kü kâmillere göre iddia haramd r, yasakt r. ddia esas itibariyle bât ld r. Çünkü iddia etmek vücûd sahibinde olur. Kâmil ise Allah Teâlâ n n d nda hiçbir ey görmez. Hakikatte Allah Teâlâ dan ba ka hiçbir mevcûd yoktur. Mümkin varl klar n vücûdu vehim ve hayalden ibarettir. Onun zât ndan ba ka her ey yok olacakt r. Hüküm O nundur ve siz ancak O na döndürüleceksiniz. 322 ¸ Tarîkte fakr u ihtiyaç yolunu tut Bu m sra önceki beyitin öncüsü gibidir. Yani fakirin fakr öyle olur: O Allah Teâlâ dan ba ka hiçbir ey bulamaz. Ancak Allah Teâlâ ya ihtiyac olur ve ancak O nunla beraber olmakla rahat eder. Ve fakr n alâmeti sebeplerin tamam na tevessül etmemektir. Bu mânâda fakr, evliyan n iar ve süsü, güzel s fat d r. htiyaç kelimesi aç klama maksad yla fakr üzerine atfedilmi tir. Yani Hakk yoluna fakr n hakikati ile yönel. Kendi nefsinle de il. Çünkü bu hatad r! Perde olan fenâ ile Fena , Hakk a ula maya engel olan vücûdun dü ürülmesinden ibarettir. Bu da nefsin kaybedilmesi ve Hakk n bulunmas d r. Ancak fena olgunla madan sonrad r. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki; Allah Teâlâ yüzünden perdeyi açsa yüzün ualar ve nurlar gözünün gördü ü her eyi yakar kül eder. 323 Bu M srî den sizin için bir hediyedir Yani bunu al ve sakla. Yani bu ö üt Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu lazizden bir hediyedir. Muhakkak ki o hallerin iksiri biricik ifâs , en tesirli sebebi ve saadetler kimyas ruhun maddiyâttan ayr larak maneviyâta geçmesi)dir. Bunlar al tüm s k nt lardan kurtul.
322 323

Kasas, 88 Müslim, man, 79; bn Mâce. Mukaddime. 13; bn. Hanbel, III/401

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 149

Böylece taleb edilenlere ula maya mâni olan tüm afatlardan korunmu olas n.

150 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

125 Sevfe tera n-nuri kable l-ufû Yehzem sâ bihi Sevfe terâ

¸ µ

µ
ecnâdi-gul

µ µ
Gaffâreytehüm

¸ zulmetehüm tecellâ Bihi helâkühüm aleyhim yahûl
Sevfe terâ mir Hine reâhü min karîbin yekul Sevfe terâ ehli semâin yücîü Yescüdü bi t-tav i lehû ve l-kabûl Sevfe Ten akku anhü ¸ ardihâ bi l-vusûl

µ µ
terâ türbeten M sriyyeten

erîat-i Muhammediyenin nûruna kavu ulmas na yakla lm oldu unu göreceksin.

¸
Hz. sâ aleyhisselâm Gulyabânin askerlerini hezimete u ratacak Gulyabanî olarak basetti i Vani Mehmed Efendidir.

µ
Onlarda karanl klar n tecellilerini görürsün.

¸
Helaklar onlar çevreler, kurtulamazlar.

Onlar ba

lay c l n görürsün

Niyâzî-i M srî onlar yine affedici oldu unu bildiriyor. Yak ndan görürsürsün ki sana söyleyen ilham eden,

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 151

Semâ ehlini inerken görürsün

Kabul ve istekli olarak secde ederler.

µ
M srî nin türbesi görürsen

¸
akk olup ( im e in gö ü yar p girmesi gibi ), canâna ula m . (Limni adas nda) medfundur. Burada sâ olarak anlatt durumlar Niyâzî-i M srî kuddise s rruhu l-azizin seviyet Makam nda ya ad durumlard r.

152 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîzin bir mektubu "Ey Köprülü-zâde! M srî'yi ta lît 324 için kütüb-i evliyay zabt u halel325 ile doldurdun. Bugün bâb- ferasete bir mikdâr bakt m. Tamâm mütâlâa ve mü âkele ve mümâsele ile doldurup, Hasan Efendi ile göndermi sin. Ey Köprülü-zâde! Bâb- ferasetin bir nev'i vard r. Onu ehlu'llâh yazmam lard r. Odur ki, nûr'i ferasetle bir- eye arif ve muttali' olsa, onu izhâr etmekte mahzur var m d r, yok mudur? Oldu u surette zarar kendisine midir, dostlar na m d r, yâhûd dü manlar na m d r? Zarar kendisine ise, velev ba'de-zamân326 ise, onun izhâr n terk eder. Kendüye "Câhil imi , e ek imi , ahmak imi ." derler. zhâr etmez, ikinci kendüye izhâr etmekte nefi var, lâkin dervi lerine zarar var; bu dahivelev ba'de-zamân ise de, terk-i ta yir ve ta'yîbi kabul eder. Üçüncü odur ki, izhâr nda kendisine nefi vard r; dostlar na dahi. Yâhûd nef ve zarar mücerred dü manlar na olur; arif onu izhâr etmekte iki veçhe naz rd r: Kâmil olan, dü mana gelen zarar kay rmaz, izhâr eder. Amma ekmel olan arif de, dosta gelecek zarar nice kay r rsa, dü mâna gelecek zarar dahi öyle kay r r. Zirâ dü mân kal cak, arif terakkiden kâfir. Dost ile dü mân iki ayak gibidir. Dü man giderse bir ayak ile kal r. Bir ayak ile hod menzile var lmaz. Bu hâli her arife Allâhu azîmü' - ân vermemi tir. Her peygamber bir kemâl ile fahr eylemi tir. M srî Efendi dahi dü manlar yla fahr eyler. Onsekiz sene habsde oldu una fahr u ükr eyler. lâhî, sen ol fazl u minen327 sahibisin ki, hadd ü pâyân n yoktur. Cem i cevahir ü araza ve ecnâs- enva- efrada umûlü bir katresine noksan getirmez. Cümle usât n 328 cürmünü bir katresi mahv eder. Ben umûl ü h tâb sahibiyim ki, cürmüme hadd ü pâyân yoktur. Beniafv eyle bi-nihâye fazl n ile. Hâl ehline ma'lûmdur. Ma'zûr ola. Ve's-selâmu alâ meni'ttebea'l-hüdâ . Hâdimü'l'fukarâ Muhammed-i Misrî.329

