You are on page 1of 463

Ord. Prof. M. Şemscddln Gûnaltay
1883 Kemaliye doğumlu Ş. Günaltay Vefa İdadisi ve
Darülmuallimîn-i Aliye (Yüksek Öğretmen okulu) mezunu.
Özel öğrenim görerek Arapça ve Farsça öğrendi. Lozan Üniversitesi'nde doğa bilimleri dalında okudu. Çeşitli şehirler ve
İstanbul liselerinde matematik öğretmenliği yaptı. Tarih ala­
nında kendini yetiştirdi ve Darülfünun’un yeniden düzenlen­
mesi sırasında (1914) Edebiyat Fakültesi Türk ve İslam Tari­
hi müderrisliğine getirildi. Süleymaniye Medresesi'nde Din­
ler Tarihi ve İslam Felsefesi müderrisliği yaptı. Üyesi okluğu
Ittihad ve Terakki'den Ertuğrul mebusu seçildi (1915-19).
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin İstanbul
teşkilatında görev aldı (1920). Sivas (1923-50) ve Erzincan
(1950-54) milletvekili olarak parlamentoda bulunurken Üni­
versitedeki görevini sürdürdü ve İstanbul Üniversitesi yöne­
timince tarih profesörlüğü ve ordinaryüs profesörlüğe getiril­
di. 1949’da kurulan CHP hükümetinde Başbakanlığı üstlen­
di (16.1.1949-22.5.1950). 27 Mayıs ihtilateilerince oluşturu­
lan Kurucu Meclis'e (1960-61) ve Cumhuriyet Senatosu üye­
liğine seçildi. 1941'de üstlendiği Türk Tarih Kurumu Başkan­
lığı görevini 1961'de İstanbul'da vefatına kadar sürdürdü.
ESERLERİ;
Maziden Âtiye (1913),
Hurafatfan Hakikate (1916),
Zulmetten Nura (1917),
Tarih-i Edyan (1922),
Islâm Tarihi (1922),
Islamda Tarih ve Müverrihler (elinizdeki eser,1923),
İslam Dİni Tarihi (1924),
Mufassal Türk Tarihi (5 cilt, 1928-33),
Uzak Şark Tarihi (1937),
Yakın Şark Tarihi (4 cilt, 1937-51),
Türk Tarihinin İlk Devirleri (1937),
Iran Tarihi (1948),
Persleıden Romalılara Kadar Selevkoslar, Nebâtiler,
Galatanlar, Bitinyave Bergama Krallıkları (1951), .
Hürriyet Mücadeleleri (1958).

Endülüs Yayınian
İslam Medeniyeti ve Tarihi

Hazırlayan
Dizgi-Mizanpaj
Baskı
Kapak
Kapak Resimi

; 18
: 3

: Yüksel Kanar
; Endülüs
: Doğan Ofset
; Mevsim Ajans
: Osman Hamdi Bey’In
"Cami avlusunda konuşan hocalar" tablosu
Redaksiyon>Tashih : Ahmet Özalp
İndeks
; Cevat Dağcıoğlu
1. Baskı
: Ekim-1991
,

endülüs yayınlan
çatalçeşme sok. no:27/26 34410 cağaloğlu/istanbul
p.k.; 1377 sirkeci/İstanbul
posta çeki no; 477370
tif’ 528 38 74

Ord. Prof. M. Şemseddin Günaltay
I

I

I

İSLAM TARIMIN KAYNAKLARI
- T a r i h ve M ü v e r r i h l e r

hazırlayan
Yüksel Kanar

YAYINLARI

İstanbul, 1991

İÇİNDEKİLER:
Başlangıç ................................................................... 11
Islâm Dünyasında Tarin Ne Şekilde Başladı............. 17
TARİHÎ KAYNAKLAR......... .......................................23
Ebu Abdullah Muhammed bin Ömer el-Vâkidî.......... 26
Kîtabu'l-Megâzî........................ ............................. 26
Ebu'l Münzir Hişam bin el-Kelbî................................. 30
Ahmed bin Yahya el-Belâzurî................................... 32
Fütûh el-Bûldân ................................................... 32
Ebu Cafer Muhammed bin Cerîr Taberî................... 34
Târihu'l-Ümem ve'l Mûlûk....................................... 34
Ebu Hanife Ahmed bin Davud el-Dîneverî................ 51
Kitâbu'l-Ahbârel-Tıvâl......... .................................. 51
Ebu Muhammed Abdullah bin Kuteybe el-Dineverî.. 57
Kitâbel-Maârif...................................................... 57
Ebu Bekir Muhammed bin Yahya el-Sûlî................... 61
Ebu Hüseyin Ali bin Hüseyin bin Ali el-Mes'ûdî......... 68
Mûrûcu'z-Zeheb ve Maâdin el-Cevâhir.................... 68

Ebu'l Ferec Ali bin Hüseyin el-Isfehânî......................81
Kitâb el-Ağânî............................ .......................... 81
Hamza bin Haşan el-Isfehânî.................................... 85
Târih el-Isfehânî................................................... 85
Mutalıhar bin Tahir el-Makdisî..... ............................. 89
Kitâb el-Bed' vet-Târih.......................................... . 89
Ebu Ali Ahmed bin Muhammed bin
Yakub bin Miskeveyh................................................ 96
Tecârib el-Ûmem ve Teâkub el-Himem ................... 96
Ebu'l-Ferec Muhammed bin İshak bin Ebi
Yakub el-Nedim....................................................... 106
Fihrist................................................................. 106
Ebu'l Kasım Abdurrahman bin Abdülhakem............ 108
Fûtûh Mısr ve'l-Mağrib......................................... 108
En Eski Endülüs Tarihçileri..................................... 115
1- Ebu Men/ân Abdülmelik bin Habib el-Sülemî.. 115
2- Ahmed bin Muhammed el-Râzî el-Kurtûbî.... 116
3- Ebu Bekir Muhammed bin Ömer bin
Abdülaziz el-Kûtiye..................................... 116
Târih el-Endûlüs............. .................................... 116
Ebu'n Nasır Muhammed bin Abdülcebbar el-Utbî....122
Târih ei-YemînJ.................................. ................ 122
Ebu'l FazI Muhammed bin Hüseyin el-Beyhakî....... 126
Târih-i Beyhâki................................................... 126
Ebu Saîd Abdülkerim el-Sem’â n î.......... ................. 131
Necnneddin Ebu Muhammed Umâre bin Ali
el-Yemenî............................. ....................................133
Kitâb Ahbâr el-Yemen.......................................... 133
Ebu’l-Muzaffer el-Devle Mecxjeddin
Üsâme bin Münkiz........................ ........................... 136
Imadüddin Ebu Abdullah Muhammed
Kâtib Isfehânî................................... ............... . 144
el-Feth el-Kussî fî el-Feth el-KudsI......................... 14^

Yusuf bin Bahaeddin Halebî.................................... 149
el-Nevâdir el-Sultâniye........................................ 149
Ibn el-Esir Ebu'l Haşan Izzeddin Ali bin Ebi’l Kerem
Muhammed el-Cezerî.............................................. 151
Târih el-Kâmil...................................................... 151
Kemaleddin Ebu’l Kasım Ömer bin el-Adîm............ 164
Buğyet el-Taleb fî Târih Haleb............................... 164
Şihabeddin Ebu Şâme Abdurrahman bin İsmail...... 166
Kitâb el-Ravzateyn fî ahbar el-Devleteyn............... 166
Abdullah bir Ömer el-Kadı Beyzâvî......................... 169
Nizâm el-Tevârih ................................................. 169
Şihabeddin Muhammed bin Ahmed bin Ali bin
Muhammed el-Münşî el-Nesevî.............................. 172
Siret Celâleddin Mengübirti.................................. 172
Gemaleddin Ebu’l Haşan Ali bin Yusuf el-K ıftî........ 179
Ihbâr el-Ulemâ bi-ahbâr el-Hukemâ...................... 179
Muvaffak el-Din Ebu'l-Abbas
Ahmed bin Ebi Usaybia........................................... 186
Uyûn el-Enbâ fî Tabakât el-Etıbbâ ........................ 186
Şemseddin Ebu’l Abbas Ahmed bin İbrahim bin
Ebi Bekr bin Hâllikan................. .............................. 189
Vefeyât el-A 'yân ve Enbâ-i Ebnâi'z Zaman............ 189
Ibnü’l Amîd Corcis................................................... 192
e/-Afecmû' el-Mübarek........................... .............. 192
Ibnü'l Jbrî Ebu’l Ferec Gregorius bin Ehrûn............. 195
Târihu Muhtasaru'd Düvel.................................... 195
Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed bin
Ahmed ez-Zehebî.....................................................201
Tarih Düvel el-lslâm ............................................ 201
Melik el-Müeyyed Imadüddin Ismâil Ebu’l Fidâ....... 204
Kitab el-Muhtasar fi Ahbâr el-Beşer...................... 204
Takvim el-Büldân................................................. 204
Alaeddin AtameliK Cüveynî..................................... 219

.......................... 251 Nihâyetö'l Ereb.................................................... 254 Fazlullah Reşidüddin bin Ebu'i Hayr Imadüddin ei-Hemedânî.................. 320 Tuhfetü'l Nüzzâr fî Garâibi'l Emsâr ve Acâibi'l Esfâr... 303 Târih-i Olcaytu Sultan Muhammed............................................ 241 Şihabeddin Ebu’l Abbas el-Nüveyrî...Tarih-iCihângûşâ............ 260 Câmiu't-Tevârih.......... 328 Bedreddin Ebu Muhammed el-Hasan bin Habib el-Halebî............................... 254 Ravzu'l Menâzır.... ................. 328 el-Bidâye ve'n Nihâye............................................... ......301 Ebu'i Kasım Abdullah bin Muhammed el-Kâşânî.................................. 309 Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim el-Levati el-Tancî............................ ................... 3Ö3 Fahreddin Ebu Süleyman Davud bin Ebi'l FazI * Muhammed Benâkitî............... 284 Abdullah bin FazI Şirazî (Vassâf el-Hadra)............330 ..................................................................................... ............... 301 Tecziyetu'l Emsâr ve Tecziyetü'l-A’s â r ... 326 el-Vâfî b il Vefeyât..................................... 326 İsmail bin Ömer bin Kefir Dımeşkî.......... 219 Safiyyüddin Muhammed bin Ali bin Tabataba. ...................... 241 Târih el-Fahrî:.... 320 Salahaddin Halil bin Aybek es-Safedî.................................................... 309 Târîh-i Güzide... ........... 309 Zafemâme.......................... 251 Zeyneddin Ebu Hafe Ömer bin ei-Verdî........................................ 260 Câmiu’t-Tevârih Zeyli................................................................................ ........ ......... ..................................................... 305 Ravzat Uli'l Elbâb fîTevârîh el-Ekâbir ve'lEnsâb............ ... 305 Hamdullah bin Ebibekr Ahmed bin Nasr Müstevfî-i Kâzvînî....................................................................... .................................. j..................

........... el-Furât..... 360 Acâib el-Makdûr fî Nevâib Timûr............. ................ 365 Mevlana Şerefeddin Ali Yezdî....... 387 Ravzatü'l Cennât fi Evsâf Medîneti'l Herât................... 330 üsanüddin Ebu Abdullah Muhammed bin el-Hatîb.......... Muhammed b.......................... 380 Kemaleddin Abdûrrezzak Celaleddin Ishak Semerkandî...................................... 358 Arabşah Ahmed b..................... 398 ............................... 392 392 Celâleddin Ebu'l FazI Abdun-ahman Süyûti..................... Lutfullah......................................................................... Abdullah.... el-Menhei es-Sâff................. 336 Umrânû'l Iber ve Dîvanû'l Mûbtede' ve'l Haber...:. 352 Şihabeddin Ebu’l FazI Ibn Hacer el-Askalânî...................... ............................................................................ 347 Târîh-ilbnFurât.................. 390 el-Nücûmûz Zahire fi Mülûk Mısr ve'l Kahire . 390 h^evridû'l Letâfe fi men Velîye's Saltana ve'lHilâfe ......... .......................... 352 El-Mevâiz ve'l l'tibâr bi-Zikr el-Hitât ve'l Âsâr..... 365 Zûbdetûl Tevârih........ 384 Matlai's Sa'din..................Dûrreiû'l E slik fîD evleti'lEtrâk ...................... 349 Takıyyüddin Ebu'l Abbas Ahmed el-Makrîzî.... 384 Muinüddin Muhammed el-Isfirâzî...... 358 Inbâû'l Ğumr fi Ebnâi'l Umr....... Tannvirdi..... Ahmed el-Aynî. Seyyid Harizmşah............................................ 380 Şeceretû'l Etrâk ev Ulûs-i Erbaa-i Cengîzî................. 387 Ebu’l Mehasin Cemaleddin b........ 371 Zafernâme........ 332 Ebu Zeyd Abdurrahman b.......................................................... 336 Muhammed b.................... 349 Ikdü'l Cûmân fî Tarih Ehli'zZamân............. ...... 394 Mevlana Mirhond b................. .............................. 360 Hâfız Ebru Nureddin b.................. 372 Turağan Muhammed Uluğ B e y .... Haldun. Abdürrahim b.......... 394 Hûsnû'l Muhadara fi Ahbâr Mısr ve'l Kahire ......... 347 Bedreddin Mahmud b.................

..405 Habib el-Siyer. ....... Fazlullah el-Kâtib el-Dımeşkî................................. Muhammed el-Makkarî......................... 416 Tarihi Aydmiatan MESLEK VE ÜLKELERE AİT KİTAPLAR............ 403 403 el-Vefâ bi Ahbâr Dâr el-Mustafa.. ........................................... ..... Ebu'l Kasım Muhammed b...........................412 Şecere-i Türkiye........ Hamidüddin Mirhond......................... .......Ravzâtu's Safâ. ...... ............................................... ...... Ebu'l Kazım Ubeydullah b.................. Muhammed el-lstahrî..................409 Nefh el-Tıb fî Ğusn el-Endelus vel-Ratfb....................... Mesâlik el-Ebsâr fî Memâlik el-Emsâr. Ebu Isihak İbrahim b.....445 Kitap indeks.... .................................. ....... ........................ Ebu Abdullah Şihabeddin Yakut er-Rumî el-Hamevî...............405 Şihabûddin Ebu'l Abbas Ahmed b...... 456 .............................. /... Abdullah b.......................... ...................................... 398 Ebu’l Haşan Nureddin Ali b............................................ Kitâb el-Mesâlik ve'l Memâlik.. Kitâbu'l Ekâlim ............. 421 422 422 429 429 432 432 435 435 443 443 isim indeks... Kitâbu'l Mesâlik ve'l Memâlik............................................................ Hurdâzbih ......................... Şihabeddin Ebu'l Abbas Ahmed b......... ............................. ................................. Havkal.................... Mu'cemu'l Bûldân...........409 Ebu'l Gazi Bağatur H an... ı Gıyaseddin Hondmîr Muhamrried b............ Yahya b.............. .........412 SELÇUKNAMELER........ Ahmed el-Semhûdî..

Doğu milletleri hakkında tarihî araştırmalara giri­ şen oryantalistlerin de aynı yolu izlemiş olduklarını gö­ rürüz. Bu konuda bizim de. ilk aşamada üzerinde en çok durulan nokta eski kaynakların incelenmesi olmuş­ tur. Aksine zen­ gin ve verimli sonuçlarına tanık olduğumuz bu yolu izle­ meye çalışmak bizim için zorunlu bir görevdir. Bu eserde inceleme konusu yapacağımız kitaplar ait oldukları devirlere nisbetle en eski ve en değerli kabul 11 . Türk tarihinin İslâmdan önceki dönemlerine ait kaynaklar da Türk Tarihinin Kaynakları adı altında aynca yayınlanacaktır. Batı dünyasında tarih araştırmalannın bilimsel metodlan belirlendikten sonra. ileri milletlerin gittiği ana yoldan ayrılmamız için hiçbir neden yoktur. yayınına başladığımız İslâm Tarihi ile Türk Tarihinin İslâmî dönemine ait bölüm­ leri için bir giriş niteliğindedir.BAŞLANGIÇ Sun4ugumuz bu eser.

AvrupalI eleştirmenlerin tslâm tarihçilerinde kuru bir üslûp ve eleştirisiz bir metod izlemiş olmak gibi iki kusur bulduklannı görüyoruz. tşte bu açıdan ele alındıklarında. Doğunun dili ve ruhuyla kaynaşamamalannın bir so­ nucudur. özellikle Arap­ ça yazılmış olan tarihlerin dilini soğuk ve haşin bulmala­ rı. Taberi ve Mes'ûdî'yi az büyüleyici ve hatta haşin bulmaları çok doğaldır. Fakat bir Voltaire'in dili İbn Miskeveyh'ten daha çok yumuşak ve daha mı az ha­ 12 . tslâm tarihçileri. Bu nedenle Homeros.edilen ve bugün mevcut olan ana kitaplardır. Ama modern metodlara uygun olarak tarihî araştırmalarda bulunacaklar için değerli birer ve­ sika hazinesidirler. Lamartine ve Emest Renan'm üslûplarıyla içli dışlı olanla­ rın Belâzuri. yaşadık­ ları dönemlerden de bizi ilgilendireceği oranda söz edil­ miştir. Bu kitapla­ rın İlmî ve tarihî değerleri ile. hatta bunlardan bir bölümünü de ay­ nen yayınlamış olduklannı hatırlatmak sanırım yeterlidir. ne derecede ve hangi nok­ talarda vesika değeri taşıdıkları. dilin bir gereği olarak Arapçada cümleler kısa. Konunun önemini takdir edebilmek için. bir başka açıdan büyük faydalar içermektedir. emek ve çabalan. zorunlu olarak bunların özel hayatlarıyla. Gerçi bıraktıkları eserler bugü­ nün bilimsel anlayışına göre metodik birer tarih kitabı sayılamazlar. yazarlarının içinde ya­ şadıkları hayat şartlarının bilinmesine bağlı olduğun­ dan. Batı dünyasının bizden uzun zaman önce bu eserleri incele­ meye başladığını. Fakat Batılı yazarlara bir açıdan kusur olarak görünen bu şeyler. ihata genişlikleri ve eserlerinde topladıkları bilgilerin zenginliği bakımın­ dan daha sonra gelenlerin şükran ve minnetine gerçek­ ten hak kazanmışlardır. es­ ki tarihlerimizin değeri çok büyüktür. BiUndiği gibi. Batılılann. canh ve serttir.

genellikle eleştiriye çok az önem vermiş olduklarını da itiraf etmek zorundayız. daha az liriktir. Fakat İslâm tarihçilerinin. değerli bir ilim ve tarih vesikası olan el sârul-B âkıyye mukaddimesinde. olaylarla ilgili rivayetleri birbirler^le karşılaştırıp kritiğini yaptıktan sonra. insanları gerçeği tahrife sürükleyen nedenleri açıklarken psikolojik bir hata teorisinin temelini atmış değil midir? Herhalde es­ ki büyük İslâm tarihçilerinin parlak ve keskin zekâlı müstesna birer bilgin olduklarım itiraf etmek kadirşinashk gereklerindendir. fakat genel değildir. güçlü bir açıklık ve kesinlik vardır. İbn Miskeveyh ve İbn Haldun gibi tarihçilerin eserlerinde gerçek bir eleştiri eğiliminin egemen olduğu göze çarpmaktadır. kamuoyundan tam bir destek göre­ memelerinde ve son olarak da iyi bir yargıya ulaşmak için gerekli olan bütün şartlan ve vesikaları bulamama­ larında aramak gerekir. 13 . tarih felsefesinin bu­ gün de değerini koruyan yüksek ilkelerini içermiyor mu? Hatta el-Bîrûnî. Bu yön doğru. ona göre kesin hükümler çıkaran biren hâkim rolü oynamış debilerdir. Bi­ limsel bir eser için de böyle bir üslûp daha uygun değil midir? Yine de Arap diliyle yazılan tarihlerin sert üslûbuna karşılık. İbn Haldun'un Mukaddinle'si. İslâm tarihçilerine yüklenen en büyük kusur. Eğer bu yazarlar bütünüyle başarılı olamamışlarsa. bu­ nun nedenini biraz da yaşadıkları çağın politik ve top­ lumsal şartlarında. İslâm tarihçileri.şindir? Evet İslâm tarihçilerinin dilleri daha az heyecan verici. Fakat buna karşılık bu üslûpta derin bir incelik. eserle­ rini yazarken eleştirel düşünceye yer vermemiş olmalandır. Farsça ve Türkçe tarihler Batılı eleş­ tirmenleri tatmin edecek derecede renkli ve büyüleyici­ dir.

Halbu­ ki îslâm tarihçileri böyle yapmamışlardır^ Aksine onlar.Bunlara duyduklarını. bu da gerçe­ ğe ulaşma imkânını artıracak bir etkendir. bunları ta'lil ve tef­ sir etmekten ne kadar kaçınmışlarsa. sonrakiler için daha güvenli ve daha zengin bir in­ celeme alanı bırakmış olmak gibi esaslı bir fayda sağla­ mıştır. ilim ve tarih noktasmdan eski Yunan ve Roma yazarlarının edebî ta­ rihlerinden daha değerlidir. Topladıkları bilgi ve rivayetlerin karşılaştırma ve kritiğini. Öyleyse îslâm tarihçilerine birer eleştirmen gözüyle de­ ğil. 14 . Hedefleri. Çünkü araştırıcılar bu sayede tarihçinin kişisel yargılannın etkisi altında kalmaksızın doğrudan doğru­ ya rivayet ve olgularla karşılaşmaktadır ki. bir bakıma kusur olarak görülebilen bu du­ rum. tarihî rivayetler kendilerine ne şekilde ulaşmışsa öylece kayıt ve zaptetmeyi göreV bilmişler. rivayet ve olguların sadık birer aktarıcısı gözüyle bakmaya mecburuz. bunları des­ tekleyenleri kitaplarına alacak. kendilerine doğru gö­ rünmeyen rivayetleri ise dışarda bırakacaklardı. Fakat. sonuçta bunlardan bir hüküm çıkarılmasını bütünüyle okuyuculara bırakmışlardır. Bundan dolayıdır ki. kişisel kanatlerine uygun bir biçime sokmaktan da o derece sakınmışlardır. gerçeğin keşfine çalışacaklar için gerekli bilgi ve rivayetleri gelişi güzel toplamaktan ibarettir. İslâm tarihçilerinin olaylar ve riva­ yetler kolleksiyonu niteliğinde olan eserleri. top­ ladıkları bilgi ve vesikalardan yalnız kendi muhakeme­ leriyle ulaştıkları sonuçlara uygun olanlan. inceleyip araştırdıklarını topla­ yan ve hiçbir şekilde tahrifatta bulunmaksızın eserleri­ ne aynen geçiren birer haber ve bilgi kolleksiyoncusu gö­ züyle bakmak gerçeğe daha uygundur. doğru­ dan doğruya gerçeği keşfetmek değil. Eğer tarihçi­ ler eleştirel bir metod izlemiş olsalardı. doğal olarak.

Ord. bilimsel metodlarla tarihî araştırmalarda bulunacak kimselerin de arayacakları bu gibi kaynaklar değil midir?. yazar çalışmasının manevî mükâfatını görmüş olacaktır. Prof.Evet. başvurulacak ana kitaplarla bunlann yazarlanm ve ne derecelerde güveni­ lir olabileceklerini gösterebilir ve çalışmalarında kendi­ lerine az çok rehber olursa. M. Fakat bugün. genel olarak rivayetleri uz­ laştırma ve birleştirmeyle uğraşmamış. Tevfîk yalnızca Allah'tandır. İslâm tarihçileri. Bu eserler samimî ve bilinçli bir doğrulukla toplanıp aktarılmış birer vakayinâmedir. Şemseddin Günaltay 15 .. Eserimiz. eserlerini büyü­ leyici bir biçime sokma yapmacılığında bulunmamışlar­ dır. tslâm ve Türk tarihleri hakkında bilimsel araştırmalarda bulunacak gençlere.

.

siyasî ve 17 . siyer ve megâzi ile başlamıştır. bu şekilde ilk kez Peygamberimizin haya­ tından bahseden siyer ve megâzi kitapları meydana gel­ miştir. askerî. Bu alandaki faaliyet temellerinin daha Emevîler zamanında atılmış olduğunu görüyoruz. raşid halifeler döneminin de bilinmesine ge­ rek duyulmuştur. Peygamberlik dö­ nemi hakkında rivayet edilen menkıbe ve olayların çok erken bir zamanda toplanıp kayıt altına almması mecbu­ riyeti doğmuş. ilk halifelerin idari. Ger­ çekten daha o zamanlarda kutsî bir mahiyete sahip olan Peygamberlik dönemine ait olaylar ve menkıbeler mu­ kaddes anılar halinde korunup rivayet ediliyor. zorun­ lu olarak peygamberler tarihi hakkındaki araştırmaları doğurmuştur. hadîs ve fıkıh ilimleri gelişince Peygamber dönemi gibi. bu şekil­ de mazbut kalıyorlardı. Kur'an ayetlerinin tefsiri ve hadîslerin açıklanması. Kur'an-ı Kerim'de geçmiş nebilerin ibret verici olaylanna ilişkin birçok ayetlerin bulunması iSe. Özellikle fıkhî ve hukukî ictihadlar başladıktan sonra. bunlann iniş ve söyleniş neden­ lerinin bilinmesini gerektirdiğinden.tSLÂM DÜNYASINDA TARÎH YAZARLIĞI NE ŞEKİLDE BAŞLADI îslâm dünyasında tarih yazarlığı. Tefsir.

diyebihriz ki Ro­ malıların ve Iranblann geçmiş yaşantıları hakkında hiç­ kimse bir şey bilmiyordu. Iranhlar ve İbranîlerin destanlan. tarihî incelemelerin çok az bir zaman içinde ne kadar ge­ 18 . pek tabii olarak tarihin alanı giderek genişlemiştir. kendisinden önce tarih yazan seksen kadar tarihçiden söz etmesi. bu inceleme­ ler de cahiliye dönemi şiirleriyle. kabileler arasında yay­ gın olan mesellerin toplanmasıyla sonuçlanmıştır. Bunların anlaşı­ labilmesi Eyyâm-ı Cahiliye adı verilen tarihî olaylann bilinmesine bağlıydı. Hal­ buki cahiliye dönemi şiirleriyle darbı mesellerin birçoğu îslâm öncesi Arap tarihiyle ilgiliydiler. efsane­ leri Arapçaya çevrilmiş ve bunlara az çok tarihî bir nite­ lik verilmiştir. Hâris bin Kildetu s-Sekafî ve Adiy bin Zeyd gibi birkaç kişi dışarda bırakıbrsa. bildikleri de Suriye'de Gassânîler. bu suretle özellikle İslâmî dönemle peygamberler tarihine ait tarih­ çilik başlamıştır. Irak'ta Benî Lahm ile temas ve ilişkide bulunan Doğu Ro­ malılarla Sâsânîlerin güçlü birer hükümetleri bulundu­ ğundan ibaretti.ibadî hayatlarının da incelenmesi gerekmiş. ülkelerinin doğal durumunun bir gereği olarak İslâm'dan önce. diğer kavimler hakkında çok az şey biliyorlardı. Bu alanlardaki çalışmalar devam eder­ ken Kuran ve hadîslerin tefsiri yolundaki gayretler de Arap diliyle ilgili incelemeleri gerektirmiş. Fakat İslâmî dönemde meyda­ na gelen olağanüstü fetihler. Arapları o zamana kadar kendileri için meçhul kalan birçok kavimlerle karşıkarşıya getirdiğinden. İş­ te bu zorunluluk da doğrudan doğruya Arap tarihinin in­ celenmesi ve zaptı yolunda bir faaliyeti başlatmıştı. Arapları. Çünkü cahiliye dönemi şiirlerin­ den önemli bir bölümü tarihî olaylara temas ediyordu. Hicrî dördüncü yüzyıl tarihçilerinden Mes'ûdî’nin Mürûcü'z-Zeheb adlı tarihinin girişinde.

Fakat bu dönemin siyer ve megâzi konusunda 19 . 711) jnlında vefat eden bu zatı. 114 (M. edebiyat.93 (M. Bunlardan sonra da Hicri 141 (M.. kelâm. adlanyla birtakım eserler yazılmıştır. 806) yılında ölen Ebû Muhammed Yahya bin Saîd bin Ebân el-Emevî birer siyer ve megâzi kitabı yazmışlardır.. Tabakâtü'lMütekellimîn. Benî Ümeyye (Emeviler) hanedanı yönetiminin sonlarında yazdığı an­ laşılmaktadır. bilginlerinin biyografilerini toplayan Tabakâtü'l-Müfessirîn. Musa bin Ukbe bin Ebi1-Ayy«.ş'm eserini. 758) yılında vefat eden Musa bin Ukbe bin Ebî Ayyâş ve Muhammed bin tshak ile Ebû Abdullah Muhammed bin Âid elKureşî.. Keşfü'z-Zünûn'dan anlaşıldığına göre megâzî ve si­ yere dair ilk eser Urve bin el-Zübeyr tarafindan yazılmış­ tır. Daha sonra tefsir. Medine'de Zübeyr ailesinin azatlıların­ dan olan İbn Ebi Ayyâş. özellikle Peygamberimizin hadîslerinin senetlerini inceleme mecburiyetiyle başlamıştır: Nakledilen bir hadîsin sıhhat ve kıymeti hakkında bir görüşe varabil­ mek için ravîlerin biyografilerini ve diğer özelliklerini inC (!d e n inceye araştırıp incelemek gerekmiş ve bu şekilde ilk olarak Tabakâtü'l-Muhaddisîm denilen eserler meydana getirilmiştir. Bugün biyografiler (terâcim-i ahvâl) dediğimiz Tabakât konusundaki çalış­ ına. Sayılan bu sebeplerden dolayı ilk önce siyer ve megâzi türünde başlayan tarihî fikir hareketlerine bir de tabakât faaliyeti eklenmiştir. dil. fıkıh. Tabakâtu ş-Şuarâ. Tabakâtü'l-Fukaha. Muhammed bin Müslim Zührî ve Hicrî 191 (M.. 732) yıhnda vefat eden Vehb bin Münebbih izlemiştir. Tabakâtü'l-Lügaviyyûn.lişmiş olduğunu göstemektedir. tarihte Îmamü'l-Meğâzi adını almış ve eseri daha sonra Kadı îbn Şuhbe tarafindan top­ lanmıştır. Hicrî birinci yüzyılın sonlanna doğru H. Hicrî ikinci jrüzyılın başların­ da H.

özel bir mahiyette olmak üzere tslam dünyasın­ da tarihe dair yazılan en eski eserler bunlardır. doğal olarak düşünce 20 . . sahih hadîsleri içine alan Kütûb-i Sitte'dir. Da­ ha sonra Mısır'da da basılıp yayınlanmıştır.^*> En eski siyer ve megâzi kitaplarından çoğunun kay­ bolmasına rağmen. Sözü edilen kitaplar içinde en güvenilir ve en değerli olanının Musa bin Ukbe bin Ebi Ayyâş'ın eseri olduğu iddia edilmektedir. Fakat üzülerek söylemek gerekir ki. Peygamber dönemiyle ilgili tarih için elimizde çok değerli kaynak ve belgeler vardır. Vâkidî ve tim Burhâneddin'in eserleri incelemeye ve kaynak ol­ maya değer eserlerdir. bu sayede daha sonrakilerin ondan faydalanmaları mümkün olabilmiştir/^^ İbn tshak önceleri Medine'de oturuyordu.Fakat basımlarının davranışı daha sonra kendisini Irak'a göçe zorladıgmdan ünlü eserini orada yazmıştır. yalnız Muhammed îbn tshak'm siyerinden alınan Sîretü tbn Hişâm^**^ zamanımıza kadar gelebilmiştir. Mu­ hammed (s)'in hayatı için en feyizli birer inceleme kayna­ ğı teşkil ederler. îbn Hişam'ın eseri ilk kez Wüstenfeld tarafından yayın­ lanmış. Bunlardan sonra da tbn Hişam.en önemli şahsiyeti Ebu Abdullah Muhammed bin îshak'tır. bu eserlerin hepsi kaybol­ muş. Gerçi İbn îshak'ın ilk örneği oluşturan ve çok önemli olan eseri olayların girdabı arasında kaybolmuş­ tur/*^ fakat Muhammed bin Hişâm bu kitabın önemli bir kısmını Sîretü'n-Nebi adlı eserine almış olduğundan. Abbâsiler'in iktidar mevkiine yükselmelerinden sonra başlayan tercüme dönemi. En eski tefsirlerle Sahîh-i Buhâri ve Sahîh-i Müslim ve bunların şerhleri Hz. Weil’in çabasıyla da Almancaya çevrilmişti. tşte. Hz. Bun­ ların en önemlisi Kur'an-ı Kerim ile.

bu dönemden itibaren yazılan tarihler. bu devrimde çok önemli birer amil olmuşlardır.hareketi açısından büyük bir devrim başlatmış ve bu devrimden tarih de etkilenmiştir. Serapyıofı. Zâdeveyh bin Şâheveyh Isfehanî. Keldanîler ve hatta Asurlular hakkında İlmî hiçbir çalışmada bulun­ mamışlardır. Halbuki. Tercüme döneminde eski İran'ın tarih ve destanlarına ait birçok şeyler Arapçaya nakledilmiştir. sayıla­ rı yüzleri bulan diğer mütercimlerin Süryanice ve Yunanca'dan tercüme ettikleri kitaplar. Mısır ve Fenikeliler hakkında hiçbir şey bulımmamaktadır. Gariptir ki Abbasîler. Kenküh el-Hindi. Elamlar. eski İran tarihim­ den ayrıntılı olarak bahsedilmiş ve hatta bütün efsane­ ler aktarılmıştır. üzerinde saltanat tahtlarını kurdukları Mezopotamya'nm tarihini bile me­ rak etmemiş. Fakat İskenderiye ve eski Yunan’ın ilim ve felsefesine ait eserleri hemen bütünüyle Arapçaya ak­ tarıldığı halde. Ibn Mukaffa. Minkeh. Buna rağmen aynı eserlerde Yunan. Muhammed bin Cehm el-Bermekî. Amr bin Saîd'in teşvikiyle de patrik Yahya (Jean) tarafından İncillerin Arapçaya aktarılma­ sı. Hımeyn aileleri üyeleriyle. Muhammed bin Behrâm bin Mityâr Isfehanî. Huneyn bin îshak'ın ise Yunancadan Arap­ çaya çevirmeleri. Cercîs. Saîd Kajryumî'nin E sfâr-ı T evrat'ı İbranîceden. Sanachel ve Bakher'in Sanskritçeden. Mısır ve Yunan mitolojisi ile tarihlerine ilişkin hiçbir şeyin çevrilmemiş olması dikkat çekicidir. Mahzûeh. Mes’udınin eserleriyle ondan önceki tarihçilerin eserleri karşılaştırıldığı za­ man bu etki açık bir biçimde hissedilmektedir. İslâmî dönemde yazılan eski eserlerde. bütünüyle Tev- 21 . Ömer bin el-Ferhân gibi mütercim­ lerin Farsçadan. „ Roma. Sümerler. Bahtişû#. Akadlar. İslâm tarihçileri üzerinde çok derin etkiler bırakmış. Ibn Dihn.

Tevrat ve İncillerin etkileri ne yazık ki yalnızca tarih üzerinde kalmamış. Medine'de oturuyordu. Önce Kûfe'ye. 151 (M. 22 . DİPNOTLAR: (*) Muhammed Hamidullah. 768) yıhnda Bt^dat'ta vefat etmiş­ tir. II. sonra Rey'e ve daha sonra IBre'ye gitti. Ibn Ishak burada da çok kalmadı. Haşan Ege. bir bilgi hâzinesi olarak kabul ettikleri Tevrat'ın içeriğiyle dol­ durmuşlardır. c. bu önemli eserin büyükTjir bölü­ münü. s. (2)Keşfû*z-Zûnûn. 4 dit. Irak'ta do­ laştığı sıralarda Abbasî halîfesi Mansur ile görüştü. yeni kurduğu Bağdat şehrine davet ederek topladığı Hz. (1) Ibn Ishak. Ibn Ishak H. yorucu bir çalışmayla yazmalardan derleyerek yeni­ den gün ışığına çıkardı.Tat’ın nüiuzu altında ve onun çizdiği kadro içinde kalmış­ tır. İs­ tanbul. (**) Siret-i Ibn Hişam. Halife Mansur'un isteği üzerine meşhur eserini yazarak kendisine sun­ du. en tanınmış müfessirler bile kendi­ lerini bu etkilerden kurtaramayarak eserlerini. Kahraman Yayınlan. 1985. Ibn Ishak. Peygamber dönemine ait bilgi ve vesikaları bir kitap haline getirmesini teklif etti. Mansur kendisini. Fakat burada karşı karşı­ ya kaldığı düşmanlık kendisini İskenderiye'ye çekilmek zo­ runda bıraktı.). 294. ç. Sezai Özel tarafından Türkçe'ye çevrilen bu derleme Siyer adıyla Akabe Yayınlarınca 1988'de yayımlandı (R.

Özel tarihler ise. Bir döneme ait olarak zamanımıza kadar ulaşabilen en eski eserler.Özel tarihler 3.Mesleklerle ilgili kitaplar Genel tarihler. ya bir hükümdarın veya bir sülâlenin. İbn Vazıh. ya bir dönemin. fakat daha çok müslüman kavim ve hükümetleri inceleme dairesine alem eserlerdir. Ülkieler tarihiyle ilgili eserler arasında İbn Asâkir'in seksen ciltten oluşan T arîh-i Dım eşk'i ile Hatîb Bagdâdî'nin Tarîh-i Bagdâd adlı eseri zikre şa­ yandır. 23 . veyahut bir ülkenin veya bir bölgenin tarihinden bahseden kitaplardır. 892) yılında ölen Belâzurî'nin Fûtûhul-Büldân'ıdır. İbnu'lEsîr ve Mes’ûdî'nin eserleri bu niteliktedir. Muhammed bin Cerir. 822) yıhnda ölen Vâkidî'nin Fütûhu'ş-Şam'ı ile 279 (M.Genel tarihler 2.TARİHÎ KAYNAKLAR İslâm Tarihi ile İslâmî döneme ait Türk Tarihi için kaynak olacak eserler pek çok ve çeşitlidir. o dönemlerdeki anlayışa göre Adem’in yaradılışından başlayarak yine o çağın bilgi dai­ resi oranında sayılı kavimlerden bahseden.Tabakât ve biyografilere ait kitaplar 4. Bu eserleri konulan bakımından başlıca dört sınıfa ayırabiliriz: 1. Hicrî 207 (M.

Tabakât ve biyografilerle ilgili kitaplara gelince, bu
konuda yazılan eserlerin en eskisi Hicrî 230 (M. 844) yı­
lında ölen Muhammed tbn Saad'in Tabakâtü'sSahâbe'si ile, 276 (M. 889) yılında ölen İbn Kuteybe'nin
Tabakâtü'ş-Şuarâ'sıdır. Bunlardan ilki Almanya'da,
İkincisi de Leiden’de basılmıştır. Biyografilerle ilgili ki­
taplardan, ileride söz edeceğimiz Vefeyâtül-A'yân,
Fevâtü'l-Vefeyât ve el-Vâfi fi’l-Vefeyât adlı kitaplar­
la, Ibn Nedim’in Fihrist’i, tbn Rıftî’nin Terâcim ü'lHükemâ'sı, îbn Ebi Usaybia'nın Uyûnu'l-Enbâ’ fî
Tabakâtil-Etıbbâ'sı, Ebu'l-Kâsım Sâid bin Ahmed'in
Tabakâtül-Umem'i çok önemli kaynaklardır.
Tarihî incelemeleri kolaylaştıracak mesleklere ait
kitaplar da, bu noktadan çok büyük bir öneme sahiptir.
Bu tür kitapların en eskisi Ebu Zeyd Belhî tarafından
Hicrî dördüncü yüzyılın başlarında yazılan Suveru'lEkâlîm ile Ebu tshak Istahrî'nin yazdığı M esâlikulMemâlik adlı eserleridir.
Bu kadro dışında İslâmî dönemlerdeki dinler v r mez­
heplere, politika ve yönetim işlerine, edebî ve toplumsal
hayata ilişkin, tarihî araştırmalar için kaynak olacak
birçok kitaplar yazılmıştır. Dinler ve mezhepler hakkın­
da, Hicrî 429 (M. 1037) yılında ölen Ebu Mansur
Abdulkâhir bin Tâhirü'l-Bagdâdi ile Ebu'l-Muzaffer
Tâhir bin Muhammedu 1-îsfehânî’nin Milel ve Nihâl'leriyle, 403 (M. 1012) tarihinde ölen Kadı Ebubekir Mu­
hammed bin et-Tayyibu 1-Bakıllânî'nin eseri, 456'da
(1153) ölen Muhammed bin Abdulkerim eş-Şehristani'nin Kitâbu'l-Milel ve'n-Nihâl'i en önemli ve en eski
yazılanları teşkil ederler. Politika, yönetim, edebî ve top­
lumsal hayat hakkmdaki araştırmalar için de İmam Ebu
Yusuf un Eitâbul-H arâc'ı, Mâverdî'nin Ahkâmu'sSultâniye'si, Nizâmü'l-Mülk'ün Siyâsetnâme'si, Me­

24

lik Saîd’in el-lkdü.l>Ferîd'i, tbşîhî'nin e l Mustadraf/*\ Ebu'l-Ferec el-Isfehânî’nin Kitâbul-Egânî'si,
tbn Abd Rabbih'in el-Ikdû’l-Ferîd'i, Âmilî'nin Keşkûl'ü, Teâlibî'nin L etaifü l-M aârif i, Mâverdî'nin Edebü'd-D ünyâ ve'd-Dîn'i, Câhız'm el-Beyân ve't-Tebyîn'i ile el-Felâke ve'l-M eflûkîn zengin birer kaynak
olabilirler.
Şimdi en eskilerden başlamak üzere, tarihî araştır­
malar için kaynak olabilecek ana kitaplarla yazarların­
dan söz edelim:

DİPNOTLAfi:
(*) tbşihi'nin bu es«ri Seyyid Muhammed Esad tarafindan çev­
rilerek iki cilt halinde yayınlandı (1271/1854). (R.).

26

EBU ABDULLAH MUHAMMED
BİN ÖMER EL-VÂKÎDÎ
K itâbül-M eğâzî

İslâm'ın Hristiyan dünyasına karşı kazandığı ilk
şanslı zaferleri, vakur fakat ateşli bir dille tasvir eden
Vâkîdî, eseri zamanımıza kadar ulaşan birinci dönem ta­
rihçilerinin en tanınmış bir simasıdır. Suriye, Irak, Mısır
ve Afrika fetihlerini heyecanlı bir dille tasvir eden
Vâkidî; bu dönem mücahitlerinin idealleri uğrunda ne
bü}Tük fedakârlıklar, ne kadar oleığemüstû kahramanlık­
lar gösterdiklerini anlatırken, özellikle gelecek İslâm
kahramanlarında ideal için derin ve bitimsiz bir aşk
uyandırma amacım gütmüş, eserlerini olağanüstü ve he­
yecan verici menkıbelerle doldurmuştur.
Vâkidî, Hicrî 130 (M. 747) yılında Medine-i Münev­
vere’de doğmuş, gençliğinde buğday ticaretiyle uğraş­
mıştı. Fakat kendisi ruhen tüccar değil bir ilim adamı,
bir tarihçiydi. Fazla olarak da, asil ve cömert bir yaradılı­
şa sahipti. Kazandığından daha fazlasını dağıtır, hatta
kendisine başvuranları umutsuz bir şekilde geri çevir­
memek için sermayesinden verirdi. Doğal olarak ticaret
işlerinde başarılı olamadı. Sermayesini de tüketerek bir
pula muhtaç kaldı.^^^ Perişan bir durumda Medine'den

26

Bağdat'a göç etti. Bu sırada Bağdad, Abbasîlerin mağ­
rur, fakat tedbirli veziri Yahya el-Bermekî’nin idare ve
dirayetini, cömertlik ve adaletini terennüm ediyordu.
Değerbilir Yahya, Vâkidî’nin erdemini ve zekâsmı takdir
etmekte gecikmedi. Kendisini zengin edecek derecede ih­
sana boğdu. Fazla olarak da, hilâfet merkezi olan Bağ­
dat'ın batı mahalleleri kadılığına tayin etti. Halife
Me'mun dönemine kadar bu görevde kaldı. Daha sonra
Me'mun kendisini aynı görevle Bağdat’ın Rusâfe adı ve­
rilen doğu kısmı kadılığına atadı. Nezih bir memuriyet
hayatı geçiren Vâkidî, Hicri 207 (M. 28 Nisan 823) yıbnda Rusâfe'de sonsuzluk yurduna göçtü.
Vâkidî, büyük müctehidlerden Malik bin Enes ve
Sevrî gibi ünlü kişilerden ders almış, bilgisinin genişliği
ve zekâsının keskinliği ile, erdemli kişileri seçmesini ve
takdir etmesini çok iyi bilen Me'mun'un dikkatini çek­
miş, büyük ihsanlannı görmüştü. Vâkidî'nin Fütûhü'şŞam'dan başka, Hz. Peygamber'in irtihalini izleyen yıl­
larda Arapların dinden dönüşüyle, Tuleyha bin Huveylid
ve Müseylemetul-Kezzâb gibi peygamberlik taslayıcılannın ortaya çıkarak ayaklanmalarıyla ilgili olarak
K itâbü'r-Ridde adıyla ayrıca bir kitap daha yazdığı ri­
vayet edilir. Vâkidî vefat ettiği zaman, eserlerinden an­
cak dört nüshası mevcuttu. Bunlardan biri kâtibi Ebu
Abdullah bin Saad'm elinde bulunuyordu. Hicrî 230 (M.
844) yılmda vefat eden İbn Saad,^*^ kendisindeki nüshayı
istinsah ettirerek çoğaltmış ve yaygınlaşmasını sağla­
mıştır. Vâkidînin önce Avrupa'da^*^ ve sonra Mısır’da ba­
sılmış olan eseri, özellikle Suriye ve Mısır fütuhatı hak­
kında en eski bir vesikadır. Zaten eserin önemi de özel­
likle buradan gelmektedir.

27

DİPNOTLAR:
(1) Vâlddî, servetini yitirdikten sonra acınacak bir duruma düş­
müş, çok zor günler geçirmeye başlamıştı. Mes'ûdî, tarihçi­
nin dilinden şöyle bir menkıbe anlatmaktadır: "îki samimi
dostum vardı. Bunlardan biri Benî Hâşim'e mensuptu. Bu
dostlarla aramızdaki sevgi o kadar içtendi ki, bizi görenler,
ayn bedenlere girmiş tek bir ruh sanırlardı. Zor zamanlanmdaydı ki. Ramazan Bayramı gelip çattı. Halbuki cebim­
de bir para bile yoktu. Karım dedi ki; "Biz sefalet ve yokluğa
dayanabiliriz. Fakat zavalb çocuklarımızın sefaleti kalbimi
parçalıyor. Yann bayram olunca komşu çocukları güzel ve
yeni elbiseler giyecelder; oysa bizimkilerin yırtık ve yamalı
giysilerinden başka bir şeyleri olmadığından onlan görüp
mahzun olacaklar. Çocukları sevindirecek kadar da olsa
yardım isteyecek bir dostun yok mu?" Bunun üzerine Benî
Hâşim'den olan dostuma bir mektup yazarak durumu an­
lattım, yardımım istedim. Dostum bana derhal, ağzı mü­
hürlü bir kese gönderdi ve içinde bin dirhem olduğunu bil­
dirdi. Fakat henüz keseyi açmamıştım ki, ikinci dostumdan
bir mektup geldi. O da benden para yardımı istiyordu. Ben
de keseyi açmadan kendisine gönderdim. Kanmın yamna
çıkmaya cesaretim kalmadığından gece camiye gittim. Ge­
ceyi orada geçirdim, ancak ertesi gün eve gittim. Fakat kanm, bu davramşımdan dolayı beni kınamadı, aksine takdir
etti. Bu sırada kapı çahndı ve Benî Hâşim'den olan dostum,
elinde aym kese olduğu halde içeri girdi. Kese tıpkı bana
geldiği gibi mühürlü olarak duruyordu. Dostum dedi ki:
"Sana gönderdiğim keseyi ne yaptığım bana açıkça söyler
misin?" Ben de macerayı olduğu gibi anlattım. Bunun üzeri­
ne dedi İd: "Mektubunu aldığım zaman bende, size gönder­
diğim keseden başka on para yoktu. Bunu sana gönderince
ben de diğer dostuma yazarak ondan para istedim. O da ba­
na, üzerindeki mührüm halâ duran kendi kesemi gönderdi."
Dostumun bu açıklamaları üzerine, kesenin içinde bulunan
parayı üçe bölerek o üç dost aramızda paylaştık. Fakat bu
paylaşmadan önce Benî Hâşim'den olan dostum kanma ve­
rilmek üzere yüz lira ayırdı."
(2) Ibn Saad da Peygamberimizin hayatı ile ashab ve tabiinden

28

bahseden Kitâbu Tabakâtü's-Sahâbe adıyla on dldi aş­
kın bir eser yazmıştır. Çeşitli kütüphanelerde dağınık bir
halde bulunan bu önemli eseri Almanlar toplayıp yayınla­
maya teşebbüs etmişlerdir. [Batı'dald en önemli basımı,
Sachau tarafindan sekiz dldi metin, üçü indeks olmak üze­
re onbir dit halinde gerçekleştirilmesidir. Hollanda, 1904.
R.] Kitap, tabakâta ilişlün en eski bir eser olması bakımın­
dan doğal olarak çok değeriidir. Vâkidî ile tbn Saad, bu eser­
lerini meydana getirirken Hicrî 223 (M. 837) yılında vefat
eden Muhammed bin Abdülkerim el-Ezrakî de, cahiliye dö­
neminde Araplar arasında yaygın olan menakıb ve rivayet­
lere dayanarak Mekke'nin bir tarihini yazmış, bu konuda
Benî Gassân'a mensup olan büyük babası Ebul-Velîd el-Ezrak'm toplamış olduğu notlardan büyük ölçüde yararlan­
mıştır. Ezrakî'nin eseri, yazılan ilk Mekke tarihidir.[Ezraki, Mekke Tarihi, Çagn Yayınlan, İstanbul. R.] Kendisin­
den sonra Ebu Abdullah bin İshak bin Abbas el-Meliki elFâkihi, Hicrî 275 (M. 888) yıllarına doğru Mekke tarihi hak­
kında ikinci bir eser yazmıştır. Bu iki kitap Wüstenfeld ta­
rafından Avrupa’da yayınlanmıştır. Bu son iki eser, çeşitli
şehirlerin tarihini yazmak gibi bir çığır açmıştı. Ibn
Zübâle'nin Ahbârü'l-Medîne'si, Ömer bin Şâbbe’nin Bas­
ra ve Küfe tarihleri. Eşlem bin Sehl'in Vâsıt tarihi, Ebu
Urûb el el-Harranî’nin Harran tarihi, Ahmed bin Seyyâr'ın
Merv tarihi, Ibn Münde'nin Isfehan tarihi, Muhammed elBuhârî'nin Buhârâ tarihi, Abdurrahman el-Idrisî'hin
Asterâbâd ve Semerkand tarihleri bu akımın ürünleridir.
Pakat üzelerek söylemeliyiz ki, bu eserler tslâm alemini al­
tüst eden olaylar sırasında yok olmuştur. Bu nitelikteki
eserlerden yalmz Horasan’ın esld bir hanedânına menâup
olan Ebu’l-FazI ahmed bin Ebu Tâhir Tayfûr'un muazzam
B ağdad Tarihi’nin altı cildi British Museum’du bulun­
maktadır.
(*) Daha sonra yeni bir yayım Marsden Jones tarafindan ger­
çekleştirildi. Kitab el-Megazi, Londra, 1966, 3. cilt. (R.)

29

EBITL-MÜNZİR HtŞAM BÎN EL-EELBÎ

Arapların soyları ile îslâm'dan önceki dinî ve top­
lumsal hayatları bakımından bizi en fazla aydınlatan
îbn el-Kelbî, bir asker oğludur. Babası, Emevîler'in
amansız diktatörü Haccac'a karşı ayaklanan kahraman
îbn el'Eş’as'ın yanında bulunmuş, ünlü Deyr el-Cemâcim savaşına katılmıştı. îbn el-Eş'as’m feci sonu üzerine
askerlik hayatından çekilerek Kur'an tefsiri hakkında
incelemelere dalmıştı. Bu sırada büyük bir özenle eski
Arapların soyları ve tarihiyle ilgili değerli birçok notlar
toplamıştı. Hicrî 146 (M. 763) yılında vefat edince, oğlu
îbn el-Kelbî, babasının toplamış olduğu bu notlan esas
alarak Arap soylarına dair büyük bir eserle, cahiliye
Araplannın putları hakkında önemli bir kitap^*' yazdı.
Bu iki eserden birincisinin bazı bölümleri Paris ve Escurial kütüphanelerinde bulunmaktadır. İkincisinin de
birçok yeri Yakût Hamevî tarafından özetlenerek
M u'cem ül-Büldân’ına alınmıştır.
îbn el-Kelbî'nin cahiliye döneminin din ve putlarını
tasvir eden ikinci eseri, zamanın aşın mutaassıplannca
hoş görülmemiş, birçok eleştirilere uğramıştı. Hatta eski
putperestlik dönemlerinin anılanna karşı derin bir nef­

30

ret besleyenler, bu anıların diriltilmesini, İslâmî hayatın
saflığını bozmaya yönelik bir girişim olarak görmüş, tbn
el-Kelbî aleyhine feveran etmişlerdi. İbn el-Kelbî'nin bu
eserinden çok şeyler alan Yâkûtî, bu haksız suçlamalara
karşı yazan savunmaktadır. Bu gün de tarih, cahiliye dö­
nemi hayatı ve dini hakkındaki aydınlatıcı bilgilerinden
dolayı Ibn el-Kelbî'ye minnet duymaktadır. Hafızası çok
güçlü olan İbn el-Kelbî, Küfe'de doğmuştu. Daha sonra
Bağdad'a gitti ve Hicrî 204 (M. 819) yılında vefat etti.
Eski tarihçiler arasında Ebu Abdullah ez-Zübeyr'e
de bir yer vermek gerekir. Birçok tarihçi tarafihdan hali­
feler arasında sayılan Abdullah bin Zübeyr’in torunlanndan olan bu zat Medine'de yaşıyordu. Daha gençliğin­
de hadîs, tarih ve soylar hakkındaki geniş bilgisiyle ün
kazanmıştı. Hz. Ali'nin torunlanyla aralarında çıkan so­
ğukluk üzerine Bağdad'a gitmek zorunda kaldı. Fakat
Abbasî sarayında umduğu korunmayı bulamadı. Aksine
Hz. Ali'nin soyundan gelenlerin tarafını tutmakla suç­
landı. Bunun üzerine tekrar Hicaz’a dönmek zorunda
kaldı. Burada Mekke kadılığına atandı. Hicrî 257 (M.
870) yılında, çok ihtiyar bir yaştayken evinin damından
düşerek öldü. Ebu Abdullah'ın, Kureyş kabilesinin soy
ve kollan hakkında yazdığı eser bugün Bodlein Kütüp­
hanesinde bulunmaktadır. Halife Mütevekkil'in oğlu elMuvafFak adına yazdığı el-M uvaffakıyyât adındaki
ikinci tarihî eserinin de sadece son üç bölümü Goettingue'de korunmaktadır.
DİPNOTLAR;
(*) Kitabul-Esnam (Putlar Kitabı), çeviren Beyza DUşüngen,
ilahiyat Fakültesi Yayınlan, Ankara, 1969. (R.)

31

AHMED BİN YAHYÂ EL-BELÂZURÎ
Fütûhul-Büldân

tran'h bir soydan gelen Belâzurî, halife Mütevekkil
ve Müstaîn dönemlerinde Bağdad sarayanm müdavimlerindendi. Halife el-Mu’tezz, kendisini oğlu Abdullah'ın
eğitimiyle görevlendirdiği için Abbasîlere bağlılığı daha
fazla güçlenmişti. Belâzurî Bağdat sarayına devam eder­
ken Hicrî birinci jrüzyılda gerçekten olağanüstü İslâm
fütühatıyla ilgili olarak ütilü Fütûhul-Büldân^*^ adlı
eserini yazmıştır. Bu eseri yazarken dayandığı belgele­
rin doğruluğunu sağlamak için çok uğraşan Belâzurî,
kendisinden önce yazılan eserleri incelemiş, ağızdan
duyduğu rivayetlerin birbirleriyle ve bu eserlerle karşı­
laştırılması konularında büyük bir özen göstermiştir. İş­
te Fütûhu'I-Büldân'ın üstün değerde bir vesika sayıl­
masının nedeni budur. Belâzurî'nin başvurduğu kay­
naklardan en önemlisi Ebu'l-Hasan Ali el-Medâyinî'nin
Kitâbu’l-Megâzî'si ile Târîhul-Hulefâ'sıdır.<ı> Bu
eserler aynı zamanda, Belâzurî gibi tbn Cerîr (TabeTİ)'in
de kaynaklandır.
Belâzurî, E nsâbul-E şrâf adıyla tarihle ilgili diğer
bir kitap daha yazmıştır. Fakat bu eserin ancak iki cildi

32

2. Mustafa Fayda. Bunlardan anlaşıl­ dığına göre Medâyinî. Hafızasını güç­ lendirmeye büyük önem veren Belâzurî. Fakat bunun yalmzca. (**) Bu şekilde öldüğü için kendisine Belâzuri lakabıran veril­ miş olduğu söylenir. aksine aklî gücü sarsılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan. Ankara. adının da gösterdiği üzere Sâsânîler'in başken­ ti olan Medâyin (Ctesiphon) de doğmuş. Belâzuri'nin sonu çok feci olmuştur. DİPNOTLAR: (*) Fütuhu'l-Büldân Türkçeye iki kez çevrildi. 2 cilt. (R. H.) (1) Büyük bir İlmî değeri olduğu anlaşılan Medâyinî. Maarif Vekaleti. Dr. Fihrist yazan Ibn el-Nedîm. 284/M. hafızasını güçlendirmek için "belâzur" deni­ len bir tür Hindistan cevizinden fazla miktarda yemiş ve bunun etkisiyle hafızası güçleneceğine. bir adamın tav­ siyeleriyle. bu zatın yaz­ dığı eserlerin adlanın kaydetmektedir.Zakir Kadiri Ugan. 830 veya 845 yı­ lında ölmüştür. M. 753 yılında. Fütûhu'l-Büldân Avrupa'da ve Mısır'da basılmış­ tır. Koca tarihçi bu zihnî sarsıntı sonucunda delirdi.Prof.^**^ Kendisini zorunlu olarak tımarhaneye soktular ve hayatının son yapraklarını burada kapadı (H. meşhur kadınlar ve bunlann bayatlanyla ilgili birçok kitaplar yazmıştkır.K) 33 . bu lakabı açık­ lamak için uydurulan bir hikâye olduğu ihtimali daha güçlüdür(Y. İstanbul 1955-1956. 136 / M.zamanımıza ulaşabilmiştir. 1987. 1. 897).

henüz sinesinde Nüşirevân döneminin medeniyet izlerini taşıyan Amul'ün terkedilmiş ve ıssız ateşgedelerini delici ibret bakışlarıyla seyrederek büyümüş. kendisinde tarihçilik hevesi de bu unutulmuş. Yaşadığı jrüzyıhn savaş olaylan. fakat uzun ve debdebe dolu haş­ metli bir mazi geçirmiş olan madeblerin telkinleriyle uyanmıştır. geçmişinin par­ laklığına muazzam kalıntılarının tanık olduğu Amul un en mamur bir dönemine rastlar. 839) yılında Taberistan'ın Amul şehrinde.EBU C A TE R MUHAMMED BÎN CERÎRTABERÎ Târîhü'l-Umem vel-M ülûk Hicrî üçüncü jrüzyılın en seçkin simalarından olan Ebu Cafer Muhammed. Geleceğin ölümsüz bir şöhretine aday olan îbn Cerîr. Hicrî 224 (M. Tâhir Zû'l-Yeminejm ta­ rafından 207 (M. tanığı oldu­ ğu olayların etkileri ise daha çocukken uyanan bu eğilimi geliştirmiştir. şöhreti kendisiyle başlayan or­ ta halli bir ailenin Herat ırmağı kenarındaki evinde doğ­ muştur/^^ İbn Cerîr'in doğum zamanı. İbn Cerîr'in çocukluk çağ\. 34 . 822) yıhnda Horasan'da kurulan Benî Tâhir sülâlesinin adaletli yönetimleri altında geçmiş.

Abbasî saltanatına ilk bölünme darbesini vuran SafFâriler'in ortaya çıkışı. fakat her halde sürekli değişen bir panoramasını göstermek hevesine düştü. bazan asûde. Âmul'ün en tanınmış bilginlerinden feyz ve ilim almıştır. Kur'an'ı ezbere biliyordu. içindeki tarih yazarlığı eğilimini büsbütün geliştirdiğinden. kendisinden söz ederken şu satırları yazı­ yor: "İbn Cerîr gerçek bir uzmandı. Düşmanlan bile onun hadis ilmindeki ge­ niş yetkisini itiraf ediyorlardı." İbn Cerir. Kıraat ve tefsirde çağının biri­ cik ustasıydı. Tarihteki bilgisi ise bunlardan daha az de­ ğildi. hilâfet merkezi olan Bağdat'a gitti. sonsuza kadar sürecek yaygın bir ün ka­ zanmıştır. işte bu uzun ve sürekli çaba sa­ yesindedir ki. irfanlarıyla ün kazanmış birçok büyüğün derslerinde bulunmuştur.^^’ Sem anî. Kendisi hayret edilecek derecede çalışkandı. Abbasî hilâfetinin acı bir karışıklığa süreklendiği zamandı. Orada ilim öğretmeye. Çağdaşlarından hiç­ birinin ulaşamadığı derecede geniş V)ir ilme sahipti. Ebü'l-Abbas ve Ebu Cafer'in kanlı ve amansız faaliyetleriyle kurula­ rak Harun Reşid ve Me'mun dönemlerinde kemalinin do­ ruğuna yükselen Abbasî hilâfetinin Mütevekkil'den iti­ 35 .genç dâhi. Her gün kırk kağıt yazmak üzere kırk yıl düzenli olarak çahştığı söylenmektedir. özellikle fıkıh ve hadis dersleri vermeye baş­ ladı. Daha sonra öğrenimini tamamlamak ve bilgisini genişletmek için Suriye ve Mısır taraflarına se­ yahat etmiş. Horasan'daki Benî Tâhir ailesinin düşmesi. Hicretin üçüncü yüzyılı. Bağdat'ta tanığı olduğu kanlı maceralar. Sem'ânî bunlardan on kadar zatın adını vermektedir. Hadisleri konularına göre tasnif etmişti. ken­ disinden sonrakilere yüzyılların bazan müthiş. ilim dünyasında büyük bir ün kazandık­ tan sonra.

Mağrib'de Aglebîler bağımsızlık ilânına kalkmış. Vasîf 1er ve Bağalar gibi sergerdelere geçmesini doğurmuş. zo­ runlu olarak bütün hüküm ve nüfuzun Eşnas’lar. 220 / M. Hz. Bu şekilde başlayan askerî baskı. Kûfe'de Tâlibîler'den Hüseyin Muhammed. Bağdat. ondaki tarih yazarlığı hevesini büsbü­ tün coşturtnaya hizmet etmişti.^®' Hatta. Bana kötülük yapana mutlaka karşı koyacağım. Mısır’da Tolunoğullan başgöstermiş. kumandanlardan Vasîf. Abbasî saltanatının temelleri sarsılmaya başlamıştı. kendisini veli 3ü . larla açıklayan Mustansır bile. Küçük Boğa ve Bâğar’ın intikam hançerlerine hedef olmuşlardı. ku­ mandanlar halifelere güvenemiyor. Gerçekte hilâfet merkezi." gibi kıt. İbn Cerîr'in doğumundan iki yıl önce şı­ marık ve serkeş askerlerin baskınından bıkmış. Ali soyuna karşı beslediği sevgiyi: "Zaman bu yaptıklarına he zaman son verip İstemese de bana boyun eğmek zorunda kalacak? Kendimi umutla avutuyorum. hangi taraf üstün gelirse öbür tarafi yok ediyordu: Halife Mütevekkil. ser­ gerdelerden Itâh’ı öldürtmüş. Basra dolayları ise Sâhibü’z-Zenç'in mezalimine sahne olmuştu. Halifeler kumandanlara. tşte bu yüzyılda. halife Mu'tasım mağrur askerleriyle Bağdat’tan 12 fersah uza­ ğa yeni kurduğu Samarra’ya çekilmek zorunda kalmıştı (H.baren düşmeye başlaması tbn Cent'in dikkatli bakışlanndan kaçmamış. İtah’lar. Bağdat’ta ise askerî tahakküm başgöstermiş. İran'da Tahirîler’in ardından Saffarîler çıkmış. hızlı adımlarla mahkûm olduğu müthiş sona doğru yuvarlanıyordu. kendisiyle sevgili veziri Feth bin Hâkân da. bunlar arasındaki çekişme devleti düşüşe doğru götürmeye başlamıştı. 835). Mekke’de İsmail bin Yusuf ayaklanmış.

saltanat tahtını kemiriyorda Mustansır’a halef olan Mustaîn Billah. pençeleri babasının kanına bulaşan Mustansır'a biate çağrılanlar arasında tek bir kişi bile itiraz etmeyi düşünmemişti. sahibi onu arzu etmeden ve onun için uğraşmadan verildi Allah Peygamber'e nübüvveti verdiği gibi ona da hilafeti hibe etti. gibi bir iki kıta söylemiş. yandaşlarının isyanına 37 . Hakan’a yaptığım görmüyor musun?" ve: "Ey göz ağlayabildiğin kadar ağla. fakat bu etkileyici parçaların kendisi tarafından söylendiğini saklamak zorunda kal­ mıştı. felâketi karşısında susmuş. Yalnız îbn Ebi Rebîî adındaki ince kalbli bir şâir. "Ey uyamk kişinin cesedi içinde uyuyan kişi neden gözün yaş akıtmıyor Feleğin Haşimî'ye ve Feth b.ahtlıktan azlederek diğer kardeşi Mu'tezz'i yerine geçiren babasının öldürülmesi faciasına katılmıştı/^* Başta saray olmak üzere. birkaç satırlık mersiye yazm ayı bile gereksiz görmüşlerdi. yaş dök Mütevekkilin katli kıyamet alametidir. sevgili veziri Ötemiş’in. Mütevekkil'in tahta çıkışı sıralarında kendisine: "Cafer'in hilafeti peygamberlik gibiydi. kendisi de bunlara karşılık askerî sergerdelerden Bâğar'ı sarayında boğdurmuş."^®^ gibi riyakârca kasideler yazanlar. Başta halife oğullarıyla komutanların menfur ihti­ rasları olmak üzere her gün bir başka şekil alan trajedi­ ler. rakipleri olan Vasîf ile Kü­ çük Boğa'nın intikam oklarına uğradıklarını görmüş. Bağdat'ta İslâmî asalet o derece düşmüştü ki. devlet bünyesini durmadan yıprandırıyor.

herkes adeta isteyerek. isyanları cinayetler izlemeye başlamıştı. 255 / M. ibret verici bir şekilde tasvir ettiği halde. 868).^®^ Nihayet el-Mu'tezz Billah. binlerce suçsuz insanın Bağdat sokaklarını dolduran cesetleri üzerinden geçerek Dârü’s-Selâm'a girmiş. hapiste bulunan Mütevekkilin oğlu Mu’tezz'i zindandan çıkararak halife ilân etmiş. kumandanı Ebu Ahmed'e gönderdiği azarlayıcı mektupta duygu ve üzüntülerini belirtmekten kendini alamamıştı. Bu sırada Ahmed bin Hâris el-Yemâmî adında bir şa­ ir. entrika ve cinayetlere sahne olmuş. Bağdat’ı kuşatmışlardı. annesinin ulûfe isteyenlere karşı cimriliği yüzünden iki küsur yıl sonra tahttan indi­ rilme felâketine uğramıştı (H. Kuşatmacıların zülüm ve şiddeti o kadar müthiş olmuştu ki. korkulu bir kargaşalık içinde bulunan askerin sürekli isyanları. bütün çabalarıyla devletin yıkıl­ masına çalışmakta devam etmişlerdi/^^ Güven ve bağış sığınağı olması gereken halife sarayı. Mustaîn'in yerine hilâfet maka­ mına geçmişti (H.nedön olmuştu. derin bir şevkle ilmî ve tarihî araştırma­ larda bulunurken muazzam hilâfet yapısı da. bu şekilde müthiş gümbürtülerle yıkılmaya devam ediyordu. Bâgar'm öldürülmesini ve bu yüzden feveran eden fit­ ne ve ihtilâli. Öldürülülen Bâğar'ın yandaşlan. Bu sırada Bağdat en feci günlerini yaşamış. îbn Cerîr. 866). Fakat Mu'tezz Billah Muhammed de uzun süre yeri­ ni koruyamamış. elMu'tezz'in halefi el-Mühtedî Billah'ın vera ve takvası. 38 . hilâfeti elde etmek için isyancılann başına geçen Mu'tezz Billah bile bu du­ rumdan ürkmüş. yi­ ne hiçkimsede bir uyanma duygusu meydana gelmemiş. sokak­ lardan kan ırmakları akmıştı. 252 / M. cinayetleri isyanlar.

ihtirasları için devletin her türlü çıkarlarını feda etmeye koyulm uşlardı. D evlet yapısı o kadar sarsıl­ mış.*®^ İbn Şıhne'nin rivayetine göre. bunun önüne geçmesi mümkün değildi. halifeliğinin ikinci yılı­ nın başında çeşitli hakaretlerle öldürüldü (H. en büyük müfessirler ve en mevsuk muhaddisler derecesine ulaşan Ibn Cerîr. bütün emirler ve serger­ deler her şeyi unutmuş. bir tarihçi olarak ne kadar tanınmışsa. Ibn Cerir. Otuz ciltten oluşan ibn Cerîr tefsiri. çöküş o derece hızlanmıştı ki. 256 / M. fakîh ve hukukçu olmak bakımından da o derece bü­ yük etkinlik kazanmıştır. muhaddis. vefa­ 39 . müfessir. müctehidlerin mesleklerinden söz ettiği bir eserinde. Ahmed bin Hanbel'i fukahadan değil muhaddislerden saydığı için aleyhinde birçok dedikodular yapılmış. en başta.kararlı bir şekilde yürüttüğü ıslahat girişimleri bile çö­ küşün önünü alamamıştı. tek bir kişinin. tarih yazarlığına başlamıştır. Nihayet bunların teşvikiyle kopan bir askerî is­ yan el-Mühtedî'yi silip süpürdü. Çünkü başta hanedan ve saltanat erkânı olmak üzere. Hilâfet hakkından ken­ di isteğiyle ferağat etmediği için. ölen halife­ lerden M ütevekkil’in oğullarını girişim lerine karşı bul­ muştu. 869). Gerçekte yalnız vera ve takvasına güvenerek ıslahat girişimlerine koyulan el-M ühtedî. ne ka­ dar yüksek ahlâkî meziyetlere sahip olursa olsun. olayları derin bir ibret bakışıyla araştırmaya za­ man bulabilmiş. İbn Cerîr aynı za­ manda hukuk ilminde de derin bilgi sahibi bir kişi olarak yetişmişti. Hatta îbn H allikan'ın belirttiği üzere Şeyh Ebu İshak Şirazî kendisini büyük müctehidler arasında göstermiştir. İşte böyle müthiş bir dönem içinde olgunlaşan İbn Cerîr. senetleriyle birlikte zikredilen hadîslerle aydın­ latılm ış en tanınm ış tefsirlerdendir.

Fakat Ebu İshak Şîrazî gibi takva sahibi ve gerçek­ ten şeriatın ruhuna nüfuz etmiş kişilerin iyi tanıklığı. ibn Cerîr'in bir "müctehid" gibi ortaya atılmasını hoş görmemişler. bu yoldaki yakıştırmaların koyu bir bilgisizlik ve çok adi bir düşmanlıktan doğduğunu çok güzel anlatmaktadır. Herkes gibi îbn Cerîr de bu sükûn döneminden ya­ rarlandı. ken­ disine düşmanlık beslemeye başlamışlardı. bu kadar ciddi konular arasında şi­ irle de uğramış. hilafet tahtı içinden kemirilmiş olduğun­ dan. Devlet yapısı temelin­ den sarsılmış. Mısır gibi merkezden ayrılmış olan ülkeler yeniden hilâfet sancağı altına gir­ mişti. îbn Cerîr. Fakat Abbasî devletinde görülen bu rahatlama eğilimi ne yazık ki sürekli değildi. Çeşitli ilimler hakkın­ da yazdığı kitap ve risalelerle tefsir ve tarihi kendisine kalıcı ve sürekli bir ün sağlamıştır. Kuş­ kusuz îbn Cerîr sahip olduğu ünü hakkıyla kazanmış olan tslâm büyüklerinden biridir. el-Mu’tezıd Billah ve elMuktefî Billah zamanlarım az çok huzur ve sükûn içinde geçirmişti. hayatının sonlarında düşüş hareketinin yeniden büyük bir hızla ilerlediğini görmek bedbahth- 40 . el-Mu'temid Billah. îbn Hallikan'm riva­ yetine göre İbn Cerîr. Belirli mezheblere bağlanan ve düşüncelerin de bağlı olması gerektiğini kabul edenler. Hele el-Muktefî döneminde şanlı devirleri ha­ tırlatacak mutlu günler görülmüş. bu üç halifenin çabalan da sürekli bir ilerleme ve yükselme sağlamamıştı. En önemli eserlerini yazmak için uğraşmaya başladı.tından sonra da bağnaz Hanbeliler kendisini rafizîlikle suçlayacak kadar ileri gitmişlerdi/^®^ Önceleri Şafii mezhebine bağlı olan Ibn Cerîr'in daha sonra başlı başına içtihada kalkışarak bir özel ekol kur­ ması da. birçok manzum parçalar yazmıştır Bağdat. karşısındakiler için aynca bir suçlama vesilesi olmuştur.

Târîh-i Ca'ferî. yani ölümünden sekiz yıl öncesine kadar olan olayları içermektedir.gından kurtulamadı. Kabri bugün Bağdat'ta halka açık bir ziyaret yeridir. Târîh-i Taberî adlarıyla da tanınır ve en önemli tarihî klasiklerden sayı­ lır. esmer tenli. tslâm dünyasının nihilistleri sayı­ lan Karamıta topluluğunun İslâm ülkesini karıştırmaya başladıklarını gördükten sonra Hicrî 310 yıh Şevval ayı­ nın 26. Birçok hadîs ve menâkıb. sesindeki tatlılık. Dâru 1-Hilâfe halkının saygı ve tebcilleri arasında evi içindeki özel mezarına deftıolundu. kendisinden sonra gelen tarihçileri için geniş bir inceleme kaynağı olan bu eseri. derin bir vukuf ve uzun bir çalışmanın ürünü olup İslâm tarihinin başlıca abidelerinden biridir. anlatı­ mındaki güçlülük ve belâgatla dinleyicilerini büyülerdi. Ertesi Pazar günü irfanının minnettarı olan öğren­ cilerinin kanlı yaşlan. îbn Cerir. birçok rivayet ve olay. Onüç yaşında hilâfet makamına getirilen el-Muktedir Billah zamanındaki isyan ve kı­ yımların tanığı oldu. genç ve tecrübesiz halifenin kadınlar ve harem ağalannın oyun­ cağı haline geldiğini.^*^ ajmı zamanda Ahbâru'rRüsûl ve’l-Mülûk. Bu eserde İslâm’ın ilk dönemleriyle ilgili olarak. Kitap. Başta ileri gelen emirler olduğu hal­ de. hiçbir eser­ le kıyaslanamayacak derecede önemli bilgiler vardır. Gayet fasih konuşur. ince ve uzun boylu bir insandı. Cumartesi günü akşamına doğru irtihal etti (M. 932). siyah gözlü. kadı ve kâtiplerden birçoğunun idamlarını. 924) yılına. tasarruf 41 . tslâm dünyasının Herodot'u kabul edilen tbn Cerîr’in. Târihul-U m em vel-M ülûk: Bir savaş ve kavga dönemi içinde yazılmış olan Târihu'l-Umem ve’l-Mülûk. yaratılıştan başlaya­ rak Hicrî 302 (M.

karakterlere. Bizzat olaylara ilişkin gerçek ve özel ihtimam. terkibe ve genel düşünce belirtmeye pek az yer bı­ rakmıştır.edilmeksizin. ahlâka ve adetlere ilişkin binlerce değerli ayrıntı. içeriğinden söz ederken mü'min bir tarihçi sıfatıyla söze başlamış.^*^’ ya­ ratılış hakkında. bugünkü tarih anlayışına göre. îbn Cerîr. Fakat T ârih-i Ca’fe rî’nin sayfalan. Târih-i Vassâf ve benzeri eserler gibi. bunları aynen ve birer birer eserine almış olduğu gibi. Rivayetleri telif ve tevhid etmeyi bile bir tür tahrif kabul eden tbn Cerîr. aynen toplanmıştır. diğer Islâm tarihlerinde olduğu gibi. bir açıklık ve bir sıralama içinde toplanmış. Daha sonra gelen tarihçiler. Olaylar sırasıyla ve özel bir hünerle aktarılmıştır. eserin çok kuru olması sonucunu doğurmuştur. gerektiğinde tarihî nedenleri açıklanmıştır. genellikle Târih-i Ca’ferî’yi esas kabul etmişlerdir. Olayları toplayıp zaman sırasına göre bölümleme endi­ şesi. yazarı sanata veya kişisel düşüncesine geniş yer ver­ mekten alıkojTnuştur. bazan renkli bir şekilde yer almıştır. tslâm'ın başlangıç dönemlerine ait bu karma esere iyice nüfuz edilince. ilk bakışta önemsiz gibi görünen bütün bu kü­ çük değimlerde büjrük bir hareket. Olaylar o çağda mümkün alabilen bir ayıklama. eserinin seçkin bir eser olması için çok büyük özen göstermiştir. Târîh-i Ca'ferî'de anlamsız kelime oyunlarına çok az rastlanır. Eskiliği. eleştiriye pek o kadar dayanıklı de­ ğildir. bu eseri en yüksek değere sahip kaynaklar sırasına çıkarmıştır. kendi itirafına göre. yazarının kalitesi ve yüksek kişiliği. Gerçi îbn Cerîr’in eseri. Gerçekten. Dile. ravilerinin adlarını da yazmajn ihmal etmemiştir. gereksiz kelime kalabahğıyla doldurulmuş da değildir. mukaddes kitaplardan mülhem olarak uzun ayrıntılar vermiştir. derin bir coşku ve 42 . Yazar. Fakat bu durum. eserinin girişinde.

eserinin girişinde bu özelliği bizzat itiraf etmiş. o yüzyıldaki Müslü­ manların kapasitelerine göre yazılmış olduğundan.güçlü bir hayatın saklı olduğu hissedilmektedir. Bu bölüm İslâm tarihçileri için bereketli bir inceleme kaynağı ol­ muştur. Gürcü vakajnnameleriyle İbn Cerir tarihi karşılaştırıldığında Batı Türkleriyle. daha sonra da İslâmiyetin Maveraünnehir ve Kafkasya'dan Türk dünyasına nasıl sokulduğunu tasvir ederken sırası geldikçe ulusal tarihimizi aydınlatacak birçok bilgiler vermiştir.^^^' Târih-i Ca'ferînin en önemli bölümü. Özet olarak o dönemlerde İslâm dünyasının tarih konusundaki anlayış biçimi ve bilgisi İbn Cerîr'in eserinde açık bir şekilde görülebilmektedir. Ermeni. Bu bilgilerden dolayı İbn Cerîr tarihi. bu rivayetleri doğruluklarına inandı­ ğından dolayı değil. aksine öyle görüp duyduğu için ak­ tardığını söylemiş. Çin. Yeizar. Toharistan ve Hazar Türklerinin tarihî 43 . bu eserde İslâm’dan önceki Türklere ilişkin yeterli ve zincir­ leme bilgiler yoktur. Bizans. Onbir ciltten oluşan Târih-i Ca’fe rî’yi içeriği bakı­ mından iki bölüme ayırmak mümkündür. Mâveraünnehir. Peygamberi­ miz zamanından Hicrî dördüncü yüzyılın başlanna ka­ dar olan olayları içeren ikinci bölümüdür. önce Sasanîlerden söz ederken. Îslâmî döneme kadar olan birinci bölüm. tarih açısından eleştiriye hiç tahammüllü değildir. Olaylann doğası gereği ve ysızann kalemine edebî bir serbesti vermiş olduğu yerlerde ise. izlenen üslûp gelişerek par­ lak bir biçim almıştır. Yalnız yazar. ihmal edemeyeceğimiz bir inceleme kaynağıdır. Bu bölüm Israiloğullan ve Zerdüştlerin geleneklerine ve efsanelerine dayanan birçok hurafelerle doludur. sorumluluklannı onlan rivayet eden­ lere yüklemiştir. Tarihu’l-Umem ve'l-Mülûk.

daha o yüzyılda İslâm dünyasında önemli ve bü3rük bir yer kazanmış. 44 . eskiliği bakımından önemli bir de­ ğere sahip olduğu gibi. Türk tarihinin şimdiye ka­ dar meçhul kalan karanlık noktalan az çok aydınlemabilmektedir. Sâmânoğullarından Ebu Salih Mansur bin Nuh’un emir ve teşvikiyle veziri AK Muhammed el-Bel’amî tarafindan özet halinde Farsçaya çevrilmiştir. eserinin girişinde kendi­ sinin de itiraf ettiği gibi astronomi kitaplanndsm.^^'*^ Târih-i Ca'ferînin ikinci bölü­ mü.olaylan çok iyi aydinlanmaktadır. Iran'lı Mecusî tarihçilerin eserlerinden ve Yahudilerin hurafe­ lerinden de birçok şeyler eklemiştir.^^®^ Fakat Bel'aTnî. Ca'ferî tarihinin özet halinde çevrisiyle yetinmemiş.^^®* Târih-i Taberî adıyla ünlü olan Türkçe tarih. îbn Cerîr Tarihi. Ancak İslâm ve Çin kaynaklarının karşı­ laştırılması sayesindedir ki. Batı Türkleri tarihi bakıınından Târib-i Ca'ferî ile Çin'in Tang sülâlesi vakayinameleri birbirinin bütünle­ yicisi gibidir. 1127) yıhnda vefat eden Ebu Haşan Muhammed bin Abdülmelik bin İbrahim bin Ahmed el-Hemedânî tarafından da başka bir zeyl daha yazılmıştır. Ibn Hallikân'ın bu nitelemesine hakkıyla lâyıktır. Ibn Hallikân. Islâm tarihçilerinin gözünde gü­ venilirlik bakımından da birinci sırada kabul edilmekte­ dir. Târih-i Ca'ferî. asıl Târih-i Ca'ferî'nin çevirisi olmayıp Târih-i Bel'am fnin hurafelerle dolu bir özetidir. bu eserden övgü dolu bir dille söz et­ mekte ve bunu en güvenilir ve sağlam bir tarih kitabı ola­ rak nitelemektedir. Hicrî 521 (M. Keşfü'z-Zünûn'dan anlaşıldığına göre Taberî tari­ hine Ebu Muhammed Abdullah bin Muhammed elFergânî tarafından ez-Zeyl bi's-Sılet adıyla bir zeyl ya­ zılmış olduğu gibi.

Târih-i Ca'ferînin en önemli zeyli Arîb bin Sa'd elKurtubî’nin Sılletü T ârih-i T a berî adlı eseridir. ilk kez meşhur D ö^ tarafindan incelenmiş ve Goeje’nin çabalarıyla Leiden'de basılmıştır. Fraenkel. Mısır'da Matbaa-i Hüseyniye'de tekrar bas- 45 . önce Bel'amî tarafından Farsçaya çevrilmiş olan özeti 1867 yılında Dubeux tarafından Fransızcaya çevrilmeye başlanmış ve bu çeviri 1874 yıhnda Goeje'nin yardımıyla tamamla­ narak yayınlanmıştır. Abbasî hilâfetinin en karışık bir dönemi olan Hicrî 290320 (M. İbn Cerîr'in bu önemli eserini Erpenius’tan öğrenmişlerdir. Guyard ve Bosen gibi en ünlü oryantalistlerin yar­ dımlarına başvurmuş ve gerçekten nefis ve güvenilir bir biçimde basılmasına muvaffak olmuştur. bu tarihten başla­ yarak îbn Cerîr adı Batı kültür dünyasında büjöik bir yer kazanmıştır. Guidi. Prym. Thorbecke. bu zeyli tbn Cerîr'in metoduna göre yazmış. Müller. Arîb'in. D'Herblot’nun iddiasına göre Batılılar. Houtsma. îbn Cerîr tarihi. Târihu'l-Umem ve'l-Mülûk'un aslı da 1879-1900 yıllarında yine Groeje'in çabalarıyla nefis bir biçimde Leiden’de basılmıştır. Târih-i Ca'ferî. Arîb. Bu adam îbn el-Âmid’in Târih-i Ca'ferî’yi özetleyerek kaleme al­ dığı eserini ilk kez lâtinceye çevirmiş. Yayıncı bu önemli kitabın doğru bir şekilde basılmasına çok büyük bir önem verdiğinden Jong. Leiden'de basılan bu nüshası esas kabul edilerek Seyyid Muhammed Abdullâtif el-Hatîb tarafından. bir zamanlar Avrupa dillerine çevrilmiş olan bu eseri. fazla olarak Ispanya ve Afrika’ya ilişkin de birçok bilgiler ver­ miştir. daha sonra Avrupalılar tarafından lâyık olduğu derecede önemle incelenmiş. 902-932) yıllan arasındaki olayları almış.

(7) Ibn Cerîr.. s. s. 66-67. 1. 834.g. s. c. Vefeyâtü’l-A'yân. 11. 11. Seyyid Muhammed. Târihu'l-Umem v e ’l-Mülûk. yani bugünkü M^enderân yöresinin bir kısmına Taberistan adı veriliyordu.g. Arîb bin Sa'd elKurtubî'nin zeylini onikinci cild olarak Târih-i Ca'ferî’ye eklediği gibi.tınimıştır. 62. 39. c.e. (2) La grande encydop6die. eserin Sasânîlere ait olan bölümlerini engin bir vukufla genişletmiş ve birçok ilâvelerle donatmıştır. Abbasîler döneminde İran'ın kuzey yönüne. t. 68. Ibn Maremme'nin kaderi kendisi hakkında bu savaşlar yazılacak kadar değildi. (5) Ibn Cerîr. (3) Ibn Cerîr. Çevirmen. Ahmed bin Hâris el-Yemâmî'ye isnat edilen bu destanı aşağıdaki gibi tesbit etmiştir: "Vallahi Bâğar'ı öldürdüler. 11. a. Noldeke tarafından Almancaya çevrilerek 1879 yılında (Leiden) basılmıştır. c. (4) Ibn Hallikân. T ârih-i Ca’ferî.. DİPNOTLAR: (1) Yakut Hamevî'nin açıklamasına göre. (6) Ibn Cerîr. a. İbn Cerîr'in ashab ve tabiinin tarihî durumlarını tasvir eden Zeyl el-M üzeyyel adlı eserini de onüçüncü cilt olarak yayınlamıştır. Bâgar şiddetli bir savaş başlatınca Halife ve komutanları gemiyi gizleyerek geceleyin kaçtılar Gemi sürücüsünü çağırdılar çabucak geldi Onlan gemiye alarak götürdü. Âmul şelıri ise Sâsânîler döneminden beri Taberistan yöresinin merkeziydi.e. Lâkin çabaladı ve Allah düşmanlarım yendi 46 .

83 yaşında ol­ duğu halde Bağdat'ta vefat ederek Bâb-ı Izer'de defnolun- 47 . Biri ölü. güç yetiremediğimizionun yardımıyla defederiz. kumandanı Ahmed'e gönderdiği bu manzum mektubun bir parçasıra Ibn Cerîr aşağıdaki gibi ki­ tabına almıştır: "Arzuladığımız şeylere ulaşmak için zamaran içinde daralıp genişleyen bir yolda yürümek gerek Geçirdiğimiz günler insanlara bir ibrettir. çocuğun saçlarını beyazlatır. Bir yerde gasb." (9) Cemaleddin Firûzâbâdî adıyla da anılan Ebu İshak Şirazî'nin asıl adı Şeyh İbrahim bin Ali bin Yusuf tur. diğeri boğulmuş Öteki öldürülmüş. Surların üstündeki kapılarını sağlamlaştırdı ve Mustııin'i korudu. Öldürücü bir savaş." (8) el-Mu'tezz Billah'ın. Bir vakitler rahatken harab olan evler vardır Herhangi bir yola ulaştığımazda birde bakarız ki. keskin bir kılıç. dost dostuna ihanet eder. biri yarah. sağlam bir kale Sabahı bekleyenlere uzun bir çağrıdır: Haydi uyan.Bağdad'a güneş dogmadan önce vardı ve insanların hoşlanmadığı şeyler meydana geldi Keşke gemi gelmeseydi. Allah onu ve içindekilerini suya gömseydi Türkler ve Magribunlar geldiler. tümsekler Ve öyle felaketler vardır ki. sonra da yağmalama. yolumuzu tıkıyor İstediğimize Allah'ın yardımıyla ulaşır. 1002) yılında Firûzâbâd'ta doğmuş. Öyle bir surdur ki. şiddetli bir korku. Hicrî 393 (M. Aralannda savaş konusunda tecrübeli biri başlanna geçti Onlan kuşatıncaya kadar iki tarafa sur yaptı. öbürü yanmış. başkasım mancınık vurmuştur. ve derin bir deniz gibidir. Firavunlar Daravn'a girdiler Silahlarla kuşanmış yaya ve atlılar halinde dolaşıyorlar. İçlerinde yollar. gözler zirvesini göremez.

geceler sürüp gittikçe de ölmeyecektir. Vefayât el-A'yân ve Enbâi Ebnâi'z-Zaman. irfan ve fazileti. Ebu Ishak Şîrazî’nin. c. Heuibel'den bahsetmemiş onun fakih değil muhaddis olduğunu söylemişti. bedeni zajoftı Bir kişinin yüceliğine onun zayıf bedeni zarar vermez. Ebu îshak vücutça nahif. Çünkü ule­ manın ihtilafi hakkında yazdığı bir kitapta Ahmed b. 781.muştur. vera ve takva­ sıyla Bağdat'ta herkesi kendisine hayran bıraktığından meşhur Nizâmü'l-Mülk kendisini. dostumsa 48 . her türlü taraftarlık şaibelerinden uzak olacağı şüphesizdir. yaratılış olarak nazik ve düşünce ba­ kımından arif bir kişiydi. kurduğu medreseye mütevelli tayin etmişti. Zamanının imamı olarak tanınan bu saygıdeğer ve erdemli insaran Ibn Cerir hakkındald ta­ nıklığının. s. s. I. Ebu’lKâsım Abdullah bin Nâkıya' adında bir kişi vefatı dolayısıyla yazdığı şu: Gözlerimden kanlı yaşlar boşanıyor Gecelere ne oluyor ki Ebi Ishak'tan sonra bir türlü toparlanamıyor Öldü dense de ölmemiştir. O zaman Asım adında bir şair ta­ rafından bu zat ipin söylenen şu kıta: "Onun zekası çok. c. (11) Şu parçalar Ibn Cerîr'dendir: "işler zorlaşınca kardeşim bilmez. mersiyesiyle genel üzüntüye tercüman olmuştu (Ibn Hallikân. Beyrut baskısı) (10) "Ölümünden sonra onu rafizîlikle suçladılar. I. 5). Ravzatü'l-Menâzır fî Ahbâri'lEvâil ve'l-Evâhir. ne kadar gerçek dostu ve özgürlük aşığı olduğu şu kıtasından çok güzel anlaşılmaktadır: "İnsanlara sadık dostun kim olduğunu sordum Mümkün olmadığım söylediler Eğer bir hür kişiye rastlarsan eteğine yapış." (Ebul-Velîd Ibnü'ş-Şıhne. irfamna hayran olan binlerce öğrencisi ta­ butunu kanh yaşlar dökerek baş üstünde taşımıştı. s. Vefatında Bağdat genel bir matem tutmuş. 8). Ebu Ishak Şirâzî. Çünkü dünyada hür çok azdır." (Kitâbu Dâireti'l-M aârif.” bütünüyle bir gerçeği tasvir ediyordu.

son günlerde başlamlan ikinci baskısının ta­ mamlanması. (R.ilgilenmedi ilgilenmez. (*) Târihul-Umem ve'l-Mülûk'un Osmanlılar zamamnda yapı­ lan. bu eserimde dercedilen her bilgi ve haber. hüküm­ darlarının ve geçen halifelerin tarihlerini anlatacağım. bu yönleri açıklarken "Benim bu kitabımı gözden geçirenler bilsinler ki. büyük bir kazanç olacaktır. an­ cak o halleri gören ve işitenlerin haber vermeleri. bu bağışlanna şükreden ve haberleri bize erişen her devir peygamberlerinin. ömürleri müddetince de­ vam ettirdi... evvelce ih­ san etmiş olduğu nimetlerini. Mlletler ve Hükümdarlar Tarihi adım taşıyan buyeni çevirinin Maarif Vekaletince yürütülen yayını (1954-1958) ne pazık ki yedi kitaptan oluşan dört ciltten sonra kesilmiş­ ti. c. dünya hayatında artırdı. akli delillere. 6. Hayam benim yüzakımdır. bunlan gözleriyle görmeyen ve o zamanlan idrak etmeyenlere. Çünkü geçip gidenlere ve sonra gelen­ lere dair olan haber. 1. s. o haber­ 49 . hükümet sürdükleri çağlarda olup biten olay ve hadiseleri fasaca anlatacağım. ancak senetleriyle ravilerini gösterdiğim haber ve rivayetlere dayarar. Bu eserin. olay ve hadiselerden her biri. çok kolay zengin olurdum. onlara ihsan edilen nimetleri.) (13) Ibn Cerîr.. Ankara 1954. Eğer yüzakımı düşünmeden hareket etseydim. Tann bunlardan nimetlerine şükredenlerine. Ben bu kitabımda bunlardan her birini.. yazann sözünü ettiği özet çevirisinden başka Zakir Ka­ diri Ugan ile Alımet Temir'in yaptıkları tam bir çevirisi var­ dır.) (12) "Ben bu kitabımda kudreti ulu olan Rabbimizin mahlukla­ rı yaratmasından (hilkatten) başlayarak: tik önce onun ni­ met ve ihsanlarına nail olan. Nimetlerini hiçe sayanlardan bazıları­ na. Maarif Basımevi. pekazı hariç olmak üzere. bunlann arkasını kesmeden. Bir şey isterken sahip olduğum gururbenim yoldaşımdır. insanlann fikir ve akıllanylâ düşünerek bulduklan sebeplere dayanmayıp. îlk ihsan etmiş olduğu nimetleri inkar edenleri bunlardan mahrum bıraktı ye cezalandınlmalannı çabuklaştırdı." (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi. Bunlardan bazısına olan lütuf ve ihsanını ahretleri için topladı ve sakladı.

O haberler bize nasıl nakledilmiş ise. c. onlar bilsinler ki. (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi." diyerek kendisine yöneltilecek eleştirilerin gerçekte nakledvcilere ait olacağım ahlatmak istemiştir. 1/176. M. Bibliotheque Orientale 843. tarihi de ta­ rihlerin en sıhhatlisi ve sağlamadır. 8. Geçip gidenlerin bazılarına dair naklettiğimiz haberlerin bir lösmını doğru ve hakiki bulmayıp inkar edenler veyahut çir­ kin sayanlar bulunursa." (Ibn Hallikân. 50 . (15) Kâtip Çelebi. 1. Mısır baskısı.) (14) "Ibn Cerir tarihçilerin naklinde en güveniliri. bu haberler ta­ ralımızdan uydurulmadan ravilerce bize nakle«]ilnûştİT. 1/456 Mı­ sır bnskısı). s. 996 yılında vefat etmiş olan Belamî'nin bu eseri Zotenberg tarafindan Fransızcaya da çevrilerek 1874 yılında 10 cilt ola­ rak yayınlanmıştır. biz de o şekilde alarak dercediyoruz. Vefeyâtü'l-A'yân ve Enbâi Ebnâi'z-Zamân. akıl ve fikir ile bilinmez. (16) D'HerbIot. Keşfii'z-Zünûn.leri nakletmeleriyle bilinir.

İslâm botanikçileri (nebâtiyyûn) arasında en yüksek bir kişilik olan ünlü tbn Baytar bile Dîneveri'nin eserinden pek çok yararlanmış. aritmetik. daha sonra hocasını bile irfanına hayran bırakacak eserler yazmayı başarmıştır. Dîneveri'nin bilgileri­ ne çok şey borçlu olan kimselerin rivayetlerine göre. Üçüncü yüzyılın ilk yansının en güçlü edebi­ yatçı ve dilcilerinden İbn Sikkît’ten^^^ ders almış. Matematik ve fizik ilimleri tarihinde çok seçkin bir yeri olan Dîneverî. Tabiat bilginleri. 51 . birçok şeyler a lm ış tır. Ebu Hanîfe’yi en büyük botanikçi­ lerden sayarlar.EBÜ HANİFE AHMED BİN DAVUD EL-DÎNEVERÎ K itâbu'l-Ahbâr el-Tıvâl Ebu Hanîfe bin Dâvûd. bunlann nitelikleriyle ilgili olarak Kitâb el-Nebât'ında önemli tafsilât vermiştir. ce­ bir ve astronomi konularında yazdığı eserler tanıktır. Hicrî üçüncü yüzyılın başla­ rında Irak-ı Acem'in Dînever^^’ kasabasında doğmuştur. Ebu’l-Fidâ ondan "Kitâbu'l-Nebât sahi­ bi" ünvanıyla söz ediyor. tarih yazarlığı bakımından da seçkin kişi­ lerdendir. Dîneveri'nin matematik ilimlerindeki ihtisasına. Dîneverî o zamana kadar bilim dünyasına meçhul kalan iki bitkiyi tanıtmış.îb n Baytar gibi.

İskender'e. Özellikle. Hicrî üçüncü yüzyılda ysızılmış ve güvene lâyık bir kalemden çıkmış olmak bakımın­ dan büyük bir değere sahihtir. itikadi ve toplumsal görüşleri. Hicrî 282 yılının Cemaziyelulâsının 4'üncü Pazartesi gecesi vefat etmiştir (24 Temmuz 895)/®^ el-Ahbâr el-Tıvâl: Mes udî gibi tanınmış bir tarihçinin övgü dolu bir dil le söz ettiği Dîneverî tarihi. yalnız siyasî tarih bakı­ mından değil. Hz. Dîneverî tarihinde Kadisiye Savaşı. Mes udî'ye dayanarak tanınmış tarihçi İbn Kuteybe'nin bile Dîneverî tarihini esas aldığını haber vermektedir. Dîneverî. Kâtip Çelebi. 52 . Ali ile Muaviye arasındaki mücadeleler. Muhtar'ın isyanı. siyasî ni­ telikleri. Sasanîler'e ve mücahitlerin Irak fütuhatına ilişkin hayli bilgiler vermiştir. bu önemli eserinde geleneklerin izin verdi­ ği ölçüde tarihin aydınlatılmasına çalışmış. Hali­ felerin tarihine ayrılan bölümlerde de tranlılar için önemli olan tarihî olayları özetlemiş. Emevîler’in düşü­ şü. Dîneverî’nin sayı­ sız kitapları arasında bir de tefsirinin bulunduğu anlaşı­ lıyor. Haricîlerin olayları. eski îran ta­ rihi hakkında çok esaslı araştırmalara girişmiştir. Alevîlerin Horasan yöresindeki entrikaları uzun uza­ dıya açıklanmıştır. İslâm dini tarihi bakımından da inceleme­ ye değer bir konu olan Haricîler hakkında çok esaslı bil­ giler verilmiştir. Emevîler saltanatı. Dîneverî. dini taassupları. ölümünden bir yüzyıl sonra Dînever'de bir yerin "Ebu Hanîfe Rasathanesi" adıyla anıldığını haber vermişlerdir.Onun hayatını yazan tarihçiler.^®^ Haricîlerin çeşitli fırkaları.

Fakat buna rağmen. Eserin her satı­ rında ulusçuluğun güçlü ve baskın etkisi dujoılmaktadır. 53 . Türk tarihinin Milâdî VI. Toharistan ve Hazar dolaylarındaki Türklerle ilgili hayli bilgiler ver­ miştir. Yazar Sasânîlerden söz ederken Batı Türkleriyle Mâverâünnehir. Daha sonra Kratchavsky. yüzyıla kadarki dönemleri için en eski ve en sağ­ lam Islâm kaynaklanndandır. ysızarm olaylan tasvir ederken tarafsız bir tarihçi özelliğini korumaya samimi gayret göstermiş olduğu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Ünlü müs­ teşrik Wiladimir Geogrgias tarafından tashih edilen Arapça metni 1888 yılında W. Guirgass tarafından Leiden'de Brill basımevinde basılmıştır. Bu bilgiler diğer kaynaklarla karşılaştırıldığı taktirde birçok karanlık nokta aydınlanmaktadır.Emevî ve Abbasî dönemlerini kanlı kargaşalıklara bo­ ğan sürekli ihtilâller için Ahbâr el-Tıvâl en değerli bir tarih vesikasıdır. yüzyıl­ dan K . Dîneverî'nin eseri. tran’h tarihçile­ rin birçoğu gibi Ebu Hanife de. olaylan derin bir ilgiyle kayd ve tesbit etmiştir. mükemmel bir indeks düzenleyerek 1912 yılında Leiden’de yayınlatmıştır. Ahbâr el-Tıvâl'in içinde­ kileri tetkik etmiş. Dîneverî tarihi Avrupa kültür dünyasında oldukça önem kazanan Doğu kitaplarından birisidir. İran'ın ulusal tarihine te­ mas ettiği yerlerde kalemine bir serbesti vermiş.

Ali'nin oğullarına derin bir sevgi besleyenlerden. vallahi miras yalnız sizindir (Abbasiler) Sizleri destekliyorum. Halbuki Müte­ vekkil Billah. Hatta çok fazla ziyaretçi gittiği için Hz." gibi şiirlerden fazlasıyla memnun oluyor. sizi çekemeyenler de sizin işaretinizdir. üçüncü hicri yüzyılda Abbasî halifelerinden Mü­ tevekkil Billah döneminin edebiyatçı ve dilcilerinin arasın­ da seçkin bir kimseydi. Bu fark samimi ilişkilerin devam edemeyece­ ğini gösteriyordu.Fakat halife Mütevekkil ile ne­ dimi Ibn Sikkît arasında duygulan bakımından çok büyük bir fark vardı.DİPNOTLAR: (1) Dînever Irak-ı Acem'de Hemedan'dan yirmi fersahtan fazla bir uzaklıkta bulunan eski bir şehirdi. aksine aleytarlık taassubunda çok ileri git­ miş. Mütevekkil hilâfet hakkımn Ali soyuna değil Abbasîlere ait olduğu düşüncesinin genelleş­ mesini istiyor. oysa hiç haklan yok Damat miras almaz. kıyametleri kopanrdınız Hayır. taassubunu HzAli'nin çocuklanna kin ve düşmanlık derecesine götürmüştü. Ibn Sikkît Hz. kız ise imamete varis olamaz Dini izlemiyorsunuz. diğerinin bakışların­ dan ise ateşler fışkırıyordu. Mervân bin Ebil-Cenûb gibi dalkavukların takdim ettikleri şu: "Halife Cafer'in saltanatı din ve dünya için selamettir Peygamberin mirası sizindir. adaletinizle zulüm ortadan kalkar Kızların torunları mirası istiyorlar. mirasınız sadece pişmanhk olacaktır Veraseti hak sahipleri aldı neden hala onun işaretini kötü!üyorsunuz Eğer imamet sizin hakkımz olsaydı. Mütevekkil onun bilgi ve irfanına tutkun olduğundan kendisini hem nedimleri arasına almış. şairi hil'atlara v6 ih­ sanlara boğuyordu. 54 . Bugün haraptır. Evlâd-ı Ali'den söz edilince birisi­ nin gözlerinden sıcak yaşlar akıyor. (2) Ibn Sikkît. hem de Mu'tezz ve Müeyyid adlanndaki oğullannın öğre­ tim hizmetine tayin etmişti. mutaassıp bir Şii idi.

Bu durumlar Ibn Sikkıt ve Mütevekkil'in arasını açmış. 11). Doğulu bilginlerin sema ve hava boşluğuyla ilgili bilgilerini toplamıştır. yerine bitkiler diktirmişti. Botanikteki ihtisasından dolayı kendisine "Nebâtt” ve "Aşşab” la:kaplan verilmiştir. c. bir gün Mütevekkil. oğullarını okutan Ibn Sikkît'e: "Bu iki oğlumu mu çok seviyorsun. Hicrî altıncı y ü ^ l sonlarında Endülüs’te Malaka şehrinde doğmuş.Kitâbu'l-Ehvâ (Bu eserde yazar. Akrabalan ona benzerini getirdiler.Kitâb fi'l-Hisâb. Ali'nin oğullarına göster­ diği kin ve düşmanlığa üzüldüğünden. Umeyye gelmiş olsaydı. koca şii. Doğu ve Batı'da Islâm botanikçilerinin reisi sayılmaktadır. 243 / M. H/309-312. Peygamberinin kızının oğlu haksız olarak öldürüldü. Ibn Sikkît aslında Mütevekkil'in Hz. İtalya ve Yunanistan'da uzun süre se­ yahatte bulunmuş Islâm büyüklerindendir. (4) Dîneverî'nin matematik ve astronomiye dair eserleri şun­ lardır.Kitâb fi’l-Cebr ve’l-Mukâbele.Hüseyin’in Kerbelâ'daki türbesini yerle bir ettirmiş.) Kâtip Çelebi Keşfü’zZünûn'da Dîneverî’nin "Zîc-i Ebu Hanîfe" adıyla bir de yıl­ dızların yerlerini ve yörüngelerini göstermek için hazırlan­ 55 . Ali'nin kölesi Kanber'i bi­ le ne kendisiyle ve ne de oğullarıyla değiştiremeyeceği" yo­ lunda ağır bir cevapla karşılıkta bulunmuş. (Ibn Şıhne. Târihu'l-Umem ve'l-Mülûk. Batılı bilginler arasında da büyük bir üne sahiptir. (3) Ibn Baytar. Ibn Hallikân. Bu tecavüz bütün Ali yandaşlan gibi Ibn Sikkît'i de çok fazla üzmüş. 4. Mütevekkil. hiç beklemediği bu cevabı alınca son derece sinirlenerek he­ men Ibn Sikkît'in dilini koparttırmış ve zavallı şairi bu şe­ kilde öldürmüştür (H. Islâm dünyasında olduğu kadar. zavallı şairin felâketine neden olmuştu. 2. 3. 857).Kitâb fil-Vesâyâ (Bu eser vasiyetlerle ilgili hesaplamala­ rın çözüm şekillerinden sözeder). kıtasıyla bu üzüntüsünü göstermiştir. bu karşılaştırma­ dan dolayı üzüntüsü büsbütün artmış ve sevgi coşkunlu­ ğuyla: "Değil Hasan'la Hüseyin'i. İşte onun mezan jakılmış vaziyettedir Öldürülmesine ortak olmadıklan için üzüldüler. Vallahi. 1. Ibn Baytar. yok­ sa Hasan'la Hüseyin'i mi?" şeklinde bir soru sormuş. Ibn Hallikân ve Ibn Şıh ne’nin rivayetlerine göre.

Muhtar b. kitabın girişinde şu şe­ kilde açıklamaktadır: "Bu kitapta. aralarında olup bitenleri. Keşfil'z-Zûnûn'un Târih-i Ebi Hanîfe'den bahseden bölümüyle de desteklenmektedir. Fakat 282 tarihi. Ademden Yezdgerd b. Ebi Ubeyd’in haberini. îbn Zübeyr fitnesini. Abdülmelik b. Bu­ nunla birlikte Dîneverî'nin 281 veya 290 yıllarında vefat et­ tiğine ilişkin rivayetler de vardır. Hüseyin b. Abbasi devletini. Ömer b. Nehrevan'i. Mansur'un Bağdad'ı inşasım. Rum. imam ve halifelerin haberlerini. Me’mun ve Mutasım'ın siretini. Dîneverî’nin vefat tarihine ilişkin olarak "Ebû Hanife Ahmed bin Dâvud el-Kneverî 282 yılının Cemaziyel-ulâsımn pazartesi gecesi vefat etti” şeklinde bir kayıt vardır. sonra da İbnü'l-Eş'as’ın Haccac'a isyan sebebini. Türk hükümdarlann. (5) Dîneverî'nin Kitâbu'n-Nebât adındaki eserinin Ibn elMesîh hattıyla yazılmış bir nüshasının sırtında. Emin’in hilafetinin sonuna kadar halifelerin yaptıklarım." 56 . Ali'nin katlini. Mervan'ın ve oğlu Velid'in. yazar. Babek'in hayatı ve savaşlarım özet halinde zikrettim.mış cetvelinin bulunduğunu haber vermektedir. Sehriya b. Ezarika'nın ortaya çıkışını ve savaşlarım. Afadülaziz'in ve Emevi devletinin sonuna kadar halifelerin siretini. Ebu Müslim’in hikayesini. (6) Ahbâr el-Tıval'in içeriğini. Kisra Ebruveyz'e kadar gelip geçen kralların ve hüküm sürmüş Kahtan. onun.

kendisi de oğlu Ahmed ve İbn Dersteveyh Fârisî gibi seç­ kin insanları yetiştirmiştir. tefsîr ve Kur'an ilimlerinde de ta­ nınmıştı.^*^ tbn Kuteybe. tshak bin Râheveyh. Ebi tshak İbrahim bin Süfyan ve Ebi Hâtim es-Sicistânî gibi değerli kişilerden ders almış. Bir ara kadılık göre­ viyle Pînever’e gitti. Babası Merv'li olduğu için eski kitaplardan bazılannda "Mervezî" nisbesiyle de anılmış olduğunu görüyoruz. Bağdat’ta geçen hayatı kitap yazma ve ders verme ile özetlenebilir. Ebu Hanîfe elDîneverî'nin çağdaşlarındandır. Fakat ders verme ve eser yazma uğ­ raşılarını her mevkinin üstünde gördüğü için bu görevde fazla kalmadı. İstifa ederek Bağdat'a döndü ve orada 57 . 213 / M. Büyük bir vukuf ve özenle yazdığı eserleri ve bizzat verdiği dersler.EBU MÜHAMMED ABDULLAH BİN KUTEYBE EL-DÎNEVERÎ Kitâb el-Maârif Tarih ve hadiste olduğu kadar Arap dili ve edebiya­ tında da önemli bir yeri olan İbn Kuteybe. Lügat ve nahivde bir otori­ te olduğu kadar hadîs. 828). çağının en seçkin kişiliklerindendi. Fakat kendisi Merv'de de­ ğil Bağdat'ta doğmuştur (H. tbn Kuteybe Arap dilinin en büyük imamlarından sayılır. yaptığı değerli açıkla­ malarla dinleyicilerini büyülerdi.

Edebü'l-K âtib. Ibn Kuteybe'nin çeşitli konularda birçok eserleri vardır. özellikle halife Mu'temid Alallah'ın veziri Ebu'l-Hasan Ubeydullah bin Yahya bin Hakan adına ithaf ettiği Edebü'l-Kâtib ile Kitâb el-M aârif tir. Kendisi­ ni birdenbire ateş bastığından acı acı feıyat ederek bayıl­ mış ve bir daha ayılamamıştır (H. Ebu Muhammed bin es-Seyyid el-Batalyûsî tarafından el-İktidâb fî Şerh Edebü'l-Küttâb adıyla şerh ve izah edilmiştir. Kitâb el-M aârif ile Ahbâr el-Tıvâl’e.eserlerini yazmaya ve ders vermeye devam etti. Uyûnü'l-Ahbâr. M üşkilü'lK u r'a n . Kitâİ) f î D elâ iiü 'n -N ü b ü v v e. 889). İbn Kuteybe'nin ölümü ani ve feci olmuştur: Rivaye­ te göre bir gün sabahleyin fazlaca keşkek yemiş. Bü­ tün bu eserleri içinde İbn Kuteybe'nin adını yaşatan. Hayatı­ nın son gününe kadar bu tatlı uğraşı bırakmadı. Kitâb el-Maârif: İbn Cerîr ve Mes'ûdî gibi en büyük tarihçilere kay­ nak olan bu eser. M ü şk ilü 'l-H a d îs. En önemlileri G arîbü'l-K ur'an. aynı dönemin ürünleri gözüyle bakabiliriz. Garîbü'lHadîs. 276 / M. Câmiü'n-Nahv el-Kebîr ve Kitâb el-M aârif adlı eser­ leridir. İbn Kuteybe’nin bütün yazdıklannı. Ahbâr el-Tıvâl gibi. İbn Kuteybe. T a b a k â tü 'ş-Ş u a ra .^**^ İbn Hallikan. Bununla birlikte Kitâb el-Maârif i yazarken bu eserden 58 . bunlardan başka birkaç eserini daha sajrmaktadır. K itâ b ü 'l-H a y l. ken­ disi gibi erdemli ve aynı zamanda fakîh bir kimse olan oğ­ lu Ebu Cafer Ahmed istinsah etmiş ve çoğaltmıştır. Ahbâr el-Tıvâl yazan Ebu Hanife’den altı yıl önce vefat ettiğine göre. Bunlardan Ede­ bü'l-Kâtib. Hicrî üçüncü yüz­ yıldan bize kadar ulaşabilen en değerli belgelerdendir.

Kitâb el-Maârif. Ahbâr el-Tıvâl'e oranla daha iyi bir düzene sahip olan Kitâb el-Maârif. siyasî konumlarına. şair ve ilim adamları hakkında verdiği bilgilerle İslâm medeni­ yeti tarihini oldukça aydınlatmaktadır. dilci. Özellikle tabiin ve müctehid1er ile bu çağlarda yetişen hadisçi. İslâmî dönemden bahseden sayfalarda bile en büyük pay İran'la ilgili olaylara ayrıl­ mıştır.^***’ 59 . Kitâb el-M aârif Mısır'da basılıp yayınlan­ mıştır. cahiliye Araplannın dinlerine. içerikleri bakımından bu iki eser arasında açık farklar göze çarpmaktadır.yararlandığını savunanlar da vardır. kıraatçi. Peygamberimizin hayatı ile Hicrî üçüncü yüzyıl ortalanna kadarki olaylar bakımından da büyük bir değere sahiptir. içerdiği eski şeylerle Hicrî birinci ve ikinci yüzyılların toplumsal çehresini tanıttığı gibi. Herhalde Kitâb el-Maârif. Ahbâr el-Tıvâl'de daha çok İran tarihine önem verilmiş. Kitâb el-M aârif ise daha çok Arap tarihiyle ilgi­ lidir. Islâm'dan önce Arapların soy ve teşkilâtları. kabile ve soy teşkilâtına ve tarihi savaşlarına ilişkin olarak verdiği bilgilerle İslâm öncesi Arap tarihini oldukça aydınlat­ maktadır. İs­ lam öncesi İran tarihine ayrılan sayfalar ise çok azdır. Fakat bu iddiaya rağmen. Yemen ile Şam ve Irak'ta kurdukları hükü­ metler hakkında önemli aynntılan içine almaktadır.

(**) Ibn Kuteybe'nin eserleri arasında şunları da sayabiliriz: Kitâb Te'vîl el-Rüya. Zaten nisbelerinden birinin de el-Kûfî olması bunu gösterir (Bkz.K. 1850) yayınlanmıştır. (Y. (R. ç. Şelale Yayınlan. çev. Haşan Ege. İstanbul. Hadis Müdafası.K. bundan daha önce Wüstenfeld tarafindan (Göttingen.) (♦**) Kitâb el-Mârârif. Hayri Kırbaşoğlu. Ibn Kuteybe maddesi) (Y. İstanbul. tarihsiz. K itâb T e'vîl M uhtelif el-Hadîs.K. (Y.). Kitâb el-RahI ve'lMenzil.DtPNOTLABî (*) Ibn Kuteybe Bağdat'ta değil Kttfe'de doğmuştur. Kitâb el-Şarâb. M.) Kiiâb el'M aârif ve Kitâb Te'vîl M uhtelif el-Hadîs Türkçeyc çevrilerek yayınlandı: el-Maarif. K itâb el-M esâil ve'l*Cevâbât.) 60 . 1979. Kayıhan Yayınlan. İslâm Ansiklopedisi.

Fakat Hicri birinci yüzyılın 61 .EBUBEEtR MUHAMMED BÎN YAHYA EL-SÛLÎ Hicrî dördüncü yüzyılda Islâm kültürü başlıca üç önemli şahsiyet tarafından temsil ediliyordu. Bunlann her üçü de Türktür. Ebubiskir el-Sûlî ise edebiyat ve tarihte Türk dehasının hayret verici gücünü gösteriyordu. Büyük babası olan Cürcân emirlerinden Sol'Tigin. Ebu'r-Reyhân Bîrûnî gibi bir derya tara­ fından "Üstadım" hitabıyla yüceltilecek kadar yüksek bir erdem ve irfana sahip olan Emîr Ebu Nasr bin Arak/^^ ünlü İbnü't-Türk el-Cîlî’den sonra matematikte Türk de­ hasının keşfedicilik gücünü temsil etmiş. musikide yaratıcı bir sa­ natçı olma mertebesine yükselmişti. Müebbid'lerin sürekli telkinleri sonucunda Firuz adındaki kardeşiyle birlikte Mecusîliği kabul etmişlerdi.^^^ Ebubekir bin Sülî'ye gelince. hikemiyât. İçlerinden' Ebu Nasr Fârâbî felsefe. bu da Arap edebiyatı­ nın şaheserleri arasında sayılabilecek değerde parçalar bıraktığı gibi. Arap edebiyatı tarihiyle Abbasîler tarihini de yaşatmıştır. Emîr Ebu Nasr bin Arak matematik ve astronomide. sosyoloji ve musikîde. Fârâbî ise fel­ sefede özel bir ekolün kurucusu. bir zamanlar sinesinde Mazdeizm'in hiç sön­ meyen en büjrük ateşgedelerini saklamış olan Gürcan'da ileri gelen emirlerden birisiydi.

sonlanna doğru cömertlik ve elaçıklıgı. aksine kendisine büyük iltifatlarda bulunarak emirleri arasına katmıştı. Hatta Yezid bin Muhalleb. en sadık destekçilerinden biri de Sol-Tigin oldu. Hatta onun teklifiyle tslâm dinini kabul etti. Emevîlerin Mâverâünnehir. eman ver­ diği binlerce Türk'ü boğazlatmasına rağmen. nüfuz ve sulta ba­ kımından Emevîlerin Bermekîleri sayılan Âl-i Muhalleb'in cesur ve amansız oğlu Yezid bin Muhalleb. Sol-Tigin ve oğulları Emevîler döneminde askeri ba­ kımdan ne kadar parlak başarılar gösterdilerse. halife Süleyman'ın amansız komutanına kendisini çok çabuk sevdirdi. halife Süleyman döneminde Taberistan. kahraman­ lığına tutkun olduğu Sol-Tigin'i öldürtmeye kıyamamış. fakat bahtsız çocu­ ğunu. Harizm ve Ho­ rasan dolaylanndaki kanlı saltanatlarından o kadar bık­ mışlardı k’ eman vermiş olmasına rağmen binlerce Türk'ü yine Emevîler adına boğazlayan bir komutana ar­ ka çıkmaya karar vermiş. Sol-Tigin. Türkler. Ebubekir Mu- 62 . emri altındaki bu yiğitlerle Yezid bin Muhalleb ile Benî Ümeyye prenslerinden meşhur Mesleme arasında meydana gelen kanlı maceralara katıldı. Sol-Tigin. Yezid bin Muhalleb'in ikbal çağında kurulan bu dostluğa. Sol-Tigin. Dehistan ve Gürcan bölgelerini kanlara boğarak fethettiği zaman. Muhalleboğullannın bu kahraman. can düşmanı olan Yezid bin Abdülmelik'in tahta çıkışını haber alır almaz hapis­ ten kaçarak Basra'da Emevîler hanedanına karşı Benî Muhalleb devletini kurmaya kalkıştığı zaman. Akr savaşında ölünceye kadar savundu. Ömer bin Abdülaziz'in tah­ ta çıkışıyla başlayan talihsizlik zamanında da sadık kal­ dı. birçok savaşçı Sol-Tigin'e ka­ tılmıştı. torunla­ rı da Abbasîler döneminde ilim ve edebiyat alanında o kadar yüksek bir mevki kazanmışlardır.

Vilâyetlerde valiler.hammed eİ-Sûlî'nin babasının amcası İbrahim bin Abbas el-Sûlî. Halife el'Muktefî Billah. Asya'daki 63 . el-Mu’tasım ve el-Mütevekkil gibi halifeler tarafından büyük makamlara çıkarılmıştı/®^ Ebubekir Muhammed bin Yahya el-Sûlî. Bağdat saraylanna gidip gel­ meye başlamıştı. Hatta el-Muktedir Billah kendisini oğlu Ebu'l-Abbas Ahmed'in öğretimiyle görevlendirdi. Bu sırada Bağdat sarayı ibret verici bir sahne görünüşündeydi. Bu münasebetle kö­ tü yönetimin ve ahlâkî sefaletin merkezi olan Bağdat sa­ rayına bağlanarak Abbasî Devletinin çöküşe doğru iler­ leyişini daha yakından izlemeyi başardı. Halife Muktedir Billah. devletin yönetimini saray kadınlarıyla hadım ağalanna bırakarak zamanını zevk ve safa içinde geçiriyordu. Deylem ve Taberistan'da Atruşîler Abbasî saltanatını sarsarken ateşli bir şii olan Ebu Abdullah da Mağrib di­ yarında hüküm süren Ağlebîlerin sefih ve ayyaş varisi Ziyadetullah'ı yenip uzaklaştırarak Ca'fer-i Sadık'ın büjrük oğlu İsmail'in torunlarından Abdullah el-Mehdî'yi irşad postundan saltanat tahtına çıkarmış. Necd ve Bahreyn'de Karmatîler. ötedenberi tanınan tarihî bir aileye mensup olduğundan ve irfan di­ rayetiyle ün kazandığından çok erkenden Abbasî halife­ lerinin takdirini kazanmış. Arap edebiyatının en büyük sanatçıları sırasına yükselmiş. Arap edebiyatı ve tarihine vakıf ve meclislerin süsü olan Sûlî'yi nedimleri arasına aldı. Sûlî'nin satranç oyunundaki ustalığı ise onun elMuktedir Billah döneminde de nedimlikte kalmasını sağladı. Doğuda Samânîler. ku­ mandanlar bağımsızlık ilânı ile kanlı karışıklıklar mey­ dana getirirken hilâfet sarayının kapı ve penceresinden saz ve tef seslerinden başka bir şey duyulmuyordu.

Sûlî. Basra'da îbn Râik. Maveraünnehir'de peygamberlik iddiasıy­ la ayaklanan bir hokkabazın sonunu. hulûl ve tenasüh gibi. müslümanlığa pek kaba bir mücessemelik kisvesi giydiriyorlardı. Hallac-ı Mansur'a Muktedir'in veziri Hâmid’in işkencelerini. ilkel dönemlerin küflü inançlarını yayarken bağnaz Hanbeliler de aynı nitelik­ te olmak üzere. Arap yazısını Kûfî'den Nesih'e çeviren büyük sanatkâr. nefsî arzulannın esiri olan kararsız ve iradesiz Muktedir Billah'ın. Diyarbakır ve Musul'da Benî Hamedân. Sülî'nin bilgi alanını daha çok genişletm eye yardım etti: Şelemğânî'nin ve bağnaz Hanbelilerin siyasî buhranlar­ dan yararlanarak dinî ve toplumsal alanda çıkardıkları kargaşalıkları gördü. Gerçekten bu zamanlarda Şelemğânî.Abbasî hilâfetine rakîp olarak Afrika'da bir Şii hilâfeti kurmuştu. feci sonuna nasıl yuvarlandığına tanık oldu. Îlhâdî bir amaç izle­ yen Karamıta ise. Mutezile ile Cebri­ ye taraftarlarının mücadelelerini. vezir îbn Mükle ile emîr Sıma tarafından hilâfet makamına getirildi. Bahreyn ve Yemâme'de Karmatîler. Bu serüvenler sonucundaSulî'nin öğrencisi Ebu'l-Abbas Ahmed. bu duruma karşı gereken önlemleri alacağına. yer yer meydana getirdiği kanlı ^vaşlarla müslümanlara kan ağlatıyordu. Hadım Munis ile nasıl bir serüvene atıldığına. Tarihçi îbn Cerîr'e karşı Hanbelîlerin ayaklanışını. Öğrencisinin ikbali. Siyasî alan­ da olduğu kadar dinî ve toplumsal alanda da çok garip bir görünüş arzeden bu dönemin bütün olaylarını derin bir ilgiyle izledi. Abbasî İmparator­ luğunun geleceği bu parçalanmalarla belirleniyordu: Mı­ sır'da Ihşîd. 64 . Allah'ın yeryüzüne inip çıktağına dair ca­ milerde vaazlar veriyor. fakat hilekâr îbn Mukle'nin hayret verici entrikalarla Muktedir Billah'ın hale­ fi ve kardeşi Kâhir Billah'ı nasıl düşürdüğünü gördü.