324 325

Taglit: (Galat. dan) Yanl n ç karma. Yan ltma. Kar t rma Halel: Bozukluk. Eksiklik. Ba kas taraf ndan verilen zarar. ki eyin aral . Bo luk. Aç kl k. 326 Bir zaman sonra 327 Minen: (Minnet. C.) Minnetler. 328 Usat: (Asi. C.) Asiler, zorbalar, itaat etmeyenler. Günahkârlar. 329 (VASSAF & hzl. Prof.Dr. Mehmet AKKU - Prof.Dr. Ali YILMAZ, 2006), v. 86, (s. 80)

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 153 Kaynakça Abdullah Leknevî, t. H. (1984). Dünden Bugüne badetlerde Bid'at. stanbul. AHMEDOVA, Z. (2006). Türkler Aras nda slâmiyet in Yay lmas nda Tasavvufun Rolü . Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü slam Tarihi Ve Sanatlar ( slam Tarihi ) Anabilim Dal Yüksek Lisans Tezi . A SOPOS, t. N. (1998). Masallar. stanbul: MEB. AKSOY, P. D. (Sivas). emseddin Sivâsî, Hayat , ahsiyyeti, Tarikat , Eserle r. i Cumhuriyet Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi Cilt IX/2 Aral k 2005. , 1-43. AKTEPE, O. (2000). Nübüvvetin Sona Ermesi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Ana Bilim Dal -Doktora Tezi 94133. ALTUNTA , . H. (2007). Gavs-ül Âzam hramc zâde smail Hakk Toprak Sivasî Nak i Haki Tarikati lm-i Ledün S rlar . stanbul: Gözde Matbaa. ALTUNTA , . H. (2009). K rk Hadis. stanbul. ALTUNTA , . H. (2005). Kutsi Dua ve Kaside-i Ercuze. stanbul: Gözde Matbaa. ALTUNTA , . H. (2003). Salat- Me i . stanbul. ALTUNTA , . H. (2004). Sevgili Efendimize Muhammedî Dua. stanbul. Amin MAALOUF, t. A. (2006). Ölümcül Kimlikler. stanbul: YKY. APAK, A. (4 (2005/2)). Hz. Osman' n Halifeli i Döneminde Meydana Gelen Siyasî Problemler ve Sebepleri Üzerine Baz De erlendirmeler. Usûl , 157 -170. AREFEO LU, G. (2005 ). Gul en-i Raz Lah cî erhi Tercümesi Ve De erlendirilmesi. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lahiyat Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal 158401-Yüksek Lisans Tezi. ARGYLE, M., & t. M. (2000). badet Ve Dua Worship and Prayer . 21 Y l ( 2006/2), 111-125. AR STOTELES, t. M. (2006). Retorik (Rhetoric: Belâgat ilmi, konu ma sanat ). stanbul: YKY. ARSLAN, A. (2-4 ubat 1996). II.Kur'an Haftas Sempozyumu. Ankara: Fecr. A ÇI. brahim Dede, M. K.-E. (2006). A ç Dede nin Hat ralar ,. stanbul. A KAR, M. (2004). M. A KAR içinde, Niyâzî-i M srî Hayat , Eserleri ve Tasavvuf Anlay . stanbul: (Doktora Tezi-1997). A KAR, M. (1997). Niyâzî-i M srî Hayat , Eserleri ve Tasavvuf Anlay . stanbul: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü TEMEL slam Bilimleri Anabilimdal (Tasavvuf Tarihi) (Doktora Tezi-1997). ATAÇ, A. (1993). Kelâm Ve Tasavvuf Aç s ndan Tevessül. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimleri Anabilim Dal Kelâm Bilim Dal (Doktora Tezi) 25868.