. Razî Billah tu­ tulduğu istiskâ Gtannda su birikme) hastalığından dolajn vefat edince (H. Dârüs-Selâm'ın saz ve tef sesleri ta­ şan salonlarını birer ilim ve edep yeri haline sokmuş. Bütün bu facia­ lara ibretle bakan bir seyirci olmakla yetindi. İbn Berîdî'nin Bağdat'a doldurduğu vahşet sürülerinin burada oturan­ lara reva gördükleri kötülükleri ve zalimlikleri ibretle 65 . kendi ihtiraslarını değil. büyük bir edip olduğu kadar bir sanat dehası da olan İbn Mukle'nin siyaset alanında çevirdiği entrikalar. 843). yıkıhş alabildiğine hız­ landı. Sûlî. Râzî'nin halefi el-Muttakî Billah döneminde Bas­ ra valisi Ibn Berîdî. halkın refah ve mutluluğunu düşünen kimselerin telkinleriyle orduyu düzene koyma­ ya ve devlet işlerini bizzat yönetmeye kalkışmıştı.. gerek sarayda ve gerekse dışarda dönen entrikalara asla karışmadı. Râzî Billah'ın bu zorluklar karşısında nasıl didindi­ ğine. 229 / M. Sûlî. Fâris'te Büveyhoğullan. bağımsız olarak hüküm sürüyor. Kirman'da Muhammed bin îiyâs. arkadan sol eliyle dih de kesildikten sonra sefalet ve çaresizlik içinde can çekişerek öldüğünü. Fakat.Ehvâz'da tbn Berîdî. beslediği ihtiraslarla sürüklendiği feci ve ibret verici so­ nun seyircisi oldu. Grerçi eğitimi altında yetişen Râzî Billah'ın tahta çı­ kışıyla sarayda yeni bir hayat başlamıştı. Edîb ve cömert bir kimse olan Râzî. hilâfet başkentini istilâ ederek hali­ feyi yirmi atlı ile Musul'a. Fakat Abbasî devletinin temelleri sarsılmıştı. îbn Râik'in emriyle sağ eli kesilen ve servetine el konulan bu bedbaht dahinin. hayatını ka­ zanmak için sol eliyle yeni baştan yazı yazmaya çalıştığı­ nı. Hamedanoğullanndan prens Nâsıru'd-Devle'nin yanına kaçarak sığınmak zorunda bıraktı. merkezi her vesile ile tehdit etmeye devam ediyorlardı. Ibn Mukle'nin entrikalarıyla nasıl oyalandığına ya­ kından tanık oldu.

kırk yaşı­ na kadar bağlı kaldığı Mutezile mezhebine karşı isyan bayrağını açarak hocası ve mezhebin imamı Ebu Ali Cübbâî'yi susturduktan sonra sarsılmaz bir kararlılıkla dinî bunalımın önünü aldığını gördü. şairlerin biyografileriyle ilgili olarak alfabetik bir Tabakâtü'ş-Şuarâ yazmıştır. îbn Mukle'nin sonuna uğramamak için Basra'ya ka­ çarak gizlenmek zorunda kaldı. daha sonra Ebu Reyhan Bîrûnî ile birlikte Sultan 66 . Bu arada kendisi de Hz. Ali'nin oğul­ larının tarafını tutmakla suçlanarak sıkı bir takibata uğ­ radı. Ebu Nüvâs ve eİ-Buhterî ile di­ ğer birkaç büyük şairin hayatları ve edebî eserlerine dair birçok incelemeler yazmıştır. Eş’arî'nin. Hayatının kalan kısmını burada eserlerini yazmaya ayırarak Hicrî 335 (M. Hulûliye ve Mücessime gibi ilkel mezheplerin çarpışmalarından başka. Büyük bir öneme sahip olan bu eserin yazma bir nüshası Kahire kütüphanelerinde bulunmaktadır. Sûlî. kanlı facialarla matem yerine dönen Dârü'sSelâm'dan uzaklaştı. 946) yı­ lında vefat etti. Hicrî dördüncü yüzyılın ünlü matematik­ çilerinden olup hayatımn büjrük bir bölümünü Harizm'de ge­ çirmiş. Sûlî. zorbalardsuı Torun'un Sindiye'de el-Muttakî Billah'ın gözlerine mil çekerek el-Müstekfî'yi iktidara geti­ rince. Arap edebiyatı hakkında çok derin incelemelerde bulunmuş. Sûlî. Bun­ dan başka Ebu Temmâm.(*) DİPNOTLARi (1) Ebu Nasr bin Arak.seyretti. Her yanı saran dinî bunalıma karşı Ebu'l-Hasan el-Eş'arî’nin açtığı mü­ cadelenin bütün aşamalarını izledi. yeni ortaya çıkan filozoflarla kelâmcıların tartışmalarına da karıştı. Bağdat'ın ne kadar vahşice talan edildiğine tanık oldu. Sûlî'nin en önemli eseri Ahbârü'l-Karâmıta adlı kitabıyla A bbasiler Tarihi'dir.

bu zat Cîlli bir Türkün oğlu oldu­ ğu için İbnü't-Türk el Cîlî adıyla tamnmiftır. Kaşgarlı Mahmud’a göre "Ank" zayıf ve nahif adam. Bu­ radaki Arâk sözcüğünün Türkçedeki Erak'tan bozulduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. Veinrick gibi bazı AvrupalI yazarlar. Abbas bin el-Ahnef. 857) yılında Sermenre'y’de vefat etmiştir. Abbasî vezirlerinden meşhur Muhammed bin Abdülmelik bin el-Zeyyât aleyhine yazdığı hicviye­ ler o zamanlarda herkes tarafindan ezbere okunuyordu. Arap edebiyatımn en büyük şair­ lerinden (mübdi') biridir. İslâm dünyasında yetişen matematikçilerin reisi olan Ebul-Fazi Abdülhamîd bin Vâsi' el-Hasîb'e gelince. (*) Sûlî'nin Abbasîler tarihi "Kitâb el-Evrâk fi A hbâr elA bbâs v e Eş'arihim " adını taşımaktadır. Ebu Nasr künyesine bakarak bu zatı Fârâbî ile kanştırmışlardır. Arap yazarları ise adım Eıiiîr Nasr Mansur bin Ali bin Arâk şeklinde kaydetmişlerdir. Avrupa'da bu kitabın bâzı bölümleri değişik isimlerle basıl­ mıştır. Yu­ karıda Günaltay'ın andığı üç şair'in Divan'lanndan başka Müslim bin el-Velid.K. "Erk" ise yürekli. fakat tamamlanmadan kaldığı anlaşılmaktadır. (Y. elSenevberf ve Ali bin el-Cehm gibi şairlerin Divanları da tu arada sayılabilir. Nazımlan kadar nesirleri de birer belagat örneğidir. Hicrî 243 (M. îbn el-Rıftî'den öğrendiğimize göre İbnü't-Türk el Cîlî'nin özellikle hesap ko­ nusunda yazdığı önemli kitaplan vardır. Ebu Reyhan Bîrûnî.Mahmud Gaznevî'nin başkentine gitmiştir. Ibn el-Mu'tezz. Şimdi ancak parçalar halinde mevcut olan bu kitabın beş veya altı ciltten oluştuğu. diğer on kita­ bından büyük bir takdirle söz etmektedir. (3) İbrahim bin Abbas el-Sûlî. bu zatın el-M acastii'ş-Şâhî eseriyle. (2) Türk Filozofu Fârâbî adh eserimize bakınız. Kürevî trigonometrinin çö­ zümünde şekkü'l-kıta' yerine en önce şeklü'l-mugniyi kul­ lanma metodunu kullanmakla ünlüdür. Emir Ebu Nasr matematik ve astrono­ miyle ilgili birçok eser yazmıştır. Sûlî bir edebiyatçı olarak özellikle Abbâsîler dönemi şairlerinin Dîvan'lannı toplayıp tertip etmekle de ün kazanmıştır. bahadır ve hükmü ge­ çen adam demektir. dev­ let memurları için edebî ve teknik bir el kitabı olan Adab el* Küttâb'ı da sayabiliriz. Önemli eserleri arasında Kitâb el-Vüzerâ ile.) 67 .

Irak'm ilim bakımından şan­ lı bir döneminde. yorulmak bilmeyen güneş gibi hiçbir kervanın geçmediği yerleri görmüş^®\ Hicrî 300 yılında Multan ve Mansûre'yi ziyaret ettikten sonra Fâris ve Kirman'ı dolaştırmıştır. Bağdat'tan çıktıktan üç yıl sonra Mes'ûdî'jri Hindis­ tan'da görüyoruz. gençliğini görmek ve öğrenmek arzusuyla seyahatlerle geçirmiştir. bugün Uzak-Doğu’da ise yarın batıya gitmiş.EBU HÜSEYN ALt BİN ALİ EL-MES'ÛDÎ Mürûcü'z-2^heb ve Maâdin el-Cevâhir Saygıdeğer atası îbn Mes'ûd'a nisbetle Mes udî laka­ bıyla anılan bu ünlü tarihçi. Me'mun'lann bütün dünyanın beğenisini kazanan çalışmalarıyla dördüncü yüzyılda tslâm kültürünün merkezi haline getirdikleri Bağdat'ta tamamladıktan sonra. Mes'ûdî. Hindin Kambay ve Saymur şehirlerin­ de bir süre kalarak dinleniyor. kendi deyimiyle. yani Hicrî üçüncü yüzjnlın sonlarında Bağdat'ta doğmuş^^^ ve 346 (M. 912) yı­ lında. Sonra yılmaz bir kararlı- 68 . Harun Reşid'lerin. bu gezi sırasında İslâm dünyasının çeşitli yörelerini dolaşmış. Hicrî 300 (M. 957) yılında Mısır'da Fustat (eski Kahire) şehrinde vefat etmiştir Öğrenimini. yani henüz nisbeten genç bir yaştayken uzun ve yorucu bir geziye çıkmış.

943) yılında da Bas­ ra'ya gittiği anlaşılıyor.hkla Hindistan'dan Seylan adasına geçiyor (H. M ürûc ez-Zeheb'den. fakat nüfuz edici bir bakış ve eleştirici bir düşünceyle her gördüğü. bu sayede adını ölümsüzleştiren o büyük eserlerini orta­ ya koymuştur. Mes'ûdî hayatının en parlak yıllarını bu şekilde. Büyük tarihçiyi hilâfet merkezini bırakarak uzun bir geziye çıkmaya sürükleyen etkenlerden en önemlisi. o sıralarda îslâm dünyasının çeşitli bölgelerinde yeniden yeniye ortaya çıkan ilim merkezlerinin çekiciliği oldu­ ğunda kuşku yoktur. arkasın­ dan Sûriye'ye geçtiği ve Hicri 332 (M. üçüncü yüzyılın sonlarına doğru Bağdat'ta doğ­ muştu. Mes'ûdî'nin Malezya kıjnlannı ve Çin sahillerini de ziyaret ettiği sanısını vermektedir. Bu yol üzerinden Amman taraf­ larına uğruyor. Fakat Hazar Denizi yöresi ile Kızıldeniz'in doğu sahillerini dolaştığına dair hiçbir belge yoktur. 304 / M. Mağrib ve Endülüs yöresine ziyaretle İlmî incelemelerine devam ediyor. doğduğu ülkenin ve içinde yaşadığı yüzyılın kültür düzeyini araştırmak gerekir: Mes’ûdî. bir ülkeden diğerine gezmekle geçirmiş. Mısır. siyasî bölünmelere uğra­ yan geniş tslâm ülkesinin her yanında yeni yeni bilgi 69 . Oradan Kanbalou'ya. 916). 926) yıhnda Filistin'de Taberiye'de bulunduğu. Eserlerini nasıl bir etki altında yaz­ mış olduğunu anlamak için. yüzyı­ lın sonlarında ve özellikle dördüncü yüzyılda eski par­ laklığını yitirmeye başlamış. Mürûc ez-Zeheb'in fazla aydınlık olmayan bir iba­ resi. yani bugünkü Madagaskar'a veya Zengibar'a gidiyor. Soiıra Suriye. Mes'ûdî'nin Hicri 314 (M. Bu yüzyılın başlarında Me'mun'un açtığı Dârü'lHikme'lerle en jrüksek açılımına kavuşan Bağdat. her uğ­ radığı ülkenin tarihî ve coğrafî durumlarını araştırmış.

bu yeni kurulan merkezlerde toplanıyorlardı. İşte Mes'ûdî. oralardan daha çok fe­ yiz almak umuduyla bu uzun seyahat yolunu seçmişti. fakat buna rağmen her yanda geniş bir fikir hareketliliğinin görüldüğü böyle bir yüzyılda. Fakat artık îslâm ufuklarında batan irfan yıldızlarını kendi yörüngesine çekecek kadar cazibeli değildi. Bu yeni merkezler görkem li kültürleriyle Bağdat'la rekabet ediyorlardı. Abbasîlerin hilâfet başkenti yine şenlik­ li bir merkez görünümü kazanmıştı. Büveyhoğullannın en gayretli çocuğu olan Adudu'd-Devle. öğrendiklerinin zihnini doyurmadığını anlamış. yılmaz bir kararbhk ve sarsılmaz bir cesaretle îslâm ege­ menliği altındaki her tarafi dolaşmış. zamanın adetlerine uyarak o yeni merkezleri ziyaret etmek hevesine düşmüş. di­ ğer ilim merkezlerini etkisi altında bulundurmuştur. Gerçi bu yüzyılda Bağdat. Islâm dünyasının siyasî bakımdan bö­ lünmelere uğradığı. Uzak yörelerde yetişen genç zihinler Bağdat'a koşacak­ larına. her yöreyi gezmiş. son gayretleriyle geçmiş­ teki ihtişamını korumaya çalışıyordu.merkezleri yükselm eye başlam ıştı. Bağdat. ötedenberi düşünce faaliyetlerine de önderlik edene halifelerde eskisi kadar nüfuz ve etki bırakmamıştı. Hatta Mes'ûdî gibi. Bağdat'taki sarayı alimlerin toplantı yeri ve edebiyatçıların mahfeli haline getirmiş. yani dördün­ cü yüzyılın sonlarına doğru Adudu'd-Devle sayesinde ge­ çici bir süre için eski kültürel parlaklığını kazanmış. Kuşkusuz Mes'ûdî de öğrenimini Bağdat'ta tamam­ ladıktan sonra. Çünkü siyasî bölünmeler. tarihî ve coğrafî incelemelerini gözlemleriyle de genişlet- 70 . sine­ sinde doğmuş keskin zekâları bile kendi çevresinde tuta­ mıyordu. Fa­ kat bu dönemden sonra ise ebediyen sönmüştür. Mes'ûdî'nin vefatından sonra. kül­ türün de aydın bir koruyucusu olduğundan.

bunların zamanla yok ol­ duğu yargısına varmamız gerekmektedir.*®^ Mes'ûdî daha çok tarih ve coğrafya bilgini olarak ta­ nınmasına rağmen. Hem tarihtçi hem fakîh ve hem coğrafyacı olan Mes udî. îbn Kutbî ise. Adı yüzyılın tıb bilginleri arasında da geçmektedir. Tarihçinin büyük bir kısmı seyahatlarle geçen hayatında bu kadar muazzam eserler yaz­ mayı başarması gerçekten hayret vericidir. araştırmalarına dayanarak Mes udî'nin toplam eserlerinin ondokuzu bulduğunu ifade etmektedir.*’ ^Keşfü'z-Zünûn'da bunlardan ancak bir kısmının adlan geçmektedir. doktorlar arasmda da (Tabakatu'l-etibba) özel bir yer işgal eder. yeri düştükçe adlarını andığı kitapları­ nın sayısı ondokuza ulaşmaktadır. Mes'ûdî'nin eserleriyle ilgili incelemesinde bu duruma dikkatleri çekmekte­ dir.*®^ Fakat tarihçilerin bizzat kendisinin. Fakat onun tarihle ilgili eserlerinden bize ancak M ürûc ez-Zeheb ile Kitâb el-Tenbih'i ulaşabilmiştir. 71 . en son eseri olan Kitâb el-Tenbîh v e'l-isrâ f ında. tarihçinin eserlerinin sajnsını yirmiüçe çıkarmaktadır. Feyâtül-Vefeyât'ında^ bu kitaplardan yalnız on tanesinin adını anmış.*®' Silvestre de Sacy. Hicrî 344 (M.*®^ Fa­ kat Ebu'l-Mehâsin.**»' Mes’ûdî'nin en son eseri Kitâb el-Tenbih'tir. di­ ğerlerini sessizlikle geçiştirmiştir. tıb alanında da önemli buluşlarının olduğu îbn Baytar gibi büyük ilim adamlarının tanıklı­ ğıyla sabittir. 955) yılında Fustat'ta yazmıştır.^"*^ Mes udî'nin bir eserini çeviren Silvestre de Sacy. Öteki kitaplarına şimdiye kadar ne Avrupa'da ve ne de Doğu kütüphanele­ rinde rastlanamadığına göre.miş ve desteklemiştir. Mes'ûdî'nin kendi ifadelerine bakılırsa bu kitaplardan Ahbâr el-Zaman ve Kitâb el-Evsat gibi bazıları 20-30 ciltten daha az değildi. Bu eserini o.

dağlan. Kitâb el-Tenbîh ve'lİşrâ f 1 Fransızcaya çevirerek Le Livre de l'Avertissement et de la Revision adıyla Paris’te yayınlanmıştır. M ürûc ez-Zeheb'in başında Ahbâr ez-Zaman'ın içeriğiyle ilgili hayli bilgiler verilmektedir. dağların durumlarının ve yıldızların hareketlerinin ik­ limlerin değişmesi üzerindeki etkilerini anlatmış. Yirmi cildi aşkın olduğu an­ 72 .bu önemli eseri 1894 yılında Leiden'de nefis bir şe­ kilde basarak yayınlamıştır. Muhammed (s)'e gelinceye kadar geçen peygamberlerin tarihlerini ayrıntılarıyla aktardıktan sonra İslâmî döneme girmiş. Hz. Daha sonra Baron Carra de Vaux. gölleri hakkında ayrıntıU bilgiler vermiş. Peygamberin doğu­ mundan irtihaline kadar bütün hayatını ve savaşlarını geniş olarak tasvir etmiştir. ilmî olmaktan çok efsanelere dayanan bir derlemedir.Goeje. sonra peygamberler tarihine geçmiştir. Mes udî'nin en büyük tarihî eseri A hbâr ez-zaman'ıydı. Buradan anlaşıldığına göre. tarih öncesi zamanlar hakkında Hindlilerle diğer kavimlerin inancını naklettikten sonra. çeşitli ırkları ve dinleri. yıkılan ve yok olan milletlerin tarihlerini. Silvestre de Sacy ise daha önce bu eser hakkında uzun bir inceleme yazmıştı. yazar bu eserinde coğrafyadan dâ uzun uzadıya bahsetmiş. yeryüzünün şekli. bun­ ların felsefelerini anlatmış. denizden karaya ve karadan denize dönüşen yerleri göstermiş.^^’ Fakat Kitâb el-Acâyib. yeryüzündeki iklimleri açıklamış. Hz. semavî kitapların bu konuy­ la ilgili olarak verdikleri bilgileri aktarmıştır. Birçok coğrafi kıssalardan oluşan Kitâb el-Acâyib adlı eser de Mesudî'ye isnat edilmektedir. nehirleri. Yarar uzun gezilerinin ve derin incelemeleri­ nin ilk ürünü olarak bu eserini yazmıştı. jeolojik dönemlerden söz etmiş. Bu girişin arkasından ilk çağların hükümdarlarını. denizleri.

Peygamber döne­ minden yüzyıhn sonuna kadar olan olaylan içeren ikinci 73 . Ömrünün büyük bölümünü ülkesi dışmda geçiren Mes udî. Yazar aynı zamanda. Şükretmek gerekir ki. iki bölümden oluşmuş. 943) yılına kadar mey­ dana gelen olaylar ayrıntılarıyla anlatılmıştır/ Mes udî. kendi anlattıklarına göre. bizce bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Irak dı­ şında yaşamaya mecbur olmuştur. seyahatini bitirdikten sonra da yine Irak'ta kal­ mamış. bu iki büyük eserinin içeriğini özetleyerek ve en önemli gördüğü noktalan aynen bırakarak. Mes'ûdî. Ahbâr ez-Za­ man ve Kitâb el-Evsat'ın seçilmiş bir özetidir. 956 veya 957). kozmografik ve coğrafî bir nite­ lik taşıyan birinci bölümde. zamanın yıkıcılığından kurtularak bize kadar ulaşabilmiştir.laşılan A hbâr ez-Zaman'm son ciltleri Râşid Halifeler ile Emevî ve Abbâsîler’e aynimış. 345 veya 346 / M. Böylece görüyoruz ki bu büyük tarihçi. daha sonra Ahbâr ez-zaman'ını özetleye­ rek Kitâb el-Evsât'ını yazmıştır/^^^Kitâb el-Evsât da Ahbâr ez-Zaman gibi Islâm dünyasında birbiri peşin­ den ortaya fikan müthiş karışıklıklar arasında kaybolup gitmiştir. yani Hicrî 332 (M. Hz. Islâm'dan önceki kavimlerin tarihî durumlarından söz etmiş. hayatının son on yılını bazan Suriye'de ve bazan da Mısır'da geçirmiş ve nihayet Fustat'ta vefat etmiştir (H. kavimler ve devletler bakımından birçok ara bölümlere ayrılmış­ tır. bu iki eserin seçilmiş bir özeti olan M ürûc ez-Zeheb. M ürûc e2-Zeheb ve M aâdin el-Cevher: Mes'üdî’nin eserleri içinden bize kadar gelebilen bu değerli tarih.^*^^ M ürûc ez-Zeheb. halife el-Muttakî Billah dönemine. ilmi ve tarihî birçok faydalı konular ekleyerek M ürûc ez-Zeheb’i düzenle- miştir.

Dinlere. gelenekleri ve ri­ vayetleri hep birlikte kavramış. Görülüyor ki Mes'ûdî. mezheplere. bunları okuyuculanna öğretmek için belirli bir metod izlemeksizin olduğu gibi yazmıştır. M ürûc ez-Zeheb dikkatle incelendiğinde ilk göze çarpan şey. çeki­ ci mizahlarla da süsleyerek ona büyüleyici bir ruh ver­ miştir. tabii tarihe. coğraf­ yayı.bölümde ise. ilim ve sânatlan. tüm sistemlerini bu eserin in­ celenmesiyle çok iyi bir şekilde kavramak mümkündür. ziraat ve ticarete ait gelişi güzel yazılan yığın yığın bilgilerle. coğrafyaya. hepsini ge­ lişi güzel yazmıştır. fakat kalemine hücum eden bu bilgileri düzenleme ve sıralamaya zaman bulamamış. Fakat bu girişimin ürünü olarak 1841 yılında Barbier de Meynard ve Pavet de Courtcille 74 . Mes'ûdî. edebiyata özel biyografi ve hayat hikayelerine. Yüzyılın bütün ilimlerini. Doğuda ya kütüphane köşele­ rinde çürümeye veya yangınlarla yok olup gitmeye mah­ kum bırakıldığı bir zamanda Batıda basılarak yayınlan­ mıştır. onun konular bakımından zengin. dinleri. gerek inceleme ve gerekse gözlem bakımından pek çok bilgi toplamış. özellikle îslâm tarihini incelemiştir. gemi­ ciliğe. Batılı bilginler M ürûc ez-Zeheb’in tarihî değerini Doğululara oranla daha iyi kavramış. M ürûc ez-Zeheb'i değerli notlarla açıklayarak çevirme}^ kararlaştırmış ve bu önemli göre­ vi Sprenger'e vermiştir. fakat ter­ tip açısından düzensiz oluşudur. Keskin zekâsı bir anda tarihi. tarihe. Mes’üdî'nin diğer eserleri gibi bu kitabı da. tıpkı eski attar dükkânlarına benzer. sosyolojiye. Milâdî 19’uncu yüzyılın ortalarına doğru Londra'da­ ki çeviri topluluğu. bu eser. eserini aynı zamanda az bulunur kıssalar. zarafet ve nüktedanlığa. ırkları. madenlere. savaşlara.

coğrafî konulara. Daha sonra 1861 yılında yayınladığı halde.gibi en tanınmış oryantalistler tarafından Fransızcya çevrilmiş ve Societe Asintique tarafından. Hıristiyanlarla konuşur. Düşüncesi. ticaret ve yüzücülüğe. Paris'te basılan M ürûc ez-Zeheb'in dokuzuncu cil­ dinin sonuna. bu dinler içinde ortaya çıkan mezheplere. 75 . kısaca çeşitli dinlere. Halbuki Mes'ûdî'de daha çok bir ilim ateşi görülmek­ tedir. kenanna da İbn Şıhne tarihi konulmuştur. yalnızca İslâmî ilimler ve eserler içinde kuşa­ tılmış kalmaya razı olmaz. Onu harekete geçiren şey. başka milletle­ re ait hikemiyata. tabiî tarihe büyük bir il­ gi gösterir. eski filozoflara. Mes'ûdî birçok bakımlardan. 1303 (M. îbn Cerîr. üstün bir zekâ. 1885) yılında Ezheriyye Matbaasında basılabilmiş­ tir. Zamanındaki Hıristiyan alimleriyle görüştüğünü. Mes'ûdî'ye özellik veren iki etkendir. çok fazla takdir ettiği ünlü selefi îbn Cerir’den ayrılır. sık sık İslâmî sınırlar dışında do­ laşmayı sever. geleneklerden çok ince­ den inceye araştırma şevki ve merak eğilimidir. Arapça met­ niyle birlikte dokuz cilt halinde Paris'te basılmıştır. Her an iyi düşünen cevval bir ruh. so­ rar. Ese­ rin birinci cildi 1861 yılında ancak bir cilt yayınlanabilmiştir. onlarm kitapla­ rını okur. Mes'ûdî'nin bu önemli eseri Mısır'da ancak H. orta­ ya çıkan bazı engeller yüzünden ancak 1877 yılında tamamlanabilmişitir. tartışmalara. bir çok şeylere. derin bilgili bir fakîh. Tarihinde en çok İslâmî geleneklere dayanmayı kural haline getirmiş­ ti. Silvestre de Sacy tarafından Kitâb etTenbîh ve'l-tşrâf hakkında yazılan uzun bir inceleme eklenmiştir. şiir ve edebiyata. keskin hafızalı bir muhaddisti. Mısır baskısı iki cilt halinde düzenlenmiş. Mes'ûdî araştmr. inceler.

Fakat Ahbâr ez-Zaman'a aldığını söylediği bu tartışmalar ne yazık ki bizim için meçhul kalmıştır. çabalarım boş görmektedir. Filistin'de Yahudi bilgilerinden Ebu Kesîr adındaki birisiyle "şeriatlann neshi" konu­ sunda mühim tartışmalarda bulunmuştur. bununla gerek Bağdat'ta Ümmü Ca'fer mahallesindeki evinde ve gerekse Tekrît'te Yeşil Kilisede teslise ve diğer Hıristiyan inanç­ larına dair uzun tartışmalarda ve sohbetlerde bu­ lunmuştur. tarihî eserini okumuştur. ahlâk ve adetleri hakkında esaslı bilgiler edinmiştir. hilâfet merkezi Bağdat'ı tehdide başla­ dığı dönemlerde.kitaplarını incelediğini bizzat kendisi söylemektedir. tetkik ediyor. Karmatîler. Bunların kitaplarını buluyor. toplumsal yaşayışları. Yalmz bu ko­ nu açısından bile Ahbâr ez-Zaman’ın kaybolması. Mes'ûdî'jri bu garip mezhep hakkında araştırmalar yaparken görüyoruz. Bağ­ dat'tayken de Ya’kûbî Hıristiyanlardan Ebu Zekeriyya adındaki biriyle dost olmuş. mezhebleri. bunların mezheblerini. metod ve amaçlarını araştırma­ dan önce uluorta aleyhlerinde bulunan kelâmcılan eleş­ tirmekte. ilim için telâfisi mümkün olmayan bir felâkettir. Rakka'da meşhur Sâbit binKurra'nın öğrencilerinden biriyle felse­ fe ve doktorlukla ilgili ateşli tartışmalara girişmiştir. araştırmalarının sonucunu da Ahbâr ez-Zaman'da açıklamaya çalışıyor. çağdaşı olan îslâm fılozoflan arasında en çok değer verdiği kişi. Bundan başka eski Yunan ve Hind felsefesine büyük bir önem vermiş ve incelemiştir. Hatta İskenderiye'de bulundu­ ğu zaman buranm patriği olan tarihçi Eutychius ile gö­ rüşmeyi ihmal etmemiş. Mes'ûdî. Mes'ûdî'nin. Karmatî daileriyle dostluk etmiş. Mes’ûdî'jri. Yahudilerden başka Sabiî alimleriyle. Hıristiyan papazları kadar Yahudi hahamla­ rı da meşgul etmiştir. kendisinden birkaç yıl önce ve­ 76 .

Ömer döneminden Fatımîler zamanına kadar Mısır ülkesinin merkezi ölmüş­ tür. bu itirafla Türk filozofunun irfan ve dehası önünde duydu­ ğu takdir ve saygı duygusunu ifade etmiştir. Mısır fatihi Amr bin el-Âs tarafından. Eserleri incelendiği zaman. İlmî ve felsefî bir ruhla yürüyen gerçek bir tarih­ çidir. Yazarın bu son eserine M ürûc ez-Zeheb'in daha iyi tasnif ve düzene konulmuş bir özeti gözüyle bakılabi­ lir. ken­ di adıyla amlan camiyi yaptırmış. Mağrib'den gelerek Mısır'ı fethettikten sonra Fustat'ın kuzeyinde yeni saraylar ve camiler yaptırmış ve buraya ezici gücünü (kuvve-i kahire) belirtmek üzere Mısr el-Kâhire adım vermişti. DİPNOTLAR. bu şekilde yeni bir şehrin temelini atmıştı.fat eden Türk filozofu Fârabî’dir: "Bu gün Fârâbî kadar derin bilgi sahibi bir âlim bilmiyorum" diyen Mes udî. 1. 392. Fatımî halifelerinden Muizeddin. kişilerin özelliklerini belirten men­ kıbe ve az bulunur şeyleri toplamayı ihmal etmeyen de­ ğerbilir ve alim bir tarihçi karşısında bulunulduğunu iti­ raf etmemek mümkün değildir. M ürûc ez-Zeheb'inde gezilerinden söz ederken şu kıtayı ekliyor: 77 . (2) Fustat şehri. Ömer dömeninde Mısır'ın fethiyle görevli olarak Afrika'ya geçe­ rek Babilyon kalesini kuşatmış ve kuşatma sürerken kale­ nin karşısında karargâh olarak haymalar kurdurmuş. en küçük şeyleri bile gözden kaçırmayan. Bu şehre. p. Hz. Mes udî'nin Kitâb elTenbîh v e'l-îşrâ f ı da tarih açısından büyük öneme sa­ hiptir. (1) Luden Leclere. t. Histoire de la medicine Arabe. Bu tarihten sonra geniş Mısır bölgesinin merkezi burası olmuş­ tur. Amr bin el-As. Kısacası Mes udî. (3) Mes'ûdî. o zaman ordugâh anlamma gel­ mek üzere Fustat denilmiş ve Hz. şimdiki Kahire yakınında kurulmuştur.

(8) Rodiger. (5) Kitâb el-Tenbîh ve'l-tşrâf (Le livre de l'indication et de l’admonition). 9. 13. 353.el-Makâlât fî Usûli'd-Diyânât. 19. 78 .1.Kitâb Nazm el-Alâm fî Usuli'l-Ahkâm. 5. 11/45.Kitâb Hazâyinü'd-Dîn ve Sırru’l-Alemîn.Kitâb el-Tenbîh ve'l-Işrâf. Fevâtü'lVefeyât.Kitâb el-Üstezkâr limâ cerâ fî Sâlifil-A'sâr. Arab Tıbbı Tarihi (LTıistoire de la medicine Arabe). 14. Zaman. (6) Muhammed bin Şâkir bin Ahmed el-Kutbî. s. t.Kitâb Sırrul^Hayât. (10) Voyez le livre de L'indication et de l'admonition. Tabakât el-Etıbbâ. Lucien Leclerc. 1/592. (4) Ibn Ebi Usaybia. (7) Mes'ûdî'nin en tanınmış eserleri şunlardır: 1. p. 17.Kitâb Nazm el-Edille fî Usûli'l-Mille. 12.Kitâb el-Mesâil vel-Hel fi'l-Mezâhib ve'l-Milel. 1849 yılında Kremer tarafından Haleb'te satın alı­ nan yazma bir kitabın Ahbâr ez-Zamanın birinci cildi ol­ duğunu savunmaktadır. Paris baskısı. Allemande. p.Kitâb Ahbâr e)-Zaman ve men ebâdehul-Hidsân min elUmem el-Mâziye ye'l-Ecyâl el-Hâliye ve'l-Memâlik elDâsire. 7.Kitâb Zehâyir el-lİlûm ve ma kâne fî Sâlifi'd-Dühûr.Kitâb el-Evsat.Kitâb Mürûc ez-Zeheb ve Meâdin el-Cevâhir fî tahifRi'lIşrâf min el Mülûk ve Ehli'd-Dirâyât. 15. 4. (Voyez le joumal de la socuĞtâ asiatique. güneşin seyrini de hakim olunamaz uzuk ufuklara böyle çevirir.Kitâb Nazm el-Cevâhir fî Tedbîr el-Memâlik vel-Asâkir.Risâletü'l-Beyân fî Esmâi'l-Eimme.Kitâb el-tbâne fî Usûli'd-Diyâne. 3.Kitâb Tagallübü'd-Düvel ve Tagayyirül-Ârâi vel-Milel. 16-Kitâb Vaslu'l-Mecâlis. 1 . 2. 429). (9) Lucien Leclerc. 6.Kitâb Fünûn el-M ^rif ve ma cerâ fi'd-Duhûril-Sevâlif. 592. 10. l'histoire de la medicine Arabe. V. ^crit par Silvestre de Sacy. 18. 11. 8.el-Ahbârü'l-Mes'ûdiyyât.Değişik ülkelerin kâh doğusunu kâh batısını gezdi.

tarihin başı ve başlangıcı konu­ sunda insanların farklılığı ve ihtilaflan. nehirleri. değerli madenleri. yok olmuş taife­ lerden ve onlann tarihlerinden. kendilerine kitap verilenlerin bu konuda söyledikleri. ölümünü. Öncelikle. Eğer çok özetlenmiş ya da fazla tafsilat ver­ miş isek veya yanhş yapmışsak özür dileriz. krallannın haberlerinden. ashnda nehirlerin zamanla deniz. yörelerin ölçümleri. baş­ langıçtan en büyük kitabımızı bitirdiğimiz yıla kadarld olaylan içeren ortaboy (vasat) kitabımız takibetti. (13) Sonra da onu tarihle. gençliği ve pey­ gamberlik verilişini. büyük binalan. (12)"Biz bu kitabimizi zaman içinde olup bitenler konusuna ayırdık. karayken deniz olanlan. Bölgelerin önemli gezegenlere göre aynlması. kah denizde. başlangıcından Allah kerametini gösterip de Muhammedi (s) risaletiyle şereflendirdiği tarihe kadar bahsettik. felekî. tabiî sebeplerini sözkonusu ettik. adalan. Emirül mü'minin el-Muttaki Lillahin hilafeti)" (Müruc ez-Zeheb. ve nesilleri. Bunun sebebi. nebi ve resul ve evliyamn haberlerinden. kitaplarda bulunan ve iki dinin belirttiklerini ele aldık. filozoflannın görüşlerin­ den. ülkelerin farklılıklan. su kaynaklan. kökü. ümmetlerden. Dağu ve Batıya gitmemiz kah. Çin. tarihi. hicretini. c. dağlan. çukurlan. farklı böl­ geleri müşahade ederken (Sin. savaşlanra. Sonra da türlerinin. bunun nedenini. yerin yapısı. geçmiş yıllarda olup bitenlerle. 3-4. son­ ra da hilafetin ortaya çıkışını merhale merhale izah ettik. denizken kara. Paris baskısı. acaiplikleri.deniz­ leri. cinslerinin. dinlerinin farklılığına rağmen geçmiş krallardan. s. mülhidlerin grup­ lan. Bunu diğer kitaplanmızla birlikte içindeki konular ve değişik ilimler. Bu kitabı yazdığımız zamana kadar ortaya çıkmış Talibîlerin savaşlarını da anlattık (332 hicri. geçmiş milletle­ rin haberleri ve daha önce zikretmediğimiz bilgilerle bera­ ber sunuyoruz. gölleri. Geniş açıklamalarda bulunduğumuz mevzulan özetlemeyi özet olarak verdiğimiz konulan biraz daha açarak güzel bir ki­ tapta sunmayı uygun gördük. Zenc ülkelerini baştan başa geçmemiz. 1. kutsal yerleri ve başlangıcı. kah karada değişik milletleri izler.(11) La grande encyclopödie. Horasamn 79 . Sonra Peygamberin doğumu.

Ebu'l-Ferec. ince yaratılışma rağmen. Tarihçiler. Elbisesine asla özen göster­ mez. Kitâb M ekâtil el-Tâlibiyyîn. 967) yılında vefat etti. fakat kalendermeşrep Ebu'l-Ferec'e karşı çok büyük bir yakınlık göstermişti. Kitâb Nesebi Benî Şeybân. kendisine sonsuz bir ün kazandıran Kitâb el-Ağânî'den başka birçok eser daha yazmıştır. en yüksek meclislerde bile herkesi tiksindirecek durumlarda bulunurdu. Araphğa ilişkin birçok eser yazarak gizlice En­ dülüs hükümdarlarına gönderdiği rivayet edilir. yüksek kültürüne saygısmdan dolayı. bu ince yaratılışlı vezirle kalendermeşrep Ebu’l-Ferec arasında geçen birçok menkıbeler anlatırlar. Ebul-Ferec Arap dil ve edebiyatının eşsiz bir kişiliğiydi. Aynı zamanda hadis. bu şekilde Endülüs'e gönderdiği 82 . Sonunda Hicrî 356 (M. yaratılış bakımın­ dan oldukça pis bir adamdı. Ahbâr H uctatül-B erm ekî. Kitâb Nesebi Benî Abdi Şems. Ebu'l-Ferec. kir içinde yüzer. Bun­ ların içinde tarihle ilgili olanların en önemlileri. Kitâb elFa’dîl ve'l-İntisâf fî Müessiri'I-Arab adlı kitaplandır. ve Kitâb Nesebi Benî T a lib ve Neseb Benî KiUâb ile Kitâb Eyyâmül-Arab. onlarla gizli ilişkide bulu­ nuyordu. ken­ disini daima meclisinde bulundurur. Kitâb el-Deyyârât. Kendisinden sona da bu alanda hiçkimse topuğuna eri­ şememiştir. bu alanlardaki başarısı edebiyat ve taihteki derinliğine oranla fazla önem taşımaz. tıb ve astronomiyle de uğraşmasına rağmen. Kendisi Emevîlerin son hükümdarı Mervân-ı Hımâr nes­ linden olmak bakımından Endülüs Emevîlerine karşı derin bir tutkunluk besliyor. tiksintiyi andıran bir yüz ifadesinden kaçınırdı. erdemli. geniş kültürüne rağmen.hammed Muhallebi. Ebu Muhammed Muhallebi. Kitâb Ej^^âmül-Arab. hayatının sonlarına doğru aklî gücünü yitirdi. Ebu’l-Ferec. bütün bu tiksindirici hallerine rağmen.

ilk bakışta bir Arap edebiyatı tarihi gibidir. Bunlardan birincisi Ebi Talib soyundan öldürü­ lenlerin hal tercümelerine ayrılmış.^^* Bu eser Ebu'l-Ferec'in Arap ensabı hakkındaki geniş bilgisinin kanıtı olduğu kadar. Şiiler. yirmi bir cilt olarak Leiden'de nefis bir şekilde yeniden bastırmış­ tır. Peygamberimizin amcası Cafer Tayyâr'ın şehadetinden başlayarak Muk­ tedir Billah zamanına kadar Hz. en küçük olaylarına kadar yaşatan bu kitap. Brunnovv da. Kitâb el-Agânî. Özellikle bu üç yüzyılda 83 .eserlerdendir. Şiî Ebu'l-Ferec'i. tarihî olaylar ve bu olayları canlandıran şiirlerle Hicrî ilk üç yüzyılın dinî. Yazarın ifadesine göre. Hicrî 313 (M. Ali soyundan başkasının tarihini içeren Mekâtil el-Tâlibyyîn. toplumsal ve siyâsî bir tarihidir. Şia fırkası­ nın Zeydî mezhebine bağlı olduğunun da kesin tanığıdır. aralarında dolaşan Kitâb Nâzelü fî Emîr elMü'minîn ve Ehlihi. 1285 CM. 1869) yılında Mısır’da Bulak matbaasında basılmıştır. Yemen yöresi ile Taberistan'a çekilmiş olan Hz. Kitâb el-Agânî: İslâm medeniyetinin en parlak dönemini. Kitâb fîhi Kelâm Fâtımetü fî Fedek ve Kitâb T af dîl Z il-H icce adlı üç eseri de Ebu1Ferec Îsfehânî'ye isnat ederler. Ali soyundan öldürü­ lenlerin felâketli serüvenlerine dair geniş bilgiler veril­ miştir. 925) yıhnda yazılmıştır. Mekâtil el-Tâlibyyîn. Kitâb Ne­ sebi B enî A bd i Şems de Emevî Ebu'l-Ferec'i temsil ederler. aynı zamanda Arap edebiyatı tarihinin şaheserlerinden biridir. sonunda adını yaşatacak bir anıt ortaya koymayı başarmıştır. Fakat içerdiği nadir fıkralar. Kitâb el-Agânî H. Yazar yirmi cilde ulaşan bu büyük eseri meydana getirmek için uzun süre çalışmış.

O jrüzyılda çölde. Kitâb elAgânîye.A) ailesinden öldürülenlerin tarihidir. 11/23. el-Hüseyn el-isfehanî şöyle der: "Bu. (2) Nâme-i Dâneşverân. Ona yalvancı olarak geldik." (4) Ebu'l-Ferec Ali b. vezirlerin ve halifelerin özel hayatlarına ilişkin hiçbir yerde bulunmayan bilgileri içine alması. Ancak nakledilenlerin azlığından dolayı onların ha­ berleri bize eksik gelmiştir" (Kitâb Mekâtil el-Talibîn). son derecede öneme sahip­ tir. emirlerin. bolluk içine düştük. teşekkür makamında. Isâm medeniyetinin en parlak yüzjnllannı gerçekten yaşatan bir anıt değerini vermiştir. Ebu Muhammed Muhallebî'yi öven çok parlak kasideler yazmış. bu bakımdan. Onlar Yemen bölgesinde ve Taberistan'da hüküm sürmüş­ lerdi. bu önemli esere. İran'a geldiğizaman vezir tarafindan hürmetle karşılanmasını. (1) Ibn Hallikân. (3) Ebul-Ferec. Muizü'd-Devle'nin vezirini bu kasidele­ riyle tarihte yaşatmıştır. Resûlullah (s) zamamndan başlayarak bu kitabın derlenip bitirildiği Cemaziyel-Ulâ 313 tarihine kadar geçen zaman içinde Ebi Talib (R. yazıldığı parlak dönemin kültü­ rel ve toplumsal düzeyini incelemek için zengin bir hazi­ ne gözüyle bakılabilir. 84 .yaşayan önemli kişilerin biyografilerine ilişkin olarak yeri geldikçe verilen bilgiler. zengin olduk İhsanım istemeye geldik. minnet koymadı. şu be­ yitlerle anlatmaktadır: "Talihe kavuşmak emeliyle gölgesine sığındığım zaman Dostluk gösterdi ve hatın rencide olmadı. DİPNOTLAR. köylerde ve şehirlerde geçen haya­ ta. Bağışta bulundu.

maaş ve ganimetlerden ya mahrum bırakılıyor veya çok az bir pay ayrılıyordu. ziraat ve kül­ tür gibi konulan tümüyle mevâliye bırakmışlardı. Emevîlerin. Arapları diğer tslâm unsurlannın üstün­ de tutan politikalarına bir tepki olarak doğmuştu. Mevaliden en yüksek bir şahsiyet bile. Arap olmayan müslümanlara "Mevali". Emevîler. Hatta savaşlarda bile Mevali. bir Arap kızıyla evlenmelerine izin verilmi­ yor. yani "Azatlı­ lar" adını veriyorlardı.HAMZA BİN HAŞAN EL-İSFEHÂNÎ Târih el-îsfehânî Hicrî dördüncü yüzyıl tarihçileri arasında dikkate değer simalardan biri de Hamza Îsfehânî’dir. piyade olarak savaşa sürülüyordu. tslâm tarihi içinde incelemeye değer bir firka olan Şuûbi­ ye. devlet teşkilâtında herhangi bir Araptan daha aşağı tutuluyor. Bu­ nun sonucu olarak İslâm toplumunun en seçkin simaları 85 . Şuûbiye fırkasının en önemli kişiliklerinden biriydi. onların en ileri gelen ailelerini bile Arapların dengi olarak görmü­ yor. yalnızca yönetim ve politika işleriyle uğraştıklarından sınaat. fethedilen yerlerin halkını asalet ve soy temiz­ liği bakımından Araplardan aşağı tutuyor. Emevîlerin bu politi­ kasının bir sonucu olarak Araplar. Bu yüzyı­ lın ortalarına doğru Bağdat'ta yaşadığı anlaşılan Ham­ za.

içinde bulundukları aşağı durumdan kurtulmaya. toplumsal ya­ pıda kendilerine verilen aşağı mevkilere tahammül ede­ miyorlardı. Egemen Arap1ar kabile ve aile düşmanlıklarıyla didişirken. hükümet ve askerî gücün Emevîlerin elinde bulunmasından dolayı. Bunlar. mensup oldukları ulusların gelenek­ lerini ve tarihlerini bulup çıkarmaya çalıştılar. Araplann istilâsı sonucunda unutulmaya mahkûm olan dille­ rini diriltmeye. fakîhler. Arapların bozduğu ulusal adların aslî bi­ çimini yaşatmaya. sanatçılar. sanat ve kültür bakımından Araplara üstün olduklannı görmekle birlikte. Mevali arasında da ko­ yu bir asabiyet propagandası başgösterdi. hep mevali arasından yetişiyordu. doktorlar. Fakat Kerbelâ faciasının intikamım almak maskesi altında. İşte Şuûbiye denilen fırka bu şekilde doğdu. hafızlar..doğal olarak mevali arasında yetişmişti. Benî Ümeyye ve tbn Zübeyr'e üstün gelmek için mevaliyi her türlü hakları ve eşitliği vererek ordusuna alınca bu durum değişmiş oldu. abbasîler döneminde daha başka alanlarda da ortaya çıktı. matematikçiler. Galip Arapların mağlup 86 . Mevali. Şairler. bu tarihten sonra. Arap ol­ mayan İslâm unsurları da îslâm ilim ve medeniyetinin yükselmesine çalışıyorlardı. Emevî halifelerinden Velid döneminde yaşayan Iran'lı şa’r tsmâil bin Yâsir'dir.. astronomi bilginleri. Halife Emin döneminde Arap asabiyeti yine başgösterdiğinden. münşiler. Emevî devletinin yıkılmasında önemli bir etken olan bu hareket. müfessirler. tarihçiler. Askerî alanda da güçlü olduklarını gören mevali. Şuûbiye'nin ilk bay­ raktan. muhaddisler. tepki olarak mevali arasında güçlü bir karşı-hareket doğurdu. saltanatı elde etmek hırsıyla mücadele­ ye atılan Muhtar es-Sakafi. İslâm'ın bütün müslümanlara sağladığı her türlü eşitli­ ğe kavuşmayı istemeye başladılar.

Hamza-ı Isfehânî. Basra'da vefat ettiğinde Araplardan hiçkimse cenazesine katılmamıştır. Hamza-ı tsfehânî. Hemedan müderrislerinden Fahrüddevle'nin oğlu Ebu Talib'in hocası Ebu'l-Hüseyn Ahmed bin Fâris el-Râzî ile. Arap edebiyatının en büyük kişilikle­ rinden olan ünlü müfessir Ebu'l-Kâsım Mahmud ezZemahşerî. İslâm'dan önceki İran'ı diriltmeye ve yaşatmaya çalışmıştır. bu eserinde daha çok İran tarihine önem vermiş. Arapların eksikliklerini tasvir etmek üzere yaz­ dığı el-Metâlib adlı eseri çok acı bir etki bırakmış oldu­ ğundan.uluslara üstünlüğü politikasına karşılık olarak Şuûbiye hareketini uyandıranlar arasında Cin Horozu (Dîk elCinn) denilen Humus’lu şair Abdusselâm ile Basra'lı Ebu Ubeyde Ma'mer bin el-Müsenna da önemli bir yer tu­ tarlar. Ham- 87 . Arapların üstünlük iddia­ larına karşı ayaklanan Şuûbîler. ulusçuluklarını.. yani Hicrî 334 (M. Fakat. Şuûbiye aleyhtarlarının en ateşlileri arasın­ da gösterilebilir. 945) yıhna ka­ dar genel bir tarih yazmıştır. İslâm'ın zaferi üzerine İran'da dağlık ve izbe yerlere çekilerek ateşgedeleri ya­ şatmaya çalışan Mecusîlerin büyük alimlerini bularak eski İran tarihi hakkında naklettikleri menkıbeleri ve halk arasında yaşayan destanları toplamış. galibi­ yetin güçlü işareti demek olan Arap diliyle gösterdikleri­ ni unutuyorlardı!. Bununla birlikte Arap olmayan unsurlar içinde Şuûbiye akımına karşı şiddetle düşmanlık besleyenler de yok değildi. başlangıçtan Abbasî halîfesi elMuti Lillah dönemine. sözünü ettiğimiz Şuûbiye hare­ ketlerinin en ateşli savunucularından ve en heyecanlı hatiplerinden biridir. Fakat Şuûbiye'den ve dolajnsıyla koyu bir ulusçu olan Hamza. Harun Reşid döneminde yaşayan Ebu Ubeyde'nin.

Fakat Hamza-ı Îsfehânî'nin tarihinde. Süryânîlerin. kaynak olması bakımın­ dan bizim için en önemli bölüm. Yazarın. Araplar tarafından bozulmuş olan İran'a ait isimleri orijinal imlâlanyla yazmayı bile ihmal etmemiştir. ne kadar ateşli bir Şuûbiye yanhsı oldu­ ğu bu eserinde açıkça göze çarpmaktadır. ikinci bölüm de Islâm tarihi noktasından incelemeye değerdir. Yazar. Birinci bölüm Türklerin tarihi. Îbranîlerin ve Mısırlılann tarihleriyle de temas etmek suretiyle eserini zenginleştirmiştir. Kahire Kütüphanesinde de Farsça karşılıklanyla birlikte bir diğer nüshası korunmaktadır. İslâmî döneme ait olan bölüm­ dür.za. İslâm'dan önceki İran ta­ rihine ayrılan sayfalarla. tarihinden başka darbı mesellerle ilgili bir eseri daha vardır. o zamanki bilgilere göre Âsurlulann. Hamza'nın. Bu so­ nuncu kitabın bir nüshası Münih Kütüphanesinde bu­ lunduğu gibi. 88 . Hamza'nın bu önemli eseri Gottwaldt tarafından Lâtince çevirisiyle birlikte Petersburg'ta basılmıştır. aynı zamanda.

Yazar. Fakat. Kitâb el-Bed' ve't-Târîh’in girişinde. "Makdisî” nisbesine bakarak Filistin'de doğmuş olması muhtemel olan Mutahhar'ın Hicrî 355-356 (M. eserinin girişinde bu veziri överken birçok üstün nitelikler saymaktadır. adı ve 89 .MÜTAHHAB BİN TAHİR EL-MAKDtSÎ Eitâb el-Bed' ve't-Târîh Hicrî dördüncü yü2yıl ortalarında tslâm kültürünün alanı ve ilerleme derecesi hakkında bizi aydınlatan önemli şahsiyetlerden biri de Mutahhar bin Tahir elMakdisî’dir. Büveyhîlerden meşhur Adududdevle'yi. Bu tarihlerde Sicistan'da egemen olan Samanoğullan tahtında Mansur bin Nuh bulunuyordu. hayatı hakkındaki bilgiler ne yazık ki çok azdır. yıllık yüzelli bin dinar vergi vermeye ve kızını kendine nikâhlamaya zorlayan Manzur'un vezirlerinden birinin teşvikiyle Kitâb el-Bed' ve't-Târîh'i Bust'ta yazmıştır. Fakat kendisini bu önemli eseri yazmaya teşvik etmekle yüksek bir şahsiyet olduğunu gösteren bu zatın adım açıklamamış olması hajrret veri­ cidir. 966) yılında yazıldığı belirtildiğine göre. zamanındaki îslâm kültününün seç­ kin önderlerinden olduğu anlaşılan bu zatın. 966) yılında Sicistan'da Büst şehrinde kaldığını biliyoruz. eserin Hicrî 356 (M.

Çünkü Kitâb el-Bed' ve't-Târîh'in yazıl­ dığı sıralarda. ötedenberi süregelen bu yanlışı düzeltmiştir. Keşf el-Zünûn’da bile. birinci ve ikinci ciltlerin üzerine yazar olarak Ebu Zeyd-i Belhî'yi göstermiştir. bu eserin Ebu Zeyd el-Belhî'ye ait olduğu belirtilmiştir. Hicrî 749 (M.kimliği bildirilmeyen bu vezirin. İbrahim Paşa Kütüphanesindeki biricik nüshayı istinsah ederek Avrupa'da bastıran Cl. 1264) yılında Halil bin el-Hüseyin el-Kürdî el-Velâşcerdî*^^ adında bir zat tara­ fından istinsah edilen ve bugün İstanbul'da Damad İbra­ him Paşa Kütüphanesinde 918 numarada kayıtlı olan tek yazma nüshasının baş tarafında bile Ebu Zeyd-i Belhî'nin eserlerinden olduğu belirtilmiştir. daha sonra Zotenberg tarafından yayınlanan Kitâb el-G urer fî's-SIyer el-M ülûk ve Ahbârihim adlı eseri. Hatta. Hicrî 350 (M. Huart.' ve't-Târîh'in Ebu Zeyd-i Bfelhî'ye nisbeti oldukça eskidir. 961) yılmda kardeşi Abdülmelik'e halef olan Samanoğullan hü­ kümdarlarından Nuh bin Mansur'un vezirlerinden biri olduğunu kabul edebiliriz. Fakat daha sonra bu hata anlaşılmış ve eserin yazannm Mutahhar bin Tahir el-Makdisî olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat.^®^ Bundan da an­ laşıldığına göre. Ebu Mansur Abdülmelik bin Muhammed bin îsmail es-Seâlibî'nin.K itâ b el-Bed' ve't-Târîh’in Ebu Zeyd elBelhî'nin eseri olduğunu savunmuştur. Kitâb el-Bed. Kitâb el-Bed' ve't-Târîh. 961) yıbnda doğup 429 90 . Bunun için­ dir ki. yani Hicrî 350 (M. ötedenberi filozof el-Kindî'nin öğrencilerinden meşhur Ebu Zeyd-i Belhî'ye isnat edilmektedir. Kitâb el-Bed' ve't-Târîh'i Ebu Zeyd-i Belhî'ye isnat eden en eski yazar îbn el-Verdî'dir. H arîdetül-A câib ve Ferîdetü'l-G arâib adlı e s e rin d e . 1348) yı­ lında vefat eden Zeyneddin Ömer bin el-Muzaffer bin elVerdî. Kitâb elBed' ve't-Târîh’in Hicrî 663 (M.

bu eserin iki yerinde Kitab el Bed* ve*t-Tarih'ten söz etmiş ve bunun Büst şehrinde oturan Mutahbin Tahir el-Makdisî tarafihdan yazıldığını belirtmiştir. Eserin. bu eser Ebu Zeyd el-Belhî'nin değildir. Dikkatli bir bilgin olan Kâtip Çelebi'nin de İbrahim Paşa Kütüphanesindeki nüsha­ dan dolayı yanılmış olması muhtemeldir. Aslında Yâkut Musta'sımî'nin daha sonra Avrupa'da basılan M u'cem el-Udeba sında Ebu Zeyd Belhî'nin Hicri 322 (M. en de­ ğerli eserlerinden olması gereken Kitâb el-Bed' ve'tTârîh'i anmamış olması da gösteriyor ki. o yüzyıllarda yaşayan İslâm düşünürlerinin metafizik (mâba'd et-tabîa) konusundaki düşünce ve 91 . kendi inceleme ve araştırmalanyla da eserine ayn bir değer vermiştir. Ebu Zeyd Belhî'nin bütün kitap­ ları sayıldığı halde Kitâb el-Bed' ve't-Târîh’ten hiç söz edilmemiştir. Bundan başka Hicri 377 (M. Ebu Zeyd Belhî ile çağdaş olan Fihrist ya­ zarının. 965-66) yazılmış olduğu kesindir. 1037) yılında vefat eden Seâlibî.(M. bu zatın diğer eserlerini zikrettiği halde. Halbuki Kitâb el-Bed' ve't-Târîh'in bu tarihten üç-dört yıl sonra. Kitâb el-Bed' ve't-Târîh: Siyasî tarih kadar dinler tarihi ve medeniyet tarihi bakımından da çok önemli kaynaklardan biri olan bu eser. 933) yılında vefat ettiği behrtilmiştir. Eser yirmi iki bö­ lümden oluşmaktadır. Hicrî dördüncü yüzyılın ortalarındaki îslâm kültü­ rünün genişliğini ve alanını öğrenmek için zengin bir ve­ sikadır. Birinci bölümden onuncu bölüme kadar olan kısımlar felsefî ve dinî bir nitelik taşımakta­ dır. yani 355-356'da (M. Makdisî bu eserinde yalnız çağının ilimlerini özetlemekle yetinmemiş. 987)yazılan Fihrist'te. îbn El Verdî'den çok eski ve daha güvenilir olan Seâlibînin bu açıklaması sorunu kesin bi­ çimde çözümlemektedir.

Bu araştırıcı insan Mücessime.^'‘* Harrânîlerin. konumuz bakımından bizi daha çok meş­ gul etmesi gereken kısmı. İslâm dini tarihi açısından gerçekten incelemeye değer­ dir. Hint dinleri ve kanunlanna. Bu bölümde de eski tarihi aydmlatacak önemli bilgiler vardır. 'Teryüzünde yaşayanların dinleri. Mâniye (Manizm) ve Zerdüştiye 92 . bir aralık Şapur yöresinde ortaya çıka­ rak o zamana kadar bilinen mezheplerden büsbütün farklı bir yol izleyen. Muattıla'ya. inanç ve mezhebini araştırmak üzere. Ken­ di ifadesine göre. Bu ikinci kısımda peygamberler tarihi ve eski İran tarihi özetlenmiş. cahiliye insanla­ rıyla Yahudi ve Hıristiyanlann şeriatlerine dair" aynntılı bilgiler verilmiştir. hatta ilâhlık iddiasına kalkışmış olan bir adamı görmek. uzun ve yorucu bir yolculuğa katlanmıştır. ondördüncü bölümde Arapların soylannı. Fakat E itâb el-Bed* ve't-Târîh'in. tarih bakımın­ dan daha çok önemlidir. fikir hareketleri tarihi açısından incelemeye değerdir. Mecûöilerin. cahiliye dönemindeki meşhur günlerini (savaşlarmı) özetledikten sonra. Eserin bundan sonraki bölümleri. onikinci bölümde. Hürremiyelerin dinlerine. onbeşinci bölümle İslâmî döneme gir­ miştir. Makdisî. Senevîler’in. milletleri ve mezhepleri.inançlannı toplayan bu sayfalan. Özellikle Müslümanlar arasın­ da ortaya çıkan mezhepleri bildiren ondokuzuncu bölüm. inceleme ve gözlemleri­ ni bir araya getirerek tarihe büyük hizmet etmiştir. Mutezile ve Vücüdiye gibi mezheplerden başka. Çinlilerin ve eski Türklerin din ve kanunlanna. görüş ve düşünceleri ele alınmış. onuncu bölümden sonraki say­ falandır. Makdisî. Onüçüncü bölüm coğrafyaya ay­ rılmıştır. o yüzyılda Isâm dünyasında ortaya çıkan ve yaşayan mezhepler hakkınde kesin bilgiler edinebilmek için uzun seyahatlere katlanmış. putatapıcıların.

"Eserimizi gözden geçirecek olan kim­ se. Bu adam ba­ kışını güneşe ne kadar kuvvetle yöneltir ve ne kadar devamb ve sabit tutmak isterse. o yüzyılda İslâm düşünürlerini çok fazla uğraştırmış olan Kaza ve Kaderden söz ederken şu satır­ ları yazıyor: "Kaza hakkında fikir yoran kimse. ne cisim ve ne de arazdır. umarım ki mutlu kimselerden olacaklardır.. Makdisî'nin." Bu açıklamaya göre. Zamanında başgöstermiş olan. ne de ondan bir şey bilmek mümkün olur. 961) yı­ lında sonuçlandırmıştır. güneşin merkezini incelemek isteyen insana benzer. Bu mezhebe mensup olanlar. Allah’tan sonra "Aklı-ı Küllî" vardır. Kader hakkında Purkân-ı Mübîn'de yazılı olan şeyle yetinenler. Peygamber dö­ neminden başlayarak kendi zamanına kadar olan olay­ ları en güzel bir şekilde toplamış ve Hicri 350 (M.(Mazdeizm) hakkında da derin araştırmalarda bulun­ muştur. Nefsin altında madde. kurucusunun Gnostisizm (bilinememezcilik)'e ulaştığı anlaşılan bu mezhebin. o yüzyılda he­ nüz doğmaya başlamış olan Ismâiliye mezhebi olması muhtemeldir. fakat adını açıklamadığı bir mezhep hakkında şu bilgileri vermekte­ dir "Bu mezhebe inananlara göre Allah. kitabın girişinde­ ki şu ifadeleri bu eserin içeriği hakkında bize iyi bir fikir verebilmektedir." Makdisî. o oranda görmez olur. Akl-ı Küllî'nin altında da "Nefs-i Külliye" vardır. eserinin son bölümünde Hz. alemin hareketlerini ve hayret verici fiillerini yük­ 93 . maddenin altında duman (esîr). gözleri o oranda çok ve şid­ detli kamaşır. eri sonra da tabiî kuvvet­ ler (kuvâ-yı tabîiyye) gelir. Allah'ı düşünmek bile caiz değil­ dir. Ne ona ilim taalluk edebilir.. Makdisî. duyumlanır veya akledilir her hareket veya kuvvetin Al­ lah tarafından meydana getirildiklerine inanırlar. koyu bir Sünnî'dir. Fakat kendisi güçlü bir Müslüman.

. Eserimizde."(") Kitâb el-Bed' ve't-Târîh. onu canında saklayanlar için huzur. Yazarın Mazdekizm filozofları ve Yahudi hahamlarıyla tartışmalarını içeren satırlar da tarih bakımından çok önemlidir. İçindekilerin bana ve okuyuculara yararlı olmasını ve bizi gaflet uykusımdan uyandırmasını Allah'tan dilerim. âlem parlayıp belirsiz olduktan sonra da hayatta kalmış bir adama benzeyecektir. 94 . din bağlılan tetki­ kinden kuvvet alacak.. hem İslâm'daki fikir ha­ reketleri bakımından. öğrenci ise bilgsini genişletecek ve sağlamlaştıracak rahatlığı bulacaktır. Fransa'nın Doğu Dilleri Okulu profesörlerinden Cl. Eserimizde İlmî bir yol izlenmiş olduğundan. içeriğini düşünecekler için de meseleleri dikkatle kavrayış ve ibret vardır. hem de Hicrî dördüncü yüzyıl or­ talarına kadar olan tarihî olaylar açısından en büyük kaynaklardan biridir. dünyanın terkîb ve yaratılışından ön­ ce bulunmuş.sekten seyretmiş. Kita­ bımız ahlâkî olgunluğa çağrı. Kitâb el-Bed' ve'l-Hılka'nın İstanbul'da Damad İbrahim Paşa Kütüphanesinde korunan yegâne nüshası­ nı kopye ederek Paris'te. Fransızca çevirisiyle birlikte beş cilt olarak nefis bir şekilde basarak yayınlamıştır. okuyucu bu kitabı izler­ ken ilim yollan üzerinde yürüyecek. Huart. alçaklıklardan uzaklaştırı­ cıdır.

Tomberg. yedi ciltten oluşan bu kitabmda iklimler ve ül­ kelerden. gerçekte Şafii ulemasından olan ve Hicrî 861 yılında vefat eden Sirâceddin Ebu Hafs Ömer Ibn elVerdî'nin eseridir.K. fakat ne ya­ zık ki bu kitapla ilgili bilgiler verilmemiştir. bitkiler ve hayvanlardan sözetmiştir. Kahire'de de birçok kez basılarak yayın­ lanmıştır.I. (4) Kitâb el-Bed' ve't-Târîh'te Türklerin Islâm'dan önceki din ve kanunlarına ait kitapları olduğu belirtilmiş. Hemedan ile Kirmanşah arasında bir köydür. 95 . madenler. ve Mehren gibi birçok oriantalistler tarafından bu kitabın birçok parçalan çevrilip yayınlandığı gibi. İlmî hiçbir değeri olmayan bir eser ola­ rak nitelenen Harîde. (2) Yazar burada iki tbn el-Vertü'yi. C. (5) Mutahhar bin Tahir el-Makdisî. Zeyneddin Ömer bin el-MuzafTer bin el-Verdî ile. Fakat Kâtip Çelebi bu eseri şiddetle eleştirmekte. Kitâb el-Bed' ve'l-Hılka. bir coğrafya ve tabiî tarih kitabıdır. Zeyneddin Ömer bin el-Muzaffer bin el-Verdî'ye ait olarak gösterdiği H a rîdetü 'l-A câib v e F erîdetü 'lGarâib adlı kitap. (Y. Çünkü Günaltay'ın. De Guignes.DİPNOTLAR: (1) Velaşcerd. H arîdetü'l-Acâib daha sonra Mısır'da basıl­ mıştır. Bu eser Osman bin İskender Paşa'mn yardımlarıyla Türkçeye çevrilmiştir. aklî ilim­ lere vakıf olmayan yazann eserini anlamsız haberler ve saçma şeylerle doldurmuş olduğunu söylemektedir. Hylander. Kitabın aynca Frasça ve Türkçe çevirileri de var­ dır. Sirâceddin Ebu Hafs Ömer Ibn elVerdî'yi birbirine kanştırmış görünüyor.) (3) Ibn el-Verdf.

Bunlardan biri. Büveyhoğullarından meşhur Adudud-Devle'nin babası Rükneddin'in sadrazamı tbn 96 . Ahlâkta (hikmet-i ameliye) çağdaşlan arasın­ da Ibn Sina'dan başka kendisiyle aynı rütbeyi paylaşa­ cak kimsenin bulunmadığı. tbn Miskeveyh bu kültürel seçkinliğini Ebu Muham­ med Muhallebfden sonra başlıca iki bü3rük kişiliğe borç­ ludur. o dönem tarihçilerinin itiraf ettikleri bir gerçektir.EBU ALİ AHMED BİN MUHAMMED BÎN YAKUB BÎN MİSKEVEYH Tecârib el-Ümem ve Teâkub el-Himem Filozof bir tarihçi olan İbn Miskeveyh. Hayatının ilk dönemlerinde Muizüd-Devle-i Deylemî’nin bilgili veziri Ebu Muhammed Muhallebî'ye bağ­ landığını görüyoruz. tıb ilminin aslına ve onun dallarına da hakkıyla vakıf olduğunu belirtmektedir. edep ve temizliği. zekâ ve kültürünü takdir ettiği Ibn Miskeveyh'i sarayına alarak dirayet ve kültür bakımından olgunlaşmasını sağlamıştır. Değerbilir vezir. tbn Ebi Usaybia. felsefî ilimlerde sivrilmiş erdemli kişilerden biri olarak tasvir ettiği Ebu Ali Ahmed'in. bilgisinin genişliği. tran'ın Rey şehrinde doğmuş. yüksek ahlâkî nitelikleriyle büyük bir ün ka­ zanmıştır. Bu saye­ de. öğrenimini de burada tamamlamıştır. daha çok genç yaştayken.

Adudud-Devle ken­ disini hazinedarlığa atadı.. Ebu'l-Feth Zülkifâyeteyn'in feci akıbetinden sonra îbn Miskeveyh. tedbirli. araştırmalannı genişletmeye yöneltecek ilmî tartışma­ lara şevketti. babasının ölümünden sonra îbn Miskeveyh'i bir irfan mahfili olan sarayından ayırmadı. Büveyhoğullannm en güçlü ve en büyük prensi olan Adudud-Devle'nin yanına gitti. en büyük tarihçi ve edebiyatçılarından olan tbn el-Amîd. mühendis.el-Amîd. Kendisini. binlerce kültürlü kişinin. Değerbilir prens tarafından çok iyi karşılandı. Kavra3nşlı.. Adudud-Devle Hicrî 366 (M. muhaddis. yıllardan beri devam eden anarşi yüzünden sönmeye yüz tutan fikir hareketi­ ne güçlü bir açılım sağlamıştı. Hazinedarlık göreviyle Adudud-Devle’nin sarayında bulunduğu sırada Tecârib elUmem ve Teâkub el-Himem adını verdiği değerli tari­ hini yazmaya başladı. tarihçi. îbn Miskeveyh hazinedarlık gö­ reviyle yanında bulunuyordu. Siyaset bilimi ve devlet yönetimi konusun­ da göstermiş olduğu güç ve yeterlilik kadar ahlâkî üstün­ lüğüyle de tarihte şerefli bir isim bırakan îbn el-Amîd. kelâmcı. Adudud-Devle'nin sa­ rayına dolup boşanan müfessir. amcasının oğlu Bahtiyar bin Muizud-Devle'yi tahtından indirerek Irak’ı istilâ ettiği zaman. sarayın özel mahfilindeki ilmî konuşma 97 . Zamanının en büyük nesİTCilerinden. 976) yılında. edebiyatçı. ondaki münşilik yeteneğini ortaya çıkardı. doktor. kültür ve erdem düşkünü bir hükümdar olan Maizüd-Devle'nin Bağdat'ı istilâsı. hey­ betli. Ebu'l-Feth Zülkifâyeteyn de. diğeri de onun oğlu ve vezirlikte halefi olan Ebu'l-Feth Zülkifâyeteyn'dir. Tecârib el-Ümera yazarının gerçek bir üstadıdır. fakîh. Herkes gibi îbn Miske­ veyh de bu hareketten yararlandı. bu ateşli gence tarihçilik düşüncesini aşıladı.

Halife Tâ)d. Ha­ lifenin elini öptükten sonra kendisi için ayrılan koltuğa oturdu. Hatta Abbasî halifelerinin Mısır'daki rakipleri olan Fatımî halifelerinden Aziz Alevî tarafından gönderilen elçiler topluluğunun kabul töreninde bulundu. Bu durumdan şaşıran elçi. Bu sı­ rada Adudud-Devle. Askerler de. elinde asa." de­ mekten kendini alamadı.. devletin ileri gelenleri ve emirleri divanda belirlenen yerlerde saygı ile saf bağladılar. belinde Peygamber kılıcı oldu­ ğu halde hilâfet tahtı üzerinde oturuyor çevresinde de kırk kadar silâhlı ve süslü elbiseler giyinmiş askerler du­ ruyordu. Razî Billah döne­ minden beri seleflerinden hiçbirinin görmemiş olduğu yüksek bir manevî mevkiye çıkarmış olduğundan. Bu şekilde iyice olgunlaştı. önünde duran Adudud-Devle'ye eğilerek: "Bu ne ağırlama ey Emîr?!. Teşrifatçılık görevini yapan Hâcib Hâlis. Adudud-Devle de: "Yeryüzün­ de Resulün halifesi işte budur!. AdududDevle. Verilen işaret üzerine divanın baş tarafındaki gösterişli perde kaldırıl­ dı. Tayi Billah.ve tartışmalanna katıldı. Mısır elçilerinin kabul töreni çok gösterişli olmuştu.." cevabını vererek büyük bir saygıyla ilerledi. Fatımî halifesi Aziz Alevî'nin elçisi de kendisine ayrılan yerde durdu. Adudud-Devle'yi halifenin huzuruna götürdü.. bütün siyasî ve maddî güç ve nüfuzu kendinde top­ lamakla birlikte halife Tâyi Billah'ı. Hilâfet başkentinin bütün ileri gelenleri ve alimleri. O yüzyıl tarihçilerinin verdikleri bilgilere göre Adudud-Devle. fakat silâhsız bir bölük askerle divana girdi. arkasında süslü elbiseler bulunan. Adudud-Devle'nin emir ve düzenlemesiyle Dârüs-Selâm sarayının büyük divanı hayret verici bir şekilde süslen­ di. kendileri için ayrılan yerlere dizildiler. Fatımîlere karşı halife Tâyi Billah'ın manevî yerini yük­ seltmek için kabul törenine büyük bir önem vermişti. tüm hazır bulunanlann önünde: "Al­ 98 .

Adudud-Devle de: "Mü'minlerin Emin olan efendimizin taat ve hizmetinde bulunan Allah yar­ dımcım olsun!" karşılığını verdi. Harizm prensinin de nedimleri arasında bulunuyordu.lah'ın doğuda ve batıda bana ihsan ettiği devlet yöneti­ miyle ilgili işleri sana bırakmayı uygun gördüm. Ebu Sehl Mesihî. Bu törenin arkasından da elçi huzura çağırıldı. bütün Îslâmî dönemlerin en bü­ yük simaları olan büyükler arasında İbn Miskeveyh'i de görüyoruz. Şii AdududDevle'nin. İbn Miskeveyh bir gün. bu iki kültür dehasına aralanndeiki düşmanlığı unutturdu. Adudud-Devle'nin vefatından sonra tbn Miskeveyh'in Irak'ı terkederek Maveraünnehir ve Harizm ta­ raflarına gittiği anlaşılıyor.Hatta bu yüzden İbn Sina ile arası açılmıştı. Alevî halifenin elçisine karşı siyaset gereği olarak Sünnî halifeye nasıl ihtiramlar gösterdiğine tanık olmuştur!. Mısır elçisinin önünde. Bunun üzerine halife­ nin işaretiyle. kalabalık ve seçkin bir öğrenci topluluğuna ders anlatırken. Ebu Rey­ han Birünî.. yalnız o yüzyılın değil. gö­ revli olarak bütün bu törende bulunmuş. Ebu Nasr Irakî ve Ebu'l-Hayr Hummâr gibi. Adudud-Devle'ye hil’at ve saltanat tacı giydirildi. Fakat her ikisinin hayatını ilgilendiren bir olay. Sen de kabul et!" dedi. toplu­ luğa giren İbn Sina kendisini mahçup bırakacak bir soru sormuş. İbn Miskeveyh’in ölümüyle sonuçlanan bir yol arkadaşhğı yapmalarına neden oldu: Sultan Mahmut Gaznevî. Harizm prensinin sarayında bulunan İbn Sina. fakat buna karşılık ondan susturucu bir cevap almış olduğu meşhurdur. bu seçkin kişilerin oluşturduğu ilim mahfiline devam etmekle birlikte. Burada. bu seçkin topluluğım Harizm prensinin yanında bulunma- 99 . Hazinedar İbn Miskeveyh.^^* İbn Miskeveyh.

Bu lardan Üns el-Ferîd.Kitâb es-Si yer. 2. 9. Yaşlı tbn Mi sheveyh açlığa.^^^ îbn Miskeveyh. bu iki erdemli kişi Irak'a kaçmayı kararlaştıra­ rak yola çıkarlar. haber ve şürleri. Aç ve susuz kaldılar. 1029) yılına rast­ lar. Bu sondan yalmzca îbn Sina kurtulabildi. hikmf 100 . Ibn Sina ile İbn Miskeveyh'e karşı politik bir kırgınlık beslediği haberi de yayılmıştı. Kılavuzun yolu yitirmesiyle bir kum çölüne düştüler. Bu olay gerçeğe uygun olsun olmasm. 3. Bu sırada Mahmut Gaznevî'nin. "Hoca" mahallesinde defnedilmiştir. Yolda kendilerini Irak'a götürmek üze­ re iki kılavuz tuttular. 11.KitâJ Mecmûat el-Havâtır. 10.. Fakat yolculuklaır sırasında müt­ hiş bir boraya tutuldular. bu olayla îbn Süia ile birlikte bulunan ve yolda ölen kişinin îbn Miskeveyh değil. onlan Gazne'ye götürmek üze­ re Ebu'l-Fazi Haşan bin Mikâl admdaki birini elçi olarak Harizm prensine gönderdi.Kitâb el-Fevz el-Ekber.ICitâb elSiyâse. Prens olayı daha önce haber almış oldu^undsm durumu bu kişilere bildirdi.lannı hoş görmediğinden. o da îbn Miskeveyh'in uzun bir ömür sürdüğü ve bu ömrünü de refah ve mutluluk içinde geçirmiş olduğudur. 6. 8.Üns el-Ferîd. 5. 7 Kitâb el-Fevz el-Asgar.*®^ tbn Miskeveyh'in vefat tarihi Hicrî 420 (M. Bu­ nun üzerine Mahmut Sebüktekin'in elçisi gelmeden da­ ha Önce.Kitâb el-Câmi’. sözünü edeceğimiz tarih kitabından başka ahlâk. Kılavuz da daha önce susuzluktan ölmüştü. ke­ sin olan bir şey varsa. îsfehan'da vefat etmiş. 4.Kitâb Âdâb elArab ve'l-Fars. Bunlara göre tbn Miskeveyh. Bazı yzızarlar. mantık.Kitâb el-Müstevfâ. matematik ve megazî ile ilgili ola­ rak da birçok kitap yazmıştır.Kitâb Câvidân Hıred. susuzluğa ve yol zahmetine güç yetiremeyerek vefat etti. Kitapları içinde en önemli­ leri şunlardır: 1.. Ebu Sehl Mesihî olduğunu iddia etmişlerdir.Kitâb Tertîb el-Saâdât.

^®^ Fakat bu riva­ yeti nereden aldığını açıklamamıştır. Dördüncü Hicrî jrüzyıl bakımından bizi en çok 101 . îbn Miskeveyh'i nasıl en büyük ahlâkçılar arasına yükseltmişse. ayet. Bu muazzam eser. Eseri incelenirken bu nok­ tayı hep akılda tutmak gerekir.ve atasözlerini (emsâl) içeren edebî ve felsefî bir eserdir. Tecârib el-Umem. Tecârib el-Umem de. o yüzyıl­ da tslâm düşünürlerinin felsefe hakkındaki vukuf ve an­ layışlarının bir özetidir. yargı isabeti ba­ kımından şaheseridir. hikmetli sözler ve şiirle­ riyle süslenmiştir. Sonraları Mısır'da basılan el-Fevz el-Asgar da. her şeyden faz­ la ulusçu. Ibn Miskeveyh'in Zerdüştlükten dönme oldu­ ğuna ilişkin bir rivayet kaydetmektedir. 982) yılına kadar gelişen olayları içer­ mektedir. Felsefî bir ruhla temayüz eden îbn Miskeveyh. Adudud-Devle'nin vefatına. en yüksek tarihçiler düzeyine çıkarmıştır. Kitâb el-Tahâre^*^ ve Âdâb el-Arab ve'l-A cem adlı eserleri bu konuya ilişkin yazılan Îslâmî eserlerin en degerlilerindendir. Ibn Miskeveyh'in kültür genişliği. ya­ ni Hicrî 372 (M. Kitâb el-Siyer ise. nefsin te­ mizlenmesiyle ilgili olup. koyu bir îran'lıdır. aynı zamanda tslâm ahlâkçılarındandır. Bazı yazarlar da tarihçiye Şiîlik isnat etmişlerdir. Tecârib el-Umem ve Teâkub el-Himem: Kitâb el-Tahâre. Büveyhogullarına bağ­ landığı düşünüldüğünde W iddianın doğruluğunu kabul etmek gerekir. ahlâkçı Ibn Miskeveyh'e oranla daha çok orjinalite göstermiştir. Her halde Ibn Miskeveyh. Hatta bir ba­ kıma tarihçi Ibn Miskeveyh.^®* Yâkût.

îbn Miskeveyh’de siyaset felsefesine olduğu kadar. Keşfü’z-Zünûn. ekonomik sorunlara karşı da derin bir eğilim görülmek­ tedir. içinde yuvarlandığı olaylann sağladığı tecrübeli bir düzenleme fikriyle tertib ederek eserine gerçekçi bir kimlik verebilmiştir. gerektiğinde ayrıntılara gir­ meyi ihmal etmemiştir. idare metodunu. Bununla birlikte fazla ulusçu olan tarihçi. kişilerin psikolojileri ve ge­ nel düşüncelerle çok güzel kaynaştırılmıştır. îbn Miskeveyh'in üslûbu fazlalıklardan arınmıştır. Fakat olayları aktarırken. açık olay­ 102 . îbn Miskeveyh tarihi. özellikle Abbasîler dönemine ait olayları aktarırken. tslâmî döneme ait sayfalan bile en çok İran'da geçen serüvenlerle doldurmuştur.aydınlatan yazar îbn Miskeveyh'tir. îbn Miskeveyh. Yazarm. zamanın ahlâkî durumunu. T ecârib el-Umem’de rasyonalist bir eğilim ege­ mendir. olaylar içinde yoğ­ rulmuş. olayların günü gününe ortaya çıkışlarından ib­ ret ala ala olgunlaşmış tecrübeli ve sağlam bir ruh seçil­ mektedir. tarihe karıştînlan mitolojilere karşı derin bir nefret beslediği eserin her sayfasında hissedil­ mektedir. Tecârib el-Umem'in her sayfasında ortaya çıkan ulusçuluk eği­ limlerine rağmen. çok faydalı bir eserdir" sözle­ riyle ifade etmektedir. İdare metodu ve mülkiye teşkilâtıyla da ilgilenmiş. Çok güzel görülüyor ki. bu büyük hükümeti çöküşe sürükleyen küçük-büyük nedenleri. îslâm medeniyeti tarihi için değerli bir araştırma kaynağıdır. bu konulara sık sık dokunmuştur. Bununla birlikte bu ayrıntılarda yazann felsefî düşünceleri. bu önemli eserin değerini "o. orijinal yazıhşında. Tecârib el-Umem’in büyük bir bölümünü İran tarihine ayırmış. Bu bakımdan T ecâ­ rib el-Umem. kitaptan çok hayatta araştırmış. elde ettiği tarihî belge­ leri.

siyaset adamlarının durumlarını da ka­ bartma bir levha gibi tasvir etmiştir. İbn Cerîr Tarihi’ne zeyl olarak beşinci ve altıncı ciltleri basılmıştır. Tecârib el-Umem'e. 979) yılından 389 (M. Halife elMuktedî Billah tarafından Amîdu d-Devle Mansur bin Cehîr'in azlinden hemen sonra vezirlik makamına geti­ rilmiş olan Ebu Şüca'a Muhammed bin el-Hüseyn'in ese­ ri Hicrî 369 (M. İbn Miskeveyh'in Tecârib el-Umem'i ile Ebubekir es-Sûlî'nin Kitâb elEvrâk'ı Abbasîlerin çöküş dönemlerini incelemek için en değerli iki kaynaktır. Mısır'da da. 914) yılında son bulmakta. önce Hicrî 488 (M. Önemsiz görünen olayları açıklarken. 907) yılından başlamaktadır. İngilizceye kısaltılarak çevril­ miş ve bu özet aslıyla birlikte Gibb yayınlan arasında ba­ sılmıştır. 998) yılına kadar olan olayları içermektedir. Hicrî üçüncü ve dördüncü yüzyıl olayları bakı­ mından hiçbir zaman kendisinden habersiz olunamaya­ cak kadar önemli ve değerlidir. 1095) yıhnda vefat eden Ebu Şüca Muhammed bin el-Hüseyn. Ferecullah Zeki el-Kürdî tarafın­ dan. Tecârib elUmem. Tecârib el-Umem'in beşinci cildi ise 295 (M. T ecârib el-Umem.larla okuyucularına anlatmak konusunda eşsiz hüner göstermiştir. 103 . yüz­ yılın ruhunu. sonra da Muhammed bin Abdülmelik elHemedânî tarafından birer zeyl yazılmıştır. tbn Cerîr Tarihi Hicri 302 (M.

(3) Güya bu felâketten önce İbn Miskeveyh. 1. olgun filozof Ebu Ali Miskeveyh'in er­ demlerinden söz edildi. Sonraki gün. Tarihu'l Hukema ve diğerlerinde. kendi yıldız fah cet­ veline (zâyiçe) göre. ömrünün tamamım izzet ve mutluluk içinde geçirdi. Ebu Ali b. s. çok meşhur olan Ahlâk-ı Nâsıri adh Idtabıran yazıhş nedeninden söz ederken şöyle bir menkıbe an­ latmaktadır: "Kuhistan'da bulunduğum zaman. uğrayacağı sondan îbn Sina'yı haber­ dar etmiş ve durum söylediği gibi çıkmış imiş. Kültür Ba­ kanlığınca Türkçe'ye çevirtilerek "Ahlakın Olgunlaştırıl­ ması" adıyla yayınlani (1983). (2) Habîb es-Siyer. (R. yolculuk süresini kısaltmalanna yolaçtı. hiç bir yanında herhangi bir yolun gö­ rünmediği bir sahraya vardılar. bu çölde yolumuzun uzun sürmeyeceği. gökgürültüsü. (*) Tehzibül-Ahlâk diye de bilinen Kitab el-Tahare. Sultanlarla. Nigâristan. Ünlü filozof Nasîreddin Tûsî. Dünyayı. şimşek ve şiddetli bir yağmur patlak verdi. 40). Miskeveyh’in 420 yılında vefat ettiği ve asrının yaşlılarından ol­ duğu kayıtlıdır. Güneş tam tepeye ulaştığı için sıcakbğın şiddetinden yer ışık saçıyordu." (4) îbn Miskeveyh. deneyimli bir aklın bile hayret vadisine sürükleneceği ölçüde karanlık kapladı. Aşın susuzluktan dolayı mahvoldular. sert bir rüzgar esmeye başladı. (Nameri Dânişverân. Bir damla su yoktu. 1/50. c. bir gün buramn hakimi Nâsıreddîn Abdurrahîm bin Ebi Mansur'un sohbetinin mutluluğuyla büyük bir zevk duymuştum.DİPNOTLAR: Cl) Nâme-i Dânişverân. Zînet el-Mecâlis.) (5) tbn Miskeveyh'in ahlâkla ilgili en önemli eseri Kitâb elTahâre adını vermiş olduğu eseridir. Ebu Ali Mis­ keveyh ise Allah'ın rahmetine kavuştu. Bu karanlık. benim aşın susuzluktan ahirete göçeceğim ve senin de oldukça maceralı bir süreçten sonra hedefe ulaşacağın sonucunu çı­ karmış bulunuyorum'. bu biricik erdemli kişinin 104 . Olayı anla­ tan Nâme-i Dânişverân şu açıklamayı veriyor: "Bir gün Ebu Ali Miskeveyh Şeyhü'r-Reis'e şöyle dedi: Tükselen yal­ dızımdan. Mec­ liste erdemli üstad. sadrazamlarla ve emirlerle daima dosttu. Söz. Nitekim aym gün kara bir bulut be­ lirdi.

Bu kitabın yazan Ibn Miskeveyh. Ulum-i Evâil konusunda iyi bilgisi vardı. kapalı kalan gerçek istekleri bu eserinde açığa çıkardı.. "Bu sohbet üzerine Nâsıreddîn Abdürrahîm. AJılâk-ı Nasırı yi esas alarak yazmış olduğuna göre. Eserim meydana getirmek için pek çok çahştı." Nasîreddin Tûsî'nin bu itirafına göre Ahlâk*ı Nâsırî'nin aslı. "Ibn Miskeveyh bir mecusiydi sonra müslüman oldu. Bu eseri tasvir eden şu dört beyit okundu (Anlam olarak): Her fazileti içine alan ve yaraülnuşlann olgunlaşmasını anlatan bir kitaba canım feda olsun.. Karşılığım Allah versin.. 11/91. Ibn Miskeveyh'e. bu değerli kitabın Arapçadan Farsçaya çevril­ mesini bana emir ve tavsiye etti. Mu'cem. el-Udebâ. Halka verilmesi gereken nasihatlerin hiçbirini ihmâl etmedi. Ibn Miskeveyh'in Kitâb el-Tahâre'sidir. Kınalı-Zâde Ali Efendi merhum da Ahlâk-ı A lâî adh eserini. İslâm ahlâkçılannın piri gözüyle bakabiliriz!. Ona Kitâb el-Tahâre adım verdi ve bu ismin anlamını hakkıyla yerine getirdi. Nasfreddin Tûsî diyor ki. 105 . (6) Yâkût Rûmî'nin kayda değer bu ifadesi aynen şudur." (Yâkût Rûmî.Kitâb el-Tahâre adlı eserine geldi.

yani 386 (M. Bağdat'ta kitapçılıkla uğraşmış olduğu anlaşılan Ibn Nedim'in hayatıyla ilgili bilgilerimiz ne yazık ki oldukça azdır. Ibn Nedim’in Fihrist'inin o zaman Bağ­ dat'ta bulunan kütüphanelerden birinin katoloğu olması ihtimalini ileri sürmektedir. Fakat bu iddia doğru ola­ maz. bu eserini tamamladık­ tan sekiz jrıl sonra. Üçüncü yüzyılda îslâmi Doğu'da ilimler ve bilgilerin yayılış derecesini takdir ve tahmin için de­ ğerli bir belge olan Fihrist. îbn Nedîm'in bu eseri. kendi türünün yegâne eseri ola­ rak bakılabilir. tslâm medeniyeti ve fikir hareketleri tarihi bakımından alelâde bir katalog sayıla­ 106 . Sanıldığına göre îbn Nedîm. Çünkü Fihrist öyle gelişigüzel bir katalog değildir. daha sonra İslâm dünyasını karma karışık eden büyük felâketler arasında yanan ve yok olan birçok eserin adlannı.EBITL-FEPIEC MUHAMMED BİN tSHAK BİN EBt YAKUB EL-NEDÎM Fihrist Kendisine verilen "Varrâk-ı Bağdadî" unvanından. Yazdığı Fihrist'e. 988) yılında yazılmıştır. Aynı zamanda bu kitap birçok tarihî bilgileri de içermek­ tedir. yazarlarını ve konularını bize tanıtması bakımından takdirin üstünde bir değere sahip olup Hicrî 378 (M. 996) yılında vefat etmiş­ tir. Sprenger.

Hürremiye. Hicri dördüncü yüzyılın son yarısına kadar olan îslâm dünyasındaki fikir hareketleri tarihini aydınlatacak en önemli bir kaynaktır. ilk tslâm filozoflarıyla kelâmcılardan söz edilmiştir. yedince makalede de felsefe­ den ve Yunan filozoflarından. tbn Nedim'in bu eseri on makale­ den oluşmaktadır: Birinci makalede çeşitli yazılara (hat) ve bu arada Himyeri yazılarına ve Kur'an’ın ilk istinsah şekline iliş­ kin bilgiler verilmiştir. Fihrist. Bu makalelerde Sabie. bizi eserleri konusunda da aydınlatmıştn-. Beşinci makalede ilk mutasavvıflardan söz eden ya­ zar. Mazdekiye. eski Hint ve İran dinleri açıklanmıştır. Hicrî 378 (M. Fihrist'in İstanbul'da Köprülü Kütüphânesi'nde yazma bir nüshası bulunmaktadır.mayacak derecede zengin ve ayrıntılıdır. Se­ neviye. Eserin dokuzuncu ve onuncu makaleleri ise. özellikle dinler tarihi ve İslâm di­ ni tarihi açısından önemlidir. Babekiye gibi mezhep­ lerden başka. İbn Nedim'in bu önemli ve değerli eseri Gkıstave Flügel tarafından 1871 yılında Leibzig'de basılarak yayın­ lanmıştır. 988) yılında yazıldığından. Yazar bu bölümde Arap dili ve edebiyatının en önemli kişiliklerini tanıttığı gibi. İslâm'da ortaya çıkan mezheplerle ilgili olarak da hayli bilgiler verilmiş. 107 . Al­ tıncı makalede tslam dünyasında yetişen ilim ve sanat adamları ile eserlerinden. Fihrist'in özellik­ le beşinci makalesinden sonraki bölümleri çok önemli­ dir. tsmailiye mezhebine dair hayli bilgiler vermiştir.

Bu iki konuyla ilgili birçok eserler yazmış. 841-846) bu ailenin felâketini getirmişti. Kur'an'm mahlûk (yara­ tılmış) olup olmadığı sorunu birçok kimsenin felâketine sebep olduğu gibi. yaşadıkları çağda Mısır'ın en seçkin si­ malarım temsil ediyorlardı. 830) yılında vefat eden babası. Halife Me'mun döneminde. Abbasî halifele­ 108 .EBTJL-KASIM ABDURRAHMAN-BİN ABDÜLHAKEM Fütûhu Mısr vel-Magrib Mısır ve Kuzey Afrika’nın. Emevî1er dine karşı kayıtsız kaldıkları halde. Sa'd ve Abdurrahman adlarındaki dört oğ­ lundan herbiri. Abdülhakem. hadîs ve fikıhta geniş bilgiye sahip bir kimseydi. 227232 / M. Bu zatın Mahammed. Mısır'ın soylu bir ailesi­ ne mensup olan Ebu'l-Kâsım Abdurrahman'ın Hicrî 214 (M. Vâsık Billah zamanında da (H. Muhammed geniş ilim sahi­ bi bir fakîh. Abdurrahman ise büyük bir tarihçi olmuştu. Babasına halef olarak Malikî mezhebi imamı olmuştu. eserleri bize kadar ulaşa­ bilen eski tarihçilerinden en önemlisi Ebu’l-Kasım Abdurrahman bin Abdülhakem’dir. erdem ve kültürü sayesinde Mısır'da Malikî mezhebi imamı olmuştu. önemli mevkiler işgal et­ mişlerdi. Abdülhakem ve Sa'd da ilim ve irfanlarıyla tanınmış. tanınmış bir yazardı.

Felse­ feye karşı derin bir hayranlık gösteren Me'mun. Fütûhu Mısr ve’l-Magrib: îbn Abdülhakem'in bu eseri. Bunların için­ de bizi en çok ilgilendiren eseri Mısır ve Kuzey Afrika ta­ rihiyle ilgili olarak yazmış olduğu kitaptır. muaz­ zam ve değerli eserler ortaya koymuştur. Malikî mezhebinin en ateşli izleyicilerinden olan ve Kur’an'ın mahlûk olduğuna bir türlü inanamayan Abdülhakem ailesini bir hayli hırpalamıştı. Vâsık Billah da bu konuda Me’mun’u izlediğinden. 109 . Ibn Abdülhakem ay­ nı zamanda derin bilgi sahibi bir muhaddis olduğu için. Fakat içeriğinin zengin­ liğine rağmen. Mutezile ileri gelenleri kendisini Eseriye yanlıları aleyhine kışkırtıyor. kendisinin geniş bilgisi­ ni sergileyen güçlü bir tanıktır. Yazar rivayetleri ve olayları topla­ ma konusunda büyük bir ustalık göstermesine rağmen karşılaştırmalar yapmayı. hatta dayağa ve sürgün etmeye teşvik ediyorlardı. 871) yılında eski Kahire'de. imam Ahmed bin Hanbel. baş kadı Ahmed bin Ebi Dev'ed'in telkiniy­ le. Tarih kadar hadîs ilmiyle de uğraşmış. Selefîye taraftarlarının nasslara dayanan anlayışlarına karşı ayaklanan İtizal (Mutezile) yanlılarını tutmuş. olayları eleştiriye tabi tutma­ yı asla düşünmemiştir. Ebu'l-Kasım Abdurrahman bin Abdülhakem. Hicrî 257 (M.rinden bazılan kendilerinde dinî konularda ictihad gü­ cünü ve yetkisini görmüş. yani Fustat’ta vefat etmiştir. diğer tarihler gibi bu eserde de hakim bir eleştiri fikri yoktur. bunların inanç ilkelerini herkese kabul ettirmeyi en önemli siyasî amaç edinmişlerdi. Eserde özellikle ashab dönemi ile tabiin dönemine ağırhk verilmiştir. Hicrî üçüncü yüzyılda alabil­ diğine yayılan mezhep kavgalarına karışmışlardı. Kavarîrî ve Mahammed bin Nuh gibi Selefîye yo­ lunda gidenleri tehdite.

Amr bin el-As zamanında Mısır'ın idare ve teşkilâtı. Bunun içindir ki. Makrîzî'nin Hıtat-ı Mısr'ı bile kısmen Fütûhu Mısır ve'l Mağî'ib'den alınmıştır.Mısır ülkesi ve Mısır'ın eski tarihi.Mısır'ın fethi. aşağıdaki yedi bölümden oluşmaktadır: 1. kademeli olarak sözü kısaltma yolunu tutmuş olduğunu görüyoruz.Fustat ve çevresi. eski imamlar. Fütûhu Mısr ve'l-Magrib'in yazma nüshaları British Museum ile Fransa Millî Kütüphanesinde ve Leiden Kütüphanesinde bulunmaktadır. Hatta bu iki eserde metin­ ler. 4.Mısır’a gelmiş olan Ashab-ı Kiram’dan rivayet edi­ len hadîsler. Mısır tarihçileri için de­ ğerli bir kaynak olmuştur. Yeni eserlerin büyük bir kıs­ mında da bu eser kaynak olarak kabul edilmiştir: Hüsn el-Muhâdara. tslâm'm doğuş ve gelişme dönemlerini hakkıyla tanıtmak ve ya­ şatmak için. Yâkût Hamevî de. bu değerli eserin bir kopyası gibidir. îbn Abdülhakem'in kitabına göre değer bakımından daha aşağıdır. 860) yılına kadar olan Mısır kadılan. fetihlerin Mısır dışında güneye ve batıya doğru genişlemesi. 3. Kuzey Afri­ ka'nın ve Ispanya’nın fethi. kendi zamanına doğru indikçe. Mısır ülkesinin tasviri için yazdığı sayfaların önemli bir bölümünü olduğu gibi tbn Abdülhakem'in bu eserinden almıştır. îbn Abdülhakem'in bu eseri. dinî bir aşkla çalışmıştır. 2. fakîhler ve kadılar hakkında oldukça ge­ niş bilgiler verdiği halde.Hicrî 246 (M. 6.' îbn Abdülhakem'in bu eseri. 7.bu dönemlerde daha fazla bir çekicilik bulmuş. 5. îbn Haldun tarihinin Berberîlerle ilgili bölümlerini çevirerek B erberîler Ta­ 110 .Amr bin el-As'ın vefatından sonra.

876) yılında Fustat’ta doğmuş ve 328 (M. Söz konusu edilen genel tarihini burada yazmıştır. Bu eser Pocock tarafından Lâtinceye çevril­ miştir. 945) yıbnda vefat eden Ahmed bin Yusuf tarafın­ dan yazılmış olan eserdir. * * * Mısır'da ilk kez bağımsız bir hükümet kuran Tolunoğullan (Âl-i Tolun) tarihine ait en eski vesika da. İslâm tarihçilerinin en seçkin bir si­ ması olan Mes udî'nin. Karle. Hicrî 263 (M. bu esere eklediği sayfalara Fütûhu Mısr ve'l-Mağrib'in birçok bölümlerini olduğu gibi nakletmiştir. 815) yılında Buhara valisi olan Nuh bin 111 . 321 (M. 933) yılından beri işgal etiği İskenderiye patrikliğinde bulunuyordu. Sonraları Gibb yayınlan arasında bu eserin orijinal me­ tinlerinin de yayınlanması kararlaştırılmış ve bir de gi­ riş yazılmıştır. Mısır'a yaptığı gezide İskenderi­ ye'ye giderek kendisiyle görüşmek ihtiyacını duyduğu Saîd bin el-Bıtrîk. Jones ve Torıy tarafından çevrilerek yayınlanmıştır. Mes'ûdî Mısır'a gittiği zaman Saîd bin el-Bıtrîk. 939) yılında İskenderiye'de ölmüştür.rihi (L'Histoire des Berberes) adıyla yayınlayan de Slane. Hicrî 200 (M. tbn Abdülhakem’in tarihinin bazı bölümleri de Ewald. İbn Yusuf bu önemli eserinde. * * * Mısır tarihine ilişkin en eski ve önemli kaynaklar­ dan biri de. 1914 yılında da Mısır'da birinci cildi ya­ yınlanmıştır. Hicrî 334 (M. İslâmî eserlerde Saîd bin el-Bıtrîk adıyla anı­ lan İskenderiye patriği meşhur Eutychius'un Nazm elCehâr adlı eseridir.

tarihin bu iki kişiliğini bütün özellikleriyle sonrakilere tanıtmak ustalığını gös­ termiştir. erdemli veziri Ebu'l-Fâdıl Cafer bin el-Furat'ın 112 . Ibn Yusuf. ölümünden sonra Atabek sıfatıy­ la tahakküm eden harem ağası Kâfur dönemine ait de­ ğerli bir tarih yazmıştır.Esed Samânî taraündan halife Me'mun katına gönderi­ len Türk Tekinlerinden Tolun'un oğlu Ahmed’in hayatı­ nı. Bu eserde Ahşîd'in oğlu ve halefi Ebu'l-Hasan Ali'nin hükümeti dönemlerinde önce vesayeten. Hicrî üçüncü y ü ^ b n son yansın­ da Mısır'daki toplumsal hayatı bütün anlarıyla yaşat­ maktadır. yüksek karekteri. daha sonra da bağımsız olarak ne şekilde sultanhk yaptığı. eserinde gerek Ahmed bin Tolun'un ve gerekse Ebu'l-Ceyş Humareveyh'in karakterini ve hüküm sürdüğü dönemi çok'güzel canlan­ dıran değerli bilgileri toplayarak. * * * Ebu Ömer Muhammed bin Yusuf adındaki diğer bir tarihçi de. Bağdat'taki Türk generallerinden olup Mısır valisi seçilen Bayık Bey (Bayakbek) tarafından Mısır'a müte­ sellim tayin edildikten sonra. 935) yılında Mısır'da kur­ muş olduğu hükümete. İlmî ilerlemeler ve Mı­ sır'ın uygarhğı için harcadığı çaba ile Ebu'l-Ceyş Huma­ reveyh'in halife Muteazzid Billah'a nikâhladığı kızı Katrünnidâ'nın âleme destan olan düğünü hakkında bu eserde verilen bilgiler. oğlu ve halefi Ebu'l-Ceyş Humaraveyh'in hükümet dönemini de a)Tintılı olarak açıklamıştır. hayrete değer azim ve görüşü sayesinde nasıl bağımsız bir devlet kurmuş olduğımu tasvir ettikten sonra. Ahmed bin Tolun'un. yine Maveraünnehir Türklerinden ve Fergana prensi Hâkan torunlarından Muhammed Ahşid bin Tuğc (Tuğğac)’un Hicrî 324 (M.

76) yılında Mısır’da. * * * Ebu’l-Hasan Muhammed İskender! adında bir tarih­ çi de Fâtımîlerden Muiz Lidinillah dönemini yaşatmış­ tır. Eserinin yazma bir nüshası bugün Ispanya'da Escurial Kütüphanesinde bu­ lunmaktadır. Bunlardan başka Hicrî 388 (M. aylıkların dağıtıl­ 113 . Ebu Ömer Muhammed’in bu kitabı Oestrup tarafından Danova diline çevrilmiştir. Muiz Lidinillah'ın bu karışıklıklardan ne şekilde ya­ rarlandığını çok güzel özetlemiştir. 998) yılında vefat eden Haşan bin İbrahim el-Leysî'nin Mısır'ın eski tari­ hinden söz eden eseri de anılmaya değer bir kitaptır. Sonra yukarı Mısır'da bazı kazaların idare­ siyle görevlendiriliyor. Kahire şehrini ve Camiu 1-Ezher’i kurmasına. Anlaşıldığına göre öğrenimini bitirdikten sonra. Daha sonra da. hü­ kümet hizmetine girmiştir. 1007) yılında kendisini Fatîmî halifesi Hakem'in kâtiplik hizmetinde görüyoruz. Ebu’l-Hasan îskenderî. eski Kahire’de.İlmî ilerlemeler konusundaki yüksek himmeti tasvir edilmiş. Bu eserin yazma nüshalan Paris ve Ğuta Kütüphanelerinde bulunmaktadır. Hicrî 366 (M. Mehdiye şehrinde atalarının tahtına oturup bütün yukarı Mağrib'i egemenliği altına alan Muiz Lidinillah’ın Mısır'ı fethine. Harran’lı bir aile arasında doğan İzzü'l-Melik Emîr elMuhtâr el-Mesîhî’nin Mısır tarihi de önemli vesikalar arasındadır. Bu zatın hayatı hakkındaki bilgiler çok az­ dır. Mısır'ın coğrafi durumuyla. Kâfur'un ölümünden sonra Mısır'ın nasıl kanştığnı. o zamana kadarki tarihî özetlenmiştir. Filistin ve Şam'ı ele geçirmesine dair en gü­ venilir bilgileri bu esere borçluyuz. Hicrî 398 (M.

Kitap. Mısır tarihiyle ilgili olarak yazdığı bü­ yük eserin tek bir cildi Ispanya'da Escurial Kütüphane­ sinde korunmaktadır. Yalnızca. Ibadî tarihçilerinden Cercînî tarafindan. Cezayir'de doğan Ebu Zekeriyya Yahya bin Ebubekir de Muzâb îbadiyeleri imamlannın tarihine ait bir eser yazmıştır. 1878) adıyla çevir­ miştir. Masqueray Kitâb el-Sîre'yi Chronique d'Abou Zakaıya (Cezayir. eseri büyük bir değere sahiptir. (Y.masıyla görevli maliye idaresi başkanlığına geçiyor ve Hicrî 420 (M. Tabakât el-Meşayih'in birinci cildinde. Bu zat birçok ki­ tap yazmış. hemen he­ men aynen iktibas edilmiştir. fakat bu değerli eserlerin hepsi de kaybol­ muştur. bu eseri ba­ sarak yayınlamıştır. Masqueray. bu mez­ hep hakkında çok esaslı bilgiler edinmiş olduğundan.) 114 . 1029) yılmda vefat ediyor.K. Milâdî 1078 yıhnda vefat eden Ibadiye şeyhi Süleyman bin Ahlâf tan ders alan Ebu Zekeriya.^*’ DİPNOTLAR: (*) Ebu Zekeriyya'nın bu eserinin adı Kitâb el-Sîre ve Ahbâr el-Eimme'dir.

t'râb el-Kur’an. Medine-i Münevvere'de Malikî mezhebini öğrenmiş.EN ESKİ ENDÜLÜS TARÎHÇİLERÎ 1. Ne yazık ki. Reâib el-Kvır'an.EBU MERVAN ABDÜLMELÎK BİN HABÎB EL-SÜLEMÎ Tank bin Ziyad ve Musa bin Nusayr gibi iki büyük komutan tarafından fethedilen Endülüs'ün en eski ta­ rihçisi. el-Vâdıha. Hicrî 180 yılında (M. Yalnızca bir eserin giriş bölümü zamanımıza ka­ dar gelebilmiştir. Tabakât el-Fukahâ ve Şerh el-Muvatta gibi değerli eserleriyle îberik yarıma­ dasında İslâm kültürünü oturtan Abdülmelik. 796) Gırnata civarında Hısn Vât'ta doğan Ebu Mervan Abdülmelik bin Habîb elSülemî'dir. Harameyn'i ziyaret etmek üzere Hicaz'a gittiği zaman. 115 . Abdülmelik'in diğer eserleri gibi tarihi de kavga ve gürültüyle dolu olaylar arasında kaybolup git­ miştir. ülkesine dönüşte bu mezhebin ya­ yılması ve tutunması için çalışmıştır. Hicrî 238 (M. Bodleyn Kütüphanesinde korunan bir tarihî ese­ rin Abdulmelik'e ait olduğunu iddia etmişti. Abdülmelik. Fakat daha sonra bu iddianın gerçeğe uygun olmadığı ortaya çıkmış­ tır. Müslüman Endülüs hakkında önemli bir tarihî eser yazmış olan Dozy. 853) yılında Kurtuba'da vefat etmiştir.

Endülüs'te yetişen meş­ hur kişilerin biyografilerini içine alan ve beş ciltten olu­ şan diğer bir büyük tarihî eser daha yazmıştır.EBUBEKİR MUHAMMED BÎN ÖMER BİN ABDÜLAZtZ EL-KÛTtYE Târih el-Endülüs Eski Endülüs tarihçileri arasında en tanınmış kişi­ lerden biri de Ebubekir Muhammed bin el-Kûtiye'dir. daha sonra Endülüs'e hicret ederek orada yerleşmişti.^^^ 3. ba­ basının doğduğu yere nisbetle "Râzî" nisbesini almıştır. Ahmed bin Muhammed el-Râzî. Rey şehrinde doğmuş. Got kralı Oppas'ın kızı Prenses Sâre ile evlendiği için Araplar kendisini Ibn'ül-Kütiye adıyla anmışlardır. Atası Abdülfiziz’in b ü j ^ babası tsa bin Müzâhim^*’. Büyük bir hatip ve edebiyatçı olan babası. Ahmed bin Muham­ med el-Râzî'nin bu tarih kitabını esas alarak yazılmıştır. Emevî halifelerinden Hişam bin Abdülmehk döneminde. İsa bin Müzâhim onunla evlenmişti. 885) yılında Endülüs'te doğduğu halde. Sâre.AHMED BİN MUHAMMED EL-RÂZÎ EL-KURTUBÎ Endülüs’ün en değerli tarihçilerinden biri de Ahmed bin Muhammed el-Râzî el-Kurtubî'dir. Endülüs’ü coğrafî ve tarihî yönden tanıtmak için yazdığı Kitâb fî Ahbâr M ülûk el-Endülüs ve Kitâbihim ve Hattatuha adlı eseri değerli bir belgedir. Hicrî 272 (M. İspanyolca Cronica del M oro Rasis adlı eser. amca­ sı Ardabast’tan şikâyet etmek üzere Şam'a geldiğinde. 116 .2. Bir süre sonra İsa. Tarihçi.

Halife Hakem el-Muntasır.^****^ Arap dili ve edebiyatında zamanının üstün kişilerinden sayı­ lacak bir yere ulaştı. Endülüs emir ve fakihlerinin. Aynı zamanda hadîs. îşbiliye'de Muhammed bin Abdullah bin el-Kûk^**^ Haşan bin Abdullah el-Zebîdî^***\ Saîd bin Câbir gibi büjniklerden ders aldığı gibi. şair ve edebiyatçılarının tarihî durumları ve hayatları. büyüleyici ve aynı za­ manda aydınlık bjr üslûpla dile getirmekte büyük bir ba­ şarı göstermişti. İlmî ve özel yaşamları hakkında kuşatıcı bilgisinden dolayı her­ kesin kendisine başvuracağı bir kimse oldu. Gençli­ ğinde çok ince. Tarihçi Ebubekir Muhammed.. fıkıh ve tarih­ te de derinleşti. tbn Ebi'l-Velîd el-A’rec ve Muham­ med bin Abdülvehhab bin Muğis gibi zamanın seçkin üstadlanndan yararlanıp öğrenimini tamamladı. En­ dülüs'te yetişen kültür adamları için uzun zamanlar ger­ çek bir üstad oldu. daha sonra doğduğu şehre giderek Tahir bin Abdülaziz. ona Endülüs'teki bilginlerden en çok kimi beğendiğini sormuş ve ondan"İbnü'l-Kütiye!. güçlü hafızasını hep korudu.halife tarafından görevli olarak Endülüs'e gönderilmiş ve karısını da yanında götürerek İşbiliye'de yerleşmiş­ ti. Uzun bir ha­ yat süren tbn el-Kütiye. tbnü'l-Kûtiye Avrupanm güney-batısındaki yarımadada İslâm ilim ve ir­ fanını yajmıak için uğraşıyordu.." cevabını almıştı. Tarihçimiz aynı zamanda büyük bir şairdi. yaşlıhğında bile fikrî bakımdan bir bitkinliğe düşmedi. Fakat daha sonra kendisini araştırma ve eser yazmaya verdiğinden şiir ve edebiyattan uzak­ 117 . Doğu mûslümanlannın bu ünlü bilginini huzuru­ na kabul ettiği sırada. Kurtuba'da doğdu. Büyük bilginlerden ve tanınmış kişilerden Ebu Ali el-Kâlî. doğudan Endülüs'e gittiğinde.. duygulan temiz.

Bu eser Dozy ta­ rafından Leiden'de basılarak yayınlanmıştır. 977) yılının Rebiülevvelinde Kurtuba’da vefat çtti.laşmıştır/^^ İbn el-Kûtiye Hicrî 367 (M. îbn Hallikan tarafın­ dan "benzersiz" deyimiyle yüceltilen Kitâb Tasarîf elE f âl adlı bir eseri daha vardır. Endülüs'ün bütün kültür adaınlarının katılmasıyla. ikindi namazının arkasından Kureyş mezarlığında defnolıındu. Tarihçi Gardonne de. Târîh el-Endülüs adı ve­ rilen bu eserin yazma bir nüshası. Ibn el-Kûtiye. Oryantalistlerden Houdas bu nüshayı bastığı gibi. Afrika ve İspanya hakkındaki tarihî araştırmasına tbn el-Kûtiye'nin bu eserini te­ mel olarak almıştır. En­ dülüs bilginleri hakkındaki tarihinin bir zeyli gibi bakı­ labilir. Endülüs'te yetişen büyük bilginlerin biyografilerini içeren ve Ebu'lVelîd Abdullah tbn el-Faradî tarafından Târihi ülem â'ı Endülüs adıyla yazılan tarih de Codera tara­ fından basılmıştır. Hicrî 479 (M. Paris’te Milli Kütüphane'de korunmaktadır. 893) yıhna kadar geçen olaylan toplayan önemli ve değerli bir eserin yazandır. * * * Bu dönemde. 1101) yılında doğup 578 (M. Bu eser de J. Afrika ve Endülüs hakkında yazılan eserler arasında Merâkeşînin el-Beyân el-Magrib adlı eseri de incelenmeye değer bir kitaptır. 1183) de vefat eden Ibn Beşküvâl'm bu eseri Codera tarafından 116 . tslâm mücahidlerinin Ispanya'yı fethettikleri tarihten Hicrî 280 (M. Guidi tara­ fından basılarak yayınlanmıştır. özet halinde Fransızcaya da çevir­ miştir. Ebu’l-Kâsım Halef bin Beşküvâl tarafından yazılan Kitâb es-Sıla adh esere de Ebu'I-Velîd Abdullah’ın. Tarihçimizin.

bu ülkede kurulan Benî Ümeyye devleti tarihine ilişkin de önemli bilgiler verilmiştir. Muhammed bin Ebu Cafer'in oğlu Zeyd. bilginler ve kadılarının hayatlanna âİL bİrpk kıbe ve eşsiz bilgileri içeren K alâid el-İkyân ve Mehâsin el-A’yân adlı eser de. Ispanya'da yetişen kadın ve erkek meşhurların biyografilerinden söz eden Bugye'yi de bu arada anmak gerekir. Ebu Cafer Ahmed bin Yahya Kurtubî tarafından yazılan bu eserde. 66 / M. Ebu Nasr el-Feth bin el-Hâkân tarafından yazılmış olan bu edebi eser Paris'te basıldığı gibi. Endülüs hükümdarlarıyla vezirler.yayınlanmıştır. Sıla'sı Ebu Abdullah Muhamed bin el-Ebbâr el-Kudaî tarafından Müşkil es-Sıla fî Târîh-i Endülüs adıyla genişletmiştir(tezyil). Fakat daha sonra el-Mustansır aleyhine düzenlenen sui­ kastta girişimci görülerek bu emirin emriyle idam edil­ miştir (H. Bourgade'ın gayretleriyle Fransızca'ya da çevrilmiştir. 1269). o yüz3alda Endülüs'ün toplumsal hayatını tanıtan önemli bir kitaptır. Tunus'ta el-Mustansır tarafından vezirlik makamına yükseltilmiştir. edebiyatçı­ lar. îbn el-Ebbâr. Feth İbn Hâkân bir de Kitâb Matmah el-Enfüs ve Mabrah el-Teennüs fî Mülah ehl el-Endelüs adında 119 . Aragon kralına sığı­ nıp dinden döndüğü zaman İbn el-Ebbâr’ın Belensiye'yi kuşatan Hıristiyanlara karşı yardım istemek üzere gö­ revli olarak Afrika'ya gönderilmiş olduğunu görüyoruz. İbn elEbbâr Belensiye'de doğmuş ve Belensiye valisi Muhammed bin Ebu Cafer'in kâtiplik hizmetine girmişti. İbn el-Ebbâr Afrika'ya gittikten sonra. Tuhfetü'l-Kâdim fî’t-Tâuîh adlı bir tarihî eser daha yazmıştır. tbn Beşküvâl bundan başka Târîh-i En­ dülüs ve Ahbâru Kudâtu Kurtuba adlarını taşıyan iki tarihî eser daha yazmıştır. Bu kitap da Codera ve Ribera tarafından ba­ sılmıştır. aynı zamanda Endülüs'ün fethine.

(*) İbnül-Kûtiye'nin tam adı şöyledir: Ebubekir Muhammed b. (Y. O da geri dönüyordu." 120 .K. havası temiz ve manzarası güzel bir bah­ çeye gitmiştim. I ^ ım bin Esbağ. Beni görür görmez iltifatta bulundu. İsa bin Müzâhim b.bir eser yazmıştır. 11/77. Hemen oracıkta içine doğan şu beyitle cevap verdi: "Münzevinin bile hayret edeceği bir evden Skandal yapanlann skandalim bile gizler.K." Hemen üstadın elini öptüm ve kendisine hayır duada buluna­ rak bahçeye girdim. (Y. (Y." Ibn Kûtiye güldü. Hicrî 250 (M. Muhammed bin Abdülmelik bin Eymen de sayılabilir. elKûtiye. Bu eser daha sonra Mısır'da basılmıştır.) (****) Hocaları arasında aynca Muhammed bin Ömer bin Lübâbe. 864) yılında vefat eden Kadı Ebu'lKâsım Sâid bin Ahmed'in Tabakât el-Ümem'i de zikre değerdir.) (2) Endülüs şairi Ebubekir Yahya bin Hüzeyl el-Temîmî. İbrahim b.) (***) el-Zübeyrî olmalıdır.) (**) el-Kûn olmalıdır. tarih­ çi tbn el-Kûtiye ile arasında geçen bir maceraya ilişkin ola­ rak şöyle bir menkıbe anlatmaktadın "Bir gün Kurtuba da­ ğı eteğinde sulak. M u'cem eMJdebâ. îbn Hallikan bu eseri çok fazla takdir ederek müslüman doğuda yayılmamasından üzüntü duymaktadır. içeri girerken Ebubekir el-Kûtiye ile karşı­ laştım.K. Bûn de kendiâne düşünmeksizin birdenbire şu beyitle karşılık verdim: "Ey benzeri olmayan kişi nereden geldin Güneş ve dünyamn feleği olduğu bu kişi kimdir. (Y.K. DİPNOTLAR: (1) Yâkût Rûmî. Ömer b. Abdülaziz b.

Hicrî 350 (M. Endülüs'e geldiği zaman Belensiye (Valencia) kadılığı­ na tayin edildi (H. ka­ dı Ebu'l-Velîd Abdullah burada bulunuyordu. 400 1 M. İbra­ him bin Yusuf bin T a^ n ’e övücü kasideler yazmış olmasına sinirlenen kardeşi Ali bin Yusuf bin Taşfin’in emriyle boğdu­ rulmuş olduğu samimaktadır. Berberîler Hicrî 403 (M. 962) yılın­ da Endülüs'te Rurtuba şehrinde doğmuştu. 1012) yıhnda Kurtuba'yı istilâ ve yağma ettikleri sırada. Ispanya'da Gırnata civarında doğmuştur. Fakat daha sonra Emir Taşfin bin Ali'nin yakınbğına mazhar olmuş ve kâtiplik hizmetine gir­ miştir. 1009). Öğrenimini En­ dülüs'te bitirdikten sonra Hicaz'a gitmiş. Milâdî 1134 veya 1140 yılında Merakeş'e gönderile­ rek orada öldürülmüştür (H. döşününde Mısır ve Kayravan'a uğrayarak İlmî araştırmalarda bulunmuş­ tur. Hayatıran ilk yıllan bütünüyle sarhoşluk ve ser­ serilik ipinde geçmiştir. Feth bin Hakan'ın. 121 .(3) Ebu'l-Velîd Abdullah bin el-Faradî. (4) Ebu Nasr el-Feth bin Hâkân. Kargaşalık sı­ rasında ölmüştür. 535).

Samanoğullannın çöküş döne­ mi başlanuştı. Hora­ san'da bir memuriyet görevinde bulunan dajnsımn yanı­ na giderek yüksek öğrenimini de burada tamamladı. kolayca Horasan valiliğinde bulunan Emîr Ebu Ali’ye bağlanmajn başardı. Orta Asya. Iran ve Maveraünnehir dolaylan Samanoğullan. dirayetli veziri­ nin güzel idaresi sayesinde. İhtilâlleri düzenleyenlerden biri de Ebu'n-Nasr 122 . Samanoğullannın en şanlı zamanlanna rastlar. Hicrî dördüncü yüzyılın son yan­ sında yetişen en ünlü yazar ve tarihçilerden biridir. ülkesinin bir süre mutlu günler geçirdiğini görmek bahtiyarlığına ulaşmıştı. 976) Ebu’l-Kasım Nuh. İlk öğrenimini yaptıktan sonra. Hakânîler ve sonra Gazneliler arasındaki çekişmelere sahne oldu|ıı bir yüzyılda. Onüç yaşında Samanoğullan tahtına otu­ ran (H. ihtilâller başgöstermişti.EBU'N-NASR MUHAMMED BtN ABDÜLCEBBAR EL-UTBÎ Târih el“Yemînî Ebu'n-Nasr Utbî. Çocukluk dönemi. Ka­ leminin gücüyle kendisini çok kısa bir sürede herkese ta­ nıttığından. Rey'de doğmuş­ tur. Afganistan. Fa­ kat çok geçmeden her yanda fesatlar. fakat soy bakımından Araptır. 366 / M. Fakat Utbî’nin bu şekil­ de hayata atıldığı zam£uı.

Daha sonra. Utbî’nin Horasan valiliği. 386 / M. 123 . tanınmış Kitâb el-Tecnîs yazan Ebu'l-Feth el-Bustî ile birlikte Emîr Ebu Mansur Sebüktekin'in kâtipliğine gir­ di. gerek Ebu Mansur Sebüktekin'in ve ge­ rekse oğlu Gazneli Mahmut'un bütün başan ve zaferleri­ nin tanığı olmuş. valilikten hükümdarlığa yükselme hırsı içindeydi. Bu şekilde Sebüktekin (Sebük-Tigin) hanedanına bağlanan Utbî. Hayatının son dönemlerinde Ebu'l-Hasan elBağavî'nin entrikalarından çok rahatsız olan tarihçi Utbî. Horasan valisi Emîr Ebu Ali'ydi. 7 Ağustos 996) kâtiplik hizmetinde kalmıştı. aynı hedefe daha acımasız bir hırsla yürü­ yorlardı. Nuh’un çocukluğundan yararlanarak Türkis­ tan hakanı Buğra Han'ı Samanoğulları ülkesini ele ge­ çirmeye teşvik etmeye başladı. Bu sırada Samanî emirlerinden Fâik el-Hâssa ve Bektorun da. arkasından meşhur tarihini yazmıştır. Ebu Ali. Bu iki ihtiraslı adam Nuh'un oğlu ve halefi Man sur'un gözlerine mil çektirerek Samanlılar devleti­ nin kendiliğinden çökmesine çalışıyorlardı. bu yeni görevle kâtiplikten mülkiye idaresine geçmiş oluyordu. Ebu Ali'nin yenilerek Ebu Mansur Sebüktekin'e teslimine kadar (H. Bir aralık Utbî'yi. Milâdî 1036 yılında vefat etmiştir.Utbî'nin kâtipliğini yaptığı. Ebu'l-Meâlî'ye vekil olarak Hora­ san valiliğinde görüyoruz. Nisabur'u merkez alan Utbî. Amacı bağımsızhğını ilân etmeye uygun bir ortam hazırlamaktı. bütün çabasını Horasan'da ilim ve kültürün yayılmasına adamış ve bunu başarmış­ tır. o çevre için büyük bir nimet olmuştur. Meşhur yazar. Bütün bu se­ rüvenlerin tanığı olan Utbî.

Hamîded­ din Ebi Abdullah Mahmud bin Ömer el-Necâtî elNisaburî'nin Besâtîn el-F udalâ ve R eyyâh în elUkalâ adlı eseridir. ikinci cildinde İlk Han’a dair önemli bilgiler vardır. Fakat Ebu’n-Nasr Utbî. bizdeki Şefiknâme gibi anlaşılması için daha sonra şerh edilmesine gerek duyulmuştur. Feth el-Vehbî'nin birinci cil­ dinde Türkistan hakanlarından Buğra Han’a. birçok edebî nüktelerle doldurmuş olduğun­ dan. KeşfuzZünün'un verdiği bilgilere göre Şeyh Mecdeddin Kirmânî.Târih el-Yemînî: Utbî'nin bu eseri. yaşadığı yüzyılın en büyük hü­ kümdarı Yemînüd-Devle Ebu'n-Nasr Mahmud Sebüktekin'in tarihî hayatını tasvir eder. Asya kahramanının hayatı ve fetihleriyle birlikte. Bu nedenle yazar eserine Gazneli Mahmud'un Yemînu'd-Devle ünvanına nisbetle Târih-î Yem înî adını vermiştir. Yazılan şerhlerden en önemlileri Şeyh Ahmed el-Meninî'nin Feth el-Vehbî fî Şerh Târîh el-Utbî'siyle. Ebu'l-Şeref Nâsih bin Zafer elGerbedekânî tarafından Farsçaya çevrilmiştir. Hamîdeddin Ebi Abdullah Mahmud bin Ömer el-Necâtî el-Nisâburî ve Şeyh Ahmed el-Meninî gibi kişiler ayn aynU tbî Tarihini şerh etmişlerdir. Fakat İstanbul’da Hamidiye Kütüphanesinde 124 . Hamî­ deddin Nisaburî’nin Besâtîn el-Fudalâ'sı matbu de­ ğildir. iki cilt halinde Mısır'da ba­ sılarak yayınlanmıştır. U tbi Tarihi. asıl metinle birlikte. Feth eIrVehbî. bu eserini ağır bir dille yazmış. Eser. Mısır Hidivi Mehmed Tevfik Paşa zamanında Kahire'de kurulan İlmî cemiyetin yardı­ mıyla. Harizm olaylarını da içermesi bakımından dördüncü yüzyılın tarihî belgelerinden sayılır. Taceddin Isâ bin Mahfûz. Kasım bin Hüseyin el-Hârizmî.

diğeri de 966’ıncı numaralarında kayıtlı­ dır. Tercem e-i Yem înî. kendisini görevinden uzaklaştırmayı başaran Ebu'lHasan el-Bağavî'nin entrikalarını etkisiz bırakmak amacıyla yazmış ve Gazneli Mahmud'a sunmuştu.) 125 . Menucherî. Bu eserde Gazneli Mahmud'un. Esedî ve Yeminî gibi şairler.yazma iki nüshası bulunmaktadır. Horasan ve Sicistan’ı Samanîlerden nasıl aldığı anlatılırken. Fakat Firdevsî. Tarihçi Utbî. İslâmî Doğunun çok karışık olan bir dönemi oldukça aydınlatılmıştır. bu şekilde kitabının tarihî değerini azaltmıştır. Tercem e-i Târîh-i Yemînî.K. Berrâmî. Unsurî. historical niemoirs o f the Sultan M ahmud o f Ghazne adıyla İngilizceye aktardığı Târîh-i Yemînî'nih bu çevirisinin hatalı bir çe­ viri olduğu belirtilmektedir. Raynolds'un The Kitab-i Yamini. eseri­ ne bir tarihten çok edebî bir düzyazı ve yüksek bir nu­ tuk niteliği vermiş. Gazneliler ve Samanoğullan kadar Karahanhlar tarihi için de değerli bir kaynaktır. (Y. Samanoğullan hakkında da önemli bilgiler verilmiş. Cerbedekânî'den sonra da bu eser iki kez Farsçaya çevrilmiştir: Muhammed Keramet Ali bin Hayat Ali-i Dihlevî. Târîh-i Yemînî. Utbî Tarihi. Arapçadan İngilizceye de çevrilmiştir. Ebu Reyhan Bîrûnî gibi filozof­ larla aynı mecliste oturan ve dostluk eden Utbî. 1018) yılına kadar kafiyeli ve secili bir yüce üslûpla tasvir eden bu tarihi­ ni.^*^ DİPNOTLAR: (*) Cerbedekânî tarafından Parsçaya yapılan çevirisinden J. Ferahı. Bunlardan biri ka­ talogun 859. Gazneli Mahmud'un bir zaferler dizi­ si olan şanlı dönemini Hicrî 409 (M. Mevlevi Muhammed Fazl-i tmam Hayrâbâd.

Divhan-ı Risâlât'tan uzaklaştınimasının Beyhakî'dfrçok acı izler bırakmış olduğu eserinden anlaşılmaktadır. 1021) yılına doğru. Beyhakî Hicrî 412 (M. Ebu'l-Fazi Beyhakî. Yeni başkan. Mes’ud dönemlerinde de Divan'dan uzak kaldı. Vefat tarihi Hicrî 470 yılının Sefer ayına (M. Beyhakî henüz çok genç bir yaştaydı. jârmi dokuz yaşında vefat eden Mevdûd'un henüz çocuk olan halefi II. 1077) rastlar. Mes'ud'un halefi 126 .EBITL-FAZL MUHAMMED BİN HÜSEYİN EL-BEYHAKÎ Târih-i Beyhakî Hicrî 402 (M. hem­ şehrisi Ebu'l-Hasan Ali^^^nin rivayetine göre Hicrî 386 (M. üstadı Ebu Nasr'ın yolgöstericiliği ve korumasıyla Al-i Sebüktekin’e bağlanarak Gazne devletinin politik ve yazışma işleriyle uğraşan Divân-ı Kisâlât erkânı arasına katılmıştı. 996) yılında Horasan'ın Beyhak**^ nahiyesine bağh olan Hârisâbâd kasabasında doğmuştur. Sultan Mes'ud ve Sultan Mevdûd zamanlarında olduğu gibi. Üstadına halef olan Ebu Sehl Züzenî ise hakkında pek olumlu şeyler düşün­ müyordu. 1011-1012) yılında onalb yaşında oldu­ ğunu bizzat haber veren Ebu'I-FazI Muhammed. genç katibi istifaya mecbur etti. Divan'm başkanlığını yürüten Ebu Nasr vefat edince.

Gazne hapishanesinde inler­ ken Al-i Sebüktekin tahtı da gıcırdamaya başlamıştı. Abdü'r-Reşid'in Hâcib'i Tuğrul saltanat iddiasına kalkmış. Sultanın vefatından sonra ömrünün geri kalan kısmını kitap yazmakla geçirmiştir. Cemâlüd-Devle. Beyhakî bu kez de kale zindanlarından birine atıldı. Gazne tahtına oturdu. Abdu r-Reşîd'in hüküme­ tinin sonlarına doğru usule aykırı olarak mührü boz­ makla suçlanarak Gazne kadısı tarafından hapse mahkûm edildi. Tuğrul. Ebu'l-Hasan Ali'nin verdiği bilgiye göre. Ebu'l-Fazi Beyhakî'nin bu defaki ikbal dönemi de uzun süre devam edememiştir. Beyhakî. Kale­ lerde hapis olan bütün memurlarla birlikte Beyhakî de zindandan çıkarak eski görevine döndü. Bu zorba ve yağmacı saltanat 57 günlük hükümetten sonra cezasını buldu.Bahaed-Devle Ali'nin saltanatı sırasındaki kanşıklıklara da bigâne kaldı. Sebüktekin hanedanına bağlı olan emirleri imha ederken Beyhakî'yi de Gazne hapishanesinden çı­ kartarak bir kalede yaşamaya mahkûm etti. Kalelerin birinde hapis olan Sultan Mes'ud'un oğ­ lu Seyfüd-Devle Ferruhzâd. 1049-1053) Beyhakî tekrar devlet hizmetine çağrılarak Divân-ı Risâlât başkanlığına tayin edildi. Tuğ­ rul'un bu yolsuzluk dönemi çok sürmedi. Abdü'r-Reşid ile Sebüktekin haneda­ nından on şehzadeyi boğazlayarak hükümeti ele geçir­ mişti. Ebu'l-Hasan Ali’nin Târîh-i Beyhak'ta verdiğ bilgiye göre. 451 / M. Sultan Mahmud'un oğlu Abdü'rReşîd Cemâlüd-Devle ünvanıyla Gazne tahtına çıktığı zaman (M. Sultan Ferruhzâd'ın vefatına kadar (H. Beyhakî. 127 . Fakat. 1059) bu göre­ vinde kalmış.

Mes'ud'un kur­ duğu hükümetin yönetimine dair önemli bilgiler bulmak mümkündür. kendisinin de içinde yuvarlandığı tarihî serüvenini yazmaya başlamış.Târih-i Beyhakî: Gaznelilerin en şanlı günleri gibi. yal­ nız beşinci cildin sonundan onuncu cilde kadar olan kı­ sımları kalmıştır. Gaznelilerin Sultan Mes'ud dönemindeki saray yaşamlarını. 1030-1041) hükümran olan Sultan Mes'ud Gaznevî döneminin tarihî olaylarını içer­ mektedir. Daha sonra H. Morley ilk baskısını Târih-i B eyhakî adıyla yayınlan­ mış ve Tahran baskısında da aynı ad kullanılmıştır. Sultan Ferruhzâd çağında bu hanedanın. Beyhakî Tarihi. en felâketli ve en kanşık dönemlerine de tanık olan Beyhakî. 1889-1890) yıhnda. 1307 (M. Târih-i Beyhakf nin bugün elde buluneuı kısımları ilk kez Morley tarafından 1862 yılında Bibliothecas İndias yayınları arasında Kalküta'da yayınlanmıştır. . Avrupalı araştırıcılar arasın­ da çok önemli bir araştırmaya zemin olmuştur. Elliot ta­ 128 . Yazarın büyük bir kıs­ mı kaybolan bu esere ne ad verdiği bilinmediğinden. Elde olan bu küçük kısım Hicrî 421 yı­ lından 432 yılına kadar (M. ikinci bir düzenle­ meyle Tahran'da yayınlanmıştır. Bugün elde bulunan kısımlarda. Gazneliler devletinin içişleri ve dış politikasıyla yakından ilgilenen bir memunm anılan ol­ ması bakımından son derece önemli bir tarihî belgedir. otuz ciltten oluşan dev bir eser meydana getirmişti. Fakat bu önemli tarih belgesinin en büyük bölümü Moğol istilâsına kurban olan birçok eser gibi mahvolmuş. Gerek Gazneliler ve gerekse o dönemde Ortaasya. Doğu İran ve Maveraünnehir dolaylarının en eski bir tarihî belgesi olan bu eser.

rafından yazılan H îstory o f İndia adlı esere Târîh-i
Beyhakî'den pek çok parçalar alınmıştır. 1887 yılında
Paris’te yayınlanan Divân-ı M enûçehrî'ye yazılan giri­
şin çoğu kısımları da Beyhakî'ye dayanmaktadır.
Beyhakî, dostlarından Mahmud Verrâk adında bir kişi­
nin Hicrî 409 (M. 1018) yılına kadar Gazneliler tarihini
yazmış olduğunu haber veriyorsa da, ne yazık ki bu eser
de, Târîh-i Beyhakî'nin önemli bir bölümü gibi kaybol­
muştur. Beyhakî'nin eseri, Gazneliler devleti tarihi açı­
sından Târih-i Yemînî'nin zeyli gibidir.

DİPNOTLAR:
(1) Ibn Funduk (veya Fındık) adıyla tanınan Ebul-Hasan Ali
bin Zeyd el-Beyhakî de Hicrî altıncı yüzyıl tarihçilerindendir. Keşfü'z-Zünûn, bu zatın Târih-i B eyhakî ve
Meşârib el-Tecârib ve Gâvarib el-Garâib adlı iki eserin­
den söz etmektedir. Ibn el-Esfr ve Alaeddin Cüveynî gibi
meşhur tarihçilerin kaynak kabul ettikleri M eşârib elTecârib; Cüveynî'nin belirttiğine göre, Hicrî 421 (M. 1030)
yılında vefat eden Ebu Ali Ahmed bin Muhammed bin Miskeveyh'in Tecârib el-Umem ve Teâkub el-Himem adh
kitabımn bir zeyli niteliğindeydi. Çok önemli bir tarihî vesi­
ka olduğu anlaşılan M eşârib el-Tecârib'in de, Asya'yı al­
tüst eden zamamn olayları arasında kaybolduğu anlaşıl­
maktadır. Çünkü şimdiye kadar ne Avrupada ve ne de Do­
ğuda elde edilememiştir.
Ebu'l-Haaan Ali'nin kendi ülkesi olan Beyhak hakkında yazmış
olduğu Târih-i Beyhak adındaki küçük eseri ise zamanın
çalkantılarından kurtularak günümüze kadar gelebilmiş­
tir. Ebu'l-Hasan Ali bu eserinde M eşârib el-Tecârib adb

129

tarihini, ünlü tarihçi Utbfnin Târih-i Yemînî'sine ek ola­
rak yazdığını belirtmektedir. İbn Funduk, Târih-i Beyhak'ta, hemşehrisi Ebu’l-Fazi Muhammed Beyhakî hak­
kında da bilgi vermiştir.
( - îbn Punduk'un bugün elde bulunan diğer bir eseri de Tetimme Sivân el-Hikme veya Târih-i Hukemâ el-tslâm'dır.
Bu eser, Ebu Süleyman Sicistânî'nin Sivân el-Hikme adh
eserini tamamlamak amacayla H. 553-563 (M. 1158-1170)
yıllan arasında ve büyük bir ihtimalle H. 558 (M. 1163) den
sonra yazılmıştır. Beş ayn yazma nüshamn karşılaştırıl­
masıyla meydana getirilen tenkitli bir baskısı, Muhammed
Şafi' tarafından Lahor'da yayınlanmıştır (Puncab Universty Oriental Publication Series, nr. 20). Islâmdan sonra
yetişen filozoflann biyogafilerini ve özellikle onlann felsefî
vecizelerini ve hikmetlerini içeren bu eserde, X-XII. yüzyıl­
larda Horasan ve Maveraünnehir'de yetişen filozoflar, dok­
torlar, müneccimler ve matematikçiler hakkında çok değer­
li bilgilere rastlamr. Başka hiçbir kaynakta karşılaşılma­
yan bu bilgileri, Şemseddin Muhammed bin Mahmud
Şehrzûrf, 586-611 yıllan arasında yazdığı Nüzhet el-Ervah adlı eserine kısaltarak almışsa da, kaynağını her ne­
dense göstermemiştir. Yazann, ilim tarihi bakımından çok
önemli ve yeni bilgileri içeren Cevâm i el-Ahkâm elNücûm adlı henüz yayınlanmamış, fakat İran'da yazmalanna rastlanan bir Farsça eseri ile Meşhed Kütüphanesinde
(M. 362) bulunan ve Kitâb el-Lûbâb fi Ma'rifet el-Ensâb
adını taşıyan diğer bir Arapça eserinden de burada söz edil­
melidir. Y.K.)
(2) Beyhak; Horasan'ın Nisabur sancağı içinde Kums ile Cüveyn arasında büyük bir kasabaydı. Yâküt Hamevî Beyhak’ın 321 köy ve kasabayı içine aldığım idare merkezinin
de Hüsrevcird şehri olduğunu söylüyor.

130

EBU SAÎD ABDÜLKERÎM EL-SEM'ÂNÎ

Hicri 506 (M. 1113) yılında Horasan'ın Merv şehrin­
de doğan Sem anî, hadîs ve tarih ilimlerine büyük hiz­
metlerde bulunan bü3niik kişilerden biridir. Kendisine,
bu yüce hizmetinden dolayı Tâc el-lslâm (İslâm'ın Tacı)
adı verilmiştir. Büyük babası Ebu'l-Muzaffer Mansur
Sem'ânî de en büyük fakîhlerden biridir. Başlangıçta
Hanefi iken, Hicaz'a gittiğinde Şafii mezhebini kabul et­
miş olduğundan, ülkesine dönünce bir takım bilgisiz
kimselerin taşlamasına ve ayıplamasına hedef olmuştu.
Bunlar, Benî Temim'den Sem'ân kabilesine mensup ol­
dukları için, tarihte Sem'ânî nisbesiyle tanınmışlardır.
Tâcu 1-tslâm Sem'ânî, öğrenimini o yüzyılda İslâm
dünyasının en büyük ilim merkezlerinden biri olan
Merv'de tamamladı. Daha sonra hadîs ilmi konusunda
araştırma ve incelemelerde bulunmak üzere vatanını
terkederek uzun bir geziye çıktı. Horasan, Maveraünnehir, Irak, Suriye ve Hicaz bölgelerinde uzun bir inceleme
gezisinde bulundu. İncelemelerini bitirdikten sonra yine
Merv'e döndü. Hicrî 562 (M. 1167) yılında burada vefat
etti.
Sem'ânî, Milâdî 1002 yılında, Bağdat yakımnda, Dic­
le nehri üzerinde bulunan Darzican kasabasında doğan

131

ve Hatîb Bağdadî adıyla tanınan Ebubekir Ahmed'in,
Bağdat'ta yetişen bilginlerin biyografilerini içeren ve
kırk ciltten ibaret olan Târih-i Bagdâd adb büyük ese­
rine, onbeş ciltten oluşan bir zeyl yazmıştır. Bıuıdan baş­
ka sekiz cilt olarak Eitâb el-Ensâb adını taşıyan başka
bir eser daha yazmıştır. Bu son eserin yazma nüshası İs­
tanbul'da Köprülü Kütüphanesinde korunmaktadır. Bu
eser coğrafî ve tarihî isimler açısından büyük öneme sa­
hip olduğu gibi, Orta Asya tarihi açısından da son derece
değerlidir, tzzeddin İbn el-Esîr bu eseri özetleyerek üç
ciltlik Lübâb adlı eserini meydana getirmiştir.
Süyûtî'nin Lübb el-Lübâb'ı ise bu son eserin bir özeti­
dir. Sem'ânî, vatanı olan Merv'in, yirmi ciltten oluşan ge­
niş bir tarihini yazmıştır. Oğlu Ebu'l-Muzaffer Abdülkerim adına da M u'cem el-Meşâjdh adında diğer bir
tarihî eser daha yazmıştır. Sem'ânî'nin büyük babası
Ebu'l-MuzafFer Mansur da birçok değerli eserler yazmış­
tır. Minhâc Ehl el-Sünne, el-tbtisâr, ve el-Redd alâ
el-Kaderiye adlı eserleri kendisini tarihte yaşatmıştır.
Sem’ânî'nin oğlu Abdülkerim ise fıkıh, edebiyat ve hadîs
ilimlerinde tanınmış olmakla birlikte, tarih yazarlığı ko­
nusunda babasına ulaşamamıştır.

132

NECMEDDİN EBU MUHAMMED UMÂRE BÎN
ALtEL-YEMENÎ
Kitâb Ahbâr el-Yemen

Kâhtan oğullarının bu ünlü şairi, Hicrî 515 (M. 1121)
yılında Yemen bölgesinin Tihâme kısmında bulunan
Murtan nahiyesinde doğduğu için Yemeni nisbesiyle
anılmıştır. Ebu Muhammed Umâre, öğrenimini Zebid'te
tamamladı. Daha sonra Kâbe-i Muazzama'yı ziyaret et­
mek amacıyla Mekke'ye gitti ve orada araştırmalarına
devam etti. Mekke'de bulunduğu sırada şerif Kâsım bin
Hâşim tarafından elçi olarak Fatımî halifelerinden elFâiz İsa bin Zâfir'e gönderildi (H. 550 / M. 1115). Necmeddin Yemem, bu görevi başarıyla yerine getirdi. Gerek hü­
kümdar ve gerekse veziri Salih bin Ruzzîk tarafından bü­
yük saygı gördüğünden^**, geri dönünce ikinci kez yine el­
çilik göreviyle Mısır'a gönderildi. Bu kez Mısır'da yerleş­
ti. Selaheddin Eyyûbî'nin zaferlerini parlak şiirleriyle
yaşatmaya çalıştı. Fakat daha sonra, son Fatımî halifesi­
nin oğlunu yeniden iktidara getirmek için oluşturulan
topluluğa girerek suikast düzenleme işine katıldığından,
Mısır fakihlerinin fetvaları ve Selâheddin Eyyûbî'nin
emriyle Hicrî 569 (M. 1175) yılının 6 Nisan'ında idam
edildi.

133

Necmeddin el-Yemenî, Mısır’da iktidara gelen vezir
ve emirlerin hayatlarına ilişkin el-Nüket el-Asriye fî
Âhbâr el-Vüzerâ el-M ısriye adında önemli bir eser
yazmıştır. Bu eserde, yeri düştükçe Mısır’ın edebî ve top­
lumsal yaşamına ilişkin de önemli bilgiler verilmiştir.
Yazar ajTiı zamanda bir de Yemen tarihi yazmıştır.
Ahbâr el-Yemen, H. Cassels Kay tarafından çevrildiği
gibi, Arapça metni de basılıp yayınlanmıştır. Yazarın,
büyük İslâm mücadihi Selâhaddin Eyyûbî hakkındaki
ünlü şiirini Makrîzî aynen Hıtat’a almıştır. Hammer de
Necmeddin Yemenî'nin Mısır ehramlan hakkındaki şii­
rini Almancaya çevirmiş ve Les Mines de l’orient’te ya­
yınlamıştır. Necmeddin Umâre, mutaassıp bir sünnî, de­
rin bilgi sahibi bir Şafii fakihiydi. Buna rağmen şii olan
Fatımîlerin veziri olup Melik Salih lakabıyla anılan Talai’ bin Ruzzîk ile, oğlu ve halefi Adil bin Ruzzîk, Ebu Şüca Şâver Sa'dî ve oğlu Kâmil bin Şâver arasında çok sami­
mi bir dostluk vardı. Pek çok iyilik ye ihsanlannı gördü­
ğü Ruzzîk hanedanı hakkında yazdığı methiyeler, Arap
edebiyatının şaheserlerinden sayılır. Şâver Sa'dî, Mı­
sır'da zorbalıkla Adil bin Ruzzîk’ı öldürünce Necmeddin
Ümâre'de Şâver ailesine karşı eski sevgi kalmamıştı.
Önceleri samimi dostu olan Kâmil bin Şâver’e, babasının
vezirliğinden sonra ibret verici bir kıta yazarak gönder­
miş olduğu meşhurdur.^^'

134

DİPNOTLAR:
(*) Umâre, vezir Talai’ bin Ruzzîk tarafindan kabul edildiğinde
ona bir kaside sundu. Vezirin büyük ihsanlarına mazhar
olan şair, onun huzurunda edebiyat dünyasının büyük isim­
leri ve ileri gelen devlet adamlanyla tanışmak firsatı buldu.
Umâre, vezire daha sonra da kasideler yazacaktır. (Y.K.)
(1) Bu manzumenin bir parçası şudur:
"Zaman seninle banşmasa savaş
Akrabalar fayda vermiyorsa uzâklaş
Zayıfın hilesini küçük görme, belki
Yılanlar akrep zehiriyle ölürler
Belkıs'ın arşını Hüdhüd'ün adımı yıktı (...)
Eğer Sermayen ömrünse dikkat et
Gerekli olmadığı halde infakından sakın.
Gece ile gündüz arasında bir çatışma vardır.
Bütün acaipliklerini üstümüze boşaltır.
Gençliğin hiyaneti beni korkutmaz.
Çünkü herşeyden çok bu varhğa ısındım (...)"

135

EBITL-MUZAFFER MÜEYYED EL-DEVLE
MECDEDDÎN ÜSÂME BİN MÜNKIZ'"*

Haçlılar dönemi yazarlan arasında çekici üslûbuyla
dikkat yeken bir sima daha görüyoruz: Üsâme bin Münkız!.. Bu zat tarihçi değildir; fakat. Haçlılarla yaptığı sa­
vaş ve mücadelelerine ilişkin olarak yazdığı anılarıyla ta­
rihçiler arasında anılmaya hak kazanmıştır.
Batıda çok rağbet gören anı yazarlığına, Islâm düşü­
nürlerince o kadar önem verilmemeştir. İbn Sina ve Beyhakî gibi bir-iki kişi dışarda bırakılırsa kendi hayat
hikâyesine dair anılar yazan yazarlara çok seyrek rastla­
nır. Doğuda büyük kişilerin hakkıyla tanınamamasının
nedenlerinden biri de budur. Biyografi yazarlarından ba­
zı tarihçiler, ara sıra kişilikleri ve karekterleri yansıtan
bazı aktarmalar yapmasalardı, büyük kişilerin yaşamla­
rı hakkındaki bilgilerimiz doğum ve ölüm tarihlerinden
ibaret kalacaktı. Bunun içindir ki Üsâme bin Münkız'ın
aynntıh,değerli ve güzel bir eser olan anılanna. Doğuda,
bu alanda yazılmış tek kitap gözüyle bakabiliriz.
Üsâme bin Münkız, Hicrî 488 (M. 1095) yılında Suri­
ye'de Hamâ yakınlannda Urunet vadisindeki Şeyzer ka­
lesinde doğmuştur. Bu kale Hicrî 474 (M. 1081) yılmda,
atalarmdan Ebu'l-Hasan Ali bin Mukallid bin Münkız ta­
rafından Kumlardan alındığı zamandanberi, bağlı bulun­

136

duğu Münkız hanedanının egemen olduğu emaretin yö­
netim merkeziydi. Üsâme'nin Şe3rzer dolaylarına ötedenberi egemen olan ataları, seçkin ve dindar kişilerdi.
Kendisi de zamanının tanınmış bilginleri arasına yük­
selmiştir. Babası, Şeyzer’de durmaya razı olmamış, hak­
kını kardeşlerinden birine bırakarak hayatını İlmî ince­
lemelere, sanata ve ibadete adamıştı. Çok güzel yazı yaz­
dığından, zamanının bir bölümünü Kur'an-ı Kerim yaz­
maya ayırmış, hat sanatı açısından çok değerli olan 46
kadar mushaf yazmıştır.
Genç Üsâme, erdemli ve güzel ahlâk sahibi olan ba­
basının eğitimi altında iyi bir öğrenim gördü. Sağlam bir
karakter, güçlü bir iman ve ahlâkla yetişti. Fakat Üsâme’nin doğduğu yüzyıl ve yaşadığı çevre, bir kavga gürül­
tü dönemi, bir savaş ve karışıklık sahnesiydi. Küçük Şeyzer kalesi çevresinde Sekçuklu Türkleri, Haçb Frenkleri
ve tsmailiye Batınîleri çarpışıp duruyorlardı. Üsâme'nin
doğduğu tarihlerde Frenkler Antakya'yı ele geçirmiş, bir
süre sonra da Kudüs'e doğru yürümüşlerdi (M. 1099).
Şeyzer kalesi, bu savaşlar karşısında güvenlikte değildi.
Bunun için Üsmâme bin Münkız, daha çocuk yaşlarday­
ken savaş ve kavgayla ülfet etmiş, askerî eğitimde sağ­
lam bir meleke kazanmıştı.
Milâdî 1108 yılında Haçlı komutanlarından Tankred
(Tancrede), bizzat Şeyzer kalesi yakınında görünmüş,
çevresindeki köyleri talan edip yıkarak geri dönmüştü.
Bir başka zaman da Emir, çevredeki Hıristiyanlann bay­
ramlarını görmek üzere, emri altındakiîerle birlikte ora­
ya gitmişti. Kalede bulunan îsmailîler, durumu kaleye
göz dikmiş olan Batınîlere haber verdiklerinden, bunlar
ansızın kale önünde görünmüş ve kaleyi kuşatmışlardı.
Buradaki kadınların cesaret ve maharetleri olmasaydı,
kaleyi kesin olarak ele geçireceklerdi. Fakat kadınlar,

137

geri dönen Emir ve askerlerini iplerle içeri alnuş ve bu sa­
yede kaleyi kurtarmışlardı.
Milâdî 1110 yılında Emîr, Frenklerle bir anlaşma
imzaladı. Bu anlaşmayla Tankred, bütün bir Şeyzer ha­
valisinin yönetimini ve Emîr'in bu alanda bağımsızlığını
tanıyordu. Buna karşılık Emîr de yıllık 4000 altın verme­
yi taahhüt ediyordu. Fakat birkaç yıl sonra Üsâme'nin
Frenklerle bizzat çarpıştığına ve büyük ustalık ve kahra­
manlık gösterdiğine tanık oluyoruz. Üsâme, Antalkya
prensi Roger'in yenildiği ve öldürüldüğü savaşa katılı­
yor. Bu savaşa ilişkin duygularını şu şekilde anlatmak­
tadır: "Frenkler, acı acı savaş velvelesi kopardılar. Çev­
remdeki halkın benimle birlikte ölümle burun buruna
geldiğini görünce ölümü küçümsüyordum. Frenklerin
önünde bir süvari yürüyordu. Daha hafif ve çevik olmak
için zırhını çıkarmıştı. Hemen onun üzerine atıldım.
Tam göğsünün ortasından vurdum. Cesedi fırlayarak ye­
re yuvarlandı. Ben de arkadan gelmekte olan diğer süva­
riler üzerine koştum. Hemen geri döndüler. Kuş gibi hızlı
bir ata bindim, izlemeye koyuldum. Bir yandan üzerleri­
ne atılıyor, bir yandan da onların karşı darbelerinden
kendimi koruyordum. Gerilerinde deve kadar yüksek si­
yah bir kanadaya binmiş, son derece donanmış bir süvari
vardı, bu adam cesaretimi kırıyordu. Aniden dönerek
mızrağını üzerime atmasından korkuyordum. Fakat
baktım ki, bu adam atını zorladıkça, hayvan kuyruğunu
sallamaktadır; bundan hayvanın yorulmuş olduğunu
anladım. Hemen üzerine atılarak bir darbe indirdim.
Mızrağım vücudunu deldi ve önünden bir delik açarak
çıktı. Fakat ben de, atma hızı ve vücudumun hafifliği do­
layısıyla, darbenin şiddetinden kendimi tutamayarak
yerimden firladım. Sonra kendimi toparladım, hasmımı
tepelemiş olmanın verdiği sevinçle mızrağımı salladım.

138

şehre taş yağmuru yagdınyor. Bu sırada adamları­ mızdan biri yoldan geçiyordu. Üsâme bu savaşlara katıldı ve on yıl kadar Zengi'nin yanında kaldı.. Direğin üzerindeki mızrak demiri." diye bağırdı.. Kulenin altından da bir yol geçiyordu. Ba­ bamın kölelerinden biri de şöyle bir olay anlattı: Donan­ mış ve silâhlanmış olarak kalenin avlusunda oturuyor­ duk. dostumun evi bu tek güllenin darbesiyle bir anda yerle bir olmuştu. Zengi. Hemen kılıçlarımızı alarak koştuk. ülkele­ rinden getirdikleri mancınıklarla kaleyi zorlamaya baş­ ladılar. Bir keresinde dostlarımdan birinin evine bunlardan daha ağır bir gülle düşmüş. Şeyzer yirmi dört gün kuşatma altında tutuldu. kulenin altından geçen yola düştü.. bunun üstünde de bir mızrak demiriyle tutturulmuş bir sancak bulunuyordu. Bir yaşlı adam koşarak geldi ve "Rumlar arkamız­ dan içeri girdiler." Milâdî 1127 yılında Üsâme'yi. 1137) yılında Şeyzer önüne geldiklerinde. Musul emiri büyük mücahid Atabek Zengi bin Atasungur’un hizmetine gir­ miş olarak görüyoruz. mükemmel bir ordu dona­ tarak Selibon’a karşı cihad açmıştı. Haçlılar­ la birleşen İstanbul imparatoru tarafindan ele geçirilen Şeyzer'in geri alınmasına çalıştı. Mancınıklar. yir­ mi beş okka ağırlığındaki güllelerini oktan daha uzağa atıyorlardı. Emir'in karargâhındaki kule üzerinde bir direk. Sancağın tutturulmuş olduğu parça döne döne. Üsâme bu kuşatma hakkında sanat bakımından büyük değeri olan çekici ayrıntılar vermektedir: "Rumlar. Hicrî 532 (M. Mancınıkla atılan güllelerden biri direğe çarparak ikiye böldü. zavallının göğsüne çarparak hemen öldürdü. mancınık güllelerinden birinin duvarda açtığı delikten içeri girmiş olduğunu gördük..Sonra geri dönerek arkadaşlara katıldım ve onlan sağ ve salim buldum. Rumların. 139 .

Tam bu sırada bir gürültü koptu. Çıkıkçı da cevap olarak: "Efen­ dim. Burada Templier şovelyeleriyle dost oluyor. Avcılık konusunda az çok sanat değeri gösteren uzun sayfalar yazmıştır. Sonra Şam'a giderek orada yerleşiyor. Amcam çıkıkçının çağrılmasını emretti. Ben." Bu kanlı ve feci savaşlardan sonra. Amcası Izzeddin. mancınıklarla atılan güllelerden birinin zavallı ihtiyarın başını kopararak duvarın dibine sıkıştırmış ve beyninin de çevreye dağılmış olduğunu gördüm. Burada avla. Bunları dışarıya attıktan sonra geri dönerek yerlerimize dağıldık. ikinci bir gülle geldi ve beni adamın ayağını sar­ maktan kurtardı' dedi. 1238). musikiyle ve biraz da politikayla uğraşıyor. Amcam kendisine. 'yaralının ayağını ne ça­ buk sardın?" diye sordu.Kılıçlarla üzerlerine atıldık. İhtiyar. Zavalbnın cenaze namazını kılarak cesedini oraya gömdük. Fakat bu sırada ikinci bir gülle gelerek zavallı yaralının başını kopardı. Üsâme'nin Suri­ ye’de dolaştığını görüyoruz. Bir süre Kudüs'te kalıyor. ihtiyacı­ nı görmek için duvara doğru döndü. Bu adamı bulup getirdiler. Arkama döner dönmez. durumu bi­ ze haber veren yaşh adamla kalmıştım. Girdikleri delikten tekrar çıkıncaya kadar kılıç vurduk. Suriye'de başıboş olarak dolaşmaya başlıyor. Çıkıkçı hemen avluya girdi. Adamcağız kale avlusun­ da oturan amcamın yanına götürüldü. adamla­ rımızdan birinin ayağını ezdi. Örnek olarak bunlardan bir parçayı aşağıya aktarıyoruz: 140 . Bunun üzerine Üsâme. Çıkık­ çı adamın ayağım sarmak üzere kale kapısının dışında güvenli bir yere oturdu. Şeyzer'de kırık ve çıkık tedavisin­ de usta bir adam vardı. Ben de biraz uzak­ laştım. kahraman yeğeninin üstün dirayet ve zekâsına dayanan ihtirasın­ dan kuşkulanarak kendisini Şeyzer'den sürüyor (M. şiirle. "Bir keresinde mancmık güllelerinden biri.

bir süre sonra yeniden Suri­ ye’ye döndü. Şam'a yerleştikten sonra ha­ yatını şiir ve edebiyata adadı. Zavalh korkusundan ölmüştü. ata­ larının malikânesi olan Şeyzer de bulunuyordu. Bu olay sırasında yanmda götürdüğü değerli kitapları kayboldu. 549 / M. fakat o gece öldü. Üsâme’nin mensup olduğu el-Münkız hanedanı bireylerinden bir tek 141 . Bir gün meydana gelen müthiş bir zelzeleyle Müslümanlara ve Frenklere ait onüç şehrin yerle bir olduğu haberini aldı. Arslan önce atlar üzerine saldırdı. Fa­ kat Mısır'da rahat duramadı. Yammızdaki adamlardan bazıları yaya idi. Birkaç arkadaşla bu arslanı avlamaya çıktık. Fakat bu huzur ve sükûn hayatı çok sürmedi. adamı bıra­ karak orman içine daldı. Köpeğin arslana saldırdığını görerek şaşırmıştı."Vahşi hajrvanlarla ilgili garip olaylardîîn biri şudur.. Bu felâket sonucunda Şeyzer de harap olmuş. Orada Fatımî hali­ felerinden Hâfiz Lidinillah Abdülmecid'e bağlandı. Uşaklardan biri arslana doğru gitti.. Anılarında suçsuzluğunu savımmuş ol­ masına rağmen Hâfız Lidinillah'ın halefi olan Zâfîr'in öl­ dürülmesinde (H. Cinayete kadar varan ent­ rikalara katıldı. 1154) girişimcilerden olduğu sanılmaktadır. Bu adam koşarak babamın kar­ şısına geldi ve "Efendim. ne de herhangi bir zarar verdi" dedi. Fatımî halifeliği sarayında dönen entri­ kalardan tiksinmiş olmalı ki. Çünkü hayvanla­ rın tümü arslandan korkar ve kaçarlar. Bunun üzerine arslan yayalar üzerine atıldı. Arslan öldürüldü. hayatınıza yemin ederim ki. Arslan. gör­ düğünüz gibi arslan beni ne parçaladı. Bir aralık Şeyzer dolaylarında bir arslan ortaya çıkmıştı. Yanlarında birkaç uşak­ la bir de köpek vardı. Bu şehirler arasında." Üsâme bir süre sonra Mısır’a gitti. Atlar ürkerek kaçtılar. Uşak da evine gitti. Fakat katıldığı kervan. Köpek de sıçrayarak arslanın sırtına bindi. yolda Frenklerin saldırısına uğradı.

Hayatının sonlarına doğru fıkıh öğretiminde bulunduğu anlaşılıyor. Bu sıralarda büyük ve şanlı mücahid Selâhaddin Eyyûbî. cihad ufuklannda doğan bu yeni güneşin ışık demetleriyle ye­ niden canlandı. Fakat daha sonra Ismâilîler ge­ lerek Frenkleri kovmuş ve Şeyzer’e yerleşmişlerdi. Sonra Irak'ta Hısn Keyfe çekildi. Üsâme. Hayatının önemli bir bölümünü Haçlılarla savaş ve çekişmede geçiren Üsâme bin Münkız. felâketten yararlanarak kaleyi ele geçilmişlerdi. Burada İlmî ve edebî incelemeler yapmakla za­ man geçirmeye başladı. ayrı­ ca Fransızca'ya da çevrilmiştir. bizzat buraya kadar geldi. Nureddin‘in ordusunda.^**^ Yazarın edebiyat ko­ nusunda Kitâb el-Bâdî^*'"'*’ adh bir eseri vardır. Haçlılarla yapı­ lan savaşlara katıldı (M. yaşının sekseni geçmiş olmasına rağmen. İslâm semasında görünmeye başlamıştı. Haç­ lı savaşlarını yansıtan anılandır. Bu eserler arasında en Önemlisi. Selâladdin Eyjrûbî kendisini Şam'a davet etti. Musa'nın asası başta olmak 142 . buraya bir bölük asker gönderdi ve Îsmailîleri atarak Şeyzer'i kurtardı. Bere­ ket versin ki bu sırada Suriye'de egemen olan büyük mücahid Nureddin Türkî.^^’ Büyük mücahidin Kudüs-ü Şerifi Frenklerden geri aldığını ve Mescid-i Aksâ'yı haçın ağır­ lığından kurtardığını görmek mutluluğuna eriştikten sonra. Hatta kalenin onanimasma gözcülük etmek üzere. Şam civarında Kâsyûn dağmın doğusun­ da hazırlanan özel kabre konuldu. Bu önemli ve değerli eser Derenbourg tarafından aynen bastırıldığı gibi. bu arada epeyce de kitap yazmıştır.kişiden başka herkes tümüyle ölmüş. Üsâme bin Münkız ayrıca Kitâb el-Asâ adıyla garip bir eser yazmış ve bu kitapta Hz. ötedenberi bu ha­ valiye göz diken Frenkler de. İhtiyar Üsâme. 1188) vefat etti. Hicrî 584 yılı Ramazanın yirmi üçüncü günü (M. 1162).

Potter (London. aslanın ağındaki dişleri kırmışlardı. 1905) M. G. Sallier tarafindan Rusçaya (Petersburg. 1930) tarafından da İngilizceye çevrilmiştir. Biz onu doğru şekli olan "Münkız" şeklinde düzelttik. Onun tarihle ilgili olan. fakat bugün elimizde bu­ lunmayan eserleri de şunlardır: Hz. Schuman tarafindan Almancaya (Innsbruck. Aym zamanda edebî nesrin çağındaki en güzel örneklerinden biri olan kitap. Hitti tarafindan da ya­ yınlanmıştır (Princeton. Bunlar ki. G. Şemseddin buradaki "Münkız" adını "Munkad" veya "Münkıd" okunacak şekilde "dal" harfiyle yazmıştır. Üsâme bin Münkız'ın tarih alanında zamammıza kadar ulaşan bir başka eseri T elhîs Menâkıb el-Ö m ereyn li tbn elCevzî'dir. Hicretten kendi zamanına kadarki olay­ lardan söz eden Fazâil el-Hulefâ el-Râşidîn. Kitâb el<Bedi' (tam olarak Kitâb el-Bedi' fî Nakd el-Şi'r) olacaktır. Târîh elIslâm ve aynca K itâb fîhi Zikr el-B ilâd ve'l-M ülûk ellezîne kânû fî Zamânihi. yaşlılığın neden olduğu güçsüzlüğü şöy­ le bir beyitle tasvir etmiştir: "Kalem taşımayan ellerimin zayıflığına şaşıyorum. Kahire'de 1960 yıhnda yayınlanmıştır.) 143 .) (***) Doğrusu. (1) Usâme bin Münkız. (Y. 1922). DİPNOTLAR: (*) M. 1929) ve Ph. Üsâme bin Münkız'in siyasî ahlâk hakkındaki kitabıyla kadınlar hakkmda birçok menkıbe ve olayları içeren diğer bir eseri de sözü edilmeye değer kitaplar arasındadır." (**) Üsâme Bin Münkız'ın gençlik ve olgunluk dönemlerindeki anılarım anlatan bu kitabın adı Kitâb el-t’tibâr'dır. 1930). (Y.K.üzere.R. Derenbourg bu son eserden bazı par­ çalan özetleyerek Fransızca'ya çevirdiği gibi. yazarın şi­ irlerinden bazılarını da toplamıştır. Peygamber'den ve Be­ dir Savaşına katılan sahabelerin hayatlanndan söz eden elTârîh el-Bedrî.K. Bu kitap edebî sanatlardan söz eder. meşhur asalara ilişkin olarak nakledilen menkı­ beleri aktarmıştır. ICtti (Princeton. Derenbourg'tan sonra Ph.

tslâm tarihinde ilmin ve erdemin en büyük koruyucu­ larından sayılan Nureddin'in sarayı. 1166) yılında kendini Dımeşk-i Şam'a atmayı başardı. önce Basra ve sonra Vâsıt şehrinin yönetim işleri bakan­ lığına tayin olundu. Hicrî 519 (M. 1125) yılında Isfehan’da doğmuştu. İmadüddin'in ilk olarak vezir Avnüddin Yahya bin Hübeyre’ye bağlandığı­ nı görüyoruz. köruyucusuz kaldı ve görevinden uzaklaştı. tmadüddin de çok geçmeden Selâhaddin 144 . Fakat Milâdî 1165 yılında îbn Hübeyre vefat edince. Öğrenimini Bağ­ dat'ta Nizamiye Üniversitesi'nde tamamladı. ilim ve edebiyat alanmda çok parlak izler bıra­ kan îmadûddin Kâtib. tki yıl perişan bir hayat geçirdikten sonra Hicrî 562 (M. O sırada Şam'da Türk hükümdarlarından Atabek Zengi'nin oğlu Melik Adil Nureddin egemenlik sürüyor­ du. Hapishaneye kadar sürüklendi. Selçuklu­ ların iyilik kanadı altında Bağdat'ta uyanan edebî yenili­ ğin parlak bir temsilcisi olarak yetişti. bir kültür oceığı ha­ lindeydi. tbn Hübeyre'nin koruması ve yol gösterici­ liğiyle siyaset ve yönetim hayatına atılan tmadüddin. büyük mücâhid Selâhaddin Eyyûbî döneminin ateşli bir tarihçisidir.tMADÜDDÎN EBU ABDIJLLAH MUHAMMED KÂTİBİSFEHÂNÎ el-Feth el-Eussî fi Feth el-Kudsî Nizâmiye Medresesinin yetiştirdiği şeçkin simalar arasında.

sır ortağı edindiği kâtibini. Bu sırada Selâhaddin Eyyûbî'nin Şam'ı istilâ ederek hükümeti ele geçirdiğini öğrenerek Bağ­ dat’a gitmekten vazgeçip Şam'a döndü (H. Bu şekilde Nured­ din döneminde ulaştığı yeri. divana. 1193). Kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getiren İmadüddin. Onu sefer­ lerinde yanında bulundurdu. O da Bağdat'a gitmeye karar verdi. eski dostunu çok iyi karşıladı. dönüşünde yeni kurulan ve kendi adı verilen İmâdiye Medresesi müderrisliğine tayin olunduğu gibi. aralarında samimi bir sevgi kurulmuştur. Fakat Şam’dan çıktıktan sonra yolda hastalandı ve Mu­ sul'da kaldı. Daha sonra özel kâtipliğine tayin ederek danışmanlığa yükseltti. Selâhaddin'in bütün şanlı savaşlarının takdir edici bir tanığı oldu. Nureddin'in kahramanlık dersanesinde yetişmekte olan Selâhaddin Eyyûbî ile tanış­ mış. Münşîliğe. Selâhaddin. halefi Melik Efdal kendisine yüz vermediğinden. İmadüddin'in rakipleri bu durumdan yararlana­ rak kendisini. 145 . 1172).. çok geçmeden sultanın seçilmiş dostla­ rı arasına girdi. Fakat İmadüddin'in ikbal 3aldızı parlaklı­ ğını sürdüremedi. henüz ço­ cuktu. yani temsilciler meclisine de memur edildi (H. 1173) oğlu Melik Salih. Melik Adil Nureddin. Sultana halef olan (M. Haçlı sa­ vaşları kahramanının vefatına kadar bu şerefli yeri koru­ du. 570 / M. Bilgi ve erdemiyle kendisini Nureddin'e çok kolay sev­ diren îmadüddin. Kâtib tsfehânî. Nureddin'in ölümü. Fakat Selâhaddin Eyyûbî'nin vefatından sonra (M. Bu görevi yaptığı sırada.Eyyûbî'nin babası Emîr Necmeddin ile Kadı Kemâleddin Ebul-Fazl'm değerbilir kılavuzluğuyla bü ocağa girebil­ di. görevini bırakmak ve saraydan ayrılmak zorunda bıraktılar. yani özel kâtipliğe yükseldi. Selâhaddin zamanında da yeniden elde etti. bir ara el^i olarak Bağdat’a. halife Müstencid'e göndermişti. 1174). 568 / M. onun yerini sarstı.

Divân ve münşeat'ından başka Seâlîbî'nin meşhur Yetîmetu'd-Dehr'ine zeylin zeyli olarak Harîdetu'l-Kasr ye C erîd etu l-A sr adıyla Hicrî 500 (M. Mısır. H arîdetul-K asr. yedi ciltten meydana gelen bu eserinde hayatına. İran. bu süre içinde Irak. 1195) yılına kadar çıkan edebiyatçı ve şairlerin biyografilerini anlatan ve on ciltten oluşan de­ ğerli bir eser yazmıştır. tslâm Tarihi adlı eseriyle çok fazla ünlenmiş olan Dozy. Suriye’nin Hicrî altıncı yüzjnidaki tarihine ilişkin olarak gözlem ve incelemeye dayanarak yeizılmış önemli bir tarih kitabıdır. Fakat îmadüddin. Imadüddin’in ikinci önemli eseri. edebiyat ve tarihe ilişkin önemli eser­ ler yazmıştır. 1106) yılından 592 (M. 1201) yıhnda Şam'da Allah'ın rahmetine kavuştu. hayatının bu felâketli günlerini eser yazmaya ayırarak.^^^ Kâtib Isfehânî. Babu'n-Nasr dışın­ daki sûfı mezarlığına defnolundu.gözden düşmüş olarak yine inziva köşesine çekildi/^^ Bu defadaki talihsizliği ölümüne kadar sürdü. el-Bark el-Şâm î’sidir. bugün adım saygıyla hatırlattıran büyük eser­ lerini ortaya koyduktan sonra Hicrî 597 (M. Irak’tan Şam'a nasıl geldiğine. kütüphanenin yazma kitaplanna iliş­ kin olarak düzenlediği kataloga muntazam bir cetvel ek­ lemiştir. Bu eserin beşinci cildi BodlĞi^nne Kütüpha­ nesinde bulunmaktadır. Nureddin Mahmud ve Selâhaddin Eyyûbî ile olan ilişkilerine ve bu iki ünlü hükümdarın tarihî olaylarına dair çok önemli bilgi­ ler vermiştir. Şam. Elcezîre ve Mağrib taraflarında ye­ tişen şeıirlerin hemen hepsinin biyografilerini içermekte­ dir. Imadüddin'in Leyden Kütüphanesindeki bu değerli eserini incelemiş. el-Bark el-Şâmî. Yazar. 146 .^®^ Harvvig Derenbourg ise H arîdetul-K asr’m bazı parçalarını Örnek olarak Nouvaux Melanges orientaus arasında ve 1886 yılında Paris’te yayınlanmıştır.

Nusret el-Fetre ve Usrat el-Katre fî Ahbâr el-Devle el-Sulçûkiye adlı eseridir. Selâhaddin’in gözlemlere dayanarak yazılmış hayat ta­ rihçesini.tmadüddin. Haçlı savaşlannı tasvir eden çok kıymetli bir başka tarih daha yazmıştır. edebî sanatlarla süslü Arapça bir çevirisi gözüyle bakabiliriz. Fakat elKâtib'in bütün eserleri gibi bu kitabı da bizdeki Siyer-i Veysi tarzında iki üç kelimeyle ifade edilebilecek bir dü­ şünce ye bir olay için sayfalar dolusu kelimeleri bir araya getirmiştir. İmadüddin'in bu önemli eserini Trabluşşam'da ele geçirmeyi başaran de Landberg. Selâhaddin Eyyûbî’nin vefatından sonra içinde bulunduğu felâketli döneminde. Kudüs ve Suri­ ye’nin geri ahnışını tasvir etmesi bakımından. el-Bundârî. Selâhaddin'in Anadolu Selçuklulan sultanı Kılıç Arslan. Hemedan meliki Atabek Mıızaffer el-Din gibi Türk hükümdarlarıyla olan ilişki ve savaşlarına dair ol­ dukça fazla belgeler vardır. Hicrî 583 (M. imadüddin'in bu eserini kelime kalabalığından kurtara- 147 . Haçlılarla olan savaşlarını. el-Feth el-Kussî fî'l-Feth el-Kudsî adındaki bu eser. Musul Atabeki tzzeddin Mes'ud bin Mevdûd bin Zengi bin Aksungur. 1187) yıhnda Selâhaddin'in vefatına kadar Suriye ve Filistin'de mey­ dana gelen olayları içeren el-F eth el-Kussî'de. Bu esere Şerefeddin Enûşirvan'ın Farsça ola­ rak yazmış olduğu Selçuklular tarihinin. Avrupaya dönüşünde Sûriye ve F ilistin 'in Selâhaddin Tarafından Fethi (Conquete de la Syrie et de la Palestine par Salah ed-Din) adı altında ve 1888 yıhnda Leiden’de bastırarak yayınlamıştır. Doğudan çok Batıda ün kazanmıştır. Selâhaddin Eyyûbî'nin şanlı zaferlerini sağlayan Türk kumandanları ve Türk askerleri hakkında da bu eserden pek çok yararlanılabilir. Kâtib Isfehânî'nin öncekiler kadar önemli olan diğer bir kitabı da.

Zübdetü'nNusre'yi Milâdî 1226 yılında yazmıştır.K. Ayın yirmiyedisinde çarşamba günü de vefat etti.)" (2) Kadı İbn Hallikân. 209-88).**^ DİPNOTLAR.^^^ Houtsma. umutlananlann umutlan kınldı. (4) Ebu'l-Feth Bündârî Isfehan'da doğmuştur.) 148 . Melik-el Efdal yemekte onun yerine oturmak için emir verdi. Allahu Teala onu a'la-i illiyine kaldırdı. Bundan başka Pirdevsî'nin Şehnâme'sini de Arapçaya çevirmiştir. Hastalığı artmış vaziyetteydi. cumartasi gecesi meclisine oturdu. Sonra da geldi ve oturdu. misa­ firler kovuldu. Gecemn üçte biri geçinceye kadar bir birimize birşeyler anlattık. (3) Le Catalogue des manuscrits de Leyde (11.) Onun ölümünden sonra gece ile gündüzü ayıramaz oldum. Biz pürdikkat vaziyettey­ dik. (. güvende olan korkuya kapıldı. (1) Kâtib Isfehânî.' (*) Zübdetü'n-Nusret. Pazar gecesi de onu ziyarete gittik. ufuk karardı. M sır baskısı. (Y. Vefeyât el-A'yân ve Ebnâi Enbâi'zZaman. el-Feth el-Kussî fî'l-Feth el-Kudsî adlı eserinde. ona minnettar olarak aynidık. Sonra onun imamı bize namaz kıldırdı. Bazı hizmetçiler dışan çıktı. Onun ölümüyle iyilerin dünyası karardı. (. gönlüm karardı aklım başımdan gitti. Zübdetü'l'N usret daha sonra Mısır'da da basılmıştır. 11/74-76. Kalkma vakti gelince.T. Rızıklar kesildi.K.. Kahramanlann temenni ettiği gibi öldü. maruf inkar edildi.. Selâhaddin'in vefatını ve kendisinin gözden düşü­ şünü şu renkli satırlarla tasvir etmektedir: "Saferin 16.. Kaledeki evine defnedil­ di. Irak ve Horasan Selçukluları Tari­ hi adıyla Kıvâmüddin Burslan tarafindan Türkçe'ye de çev­ rilmiştir (T.Tak Ziibdetül-N usret adı altında ayıklanmış bir Selçuknâme meydana getirmiştir. 1943). Bizim ha­ limiz değişti.. Cumartesi gü­ nü sabahı avluya çıkıp oturduk ve çıkışını bekledik. elBundârî'nin bu eserini Irak S elçuklu ları Tarihi (L'Histoire des Seljoukides de riraq) adı altmda 1889 yı­ lında Leiden'de yayınlamıştır.

Fakat Selâhaddin’in halefi kendisini boş bırakmadı. Geri dönüşte Şam’a uğradı. Bir süre öğ­ retimle uğraştıktan sonra Hicaz’a gitti. hem de üzerine bir görev aldı. îşte bu sırada elNevâdir el-Sultâniye adındaki kıymetli eserini yazdı. Selâheddin’in vefatından sonra Yusuf Haleb’e çekil­ di. Hayatının son üç yılım bu iki ilmîlıuruma adayareık memuriyetten büsbütün çekildi. Üs­ tün kişiliğini takdir eden büyük mücahid. Bu eser Albert Schultens tarafından basılmış ve yayın­ 149 .YUSUF BtN BAHAEDDÎN HALEBÎ el-Nevâdir el-Sultâniye Büyük mücâhid Selâhaddin Eyyûbî'nin tarihî serü­ venlerini yazanlardan biri de Yusuf Halebî'dir. Musul'a geri döndüğü zaman. kendi kişisel servetiyle iki önemli medrese yaptırdı. Orada hem incelemelerini genişletti. kendisini Milâdî 1188 yılında ordu hâkimliği göreviyle Kudüs-ü Şerif kadılığına tayin etti. Yusuf. Daha sonra Nizâmiye Medresesi'nin büyüleyici çekiciliğiyle Bağdat’a gitti. Milâdî 1145 yıhnın 16 Mart'ında Musul’da doğmuştu. Öğrenimini burada tamamladı. Burada Selâhaddin Eyyûbî ile tanıştı. Kendisine Haleb kadılığı görevini verdi. Haleb’te oturdu­ ğu sırada. İlmî üstünlük­ leriyle tanınan bir bilgin sıfatıyla karşılandı.

lanmıştır. çok yakın­ dan izlediği Selâhaddin'in hayatını. Haleb tarihiyle ilgili olarak da bir eser yazmıştır. 150 . Fıkıhla ilgili kitapları ise Mısır. Bahaeddin. Bahaeddin. yaptığı işleri ve ba­ şarılarını renkli bir şekilde tasvir etmiştir. bu değerli kitabında. Paris ve Bodl6i6nne kütüphanelerinde bulunmaktadır. Bu ese­ rin yazma bir nüshası Petersburg Kütüphanesinde bu­ lunmaktadır.

Dicle. Ebu'l-Kerem'in bu üç^ogludur. hızla Mezopotamya'ya doğru inerken hilâli zındıran bir kavisle üç yandan kuşattığı bu kasabaya bir ada görünümü verdiğinden. sonsuza kadar sürecek olan ün­ leri arkasında. Musul'un üç ko­ nak uzağındaki ufak bir kasaba. Fırat'la bir an önce kucaklaşabil­ mek için. kendisine Doğu kültürü tarihinde büyük bir ün kazandıracak olan üç kardeş ye­ tiştiriyordu. işte tarihte "îbn Esirler" diye şöhret bulan üç büyük si­ ma. uzak ve karanlık zamanlardan beri sayısız serüvenlere tanık olan Dicle ırmağı kıyısında bulunuyordu. burası ötedenberi îbn Ömer Adası (Cezîre-i İbn Ömerf*^ adıyla anılmaktadır. bu adada yerleşmiş olan Ebu'l-Kerem adında bir kişinin Mecdeddin.^^^ Altıncı yüzyılda. hep hatırlatmaya aday bulunuyorlardı.İBN EL-ESÎR EBLPL-HASAN tZZEDDİN ALÎ BİN EBİ'L-KEREM MUHAMMED EL-CEZERÎ Târih el-Kâmil Hicrî altıncı yüzjnhn son yansında. İzzeddin ve Ziyaeddin adlarındaki üç oğlu. o zamema kadar adı hiç de duyulma­ yan bu küçük kasabayı. Bu kasaba. Ebu'l-Kerem oğullarına iyi bir öğrenim gördürebilmek için daha sonra Musul’a çekilmiş olduğundan İbn Esîrler burada mükemmel bir biçimde öğrenim görebil- 151 .

inişlerdir. bu prensin sırdaşlan arasında görüyoruz. İnsanlık tarihinde önemli bir devrim dönemi açan İslâmiyet'in ortaya çıktığı beşiği görmek. bunu tarihî ve ilmî araştırmaları için bir firsat biliyor. yazmaya baş­ ladığı büyük tarihini yalnız rivayete değil.^^^ İbn Esîr İzzeddin. şiir ve inşa da kendini göster­ diği gibi. ya­ ni îzzeddin de. İslâm dünyasının yetiştirdiği en tanınmış tarihçileri arasına yükseldi. Üç kardeşin ortancaları. Daha son­ ra. o savaş ve kavga yüzyıhnm siyâsî kişileri ara­ sında da büyük yer kazandı. büyük ve önemli olayların geçtiği yerleri görmek için. çe­ şitli ilimlerle ve özellikle hadîs ilminde tamndı. İbn Esîrlerin en büyüğü olan Mecdeddin. İbn el-Esîr İzzeddin. İbn Ömer Adası'nda doğmuştu. Hicrî 555 (M. En kü­ çükleri olan Ziyaeddin ise. Çok geçmeden Musul Atabek'inin dikkat ve saygısını üzerine çeken Izzeddin'i. İzzeddin bu elçilik görevi­ ni parlak bir biçimde yerine getirdikten sonra. 1160) yılının Cemaziyel evvelinde. îzzeddin ile çağdaş olan ve kendisiyle görüşen Ibn Hallikân. çocukluğundan beri tarihî araş­ tırma ve incelemelere karşı merak duymuştu.Henüz o zaman Hülâgu'nun yıkımma uğramamış olan Bağ­ dat'ın zengin kütüphaneleriyle. ortaya çıkan her fırsatı değerlendirmekten geri durma­ dı. Ailesiyle birlikte Musul'a göçtüklerinde Ebu'l-Fazi Abdullah bin Ahmet Hatib gibi büyüklerin derslerine devam ederek az zamanda büyük bir ilmî şöhret kazandı. Ata­ bek kendisini elçilik göreviyle Bağdat halifesine. Şam ve Kudüs prenslerine gönderiyor. aynı zamanda gözlemlere de dayandırmak için birkaç kez Hicaz bölge­ 152 . Kudüs ve Şam'ın tarihî anıtlarını yılmaz bir azim ve sönmez bir şevkle araştırıp inceliyor. onu aynı zamanda ha­ dis usulü ve hıfzında da İmam olarak tasvir etmektedir.

Musul'daki inzivası sırasında kültür dünyasına yadigâr ettiği üç büyük eseriyle tarihte sürekli bir ad bırakmıştır. İzzeddin'in kültür ve erdemini. İkincisi Üsdül-Ğâbe fî Ma'rifet el-Sahâbe. Kitâb el-Ensâb. Ashâb-ı Kiram'ın isimleri ve biyografilerinden söz et­ mekte ve beş ciltten oluşmaktadır. Bağdat'tan geçerken o yüzjahn en büyük bilginlerinden sayılan Ebu'l-Kâim Yaîş bin Sadaka ve Ziyâeddin Ebu Ahmed Abdülvehhab bin Ali Sûfî gibi kişi­ lerden pek çok yararlandı. ünlü tarihçi Kadı Şemseddin Ahmed bin Hallikân ile görüşmüştü. Bu da. izlenimlerini anlatırken. İbn el-Esîr'i bu dairede ziyaret eden İbn Hallikân. babasının bu bilgin dostundan büyük ik­ ramlar gördüğünü yazm aktadır. Bu üç eserden birincisi Kitâb el-Ensâb. çok büyük say­ gı gösterdiği İzzeddin’e kendi sarayında özel bir daire vermişti. üçüncüsü de Târih el-KâmiI'dir. Şeyh Ebu Saîd Abdülkerim bin Sem'ânî'nin sekiz büyük ciltten oluşan büyük eserinin düzeltme ve ayıklanmasıyla meydana getirilmiştir. 1128) yıh sonlannda Haleb'te Şehabeddin Atabek Tuğrul'un yanında misafir olarak bulunduğu sırada.Tarihçi İbn el-Esîr. Hicrî 626 (M. Özellikle Abbasî hilâfeti tari­ hine ilişkin birçok belgeler topladı. İzzeddin İbn el-Esîr. 1232) yıhnda Musul'a vefat etmiştir.sine kadar gitti. Adını sonsuzlaştıran o bü3^k eserlerini yazmaya baş­ ladı. İslâm tarihi ve 153 . Hicrî 630 (M. Üç cilt halinde düzenlenmiş olan bu eser. Eyyubîlerden Haleb hükümdarı Melik Aziz bin Melik Zâhir'in Atabeki olan Şehabeddin Tuğrul. Üsdü'l-Ğâbe ise. ahlâk ve alçakgönüllülüğünü takdir edici bir dille anmakta. Bu uzun ve zor araş­ tırma gezilerinden sonra Musul’a dönerek evine kapan­ dı. soylar bilginleri arasında büyük bir değere sahiptir. İzzeddin İbn el-Esir.

İbnulEsîr’in bizce en önemli eseri ise meşhur tarihidir. Edinebilenler de geleneksel metodunu hoş bulmuyorlardı. İzzeddin. İbn el-Esîr’in yaşadığı kargaşalık döneminde Târih elUmem ve'l-Mülûk'un nüshaları çok az bulunuyordu. Üsdü'l-Ğâbe. o zamana kadar tarih yazarlarının izledikleri pıetodu eleştirdikten sonra. İbn el-Esîr bu değerli eserin açık ve akıcı bir özeti olarak Tarih elKâmil'i meydana getirdi.hadîs ilmiyle uğraşanlar için en değerli ve en güvenilir bir kaynaktır. elKâmil fi't-Târih’i yazarken izlediği metod konusunda önemli Açıklamalar verir İbn el-Esîr. derin bir ihtiyacın ürünüdür. tbnü'l-Esîr el-Kâmil'i^**^ yîizmak için en güvenilir kaynaklan incelemiş. Bu eserini diğer kaynaklardan topladığı bilgilerle zenginleştirdi. kültürlü olduklarını iddia eden kimselerin bilgisizliğinden acı bir dille yakınır ve bu anlayışı çürütmek için tarihin gerekliliği ve önemine iliş­ kin anlamlı görüşler ortaya koyar. 1863) yılın­ da Mısır'da Vehbiye matbaasında basılmıştır. zamanında tarihe karşı rağbet gösterilmemesinden. Fakat Tarih el-Kâmil. İslâm dün­ yasında seyahet eden tüccar ve bilginlerin ağızdan anlat­ tıkları ve yazdıklan bilgileri ve kendi gezilerinden edin­ diği izlenimleri toplamış. insanlığın yaratıhşından Hicrî 628 (M. Özellikle İslâm'dan 154 . Hicrî 1280 (M. bunları birbirleriyle karşılaş­ tırmış ve ondan sonra eserini yazmaya başlamıştır. 1230) yıh sonuna kadar geçen dünya olaylannı içeren genel bir tarihtir. el-Kâmil fi’t-Târih: İbn el-Esîr adını Doğu ve Batı dünyasında saygı ve takdirle yaşatan bu eser. eserinin girişinde. Herkes bu eseri kolayca edinemiyordu. Muhammed Cerîr Taberî'nin izleyicisi­ dir.

îbn Cerîr tarihinin sona erdiği zamandan. 11 ve 12. İkinci bas­ 155 . Tarih el-Kâmil'in değe­ rini arttıran nedenlerden biri de. Musul'da. İslâmî döneme ait Türk tarihi açısından en önemli bölü­ mü. el-Kâmil. Batı îslâm dünyasına dair birçok bilgiler vermiş olmasıdır. Eserin. İbn el-Esîr. Tarih el-Kâmil 1851-1876 yılları arasında Tornberg tarafından ondört cilt olarak Leiden'de basılarak yayınlanmıştır. Eserin birinci bölümüyle ikinci bölümünün başlarında. kendi bulunduğu zamana kadar (H. tari­ hini yazarken. bu­ nun oğlu İkinci Nureddin Arslan Şah'a vesayetle ve ger­ çekte bağımsız olarak saltanat süren Bedreddin Lü'lü. 10. Yazar üslûptaki kuruluğa rağmen. Yazar. Musul Ata­ beklerinden Nureddin Arslan Şah'ın vefatından sonra oğlu İkinci îzzeddin Mes'ûd’a ve onun ardından da. konunun uygun düştüğü yerlerde gerçek birer dram levhası yaratmak gücünü göstermiştir. Daha sonra Mı­ sır’da. 628 / M. o kargaşalık döneminde İbn el-Esîr'e tarihini yazabileceği sakin bir çevre sağlayabilmişti. ciltleridir. biri İslâm öncesi ve diğeri de İslâm sonrası olmak üzere iki bölümden meydana gelmiş ve oniki cilt halinde düzenlenmiştir. eserinin girişinde bu durumu minnettar bir dille anmaktadır. Tarih el-Kâmil’in biçimi Târih el-Umem ve'l-Mülûk'u an­ dırmaktadır. 1230) geçen olayları da topla­ yarak eserinin değerini artırdı. Türk tarihinin ilk dönemini ay­ dınlatacak hayli bilgi bulabilmek mümkündür. Bulak matbaasında iki kez basılmıştır. kültür ve dirayetiyle meşhur olan Bedreddin Lü'Iü egemenlik sürüyordu.önceki Araplann yaşamları ve savaşlarıyla ilgili olarak "Eyyâmu 1-Arab" adı altında özel bir konu ekledi. Fakat Tarih el-Kâmil. birçok konuda da­ ha toplayıcı ve daha canlıdır. Çünkü kendi zama­ nına kadar ki Doğuda yetişmiş tarihçiler Batıdan hiç söz etmemiş veya pek az bilgi vermişlerdir.

Egemenliği altındaki ülke çok 156 . Haçlılar dönemi tarihçilerinden sa­ yılmaktadır.kısı Hicrî 1290 (M. Musul Atabekleri tarihidir. îbn el-Esîr’in Türk tarihi açısından Önem taşıyîm di­ ğer bir eseri de. j ^ ü gü­ zel. Bu kitap. 1873) yılında Mısır’da basılan el-Kâmil'in kenarında. 1873) yılında yapılmıştır. Arapla­ rın Sicilya'daki egemenlikleri hakkında yazdığı muaz­ zam eserini (Bibliotheca Arrabo-Sicula) hazırlarken. Alnı geniş. Tarih el-Kâmil yazarının üslûbunu anla­ mak için. Karamanî Ebu'l-Abbas Ahmed bin Yusuf un Ahbâr el-Düvel ve Âsâr el-Üvel adlı tarihiyle. de Slane tarafından Fransızcaya çevrilmiş ve orijinal met­ niyle birlikte H açlılar D evrinin D oğu Tarihçileri (Historieris orientaux des croisades) külliyatı arasında basılıp yayınlanmıştır. İtalya'lı bilim adamlarından meşhur Aman. gözleri tatlı ve şirindi. îbn Şıhne ve Utbî tarihleri de yayınlanmış­ tır. genel bir tarihtir. "Nureddin. Hıristiyan Batıyla Müslüman Do­ ğunun çarpıştığı dönemleri anlatan bölümleri olduğun­ dan. Arapça yazılmış olan tarihlerdeki Mağrib'le ilgili parça­ lan çevirmek için Fransa Hükümeti tarafından görevlen­ dirilen Fagnan da. Hıristiyan Avrupa Müslüman Doğuyu boğmak ve mahvetmek üzere doğuya aktığı zaman. Cezîre'li yazar. Fakat eserin en önemli bölümleri. 1290 (M. özellikle Tarih el-Kâmil'den çok yararlanmaktadır.^®^ İbn el-Esîr'in kitabı. esmer tenli ve uzun boyluydu. Kur'an'ı ve onun izinde jâirüyenleri savunmuş olan Türk kahramanı Nureddin bin Zengi'nin övülmesiyle ilgili olan şu satırla­ rını okumak yeterlidir. Sakalı sey­ rek ve yalnızca çenesinin altındaydı. Tarih el-Kâmil'in bu ülkeyle ilgili bö­ lümlerini bütünüyle Fransızca'ya çevirmiş ve birçok not­ lar ekleyerek 1901 yılında Cezayir’de yayınlamıştır.

Savaşlarda elde ettiği gani­ met mallarından şahsına bir şey ayırmaz. Ben ancak bu hâzi­ nelerin bekçisiyim. Sana olan sevgim­ den dolayı da kendimi cehennem ateşine atamam” karşı­ lığını vermişti. yine Beytül-Mal'den on para almamış. Geçmişteki sultanların hepsinin özel ve siyasî hayatlarını inceledim. Elimdeki bütün mallar ve hazineler benim değil. özellikle riyazet ve takvası. Yediği şeylerle. Müslümanla­ rın Beytül-Mal'inden kendisi için tek tane bile almazdı. 1117) yılında doğmuştu. Harameyn-i Şerifeyn (iki Harem-i ŞeT if)'d e adına hutbe okunuyordu. fa­ kat çok güçlü bir portresidir. bir hü­ kümdar karısının harcamaları için yıllık yirmi altını azımsaması karşısında Nureddin: 'Benim başka malım yoktur. âlicenap hareketi nedeniyle ünü bütün dün­ yayı tutmuştu. Güçlü bakışıyla keskin bir psikolog olan îbn el-Esjr. Adaletin yerine getirilmesi için Nureddin kadar ça­ lışan hiçbir emîr bulamadım. yapmacıksız. Raşid Halifeler ve Ömer bin Abdülaziz müstesna olmak üzere."*’ ^ İbn el-Esîr'in bu satırlan. Bunun için de Beytul-Mal'den kendi­ me ve aileme hiçbir şey harcayamam. Hanımı hep içinde bulundukları ihtiyaçtan dolayı şikâyet ettiği hal­ de.T. çok güzel seçilmiş birkaç seçkin çizgiden almıştır. Adalet ve doğruluğu.. fazilet bakımından Nureddin'in topuğuna yetişen hiçbir hükümdar görme­ dim. çok sınırlı olan kişisel harcamalarını kendi malı olan mülklerin geliriyle sağlardı. teklifsiz ve tabii. onun. Müslümanların Beytül-Mal'ınındır. Nureddin'in yüksek nite­ liklerinden. ir­ fan ve fazileti benzersizdir.. Yazar bu tasvirin bütün gü­ cünü. merhameti. Şemsü’d-Devle Eyyûb’un. Yemen'i fethetmesinden sonra burada da Nureddin adına hutbeler okunmuştu. Hicrî 511 (M.fazla genişlemişti. sa- 157 .ürk kahramanı ve İslâm mücahidi Nureddin'in. İslâm'ın bu şanlı mü­ cahidi.

Onlara. 1163) yılı Ramazanında Hârim kalesini Frenklerin elinden al­ mıştı.vaşlann tasvirinde de büyük bir ustalık göstermektedir. bize bu konuda bir fikir verebilir. Frenkleri şaşırtmak düşün­ cesiyle. Müslümanlann Frenklerin kahrı altında nasıl ezildikle­ rini. ordusunu toplayarak hemen harekete geçti. Nureddin. bütün şeyhlere ve bilginlere. idarem altındaki ülkelerin halkı bana karşı ayaklanarak ülkeyi elimden alacaklardır. Kudbeddin. inzivaya çekilmiş kimselere. onun ansızın fikir değiştirmesinden hayrete düşerek. namaz. Fakat Hısn Keyf emiri Fahreddin Karaaslan. "Nureddin. Çevre­ sindekiler. düşünce gü­ cünü yitirmiş olmalı ki. Musul emiri olan kardeşi Kudbeddin Mevdûd ve diğer emirlere elçiler göndererek yardımlarını istedi. Hicrî 559 (M. Bu amaçla. Nureddin. Bu hayırlı fetih şu şekilde gerçekleşmiştir: Daha önce aktardığımız gibi Nureddin. Fakat ertesi gün o da ordusuna cihada hazırlanma emrini verdi. Her gün Frenklerin ne kadar Müslümanı şehid ettiklerini ve ne kadar Müslümanm da zindanlarda inlediğini ayrıntıla- 158 . ne kadar acı ızdıraplar çektiklerini anlattı. zühd ve taatla güçsüz düşmüş. eğer kendisine yardım etmeyecek olursam. Fakat orduları az zamanda zayiatlarını telâfi ederek in­ tikamlarını almak üzere yeni bir cihada hazırlandılar.. ülkelerine saldırma girişiminde bulundu.. Bu sırada Frenklerin bir bölümü krallarıyla birlikte Mı­ sır'a gitmişlerdi. dünya ihtiraslanndan el çekmiş olanlara mektuplar gönderdi. "Nureddin oruç. Suriye'de bulunan Hârim kalesinin Nureddin tarafın­ dan Haçlılardan alınmasım tasvir eden şu parça. Bukîa'da yenilmişti." diye­ rek başlangıçta bu teklife kulak asmadı. Dedi ki: "Nureddin bana karşı öyle bir siyaset izledi ve beni öyle bir durumda bıraktı ki. kendisine bağlı olanlarla birlikte sonu çok kötü olacak bir tehlikeye atılmak istiyor. bunun nedenini sordular.

kanlı yaşlar dökerek bütün bu topluluğa okudular. Önce Frenkler. korunmasız kalan düşman piyade kıtasına kılıçlarıyla saldıracak ve işleri­ ni bitireceklerdi. Sayısız saldırılar yaptı. Yüksek bir yerden Nureddin'in ordusu üzerine saldırdı­ lar. Nureddin'in mektubunu. Nureddin. Bü­ tün güçleriyle prenslerinin. piyade kıtasından ayırmaktı. Antakya prensi Boemond. Nureddin'in plânı. Kalenin çevresine çekildiler. Haçlıların kumandanlığında. Hârim'in kuşatılmasından vazgeçip kaçar gibi göründü. Bun­ lar da müritlerini. aldatıcı bir şekilde kaç­ maya başladı. Düşman atlısıyla piyadesini bu şekilde birbi­ rinden ayırdıktan sonra mücahidler. Kaleyi kuşattı. bunun üzerine savaşa karar verdi. Frenkler kendisini izlemeye cesa­ ret edemediler. Fakat umduğunun tersine. Bu kanat Nured­ din'in ustalıklı plânı gereğince. geri çekilen sağ kanadı takip edecek olan düşman atlılarını. 159 . o çağın psikolojisini çok güzel bir şekilde gösteren bu satırlardan sonra. Trablos Kontu Kommus. savaşın aynntılanna gir­ mektedir: "Nureddin. Sonuç Nureddin’in plânladığı gibi oldu. İslâmın kurtulması için dualarım istedi ve Müslümanların cihada teşvik edilmesini rica etti. Müs­ lümanların sağ kanadına yüklendiler. öğrencilerini ve dostlarını topladılar.nyla bildirdi. şövalyelerinin. îşte ben de bunun için Frenklere karşı yürüme gereğini duydum ve size hareket emrini vermeye mecbur oldum. piskoposları­ nın ve papazlarının başkanlığı altında imdada koştular... Mancınıklarla döv­ meye başladı. bu çeşitli ordulann başında. Hârim üzerine yürüdü. Prenklerin en ünlü emir­ lerinden biri olan İbn Josselin ile Rome ülkesinin en güç­ lü ve en nüfuzlu Dük'ü bulunuyordu. "Haçlıların yaklaşması üzerine Nureddin." İbn el-Esîr. Bunun üzerine Su­ riye kıyılarında kalmış bütün Frenkler toplandılar.

İbn el-Esîr. İbn el-Esîr yalnızca Haçlılar dönemini anla­ tan ve yalnızca Doğu Müslümanlanna ilişkin olaylan us­ taca tasvir eden bir tarihçi değildir.el-Kâmil'de. ünlü selefi İbn Cerîr'in üslûbunu andıran. Esirleri topla­ maya başladılar.. Sonunda kesin bir biçimde yenilgiye uğradılar. piyade kıtalarının müthiş sonunu görerek cesa­ retlerini yitirdiler. Bu sırada Murabıtlar tahtında 160 . Târih. Dönen düşman sü­ varileri. Murabıtlar hanedanını or­ tadan kaldırarak Fas ülkesinde kendi sülâlesinin ege­ menliğini sağlayan Abdülmu min'in Merakeş'i ele geçiri­ şini şu canlı satırlarla yaşatmaktadır: "Abdülmu min Fas ve çevresini ele geçirdikten sonra. piyade kıtalarının üzerine atıldı.Düşmanın karşı koyma gücü kırılınca.". Bununla birlikte üzüntülü olarak yap­ tıkları savunma çok şiddetli oldu.^®* Fakat. Fakat bu sırada birço­ ğu öldü. Musul ordularının başında bulunan Zeynelâbidîn. fakat ondan daha canlı ve daha kapsamlı olan üslûbu. muzaffer mücahidler de kıhçianm kınlarına koydular. Her yandan kuşatılarak mahvolduk­ larını anladılar. kendilerini aldatmak için ka­ çan mücahidleri peşlerinde buldular. Antakya prensi Boemond ile Frenklerin şeytanı olan ve Müslümanlara kar­ şı en fazla kin ve düşmanlık besleyen Fransız Kontu. Endülüs ve Magrip olaylarını da canlı bir biçimde tasvir eden değerli sayfalar bulmak mümkündür. Bütün bu kıtaları imha etti ve kalanlan da esir aldı. Fas'ta geçen bir trajediyi tasvir eden şu satırlarda daha açık bir şekil­ de görülmektedir. Pek çok esir aldılar.Haçlı süvarileri kaçanları kovalamak için ordugâhlanndan ayrılınca. İbn el-Esîr. Mağiib'in en bü­ yük şehirlerinden biri ve Murabıtlar'ın başkenti olan Merakeş üzerine jrürüdü. Rumların Dük’ü ve İbn Josselin esirler arasında bulunu­ yordu!. Düşman süva­ rileri geri döndüklerinde.

idare işleri ülkenin ileri gelenlerinin eline geçmişti. Bu müthiş kıtlık yüzünden yüz binden fazla insan ölmüştü. şehir içindeki halkın hare­ ketlerini gözlemek ve orduların çarpışmasını izlemek üzere. Murabıtlar hü­ kümdarı İshak bin Ali'nin yaşının küçüklüğü dolayısıy­ la. hayatlarının bağışlanması şartıyla. Bunlardan biri Abdülmü'min'in ordugâhına gelerek ka­ lenin zayıf noktalarını haber verince. Hükü­ metin hizmetinde kullandığı Avrupailı bir askerî kıta. Şehirde kıtlık bütün şidde­ tiyle hüküm sürmeye başlamıştı. Emir İshak ile Murabıtlann emirlerini saraydan çıkardılar.. 1146) yılında şehrin batısında bir yeri tuttu. Sonunda kuşatma altındakilerin yiyecekle­ ri azaldı. Abdülmü'min. Abdülmü'min onbir ay. Murabıtlann çeşitli aralıklarla yaptık­ ları ayaklanma hareketlerini bastırdı. kuşatmanın devamından bıktıkları için. genç hükümdarının böylesine alçalmasını görünce 161 . başkente hâkim yüksek bir kule yaptırdı.oturan İshak bin Ali bin Taşfin. Ordusu­ nun yerleşmesi için evler yaptırmaya başladı. Aralarında kıtlık başgösterdi. şehrin kapılarından birini Abdülmü’min'e teslim ettiler. Emirler birer bi­ rer boğazlanırken.. Açlıktan ölenlerin kaldırılamayan ceset­ lerinin kokusundan hiçbir yerden geçilemiyordu. Muvahhidler. Hicrî 541 (M. kulelerinden ve mancınıklarından şehre dehşet yağdıran kuşatmacılann umut ve cesaretleri arttı. henüz çok gençti. Onlarla birçok sa­ vaşlar yaptı. genç Emir İshak da sürekli olarak ağhyor. Bir de ca­ mi yaptırdı. ellerinde kılıçlarla Bâb-ı Ağmat denilen bu kapıdan içeri daldılar. Bundan başka. Önlerine çıkan veya kendilerine karşı koyan askerlerin tümünü kılıçtan geçirdiler. Saraya gjrdiler. Karargâhım bir tepe üzerine kurdu. Askerler atlarını kesip yiyorlardı. Abdülmü'min'e hayatının bağışlanması için yalvariyordu: Elleri arkasında bağlı olarak yanında duran bir zabit.

1/640. bu kasabaya "Ibn Ömer Adası" adımn veril­ mesi konusundaki incelemelerini aşağıya aktarıyoruz. anana mı." dedi. Sokaklardan cesetleri toplattı. Ebu's-Saâdât elMübarek b. İç kalede güzel ve şirin bir cami yaptırdı. Daha önce Yusuf bin Taşfin tarafından yaptırılan camiyi yıktırdı. Tahran baskısı. Güçlü ol! Mertçe dur! Yalvardığın bu adam bir kâfir. Arab ensabı. "Ne ağlıyorsun. haberleri."(Ibn Hallikân Vefayât el Ayân 1/347 Mısır Baskısı) (3) Nâme-i Dânişverân-ı Nâsırî.yüzüne tükürdü.. babana mı?. (îbn Hallikân Vefayât el Ayân 1/348) (2) "Hadis hıfzı ve bununla ilgili mevzularda bir önderdi. yedi gün süren katliamdan sonra sağ kalanlara genel af ilân etti!.. Evs el-Sa'lebinin iki oğlu Evs ve Kamilin adasından olduğunu öğrendim. Irakeynin emiri Yusuf b. Merakeş’i başkent yap­ tı. (4) "626 yılımn sonlannda Haleb'e vardığım zaman adı geçen 162 . eyyamı ve olaylan konusunda da uzmandı. (R. Ömer adında Berkîd halkından bir adam orayı imar etti ve onun adına nisbetle amldı... Sonra İbnül Müstevfı'nin ta­ rihinde adı geçen Ebul Hasan'm kardeşi. Sonra doğrunun ne olduğunu öğrendim."‘®> DİPNOTLAR: (*) Bugün Mardin iline bağh bir ilçe merkezi olan Cizre. Bunlann da kim olduğunu bilmiyorum. "Zikredilen adaya Ibn Ömer adası diyorlar ama hangi Ibn Ömer'i kastettiklerini bilmiyorum. Abdülmü'min. Kafasını sopalarla ezerek öldürdüler. Eski ve yeni tarihleri hıfzetmişti. Muvahhidler hemen bu zabitin üzerine atıldılar. Muhammed'in biyografisinde onun Ömer b. Ertesi yıl da tshak bin Ali'nin başı kesildi. Abdülaziz b.. bir dinsizdir!.. Bazı tarihlerde Musul'a tabi yörelerden olup Ömer'in iki oğlu Evs ve Kamile nisbet edildiğini okudum.) (1) Ibn Hallikân'ın. Ömer el-Sekafi'y® nisbet edildiği söylenir..

toplumun ile­ ri gelenlerini adlarıyla zikrettim. mütavazi bir kişi olduğunu gördüm. Tavaşî ona çok güveniyor. (8) Ibn el-Esîr. bu yüzden çok özel ilgi ve cömertlik gösteriyordu. onun tüm haberle­ rini baştan sona kadar anlattım. (6) Ibnel-Athir.) (5) "işte bundan dolayı hadisenin tamamını. Târih el-Kâmil. Daha sonra Musula gitti. (9) Ibn el-Esîr. Bende eskisi gibi onu ziya­ rete başladım. (R. 1985-86. Çünkü onunla ilgili haber­ ler birbirinden ayrılırsa bir şey anlaşılmaz. sene içinde vefat eden bilginleri. ortaya çıkan ve peşi sıra gelen bir ta­ kım olaylar sebebiyle uzun müddet ondan ayn kaldım. İstan­ bul. 13. Târih el-Kâmil. Onu taradıktan sonra fazilet­ li. Kendisi 627'de Şama gitti. Bu kusurlann ka­ lemimden çıktığını ve onun sebebiyet verdiğini söyleye­ mem." (Ibn Hallikan 1/347-48 Mısır Baskısı) (**) el-Kamil fi't-Tarih. ilgi gösteriyor ve ikram ediyordu. Târîh el-Kâmil. Yine her sene­ nin sonunda. cilt. Eserin ço­ ğunu yazdıktan sonra. Onu sık sık ziyaret etmeye başladım. sonra 628'de Halebe geri döndü. 1/403. 163 .İzzeddin orada Haleb hakimi el-Melik el Aziz b. konuyu bozmadan bir araya topladım." (Ibnü'1-Esîr.. 11/181. Eğer herhangi bir yörede kısa süreli haki­ miyet kuran bir hakimden bahsettiysem. (7) Ibn el-Esîr.. Zahir'in Atabeği Tavaşî Şihabüddin Tuğrul el-Hadim'in yaranda mi­ safir olarak ikamet ediyordu. Bu­ nunla beraber yine de kusurlarım vardır. Onunla babam arasında (Allah rahmet eylesin) çok iyi bir dostluk vardı. 11/135-136. Lafizda ve okunuşta şüp­ heli isimleri şüpheyi giderecek şekilde not ettim. Bahar Yayjnevi. İslam Tarihi. T ârih el-Kâmil. Mısır Baskısı). Bunlan ardı ardına bir birini takibeder şekilde sıraladım. Kitabımın anlamına uygun birisim aradım ve ona el-Kamil fi't-Tarih adım verdim. ahlaklı. Annales des M aghreb et d'leşpagne. Aksine bilmediklerimin bildiklerimden çok olduğunu itiraf ediyorum.

Ha­ lep'te duramadı.^*^ Kemaleddin Ömer'in Bugyet el-Taleb adlı büyük eseri. Kemaleddin. ha at ve eserlerinden bahseder ve on ciltten oluşur. Kâtiplik ve elçilik gibi önemli görev­ lerde bulundu. Buralarda birçok değerli hocala­ rın derslerine devam etti. üzerinde çok acı etkiler bıraktı. Fakat daha sonra Cengiz Han'ın torunu Hülâgu. Kemaleddin de emirle birlikte Kahire'ye git­ ti. Ibn el-Adİm. 1262) yıhnda burada öldü. 164 . Yine Mısır'a döndü ve Hicrî 660 (M.KEMALEDDİN EBUTL-KASIM ÖMER BtN EL-ADÎM Buğyet el-Taleb fi Târihi Haleb Milâdi 1191 veya 1193 yılında Haleb'te doğan Kemaleddin Ebu'l-Kâsım. Haleb’te yetişen meşhur kişilerin biyografilerin­ den. Öğrenimini tamamlamak üzere bir süre Suriye. aile bakı­ mından ünlü bir ilim ailesine mensuptu ve babası kadıy­ dı. Haleb emiri Melik el-Nâsır'ın Moğol saldınlan karşısında hükümet merkezini terketmek zorun­ da kalışıyla. ken­ disini Suriye kadılığına tayin etti. bu eski şehrin tarihiyle ilgili olarak yazdığı eserleriyle tanınmıştır. Fakat Haleb'in bu felâketi ve yıkıntısı. Irak ve HicEiz’a seyahet etti. Haleb'e dönüşünde idari ve po­ litik hayata atıldı. Etkili şiirlerle bu felâkete ağladı. Moğol istilâsı yı^ünden bir harabeye dönen ülkesine döndü.

Aynı eserin özeti olan Zübdetü'lHaleb'in temize çekilmesi bitmeden yazan ölmüştür. Timur istilâsında dağılmış olan bu eser. Münferit parçalar Paris (Bibi.) (**) Hanefî değil. nr..K. (*) Buğyet el-Taleb.K. DİPNOTLAR.. bölüm. Brit. Cat. 3036) korunmaktadır. Ms. Aynca Hicrî 971'de (M. nr. örneği tbn Şıhne tarafından bile tam olarak görülememiştir. Nati. 2138). çok büyük hacimli bir kitap olması dolayı­ sıyla hiçbir zaman temize çekil ememiştir. (Y. (1) Kemaleddin Ibn el-Adîm. Oryantalist Blochet bu eseri Fransızcaya çevir­ miş Ve Freytag da bir özetini yajfinlamıştır. 1479) yılında vefat eden Muvaffakuddin Ebu Zer Ahmed bin İbrahim Halebî'nin Kim ûz ez-Zeheb fî Târihi H aleb adındaki eseri bunlardandır. Kendi el yazısıyla bir-iki levhanın Petersburg Kütüphanesinde bulunduğu söylenmektedir. de Slane. Or. Kemaleddin bin el-Adîm'in H aleb Tarihi'ne daha sonra birçok yazar tarafından "Zeyl"ler yazılmıştır/*^ 843 (M. 1290) ve İstanbul’da (Ayasofya Kütüp.Yazar.) 165 . nr. olayları 6 Rebiülahir 951 (28 Haziran 1544) yıhna ka­ dar getirmektedir. Hicrî 884 (M. Codd. aym zamanda o yüzyılın en büyük hattatlanndandı. Londra(Cat. 1439) yıhnda vefat eden Ebu'l-Hasan Ali bin Muhammed bin Hatîb el-Nâsıriye'nin el-D ürr el-Müntehab fi't-Târih adlı eseriyle.. Ibn Şıhne bu eserin ancak bir cildini görmüştür. in Mus. Bu eserin hepsi Sami Dehhan'tarafindan yayına hazırlanmış ve ilk cildi 1951 yılında basılmıştır (Institut Français de Damas). (Y. 2. daha sonra bu kitabını Zübdetu'l-Haleb adıyla özetledi. 1563) vefat eden Muhammed bin İbrahim bin Yusuf el-Hanefi^**^ de DürrüTl-Habeb fî Târihi A'yânı Haleb adh eseriyle bu son kitapları tamamlamıştır (tezyîl). Hanbelî olması gereken (Muhammed bin İb­ rahim bin Yusuf el-Hanbelî) bu yazann kitabı Dürrü'I-Habeb.

Hicrî 665 yılının 166 . Hadîs.ŞtHABEDDÎN EBU ŞÂME ABDURRAHMAN BİN İSMAİL Kitâb el-Ravzateyn fî Ahbâr el-Devleteyn Şihabeddin. orada Rükniye Medresesi müderrisliğine tayin olunmuştur. Sol kaşının üze­ rinde siyah bir ben bulunduğu için Ebu Şâme (Benli) künyesiyle tanınmıştır. Bir süre sonra yapılan ikinci bir baskında. Kendisini çekemeyen bazı aşağılık kimseler bu özgür düşünceli bil­ gini inançsızlıkla suçlayarak avam takımını kışkırtma­ ları sonunda halk. fıkıh. edebiyat ve tarih gibi çeşitli konu­ lara ilişkin derin incelemelerde bulunduktan sonra Şam’a dönmüş. Burada öğretimle uğraşırken adını duyuran büyük eserlerini yazmıştır. 10 Kanun-u sânî 1203) Şam'da doğmuştu. Şehadeti. Fakat Ebu Şâme de. iki azgın adam za­ vallıyı hunharca öldürdüler. bir gece yansı evini bastı. ilk öğrenimini Şam’da görmüş. sonra Mısır'a giderek öğrenimini İskenderiye'de tamam­ lamıştır. ellerinde bir fetva olduğu halde. Hicrî 599 yılı Rebiülevvel'inde (M. birçok büyük insan gibi iğrenç suçlamalara hedef olmaktan kurtulamadı. Aleyhindekilerin bozgunculuğu yüzünden acı bir faciayla sonuçlanan heyecanlı bir hayat geçirmek zorunda kaldı. Zavallıyı fena halde dövdüler.

PL. bir­ çok konularda Selâhaddin'e bile tercih eden Ravzateyn. Bizce bunlar içinde en önemlileri. aynı zamanda o dönemin edebiyat ve düşünce hayatının da bir aynasıdır. Ebu Şâme’nin bu önemli eseri Barbier de Meynard tarafından Fransızcaya aktarılmış ve orijinal metniyle birlikte 1896-1906 yıllarında R ecueil des H istoriens des croisades'da Paris'te yayınlanmıştır. Ravzatejm'i yazarken Ebu Şâme’nin. Ebu Şâme bu meşhur eserinde. Irak Selçukluları. yani 1879 yılında E. özellikle de Melikşah ile veziri Nizamü'l-Mülk ve Melikşah'ın halefleri dö­ nemlerine dair önemli bilgiler vermiş. 11951266) yıllarının olaylarım içermek üzere Ravzateyn'e bir zeyl yazılmıştır. İbn el-Asâkir’in Dımeşk-Şam Tarihi'nin özetiyle Kitâb el-Ravzateyn ’dir. Nureddin ve Selâhaddin Eyyûbî'den başka.*^' Ravza­ teyn daha önce. İmâdüddin Kâtib Isfehânî'nin el-Bark elŞâm adlı eserinden çokça yararlsınmış olduğu görülüyor. Röhricht tarafından. aynı zamanda şiir kitaplanyla da tanın­ 167 . el-Ravzateyn fî A hbâr el-Deyleteyn: Haçlı savaşları hakkındaki en önemli kaynaklardan sayılan ve iki ciltten oluşan bu eser Nureddin Şehid ile Selâhaddin Eyyûbî dönemlerinin ayrıntılı bir tarihidir. Musul ve Şam Atabekleri tarihini aydınlatmıştır. Şam'da bıraktığı mu­ azzam eserlerle adı halâ saygıyla anılan Nureddin'i. Georgens ve R.19 Ramazanına (13 Haziran 1268) rastlar/^^ Ubu Şâme çeşitli konularda birçok eserin yazandır. Ebu Şâme. Almanca çevirisiyle birlikte Ber­ lin'de basılmıştır. Daha sonra Hicrî 591-665 (M.

vezir Karakuş yönetiminin Ebul-Mekârim tarafindan alaycı bir şekilde küçümsenmesinin bıraktığı bir hatıra olmalıdır. çevirisini şu adla yayınlamıştır: Chamah. (3) Ebul-Mekârim. Süyûtî. Selâhaddin'in Mısır'ı alması üzerine Müslüman olan Ebu'l-Mekârim Esad tarafindan yazılmıştır. celui de N oured-din et celui de Salahed-din. ou H istoire des deux regnes. bu son eser üzerinde hayli incelemeler­ de bulunmuştur.mıştır. Fevât el-Vefeyât. daha sonra Mısır'dan kaçmak zo­ runda kalmış ve Halep hükümdarı Melik Zâhir'e sığınarak Milâdî 1209 yılında. le livre desdeu s jardin s. vezir Safiyyud-Din Abdullah'ın düşmanlı­ ğını üzerine çektiğinden. Tabakat e l-H u ^ z . büyük mücahid döneminde Mısır'ın idaresini yakından inceleyebilecek bir mevkide bulunmuştu/®' Kavânîn el-D evvâvîn bu incelemenin ürünüdür. DİPNOTLAR. îmanı Busîrî'nin meşhur kasidesini de şerh et­ miştir. emirlerden Kara­ kuş'un yönetimini. Ebu’l-Mekârim başka bir eserinde. (1) Muhammed bin Şâkir el-Kutbî. Harbiye Nezaretine kadar yükselen Ebu'lMekârim. alaycı bir şekilde küçük düşürmüştür. Bu eser. * * * îslâm mücahidi Selâhaddin Eyyûbî döneininde Mı­ sır'da kurulan yönetimin biçim ve metoduna ilişkin Kavânîn el-Devvâvîn adlı önemli eseri de burada ha­ tırlatmak gerekir.^^^ Casanova. 61 yaşında olduğu halde Haleb'te vefat etmiştir. (2) Barbier de Meynard. (4) Halk arasında yaygın olan "hükm-i Karakuşi" deyimi. 168 . 1/252253.

Atabek Sa'd'm bütün gayretlerine rağmen ülkesinin bir kısmını perişan etmişti. 1226-1260). buraya nisbetle Beyzâvî adıyla tanınmıştır. yanlanna birçok değerli hediyeler vererek Moğol karargâhına 169 . Fars Atabek'i ve Sa'd bin Zengi'nin oğlu Atabek Ebubekirbin Sa'd (H. Bu belâlar yetmiyormuş gibi. İran'da îstahr yakının­ daki Beyza şehrinde doğduğu için. Cengiz Han'ın İran'ı istilâ etmekle görevlendirdiği oğlu Oktay Kağan'a bağlılığını bildirmek üzere.ABDULLAH BİN ÖMER EL-KADIBEYZÂVÎ Nizâm el-Tevârih Tarihçilikten çok Kur’an tefsirciligiyle tanınan Ebu'l-Hayr Abdullah bin Ömer. îslâm dünyasının karmakarışık oldu­ ğu bir zamanda doğmuş ve yine öyle bir kanşıklık içinde büyümüştü. oğlunu ve kardeşini. İran'da saltanat süren Sel­ çuklu Türkleri yıkmtılarmdan Salguriye hanedanı prensleri de onlara boyun eğmek zorunda kalmışlardı. Gerçekten de o jrüzyılda Harizmşahlar sal­ tanatını yıkarak İran'a doğru akan Moğol seli her tarafi dehşetler içinde bırakmış. Kadı Beyzâvî. 623-658 / M. bir de Hindistan'dan geri dönen Celâleddin Harizmşah'ın saldırılan.

1282) yı­ lında. onlara oranla mutlu bir hayat geçiriyor. Sünnîler arasında çok büyük ve saygın bir yer kazanan Envâr el-Tenzîl ve Esrâr elTe'vîl adlı tefsirini yazmış^^^ fıkıh konusunda el-izâh. kelâmla ilgili olarak da el-Tevâli’ ve el-Minhâc'j kaleme almıştı. Sübkî'ye göre^'*^ de 691 (M. Fakat Ebubekir Sa'd'tan sonra. çevreden kaçıp gelen ilim adamlarını sinesinde topluyordu/^' Şeyh Sadi. Kadı Beyzâvî de o şırada en büyük bilginlerin sığınak yeri olan Şîraz’da ilim tahsil etmekle uğraşıyordu. Ebubekir Sa'd'ın dirayeti ve iyi idaresi sayesinde Fars. Kadı Beyzavî de Tebriz'e çekilmiş. ve Şerh el-Tenbîh'i. bir yandan hadîs. Burada bir yandan resmî göreviyle uğraşıyor. Doğu Müslü­ manları korkvmç bir felâket gürültüsü içinde yuvarlanır­ ken. Kadı Beyzâvî'nin babası Fars ülke­ sinde. Salgurlulann ikbal dönemi sönmeye başladığından ve Hülâgu bütün İran'ı egemenliği altına almış olduğundan. Beyzavî. felsefe ve kelâm gibi ilimleri öğrenirken. tefsir. İşte bu sıralarda. Orada kendisi­ ne yapılan devlet hizmeti tekliflerini geri çevirerek haya­ tını bütünüyle ilme verdi. Daha sonra kadıhğı bırakarak Tebriz'e çekildi. 1291) yıhnda bu şehirde vefat etmiştir. diğer yandan da kitaplarım yazmaya çalışıyor. diğer yandan da ibret alan bakışları önünde meydana gelen büyük olayları in­ celiyor.gönderdiği zaman. Ülkeler Kadısı olarak bulunuyordu. Safedî'ye^^* göre Hicrî 685 (M. tarihe karşı derin bir tutkunluk duyuyordu. bir hikmet ve edep anıtı olan Gülistan’ını Ebubekir adına ithaf ederken. Öğ­ renimini bitirdikten sonra Beyzavî’yi Tebriz kadıhğında görüyoruz.'®^ 170 . edebiyat.

Yazar bu eserinde pey­ gamberler tarihi ve Raşid Halifeler'den sonra Emevî. özellikle Fars Selçukluları ve Atabeklerinin tarihleri açısından dikkate değerdir. c. DİPNOTLAR: (1) Mirhond. Gaznevî. insanlığın yaradılışından Hicrî 674 (M. Abbasî. 1878 yılında ise Dr. Deylemiler. 1844-1848 yjllannda Dr. Nizâm el-Tevârih. 171 . Sâmânî. Moğolların İran'ı istilâ etmelerine tanık olmuş. İstanbul'da Nuruosmâniye Kütüphanesindeki nüsha 3450 numara­ da kayıtlıdır. N izâm el-T evârih 'in i Farsça olarak yazmıştır. (3) Salahaddin Halil bin Aybek es-Safectf. Tahran baskısı. Nizâm el-Tevârih. 1275) tarihine kadar olan olaylan içine alması nede­ niyle bir genel tarih sayılabilir. gördüğü bu olaylan temiz bir dille tasvir et­ miştir. Avrupa ve İstanbul kütüp­ hanelerinin çoğunda bulunmaktadır. Moğollarla ilgili olarak da hayli bilgiler vermiştir. Selçuklu ve Salgurlular ile Harizm devletlerinin tarihlerini topla­ mış. Fleischer tarafından nefis bir şekilde iki cilt olarak Leipsig'de basılmıştır. (4) Taceddin Ali bin Abdülkâfî es-Sübkî. Beyzâvî'nin ölüm tarihini 684 olarak göster­ mektedir. Çün­ kü Beyzâvî. 4.Nizâm el-Tevârih: Diğer eserlerini Arapça olarak yazan Kadı Beyzâvî. Ravzatü'l-Safâ. (2) Kadı Beyzâvî'nin tefsiri Doğuda olduğu gibi Batı dünyasın­ da da dikkatleri üzerine çekmiş. 2/394. el-Vâfî bi'l-Vefeyât. Fell. yine Leibsig'de In dices ad Beidhaw i com m entarium in Coranum'u basarak yayınlamıştır. Salgurlular devletinin yükselme ve çöküş dönemlerini görmüş. Beyzâvî'nin tarihi. (Keşfü'z-Zünûn. (5) Kâtip Çelebi. Safarî. el-Tabakât elKübrâ. Mısır baskısı).

Kudbeddin Muhammed Harizmşah'ın. sonra da İnanç Han'a geçmişti. İran’ın en büyük münşilerinden ve Hora­ san'ın eski hanedanlarından birine mensuptu. Fakat Nesâ yönetimi İnanç Han’a geçince Nesevî’nin nüfuzu kırılmış. Horasan'ın Nesâ şehrin­ de doğduğu için. henüz Moğolların gir­ mediği ülkelerdeki valiler bağımsızlıklarını ilân etmiş. Cengiz Han orduları karşısındaki ağır yenilgisi üzerine Moğollar'ın Asya'ya dehşet saçmaya başladıkları sırada. kargaşalığı daha fazla şiddetlendirmişlerdi. oraya nisbetle Nesevî adıyla tanınmış­ tır/^^ Nesevî. hü­ kümet işlerinin hepsini Şihabeddin Muhammed Nesevî'ye bırakmıştı. Harizmşahlar’ın geniş ülkeleri altüst olmuş. İnanç'la aralan bo­ zulmuştu.ŞÎHABEDDtN MUHAMMED BİN AHMED BİN ALt BtN MUHAMMED EL-MÜNŞÎ EL-NESEVÎ Siret Celâleddîn M en^birtî Asya tarihinin en kanlı bir kargaşalık dönemine ta­ nık olan Şihabeddin Muhammed el-Münşî. Ailesinin malikânesi Nesâ ile Nişabur arasındaki Karandeız (Harandiz) kalesinde bulunuyordu. Bu sırada Nesâ havalisi de önce Melik Nasreddin Hamza'ya. Melik Nasreddin Hamza. 172 . İran'ın bü­ yük ve ünlü tarihçilerindendir.

akşamki zevk ve safadan dolayı büyük bir şaşkınlık içinde bulunuyordu. Bu acı haberi aldıktan sonra hayatta kalmaktan tiksindim. kendi anlatbğına göre. Mo­ ğolların yaklaştığını haber veren bir Türkmen'in sözleri­ ne önem vermeyerek ihtiyatsızca davranan Celâleddin'i eleştirdikten sonra. ancak Amid baskını sırasındaki kargaşalıkta Celâleddin'den ayrı düşmüştü. O sırada Moğolların. Hizmetçi aniden: "Eyvah. Celâleddin öldürülmüştü. Bütün herşeyimi orada bırakarak atımın üzerine atladım.Muhammed Nesevî. bu trajediyi şu şekilde tasvir etmek­ tedir.. çok yorgun bir halde yatağa serilmiş. Bütün ser­ vetini yitirmiş. Böylesine korkunç bir zamanda Celâleddin'den ayrı­ lan Nesevî. İki ay kadar Amid'den dışan çıkmadı. Meyyâfârikîn'e geldiğimde müt­ hiş gerçeği öğrendim. inanç ve oğlunun zulümlerin­ den kaçarak o sırada Hindistan'dan İran'a dönen Celâleddin'e sığındı. geçimini sağlayacak kadar olsun hiçbir şeyi kalmamıştı. Ortalık biraz yatıştıktan sonra Erbil'e ve oradan da Azerbeycan'a geçti. mahvolduk!" çığlığıyla beni uyandırdı. geç­ tiğim yerlerde Celâleddin’in hayatta olduğunu ve bir or­ du kurmakla uğraştığmı duyarak umutlanıyordum. Onun üstün niteliklerini değerlen­ diren Sultan. daha sonra Amid'e gitmiştir. Celâleddin'in otağını sardıklarını görüyor­ dum. bir mağaraya giderek orada üç gün kalmış. Sultan. Me­ ğerse aldanıyormuşum. İşte bu şekilde Celâleddin'le bağlanan Nesevî. Moğollarla yapı­ lan kanlı kavgalarda hep Celâleddin'le birlikte bulun­ muş. gece yansından sonraya ka­ dar yazıyla uğraştığımdan. Şihabeddin Nesevî. başımıza gelecek felâketten habersiz olarak uy­ kuya dalmıştım. Keşke mümkün olsaydı da 173 . kendisini baş kâtipliğe tayin etti. Kurtulduğuma üzüldüm. "O müthiş olay gecesi. Alelacele giyindim. "Yanımda on para olmadığı halde.

üstünlüklerini çok iyi bildiği Celâleddin için göz yaşlan dökmüş. Mısır hükümdarlanndan Sultan Baybars ve Sultan Eşrefin tarihî serüvenleri­ 174 . Sîret Celâleddin Mengübirtî: Celâleddin Harizmşah'ın vefatından onbiryıl sonra (H. Fakat hey­ hat!. 639 / M. son­ rakilere de öylece tanıtmak istemiş.'"*^) Nesevî. tanığı olduğu bu müthiş trajedinin etkisi al­ tında yıllarca inlemiş.kendi ömrümden kesip ona verseydim."/®) Nesevî. şanlı ol­ duğu kadar da feci ve kanlı serüvenlerini yazmaya karar vermiştir. olayların tanığı olan bir ya­ zar tarafından yazılmış tek kitaptır. yine kendi söylediğine göre. Nesevî. kendisi Celâleddin'i nasıl tanımışsa. Kudbeddin Harizmşah'ın feci sonuna ve oğlu Celaleddin'in şanlı hareketlerine ilişkin olarak İbn el-Esîr’in verdiği bilgileri eksik bulmuş. 1293). çöküşüyle Asya Müslümanlannın büyük bir felâketin içine düşmesine neden olan Harizmşah devleti­ nin feci sonunu tasvir ederken Mısır’da da Muhyiddin Ebu'l-Fcizl es-Sa'di (öl M. Hicrî yedinci yüzyılda Moğolistan içlerinden kopararak hemen bütün Kuzey Asya'yı altüst eden müthiş akıntının dalgaları önünde yuvarlanan bir kişinin kaleminden çıkmış olması bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Moğol saldırılan sırasında. 1241) tamamlanan bu kitap. sonun­ da o acı dönemde eline geçen tbn el-Esîr'in Târih el-Kâmil’inden esinlenerek.. yakından tanıdığı. Sîret Celâleddin M engübirtî adını verdiği tarihini yazmıştır. Nesevî. Harizm kahramanının. üstlendiği bu ağır görevi gerçekten başarıyla sonuçlandırmış. Celaleddin'le birlikte kendi adını da son­ suza kadar yaşatmıştır. Bu eser.

Âbuskun'a kaçışından. bunlardan özellikle Celâleddin'in savaşlarından ve diğer olaylarından ayrın­ tılarıyla söz etmiştir. Nesevî bu eserinde. Hanzm'e gelmiş. bizzat Cengiz Han ordusu­ nun merkezine hücum etti. Nesevî. Burada kanlı bir savaş oldu. fakat burada çok kısa bir süre durarak Hindistan'a doğru çekilmişti. Yenilgi felâketinin Moğollara yüklenmesine ramak kaldı. özellikle Celâleddin Mengübirtî'nin savaşları için. felâketlerin en acısı" cümlesiyle tasvir ettiği bu savaşı şöyle anlatıyor: "Bu savaşta Celâleddin. "savaşın en müthişi. Cengiz Han Buhara'yı istilâ etmiş. Kitap 108 konudan (bab) oluşmaktadır. Esas olarak Celâleddin'in serüven ve savaşlarını tasvir etmek üzere yazılmışsa da. 1231) kadar Orta Asya'nın tarihî durumunu içeren bir belgeler toplamıdır. Kudbeddin Muhammed Harizmşah'ın saltanatının sonlarından. meşhur şair Enverî'nin hâmisi olan bu hükümdarın Moğollar'a yenilişinden. bu münasebetle Moğollardan ve Harizm­ şahlar tarihinden de söz edilmiştir. Bunlar aniden Celâleddin'in sağ yanına saldırdılar. 628 /M . Moğol istilâsı ve Harizmşahlar tarihi ile. Bu şehir düştükten sonra Celâleddin. Celâleddin bedbaht babasına halef olduğu zaman. Bu kanadı bozarak 175 . savaşa başlamadan önce en seçkin süvarilerinden bin kadar sa­ vaşçı ayırarak pusuya yatırmıştı. Fakat Cengiz. Nesâ'ya saldırılara başlamıştı. Nesevî'nin bu kitabı en değerli bir başvuru kaynağı­ dır. Sind nehri boylarında Cen­ giz Han'ın ordulanyla karşılaştı. ikiye böldü.ni yazıyordu. Merkezi yardı. Bu baskın karşısında Cengiz Han atını üzengileyerek ölümden kaçmak zorunda kaldı. Moğolların Batı harekâtından başlayarak Celâleddin'in ölümüne (H. annesi Türkân Hatun'la oğulları­ nın hakeketleri ve sonlarından. Bu haliyle kitap.

Celâleddin dediklerini yaptı ve ölülerini nehre attırdı.merkez üzerine atılmayı başardılar. savaş alanmı kan4 bulanmış cesetler. Kendisi de. Celaleddin savaş alanından nehir kıyısına gel­ diği zaman annesini ve kanlannı burada buldu. nehirde boğulan insanlarla doldurarak sona erdi. Celâleddin’in ordusu Mogollar taraûndan Sind nehri üzerine püskürtüldü. Sultan haremleri­ ne ve doktorlarına ilişkin bilgiler vermeyi bile unutma­ yan yazar. Nesevî'nin eserinde büyük trajedileri tasvir eden levhalardan başka." Nesevî eserine. isabetli yargıları ve açık anlatımıyla çekiçi bir canlılık vermiştir. Çocuk Cengiz’e götürüldü ve gözü önünde bo­ ğazlandı.. Bu durum.. ellerinde olmaya­ rak bu şanlı düşmanlannı alkışladılar. Ama bu eksikliği. içinde yaşadığı ve tanığı 176 . Fakat yazann. Nesevî'nin bu kitabı millî tarih bakımından en güve­ nilir kaynaklardandır. küçük fakat ilgi çekici ve önemli ay­ rıntılara da rastlanabilir. ama ço­ ğunlukla facialı olaylar da az değildir. bunlann taassup ve cinayetlerine dair de önemli ve dikkat çekici satırlar yazmıştır. Bu kahramanlığa hayran olan Moğollar. Bahtsız kadınlar. Celaleddin'in yedi veya sekiz yaşındaki bir çocuğu savaş sırasında esir alınmıştı. düşmana esir bırakmamasını dilediler. Îsmailîlere. Bu kanlı gün. sırtında zırhı olduğu halde atını nehre sürdü. geniş görüşlülüğü. Eşsiz hayvan nehirin müthiş dalgalan ve düşmanın ok yağmurlan arasında kendisini karşı kıyıya geçirdi. çığlık içinde Celâleddin’in kendilerini bizzat öl­ dürmesini. Hatta bazan eğlenceli. merke­ zin de sarsılmasına neden oldu. bazan konusunun biraz kanşıklığı ve tekdüzeli­ ği arasında yorularak kendini yitirmekte olduğu göze çarpmaktadır. Yazar. yazann içinde bulundu­ ğu çağn ve toplumsal yapının karışıklığına olduğu kadar düşüncelere de egemen olan anarşiye yormalıdır.

Fakat kendisi onu yalan söyle­ mekle suçlayarak "bu ülkeleri fethetmemizden hoşlanmayanlann bir hilesidir" dedi ve sabaha yakın bir vakte kadar eğlencesine devam etti.olduğu olayları ince bir bakışla yakından araştırarak. Nisabur'dan altı günlük bir uzaklıkta bulun­ duğunu ve o zaman mamur bir yer olduğunu haber vermek­ tedir. M u'cem el-Büldân'da Nesâ'nın Serahs'tan iki. Paris Doğu Dilleri Okulu hocalarından O. Fransız Millî Kütüphanesi'ndeki yazma nüshaya dayanarak 1891 yılında. Nesevî'nin bu eserinin değer ve niteliğini bizden çok önceleri takdir eden Avrupalılar. Eser. "dün keddığım ev­ de senin askerlerin gibi giyinmeyen askerler gördüm. Sîret Celâleddin Mengübirtî. üstün bir dille olduğu gibi tasvir etmiştir. hem de dillerine çevir­ mişlerdir. Horasan bölgesinde birçok ilim adamı ve meşhur kişi­ lerin doğum yeri olmakla ünlüdür. Bu arada Tatarlar kendisini' kerterini kuşatmış bulunuyorlardı. DİPNOTLAR: (1) Nesâ. Sîret Celâleddin Mengübirtî'nin. hiçbir etkiye kapılmaksızın. (2) Geceleyin kendisine bir Türkmen gelerek. Hoüdas. Merv'den beş. Çoğu­ nun güçlü atlan vardı" dedi. sahip olduğu değeri de aslında buna borçludur. hem Arapça metnini yayınlamış. tarih açısın­ dan da onun kadar. edebi­ yat açısından ne kadar eşsiz bir yeri varsa. Gazneli Mahmut kendilerini bu şehre yerleştirmişti. Yâkût elHamevî. Kitabın her sayfasında bir içtenlik. bir sağlamlık ve bir kesinlik göze çarpmaktadır. . Harizmşahlann son soylu dev­ letinin ibret verici serüvenini tasvir eden bu kitabı Pa­ ris'te yaymlamıştır. belki daha yüksek bir yere sahiptir. Selçuklulardan bir kısım halk. Pa­ ris Doğu Dilleri Okulu yayınlarından üçüncü dizisinin dokuzuncu cildini oluşturmaktadır. Seyhun'u geçerek Horasan'a indikleri zaman.

s. 2. Çabucak giyindim ve mallanmı terkederek korkuyla dışan çıktım ve kendi kendime şöyle dedim: "Ey gönül eğer biz kurtulmuşsak.Akşamlan halı kaplıdır altlan. eserinin girişinde. gariplikler bu­ lunur ki. Bütün milletle rin tarihini. Acemlerin garip haberlerini içeriyor... 243. Atsız b. sabaha karşı uyu­ muştum ki. gördüğümü veya görenden işittiğimi sizlere anlatıyorum. o ise sızmıştı.) 178 . Tatarlar Sultanın çadırını kuşatmışlardı bile. kitabına el-Kamil adını vermekle isabet etmiştir Tarihleriyle ilgili kendi lisanlarıyla yazdıklan bazı şeylen de görmüştür. hayır dileyen ama dileği gerçekleşmeyen bir geyik gibiyiz ' Canımız kurtulması gereken en kıymetli şeydir. s. Sîret Celaleddin Mengübirtî. (4) Nesevî. Sîret Celaleddin..) Ben o gece geç vakte kadar yazıyla uğraşmış. Sabahleyin altlannda ise toprak vardır. (. s.. Haber toplamak ve onlan ölümsüz­ leştirmekten gaye tecrübe edinmek. Yoksa kıyasla elde edilebilene ne denir. Onlann mızraklarını eline almış bir kişi. önemli haberlerden hiçbirisini atlamamış.. Anuştegin'le ve oğlu Celaleddin Mengübirti’nin (Allah onlara rahmet eyle­ sin ve mekanlarım cennet kılsın) başından geçenlerle ilgili yazdıklarını incelediğimde gördüm ki. Muhammed b Abdülkerim'in yazdığı el-Kamil'i gördüm. işte ben. Sîret Celaleddin." Ata bindiğim zaman. ders almaktır. Ilarslan b. gayreti onu Çin ve Hind haberlerini toplamaya iten bu Şamhyı serbest bırak. Din ve dünyanın ışığı sultan-ı a'zam Ebul Feth Muhammed b. hizmetçim "dışarıda sanki kıyamet kopuyor" di­ yerek beni uyandırdı. bunları uzun uzadıya özellikle Türk diyanndan Hint diyanran en uzak köşelerine oradan Rum diyanmn or­ talarına kadar bölgeyi içeren ondört meşhur olayda anlat­ tım. ve olaylan doğru anlatmıştır. Tekiş b. hayatındaki iniş çıkışlar (. (Nesevî..) (3)Nesevî. Celaleddin'in başından geçenler." (Nesevî. canımızı kurtardık. Idta bında mevcut olanlar insanlann dilinde dolaşandan çok da ha fazladır. Dedim ki. 245. Eline kına sürmüş gibidir.) eski destanlarda bulunmayan türde acaiblikler. kitabın yazılış nedenini şu şekil de anlatıyor: "îbn el Esir adıyla maruf Ali b. O muhak kak ki.

daha sonra Milâdî 1202 yılında Haleb’e çekilmiştir. Kıft denilen eski Coptos nahiyesinde doğduğu için îbn elKıftî adını alan Cemaleddin Ebu’l-Hasan Ali.CEMALEDDÎN EBU’L-HASAN ALt BÎN YUSUF EL-KIFTÎ thbâr el-Ulemâ bi-Ahbâr el-Hukemâ îslâm medeniyeti ve İslâm dünyasmdaki fikir hare­ ketleri tarihini aydmlatmalan dolayısıyla adlan her za­ man saygıyla anılacak yazarlardan biri de vezir îbn elKıftî'dir. kendisine ve­ zirlik vererek Haleb'in yönetimiyle görevlendirdi. kitapları arasında tatlı bir ömür sürmek ve zamanını araştırma ve ders ver­ mekle geçirmek istiyordu. Vezir Cemaleddin. Fakat Melik Zahir vefat eder etmez hemen istifa ederek yine ilmî hayatına döndü. Haleb'e yerleşmesinin nedeni de buydu. Fakat. bir süre burada oturmuş. Hicrî 568 (M. değerbilir emiri kırmamak için bu yorucu görevi kabul etti ve başarıyla yerine getirdi. hayatının hemen tümünü Filistin ve Suriye'de geçirmişti. Melik Zâhir kendisini bu rahat hayatta bırakmadı. ilimde olduğu kadar idarede 179 . Öğreni­ mini Mısır'da bitirdikten sonra Kudüs'e gitmiş. Onun istememesine rağmen. 1172) yıhnda yukan Mısır'da. İbn Kıftî. îbn Kıftî hayatını ilme harcamak.

Bütün servetini bu yolda harcamıştı. kütüphanesinde bun­ lardan birer tane bulundururdu. matema­ tik. fikıh. babası kadı Eşref Ali gibi. zamanınm en ün­ lü yazarlanndandı. Topladığı değerli ve az bulunur kitaplanna adeta aşıktı. usûl. o zamanın parasına göre ellibin dinar gibi büyük bir değer biçilen kütüphanesini Haleb emiri Melik Nâsır'a vasiyet etmiştir. Târih Mahmud bin Sebüktekin. Çeşitli konularda yazı yazmış olan îbn el-Kıftî’nin tarihî eserleri de az değildir. astronomi ve tarih ilimlerinde de seçkinleşmişti. Yaza- 180 . hadis. îslâm dünyasının herhan­ gi bir yerinde bir kitap haberi aldığında.^^^ Fakat ne yazık ki bu önemli eserler günümüze kadar gelememiştir.de başan göstermişti. 1248) yılmda vefat ettiği zaman bu görev kendi üzerinde bulunuyordu. çok değerli kitaplar mey­ dana getirmiştir. Yeniden memuriyete tayin olundu. Hatta kitaplarıyla uğ­ raşmasına engel olur korkusuyla evlenmemişti. Başlangıçtan büyük mücahid Selâhaddin Eyyûbî'nin yönetiminin son yıllarına ka­ dar. Tarihte iz bırakan en meşhur kitap me­ raklılarından biri de Ibn Kıftî'dir. Vefa­ tında. ^ rap dili ve edebiyatında olduğu ka­ dar. tbn Kıftî'nin bize kadar ulaşan tarihî eseri İhbâr elUlemâ bi-Ahbâr el-Hukemâ adlı kitabıdır. eğer onu satın alamazsa mutlaka istinsah ettirir. Kendisinin çekilmesi uygun görül­ medi. Fa­ kat daha çok tarihle uğraşmış. Kitaplanna olan merak ve sevgisine dair birçok garip menkıbeleri vardır. Bu önemli ve değerli eser Avrupa'da ve Mısır'da basılmıştır. İbn Kıftî. Kuı’an ilimleri. Hicrî 646 (M. altı ciltten oluşan. mantık. Kitâb A hbâr el-M ağrib ve Kitâb Târih el-Yemen. Kitâb Târih el-Selçûkiye ve Kitâb el-îsti'nâs fî Ahbâr Âl-i Mirdâs gibi eserler de yazmıştır.

YaTcûbi Süryanîlerinden Corces Re'su 1-Aynî ile başlayan tercüme çalışmaları başlıca üç büyük devre geçirmiş. Davud bin 181 . tbn Kıflî'nin Târih el-Hukemâ'sıyla İbn Nedim'in Fihrist'i ve daha sonra söz edece­ ğimiz tbn Ebı Usaybia'nın Uyun el-Enbâ fî Tabakât elEtıbbâ'sı ilimler ve eski felsefenin İslâm dünyasına ne şekilde girmiş ve İslâm düşünürleri tarafından hangi oranda geliştirilmiş olduğunu araştırmak için verimli bir kaynaktır. Bu sayede Bağdat. felsefeye. aynı zamanda kitaplan Arapçaya çevrilmiş olan eski filozoflardan ve çevrilen kitapların­ dan da söz edilmektedir. yedi yüzyıl kadar medeniyetin başında bulun­ muş. matematik ve astronomiye. halife Mansur Divanegî’den itibaren Abbâsiler. Hicrî altıncı yüzyılın sonlarına ka­ dar. Paris Kütüphanesinde de "Muhammed" adındaki şairlerden bahseden bir eseri vardır. İhbâr el-Ulemâ bi-Ahbâr el-Hukemâ: Ibn Kıftî’nin Târih el-Hukemâ adıyla da anılan bu önemli ve değerli eseri. Bu eserlerden anlıyoruz ki. İslâm dünyasında yetişmiş olan büyük düşünürlerin biyografilerinden ve eserlerinden söz etmesi dolayısıyla düşünce hareketleri tarihi açısından değerli bir belgedir. eski ilim ve felsefe kitaplannm çevrilmesine bü3rük bir önem vermiş. Târih el-Hııkemâ'da.nn Kitâb Ahbâr el-Nahviyyîn adlı eserinin Zehebî ta­ rafından özetlenen nüshası da Leiden Kütüphanesinde bulunmaktadır. Yunan ve İskenderiye medeniyetiyle günümüz me­ deniyeti arasındaki geniş alanı çok şanlı bir şekilde dol­ durmuştur. fizik ve tıbba ait elde edilebi­ len büyük kitaplan Arapça'ya aktarmışlardır. birinci devrede Cibril bin Bahtişuğ.

asitler bulunu­ yor. düşünce hareketinin yönü ve gelişme şekille­ rini belirlemeye yarayacak bilgiler verilmiştir. Müslümanlar arasında bilgin mütercimler. Aritmetikte ondahk metod kuruluyor. trigonometride. Hicrî dördüncü yüz)alda Basra'da ku­ rulan thvânu's-Safâ Cemiyeti hakkında bizi aydınlatan tek eser olması bakımından çok önemlidir. fi­ zik ilimlerinde. Cebirde. Müsellem. güçlü mütercimler görüyo­ ruz. Târih el-Hukemâ'da. derin alimler yetişmiştir. Huneyn. Gerçekten bu dönemde Mâseveyh. meyda­ na getirilmiş olan şeyden meydana getirene çıkmak için olaylar hakkında açık ve doğru fikirler edinilmesine önem veriliyor. Tabiatta egemen olan evrim kanu­ nu keşfediliyor. bütün bu alanlarda çahşan ve kendini gösteren mümtaz kişiliklerin hayat ve eserleri belirtilmiş. sanayide barut yapıhyor. Bu cemiyet gizli bir biçimde kurulmuş. tbn elKıftî’nin bu eseri. Bilinenden bilinmeyene yürümek. Bu gibi seçkin simalar yetiştikten sonra verimli bir düşünce hareketi başlıyor.Serapyon gibi gayri müslimler çalıştınlmıştır. bir İlmî deha gelişiyor. Sabit bin Kurra gibi gayri müslim mütercimler yanında Ebu Cafer Muhammed bin Musa. mekânik sanatlarda önemli gelişmeler meydana getiriliyor. Olay­ lar bir metoda uygun olarak tasnif ediliyor ve soyut ilim­ ler kuruluyor. Ebu Hafs Ömer bin el-Ferhân ve Fazi bin Hâtem gibi büyük bilginler. fizikte sarkaç ve'pusula icad ediliyor. Bağdat halifelerinin Ganj ırmağı boylarından Atlas Okyanusu kıyalarına kadar egemen oldukları ikinci dev­ rede.. geometride. eserlerini anonim bir şekilde 182 . tercüme çalışmaları olgunluk noktasına ulaşmış. Kimyada alkoller. Ansiklo­ pediler yazılıyor!. cebirde ikinci ve üçüncü derece denklemleri çözülüyor. Ebül-Hasan. el-Kindî. Bu şekilde deney ve tümevanm (istikra) metodlan kuruluyor.