154 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz ATAY, P. D. (1 : 2 2003). Gazâlî Ve bn Rü d Felsefesinin Kar la t r lmas . Kelam Ara t rmalar (s. 3-48. ). içinde Ankara Ü. lahiyat Fak. Emekli Ö retim Üyesi. ATE , S. (1971). rfan Sofralar Niyazîi M srî. Ankara. AYDIN, M. S. (13-19 Ocak 1997). III. Kur'an Haftas Sempozyumu. Ankara: Fecr. AYDIN, Y. H. (1999). Kur ân- Kerim de nsan Psikolojisi. stanbul: Tima . AYKUT, . (1976). Bursa'n n Manevi Tarihi. stanbul. AYN , P. D. (1995). eyh-i ekberi Niçin Severim. stanbul. BA I , O. (1995). Niyâzî-i M srî Divan nda Din ve Tasavvuf. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü slam Tarihi Ve Sanatlar Bölümü Türk- slam Edebiyat Ana Bilim Dal Yüksek Lisans Tezi, -41442. BAHADIRO LU, M. (2003). Vâk at-I Hüdâyî'nin Tahlîl veTahkiki (I. Cild) ncelemeMetin Doktora Tezi . Bursa: Uluda Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimleri Ana Bilim Dal Tasavvuf Tarihi Bilim Dal . BAKA, M. (2008). Saidi Nurside Ha r. Sakarya: Sakarya Ünv. lahiyyat Fak.Bitirme Çal mas 0404.00023. BAT SLAM, D. H. (2005). Divan iirinde Sabâ. BATÎSLAM, H. D. (2002). Divan iirinin Mitoloji k Ku lar : HÜMÂ, ANKA VE S MURG. BAYRAKLI, B. (2002). Mukayeseli E itim Felsefesi Sistemleri. stanbul: Sidre. BAZ, . (2004). Abdülehad Nûrî-i Sivâsî nin Hayat , Eserleri Ve Tasavvufî Görü leri. Ankara: YÖK, Doktora Tezi. BAZERGÂN, M. (1998). Kur'ân n Nüzül Süreci. Ankara. B LG SEVEN, Â. K. (1998). Niyâzî-i M srî'den Esintiler. stanbul. B NNEB , M. (2003). Kur'ân- Kerim Mucizesi. stanbul: Bo aziçi. BÖCÜZÂDE, S. S. Hakay k ül-beyân fi e kâli l-ezmân Yahut Ne Derekeye nmi tik Ne Dereceye Ç kt k Üç Devirde Gördüklerim . BURSEV , . H. Vâridat- Kübra. Bursa. CHURCWARD, C. J. (1934). MU ÇOCUKLARI, Mu 'nun Mukaddes Sembolleri. New York. CO KUN, . (2008). Muhyiddin bn Arabi nin Felsefesinde Allah Mefhumu (Cilt ( bnü l-Arabî Özel Say s -1), y l: 9 [2008], say : 21, ss.117-143). Tasavvuf | lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi. ÇAKMAK, M. (-1994). Tasavvufi Dü üncede eytan. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal , Y.Lisans Tezi,36892. ÇAKMAKLIO LU, M. M. (7 -2006). Muhyiddin bnü l-Arabî (560-638/1165-1240), EtTedbîrâtü l- lâhiyye Fî Islâh Memleketi l- nsâniyye. Tasavvuf: lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi (Cilt 17, s. 283-302). içinde

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 155 ÇAKMAKLIO LU, M. M. (2005). Muhyiddin bnü l-Arabi ye Göre Dil-Hakikat li kisi Marifetin fadesi Sorunu. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri (Tasavvuf) Anabilim Dal . ÇALI KAN, Ö. G. (Cilt 5, Say 1,Ocak -Haziran 2005). Kur an n Nuzûlü ve Yedi Harf (elAhrufu s-Seb a) Meselesi. Ç. Ü. lahiyat Fakültesi Dergisi , 215-240. ÇAVU O LU, P. D. (1981). Divanlar Aras nda. Ankara: Umran. ÇAYLIO LU, A. (1994). Niyazii M sri erhleri. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dal slâm Felsefesi Bilim Dal Y.Lisans Tezi-36851. ÇEÇEN, H. (2006). Niyâzî-i M srî nin Hat ralar . stanbul. ÇEL K, Ö. G. (YIL:2003 Cilt:1 Say :1). Emevi Devlet Otoritesinin Tesisinde Haccac B. Yusuf Es-Sakafî'nin Fonksiyoner Rolü. ÇEL K, Y. (1994). smail Hakk Bursevi'de Basiret anlay . stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimleri Bölümü Tefsir Anabilîm Dal -Y.Lisans, 36931. Çeltik, M. T.-H. (2004). Selim Divane, Ariflerin Delili Mü killer inin Anahtar . ÇET N, T. (1999). Vâridat- Kübra. Bursa: Uluda Enstitüsü-Y.Lisans Tezi, 87344. Üniversitesi Sosyal Bilimler

ÇEV KBA , S. (1994). Platon ve Muhyiddin bn-i Arabî'nin Varl k Anlay lar n n Kar la t r lmas . Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Ana Bilim Dal . Y.Lisans Tez, 31734. Ç FÇ , A. (2003). Abdulbâki Gölp narl 'n n Hayat ve Eserleri. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü -Y. Lisans Tezi 136948. Ç FT, S. (2003). Hakîm Tirmizî Ve Tasavvuf Anlay . Bursa: Uluda Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal , Doktara Tezi,128062; 2003. Ç MEN, . (2002). uayb erefeddîn Gül enî Hayat -Mektuplar . stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal -110334-Y.Lisans Tez. DAHLKE, T. D.-R. (2002). stanbul. DEM RC , M. ( zmir 2005). Emevîlerden Abbâsîlere Geçi Sürecinin Bir Tan : Abdullah bnü l-Mukaffâ Ve Risâletü s-Sahâbesi". D.E.Ü. lahiyat Fakültesi Dergisi Say XXI, , 117-148. DEM RL , E. (2003). Sadreddin Konevi'de Marifet ve Vücûd. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lahiyat Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal Doktora Tezi, 124699. DOKSAT, D. D. (10-11 Aral k 1998). Ba A r lar Ve Psikiyatri .Ü. Cerrahpa a T p Fakultesi Surekli T p E itimi Etkinlikleri. Ba A r lar Ba Dönmeleri Sempozyumu , 79-107.