Târih el-Hukemâ'da Ebu Hayyân'dan aktararak verdi­ ği bilgilere göre bu topluluk. içyüzleri daha o zamanlar l>ile gizli kalmıştı. pek çok araştırmalar yapmış ve sonunda bu cemiyetin kuruluşu zamanında hayatta olan Ebu Hayyân el-Tevhîdî'nin (öl. Ibn Kıftî'nin. Bütün bunlar gösteri­ yor ki. Ebu Ahmed el-Mihrecânî. görünürde İlmî bir cemiyet niteliği taşıyan İhvânu's-Safanın gerçek rengi daha çok siyasî.yayınlamış olduklanndan. kendi ifadesine göre.^^’ Prensip olarak herkes cemiyete üye olabilirdi Ve herkesin yeteneğine göre bir rolü vardı: K m i ders verir. Ebu Süleyman Muhaujmed bin Nasr el-Bustî. gizli bir dinî ve siyasî amaç izliyordu. Şeriatın bilgisizlikle pislendiğini ve sapıkhkla kanştığını savunuyor ve ancak hikmet ve fel­ sefeyle temizlenebileceğini söylüyorlardı. dinî ve devrimle ilgiliydi. 990 ve­ ya 1009) İhvânu's-Safa Cemiyetinden bahseden bir ese­ rini ele geçirerek hem kendisi meraktan kurtulmuş. kısa bir zaman içinde her yana dal budak salarak her sınıftan birçok kişijâ "Halîfu's-Safâ" veya "Nedımüs-Safâ" adıyla sinesin­ de toplamıştı. kimi para verir ve kimi de cemiyet lehine propagandada bulunurdu. yazdıkları eserlerle düşünce­ ler üzerinde çok derin iz bırakmış olan bu topluluğun üyelerini öğrenmek ve amaçlarını anlamak için. İbn Kaflî. Hicri 380 veya 400 / M. hem de sonrakileri aydınlatmayı başarmıştır. Buralara ancak cemiyete üye olan kardeşler girebiliyor­ du. Yer­ leştikleri şehirlerde bir tür özel locaları bulunuyordu. Ebül-Hasan Ali bin Harun el-Zençânî. Ebu Hayyân Tevhîdî'nin eserinden ak­ tararak cemiyet üyelerinden Zeyd bin Rifâa hakkında 183 . Ebu'l-Hasan el-Avfî ve Zeyd bin Rifâa tarafından Basra'da kurulmuş.^^’ îbn Kıftî'nin. Îlmî ve maddî varlıkları bulunmayanlar da daha aşağı işlerde kullanılırlardı. Görünüşte İlmî ve felsefî bir kisveye bürü­ nen cemiyet.

İbn el-Kıftî'nin verdiği bilgilerden ve cemiyetin ya­ yınlanan eserlerinin incelenmesinden." Cemiyetin ileri gelenleri. halk arasında da Batıniye inancını yaydıkları anlaşıl­ maktadır İhbâr el-Ulemâ bi-Ahbâr el-Hukemâ. her zaman beni şüpheye düşüren bir söz. milletler ve devletlerin görüşlerinde. dinlerinde basiret sahibi. sevgisinin saflığına. Zeyd bin Rifaa'dan. bu adamlann ne yaman insanlar olduklanm ve ne gibi amaçlar güttüklerini çok güzel anlat­ maktadır: "Zeyd bin Rifâa zekâsı keskin.^*’ 184 . anlaya­ madığım bir kinaye. İhvan arasına kabul edecekleri kişinin mezhebini. Mısır'da Hidivlik Kütüphanesindeki nüsha esas alınarak sonra­ dan Kahire’de. Zeyd bin Rifâa'nın hep buna benzer iddialarına tanık olmaktayım. "Elifin noktasız olması da. "Ba"nın altına. Harflerden ve noktalardan birtakım anlam­ lar çıkarmaktaydı. her ilimde söz söylemeye güç yetirebilir bir kişiydi. matematik. huylarım ve hareketlerini göz­ lerler ve araştınrlar. Bu konuda görünür olan durumdan iç du­ rumunu anlama yolımu izlerler. bir nokta konulması bir nedene dayandığı gibi. bilmediğim bir mezhep. "Tâ"nın üzerine iki nokta konulmasımn da yine bir nedenden doğduğunu savunurdu. ona göre yine bir amaca daya­ nıyordu. böylece o adamın bağlı­ lık derecesine. aydın­ lar arasında Mutezilî düşünceleri yaymaya çalışırken. Matbaa-i Seâdet'te basılarak yayınlan­ mıştır. belagat ve tarihte benzerlerine üstün.verdiği şu bilgiler.. ahlâk ve ahşkanhklanm. îhvan-ı Safâ'nın din ile Yunan felsefesini birleştirmek iddiasıyla. zihni aydınlık.. davranış ve sözlerinden hiçbir şeyi kaçırmazlardı. kardeşler arasına girmeye ehliyeti olup olmadığına karar verirlerdi. inancını. şiir ve nesirde fikri geniş. kavrayamadığım bir işaret duy­ maktaydım.

g. Bu toplantı yerlerine cemiyet üyelerinden bakasının girmeye hakkı yoktur. s. be­ lirli zamanlarda toplanmalarına yarayacak bir yer bulun­ malıdır. Cemiyet üyeleri. 59. 1903) yayınlan­ mıştır.. 2/97. (2) Cemiyetin yaymış olduğu "Tuhfe-i Ihvânu's-Safâ ve Hûllânül-Vefâ"yı oluşturan risalelerden birinde aynen şu parçayı görüyoruz. (Y. Ihbâr el-Ulemâ fî Ahbâr el-Hukemâ. s.K.) 185 . Fevât elVefeyât.DİPNOTLAR: (1) Muhammed bin Şâkir bin Ahmed el-Kutbî. (*) Ibn cl-Kıftî'nin bu eseri.. localarla ilimle­ rini tetkik ve sırlannı birbirine açabilirler!. (5) Ihvanu's-Safâ cemiyeti ve bu cemiyetin görüş ve felsefesi ile gizli amaçlan hakkında hazırlanmakta olduğumuz eseri yakında yayınlayacağız. "ihvanın bulundukları her şehirde. Ib n al-Kiftî’s târih al-hukamâ adıyla Juhus Lippert tarafından (Leipzig.e." (3) Ibn el-Kıftî. 59. (4) Ibn el-Kıftî. a.

doktorluk ve felsefe alanlarında ortaya çıkan İslâm bilginlerini yaşatan bu eserini Melik Salih bin Melik Adil'in erdemli veziıi Emi186 . 668 / M. İlk öğrenimini Şam'da gördü. Fakat bu görevde bir yıldan fazla durmadı. Uyûn el-Enbâ fî Tabakât el-Etıbbâ: İbn Ebi Usaybia. Emir İzzeddin Aydemirin çağnsı üzerine Suriye'ye gitti. Şam sınırında Sarhad nahi­ yesinde çekilerek orada vefat etti (H. Nihayet Mısır'da kurulan büyük hastahanenin baştabibliğine tayin edildi.MUVAFFAK EL-DİN EBU’L-ABBAS AHMED BİN EBİ USAYBİA Uyûn el-Enbâ fî Tabakât el-Etıbbâ Hicrî yedinci yüzyılın büyük bir kültür siması olan İbn Ebi Usaybia. İlmî araştırmalarına daha fazla bir istekle devam etti. Meşhur Abdullatîf ile ilmî birçok yazışmalarda bu­ lundu. Milâdî 1203 yılında Şam’da doğmuştur. 1270). Babası Kâsım. Tıp öğrenimini tamam­ lamak üzere Mısır'a gitti. Bu ünlü bilginin teşvi­ kiyle. Burada İslâm botanikçilerin­ den doktor İbn Baytâr ile görüştü. Havran'da. bu şehirde göz doktorluğu ile uğraşıyor­ du. tabii ilimler.

Eser. kitaplarının adlarına ilişkin bilgiler ve her birinden. fizik ve tabii tarih kadar felse­ fe ve hikemiyatta da derinleşmeye çalıştıklarından. Bu iki eserle. Fakat o dönemlerde doktorluk­ la uğraşanlar.. tabaka ve mertebelerine göre uygun yer­ lerde söz ettim. tıb ilimleri. 1299 / M. Uyûn el-Enbâ. İslâm dünyasında yetişmiş olan doktorların hayat ve eserlerinden söz eder. Yazar diyor ki: "Bu eserimde. Onbeş bölümden oluşan eser. İbn Nedîm'in Fihrist'i ve Kadı Sâid'in Tabakât el-Ümem'i. seçkin düşünür ve görüş sahiplerinden söz ede­ ceği Kitâb Meâlim el-Ümem ve Ahbâr Zevil-H ikem adlı büyük ve kapsamlı bir eser yazacağını söylemekte­ dir. Lucien Leclerc. özellikle matematik. astronomi ve felsefede derinleşen kişilerin hayat ve eserlerini tanıt­ tığı gibi. Fakat çok değerli olması gereken bu eserin yazıhp yazılmadığı bilinmemektedir. 1245) yılında Şam'da yazmıştır. özellikle îbn Ebi Usaybia'nın kitabını esas alarak yazmıştır. İbn Ebi Usaybia bu eserinin girişinde.. tıb sanatına düşünce ve yardımları do­ kunan birçok filozoflardan da bahsettim." Târih el-Hukemâ. Durumlarına ve özel hayatlarına. 1884 yılında ünlü oryantalistlerden A.nu d-Devle bin Gazzâl'in önerisiyle Hicrî 643 (M. Arap Tıbbı Tarihi (L'Histoire de la m^dicine Arabe) adlı iki ciltlik eserini. 1882 3nhnda da İmrii'l-Kays bin elTahhân'ın çabalanyla Mısır'da da yayınlanmıştır. adından anlaşılacağı üzere. İslâm dünyasında yetişen bütün filozof ve ilim adamlanndan. Uyûn el-Enbâ da.. İslâm'daki fikir hareketleri tarihi için en esaslı kaynak­ lan oluştururlar. H. do­ layısıyla bu gibi kişilerden de söz edilmiştir. iki cilt olarak basılmıştır. 187 . Müller tarafından Königsberg'de yayınlanmış olduğu gibi. tabii ilimler (fizik) ve felsefe­ de tanınmış kişileri yaşatmaktadır.

(YJC.) 188 . Ya­ zar üçüncü kitabını bitirememiştir. Hicri ikinci ve üçüncü yüzyıllarda Irak’ta başlayan ve hajnret verici bir şekilde gelişen ilmî ilerlemenin seyrini izleyebilmek bu bilgiler sayesinde mümkün olabilmiştir. (*) Ibn Ebu Usaybia'mn. lütâb el-tsâbet elMüneccimîn.^*^ DİPNOTLAR.Uyûn el-Enbâ'da. eski İran'dan Müslüman dünyasına giren fikir hareketlerinin niteliklerini bugün inceleyecek bir du­ rumda bulunuyoruz. Abbasilerin ilk ortaya çıkışlannda Mezopotamya'daki düşünce hareketleri ve Süryanîlerin bu konudaki rolleri hakkında verilen bilgi­ ler tarih açısından çok önemlidir. bizzat kendi sözlerinden anlaşılmaktadır. Yine bu sayede Hind'ten. Kitâb el>Tecârib ve'l-FevâidL Herhalde bunlardan ilk ikisi tıbbî fikralann ve kendisi ile hocalarının hastanelerdeki önemli gözlemlerinin güzel bir siciliydi. yukanda sözü edilen Ü3^ el-Enbâ fi Tabakât el-£tıbbâ adlı kitabından başka üç kitap daha yazdığı. Bize ka­ dar gelmemiş olan bu kitapların adlan şöyledir: Kitâb elHikâyât el-£tıbbâ fî ilâcât el*Edvâ.

Sonra da Erbil'de hadîs okutan Şeyh Salih bin Hibetullah'ın derslerine devam etti. Şemseddin Ebu'l-Abbas Ahmed.ŞEMSEDDİN EBU’L-ABBAS AHMED BİN İBRAHİM BÎN EBÎ BEKİR BİN HALLİKÂN Vefeyât el-A'yân ve Enbâi'z-Zaman Ibn Hallikân. O yüzyılda kültür öğrenimiyle uğraşan bütün genç­ ler gibi Ibn Hallikân da. Ibn Hallikân'ı... babasının da mü­ derrisi bulunduğu bu medresede tamamladı. Babası. o za­ man ilim bakımından çok büyük bir ünü olan Erbil'de doğdu. Burada altıyedi yıl kadar kaldı. yani henüz 14 yaşındayken Buhari’yi bitirmeyi başardı. Ceyhun ırmağının ruh okşayan zümrüt yeşili kı­ yılarında büyüdü. Hicrî 608 (M. 1235) yılında 189 . Hicrî 633 (M. 1211) yılında. o yüzyılın büyük simalarından olan Ümmu 1-Müeyyed el-Nisaburî adındaki hanımdan da ay­ rıca ders okudu ve ve bu hanımdan diploma aldı. 1224) yılında. ilk öğrenimini. halife Hârun Reşid döneminin satvetli depdebesi arasında hazin bir şekilde kaybolan Bermekî hanedanına mensuptur. 18 yaşındayken bilgisini geniş­ letmek için seyahate çıkarak Haleb'e gitti. Kendisinin söylediğine göre. Hicrî 621 (M. Melik-i Muazzam Muzaflferüddin bin Zeyneddin tarafından bu şehirde kurulan Muzafferiye medresesi müderrislerindendi. Öğrenimini ve araştırmalarını ol­ dukça ilerletti.

İbn Hallikân görevinden alınınca Fahriye medrese­ sinde ders vermeye devam etmek üzere Kahire’ye çekil­ di. Fakat Milâdî 1266 yılında Sultan Baybars. Bu sırada. Fakat bir yıl son­ ra tekrar görevden alındı. Beş yıl sonra da (H. doğal olarak tbn Hallikân’m nüfuzu azalmış oldu. Yazar bu eserine Milâdî 1256 yıhnda Mısır’da bîişlamış ve 1274 yılında yine bura­ da bitirmiştir. Milâdî 1280 yılında yeniden Şam ka­ dılığına tayin edildi. Bu yıllarda Şam’da Şafiî mezhebi egemendi. di­ ğer üç mezhep kadılarının üstünde bir nüfuza sahipti. Hatta başkadı Yusuf bin el-Hasan el-Sencânî'nin yerine geçirildi. Biriki hafta hapiste kaldı. Maliki ve Hanbelî kadısı tayin ettiği için. îslâm dü yasında yetişen büjniiklerin biyografileri ve eserlerinden söz eden bir tür ansiklopedidir. Mısır’dan Suriye’ye gi­ derek Şam’daki görevine başladı. Mısır’da Sultan Baybars'm iltifat ve teveccühünü kazandı. 1282) yıhnda vefat etti. Bu genç ilim adamı Şafiî başkadılığına tayin edilmişti. 651 (M. 1261) başkadıhktan uzaklaş­ tı. Soruşturma sonucunda suçsuzlu­ ğu ortaya çıktığından görevine başladı. Hicrî birinci yüzyıldan sonra gelen İslâm 190 .Şam’da ve dört yıl sonra da Mısır’da görüyoruz. Fakat iki yıl sonra. Bu geniş bilgili erdemli kişi. Yeniden ders vermeye başladı. 660/M . daha önce başlamış olduğu büyük eserini yazmaya çalıştı. Vefeyât el-A’yân: İbn Hallikân'ın bu önemli ve tanınmış eseri. Fakat çok geç­ meden Hicrî 681 (M. valinin ayaklan­ masında ilgisi bulunduğu düşünülerek hapse atıldı. Bu kita­ bı yedi yılda bitirdi. Dolayısıyla İbn Hallikan da. 1253) yılında da Suriye başkadılıgına tayin edildi. Geçimini sağlamak için Eminiye medresesinde ders vermeye başladı. Şam'a bağım­ sız birer Hanefi.

Vefeyât el-A'yân'ın zeyllerinden en meşhuru Hicrî 864'te (M. Yazar. anlam olarak çevirmiş ve özet­ leme yoluyla birçok yönlerini terketmiş olduğundan. Bazı ya­ zarlar da bu eseri özetlemişlerdir. Vefeyât el-A'yân'a. Eserin de­ ğerini çok iyi takdir eden oryantalistlerden Wüstenfeld. Zeyneddin Abdürrahim. çeşitli tarihlerde Taceddin Abdülbaki. bu çalışkan insan. Rodoslu Muhammed Efendi adındaki bir ki­ şi de Türkçeye çevirmiştir. çe­ viri. Vefeyât el-A'yân'ın bu Türkçe çevirisi 1280 yılında iki cilt olarak İstanbul'da Matbaa-i Âmire'de basılmıştır. 191 . Haşan Aybek. aktardığı şeyle­ rin sağlamlığını temin etmek için pek çok çalışmıştır. Vefeyât el-A'yân'ın. Hicrî 930 yılında vefat eden Izhareddin Erdebilî. Bu çeviri dört cilt olarak Paris'te basılmıştır. Vefeyât el-A'yân'ı Farsçaya çevirmiştir. Bedreddin Zerkeşî ve Muhammed bin Şâkir bin Ahmed el-Kutbî gibi kişiler tarafından birçok zeyller yazılmıştır. yazann kendi eliyle yazmış olduğu nüshası Britisch Museum’da saklanmaktadır. Fakat merhum Muhammed Efendi. kitabın tümünü İngilizceye çevirmeyi başarmıştır. 1459) vefat eden İbn el-Kutbî'nin Fevât el-Vefeyât adlı eseridir. incelemelerini esaslı bir şekilde yapmış. Oryantalist de Slane de.büyüklerinin hayat saj^alannı tasvir eden bu eser. eseri aynen değil. ölümü üzerine bu eseri tamamlamak mümkün olamamıştır. tarihî araştırmalar için eşsiz bir değere sahiptir. ashndaki değeri yitirmiştir. Vefeyât el-A'yân'la birlikte Fevât el-Vefeyât da Mı­ sır'da birkaç kez basılmıştır. çeşitli yazma nüshalara göre Vefeyât el-A'yân'ın basımına gi­ rişmiş ve birinci cildi yayınlanmışsa da. Bununla birlikte. Britisch Museum’daki yazann kendi el yazısıyla yazıl­ mış nüshayı esas alarak 1842-1871 yılında Goetting'de basarak yayınlamıştır.

Bu üç tarihçiden Ibnü'1-Amîd Corcîs. Daha önce rahiplik yapan babası sonraları bu mesleği bı­ rakarak o zamanlar Mısır'da egemen olan Eyyûbîler dev­ leti hizmetine girmiş ve kendisine Umur-u Harbiye Nezareti'nde bir görev verilmişti. kadirşinaslığın bir gereğidir. Müslüman olmayan tarihçilerin eserlerini de inceleyip bunları İslâmî eserlerle karşılaştırmalıdır ki. Arap diliyle İslâm tarihi yazmış olan İbnü'l-Amîd. İslâm hükü­ metleri içinde yaşayan gayri müslimlerin İslâm tarihi hakkındaki görüşlerini göstermesi bakımından incele­ meye değerdir. Tarihî gerçeklerin ortaya çıkabilmesi için. Haçlı facialarının kanlı hatıraları henüz unutulmadığı dönemlerde. Hicrî altıncı ve yedinci yüzyıllarda Islâm ülkelerinde yaşayan ve hatta siyasî hayata bile katılmış olan bu gay­ ri müslim tarihçilerin eserleri.. yal­ nızca İslâm kajmaklarının incelenmesi yeterli değildir. Fakat Melikü’l-Kâmil 192 . gerçeğe yaklaşma imkânı daha fazla doğmuş olsun!.ÎBNÜ'L-AMÎD CORCÎS el-Mecmû' el-Mübârek Islâm tarihi araştırmalanna temel olabilecek kay­ naklardan söz ederken. İbnü'r-Râhib ve Ibnu I-İbrî gibi gayri müslim tarihçileri de unutmamak. Milâdî 1205 yılında Mısır'ın Kahire şehrinde doğmuştur.

yani Milâdî 1238 yılında. genel bir tarihtir. Eser. Milâdî 1260 yıhna ka­ dar meydana gelen olayları içeren bu bölüm. el-Mecmu' el-Mübârek: Îbnul-Amîd tarafından yazılan el-M ecm û' elMübârek. Şam'a çekildi. diğeri İslâmî döneme ait olmak üzere iki bö­ lüme ayrılmıştır. Eyyûbîlere halef olarak Mı­ sır'da bir Türk devleti kuran Bahrî Memlûklerinden**^ Melik Zâhir Baybars Bundukdârî döneminde ve Milâdî 1273 yılında Şam’da vefat etti. Melik Adil Ebubekir'in tahta çıktığı yıl. Milâdî 1259 yılında. biri İslâm’dan önceki dönemlere. Ebu Şükr Batris İbnü’r-Râhib'e gelince.Ebu’l-Feth Nâsıreddin döneminde Suriye valisi Alaaddin Teybers’in gözden düşmesi üzerine. Erpenius tarafından basılmış ve Lâtinceye çevrilmiştir. ÎbnulAmîd de affedilerek eski görevine tayin edildi. Hapisten çıktıktan sonra artık memuriyet hayatı­ na girmedi. Vattier'in gayretleriy­ le de Fransızcaya çevrilmiştir. Mısır'da Umûr-u Harbiye Nezaretindeki kendisine mensup olan bütün memurlar hapsedildiği zaman Îbnul-Amîd ile babası da hapse atıldı. babası hapishanede öldü. Hz. Fakat Ibnü’l-Amîd bir süre sonra yine suçlanarak tekrar hapse atıldı. Bunlardan en önemlisi ikinci bölüm­ dür. Daha son­ ra Purchas tarafından İngilizceye. eski ICahire’de bir kilisede diyagos olan bu adam da. yani Bahriye meliklerinden Melik Mansur Nureddin Ali'nin hükümetinin sonuna kadar olan olayları 193 . Peygamber zamanından. Bahriye Memlûkleri denilen Türk kölelerinin Mısır'da egemen ol­ dukları dönemde genel bir tarih yazmıştır.

(*) "Bahrî". (Y. özellikle Hicrî altı ve yedinci j^ yıllara ait olaylar açısından büyük bir öneme sahiptir. Bunlar Nil nehrinde Ravza adasındaki kışlalara yerleştirilmişlerdi. Milâdî 1282 yılında. DİPNOTLAR.K.içeren bu önemli eser 1651 yılında İbrahim Ekşelensi (Abrahamus Ecchellensis) tarafından Lâtinceye çevril­ miştir. Eyyûbî sultanı Salih Eyyûb'un satın almış olduğu Türk memlûklerine verilen isimdir. yani Melik Mansur Kalaun döneminde hayatta olduğu anlaşılan İbnü'r-Râhib’in bu eseri.) 194 .

daha küçük yaşlarda zekâ ve yeteneğiyle dikkati çeken Gregorius'a Arapça. Malatya'nın ileri gelen Yahudilerinden. Anadolu'nun diğer yerleri gibi. Ortaçağda Küçük Asya'nın en tanınmış şehirlerinden olan Malatya'da doğmuştur (M. Aynı zamanda gerek baba­ sından ve gerekse diğer ünlü doktorlardan tıb öğrenimi görmüştür. Ehrun. daha sonra yüksek ilimler^*^ öğrenimine sevketmiştir. Süryanîce ve Yunancayı öğretmiş. Gregorius. Karakurum'dan kopan Moğol seli bu ara­ lık İran'ı kaplamış. Ba­ bası. o zamanlar Malatya'da bulunan birçok ilim adamından felsefe ve ilâhiyât okumuştur. Bu tarihlerde Küçük Asya. Doğu Anadolu'ya sarkmış olduğun­ dan. Rumlar. Müslümanlar ve Frenkler (Haçlılar) arasındaki mücadeleler. Malatya do­ laylarını da çok fazla sarsıyordu. bu gürültü­ lere rağmen sönmez bir istekle öğrenimine devam edi­ yordu.İBNÜ'L-İBRÎ EBUX-FEREC GREGORİUS BİN EHRÛN Târihu Muhtasaru'd-Düvel Gregorius. Gregorius da bütün ailesiyle birlikte memleketini 195 . Ehrun adında büyük ve saygın bir doktordu. Fakat. Gregorius. 1226). çeşitli ihtirasların çatış­ ması sonucu olarak en karışık zamanlarını yaşıyordu.

ikiye ayrılan gruplardan birine. Bunun arkasın­ dan her iki arkadaş İgnatius Saba tarafından Antak­ ya'ya davet edilerek. Halep metropolitliği beratını ala­ rak görevi başına gidiyor. Henüz yirmi yaşında bulunan Gregorius'un görevi. Daha sonra Dımeşk-Şam’a gidiyor. yani Diyonis)Mis Anecur gru­ buna katılıyor ve mükâfat olarak Haleb’e getirilerek do­ ğudaki Yakubî Süryanîlere Mafreyana. 1243). Bağdat'ı alarak 196 . Gregorius bir süre sonra Trablusşam'a iniyor. Yakubî patriği tgnatius Sabayı bi­ le. Gregorius’u da sürüklüyor. Fakat Ignatius’un ölümünün ardından. Fakat diğer grup. yedi yıl bu görevde kalıyor. Gregorius.terkederek güney-batıya. yani Metropolit tayin ediliyor (M. O da Malatya yakınlarında Barsuma manastırına çekilerek iki yıl münzevî bir hayat geçiriyor. Öyle ki. Yakubî mez­ hebine bağh bir Hıristiyan. Milâdî 1258 yılında Hülâgu. 1246).^*^ Fakat. Beriye'de bir mağaraya çeki­ lerek ruhbanlık hayatına atılıyor. O da. hem de bu mezhebin ateşli bir zahidi olarak görüyoruz. halefi­ nin seçilmesi konusunda Yakubî papazları arasında çı­ kan çekişmeler. erdem ve tak­ va konusundaki ünü. mağarasına kadar giderek bu genç zahidi ziyaret et­ mek zorunda bırakıyor. Yahudi Gregorius'u Antakya’da. Orada bir yolunu bularak Melik Nâsır’la karşılaşıyor. bir süre sonra Joubas yakınındaki Lakbin'e aktarılıyor. Patrik İgnatius'un ölümüne kadar. Halep prensi Melik Nâsır’la anla­ şarak Gregorius’un yeni görevine gitmesine engel olu­ yor. 1253). Malatya'ya bağlı Joubas ve Yakub da Akka piskoposluğuna tayin olunuyorlar (M. Nastûrilerden Yakub adında bir arkadaşıyla birlikte be­ yan ve tıb ilimleri öğrenimi tamamlıyor. Antakya'ya (Antioche) çekildi (M.

Hülâgu'nun huzuruna kadar çıkarak Yakubî Hıristiyanlan hakkında bağış dileğinde bulundu ve bu dileği kabul ettirmeyi başardı. Gregorius. bağışlanmaz bir cinayet gibi tasvir etmekten ken­ dini alamamıştır. İsa'da "Tek Tabiat" kabul eden Yakubî mezhebine girmişti. taassup nede­ niyle. İbnü'l-Ibrî Grego­ rius. Hz. hiçbir dinle ilgili olmayan Moğollarla daha kolay uyuşabildiğinden. 197 . Gregorius. 1264). yani Maveraünnehir ve Irak-ı Acem metropolitliği görevine getirildi (M. 22 yıl süren Doğu Mafreyana'lığmdaki çalışma ve başarılarını Târih-el-Kinâis el-Süryânî adlı eserinde uzun uzadıya anlatmıştır. İsa hakkındaki şu "zât-ı vâhid ve şahs-ı vâhid ve uknüm-i vâhide ve meşîet-i vâhide ve kuvvet-i vâhide ve amel-i vahid" ibaresiyle.halife Muşta'sım'ı öldürdükten sonra Dogu İslâm dünya­ sının siyasî çehresi değişti. Hülâgu'dan hem kendisi hem de Yakubî patriği için iki berat almayı başardıktan sonra. Müslümanlarla fazla ilişkide bulunduğu için. Moğol orduları Haleb'i ku­ şattı. Suriye ve Doğu Anadolu da Bağdat'ın akıbetine uğradı. Gregorius'un erdem ve kültürünü övgü dolu bir dille andığı halde. Moğolla­ rın bütün dinlere karşı gösterdikleri kayıtsızlıktan ya­ rarlanarak Doğuda Yakûbî mezhebinin yayılmasına. Yakubî bidatına saparak teslis'e (ekânîm-i selâse) karşı çıkmış olmasını. Gregorius. patrik tarafından Doğu Mafreyana'hğına. Haçlı kıyımlarının etkisi altındaki Müslümanlara oranla. Beyrut'taki Hıristiyan papazlarından Antuan Salhân. Hz. İbnul-İbrî Gregorius. ye­ ni birçok kiliseler yapılmasına çalıştı. "inner-rûhul-kuds gayri münbesikun mine'l-ibn" iddiası Katoliklikten ne kadar uzaklaşmış olduğunu göstermek­ tedir.

Bu 198 . eserleri büyük bir öneme sahiptir. biri Süryanîce ve diğeri Arapça olmak üze­ re iki genel tarih yazmıştır.Îbnü'l-tbrî'nin yazdığı kitaplar otuzu aşkındır. felsefe. eserlerine daha fazla bir değer verilmesine neden olmuştur. Süryanî kilisesi tari­ hinden başka. Haçlı saldırıları ve Moğol istilâsı gibi Asya'da en kanlı serüvenlerin meydana gel­ diği bir zamanda yaşamış olduğundan dolayı. ilâhiyat. tarih. Allame Sem'ânî'den anlaşıldığına göre edebiyat. Ebu'l-Ferec Gregorius. Milâdî 1286 yılının 3 Tem­ muz Pîizartesi gecesi. Türkler arasında Hıristiyanlığın duru­ muna ilişkin önemli bilgiler vemiş. daha sonra bir başka yazar tarafından genişletilmiştir. bazı önemli eklerle Süryanîce tarihinin özetlenmiş bir şeklidir. Târîhu Muhtasaru'd-Düvel: İbnü'l-İbrî Gregorius. Bu eserin girişinde. tıp ve nahive ait olan bu eserlerden bir bö­ lümü Arapça ve bir bölümü de Süryanîce yazılmıştı. Her ikisi de Adem'in yaratılı­ şından başlayan bu tarihlerden. yazar tara­ fından verilen bilginlere göre Muhtasaru'd-Düvel'de başlıca on devletin tarihî durumımdan söz edilmiştir. Moğolların her istediğini yap­ tıkları bir dönemde Ebu'l-Ferec'in Maveraünnehir taraf­ larına giderek onların içinde yaşaması. Ebu'l-Fereç. Gregorius'un Süryanîce tarihi. Süryanîce yazdığı tarih daha ajrnntıh ve diğerinden daha önce olup 1292 yılına kadar olan dünya olaylarını içermektedir. T ârîh u Muhtasaru'd-Düvel^*** adını taşıyan Arapça eseri ise. altmış yaşında olduğu halde Meraga'da ölmüştür.

Târihu M uhtasaru'd-Düvel. Eserin Beyrut baskısı. Selçuklular­ dan ve bunların kollarından esaslı bir biçimde söz etmiş­ tir. Yazar. Ömer'in emriyle Amr bin el-Âs tara­ fından yakıldığı yolundaki iddia.^'^' Târihu Muhtasaru'd-Düvel. İskenderiye Kütüphanesi'nin Hz. Avrupa'da çok erken dikkatleri çekmiş. İslâm'ın Türkler arasında yayılışından. Bemstein gibi bilginler.H.*^' Avrupa'da. yazarın dokuzuncu ve onuncu devletler adlan altında topladığı kısımlardır. Mayer. Ebu'l-Ferec Gregori- 199 . Gregorius’un eserlerine daha fazla rağbet uyan­ mış. 1890 yılında Beyrut Hıristiyan papazlanndan Antuan Salhânî'nin inceleme­ si ve tashihiyle Matbaa-i Yesûiye'de basılmıştır. A.*^^ Eser daha sonra Bauer tarafından Almancaya çevril­ miş ve 1783-1785 yılında iki cilt olarak Leibzig'de basıl­ mıştır. Amolds ve G. İslâmiyeti'n doğu­ şundan Bağdat'ın çöküşüne kadar olan îslâm devletleri bölümünde. konumuz bakımından bizce en önemli olan bö­ lümleri. Doğu tarihî kaynaklan özel bir önem ka­ zanınca. Yazarın bu kısımda. Bazı AvrupalI yazarlar tarafından. Cüveynî'nin Cihângüşâ'sını kaynak edinmiş olduğu an­ laşılıyor. Eserin son kısmı ise Moğol istilâsına ve Moğol hükü­ metine ait bilgileri içermektedir.kitabın. doğruluk ve güzellik bakımından Avru­ pa'daki baskılanndan üstündür. Daha sonra Buruns ile Kirsch.J. bu iki tarih hakkında önemli araştırmalarda bulunarak birer eser yayınlamışlardır. Abbasiler zamanında Bağdat'taki Türklerden. Ebu'l-Ferec'in hem Arapça ve hem Süryanîce tarihlerinin birinci bö­ lümlerini Lâtinceye çevirerek orijinal metinleriyle bir­ likte 1879 yılında Leibzig'de yayınlamışlardır. Pocock 1663 yılında Arapça metinle Lâtince çevirisini Oxford'ta basarak yayınlamıştır.

) (1) Hristiyan babalanndan Antuan Salhânî. cilt. Kudüs fâtihi Hz. s. gerçek karşısında başa­ rılı olamamıştır. 1805. 1-2. Ömer'e karşı duyduğu kin ve nefreti bu iğrenç iftira ile biraz dindirmek istemişse de. Vienne. H istoriam Com plectens a m undo con dio usque ad auctoris. (4) Marbourg. (**) Abu'l-Farac Tarihi. Târihu Muhtasaru'd-Düvel mukaddimesi. (Y.us’un. 200 .K.) (2) H istoria C om pen d iosa dynastiarum . (R. (*) Metafizik.K.T. Hıristi­ yanlık taassubuyla kıvranan tbnü'l-tbri. 1882. îlâhiyat. T. DİPNOTLAR. 1945. (3) Chronicon Syriacum Arabicum et Latinum codicibus Bodleianis descriptum . Ankara. 2. Yayınlan. eserinden alınmıştır. Fakat Hicri yedinci 3Tİ2 yılda yaşayan Gregorius'un Hicrî birinci yü2yılla ilgili olarak verdiği bu haberin hiçbir tarihî değeri yoktur.

hadîs ve târihde haklı olarak zamanının imamı olmuştur. tslâm tarihçileri arasında. hadîs. 12 bü­ yük ciltten oluşan Târih Düvel el-İslâm adlı büyük ki­ tabıdır. soy bakımından Türk olduğu anlaşılan Zehebî. T ecrîd Esmâ es-Sahâbe adındaki kitapları Mısır ve Hindistan'da ya3^nlanmıştır. Ömer bin Kavvâs ve Ahmed bin Hibetullah gibi büyüklerden ders almıştır. İskenderiye ve Kahire'yi zi­ yaret ederek birçok bilginden yararlanmış. M îzan el-İ'tidâl fî Nakd er-R icâl. Eserleri arasında en önemlisi. ilk öğrenimi­ ni Meyyafârikîn'de bitirdikten sonra 690 (M. 1291) yılın­ da Şam’a gelmiş. Halep. Zehebî. Daha sonra Baalbek. Nablus. olayların toplanmasında gösterdiği dikkat ve özenle tanınan Zehebî.ŞEMSEDDÎN EBU ABDULLAH MUHAMMED BİN AHMED EZ-ZEHEBÎ Târih Düvel el-tslâm Dördüncü ceddinin el-Türkmânî adıyla anılmasın­ dan dolayı. Mekke. 3 Zilhicce 748 Pazar (4 Şubat 1348) günü Şam'da vefat et­ miştir. el-Müştebih fî E sm âi'r-R icâl. 201 . Hicrî 1 (veya 3) Rebîülâhir 673 (M. Zehebî'nin Tezkiret el-Huffâz. 5 veya 7 Teşrin-i evvel 1274) tarihinde Meyyafârikîn’de doğmuş. tarih ve biyografilere dair değerli ki­ tapların yazarıdır.

İslâm dünyasında geçen olayları içeren bu eser 12 büyük ciltten oluşmuştur. 70 taba­ kaya ayırmış. her biri onar yıldan ibaret olmak üzere. 1907) yılında Kahire'de basılmıştır. İslâm'ın doğuşundan Hicrî 700 (M. 1883) yılında Lucknov'da ve 1325 (M. Süyûtî da­ ha sonra bu eseri kısaltmış ve ilaveler yaparak Tabakât el-Huffâz adındaki eserini meydana getirmiştir. Haydarabad'ta basılmıştır. 1897) yılında Haydarabad'ta ya­ yınlanmıştır. Ashab-ı Kiram'm adlarını içine alan T ecrîd Esmâ el-Sahâbe adındaki eseri ise. hafızları 21 tabakaya ayırmış. her tabakada bulunan hafızların biyogafılerine ilişkin geniş bilgiler vermiştir. Süyûtî’nin Tabakât el-Huffâz'ı da Wüstenfeld ta­ rafından 1833 yılında Göttingen’de (Lâtince) yayınlanmıştır. Hicrî 1315 (M. bu eserinde yediyüz yıllık olayları. 1300) yılına kadar.*^^ Hadîs kitaplarında rastlanan birbirine benzer (ve kolayca birbirine kanştınlabilen) kişi ve kavim isimleri­ ni alfabetik sırayla içine alan el-Müştebih fî Esmâi'rRicâl adındaki kitabı da 1881 yılında Yung tarafından Leiden’de yayınlanmıştır. Zehebî'nin Mîzân el-İ'tidâl fî Nakd er-Ricâl adındaki eseri -ki hadîs rivayet edenler arasında zayıf olanların adlarını alfabetik olarak içerirHicrî 1301 (M. ne Av­ rupa'da ve ne de Poğuda henüz yayınlanmamıştır. üzüntüyle söylemek gerekir ki. her tabakadakiler hakkında ayrıntılı bilgi202 . Zehebî. T ezk iret el-Huffâz. Zehebî bu eserinde.Bunlardan. Hindistan’da.^*’ Târih Düvel el-İslâm: Zehebî'nin en önemli ve en büyük eseri olan Târîh Düvel el-tslâm.

Zehebî mad. Zehebî’nin bu eserine bir zeyl yazmıştır. hiçbirinde bütün ciltler ta­ mam değildir. (*) Zehebî'nin yayınlanmış eserleri arasında. Zehebî tarihinin bütün ciltlerinin yalnızca Leiden Kütüphanesinde bulunduğu söylenmektedir. Tezkîret el-H uffâz. La m edicine du Prophete adıyla Perron tarafından Fran­ sızca'ya tercüme edilmiştir. bizim için İlmî bir ihtiyaç ve bir görevdir. 1860). Zehebî'nin kendisi de sağlığın­ da Düvel-i İslâm'ın birçok bölümlerini ayrı ayn eserler haline getirmiştir. (1) L iber classium viroru m qui korani et traditionum Cognitione ex celluerunt. 1500) yılında vefat eden Şemseddin Muhammed bin Abdurrahman es-Sehâvî. Zehebî’nin. birçoğu tarih ve biyografilerle ilgili olan ve ancak el­ yazması halinde bulunan 17 eseri daha vardır. Aynı durum Avrupa kütüphaneleri için de geçerlidir. İslâm Ansiklopedisi. (Cezayir.). T abak ât el-K urrâ. yiyecekler ve hastahklann tedavisi adlarındaki üç bölüme aynlmış olan bu kitap. Dağı­ nık bir halde İstanbul ve Avrupa kütüphanelerinde bu­ lunan ciltleri istinsah ederek yayınlamak. Siyer el-Niibelâ. Târih Düvel el-İslâm. (Bunlann isimleri ve konulan hakkında bkz.K. Hicrî 906 (M. el-İber. Tıbbın esâslan.(Y. DİPNOTLAR.1er vermiştir.) 203 . ilâçlar. İstanbul'daki bazı kütüpha­ nelerde bulunmakla birlikte. aynı zamanda Süyûtî’ye isnat edilmiş olan el-Tıbb el-Nebevî de bulun­ maktadır.T ârih el-S agîr ve Târih el-Evsat adlı kitaplar bu şekilde meydana gelmiş­ tir.

Soy bakımından büyük mücahid Selâhaddin Eyyûbî'nin kardeşi Şahan Şah sülâlesindendir. 1273). Melik Efdal ailesiyle birlikte Hama'dan kaçarak Şam'a sığınmak zorunda kalmıştı. İslâm'ın büyük mücahidi tarafından Ha­ ma ve çevresinin Emirliğine tayin edilmişti. Moğol akınları Halep sınırına yanaşınca. her konuda talihin lûtfuna mîizhar olan az sayıdaki insanlardan biridir.MELtK EL-MÜEYYED İMADÜDDİN tSMAÎL EBITL-FİDÂ Kitâb el-Muhtasar fî Ahbâr el-Beşer Takvim el-Büldân Ebu'l-Fidâ. Ebu’lFidâ Şam'da doğdu. ülke yönetiminde dirayetli bir prens­ ti. Dedesi Takiyyüddin. Hicrî 672 yılının Cemaziyelevvelinde (M. büyük hü­ kümdarların yakınlığını kazanma konusunda becerikli bir politika adamı. Keskin zekâsı ve geniş kültürüyle kendini gösteren bu önemli sima.^^' Ebu'l-Fidâ. veraset yoluyla Hama ve çevresinde egemen olan kardeşi el-Melik el-Mansur'un yanında bulunuyordu. îslâm dünyasının sarsıldığı bir karışık­ lık döneminde. savaş ala­ nında büyük bir kahraman. çeşitli ihtirasların çarpışma alanı olan 204 . dostlar meclisinde sevimli bir çelebi. Ebu'l-Fidâ’nın babası Melik Efdal Nureddin. edebiyat mahfilinde büyük bir şair.

bağlı bulunduğu ha­ nedana lâyık bir evlat olduğunu göstermiş. Henüz 12 yaşındayken Merkab (Marcab) şatosu­ nun fethine koşan mücahidlerin arasında olduğunu gö­ rüyoruz. bu savaşa katıldı. Ebu'l-Fidâ da onun hizmetine girerek servetini koruyabildi. daha çok genç yaşta. Dönüşte her ikisi de hummaya yakalandı. Küçük Ermenistan üzerine yapılan askerî harekete ka­ tılmıştır. Ebu'l-Fidâ. Hicrî 691 (M. Bunun üzerine Ebu'l-Fidâ'nın mensup olduğu aile Hama prensliğini kaybetti. Ülke Karasungur yönetimine geçti. Suriye. Hicrî 701 (M. çevredeki Alaruz dağında kartal avlamaya gitmişti.bir çevrede doğmuştur. Fakat çok erkenden savaş alanına atılmış olmasına bakarak. ertesi yıl da Suriye kıyılarını Haçhlardan temizlemek için yapılan askerî hareketlere katıl­ mıştır. 1297) yılında. yani 16 yaşındayken baba­ sıyla birlikte Trablusşam'ın geri alınması için yapılan savaşta bulunmuş. 1291) yılında da Fırat boylarına ege­ men olan Rum kalesinin alınmasıyla görevlendirilen or­ duda bulunmuş ve büyüle yararlılıklar göstermiştir. 1301) yılında Hama'da saltanat naibi olan Katbuğa yönetiminde Sîs üzerine yeniden askerî bir hareket yapıldı. o sırada he­ nüz Suriye kıyılarının bazı kısımlarında tutunmakta olan Haçlı kalıntılarına karşı yapılan savaşlara katıl­ mıştı. Haçlılar ile Mogollar'ın ihtirasları önünde ve Mısır sultanlarının yönetimi altın­ da bulunuyordu. yeğeni Ebu'l-Fidâ ile. Ebu’l-Fidâ. 698 yılında Hama prensi Melik Muzaffer Takıyyüddin Mahmud. çok geniş olduğunda şüphe bulunmayan bilgilerini nasıl ka­ zandığı hayret vericidir!. Sultan Lacin idaresinde.. Hicrî 697 (M. Ebu'l-Fidâ bu döğüş ve kavga çağı için­ de ilk öğrenimini çok esaslı bir şekilde bitirdi. Ebu’l-Fidâ kurtulduysa da. Bir süre sonra 205 . Milâdî 1289 yılında. Melik Muzaffer Takıyyüddin vefat etti.

1310 Teşrin-i Sâni). Kahirede parlak bir şekilde karşılan­ mış. küçük Hama'nın erde­ 206 . kitabında minnettar bir dille aktarmaktadır. Melik Nâsır'm yanında ziyaret amacıyla Mekke'ye gitmişti. Melik Nâsır'm. 1320) yılında. Melik Nâsır'la iyi geçinmiş ve birçok kez Mısır'ı ziyaret etmiştir. Emir Argun bile. o sırada Mısır ve Suriye’ye egemen olan Melik Nâsır tarafından takdire mazhar olduğun­ dan. kendine ve emirlerine değerli birçok armağanlar vererek göster­ miş ve gönlünü hoş ederek Hama'ya göndermiştir (H. Ebu'l-Fidâ Hama sultanlığına yükseltilmesinin ar­ kasından Melik Nâsır'a teşekkürünü sunmak için Suriye ve Mısır’a gitmiş. Melik Nâsır. Ebu'l-Fidâ. 710 Cemaziyelâhir / M. Dönüşte Melik Nâsır kendisine "el-Melik el-Müeyyed" ünvanını vererek Hama sultanlığı içinde. Ebu'l-Fidâ. bütün emirlerle birlikte prensin önünde yürümüştür. o yüzyılın kavgalı tarihinde benzeri görülmeyen bir olay olarak. bu zi­ yaret dolayısıyla EbuM-Fidâ'ya "Melik Sâlih" ünvanını vermiştir. saygı amacıyla. Hicri 719 (M.Ebu’l-Fidâ’yı Mogollar'la mücadelede görüyoruz. Mısıra yaptığı seyahatini ve Melik Nâsır tarafından gördüğü ikram ve armağanları. Ebu'I-Fidâ’nın 12 yaşındanberi göster­ diği kahramanlıklar. Ebu'l-Mehâsin Tannverdî (Tagribirdî)'nin ifadesine göre. bu ateşli mücahid. Vefatına kadar Ebu'l-Fidâ. Yakınlığını. adının hutbe­ lerde okunmasına izin verdi.*^* Melik Nâsır. geride çocuk bırakmadan ölen ye­ ğeni Hama prensinin makamına geçirildi. Bunla­ rın Palmîr yakınlarında bir ordularını geri çekilmek zo­ runda bırakıyor. fazilet ve dirayet bakımından o çağın en yüksek kişiliklerinden biri olarak tanıdığı ve kendisini sultanlığa kadar yükselttiği Ebu’l-Fidâ ile karşılaşmak­ tan son derece memnun kalmıştı.

kendisinin İlmî üstünlüğü kadar. Ebu'l-Fidâ'nm dirayeti sayesinde. Sara)n. tari­ hinin dördüncü cildinde zamanının kronolojik bir tablo­ sunu çizmektedir. Şam valisi Emir Tengiz’in Ebu'l-Fidâ'ya gönderdiği mek­ tuplardaki saygılı dil.mini takdir ettiği bu büyük prensine karşı gösterdiği say­ gı ve sevgi günden güne artmış. O çağda. bir yandan ihtiras çekişmeleriyle uğra­ şırken. tefsir. usûl. mantık. diğer yandan İlmî araştırmalarla uğraşıyor. adı­ nı yaşatan eserlerinin yazılmasına çalışıyordu. öyle rasgele bir siyasî ustalıkla elde edilebilecek başarılardan değildir. kendisini devirerek Ha­ ma prensliğini ele geçirmeye çalışan kardeşlerinin entri­ kalarını da çürütmek zorunda kalmıştı. Ebu'l-Fidâ'nın.^^* Ebu’l-Fidâ'nın. hatta Ebu'l-Fida yı ken­ disiyle eşit tutarak mektuplarında "kardeş" hitabında bulunmak gibi büyüklükler göstermiştir. o derece müthiş rekabetlere rağmen hiçbir taraftan teca­ vüze uğramaksızın emirliği koruması. Suriye ve Filistin valilerine gönderdiği genelgede. o kadar karışık durumlara. siyasî ustalık bakımından da üstün olduğunu gösteriyor. tarih. Hama prensi fı­ kıh. tıp. nahiv. aynı zamanda. felsefe. İlim ve sanat adamlarının toplantı yeri. Ebu’l-Fidâ ile mektuplaşmalarında. on­ lara oranla daha güçsüz bulunan Hama prensliği sürekli kalmıştır. Ebu’l-Fidâ. Mısır sultanı baş­ ta olmak üzere herkesten saygı görmesi. Mısır ve Suriye prenslerinin rekabet ve ihtiras üzerine kurulmuş olan siyasetleri ötedenberi devam ederken küçük prensliklerin birer birer yok olmalarını doğurduğu halde. onun hakkında çok saygılı bir dil kullanılmasını emretmiştir. Ebu'l-Fidâ. 207 . aruz. Ebu'l-Fidâ. yetenek ve dira­ yet sahiplerinin mahfili halini almıştı. Melik Nâsır yanında elde ettiği bu saygın mevki. Sultan bunun­ la da yetinmemiş. şüphesiz bu ihtarla ilgilidir.

Mısır’a yap­ tığı seyahatlerin birinde o zamanın en ünlü d. yetiştiği yerlere. Şeyh Rükneddin huzurdan çıktıktan sonra.oktor ve ilim adamlarından Selahaddin bin el-Bürhan. Süren tartışma daha sonra botaniğe sıçrıyor. Ebu'l-Fidâ gibi talihin lûtfuna mazhar olmuş adamlar çok azdır. takvim. anlayışı çabuk. Sultanların hırs ve saldırganlığı önünde prensliklerin yıkıldığı. döneminin edebî gelişmesine önderlik etmiştir. hükümet yöneti­ minde basiretli bir Emir olarak görüyoruz. Ken­ disini savaş alanında. birçok manzum ve mensur şiirler yazmış. Ebu'l-Fidâ hangi bitkidein söz edilirse. prenslerin mahvolduğu bir kargaşalık zamanında mevki ve nüfûzunu korumuş olması. Şeyh Zeyneddin bin el-Kubu' ve Şeyh Cemaleddin el-lsnevî ile bir toplulukta İlmî tartışmaya giriyor. sonra gelenler de saygı ve minnettarlık duyula­ cak bir tarihçi ve coğrafyacı olarak tanımaktadır. Ebu'l-Fidâ.^^^ 208 . tıpta hangi konularda kullanılabileceğine ilişkin o kadar geniş bilgi veriyor ki. Şeyh Zeyneddin ve Ibn el-Burhan gibi o zama­ nın en büyük tanınan iki doktoru bu geniş kültür karşı­ sında hayrete düşüyorlar. Hayatında saygı ve hürmet gösterilen bu adamı. Ebu'l-Mehâsin'in Şeyh Cemaleddin el-tsnevî’nin tabakâtmdan aktardığına göre. beceriklilik ve dirayetinin bir kanıtıdır. savaşçı bir kahraman. Ebu’l-Fidâ.belâğat. aynı zamanda güzel sanatlara ve edebi­ yata da büyük bir tuckunluk göstermiş. bilgisi genişti. coğrafya ve tabiî ilimlerdeki geniş bilgi ve kültürüyle bu mahfile zengin bir renk veriyordu. Zekâsı keskin. hayret ve şaşkınlığını saklayamayarak îslâm melikleri arasında ilim bakımından bu aşamaya ulaşmış başka bir kimse tanımadığını itiraf etmek zo­ runda kalıyor. ilim ve ede­ biyat mahfilinde geniş kültürlü bir kişi. onun niteliklerine.

vefatı duyulur duyulmaz her yerde genel bir matem tutulmuştu. dindar. yetenekli.'®^ Ebu'lFidâ'nın adını yaşatan en tanınmış eserleri el-Muhta- 209 . tedbirli. onun hakkmdaki şu tanıklığı. ince şiirler söylüyordu/®^ Ebu'l-Fidâ. bazan aşk hevesle­ rine boğun eğiyor. tarih ve coğrafya konuların­ da yazdığı eserler.*^^ Za­ manın diğer bir şairi ise bu genel üzüntüye etkili bir mer­ siye ile katılmıştır. altmış yaşmda olduğu halde vefat etmiş. tıp konu­ sunda birkaç ciltten oluşan el-Nükkâş adında yeni bir kitabı bulunduğunu haber veriyor ve Kitâb el-Mevâzîn adındaki bu eserini övgülü bir dille kaydediyor. İbn el-Kutbî. yüksek üstünlükleriyle İslâm dünyasın­ da büyük bir ün kazanmış olduğundan.^®^ Ebu'l-Fidâ'nın fıkıh. çok sadaka ve ikramda bulunan bir sultandı. hayır sahibf. Hama’da daha önce yap­ tırdığı türbeye defnolunmuştur (M. dokunaklı bir mersiye ile genel üzüptüye tercüman olmuştu. 23 Muharrem 732 tarihinde. cömert. adaletli yönetimi sayesinde refah ve mutluluk içinde yâşayan halkı da o derece eleme boğmuştur. Ebü'l-Mehâsin'in. ilim ve hayır sa­ hiplerini seven. derin vukufunun ve geniş bilgisinin sürekli tanığıdırlar. 1331). akıllı. ahlâkî erdemlerinin güzel bir levhasıdır: "Alim.Ebu'l-Fidâ gibi büyük bir kişilik. Ebu'lFidâ'dan daha saygılı bir dille söz etmiş. nitelik ve üstün­ lüklerinin daha zengin bir tablosunu çizmiştir. fazıl. O dö­ nemin en tanınmış şairlerinden olan Şeyh Çemâleddin Ebubekir Muhammed bin Nebâtetü'l-Mısrî. tıp. cömert. o zamanın kültür adamları üzerinde ne kadar derin bir üzüntü bırakmışsa. Ebu'l-Fidâ'nın vefatı. Ebu'l-Fidâ'nın fıkıh konusunda el-Hâvî adlı manzum bir eseri ile. adil.'®^ Ebu'l-Fidâ." Haşan bin Ömer adındaki diğer bir yazar da. idareci.

Bu bölümün yazarın zamanına kadar olan sayfaları. Ebu'l-Fidâ bu kı­ sımda.sar fî Târih el-Beşer ile Takvim el>Büldân adlı eser­ leridir. coğrafyacı ve tarihçi olarak da o derece tanınmıştır. Adem’in yaratılışından Hz. Muhammed'in doğumundan Ebu'l-Fidâ'nın ya­ şadığı döneme kadar meydana gelen olayları içine alan ikinci bölüm. Mukaddes Kitaplara dayanarak kısa bir peygamberler tarihi yazmıştır. îslâm öncesi dönemlere ilişkin olan birinci bölümü. Kitap genel yapısı bakımından iki bölümden meyda­ na gelmiştir. el-Muhtasar fî Târih el-Beşer’in sahip olduğu ün. fakih. toplu bir giriş gibidir. Bununla birlikte Ebu'lFidâ'nın da Batı Hıristiyan hükümetleri hakkında verdi­ ği bilgiler. Doğu kaynaklarına dayanarak Hz. çağının genel siyasetine vakıf adaletli bir hükümdarı olarak ne kadar ün kazanmışsa. Ebu'l-Fidâ. değerli birçok tarihî eserlerin seçilmiş bir özeti olmasın­ dan dolayıdır. bizzat tanık olduğu veya öğrendiği olayları zen­ gin bir şekilde tasvir etmiştir.^^®’ el-Muhtasar fi Târih el-Beşer: Doğuda olduğu kadar Batı'da da büyük bir ün kazan­ mış olan Ebu'l-Fidâ'nın bu eseri dört ciltten oluşmakta­ dır. Yazar bu bölümde. diğer tarih kitaplarının ve özellikle Târih el-Kâmil'in özeti gibidir. Hz. geniş tarih kitapla210 . Tıb tarihinde de Ebu'l-Fidâ ismi. Ebu'l-Fidâ bu eserini. o yüzyılda Doğudaki Müslümanlar içindeki diğer tarihçilerden fazla değildir. kitabın en önemli parçasıdır. kendi itirafıyla. Fakat kendi yaşadığı döneme ait kısmı son derece büyük bir önem taşımaktadır. Peygamber'in doğuşuna kadar süren yüzyıllara hızlı bir şekilde göz gezdirmiş. çağının en tanınmış tıpçıları arasında saygın bir yer tutmaktadır.

îbn elEsîr'in el-Kâmil'dir. Târih el-Ahlat ve Târih Ali bin Musâ gibi değerli kitaplardır. Reiske'in çabalarıyla tekrar Lâtinceye çevrilerek çok değerli notlarla Abulfedae Annales Muslemici arabe el lat.nnın içeriğini özetleyerek ortaya koymuş.* Avrupa'da çok erkenden dikkatleri çeken Ebu'lFidâ'mn bu önemli tarihi. İbn el-Esîr'in el-Kâmil'ine uyarak yıl üze­ rine yazmıştır. onlardaki bilgileri içermek bakımından da Târih-i Beşer değerli bir kaynaktır. okuyucularını o büyük kitapların tetkiki zahmetinden kurtarmıştır. Bundan 60 yıl sonra. J.J. Reiske ise 406 (1015-1016) tarihine kadar olan bölü­ mün bazı parçalarını Vie de Mohanuned adıyla İngiliz­ ce'ye çevrilerek Londra'da yayınlanmıştır.*'^’ Birinci bölüm ise Fleicher tarafından Lâtinceye çev­ rilip Arapça metniyle birlikke 1831 yılında Abulfeda H istoira ante-İslam ica adıyla yayınlanmıştır. Fakat yazar. Fleic­ her bu baskıyı birçok değerli notlarla zenginleştirmiştir. İbn Miskeveyh’in Tecârib el-Ümem'i ile Târih-i Ebi tsa. Târih Hamza eltsfehânî. eserine daha büyük bir değer sağlayan diğer birçok kitaplardan da yararlanmıştır. Ebu'l-Fidâ. Ebu'l-Fidâ'ya kaynak olan kitaplardan en önemlileri. Yazıldığı yüz­ 211 . bu ikinci bölüm daha büyük bir özenle J. önce bölüm bölüm Latince ve diğer dillere aktarılmış ve çevrilmiş. daha 1722 yılında J. yani 1789-1794 yıllarında. Târih el-Muzafferî. Bu kitapla­ rın çoğu zamanımıza kadar ulaşamadığından.J. Esas olarak aldığı kitap. her çeviri aslıyla birlikte yayınlanmıştır: İkinci bölüm. eserinin İslâm tarihine ait bölümünü. Gagnier tarafından Lâtinceye çevrilmiş ve orijinal metniyle birlikte Oxford'ta basılmıştır. işaret ettiğimiz gibi. adı altında Adler tara­ fından beş cilt halinde Kopenhag'da basılmıştır.

Harizmliler. Doğu kaynaklarına göre doğru ve incelemeye dayalı olarak yazılmış olması ve ifa­ desinin temizliği. yazan kontrolünden geçmiş bir yazma nüshası Fransa Milli Kütüphanesi’nde korunmaktadır. ne Târih el-Ümem ve'l-M ülûk gibi nisbeten eski bir kaynak. Fakat bugün elde edilmeleri mümkün ol­ mayan birçok tarih kitabının seçilmiş bir özeti olması ba­ kımından herhalde incelemeye değerdir. Özellikle yazarın bizzat kanştığı olaylar konusunda ver­ diği ajrrıntılar gerçekten incelemeye değerdir. Atabekler ve Moğollar'a ilişkin tarihî olaylarla. el-Muthasar fî Târih el-Beşer'in. Gazneli1er.yıldan başlayarak Doğu'da büyük bir önem kazanmış olan Ebu'l-Fidâ tarihj*^^\ bu önemini daha sonraki yüz­ yıllarda da korumuş. istinsah edilen nüshaları îslâm dünyasının her yanına dağılmıştır. Eserin. 1348) yı­ lında vefat eden meşhur İbnü'l-Verdî” '*^el-Muhtasar fî Târih el-Beşer'e bir zeyl yazmıştır. el-Muhtasar fî Târih el-Beşer. Eyyûbîler. İslâmî döneme ait olan sayfalan. 18691870) yıhnda İstanbul'da Matbaa-i Âmire'de ve birçok kez Mısır'da basılmıştır. 212 . yayılması ve tanınmasını sağlayan ne­ denlerdendir. özellikle Haçlılar. İslâm tarihi açısın­ dan.'*' Cevdet Paşa mer­ hum da Kısâs-ı Enbiyayı yazarken Ebu'l-Fidâ'nın bu eserini kaynak olarak almıştır. Ebu'l-Fidâ tarihinin orijinal metni 1286 (M. rie de Câmiü't-Tevârih gibi esaslı bîr kay­ nak değildir. Guriler. Selçuklular. yazarın içinde yaşadığı yüzyılın olaylarını içeren ciltleri oldukça önemlidir. Hicrî 749 (M. 1856 yılında da Urdu diline çevrilerek Delhi'de basılmıştır.

yeryüzünün iklim bakı­ mından bölümlerine. gerçek ve idari bölümlerini. Mısır ve Hicaz'ın bir kısmı ile Kuzey Suriye'den Fırat boylarına kadar uzanan alan dışında bir yer görme­ mişti.. Fakat gerçekte bu eserin ancak bazı bölümlerinde bir özellik görülmektedir. İdrîsî ve İbn Hurdâzbih gibi ünlülerin mesleklere ilişkin yazdıkları kitaplardır. nehirlerine. Takvîm el-Büldân'da zamanın meşhur seyyahlarının bilgilerinden de yararlanmıştır.Kitâb Takvim el-Büldân: Daha yazıldığı zaman alkışlarla karşılanan^^®' Kitâb el-Ekâlîm. bu cetvelde o ülkelerdeki şehirlerin adlarını. bun­ larla ilgili olarak bilinen haber ve nitelikleri ayrıntılarıy­ la açıklamıştır. Takvîm el-Büldân'ı birçok eklerle. Hindis­ tan konusunda verdiği kısa. Takvîm el-Büldân. Her önemli yerden boylam ve enleme göre söz edil­ miştir. Ebu'l-Fidâ. Bu eserlerin en önemlileri İbn Havkal. Takvîm el-Büldân. yazarın ölümünden az sonra ünlü Zehebî tarafından özetlenmiştir.^^®' Sultan III. Doğuda coğrafya ile ilgili en önemli bir eser olarak kabul edilmiştir. dağlarına. noktalı harflere gö­ re düzenleyerek bir sözlük haline koymuş ve Evzahü'l213 . Her ülkeye ayırdığı sayfalara bir de cet­ vel eklemiş. Murad dönemi bilginlerinden Sipahizâde Mehmed bin Ali. Yazar. kendinden önce yazılmış olan eserlerden almıştır. Suriye. izlediği metoda.. denizlerine. fakat açık ve doğru bilgiler. İdrîsî’nin K itâb elMesâlik'i gibi bölgeler bakımından bölümlenmiş değil­ dir. Ebu'l-Fidâ. ilişkin uzanca bir girişten sonra tasvir bölü­ müne geçmiştir. göllerine. bu ülkeyi ziyaret etmiş olan bir seyyahın rivayetlerine dayanır. boylam ve enlemlerini. Bizzat gidip görmediği yerler hakkında verdiği bil­ gileri. daha sonraki dönemlerde de ününü korumuş.

Muhammed b. 1882 yılında (Göttingen) yayınladığı eserin 167 ve devam eden saj^alannda Ebu'l-Fidâ'nın Takvim el-Büldân’ı hakkında uzun araştırmalarda bulunmuş­ tur. Almanya'da da Wüstenfeld. Taberistan. DİPNOTLAR. Batıda Doğudan daha az ün ka­ zanmamıştır. Taharistan. Schier ise 1846 yılında Dresden'de otografi ile nüshalarını çoğaltmıştır. Sind.^^®’ Takvîm el-Büldân'ın Sicistan. Çin kaynaklarıyla karşılaştırıldığında. 1572) yılındaIII. baası baskısı. Çin kitapla­ rında görülen birçok nahiye ve kasabaların yerleri anla­ şılmaktadır. Fransız. (2) Ebul-Fidâ. Haseniye Ma. 1807 yılında Viyana'da basarak yayınlamıştır. İslâm kay­ nakları arasında önemli bir yere sahiptir. Maveraünnehir ve Türkistan ülkeleri hakkında verdiği bil­ giler. uzun bir Fransızca giriş ilâvesiyle İnstitü de France de Sociate Asiatique üyelerinden meşhur Reinaud ve de Slane tara­ fından 1840 yılında Paris'te basılmıştır.^'*^ Eserin Arapça metni ise. Alman ve Ingiliz yazarla­ rından birçoğu bu eseri incelemiş ve birçok sayfalarını aynen almışlardır. Murada sunmuştu/*’ ^ Takvim el-Büldân. Şâldr el-Kutbî. orijinal metnini ya­ yınladıktan sonra Takvîm el-Büldân'ı Fransızcaya çe­ virmiş ve 1848 yılında Doğuluların Coğrafyasına Ge­ nel Giriş adıyla Paris'te yayınlanmıştır. el-M uhtas^ fî Târih el-Beşer. Türk tari­ hinin birçok noktalarını aydınlatabilmekte. Çin. 4/67-68. Harizm. Alexandridfes Demetrius adındaki bir Yunanlı da Yunancaya çevirmiş.Mesâlik ilâ M a'rifetül-Büldân vel-M em âlik adı al­ tında 980 (M. Ch. Lâtin. Gur. Bu nedenle Takvîm el-Büldân. Fevât 214 . el-Menhel el-Sâfî. Zablistan. Horasan. (1) Ebul-Mehâsin. Reinaud.

Bunun sebebi 719 senesinde onunla beraber Hacc etmesidir. emirler ve' ileri gelenler hatta Mısır diyarının naibi Emir Argun ona hizmet ettiler. Mısır baskısı. mantık. ona hediyeler sundu. Ona saltanat sembolü verdi ki. Etrafı her ilimden alimlerle. ikram etti. Beni meclisine katılmak üzere Zeyneddin el-Kuba' aracılığıyla davet etti. Kur'an. mikât ilmi. Her bitkiden sözedil^ğinde onun özelliğini. fıkıh tefsir. O da Mısır'ı sultanların yaptığı gibi büyük bir ihtişam içinde terkederek Hama tarafina yöneldi. sünnet.Burhan da bulunuyordu. faydasıra. nesir bilirdi. onunla yazışırken "el-makamüş-Şerif el-Ali elMevlevi el-Sultani el-lmadi el-Meleki el-Müeyyedi" şeklin­ de hitab etmelerini ve "Hama Sultam" ünvanını kullanmalannı istedi. yetiş­ tiği yeri tafsilatlı olarak açıkladı. Az zaman sonra sultan onun lakabını değiştirerek el-Melik el-Müeyyed lakabını verdi. Sonra ot ve bitkilerden sözedildi. Sonra el Melik el-Nasır kendisine ihtiyacı ol­ duğu şeyleri verdi. Aynca. Orada (eski Hama sultanlannın yaptıg) gibi) Hama ve çevresinde hutbenin kendi adı­ na okunmasına izin verdi. nahiv. şairlerle. Orada meşhur tabib el-Salah b. onu el Melik el-Salih laka­ bıyla lakaplandırarak emirlik merkezi olan Hama'ya yolla­ dı. Onu şeyh Cemaleddin el-lsnevi tabakatında zikrederek. tarih. aruz. felsefe. bu ko­ nularda iyi şeyler söyledi. Sonra da onunla Kahire'ye döndü. itikadı sahih. şairler onda faydalı şeyler bulur. Bazı ilimlerden sözaçıldı." (Ebu'l-Mehasin Tannverdî. el-Melik el-Müej^ed en ufak bir meselede Kahire'ye gidiyor ve yamnda Muhammed b. 1/16-17.el-Vefeyât. Şam naibi Dengiz de ona bu şekilde hitab etti. Yine en ufak bir münasebetle el-Melik el-Nasır'a güzel hedi­ yeler gönderiyordu. el-Melik el-Nasır Muhammed b. Kalavun onunla ilgi­ lendi. değerli şahıslarla doluydu. (3) "Hama'daki baskı sebebiyle Ebul Fida Şam'dan Kahire’ye gitti. Hatta el-Melik el-Nasır Şam yöresi emirlerine. nazm. Kendisi. Ben de gittim. el-Menhel el-Safî) (4) "Mezkur şahıs Hama'da kitap tasnifiyle meşguldü. Orada bulunan iki tabib 215 . şunları anlatıyor: O bazı seneler Mısır'a geliyordu. Hama’ya 710 yılımn Cumadel Ahiresinde vardı. altın işlemeli atlar ve başka şeyler hibe etti. Kalavun'a değişik güzel hediyeler götürüp sonra geri dönüyordu. tıb ilimlerinde mahirdi.

Bilgisi bizi hayre­ te düşürmüştü. Talibiler için Hicaz neyse onun gibidir. sonra Hama -uzun müddet. isteyenleri geri çevirmeyen. otoritesi bakî. (7) Ebu'l-Mehâsin Tannvirdî. Ebu'l-Pidanın ha] tercümesini içeren bu önemli eseri. faziletin Kâbesi. yüce. onur ve ön­ derlik sahibi faziletli ve ahlakh. iyilik sever. Şahin Şah b. ilim ve edeb ehlini seven. Ken­ disi cömert. Mervan (Hama meliki). fazilet sahiplerine açık büyük sultan vefat etti. el Melikül Mansur Muhammed b. Ehşan çıktığımızda Şeyh Rükneddin. övgüye layık. (6) 732 senesinde.sultanı oldu. Şadi b. el Melikül Muzaffer Ömer b. Paris Milli Kütüphanesi'nde korunmakta ve 688 inci numarada kayıtlıdır." (Haşan bin Ömer). el-Melik el-Müeyyed İsmail b. muhakkak ki olmazdı. içinde çok faydalı şeyler bulunan bir tarih ve başka meşhur kitapları da olan bir kimseydi. Yemin ederim ki. kapısı. yok nedir bilmiyor Eğer güneş ulaştığı yerleri yok etseydi. yıldızlar gibi yü­ ce alim." zamanın şairi ise. Takvim el-Büldânı yayınlayan de Slane. istediğini yapıyor. onlara ihsan eden. . Eyyüb b. adaletli." (EbulMehâsin Tannvirdî. bu eserde Ebu'l-Pidâ'ya ait parçayı aynen girişine almıştır. el-Melikül Efdal Ali b. Hama'da önce naibti. Haşan bin Ömer'in. sancakları zaferle dalgalanan. el-Menhel el-Sâfî) (5) Şu beyit Ebu'l-Fida mndır: "Ne kadar kan akıttı ise yine de pişman olmadı. el-Menhel el-Safî. kdemi halk için çalışan. gölgesiyle dünyayı gölgeleyen. hiçbir Müslüman sultan bu seviyeye ulaşamamıştır dedi. (8 ) 216 "el-Melik ül-Müeyyed'i kaybedişimiz sevincin her zaman devam etmeyeceğine delildir Eyyüb ailesinin müsamahası çiğ dalgalarıyla dolu bir deniz gibidir Eğer bu konuda feleği suçlarsam bana kaderde olanın kötülenmeyeceğini söyler. güçlü. el melikü'l Müeyyed zamanın görmüş olduğu en cömert kişidir O. gibi kıta ve kasidelerle onun cömertlik ve erdemlerini yücelti­ yorlardı. tedbir ve siyaset. el-Melik el-Muzaffer Mahmudb. Orada şükredile­ cek şeyler yaptı. insaflı.Ibn Kuba ve Ibn Burhan bunlan biliyordu ama tabiblerin çoğunun bu konulardan haberi bile yoktu.

Miskeveyh’in Tecarib el-Ümemi. bir cilttir. Vasıl'ın Müferric el-Kürûb fi Ahbar Beni Eyyub (3 cilt civarında). Ali b. p. İslam tarihini ise Ibn Esir'in Kamil'ine uygun olarak senelere gö­ re tertib ettim. Said el Mağribi el Endelüsî’nin Lezzet elAhlâm fi Tarih Ümem el-A'câm ki. Muhammed b. Bu kitapta eski tarihleri bir mukaddime ve beş fasılda verdim. Pakih Ammara'mn Tarih el-Yemen'i ki. Ibn el-Esir adıyla meşhur İzzeddin Ali'nin el-Kamili ki. İslam ümmetiyle alakalı olup 6 cilttir. harflere göre tasnif etmiş olup dört cilttir. Bende şu kaynaklardan seçip özetledim. p." (9) Muhammed bin Şâldr bin Ahmed Kutbî. Leclerc. Kitap tamamlanınca el-Muhtasar fi Ahbar el-Beşer adım verdim. Sinhacî'nin el-Cem’ü el-Beyan adıyla bilinen Tarih el-Kayravan'ı. bana MuzalTer'in ve ondan önoeMansurun nerde olduğunu sorar. Ebu’l-Mutahhar el-Ensari'nin Tarihü Ahlat'ı. Ebu İsa Ahmed b. Mısır baskısı. 277. dalındaki taneleri gibi 217 . Musa b. (10) Ibn Ebi Usaybia. (12)Brockelm ann ve E ncyclopedie de I’islam. iki cilttir. Şihabeddin b. adı geçen Ebu Said'in el-Muğrib fi Ahbar ehl el-Mağrib adıyla bilinen ese­ ri ki. Hamza el Isfehanî'nin Tarihi ki güzel bir cilttir. el-M uhtasar fî Târîh el-Beşer’i yazarken başvurduğu kaynaklar ve izlediği metod konusunda aşağı­ daki bilgileri vermektedir: "Bu kitabımda eski ve Islami ta­ rihlerden bazı malumatlar alma fırsatı oldu ki. 2. başlangıçtan 628 (1280) yılına kadarki zamara ele alıyor. Ebi'l-Dem el-Hamevi'nin el-Tarih el Muzafferi'si ki. 1/. Şeref b. el-Muhtasar fî T ârîh el-Beşer hakkında o zaman şu kıtayı söylemiştir: "Vallahi öyle bir tarih ki. L/16-17. Ali el-Müneccim’in Kitab el-Beyanı ki. Fevât el-Vefeyât. beni uzun malumat bulunan büyük kitaplara başvurmaktan kurtar­ dı. Kadı Cemaleddin b. Ebu Ali Ahmed b. (13) Ebu'l-Fidâ dönemi edebiyatçılarından Cemaleddin Ebubekir Muhammed bin Nebâtetü'l-Mısrî. Abdülmelik b. onbeş cilt civarındadır. (11) Ebu'l-Fidâ..el-Müeyyed'in nerde olduğunu sorarsam. t. eski tarihlerden bahseden güzel bir cilttir. Ibn Ebi Mansur'un Tarih el-Düvel el-Münkatia'sı ki dört cilt civarındadır. Ibn Hallikan'ın Vefeyat el-A'yân'ı ki. His de la medicine Arabe. Bu kitap yakla­ şık olarak 13 cilt civarındadır. t.. 88. 1.

La Grande E ncyclopedie. söndükten sonra o yeniden yakmıştır insanlar onunla rahat etmiştir.) (15) Ebul-Fidâ dönemi şairlerinden Şerefeddin el-Hüseyin bin Rabbân adındaki biri.) (*) Tetimmet el-Muhtasar fi Ahbâr el-Beşer adım taşıyan bu zey]." (14) Siraceddin Ebu Hafs Kadı Ömer bin Muzaffer. Takvim el-Büldân'ın çevirisini bitiremeden öldüğünden. da­ ha Önce de geçtiği gibi. ortaya konuluşu çok güzeldir Ülkelerin garipliklerim. t.özel bir güzelliği ve tadı vardır Neredeyse tüm zamanın bilgileri içinde bulunur. 1/246. (Y. göklere yücelen kahraman bir sultandır ilimleri sever. 110. bu eser Siraceddin Ebu Hafs Ka* di Ömer bin Muzalfer Ibnü'l-Verdî’ye değil. Bkz. 1347) yıhna kadar olan olayların eklenmesi ile meydana getirilmiştir. eser daha sonra Staislas Çuyard tarafindan tamamlanmış ve 1883 yılında Paris'te basılmıştır. pJC. L. Bir kez daha belirtelim ki. Ebu'l-Pidâ tarihinin özeti ve H. Preux.1. 1. 1284) yıhnda. güzelliklerini vasfeder. 749 (M. Siraceddin Ebu Hafs'ı.K. p. Zeyneddin Ebu Hafs ile karıştırmaktadır. Zeyneddin Ebu Hafs Ömer bin el-Muzaffer Ibnül-Verdî'ye aittir. Encyclopedie de l'islam. Mısır baskısı. 218 . 1347) yıhnda vefat etmiştir. lafızları lezzet verir Bu işin üstesinden gelene ikram et ki. öğrenir ve çok kıymet verir Fazilet nurunu. (18) J. 88.l.K. (Yazar. (17) Kâtip Çelebi. (19) Brockelmann. p. Şemseddin Ebu Abdüllah Muhammed bin ahmed ez-Zehebî Hicrî 673 (M. akıllar ondan faydalanır Tertibinin güzelliği ise çok açıktır. dipnottaki sadeleştirenin notu. G eographie d'Aboulfeda.) (Y. Reinaud. o biınunla yedi ulku aydınlatmıştır O. gerektiğinde deniz gibi cömerttir savaş zamanı da savaşır Ordusuyla sefere çıktığında zafer takibeder Ve o halen düşmanlarına karşı muzafferdir. tasnifi. Kitâb el-Ekâlîm hakkında yazdığı şu manzumeyle o yüzyıldaki Doğu İlmî mahfillerinin dü­ şünce ve duygulanna tercüman olmuştu: "Kitabın telifi. . s ." (16) de Slane. Keşfü'z-Zünûtı. yani Ebu'l-Fida dan bir yıl sonra doğmuş ve 748 (M.

^^* Cüveynî ailesinin tarih sahnesinde önemli bir yer edinmeleri. Cüveyn'de Sultan'ın hizmetine 219 . Ataların­ dan birçoğu bu hükümetler tarafından "Sâhib-i Dîvan" rütbesiyle onurlandırılmışlardır. Alaeddin. Selçuklulardan Sultan Sencer'in divanında şöhret bulan Kâtib el-Cüveynî ile başlamıştır. Selçuklular. Harizmliler ve Moğollar dö­ neminde saygı görmüş bir aileye mensuptur. kitabın hangi şartlar altında yazıldığının araştırılması da faydadan uzak de­ ğildir. Abbasî halifelerinden Harun Reşid'in vezirliği ve hâcibliğinde bulunmuş olan Fazi bin Rebî’a kadar çıkarmışlardır. millî tarihimiz bakımından bü­ yük bir önem taşıyan Târih-i Cihangüşâ adlı değerli eserin yazarıdır. son Sel­ çuklu Sultanı Tuğrul'a kesin bir darbe vurmak üzere Rey üzerine yürüdüğü sırada. Alaeddin'in mensup olduğu sülâleyi. Alaeddin'in dördüncü atası Bahaeddin Muhammed.^®* Hicrî 588 (M. yazann hayatı kadar.^^* Bazı tarihçiler. Moğollar dönemine ait tarihî olaylar açısından önem taşıyan bu eserin kıymet derecesini an­ lamak üzere.ALAEDDİN ATÂ MELİK CÜVEYNÎ Târih-i Cihângüşâ Alaeddin Cüveynî. 1198) yılında Harizmşahı Sultan Tekiş.

Tus muhafızı Taceddin'e bir memur göndererek kendisi­ ne sığınanların geri gönderilmesini istedi. Taceddin mec­ buriyet karşısında Nişabur ileri gelenlerini Moğol ku­ mandanına teslim etti. Bahaeddin Cüveynî. Bahaeddin Cüveynî Nişabur emirleriyle birlikte şe­ hirden kaçarak Tus muhafızı Taceddin Ferîzenî'nin ya­ nına sığındı. Cintimur. Celaleddin Harizmşah'ın emirlerinden Karaca ile Doğan Sungur adlarında iki kişinin elinde bu­ lunuyordu. Şemseddin Cüveynî'yi görevin­ de bırakmıştı. Cüveynî ailesinden ilk kez Moğollara iatisap eden. emirlerinden Külbulat'ı Nişa­ bur'un alınmasıyla görevlendirdiği haberi yayılır yayıl­ maz. O sı­ rada Nişabur.. Cintimur'un. Cüveyn ailesi bu şekilde Harizmşahlar'a intisap etmiştir. Moğol istilâsı sırasında Şemseddin Cüveynî. Nişabur'u istilâ ettiği zaman. Daha sonra Alaeddin'in büyük babası Şem şed­ din Muhammed bin Muhammed bin Ali Cüveynî de.girmiş. Cintimur kendisini Hicrî 220 . Muhammed Harizmşah tarafından müstevfî-i dîvan görevi­ ne tayin edilmiştir.. ül­ ke ileri gelenlerinin Tus'a kaçmış olduklarını öğrenince. Şöyle olmuştur: Hicrî 630 (M. 1232) yılında Oktay (Ügedey) Kaan tarafından Horasan ve Mazenderân eyaletleri meşhur Cintimur’a verildiği za­ man. Bahaeddin Cüveynî de bunların arasında bulunuyordu. Harizmşah'la birlikte Nişabur'a kaçmıştı. Bahaeddin Cüveynî Nişabur'da bulunuyordu. Külbulat. Bunlar Külbulat tarafından Cintimur'a götürüldü. Bahaeddin Cüveynî'nin ik­ tidar ve dirayetini takdir ederek kendisini Horasan ve Mazenderân Sâhib-i Divân'lığına tayin etti. Şemseddin Cüveynî'nin oğlu Bahaeddin Cüveynî’dir. Celaleddin Mengübirtî. Harizm şahlığını ele geçirerek babasının makamını aldığı zaman. bu görevi yerine getirmekte bü­ yük bir başan sağladığından.

1226) yılında doğmuştu. Emir Argun da 643 (M. kendisine vekâleten Bahaeddin Cüveynî'ye bı­ raktı. 1253) yılında. Hatta Kürküz 637 (M. 66 yaşında olduğu halde vefat eden Bahaeddin. konumuz olan tarihin yazarıdır. Oktay Kaan. onun halefi olan Emîr Argun dönemlerinde çok büyük bir nüfuz kazandı.633 (M. Horasan ve Mâzenderân eyaletleriyle Batı eyaletleri emirliğine tayin olunan Kür­ küz ile. 1235) yılında. Oktay (Ügedey) Ka­ an’a gönderdi. Uygur Türklerinden Kürküz ile birlikte elçi olarak Karakurum'a. Daha sonra Bahaeddin. Türkistan’dan Moğolistan'a ilk seyaha­ ti. ona verdiği değerin üs­ tünlüğünü gösterdi. Beyliğin idaresini. 644-645 (1246-1247) yıhnda olmuştur. bunlardan İkincisi. 1239) yılında saygısını sun­ mak üzere Oktay Kaan'ın yanına gittiğinde. Târih-i Cihangüşâ'nın girişinde yazdığı gibi. Bundan başka bir pâyze^'*’ ve bir de "Al Damgalı Yarlığ"*®^ bağışında bulunarak. Emîr Argun’un yanında. beş-altı kez İran’dan Moğolistan’a ka­ dar gidip gelmiş. Hicrî 623(M. 1245) yılında Güyük Han’ın yanına gittiği zaman aynı şekilde hareket etmiş­ tir. Bahaeddin Cüveynî’yi bü­ yük iltifatlara boğdu ve kendisine Sâhib-i Dîvan ünvanını verdi. Türklerin oturduğu yerleri beş-altı kez gezmiştir. yirmi yaşına kadar Emir Argun'un özel kâtipliğinde bulundu. Bu sefere Alaeddin’in babası Bahaeddin de ka­ tılmıştı. Alaeddin’in. Şemseddin ve Alaeddin adında iki çocuk bırakmıştır ki. Alaeddin. 221 . Hicrî 651 (M. Fakat yola çıkan topluluk Tıraz'a vardığında Güyük Kaan'ın ölüm haberini alarak Karakurum’a git­ mekten vazgeçmiş ve tekrar İran'a dönmüştü.^®^ Bu nedenle Alaeddin.

Mo­ ğol prenslerinden Cengiz Han'ın torunu Yesü bin Çağa­ tay ile de ilişkide bulundu. Emir Argun’la birlikte Karakurum'a kadar gitti. Emir Argun’un Yargu'da yargılanması so­ na erinceye kadar Moğolistan'da kaldı. Âlaeddin. Alaeddin. 1252-1253) yılına kadar süren bir süre içinde Türkleri ve Moğolları iyice inceleyebilecek zamanı ve fırsatı buldu. Ordu-Balık harabesinden çıkarılan kitabeleri incele­ yerek Uygurlar hakkında tarihî birçok bilgiler toplaya­ 222 . Bu sırada Emir Argun'un düşmanlan. Bu seferde Âlaeddin de. Moğol saltanatı Güyük Kaan'ın kansı Oğul Gaymış'ın üzerinde kalmıştı. Âlaeddin. üçüncü kez Karakurum'a gitti. Moğol hanlarının hizme­ tinde bulunması kendisine. Emir Argun’la bir­ likte. Mengü Kaan'ı Moğol hakanlığına çıkaran büyük Kurultay'da bulunmak üzere. 1247-1251) geçen fet­ ret döneminde. Moğol başkentine kadar giderek kendi­ ni temize çıkarmak zorunda kaldı. 20 Safer 650'den Receb 651 (M. Türkistan ve Uygur ülkelerine sokulmuş. Türk ve Moğolların durum­ larını bilen kimselerle yakından ilişkiye girme ve herke­ sin görüp bilemeyeceği birçok olaylara tanık olma fırsatı­ nı vermiştir. Moğol egemenliği altında bulunan Orta Asya’da tam on yıl kadar dolaşmış ve bir kaç kez Maveraünnehir.Güyük Kaan'ın vefatından Mengü (Mönke) Kaan’ın tahta çıkışına kadar (645-649 / M. gezisini Çin'e kadar uzatmayı başarmıştır. Cihangüşanın girişinden anlaşıldığına göre. Âlaeddin. aleyhinde birçok kovuculukta bu­ lunduklarından.^^’ Bu sırada tari­ hine temel olacak bilgileri toplamaya çalıştığı gibi. Oktay (Ügedey) Kaan tarafından eski Uyguristan'ın merkezi olan Ordu-Balık şehrinin yıkıntıları üzerinde kurulmuş olan Karakurum'da bulunduğu sıra­ da.

Alaeddin. îsmaililerin. Beni kü­ tüphaneyi incelemekle görevlendirdi. 1247) yılından başlayarak Alâeddin'i Hülâgu'nun yanına girmiş olarak görüyoruz. İran’ı yıllarca korkunç bir tehdit altında bulunduran îsmaililer. 1256) yılında Ismaililerin kökünün ka­ zındığı ve Alamut kalesinin düşürüldüğü sırada. Gittim ve incele­ dim. Alaeddin'in tarihe karşı çok büyük bir hizmetine tanık oluyo­ ruz. Hülâgu. Mushafları ve güzel kitapları "Ölüden diriyi çıka223 . Hülâgu'nun Îsmailîler üzerine yaptığı sefere katılıyor. Alamut Kütüphanesi'ni çok sayıda nefis ki­ taplarla doldurmuşlardı. tlhanlılar sarayında parlak bir şekilde karşılanan Alaeddin. Hicrî 654 (M. kütüphanedeki nefis İlmî eserlerle Rasathânedeki aletleri ayırarak Batıniye mez­ hebinin aslı ve ayrıntılarına ilişkin diğer kitapları yaktırmıştı.*®’ Alaeddin bu olayı bizzat kendi kalemiyle şu şekilde aktarıyor: "Lammasar’da bulunduğum sırada. Haşan Sabbah zama­ nından Alamut Kalesi'nin düşüşüne kadar. Hülâgu. yani 170 yıl içinde burada toplanan kitapların incelenmesi görevini Alaeddin'e verdi.kuşattığı sırada. Hicrî 645 (M. Ricamı iyi karşıladı. Buradaki nefis kitapların zarara uğratılmamasını cihan padişahı Hülâgu Han’a bildirdim. Alamut kalesinin en müstahkem hisarı olan Meymun kalesini -ki îsmailiye Şeyhul-Cebel'Ieri burada otururlardı. Zenginliği dünyanm her yanına yayılmış olan meş­ hur Alamut Kütüphanesini kısmen Hülâgu ordularının yağma ve tahribinden kurtarıyor.bilmiştir. ünü afaki tutmuş kütüphanelerini ziyaret ve orada­ ki kitapları inceleme hevesine düştüm. teslim şartlarını içeren ve son îsmailiye hükümdarı olan Rükneddin Hûrşâh'a yazı­ lan yarhğ'ı düzenleyerek tarihe geçiyor.

yani 657 (M. Rasad aletlerini. bu kitabın içindekileri özet olarak Cihangüşâ'nın üçüncü cildine almıştı. Moğol yıkımını onarmak ve halkın gü­ venliğini sağlamak için çok çalıştı. Alaeddin'in Bağ­ dat valiliğinden söz ederken diyor ki: "Alaeddin. Batınîler'in Sergüzeşt-i Seyyidinâ dedikleri. Hülâgu..***’ Hülâgu'nun halefi Akaba Han. Tarihçi Zehebî. Hülâgu'nun ölümüne. 1264) tarihine kadar tam bir bağımsızlıkla Bağ­ dat'ı idare etti." Alaeddin'in Alamut Kütüphanesi'nden aldığı değerli kitaplardan biri. yani 19 Rebiülâhir 663 (M.*’ ^’ Fakat bu değişiklik yalnızca şekilden ibaretti. Çünkü Suncâk Aka. Târih el-îslâm'da. İsmailîlerin kökünü kuruttuktan sonra.*^®^ Alaeddin. ne akla ve ne de nakledilen temellere dayanmayan öteki kitapları da yaktırdım. Haşan Sabbah’ın biyografisinden söz eden bir eöerdi.*®* Hülagu. Alaeddin.. Bağdat valiliğini Alaeddin'e verdi. 1257) yılının Muharrem ayı başlarında Halife Musta'sım Billah'ın üzerine yürümüştü. Alaed­ din'in kardeşi Şem şeddin Muhammed Cüvejmî'yi vezir­ lik hizmetinde tuttuysa da.nr" anlamınca ayırdım. Köylüleri ağır vergi­ lerden kurtardı. Hicrî 655 (M." Târîh-i V assâf ta da şöyle deniliyor: "Alaeddin yüzbin altın harcayarak En- 224 . kendi yerine vekâleten Alaeddin'i yeniden Bağdat valiliğine gönderdi. Bu seferde Alaeddin de Nasîr Tûsî ile birlikte Hülâgu'nun ordusunda bulunu­ yordu. Moğol yıkımım bütünüyle onarıp gidererek Bağdat’a eski uy­ garlık ve refahını yeniden sağladı. 1258) yılında. tam ve yanm yıldız gözleme aletleri (usturlâb) ve di­ ğer aletleri de faydalı kitaplann yanma koyduktan sonra İsmailîlerin sapıklık ve taşkınlıklarını içeren. Irak ve Fars ülkelerini Alaeddin'den alarak Moğol emirlerinden Suncâk Aka'ya verdi. Bağdat'ı aldıktan sonra. nücum kitaplannı.

yani kervansa­ ray kurdu. Necef te Meşhed-i Ali civarında büyük bir ribat. Abaka ve Teküdar (Sultan Ahmed) hanlar dönemlerinde. yani 24 yıl sürmüştür. Enbar ile Necef arasındaki tanma elverişsiz arazi böylece ekilir duruma geldi. Alaeddin. İsak adındaki bir Ermeninin telkinlerine kapı­ larak Alaeddin'in hiyanetine dair Ilhan'a bazı ihbarlar­ da bulunmuş. Bu süre içinde Alaeddin. Alaeddin'i Mısır sultanıyla haberleşmekle suçlamıştı." Alaeddin'in bu çalışmaları. Alaeddin'in Bağdat valiliği Hülagu. Batınîlerden birkaç haydut üzeri­ ne atılarak kendisini birkaç yerinden hançerlediler. Ebu'l-Ferec Gregorius. kafasını Moğol kılıcından kurta­ rabildi. Bu ikinci darbe. bunun Erme­ ni tsak tarafından düzenlenmiş bir tuzak olduğu ortaya çıktığından. Kanalın iki yanında 150 kadar köy kurdu. Bağdat Baş Nakib'i ve Eitâb el-Fahrî yazan Safiyyüddin'in babası Taceddin Ali bin Muhammed bin Ramazan el-Hasenî el-Alevî tara­ fından düzenlenmişti. ikinci bir if­ tiraya uğradı. Irak'ın en zengin kişile- 225 . iftira ettiği ortaya çıkan Ermeni tsak'ın idam edildiğini haber veriyor Alaeddin bu tehlikeyi atlattıktan sonra.* Fakat araştırma sonucunda. Saldırganlar halk tarafından hemen o anda parça parça edildiler. Moğol emirlerinden Bağdat emniyet görevlisi Ka­ ra Buğa. Fa­ kat yaralar çok ağır ve tehlikeli olmadığından kurtulabildi.bar kasabası yakınından Necef e kadar Fırat'tan bir ka­ nal açtırdı. aleyhinde Moğol hanlarına birçok tezviratta bulunulmuştur. Bir kere­ sinde. düşmanlarının pek çok dedikodusuna uğramış. Taceddin. Fakat bütün bu iftira­ lar son zamanına kadar yerini sarsamamıştır. bir olayın etkisiyle bir sü­ re gecikmeye uğradı: Alaeddin bir gün Bağdat sokakla­ rında atla dolaşırken. Bundan başka Alaeddin.

Fakat. Taceddin'in katilleri olarak idam et­ tirdi. Argun'un yakınlarından Abâcı'nın kılavuzluğuyla şehzadenin huzuruna çıkarak şu maruzatta bulundu: "Bir yıldanberi. bu şikâyet mektubunu aynen kardeşi Alaeddin'e gönderdi. gecelejan Taceddin'in evine girerek kendisini öldürdükten sonra. Mecdü'lMülk. Alaeddin tarafından belir­ lenecek bir yere sığınacaklar ve böylece izlenmekten kurtulacaklardı. Mecdü'l-Mülk Yezdî tarafından düzenlenen üçüncü bir darbe. adamlarını göndererek bunları orada yakalattı. Hiç konuşturmaksızın. Böylece Alaeddin en zorlu düşmanından kurtul­ muş oldu. karşılık olarak o da Taceddin'i ortadan kaldırmaya karar verdi. Adamlar plânladığı şekilde Taceddin'i öldürdükten sonra belirlenen yere saklandılar. Alaeddin’in kardeşi ve Abaka Han'ın veziri Şemseddin Muhammed Cüveynî. Alaeddin'i büyük bir şekilde sarstı." Alaeddin. oğlu Argun babasını karşılamaya çıkmıştı. Taceddin tarafından hayatına kastedildi­ ğini anlayınca. Alaed­ din. Uyanık davranması gerek­ tiğini hatırlatmak için yazdığı mektuba da şu iki beyti ekledi: "Ne zamandır uykudakini uyandırmaya çalışıyorum. Şöyle ki: 678 (M. Plâna göre adamlar. Birkaç adam bularak onlan çe­ şitli vaatlerle kandırdı ve Taceddin'i öldürmeye razı etti. Tebriz’den Horasan'a doğru yola çıktığı zamanda.rindendi/^®* Her nedense Alaeddin'e düşmanlık besleye­ rek Abaka Han'a aleyhinde bir şikâyet mektubu yazarak görevden alınmasını rica etti. her ikazımda daha da uyuyor Sanki salladıkça daha derin uykuya dalan beşikteki çocuk gibisin. 1279) yılınm Zilkade ayında Abaka Han. Sâhib-i Divân Şemseddin ve kardeşi 226 .

Abaka Han'ın emriyle Mecdü'l-Mülk Yezdî. veziri 227 . benim bütün bu sırlan bildiğimi bildiğinden. Anadolu Selçuklu hükümdarı­ nın veziri Pervane^^’ ’. bugün Sâhib-i Divân'm geliri. Sâhib-i Divân. başına hükümdarlara özgü kıymetli taşlarla süslü tac gijmıeye başlamıştır. adeta Bağdat ve Irak'ı kendi mülkü haline getirmiş. Mecdü'l-Mülk'ün ihbarlarını uygun bir zamanda babasına iletti.^*®' Sâhib-i Divân'ın kardeşi Alaeddin ise. İlhan haz­ retleri bendenize izin verirlerse Sâhib-i Divân'ın gizli servetini tüm olarak ortaya çıkarabilirim. Ha­ nedanınız hakkında Mısır sultanıyla gizli ilişkilerde bu­ lunduğu muhakkaktır. Sâhib-i Divân Şemseddin Cüveynî sonucun ağırhğını ve hayatının tehlikede olduğunu anlayarak Hülgu'nun karısı ve Mengü Timur'un annesi Olcaytu Hatun'a sığındı.hakkında bazı şeyler sunmak istiyorum. hü­ kümdar mülklerinin yarı gelirini çalmakla yetinmeye­ rek babanıza karşı küfran-ı nimetten de çekinmiyor. Bütün mal varlığını Ilhan'a terkederek Olcaytu'nun araya girmesiyle başını kılıçtan kurtarabildiyse-derflttftiz ve servetini tamamen yitirdi. Bugün Sâhib-i Divân'ın serveti milyonlara ulaşıyor.’’ Şehzade Argun. Mutlaka biliyorsu­ nuz ki. sunmak istediğim şeyi yazılı olarak takdim edemedim. susmam için onbin dinar vererek beni Sivas valiliğine tayin etti!. Fakat Sâhib-i Divân'dan korktuğum için. Bu kovuculuklar Abaka Han'ın zihninde bir şüphe izi bıraktı. Ertesi yıl bir sebep bahane ederek Sâhib-i Divân'ın hesaplarının incelenme­ sini emretti.. Sâhib-i Divân’ın gizli tahrikiyle Mısır Sultanı Melik Zâhir Baybars Bundukdâr ile birleşerek birçok Moğol emirini öldürmüştür. devlet hâzinesine giren gelirin toplamına ulaşmaktadır. Bugün huzurunuza kabul edil­ mek şerefinden cesaret alarak bazı gerçeklerin ortaya çıkması için ihbarlarda bulunacağım. Sâhib-i Divân.

Alaeddin'in paralan sakladığını id­ dia etti. Fakat bu parayı el­ de etmek mümkün olmadı. Biçare Âlaeddin. Fakat yoldayken. Abaka Han. Hıristiyanlar içinden birkaç yalancı şahit bularak. Mecdü’l-Mülk. Âlaeddin epeyce hapishanede kaldı. Fa­ kat bütün bu çabalara rağmen toplanan miktar. Bağdat’ta yaptırdığı medrese ile ribatı ara­ yıp taradılar. Tesliyetü'l-İhvân adh eserinde yana yakıla anlattığı gibi. Alaeddin'in adamlanna iş­ kence ettiler. Âlaeddin Bağdat'ta tutuklanarak koruma altında Il­ han'ın ordugâhına gönderildi. Sonunda Abaka Han'ın kansı Buluğun Hatun’la. iki milyon beşyüz bin dinarın geri alın­ masını emretti. Abaka Han. rakmıyorduL Bu kez de Alaeddin’in gizli olarak Mısır sul­ tanıyla haberleştiğine dair. Hatta taze mezarlan bile açtılar. doğal olarak bir şey bulamadılar. Yine de hiçbir şey bulamadılar. Abaka 228 . Abaka'nın kardeşi Konkur Ata'nın araya girmesiyle ha­ pisten kurtulabildi. Sâhib-i Divân'ı büsbütün gözden düşüremeyeceğini anlayınca. Bunlar Bağdat’a giderek Alaeddin’i evinde tutuk­ ladılar ve boş yere hazine arayıp durdularsa da. bu kez de kardeşi Âlaeddin Cüveynî hakkında suçlamalarda bu­ lunmaya başladı. Tağacarya Guci'yi Mecdü’l-Mülk'le birlikte Alaeddin'in gizli hâzinesini bulmakla görevlen­ dirdi. Mecdu 1-Mülk. Epeyce de borç para buldular. bu parayı bulabilmek için nesi var nesi yoksa hepsini sattı. Sâhib-i Divân Şemseddin Cüveynî ile oğullan da nakit para ve eşya adına ellerinde olan herşeyi verdiler. bir türlü Alaeddin'in peşini bı. Abaka Han’ı kandırmaya çalıştı. Abaka Han’ın istediği paranın onda biri kadar bile olmadı. Fakat Mecdü'l-Mülk.kontrol etmeye başladı. Alaeddin'in devlet hâzinesinden iki milyon beşyüz bin dinar çaldığı yolunda ihbarlarda bu­ lundu.

Cüveynî ailesi. Aym yılm (681 / 1282) Zilhicce'sinde eceliyle hayat kavgasından çekilip gitti. Teküdar. İlmî yaygınlaşmayı sağlayacak girişimlerde bulunmak gibi başarılarla tarihte devamb kalacak bir ad bırakmışlardır. Cüveynî ailesinden Şemseddin Cüveynî'nin Zekeriya adındakLoghından başka tek bir kişi hayatta bırakılmad ı. Alaeddin Cüveynî'yi de Bağdat valiliğinde bıraktı. devlet hâ­ zinesi adına Alaeddin'den aldığı mallan saklamış olduğu ortaya çıktığı gibi. Hülâgu'nun saltanatının son yılla­ rından başlayarak Sultan Ahmed'in (Teküdar) ölümüne kadar ikbal mevkiinde kalmışlarsa da. ilim ve irfan sahibi kişileri korumak. Bağdat emirliğini Sâhib-i Divân Şemseddin Cüveynî'nin oğlu Harun Cüveynî'ye verdi.^^®^ Alaeddin. Cüveyn ailesi­ ne mensup olan birçok kimseleri tümden idam ettirdi.^^^’ Sultan Ah­ med. Argun'un İlhanî tahtına çıkması bu aile için kesin bir felâket olmuştur. Mecdü'l-Mülk'ün. Abaka Han döneminde. idam edilmesini emretti.Han'ın ölüm haberi ile yerine geçen kardeşi Teküdar (ya­ ni Sultan Ahmet)'ın serbest bırakma fermanı geldi. çevirdiği dolaplar da anlaşıldığından Sultan Ahmed (Teküdar).(2-2T ^ Cüveynî ailesi. Ken­ dilerine birçok iltifatlarda bulunarak geçmiş acılarını unutturmaya çalıştı. can düşmanının feci sonunu gördükten sonra çok yaşamadı. cesedini parça parça ederek her organını bir di­ yara gönderdiler. Alaeddin’in ölümünden sonra. Moğollar. Asya kıtasının baştanbaşa insan ka­ nıyla sulandığı bir dönemde. Şemseddin Cüveynî'yi vezirlik görevinde. Argun Han tahta oturur oturmaz Sâhib-i Divân Şemseddin Cüveynî ile oğullarını. Gerek Şemseddin Cüveynî ve gerekse 09 9 . Gerçekten.

Güyük Han'ın saltanat zamanından (643-644/M . Harizmşahlar Devletinin çöküşünden.^^®^ Bu iki kardeşin ilim adamlarına karşı gösterdikleri cömertlik dolayısıy­ la. İkinci ciltte: Harizmşahlar tarihinden. Hoten ve Balasagun'a kadar Doğu Tür­ kistan’da egemenlik süren Karahıtay Kürhan'lanndan. Hakanoğullan ve Ilig-Hanlar adları altında saltanat süren MüslümanTürk meliklerinden bahsedilmiş. çağdaşlan olan Şeyh Sadi-i Şirazî’yi devamlı olarak iltifatlara boğarlardı.Alaeddin Cüveynî. Târîh-i Cihangüşâ: Alaeddin'in yazmış olduğu bu tarih. Cengiz’in fetihlerinden. Târîh-i Cihangüşâ. yani 610-624 (M. Uygur Türklerinden. haklannda birçok kasideler düzenlenmiştir. 1241-1245). Samanilerden sonra ve Moğollardan önce. Karahanlılar. eski Moğollann adet ve usullerinden. Oktay Kaan döne­ minden (639-643 / M. 1213-1226) yılları olaylarından. Cengiz Han Yasasından. Birijnci ciltte: Uzun bir girişten sonra. İzleyen asırlarda kitabın değeri büsbütün artmıştır. daha o yüzyılda bile en değerli eserler arasına girmişti. Uygurların adetleri ve inançlarından. Cengiz ordularının Maveraünnehir ve İran'ı istilâ etmesi ve buradaki yıkımların­ dan. Hicrî 512607 (M. Karahıtaylann ve daha sonra Harizmşahların himayesinde ve Tür­ kistan'da Afrasiyabiye. 1245-1246) söz edilmiş olduğu gibi. cildin sonuna Oktay Kaan döneminden Hülâgu'nun İran’a girişine kadar 230 . 1118-1210) yılına kadar Maveraünnehir ile Cey­ hun'dan Kaşgar. Cengiz'in oğullarından Cuci ile Çağatay'ın durumlan da kısaca yazılmıştır. üç ciltten oluşmaktadır.

Alamut İsmailîlerinin ayrıntılı tari­ hinden. Ne yazık ki Alaeddin. Alaeddin bu risalesin­ de 680 (1281) yılında Mecdu 1-Mülk yüzünden uğradığı belâ ve nıihnetleri kaydetmekte. Cihangüşâ'hın bazı nüshalarına. yani 681 (1282) 231 .^^'^' Alaeddin'in ^ı-biTfnmeyen ikinci risalesi. Tesliyetü'l-Ihvân'ın yazma bir nüshası Paris Milli Kütüphanesinde bulunmaktadır. ölümü zamanına. Atâ Melik Cüveynî bu risalede. Alaeddin'in vefatından altı ay önce yazılmış­ tır. îsmailiye Devleti'nin çöküşüyİe sonuçlanem tarihine. Kürküz ve Emir Argun gibi Moğol hakimleri ve şahlannın tarihî serüvenleri eklen­ miştir. Mengü (Möngke) Kaan'ın tahta çıkı­ şından (649 / 1251) ilk saltanat yılındaki olaylardan. Hülâgu’nun İran'a gelmesinden (653 / 1255). mezheplerinden ve Hicrî 655 (M. Nosal. Abaka Han'ın ferma­ nıyla 680 yılının 4 Ramazan gününde hapisten nasıl kur­ tulduğunu açıklamaktadır.(626-653 /1228-1255) İran ve ona bağlı olan yerlerde ege­ men olan Cintimur. İsmailîlerin yokedilmesinden. Teküdar'ın (Sultan Ahmed) tahta çıkışına kadar geçen süre içinde uğradığı felâketleri tasvir etmekte ve Mecdul-Mülk Yezdı’nin öldümlüş şeklini açıklamaktadır. Üçüncü ciltte. Tesliyetü'l-İhvân'ın eki gibidir. Bu risalede. Paris Milli Kütüphanesinde bu risalenin de bir nüs­ hası bulunmaktadır. Bu risaleler­ den biri Tesliyetü'l-İhvân adını taşımaktadır. Fakat diğerinin adıyla ilgili olarak kitabın içinde herhangi bir kayıt görülmemektedir. Hülagu tarafın­ dan Bağdat'ın alınışıyla ilgili olarak Nasıreddin Tûsî'nin yazdığı bir tarihçe eklenmiştir. 1257) yılında çöküş biçimlerinden sözedilmiştir. Bazı nüshalarına da Alaeddin'in diğer iki risalesi ilâve edilmiştir.

Bugün İran'da bu görevle uğraşanlara "Müstevfii'l-Memâlik" deniliyor.^*^ Safîyyüddin Muhammed bin Ali bin Tabataba'nın da Kitâb el-Fahrî adıyla tanınmış tarihini yazarken bir­ çok olayları Cihangüşâ'dan aldığı anlaşılıyor. Bu yüzdendir ki Doğulu ve Batılı yazarlar eserlerine kay­ nak olarak Cihangüşayı almışlardır. Târih-i Kebîr'inde bu rivayeti tekrarlıyor. Abaka Han'la Teküdar Han'ın saltanat dönemleri gibi önemli olaylann yazılma­ ması Târih-i CUıangüşâ'da büyük bir boşluk bırakmış­ tır.yılına kadar uzayan 27 yıllık olaylan yazmamıştır. Bizdeki teşkilâta göre Maliye Bakam demektir. 699-727 (1299-1326) yıllarında yazdığı T â rih -i V a ssâ f adlı eserine kaynak olarak Cihangtişâ'yı almıştır. Anlaşıldığına göre Alaeddin. Gerçekten tanınmış birisi olan Abdullah bin Fazlullah Şirazî. Türk ve Moğollardan söz eden ilk ve tek eser olması bakımından büyük bir değere sahiptir. DİPNOTLAR: (1) O yüzyıldaki teşkilâta göre "Sâhib-i Divân" ünvam. Cihangüşâ'nın bir zeyli sayılabilir. Hülâgu'nun Bağdat’ı istilâsı. maliye işlerinin yönetimi. ve ülke gelirlerinin toplanması gibi işler­ le görevli olan kimselere verilirdi. Cihangüşâ'nın daha o yüzyılda büyük bir değer kazanmış olduğunu gö­ rüyoruz. Cihangûşa'mn yazımı­ na 650 (1252) veya 651 (1253) yılında başlamış ve 658 (1259) yılında tamamlamıştır. Halbuki Kadı 232 . (2) Allama Şemscddin Muhammed bin Ahmed el-Zehebî. Bu nedenle Târih-i Vassâf.^^®^ Cihangüşâ'nın birinci cildi 1911 yılında Muhammed bin Abdülvehhâb Kazvinî'nin tashihiyle Gibb Vakfı başkanı Browne tarafından Leiden'de bastırılmıştır. Alaeddin'in tarihi.

Bazan onun anasımn babasımn belli olmadığı. Bu da yeterince utanıla­ cak bir şeydir. Eğer bunu uydurmuşsa açık bir skandal­ dir. En iyimser haliyle Osman b. imâm el-Harameyn'in de Cüveynî nisbesini taşımış olmasından dolayı düşmüş olduklan kuşkusuzdur. Aksine Alaeddin'in çağdaşı ve düşmanlarından Safiyyüddin Muhammed bin Ali bin Tabâtabâ el-Alevî -ki İbnü’tTiktaka adıyla tanınmıştır-. bazan piç ol­ duğu söylenirdi. Affan'ın kölesi Ebu Ferve oğlu olduğu söylenirdi. O halde Ubu Ferve Osman'ın kölesinin köle­ si idi. Çünkü Alâeddin Cüveynî ile çağdaş olan tarihçilerden hiçbirinin bu iddiaya katılmadıklan görülü­ yor. bu nesebin Alâeddin için bir şeref vesilesi olamayacağını telmih etmektedir. Alaeddin'in Fazi bin Rebî sülâlesinden olması rivayetini belirttikten sonra. Buna benzer toplan­ 233 . İkincisi. lakîta (buluntu çocuk) veya köle-zâde olduğundan. Bu Ebu Ferve. Çünkü Ebu Ferve adî birisiydi. Bir zamanlar Medine'de mezar kazan Haris'in kazanacağı bir şey yoktur. hür değildi ve onun büyük günah işle­ diği söylenirdi. Çünkü bu nesepten daha düşük ve adi bir nesep yokturj Birincisi Fazi b. Sultan Tekiş'in yanında bulunuyordu. Fazi bin Rebî. Affan’ın kölesiydi. Fazun nesebinde şüpheler vardı. Alâeddin Cüveynî’yi İmâm el-Harameyn torunlanndan gös­ termektedir. Târîh el-Fahrî adıyla tanınan m tâb Münyetü'l-Fudalâ fi Târih el-Hulefâ ve'l-Vüzerâ adlı eserinde. Mecmau'l-Fusahâ'da da Şüşterî'nin iddiası­ na katılınmıştır. Bu konuda şair şöyle diyor. Osman'ın kuşatıldığı gün isyancılar arasında yer almıştı. Rebi. Târîh el-Fahrî'nin bu konudaki ibaresini aynen aktarıyoruz. Sultan Tekiş. Fakat Mecâlis el-Mü'minîn ve Mecmau'lFusahâ yazarlarının bu yanlışa. çoğunlukla önünde Kâtib Cüveynî ile Kâtib Bağdâdî'ye İlmî tartışmalar yaptınrdı. "Öğ­ rendiğime göre Sahib-i Divan A laedin Ata Fazİ b. Eğer doğruysa da salim akıl bunun saklanmasını gerek­ tirir. Bak ba­ kalım bundan daha adi ve rezil birisini bulabilecek misin?” (3) O sırada ünlü Kâtib Bağdâdî (Bahaeddin Muhammed bin Müeyyed) de. Bu Haris'te Osman b. Rebi'ye intisab ediyordu. Mekke'de Me­ zar kazıcısı olan Haris'in kölesiydi.Nunıllah Şüşterî M ecâlîs el-M ü'm inîn adlı eserinde. Bu da ona ayıp olarak yeter de artar bile.

bakır ve bazan da tahtadan yapılmış olup yanm zira boyunda ve el ayası genişliğinde bir levhaydı. teveccühlerini kazanan kişilere verilirdi. Rıkyetü’l-Ka* lem ve Utbe-i Ketebe adlı iki edebî eseri olduğu belirtil­ mektedir. Moğol Hanlanndan Kazan Han’ın İslâmiyet! kabul etmesinde büyük gayretler göstermiş olan meşhur Emîr Nevruzun babasıdır. Yarlıg'lara basılan kırmızı mühürlere "Al Damga" adı verilirdi. Leiden'de basılmış olan Lübâb el-Elbâb adlı kitapta Kâtip Cüveynfnin biyografisinden sözedilirken. kaanlann mektuplarına ve kanunnâmelere basılırdı. Payze altın. 234 . Argun'un mektubu 15 cm. boyutlarında ve her ikisi de penbe kâğıda yazılmıştır. (6) Emir Argun. (4) "Payze". (5) Moğol Kaanlannın fermanlarına "Yarlıg" denilirdi. incinin parlaklığını örtüyor Köpük cömertliğin Ceyhun'un güzelliğine gidiyor Hükmün bir an eğer hey derse imkansız muamele hayatımızdan çıkar” kıtasını söylemiş. (7) Moğol diline göre Yargü. Bu tür Payze'nin bir yüzünde arslan kafası işlenmiş olurdu. davalı ve davacının savunulması anlamına gelmektedir. bugünkü "nişan" karşılığı olarak Moğol kaanlan tarafından. Sultan’ın iltifatlanna mazhar olmuştur.tılardan birinde Kâtip el-Cüveynî. Damga altın olursa "Altın Damga". kânun. Sultan Tekiş'c dönerek açıkça: "Lütfün. Pâyze-i ser-i şîr deni­ len türüydü. si­ yah mürekkeple olursa "Siyah Damga" denilirdi. Moğolca "Yargucu". boyutlannda. Pâyzenin en büyüğü.) gönderilmiş olan iki Al Damga'h mektup bugün FVansa'nın A rchive Nationales'inde bulunmaktadır. Vaktiyle Moğol hanlarından Argun ve Olcaytu tarafından Fransa kralı Güzel Filip'e(Philippe Le Bel. Levhamn üze­ rine Tann ve kaanın adı ve özel işareti kazırdı. Payze. Petersburg Kütüphanesi'nin Şark Dilleri bölü­ münde Kâtip Cüveynî'nin bir mecmuasımn bulunduğu söy­ lenmektedir. özel­ likle yüzbaşı ve binbaşı gibi zabıta ve emirlerden Tûman’lara verilirdi. Bu levhamn "Pâyze-i ser-i şîr" denilen diğer bir türü daha yardı. Al Damga. Olcaytu'nunki 13 cm. adliye. dörtgen şeklinde bir mühür olup fermanlara.

Câmiut-Tevârih'in ikinci cildinde Ser­ güzeşt-i Seyyidinâ adlı kitabın içindekilerden daha geniş bir şekilde bahsetmiş. Badat valiliğine tayin edil­ mesinin Hicrî 657 (M. onlann yıllarca biriktirdikleri. Bağdad ve 235 . 224). akla uymayan ve sapıklık aşıla­ yan neler varsa hepsini yaktım.kadı. nücum kitaplannı. Cihangiişâ'da olayı anlatırken gözlem aletlerini koınduğunu şöylece itiraf etmektedir: "Nitekim yüce Tanrı cihan şehzadesi Hülagu'nun azim ve gayretleriyle o mel'unlann (Batıniyye) kale­ lerini ve evlerini yok edip. Irak. Çünkü Alâeddin Tesliyetü'l-îhvân adlı risalesinde (Bu risale Paris (Milli) Kü­ tüphanesinde bulunmaktadır). bu­ nun gerçekle ilgisi yoktur. Alaeddin Tesliyetü'l-îhvân'da bu olayı şu şekilde yazıyor: "Mülkü dilediğine veren ve diledi­ ğinden de alan mülk yurdunun hakimi. Alaeddin'in rasat aletlerini yaktırdığını söylüyorsa da. Rasat aletlerini.. hâzinedeki emanet­ ler ve kütüphanede bulunanlar konusunda uygun biçimde dökümünü yapması için toplama görevi verildi. Bunun sebe­ bi. Onlann arasından Horasan Sahbah'ın ha­ yatından bahseden Sergüzeşt-i Seyyidinâ adlı kitabı alıp on­ da yazılanları kendi yazdığı bu tarih kitabında nakletti. savunucu ve hâkim demektir. Elbette ki Alaeddin. 1258) yıhna rastladığını belirtmiştir. (10) Câm iu’t-Tevârih yazan ile ondan yararlanan diğer tarih­ çiler. (8) Quatremere. 1262) yılına. Alaeddin'in Bağdat valiliğine tayininin Hicrî 661 (M. Çünkü Alaeddin. kendi hayatıyla ilgili olaylan başkalanndan daha iyi bilir. insanları yoldan çıkaran mezhepleriyle ilgili kitaplardan Kuran ve diğer faydalı ki­ tapları "ölümden hayat çıkarıyor" hükmünde olduğu gibi ayınp çıkarmıştı. şerlerini de uzaklaştınnca ve Alamut fethedilince bu kitabın müellifine. nakle dayanmayan.” (9) Ebu'l-Fazi Reşîd. orada bulduğum faydalı ve nefis kitapları ayınp çıkardım. Ismailîler hakkında çok değerli ve gü­ venilir bilgiler vermiştir.. yani Hülâgu'nun. Veziriazamı Emir Seyfeddin'i öldürterek vezirliği Alaeddin'in kardeşi Şemseddin Muhammed Cüveynî'ye verdiği zamana rastladığım yazı­ yorlarsa da bu rivayet doğru değildir. tam ve yanm usturlablan ve diğer aletleri de faydalı kitaplann yanına koyduktan sonra. Mines de l'Orient (Doğu Hâzineleri) te (s.

Müslüman halk olayı öğrenin­ ce galeyana geldi. İran'da her­ hangi bir emirin mahvını isteyenler. Kitâb Um- 236 . (13) O yüzyılda Ilhanhlar ülkesinde bir insan için en büyük felâket. Mısır sultanıyla haberleştiği yolunda bir suçlamaya uğramaktı. Galeyan içinde bulunan halk. 397-398. bu adamı Dicle’de boğdurmak amacıyla yakalattınp Câselikhâne'de hapsetti. s. s. Mısır'da da Moğol hamyla ilişkisi oldu­ ğunu söyleyerek bir tuzak kurarlardı. Böylece çıkacak korkunç bir olayı önledi. O da. adamlarını göndererek gizli bir kapıdan Câselîk'i kaçırdı. Doğu ülke­ lerindeki Nastûrî papazlarının başında bulunanlara verilen isimdir).Huzistan bölgelerini Abbasogullan'mn tasarruf ve egemen­ liğinden âlaralı. Câselik'e haber göndererek. bu tek­ lifi kabul etmedi. Mısır'da ise Moğol hanlarıyla ilişkide bulunul­ duğu şaibesi en büyük bir cinayet sayılıyordu. Alaeddin. Beyrut baskısı... Doğu Hâzineleri (Mines de l'Orient. Bağdat'taki Nastûrî papazlannjn başkanı Câselîk (Câselîk. 225226)’nde. Nastûrîlikle hiçbir ilişkisi kalmayan bu adamı bırakmasını teklif etti. Ebu'l-Ferec'ten aktararak olayı şu şekilde anlatıyor: "Alaeddin'in Bağdat valiliği sırasında Nastûrî Hıristiyanlanndan biri Islâm dinini kabul etti. câselîkhaneye hücum etti. malzemenin de sağlanması için elini. O yüzyılın modası da buydu. Sonucun çok kötü olacağım anla­ yan Alaeddin. (11) Quatremere. onun Mısır sultanıyla haberleştiğini yayar. bölgenin malzeme ve mü­ himmat meselesini bu hallerin yazanna devretti ve halkın işlerinin bir düzene koyulması. Beyzâvî'nin Nizâmü't-Tevârih’inde ise "Soğıncak" biçiminde yazılmıştır. (14) Târih Muhtasar el-Dûvel. (15) Cemaleddin Ahmed bin Ali el-Hasenî el-Alevî." (12) Bombay'da basılan Vassaf Tarihi'nde bu isim "Suğuncak" şeklinde kayıtlıdır. Ebul-Ferec İbnü'l-Ibrî'nin Süryanice yazdığı bü­ yük tarihine dayanarak Alaeddin'in Bağdat valiliği sırasın­ da meydana gelen bir olaydan ve bu olayın Alaeddin tarafın­ dan büyük bir ustalıkla kapatılmış olduğundan söz etmekte­ dir. Fakat^ Moğol emirlerine dayanan Câselîk. Quatremere. Bağdad olayının üzerinden henüz bir yıl geçtiği halde 657 senesinin aylannda cihan padişahı Hülagu'nun ellerine teslim etti.

Abaka Hsuı'ın veziri Şemseddin Cüveynî'nin oğlu Bahaeddin Cüveynfye bağlanmıştı. Duvarlar arasına bile tahıl doldurmuştu. Ibn Tiktaka’ran pahahhgı deniyordu. Bir süre sonra yeniden Isfehan’a giderek yine Bahaeddin Cüveynî’nin aracılığıyla Vezir Şemseddin'e yanaştı. Yezd Atabeklerinin vezirliğinde bu­ lunan Safîyyüddin Yezdî’nin oğluydu. O zâmamn pahahhğıyla ilgili atasözleri bile söylendi. Bir gün Alaeddin Cüveynî'nin yardımcısı Mecdeddin ibnül-Esîrle konuşurken. Yezdî. Ramazan'a talihi yar­ dım etmiş çok miktarda mal. Bahaeddin'in aracılı­ ğıyla Vezir Şemseddin'le tanıştı. Isfehan'da bulundu­ ğu sırada. Jurnalde. divanla olan hesa­ bım yapmış ve kendisine çok fazla miktarda ürün kalmıştı.detü't-Tâlib fî Ensâb'i Âl-i Ebî Tâlib adlı eserinde Taceddin hakkında şu bilgileri veriyor. O sırada bir kıtlık olunca Taceddin ürünlerini satmaya koyulıjıuştu. "îbn Tiktaka adıyla bi­ linen Taceddin Ali b. onun. Mecdü'l-Mülk. Mallar ve emlaklannı sattı. yaratılış olarsJc bozguncu ve ihtirash bir adam olduğundan külâh kapabilmek umuduyla velinimeti olan Cüveynî aile­ sinin yokedilmesi için yollar araştırmaya başladı. Başına gelen garip şeylerden birisi de şudur: ilk zamanlannda divan arazilerine ait topraklarda ziraat yapıyordu. 237 . Muhammed b. söz arasında Mısır sultamndan övgü do­ lu bir dille söz etmesini vesile ederek Moğol emirlerinden Bîsû Boga Gürgân'a bir jurnal verdi. Bir miktar daha sattıktan sonra bitti. Mecdül-Mülk'ün eğitim ve öğretimi için büyük özen gösterdi ve birkaç kez önemli görevlere tajdn etti. Hatta öy­ le bir yükseldik) Hülagu’nun oğlu Abaka'ya Sahibüd Divan Ata Melik'in azledilmesi için mektup bile yazdı. Çünkü onun dışında hiç kimsede satılacak bir şey yoktu. bunlar bir ara ortaya çıkınca hemen örtmeye çalışmış ancak başa­ ramamıştı. Kendisi o sırada Fırat yöresinde görevliydi. vezirin gözünden düştü­ ğünü anlar anlamaz görevinden ayrılarak Yezd'e döndü. Mecdü’l-Mülk." (16) Mecdü'l-Mülk. Şemseddin Cüveynî. emlak ve köy sahibi olmuştu. Fakat son görevinde kendisinde güvensizlik belirtileri görülmeye başladığın­ dan gözden düştü. Ürünleri henüz tamamlayamadıgı binasına doldurmuş. Dönü­ şünde Vezir Şemseddin’in yanında kaldı. Şem­ seddin onu görevli olarak Rum ülkesine gönderdi.

kendileri­ nin de Mısır'a kaçacaklan ihbar ediliyordu. Gerçeği söyletmek için Mecdettin'e beşyüz sopa vur­ durdu. Mecdü'l-Mülk'ün jurnalini Abaka Han'a sundu. O yüzyılın şairlerinden birisi. Sonuçta ihbarın yalan olduğu ortaya çıktı. Zekâ ve dirayeti.Cüveynîlerden Vezir Şemseddinle kardeşi ve Bağdat valisi Alaeddin'in Mısır sultanıyla anlaştıkları ve uygun bir fır­ satta Bağdat'ı Mısır sultanına teslim edecekleri. Bîsû Boğa. Fakat Mecdü'l-Mülk huyundan vazgeçmeyerek iftiralarına devam et­ ti. elini Irak'a.kimseler bulunuyordu. Bir adam da yüz dinar kar­ şılığında Serdar'dan dilini satın olarak Tebriz'e kadar gö­ türmüştü. "Pervane" lakabıyla tanınan bu zatın asıl adı Muîneddin Süleyman bin Ali bin Muhammed'tir. Mecdeddin ibnü'l-Esîr'i çağırarak konu hakkında ko­ nuştu. meşhur Emir Çoban'ın atası Tudan Bahadır ve Arktu gibi. Sivas valiliğini de ona verdi. 1282) yılının Cemaziyelulâsında öldürülmüştür. (20) Moğollar.. adamış gönlünü okşayarak kö­ tülüklerine son vermek istedi. ayEiğını Fars'a götürmüşlerdir. Hicrî 681 (M. Mecdü'l-Mülk'ün başını Bağdat'a. (18) Bu olayda öldürülen Moğol emirleri arasında Tugû veya Tugûn. Vezir Şemseddin. (17). Mecdü'l-Mülk'e çokça para verdikten başka. bu olaya işaretle 238 . Moğollar bu olay üzerine Pervane'yi gizli olarak Melik Zâhir'le işbirliği içinde sanarak organla­ rını parça parça doğramak suretiyle zavallıyı öldürmüşler. kinlerim teskin için etlerini yiyecek kadar vahşet göster­ mişlerdir. (19) Mecdü’l-Mülk Yezdî. 678 (1270) yıhrfda şehzade Argun'un aracılığıyla Cüveynî ailesi hakkında Abaka Han'a birçok iftiralarda bu­ lunarak velinimeti olan bu aileyi korkunç felâketlere sü­ rükledi!. Abaka Han. Pervane Konya'daki Selçuklu hükümetinin vezirli­ ğinde bulunuyordu. Hicrî 675 (1276) yılında Mı­ sır Sultanı Melik Zâhir Baybars. Anadoluyu istilâ ederek buraya dağılmış olan Moğollar'ı tümden kılıçtan geçirdiği sırada. Olay da geçici olarak kapandı.Mecdü'l-Mülk'ün pis yaratılışını bildiğinden. hayatının ilk yıllannda bir ilkokul öğretmeniydi. ka­ rarlılık ve cesareti sayesinde Konya Selçuklulanhın vezir­ lik görevine kadar yükselmişti. Pervane.