156 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz Dostoyevski, H. K. (2004). Yeralt ndan Notlar. stanbul : Tima . DÜRÜ KEN, Ç. (2001). Roma'da Rhetor ca E itimi. stanbul: Kanaat. DÜZDA , M. E. (1972). eyhülislâm Ebussu'ud Efendi Fetvalar I Hayat . stanbul : Enderun Kitabevi. nda 16. As r Türk

DÜZGÜN, . A. (2: 1 2004). Tecrübe, Dil Ve Teoloji: Dini Tecrübe nin Teolojik Yorumu. Kelam Ara t rmalar , 27-46. EFLÂKÎ, A., & trc:Tahsin YAZICI. (1995). Ariflerin Menâk b . stanbul: MEB. E NSTE N, A. (1976). zafiyet Teorisi. El-YARBUZÎ, M. E. (22 / RAMAZAN /1404). slamda Namaz Terk Etmenin Hükmü. EMEKS Z, Z. (2008). Mervan b.el-Hakem. http://www.akademiktarih.com . ERDO AN, . ( 7 [2006], say : 17). slâm Dü üncesi nde Kâmil Tabiat/T bâu tTâmm Fikri. Tasavvuf: lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi , 121-149. ERDO AN, K. (1998). Niyazî-i M srî Hayat , Edebî Ki ili i, Eserleri ve Dîvân 'n n Tenkitli Metni. Ankara: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyat Anabilim Dal , Doktora Tezi, 26563. ERDO MU , E. M. (2003). Ehli Sünnet Ve On ki mam . ERDO MU , M. M.- . (2002). Mesih Deccal ve Yecuc Me'cuc. Çubuk. EREM, P. D. Psikanalizm Aç s ndan Ceza Hukuku. Ankara: Ankara Üniversitesi Hacettepe Fakültesi. ERG N Hasan Cafer, (.-1. (Yz_K.000544 -297.792 Belediye Yazmalar - Depo). Niyazi-i M sri Hakk nda Etüd. stanbul: Belediye Atatürk Kitapl . ERG N, O. N. (1942). Bal kesirli Abdülazîz Mecdi Tolun Hayat ve ahsiyeti. stanbul. ERGÜL, N. K. (2002). Hakikatü't-tevzil fî Dekâiku't-tenzil Tahkik ve Tahrici. anl urfa: Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Tarihi Bilim Dal -125442-Doktora Tezi. Ero lu Nuri. (2007). Tasavvuf Bi't-Tarîkat Risalesi. M. TATÇI içinde, Elmal 'n n Canlar (s. 58-92). Antalya. EROL, M. (2002). Azbî Baba Divan . Çanakkale: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Halk Edebiyat Bilim Dal Doktora Tezi 122267. ESK GÜN, K. (2006). Klasik Türk iirinde Efsanevi Ku lar. YÖK, Y.Lisans Tezi. Evliya Çelebi. (2006). Seyahatnamesi. stanbul: Yeni afak. FENTON, P. B. (2004). Yahudilik ve Tasavvuf. 13 (1), 245-260. FOULGU NE, P. (1998). Varolu çunun Varolu u. stanbul: Kuram. FUADÎ, Ö. Menak b- eyh aban- Veli.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 157 GEÇDO AN, R. (2005). lim Ve Ruh Kavramlar n n Felsefe-Kelam li kisi Ba lam nda De erlendirilmesi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Kelam Anabilim Dal , Y. Lisans Tezi. GEYLÂNÎ, A. P. (2005). Dîvân. GEYLÂNÎ, S. A. (1979). Günye't-üt Talibîn (Cilt I-II). STANBUL: Çelik. GÖKYAY, O. . (1987). Molla Lutfi. Ankara: Kültür Bakanl . GÖLPINARLI, A. (1985). Mevlânâ Celâleddîn. stanbul: nkilap. GÖLPINARLI, A. (tarih yok). Niyâzî -i M srî, arkiyat Mecmuas , c. VII,. GÖMEÇ, P. S. Eski Türk nanc Üzerine Bir Özet (s. .ss. 79-104). içinde A.Ü. Dil ve Tarih-Co rafya Fakültesi Tarih Bölümü. GÜLER, D. D. (tarih yok). Ali b. Ebî Talib'in Günümüz Problemlerine I k Tutan Baz Ahlak lkeleri. Selçuk Üniversitesi lahiyat Fakültesi , 35-46. (3:2 - 2005). Tarih Ve Tarih-D Aras nda Gelenek - Tradition Between History and Meta-History -. P. D. GÜLER içinde, KELAM ARA TIRMALARI (s. 45-50.). Ankara Ü. lahiyat Fakültesi. GÜLER, Z. ( 2004). eyh Galib Divan nda Ayna Sembolü . F rat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi , 14 (1), 103-121. GÜMÜ EL, H. (2003). Beklenen Mehdi. stanbul. GÜNDO DU, Y. D. (tarih yok). Abdülmecîd Sivâsî'nin Mevlânâ'n n athiyye Türünde Yazd Bir Gazeli'ne Yapt erh: erh-i Ebyât- Celâleddîn-i Rûmî. bn Arabi'de "Dînlerin (A k n) Birli i" ve " badet" Meselesi' Hakk nda Bir De erlendirme. D. GÜRER içinde, Tasavvuf (s. 9-54). Selçuk Ü. lâhiyar Fakültesi Konya. GÜRER, Y. D. (2002). bn Arabî de Lügat, Ist lah Ve Bât n Anlamlar yla Din Kavram . Marife, Y l 1. S. 3, Konya , 43-54. GÜR Z, A. A. GÜR Z içinde, rade Hürriiyeti. Haf z- irazî, t. A. (1985). Divân . stanbul: MEB. HALDUN, . t. (2004). Mukaddime. stanbul. Halil C BRAN, t. Ö. (1970). Hak Erenler (Nebi). stanbul: Gür Kitabevi. HAS, . (2002). Menak b-name-i Hasan Unsi. Ankara: Kültür Bakanl . Heyet, T. D. (2008). Türk Dü üncesi. stanbul: rfan Yay nc l k. HÜDAY , A. M. Vâk at- Hüdâyî. Hz. Ali, t. M. (1981). Divân- . stanbul: Ana. bn ul Arâbî, t. S. (1977). Futuhat- Mekkiye, . stanbul. BN'ÜL ARÂBÎi, M. Risaleler- Nak -el Fusus. stanbul: Kitsan.

158 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz brahim RAKIM. (1750). Vak ât- Niyazî-i M sri. Süleymaniye Kütüphanesi No: 790 ( zmir Bölümü): Yazma. D Z, F. (2006). Tasavvufta lm- Zahir- lm- Bat n Anlay lâhiyat Fakültesi Dergisi, (25), 237-260. NANÇER, Ö. T.-B. (2006). Vakte Kar Sözler, . stanbul. PEKTEN, H. (1986). Nâ'ili. Ankara: Kültür Bakanl . smail Hakk Bursevi, t. A.- . (1997). Kitab- Netice. stanbul. KAHRAMAN, Y. D. (2002). slâm'da badetlerin De i mezli i. Sivas: Akedemi Yay nc l k. KARA, K. (2002). Karaba Veli Hayat Eserleri ve Fikirleri. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lahiyat Ana Bilim Dal Tasavvuf Bilim Dal Doktara Tezi-109319. KARA, K. (1997). Vâk ât- Niyâzî-i M srî, . Ankara: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lahiyat Ana Bilim Dal Tasavvuf Bilim Dal Y.L SANS. KARA, M. (2002). Makbûl Ve Maktûl Tasavvuf Kültürü le lgili Tesbitler, Problemler, Teklifler. Uluda Üniversitesi lahiyat Fakültesi , 11 (1), 1-16. KARAALP, S. A. (2009). El-Hikem. stanbul: Ege. KARABEL, H. F. Nur in Me âvih ndan Mektubat . Ad yaman. eyh Hazret Muhammed Ziyâuddinin . Atatürk Üniversitesi