Sâhib-i Divân'ı Şemseddin Cüveynî tarafından zehirlendiği hakkında söylentiye ina­ nıyordu. Pakat Argun'un saltanat makamına geçmesiyle. Alaeddin Cüveynî-ile kardeşi Şemseddin Cüveynî. Teküdar taraftarlarını kendisinin düşmanı kabul edi­ yordu. Alaeddin yanlıla­ rım toplayarak hapsettirdi. Argun. Aşın üzüntüsünden kendisine şiddetli bir başağnsı gel­ di ve yatağa düştü. ikbal ve ululuk arkasında koştun! Şimdi her organın bir diyan tuttu Sonunda bir haftada cihangir oldun!" (21) Alaeddin'in ölüm nedenini şu şekilde anlatıyorlar: Teküdar (Sultan Ahmed) bin Hülâgu'nun tahta çıkışından bir süre sonra. Oraya ulaşır ulaşmaz. bunlara karşı Argun derin bir kin besliyordu. babası Abaka Han'ın. saltanat hevesine düştüğü için amcasıyla aralan açılmıştı. 1282) yılında kışlamak üzere Horasan'dan Bağdat'a gitmişti. Bundan baş­ ka Argun. Bu nedenle Ar­ gun. Hicrî 681 (M. Günlük geliri onbin dinara ulaşacak derecede servet ve zenginlik kazandı. Argun'un Cüveynî ailesine karşı duyduğu intikam hissini körüklüyordu. Mes'ud ve Ata­ bek adlanndaki dört oğlunu da idam ettirdi. Anadolu ve Hin­ distan'ın bir bölümüyle Suriye'de hüküm sürdü.şu beyti söylemiştir: "Günlerce koguculuk defterinin en başına yazıldın! Mal ve mülk. Ferecullah. 661 (1262) yılın­ dan 683 (1284) yılına kadar yirmi bir yıl Ilhanlılann Vezir-i Azam'ı olmuştu. Hicrî 681 yılının Zilhicce ayımn dördün­ cü günü Mugan'da vefat etti. Şeinseddin'in torunu Ali bin Hoca Bahaiddin'i de 688 (1289) yılında Ka­ 239 . Cesedi Tebriz'e götürülerek Çerandab mezarlığında toprağa verildi. Şemseddin'in öldürül­ mesinden bir süre sonra Yahyeı. Alaeddin bu olayı duyunca çok üzül­ dü. Hülâgu ve Abaka Hanlarla Sultan Ahmed dönemlerinde çok büyük bir ikballe İran. Alaeddin'in vekili olup o sırada henüz vefat eden Necmeddin'in cenazesi kabrinden çıkarı­ larak sokaklara atıldı. Abaka Han'ın oğlu Argun. yani Hicrî 683 yılında Şemseddin Cüveyenî'yi Azerbeycan'daki Karadağ yakınında Aher denilen yerde idam etti­ rerek bu ailenin ocağını söndürdü. (22) Alaeddin'in kardeşi Şemseddin Cüveynî. Bu da. Teküdar'ın yakınlarının ileri gelenlerinden olduğu için.

" (24) Alaeddin. (**) Tarih-i Cihangüşa. korkusundan hafakan hastalığına tutularak Kihatu'nun saltanatının sonlarında öldü. Doğrudur. Ki o kalmasın. sayfalannda ka­ yıtlıdır.şan'da öldürdüler. Ali'nin kardeşi Mahmud.) 240 . ama bu anı sonsuza dek kalsın." demiş olduğu gibi. 1988. Alaeddin hakkında: "Sen cömertlik dağı. Yay. Ajıkara. Doç. bu feci katli­ amdan yalnız o sırada Abhaz'da bulunan. Kültür ve Turizm Bak. Çok meşhur olan bu manzume Târîh-i Vassâfın 101-102. cilt. 2. Kitâb Tecziyetü'l-Em sâr ve Tezciyetü'I-A'sâr adını taşımaktadır. bense yoksulluk uçurumunun kenannda Kabul etmezsen aşağına düşerim. Şemseddin’in Zekeriya adlı oğlu kurtulabildi. Sa'dî sana yakınlaşmaya güç yetirdi. Mürsel Öztürk. onu zorlukta da kolaylıkla da yaşadım Hadiseler bir şeyi yapmaya karar vermişse beni sabit ve tahammülkar bulursun Sabır dağları sarsılsa bile kalbimin mutmain olduğunu görürsün Sabrımda bir fütur gördüysen." (25) Tarih-i Vassâf. Dr. (R. hapishaneden kardeşi Şemseddin Cüveynî'ye manzum bir mektup yazmıştı. anılması zamana kaldı. Kasidenin en parlak parçasını aşağıya aktarıyo­ ruz: "Eğer zaman bana yan gözle bakarsa. şu beyitleri de yine Alaeddin'e hitaben söyle­ miştir: "Bilhassa. sakın daralma gönlüm sana feda olsun Allah'a güven çünkü vallahi bu işte bir sır görüyorum Eğer zamanım beni fırlatıp atarsa aldırmam. azmimi sabrıma yardımcı kıldığım içindir. çev. (23) Şeyh Sadi. Alaeddin'in oğlu Mansur'u Bağdat köprü­ sü üzerinde şehid ettiler. Sen yine de onun geniş imkanını yazık etme. Mecdü’1-Mülk un dedikodulanyla bu işkencelere uğradığı sırada. Cüveynî ailesinden.

duyduklarının kat kat üs­ tünde buluyor. o zamana kadar yazılmış olan tarihler­ den çoğunun ağır bir üslûpla yazılmış olduklanndan. Onu. îbn Tiktaka'nın Musul'da bulunduğunu öğrenen Emir. sultanlara ait adab ve İslâm devletleri hakkında Kitâb el-M ünyetü'I-Fudalâ fî T evârih ei-HuIefâ ve'IVüzerâ adh bir eser yazarak Emir Fahreddin İsa adına ithaf ediyor. ken­ disini saraya davet ediyor. Tebriz'e gitmek üzere yola çıkan İbn Tiktaka. Bu konuda 241 . 1302) yılında Musul'da görüyo­ ruz. kış ge­ çinceye kadar Musul'da kalmaya mecbur oluyor. gıyaben takdir ettiği Emir'le görüşüyor. Hicrî 701(M. Onu. eserini açık ve sade bir üslûpla yazmaya çalışmıştır. İbn Tiktaka. Bura­ dayken Musul Emiri Fahreddin İsa bin İbrahim'in övü­ lüp yüceltilmesiyle ilgili birçok menkıbeler duyuyor. on­ lardan herkesin yararlanamadıklarını görmüş. îbn Tiktaka.SAFİYYÜDDİN MUHAMMED BÎN ALÎ BtNTABATABA Târih el-Fahrî İbnü't-Tiktaka lakabıyla tanınan Muhammed bin Ali'nin Milâdî 1262 yıllarına doğru doğmuş olduğu sanıl­ maktadır. Hayatı hakkındaki bilgilerimiz ne yazık ki çok azdır. Bir saygı ve teşekkür anısı olmak üzere.

Okuyucuları ve dolayısıyla yararlan çok smırh kalı­ yor. belagat isbatı ve fesahat gösterişi amaçlarını izleyenlerin eserleri o kadar rağbet görmü­ yor. iki bölüm halinde düzenlenmiştir. ak­ tardığım olaylar karşısında bütünüyle tarafsız kalmak. İbn Sina "Kanun’'unu anlaşılmaz cümleler ve belir­ siz terkiplerle doldurduğu için. Hicrî 70KM.. hazan hadîs. adalete aykırı bir şey söylememek. Kitâb el-Fahrî'nin ikinci bölümü ise. yönetim politika­ sından. sözlerini hazan âyet. hükümdarlann sahip olmaları gereken nitelik­ lerden. 1258) yılında Hülâgu'nun Bağdat’ı alarak son Abbasî ha­ lifesi Musta'sım'ı öldürüp Abbasî hilâfetine son verdiği zamana kadar geçen olaylan aktanrken Büveyhîlere."''* İbn Tiktaka bu eserine.Gerçeklerden sapmamak.izlediği esaslan şu satırlarla özetlemektedir: "Bu eseri yazarken şu iki şeye dikkat ettim: 1. tıpla uğraşanlar anlaşılması daha kolay olan el-Mülkî'yi Kânun'a tercih etmişlerdir. Bi­ rinci bölümde sultanlara ait işlerden. Görüyorum ki. Abbasîlerin son halifesi olan el-Musta'sım Alallah dönemine kadar olan halifelerle ve­ zirlerinin tarihlerinden söz eder. halkın da hükümdara olan karşılıklı durumla­ rından söz etmiş. hükümdann halka. 242 . 1301) yılının Cemaziyelâhirinde başlamış. sakınmaları gereken davranışlardan. ha­ zan da zarif hikâyeler. kişisel eğilim ve heveslerime uymadan. Târih el-Fahrî. aynı yılın Şevval ayı başın­ da tamamlayarak Fahreddin İsa bin İbrahim'e sunmuş­ tur.. 2. nezih şiirlerle süslemiştir. Yazar Hicrî 656(M. Bundan dolayı eseri Târih el-Fahrî adını almıştır. amaçladığı genel fayda yok olmuş. ilk İslâm hali­ fesi Ebubekir zamanından.Fesahat Ve belagat gösterm ek gibi zorlamalara düşmeksizin açık bir üslûp izleyerek herkesin yararla­ nabilmesini sağlamak.

nedimlerinin hareket ve davranışlarını yakından gözleyen. bütün devlet gücünü şahsında toplayan cebbar fakat adaletli bir hükümdar. İlhanlıların tasallut döne­ mine kadar İslâm dünyasının devlet ve hükümeti ne yol­ da anlamış olduklarını göstermektedir: Fransa kralı XIÎI. fakat adalet dağıtan erdemli bir hükümettir. Beni Ümeyye ve Be­ ni Abbas gibi zamanlarında bütün Müslümanlarca bo­ yun eğilen hükümetlerin yönetim şekli ve gerçek kimlik­ lerini canlı bir biçimde ortaya çıkaran birçok değerli bel­ geleri Safıyüddin bin Tabataba'ya borçluyuz.' rın adaletle donanmasının gerekliliğini açıklarken şöyle bir menkıbe anlatıyor: "Hicrî 656(M. Lui gibi. İbn Tiktakâ'ya göre devlet işle­ rini bizzat yöneten.Selçuklulara ve Fatımîlere ilişkin de hayli önemli bilgi­ ler vermiştir. Müslüman fakat za­ lim sultandan hangisinin daha üstün olduğu konusunda alimlerin fetvasını emretti. Bunun üzerine Bağdat'taki . adalet ve doğruluktur.243 . İbn Tiktakâ'ya göre de devlet demek. îdeal devlet güçlü. adaletli fakat kâfir sultanla. vezirlerinin. 1258) yılında. en iyi bir hükümdardır. birta­ kım hasletlerin de bulunmaması o derece gereklidir. hükümdar demektir." İbnü't-Tiktakâ. Er­ demli melikte bulunması gerekli olan hasletlerin en baş­ ta geleni akıl ve dirayet. Bu konuda dayandığı esasları Sasanîlerden ve belki de daha eski zamanlardanberi Doğuda egemen olan hanedanların ta­ rihlerinden almaktadır. Hülâgu Bağdat’ı aldığı za­ man. hükümd. Îbnü't-Tiktakâ. Raşid Halifeler. eserinde dikkate değer yenilikler göstermiştir: Halifelerin hayat ve karakterlerini. Bu bölüm bize. vezir­ lerin entrikalarını. Bundan dolayı "Erdemli melikte birtakım hasletlerin varlığı ne kadar gerekliyse. Kitâb elFahrînin birinci bölümü de ikinci bölümü kadar incele­ meye değerdir.

. Doğunun bu geleneksel anlayışının etkisi altında yü­ rüyen ve başka türlü düşünemeyen Ibn Tiktakâ. Bir türlü cevap veremediler.. Bağdat bilginleri­ nin en ileri gelenlerinden Razıyüddin Ali bin Tavus da topluluk arasında bulunuyordu. kâfir fakat adaletli hükümdarın. vaktiyle babası tarafından ge­ rekli sayılan Mazdek inancını kaldırarak hükümeti Zer­ düşt ilkelerine göre yönettiği için "Adil" ünvanını alma­ mış mıydı?!. Bu anlayışa göre." Ortaçağ boyunca Doğuda hükümet ve hükümdar hakkındaki anlayışın niteliğini bu fetva bize çok güzel bir biçimde anlatmaktadır. Hükümdarın ta­ sarruf hakkı mutlak olduğundan. hüküm- 244 . hükümdar da. fetva sorusu bulunan kağıdı aldı. Öyleyse adaletli olması bir üstünlük teşkil ediyordu!. Müslüraan fakat zalim hükümdardan da­ ha üstün olduğuna ilişkin fetvayı yazdı. adaletli olması müm­ kün olduğu gibi. sürü üzerinde mutlak bir tasarruf hakkına sahip ve "Yezdan" tarafından seçilmiş insanüs­ tü bir şahsiyettir. tasarruf hakkı ötedenberi yerleşmiş olan esaslara uydurulan ve bireyler arasındaki uyumu korumak lütûfkârlığını gösteren hükümdann üstün görülmesi çok doğaldı. Diğerleri de bu­ nu imzaladılar.. hükümdarsa sürünün sa­ hip ve mutasarrıfıydı. Sasanîler döneminden intikal eden hükümdar ve sürü anlayışının götüreceği mantıkî sonuç ancak bu olabilirdi! İran Kisrası Hüsrev Nûşerevan da. Herkesin cevap ver­ mekte güçlük çektiğini görünce.alimler Mustansıriye'de toplanarak durum kendilerine bildirildi. Altına kendi el yazısıyla.. Târih el-Fahrî yazan aynı zamanda. Tarihin nüfuz edebildiği en uzak dönemlerden beri Doğuda "halk" tam anlamıyla bir sürü. Halk sürü. zahm olması da mümkündü. hüküm­ darın âdil bir müstebid olmasında hiçbir sakınca görme­ mektedir.

dinî hayat bakımından çok önemli bir rol oynamış olan Ebu'l-Muğîs Hüseyin bin Mansûr elHallâc’m hayatı ve öldürülmesi hakkında şu satırları ya­ zıyor. bilginleri takdir edebilecek derecediebir melekeden ibarettir. Emevî ve Abbasî devletlerinin çöküş nedenleri. Bu iddiasını Muaviye'nin şu sözleriyle destek­ lemektedir: "Bir hükümdar için. toplumsal ve dinî hayatı da izlemeye yarayacak değerli belgelerle süslemiştir. hükümet ve hükümdar anla­ yışlarını derin bir samimiyet ve temizlikle tasvir etmesi bakımından hem tarih.dann âlim olması gerektiğine inanmaktadır. Sehl Tüsteri'den ders aldı. Bu bölümde. îslâm tarihinin birçok kanlı ve karanlık olaylarını açıklamak için esaslı ımsurlar bul­ mak mümkündür. hem de sosyoloji açısından dik­ kate değerdir. Muta­ savvıflarla düşüp-kalktı. İslâm’ın toplumsal yapısını kemiren mikropların kaynaklan da açıkça seçilebilmektedir. eserini. İlkönce Vâsıt veya Tüster'de ortaya çıktı. Halife Muktedir Billah dönemin­ den söz ederken. diğer tarihî kaynaklarda rastlanılamayan küçük. fakat şahsiyetleri. yalnızca politik hayatı ayrmtılanyla or­ taya koyan olayları aktarmakla yetinmemiş. Fakat bu ilim. Şam ve Bağdat saraylannda çevrilen entrikalara. toplumsal hayatı canlı bir biçimde belirten önemli şeyle­ ri içirmesi bakımından daha çok araştırmaya değerdir. İbn Tiktakâ. Eserin ikinci bölümü ise. Bu sayfalarda Raşid Halifeler idaresiyle Emevî ve Abbasî devletlerinin idareleri arasındaki farklar çok açık bir şekilde görüldüğü gibi. "Hallâc-ı Mansur. vezir ve emirlerin çekememezlik ve koğuculukları." îbn Tiktaka nın meliklerin siyasetine ayırdığı birinci bölüm o yüzyıllarda halk. İran halkından aslen Mecusî bir adamdı. ilimlerden birini tahsil­ de mübalağa etmek ne kötü bir şeydir. Son­ 245 .

hulûlle il­ gili olarak her aklın alamayacağı sözler söylüyordu. su ve­ ya erzak gömülen yere gelince müritlerine.. Abdest alma veya su içme zamanı geldiği za­ man. 246 .ra Bağdat'a gelerek Ebu'l-Kâsım Cüveynî'ye kavuştu. "Bu gibi maharetlerle kendisini keramet sahibi gös­ terdiğinden cahil insanları kolayca büyülüyordu. bunu Hallac'ın kerametine yorarlardı. Mühammed ve Ademsiniz! Onlann ruhu size geçti!. Onlarda bunu. "Siz Musa. kışın zamansız olarak bunları arkadaşlarına da­ ğıtırdı. Bu yüzden birçok karışıklıklar doğdu. onlar da yeri kazarak suyu ve yiyeceği derin bir hayret içinde çıkarırlar. yazın meyveleri saman içine veya başka bir yere gömer. o havalide dolaşırdı. bazan rengârenk bir elbise giyerdi. "Burayı ka­ zın da su için! Şurayı kazın da kamınızı doyurun!" der. Hallaç garip bir adamdı. Mezhep değiştirmeler oldu. kasaba kasaba dolaşırdı. Bazan başına büjniik bir sank sarar. Bağlılarına. ya da acıktıklannda yolunu o yönlere çevirir. şeyhin kerametinin meyvesi ola­ rak kabul ederlerdi!." gibi sözlerle avutuyordu. hazan ki­ lime bürünür. arkasma bir ferace veya bir kaftan giyer. Hallaç. birçokları da söz ve hareketlerini tenkide haş­ ladılar. bazan da asker kıyafetine girer. îsa. Sonra müridlerini' arkasına takarak gezmeye çıkar. Hallâc. halkı kandırma ve azdırma yollarını çok iyi biliyordu. her­ kes onun sidiğinde şifa aramaya başladı. Belirli yol başlarına gizlice çu­ kurlar kazarak beizılanna su ile dolu tuluklar. Bu gibi sözleri ve hulûlle ilgili görüşleri yayılınca. Hal­ kın kendisine inancı ve eğilimi o dereceyi buldu ki. Birçok kimse kendisine bağlandı.^îilife Muktedî Billah. Bazan suflyün) giyer. Sonunda Bağdat'a gelerek özel bir ev yaptırdı ve burada yerleşti. Mutasavvıfane sözleriyle düşünceleri bulandırıyor. köy köy. üzerlerini iyice örterdi.. bazılanna da yiyecek şeyler gömer.

Bir ay sonra ben.. başı koparıldı. Vezir Hamid.. Ebu Şücâ. kendisine. Ha­ mid. Bu­ nun üzerine elleri ve ayaklan kesildi. ölünceye ka­ dar bin kamçı vurulmasını emretti. Zavallının hanımı ölmüş."*^’ İbn Tiktakâ'nın ibret verici sayfalan. Ce­ sedi de yakıldı. Haşan ve Ahmed'le birlikte kendi evime götürdüm.veziri Hamid bin Abbas'a Hallac’m da hazır bulunacağı bir tartışma yapılmasını emretmek zorunda kaldı. Rüyamda işiyormuşum. öldürülmesini gerektirecek ilerigeri sözler söyledi. kanaatkar olsaydım şimdi hür idim. Kendi­ sine başsağlığı diledim. halkın ruhunu gösteren menkıbeleri çok zengindir. Kadı ve imamlan da topladı. Ona dedi ki. yeniden aranıza döneceğim" dedi. Bunlar bizim evdeyken kapının önünden: "-Müneccim. tılsımcı!. Bunlar huzurunda HalIac'Ia tartışmaya ve konuşmaya başladı­ lar. Kabri Bağdat'ın batı tarafında Ma'ruf Kerhî’nin meşhedi ya­ nındadır. Ebu Şücâ bu adamı çağırdı. Öldüğü sırada çevresine toplansın müridlerine: "Bu olay sakın moralinizi bozmasın. bunu yorumla da göre­ lim!. Büveyhoğullan dev­ letinin doğuşuna ilişkin şu menkıbe bu türdendir: "Bu hanedanın atası olan Ebu Şücâ Büveyh'in dostlarından Şehriyar bin Rüstem Deylemî şöyle bir menkıbe anlat­ mıştır. eşinin ölümünden dolayı çok üzüntülüydü. 921) yılında öldürüldü." "Hallaç Hicrî 309(M. "Benim bir rüyam var. diyerek ba­ ğırarak bir adam geçti. hiç bir yerde istikrar bulamadım. Bir gün dostum Ebu Şücâ Büveyh'in evine gittim. Oğullan Ali. Tamahlarıma itaat ettim beni esir aldı. Yemek ikram ettim. Sidik yerine benden bü­ 247 . Fakat Ölmedi. üç oğlu anasız kalmıştı. Arkasından da şu beyti okudu: "Her yerde huzuru aradım. Bu sırada Hallaç. Hallac'ı getirdi. rüya yorumcusu.

. Sonra bu ateş uzamaya ve yükselmeye başladı. Şan ve şerefleri ufuklarda yükselecek. Büveyh de: "Yemin ederim ki. Ebu Şücâ da söyledi. gördüğün dallar kadar hüküm­ dar gelecek!..Üç oğlun olacak. Aniden başını kaldırdı. benimle eğleniyor musun? Ben yok­ sul bir adamım! Çocuklarım da gördüğün zavallılardır. Göğe kadar çıktı. "Bu rüya çok önemli! Bunu ancak bir at ve bir de kaftan karşılığında yorumlanm! Ebu Şücâ Büveyh de "Yemin ederim ki sırtımdakinden başka elbi­ sem yoktur!. Sonra parçalanarak üçe bölün­ dü. Yeryüzüne ve üzerindekilere sa­ hip olacaklar. Karşısında yırtık giysileri. Müneccim usturlabına. müneccimin bu sözlerini duyunca dedi ki: Behey adam. ülkelere ilk sahip olacak budur. Bunlar nerede. Büveyhoğullarından Muizzü’drDevle 248 . Bunların çocuklarından. "Ebu Şücâ da oğullarına dönerek. sana on altını ne­ reden bulup vereyim!." cevabını verdi. takvimlerine baktı. iki altınım bile yok. diye bağırdı. Bu adam bizimle yeterince eğlendi.. bunların durumlarını düşünerek gülüyorduk. Bımu da sana verirsem çıplak kalacağım!" Müneccim: "Öyleyse on altın isterim" dedi.. Bütün dünya." Müneccim dedi ki. Müneccim rüyayı şu şekilde yorumladı: ".yük bir ateş çıktı. bu ateşle ışıklandı.. çocuklarının birer birer doğum tarihleri­ ni sordu. şuna bir iki to­ kat atın" dedi. Biz de müneccimin sözleriyle. soluk yüzüyle duran çocuklardan Ali(İmadüd-Devle Ebi’l-Hasan)nin elini tuttu: Yemin ederim ki." Ebu Şücâ." İbn Tiktakâ. Cebini karıştıra­ rak bulduğu beş-on parayı müneccime uzattı. hükümdarlık nerede?" "Müneccim. Bunlardan da birçok dallar çıktı.

Oturdu­ ğu yerden olayı seyreden Müizu d-Devle'nin verdiği işa­ ret üzerine davullar. "Hicrî 333(M. ellerini bu adamlara doğru uzattı. Muizü'd-Devle bir gün hilâfet merkezine geldi. Hülâgu ve Moğollardan söz ederken saygılı bir dil kullanması.. altında ezildiği otoritenin ne kadar müthiş olduğunu anlatmaya yeterdir. 949) yılında ölünceye kadar hapiste zincirli olarak kaldı. bir sandal­ ye getirilmesini emretti. Orada bağlandı. Müstekfî. Halife Müstekfî. Muizu d-Dev­ le Müstekfî'nin huzuruna geldiği zaman. Oturduğu yerden yüzüstü düşürdüler. 944) yılında Halife el-Müstekfî'ye biat edildi. Başındaki sarığı çıkararak boğazı­ na bağladılar. sesi çıkmayacak şekilde çektiler. Kendisine Muizu d-Devle ve kardeşine de İmâdü'd-Devle ünvanlanm verdi. Halk da sı­ kıntı ve telâş içine düştü. Müstekfî. Sikkeler üzerine adlarının kazınma­ sını emretti. Onlar da hemen ha­ lifenin ellerini tutarak hızla çektiler. bunların elini öpmek istediklerini san­ dı. Deylemliler halifenin harem dairesine girdiler. Hatta Bağdat'ın alınıp tahrip edilmesinden söz ederken. Gözleri oyuldu.. Kendisi hilâfetten indirilerek sarayı yağma edildi. darbukalar çalmaya başladı. halife kendisi­ ne Baş Emirlik ünvanını verdi ve saltanatını onayladı. oturdu.. Muizu d-Devle bin Büveyh’in Bağdat’a gelmekte olduğu haberi geldi. Halife Müstekfî'yi selâmladı.bin Büveyh'in Bağdat’a girmesini de şu satırlanyla anla­ tıyor. lafi çok kısa kes- 249 . Muizu d-Devle'nin sarayına götürül­ dü. Muizü'd-Devle sandalyeye çıktı.. Halk birbirine karıştı. Halife son derece korktu." Birçok olayları rahat bir dille anlatan İbn Tiktaka nın. Bu sırada Muizu d-Devle'nin yanındaki Deylem’li iki adam halifeye doğru giderek ellerini uzattılar. Hicrî 338(M. Halife Müstekfî Muizü’d-Devle’ye birçok hediyelerle meyveler gönderdi.

(3) Ibn Tiktakâ. (2) Ibn Tiktakâ. Hallac'ın hayatı. bir de tafsilatlı olarak anlatılırsa ne olur? Hatırlayamadığım çok şey. Önceki iki yazar. s. îbn Tiktakâ'nın ibret verici sayfalarla dolu olan bu önemli eseri Avrupa'da önce Ahlwardt ve daha sonra Derenbourg tarafından basılarak yayınlanmıştır.Dârü’l-Hilâfenin alınışının sorumluluğunu Musta'sım'ın güçsüzlüğüne ve gafletine yüklemiştir. 234-235. Ibn Hallikan'ın Vefeyât el-A'yân'ında daha çok bilgi vardır. Mısır baskısı. Ebubekir es-Sûlî'nin Kitâb elEvrâk'ında. Kitâb el-Fahrî. Bağdat'ın düşüşü ve felâketi hakkında ancak şu satırları yazabilmiştir: "Sultanın askerleri hücum edip İçeri girdi." (*) Bu eser. 12.^*^ DİPNOTLAR: (1) İbnii’t-Tiktakâ. işkenceler ve yağmalamalar oldu. olanlar oldu. Zannınla yetin ve haberim sorma. Emile Amar tarafından Pransızcaya çevrilmiştir. Canice öldürmeler. surguya çekilmesi ve öldürülmesi konusunda Ibn Miskeveyh’in Târîh el-Umem i ile. Hicrî 1317(M. 1899) yılında Mısır'da el-Mevsuat matbaasında güzel bir biçimde tekrar basılmıştır. 1910 yılında M. Hallacın çağdaşı olduklan için eserleri güvene daha lâyıktır. (Y.K. Özetlemek bile kişiyi dehşete düşürür.) 250 . s.

Syîvestre de Sacy. Nihâyetü'l-Ereb'in. yeryüzü ve süflî âlemden. dör­ düncü bölümde bitkilerden ve doktorluktan beşinci bö­ lümde ise tarihten söz edilmiştir. ikinci bö­ lümde insanlardan. üçüncü bölümde hayvanlardan. birinci bölümde gök ve gök cisimlerinden. Nüveyrî hem tarihçi. Albert Schultens. Melik Nâsır Kalavun döneminde Mısır'da yaşayan büyük tarihçilerindendir. beşinci bölümüdür. Her konu beş bölüme ayrılmış. Nüveyre nahiyesinde doğduğu için Nüveyrî nisbesiyle anılan Ebu'l-Abbas Ahmed. Hicrî 732 yılında(M. Kuzey Afrika’nın Müslümanlar tarafından fethiyle ilgili bölümleri Ottr ta­ rafından incelenmiş ve de Slane tarafındîîn da Fransızcaya çevrilmiştir. hem de bir hukukçudur.ŞtHABEDDİN EBU'L-ABBAS EL-NÜVEYRÎ Nihâyetü'l-Ereb Mısır'da. Nihâyetü'l-Ereb'in bizce önemli olan bölümü. 1332) vefat etmiştir. yazdığı Yem en Tarihi'ni Nihâyetü'l-Ereb'ten özetlediği gibi. Nihâyetü'l-Ereb fî Fünûnü’l-Edeb adını verdiği muazzam eseri. Aynı zamanda tanınmış bir hattattı. eserin Sicilya tari­ hiyle ilgili bölümü de Caussin tarafından Fransızcaya çevrilmiştir. Nüveyrî'nin 251 . beş konuya ayrılmış bir tür ansiklopedi­ dir.

gerçekten önemlidir. Beaumier tarafından da Fransızcaya çevrilerek 1860 yıhnda yayınlanmıştır. Bunlardan Me­ lik Zâhir Baybars dönemini yaşatan Hüsn el-Menakıb el-Seriye el-Münteziat min el-Sîret el-Zahiriye adlı eser. günlük olayları içine alacak şekilde düzen­ lediği vakayinamejn esas almış olduğundan. Gırnata'lı Ebu'l-Hasan Ali'nin^*^ Mağrib hükümdarları tarihine ayırdığı Ravzu'l-Kırtâs da Fas tarihi bakımından o ka­ dar önemlidir. Defremery ise bu kitaptan. Bu eseri yazan Şâfi el-Kâtib. daha sonra Almanca ve Pransızcaya çevrilmiş­ tir. Hüsn el-Menâkıb'ın yazma bir nüshası Paris Millî Kütüphanesinde korunmaktadır. Hammer de.Dürzi'lerle ilgili olarak verdiği bilgileri özetleyerek ya­ yınlamış.^**’ Mısır'da hükümet süren Türk Kölemenleri tarihine ait daha birçok önemli kaynaklar vardır. Sultan Baybars'ın özel hayatını tasvir eden birçok menkıbe ve olay çıkar­ mıştır. Melik Mansur Kalaun'un özel bir tarihi niteliğinde olan Teşrîfül-E yyâm ve'l-Asûr bi-Sîreti's-Sultani'l252 . sonra da Ispanya'ya giden Abdülvâhid Ali el-Merakeşî'nin Kitâb el-Mucib adlı eseri de Muvahhidler Devleti tarihi için önemli bir kaynaktır. Mısır ve Müslüman Sicilya tarihi açısından ne kadar önemliyse. Melik Zâhir Baybars'ın özel kâtibi Muhyiddin Ebu'l-Fazi Abdullah'ın. Milâdî 1185’in 10 Temmuz günü Merakeş'te doğan ve Fas'ta öğrenimini tamamlayan. kitabın tarihî değeri çok büyüktür. Bu eser Tornberg tarafından Upsala'da basılmış. Nüveyrî'nin Nihâyetü'l-Ereb'i. Milâdî 1224 yılında yazılan bu önemli eser Dozy tarafından basılmış ve daha sonra Batı dillerine çevrilmiştir. Mısırdaki Hıristiyan ve YahudileTİn giyim biçimleri konusunda bu eserden birçok bilgiler almıştır.

K. Fagnan ta­ ralından da Fransızcaya çevrilmiştir (Cezayir.K. Bu eserle Şemseddin el-Şücâî elMısrî'nin yazdığı Tevârih el-Selâtîn vel-M ülûk ve'lAsâkîr adlı kitap. Kitap. DİPNOTLAR.1847. Ebu'l-Hasan Ali'nin muhte­ melen kaybolmuş olan Zühret el-Bustân fî Ahbâr el-Zam ân adlı diğer bir tarih kitabı daha vardır. Melik Mansur Kalaun ile haleflerinin dönemi için zengin ve kıymetli birer kaynaktır. Fakat bu nüshanın son bölümü kaybolmuştur. Eserinin tam adj ise el-Enîs el-Mutrib bi-Ravz el-Kırtâs fî A hbâr Mülûk el-M ağrib ve Tarih M edînet Fâs'tır.1881) İngilizceye çevrilmiştir. Tornberg'in notlar ekleyerek yaptığı Lâtince çeviri iki cilt halindedir. Ya­ zan bilinmeyen bu eserin yazma bir nüshası Paris Kü­ tüphanesinde bulunmaktadır. Akıcı bir üslûpla yazılmış olan bu son eserin Muhammed bin Ka­ laun dönemine ait bölümü yine Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır. (*) Yazarın tam adı Ebul-Hasan(yahut Ebu Abdullah Ali) Ibn Ebi Zer el-Pâsî'dir.M elik el-Mansûr adlı kitap da incelemeye değerdir. (Y.1873).) (**) Tam adı Kitâb el-Mu'cib fî Telhis Ahbar el-Mağrib olan bu eser T he h istory o f the A lm ohades adıyla (Leiden.) 253 . (Y.

Daha önce dolayh olarak söylediği­ 254 . kendisini fıkıh. Haleb kadısı İbnü'n-Nakîb'in danış­ manlığına tayin edildi. Gördüğü bir rüya üzerine bu görevden ay­ rılarak hayatım kitap yazmaya adadı. Çoğunluğu dil ve edebiyata ait olan kitapları arasında Ebkâru'l-Efkar ve Mantıku'tTayr fi't-Tasavvuf gibi az-çok hukukî. Keskin zekâsı sayesinde kendini çok ça­ buk kabul ettirdi. Sonra Hama'ya giderek hukuk ve fıkıh öğrenimi­ ni tamamladı. nahiv ve edebiyat gibi ilimlerde çağının seçkin bir imamı olarak tasvir ederken. Önemli ve değerli eserler meydana getirdi. 1290) yılında Suriye’de Maaretu’n-Nu'man'da doğmuştu. Süyutî.ZEYNEDDİN EBÜ HAFS ÖMER BİN EL-VERDÎ Ravzul-M enâzir Selahaddin ibn Kutbî tarafından çağının edebiyatçı ve hukukçuları arasında seçkin bir kişilik olarak tasvir edilen İbnü'I-Verdî. Hicrî 690 (M. şiirlerinin sanat ve akıcılık bakımından benzersizliğine işaret etmektedir. ilk öğrenimini burada gördü.-^' Fakat bizce jtbnü’l-Verdî'nin en önemli eseri Ravzul-M enâzır adını taşıyan tarihidir. Bu kitap Ebu’l-Pidâ tarihinin bir özeti gibidir.^^* İbnü'l-Verdî. yazarın vefat ettiği yıla kadar olan son bölümü incelemeye değerdir. Bu kitabın özellikle. felsefi ve tasavvufî eserleri de vardır. kadı danışmanlığı görevine uzun süre devam etmedi.

tarihte böyle müthiş bir veba görülmemiştir. batıda. Emir ve vezii'in her ikisi de zalimdi­ ler. Bu felâket yetm iyorm uş gibi. kefenlenmesi ve gömülmesine güç yetirilemedi. kırkar çukurlara doldur­ maya mecbur oldular. Ölenleri otuzar. Dolayısıyla H a r îd e tü 'l-A câ y ib'in İbnü'l-Verdî'ye ait bir eser olduğu şüphelidir. Çin'in yalnızca insanları değil. coğrafya ve tabiî tarih alanındaki H a rîd e tü 'lA c â y ib adlı eser de Ibnu 1-Verdî'ye isnat edilmiştir. hiçbir varlık kurtulamadı. aynı yılda bir de veba çıktı ki. Hayret verici bir şeydir ki. Bu memleket halkı tümüyle yok oldular. Bunların yıkanm ası. Hastalık önce Çin'de. Faat birçok hurafeleri içinde barındıran ve daha sonra M ı­ sır'da basılan bu eser Necmeddin Ahm ed el-Harranî elHanbelî tarafından yazılm ış olan C âm iu 'l-F ü n û n 'd a n aynen istinsah edilmiştir. Aynı yılın Zilkade ayına kadar sürdü. doğuda. kuzeyde ve güneyde bu müthiş vebadan ne insan. Hastalığın şid­ deti öyle bir dereceyi buldu ki. birçok süvariler atları üze­ rinde ölüyor. Tıp ilminin o zamanki durumu. canavarları da yok 255 . 749 yılının Muharrem ayında birdenbi­ re korkunç bir hal aldı. halkın bilgisizliği ve ko­ runmaması yüzünden bu müthiş vebanın meydana ge­ tirdiği yıkım konusunda Süyûtî şu ibret verici satırları yazmaktadır: "Bu yıl (yani Hicrî 749) da. 1349) yılında çıkan ve bü­ tün İslâm dünyasını büyük felâkete sürükleyen veba sı­ rasında. Bu büyük Ve bulaşıcı hastalık başlangıçta Hicrî 748 yılında Horasan'da çıktı. Kaan'ın memleketinde çıkmıştı. bu yılın Zilhicce ayında Halep'te vefat etmiştir. Mısır'da bu hastalığın şiddet kazandığı Şaban ve Ramazan aylarında her gün on-onbeş bin insan öldü. ne havyan. atları. ondan inmeye bile zaman bulamıyorlardı. ne de kuş ve balık.^*’ İbnul-Verdî Hicrî 749 (M.miz gibi. M ısır ve Şam'da felâket son dereceyi buldu.

Sonra doğu bölgelerine sıçradı. ben­ zeri görülmedik müthiş yağmurlar yağdı. Kaan ve çocuklarının hepsi de öldüler. at. Kudüs ve Keren tarafına geçti. eşek. İstanbul'dan Anadolu'ya ve Anadolu'dan da Antakyaya geçti. bir anda hep birlikte mahvoldular. Altmış. Leşleri bütün yeryüzünü kapladı. Diyarıbekir. hükümeti yönetecek kimse kalmadı. Sonra Çin’de. Burada da birçok ölümler meydana geldi. Nerede hastalık çıktıysa oranın tüm canlı varlıklan yok oldu. Her yerde sayısız ölümlere yol açtı. hastalık sırasında altı hırsız bir eve girerek eşyaları toplamışlar. Gazze’de bir adam. Tebriz. şehirler boşaldı. Ölenlerin hesabını ancak Allah bilir. yüzünde meydana geılen şişkinliğe elini dokunduruca o anda helâk oluyordu. Üç ay içinde onaltı hükümdar öldü. hayatta kalan yabanî hayvanlar ve kuşlar da öldüler. deve. Hastalık daha sonra Bağdat’ta başgösterdi. İnsan. Kaçacak yer yoktu. yetmiş kişi olan yerlerde bir tek kişi kalmadı. Hiçbir kişi bu felâketten kurtulama­ dı. fakat bunları kapı­ 256 . Atlar. Sabahleyin kalkan bir kimse. develer ve diğer bütün hayvanlar boğuldular. Antakya'dan Karaman dağlarına sıçradı. yüzlerde meydana gelen şişlikle ortaya çıkıyordu. Şehirden çıkan halk. Halep'ten Şam. Böylece bütün ülkenin bölgeleri baştan başa boş kaldı. ne varsa hepsi yok oldular.oldu. Ülkedeki bu olay 742 yılında olmuştu. Hastalık Bağdat’tan Haleb'e. Hastalığın işaretleri. Kudüs’te tek bir yaşlı kadın kaldı. Bunla­ rın kötü kokusundan. Ülkede. Kıyılarda ve çöllerdeki her yere yayıldı. Bunlar yolda öldüler. Veba. Söylendiğine göre. Mardin. Dönüşte kendisi de öldü. Sonra bu ülkeden diğer memleketlere sıçradı. Hasta­ lık Çin'den Hindistan'a geçti. koyun­ lar. kokulan rüzgâr­ larla uzak ülkelere kadar gitti. yirmi kadar Öküzü kıra götürmüştü. Bazıları Antakya’dan kaçmak istediler. Ora­ dan İstanbul'a. fakat hastalık çevreyi ve bütün yönleri kaplamıştı.

Kıbrıs’a kaçan öndört ki­ şiden ancak dördü oraya ulaşabildi. Kudüs’te vebanın çıkışının ilk haftasında birbiri arkasından üç hükümdar telef oldu. Arkalarından bu adaya gidenler de tümden yok oldular. Afrika'daki Araplar bu durumu işitince. Kıbns halkı kıyametin koptuğu düşüncesine var­ dılar. sonra çocuklarda ortaya çıktı. Kıbnslılar bu durumu öğrenince. Hastalıktan ölen koyunlann etleri simsiyah oluyor ve kokuyordu. Sürüler tümden telef oldu. Birçoğu yoldayken gemide öldü. Hasta­ lık daha sonra Frenk vilâyetinde başgösterdi. yağma için birçoğu bu vilâyete gitti­ ler. tümden kılıçtan geçirdiler. Berka'ya bir gemi gelmişti ve üzeri kuşlarla dolmuştu. Frenk vilayetlerine giden gemiler. Hastalık koyunlara da geçti. şehir halkı tümden öldü. diğerleri yolda helak oldu. Trab­ lus'a döndüler. Fakat oraya gidince çoğu öldü. bu kuşların ne olduğufiu anlamak için gemiye yaklaşınca. Denizdeki bütün gemiler battı. gerek tut­ sak olarak ve gerekse başka biçimlerde bu adaya gitmiş olan Müslümanları.dan çıkanrken birer birer ölmüşler!. Veba hastalığı Endülüs'e de geçti. Adaya varanlar da orada öldüler. Hastalık Berka'dan Ceyre'ye sıçradı. "Bu sırada İskenderiye’ye birkaç gemi geldi. Önce hay­ vanlarda. Bu ge­ milerde yalnızca dört adamla bir çocuk hayatta kalmıştı. içindekilerin hepten öl­ müş olduklarını ve bunların leşleri üzerine toplanem kuşlann da birçoğunun öldüklerini gördüler. Gazze de bütünüy­ le boşaldı. yanındakilerle birlikte bir gemiye binerek yakının­ daki bir adaya kaçtı. Daha sonra da genelleşti. Bu adamlar Kıbrıs'ta kimseyi bulamadılar. Burada birçok balıkçı bulu­ 257 . Halk.. Şehrin hakimi ile iki çocuk ve bir yaşh kadından başka kimse kalmadı. Dürdüncü hüküm­ dar. bura­ larda da halkı çoğunun ölmüş olduğunu gördüler. Bu durum Berka’da da ortaya çıktı. Bir gece çok şiddetli bir fırtına koptu.

Has­ talık giderek şiddetlendi. sahra­ daki kuşlar ve canavarlar tümden telef oldular. Veba­ nın şiddeti Şevval ayında sının aştı. vücu­ dunda birdenbire bir ateş hissediyor. Şehrin bir başından diğer başına gidenler çarşıyı pazarı bomboş buluyorlardı. Koca Kahire şehri. birer birer aynı şekilde ölüyorlardı. Getirdikleri balıklar da fena halde koktu. Bu belânın gitmesi için dua ettiler. Veba. sonra da ağzından kan kusuyor ve ölüyordu. Onun arkasından evdeki bü­ tün bireyler. Evlerden gelen çığlıklardan başka canlı sesi duyulmuyordu. bu salgın vebanın. Saîd bölgesinde. Bunlar tuttukları balıklan Mısır halkına sa­ tarlardı. Ölenlerin sayılması bile mümkün olmadı. Hastalık buradan Mısır'ın batı bölgelerine geçti. Buralarda da o kadar insan telef oldu ki. bir günde yirmi bin cenaze sayıldı. eşyalar çarşılarda açık duruyor. bundan sonra Mısır'a geçti ve son derece müthiş te­ lefe yol açtı. Balık tutup geri dö­ nenler de evlerinde öldüler. gemilerde öldüler. Yıkayıcılar. bu satırlarda bireız mübalağa edildiğini kabul etsek bile. Vebanın şiddetini ve ölümlerin çokluğunu anlatmak için. Şehir halkı başı açık olarak dışarı çıktılar. cesetleri yemek için mescide doldular. Müezzinler minarede ölerek aşağı yuvarlan­ dılar. Kahire'de dokuzyüz bin kadar insan öldü. kaldıracak kimse bulunmuyordu. Mallar. Haçh 258 . Gemiye binerek balık avlamaya giden balıkçı­ lardan bazıları. İmam. gerçekten müthiş yıkımlara ne­ den olduğunu diğer tarihçiler de doğrulamaktadır.nuyordu. sanki boşaldı. cenaze yıkarken ölüyor. Miras bir günde altı-yedi kişiye geçiyordu. ellerini kaldınp dua ederken birdenbire öldü. Cemaat da dağıldı. Bir mescidde namaz kılarken bütün cemaat birden öldü. Sapasağlam bir insan. Köpekler. Şevval ayın­ da. ziraat yü­ züstü kaldı. Bütün müezzinler öldüler. Ancak iki-üç kişi kaldı. mezarcılar defnederken telef oluyorlardı.

Hapidetü'l-Acâyib. burada sözkonusu edilen Ibnü'l-Verdî ile H." Fakat. DtYNOTLAR: (1) Ibnül-Verdî’nin hikemiyat." "Paranın büyük mal olduğuna inanandan Nasıl nzık umulabilir!" Şu beyit de âşıkane şiirlerindendir. Ravzu'l-Menazır'da 749 yı­ lı olaylannı yazarken: "Bu yıl Mısır'da. 861 yılında ölen Ibnül-Verdî'nin eseridir. Şu iki beyt kendisinindir. dedim. "Ya? dedi. ölümünden önce. bu kesin Yanma almadan beni gitmeyecektir. (Y. dedim. cömert insanlara başvur.K. kendisi de bu hastalıktan vefat etmiştir. her an zulüm veba salıyor. (*) Daha önce de belirttiğimiz gibi. ama kaşlarında hilale benziyor Bu veba şehirde ne yapıyor. "O dilber bir araya gelme arzusunu gösterdi Güzel kadınlarlâ'konuşmaktan başka işlerim var. biçare bu yılın olaylarını tamamlayamadan. öyle mİ? Güzel yüzlere kıtlık geldi Evet. aşk ve sevda konularında birçok şiirleri vardır.istilasına oranla. Ibnu 1Verdî gibi birçok büyük insan. Şam'da ve Maarre'den başka yerlerde veba çıktı" dedikten sonra şu beyti yazmıştır: "Güzel siyah gözlü olduğunu görüyorum.) 259 ." "Yaşlılık başıma çöktü. bu iğrenç hastalığın kur­ banı olmuşlardır. (3) Ibnü’l-Verdî." Ibnü'l-Verdî şu beyitlerle de meslektaş olduğu kadılan hicvet­ mektedir: "Dünya senden yüz çevirir yoksullaşırsan Sakın kadıdan bir şey isteme. 861 yıbnda ölen diğer bir İbnül-Verdî hep kanştınlmaktadır. yüzlerde tazelik kalmayınca rağbetkârlara kıtlık gelir!" (2) İbnü’l-Verdî'nin Divan'ı İstanbul'da basılmıştır. bu vebanın İslâm dünyasında daha bü­ yük bir yıkım meydana getirdiği anlaşılmaktadır. "Allah aşkına ey dostlanm ilim ve edebimi talan ediniz.

Hhanlılar ülkesinde önceki kadar olmasa bile. Gerçi bu yüzyılda (Milâdî 13. Fakat ilm ve uygarlık ışığını ye­ niden alevlendirecek zihinler de yok değildi. geçici olarak.. bir Farâbî. Hülâgu nun halefleri daha ileri giderek Müslüman ol­ 260 . İran'ı baştan başa istila eden Moğollar.FAZLÜLLAH KEŞİDÜDDÎN BİN EBU'L-HAYR tMADÜDDtN EL-HEMEDÂNÎ Camiu't-Tevârih Doğu tarihini inceleyenler arasında en önemli bir ki­ şilik olarak Reşidüddin. Milâdî 1240 yılında Hemedan'da doğmuştur/^^Reşid'in hayat alanına atıldığı dö­ nemde İran. bu karanlık uzun süre devam etmemiş. en müthiş bir serüveni atlatarak yeniden hayata dönmüş. İslâm uygarlığı. Semerkant'ta doğarak Herat’ta ölen Necmeddin’in öğrencileri.manen istilâcılara egemen olmuş. istila seli önünde yıkılan kültür ve uygarlık anıtlannı ye­ niden kurmayı başarmışlardı. yüzyıl) Iran bölgesinde bir İbn Sina. her yerde olduğu gibi. Bağdat'ı yıkan Hülâgu Han Meraga’da bir rasathane kurmu. zengin bir kültür hayatı uyanmıştı. kültür ve uygarlık ışığını söndür­ müşlerse de. Nasıreddin Tusînin yönetimine vermişti. bir Fahreddin bulunmuyordu. huzur ve sükûn kazanmıştı.

Bunlardan başka Reşid. İran'da ilim ve fennin tekrar gelişti­ ği böyle bir zamanda öğrenimini tamamlamış. işte Reşidüddin. güçlü bir kalem sahibi olarak yetişmiştir. Bu iki büyük sima. Arap. ajTica Ahmed Han'la Mısır Sul­ tanı Kalaun arasında alevlenmek üzere olan ihtilâf ate­ şini de bastırmış. Bu başarı­ nın kahramanı da. iyi bir dok­ tor. yalnız bilgin bir doktor. Kudbeddin Şirâzî'ye şerh ve haşiyeler yazılacak birçok eserler bırak­ mıştı. İbn Sinâ tıbbim diriltmekle uğraşmış. bu geniş ve bulunmaz kültürü.^^* Hiç kuşkusuz. İslâm medeniyeti­ nin kuvvet ve satvete baskm çıkması demekti. Ahmed Han'm Müslüman olması. doğrudan doğruya ilim ve fenni himaye etmişlerdi. Doğu Pelin’i (Pelin de l'orient) adıyla anılan Zekeriyyâ el-Kazvînî gibi astronomi.. o yüzyıbn en büyük tıb bilginlerinden olan Kudbeddin Şirâzâ ile kardeşi Kemâleddin idi. Moğol istilası yüzünden geçici olarak tutulan kül­ tür güneşi. Fahreddin Razî'nin en ünlü öğrencisi olan Kudbed­ din Mısrî. Moğol. edebiyat Vassaf el-Hadra gi­ bi bir büyük insan doğurmuştu. kalem sahibi bir ede­ biyatçı değildi. coğrafya ve tabiî tarih bilginleri çıkmış. Moğolların Islâmiyeti kabul etmelerinde en önemli rolü oynamışlar. kelâm. Cüveynî gibi bir tarihçi yetişmiş. İbranî ve belki de Çin dillerini biliyordu. Acem. kendisini Gazan Han'a 261 .muş.Aynı zamanda ilahiyat. Reşid. tarih. hidayete ulaşan Moğol prenslerinin teşvikle­ riyle yeniden ışık vermeye başlamıştı. hat­ ta ziraat ve mimarlıkta bile esaslı bir bilgi sahibiydi. savaş ve kargaşalık ortamında kaybolmakla karşı karşıya kalan felsefenin canlanmasına çalışmış. Tıb alanın­ daki ustalık ve geniş bilgisi sayesinde. bir savaşa meydan vermemişlerdi. Çok geçmeden hükümdarın teveccü­ hünü kazanmayı da başardı. Türk. kolayca llhanhlar sarayına girebildi.

mimarî sanatındaki bilgi ve zevkinin göstergesiydi. böylece Tevriz'i yeniden di­ ril tmiştir. Moğol 262 . yarım yüzyıl kadar îlhanlılarm vezirlik hizmetinde kalmış. Rub-ı Reşidî'de yaptırdığı türbesinin yanındaki büyük kütüphaneyi. Bu servetin cömertlikle harcandığı. Bu kitaplar arasında. Anlaşıldığına göre Reşid. Reşid. bü­ yük paralar karşılığında' satın aldığı Önemli kitaplarla doldurmuştu. güzellik ve büyüklükleriyle herkesi hayran bırak­ mıştı. Bütün bunlara rağmen Reşid'in. vezirliğe kadar çıkmasına yol açmıştır. O çağın tarihçilerinden birinin bu mahalleyi. en büyük harcama­ ları kitaplara yaptığı görülüyor: Çeşitli eserlerin istin­ sah ve çoğaltılması. Moğol prenslerini bölgenin imarına sevkederek. dağlan deldirerek yaptırdığı bir kanal vasıtasıy­ la Serurud suyunu getirmiş. velinimeti Gazan Han'ın eserini örnek ala­ rak "Tevriz"de^*^ kurduğu mahalle. Reşid’in.000 frank gibi büyük bir top­ lam harcadığı söylenmektedir. Reşidüddin. bizzat yaptırdığı şirin ve muazzam yapılarla Gazan ve Olcaytu Hanların çalışma­ larına katılmıştır.seviirmiş. "Rub-ı Reşidi" adını alan ma­ halleye. Reşid. istilâ dönemlerinin İran’da bıraktı­ ğı yıkımı gidermeye çalışmış. o yapıların özellikle Reşid'in dehasının ürünü ol­ duğunu çok güzel bir şekilde göstermektedir. cildi ve süslemeleri için altmış bin di­ nar. "dünyada bir benzeri daha görülmemiştir" şeklindeki tasviri. çok büyük servete ve rahatlığa ka­ vuşmuştu. dinî ve İlmî birçok kuruluşlara ayrıldığı o yüzyılın vakayiname­ lerinden anlaşılmaktadır. yani altın para ile 600. O zamana kadar Doğuda görülmeyen estetik bir düzenle yaptırdığı yüksek yapı­ lar. kendi eserlerinin de oldukça güzel yazılmış ve son derece sanatlı bir biçimde süslenmiş ve ciltlenmiş nüshaları bulunuyordu.

Olcaytu'nun ilk hükümet yıllarında da yerini korumuş. Moğol prenslerini çokfazla kuşkulandıran sihirbazlıkla suçla­ dı. Sadeddin.istilasının pek çok değerli eseri imha ettiğini gören Reşid. Sultanın huzurunda rakibi Reşide karşı duyduğu düşmanlığı açığa vurmaktan çekinmedi. Reşid hakkında ağır suçlamalarda bulundu. Fakat Hicrî 710 (M. hayat ve mevkilerini de ancak aralarındaki birliğe ve dostluğa borçlu olan bu iki vezir. Hayatını hile ve koğuculukla geçirdiğini söyledi ve sonunda onu. büyük tevec­ cühünü kazanan genç ve hırslı Taceddin Alişah'ı da ve­ zirlik makamına getirip Sadeddin ile Reşidüddin'e arka­ daş yapınca. onu sultanın gözünden düşürmek için hiçbir fırsa­ tı kaçırmıyordu. sonunda bir gün patlak verdi. daha hayattayken nüshalarını çoğaltarak İslâm ülkelerindeki büyük şehirlerin kütüphanelerine göndermişti. iftiralar bütün şiddetiyle artmaya baş­ ladı. Gazan Han'ın saltanat döneminde nüfuz ve debdebe­ si günden güne artan Reşid. Ebu Kâsım Abdul­ lah el-Kâşânî'nin Olcaytu Tarihi'nde tasvir ettiği gibi^^'. Önceleri birbirine içten duygularla bağlı olan. Moğol saraylarında çok fazla revaç bulan entrikalar. bu iki vezirin arasındaki dostluk ve ahenk birdenbire bozuldu. artık birbirlerinin can düşmanı 263 . yeni vezirle ortak çalışmaya giren Reşid'in bir gün kendisini sarsabileceğinden kor­ kuyor. vezirlik hizmetinde kendi­ sine arkadaş olan Sadeddin ile bilikte Moğol saltanatı­ nın yükselmesine çalışmışlardır. Sonunda her iki vezirin de feci şekilde öldürülmele­ riyle sonuçlandı. Önceleri gizli bir şekilde başlayan bu so­ ğukluk. kendi eserlerinin de daha sonra aynı sona uğrama­ ması için. 1310) yılının Şevval ayında Sultan Olcaytu. Hatta dinine ve inançlarına bile saldırmaktan kendi­ ni alamayarak Reşid'i Yahudilere yakın olmakla itham etti. Sadeddin.

hırslı. Sadeddin akilli. efendilerinin zararına olarak ülke­ yi kasıp kavuruyor. fakat çok anlamlı bir cümleyle yetindi. can düşmanı Reşidüddin'in merhametine sığındıysa da riyakâr bir aldatılmadan başka yardım gö­ 264 . Kâşânî'nin uzun uzadıya anlattığı gibi^"*’. felâketinin sebebi olabilmesi muhtemel bir tartışmaya meydan vermemek için Sadeddin'in feveranına karşı yumuşaklık ve sessizlikle karşı­ lık verdi. felâketin yaklaştı­ ğını görerek. edibane. nifak ateşi alttan alta bü­ tün şiddetiyle devam ediyordu. Reşid ile Sadeddin arasın­ daki olaydan yararlanmak istedi. rakibini ezmek için bu zayıf noktasını çok çabuk keşfetti. Daha uzak görüşlü ve daha îhtiyath olan Reşid. el­ hamdülillah şimdi kendisini azat ettiniz!" şeklinde. birinci vezir Sadeddin'in gözden düşürerek ve hatta onu bütünüyle ortadan kaldırarak yerini almak istiyordu. dürüst bir kişiydi. Sultan Olcaytu. Sadettin'in bütün suçlamaları ve saldınlanna karşı. daha sonra birbirlerine amansız düşman olacak bu iki düzenci veziri birbirine yaklaştırdı. O da. Sultan Olcaytu yanın­ da hergün nüfuzu artmakta olan üçüncü veziri Alişah’a yanaşmakta gecikmedi.olmuşlardı. Çağının entrikalarında çok büyük ustalık gösteren Reşid. Saldırılacak hedefin birliği. hâzineyi soyup duruyorlardı. Hırsızlık ve rüşvet olaylarını ortaya çıkar­ dı. Sadeddin ile adamlarının hesaplarını kontrol etmek için Olcaytu’dan izin kopardı. Sultanın huzurunda. yol­ suzluklarına inandığı tecrübeli ve sadık veziri feda et­ mekten çekinmedi. Reşidüddin'in de telkinleriyle. Taceddin Alişah. Alişah. Fakat emri altın­ da bulunan adamlar. Zavallı Sadeddin. zeki ve aynı zamanda fettan bir adam olduğundan. Reşidüddin'in yumuşak ve ihtiyatlı davranışıyla tar­ tışma o gün için kapandıysa da. "Bugüne kadar paha biçilmez bir köleniz vardı.

. vezire her istediğini yaptırıyor." beyitiyle çok güzel tasvir ettiği gibi zavallı Sadeddin. Olcaytu gibi bir hü­ kümdarı ve tran gibi bir ülkeyi yöneten koca Sadeddin. İftira^^ entrikalann çok fazla revaç bulduğu bu garip dönemde en önemli rolleri Yahudi dön­ meleri çeviriyor. yaşlı Sadeddin'i büyülemiş. Bedbaht Sadeddin'in felâketini hazırlayan ve Alişah'Ia Reşidüddin'in ektikleri yalan tohumlannın meyve vermesini heızırlayan etkenlerden biri de. böylece kocasının rakiplerine birçok suç nedeni hazırlatıyordu. yerine Taceddin Alişah geçti. Öldürülen Sa­ deddin'in fettan kan sı da. fettan karısının elinde oyuncak olmuştu. Ya­ hudilikten dönmesi çok muhtemel olan bû genç ve güzel kadm. Uğursuz konuş­ maları ve davranışları Sadeddin’in güzel ve aWakla be­ zenmiş hayatını rüzgara savurdu. doğal olarak. İran’da istediği gibi egemen olmak. hanımıydı. türlü hile ve yalanlarla bu anlaşmazlıkları sürekli körüklüyor..remedi. çok geçmeden bu iki vezirin de aralarının açılmasını doğur­ du. karısının karşısında bir kâfirin eline düşmüş bahtsız bir esir durumunda bulunuyordu. Alişah. gitti. Zorbanın bir emriyle idam edildi. 265 . vezirler ve emirler arasındaki kavgalar­ dan çok güzel yararlanıyor. Reşid'i ortadan kaldırarak bütün bütüne ba­ ğımsız kalmak. 01caytu'yu istediği gibi yönetmek istiyordu. ailesinin felâketine sebep ola­ rak kabul ettiği Reşid'in yojt edilmesi için alttan alta sü­ rekli çalışıyordu. "Sadeddin'in en büyük olumsuzluğu. Kaşanî'nin şu.' ' ' Sadeddin öldürüldükten sonra. Fakat Alişah’la Reşid'i birbirine yaklaştıran ortak rakiplerinin ortadan kalkması. sonuçta her iki tarafdan da bol bol para alıyorlardı. Kadm. aziz bedenini de çuku­ ra. insan suretinde bir şeytan olan karısının şekavetinden geliyordu.

günden güne nüfuzu artan Alişah’la arasının açılması.Sadeddin'in Yahudi dönmelerinden olan fettan karı­ sı. Sonun­ da Reşid. rakiplerinin ortadan kaldmlması için daima bu gibi dönmelerin yardımına gerek duy­ muş. Hatta ileride görüleceği gibi Reşid'in entrikalı işlerde sürekli olarak Yahudileri kullanması. Reşid. yine Yahudi dönmelerinden ve saray doktorlarından olan Necîbu d-Devle ile gizli fe­ sat kaynatıyorlardı. Sadeddin'in karısıyla Necibu d-Devle tarafın­ dan düzenlenen tehlikeyi yine hile yoluyla savuşturabildiyse de. vezirlikte arkadaşı olan Reşid'le görüşmeksizin her işi çözmek ve sonuçlandırmak yetkisini aldı. Reşid'in yok edilmesi için. yüklü paralar karşılığında bu vicdansızlan iftira­ lar. Emir Tokmak ve Vezir Reşidüddin gibi güçlü düşmanlarının çalışmaların rağmen. daha sonra kendisinin de aslen Yahudi dönmelerinden olduğu sanısını doğurmuştur. sonunda felâketini doğurdu. Durumun doğal olmayışını ve eğer Alişah bağımsız olarak ve tek başına vezirlik yapmakla 266 . Fakat bu dönem uzun sürmedi. çok geç­ meden daha geniş bir nüfuzla tekrar iktidara geldi. Zekâ ve hilekârlıkta çok ile­ ri giden Reşidüddin bile. 1315) yılında birdenbire görevden alınmıştı. Gerçi büyük ihti­ malle Reşidüddin'in entrikalarıyla. Alişah Hicrî 715 (M. suikastlar düzenlemekte kullanmıştır.*®^ tlhanhlar tarihi baştan başa Yahudi dönmelerinin yalan ve hileleriyle doludur. Olcaytu'dan. Olcaytu ve Ebu Saîd dönem­ lerini kanlı bir şekilde gösteren feci öldürme ve idamlar­ da Necibu d-Devle ve ona benzer dönmelerin parmaklan çok önemli roller oynamıştır. bu çekilmez durumdan Olcaytu’ya şikâyet et­ mek zorunda kaldı. Habîb es-Siyer'in aktardığına göre. Olcaytu’nun son zamanlarına doğru bütün nüfuz ve iktidan kendisinde toplayarak Reşidüddin'in yerini hiçe indirdi.

Görüleceği gibi Sultan Olcaytu'nun vefatının arkasından yine birbi­ rine saldırdılar. Alişah ise ihtiraslı. Bu durumu berta­ raf etmek için Sultana üç yol gösterdi. çalışkan ve oldukça yetenekli bir gençti. Alişah’ın da yaşlı vezire saygıyla davranması. 01caytu'nun ise. genç ve faal vezirini darıltmak istemiyor­ du. Olcaytu. maliye ve divanın işlerinin tümden Ta­ ceddin Alişah'ın elinde olduğundan söz ederek. Reşid. Reşid'in bu şikâyetlerini dinlemekle yetinmek gibi bir yanlışta bulundu. dirayetli. Yaşlı vezir. vezirlik hizmetinde ortak oldukları gerekçesiyle 267 . Onu Reşid'in üs­ tüne çıkardı. devletin bu iki sadık ve fedakâr vezirini hiç olmazsa aynı düzeyde tutması. Anlaşmazlığın sürmesinden zarar gören daima ülkeydi. ihtiraslı Alişah'ın tahakkü­ münden bıkmakla birlikte kinini açığa vurmadı. bu amacı sağlayacak tek yoldu. istenen paranın bulunmasının ona ait olduğunu ileri sürdü. Oysa iş böyle olmadı. devlet işlerinin düzenli olarak j^rümesi bu iki vezirin birlik içinde çalışmasına bağlıydı. Halbuki. Reşid'in teklifi gö­ revden ayrılmaktan başka bir şey degildi. Reşid'in Alişah hakkında şefkatli bir durum al­ ması.^^^ Fakat günden güne Taceddin Alişah’m nüfuzu altına giren Olcaytu. son saltanat yılları­ na doğru Alişah’a büyük bir nüfuz verdi. Halbuki vezirler birbiriyle uğraşmaktan ülkelerini unuttukları için hazine tamtakır kalmıştı. Moğol sarayın(^bu iki vezirin ihtiraslarının çarpış­ tığı bir zamanda. Horasan valisi ve Olcaytu'nun oğlu Ebu Saîd. alim ve tecrabe sahibi bir vezir­ di. sev­ gili oğlunun isteğinin hızla yerine getirilmesini vezirleri­ ne emretti. Her iki­ si de bir diğerinin can düşmanı gibi yaşadılar. Ali­ şah ise.görevlendirilmişse kendisinin görevden affedilmesinin gerektiğini üstü kapalı olarak anlattı. Olcaytu. Reşid. askerin maaşı için babasından bir miktar para iste­ di.

vezirler sultanın huzuruna çıkabilmek için.^®* Fakat bu sırada Reşid hastalandı. Reşid'in ihtiraslı rakibini zor bir duruma düşürdü. Büyük Lur. Fakat gece. Reşid'in sonun çok açık bir şekilde gösteriyordu. Vâsıt. Her iki taraf da birbirlerini ağır bir biçimde suçlamaya başla­ dılar. O da hâzinede beşpara olmadığından. ülkenin bir bölümünün maliye ve yönetim işle­ rinin Reşid. Kirman. Alişah’ın yardımcılarının hesaplarını inceleyerek üçbin tümen açık buldu. Ebu Saîd ise sürekli olarak babasın­ dan para istiyordu. Yardımcı olarak Reşid'e Muhammed tmadüddin'i. Moğol sarayında protokole göre. devle­ tin son üç yıllık hesaplarını araştırmakla görevlendirdi. bütün devlet mülkü­ nün Reşid'in hâzinesinde toplandığından söz ederek özür diledi. Bunun üzerine Sultan. Olcaytu. Fars. sızladı ve istenen açığı bağışlattı. Diyar-ı Rebîa. Küçük Lur Reşid'in yö­ netimine. bunlara birer de yardımcı tayin etti. Emir Çoban. Mugan. Yolsuzluğun ortaya çıkışı. Alişah hükümdarın huzuruna çıkarak ağla­ dı. bu anlaşmazlığa bir son vermek ve oğlu­ nun istediği paranın bir an önce gönderilmesini sağla­ mak için. görünüşte vezirlerine yardımcı olmak. Tebriz. mutlaka emirlerin. Olcaytu. tekrak Alişah'ı sıkıştırdı. Alişah’a da İzzeddin Kuhedi'yi vermişti. Şebankâre. Böylece iki vezir ara­ sındaki anlaşmazlık bütün şiddetiyle ortaya çıktı. Basra. yani Moğol beylerinin iznini almak zorunda oldukları 268 . Alişah'ın bu başarı­ sı. gerkeçteyse bütün maliye ve yönetime ilişkin muamelelerde gözcülük etmek üzere. Hılle ve Küfe de Alişah yöneti­ mine verilmişti. Olcaytu. Dört ay boyunca dışanya çıkamadı. O za­ mana kadar. diğer bölümünün de A Iiş^ tarafından yürü­ tülmesini emretti. Bu fermana göre Irak-ı Acem. Bağdat.Reşid'in bu iddasmi yersiz buldu. Arran. Diyarbakır. Emir Çoban’ı.

o zamanki yalancılık arkadaşının ihtiraslanna kurban olmuştu. birçok Türk ve Moğol köleler edindiğini. vezirin idamı için yerilen emri geri aldıri. Alişah birçok rica ve yalvarmayla. Reşid’in hastalı­ ğından yararlanarak hâzinenin boş kalmasının nedeni olarak Reşid ile adamlarının hırsızlığını gösterdi. Alişah bu zorunluluğa uymayacak kadar Olcaytu'ya nüfuz etmişti/®^ Reşid'in. Birçok yalanlarla Olcaytu'yu Reşid'in aleyhine kışkırttı. hâzineden çaldığı para­ larla bugün Karun kadar mala sahip olduğunu. aym sultamn son za­ manlarında. Olcaytu. Fa­ kat. idamına emir verildikten sonra yaşh vezirin nüfuzu büsbütün kmlmıştı. Horasan’a/ Ebu Saîd'e çokça arma­ ğanlar gönderdi. Çeşitli yollarla devlet malının üçte birini hâzinesine doldurdu­ ğuna Sultan'ı inandırdı. yaşlı vezirin yakmda bir fekâkete uğrayacağının göstergesiydi. cak parası bulunmadığı halde. Sultan Olcaytu bu durumlara üzülerek zavallı Re­ şid'in idam edilmesi için emir verdi. Bir zamanlar bir zenci köle ala-. kölelerinin bile servet ve sâman sahibi olduğunu uzun uzadıya anlattı. Hatta yazdığı Câmiu't-Tevârih'e mükâfat olarak her yıl Reşid’e verilmekte olan pa­ rayı bile bu arada saydı. Olcaytu'nun ilk saltanat yıllarında Sadeddin gibi büyük veziri entrikalarına kurban etmek­ te hiç güçlük çekmeyen Reşidüddin. müthiş rakibinin bu dere­ ce nüfuz kazanması. En sonra vezirlik makamına geti­ rilmiş olan Taceddin Alişah. Alişah. bunun üzerine Reşid ile Alişah’ın baba-oğul gibi iyi geçinmelerini ve birleşerek dev­ let işlerini düzene koymakla uğraşmalarını emretti. Reşid. o yüzjnlın yükselmek için 269 .^^'^^ îlhanhlar'ın bütün hüküm ve nüfuzu Taceddin Alişah'ta toplanmıştı.halde. durumun ağır­ lığını görerek hâzinenin paraşizlığını kapatmak üzere epeyce para verdi. Fakat her ne sebebe dayanıyorsa.

son uğradığı darbenin etkisi altında Olcaytu'nun son saltanat yıllarında sahneden hemen büsbü­ tün çekilmiş. Günün birinde Olcaj^u. Reşid'in hamisi Emir Çoban'a geçti. İktidara geçen Ebu Saîd zamanında bütün nüfuz ve güç. Alişah. artık Sultan Olcaytu’nun gözünden bütünüyle düşmüş olan bu yaşlı rakibinin ken­ di isteğiyle inzivaya çekilmesi üzerine düşmanlığını da­ ha ileriye göstermek gereğini duymuş. hayatım kurtarmak için Emir Çoban'm hi­ mayesine sığınmıştı. Fakat yaşlı vezirin sinmesi geçiciydi. aynı sonun 270 . Bu yeni durum Taceddin Alişah için çok tehlikeliydi. İhtiraslı ve tecrübesiz Alişah'ın Moğol emirlerini rencide etti^ni görüyor." Reşid. sürekli bir ishale tutularak öl­ dü. Devlet işlerinde her gün biraz daha belirginleşen ihtilâllerin bir gün yine kendi tecrübesine sunulacağını ve o zaman rakibinden kolayca intikam alabileceğini dü­ şünüyordu. Geçmiş dönemde entrikalarıyla en nüfuzlu vezirin idam fermanlarını çı­ karmakta büyük ustalıklar gösteren Alişah.tek vasıtası olan iki jrüzlülük. Reşid'in bu umudu çok geçmeden gerçekleş­ ti. rakibine kesin vuruşu indirmek için uygun bir fırsat kolluyordu. yalan ve entrika işlerinde gerçekten olgunlaşmış. Sahneye atılmak. indirdiği son dar­ beyle yetinmişti. mevkilerini bu konudaki ustalık­ larına borçlu olan Sadeddin ile Reşüdiddin'i bile çok geri­ de bırak m ıştı/S u ltan Muhammed Olcaytu’nun ünlü tarihçisi Kâşânî. Sultan Olcaytu’dan sonra bir tehlikeye uğrayacağını biliyordu. şu katisıyla bu gerçeği açık bir biçimde itiraf etmektedir: "Şahın tahtının hizmetinde güzellik yarattı Cihan Sultanı Muhammed'in temiz yaşantısı Vezirler artık akıllandı Çünkü başlarına vezirlerin tacı geçti.

Reşid ise.kendisi için de ortaya çıkabileceğini bildiğinden. Ni­ tekim bolca dağıttığı rüşvetler sayesinde emirleri Reşid aleyhine çevirmeyi başardı. Fakat Reşid'in rakibi böyle düşünmüyordu. gelece­ ğini tehdit eden bu rakipten kurtulmaktan başka bir şey düşünmüyordu.**^* Fakat çok geçmeden tecrübeli vezirin Divan'da bu­ lunmasının gerekliliği anlaşıldı. büyük bir adam olan Alişah'a kıjonanın doğru olmayacağı düşüncesini belirtmiş. bu kez Alişah'a yanaşarak Reşid aleyhinde kışkırtmalara başlamışlardı. Sonuç­ ta yaşlı vezir Divan'dan alındı. İşler karışmaya başla­ dı. Reşid bu konuda izin verici bir tutum içine girmemiş. biraz da ahiret hayatı için hazır­ lıklarda bulunmak istiyordu. fakat ondan yüz bulamayan Ziyau'l-Mülk ile ar­ kadaşları. Fakat Reşidüddin. uğraşa uğraşa Emir Çoban'ı Reşid aleyhine tahrik etmekte başanlı oldu. Reşid'i görevden aldığına pişman oldu. bir fırsat bulur bulmaz Reşid'e son ve öldürücü darbeyi in­ dirmek istiyordu. gibi bazı büyükler. Hayatının son yıllarını huzur ve sükûn içinde geçirmek. Emir Çoban'ın ileri gelen adamlarından Ebubekir Ağa. O. rakibinin hayatını kurtarmıştı. Hoca Izzeddin Kûhedî ve Hoca Alaeddin Hindu. Alişah'ın yok edilmesi için Reşid'e baş­ vuran. Emir Çoban'dan özür dile­ 271 . bu fırsattan yararlanmak istemedi. Taceddin Alişah ise rakibi­ ni düşürmek için hiçbir fedâkârlıktan çekinmiyordu. Hatta saltana­ tın değişmesi üzerine Alişah'ın nüfuzunun kırıldığını gö­ ren Ziyau'l-Mülk. yaşlılığın eski ateşli ihtiraslannı söndürmüş olmasından veya başka nedenler yüzün­ den. Kendisini tekrar iktidara getirmek için davet etmek zo­ runda kaldı. Reşidüddin'e başvurarak izin verdiği takdirde Alişah'ı yok edebileceklerini söyle­ dikleri halde. Emir Çoban. artık ihtiraslı mücadele­ lerden usanmıştı.

^^'^^ Olcaytu'nun özel doktorunu da kandırarak bu oyunu öylesine mükemmel bir biçimde ortaya koydular ki. Alişah ve yandaşlan. bu kez gerçek­ ten dehşete düştüler. fakat kabul ettiremedi. Sultan'dan izin ahncaya kadar evinde dinlenmesini rica etti. Böyle bir sona uğramamak için Reşid'in yokedilmesine karar verdiler. 272 . Böyle bir suçlamanm. so­ nunda Sultan Ebu Saîd ile Emir Çoban bile böyle bir sui­ kastın gerçekleştiğine inandılar. İbn Hallikan'a "Zeylü'z-Zeyl" yazan o yüzyıl yazarlarından birinin.di. Emir Çoban ile Reşid arasında geçenlerden ve yaşlı vezirin tekrar iktidar mevkiine geti­ rilmesi düşüncesinden haberdar olunca. Aynı zamanda doktor olan Reşidüddin'in. Emir Çobanm koruyuculuğu altında iktidar mevkiine gelirse artık Ali­ şah ile adamları bütünüyle susturulmuş olacaktı. Reşid yine rivayet edenin ifadesine göre. kendisinin çekil­ mesinden sonra artık divanın eski güzelliğinin kalmadı­ ğından söz ederek ısrar etti^^®^ ve durumu Sultan Ebu Sâid'e bildirerek kendisini yine vezirlik makamına getir­ teceği vaadinde bulundu. Reşidüddin’i Sultaniye şehrine çağırarak sorguya çekti.yoksul bir Yahudi ak­ tar ve doktoruyken. dolayı­ sıyla böyle bir cinayete cesaret etmesinin mümkün ola­ mayacağını ileri Sürdü. Sul­ tan Olcaytu'ya ilâç yerine zehir vererek öldürdüğü konu­ sunda bir söylenti çıkardılar. düşmanla­ rının oyunundan başka bir şey olamayacağını savundu. Şayed Reşid. Sultan Gazan'la kardeşi Olcaytu’nun teveccühleri sayesinde devletin yüksek mertebe­ lerine ulaştığmı. sonsuz servet ve zenginlikler kazandığını. Çünkü Sultan Ebu Saîd. rivayete dayanarak verdiği bilgilere göre Emir Çoban. değerli taşlar. Emir Çobeun'ın sözünden çıkmıyordu. bütün maliye ve yönetim işlerinin ken­ disine verildiğini ve bu yüzden pek çok mülkler. Emir Çoban.

Öteki dortorlan da çağırarak Reşidüddin’in başkanlığı altında bir konsültasyon yap­ tık.*'®^ Reşidüddin’in. Gerçi Olcaytu’nun son saltanat yıllarında olduk­ ça zeki ve şeytanca bir vezir olan Taceddin Alişah Sul­ tan’ın yanında büyük bir bir nüfuz kazanmış ve devlet gelirlerinin dörtte birini kendine ayırmış.^^®^ Reşid’in ölüm faciası Hicrî 718 (M." diye bağınlarak so­ kaklarda dolaştınldı. Celâleddin. Hepimiz mide ve bağırsaklan güçlendirecek kabızlık ilâçlar verilmesini önerdik. Sultan'ın ölümü konusunda kendi­ sine sorulan soruya karşılık olarak şöyle dedi: "Sultan Olcaytu.Bunun üzerine Olcaytu nun doktoru Celâleddin Harran çagınldı. Yalnız Reşidüddin. Aynı zamanda devamlı olarak kusuyordu. Sultan'ın mide dolgunluğuna yakalandığından söz ederek. zavallı Reşid'in idam edilmesi­ ne karar verildi. kusmayla karışık çok şiddetli mide rahatsızlı­ ğından muzdarip olduğundan beni çağırmıştı. Sultan sürekli bir ishale yakalanmıştı.^'^’ Kendisiyle birlikte oğlu İbrahim de öldü­ rülmüştü. Cesedi parça parça doğranarak her par­ çası llhanlılann hükümran oldukları topraklann bir kö­ şesine gönderildi. 13 Eylül 1318) yı­ lına rastlar. Allah’ın lâneti üzerine olsun!. orada: "Allah'ın kelâmım değiştiren Yahudinin kafasadır. Sultan Muhammed Harbende Olcaytu'yu*^®^ zehirlemiş olduğu rivayeti inandırıcılıktan uzaktır. önce midenin temizlenmesi gerektiğini ve dolayısıyla müshil verilmesi görüşünü savundu. Bunun ar­ kasından yetmiş kez ishal meydana gelerek Sultan'ın ölümüyle sonuçlandı." Celâleddin Harran'ın hiçbir kötü niyet göstermeyen bu ifadesine dayanarak..^'®^ Başı da Tebriz’e götürüldü. Reşid'in nüfuz 273 . Bu baş. Gittim. Bunun üzerine Reşid'in gö­ rüşü doğrultusunda Sultan'a müshil verildi.

ve gelirlerini hiçe indirmiş olduğu düşünülürse. Halbuki Olcaytu ve Reşid'in ölüm tarih­ lerine çok yakın bir zamanda yaşamış olan iki büyük ta­ rihçi. yani Makrîzî ile Ebu'l-Mehâsin Tannverdî zehir konusundan hiç söz etmemişlerdir. gerek doktor­ lar arasında ve gerekse vezirler ve emirler arasında bir­ çok düşmanlarının bulunduğunu bilip dururken böyle tehlikeli bir girişime cesaret etmesi çok uzak bir ihtimal­ dir. Bu zehir meselesini önem­ le kaydeden sonraki tarihçilerin. Reşid'in. ilk haber verenin bile doğruluğunda tereddüt ettiği böyle bir rivayete dayan­ maları gariptir. Taceddin Alişah'ın hile ve iftirada ne kadar usta bir adam olduğuna. Reşid’in dostu ve koru3aıcusu olan Emir Çoban ve Emir Tokmak'ın. hastalığından yarar­ lanarak Olcaytu'jru zehirlemiş olduğunu kabul ettirecek kadar güçlü değildir. Aslında biraz önceki dipnotta görüldüğü üzere Ibn Hallikan'ın Zeylü'l-Zeyl'inde bu olayı aktaran yazarın "ona bu suçlama dayandırıldı" ifadesiyle söze başlaması da. bu rivayetin kendisine göre de pek güçlü olmadığını anlatmaktadır. Bu zat olayın doğruluğuna inansaydı. sorumluluğu kendi üze­ rine alır ve o şekilde aktarırdı. Câmiu't-Tevârih'e zeyl yazan yazar ise Reşid'e karşı yapılan bu suçlamayı şiddetle reddetmekte ve bunun Taceddin Alişah’ın onu etkisiz bırakmak için uydurduğu müthiş bir iftira oldu­ ğunu savunmaktadır. ölümüne kadar tam bir bağımsızlıkla vezirlik makamını işgal etmesinden. Reşid gibi zeki ve tecrübeli bir vezirin. ri­ vayeti başkasına dayandırmaz. salatanat veliahtı Ebu Saîd yanında çok fazla nüfuz sahibi olmalan da bu ihtimali destekleye­ bilir. Sadeddin ve Reşi- 274 . Fakat bu ihtimaller. yaşlı ve­ zirin eski yerini kazanmak için Olcaytu'nun ölümünü is­ temesi ihtimali akla gelebilir.

o zamanki tıbbın önerisine uygundu. Emir Çoban ta­ rafından sorguya çekildiği zaman Sultan'm güçlü bir ko­ leraya tutulmuş olduğunu söylemişti. Bunun da Sadeddin ve Alişah gibi Reşıd'in tehlikeli düşmanlan tarafından uydurulduğu şüphesiz­ dir. daha doğrusu asılsız bir if­ tira üzerine yaşlı dostunu çok feci bir biçimde idam ettir­ miştir. bir sanı. Zehir konusu bir iftiradan ibaret olduğuna göre. Reşidüddin'in suçlanma nedeni olarak geriye. O dönemin tıp ki­ tapları kolerayı ağnnm fesat ve çokluğundan doğan kus­ ma ve mide bozulması hastalığı^^®^ olarak tanımlarlar ve tedavisi için de midenin boşalmasını ve perhiz yapılma­ sını tavsiye ederler. Yahudi asıllı olduğu iddiası da ilk kez es-Sikâyî zeylinde yazılmış ve daha sonra gelen tarihçiler. konuyu usta ve tarafsız doktorlardan öğrenmeye gerek görmemiş. hatta kendisinin de daha sonra aynı akıbete uğrayacağını hatı­ rına bile getirmemiş. Reşidüddin'e bir de Yahudilik suçlaması yapıldığmı görmüştük.düddin gibi iki büyük ve nüfuzlu vezirin sonuna uğrama­ masından daha büyük delil olamaz. Bir yandan bû suçlama.^^^' Bu nedenle Reşidüddin'in müshil vermesi. Ne çare ki. Çünkü Olcaytu'nun özel doktoru Celâleddin Harran. diğer yandan Reşıd'in büyük entrikalarında Yahudileri veya Yahudi dönmelerini kul­ lanması ve Yahudilikle ilgili hükümler konusunda tam bir bilgisinin bulunması. olayın doğruluğunu araştırma gereği duymaksızın bunu bir 275 . Alişah'ın iftirasına inanan Emir Çoban. bazı tarihçilerde indî olarak Yahudi asıllı olduğu yargısını doğurmuştur Reşid'in Olcaytu'yu zehirlediği hakkındaki rivayet gibi. öteki doktor­ ların görüşleri hilâfına Olcaytu'ya müshil vermesi keyfi­ yeti kalıyor. Halbuki o zamanın tıp anlayışına göre bu yüzden Reşid'i suçlamak doğru değildi.

Reşidüddin'e Yahudilik isnadının kaynağı îbn Hallikan’a"Zeylü’z-Zeyr’ yazan yazar tarafından. daha sonra Alişahla tarihçi Kâşânî bu söylentinin yayılmasına çalışmış. Aslında bunu aktaran yazar da.gerçekmiş gibi kabul ederek eserlerine almışlardır. bu yaşh ve ünlü vezirin ölümün­ den dolayı genel üzüntüyü ortadan kaldırmak ve kendi­ sini dinsizlikle suçlanan birisi olarak göstermek için böy­ le bir yola başvurmuş olmaları çok muhtemeldir. aksine başkalarına dayandırmıştır. o yüzyılda yaşamış olan Makiizî ve Ebu'l-Mehâsin gibi ya­ zarların eserlerinde de buna ilişkin bir kayıt bulunabilir­ di. Reşid'in düşmanlannm.. Bu ikinci rivayetin doğruluğuna ihtimal verilemez. güya Reşid'in Emir Çoban'ın sorgula­ ması sırasında söylemiş olduğu rivayet edilen "ben dok­ torluk ve attarlıkla uj. Reşid'den söz ettiği halde bu isnada doku­ nan hiçbir kelime yazmamıştır. Daha önce söylediğimiz gibi. Halbuki Makrizî. Ebu'l-Mehâsin de es-Sülûk 11magrifet-i Düveli 1-Mülûk ve el-Menhel es-Sâfî adlı eserlerinde. bu rivayetin doğru­ luğu konusundaki sorumluluğu üzerine almamış. Çünkü Reşid'in ne eserinde. Anlaşıldığına göre Yahudilik suçlaması. Fakat Yahudi asıllı olduğunu doğrudan doğruya Reşid'in itira­ fına dayandıran birinci iddianın uydurma olduğu kesin­ dir.Taşan yoksul bir Yahudiydim" söz­ leridir. Reşid'in ilk siyasî düşmanı olan vezir Sadeddin tarafından çıkarıl­ mış. ne de özel ve genel hayatında Müslümanhğın- 276 ." diye Tebriz sokaklannda dolaştı­ rılmış olduğunu da belirtmektedir. Yine aynı yazar. Reşid idam edildikten sonra. bu Yahudilik konusuna ilişkin hiç­ bir şey yazmadığı gibi. Bu rivayet doğru olsaydı. ba­ şının bir mızrağa geçirilerek "işte Allah'ın kelâmım de­ ğiştiren Yahudi başıî. herkesi bunun bir gerçek olduğu­ na inandırmaya gayret etmişlerdir.

çağın gerekleriyle tevil etmek mümkün görünürse de.. Devletşah'm rivayetine göre. ilim ve erdemine rağmen. Nitekim bu iki kusur. birbirlerinin yok edil­ mesi için akla-hayale gelmeyen entrikalar çevirmekle zaman geçirmiş. Reşid gi­ bi bir tarih bilgininin bu kirli girdaplara sapması hiçbir biçimde takdir edilecek bir davranış sayılamaz. büyük bir faaliyetle çağında çok revaçta olan menfur entrikalara karışması. Bu kusuru. ve hırsızhğın çok kötü örneklerini göstermişlerdir.dan şüphe ettirecek hiçbir şey görülmemektedir. Timur'un oğlu Miranşah./^®^ Reşid. bu uydurma isnat daha sonra revaç bul­ muş.açtırarak kemiklerini Yahudi mezarlığına naklettir- miştir!. kısaca para yığmak hırsıyla hayatlarım zehirlemiş. para ve servet toplamaya çok fazla istekli olmasıdır. huzur ve sükûnlarını bu hırsa feda etmiş. emri altındaki görevlilerden kendilerine başvurmak zo­ runda kalanlardan mümkün olduğu kadar çok rüşvet al­ mak peşinde koşmuş. Reşidüddin'in bıraktığı mallar 277 . bir doktor ve tarihçi olarak iUm dünyasında ne kadar iyi bir ad bırakmışsa. Gariptir ki. İran'ı 17 yıl büyük bir usta­ lıkla idare etmek suretiyle de Doğu vezirleri arasında büjoik bir ün kazanmıştır Reşid'e bir vezir olması bakımından isnat edilecek tek kusur. huzur ve sükûn bilmeyen bir kavga ve heyecan hayatı içinde yaşamış. diğer iki arkadaşı Sadeddin ve Alişah gibi. İlhanlılann bu üç ünlü veziri ceplerini doldurmak. felâketine neden olmuştur. görevlerinin sağladığından daha fazlasını elde etmek. Sadeddin hakkında uygulanan mallannm devlet ta­ rafından zabtedilmesi. Reşid'in vücud parçalannm gömülü olduğu kabri -ki Tebriz'de kendi adma nisbetle Reşidiye denilen yerdey­ di. İran tarihinde rüşvet.

hayret verici bir vukuf ve kültürle Kur’an’ın. Lucien Leclerc. özellikle kelâm ilmi konularıyla uğraşmıştır. Arap edebiyatının şaheseri olduğunun isbatına çalışmış­ tır. Miftâhü't-Tefâsîr. hatta Reşid'in vakıfları bile geri alınmıştır.'**’ 278 . Üzüntüyle söylemek gerekir ki. İstanbul’da Nuruo v maniye Kütüphanesinde de Mecmua-i Reşid'in bir nü. tıb tarihinde de adını yaşatacak önem­ li eserler yazmıştır. Kopenhag Kütüpha­ nesinde XXXVI nurnarayla kayıtlı olan ve Reşid'in Argun Han’ın emriyle yazmış olduğu gıdaların fayda ve za­ rarlarından. zengin ve değerli kütüphaneler bütünüyle yağma ve tahrip edilmiş. hası vardır. Gerek Reşid'in ve gerekse ona bağlı olanların mal ve eşyaları tümden yağma edildi. içecek ve giyeceklerden söz eden tıbbî bir eserinin bulunduğunu haber vermektedir. adındaki ikinci ki­ tapta ise. Mecmuanın Letâifü'l-Hakayık adındaki dördüncü kitabı da kelâm ilminden söz et­ mektedir. bu yağma sırasında Reşidüddin'in. o çağın bir sanat anıtı olarak Tebriz'de yap­ tırdığı Rub-u Reşidî de tamamen yıkılmış. es-Sultâniye adındaki üçüncü kitapta Reşidüddin. el-M ecm ûatü'r-Reşîdiye’nin bir nüshası Fransa Milli Kütüphanesindedir ve Arapça eserler katalogunu 2324 üncü numarasında kayıtlıdır. Câmiu't-Tevârih'i ile en büyük tarihçiler arasına giren Reşidüddin. Bunlardan el-Tevzîhât adındaki kitapta inançlara dair olan Kur’an ayetleriyle Hadîs-i Şerifler çeşitli bakış açılarından açıklanmış ve tefsir edilmiştir.hakkında da uygulanmıştır.'^®' Reşid’in tıp konusundaki bu eserinden başka bir de el-M ecm ûatü'r-Reşîdiye adı altında dört kitaptan olu­ şan büyük bir eseri daha vardır. önemli birçok problemi incelemiş. o şirin ve sa­ natlı binalar.

Reşidüddin’in çok önemli tarihî belgelerden sayılan bu eserinin birinci cildi Târîh-i M übarek Gazânî adı altında yazılmış. bu cildin Olcaytu Sultan dönemi tari­ hini içermesi gereken ikinci bölümü. üçüncü cildin kade­ rine uğramış. İkinci cilde gelince. İlhanhlar hâzinesinde sakla­ nan "Altan Debter". Yazar. Fakat. yani Altın Kitap'a dayanılarak yazıl­ mıştır. Birinci cilt. bu düşüncesini gerçekleştirememiş olduğu anlaşılıyor. eserine bir üçüncü cilt daha ekleyeceğinden söz etmişse de. İslam dünyasında Türk tarihine ilişkin ysızılmış olan eserlerin en önemlisi­ dir. Câmiü't-Tevârih. iki büyük ciltten oluşmaktadır. özellikle. Doğuda izlenen me­ toda uygun olarak. 1300) üncü yılına kadar meydana gelmiş olan dünya olaylannı içerecek şekilde düzenlenmiş bir tür genel tarihtir. Türk ve Moğol kabileleriyle Gazan Han dönemi sonuna kadar Cengiz Oğullan tarihini içe­ ren bu önemli cilt. Sultan Gazan'ın emriyle ve onun döne­ minde yazılmıştır. başlıca iki bölüm olarak düzenlenmesinin düşünüldüğü anlaşılıyor.Câmiu’t-Tevârih: Reşidüddin adının en büyük tarihçiler arasında sayıl masını sağlayan Câmiü't-Tevârih. bunun da tıpkı birinci cilt gibi. yaratılıştan Hicret'in 700 (M. kendi adım taşıyacak olan bu eserin mü­ 279 . İkinci cildin birinci bölümü ise. ikinci bölümü de başlangıcından itibaren Gazan Han'ın ölümüne kadar kısaca Moğollar tarihinden söz eder. Gazan Han. ilk bölümü Türk ve Moğol kabilelerin­ den. yani yazılamamıştır. ikinci cildin yazılmasından sonra kita­ bın tümüne Câmiü't-Tevârih adı verilmiştir. Eski Türk kabilelerinin adlarını içeren Altan Debter Farsçaya çevirtilerek Reşid'in notlarına esas ol­ muştur. Birinci cilt.

^27) Târih-i M übarek Gazânî. Hintli. Şems-i Şehnâme adı altında bu destanı yazmışsa da. astronomi ve ta­ rih alanında büyük bilgin olan iki kişinin yardımlanyla 280 . Hicrî 700 yılında Reşid'i bu eserin yazılmasıyla görevlendirmişti. Poula^ Tcheng-Siang'dan başka. Uygur. Türk ve Moğol uluslarıyla boylarının adlannı. o sırada îlhanh başkentinde bulunan Litatzeu (Li-ta-çu) ve Yuk-soun adında tıp. ülkesinde bulu­ nan Çinli. îlhanhlar Evrak Hâzinesindeki belge­ lerle Poulad Tcheng-Siang ve diğer bilginlerin rivayetle­ rini büyük bir ustalıkla inceleyip birbiriyle karşılaştır­ dıktan sonra. yani Târih-i M übarek Gazanî'yi yazmıştır. Destanın nazmı da meşhur Şemseddin Kâşânî’ye ısmarlanmıştı. Reşidüddin. şehnâme biçiminde manzum bir destan yazdır­ maktı. eseri FiTdevsî'nin Şehnâme'si yanında çok sönük kalmış- tır. Reşid'in bu eseri bu destana zemin olmak üzere düzenleniyordu. Reşidüddin bu zatın geniş bilgisinden çok yararlanmıştır.kemmel bir kitap olmasını sağlamak için. Câmiu't-Tevârih’in en önemli bölümüdür. anlatımındaki akıcılıkla ünlü olan Câmiu't-Tevârih’in birinci cildini. Gazan Han'ın asıl amacı. Kıpçak ve diğer milletlere men­ sup olan bilginleri de yanında görevlendirmiştir. eski Türk v« Moğol desta­ nından. eski Türk destanım. Gazan Han. llhanlılar'ın evrak hâzinesinde saklı olan bütün belgeleri Reşid'in faydalanması için ortaya koyduğu gibi. Ebu Süleyman Benâkıtî'nin rivayetine göre Reşid. Büyük Kaan Kubilay Han'ın îran sarayındaki elçisi Poulad'Tcheng-Siang da bunlar arasında bulunuyordu. taksimat ve kuru­ luşlarını herkesten daha iyi bildiği için. Şemseddin Kâşânî. Ordu Başkumandanlığıyla büyük Noyan ünvanını taşı­ yan Poulad Tcheng-Siang.

gerek bu iki Çinlinin ve gerekse Poulad Tcheng-Siang ile Uygur bilginlerinin yardımıyla Hicrî 703 (M. birincisi kadar önemli değildir. Çin’den İran'a birçok alim gelmişti. bir yandan Çin ve diğer yandan İran'da saltanat kurduklanndan beri. Hind ve Çin tarihle­ riyle Ismailiye fırkasından söz eden sajfalandır. Yazar bu ciltte. bu şe­ kilde İran'a gelen Tou-mi-tzen (Tu-mi-çu) adında Çin'li bir bilginden pek çok yararlanmış. vezirine birçok iltifatlarda bulundu. ha­ lefi Olcaytu'ya takdim etmek durumunda kaldı (H. o zamana kadar Islâm dünyasında yazılmış olan genel tarihleri özetlemiş. özel­ likle Taberî’nin Târihu'l-Umem ve'l-Mülûk'u ile Ibn el-Esîr'in el-Kâmil'inden. Aslında Moğol1ar. Câmiü'tTevârih'in ikinci cildim yazmıştır. 1304).*^®^ İşte Reşidüddin. İran'la Çin arasında ilmî ilişkiler baş­ lamış. Râvendî'nin Râhatü’sSudûr adındaki Selçuklular tarihinden çok yararlan­ mıştır. Fakat. Kitabın önem ve değerini hakkıyla takdir eden 01caytu. Hülâgu zama­ nında Zîc-i İlhanî'yi yazan Nasireddin Tusî bile. Câmiü't-Tevârih'in ikinci cildi. zorunlu olarak ertesi yıl. Bu cildin en önemli kısımlan. Kitabın Târih-i M übarek Gazânî adını taşımasını ve kendi adına da aynca bir genel tarih yazılmasını emretti. astrolojinin kurallanna ilişkin birçok şeyler öğrenmişti. O yüzyıl tarihçilerinden Ebu'l-Kâsım Muhammed bin Ali el-JCâşânî bü cildin yazılmasında Reşidüddin'e 281 . 704/ M. eserin kendi adına ithaf edilmesini kabul etmedi.Çin kaynaklanndan da yararlanmıştır. Târih-i M übarek Gazanî adını verdiği bu ese­ rini henüz temize çekmeden Gazan Han öldüğü için (11 Şevval 703 / 17 Mayıs 1304). işte Olcaytu'nun bu emri üzerine Reşidüddin. 1303) yılı Şevvalinde eserini tamamlamayı başardı.

^^** Vakfiyeye göre. Reşidüddin. Bununla birlikte Reşidüddin Doğu'da hiçbir yazann alamadığı bu önemli meblağın büyük bölümünü yine eserinin temize çekilmesi. istinsah edenlerin bilgin ve edebiyat­ çılardan olmaları vakıfhâmede belirtilmişti. Bu kimseler 282 . kitaplannın istinsah ve çoğal­ tılması için birçok vakıflar ayırmış olduğu gibi. tarih konusundaki eserlerini Câmiü'tTevârih. Kitapların yanlış istinsah edilmelerinin önüne geçmek için. Reşid. Câmiü't-Tevârih’i Sultan Olcaytu'ya sunduğu zaman armağan olarak kendisine elli tümen değerinde mal ve emlâk ile toprak verilmişti/^®* Schefer'in hesabına göre. vezirlik meşguliyetleri arasında. Fakat kitapların asıllan bu kütüphaneden çıkanlamayacaktı. ciltlen­ meleri ve tezhiplenmelerine harcanmak üzere aynca ge­ lirler ayırmıştı. ciltlen­ mesi ve istinsahına harcamıştır. isteyen herkes Rub-ı Reşîdî Kütüp­ hanesine başvurarak kitapları inceleyecek ve istinsah edebilecekti. Taberî ve İbn Esîr gibi büyük tarihçilerin eserlerinin daha sonra nasıl parçalandıklarını ve ne derecede tahrif edildiklerini gören Reşidüddin.yardım ettiğini. bazı eserlerinde ima etmektedir. 1304) yılında görevlendirildiği bu işi. Reşid. istinsah ve çoğaltılmalan içinde birçok mallar vakfetmişti. elli tümen o zamanın parasına göre bir milyon dinar demektir. Teb­ riz'de kurduğu Rub-ı Reşîdî'ye bir de kütüphane ekle­ mişti. Câmiü't-Tevârih'de bu konuyu itiraf etmiyor­ sa da Hicrî 704 (M. iki yıl kadar az bir süre içinde tamamlamış olması ICâşânî’ye hak verdirebilir/^®* Reşidüddin. diğer eserlerini de el-M ecm ûatü'r-Reşîdî adı altında iki büi^ük ciltte toplayarak Rub-ı Reşidî'deki kü­ tüphanesine koymuş. kendi eserlerini böyle bir sondan kurtarmak için büyük harcamalar yapmış.

Rieu tarafından verilen bilgilere göre Britisch Museum Kütüphanesinde Câmiu't-Tevârih’in iki nüshası bulunmaktadır. tarihî araştırmalar açısından şükrana değerdir. İslâm kavimlerinden Türklerin birinci ve ikinci çağı için en zengin bir kaynak olan birinci cildin -parça parça da olsa.basılmış olması. Bazı delillerden. diğer bölümlerinin yayınlan­ masına girişmiş ve birinci cildin ikinci kısmının Oktay Kaan döneminden sonraki bölümlerini basmıştır. Havard'ın M oğollar Tarihi adlı ese­ rinde derin bir vukufla ispatlandığı gibi. Bunlardan 7628 numarada kayıtlı olan nüsha Timur'un oğlu Şahruh Bahadır zamanında ve BaysungurMirza'nın ölümünden (H. 728 yapraktan meydana gelmiş olan bu eserin birinci cildinin başındaki besmele Baysungurun yazısıdır. Reşid'in böylesine bir özenle kütüphanesine ayırdığı vakıflar. ikinci bölümün Cengiz Han dönemi sonuna kadar olan bölümleri de Quatremere'in çabalarıyla yayınlan­ mıştır. 837/M . Aynı kütüphanede 16688 numarada kayıtlı olan ikinci nüsha ise Reşid Havânî lakabıyla anılan Muhammed bin Hamza adındaki birisi tarafından istinsah edilmiştir. Hatta bu sırada el-M ecm ûatü'r-Reşîdiye ile Câmiü't-Tevârih nüshalarının çoğu da yok olmuştur. bu eserinde Türk oldukları kesin olan bazı kabileleri Mogol- 283 . Daha sonra Schefer.yılda ikişer nüsha istinsah ederek İslâm ülkelerindeki kütüphanelere göndereceklerdi. Câmiü't-Tevârih'in birinci cildinin birinci bölümü Rus bilginlerinden Benzin tarafından Rusya'da basıl­ mış. 1433)biraz önce yazılmıştır. Üzülerek söylemek gerekir ki. Reşîdüddin. müstensihin Reşid dönemi kişilerinden olduğu anlaşılıyor. Ebu Said Baha­ dır Han'ın emriyle öldürülmesi ve Rub-ı Reşîdî’nin harap edilmesi sırasında kaldırılarak gasbedilmiştir.

Câmiü't-Tevârih Zeyli. Zeylin yaza­ rının kim olduğu bilinmemektedir. Câmiü't-Tevârih. Bunun Şahruh’un tarihçi ve nedimlerinden Hâfız Ebru veya Şerafeddin Ali Yezdî'den birinin olması kuvvetle muhtemel­ dir. Gazan Han'ın saltanat dönemiyle son bulmuştu. Muhammed Harbende Ol­ caytu ile Ebu Saîd Bahadır dönemleri tarihini içermek­ tedir. Cengiz oğullan saltanatını Ebu Said Ba­ hadır Han’la birlikte çökmüş kabul ettiklerinden. Bu yanlışlardan kaçınılırsa. îşte bıi düşünceye bağlı olarak Timur’un oğlu Şahruh zamanın­ da Câmiü't-Tevârih'e bir zeyl yazılmıştır. Gâmiü’tTevârih'in Türkçeye çevirisi millî kütüphanemizde de­ rin bir boşluğu dolduracaktır. Câmiü’t-Tevârih Zeyli. Girişinde. Zeylin yazılmasında Ebu'l-Kâsım Abdullah el-Kâşânî'nin Târih-i Pâdişah-ı Said Olcaytu Sultan 284 . Timurlular. Reşidüddin'in. Reşidüddin'in eseri îslâm öncesi Türk tarihi için en değerli ve en önemli bir belgedir.lardan göstennek gibi bazı yanlışlara düşmüş. Eserde bütünüyle Reşidüddin'in metod ve üslûbu izlenmiştir. Moğol hanlanna yaranmak hevesiyle» eski Türk geleneklerini Moğollara maletmeye çalışmıştır. Cengiz Hanedanının özellikle Iran bölümü ta­ rihini içeren eserinin tamamlanmasına çok büyük bir önem vermişlerdir. Şahruh Mirza’nın emir ve uygun görmesiyle düzenlediği belirti­ liyorsa da^®^^ yazar kendi adını anmıyor. îlhanlılar tarihinin tamamlanması için buna Olcaytu Harbende ile Ebu Saîd Bahadır dönemlerinin de eklenmesi gerekiyordu.

443). fol. Güzel bir hatla yazılmış ve 3271. katalogda yanlış olarak Câmiü't-Tevârih-i R eşidî adıyla yazılmıştır. (Man. numarada kayıtlı olan bu eser. * * * Câmiü't-Tevârih. Câmiü't*Tevârih Zeylinin bir nüshası Paris Millî Kütüphanesinde korunmakta ve Farsça yazma ki­ taplar kataloğunun 209.adlı eseriyle diğer bazı kitaplann esas kabul edildiği an­ laşılıyor.'t-Tevârih'i özetleyerek Müntehab el-Tevârih adında bir eser meydana getirdiğini ha­ 285 . Persah 209. Daha Reşidüddin hayattayken Şemseddin Kâşânî. bastırdığı Câm iü't-Tevârih’e giriş olarak yazdığı değerli eserinde Şahruh zamanında adı bilinmiyen bir yazarın Câmiü. Fa­ kat Şemseddin bu konuda. Zafernâm e sahibi Hamdul­ lah el-Müstevfî gibi Firdevsî'nin değerini yükseltmekten başka bir sey yapamamıştır. Blochet. daha yazıldığı yüzyılda lâyık ol­ duğu önem ve yeri kazanmış. yani Târih-i M übârek Gazanı admı taşıyan bölümünü Şehnâme tarzında nazmetmiş ve onbin bej^ kadar yazmıştır. Eserin incelenmesinden anlaşılacağı üzere. gerek o yüzyılda. İhtimal ki girişinde Reşidüddin ve Câmiü’t-Tevârih adlarının anılmış olması katalogda bu yanlışa neden olmuştur. Diğer bir nüshası da İstanbul'da Ayasoiya Kütüpha­ nesinde bulunmaktadır. Şems-i Şehnâme. gerekse ondan sonra yazılan kitaplarda esas kabül edilmiştir. Câmiü't-Tevârih’in birinci cildini. numarasında kayıtlı bulun­ maktadır. spupl. tarih açısından da Ravzatü's-Safâ ve Târih-i Güzîde'nin al­ tındadır. bu küçük ha­ cimli kitap Reşid'in kaleminden çıkmamıştır.

DİPNOTLAR. Bundan sonra Taceddin Alişah.. kav­ gacılık. Eğer padişahın yüce görüşleri arzu ederse. üç günlük mal girdisi ve kullanıma verme hazır­ lansın ve saygıdeğer zatınızın görüşlerine sunulsun. Sadeddin'in ve naiblerinin padişahın malından her gün ne kadar kaçırdıklanra gösterelim. paşidahın huzu­ runda ona karşı çıktı.. Ebu'lGazi Bahadır Han ise Kazvin'de doğduğunu savunuyorlar. s. yakınlık öfke ile ve muhabbet de çekişmeyle yer değiştirdi. başka kaynaklarda da Tevrez. 2. (*) Tebriz ismi değişik birkaç şekilde de okunmuştur. Bolchet'den öğrendiğimize göre Müntehab el-Tevârih'in bir nüshası Fransa Milli Kütüphanesinde ve 1651 numarada kajnthdır. (1) Iranlı tarihçilerin çoğunluğu gibi Quatremfere de bu düşün­ cededir. Olcaytu Tarihi). doğru ile yanlışı birbirine karıştırma ve sahtekar­ lıkla itham eden ölkeh hitaplarda bulundu. Tevreş ve Tevrez biçimlerinde de geçmektedir. olgunluk. Azerbeycan şivesiyle (harflerin yer değiştirmesi sonucu) Terbiz şek­ linde söylendiği gibi.) (3)"Hâcegan Sadeddin ve Reşidüddin arasıda bir söz yanşı. Sadeddin. Reşid ise yumuşakhk. iyimserlik. Fakat Kâtip Çelebi." (Ebu'l Kasım Abdillahi'il Kâşânî. c. (4) ”Ve Hace Taceddin Alişah şöyle arzetti. öyle ki sadakat düşmanbkla. tarihçimizin Tebriz'de. neticeye nza ve göz yumma göstererek şöyle dedi: Ey Sa­ deddin. Padi­ 286 . Allah'a hamd olsun şimdi onu özgürlüğüne kavuşturdun. Emir bujrurun.K. H istoire de la M edicine Arabe..ber veriyor. düşmanlık gösterdi ve inatçılık. bugüne kadar değersiz bir kulun vardı. (2) Lucien Lerclerc.. 133. (Y. çe­ kingenlik ve nefret oluşmuştu. eğitim ve öğretim hizmetine getiril­ di.

" Sadeddin. Sultan. hepsi beyaz lira­ lar olan 20 TümenTik meblağı hazırladı ve verilen emir uya­ rınca ayrıntılı olarak ve net bir şekilde durumu bildirdi. Çarşamba günü ümera toplandı ve onlan yemin etmek suç­ lamasıyla muhakeme etti. Büyük bir mutluluk içerisinde Bağdat'a ulaştı. Taceddin Alişah ve Hezare Muhammed'in herbiri. Bu cevap­ tan padişahın hatın incindi ve Emir Tokr^ak.şah.. Onun biraz ilerisinde Sadeddin'e kriz geldi. Sultan ondan 500 Tümen mal istedi. bir sene son­ ra öözkonusu meblağı kendisinden talep etti. Ama Sadeddin padişahın lutüfsuzluğunun kızgınlığımn ve öfkesinin belirtilerini müşahade ediyordu. O da. İran bölgelerinin tamamının mutasarrıflardan geri alınacağına ve kimisinde muazzam hanlar. Cevap olarak.. ithama dayalı ve asılsız bu yargıyı gözardı etti. bu­ nun.. bu miktan Iran bölgelerinin tasarrufunun kendisinde oldu­ ğunu bilmesi halinde sağlayabileceğim söyledi. böylece her yıl yönetimin hâzinesine 500 Tümen katkı sağ­ layacağım delil teşkil ettiğini düşündü. kurtu­ luş yolu ve bir sığınak arıyordu. Sah gü­ nü Saadeddin ve naiblerinin tutuklanması için emir verildi. Hallerinin inceleme ve araştınlmas] neticesinde mahkeme hiçbir günah ve ihanet tespit edemedi. ismi büyük. bu işaretin etkisiyle enur verdi. 711 yılının 10 Şevval Sah gü­ nü ikindi vaktinde vezir Sadeddin'i iki üç ifrit cellad ve ce­ 287 . kimi­ sinde de Reşidüddevle'nin sahip olduğu vakıf ve diğerleri gi­ bi kurumlar bulunan bu bölgelerin kendisine verileceğini. kimisinde bü­ yük emirler olan. şöyle dedi: Maliye sorumlulannın her üç günde bir benden bu kadar mal çaldıkları aydın­ lanmış oldu.. O’nun ise bu kadar nakiti yoktu.. tıpkı Rum diyan emiri Irençen gibi. Ne yapa­ cağını şaşırmıştı.. "Kapıma açgözlülük için can veren kişi. kaderi ise buraya kadar. Sade»Mn'in bu mebla­ ğı taahhüd ve kabul ettiğini tasdiklediler. daralıp ferahlı­ yor ve yüreğinde taşıdığı eziyet görme korkusundan dalka­ vukluk ve gösteriş yapıyordu. Biraz duraladı ve bir vesile arayışına gir­ di. Korku­ ya karşı sevinç ve müjde beklentisi içinde bulunuyor. Hace Reşidüddevle'nin dostluğu ve ona iltica dışında bir sığınak göremiyordu.. Pa­ dişah olan biteni müşahade ettikten sonra çok şaşırdı ve hayretler içerisinde kaldı.

böylece önceki yıllann muhasebe ile il­ gili sorunlarının cevaplan verilebilecekti. vezirlere ait önemli işlerin tamamı kendisine iade edilecekti... Üçüncüsü. introduction â ITıistcire de Mongoles. o halde nasıl olurda masraflar ve ihtiyaç- 288 . gelişler. Pâdişâh vezirlerden mal tedârik etmesini istedi. korunmuş beldeleri ve bölgeleri iki kısma ayıracak ve her birinin başına kendisi ge­ çecekti. üçüncüleri Şeyh Necdî. Tâcüddîn ise benim vezirlik. Ebû Sa'îd'in yanından askerin maaşını istemek için mütemâdiyen geliyordu.. güzel ahlâklı Davud Şah ve Kerimuddin gibi beş yakın hiçmetçisini de tek tek getirip şehit ettiler. tüm işlerin yürütümesi Divan’a yüklenmeliydi. Olcaytu Tarihi) (7) "Hace Alişah bu üç şekilden her birini değerlendirdi ve mu­ vafakatim belirtti. pamuklu kumaş­ tan bir elbisem ve geçici bir bineğim var. 32.l) (8) Durum bu vaziyette iken Horasan'da bulunan cihan şehzadesi.. Olcaytu Tarihi) (3) "Sadeddin'in kansı.. Zeynuddin Masterî. Celaleddin Taberî'nin oğlu Nasıruddin Yahya. İkincisi. dördüncüsü ise doğru ile yanbşı birbirine kanştırmakla iştigal eden iblisti. insanlann Reşid'in durumundan ha­ berdar olduğu bu fetret ve kanşıklık döneminde hayatına son vermek üzere Necibuddevle ile meşveret ettiği. Mübarekşah Savî. menfaatler ve istifadeler eşittir. ikisi bu maksatla biraraya gelip sırdaş olduklarında. Olcaytu Tarihi) (5) "Sadeddin'in en büyük olumsuzluğu. Uğursuz konuşmâlan ve davramşlan. Sadeddin'in güzel ve ahlâkla bezenmiş hayatını rüzgara savurdu.hennem zebanisinin ellerine verilmesi kararlaştınldı. beşer suretinde bir şeytan olan kansıran şekavetinden geliyordu.. böylece sultanın yardımıyla güvenli bir konuma gelecek ve onun kontrolundan çıkacaktı." (Kâşânî. ondan sonra. Mâdem ki her ikimiz birbirimize yar­ dım ederek işleri yürütüyoruz. malın hepsini benim karşılamam gerekir­ di" diyordu. p. bedenini de çukura... Birincisi. n." (Kâşânî." (Kâşânî. Ve eşi bulunmaz veziri şehid ettiler. Padişahın in'âmı olan vazife ve rütbeler dışında maaşın bir kısmını bile öde­ meye kadir değilim. Hâce Reşidüddîn "eğer padişahın ül­ kesinde benim veya adamlarımdan birinin nişâmnı taşıyan bir berat olsaydı." (E. Blochet.

Basra. Imâdüddîn'i Horasan'a. Bu esnâda padişah ava gitti. Reşid'e divan işlerine bakma­ sını emretti." dedi. Aynca Reşid'e yardımcı olarak Alâeddin Muhammed b.. Diyarbakır... Reşid cevap olarak "hem. askerler için mal talebinde bulunmak üzere devamlı elçiler geliyordu. bir vilâyette toplana­ cak bir malı bir âmil eliyle telef eden. Şebankâre ve Horasan sı­ nırına kadar olan Büyük Lûr. bu mallann hepsini göndermiş ve unutmuş. şimdi herbiri birer Karun'dur. Nâibler bu durumdan korkup Hâce Alişâh'ı eğer bu bütçe açığı kapatıl­ mazsa iş işten geçer diye tedbir alınmasını istediler. Ve üçyüz tümen açık çıktığı için onlan dâva etti. 289 . berat ve nişanlarınla halkın malım tahsil etti­ ğin için" dedi. Küçük Lûr Reşidüddevle'nin yönetimine. Hâce Alişâh gece padişahın huzuruna çıkarak ağladı ve nâiblerden istenilen mal(para) kulunuzun maaşıdır. O da nâibleri hesâba çekti. benim suçum nedir? diye karşılık verdi. Mûğân. Hâce Tâcuddin'e de îzzeddin Kuhedî'yi görev­ lendirdi. Arran. Hâce Alişah: "Askerin (ihtiyacı olan) er­ zak ele geçen mallardan fazla. Tebriz. Olcaytu Tarihi). Ondan sonra her iki kısım birleşti ve her biri kendi hükmünü icrâ etti. Parayı ve üç yıllık hesâbı Emir Çoban'a havâle etti. (Kaşanî. Pâdişâh "zavalh Alişâh hesabı kitabı bilmez. Senin nâib ve yakınlann da önceki günlerde paramn bir kıs­ mını (ödemeye) kâdir değillerken. Reşid". giren çıkandan az ve mahsü1ün azı ele geçmişse.1ar istenildiği zaman yardımcı ve ortak olmuyorsun. Bağdat." diyor­ du. Şehzadenin yanından. Fars. Vâsıt. Nâibler onu hesab etmezler diye arzetti. Hılle ve Küfe vezir Hâce Tacuddin Alişâh'ın yönetimine verildi. Diyâr-ı Rebi’a. (9) Hâce Reşidüddîn İErraniye-Kalamış'ta adağındaki ağn yü­ zünden dört ay boyunca hasta kaldı. cevap olarakta fazla yetkisi. tamahı olmadığını ve pamuklu elbisemden başka birşeyim yoktur diyen bir kişi ile nasıl işbirliği yapabilirim. Kirman. Vezirlerin aralannda cereyan eden bu durum padişahın kulağına ulaşanca. Padişah ülkenin vezirler arasında ikiye taksim edilmesini emretti.. Pâdişâhın huzuruna gidip gelmesi mümkün olmuyordu. (Buna göre) Ab-ı Meyâne'den Pûl-Zençe kenarına kadar Irâk-ı Acem. Sabahleyin Emir Irençen(01caytu'nun kayınpederi idi) nâiblerden malı iste­ di. şimdi hatırlamıştır" dedi.

bir miktar Havâtin malından. Bir diğer yönüyle. 01ca3^u Tari­ hi). Çünkü babasının ve dedisinin siyah kölelere sahip olacak güç ve kudreti yoktu. eğer yarhgın(yasanın) hükmü imzalamp yürürlüğe girerse. Oradan bir fersah gidince durum tersine döndü." (Kaşanî. bir kısmı bile benim zimmetime geçerse günaha girerim diye yazıverdi. emirlerin gö­ rüşleri zâyi' ve boşuna oluyor. Zira o soyu sopu belli olmayan. Her biri bir tümen veya daha fazla maaşla ona hizmet veriyor. (10) Ondan sonra Hâce Alişâh şöyle dedi: "Reşid evde hasta nu­ marası yapıyor. Câmiü't-Tevârih caizesi olarak her yıl verilen 8 tümen. büyük çabalarla vezirliğe ulaştı. Celâleddin. ilk ön­ ce bütün emirler izin vermeden mümkün olmazdı. benim sorumluluğumda olan Bağdat ve Tebriz mahsûlünün üçte biri Reşid'e aittir. eğer bu iş bana verilecek olursa. Tâbi’ du­ rumunda olan kendisine tâbi olunan. bukalemun dünyanın hali değişti. Gazan vakıf mallanndan.. Şu anda ikiyüz Türk ve Moğol kölesi var. Mahmudâbâd köyünden göç ettiklerinde Hâce Alişah hizmetindekilerle birlikte yenildi ve düşmanlar gâlib ve muzaffer oldu. Hâce de ahlâkım n yüceliği ve asâleti sebebiyle onun üzeri­ ne gitmedi.Irençen bu hâdiseyi Emir Çoban'a ulaştırdı. Şimdi ise iş o dereceye vardı ki. râyiç üzerinden ona aynlan para. Beytimur’un sahip olduğu gibi onun da yüz Türk 290 . muktedî durumunda olan kendisine uyulan oldu.. bir emirle bile istişâre etmeden. Vezir Sa'deddin'e yaptığı gibi düşünce ve hilelerle rahatça bütün tuzak ve hilesini uygulamak için beni hizmetçilerle oyalamak istiyor. Emir sabahleyin müstevfî Alâeddin Muhammed'e şöyle diyor: "Eğer Tâceddin Alişah'ın üç yıllık nâib hesaplan bu minval üzere ise sizin yirmibeş yıllık hesâbınız nasıl olacak." dedi. nâiblikten. Pâdişâh toplanan mallardan dörtte birini Reşid'in götürdüğü kanaatina vardı. Emir Çoban de­ di ki: Yazıklar olsun Hülâgü Han ve Abaka Han zamanında eğer bir kimse padişaha bir söz arzetmek istediğinde. gece yansı padişahla halvet hâlinde görüşülüyor. Hâce Tâceddin ilk ola­ rak Reşid'in büyük oğlu Celâleddin'e "Tuster şehrinden Gazan Han'ın kızı Olcay Sultana tahsis edilen üçyüz tü­ men tutanndaki mal senin adına yola çıkanimıştır. Yezd Şehri mallarından.

291 . Nihâyet iddialar o dereceye ulaştı ki.kölesi var. Emir Çoban’ın Sultan üzerindeki kuvvetli bir tasarruf ve nüfuzu olduğundan do­ layı. Hâce Reşidüddin'in yamna gidip şöy­ le dediler: "Eğer siz izin verirseniz biz Hâce Alişah ile mücâdele edelim ve onun tasarrufât ve hıyanetlerini açığa çıkaralım. Hâce Alişah gece gündüz Hâce Reşid'in derecesini düşürebile­ cek açığını ortaya koyma çarelerini anyor... Ben ona sizin nizâmzı alması için nasihat ede­ rim. Emir Çobanın beiş hizmetkârı olan Ebû Bekir Aga’yı. Olcaytu Tarihi). Mümkündür ki ona söylediklerimizi Hâce Alişah'a söyler de. emirin Hâce Reşid'e olan düşüncesini değiştirsinler diye çok rüş­ vet verdi. yeniden makbul hizmetler yaptı ve bağlılığını yeniledi.. cömertlik. babalık ve evlatlık sebe­ biyle onu affetti ve padişaha "yaşlanmıştır ve bu saraya Ergun (Han) zamanından beri hizmet etmiştir" diye arzetti. bu durumdan son derece korkuya kapıldı. (11) Quatrem6re. Emirlerin nâiblerine.." Hâce Reşidüddin uzun bir müddet düşündük­ ten sonra onlara "büyük bir adamdır.. Hâce Alişah. onun çalmış olduğu padişahın malıdır. Moğollar Tarihine Giriş). Hâce Reşid'i cezalandırmak için ferman çıkarttı. Hâce Tâceddîn mürüvvet.. Blochfet. Birgün Ziyâü'l-mülk. o da bize düşman olur" dediler ve Hâce Alişah ile ittifak ettiler. Hâce Alişah.. Dcvamh ola­ rak Emir Çoban'ın yanında ondan şikâyet ediyordu. Padişah da onun idâmından vazgeçti. Hülâgu Tarihi. (Kaşanî. Pâdişâh. Bütün bunlar. s. Hâce Reşid bir yolunu bulup Emir Çobana olan ihlâsım kuvvetlendirip. Onlar Hâce'nin huzurundan ayrılıp birbirleriyle müşavere ederek "bize bu Hâce'den hayır yoktur (iş çık­ maz). fakat müyesser olamıyordu ve aralarındaki çatışma ve niza' artıyordu. Hâce Reştdüddin'e kastı için hazırladı. Reşid çare göreme­ yince kendini mal vermeye mecbur hissetti ve Horasan’a birçok hediyeler gönderdi. ona kasdetmek uy­ gun değildir. XXXIV. 11. (Camiu't*Tevârih Zeyli. Hâce Reşid'i divan­ dan azlettiler. vezirlerin birbiriyle "sulh hayırlıdır" (emri mûcibince) baba oğul gibi iyi geçin­ melerini emretti." dedi.. (12) Makâma ortak olmaları sebebiyle Hâce Reşîdüddîn ile Hâce Alişah arasında devamlı çatışma ve mücadele bulu­ nuyordu.

saygı ve ihtirâm edilmesini em­ retti. Hâce'ye de sözünü huzurunda arzedip onur. (15) Quatremere. Bu göreve getirilenlerin hepsini tecrü­ be ettim hiçbiri bu işe layık kimseler değildi. (16) Reş^'iüddin Ebul Fazıl tabib. tekrar dehşete kapıldılar. babası Reşid’in vezirlik görevini bıraktığı günden başlayarak devleti gönlünün istediği gibi yönetebilen birisini bulamadığım şu sözleriyle itiraf etmek zorunda kalmıştır: "Babası divandan çıktığından beri hükümet işlerinin iyi gittiğini görmedim. (Cami'ut-Tevarih Zeyli. Gazan Horbenda'nın veziri. çok geçmeden babasının Gazanla Olcaytu'nun ilk saltanat yıl­ larında kavuştuğu nüfuz ve gücü kazanmıştır. Emir ona tazim gösterdi. Mines de l'Orient. şimdi niyetinin ge­ ri kalan iki-üç günlük ömründe âhireti kazanmakla meşgûl olmak istediğini bildirdi. yemekteki tuz gibi gereklidir. Senin yokluğun devlet işlerini etkilemektedir.. Bu kez Hâce Reşîdüddin'in Sultan Olcaytu'ya ilâç yerine zehir verdiğini. Blochet. (Devamla) şöyle dedi: Pâdişâhın huzurunda. Hâce cevap olarak özür beyan ederek geçirdiği bu ömür bo­ yunca kendisinin vezârette elde ettiğini hiçbir vezirin elde etmediğini. bu yüzden müm­ kün olduğu kadar çabuk orduy-ı hümâyûn'a katılmalısın. Hâce Alişah ve divân ashabı bu durumdan haberdar olun­ ca. 292 . Emir Çoban o özrü kabul etmedi ve ısrarla gelmesini emretti." Reşid'i idam eden hükümdarın daha sonra ağzından çıkan bu acı itiraf ne kadar anlamlıdır! Babasının siyasî ustalığına ve edebî dirayetine varis olan Gıyaseddin Muhammed. Çünkü Reşid'i idam eden Sultan Ebu Saîd bile 727 yı­ lında. Hâce. (Reşid'in) adına nişan alana kadar beklemesini söyledi.. Moğollar Tarihine Giriş). Sultamn da bu yüzden öldüğünü ortaya attılar. onun oğlu Gıyaseddin Muhammed'i vezirlik maka­ mına davet ettiği zaman.(13) Emir Çoban'ın Reşid hakkındaki bu sitayişi abartmalı de­ ğildi. (14) Emir Çoban Hâce Reşidüddin'i çağırtıp şöyle dedi. Emir'in huzuruna gitti. halen de çocuklarının yetiştiğini ve her birinin bir makam ve mevkie sahip olduklarım. divan iş­ lerinin onun elinden geldiği kadar hiçbirisinin yapamadı­ ğım. o aynhnca divaran düzeninin kalmadığım arzedeceğini. Senin bu ülkedeki Varlığın. belirterek.

Histoire des M ongols 1 . Yakalanıp sultanın şehrine getirildi ve Çoban'ın huzuruna çıkarıldı. H istoire de la M edecine Arabe.. diyerek reddetti.Ben attar. p. Bu ismin Moğolca'da "üçüncü" anlamına gelen "Horbenda. Beni çağırarak durumu anlattı. (19) Iran tarihlerinde Sultan Muhammed Olcaytu. yetmiş meclis süresince ishalli olarak kaldı ve öldü. 134. çok fazla miktarda da geğirip kusacakmış gibi oluyordu. "Hazâbende" adıyla anılmaktaysa da. Benim iznim dışında hiçbir şey harcamıyordu.. Onların zamanında çokça mal. Aslen Türk olan Ebu'l-Mehâsin'in en-N ücûm ez-Zâhire fî M ülûk el-M ısr ve'l-Kâhire adlı eserinde bu ismi "Hur- 293 . Reşidin’in isteği üze­ rine kendisine mesir verildi. XLIV. O da şöyle dedi: "Me­ likin şiddetli bir ishali vardı. emlak ve mücevherat topladım. Onun ve kardeşinin za­ manında ülkenin mutasamfi oldum. (18) Lucien Leclerc. bunu na­ sıl yapabilirim. bu kelimenin "Har­ bende" kelimesinden bozulmuş olduğu şüphesizdir. Reşid ise midesinde şişkinlik oldu­ ğunu ve kusması gerektiğini söyledi.1. Horbenda'mn tabibi Celalüddin b. Reşid'in de bulunduğu bir mecliste bütün tabibleı^ ona ka­ bız yapıcı. Ço­ ban Reşide "onu sen öldürdün" diyerek öldürülmesini em­ retti.Bana nisbet edildiğimle göre Horbenda'ya zehir içirmişti. khorbanda"nın aynısı olduğu görülüyor." Reşid bu söylediklerini doğruladı. Harran’ı çağırıp ona Horbenda'mn ölümüyle ilgili sorular sorup "sen öldürdün" dediler. midesini ve bağırsaklarını güçlendirici ilaçlar verilmesini tavsiye etti. bunun Moğolca "üçüncü" anlamına ge­ len Horbenda’dan alınmış olduğuna ve "hudâbende"nin bu şeklin bozulmuşu olduğuna hükmetmek gerekir. Reşidüddin'in öldürülme faciasım tasvir eden tarihçinin Olcaytu'yu "Hârbenda" şeklinde yazması da bunu desteklemek­ tedir. tabiblikle uğraşan hâlk arasında zayıf bir Yahudiydim. p. Ona melild öldürdüğü söylendi. Reşid'in başı Tebriz'e götürüldü ve teşhir edildi ve Allah’ın kelamım değiştiren Yahudi budur diye ilan edile­ rek azalan kesildi her yere uzuvlarından bir parça konul­ du. Çin tarih­ çilerinin Olcaytu'nun adını "Ho-eul-pan-ta" şeklinde yazdıklanna bakılırsa. (17) D'Ohsson. t. 2.

Reşid'in dostu olmayan Kaşânî'nin anlattığına göre Reşid. kötü ve yağlı yiyecekleri. Hicrî 705 (M. 1305) yılı Ramazanında Necibü'd-Devle gibi diğer birçok Yahudi doktorlanyla birlikte ihtida etmişti. entrika ve yalandaki ustalık ve melanetlerini takdir ettiği Yahudileri -ki Ilhanhlar sarayındaki menfur ve kanh facialann çoğunu bunlar hazırlamışlardır. onun Hz. din değiştiren bir Yahudinin ihtidasında samimi olup olmadığını anla­ 294 . Yahudi olduğunu yay­ mışlardı. Reşid'in düşmanlan. Sarayın gözde doktoru olan bu adam yalan ve iftiralannı daha güvenli olarak ya­ pabilmek için adım değiştirme gereği duymuş ve görünüşte Müslüman olmuştu. az yemek. Musa dini hakkındaki ge­ niş bilgisini gösteriyorlardı. hafiyelik ve diğer konul an bunlara havale ederdi.daima bu gibi işlerde kullarar. (21) O tarihlerde Iran ve bütün Doğu Islâm dünyasında geçerli olan tıp kitaplannda kusma ve ishali doğuran hastalık. "Hudâbende"nin îran tarih­ çileri tarafından bozulmuş bir şekil olduğunu destekle­ mektedir. çok ve düzensiz yemekten kaynaklanır. Necibü'd-Devle ve arkadaşlannın ihtidalannda samimi olmadıklanm bildiği için Sultan Olcaytu’ya Musa dininin Yahudilerce bilinen hü­ kümleri hakkında aynntıh bilgiler vermiş. bu dedikodulannı destekle­ mek için kamt olarak. Reşidüddin. ya­ ni kolera hakkında şu önlemler tavsiye edilmiştir: "ishal.ienba" biçiminde yazması da. hafif ve mideyi güçlen­ direcek kuvvetli yiyecekler seçmek olacaktır. O dönemin kargaşalık ve heyecanla dolu olan tarihinde korkunç roller ve menfur entrikalar çevirmiş olan Necibü'd-Devle'nin Islâm dinini kabulü. (22) Reşidüddin." Tıbbın o zamanki bu tavsiyesine göre Reşid'i suçlamak için hiç­ bir neden yoktur. Düşmanlan. Bunun sonucu olarak Yahudilerle fazla ve gizli temaslan çok olurdu. ishalin sebebi çok yemek olunca ilacı da bir gece-gündüz aç kalmak. (20) Doğudaki eski tıb kitaplannda "kolera" şöyle tammlamr: Bozuk ve fazla yemekten doğan kusma ve bağırsak bozul­ ması. samimî bir ihtida değildi. Reşidüddin'in Ya­ hudilerle sıkı fıkı ilişkilerinden dolayı onun gizli din taşıdı­ ğı yolunda bir dedikodu çıkarmışlar.

kendisini azlederek yerine oğlu Ebubekir Mirza'yı geçirmişti. şuuru bozuk olan Miranşah. Kudbeddin Nârî ve Abdülmü'min gibi üç bulunmaz kültür adamım da. 295 . bu emri verdiği zaman aklî dengeye sahip değildi. (Kâşânî. 705 senesi Ramazan'ında Necibüddevle'nin benî Israilden bir grup tabiple.mak için onlara yoğurtla pişirilmiş deve eti yedirilmesini önermişti. Çünkü Musa dininin hükümlerine göre deve eti mekruh olduğu gibi. oğlunun delice hare­ ketlerinden sorumlu tutarak Kazvin sımnnda idam ettir­ miştir. Azerbeycan hakimliğinde bulunurken bir gün attan düşmüş ve bunun etkisiyle bilin­ cini kaybetmişti. bu desiseci Yahudinin de Reşid'in düş­ manlan arasına girmesine neden olmuştu. kansı Hanzâde Hatun'u dayak altında al kanlara boğuyordu." diye arzetti. "eğer padişah yahûdilerin Islâma girmelerinin samîmi olup ol­ madığını öğrenmek isterse. yoğurtla pişirilmiş deve etinin yenmesi. (23) Miranşah'ın bu münasebetsiz hareketi Reşid'in aslen Ya­ hudi olduğu hakkındaki rivayeti hiçbir şekilde güçlendiremez. Yazık ki Timur. Çünkü daha önce güzelliğiyle çok ünlü olan Miranşah. onlan deve eti ile pişirilmiş yo­ ğurtla imtihan etsin. Kâşânî'nin Reşid hakkındaki Yahudilik suçlamasını birin­ den duymuş. Artık ne yaptığım bilemez bir duruma gelmişti. Çünkü onların dininde et ve yoğurdu birlikte pişirmek haramdır ve deve eti onların ahkâmında mekrûh ve yasaktır. Reşid'in bu ince hükümleri bulup çıkarması. Olcaytu Tarihi). bunu yoğurtla pişirmek de son derece yasaktı. bunun gerçek olduğunu sanarak ünlü vezirin büyük anısına karşı o hakareti yapmıştır. Azerbeycan'a askeri bir hareket düzenlemek zorunda kalmış. Bu hikâyeyi arzetmekteld gâye şudur: Hâce Reşîdüddîn. " demezler mi? Miranşah bir yandan Reşid'in mezanna karşı bu hakareti yaparken. Miranşah'ın nedimlerinden Muhammed Kuhistanî. diğer yandan da emirleri küçük düşürüyor. Tarihçi­ lerin ifadesine göre Miranşah. Aynca bu Necibü'd-Devle'nin intikam duygu­ sunu kamçılamış. daha sonra Yahudi olduğu söylentisini desteklemek için ileri sü­ rülmüştür. (Onlan) bununla imti­ han ettiler. Miranşah'ın bu gibi delilikleri haddi aşmış olduğ'u için. Ti­ mur. Anlaşıldığına göre.

Bu zât birçok ilimlerle beraber heyete ve garip ilimlere vâkıf idi. "Ey mülhid. Hanzâde kocasından kaçtı. Fakat ben sana dikkatli baktım. Külhan beyleriyle düşer kalkardı. güzel huylu bir padişah idi. Mevlânâ Muhammed Kâhkî-i Kuhistanî. işin sonu ve hayatının son devresidir. Tabibler ne kadar tedavi ettilerse de fayda vermedi. işi bu dereceye ge­ tirdiğin halde hâlâ lâtifeyi bırakmıyorsun" dedi. Mevlânâ Kutb: "Ey talihsiz mülhid. Ihtiyann elinde değildir. Büyük adamlara hürmetsizlik gösterirdi. Burada da öne düş bakahm" dedi. Reşidiyye’de medfun olan Hâce Reşid’in mezardan kemiklerinin pıkanlmasını ve yahudiler mezarlığına gömülmesini emret­ ti. Emir Timur. Emirlere naiplere eziyet ederdi. Mevlânâ Kutbü'd-din Nâyî. Ara sıra kendisine mal-i hülya gelir ve deliliği artardı. Mevlânâ Kuhistanî. Mevlânâ Üstad Kutb-ı Nâyî'ye asılacağı zaman: "Sen padişahın meclisinde bizim en ileri gelenlerimizden idin. Semerkand'a kayınbabasının yanına gitti. Azerbaycan üzerine yürümesinin sebebi bu idi. ondan daha güzel olduğunu gördüm. Bunun üzerine ağladı bir hafta kimse ile konuşmadı. Hal­ buki Emir Timur'un bu kadına çok muhabbeti vardı. Emir Timur Gürgân babasının zamanında Horasan'da yedi yıl padişahhk etti. Bundan sonra Emir Ti­ mur Horasan'ı Şahruh Sultana verdi. Miranşah birkaç yıl müstakil olarak Azerbaycan'da hükümet sürdü. Kans) olan Hanzâdeyi bağlattı. Oğlunun kendi­ sine yaptıklarını anlattı. Kanlı gömleğini ona gösterdi. Yanına kimseyi kabul et­ mezdi. Miranşah’ın meclisinin nedimleri arasında şunlar meşhurdur. 296 . oğlunun bunlarla çok düşüp kalkması yüzünden deli oldu­ ğuna hükmederek bu her üçünün de Kazvin'de asılmalannı ferman etti.Miranşah b. Tebriz. Ordu hazırlayıp yediyüzdoksanbeş yıh Cemazıye'l-evvelinde Azerbaycan üzerine yürüdü. Azerbaycan ve mülhakatını Miranşah'a bağışladı. ona eza ve cefa etti. Çok yakı­ şıklı. Abdü'l-mümin-i Gûyende. Mevlânâ Muhammed öldürüleceği vakit şu kıt'ayı söyledi." Bir gün attan düştü ve dimağı sarsıldı. tster istemez gideceksin. Şairler onun güzelliği hakkında şiirler söylemişlerdir: "Herkes senin ikinci Yusuf olduğunu söylüyor.

Nihayet sekizyüzdokuz yılında Kara Yusuf Türkmen'in eliyle öldürüldü. Bütün işler oğlunun elinde idi. H istoire des Mongoles. madencilik. yol. Babasını o idare ederdi. silolar.Tansuknâme-i Îlhanî der Pünûn-i U lûm -i Hitâî. cesur. Artık saltanat bunun üzerinde ta­ karrür etti.K itâb-u Siyâset u T ed b îr-i Mülk-i Hıtâiyân: Hk cildi Türk ve Moğol tarihine. 2. Ölçüler. keten. t. imar. 134. meyvecilik. Azerbay­ can mülkünü onun oğlu Emir-zâde Ebu Böldr'e verdi ve ba­ basını ona havale etti. 395-397). je­ oloji. gemicilik. Daha son­ ra onun mal varlığına divana katmak üzere el koydular. himmetli bir şehzâde idi. p. kanallar. Bir müddet böyle yaşadı. şeker. Miranşah Horasan’da dokuz ve Azerbaycan'da onbir yıl hüküm sürmüştür. Bu çeviri­ nin ilk bölümü Ayasofya (nr. XLIV. Saltanatta babasının yalraz adı vardı. Hiç korkma. (24) D'Ohsson. Gazan zamanında Vangi-suku adındaki bir Çin'li bilginin eserinden çevirmiştir. H istoire de la M edecine Arabe. c. Kılıcının yedi men ağırhgında olduğunu söy­ lerler. 1. mertçe sebat et. pamuk. köprü yapımı.. t.Mansur gibi darağactnın ayağına seni götürürler. (Devletşah Tezkiresi. tahıllann yetiştirilmesi. 3. s. balcılık gibi konular işlenmektedir. (26) Lucien Leclerc. Emir-zâde Ebu Bekir Saha­ dır hoş bir tabiat sahibi yakışıklı. yün sa­ nayii. an.Asâr u Ahyâ. kuş. bahçecilik. Miranşah. Yi'rmiiki yaşında idi." (Câmiu't-Tevârih Zeyli). 3. 3596) da bulunmaktadır. sulama şekilleri. Reşidüddin tarafından yazılan girişinde medeniyet tarihi açı­ sından önemli bilgiler bulunmaktadır. 1. Bu dünya kimseye pâyidar değildir. hayvancı­ lık. 2. mimârî. vakfettiklerini de geri aldılar. Miranşah’ın meclisinin nedimlerini böyle ceza­ landırdıktan sonra ild ay onun yüzünü görmedi. (25) "Hace Reşid öldürüldüğünde halk herşeyi yağmaladı. ziraat. (**) Reşidüddin’in burada sayılanlardan başka şu kitapların­ dan da söz etmek gerekir." Emir Umur. Cürgân'ınkatlinden sonra Türm eni erin elinden kaçarak Kirman a ptti ve seldzyüzön yıhnda öldü­ rüldü. takvimler. p. ikinci 297 . Teb­ riz'deki "Rub-ı Reşidi" de tamamen yağmalandı. Ta­ bii ve İktisadî ilimler konusundadır. ormancıbk.

5. Hace Reşid Şah'a dedi ki. Son ciltte Oğuzların destanı da yer almıştır. Başkalarının sözlerine eklemeyi Türkler'in uyanıkhğını ve bilginliğini Tarih bilen toplumdan öğren Poulad Tcheng-Siang ve Hace Reşid Oturdular birlikte. İsrail ve Frenk tarihine aittir. 6. oğullarına ve diğer memurlara devlet işleri konusunda yazdığı yazılarım içerir.M ükâtebe-i Reşîdî: Çeşitli emirlere. (Y. Çin. Câmiu't-Tevârih'in nasıl yazıldığını Zafernâme'sinde şu şekilde anlatmaktadır: "Büyük. Hind.Suver el-Ekalim: Coğrafyaya ilişkin bir eserdir.K.) (27) Şemseddin Kâşânî. liatip ve savaşçı lakaplı Adil hükümdann önünde ağzını açtı Şahların tarihim bunun üzerinedir Ama nazm başkasının işidir. 4.Şuab-i Pançgana: Arap. Türk. Ey iyi niyetli bilgin önder Mensurda önce Türklerin tarihi Herkes dinlesin doğru söyleyenden O konuşmaları biraraya topladı Onlardan Derce bir nazm çıkardı Hepsini birbirine ekledi ve derin derin düşündü. Günümüze kadar gel­ memiştir.cildi İslâm. Bu kitaplardan çoğu bölümler Batı dillerine ve Rusçaya çevrilmiştir. pîr ve mürid gibi Herşeyi anlattı mübarek emir Ve ondan yazdı bilgin vezir Her pîrin ve Türklerin önde gelenlerinin yakınlaşması Bu konuda kötü örnek Kendilerinden herşeyi aldı ve nakletti Onu bu akla kılavuz kabul etti Türkçe ve Farsça yazarlar Aynen iki Farsça gibiydiler Her biri bu işi gösterdiler Altın ve incilerini saçtılar iki üç yıl sürdürdüler aranmayı Bu söyleşi dışında kimseyle görüşmediler Bütün bir coşku ve cehd gösterdiler Böylece her mekanı bilgin yaptılar Nuh Peygamberden bu yana 298 . îsrailogullan. Frenk ve Çinlilerin egemen sülâlerinin şecerelerini gös­ teren bir kitaptır.

öykülerin asıllannın bu­ lunduğu. Birinin adı Fon-Hien-Kho-Shang'tır. Hülagu Han'ın emriyle arif Hace Nasıruddin Tusî'ye Zeyc-i Hhanî’den nücum ve tarihin kaidelerini öğretti. Son­ ra da İslam padişahı Gazan Han. Vezir Hace Reşid. Thai-Kan-Tcheou şehrindedir. Pa­ dişahlar bu vilayetle ilgili olarak araştırma.Olan biteni dinledi Herkesin gidişatı hatınndaydı Okuyucunun gönlünü mutlu etti Türk ve Moğal tarihi İran'la ilgili kitaptan daha çok değildi Artık yardır ikbal şah ve vezir Böyle bir büronun eliyle kalbi yatkın Hiçbir zaman böyle bir kitap yazılmadı. Kho-Shang ise sıfattır. Şemş-i Şehname) (28) Onlarla (Çinliler) ilgili tarih kitaplanrun hiçbirinde bu di­ yar (İran) üzerine bir şey geçmemiş ve uzak mesafe nede­ niyle hakimleri ve bilginleri de buraya ulaşamamıştır. tıb. Çün’de hüküm süren sülâlelerin bir tür isimler takvimi gibi bir şeydir." (Şemseddin Kaşanî. şu anda Hıtayhlar arasında şöhret kazanmış ve güvenilir yirmi kitap bulunduğunu ve üç muteber hakimin bu kitaplar üzerinde ittifak ettiğini söylediler. bu bölge padişahlarının isim­ lerinin aynntıh olarak yeraldıgı. Fon-Hien isim. Hatay tarihi ve bu dönemlerin yıllannın sayı­ sı her ne kadar sonsuzsa da.. mübarek Gazanhlar tari­ hini yazması ipin emir verdi. Üçü de ta­ rihi eski kitaplardan seçerek çıkarmışlar. inceleme eğili­ mi taşımamışlar ve bir grup hakim ve müneccimin Hülagu Han ile buraya geldiği zamana kadar bu böyle olmuştur. (Ebu Süleyman Benâkitî. Bu cümleden olmak ürere Şeng-şeng adıyla bilinen Tu-miçu. (29) Ebul-Kâsım Abdullah el-Kâşânî. Târih-i Benâkitî) Benakitî'nin sözünü ettiği bu tarih kitabımn Milâdî 1553 yılın­ da ölen Nah-Hien tarafından yazılan Tong-Kien-KangMo adındaki eser olması muhtemeldir.. bazılanmn ise kitap telif ettikleri Hıtay hakimlerinden Li-ta-ça ve Yuk-soun'u ça­ ğırttı. bütün hakimler ve bilginler de onlan tashih etmiş ve mukabelede bulun­ muşlardır. Gerçekte bu eser. nücum ve tarih'ilimlerinde uzman olan. Diğerinin adı FeiHo-Kho-Chang'tır ve Kan Tcheou şehrindendir. Câmiu't-Tevârih'in 01- 299 . Onlar.

3271) 300 . Mecmuatü’r-Reşîdiye) (32) Zeylin girişinde.. bana anlattı ki.. kitabın yazıbş nedeni hakkında şu ifade görülmektedir ". bu değerli kitaplar cümlesin­ den Camiu't-Tevarih-i Reşidî adıyla bilinen kitap.. yazan bilinmeyen Câmiu't-Tevârih Zeylinde de "706 senesi Şevval’inin Onuncu Cum'a günü Hâce Reşîdüddin (Allah toprağım rahatlatsın) Câmiü't-Tevârih adlı Idtabım yüce padişahın görüşüne arzetti ve çok hüsn-i kabul gör­ dü.. Sultan Muhammed Hodabende ve oğlu sultan Said Ebu Said Bahadır Mirkodhuma. Ayasofya Kütüphanesi. no. Ekserisi­ nin hazreti zikretmesi gibi. Meliklerin ve sultanların eserleri ve haberlerinden geriye kalan bütün haller. Ebu'l-Kasım elÎsfahanî Allah uzun ömür versin. Ona Aristonun telif ettiği kitabı İskender'e takdim ettiğini ve ona bir mil­ yon dinar verdiğini söyleyerek sen İskender'den aşağı kal­ maya nza göstermezsin demişti. kitabı zeyl eden Hz. geçmiştekilerin halindeki sevinç nedeniyle sürekli olarak hazretin hizmetinde tarih kitapları okuyorlardı. "denilerek Kâşânî'nin sözleri desteklenmektedir." (31) "Rub'u Reşidi adı verilen Tebriz şehrinin yakımnda bulu­ nan Ebvabülberr'de hayatının sonlarına doğru inşa ettir­ diği büyük kubbede."(Zeyl-i Câmiu'tTevârih.caytu'ya sunulmasından söz ederken ”706 senesi Şevvali'nin Onuncu Cum'a günü Iranh vezir Hâce Reşidüddin. Reşid Hoca bu parayla üç katı miktannca emlak satın aldı ki. Câmiü't-Tevârih adlı eserini padişaha takdim etti. bu değerli kitabın dipnotlanna ekte bulunmuşlardır. Reşidüddevle hoca Camiü't-Tevarih adını verdiği bir Idtap telif ede­ rek Sultan Hudabende'ye takdim etmişti. (30) Asnnın biriciği Şeyhimiz Mahmud b. Acem vezirlerinin amiri Hace Reşidu'l-Hak ve'd Nurullah Din Padlullah tarafından yazılmıştır." ifade­ siyle kitabın tamamlanma ve sunma tarihini açıkladığı gi­ bi. dediğine göre bu emlak hala evladı ve torunlanmn elinde bulunuyor." (Ebu'l-Fazi Reşidüddin. Emir Burhane’nin hükümdarlar tarihine dahil edilmiştir.

o zamandan sonra Abdullah. Cüveynî'nin Târîh-i Cihangüşâ'sının tabii bir zeylidir. Ilhan'ın huzurunda şan ve şerefine dair parlak bir kaside okuduğundan Olcaytu kendisine "Vassâfu'l-Hadra" ünvanını vermiş. Vassâf ın daha sonra yazmış ol­ duğu Teczietü'l-Em sâr ve T ezcietü'l A'sâr adh eseri de Târih. Hicrî sekizinci yüzyıl kişilerindendir. Faris. 1257) yılından 728 (M. tarih yazarlığıyla da tamnan Abdullah.VassâfulHadra. Kirman ve Hindis­ tan'da geçen olaylardan da söz etmiştir. bir tarih kritabı için her şey­ 301 . Târih-i Vassâf.i V assâf adıyla tanınmıştır. Abdul­ lah.ABDULLAH BÎN FAZL ŞÎRAZÎ (VASSÂF EL-HADRA) Teczietü’l-Em sâr ve T ezciyetül-A 'sâr Vezir Reşidüddin döneminin ünlü edebiyatçıları arasında. Teczietü'lEmsâr. Edebiyattaki başarısını takdir eden Reşidüddin. aynı zamanda Mısır. 1327) yılına kadar Moğollar’ın tran. Hicrî 655 (M. kendisini hiyamesine almış. Cüveynî. Türkistan ve Maverâünnehir'deki icraatlarını tasvir eder. Vassâf adıyla anılmışır. Fakat her iki eserde izlenen üslûp arasında hiç­ bir ilişki yoktur. Sultan Muhammed Olcaytu'ya takdim etmişti.

eserinde mümkün olduğu kadar bu amacı gerçek­ leştirmeye çalışmıştı. Anlaşıldığına göre Vassâfu'l-Hadra bu eserini. aksine tarihinde çok ağır bir üslûp kullanmış olduğundan. ustalığını göstermek ve gü­ zel sözler söylemek düşüncesiyle yazm ıştır. anlam akıcıhğı ve güzel konuların bu tarzda dercedilmesi bakımından Arab ve Acem'de bir benzerinden daha haberdar olmadıklarım itiraf ederler.den önce sade bir üslûp kullanmanın gerekliliğini kabul etmiş. beş cilt­ ten oluşan bu eserini Hicrî 711 (M." 302 . Târih-i V assâf Avrupa'da ve Tebriz'de basılmıştır. benzersiz biçimde en icazh ibarelerle yazılmıştır. haberlerin ve eserlerin mücerred takyid edilme­ si değildir. Vassâfın Farsça olarak yazdığı Teczietü'l-Em sâr. DtPNOTLARî (1) Eserinin ikinci cildinin girişinde. 1311) yılının Şaban ayında tamamlamıştı. la­ fız güzelliği. anla­ şılmaz (muğlak) yerlerini açıklamak için daha sonra şerhler ve haşiyeler yazılmasına gerek duyulmuştur. bilinmelidir ki kopyalamak­ tan maksat. tam bir nazi­ redir. Halbuki Vassâfu'l-Hadra. tarih ilminin konusu olan haberle­ rin ve ahvalin onun içeriğinde yeraldığv gözönünde bulundu­ rulursa.U tbî'nin Arapça olarak yazdığı Târih-i Yem inî’ye. Ama bu kitabın ilimler ve güzel fazi­ letler mecmuası olduğu.. bu durum eserinin değerini düşürmüştür.. Kısacası bu evrak. fuzela ve güzel huylular biraz düşündüklerinde. bir tarih yazmak amacıyla değil. Her ikisinde de tarih kitabı yazmaktan çok. Vassâfu’l-Hadra. erdem gösterme vesilesi aranılmıştır. kendisi de şu sözleriyle bu iddiamız] desteklemektedir:".

Târih-i O lcaj^u adeta unutulmuş­ tur. bir günlük niteliğini taşımaktadır. Fakat. Kâşânî’nin bu eseri llhanlılar tarihinin belirli bir dönemi için biricik belgedir. başta Hâfiz Ebrû olmak üzere Timurlular döneminde yetişen tarihçi­ ler. Halbuki Târih-i Olcaytu. Reşiçiüddin'in düşmesi. az çok taraf tutarak yazıl­ mış olmasına rağmen Harbende döneminin çağdaş ve 303 .EBU'L KASIM ABDULLAH BİN MUHAMMED EL-KÂŞÂNÎ Târih-i O lcaytu Sultan Muhammed Olcaytu döneminin ihtiraslı entrikalarına çok ya­ kından tanık olan Kâşânî. Târih-i Pâdişâh-ı Saîd Gıyaseddin Olcaytu Sultan M uhammed adını taşıyan eseri. Alişah’ın yükselmesi gibi 01cajd. llhanlı tarihçileri arasında önemli bir yer kazanmıştır. az çok taraf tutmakla birlikte bütün enlanyla yazan Kâşânî. üf vezirin rekabet mücadele­ lerine kayıtsız kalmamış.u döneminin önemli olaylarını. Kâşânî’nin bu eserini kaynak kabul etmişler ve içeri­ ğini başka kelimelerle ifade ederek kendi mallan gibi kullandıklarından. o da bu kavganın içine karış­ mıştır. bir tarih kitabı olmaktan çok. Vezir Sadeddin’in öldürülmesi.

304 . Olcaytu Tarihi'nin Paris Millî Kütüphanesindeki nüshası -ki Ayasofya'dan istinsah edilmiştir. bu eserine Olcajrtu zamanında başlamış ve ancak Ebu Saîd Bahadır Han zamanında bi­ tirmiştir. Şari Schefer. 1318) yılı olaylarından sözedilmesi de bunu desteklemektedir. Ayasofya Kütüphanesin­ deki bu nüshayı istinsah ettirerek Avrupa'ya götürmüş­ tür. Başka bir nüshası bulunmayan bu önemli eserin kaybolmaktan kurtaniması için bir an önce basılması te­ menni edilmeye değerdir. Târih-i Olcaytu. Gazan Han dönemiyle sonuçlanan Câmiu'tTevârüı’in tabii bir zeylidir. birçok yazım hatasına dikkatleri çekmektedir.yetkin bir vakayinamesi olmak bakımmdan tarihî belge­ lerden sayılır. Kâşânî.1443 nu­ marada kayıtlıdır. Bu nüshayı inceleyen Blochet. Eserinde Hicrî 718 (M. Kâşânînin bu önemli eseri­ nin tek nüshası İstanbul'da Ayasofya Kütüphanesinde bulunmaktadır.

FAHREDDÎN EBU SÜLEYMAN DAVUD BÎN EBİ’L-FAZL MUHAMMED BENÂKİTÎ Ravzat û lil-E lbâb fî Tevârih el-Ekâbir ve'l-Ensâb İlhanlı devleti şairleri arasında kendini gösteren Benâkitî. kendisine "Melikü'ş-Şuarâ" (Şairlerin Sul­ tanı) ünvanını vermişti. Benâkitî. tahta geçişinin ertesi yılı R avzat û li’lElbâb'ını bu genç sultana sunarak. 305 . bu isteğini yerine ge­ tirdi. Doğduğu yerden do­ layı Benâkitî^^^ adıyla temınan bu zat. Benâkitî'nin fazla iltifat görmediği anlaşılıyor. Târih-i M übârek Gazanî'ye nazire olarak bir tarih yazmakla görevlendir­ di. Onüç yaşında Hülâgu tahtına çıkan bu genç prens. kendi yönetimini de ilim bakımından en azından daha önceki zamanlar kadar renkli göstermek istiyordu.^^^ Harbende Olcaytu'nun iğrenç ihtiraslarla kanlı bir şekil alan saltanat döneminde. Ebu Saîd. Gazan Han'ın bü­ yük teveccühünü kazanmıştı. onu. zamanının tarihçileri arasında da önemli bir yer işgal eden büyük kişilerdendir. Fakat Ebu Saîd Bahadır Han tah­ ta geçtikten sonra yaşlı şairin de ikbal yıldızı yeniden parlamaya başladı. İncelikli şiirlerine tutkun olan Sultan.

Târih-i Benâkitî. Fakat Benâkitî Tarihinin önemli bir özelliği vardır ki. Târih-i Bânâkitî: Asıl adından çok Târîh-i Benâkitî adıyla tanınmış olan bu eser. 730 i M. îsrailoğullan ve Kayserler tarihlerine ilişkin fazla sayfalan içermekte­ dir. Câmiut-Tevârih'in değişti­ rilmiş ve özet haline getirilmiş bir biçimdir. Hıta (Çin) tarihinden söz eden sekizinci bölümü A. çevirisini Beyzâvî'nin Çin Tarihi adı altında yayınlamıştır. o da Hıta (Çin). Fakat Müller. Benâkitî bu eserini Hicrî 717 Şevvali­ nin 25. îlhanlılar ülkesi korkunç bir karışıklık içine düşmüştür. Benâkitî'nin ölümü bir bakıma bu duygulu şair için bü­ yük bir mutluluk olmuştu. henüz çok genç yaşta Ebu Saîd de vefat ettiğinden. Ebu Saîd dönemine kanlı bir görüş veren Çobanlılann felâketine de tanık olduktan sonra meslek­ taşı Hamdullah Kazvînî Güzide'sini vezir Gıyaseddin'e sunduğu yılda (H.B enâkitî Tarihi. Müller tarafından 1677 yılında Lâtinceye çevrilmiş ve orijinal metniyle birlikte yayınlanmıştır. 21 Teşrin-i Sânî 1317) tamamlayarak Sultan'a sunm uştur. bunun Beyzâvî'nin Nizâmü't-Tevârih'inin 306 . Çünkü kendisinden altı yıl sonra. dokuz bölümden meydana gel­ miştir. günü (M. 1329) ahirete göçtü. bu bölümü ünlü Beyzavî'nin Nizamü't-Tevârih'inin bir parçası sandığından. Müller'in çevirdiği bölümü iyice inceledik­ ten sonra.^"*’ Ama daha sonra Quatremere.Benâkitî. Olcaytu Han zamanından sonraki dönem­ lerde yazılan tarihler gibi. Hind. Reşid'in eseri­ nin bir özetidir. Girişinden anlaşılacağı üzere.

(1) Benâkit. Moğolların istilâsından ön­ ce Maveraünnehir'in en bayındır yeri olan Benâkit. Benâkitî Tari­ hi'nin Ayasofya Kütüphanesinde bulunan nüshası ise 3026 numarayla kayıtlıdır. Ço­ ğu bölümleri Reşidüddin'in eserinin özeti olmakla birlik­ te Ravzat ûlil-Elbâb.değil. "Şevgilinin bana bu itabı acaba nedendir? Bu güzellerin ahdü peymanı bir rüzgar gibi gelip geçicidir. yine Türk Tarihi kaynaklan ara­ sında gösterilebilecek kitaplardandır. numarada kayıtlıdır. Şahruhiye bugün de harabe halindedir. Acaba onun bu serkeşliği ve şuhluğu nedendir? 307 . Seyhun nehrinin sağ kıyısında Aylak (Hak) ırmağı­ nın yakınında -bu ırmağa bugün Angeren ytıni Ahengerân adı verilmektedir. Benâkitî’nin Ravzat ûli'l-Elbâb fî Tevârih elE kâbir ve'l-Ensâb adlı tarihinin bir parçası olduğunu ortaya çıkarmıştır/®^ Benâkitî Tarihi'nin bir nüshası Aşırefendi Kütüpha­ nesinde bulunmaktadır ve 254. Burası Timur'un ortaya çıkışı­ na kadar bir harabe halinde kalmış. daha sonra Gürgân bu şehri yeniden inşa ederek Şâhrûhiye adını vermiştir. Onun bu gönül alıcılığı bu işvebazlıgı sebebsiz değildir.bulunuyordu. DİPNOTLAR. Cengiz zamamnda tahrip edilmiştir. (2) Fahreddin Binâkitfnin şiirdeki gücüne bir ölçü olmak üzere Tezkire-i Pevletşâhıden şu gazehni aktarıyoruz.

es-Sultan Muhammed'in devletinin günleri. Histoire de Mongols de la Perse. Her akşam onun saçlanmn kokulan burnuma geliyor. Sevgilinin sevgisiyle hasta olanların hastahfının devası yoktur. gönlünü kaptıranlara lütuikârfine muamele etmek ajnp değildir. LıXXXV... yüce Şehinşahın. Tercüman 1001 Te­ mel Eser. s.. bu zarafette bir boy-bos kime nasib olmuştur." (4) Abdallae Beidaw aei H istoria Sinensis. Allah’ın mübarek aylanndan Şevval'in 25'inde. Hicrî 717 yıhnda tamamladım ve dokuza ayı­ rarak. 110. Ey can. (Târih-i Benâkitî. Aşıklara merhamet etmek galiba Allah nzası içindir. no: 2M) (3) "Ben-i Adem'in başlangıcından günümüze kadar. p. Sanki o saba rûzgannın hemdem ve hemrazıdır.. Gazan Han'ın bu iltifat ve teveccühünü şu şekilde ak­ tarıyor: "Bu tarihlerin en kapsamlısı. Arap ve Acem sultani anmn efendisi Sultan Alâe’d-dünya ve'd-din b.Necati Lugal çevirisi. c. Aşırefendi Kütüphanesi.. Ey hece. milletleri bo3nınduruğu altında bulunduran. (5) Quatrem6re. 308 . LXXXVIet435. 281-282) Benâkitî. 2. Onun devası onun bir an yüzünü görmektir. Sen Fahr-i Benâkitî'yi niçin ucuza satıyorsun.Bu zamanda bu güzellikte bir yüz. Onu. dün­ ya ülkelerinin sahibi. Devletşah Tezkiresi. Kendisi bu zayıfin haline rahmet ve acıma nazarıyla bakmış ve Şairlerin krah buyurmuş. s.. o hazretin (Gazan Han) duacılarından olan Fahr-i Benâkitî lakaplı Ebu Süley­ man Davud'a ait olandı. haaımlar arasında parasızlık yaygın mı?" (.

Sultanlık sarayında dönen iğrenç entri­ kaların kanlı sonuçlarını görmüş. Abbasîler'in Bermekîlerine nazire 309 . fakat gördüğü kadarı­ nı yazamamış bir tarihçidir. Henüz çok genç bir yaşta iktidar mevkiine geçen Ebu Saîd.HAMDULLAH BİN EBÎBEKR AHMED BÎN NASB MÜSTEVFÎ-İ KAZVİNÎ Zafernâme Târih-i Güzide Hamdullah. Asya tarihin­ de derin izler bırakan bu devletin son çöküş aşamasının seyircisi olmuş. îlhanlılar döneminde yetişen tarihçilerin sonuncusudur. devlet gelirlerinin önemli bir bölümünden başka sağdan soldan hep rüşvet ahyor. rakipleri Saadeddin ve Reşidüddin gibi iki büyük vezirin idamlannı başarmaktan doğan bir gurur duygusuyla servet toplamaktan başka birşey düşünmü­ yor. kendisi de zevk ve sefahat dünyasına atılmıştı. Îlhanlılar tahtında Ebu Saîd Bahadır Han oturuyordu. İran'da. Hamdullah'ın eserlerini yazdığı dönemde. askerî ve yönetim işlerini de meşhur Çoban’a bırakmış. gece gündüz para topla­ makla uğraşıyordu. Güzide yazan. babası­ nın ve amcasının tecrübeli vezirleri Reşidüddin'i öldür­ dükten sonra. Emir Çoban ise. devletin divan işlerini Taceddin Alişah'a. Alişah.

kafasını kestirdiği Emir Dımeşk'ten boşalan vezirliği makamına. diğer emirlerin çekememezliğini doğurduğundan. tlhanlı saltanatı bu şekilde çöküş girdabına yuvarla­ nırken Ebu Saîd Bahadır Han. Kazvin’de doğmuş. Ebu Saîd.^^^ Hamdullah’ın koruyucusu olan Gıyaseddin'in vezirlik makamına yükselmesiyle. oğullarından Emir Dımeşk’i vezirliğe getirmiş. Olcaytu'nun ölümünden başlayarak sarsılmaya yüz tutmuş olan birlik büsbütün gevşemeye başlamış. bu aileye bağ310 . Sultan Olcaytu döneminde devlet kâtipliğinde seçkin bir yere gelmişti. Kurmeş. Timurtaş'ı Anadolu'ya. Emir Hasan'ı Horasan’a. devletin çıkarlarından çok. Emir Mahmud'u Gürcistan’a vali olarak gön­ dermiş. llhanlı Sultanhğmı fiilen kendi eline almaya başlamıştı. devlet mansıplarını kendi hanedanı fertleri­ ne vermekle uğraşıyordu.yapar gibi. Emir Çoban. Emir Kutluğ. Çoban ailesinin bu tahakkümü. llhanlılann ece­ liyle ölmek bahtiyarlığına kavuşan tek veziri olan Alişah’ın vefatının arkasından. Emir Ço­ ban hanedanını Bermekîlerin sonuna mahkûm etti. çocuklarıyla birlikte yok edildi. Hüseyin bin Akboğa gibi emirler nüfuz mücadelelerine atılmış olduklarından çöküş hareketleri günden güne daha fazla bir hız kazanmıştı. Siver Han ve Yağbastı gibi yakınlarından her bi­ rini de devletin en önemli makamlarına geçirmiş. "Müstevfîyân" denilen eski bir hanedana mensuptu. her yanda çöküş belirtileri belirmişti. Hamdullah Kazvinî. bu ta­ rihçinin ikbal yıldızı parlamış oldu. kudurmuş bir ihtirasın yönlendirmesiyle.^^^ Reşid'in öldürülüş faciası üzerine. tahta çıktığında parça parça doğrattığı vezir ve tarihçi Reşidüddin’in oğlu Gıyaseddin’i ğeçirdi. O dönemin bütün düşünce adamları gibi o da vezir Beşidüddin'e bağlanmıştı. Ga­ zan döneminden beri tlhanlılara büyük bir sadakat ve bağhhkla hizmet eden Emir Çoban.

Firdevsî'nin Şehnâme'sine bir nazire olarak yazmıştı. 735 / M. kitabın değeri kadar özen göste­ rilmemiş olduğundan birçok yanlışlıklar yapılmıştır. inzivaya çekilmiş olan yetkin kişiler de tekrar faaliyet alanına atıldılar.lananlar da acı bir felâket hayatı geçirmek zorunda kal­ mıştı. 1334) kadar Arap. yetmişbeş bin beyitten ibaret olan bütün kitabı onbeş yıl içinde 311 . Hamdullah. diğer ikisi de tarihe ait olmak üzere başlıca üç önemli kitap yazmıştır. fakat Gülistan’a nazire yazanlar gibi hiçbir başan elde edememişti. Fakat Ebu Saîd. Zafernâme. işte Hamdullah da bun­ lar arasında bulunuyordu. Fa­ kat ne yazık ki basımına. Türk ve Moğol tarihlerim nazmetmeye kalkışmıştır. Buna ilk kez girişen Şemseddin Kaşânî. 1893) yılında Bombay’da basılmıştır. Hamdullah'ın ilk eseridir. Câmiu't-Tevârih’e dayanarak Şehname tarzın­ da bir Zafernâm e nazmetmeye kalkışmış.Hamdullah. Nüzhetül-Kulûb der Mesâlik ve Memâlik adh coğrafya eseri Hicrî 1311 (M. bulunduğu zamana (H. o da İslâmî dönemden. günden güne idaresizlik yüzün­ den çöküşe yaklaşan devletin dirayetli zihinlere olan ihti­ yacını sonunda kavrayarak babasının kültür ve dirayeti­ ne hakkıyla varis olan Gıyaseddin’i vezirliğe çağırmak zorunda kalınca. Daha sonra Hamdullah da aynı hevese kapılmış. biri çoğrafyaya. Iran. Zafernâme: Firdevsî'nin ölümsüz eseri İlhanlılar dönemi şairle­ rinde Moğollara maledilen Türk destanlarını yazma iste­ ğini uyandırmıştı. "Zafernâme koy bu nâmenin adını işte böyle yenile Şehnâme geleneğini" beytiyle açıkladığı üzere Zafernâm e adını verdiği bu eserini. Yazar bu eserin yazımına kırk yaşındayken başlamış.

Gerçekten de Câmiu'tTevârih'in ikinci cildiyle Târih-i Güzide karşılaştırıl­ dığında. Eserin yazılmasında Reşidüddin'in Câmiu't-Tevârih'i esas alınmış. Zafernâme'nin üçte ikisi. Târih-i Güzide yazan yalnız Câmiu't-Tevârih'in ikinci cildinin ’Târih-i Etrâk ve Çin ve Yehûd ve Frenk ve 312 . bu nüsha üzerinde Şahruh döneminde istin­ sah edildiğine dair bir kayıt (s. 172-174) bulunduğunu belirtmektedir. Yazarın belirttiği gibi. Timur'un ölümüyle oğlu Şahruh'un tahta çıkışı zamanında istinsah edilmiştir. Bu eserin oldukça süslü ve tek olan nüshası British Museum'dadır ve 2833 numarada kayıtlıdır. düzenleme konusunda bile o dönemin bu ünlü eseri taklit edilmiştir. bu eser birçok önemli tarih kitap­ larının incelenmesiyle ve onların özeti olarak ortaya ko­ nulmuştur Hamdullah. bunu bırakarak Târih-i Güzide admı ver­ diği genel tarihini yazmaya başlamış ve 730 (1329) yıbnda bitirmişti. yazıldığı zamandan başlayarak unutulup gitmiştir. Sonra beş yıl daha çalışarak 735 (1334) yı­ lında da Zafemâme'yi tamamlamıştır. eserini Hicrî 730 (M. British Museum'daki Farsça kitaplar fihristine bir ek yazan Rieu. Fakat Zafernâme'nin nazmına sürekli olarak devam etmemiştir. British Museum'daki bu tek nüsha.tamaTnlamıştı. Târih-i Güzide: Hamdullah'ın en önemli eseri Târih-i Güzide'sidir. Hamdullah’ın Ismailîler tarihine kadar bütü­ nüyle Reşid’i izlediği açıkça görülmektedir. Fakat Hamdullah'ın Zafernâme'si de diğer benzer­ leri gibi Şehnâme'nin belâgat üstünlüğü karşısında sö­ nük kalmış. yani ellibin beyti yazıl­ dıktan sonra. 1329) yı­ lında tamamlayarak vezir Gıyaseddin'e hediye etmiştir.

doğduğu yer olan Kazvin şehrinin tarih ve eserleri konusunda iki bölüm eklemiştir. bir sülâlenin ancak 120 yıl kadar ayakta kalabileceği konusundaki iddiasını destekleye­ cek biçimde birbirlerini izleyen hükümetlerin karışık ve çetin tarihlerini aktanrken bu kadar açıklık göstermek bir tarihçi için büyük bir ustalıktır. fakat az bir süre sonra sönen hanedan­ ların karışık tarihlerini kesin bir açıklıkla özetleyebilmiştir. Adalet ve hakka uymaja yaydı ve genelleştirdi. bir­ denbire parlayan.Hind''e ait bölümlerini almakla yetinmemiş. Adı. dünya tari­ hinde şan ye şerefle bir araya geldi!” 313 . Adının da gösterdiği gibi bu eser. Büveyhoğullan veya Deylemîler denilen hanedanlann en seçkin siması olan Adudu'd-Devle'den söz ederken şu satırları yazıyor: "Adudu'd-Devle 34 yıl egemenlik sürdü. Bu hanedanın en büyük hükümdarı. İran'da birbirleriyle sürekli kavga hayatı geçiren. Yazar. kendisi de fazla olarak bilgin ve şairlerin biyografileriyle. saltanat tahtında 40 jal kaldı. Kısaca Târih-i Güzide'de tslâmî dö­ nem içinde İran'da egemen olan sülâlelerin tarihi özet­ lendiği gibi. Deylemliierden hiçbir padişah kendisiyle karşılaştırılamaz. en seçkin kişisiydi.” Anadolu Selçuklulan hükümdarlarından Kılıç Arslan hakkmda da kısa bir parça ile sonuçlanan şu cümlejd yazıyor: "Kılıç Arslan. Fakat Târih-i Güzide. İran'da birbiri arkasından yokedilen sülâlelerin yetiştir­ diği büyük kişilikleri birkaç satır içinde yaşatmaktadır. İbn Haldun’un. Eserleri ve başarıları bu kısa eserin içine alamayacağı kadar çok ve parlaktır. Bu konuda birçok kitap yazılmış­ tır. kısa bir tarihtir. İran'da birer hükümet kuran Türklerle Moğollar konusımda da esaslı bilgiler verilmiştir.

birkaç güzel bakir kız getir­ mek üzere Türkistan'a bir haberci göndermiş. Eserin bajzı bölümlerinde ise çok önemli ve değerli sayfalar vardır. "Alaeddin. tasvir edilen kimseyi tanıt-' mak bakımından iyi seçilmiştir. Süle3onan bunu anlayınca. Bu kadın Sultan Mah314 . Luristan halkı­ nın köklerine ilişkin bir menkıbeyi şu şekilde aktarmak­ tadır: "Hazreti Süleyman. Bu menkıbe asılsız görünüyor. eleştiri düşüncesinden yoksun değildir." Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi.Alaeddin Keykubat'tan söz ederken de daha kısa olarak şöyle demektedir. Bu küçük ve kısa parag­ raflardaki tarihî açıklık. Hamdullah. mallar yağma edilmiş. Liyakatli bir şekilde hükümran oldu. Ölenler arasında yaşlı bir kadınm oğlu da bulunuyordu. îşte Luristan halkı bunların doğurdukları çocuklardan inmişlerdir. bu hanedanın en ta­ nınmış hükümdanydı. Fakat haberci Mâberut boğazım ge­ çerken bu tılsımı unuttu. kızları hamile kaldıkları yere gemlerdi. Fakat oku­ yucuya yetersiz gelen sözler. kervan­ daki birçok insan öldürülmüştü. Fakat 26 yıl hükümetten sonra oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev yanlışlıkla kendisini zehirlettiği için Hicrî 636 (1238) yılında vefat etti. Çünkü aynı menkıbe lülân'ın kökü hakkında da rivayet edilmektedir. kişilerin gerçek kimliklerini ta­ nıttıracak derecede güçlüdür. Şeytan onun kılığına girerek kızların bekâretlerini bozdu. bu kızlan her türlü tehlikeye karşı koruyabilmek için de ona sihirli bir tılsım öğretmişti. kesik ve sözün bitmesin­ den dolayı okuyucuyu üzecek kadar kısadır." Mahmut Gaznevî'nin yaşlı bir kadın tarafından na­ sıl cevap veremez duruma getirildiği konusunda aktardı­ ğı bir olay. Hamdullah'm rivayet tarzı çoğunlukla kuru. eserinin renkli sayfalarındandır: "Irak'tan Hindistan'a giden bir kervan çölde haydutlarm saldınsma uğramış.

Sultan Mü315 .. Gazneli Mahmud da cevap olarak: "Bu vilâyet hükümet mer­ kezinden uzak olduğu için istenildiği derecede kontrol edilememektedir!" dedi." Hamdullah. Sultan'ın kendi hakkındaki teveccüh ve güveninin kaybolduğunu hisse­ derek kaçtı. Burada Harizmşah'ın emirleri adına. gidip gelen bu mektuplan alınca. Kudbeddin Muham­ med. askerî yardımv^J’. sonra da bu mektupları bir casus aracılığıyla iade ediyordu. Cengiz Han'a bağlılıklarını bildiriyor ve Kudbeddin Muhammec^'i düşürmek için yardım rica ediyorlardı.. Emirleri ordu başından alarak çeşitli şehirlere gönderdi. yaşh kadının bu sözle­ rinden etkilenerek çölden Hindistan'a gideceklerin ha­ yat ve mallarının kendi sorumluluğu altında olduğunu ilân etti!. Sultan tedbirsizlik yüzünden yaralı bulunuyordu. bu cevaba karşılık şu susturucu karşılığı verdi: "Kontrol edebileceğinden fazla ülke fethetme! Ancak böylelikle ahirette sorumlu­ luktan kurtulabilirsin!." Sultan. başsız orduya kar­ şı galibiyet kazanmakta güçlük çekmediler. hükümet dönemini oldukça güzel bir şe­ kilde tasvir ettiği Harizmşah Kudbeddin Muhammed Il'nin Cengiz Han önündeki kötü sonunu da şu satırlarla özetliyor: "Harizmşîih sarayı erkânından biri. bulunmayı vadediyor. Yaşlı kadın. Bu mektuplarda güya emirler. Cengiz Han'a sahte mek­ tuplar yazmaya başladı. Cengiz Han da bu mektupların arkasına emirlerine xarşı dost­ luğunu gösterir birkaç cümle yazıyor. emirlerinin hıya­ netine şüphesi kalmadı. Emirler de ordunun başında değillerdi. Cengiz Han'ın karargâhına sığındı. Moğollar geldiğinde.mud'a başvurarak şikâyet ve sızlanmada bulundu. Kudbeddin Muhammed Şah'ın adamları casusu yakalayarak mektuplan gerçek sanıp kendisine götürüyorlardı. Moğollar.

858) yıhnda ve Mütevekkil zamanında meydana gelen zelzeleden dolayı yıkıldı. Cesedini saracak kefen bulunmadığı için elbiseleriyle toprağa verilmişti!. mey­ dana gelmeden önce bildirildiğini kaydetmiştir. vergilerin cins ve miktarına dair de birçok önemli bilgi bulmak mümkündür. Altı tane kapısı bu­ lunmaktadır.hammed savaşmaksızm Moğollar'ın önünden kaçtı. Hicrî 244 (M. ziraate. Yaklaşık iki yü2yıl sonra. Şehirde oturanlar hızla çoğaldı. Iran şe­ hirleri konusunda yazdığı sayfalarda çekici ve renkli tas­ virler. Abuskûn adasına çekildi. karekterlerine dair kıymetli belgeler çok fazladır. bu şehirlerdeki anıt ve kuruluşlara.. Fakat kırk bin kadar halk. şehri toprakla bir etti. 791) yılında kurulmuştur. 1220) yılında bu­ rada öldü ve bu adaya gömüldü. ticarete. Tebriz altıbin ayak uzunluğunda bir duvarla çevrilidir. halkın ahlâk ve adetlerine. Şehir çevresinde geniş mahalleler yükseldi. Hamdullah'a coğ­ rafyacı olarak da bü30ik bir ün kazandırmıştır. yani 434 (1042) yılı 14 Saferinde meydana gelen daha şiddetli ikinci bir deprem. evlerini terketmedikleri için yıkıntılar altında kalarak can verdi. Bu surun genişliği çok fazla olduğundan şehir çevresindeki bahçelerde 316 . Gazan Han şehre. Bundan başka. Tebriz hakkındaki şu satırlar bu açıdan tarihî bir değer taşımaktadır: "Rubbetü'l-tslâm adı verilen Tebriz şehri halife Ha­ run Reşid’in zevcesi Zübeyde tarafından Hicrî 175 (M. geçmişte hiçbir zaman ulaşamadığı bir uygarlık ve ilerlemeye kavuştu." Târih-i Güzîde'nin son bölümü. Halk arasında Ebu Tahir'in sözüne inananlar hemen kaçtılar. Moğollar döneminde İran'ın başkenti olduğundem. Fakat Mütevekkil şehri yeni baştan yaptırdı. ikinci ve geniş bir s u t yaptırdı. Hicrî 617 (M. Kadı Rükneddin bir eserinde bu depre­ min astronomi bilgini Ebu Tâhir Şîrâzî tarafından.

. Şam denilen yerde kendisine türbe olarak geniş bir site kurdurmuş. burayı muazzam anıtlar ve hayret yerici süslerle doldurmuştu.. Gazan Han. Rub-ı Reşîdî’de de 17 göz su vardır. Târih-i Güzîde'nin 857 (1453) yılında istinsah edil­ 317 . nüshaları çok az bulunan Câmiu't-Tevârih'in bir özeti olması ve ifadesinin iyi olması bakı­ mından da çok değerlidir. Bu bahçeleri sulamak üzere ırmaktan dokuz yüz kadar kanal aynimaktadır.*^^ İslâm'dan sonra İran'da egemen olan sülâlelerden söz eden dördüncü bölüm ise. îklimi soğuk. Bu nedenle Doğuda çok fazla rağbet görmüş ve birçok kütüphanelere girmiştir. Ham­ dullah'ın eseri. Fakat Gazan Han'ın ölümü bu faaliyeti durdurdu. fasıl dışında Fransızcaya tercüme edilmiş ve birçok değerli notların eklenmesiyle. Bundan başka bu kıymetli eser. Şâm mahal­ lesinde 30 göz. suyu tath ve saftır. Şehirde kuyu sulan da çok boldur. Şehrin etrafı bahçelik ve Sehend dağından çıkan Mihran-rûd ırmağıyla sulan­ maktadır. Hamdullah'ın Güzîde’si tetkik edilmeye değer bir belgedir. Kitabın Kazvin şehriyle ilgili haber ve eserlerden söz eden altıncı bölümü Bârbier de Mainard tarafından Fransızcaya çevrilerek 1857 yılında Journal Asiatique'te yayınlanmıştır.Veliyân Tepesi bile sur içinde kaldı. Târih-i Güzîde'nin İran şairlerine ayrılan beşinci bö­ lümünün altıncı fasb da Edward Browne tarafından İn­ gilizceye çevrilmiş ve 1900-1901 yılında Asya Kraliyet Encümeni Dergisinde yayınlanmıştır.^®' Daha sonra Cambridge Üniversitesi Farsça profesörü Edward Browne. surun altında. îkinci s u t beşbin adım uzunlugundaydı ve altı kapısı vardı. Batı kültür dünyasında da dikkatleri üzerine çekmiştir. orijinal metinle birlikte Jul Ganten tarafından 1903 yılında Pa­ ris'te basılmıştır. Moğollara ait olan 13." Bu satırlardan anlaşılacağı gibi.

Edvvard Brovvne’m yayınladığı nüshada. Ebu Saîd Bahadır Han döneminde ve Hicrî 733 (1332) yılında Muhammed bin Ali bin Muhammed bin Hüse3Tİn bin Ebîbekr el-Şibânkâre tarafından Mecm aul-Ensâb adı altında diğer bir tarih daha yazılmış­ tır. Herkes o taifenin hizmetinde olmaktan ve faziletlerini itiraf etmekten memnundu. 601-602. Said şehid Hace'ye hizmet etmek şerefiyle mükerrem 318 . Câmiu'tTevârih ve diğer kaynaklar incelenirken Güzide ile karşılaştırılmaları herhalde tavsiyeye değerdir. Târih-i Güzide. 1328) yılında Gibb vakıfları arasına yayınlamıştır. Hizmetçisini. Ebi Bekr b. mağfiretine ve razılığına layık gördüğü Hz. Nasr.miş asıl nüshasını 1910 (H. özellikle dördüncü bölümüdür. çöküş tarihleri olan 795 (1392) yıhna kadar olan tarihî olayları da mevcuttur ki. DİPNOTLAR: (1) Hamdullah Müstevfî. c. Gerçek mutluluğun kazanılmasına yardımcı olmak için kendisini o kavmin harmarandan bir tu tam olarak görüyordu. s. (2) "Bu kitapta yeraldıgına göre Kazvin defterdarı Hamdullah Ahmed b. eserin bu baskısı böylece daha da önem kazanıyor. 1. Güzi­ denin orijinal metninde başka Muzafferogullannm ilk ortaya çıkışlarından. eğer belirlenmiş bir hüküm olmasaydı nedeseyse yer ve göğün rabbi tarafindan teyid edilmiş bir ne bi olacak olan bunun da Allah'ın fazh olup dilediğine verdiği hakkında ve dinin Reşid'i. Vadbul-Vücud Teala ve Tekaddes'in "ben-i Adem'i keremlendirdik" buyruğu gereğince hissî bakımdan anlama ulaştırıldı. ehl-i ilmin muhabbeti ve fazilet ve sanatçıhğı kazanması vesilesiyle şereflendirildi. vezirlerin sultanı verâda Allah'ın ayeti. İslam ve Müslümanların direği Allah'ın faziletine. Edward Browne baskısı. Târih-î Güzîde'nin Türk tarihi açısından önemli olan bölümü.

1857. s. Kadı Rukneddin Cüveynî'nin M ecm au Erbabilu't-Meslek'i. bu devletin iyiliğiyle bu ilim zincirinin bir hulasası. oluşturduğu atmosfer de ehl-i ilim ve kemal için bir meltem oldu. Cemaleddin Ebul-Kasım Kâşî'nin Zübde-i Tevarih'i.. bu sana­ tın beytul-kasidesi ve bu taifeye mensup üstadlann kitapla­ rından bir seçme ve derleme olmuştur. Nizamulmülkî'nin Siyeru'l-Müluk'u. Series. c. Kadı Ahmed Danmeganî'nin Istızharul-Ahbar'ı. Said Şehid'in (k. Cerir Taberî'nin. 1900 ande janvvidr. İmam R afiî'nin Tedvini." (Hamdullah. Tecaribu'l-Ümem. Firdevsî'nin Şehname’si. 1901. el-Esir Cezerî'nin tarihleri. Risaletu'l-Kuşeyrî. Tezkiretu’lEvliya.s). maslahatları ve eserleri konusunda tecrübe kazanma.. örneğin Siretu'n-Nebi (s). Muhammed b. Imaduddin Ali b. tome. Zahîrî-yi Nişaburî'nin Selçukname'si. Devle­ tin adalet dünyası ve fazilet ve esirgeme atmosferi olan va­ kıfların çoğu.. Cüveynî'nin Cihangüşa'sı. Kadı Nasreddin Ebu Said Beydavî'nin Nizamu’t-Tevarih'i. geçmişlerin işleri üzerinde düşünme hallerini gözönünde bulundurma. geçmiş yüzyıllar ve önceki milletlerden beri yaşanan dünya musibetleri karşısında uzunca soluk­ lanma ve diğer konularla hayat buldu. (5) The Journal of the Royal Asiatic Sociely of Octob.. gerçekte devletinin dönemi faziletlerle dolu bir biyografi. 1. Edward Brovvne baskısı).kıldı ve diğer hizmetçiler zümresinde yerini aldırdı. Ebî Şeref Ceredekânî'nin Yem ini tercemesi. özellikle de sayı­ sız yararlan bulunan tarih ilmiyle oturup kalkmak sayesin­ de. Kurteybeti'd Dineverî'nin Maarifi. Hamza Isfehanî'nin. 319 ." (4) Journal Asiatique. Târih-i Güzide. (3) "Her ne kadar bu çalışma genel hatlanyla ve kısaca olsa da. Ebu Muhammed Abdullah b. tarih kitaplarını mütalaa ve onlarca müra­ caat etmeye karşı büyük bir hırs duyuyordu. 403. Bu anlamda. Meşaribu'l-Tecarib. 10. adım . her taifenin veya bela sebebi her kavmin devletinin önemli işleri. Bu aciz ise meclis zaviyelerindeki dinlemeleri ile bu konulardan yararlanıyor­ du.s) Camiu't-Tarîhat'ı gibi bu sanatın musanmflan mecmuasından seçilmiş ve muntazam bir kitap haline getirilerek. el-Haber Hazin Bağdadî’nin Uyunu't Tevarih'i. Kısasul-Enbiya (a. V. Müslim b. Divanü'n-Neseb. Ebu Talib Ali b. ehl-i ilim ve İlmî konular ile.

. Tilemsan (Cezâyir)'da Ebu Taşfîn Abdurrahman. İran. Hicaz. Kuzey Afrika ve Mısır yoluyla Filistin. Anadolu. hareketinden ancak yirmibeş yıl sonra Tanca'ya ge­ ri dönebilmiştir/^^ îbn Batuta. öğrenimini burada tamamlamıştır. Afrika ve Avrupa'da gezmekle geçiren Ebu Abdullah Muhammed. Maveraünnehir. gibi adaları dolaşmış. Medine-i Münevvere’sâ Kebîş bin Mansur. Filistin ve Suriye ise Mısır sultanına bağlı bulunuyordu. Hind Okyanusundan Seylan. 22 yaşında ve Hicri 725 (1324) yılı Recebinde Beytullah'ı ziyaret amacıyla Tanca'dan çıkmış.ÎBNBATUTA (EBU ABDULLAH MUHAMMED BİN ABDULLAH BÎN^ MUHAMMED BİN İBRAHİM EL-LEVATİEL-TANCÎ) Tuhfetü'l-Nuzzâr fî G arâibil-Em sâr ve Acâİbil-Esfâr Hicrî sekizinci yüzyılda İslâm'ın nüfuz ettiği bölgele­ rin hemen her noktasını gezen Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah. Harizm. Mısır'da Melik Nâsır Muhammed bin Kalaun saltanat sürüyordu. 1304) yılında Tanca’da doğmuş. Irak. Tunus'ta Sultan Ebu Yahya bin Ebi Zekeriya. Afganistan ve Hindistan ül­ kelerini gezmiş. Çin kıtasını ziyaret et­ miş. Tanca'dan hareket ettiği zaman Magrib'de Ebu Saîd bin Nâsıreddin.. Malabar. Mekke-i Mükerreme'yi ortaklaşa ola320 . Türkistan. hayatını tbn Batuta adıyla Asya. Maldiv. Hicrî 703 (M. Su­ riye. Güney Rusya. Çocukluk ve öğrenim dönemi dışarda kalmak üzere.

Rum diyannda ilk olarak Alaiyye beyi Kadı Celâleddin Erzincânî ile konuşmuş. hayat ve hükümetleri hakkında bolca bilgiler vermiştir. îlhanlı emirle­ rinden Şeyh Haşan Irak-ı Arab'ta. Bu sırada Asya'nın diğer yörelerinde.rak Ebu Nümey'lerden Remîse ve Seyfüddin Atîfe adın­ daki iki kardeş idare ediyordu. 736 / M. Sultan Afrasiyâb Atabek îzec (Eyzec)'te. Halî'de Kinâne oğullarından Amir bin Züveyb. Anadolu Selçuklu devletinin yıkıntısı üze­ rinde de birçok küçük beylikler türemişti. Muham­ med Şah Yezd ve Kirman'da. 1335) üzerine bu devlet parça­ landığı gibi. Emir Haşan Herat'ta. sayı bakımından bunlardan az değildi. Zifar'da Melik Mugis bin Melik Fâiz. İbrahim Şah Musul ve Diyarbakır'da. Celâleddin Türkmânî Luristan'da bağımsızlıkla­ rını ilân etmişlerdi. Yemen bölgesinde Sultan Nureddin Ali bin Hüzeyrüddin. Ebu Nümeyye'nin Şerif Zeyd adındaki diğer bir oğlu da Sevâkin adası emirliğin­ de bulunuyordu. Melik Dîn ar Mikran'da. îlhanlı devletinin son hükümdarı Ebu Saîd Bahadır Han'ın ölümü (H. Melik Salih bin Melik Mansur Mardin'de. iltifat ve ihsanlanna nail olmuş. Ibn Batuta gezisi sırasında bunların çoğuyla görüşmüş. Makdeşev'de Şeyh Ebubekir bin Şeyh Ömer. Haşan Hoca bin Timurtaş Tebriz. Kîş. Sultan Ebu Ishak Şiraz. Eğridir'de Ebu Ishak bin Dündâr. özellikle Türk hanedanları idaresinde bulunan yerlerin çoğu kısımla­ rında da korkunç bir anarşi hüküm sürüyordu. Katîf ve Bahreyn'de. Amman'da Ebu Muhammed bin Nebbân Ezdî hükümet sürüyorlardı. sonra Antalya'da Hızır Yu­ nus Bey. Kendi anlattığına gö­ re. Sultaniye ve Hemedan'da. Isfehan ve Fâriste. Külvâ'da Ebu’l-Muzaffer Haşan. Gölhisar'da 321 . Kedbeddin Turanşah Hür­ müz. Emir Tuğ-Timur Horasan'ın bazı bölümlerinde. Selçuklu devleti yıkıntısı üzerinde yerleşmeye çalı­ şan beylikler de.

Maveraünnehir ve Türkistan hükümdarı Sultan Alaeddin ve Hind sultanı Muhammed Şah bin Tuğluk idi. Larende'de Bedreddin Karaman. îbn Batuta. bütün bu hükümdarların ülkele­ rini gezmiş. Milas'ta Orhan Bey bin Menteşe. Büyük Kaan. Harizm'de Kutlu Timur Han. gezisini tamam­ lamak için bu fırsattan yararlandı. Maveraünnehir'de Çağatay bin Cengiz'in torunlarmdan Sultan Alaeddin Tarmaşirin. babasını ziyaret etmek üzere İstan­ bul’a gidişinden yararlanarak beraberinde Kostantıniyye’yi de (İstanbul) ziyaret etmiştir. Hepsi Türk olan bu hükümdarların en büyüğü Cûcî Han bin Cengiz Han sülâlesinden Sultan Muhammed Özbek Han'la. Gerede ve Bolu'da Sultan Şah Bey. Gü­ ney Rusya'da Sultan Muhammed Özbek Han. kendisini elçi olarak Çin İmparatorluğuna gönderdiğinden. Hindistan'da Mu­ hammed Şah bin Tugluk Şah ile görüşmüştür. Bahkesirde Demirhan. Bu uzun ve yorucu gezinin yorgunluğunu çıkarmak için. Birgi'de Muhammed bin Aydın. Bursa'da Sultan Orhan. Herat'ta Sultan Hüseyin bin Gıyaseddin. bu görevle iki yıl Delhi'de kaldı. Muham­ med Özbek Han'm zevcesi ve Bizans İmparatorunun kızı Beylon Hatun'un. Kastamonu'da Süleyman Şah. Karakurum ve Bişbalık çevresinde egemen olan amcazadesi Firuz'a karşı savaşa gitmiş ol­ duğundan. Daha sonra Muhammed Şah bin Tuğluk. Hindistan'ın çoğu bölgelerini.Mehmed Çelebi. İbn Batuta'nın. biraz sessizlik ve dinlenmeye ihtiya­ cı olduğundan. Ladik'te Yinanç Bey. hayat ve yönetim tarzlarını incelemiş.girdiği za­ man. Çin'deki müslümanların başkanı bulunan 322 . Hint Okyanusu adalarını gezerek Çin'e gitti. Hin­ distan’dayken Muhammed Şah bin Tuğluk Şah tarafın­ dan Delhi kadılığına tayin olunmuştur. Manisa'da Saruhan. O zamanda da yine Çin'in başkenti olan Pekin'e -ki o za­ man Han Balık ve Hangû adlarıyla anılıyordu.

İran'daki îlhanlı devleti gibi Kaan ailesi beyleri arasındaki anlaşmazlık yüzünden çöküşe doğru yuvarla­ nıyordu. Fakat Kaan'a sadık kalan emirler bunu kabullenmeye yanaşmadılar. binlerce adam ölüyor­ du. Karakurum üzerine yürüyen Kaan ordusunda çıkan bir ihtilâlin arkasından emirler ve askerlerin çoğu Firuz tarafina geçti. Cava sultanı Melik Nasır bin Me­ lik Mugîs ile yardımcısı Seyfuddin Ömer Emir Cender etTürkî tarafından çok büyük saygı gördü. Sonra yine bir gemiyle Meskut'a gitti. Cava adasına gelebildi. Ülkede korkunç bir iç ça­ tışma başladı. Halep emin Hâcı Ruğtî ile görüştü. Kaan'la konuşamadı. elbette burada duramadı. bu afet karşısında sarsılmaksızm gezisi­ ne devam ederek. Oradan Hürmüz yoluyla İran'a geçti. tbn Batuta. Yapılan savaşta Kaan öldü. Her yerde günde yüzlerce. Mısır ve Tunus'u tekrak ziyaret 323 . İsfehan ve Tüster'i ziyaret ederek Basra'ya indi. Karadan Dimyat'a gitti. İhtilâlciler. öldürülen Kaan'ın amcazadesini impa­ rator ilân ettiler. İbn Batuta bu kez Şam'da fazla durmadı Hama ve Humus'u gezdikten son­ ra Haleb'e gitti. ama kendisinin ve yüz kadar yakın ve nediminin Hanbahğa getirilen cesetlerinin top­ rağa verilme töreninde hazır bulundu. Mürettebatı bütünüyle müslüman olan bir Cava gemisine binerek müthiş fırtınalar arasında. Sadru'l-Cihan Şeyh Burhaneddin'in tavsiyesiyle alelacele geri dönmek zorunda kaldı. O sırada Şam'da müthiş bir kıtlık hüküm sürüyor ve Argım Şah "Meliku 1-Ümera” bulunuyordu. Şam ve Aciun yoluyla Kudüs'e ve ora­ dan da Gazze'ye geçti. Cengiz saltanatının Çin ve Tataristan'daki bu şube­ si de. tbn Batuta. İbn Batuta.Sadrü'l-Cihân Şeyh Burhaneddin Sâğarcı'ya konuk oldu. İbn Batuta. iki ayda. Şiraz. Suri­ ye ve Filistin'i kasıp kavuran kıtlığı korkunç bir veba iz­ lemişti. Vebadan günde binyüz ölü veren Gazze bomboştu. Bağdat ve Tedmür'ü gezdikten sonra Şam'a gitti.

Bu kez Sudan bölgesinin içlerine kadar sokuldu. o da bunları birleş­ tirip d'. bu uzun gezisinin geniş bir hatırasını yazmışsa da. Hicrî 880 (M. O zamana kadar bü­ tün dünyaya gizli kalan Orta Afrika'yı dolaştı. Tuhfetü'l- 324 . Oradan tekrar Afrika'ya döndü. Vatanında kısa bir süre kaldıktan sonra. İspanya ile Fransa'nın bir kısmını dolaştı. Fakat o sırada Fas sultanı Emir Ebu înan Fâris bin Ebi'l-Hasan. anılarını Cüzeyy'e anlatmış. Tuhfetû'l-Nüzzâr fî G arâibi’l-Emsâr ve A câibil-E sfâr: îbn Batuta. kamerî yıl itibariyle 78 yıl yaşamış. îbn Batuta'nın anılarını kendisinden dinleyerek bir kitap haline getirmekle görevlendirdi. ne yazık ki. Fas'tan üçüncü gezisine başladı.zenleyerek seyyahın hayatında. ikinci bir geziye çıktı. seyahatnâmesini kaybettikten sonra. îbn Batuta. Doğu ve Batı bilginlerinin uzun araştırmalarına rağmen bu nüsha şimdiye kadar elde edilememiştir. Rivâyete göre îbn Batuta. 1378) yılında vefat etmiştir.ettikten sonra ve 25 yıl süren uzun bir gezinin arkasın­ dan Milâdî 1350 yılmdantekrar Tanca'ya döndü. îbn Batuta. Bu kez Avrupa'ya gitti. Timboutou şehrine kadar gitti. Hayatı bir bölgeden diğerine seyahetle geçen îbn Ba­ tuta. T ^ fe tü 'l-N ü z z â r fî Garâibi'l-Emsâr ve A câibi'l-Esfâr adıyla elde bulu­ nan seyahatnâme. îbn Batuta tarafından rivayet edilen ve Mağrib bilginlerinden Ebu Abdullah Muhammed bin Cüzejry tarafından yazılan notlardan meydana gelmiş­ tir. notlarını daha kendi hayatında kaybetmiştir. bilginlerden olan ve kâtiplik hizmetinde bulunan Ebu Abdullah Muham­ med bin Cüzeyy'i. yaşlılık döneminde tekrar bir seyahatnâme yazma gücü­ nü kendisinde bulamıyordu. tbn Batuta.

teselli bulacağım hiç kimseyi yanıma almadan. Pazartesi günü Tanca'da dünyaya gel­ mişti. Ibn Batuta seyahatnamesinin ilk basımını Batılılara borçluyuz. ç. 2 cilt. Kitap aynı zamanda Damat Şerif Paşa tarafın­ dan Türkçeye çevrilmiştir.Nüzzâr'ı araştıncılann istifadesine sunmuştur. Kuşların yuvalanm terkedişi ^bi vatammı terkettim. Mehmet Şeref. veya aralarında bulunduğum bir grup olmadan Beytullahı hacc ve Peygamber'in mezarını ziyaret etmekti." (Seyahatname-i Ibn Batuta) (*) Seyahatname-i Ibn Batuta. Ibn Batuta seyahatnâmesinde. Bu değerli eser Defrömery ile Sanguinetti tarafından Fran­ sızca'ya çevrilmiş ve orijinal metniyle birlikte 1853-1859 yılında R ıhle-i îb n Batuta (Voyages d'ibn Batoutha) adıyla beş cilt halinde Paris'te yayınlanmıştır. Babam henüz hayattaydı. Daha son­ ra bu nüsha esas alınarak ve Hicrî 1287 (M. İstanbul. akıl ve mantığın kabul ede­ meyeceği bazı garip şeyler bulunmakla birlikte. 1870) yılında Mısır'da Vâdî el-Nil matbaasında iki cilt halinde basıl­ mıştır. Ibn Cüzey dedi ki. 13331335.^*’ DİPNOTLAR: (1) "Şeyh Ebu Abdullah dedi ki: Doğum yerim olan Tanca'dan çılaşım 725 yılı Receb ayımn ikinci perşembe günüydü. Ebu Abdullah'ın Gırnata'da bana anlattığına göre o 703 senesi Receb'in 17.) 325 . Ni­ yetim yalnız başıma. (R. Ben de karannu verdim ve erkek kadın sevdiklerimden ayrıldım. onlardan aynbga dayandım. Her halde Rıhle-i tbn Batuta. Çünkü içimde kuvvetli bir duygu beni bu kutsal yerlere git­ mek için zorluyordu. o y ü ^ lda Türk ve tslâm dünyasının uygarlık ve toplumsal ha­ yatına ilişkin değerli pek çok belge de bulunmaktadır. bizim Evliya Çelebi’nin eserinde olduğu gibi. O zaman yaşım daha 22 idi. İslâm ve Türk tarihi bakışaçısından önemli eserlerden sayılabilir.

Milâdî 1297 yılına rastlar. Hicrî 764 yılında (M. Başlangıçta Şam. kadılardan. Safedî'nin en önemli eseri V âfî bi'l-Vefeyât adlı kitaptır. Mısır ve Halep'te devlet kâtipliğinde bulunmuştu. İslâm medeniyeti ve dü­ şünce hareketleri bakımından da benzersiz bir hazine­ dir. Sonra Şam'da Hazine bakanı oldu. hafızlardan. çeşitli görüş sahibi kimselere ilişkin Vâfî bi'lVefeyât’ta değerli belgeler bulmak mümkündür. Eser. Vâfî bi'l-Vefeyât'ta yalnız Islâm emir ve meliklerinden söz edilmemiş. 1363) vefat etti. yöneticilerden. fakîhlerden. Aybek oğlu. Yirmi altı ciltten meydana gelen bu değerli ' eser bir tür biyografiler ansiklopedisidir. Doğu­ mu. doktor ve filozoflardan meyda­ na gelen bütün önemli kişilerin biyografileri yazılmıştır. dil bilginlerin­ den. muhaddislerden. bu eserinde sahabeler döneminden başlayarak bütün Islâm büyüklerini yaşatmıştır.SALAHEDDİN HALİL BİN AYBEK ES-SAFEDÎ V â fîb il-V efey â t 'Filistin'de Safed nahiyesinde doğduğu için Safedî nisbesiyle tanınan Halil. evliya ve salihlerden. şairler ve ediplerden. Yazar 326 . soy bakımından Türk’tü. meşâyihden. siyâsî İslâm tarihi kadar. Islâm dünyasında ortaya çıkan mezheplerin kurucu­ larına.

Diğer ciltlerin yayınlanmasına S.sözünü ettiği kişileri bütün özellikleriyle tanıtmak için yaratılış ve karakterlerinden.K. Bir kısmı bizzat Safedî’nin el yazısıyla olan İstanbul'daki yazmalarıyla bir­ likte bütün nüshaların incelenmesiyle eserin yayınına baş­ lanmış ve ilk cildi Ritter tarafından yayınlanmıştır.^*^ DİPNOTLAR: (*) Bugün korunan kısımlarında 14. Eserin bütün bilinen yazmalara dayanan aynntıh bir in­ celemesi G.000 hal tercümesini içeren Vâfî bi'l-Vefeyât’ın önsözü Amar taralından yayınlanmış­ tır. ilmî görüşlerinden. Safedî. bu ikinci eseriyle Hicrî sekizinci yüzyı­ lın erkek-kadın bütün yüksek ve ünlü simalarını yaşat­ mıştır. Safedî'nin ikinci önemli eseri de A'yân el-Asr ve A’vân el-Nasr adlı kitabıdır ki. hikemiyatlanndan söz etmiştir. Bunları toplayarak yeniden istinsah edip yayınla­ mak kültür dünyası için bir zorunluluktur.) 327 . Gabrieli tarafindan yapılmıştır. Tarihî araştırmalar için çok önemli bir kaynak olan Vâfî bil-Vefeyât'm ciltleri Doğu ve Avrupa kütüphanelerinde dağınık olarak bulunmak­ tadır. bu da değer bakımından önceki kadar önemlidir. Dedering devam etmiştir (19491959) (Y.

Milâdî 1302 yılında doğmuştur. George tarafından Viyana da basılmıştır. Fakat.İSMAİL BİN ÖMER BİN KESÎR DIMEŞKÎ el-Bidâye ve'n-Nihâye Tarihçi ve hadîsçi olarak tanınan İbn Kesîr. Hayatının en parlak dönemin­ de kendisini Şam'da meşhur bilgin Zehebî'ye halef ola­ rak öğretimle meşgul görüyoruz. 1372) yılında vefat etmiştir. İbn Kesîr tarihinin yazma ve tam bir nüshası Viyana Kütüp­ hanesinde korunmaktadır. Eski tarihçilerin incelemeksizin kabul ettikleri birçok tsrailî rivayetler bu eser­ 328 .L. Bir süre de Eşrefiye'de ders okutmuştur. ibn Kesîr tarihinde. bu görevler elinden alındığından. 1357) yılında son bulmaktadır. Eserin. hayatını İlmî ve tarihî araştırmalara ver­ miş ve Hicrî 774 (M. Yaratılıştan başlaya­ rak Hicrî 738 (M. îbn Ke­ sir yalnızca bir tarihçi değildir. îbn Kesîr'in kendisinden sonrakilere armağan bı­ raktığı el-Bidâye ve'n-Nihâye adlı eser. Habeşlilerin Ye­ men'deki egemenlikleri döneminden söz eden bölümü J. on ciltten oluş­ muş muazzam bir genel tarihtir. diğer eserlere oranla daha ince bir eleştiri düşüncesi egemendir.F. daha sonra. Şafiî mezhebinin de en büyük imamlanndandır.

Taberânî Zeyli.de çok güzel ayıklanmıştır. İstan­ bul. Çevirinin yazmaları Fransa Kütüphanesinde bu­ lunmaktadır. İslâm'ın ilk dönemine ait olayları tasvir ederken Kur'an ayetlerim ve hadisleri kı­ lavuz kabul etmiş.) 329 . Taberânî zeylini Fransızca'ya çevirmişse de. Milâdî 1220-1337 yıl­ lan arasındaki olayları içermektedir. DİPNOTLAR: (*) Ibn Kesir'in tarihi çevrilmemişse de rivayet tefsirinin en önemli örneklerinden olan tefsiri dilimize kazandırılmıştır: Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri. Çağn Yayınlan. (R. basımını gerçekleştireme­ miştir. Milâdî 1332 yılında vefat eden Ebu'l-Abbas Âhmed el-Taberânî tarafındem bir zeyl yazılmıştır. Hicret'ten sonra da olayları yıllara gö­ re toplamıştır/*^ tbn Kesîr tarihine.16 cilt. College de France'de D'Herbelot’ya halef olan Berault. 1983-1990.

Milâdî 1310 yılında Şam'da doğmuştur. 330 . 1357). hayatının sonlarına doğru Ha­ leb'e dönüyor ve Hicrî 779 (M. 1377) yılında burada vefat ediyor. Şam valiliğine yükselince Bed­ reddin de arkasından Şam’a gidiyor. ilk öğrenimini bitirdik­ ten sonra hadis okutmakla görevlendirilen babasıyla bir­ likte Haleb’e gitmiş. Seyfeddin. İskenderiye ve Kahi­ re gibi büyük tslâm şehirlerini gezmiştir (M. önemli beldeleri görmüştür. Milâdî 1344 jnlından başlayarak hayatını eser yazmaya adamış ve on yılmı bu şekilde geçirmiştir. Şam bilginleri tara­ fından oldukça gösterişli bir biçimde karşılanıyor. Milâdî 1345 yılında Bedreddin’i Trablusşam'da görüyoruz.BEDREDDİN MUHAMMED EL-HASAN BİN HABÎB EL-HALEBÎ Dürretûl-Eslâk fî Devletil-Etrâk Şafiî mezhebi imamlarından olan Bedreddin. burada Belediye Zabıtası Müdürlü­ ğüne tayin edilmiştir. Bura­ da üç yıl kaldıktan sonra. hem de büyük bir tarihçidir. hem bir hukuk bilgini. iki yıl kadar Trab­ lus'ta kalıyor. Erte­ si yıl tekrar ettiği Mekke ziyaretinden dönüşünde Halep Emiri Şerafeddin ile Suriye'nin birçok bölümlerini dolaş­ mış. Vali Seyfeddin Mancak tara­ fından iyi şekilde karşılandığından. Daha sonra Mekke’yi ziyaret ama­ cıyla Hicaz’a gidip gelirken Kudüs.

zamanın büyük adamlarıyla bilgin kişilerin bi­ yografilerine. Îbn Habib Halebî. Eserde. komşu ülkelerde geçen olaylara.Dürretül-Eslâk: Mısır'da egemen olan Türk Memlûkleri tarihinden söz eden bu mühim eser Hicrî 648 (M. fakat secili ve kafiyeli bir üslûpla tasvir etmeye çalışmış ve başanh ol­ muştur. Hatta Menhel es-Sâfî yazarının belirtti­ ği üzere. Yazar. Fakat bu kitap daha çok felsefi niteliktedir. fakat bu da babasının secili üslûbunu izleme hastalığından kurtulamamıştır. 1250) yıhndan baş­ layarak 778 (M. yılla­ ra göre düzenlenmiştir. bir de Sultan Kalatm ile çoçüklannın tarihlerine ait bir eser yazmıştır. Memlûk Sultanları tarihini yazmak için Makrîzî'ye zengin bir kaynak olmuştur. kötülenmeyi haketmişleri de övmüştür. îbn Habib'in Ne­ sim el-Sabâ adlı yüksek ve secili bir üslûpla kaleme al­ dığı üçüncü bir eseri daha vardır. Yazar bu eserinde insanlık haya­ tının değişim ve seyrini manzum ve nesir. tarihî gerçekleri ortaya koyma gayesine tercih ederek eserinin değerini düşürmüştür. bu da yeızar için ayn bir kusurdur." Dürretü'l-Eslâk’te sözü edilen kimse­ lerden bazılarının doğum yerleri ve tarihleri ihmal edil­ miştir ki. 331 . 1398) yılına kadar olan olayları içeren bir zeyl yazmış. îbn Habib’in oğlu olup 879 (1474) yılında ölen Zeyneddin Tâhir de babasının eserine uygun olarak Hicrî 802 (M. 1375) yılında sonuçlanmak üzere. Gerek îbn Habib'in D ürretü'l-Eslâk’i ve gerekse oğlunun zeyli. Fakat ifade biçimi bakımından eleştirilebilir. bazan kafiye darlığından "güzel davranışlan beğenilmiş olanları kötülemiş. bunların temayüz ettiği özelliklere ilişkin çok değerli bilgiler bulunmaktadır. çok fazla düşkün oldu­ ğu seci ve kafiyeyi sağlamak amacını.

Lisânü'l-Mütekellimîn. İs­ panyolların aşın kinleri. zamanında ne kadar büjrük bir ilmî otoriteye sahip olduğunu göstermektedir. gayretli. Milâdî 1313 jahnda. Lisanüddin'in doğduğu yıllarda Endülüs en feci gün­ lerini yaşıyordu. Zekî. 332 . büyük bir gayret ve iradeyle or­ taya atılarak Endülüs'te sönmekte olan Islâm ışıgmı ye­ niden canlandırdı. Müslümanlann son sığınağı olan 6ırnata’da bir hükümet kurabildi. Fakat zamanın patlamalanyla devamlı sarsılan bu hükümetin temelleri o kadar dayanıkh değildi. Ispanya’nın Hıristiyan dün­ yasındaki dağınıklık ve anarşiye borçluydu. Varlığını. Endülüs'te Müslümanların son sığınağı olan Gımata'da doğmuştur. iradeli. Hüccetü'l-Münâzırîn gibi ünvanlar. Endülüs şehirlerini al kanlar içinde boğuyordu.LÎSANÜDDİN EBU ABDULLAH MUHAMMED BİN EL-HATÎB Suriye'den Endülüs'e göç eden bir hanedanın bu soy­ lu ve hareketli çocuğu. Çağdaşlan tarafından kendisine verilen Buğyetu 1Müctehidîn. Muvahhidler devletinin çöküşüyle so­ nuçlanan facialar yeni yeni serüvenlerle tazeleniyor. kültür bakımından da çok yüksek bir şahsi­ yetti. fakih ve ateşli bir kimse olan Ibnu 1-Hatîb. Fakat bir süre sonra Ebu Abdullah Muhammed bin Ahmer.

Muhammed IV’e halef olsm kardeşi Ebu’l-Haccac Yu­ suf. eski dönemleri andıran müreffeh bir hayat kazandırdı. Fakat yerine geçen oğlu Muhammed V de babası gibi adaletli. İsmail. bir yolunu bula­ rak saraydan kaçtı ve veziri Îbnul-Hatîb'le birlikte Afri­ ka'ya gitti (M. 333 . 1359). 1358) yılında. Ama. Gırnataya. 1554) Şevval) Gır­ nata'nın huzur ve sükûnu sarsılmış oldu. Lisânüddin. 755 / M. Böylece. Kardeşini tahttan indire­ rek yerine kendisi geçti. tedbirli ve olgun bir kimse olduğundan düzeni hızlı bir şekilde sağladı. Muhammed V. Bir süre sonra da Benî Ahmer devletinin yönetimini bu ünlü bilginin usta ellerine bıraktı. camide namaz kılarken bir deli tarafından han­ çerlenerek şehid edilince (H. Ibnu 1-Hatîb'in babasının müsade­ re edilmiş olan mallarını geri verdi. alim ve erdemli bir kimse olduğundan Îbnü'l-Hatîb’e karşı derin bir hürmet duygusu besliyordu. Lisânüddin bin el-Hatîb Gımata'mn kül­ tür bakımından en 3rüksek bir şahsiyeti olarak tanınıyor­ du. değerbilir ve erdemli hü­ kümdarla birlikte ülkenin mülkî yönetimini yoluna ko­ yup şer'î mahkemeleri ıslah ettiği gibi birçok da hayır ku­ ruluşları meydana getirdi. 100 kadar çapul­ cuyla el-Hamra Sarayım bastı. Tahta geçişi­ nin hemen ardından. ihtiraslı an­ nesinin kışkırtmasıyla kardeşi aleyhine bir komplo dü­ zenleyerek Hicrî 760 (M. çok geçme­ den. Bunlar Endülüs'ten gittikten sonra Gımata'da huzur ve sükûn kalmadı. tbnu 1-Hatîb'i yine vezirlik makamında tuttu. kendisini iktidara getiren ihtilâlin kahramanların­ dan Ebu Saîd'in tertibiyle tahtan indirilip hapsedildi ve arkasından da öldürüldü. Muhammed Vin kardeşi İsmail. Benî Ahmer'in büj^ük ve temiz evlâdı Ebu'l-Haccac Yusuf.Benî Ahmer'in altıncı hükümdarı Muhammed IV öl­ dürüldüğünde.

Emirler ve kendisine bağlı olan ileri gelen adamlarıyla birlikte birçok hediyelerle îşbiliye'ye gitti. tah­ tını kurtarmak için önce Fas emirinden yardım istedi. Muhammed V. Muhakkak ki her zalim de bir zalimle karşılaşacaktır. yanındaki emirleri ve adamlanyla birlikte kendisini hapsetti. Bunun üzerine Muhammed V. Kral başlangıçta iyi karşıladı. her birisini bir ağaca bağlayarak çeşitli işkencelerle öldürttü. Petro'nun vereceği askerle Gırnata’yı geri almak için üç yıl sonra Endülüs'e döndü. Zu­ lümleriyle halkı kavurmaya başladı. Ebu Saîd. Ispanya'daki Kıştale (Kastilya) kralı za­ hiri Don Petro'ya başvurmak zorunda kaldı. Emir kendisine yardımcı bir kuvvet verdi. Muhammed V.in Endülüs'e geldiğini duyunca bir is­ yan çıkardılar. Gırnata'da Benî Ahmet tahtına geçti. Endülüs’ün tarihî serüveni içinde yaşayan Lisanüd- 334 . Emirlerini eşek­ lere bindirerek çevredeki ormana göndertti. Fakat bu sıra­ da vefat ettiğinden verdiği asker dağıldı. Fakat yoldayken. Kişisel ihtiraslarını doyurmak için bu cinayetlere meydan vermek istemedi. yardım isteğiyle Kastilya kralı Don Petro'ya sığındı. Kendisi de Runda (Ronda) şehri­ ne çekildi. Fakat sonra yanın­ daki para ve hâzinelere el koydu."Hiçbir el yoktur ki Allah'ın eli üzerinde olmasın. Bu serüven üzerine Muhammed V. Ebu Saîd. Ebu Saîd’i de kendi elleriyle boğazladı." anlan» bir daha yerini bulmuş oldu. emrindeki Hıristi­ yan askerlerinin Müslümanlara ait yapı ve anıtları tah­ rip ve imha ettiklerini görünce onur ve haysiyet duygula­ rı galeyana geldi. Îbnü'l-Hatîb'i de yine vezirlik görevine getir­ di. Gırnataya giderek el-Hamra’da yeniden tahta çıktı. Bu askerlerini Don Petro'ya geri verdi. Fakat Ebu Sâid'in zulümlerinden bıkan Müslüman1ar.

bütün zorbaların ortak özelliği olan küfram nimetle ken­ disini suçsuz yere öldürttü (H. tarihe ve dilbilimine ait de­ ğerli eserler yazmıştır. Caziri. altı cilt olarak el-İhâtatü fî Târihi Gırnata adında bir eser yazmıştır. Ispanya'da Escurial Kütüp­ hanesinde.. Yazar Gırnata Tarihi’nde Benî Ahmer Devleti'nin Milâdî 1363 yılına kadar geçirdiği olayları topla­ mış. 776 / M. İbnu l-Haöb. 1374). Bunlardan Doğu.din bin el-Hatîb Muhammed V. Endülüs ve Af­ rika halifelerinin tarihini konu alan Rakm u’l-Hulel fî Nazmu’d-Düvel adlı eser. içinde yaşadığı Gımata'nın tarihiyle il­ gilenmiş. 335 . Fakat bir süre sonra düşmanlarının kışkırtmalarına kapılan Muhammed V. Gırnata da yetişen büyük adamların hayatlanyla il­ gili önemli belgeler koymuştur. Ünlü Caziri bu eserin Ağlebîler hükümdarlarıyla Mısır ve Sicilya’da egemen olan Fatimîlerle ilgili olan bölümlerini özetlemiş ve Rosario Gı-egorio tarafından Sicilya Tarihi Kolleksiyonu arasında basılmıştır.bulunmaktadır. Bundan başka vezirlik hizme­ tinde bulunduğu Benî Ahmer devletinin tarihî olaylannı da Taraful-Asr fî Devlet-i Benî Nasr adlı üç ciltte top­ lamıştır. Gırnata Tarihi'nin bu son bölümünü de özetleyerek çevirmiştir. Îbnü'l-Hatîb edebiyata. in ikinci saltanat dönemi­ ni jâikseltmek için çok fazla çalıştı.

eserimi ince­ 336 . Bizzat kendisi. Eğer iddia ettiğim gibi İlmî mese­ leleri gereği gibi ortaya koyamamışşam. olaylann neden ve sonuçlannı felsefî düşüncelerle inceleyerek. bu konudaki başarısını. ken­ disine benzeyen ve ona ysdun olan ilimlerden. îbn Haldun. îbn Hal­ dun böyle bir anlayışı yıkmış. haklı bir gu­ rurla ve şu şekilde anlatıyor. önemli devrimlerin kanunlarını araştırmış. tarihî mukadderatları arasın­ da sıkı ilişkiler bulmaya çalışmıştır. Bu konuda benzerlerimi­ zi ve geçmiş bilginlerimizi geride bıraktık. tarihî araştırmalar için ye­ ni bir çığır açmıştır. bu başan yalnızca Allah'ın yardımıyladır. Bu ilim özellikle te­ miz niyetimizin bir sonucudur.EBU ZEYD ABDURRAHMAN BÎN HALDUN Unvânûl-lber ve Dîvân el-Mübtedai ve'l-Haber Geçmiş zamanlarda tarih yazarlığı. milletler ve kavimlerin toplumsal kuruluşlarıyla. konusu ve faydasıyla ayırmaya güç yetirdiysem. Rabbani ilham ve Samedânî yardımla bu ilmin sırlarına vakıf bir yüce ilim kurmayı başardık. "Allah'a hamdolsun ki biz. Bu ilmi. yalnızca olaylan toplayıp düzenlemekten veya abartmalarla dolu bir des­ tan meydana getirmekten ibaret görülüyordu.

Büyük Sel­ çuk Devletinin. 27 Mayıs 1332) yılında Muhammed bin Hasan'ın Tunus'ta Abdurrahman adında bir torunu ol­ muştu. Hicri üçüncü yüzyılda. yalnız tarihî araştırmalarının değil. bu seçkin bilginlerin kültür çağlayanından hakkıyla yararlandı. Seçkin bir­ çok bilginin yaktığı kültür ateşi. Islâmi kültür bakımından çok ileride bulunuyordu. bir orduyla Ispanya'ya giderek Endülüs'te yerleşmiş." tbn Haldun. Fakat İbn Haldun'un büyük babası Muhammed bin Haşan. Halid. Haldun ailesi daha sonra Işbiliye'ye giderek orada yerleş­ ti. Doğuda Abbasî Hilâfetinin.leyen olgun kişilerden. Bu yüzyılda Tunus. İbn Haldun da. aslen Hadramut bölgesinde yaşamış olan Kinde kabilesine mensuptu. Timur'un hiç yoktan muazzam bir salta­ natı nasıl kurduğunu görmüştür. Hicrî 732 (M. sahabe-i kiramdan Hz. meydana gelen yanlışlıklan dü­ zeltmelerini ve eksikliğimi gidermelerini diliyorum!. Zekâsındaki şiddet. Daha sonra Ibn Haldun adıyla tanınacak olan Ab­ durrahman. düşüncesini ortaya koymaktaki olgunluk 337 . ilk öğrenimini büyük bilginlerden olan baba­ sının eğitiminde tamamladı. Ibn Haldun. Halid'in soy zinciri. Tunus'a yüksek bir mev­ ki kazandırmıştı. Afri­ ka'da Fatımîler Devletinin çöküşleri üzerine kasırga hı­ zıyla birçok küçük hükümetlerin doğup battıkları bir za­ manda doğmuş. Düşünce ve çıkanmlannda.. Dedelerinden Halid. Endülüs'te Emevîler Saltanatının. anlatımındaki akıcılık. Vâil'e kadar çıkarılıyor. bir askeri bölüğün kumandanlığıyla Endülüs'ten Afrika’ya gittiği zaman Haldun ailesi de Tunus'a geçti. adını ailesine yâdigâr bırakmıştır. düşüncesindeki genişlik ve sağlamlık. Bu tarihten itibaren Haldun ailesini Tunus'ta görüyoruz. Endülüs'te Karmuna şehrinde yerleşmişti. yaşadığı yüz­ yılın da çok derin izleri seçilebilir.

Ebu Ishak İbrahim 1352 yılında. Beş yaşında Ebu înan’a halef olan Ebu Sâlim'in vasîsi Vezir Haşan bin Ömer'in takdirkâr yardımlarıyla kurtarıldığı zaman ilim bakımından daha da yükselmiş. Hapislik süresi Ebu înan'ın ölü­ müne (H. kendisi­ ni o sırada Fas'ta kale içinde yaşamaya hüküm giymiş olan Bicâye (Bougie) Emiri ile gizli ilişkide bulunmakla suçladılar. felâket zamanını araştırmayla geçir­ mişti. Fakat bundan sonra olgunluğuna ilişkin ününü duyan Fas sultanı Ebu înan'ın çağnsı üzerine Tu­ nus'tan Fas’a gitti. yenilmiş olarak Kûta (Ceuta)'ya sığınmalarıyla sonuçlanan savaşa giriş­ tiği zaman Haldun'lar en ateşli taraftarlan arasında bu­ lunuyordu.^^' Kıskançların söylediklerine inanan Ebu Inân. Sultana bu derece bağlılığını. 759 / M. îbn Haldun'un politik hayata atıldığı zaman ve çev­ re. Fakat daha sonra politik hayatın bu gibi cilvelerine alışacaktı. her yerde saygı görmeye alışan Îbn Haldun'a çok ağır gelmişti. Fakat.ve intikalindeki sürat sayesinde pek çabuk tanınan tbn Haldun. Hükümet işlerini hemen bütünüyle îbn Haldun'un doğru görüşüne bıraktı. 338 . îbn Haldun. hükümet işle­ rinde sivrilmesini çekemeyen kıskanç kimseler. müsteşarını hapse attırdı. sahne olduğu sürekli değişmelerle tarihçi için gerçek bir ibret dershanesiydi. Divan mensublanndan sayılan Alâmetnüvistlik (Alâme kâtipliği) görevine tayin edildi. Tunus hükümdarı Sultan Ebu tshak İbrahim'in takdirini kazanmakta gecikmedi. Tarihî muhakemelerinde ve felsefî çıkanmlannda bu hayatın izlenimleri egemen bir yer işgal etmiştir. Sultan bu az bulunur yeteneği özel kâtipliğine aldı. 1357) kadar devam etti. En güvenilir müsteşarlan arasına geçir­ di. Politik hayatın bu ilk darbesi.

Bu büi^ük tarihçi. zaten çevresinde dönen entrikalardan huzursuzdu. tbn Haldun. İbn Haldun. Yeni hü­ kümdarla aralarındaki düşünce ayrılığı. Fakat çok geçmeden burada da bir sürü düşman rakiplerle sarıldığını gördü. 1364). Endülüs'e göç etmesini gerektirdi. Ebu Abdul­ lah. şanlı bir barış anlaşması yap­ mayı başardı. Dönüşünde İbn Ahmer de hizmetine karşılık olarak Gırnata’ya bağlı olan bir kö­ yün gelirlerini kendisine sundu. Kendisini olağanüstü bir şekilde takdir eden Don Petro îşbiliye'de Haldun ailesine ait olan ve ge­ nerallerinin ellerine geçen mülkleri tarihçiye geri ver­ mek gibi bir de cemîle gösterdi. Tarihçi. Ha­ şan bin Ömer. kardeşi İsmail'den Gımata'3^ aldı. vaktiyle Fas'ta hapis arkadaşı olan Bicâye hâkimi Ebu Abdullah tekrar hükümeti ele geçirmeyi başarmış. iktidar ve dirayetini takdir ettiği Ibn Hal­ dun'u eski görevine getirdi. İbn Haldun'u da Kastille (Castille) Kralı Don Petro ile barış anlaşması­ na görevlendirdi. Sultan. ailesini Fas'tan çağırarak Endülüs'te yerleşti. Fakat Hicrî 763 (M. Bir süre sonra Ebu Abdullah bin Ahmer. Bu sırada Endülüs'te Sultan Ebu Abdullah bin Ahmer egemenlik sürüyordu. İbn Ahmer’den izin alarak felâket arkadaşının yanına gitti (M. karışıklıklar içinde yüzen ülkenin yönetimini tama­ 339 . îbn Haldun artık Fas'ta barınamadı.fazla olarak hayatın acı tecrübelerine de alışmıştı. 1361) yılında Ebu Salim vefat ederek Fas Sultanlığı vezir Ömer bin Abdullah'a geçtik­ ten sonra. İbn Haldun'u gösterişli bir şekilde karşılayarak kendisine sarayda saygın bir yer verdi. İbn Haldun'u davet et­ meye başlamıştı. çevresinin sagyılı davranışları arasında gösterişli bir ha­ yat yaşamaya başladı. Bu sırada. Bir süre sonra da güvenlik ve adliye işleriyle görevlendirerek hakkında beslediği saygı duygularını göstermiş oldu. sarayda.

Yeniden Endü­ lüs’e gitti. her gittiği yerde politik hayata atılarak büyük bir gayret­ le çalışması. Fakat birkaç gün sonra serbest bırakıldı. Fakat bir süre sonra yeniden talihsizlik başgösterdi. 1374). yeni hükümdann kendisine karşı güvensizlik gösterdiği­ ni hisseder etmez ülkesinden uzaklaştı. bir köşeye çekilerek ilmî araştırmalarla uğraşmayı politikanın gürültülerine tercih ettiğini söy­ lemesine rağmen. Oradan oraya koşması. politik hayattan da ilmî hayat kadar zevk aldığından şüphe edilemez. Fakat bu parlak faaliyet dönemi ancak bir yıl sürebildi. defalarca felâkete uğradığı halde yine poli­ tik hayattan çekilmemesi başka şekilde açıklanamaz. Ebu Hammunun Tilemsen'da tekrar hükümet kurduğu sırada yine Ainka'ya döndü. bedevileri kendi tarafına çekmek göreviyle içeri­ lere gönderdi. Gımata’da İbn Ahmer tarafından önce iyi kar­ şılandı. îbn Haldun büyük bir başarıyla yönetimi düzenlemeyi. îbn Haldun.men tarihçimize verdi. Fakat bir süre sonra Ebu'l-Abbas. tarihçiyi Abdurrahman'a daha yakın olmakla suçlayarak hapse attırdı (M. îbn Haldun. Ka­ leme olduğu kadar kılıca da hakim olduğunu gösterdi. Orada Benî Tûcîn ülkesinde îbn Selâme Kalesi'ne çekile­ 340 . İbn Haldun Mindas bölgesine kadar gitti. 769 / M. AbdüİELziz Tilemsan bölgesini alarak Ebu Hammû'yu kov­ muştu. îbn Haldun. Ebu Hammu nun hizmetindeyken. 1367). Bu prensin vefatındaın sonra da. Ertesi yıl Ebu Abdullah. amcazadesi ve Kostantin hü­ kümdarı Ebu’l-Abbas'a karşı açtığı savaşta yenildi ve öl­ dü. Kendisini ötedenberi davet etmekte olan Tlemsan prensi Ebu Hammu nun yanına gitti (H. Bicaye hükümeti de Ebu'l-Abbas'a geçti. hükümeti aralarında bölüşen Ebu'l-Abbas ile Abdurrahman'a bağlandı. Ebu Hammü ta­ rihçiyi. güvenliği sağlamayı başardı. îbn Haldun bu kez de Abdülaziz’in hizmetine gir­ di.

birlikte götürmek istedi. bu sırada Tunus Müftüsüydü. arzu etmemesine rağ­ men. Hicrî 786 (M. îbn Haldun İs­ kenderiye'ye çıkmadan on gün önce Çerkez meliklerin­ den ilki olan Sultan Berkûk. Sultanın amacı­ nı anlayan tarihçi. îbn Haldun'un ders arkadaşlarından îbn Arrâfe. Deniz yoluyla Mısır'a gitti. 1384) yılında kendisini. tecrübelerle ağzına kadar dolu bir kül­ tür ve politika hayatının ürünü olan tarihini yazmaya başladı. Fakat. Bu sırada Sultan Ebu'l-Abbas bir sefere hazırla­ nıyordu. Erdemli tarihçinin ilmî şöhreti daha o zamanlar bü­ tün îslâm dünyasında yayılmıştı. Müftünün sözlerine kapılmış olduğundan. işte îbn Selâme Kalesindeki in­ zivası sırasında. O yıl Mekke'ye kervan gidemediğinden. Maliki kadılığına tayin etti.rek görevinden istifa etti. tarih bö­ lümü ifin gerekli olan kaynaklan elbette bu kalede bula­ mamıştı. Mısır hükümdarı ilân edil­ mişti. hem de gerekh kitaplan bulmak üzere 1378 yılmda Tunus’a gitti. Tu­ nus hükümdarı Ebu'l-Abbas tarafından çok iyi bir şekil­ de ağırlandı. îbn Haldun hüküm ve duruşmalarda adalet ve taraf­ sızlıkla hareket edip bu konuda son derece dikat ve şid­ 341 . Çekememezlik jfüzünden îbn Haldun'u sultana tehlikeli bir kişi olarak göstermeye başladı. Ezher Camiinde ders vermesini rica ettiler. Sultan Berkûk. tarihçi Mısır'a kaldı ve ders vermeye mecbur oldu. hacca gitmek üzere izin alarak Tu­ nus'tan çıktı. Mukaddime'yi burada bitirdi. Sultanın teşvik ve yardımlarıyla Mukaddime'sini İbn Selâme kalesinde yazmış olduğu tarihini burada tamamladı. ken­ disi sefere giderken îbn Haldun’u Tunus'ta bırakmayı tehlikeli buldu. gıyaben olgunluğuna hayran olan öğrenciler çevre­ sini sardılar. Hem doğduğu yeri ziyaret etmek. Kahire'ye gider git­ mez.

îbn Haldun büyüleyici konuşması sayesinde. kadı­ lık görevinden istifa ederek politika gürültülerinden kurtuldu. Şamlılar. Şamlılar için af ve bağış hakkı aldıktan sonra. Suriye’nin imdadına koşmak zorunda kaldı. yine özellikle yazmak ve ders vermekle meşgul olmak istedi. 789/M . Timur. aldığı ül­ kelerin ileri gelen bilginlerini Semerkant’a gönderdiği 342 . Şam da Timur'un eline düştü. Üç yıl sonra da. Tunus’ta bulunan ailesi Mısır'a gelirken bir fırtınaya tutularak hepsi de boğuldular. alimlerden oluşan bir temsilciler heyeti gönderdiler. daha önce tasarladığı Hicaz gezisini yaptı (H.det gösterdiğinden pek çok aleyhtar kazanmakta geç kal­ madı. önceleri F ej^m 'da kendisine verdiği bir görevi alarak tekrar kadılık görevine dönmeye zorladı. Dönüşte. savaş alanından kaçarak Mısır'a git­ ti. Melik Nasır. Bunlarm telkin ve şikâyetleri üzerine sorgu alüna almdı. 1387). Sultan Nâsır. Hayatmı ders vermeye ve kitap yazmaya ada­ dı. Orta Asya ve İran'ı istilâ eden Ti­ mur'un orduları Halep üzerinden Suriye'ye akın etmeye başladığından. Mısırlı emir ve zabitlerin bozgunculuk ve ihanetleri sonunda Melik Nâsır’m ordusu yenilgiye uğ­ radı. Hayatını yîizdı. Fakat bu sırada talihin daha müthiş bir darbesi tarihçiyi büsbütün sarstı. Bir süre sonra hapishaneden çıkarak tekrar ders vermeye başladı. îbn Haldun'da bunlann içinde bulu­ nuyordu. aynı za­ manda Timur'un takdirini de kazandı. Tabii beraet etti. Ibn Haldun da Sultan’ın yanında bulunuyordu. Fakat Sultan Berkûk. Bu facia üzerine îbn Haldun. Fakat bu sırada. Bu defaki kadılığı Milâdî 1400 yılına kadar devam etmiştir. Timur'un ba­ ğışım rica etmek üzere. Berkûk’un halefi Melik Nâsıreddin Ferec zamanında kö­ tü kişilerin ifsatlanyla kadılık görevinden alındı ve hap­ sedildi.

hayat hikâyesinden de anlaşılacağı üzere. Unvânül-İber ve Dîvânü'l-Mübtedâi ve’l-Haber: Büyük îslâm tarihçileri arasında müstesna bir sima olan İbn Haldun. veya buna za­ man bulamamıştır. îbn Haldun. U nvânül-İber'in girişi (Mukaddime) bu bakımdan îslâm tarihinin bir felsefe­ sidir. devşirme bir olaylar toplamı olarak kabul edilebilir. Bu açıdan Ulıvânü'l-îber'in tarih bölümü. îbn Haldun hakkında ayrıcalıklı bir muamelede bile bulundu. İslâm tarihinin ruhuna nüfuz edebilecek bir güç bağışlamıştı. Sargatmış Medresesinde hadîs okuttuğu gibi. İbn Haldun. Çok kapsamlı ve derin olan araştırmalanna eklenen bu uzun basiret dönemi ona. derin bir bilgin olduğu gibi. Fakat. Daha sonra Kubbetü'sSâlih'te fıkıh ve hukuk. Hicrî 808 yılı Ramazanının 26 ıncı Çarşamba günü (20 Mart 1406) vefat ettiği zaman Malikî kadılığını yine üzerinde bulunduruyordu. Kahire'de Bâbu'n-Nasr dışında Sufîye Kabristanında medfundur. kaynaklan açık bir şekilde anlaşılama­ yan olayların çok olduğu görülüyor. birçok kez de Maliki kadılığına geçti. bu eseriyle tarih yazarlığı açısından önemli bir devrim yapmıştır. Fakat ne yazık ki İbn Haldun. Çünkü eserinin tarihî olaylara iliş­ kin sayfalarında. îbn Haldun’un izlediği üslûp klâsik değildir.halde. Mısır'a döndükten sonra bir süre Baybarsiye Meşihatında bulundu. bazan da bir şeriat kadısı sıfatıy­ la Hicri sekizinci yüzyılda çok önemli roller oynamıştı. tarih felsefesini açık bir biçimde tartışma alanına sunan 343 . bazan bir devlet adamı. Gönlü hoş edilerek Mısır’a dönmesine izin verdi. Unvânü'l-tber'in asıl tarih bölümünde aynı tarzı izlememiş.

açıklığın ve netliğin bir örneğidir. başlıca üç bölümden oluşmuştur. bütün bu sayfalarda düşüncesini açıklamak için birçok tarihî deliller ortaya koymuş. U nvânül-tber. çeşitli hükümetlerin niteliklerinden uzun uza­ dıya söz etmiştir. genel bir bakış açısından çok azaltmıştır. îbn Haldun’un Mu­ kaddime'sinin bir bölümü Sultan Ahmet döneminde Pirizâde'nin kalemiyle dilimize çevrilmiş. Mukaddime-i İbn Haldun adındaki ilk bölüm. kavimleri bedevî ve hadarî diye iki büjrük kısma ayırmakla girişmiştir.Mukaddime bölümü. olaylan iyice tesbit edebilmeye uygım olacağı düşüncesiyle. Fakat. inceliklere nüfuz edici ve sağlam bir zekânın iz­ leri göze çarpar. Mukaddim e’ye tarihî eleştiri kurallannın konulması ve kurul­ masıyla başlamış. meydana getirdikleri etkilerden. hemen bütün dillere çevrilmiştir. bu inceleme ve düşünceler İslâm kavimleri bakımından bugün de büyük bir önemle incelemeye değerdir. teorisini belge­ ler ve olaylarla güçlendirmeye çalışmıştır. Tarihçi ününü özellikle eseri­ nin bu bölümüne borçludur. konusuna. Mukaddime'nin her sayfasında büyük bir genelleme gücüyle do­ nanmış. vaktiyle Quatremiere tarafından çevrilerek Les notices et les estraits adlı dergide basılmıştır. Şehirlerin kuruluşımdan. Gerçi ibn Haldun'un eski Yunan cumhuriyetleriyle Roma İmparatorluğunun kurulma ve düşmeleri hakkında esaslı bilgiler edineme­ miş olması düşünce ve yorumlarının değerini. güç ve üstünlüğün nesep asabiyeti ve sebep asabiyetinden nasıl doğduğımdan. Tarihçi. tslâm tarihini ve Müslüman hükümet­ lerin j^kselme ve çökme nedenlerini esaslı bir biçimde inceleyebilmek için. tbn Haldun. hükümetlerin yükselme ve çöküş neden­ lerinden. herhalde İbn Haldun'un eserini ger­ çek bir şekilde incelemek gerekir. Mukaddime. diğer bölümler 344 .

Kuzey Afrika ve Endülüs fetihlerinin tarihini yazmıştı. Kuzey Afrika tarihini ne kadar büyük bir önemle incelemiş ve açıklamış olduğunu şöyle anlatıyor: "Bu eserimde. Berberîlerle Kuzey Afrika'da egemen olan Müslüman hükümetlerin tarihini içine alır. Mısır tarihi ve coğrafyasıyla ilgili birçok eser yazmıştı.^^' Ahmed bin Yusuf adındaki bir tarihçi de (Milâdî 945 yılında vefat etmiştir) Tolonlular hanedanının kurucusu Ahmed bin Tolun ile oğlu Hamareveyh dönemlerinin olaylannı yazmıştı. Kâfur adına ithaf ettiği Fazâil el-Mısr adlı eserinde bu ülkenin coğrafî durumundan ve kendi zamanına kadar olan tarihî olaylarından söz etmişti. Fakat bütün bu eserler. Ibn Haldun'un Berberi1er tarihi. tbn Haldun UnYânul-İber’in girişinde.^^^ Bunlardan başka Ebu'l-Hasan Muhammed el-Iskenderî. Muizz Lidinillah'ın hükümet döneminin bir vakayinamesini yazmıştı. U nvânül-îber'iyle bu eksikliği gidermiş. Bunlardan bazıları Paris ve Qotha Kütüphanelerinde bulunmaktadır. Gerçi Ku­ zey Afrika tarihine ait daha eski zamanlarda birçok eser­ ler yazılmıştı. Ibn Haldun. Araplarla komşu olan kavimlerin tarihinden söz eder. Milâdî 871 yılında Eski Kahire'de vefat eden Ebul-Abbas Abdurrahman bin Abdülhakem. Mısır. Üçüncü bölüm ise. çevirdiği bölümleri çok de­ ğerli notlarla süslemiştir/*^ Unvânü'l-tber'in ikinci bölümü. Kuzey Afrika tarihini aydın­ latmak için yeterli bir kaynak olamıyordu. sonrakilere değerli bir inceleme kaynağı bırakmıştır. geçmiş yıllardan bu ana gelinceye kadar. en önemli kaynaklardan sayılabilir. Mağrib taraflannda meydana gelen de­ 345 .^^^îbn Zellâk el-Leysî de (Milâdî 998 yılında ölmüştür). Cevdet Paşa.de Cevdet Paşa ve Suphi Paşalann gayretleriyle Türkçeye aktarılmıştır. Ebu Ömer Muhammed bin Yusuf da.

Bazı par­ çalan da J.ğişiklikleri yazmaya büyük bir önem verdim. Aslında bu kitabı yazmaktan amacım. Yayını. 1988). I. diğeri Süley­ man Uludağ tarafından olmak üzere iki kez Türkçe'ye çev­ rildi. Diğer tarafların ve özellikle Doğu ülkelerinin durumları konusunda gereği gibi bil­ gim olmadığından. devlet ve ülkelerin durumlannı açıklamaktır. Uludağ'ın çevirisi de Dergah Yayınlarınca iki cilt halinde 1982 yılında yayınlandı. Cezayir'in Kostantinîn eyaletinde. Bu bölgeler hakkında araştırma yapacaklar için Mes'ûdî’nin M ürûc ez-Zeheb'i yeterli bir kaynak olabilir!" tbn Haldun'un Berberîlerle ilgili sayfalan de Slane tarafından çevrilerek aslıyla birlikte Cezayir’de basılmıştır. Karle ve John Haaris Jones tarafından basılnuştır. (3) Bu eser. 346 .) (2) Ibn Abdülkerim'in bu eseri Fransa Millî Kütüphanesinde bulunmaktadır. DİPNOTLAR: (1) Bicâye. MilH Eğitim Gençlikve Spor Bak. (4) Ebul-Hasan el-Iskenderfnin bu eseri Escurial Kütüphane­ sinde bulunmaktadır. Mac-Guchin. kuzey batısında kendi adındaki körfeze egemen bir dağ etegindedir. Unvânü'l-tber'in Ağlebîlerle Sicilya Araplannın tarihine ilişkin bölümleri ise daha önce Noel de Vergers tarafından çevrilmiş ve yayınlanmıştır. (R. Kostantınîn’in 226 km. (*) Mukaddime daha sonra ilki Zakir Kadiri Ugan. Ugan'mn çevirisi Maarif Vekaletince üç cilt halinde 1954 yıhnda (Yeni basım. buraları hakkında faala aynntılara girişmedim. öncelikle Batı bölgesinin ve bu bölgedeki milletler ve taifelerin. W. Oestrup tarafindsm Danova diline çevrilmiş­ tir. Ibn Haldun'un Berberîler ta­ rihinin çevirisine bu eserden birçok şey eklemiştir.

Mişo. Fakat îbn Hacer'in de işaret ettiği gibi yazar. Milâdî 1396 jalına kadar İslâm dünyasının bir tür olaylar günlüğü niteliğindedir.MUHAMMED BÎN ABDÜRRAHİM BİN EL-FURÂT Târih-i tbn Furât Mısır'ın soylu bir hanedanına mensup olan İbn Furât. tbn Hacer E nbâil-Ğ um r adh eserinde. Haç­ lılar dönemi tarihçileri arasında da çok önemli bir yer tu­ tar. tbn Furât Tarihi'nin dokuz cildi Viyana Kütüphanesinde bulun­ maktadır. Milâdî 1107-1396 tarihine kadar olan nüsha olduğu sanılmaktadır. 1334). Hicrî 807 (M. Viyana Kütüphanesindeki bu ciltler 1809 savaşında Paris'e götürülerek 1814 yılına kadar burada kaldığından. İlimler tarihinde fakih ve hadisçi olarak'büyük bir ün kazanan bu zat. Haçlılar tarihini yaz&T347 .bu sırada oryantalistlerden Jourdâin tarafindan incelenmiş ve bu gayretli insan. Kahire'de doğmuştur (M. bu değerli eseri­ nin ancak bir bölümünü temize çekebilmiştir. bu büyük ve önemli tarihi. 1405) yılında vefat eden Furât'ın. ese­ rin bir özetini yapmıştır. tbn Furat Tarihi'inden sitayişli bir dille söz etmiş ve birçok konuda kendisine kaynak yapmıştır.

Îbnü'l-Furat'm yaşadığı dönemde. Risâlet döneminden Hicrî 807 (M. Aynı yazarın Merinoğulları hanedanı hükümdarlarından Ebu Fâris Abdülaziz adına ithaf ettiği Benî Hafs sülâlesi tarihine ait Farsiyye adlı diğer bir eseri daha vardır ki. Cezayir'de Kostantin kadılığında bulunan Ebu'l-Abbas Ahmed bin Hatîb de. Reinaud da birçok bölümlerini Haçlı Kütüphanesi (La bibliotheque croisades)’nin dördüncü cildine dercetmiştir.ken bu özetten çokça yararlanmış olduğu gibi. 1404) yılına kadar gelen beşyüz kadar büyüğün kısa biyografilerin­ den söz eden bir eser yazmıştır. Cezayir'de Kostantin'de bulunan yazma bir nüshası Cherbonneeu tarafın­ dan özetlenmiş ve Journal Asiatic'de yayınlanmıştır. 348 .