KARACA, H. (2006 ). Ahmed Mahir Efendi nin El Muhkem Fi erhi l - Hikem Adl Eseri ( lk 100 Sayfa). stanbul : Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lahiyat Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal -207592-Yüksek Lisans Tezi . KARTALCI, M. (2004). Milli Mücadelede Ali Kemali Efendi Hayat . Ankara: YÖKMaster Tezi-145111. KAVRUK, P. D. (2004). Niyâzî-i M srî Hayat ve Eserleri. Malatya. KEES NG, E. (2006). Gönül Gözünü Aç n. stanbul: Okyanus. KEKL K, G. (2007). Hadis Rivayetlerinde iyilik ve Kötülük Kavramlar . Ankara: YÖKYüksek Lisans Tezi. KEKL K, N. (1980). bn-i Arabî nin eserleri ve kaynaklar için m sdak olarak elFutuhât el-Mekk yye,. stanbul,: stanbul Üniv. Ed. Fak. Yay. KELE , D. D. slam ktisat Zihniyetinin Olu mas nda Zühd Hadislerinin Rolü. Prof. Dr. Hüseyin HATEM YE Arma an (s. 575-591). içinde Dicle Üniversitesi lahiyât Fakültesi. KESK N, H. (tarih yok). Kur an da Meleklerin Hz. Âdem'e Secdesinin Yorumu. KILIÇ, M. E. (1 (2004) ). Bir Metodun Metodolojisi: Dini limler Metodu Olarak Tasavvufa Mukayeseli Bir Bak . Usûl I , 91 - 109.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 159 KILIÇ, M. E. (1995). Muhyiddîn bnu'l-Arabî'de Varl k ve Mertebeleri. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Doktora Tezi-42349. KILIÇ, S. (2-4 ubat 1996). II.Kur'an Sempozyumu; Metnin Yorumu Be eri Alana nmi Cevaplar n Okunmas . Ankara: Fecr. KOÇ, T. (1990). Ölümsüzlük Aç s ndan Ruh ve Beden li kisi. zmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü slam Medeniyeti ve Sosyal Bilîmler Anabilim Dal - Doktora Tezi-9723. KOÇ, Y. D. (2000). Platon ve Yunus Emre Dü üncesinde "Sevgi Ve A k". Felsefe Dünyas , 2 (32), 37-47. KONUK, H. (2001). Vani Mehmet Efendi'nin Mün e'at . Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. KONUR, H. (Say XXI, zmir 2005,). Horasan n slam Ve Tasavvuf Tarihine Katk s (H. I-V. As rlar) . D.E.Ü. lahiyat Fakültesi Dergisi , ss.3-27. KONUR, H. (1992). Kemal Pa a-zade'nin Kaside-i Hamriyye erhi. iZM R: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü slam Medeniyeti ve Sosyal Bilimleri Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal -Y.Lisans-21406. KOTKU, M. Z. (1985). CömertlikK. stanbul: Seha. Kuddûsî, B. M. (Tarihsiz). Pendnâme-Nasihatnâme ve Mektuplar Türkçe Çevirileri. --: brahim EREN. KUMANLIO LU, H. F. (1988). Muhammed Nûrü'l-Arabî Hayat , ahsiyeti Ve Baz Tasavvufî Görü leri. zmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bili mler Enstitüsü- 4112 Yüksek Lisans Tezi. KUNDERA, M. t. (1986). Varolman n Dayan lmaz Hafifli i. stanbul: leti im. KURT, A. V. (1997). Magrib Ve Endülüs'de Hadis lmi'nin Geli im Safhalar Ve Muhyiddin bnu'l- Arabi'nin Hadis Kültürü. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimleri Anabilim Dal Hadis Bilim Dal -Doktora, 62543. KÜÇÜK, O. N. (2001). Fîhi Mâfîhi Ekseninde Mevlana'n nTasavvufî Görü leri. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimler i Anabîlim Dal . Y. Lisans tezi 109264. M.J.L.Young, t., & Süleyman Gezer. (2003/1 c. II, say : 3). Kur ân da Kötülük lkesinin Ele Al n ,. Gazi Üniversitesi Çorum lahiyat Fakültesi Dergisi, , 175-182. Marcus AURELIUS, t. . (2006). Dü ünceler. stanbul : YKY. MARDEN, O. S. (2007). Gücünü Geli tirme Teknikleri-. Ö RETMEN, Geli enGeli tiren (May s ), 4-5. Max HORKHE MER, t. M. (2005). Geleneksel ve Ele tirel Kuram. stanbul: YKY. MERTER, M. Dokuz Yüz Katl nsan. MEVLANA, & trc.AbdulbakiGÖLPINARLI. (1965). Mecalis-i Seb'a.

160 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz MONTAIGNE, t. S. Denemeler . Cem yay nevi . Muhyiddin-i Arabî, t. S. (1996). Meleklerin Ruh âleminden Maddî Âlemine ni i . stanbul: Esma. MURDOCH, ., & Hilâv, t. S. (1983). Sartre'in Yazarl MUSAO LU, A. (1999). Uygarl Ve Felsefesi,. stanbul.

n Tarihi. stanbul: Vural Yay nc l k.

Mustafa TATCI-Cemâl KURNAZ-Ya arAYDEM R. (2000). Giritli Salac o lu Mustafa Celvetî. Ankara: Akça . N ETZSCHE, F., & h. H. (2006). Böyle Buyurdu Zerdü t. Ankara: Kitap Zaman . Niyazî-i MISRÎ. (1223). Mecmua-i Kelimât-i Kudsiye-i Hazreti M sri. Bursa Sultan Orhan Kütüphanesi 690. Niyazi-i M sri. Risale-i ahval-i ha r ve mead. Atatürk Kitapl , stanbul: 297.41275 HOsman Ergin Yazmalar - OE_Yz_000537/05-di er nüsha 297.7 N Y OE_Yz_000125/03. Niyazi-i M sri. Risale-i e rat- saat (Cilt 297.453 N Y-BEL_Yz_K.000502/02; 297-7 MC_Yz_K.000339/06). Atatürk Kitapl , stanbul. Niyazî-i M sri. R sale- H z r yye- Cedide. Niyazi-i M sri. (H. 1184). erh-i beyan- (Ene noktai tahte'l-ba) mam- Ali. stanbul: Atatürk Kitapl MC. Yazmalar - Depo 297.7 N Y MC_Yz_K.000339/07. Niyazi-i M sri. erh-i esma el-husna. 297.412 N Y BEL_Yz_K.000502/04: Atatürk Kitapl , stanbul. Niyâzî-i M srî, S. E. (2003). Risâle-i E rât- Saat. Ehlibeyt A k ve Niyâzî-i M srî. içinde Ankara: maj. Niyâzî-i M srî, S. E. (2003). Risâle-i Vahdet-i Vücud. Ehlibeyt A k ve Niyâzî-i M srî. içinde Ankara: maj. Niyâzî-i M srî, S. E. (2003). erh-i Esmâ-i Halvetiyye. Ehlibeyt A k ve Niyâzî-i M srî. içinde Ankara: maj. Niyazi-i M sri, t. M. ( 1929). ed-Devret el-ar iye fi ahkam el-fer iye tercümesi. stanbul: Atatürk Kitapl Belediye Yazmalar - Depo BEL_Yz_K.000546297.7 N Y. NUR, S. M. (1982). M srî Niyazi Dîvân erhi. stanbul. OCAK, A. Y. (1998). Z nd klar ve Mülhidler. stanbul: Tarih Vakf ve Yurt Yay nlr . OKUDAN, R. (Y l: 8 [2007], Say : 19,). Ayd no lu Tekkesi Son Postni îni Haf z Bekir Necmeddîn S dkî . Tasavvuf | lmî Ve Akademik Ara t rma Dergisi, , ss. 265-295. . OKUMU , A. (1998). Menâk b- eyh a'ban- Veli. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal . Y.Lisans Tezi-74585. OKUMU , M. (2004/2). Semantik Ve Analitik Aç dan Kur an da Salât Kavram . III, (6), 1-30.