Dönüşünde Şam ve Kudüs'ü ziyaret etti. Daha sonra ailesinin asıl şehri olan Haleb'e gitti. Fakat daha sonra hükümdar kendisini bağışlayarak kurduğu medresenin müderrisliğine tayin etti. Bir süre sonra da elçi olarak Doğu Roma împarator- 349 . Fakat İdarî memuriyetlerdeki kararsızlık yüzünden birkaç kez görevden alınmak ve tekrar göreve dönmek durumuyla karşı karşıya geldi. Daha sonra hamilerinden birinin önerisiyle Melik Hakem tarafın­ dan Makrizî'ye halef olarak Kahire Belediye Zabıtası Ko­ miserliğine tayin edildi. işkenceye uğradı. Sultan Melik Müeyyed Şeyh zamanında gözden düştü. Babasının ölümünden sonra Suriye'de geziye çıktı. hâkim yardımcılığına tayin edil­ mişti. bu şehrin kadılığında bulunan babasından hu­ kuk ve fıkıh dersleri alarak daha çok genç yaşlarda bü­ yük bir ün kazanmış. Kudüs'te. Son­ ra Hicaz'a gitti.BEDREDDtN MAHMUD BİN AHMED EL-AYNÎ Ikdûl-Cümân fî Târihi Ehli'z-Zamân Milâdî 1360 yılında Ayıntab’da dünyaya gelen Bedreddin. mutasavvıflardan Alaeddin Ahmed esSeyrâfî'ye bağlandı. Bununla birlikte Mısır'a giderek ye­ ni kurulmuş olan Berkûkiye tekkesine girdi.

1451) yılında vefat etti. insanlığın yaratılışından. 1438). yeniden mü­ derrislik görevine döndü (M. Fakat düşmanlarının entrikaları. Aynî bir ara. Milâdî 1446 yılına kadarki olayları toplayan bir genel ta­ rihtir. İstanbul'dan dönüşünde Melik Müeyyed Şeyh'in haleflerinden Melik Zâhir Tatar ve Melik Eşref Bars Bey tarafından çok büyük saygı gördü.^*’ 350 . Bu son eser Wüstenfeld tarafından incelenmiş ve Sauvaire tarafın­ dan da özetlenmiştir.luğuna gönderdi. Bunlar­ dan başka kelâm. hem müderrisliği. Sultan Melik Müeyyed’in hayatını anlatan el-Cevhere adlı tarihî bir eser daha yazmıştır. hem de Vakfılar Bakanlığını kendi üzerinde topla­ mıştı. İslâm'dan önceki Arap kabi­ lelerinin soy ve tarihlerine ilişkin. Aynî. Wüstenfeld aynı zamanda Ebu’lTayyib Takıyyüddin el-Fâsî'nin Mekke'nin tarih ve to­ pografyasıyla ilgili el-Ikdü'l-Semîn adlı eserinin özeti olan Şifâ el-Ğarâm'ı da özetleyerek M ekke Olayları (Chronique de Mecgue) adlı eserinde yayınlanmıştır. 1418). kendisiyle dinî meseleler hakkında Türkçe sohbet edebildiği için yanından hiç ayırmıyordu. Melik Eşref Bars Bey. diniyât ve fıkıhla ilgili çok önemli ve değerli eserler meydana getirmiştir. M. Bu­ nun üzerine memuriyet hayatından büsbütün çekildi ve Hicrî 855 (M. az-çok mitolojik bir eserle Mısır ve Suriye'nin tarihine. çok geçmeden Vakfilar Bakanlığından düşmesi sonucunu doğurdu. coğrafyasına ve uy­ garlığına ait bir başka önemli eser yazmıştır. hem Henefî kadılığı­ nı. Aynî’nin Ikdül-Cüm ân'ı. Aynî ile çağdaş olan Ebu'l-Abbas Şehabeddin elKalkaşandî de (öl. Melik Aziz Yusuf un tahta geçişi üzerine.

Kendisinin kurduğu Ayniye Medresesine gömül­ müştür. (*) Aynî. Iran Şahlarının tarihleriyle ilgili olarak Târih elEkâsire (Kisralar Tarihi) adlı Türkçe bir tarih kitabı daha yazmıştır.) 351 . Aynî. Aynca. Sultan Melik el-Zâhir Tatar için. ölümünden iki yıl kadar önce Melik el-Zâhir Çakmak'ın gözünden düşmüş ve bütün vazifeleri elinden alın­ mıştı. (Y.K. Bu yüzden. geçimini sağlamak için bütün mülklerini ve kitaplarını satmak zorunda kalmış ve böylece vefat et­ miştir.DİPNOTLAR. Kudûrî’nin fıkıhla ilgili eserini de Türkçeye çevirmiştir.

Kendisine verilen "Makrîzî" adını. ailesiyle birlikte ikinci kez hacca git­ ti. 766 / M. 1364). Yolda bedevilerin saldırısına ugradi ve dört yıl sonra Kahire'ye döndü. büyük babasının Şam'a hicretinden önce Baalbek yakınında oturduğu Makrîz nahiyesinden almıştır. Kahire’de Şafiî mezhebini öğrenen Makrîzî.TAKIYYÜDDİN EBU’L-ABBAS AHMED EL-MAKRÎZÎ el-Mevâiz ve'l-t'tibâr bi-Zikr el-Hıtat vel-Âsâr Makrîzî. Şam'dan Kahire'ye göç etmiş olduğundan. Daha sonra Kahire medreselerinden birinde hadîs müderrisliğine geçti. Uzun bir hastalıktan sonra Hicrî 845 (M. Babası Alaeddin. Makrîzî bura­ da doğdu (H. 1408) yılında Şam'a gitti. Dönüşünde kadı yardımcılığına tayin edildi. 352 . Hicrî 811 (M. Kalânisîye vakıfları ve Nuriyye Hastanesinin yönetimiyle görevlen­ dirildi. Milâdî 1385 yılında Hicaz'a gitti. Hanefîlerin güçlü bir muarızı olarak yetişti. Milâdî 1431 yılında. Mısır'ın en tanınmış bir tarihçisi oldu. Babası ve büyük babasının Hanefî fukahasından olmalarına rağmen. Aynı zamanda Şam medreselerinde de ders okut­ maya devam etti. 1442) yılında vefat etti. Mısır'da yetişen tarihçilerin en ünlüsüdür.

Bunun içindir ki. Ebu'lMehâsin Tannvirdî. bir derlemeciden başka bir şey değildir. eserlerinde bü­ yük bir orijinalite görememektedirler. Hıtat-ı Mısriyye. aynı zamanda onla­ ra çekici. Çünkü aldığı parçalardan birçoğu. Her konuya yapı­ şır. Makrîzî bu genel metottan ayrılmıştır. İhtimaldir ki Makrîzî. Bununla birlikte. yine de takdire lâyıktır. hem de tarihidir. kısmen de konular arasındaki mantıkî ilişkilere göre düzenlenmiştir.. tslâm tarihçile­ rinden çoğu. 353 . Hare­ ket ve davranışlarını sünnete uydurmaya çalışırdı. sağlam ve dindar bir alimdi. Fakat Makrîzî’nin hiz­ meti bundan ibaret olsa bile.Makrîzî’nin hayranlanndan diğer bİT tarihçi. Fa­ kat Hanefî fukahasına karşıydı. îyi. Bu eser Mısır'ın hem coğrafyası. Makrîzî'yi inceleyen bazı Batılı yazarlar. kaynaklan arar. derin. çeşitli ilimlere vâkıf. kendisinden söz ederken şu satırla­ rı yazıyor. bulur ve aktarır. yazılarında çok ateşlidir. Fa­ kat zekî ve mutlu bir derlemecidir. "Makrîzî. Bu konuda kendisinden öncekile­ rin eserlerini tanık olarak kutlamıştır. eserlerini yalnız zenginleştirmemiş. eserlerini yıl üzerine tertip ettikleri halde. Gerçekten de Makrîzî'nin eserlerinde. zengin ve ilginç bir nitelik vermiştir. Yazılarında bu duygula­ rın izleri görülebilir!. Onlar hakkında gerçek olmayan bir kötü zan beslerdi. ülke veya mahallelere. asılları kaybolmuş eserlerden derlenmiş kıymetli belgelerdir." Makrîzî. En önemlisi Hıtat-ı Mısriyye diye tanınan el-Muvâız ve'lî'tibâr adlı eseridir. Makrîzî'nin değişik türlerde eserleri vardır. Bu parçalar. diğer eserlerden hemen aynen aktarılmış sayfalar pek çoktur.Yazar aynı zamanda Kahire’nin topoğrafyasını da çizmiştir. ehli sünnete karşı derin sevgi besleyen ve sünneti seniyyeye tutkun bir kişiydi. bunu açıklığa kavuşturmak için didinmekten çekin­ mez.

"Vaktiyle Mısır'da yapılmakta olan şeylerden biri de 354 . Mısır'ın eski gelenekleriyle ilgili olarak top­ ladığı rivayetlerle dünyanın anasının eski hayatını en iyi tanıtan tarihçiler sırasına geçmiştir. zenci kabilelerin yağmasından meydana gelen acı ve müthiş bir korku altında yüzlerine korku çökmüştü. Mısır'ın geçmişine ait birçok mitolojiler de top­ lamıştır. yiyeceklerin azlığından. Melik Nâsır bin Kalaun döneminde ise. eski çağlan canh olarak yaşatmakta­ dır. bir deri bir ke­ mik insanlardan başkası kalmadı. askerlerin tedhişinden. Halk çoğaldıkça çoğalmış. Fakat folklor açısından bunlara da bir değer ve­ rebiliriz. Yaşadığı yüz)aldaki insanlann enkaz kalıntıla­ rına tanık olduklan eski uygarlık hakkındaki anlayışla­ rını aynen yazmak. tarihe az hizmet midir? Makrîzî. Ebu Ömer el-Kindî'nin Mısır kadıları ve valileri konu­ sunda yazdığı önemli eser -ki sonraları Leiden'de basıl­ mıştır. Makrîzî. olduğu gibi ve samimi bir şekilde aktarır. gözlemci bir tarih yazandır. Mustansır zamanında Mısır'ı kasıp kavuran kıtlıktan söz ederken şu satırları yazmaktadır. top­ lumsal ve ekonomik sonuçlar doğuran hiçbir olayı kay­ detmeyi ihmal etmez. aksi­ ne mutlu bir haldeydi.de bu şekilde düzenlenmiştir.Makrîzî’den önce de genel metottan aynlanlar olmuştur." Kahire. "Mısır’da artık. Hıristiyan Kıptîlerin Martiyer paskalyalarım alaycı bir üslûpla tas­ vir eden şu satırlar. Fakat daha sonra çıkan kıtlıklar ve diğer felâketlerle Kahire tekrar boşalmıştır. Politik. şehir­ den taşacak bir duruma gelmişti.. Hicrî 457 ve 464 (M. 1064-1071) yılları arasında. Makrîzî. Toprağı sürecek güçlü kuvvetli kimse kalmamıştı!. Gezen birer ölü olan bu bahtsızlar açlıktan sararmış. cenazeye benzeyen. Her şeyi.

O gün şehirlerde. sefihler. eğer bu bayramlar yasakla­ nırsa devlet gelirlerinin azalacağını. Bu yüzden bazan cinayetlerle sonuçla­ nan kargaşalıklar olur. şak­ labanlar. yani on iki bin di­ nar altından fazla para harcanır. hiç coş­ masın! Eğer Nil'i coşturan Allah ise. lûptî aylarının sekizine düşüyor. Nil kenarına. fahişeler. Nil nehrinin de taş­ mayacağını. palyaçolar. sonuçta Mjsır'ın harap olacağım Baybars'a bildirdiler. bu bayramları yasaklamak istedi. Kiptiler ölmüş atalardan birinin parmağı bir sandık içi­ ne konularak NiVe atılmazsa o yıl nehrin coşmayacağına inanıyorlardı. emirin kâtiplik hizmetin­ de bulunan biri aracıbğıyla. Kiptiler kendi milletlerinden. Bu bayramda en çok satılan şey şaraptır. eğ­ lence yeri sahipleri. Bayramlar yasaklandı. zamparalar." Hicrî 702 (1302) yılında. köken (menşe) meseleleriyle de ilgilen­ 355 .Martiyer bayramının kutlanması için yapılan büyük tö­ rendir. Burada hesapsız paralar harcanır.. Bu parmağın Nil e atıldığı gün. Hıristiyanların bu inançlannın yanlış oldğunu göstermiş oluruz!" cevabını verdi. Makrîzî. Melik Nâsır bin Kalaun'un vekili olan ve hükümdarı vesayeti altında tutan tarihçi Emîr Baybars. Şarap için yüz bin dirhemden. Bir Hıristiyan sadece bir günde on iki bin dirhemden fazla şarap satmıştır. Bu yasak 738 yılma ka­ dar sürdü. Mısırlıların en büyük şenlik günlerinden birini teşkil eden bu bayram. oyuncular. bu parmak atılmayınca coşmayacak olursa. Fakat Baybars. Kahire'nin çoğu halkı da sınıf sı­ nıf toplanır. Kadın ve erkek şarkıcılar. Hıristiyan Kıptîlerin bayramıdır.. kısaca istisnasız herkes bu bayra­ ma katılırlar. Bayram yerinde toplanan kalabalığın sa­ yısını Allah'tan başka kimse bilmez. ça­ dırlar kurarlar.. nehrin adacıklarına gider. kasabalarda ve köylerde herkes atlanır. bu sözlerle alay etti: "Eğer Nil..

" Makrîzî'nin Hıtat’ında meraklı ve eğlenceli sayfalar pek çoktur. Ülkede insanlar görülmeye başladı.miştir. aynı zamanda bir folklorcu­ dur. Asıl metin de Escurial Kütüp­ 356 . Su. bu eğlenceli sayfaların içinden tarihi aydınlatacak birçok gerçekler bulup çıkarabilir. îlk zamanlara ait Mısır hüküTnetlerine ayırdığı bir bölümde. Meraklı. Halkbilimle (halkıyât) ilgili şeyleri toplamaya son derece meraklıdır. Diğeri de Mısır'daki Fatımî ha­ lifelerinin tarihidir. înce bir bakış. Makrîzî'nin İslâm sikkeleri hakkında bir eseri de Silvestre de Sacy tarafından çevrilmiştir. iktisatçı ve arkeolog bir tarihçidir. başlangıçta bütün Mı­ sır ülkesini kaplamış bir deniz halindeydi. Kiptiler tarihiyle ilgili bölümleri yayınlamış.^**^ Makrîzî bunlardan başka bir de Mısır'da eğemen olan beylerin ve Mısır'ın ünlü simalarının biyog­ rafilerine dair muazzam bir esere başlamış. Mısır'ın bu tanınmış yazan. Bu<ciltlerden üçü Leiden. Wüstenfeld tarafindan da Almanca'ya çevrilmiştir. Sonunda köy ve ka­ sabalar doldu. bilgin. Makrîzî'nin HLıtat'ı.^*^ Eserin tümü Mısır'da Bulak Matbaasında basılmıştır. Silvestre de Sacy tara­ fından özetlenerek yayınlanmıştır. Bunlardan es-Sülûk li -magrifeti D üvel el-M ülûk adlı eseri Mısır'da saltanat süren Memlûklerin değerli bir tarihidir. Quatremfere bu eseri Fransızcaya çevirmiştir. yavaş ya­ vaş çekilerek yüksek yerlerin açığa çıkmasını sağladı. yersiz bir şekilde jeoloji problemlerine de değinmiştir: Makrîzî'ye göre "Nil. biri de Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır. fakat seksen cilt halinde düzenlediği bu büyük eserin ancak on altı cil­ dini temize çekebilmiştir. Makrîzî'nin tarih bakımından önemli olan başka eserleri de vardır. Welger de. yazarın kendi el yaz­ masıyla olan bir nüshası Gotha Kütüphanesinde bulun­ maktadır. Bu son eserin.

) (****) Mısır'a hicret etmiş Arap kabileleriyle ilgili olan bu eser ei-Beyân ve'l-ÎVâb amma bi-Arz M ısr m in el-Arab adını taşımaktadır. XVII/367-391). 1908).K. (Y. 1953.K.K. 1928 yılında İstanbul'da elNukûd el-Kadîme ve'1-tslâmiye adıyla basılmış. (Y.K.) 357 . (Y.K. Mısır tarihçisinin ölçü aletlerine^*” ^. Yazar tarafindan gözden geçirilmiş şekliyle Şuzûr el*Ukûd fî-Zikr el-Nukûd adındaki bu eser.hanesindeki nüshadan istinsah edilerek Avrupada basıl­ mıştır. (Y. Mısır’daki Arap iTklarına^****^ Habeşistan'daki müslüman hüküm­ darlara ait de birer risaleleri vardır/****** Bu risalelerin üçü de Avrupada basılmıştır. Blochet tarafından Fransızcaya da çevrilmiştir (Paris. Bunz tarafından yayınlanmıştır.) (***) Makrizî'nin Islâm sikkeleri ve ölçülerine ait kitabı Nüb zet el-Ukûd fî Umûr el-Nukûd adım taşıyor.) (*****) Makrizî'nin bu kitabının adı el-îlm âm bi-Ahbâr men bi-Arz el-Habeşe min Mülûk el-îslâm'dır. Ankara.) (**) Makrîzî’nin Fatimîler tarihi tttiâz el-Hunefâ bi-Ahbâr el-Eimme v e’l-Hulefâ adını taşımaktadır. DİPNOTLAR: (*) Hıtat. aynca notlar ve tashihlerle İbrahim Artuk tarafindan Türkçeye çevrilmiştir (Belleten. (Y. Gotha Kütüp­ hanesindeki yazar hattıyla yazılmış nüshasına dayanarak 1908 yılında H. E. 1948 yı­ lında Cemaleddin el-Şelyel'in notlan ve tashihleri ile Kahire’de yeniden basılmıştır.

Tekrar Kahire'ye döndü (M.ŞtHABEDDÎN EBU’L-FAZL İBN HACER EL-ASKALÂNÎ înbâü'l'Gumr fî Ebnâil-Umr Şafiî okulunun bu ateşli savunucusu. 358 . Burada da genel dersler vermeye devam etti. Daha sonra hadîs il­ miyle uğraşmaya başladı. yakınlanndan birisinin vesayeti altında büyüdü. Fıkıhta yeni bir nesil yetiştirdi ve bu sayede dünyaca tanınan bir kişi oldu. Daha onbir yaşındayken Mekke'ye gitti. Çocuk yaşlarda babasını yitirdiğinden. az zamanda büyük bir geliş­ me gösterdi. Miladi 1371 yı­ lında Askalan'da doğmuştur. Hicrî 852 (M. İnceleme ve araştırmalarını tamamlamak amacıyla uzun bir geziye çıktı. Milâdî 1432 yılında Haleb'e gitti. Kahire'ye gitti. Yemen'i dolaştı. Şiirleri Mekke’yi dolduran belâğat üstadlarının hakkıyla takdirini kazandı. Başkadılık mevkii­ ne yükseldi. Burada büyük bir başarıyla hadîs ve fikıh okutmaya başladı. 1448) yı­ lında Kahire'de Hakkın rahmetine kavuştu. Filistin'i. 1403). Olağa­ nüstü yeteneği olduğu için.

'1-Gumr fî Ebnâil-Um r: Ibn Hacer'in bu önemli eseri. Makrizî ve Bedrü’l-Aynî gibi büyük yazarlann eserlerinden yararlanmıştır. olaylar bakımından îbn Kesir tari­ hinin. on yılhk olaylar düzenli bir biçimde toplanmıştır. zamanındaki olayları. Ya­ zar. İbn Hacer tarihinin İnbâü’l-Mısr fî EbnâilAsr adında bir zeyli daha vardır. Arap Akademisini yazar­ ken. İbn Hacer’le çağdaş olan Ebubekir Takıyyüddin bin Kadı Şuhbe de (M. 1371-1449) edebî ve siyasî bir tarihidir. Sarimuddin bin Dokmâk. 1377-1448) değerli bir tarihçidir. Şam kadılığında bulunmuş. 773-852 / M. Zehebî tarihine zeyl olarak yazılan bu eserde. devletlerin durumunu. Takıyyüddin'in bu eserinden çok yararlanmıştır. tbn Hacer bu önemli kitabım ya­ zarken en çok Nâsıreddin bin Furat. îbn Hacer gibi Şafiî mezhebinin bir savunucusu ola bu zat. yaşadığı dönemin (H. vefeyât ve teracim bakımından da Zeynüddin bin Râfi'in eserinin birer zeyli gibidir. 359 . Wüstenfeld. Inbâü'l-Gumr. bir aralık da Nuriye Hasta­ nesi müfettişliği yapmıştır. Takıyüddin aynı zamanda Milâdî 1433 yı­ lına kadar geçen Şafiî mezhebi taraftarlarının biyografi­ lerini toplamıştır. tanın­ mış kişilerin vefatlarını yıl yıl izleyerek yazmış. özellikle hadisçilerin (muhaddîsler) hayat ve biyografilerine bü­ yük bir önem vermiştir. Hicrî 870 (M. 1465) yı­ lında ölen Burhaneddin İbrahim bin Ömer el-Bekâî bu esere Izhârül-Asr li-£srâri Ehli'l-Mısr adıyla bir zeyl yazmıştır.lnbâü.

Arabşah. döktüğü kanlan.ARABŞAH AHMED BİN MUHAMMED BÎN ABDULLAH Acâib el-Makdûr fî Nevâib Timur Asya tarihinde çok önemli bir siyasî devrim yapmış olan Timur Gürgân zamanında yaşamış ve onun tarihini yazmış iki ünlü tarihçi vardır. yıktığı saltanatlan. Biri hanedanının iyiliklerine gömüldüğü için kayıtsız şartsız Timur’un bütün davranış ve icraatlarım güzel ve meşru göstermeye çalışmış. Ona göre Sahibkıran. gaddar ve yıkıcı bir afet olarak tanıtmaya çalışmaktadır. en müthiş bir felâket gibi tasvir etmektedir. Şerefeddin. Bunlardan biri Timur'un övgücüsü olan Şerefeddin Yezdî. söndürdüğü ocakları. diğeri de kahrına uğradığı bu hükümdara karşı amansız bir yergici kesilmiştir. onla­ rın lâyık olduğu cezaların bir tecellisi gibi gösterir. diğeri de Arabşah’tır. Timur'u dünyanın düzeni için Allah tarafındîîn gönderilmiş bir kurtarıcı olarak tasvir eder. Arapşah. 1389) yılında Şam'da 360 . Timur’u zalim. Sübhanî takdirin masum ve azimli bir icra görevlisinden başka bir şey değildir. Hicrî 791 (M. en korkunç bir belâ. aksine Timur'un ortaya çıkışını en büyük bir uğursuzluk.

Fıkıh ve hukuk ilimleri hakkındaki araştırmalannı tamamlamak için 1411 yılına kadar o zamanlar birçok bilgine vatanlık yapan bu şehirde kaldı. Vatandaşları kendisini "Acemî" laka­ bıyla anmaya başladılar. Burada felsefi araştırmalarına devam etmek istiyordu. meslek ve sanat sahiplerinden birçoğunu Semerkand'a göndermişti. Mehmet Çelebi'nin ölümünden sonra. Mekke'den dönüşünde Mısır'a uğradı. İslâm devletleriyle olan haberleşme­ lerin taslağını hazırlamakla görevlendirdi. Mısır'ın 361 . Şam’da yalnız ba­ şına (münzeviyâne) bir hayat geçirmek zorunda kaldı. Kendisini Farsça ve Arapça yazılmış değerli kitapları Türkçeye çevirmekle görevlendirdiği gibi. Emir Çakmak tarihçiyi Şam’a davet ettiği halde. Daha son­ ra Kırım'a geçti. Mehmet Çelebi. Arabşah’ı iltifatlara boğdu. îbn Arabşah. Eserlerini bu münzevî hayatı sırasında yazmıştır. tbn Arabşah da annesi ve kar­ deşleriyle birlikte bunlann arasında bulunuyordu. her yandan toplanan ilim ve kültür adamlarıyla bir erdemliler topluluğu halini almış oldu­ ğundan Arabşah burada derin bir şevkle İlmî araştırma­ lara atıldı. Semerkand.doğmuştur . Dönüşünde Harizm ve Kıpçak stepini (dest-i Kıpçak) dolaşarak Hacı Turhan (Astırağan) şehrine ka­ dar gitti. kardeşlerinin saltanat davası yüzünden çıkardıkları sıkıntıları gidere­ rek devleti yeniden kurmayı başarmıştı. Arapşah'ın bu sessiz hayatı 1428 yılında Hicaz'a gitmesine ka­ dar sürdü. özel kâtipliğine de aldı. Kınm bilginlerini ziyaret ettikten sonra Edirne’ye gitti. Milâdî 1408 yılında Çin'e kadar seya­ hat etti. Fakat Şam'da umduğu iltifatı bulamadı. doktorlar.Timur Şam'ı aldığı zaman (M. 1400) bilgin­ ler. yanından ayırmaya kıyamadı. Bu sırada Mehmet Çelebi. Farsça ve Türkçeyi hakkıyla öğrenerek birçok konuda derinleşti. vatanını çok fazla özleyen Arabşah. izin alarak Şam’a gitti.

akıllının dehşete düş­ tüğü. Dünyayı fesatla doldurdu. kıymet sahibinin kıymetsizleştiği. çok geçmeden kendisini burada beklen­ medik bir felâket karşıladı: Emir Çakmak. bu hastalık yüzünden öldü (25 Mayıs 1450). to­ pal deccal Timur'un fitnesidir. taraf tuta­ rak yazılmış olduğu gibi. adından da anlaşılacağı üzere. Bu duygularla aleyhinde yapılan dedikodulara kolayca inandı. Timur'un ortaya çıkışını en müthiş bir felâket olarak gördüğün­ den. Milâdî 1438 yılında Melik Zâhir ünvanıyla sultan ilân edildi. Bunlardan biri Timur'un fetih ve savaşlarını tasvir eden A câib el-M akdûr fî Nevâib Timur. fasıklann başı. cömert ve doğrunun itilip kakıldığı. Fakat. Tarihçi'yi hapse attırdı.çok bol olan bilginleriyle samimî ilişkiler kurmakta ge­ cikmedi. Kılıcıyla her şeyi silip süpür­ dü ki. daha eserinin girişinde. ekinleri. "Olayların en gariplerinden hatta en büyük belalardan birisi. Oniki gün sonra serbest bırakılmasına rağmen. Arabşah. Zavallı Arapşah hapishanede hasta­ landı. Arabşah'm bu eseri de. iyinin rezilleştiği. Arabşah. daha önce yaptığı davetine uymayan Arabşah'a gücenmişti. ölümünden iki yıl önce yazdığı Fâkihet el-Hulefâ ve M efâkehet el-Zurefâ'dır. Yeni sultan. Çünkü olanlar anlatılması gerekli büyük ve ibret dolu olaylar­ 362 . düşmancadır. O tek ayağı üzerinde doğu ve batıda fitne koparmıştır. Gördüklerimi ve bana rivayet edilenleri anlatmak istedim. diğeri de. iki de tarihî eser bırakmıştır. Tevhîd konusundaki bir eserinden başka. bununla necasetini ortaya çıkardı. nesilleri helak etti. Acâib el-Makdûr fî Nevâib Timur: Şerefeddin Ali Yezdî’nin Zafernâme'si.

A câib elMakdiîr. Acâib el-Makdûr. hikaye kisvesi­ ne büründürülmüş siyasi bir eserdir. çevirisi değerini yitirmiştir. Çoğu tarihçiler gibi Arabşah da bu eserinde kaleminin gücünü göstermek istemiş. Milâdî 1411 yılında Hacı Turhan'da doğan Taceddin 363 . Fâkihet el-Hulefâ. iddialı bir üslûp kullanmış­ tır. Tarihin bugünkü anlayış tarzına göre Timur'u tanımak ve temıtmak üzere. ne yalnızca Şerefeddin'e ve ne de Arabşah'a dayîmmak doğru olmaz.**^ Arabşah'ın iki oğlu da. Aleyhte ve lehte yazılmış bütün belgeleri toplayarak bunları tarihî metodun koyduğu ku­ rallar doğrultusunda incelemek gerekir. babalan kadar olmasa da. herhalde kültür dünyasında oldukça ün kazanmışlardır. çok eski bir zamanda Golius ta­ rafından Lâtinceye çevrilmiş ve orijinal metniyle birlikte 1636 yılında Leiden’de basılarak yayınlanmıştır.dır.^ Avrupa'da Timur'ım ve kurduğu devletin tarihi ince­ lenmeye başlandığı zaman Acâib el-Makdûr dikkatleri üzerine çok fazla çekmiş olduğundan Pierre Vattier bu eseri Fransızcaya çevirmiş ve 1638 yılında yayınlanmış- tır." sözleriyle hayatının tarihçesini yazmaya giriştiği Timur hakkındaki düşüncelerini göstermiştir. Arabşah'ın bu iki eseri de daha sonra Mısır'da basıl­ mıştır. nadir deyimler. Nazmi-Zâde tarafından kısal­ tılarak Türkçeye çevrilmiş ve Târih-i Tim urlenk adı al­ tında yayınlanmıştır.'2) Arabşah’ın Fâkihet el-Hulefâ'sı da Preytag tara­ fından Lâtinceye çevrilerek 1832-1852 yıllarında Bonn'da basılmıştır. seciler ve kafiyelerle doludur. Fakat bütün bunlara rağmen bu eser. Fakat Nazmi-Zâde kitabın bir kıs­ mını atladığından. Acâib el-Makdûr. Timur zama­ nında yazılmış olması bakımından tarihî belgelerden bi­ ridir.

(R. sonra Mısır’a giderek 1495 yılında orada vefat etmiştir. babasıyla Şam'a gelmiş.) 364 . manzum bir eser bırakmamıştır. (2) Portrait du grand Tamer lan avsc la süite deson histoire jusque â ietabliissem ent de I’em pire du mongoL (*) Nazmi-zade Murtaza'mn bu çevirisi 1131 (1718)de baalmıştır. el-Hasan eserini 1446 yılında Şam'da ku­ mandan olan İbrahim'in korku salıcı bir yönetim kura­ rak yıkıp yakmasından doğan bir etki altında yazmış.Abdülvehhab. DİPNOTLAR: (1) Ahmede Arabsiadoo vitoe et renua gestarum T im ur iri qui volgo Tamerlans dicitu r Hisioria. Bu eserin yazma nüshası Berlin Kütühanesinde bu­ lunmaktadır. Arabşah’ın ikinci oğlu Haşan da Milâdî 1446 yılları­ na doğru Nablus beyi İbrahim'in hayat ve fealiyetlerini tasvir eden îzâh el-Zolm adında tarihî bir eser yazmış­ tır. Abdulvehhab. bu gaddar adamın zulümlerini göstermeye çalışmıştır.

Hatta diyebiliriz ki. Vassâf. bazı müstensihler mevcut eserlerin çoğaltılması 365 . kargaşahk ve ilgisizlik yüzünden kültür ve edebiyat da sönmeye yüz tutmuştu. Reşidüddin. gibi bulunmaz zekâlar yetiştiren o çevre gerek yönetim ve gerekse ilim ve edebiyat bakımından acıklı bir durum almıştı. Gerçi bu süre içinde ötede beride bazı bilginler yeni yeni eserler yazmış.HÂFIZ ÂBRÛ NUREDDÎN BİN LUTFULLAH Zübdetü't-Tevârih Doğuda Timurlularla başlayan İlmî ve edebî rönesans döneminin seçkin kişilerinden biri de Hâfız Âbru dur. bu hanedanın çöküşüyle birlikte sönmeye başlamış. bu hükümdarın ölümünden sonra müthiş bir biçim alan anarşi Timur Gürkân'ın ortaya çıkışma kadar sürmüştü. Cüveynî. yani Sultan Harbende Olcaytu'nun ölümüyle başlamıştı. llhanhlar zamanmda gelişen fikrî ilerlemeler. llhanlı devleti kargaşalıklar içine düşmüş. Ebu Saîd'in idaresizliği yüzünden. Kâşânî. İlmî düşüş siyasî düşüşten daha önce.. Bir yüzyıl kadar süren bu kargaşahk dönemi sırasında Maveraünnehir ve İran'da ilim ve edebiyatı koruyacak kişiler görülmemiş.. Çünkü Olcaytu'nun ölümüyle.

Bu şekilde Hindistan’da yeni bir edebiyat. İlmî ve edebî ilerlemeler durgunluğa uğramadı. Aynı hızla yürümekte devam etti.^ Gerçekten Hâfiz Abrû'nun söylediği gi­ bi. bir vesileyle bu cihangire bağlanmıştı. Timur’un halefleri zamanında devam et­ ti. çok geçmeden oğlu Şahruh'a da bağlandı. Şahruh’un oğlu Baysungur’un nedimleri arasında görüyo­ ruz. Sahibkıran Timur Gürkân'ın saygı ve gözetimine mazhar olan Hâfiz Âbrû. Şahruh Bahadır’la oğu 366 . Bu tarihten sonra. Timur'un İran’ı istilâ ettiğinde. Hin­ distan'da yükselmeye başlayan şubeleri aytıı çahşmaya bu kez orada devam ettiler. Fars ve Maveraünnehir'deki prensler bütün gayretleriyle ilim ve kültürün yayılmasına çalıştılar. Hâfız Âbrû. Bir süre sonra Hâfiz Abrû'yu. Zübdetü't-Tevârih’ini Baysungur’ım öneri­ siyle yazmış ve ona ithaf etmiştir. koruyucu bir teşvikçi bulunma­ ması. Hatta Timur’un bağışlanması mümkün olmayan bir şid­ detle kurmuş olduğu muazzam saltanat parçalandığı ve ülke birbirine karşı birçok küçük beyliklere bölündüğü halde. Kendisi Herat’ta doğmuş. Horasan.için çalışmışlarsa da. İşte Timurlular'la başlayan bu "Rönesans" dönemi­ nin kişiliklerinden biri olan Hâfiz Abrû. bu dönemin fikrî sefaletini. Timur’un ortaya çıkarak saltanat kurmasıyla birlik­ te. Âbrû’. Hatta Timurlular Ho­ rasan ve Maveraünnehir tacını yitirdikleri zaman. Türkistan'dan Küçük Asya’ya kadar uzanan ala­ nın korkunç bir karışıklık içinde yüzmesi sonucu olarak bunların sayısı sınırlı bir miktarı aşamamıştır. Timur’la birlikte tarih sahnesine çıkmıştır. yeni bir kültür doğmuş oldu. Bu akım. İran ve Maveraünnehir'de yeni bir fikrî gelişme başla­ mıştı. ilim ve edebiyat dünyasında tanınmaya başladı. tarihe ait önemli eserlerin yazılamamış olmasını şikâyetçi bir dille anlatmaktadır. öğ­ renimini Hemedan’da tamamlamış.

Reşidüddin'in eserini kendi kalburundan geçirmekle yetin­ miştir. fazla araş­ tırmaya girişmediğinin bir kanıtıdır. bu eserin yazımıyla görevlendirmişti. 1433) ve babası daha hayattay­ ken (Şahruh 850 / 1446 yılında ölmüştür) vefat etmiştir. Hâfız Abrû da. Hicrî 826 (M. 1422) yılında Hâfız Âbrû'yu. 1430) yıhna kadar rahat içinde ve mutlu bir hayat geçirdi. Bu itiraf da. Hicn 834 (M. Hatta çalma olduğunu açıkça belli eden bazı cüm­ leleri değiştirmek zahmetine bile girmemiş olduğu açık­ ça görülmektedir. Eser. insanlı­ ğın yaratılışından. himayeye mazhar olan diğer büyükler gibi. Kendisi­ nin açıkladığı gibi. 837 / M. Hâfiz Âbrü'dan üç yıl sonra (H. yazar eserinin birinci bölümünü -ki Hz. Baysungur Mirza. Zübdetü't-Tevârih: Hâfız Abru nun ifadesine göre." gibi güzel şiirler bırakan Baysungur da. Zübdetü't-Tevârih. Adem döneminden Sasanîler devletinin sonuna ka­ dar olan tarihî olayları içermektedir. Yazar. Bu ta­ rihte öldü. hemen hemen Câmiu't-Tevârih'in bir kopyası gibidir. Timurlular dömeni kültürünün üstün kişile rinden sayılan ve: "O'nun mahallesi oldu Baysungur Padişahın sevgili mahallesidir.Baysungur Mirzâ’dan her ikisi de edebiyat ve tarihe çok fazla sevgi beslediklerinden. Zübdetü't-Tevârih'in. 1425) yılına kadar olan olayları içermektedir. bu kısmı yazmak için birçok eseri gözden geçirmiş olduğunu açık­ lamasına rağmen^^\ o kadar zahmete girmemiş. 367 . Hicrî 829 (M. Baysungur Mirzanın emriyle yeızılmıştır. Gazan Han dönemi sonuna kadar olan bölümü.bu emri aldıktan birkaç ay sonra tamamlanmıştır.

368 . bu eserin de birlikte gözden geçi­ rilmesi gerekir. Bazı kişilerin elinde kalan bir-iki nüsha da ortaya çıka­ rılmıyordu. Zübdetû't-Tevârih'in bir nüshası Da­ mat İbrahim Paşa Kütüphanesinde 919 numarayla ka­ yıtlı bulunmaktadır. Şahruh ve Baysungur tarafından çizilen ve Zübdetü'tTevârih’te uygulanan bu plan Ak Timur döneminde ya­ zılan tarihlerin hepsi için esas olmuştur. Bu yüzden Baysungur Mirza. insanlı­ ğın yaratılışından başlayan bir tarih yazdırmak değil. Ebu Saîd Han'la Moğol saltanatının söndüğünü kabul ediyorlardı.'"*^ Timurlular. yaratılıştan başlanılarak bu eksikliğin giderilmesini de istemişti. Târih-i M ü­ barek Gazanî gibi kendi adına da bir Târih-i Mübârek Baysungurî yazdırmak hevesine düşmüş. Gazan Han’ın ölümünden kendi zamanına kadar geçen 123 yılın olaylarını yazdırmaktı. Mirza'nın asıl amacı. bu görevi Hafız Âbrû'ya yüklemişti. Ebu Saîd'in. Çünkü böylece Reşid'in Câmiu't-Tevârih'i tamamlanmış olacaktı. Câmiu't-Tevârih nüshaları kaybolmuştu. İyi bir kaynak olması bakımından. Bu durum Zübtedü't-Tevârih'in ifadesinden de anlaşıl­ maktadır.Anlaşıldığına göre Baysungur Mirza. Reşidüdin'e reva gördüğü davra­ nış sonunda. Câmiu'tTevârih incelenirken. ' Fakat. Zübdetü't-Tevârüı'in önemini açıklamaya gerek yoktur. Sahibkıran'la başlayan Gürkâniye Devletim Moğol saltanatından ayiT\yoT\ardı.

eski zamanlann keyfiyetinden ve kadîm çağlann nasıllıgından sözetmeli. Onu her ülkenin ve vilayetin salta­ nat semasının yıldızı olarak gören padişahlar batıya yönel­ meye. Muhammed Cerir Taberî. Bunun sebebi. yapılmış olsa bile. tefsir ve tarih ki­ taplarından seçildi. fa­ tih. tüm beldelerde hükmü uygulanan paişah Sultan Ebu Said Nurullah'ın iktidar günlerinin so­ na ermesi değildia. Eğer tüm olaylar ve meşhur yöneticiler Adem-i Safiyy (Rahman'ın salatı üzerine olsun) zamanından Humayun'un günlerine kadar hiçbir şey kaybolmazsa.. Kısasu'l-Enbiya. Murucu’z-Zeheb. "Bir kitap. Siyeru'n-Nebî. enbiya ve evliyanın zikrini kapsa­ malı. Firuzâbâdî'nin Tarih-i Vassafı. Zübdetü't-Tevârih) (3) "Padişah Yezdcerd'in ilk günü Fars tarihinin de başlangıcı- 369 . Utbî'nin Yeminî’si. Zahirî’nin Selçukname'si.DİPNOTLAR: (1) 'Tüz yıllık bir tarihin seçilmesinden sonra hiçkimse bu ilim­ de bütün taifeleri kapsayan bir kitap tedvin edememiştir. zeval bulmaya ve batmaya başladılar. Emir. el-Mevaiz ve'l-Hükm fî Ahbarî Müluki'l-Acem. Ata Mülk Cuveynî’nin Cihangüşa'sı. Ülkenin her yarandan pek çok işgalci is­ tibdat ve istiklal davası güdüyordu. Esir'in Kâmilu't-Tevarih'i.” (Hafız Âbrû. Ali b.. eserlerini aktarmalı. meliklerin ve önce­ ki milletlerin haberlerini. Reşid'in Camiu't-Tevarih'i ve Hamdullah elMüstevfî'nin seçkisi gibi çok sayıda hadis. Kitabu'lMu’cem fî Âsâri Müluki'l-Acem. muhtevası geçmişteki sultanların. Şehzade makbul bir hitapla iftihar etti ve vahiy lafzıyla şöyle buyurdu. Kadı Beydavî'nin Nizamu't-Tevarih'i. Firdevsî'nin Şehname'si. Bu. Al­ lah'ın düşmanlarının kahredicisi.. Nasırı el-Cürcanî'nin Tabakat'ı. milletlerin yönetimini elinde bulunduran. Allah'ın dostlarının yardımcısı.. sema tarafından destek­ lenen Emir Timur Gürkan Enaruhlah Burhane'nin devlet güneşinin Maveraünnehir'in doğusundan yükselmeye baş­ lamasına kadar sürdü. Abdillah el-Mes'ud elHezlî'nin Meadinu’l-Cevahir'i. alem padişahı. bu diyara ulaşmamış ve mütalaa edileme­ miştir. Hindistan'ın bitiminden Mağrib'in başlangıcına kadar ele geçirdi. Arab ve Acem ülkelerinin mevlası." (2) "Hz. Anlatı­ lanlar. Hıtay sı­ nırından uzak Rum'a ve Frenk'e.

Zübdetü't-Tevârih) (4) "Bu esnada Sultan. şöyle buyurdu: Reşidi'nin başı kaybolan kitabını tamam­ lamak gerekiyor. Bu fakire arzedildiğine göre bu kitabın bi­ rinci kısmı. Adem zamanından Hz.dır. Reşidî. Taberî ve Kâmil’in mütalaasından sonra birkaç nüs­ ha çoğaltılacak. "Belki bundan dolayı ilk dört mukaddime." 370 . Allah mülk ve SjBİtanatım ebedi kılsın.Resul (s)'ün ahvalinin başlangıcına kadarmış. Şehzade-i azamin kütüphanesinde yazılan o kitabtan nakledil­ miş. Nitekim şu anda takvim sayfalannda kullanılan ve yü­ rürlükteki yıldız çizelgesi ile ilgili çoğunluk usul de bu tarih üzerinedir." Bu­ yurdular ki. Oradan nakledilmişse de bu ilk olacak. Şu anda yazılmış olan bu kitap. 11 Dey (Ocak) 792 idi. Bu kitabın yazılış günü." (Hafız Âbrû.

Şeyh Âzerî tsfehânî. Sultan Şahruh'un oğlu İbrahim Mirza’nın Fars ve Irak emirliğine tayin edilmesine kadar.." Diyen Şerefeddin. minnet güneşinden çekildi Akıldan bir payı olsaydı Bilgin boşuna zahmet şekti Kişi izzet bulur ümit üzere olursa Rica çaresizlik zilletine sürükler Ne mutlu vakannı koruyan insana Şerefi onu uzlete çeker. münzevî 371 . Muîni-i Cüveynî.. Gıyaseddin Şirâzî. Hayalî-i Buharı. İsmet Buharı. "Rıza gölgesinde oturan kişi Hayret. Zerdüştlerin en önemli merkezlerinden olan Yezd şehrinde doğduğu ipin ’Tezdî" adıyla tanın­ mıştır/^* Iran ve Maveraünnehir'de Timurlularla başla­ yan rönesans döneminin Ebu tshak Şîrâzî. çekingen yaratılışıyla müstesna bir yer işgal ediyordu. onurlu ayağını uzlet eteği altına almış. gibi üstün simaları arasında Şerefeddin.MEVLANA ŞEREFEDDİN ALİ YEZDÎ Hicri dokuzuncu yüzyılın ilk yansında ünlenen Şerefeddin Ali.

Şerefeddin'in bu eseri Çağatay nesepleriyle uluslarının durumundan söz eden Târih-i Cihangir adında bir giriş ile Şahruh'un 372 . kültü­ rünün genişliği. bu önemli eseriyle Do­ ğunun ünlü ve büyük tarihçileri arasına girmiştir.bir hayat içinde ilmî araştırmalara dalmıştı. İbrahim Mirza. Sultan Şahruh tarafından Fars ve Irak emirliğiyle görevlendirildiği zaman. duasını almıştı. İbrahim Mirzaya bağlandıktan sonra. Şerefeddin. 1454) yılında ölmüştür. "Sufî. ifa­ desindeki tatlılık.^^^ Şerefeddin. yaşlılığına rağmen Sahipkıran Timur'un tarihini yazmış. Hatta ünlü Türk bilgini Ali Şir Nevâî. çocukluğunda babasıyla birlikte Yezd’e gittiğinde Şerefeddin'in dergâhına koşmuş. Tezkiresinde yazdığı gi­ bi. Zafernâme adını verdiği bu eserini tamamla­ dıktan sonra bir süre daha yaşamış. o zamana kadar. Zafernâme: Devletşah ve Hond Mîr gibi tanınmış kimselerin. ifadesinin akıcılığı ve özellikle tasavvuf­ taki erişilmez vukufuyla dikkatleri üzerine çeken Şerefeddin'in yalnızlık köşesinden çıkarak inzivaya eğilimli olan bu insanı kültür nedimleri arasına almıştır. cümlelerindeki güzellik bakımından o zamana kadar Farsçayla yazılmış olan tarih kitaplarının hemen hepsine tercih ettikleri Zafernâme^‘‘ \ Sahipkıran Timur'un tarihî olaylarını tasvir eden eserler ara­ sında çok önemli bir yer tutmaktadır. münkir olma meyperest rindleri Kadehin ipinde dostun yansıması var" gibi sözleriyle hassas ruhlu. Hicrî 850 (M. Fakat. şehzadenin zorlamasıyla.*^^ Şe­ refeddin. nezih ve aynı zamanda kül­ tür sahibi bir mutasavvıf olarak saygı görüyordu.

Türklerin efsanevî köklerinden başlayarak Timur'un or­ taya çıkışına kadar gelmiş. Bu nedenle Timur dönemi tarihi­ ni inceleyenler için Zafernâme ile yetinmek doğru ol­ maz. Hicrî 822 (M. îbrahiır Mirza. hayatında meydana gelen olayları büyük bir dikkat ve özenle yazdırmayı adet edinmişti. Çünkü biri tarafgir. kayıtlann gerçeklere uygun olmasını sağlamak için ne kadar büyük bir özen gösterdiğini uzun uzadıya anlatıyor. Zafernâme'nin rivayetine göre.. hatta Tüzük-i Tim ur adıyla bir de eser yazan Sahipkıran Timur. da­ ha doğrusu arzusuna uygun biçimde yazılıp yazılmadık­ larını bizzat araştırırdı. tarihin büyük bir şahsiyeti olan Timur hakkında doğru bir düşünceye varmak mümkün değildir. Zamanmın tarihine çok fazla önem veren. Bu amaç. 1419) yılında Şerefeddin'i. Şerefeddin. Yazar. tarihî kayıtlar hakkında gösterdiği bu özen kuşkusuz bir amaca dayanıyordu. Timur ço­ ğunlukla bu kayıtlan huzurunda okutur. o ka­ yıtlan kaynak olarak kullanan Şerefeddin'in eserinde çok güzel bil* biçimde göze çarpar!. Timur'un torunu İbrahim Mirza'nın emriyle düzenlendiğinden. Zafernâm e.^®' Hatta. gerçeklere. Timur gibi bir dahinin o kadar meşguliyet arasında. Timur'un ortaya çıkışına kadar olan olaylan yaz­ makla görevlendirmişti. girişte.ikinci oğlu İbrahim Mirza’nm son dönemlerine kadar Timuroğulları tarihinden oluşmaktadır. Aynı zamanda îbn Arabşah'ın Acâibü'l-M akdûr fî Nevâib Timur'uyla diğer yEizılanlara da başvurmak ge­ rekir. diğeri düşmanca yazılmış olan bu iki kitap birlikte incelenmedikçe ve diğer eserlere de başvurmadıkça. bunun arkasından da eseri­ nin asıl konusunu oluşturan Sahipkıran'ın fetih ve zafer­ leri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. doğal olarak birçok yönleri ta­ raf tutarak yazılmıştır. Zafernâme'nin girişi mesabe­ 373 .

Timur oğullan yönetiminde bulunan ülkelerin her yanına özel görevlilerle mektup göndere­ rek üzerinde şüpheye düşülen problem hakkında bilgisi olanların ifadelerini topluyor. durumu İbrahim Mirzaya bildiriyorlardı. Şerefeddin'i.sinde olan Târih-i Cihangir. nihayet Timur dönemi tarihi hakkında. bu uzun çalışma sonunda ortaya konulmuştur. toplanan belgeleri incelemişler ve o belgelerin ait olduğu olaylara tanık olanlarını alıp riva­ yetlerini kabul etmişler. Farsça manzum ve mensur bütün eserleri toplamış. Bu hazır­ lık çalışmalarından sonra İbrahim Mirza. kurula veriyordu. Şerefeddin eserinde.^^^ Bir konuya şüpheye düştükleri veya kayıtlarla. olay­ lara tanık olanların rivayetleri arasında bir çelişki gör­ düklerinde. bu konuda derinleşmiş kişilerden üç kurul oluşturarak bu belgelerin incelenmesiyle görevlendirmişti. İbrahim Mirza da. 1424) yılında İbrahim Mir­ 374 . Türk ve Acem olan kültür adamları ve yazarlanndan meydana gelen bu kurullar. Cengiz Han'la Timur arasındaki ben­ zer çizgileri açık ve kesin bir biçimde göstermeye çalış­ mıştır. İbrahim Mirza bu eserin sağlam esaslara da­ yanmasını sağlamak için birçok fedâkârlıklara katlanmış^®\ atasının tarihî hayatına ait olarak yazılmış Türk­ çe. kendilerince kesin görülen bel­ geleri ayırarak İbrahim Mirzaya sunmuşlardı. bu belgelere dayanarak mükemmel bir tarih yazmakla görevlendirmişti.^®^ Kurul uzun süre uğraştıktan sonra. doğruluğuna inandıktan sonra kayda geçmeye ve yazmaya başlamışlardır. Yazarın ifa­ desine göre. Şerefeddin Zafernâme'yi dört yılda ta­ mamlayarak Hicrî 828 (M. bu şekilde yazılmıştır. İşte Sahibkıran Timur döneminin en meşhur bir ta­ rihi olan Zafernâme. Şerefeddin tanınmasının asıl sebebi olan Zafernâme'yi bu küçük eserden sonra yazmıştır.

Nizam bu eserinde Çağatay uluslarının tarihî durumlarıyla Ti­ mur'un ölümünden (Hicrî 807 / M.za'ya sunmuştur. İstanbul Kütüphanelerinin ço­ ğunda bulunmaktadır. Zafernâme'yi Hafız Muhammed bin Ahmed el-Acemî adında bir zat Türkçeye çevirdiği gibi. Mağrur Hatifî’nin kırk yılda tamamladığı bu manzum eser. Bu kitap Timur zamanında ve onun emriyle yazılmıştır. Hamidiye Kütüphanesi içindeki Lala İsmail Efendi Kütüphanesinde bulunan nüsha 359 uncu numarada. Bolchet'in verdiği bilgilere göre Zafernâm e-i Şâmî'nin bir nüshası Britich Museum'de bu­ lunmaktadır ve 23980 numarada kayıthdır. Nizâmî'nin tskendernâme'sine nazire olarak düzenlenmiş ve Timur'ım torunlarından Hüseyin 375 . * * * Zafernâm e adı altında Timur'un galibiyetleri ve za­ manındaki olaylar hakkmda iki eser daha vardır. meşhur Abdurrahman Câmî'nin yeğeni (kızkardeşinin oğlu) Mevlânâ Abdullah el-Hâtifî tarafından yazıl­ mıştır. Ayasofya Kütüphanesindeki nüsha da 1031 inci numarada kayıtlıdır. Timur'un fetihlerini tasvir eden üçüncü Zafernâme de. Zafernâme'ye daha sonra Tâcü'sSelhânî adındaki bir kişi tarafından Şahruh Bahadırla Ulug Bey dönemlerindeki olayları içine almak üzere bir zeyl yazılmıştır. Cengiz Han Tarihi adlı eseriyle büyük bir ün kazanmış olan Fransız oryantalistlerinden Petis de la Croix de Fransızcaya çevirerek Paris’te yayınlamıştır. 1404 yılında 71 yaşın­ da olduğu halde Seyhun nehri kıyısındaki Atrar kasabasmda ölmüştür) bir yıl öncesine kadar olan tarihî olayla­ rını tasvir etmiştir. Bun­ lardan biri Nizam Şâmî'nin Zafem âm e’sidir. Şerefeddin'in kitabı.

Timurnâme adıyla da anılan Zafernâme'sini. Muîzzü'l-Ensâb fî Şecereti Selâtîn-i Moğol: Şahruh Mirza zamanında ve Hicrî 830 (M. Bu bakımdan tarihî değeri nisbeten fok az­ dır. Kitap büyük bir özenle düzenlenmiştir. daha sonra müstensihler bu cetveli yaz­ mamış olduklarından kaybolup gitmiştir. Şerefeddin Yezdî'nin tarihini esas alarak nazm etmiştir. bu esere kaynak olan ki­ taplar arasında Muizzü'l-Ensâb'ın da önemli parçaları­ nı Petersburg'ta basarak yayınlamıştır. Hâtifî.^®^ Belagat bakımından Şehname’nin yanında çok sö­ nük kalan Tim um âm e.Baykara’ya sunulmuştu. 376 . Cengiz ve Ti­ mur'un. Muizzü’lEnsâb. Câmiu't-Tevârih'in kaybolan cetvelinin bıraktı­ ğı boşluğu doldurmaktadır. Fakat bunları yazanlardan Mirza Bediuzzaman'dan başkası adlarını belirtmemişlerdir. Firdevsî'ye benzeyen abartma­ larla doludur. Vaktiyle Reşidüddin’in de Câmiu't-Tevârih'e böyle bir kabile cetveli eklemiş olduğu eserden anlaşıhyorsa da. 1426) yı­ lında yazılmış olan bu eserin yazarı bilinmemektedir. kadınlar da içinde olmak üzere. Bunu. Farsça olarak yazılan Muizzü’l-Ensâb'ın bir nüshası Paris Kütüphanesinde bu­ lunmaktadır. Timurnâme'nin bir parçasmdan anlıyo­ ruz. soylarını içeren bu esere daha sonra birkaç kişi tarafindan zeyller yazıl­ mıştır. ya­ zıldığı dönemde bile rağbet görememiştir. Tabii bu eserde de. eski Türk hakanları Cengiz'in ataları olarak gösterilmiştir. Edebî değer bakımından da Kâşânî ve Hamdullah elMüstevfî'nin Zafernâme'lerinin kaderine uğramış. M ogollar Zamanında Türkistan adlı meşhur eserin yazan Barthold.

vuku bulan olaylann açıklığa kavuşması ve aslında gösteriş. o Hazret'in söz ve davramşlanndan ve melik. 6. s. ulema. 1001 Temel Eser." (Tezkire-i Devletşah. 3.DÎPNOTLAB: (1) Yezd. s. Bu sade­ dir."(Tezkire-i Devletşah. (Kâmûs el-A'Iâm. c. Şiraz'ın 290 km. seferde ve hazarda. Isfehan'm 230 km. İran'da Fars ile Irak-ı Acem arasında ve Şirkuh ete­ ğinde eski zamanlardan beri çok ünlü bir şehirdir. güney-doğusunda. şehzadenin ricasıyla telif ettiği bu eserini "Zafername" adıyla adlandırdı. millet ve devlet erkanının hallerin­ den kajmaklanan her şeyi ipceliyor ve büyük bir itina ile ya­ zıya geçiriyordu. Hakikaten böyle bir tarih kimse tarafindan yazılmamıştır. fakat Zafername gibi değildir. Tercüman. Tercüman. 447-48).^ dalkavukluk yapan kişilerin asalet ve cesaretleri konusuna ayrılan bo­ lümde fazlalık veya eksiklik yaparak tasarrufta bulunul­ maması sağlanmış oluyoı^du. Sahipkıran. 448). (5) "Hz. Bu eser sayesinde Emir Ti­ mur'un soy sopunun adı kıyamete kadar zikredilecektir. Böylece. 3. Şerefeddin'in bunu dört yılda bitirdiği söylenir. c. Çok yazmışlardır. kuzey-doğusunda ve Kirman'm 325 km. c. O da ihtiyarlık zamanında. fukaha. 3. (4) "Fazıllar bu eserde onun belagat ve fesahatin hakkım lakıy­ la verdiğinde müttefiktirler. tekellüften azadedir. tabiata yakındır. c. ehl-i fa­ zilet ve ilim öncülerinden büyük üstadlara bağlılıkla Uygur bölgelerinde ve Fars katiplerine hizmet ediyorlardı. kuzey-batısındadır. Sultan İbrahim bin Şahruh Bahadır zamamnda Irak ve Fars büyüklerinin ve fazıllarının yegane mercii idi. 4796). özellikle de o Hazret'in sahip olduğu ve hiçbir mübalağası bulunmayan mertlik konusun- 377 . konuşur. hüküm böyleydi. s. s. Bu şehzade daima onunla görüşür. 447) (3) "Birgün ondan Emir Timur’un hal tercümesini yazmasıra ri­ ca etti. kendisine fok hürmet ederdi. Şehrin yeri. 1001 Temel Eser. Onlar­ dan bir grup daima ferman uyannca." (Tezkire-i Devletşah. (2) "Şerefeddin.

sözüne güveni­ len ve Emir Timur zamanında mühim işlerin başında bulu­ nan ihtiyarlardan bilgi topladılar. bilgin ve yazarlar geniş haşiyeler sayesinde görev ve hizmetlerini yerine getiriyorlardı. Bu Türkçe manzume ve Fars­ ça derlemenin herbiri o Hazret'in ahvalinin muazzamlığım içerecek biçimde nazm ve telif edilmişti. Herbir olayda o olayın vukuu sırasında orada bulunan ve olan biteni gözleriyle gören topluluğun ifadeleri yer alıyordu.. nazım ve nesirle telif etmişti. Bundan başka. Zafemâme) (6) "Sultan İbrahim bu uğurda çok para sarfetmiştir. Halkın üç kesimi olan okuyucu. 448). ashab-ı lügat ona ibare elbisesi giydirmiş.da. (7) "Bu tasnifin toplanması ve tertibi konusunda baştan şerefli zatma buyurduğu iltifat diyar tarafindan kabul gördü.. Türkçe ve Farsça manzum ve mensur olan sözkonusu nüs­ haya tüm bölgelerden talep geldi. sı­ ğınma dergahının kimi hizmetçileri o Hazret'in tarihini ted­ vin etmeye el attılar. Tann tevfikini yoldaş et­ ti.. Türkçe bilenler ve Parsça konuşanlann herbiri kendilerine uygun nüshayı okuyorlardı. Böylece bu mübarek tarih tamam oldu. vukuf ustalarının takririnden keşif ve soru sormeımn tekranndan sonra o Hazret’in ıtır kokusu hatınna onun sıhhat ve doğruluğuyla mutlu oluyorlardı. Emir Ti­ mur zamanında münşiler ve ruznameciler geçen olayları zaptetmişlerdi." (Şerefeddin. teftiş ve tahkiki için yoğun gayret sarfettiler. s." (Tezkire-i Devletşah. Bunları civar memleketlerin sultanlanmn hâzinelerinden getirttiler. Konuşmacı fazıllar. Nüshaların içeriğinden bilgi sahibi olduktan. 3. Kaydı geçen aym şart." (Şerefeddin. doğru söyleyen. Aynı zamanda Hazret'in yüce işareti ile. kendisini tertip ye riayeti göl­ gesinde onu Türkçe ve Farsça nazım ve nesir olarak düzen­ lediler ve kamil hale getirdiler. Zafemâme) (8) "Eğer bir parça şüphe ve hata ukde olarak kayşaydı ya da nüshalar ve raviler arasında bir farklıhk bulunsaydı çevre bölgelere gönderilen elçiler ve bu konuda sözlerine oldukça 378 . böylece sıhhati konusunda tam bir vukufun hasıl olması temin edilmiştir. c.. defalarca yüce mecliste mübarek ku­ lağına ulaşmış.

hükümdarın meclisinde yeniden okunur ve düzeltilirdi." 379 . Söz yaratıcıları kelam hassaslan Özel ve genele temsilciliğin başındaydılar Rakipler mutlu görüş sahibi oldu Tim ıırnâm e'm e doğru kılavuz Bunun benzeri Name-i Husrev'di Name-i M anuy'un güneşinde Onda pınl pınl bir kıssa gördüğüm için Zafemâme'yi yalansız buldum Dönemin bilgini not verdi Yazdıkları etrafa inci saçıyor. Bu tarihin toplanması ve telifin ken­ disinden ibaret olduğu uygun mahaldeki olayın tertip tarn.güvenilen vukuf sahibi mutemetler sorgulamrdı. üzerinde karar kılınan ibarenin yazımına geçilirdi. Zafemâme) (9) "Zamanın eskimiş belgelerinde İskender’den bahsedildiğini görmedim Sahih bir söz aktarayım Kamış kalemle süsleyeyim Donuk bir efsane yazmadım Ölmüş İskender'in yalan rivayetini. Başka bir seferinde yüksek meclisde dinlenirdi. Bundan sonra ferman uya­ rınca. Bu yolla lussa kıssa tahkik edilir. mutlak olarak.” (Şerefeddin. o Hazret'in feyzinden kaynaklanan iltifat ve neticelerin güzelliklerindendir.

Henüz onaltı yaşındayken. Celâleddin Nefâsî gibi büyüklerle İslâm kültürünün yükselmesine çalışmıştı. 1326) yılında bir taraftan Özbek hanı Borak Oğlan'ın saldırılarına karşı savaşa koşarken. Hicrî 830 (M. yani Hicrî 812 (M. Hicrî 850 (M. 824 (1421) yılında kurduğu Rasathane’de meşhur Zîc'ine temel olacak bilgilerin toplanmasına gayret gös­ 380 . Hoca tsmetullah Buharı. babası Şahruh döneminde gelişen düşünce hareketinin başında bu­ lunmuştu. müthiş yenilgiler bile ilmi yayma konusundaki çalış­ malarını durduramamıştı. 1446) yılında büyük babası Timur’un tahtına oturduğu zaman. 1409) yılında Türkistan ve Maveraünnehir emirlik­ lerine tayin olan Uluğ Bey.TURAĞAN MUHAMMED ÜLUĞ BEY Şeceretû’l-Etrâk ve Ulûs-i Erbea-i Cengîzî Uluğ Bey. hem de Bursalı Kadızâde Selâhaddin. Hatta kanlı savaş­ lar.. Bedahşi-i Semerkandî.. diğer yandan Semerkant’ta yapı­ mını başlattığı medresenin tamamlanmasına çalışmış. Semerkant’ta hem hükümeti yönetmiş. Uluğ Bey. Gıyaseddin Cemşîd. yalnız bir hükümdar sıfatıyla değil aynı zamanda o dönemin en büyük bir dü­ şünürü olarak da selâmlanmıştı.

Bu kez Türkistan sınırla­ rına doğru kaçmak zorunda kaldı. Uluğ Bey sonunda. Fakat bu kötü yaratılışlı adam. Semerkant'a ulaştığında. oğlunun merhametine sığınmaya mecbur oldu. Bu şekilde babası Şahruh'un hayatında.termişti. büyük oğlu Abdüllatif ti. Mağrur ve muzaffer Abdüllatif de kendisini Semerkant'ta hükümdar ilân et­ ti. So­ nunda Uluğ Bey oğluna yenilerek perişan bir şekilde Semerkant’a kaçmak zorunda kaldı. 1393) yılında Sultaniye'de doğan Uluğ Bey'in şehadeti 853 yılı Ramazınının onuncu gününe (7 Teşrin-i Evvel 1449) rastlar. babasına karşı isyan silâhına sa­ rılmıştı. Fakat 850 (1446) yılında babasına halef olduktan sonra Timuroğullan prenslerinin bağımsızlık mücadeleleriyle çarpışmak zorunda kaldığından. Hicrî 796 (M. şehzadeliğindeki rahat ve huzuru yitirmiş oldu/^^ timî çalışmalarına sekte vuran bu mücadelelerle tam iki yıl uğraştıktan sonra. Hicrî 852 (M. Bu defaki ihtilâli çıkaran. münase­ betsiz bir bahaneyle babasını öldürttü. ötederberi iyilikleriyle beslenmiş olan Mîranşah Kuçin tarafından şehre girmesine izin verilmedi. Herat'ta ele geçen hâzinelerden kendisine pay verilmemesini ba­ hane eden Abdüllatif. arkasından daha büyük ve daha feci bir ihtilâl karşısında kaldı. kırk yıl kadar Türkistan ve Maveraünnehir'de çok mutlu bir şekilde saltanat sürmüş ve adaleti yaymıştı. Uluğ Bey isyancı oğlunun yola getirilmesiyle uğraşırken Timur'un torunlarından Ebu Saîd Mirza da nankörlük ederek hükümdarına karşı başkaldırdı. Uluğ Bey için artık her yerde felâketler başgöstermiş olduğundan. 1448) yıhnda babasının başkenti olan Herat'ı aldıysa da.^^^ 381 .

mitolojik başlangıçtan Hicrî 851 (M. hakimlerin ya­ 382 . Yıldızlar il­ mindeki derecesi yüksekti. Sultan olanca himmetini bu meselenin halline sarfetmiş ve rasadı tamamlamıştır. Şeceretül-E trâk veya ülûs-i Erbaai Cengîzî admı taşıyan bu eser. Bu asnn hakim ve alimlerinin en ileri gelenlerin­ den olan Kadızade-i Rumi ve Gıyasüd-din Cemşid bu işi tamamlayamadan ölmüşlerdi. Zeyci Sultani'yi ortaya koymuştur. Fa­ kat 703 yılından 851'e kadar olem bölümü çok önemli kaynaklardan sayılır. Kendisi hendese ve he­ yet ilimlerini çok iyi bilirdi. Onun zamamnda ilim ve fazilet sahiplerinin mevkii çok yüksek idi. Alim ve fazıllar İslam devrinde ve hatta İskender-i Zül-karneyn zamanından şimdiye ka­ dar geçen müddet içinde onun gibi bir padişahın saltanat tahtına oturmadığında müttefiktirler. bilgili. Alimlere çok hürmet ederdi. kahhar ye himmet sahibi bir padişah idi. 1447) yılına kadar olan olayları içerir. Hala bu zeyç. DÎPNOTLAB: (1) "Sultan Uluğ Bey Gürkan (Tann rahmet eylesin) adaletli. Cihangüşâ ve Zübdetü't-Tevârih’in bir özeti gibi olduğundan o kadar büyük bir öneme sahip değildir. Riyaziye ilminde bü­ yük bir kudret sahibi idi.Ulûs -1 Erbaa-i Cengîzî: Hem matematikçi ve hem de büyük bir gökbilimci olarak tanman Uluğ Bey. Kita­ bın 703 (1303) yılına kadar olan bölümü Câmiu't-Tevârih. tarih konusunda da önemli bir eserin yazandır. Ulûs-ı Erbaa-i Cengizî’nin kısa ve yazma bir nüshası British Museum'da bulunmakta ve 26190 numarada kayıtlıdır. Bu ilmin inceliklerine valüftı. Yıldızların rasadı ile meşgul ol­ muştur.

Bugün bu medresede yüzden ziyade talebe vardır. Bunun üzerine Uluğ Bey mecburi olarak Türkistan tarafina kaçmaya karar verdi. Bunda Abdü’l-latif muzaffer oldu. 3.nında makbul ve muteberdir. İstanbul.. 1977). Onun adamları Uluğ Beyi Şahruhiyye'ye sokmadı­ lar. Böylece seldzyüzelliüç yılının şabanında baba-oğul Semerkand civannda savaşa tutuştular. Bunun üzerine Ebul-hayr Han'a sığınmak istediyse de sonradan baba ve oğul arasında bulunması lazımgelen şef­ kate güvenerek Semerkand'a gitmeyi tercih etti. Abdül-latif de az za­ manda Ceyhun'u geçerek Semerkand üzerine yürüyüp ba­ basıyla karşılaştı. Abdü'l-latif de Semerkand tahtına oturdu. Ceyhun kenannda babasıyla üç yıl savaşlar yaptı. 431. Abdul-latif kızdı ve şeytana uyarak isyan etti. 3. O sırada Türkistan Türkmenlerinden olan Argunlar Ebu Said'i padişah yapa­ rak Uluğ Bey’in ordusundan aynidılar ve Semerkand şehri­ ne geldiler. Babası Şahruh Bahadır'ın zamanında kırk yıl Semerkand'ta ve Maveraünnebir'de müstakilen padişahlık etmiştir. Semerkand'ta öyle mükemmel bir medrese yaptırmıştır ki. 1977). Tercüman 1001 Temel Eser. Bu yılın ra­ mazanında ansızın oğlunun yamna gitti. s.. Orada yatıp kalkarlar ve maaş alırlar. Çok beğenilecek adetleri vardır. Uluğ Bey. 383 . Semerkand şehrinin dışında Ab-ı Sûc denilen yerde o adaletli padişahı şehid etti. 428-429." (Dev­ letşah Tezkiresi.. süsü ve teferruatı bakımından bü­ tün dünyada kimse eşini gösteremez. Necati Lugal. c. Uluğ Bey ister istemez dönerek Semerkand'a gitmek istedi. Çev. s. Semerkand kalesine sığınmak istediyse de kendi yetiştirmelerinden olan Miranşah-ı Kurci içeri sokmadı. İstanbul. Şehri muhasara ettiler.. Abdü'l-latif evvela babasına hürmet gösterdiyse de sonradan şeytana uyarak onu öldürmeyi kararlaştırdı. (2) "Küçük oğlu Abdül-aziz'e karşı çok lütufla bulunduğundan." (Devletşah Tez­ kiresi. velinimetine karşı nankörlük etti. c. Bazıları bunu Zeyç-i Nasır-ı Öhaniye tercih ederler.

Timur'un oğlu Şahruh'un saltanat döneminde. çok geçmeden babasmın bulunduğu yeri dol­ durmuş. Timuroğullan yöneti­ mindeki ülkelerin her yanında birçok ilim ve edebiyat merkezleri yükselmeye başlamıştı. 384 . Hicrî 816 (M. Timur'la başla­ yan rönesans. 841 / M. yal­ nız Gürkânlılar başkentinde değil. babasının ölümünden sonra (H. 1413) yılınm 12 Şaban gününde Herat’ta doğmuştur. yaşadığı dö­ nem de ilim ve edebiyat bakımından İran'ın en parlak bir zamanıydı. Şahruh’un sevgisini kazanmıştı. İlmî tartışmalara katı­ lıyordu. Asıl görevi ise ordu kadılığıydı. Bu tarihten başlayarak Şahruh'un sarayına bağlanan Ab­ dürrezzak. 1437) Kadı Adudiddin’in bir risalesine yazdığı şerhle dikkatleri çekmiş.KEMALEDDÎN ABDÜRREZAK CELALEDDİN tSHAK SEMERKANDÎ Matlau's-Sa'deyn Abdürrezak Semerkandî. Erdemli ve olgun bir insan olan babası Şah­ ruh'un meclislerinde bulunuyor. "İlim Evi" olarak kabul edilen bir aile içinde yetişmiş olduğu gibi. Şahruh zamanında daha çok gelişmiş. hatta Timur'un oğlu tarafından bir kere de elçi olarak Hindistan'a gönderilmişti. Cîerek aile ve gerekse çevre bakımından talihin iznine fazlasıyla mazhar olan Abdürrezzak.

Hüseyin Baykara. Ali Şir Nevâî. 1470) kadar geçen 171 yıl içinde İran'la Çağatay ulusu içinde meydana gelmiş olan olayları konu edinmektedir. Fakat. Sahipkıran Timur'un torunlarından Mirza Abdüllatîf. Abdürrezzak bu eserini yazmak için Hâfız Âbrû'nun Zübdetû't-Tevârih'ini başlıca kaynak olarak kullan­ mıştır. Mevlânâ Câmî gibi eşsiz kişiler arasında büyük bir ün kazanabilmiş olan Kemaleddin’in bu eseri. Mirza Bâbür ve Mirza İbrahim gibi prenslerin hiz­ metinde bulunmuştur. 385 . Mirza Abdul­ lah. doku­ zuncu yüzyıla ait önemli belgelerden biridir. 875 / M. çevresine toplanan bilgin ve er­ demli kişiler arasında Abdürrezzak da bulunuyordu. Timur'un torunlarından meşhur Hüseyin Baykara. Sultan Ebu Saîd Bahadır Han'ın doğumundan.Şahruh'un ölümünden sonra da Abdürrezzak'ın bu aile ile olan ilişkileri kesintiye uğramamış. Hicrî 887 (M. üslûbundaki renklilik ve hoşlukla seçkin bir yer kazanan bu değerli eser. Bu bakımdan Matlau'sSa'deyn’i. yani 704 (1304) yılından Ebu'l-Gazî Mirza Sultan Hüseyin Baykara’nın tahta çıkış tarihine (H. Abdürrezzak bir çok noktalan diğer kay­ naklara göre daha açık bir duruma getirmiş olduğundan. anlatımındaki süslülük. mensup olduğu hanedanın bu emek­ tar kulunu Şahruhiyye Hankâhı şeyhliğine tayin ederek değerbilirliğini göstermişti. Câmiu’t-Tevârih Zeyli'nin bir devamı ola­ rak kabul edebiliriz. Abdürrezzak Semerkandî. 1482) yılına kadar burada kalmış ve aynı yılın Cemaziyelahirinde vefat etmiştir. iktidan elde ettiğinde.^^’ Matlau's-Sa’deyn: Hüseyin Baykara döneminin klasik eserleri arasın­ da.

Fa­ kat bu nüsha eserin yalnızca birinci bölümünü içermek­ tedir. Abdürrezzak. merhum Ale Emirî tarafindan basılarak yayınlanmıştır. Şahruh döneminde Çin'le İran arasındaki ilişkilere ilişkin olarak Matlau's-Sa'deyn'de hayli bilgiler vardır. daha sonra. Ravzatü'-Safa. Tarihin önemli kaynaklanndan olan Matlau's-Sa'dejoı. ikinci cildidir. Acâibü'l-Letâif adı altında. Timuroğullanna mensup prenslerin hizmetinde bulunmuş olmakla birlikte. Damad İbrahim Paşa döne­ minde Kara Çelebi Asım Efendi tarafından Türkçeye çevrilmiştir.bu dönemle ilgili tarihî belgeler içinde büyük bir değere sahiptir.^^^ DİPNOTLAR: (1) Mîrhond. olaylan son derece tarafsız bir biçimde ince­ lemiş ve bu şekilde yazmıştır. İstanbul'da Esad Efendi Kütüphanesinde 2125 numarayla kayıtlı bulunmakta­ dır. diğer birçok îran'lı tarihçi gibi bu hanedanm körü körüne bir medda­ hı olmamış. Daha son­ ra Hond Mir tarafından aktarılarak Habibü's-Siyer'e de alınan bu sefaretnâme. Eser katalogunda yanlış olarak Ravzatü's-Safâ adıyla anılmıştır. (2) Çelebizâde Asım Efendi'nin bu çevirisi. Hatta Abdürrezzak Şahruh tarafından Çin İmparatoru Day-Ming'e gönderilen elçiler topluluğu arasında bulu­ nan Hoca Gıyaseddin Nakkaşın meşhur Sefâretnâme'sini bile aynın Matlau's-Sa'dejm'e koymuştur. Aynı kütüphanede ve 2008 numarada Matlau's-Sa'deyn'in ikinci bir nüshası daha vardır. 7/120-121. Halbuki bu bölüm Hâfız Âbrû’nun Zübdetü't-Tevârih'inin bir özeti oldUğundan o kadar önem taşıma­ maktadır. Eserin asıl önemli bölümü. 386 .

387 . İslâm tarihinin en kanlı ve en kanşak facialarına sahne olan Hicrî doku­ zuncu yüzjnlın tanınmış kişilerindendir.MUİNİDDİN MUHAMMED EL-ÎSFİRÂZÎ Kitâb Ravzatü’l-Cennât fî Evsâf Medîneti'l-Herât Doğu Müslümanlannın en müthiş bir kargaşalık dö­ nemine tanık olan Muinüddin Isfirâzî. vefa­ tından sonra anarşi yine başgöstermişti. saltanatım ilân ettikten son­ ra. 1404) bir türlü doyamadıgı dünyaya ebediyen veda etmiş. 771 / M. geniş ülkesini kor­ kunç bir anarşi içinde bırakmıştı. Timur'un dört oğlundan üçü kendisinden önce ölmüş olduğundan. 807 / M. Herat sınırlan içindeki Isfiraz kasabasında doğduğu için. Sekizinci Hicrî yüzyılın son yarısında (H. dokuzuncu yüzyılın başlarında (H. bu şehre nisbetle kendisine Îsfirâzî denilmiştir. 1369) tarih sahnesine çıkarjık Arabistan çöllerinden baş­ ka bütün Müslüman Asya'yı alan Timurlenk. ölümünden sonra yerine dördüncü oğlu Şahruh geçmişti. bunla­ rı birer birer öldürerek saltanatta tek kalmışsa da.^^’ Şahruh. babasının geniş ülkesini altüst eden kardeşinin oğul­ larıyla uzun süren savaş ve kavgalarla uğraşmış.

873 / M. 1468). Bu savaş ortamındaki Maveraiinnehir ve Herat taraflarında yerleşmiş olan Timur’un to­ runlarından Ebu Saîd bin Mîranşah'ın Uzun Haşan ta­ rafından tutsak edilerek öldürülmesi üzerine ülkesi bö­ lünmüş. 1468) kadar 388 . Muinüd­ din aynı zamanda nezih bir şairdi. bu prensin emriyle adını sonsuzlaştıracak Herat tarihini yazmıştır. Hüseyin Bahadır zamanında Herat'ta büyük bir yer ve saygı kazanmış. işte Muinüddin Muhammed el-Isfirâzî. Gerek tarihinde ve gerekse diğer eserlerinde. daha sonra Eftalit (Heyatıle) Türkleri tarafından işgal edilmiş olan Horasan ve Herat çev­ resinin.Şahrah'a halef olan Uluğ Bey'i öldürerek saltanatı elde eden hain oğlu Abdüllatif de cinayetinin cezasını çekmiş. zühd ve takva­ sı. adının gösterdiği gibi. erdem ve kültürüyle herkesin saygısını kazanmış. duygu­ sunun inceliği çok açık olarak göriiİTnektedir. Timuroğulları arasındaki kanlı savaşlar daha fazla şiddetlenmişti. Müslümanlar tarafından elde edilmesinden Hü­ seyin Bahadır Han dönemine (H. ta­ nığı olduğu kıyımlar ve facialar ruhunda çok acı izler bı­ rakmıştır. bu ızdırabın gizli sızlanmaları duyulmaktadır. yalnızca Herat ve çevresinin tasvirine tahsis edilmemiş­ tir. bu arada yine Timuroğullanndan Hüseyin Ba­ hadır. 873 / M. Eser önce Yue-Çi. Herat taraflarında yalnız kalmıştı (H. tarümar olan İslâm diyannm Timur'dan sonra karşı karşıya kal­ dığı bu müthiş ve kanlı karışıklık ortamında yetişmiş. Muinüddin. Sonrakilere armağan olarak bıraktığı parçalarda ruhunun yüksekliği.^^^ Ravzatü'l-Cennât fî Evsâf M edîneti'l-Herât: Muinüddin'in bu değerli eseri.

bulunduklan ülkelerde bağımsızlıklarım ilân etmiş. ve­ raset sorunu bu ailede de belirlenmemiş olduğundan herbiri bir vilâyetin valisi olan Timur'un torunlan.olan tarihî olaylarım içermektedir. Cengiz Han ordularının yıkımları hakkında da. Muizüddin Ömer Şeyh ve Mîranşah adlarındaki üç oğlu." 389 . Yazarının ifadesine göre Ravzatül-C ennât. Fakat bütün Türk hanedanlanmn saltanatlannda olduğu gibi. Eser özellikle bu çevrelerin İslâmî döneme ait en önemli kaynaklarından sayılır. 1493). Moğol istilâsı sırasında Herat ve Horasan havalisi­ nin durumunu çok güzel bir şekilde tasvir ettiği gibi. vefatın­ dan sonra dördüncü oğlu Şahruh babasına halef oldu. Muinüddin'in Herat tarihinde bu çevrede geçen olayları aydınlatacak birçok bilgiler verilmektedir. kendisinden önce öldüğünden. 899 / M. Muinüddin. bu yüzden Müslü­ man ülkeler müthiş bir kargaşalık içinde kalmıştı. bu eser­ de acı levhalara rastlanmaktadır. (2) Şu kıta onundur. Hüseyin Bahadır'ın teşvikinin bir sonucu olarak yazılmış ve bu prensin hükümet döne­ minin yirmi altıncı yıhnda tamamlanıîmışür (H. D İP N O T L A R : (1) Timur'un Gıyaseddin. "Şevk badenden mest olduğum habersiz hale geldiğim için Tüm cemalini görüyorum nereye baksam Sen hiçbir hicabın Tarkında değilsin Bense attığım narayla yüz hicabı yırtıyorum.

Melik Zâhir Berkûk'ım halefi Melik Nâsır Ferec döneminde Atabek ünvanıyla birkaç kez Şam valiliğinde bulundu. Öğrenimini burada tamamladı. Bu ünvanın Atabek oğlu olmasından veya kendisine ve­ rilen görevlerden dolayı verilmiş olması muhtemeldir. 1412) yılında öldüğü zaman. Tannvirdî'nin temiz çocuğu Ebu'lMehâsin Milâdî 1411 yıhnda Mısır’da doğdu. 1382) Tanrıvirdî'yi yanına aldığından Mısır sarayında esaslı bir eğitim ve öğretim gördü. Kültür ve iktidarını takdir eden hükümdar. O döneme ait kitaplarda kendisinin Büyük Emir ünvanıyla anılmış olduğu görülmektedir. Ebu'l-Mehâsin 390 . ilk hükümet yıllarında (M.EBITL-MEHASİN CEMALEDDÎN BİN TANİllVERDÎ el-Nücûmü’z-Zâhire fî Mülûk Mısr vel-Kâhire Türk dehasının övünülecek örneklerinden olan Ebu’l-Mehâsin. Milâdî 1459 yılında Şihabeddin Ahmed el-Tatârî Mekke Kadılığına tayin edildiği zaman. Başboğa adındaki büyük bir tüccann kö­ lelerinden Tannvirdî adında bir Türkün oğludur. kendisini Haleb valiliğine tayin etti. bu görev üze­ rinde bulunuyordu. Melik Zâhir Berkûk. Hicrî 815 (M. Yüksek meziyetleriyle say­ gıdeğer bir yer kazandı.

Selim'e sunmuş ve takdirini kazan­ mıştı. Bu nedenle çevredeki melik ve hü­ kümdarların tarihleriyle ilgili olarak da hayli bilgiler vermiş. Hicrî 874 (M. Ömer döneminde Amr bin el-As tarafmdan Mısır'm fethinden başlamak üzere. Ölümü. daha Mısır'dayken çeviriye başlayarak ilk parçasını tamamlajap Başçızâde'ye temize çektirerek dönüşü sırasında I.burada bvılunuyordu. I. olayları yıl yıl izlemiş­ tir. Milâdî 1453 yıhna. Yazar aynı zamanda. Selim Mısır'ı fethettiği zaman.yiîında olmuştur. Mısır'ın refah ve ekonomisiyle ilişkili olan Nil'in taşmalarıyla ilgili olarak da ayrıntılar vermeyi unutmamıştır.i469). îbn Kemal. Yazar. bu uzun süreler içinde Mısır'ın dış ilişkilerini de belirlemeye yarayacak belgeler toplamıştır. Ebu 1-Mehâsin aşağıdaki eserleriyle tslâm ta­ rihçileri arasmda yüksek ve seçkin bir yer edinmiştir. Her yıla ait olaylan kaydederken. Eser. yani Eşrefiyye Devletine kadar mükemmel ve önemli bir Mı­ sır tarihidir. Mısır Kütüphane­ lerinde gördüğü bu eseri olağanüstü takdir ederek Kadıasker îbn Kemal'i Türkçeye çevirmekle görevlendirmiş­ ti. o )ol vefat eden bü­ yüklerin biyografilerini. karekterlerini de gösterecek bir şekilde yazmıştır. Ebu'l-Mehâsin bu eserini el-Kevâkibu'l-Bâhire m ine'n-Nücûmi'z-Zâhire adıyla kısaltmıştır. 391 . ön­ ce Hz. el-N ücûmü'z-Zâhire: Ebu'l-Mehâsin'in bu önemli ve değerli eseri Amr bin el-As'ın istilâ ettiği zamandan. yjl üzerine düzenlenmiştir. enNücûmü'z-Zâhire. daha sonra Mısır'da basılarak ya­ yınlanmıştır.

Mısır'daki Ubeydîler ile Eyyubîler ve Çerkezler Devleti hakkında önemli bilgiler vermiş. Ebu'l-Mehâsin'in bu eseri Milâdı 1792 yılında J. Yazarın. Önce Muiz Aybek Türkmanî'nin biyografisinden söz eden yazar. Ebu'l-Mehâsin'in bu eseri Safedî'nin elVâfi'sine bir zeyldir. Peygamberimizin hayatından özet halinde söz et­ tikten sonra.M evridül-Letâfe fîm en Veliye's-Saltana vel-H ilâfe: Ebu'l-Mehâsin'in bu ikinci eseri. Yazar. Yalnız Hicrî 652-690 (M. Yazar eserine el-Menhelü's-Sâfî ve'l-M üstevfî ba'de'l-Vâfî adını vermekle bu Özelliğe işaret etmiştir. 392 . el-Menhel es-Sâfî: Yeizann üç ciltten oluşan bu üçüncü eseri.E. Caryle tarafından basılmıştır. M enhel es-Sâfî Mısır'da egemen olan Türklerin devletiyle başlamaktadır. Fakat bu eser ne yazık ki kaybolmuştur. yani halife Kaim BiUah Hamza dönemine kadar süren genel bir İslâm tarihidir. Peygamberimizin doğumundan kendi zamanına. Melik Salih'in biyografisine ait sayfada açıkladığı üzere. kendi zamanına kadar Mısır'da vezirlik makamına gelmiş olan kişilerin biyografilerini yazmıştır. harf sırasınagöre ileri gelenlerin (ayan) biyografilerini içermek­ tedir. halifelerin tarihini yazmış. Ebu'l-Mehâsin bunlardan başka bir de el-Bahru’zZâhir adında büyük bir tarih daha yazmıştır. daha son­ ra eserine harf sırasıyla devam ederek kendi zamanına kadar gelmiştir. 1254-1291) yıllan arasındaki olayları içine alan bir cildi Paris Kütüphanesinde bulunmaktadır. Ebu'l-Mehâsin daha sonra bu eserini edD elîlü’l-Şâfi alâ'1-MeiıheIi’s-Sâfî adı altında özetle­ miştir.

Ebu'l-Fazi Kâsım. Ebu'lMehâsin'in el-Menhel es-Sâfısi tarzında.Türk tarihçisi Ebu'l-Mehâsin'den söz ederken. 393 . 1399) yılında Kâhire'de doğan ve öğrenimini bu­ rada tamamlayan Kutlu Boğa oğlunun hayatıyla ilgili ayrıntı bilinmemektedir. Hukuk ve düşünce hareketi bakımından incelemeye değer bir kaynak olan bu eser Flügel tarafından yayın­ lanmıştır. Mısır’da öğreni­ mini tamamladığı. çağ­ daşlarından Kutlu Boğa adında diğer bir Türkün soylu çocuğu olan Ebu’l-Fazi Kâsım’ı da an m fi gerekir. Bildiğimiz şey. fakat özellik­ le Hanefi Mezhebi fakîhleriyle yazarlannın hayatların­ dan söz eden Tâcü't-Terâcîm fî Tabakâti'l-Hanefiye adlı önemli bir eseriyle adını tarihte ölümsüzleştirmiştir. Hicıî 804 (M. 1474) yılın­ da vefat ettiğinden ibarettir. sonra Şam ve diğer şehirleri gezerek araştırmalarını genişlettiği ve Hicrî 879 (M.

geriye en çok eser bırakan ansiklopedist ya­ zarlardan biridir. Şu satırlarda.CELALEDDtN EBITL-FAZL ABDURRAHMAN SÜYÛTÎ Hüsnü’l-Mııhadara fî Ahbâr Mısr vel-Kâhire Süyûtî. Kahire kadısı olduğu için. ba­ basının dostlarından takva sahibi bir kişi. 1445) yıhnda burada doğmuştur. yetim kalan Abdurrahman'ı himayesine alarak eğitim ve öğretimiyle ilgilenmiştir. SüjTİtî. nisbeten çok kısa bir süre ipinde belirli öğre­ nim silsilesini tamamlayarak 866 (1461) yılında diploma (icâzet) almış. kendisi de Hicrî 849 (M. çok fazla okumuştu. Fakat kültürüne fazla güveniyordu. 394 . Babası Hemmâmüddin. Daha sekiz yaşındayken Kur’an'ı ezberle­ yen Süyûtî. Şeyhûniye Medresesinde verdiği derslerle tanınmıştır. daha sonra kendisi için gözden düşme nedeni olan bu gururun derecesi çok iyi anlaşılabilir. buraya nisbetle tanınmıştır. Dimyat. Soy bakımından îran'h plan atalan Mısır'a hicret ederek Süyût kasabasına yerleşmiş olduk­ larından. Fakat he­ nüz beş buçuk yaşındayken babasını kaybettiğinden. İskenderiye ve Mekke’yi gezdik­ ten sonra Kahire’ye dönerek 870 (1465) yılından itibaren ders vermeye başlamış. pek çok eseri incelemiş.

."Tefsîr. hadîs ve Arabî ilimlerde mutlak ictihad derecesini almayı başardım. Yalnız. ondan sonra da yalnız bende toplanmıştır. 1505) yılında vefat etti." Fakat bu kadar yüksekten atan Süyütî. sayısının çokluğuyla övündüğü eserlerinde geniş oranda başkası­ nın yazdıklarının kendisine mal etmiş olduğundan bir­ çok eleştiri ve taşlamalara hedef olmuş. yine çağdaşlarımın gücü üs­ tündedir. Bu üç konuda mutlak ictihad mertebesi önce Takiyyüddin Sübkî'de. Tomanbay tarafından Şeyhuniye Med­ resesindeki görevinden alındı. Bâbü'lKarâfe'de toprağa verildi. Halbuki çağdaşlarımın Feraiz’deki bilgileri Nil'den ajmlan bir kanal gibidir. Feraiz'deki gücüm de bu sonsuz denize oranla Nil nehri gibidir. beyân ve bedi ilimlerinde derinleşenlerden oldum. nahiv. bu eserlerden 395 . üstadım Şeyhülislâm îlmüddin el-Bulkınî'nin fıkıhtaki gücü ben­ den fazladır. İlmî sohbet ve tartış­ malardaki alaycı davranışları işe kendisine karşı genel bir kin ve nefret uyandırmıştı. sonunda genel bir fevarân kopardığından. Bundan sonra münzevice bir hayata atıldı. Çeşitli ilimlerdeki bilgilerim okyanusa benzer. Fakat çağdaşlarının ve daha sonrakilerin ispat ettikleri gibi. fıkıh. so­ nunda Hicrî 911 (M. yazdığı eserlerin beşyüz altmış bire ulaştığı görülmektedir. Nil’in yanında kanallann ne hükmü olabilir. Süyûtî hemen her konuda bir veya iki eser yazmıştır. hadîs. Feraiz sanatındaki gücüm. diğer ilimlerde­ ki gücümün altındaysa da. İktidar derecem belki üstadlanmın bile üstüne çıktı. Medrese vakıflarını öğ­ rencilerinden çok kendisine ayırması ve bu konuda ola­ ğanüstü cimri davranması. çağdaşlarının haklı düşmanlıklarını kazanmıştı. Zamanını kitap yazmaya ayırarak. Bizzat kendisi üçyüz kadar eserinden söz etmektedir. meânî.. Flugel'in düzenlediği cetvelde. Şer'î hükümler.

Kalküta'da basılmış ve Jarrett tarafından İngilizceye çevrilmiştir. Ebubekir zamanından başlayarak Milâdî 1497 yılına. En önemlileri Tabakâtu'l-H uffâz. Süyütî'nin çağdaşlarından Halil bin Şâhîn ezZâhidî'nin Zübdet Keşfu’l-M emâlik adlı eseri de zik­ retmeye değerdir. Çünkü kaybolan birçok eski eserin konularına ye dolayısıyla düşünce hareketlerinin gelişme şekli ve seyri hakkında ancak Süyütî’nin çalma eserleri sayesinde bil­ gi sahibi olabiliyoruz. ilim tarihi bakımından yine çok önemli bir kişi­ liktir. yüzyıla kadar 396 . Tabakâtu'l-Lügaviyyîn ve'nNuhât. kendisinden önce yazılmış olan kitapların özetidir. sırasıyla halifelerin isimlerini içeren bir manzûme var­ dır. Fakat buna rağmen Süyûtî. İslâm dünyasında o zamanlar bili­ nen bütün ilim dallan konusunda Süyütî'nin sayısız eserleri vardır. Süyütî'nin Târihu'l-Hulefâ'sı. Bunlardan. Târijıul-H ulefâ.^*^ Süyütî'nin Lübbü*l-Lübâb'ı Leiden'de. Süyûtî. yani el-Müstemsik Alallah’ın Mısır'da halife olduğu zamana kadar devam et­ mektedir. 1435 yıhnda İskenderiye Mutasarrıflığında bulunan Halil'in bu eseri. el-Vecîz fî Tabakâtu'l-Fukahâ. ttkân'ı Kalküta'da basıldığı gibi^**^ elSimârîh fî Ulumi't-Tevârih'i de 1796 yılında Seybold tarafindan yayınlanmıştır.birçoğu başkalanndan almadır. Milâdî üçüncü yüzyıldan 15. Eserin sonunda. kendisinden ön­ ce gelen yazarların eserlerini az çok değiştirip renklendi­ rerek kendisine maletmiştir. Milâdî 1410 yılında doğup. Mısır tarihini konu alan Hüsnü'l>Muhadara ise 28 eserden özetlenmiştir. tarih açısından bizi ilgilendi­ renlerin sayısı otuzu bulmaktadır. üç ciltten oluşan Hüsnü'lMuhadara fi A hbâril-M ısr ve'l-Kâhire veTârihu'lHulefâdır. Tabakâtu'lMüfessirîn adlı kitaplarla.

biri Mahmud bin Abdullah bin Muhammed e]-Bağdadî (Süleymâniye Ktp. Bu eserin Arapça metni Ravaisse tarafından yayınlanmıştır. diğeri Ahmed bin Süleyman (Süleymâniye Kütüp­ hanesi. 1987..K. 2 cilt.(R) 397 . nr. 910) tarafından yapılan iki Türkçe çevirisi vardır. Hicaz ve Mısır'da kurulan hükümetlerin İdarî ve politik bir tablosudur. nr. İstanbul. (Y. Bu eser 1836 yılında Reynoyld tarafından İngilizceye çevrilmiştir. Damad İbrahim. 2215). Süyûtî'nin çağdaşlarından ve yine onun gibi Süyûtî nisbesini taşıyan diğer bir yazar da Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'nın tarih ve tasvirine ilişkin İthâfül-thsâ biFadâili'l-M escidi'l-Aksâ adıyla tarihî bir eser yazmış­ tır.) (**) el-Itkan fi Ulûmi'l-Kur'an (Kur'an ilimleri Ansiklopedisi). DİPNOTLAR: (*) Hüsnü'l-Muhadara'mn.Memlûkler tarafından Suriye. Esad Efendi. Hikmet Neşriyat.

Herat sarayındaki ilmî mahfilleri İstanbul surlan için­ deki erdemliler topluluğuyla aynı mertebede bulunduru­ yordu. Türk ve tslâm dünyasında biri İstanbul. Hoca Asafî’ler yük­ seliyorlardı. Türkler. Hızır Bey-zâde. diğeri Herat ol­ mak üzere iki kültür ve uygarlık merkezi yükseliyordu. Şeyh Ahmed Süheylî'ler. Gerçi. Ali Kuşçu ve Molla Fenârî'lere karşılık. İslâm diyarının en ıssız köşesindeki kültür adamlarını başkentlerinde topluyorlardı. doğuda ve batıda birbirleriyle yarışırcasına ilmi yaymaya çalışıyor. Ahmed Hayalî. Fakat Hüseyin Baykara'nın vezirlik makamını dolduran eski okul arkadaşı Ali Şir Nevâî'nin kültürlü kişiliği bu sönüklüğü gideriyor. İstanbul'daki Molla Güranî. 398 . hilâli sonsuaa dek İstanbul surlan üzerine diktiği bir yüzyılda. Herat’ta da Molla Câmî'ler. Mirhond’lar.MEVLANA MtRHOND BİN SEYYÎD HARtZMŞAH Ravzatu's-Safâ tnsanhk tarihine yeni bir çağ açan Türklerin. Molla Hüsrev. zaferden zafere koşanr Batı Türklerinin heybet ve şiddeti yanında Doğudaki Türkleri temsil eden Hüseyin Baykara saltanatı çok sönük kalıyordu.

Hora­ san ve Mazenderân hükümdarı Hüseyin Baykara'nın ve­ ziri Ali Şir Nevâî'ye bağlandı.İstanbul'da birçok ilim abideleri kurulurken. Mir­ hond’un araştırma şevkini büsbütün artırdı. Hüseyin Baykara ülkesinin her yanım medreseler. Kurulun büyük bilginleriyle yakın ilişki. Nevâî okulunun kararlı ve heyecanh bir örneği olarak tanınan Muhammed Mirhond da bun­ lar arasında bulunuyordu.. ilim ve kültürün bu ateşli tapınıcısı. Hoca Abdullah Mervarid. gibi o yüzyıhn en seçkin simalarından oluşan bir dostlar topluluğu kurulmuştu. Mirhond da. kurul üyeleri de başkanlarına uyarak sönmez bir şevkle kitap yazmaya ko3aıldular. Hoca Efdalüddin Muhammed. Şeyh Ahmed Süheylî. Ali Şir Nevâî. hayatını bütünüyle İlmî çalışmalara vermek için ve­ zirlik görevinden istifa gibi büyük bir fedâkârlık göster­ dikten sonra. Mevlânâ Hoca Âsafî ve Devletşah Semerkandî.. O sırada Ali Şir’in kütüphane­ sinde. Türk bilge şairi Ali Şir Nevsa de. Onım dünyaca ünlü kütüp­ hanesine devama başladı. Çocukluğundan beri tarihe karşı çok fazla düşkünlük gösteren Mirhond. Tarihî ve İlmî incelemelerine daha fazla bir aşkla devam etmeye başladı. 1433) yılında Belh'de doğmuştu. Ali Şir e bağlanması dolayısıyla bu topluluğa girmeyi ba­ şardı. Hüseyin Baykara’nın hem şair hem de büyük bir bilge olan vezirinin kütüphanesinde başta Mevlânâ Çelebi olmak üzere. Mirhond da bu sırada sessiz ve huzurlu bir hayat içinde meşhur ta­ 399 .^ Ali Şir Nevâî'nin Herat'taki kültür meclisine her yandan koşanlar arasında o çağın en seçkin zekâları gö­ rülüyordu. hayır yapılan ve zengin kütüpha­ nelerle dolduruyordu. başta bilge vezir olmak üzere Abdurrahman Çele­ bi. o çağın diğer büyük kişileri gibi. Belh’in ünlü bir hanedanına mensup olan Seyyid Harizmşah'ın oğlu Mirhond Hamidüddin Hicrî 837 (M.

Mirhond'un bu önemli eserinin tamamlanması."^*^ fahriyesini yazarken hiç de abartmamış. kurulun diğer üyeleri de son­ suza kadar şerefle amlacak birçok kitaplar yazıyorlardı. 1498) yılında altmış yedi yaşında olduğu halde. yalnızca ortadaki bir gerçeği itiraf etmiştir. Mirhond. oğlu ve hayırlı halefi Gıyaseddin Hondmîr'e nasip olmuştur. diğer yandan da Ali Şir'in kültür okuluna devam eden oğlu Gıyaseddin Hondmîr'in eğitim ve öğretimiyle uğraşıyordu. Nazm u'l-Cevâhîr. kurul üyelerinden Semerkand'lı Devletşah. Mirhond. bu muazzam eserine ilk ya­ ratılıştan başlamış. bu çabaların sonrakilere yadigâr bıraktığı eserleri göz önü­ ne alarak Ali Şir'in dilinden: "Eserlerimiz bizim ne oldu­ ğumuzu gösterir. Ali Şir Nevâî. Herat'ta vefat etti. Hicrî 904 (M. Sirâcü'l-M üslim în.rihini yazmak üzere Herat tekkelerinden birine çekildi. peygamberler tarihi ve eski îran 400 .. Öyle ki. Mirhond da diğer Doğu tarihçileri gibi. gibi eserlerini ortaya koyarken. H ayret-i Ebrâr. Mecâlisü'nNefâis. Ham setü'I-M ütehayyirîn. ecelin pen­ çesi ansızın kendisini kavradı. Herat tekkesinde bir yandan eserler kafi­ lesine yeni bir bölüm eklemeye çalışırken. Ravzatu's-Safâ bir bakıma adeta Doğu tarihinin bir ansiklopedisi niteliğindedir. Tercüm e-i Nefahatü'l-Üns. M uhakem e-i Lügateyn. Ravzatu's-Safâ: Timurlular döneminde İran'da yazılan tarih kitapla­ rının genişlik ve kapsam bakımından en önemlisi Mirhond’un bu eseridir. M ahbûbü'l-Kulûb. Bizden sonra o eserlere bakınız. Bu cilde başlamadan ön­ ce.. geceli gündüzlü uzun bir çalışma sonunda büyük tarihi­ ni yedinci cildine kadar yazdığı bir zamanda.

^^* Daha sonra. tslâm dünyasında kendi zamanına kadar yazılmış olan tarihî eserlerin hemen büyük çoğunluğunu inceledikten sonra Ravzatu's-Safâ'ya başlamış oldu­ ğundan. Wilkem tarafından Latinceye çevrilerek Götting'de yayınlanmıştır. Şerefeddin Yezdî ve İbn el-Esîr. Ravzatu's-Safâ nisbeten muahhar olmakla bir­ likte. Ravzatu's-Safâ Avrupa'da çok erkenden dikkatleri çeken Doğu eserlerinden biridir. bu bakımdan Türk tarihi için en kapsamlı kaynak­ lardan sayılabilir. İslâmî döne­ me geçmiştir. Tatar ve Moğol tarihlerine geçilerek Sultan Hüseyin Baykara zamanına kadar olan olaylar bütünüyle incelenmiştir. yani 1808 yılında Samanoğullan bölü­ mü Trâd. Mirhond. bu bölümleri Latinceye çevirmiş ve bu çeviri 1792 yılında Viyana’da basılmıştır.. Reşidüddin. Daha sonra Wilkem. tslâmî doneme ait ciltlerde. ikinci bölümündeki bilgiler de Cüveynî. Eserin birinci bölümünde İran'la Tu­ ran mücadelelerinden söz eden sa}^alan Şehnâme'nin bir özeti olduğu gibi. kitabın Sasâniler bölümünü Fransız­ ca'ya çevirmiş ve çevirisi 1793 yılında Paris'te basılmış­ tır. gibi yazarların eserlerinin araştırılmasıyla meydana gelmiştir. Gazneliler bölümünü 1845 yılmda Fremeıy de Fransızca'ya çevirmiştir. Kitabın çoğu bölümleri çeşitli tarihlerde Avrupa dillerine çevrilmiş ve bazı bö­ lümlerinin Arapça metinleri de basılmış ve yayınlanmış­ tır. Ravzatu's-Safâ'nın Gbzneliler tarihinden söz eden kısmını da Latinceye çevirmiştir. Hafız Abrü. Jenisch.hakkında uzun aynntılar verdikten sonra. De Sacy de. Doğudaki kitaplanh bir özeti niteliğini al­ mıştır.. tslâmiyetin doğuşu ve yayılmasıyla halifelerin tarihî durumlarının anlatılmasından sonra Türk. 401 . İlk çevrilen bölüm Tahirîler’le SafFâriler'den söz eden ciltleridir. eseri.

Kutlu Horasan ülkesi senin hiz­ metinle Yunan ve Rum topraklarının şerefini hiçe indire­ cek bir hale gelmiştir. (R. Tannnın tevfiki senin arkadaşın olsun. ciltleri ise. önce Balatî-zâde Kemalî tarafından Türkçeye çevrilmeye başlanmış.Ravzatu's-Safâ'nın çevrilen bölümleri Avrupa kül­ tür adamlarının dikkatlerini çektiği için geri kalan bö­ lümlerinin en önemlileri de peşpeşe Avrupa dillerine ak­ tarılmaya başlanmıştır. tümü önce Hindistan'da ve daha sonra da İran'da basılmıştır. (*) Devletşah Tezkiresi. Alişir'e hediye ettiği meşhur Tezkire'sinde şu: "Ey raiyetin sı­ ğınağı emir. Doğuda da. (1) O dönemin nezih bir edibi olan Semerkantlı Devletşah. hiç kuşkusuz. c."(Tercüman 1001 Temel Eser. c. (3) LTıistoire des rois de Persse Sassanides. s. (Y. 42-43 R. Balatî-Zâde çevirisd 1338'de İs­ tanbul'da basılmıştır. Lütufta bulunmak adetin ve herkesi mükafatlandırmak da yolundur. Sen bunları yapmaya de­ vam et. adalet gibi la­ yık olduğun şeyleri verdi.) 402 . Hayır. bilgi. Bu arada Langies. kalbin şâd ve müslümanhk senin çahşmalannla abad olsun. Hiçkimscnin geriye iyi bir namdan başka birşey kalmaz. gerçeği tasvir etmiştir.l.K. Cengiz Han'a ait bölümü. Sadrazam Rüstem Paşa'ran emriyle Mustafa bin Hasanşah tarafindan Türkçeye çevrilmiştir. Jourdain ise tsmailîler bölümünü çevirerek yayınlamışlardır. Avrupa'da önemi hakkıyla takdir edi­ len Ravzatu’s-Safâ.^**^ DİPNOTLAR.) (2) Historia priorum regum Persarum Postnatum islamusmum. fakat ancak birinci ve ikin­ ci ciltleri tamamlanabilmiştir.) manzumesiyle. ih­ san. Dünyaya gelmekten maksat ancak iyi bir ad bırakmaktır. 42. s. daha erken zamanlar­ da dikkati çekmiş. 3 ve 4. Tercüman 1001 Temel Eser. 1. iyilik ve iyi nam ebediyete kadar seninle beraber olsun vesselam. (**) Ravzatu's-Safâ. Tann sana civanmerdlik.

sekiz ’b a b ’tan oluşan bir tarihî eser yazmıştır. Bu eserin yazar tarafından özetlenmesiyle meydana gelen Hülâsatü'l-Vefâ da. yapı ve mabedlerine ilişkin değerli bir kaynak olan bu eserin önen^i bölümleri Wüstenfeld tarafından istinsah edilerek Gröttingen'de yayınlanmıştır. 403 . sonralan Mı­ sır'da basılmıştır. Medine tarihiyle ilgili olarak da önemli incelemelerde bulunmuş. İslâm’dan sonraki değişimlerine. Semhûdî bu sırada. hayatının son zamantenm Kayıtbay tarafın­ dan hediye edilen değerli kitaplar arasında geçirmek suretiyle Hicrî 911 (M.EBITL-HASAN NUREDDÎN ALÎ BİN AHMED EL-SEMHÛDÎ el-Vefâ bi-Ahbâr Dâr el-Mustafâ "Peygamber Şehri Tarihçisi" olarak şöhret bulan Nu reddin Semhûdî. yukarı Mısır’da Nil nehri kıyısındaki Semhûd kasabasında doğmuştur. Öğrenimini Kahire'de tamamladıktan sonra Mekke’ye gitmiş ve daha sonra Medine'ye çekilerek orada ders vermekle uğraşmıştır. 1505) yılında Medine'de ölmüş­ tür. Yesrib’in eski sakinlerine. Semhûdî bir yangın sırasında yanan Mescid-i Nebevî'yi Mısır Sultanı Kayıtbay’a yeniden yaptırmayı başarmış.

'Avru­ pa'da değerli kaynaklardan sayılan Yemen Tarihi (Historia Jemanea) adlı eserini yazarken B ugyetülMüstefîd’den pek çok yararlanmıştır. Johannsen. Aynı yazar. Melik Muzaffer Emir bin Tâhir'in tavsiyeleriyle el-Ikdü'l-Bâhir adı altında Benî Tâhir hanedanının da bir tarihini yazmıştır.Süyûtî'nin öğrencilerinden Ebu'l-Berekât Muhatnmed bin lyâs Mısrî tarafından yazılan Bedâiu'z-Zuhûr fî Vekâiu'd-Dühûr adlı eser de Mısır tarihine ait önem­ li kaynaklardan biridir. Yemen tarihi için de Ebu Abdul­ lah Muhammed el-Cünâdî'nin es-Sülûk'i ile Abdurrahman Yemenî'nin Bugyetü'l-M üstefîdi önemli kaynak­ lardandır. 404 .

Hüseyn Baykara’nın şaşaalı döneminde. Ali Şir.GIYASEDDİN HONDMÎR MUHAMMED BİN HAMİDÜDDtN MÎRHOND Habîb el-Siyer Ali Şir Nevâî'nin kültür okulunda yetişen Hondmîr. 880 / M. Asya kıtasının en önemli kültür merkezlerinden sayılan Herat'ta ilmî araştırmalarla uğraştığı sırada doğan (H.tür parlakbğı da ayakta duramadı. Vezirinden beş yıl sonra da (H. gençliğine rağmen çağın en bü3oik alimle­ rinin toplandığı meclislere devamına izin vermişti. Herat göğü­ 405 . Ravzatu's-Safâ yazarı Mirhond'un oğludur. Genç Hondmîr çok geçmeden ortaya koyduğu eserlerle bu özel iltifata lâyık olduğunu ispat etmiş oldu. Mirhond. 911 / M. Fakat Ali Şir'in toplanblan uzun süre devam etmediği gibi. Herat'ın kül. Hondmîr'in zekâ ve yeteneğini çok fazla tak­ dir ettiğinden. 1475) oğlunu. 1505) Hüseyin Baykara ölünce. Hüseyin Baykara'nın bilge veziri 906 (1500) yıhnda vefat edince düşünce faali­ yetleri de eski gücünü yitirdi. kendisine hayırlı bir halef ve Ali Şir Nevâî okulu­ na da yetenekli ve çalışkan bir öğrenci olarak yetiştirmiş olduğundan genç Hondmîr daha babasının hayatında büyük bir ilmî şöhret kazanmıştı.

Mirhond-zâde. M ekârim ü'l-A hlâk. Şah İsmail'e sığınan Mirza Bediüzzaman da Çaldıran yenil­ gisinde tutsak düştüğünden. Sultan Hüseyin Baykara'nın ölümünden iki yıl sonra Maveraünnehir'e egemen olan Timur'un oğulla­ rından Sultan Ali Mirza'yı ve mülkünü ele geçiren (H. 1498) Özbekler Hanı Şahî Bey (Şeybek Han) bin Budak Sultan Hasan'a da saldırarak bu iki prensi Şah Ismail-i Safevî'ye sığınmak zorunda bırakarak Sultan Hü­ seyin Baykara'nın ülkesini de ele geçirdi. Sultan Selim tarafından İs­ tanbul'a götürüldü. en büyük ve en değerli eseri olan Habîb el-Siyer'ine de bu sırada başlamıştı. Cevâhirü'l-Ahbâr ve Garaibül-EsTâr gibi çeşitli ad­ larla türlü eserler yazarken Herat ve Horasan çevreleri de Özbeklerle Safevîlerin ihtiraslı mücadeleleriyle de­ 406 . M üntehab T â rih -i Vassâf. Gerçi Hüseyin Baykara'nın tahtına ortak olarak oğullan Mirza Bediüzzaman ve Mirza Muzaffer Hüseyin geçmişlerse de. Bu üzüntüsünü gidermek için babası gibi inzivaya çekilerek kitaplarını yazmakla uğraşmaya başladı. devletin güç ve kuvveti babalarıyla bir­ likte sönmüş olduğundan. Hondmir. 904 / M. Gerek kendisinin ve gerekse babası­ nın koruyucusu olan bu hanedanının acı sonu Hondmîr'i çok fazla üzmüştü. kaçtığı Esterabad'da aynı yıl içinde öldü. Îhbâru'l-Ahbâr. Çünkü Mirza Muzaffer Hüseyin. bunlar önceki dönemleri de­ vam ettiremediler. Düstûrü'l-Vüzerâ. Müessirü'l-Mülûk. Şâhî Bey'in (Şeybek Han) bu galibiyeti Baykara ha­ nedanının tükenişini doğurdu. Aslında siyâsî durum da buna uyşun olmadı. eserin tümünde izlenen üslûp ve metod dairesinde tamamladı.nün kültür güneşi giderek sönmeye başladı. Daha sonra Ravza'yı özet­ leyerek Hülâsatü'l-Ahyâr adlı eserini istifadeye sundu. Babasının bitirmeyi başaramadığı Ravzatu'sSafâ'nın yedinci cildini.

Ali Şir Nevâî'nin çok büyük fedâkârlıklar­ la Belh ve Herat'ta kurduğu zengin kütüphanelerinin metruk kaldığını. Hondmîr. Ülkeyi sürekli olarak sarsmakta olan kavgalar sonunda Herat da oturulmayacak bir şekle girince.vamlı olarak sefalet ve harap olmaya do. Timurlularla birlikte İran ve Maveraünnehir'de baş­ layan edebî ve İlmî rönesans. Hint hükümdannın sevgi ve teveccühünü kazandı. Hondmîr Hicrî 932 (M. Hüseyin Baykara ve Ali Şir'in kültür oku­ lunun bu seçkin siması da. büyük hükümdarın yanına gitti.gru sürüklenme­ ye başlamıştı. Orada büyük bir kabul gördü. O sırada l ’imurlulardan Hindistan'da yükselen Bâbür Şah. Hondmîr. Hondmîr. Bengal'e seferinde bile beraberinde bulundurmuştu. Çağataycanın anıtlarından olan Tüzük-i Bâbürî'siyle ilim ve kültür dünyasında adını ölümsüzleştirmeye çahşırken. Hüseyin Baykara nın şirin ve mutlu ülkesinin harap bir sefalet yerine döndüğünü görüyordu. çok doğal olarak. 1525) yılında çok fazla sevdiği ülkesini terketmek zorunda kaldı. Bâbür Şah'ın oğ­ lu ve halefi Hümayua Şah döneminde de sarayda sahip 407 . sevgili vatanı Hondmîr'e bir zindan kesilmişti. Hondmîr de Akra’ya. İran ve Maveraünnehir'de sönmeye yüz tutan bilgi ışığını Hindistan ufuklarında parlatmaya çalışıyordu. bu hanedanın Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinin çökmesiyle sönmüş oldu­ ğundan. Sahipkıran Gürkân’la hanedanının büyük tarihçisini ya­ nından ayırmak istemediğinden. Hindistan ve Afganistan’da muazzam ve şevketli bir devlet kurarak dünya tarihinde ölümsüz bir ad bırakmış olan Bâbür Şah. Bâbür. her yandan Hindistan’a koşmaya başlayan yetkin kişileri de ihsan ve iltifatları­ na boğuyordu.

1535). Hümayun Şah. Hümâyun Şah'm 942 (1535) yıhnda Gucerat'a yaptığı seferde. son zamanlarda Hindis­ tan'da basılrnıştır. yaratıhştan Şah Ismail-i Safevî'nin ölüm yılma kadar (M. Yolda hastalanarak az bir süre sonra vefat et­ ti (H. D İPN O TLA R : (*) Eserin Türklerle ilgili bölümü III. çok fazla saygı gös­ terdiği Hondmîr'in cesedini Delhi'ye göndererek Emir Hüsrev Dihlevî ve Nizamüddin Evliya gibi büyüklerin türbeleri yanında defnettirdi.^*^ Şah İsmail-i Safevî'nin ölüm tarihinden Kaçarlar dö­ nemine kadar doğuda geçen olaylar için de Mirza Takıyyüddin'in Nâsıhü't-Tevârih'i ile Mirza Kalî Han tara­ fından yazılan Ravzatü's-Safây-i Nâsirî ve Tevârih-i Nâdir Şah gibi eserlere başvurulabilir.olduğu saygın yeri korudu. Hayatının son dö­ nemlerini çok mutlu geçiren Hondmîr. En önemli bölümleri Timurlular'dan söz eden sayfalandır. Ahmet döneminde Tûrkçeyc çevrildi. yanında bu­ lunuyordu. Hondmîr'in hocası Kerimüddin Habîbullah Erdebilî’ye karşı beslediği iyi duyguların ni­ şanesi olarak onun adına yazılmıştır. Habîb el-Siyer. 942 / M. Habîb el-Siyen Hicrî dokuzuncu yüzyıl sonlarından onuncu yüzyıl ortalarına kadar Asya tarihinin tanığı olan Hondmîr'in en önemli tarihî eseri Habîb el-Siyer’dir. Bir tür genel tarih olan bu eser.) 408 . Bir süre sonra mazhar olduğu saygı ve teveccühün şükranesi olarak Hümâyunnâme'sini yazıp hükümdara ithaf etti. 1524) olan dünya olaylarını içir­ mektedir. Habîb el-Siyer. (R.

öğrenimini. Makkarî. Tilem­ san’da elde edemediği önemli ve değerli eserleri ince­ lemeyi başardı. bu şehrin yakınlanndaki Makkara denilen nahiye­ den geldikleri için Makkarî nisbesiyle tanınmıştır. Fakat Milâdî 1617 yılında Fas’ta siyasî karışıklıklar çıkarak 409 . Sonra Merakeş şehrine geçti. Fas sınırlarına kadar uzanan Türk egemenliği altında. Fas Emin bu tarihlerde Mağrib ülkesinin dinî ve edebî mer­ kezi olan Fas şehrinde oturuyordu. Makkarî. tçinde Muvahhidler hanedanının şevketli anısını saklayan Büyük Camiin yıkıntısıyla birçok abideleri ziyaret etti. Bu sırada Tilemsan. öğrenimini Tilemsan'da bitirdikten sonra.ŞİHABÜDDtN EBITL ABBAS AHMED BİN MUHAMMED EL-MAKKARÎ Nefh el-Tıb fi Gusn el-Endelus el-Ratîb Endülüs'te parlayan ve hazin bir şekilde sönen İslâm egemenlik ve uygarlığını yaşatan büyük tarihçi­ lerden biri de Şihâbüddin Ebu'l-Abbas Ahmed'tir. Orada birçok ilim adamlarıyla görüştü. İlmî araştırmalarda bulunmak üzere iki kez Fas şehrine gitti. amcasının uzun süre müftü bulun­ duğu Tilemsan’da tamamladı. Milâdî 1561 yılına doğru Tilemsan’da doğan Şihabüddin’in ata­ ları. Mağrib ülkesi ise Mulay Ahmed el-Mansur'un yönetimi altında bulunuyordu. bü­ yük ve bayındır bir beldeydi.

Mısır'dan Kudüs’e. anla­ tımı olaylar ve menkıbeler bakımından zengin ve ayrın­ tılıdır. hakkında genel bir saygı duygusu uyandırdı. bir biyografi yazarıdır. arkasında unutulmaz bir am bıraktı. Parlak bir başarıyla sonuçlanan bu dersler. Kahire’den kesin olarak Şam’a dön­ mek üzere hazırlanırken hummaya yakalandı. meraklı. Üslûbu anlaşılır. Fakat yine çok durmadı. Büyük Cami’de halka tarih ve hadîs dersleri verme­ ye başladı. 1632 Kanunusani) Allah’ın rahmetine kavuştu. Burada evlendi. bir tarihçiden fazla. Milâdî 1620 yılında Kudüs'e çekildi. Ünlü hemşehrilerinin geldiğini haber alınca. Kahire’de büyük bir hürmetle karşılanmış olmasına rağmen. Ertesi yıl tekrar Hicaz’a gitti. 410 . Mekke'yi ziyaret ettikten sonra Kahire’ye döndü. Medine'de bir süre hadîs ve tarih dersleri verdi. Suriye’de birçok Mağribliler vardı. bura­ dan da Şam’a geçti. Milâdî 1627 yılında birkez daha Kahire'ye geldi. kendisini parlak bir şekilde kaşıladılar ve dinlenmesi için bir ev heızırladılar. Onlar gibi uyanık. nisbeten son dönem tarihçilerindendir. zekî ve aynı zamanda ciddî bir tarihçidir. huzur ve sükûn içinde İlmî çalışmalanna devam edemeyeceğini anlayarak Hicaz'a git­ mek üzere bir gemiye atladı. Fakat Mısır'da çok durmadı. Fakat eski tarihçilerin eserlerini izlemekte büyük bir ba­ şarı göstermiştir. Aynı zamanda Çakmakıyye Medresesi mü­ tevellisi de Makkarî*yi. Bu bakımdan. Kuruluşun düzen ve mükemmelliği karşısında hayran kalan Makkarî burada kalmayı tercih etti. Hicrî 1041 yıhnda (M. Genç ve ateşli öğrencilerinin hürmet çemberi arasında son ko­ nuşmasını yaparak Mısır'a gittiği zaman. gösterişli bir manzumeyle bu müesseseye davet etti. Makkarî.her yer karıştığından. Şam’daki öğrencilerini bir türlü unutamadı.

411 . hem Kurtuba. Endülüs'te yetişerek ilimler ve sanat­ larda. Makkarî. bu ülkede yetişen bilginlerin hayatı anlatılmış. fukahâ ve fikıh okullarına da büyük önem verdiği için. hem de Mayorka adası gibi nisbeten önemsiz bölgelerdeki İslâm kültür ve uygarlığını yaşatacak belgeleri içermektedir. Bu önemli eser Avrupahlar tara­ fından daha çok erkenden incelenmiş. Birinci bölümde Müslüman İspanya tari­ hi ile. Nefh el-Tıb'ın ikinci bölümü ise. Müslüman Endülüs'ün acı sonunu tasvir eden sayfalan. fikıh ve musikîde. Makkarî. hadîs ve tarihte bir yer kazanmış olan kadınlan da yaşatmaya özel bir önem vermektetir. vezir Lisanüddin elHatîb'in biyografisinden söz eder. Bu bölümde Abbasîlerin kan dö­ kücü kurucusunun katliamından kurtularak Endülüs'e kaçan ve burada Benî Ümeyye hanedanını kureın Abdurrahman el-Dâhil'de ait sayfalar incelenmeye değerdir. Bulak Matbaasında basılmış ve yayınlanmıştır. Nefh el-Tıb. Eser bütün olarak Müslüman Endülüs'teki İlmî ve medenî hayata ilişkin geniş bir araştırma alanıdır. Endülüs'ün değişik şehirle­ rindeki arat ve kuruluşlar. uygarlık görkemini yaşatan bölümleri kadar değerli ve acı vericidir. birinci bölümü Dozy. Gırnata ve İşbiliye gibi büyük şehirlerde. Siyasî bölümü de kısaltılarak İngilizceye çevril­ miştir. Nasıl ki Endülüs'te mıısikî v^ tıp ilimlerinin gelişme dereceleri hakkında bizi aydınlatan Nefh elTıb'tır. halkın durumu ve alışkanlık­ ları hakkındaki tarihî tasvirleri çok değerlidir. eseri fıkıh ve hukuk tarihleri açısından da önemlidir.Nefh el-Tıb: Makkarî'nin bu önemli ve değerli eseri iki bölümden oluşmaktadır. En­ dülüs’te doğan bilginlerle.‘Dugat. Bütünü ise daha sonra dört cilt halinde Mısır'da. edebiyat ve felsefede. Nefh elTıb'ın. Doğudan Endülüs'e gelenler ayrı ayrı gösterilmiştir. Krehl taraflanndan çeşitli tarihlerde basıl­ mıştır.

Arab Muhammed Han. Arab Muhammed Han'ın. 1605) yılında babasının başkenti olan Ürgenç şehri civa­ rında doğmuştur. Ebulgazi.EBtTL-GAZt BAĞATUR HAN Evsâl-i Şecere-i Türkiye Türkiye tarihinde adı çok geçen Ebu'l-Gazi Bağatur. Ebulgazî. Hicrî 1014 (M. Ebulgazî’yi başkentinden uzaklaştırmakla oğullan ara­ sındaki çatışmalara son vereceğini umuyordu. Moğol prenslerince doğal görü­ len bir abşkanhğa uyarak hükümeti elde etmek ihtirası­ na kapılmış olduğundan. Oğullan yine kendisine karşı başkaldırdılar. 412 . babası ken­ disini Kat valiliğine göndermişti. daha çok gençken Cengiz Han sülâlesi prenslerince alışılnuş olan ihtiras mücadelelerine atıla­ rak kardeşleriyle uğraşmaya başladığından. ordusunun sağ kanadına kumanda ediyordu. yenilmiş ola r^ Semerkand hükümdan tmam Kulı Han'ın yanına sığın­ masını doğuran kanlı savaşta. bu önlemle güvenliğin sağlan­ ması mümkün olmadı. Cengiz Han'ın torunlarından olan ve Harizm'de saltanat süren Arab Muhammed Han'ın oğludur. Fakat Isfendiyar adındaki oğlu.

Çevreye korkular saldı ve sonunda 23 yıllık salta­ natının arkasından Tavşan yılında. saltanatmın ilk yılında Türkmenlere karşı sa­ vaş açtı. 1662) yıllarında Buhara yöresine akıncılar gön­ derdi. Ebülgazî. yani Ceyhun nehrinin akıntı yönünü değiştirerek Aral gölüne akmaya başladığı zamandan beri adeta bir çöl halini almıştı. O jrüzyılda Asya'nın çeşitli yerlerinde saltanat süren Moğol prenslerinin bir düziye ve ahşılmış serüvenlerine benzer bir hayat geçirdikten sonra Harizm tahtına çıkan Ebülgazi. Hicrî 1065 (M. 1623). oğlu Ebul-MuzafFer Enûşah Muhammed Bahadır’a bırakarak kendisi İlmî çalışmalara koyulmuştu. Sonra Kalmuklara karşı savaş açtı. 1033 / M. yani Hicrî 1074 (M. Tabiî olarak Ebülgazi bu durumdan memnun olmadı. babasının yerine Harizm Hanlığına ge­ çince. hayatının sonlarında kendi isteğiyle salta­ natı. Eserin Çağatayca yazılmış olması da değerini bir kat da­ ha artırmaktadır. 1663) yılında vefat etti. Milâdî 1644 yılında tsfendiyar'ın ölümünün arkasından Ha­ rizm Hanlığına davet olundu. Ürgenç’i hass olarak kardeşi Ebülgazi’ye sundu (H.îsfendiyar. Türk tarihinin en önemli kaynaklarından biridir. yani tam on yıl kadar tsfehan'da kaldı. 16455) ve 1072 (M. Hoşnutsuzluğunu çok geçmeden gös­ termeye başladığından tran'a sürgün edildi. Şecere-i Türkiye: Cengiz Han’ın Cuci adındaki oğlundan süren Şîbaniye prensleri arasında yetişen Ebülgazi Bağatur Han’ı yüzyılların girdabı içinde yaşatan Şecere-i Tür­ kiye. Kardeşinin ölümüne. Fakat Ürgenç yöresi 1575 tarihin­ den. tşte bu 413 . Onları yenip perişan ederek Hîve'yi aldı.

sırada Şecere-i Türkiye adlı kitabını yazmaya başla­ mıştır. Ebulgazi. o da Hicrî 1054 (M. Şecere-i Türkiye’yi Batı dünyasına tanıtan İsveç'li subaylardan Von Strahlenberg olmuştur. 1665) yılında kitabı bi­ tirmeyi başarmıştır. kitabının tamamlanmasını oğlu­ na vasiyet etmiş. yani Hicrî 1074 (M.S. Fakat çok geçmeden. 1663) yı­ lında vefat ettiğinden. dokuz "bab" üzerine düzenlen­ miştir. Buhara'lı bir tüc­ carın yardımıyla Almancaya çevirerek Avrupaya ta­ nıtmıştır. Üçüncü babta Cengiz Han'dan. Türk banlan silsilesi arasına Moğol ve Tatar isimlerinde iki kişinin eklenmesi bu gayretten ol­ duğu gibi Ergenekon ve Alangu efsanelerinin Cengiz'in atalanna nisbet edilmesi de aynı nedenden dolayı olmuş­ tur. Şecere-i Türkiye. Birinci ve ikinci bablarda Hz Nuh (A. başlıca büyük kabilelerden söz edil­ miştir. Bu gibi gerçeği bozan veya ona eklenen şeyler istisna edilmek şartıyla Ebulgazi'nin eseri Türk tarihi için de­ ğerli bir kaynak sayılabilir. Ebulgazi'nin ölümüne kadar Harizm'de egemen olan Şîbaniye hanlarının tarihî durumlarına ayrılmıştır. 1644) yılından son­ raki olayları ekleyerek 1076 (M. bundan sonraki beş babta ise Cengiz oğullan tarafından çeşitli ülkelerde kurulan hükümetlerden söz edilmiştir.)'un oğlu Yasef ten başlayarak Cengiz Han’ın ortaya çıkışına ka­ dar Türkistan ve Mogolistan’de egemen olan hanlarla millî destanlardan. Şecere-i Türkiye’yi orada elde etmiş. Poltawa savaşında esir olarak Ruslar ta­ rafından Sibirya'ya sürülmüş olan Von Strahlenberg. Moğollan da Türk menkıbeleriyle ilişki­ li göstermiştir. büyük atası Cengiz'e ve mensup olduğu Burcik ailesine şanlı bir tarihî geçmiş vermek için daha önce riyakâr tranlı tarihçiler tarafından açılmış olan çı­ ğın genişletmiş. 414 . Dokuzuncu bab ise.

) 415 . Rus. 1974. Alman ve Fransız dillerine çevrilmiştir. Bentinch tarafından yapılan Fransızca çevirisi 1726 yılında Leiden'de yapılmıştır. Daha sonra Desmaison eseri Fransızca'ya çevirmiş ve orijinal metniyle birlikte 1871-1874 yıllarında Petersburg'da yayınlamıştır. Kitabın orjinal metni ise Graf Nikola Romankof tarafından 1824 yılında Kazan'da basılmıştır.Şecere-i Türkiye. 1937 ve Türklerin Soykütüğü. İstanbul. İstanbul. TDK Yayınları.^** DİPNOTLAR: (*) Şecere-i Terakime. Tercüman 1001 Temel Eser. Messerschmidt ise Şecere-i Türkiye'yi ikinci kez olarak Almanca'ya çevirerek 1780 yılında Göttingen’de yayınlamıştır. (R. İngiliz. D.

üstlendikleri ağır görevi yerine getirmek için çok bü­ yük fedakârlıklarda bulunmuş. Selçukluların tarihî durumlarına ilişkin Ibn el-Esîr ve Mirhond gibi büyük tarihçilerin eserlerinde hayli bil­ giler bulabiliriz. Selçuklular tarihi.SELÇUKNAMELER Türkistan içlerinden batıya gelen Selçuklular. Türk tarihi açısından ne kadar önemliyse. İslâmiyet. Iran. Türk ve İslâm tarihinde çok önemli bir yer tutarlar. Bu iki tarihçi. Selçuknameler'in en önemlilerinden biri İmadüddin 416 . tslâm dünyası ve İslâmiyet'in Doğu­ dan Batınîler. Suriye vie Anadolu'da egemen olan Selçuklularla. Halbuki Selçuklular'ın Kirman ve Anadolu’da da birer kolları hükümran olmuşlardır. Selçukluların kollanna dair çok az bilgiler ver­ miştir. İran'da yeni bir edebiyat doğmuştur. Bu eksiklik "Selçuknâme" genel adı altında top­ lanan özel tarihlere başvurmakla tamamlanabilir. Bu tarihçiler. Selçuklular sayesindedir ki. Batıdan Haçlı ordularınca yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde tarih sahnesine çıkan Selçuklu­ lar. özellikle Irak Selçuklulan'ndan sözetmişlerdir. temelini sarsan çeşitli mezhepler arasında varlığını ko­ ruyabilmiş. Bir aralık Maveraünnehir. çok önemli roller oyna­ mışlardır. Islâm tarihi bakımından da aynı derecede öneme sahiptir. tslâm dünyası hegemonyahgı Araplardan Türklere geçmiştir.

Hicri 977 (M. 417 . Selçuklu hükümdarlanndan Sultan Muhammed Berkyaruk bin Melikşah'ın veziri Enûşirvan bin Hâlid'in (Hicrî 532 / M. Zahîri-i Nisâbûri de Selçuknâme adın­ da bir kitap yazmıştır. Imadüddin'in eserine. el-Bündâri. Bu kitap. ilk Selçuklu hükümdarlarından Tuğrul ile Alpaslan dö­ nemlerine dair çok az bilgi vermiştir. Feth bin Ali el-Bündârî’nin bu eseri 1889 yıhnda Houtsma tarafından Selçuklıılar Tarihi^*^ adıy­ la bastırılmıştır. kaybolmuştur.Îsfehânî’nin daha önce sözünü ettiğimiz Nusret el-Fetre ve Usret el-Katre adlı eseridir. Tabakât'i Nâsırî yazan da Târih-i Beyhâkînin zeyli olarak Târih-i tbn Heysem adında bir eserden söz etmektedir. ne yazık ki. Arabşah'ın Acâibûl-M akdûr'undaki üslûbu taklid ederek yîizılmıştır. yani Selçuklular dö­ neminde yazılanlardan önemli bir bölümü. Hatta. Selçuknâme'lerin en eskileri. Daha sonra. Fakat Kâtib Îsfehânî’nin eseri Paris ve Oxford kütüphanelerinde bulunmaktadır. Enuşirvân’ın eseri kaybolmuştur. 1137 yılında vefat etmiştir) Farsça olarak yazdığı Fütûr-ı Zaman el-Sud\ır el-M enbei ani'l-Kurûn elHâliye fî el-Usûr adlı tarihini esas kabul ederek yaz­ mıştır. bugün ne Doğu ve ne de Batı kütüphanelerinde böyle bir eser bulunmamaktadır. Mirhond ve Ebul-Ferec Mülûk-Nâme adında eski bir Selçuknâmeden söz etmiş olduklan hal­ de. 1569) yılında ölen Bursah Ahmed bin Muhammed'in Târih-i Âl-i Selçuk adlı eseri de Anadolu Selçuklularından söz eder. Bu eser. bu Farsça tarihin bir tercümesi gözüyle bakılmaktadır. bu boş­ luğu kendi araştırmalarıyla doldurmuştur. Halbuki bu kitap da kaybol|nuştur. Kâtib Îsfehânî'nin eserini özetleyerek bir ta­ rih yazmıştır. Imadüddin'in ifadesine göre Sultan Muhammed Berkyaruk'un veziri. îmadüddin.

yazarın Muhammed bin İbrahim adında birisi olduğu ve Milâdî 1606 yılında hayatta bu­ lunduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu tek nüshanın da baş ve son sayfalan yırtılmış olduğundan. Herhalde Irak Selçukluları için en önemli kaynak Imadüddin'in eseridir. Anadolu Selçuklulan hakkında en iyi kaynak İbn Bi­ bi tarihiyle Tezkire-i Aksarâyıdir. önceki ha­ nedanlar konusunda da önemli bilgiler verilmiştir. Hicrî 619-705 (M. Selçuklular döne­ minde Divân-ı Tuğra başkanlığında bulunan Yahya bin 418 . Simt el-Ulâ'nın yazma bir nüshası Britanya Müzesi'nde bu­ lunmaktadır ve Farsça Eserler Katalogunun 749. ne de yazarının ünvan ve görevini belirlemek mümkün olamamıştır. Simt el-Ulâ'da. zamanının tarihi hakkında bilgiler vermişse de. eserinde. Efdalüddin Ebu Hamîd Ahmed bin Hamîd Kirmanı adında­ ki bir kişi Bedâiu'l-Ezmân fî Vakayi-i Kirmân adıyla.Selçuklu hükümdarlanndan Alpaslan'la Melik Şah’ın veziri Nizamülmülk. Kirman Selçuklulan konusunda biricik kaynak Muhammed bin İbrahim'in Farsça yazdığı eserdir. Kirman ülkesinin geniş bir tarihini yazmıştır. Bu kita­ bın yazma bir nüshası Berlin Kütüphanesinde bulun­ maktadır.1886 yılında Berlin Kütüphanesindeki nüshayı istinsah ederek bastırmıştır. Sim t el>Ulâ lil-H azret el-U lyâ adındaki Kirmanı tarihinde de Selçuklular konusunda hayli bilgi­ ler vardır. numa­ rasında kayıtlıdır. Bulunan kı­ sımlarından ancak. Fakat girişinde. ne adını. 1222-1305) yıllan arasında Kirman’da egemen olan Karahıtayhlardan söz edilmiştir. Gerek Simt el-Ulâ'dan ve gerekse Muhammed bin İbrahim'in eserinden anlaşıldığına göre. çok eksiktir. Houtsma. Fakat ne yazık ki eser şimdiye kadar hiçbir yerde bulunamamıştır. Bu önemli eser Kirman hâkimesi Türkân Hâ­ tûn Divanında Reisü'l-Küttâb olan Nâsıreddin Münşî ta­ rafından yazılmıştır.

K. DİPNOTLAR: (*) Bu kitap. I. Murad döneminde İbn Bibi'nin eserine dayanarak yazılmış olduğu anlaşılan bu kitap. Houtsma bu dizi arasında. Eserin Türk mitolojisinden. Türk uluslarından ve İrak Selçuklularından söz eden birinci cildi Câmiu't-Tevârih ile Muhammed bin Ali el-Râvendî'nin Râhatü'sSudûr'undan alınmıştır. II. Bu zat girişinde. Emir Artuk ve Emir Dânişmend'in tarihlerinin tamamiyle yazılmadığından.) 419 . Seyyid Lokman adındaki bir zat da İcm âl-i Ahvâl-i Selçuk ber-M ucib-i Nakl-i Oguznâme adıyla küçük bir eser yazılmıştır. adı bizim için meçhul ka­ lan bir kimse tarafından Farsça olarak özetlenmiştir. Houts­ ma tarafından yayınlanan Selçuklular Tarihi nüsha­ ları. (Y. Bu eser 1902 yılında Houtsma tarafından Sel­ çuklular Tarihi dizisi içinde bastırılmıştır. Karamanoğullarıyla ilgili ayrı bir tarihî eser daha vardır ki.Muhammedbin Bibinin eseri. Dünya Savaşı'ndan önce Rusya'dan İstanbul'a ak­ tarılan Katanof Kütüphanesinde bulunmaktadır. İbn Bibi'nin geniş olan tarihinin özetinin kendisinden rica edilmiş olduğundan söz eder ve Anado­ lu Selçukluların atası olan Süleyman bin Kutalmış bin İsrail ile onun büyük Emirlerinden Emir Mengücek. İbn Bibi tarihine Sultan-ı Muaz­ zam Alaeddin Keybubad'ın babası Sultan Gıyaseddin Kı­ lıç Aslan Keyhusrev zamanından başlandığını hatırlat­ maktadır. üç ciltten oluşan büyük bir Selçuknâme'nin üçüncü cildi­ dir. daha önce de gördüğümüz gibi Irak Selçukluları Tarihi adını taşımaktadır. Anadolu Selçuklulanna ait bir de Türk­ çe eser yayınlamıştır. fotoğrafla alınmış bir nüshası Halis Efendi Kütüphanesinde saklanmaktadır. Bu eser de Milâdî 1854 yılında Wilhelm Lakos tarafından Viyana'da bastırılmıştır.

.

Tarihi Aydınlatan MESLEK VE ÜLKELEKE AİT KİTAPLAR .

Hatta bazan valilerin bile hareketlerini gözler ve teftiş eder. kendisi de halife Mu’temid zamanında (H. ha­ 422 . iyi bir öğrenim görmüş.EBITL-KASIM UBEYDULLAH BİN ABDULLAH BİN HÜRDAZBİH Kitâb el-Mesâlik vel-Memâlik Hicrî üçüncü yüzyıl yazarlanndan olan îbn Hurdazbih. adeta bir tür müfettişlik demekti. Abbasî Devleti teşkilâtına göre Posta Müdürlüğü. İran’ın eski sülâlelerinden birine mensuptur. 256-272 / M. Posta Müdürlüğü görevinin öneminden söz ederken îbn Hurdazbih’in el-Mu’temid ile doğrudan doğ­ ruya haberleştiğini bildirmektedir. gö­ revli olduklan yörenin siyasî ve idari durumu hakkında devamlı olarak Bağdat'a raporlar sunarlardı. Büyük babası Hurdazbih*’ \ Mecusî reislerinden iken daha son­ ra İslâmî kabul etmiş. yani eski Medye tarafları Posta İşleri Müdür­ lüğüne kadar yükselmişti. bir yolsuzluk görür görmez hükümet merkezine bildirirlerdi. 869-885) Cibal yöresi.«) Makdisî. Taberistan valiliğine kadar yük­ selmişti. Hurdazbih'in eğitimi altında yetişen Ebu’lKâsım Ebeydullah. îbn Hurdazbih. Posta müdürleri.

raks ve coşkunluğun bütün tarihî safhala­ rı aktarılıyor. şiir ve musikiyi koruyor. gece­ lerini oyun ve eğlence toplantılarıyla geçiriyordu. Aralarında tbn Hurdazbih ve benzeri alim simalar. Hükümet işlerini kardeşi MuvafFak'a bırakarak ne­ dimler meclisinde içki ve işret. Bağ­ dat sarayının "Mahkeme-i Müzâkere" adı verilen salonu. nezih şairler. tbn Hurdazbih'te meclisine neşe vere­ cek bir kültür ve yetenek görmüş. en usta musikişinas­ larıyla dolar. "Hüzünlerinin üzerine çalgı nağmeleri dışında bir şeyle sakın gitme." gibi sözlerden başka bir şey duymazdı. Bi­ zans saraylarının içki alemlerini taklit ettirirlerdi. za­ rif musikişinaslar ve kıvrak rakkaslar bulunan bu ne­ dimler. Toplantılarda şiir ve musikinin. zevk ve safa ile hayatını geçiren Mu'temid. İran sarayının çöküş nedeni olan aşırı zevk ve eğlence düşkünlüklerini öğretirler. Mes'ûdî'nin açıkladığına göre edebiyat ve musiki düşkünü olan Halife Mu'temid. zevk sahibi kişiler de bu toplan­ tılara devam eder. meşhur şarkıcı kadınla­ rın hatıraları canlandırılıyordu. Utvî ise bu meclisleri: 423 . Halife Mu'temid burada. Mu'temid. zarif ve süslü ne­ dimler. şuh ve gönül çeken şarkıcı kadınlar arasında ay­ yaşça bir hayat sürerdi. İbn Hurdazbih gibi. dönemin en meşhur edebiyatçıları. çevresini saran çeşitli milletlerden oluşan ne­ dimlerinden. Mu'temid'e çılgınlık ve musiki dolu bir hayat yaşatıyorlardı. kendisini nedimleri arasına almıştı. son­ ra Bağdat'a çağrılarak sarayın en önemli kişileri arasın­ da geçirilmiştir. zevk ve eğlence düşkünü hükümdann çılgınlık âlemleri tasvir ediliyor. sürekli olarak edebiyatçı ve musikişinaslarla birlikte bulunuyor.berleşmelerde Halife Mu'temid'in dikkatini çekmiş. halifeye.

" gibi manzumeleriyle tasvire çalışıyordu. Halifeye. "Bugün şarkılar ve eğlen­ cenin çeşitli sanatları için bir çarşı yapmakla iyi ettim. oyun ve eğlencenin icadını İbrânî efsanelerine dayanarak çok eski zamanlara kadar çıka­ rıyordu. Yunanlılar ve Hindlilerjırasındaki biçim ve değişiklikle­ rini anlatıyor. şiir ve musikinin. Sözlerin renkli bir kumaş gibi kırmızı. akşamlan ölümüm ölüme benzemez Öyle bir eğlence ki halifenin zevk ve eğlencesi bile ona denk olamaz.^®^ tbn Hurdazbih. oyun ve eğlencenin Mısırlılar."O bir selamdır. Mu'temid'in sarayında kurulan bu içki ve eğlence meclislerine nezih sohbet ve fıkralarıyla büyük bir renk katıyordu. İbranî mitolojisinin anısını saklayan Lemk bin Metuşulh'un baymasını ilk eğlence meslisi olarak tasvir ediyor. bu toplantıların ruhu saydığı İbn Hurdazbih’e değerli hilat1ar giydiriyordu. san. Tarihçi Mes'ûdî'nin aktardığına göre. selamlar bulutudur. onlara ipirmiyorsan bana getir diyorlar Sabaha karşı mutlulukları beni sarhoş eder. musikinin doğuşu ve gelişim evrelerim nezih bir dille tasvir ediyor. yeşil ve diğer renkleri banndırsa da" sözcükleriyle ödüllendiriyor. Onun bu anlattıklarıyla meşgul olan Mu'temid ise Ibn Hurdazbih'i. bu iltifatlara teşekkür olarak Halife Mu'temed'in "Eğlenceler ilmi" dediği konulara ilişkin birçok eserler yazarak yiyip içmekten başka bir şey dü­ 424 . Ibn Hurdazbih. Sonra bedevi Arapların şiir ve mu­ sikiye niçin o derece vurgım olduklarım açıklıyor ve bu sebeple Eğânî’nin en lâtif hikâyelerini anlatarak Halife Mu temid'i geniş kültürü ve anlatım tarzıyla mest edip büyülüyordu. Eski mitolojileri çok iyi bilen îbn Hurdazbih. bu kavimler tarafından bulunan musiki aletlerini sayıyordu.

K itâ b ü ’l-L e h v v e 'l-M e lâ h î. Fihrist'inde.şünmeyen Mu'temid’e sunuyordu. K itâ b û 'ş -Ş a r a b . Kitâb Cumhûr Ensâb el-Fars vel-N evâkîl ve Kitâbü'l-M esâlik v e lM emâlik bu arada sayılabilir. îbn Ne­ dim'in haber verdiği Kitâbu'l-Envâr. tbn Nedîm. "Büyük bir tarihtir. tbn Hurdazbih'in bu konu­ daki kitaplarından Edebii's-Sem â. Kitâbü't-Tabîh. Bununla birlikte îbn Hurdazbih. çağının beğenisine uyarak özellikle bu gibi eserlerle uğraşmamış. İbaresi nazımdır ve milletlerle hükümdarların haberlerini içermektedir. tbn Hurdazbih. K eşf el-Zünûn yazan da Mes udî’ye dayanarak îbn Hurdazbih'in bu tarihi hak­ kında. ne yazık ki şimdiye kadar kütüphanelierde bu önemli esere rastlanmamıştır. tbn Hurdazbih’in mükemmel bir tarihi ol­ duğunu ve kendisinin bu eserden çok yararlandığını söy­ lüyorsa da. sonrakilerin gözünde adını saygıyla andıra­ cak diğer önemli eserler de armağan etmiştir. kültür dünyasına. yer­ yüzü bölgelerindeki ülkeleri ve onların mesleklerini içi­ 425 . bütün beldelerin nerede olduğunu ve halkını. Kitâbu’l-Mesâlik ve'l-Memâlik: tbn Hurdazbih'in adım yaşatan en önemli eseri. Bu eser. fakat değeri çok büyük olan Kitâbü'lMesâlik ve'l-Memâlik'idir. Mes udî. Hicrî 300 (M. Kitabın girişindeki "Bu kitap yeryüzünün niteliklerini ve oradaki halkın yapısmı." şeklinde nitelemede bulunu­ yorsa da ifadesinden kendisinin bu önemli kitabı görme­ diği anlaşılmaktadır. hac­ mi küçük. Kitâbu'n-Nüdemâ vel-C ülesâ’mn adlanm vermekte­ dir. 912) yılında vefat etmiştir. adından da anlaşı­ lacağı gibi. Birçok kitaplardan toplan­ mıştır. bir tür tarihî coğrafyadır.

Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-Memâlik'in. Çinlilerin Hüey-Hu dedikleri Uygurlar'ın. Tataristan ve Türkistan yöresindeki ül­ keler konusunda verdiği bilgiler. Kitâbü'l-Mesâlik vel-M em âlik. İbn Hurdazbih'in Tokuz-Guzz (Dokuz Oğuz) ülkesi ile Türk ulusları hakkında verdiği bilgiler saye­ sinde. Kitâbü'l-M esâlik ve'l-Memâlik. Elkâb Mülûk Horasan ve'l-M eşnk adlı bölümü Maveraünnehir ve Türkistan'daki Türk prensliklerinin unvanlarını içermesi bakımından çok önemlidir. İbn Hurdazbih'in Posta Müdürlüğü görevinde bu­ lunması.ne almaktadır" cümlesinin de gösterdiği gibi. Reinaud bir bö­ lümünü D oğuluların Coğrafyasına Giriş adıyla ya­ yınlamıştır. Türk tarihini ay­ dınlatan en önemli eserlerden biridir. Daha sonra Barbier de Meynard. Çin kaynaklanyia kar­ şılaştırıldığında şimdiye kadar karanlıkta kalmış olan birçok noktalan aydınlatmaktadır. îbn Hurdazbih'in Maveraünnehir. komşu beldelere ilişkin olarak da hayli bilgiler vermiştir. şimdiye kadar bir türlü çözüme kavuşturulama­ mış olan tarihî bir sorun bütünüyle açıklığa kavuşmak­ ta. birbirlerine olan uzaklıklarını. o sırada Paris elçiliğinde bulunan Ahmet Vefik Paşa’nın İstanbul'dan istinsah ettirdiği nüshayı esas alarak Fransızcaya çevirmiş ve orijinal metniyle birlikte 426 . her ülkenin malî vergile­ rinin miktarım açıklamış. idare merkezlerini. Kitâbü'lMesâlik ve'l-Memâlik'in Avrupa kütüphanelerindeki nüshası ile. eserine büyük bir güvenirlik (vüsûk) sağlamış­ tır. yüzyılda Ba­ tılı oryantalistlerin dikkatlerini çekmiş. 19. İslâm kay­ naklarında Tuğuz-Ğuzz ve Orhun Kitabelerinde TokuzOğuz denilen Dokuz Oğuzlar oldukları ortaya çıkmakta­ dır. yazar bu eserinde Abbasî halifeliği idaresinde bulunan veya hali­ felere bağlı olan ülkelerin adlannı.

Müslü­ manların posta kuruluşunu da. Ibn Haldun ve Maverdî'nin görüş birliği içinde açıkladıkları gibi. Posta Nazırlan derecesinde oldukları anlaşılıyor. Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-M emâlik daha sonra birçok araştırma ve düzeltme­ lerle ikinci kez Fransızcaya çevrilmiş ve Leiden'de basıl­ mıştır. posta tatarlannın. atlarının kuyruklanm keşmek alışkanlığında bulun­ maları da adlandırma nedeni olarak gösterilmişse de. İran Sâsânileri'nin armağanı olduğunda şüphe yoktur. "güneşin en yetkin bağışı" anlamım ifade ediyordu. bu ya­ 427 . Arapça'da "berîd" tatar. Zend lehçesine göre. (2) Abbasîler zamanında Posta Müdürlerinin. Abbasîlerdeki Dört Divân'ın. Verdus kelimesi de Lâtincede posta haberleşmesini aktaran hızlı at anlamına gelmektedir Bazı sözlüklerde berfd'in farsça "kesmek" anlamına gelen "beriden" masdanndan alındığı belirtilmiş. Lâtince "Verdus" ve "Verdarius" kelimeleri arasında gerek telâffuz ve gerekse anlam bakımından görülen yakınlık bu ihtimali güçlendirmektedir. Abbasî devletinin mülkiye teşkilâtının en önemli kısımları Sasânîler'den alınmıştır. DİPNOTLAR: (1) Hurdazbih.1865 yılında Paris'te yayınlamıştır. kıla­ vuz ve mektup anlamını ifade ettiği gibi. Arapça "Berîd" kelimesiyle. daha önce Romalılardan al­ mış olmaları muhtemeldir.

I. Harun Reşid zamanına ait olarak aktarılan bir olaydan anlaşılmaktadır. ilk olarak İslâm dünyasında posta usulünü kurdukları zaman. Mûrûc ez-Ze> heb ve Meâdin el-Cevahir. za­ manım av peşinde geçirmeye başlamıştı. Fazl'ın babası ve Harun'un veziri olan Yahya Bermekî'nin huzurda bulunduğu sırada Hârun'u sunul­ muş. Kitâbu'l'Uarac'tan anlaşıldığına göre Abbast halifeleri döneminde posta işleri. FazI o sırada gençliğin gereklerinden olarak hükümet işlerinden çok. o da okuduktan sonra Yahya'ya vermişti. Bermekllerden Pazi bin Yahyâ'yı Horasan va­ liliğine tayin etmişti. rapo­ runun arkasına bir ihtarname yazarak aynı vasıtayla oğlu­ na göndermiş. Tarihin ta­ nık olduğu gibi Muaviye veya oğlu Yezid. Mısır baskısı. s. İslâm hükümetinde^ posta kuruluşu hakkında çok önemli araştırmalarda bulunan Codama'da bu düşünceye katıl­ maktadır.kıştırmanın uyduma bir şey olduğu çok açıktır. Kuteybe'lerin valiliğini görmüş olan Horasanlılar. "berîd” ile "verdus" arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatmaktadır. (3) Ebu'l-Hasan Ali bin el-Hüseyin el-Mes'ûdî. Fazi da bundan sonra eğlenceleri bırakarak hükümet işleriyle uğraşmaya başlamıştır. 323-324. Yahya. Bermekîlerin elinde olan nüfuz mevkilerinden hiç çekinmemişti. genç Fazl'ın eğlence düşkünlüğünü hükümet işlerindeki kanşıkhğı. Posta Müdürlerinin. 428 . Bu rapor. Bu gerçek. İdarî teşkilâtta bü3âik bir yere sahip ol­ dukları. halkın hoşnutsuzluğunu açıklayıcı nitelikte bir raporu Harun Reşide göndermiş. Beyrut baskısı. s. (4) Butrus el-Bustanî. II. genel görevlerden sayılıyordu. Bu olayı aktaran tarihçilere göre Harun Reşid. Romalıların postalan Suriye'ye gelip gidiyordu. eğlenceleri sevdiğinden. c. c. rastlantı sonu­ cu. 457. tbnü'l-Eş'aslann.

Coğrafya ile uğraşanlar Batlamyus'un çizdiği dairenin dışına çıkamıyorlardı. üçüncü yüz3rı]da bütünüyle gelişmiş. Fakat Ebu tshak Istahrî'ye gelinceye kadar hiç kimse kişisel gözlemlerine dayanarak bir coğrafya kitabı yazmamıştı. uzun bir seyahat ve incelemenin ürünü olan değerli eserini yazmış. matematik ve mantık konusunda olan bu eserler arasın­ da tarih ve coğrafyaya ilişkin olarak da birçok değerli ki­ taplar bulunuyordu. İslâm kültüründe önemli bir 429 . Süren İslâm fetihleriyle tica­ retin genişlemesi ve gelişmesi. Çoğu tıb. coğrafyaya daha fazla önem verilmesi sonucunu doğurmuş olduğundan. ilk kez bu dar çemberin dı­ şına atılmış. Yunan ve Hint kitaplarından değer­ li birçok eserler Arapçaya çevrilmişti. yeni bir inceleme alanı açmıştı. Istahrî. bu ilimle uğraşanların sayısı günden güne artmıştı.EBU tSHAE İBRAHİM BİN MUHAMMED EL-ISTAHRÎ Kitâbul-Ekâlîm İslâm dünyasında ilim ve sanatlar konusunda daha Hicrî ikinci yüzyılda başlayan eğilimler. felsefe. Batlamyus'un Cografya’sı Müslü­ man gençlerine yeni bir çalışma zemini hazırlamış.

Sicistan. Hind u Sind. gözlem ve incelemelerini toplayarak Hicrî 307 (M. 430 . öğrenimini tamamladık­ tan sonra Hicrî 303 (M.. 915) yılında uzun bir seyahate çıkmış. Istahrî'nin Leiden'de basılan eserinin ilk sayfalanna eklenen (tahşi­ ye edilen) bir parçada bu husus anlatılmaktadır. Kırgız. Maveraünnehir ile eski Yueçi'lerin ülkesi olan Sind bölgesine ait olan kısımlarıdır. Türk tarihi açısından Kitâbü'I-Ekâlîm'in en önemli bölümü. bunlann tarihî durumlarına ve me­ safelerine dair bilgiler vermiştir. Mısır. Istahrî. Azerbeycan. Eserinden anlaşıldığına göre. hem de coğrafya bakımından çok önemli olan bu eserini. Fâris. her bölümü bir "iklim" sayarak coğrafî ve tarihî açıklamalara girişmiştir. eserinde en çok o yüzyılda İslâm sancağı al­ tında bulunan ülkelerin durumlarından söz etmiş. Bahr-i Rum. Üzülerek söylemek gerekir ki. o zamanki metoda uyarak bir ta­ kım bölümlere ayırmış. Horasan ve Maveraünnehir adıyla yirmi bölgeye (iklim) ayırmış. Mansûre. gibi kabile­ lerin oturdukları ülkelerin sınırlarını da göstermiştir. Huzistan. Irak. Kirman. Hazar. İslâm beldelerini Arap diyan.*^^ Kitâbu'l-Ekâlîm: Istahrî.devrim başlatmıştı. her bölgedeki şehir ve kasabalara. hem tarih. kitabının ilk sayfalarında Sîn (Çin) den söz ederken Tokuz-Ğ\ızz (Uy­ gur) ların yurtlarıyla ilgili bilgiler vermiş olduğu gibi Oğuz Türkleriyle Keymak. Şam.*^^ Istahri. Cezire. Cibal-i Deylem. Mağrib.. Istahrî'nin hayatı hakkındaki bilgilerimiz çok azdır. Fâris'le Hora­ san arasındaki Müfaze. Karluk. 919) yılında meşhur eserini yazmıştır. Gerek Istahrî’nin bu eseri. gerekse İbn Hurdazbih.

şehirlerini. Her bölgeyi başh başına ele alarak onu çevreleyen yöreleri. 1-2. Yakut Hamevî gibi diğer coğraf­ yacıların eserleri Çin vekayinameleriyle karşılaştınlarak Türk tarihinin aydınlatılması mümkün olmaktadır. tbn Havkal. ilk olarak J. s. meşhur bölgelerini. kitapta yeraldı. Ancak okuyucuları bıktıran uzatmalardan çe­ kindiğim için özet halinde vermeyi uygun gördüm. Avrupa'da büyük bir önem verilen K itâbulEkâlîm.) (2) "Bu kitabımda dünyama bölgelerini zikrederek.Ekalim. Bu fakiri olaylara hakem kılacaklar. görülenler dikkate alınarak bunun üzerinde tefekkür buyuracaklar ve istifade edeceklerdir. Onun çevre­ sindeki yöreleri izah ettim. Ama Dünyadaki diğer yedi böl­ geyi burada ele almadım. DİPNOTLAR: (1) "Bundan sonra şöyle dedi: "Bir ömrü seyahat ve yolculukla geçirdim ve bayındır beldelerin ve diğerlerinin durumlanna muttali oldum. Kitabu’l. İslam hav­ zasındaki ve yakındaki meşhur ve diğer beldeleri zikretmeyi gerekli gördüm. Kitâbu'-Ekâlîm in Arapça metnini de nefis bir şekilde Leiden'de basmış ve yayınlamıştır (1870). de­ nizlerini. Bu kitaba Mesaliku’l-Memalik adını verdim. böylece. nehirlerini ve o bölgenin bilinmesi gerekli şeyleri­ ni izah ettim. O Sahib devlet'in devletiyle üzengi üzerinde günler geçirdim. ki­ milerinin de güvenilir tarihçilerden işitildiği bu beğenilen düzenleme.) 431 . Telif zamanında mevcut olan geçmişteki meş­ hur meliklerden bazısı ve sultanların çoğu da bir bölüm ha­ linde zikredildi.H.l Leiden baskısı. aym zamanda onun işaretiyle. Daha sonra birçok değerli Doğu eserlerinin basılmasını sağlamış olan De Goeje." (Istahrî. Moeller tarafından 1839 yılında Gotha'da basılmıştır. Kitabu'lEkalim. Not.Ebu'l-Fidâ. İslam ülkesimn şehirlerini daha tafsilatlı olarak anlattım." (Kitabul-Mesalik ve'l-Memalik. yeteri kadar uzun bir öm­ rün sarfedildiği ve bilgilerin kimisinin gözle görüldüğü.

vatammdan uzak kalmam. kaderin bir gereği olarak nzık temin etmem.DİPNOTLAR: (1) "Mesalik konusunda ikna edici bir kitap okumadım. Yolculuğumun devam etmesi. sultanlann zulmünden. krallarım ve meşhurlarını yöre yöre güzel bir şekilde vasfettim. meşrik ehlinin zorluk­ larla karşılaşması. sultanlarının adaletten sonra zulme yö­ nelmesi." 434 . feleğin sıkıntılanndan uzaklaşmak istemem. arzu­ larımı gerçekleştirmem. takip edilen bir resim de görmedim. gücüm yerindeydi. Yolculuğuma 331 yılı ramazan ayının ye­ dinci perşembe günü Medinetüs Selam'dan başladım. Gençtim. Bu durum beni bu kitabı yaz­ maya itti. Ülkelerin ileri gelen­ lerini. Kitabımın sonunda nasıl dün­ yayı baştan sona dolaştığımı anlattım. musibet ve felaketlerin peşpeşe gelişi gibi şeyler de beni teşvik etti.

bütün işlerini bu zeki gence bıraktı­ ğından. Üstün ye­ teneği sayesinde hüsnü hat ve ilk bilgilerde büyük bir ba­ şarı kazandı. o da ticaret dolayısıyla birkaç kez Amman. 1199) yılında efendisi tarafından hürriyetine kavuşturuldu. bu sayede gittiği yörelerin bil­ ginleriyle daima ilişkide bulunuyordu. Bu yeni 435 . Ticaret seferleri aynı zamanda bu yetenekli gencin fikrî gelişimini de sağlıyor. Kiş ve diğer yörelere gidip geldi. Tüccar. orada Asker bin Ebi Nasr İbrahim el-Hamevî admda bir tüccara satılmıştı. Çocukken esir edilerek Bağdat'a götürülmüş.EBU ABDULLAH ŞİHABEDDtN YAKUT ER-RUMÎ EL-HAMEVİ Mu'cemû'l-Büldân Asya tarihinin en büyük devrimine tanık olan Ebu Abdullah Yakut. Hama'lı tüccar okuma yazma bilmediğinden. Kendi­ si bu tüccarın eğitiminde büyümüş olduğundan Hamevî adını almıştır. aslen Rum diyanndandı. Esir çocuk bu sayede Bağ­ dat'ın kültür ışığından yararlanmaya başladı. Böylece Yakut. ticarî işlerini yazmak ve haberleşmelerini yürütmek için Yakutî'yi öğrenime yöneltti. Doğum tarihi Hicrî 564 (M. ti­ caret dünyasında uğraşırken Hicrî 596 (M. 1168) yılına rastlar.

Önce Bağdatlı bir Şii ile başlayan bu tartışma. Bu sırada. vaktiyle Hz. Bütün Şam ayak­ landı. Efendisinin ölümünden sonra. Daha sonra. Yakutî'nin ölümünü doğurabilecek bu olay. Yakutî. önce Horasan'ın Merv şehrinde yerleşmiş. da­ ha sonra korkunç bir kavgaya dönüştü. Ticaretine ortak etti. Ali'ye karşı ihtilâl çıkarmış olan Haricîler fırkasının düşüncelerini yaymak için ya­ zılmış olan bazı kitaplar eline geçti. Böylece servet bakı­ mından da kazanmaya başladı. 1313) jnlında Dımeşk-Şam'a giden Yakutî’nin.durum Yakutî’yi hayatını kazanmak zorunda bıraktığın­ dan. Kültür alanı günden gü­ ne genişledi. Merv'de araştırmalarını bitirdikten sonra Nesâ. oradaki meşhur kütüphanelerde İlmî çalışmalarına de­ vam etmiş. Bunların incelemek zihninde oldukça etkiler bırakmış olmalı ki. tersine tanınma nedeni olmuştur. kazandığı sermaye ile bizzat kitap ticaretine giriş­ ti. Hicrî 713 (M. Harizm ve Maveraünnehir dolaylarını gezmiş. Gizlice Haleb'e ve oradan Musul ve Erbil yoluyla Horasan'a kadar kaçtı. Mu’cemu'l- 436 . geçtiği ve gittiği yer­ lerde birçok incelemelerde bulunmuş ve bunun sonucu olarak adını güçlendirecek o önemli eserlerini ysızmıştır. galeyana gelen halkın elinden canını güç belâ kurtarabildi. geçimini sağlamak için hüsnü hattından yararlan­ mak istedi. eski efendisi kendisini maaşla yanına aldı. orada Şiilerle müthiş bir tartışmaya tutuşmuş oluğunu görü­ yoruz. Çünkü oradan oraya kaça ka­ ça Horasan'a kadar sokulan Yakutî. Yakutî. Kitap istinsah ederek satmaya başladı. bu yeni geçim tarzımn gereklerinden olarak bir­ çok önemli kitabı inceleyebildi. Yakutî. Yakutî. zaman geçtikçe değerleri de o derecede artan M u'cem ul-Büldân gibi tarihî eserlerini bu kütüphane­ lerden yararlanması sonucunda yazmıştır.

. artık dar gel­ meye başlayan Gobi çölü hayzasından etrafa ve özellikle Batıya doğru keskin ve ihtiraslı bakışlar fırlatmaya baş­ lamıştı. Horasan. Moğol uruklarından bazıları meşhur Camuka ile birlikte kendisini terketmiş olmalarına rağmen sarsılmaz bir azimle ortaya atılmış. en sonra da Kaı^ahıtay ta­ cını elde eden Güşlük'i yenmiş. Türkistan ve Harizm taraflarında egemen bulunuyordu. Sultan Muhammed bu akıntıya karşı duramadı. Moğolların 437 . Bütün o taraflar refah ve servetin. Yakutî’nin Harizm'de bulunduğu sırada. güç ve büyüklüğüyle Maveraünnehir. Celâyirleri.. çocuklannı. Milâdî 1162 yılında doğan ’ Timuçin. tac ve tahtı­ nı bırakarak oradan oraya kaçmaya başladı. o yörelerin en bayındır ve en mutlu olduğu bir döneme rastlar. Tayciyut'lara kesin bir darbe indirmiş. bütün Moğolis­ tan havalisini egemenliği altına almış. Halbuki bu sırada Asya steplerinin gerisinde yeni ve genişleme gücü çok müthiş bir cihangir. Merkitleri. Uygurları. Naymanlan. Kendisi de evlâtlarını. gurur ve mutluluğun getirdiği eğlenceli bir hayat içinde çırpı­ nıyor. ırk ve cinsleri çok çeşitli birçok kavimleri çevresine toplamış.Büldân'ına olağanüstü değer katan gözlemlerini yaz­ maya başlamıştır. Cengiz ünvMiıyla Asya Hükümdarı ilân edilen Timuçin'in sonsuz orduları Maveraünnehir'e doğru akmaya başlamışlardı. Yakutî'nin Doğu gezisi. onüç yaşında babasız kfdmış. Ordulan dağıldı. emri altına almış. herkes geleceğin de bugün gibi olacağı düşüncesi içinde bulunduğundan bir süre sonra uğranılacak felâketi hiç kimse hatırına bile getirmiyordu. Harizmşah Sultan Muhammed bin Tekiş. saltanatmm batı sınırlan Sultan Muhammed bin Tekiş'in hükümran olduğu ül­ keye dayanmıştı.

Mu'cemü'ş-Şuarâ. Kitâb Ahbâr elMütenebbi. ön­ cü ordular şimşek hızıyla. el-M ebde ve’lM eâl (Tarih). İstilâ çok ani. İlmî eserler ve uygarlık izlerinin de ortadan kalkmasına sebep olan korkunç bir badire olduğundan. yani Merv’de bu­ lunduğu sırada oradaki zengin kütüphaneleri gözden ge­ çirmiş. saldınlan o kadar kesin oldu ki. Moğol istilâsından önce. çıplak ve perişan bir halde Musul'a kaçtı (H. Sonra Sancar yoluyla Ha­ leb’e çekildi. Aç. Bu korkunç serüvenin bıraktığı acı anılar sakinle­ şinceye kadar Musul’da kaldı. Ölümüne kadar Haleb dışında bir handa oturdu. el-Mûşterik Vaz'an v e lM uhtelif Sak'an (Coğrafya sözlüğü). Maveraünnehir ve Harizm havalisi de bu hercümerc tufanı içinde yıkıhp gitti.^^' Moğol istilâsı. el-Muktadab fi'n-Neseb gibi birtakım eserleri daha olduğunu 438 . 1219). bizim için belki de sonsuza kadar meçhul kalacaktı. Mecmu' Kelâm £ b i Ali el-Fâris. yörelerini gezip görmemiş olsaydı bütün o kültür izleri. birkaç gün önce şan ve haşmetle hüküm 3öirüttügü o geniş ülkelerde sığınacak bir yer bulamaya­ rak Hazar Denizindeki küçük Abuskun adasına kaçma­ ya mecbur kaldı. îbn Hallikan.. sönen o uygarlığı yaşatan eserlerinden birçoğunu orada yazmıştır. Asya’da yalnız saltanat ve hükümet­ lerin değil.. Yakutî. Yakutî'nin bundan başka Mu’cem ü'lBüldân. dağınıklık çok müthiş olduğu için Ya­ kut Hamevı de hayatını binbir zorlukla kurtarabilmişti. Îrşâdü'l-A libbâ ilâ M a'rifeti'lÜdebâ adlı eseri Merv'deki çalışmasının ürünüdür. Kitab el-Düvel (Tarih). Yakut Hamevî bu korkunç tufandan önce Maveraünehir. çok az zaman içinde Horasan sınırlanna kadar dayeındılar. 616 / M. Harizm.istilâsı o kadar hızlı. Sul­ tan Muhammed. Horasan.

Yazar her beldeyi ve her bölge­ yi açıklarken oranın tarihçesi. Yazar. vefatından sonra kitapları oraya gönderilmiştir. gençlik dönemi ticaretle geçen Yakutî. ben zamanın özüyüm. Mu'cemü'l-Büldân. sekiz ciltten oluşan bu eserinin birinci cildine giriş olarak beş "bab" eklemiş^®\ sonra alfabetik sırayla coğrafî isimleri açıklamaya başlamıştır. Burada münzevi bir hayat geçirirken Hicrî 726 (M. K itâbu’d-Düvel ve Mu'cemu’ş-Şuarâ adlı eserlerdir/®^ Çocukluğu kölelik. sarsılmam" diyen gönlü geniş kişilerden olduğu için Horasan'da yi­ tirdiği servet ve zenginliğini de düşünmeyerek çekildiği Haleb dışındaki handa. son zamanlarında geçim konusunda çok büyük sıkıntılar çekmiş. M a'cem ül-B üldân. çok değerli bir Coğrafya Sözlüğü'dür. "Kem gözlülere göster ki. fakat kendisi. uygarlık ve kültürü ve 439 . Yakutî. Yakutî'nin vefatmdan sonra Haleb'i ziyaret ettiği zaman. Yakutî'nin bu eseri. eserlerinin tamamlanmasıyla uğraşmıştır. yalnızca bir coğrafya sözlüğü değildir. îbn HalHkan. hayatında. 1229) yılının 21 Ramazanında vefat etmiştir. Yakutî vefatında 61 yaşında bu­ lunuyordu. Kitâb el-Mebde ve’l-Meâl. Adının da işaret ettiği gibi Yakutî'nin bu muazzam eseri. halkın Yakutî'nin erdem ve kültü­ rünü övücü bir dille andığını yazarak kendisiyle görüş­ mediğine üzülmektedir.bildirmektedir/^^ Sözü edilen bu eserler arasında en önemlileri İrşâdü'l-Elibbâ. eserlerini Bağdat'taki Mescid-i Zeydî Kütüphanesine vakfedilmek üzere meşhur Târih elKâm il yazan İbn el-Esîr İzzeddin'e teslim ettiğinden.

gözlemlerine dayanarak çok güzel bir şekilde tasvir et­ miştir. M u'cemûl-Büldân'da Oğuz ve benzeri Türk kabileleri­ nin bulundukları bölgeler konusunda da bilgiler verilmiş­ tir. Çin vekayinamelerinde Türklerin yerleştiği bölgeler hakkında görülen bazı isimlerin belirlenmesi konusunda da M u'cemü'l-Büldân’dan çok yararlanılmaktadır. Doğuda kütüphanelerde çürüyen bu eserin varhğmı bilen beş-on kişiden fazla kim­ senin bulunmadığı bir zamanda.. Av­ rupa İlmî çevreleri. M u'cem ul-Büldân olmasaydı. Wüstenfeld'in gayretleriyle 1866-1873 yıhnda 6 cilt olarak Leibzig'de basılmış ve yayınlanmıştır..orada yetişen ünlu bilginler hakkında da önemli bilgiler vermiştir. Taharistan ve Harizm. Abbasiler döneminde Kuzey Türklerinin toplumsal yaşayış ve durumları hakkında az-çok bir fikir edinilebilmektedir. meşhur Ibn Fadlan'ın Bulgâr şehri ve halkı hakkında yazdığı ri­ salenin -ki aslı kaybolmuştur. Afganistan. Türk tarihinin özellikle ikinci çağı için son derece öneme sahip bir kaynaktır. diğer birçok Doğu eserleri gibi. Yakut Hamevî'nin "Rus" maddesinde ele aldığı bu tek risale sayesinde. Yakutî bu eserinde. Mu'cemü'l-Büldân’ın diğer bir önemi de.en önemli bölümlerini içer­ mektedir. 440 . yörelerinin içinde bulunduğu kültür ve uygarlı­ ğı. Mu’cem ül-B üldân. Bundan başka. Yakutî’nin bu değerli eserinin nitelik ve önemini takdiri hususunda da bizi geçmişlerdir. Batıda basılması yoluna gidilmiş. Moğol istilâsmdan önce Türk egemenliği altmda Maveraünnehir.. Horasan. batan o medeni­ yetin esaslı izlerini belirleyebilmek için bugün çok zah­ met çekmek gerekecek ve belki de büyük çalışmalara rağ­ men bizi tatmin edebilecek bir sonuca ulaşmak mümkün olmayacaktı!.

Ölünceye kadar Haleb yakınında bir handa yaşadı.M a'cem ül-B üldân. bilinen hatlann erbabı ve edebiyat konusunda kim bir şey yazmış veya yazılanları toplamış olanlar hak­ kında toplayabildiklerimi takdim ettim. basit yiyecekler yiyor. 441 . Anlatırken özetle­ meyi. Avrupada yayınlandıktan 33 yıl sonra. meşhur kurra1ar. lisancılar. oradan da Haleb'e geçti. Hör şeyini kaybetmişti. eserlerini ve güzel haberlerini vermeyi tercih ettim.) (3) Yakûtî. nessablar. Vefeyât el-A'yân. yazıh kitaplann sahipleri. Çin'in Youen sülâlesi vakayinamesiyle." (Ibn Hallikân. Ebul-Fazi Reşîd ve ondan sonraki Iranlı tarihçilerin Cengiz'in Milâdî 1227 yılında yetmiş iki yaşında vefat ettiğini haber vermelerine bakarak. yani 1906-1907 (H. zeyliyle birlikte on ciltten oluşmaktadır. Yayıncı Seyyid Muhammed Emin elHâncî. Mu­ sul'da uzım bir süre kaldı sonra Sincar'a. şiirlerinden örnekler sundum. doğum tarihinin 1155 yılına rastlamış olması gerekiyorsa da. M u'cem ül'B ûldân'a zeyl olarak M u'cem ülÜmrân adıyla iki cilt daha eklemiş. meşhur kitapçılar ve katipler. (2) "Havarizm'deyken 616 yılında Tatarlann çıkışına tesadüf etti. Yolda. tarihçiler. M u'cemü'l-Büldân'ın Mısır baskısı. Moğol ta­ rihçisi Sanang Seçen'in rivayetlerine dayanmaktadır. anlat­ sam dinlemekten bıkılmayacak bir çok zorluk ve meşakkat çekti. 1324-1325) yılında da Mı­ sır'da basılmıştır. Neseplerinden rözettim. İrşâdü'l-EUbbâ ilâ M a'rifeti'l-Udebâ adlı eseri­ nin girişinde. Mısar baskısı. bu zeyli de asıl kitap­ la birlikte yayınlamıştır. DİPNOTLAR: (1) Bu tarih. içeriği konusunda şu bilgileri vermektedir: "Bü kitapta nahivciler. vefat ve doğum tarihlerini tesbit etmeyi. 2/21. birinci rivayet daha doğru görünmektedir. Sonunda Musul'a vardı. îsnadlan çıkardım. Haşir günü diriltilmiş gibi perişan oldu. yıpranmış eski elbiseler giyiyordu.

Mu'cem'ul-Buldan. Allah yardımcımız olsun. Üçüncü bölüm.) 442 . berid.. sonrakilerin sureti hakkın­ da rivayet ettikleri şeyler. müsemmalann özel isimleridir ve ço­ ğu Arapça olmayıp iştikaka da uygun değildir. keyfiyeti. (6) Yakut Hamevî.. eserin düzenlenmesinde izlediği metod hakkında şu bilgiler vermektedir: "Bu kitapta beş fasıl sunuyorum ki bunlarla değer kazarar. Vefeyât el-A'yân. Senedin sıhhatini araştırmak istiyenler bunlara başvurmalıdır. küre vs." Dört büyük ciltten oluşan bu önemli eserin bir cildi Köprülü Kütüphanesinde bulunmaktadır. Sonra her kelimeyi birinci. Bu şekilde tertip etmemin sebebi okuyucuyu yormadan daha çok ya­ rarlı olmasındandır. tertibe uygun olarak sunmam gerektiğini sundum. topraklar hakkındaki hükümler İslam'da fethedilen topraklann hükmü. (4) Ibn Hallikân. ekalim lafzının ma­ nası hakkındaki ihtilaflar. Mısır baskısı. 2. Birinci bölüm. Bu isim manasına da uy­ gundur. s. Mu'cem u'l-Büldan'a eklediği beş bab ile. dürdüncü vb. Eskile­ rin şekli hakkında söyledikleri. Mısır baskısı. üçüncü. ikinci bölüm. ikinci. c." (Yakut Hamevî. Sonra her bölümü ikinci harfi esas alarak yirmisekiz kısma ayırdım. Dördüncü bölüm. iştikakı ve kıblenin nerde olduğuna dair alametler. fey ve haracın dağıtımı sulh ve unve ile fethedilen topraklar. gecesi başladım. kitabın fay­ dasının tamamlanması ve bu konuda başka bir kaynağa ih­ tiyaç duyulmaması için şurada veya burada zikredilmeyen bazı haberlerin genel olarak anlatılması. Daha sonra dönüp kitabı alfabeye uygun olarak yirmisekiz bölüme ayırdım. mil. fer­ sah. 1/12-13. Kelimenin aslına ve takılarına bakmadım. Beşinci bölüm. gibi tekrarlanan lafızlann açıklaması. (5) Y^kutfnin Mu'cemü'ş*Şuarâ'sı Gibb Vakfi tara&ndan neüs bir şekilde Mısır'da bastırılmıştır. arzın sureti hakkında.Sadece içinde az kişinin olduğu senetleri ve müracaat etti­ ğim kitaplan zikrettim. Temize çekmeye 625 senesinin Muharrem ayının 21. çünkü zikredi­ lenlerin hepsi müfred. Kitaba Mu'cemül-Büldan adım verdim. 210.

Birçok ciltlerden oluşan bu ese­ rin bir nüshası Ayasofya Kütüphanesinde 3415-3439 nu­ maralarda kayıtlı bulunmaktadır. Şiha­ beddin el-Kâtib'in oğlu Şemseddin Muhammed elKirmânî. önce kadı ve sonra nazır ol­ muş. babasının bu eserine bir zeyl yazmıştır.1300) yılında doğmuş ve 749 (1348) yılında vefat et­ miştir. Bu büyük eserin bir takımı da Paris Kütüphanesinde saklanmaktadır. hem tarih ve hem de coğrafya açısından çok önemli kaynaklar arasında sayılmaktadır.ŞİHABEDDÎN EBU’L-ABBAS AHMED BtN YAHYA BİN FAZLULLAH EL-KÂTİB EL-DIMEŞKÎ Mesâlik el-Ebsâr fî M emâlik el-Emsâr Kâtib Dımeşkî adıyla tanınan Şihabeddin Hicrî 700 (M. içinde daha başka değerli bilgiler de bulunan kitap 1312 (18941895) yılında Kahire'de basılmıştır. fakat özellikle yazdığı eserleriyle tanınmıştır. Yukar­ da adı geçen eserinden başka el-Ta'rîf bi'l-M ustelah elŞ erîf adlı bir resmî münşeat eseri daha yazmıştır. 443 . Şihabeddin Ebu'l-Abbas'ın yazdığı Mesâlik elEbsâr fî M emâlik el-Emsâr adlı muazzam eser.**’ DİPNOTLAR: (*) Şihabeddin Ebul-Abbas Ahmed. Ibn Fazlullah. Şam'da vebadan ölmüştür.

.

Hafız Muhammed el-Adîm (Kemaleddİn Ebu'l-Kasım Ömer b. 232. 398-400. 309-311. HibetuUah: 201 Ahmed b. Tolun: 112 Ahmed b.186 Bedreddin Lü'lü: 155 445 . 237. 304.101 Ahlwardt: 250 Ahmed b. 225 Bauer: 199 Baybars (Sultan): 174. Cüzeyy: 324 Ebu ^du llah Muhammed bin Ishak:20 Abdurrahman Câmî: 375 Abdurrahman Çelebi: 399 Abdülhakem (Ebu'l-Kasım Abdurrahman): 108-111 Ibn Abd Rabbih: 25 el-Acemî: Bkz. Züveyb: 321 Amr b. 83.168.110. 165.407 Amari: 156. Ahmed): 349-351 Ibn Ebi Ayyâş: 19 Aziz Alevî: 98 —B— Bagatur Han (Ebu’l-Gazi): 412. 29 Ahmed.IStM tNDEKSt —A— Abaka Han: 226-228.55.Tâhîr): 24 Bahadır Hail (Ebu Saîd): 283. 359 el-Av(î (Ebu'l-Hasan): 183 el-Aynî (Bedreddin Muhammed b. 71. 96-99. Abdullah: 360-364. Adiyb. Yusuf: 111 Ahmed bin Hanbel: 39. 63 Ebu Abdullah ez-Zübeyr. 190. Mu­ hammed b. 414 BağdâdI (Ebu Mansur Abdulkahirb. 55. 321 Bakher: 21 Bakıllânî (Kadı Ebubekir Mu­ hammed bin Tayyyibü'l): 24 Balatî-zâde Kemalî: 402 Barbier de Meynard: 74. Abdullah b. 31 Ebu Abdullah Muhammed b. 251 el-Alevî (Safiyyüddin Muham­ med b.426 Baron Carra de Vaux: 72 Barthold: 376 el-Batalyûsî (Ebu Muhammed bin es-Seyyid): 58 Batlamyus: 429 Ibn Batuta (Ebu Abdullah Mu­ hammed b.436 Ali bin el-Cehm: 67 Ali Kuşçu: 398 Ali Şir Nevâî: 372. 252 Bayık bey (Bayak bey): 112 Baysungur Mirza: 283. 367. 239 Abbas bin el-Ahnef: 67 AbduUah el-Mehdt. 317. 241-250 el-Alevî (Taceddin Ali bin Mu­ hammed bin Ramazan elHasenî): 225.199. 236 AIexandridĞs Dâm^trius: 214 Ale Emirî: 386 Hz. 368 IbnBaytâr: 51. 433 Âmilî:2S Amir b.Said: 21 Antuan Selhânî: 199 Arabşah Ahmed b. 164. 66.J. Ali b. 36. 305.). 167 el-Askalânî (Şihabeddin Ebu'lFazl Ibn Hacer): 358.Zeyd: 18 Adler:211 Adudud-Devle: 70. Ebi Dev'ed: 109 Ahmed b. 385. İbrahim el-Levati el-Tancî): 220. 224. Ebu'l-Abbas: 35 Ahmed Hayalî: 398 Alaeddin Keykubat: 314. 405. 373. 417 Arnolds (A. Tabâtabâ): 232. 419 Albert SchulWns: 149.109 Ahmed bin Seyyâr.): 199 Ibn Arrâfe: 341 Ibn Asâkir: 23. 52. 391 Am rb. el-Âs: 77. Muhammed b. 237. 233. Ali: 31.167.

160. 329 Ebıı'l-Berekât Muhammed b. 114 Ibn Cerir: 32. 401 Cüveynî (Bahaeddin): 220. 235. 283. 175. 299. 273. 83 Câhız: 25 Casanova: 168 Caussia: 251 Cazirî: 335 Celaleddin Harran. 160 Cevdet Paşa: 212. Musa: 182 Cafer Tayyfir. 305-307 Bentinch (D. Ömer el-Kadı): 169-171. 33 Belhî(EbuZeyd):24.50 el-Belâzuri (Ahmed b. Ali): 148. 375 Bourgade: 119 Brockelmann: 218 el-Bundâri. 219-240. 297 Damat ^ r i f Paşa: 325 Davud bin Serapyon: 182 Ibn Dersteveyh Fârisî: 57 Desmaison: 415 De Fremery: 252. 45. 129. 67. 164. 50. 169. 62.): 357 BursalI Ahmed b.181 Cl. 365. 221 Cüveynî (Şemseddin Muhammed b.). 147 Bundukdârf (Melik Zâhir Baybars): 193. 217. 401 .): 285.192 Cübbât(Ebu Ali): 66 el-Cürcant (Nasırî). 275 Celaleddin Mengübirtî: 175-177. 32.125 Ibn Bibi: 418.99. 226. 237-240 -D — D'HerbIot: 45.64. 301. 329 D'Ohsson: 293. 229. 346 el-Cezerî (Ibn el-Esîr Ebul Haşan Izzeddin b. 163. 369. Ebi'l-FazI Mu­ hammed): 280. 282. 357.230. 75. 155. 292. 236. 220 Cengiz Han. 151157. Cehm): 21.90.27 Bernstein (G. 304. 252 Bunz (H. 174. 417 446 — C— Ca'fer-i Sadık: 63 Ebu Cafer Muhammed b. Muhammed b. Huart: 90. 439 Cherbonneeu: 348 el-Ctlî(Ibnü’t-Türk): 61. 66. 94 Codera: 118. 176. 181 Corrfs (Ibnü'1-Amid): 45.414 Cerbedekânî: 125 Cerctot. 199. Ali): 220. 261. 224. 23. 58.419 Blochet (E. 291.91 Benâkitİ (Fahreddin Ebu Süley­ man Davud b.119 Corces (Ccrcîs) Re'sül Aynî. Ebi'l-Kerem Mu­ hammed): 23.el-Bekâî (Burhaneddin İbrahim b. 159. 369 Cüveynî (Alaeddin Atâ MelUc): 129. Ömer): 359 el-Bel'amt (Ali Muhammed): 44. 11yas Mısrî: 404 Ibn Bertdî: 65 Berkûk (sultan): 341 el-Berm ekî (Muhammed b. 401.315. 288.H) 199 Berrâmt: 125 el-Beyân cl-Magrib: 118 el-Beyân ve't-Tebyîn: 25 el-BeyhakI (Ebu’l-Fazi Muham­ med bin Hüseyin): 126-130 Beyza Düşüngen: 31 Beyzâvî ( Ebu'l-Hayr Abdullah b. 67 Cibril bin Bahtişûğ: 21.Nasr): 183 el-Bündârî (Fethb.): 415 Berault. 281. 211. 111 Bîrûnî (Ebu Reyhan):13. 369. Muhammed: 417 el-Bustanİ (Butrus): 428 el-Bustî (Ebu'l-Feth): 123 el-Bustî (Ebu Süleyman Muham­ med b. 369 el-Bıtrîk(Saidb. 172. Yahya): 12. 132.

Kuteybe): 57. Fazlullah âl-Kâtib): 443 el-Dîneverî (Ebu Muhammed Ab­ dullah b.411 Dr. 234 Emir Çoban: 238. Ebubekir: 242 Ebubekir b. 148. Sa’d (Atabek): 170 Edward Browne: 232. Gazzâl: 187 Emir Argun: 206. 431 Firdevst: 125. Hâkân: 36 Ebu'l-Fidâ (Melik el-Müyyed Imadaddin İsmail): 51. Said el Mağribi): 217 Enûşirvan (b. Abdülmelik b. 146. 268. 30 Eşref (sultan): 174 Eutychius: 76. Musa b. 311.De Goeje: 431. 275. 285. 111 Evliya Çelebi: 325 Ewald: m el-Ezrakî (Muhammed bin Abdülkerim): 29 Ebu'l-Fâdıl Cafer bin Furat: 112 _F — Fagnan: 253 Fahreddin Karaaslan: 158 Fahreddin Razî: 261 Fahrüddevle: 87 Fâik el-Hâssa: 123 el-Fâiz Isa b. 118. İbrahim: 241. 60 Dihlevt (Hüsrev): 408 Dihlevî (Muhammed Kerâmet Ali bin Hayat Ali): 125 Dihn (Ibn): 21 Dik el-Cinn (Cin Horozu): 87 Dozy: 45. Yahya b. 242 Emir Izzeddin Abdullatîf: 186 Emir Necmeddin: 145 Emir Tokmak: 266. 274 el-Endelüsî (Ali b. Cezeri.): 182 Feth b. 408 Ernest Renan: 12 Erpenius: 193 es-Sûbkt (Taceddin Ali bin Abdülkâlî): 170. Hâtem: 182 Ebu'l-Fazi Reşîd: 235. 123 Emir Ebu inan Fâris bin Ebi'lHasan: 324 Emir Fahreddin Isa b. Hâlid): 417 Erdebilî (Izhareddin): 191 Erdebilî(Kerimüddin Habîbullah): 191. 45 Dugat: 411 —E Ebu'l-Fazl Abdullah bin Ahmet Hatib: 152 Ebu’l Haccac Yusuf: 333 Hz.291.292. 171 D\ıbeux.309. 171 Esedt: 125 Ibnu'1-Esîl': Bkz. Eşlem bin Sehl: 29 Eş'arî (Ebul'Hasan): 66 Ibn el-Eş'as:. 211 Freytag: 165 447 . 433 De Guignes: 96 el-Dımeşkî <Şihabeddin Ebul-Abbas Ahmed b. 226. 317-319 Elliot: 128 Emin (halife): 86 Eminü'd-Devle b. 221. 271.): 171. 58. 376 Firuzâbâdf: 369 Fleicher (Dr. Zâfır: 133 Fâkihi (Ebu Abdullah bin Ishak bin Abbas): 29 Fârabî: 77 el-Faradî (Ebu’l-Velfd Abdullah Ib n ): 118. 204.310 Emir Ebu Ali: 122. 222. 441 el-Felâke ve'l-Meflûkîn: 25 Feıahî: 125 el-Fergânî (Ebu Muhammed Ab­ dullah bin Muhammed): 44 Ferhân (Ebu Hafs Ömer b. 231. Fell. Mu­ hammed b. 121 el-Fâsî (Ebu'l-Tayyib Takıyyüdd in ): 350 Ebu'l-Fazi Abdülhamld bin Vâsi' el-Hasîb: 67 Ebu'l-Fazi Ahmed bin Ebu Tâbir Tayfûr: 29 FazI b. 115. 274.

120. 304. Lüt. 48. 411 med el-Hasan b. beddin Yakut er-Rumi): 30. 58. PL). Ebu'l-Hayr Imadüdel-Hamevi (Ebu Abdullah ŞUıadin): 260-300. 365 Georgens (E. 395 Fâsî): 252. 224 Hafız Âbrû Nureddin b. 40. 348 el-Hamevi-Yakutî (Şihabeddin b. 177 Dîneverî): 51-56 Geoje: 45 Harbende Olcaytu: 305. 247. 46. 431.L. İbrahim 284. 386 Harun Reşid: 35. hammed bin Abdülmelik bin 250. İbrahim b. 56 Haşan Sabbah: 223.175 Gıyaseddin Keyhüsrev: 314. 68. 253 Güyük Kaan: 221. 376. 432 Abbas Ahmed b. Hayri Kırbaşoğlu.el-Purfit (Muhamıned b. 217. 438-442 İbrahim Ahmed): 44.Abbas: 247 — G— Ebu Hammfl (prens): 340 el-Hanbelî (Necmeddin Ahmed elGagnier (J. b. 375 Hallac-ı Mansur (Ebul Mugîs Hü­ Havard: 283 seyin): 64. 367. Abduırahimb. Abdillah el46'. 308. 111 146. 401 el-Hezlt (Ali b. 148. 312. 60 55. Yusuf): 165 317. 39.132 Ahmed bin İbrahim): 165 Hâtilt(Mevlânâ Abdullah).): 347. 386.84.385. 152. 143. 110. 167 el-Hârizmî (Kasım bin Hüseyin): George (J. 431. 222. 189. 274. 245. 371 Harwig Derenbourg: 142. 30. 309. 367.el-Hemedânî (Ebu Haşan Mu­ 153.): man):13. Ebil-Dem): 217 Hamidb.):213. 190. 246. 316. 336-346. 189. 63 Ebu'I-Hasan Ali (Ibn Ebi Zer elGustave Flügel: 107. 60 Haccac. 393. 250 Golius. 348 427 Hatib (Lisanüddin Ebu AbduUah Halebî (Bedreddin Ebu MuhamMuhammed b. 292. 177. 110. 419 el-Harranî (Ebu Urûb): 29 Gıyaseddin Nakkâş. 250 Havkal (Ebu’l-Kasım Muham­ Ibn Hallikan (Şemseddin Ebu'lmed b.): 328 124 Gerbedekânî (Ebul-Şeref Nâsih Harizmşah (celaleddin): 169 bin Zafer) (el-): 124 Harizmşah (Kudbeddin MuhamGıyaseddin Cemşîd: 380 med): 172. 103 Hamdullah el-Müstevfî: 285. 162.el'Hatib (Ebul-Abbas Ahmid b. el-Hemedânt (FazluUah Reşidüd376 din b. 365. 279-281. 435-441 448 . el-Hane(t (MuhamjOMd b. 163. Habib): 330 Hatîb Bağdâdt (Ebubekir Ah­ Halebî (MuvafTakuddin Ebu Zer med): 23.F.): 332-335.): 211 Gardonne: 118 Harrant): 255 Gazan Han: 261-263. 44. 369. Hayalî-i Buharî: 371 Ebi Bekir). 369. Gibb: 103. 305. 118.401 ya bin Hakan: 58 tbni Haldun (Ebu &yd Abdurrah. 368 Ebu Hanlfe (Ahmed bin Davud elGazneli Mahmud: 123-125.Ebu'I-Hasan Ubeydullah bin Yah­ fiıUah: 365-370. 219 Gıyaseddin Şirâzî. 276. 230 Haşan Aybek: 191 Haaan bin Ömer: 209 —H Haşan Ege: 22.

271 Hoca Efdalüddin Muhammed: 399 Hoca Izzeddin Kûhedî: 271 Homeros. 57 Ebu Ishak İbrahim bin Süfyan: 57 Iskenderî (Ebu'l Haşan Muham­ med). 242. Ehrûn): 192. 399. Hüseyn):25. 185 -K — Kadı Cemaleddin b. 36 ismet Buharî. 417 Isfehânî (Muhammed b. Haşan): 85. Şâheveyh): 21 Isfirâzî (Muiniddin Muhammed). 259. Behrâm b. 229. Mityâr): 21 Isfehânî (Zâdeveyh b. 249. 88. 213 Ignatius Saba: 196 imam Busîrî: 168 imam Ebu Yusuf: 24 Imri'1-Kays bin el-Tahhân: 187 Irakf (Ebu Nasr): 99 Ebu Isa Ahmed b. 177 Houtsma: 148. 239. Muhammed): 24. 338 İbrahim Artuk: 357 İbrahim Ekşelensi (Abrahamus Ecchellensis): 194 Ibşîhî: 25 el-Idrisî: 29.305 Hüseyin Baykara: 385. Hamidüddin Mirhond): 372. 347. 419 Humaraveyh (Ebu'l-Ceyş): 1İ2 Hummâr (Ebu’l Hayr): 99 Huneyn b. Yâsir: 86 İsmail b. 299.): 118. Hondmîr (Gıyaseddin Hondmîr Muhammed b. Abdullah b. 217 Kadı Kemâleddin Ebu'l-Fazi: 145 Kadı Sâid: 187 el-Kâlî(Ebu Ali): 117 el-Kalkaşandî (Ebu'l-Abbas Şehabeddin). 417.417 Houdas(0. 167. 170. 281. 215 —J— J. 227. 164. 422-427 Hülâgu: 152. 81-84 Isfehânî (Ebul Muzaffer Tahir b. 346 İsmail b. 380 el-Isnevî (Şeyh Cemaleddin): 208. Vasıl. Yusuf. Ishak: 21. Muhammed): 24 Isfehânî (Hamza b. 386 400. 197. 387-389 Ishak Râhaveyh. 402 Julius Lippert. 429-431. 243. 87. 432 —I— Ibnü'1-Ibrî (Ebu'l-Ferec Gregorius b. 350 Karamanî (Ebu'l-Abbas Ahmed bin YusuO: 156 449 . Abdâd: 81 İsmail b.Mes'ud): 369 Hızır Bey-zâde: 398 tbn Hişatn: 20 Hitti (Ph.): 143 Hoca Abdullah Mervartd. 230. 417. 22 Hurdazbih (Ebu'l Kasım Ubeydullah b. 217 Isfehânî (İmadüddin Ebu Abdul­ lah Muhammed Kâtib): 144148. 225 İbrahim (Sultan Ebu Ishak).): 213. 405408. 371. Guidi: 118 Jenisch: 401 Johannsen: 404 John Haaris Jones: 346 Jourdain.418. 195-200. 113. 398. 196. 235. 12. 405-407 Hüseyin Muhammed: 36 Hüsrev Nâşerevan (Kisra): 244 Hylander 95 —I— el-Istahrî (Ebu Ishak İbrahim b. 399 Hoca Aleaddin Hindû. 401. Ali el-Müneccim: 217 Isfehânî (Ebu'l-Ferec Ali b. 223-225. 232.

Kâtip Çelebi: 50. 286. 281 Yahya ):119 KâşânS (Şemseddin). Emile Amar: 250 Ibn Kesîr (İsmail b. 346 med bin el-Ekbâr): 119 Ebu Kasım Abdullah bin Nâkıya: Kudbeddin Şirâzf: 261 48 Kudûrî: 351 Ebu'l-Kasım Halef bin Beşküvâl: el-Kûk (Muhammed bin Abdullah 118. 303. 217 Kâtib Bağdadî (Bahaeddin Mu­ Ibn Kuteybe: 24. 286 b. Kutbt (Muhammed bin Şâkir bin Ahmed): 71. 274. 46 el-Kâşânî (Ebu'l-Kasım Muham. 359 100. İbrahim 171. Lucien Leclerc: 77. 185.): 243 30. 329. Müzâhim): 116-120 Kâtip el-Cıiveynî: 219. 55. A li). 349. 187.31 Kenküh el-Hindi: 21 — M— Ebu'l-Kerem: 151 M. 376 Kurtubî (Arîb bin Sa'd): 45. Ömer Mahmut Gaznevî (sultan): 67.182. 52 hammed b. 214. Enes: 27 Mansur (halife): 22. 286. Tahir Ali b. 168. 91. 288-291. 315.314 el-Kıftt (Cemaleddin Ebu’l Haşan Mahzûeh: 21 Makdisî: Bkz. 56 med): 443 Kirsch: 199 Mansur (Ibn Ebi): 217 Marsden Jones: 29 Krehl:411 Kubilay Han. 218. 276.119 bin): 117 Kâsımbin Esbag: 120 Kûrdî: Bkz. Ahmed: 24 Kureşî (Ebu Abdullah Muham­ med b. el-Kurtubt (Ahmed bin Muham­ 284. 78. 318 el-Leysî (Haşan bin İbrahim): 113 K a zv in î (M uham m ed b. Kirmanî (Şeyh Mecdeddin): 124 331. Hamîd): 418 bas Ahmed): 110. 99. 217. 276. Dımeşkî): 328. 297 el-Kelbî (Ebu'l Münzir Hişam b. 293. 317. Mutahhar b. 52. 179-185 el-Makkarî (Şihab^lddin Ebu'l Kıhç Arslan: 313. 295. Müeyyed): 233 Kûtiye (Ebubekir Muhammed b. 280 Mâseveyh: 182 450 . 285. Aid): 19 Kâşânf (Ebu'l-Kasım Abdullah b.): Lui (XIII. 191. Ömer b. Leipsig: 171 309-312. Ferecullah Zeki Ebu'l-Kâsım Sâid b. 265. Abdillvehhâb): 232 278. Isa b. 354 med): 409 Kirmanî (Efdalüddin Ebu Hamid el-Makrizî (Takıyûddin Ebul Ab­ Ahmed b. Ebibekir Langies: 402 Ahmed b.Kurtubî (Ebu Cafer Ahmed bin med b.Kara Çelebi Asım Efendi: 386 Kudaî (Ebu Abdullah Muham­ Karle (J): 111. Abdulaziz b. Nasr Müstevfİ).304. 352-357 el-Kirmânî (Şemseddin Muham­ Malik b. 95. 299 Kaşgarh Mahmud: 67 209. med el-Râzî): 116 299. Muhammed): 263. 234 Katrünnidâ: 112 — L— Kavarîrf: 109 Lamartine: 12 Kazvint (Hamdullah b. 365. 298. YusüO: 24. Muham­ el-Kindî(Ebu Ömer): 90. Kınah-Zâde Ali Efendi: 105 Abbas Ahmed b. 280. 314.

111. 386. 355 Melik Saîd: 25 MeUk Salih b. 253. 196. 108. Yakub): 12. 231. Muhammed b.Masqueray: 114 Maverdî. 189 Melik Müeyyed Şeyh: 349 Melik Nâsır: 164. 217. 237. 240 Medâyinî (Ebul-Hasan Ali) 32. 35. Melik Adil: 186 Mengü (Monke) Kaan: 222. 428 Muhammed Ahşid bin Tugc (Tuğğac): 112 Muhammed b. 27. İbrahim: 418 Muhammed b. Kala­ un: 320. 58. 346. 40. 99-105. 96-97. 238. Mehmed Çelebi: 322. 21. 18. 84. 129. 425 el-Mesîhî (Izzü'l-Melik Emîr elMuhtâr): 113 Messerschmidt: 415 Mevlânâ Câmî: 385 Mevlânâ Hoca Asafi: 398 Mısrî el-Şücâî (Şemseddin): 253 Mihrecânî (Ebu Ahmed): 183 Minkeh: 21 Mirhond (Mevlana Mirhond b. 56. 27. 63 Mu'tezıd Billah: 37. Ebi Ubeyd: 56 Muhtar es-Sekafî: 86 Muîn-i Cüveynt: 371 451 . 47.401. 231 el-Meninî (Şeyh Ahmed): 124 Menucherî: 125 el-Merakeşt (Abdulvâhid Ali): 118. 207 Melik Nâsır Muhammed b.H. 28. 250 Moeller (J. 416 Mirza Bediüzzaman: 376.): 431 Molla iFenârî: 398 Molla Güranî: 398 Molla Hüsrev: 398 Morley: 128 Mu'tasım (halife): 36. 25. elHüseyin): 12. Cerîr: 23 Muhammed b. 24. Nuh: 108 Muhammed bin Abdülmelik bin el-Zeyyât: 67 Muhammed bin Ömer bin Eymen: 120 Muhammed bin Ömer Lübâbe: 120 Muhammed el Buhârî: 29 Muhammed Hamidullah: 22 Muhammed Ibn Saad: 24. 361 Mehmed Tevfık Paşa (Mısır Hidivi): 124 Mehmet Şeref: 325 Mehren: 95 Ebu'l-Mekârim Esad: 168 Melik Aziz bin Melik Zahir. Müslim Zührî: 19 Muhammed b. Abdülvehhâb bin Muğis: 117 Muhammed b. 38 Muaviye b. Said b. Tanrıverdî. 153. Seyyid Harizmşah): 171. 406 Mirza Kalî Han: 408 Mirza Takıyyüddin: 408 Ibn Miskeveyh (Ebu Ali Ahmed b. 56. 54. 211. 424. 29 Ebu Muhammed Muhallebi: 81. 67 Mu'tezz (halife): 32. 199 Me'mun (halife): 27. Ebi Süfyan: 52. 180. 68. 11? Mecdü'l-Mülk Yezdî: 226-229. 52. 331 Melik Muazzam Muzafferüddin b.252 Mervân bin Ebil-Cenûb: 54 Mes'ud Gaznevî (sultan): 128 el-Mes'ûdt (Ebu'l-Hasan Ali b. 427 Mayer. 68-78. 398-401. 96 Muhammed Özbek Han: 322 Muhammed Şafî': 130 Muhammed Şah b. Tuğluk: 322 Ebu Muhammed Yahya b.33 Ebu'l-Mehâsin Tannverdî: Bkz. Aban el-Emevî: 19 Muhtar b. 82. 13. Zeyneddin. 179 Melikü'l-Kâmil Ebu'l-Feth Nâsıreddin: 192 Melik Efdal Nureddin: 204 Melik Mansür Kalaun: 252.

35-3739. Dr. 106. 105. Kavvâs: 201 Ömer bin Şâbbe: 29 Ebu Ömer Muhammed bin Yusuf: 112. 84. 425 NefâsUCeiaeddin): 380 el-Nesevf (Şihabeddtn Muham­ med b.245. 107. 391 Ömer b. 54. 103.221. 222. Nusayr: 115 Musa b. 299 Ibnü’n-Nakîb: 254 Ebu Nasn Fârâbî: 61 Nâsıreddîn Abdurrahîm bin Ebi Mansur: 104. 279 Osman bin İskender Paşa: 95 Ouseley (W): 433 - Ö - Hz. 63 . Tahir el-Makdisî: 89-93. 55. 66. 187. 40. Ömer: 77. 281. Hüzeyrüddin (sultan): 321 Nureddin Türkî: 142 el-Nüveyrî (Şihabeddin Ebul Abbas): 251. 182 el-Mllsenna (Ebu Ubeyde Ma'ıner b. 41.121 Nasreddin Hamza (Melik): 172 Nazmi-zâde: 363. Ahmed b. 346 Oktay Kağan: 169. 252 — O — Oestnıp(W. 33. 246 Muktefi Billah: 40 Murad II: 419 Murad III: 213. Ukbe b.): 87 Müseylemetü'l-Kezzâb: 27 Müslim bin el-Velid: 67 Müstafn (halife): 32 Müsteklî (halife): 66. Elbi Ayyaş: 19. 249 Mütevekkü (halife): 31. 32.105 Nasııeddin Tusî: 104. 364 Necati Lvgal: 308. Hatib): 165 Ebu Nasr b.Muizüd-Devle-i Deylemf. 37.67 Ebu Nasr el-Feth bin el-Hâkân: 119. Ali b.Muhammed el-Münşî): 172-178 Nesim el-Sabâ: 331 Nisaburî (Ümmül-Müeyyed): 189 Nisâburi (Hamfdeddin Ebi Ab­ dullah Mahmud bia Ömer elNecâtî): 124 Nisâbiîrî (Zahîrî-i): 417 Nizamî: 375 Nizâmü'l-Mülk: 24. 20 Mustafa b.): 33 Mustansır: 36. 299 el-Nâsıriye (Ebu'l-Hasan Ali b.422 Muteazzid Billah (halife): 112 Muti Lillah (halife): 87 Müller(A. 214 Musa b. Abdulaziz: 157 Ömer b. 260. 230 Olcaytu (Sultan): 262-270. Muhammed): 238 Petis de la Ctoİh. el-Ferhân: 21 Ömer b.N Nah-Hieıı.I): 113. 375 .119 Mutahhar b. Ali b. îshak b. 167 Nizamüddin Evliya: 408 Nizam Şâmî: 375 Noel de Vergers: 346 Noldeke: 46 Nouvaux Melanges orientaux: 146 Nureddin Ali. 96 tbn MukafTa: 20 Muktedf Billah Gıalife). Ebi Yakub): 24. b. 200. 81.): 187 Ibn Münde: 29 Münşî (Nâsıreddin): 418 Mürsel Öztürk: 240 Müsellem. Arak: 61. 383 el-Nedir" (Ebu'l Ferec Muham­ 452 med b. Muhammed b.113 i-P Pavet de Courtcille: 74 Pcrron: 203 Pervane (Muîneddin Süleyman b. 232. Hasanşah: 402 Mustafa Fayda (Prof. 199.

PierreVattier: 363
Pirizâde: 344
Pocock: 111,199
Preytag: 363
Purchas; 193
- Q Quatremiere; 344,356

R

Ibnü'r-Râhib Ebu Şükr Batris:
192-194
Râvendî (Muhammed b. Ali): 281
Raynolds (J); 125
Razıyüddin Ali b. Tavus: 244
el-Razî (Ebu’l-Hüseyn Ahmid bin
Fâris):87
Razt Billah: 65
Ibn Ebi Rebfî: 37
Reinaud: 214,426
Reiske (J.J.): 211
Ribera: 119
Rodiger: 78
Rodoslu Muhammed Efendi: 191
Romankof (Grof Nikola): 415
Rotter (G.R.); 143
Röhricht (R,): 167
— S—
Sa'di (Muhyiddin Ebu'l-FazI): 174
Sabit bin Kurra: 76, 182
Sachau: 29
Sadrazam Rüstem Paşa: 402
es-Safedf (Selahaddin Halil b. Aybek): 170, 171, 326, 327, 392
Safevî (Şah İsmail): 406, 408
Sahibkıran Timur Gürkân: 366,
372,407
Sâhibti’z-Zenç: 36
Ebu Saîd b. Nâsıreddin: 320
Safd bin Câbir: 117
Saîd Kayyumî: 21
Ebu Salih Mansur b. Nuh 44
Sallier (M,): 143
Samâni (Nuh b. Esed): 112
Sami Dehhan; 165
Sanachel: 21
Sauvaire: 350

Schier (Ch.): 214
Schuman (G,); 143
es-Seâlibî (Ebu Mansur Abdülmelik bin Muhammed bin İsma­
il): 90, 91
Sebüktekin (Sebük-Tigin): 100,
123
es-Sehâvî (Şemseddin Muham­
med bin Abdurrahman): 203
EbuSehIMeihî: 99
Sehl Tüstert: 245
Seka/î; Bkz. Muhtar es-Sekafi.
Sekafı (Haris b. Kildetü's-): 18
Selahaddin bin el-Bürhan; 208
Selahaddin Ibn Kutbî: 254
Selaheddin Eyyûbî: 142,144-147,
150, 150, 167, 168, 180, 204
Selim (I.): 391
Sem'ânî (Ebu'l Muzaffer Man­
sur): 35, 131, 132, 198
Sem'ânî (Ebu Said Abdulfcerim
b.): 131, 132, 153
Semerkandt (Bedahşi-i): 380
Semerkandr (Devletşah); 372,
399, 400
Semerkandt (Kemaleddin Abdürrezzak Celaleddin lahak):
384-386
el-Semhûdî (Ebu'l-Hasan Nureddin Ali b. Ahmed): 403
el-Sencânî (Başkadı Yusuf b. elHasan): 190
el-Senevbert: 67
Seybold: 396
Seyfü'd-Devle; 81
es-Seyrâfî(AIaeddin Ahmed); 349
Seyyid Muhammed Abdullâtif elHatîb: 45
Seyyid Muhammed Esad: 25
Sezai Özel: 22
es-Sicistânr (Ebu Hâtim): 57
Sicistânî (Ebu Süleyman): 130
Ibn Sikkît;51, 54, 55
Ibn Sina: 96, 99, 100, 242, 260
Sinhact: 217
Sipahizâde Mehmed b. Ali: 213
Slane: 156, 165, 191, 214, 216,
218,251, 433

453

Societe Asintique; 75
Sol-Tigin: 62
Sprenger: 106
Staislas Cuyard: 218
Sûft (Ziyauddin Ebu Ahmed Abdulvehhab b. Ali): 153
el-Sûlî (Ebubekir Muhammed bin
Yahya): 61, 63-67, 103, 250
Suncâk Aka: 224
Suphi Paşa: 345
el-Su)enıf (Ebu Mervan Abdulmelik b. Habîb) 115
Süleyman bin Ahlâf: 114
Süleyman Uludağ: 346
Süyütf (Cclaleddin E^uT Fazi Abdurrahman): 132, 168, 202,
203, 254,255, 394-397, 404
Syivestre de Sacy: 71, 72,75,251,
356, 401
_ Ş _
Şahnıh Mirza; 283, 376
Ebu Şâme (Şihabeddin Ebu Şâme
Abdurr^man b. İsmail): 166,
167
Şaıl Schefer: 304
Şehabeddin Tuğrul: 153
eş-Şehristani (Muhammed bin
Abdulkerim): 24
Şehriyar b. Rüstem Deylemî: 247
Şehrzûrî (Şemseddin Muham­
med bin Mahmud): 130
Şehzade Argun: 227
Şemsü’d-Devle Eyyûb: 157
Şeref b. Ebu'l-Mutahhar el-Ensari: 217
Şerefeddin el-H üseyin bin
Rabbân: 218
Şerefeddin Enûşirvân: 147
Şerefeddin Yezdî: 360, 376, 401
Şerif Kâsımb. Hâşim: 133
Şeyh ^ m e d Süheylî: 398, 399
Şeyh Âzert Isfehânî: 371
Şeyh Cemâleddin Ebubekir Mu­
hammed bin Nebâtetü'lMısrî: 209, 217
Şeyh Ebu Ishak Şirazî (Şeyh İbra­
him bin Ali Yusuf-Cemaled-

454

din Firûzâbâdî): 39, 40, 41,
371
Şeyh Sadi-i Şirazî: 170, 230
Şeyh Salih b. Hibetull^: 189
^ y h Zeyneddin bin el-Kubu': 208
Ibn Şıhne; 39, 55,156,165
el-Şibânkâre (Muhammed b. Ali
b. Muhammed b. Hüseyin b.
Ebibekr); 318
Şirazî (Abdullah b. Fazlullah):
232
Şirâzî (Abdullah b. Fazl-Vassâf
el-Ha^ra): 301, 302, 365
Ibn Şuhbe (Kadı): 19
Ebu Şücâ Büveyh: 247, 248
Ebu Şücâ Muhammed b. el-Hüseyn: 103,
Şüşterî (Kadı Nurullah): 233
-T —
el-Taberânî (Ebu'l Abbas Ah­
med): 329
Taberî (Ebu Cafer Muhammed
Cerir): 12, 32, 34-50,154, 281,
282,
369
Taceddin Abdülbaki: 191
Taceddin Abdülvehhab: 364
Taceddin Alişah: 263-300, 309
Taceddin Isâ bin Mahfûz: 124
Tahir bin Abdülaziz: 117
Ebu Tâhir Şîrâzî: 316
Tâhir Zû'l-Yemineyn: 34
Ebu TaUb: 83, 87
el-Tancî: Bkz. Ibn Batuta.
Tannverdt (Ebul Mehasin Cemaleddin): 71, 206, 214-216, 274,
276,293, 353, 390-393, 393
Tank b. Ziyad: 115
Teâlibi: 25
Teküdar Sultan Ahmed: 229, 231
el-Temîmf (Ebubekir Yahya bin
Hüzeyl): 120
el-Tevhîdî(Ebu Hayyân): 183
Ibn Tiktaka: Bkz. Tabâtabâ.
Tilemsan: 320
Tomberg: 95, 155, 252
Torry: 111
Tred Wilkem: 401

■nıleyha b. Huveylid; 27
Turağan Muhammed Uluğ Bey:
380-382
Türkân Hatun: 175
— U—
UnsuTÎ; 125
Urve b. el-Zübeyr: 19
Ibn Ebi Usaybia (Muvaffak el-Din
Ebu’l-Abbas Ahmed): 24, 78,
96, 181, 186-188, 217
. Utbî (Ebu’n Nasr Muhammed bin
Abdukebbar); 122-125, 156,
302, 369
-

Ü

-

Üsâme b. MOnkız (Ebu'l MuzafTer
Müeyyed el-Devle Mecdeddin): 136-143
—V—
Vâkidt (Ebu Abdullah Muhammed bin Ömer el); 20, 23, 27,
29
Vâsık Billah: 108
Vasıt Tarihi: 29
Vattier; 193
Ibn Vazıh: 23
Vehb b. Münebbih: 19
Veinrick: 67
el-Velâşcerdî (Halil b. el-Hüseyin
el-Kürdî): 90
Ibn Ebil-:Velîd el-A'rec 117
Velîd Ibnü'ş-Şıhne: 48
el-Verdt (Sirâceddin Ebu Hafs
Ömer Ibn): 95, 212, 218
el-Verdî (Zeyneddin Ebu Hafs
Ömer b.): 90, 91, 218, 254,
255, 259
Voltaire: 12,
Von Strahlenberg: 414
—W W. Guirgass: 53
Weil: 20
Welger: 356
Wlladimir Georgias: 53
Wilhelm Lakos: 419

Wüstenfeld: 20, 29, 60, 191, 202,
214, 350, 356, 403, 440
—Y—
Yahya (Jean): 21
Ebu Yahya b. Ebi Zekeriya (sul­
tan): 320
Yaîş b. Sadaka (Ebu'l-Kaîro): 153
Yâkûdî: 31
Yâkut Musta'sımî: 91
YâkûtRûmî: 105,120
Yemâmî (Ahmed b. Hâris): 37, 46
Yemenî (Abdurrahman): 404
Yemenî (Necmoddin Ebu Mu­
hammed Umâre bin Ali): 133
Yeminî: 125, 369
Yezdgerd b. Sehriya b. Kisra Ebruveyz: 56
Yezdî (Mevlana Şerefeddin Ali);
362, 371-379
Yezid b. Muhalleb; 62
Yusuf b. Bahaeddin Halebî: 149,
150
—Z ez-Zâhidî (Halil b. Şâhîn); 396
Zahirî: 369
Zakir Kadiri Ugan: 33, 346
ZebtdKHaaanbin AbduUah): 117
Zehebt (Şemseddin Ebu Abdullah
Muhammed b. Ahmed) (ez-):
201-203,213, 218, 232, 328
Ebu Zekeriyya Yahya b. Ebubekir: 114
ez-Zemahşerî (Ebu'l-Kâsun Mahmud); 87
el-Zencânt (Ebu'l-Hasan Ali b.
Harun): 183
Zerkeşî (Bedreddin): 191
Zeydb.Rifâa: 183, 184
Zeyneddin Abdürrahim: 191
Zeynüddin b. Râfî: 359
Ziyaul-Mülk: 271
Zotenberg: 50
Zotenberg; 90
Ibn Zübeyr: 56, 86
Zülkifateyn (Ebu'l-Feth); 97

455

KtTAP İNDEKSt
- A A’yân el-Asr ve A'yân el-Nasr: 327
Abbasiler Tarihi; 66
Abulfedae Annales Muslemici
arabe el la t.; 211
Acâibü'l-Letâif: 386
Acâib el-Makdûr fi Nevâib Timur:
360, 362, 363, 373, 417
Âdâb el-Arab ve'l-Acem; 101
Adab el-Küttâb; 67
Ahbâru'r-Rüsûl ve'l-Mülûk; 41
Ahbârü'l-Karâmıta: 66
Ahbârü’l-Medîne: 29
el-Ahbârü'l-Mes'ûdiyyât: 78
Ahbâr el-Eimme: 114
Ahbâr ez-Zaman; 71-73, 76, 78,
Ahbâr Huccatü’l-Bermekî; 82
Ahbâru Kudâtu Kurtuba: 119
Ahkâmu's-Sultâniyye: 24
Ahlâk-ıAlâî;105
^ lâ k -ı Nâsırî; 104,105
Âsâru’l-Bâkıyye: 13,
Asâru Ahyâ: 297
Asterâbâd Tarihi; 29
— B—
Bağdad Tarihi: 29
el-Bahru’z-Zâhir: 392
el-Bark el-Şâm: 146, 167
Basra Tarihi: 29
Bedâiu'l-£zmâm fî Vakayi-i Kinmân: 418
Bedâiu'z-Zuhûr fî Vekâu'dDûshûr: 404
Berberîler Tarihi (L'Histoire des
Berberes): 111
Besâtfn el-Fudalâ ve Reyyâhin elUkalâ: 124
el-Beyân ve'l-I'râb amma bi-Arz
Mısr min el-Arab; 357
Bibliptheca Arrabo-Sicula; 156
el-Bidâye ve'n-Nüıâye: 328
Buğyetü'l-Müstefîd: 119, 404
Buğyet el-Taleb ft Tarihi Haleb:
164,165
Buhara Tarihi; 29

456

— C—
Cârnlul-FünOln: 255
Câmiu'üt-Tevârih; 212, 235,278285,
298-300, 311, 312, 317.
367, 368, 369, 376, 382, 419
Câmiü'n-Nahv el-Kebfir: 58
Câmiü't-Tevârih-i Reşidt; 285
Câmiü t-Tevârih Zeyli: 284, 291.
292, 300,385
Cel-Cem'ü el-Beyan (Tarih elKayravan); 217
Cengiz Han Tarihi: 375
Cevâhirü’l-Ahbâr; 406
Cevâmi el-Ahkâm el-Nücum: 13C
el-Cevhere; 350
Chronique d'Abou Zakarya; 114
Chronique de Mecgue (Mekke
. Olaylan): 350
Coğrafya: 429
CroDİca del Moro Rasis: 116
el-Cünâdî (Ebu Abdullah Muhammed: 404

—D—
ed-Delîlü'l-Şâfî alâ'l-Menhelj'sSâfi; 392
Devletşah Tezkiresi; 297, 307,
308, 377, 378,383, 402
Divân-ı Menûçehrtye; 129
el-Dürr el-Müntehab fi't-Tarih:
165
Dürretü'l-Eslâk (î Devleti'lEtrâk: 330, 331
Dürrü'l Habeb ff Târihi A'yânı
Haleb: 165
Düstûrül-Vüzerâ: 406
-E —
Ebkâru'l-Efkâr; 254
Edebü’d-Dünyâ ve'd-Dtn; 25
Edebü'l-Kâtib: 58
Edebû's-Semâ: 425
Enbâi'l-Ğumr: 347
Ensâbu'l-Eşrâf:, 32
Envâr el-Tenzfl ve Esrâr el-Te’vîl:
170

Esfâr-1 Tevrat: 21
Evsâl-i Şecerei Türkiye: 412-415
Evzahü'l-Mesâlik ilâ Ma’rifetü’lBüldân vel-Memâlik: 214
Eyyâmül-Arab: 155
_ F Fâkihet el-Hulefâ ve Mefâkehet
el-Zurefâ; 362, 363
Farsiyye: 348
Fazâil el-Hulefâ el-Râşidîn: 143
Fazâil el-Mısr: 345
el-Feth el-Kussî fi’l Felh el-Kudsî;
147, 148
Feth el-Vehbî (î Şerh Târih elUtbî: 124
Fevâtül-Vefeyât: 24, 71, 78, 185,
191, 215, 217
Fihrist; 24, 33, 91, 106, 107, 181,
187,425
Furkân-ı Mübtn; 93
Fütûhu'l-Büldân: 23, 32, 33
Fütûhu'ş-Şam: 23, 27
Fütühu Mısr ve'l-Mağrib: 108111 .
Fütûr-ı Zaman el-Sudur el-Menbei anil-KurÛael-Hâliye lîelUsûr: 417
— G—
Garaibü'l-Esrâr: 406
Garîbü'l-Hadîs; 58
Gartbü’l-Kur’an; 58
Gâvarib el-Garâib: 129
Gülistan: 170
—H—
Habft» el-Siyer; 405, 406
Habibü’s-Siyer: 104, 266, 386
Hamsetü’l-Mütehayyirtn: 400
Harîdetü'l-Acaîb ve Fcrîdetü'lGarâib; 90, 95, 255, 259
Harîdetü'l-Kasr: 146
Harran Tarihi; 29
el-Hâvî; 209
Hayret-i Ebrâr: 400
Histoire des Mongols: 293, 297
Historiens orientauK des croisa-

des: 156
History oflndia: 129
Hulâsata'l-Ahbâru'I-MflsaTır velAcem ft Ma'rifeti Bilâdi Iraku'l-Acem; 433
Hülâsatü’l-Ahyâr; 406
Hülâsatü'l-Vefâ; 403
Hümâyunnâme; 408
Hüstı el-Menakıb el-Seriye elMiinteziat min el-Sîret el-Zahiriye: 252
Hüsnü'1-Muhadara fîAhbar Mısr
ve l-Kâhire; 110, 394, 396, 397

—I—
Ibn al-Kiftî's târih al-Hukamâ:
185
el-Ikdü'l-Bâhir: 404
Ikdü'l-Cüman fî Târih-i Ehli'zZamân; 349, 350
el-Ikdü’l-Fertd; 25
el-Ikdü'l-Semîn: 350
Indices ad Beidhawi commentarium in Coranum: 171
Izhârü'l-Asr li-Esrâri-Mısr: 359

- I I’râb el-Kur’an: 115
el-Iber: 203
el-lbtisâr; 132
İcmâ-i Ahvâl-i Selçuk ber-Mııcib-i
Nakl-i Oguznâme; 419
Ihâtatü ft Tarihi Gırnata (el-); 335
Dıbâru'l-Ahbâr: 406
Ihbâr el-Ulemâ bi-Ahbâr el-Hukemâ (Târih el-Hukema):
179-185
el-lktidâb fî Şerh Edebü'I-Küttâb:
58
el-IImâm bi-Ahbâr men bi-Arz elHabeşe min MulÛk el-Islâm:
357
İmamü'l-Meğâzî: 19
Inbâü'l-Gumr fî Ebnâıl Umr; 358,
359
Inbâü'l-Mısr fî Ebnâi'l-Asr: 359
Irşâdü'l-AIibbâ ilâ Ma'rifeti'lÜdebâ; 438, 439, 441

457

Isfehan Tarihi: 29
Iskendernâme; 375
Ithâfü’l-lhsâ bi-Fadâili'I Mescidil-Aksa: 397
Itkân: 396
Ittifiz el-Hunefâ bi-Ahbâr el-Elmme ve'l-Hulefâ: 357
el-Izâh: 170
Izâh el-Zulm: 364
-K Kalâid el-Ikyâiı ve Mehâsin elA’yân: 119
Kâmilu't-Tevarih: 369
el-Kâmil H't-Târih: 154,163, 211
KÂmûs el-A'lâm: 377
Kanun: 242
Kavânîn el-Devvânîn: 168
Keşfti'z-Zünûn: 19, 22, 44. 50, 55,
S6, 71, 90,102,124, 129, 171,
216,425
Keşkül: 25
el-Kevâkibu'l-Bâhire mine'nNücûmi'z-Zâhire: 391
Kısâs-ı Enbiyâ: 212, 369
Kıvâmüddin Burslan: 148
Kitâbu'l-Ehvâ: 55
Kitâbu’l-Ekâlîm: 213, 218, 429431
Kitâbul-Envâr;425
Kitâbu'l-Esnam (Putlar kitabı):
31
Kitâbu'l-Harâc: 24, 428
Kitâbu'l-Megâzî: 32
Kitâbü>-Tabîh: 425
KitâbÂdâb el-Arab ve'l Fars: 100
Kitâb Ahbâr el-Magrib: 180
KitSb Ahbâr el-Mütenebbi: 438
Kitâb Ahbâr el-Nahviyyîn: 181
Kitâb Ahbâr el-Yemen: 133
Kitâb Ahbâr el-Zaman ve men
ebâdehu'l-Hidsân min elUmem el-Mâziye ve'l-Ecyâl
el-Hâliye ve'l-Memâlik elDâsire: 78
Kitâb Câvidân Hıred: 100
Kitâb Cumhûr Ensâb el-Fars ve'lNevâkfl: 425

458

Kitâb-i Siyâset u Tedbfr-i Mülk-i
Hıtâiyân: 297
Kitâbu Dâireti'l-Maârif: 48
Kitâb el-Acâyib: 72
Kitâb el-Ağânî: 81-84
Kitâb el-Bâdî: 142
Kitâb el-Bed' ve'l-Hılka: 94, 95
Kitâb el-Bed' vet-Târih: 89-92, 94
Kitâb el-Bedi' iîNakd el-Şi'r: 143
Kitâb el-Beyan: 217
Kitâb el-Câmi': 100
Kitâb el-Deyyârât: 82
Kitâb el-Düvel: 438,439
Kitâb el-Ensâb: 132, 153
Kitâb el-Evrâk fî Ahbâr el-Abbâs
ve Eş'arihim; 67,103, 250
Kitâb el-Evsât; 71, 73, 78
Kitâb el-Fâhrî: 225
Kitâb el-Hikâyât el-Etıbbâ ft
ilâcât el-Edvâ: 188
Kitâb el-î: 232
Kitâb el-I'tibâr: 143
Kitâb el-lbâne ft Usûli'd-Diyâne
78
Kitâb el-Isâbet el-Müneccimtn
188
Kitâb el-Isti'nâs fi Ahbâr Âl-i
Mirdâs: 180
Kitâb el-Maârif: 57-60
Kitâb el-Megazi: 29
Kitâb el-Mesâil ve'l-llel fi'lMezâhib ve'l-Milel: 78
Kitâb el-Mevâzto: 209
Kitâb el-Muhtasar lî Ahbâr el-Beşer: 204, 210-214, 217
Kitâb el-Nebât: 51, 56
Kitâb el-Sîre el-Sîre: 114
Kitâb el-Tahâre: 101,104,105
Kitâb el-Tecârib ve'l-Fevâid: 188
Kitâb el-Tecnîs: 123
Kitâb el Ffevz el-Ekber: 100
Kitâb el-Üstezkâr limâ cerâ lî
Sâlifıl-A'sâr: 78
Kitâb el- Ravzateyn fi Ahbâr elDevleteyn: 166, 167
Kitâb el-FA'dîl ve'l-Intisâf (î Müessiri'l-Arab: 82
Kitâb el-Fevz el-Asgar: 100, 101

Kitâb el-Gurer Fi's-Siyer elMülûk ve Ahbârihim: 90
Kitâb el-Lflbâb ft Ma'rifet elEnsâb: 130
Kitâb el-Mesâil ve’I-Cevâbât: 60
Kitfibel-MesâUk:213
Kitâb el-Mucib: 252
Kitâb el-Müstevfâ: 100
Kitâb el-RahI ve'l-Menzil; 60
Kitâb el-Siyâse: 100
Kitâb el-Şarâb: 60
Kitâb el-Tenbîh ve'l-Işrâf: 71, 72.
75, 77,78
Kitâbu'l-Ahbâr el-Tıvâl: 52, 53,
56,
58, 59
Kitâb el-Üstezkâr limâ cerâ fî
Sâlifı'l-A'sâr: 78
Kitâb el-Viizerâ; 67
Kitâb el—Asâ: 142
Kitâb es-Sıla; 118,119
Kitâb es-Siyer: 1,00, 101
Kitâb Eyyâmü'l-Arab: 82
Kitâb fî Ahbâr Mülûk el-Endülüs
ve Kitâbihim ve Hattatuha:
116
Kitâbu'I-Mu'cem fi Âsâri Müluki'l-Acem; 369
Kitâb fi Delâilü'n-Nübüvve; 58
Kitâb fihi Kelâm Fâtimetü fi Fedek: 83
Kitâb fihi Zikr el-Bilâd ve'lMülûk Elleztne Kânû fî
Zamânihî; 143
Kitâb fi'l-Cebr vel-Mukâbcle: 55
Kitâb fi'l-Hisâb: 55
Kitâb fi'l-Vesâyâ: 55
Kitâb Fünûn el-Maârif ve ma cerâ
fi'd-Duhûri'l-Sevâlif; 78
Kitâb Hazâyinü'd-Dîn ve Sırnı'IAlemfn: 78
Kitâb Kafdîl Zi’l-Hicce: 83
Kitâb Matmah el-Enfûs Mabrah
el-Teennüs fi Mülah ehl elEndelüs: 119
Kitâb Meâlim el-Ümem ve Ahbâr
Zevi’l-Hikem: 187
Kitâb Mecmuat el-Havâtır: 100
Kitâb Mekâtil el-Tâlibiyyîn; 82,

83,84
Kitâb Mürûc ez-Zeheb ve Meâdin
el'Cevâhir ff tahifTfl'l-Işrâf
mfn el Mülûk ve Ehli'dDirâyât; 78, 428
Kitâb Nâzelil fi Emîr el-Mü'minin
ve Ehlihi: 83
Kitâb Nazm el-A'lâm fi Usuli’lAhkâm: 78
Kitâb Nazm el-Cevâhir fi Tedbîr
el-Memâlik vel-Asâkir: 78
Kitâb Nazm el-Edille fî Usûli’lMille; 78
Kitâb Nesebi Benî Abdi Şems: 82,
83
Kitâb Nesebi Benî Şeybân: 82
Kitâb Nesebi Benî Tâlib; 82
Kitâb Ravzatil'I-Cennât fi Evsâf
Medineti'l-Herât: 387-389
Kitâb Sırru'l-Hayât; 78
Kitâb Tagallübü'd-Düvel ve Tagayyirü'l-Ârâi ve'l-Milel: 78
Kitâb Târih el-Yemen: 180
Kitâb Vaslu’l-Mecâlis: 78
Kitâb’ül-Mesâlik ve'1-MemâIik:
422, 425-427, 432, 433
Kitâbu Tabakâtü's-Sahâbe: 24,
29
Kitâb Târih el-Selçûkiye: 180
Kitâb Tasarîf el-Efal: 118
Kitâb Te'vîlel-Rüya: 60
Kitâb Te'vîl Muhtelif el-Hadîs: 60
Kitâb Umdetü't-Tâlib fi Ansâb-ı
Âl-iEbî Tâlib: 237
Kitâbu'l-Milel ve'n-Nihâl: 24,
Kitâbu'n-Nüdemâ ve’l-Cillesâ:
425
Kitâbü'l-Hayi: 58
Kitâbü'l-Lehv ve'l-Melâlf: 425
Kitâbü’l-Megâzî: 26
Kitâbü'l Levh ve'l Melâkî:
Kitâbü'T-Ridde; 27
Kitâbü'ş-Şarab; 425
Kitâb Zehâyir el-Ulûm ve ma
kâne fi Sâlifi'd-Dühür: 78
Küfe Tarihi: 29
Künûz ez-Zeheb fi Târihi Haleb;
165

459

Kütüb-i Sitte: 20
—L—
L'Histoire des Seljoukides de
H ra q : 148
LlıistoİTe de la medicine Arabe:
78, 187, 217, 286, 297
La medicine du Prophete: 203
Letâiru'l-Maârif: 25
Lezzet el-Ahlâm fi Tarih Ümem
el-A'câm: 217
Le Livre de rAvertisscment et de
la ■Revision: 72
Le livre de l'indication et de l'admonition; 78
Les notices et les extraits; 344
Lübâb: 132
Ltlbâb el-Elbâb; 234
Lübb el-Lübâb: 132,396
—M—
Maâdin el-Cevâhir: 68
Macastii'ş-Şâht(el-): 67
Mahbûbü'l-Kulûb: 400
el-Makâlât ft Usûli'd-Diyânât: 78
Mantıku't-Tayr fi't-Tasavvuf: 254
Matlau's-Sa'deyn; 384-386
Meadinul-Cevahir: 369
el-Mebde ve'1-MeâI: 438, 439
MecâKs el-Mü’minîn: 233
Mecâlisü'n-Nefâis: 400
Mecmau'l-Ensfib: 318
Mecmau'l-Fusahâ: 233
Mecmu’ Kelam Ebi Ali el-Fâris:
438
el-Mecmû' el-Mübârek; 192,193
el-Mecmûatü'r-Reşîdiye: 278,
282,283,300
Mekârimü'l-Ahlâk: 406
Mekke Tarihi: 29
el-Menhel es-Sâff(Ve'l-Müstevfi
ba'del-Vâft); 214-216, 276,
331, 392,393
Merv Tarihi:a 29
Mesâliku'l-Memâlik: 24
Mesâlik el-Ebsâr fi memalık elEmsâr: 443
Meşârib el-Tecârib: 129

460

el-Metâlib: 87
el-Mevaiz ve'l-Hükm ft Abbah®i
Müluki'l-Acem: 369
el-Mevâiz ve'l-I'tibfir bi-Zikr elHıtat ve’l-Âsâr (Hıtat-ı Mısriyye): 110,352, 356, 356, 357
Mevlevî Muhammed Fazl-i İmam
Hayrâbâd: 125
Mevridü'l-Letafe itmen Veliye’sSaltana ve’l-Hilâre: 392
Miftâhü't-Tefâstr: 278
Milel ve Nihâi: 24
Minhâc:170
Minhâc Ehl el-Sünne: 132
Mizan el-I'tidal (î Nakd er-Ricâl:
202
Mogollar Zamanında Türkistan:
376
Molla Camî: 398
Mu'cemü'l-Büldân; 30, 177, 435,
436,438-441, 442
Mu'cemü'ş-Şuarfi: 438,439, 442
Mu'cem el-Meşâyih: 132
Mu'cem el-Udebâ; 91,120
Muhakeme-i Lügateyn: 400
M uizzü'l-Ensâb fî Şecereti
Selâtîn-i Moğol: 376
Mukaddime: 13,341, 344, 346
el-Muktadab fı'n-Neseb: 438
el-Mustadraf: 25
Musul Atabekleri Tarihi: 156
el-Muvaffakiyyât: 31
Mflessirü’l-Mtllük: 406
Müferric el-Kürûb fi Ahbar Beni
Eyyub: 217
Mükâtebe-i Reşîdî: 298
el-Mülkt: 242
Mülûk-Nâme: 417
Müntehab el-Tevârih: 285, 286
Müntehab Târih-i Vassâf: 406
Mürûcü’z-Zeheb: 18, 68, 69, 71,
73-75,77,78,80, 346, 369,428
Müşkilü'l-Hadts: 58 ^
Müşkilü'l-Kur'an: 58
Müşkil es-Sıla lî Târîh-i Endülüs:
119
el-Müştebüı ft Esmâi'r-Ricâl: 201,
202

el-Müşterik Vaz'an ve'l Muhtelif
Sak'an: 438
—N—
Nâme-i Dâneşverân Nâsırî: 84,
104,162
Nâsıhü't-Tevârih: 408
Nazmu'l-Cevâhîr: 400
Nazm el-Cehâr: 111
Nefh el-Tıb fî Gusn el-Endelus elRatîb;409,411
Neseb Benî Killâb: 82
Nevâdir el-S\ı\tâniye (el-)-. 149
Nihâyetü'l-Ereb fî Fünûnü'lEdeb: 251, 252
Nizâm el-Tevârih: 171, 236, 369
el-N ukûd el-Kadtm e ve’ltslâmiye: 357
Nusret el-Fetre ve Usret el-Katre
fî Ahba^ el-Devİ6 elSelçûkiye: 147, 417
Nübzet el-Ukûd fî Umûr elNukûd: 357
Nücûmü’z-Zâhire fî Mülûk Mısr
vel-Kâhlre: 293, 390, 391
el-Nakkâş: 209
Ntlzhet el-Ervah: 130
Nüzhetü'l Kulûb der Mesâlik ve
Memâlik: 311
—R—
Râhatü's-Sudûr: 281
Rakmu'l-Hulef fî Nazmu'd Düvel:
335
Ravzatil'l-Menâzır fî Ahbâri'lEvâil ve'l-Evâhir; 48
Ravzatül-safâ: 171,285, 386, 398,
400^02, 405, 406
Ravzatü's-Safây-i Nâsîrî; 408
Ravzat Uli'l-Elbâb fî Tevâiih elEkâbir ve'l-Ensâb: 305, 307
Ravzu’l-Kırtas (el-Enîs el-Mutrib
bi-Ravz eI-Kırtâ3 ft Ahbâr
Mülûk el-Mağrib ve Tarflı
Medînet Fâs): 252, 253
Ravzul-Menâzir: 254, 259
Reâib el-Kur'an: 115
Recueil des Historiens des croisa-

des: 167
el-Redd alâ el-Kaderiye: 132
Rıhle-i Ibn Batuta: 325
Rıkyetü'l-Kalem: 234
Risâletü'l-Beyân fî Esmâi'l-Eimme: 78
—S SahÖı-i Buharî: 20
Sahîh-i Müslim: 20
Secere-i Terakime: 415
Sefâretnâme: 386
Selçuknâmeder): 369,416
Semerkand Tarihi; 29
Sergüzeşt-i Seyyidinâ: 224, 235
Sîretü’n-Nebi: 20
Sîret Celaleddin Mengübirtî: 172,
174, 177, 178,
Sfretü Ibn Hişâm: 20
es-Sikâyî: 275
Simârîh fî Ulunü't-Tevâı'ih: 396
Simt el-Ulâ lil-Hazret el-Ulyâ:
418
Sirâcü'l-Müslimîn: 400
Sivân el-Hikme (Târih-i Hukemâ
el-Islâm): 130
Siyâsetnâme: 24
Siyeru’n-Nebî: 369
Siyer el-Nübelâ: 203
el-Sultâniye: 278
Suveru'I-Ekâlîm: 24,298
es-Sülûk: 404
es-SüIûk li Ma'rifet-i DüvelilMülûk: 276, 356
- Ş Şeceretü’l-Etrâk ve UİÛ3-İ Erbeai Cengîzî: 380, 382
Şefıknâme: 124
Şehnâme: 148, 280,285,311,312,
369, 401
Şemsi ^hnâme: 280, 299
Şerh el-Muvatta: 115
Şerii el-Tenbîh: 170
Şifâ el-Ğarâm: 350
Şuab-i Pançgana: 298
Şuzûr el-Ukûd fî Zikr el-Nukûd:
357

461

Zafername Târih Hamza el-Isfehânî. 374. 439 Târih el-Kınâis el-Svlıyânî. 369 Târih-i Yemînî. 132 Târih-i Beramî. 171 Tabakât e]-Meşayih. Telhis Menâkıb el-Ömereyn li Ibn el Cevzt: 143 Terâcimü'l-Hilkemâ: 24 Terceme-i Târflı-i Yemînî. 116. 129. 201203 Târih-i EbiHanîfe. 396 Tabakâtü'l-Mütekellimîn. 44 Târih-i Ca'fert. 236 Târihu'l-Unıem ve’l-Mülûk. 180 Târih-i Mübaârek Gazâni: 279281. 368 Târih-i Pâdişâh'i Said Gıyaseddin Olcaytu Sultan Muhammcd. 417 Tarih-i Kebîr 232 Târih-i Âl-i Selçuk. 202 Teczietü'l-Emsâr ve Tecziyetü’lA'sâr. 211 Târih el-Ahlât. 221. 210. 46.129. 417 Târih Mahmud b. Bkz. 24. 195. 224 Târih el-Kâmil: 151. 224. 125.217 Târih el-Sağîr: 203 Târih-i Güztde. 43. 24. 417 Tabakâtü'l-LügaviyySn ve'nNuhât. 66 Tâcü’t-Terâctm fî Tabakâti’l-Hanefıye: 393 Takvîmel-Büldân. 23. 396 Tabakâtü'l-Mııhaddisîn: 19 Tabakâtü'l-Müfessirîn: 19. 32. 203 Târih el-Fahrî (Kitâb Münyetü'lPudalâ fı Târih el-Hulefâ velVüzerâ). 122. 154. 218 Tansuknâme-i llhanî der Pünûn-i Ulûm-iHitâî: 297 Tarafijl-Asr fi Devlet-i BenîNasr: 335 Târih-Beyhakî: 126-130.285.241-244. 288-291. 281 Tecârib el-Umem ve Teâkub elHimem. 368 Târih-i Mübârek Baysungurt.130. 305. 286. 97. 153-156. 143. 198200. 382 Târih-i Dımeşk. 217 Tecrîd Eamâ es-Sahâbe: 201. 56 Târih-i Ebi İsa. 396 Târih Ali bin Musâ. 222. 396 Tabakâtü'l-Etibba: 71 Tabakâtd'l-Fukaha: 19 TabakâWl-Ümem. 41-46 Târih-i Cihangir. 301. 250. 213. 211 Târih-i Benâkî.211. 96. 216. 281. 19 Tabakâtü'ş-Şuarâ: 19. 295303 Târih-i Taberî. 224.232. 55. 369.167 Târihu'l-Hulefâ.118 Târih el-Evsat. 301.202. 19. 219. 299 Târih Düvel el-lslâm.187 Tabakâtel-Fukahâ: 115 Tabakât el-Kurrâ: 203 el-Tabakâte)-Kübrâ. 143 Târih el-Düvel el-Münkatia. 41. Bkz. 211. 302 Târihu Muhtasara'd-Düvel. 217 Târih el-Ekâsire (Kisralar Tari­ 462 hi): 351 Târih el-Endülüs. 417 Târih-i Bağdâd. 58. 155. 214. 233. 212. 211 Târih-i Ibn Ftırât. 347 Târih-i Ibn Heysem.250 Târih el-isfehânî: 85 Târih el-Islâm. 41 Târih-i Timurlenk: 363 Târih-i Ulemâ’ı Endülüs.—T— Ta'rtf bi'l-Mustelah el-Şerff :443 Tabakâtu'l-HufTâz: 168. 204. 23. 124.101. 217 el-Târih el-Bedrf. 118 Târih-i Vassâf: 42. 160. Târih-i Vassâf.174. 125 . Târih-i Cihangüşa. Sebüktekin. 372. 284. 217. 49. 199. 240. 230-232. 197 Târih el-Muzafferî: 211.302.210. 114 Tabakât-ı Nâsırî.

408 el-Tevzöıât: 278 Tezkire-i Aksarâyî. 326. 362. Tercüme-i Nefahatü'l-Üns: 400 Tesliyetü'l-Ihvân: 228. 170 Tevârih el-Selâttn ve'l-Mülûk vel-Asâkîr: 253 Tevârih-f Naâdir Şah. 189-191. 418 Tezkire: 372 Tezkiret el-Huffâz: 201-203 The History of the Almohades. 217. 119 Tuhfetü'l-Nuzzâr fî 6arâibi"lEmsar Acâibi'l-Esfâr: 220.Z Zafemâme-i Şâmî. 186. 299 T uhfe-i İhvânu'a-S afâ ve Hûllânü'l-Vefâ: 185 Tuhfetü'l-Kâdim fi’t-Târîh. 162. 55 Zîc-i Ilhanî. 315. 345. 148 Zübdetü’t-Tevârih: 365-370. 285. 124. 46 Zîc-i Ebu Hanîfe. 125. 250. 346 Utbe-i Ketebe: 234 Utbf Tarihi. 171. 386 Zübdet Keşfiı'l-Memâlik: 396 463 . 309. 317-319. 375 Zafernâme. 44 Zeyl el-Müzeyyel. İŞİ. 276 ez-Zeyl bi’s-Sılet. 343. 441. 298. 382. 125 Uyûnü’l-Ahbâr: 58 Uyûn el-Enbâ fî Tabakât elEtıbbâ: 24..154 —V— el-Vâdıha: 115 el-Vâfî fi'l-Vefeyât: 24. 78. 48.Terceme-i Yemtnî. 281 Ztc: 380 Ibn Zübâle: 29 Zübdetü'l-Haleb: 165 Zübdetü’l-Nusret.325 Tüzük-i Bâbürî. 327. 253 The Kitabri Yamini. 187 - Ü - Ûna el-Ferfd: 100 Üsdü'l-Ğâbe ft M a'rifet elSahaâbe: 153. 404 Yetîmetu'd-Dehr. 385. 224. 50. 39?. 146 . 372377 Zeylül-Zeyl: 274. 407 T(lzük-i Timur: 373 . 148. 231.U — Unvânül-Iber ve Divan el-Mübtedai vel-Haber: 336. el-Vecîz fî Tabakâtü'l-Fukahâ: 396 Vefayâtü'l-A 'yân ve Enbâi Ebnâi'z-Zaman: 46. 344. 311313. 376 Tong-Kien-Kang-Mo. historical memoirs of the Sultan Mahtnud o f Ghazne: 125 el-Tıbb el-Nebevî: 203 Tisnurnâme.235 Teşrtfü'l-Eyyâm ve'l-Asûr biSîretis-Sultani'l-M elik elMansûr: 252 el-Tevâli'. 442 el-Vefâ bi-Ahbâr Dâr el-Mustafâ: 403 Vie de Mohanuned: 211 -Y — Yemen Tarihi (Histoira Jemânea): 251.

Vesaik u's-Siyasiyye - Son yüzyılda İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük İs­ lam bilgini ve araştırmacılardan Prof. Muhammed Hamidullah yıllar süren yorucu araştırmalar­ dan sonra Hz. Henüz türkçede yayınlanmamış bu önemli eserde. Muhammed Hamidullah'm en önemli eserlerinden biri şüphesiz "Siyasi Bel­ geler (el-Vesaiku's-Siyasiyye)" adlı değerli kitabıdır.YAYI NLANACAK KİTAPLAR Muhammed Hamidullah SİYASİ v e s i k a l a r . Sözkonusu belgeler tanınmadan. . Muhammed (s) ve Dört Halife dönemi ile İslam tarihinin ilk dönemlerine ait bütün resmi yazışma. bu dönemle ilgili nihai düşünceler öne sürmek hemen hemen imkansız gibidir. karar ve belgeleri toplayıp bir araya getimıiştir. Yayınevimiz İslam tarihinin en önemli dönemine ışık tutan bu değerli eseri türkçeye çevirip okuyucularının istifa­ desine sunmanın hazırlığı içendedir.

m o d e rn za m a n la rd a İslam ta rih in e ilişkin ya­ pılm ış çalışm a lar bir elin beş p a rm ağı k a d a r az.Ord. O rijin a l adı “ İs la m ’­ da T a r ih ve M ü verrih ler” o la n e se r b a ş ta n son a o k u n d u ğ u n d a . B una rağm en . bu ön em li eseri -n otla n d ırm a k suretiyle. G ü n a lta y ’ m kitabı. ay m g a m a n d a T a rih F elsefesi k o n u s u n d a da' ö_nemli bir m ü ­ racaat kaynağı o lm a k la d ik k a ti çeker. .b u ­ g ü n ü n T ü rk çesin e k a za n d ıra ra k tarih ilm in e v e bu alan daki çalışm alara ön e m li bir katkı sa ğladığı in a n cın d a d ır. Prof. Ş em sedd in G ü n a lta y yetkin bir ça lışm a ile b o ş lu ğ u d o ld u r ­ m ak üzere elinizdeki eseri k alem e alm ış. İslam d ü n y a sın d a tarih ilm i ve tarih y azım ı k on u su n d a ilg in ç çah şm a la rın y a p ıld ığ ı ve so n d erece ö n e m ­ li eserlerin y a zıld ığ ı g ö rü le c e k tir . M. Bu y ü zyılın ba şla rın d a . İslam tarihini yazanlar ve bu yazarların eser­ lerinin pratik bir k r o n o lo jis i h a k k ın d a yeterli b ilg ilere sahip m iyiz? İslam d ü n y a s ın d a en gelişm iş ilim lerd en biri tarihtir. P r o f . ilim ad am ı ve a raştırm a cı P r o f. Şemseddin Günaltay İSLAM TARİHİNİN KAYNAKLA! -TARÎH VE MÜVERRİHLER- İslam tarihi. Y ayın evim iz.