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 161 ÖGKE, A. (2000). Yi itba Veli Ahmed emseddîn-i Marmaravî Hayât , Eserleri ve Tasavvuf Görü leri. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slâm Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal - Doktora-97061. ÖZDEM R, H. (2008). Hat ratBas lmam . Türkelili Mevlana Küçük Hüseyin. stanbul:

ÖZDER, C. (2006). Kuantum Felsefesi ve Mutluluk. stanbul: Okyanus. ÖZEL, . (2007). Çenebazl k. stanbul: ule. ÖZEL, . (2008). Tehdit De il Teklif. stanbul: ule. ÖZEL, . (2006). Üç Mesele. stanbul: ule Yay nc l k. ÖZLER, N. (2004). Tasavvufta H z r Telakkisi ve Niyazîi M srî'nin H z r Risalesi. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü lâhiyat Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal , Y.Lisans Tezi-149218. PAL N, D. A., & Uslu, t. F. (2005/1-2, cilt: IV, say : 7-8). Din Felsefesi Nedir? Gazi Üniversitesi Çorum lahiyat Fakültesi Dergisi , 121-154. Paul RIC UR, t. M.-S. (2007). Zaman ve Anlat . stanbul: YKY. Peter LORIE - V. J. HEWITT, F. ç. (2001). Nostradamus 1992'den2001'e Kehanetler Orijinal ad : Nostradamus, The end of the Millennium. stanbul: Philip Dunn- The 13 o ok Laboratory / The Clark Agency Ltd. SAFA, P. (2003). Nasyonalizm, Sosyalizm, Mistizm. stanbul. SAHlLL O LU, D. D. B N Fakültesi. N Ü C E Y M'in Rü vet Hakk ndaki Risalesi. st. Ün. ktisa t

SANAY, Y. D. (1986). Hilmi Ziya Ülken. Ankara: Kültür Bakanl . Saruhânî, .-i. Î.-y. bn-i Îsâ'n n Esmâ-i Hüsnâ erhi. Ankara Millî Kth. Yz. A. 488,Yz. A. 864 ..... SAY, Y. (tarih yok). Osmanl Yönetimine Kars Siyasal-Dini Bir Tez :Bedreddiniler, Börklüceliler, Torlaklar . SELÇUK, B. (Y l:9 Say : 25 Güz 2005, s.233-246). Fuzûlî de Gözya . S ddîk, S. E. (1998 ). Menâk b- Çihâr- Yâr-i Güzîn . stanbul: Hakikat . SOMAKCI, Y. D. (15-2003/2). Türklerde Müzikle Tedavi. Haliç Üniversitesi Konservatuvar Türk Musikisi Bölümü Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 131-140. SOYSALDI, . (y l: 8 [2007], say : 19). Halvet Kavram Üzerine Bir De erlendirme . Tasavvuf | lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi, , ss. 235-243. SÖYLEMEZ, Y. D. (2004/2, 17). Anadolu da Sahte ah smail syan . Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 71-90. AH NLER, N. (2004). ÇETREF L B R ADAM Prof. Dr. AHMED YÜKSEL ÖZEMRE. Trabzon.

162 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz EKER, N. (1998). lk Dönem Sufilerinde Hadis Yorumu. Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü -72650 (Doktora Tezi). ems-i Tebrizî, M. N. (2007). Makâlât. stanbul: Ataç. eyh Mahmûd ebüsterî, t. M. Gül en-i Râz. Kitsan. eyh uayb erafeddin Gül eni. (2001). zâhu'l-Merâm Fî Meziyyeti'l-Kelâm erhu n Noktati ve l kalem. stanbul: Buhara . ICIK, P. D. (tarih yok). Kur'an- Kerim in Terceme Edilmesi Ve Âyetlerinin S hhatli Anla lmas Konusunda Baz Mülâhazalar. Selçuk Üniversitesi lahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dal Ö retim Üyesi . M EK, H. . (y l: 8 [2007], say : 19,). K yâmet ve Alâmetlerinin Tasavvufî Tecrübe Aç s ndan Yorumlan . Tasavvuf, lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi , 123-142. TANKUT, H. R. Türk Dil Bilgisine Giri . Ankara: TDK. TANKUT, O. H. (1936). Güne Dil Teorisine Göre Dil Tetkikleri Birinci Kitap Türk Dil Bilgisine Giri . stanbul,: Devlet Bas mevi, . TATCI, M. (2/4 Fall 2007 ). Bu Yolda Acâib Çok: -Yûnus Emre nin Bir iirinin Yorumu. Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume , 740-749. TATÇI, D. M. (2007). Elmal 'n n Canlar . Antalya. TEKEL , H. (1991). Ahmed Gazzi'nin Hayat Ve Tasavvufi Görü leri. Bursa: Uluda Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelâm slâm -14535 Yüksek Lisans Tezi. TEKHAFIZO LU, A. (2005). Nur Risaleleri ne Ele tirel Bir Yakla m (Risale - Nur un çyüzü). Ankara. TEM ZKAN, Y. D. Fal , Bir Kur ân; Fortune, A Qur an. Ege Üniversitesi Türk Dünyas Ara t rmalar Enstitüsü: http://www.millifolklor.com. Tevfîk, Ç. M. Levâyihu l-Kudsiyyefî Fedâili hakk nda kudsî par lt lar). TOLSTOY, t. Z. (2005). Din Nedir? stanbul. TUNA, T. (1995). Sonsuz Uzaylar. stanbul. TURGUT, A. K. (2004). Muhammed kbâl'de lahi Bilgi. Adana : Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal . ULUDA , P. D. stimdâd. Tasavvuf (s. 9-26). içinde Uluda Ü. lahiyat Fakültesi. UYSAL, M. (23 Bahar 2007 ). Hadis Meselleri (Mahiyet, Literatür, Örnekler). Selçuk Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi , 73-107. UZUNÇAR ILI, O. P. Büyük Osmanl Tarihi. Türk Tarih Kurumu. ÜLGER, M. (2007). Hoca Abdulkerim Efendi nin Felsefi Görü leri . Ankara: Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitusu Felsefe Ve Din Bilimleri ( slam Felsefesi) Anabilim Dal Doktora Tezi . eyhi l-Ekber ( bn Arabî nin fazileti

Divan- lâhiyyattaki Arapça iirleri ve Aç klamas 163 Ümmî Sinan. (Antalya). Tasavvufî Risalesi Kutbü'l-Maânî (Manâlar n Zirvesi). M. TATÇI içinde, Elmal 'n n Canlar . 2007. VAROL, M. B. (1990). Ehl-i Beyt Ve Siyâsî Faaliyetleri. Konya Doktora Tezi-87323: T.C. Yüksekö retim Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü slam Tarihi Ve Sanatlar Anabilim Dal slam Tarihi Bilim Dal . VASSAF, O. H., & hzl. Prof.Dr. Mehmet AKKU - Prof.Dr. Ali YILMAZ. (2006). Sefine-i Evliya. stanbul. VELED, S. btidânâme. WATT, W. M., & KAHRAMAN, t. H. (21 Bahar -2006). Tanr Sûretinde Yarat lma: Created In H s Image: A Study In Islam c Theology S. Selçuk Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi, slâm Kelâm na Dair Bir Ara t rma , 253-263. YALOM, & rvin D., t. A. (2000). Nietzcsche A lad nda. stanbul.

YAMAN, B. (Ekim,2002). Tercüme-i Cifru'l-Câmî. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Doktora Tezi-113447. YAR, D. D. (4 : 2 -2006). Hz. brahim Ve Ak lc Metodu. Kelam Ara t rmalar (s. 87104.). içinde YAZÇ ÇEK, R. (y l 2 say 1 Aral k 2004). Bilgi De eri Aç s ndan Cefr ve Ebced- Harfler ve Rakamlar Metafizi i. M LEL VE N HALinanç, kültür ve mitoloji ara t rmalar dergisi , 75-114. YAZICI, A. E.-t. (1995). Ariflerin Menk beleri. stanbul: M.E.B. YAZICIZÂDE, A. B. (1999). Dürr-i Meknûn. stanbul: TVYY. YILDIZ, A. D. (Bahar / 2004). Eski Bir Bahçenin Yeniden Düzenleni i ya da Fuzûlî nin Hikaye-i Leylâ ve Mecnun u Sunu u . Bilig (Bahar / 2004), 201-222 . YILDIZ, D. M., & Tatc , D. M. (2007). stanbul Velîleri Ve Delileri. stanbul. YILMAZ, N. (1993). Abdülehad Nûrî-i Sivasî Ve Mir'âtü'l-Vücûd Ve Mirkâtü' - ühûd Adl Eseri. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Bölümü Tasavvuf Bilim Dal , Y.Lisans Tezi, 27129. YILMAZ, P. D. (tarih yok). Türk Edebiyat nda Esmâ-i Hüsnâ erhleri Ve bn- Îsâ-y Saruhânî'nin erh-i Esmâ- Hüsnâ's . C.Ü. lahiyat Fakültesi . YÜCER, H. M. (y l: 9 [2008], say : 21). Bir bn Ar abî Müdafaas :Çerke îzâde Mehmed Tevfîk Efendi ve Levâyihu l-Kudsiyyefî Fedâili - eyhi l-Ekber Adl Eseri. Tasavvuf | lmî ve Akademik Ara t rma Dergisi ( bnü l-Arabî Özel Say s -1) , 331-351. YÜCER, H. M. (1996). Meratib-ül Vücud Hakk nda Üç Risale. stanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel slam Bilimleri Anabilim Dal Tasavvuf Bilim Dal -53611-Y. Liasns Tezi. ZWEIG, S., & SAL HO LU, t. H. (2005). Ruh yoluyla Tedavi Özgün Ad : Die Heilung durcb den Geist. 1931 (Cilt 1. Bask : May s). stanbul: mge Kitabevi Yay nlar .

164 Niyâzî-i M srî kaddese llâhü s rrahu l azîz

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful