You are on page 1of 192

•• ••

KU<:UKASYA

RUMLARI

Ceviri : Devrim rvct

Gerasimos AUGUSTINOS

AYRA<:

AYRA~ YAYINEVi

Konur Sok. 14/2 06650 Klzllayl ANKARA Tel-Fax (0312) 4182263

Tarih Dizisi - 04

GERASIM05 A UGUSTIN05

KtJt;OK ASYA RUMLARI O."Io~UIfa< Ylhydof" l-.of, ~ .. ", ve EftttsUe

GERASIMOS AUGUSTINOS

GERASIM05 AUGUSTIN05 THE GREEKS OF ASIA MINOR

Cowfe$8wn, Co_wily. _of Etb"iclly I" tbe Nlneteerotb Century

Tarih Dizisi - 04

KUC;UK ASYA RUMLARI

@ AYRA~ YAYINEVi

Ondokuzuncu YiiZYllda Inane, Cemaat ve Etnisite

,;cviren Devrim Evd

YaYlna Hazulayan Onur Ylkl,nm

Ceviren Devrim Evd

Bi rin cl Baskl

Ayra~ Yaylntvi. Kasrm 1997. An kara

Kapak Tasarlm Ajan,' Replik

Sayfa Tasarim ~ub.( Aj30\

Bask.

Safak Ofsct

Ankara, 1997

BiYOGRAA

Gerasimos Augustinos doktorasmi Indiana Universitesi'nde (Bloomington, Indiana) Charles ve Barbara jelavich'lerin darusmanhgr altmda tamamladi. Arastirmalanru genellikle ondokuzuncu ve yinninci yuzyil Guneydogu Avrupasi uzerinde yogunl~hrarak, bu bolgedeki modem devlet ve toplumlann gelisimini ozellikle siyaset ve kultur tarihi temelinde ele almaya calisn. Halen Guney Carolina Universitesi'nde tarih profesoru olarak gorev yapan Augustinos'un, soz konusu alanda yayrmlannus cesitli cahsmalan vardrr, Bunlar arasmda en onde gelenleri; Consciousness' and History: Naiionalist Critics of Greek Society, 1897-1914 (Eastern European Monographs, Boulder, Co., 1977), The National Idea in Eastern Europe: The Politics of Civic and Ethnic Community (Heath/Houghton Mifflin, Boston, 1996) ve editorliigiinii yaptlgt Diverse Paths to Modernity in Southeastern Europe, Essays in National Development (Greenwood Press, New York, 1991) sayilabilir.

ABCFM

AYE

BM CAMS

FO

GAK

so

TA

iPNDEKiLER

KISALTMALAR

'!.'ur~fie Basrma Onsoz .ix

~.'.'''.'.'.'''''''.~'''.::::::::::::::::::::::::''.':.'.'.' =::': : ::: .. ::::::::::~;

Birinci Bolum

Tarih ve Beseri Ortam 12

1- Tarih Ve Demografi.. 13

. 2- Rum Cemaatinin Yapisr., 49

lkinci Solum

Burokratik Reform ve Ekonomik Degisim 86

3- Burokratik Reform ve Rum Toplumu 88

.. 4 Tasrada Zenginlesme 120

Vt;iincii BOliim

Inane, Cemaat ve Etnisite 177

5- Din ve Etnisite 179

6- Egitim .ve Kultur 237

7- Cemaat ve Milliyet. 306

~~::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::;:~

~aynakfia 352

Indeks .. , 367

American Board of Commissioners for Foreign Missions (Amerikan Yabancr Misyonlar Heyeti)

Archeion Ypourgeiou Exoterikou (Yunan Disisleri Bakanhgi Arsivi)

British Museum Library

Center for Asia Minor Studies (Kucuk Asya Arasnrmalan Merkezi)

Great Britain Foreign Office (Ingiliz Disisleri Bakanligr Arsivi)

Genika Archeia tou Kratous (Yunanistan Genel Devlet Arsivi)

US. Department of State (ABO Disisleri Bakanligr)

Tameion Antallaximon (Mubadele Dairesi )

TURK<;E BASIMA ONSQZ

Ondokuzuncu yuzyildan bu yana ulus devletlerin ortaya cikisi ve guclenmesi siyasi gelismenin en temel ozelligi olmustur, Bu surece eslik eden bir dlger gelisme de ulusal bir hayalin yaranhp tarif edilmesi olmustur, Laik dusuncedeki aydmlar bu gelismelerin temelini daha uius-deviet kurulrnadan once atrruslardi. Baslangicta amaclaruun altiru cizen ana kaygi, halklarma yeni bir aidiyet duygusu kazandirmakn. Ulus adma bir devlet yaratildiktan soma, kultur artik bir yandan toplumu etrafmda birlestirmek diger yandan da yeni devlete mesruluk kazandirmak icin odak noktasi olmustur.

Cecen iki yuzyilm cok buyuk bir kisrrunda ulusu temsilen devletin ortaya ~lkl.'ll, dogal ve kacilmaz bir surec gibi algilanrrustir. Bundan dolayi, insanhk tarihi bu cercevede !?ekillendirilmeye baslanrmsnr. Elinizde tuttugunuz kitap. ulusal soylemle yazilan tarih anlayisirun kulturel yaptmmlan ve varsayimlanrun otesine gitmeyi amaclayan bir cabarun iiriiniidiir. Diger bir deyimle, uJusal tarih anlayisnun dayandIgl teleolojik gelisme modelini tam amen reddetmektedir. Burada benimsedigimiz anlayisa gore, ulusal sekillenme, insanlar arasmda donemin tarihsel cercevesine ve kulturel geleneklerine bagh olarak devam eden bir toplumsal surec olarak kabul ediliyor.

Anadolu'da ondokuzuncu yuzyil esnasmda devletle toplurn arasmdaki karsihkh iliski, cok yonlu bir isleyise sahipti. Bu topraklarda, Osmanh devletinin toplumsal orgutlenmesinden dolayi farkh sosyal tabakalara mensup ve degisik ekonomik

.. cikarlari yansitan bireylerin olusturdugu din temelinde tarif

IX

edilmis kulturel cemaatler yasryordu, Ne fiziksel olarak kendi icine kaparuk - ne de yerel kulturel ozellikleri baglammda benzer olan bu toplumsal birimler, kendi iclerinde ~esitlilik barmdmyorlar, diger yandan da drsaridaki diger kulturlerlc uyum icinde yasamaya ve karsihkh iliski kurmaya olanak saghyorlardr,

Ondokuzuncu yuzyildaki Osmanh diinyasma kendi halklarmdan birinin yani Rumlann g6z1ugu ile bakmarruzm, onun - gelisimini etkileyen ve degistiren onemli siyasi ve iktisadi gii~leri daha iyi anlamarruza yardimct olacagma inaruyorum, Bu guclere bakmak icin set;tigim pencere, tutulan kayitlardan ve kaydedileri hatiralardan ortaya t;lkabildigi olcude Rumlann toplumsal hayatlandu. Bu pencerenin cercevesini olustururken Osmanh toplumu uzerine cahsan bilim adamlannm yazdiklanna dayandun. Boylece elinizde tuttugunuz cahsmaya hakim olan bakis acisuu sekillendirirken, Rumlann perspektifinden hareketle Osmanh devletinin daha genis yaplsma ulasmaya cabaladim,

Ondokuzuncu yuzyil boyunca gu<;:lu Avrupa devletlerinin siyasi miidahaleleri ve kapitalist ekonorninin daha da genislemesi hem Osmanh hukumetine hem de uyruklarma meydan okuyan en onemli gelismelerdi. Benim bu cahsmadaki amacim, Osmanh devlet ve toplumunun kulturel kimligini derinden etkileyen sosyal. iktisadi ve siyasi gelismeleri birbirine baglamak oldu. Boyle yaparak bir zamanlar Osmanh Anadolusu'ndaki cok-etnik karakterli dunyanm ayrilmaz bir par<;:aSI olan halklardan birinin t;ok ozgun ve kapsamlt bir portresini yaratmaya cahsnm.

ONSOZ

Gerasimos Augustinos

Ulus-devletler V€; merkezi yaplya sahip gelismis toplumlar <;:ag-mda, birey He devlet arasmdaki iliski meselesi 01- dukca fazla onem kazannustir. Ne var ki bugun bircok ulkede

- esas sorun, yasamlanru surdurmek icin kendilerini ortak ve etnik baglamda, ulus, vatandaslik veyahut azmhk kimligiyle ifade etme cabasmdaki gruplar arasinda ortaya t;tkan anlasmazhktir. Onceki cahsmalarimdan birinde ulus-devIette bireyin rolunu incelemistim (kitabinun odagi aydmlardi). Beni ikinci konuya, yani anlasmazlik meselesine yonelten bu inceleme oldu. Ondokuzuncu yuzyil Ku<;:iik Asya Rumlariru ve ozellikle ekonomi ve vatandashkla ilgili gelismeler I§lgmda onla~m sosyal kurumlariru ve kimlik anlayislariru inceleyerek meseleyi tarihsel bir cerceve icinde ele almaya karar verdim, Cahsrnam ondokuzuncu yiizyil ortalan ve takip eden donerni, yani i840'lardan i880'Iere uzanan bir zaman arahgmi konu almaktadir. Bu surec, Guneydogu A v¥ rupa ve Yakindogu'daki cok-uluslu devletlerin, dinsel kimligin her seyin iistunde tutuldugu, tarl!l'a dayah geieneksel toplum asamasmdan, sanayilesrnenin, milliyet\i idelojilerin ve kitle politikaianmn belirleyici oldugu dinamik ve daha karmasrk modern devletler cagma gecisinde ozellikle belirleyici olmus bir donemdir,

Arastirmalarimi yaparken ulasrlabilecek her tiirlu kaynagi kullanmaya \ah§tlm. Mumkun oldugunca genis bir tablo ortaya koymak amaciyla cesitli sekillerde katihmcrhk ve g6zlemcilik yapml~ Batihlarm yazrlarmdan, Yunan Kralhgl'na mensup bireylerin geride biraktigi malzemelerden ve en

onemlisi, bu calrsmarun konusu olan insanlarm, K~~iik Asya Rumlarmm ellerinden cikrrus belgelerden yararlandim.

Tahmin edilecegi iizere, bircok iilkede bu konuyla ilgiJi kaynaklar mevcuttur. Bu calisma icin en onemli ve yararh olanlar ~iiphesiz Yunanistan arsivleri oldu. Atina'daki, her biri kendi ozel koleksiyonuna sahip, Genel Devlet Arsivi ve , Disisleri Bakanhgi Tarih Arsivi bashca kaynaklan sagladi. Kucuk Asya Cahsmalari Merkezi essiz nitelikte yazih, sozhi ve gorsel malzemeleriyle yarduruma kostu, Basih kaynaklar konusunda Gennadios Kutuphanesi cok degerli yardimlarda bulundu. Aynca eski Parlamento Kiituphanesi'nde de 0 donemin gazeteleri tarandi,

Ondokuzuncu yuzyilda Yakmdogu'daki ekonomik ve diplomatik crkarlanyla orantih olarak Osmanh Irnparatorlugu'nda en fazla sayida konsolosluga lngilizler sahipti.' Kew'deki Public -Record Office'de bulunan Majesteleri Kralice'nin konsoloslarmca yazilmis raporlar, 0 donemde imparatorlugun genel ~artlan ve gayri Mushmlerle ilgili pek cok konuda bilgi sagladi. Yine bu doneme ait nadir kaynaklar soz konusu oldugunda, British Museum oldukca onemli bir islev gordu. Arastrrmarrun ingiltere'deki bolumu Cuney Carolina Universitesi'nin sagladigi bir burs destegiyle yurutuldu. Verdigi bu 'destek icin iiniversiteye minnettarim. Konuya farkh bir bakis acisr getiren diger kaynaklar icinde. kendilerini "Dogulu Hiristiyanlar" arasinda calismaya adayan Amerikah misyonerlerin raporlan sayilabilir. Harvard Universitesi'ne bagh Houghton Kutiiphanesi'nde bulunan bu raporlar, Batrhlarm Yakindogu'ya getirmek istediklerini ve gunluk hayatta Dogulularla nasil bir alisveris icinde bulunduklanru gostermesi bakimmdan oldukca yararh oldu. Incelik dolu yardimlan icin butun bu kurumlann cahsanlanna en icten tesekkurlerimi sunuyorum. Aynca hie unutmayacagim cornert ve degerli ogiitleri icin lfigeneia Anastasiadou'ya minnettarhgrmi da 'Hade etmek istiyorum. Son olarak,

basimdan once kitabi okuyan duzeltmenlerm degerli onerilerinin de goz onunde tutuldugunu belirtmeliyim.

Farkh kulturlere sahip birden fazla halki kapsayan bir diinya iizerine cahsryorsamz, isimler ve kullaruhslan ister istemez sorun olacakhr. Bir halk ve bu halkm kurdugu uygarhk yer isimlerinebakilarak kolayca anlasilabilir. Ornegm, Bizans lmpararorlugu'nun ve daha sonra da Osmanh Devleti'nin baskenti olan ve herkesin basitce "Sehir" dedigt yer, Rumlara gore Constantinople (Konstantinopolis), Turkier'e gore ise Istanbul idi, Aym ~y tarihi ~agrlljlmlar tasryan diger sehirler icin de gecerli. Ben de bazi isimleri zaman zaman birbirlerinin yerine kullanmayi yegledim. Kticilk Asya/ Anadolu, Smyrna Z lzmir, Kydoniesj Ayvahk bu sozciik ciftlerinden bazrlari. Kimi durumlarda da Salonika, Trebizond, Caesarea orneklerinde oldugu gibi, yer isimlerinin Sahh uyarlamalanru kullandnn, Bu belki de dilde safhk yanhlanrun hosuna gitmeyebilir, ama ben bu ~ekilde kitabimda uzerinde durdugum dunyayi olusturan kulturlerin 0 canhhk arzeden cesitliligini aktarabildigime inamyorum. Yunanca isimleri kul1amrken kelimeleri basitlestirme gibi bir yonteme basvurup daha sescil bir yazunt tercih ettim. Boylece Phanar demeyip Fanar dedim; Christos yerine Hristos kullandun; aynca "ita" ve "iota" harfleri icin de "i" kullaruldi."

"Yazann onayim alarak burada yer isimlerlnin aglrhkh ala.rak Turkcelerini kullandik. Uk kullammlarda yerin Yunanca veya diger dillerdeki ismi parantez icmde verilrmstir. (Yay. Haz.)

xii

xi ii

J

= 1
• • ~
!!. ~ . ~
! = ,~qt
=
=
=- II
=
-
.~.
<..>
j. !

1
-e
"'
.!O ~
-1
is
1.-
~ Ondokuzuncu yuzyilda Bah diinyasmm hemen kenanndaki Guneydogu Avrupa -ve Yakindogu topraklannda yasayan halklann, arada kalmis bir diinyalan vardi. Ekonomik olarak ~og:unlugu tanma dayalt bir toplumun parcasuu olusturan bu Insanlar, gelismis Avrupa devletleriyle gunbegiin buyuyen ticari ve mali iliskiler kuruyorlardi. Siyasi olarak bir taraftan imparatorlugun, yani ulusal nitelik tasimayan bir devletin tebaasi iken, diger taraftan. ulus kurma yonunde gun geo:;tikce arran siyasi istemlere sahiptiler. "Toplumsal baglarnda bir yaridan inane, aile ve cemaat temelli geleneksel bir dunyantn parcasrm, olusturuyorlar, diger yandan ticaretteki canlanmayla beraber daha da buyuyen yasadiklan sehir merkezleri, farkh toplumsal siruflara ozgun degerlerin gelisimine tarukhk ediyordu.

Gelenekselden modem dunyaya gecis sureci hakkmda, benzeri durumlar icin kullarulabilecek genel bir aciklama pesinde kosanlar, bu gelismelerin tiim dunyayi kapsayan kacirulmaz bir modernlesrne siirecinin parcasi oldugunu iddia etmislerdir. Bu gorusun taraftarlari, son bin yilm tum toplumlarrrun birkac ge1eneksel kurum etrafmda orgutlendigini ve bu toplumlann, askeri-dini bir kurum tarafindan yonetilen suskun bir koylu cogunluktan olustugunu ileri surmuslerdir, Bah Avrupa'ya i:i:t.gu bir dizi ekonomik ve siyasi ilerleme, sonucta btl geienf'k"el duzonin once Avrupa'da, ardmdan tfun dunyada yikrlmasma yoJ acmisnr .. Toplumlar, ilk once Avrupa'yi donusturmus olan laik, kapitalist ruhu yansitan degi~iklikIeri kabul ederken ya zorlannuslar ya da bazi durumlarda oldugu

gibi gonullu olarak hareket etrnislerdir. Bu, direnilebilecek takat kacirulamayacak bir surec olmus ve bu surecin daha iyi, yani modern ve ilerici bit dunya yaratacagi varsayrlrrustir.!

.. Son zamanlarda, modernlegmenin ardinda yatan birtakim one~m~ ve. v.aatlerden rahatsiz olan bir grup yazar, A vrupa kapitalizminin Bahh olmayan toplumlar ve ekonomiler uzerindeki YlklCI etkisine dikkat <;ekmillierdir. Onlara gore bu yikicr etki, bu iki, dunya arasmda hem cok yakm hem de 01- dukca esitsiz iliskiler dogurmustur, Bu yazarlar, soz konusu diinyalann iliskilerindeki belirleyid etmenin siyasi ya da kiiltiirel olmaktan ziyade ekonomik oldugunu dusunmektedirlet.

Siirekli bir ekonomik buyume gereksinimiyle koruklenen, maddi anlamda ileri sayilabilecek Bat! devletleri, kararh bir pazar ve kaynak arayisiyla saldirgan bir bicimde dunyarun dort bir kosesine yayilrrusnr. Ihtiyac duyduklan ticari ve mali kazanclann ardmda kosturan gii~lU ulkeler, kucuk bolgelerin ekonornilerini ve bu bolgelerin kiyida kosede kalrrus sirurh kaynaklarmi once etkileri, sonra da ~ogu zaman oldugu gibi tahakkumleri altma alrruslardir. Sonucta ~u uygulama,

sakat bir dunya kapitalist sistemi yaratmis ve ilerlernis b61- geler dah~ ~ge:i~e kalrrus bolgelerle, geli~mi~ diinyamn basklSl.~~. ve dl~e~mm baglmhhgma dayah bir ili~ki baglarnmda b~tunle~mt~tlt. Buna bagh olarak iki dunya arasmdaki ilis~t1er,. bagimh devletlere gerc;ek ilerleme degil, siirgit esitsizlikleri maskeleyen bir gelisme kuruntusu getirmistir Modern~e~me ko~usunda ise bu genis tarihsel aciklamarun odagi, ie; tee gee;ml~ ekonornik iliskiler ve bu iliskilerin bagrrnh toplumlarda oynadigr rol olmu~tur.2

B~rada kisaca aciklanan kuramlar hakh yanlanna karsm kendi gercekliklerini yaratma egilimindedirler. Geleneksel devlet kahplari icinde yasayan toplumlar ve halklar, belli bash ekonomik geli~melere, seckinlerin politikalanna ve devlet kurumlarma dayah, buyuk ve genellikle kisrlerin dismda gelisen bir siirecin parcasi olarak kavranmaktadir. insan, dogal olarak bu kuramlann, yeni ekonomik ve politik kosullara tepki gosterip uyum saglamak zorunda kalmis halklann deneyimlerindeki ve toplumsal yasarnlarmdaki karmastk ilis kilerle f arkh lasma noktalariru yeterince aciklayrp acrklamadiguu sorgulamak isteyebilir. J

Elinizdeki kitap, bu dusuncelerin 1~lgmda, Anadolu Rumlaruun oldukca eskilere dayanan toplumsal kurumlan aracihg-lyla beseri ortamlanndaki ekonomik ve politik degisikliklerle nasil basa cikmaya cahstiklanru anlamaya cabalamaktadir: bunun yamnda, crkarlarinda ve kendilerini algilama sekillerinde dade bulan tepkilerini de incclemektedir. Beni ilgilendiren esas konu, Rumlann geleneksel dunvasidrr. Bu dunyanin kurumlan sadece dinle sirurh olmayip aym za-

1 Bu kurarnsa I cerceve icerisinde Osmanh d unyasmt ele alan belli bash cahsmalar icin bkz.Bemard Lewis (1961, 6zellikle 4, 5, 6, 10, 14. bolumler), Niyazi Berkes (1964) ve Roderic Davison (1963). Donernin sorunlanna iliskin gelirdikLeri yorumlarda bu il<; cahsmarun birbirinden nasil ayrtldli!;ma ise, Norman ltzkowitz'in (1969) cahsmasmda kisa ve 6z1il bir sekflde deginllmektedtr. Ole yandan, S. N. Eisenstadt (1966,s. 65-75) Batih olmayan toplumlardaki hakim kosuilar arasindaki farkIan goz onilne almak arriaciyla modernizasyon ternasi uzerine degisik bir g6rii~ onermistir, Ona gore soz konusu toplumlann temeli, Ban Avrupa devletlerininkinden onemli olcude aynydi. Daha otokratik y6ne-. tirnlerin ve daha zayif kent sektorlerinin varhgma dayah olarak, degisim sureci, farkh ve <;ogunlukla uyumguz gruplar arasmda "bolunmus" durumdaydi. Sonucta modernizasyon surecinin zarnanlamasr, temposu ve niteligi Bah Avrupa'da yasanandan fiilen farkh olacaktr, Bununla birlikte aegi~im perspektifi, reform yapan seckinlerin ya da hie; olmazsa reformlari tesvik edenlerin etkisini ta~pyordu; aynca degi~jm sureci uzerinde yapilan vurgu, esas itibariyle gonullu olsunlar olmasmlar, bu seckinlerin kanhrm uzerinde yogunlasnusn.

2Immanucl V~'an7rstein bu temaya The Modern World-System (New York, 1974) isimli cahsmasmda. ozellikle giris bolumu ile 6. ve 7. bolumlerde genii? bicimde deginmj~tir; ayricabkz. Sarnir Amin Aecunmlat ion on a World Scale (New York 1974), s. 359-94. Wa llerstein (1980) kisa bir makalesinde bu fikirleri Osmanh dunyasi baglanunda ele almaYI denernistir (g. 117-22). Ayncabkz. Pamuk (1980).

3Bkz. Tilly (1979).

2

3

~an.da devletce yonlendirilen ve kulturel olarak tarumlanrms bir ideolojiye, yani mil1iyet<;:iIige karsi takmdrklarr tavrrlarla da strurhdrr. Bu ideoloji, ulke smirlanrun da tayiniyle birlikte, edilgenlikten uzaklasip etkin hale gelen, etnik unsurlara dayah bir kimligin ortaya cikmasiru saglanustir.

Yunan ve Turk milhyetcileri arasmdaki Ege sorununun trajik bir sonucu olarak 1922'de, yasadrklan topraklardan sokiilup atilan Kucuk Asya Rumlan. birbirine gecmis iki dunyarun, yani inanclanrun ve cemaatlerinin kulturunu beraberlerinde goturerek yeni vatanlarma yerlesrnislerdir. Yapmak istedigim, btl halkm, ondokuzuncu yuzyilda kendilerine yonelen politik ve ekonomik tehditlere karsi gelistirdikleri tutumIan ve iclerinde barmdird iklari gelisme dinarniklerini incelemektir. Btl dinamikleri ortaya koyacak olan, Rumlann toplumsal ve kultiirel kurumlariru ve aym zamanda dini orgiitIenmeleri He yerel cemaatlerini de temel alan bir bakis acisiduo Cunku, Kucuk Asya Rumlanrun toplumsal crkarlarnu ifade edebilmeleri btl kurumlar aracihgryla mumkun olabilmistir.

Osmanh Imparatorlugu'nun kalbi durumundaki Kucuk Asya'run Rum Ortodoks nufusu, bu bakis acisiyla. herhangi bir siruflandirmaya tabi tutulmadan, dogrusal bir cizgi izlernis olan gelisimini yalruzca kendi eliyle gerceklestirmis. butunluk arz eden bir ulus olarak ele almrrusnr. Bense bunun yerine, bolgedeki Rurnlan topografik olarak ele ahp, onlara toplurn ve din kurumlan cevresinde orgutlenip bunlar araciligryla yasarnlariru surdurrnus bir toplumsal ylgm olarak bakmayi tercih ettim. Cunku beseri ortam ve tarih arasmdaki etkilesimin baglanti noktasnu ortaya crkarmak. ancak boylesi bir bakisla mumkundur.

Bu cahsma, uo; ana bolume ayrrlmaktadir. L bolumde Kucuk Asya beseri ortanurun bicimlenmesindeki temel etmenleri, yani uzun donemli demografik ve toplumsal egilimleri ele ahyorurn, 2. bolumde ondokuzuncu yuzyil Osmanh Imparatorlugu halklanrun yasarrum etkileyen ekonomi ve yurttashkla

ilgili belli bash gelisrneleri, Rumlann top lumsal dun y as iru etkiledigi olcude inceliyorum. 3. bolumde hem kulturel anlarnda hem de bir cemaat olarak Rumlarin yeni sartlara karst takmdrklarr farkh tutumlara deginerek, kend ilerini ve digerlerini algilayislan l~lgmda soz konusu gelismelere gosterdikleri tepkileri inceliyorum.

Yunan tarihciler i, halklannm Osmanh idaresi altmda yasadiklan donemi ve bu zaman boyunca gecirdikleri degisiklikleri hep sakmcah bir mit-as olarak kabul etmislerdir. Cunku, onlara gore, Yunan ulusu, fetihciligi me~ru bir yayrlma araci olarak goren ve kulturel olarak yabanci bir devletin idaresi altinda kalnusti. Bu tarihciler diger yandan .. halklarmm egemen siyasi kulturun disinda kahp, farkh kimliklerini koruduklanru ve yonetenlere karst surekli bir mucadele icinde olduklanm ileri surmuslerdir: ne var ki yapnklan arastirmalarda Osmanh yonetimiyle Rumlar arasmdaki etkilesimi sirurh olarak ele alnus ve konuya tek yonlu bakrruslardir. Bununla birlikte, Osmanh Imparatorlugu'nun son donernlerindeki Rum toplumu, 0 donemin Rum dunyasirun kucuk birer kopyasi olarak degerlendirilebilecek belirli cemaatler ele ahnarak ayrmtih bir bicimde tarumlanrrusnr. Ayru ~ekilde. millet adi veri len Rum dini cemaati de, ruhani liderleriyle kiliseye mensup yerel cemaatler arasmdaki iliskilerin birbirini tamamlayip kusursuz bir kimlik birligi yarattigr, farkh giysiler icinde bir ulus olarak degerlendirilmistir.t

Bu calisma, Osmanh idaresi altmdaki Rumlarm gelisimini, baska bir devlet icinde varligrru disa kapah olarak surduren bir ulusun ya da yeknesak bir toplurnun gelisimi olarak ele almiyor. Burada esas cabarruz, belli bit bolge olarak Kucuk Asya'da yasamis Rumlarm dini ve toplurnsal yasamlari arasmdaki etkilesim ile bolgedeki Rum dunyasi ve daha ge-

4PaparrigopouJos (1877), S. 171-72, 231-32, 377-84, 391-92, 44]-42; (1858), S. 1-20. Aynca bkz. Is to ria 1011 £lIinikou Elhnolls, c. 10, S. 92-156 ve C. 11, S. 123-51; SiJlfls()s ill Cnppad()cia [Sic]; Kostaki (1977).

4

5

nis topl~.m~al, siyasi ~~rhklar arasmdaki iliskileri, bir toplumsal kultur perspektlfiylc incelemek yonundedir.

Yarrmada niifusu icinde azmhkta kalmalarma ve din ile geienekler acismdan cogunluktan farkh durmalarma karsm, Kucuk Asya Rumlan burada azmlik olarak ete almmamaktadir. Bu sozcuge Birind Dunya Savasi sonrasi ortaya cikan slim duzeninde kendine ozgu yasal anlarnlar yuklenmistir, Bu ?~klmdan kelimeyi ondokuzuncu yuzyil Kiicuk Asya Rumlan rein kullanmak, onlarr, hie; kendilerini g6rmedikleri bir tarzda degerlendirmekten baska bir ~ey degildir.5

Yunan ulusu, kendisini bir dizi farkh kulturel ozelligin bir arada tuttuguna inanmis bir halktir. Gunurnuzdeki bilincl] entelektuel gerc;ekligi olusturan bu ozellikler, konu aldiklan insanlar tarafrndan hemen sahiplenilmistir, Ayn kulturel bir varhk olarak Yunan ulusu, Yunan devletinin kurulmasiyla birlikte, siyasi anlarnda suurlan belli bit ulke icerigine de kavusmustur. Bir butun olmasi gereken ulus-devlet, beraberinde Yunan ulusaI kimligine, ortak kimlik kulturune ve politik suurlara dair sorunlar getirmistir. Yunan ulusunun eylemsel ideolojisi olan milliyetcilik Megali idea (Buyuk Fikir) terimiyle Hade ed ilmis: Buyuk Fikir. Yunanistan'daki toplumsal ve ekonomik seckinlerin politikalarma ve entelekttiel yasamlanna gue; vermistir. Soz konusu seckinler bu sayede, "gerceklesrtiriljmemis Hclcnizm sozu'lnun kaderini tartrsrr bir hale gelmislerdir.f

Bu causrnada Kucuk Asya Rumlarr bir milliyet (Ing. nationality) olarak ele ahnmaktadir. ilgi alarunuz olan imparatorluklar c;agmda genellikle bu terim kullarulmaktaydr, Ca-

hsmanuzla ilgili olarak millivet sozcugu, ulus-deulet teriminin ifade edegeldigi, politik anlamda tayin ed ilmis suurlarla i.liskisi oImayan, ayirt edici bir anlayrsa sahip halkr anlatrnaktadrr. MilIiyef bence alt-millivei ya da etnik grup terimlerine oranla daha tercih edilir bir sozcuktur. Tarafsizhk belirtmelerine ve bir halki nesnel olarak tammlamalanna karsin, bu terimler sirurh sayida insaru ve sirurh bir cografi rnekaru akla getirmekte; ayrica Osmanh Imparatorlugundaki RumIar arasmda varolan kiilturel ve toplumsal farklthklara iliskin yeterli bir anlam acikhgr da sunmamaktadrr.

Kucuk Asya Rumlan, toplumsal yapdan srki sikiya bagh old uklan etnik ozellikler taraf md an ~e killendirilmis b ir halkti derken, bilincli olarak paylasip besledikleri ayirt edici kulturel ozelliklerden SDZ ediyorum. Bu ozellikler baska halklarla iliskilerinde ifadesini bulmus olan kendilerine bakis acrlanru ve farkhlik anlayislarrru bicimlendirmistir. Ortak kulturel ozelliklere baghhk ile sadakat ve dis giie;lerle basa cikmada bir grup stratejisi olarak bilincli toplumsaI ve siyasi eylem, bu cahsmada etnisiie (Ing., ethnicity) olarak ele almmaktad Ir?

Cahsmarruza temel olarak Kucuk Asya'run ve bu yarrmadada yaqayan Rum Ortodokslann almmasmm sebepleri ~unlardir: Birden fazla cografi bolge iceren bu topraklar pek cok ha lk i bannd i rm ak ta ydi. Etnik kulturleri aracrligr y la ayakta kalrrus olan bu halklarm ya~am tarzlan, bu topraklar iizerinde meydana gelen degi~ikliklere bagh olarak sekillenmistir.

Kucuk Asya adiyla arulan bu alanda, yuzyillar boyunca geleneksel otokratik devletlerin hirnayesi altmda bircok halk yasamistrr. Bu himayeci imparatorluklann uygarhkIan gene llikle y one tici sin If m damgasuu tasir lardi, Y oneti-

SBi\yiik Savas sonrasmda kurulacak Turkiye Cumhuriveti'ndeki Rumlarm stiltii.sii hk. bkz. Alexand ris (1983).

nYunan milli ideolojisinin olusmast ve bu ideolojiyi ihtiva eden kulturel formlarm dog-asmdaki gr.-rilimler:?u cahsmalarda bulunabilir: Augustinos (1977); European HIstory Quarterly, c. 19, no. 2 (April 1989), "Greece: Nationalism and Nationality" bashkh ozel savi: Michael Herzfeld, G,!YS _aIlC(, More: Folklore, Ideology, and the Makll!g of Modem Greece (Austin, Texas, 1982).

7Toplumsal bir gii<; olarak etnisite konusunda asagidaki <;ahi?malar dikkate deger g()rui:?ler icermekredir. Fried (1983), Tonkin. McDonald ve Chapman (1983).

6

7

ciler ister Bizanshlar ister Osrnanblar olsun; siyasi erkin kaynag: ister merkezilesrne egilimindeki kent kaynakh burokratik hukumetlerden gelsin, is terse vilayetlerdeki toprak sahipleri arasmda paylasrlrrus bulunsun; yoneten He yonetilen arasmdaki Iliski temelde yuzyillar boyunca aym kalrrushr. Halklar gereksinirnlerini kendi bireysel kaynaklarmdan ve yerel cernaatlerinden yararlanarak karsilarruslar ve yerel cemaatleri sayesinde kend.i farkh, populer kuiturlerini yaratnuslardrr. Boylece Kucuk Asya Rumlan, kokeninde kendine ozgu fiziksel ve beseri ortamlar bulunan yoresel kulturler geli§tirmi§ler ve bu dururn onlan baska topraklarda ya§ayan Yunanhlardan farkh kilmistir.

Hiristiyan Bizans, Islarni ogeler tasiyan sava§\1 Turk kavimlerinin saldmlarina boyun egdiginde, bunun Kucuk Asya uzerindeki dini ve etnik tesiri G uneyd ogu A vru pa uzerindeki tesirinden cok daha onemli olmustur. Osmanhlann fethinden sonra Kucuk Asya'daki nufus oraru giderek Musluman Turkler lehine degi§mi§, diger Hiristiyan topluluklarm yamnda Ortodoks Rumlar da yasadiklarr topraklarda azmlrk haline dusmuslerdir. Siyasi ve demografik anlamda, bir donem <;0- gunlugun kulturune tabi olan Turklerin varhklarnu surdurup sonucta boylesi bir atihm yapmaJan, bu cok-etnik gruplu bolgedeki bashca geli~me olmustur.

Saint Paul'un yokuluklanndan arumsayacaguruz uzere, en onemli kiiltiirel degisim unsuru Dian Hiristlyanhk. Kucuk Asya'da cok erken donemlerde geli~me olanagl bulmustur. Ne var ki bu geli~im, yuzyIilar once Makedonya'yi kuran Biiyiik Iskender'in yenilmez ordularuun basanlarznm ardmdan bolgede yayllan Helenizmin pagan diinyayla iliskisi cercevesinde ger<;ekleqmi~tir. Sonucta ortaya cikan ve Bizans uygarhgl1un ozunu olusturacak olan bu uzlasmaya dayah kultur, gelecek vuzvrllar boyunca Ortodoks Kucuk Asya'ya darngasuu vuracak belli bash ozelliklere sahipti, Yine de, Ortodokslugun kalesi islevini goren bu topraklarda Hiristiyanhk. cok farkh bicimlerde surgun verrnistir. Bundan baska. bir yandan

Yakmdogu'nun ~ogu yerinde Yunanca ortak dil olarak kullamhrken, ote yandan Kucuk Asya'da bircok farkh yoresel Rum kiiltiirii ortaya ciknustir,

Bu noktalardan hareketle, farkhhk ve <;e~itlilik arz eden bu halkin ve toplumsal kurumlarmm gelisimiru, ondokuzuncu yuzyilda Osmanh Imparatozlugu'nu temelden etkileyen su ii<; etmenin l~lgl altmda inceleyecegirn: milliyetci hareketlerin yu kselisi, yurttasiiga ve yonetime iliskin reformlar, A vru pa ile ticari ve mali iliskilerin gelisimi. Bu faktorlerin ortaya pki~l, Osmanh Imparatorlugu'nun gelisimini ve nihayetinde kaderini belirlemis ve Kucuk Asya halklarnun yasarruru buyuk olcude degistirmistir.

Kuskusuz, bu faktorlerin en dramatik olaru, imparatorlugun suurlanru zorlayan ve uzlasmaz goriinen milliyetcilik akimlanrun yukselisi ve giderek yayrlmasrydi. Cuneydogu Avrupa'yi idaresi alnnda bulunduran bu cok-uluslu devletin sirurlari icerismdeki bolgesel huzursuzluklarm ve uyruk halklar ile y6netidleri -arasrndaki crkar ~atl9malarmHl bir araya gelisi, siyasi hareketleri dogurmus ve bu hareketler sonu<; olarak rnilliyetci bir anlam kazanrruslardir. BaZJ tarihciler, millet adi da verilen Rum cemaatinin ulusal topluma donii~ttigiinii VI" boylece uyruk halklarm kimlik kavrayislan ill" sivasal istem ler inin de degistigini ortaya koyan bir model onermektedir. Buna gore, dinsel anlamda tarumlanrrus bir insan toplulugu, siyasilesmis, dindisi ve etnik bir ideal etrafmda seferber olmustur.f Bu gorii~, bagimsiz ve ulusal olarak tarumlanrrus bir devletin, yani Yunan Kralhgi'run kurulmasiyla zirve noktasina ulasmrsttr. Oysa Kircuk Asya'daki Rum dunyasi daha renkli bir toplumdu. Cekisme ile uzlasmarun ve gelenek He ilerlemenin ic ice ge<;tigi bu toplurnda insanlar birden fazla gelisme ~izgisine sahip hale gelmh;lerdi.

A ym surec boyunca Osmanh burokrasisinin reform vanhsi laik seckinleri, merkezi otoritey i tekrar kunnaya, ortak bir

-,----,------

,sK<lrpat (l973), kisirn 5.

8

9

kimlik anlayisi yaratmaya ve cesitli uyruk halklar arasmda daha kapsayici bir vatandashk kulturunu tesvik etmeye cahsiyorlardi. Ondokuzuncu yuzyihn ortalarmdan ikinci yansina kadar ge~en kirk yillik surec boyunca Osmanh yetkililerinden olusan kararh bir grup, inis cikislarla imparatorlugu yeni bastan orgutlemeye cahsnustir. Onlar bu yonde cahsirken bu arada A vrupa 'run buyuk gucleri benzeri gorulmemis bicimde Osmanh devletinin islerine karrsrnaya baslarrustir. lmparatorlugun Tanzimat adi verilen bu asimetrik reform t;agl, cahsrnanuzm siyasi arka plaruru olusturmaktadir. Burada yapmak istedigim, bireyler ve karnu kurumlan baglanunda Rumlann soz konusu siyasi ve idari reformlardan nasil etkilendiklerini ve bu reforrnlara karsi ne tur tavrrlar takindrklariru incelemektir.

Btl kayda deger iki siyasi gelismenin yam srra, imparatorluk ayru yuzyrhn ikinci yansmda, Avrupa'run ticari, smai ve mali alanlarda hakim oldugu diinya ekonomisiyle iliskilerini artirrrustir. Batih olmayan diger devletlerin cogunda 01- dugu gibi, imparatorlugun suurlan hit; goriilmemifi bir bicirnde di.inya tic are tine acilrrustir. Bu donem, azgm klasik kapitalizmin en canh oldugu surece isaret etmektedir. Soz konusu sure<;, basta ingiltere olmak uzere Avrupa sanayi toplumlannm, urettikleri maHan satacak ve ihtiyac duyduklan hammaddeler ile dogal urunleri elde edecek pazarlar aradiklari bir serbest ahsveris d6nemiydi. ~ogunlukla gayri Muslimlerin yasadigr Izrnir (Smyrna), Selanik (Salonica), Trabzon (Trebizond) gibi ticari merkezler ve baskent istanbul, ticaret sayesinde gelisip buyumustur. Bu cahsmada, sanayilesmis Batr'run ticari akmr ve geleneksel Osmanh pazanmn talepleri arasmda kalan Rumlarm, tuccar, isadanu ve uretici olarak nasil bir konumda bulunduklanna degindim. Diger yandan, kendi maddi diinyalarma bagh ve hakim oluslanna, ayflea toplumsal kurumlanna duyduklan giivene dayanarak, zamarun ekonomik kosullarryla yuzlesmelerinin, Rumlarm gelisimlerini nasil bicimlendirdigini kesfetmeye cahstim.

Yasamlariru surdurmek icin <;ogunlugu Ege kryrlarma ve adalanna yerlesen Kucuk Asya Rumlan, kuskusuz ii~ degifiim kaynagi tarafmdan da etkilenmistir. Burada, sozu edilen Iaktorlerin Rum toplumsal yafiaml ve kimlik anlayisi uzerindeki etkisini ele aldirn. Bu gelismelere bagh olarak Kucuk Asya Hiristiyan Rumlari, tarihsel olarak sartiari belirlenmi.'? bir cikmazla yuz yuze gelmifilerdir. Bir taraftan Miislumanlarm ve Turklerin dunyasiyla, yani Kucuk Asya'yi niteleyen ana toplumsal kulturle, bir taraftan da Yunan ulusal devletinin kurulmasiyla ortaya cikan, ideolojik cercevesi tayin edilmis bir kulturle karst karsiya kalan Rumlar, bu ortamda bir konum almak zorunda kalrruslardir. Burada, bir imparatorluk-devletin uyruklari olan ve cernaat temelinde orgutlenmis bu insanlann, yukanda aruldigr gibi, toplumlan i.izerindeki birbiriyle catisik iki istemin hakkindan nasrl geldiklerini anlatmaya ve btl amacla bir yandan devletle uyum gosterirken ore yandan kulturel farkhlrklanru yasatip kuvvetlendirdiklerini ortaya koymaya cahstrm, Son olarak da, toplumsal dunyalarina meydan okuyan yeni ve gu~lu degifiim unsurlanyla mucadele ederken bu stratejilerinin onernini tespit etmeye cabaladim.

11

BiRiNCi BOLUM

1

TARiH VE BE~ERi ORTAM

TARiH VE DEMOGRAFi HELENizMiN KU<;UK ASYA'DAKi YAZGISI

Ondokuzuncu yuzyilda Kucuk Asya Rum dunyasmda mevdana gelen olaylar, niifusla ilgili gelismeler ve bolgede yuzyrllardir suregelen insan yerlesim modellerini belirlernis cografi faktorler l~lgmda degerlendirilmelidir. Bu oldukca geni~ kapsarnli etkenler, Rum etnik toplumunun ve onun sosyal kurumlaruun gelisiminin gerceklestigi surecin perde arkasuu o I us turmaktad irlar.

Rumlann toplumsal dunyalaruun anahtan, cernaatleri yani RUlli Milleti idi. Osmanh sultanlan, imparatorluk topraklarnun yonetiminde bir o;are olarak millet duzenine yoneIerek RumIar icin ileride birinci derecede onerne sahip olacak bu kurumun otoritesini resmi hale getirmi§lerdir. Devlet He tebaasi arasmda aracihk islevi goren millet kurumlan, imparatorluk topraklarrnda ya~ayan cok sayida halkrn orgutlenmesi ve idaresi icin gereken toplumsal mekanizrnayi saghyordu. OndokuzunCli yuzyilda Osrnanh idaresi milletlcrin konumunu daha acrk bir sekilde tarurrus, hatta sayilanru artirnustir, Tum Osmanh yonetimi boyunca, Rumlan da iceren millet kurumu, imparatorluk halklaruun onun araciligryla yasamlanru surdurdukleri toplumsa l dunvavi tammlamaktaydr, Oyleyse, bu toplumsal sistemin tarihsel gelisimiru ve soz konusu iki anahtar kurumun, yani Rum milletini olusturan Rum Ortodoks Kilisesi ile yoresel cemaatlerin karsihkh iliskilerini incelemerniz gerekmektedir.

Cografi Sirurlar; Fiziki Ortam

Yarrmadaya verden Kiip'ik Asya ve Anatolia isimleri bolgede yasayan insanlara yon veren iki temel unsurun, tarih ve cografyanm etkilesimini yansitrnaktaydr. Asya ve Anatoli sozcukleri antik <;ag Yunanhlarmca. bilinen dunyarun diger bolgeleri karsismda yasadiklan alam tarumlarnak icin kullandiklari adlardi. Yunanhlar, bu cahsmarun konusu olan yanmadayi, doguya uzanan topraklar uzerinde gunesin dogu~una taruklik eden bolge olarak niteliyorlardi. Dorduncu yuzyilda Hiristiyan Roma yoneticilerinin dogudaki mulklerinden soz etmek Tcin kullanmaya baslamasindan sonra, Anaioii kelimesi tarihsel bir anlam kazanrrustir. Daha sonralan Bizans hukumdarlan donerninde aym kelimenin baska bir sekli. yanmadamn yonetsel bir biriminin belirtilmesinde kullarulrrustir. Osmanhlarm bolgeyi fethinin ardindan, yeni yoneticiler bu topraklann batismda kalan merkezi eyalefe Anadolu ismini verd iler. Tanzimat donerninde getirilen vila yet reformu He birlikte Anadolu terimi yonetsel anlarruru yit irm is ve Turkler icin tum yar imad arun ad! haline gelmi§tir. Buna karsihk. Yunanhlar, Ege'den Kafkaslara uzanan topraklara Mikra Asia (Kucuk Asya) demektedirler.!

._--_._---------

1 Mega Ii Ellin.~·ki EJ1kyk!?paideia'da "Mikra Asia", Ency~lope~ia. of Islam (1960)'da ise Anadolu maddesi olarak yazilrrusttr. Ikincisi rem yapl-

12

13

Boylece cografi bir bolge, bu iki halkm tarihsel ahnyazisrrun ana hatlanm belirlemistir.

Kucuk Asya'mn fiziki ozellikleri oncelikle bolgedeki insan faaliyetlerini, bunun yanmda tarim kulturunu, kasabalar He sehirlerin yerlesirnini, ticaretin dog-asl ile akisiru ve hatta asked milcadelelerin nite lig ini ve gerceklestikleri alanian buyuk olcude belirlemistir. Genis bir plato olan Kucuk Asya, Orta Avrupa'nm guneyinden Asya'ya uzanan buyiik zincirin bir kolunu olusturan stradaglar tarafmdan kuzeyden ve gi.ineyden kusatilrrustrr. Yarnnadanm kuzey ve guney kiyiIan dik yukselen daglarla kaph oldugu ve kryilarm yakmlarmda ada bulunmadigi icin, buralarda korunakh Iimanlar pek yoktu. Diger yandan Ege'ye acilan bah kiytlarr, insan yerlesimini ve toplumsal gelismeyi olanakh kilan dogal sartlara sahipti.2

Eski Yunanhlarin Kucuk Asya'run bah ve kuzey sahillerinde koloniler kurduklan zamandan bu yana iyonya, vanmadaya gelip giden insan ve mal akisma olanak tamyan buyuk bir kapi islevi gormustur. Cok sayrda burun, ihman bir iklim, Kiiciik Asya'nm batt kiyilariru kotu hava kosullanndan koruyan ve denizasm ticareti kolaylastiran sahile yakm ad alarm varhgi. b61genin kalkmrnasuun neden cok eski zamanlarda basladigiru aciklamanuza yardrmci olmaktadir. Aynca sahil ~eridinin fiziki durumu da ekonomik gelismenin onemli bir sebebi olmustur. Marmara kiyilanndan kuzeye ve banda TorosIar'dan guneye uzanan daglann arasmdan akan bircok nehir, bolgenin dogusunu batisma baglamaktadrr. Deniz ulasmuna hrsat tarurnamasina karsrn bu nehirler, bereketli genis ve derin vadileri katederek i<; bolgelere akmakta, boylece insanlara sundugu elverisli sartlar ve alanlar hem nilfusun yogunIa§masml hem de urun bollugunu beraberinde getirmektedir. Soz konusu vadi boylarmda yerlesen insanlar.

Izmir'in asirlar boyunca bir tarim amban olmasiru saglayacak sekilde zeytin, incir, uzum ve tutun yetistirmislerdir. KIYlya dik uzanan tepeler nehirleri birbirinden ayirsa da, bir biitun olarak bolgenin ekonomik gelislmini aksatacak kadar yuksek degildirler.f

Ayru fiziki ozellikler, Kiicuk Asya'run geri kal~n kly~la.n goz onune ahndiginda, cografi sirurlann insan faaliyetlerinin yolunu a\hgml acrkca gostermektedir. Ege kiyismdan .. kuze_ye hareket edildiS;inde baska bir su alaruyla, Homeros donerninden bu yana insanlara yerle~im icin cekici gelmis bir b6lg~rle karsilasrhr. Trakya ile Kucuk Asya'run Marmara Denizi ne baktigr bu alanda Akdeniz iklimi hakimdir. Ilimh hava kosullanndan yararlanan pek cok Rum toplulugu bu bolgede 1. Dunya Savasr'na dek mutlu biro hayat ya~aml§Ia~d~~. Bah Trakya'da Raidestos (Tekirdag) civarmda saraphk uzum yetistirmislerdir: denizin diger tarafm~.a .B.u~sa ve dola~l~n~daki ovalarda ise iklim, ipek bocek\lhgl 1\111 cok elverisli bir ortam saglarmstir. imparatorluk ba§kentin~ yakmhgl Marmara bclgesinin ekonomik geli!?irnini garao.h ~itma alml~tI~.

tklim ve Iiziki ozellikler bir araya gehp msan yerlesim alanlanru suurlarrus ve yanmadamn kuzey kiyismda yogunlasmasma neden olmustur Oysa Kar~d~niz'~ ba~an Po~tus bolgesi. tam da boylesi ozgun cog raft ozelhklen sayesmde yerlesim ve topragm kullarurruna olanak tanrmisnr. Burada daglar denizden dik yiikselip Kiicuk Asya piatosunun kuze.y smm boyunca denize paralel olarak uzarur ve boylece 1<; kisimlarm kryiyla iliskisini keser. Yagmur5.eken ve t~t~ bu daglar, verimli orrnan alanlari ve islenebilir toprak I~m ge: rekli iliman ve nemli iklimi yaratmaktadtr. Bolgerun dag zincirini bazi noktalarda kesen nehir vadileri ise, kryidan giineydeki alanlara ge~i§ gorevi g6rmektediri.e~. _

Dogamn istekierine uymak durumundaki l~s~niar, y~rle. sim merkezlerini vadilerde ve dar olmakla birlikte venmh

lacak anflarda "Anadolu" kullamlacak. 2 Scherzer, S. 1; "Anadolu."

3 Scherzer, S. 1,8,12; "Anadolu"

14

kryr ~eridi~d~ kurmuslardir. i~ kisimlarda tanmsal geli~meye elverisli alanlar, her noktada yetistirdikleri urunlerin pazara aktanlabilecegi merkezlere acrlamamaktadrr. Karadeniz'in az sayrdaki dogal Iimanlan arasmda fiziksel anlamda en iyi sartlara sahip alan Iiman, Sinop'tu, Sinop'un. kendisini daha sonra timan sehri olarak geride brrakacak Samsun ve Trabzon gibi tanmsal olarak verimli bir ie; bolgesi yoktu. Bir butun olarak Pontus kiyrsr cok cesitli dogal kaynaklara ve tarim iiriinlerine sahiptir. Bunlar arasmda bahk, meyve, kiyi boyundaki fmdik agae;Ian ve baklagiller, daglarda kerestelik agaclar ve gumus, ie; kisimlardaki vadilerde de hububat sayrlabilir. Huzur ve refah donemlerinde Pontus bolgesi, bircok Hiristiyan cemaati de kapsayan yogun bir nufusu beslemekteydi.t

Kucuk Asya'yi kuzey ve giineyden kusatan Pontus ve Toros daglari, banda Usak dolaylanrun duzluk alanlartnda birbirine kavusur ye doguya uzanan. Kafkaslara yaklastikca da hftlft yuksek kalan buyuk bir plato meydana getirir. Yanrnadamn kalbini olusturan bu merkezi yukselti kiitlesi cok az yagmur ahr; bu yuzden toprak kumlasmaya ve killesmeye yuz tutmustur. Cunku tepelik alanlan kaplayan ormanlar coktan kesilip gitmi~tir. Bu genis platonun merkezi bolgelerinde .hala en eski ve ilkel uretim bicimleri uygulanmaktadir. 01-

dukca kirac bozkir alanlarr, ozellikle koyun ve keci olmak uzere ciftlik hayvanlannm yetistirilrnesini saglamakta ve bu alanlarda arpa, bugday ve diger tahil urunlerine dayah tarim yapilmaktadir. Ciftcilik icin ihtiyac duyulan suyu, tepelerden ve daglardan dog-up tum bolgeye yayilnus olan akarsular saglamaktadrr. Topraklar irmak kollanrun sagladigi suyla sulanabildigi halde, bolgede tanm rizikolu bir ugras sayilabilir. Orta Anadolu, elverissiz ~artlan yuzunden her zarnan diger bolgelerden daha az sayida nufus barmdirrrusnr. Burada biraz olsun oneme sahip yerlesim alanlari ise suya

yakm ve yarrmadarun diger bolgeleriyle iletisimin daha kolay oldugu kesimlerde toplanrrusnr. Bu faktorler Eskisehir, Afyon, Nigde ve Kayseri gibi sehirlerin kurulmasma yol a<;ml~ ve bu sehirier, yarrmadayr bir arada tutan ve ie; b6lgelerin ihtiyaclanru karsilayan askeri ve ticari agm odak noktaIan haline gelmistir. 5

Ticari olarak en fazla etkinlige, Kucuk Asya'run kenar bolgeleri. ozellik le batid aki ve kuzeydogudaki yer lesim alanlan sahne olmustur. Bakis acmuzr tersine cevirirsek. bir yandan toprak kutlesi, sakuulmasi ve etrafmm dolasilmasi gereken bir engel teskil ederken; ate yandan su kutlesi. halkIan birbirleriyle iliski kurmaya itmistir. Yanmadamn, fiziki olaraksirurh fakat oldukca verimli olan kiyt alanlarr, eski Yunan kolonilerinden modern zamanlarin Avrupahlanna dek buraya yerle~en halklan memnun etmistir. Son olarak belirtilmesi gereken, Balkanlar icin ge~erli olan seyin Kiicuk Asya icin de biiyiik orand a ger<;ek oldugudur. Bu da, yanmadamn cografi yaplsmm, yasamlaruu burada surdurmus olan halklar arasmdaki kulturel farkhhgr ve kahci surekli.ligi beslernis olmasidir.

Kii.;iik Asya'da Tiirkler ve Helenizmin Yazgisr

Ortacag Helenizminin Kucuk Asya uzerindeki siyasi ve kiilti.ir.el egernenligi, ikinci Hiristiyan bin yrh basi sonrasmda etkisini yitirmeye baslanusnr. Yanmada nutusunun <;ogunlugunu Hiristiyanlar olusturdugu halde, ger<;ekten dinsel ve dilsel Bizans dunyasma ait olan bolge, kabaca Kucuk Asya'mn batidaki yanslydl. Ermenilerin, Gureiilerin ve Suryanilerin hakim oldugu dogu ve guneydoguda ise Bizans dunyasi dusuncesi, yore halklannm kalplerini ve beyinlerini kazanmada yalruzca kismen basarrh olmustur. Onbirinci yuzyilm ikinci yansmdan ba~layarak ondorduncu asra degin suren, Turklerin

4··Anado[u'·; Bryer (1970),;;.33-34; Kortepeter (1966),;;.11-13.

5 "Anadolu".

17

Asya'dan Latinlerin ise Avrupa'dan arahkh olarak duzenledikleri akmlarla birlikte, Bizanshlar yapabilecekleri tek seyi yaprruslar ve Bah Kucuk Asya'daki Rumca konusan Ortodoks kiilturel temele tutunmaya cahsrruslardrr,

1204'te Avrupa'dan g~len sovalyeler imparatorluk baskentini ele gecirdiginde. bu hareket, Kuciik Asya'daki Helen-Ortodoks uygarhgi acismdan cok onemli sonuclar dogurmus ve Bizans lmparatorlugu'na siyasi olarak buyuk zarar vermistir, Latinlerin Konstantinopolis'e yerlesrnelerinin ardmdan aristokrat Bizans aileleri Bah ve Kuzey Ku<;uk Asya'da kurd ukIan rnerkezlerden karsi saJdmya gecmislerdir. Lascarid Ailesi Istanbul Bogazr'nm ote yanmdaki hach kralligma karsi koymak icin merkezi Nicaea (Iznik) olan bir imparatorIuk kurmus, bunun yanmda Komnenos Ailesi de kendine Trabzon'u us edinrnistir. Michael Paleologos liderligindeki Bizanshlar sonunda (1261) buyuk Hiristiyan baskentini geri alrruslar, bu arada Kucuk Asya'daki kendi baskentlerini de oradaki mulklerine yonelik Turk tehdidine karst ellerinde tutmuslardir. Ancak, Kucuk Asya'daki Helen-Ortodoks ustunlUgunun gunleri sayihdir. Cunku lznikli imparatorlann yaptirrrus oldugu istihkam alanlan hizla asilacak ve ondorduncu yuzyilm baslannda bah Kucuk Asya'run buyuk bir bolumu gazi Turklerin ellerine dusecektir.: Arulan sehirler arasmda Trabzon bir Hiristiyan kalesi olarak 1461'e kadar direnmistiro Bu surecte, Kucuk Asya'daki Rum Ortodoks dunyasi, birbirinden ayrr, yerel ve kimi durumlarda da tecrit edilmis kucuk kul tur alanlarma a yrrlrrustir. 6

Kucuk Asya'daki Bizans gucunun etkisini yitirmesi ve basta merkezi Konya'da bulunan Selcuklular olmak uzere cok sayida Turk beyliginin ortaya <;OO§I, ortacag Helen kiiltiiru ve toplumu icin hem kisa hem de uzun vadeli sonuclar dogurmustur. Soz konusu surec, yanmada Osmanli hukumdarhgi altmda birlesik bir biitun haline gelinceye dek dart asrr surdu-

g-unden, Hiristiyan Rum toplumunun kimi bolgelerdeki gelisimi digerlerine oranla cok daha once durmustur. Acikca anlasihyor ki, yeni dtizenin etkisi once kuruldugu yerlerde daha derin ve kapsamh olmustur. Turk savascrlari ve gocmenleri dalgalar halinde Kucuk Asya'ya yayrldikca. bunun yore ahalisi uzerindeki ilk etkisi, tahmin edilecegi gibi siddetli bir yiknn olacaktir. Bu donemde yerlesik yallam kesintiye ugrarrus, Caesarea (Kayseri) ve Dorylaeum (Eskisehir) gibi onernli sehirler, cok buyuk zarar gormustur. Muslumanlar ile Hmsriyanlar arasinda ve farkh Turk gruplari arasmda suregelen bu mucadelede bircok sehir merkezi birden fazla kez harabeye <;ev rilmis t ir. 7

Askeri fetih, sonunda siyasi orgutlenmeyle yer degi~tirmi~ ve kirsal alana tckrar duzen gelmistir. Yeni yoneticiler, savas ve fetih basarrlariru surdurmek icin, askeri S1111£111 ihtiyac duydugu e~yayl ve gida maddelerini uretecek huzurlu bir topluma ihtiyac duymayabaslanusti. Bu donemde her devletin belkemigi kuskusuz uretici bir koyluluktu. Turk Ietihleri ba~ladigmda Orta Kuctik Asya'da ya§ayan koylulerin buyuk kisnu Hiristiyan idi. Oysa fatih savascilarla birlikte gelen, cobanhkla ge~inen Turkler ve yerlesik bir ya§aml tercih ~den Musluman halklar bolgcye yayilmaya has larruslar: istcr kendi istekleriyle isterse bir yoneticinin buyruguyla ,l!;elsinlcr. bu insanlann biilgeyl' akisr varrmadarun it; krsirnlartnm «tnik ve dilsel anlamda asamali bir sekilde Turklestir ilmcsi su r('cini baslatnustir. Bu gelisme, orada ya~ayan Hiristiyan nufusu cok daha buyuk bir toplumsal bask! altmda biraknusttr. Savaslarm yol a<;tlgl yrkimdan sag ciknus olanlarm ~OgLl kendilerini Hiristiyan dunyalaruun siyasi ve ki.iltiir~l ki'>kIe-

. rinden o;ekilip koparilrrus bir halde bulmuslardir. Iradcleri dismda yaranlrrus bu yeni diinyada varhklariru surdurebilmek icin o:;ok sayrda Ortodoks Rum, dinlerini degistirmeyi yeglemi~lerdir. Islarnlasma siireci Orta Kucuk Asya'ya cok

(, Vryonis, (1969-70), s. 256, 262; "Anadolu": Bryer (1970), s. 30.

7 Vrvonis (1969-70), s. 2112-67; Cahen (1968), s. 143.

18

19

buvuk oranda hakirn olmus, bununla birlikte t;ogunlugun Turkce kouustugu kucuk Ortodoks-Hiristiyan birimler Kapadokya kentlerinde ve koylerindo yasamaya devam etmislerdir.f

Bunun yanmda, Kucuk Asya'run, Helenizrnin yanmadadaki gelecegini beHrleyeeek tarzda, hakim bir MuslumanTurk dunyasma donusumunun ozelliklerinin de uzerinde durulmasi gerekmektedir. Oncelikle Hade etmeliyiz ki, degisim sureci Kucuk Asya'run her yerinde ayru nitelikte olmarrustir. Yunan kulturunun ve Ortodokslugun derinlere kok saldigr bat! ve kuzeydogu kiyi bolgelerinde ya:?ayan ahali, Bizans uygarhgmm populer gelenekierine tutunmustu ve bu yorelerde cok dramatik bir surer ya~anmaml~tlr. Donusumun daha kapsamh oldugu i~ kisunlara gelinee, baskent suurlarmda konumlanarak kalkinrrus gli~li.i cernaatleriyle Sinasos gibi cok az saYIdaki yerlesirn merkezi, Rum Ortodoks kulturel niteliklerini kaybetmernislerdi. Bunun dismda Ortodoks- Yunan dunyasi, zaten coktan eskimis bir kurumun golgesine, yerel populer geIeneklerle yasatilan bir halk kulturune donu:?(turi.il)mu~tu.

Ti.irk akmlan srrasrnda Kucuk Asya'run i~ krsirn larmda a~1t1 bir nufus olmamasma karsm, gi:\~le geJen insanlann yerel niifus ustundeki etkisi yalruzca sayilari itibariyle olrnarrusnr. Asil etkilesim, yorede onceden ~og;tmlugu olusturan yerlesik Hrristiyan nufus ile onbesinci yuzyila dek bolgeye gelmeye devarn eden yeni insanlar arasmdaki iliskilerde olmustur. Bu topraklara yerlesen Muslumanlar. yerli halkm Bizans doneminden beri kullanmakta oldugu mevcut tanm yonternlerini benimsemisler' ve artik toplurnlararasi evlenmeler de gorulmeye baslarrusti. Kimi durumlarda, Muslumanlar yorenin azizlerinin mezarlarnu ziyaret etmek gibi cesitli Hiristiyan adctlerinc yonclmekteydiler. Ister cok onceden isterse de dini vakiflar aracihgiyla veni kurulmus olsun, bolgenin koy ve kasabalan cesitli rakat birbirinden kopuk etnik unsurlar iccri-

yordu, Onbesinci yuzyrlm sonuna gelindiginde i~ kisimlarda ya~ayan halklar arasinda ciddi boyutta bir etnik kaynasma gerceklesmistir. Daha onemlisi, yanmadarun hem resmi anlamda hem de ahali acismdan hakim kulturel dunyasrartik Musluman bir nitelik kazanrrustir.?

Hiristiyan ahali, Selcuklu ve daha sonra Osmanh Turk akmlanyla siyasi ve kulturel olarak dramatik degisiklikler yasadiysa eger, bu geli~melerin Kucuk Asya Rum-Ortodoks kilisesi uzerine etkileri bir felaket olmustur. Diger tum HIristiyan-Rum kurumlannm yanmda Bizans Devleti'nin en sadik destekcisi olan kilise, yanmadadaki Turk-islam gazaslrun asil yukunu cekmistir. Bazi durumlarda ibadet yerleri zapt edilip gelirlerine el konurken, sahip oldugu mulkler ~ogunlukla yakihp yikilrrusnr. Bircok piskopos, yrkimdan ve kargasadan kacmis, digerlerinin bolge lerindeki gorev lerini yerine getirmeleri engellenmis ve boylece kilise hiyerarsisi. rahipler sirufi ve mumin halk arasmdaki vasamsal bag kopmustur. Kilise altyapismm bozulmasi ve soz konusu kopusla birlikte Hiristiyan halka din degi~tirmekten baska cikar yol kalmanus, ~ogu eemaat Mushimanliga ge~mi~tir. Hiristiyanlarm yalruzca gorunuste din degistirmeleri (gizli J-:!Irlstiyanhk) bile Kilise'yi pek teselli etrnemistir. Cunku Istanbul'u fetheden II. Mehmed'in, Rum Ortodoks patriginin kendi toplumu uzerindeki yetkisini taruyrp kilise ile ili~kileri duzene sokacagr zaman gelinceye kadar, Kucuk Asya Hiristiyan halki ve kurumlan yeterince zarar gormuslerdi. Ortodoksluk, yar imadanm ~ogunda daha sirurh .olanaklarla ve tecrit

edilmislikle varhgnu surdurm u~ tur.! 0 .

Osmanli gucunun pekistirildigi onbesinci yuzyila kadar toplurnsal ve siyasi kansikhklar Kucuk Asya'da yerle~ik yasarru altust etrneye devam etmistir. Buna ragmen Rum Orto-

HYrvonis (1969-70), s. 262,279; Cahen (1968), s. 146-47, 152-53; "Anadohi:·

9Yryonis (1969-70), s. 279, 287, 289-90, 301-2; Cahen (1968), s. 143, 152-53; lnalcik (1973), s.149-50; Kostof (1972), s. 30-31-

lOVryonis (1969-70), s. 279-9~; Cahen (1968), s. 206-8. Gizli Hiristiyanlar konusunda bkz. Dawkins (1933), s. 247-75; Bryer (1970), s. 48.

20

21

doks cemaatleri kiyr bolgelerde ve i~ kisrmlara aciian vadilerde yasamlanm surdurmuslerdir. Buralarda Bizans doneminden kalma Iehceler seklinde de olsa Yunan dili yuzyillardir konusulagelmistir, Bu eemaatlerin varhklarrru surdurebilmeleri bazen, paradoksal gozukse de Bizans ya da Osmanh o~sun, dis diinyaya olan bagrmhhklarrnm azhglyla ilintilidir. Bu zorlu isi en buyuk ustahkla yerine getirenler, Trabzon yoresini yurt edinen Pontus Rumlan olmustur. Yanmadarun geri kalan kisrrundan fiziksel olarak ayrilrrus ve batIdaki imparatorluk baskentinden uzak bir konumdaki Pontuslu Rumlar, varhklariru surdurebilmek icin kendi ticari, entelektiiel VI" politik kaynaklarma yonelmisler VI" bunlarm Helen-Ottodoks dunyalan da uzun sure bozulmamis bir sekilde kalrrustrr. Cunku Trabzon Hiristiyan Imparatorlugu onbesinci yuzyilm ikinci yansma kadar Turk hukumranhgiru savusturabilecektir. Ama o zamandan once dahi, Konstantinopolis'in sivasi ve ruhani otoritesi, Trabzonlularm gozunde, uzakta kalan ve uzakta kalmasi da iyi olan bir meseleydi,

Kucuk Asya'da ister Bizans isterse Osmanh iktidan hukiim siirsun, Pontus Rumlan ekonomik gii<; icin kendi tasarruf- . larma, ruhani destek icin de yerel dini kurumlara dayanmislardir. Kiyilarda ticaretle ugrasan topluluklann ic kisimlardaki vadilere kurulrnus cobanhkla gecinen koylerle siki iliskileri vardi. Rumlar, eemaatleri araciligryla toplumsal butunluklerini de korumuslardi. Ornegin, Osmanh hukumetince, giimil.'l cikarmak icin Pontus b6lgesi daglannda Argyroitpolis (Gumushane) gibi yeni yerlesim rnerkezleri kurmak zorunda birakildrklannda birlikleri bozulmanustir. Aynea dag vadilerinde kurulmus olan Sumela ve Vazelon gibi birkac manastir, Pontus Rum dunyasirun entelektuel ve dinsel anlamda gelisiminl surdurmesini saglaml.'lhr. Osmanh sultanlanndan ozel ayricahklar elde etmis olan VI" Rum koylulerinin ekip biC;tigi genis arazilerin sahibi durumundaki bu manastirlar. hem bans hem de karrsikhk zarnanlarmda denge vc devam-

hlik kurumlari olmuslardir.U

Pontus bolgesinde oldugu gibi, Kapadokya'run Orta Kiicuk Asya bolgesindeki Rumea koriusan topluluklar da, Bizans'tan Osmanh done mine degin (daha az sayida ve gu~ kosullar altmda) varliklanru surnurebilmislerdir. Onbirinci ve ondorduncu yuzyillar arasmdaki Selcuklu ve Osmanh Turkleri saldmlan esnasmda sayrsrz Hiristiyan ya daglara slgmml.'? ya da kiyrlara ve bazen de kiyiya yakm adalara kacmisti. Belki daha guvenli olacagi varsayuruyla bu insanlar koylerden sehre vonelmislerdir. Tamamen kendi icine kapanan bazi eemaatler ise Bizans halk kulturunun mirascilan olarak yasam isla r, ondokuzuncu yiizyda kadar yerel olarak geli.'?tirilmis bir Yunan lehcesi kullanrruslardir. S6z konusu cemaatler platonun orta kisrmlannda ya.'llyorlardl. Turk yerlesirni buralarda cok sonralari ger~ekle.'leeek, bu da az say Ida insanla olacakti. Heienizm, yanmadamn bu kismmda, populer kulturun dilsel ve dinsel olarak sirurlarurus <;er<;evesinde ya.'lam~hr.12

Temel insan durtuleri alan kendini koruma ve geli.'?tirme,

Osmanh siyasi giiciiniin peki.'ltirilrnesini izleyen ~lllar~a Kii~ <;iik Asya'da Rumea konusan dunyanm bicimlenmeslnde onemli bir etken olmustur. Bu temel VI" kisisel sevk edici gi.i<;ler devletin daha genis ve gayri sahsi kaderinde etkili olmus, bunun yanmda imparatorluk iradesi de zaman zaman Rumlann eylemlerini y6nlendirmi.'ltir. Kisaca tum bu fakt6rler, Rumlann ayakta kalmasrru ve uyruk bir halk olarak nihai yeniden eanlanmalanm a<;lklamarnlzl sag-Iarnak tad ir.

Rumlann bireysel olarak ya da aileleriyle bilincli olarak aldiklan yer degi~tirme kararlari. Kucuk Asya'daki yerlesim modellerinin bilincsiz evriminin bir pa~<;aslolmu.'ltur. Turklerin Anadolu'ya akmlarma sahne olan 11k yuzytllar ya

llBr er (1970), s. 33-40; Dawkins (1933), s. 257-59; Vryonis (1969· 70), t 450-5L K. Pallidis (1960), s. 11; Theofylaktou (Elyazrnasi). s. 5-

11.

12Yryonis (1971),:;. 301, 451; Dawkins (1916), s. 10-30.

22

23

da Osmanh Imparatorlugu ve komsu Hiristiyan devletler arasmdaki savaslann getirdigi sikmtih donernler, Rumlari ernniyet arayisiyla goce sevk edecekti. Bu hareket belki cok gi.i.venli yerlerin kurulmasiyla sonuclanrnadi, fakat kryilarda oturan Rum eemaatlerine oldukca katihm sagladi, Karadeniz sahil boylarmdaki ve Kucuk Asya'run bah kiyilarmdaki Ortodoks Rumlar, yuzyillar boyunea ni.i.fusun cok onernli bir kis-

. miru olusturmuslardir. Yerli nufus, bu surecte ic kisimlarda elverissiz yerleri terk edip gocenler tarafindan desteklenrnistir.I3

Kucuk Asya'run kiyilannda ikamet eden Rumlar, yalruzca yasamlanru si.irdi.i.rmekle kalmarmslar, frrsatlar elverdigince gelisme olanagr da bulmuslardir -. Boylece ticaret acismdan cok iyi bir konuma sahip olan Izmir, Bursa ve Trabzon gibi :?€hirlerin kurulmasi, i\ bolgelerden oldugu kadar yarrmadanm diger kisimlanndan da Rumlan cekmis ve bolgeye cok yond en akis yasanrrusnr. Onceleri, onaltinci yuzyilda Ege kryilarmda ya§ayan Rumlar, Karadeniz'de buyuyen askeri liman Sinop'un cazibesine kapilnuslar, sonradan Pontus kryisr sakinleri. Marmara sahil seridinde ticarete dayali olarak gelismekte olan Bursa gibi merkezlere gocmeye baslanuslardir. Izmir'in ekonomik gucu gittikce buyumus, burada yasayan Rumlar, icerilere, bereketli vadilerin orta yerine kurulmus Gediz, Turgutlu (Kasaba) ve Manisa (Magnesia) gibi komsu merkezlere kayrruslardir. En onemlisi de, imparatorluk baskenti, i\ kisimlarm derinlerindeki Rumlan cekmis: Kapadokya ve Karaman bolgelerinden hem Rumca hem Turkce konusan insanlar baskente yerlesip, kendi cemaatlerinden olusan mahalleler kurmuslardrr. Bu insanlann \ogu baskentin nufusunu arhrmak icin Fatih Sultan Mehmed tarafmdan getirtilmis, geri kalanlar ise server pesinde, onian izlemistir.l"

Zamania kacirulmaz olarak, ister izmir'de tuccar ister Bursa'da ipek ureticisi isterse Pontus'ta gi.i.mu§ madeneisi 01- sun, Kucuk Asya Rumlan icin de ekonomik frrsatlar gelmis gecmistir, Ama, Rumlar, Kucuk Asya'daki diger halklardan farkhhklariru muhafaza ederek hep var olmuslardir. Bunda idari ve vergilendirme amaciyla yururhrkte olan bazi imparatorluk uygulamalarmm onlan gozetmesinin kismen de olsa rolu olmustur. Rumea konusanlar, Turk fethinin oncesinde ya-,?ayan yerli neslin torunlariru ve yuzyillar boyunca Ki.i.\.iik Asya'ya gocen baskalarnu icermekteydi. C.ografy~ ve ta.~lh hem fiziksel hem de kulturel olarak buradaki Helenizm dunyasim bolmus, parcalarrustir. Fakat diger yandan nesillerdir suren bu kapsamh degisim kuvvetleri, kisa vadeli bir.eysel.ykarlara bagh olarak. Rumlan Kucuk Asva'run be~lrh bolgelerinde yogunla*maya itmistir. Iste zamarun ta~nbatma karst duran ve ondokuzuncu yuzyilda Rumlann yeniden canlanmasirun ternelini hazirlayanlar. bu dini ve dilsel ozgi.i.nlug\."1 muhafaza ederek bu dunyaya demir atan cemaatlerdir.

Kiiciik Asya'da Demografik Degi§iklik lronileri:

Ondokuzuncu YiizyI1

13Dumont (1873), s. 349-50.

14Vacalopoulos (1976), s. 251-61; Vryonis (1971), s. 448-49; Bryer (1970), s. 40-43.

Toplumsal oneme sahip geli§meleri anlayabilmek a.maciyla toplam belirten sayilarm yardimma ba§vur~ak gu~enilmez bir istir. Ancak insan yasarrurun sayisal degerl~n~lfllisi, kisisel vakalar He duyarhklann ve .b.unlarm gensmde yatan tercihlerin dayandigr kapsa~h egilimlere ~~lkltk g~tirmede yardimci olabilir. Osmanli lmparatorlugu ~~z konusu oldugunda. ondokuzuneu yi.i.zyll ortasi ve .~onrasl l\ffi rakamlara basvurmak, kullarulan yontemler ve soz konusu rakamlann kaynaklari yi.izi.i.nden sorunlar 9ka~maktadl.~. Yine de ~ndokuzuncu yuzyil Ku\uk Asyasl'ndak~ Rum duny.a5lyla ilintili demografik geli~melere isaret edip, bunla~l .lm_paratorIuktaki daha kapsamh egilimlerin cereyan ettlgl bir cerce-

25

veye yerlestirebilecek d urumda YIZ,15

1800'W yrllann ortalanndan I. Diinya Savasi sonrasma degin Kucuk Asya'da onemli bir demografik degisiklik ger~ ceklesmis olmasma ragmen, bir biitiin olarak toprak kiitlesini i~gal eden nufus. cok dusuk sayrlar oranda kalrrustir. 435 bin milkarenin iizerinde bir alana sahip olan Kucuk Asya'da milkare basina ortalama yirmi besten az insan dusuyordu, Fazla nufusun aci bir yazgl oldugu Avrupa'run kimi bolgelerinin aksine, alan darhgl burada sorun teskil etrniyordu. Kucuk Asyanm toplam niifusu ondokuzuncu yuzyilm ikinci yansmda belirgin bir farklthk gostermemis, 1850'lerde 10 milyon civarmda olan nufus 1900'lere gelindiginde yalmzca 12 milyonun biraz uzerine cikrrustrr. Toplam rakamlar kesinlikle dusuk oranh bir niifus artisrna isaret etmektedir. Hastaliklar ve dogal felaketler ile rnucadelede ilkel yontemlere basvuru lan topraklar icin anlasilir bir seydir bu. Buna karsihk dikkat cekici olan bir nokta da, 1831 ve 1881 yrllarmda yapilan resmi nufus sayimlannm icerdigi rakamlann, Muslumanlann ve gayri Muslimlerin niifus artis oranlan arasindaki onemli bir farka isaret ediyor olmasidrr. Hala <;ogunlugu olusturmalarma karsm Muslumanlarin sayisinda pek bir <;ogalma gorulmczkon, gayri Mi.islim nufus yrlda yuzde ikilik bir oranIa t;ogahl1l~tlf.l(' Bu farkh <;ogalma oranlarmm ardmdaki nedenler ve devletin bu dururna tepkisi, yamh iste bu gorunuste onemsiz sayilann icinde bulunan dinamik faktorlerdi,

Ondokuzuncu yuzyrl ortalarma dek yabanci gozlemciler

150s mil n II n Mus ista tisti kleri ha kkmda b kz. Karpa t (1985) ve MeCarthy (1\)83). Yirminci yuzyrl uzerinde yogunla§:an Mcf.arthy'nin Rum nufusun arzettigi sayilar hakkmdaki <;ah~masl (bolum 4) Osmanhya ait olmayan, ozellikle de Yunan belgelerinin giivenilmez!ig-ini gostermeye cahsir. McCarthy'ye verilen inandmci bir yarut icin bkz, Kitromilidcs ve Alexandris (1984-85), s. 9-44.

16MilkJreye dusen niifus hakkinda, Parley, (1872), s. 185. 1850 ve 1900 toplarn rakamlan hakkinda, Karpat (1985), s. 114, 116, 117,149; "Anadolu." Muslumanlarm ve gayri Muslimlerin sayrlari hakkmda, Karpat (1985), s. 11; Erder (1976), s. 42.

okonomik ilerleme ve sayisal buyume acismdan Muslumanlarrn Hiristiyanlardan igeri kaldiklarma dikkat <;ekiyorlardl; Nufusun ilk zarnanlarda kabaca aym kalmasi birtakim halklarm gelif,liminde gozle gorulur farklar ortaya cikarrrustrr. Kmrn Savasi'run hemen sonunda bir iist makarruna yazdigi raporda Bursa'daki lngiliz konsolosu bu olguyla ilgili iki onemli konuya pannak basmaktadir. Ona gore, Musluman nufus "zorunlu askerlik nedeniyle azalmadan once ozellikle varulan savasa dayah olarak zaten azalrrusur. Onlarm sayiIMI dustukce, ulkenin kulturunu ve sanayisini en faal konumda olanlar, yani reaya belirlemeye bashyor." Osmanh Imparatorlugu'nun ayakta kalmasmda cikari olan bir Av.rupall konsolosun fikrince bu gelif,lmeler olumlu sonu51ar ~etlre~ rckti. Ona gore, Hiristiyanlarm "bu <;er<;evede te:::.vlk edilmesi V(' toplumsal konumlanrun iyile~tiri1mesi, Turk IrnP.~ratorluj!;u'nun siyasetinde 6nemli ihmh unsurlar olarak goz~kmekt~dir"17 Bu g6rii~, imparatorlugun bilimsel a~lam~a tl~rleml~ ulkelerle girecegi etkilesimden yararlanabtlecegme manari Osrnanh Is1ahat<;tlannm gorusleriyle bir yere kadar uyu~u-

yordu. .. ..

Onsekizinci yuzyila degin neredeyse tumuyle Osrnanh

ekonomik vasarruna hapsolmus olan Ku~uk Asya Rumlarrrun sayilan oldukca azdi. Bastan it_ibare~ imparato~lugun merkezi bolgeleri olan Balkanlar lIe ~u5u~. A~ya da yaf,laya~ Rumlar, gelisen dunya ticaret sistemi de Ihf,lk~ye ge<;en ve bcareti diger imparatorluk bolgelerine tasryan Ilk Osmanh uyruklari arasmda geliyordu. Bu baglanhiardan v~ ber~ber1erinde getirdikleri iyi ya~am olanaklanndan kelimenin tam

17pO 78/1209,5 Mart 1856; aynea bkz. K,~rpat (1985), s; 11. BUIld~n ba ska Erder (1976; s. 42-43) soyle der: Bat! Anadolu da~1 Buyuk M:nderes vadisinde ve giineyde Adana ovasmda belirgin bir sekilde kay nufusu azalmaktaydi: belli zamanlarda saylca azalrrus Dian 05- manh ordusu saflanru doldurmak i<;in kirsal alanlardan aske~. aluru Tiirk koylu niifusuna buyuk darbe ~ndmrl1~tI .... ~enderes vadisindeki Miisliiman koyluler askerlik gore,;1 10:;10 kovlerini.terk ettikce. verlerini Mora'dan gelenler dolduruyordu.

26

27

anla~lyla faydalanan bircok Rum ailesi ekonomik olarak zen~mle~meye ba~laml~tJ~. Ozellikle, Izmir'in nufusca buyumes~ bu .~urumu carpicr bir sekilde gostermekted». 1830'larda 80 bin Turk ve 20 bin Rum i<;erdigi tahmin edilen sehirde otuz ytl ~adar soma bu.oran ~a~ tersine cevrilmis, Rumlann sayrsi 7~ bme ~~arken Turklennkt 41 bine dii~mu~18, Ondokuzuncu yuzY.II bl~lmin~e .ise Kucuk Asya'daki Rum varhgt bir milyonun ~zermde bir msan topluluguna yukselmistir.l? Rum cemaatleri Bah ve Orta Kuciik Asya'run cogu yerine dagrimis bulunuyordu artrk, Diger taraftan, iki Osmanh vilaueii Kayseri ve Konya'da ya~ayan ve Kapadokya Helenizrnini olusturan olduk~a on~mli bir kitlenin dismda, buyuk cogunluk birkac kiyr vilayetinde yogunla§ml~h. Tarihi yerlesirn modelleri ve ekonomik firsatlar Rumlann Istanbul'un vilayetlerindeki, baskentteki (Stambol ve Pera) ve banliyolerdeki: buyuk Izrnir limarurun etkisinde bulunan Aydin'daki, ismini Pontus RumIan Trebizond'undan alan Trabzon'daki: ve sirtiru Bursa'run endiistriyel ununc dayarrus ve Marmara kiyisma bakmakta olan Hudavendigar'daki bu yogun varhgma acikhk getirmektedir.I''

Imparatorluk srrurlaruun 1840 sonrasmda Avrupa'run buyuk tuccar devletlerine acilmasivla birlikte firsatlar ve problemler, kasabalar ile sehirlere kaymaya baslar. Genellikle su ve karayolu ulasmuna olanak tamyan noktalarda toplan-

nus olan Ku<;iik Asya kentsel alanlari. hacim olarak ge1i§me ~ostermi§tir. Buna karsm ondokuzuncu yiizytl boyunca kent nufusunun kir niifusuna oraru hemen hemen aym kalmis, yuzde 25 civarmda seyretmistir. Ama hem sayisal olarak hem de ge:

I i~me anlamrnda kasabalar onernli ol<;iide farkhhklar arz etmektedir. Buyumeleriyle ilgili bashca faktorler cografi konum ve ekonomik kosullardi. Izrnir dolup tasarken. Bursa da~1I11khk arz eden nuf us artisiyla gerilerde .. k~hy?rdu;. oy~a 11'131 vilmda iki sehir hemen hemen aym buyuklukte idi. 1<; kisimlarda, dis pazarlara uzak ve kapali durumdaki Kayseri ise Bursa'mnki kadar bir geli§me sergileyebiliyordu. Bu geliqmelerde Rumlarm ovnadigi role gelince, Kucuk Asya'daki v;6~lerinin iki nedenden kavnaklandiguu goruyoru;?:. Ondokuzuncu yuzyllda bircok Rum, kovlerden ve kirsal ala.nlard.~n daha fazla umut vaat eden en yakm kent merkezlerme go<;mu~ler,21 bunun yamnda sunulan ekonomik hrsa~lar~ a~ahp I,;og:almasma bagh olarak bir kent merkezinden dlgerme ge~-

m islerdir. 22 .

Rum cemaatleri, soz konusu donem boyunca ekonomtk ve

toplumsal ko~ullann uygunlugu sebebiyle im~.ar.~torlug:un ~.u krsrmlannda biiyumelerini surdiirmu§ler; Kucuk Asya goz onune almdigmda. bu gelisme silred daha <;ok batt klY1.S1~daki alanlara kayml§t1r.23 Bu ekonomik basan ~~nemmm o:;arplclhg1 Bursa'daki [ngiliz konsolosunun getirdigi yorum-

18FO 78/1533, 28 Temmuz 1860. [zmir'de 1870 yilmda yaklasik 25 bin "Helen" ya da Yunan Kralhgi vatandasi bulundugu tahmin ediiivor. Osmanh lmparatorlugu'nda dos.ue Yunan pasaportu elde etmis Rumlar da bir olasihk bu saylya dahildi (FO 83/337, 4 Kasun 1870).

19Ubicini (1856), c. 2, s. 174;' Mathieu (1857), c. 2, s. 45; A. Svnvet

(1878), s. 4, 63. ~

20"Anadolu"; Ubicini (1856), c. 2, s. 171; Dumont (1873), s. 349-50. Ayrica, Lennep (1870) Anadolu'daki Rum yerlesim modelini kisaca ozetlemisti, Ona gore Rum "koyler"i "deruz kryrsindan icerilere iki gunluk yolun otesinde bulunmuyor pek; fakat yanmadarun merkez kssmmdaki butun sehirlerde, gorece kucuk sayilarda olrnakla birlikte, varlar. Boyle durumlarda civarlarinda geneIlikle bir iki koy daha bulunuyor." (c. I, s. 297).

211831 ve 1881 saylmlarmda yer alan belli ~ehirlerin nufuslari i\in bkz Erder (1976), s. 40, 47, 51, 68-69; Karpat (1985), s. 110-14,.122-47. Ke~t/k1r oraru konusunda bkz. Quataert. (1980): s.39. 1831 nufus sa~

muna ore Kayseri ve Trabzon ~ehirlennde hie Ortodoks yoktu, ki bu k ~tim'ki.in degildir. ate yandan ~u ~.ehirlerin etrafmdaki koylerde ise ~nlerce Ortodolsun ya.pdlgl behrtlhyordu .. 1881 saylmma degm bu merkezlerde on binlerce Rum yasarrustir.

22SOz konusu sehirler ozellikle Bursa ve Trabzon·dur. Bkz. Bryer

(1970), s. 37·39. . 23Karpat (1985, s. 47) Izrnir'e yakm bu 0\ kasabada - S:e~me, Urla ve Seferihisar- ondokuzullCU yozYlh1.' ~on vtllarmda Turk unsurunun Rum nufus karsismda azaldigmi belirtir.

28

29

la~.da. acrkca gorulmektedir. ingiliz konsolos, bolgesindeki mulkiyer hakIan konusundaki degisikliklere deginerek ~unlara isaret eder:

yuri.irhi.kte~i son fermaniar Musluman mi.ilklerinin Hiristiyanlara devredilmesini yasaklamaktadrr. Buna karsm kim un devamh ~urette ihlal ediliyor, cunku varolan nufus hareketiiligi modelll~e k.ar~1 y~s~ cikarmak bosa <;~b.adlr. 1_"i.irkler zaten cok fazla mulkun sahibi: bu sebeple evlerini kendi halkma satamayan Turk l!'ulk sahipleri bunlan memnuniyetie ellerinden cikanp .~!T1shyanlara sanyorlar. Reaya ise devarnli olarak, soz sahibi oldugu alam genisletmekte. 24

daha azdr ve buralarda ya~ayan Rum ahalinin varhgt da cok buyuk onem arz etmiyordu. Bir cemaat yeterince buyukse ve daha genis Helenizm merkezleriyle baglanru korumussa, Ortodoks Rumluk orada tutunabilmistir. Fakat ~ogu durumda bu yetmemis. geriye kalan secenek ya daha kapsayici olan Tiirk kiiltiiri.i icinde erime ya da goc aracihgryla b61geden ihrac 01- mu~tur.26 Ondokuzuncu yuzyil sonlannda Kucuk Asya hem Muslumanlar hem de gayri Muslimler icin insanlarm dolarup

durdugu bir ulke haline gelecektir. "

Uygarhk giine~inin Yakmdogu'da dogusunu izleyen surecte, insan yerle~imi ii<; temel cizgide ilerlerrustir: . C;obanl~.gl ve buna bagh olarak kabile toplumu yasam tarziru lc;eren goc;~betik; topragm i~leni~ini ve gelenek~e~ koy ya~amml ~ettren yerlesiklik: ticaret ve hizmet talebmm toplumun yog~nla~mast ile karma~lkla~masml getirdigi ve ayrica en yukse~ kultur bicimlerinin ortaya C;Jkhgl kentlesme. Kentlesme gelisip ilerledikce yeni bir egilim belirmi.~, kentliler diger toplumsal diinyalann onemini goz ardr edip unutmaya b~~I~~ll~lardi. Yine de, insan etkinliginin soz konusu iiC; alaru birbiriyle baglanhsml yitirmeyecektir, ozellikle ikinci ile iicuncu. Bu iiC; diinya Anadolu'da yakm zaman a kadar birlik~e v.arolmaya devam etmistir. KiiC;iik Asya,'daki yonetsel ve hca~l merkezlerin ortaya hicbir metropol ~Ikarmamasl sebeblyl~, ~~nmada iie; toplumsal ya~am bicimini de icine alan ve birbirine para leI bir dizi demografik bolgeler butunu o~a~ak kal~l~tlr. Ne var ki, ondokuzuncu yi.izyilm ortalanndan itibaren gocebe yasam tarzi davetsiz bir misafir gibi tum Kii<;~k .As~a·n,m yerlesik ve kentli ya~amma zarla sokulmu~; ~e~lrlilenn .:e ~oyliilerin yamna yanmadaya giren c;oban kavlmler, vuzbinler

Yirminci yuzyihn ba~larm~a Hrristiyanlar, Kucuk Asyada toplam nufusun yaklasik yiizde20'sine ulasrruslardi. Onaltmcr yuzyilda Kucuk Asya halklarmm ancak yiizde B'ini Hiristiyanlar olustururken, meydana gelen bu buyuk canlarusla birlikte simdi yalmzca Ortodoks Rumlar toplamin yuzde 8.3'iinii teskil ediyorlardr-f

Genelde olumlu olan bu gelismeler, bazr uyanci isaretleri de beraberlerinde tasiyorlardr. Daha kalabahk ve kalkmmakta olan Rum cemaatleri ozellikle bir etkilenme ya~amlyorsa da, Kucuk Asya Helenizminin diger alanlari belirsiz bir gelecek ile karsi karsiya kalrrusti. Rum nufus buyumesi gercek olrnasma gercekti, ama Helenizm, daha Miisliimanlarm (Tiirkler ya da Turk olmayanlar) Anadolu'ya demografik YIgtimaianndan once gucten dusmustu, lster tuccar olarak Bursa gibi sehirlere, isterse ciftci olarak Silli ve Zincirdere gibi ic bolge kasabalanna yerlessinler, goC; halindeki Muslumanlar bolgeye belirgin bir sekilde sayisal ve kulturel etkilerini de getirmislerdi. Turkce konusmayan Muslumanlarm da, yeni yurtlanna saglarn baglarla yerlesmek amaciyla imparatorlugun siyasi anlamda hakim dilini kabul etmeleriyle. sayilarm etkisi daha da artmisnr. Cunku ic bolgelerde secenekler

24FO 78/1609, 14 $ubat 1861. 25'·Anadolu·'; Vryonis (1971), s. 446-47.

200awkins (1916), s. 36; Sarantidou (1899): s. 122. Bryer'a (~970~ s. 37-39) (ire, 1860'larm sonlannda Trabzon daki R.umiar, basarrlarrnm zir5esindeyken, sayilan 67 bin civanndayd.l, ki bu sayi onalnnci yUz ildaki Rum nufusun iki kanydi. Fakat !?ehtrdekl Turk unsuruna oraXla bir zarnanlar toplamm yuzde 60'ml olu~turan Rumlar, arnk yall"l1z~a yUzde 20-25'lerdeydi. Aynca bkz. Erder (1976), s. 160-61.

30

31

haiin~e ~ol~eye ~erle."?mi9Ierdir. Osmanh Devleti, yeni gelenl.erm tumuyle birden yeterinee basa crkamadrgi icin de hem ."?~hlrle~ hem ~~ kI.rsal alanlardaki insan rnanzarasi, belirgin bir sekilde degismisnr,

Gocmenlerin ~agltIhp yerlestmlmesinde hukumetin oynadigi rol, yetersiz ve yava."? olsa da, devletin geleeekte yasayacagi gelismelere iliskin daha uzun vadeli bir kaygr ile baglantrhydi. Hem rslahatcilar hem onlann muhalifleri IsIarrun Osmanh toplumunun onemli bir ozelligi oldugu ve kor:,nmasl gerektigi fikrinde birlesiyordu. Bunun yarunda devletin gucu merkezi hiikiimetin gelismesi ve maddi Zbeseri kaynaklanna hakim olmasiyla da orantrhydr. Aynca kaynakIarm tanzimi ve imparatorluk servetlerinin kontrol altmda tutulmasi, Osmanh hukumeti ile uyruk halklar arasmdaki iliskileri etkileyen temel bir faktordu.

1840'h yillarin sonlarinda Babiali, gocebe Turk ve Kurt asiretlerini dogrudan kontrolu altma ahp yerlesik uyruklara donusturrnek arnaciyla Kucuk Asya valilerince yurutulecek bir kampanya baslarmisn. Osmanh idarecilerinin yapmak istedikleri, Kayseri'deki ingiliz konsolosunun sozlerindo cok iyi ozetlenmektedir. "Bu (politika) hayata ge~tigi takdirde," diye yazmisnr "yalruzca sukunet saglanmayacak. .. ileride tarimm gelismesiyle ortaya cikacak servet ve ticaret kaynaklarimn hem hukumete hem de iilkeye buyiik yararlan dokunabilecektir." 1849 yihrun bitiminde 2300'iin uzerinde gocebe ailesi pasalar tarafmdan Kayseri yoresindeki koylere yerlestirilmisti, bazrlan da hala komsu vilayetlerde iskan edilme surecindeydi.V Devlet otoriteleri sikmtilan icin bircok yarar umuyordu bundan. Daha az dolasrm, bolgeye daha f azla gii venlik ge tirecekti. Gocebelerin koy lere ye rles tirilmesi daha cok topragm islenmesiyle sonuclanacakti. En onernIisi de, guvenli kosullarla birlikte baska kavimler. gocmen-

"'jft<;i olarak bolgeye gelmeleri yonunde tesvik edilmis olara k t r.

1857 vrh baslannda Osmanh hirkumeti resmi olarak iste boyle bir politikaya girismistir. Dinleri goz onunde tutulmaksizrn Avrupa ulkelerinden gelecek miistakbel gocmenlere, imparatorluga yerlesmeleri kosuluyla devlet arazisi ve uzun bir sure icin vergilerden ve askerlikten muaf olmalan teklif ed ilmistir. Anadolu'ya isteyerek gelen her birey. imparatorlugun Avrupa yakasmdaki topraklariru tercih edenlerden iki kat daha uzun bir sure (on iki yil) icin vergiden muaf tutultnu~tur.28 Bu fennan ve 1856 tebliginde Han edilen, kisilerin ve miilklerinin devletce korunmasi teminatlan aracihgiyla. Babiali, uretken kolonicileri kullarulmayan topraklara <;ekmeyi tasarlarmstir, Bu politika Avrupahlar arasmda ilgi uyandirrrus, fakat buyuk kitadan herhangi bir insan akisr ya~anmaml§hr .

Ne var ki, bans zamaru yaplcl tasanlarmm yapamadlgml savasm yikici sonuclari saglayacakttr. 1853 sonunda savasm baslamasryla Carlik Rusyasi Osmanh Imparatorlugu' na karst Balkanlar ve dog-uda Kafkaslar uzerinden bir dizi stratejik askeri saldirt duzenlernis: bu <;atI~ma ve sonraki surecte, 1877-78'lerde iki otokratik devlet arasmda patlak veren uvusmazhk, kavimlerin mucadele alanlarmdan kopusunu hizlandrrrrustrr. Rus iktidarm1il. asama asama, bolgelerindeki hanhklan etkisi altma almasma bagh olarak, Turki bir ulus olmayan (erkezler, 1850'lerde kendiliginden Kaf kaslard an gocmeye baslarrus: Kirrm'd aki savas bu go<; hare ke tine daha da i vme kazartdtrrrus tir. Cer kezi stan 'm, Carhk Rusyasi tarafmdan if?galiyle birlikte, 1862-65 yillari arasmda Cerkez go;;ii son haddine ulasrrustir. <;:erkezlerle gelen diger Turki olmayan Muslumanlar arasmda. GU.re.iiler, Lazlar ve Daglstanhlar bulunuyordu. 1864'e gehnd~gmde: yalruzca Anadolu'ya birkac yuz bin ins an g6~muf?tii. Digerleri

27FO 78/796, #10, 28 $ubat. ek 1. Rakamlar icin, FO 78/835, #32, 27 Eyhil 1849.

28FO 195/647,3 $ubat 1859; Karpat (1985), s. 52,63.

32

33

daha bahya siiriilmii.~ti.i. Osmanh hiikiimeti onlan Balkanlar'm Bulgaristan ve Dobruca alanlanna yerlesnr- ' meye iJabalamaktaydl. 1877-78 uyu§mazhgl sonucu, Sirbistan ve Romanya bagunsrz kralhklar haIine gelmis, ozerk bir Bulgaristan kurulmus, bunlara bagh olarak ~erkezlerin ve Tatarlann iJogun1ugu Balkanlar'i terk etrnisler ve Osmanh otoriteleri tarafmdan Anadolu'da yerle§tirilmi§lerdir. Onlan izleyen, aralarmda etnik Tiirkierin, Bosnaklarn-, PomakIarm (Bulgar MiisIiimanlan) ve bazi Arnavutlarm da bUlundugu diger binlerce Miisliiman, yasadiklan yerlerle tiim ili§kilerini kopanp Anadolu'ya gelrni§lerdir.29

imparatorluk snurlarr 6zellikle Avrupa yakasmdan iiJeriIere dogru yakla§tJk~a, hukumetin Miisliiman nufusun durumu iizerindeki ilgisi ve bu ilgiyle beraber imparatorluk aleminin kalbini Islarni ni teligi y le g6rmekarar IIltg! artrrus hr. 30 Drnegin, kendisi bu fikrin kah bir taraftan olan Abdiilhamid, . bir Alman doktorunu, bircok insarun hastahktan kmldlgl Ankara vilayetinin Muslumanlan arasmdaki saghk kosu llarim arastrrmasi icin gorevlendirmtsn. Bu meseleyle ilgili olarak doktorun a~lklad!gl gorus. kuiturun belirlevici rolunu gozler online sermektedir: Miisliimanlar k6tii saghk kosullannda yasamaya devam, "cunku imdada yetisip tehlikeyi ortadan kaldrrab ilaca]; onlemler, ulkenin varolan toplumsal sistemiyle uyusmazhk iiJindedir." Bu gelismeler dalaY!Slyla Osmanh yetkilileri ve hatta bazi aydmlar, toplumun kendi dogasmda mevcut bir tehditle karst kar§lya aldugunu sezmislerdi. "Bir zamanlar ozellikle Bah Anadolu'da" diye fikir yiiri.ihiyordu bir Turk gazeteci, "guclu ve basanli olan Musluman nufus 'Helenle§tirme' siirecine dayah olarak artik di.i§u:'ie gecmis ve fakirle§meye baslanusnr." Musluman ve gayri Muslim niifuslar arasmdaki Iarkhlasan demografik buyume oran-

Ian, cemaatlerarasi iliskilerde potansiyel gusltikIe~~' yol. acrrustir. Ama sorunlar 0 kadar da acik secik degildi. Oncelikle, pazardan yalmzca gayri Miislimler yararlanmlyord~ . .osmanh hammaddelerine ve urunlerine artan talep ve gittikce iyilesen devlet egitim sisterriinden dolay~ ortaya'iJlka~ dah.a iyi firsatlarla birlikte ar.hk Mushiman Turkler de gelisen ~~~ cari diinya pazanna istirak etmeye ~a§laml§lardl. Uzun. do nemde daha onemli sayilabilecek §ey ise, ondokuzuncu yuzyil ortalanndan Bi.iyiik Savas'a degm Osmanh. t~~raklar.~na ye.rlesmeye devam eden yaklasrk bes milyon Musluman gocmemn varhglyd1.31 Bu gocrnenler, yukanda arulan gii~~ti.~.ler~ k.~r~~n imparatorluktaki Musluman ahalinin sayisal ustunlugunun

korunmasina yardrmci olmustur. . .

Gocmenleri Anadolu'ya yerlestirirken, ?smanl~ l.~~:e~~~ leri kuskusuz onlann imparatorlugun, aske~ msa~ gucu . rnnsal uretim alanmdaki ihtiyaclarma gettrece~l potansl~:l katkmm Iarkmdaydilar. Fakat go~menler geldikce. yetkililere dusen tek is insan selinin felaketle sonu~lanma~ml ~ngelIerne e cahsmak olacaktr. 1864 yilmda S~msun u ziyaret eden1ir Ingiliz misyoner, "bolgenin C;erkez. ~.o~menl~~~e ~?l? ta tIgma tamk" olmustur. "~ogu, gozle gorulur. seki e lZl,. ~

Jrgunluk ya da hastahk tesiri altmda aCI ~eklyo~lar~l.. Su ~iik kisrru da sanki yanlarmda hicbir §ey getirmerms glb, dr ruyorlardi. .. Pasa, yoksullan her y?ne. dagrtmak amaclY.~

.. .. un kendine tarudizr butun yetkileri kullaruyordu. Genu

gucunu. I:> d old' 1 .. kasabaya

ler dolusu insan baska limanlara gon en t. ~ rem

gelen katrrcilar, pasarun polislerince ya~:ial1lyor, Cerkezled it;: bolgeJere ta§lmaya zorlaruyorlardi,

31Ra . (1915-16) s 401' Kushner'in (1977, S. 52) ahnnyaptig. Tedr.

msay ,., 881 M·· l .. man go" hareketi konusun a

ciiman-t Hakikat, 31 A~u~tos(i976' utW-61 166) 1870 ve 1900 yrllan

Karpat (1985), s. 1,1; br. er '1 d!~ fazla 'g6~enin yerlestirildigini

arasmda Anadolu ya If rru yon , .

belirtir. 'd ki t Tz konsolosunun bildirdi-

32Lennep (1870), S. ~3-46. Tr~bz?n. a Id~~~1 verimli ve en iyi suianan,

gine gore, k"(erdk~z ~~~:~~eyr~rJ:~~~ii~elerine baglt olarak, Pa~ahkta denize ya m uz

29Karpat (1985), S. 27, 57, 66-67, 1864 pIma kadar ulan gocler konusunda: S. 55, 57,75, 1878 sonraki hareketler konllsunda.

30HamHn (1878), S. 22,

34

35

Kmm ve Balkan savaslari sonrasmda sirurlardaki topraklarm kaybedilmesinin ardmdan on binler halinde dalga ~~Iga geIen Tatarlarm, Cerkezlerin, Turklerin ve diger Muslumanlarm yerlestirilmesinin etkili sekilds altmdan kalkmak, Osmanh yetkilileri adma oldukca urkutucu bir isti. Merkezdeki otoriteler genel politikalarm VI" tarunacak ayncahklarin tayin edicisiydi belki, ama yeni gelenlerin dagituru ve iskaru gorevinl yerine getirmekle yukurnlu olanlar yereI idarecilerdi. Genis anlarmyla, hukurnetin gocmenlere dair niyeti, onlan olabildigince cabuk dagitmak. gocebelerin artik yerlesmelerini saglayarak kirsal alanlarda toplumsal VI" sivil istikran emniyete almak VI" insanlan devletin ekonomik saghgma en iyi sekilde katkrda bulunabilecekleri alanlara

yerlestirrnekti, .

Yerlesme surecinin sansla en kucuk ilgisi yoktu. Once gelenlere buyuk pazarlara yakm verimli alanlann topraklan verilmis, boylece qOgu insan Kuzey Ege ve Marmara kiyrlanna yerlesmisti. Gelenlerin saYlsl iyice kabardigmda ise insanlar ic bolgelerdeki secilrnis alanlarda iskan edilmistir. Fakat yerlesimin buyuk kisrru Orta Anadolu platosunda gerceklesmemis. bunun yerine, platonun guney-orta ve guneydogu hat: tmdaki dag sirasuun alt kesimlerinde, Aksehir'den Konya ve Karaman'a, doguda Diyarbakrr ve Mardin'e uzanan hat uzerindeki topraklara dagitilnustrr. Yeni gocmenler yalmzca krrsal alanlarm toplumsal gorunumunu degil, aynca bircok sehrin etnik cehresini de degistirmisti, Ornegin Bursa'run hush ve dinamik valisi Ahmed Vefik Pasa, 185S'te siddetli bir deprem ya~aml~ olan kentin yeniden yapilanmasi surecinin parqasl olarak, 1870'li yillann sonlarmda gocmenler icin

yeni ikamet alanlan yaptirrrus VI" yeni gelenler bagh olduklari etnik .grup ve dogum yerleri esasma gore buralara yerlestirilmislerdir. Boylece, rakamlar Muslumaniardan yana 01- dugu halde, Osmanh toplumunun etnik fark ve ayrimlarr koruklenmistir. 33

Topraklarin yeniden iskarurun getirdigi ilk saskmliga ek olarak, gocmenler arasmdaki go~ebeler, yasam tarzi bakmundan yerlesiklige uyum gosterme smaviyla karst karsiya kalrruslardir. Bazilan ge~i~ surecini asmada basarr gosterip ciftcilige baslarken, digerleri slg-Ir yetistiren ~ift.:;iler olmak arnaciyla geleneksel cobanhk alanlanna yonelmislerdir. Bazrlan ise Anadolu sehir ve kasabalanru cazip bulmarms, sikhkla, daha iyinin pesinde bir yerden digerine suruklenip durmuslardrr. Bunun yarunda, yeni ve suurlayicr olaru kabul ederneyen bircoklari da, bir Avrupahmn gozlemledigi gibi, "capulculuga dayah bir yasama yonelmis," ve ulke sakinlerinin basrna bela kesilmj~tir."34

Balkan topraklan Osmanh idaresinden kurtuldukca, Sultan II. Abdulhamid bu topraklarda artik Hiristiyan hukumetlerince yonetilen Muslumanlari go~ tesvik icin elinden gelen her seyi yapmaya ba~laml.'?tI.35 Sonuc olarak, devlet, Anadolu'da, yani gittikce daha cok Osmanh dunyasuun kalbi olarak gorulmeye baslayan bolgede, Musluman unsurunu gu~lendireb ilece k tir.

Oyleyse, bu i.:; bolgelere dogru ger.:;ekle~en Muslurnan gi)<;unun demografik ve toplumsal sonuclari ve devletin, kendi amaclari icin bundan elde ettigi cikar nedir? Inane baglanunda konusursak, buyuk kasabalann hemen hepsini icerecek sekilde yanmadanm biiyiik kisrru aglfltkh olarak Musliim~n kalrrus, buna bagh olarak devletin yerlesmis kulturu olan Is-

bu sene hi" pamuk yetistirilememistir ... .Cocmerdcnn <;ifto;ilikten hi" an-. larnadiklan ortaya cskrmstir. Platana bolgesindeki zeytin aga<;lan yakacak olarak kesilmis, meyve ve sebze bahceleri hemen her gun talan edilrnis. Dogal olarak sevkleri kmlmrs olan ki'lyliiler, sabrrsrzhkla Iakat hicbir i~ yapmadan gelecek yilt bekliyorlar' (FO 78/1832,5 Agustos 1864). -

33Karpat (1985), s. 66, 69, 75-76; Hutteroth (1974), s. 22-23; Erder (l976), s. 255.

34rozer (1881), s. 13; Karpat (1985), s. 66, 75-76. 35Ramsay (10,115-16), :;. 30,17.

36

37

lam, hakimiyetini surd urmu stur, Etnik. anlamda ise .. 1

K·· .. k A ";" , son goc er

Ut;~ . sy~ h~lkl.annm farkbl1g-ml daha bir vurgular hale

gehnlihr. Cunku dlgerJeri arasmda ozelliklo gocebe Turkmenle.~ her za~nan, kendisi de karma bir nitelik arz eden mevcut T~rk ahal~?en f~r.kl~ ozelliklerini korumakta israr etmislerdir, Daha onemlisi, idari ve ticari yetenekleri olsun olmasm cok fazla ~aYlda gocmen, bu yeni ve yabancr yurtlarmm ken; merkezlermde ayak basacak saglam biryere ihtiyac duymaktaydt. Kasabalarda ve sehirlerde yeni gelenlerle yan yana yasayan Ortodoks nufus, kalkinrnaya ya da elinde olaru muhafaza .. etm~yedevam etmistir. Cunku gelinen zamanda, her halk oncehkle kendi cemaat diiriyasmm cikarlarryla tarunir hale ~e1~i~tir. ~ncak sonralan ve olaganiistii kosullar altmda, .M~sluman htleler, etnik merkezli siyasi bir harek~t, yam 1~1~ T.urk .milliy:tc;iligi cercevesinde birle~eceklerdir. Ve tahhm lron~k, ~anhi bir cilvesi olarak KiiC;iik Asya Ortodoks Rumlan, ~lmdl Anadolu'ya yerlesmckrs olan Muslumanlara bir z~manlar yurt olmus Balkanlar'm yabanci yeni topraklanna gitmek iizere kendi anayurtlanm terk etmek zorunda birakllmllliardir.

Kiic;uk Asya'da Rum Goc;leri

rak bolgesel modeller ortaya cikarilabilir: burada bu modeller cografi bir cercevede ele almacaktir.

Kucuk Asya'da nufusun buyuk kisrru gecimini topragr isleyerek saglamaktaydi. Mevsim degillimleri He bu yasam biciminin ta~ldlgl belirsizlikler, kent merkezlerine goce sebep veriyordu. Bu model, platonun merkezindeki topragm modem tanm teknikleri olmaksizm cok fazla insaru gecindirmek zorunda oldugu Konya'dan Kayseri'ye uzanan alanlar icin ozellikle gecerliydi. Dahasi, kisisel emniyetsizlik toprak uzerinde cahsmaya kimi zaman engel oluyordu. Ve insanlar yerlerini birakip gozden uzak, lSSIZ alanlara sigmma yollanru ariyorlardi. Tum bu sebepler, Rum erkeklerinin duzenli olarak Kucuk Asya'run diger kisrmlanna gocmesine neden olmustur. Kayseri Ortodoks Rum metropolitligince tutulan kayrtlar, 1834 'te cahsabihr durum daki erkeklerin y aklasik yiizde 60'111111 ozellikle kiyiya yakm sehirlere gitmek uzere yalladiklarr yer lerden ay nldrklariru orta y a koymaktadir. 36

Bu modele .iyi bir ornek olusturan Kapadokya'nm Sinasos kasabasi erkekleri, kusaklar boyunca yasamlanru kazanmak

. amacryla baskente gocmuslerdir. Bu devinim, belki de yeni baskentinin, krrsal alan insanlanyla yeni bastan iskan edilmesini buyuran Patih doneminde baslarrnsti. Ondokuzuncu yuzyilda Sinasos'un ve ic kisrmlardaki diger kasabalar de koy lerin erkekleri, yolculuklannda donusumlu bir model izliyorlardi, Guz hasadi yapihr yaplimaz evlerinden aynlmaya

Bu donerndc Rumlann Kucuk Asya icindeki ve civanndaki hareketliligi, yerlesmek icin bolgeye gelen Miisltimanlann devinimiyle kiyaslandigmds sayrca dusuk kalmaktadlr. Ne var ki, soz konusu hareketler, bu uyruk halkm cemaat ve bir~y~er baglammda sosyo ekonornik yasanurun temel gercekligl~l oltlt?turma~tayd1. Rumlann bu donemde girilltikleri goclen Osmanh idarecileri belirleyip y6nlendirmemi~lerdir. <;iinkti. y~lculuklannm ardmda yatan itici giiC;, ekonornik <;1- karlar idi, Bunun yamnda zaman zaman tasradaki Osmanh yetkilileri de g6<; hareketlerinde faal bir rol oynanustir. Bu~un ~ebebi goclerin devlet acismdan ekonomik oldugu kadar slyasl sonuclara da yol acmasiydi. Bu gidi~-geli~lere bakila-

38

36Istoria tOil Ellinikou Etlmous, c. 13, s. 431i Kougioumtzog1ou loannis (Elyazrnasi). s. :'i4i Rizou (1856, s. 72-7?) Ru.mlar'm g6~ harek~tin~ 6~nek olusturmasi bakirrundan, Kayseri ye blr saat uzakh~takl Kei rrur kasabasma deginir. Basta bir Ermeni kasabasi olan Kerrnir'e ondokuzuncu yuzyrlda yakm k6ylerde~ gelen. Rllmlat y:rlellmeye baslarms ve kisa sure icinde sayilan Ermeni ve Musluman .nufl~sun topi~mml ge<;misti. Yerel i~ alanlannm cogunlugu da Rumlar In eline ge<;ml..'j, ote yandan yorede i~ bulamayan ya da daha fazla olanak arayanlar. Anadolu'min kiyt sehirlerine yonelmislerdir. Ksyilarda pamuk, hububat ahm saturuna giren ya da pamuk ipligi egirme i~ind,,: calismaya bi1~.laya~ Rumlann bir kisrru Istanbul'a giderek teksril ve dlger Avrupa urunleri ticaretinde kornisyonculuk isine gireceklerdir,

39

ba~l~rla~dL Bircok 5in~s.oslu icin hedef Istanbul iken, digerlen Izmir ve Antalya rein yola koyulurlardi. Yuzyrlin ikinci yansma degin zor ve bazen tehlikeli kosullarda yapilan bu yolculuklarm basariyla sonuclanmasi bir ayhk bir sureyi ahyordu ve yolcular guvenlik icin birlikte seyahat ediyorlardi. Ayrica yolda dogal sebeplerden ya da toplumsal bir hastahk sayilabilecek haydutluktan olen hernserilerini gommek arnaciyla pratik davrarup yanlanna kurek ahyorlardi. Bazi Sinasoslular, keten tohumu ve susarn yagi cikaran pres makinaIan isleterek yasarnlarrru kazanmaktaydi. Digerleri ise sanslanru somurge mallan, bakkaliye malzemeleri ve kumas satarak deniyorlardr.V

Gocler oylesine onemliydi ki, nisanlanma ve evlenme gibi insan hayatmda ozel yeri olan vesileler bile bu i-,?i engelleyemiyordu. Olabildigince cabuk aile kurrnak amaciyla erken evlenen yeni evli erkekler, yeni hir yolculuga girismeden once esleriyle yalruzca altr ay kadar birlikts kalabiliyorlardi. Onlar yolculukta iken evi, aileyi ve tarlayi cekip cevirmek kadmlara dusuyordu. Mevsimlik islerde cahsanlar a~agl yukarl alti ay icinde donuyorlar, uzak sehirlerde kendi islerini kuranlar ise iki ytldan bes yila kadar geri gelmiyorlardl_3t1 Bu donernde erkekler ellili yaslarma gelinceye ya da eve donup huzur icinde ya§amaya baslarnalarrna yetecek rniktan kazanana kadar, go<;men ya§am tarzuu surdururlerdi.

Ondokuzuncu vuzyihn ikinci yansmda Kucuk Asya'mn <;esitli alanlanyla dunyarun diger bolgeleri arasmdaki baglantilar gelismis, bu arada i<; bolgelerde ticaret geni§leyip ilerIemistir. Celiskili goriinrnesine karsm, bu sebeplerden dolayi bazr gocmenler daha uzak yerlere gitmeye baslarruslar, baziIan da i§ icin 0 kadar uzaga gitmelerinin gerekmedigini kesfetmislerdir. Uluslararasr bir i§ kurrnayi basaran halt tuccan

ioannis Kougioumtzoglou, evinden uzakta gocmenligini asama asama ilerletrnis biriydi. 1869'da Kayseri'de "kucucuk" bir isle yola cikrrus. birkac yil soma bu isten vazgecip seyahat etmeye baslarrusnr. Yolu uzerindeki biiyi.ik kasabalarda verilen molalarla, ilk yolculugunu Karadeniz'de Samsun'a yaprrus: bir kere Samsun'a ulastiktan soma da baskente gecerek ticari baglantilanru geni-,?letmi§tir. 1870'lerin sonlanna dogru iletisim olanaklan oylesine geli-,?me gostermi§ti ki, Kougioumtzoglou guneye, Akdeniz kiyismdaki Mersin'e gidip oradan vapurla Istanbul'a gecmeyi daha uygun bulmustur. 1880'lerin baslannda ise bir hall fabrikasi kurmak amaciyla Manchester'a yola ciknusnr. Oysa baskalari artik y.almzca. Ankar~, Nevsehir ya da incesu uzakligmda yerlere glderek 19 bulabi-

liyorlar ya da kttrabiliyor!ardl.39 ..

Btl go<; yoiculuklarma belirli bir zaman arahgi icm gene 1- likle erkekler giri§irken, kimi diger dururnlarda butun fertleriyle birlikte, aileler. evlerini brrakip bir daha ~onm~mek uzere tasrruyorlardi Izmir. i<; b6lgelerden gelen boyle bircok aileyi cekmis: bazi dururnlarda ise Rum ailelerinden olusan gruplar koylerindeki oturmus diizenlerini geride birakip, terk edilmis ya da seyrek-niifuslu daha kucuk merkezlere yerleserek bir icsel kolonizasyon surecini ba~latml§lardlr.~O Boyle.ce platonun merkezi bolgelerinde ya~aya~. Rumla~: butaklm 1<;sel go<;ler sayesinde imparatorlugun yukse~ ~ufuslu alanlanyla kurduklari yogun iliskilerin s~meresml almay_~ ~alarrnsla rdrr. Erkeklerin buldugu islerin kazanciyla yukseler

39Kougioumtzoglou (Elvazmasi). s. 6, 7,90,92. Diger gezAinler icin lbk~ Sarantidou, s. 33; Ainsworth (1842), c. I" s. 213;lvhna nstopou o~ nun (El azrnasr) belirttii!;ine gore, 1840 h ytllarrn baslartnda Mersl~ limanmaa birkac bahkci kulubesi v~ yam sua., *eh!rde ticaret arnactyh bulunan Ege adalanyla Kapadokya dan geimis Rumlann oturdugu,ev. ler vardi. 'Sonraki kirk yll io:;erisinde ifhalat ve ihracatm artmasiru bagh olarak sehirde olduk~':I kalabahk bir ~um cernaan olusacak hatta cemaat 1885'te kendi kilisesini msa edebllecl:'kh- . 40Kougipumtzoglou (Elyazrnast), s. 72; Sarantidou (1899), s. 33; Dawk ins (1 \)16), S. 21.

37Sarantidou, s. 32-33; Ioakeim Valavanis, s. 59-60; Dawkins (1916), s. 23; ABCFM 16. 9. 3, c. 1, #38,18 MaYls1863.

38Sarantidou, s. 33; Valavanis, s. 60-61; Ainsworth (1842), c. 2, s. 214; Vaca lopoulos (1976), s. 259 _

40

4

maddi refahla beraber, yerel cemaatler yeni egitim kurumlannm masraflaruu karsrlamak uzere harekete gecrnislerdir, Ayru sekilde onernli alan bir sey de, resmi kulturun Rum halkmm yasamma girmig olmasidir.U

Rum erkeklerinin Kuctik Asya'run ic bolgelerinden g6<;leri impatorlugun diger bolgelerinde de yankrlariru bulacakn. Yalruzca birkac biiyiik sehre sahip Balkanlar'da Epir gibi bolgelerden geienler, Osmanh diyarirun buyuk sehirlerinde ig pesinde kosuyorlardi. Kucuk Asya'daki turn onemli ticari merkezlerin kendi paylanna dusen gezgin Rumlan bulunmaktaysa da, istanbul bashca buyuk cekim merkeziydi, Kucuk Asya'daki benzerleri gibi tasradan gelen bu erkekler, diger bir deyisle bekarlar, evli olsunlar olmasmlar, gecim derdine diisup yanlarmda aileleri olmaksizm yola crkrruslardi, $ehirlerdeki nufusun kabarmasma yol acan, aym yolun yoIcusu bu insanlar, buyuk hnnlariu: yemeklerini yaplp uyuyabilecekleri basit kirahk odalar buluyorlar ve yeteneklerine gore hamal, arabaci, bahkci, seyyar saner, hanci, ogretmen ya da tuccar olarak cahsiyorlardi. Bekarlar, Kiicuk Asya'dakiler de dahil olmak uzere, kent merkezlerindeki Rum nufusunu, elbette ge<;iei olarak. artrrrruslardir.V

Kucuk Asya kiyi sehirlerinin, Rumlan ic b6lgelerden goce tesvik eden elverisli ticari Iirsatlarr, Yunan Kralhgr vatandaslari ile birlikte Ege'deki adahlarr da davet ediyordu. Uygun iklirni ve hala seyrek nufusuna karsm birazcik iinii olan cok az sayrda tiearet merkezine sahip, toplumsal duzen ve yonetsel yeterlik sort.nlanyla bogusan bir hukumetin yonettigi Yunanistan, ilk zamanlanndaki umut vaa.t eden iilke ozelligini kaybetmeye yuz tutmustu, Osmanh Imparatorh.~-

gu'nun yogun nufuslu bolgelerinde kisisel emniyete yonelik tehlikelerin az olmasi ve yetkililerin halklarm ozel meselelerine keyfi olarak mtidahalede bulunmamalan. cok savrda Rumun Sultan'm topraklannda kalmasma ve drgerlermin, daha iy i ekonomik firsatlar icin Yunan Kralhgi'ndan goc etmesine yeteeek sebeplerdi.43

Yunan ayaklanmasi sonrasi ortam durulup Muslumanlann misillemelerinin son buldugu donemde canlanm kurtarmak icin kacmrs alan bircok Rum, artik anayurtlarina donmeye baslarrustr, Bu durum baglmslzhk savasmda korkunc bir bedel odemis olan adahlar icin de ge~erliydi. 1S40'lann baslarmda binleree Rum, Sultan'm nufuz alanma yerlesmek icin Yunan topraklarmdan avnlrrus ve adalara gelmisti. Aralannda ayrica, giiniimiizde Yunanistan devletine bagh Kiklad Takimadalanna (Cyclades) sigmrrus olan Psara vatandaslari da bu-

lunmaktaydi.v" ,

Kucuk Asya'mn bah kiyisma yakm adalardaki, <;ogunlugunu Rumlann olusturdugu nufus, devrim sirasinda .buyuk maddi zarara ugradlgmdan, yeni olanaklar arayisi artnusti. Hemen yakmdaki anakara, gelisen ticari merkezleri ve artik buyuk kisrru islenmekte alan verimli genis toprakl~rt~~a .. bu talep sahiplerine gi:iz klrplyordu. 1830'lu yillarda. l~gueune ihtiyac duyan zengin Osmanh toprak sahlplen~. a~alard.an Kiicuk Asya kivrlarma zaten binlerce Rum koylu gettrtmisti. 45 izleyen donemlerde aileleriyle ya da yal.l11z. gelen binlercesi daha Ege kiyisiru bir insan dalgasi halinde kaplarrusti. ISS0'ierin baslannda, son ceyrek yuzytl icinde Ege

43Kin lake, s. 73-74; Ubicini (18?6), c. 2, s. 17-18, 112; Senior, s. 82. Terst a UfU m da gorulebi liyord u. I mparJt\l]"h.~ ktakl'ya~a m k(l~ul~iHln In bikkinhk verrnesiyle Rumlar. YU.nan Kral.hgl.na gO!f etmeye b.a~laml.~. lardi. Ornegin. Rum Ortodoks aileleri Musluman toprak sahiplerinin hizmetinde !fektikleri aglr tanm ko~u!larmdan kurtulmak .a?1aclyla nayvanlarrru ve ~let ta.kimlanm da yanlanna alarak Selamk ten gemiyle Yunantstan a ge<;lyorlardl (FO 78/790, 11 Ekl1n 1.842).

44Ubicini (1856), c. 2, s. 17-18; Great Britain (Yer ve tanh yok), s. 326.

45Erder (1976), s. 43.

410awkins (1916), s. 23, 29.

42Ubidni (1856), c. 2, s. 223-25; Van Lennep (1870), c. 1, 23-24; FO 83/334,24 Kasim 1869; ABCFM 16.9.3, c. 1, #38, 18 Mayrs 1863; #51, 29 Mayis 1861. 1870 yihnda lzrnir'de yakm adalardan gelrnis olan '0.<;bes bin dolaymda Rum bulundugu tahmin edilmekteydi. (FO 83/337, 4 Kasirn 1870).

42

43

denizinde meydana gelen degi~ikliklere dikkat ceken bir ingiliz goziemcinin belirtigine gore, bu dikkate deger insan a krsr,

Musluman nufusun neredeyse tamarrurnn Archrpelagodaki Turk adalarmdan gelen Rumlarca yerlerinden edilmesiyle sonuclanrrustir. Adalar her vil dl~anya yeni go<;menler gondermektedir: Assos'tan Scala Nuova'ya (K,:,!?ada~l) kadar, kiyi merkezleri artik buvuk oranda Rumlarin elindedir, Bunun disinda, Menderes ve Hermus vadilerinin bereketli topraklari da asama asarna Hrristiyanlarm eline g~mektedir46.

r~ber: ~um ailelerinin surekli hareketliliklerinin cercevesini cizrrustir.

Ondokuzuncu yuzyilda Carhk Rusyasi He Osmanh imparatorlugu'nun cikarlarr, diger bircok yerin yamnda ozellikle Kafkasya'da sik sik catismalara sahne olmustur. Yukanda belirtildigi gibi, Rus iktidanmn bolgeye arahklarla tecavuzlerde bulunmasr, yerel Miislurnan nufusu iki secenekle karst karsiya brrakmisti: Yeni bir yonetime ve ya.'?am tarzana teslim olmak ya da goc etmek. Osmanh hakimiyet alanlarma dogru yola cikan Musluman asiretlerce terk edilen topraklar, boylece yeni yerlesmecileri kabul edecek duruma gelmis, Rus yetkilileri de bu topraklann kolonizasyonunu tesvik firsanru cabucak degerlendirmisti. Aradiklan cozum. hemen yakmlarda Dogu Kiiciik Asya'da ya~ayan Hiristiyan niifustan geldi. Halklarm iki imparatorluk diyan arasmda yer degi~tirmesi konusunda (bunu iki hukumet de onaylanusti) Ruslar olasihkla, pazarhgm daha cok kendi lehlerine oldugunu dusunmustu, Inanclan Rus deviet diniyle uyusmayan, yerlesik yasama yabanci, mesleki becerisi olmayan Muslumanlar gidiyorlardi artik: yerlerine, gerekli niteliklere sahip ve bolgede iskana hazir dindaslari gelebilirdi.V

Kmm Savasi sonrasi donernde, Pontus kiyrlarmdaki yerlesim merkezlerinde bulunan Rus konsoloslar ve ternsilciler, Hiristiyan gocmen toplamak icin buyuk caba sarf etmislerdir. Ruslar, 'Sultan'm hem Ermenihem de Ortodoks Rum tebaasmdan mesleki beceriye sahip olanlanna, duvar ustasi, marangoz ve tas orucusu olmalan icin is, yerlesmek icin toprak teklif etmis, Carhk yetkililerinin kendilerine iyi davranacagma dair sozler vermislerdir.j '

Carhk temsilcilerinin bu ayartrci teklifleri olmasa bile, cogu Rum, kendilerine yapilanlann verdigi sikmti ve yoresel kosullar nedeniyle gocmeye zaten goniilliiydii. Son iki yuzyil

Kucuk Asya'run batrsmdaki kryi bolgelerinin tum Dogu Akdeniz uzerinden buyuk bir Rum go<;iinii tesvik etmesinin nedenlerini aniamak pek zor degilir. Mukernme l bir ticaret alaru olmasirun yanmda, elverisli cografi konumu ve iklim i Kucuk Asya'run bah sahillerinde devamh surette ithalat ve yerel mal akisina sebep veriyordu. Bu sayede Izmir t~cari acidan baskentten soma ikinci merkez konumuna vukselmistir. Ancak, bu durum Kucuk Asya'run tum kiyilan icin gecerli degildir. Diger kryilardaki Rum ahali, yer ve zamana gore farkhhk gosteren ekonomik ve toplumsal sartlara bagIt olarak zaman zaman yanmadadan ayrtlml~hr.

Kucuk Asya'run Trabzon civanndaki kuzeydogu kiyilan Helenizmin ondokuzuncu yiizytldaki kaderine dair. carprcr, bir 0 kadar da celiskili bir ornek sergilemektedir. 1840'lardan 1870'lere uzanan surecte Trabzon'un Pontus doneminden kalma limarurun ticari degeri arttikca bu merkez ve <;evresindeki Rum nufus da aym oranda <;oga1ml~h. Oysa aym donemd~ neredeyse paradoksal bir sekilde. binlerce Rum,. Pontus bolgesinden go<;meyi se<;mi~tir,47 Soz konusu dis go<; hareketi tam olarak 1828-29 Rus-Ti.irk savasi sirasmda baslarrustt Bu savasm getirdigi vikunlar, irnparatoriuk hukumetlerinin n~ifus politikalarr. verel ekonornik ve toplumsal kosullar hepsi be-

46Wielson, s. 311; Karpat (1985), s. 47. 47Eleftheriildis, s. 41; Ioannidis, s. 141.

48PO 78/1832, 3 Agustos 1864; PO 78/2050,7 Ocak 1868. 49PO 78/2101, 31 Mart 1869; FO 195./528, #47, 10 Kasim 1857.

44

45

kismi, gen;egin verilen sozlerle uyusmadrgmi g6rmii~; ya~adiklarr hayal kmkhgiyla bir sure soma, geri donme izni alrnak icin uzere Osmanh yetkililerine basvurmuslardir.f!

Donemin gozlemcileri, ister Osmanh yetkilisi (Musluman veya gayri Muslim) isterse Avrupah olsun, her ne kadar Ku<;iik Asya'da degismekte olan beseri rnanzararun farkma varml~ olsalar da, cesitli ve bir 0 kadar da celiskili gorunum arz eden demografik gelismelerin ardmda yataru da tam olarak degerlendirememislerdir. Yanmadadaki toplum, gecen yuzyrllar boyunca halklann gonullu ya da zora dayah olarak gerceklestirdikleri gocler -tarafmdan tekrar tekrar bicimlenegelmisti. Fakat ondokuzuncu yuzyil, daha sonralan Avruparun buyuk kisrrunda da gecerli olacagi uzere, Kucuk Asya'da halklann siyasi oyunlara piyon alacagi bir devir acrrustrr. Ortodoks Rum Hiristiyanlar, Kucuk Asya'da ekonomik ve kulturel yasamlanyla ilgiJi olarak bir gelisme donemi ya!?anuslardi. Ne var ki, yarimada, Miisliimanlarla dolup tastikca, giderek firtmah bir denizi andirmaya baslanusn. Cunku bu arada Rum cemaatleri de yanmadayi Rum atesi misali benekbenek kaplamis dururndaydr. En parlak gozuktukIeri yerler ise kent merkezleri olmustur. Buyuk bir kismi Kuciik Asya'run cevresinde uzanan bu merkezler, Ortodoks Rum yogunlasmasirun en genis oranda yasandigi yerlerdi,

En temel insan ihtiyaclan olan ekonomik refah ve bireysel giivenlik arayt~l, Hiristiyanlar ve Muslumanlan Kucuk Asya'da yollara dusurrniistur. Her iki halk da hem ulke icinde hem dei.ilke disma dogru 'goc etmislerdir. Bu gocler SIrasmda Muslumanlar her ~eyi topraga ve bu topragm destekledigi Turk halk kiiItiiri.ine dayanarak degerlendirdiklerinden bakislarrm genelde iceriye cevirmislerdi. Rumlar ise maddi ve kiiltiirel yasamlanrun devarru icin gozlerini disanya dikmislerdir. Zaten g6~ modelleri de bu g6rii~ii destekle-

icinde saYlslZ Rum, Gumushane yoresindeki Pontus daglannda bulunan giimuf? ve aluminyum madenlerinde if? bulmustu. Madenler, kendilerine ayncahk- verilmis birkac Rum ailenin elindeydi ve buralarda cahsanlar harartan muaf tutulmuslardi, 1840 yilma gelindiginde, hukumet artik maden i~letrnelerine gerek kalmadigma karar vermis: madenler kapanldlgl icin de, gecimi bu ise bagh Hiristiyan topluluklar saYlca azalmaya baslanustir. Boylece kafa vergisinden bagisrkhklanyla birliktege~im kaynaklanru da yitiren bircok Rum, gitmekten baska carelerinin kalmadrgiru dusunmeye ba~larrusnr. "Yiiksek vergi, kotu yonetim, topragm ve topraga da- ~ yah emek gucunun giderek daha fazla dusen degeri" topragi islemekte olan digerlerinin de gitmesine yeterli sebep olusturmaktaydi. Ekonomik istikrarsizhk ve hosnutsuzluk yetmezmis gibi, Pontus bolgesi Hiristiyanlan bir de kendilerini, daghk vadilerin kontrolunu ele ge~irmif? yerel toprak sahipleri, yani derebeyler ve merkezi hukumet arasmdaki iktid'ar kavgasmm ortasmda bulmuslardir. Hukumet, yuzyil ortalarmda yerel iktidar odaklarmm gucunu kirnus, fakat artik bazi insanlar en cok hangi yonetici grubun reayanm menfaatini diif?iindiigunii sorgulamaya baslarruslardrr.f"

Pontus bolgssinden gocen Ortodoks Rumlann tamarru Rus topraklanna gecmernis, bazrlarr Romanya topraklarma (Eflak, Bogdan; v.b.) ya da Yunanistan gibi uzak ulkelere gitmeyi goze ahrken, bazilan da yalruzca Kucuk Asya'run baska bir yoresine ge~mekle yctinmistir. Rusya'ya g6~enlerin bir

50Madenciler konusunda, FO 78/1832,3 Ag:ustos 1864; Bryer (1970); Eleftheriadis. s. 35, 39-40. Toprak iscileri konusunda, FO 83/346, 20 Kasun 1869; Trabzon yakmmdaki bir koyde Hmstiyanlarla Muslumanlar arasmda hayvan otlatma haklan iizerine cikan bir anlasmazhkta, pa~a yasal teamiile dayanarak Hmstiyanlardan yana cikrms, fakat bu meselede iradesini kabul ettirmesinin gii<; oldugu ortaya cikrrusn. (FO 195/528, #47,10 Kasun 1857) Adil ve guo; sahibi bir yonetici olsa, bu durum uyruk Hiristiyanlarin go" icin verdigi Karan degi*tirebilirdi, (FO 78/2050,7 Oeak 1968; idare konusunda aynca bkz. Bryer (1969), s.207.

51 FO 78/2439, 4 ~ubat 1869; Istoria tall Ellinikou Ethnous (1974, 1975), c. 13, s. 435.

46

47

mektedir. lster cevrimsel (cyclic) ya da cizgisel (linear) goc devinimleri gostersinler. is terse bireysel ya da aileler halinde yolculuk etsinler, Rumlar cemaate dayah bir ya~am tarzr yaratrrus ve gelistirmislerdir. Tarih bir nevi basladigi noktaya geri donmustur.

2

RUM CEMAATiNiN YAPISI

Millet-i Rum: Ozel Bir Diinyada KamuOtoritesi

Milletler, Osmanh idaresi tarafmdan ondokuzuncu yuzyilda imparatorlugun ayrrlmaz bir par~asl ve yasal kururnIan olarak kabul edilmis ve kendilerine birtakun haklar tarunrrus ve sorumluluklar verilmistir. Millet kurumunun 0 donemdeki onemini anlamak icin onun cok-etnik gruplu Osmanh toplumunda oynadigi rollin yam sua, Rum inane sisteminin zaman icinde nasil bir gelisim sureci yasadigma da bakmak gerekrnektedir. Bizi burada ilgilendiren, Osmanhlann Ortodoks Yunanhlara verdigi, hep arulan ismin sahiplerinin, yani Rumlarm dunyasrdrr.!

Geriye donup yuzyrllardir devam eden gelenek, degisen uygulamalar ve belgelendirme konusundaki yetersizliklere bir goz attigrmrzda, imparatorlugun ilk yillarmda Osmanh yoneticileri ve gayri Muslim nufus arasindaki cemaat iliskilerinin dogasi ve yasal statusu onemli sorular ortaya koyrnaktadir. Yakm zamanda yapilan arastrrmalarr' gerceklere 01-

10smanh ulkesindeki Yahudilere ~e lspanya'dan gelenlere, Errnenilere oldu.i!;u gibi himaye ve tanmma saglanrrusti. Yahudiler ve Ermeniler, Ortodoks Hrristivanlarla birlikte 1481'de, II Mehmed'in hukumdarhgnun sonunda varolan ilk UO; dini cernaati olusturuvordu.

2Braud~, c 1, s. 69-88. Braudeun arasnrmasi Gibb ve Bowen'm (lYSO, c. 1, s. 207-61) milletler konusundaki standart modern yorumuna acikhk getirmektedir. .

4R

49

dugu kadar efsanelere de dayanan karanlrkta kalrrus bazi konulara isik tutmustur.Artik anlasildrgr uzere., ne soz konusu resmi tuzel yapmm, yani millet sisteminin kapsam alaru, ne de liderlerine verilen yetkiler, baslangrcta varsayildigr gibi kapsamh olmustur.

II. Mehmed (Fatih) idaresindeki Osmanh Turkleri, Bizans'm kalbi Konstantinopolis'i ele gecirip bir bucuk yuzyli- 11k askeri basanlanru percinlerken, goz ardi edilemeyecek idari onlemler alma geregi bas gostermi~ti. Farkh inanclara sahip uyruk halkIar, devIetin genis bir alana yayIlan topraklanna dagilmis buIunuyordu. Eski liderleri ya ortadan kaldrrilrms ya da Fatih'in saflanna kanlmisn. Pethedilmis topraklara sultan tarafmdan atanan ve asked ternelli bir aristokrasiyi olusturan yeni yoneticilere, devletin topraklarim daha da geni~letmek amaciyla ihtiyac duyulmaktaydi. Yeni uyruklanyla arasmdaki ve 'onlar icin yapngr duzenlemelerde Fatih, kendine rehber olarak yonetsel zorunluluklan ve Islamm sosyal ahlakmi alrrnsti,

Bir islam devleti olan Osmanh Imparatorlugu, seriat hukiimlerinin etkisi altmdaydi, Muslumanlarm Hrristiyanlar ve Yahudiler gibi Ehl-i Kitap halklar arasmdaki iliskileri, bir sozlesme cercevesinde diizenlenrnis durumdaydi. II. Mehmed dini bir emsal olusturan Islami uygulamaya dayanarak dogrudan kendi emirleri dogrultusunda zi~lmi adi verilen gayri Muslim uyruklanyla Uk anlasmalan duzenleme~e ba~* larrusti. Zimmiyi tarumlamak icintemel kistas olan din, Iaik liderlerin bozguna ugrahlmasmdan bu yana artik cok ~a~a buyuk bir onern kazanml~tL Alim-kesis Georg~ .S~ho.lanus u Ortodoks kilisesi patrikligi makamina gelmesi l<;In ikna etrneyi basaran II. Mehmed, boylece resmi olarak tarih5~1 bir iliskinin temelini atrrustrr.f Kiliseyle devlet ar~sl~dakl siki isbirligi. Ortodoks Hiristiyanhk acismdan yem bir !ley degildi. Bu iliski zaten Bizans devIetine yol gosteren ve onun

temelini olusturan manevi gii~ durumundaydi, Oysa simdi, yeni idarenin ihtiyac duydugu onlemler ~ok ~e~itli dini grupIardan her birinin kendi i~indeki sosyal duzenini saglayacak bir vasitayi gerektirmekteydi.

Bu duzenlemenin Osmanh hukumeti icin ozel ve sirurh bir amaci vardi. Osmanh siyasi hayatmda uyruk halklar hirer birey olarak tarunrruyorlardr ve gercek yasamda da cikarIan, devletinkilerle ozdes olamazdi. Imparatorluk kendi ~lkarlanm gozetmeye cahsirken, uyruklanyla girdigi i~ iliskilerinde birtakrm araci tuzel (corporate) kurumlara dayanmaktaydi. Ozellikle, Ortodoks kilisesi, cernaat anlayisma dayah bir din kurumu olarak gayet icten bir sekilde hizrnetlerde bulunmus ve yonetim, kilise aracihgryla resmi otoritesini kullanabihnistir. Kilisenin, toplumun turn duzeylerine uzanan disiplinli bir hiyerarsisi ve bunun yanmda birlestirci bir kimligi vardi, Bu kimlik sayesinde her grup kendini bit digerinden ayirt edebiliyordu. Boylece kilise devietin suur tarumaz cikarlanrun a~lga cikmasim saglayan bir arac islevi goruyor ama btl arada, devletin guvenligi icin yasamsal onem tasrmayan sorunlarm da daha alt ya da yerel duzeylerde ele almmasma olanak saghyordu. S6z konusu surecte kilise, suitamn uyruklannm, etnik ozelliklerini koruyabildiklerini savunmustur,

Be lirli gereksinmeleri, ortaya ciktrkca karsrlayan 01- dukca basit bit dizi duzenlerneye dayah bir sis tern gibi gorunen sey. zaman icinde karmasikhk arz eden politik-dinsel bir diinyaya donu~mu~tii.r.4 Bu donernde tuzel kisilik olarak millet-i RUlli, karmasiklasan birtakim iliskilerin. etkisinde kalmisnr. Oncelikle milletlerin basmda bulunanlarm. devIetie cok yonlu i~ iliskileri bulunuyordu. Hukilmet He Ortodoks k.ilisesi arasmda kurulan genet yasal cerceve icerisinde, her tuzel kisiligin sahip oldugu yetkilerin gercek suurlan, gorev

4Lewis ve Braude, c. 1, s. 13-14'te millet sisteminin o donemdeki niteligini bilhassa vurgular.

3Runciman, s. 168-70.

50

51

alan insanlara bagh olarak, bit yuzyrldan digerine ve bir yerden diger bir yere degismekteydi. Ikinci bir genis alan ise milletlerin ulke icindeki cahsmalanndan olusuyordu. Bu noktada dinamik ozellikte iki tip iliski gecerli olrnustur. Birincisi, millet liderligi, Ortodoks Hiristiyanlar arasmdaki bircok etnik-dilsel grubu idare etmek durumundaydi, Hem dilsel duzeyde hem de toprak anlarrunda tuzel kisilik tammayan ?ir dunyada, bu bir sure icin ustesinden gelinebilir bir sorundu. Ikinei olarak, kilise hiyerarsisinin kendi i~ Iliskileri ve ruhani liderler ile laik bireyler arasindaki 'ili~kiler konusundaki hassas mesele vardi. Ruhani cevreler arasmda stiregelen nufuz rekabetine bagIt olarak kilisenin kendi biitlinli.igu ve himayesindeki reaya adi verilen suruvu giitme yetenegi tehlikeye dusmustu,

Tum bu karmasiklasan iliskilerin bas aktoru alan istanbul patrigi, gorevlerini yerine getirirken temsil ettigi ii~ ana yetkiyle hareket etmekteydi. Fethin ardmdan ·II. Mehmed'in. yani Fatih'in destegiyle patrik secilmesinden soma, Gennadius adim alan George Scholarius, Ortodoks Hrristiyanlarm seckin ruhani lideri olarak Konstantinopolis piskoposlugunun geleneksel rolunu devarn ettirrnistir. Fakat bunun yanmda II. Mehmed tarafindan kendisine kilise ileri gelenlerinin rolunu belirleme yetkisi ve baska ayrrcahklar verilmistir. Onun doneminden soma her kim patrik olduysa, kendisini irnparatorluk topraklarmdaki en onernli gayri Muslim cemaatin basi olarak goren tebaasmm sadakatini sagladigi inanciyla. sultana devletin sadik bir gorevlisi olarak hizmet etmekle yiikumlu olrnustur. Yine Gennadius doneminde patrigin gorevlerine devlet vonetiminin sorumluluklan ve yukumlulukleri de eklenmistir. Aynea, kilisenin dini y asalaruun Ortodoks inane sahipleri arasmdaki baglayrcihguu tammak suretiyle, Osmanh hukumeti patriklige hukuki bir rol de tayin etmistir,

Makamma uygun aynealtklarla donatilan patrik oncelikle MiJ[etba~1 (etnarhis) idi ve bu niteligi Osmanh memuru statusunu yansrtrnaktaydi: ikinci olarak, bir yetkilinin Ki-

tab~~ -!"1uka.dde.s'e ~iJerek yapIlan bir gonderme oldugunu soyledigi pairiarhis niteligi tasryordu, son olarak da patrik, tebaasirun Iideri (f1f/i) konumundavdr.f Tebaasi harac ad! verilen kaia vergisi vermeye zorlarurken, patrik direk vergiden muaf tutulmustu. Kilise de, ayru inane! paylasugi bu insanlardan vergi ahyor ve elde ettig-i gelid idari masraflar icin kullaruyordu, Dahasr, manastirlara ve tek tek kiliselere bag-It olan topraklann yant sua, uzum bagl, bahce, ev, degirmen gibi gelir getiren degerli rnulkler de kilisenin elindeydi.f

Ama patrik, sadect' alan konumunda degildi: bazen de veren konumundavdi. OHlin, daha sonra da metropolitler ve piskoposlar gibi rutbe sahibi din adarnlarrrun, devlete belli miktarlarda paralar odemeleri gerekmisti. Onbesinci yuzyil 50nJanna yaklasildrgmda yeni bir gelenek ortaya crkrrus, kiiise gorevlerinc talip olanlar hukumet otoritelerine hediye ya da bagl~ (pt';;;kl!;;;) vcnneye baslanuslardi. Karsihginda elde ettikleri ise soz konusu gorevlere getirilmekti. Yeni secilen patrikler masraflarim karsilamak amaciyla basta yaphklan harcamalarm yukunu kendilerine tabi din adamlanmn uzerine yikiyorlardr. Piskopos ya da metropolit atanmak isteyen herkes, dinsel meziyetleriyle birlikte ayrica uygun bir mali teklif de sunmak zorundaydi patrige. Hiyerarsinin alt kademelerine dek bu uygulama gecerlik kazannus.? rahipler ve hukumet yetkilileri benzer bir tutum g6sterip arulan ornekle-

"Georgi,lus L Papadopoulos (1924), s. 245; Theodore H. Papadopoulos (] 1)52), s. 1-<). II Mehmed'in Cennadius'a vermis olabilecegi ve patrigin h.iklunyla ayrtcahklanru duzenleyenbir berat, varsa bile, 0 donemde kaybolmustur. Fatih 'bu ayricahklan ister sozlu isterse standart uvgulama geregi yazih vermis olsun. Ortodoks patrigi, sonraki beratiann da resmi olarak onayladrgi gibi, gorevini bu sartlarda surdurrnustur (bkz. T.H , Papadopoulos-1952, s. 26-28).

hGedeon (1885), s. 8. Patrikhane ile kilisenin ayncahklan konusunda. T, H. Papadopoulos (1952), s. 30,35-36; Pantazopoulos (1967), s. 24 Uhicint (lH~h), c. z.». 37, 128, 137.

7Ubicini (18<;h), c. z.s. 130; Runciman (1968), s. 200-202; Vacalopoulos (jY76), ~_ 118 .

52

53

rin sagladigr somuru firsatlarma siki sikiya tutunmuslardir. Boylesi uygulamalar millet kurumunun dini liderlerine kotu itibar kazandirrrus, nihai olarak yukii tasimak zorunda kalan inane sahibi insanlara mali sikmtilar cektirrrusur. Ondokuzuncu yuzyil ortasmdaki reform donemine kadar da bu durum iyi yonde degi~memi~tir.

istanbul patriginin millet icerisindeki otoritesi ve itiban hem cografi sirurlar anlarrunda hem de y~sal meselelerde zaman icinde artrrustir. Kudus, Antakya ve Iskenderiye patrikleri gibi ge\mi~leri eskilere uzanan piskoposluklar da arnk gucu ve etkili konumu karsismda baskent patriginin kararlarma uymaya baslarruslardir. Balkanlara gelince, Srrp ve Bulgar yoneticilerm Bizans iktidanrun uzanhsi olarak kurmaYI basarabildikleri Ortodoks kiliseleri gucten dusmus, ~smanit fethiyle birlikte inane ozgurluklerini kaybetmis ve Istanbul'a tabi kilmmrslardr. Sirp kokenli sadrazam Sokullu Mehmed'in niifuzu aracrhgiyla lS57'de tekrar kurulan Sirp patrikligi ise kahn olmanustir. Onsekizinci yuzyilda A vusturya He yapilan savaslar sirasmda Osmanhlarm Sup sadakatine duydugu giivensizlik, bu patrikligin bagrmsizhgma 1776'dabir kez daha son verecektir.

Genis cografi alanlari kapsayan otoritesi kadar onemli bir baska konu da Ortodoks kilisesinin, muminlerin giinl~k .. k~yglIan uzerindeki etkisiydi. Hiristiyanlar arasmda butunuyle dini icerik tastyan meselelerde yetki, Bizans doneminden beri patrigin elinde bulunmaktaydr. Bir Hiristiyarun ya~ammdaki ozel durumlara isaret eden evlenme. bosanma, evlat edinme, vasiyet hazrrlama gibi durumlann nezareti, ra~ipler ve dini mahkemeler aracrhgryla gorevini yerine gehren kiliseye brrakilrms. kilise yava~ yava~ alarum gerusletip ozde dindrsz meselelere de el atrrusnr .. Onsekizinci y~z~II.a gelindiginde dini mahkemeler Hiristiyanlar ara~mdakl SlYII anlasmazhklara da bakmaya baslarmstrr. Aksi halde, HIristiyanlara .;:are olarak yerel kadtya ba~vur~ak ~u~iiyordu. Hrristiyanlarm davalan icin din adamlan ile tuccarlardan

olusan ortak mahkemelerin kurulmasi gerekiyordu. Bu konuda bir uyanda bulunan Piskopos Theophilos soyle diyordu: "Piskoposlar artrk yalruzca din hukukunda degil ... aynca medeni hukukta da deneyim sahibi olmahdir, boylece yasadisr yargilama yaplp akildisi kararlar vermeleri onlenecektir." Ondokuzuncu yuzyrlm ilk yansma degin soz konusu bireyseJ anlasmazhklarda basvurulan temel yasal metin, Bizans'in son donemlerinden kalma (1345) bir kitapcik olan Hexabiblos idi. Bu meselelerde oynadigr rolden otiirii kilise, esnaf loncalan gibi diger tuzel kisilikleri de kapsamak iizere cemaat yasarrurun \ogu alarunda agIrhgml ortaya koymustur.f

Nihai anlamda. kitabin insanlarm ozel islerinde boylesi kapsamh sekilde kullarulmasr halkm direnisiyle karsrlasrrustir. Ticari islerini oturmus geleneksel uygulamalara gore diizenleyen tiiccar lar, yuzlerce yildir uygulanagelen eski- hukuki kurallann getirdigi smirlamalar altmda zaten sikmtr icindeydiler. Kayitlara g€\en boyle bir olay onsekizinci yuzyilm sonlarmda Izmir'de yasanmistir. Burada 178S'te Metropolit Gregorios sehrin Ortodoks Rum cemaatinin ileri gelenleri, yani dimogerontes He yazih bir antlasma imzalarrusti, Aralarmdaki sozlesmeye gore evlilik ve miras gibi dinin yetki alanma giren meselelerin, sivil anlasmazhklardan butiiniiyle aynlmasi soz konusuydu. Din He ilintili sorunlar din adamlarindan olusan bir mahkeme tarafmdan ele almacak, dindrsi meseleler ise yalmzca halktan insanlarm olusturdugu bir cemaat mahkemesinin sorumluluk alanma girecekti. SOzlesmenin uzun omurlu olmayisi, milletin halktan uyeleriyle kilise uyeleri arasmda varolan keskin aynmlan ortaya

8Pantazopoulos (1967), s. 45, 6. Blennerhassett, s. 233, kilise hukukculanmn ondokuzuncu yuzyrl basmda haztrlanrrus olan bir frkih .derlemesi kullandiguu belirtir. "Bu derleme modern top,lumun.gere~enn.e tamamen uygunsuzdur. AYrlca,. ~rnegiI!- ~alsamon un [azizler listesinde ad! ge"en dim otoritelerden biri] her iki antlasmasuu 1170 r.lililda yaymladiguu ve onun kilisenin ayncakhklan konusun.d~ e~ buyuk caba sad edenlerden biri old~gun':l h~t~r1.arsak eger, ~~ ,dlr,tl mahkemelerde adaletin hangi ruhla temm edildlgini hayal edebilirlz.

S4

55

koymaktad rr. 9

Ote yandan halkm, patrikligin islerine kansmasuun.: aglr bedeli olan bir deneyim oldugu ve Ortodoks Hiristiyanlann crkarlarma pek yarar getirmedigi de gorii1mii~tiir. Devlet tarafmdan patrigin omuzlarma yiiklenen agir sorumluluklar, mali durum, yonetim ve diplomas! alanlarmda deneyim sahibi laik insanlann onemli isler bulmasiru kolaylastmyordu. Zaman icinde bu yolla birtakim gorev alanlan yaratilmrsttr: oyle ki bu makamlarm sahipleri sadece kulak dolduran ibaret unvanlanyla gecmisteki Bizans imparatorluk ihtisarruru akla getiriyorlardr.U' Sonucta bu makamlar, patrikhane iE;"erisinde bir karsi-guc kaynagr haline gelmi~lerdir. Patriklik makanu, onsekizinci yuzyrlm ilk yansmda buyuk Fener ailelerinin eline ge<;mi§ti. Sozu edilen makamlara artik bu aileler duzenli olarak yerlesmis durumdaydi ve yetkilerini <;lkarJannm artmasrnda kullanrnaktaydrlar.

Buyuk kilisenin yonetici din adamlari, otoritenin bu sekilde kotuye kullarurmrun ~aresini bulmaya cahsrruslardrr. Bu amacla, patrigin secimi ve metropolitler (baspiskoposlar) He piskoposlann atanmasi gibi onemli kararlann ahrusmda aym zamanda Kutsal Synod'u* da olusturan bir avuc yoneticiyi tek yetkili kilrruslardrr. 1763'te Samuel, etnarhis oldugunda, bu kurum patrikhane i<;indeki asil otoriteydi. Kutsal Synod, sekiz He on iki arasinda degisen metropolitten olusuyordu. Bu metropolitler baskente en yakm, aym zamanda surekli ikamet yerleri olan piskoposluklan ellerinde tutmaktavdrlar. Halktan yalmzca tek bir yetkili, Biiyiik Logothet kalmrsti. Logothei, Babiali ile ili~kilerde patrigin vekih ya da diger adiyla kaplOglant olarak hareket ediyordu. Patrikligin <;lkanna g6rdiigu her seyi korumadaki biiyiik sevkiyle Kutsal Synod, yalmzea, patrigin millet i~indeki her turlu ye-

nilige direnme egilimine kuvvet katan bir unsur haline gelrnistir.U

Tanzimat yanhlan, ondokuzuncu yuzyil ortasinda milletleri islah etme cabasina giristiklerinde (bkz. 3. Bolum), bunu dini cemaatlerin kalmasi gerektigi varsayimiyla yaprruslardir. Bu varsayim, devietin crkarlarmm soz konusu oldugu yerIer icin mi dusuruilmustu? Aslmda aym soru Rum Ortodoks HIristiyanlanrun perspektifinden de sorulabilir.

Bu konulan ele almak icin oncelikle ~u temel gercegi belirtmemiz gerekmektedir. Osmanli Imparatorlugu, bireylerden meydana gelen karma bir biitiin degil, dii, din ve Irk gruplanrun olusturdugu cok renkli bir mozaikti, Cografi ve sosyal bir butunluge ulasmak neredeyse olanaksizdi. Boyle Iarkh bir dunyayi bu kadar basit zemin uzerine oturtmak ne mantikhydi ne de yapilabilir bir ~ey. Millet ise grup ayirt ediciligini hesaba katan, fakat bircok yerel kulturel farkhhgi basite indirgeyen bir yaplya sahip, toplumsal ve yasal bir varhkti. Ayrica, cok genis kapsamh bir tuzel kisilik yaplsl arz ediyor, yerel cemaatler de btl yap! icerisinde birey ve grup <;1- karlanm dengede tutma islevi goruyordu. Dillin evrensellik unsuruna dayanan ve aym zamanda inane kaynakh derin sadakat haznesine her zaman sizabilen millet, yerel alt-kiilturleri ortaya cikaran her tur yer ve zaman engelini a~lp gerid€' brrakrrustr. Milliyetcilik <;agmda dahi inane, Mia guclu sadakat ornekleri yaratmaktaydi. Devletin crkarlari acrsmd.an millet, hem akla uygun hem de uygulamasi mumkun bir sistsmd i.

91liou, s. 297·98; Pantazopouios (1967), s. 108-9.

lOr.H. Papadopoulos (1952, s. 60-85) bashklar konusunda bir dokum

vapml~hr.. . .

~Kutsal Synod: Ortodoks kilisesinde en yuksek ruhani rneclis.

llA.g.e., s. 50-59; Ubicini'de (185(', c. 2, s. 122,128-29) Kutsal Synod'un faaliyet sahasryla gi.icune clair bir ondokuzuncu yuzyil yorumu bulunabilir: "Inane ve disiplin konusundaki kararlan mut!aktu; aynca istanbul patrikliginin yetki alaruna giren baspiskoposluklara atam~larda bulunur; farkh piskoposluklarrn eplskopal mahkemelennee v~nlen kararlarla ilgHi temyiz davalanna bakar: okullan denetler ve yonlendlrir; gene! <;lkarlan ilgilendiren butun tedbirleri tartisrr: cemaann gelir ve gid~~ i~lerinden sorurnlu kornitenin muhasebe kayitlanru yilda Elir denetler,

56

57

Ay.nt ~ey 0:todoks Rumlann gereksinirnleri konusunda da gecerliydi, Tarih ve cografya, Rumlan bolmus ve birbirlerinden aY~~~f?hr. ~~~~k Asya'daki Rum dunyasirun gecirmis 01- dugu turIu ~egtf?lkhkler uzerine kafa yormus bir ingiliz arashrma~~m g~zlemledigi gibi, ondokuzuncu yuzyil sonunda durum soyleydi:

Rumlarm ortak .~n baglari yak, ama aym zamanda en farkh Irklann da, yaru Kapadokyalilann. Burdurlularm, Isavrianlarm, Antalyahla~m, Pontuslulann, vs. dogrudan tonmlan durumund~Iar. 011 acismdan aynhyorlar: bir kismi sadece Yunanca, bir krsrru sadece Tiirko;e, o;ogunluk ise iki dili birden kon.~f?~Y0r..: ~akat belki de Irk farklaruun, Ortodoks Rum KiliseSI run ~e~lth gruplar~nca hissedilmesinl engelJeyen sey. aralarmdak.1 u~akllk Eskilere dayanan kabile yapisma dayah farkhh~ cizgilert, butun Rumlar tarahndan acik ve gilo;lil bir ~ekilde hissedilegelmi!?tir.12 .

.odoks kilisesinin, yi:inetimde ve ayinlerde Yunanca ktrllanmasi tuzel kirnligmi korurnasiru sag lamaktaydr. Ama halk acisindan, ay~ .. ki~liklerinin devarruru saglayan !jey, sahip olduklan populer inanch: ve ister Yunanca ister baska bir dil kulla~~ ce~aat ols~n, yerel ce~~atlerde halk bu inancin gereklerini yenne getIrmekteydi. Onemli bir toplurnsal ayaklanmaya sebep verrneksizin devletin bu gen;egi degistirmesi h~men ~emen olanaksizdr. Boylece imparatorluga kalan yol, milletleri ve yerel cemaatler dunyasnu kabul etrnek olmus, fakat bu arada dey let, halklarm sadakatinin odak noktasim baska bir yone kaydirrnaya cahsrrusnr.

CemaatJer: Etnik Temelli Toplumsal Geli.!j1me

12RamsflY (1897), s. 240-41.

Cemaat olgusu uzerine cahsrrus olan Yunan tarihcileri, Yunan dunyasmdaki eemaatin kokenlerinin eksikligi iizerine yuruttukleri tahminlerde birbirlerinden ayrihrlar. Bu tahminler bin yildan fazla bir sureden birkac yuzyila kadar deg!!jiyor. BaZI tarihciler cernaatin oldukca yakm bir d6nemde §ekillendigini savunrnaktadrr. Bu tarihcilere gore cemaat, vergi gereksinimlerini karsilamak ve dey letin ilgilenmedigi kamu hizmetlerini saglamak amaciy la Osmanh yonetimi devrinde geli!jtirilrni§ siyasi vi:' idari bir birimdir. Bizans tarihi uzmanlan ise cemaatin kokenlerini daha eskilere gotururler, Bu goruse gore cemaat, toplumsal gereksinirnlerin karf?llanmasl icin onuncu y uzyil civannda kurulan beledi bir Orgi.i.ttii. Devletin 0 zaman gelistirdigi yasal bir kurum olmadigi icin de oldukca farklt bicimler almakla birlikte, Osmanh devrine kadar ayakta kalrrusti. Ondokuzuncu yuzyil Yunanistan milli tarihcisi Konstantinos Paparrigopoulos, cemaatlerin toplumsal ve yonetsel varhklar olarak Eski Yunan devrinde ortaya ~lkhgml diisunmekteydi. Terne! toplumsal amaclariru Osmanh fethine degin tasmnslar, yeni yoneticiler de bunlan yerel hukumetlere bash kurumIar olarak kullanmaya basla-

Milletin isleyisiyle ilgili olarak uzaklik, mutlak surette bir sakinca anlamma gelmiyordu. Millet, aslmda bir yandan yerel aynhklan uzlastmrkon ate yandan Ortodoks Rumlar He devlet arasmda araci bir sivil kururn islevi de gormekteydi. Bu sekilde tabandan yukselen muhalefet ve tavandan gelen (Osmanh yonetiminden - c.n.) dis mudahale He basa t;tkmak mumkun oluyor ve bu dururn toplumun gordugu zararm en diisuk duzeyde kalmasiru saglryordu.

lronik olan suydu ki, bir grubu digerinden aylrmayl saglayacak sekilde din temelli olan ve sosyal duzeni surdurmesi dusunulen bu kavramsal olarak basit sistern, gorevini umularun uzerinde layikiyla yerine getirmif? ve tamamen dey le tin taahhudu altma girmistir. Zimmi uyeleri toplumdaki statulerine yonelik ayrrmcrhgm acrkca farkmdaydrlar. yalruzca gorunusu kurtaran kurallann gosterdigi gibi, bu stati.i. sadece onlarm farkhhgiru ortava koymakla kalmiyor. aym zamanda onlara karst bir ayrimcihga da tarukhk ediyordu. Or-

59

ml~lardlr.l3 Kokenleri zarnan icinde ne kadar gerilerde ararursa aransm, cernaat, ondokuzuncu yuzyildaiiyelerini digerlerinden ayiran kultiirel ozel1iklere sahip, sureklilik arz eden, ozguvene dayah, ice donuk bir ataerkiUik sergileyen ve iktidarm yerel ileri gelenlerin elinde bulundugu toplumsal bir kurumdu, Bu dogrultuda, islevini cok-etnik gruplu bir diinyada yerine getiriyordu. Soz konusu diinyada ayrihk, farkh grupIardan tecrit olma anlarruna da gelse bir tur korunma bicimiydi.

Osmanh Imparatorlugu'nun halklarmi _ birbirlerinden farkh kilan sey inanclan oldugu icin, topluluklar, ya da diger bir deyisle koinotites, dinsel yetkiler cercevesinde orgutlenmislerdi, Oncelikle yerel duzeyde papazhk bolgesi (Ing, parish) huluriuvor. her papazhk bolgesi daha fazla sayida piskoposluk bolgelerinden (ing. diocese) olusuyordu. Ne var ki, bu orgutlenme bicirninin, ayru inancta olanlar acismdan-dahi, grup birligine mutlak suretle guc katmasi soz konusu degildi. Herhangi bir yorede. hatta bir kasabanm yalnizca tek bir mahallesinde yasayan dindaslarin buyuk bir kisrru, birden cok cemaate ya da papazhk bolgesine aynlabiliyordu. Ondokuzuncu yuzyil ortalarmda, Ubicini'nin belirttigine gore, Osmanh baskentinde ve cevresindekl krrsal alanda yaklasrk 54 koinotiies bulunmaktaydr, Her birinin, papazhk bolgesi iiyeIerince yrlda bir secilen yoneticisi ve ihtiyar heyeti vardl.14 Tanzimat'in yonetim ve millet reformlanmn yerel temsili getirmesine kadar, metropolitler ve mulk sahibi ileri gelenler, bolgesel temelde de olsa cemaat ici (ing. intracpnfessional) butiinliig-iin ana unsurlanru olusturmustur ..

$u bir gercek ki, bashca cikar gruplarr, otorite kanallari ve cemaatlerin temel islevleri, zaman icinde pek degismemistir, Din adamlari, yalruzca Dogu Roma lmparatorlugu'nun ilk Hrristiyan cemaatleri icin onayladlgl ayncahklar ve kamu gorevi yetkisiyle degil. ayru zamanda sonradan Osmanh yoneticilerinin kiliseye tarudigr yetkiler aracrhgiyla da cemaatle ilgili rneselelerde sahip oidukian onuru ve nufuzu ellerinde tutmuslardi. Hatta ozerk yonetimli cemaatlerde dahi, kilisenin etkisi, din adamlarrrun yapilan islerde hazir bulunmalan suretiyle hissedilebiliyordu.lf Daha geni~ papazhk alanlarmda ise kiliseyle ilgili meseleler, basmda kidemli bir rahip bulunan din kurulu tarafmdan ele ahruyordu, Bu kurullar 1856 Fermaru'run getirdigi yeniliklerin .. sonrasmda da cemaatlerdeki etkinliklerini surdurmusttir. Orne gin herhangi bir genel toplanti yapildigmda, toplantiya ~a~kanIrk yapan ve onemli anlasmazhklar bas gostermesi durumundahakemlik gorevini yuklenen kisi, gelenek uyannca cemaatin en yiiksek rutbeli din adarru olurdu.l=

Cemaarler, dinle ilgili konular basta olmak uzere he~ konuda ruhani liderlerinin kararlarma uymak durumunda iken, deviet otoriteleriyle yapllan gorusmeleri ve yonetsel Zmali meselelerin halledilmesi islerini, secilmis ileri gelenlerden olusan laik bir organa teslim etmi~lerd~. K~le~t!~. eylemi~ once gelmesi sebebiyle bireyciligin gucsuz du~tugu ataer~ll yapidaki cemaatlerde, yukarrda bahsedilen, iler~ gelenlen.n olusturdugu ihtiyar }l€yeti, ya da a~t1 adiyla ~lmogeron tta gii~lu bir kurumdu. Uyelerinin genelhke cemaatm en varhkl~ mal mulk sahibi kisilerinden olusmasr ve bunlarm ~endl halklanrun yam sua, dusuk duzeyde de olsa dev.~et oton~~lerine hizmetlerde bulunmalan, bu kurumunmevkiine ve nufuzuna gu~ katan unsurlardi,

13Y6netirn okulu icin, K. Papadopoulos (1961), s .. 1-2; Moshovaki (1882 yeniden basim 1973). Bizanshlar 10;:10, Zakythinos, s. 295 - 310, 414-428; Vacalopoulos, (c. 2. s .. 188-89, 205); Paparrigopoulos (1858, s.

219-25) ile uyusma egilimindedlr. . .

14Ubicini (1856), c. 2, s. 192-93. Rum, Musluman ve Errnenilerin ya~adig! bir Pontus merkezi olan Kerasoun (Ciresun) ta.~ra~a. ~emaa t 'ya~amma 6rnek almabilir. Burada Rum Ortodokslar u> ~i11semn hizrnet verdigi alti papazhk b(llgesinde yasamaktaydi (Pavlidis, s. 18,20).

15Yacillopoulos, s. 189; K. Papadopoulos (1961), s. 5: .

16Lameras, s. 63, "Ta ithi kai ta ethirna to eppagelma 1 endymasia ton,e~ apokentrois Kaisareias Kappadokias oikounton Orthodoxon Hristi anon," s. 380; Theofylaktou (Elyazrnasi). s. 19.

61

· H~m dinl hem de laik 1iderler, cemaatleri icin deviet otoritelerine kars: sorumlu olduklarmdan, toplumsaI dozen meseleleri soz k~nusu oldugunda dogal olarak ortak bit tavrr payIasma ve bir arada durma egilirnleri vardi. Ama bu duruslarr kimi zaman kendi halklarmm cikarlarma ters dusebiliyordu. Boyiece kilisenin ve halkm temsilcileri arasmda anlasmazhklar Y all anm III trr, Bunlar genellikle, bir tarafm diger tarafi cemaat meselelerinin ele ahnmasmda oncelik hakkuu ihlalle sucladigi durumlan iceriyordu. Bu olaylarm yarattigi surtiisme, millet yetkililerini dinsel ve dindisr meseleleri kesin bir sekilde birbirinden ayirmaya ve her alana, uygun olan otoriteyi verrneye <;aguan Hait-i Humavun sonrasmda da deyam edecektir. Bununla birlikte, ortak crkar genel olarak ortak duyguyu ve isbirligini tesvik egilimi gostermis, her bir taraf digerinin otoritesini guclendirmis ve boylece iki taraf da cemaatte bireyler arasmda patlak veren anlasmazhklarla daha etkin sekilde basa cikabilmislerdir.!?

imparatorluk halklari arasmdaki milfiyetcilik hareketlerinin, Yunan yazar ve diplomat! Ion Dragoumis gibi destekcilerinin yam sira, Rusofobiye tutulrnus lngiliz gozlemci David Urquhart gibi Osmanli lmparatorlugu'nun biitiinlugiinii savunanlar, cemaatlerin, devletin kaderini belirleyecek anahtar kurum lar olduguna inanmaktaydilar. Fakat yerel idare meseleleriyle ugra~malanna ve uyelerinin ekonomik etkinIikleri icin toplumsal bir cerceve saglamalarma karsm cemaatler, imparatorlugun toplumsal biihinliigiine dayanak olusturamiyorlardi. Tam tersine, cemaatlerin halk diizeyinde etnik kultur kanah vazifesi gormeleri bir ulus teskil ettikleri anla-

mma gelmiyordu. Onlarm asil onemleri, merkezi hiikiimeti, ruhani hiyerarsiyi yani kiliseyi tasrah derebeyleri ve kendi iclermdeki miilk sahibi unsurlan da i~eren qe~itli pkar gruplarma yaptiklari hizmetlerde yatrnaktaydr, Ayru zamanda buyuk cogunlugu bir yerden digerine tasirup durmus iiyeleri icin toplumsal bir ag gorevi de goren cemaatler, bu suretle ayncahk ve iktidar kaynaklan durumuna gelmisler, ayrlca ye~ reI grup i~i toplumsal baglihgm da teminan olmuslardir. Muazzam bir etnik tarihsel rnisyontin tasiyrcrlan olmamislarsa bile, ~evresinde yeret cemaatin kamu ve ozel hayatirun dondiigii gelenek-gorenekleri bir araya toplayip elinde tutmak vasitasryla, toplumsal surekliligin temsilcileri olmuslardir. Tek baslarma sureklilikleri hie giivencede olmayan cemaatler, ashnda yorelerindeki ozel sosvo-ekonomik kosullari ve

uyelerinin yetenekleriyle yazgilanru yansitmaktaydr. .

Duruma gore cemaatler, ~e~itli gelisme boyutlan sergileyebiliyordu. En onemlisi, bir yandan iiy:lerine zaman ~<;i~de kahci bir siireklilik imkaru tarurken, diger yandan aidiyet aracihgiyla on lara kesinlik ve giiven duygulan veriyordu. Halklarm yasamlarinda temel oge olan toplumsal istikrar, bireyin diinyasmm toplulugun (koinotis) fiziksel yaptinmlan aracrhgiyla suurlanmasi ve odaklanmasi yoluyJa saglanmaktaydi. Koyde olsun, kasaba mahallesinde yada buyuk bir sehrin papazhk bolgesinde olsun, cemaatin kalbi hep kilisesi olurdu, Bu kiliselerde bir mezarhk ve bazen de sikr bir birliktelikanlayisiyla gruplar seklinde bir araya getirilmis ve etraft duvarlarla ~evrilerek emniyet icine ahnrrus bir okul bulunurdu.IS Cemaatin iiyeleri ve bu yapdar birbirlerine destek ve hizmet vermekteydiler. Cemaatin dismdaki baghhk, piskoposluk idaresine dek, ya da daha iyi bir tabirle, uzu~_ gecmistyle muteber manastrr kurumuna kadar uzaruyordu. Ote yandan tek tek cemaatlerden farkh ozellikler gosteren bu yapdarm kiliseden ayn orgutler olmasi da soz konusuydu. -

17 Anlasmazhklar konusunda, FO 78/1609, 14 ~ubat 1861; Anastasios Levidis (Elyazmasi), s. 199 (her iki durumda da cemaatler egitim liz€-rinde piskoposlanyla tartismaya girmistir). Dimogerontia cemaat uygulamalanna itaat etmeyen bireylerl para cezasma <;:arphrabiliyordu. A yrrca, kilise, aforoz gucune dayanara k heyetin kararlanna destek vermekteydi (K. Papadopoulos 1961, s. 9-14), Ondokuzuncu yuzyil ortasmda .r~~ban suufryla cemaat ihtiyarlan arasmdaki iliskiler icin bkz. Ubicini (1856), c. 2, s. 40-41.

18Dawkins (1916), s. 20-21.

62

63

, Cern~at Zilt1'ri1.Q ifi'ihde i"~yelW''inin b.a~h~'a uuy;ati.aSi (jld~t~tI g:fbi.( 0n]<ITUl 'f,;'q~r<rfl b#ti'lf<~,t1.iliglft~" dx:: d'(~sh:,k '1<crroiii etr. Eku"C no,tqik. 11 'dertol~r bfMika hu' Jtrt~kah:il ,Yerle1m¢ Z()r'uttiUlli~UiUI ge--tkdig;ind;$~ b:ileyler ~nguuhlklil o.l'dii'l.:n Maya latIn-)rnl~lar; faktrtbti aD~na c«;lllM.U,@l'illi Qi:: be;r.<tbJ;,lJ;'!e:r;itn:le g,6W:ri:fi ir~llitcrir, Hit Kapoici(}kY'<l 'Ka-sabcrSl oiai't $li'iaso$\m .<;'al{irtl:eri ():r.D:egttl~ (.l:~rl<i ihbi daDa j~d 4iti!*de"cd;'arai.'!l~lJ.,vla '~iir:e§t;l ytn:tl'li:tn~"

~ ~ '-] ¥., ',," "" ,J' , ...

dan ~€);; e(;ien /j:it~'f~k Rtfntl jet:k",1.ri£.:'Yl (:feficidrkJf!d h't~r,yecfde

~Ri ~mtiaaJ:tphrtirl hit be.nz..et,ii'li kUrll'l.akfhvd1. 1'vlesel<l atllian 61mrsdsh.ilall" y:OJlarlfl.in .dU~fiiga bfl~ke;t\'{'bI>('pnJuJ'da diger RLun ahaiij\le.ya:lnizcaltic8yi m~kil~e gim~ifll:eir' VB kt~Hdi ye-rel U;U]iI1!l ne]fmtklll . pIlm)y?n~ad:a~ h'-lq~a baglw ku:rtuao;u:~ta.p dir .. U1U:1Ufl f£d11Bt KE',flt;li ¥.e;rcl qtr!1aatle/Jxl.iu fi2'.i~S~L V(~ b.ti~hirel gl;lti:~j;n'l.iri!i jda~e ege:n 1,:'f,n:tw'<H kr(1&nd:ile:riylf! haifliAAft{"'I

buJu\i8)i Qr,s~t~1 bh")'l;\'fI]Qll.\§tutlJ:l\l,~la:;rijlT}~ .

Ce:l'i:t.lacl;Jer f6p:!iU:l:u;:ioIlu.agJIJzgln. ve J<'iilhlf',d mgi~II'rr.e7J~tfi,n rHalj:lan ol1na,ktandAha fa.zfa bil" i~lli}y' t~lftl'I',irtlpal!))j0!~~ iug;u, f.ieti~tiYfm ekonomik ola;y;lat kn't~18m{lakendj '\t!~ulnla.;. . nm lielirleJ:ebill}'7or4~19' Osuh'l.;rli 1 tii;y,Yrl'},l?1 A wtl!, Fa ,,1 rasindal$t ekO:rH?'~'Flik JJagiru 'gn'g;tM),#'XHfa,Q®Hl£Hltl~J' kcrrdi1L'rinJ lll,i h~.! tt1p!1 U't:o;~~l degi§'in"t "iv.:1'.cdl1 d ~ r~thnu~l:<'l):(h}:', J.)J:~b6Jgt .. Jf.v:d!;'ti g~:ren Jiaml,rr Y<;, anel.W:"·;-'~tv"in7 .Ail~lJ)4, S1un"'v1)g11'f kL)U ~eltit1E'riQdff \\:,nK: chtfra: bQ)'L'tk l~eff'la,%fIJ!'J:jn k,tn'l,tht,~1J'til )!card.lW.Cl ~}lmtiJ;,~~l.lt; tJygUfl tit:qri ffij;ijrl<It" bw, ri'nl{k.'{:f;l:'!zU{l'i1k l;)1\1~'iitrJesilli t.f'Jiv,ik. ~,;ttiAd dO(W:t}llt'f.du -jM'!;)"t'\lsi rl~1.bL l~ Kt.>lfOltuuaki ya tta: ,i,l;J:lalur.tlobki dinl.1"tkdb l'til<~h f{ui:nJ,it'! btm lUI COl- 7tfb~sl:ru: kdpLhncfki,,';:JiH~! l{) YVl'I ; IT, 11J,YHIl\,; PrlYdHil ,"'('il(> :ti~'h ohna.2hYj, 10 h2flgdl'l.dl' i'r,j/£'I" )( ~jtl 'cd ;1t>n duhn:Hll fcY!1"l

• """ -,:>,...,., ~'¥-

ter$·i ~,ekli:r,!de, btHclFH," ¥oT'I,djk }~{lt, 'l:h1!'ck:cnc'fJ d~ goyfun",.

I e~ l:tlJl,i§'ti;r ,

Kti~4:k Asyafdah~1 I~ H'l ~N~l<hlH"t'j l.ci.:l'" ) ,Jpll ve: ,k,uniInJ<'lT J.) W,'$'lpd at) RCtl¥,,&r J ~k, 51?-;11'! (' ~p,' f«"I, €,.l r f,·tl)!lM i,ttvu,.:.'il }7J,1$)r1!t:t,)~U

'$eU.~itJl tat.z~a'N,<lcrslttfJan du l'l Ii'lrn'l:li rarMhlrk g~1ste'nn0k~ttyiiihf. C(i?J!tlaablei ret ve 7.'Otmomi bngll ohuak keHGI/ltpdni, ll:et1M iklnnl ieli~rlil i,iiPigis\ninzlt 'k1;i tupt2l.n arasrada 1tn;.:!mu§f:a:rtr.R. H~j;;mlaD1 topiulil,stl;l katn'l<ll'lra$f)rt~l e~!i&-inde ):IJq:J1Ci'l l,h rYhli'3::d:j ll&li:§111H? W~ sa,YM;al h:l:iyi,i.me ya.'?1i>lm~, d.i~e,rred de 01~ (XtRlilTl :gi!\i k:q.hll<,;l'{Uf!t;J:\ t}h Qii:~\ifi ytl~afu'f;l. kii5iJiH'-.;i!!ttt.9I.e-rrttUtt'ir. £li!' k1S:Il}~ U'lenege\H}d'¢g"X;jllle;z1ig,eq,a.,)'an:nw,;, ¢l.ig.er

{ljr ~\$11Xl cla de,;:ifJ;rne \"e yeniTige ~Q.~l(~lml~ttv. ~QyJj?S:~ ~1n,~~Ii:l.Shk i.~~i,tllle-k:i h');Fj: ur~\l ~tl" e,y,e,ll;;'rJn;t;n,qgn'tai;l tjl1' gelI;.]1Hl me .!N:U%J lrlJi'J\l,;'fl t<tVH:,l..;[I'IJlJ.O \t.~.,i'J. k:ny,l{s.M?::hld~fml_fL biv ne"i

gtlg:terg,€',S'i'~hUl'Wtl;11\ ,," , ..

V'i;lz;eyde ee:mn'act1&tiil): O:sJt:~a<1.h 'tOprUUl,UQ,zPTHQ:d eki yep, \ilis:llVe .iyi El\lnllirlanfu~~ lflbi g,Q1i:iltj1)·or(~u. ,£)tOJ:itq tJ:~10- tnmd H, hiy:er:arq,{htfll?:n ;:IlbiJ;lde tn;d;unil)<ilfhTrtil, f)a.t't:tl :SQn~ 0,tl'h 5('vi,."C(ie: y~tkHeni ~atl:it'f dili ;"(1;' ;;;ix';"l:'>}!lk~lJ'Qnd'ztn g_e1iy(J~ biY~f{l.r.§oi PQllh~ ikliall't'Hl HSft veu'?'?Ik'hitti~ bi:;: i;t~Tt~~ti'cil,e.to;fcllaLlihgl nO\faclNo sot). b.ulu}v.Jrdu. Ce'n111alil~.)rJ;t'l b\;thl}te- . . ~'«r,,, I' ·1' ·("t'1'< ~1 ,,'1,1"'1' I' i<¥:"'x,l o. fin e 0'''' Iince i5n,celiid..i ola1>a],;: J.5fPJ\rtiUra 'V.e

x c ....... ~.~ '¥ ",',-J",__.l\.; ':,;.,., w_ '" "-f (:). . ~

ti!;i;i;'e;n k011tjlttho/bl jlij:{e;n:c~n htl'''~kr.&kiimdj'l!.yiitt<~1 nitzG}'oe ~e.te~U1k;iltr t.bplnrtl ~1t L ·h'fz~ne fJ.eri .~a·gl,ntlak.tay'ct .. Jar, Ant: ak :~rj$'!Ji KC<J., ~mrl.&kH'C1,;! I'J.t;U ''I'D zyd c1c" iInViiiT;;l'roEltl5:U .(ffivl:§~ira:~e~ klltvfl haz.e:tl de clraj,lititi'kul{ibihm PQJitiikh!f::? 'l'lk*'t19tTI;IN 9Ggl~ '§'ik1Udeaj QernnatJedu; ~til'liJ'}ltilfte ~i;rm(,\*l;khk arQ'; ~'j;tn€,')terl kiq;t&~l vekur'utns'(',! d'CinyaIrrf1:tMii ;(l:efti.§i:Itte U:~q'amMln,r yaJ fl:~" l'I'll§:tll'£

'I>'""","",,; .. }t'''kt Jij\jk iid..:ed:i,k (i.C.l)wb,rHk' IJiI' tl'''.I''tlta11llt. iii ..

_r....,"'! • .I;..lA~.J:~t.-.I;;·............ . .7,' f. p "'" 9

t'tw:~t:;rn '":tlk:.", f;e:rv¢'t 'V~.r ~(','fp:i:tt1:n~i'Jt :{1:6i'1.1 s'ahibi bh z;tifiYrenfrl [.,1" lC¥:i:$'ni ~t.QsteiTri.t;\'kte,y;dii: Dif1lOg0J;On;UaZnm yani iJrt:iy<fl: Icr~_ ')vfiHr!In 's'€?yll'nj,ndc Ll':'1$\tli;t~ThH1 b;Ell~ P9l1It ki.trilHi.l(;, !,:~r;lf.:l<t!'H;1 i)'trJil"khl~llnir. Dl'f:fitjriJjj'.L yt,j,rle4in'l 0:plp;G''':tI]t! Vt; hem f@bltlt~): memg.i:ive;n (ie<iecGSiri:et"ig,h clliWlC<l.k w.ii· I~r(lu;ir '(hgr;r11'l? .(J,"cl!.J;k,\::I: f'Jl':k4llkgr;~lclrncktevi':U, Ce.l':Rl hi&titR n>nt~j;Jt nyuJeXi Ql:wrnh

l~Salll,Q!i,dou,~, .$4. \ ), 1 '1!'<'t)l,'t;, .'>. 2yJ i)tiHr'ist'Vpou.!.ou (Elva" lP,bj ,<-. jl.}

64

bir dini toren vesilesiyIe kilisede toplarur ve dogrudan Iiderlerini secerlerdi, Secim konusunda herhangi bir ayrihk yoksa, cogu zaman el kaidrrmak yeterliydi. Aynca din kurulunca de. netlenen ve cemaatin muhrunu tasiyan oylann kullaruldigr gizli oylama yontemine de gerektiginde basvuruluyordu, C~ maat buyukse, yeterli sayida ihtiyar temsi1ci secilirdi. Oaha buyuk bazi cemaatlerde ise dolayh secim yaprhr, her rnahalle, ihtiyar heyetini sececek temsilciler icin tercih kullarurdi. Uygulanan secim yontemi ne olursa olsun ihtiyar heyeti uyeligi gorevini yiiriiten erkeklerin bazi ortak yanlan vardi:

Servet, oturmus bir toplumsal rnevki, hie olmazsa bir nebze resmi ogrenim, deviet otoriteleriyle iyi gecinme yetenegi.21

ileri gelenlerin yerel meselelerdeki agIrhgl, cemaatlerin geleneksel sosyal uygulamalanndan oldugu kadar, 1850· 60'larda Osmanh hiikiimetinin baslatngi reformlardan da kaynaklamyordu. Bu reform Iar, ozellikle, devIet ileri gelenlerinin cernaatlerin yonetsel ve mali meselelerini ele almalanyla ilgiliydi. Ondokuzuncu yuzyil ortalanna kadar imparatorluk otoriteleriyle cemaatler arasmdaki yonetsel iliskiler oldukca gevsek ve keyfiydi.22 Vergiler merkezi yoneticiler tarafmdan topiamrken, milletlerin dini hiyerarsisi de ye· reI cemaatlerden koparabildigini almakraydi. Tanzimatm bir par<;asl olarak baslatilan islahatlar, kaza (vilayet altbirimi) ve nil/dye (kaza altbirimi) diizeylerinde idari duzenin biiyi.ik olcude butunluk kazanmasiru saglarrus, aynca devletin vergilerinin toplanmasmda dogrudan sorumlu kildlgl ileri ge·

lenlere boylece daha fazla mali sorumluluk yi.iklemi~tir.23 Oini kurumdan kendi cahsanlanrun gereksinimlerini karstlayacak iicret miktanru saptamasi istenmistir. Boylece cemaat ihtiyarlanmn ve muhtarlarmm ya da baska bir deyisle secilmis baskanlanrun, kendi halklarmm meseleleriyle daha iyi basa cikacaklan ve Musliimanlar He gayri Muslimlerin de temsil edilmesi gerektigi yerel kurullara etkin olarak katilacaklan umulmustur.

Ondokuzuncu yuzyilda yabanci gozlemciler, cemaatlerin ve bunlarin kurumlanmn imparatorluga ve aym zamanda kendi halklarma ifade ettigi ettigi onemle ilgili birbirinden farkh fikirler ileri siirmu~lerdir.24 Tahmin edilecegi uzere cemaat liderleri birden fazla crkara hizmet etmek zorunda kahyor, bu hizmetten herkes aym oranda tatmin olmuyordu. C;:orbaCl adi verilen bu yoneticiler devletinkinin yam sira kendi halklanmn cikarlanru da gozetmek durumundaydi. Bu arada bu insanlarm kendi kisisel crkarlarma dikkat ettiklerini anmaya bile gerek yok. Buna uygun olarak, <;or~a.cl1ann hizmet gorrnesinde araci olan cema~t k~rullan: degisim aktorleri olarak hareket etme potansiyeline sahip toplumsal

duzen araclari islevi gormi.i~lerdir. ..

Secilmis cemaat ihtiyarlannm yabana ahlrI_layaca~ nufuzu yalruzca duzenleyici yetkilerle, mudahaleci rollennde~ kaynaklanrruyordu. Bu gu<;, bir yandan da cemaat mesele~en~ nin idaresinin ~u iki temel varsayima dayanmasmdan lien geliyordu: (1) Uyeler arasmdaki her turlu <;:ah~ma yah~hnlmah ve kontrolden cikmasma izin verilmemeh; ve (2) ortaya cikan anlasmazhklar mi.imki.inse dl~ gut;lerin. (~evlet otoritelerinin) mudahalesine hrsat vermeden grup icinde halledilmeliydi. Dahasi. ni~anlanmalar~ .vasiyet ~~ ceyizlerin karsilanmasr, evlenme ve bosanma gibi cemaat It;mde gercek-

21Lamera5 (1940), s. 20·21, 63-64; Theofylaktou (Elyazrnasi), s. 19; Konstantinou Makri (Elyazmasi), s. 321; Pavlidis (1906), 5. 17; GAK, TA, Sinaso5139, 1 Maps 1873, s, 31; Sarantidou (1899), 5.27; Ubicini (1856), c. 2, s. 39.

22Bursa'daki 1ngiHz .konsolosu, bir Erm.em cemaa.ti~in, ken?, .ileri gelenl~rinin ve yerel Turk.mef!\u.rlarm.m elinden o;ektJi!:1 mahsul5hmaller_e deginerek bunun gaYf! Mushmlen de kapsayacak ve boylece terns II giicii daha yuksek bir idareye y6nelik adimlan yolundan ahkoydugunu beiirtnustir (Fa 78/612, 18 Nisan 1845); ayncabkz. Fa 78/1534, 11 Subat 1860.

23Ubicini (1856), c. 2, s. 184-86.

24Peder William Jowett'in gunlugunden almti yapan Clogg (1976), 5.77; Great Britain (1843), kts. 8, s. 10; Ubicini (1856), c. 2, 5. 193; Dumont (1873), s. 356-57. ,

66

67

lesen toplumsal etkinliklerin <;ogu, inancla ilintili oldugundan, papazhk bolgesi kurullarirun sahip oldugu otoritede din adamlan agrrhklanru koyabiliyorlardr. Ihtiyar heyeti bu sekilde kararlarma uyulmasmi genellikle teminat altma alabiliyordu. Heyet, itaat etmeyen bir ki~iyi hizmetlerinden mahrum etme tehdidi ise yaramadigr takdirde, rahibin soz konusu kisiyi kutsal haklann kaybr ve hatta aforozla tehdit edecegine guven duyabiliyordu.T'

Bireyler, kisisel ya da i~ geregi, ne zaman bir sozlesme yapmak zorunda kalsalar, meclisin ihtiyarlanndan yapilan ise taruklik etmeleri ya da resmi yetkili olarak onay vermeleri isteniyordu. Bu sozlesmelere uyulmasr ve yurutme konusunda cikan anlasmazhklar bir kea daha ihtiyar heyetinin ve aynca hakem olarak ruhani liderin yetkisine basvurmayi gerektiriyordu. Cemaat liderlerinin sorunu cozurne kavusturamamasi durumunda geriye <;are olarak daha yuksek rutbeli kilise otoritelerine, yerel Musluman hukuk alimine yani kadiya, ya da belediye mahkernesine basvurmak kahyordu.26

Ihtiyar heyeti uyelerinin kirn i faaliyetleri adJi ya da idari bir nitelikte olsa da. islerinin asil yukunu cemaatlerinin cikarlaruun ternsilciligini yapmakla cekiyorlardi. Bu it? i.i<; genis denetlcme alarum icermekteydi: Cemaatin mali vukumIuluklerinin idaresi, yonetim meselelerinde devlet memurlanyla iliskiye ge<;ilmesi, cernaat mulklerinin elde tutulmasi ve idaresi.

Ondokuzunc.u ytizytlda II. Mahmud'un cabalariyla irnparatorlukta baslatrlan reformlar, mali konulardaki sorumluIugu ihtiyar heyetlerinin ve muhtarlarm omuzlanna yuklemistir. 1834 ve 1850 yrllarinda cikanlan fermanlarla ihtiyar heyeti, cemaatlerin devlete olan vergi borclanru esit miktarlar halinde toplamakla gorevlendirilmisti. Fakat cemaatlerin hemcn yakirunda bulunan ve manashrlara ait olan ~ogu

kilise mulku, imparatorluk memurlarryla dogrudan iliskiye gecilerek yonetilmektevd], Cemaat ihtiyarlarmm. yani ileri gelenlerinin bu hassas vergi meseleleriyle ilgilenmelerine gerek yoktu.27

Cemaat liderleri icin, mali yukumluluklerm daglhmlm saptayip gerekli geliri toplamak. yeterince sikmti yaratiyordu. ihtiyar heyeti sultarun istemlerlni karsilama zorunlulugunun dismda, cemaatin dini ve egitimle ilgili gereksinimleri icin de para bulmak zorundaydi. Birden fazla Rum mahallesinin bulundugu kasabalarda, secilmis temsilciler vergi yukunu esit bolumlere ayiracak, bunu yaparken de hane halki sayisnun ve mali durumlanrun her bolge icin hemen hemen aym olmasma dikkat edecekti. Bu, hassas ve bazen de karmasrkhk arz eden bir isti, <;iinkti tahmin edilecegi gibikimileri m iilkiinti ve ge lirini saklamaya calisacakti. A ynca ih tiyar heyeti yalruzca kararlariru ruhani liderlerin destegiyle kabul ettirmek degil, aym zamanda kendi uyelerinin de bu kararlara uymalariru saglamak zorundaydi. Mali yukurnluluklerin soz konusu oldugu yerde, boylece, boiunme ve catisma icin her zaman bir potansiyel var olmu§tur.2S .

Devletin vergi istemleriyle kendi halklaruun toplumsal gereksinimlerini karsilamaya cahsrrken, ihtiyar heyeti uyeIeri bazi zamanlar kendilerini mali bir crkmazda bulabiliyordu. Orne gin yeni bir kilisenin yapmuna ya da egitim ola-

27Vergi tahsili konusunda, Ubicini (1856), c. 2, s. 185-86; Kostaki (1977), s. 401-3. Mount Athos'unt Aynoros) temsilcHeri Sakiz'daki ileri gelen yoneticllerden yakmlardaki bir manasnnn odemesi gereken vergiler hakkmda bilgi istediklerinde, kendilerine "esrafm, hukumet kararfarina kansma ya da karst gelme guclerinin olmadigr" bildirtlrnistir (GAK, T A, Kios 451~. 23 Ocak 1865, s. 63).

28bdenecek verginin taksimi konusunda, GAK, T A, Sinasos 140, 1846- 66, s. 20, 33, 51, 73, 101; Ubicinl (1856), c. 2, s, 39-40. lhtilaf konusunda, Mitropolitis Trapezountas Hrysanthos (1936), s. 680-81. Cernaatin mali gereksinimlerini diizenleyen Sinasos ihtiyar heyeti, aldigi kararlara karst <;Ikan uyelerini "vatan haini" (prodotis tis patridos) ilan etmeye karar verrnistir. (GAK, TA, Sinasos 139,27 Ocak 1876, s. 39),

25Lameras, s. 8-69.

26 Ag.e_ , s. 26-30; Ubicini (1856), c. 2, s. 40-41.

69

naklanrun genisletilmesine karat veren cemaat agir bit so~ rumluluk alhna girmis olabiliyordu. Tahmin edilen gelirlerin zamarunda toplanamamasi durumunda mali yuk cok cabuk artmaktaydi. Boylesi ikilemlerlerden C;lkl~ yolu bulmak cemaat ihtiyarlarmm basrru agntan buyuk bir sikmtr kaynagIyd!. Ihtiyar heyeti, cemaat icindeki ayn ayn ailelerden bekleyebilecegi bir sey genellikle bulunmadigi icin, yuzunu bu kez imparatorluk idarecilerine cevirmek durumuyla kar~da~lyordu. Bu noktada ileri gelenler, devlet borclarmm ustesinden gelmek icin gorusmelere bashyorlar. muhtar baskanhgmda ihtiyar heyeti soz konusu borcun belirli zaman arahklanyla odenmesini saglayan bonolar aracihgryla kendi papazhk mmnkalanru yukumlu kihyorlardr.c? .

Gecmiste toplumlarma onemli olcude faydalan dokunmus olan cemaat baskanlari (muhtarlar-cn) artik ihtiyar heyeti uyelerinin yardirmyla, devletin buyurdugu C;e!litli hizmetleri yerine getirmekteydi. Cemaatlerini ziyaret eden hukumet memurlarma ev sahipligi yapmak, gorevlerinin bir parc;asrydi. Yollann onarnru gerektiginde koy liderleri, halklanrun saglamak durumunda oldugu karsihksiz isgucunun duzenIenmesini ustleniyorlar: bazen ordunun gereksinimlerinin kar~llanmasl soz konusu oldugunda cemaat liderleri bu gereksinimlerin yerine ulastmlmasnu saghyorlardr, Baskanhk gorevini yuruten ihtiyarlar aynca siradan fakat cok onemli bir i!l olan cemaat resmi kayrtlanrun tutulmasiyla da yukumluy-

diiler.3D Merkezi hukumetin tasra meselelerinde gunden giine daha cok nufuz sahibi olmaya cabalamasi karsismda duzgun kayrtlara duyulan ihtiyac, kendini daha fazla gostermeye baslanusti, Bu yalmzca dog-urn, olum ve evlilik kayitlanrun tutulmasi degil, aym zamanda cemaat sakinlerinin goC; hareketlerinin kaydedilmesi anlamma da gelmekt~ydi.

Kimi Batih gozlemciler, Hiristiyan cemaatlerinin derledigi kayitlarm kusursuz olduguna pek i.r)anmlyor~u. ~icini gibi yazarlarm varsayuruna gore, kayit suretlen Patrikhane'ye gonderildigi ve.cernaatin millete olan sorumluluklanrun saptanmasmda kullamldlgl.~c;in, rakamlar bu dur~m he~a~a kattlarak ayarlanabilirdi. Ote yandan cemaat b~erler.mm titiz kayitlar tutmak icin iyi nedenleri de vardi. Oncehkle, ihtiyar heyetleri yerel Osmanh memurlanyla c;ah:?mak zorundaydi ve ortak karat onemliydi. Bu konuda Sinasos ~e~~~ ati katibinin bslirtmis oldugu gibi, "Her kim varolan kutugu kullanmak isterse. bu kiitugun kazamlzm milftilsii tarafmdan tutulan nufus kiitiigii (nilfus defteri) ile uyu~masl amaciyla, buraya ycrlesmeye gelenleri, aynlanlan,' olenleri ve doganl an kaydederken cok dikkatli oImahdlt."31 . '"

iyi tutulmus kayitlar, cemaat ici meseleler~ ~.al~:dl~~~SI icin de gerekliydi. Bireylerin cemaate olan malt yukumlulukIerini yerine getirmelerini teminat altma almak amaciyla, ileri gelenler, yalruzca kilisenin men edici ~iiciinden yar.~rlanmarrus bunun yanmda kutukler duzenlemis ve kamu mulk

~, 32'

ve gelir hesaplan tutmuslardir. ..

Tasranm yonetsel olarak yeniden yaptlandltllm~sl ve hukumette yerel katrhrru arttrmaya yonelik resrru <;:a~alar, gayri Muslim cemaatlerinin politik giiciin.? yiikseltmeml~1 fakat bolge meselelerinde oynadlklan rolun alarum genisletmistir. Ne var ki islahatci devlet adamlarmm umduklanmn

290 Titegrafo« tou V{)SpOrOIl, 6 Kasun 1852, s. 2; FO 78/]686, 26 Subat 1862.1866 yrhnda Nigde Rum cemaati, harap durum?aki kilisenin yerine yeni bir tane insa etme karan alnusn. Kayitlara gore, cemaat liderJeri bu i~i piskoposluk bolgesindeki diger koyler haricinde hicbir y'erden yardun almaksizm yapmaya kararli olduklanm beiitt~ekteydller. Nigde bir piskoposluk alaru oldugu lqln. komsu pap~zll.k bolgelennden yardim aramak dogru gorunuyordu. Ote yandan, Ihhr~r heyeti bazi zengin bireylerin comertce kisisel katkilarda b~lunmak icin kendilerini gosrerecegine dair umud unu da acikca belh edt yordu (GAK, T A, Ikomo 258 1866, s. 2) ..

30Kostaki (1977), s. 401-3; Ubicini (1856), c. 2, 186-87. _

31Ubicini (1856), c. 2, s. 187; GAK, TA, Sinasos 139,1 Haman, 1845. 32Hyrsanthos (1936), s. 681.

70

71

aksine, bu durum yalmzca Iiderlerin, kendi cemaatlerinin pkarlanru gozetme arzusunu guclendirecektir.P

1876'ya, yani "ii\ sultan yilina gelindiginde, gayri Muslim cemaatleri her kazada kurulmus olan idari kurullar ile sivil mahkemelere gondermek uzere temsilciler secmeye basIanuslardi. Sinanos Rum cemaatini tipik bir ornek olarak kabul edersek, burada oldugu gibi secimler her yerde dolayh ~ekilde yapilmaktaydi. Cemaate hak tarunan sayida ternsilciyi secmek amaciyla eemaat genel meclisi toplaruyordu.v+ Secilenler ise kaza kuruiunu secmek icin diizenlenen secimlerde oylanru ne sekilde kullanacaklan konusunda cernaat liderlerinden talimat ahyordu. SOz edilen yerel yonetsel kurullarda temsil edilme eemaat temeline dayandigi icin, tek tek cemaatier hem kendi ozel crkarlarnu hem de tiim diger cemaatlerle olusturduklari butunun, yani Rum dini cemaatinin crkarlarmi kolluyorlardr,

Vilayet temsili baslanldigi ve hiikiimet, imparatorlugu daha etkin bir sekilde idare etme dusuncesiyle idari bolgelerin yeniden duzenlenmesi hakkmda bir emir \,Ikarthgl zarnan, devletle iliskilerin geregi gibi yurutulmesi cemaatlerin kamu yasami bakrmmdan daha hassas bir nitelik kazanmistrr. Kimi zaman cemaat liderleri kamu meselelerinin en iyi ~ekilde halledilmesinin yolunun gizlilikten ge.-;tigine hukmetmislerdir. Boylesi durumlarda cemaatin crkarlarmm bu qekilde gercekten gozetilecegt varsayilarak, ihtiyar heyeti kendi basma hareket etrnistir. 1877'de istenmeyen. idari 'bir degisiklikle karst karsiya kaldigmda Sinasos ihtiyar heye-

tinin takmdigi tavir. bu durum icin iyi bir ornek teskil etmektedir. Vilayet yetkilileri, oyle gorunuyor ki, altbirimler alan kazalann ve nahiyelerin smirlanrun yeniden cizilmesine karar vermis, bu surecte Sinasos bagh oldugu bolgeden ahmp bir baskasma baglanmlqh. Belirtilmeyen nedenlerle, bu kasabarun ihtiyar heyeti azalari, bu idari degiqikligin cemaatlerinin crkarlarma en iyi sekilde hizmet etmeyecegine inanrrusloud 1. Boy Ieee ih ti ya rlar bu kanun un iptalin i saglamak icin gere kenleri yap rna y a karar ve rrn islerdi. Vila yet yetkil ileriyle iliskiye gecip davalannm pesinde kosarken, bu meseleyi kend i hernserileri (pa trio tes) ile .alenen tart~.'?mama~lI~ daha iyi olacagma dair karar alrruslardi. Fakat Sm,asos gibi sivil yaqamm hareketli oldugu bir cemaatte kolay bir ~ey deA:i1di bu. Ihtiyarlarm yaphgl basvuruyla g~rilen bor\,~an,n uslunii ortmek icin para gerekliydi. Cemaatin, merkezi bir hazinc dairesi vardr ve ihtiyar heyetinin her ay kamu harcamalanrun bir muhasebesini vermesi gerekmekteydi. Tasanlariru at;lga vuracak olan bu zorunluluktan kacinmak icin ihtiyarlar masraflanm kendi ceplerinden odemislerdi. Yine de bu gibi vakalarrn hikayeleri bir qekilde eemaat kay~tlanna ge.-;mi~tir. Cunku ihtiyarlar, yani ileri gelenler, pa.tndalanrun, yani memlekctlerinin <;lkarlanna en uygun sekilde hare-

d .' 1 di 35

ket etmek konusun a ant icnus er I.

35CAK, T A, Sinasos l39, 23 Mart 1877, s. 45 .. Halklan icin ~~ iyisi addettikleri seyi yaparlarken,. ileri ~elenler keyh hareket e~ebillyor ve bu durum kimi zaman eemaat icerisinde anlasmazhga ~e derm bolunmelere sebep oluyordu. Ornek olarak! Sinasos. cernaah bir onytl soma tekrar secirn bolgeleri suurlarmm belirlenmesi sorunuyla karsil asrrusti. Fakat bu kez piskoposlar kasabalartrun baska bir kaz.aya. ba~;lan~asmdan yanaydilar. Degi~iklige karst O;lkan kasabahlar, ileri _gefenlerm yollanru acmak icin, "suclulann cezalandmlmasi bahanesme,:~evkle sarll.arak seckin kasabahlara sozde suclular olarak saldl~Il_1~~ olduklan ~thammda buhrnrnaktaydrlar. Aynea, cemaat hd.erienm 'burada temsilcilerine cemaatimizin pamsln,1 yalruzca kendi a.mao;lanm gero;ek.le_~tirrne yonunde" yili11 Sinasos un sirurlaruu yemden beltrlemek 10;10 "harcarnalarmt emretmis" olduklan yonunde suo;lamaktaydllar (CAK, TA, Sinasos 139, 1 Temmuz 1887); aynca bkz. GAK, TA, Nevsehir

33Creat Britain, Accounts and Papers 80,26 Ocak 1879, 100. sayidaki ek, s. 133.

34Su ozel durumda, iki yuzun uzerinde hane sayrsma ulasan Sinasos Rumlan kendilerine birden fazla ternsilci secrne hakkirun tarunmasi gerektigine inaruyorlards. Bu yuzden, delegelerine, tek temsllci secmelerinin "yuksek Devlet Ferrnaru'run hukumleri'ne aykm oldugunu belirterek bu durumu Osmanh otoritelerine bu dogrultuda aktarmak konusunda talimat vermislerdir. (CAK, TA, Sinasos 169,27 Oeak 1876, s. 39)

72

73

Vatamn (Patrida) Idarnesi

hizmetlerinin karsilanmasr, dis diinya ile iletisimin surdurulmesi ve hatta uygun davraruslar icin duzenlerneler getirtlmesini de icermek uzere, cemaatin <;lkarlanyla ilgili her (urlu etkinlik, papazhk bolgesinin liderlerince yonetiliyordu.37 Soz konusu etkinlikler, cok az sayida kurum aracihglyla ger<;ekle~tirildig-i icin aynca bir yogunluk arz ed~yor~u. Aym sekilde onernli olan baska bir ~ey de, cernaatteki etkmliklerin yalmzca birkac gelir kaynagma dayamyor olma-

siydi. . ._ .

Cemaatler, diizenli sekilde topladrklarr gelir turlennde

simrhydrlar. Ongorii ve bazen de iyi talih sayesinde herhangi bir cemaat. toprak ve binalar kazanabiliyor. bunla:1 gelir temin etrnek icin kullamyordu. Bunun yamnda ?ku~1 ~llise, yol, <;e~rne gibi cemaat hizmet ve kururnlarrrun surdurulmesi icin uvelerin yilda bir verdikleri bagl~lar vardi, YII icinde ise cema at genellikle dmsel bir yortu giiniiyle ilgili festival ve panayu gibi birtakrm kamu etkinliklerine bet baglarrusti. Bu vesilelerle kazarulan paramn bir kisrru kassa, yani cemaat hazinesi ya da sandigi icin aynhrdi Ond okuzuncu yuzyilm ikinci yansmda daha biiyiik ve daha kozmo-

. polit cernaatier, gereksindikleri paraY1 toparlamak amaciyla muzik ve tiyatro gosterileri gibi kulturel programlara mali destek vermeye haslamislardir.

Yilhk masraflanm karsilamada cemaatin umut bagladlgl

bu duzenli gelir kaynaklan yanmda zaman za~~n ~zel. yardimlar da yapllmaktaydL Arada bir ha~lf .sahl~l bir klm~~, cemaat uyesi olsun olmasm, <;ok degerli bir bagl~ yapabiliyordu. Bu genellikle okul bakmu, kilise dekor.asy.onu y~ d.a odul hak eden' bir ogrenciye verilen burs misali. bel~l. bl~ arnaca yonelik olarak yapilan bir bagl~tl. Cemaat vetkiliieri her zaman, kadm ya da erkek bir uyenin obur dunyadaki ya-

Ondokuzuncu yuzyil Osmanli reformlari hem din-temelli cemaatlerin etnik mesrulugunu hem de kuciik yerel cemaatlerin yonetsel yararhhgiru onaylarrustrr. Devlet yetkilileri egitim ve maliye gibi temel sorunlarla yola cikmaya cahstikca gayri Muslim cemaatlerin onemi belirgin sekilde ortaya cikrrustrr. DegerIeri, ozellikle imparatorluk kendini 1875-78 buyuk diplomatik krizinin icinde buldugu ve mali durum tehlikeye girdigi zaman kendini acikca gostenni~ti. Buna benzer buyuk darhk anlannda hukumet yardim icin cemaatlere yonelmekteydi. Bu sefer de Babiali imparatorluk hazinesine katkida bulunmalan icin imparatorlugun tum halklanndan yardrm talebinde bulunmus. buna karst tek tek cemaatler mali yardimla yamt vermistir, Ornegin, Sinasos ihtiyar heyeti "Hiristiyan cemaatimiz" adma "Tanri-himayesindeki Devletimize borcumuz olan" bir yardrm teklifini oya sunup kabul etmistir. Mali yukun cemaat iiyeleri arasmda paylara bolunmesini saglamak icin ise dort mahallenin her birinin ihtiyar heyeti ve secilmis temsildlerini iceren ozel bir komite kurulmustur. Bu komite her ailenin mali kaynaklanru tesbit etmis ve sonra cia uyelerinin bagl~ miktanru belirlemi~tir.36

Devlet otoriteleriyle ve dini cemaatin kilise yetkilileriyle girdikleri islerde yerel liderleri ilgilendiren asrl konu, oncelikle bir araya getirebilecekleri butun toplumsal ve ekonomik kaynaklar mr kullanmak sur etiy le vatan larrrun (pntrida) yani ait olduklan yerin idamesini saglamaku. Bu ise bireylerin (pafriotis), icinde yasadiklan cemaat (hem de patrida) ile daha siki bir sekilde tarumlanmasma yardim ediyordu. Hasat ile ciftlik hayvanlannm bakmurun duzenlenmesi, egitim, saghk, yoksullann korunmasi gibi kamu

37Kostaki (1977), s. 401-3; Lameras (1940), s. 21-32; Sarantidou (1899), s. 28-29, 58; GAK, T A, Sinasos 141, 7 Temmuz 1876, s. 63; TI-

le/?rafos, 11 Ekim 1852, s. 2.

133, 7 Mart 1874, s. 29-30.

36GAK, TA, Sinasos 141,7 Temmuz 1976, s. 64.

75

SOl' sakinleri "ruhlarirun se lamete ermesi icin'', pa t r ill", , I , , cernaat kiliseleri ile azizlerine. okullara, cevredeki It\,1'1-\' trrlara ve yoksullar fonuna bagl~lar yaplyorlardl. Bunuu \ ' runda, daha genis olan Ortodoks Rum cemaa tini de 11a I 'f I" y<uak Istanbul'daki hastaneler ile Kuisal Sepulcher gibi k ururnlara da vasiyetlerinde yer veriyorlardi.t''

CemaatIerin srrurlanrms ve kendi kendini de sirurlayan hir dunyalan vardi. Maddi kaynaklan ancak yeteeek duruma ~ddiginde ve ilgiyle destek eksild iginde cok sirurh bir g('Ii~me yasanmaktaydi. Bu ger<;eklik, cemaatin. hane halkr ve hunun otesinde az sayida ortak kurum uzerinde yogunla~an toplumsal bakrs acisiyla daha da gu<; kazamyordu. Tuzel yapida toplumsal bir birim olarak eemaatin devarrumn guvenee altma almmasi, uyeler, ileri gelenler ve "kamu" kurumlanru denetleyen komiteler arasmdaki karsrhkh baghhk durumunu kuvvetlendirmekteydi. Fakat ote yandan sirurh kaynaklar, cemaatce yapilan giri~imlerin ger<;ekle~tirilmesinde kisilerin ozel, ~ahsi inisiyatiflerine dayanmayi zorunlu kihyordu.

Bir eemaatin surekli kaygisr tum uyelerin iyiligi icin ihtiya~ duyulan hizmetleri sag:lamak ve surdurmekti. Bu yuzden ozel te~ebbiis durumlan bile kamu niteligi kazanmaktaydi, Orta Kuciik Asya'nm giri~imd Rum eemaati olan Sinasoslularm etkinlikleri bu duruma acik bit ornek olusturmaktadir. 1860'larm sonlanna kadar bu kasabarun saygm bir oteli yoktu. Zenginlikleri gorece dusuk olanlar yerel manastmn i~lettigi bir handa kahrlarken, gercekten onemli konuklar kasabahlarm ev lerinde aglriamrdl. Sinasos'ta ticari etkinlik arttikca yeterli kirahk odaya duyulan ihtiyac da <;ogalmI~, sonunda birisi pazarm yakmmda kendi parasiyla bir otel yapnrrrustir. Buradan saglanan kazanc ise bolgedeki bir yoksullar fonuna aktanlmaya baslanusnr.U

sarruna hazrrtanrrken patridaya karst bonkor davranacagiru umardi, Acil bir durumda hernen ozel bir fan olusturulabilirdi. Cesitli kaynaklardan elde edilen bu gelirler bazi komiteler tarafmdan idare edrlir, asrl sorumluluk ihtiyar heyetinin ve baskarun elinde olurdu. Kilise, okul, hastane gibi belli bash kurumlarm yapilmasi icin olusturulan fonlar ise atanrrus ya

_ da secilmis denetleyici heyetler tarafrndan yonetilmekteydi.38

Bag-l~lan ve vasiyetleri aracrhgiyla bireyler, memleketlerine ve onun kurumlanna alan baghhklarmr ifade etmekteydiler. Ister cok buyuk, isterse orta seviyede bir zenginlikleri olsun, insanlar servetlerinibolme yoluna gidiyorlar, kendilerini sahsen ozdeslestirdikleri veya millet icinde iyi bilinen kurumlara ve hem bireyin hem toplumun refahi icin ugrasan yerel kuruluslara bagI~ yapryorlardi. Sayt!an cok az olan millet kurumlan, baskentte ve yakmJannda bulunmaktaydi. Bunlar mali olarak buyuk olcude buralarda yasayan Rumlann destegine baghydilar. Ornegin zengin bir Istanbullu, vasiyetinde Hal ki'deki (Heybeliada) ruhban okuluna ve "milli" hastanelere hatm sayihr meblaglar birakrrustr. Baskentteki kendi toplumunu unutmayrp buradaki papazhk bolge kiliseIerirte ve kIZ okuluna bagrslarda bulunmus, cornertliginden baska merkezler de yarar gormii:?tiir. Bunlar arasmda izmit, Odessa ve Kayseri'de bulunan okullar ve yardim kurumlan da vard ir. Aynea Kayseri'deki koyunu de unutrnayarak. buradaki cemaate de gayet buyuk bir miktar yardrmda bulunmu~tur.39

Tasrada yasayanlara gelince, bunlar sadakalariru verirken kendi yerel cemaatlerine yonelmekteydi. Ornegin, Sina-

385arantidou, s. 59; Dumont, s. 21-22. Izrnir Rumlan her pi gelenege gore Horneros'un doguUI yeri alan Melitia'run yakmlarmda bir plmigyri 'e yani festivale katrhrlardr. Kilisenin bu vesileyle elde ettigi selir sehirdeki Rum hastanesinin bakirru icin harcaruyordu (Elimer/s lis Smurnis. 10 Mart 1850, s. 2).

39Amalthcia, 2 Ternmuz ]865, s. 3.

40GAK, TA, Sinasos 140, S. 163,311-12. 41Sarantidou, s. 54.

76

77

Sinasoslular hem bireylerin hem de cemaatin yararma baska kazanc getirici girisrmlere atilnuslar, ornegin 1870'li yrllarm baslarmda bir anonim !?irket kurmuslardr, Sirketin hisselerinin tamarru sanlnustr, Her hissedarm aylik yuzde 1 faiz almasi soz konusuydu. Hisselerin yansi cemaatin egitim ve din kurumlarmca ahmrken geri kalaru Sinasos'taki ve cevre koylerdeki halka satilrrustr. ~irketin dort yrlhk bir sure icin ill yapmasi hesaplannusn. Dort yil sonunda gosterdigi basanya bagh olarak ya devarru saglanacak ya da feshedilecekti. Bu girisim, ashnda cemaatin mali kaynaklanru guclendirip daha iyi orgutleme cabasmdan daha az kazanchydi. Ardmda yatan fikir, Sinasos'un daha varhkh kisilerini, kasabadaki ve bircok Sinososlunun yasadigr baskentteki ticari islerini artirmalan icin tesvik etmekti. Yuzyil sonunda cemaat uyeleri, icinds birkac magazanm birden bulunabilecegi bir hina.vaprmslaj-, bu binadaki yerler kiralanrrus ve geIir, tasarlandigr gibi okullarm masraflan icin kullarulrrushr.42

Boylesi ill tasarilarmdan gelen para, hizmetlerin karstlanmasnu saghyor ve cemaatin kurumlanna ayakta kalma olanagi veriyordu. Mesela, Sinasos'a en yakm postane kirk bes dakika uzakhkta baska bir kasabada buluriuyordu. Birkac gereksirumi brrlestiren cerna at, postamn tasmmasi ve bireysel siparislerle ill siparislerinin karsilanmasr konusunda bir kasabahyi yetkili kilnus, bu kisinin isi almak icin odedigi" para okula aktarrlrrustir. Ayru sekilde, cemaatlerinin nbbi gereksinimlerini karsilamavi iistlenen de kasabahlar olmus ve Sinasoslular bir eczane kurup isletmesi icin basma maash bir eCZaCI koymuslardi. Hemserileri olmayan bir doktor, kasabada goreva baslarnasr icin davet edilmis: fakat doktor ve kasaba halki anlasamadrgmdan, cemaat "yabanciyi kovup

420rtakhk konusunda, GAK, TA, Sinasos 139, 15 Kasim 1872, s. 28- 29. Isyerleri konusunda Sarantidou, s. 54-55.

~Po~t~ isiru _.;t~en.en. kisi, siparisleri tasirken her bir paket icin siparis sahibindsn belh bir ucret almaktadir. (Yay. Haz.)

yakm bir kasabada cahsmakta olan kendilerinden birini getirtmis tir. 4 3

Ondokuzuncu yuzyilda bircok yerde cemaat etkinlikleri ve bu etkinlikleri yonetmesi icin kurulan orgutlerin sayisi fark edilir sekilde artnustir. Cemaat icindeki cesitli gruplar arasmda etkilesimi arnrmasi nedeniyle bu tur giri.'?imlerin onemi daha da katlanrrustir. Hirs kaynagi olan ve kapsam alaru gittikce genisleyen soz konusu cabalarrn arasmda, gelismekte olan egitim olanaklari onemli bir yere sahipti. Bu etkinligin desteklenmesi icin yalmzca okullar ve okul heyetleri kurulmanus. aynca baska gruplar da olusturulmustur, Egitim cemiyetieri ondokuzuncu yuzyilm ikinci yarismda gii~lerinin doruguna ulasmisken, imparatorluk topraklanndaki Rumlar o;etiitli cemaatleri birbirine yaklastiran millet sistemi icerisinde aym zamanda baska bir ag olusturmuslardi. Ama bu arada ayn ayn cemaatler icerisindeki baglar temel itici guO; olarak kalrmsnr. Omegin bir egitim cemiyeti kuruldugunda ihtiyar heyeti onayiru verir ve bazen de parasai destek teklifinde bulunurdu. Karsihgmda egitim cemiyeti okulun yaranna baslattigr her proje icin.okul kuruhinun onayma basvuracagl yolunda guvence verirdi, Ve gruplardan biri, planlar konusunda piskoposu bilgilendirme gorevini ustlenirdi, Oldukca onemli bir Ortodoks Rum nufusun bulundugu buyiik sehirlerde bile, yoksullara yardim dernekleri kurmaktan+l, yangm <;lkmasi durumunda basvurulacak su tulumbalari icin fonlar olu~turmaya kadar pek cok farkh- etkinlik, ayri ayn papazhk merkezleri etrafmda orgutlenmekteydi,

Cemaatlerin dunyasmda ezelden beri varolan aynhk ve yoresellik, etnik kimligin idamesini saglamakla birlikte her bir birimin sahip oldugu gelisme kapasitesini sirurhyordu. Imparatorlukta yer alan daha kapsamh ekonomik yonelim-

43Sarantidou, s. 57-58.

44Egitim dernekleri konusunda, GAK, TA, Sinasos 141, 1.I';Ii5ao 18~, s. 70 ve Nevsehir 133, Subat 1873, s. 11, madde #28. Sehir bolge etkinligi konusunda, Kanonismos (1865); KaiIOI/iS1110S (1866), 5. 1.

78

79

dusurmus, buradaki Rum cemaati on pi sonra bile tam olarak topar lanarnanus t ir. 46

Baska bir korkunc dogal afet olan deprem 1855'te Bursa'yi harabeye \evirmi~, kasabarun, uzerirrde hisann yukseldigi tepelerine sirtnu yaslarrus olan Rum mahallesi agu sekilde zarar gormus. iri kaya kutleleri evleri ve bir deri fabrikasnu yerle bir etmistir. On bes yil soma ise baska bir afet hemen yakindaki Mudanya'yi vuracaktir. Marmara kiyrsmdaki bu islek limandan deniz yoluyla istanbul, Balkanlar ve Rusya'ya diger mal larla birlikte ozellikle ~arap, raki ve sirke gonderilmekteydi. Bu urunlerin depolandigt ambarlar yorenin zengin Rum csmaatinin tuccarlarina aitti. 1870'teki buyuk yangm, Rumlarm nhtimdaki tum malnu ve mulkunu mahvetmis, bu insanlarm islerini yeni bastan, devlet yarduru 01- maksizm kurmalari hemen hemen yirmi yillanru alml~t1r.47

Cemaatlerin kisith kaynaklara sahip olmasi cemaat ihtiyarlarmm koruyuculuk rollerine guc katmaktaydr.: Devlet, millet yetkililerinin alacaklanm talep etrnesi karsrsmda yerel ihtiyarlar, cernaatlerinin mal varhklanm ve faaliyetlerini buyuk bir dikkatle denetliyordu, Cemaat lidcrleri bir taraftan kamu adabi konusunda ayrmtrh vc kusursuz kurallar tayin ederken, bir taraftan da ailelerm gereksinimlerinin karsrlanmasmda genel bir idarecilik gorevi yurutuyorlardi. Ornegin erkekler i~ aramak icin uzun sureler evlerinden aynldiklannda, cemaatin ileri gelenleri uzaklara giden bu kisilerin ailelerinin maddi ve manevi crkarlanru gozetmeyi kend ilerine gorev saymaktaydi.V ihtiyar heyeti yasamlarrru cemaat icinde surdurecek olanlarm uygun kamu adabi kurallan cercevesinde hareket etmesini isterdi. Sinasos ihtiyarlan kendi cemaatIeri icin asagidaki kurallari belirlernistir:

krc ve toplumsal degisiklere karst tutum almalan soz konusu "Jduk\a, her bir cemaat kendi dogal ve nufus kaynaklanyla orantih bir gelisim gostermekteydi, Kayseri, Bursa, Trabzon, lzrnir ve Sinasos gibi merkezlerdeki Rum cemaatleri ekonomik ilerlemelerden yararlanmak suretiyle gelisime acik bir kurumsal altyapi kurabilirken, diger cemaatler bu kadar talihli olmamrsnr. Orta Kucuk Asya'da, Nevsehir yoresinde doga, comertlikten uzakti ve buralardaki cemaatlerin yasarm kisith kosullar altmda siirmekteydi. Islenebilir topraklar 51- rurh ve oldukca dusuk kalitede oldugu icin \ iftcilik, ~arap bagcrhgmdan ibaretti. Yorenin o:;:ogu sakinigecimlerini manav olarak saglayabilecekleri baskente gocmeyi yeglerken. geride kalanlar esas itibariyle yerel tuketime yonelik mallarm ithalini ve deri, boya, boya koku gibi yerli urunlerin ihraciru iceren kucuk ticari faaliyetlerde ugrasiyordu. Aynca terzi, demirci, tas yontucu ve ayakkabrci olarak o:;:ah~anlar da vardi. Kasabada gelir getiren bir mulkun bulunmarnasi buradaki Rum cemaatin ekonomik zarari anlarruna geliyordu. Birkac kisinin pazar yerinde binalari vardr, fakat bunlar da

cok az bir kazanc getirmekteydi.45 .

Eger kaynak yetersizligi cemaatleri zor durumlarda birakrrussa, insan ya da dogadan kaynaklanan herhangi ani bir felaket, istikrarlariru ve hatta dog-rudan varhklariru tehlikeye dusurebilmistir. Anadolu'nun ic kisimlarmda yasayan halklar. 1873 yilmda boylesi zorlu bir durumla karst karsiya kalnuslardi. Bu yilm bahannda baslayan kurakhk platoda buyuk bir ao:;:hga neden olmustu. Frrsat bulanlar icin gocmekten baska secenek yoktu. Nevsehir'de achk ve bunun yol a<;hgl sefalet yorenin verimlilik gucunu yaklasrk yuzde 90 oranmda

45CAK T A, Nevsehir 133, 28 Agusros 1883, s. 99. Orta AnadoJu .~ehri olan Nigde'nin guneyinde Misti koyunde Rumlar benzer bir yazglyla karsilasrruslardi. Secenekleri ya bazilan gibi baska bir yew gtio;mek }'a da yeni bir toprak bulup farkh urunler yetistirmekti. lkinci secenek, komsu Turk koylerindeki halk da aym topraklan elde etrneye o;ahljt!gmdan daha da zorlasiyorlardr (bkz. Kostaki, s. 42-46).

46GAK, T A, Nevsehir 133, 28 Agustos 1883, s. 99; Levidis (Elyazmasr), s. 1 'J7.

47Bursa konusunda, FO 78/1111, 6 Mart 1855, #11. Mudanya konusunda, SYl1dcsmos Prasjy[!.olf MOlldaniol1 (1931), s. 55, 60. 48Sarantidou, s.28.

80

81

1. Kadm~ar aJIfl miktarda altm mucevher takmayacak, parlak renkli elbiseler giymeyeceklerdir.

2. Ev lilik torenlenne iliskin kurallar:

(a) Cumartesileri yapilmasi soz konusu olan evlilik torenl~ri gelinin evinde yapilacaknr. "Rumca" sarkilar calirup soylenece~, fakat bunlari kadinlar icra etmeyeceklerdir.

.. (b) Geh~, persembe ya da pazar giinleri koy ~e~mesine gunluk kiyafetiyle gitmeyeeektir.

(c) Merasim icin hazirlanmaya giden gen.-; erkekler, sokaklarda sarki soyleyip asm davraruslarda bulunmayacaklardir.

(d) Gelini cumartesi gunu ziyarete giden damat, evin dismda karsrlanrnamah ve kadmlar, evin icinde dahi, cok neseli davranmarnahdrr.

3. Kadmlarin ·hisara gitmesi yasaktir.

4. Kasabada at! hizh surmsk ve silah kullanmak yasakhr.

5. Kadmlar aksamlari on verandada oturmayacaklardrr. 6 .: Yortu giinleri - Y ortu gunlerindeki dini merasim sonrasi h~rk:s kendi evine gideeektir; kasaba icinde ya da disinda hie kimse sarki soyleyip dansetmeye kalkismamahdir.t?

Ozguven zorunluluguna bag-h olarak, halkm ortak kullarunu icin elde elan her turlu zenginiik, dikkatli bir sekilde denetlenmeli ve gir!len masraf. karsrligmda topluma bit fayda getirmeliydi. Ornegin Sinosos'ta bir egitim kardeslik cemiyeti (addfotis) yorede ya~ayan bir kizm baskentteki orta ogreniminin giderlerini karsrlamaya karar verdiginde, babasiyla aynnnh bir sozlesme imzalarrusnr, Gene bir kadm olarak egitimini tamamlayan kizm, memleketine donup krz okulunda bes yil boyunca ogretmenlik yapmasl gerekiyordu. Cemiyet ve ihtiyar heyeti kiza verilecek maasi bazr sartlara baglarmsn. Egitimin! tamamlama basarisi gosterip diplomasrru alamadigr takdirde, krzrn babasr cemiyetin sag-Iadlgl him miktari geri odeyecekti. Eger bu arada babasi olurse, gen, kadmm kendisi bu yukumlulugu yerine getirmek durumunda

kaiaeaktl.51 -

Ondokuzuncu yuzyilda Kucuk Asya Rumlan arasmdaki cografi ve toplumsal hareketlilik artarken, eemaatleri verel ekonomik ve ruhani seckinler liderliginde yasanuru s\_i.;diirmustur. Degisimin geleneksel cemaat yasami uzerindeki baskisma bagh olarak, cernaatlerde istikrar, seckinlerin kamu girisimlerr konusunda varolan fikir birlig-ini koruma yeteneklerine dayanmis. fakat yeni firsatlar He muhafazakar dogal egilim arasmda bas gosteren gerilim, ~ogunlukla cemaat ici keskin hizipler dogurmu~tur. Boylece hem dini ve laik liderlik arasmda, hem de daha geni~ anlamda cemaatin bireyleri arasmda bolunmeler ortaya ciknusnr. Ailelerin butun fertleriyle ise karismasi yalmzca sorunlan daha da icinden cikilmaz bir hale getiriyor, boylesi anlasmazhklar bir cemaatin basanh sekilde gelismesini yillar boyu engelleyebiliyordu.52

Kucuk Asya'daki Rum cemaatleri ondokuzuncu yuzyrlda yasamlanru bir takim faktorlerin etkisi altmda surdurmus-

Ne var ki, geleneksel uygulamalann surdurulmesi, cemaatlerin deg~~tirilernez bir bicimde gecmise bagh oldugu anlaml~~ gelmiyordu. Mesala, Trabzon'da ihtiyar heyeti, vaftiz, e~h.h~ ve cen~z~ torenlerinde gereksiz bircok masrafa girildlg-Int fark ett~g-l~de yazrh bir emir cikanp, boyle uygulamalara son vernusnr. Buna gore, ornegin, kadmlarm a~m miktar~arda mucevher takmarnasi ongorulmekteydi, ileri gelenlen kaygrlandiran sey, yalmzca "geleneksel" adetlerin surdurulmesi ugruna insanlann borca giriyor olmaslydl.50

49 '

GAK, TA, Sinasos 141,7 Temmuz 1876, s. 63_

50Tilegrajos, 11 Ocak 1852, s. 2.

StCAK, TA, Sinasos 139, 10 Subat 1875. '

52CAK, T A, Nevsehir 133,7 Mart 1874, s. 29-30; Rizou, s. 84; MacFarlane (1850), c. 1, s. 188.

82

83

lerdir. Bunlar -,?U sekildc sayilabilir: di.i.nyevi ve ruhani otorite.~ere_. k.~r-,?I, eskiye oranla daha dikkatle tarif edilmis yukumlulukler; ulusal hukumetler ile imparatorlugunkine oranla daha sirurh kaynak artisi: hem ~ogalan bireysel harketlilige hem de Iaik kulturun resmi ogrenim aracihgryla yayilmasina baglr olarak yukselen etnik farklihk bilinci; ce'maat islerinin yapilmasi icin olusturulan kurumlara giderek

daha cok dayanma; yerel gorenek ve "yabanci" yeniligi uzlastirma gereksinimi, vs. Butun bunlann sonucu, toplumsal catismaya gebe bir diinya olmustur. t:;iinkii cernaat anlavrsma dayah grup idame ettirilirken ayricahk da elden brrakilmarrustir.

sarruru destekleyebiliyor ve aidiyet duygusu telkin edebiliyordu. Ozellikle ortak bir kararhhk ruhu icinde hareket ettikleri zaman oldukca basarrh oluyorlardi. Fakat bununla birlikte hizipcilik girlsimlerine ve bunun tam karsrti olan kayrtsizhga da egilim g6sterebiliyorlardl. Cemaatler, uyelerinin temel kamu gereksinimlerini bazi kurumlar aracihgiyla karsiliyorlardi. Soz konusu kurumlar, Rumlann ticari ve iiretimle ilgili yeteneklerinin gelisimine dayanak olan toplumsal altyapiyi meydana getirmekteydi. Iste, cemaatlere bagh bu kurumlar etnik toplumun, yani yapt ve kimligin anahtar-

-, Ian olmuslardir.

Ondokuzuncu yuzyil ortalarmda Rum milleti ve yerel cemaatler kendilerini istikrarsrzhk kaynagi dis ekonomik ve ideolojik baskrlarm icinde bulmuslardi. Burra karsrhk geleneksel niteliklerini korumuslar. kimi dindaslan ve yurttasIan giderek buyuyen ticaret ve i~ iliskileri kurmuslardrr. Tek tek cemaatleri ve genel anlamda tek bir butun olan dini cemaatleri aracilrgryla Rumlar, cevrelerinde varolan gelenek ile ilerlemeyi birlestirebilmislerdir. Kurduklan, nihai anlarnda, karma menfaatlerden olusan bit toplumsal dunya idi; frrsatlar sunan fakat her iki kurumun da amacma ve niteli-' gine meydan okuyan bir di.i.nya.

Hem Bizans hem de Osmanh devirlerinde toplumsal bir kurum olarak Ortodoks "Rum kilisesi, zamana ve kosullara meydan okuyan hiyerarsik bir inane anlayisiyla taraftarlarirun sayisiru gittikce artirrrustrr. Yuzyillar icinde, Rum milleti ve ozellikle patriklik makanu bit yandan geleneklerini surdurup ote yandan yeni yetkiler kazannusnr, Buna karsm bu kurumlar aym zamanda somuru uygulamalarmdan da olumsuz yonde etkilenmistir. Sonucta dini otorite, bircok durumda 01- dugu gibi geriye cekilip inananlar uzerinde zora dayah bir iktidar kurmustur, Ondokuzuncu yuzyil ortalannda, Rum millet sisterni, kendine sadik bir kisim iiyesinin ve devletin istemleri dogrultusunda di.inyevi ve ruhani otorite arasmdaki SIIl.IrIan tekrar gozden gecirmek zorunda kalrms, cemaat yasarrumn dini niteliginin ve orgutlenme biciminin korunmasmda ikili fakat tamamlayrci bir rol oynarrusnr, Bu arada da kulturel etnisiten in cemaatlerdeki ilerici gelisimini, inane temelli baghligi guclendirmerun bir yolu olarak desteklemistir.

Cemaatlere gelince, onlann diinyalan hem simrh hem de kendi kendini suurlayicr olarak kaldr, Yerel cemaatlerin goz ardi edilemeyecek otoritesi politik degil fakat toplumsal ve ahlaki idi. Ayn ayn bireylerinin ekonomik kazanclanrun slrtladlgl cernaatler grubun refahiru saglayabiliyor, dini ya-

84

85

iKiNCi DOLUM

tasra cemaatlerindeki Rumlarin benzer sekilde etkilenip etkilenmedigini anlamak buyukonern tasnnaktadir.

Bir arada dUlliinilldiigunde bu sivil ve ekonomik degi~iklikler, Kucuk Asya Rumlarmm belirli toplumsal ve kulturel tepkilerini dile getirirken temel aldiklari cerceveyi olusturmak-

tadir. .

BUROKRA 11K REFORM VE EKONOMiK DECt!?iM

1850'lerde Osmanh devletini guclendirme cabalan baslarms durumdaydr. Merkezi yoneticilerin krlavuzlugunu yaptigi degisimin surukleyici gucu, Kmm Savasi ve sonrasmm acikca gosterdigi iizere, imparatorlugun, Avrupa'daki iktidarlar karsismda zayrflarrus konumundan kaynaklanmaktaydi. Tanzimat ballhgl altinda ahnan tedbirler, yonetim, adliye, egitim, ordu, ticaret gibi alanlarda devleti ve toplumu etkilemistir. Bu bolumde, soz konusu alaniardan yanhzca gayri Miislimlerin medeni konumuna iliskin ve oncelikle yonetsel ve sivil nitelikli olanlanru ele alacagim. Amacim bu onlemlerin, cemaatlerini ve inanclanru kapsayacak sekilde Rumlann toplumsai yasamlan uzerindeki etkisini kamusal acidan degeriendirmektir. Bu amaca yonelik olarak dis gelismeleri, Osmanh reformlarmm yaplsml; i~ sonuclariru ve Rumlarm bu tedbirlere karsi g6sterdikleri tepkileri goz onunde bulunduracagim.

Baslatilan bu degisikliklerle eszamanh olarak, imparatorluk ekonomisinin belirieyici unsurlan yine Avrupa diinyasmm etkisi altmda degismeye baslarrus, iceride ve disarida isbasmda olan anahtar faktorler. Osmanh Irnparatorlugunu ekonomik anlamda gelisime acmisn. Ikinci kisrmda degisen ekonomik kosullarm Rumlann maddi durumlan uzerindeki tesirini inceliyorum. Bircok Rumun Kucuk Asya'daki ekonomik kalkmmasi srrasmda maddi ilerlemenin getirdigi nimetlerin nasil dagrtildrgiru ve kent merkezlerindeki Rumlarla

86

87

3

tirilecegi konusundaki kararhgr a~lga crkarrrustrr.I SOZ kon.usu reform paketinin buyuk kisrru rnilletlerin konumunu aydmlatmaya ayrtlrrustr. Sultan, atalanmn gayri Miislim milletlere bagrsladigi her turlu ayncalrgi, Osmanh hanedammn son temsilcisi olarak surdurecegine soz vermisti, Boylece bu cemaatlere yalmzca dokunulmarnakla kalmmayip aynca yasal konumlari da acikca tarunmistrr. Hukumet patrigin ve diIter yiiksek ri.itbeli din adamlanrun ozellikle din konusundaki otoritelerine ve yetkilerine saygl gosterecekti. Fakat kilise Iiderligirun millet icerisinde, di.inyevi konularla ilgiii oJarak ,,1. sayida snurlarnayla yuzy illardrr ku.llanageld igi otoritesi de artik devam edemeyecekti, Cunku paket, milletin diinyevi meselelerinin idaresinde halk katihmnu ongorup. din adamlarrrun keyfi olarak para talep etmesine son vermekteydi. l'atrigin ve piskoposun sivil gucu hem ruhani otoriteleri baglammda aynlmis hem de bu gucun suurlan cizilmistir.i'

Bunun dismda, fermanla uyruk halklar yerel ve imparatorluk duzeyinde sivil yonetirne katilmaya tesvik ediliyor, tasra kurullannda ve Meclis-i Vala-Yl Ahkam-i Adliye'd e Mi.isliiman ve gayri Muslim temsilini zorunlu kihruyordu. Fakat ilerleme, ekonornik ve toplumsal hareketlilik acisrndan daha elverisli sartlar gerektirmekteydi. Devletin ihtiyaclarim karsrlamak niyetiyle bu fermamn cikanlmasrru saglayanlar bir kez daha laik deviet okullannda verilecek egitim gereksinimini vurgulamislar, aym zamanda cemaatlere, kamuya acik oIrnak kosuluyla kendi okullanru kurma izni vermislerdi, Cikarlarmi gozettigi icin Avrupa'nm hayrrduasiru alarak araya srkistrrilan baska bir madde ise, Osmanh ticareti He tanrrurun Avrupa'daki teknik ve mali gelismelerle daha cok etkilesime girmek suretiyle guclenecegi fikrini oriaylam aktaydr. 4

BUROKRA TiK REFORM VE RUM TOPLUMU: iLERLEME PARADOKSU

Toplumsal ve Sivil Ilerleme Vaadi

1839 yihnda Han edilen Gulhane Hatt-i Humayunu ayrmtih bir reform programl ortaya koymuyordu. Teklif edilen degi~iklikler yalruzca US konuyla suurlanrrusn: Can ve mal guvenliginin saglanmasi, vergilendirme meselesi ve son olarak askerlik sorunu. Fermanm uyruk halklarla ilgili en onemli jesti, getirecegi yararlann "dini ya da mezhebi ne olursa olsun butun uyruk halklaruruza ulasacak" olmasiydr.! Bununla kastedilen, reformculann yuzyrllardir varolan ve ayirt edici yanlanyla bir butun olusturan cemaatlerin asamali donusumunu baslatmaya hazir oldugu idi. Surecte cemaatlerin, nihai anlamda bireysel haklarm teminat altma ahnmasi suretiyle ~ogunlugun devlete gcnullu sadakatinin yaratildigr bir toplurn ortaya cikaracagr dusuniilmustur.

Ister Tanzimat'in yeni bir safhasim baslatan bir reform kararnamesi ilslaha! Fermanu olarak, isterse yalnizca Tanzima t oncesini biraz sushi puslu- bit sekilde de" am ettirme ~abasi olarak degerlendirilsin, 18 Subat 1856 tarihli imparatorluk Iermaru, imparatorlugun idari ve toplumsal duzenine ili~kin degisikliklerin devam edecegi ve hatta daha da derinles-

2Stanford J. Shaw (1969), s. 8Y; Davison (1963), s. 52. 3Hurewitz (1956), c. 1, s. 150-51.

4Ag.e., s. 151-53.

IJ. C. Hurewitz'de (1956), c. 1, s. 113-16'da ge~n menno

88

89

Belki de Hatt-i Humayun'un getirdigi ve Tanzimat doneminin ruhunu ortaya koyan en onemli konu, imparatorluk halklan arasmdaki esitlik olgusunu gelistirme cabasrydi. Sultanm gozunde butun uyruklar esitti, Herkes kendi dininin gezeklerini kendi goreneklerine gore yerine getirmekte ozgiirdii. Hrristiyanlara kiliselerini onarma ya da hukumete basvurduktan sonra yenilerini insa etme hakkr verilmisti. Aynca bir grubun baska bir grupla e~it olmadigiru ima eden her turlu sosyal farklihk sembolleri de yasaklanrrusti. Fakat askerlik hizmeti icin imparatorluk halklanmn yalruzca bir bolumu mesul tutuldugu siirece esitlik olamazdi, 1856 Fermam gayri Muslimlere ordu icin asker kaydetme zorunlulugu getirmekle beraber, bir yasa boslugu birakihp bunlarm para odeyerek askerlikten muaf olmalari da saglanmisnr.f

f?urasl acik ki. Tanzimat hareketi celiskiler icermekteydi.

Reformcular, dinin toplumsal dokunun derinlerinde gornulu 01- dugu bir diinyaya laik dusunceler getirme cabasi icindeydiler. $oyle bir umut vardi: Imparatorlugun uyruklan arasinda esitligin yasama ge<;irilmesi genel bir devlet sadakati yaratacakn, Hatt-i Humayun'un belirttigince. butun uyruklar esitse eger, 0 halde bunlann "sarnimi vatanperverlik baglan icinde birbirleriyle birlestirilmeleri'" de rnumkundu. Bu idealin daha ileri asamasi ise nihayetinde reformlarm imparatorluk uyruklarmca kabul edilmesiydi. Reformlarm cemaatlerin geleneksel toplumsal kurumlari uzerinde reformlarm yaratttgi etkiler ve farklt milletlerin bu gelismeleri algilayrslan bir donum noktasmm isaretleri olacakn,

Yonetsel Reform ve Rum Reaya: Karsit C;:Jkariar

kumetin gl!lir toplama isini daha iyi bir duzene sokma ve tasradaki rneseleler konusunda daha basanh bir denetim saglama kararhgiru yansitmaktaydi. Bu hedeflere ulasmak icin alman tedbirler 1840 bahannda uygulanmaya baslarms, tasra v alile ri, otoritelerinin yalruzca guvenlik sorunlariru halletmeyle sirurlanacagr konusunda bilgilendirilmi~lerdir. Mali konular artik merkezi hiikumetin atayacagi bir memurun. muhassilu; sorumluluk alaruna girecekti. 0 zamana kadar kadi, otoritesinin bi.iyiik bir kisrruru, gayri Mi.islim nufusu da kapsamak uzere herhangi bir cemaatin yalruzca yasal ve dinsel isIerinde degil, aynca maliye ve vergi konularmda da kullanmaktaydi. Bunu yaparken de gerektiginde j~birligi icinde 01- dugu yerel esrafa darusiyordu. 1840 ~ubatm~a. cikanlan Jerman soz konusu istisari uygulamaYl tekrar sivil memurlarrn eline birakmak suretiyle kurumsallasnrmaya cahsrrustir. Gorunen 0 ki. hem valilerin hem de kadilarm yetkileri kisitlanacaktrr."

Butun eancak ve kaza yonetsel bolgelerinde resmi olarak kurullar (mer/is) olusturulmasr yonundeki ferman hi.ikmi.i, gayri Muslimleri dogrudan etkilemisti. Bu hi.i~e go:e: mec~ lisler karma bir yaplya sahip olacakh, Yerel nufus l~m?ekl sayisal oranlarma bagh olarak gayri M.i.isli~le:.e beh_rh sayida yer ayrilnusti. Soz konusu moclislerin uyelen. hem atama yoluyla goreviendirilen bireylerden hem d~ set;lml~r araciligryla tercih edilenlerden olusacakti. Mem.u~.lyetl~ gorevlendirilen uyeler arasmda olan muhassil, hukumetm <;1- karlanru g6zetirken, kadi da geleneksel Mi.islii.man unsur~ temsil etmekteydi. Ferman aynca yerel Rum nufusun ruhani liderinin, genellikle basplskopos ya da piskopo~un .d~gru~an uye olacagmi taahhiit altma ahyordu. Rum millet! ozelhkle arulan tek dini cemaatti ve bu da gayri Muslim uyruklar arasmda Ortodoks Rurnlarin statusunu yukseltmekteydi. Gayri Muslim temsilcilerin secilmesinde dolaysiz bir secim yonte-

1839'da Han edilen Culhane Hatt-i Humayun'unun de varru olarak ortaya <;lkan Tanzirnat idari reform Ian, merkezi hu-

5A.g.e., s. 150-52. 6A.g.e., s. 150.

7Shaw (1969), s. 55-59, 74; HaW Inalcik (1973), s. 99-100, 102, 107-8.

90

91

mi~e, basvuruluyordu. Bir cemaatin ileri gelenleri secicileri beiirliyor, bu seciciler ise uygun ileri gelenler arasmdan ce~aati temsil,edecek olanlan seciyordu. Medislerde secilmis uye ol.~ra.~ gorev yapanlar maas ahyordu. Cayri Muslim uyeler Musluman meslektaslarma oranla daha az ucret almaktay~t. Bu meclislerin politik katihm acrsmdan sirurh bir i.'?levi vardr, Yalnizca orta duzeyde yonetim islevi goruyoriardr ve varolan durumu oldugu gibi tutmaya egHim gosterenbireylerden 01 usrnak ta ydrla r. S

Reformlann yonetsel meselelerde daha saglikh bir devlet ortaya cikaracagim uman Istanbul'daki memurlar, sonuclardan hayal kmkhgma ugranusiardir, Mali ve yonetsel mesele.~eri tartt.'?ma~la gorevli meclisler. kendi uyelik crkarlanru gozetmekteydt. Valilerin yetkilerinin kisitlanmasryla birlikte, ta.~ra hi.ik,iimetlerinin yonetimdeki basarrsi gerilemisti. Merkezi idareciler, medislerin yaptrgi suistimallere deginen raporlar karsismda kucuk kazaiardaki meciislerin cogunu gorevden alma yoluna basvuruyorlardi, Kaza ve sancak duzeyinde geride kalanlann iiyeleri ise artik miisirier, yani eyal~t valileri tarafindan atanmaktaydi, Bu durumun gayri M6slim katihrru i.izerindeki etkisi, Bursa'daki Ingiliz konsolosunca belirtilmistir. Konsolosun yazdigrna gore lIIii!?ir,

~ehir mahken:'csinin Reaya vekillerine, istirak etmek i\in \agrrlabilecekieri ozel durumlar drsinda, mechsteki varhklanrun artik gereksiz oldugunu ima etmistir.

. Reaya vekillerinin ihract su farki getiriyor: Yonetici-

Jerm adh ya da mali meselelerin idaresi konusundaki i~lemlennden arnk ~aberd~r olal~ayacakJar ve artik cemaatleri ya da cernaatlerirun bireyleri yaranna herhangi bir basvuru yapma veya gorus belirtme nrsatlan da kalmiyor. Ne kadar ender ya da sik kullarurus olurlarsa olsunlar, sahip olduklart aY~lcah~ (~rtildan, kalkac~k~ b6yl€i:e tek islevleri, yonetici otontelerm isteklerine ve fikirlerine onay vermekle

sun ria nrn I~ olaca k. 9

Soz konusu yonetim bolgelerinden hizmet etmeye ve kendi kisisel cikarlanrun otesine bakmaya goniillii kimseler bulmak onemli bir sikmh kaynagrydi. Bu tip bireylerin secilmesini tesvik amaciyla aktif mudahaiede bulunan Babiali, secilmis olanlar hakkmda raporlar istemeye ve atanan kimseleri onaylama hakki talep etmeye baslamistt.J? Imparatorlugunun ihtiyaclan konusunda tavsiye arayrsi icinde alan Sultan, tii~ sancaklardan temsilciler secilip baskente gonderilmelerini buyuracaktir. istanbul'a yola cikan temsil heyetlerinden biri de Kayseri sehrinden gelmekteydi. Bu heyette sehir meclisince secilen iki Musluman esraf iiyesinin yam sira bir Ermeni ve bir Rum temsilci bulunuyordu. Kendi cemaatlerinin baspiskoposlan konumundaki bu iki gayri Muslim, sehir mecIisinde gorev yapmaktaydi. Butun uyelerin giderleri karstlanrms, fakat Hrristiyanlara, Muslumanlara verilenin yalruzca yan orarunda oderne yaprlmisn.

Vekilini seo;meye <;agnldlgmda hukumetin buyrugunu yerine getiren Rum cemaati, kendi cikarlaruu da teminat alnna almaya cahsrrustir. Cemaat basta, bir mubauaact, yani tahil toptancrsi alan Yohan'i gondermek istemis, fakat 0, sozkonusu tarihte islerini brrakamayacagrru belirtince ihtiyarlar, ~ehir meclisinde gorev yapan rahiplerini gondermeyi tercih etmislerdi. Hukumetin emirleri iiyelerin rahip snufiyla iliskisi bulunmayan halktan secilmesi yonunde oldugu icin kurul bunu kabul etmemis, sonucta cemaat baska bir itibar sahibi kiside, "kosullarin iyi oldugu bir donemde ... birkac yIi once ernekli alan bir tiiccar"da, Haci Yorgi'de karar kilmisnr.U

Hiikiimet dinsel hiyerarsi dismda kalan gayri Muslim ve Musluman niifusun hit; olmazsa bir soz hakkinasahip olmalariru istemisti. Fakat imparatorlugun refahmi yukseltmede kullanabilecekleri istisare hrsatmm niteligi Kayseri'deki konsolosun yorumlarlllda acikca goriilmektedir .

.'Is. Shaw (1969), $, 60-74; Inalcik (1973), s. 99-100.

9pO 78/490, 30 Eyli.il 1842. •

lOS. Shaw (1969), s. 81,83.

lIFO 78/615, #17, 11 Nisan 1845.

92

93

Kayseri'nin su an io;inde bulundugu durum goz onune ahndigmda, getirilecek maddi deg~iklikler iki Musluman vekilin varolan niifuzunu zaYlflataca$mdan dolayi, bu vekillerin bahsedilen sonucu yaratabilecek kisileri onerrneleri ya da desteklemeleri beklenmemeli; buna bagh olarak da, frrsat tanmsa bile seo;ilen kisilerin gero;ekten yararh degii?iklikleri gosterecekleri ya da onerecekleri konusunda suphe edilmelidir. Hrristiyan vekiller kendilerine soruldugu takdirde gero;egi soyleyip memleketin ilerlernesi ve herkesin refahi icin ne gerekiyorsa onu yapacaklanm bildirmektedirler. Rumlann bunu yapmalan olasi, fakat ote yandan, Haci Bey (Musluman vekil) ile digeri arasmda uzun suredir varolan cikar bagmm Haci Bey'in soyleyip yapnklanru tamamen degilse de bUluk oranda digennin zorL:imasmm belirlemeyecegi ~iiphelidir.l

lerde karma meclisler aracihgiyla getirilen ilk gayri Muslim katilrrmrun uzerinden yaklasik yirrni yil gecmisti. Bu meclislerdeki Hiristiyan ve Yahudi katrhm tarzi ve saglananan basan, bir dereceye kadar reform hareketinin genel anlamda ula~ttgl ilerleme noktasmi yansitmaktadir.

Meclislerin kuruldugu her yerde, yerel nufus icindeki saYllaruun oranma gore Hrristiyanlar ve Yahudiler duzenli olarak ii yelige kabul edilmislerd ir .14 Mec lislerde c;og-unl uk ta olan Muslumanlar, yapilan islemlerde hakimiyeti ellerine gecirmeye yonelmisler, fakat gayri Muslimler de kendilerinin ustun durumda bulunduklari az sayrda yerde, ender de elsa kendi menfaatlerine uygun davranabilmislerdir.lf Diger taraftan, nufuzu eline gecirme anlammda belirleyici faktor yanhzca rakamlar oImuyordu. ;iu bir gercek ki, her toplumda oncelik, buyuk maddi servete sahip olanlara verilir. Osmanh lmparatorlugu'nun yonetimde yer almayan nufusu acisindan kesinlikle aym ~ey gecerliydi. Ayrica servetin yamnda din, yas ve cinsiyet de toplumsal statuniin onemli belirleyicileriydi, Ne var ki reaya uyruklara gelince, maddi zenginlik, Musluman nufusun karsismda agrrhk tasiyabilecek az sayida unsurdan biri olarak kavranmaktaydi. Oyleyse, gayri Muslim

Ister kendi, ister devletin crkarlarrm dusunerek hareket etsinler, isterse de atanrrus ya da secilmis olsunlar, soz konusu meclislerde gorev alan halktan uyeler, kendi bolgelerinin mali ve sivil cikarlan uzerinde nufuz saglamak icin hokkabazhk pesinde kosan uclunun bir unsuru olmaktan oteye gidememislerdir. Istanbul'daki imparatorluk idarecilerinin hie; de imrenilmeyecek bir gorevleri vardi: iiC; cikar cevresinin de kabul edebilecegi bir denge kurmak. Dc; cikar cevresi ise §un- 1 ardan .01 usuyord u; ka tihm kon usunda cekingen ve kararsiz alan gayri Muslim uyruklar: nufuzlanru sirurlayabilecek herseye giivensizlikle bakan .Musluman esraf uyeleri: yetkileri arhrrldikca hosnut kalan, smirlandikca ofkelenen hukumet temsilcileri.U

1860'!t yillarm baslarma gelindiginde, yerel hukumet-

14Ne var ki, buna siki sekilde uyulmuyordu. Ed~rne vilaye~ind~, 700.000 Musluman Turk, vilayet gene! meclisinde on uyeyle te~,sll edilirken, 1.300.000 Ortodoks Hiristiyarun sadece bes ternsilcisi vardi (bkz. Dumont, 1873, s. 89).

15selanik'teki konsolosun bildlrdigtne gore, Hiristiyanlar yerel meclislerde gorev yapmaktaydi, "fakat Muslurnan uyelerle ~ari?lla~tlflldlgtnda sayilan oldukca dusuk ve bu durum onlan en kw,uk bir adirn atmakran ahkoyuyor, sonucta pratik olarak islevsiz kahyorlar. Pek anlamadiklari ~!r dil olan_ T.~rko;e ile ya~.i1mli? t,naz~atalara (raporl~r, kararlar) gozu kapah muhur basiyorlar .. I.zmlf deki konso~os Blunt m belirtigine gore Hrristiyanlar hakkinda biiinen ve kabul edden su gercek soz konusuydu: "Aslmda io; kisimlarda Hiristiyan nufusun hakim oldugu yerlerde her ~ey., Ol~lafln .elin~~. Pis~oposlafl~ ma~~smdan baska bir qey olmayan m~~ur .;ok IY. bdl~or .h, onlann l~ades~ne nza gostermezse, topluca Vall ye yapilacak bir ~Ikayet azledlln:te~lyle sonuclanabilir." (Great Britain, Reports, 1861, s. 12, 33). Her iki durum io;in bkz. Dumont (1873), s. 90-91.

12Ag.e. .

135. Shaw (1969), s. 87-88. Samsun'daki konsolos soyle bildirmekteydi:

"Ismail Pasa geo;en sene son g~lii?i sonr~~mda .... T~nzimat'l baslatmak dururnundaydi: fakal Trabzon un bazi itibar sahib I bey ve agalan, SIStern derhal baqlatlldlg-l takdirde halkm ayaklanacagi kon.usunda Pasa'yi ikna etmislerdi. Beylerin bir oyunuydu bu ... sonucta srstemm yalmzca belli noktalan uygulamaya konmustu: bunlardan biri, Pasa run yetkisi altmdaki Muslurnanlarm ya da Kaymakamlann hicbirini gorevinden uzaklasnramayacagi yonundeydi. Bu nokta, Pasa'run otorite-sini zaYlflah£l. eski sistemin bir pan;asl olan beylerin oloritesine guc katacaktir." (F078/753, #1, 27 Ocak 1848).

94

95

eemaatlerinin, genellikle varlikh kisileri temsilei olarak secmeleri pek sasirtici degildir. Ashnda hukumetin meclislerde gorev yapanlara ayrracak yeterli maddi kaynaklari cogunlukla bulunmadigmdan, bu tarz bir secim neredeyse zorunluydu. Musluman olsun olmasm dinsel hiyerarsi icinde yer almayan halklar adma konusanlar, hali vakti yerinde kimseier olurdu.l''

Bununla beraber, karma meclislerde gorev alacak bireylerin secimine katihm baska bir yoldan da engellenebiliyordu. Bir eyaletteki her millete bagh turn cemaatlerin liderlerinin, bir mediste c;ah!?mak uzere istenen niteliklere sahip bireylerin seciminde gorev almalan soz konusu oldugu halde, pratikte yaptlan )ogunlukla bu degildi. Canakkale konsolosunun belirttigi gibi, "bu uygulama eyaletlerin ve daha kucuk bolgelerin yerel Hukumet merkezleri kuru Ian bashca sehirlerin-deki yalruzca birkac cemaat sefinin, 'Azalar'm seciminde butun yetkiyi kendi uzerierine almalan amaciyla baslatilnushr. Bu suretle, arulan iiyelerin secimi konusunda kirsal kesim cemaatlerinin en kuciik bir katihm, ya da soz sahibi olmalan engellenmektedir." 17

Bu kosullar altmda secilen Hiristiyan ve Yahudi temsilciIer yalruzca cemaatlerini etkileyen meseleler hakkmda degil, aYrIca eyaletlerindeki islerin genel durumu konusunda da fikirlerini tarafsizca ve gerc;ege uygun olarak ifade etmek durumundaydilar. Fakat Muslumanlann oldugu gibi, gayri Muslim esrafm da koruyacak yerel crkarlan vardr. Kabul etmeye gonullu olduklan degi~iklikler konusunda dikkatli davranmadiklari takdirde her iki grubun da kaybetmesi olasiydi. Boylece, meclislerde birlikte gorev yapmislar. fakat bu c;ogunlukla, sistemin mimarlanrun tasarladrgi gibi 0Imaml!?hr.~8

1864'te cikanlan vilayet kanunuyla baslayip 1860'h ydlarda son asamasma varan yonetsel yeniden-orgutlenme sureel, sonraki birkac yrl icinde daha ileri ayrmtilar iceren tcdbirlerle devam etmistir. Esas itibariyle zaten gelismekte ulan tasradaki idare sistemi, artik akilcil bir temele oturtulmus, tartisma ile yonetimi birbirinden ayrracak sekilde kapsami genisletilmis ve uyruk halklann katihnuru resmilesti rrnek amaci y la tabana yonel tilmistir .19

Eyalet hukumetirun temel yapisi korunurken, buna paralel olarak yurutme ve karar alma hiyerarsilerinde ve bunlarm iclerinde i~ledigi yonetsel birirnlerde duzenlemeler yapilnusn, Merkezdeki otorite ile.cevre durumundaki bolgeler arasmda kahn bir denge kurmaya yonelik yillardrr suregelen arayl~, sultana u) ara yonetsel bolge olan vilayet, sancak ve kazanm onde gelen memurlariru atama yetkisi vermekteydi. Bu memurlar arasmda hem yurutmeden hem yonetimden sorurnlu olan gorevliler bulunacakti. Buna karsm, vilayet idare-

-sinin basmda bulunan valinin de, emrinde calisan memurlar iizerinde aglrhkh bir otoritesi vardi. Yalruzca nahiyelerde, yani en dusiik vonetsel duzeyde, koylerin ve kasabalann cesitli milletlerinden secilmis baskanlar, diger bir deyisle muhtarlar bulunrnaktaydr.

Hukumetce atannus memurlarla birlikte, yeni kanun, vilayet duzeyinden kazalara kadar secilmis meclislerin olusturulmasiru zorunlu kihyordu. Sancak ve kazalardaki milletIerin dini liderlerine meclislerde kendilerine yer verilecegi konusunda teminat verilmisti. Bu meclislerden herhangi birine

iliskilerine girmekte olan bu kisi dogaldir ki onlarm dalkavuk rnuttefiki durumunda ve bu da her turhi adaletsizlige sebep olabiliyor. Meclis toplantrlanna bir de bazen, ne daha vicdanh ne de tarafsiz alan Rum piskoposu katthyordu ... Reaya ya cekingen davranan ya da yaptLklan i~ konusunda onyargtlara sebep olabilecek tutum takmmaktan kacman delegelerinin Turk yoneticileriyle hicbir anlasmazhk Y"'i?amay<1Gl,C;1 konusunda ernin gorunuyor." (FO 78/1209,5 Mart 1856). 191864 ve 18h? tarihli yasalarm i~erigi Davison'da (1963, S. 146-51,

159-60). .

16Great Britain, Reports (1861), s. 43-80. 17 Ag.e., s. 79.

18 A.g.e., s. 8, 12, 33, 43, 79-80. Bursa'daki konso.lo.s Sandison. i?unl~n yazrrusnr: "Beledi ye meclisirruzde reaya cemaatiermu:, tek ~allt.\l.tems~. cisi bir Ermeni sarraf olmustur hep; surekli olarak Turk yoneticilerle ll?

96

97

secilmek, yurutrne orgam uyelerinin secilmesinde her bir asamada onemli bir soz hakki teminati veren karmasik ve doIayli bir surecti. Belirli sayrda yeti gayti Muslimlere ayirmak suretiyle hukumet, Osmanh yurttashgi konusundaki laik dusuncenin hala vazgecilmeyen bir fikir oldugu get<,egini ta-

rurrustrr. 20 ,

1864'te cikanlan vilayet kanunu cemaatleri dogrudan etkilemekteydi. Geleneksel yurutme orgam olan ihtiyar heyeti artik resmi olarak devletin yonetsel yapisma baglanml/lh. Gecmise dayah oturmus islevlerine (cemaat ici maliye ve kamu meselelerinin idaresi ve iiyeleri arasmdaki anlasmazhklann karara baglanmasi) simdi de secme islevi eklenmisti. ihtiyar heyeti cesitli meclislerin uyelerini sec;me surecinde ilk basamagi olusturuyor ve yoneticilerce gosterilen bir listeden, milleti kaza duzeyinde temsil edeeek kisileri seciyordu. ihtiyar heyetinde gorev almak icin aranan vasiflar basitlestirilerek, on sekiz ya~m uzerinde ve vergi mukellefi olan her erkegin secilebilmesi saglanml~h. Kanun, dileyenlerin gorev almasi hrsatiru artirmaktaydi belki ama, daha onemlisi, diisunulen sistemi kurumsallastmyordu. Uyruk halklar bu sistern cercevesinde yoresel olarak yasamlanm diizenleyip islerini yoluna koymaktaydilar.U

imparatorluktaki idari eksiklikler ve duze cikrna umutIan artik yalmzca hukumet otoritelerince degil, uyruk .halklar tarafmdan da acikca dile getitilmeye baslanrrustr. Ornegin, 1867 yih baslarinda lzmir'de Rumca crkarrbir gazete, Aydin sakinlerinin yorenin devlet erkarurun suistimallerine Iliskin sikayetlerini aktanyor ve almmasi gereken onlemleri srrahyordu. "Her seyin otesinde, adalet dagItlhrken aynm gozetilmemeli: otoriteler ozellikle Hiristiyanlara karst basvurduklan tepeden bakan kibirli tavirlarnn bir yana birakmall; varolan Hiristiyan liderier (ethnarcai) kanunun kendi-

lerine tarudigr haklardan iyi istifade (apolouosi) etmeli ve mec lislerde bosu bosuna gorevlendirildiklerini d usunmemelidirler."22

Tanzimatcrlar tasra yonetimini iyilestirme tasanlaruu yiirlirluge koyduklannda oncelikie ilgilendikleri, beiirtilmis oldugu iizere, sistemin yeterliligini arhrmak ve sistern uzerinde kendi denetimlerini saglamakn, Ortodoks Rumlann getirilen yeni uygulama karsrsmda takmdrklari tavrr, birtakim dusuncaler cercevesinde qekillenmekteydi. Katihmda bulunanlar bunu Muslumanlarla esit bir temelde yapmadikla- 1"1IH iyi biliyorlardi. Rum Hiristiyan vekiller karma meclisk-rdeki Musluman meslektaslanyla ya da baska mevkiler,kkj Osmanh sivil ve asked erkaruyla i~ icin bir araya geld iklcrinde, baskin gelen taraf diger taraf oluyordu. Otoritenin uzun siireden beri buyuk oranda kisisel bir tarzda uygulanmakta oldugu bir diinyada, yonetici ya da yonetilen olsun, insanlan akilcil bir uygulama olarak otoriteyi gormeye ahst I rmak gerce kten zord u. Ve elbette boy lesi bir anla yl.~ b irey lerin tasra hukumetine yaklasim tarziru etkilemekteydi.O Hiristiyanlarm var olan toplumsal ve ekonornik kurumlan cok ~l'yi belirliyordu, Bu sebeple, cemaatlerin birlesip islerinin ustesinden kendi baslarrna gelmeyi kararlastirmasi durumunda, meclislerde katihm olumlu bit deneyim olabilecekti, o c;agm bir gozlemcisinin belirtmis oldugu gibi, meclis "eninde sonunda insanlann ona verecegi sekli alacakti.t'-"

Tanzimat ve Cayri Miislimler:

Gerceklikler ve Algrlayislar

Reformun ic mantigi ve bu reformun tasarlarup yuri.irliige konmasmda etkin olan dis baskilar, degisimin ozgul karakte-

22Amaltiwin, 10 Subat 1867, s. 3.

23FO 97/425, #7, Bursa, 20 Nisan 1867. 24Hamlin (1878), s. 370.

20Shaw (1969), s. 100-103; Davison (1963), s. 148. 21Shaw (1969), s. 99-100, 102-3; Davison (1963), s. 148.

98

99

rini buyuk olcude belirlemistir. Ancak ya~anana iliskin kisisel gorii~ler fiili onlernler kadar onemlidir. Bu acidan, hem Miisliimanlar hem de gayri Miislimler, kaynagi baskent olan siyasi reformlarm anlarru konusunda kusku icindeydiler. Musliimanlar stati.ilerini kaybetme korkusuyla reformlar karstsmda endiseye duserken, ongorulen imtiyazlann asamah ~ekilde gerceklestirilecegini uman gayri Muslimler ise smrrh bir iyimserlik ir;indeydiler.25

Elbette, uyruk halklar neyin cikarlarma en uygun olacagirun ayrrdmdaydrlar. Hem gayri Miislimler hem de Muslumanlar haklanna duseni artirmasr icin devletten ne istediklerini biliyorlardi, Ornegin, 1845 yihnda Kayseri'de sultana sunlar icin yazih talepte bulunmuslardir: bolgeye askeri bir giiciin yerlestirilmesi: dogrudan Babiali'nin otoritesine bagh, kahci bir pa?a; bolgenin kent yasamuu bozmakta alan ve suur koylerinde yasayan gocebe Kurt asiretlerinin yerlestirilmesi: ve basta sulama sistemlerinin insasi olmak uzere tanmm tesviki. 1839 Fermaru'yla getirilen reforrnlarm arasinda daha onemli olanlardan biri de agu bir uygulama alan angaryarun yasaklanmasiydi. Bu uygulama ger;erliyken koyli.i i:?~iIer beylerin topragnu islernekle yukumluyduler ve bir yerden baska bir yere serbestce gitmeleri mumkun degildi.26

Bu tarihi izleyen on bes yil icerisinde reformun seyrine iliskin baskentten gelen farkh isaretler goz onune ahndigmda, insanlann yeni bir ferman karsismda kuskuya dusmeleri sasirtici degildtr. Hatt-r Hiimayun kendilerine okunduitunda, sultarun tasradaki uyruklan onu anlamakta biiyiik zorluk cekmislerdi. Osmanlt saray kiiltiiriiniin dilini bilmeyenler sozlesmenin, "gunluk Turkce" de dahil oIrnak uzere, kendi dillerine cevrilmesini beklemek durumunda kalnuslar, bazen de kimi yerel yoneticiisr fermaru acikiama ve halka bildirme Kcregi bile duyrnanuslardir.P?

Tanzirnat'm devam edecegi ve genlslenlecegi haberi sevincten saskinhga farklt tepkilerle karsrlanmistir. Hiristiyanlar dogal olarak en cok genel askerlik yukumlulugune ve din adamlanrun ayncahklanna dair hukumlerle ilgileniyorlardi. Gayri Muslim halk askerlik yapma olasiligr karstsmda bir gerilim ya~lyor, aym zamanda ruhani Iiderlerini etkileyecek degisikllklert merakla bekliyordu. Ust duzey ruhban sirufi ise, kendi dini cemaatlerinin ic islerine devlet mudahalesi olarak gordukleri seyi cok da sevkle karsilarruyor ve bazi Kucuk Asya Rumlan reform paketinin kendilerine yonelik Musluman saldirganhguu artiracagmi dusunuyordu. Donemin yabanci diplornatlan arasmda reform paketlnin ne kadar cabuk ve hangi etki duzeyiyle yurtirliige konacagi konusunda gorus aynhgi vard1.28

Halki aydmlatma cabalarmm bir parcasi olarak, yabanci misyonerler fermamn kopyalanru basma ve dagltma sure-

25Edouard Engelhardt, c. 1, s. 5~; FO 8/441, 25 Mart 184L Aym yilm kasim aymda ~oyle yaziyordu Ingiliz konsolosu: "Beyler ... vergilen· dirme konusunda Gulhane Hatt-I Serif tarafmdan reaya ile aym kefeye konulmalanrn kafalanndan silemiyorlar. Reayanm mulkunun eskisi gibi ellerinin altmda olmayrsmdan cok rahatsizlar. Hatt-i Serif oncesinde reayarnn zararina ulkede istediklerini yapabildiklerini unutanuvorlar." (FO 78/441,2 Kasim 1841).

26Bi.';lgenin talepleri konusunda, FO 78/615. #17, 11 Nisan 195, Kayseri. Angarya konusunda. lnalcik (1973), s. lOS. Bursa'daki konsolos Sandison angarya ise getirilen genel yasaga iliskin bir istisnadan soz etmekteydi. Ona gore, hukumetkeresteyi daglardan kryidaki bir tersaneye bu yontemle tasiyordu. Yine de, konsolos Tanzimat'm koylulure biraz da olsa nefes illd!rdlgl yolunda genel bir izlenime sahipti. (FO 78/905, #10, 12 Agustos 1852). Aynca, MacFarlane (Elyazmasi, c. 1, yaprak 157) Bursa dolaymda devam eden angarya uygulamasmdan

soz eder. ~

27pO 195/530 (tarihsiz) imparatorluktaki ~e~it1i konsolosluklann reform paketine karsi takmdrklari lavn iceren raporlan ozetler. 2BYuksek rutbeli ruhban srruf konusunda, a.g.e.; AYE, 1856, 19/1. Mart 1856lzmir'deki Yunan konsolosunun belirttigine gore Manisa'da ikamet eden Rumlar, Hatt-i Humayun'dan hosnutsuz lVItislumanlann tehditlerine karsi koruma istemek arnactyla sancak otoritelerine yazih basvuruda bulunmuslardi. (AYE, 1856,39/1-2, #624, 11 Nisan 1856). Yabanci diplomatlar konusunda, FO 195/528, 31 Kasun 1856, Trabzon: FO 78/1209, 5 Marl 1856, Bursa; Senior (1859), s. 158-59; FO 78/1302, 18 Subat 1857, Bursa.

100

101

tiyle Hatt-r Humayun'un icerlginin genis kitlelere ulasmasim saglarrustir. Bu cabalann getirecegi yararlar dismda. 1860'h yillarda gayri Muslim gruplar Tanzimat'm ve ulkeye akan Bah fikir1eriyle ticaretinin sagladlgl firsatlardan yarar1anmaya baslanusti. Tahmin edilebilecegi gibi degisimin en gorunur sekilde yasandigi yerler, baskent ve imparatorlugun bashca i~ merkezleriydi, Bununla birlikte Anadolu'nun i~ kesimlerinde dahi, yeni diizene iliskin bir bilmclenme ya~amyordu.29

Uyruk halklar arasi iliskileri etkileyen en hassas meselelerden bid, gayri Muslimlerin dinsel g6revlerini yerine getirmelerine izin verilis tarzrydi. 1856 Fermaru'nm ilanmdan 01- dukca once, din degistirme konusundaki kisa sureli meseleye dayab olarak Babraii'de bir karrsiklik yasanmisn, islam'dan donus buyuk su\" sayilmaktaydi ve olum cezasiyla sonuclanacak az sayida su\" arasmda bulunuyordu. Lord Redcliffe'in israrh cabalari sonucu 1844'te Babiali'nin olum cezasi uygulamasma son vermeye nza gostermesinin etkisi, Ortodoks kilisesine oldugu kadar yabanci Hir istiyan misyonerlere de dokunacakti. Daha once Islarna yoneldikleri icin murninlerini kaybetme tehlikesiyle b asa cikmaya cahsrrus alan patrikhane, Ortodokslugun bundan boy Ie Bah Hiristiyanhgma yonelrnesi olasrhgi ile karst karsiya kalml~t1.30

Ancak Muslumanlar ile Ortodoks Hiristiyanlar arasmd'lki iliskileri kotu yonde etkileyen din kaynakli baska sorunlur da vardi. Osmanh Hiikiimeti, Hatt-i Hiimayun araci- 11~lyla bunlann bir kisrrurun iistesinden gelmisti. Balkanlar'.Iii ·0 zamanlardan bugiine kadar anlatilagelen bircok h~aYC'Yl' gore, Ortodoks muminlerden olusan cemaatler kendile!"hi. yercl Osmanh yoneticileriyle mucadele icinde bulmusIMtil. <;i.inkii soz konusu yoneticiler, hassas ve kotu sonuclara Yell acabilecek durumlar dismda ibadethanelerin yeniden in'1*';111<1 ya da varolanlara yenilerinin eklenrnesine izin vermivorlardr. Oysa reform paketi, getirdigi ozel bir hiikiimle ~'Iyri Mi.islimlerin kendi cemaat yapilanru koruma ve devam .'1 (inne hakkiru teminat altura almaktaydr, Bir sorun cikllliiSI dU~tlmunda cemaat, sikayetlerinin gereginin yaprlmasi h:in ruhani liderleri aracihgiyla Babiali'ye basvurabilirdi. Fermaru izleyen birkac yil icinde bu tip sorunlar hie olmazsa iruparatorlugun kent merkezlerinde azalmaya yi.iz tutmusLur.J1

Inane kisisel bir mesele olarak kaldigi Si.irece:. ~alkl~r arasmda ortaya cikabilecek olasi anlasmazliklar dusuk duzeylerde seyreder. Fakat Osman~1 imparat~rlu~u'nda oldug~ gibi karnu yasammm ayrilmaz bir parcasi ise, man.; he~h~ngl bir grupla digeri arasmda bir irade ~mavma ~?la?ca donusebilmektedir. Miisli.imanlar ve Hrristiyanlar gunluk yasamlannda carsi yerinde birbirlerinden ahsveris yapiyorlardi. Fa-

29Great Britain, Papers (1861), s. 14-15. 1860·lardaki gelismeler konusunda, a.g.e. Great Britain, Reports (1861), s. 75; FO 78/1609, 14 :;;ubat 1861, Bursa.

30Culiing E. Eardley (155), s. 35. Edirne konsolosunun ~~lirttigine gb.re~ onceki iki yrl icinde Ortodoks piskoposluk bolgesmcie .. yalruzca on iki Hiristryan hicbir zorlama altmda kalmada,:, gonullu ola.r~k Islam inanciru benimsemistir." (FO 97/425, #10,2 N.lsan 1867) Ingiliz konsosoloslan Izrnir'de oldugu gibi farkh manctan insanlann ka~l!,llmaz, bicimde birlikte yasarnalarma ahsrrusn artrk. :;;ehlrdek.1 se~,1f1n ale lade bir olaydan bahseder izlenirnini veren anlatirruna gore, o;ogunlu~la gen~ bir Turk bir Hmstiyan ailesiyle yakmh~. kurariaile kendilerini kotu niyetli Muslumanl~ra karst koruyacagi dU.\iUnCeslyle bu yakmh~l reddetmek yerine geli~t!rme volunu secerler. Boylece bu yakmhk evm

102

------------_.

kizrrun delikanhya askiyla ve Islami kabul etrnesiyle sonuclarur."

(Great Britain, Reports, 1861, s. 33). . .

YIGreat Britain, Reports (1861), s. 33, 42,79 .. 1<;. Anadolu da bir Rum hiyii olan Misti'de yeni bir kilise insa edilmisti. 1884 YI!m.d.a. y~tlan ve koyun mi.\stakil evleri arasmda kolay.ca_goz~ .<;arp<ln k:hse apa~ dok a isko osluk bolgesinde yapilan kucuk kiliseler arastn~a belki de iliti ~Daw ~ins, 1916, s. 20). lzmi r'in guneydogusunda kl.'ku<;uk ~erasou (Karacasu) kasabasinda ya~ayan halkin ifadesine ~ore, kth~e insas: icin gereken iznin almmasmda ve insaat rein p~r~ ulunma/tn.d~ yerel valinin onemli yarchmlan olmu~tl;l .. Bununla bl~hkte, AmnII ieta> daki rapor bolgede 0 zarnana dek bunun duyulmarrus oldugunu belirtrnektedir (Amaitilcl/J, 3] Mayis 1869, s. 3).

103

kat aralarmdaki bu iliski, Hiristiyan sebt gunune (Pazar-c.n.) denk geien, uzun bir gecmise sahip haftahk pazar kurma gunu uygulamasma bagh olarak daha hassas bir duruma gelmisti. Burada sadece dinsei duyarhhkiar tehIikede degildi, Aydmh bir tuccar soyle yakmmaktaydi: "Dinimizin ilkelerini ihial ederek asil kazancuruzi Efendimizin kutsal gununde elde ediyoruz, bu yuzden kazandrguruz paramn hie bereketi olmuyor." Yirmi yrl kadar soma 1863'te bolgede ya~ayan Protestan misyonerlerin destegini de arkasma alan Aydmh Rum Ortodoks Htristiyanlar. Musluman cemaatin sert muhalefetine karsm, iki yilhk kararh t;abalanyla alisveris gununu degistirecek bir ferman elde etmeyi basarmislardrr. Karann yururluge konmasi yerel valinin bir yrldan fazla zamaruru alnus, mesele bu sure sonunda dahi cozumlenememistir. Cunku bu sefer de, degisiklige karsi crkanlar Rum Ortodoks ihtiyar heyetinin bazi uyelerini, emrini iptal etmesi istemiyle hukumete basvurmalari icin ikna etmislerdi, Boylece, Ortodoks, Ermeni, Katolik ve Protestan milletler kutsal bir ittifak icinde birlesmisler ve Ermeni ihtiyar heyeti uyeleri hukumetin kendilerine kulak verecegi "umuduyla" pazar kurma guniinun degi~tirilmesini isteyen baska bir dilekce sunmuslardr.V

Hicbir ~ey onyargiyla kansrk bir gorenegi yok etmekten daha giiS olamaz. Ve bu, hicbir yerde esit olmayan iki halk arasmdaki kamu iliskilerinde oldugu kadar asikar degildir. Giyimleri ve kamu davraruslariru duzenleyen kurallarla ve bazen hitap edilis sekilleriyle gayri Miislimlere toplumdaki ikincil statuleri kolayca hissettirilirdi. Bazen aynmcl uygulamalar yalmzca, Muslumanlarm kendi insaniariru gayri Muslimlerden ayirmak icin biraz degi!?tirerek kullandiklari kelimeierde ortaya cikardi. Dini ziyaret amaciyla Mekke'ye gitmis bir Muslumana hact denirdi; ayru amacla Kudus'e gi-

den bir Hiristiyan ise act diye <;agnhrdl, Hukuk terimlerinin kuliaruldigr kamu belgelerinde ise, bir Musluman Turkten mezkur diye soz edilirken, bir Hiristiyan icin daha cok, a~agt1aYlcl bir anlam tassyan merkum kelimesi kullarulmaktaydi. Boylesi kucurnseme ornekleri Hatt-i Humayun'un ilaruyla bir gecede yok edilemedi. Bu donemde durust bir tasra valisi reform paketinin maksaduu gerceklestirmek ve soz konusu ayrrmci tutumlan bertaraf etmek icin elinden geleni yapabilirdi; fakat halk arasmda yaygm onyargilarm islalu, resrni uygulamalann degistirilmesinden cok daha gii" idi.33

Halk arasmdaki ayrrmlari yurnusatan ve bireysel farkhltg-lone cikaran oldukca acik bir deg-i~im bicimi de cogu Hiristiyarun yeni giyim tarziru benimsernesinde goruluyordu. ister kirsal kesimde ister Imparatorlugun buyuk sehirlerinde olsun, dis diinya ile artan iliskiler ve bir dereceye kadar da hukumet reformunun kaydettigi ilerleme, kiyafetlerde degi~ikliklere sebep olmustur. Bircok Avrupahnm Istanbul'a gelmesine yol acan Kinm Savasi'run hemen sonrasmda, baskentte oturan Amerikah bir papaz, Hiristiyan nufusun yasanunda kayda deger gelismeler gozlemlemistir: "Onceki giyim tarzlarrru terk edisleri, modaya uygun bir yasarrun hosluklanru ve inceliklerini benimseme arzulari kendini her yerde acrkca gosteriyor." Cok daha mutcvazi boyutlarda ve kademeli bir ~ekilde de olsa, terzilik konusunda tasrada da degisiklikler olrnaktaydr. izmir'den getirilen kad m giysileri ilk kez 181Z'de Kayseri bolgesinde piyasaya sunulmus ve 1850'li yillara gelinmeden bu giysiler cogunluk tarafmdan kullarulmaya baslarrustr. Tanzimat, bashk kuilarummdaki degi~ikligi belki de dogrudan Andranikos isimli Kayserili bir Rum aracrhgryla saglaml~tl. Karma medis uygulamasr baslatildlgmda btl kisi, secilen ilk Hiristiyan olmus ve acikca, meclis iiyeJerinin sahip oldugu bir ayncalrktan yararlarup fes kul-

32ruccar konusunda, ABCFM 16. 71, c. 6,#23, 20 Eyli.il 1842. Haftahk pazar kurrna gi.inUnUn degi!?tirilmesi konusunda, ABCFM 16,9.3. c. 1. #57.26 Haziran 1863; Amaltlteia. 31 Maps 1869, s. 3.

33pO 78/1609, 12 Mart 1861, Bursa: Great Britain. Reports. 1861, s. 11, 32·33.

104

105

lanmaya ba~laml!?tt.34 Giyim konusunda degismektc olan bu tercihler, ondokuzuncu yuzyil ortalarmda Hiristiyanlar arasmda artan fiziksel ve toplumsal hareketlilig in bir belirtisini olusturmaktaydr,

Hukumet haraci kaldirdigmda butun gayri Muslim erkekleri askeri hizmetle yukumlu tutrnustu, Ancak, Hiristiyanlar bir vergi tbedel-i askeri) odemek suretiyle orduya yazrlmaktan ha.lii kurtulabiliyorlardi. Bu hizmet yerine bedel olarak belli bir para odenmesini kabul etmekle, devletin kendi mali cikarlanru gozetiyor olrnasi da mumkundu. Elinin altmda yrlhk ihtiyac duydugu insan gucu yeterinden fazla oldugu icin hukumet, gelir elde etmek amaciyla bu insanlann bir kisrmru askerlikten muaf tutabilirdi. Fakat arulan uygulamanm, devlete zarari da dokunmustur. Gayri Muslimler genel olarak hizmet etmemeyi yeglemekteydiler. Askerlik yapmak, devletin ternsil ettigi 0 daha genis ulke arazisine boyun borclaruu artrrabilirdi. Fakat tam tersine buyuk ~ogunluk kendisini buyiidi.igii cernaatle ve yoreyle tarumlryordu.v-' Buna bagh olarak ordunun ~ogunlugu Musluman Turklerden olusmaya devam etmis ve ordu, gayri Muslim halklar arasmda Osmanh kimligini hakim duruma getirememistir.e" Aynes uygun Musluman erkekleri silah altrna almak suretiyle ordu, ailelerin degerli uyelerini tuketmistir.

I\skl'riik hizmeti icin butun erkeklere yukumluluk getiren hi .. uygularna baslatan devlet, daha ileri bir adim ahp, her vil 1\1'1" biilgeden kac Hiristiyarun yiikiimluliik altma girece~1I1i silphllna karan <;lkarml~tlr. Bunu takiben ise Babiali her ,'I'llI,lalin askerlik yapmak durumunda olan uyeleri icin ne !..,ulM para odernesi gerektigini hesaplanushr. Buna gore, VI'I"){i ya nakit olarak 6denecekti ya da cemaatin devlet icin y .. t·inl' gctirecegi hizrnetlerle karsrlanabilecekti. Belirlenen tull..lilr oksiksiz 6denrnek zorundaydi ve harac uygulamasmm Ylil'i"lrhikte oldugu zamanlarm aksine artik cemaat iiyeleri 1H.\slnclaki yashlik, yoksulluk, hastahk nedenletiyle ver~hlt· azaltma yapilamayacakn. Bu durumda bircok cemaat, hl'llt·lin getirdigi yukumlulugun haracmkinden daha yuksek IIII 111j:t un u anlarnakta gecikmeyece ktir. 37

l latt-i Humayun'un ilaruru izleyen yil olan 1857'de hukumd sozde, bu yil icin Hiristiyanlardan zorunlu askerlik beddi almayacagma dair bir karar alnus. buna karsm bedelin, "B,lblali'nin Rum (Graihm) tebaasi" tarafmdan odenmesi tak-binde bulunmustur, Boylece baskentle birlikte imparatorlu);UI1 tnpraklanndaki butun Rum cemaatleri, saptanan belirli III i k tMI arda vergi y i odemekle y ukurnlu kilmrrus, Babiali her .iik-nin odemesi gereken verginin saptanmasi isini cemaat liIh'rlerine birakrrushr. Bu gorevin patrikhaneye du~tiigii Istanbul'da, kilise liderleri vergi yukuniin a ilelere paylastirilmas] konusunda iki farkh goruse sahipti. Bazilarr aile uyelerinin saYlsml goz onune alacak dogrudan bir taksimat yapma yanhsiyken, digerleri bunun adaletsizlik olabilecegini du:?unup odemelerin her ailenin maddi durumuyla orant.ll~ ol~rak hd irlenrnesi gerektigini sa vunm uslar ve son ucta bu ikinci goru~ kabul edilmi~tir.31> Imparatorlukta kesinlikle askeri reform gercksinimi vardr, fakat bunun hii.kUmeh:, ve.garri Muslim cemaatlere faydalan oldukca karrnasrk bir nitelik sergilemekteyd i,

3450 M46/16, #34, 28 Kasrm 1856. Fesin benimsenmesi konusunda, Kougioumtzoglou (Elyazmasi), s, 73.

35Avusturya'nm Bablfi!i elcisi Baron Prokesch, Hatt-I Humayun'u yorumunda sorunu anladiguu gi)stermi~tir: "Sonrakilerin (Hrristivanlarj aile yil~aml hi1lfi ilkel bir nitelik arz ediyor. lnsarun, devlet cikarlan adma cocuklariru neden feda etmesi .gerektigini anlarrnyorlar' (bahseden A. Schopoff, s. 8Y). Selanik'tekt Ingiliz konsolosu buna benzer bir anlatun kullandijn raporunda Hrrisfivanlann "sultamn ordusuna almma yoluyla evlerinin bulundugu bofgeyi terk etmeye zorlanmalan durumunda askerlik hizmeti yaprnak istemeyeceklerint bildirmekteydi (Great Britain, Reports, 1861, s. 11).

36Karpat (1973), s, 101.

.,7Hll·istiyan yuki.lmhili.igli konusunda, AYE, 1856, 19/1, #70, 18 Tet11- muz 1856. Vcrgi hesaplamalari konusunda, FO 195/526, #46, 2 Eylul 1856; FO 78/1209, 18 Ocak 1856.

3fiTilegm_fos, 13 Temmuz 1857,:;.2.

106

107

Adalet her toplumda hem kurumsal hem de toplumsal bir olgudur. Osmanh reformculanrun ir;inden pkamadlgl durum suydu: oncekini degi~tirmek sonrakinde buna mukabil bir degisimi garanti etmiyordu. Tanzimatm reform uygulamalarmdan bit tanesi, hiikiimetin, giderek hantallasrp kendisiyle r;eli~ir bir hale gelen adli sistemi iyilestirrneye yonelik cift-yonlu bir caba icine girmesidir. Bu amacla, buyuk oranda Fransiz ve italyan hukukuna dayanan ve imparatorlugu daha laik bir gelisim cizgisine sevk eden yeni hukuk kurallari kabul edilmistir. 1840 yrlmdan itibaren hukumet, Avrupaldann ve onIarm yerii Hiristiyan temsilcilerinin, anlasmazhklari konusunda basvurabilecekleri karma ticari mahkemeler olusturmustur. 1856 sonrasmda sivil ve cezai davalara bakacak ayn karma mahkemeler kurrnak yoluyla, hukumet. bu sistemi daha da genisletmistir. Bu mahkemeler Osrnanh yargiclan ile hem A vrupali hem Osmanh isadamlanrun temsikilerini bir araya getirmekteydi. Ileride 1869 yilmda mahalli idareden vilayete, her duzeyde butun bir laik mahkemeler hiyerarsisi, Islami yargl organlanmn yarunda yerini alnus ve bu mahkemelerdeki turn islemler esas itibariyle Avrupa'daki mode lIerden aluurus tir. 39

Getirilen veni yasalar ve yargi kurumlan daha etkili ve yeter li u y gl~la rna I any la oze Ili kle i ~ d un y asmda ki gay ri Muslimlerin ihtivaclarma hitap etmekteydi, Ancak bunlar imparatorluk topraklarmda gercek adaleti saglamada yalruzca ki smi bir TO I oyn LI yord u. Bi r gozlemcinin be lirttigi gibi, hal" "otorite ve hu ku kun daha adil ve tarafsiz kullarununa ihtivac duyulmaktaydi: "Suistimaller hem Muslumanlarrn hem de reayantn onyargrlanndan kaynaklaruyor. fakat kendilerine ve mulklerine yaprlan haksizhklann giderilmesinde reaya en az sansa sahip ve en guvenliksiz kesimdir."40

Muslumanlar ve gayri Muslimler arasmda siiregelen e~itsizligi g6steren kahn bir sorun da hukuk mahkemelerinin, larkh inanclara sahip taraflann davalanru esit bir ternelde de almada gosterdigi basansizhkn. Bu durum ozellikle ~ahitlik konusunda ortaya cikmaktaydr, Hiristiyanlarm tarukhg:l durusmalarda .;ogunlukla kabul edilmiyor ya da Musliimanlarmkiyle ayru aglrhgl tasiyacak ~ekilde degerlendirilmiyordu. Bu sorunun daha degi~ik bir boyutu ise, davaci konumundaki bir Ortodoks Rumun, sikayet konusu su<;a olaym gl'.;tigi yerde bu niteliklere sahip bir kimse yoksa dahi taruk bir Musluman-Turk bulmasi gerekliligiydi. Bu tip durumlar imparatorlugun daha ucra ve sehirlesmeden tam nasibini almanus bolgelerinde sikca yasanmaya devam edecekti.U

Laik mahkemeler ilk kez kuruldugunda, Hiristiyanlar bunlardan kola yea faydalanamarruslardrr. Ticaret mahkemelerinin yeniden orgutlenmesinden duydugu memnuniyeti ifade etmesine karsin, Bursa konsolosu Hrristiyanlarm bu kurumlarda Muslumanlar aleyhine her zarnan dava acamadiklaruu ve yerel valinin emriyle Islam hukukunun gecerli 01- dugu kadirun mahkemesine cikmak zorunda brrakildrklanru bildiriyordu. Ancak bu uygulama Hatt-i Humayun'un yurur-

liige konmasiyla ortadan kalkml~hr.42. .

Tanzimat'm baslangicmdan once, vergiler ve vergl toplanmasi islemi onaltmci yuzyilda olusturulan sisterne dayanmaktaydi. Sultarun tebaasma uygulanan farkh vergiler

41FO 78/832, #1, 31 Ocak 1850; FO 78/1023, #46, 30 Kasrm 1854, ek #3; Great Britain, Reporls,1861, s. 11, .32;. FO ?8/1~.34, 1 ~ Subat 186q. 1867 vilmda lzrnir'deki konsolosun btldlfdlgmce,. ~echs-I ISe~lr, Tl-

. caret 'Mahkemesi, Medis-i Tahkikat, Emlak Mech~l \,e .Mechs-l Merkez gibi yargi organlannda Hiristiyan tarukhgma b~r o[~uye kadar y~r verifmekte, fakat yine de kads huzurund~ bir 1vt.~~It!manm taraf olma~l d urum unda H iristivan tamkhgl. reddedllme~te., l~iL Bu y~!mzca Izmir icin g~erH olan bir durumdu.diger yandan KUI;uk Asya run l~ _kl~lmlarmda Hiristiyan t~mkhgl butun mahkemelerde reddedilrnektedir. FO

97/425, #18,29 Mart 1867). .

42FO 78/120<), 5 Mart 1856.

J'.JBu reforrnlara da ir iizh.1 bir anlatun i~in bkz. Shaw (1 Y76), c. 2, s. 118-1<).

40FO 1<)5/647, #1, 22 Temmuz 18~O.

108

109

bu sistern uyarmca seriai u: yorumlanmasma gore belirleniyordu. Topragi isleyenler acismdan en onernli olanlar, osur ve hayvan vergileriydi. Tarrm vergisi olan osur, topraktan elde edilen urunun degeri goz onune ahnmak suretiyle saptanmaktavdi, Ciftlik hayvanlan icin ahnan vergi ise hayvanlarm sagIadlgl degere gore degil, sayrlari itibariy le hesap laruyordu. Gayri Muslimler bunlara ek olarak kafa vergisi olan harac, ya da asil tabiriyle cizye odemekle: sehirlerdeki tuccarlar ise pazaryeri vergisi odernekle yukumluyduler. Son olarak da ithal ve ihrac mallar icin uygulanan giimriik tarifesi vardi. Dinsel kurumlar He vakiflar ve istanbul'da ikamet edenler vergiden muaf tutulmuslardr+I

II. Mahmud'un saltanah sirasmda reformlann yururluge girmesiyle birlikte para ihtiyaci ortaya cikrrustrr. Ne var ki, devletin artan ihtiyaclariru temin etmesinin onunde birtakrm engeller vardi. Onernli servet kaynaklan vergiden muafti, Cenis araziler hiUa feodal miilk (tll1wr) olarak tutulmaktaydi. Son olarak da devlet arazileri iltizam sistemi nedeniyle gelir kaybediyordu. Sultan Mahmud'dan sonraki sultanlar planlaruu bu sorunlann l~lgmda yaprruslardi, Boylece 1839 yilmda baslayan vergi reformu, yalruzca devletin gelirlerinin artmlmasi degil, aym zamanda mali yiikiin daha adilane daglhimasllll saglama almak uzere, vergilendirme ve haraca bag-lama konusunda hukumetin daha cok denetim sahibi olmasi amaciyla cikanlrrustrr. Osur ve cizye dismdaki seriat kaynakh vergiler kaldmhrus, tiiccarlar artik istihlak vergisi yerine kazanc vergisi oderneye baslarrustir. Basta Hir istivan vakrflarm zenginlik kaynaklan olmak uzere, onceden muaf tutulan servet kaynaklan artik vergiye tabi krlmrrusti. Kirsal kesimde vergi dagrhmmm daha adil olculerle belirlenmesini ve vergilerin daha duzenli toplanrnastru saglamak amaciyla; hukumet, vergi multezimligini kald irrrus, bunun yerine yeni bir memurlar grubu olusturmustur.

Muhassl/ adi verilen i.icretli devlet gorevlilerinden olusan bu kisilerin isi, her cemaatin odemesi gereken borcu saptamak olacakn, Cizyenin insanlar arasmda taksimi ve topianmasi

isi ise cemaat esrafina blrakIlml~tt;44 .

Hukumet, vergi reformlariru, uyruklar arasmda e~itligin ya~arna gecirilmesine yardimcr olacak ilerici bir adun olarak sunmaya ~abalaml~ttr. Fakat elden birakmadrgi kala vergisi, yani cizye uygularnasl gayri Muslimlerin gozunde bu dusuncenin acik bir ihlali olarak degerlendirilmistir. Hrristiyan dini liderleri de kurumlanrun gelirlerine uygulanmaya baslayan vergi konusunda hosnut kalmarruslardi. Fakat \ogunluk, hukiimetin daha iyi bir sistem yaratma cabasi icinde oldugunu kabul ediyordu. Hatt-i Serif'in ilarundan soma, yeni bir duzenlemeyle bir sarrafm vergi odemek iizere paraya ihtiyaci olan bir cemaate bore verirken ne kadar faiz alacagi belirlendi, Eskiden <;ogu durumlarda yilhk yuzde 24 He 30 arasinda seyreden faiz oranlanrun iist sirun artik yiizde 15 olarak belirlenmisti.V

Hukumetin iyi niyetine ragmen yeni yasalar uygulamada hayal kmkligi yaratacakh. Muhassillarm saYlsl ve yetenegi yeni sistemin ya~ama gecirilmesini saglamaya yetmemis, foplanan gelir belirgin bir dusus gostermillti. Bunlara bag-It olarak hukumet 1840 yrh sonunda bir kez daha multezimlere yonelmek zorunda kalmisti. Bir sistemden digerine bu donusler, zaten olanlann ozu konusunda kararsizhk icinde alan imparatorluk halklanrun kuskusuz, kafasim kanstmyordu. Bunun kadar onemli bir konu da. reayanm omuzlanndaki vergi yukunun azalmadigi idi.46

44tnalclk (1973), s. 105-7; Shaw (1976), c. 2, s. 96. Sistemin dogasmda var olan e~itsizliklerden biri, zaman icinde bircok koyde nufus ve refah acisindan buyuk degj~iklikler oldugu halde o1?ilr ve cizyenin aym kalmasiydt (FO 78/401, #13, 11 Ocak 1840).

45FO 78/401, #13, 11 Ocak 1840.

46FO 78/490,14 Mayis 1842. Vergi tahsil sistemi yeniden duzenlendiginde yeni bir is firsan yaratrrustr, Selanik vilayetindeki vergi tahsil-

43Shaw (l97(»), c. 2, s. 95-%; Charles lssawi (1966), s. 108.

111

110

Verginin toplanmasmda hangi gucluklerle karsilasrrsa karsilassm, hukumet odemelerin zamarunda yaprlmasi konusundaki talebinden odun venniyordu. Cerci reaya icin tahsildann multezim mi, yoksa devlet gorevlisi (muhassil) mi 01- dugu pek onemli degildi. Nasil olsa odemelerini zamarunda yapmak zorundaydilar. Kafa vergisi kisinin odeme yetenegine gore belirleniyordu, Bu amacla nufus, 60, 30 ve 15 kurus 6deyecekler olarak srrayla tiC; grub a aynimisu. Kadmlar, cocuklar, ve din adamlan vergiden muafti. Son nufus saymurun verilerine dayanarak cizye bir kez saptandrgmda, kay ileri ~elenlerin~ dusen, gerekli odemeleri hemen yapmak oluyordu. Odeme tarihi Arap kamer yihrun ilk ayt alan muharrernin sonrasma denk gelirdi; ve bu da koylulerin. urunlerini kaldinp henuz pazara gondermedikleri anlanuna geliyordu. Bu durumda tek care bore; bulmaktr. Yerel Turk esrafi ve Ermeni sarraflan ihtiyac duyulan paralan vermeye coktan hazirdi. Cunku sagladiklarr borclarm karsrhgi olarak yuzde 20'lik saglam bir faiz almaktaydtlar ve odeme zamaru geldiginde 60 kurusluk bir odeme kendilerine 72 kurus olarak ged donuyordu.47

Zorunda kaldrklan borclanma soz konusu olmasa bile Ortodoks Rum cemaatlerinin mesul tutulduklan vergi saylSl yrldrnci bir nitelikte idi. Bursa'nm drsindaki verimli ovada kurulmus olan Dernirtas koyu bu dururna iyi bir ornektir. Yalmzca Rumlann yasadigi, dart yuz nufuslu ve kalkmmakta olan bu koyde ipek uretiliyor ve uzum yetistiriliyordu. Cizyeye ve senelik bir vergi alan salyaneye ilaveten, koyluler baska birtakun vergiler de odemekle yiikumluyduler. Dut bahceleri, uzum bag-Ian ve tum diger ekilebilir alanlar icin 6~ur vergisi odeme zorunlulugu vardi. Bunun yarunda, koydeki her hane belli bir vergi odemekle yukumluydu. Sarap uretenler ise direk bir devlet vergisi odemek zorundaydilar. $araplanru yakm limanlarda ihrac mall olarak satnklari takdirde yuzde 6'hk bir vergi odernekteydiler. Sarap ve diger urunlerin pazara goturulmesi ise beraberinde baska bir vergi getiriyordu: tasman rnallann yuzde 2,5'i degerinde bir gumriik gee;i~ resmi, Sonuc olarak, kalkmmakta olmasma karsm Demirtas koyu vukumluluklerini yerine getirmekte zorluk cekiyordu.48

Ancak C;ogu Rum Ortodoks cemaatin uzerine diisen agu- mali yukun tek sorumlusu hukumet degildi. Kimi zaman sUo;, v~r~i taksimi ve toplanmasiru dtizenleyen cemaat e~rafmda idi, Cemaat ileri gelenleri e;ogunlukla isleri kendi menfaatleri dogrultusunda ayarhyor ya da ornegin, odemeleri gereken

dan, hamilerinin yani yerel Osmanh yoneticilerinin gozden duserek makamlanndan uzaklastmlmalanyla birlikte gorevini kaybedecekti, Yerine ger;en ki~i ise bir Osmanh R umu idi; Yunan Kralhgi'nm himayesini elde etmis olan bu kisi Istanbullu Rum banker Baltazzi'nin emrinde ~ah~lyordu. Baltazzi, gelirleri idare etmek uzere vazifeyi kabul etti, cunku havalelerin idaresi isinde muhassillara daha iyi kosullar onermeye niyetliydi (FO 78/441, 23 Nisan, 1841).

A!?agldaki sayilar Ankara sehriyle ilgili bir raporda yer alrrustir (FO 78/531, 2 Mart 1843):

M ille! Ham' Sa,!", J 839 Reform" {1nc<,si 1839 Refonnu Son niSI

Mushrman 5.000 - 167.360 kurus 227.850 kurus

Katolik 3395 82,000 231.984'

Run 1.066 38.102 78.312

Ermeni 596 9.164 16.480

47Taahhiit edilmis yiikiimliiliigiin yerine getirilmesinde gosterilen aksakhklar kay ihtiyarlannm hapsedilmesiyle sonur;lanabiliy~rdu (bkz. MacFarlane, Elyazmasi, c. 1, yaprak 157); FO 78/612, 14 Nisan 1845; FO 78/652, 13 mart 1846. Bursa daki Rum cemaati talep edilen cizye-

nin hesaplanmasmda butun herkesin (yashlarla o;ocuk.lar dahil) goz onune ahnrnasi durumunda anlam ta!?lyacag_t yolunda sikayette bul unuyorlardi. Hukumet talep ettigi miktarda israr ederse, kasabahlar zoru~l~ olarak bir ~ez daha odeme _yap maya o;agnlacaklardl (bkz- Great Britain, Commercial, 1843, kis, 8, s. 103).

48MacFariane (Elyazrnasi), c. 1, d?sya 15?_.18~7 yilmda 24.540 kurusa yukselen cizyenin daglhml asagidaki gibiydi.

Odeme Grllbu 60 kurus

30

15

Odeme 19.860 kurus 3.600

1.080

Miikellef Sayls! 331 ki~i

120

72

112

113

vergi yi.ikii~~en daha azuu cekiyorlardi. Bu uygulamalan ogrenen Babiali, Rum patrikligini sorumlu tutmus: hukumet hak.slzhk~a~a, e~gel olmak amaciyla vergilerin devlete gonderilmesi isirun yoluna konmasmda, MaJiye Nezareti'ne bagh memurlann (ketebe), patrikhanenin hazine memurlanyla (memurin) birlikte cahsmasrru emretmi§tir.49

~lfIm Savasi sonrasinda hukumet, vergi sistemini modernlestirme cabalanru surdurmustur. Daha iyi bir vergi dagrhrru getirrnek amaciyla vergi yukunu zenginlik ve verimlilik temelinde belirlerne ;;ah~malan baslatilrrusn. Hatta hiikiimet t~§rad~ reformlarm uygulamaya konacagr pilot bolgeler behrn~l1~h. Fakat vergi tahsil sisterni olarak iltizam, su veya bu sekilde varhgmi surdurdu, Tabi ki onunla beraber reayanm zaranna yonelik bir haksizhk potansiyeli de var olmaya devam ettL50

Tanzimar'm, imparatorlukta ekonomik buyume ve refahi artirmada basanli olabilmesi icin yeni yasalarda ifadesini bulan iyi niyetten fazlasiru saglamasi gerekiyordu. A ynea hukumet, tebaasi iizerinde fiziksel otoritesinin butun imparatc:rl~g~ uzandigi ve boylelikle guvenliklerini sagladlgl izlerurruru yaratma gereksinimi duyuyordu, Bu yaprlamadikca karada ve denizde ulasim ve sonuc olarak uzun mesafeleri kapsayan i~ atilimlan da tehlikede demekti.51

Ondokuzuncu yuzyilda imparatorhigun genis arazilerinin buyuk ktsmi, toplum karsrh bir hastahk sayilabilecek haydutlugun kuvvet gosterilerine sahne olmustu, Kimi durumlard a, yasanan cok siddetli olabiliyordu. Hiikumetin, elinden geleni yapmasma ragmen bu sorun ondokuzuneu yuzyil boyunca devam ederek yirrninci yuzyila kadar gelmis ve artik imparatorlugun varisi devletlerce miras olarak sahiplenilmistir. Anadolu'da ise kalkmmakta olan timan sehri Izmir civarmdaki bolge yasadrsi cetelerle kayruyordu. Hem Turk hem Rum olan bu ceteler ondokuzuncu yuzyilm son y rllannda bile varhklanru surdiirmekteydiler. 1850'li yillardaki en unlu cetelerden biri Yani Katartzi admda bir Rumun cetesiydi, Onceleri katircrhk yapml~ olan Katartzi, beraberindeki az sayida adamjyla daga cikmis ve fidye icin kacmp elinde tuttugu izmirli tuccarlarin servetinden kendine hahn sayihr bir meb'lag saglamisn. Bu sekilde elde ettigi serveti sayesinde bircok arkadas da kazanan gozu pek Yani, sonunda kendi istegiyle lzmir'e yerle~mi~tir.52

Hukumet bu sorun karsismda iki tur karstlik vermekteydi Tasradan gelen sikayetler yeterinee yuksek sesle ifade edil-

mernis vaziyette duruyor ve kimi koylerde yoksul koyluler bu yuzden ipekbocegi yetistirme fi~r!ni t7~k etI?1eye zorlarnyotlar" (FO_195/52b, #20, 10 Nisan 1856). lzmir deb Ingiliz konsolosunun ayru donerne ait bir raporu da, din kokenli siddet tehdidinin Hiristiyan cernaatler uzerinde l1.iliibir guvensizllk duygusu yaratabildigini belirtmcktcvdi. Ya~anan bu ozel durumda, (lyle gi"rliniiyor ki, Izrnir'e oldukca Y.lktll olan Manisa'da Paskalya'nm hemen basinda Musluman nufusun "alt tabaka" unsurlanrun Hlristiyanlar~ saldlrmay~, tasarladrg: y()~Und'l siiy- le:n~iler dolasryordu. TehlIke eiddlye, almrrus: Rum cemaattnin ~uvenligmt saglama konusunda devlet erkam alarm durumuna geo;ml~ ve koruma icin kendisine basvurulmasiyla valimiz ekselanslan Sulevrnan - Pasa bu sabah ki::jisel olarak emrindeki belli sayrda askerle. ayaklananlan yildirrnak ve herhangi bir karisikhga meydan verrneleri durumunda basnrrnak amacryla yola cikrrustir" (FO 195/527, 24 Nisan 185(,). Aym soruna iliskin daha once yasanan bir ornek icin bkz. FO 78/441, 14 Ocak 1841.

52Shepherd (1856), s. 67-68; Newton (1865), e. 1, s. 118-19.

49<;anakkale'deki konsolos ~('lyle diyordu raporunda: "Ileri gelen yoneticiler, kendi odeyecekleri vergi oraruru dusuk gostermek yoluyla bulunduklan makamdan haksiz avantaj elde ettikleri itharruyla karst karsiyalar. .. A ynca zaman zaman e~emaat ad lila yukse~ faizle b~ro; ahyorlar ve insanlann en uygun oldugu zan~anlarda, yalll ~!luk donemle~mde bu boreu kapatmayi o;o~unl.ukla ihmal ediyorlar, (Great Britam, Reports, 1861, s. 79-80). Babiali'nin cozurnu konusunda, Tilegr«[os, 28 Oeak 1850, s. 1.

5OBursa, vergi reformunu baslatmak ve halki ve haklanru koruma vaatlerini uygulamaya koymak amaciyla secilen pilot bolgelerden biriydi (FO 195/647, 10 Mart 1860).

~~~eL3nik'teki konsolos sunlan yazrmstir: "Bu bolgelerde kamu guvenhgmtn yoklugu 1<; kIslml~rla yapilan tiear~ti butunuyle felee ugratlyor [SIC]. Ayrn sekilde, bazi bolgelerde hem uzum baglan hem toprak islen-

114

115

meye basladigrnda, hiikiimet ceteleri bulup yok etmesi icin agu silahlar kusanrms askerlerden olusan mufrezeler gonderiyordu, Diger taktigin tehlikesi daha azdi ve uzun donemde maliyeti daha dusuktu, Haydutlar af ve genel af vaatleriyle bu islerden uzaklastmhyor, bazi zamanlar ise krrsal kesimin emniyet gorevlilertnm kumandanlari olarak atanan kurtlar, koyun surulerinin bekciligini ustleniyorlardi, 53

Kucuk Asya'mn ic kisimlannda, Kayseri ve Nevsehir illeri yoresindeki Kapadokyah Ortodoks Rumlar, 2. kisrmda belirfildlgi gibi, kusaklar boyunca bolgede bulunan tepelerin magara ve oyuklannda yasamislardi. Tepelerin yumusak tasIan kolayca sekil alabiliyor ve boylece kayaltk tepelerdeki bu sigmaklar ihtiya~ duyulan emniyeti saghyordu, Ondokuzuncu yuzyilda btl durum artrk bir sorun olmayacaktir. Cunku II. Mahmud'un saltanatrrun son zamanlarmda hiikiimet, magara sakini bu koyluleri mekanlariru terk edip bolgede kurulmakta olan "yeni-kasaba'Tara yerlesmeleri icin tesvik etmeye baslarrush. 54

Fakat Miisliiman Tatarlarm, Cerkezlerin ve bunlann yam sua Kiirtlerin Rus fetihleriyle elden cikan Osmanh eyaletlerinden gelmeleriyle birlikte 1840'larda bolge bir kez daha karrsnus, btl gocebe halklar birkac yil icin Orta Anadolu'daki yerlesik ya~aml bozmus ve sonunda hukumet bu insanlan buyiik gruplar halinde Kucuk Asya'nm dogustlna ve batisma yerlestirebilmistir. Ancak farklt gocebe gruplann birbirleriyle gecinernedigi zamanlarda butun bu alanlarda giivenlik tehlikesi bas gosterecektir.55

Pontus bolgesine gelince, II. Mahmud'un baslattigi hukumet reformu bolgenin Hiristiyan ve Musluman ahalisi a';lsmdan yeni bir donem baslatrrusti. II. Mahmud'un saltanatmm

sonlannda buradaki derebeylerinin gucu krnlrrus ve topraklarma el konmustur. Hukumet yorede devam eden savaslarda kimi destekleyecegine titizlikle karar veriyor, boylece guclu ailelerle siki iliskiler kuruyordu. Derebeylerin daghk Pontus vadilerinden atilmalarmdan soma istanbul, bolgeyi yonetmesi icin atanmis msmurlanru gondermis, fakat yeni rejimin kurulmasma 'karsin, sagladigi faydalar konusunda gorus birIig-i saglanamarrusnr. Orne gin bu donemde Trabzon'daki Ingiliz konsolosu Palgrave, genellikle yeni idarecilerden degil derebeylerden yana bir tavir takinmaktaydr. Ona gore, derebeyleri, halklaruu daha iyi taruyor ve yerel cikarlari gazetiyorlardi. Idarecilere gelince, Palgrave, baskentteki ustlerinin planlan ve yerel cikar cevreleriarasmda kaldiklan icin devletin bolgedeki yoneticilerinin basansiz olduguna inaruyordu. Ne var ki, baskentteki Rumlar degisimin yasal acidan yararh oldugunu ve daha .;ok ekonomik firsat yaratacagmi d a~iinmekteydi.56

1850'li yrllarda imparatorluk fermanlanyla yasama gecirilen ve Hatt-i Humayun ile daha dapekistirilen hosgoru, emniyetin ta~ldlgl anlama yeni bir boyut eklemisti, Trabzon'un son metropoliti bu donem konusundaki fikirlerini belirtirken, Tanzirnat'm soz konusu bolgedeki kosullari iyilestirdigini. onceden daha iy i olanaklar arayisry la devamh Rusya'ya gocen Rumlarm artrk kendilerini buna

zorunlu hissetmediklerini Hade etmi~tir.57 ,

Pontus bolgesinde artan giivenlik duygusuna isaret eden en ~arpici ornek, on binlerce gizli-Hrristiyanm inanclanru kamu onunde Han etmeleriydi. 1856 Islahat Fermaru'nm yururluge girmesinden soma giz!i-Htristiyanlar" 6nderlerinden olusan bir komite kurup baskente gondermislerdi. Baskente ulasan

530<lvis (1879), s. 79-80; Fa 195/526, # 33, 29 Mayis 1856; Field (1885), s. 62-63_

S4Ainswnrth (1842), c. 1, s. 173-74,201-2.

55Levidis (Elyazrnasr), c. 2, s. 193-94; Fa 78/796, 10 Kasim 1849; Shaw (1976), c. 2, s. 115-18.

560erebeylerinin gucun un kmlmasi konusunda, Bryer (1969), s. 191- 210. Konsolosun takmdlg, tutum konusunda, Fa 78/20S0! 20 Mart 1868. Istanbul'daki Rumlann takmdigi tutum konusunda, Tilegrafos. 2

E1;1U1 1850, s. 1. .

5 Hrysanthos (1936), s. 716-17.

116

117

komite, Yunanistan'm yam sira diger buyuk devletlerin elciliklerindeki yetkililerle gorusmeler yapml~, bu diplomatik kanallar aracihgiyla Osmanh Hukiirneti'nden. tacize ugramaksizr-i inanclan geregince ibadet yapma hakkiru almaya cahsrrusti. Ve bu dogrultuda son olarak 20.000 kisi Hiristiyan inanclarmi alenen ilan etmi~tir.58

Bazi Avrupah diplomatlarla birlikte kimi hukumet yetkilileri bunda ftrsatci bir tutum sezmisler, hie olmazsa erkek gizli-Hrristiyanlarm askerlik hizrnetinden kacmaya <;ah~hgml dusunmuslerdi. Yeni Hiristiyanlar ve bagh bulunduklan Osmanlr devleti yuzyilm geri kalan kismmda bu meseleyle bogusup durmuslar ve sorun ancak Gene Turkler'in iktidara gelip askerlik hizmetinden her turlu muafiyeti yasaklamasiyla cozume kavusmustur, Fakat genel olarak bu olay, ya!?am kosullanrun gayri Muslimler icin daha iyiye gittigini gostermekteydi. 59

Gayri Muslimler Tanzimat'm getirdigi degisikliklerden dogrudan etkilenmelerine karsm, etraflarmda girdap misali donen politik manevralann kiyismda kosesinde kalrmslardi, Reformlann Kucuk Asya'da ya!?ama ge<;irilmesi gayreti, esas itibariyle, yeni planlar bulmaya cahsan baskentliler, bunlan tasrada yururluge koyacak vekilleri, ve gelenekci, ayncahkh Musliiman seckinler, yani 'uyan ve ulema arasmda cekismelere sebep olmustu. Bunun sonucunda merkez, kiyi alanlar ile Anadolu'nun iclerinde kimi kisrmlar uzerindeki denetimini artirrrustir.

Paradoksal olarak, merkezi hukumet iradesini tasrada kabul ettirmeye cahstikca, Rum nufus, devlet karsisinda kendi ozerkligint surdurme yonunde surekli bir gereksinim duyuyordu. Tasra reformlan bu ayrrhgi ortadan kaldirrnayrp yalmzca daha fazla a<;lga crkmastna yardimci olmustu. Dev-

letin dunyasmm orta yerinde askeri ve brirokratik se<;kinler bulunmaktaydl ve bunlann yasanu da baskentte ve ta~ranm yonetsel merkezlerinde ge<;mekteydi. Ortodoks Rumlarm ve oteki gayri Muslirnlerin yasamlan ise zorunlu ola.rak yerel cemaatleri ve daha genis anlarruyla dini cemaatlenyle sirurhydi, Bu iki dunya birbirleriyle sehirlerde t~.~as etmekteydi, fakat resmi baglantilari bulunrnuyordu. Butun bu sayiIan geli~melerde Kucuk Asya Rurnlan, Osmanl~ lsla~at\llan He Batt iktidarlarmm karsit <;lkarlarmm hedefi hahne gel-

mistir.

Sivil ve idari reforrnlarm Kucuk Asya Rumlan ve onlann

cemaat yaprlan uzerinde c;e~itli etkileri ol.mu!?tur:. Biit~~ Rumlar, esitligi, sivil katihrru ve krrsal kesimde guvenhgl ' arnrmaya yonelik onlemleri memnuniyetle karsilayip bunlardan kisisel olarak yararlanml!?lardlr. Bu say~~e daha sonra ekonomik ilerlemelerinin anahtan olacak Iiziksel ~e toplumsal hareketliliklerinde belirgin bi.r ,.a~~l~ ~6zle~~i~~.lr, Rumlar aynca bir halk olarak ayirt edici oze~~Iklen~l surdurmelerini saglayan cemaat kurumlanru da gu<;lendtrmeye devam etrnislerd ir.

58A.g,e., s. 718-19.

59Diplomatik tutum icin, FO 97(425, 17 Nisan 1867; Dawkins (1933),

s. 260; Ramsay (1897), s. 242. .

118

119

4

dunya yaratma yonundeki cabalar, Anadolu'da kent ve krr alanlaruun geli~tirilmesi yolunda yon ve yonterni tayin etmistir. Boylece kurulan kasabalar devletin oncelikle iki temel islevine. yani yonetim ve garnizon islevlerine hizmet edeeek merkezler olarak dusunulmustur. Ote yandan Izmir ve Bursa gibi yerler, Kucuk Asya'run it; bolgelerinin diger ana bolgelerle baglarytlslm saglamak suretiyle ticaret agmm odak noktalari olmuslardir. Halbuki resmi himayenin tesviki y le kalkinrrus olan bu sehirler. servet ve - bu yi.\kl uk at;l!,mdan $ehir'in oldukca gerisinde kalnustir. Eski ticaret yolu aginda get;i~ merkezi hizmeti goren Konya ve Afyon gibi daha kuciik kent merkezlerinin buyume sansi ise daha azdi. Anadolu'da ozellikle ulasrmm 'zorlugu ve yuksek maliyeti ile ilkel pazar kosullarr, mallarm satrsi ve tasmmasi iizerindeki onemli vergi yukuyle bir araya geldiginde uretimi' ve ticareti oldukca sirurlamaktaydi. Fakat bu durum Osmanh hukumetinin ana cikarrvla. yani devlet ihtiyaclaruun surekli bir ~ekilde karsrlanmasi meselesiyle herhangi bir celiski yaratmryordu. Pazar ekonomisi icin ticari hrsatlann varatilmast, kesinlikle y6neticilerin m.ali ve· askeri politikalarma baghydi. Boylece iktisadi olarak kendi kendine yetrne yonundeki imparatorluk arzusu yerel olarak da aym istekle eszamanh bir geli~im gostermis. hatta onu tesvik etmistir.'

Osmanh fethi sirasmda vasadrklan tahribatm boyutu ne olursa olsun, avakta kalan Anadolu sehirleri geleneksel niteliklerini korumuslar ya da bazr durumlarda oldugu gibi bu niteliklere yenileri eklenmistir. Bu merkezlerin kimileri nufu·sunu oldugu gibi muhafaza etmis, digerleri ise yeniden yerlesim ve kolonizasyon dolayisiyla cok keskin degi~iklikler yasamisnr. Yazgtlan farkh olsa da kent merkezleri Bizans doneminden beri varolan ya~am bicimlerini buyuk olcude korumuslardir, Anadolu'nun bircok etnik gruptan ve mezhepten

TA~RADA ZENGiNLE~ME:

ANADOLU EKONOMisi VE RUMLAR

Osmanh Iktisadi Diinyasmm Yapisi

Osmanh Imparatorlugu, kurulusundan itibaren tam anlamiyla baskent etraf~nda orgutlenmis bir iktisadi sisteme (Ing. command economy) sahipti. Onaltmci yuzyil sonunda, verimli Mezopotamya topraklarmdan Macar ovasmm 'bereketli otlaklanna kadar uzanan imparatorlugun niifuz alaru, sultanlarm planlari acismdan bashca iki amaca hizmet etmekteydi. Bu araziler ve buralarda yasayan halklar, bir yandan Osmanh savas mekanizmasmm dayanagmi olusturan temel kaynaklan saglarken diger yandan Bizanshlann ve Osmanhlarm "Sehir" dedikleri imparatorluk merkezinin mali ve maddi ihtiyaclariru karsihyordu. Bunun sonucunda ise imparatorlugun kent ve kirdaki yerlesim merkezleri devletin taleplerine tabi bir hale gelmistir.

Osmanh baskertti olan Istanbul, kisa zamanda imparatorlugun diger kent merkezlerini geride birakrrus, yalmzca servet ve buyukluk anlammda digerlerini gecmekle kalmayip, ayru zamanda kendi basina bir ulke haline gelmistir. iki devasa girisimin, yani baskent He ordunun, idamesi sorunuyla karstlasan devlet, ticaret ve imalat sektorleri de dahil olmak

. i.izere, imparatorluk topraklanndaki uretim uygularnalanru duzenleyip denetimi altma almak zorunda kalrrustir.

Imparatorlugun ilk donemlerinde kendi kendine yetep bir

IGi'lnD.l Tankut (1975), s. 248-49; Erder (1976), s. 21-28; Inalcik (1973), s. 140; Roger Owen (1981),~. 7-8.

120

121

olusan yapismdan dolayr fetih oncesinde ~ogu sehirde eemaat temelli mahallere ayrilma soz konusuydu. Osmanh hakimiyetinin yukselisi ve yayilmasi bu ayrilmayr kesin ve siirekli bir hale getirmistir. Kent ya:;;ammm bir merkezi noktada yogunlasmasmdan ziyade Osmanh sehirleri fiziki olarak srrurIan belli birkac b61geden olusuyordu. Genel hayat tarzi icerisinde bu b6lgelerin her birinin ozgul rolleri vardi. Dolayisiyla bolunme hem fiziksel hem de islevsel bit nitelik sergi-

Iemekteydi. .

Osmanh sehirleri, ayn mahallelerde yasayan, etnik olarak farkh gruplardan olusuyordu. Mahalleler (Rumca, mahalas) rrrekansal ve toplumsal olarak bir kasabayi meydana getirmekteydi. Kent dokusunu olusturan kamu alanlari ya da acik alanlar, kapali ve ozel semtlerle bir arada bulunuyordu. Cemaatlerinin icedonuk dunyalanndan cikan bireyler, gunluk yasamlanru kasabamn ekonomik ve idari alanlannda geciriyorlardr, Osmanh kasabalarmda varolan tezata dayah bu ortakyasam aracihgryla devlet, duzeni isaglayabiliyor, bu arada cesitli halklar da Farkh 6zerk yaprlarnu muhafaza edebi li yord u.

Devlet 6neelikle duzen saglama ve iktidariru yasama gecirme ile ilgtlendiginden, eemaat hayatlan icin gerekli kurumlari gozetrnek. uyruk halklarm kendilerine dusmekteydi, Bu amacla her mahallenin sakinleri eemaat olarak hareket ediyor. dinsel kurumlarrru. egitim ve saghk kuruluslarim olusturma ve aynca fiziksel ve ekonomik olarak mahrumiyet icinde olanlarm refalu icin gerekenleri yapma gorevini ustleniyordu. Bu onemli girisimler, mahalle sakinleri arasinda azmi, becerikliligi ve bir kendi kendine yetme kabiliyetini gerektirmekteydi. Fakat bu tip uygulamalar ~u anlama da geliyordu: bir yandan cemaat ici degit?im ve yenilik azalma gosterirken, ote yandan devletin iktidanna, var olan diizeyin 6tesinde bir bagmlhhk koruklenmekteydi-'

Ondokuzuncu yuzyilm ikinci yansmda Anadolu'nun <;e§itli kent merkezleri onemli bit buyume yasarrusti. Bunun temel nedenlerinden bazilarr sunlardt: Ulasim agmm genisleyip iyilesmesi. ticaretin gelismesi. merkezi hukumetin idari reformIan, toplumsal hareketlilik icin artan hrsatlar. Bu gelismeler somasmda kent nufusu kayda deger bicimde artrrustr. 1880'lerde Anadolu'daki ve baskente yakm alanlardaki ahalinin yaklasik dortte biri on bin ya da daha cok nufuslu §.~hirlerde yasamaktaydi. On bin nufuslu kasabalann sayisi yuzyihn sonunda 77'ye ulasrrus ve sehirlerdeki artism bir uzantisi olarak 6zellikle Ortodoks Hiristiyanlar arasmda burjuva ve kucuk burjuva kesimler geli§me g6stermi!?tir. Ond~k~z~n~u yuzyilm ikinci yansma kadar Kucuk As~~ ke.nt k~lturunun yaplsl ve ruhu. sahip oldugu gelen~ksel ~zelhklenn ~og~u muhafaza ettigi icin, kasabalarm geh~mesl toplumsal gerglll-

liklere sebep olan karsit egilimler yaratrrustir.f .

Devlet cok ge~meden, toplumsal ve ekonomik duzeni ernniyete alrnak ve imparatorlugun rnaddi ihtiy~.;la.rml karsilamak amaciyla i\" pazar icin ktsltlamalar gettrml§, bu arada uluslararasi duzeyde is ili§kilerinin de serbestce devam etmesini saglanusti. Baslangictan itibaren Osrnan~1 yonetimi, kasabalarm ticari hayatmda iki sosyo-ekonomlk sirufm varhglm tannmstr. Bu modern-oncesi ekonomik yaplda ternel Im~lat mallariru saglayan esnaf, devletten himaye gormektey.dl. Mal sansi ve tasmmasi isiyle ugrasan tuccara musamaha gosterilmekle birlikte. bunlann toplumdan cok kendi cikarlariru dii~iindiikleri de unutulmuyordu- . .

Esnaf uretime dayah, ahenkli Osmanh duzenine cok Iyl uyum saglamisn. Tanrn ernekcileri gibi esnaf d~ ihtiyac duyulan maHan kendi emegiyle ureten ve kurulu d.uzenm dinsel ve ahlaki normlarrna uygun sekilde ya§ayan birevler olarak degerlendiriliyordu. Devlet bu grubun toplumsal istikrarrru ve ekonomik gi.ivenilirligini sag-lama almak amaciyla esnahn

2Stoianovich (1970), s. 18-23; Karpat, s. 20; Mardin (1969), s. 266.

3Erder (1976), s. 43-44,212,215; Karpat (1975), s. 323.

122

123

cahsmalanru siki bir sekilde diizenlemekte ve bu grubun bagh bulundugu loncalar aracihgryla harnmadde ahm satirruru, uretimi ve son olarak, uretilen mahn satismi kontrol etmekteydi. Kazanc avcihgt ya da dolandiricihk karsismdaki ahlaki yasaklar, Musluman yoneticilerce uygulanan geleneksel kurallar (liisba) aracihgry Ia daha guclu kilmryordu. Kisacast, himaye altmda ve giivenlik i<;indeki esnann d unyasma hakim olan baslica unsurlar, di.izen, gelenek. bagrmlrlrk, SIrurlarna ve -belirlilik idi.

Tiiccara gelince, bu kesim Osmanh Imparatorlugu'nun en parlak doneminde islerini nispeten daha ozgur bir tarzda yurutiiyordu. Hisba kurallarma taui olmadiklan icin spekulasyon ve yatmm yapabiliyor, sermaye birikiminde bulunabiliyorlardi. Osmanli yoneticileri He dini vakiflar. bu uygu1amalann potansiyel olarak toplum uzerinde yaratabilecegi yikici etki konusundaki kaygilarrru dile getirmelerine kart;:m, soz konusu uygulamalan -hem tesvik etrnekte, hem de bu alanlarda kendileri de yatmrn yapmaktaydilar. Ote yandan Anadolu'nun zor ve ulasima engel olan cografyasi goz onune ahndigmda, bu bolgede ticari girisimlerde bulunmak gii<;h.i. bir saiki gerektiriyordu. Arap topraklannm ya da Balkanlar'm aksine bu b6ige tuccara toplumsai statuye ve nufuza giden yolda kolayhk saglamasa bile, Anadolu'da tiiccar, sirurh sayida malin sekillendirdigi iktisadi sartlara dayanan iyi bir kazanc elde etme sansma sahipti. Bu kosullar ondokuzuncu yuzyila dek Anadolu'da buyuk oranda is iliskilerinin temelini olusturmustur."

Stok yapmak, karaborsacihk, gizli tieari birlesmeler yoluyla vurguncuiuk gibi topiumun iktisadi ve ahlaki sagligma zararh kabul edilen uygulamalan cngellemek ve bu suretle toplumsal ve mali duzeni guvence alnna almak isteyen 05- manh devleti, pazarda gecerli olacak ayrmhli krsitlarnalar

koymustu. S6z konusu denetimi saglayacak killt araclar, meslek orgutleri, yani loncalardi, Serbest tuccar ve zanaatkar kuruluslari Osmanh huktirndarlrgnun Kucuk Asya He Baikanlar'a getirdigi kisitlamalardan once de var olmakla birlikte, loncalar, devletin toplumsal ve ekonomik kontrolu saglama yonunde eyleme-yonelik politikasmm bir par<;asl haline gelmi~tir.5

Hukumet tarafindan kendilerine onernli kamu islevlerini yerine getirme yetkisi verilen loncalar, kasabalarm yerel meselelerinde gozle gori.ili.ir bir rol oynamaya baslanusn, Liderleri de, dini otoriteler ve en varhkh tuccarla birlikte kent nufusunun sozculeri konumuna yukselmisti. Rum loncalanna gelince, bir tarihcinin degerlendirdigine gore bunlar "cernaatlerin kalbinden cikiyordu ve dolayisiyla "halkm en derin ente Iektuel ve artistik d u y gulanna tercuman olu yorlardi. ,,6

Idari ve askeri seckinlerle beraber lonealar, geleneksel toplumsal yaplyl ve piyasada mallarm fiyatlarmr, arziru ve kalitesini belirleme baglammda, iktisadi duzenin surdurulmesinde ortak cikarlara sahiptiler. lmparatorluk ve tasra di.izeylerindeki siyasi guclerle loncalarm liderleri arasmda karsihkh menfaate dayah bir iliski gelisrnisti. Bunlar kendilerine karst sorumlu olan kitleler uzerinde denetim saglarnak konusunda birbirlerini desteklemekteydi. Nihayetinde

5tnabk (1973), s. 154, 156; Vacalopoulos (1976), s. 191-92; Baer (1970), s. 28-29; Owen (1981); s. 21-22, 47.

6Vacalopoulos (1976), s. 206, Turk loncalan h~kkm~a bunlann maltinct ve onsekizinci yuzyillar arasmdaki faaliyetlerini inceleyen bir cahsma icin bkz. Baer (1970); ondokuzuncu yuzyilda Rum loncalan icin bkz. Eleni Marinakou (1950); InalCl~ (19~3), s. 1.60-6.L Vacalopoulos'a (1976- s. 191-92) gore, Osmanli Turklennm fehhlennl.n ardIT~dan yonetici Bizans aileleriniri yavas yava~ y'ok oiusu ve yen! vonetid.leri~ el ernegine .daYi'l~anlara saglad!g! itibar, z~naa~karlann yerel yonetim meseTelennde onemh bir rol ustienmeleny'leson~<;l.anml~h. Baer (1970, s. 49-50) ise tasradaki Ioncalarm daha buyuk bir ozerklikten yararlandiklarma ve liderl~ri.ni~ de yoneticil~r k~ri?~smda b~:j'kentteki duruma kiyasla daha guclu bir sekilde temsil edildiklerine I~aret eder.

4inalClk (1973), s. 161-62 ve (1970), s. 18-23; Karpat (1973), s. 20; Mardin (1969), s. 266.

124

125

~evIet, loncalar konusunda krsrtlayicr kurallar getirmek suretiyle bu meslek orgutlerinin Osmanh kent ekonomisinin uretim yeteneklerini artirmak yonunde yapabileceklerini kisrtlanusnr.? Ondokuzuncu yuzyilda da bir sure ayakta kalmaIarina ragmen, kent ekonomisinin bu temel orgutleri arnk uyumsuz sesler <;:lkarmaya baslanusti. \=iinkti bu arada yeni fikirler ?rt~ya <;:lktyordu. Bu fikirlerin sahipleri ise Osmanh devIet l~e~l g~lenI~ri i~e yeni. f~rsatl~r pesinde kosan ve buyuyen ginsrmci ~esll~d1. Her iki seckin grubu da Avrupa'run imparatorluk uzennde artan ekonomik cikarlannm potansiyelini fark etmisti.

Yeniden Bicimlenen Osmanb Ekonomisi:

Avrupa'nm Etkisi

illskileri acismdan bir donum noktasiydi. Bir kapttulasyon rejimini teyit etmesinin yam sira antlasma, Babiali'nin benzer bir sozlesme imzalayabilccegi her devletin tuccanna saglayacagr gibi, ingiliz tacirlerine baska birtakim tieari menfaatler de saglamaktaydi. Belirtrnis oldugum gibi, Osmanh hukumeti imparatoriuk ici endustri ve tanm pazan uzerinde krsitlayrcr onlernler almaya cahsrrusn, Artik Babiali kendini, ozellikle tanm urunleri icin gecerli olan ve tekeller olarak ortaya crkan kontrol bicimlerini ortadan kaldirmaya vermistir. Dahasi, gecmiste hukumet, yabanci tuccardan yerli mall an satm ahp nakletmesinden once, yerel yetkililerce verilecek bir izin belgesi ya da tezkere talep etmekteydi. Artik bu uygulamaya da son verilecekti. Aynea, yerel maddelerle iirunleri ahslannda ingiliz tuccarlan rekabetci kilmak amaci guden hukumet, bunlara, aldiklan 'mallar icin ulke ici gumruk resmi odemeleri gerektiginde, en fazla devlet yardimi goren Musluman ve gayri Muslim yerli tuccann sahip oldngu statuyu vermeye razi olmustu. Bu mallar ihrac soz konusu oldugunda, her turlu iilke ici giimrtik resminin bedeli yerine ge.-;eeek ~ekilde degerlerinin yuzde 9'u orarunda bir vergiye tabiydi. ihrae ya da ithal edilen sans esyalanndan ise degerlerine gore yuzde 3'Juk bir vergi almacakn.?

Antlasma yiiriirliige kondugunda, ingiliz konsoloslanndan gelen az sayida sikayetle birlikte, iyi i§ledigi goriiImii§tiir. Fakat kisa bir sure soma yerti tiiccar, bir Avrupa gucunun korumasmi elde edemedikce odenmesi gereken giimriik res mine ve yerel ticari kisrtlamalara iliskin olarak daha zayrf bir konuma dusecegiru fark etmistir.U' Daha sonra 1861 baha-

Ondokuzuneu yuzyil boyunea, yabanci tiiccarlar ve onlann di_pIomatik temsilcileri Anadolu'nun pazar potansiyelini QVmuslerdir. Bu donemde Avrupa'dan gelen ithal mallar ve Bah 'y a ihrac edilen tanm urunleri y le d iger iiriinlerin akisina sahne olan Anadolu, bir firsatlar ulkesi goriiniimiindeydi. Burada gorev yapan Avrupali konsoloslarm gonderdikleri ve 1830'lu yillann sonlanndan itibaren tiearetin duzenli, kimi zaman. is~ .-;arplci yukselisini belgelendiren ekonomik raporlar bu iddiayi dogruluyordu.8 Ingiliz tuccarlar icin soz konusu t~car~ buyume ozellikls 1838 yilmda imzalanan Ingiliz-Turk ticari anlasmasiyla daha da yogun bir hal kazanrrustir.

Balta ~imaOi Antlasmasi olarak da bilinen bu sozlesme, Osmanh Imparato:lugu ile Avrupa devletleri arasmda is

9Encyclopedia of Islam (1971); sozlesmenin James Farley'de (Resources 1872, s. 267-71) ge~en metni; Issawi (1980), s. 74-75; Ingilizlerin Osmanit lmparatorlugu'ndaki artan ekonomik ~Ikarlan icin bkz. Owen (1981), s. 83-91.

10FO 195/288, 21 Haziran 1849, ek 8 Haziran 1849 tarihli rnektup. Kayseri'deki konsolos Suter'in raporuna g6re, "Avrupahlann miilklerinden arnk talep edilmiyor olsa da, yokJamn adh resirn hilton mallardan ahmyor, buna baS-ii olarak da tngiJizleriI'l ve diger ulkelerin ticari

7-

2~n9~IClk (1973), s. 155, 158; Mardin (1969), s. 260-61; Tankut (1975), s.

8tngiltere'de konsolosluk raporlan parlamentonun otoritesi altmda bir a.raya geti~i1erek "mavi kitap" adi altinda basihyorlardi. Yillar ge~h~~e bu ~ltarla.rda _glderek daha cok aynnhlara yer verilecektir. Ilk donemlenn Hpik bir ornegi Great Britain, Commercial Tarriffs'dir (1843, bkz. s. 97-99).

126

127

rmda Ingiltere He Babiaii arasmda yapilan ticari sozlesme miizakerelerinde giimriik oranlarma iliskin daha fazla degi~iklik getirilmesi ve sonraki yrl icinde bunlann yururluge konmasi kararlastmlacaktr. Yine aym sekilde, ingiliz ticaret kurumlaruun ve onlann temsilcilerinin satin aldlgl mallar He ihrac edilecek mallar icin odenmesi gereken ulke ici giimriik resminin bedeli olarak, gemi yukleme yerlerinde yiizde S'lik bir vergi odenecekti. Bununla birlikte, vergi her yd yiizde 1 orarunda dusecek ve sonunda tam yiizde L'e 'gelip 0 noktada sabit kalacaktr, Ingiliz mamulleri ve somurge malIan, imparatorluk topraklarma vans noktalarmda yuzde 8'Uk bir ithalat giimriik resmine tabi olacak, fakat baska yerlere goturuldukleri takdirde hicbir ek vergi uygulanmayacakti. Ne var ki kalitenin ve fiyahn gecer akce oldugu pazarda, urettikleri kumasm rekabete dayanamadigi tekstil imalatcilan orneginde goruldugu gibi, bu durum yerli sanayiciler acismdan onemsiz bir teselli ka ynagi ydi.U

Osmanh hukumetinin yerli urunler uzerindeki denetimini ortadan kaldirmasiyla birlikte, Kucuk Asya tanm ihracati 1840'tan sonraki otuz yil iceristnde onemli olcude artrrustrr. Diger yanda lngiliz marnullerinin imparatorluga ithali de gittikce fazlalasrrustir. Bircok urun icin kazanc diizeyleri korunmus, bu durum alis ve sans fiyatlan arasindaki buvuk farka dayah olarak degil. daha cok sans miktanm artirma suretiyle saglanmisnr. Bu donemde ithal ve ihrac rna llar

arasmda varolan ticari denge,kar§Iilk olarak gonderilebilecek uygun yerel mallarm bulunup bulunmayisma bagli olarak Kucuk Asya'nm ana limanlari acismdan bir yerden digerine farkhhk gostermekteydi, Fakat genel olarak, imparatorluk ici ve disi ticari duzeyler hem miktar hem deger olarak 1840 ve 1870 yillari arasmdabirbirinden cok farkh noktalarda seyretmemistir.U

im para tori ugun A vru pa He ge lisen ticareti, yeni kosullardan istifade edebilen Rumlara ve diger gayri Muslimlere cok onemli hrsatlar saghyordu, Ve bunlar, kapittilasyonlann ve Avrupah guclerin yardirruyla, aym isi yapan Miislumanlar karsrsinda i:inemli bir avantaj elde etmislerdi, Osmanh yasa ve duzenlernelerine ahsrrus olan Rum isadamlari, bu durumdan cesitli sekillerde yararlanmaktaydz. Oncelikle qogu, Yunan Kralhgi'run vatandasiydi. Digerleri, yani Ege adalanndan olanlar ise Napolyon savaslan sonucunda kaybedilen topraklardan gelen ingiliz uyruklan idi. Bunlann statuleri, adalann Yunanistan'a birakilacagi 1864 yilma kadar devam edecektir. Bu .Ad ah Rumlar. lngrltere'den Rusya'ya, Avrupa'run bi.itiin buyuk devletleriyle Dogu Akdeniz'de surekli gelisme gosteren is - iliskileri kurmuslardir.U Son olarak ise, yabanci bir iktidarm himayesine giren Rumlar ve Babiali'nin diger uyruklan vardr.

Y a banci ik tidar lann temsilcileri. kapi ttilasy on rej imine dayanmak suretiyle. aslmda kendi yurttaslan olmayan, fa-

mallan dolayh bicirnde hal§. bir vergiye tabi tutulmakta. Ashnda soz- _ lesme gere~i bu ucretin ahnmamasi gerekiyor. Avru sekilde 'bar' ve 'derbend' iicrefleriyle baska isimler altinda geo;:i~ ve rol iicretleri haksiz olarak almmaya devam ediyor." (Fa 78/704,26 Subat 1847). Ayrica bkz. Great Britain, Commercial (1843), s. 15, 101 ve Reports (1861), s. 85. R~po~a p~re: konsolos, dogal kayn~~lannm gelisrnesine b~gh,olarak Turkiye run imal mallara of an talebinin de artacagmdan emindi. Bu yiizden, 1838 ticari sozlesmesiyle getirilen rusum oranlanmn degi~tirilmesi <;agnsmda bulunacaktir.

111862 yrh (Hanlan konusunda, Farley (Resources, 1872), 5.279-88; Issawi (1980), s. 75. Yerli imalatcrlar uzerindeki elkiler io;:in C. Hamlin (1878), s. 59; Fa 78:/1534, 11 ~ubat 1860; Erder (1976), s. 231.

12izmir'deki konsolosun belirttigine gore, "yetistiricileri kendilerine I~kekiler tarafmdan uygulanan bashda:,- kurta~ma~ suretiyle Ingl]tere - ye tarim urunleri ihracan aln ytl gibi kisa bir sure icinde iki kanna <;lkml~tJr." (Fa 78/1609, 21 Ocak 1847); Aynca Sarnsun'un glineyine dusen i<; krsimlardan ozellikle nusir ve tutun olmak ~zere ihrac edi~~n tanrn urunleri konusunda bkz. Fa 78/1609, 6 Haziran 1861. Ingiliz ithal maHan konusunda, Fa 78/1534, 11 Subat 1860, Toplam ticaret konusunda, FO 78/1609, 6 Haziran 1861; FO 78/441, 20 Ocak 1841; lssawi (1980), s. 92-93.

13Mansolas (1876), s. 190'da bu ticaretin istatistigini verir; ayncabkz. FO 78/652, 31 Agustos 1846.

128

129

kat ulkelerinin Osmanh Irnparatorlugu'ndaki cikarlarma hizmet eden kisilere himaye berati vermekteydi, Baslangreta tercumanlar gibi yalruzca birkac kisi icin dusunulen bu uygulama, ozellikle Avusturyah ve Rus olmak uzere Avrupali konsoloslann cabalanyla dallamp budaklannus ve sonucta Osmanh devletinin on binlerce Hiristiyan uyrugu bu ayncahktan yararlanmaya baslarrusti. Imparatorlugun iyi niyetinin kotuye kullarulmasi olaral kabul edilen bu uygulama, karumca gercekte ne ise 0 sekilde kavranmahdir, yani degisen ekonomik dunyarun kosullannda basvurulan birnevi destek olarak. Osmanh Devleti dunya pazarmm sikt rekabetine ne kadar girdiyse, yabanci him aye Rumlara ve diger gayri Milslimlere bir 0 kadar iktisadi ve hukuki avantaj saglanusnr. Bu insanlarr imparatorluk uzerindeki yabanci ekonomik \1- karlann direk ve bagimli uzanhlan saymak kanaatimce konllyll basitlestirmekten baska bir sey degildir. Konsolosluk himayesinden istifade eden Rumlar ve diger uyruklar, bunu kendi alanlarmdaki rekabetci konumlarrru surdurmek amaciyla yapnuslardir. Cunku, her seyden once Osmanh ekonomisinin genis kapsamh ekonomik dunyaya acihrru boyle bir gelismeyi zorunlu ktlml§br.14

Geleneksel Ticari Kurumlarm Yazgisi ve Gayri Miislimler AS:lsmdan Onemi

ret alarunda bir ekonomik kriz ge\irmi§ti. Avrupa'run, basta pamuk, talul ve ipek olmak uzere, imparatorluktaki hammaddelere ve tarim urunlerine talebi buyudukce. soz kOllUSU bolgelerde el sanatlarma dayah geleneksel sanayi degerini birden kaybetmeye baslarrusti. Oysa paradoksal olarak, imparatorluktaki panayirlar onsekizinci yuzyil ortalannda bir gelisme yasamaktaydi, Hala gelenekselligm hakim oldugu boylesi bir diinyada mallann bu degi§ tokus ve dagmm yontemi, yerei sakinlerin gereksinimlerini hayranhk uyandiracak sekilde karsrlarnaya devam ediyordu. Bir yandan yerli urunler satihrken, ote yandan diger bolgelerden hatta diger memleketlerden getirilen mallar pazarda kendilerine yer bulmaktaydi.l'' YIi boyunca birbiri ardi sua kurulan panaytrlarla Balkanlar'da ve Kucuk Asya'da duzenli bir ag olusturulmustu. Seyahat edip yabancilarla iliskiye ge\meye istekli Ortodoks Hiristiyan tuccarlar. kisa zamanda bu iki b6lgenin panayirlarmda ustunlugu ellerine ge\irmi§lerdir.16

Ondokuzuncu yuzyilda da panayirlar tum Anadolu'da kurulmaya devam etmistir. Fakat aralarmda onern bakrmmdan ucu gaze ~ilrplyordu. Bunlardan biri yanmada.mn kuzey~ahsmda Bahkesir'de agustos aymda kuru Ian ve iki hafta suren bir panayirdr. Diger iki panaYlr ise Orta Anad olu'nun kuze-

Yerel tuccar ve ureticiler dis pazar He etkilesime girdikce, kent merkezlerindeki ticaret hacmi ve degeri bakurundan arh~ gosreriyordu. Aym zamanda, Balkanlar'da ve Anadolu' da yuzyillardir panayirlarda gerceklesen ahsveris uygulamasi dususe gecmisti. Gercekte, bu iki ekonomik dunyada oldukca belirgin bir basansizhk yasanrrusti. Onceki yuzyilda ozellikle Balkanlar'daki bircok kasaba, endustri uretimi ve tica-

15Stoianovich (1970), s. 110 ve (Haziran 1960), s. 261. Plovdiv'de kurulan bir panaYlfl .knoll alan bir Iogiliz konsolosluk rapOf.u, pank yrrda ternsil edilen Imparotortuk rnerkezleri ve rnallari konusunda Iyl bit fikir verrnekredir (FO 195/700, 20 Kasim H361)_

Istanbul

Or/ill/a

lslemeler. Aruavut giysileri, kurk ve postlar., alnn

Kag-It, pamuklu e~yal,'1 r, hirdavat VI;' cana k

<;('ini_!ek, mucevher

Pamuklu esyalar

Kuru meyve. sa hun, zevtinyagi

$eilir YJoya

Bursa Izrnir

14"imtiyazat"; Ubicini (1856), c. 1, s. 350-51 ve c. 1, s. 217; Mardin (1969), s. 266;- Turgay (1981), s. 304-5.,

H'Balkanl,'1r'da Rumlar ve Slavlar hakim durumdayken, Anadolu'da Ermeni!erle Rumler etki!i bir konum elde etmislerdi (bkz. Stoianovich, (Haziran 1960), s. 260-61, 280; Robert Brunschvig (1953), s. 65-72.

130

131

Ancak panayirlarm bas asagr bir dususe ge\"mek uzere 01- dugunu hesapJayanlar meseleyi abartiyorlardi. Refah oldugu surece, panayirlar Anadolu'nun I\" krsimlarmda mal talebini karsilamaya devam edebilirdi. Ayrica, Osmanh hukumeti panayirlan tesvik etmek icin elinden geleni yapmaktaydi. Nitekim, hiikiimet 1890'h yillarda demiryolu agmm kesisme noktasi olan Eskisehir'de yeni bir panayir kuracakn.l? Ote yandan, konsolosun gozlemleri, Anadolu panayirlarmda hakim olan Rum ve Ermeni tuccar icin gecerli hrsatlarm deg-i~en niteligine de isaret etmekteydi. Kendi pazarlannm niteligini kavramalan durumunda, tuccann panayrrlarda haJJ bir geIecegi vard t. Ve bu gelecek, I\" bolgelerin daha ulasilmaz yerlerinde ya~ayan yerel halkm gereksinimlerinin karsilanmasmda yattyordu.

Eger Osmanh panayirlan Avrupahlann ve onlarm yenilige acik taraflanrun rekabetiyle karst karsiya gelmek durumunda kalrrussa, asirlar boyunca Osmanh sehrinin degismez unsuru olmus loncalan simdi daha zorlu bir mucadele bekliyordu. Kmm Savasi oncesinde loncalann sayrsi ve sahip olduklan ekonomik ve siyasi nufuz bu kuruma hahn sayihr bir gu<; kazandirrrusn. Fakat 1870'lerde gozlemciler, loncalann mesleki faaiiyetierine, her ge\"en gun varimsizlesen uretimlerine ve genel cokuslerine bir <;ekidiizen vermedeki yetersizliklerine isaret etmekteydiler. 20

Loncalann nicin hala var oldugu konusundaki agl~ elestirilere ingilizler de destek veriyordu. Omegin 1860'ta Ingiltere'nin istanbul Buyiikel<;isi, Disisleri Bakaru'na 1838 Ticaret Antlasmasi'na deginerek yazdigi notta soyle diyordu:

Sonuc olarak ~una inantyorum ki, (1838 tarihli) antla~IT'a uyarmca ... ~u konularda israr etmeliyiz: Perakende ahsveris, mes-

yinde, Cankm yakmlanndaki Yaprakh'da ve Tokat'in kryismdaki Zile'de kuruluyordu. Bu panayirlara Osmanh baskentiyle Anadolu'nun diger buyuk sehirlerinden gelen tuccarlar ve bunlarm yarusira komsu Ortadogu memIeketlerinden gelenler katrhyordu. Burada basta pamukIu malIar ve yunlu giysiler olmak uzere, yerli urunlerle Avrupa mamulleri ahrup sahit yord u. Islernler genellikle pesin para y la ger<;e klestiriliyor, nakit sorunu hemen ahsverisin yapildigr yerde sarraflar ta rafrndan halled i li yord u. Kimi leri kred i karsihgr ahm yapsa da, takas usuluyle ahsveris yapildigi da goruluyordu, Iyi gecen bir yilda Zile'deki gibi buyuk bir panayira 50 binin uzerinde insan istirak ederdi. Zaman icinde bu panayirlar bolgenin genel ekonomik kosullanna uygun olarak inis ve cikislar yasanuslard ir. Kurakiik ya da bereketli hasat donernleri insanlarm alabilecekleri mallar uzerinde dogrudan bir tesir yapnu~, tuccar da btl durumdan dogal olarak etkilenmistir.17

1840'lJ yillarda panayrrlar uzerinde olumsuz ve degistirilemez sonuclar yaratacak, onemli ve uzun-vadeli bir egilim ortaya crknustr, Sarnsun'daki Ingiliz konsolosu R. W. Stevens gonderdigi bir raporda bu duruma ~u sozlerle dikkat cekrnistir:

Buhar denizciliginin bolgeye gelisinden once, Istanbul'a yolculuk, .. yolda yagma tehlikesi bir yana .,ok buyuk bir girisirn olarak degerlendirilirdi ... Vapurun sagladtgl kolayhk ve can guvenligi.i.muazzam bir degi~ime yol acn ve artik insanlar Istanbul'a yola cikarken yanlannda nakit para bulundurmayi daha !tarit buluyorlar. Cunki; bu sekilde baskentte ahmlariru tam olarak ihtiyaclarma sore yapabiliyorlar. 80yleee simdiye kadar Zile'de yapilan ism bir kisrrurun Istanbul ave diger bir kisnunm da ozel rnallarm konilbileeeg:i yer olrnasi kosuluyla, Sam-

sun'a akranlabilmesi mumkun olacak18

17PilnilYlr yerleri konusunda, Issaw i (1980)' s. 143-44; Lemonidis (1849), s, 202-5. Panayirlara dair aynntdt bilgi icin, FO 78/401, #3, 3 Mart 1840, avrrca 15 ;;ubat 1840 tarihli ek; FO 78/4'12, 31 Arahk 1841; FO 78/533, 31 Arahk 1842; FO 78/704. 31 Arahk lS46; FO 78/753, #1, 27 Oeak 1848.

Igro 78/,'>33, 31 Arahk 10'42; FO 7.s/704, 31 Arahk 1846, ek #2.

19FO 78/753, sayr L 27 Oeak 1848, ek. Eskisehir konusunda. Issawi (1980), s, 145.

20Ubicini (1856), c. 2, s. 222; Senior (1859), s. 135; Marinakou (1950), s. 51-52; FO 83/337, 11 Kasun 1870; Great Britain, Condition (1871), s.

728.

132

133

leklerin icrasi, ikamet vs. konularmda Turk uyruklann sahip oldugu ayrrcahklann ayn~sl- ne fazla ne de eksik: bu kosulu daha net ve daha yararh bir hale getirmek arnaciyla, bir ol,ude . t~k~~ ola~ ve bence ,oktan kaldmlmis olmasi gereken turn tuzel kisiliklerin yasaklanmasi yonunde pazarhga girisrneye hazrnm.21

uluslann vatandaslan konumundaki isadamlarr, soz konusu yasagl goz ardr etmekte, devlet de duruma ses cikarmayip goz yummaktaydi, Zamanla, Sultan'm Rum tebaasr kendisini <;el"Iitli i~ alanlarmda kralhktan gelen Yunanhlarla rekabet iI;inde bulmuslardir. Dahasi, yabanci kimlikli bu Yunan isadamlarr, loncalann hakim oldugu ticari hayat icinde yer alan herkesten talep edilen vergileri odememek dogrultusunda direnmeye baslarruslardir. 23

Surasr kusku goturmez bir gercek ki, boylesi dururnlarda Habiali ne yaparsa yapsm, bircok kasabadaki lonea sistemi Avrupahlarm mallarma ve ticari uygulamalarma bagh olarak eski guetinu onemli olcude kaybetmekteydi.24 Bu donemde Yunanh girismiciler, imparatorlugun degisen ekonomik manzarasina uyum gosterip. bundan en iyi sekildc yararlanmarun yapilacak en akilhca i~ oldugunu dusunuyorlardr.

Rumlann ondokuzuncu vuzyilda bagh oldugu loncalarm ya cia eSJlajllmm (0 donernde synteclll1ia terirni nadiren kullarulrnaktaydt) saYIsu1a ve buyukluklerine iliskin tam bir tablo cikarmak guctur. Baskenttekiler turn loncalar icinde en eski ve en nufuzlular arasmda bulunuyordu. Loncalann ,ogunun mensuplan ayru yerden gelen kisiler oluyor ve ?unlar ug~a~hklan meslegin icraatImtekelierine ahvorlardt. Ornegin. Istanbuldaki Rum havyar ureticileri Kapadokya'run Sinasos kasabasindan idiler. 1850'lerde baskentte yakla~lk kirk Rum loncasr ve bunlann her birinin ortalama 350 uyesi vardi, Bu say ilar istanbul'daki Rum esnafrn ekonomik onernini gostermesi bakmundan anlamlidir. Aynca belirtilmesi gereken bir ~ey ise, bu dorrernde sehrin bazr boJgelerinin ekonomik kalkmmanm e~iginde oldugudur. Baskentteki Avrupahlann bashca i~ ve ikamet merkezleri olan Pera ve Galata'mn tieari ve mali firsatIan Rumlarla Ermenileri buralara cekmekteydi. 1870'ler-

Osmanli hiiki.i.metinin, yerli el sanatlanrn ve bunlann mesl.:~ 6rgutl~rit~i ~m~iyet altma ahp koruma konusunda gosterd Igl beceriksizlik tie A vru pahlarm ticari haklar kon us~ndaki talepleri arasinda kalan loncalar, gittikce daha zor bir konuma itiliyorlardr. Serbest ticaretin getlrdigi avantajlarm a~yu~~ ~lkhgl bir donernde, loncalar rniyadi dolmus bir yapl niteligi sergilemekteydi. Si.ireein gercekleri karsisinda loncalann Osmanh devletine ve devletin tiearetine katkisr hizla azahyordu.Z?

Ondokuzuncu yuzyil ortalarmda imparatorluk topraklanndaki Rum lone alan ise yurtdismdaki Rumlarm esash rekab.etini goguslemek durumundaydi. Kmm'daki savasin siddeb arttikca. Yunan ve Osmanh htikumetleri, Yunarustan'm a\lk\a. Rus tarafiru tutmasma karsm, iliskilerini daha saglam bir temele oturhnaya cahsryorlardi. Bu arnacla iki devlet, Osmanh baskentinin banliyolerinden biri olan Kanhca'da 8 Haziran 1855 tarihinde bir "ticaret ve denizcilik antlasmasi" imzalarrustrr. Aritlasrnava gore, imparatorluk toprakIarmda i~ iliskilerine giren Yunan Krallig; uyruklan, diger yabanci devlet uyruklarmm gordugu muamelenin aymSll11 gorecekti. Fakat Kralhk uyrugu altmdaki Rumlann imparatorlukta i~ yapabilmek icin itici bir kuvvete ihtiyaclan yoktu, zaten <;ogu yerel ticarete katilnus, hatta lonealara dahi girrnislerd]. Osmanh hukumeti, lonealara ayrrlrms tiearet alanlarmda yabancilann faaliyet gostermesini yasaklarna yoluyla yerli zanaatkarlaruu korumaya cahsirken, cok farkh

23AYE, 1871, 49/2 #576,4/16 Mart 1871 ve 15/27 Mart 187l. 24Marinakou (1950), s. 52; Orner Celal Sarc'tan CTanzimat ve Sanayirniz") almti yapan Issawi (1966), s. 51-52.

21Great Britain, Papers (1871), s. 27, 29. 22FO 83/337, 11 Kasun 1870.

134

135

de Ingiliz elciliginin Yunan konsoloslugunca saglanan saYIlara dayanarak hazrrladrgr raporlar, yalruzca Pera ve Galata'da, en buyuk etnik grup olan Rumlann loncalarmda 4500 uyenin bulundugunu belirtiyordu.P

Her tip ticari isle ilgilenmekle birlikte, Rumlar ozellikle belirli islerde iistiinli.igii ellerine gecirmislerdi, Buyuk kismi firmer, kurkcu, ayakkabi imalatcisi, terzi ve kumas tuccari idi.26 ~ogu Istanbulluydu, ama aym zamanda is arayan geno:; erkeklerin tasradan sehre surekli akislan da soz konusuydu. Genellikle bekar olan bu erkekler ailelerinden her seferinde yillarca ~ekilde aynhyorlar, Ionca tiyesi akrabalanru ya da hemserilerini bularak, bu usta esnaflarm yanlannda crrak olarak cahsmaya bashyorlardi. Tasradan gelen bekar zanaatkarlar genellikle bir handa aym odada kahyorlar, dusuk bir kira karsihgmda kendilerine yatak ve bir ogun yemek saglaruyordu. Harun icinde, nargile ve icecek bulunan bir kahvehane He temel ev esyalan ve yiyecek satan kucuk bir dukkan bulunuyordu. Gene erkekler bu yerlerde yasarken kirni zaman yedi yila kadar uzasa da, genellikle 3-5 yil arasi deyam eden cirakhk gorevini yerine getiriyorlardr. Usta bir zanaatkar ya da esnaf, zamam geldiginde meslegini isi artik

25Lonea tekeHeri konusunda, Sarantidou (1899), s. 32; Marinakou (1950), s. 52 gi.imil~ kuyumeulan loncasirun i.iyelerinin olagandisi bir uygulamayla birden cok sehirden oldugunu belirtir. Baskentteki saYllar konusunda, Marinakou (1950), s. 51. Pera ve Galata konusunda bkz, Karpat (1985), s, 97-107. Elcilik raporu Pera ve Galata'da toplam 13.500 i.iye saYlsl olan 140 lonea bulundugunu belirtmektedir. Rumlann ardmdan en buyuk grubu 3200 uyesiyle Ermeniler olusturuyor ve onlan da 500 i.iyelikle Yahudiler izliyordu. Yaklasik olmakla birlikte bu rakamlar goreli olarak, baskentin ticari yasarrunda Rumlarm onemini ortaya kovmaktadrr. FO 83/334,25 Arahk 1869. Istanbullu Rumlarm mali etkinlikLeri ve bunlarm devlet acismdan ta~ldlgl onern konusunda bkz. Dertilis (1980), bolurn 1.

26Ubicini (1856), e. 2, s. 222; Issawi (1966), s. 118; Marinakou (1950), s. 51-52; FO 83/334, 25 Arahk 1869. Bunlar Rumlann istirak ettigi ticaret alanlarmdan yalmzca birkacidrr. Aynca, kuyumculuk, gumus kuyumculugu ve saatcilik gibi daha itibar goren mesleklerde de gbriiluyorlardt.

ogrenmis olan bir akrabasma ya da hemserisine devretmekteydi. Bu sekilde loncalar, Rumlar arasmda ekonomik oldugu kadar toplumsal devamhhgm da surmesini saglamlqhr.27

Loncalann genel isleyis ilkesi, kisisel pkarlann musterek fakat smirh bir sekilde korunmasr olarak tarumlanabilir. Ne var ki bu ilke, rekabetin engellenmesi ya da bask! altma alinmasr suretiy le olumsuz bicimler alabiliyordu. Mesela, boyle bir olay Bursa'da yasanmisnr. Kirsal kesimde yasayan bir kumas bcyacisi ipek kumaslarm daha iyi boyanmasrru saglayan bir yontem bulmus, fakat yerel lonca kendi islerini tehdit eden bu yeni zanaatkann baska bir sehre surulmesini saglarrusnr. Yasanan baska bir olayda ise, Egeli bir yurtta~ lngiliz konsolosunun himayesinde pamuklu mallar satmak 'uzere bir isyeri a'Ytlgmda Musluman ve Hiristiyan esnaf bu kisiyi kasabadan atmaya o:;ah~ml~tIr. Fakat bunun yarunda. lonea iiyeleri kendi diizenlemelerini olusturma vonunde olumlu adimlar da a tnuslardir. 28 Anlasrldigr uzere loncalar. hedefleri, islcyisleri ve taktikleri acrsmdan buyuk Farkhliklar gostermekteydiler. Uygulamalan ne olursa olson, bu kurumlar ayru zamanda imparatorlugun yasadigi daha kapsamh ekonomik degi~ikliklere gogi.is germek zorundaydi.

Loncalarla Ordodoks kilisesi arasmdaki iliski, koruyucu bir azizin himayesine girmek kadar basil, yeni bir patrik icin karar vermek gibi de hassas bir hal alabiliyordu. Diger .bi.r deyisle, soz konusu iliski yakin, dolaysiz ve karsihklr .Id!. Talih, bir zanaatkara ya da tacire ancak arada sirada gulebilirdi, Fakat kahci bir fakt6r olarak inane her zaman hemen yam baslarmdaydi. Loncalar ictuzuk.lerirri ya~~h olarak ifade ettiklerinde, kilise bu belgelere onay muhru hasmaktavdr. Baskentte kurallar onaylanmasl icin pat~ige tcslim ediliyordu; tasr ada ise bu meseleyle ba~plskoposlar

27FO 83/334, 2S Arahk 1869; Marinakou (1950) s. 49.

2tlEge\i Rumlar konusunda, FO 195/647, 26 Haziran 1858. Kendi duzenlemelerini gehrmeien konusunda. FO 83/337,11 Kasim 1870.

136

137

(metropolitler) ilg)leniyordu. Her ne kadar kilise, hayrrduasrru saptanan kurallan adamaktlh ineelemeksizin, adet yerini bulsun diye vermekteyse de iki kurum arasinda acrk bir bag vardi. Bu yuzden millet uyeleri konusunda bir sorun ya~adrklarmda, kilise liderleri destek bulmak amactyla rahipIere ve esrafa oldugu kadar Ionca yetkililerine de yonelirdi.i?

Baskentteki Joncalar kilisenin alaruna giren konularda daha buyuk rol oynuyordu. Devlet acismdan tasrdrklari onem, Iiderlerirun cemaat icindeki toplumsal itibari ve son olarak, temsil ettikleri ortak servet dolayisryla. loncalar birtakirn onemli islevlere sahipti, Rum Ortodoks millet sisteminin yeniden orgi.itlendigi 1862 yilrna kadar, patrik, mali kaynaklarm id aresi ve baskentteki cernaat icinde dagitilmast isinde bir komitenin yardirruna basvurmustu. Onsekizinci yuzyil ortalannda Patrik V. Cyril tarafmdan kurulmus olan bu komi tenin i.i yeleri arasmda loncalarrn secngi kisiler de mevcuttu A ynt sekilde onemli DIan baska bir ~ey ise, istanbul Ioncalarrnm onaylanru vermek suretiyle patrik secimine d uzenli olara k ka nlmalan ydi. Kilisenin dun yevi mesele lerinde loncalarm rolunu kisitlayan Cecici Meclis'in (prosorino sYlIlvolilion) millet sistemini yeniden orgutleyisinden sonra (bkz. krsim 5) sadeee baskentteki onernli lonealar Rum milletin in sorunla ny la ugrasacak la ik temsilciler cika rrna ya deyam etmi~tir.30

Mesleki kur uluslarm milli eemaat meseIeIeri uzerindeki etkisi, degisen ekonomik kosullara ve hukumet reformlanna bagh oIarak hafiflediyse de, bu gruplann her bid cemaatler icerisinde halS vararh islevler gormekteydiler. Daha once

belirtildigi gibi, hastalik ya da dl':~al atet sebeplerivlc ViIsanabilecek i-1 kavip larr otaslhgma karst, loncalar ortak bir fon huluriduruvorlardr. Fonun nasil idare edilecegi, yere vc i'ikoluna baghydl. Loncaya yeni bir kimsenin kabul edildigi bazi durumlarda, cuzi bir miktar da para ahrurdi. Baska bir uygulama ise, lonca i.iyelerind~n yilhk kazanclaruun belirli bir vuzdesi temeJ ahnarak bir katkida bulunmaiaruun istenme;ivdi. Toplanan par alar sayesinde lonca. ihtivac duyan uyelerinc geri ahnrnak uzcrc borclar veriyordu. Bir salgin olmast durumunda, bu kaynak olen uyelerin cenaze masraflaruu karsila rna k uze re k ulla 1111 a b iii y ord u. Kay na k (ann SInn II olm'asl nedeniyle Ioncalar bl\l~nduk1an kasabada sadece kendi iiyelerinin sorunlany la ilgilenebihyorlardi.U

Lonca liderleri daima cemaatin onemli kisileri arasindaydi ve ileri gelenlerin olusturdugu heyete, ~~ni dimogerontia'ya seciliyorlardr. Bu kisiler toplumsal itibarlarr sebebivle tarukhk yapmaya ya da her <;e!;jit kamu belgesine ye~a ozel belgeye loncarun muhrunu basmaya ~agnhyorlardl '. Soz konusu belgl'kr arasrnda ~unl"n S<1y<1bi1iriz: tapular,_ dilekcclcr. ser tifikalar. vasivetnamelc:r. <;eyiz soz lesrueleri. satt~ 1;IHdro!a n ve oku I belge leri. A yrica, lonca liderlerinin d url'lsthigiine gii venen Q,lZ1 kim seler de bu liderler tara!mdan kullarulmak uzere para bagl~lannda hulunabiliyordu.V

1840 sourasmda ekonomik oncmlerini yava~ ydVi\~ kaybetmcyc baslamalarina karsm loncalar. imparatoriuk !;jehirler indc V,1'1,lY,1l1 etnik cemaatlcrin tuplumsal Yd9amlarmda kayda ~kger 1'01 oynamaY<-1 devam etrnislcrclir.

Yol1ar, Buhar ve Demiryollan:

Anadolu'da Iletisirn ve Ticaret

Anadolu'da yan yana varhguu surduren ve onernli olcude

29B0.Wn kasabala rda loncalarrn tek tek keridilerine ait bir koruvucu azizi (ing. patron saint) vardi, Orneg'in Artaki (Erdek) kasabasinda katrrcrlar Aziz Theodore'a. ba~ j~~ileri Aziz Tryfon'a dua ederken, ayakkabi irnalatcrlarmm azizi Aziz Spyrdon idi: duvarcrlari ise Aziz Haralambos kor uvordu (Makri, Elyazrnasr, s. 336); aynca bkz. Marina kou (1950), ;;. 92, 120.

30Marina kou (1950), s. 51.116- 19; Vacalopoulos (1976) s. 209.

31Marinakou (1<)50), s. 94-96; Makri, (Elvazrnasr), s. 333; FO 83/337, 11 Kasun 1870_

32Marinakoll (1<)50), s. 116, 124-25.

138

13'0

birbiriyle ic i\,f' gE'\mi~ hit; olmazsa bes ekonomik dunya vardr. Bu dunyalarm cografi sirurlar an larrunda en. dariru. ic kesimlerin her bir boigesinde gerceklesen iiretim ve ahsveris olusturuyordu. Bu diinya buyuk oranda kendine yetiyordu ve iktisadi olarak geleneksel bir gorunum arz ediyordu, Genellikle i\ kisimlan kiyiya baglayan alanlari da icermek uzere, Anadolu'nun b6lgeleri arasmda devam eden ahsveris agl daha genis olan diger iktisadi alaru olusturuyordu, Bu alan cok onemli olcude. hacim olarak daha buyuktu ve piyasa gucleriyle taleplerine daha uyumluydu. Baska bir iktisadi y,lpi yil da yapiiar di7.isi de, sah ii boyunca uzanan birkac kenti ve Egc a da I a rrn I, buy uk bir limanda yogunlasan <1!J~vcri~ etkinligine baghlYiH1 klyl ticareti idi. Imparatorlugun diger buyuk bolgelerinc baglanan Anadolu'nun kendisi ise Halkanlar'd an. baskenttcn ve Arap ulkelerinden deniz ve bra tlcaretiyle gelen 111i1Il<1nn mubadele edildigi bir odak nok tasr konumundaydr. Tum bu faaliyet alanlanrun icinde en )';t'ni~i, u lus;)l SIl1!r\;) rm otesi ne H7,i1n,1n ticaret aglyd!. Bu ag Anadolu'vu Ciine), Kusya, iran, Akdeniz uikeleri ve giderek dcnizasui Atlantik ulkeleriyle tieari iliskiler kurmava itiyordu. Temeli karsihkh dayarusma olan bu ticari sistemin basari yerenegini belirleyen kuskusuz buyuk olcude Kucuk Asya ici ve cevresindeki iletisim aguun niteligi ve eri~tigi uzakhk idi. Oyleyse, bu aglll, ureticiler He tuccarm tieari etkinliklerini nasil sekillendirdigini gorebilmek onemli bir husustur,

Anauolu'ya hizmet eden iletisim agmlfl en eski ve gercekte en temel unsuru yol sistemivdi elbette. Roma oikountenesinin 0 eski giinl('rimk, yollar bu b("1 yi.ik platovu daha cok butrdaki lcr olma k ii zcrc oncm 1 i krvi alan Iarrna bag];un aktaydr. Sonralan, Hizans Krillhgl diineminde sistern, Istanbul'u ticari ve vonctsel anlamda Kilikya kiyrsma baglayacak sekilde kuzcv-guncv ckseninde genisletilmisti. Osmanh idaresi altrnda isc Kucuk Asva'run bashca yol giizerg21hliln yuzyrllar buvunca dyl1l kalnus. bunun varunda yollann istikarne-

tini belirleyen unsurlar, ulkenin dog-a I ozellikleri ve yanmadanm otesindeki onemli ticari bolgelerin konumu olmustur,

Doguda kervan yollan iran ve Mezopotamya iizerinden kuzeye yoneliyor, Karadeniz kiyrsrrun Trabzon ve Samsun (Amisos) merkezlerinde son buluyordu. Dogu-Bati ekseninde Kiicuk Asya'ya hizmet eden yollar Kadikoy'de baslayip baskentten Bogaz yoluyla ya kiyiyi izliyor ya da giineye Eskisehir'e saplyor ve oradan da doguya Ankara, Sivas ve Erzurum'a kadar uzaruyordu. Selcuklulann Kucuk Asya'run merkezini denetimleri altma aldigr onikinci yuzyilda. bashca giizergah baskent Konya'yi Aksaray ve incesu uzerinden Kayseri'ye baghyor, orada kollara aynhyor ve eskiden oldugu gibi bit hat Sivas ve Amasya yoluyla Karadeniz'e, digeri ise dogudan ilerleyerek Malatya'ya uzaruyordu.P

En azmdan harita uzerinde. Anadolu, onernli yerle.'?im merkezlerini birbirine baglayan yollarla belli bir butunluk ortaya koymaktaydi, Fakat kagrt iizerinde olan, fiili sartlara uymuyordu. SOz konusu guzergahlarda bulunan yollar yuzlerce yil once yapilnussa da, fiziksel durumlan 0 zamanlardan beri pek degi.'?memi.'?ti. Esas itibariyle bu yoUar dar patikalardan baska bir sey degildi ve yuk ya da binek arabalan icin deg-i1 hayvanlar icindi. Bundan dolayi, demiryolunun geli.'?inden once, Avrupa'da insanlarm ve mallarm bir yerden digerine karadan ulasururu hie olmazsa kolaylastirrrus olan tasitlar, Kucuk Asya'da uzun mesafeli yolculuklar icin neredeyse hiebir ise yaramiyordu. Cozu pek yolculann. vadilerde akan rrmaklan asmasuu saglayacak kopruler sayica cok azdi ve olanlar da uzun mesafeler katetmeyi gerektiren ticari islerin ashnda bir hayli tehlikeli olup cesaret istedigi zamanlarda yapilrrusn. Dahasi kisin gelisiyle topragi dovmeye baslayan yagmurlar bu basit toprak yollan ge~ilmez camur deryalari

33Eski Yunan-oncesi donemlerden Tiirklerin zarnanlarma Anadolu'da varolan ana yollan gi'lsteren bir harita Ran;'say'de (1962) bulunabilir. OrtaC;i1g konusunda, Kostof (1972), s. 29; Pitcher (1972), s. 24-28 ve 6. harita.

140

141

haline getirmekteydi. 34

Zayif kara ulasmu, tasinabilecek mallarin miktarim ve ~.e~idini s.tnulamakla kalmiyor. ticari girisimlerin kazanc getirmernesine yol acan yuksek nakliyat masraflan dogurarak yaptlan isi tehlikeye sokuyordu. Ote yandan, durumu islah etme yonimde devletin 1870'lere dek harcadigi cabalar \,ogu zaman yetersiz kalmrs ve boluk porcuk yaptlan cahsmalar buyuk para ve emek kulfeti getirmistir. Boylesi projeleri baslatip devam ettirrnek genellikle enerjik ve girisken valilere ya da pasalara duserdi, Bunun icin ihtivac duyulan ernek gucu yasal angaryalarla elde edilrnekteydi. Sermaye ihtiyaci bas gosterdiginde ise, yorede kolayca bore bulunarruvordu. Baska yerlerden bulunan borclarm faizleri de yuzde LS'ten baslayip yuzde 40'a kadar crkabiliyordu. Bu donemde, yol yapirrundan istifade edecek alanlar, bekleneccgi uzere Trabzon, Bursa, lzmir ve Adana gibi kiy ilardaki belli bash ticar i merkezlerdi. 35

Celismis ve genislernis bir yol agl, mallarm karadan naklini kolaylastiracak ve bu uygulamarun yayilmasiru saglayacakti. Yol agl konusundaki bu umut devam ederken 1830'lu yd-

larm sonlannda Kucuk Asya kiyrlarmda buharh gemi ortaya cikrrus ve ticaretin ozuyle ilgili onernli bir degisimin sinyallerini vermeye baslarrusti. Ondokuzuncu yuzyil ortalarma denk dusen donemds. yukanda adi ge<;en ~ehirler denizcilik alarundaki ilerlernelerden en az, karayolunun sagladrgi olanaklar kadar yararlanmislardrr. Ashna bakrhrsa, deniz ve kara ulasimi arasmdaki daha yakm bir iliskinin icerdigi olasi muazzam ticari potansiyel, donernin ~agda~lannca hemen ve sik srk belirtilmekteydi.e" SOz konusu potansiyel, b61- gesel ticaretin yanmda, "yalruzca yerli des-il aym zamanda yabanci urunlerin ... bir noktadan digerine tasmdigi" kryi ticaretini ve bunun otesinde daha cok gelecek vaat eden, Bah A vrupa'yla uzun rnesafeli bir ticareti iceriyordu. Frrsatlarla dolu genisleyen bir ufukta, ozellikle i~ kesimlerdekiler olmak uzere Anadolulu tuccar ihtiyac duyulan mallan disaridan tedarik etmek kolaylrgmdan yararlanmaya baslamisn. Bu arada tahil gibi haddinden fazla uretilen yerli urunler ise tuccara oldukca genis bir ihracat piyasasi yarahyordu. B6ylelikle, Avrupa'dan gelen sanayiciler ve deniz nakliyecileri ihtiyac duyduklari kazanch girisimler icin Osmanh pazarina ulasabiliyordu arhk.37

Ne var ki, deniz tasunacihgmdaki teknolojik ilerlemeler kiyilarda daha elverisli dernirlerne ve lim an olanaklarr gerektiriyordu. Bu anlamda, nhtimlaruu ve limaruru gelistirmi.'? olan Izmir, Ege kiyismm onemli bir merkezi haline gelmistir. Karadeniz sahillerinde de birkac liman vardr. Fakat Pontus kiyilarmda gelisen deniz tiearetinin gereksinimlerini, sahip olduklan fiziksel potansiyel ve cografi konum itibariyle yalruzca Samsun ve Trabzon karsrlayabilivordu.

Habsburg Kralhgi'nm Adriyatik Dcnizi'ndeki limanlarrnda hizmet veren Avusturya Lloyd Sirketi'nin impararor-

34Ubicini (1856), c. 1, !o. 33; Scherzr (1882), s. 70-71; Farley, Modern, (1872), s. 286-87; FO 7ti/532, 18 Subar 1843; FO 7811534, 11 )ubat 1860; FO 78/1(,09, (, Haziran 1861. 1863 vrhna kadar Bursa, birkac mil uzaklikta bulunan Marmara kryisindaki Iimana acilan bir araba roluna sahip degildt (Erder, 1976~ s. 2~9-50). Bu yollarm sirurhhg: ve onerm Trabzon ve Iran arasmdaki trafik konusundaki ~u istatistikten anlasilabilir "Seferlerde kullarulan at saY'sl yillrk tahrnini olarak 60.000 dolaymda, tasidiklan yuk 120.000 kalem mal... ya da toplam 21.000 ton dolaymda. Yaklasik 2.000 deve, 4.000 kalem mal.. Toplam 1.400 ton. Yaklasik 3.000 okuz yiikii ya da 6.000 kalem maL.. toplarn 1.050 ton. Yaklasik 6.000 esek yuk ya da 12.000 kalem maL yine 1.050 tonluk toplarn. Bu yolla yilda 24.500 ton yuk tasmiyor." (FO 78/2050, 28 Oeak 1868; aynca bkz, FO 195/ 528, #5, 27 Mart 1857).

J5Yuksek nakliye vergileri konusunda, FO 78/796, #8, 1 Mart 1849, ek #1; aynea bkz. FO 7812050, 15 Subat 1868, Ocak 1868 tarihli genet raporun 3 no'lu eki; FO 78/796, #8, 1 Mart 1849; FO 78/1534, 11 Subat 1860; Scherzer (1882), s. 70; Farley, Modern (1872), s. 282-90; Erder (1976), s. 249-50; Kougioumtzoglou (Elyazmasi). s, 48.

36pO 78/655, #12, 31 Aralik 1845, ek #2; Farley, Mod/!fI1 (1872), s. 290_

37Creat Britain, Commercial (1843), kis. 8, s. 99; FO 78/655, #12, 31 Arahk 1845, ek #2; Farley, Modem (l872), s. 290.

142

143

lukta calismaya baslamasryla, 1830'Iann sonlarmda Dog-u Akdeniz'de duzenli vapur hizmeti verilmeye baslarrusti, DUzenli olarak sefere ~lkan gemiler Istanbul'dan Izrnir'e otuz alti saatte ve Karadeniz kiyismdaki Trabzon'a altrrus saatte gidiyordu. Avusturya sirketi iyi hizmet, cazip fiyatlar ve rni.ikemmel bir organizasyon vasitasryla, Kucuk Asya ~evresindeki sularda gemiterini sefere crkaran Fransrz Messageries, Ingiliz Peninsular ve Oriental Sirketi, Rus Steam Navigation ~irketi ve Osmanh hiikiimetince kurulmus sirketler arasmda basi cekmekteydi. Buharh gemilerin sayismda yrldan yila artislar oldugu halde, onlarla kiyr ticaretinden hala onernli kazanclar elde etmek miimki.indri.38

Anadolu sulanrun vapurla tarusmasi, Hiristiyan tuccarlann i~ iliskilerinde dogrudan ve kayda deger bir tesir yaratnusti. Yalmzca durak yeti secimiyle bile vapur guzergahlan yerel girisimleri etkileyebiliyordu. Omegin, iki Bursa limaru Cemlik (Kios) ve Mudanya arasinda, vapurlar birincisini tercih ediyordu; cunku daha korunakh bir limaru vardi. Nufusunun ~ogunlugu Rum olan Gemlik, bu firsattan yararlanmasmi bilmi~tir.39

Vapur hizmetleri aym zamanda ic krsimlardaki i~ alanIan acismdan da bllyiik onem tasiyordu. Bu kisrmlardan baskente, yani Istanbul'a karayolundan ulasmak 20-22 grin arasi surerken, Izrnir'e gitmek yaklasik otuz bes gun ahyordu. 1837'den soma vapurlar Samsun'a diizenli olarak ugramaya baslayinca Istanbul'a seyahat etmeye gerek kalmarrus ve bu Karadeniz limaruna yolculuk 15-16 gun dolaymda surmeye

baslanusnr. Aym sekilde, Kilikya kiyismdaki Mersin'e de 1853'te buharh gemi seferi diizenlenmeye baslamasiyla birlikte, tuccarlar artik bu lirnana da gidip i~ yapmaya koyulmuslardir. Fakat butun bunlar baskentteki ve Izmir'deki ticaretin olumsuz ~ekilde etkilendigi anlamma gelmiyordu. Sadece bu buyuk limanlar vasrtasiyla ticareti yapdabilen malIar hal§, mevcuttu. Aym bicimde onemli olmak uzere i\ kesimlerdeki tiiccar ve ureticilerin kendi musterileriyle oturmus i-1 iliskileri vardi. Btl gruplann musterilerden kolayhkla vazgecmeleri soz konusu degildi,4() Bununla birlikte vapur seferlerinin baslayisi elbette Anadolu ticaretinin mekansal ve zamansal cercevesine yeni olanaklar sunmaktaydi,

Buharh geminin gelisimi onemli bir asamaysa da, ondokuzuncu yuzyilda teknolojinin gozbebegi demiryolu idi. Onun sayesinde Avrupa sadece buyuk giiS sahibi bir kita haline gelmekle kalmarrus, aym zarnanda butun insanlann ve ulkelerin uzerinde birlestirici, uygarlastrricr ve modernlestirici bir deneyim olacagi inanciyla tum dunyayi demiryolu aglyla ormeye karar vermislerdi. Bu ilerleme manzarasrnda Kucuk Asya'nm payina dusen yillar, incelemekte oldugumuz donemin sonlarmda baslanustrr. Ondokuzuncu yuzyihn son onYlIma heniiz girilmemisken. Alman firmalarz rornantik piyesleri and iran bir hayal guciiyle, Berlin-Bagdat demiryolu hattmi insa etmeye giri~mi~lerdi.41

Avrupah ve Osmanh devlet adamlarmm Anadolu'dan gececek demiryoluyla ilgili tasanlan Kmm Savasi'run hemen sonrasindaki yillara dayamyordu. 1856 yihnda Osmanh hukiimeti lngilizlere Izrnir'i seksen mil kadar guneydeki Aydm'a baglayacak, boylece bu cevrenin bereketli ve uretken kirsal kesimine hizmet verecek bir demiryolu kurmalan icin imtiyaz armagan etmisti. On yrldan biraz fazla bir cahsrna

31\Scherzer (1882), s. 87-88; Farley, Modern (1872), s. 197-98; FO 78/367, 31 Aralik 1839; FO 78/704, 3 Arahk 1846, ek #2; FO 78/1609,6 Haziran 1861; lssawi (1980), 161-63; Shepherd (1856), 5. 33-34, buharh gemi hatlanm ve bunlarm tarifelerini ve Izmir'den cesitli Avrupa limanlarma seyahat sureleriru liste olarak vermektedir. Kiyi ticareti konusunda, FO 78/753, #1, 27 Ocak 1848, ek; FO 78/704, 31 Arahk 1846, ek #2; Fa 78/533, 2 Mart 1843; Fa 78/1609, 6 Haziran 1861.

39FO 78/1686,26 Subat 1862.

40Limaniara seyahat sureleri konusunda, Kougioumtzouglu (Elyazmast), s. 4; FO 78/533, 2 Mart 1843; FO 78/655, ~1 Arahk 1845, ek #2. izmir VI:' istanbul konusunda, Fa 78/704, 26 Subat 1867.

411ssawi (1 ')66), s. 94.

144

145

sonrasi bu hat sonunda tamamlanrrus ve 1867'de hizmete acrlrmstir. Bu surecte yine bir ingiliz firmasma ikinci bir imtiyaz tal1l~ml~hr. 1863 tarihli anlasma geregi lzmir'den, i'J klsl~lardaki Menderes vadisi uzerinden Kasaba'ya bir demiryolu hath cekilecekti. Nihai olarak her iki hat biraz daha geni~leti~mi~ ve ondokuzuncu yuzyil sonunda hem K.ayse.ri hem de Adalia (Antalya) yonune dek uzanlmrstrr.vBI.~ .~domet~ede~ faz~a bir uzunluktaki bu demiryolu agi, Kucuk Asya run oncehkle Ege kiyi bolgesine hizmet verrnektey di.

. 1870'lerin baslarmda Izmir cevresinde tamamlanrrus demiryolu hath oldukca kisa ve bunun yerel nufus uzerindeki etkisi sirurhydr. Yol sisterninin durumuyla tarim uretiminin du~eyi g.oz onune almdigmda, ondokuzuncu yuzyihn son ceyregi oncesmde pek cok kisi Kucuk Asya'da demiryollanna yapilan yatmmlara belki de iktisadi olarak hicbir anlam vererniyordu. Demiryollan karayolu agrrun yerini alamayacak, fakat yalruzca onunla bir likte ulasimm kolaylasmasma katkida bulunacakti. Kisacasi ikisine de ihtiyac vardi, fakat Kucuk Asya yol agmm gelistirilmesi yabanci yatmmcilar acismdan kisa zamanda buyuk kazanclar getirecek bir is gibi gorunmuyordu. Yollann di.izeltilmesinden asil yarar saglayacak olanlar yerli nufustu. Aslmda Kucuk Asya'da demiryolu agmm gcnislemesi, hem yabancilara hem de yerli nufusa potansiyel kazanc olanagi sunmaktaydr. Bunun icin zamana ihtiyac vardi. Bu yuzyil sona ermeden demiryollan Ankara ve Kayseri gibi i, kisunlardaki merkezlere kadar uzanrrustir.

Tarim urunu fazlasimn uzak pazarlarda ahci bulmasmm olanakli hale gelmesiyle birlikte, yanmadanm it; kisimlarmda ya~ayan Rumlar i~.ledikleri topraklann alarum geni~letmeye yonelmislerdi. Onceden otlak (yay/a) olarak kullarulan alanlar ve islenmeyen topraklar, bahcelere ve uzumbag-

lanna donusturuluyor, boylece. islenen alanlann cogahsr emek giiei.i talebinde arnsi getiriyordu. i, kisimlarda, emeklerinden yeterince yararlandmayan Hiristiyan erkek nufus icin arhk ~ bulmak amaciyla buyuk kent merkezlerine go~ etme zorunlulugu ortadan kalkrmsti. Demiryolu hem Muslumanlara hem gayri Muslimlere ayru firsatiari sunuyordu. Fakat elbette butun bu kosullarm gelismesi yillar alaeakh.43

Kucuk Asya'run onemli merkezlerinde hukiimetin bir posta hizmeti agl kurup uygulamaya koyabildigi 1870'li yillara degin postayla iletisim, oldukca ilkel bir sekilde gerceklestiriliyordu. Bu acidan Konya gibi sehirler it; kisrmlardan ba~~ kente uzanan guzergahlann iizerinde bulunmalan dolayisiyla gercekten talihliydi. Oysa daha kucuk ve konumu acismdan daha talihsiz yerler kendi baslanrun caresine bakmak durumundaydi. Koyler ve mezralar posta islerinin halledilmesi konusunda kanrcrlara bel baglamistr. En kucuk bir yerlesim birimi dahl posta servisinin bulundugu en yakin merkeze bir kanrci gonderir, bu kahrci gidecek postayi goturup soz konusu yerlesim birirnine her ne geldiyse bunlan ahr ve sahiplerine dagrtmak uzere geri donerdi. Bah Kucuk Asya'daki katircilar ~ogunlukla Rum idi. Bu kisilerin rnaaslan kismen hukumet tarafmdan kismen de yerel tuccarlar tarafmdan karsrlanmaktaydl.44

Bu zamanda en hizli iletisirn aracr, Kmm Savasi doneminde ortaya cikan telgrafh. Imparatorluk. telgraf sayesinde dis dunyayla iletisime get;mi~ti. 1850'lerin sonlarmda bir ingiliz firmasmm gozetiminde baskentin Egedeki bi.iyi.ik adalarla ve lzmir He baglannsiru saglamak amaciyla telgraf hatlan cekilmesi dusunuluyordu. 1870'li yillarm baslannda ise Kucuk Asya'run i, kisimlarmda bulunan Rum cernaatleri telgraftan vararlanarak Atina'daki insanlarla dogrudan go-

43Far!ey, Modern (1872), s. 275, 291-92; Sarantidou (1899), s. 30-31; Hutteroth (1974), s. 24; Quataert (1983), s. 71-80.

44Scherzer (1882), s. 72-73; FO 78/615, #15, 29 Mart 1845.

42Scherzl'r (1882) s. 70,88; Anatolikos Asfir, 17 Nisan 1862, Have; ~nior (185Y), s. 189; lssawi (1 ':166), s. Y1.

146

147

ru~meye ba~laml~lardl.45 Aynca bu cemaatler istanbul ve Izmir'dc cikan Rumea gazetelere abone olmaktavdrlar. Bu donemde haberlerin belli bir merkezde toplanarak kitlelere duyurulmasmdaki yavashk, Izrnir gibi yerlerdeki Rumca gazetelerin resmi tebliglerin yam srra istanbul ve Atina basinmda crkan makaleleri. de yeniden yaymlamalan anlarruna geliyordu, Gercekte, Izrnir'deki gazeteler guncel yerel meselelerden ziyade, Yunan Kralligi'nda iki-uc hafta once cereyan etmis siyasi olaylan konu ahyordu.

1842 yIlmda bir Amerikah misyonerin Kiit;i.ik Asya Rumlariyla ilgili ~u yargisi oldukca yersiz ve abartihdir: "Buharh gemi ulasuru ve kendi gazeteleri aracihgryla Rumlar artik cemaatlerinin uIJ noktalarim birlestirebilmis durumdalar; ve burada, Amerika'da oldugu gibi, Rumlarm yasadigr en uzak bir yerlesim biriminde meydana gelen herhangi bir olay imparatorluktaki butun Rum eernaatleri ilgilendirmektedir.v+f KUIJuk Asya sadece gents degil, aym zarnanda cografi olarak da farkhhk arz eden bir alandi. Bu sebeple yanmadanm karayolu ulasim agI esas itibariyle pek degismemistir. Yeni ula!?Iffi ve iletisim sekilleri asamah olarak ve Anadolu'nun buyuk bir kisrrunda farkh zamanlarda Kmm SaVa!?I sonrasi donemde yerlesmistir. Rumlann IJogunlugtmun yasamakta oldugu Kucuk Asya kiyr !?eridi kasabalan, bu degisikliklerin tesirini

daha once hissetmis ve boylelikle gelismelerden cok dah fazla yararlannusnr. 1.:; kisirnlardaki kasabalar ise gormu oldugumuz gibi, soz konusu degi!?ikliklerden daha yava!? bi bicimde etkilenmistir. Sonuc olarak, kimi Kucuk Asya bolge .lerinin disanya daha cok acilmasryla birlikte gayri Muslin cemaatler, dl!? dunvayla gelisen iletisimden kendi ekonomil ve toplumsal konumlariru degistirme yonunde istifade ede b ilmislerdir.

Kiit;iik Asya'da Rumlarm Ticari Hayah:

Izmir'in Lider Konumu

Daha once belirtmis oldugumuz gibi gerek kiyida gereks iIJ bolgelerde, KiiIJiik Asya'mn bazr !?ehirleri nufus bakurundai ondokuzuncu yuzyilda duzenli bir artis gostermistir. Bu buyu menin dogurdugu orta buyuklukteki sehirler ag-l, bolgenin ih tiyaclanru karsilayabiliyor ve baskentin ticaret iizerindek tarttsilmaz ustunlugune bir olcude karsi koyabiliyordu. Bi agm ortasindan da cok onemli bir ticaret hath geciyordu Trabzon, Kayseri -ve Adanagibi !?ehirler tieari hasadm kend paylanna dusen kismmdan yararlanmakla beraber, Anadoh ekonomik dunyasmin bashca dayanak noktalan istanbul v< izmir idi, Bu hat hem Kucuk Asya Rumlanrun ticari etkinlik lerini bicimlendiriyor, hem de bu etkinlikler cercevesind. kendisi bicimleniyordu. Rumlann yarimadadaki ekonomil cografyasmin izini surmek icin ise dogrudan Izmir'e bakma rruz gerekiyor.

Ege kiyismdaki elverisli konumuyla Izmir asirlar boyunc kara trafiginin yam sira gemi tasimacrhgi icin de cekici bi merkez olmustu. Fakat Kucuk Asya sehirleri icindeki ustunlu gunu kazarusr, Osmanli topraklanrun urunleri iC;in onemli bi A vrupa pazarmm aC;lldlg-l onsekizinci yuzyilda baslarrustn Odesa, Selanik, Beyrut ve tskenderiyelimanlan arasmd surmekte olan ticarer, Izmir'i sahip oldugu giivenli ve UygUl gecis noktasi ozelliginden dolayi imrenilecek bir liman konu

4~Scherzer (1882), s. 88: FO 78/1391, 7 Eyhil 1858; GAK, T A, Nevsehir 133, Suba t 1873, s. 11, Izrnir'de R umca cikan Amaltheia gazetesi 13 Ocak 1867 tarihli sayismda. lstanbul'dan bazi merkezlere "ekilecek y.irmi kelirnelik telgraflar icin a~agldaki tarifenin uygulandigiru bildiriyordu,

fu 'liJm1

Bursa 10 kurus

Canakkale 20

Izmir ve Ankara 25

Trabzon 5S

Diyarbakir 60

Bagdat YO

46ABCFM 16.7.1, c. 6, #181, 9 Subat 1842.

148

14'

muna yukseltmisuBaskentten Dogu ~ehirlerine mal goturen kervanlar bile yollanm degistirip Tzmir'den geciyorlardi. Ondokuzuncu yuzyihn hemen basmda bu Ege limaru, Hindistan'a kadar uzanan uzun-mesafe ticaretinin buyuk krsrmru kontrol ehnekteydi. Izrnir'in onemi tam anlarruyla ancak belgesel bir merkez olarak oynadigi rol goz online ahndiginda an~ lasrlabilir. Izmir'in kuzeyindeki topraklardan Truva'ya ve iceride Bursa'ya kadar, guneyinde ise Rodos Adasi'mn karsisma gelen kiyilardan iceride DenizJi'ye kadar uzanan alanm tanrn ve el sanati urunleri ihracat icin dogrudan bu Iimana aktanhyordu. Bunun yamnda Izmir'in ticari golgesi, Kayseri He varolan is iliskilerine bagh olarak Orta Anadolu'nun merkezine dek uzamaktaydi. Karadeniz ticaretinin biiyi.ik bolumunu ustlenen Trabzon ve Samsun gibi kimi Anadolu sehirleri gelismeye devam ederken, Izrnir'in ekonomik atagi tum diger merkezleri geride biraknustir.s"

Sahip oldugu dogal servetlerle izmir cok onceleri bircok yabanciyi cekmis ve sehre yerlesen bu insanlar zaman icinde kendi mahallelerini olusturrnuslardir. Soz konusu Avrupah mahallesi, asil tabiriyle Frango-mahalas, sahil bolgesinde kurulmustur. A vrupahlar burada ikamet ettikleri binalan onyedinci yuzyilm ikinci yansmda insa etmeye baslarruslardi. Ondokuzuncu yuzyila gelindiginde ise, kurduklan bolge genisleyerek buyuk bir ticaret ve yerlesim dortgeni olusturrnustu: oyle ki, biiyukluk ve eskilik anlammda bu alam geride birakan yerler yalnizca baskentteki Pera ve Galata bolgeleriydi. Bu donemde ya::?aml~, konuyla yakmdan ilgili Ameri-

kah bir misyoner, mahallenin ve genel anlamda sehrin onemine su sozlerle deginiyor: "Izmir baska yerlere kiyasla ozgiir bir sehir. Frenk sakinler tam bir ozgurluk icindeler. Gorenekleri ve adetleri giderek daha cok itibar kazamyor. Yerli vatandaslar ise baskenttekilerden ya da ic bolgelerde ya~ayanlardan daha fazla ozgurluge sahipler ... Buradaki herhangi bir Frertk konsolosun sahip oldugu nufuz Istanbul'daki bir elcinin niifuzuyla aym diizeyde; ote yandan halktan bir Frenk sa~ kininin bu cerna at icindeki aglrhgl Bassehir'deki iki ya da i.i<;: esitinin sahip olacagi agrrhktan daha fazla."48 Iste boylesi dogal ve beseri ozellikleriyle Izmir, girisimci Rumlar ve Ermeniler icin adeta bir nuknatis islevi gormekteydi.

Kiicuk Asya'nm batt kiyismda uzanan ve nufusunun buyuk bir ktsmi Rumlardan olusan adalar, Izmir'e yapdan got;lerin en eski kaynak noktalandtr. Ornegin, cok fazla sayida gocmen hernen yakmdaki Sakiz Adasi'ndan gelmi~ti. Onsekizinci yuzyihn sonuna dogru Ege bolgesinde ticaret sekilleri degi~ime ugrarrus ve Izmir, Selanik'in geri kalmasi pahasma daha onemli bir merkez haline gelmisti. Boylece, binlerce Sakizli bu Anadolu limaruna yerlesip burada hcaret sirketleri kurmuslardir. Soz konusu sirketlerin en basarihlari, Karadeniz, Akdeniz, ve Avrupa'run Atlantik kiyrsmdaki limanlannda ternsilcilikler acrruslar ve kendi adalarirun urunleriyle tekstil mamullerinden ~a~ka bu bolgele~in mallann., da pazarlamaya ba~laml~lard1. Izrnir'in olumlu l~ atmosfen arhk Tinos ve Naxos gibi daha uzaklardaki Ege adalannm Rumlanm da <;ekmekteydi. Kuskusuz, gelenlerin tamammm girisimci ya da tuccar olmasi soz konusu degildi. Adalilann onemli bir bolumu esleriyle birlikte, varhkh Rumlann ve Turklerin hizmetinde cahsmak amaciy la gelmisti. Fakat lS21'de patlak veren Yunan isyaru, gocmenlerin cogunu, guvenliklerini tehdit eden misilleme olasihgma karst adalarma

47Erder (1976), s. 61, 93-94; Great Britain, Commercial (1B43~, s. 103, 110, 115; Marie de Launay (1881), s. 39. Scherzer (1882), s. 7 de, kiyi boyundaki diger kucuk lima.illa.rm ~<;.~ol~ler~e.ya da kiyiya yakm adalarla cok ?a~~ y()re:s.~I1~i?ml~ hean iliskiler icinde ?ldu$!;_Ul_1u belirtir Adalarla ilgili verdigi or.nekler i?u~lardlr: ~'yvahk de M'idllh, C:::e~me ile Sakrz Adasi, Bodrum ile tstankoy, Makrt de Rodas. Aynea Samsun ve Trabzon limanlari da Istanbul ile Dogu Anadolu ve Iran arasmdaki ticaretin baglanti noktalanydi.

48ABCFM 16.7.1, e. 6, #46, Kasun 1843, aynea bkz. Filippos. FaIbos (1959), s. 182-83; Erder (1976), s. 233.'

150

151

geri donmeye zorlanus, buna karsm ortarmn durulmasmm ardmdan sehirdeki sayrlarr tekrar yukselise gecmistir. 1870'lerde sadece Akdeniz adalarmdan Izmir'e gelen 0<; bin Rumun bulundugu tahmin edilmektedir.49

Ege ve Karadeniz kiyrsmdaki bir sekilde ticari onemi olan her merkez gibi Izrnir de imparatorluk disindan cok sayida Rum cekmekteydi. Kimileri tek bir yere yerlesip islerini surdururken, digerleri gezgin tacirlik yapmaktaydi. Izrnir'deki Yunan konsolosunun tahminine gore, 1859'da Yunan Kralhgi'ndan gelmis olan gezgin tuccar saYISI 4500'on uzerindeydi. 1864'e dek Ingiliz egemenliginde kalan Ege adalarmdan ge~ lenler ve aynca Rus Imparatorlugu'ndan olanlar bu sayiya dahil degildi. Ellerinde yabanci pasaportu bulunan ve yukarida arulan iki devletin vatandaslarma saglanan himayeden ve ticari ayricahklardan yararlanan bu. Yunanlilar, yerel Rum tuccara karst dahi siki rakip olduklanm gostermislerdir. Kucuk Asya'mn limanlanru ve i<; bolgelerdeki sehirlerini dolasmak suretiyle, bu gezgin tuccarlar Izmir'e ve baskente gelen ithal mallan pazarhyorlardi. Soz konusu mallari ise ya bu iki buyuk sehirden ya da yollanrun uzerinde bulunan panayirlardan satm ahyorlardi. Pazarladrklari mallanrun arasmda ithal mallarm yam sira zeytinyagi. hububat, pirinc ve sabun gibi yerel tuketime yonelik temel malIar da vardi. Sattiklan mallar yalruzca bir defa, ulke topraklanna giris noktasmda vergiye tabi tutuldugu icin, gezgin Yunanhlar ye~ rel tuccara oranla maliyet konusunda daha avantajhydrlar. Kucuk sehirlere gelince, buralarda yasayan yerel nufus da, ihtiyac maddeleri konusunda uygun fiyatlarla cok cesitli kaynaklar sunan Izrnir kaynakh ticaretten faydalanmaktaydl.SO

Onde gelen lzmirliler ekonomik guclerine dayanarak

1860'da sadrazama yazih dilekce vermisler ve sehir sakinlerinirrkendi islerini daha iyi idare etmesini saglayaeak sekilde Izmir'in yasal olarak belediye statusune kavusmasi isterninde bulunmuslardir. Bir sure soma istemlerinin kabul edilmesiyle Izmir yeni bir doneme girmilltir. Oncelikle, sehrin ihtiyaclanru karsilamak UZer€! bir belediye meclisi olusturulmustu. Bu mediste farkh milletlerden secilmis yirmi dort uye bulunmaktaydr, Islerin gunluk idaresi meclise bag-It bir yuriitme organma verilmisti. Fakat onemli konularda yirmi dort gorevlinin tarnarurun da karar alma surecine kanlmasi gerekiyordu. Yirrni dort uyenin altisi Mushiman, besi Rum, ii<;ii Ermeni ve bid Yahudi idi. ~ehirdeki Avrupah sakinlerin onemi meclisteki sandalye sayilarma yansrmaktadir. Avrupah meclis iiyeleri sehirde ikamet eden milliyetlerin oraruna gore secilivordu. 1868 Haziranmda yapdan secimde Avrupah sakinleri temsil etmek uzere iki Yunanh, iki Avusturyah, bir Rus, iki Fransiz, bir Amerikali ve bir Italyan secilmisti. Yirmi dort kisilik medis icinden secilen yurutrne kurulu ise iki Musluman, iki gayri Muslim ve dort yabancrdan olusuyordu.P!

Bu donemde tiearet, standart hale getirihnis islemlerden ziyade geleneksel uygulamalara dayamyordu. Agirhk ve uzunluk olculeriyle para sisternindeki sasrrticr cesitlilik, piyasada karmasaya ve sorunlara sebep veriyordu. Bankacrlrk ve mali isler yerel bir mesele olmakla beraber, sadeee belli milliyetlerin ugrallhgl basit faaliyetler degildi. Bankalann uzun-mesafeli ticaret hacmiyle ball etme konusunda gosterdigi basansizhk, Izmir'deki tuccari ithal mallari veresiye satmaya tesvik ediyordu. Aracilar ise alto ve sattel icin en fazla alti aylik odeme planlan sunuyorlardi, Bu sartlar altmda, yabanci girisimciler ve onlari temsil eden konsoloslar, <;ogu zaman tuccar ve sermayedarlar ar:asmd~ etnik temelli

49Stoianovich (1960), s. 271; Vas. Sfyroeras (1963), s. 165-69. 50Typaldos (1859), s. 2; FO 78/441, 18 Mart 184~; ~O 78/652, ~1 Agustos 1846; FO 195/700, 5 Nisan 1861; Great Britain, Commercial (1843), s. 104.

SIOilek<;e icin, FO 78/1533, 17 Subat 1860. Kurul uyeligi icin, Ama/theia, 29 Haziran 1868, s. 3.

152

153

bir aynmcilik gozetiyordu.V

Ondokuzuncu yuzyihn ikinci yarismda Ege kiyismdaki ana tiearet merkezi Izmir'de yasayan yerli ve yabanci Hiristiyanlarm yarattigi ekonomik refahm bir bedeli vard r. KJrim Savasi ertesinde Avrupa mallarma olan talebin artmasiyla birlikte, imparatorlugun buyuk sehirlermdeki gecim masrafr da diizenli olarak yukselmisti. 1870'lerde bu konuda bir tahmin yiiriiten Izrnir'deki ingiliz konsolosuna gore, en£lasyon "hemen hemen butun temel ihtiyac maddeleri"nin fiyahm ikiye katlanusti. Izmirli tuccar ve isadamlari bu durumla mucadele edip kirni zaman da basari saglarken, sehirdeki ve sehrin etrafmdaki kirsal kesimdeki Musluman ve HIristiyan emekci halk daha talihsizdi. Bu insanlarm aldikIan ucretler ancak kit kanaat gecinmelenne yetiyordu.Y'

Kente ya~amaya ya da cahsmaya gelenlerin maddi isteklerini karsrlamasa da liman sehri olarak Izmir'in ticari avantajlan yadsmamazdi ve karsismda direnmek zordu. Tum Anadolu platosundaki Rumlar, sehrin pazarlannm ve ticari bolgelerinin cekiciligine kapihyor, bazrlari kahci sekilde yerlesrneye gelirken bazilan da birkac aylik ya da yilhk sureler icin geliyorlar ve daha sonra tekrar kendi kasabalanna

ve koylerine geri donuyorlardi. .

Rumlar icin Izmir'deki tieari etkinligin sagladlgl kazanc risk almaya degerdi. Bazilan kisa vadede yuksek kazanc ge-

'tiren mali yatmmlara yonelir ya da emlaga yatmm yaparken, cogunluk umut veren ticari girisimlere atihyordu. Bu girisimlerin sonueunda basarih olanlarm isimleri. aym yuzyrlm ikinci yarzsinda yaymIanmaya baslayan Iicari ydhklara gecrnis, digerleri yerel gazetelerin iflas Hanlan kosesinde amlmakla kalml~br.54 .

Rumlar ve Anadolu 'nun il$ Kesimlerinde Ticaret

Onsekizinci yuzyihn biiyiik bir kismmda, io; bolgelerdeki Ankara ve Kayseri gibi sehirler ihraeata yonelik bir ~icareti duzenli olarak besliyorlardi. Bu merkezlere yerlesen Ingiliz, Fransiz ve Hollandah tuccarlar, ckseriyetle yerli urunler, i~Ienmis ithal mamuller ve somurge mallan ahm sanrruyla ugrasiyorlardi. Tasrarun onemli yerIi maHan arasmda bashca ticaret maddeleri, Ankara dolaylanrun sagladigr tiftik yunu ve yapagl He Kayseri yoresinden hayvan postu ve bitkilerden elde edilen boya maddeleriydi. Bu yuzyilm sonunda Fransa ve diger buyuk Avrupa devletleri arasmda ortaya cikan buyuk mucadele, bu ticaret trafigini sekteye ugratrrus ve yabanci tuccann bolgeden .:;ekilmesine yoJ acrmsn. Napolyon'un nihai yenilgisi soz konusu ticarete eski onemini kazandirmayacakhr. Osmanlt yoneriminin 1828-29'da Carlrk Rusyasr'yla 1830'da Misir Valisi Mehmed Ali'yle -ki bu ikincisi Kucuk Asya icin daha onemlidir- ya~adlgi anlasmazhklar. io; bolgelerdeki d uzeni daha da bozm ustur, 55 1840'larda tiearet yeni-

52Karma~lk kambiyo sistemi icin, Edward H. Michelsen (1853), s. 293 Sakizhlar 1850'!i yilarda Izmir'de bankacilrk alarunda onemli bir konumdaydilar (Farley, Resources, 1872, s. 80-89, 97-101), Kredi duzenlemeleri konusunda, Great Britain, Commercial (1843), 5, 98; Scherzer (1882), s. 90-91; Farley, Resources, 1872, s. 84, 90; FO 195/288, 19 Haziran 1849, ek.

53Great Britain, Condition, (1871), 851. Tilegrajos (22 Mart 1858, s. 1) Trabzon'da ge"im masraflannda gorulen arnsa deginmekteydi. Scher: zerin (1882), s. 25, tahminine gore bir i.'j"inin, yaiiam~m surdurebilmesi icin gunde 3.5 kurusa gereksinimi vardi. Pamuk f<;tbr.lhlanndakl kadin isciler bu iicreti ahrken, kirsal alanda hasat mevsirninde cahsan 1.'j"ller gunluk ogi.i.nlerini karsihyorlar ve 4-7 kurus arasi bir i.i.cret alryorIardr,

54 Farley, Resources (1872), s. 8.1. Amaltheia'da (~~ M<;tY1S 1869, s. 4) 51: kan bir ilan Rumlarm girisimci ruhunu acikca gostenyordu. liaI"_Jda. iki kardes "Avrupa giysileri veAsy_" i.i.ri.i.nlens"~mak amaciyla ... bir ticarethane?nln kuruldugunu bildirtvorardr. Alkis Panayotopoulos (1983, s. 101-2) 1887 Ylhnda bir Izmir Yllllgl,nm y~ymlan~lglnd~n bah~ede~, AllIa/theia'da Ocak 1866-0cak 1867 donemmde ya~anan iflaslara dair on ilan crkrrusts: bu iflaslar Izrnir ~e Sakiz Adasi'ndaki Yunan konsolosluklanrun ticaret mahkemelerinin kararlarma dayamyordu.

55Yan Lennep (1870), c. 2, s. 177-78; Great Britain, Commercial (1843), s.120.

154

155

den canlannus. fakat bu canlanma farkh kosullar ve durumlar ce r~e vesinde ger\"ekle~mi~ tiro

Franstz savaslanrun zorlu yillari esnasmda Avrupali tuccarlarm, aracilarmm ve diplomatik temsilcilerin Kucuk Asya'run ic kesimlerinden cekilmesiyle ortaya cikan ticaret boslugunu, basta Rumlar ve Ermeniler olmak uzere yerli halk mensuplan doldurrnaya calisrmslardrr. Yabanci firmalann ternsilciligini yaparak ya da Avrupa'da kendi ticari sirketIerini kurmak suretiyle bu yerli isadamlan, yun ve diger dogal urunleri kapsayan karh bir ticaret alanmda hakim duruma gecmislerdir. Aynca, kazanclart yukseldik~e daha fazla Hiristiyana i§ olanagi saglamak ve soz konusu ticaretin mallanru saglayanlarla siki baglar kurmak konulannda basarr gostermislerdir. Uzun donemde bazi hukumetlerin ve Ermenilerin giri~imcilikte gosterdikleri basan, bu yerli isadamlanru yasadiklan merkezlerin yerel meselelerinde soz sahibi bireyler konumuna yukseltmi~tir.56

i\" b61gelerdeki yerli tiiccarm her basarisr, hem beseri hem de dogal sartlarm yarathg-l engellerie devamh bir mucadelenin par~asl olarak elde ediliyordu. 1840'h ydlarm ortalanna kadar tasrali tuccar, baskentteki muhasebe karsismda yerel fonlar olusturmaya cahsirken kendilerini mali olarak guc bir durum icinde bulmuslardir. Faizei sarraj1arm aracilan. tuccara verdikleri odunc paralar icin daha fazla faiz istemeye baslarmslardi. Ayrica yerel isadamlan \"ogunlukla ~u durumdan sikayetciydiler: l!Jtisab, yani ic b6lgelere ithal edilen maliar icin annan yurtici giimriik resmi, keyfi olarak ve gelisiguzel belirlenivor, boylece hem mallarm satis fiyati asm yukseliyor hem de tiearet zarar goruyordu. Bunlarm yarunda dogal felaketler de ticaretin yazgismda cok onemli degisimlere sebep olmaktaydi, Ornegin, 1848 yilmda Kayseri ve dolaylannda ya~anan aglr don sonucu, onemli bir ihrac maddesi

olan cehri" ya da yaygm ismiyle san boya koku (lng. yellow berry) hasati buyuk olcude ziyan olmustu. Bundan baska, yaklasrk bes ay si.irecek olan kolera salguu ticareti derinden etkilemis, fakat bir ytl icinde hastahgm tamamen ortadan kalkrnasryla yerel hasat tekrar onceki bereketine kavusmu~tur.57

i~ kesirnlerin pazarlan ulasim, istikrar ve kimi zaman guvenlik acrsmdan sorunlar yaratmasma raj?;men, 1ngilizlerin basiru ~ektigi Avrupah tiiccarlar, b61gede mamul mallar ticaretini gelistirmeye oldukca istekliydiler. Fakat ticaretin basaktorleri, sahip olduklan aracilar ve yabanci himayesiyle, <;ogunlukla yerli Rum ve Ermeni Hiristiyanlardi. Bu iistunliigii saglayan sebepler az sayrda olmakla birlikte oidukca onemliydi. Tahmin edilecegi uzere, yerli Hiristiyan tuccarlar yerei ticari uygulamalar konusunda hicbir yabancihk cekmiyorlardi. Pek cok durumda yerel nufusun ihtiyaclarmi imal mallarla karsilayan Avrupah tuccarm kazanci, dogrudan ic piyasaya girmesini saglayacak kadar yeterli degildi.58 Fakat belki de yerli Rumlann ve Ermenilerin ithal mallar tic aretindeki ustunluklerinin en onemli nedeni, yapilan isin dogasmdan kaynaklanmaktaydl. Kucuk Asya'run ic kesimlerinde ticaretle ugra~an bir lngiliz finnasmm sozcusu meseleyi krsa ' ve ozlu olarak soyle aciklarrusnr:

Sirketimiz burada (Izmir) kuruldugundan bu yana, ... Asya'run icerilerinde duzenli bicimde tngiltereden gelen rnamul ,"!,-allar~n ticaretiyle ugra§m~ktaYlz. (ogunluk.la. o:radaki t~~ll~ller~mlz hesabma ve ooyles'.geni~ kaps~rnh b~r 1.~Ir~ g~re~hrdlgl ~ehlde, y'irmi yil once Usak ta Kostandi ve Dimitri Dirnitoglu kardesler ile Rum reayasi tarafmdan, bizim hesabmuza mal ahrn .~a.~lmmda bulunan araci bir firma kurulmustu ... Ir; kisimlarda butun

56Van Lennep (1870), c. 2, s. 177-78; Ainsworth (1842), c. 1, s. 134-35; Farley, Modern (1872), s. 233-34; FO 78/796, 10 Kasun 1849.

.. Cehri konusunda bizi bilgilendiren Cern Somel'e tesekkuru bon; biliriz. (Yay. Haz.)

57Faizciler hakkinda. FO 78/615, 28 Mart 1845. Yurtici g_umruk resrni, kolera ve cehri mahsulu konusunda, FO 78/796, #10, 28 Subat 1849, ek #1, FO 78/835, saYI 5,2 Mart 1850, ek #1.

58pO 78/532, 10 $ubat 1843; FO 78/753, 10 Agustos 1848.

156

157

satislar krediyle yaprhyor ve ... bu sebeple odemeler bolgenin iiretimiyle karsilamyor, hicbir zaman verecek nakit p'araSI b~lunmayan fakat borclariru urunloriyle odeyen ciftcilere, ihtiyaclanru karsilamak amacryla hasattan b.irka~ ay once .. , seker, kahve.... civit, demir ve mamul mallar venyoruz. Yaptlgln:u~ anlasmaya gore,urunleriyle odeme yapma zamanlan geJ.d.lg-mde. bu ciftciler bize bizim urunlerirruzt aldrklan andaki sabit fiyatlaruruz ve buna ek olarak belli bir _faiz __ uzerinden ?d.eme yapiyorlar. Bu odemelerde, urunun 0 gunku piyasadaki fiyatt dikkate ahmyor.59

Kurdugu ill sayesinde sonunda ingiltere'ye giden Kayserili Rum hah tuccan Ioannis Kougioumtzoglou'ya gore, bu uzakhktaki bir is yolculugu icin hazirhklar askeri sefer mukemmelligiyle ele almmahydi, Kendisi, yola cikismdan en az bir hafta once islerini diizene koyuyordu. Seyahati sirasmda yarunda resmi kimlik beIgeIerini de goturuyordu, t;iinkii bu beIgeler gectigi belli bash merkezlerde tek tek kontrol edilmekteydi. Aynca, kendisini hirsrzlara ve haydutlara karsi korumak icin yanma tabancalar, bicaklar ve bir tiifek ahyordu. Kotu hava sartlanru savusturmak icin de en iyisi sag-lam kahn bir palto He hafif siyah bir semsiye idi. Tarm'run himayesini saglamak icin ise kucuk bir ikon, tercihen St. Georgeunki ve bulabilirse Paskalya Gunu'nde yakrlmrs kucuk bir parca mum tasunaktaydi, Seyahat oldukca uzun surecegi icin

tacirin esinin birkac gun evde giyerek biraz acilmasmi sagIayacagi bir cift yeni botla yola koyulmak da akilhca bir isti,

Bir seyyahm giyim tarzr ayru zamanda onun toplumsal statiisiinii y ansitmakta ydi. Kougioum tzoglou 'n un belirttigine gore biraz serveti olan her tacir Dogu'ya ozgu bir giysi olan bol pantolon (?alvari) ve saf yunden atki (§ali) giyerdi. Parasuu belindeki ciizdarunda tasir ve uzerinde, kibrit, mum ve kucuk bir icki sisesi bulundururdu. Tacirin giinliik ihtiyaclarim ise refakatindeki usaklar karsrlardi. Katedilecek yol mil olarak cok fazla degilse bile, Anadolulu tuccarlar kendilerine iki ay yetecek kadar erzakla yola crkarlardr. Bu tedarikin icinde pirinc, tereyagi. kahve. seker kurutulmus et (pastmlla) bulgur ve cesitli tathlar bulunurdu. Yolculuk sirasmda pisirilmek uzere satin ahnacak tek !J€Y kumes ha~vanIan idi, Bundan baska, hizmetlerine ihtiyac duyulabilecek hancilarla ve diger Muslumanlarla iyi iliskiler kurmak icin ucuz fesler ve benzeri kucuk hediyeler de bulundurulurdu.

Tuccarlar giivenlik nedeniyIe elli y.a da daha fazla ki~ili~ gruplar halinde yolculuk ederlerdi, Ihtiyath ve deneyunh bir tacir, ne zaman bir irmaktan gecilse grubun ortasmda kahr ve digerlerinin onune gee;mesine izin verirdi. Kiyiya seyahat

Surast acik kif yuzyil ortasmda Kucuk Asya'run it; bolgeleri sirurh ve zorlu bir ekonomik ortama sahipti. Bu ortamda yabanci tuccar ve yerli aracilar karsrhkli e;lkara dayah bir sozle~me dahilinde birbirlerini cok iyi sekilde tamamhyorlardi. Yabanci firma mali yardimda bulunuyor ve satilacak mallann saglanmasi gorevini ustleniyordu. Aracihk yapan yerli aracilar ise yerel sartlar hakkmdaki bilgilerini kullanarak, hem sans hacmiyle hem de ahcilarla yaptiklan mali sozlesmeler -ki bunlar yerel yetkililerin denetimine hlbiydi~ aracihgiyla kazanc saglamaya ~ahlllyorlard!.6,O .. ..

ister baskalari namma cahssmlar, isterse kendi islerini kursunlar, Kucuk Asya'nm i<; bolgelerindeki Rum tuccarlar, ekonomik cikar, kisisel iliski ve en basitinden, ahskanhktan dolayi Izmir'e baghydilar.vl Zaman ve uzaklik, Eg: kly~smdaki buyuk limanda kurulan i!j baglanhlan~m .d1:'zenh. ve uyumlu sekilde siirmesinin esas belirleyicileriydi. Ic kesimlerden ve lzmir He ticari iliskileri olanlar icin, insan ve mal ulasmu esash bir girisimdi. Kucuk Asya'run ic bolgelerinin urunlerini lzmir'e ve diger pazarlara goturrnek ve yabanci mamuller ile somurge urunleri satm almak nereden bakihrsa bakilsin, bir tuccann ii~ aydan bes aya kadar evinden uzak kalmasma sebep oluyordu.

59FO 195/288, 19 Haziran 1849, ek.

60FO 78/ 532, 10 Subat 1843. .

61FO 78/615, 28 Mart 1845; Great Britain, Commercial (1843), s. 120.

158

159

her gun alti-dokuz saatlik yolculuklarla surerdi ve organizasyon, tuccann her gece bir konaklama yeri bulacagi sekilde yapihrdi. Ornegin. Kougioumtzoglou 180 mil tutan KayseriMersin arasmdaki mesafeyi at sirtinda sekiz goode alnus ve Mersin'den Ingiltere'ye yola cikrrusn. Kendisinin ozellikle belirttigi gibi, Londra-Manchester arasmdaki mesafe, Kayseri-Mersin arasi uzakhkla a~agl yukan ayru oldugu halde, ingiltere'deki yolculuk trenle sadece 4 bucuk saat suruyordu.s-

Tiiccarlann orta Kucuk Asya'dan yolladiklarr mallar deve sirtmda tasmdigr icin Izmir'e van~l cok daha uzun bir sure ahyordu. Kayseri yoresinin bashca iiriinlerinden alan cehri, yaklasrk 140 kiloluk balyalar halinde hazirlaruyor, yukleme isleminin tamamlanmasnun ardmdan, basinda katircrlarm bulundugu kervan yola "lklP hedef noktasma ortalama bes haftahk bir yolculukla ulasiyordu. Kervancilar baglarus tarzmdan her balyarun kime ait oldugunu da biliyorlardt.63

1870'lerde artik netlesmis olan Kircuk Asya Rumlarmm ticad dunyasirun cografi ozellikleri birkac temel etmen tarafmdan tad! edilebilmekteydi. Ulkenin bashca Iimanlarmdan Kucuk Asya iclerine ithal ve mamul mallarm akisi duzenli bir sekilde artrrus, bu arada yerli tanm ve hayvan urunlerine olan talep de aym *ekilde bit yiikselis gostermisti. Boylece, girisimci ruhlariyla Rum ve Ermeni zanaatkarlar, ticari etkinliklerin en yogun oldugu bolgelere yonelmislerd ir .64 Bu insanlar ki tleler halinde i" bOlgelerdeki bashca kent merkezlerine, fakat daha da onemlisi iki buvuk ana ticaret merkezine, yani istanbul ve Izmir'e go" etmeye baslamrslardi,

Ticaret ve Sanayide Rumlar: Bursa'da Tekstil Endiistrisi

Bursa'run iktisadi tarihi, Rumlarm Kucuk Asya'daki ticari yazgilanrun sahip oldugu potansiyeli ve egilimleri yansrtmasi acismdan bir kucuk model gorunumu arz ediyordu.sf Oneelikle, sehrin konumu ticarete ve sanayi faaliyetlerine cok uygundu. Guneyde. Olympus Dagi'run (Uludag) golgesine yaslanmis olan sehir, Istanbul'a ve Akdeniz'deki bashca ticaret merkezlerine kolay ulasim saglayacak §ekilde Marmara kiyrsma acrhyordu. Ihman iklim ve uygun toprak, yoredeki ovada ipekbocekciligini tesvik eden bashca etmenlerdi. Bursa'run kaliteli ve pahah ipeklerine duyulan yiiksek talep, yorede iiretilen ham ipegin hemen uretim bolgesinde, sehir ve dolaylarmdaki binlerce zanaatkar tarafmdan i!?lenebileccgi anlamma gelrnekteydi. Ayrica ipekten baska pamuk ve tiftik yonunden de yiiksek kaliteli kumas dokunuyordu.

$ehrin asil yerlesim alanlanyla ticaret bolgeleri, yoredeki daglann etegine Osmanh'dan once kurulmus alan hisari temel alarak genislemisti, Rum ve Ermeni cemaatleri tepelerden akan buyuk derelerin kryilan boyunda, sirasryla kalenin batisinda ve dogusunda yasamaktaydi. Ipek-dokumaciIIgi endustrisi hem burada hem de koylerde ve Demirtas, Gemlik gibi kasabalarda kurulmustu. Fakat ondokuzuncu yuzyrl baslarmda bu endiistri cok ilkel bir tarzda cahsiyordu, Her mahallede tuccarlara ait vuzlerce dokuma tezgahi isletilmekteydi. Bir yabanci gozlemci ipek endustrisi "butun sehre yayilmis" dedikten sonra soyle devam ediyordu; "fakat ipek Iabrikasi denebilecek hicbir ~ey yok ortada. Dokuma, tamamen goturu i~ olarak yapihyor. .. ve guzellikleri boylesine goz ahci olan bu !?eyier, yalmzca tezgahla dokumaciyi, ya da duruma gore iki dokumaciyr alacak buyuklukte, kucuk sefil odalarda dokunuyor.v= lpekboceginin yetistirilmesinden ipligin makaraya sanlmasma dek ham ipek iiretiminin butun safhalan, yorede bulunan ureticiler tarafmdan bireysel

62Kougioumtzoglou (Elyazrnasi), s. 20,49,65,66,68-69,94-95. 63 A.g.e., s. 64-65, 71.

64Sarantidou (1899), s. 29-30.

65Yryonis (1969-70), s. 281-82; Erder (1976), s. 90-91.

66Porter (1835), c. 1, s. 90-91; Erder (1976), s. 94, 98-100, 206-9.

160

161

olarak gerceklestirilmekteydt.s" Ne var ki ipek iplik uretimi ondokuzuncu yuzyilda artmaya devam ederken, ote yandan dokunmus ipek kumas uretimi buyuk bir dii~~e gecmisti.

Bursa'daki Ingiliz konsolosunun verdig-i rakamlar, ipek dokuma endustrisinin yazgisina dair carpici bir karnt sunmaktadir. Ondokuzuncu yuzyrlm ilk yillannda, konsolosun tahminine gore, sehir ve civarmda 4000-5000 arasi tezgah bulunuyordu, 1835 yihna gelindiginde bu sayi BOO'e dusmus: soz konusu raporun yazildigr tarih olan 1840'ta ise yalruzca 300 dolaymda tezg§.h kalnusn. Bu esef verici durumun sorumlulugu kisrnen hukumete aitti. Demirtas yakmlarmda koyiuler urettikleri ipek kumas icin alinan vergi ve diger giimriik rusurnu hakkmda Ingiliz bir ziyaretciye yakmdiklan zaman, esas olarak hukumetin cok eskilere dayab yerli mamullcr ic piyasasmi denetleme uygulamasma karst cikiyorlardi, Artik ge~miste kalmis bu politika, Avrupahlann imparatorlukta daha ucuz mallan saldirgan bir tutumla pazarlamasiyla birlesince sanu~, yerli ipek dokuma endiistrisinin felaketi olmustur.68

Yine de, piyasa sartlarma uyum saglamak yoluyla ve devlet mudahalesi aracrhgiyla, ipek sektoru Bursa'da ayakta kalabilmistir. Dokunmus kumasla ilgHenmeyen Avrupab ureticiler: diger yandan buyuk miktarlarda ipek ipligi istemekteydiler. Bu talebi karsilarnak uzere Avrupah ve daha sonraIan yerli Hiristiyan gmsimciler, ipek ipligi iiretirru makinelerine yatmm yapmaya baslamislardi. Boylece Bursa'daki ilk fabrika 1840'h yillarda kurulmus, 185S'te bu tip girisimlerin saYIsI birkac diizineye ulasnustrr. S6z konusu fabrikalann bir kisnu elbette yerel Hrristivanlarm mahydL69 Fabrika-

lardaki makineler yorede oldukca bol alan sudan saglanan gucle cahstirrhyordu. Ayrica devlet de dolayh veya dolaySlZ mtidahaleyle elinden geleni yapmaktaydi, 1840'h Yillarm ortalarmda, Bursa'run sirurlan icinde bulundugu eyalette bilgi toplarnak ve ticaret He tiretimi tesvik yollan konusunda tavsiyelerde bulunmak icin hukumet bir imparatorluk komisyonu gorevlendirmisti.

Komisyon uyelerinin hazrrladigi raporu dikkate alan hukumet, etkin onlemler almaya girisecektir. "Kendilerinin tercih edecegi Farkh amaclara yonelik olarak, Avrupa makineIeri ve sefleriyle fabrikalar kurmalan icin buradaki (Bursa) Rum tiiccarlarmdan bazrlarma da teklif getirilmi~ti. Bunun icin hiikiimet her ytl yi.izde 12'lik bir faizle, ihtiyac duyulan parayl bore olarak verrneye hazir olacakti. "Kendi isleriyle mesgul ve soz konusu isi yapmak icin gereken bilgiye haiz 01- mayan vabancilar olduklanru belirten ... bu tuccarlann, yapiIan teklifi geri cevirmeleri" hukiimet yetkilililerini sasrrtm1!l olmahydi.I'' Rum giri!limcilerin ileri siirdiikleri neden, boylesi rneselelerde suskun kalma sebeplerinin belki de sadece bir kisrruru olusturuyordu. Belki de onlar, hukumet tarafmdan ger~ekle~tirilmekte olan uygulamalarda yet almaktan kacimyorlar ve kuskusuz, fabrika yaplml konusunda rekabete girmenin daha kazanch bir girisim olduguna inaruyorlardi,

Kendi ihtiyaclarrrun karsilanmasiru garanti altma almak amaciyla, imparatorluk hiikiimeti 1852 yihnda Bursa'da bit ipek ipligi uretimi fabrikasl acrrus ve bu fabrikanm urunleri, Hereke'deki imparatorluk dokuma fabrikasmda kullamlmaya baslarrusnr. Verimsiztigi acikca ortada olsa da bu tur gelismeler. hukurnetin fiyatlar ve ihra5 maUar .~ze.ri~~e devam eden denetirnleriyle birlikte yerli ipek endustnsmm bir sure daha ayakta kalmasuu saglaml~hr.71

67FO 78/441,18 Mart 1841.

68Konso!os tahminleri icin, FO 78/401, #19, 15 MaYls 1840. Koylulerin sikayetleri konusu?da, Macliarlane (Elyazmasi). c. I, yaprak I?O:

Ipek-dokurna endustn konusunda, Erder (1976), s. 92-93; Ubicini (1856), C. 1, s. 339-41; Farley, Modern (1872), s. 194-95.

69Erder (1976), s. 97-1,D5; Lemonidis (1849), s. 111-21.

70 FO 78/652,13 Mart 1846.

71Erder (1976), s. 107-10; Issawi'nin (1966, s. 51) almti yaphgi sekiiyle Sar~, "Tanzjmat ve Sanaylmiz''.

162

163

Fakat bir sure soma, ondokuzuncu yuzyrlm ikinci yarismda, ipek endustrisi sikmnh anlar yasamaya baslarrusn, 1.8S0'1i yillarm sonlarmdan 1870'li yrllara deg"in sehrin iphkhaneleri, kimi yorelerde gorulen iiretimi artirma cabalarina karsm, kapasitelerinin oldukca altmda calrsmaktaydilar, 18S0'lerde Bursa cevresinde kirsal alandaki genis araziler dut agaclanyla kaphydi, Talihsizlik devam etmis ve hastahk agaclardaki kozalan vurmustu. Bircok careye basvurulup, agaclar farkh maddelerle ilaclandigi hal de, kozalarm harap olmasi engellenememisti, Suveys Kanali'run acrlmasiyla birlikte Dogu'dan gelen ipek Avrupa ~ehirlerine daha kolay ulasir olunca, yoredeki endiistrinin yasadigi zarar daha da derinlesrnisti. Butun bunlara ragmen Bursa'run ipek fabrikalan yirminci yuzyila kadar ayakta kalrrustir. Bu durumu saglayan liey ise, Selanik gibi imparatorlugun diger ipek isleme merkezlerine oranla Bursa'daki fabrikalarm techizat acismdan sahip oldugu rleri seviyenin·korunmasl ve ipek uzerindeki vergi denetiminin Avrupahlara brrakilmasi olmu~tur.72

Tiiketici secimi, pazar, teknoloji ve verimlilik konularmda meydana gelen onernli degisikliklero dayah olarak ipek endustrisinin yasadrgi ini§ cikislar goz onune almdigmda, Rumlarm kendi fabrikalariru kurmaktan cok tekstil urunleri ticaretine yonelmelerinin nedenleri aC;lga crkmaktadir. ilk olarak, boylelikla, bir taraftan ne zaman ve nerede satis yapacaklarma dair tercih yapma sanslanru surdurerek bir ya da daha fazla pazarda i~ yapabiliyorlardi, Bunun yarunda mal degisimi isiyle ugrasanlar. kucuk-olcekli isler yapan yerel isadamlarindan uluslararasi baglantilan olan buyiik ithalat-ihracat sirketi sahiplerine kadar uzanan genis bir yelpaze olusturuyordu. Sehrin piyasasi cok cesitli tekstil mallari icermekteydi. Hem ithal edilmis hem yerIi uretimi

olanbu mallann arasmda ipekli, pamuklu ve yunlu kumaslar ve aynca bunlarm yapimmda kullarulan iplikler bulunuyordu.

Bursa tekstil ureticilerinin i§ acismdan en kazanch olduklart piyasalar baskentte ve Izmir'de idi. Bu sehirlerdeki tuccarlar ya da aracilarr Bursa'da haftahk pazarlarda kucuk miktarlarda mallar ahyor, daha soma bu tekstil mallan yereI pazarlarda tekrar satilmak uzere gemiyle iki biiyiik antrepoya gonderiliyor ya da ie; bolgelerdeki tuccara naklediliyordu. Zamarun en basarrh ahm sahm §irketlerinden biri olan Istanbul'daki Rallis Kardesler adh Rum sirketi, imparatorluk icinde ve drsmda oldukca buyuk caph i§ yurutmekteydiler. Bazi kucuk rakiplerinin aksine, bu sirket "kendi adlanna yrl boyunca bu taraftaki butun pazarlarda devanrlrsurettebuyukalimlar yapacak aracilar bulmakta" basan gosterebilmisti. Buna bagli oiarak, sirket imparatorlukta mal bulunabilecek her yoreye ulasma avantajmdan yararlanabiliyordu. Sirket, Rus himayesindeydi, fakat bu durum it; pazarlarda ahm yaparken herhangi bir avantaj saglamlyordu.73

Bursa'daki Rum tuccarlar, uluslararasi ticari basanlanru 1840'h yillarm baslannda kazanmaya baslarruslardr. $ehirdeki Ingiliz konsolosunun destegini alan ve "buradaki cem~at icinde hahn sayihr bir servete sahip yerli Rum firmasi, Ingiltere'den mal ithalinde gecen pi liderligi ele gecirmis ve dolaysiz ithalat isinde on siraya yerlesmistir." Aynca konsolos, kimi yerel tuccan baskentteki firmalaria iliskiye get;mektense, ihrac konusu mallanru dogrudan lngiltere'ye gonderrneleri icin tesvik etmekteydi. "Liderligi ele gecirmis olan" soz konusu Rum sirketinin isleri, iki YII soma hala iyi gidiyordu ve mal ithaline devam eden §irket artik Ingiltere'ye ipek ihrac etmekteydi. i§i yiiri.iten kisilerin hasarih olabilmelerinin onemli bir nedeni de bu kisilerin "perakende satism ve odemelerinin genellikle aglr bir surec izledigi bu pi-

72Erder (1976), s.IlS-I7, 131; aynca hasrahgin verdigi zarar. konusunda bkz. Vasileios Kandis (1883), s. 120.

_73po 78/490,31 Arahk 1841.

164

165

yasada, "alacak. tahsilini beklemelerini saglayacak yeterli s~rmaye ye sahip olmalanydl. <;iinkii piyasada "bu giice sahlp cok az firma" bulunuyordu.74

Hem. ~abancl hem yerli Hrristivar; tuccann Bursa'daki t~~stil isinde ayakta kahslaruun anahtar faktorlerinden biri, bu endustri kolunun piyasasmda gorulen onemli degiqimlere uyum sag-lama yetenekleriydL 1840'lr ylilardaki geliq- meier, yasanan sorunian gostermesi baknrurtdan ozel bir onem arz ,e~e~tedir. B~ o~yLlm basmda Manchester'dan ve 1ngiltere mn d~ger ~mdustn merkezlerinden gelen pamuklu mallar, Os~a~h ~\ piyasasmda gosterdikleri basarryla kendilerine belirgin bir yer edinmislerdi. Aynca Fransrz, Alman ve Arnerikah te.ksti! ,imalab;dan da hiketiciler lehine i~leyen bir r~kabetl~ensmdeydi. ~oy~esine keskin rekabetin yasandigi bir pazarda, hem kahtemn hem de fiyatm buyuk onemi vardi, Birbirlerinin iiriinlerini ve yerel iiriinleri taklit eden yabanci fabrika sahipleri, bu sekilde birbirlerinin isiru baItal~ay~ cahsmaktaydilar, Ne var ki, herkese acik olan bu tekstil ptyasasmda Ingilizler en onde gitmekteydi; hatta onc~de~ kendi iilkel~rinin egemenligindeki New England kolonilerinden gelen imalatcilan bile yan~ disi brrakrmslardr.Z''

<?t~. yandan, bu rekabet hem yabanci imalatcilar hem yerh ,tuccar acismdan bazi tehlikeler icerebiliyordu. Kucuk Asy.a run geleneksel pazarlarmda mallann kabul gormesi genellikle bir deneme-yarulma sureci gerektiriyordu. Buralarda hal.km.bege.n~ v~ te~c~hleri, yerel tuccann diikkan sahibi musteni.enyle iliskilerini devam ettirme errdisesiyle cok dikkath davranmasiru gerektirecek ve kimi yabanci imalatcilarIO c.e~aret,~ni .. kiracak sekilde degisebiliyordu. Ornegin, ekon?~t~lll buyuk oranda tek bir sans iiriiniine dayandigr Bursa gibi birmerkezde.?" soz konusu sektorle ilgili her tiirlii zorluk,

ithal mallar ahm satunmda ciddi bir kotu sonucu beraberinde getirmekteydi.

Ithalatcrlarm kolayca girebildigt pazarlarda, ipekli ve pamuklu mallarm iiretimiyle satisr dogal olarak zarar gormekteydi. Yine de, Bursa'daki yerel endustri, ayakta kalmarun yollanm bulabiliyordu. Tekstil ureticileri ve tuccanrun i\ kesimlerdeki piyasalarda MIa yeri yard! ve bu yere dayanarak ithal mallarla rekabete girebiliyorlardi. Fakat ulkeici tasrma vergilerinin, yerli Hiristiyan tuccann i\ bolgeler pivasasmda yararlandigi butun avantajian ortadan kaldirmasi. tehlikesi her zaman vardi. Ulke-ici ticaretteki geleneksel yerlerini korumalanrun yam sua, Bursah ureticiler aynca yabanci pazarlann degi~en taleplerine de ayak uyduruvorlardi artik. Daha once belirtildigi gibi, ipek uretimi uzerindeki yogunlasma, mamul mallardan ipek ipligi yaplmma kaynusti. Aynca yerel ureticiler de daha cok ingiltere'den ithal ed ilmekte olan pamuk ipligine yoneliyorlardi. c;iinkii. bu ithal iplik, krrsal kesimdeki pazarlarrn dayamkh pamuklu mal ihtiyacmi karsilamak acismdan "murnkun olan her cesit kalite ve numarasiyla elde edilebilecek en ucuz ve uygun" iplikti_77

Bursa, cevresini kusatan kirsal kesimle baskent arasmda onemli bir mal (ozellikle ipek) degisim merkezi olma ozelligini sur durmekle birlikte, ~ehrin tuccan artrk vabancrlann bicirn verip kontrol ettigi piyasanm sadece bir ogesi konumundaydL' Kii\uk Asya yalruzca bir ipek ureticisi degil. aym zamanda bu urunun Uzakdogudaki diger iiretim merkezlerinden Avrupa'dakr fabrikalara aktarilmasma yardimcr olan bir ge~i~ noktasiydi. Bursa'daki Hiristiyan ipek tuccarlan arasmda en faalolanlar Rumlar idi. Fakat Rumlar bu is alarurun ekonomik risklerinden en cabuk etkilenenlerdi, Orne gin, yuz-

74 A.g.e.; FO 78/532, 10 Subat 1843.

7Screat Britain, Commercial (1843), s. %, 106; C. Hamlin (1878), s. 59. 76FO 78/612, 5 ~ubat 1845; FO 78/701,31 Mart 1847.

77FO 78/401, #19, 15 Maps 1840; aynca bkz, F078/612, 5.:?ubat 1845, lssawi'nrn (1966, 5.50) almti yaptlgl ~ekliyle Sa'n;,"Tanzimat ve

Sanayirniz." .

166

167

yil ortasinda Bursa'daki lngiliz konsolosu boylesi olumsuz bir degisimden soz etmistir: "Eskinin saygideger (Rum) hiccar ve ailelerinden rna! varhgrm ve itibanru drs ticarette yaphgl a~m spekulasyondan ve ozellikle arnk son anlanru ya~ayan ipek ticaretinden saglamaya devam eden cok az .aile kalrrustrr [sic]. "78

1850 ve 1870'Ii yillar arasmda Bursa'da ipek endustrisinin makinalasmasi tamamlanrrusti. lpek iskolunun bol miktarda su ve emek gerektirmesi sebebiyle, i~ sahipleri fabrikalanm kasabanm icinden, Rum ve Ermeni mahallelerinin hemen yakinmdan ge<;en iki ana derenin kiyilannda kurmuslardi. Bu fabrikalarda istihdam edilen binlerce Hrristiyan soriucta Bursa i~i smifmm ozunu olusturacakti, Donemin yabancive yerli fabrika sahipleri, ipek ureten diger merkezlerle rekabet edebilmek icin ucuz ve vasifsiz i*<;i pesinde kosmaktaydi. Aradiklanru. sehrin Hiristiyan kadm niifusunda bulmuslardir. Gene kadmlar, yetimler ve dullar turn i~giiciinii karsilamaya baslamislardi. Bunlar idaresi kolay iscilerdi. YaptikIan is, rnevsimlik oldugundan diger buyuk ekonomik sektor olan tanrrun bu insanlarin i~gii<;i.ine duydugu taleple bir <;atisma yaratmiyordu. Hiristiyan kadm iscilere gi.inhik ucret verilmekteydi. Fazla para istedikleri takdirde, cahstrklan fabrikamn sahibi aym isi cok daha az bir para karsihgt yapaeak Miisliiman i~<;iler tutacagi tehdidinde bulunuyordu. Aynca devletin uygulamaya koydugu "cahsma izni" sistemi de Iabrika sahiplerine isgucunu ve i~<;ilerin iicretlerini denetleme olanagi saghyordu, 1870'Ii yillarda Bursa'daki Ingiliz konsolosunun tahminine gore, bolgedeki niifusuri yuzde 1O-12'si geleneksel zanaatkarlardan olusmakla birlikte, artik yaklasik ii<; yuz kisi cahstiran fabrikalar vardr, Aynca yorede isletilmekte olan 6000 iplikhanede/? asagi yukan 9000 isci cahsi-

yordu ve iscilerin tumu de kadmdi.

Bursa tekstil sektorundeki imalat ve ticaret ornegine bakarak, Rumlann ondokuzuncu yuzyilda Kucuk Asya'daki ekonomik olanaklan ve yazgilan gordugumuz gibi daha acik bir sekilde anlasilmaktadir. Rumlarm ve digerlerinin bu donemde icine dahil olduklan geieneksei meslekler ve i.iretim kollari, ashnda ithal mallann iilkeye akirundan once dususe gecmisti, Bursa gibi yerlerde endustri, yabancilann gittikce artan ticari baskilanna uyum gostermek ve i<; kisimlardaki daha ulasilmaz pazarlari elinde tutmak suretiyle ayakta kahp gelisebilmistir. Fabrikalarm kurulmasryla birlikte Rumlar, ipek endustrisi gibi imalat sektorlerine yatirrm yapmaya baslarruslar. fakat cogunluk, baslangic icin daha az sermaye gerektiren ve daha kisa si.irede iyi kazanc vaat eden ticari girisimlere yonelmistir. Esas itibariyle Rumlar, zaman zaman gucluklerle karsrlasmalanna karsm her iki durumda da basari gosterebilmislerdir.s" Ayrica endi.istriyel uretimin geli~tigi sehirlerde olusmaya baslayan isci sirufi arasinda Rumlar da bulunuyordu. Ne var ki, bu Rumlar da ayni Bursa'» dakiler gibi toprakla baglanm muhafaza etmekteydiler. Simdi kisaca bu dunyaya deginmek istiyorum,

Topraga Baghhk: Tarim ve Ticaret

Ozellikle bah kryisindakiler olrnak uzere Kiicuk Asya ~ehirleri onemli bir Rum nufus i<;erdigi halde cok sayida Rum, kirsal kesimdeki kucuk kasabalarda ve koylerde ikamet etmekteydi. Hepsi su veya bu sekilde topraga baghydilar. Ya kendileri veya baskalarr icin topragr isliyorlar ya da topraktan elde ettikleri .urunleri satiyorlardi. Bu durum yatmm acismdan topragi eazip kihyor, kirsal kesimdeki ve sehirlerdeki Rumlarm <;ogu bu yatmma voneliyordu.

78PO 78/868, #13,24 Mayis 1840, ek #1; FO 95/647,22 Temmuz 1860; avnca bkz, Lemonidis (1849), s. 111-21.

79PO 83/334,24 Kasun 1869; aynca bkz. Erder (1976), s. 110-14, 131, 221-28; Kandis (1883), s. 120-21.

SOFO 78/2050, 20 Mart 1868. Ondokuzuncu yuzyilda PontusJu Rumfar icin bkz. Bryer (1976).

168

Yuzyil ortasinda Kucuk Asya'yi ziyaret eden gozlemciler uygun yerlerde, tanma elverisli. fa kat islenmeyen genis alanlar karsrsmda carpihp kalnuslardi. Nassau Senior daha yola cikmadan once bclgede kendini neyin bekledigi konusunda uyanlmisu. "lzrnir'deyken Efes'i ziyaret edin. Buraya giderken elli mil boyunca. dunyada benzeri gorulmeyecek guzellikte bir iklime sahip verimli topraklardan gececek ve yo1 uzerinde ne bir yore sakini ne deekili bit arazi goreceksiniz." Bol, ucuz, ve gi.ivenilir emek arzi, modern teknoloji, haztr sermaye, yerel i.iretimin uzak pazarlarla bagiannsrru saglayacak iyi bir iletisim agl, tum bunlann yetersizligi sozu edilen kosullara katkida bulunmaktaydi.U Bununla birlikte, yuzyilin ikinci yansmda imparatorlugun tanm urunleri i<;in Avrupa'dan gelen talepteki artis, bu sektorde yatmm icin gereken tesvik unsurunu saglamisur.

1850'lerin sonlannda Maliye Nezareti, imparatorlukta yasayan insanlann ve mulklerinin saptanmasi icin bir say una gitmistir. Bu saytml temel alan devlet, emlak vergisi ve gelir vergisi (temettii) uygulamasi baslatacaktir. Trabzon'daki ingiliz konsolosunu bir hayli rahatsiz etmis olmakla birlikte yine de anlamh gelen bu vergilerin nihai tesiri, "Osmanh hakimiyet alanlarmdaki sermayenin ticari spekulasyonla birlikte sahil sehirlerine akarak ic bolgelerdeki topraklarm ekilmemesine hatta bos birakrlmasma yol acrnasi" olmustur.R2

Ayrrca Kucuk Asya'run en verimli topraklan kiyi bolgelerinde oldugu icin, buralardaki tanmsal i.iretim de daha ileri bir seviyedeydi. 1870 yrhnda Izmir sancagrnda ekilebilir topraklann yaklasik ucte ikisi islenmekteydi, sonraki yirmi yil icinde bu alarun yalruzca yansi kullamlmaya baslanusnr. Bu gelismelerin <;ogu, Rumlarin top raga yatmm yaptp islemele-

rinin bir sonucu idi. Kirsal kesim yatmmlarmdaki bazi gerilemelere karsm, Rumlar tanmdaki kazanc potansiyelini farketmisler ve bazilarr, Izmir Genel Idaresi'nin sahsa cikardigr islenmemis topraklan satin alarak islemeye baslarruslardr. Izrnlr, Istanbul ve diger buyuk merkezlerdeki tiiccarlar ise bu pazara girdiklerinde ya geni~araziler kirahyorlar ya da ciftlik satin ahyorlardi. Geleneksel koylu yetistiricilerin aksine soz konusu girisimlere yatinm yapan Rumlar sermaye sahibiydi ve bu islere seker karrusi, tiitiin, uzum, dut gibi kolay pazarlanabilen urunleri nakit karsihgi satarak yuklu gelir elde etmek icin girmislerdi. 83

Bu surec, ondokuzuncu yuzyil sonunda i<; bolgelere de yayilrrusti. Ornegin, ge<;mj~te Sinasos'taki Rumlar, tanm alarunda yapilabilecek cok az §ey olmasi sebebiyle gocmekteydiler. Ozellikle talul iiretimi acismdan ozellikle elverisli topraklar yoktu, fakat uzum ve sebze yetistirilebiliyordu. Yetersiz ulasim ureticileri kendi yerel pazarlanna hapsettigi surece, tarimda i~ riskine girme sevki daha da azalmaktaydi, Fakat yollann geli~tirilmesi ve demiryolu hatlanmn i<; kesimlere ulasmasiyla birlikte, buralardaki Rumlar kiyrlardaki soydaslarirun <;ogunun yapngiru ornek alarak onemli bir kazanc kaynagr olan topraga yonelmi~lerdir.84

Ekonomi ve Etnisite: Rumlar ve Ticaret

Yabanci gozlen:tciierin degerlendirmeleri israrla Osmanh . Imparatorlugu'nda ticaretin belirgin bir etnik karakteri olduguna isaret etmekteydi. Dogru ya da yanh~, varolan anlaYl~.a gore ticaret daha cok Hmstiyanlann, yani Rumlarla Ermeni-

831870 tanmsal i.iretimi konusunda, Scherzer (1882), s. 13. Yanruncrlar konusunda. Ubicini (1856), c. 2, s. 226; Al1Il1lt1l~ia, 24 9ubat 1867, s. 4 ve 19 Mart 1865, s. 4; Ramsay (1915-16), s.2.2. ~run!er ko~us~nda, lssawi'nin (1966, s. 116-17) ahnnladigr btcimiyle Sussniztki (1917); Anatolikos Astir, 5 Ocak 1862, s. 1, FO 195/700, 31 Ocak 1861. fl4Sarantidou (1899), s. 30.

fllSenior (1859), s. 147-48; ayrrca bkz. FO 78/442, 6 Arahk 1841, FO 195/647,22 Temmuz 1860; Great Britain, Condition (1871),5,847. il2FO 78/2050, 20 Mart 1868.

170

171

lerin denetimindovdi. Hiristivanlar duzenli olarak ticaretin on saflanna dogru ilerk-rkcn. Musluman Turk tuccar ve esnaf onem ve nufuz acismdan p;criliyor izlemini veriyordu. Ticaret genet olarak ctnik ayrllllollgi yansitan bir gorunum arz etmekteydi.V'

Rumlann ticari basansuun olumsuz bir sebepten kaynaklandigi soylenmektedir. Rumlar, diger gayri Muslimler gibi, siyasi gucten yoksun brrakrlnusn. Musamaha gosterilen, fakat sirurlanan Rumlar, geriye kalan tek toplumsal arenada, yani nispeten bir ozgurluk alaru sunan tiearet dunyasmda ilerlemek icin delay It olarak tesvik edilmislerdir. Etnik gelismeyle (ve catismayla) ilgili bugunku dusunceye uygun olan ve dissal ve olumsuz faktorleri vurgulayan bu yaklasimm goz ardr ettigi birgercek vat. 0 da Yakmdogu'ya uzun sure once yerlesmis olan Rumlarla diger halklarrn, Osmanhlar Kucuk Asya'ya ayak basmadan cok once ticari faaliyetle ugrasip bu yolla kalkmmakta oldugudur.i'"

Rumlann ticari basarisi hakkmda baska bir aciklama ise yine dissal bir uyancl etmenden soz etmektedir. Fakat bu kez sozu edilen uyanci, olumlu ve akilcidir. Buna. gore, imparatorlugun ticari hayatuun Balkanlar'm, Karadeniz'in ve Ege'nin otesine uzandigi onsekizinci yuzyil icinde sultarun Hiristiyan tebaasi tieari firsatlardan yararlanmayi bilmisler ve yavas yava~ ekonomik ve toplumsal konumlanru yukseltmislerdir. Osmanh imparatorlugu'nda yeni ortaya cikan ve ekonomik basarrlarma denk bir siyasi role talip olan Rum burjuvazisinin maddi ve dusunsel (entelektuel) destegini Bah saglamaktaydi. Ne vat ki, aslmda laik ve acik goriWii bu talebin, dinsel olarak tarumlannus ve siyaseten kapah bir toplumda karsihguu bulabilmesi olanaksizdi. Bundan dolayi yeni olusan burjuvazi bir ayaklanma cikmasiru sagianus, bu' ayaklanma Yunan ulus-devletinin kurulmasiyla sonuclanrrus-

hr. Bu yaklasim da bizi Rum ticari burjuvazisi hakkinda, Avrupa He ticari baglannlardan ekonomik olarak yararlanmayr nasil becerdigi ve nasil bir siyasi gorunume sahip oldugu gibi konularda basitlestirilmis bazi yargrlara sevk etmektedir.f?

Ondokuzuneu yuzyilm ilk yarismda imparatorluktaki Rumlann iktisadi ilerlemesi karma bir gorunum arz etmekteydi. Dogu Akdeniz'deki kiyi alanlarindan ve adalardan olan!ar onsekizinci yuzyil sonlan ile ondokuzuncu yuzyil basIarmda Dogu-Ban tiearetinde tuccar ve tasrmaci olarak gelisme gostermislerdi. Aksine, Balkanlar'daki Rum ve diger Ortodoks tuccarlarm isleri 0 kadar yolunda degildi. Avrupahlann bolgeye aktif sekilde girisleriyle birlikte kara ticaretindeki rekabet ve yogunluk daha da artrmsti. Aynea 1820'li yrllarda patlak veren Yunan bagimsrzhk savasi ve ardmdan diger Balkan halklan arasmda yasanan yogun politik kansrkhklar, bolgede duzeni altust etmisti. Sonraki donemde ise hem Osmanli hukumeti hem yeni ortaya cikan ulusal hukumetler, tiearete buyuk zarar veren eskiyaligm yayilmasiru onlemek icin surekli bir mucadeleye giri§mi~lerdir.88

Yunan ayaklanmasi patlak verdiginde, bunun kacirulmaz misillemelerinden en fazla zarari Batt Kucuk Asya kryismdaki ve Ege adalarmdaki gelismekte olan Rum eemaatleri gormustu. Sakiz adasindaki ve Ayvalik'taki eemaatler mahvedilmis, Izmir'de ise Rum tuccarm mulklerine el konrnustur. Osmanh hukumetine hizmet ettikleri donemde kazandtklan nufuzu tekrar elde edemernislerse de, Rumlar, anlasmazhgm ortadan kalkmasiyla tieari olarak tekrar yukselise gecmislerdir. Oyle ki, bolgeyi iyi tamyan bir lngiliz gozlemci 1860'h yillarm baslarmda, ulkesiyle irnparatorluk arasmda giderek artan tiearet hakkmda yazarken memnuniyetini gizIeyemernistir. Ona gore bu artism nedenleri "Rumlann enerjisi

85Sussnitzki"den ahnn yapan lssawi (1966), s. 123. 86Vryonis (1969-70), s. 286.

87Stoianovich (Haziran 1960), passim; Karpat (1973), s. 62; Clogg, Balkan (1981), s, 85-111.

88Stoianovich (Haziran 1960), s. 312.

172

173

ve azmi" idi. "Dogu ve Bah A vrupa arasmda coktandir ihtiyael duyulan baglann noktasuu artik Rumlar saglamakta ... Daha cok Rum tuccar taraftndan oncelikle Iskenderiye, Beyrut, iz~ir ve istanbul'aihrac; edilen ... [lngiliz malla~l,~. Rum gemderine yiiklenip bir kez daha yola cikarilarak Kucuk Asya kiytsmdaki cesitli limanlara ta~mmaktadlr."89

Rum giri~imciliginin basansmi gozler onune seren bu hikayede etnik unsura nasil bir agrrhk verilebihr? Etnik niteliklerden kaynaklanan yeteneklere iliskin indirgemeei ve bas~a.k~hp gondermeleri bir yana birakirsak, etnik kimligin etkisinin bulundugu birtakun unsurlardan soz edebiliriz. Birincisi, Rum isadamlari, Avrupa'run kendi ayaklarma gelmesini beklememistir. Onsekizinci yuzyilm daha baslannda Rum tuccarlar komsu A vrupa dey letlerinin basken tlerinde i:,i iliskileri kurmaktaydi. Bunun yanmda, Akdeniz'den ve Atlantik'in -dis kiyilan uzerinden gec;en ticari yol guzergahlanru takip ederek Bah'daki buyuk ticaret merkezlerine de uzaruyorlardi. Anayurtlanyla dis dunya arasmda ticari baglantilar kurmada basan gosterenler, bunu genellikle ailelerinin ve akrabalannm yardimlan sayesinde gerceklestiriyordu, Boylesi uygulamalar i~ dimyasmdaki siki kisisel iliskileriyle mumkundu. Daha once belirttigimiz gibi, tieari baglantilan Londra'dan Bombay'e kadar uzanan Sakizh Rallis ailesinin iliskileri bu duruma uygun bir ornek olusturmaktadir.

Osmanh Imparatorlugu icerisinde Kucuk Asya gibi bolgelerdeki Rum tuccarlar, anayurtlanndan aynldiktan sonra bile eemaatJeriyle olan siki iliskilerini surdurmelerinin, ticari acrdan kendilerine avantajlar saglayacaguu anlarruslardi. Kucuk Asya'da kiyi He ic kisimlar arasmdaki tiearet gelismeye devam ederken. bu iki dunyayla hem kisisel hem cemaat bag-Ian 0lanlar,90 tieari kazanc acismdan hep daha

iyi bir konumda olmuslardrr. Avrupah tuccarlar iirunlerinden ernin olduklan halde, bunlan pazarlamak icin daha cok zorunluluktan yerli tiiee'!rlara yoneliyorlardr, Anayurtlannm gorenekleriyle daha iclidish ve oturmus yerel uygulamalara gore i~ yapmaya arzulu Rumlarla diger yerti tuccarlar, yabanci bir tacire asina olmayan ve cogunlukla kazanc getirmeyen bir piyasada ayakta kalabilmek icin gerekli donamma daha cok sahiptL91

linparatorluk halklan, bolgesel temele dayah olarak oznel bicimde degil de cemaatler cercevesinde nesnel olarak orgutlendigi surece ve biiyiiyen Avrupa etkisine karsm bu dunya ekonomik anlamda acik oldukca, etnik nitelik tasiyan unsurlar, ticari etkinlik bakrmmdan buyuk avantaj saglamaktaydr.

Konumuz olan donemde Avrupa'run mamul mallan He Osmanh yerli dogal urunlerini kapsayan tiearet onemli olcude gelismis, bunaparalel olarak Kili;iik Asya'nm ekonomik onemi de artrrusnr, Hem Kucuk Asya Rumlan hem Yunan Kralhgr vatandaslari, bu degi!?iklikten yararlamrken iki c;arpici etmeni goz onunde bulundurmuslardir: Kucuk Asya ticaret kosullanrun zorlu dogasi ve Avrupa'run ucuz, kaliteli mamul mallarma giderek daha kolaylasan ulasma olanagr. Bu sartlara karsm. tiearet kucuk ya da mutevazi sayrlabilecek bir yahrun kar~lhgtrida kisa surede buyuk kazanc imkani sunmakta ve ayrica Rumlann eemaate odaklanmis toplumsal ve kulturei dunyalanru etkileyebilmekteydL

Ondokuzuneu yuzyil ortalarmdan itibaren Anadolu ticaretinin odagi Avrupa'ya kayrrus, boylece, bolgenin ekonomik· cografyasi degi~mi~ ve kiyidaki merkezler. gelisen ticari degi~imin yogunluk noktaIan olarak buyukluk ve onem bakimmdan yukselise gecmislerdir, Diger yandan daha biiyiik

89Farley, Resources (1872), s. ii-iii. Misillemeler konusunda, FO 78/136, kis, I, 10 Haziran 1882.

90Sussnitzki'den almti yapan Issawi (1966), s. 120-21.

91Yan Lennep (1870), c. 1, s. 102·3; Haddad (1970), s. 34-35, Hmstiyan Siiryani tuccarlar konusunda benzer bir deginmede bulunur: aynea bkz. FO 78/532, 10 Subat 1843.

174

175

Rum cemaatleri Kucuk Asya'run bah sahillerindeki sehirlerde bulundugu icin, buralarda ya~ayan ~ok sayida Rum, zamarun rekabete dayah olmakla birlikte elverisli ticari ortanunda, A vrupa He artan baglardan yararlarup kalkmrna basansi gosterebilmi~lerdir. Bu arada, el sanatlari He geleneksel ticar~ yapilanm korumaya cahsan i~ bolgelerdeki diger Rumlar ise yerel piyasanm taleplerini yakmdan izlemek suretiyle ekonomik varhklariru surdurmekteydiler.

Sonuc olarak, bircok Kucuk Asyah Rum, degisen ekonomik iklimden en iyi sekilde istifade etmis ve yasadigi ulkenin cok-etnik yaprh toplumunda farkh milliyetleri kapsayan orta sirufm bit parcasi olmustur. Avrupa ekonomisi varhguu imparatorlukta hissettirdikce, tuccar ve isyeri sahipleri olarak Rumlar gittikce daha fazla bireysellesmisler, ate yandan yeni sartlara uyum gostermede ve refahlanni artirmada cemaatlerine bagh kalnuslardir. Iste bu ozellik, milliyetci politikalann iktisadi hayah altust ettigi" ondokuzuncu yuzyilm ikinci yansiboyuncu Rumlann asil gucu olacaktir.

U(UNcD BOLUM

iNAN~, CEMAAT VE ETNiSiTE

Ondokuzuncu yuzyrhn ikinci yansma kadar Osmanh 1mparatorlugu'nda sivil ve ekonomik sartlarda meydana gelen degisiklikler esas itibariyle Rumlann lehine sonuclanrrustir. Bir yandan ekonomik gelismenin meyvelerinden yararlanan Rumlar, diger yandan kulturel bir anhrn da yaprruslardrr, Bu yuzden Rumlarm toplumsal ve kulturel kurumlarmdaki ve kendi kendilerini algdaYl§lanndaki gelismeyi incelememiz gerekmektedir.

Osmanh hukumetinin Hatt-i Humayun'la getirdigi, .milletlerin kendi i\inde reforma gitmesi ile Hgili buyruk, Ortodoks Rumlann ondokuzuncu yuzyilm ikinci yansmda mucadele edecegi -geliqrnelerden sadece biriydi. Rum millet sistemi icerisinde yer alan, fakat Rum olmayan Hiristiyanlar, kendi dinsel islerini idare etme talebinde bulunuyorlardi. Bu yondeki talepleri kisa siirede etnik temelli bir siyasetin yolunu acacaktrr, Banh Hrristiyanlar drsarrdan kendi ruhani ve entclektuel adetlerini getirmekteydiler. Protestan misyonerler, ruhani ve entelektiiel aydmlanma ihtiyaci icinde olduklanna inandrklari Dogu!u kardeslerini buhnaya geliyorlardi. Iste bu zorlayrci unsurlar, millet icerisinde, dini Iiderlerle bir taraftan laik halkin iliskilerini, diger yandan' Rum olmayan Hiristiyanlarm iliskilerini etkilemekteydi. Ayrica patrikhane ile tek tek cemaatler arasmdaki iliskiler de her iki tarahn konumu netlestikce degisime ugruyordu.

Ayru bicimde onemli olmak uzere, Yunan ulus-devletinin

176

177

kurulmasiyla Yunan diinyasma yeni bir unsur daha dahil 01. mustu, Boylece, Osmanh ve Yunan olmak uzere Rumlar uze~~de .niihtz saglamaya cahsan iki siyasi gii<; vardi artik. Her iki de vIe tin hiikiimet liderleri de egitimin kendileri icin degerini anlarruslar ve Osmanh topraklanndaki Rumlar arasm~~ resmi ~g.~e~~mi dolaysiz ve dolayh yoldan etkileyecek pohtik~lar yururluge koymuslardu-, Sonuc olarak, irnparatorl~~tak.l Rumlar toplumsal ve kulturel yasemlannda varolan d~z:m boza,n et~ilerle karsi karsiya kalrruslar ve bu surecte, Kiicuk Asya daki Rum kulturunun amac;:lan.ve kapsarru yeniden tarumlanrrus ve yiiriirliige konmustur,

Nihai anlamda, Rumlann toplumsal ve kulturel ortamlan,:,d.aki deg:i§iklikler kendilerini algrlama bicimini etkile. ~~ttr. Bu durumda, soz konusu degi§im ne gibi bir bicim (ya da b.lC;:lml~r) alrrustir? Kimlikle ilgiIi siiregelen farkh bah} biC;:lmle~l devam mi etmis, yoksabunlar yeni belirleyici unsurlar t~m~lm~e. yukselen sabit ve birlesik bir goruntu He yer mi de. gl§hrm~~ttr? Osmanh dii:i1yasl icindeki Rumlann sahip 01- dugu bilinc duzeyinin ic;:erigi ve bicimi, diger dini cemaatlere bakis acilanm da etkilemistir. Onun icin Kiic;:iik Asya Rumlarmm ulusal blhnclerinin gelisirrunde bu etmeni de ele almarruz ger,e~ir. <;iinkii bu meselelerin ozunds. imparatorluktaki Rum dini cemaat diinyasmm izleyebilecegi farklt gelisme modelleri yatmaktadlr.

5

DiN VE ETNisiTE:

RUM MtLLETi TEHDiT AL TINDA

Ortodoks Kilisesi ve Ruhani ve Diinyevi Meseleler

Kilise otoritesini benimseyen ilk Roma lmparatoru olan Buyuk Konstantin'in doneminden itibaren Dogu'daki Hrristiyanhk, hem ruhani hem de diinyevi otorite iddialaruu ya· sama gec;:irmekte basan gostermisti, Caesarea (Kayseri) pis· koposu Eusebius, Hiristiyan imparatorun ki§iliginde goksel ve yersel iktidan sikica birlestirmek suretiyle bir uzlasma saglarrusti. Tann'run yeryiiziindeki itaatkar Iakat yuce bir kulu olan Dogu Roma imparatoru, bir yandan Tann'run huzurunda halkiru temsil ederken, diger yandan bu dunyada Isa'run vasiyetinin koruyuculugunu if a ediyordu. tmparatorun patriklik icin aday gosterme yetkisi, kilise Iiderligi uzerindeki imparatorluk nufuzunu teminat altina aliyor ve ona manastir dl§l din adamlan arasmdaki dini meselelerin niteligi ve yonunu belirleme firsah yaranyordu.

Bizans iktidarnun Dogu Akdeniz'in biiyiik bolumune ya· ylldlgl yuzyillarda ve hatta Bizans'm yerini Arap ve Turk hakimiyetlerinin almasmdan sonraki donemlerde, Ortodoks kilisesinin piskoposlan Bah kilisesinde ya~ananm aksine hicbir zaman feodal derebeyler olmarmslardi. Ortodoks kilisesi piskoposlan her seyden once kilise gorevlileriydi. Geienege gore, bu gorevliler gelir getirmeyen kilise mulklerinin idaresiyle ugrasiyorlar. piskoposluk b6lgelerindeki din

178

179

adaml~nnm mali ihtiyaclarrru karsilama isine bakiyorIardi, ate yandan, Hiristiyan Dogu'da Osmanh hukumdarhgmm kurulmasi, kilisenin icinde bulundugu maddi kosullan ciddi sekilde degistirrnistir. Kilise, Bizans Imparatorlugu'nun himayesini ve comertiigini artik kaybetmistir. Ayrica, bundan boyle miilk edinmesini saglayan bagislardan ve devletin bircok yardnrundan da mahrum kalacaktir. Bu noktada kilise, kendisine vergi verip vasiyetlerinde ozel yer ayiran laik Hiristiyanlarm cemaatlerine her zamankinden daha fazla guven duymak durumundaydi.

Osmanh toplumunu her anlamda tamma olanagi bulmus Batih diplomatlar, yolcular ya da misyonerler, din adamlarirun suistimalleri olduguna inandrklari her seyi gozlemleyip gerektiginde kmamakta tereddut gostermiyorlardi, Bizans Imparatorlugu giinlerinden kalan bir adete gore, piskoposlar evlilik gibi ozel dini toren taleplerini onaylamak icin bir ucret isteyebilirdi. Ayru sekilde, benzer bir toren gerceklestiren din adamma bir hediye teklif etmek gorenektendi. Bu hediye genet olarak.toren sahibinin, ekonomik gucunun yettigince verebilecegi bir ~ey olurdu. Fakat kuskusuz haksiz yere bedel istenildigi kimi durumlar da yasanrrustrr.! Ote yandan ruhban sirufryla halk arasmda zaman zaman anlasmazhklarm bas gosterdigi diger bir alan, cemaatlerin kiliseye verecegi vergilerin belirlenmesi konusuydu. Yine Osmanh fethi oncesine giden baska bir uygulamaya gore, yeni bir piskopos, gorevini devrahrken duzenlenen torende patrige ya da Kutsal Sinod'a hediye sunmak zorunda oldugunu bilirdi, Bu harcamanm yanmda piskoposlugun gelirleri ve vakiflann yardrm etmedigi

din adamlan icin gerekli mali destek, cemaatler tarafmdan saglanmaktaydr, Bu tur taleplerin karsilanmasi bazi cema atlere altmdan kalkilmasi oldukca gue; kiilfetIer getiriyordu. Soz konusu zorunlu yuk, kocabasi adi verilen cemaat liderlerinin toplanan paradan cikas saglarnaya kalkismasr durumunda tam bir somuru uygulamasma donusebilmekteydi.i 6yleyse surasi acik ki, halk tarafmdan kiliseye zorunlu katkilarla birlikte ucret ve hediye verilmesi, bu olmazsa olmaz kurumun ayakta kalmasnu saglayan yerlesmis bir yonterndi. Fakat bir taraftan smirh da olsa din adamlarmm aduu kotuye crkaracak ve aym zamanda halkm omzuna yeni yukler bindirecek sekilde bu geleneksel uygulamalann kotuye kullarulmasi az sayida bireyin sebep oldugu bir durumdu-'

Ruhban suufuun kan!lhgl sornuru vakalannm ornekleri ortaya cikmakla birlikte (daha cok Anadolu'nun icleri gibi imparatorlugun uzak alanlarmda), Ortodoks inane; sahipleri yine de yerel papazhk bolgelerinin liderligindeki dar gelirli ve basit egitimli din adamlarma giiveniyordu. Bir koy rahibini inane; sahibi cernaatinden ayirt edecek pek bir .'ley yoktu. Bu rahipler mali anlamda cok sey bekleyecek durumda degillerdi. Ondokuzuncu yuzytl ortasmda Kucuk Asya'yi ziyaret eden bir Batih durumu soyle anlatiyordu:

Kilise mensuplannm maaslan esas olarak papazhk bolgelerinin sadaka turu bagislanndan karsrlaruyor. aynca cuppe ucretlerinden de pay ahyorlar, Kay rahil?leri perisanhk derecesinde fakir sayrhrlar: tum gelirlen hizmetleri kar:j'lhgl aldiklan u<; bes kurustan, ki bunlardan piskopos da pay

2FO 78/490, 12 Ocak 1842; FO 78/441,20 Ocak 1841; FO 78/441, 15 Mart 1841; Great Britain, Reports (1861), s. 12, 33.

3Raporda sozu edilen olaya gore Selanik piskoposu, makama gelmek icin yaphgl masraflan telafi etmek amaciyla eemaatten para toplamaya calisrrus, fakat halk buna nza gostermemisti. Kiliselerinin kapanacagi tehdidiyle karsilasngmda ise halktn tepkisi, sultana cikacaklanru belirtmek olmustur. Selanik'teki konsolos r piskoposun tehditlerine karsi halkm bu konumunu Gulhane Ferrnaru'run tesirine baghyordu (FO 78/490, 12 Ocak 1842).

1 Mac Farlane (1850, c. 2, s. 76-77), evlendirecegi ciftin uzaktan akraba olduklanru anladigmda, evlenme izni vermek i<;in alacagi ucreti onemli olcude yukselten bir piskopostan soz eder. Diger bir olayda ise, Bursa'daki cemaat, "cenazeleririi defnetme izni icin yoksullardan ynklu tutartar" talep eden piskoposlardan ::?ikayet~iydi (FO 78/ Jlll, #4, 14 Ocak 1855); aynca bkz. FO 195/647, 10 Mart 1860; FO 195)700, 31 Ocak 1861; FO 78/1450, #4,24 Ocak 1859, ek #1; FO 195/647, 15 ~ubat 1859.

180

181

ah~or; cemaat fonunda!1 aynlan az bir meb~agdan; ve her ay basinda yapnklan takdisler ... kar~lhgl kendileri kadar yoksul olan koylulerden aldiklan yetersiz katkilardan olu~uyor.4

Dinse! doktrin, uygulamaya konan inane idi ve bu inane ilk kilise havarileri He evrensel kilise kurullannm zamarun denetiminden gecmis bilgeligince takdis edilmisti. Birey olarak din adamlan eg:itim, ahlaki uygulamalar gibi alanlarda kusurlu bulunabilirdi, fakat bir butun olarak halk kulturunde ya~amaya devam eden mirasi temsil etmekteydiler. Rahipler ve halk get;mi1?ten gelen din kimligine dayah bir cemaati paylasiyorlardi.f lste bu cemaatin icinde kilisenin gUt; kaynagr ve imparatorlugun Ortodoks tebaasmm yasami acismdan ta~ldlgl onem yanyordu.

Osrnanh-Islam idaresi icerisinde yuzyillardrr suren varhgl, Ortodoks kilisesinin geleneksel adetlerinin korunmasrru saglanus, fa kat bunun eeremesini hem ruhban smifr hem de halk cekmisti. Ondokuzuncu yuzyilda ise iceriden ve disandan ciddi meydan okumalarla karsilasiyordu kilise. Tehlikede olan sadece kurumun dini ayncahklan degil, aym zamanda din adamlanyla halk arasmda varolan genis kapsamh bir cemaat kimliginin surdurulmesiydi."

Rum milletine mensup Hrristiyanlar arasrndaki etnik farkhhk, Rum Ortodoks patrikligi tarafmdan hayatm bir gert;egi olarak kabul ediliyordu. Ondokuzuncu yuzyila kadar kilise dini hiyerarsisi, her biri kendi dilini konusan bu farkli

Aynca, kendilerinin ve ailelerinin gecimlerini saglamak a~aclyla bircok rahip, ciftcilerle beraber topragi islemektedie. 'Bu bakimdan hit; olmazsa gorev alanlanndaki insanlarm gereksinimlerinin ve giinliik sorunlarmm farkma varmalari miimkiin olmustur,

Donemin kimi Batih gozlemcilerine gore Ortodoks kilisesi, inancm ozunden cok biciminin ustimde duruyordu.f Ne Vat ki, bu kisiler Dogu Hmsttyanhgirun dogasmda bulunan bir seyi gozden kacrnyorlardi: Doktrin "kilisenin torensel yonunun esas kisrruru olusturur. Ortodoks kilisesinin ogretileri 'saf bir doktrinin' soyut formulleri degildir. Onlar kilise torenlerinde yeri olan tannya hayranhk ilahilerrdir.t= Protestan kiliselerinde uygulandrgi uzere bireyin Incil'i okuyup anlamasma dayanan kisisel kurtulusun aksine, Ortodoksluk, kiliseyi, ilk Hiristiyanhgm geleneklerini koruyan ve savesinde bireyin selamete erdigi bir kutsal kanal olarak sunar. -

Boylece Rum Ortodoks Hiristiyanlari, varhgi sayesinde inanclanru yasadiklan kurumla siki bicimde ozdeslesmistir.?

4Ubicini (1856), c. 2, s. 140-41.

5Scherzer (1882), s. 43-44; Emst Benz (1963), s. 42. 6Benz (1963), s. 42.

7Kayseri vilayet~nin o;ogu yerinde Kapadokya piskoposlugu Rum Ort?d0ks halk ve bir kisrm din adamlan Turkce konusurdu. Dini torenlerm Rumca yapilmasi, sozlerin anlasilmast acismdan bash basma bir engel olW?turuyordu (bkz, Clogg, 1968, s.~:68). Yerel kilise hiyerarsisi bu durumun kilise cikarlanna zarar verdigini kabul etmekteydi. BOyl~e 1838 yilt basmda Caesarea (Kayseri) piskoposu bir Rus basrahibin ~az1fladtgl Orrodoksluk rehberini Turkceye cevirme isine giri§misti. Inancma giir~, rehberin basirru "gerekli" idi, "cunku Kucuk Asyada ya§aYlp Osmanhca konusan yurttaslanrruz (omogeneis), hem din adamlan hem de ~ill~, O_rtodoks inanclml~m kokenleriyle geli§imini k?nu alan ve kendi dillerinde, Osmanhca bir o;ah§maXiI bugi.ine dek sa-

hlp olm~ml~lardlf ... ; ge.~o;~.k ma!1clmlzlO gen;ek bilgisinden yoksun

olan rahiplerle halkin buyuk \ogunlugu ya akilsrz hayvanlar gibi ya

da dinsiz yasryorlar. boylece bu aCI .durum io;!nde felakete ?ogru yol ahyorlar." Sunu da bel!rtmek gereklyor ~I, Y.ISk.opos,. yetki alam.n?~ Turkce konusanlar io;in iki kat hizrnet verdiglni du~un~yordu. <;evmYI yapmaktaki amact manevi ve toplumsal anlamda d~~mW? addettigi halki ayagt kaldrrmakti (GAK, T A, Kaisareia 204, 24 Nisan 1838, s.23).

!>Oumont (1873), s. 357-58.

9Kuo;i.ik bir olay bu noktayi aydmlatrnaya yetmektedir. lzrrur'in Ortodoks metropoiiti "Hirlstiyan ailelerin sukupeti ve _anuru" ha~.kmda duydugu kaygiyla g6rev alanmda bulunan ailelere bir mektup gondermisti, MektuDunda piskopos, nisanlanacak .. ogul ve kl.Z ev latlan _ol~n ana-babalan, nisan resmiyet kazanmadigi surece geno; l~sa,~lan birbirlerinin evlerine ziyarett.e bu~.ul"l:maktan .ahkoym~lan yonunde ~yar~yordu. "Yasanrrus deneyimler diye behrtiyordu piskopos, bunun tehlikeli sonuclara yolao;t1gml g6stermi§tir·· (Amaltheia, 17 Haziran 1866, s.

3).

182

183

gruplan bir arada tutmak konusunda basari gostermisti, Patriklik bu basansiru, bircok halktan, fakat az sayida toplumsal siruftan olusan bir dunyayi sanp duzen icinde tutma amacryla kurulmus Osmanh imparatorluk kurumlariru ornek alarak saglamaktaydi. Ondokuzuncu yuzyrlm ilk yillarmda Osmanh iilkesi icinde etnik sirurlan belli milliyetciliklerin ortaya <;lkl~l kismen, imparatorlugun ekonomik ve toplumsal biitiinWg-iiniin <;oziilU~ii He altematif politik crkar gruplarmm dogusunu yansitryordu. Milliyetcilik, hem toplumsal ve ekoHornik mekanm yeniden tarumlanmasmm rasyonalizasyonunu, hem de bu degi~ikliklerin politik olarak sahneye konmasi surecinde ihtiyaci duyulan koruyucu psikolojik ~emsiyeyi saglamaktaydi. 1821 Mart aymda Moralilann kalkrstrguia benzer ayaklanmalar, ulus kurma <;ag-nsl aracihgiyla hakh bir temel kazamyordu. Balkan Ortodoks Hrristiyanlart arasmda ayaklanan gruplann talepieri, Osmanh hukumdarhgmi sarsacak sekilde kendi arazilerini kopanp 1830'lardaYunanhlarrn da basaracagi gibi siyasi bir yapl kurarak ya~am,l gecirmeleriyle birlikte, kilisenin bu olgudan etkilenme duzeyi en ust smmna varmisnr. Cunku bu yuzyilda Rum patrikligi. otoritesinin alaruna ve derecesine meydan okuyan kendi muminlerinin darbelerini gogiisiemek durumunda kalnustir.

Kilisenin denetleyernedigi bu devrimci gelismeler patrikhane He Osmanh hiikumeti arasmdaki iliskilerin ciddi bir sekilde smanmasr anlamma geliyordu. 1821 Yunan isyaru kiliseyi cok zor bir duruma sokmustur. Patrik V, Gregory, kinamakla yetindigi bu ayaklanma g:iri~imini yasamiyla odemistir. Ayaklanmarun bashca sonucu, Osmanh yetkililerinin, ister laik halka isterse de ruhban sirufma mensup olsun Hrristiyan Rum reayasma giivenmek konusunda artik cok daha isteksiz davranmalari olmustu. Aynca, yeni kurulan Yunan devletinin idarecilerinin 1833 yilmda imparatorluktaki Ortodoks kilisesinin artrk kendi basma buyruk oldugunu Han etmesi patrikligin gucunu daha da zayiflatrrus, boylece 05- manit topraklanndaki Biiyuk Kilise kisa bir sure soma ken-

dini cikar \"att~malarmm ortasinda bulmustur.I'' Bunlardan baska. ondokuzuncu yuzyil ortasinda diger Balkan Ortodo~s~ Ian da, yani Bulgarlar ve Romenler, kendi dini meselelerini idare hakki icin Osmanh hukumetine baski yapmaya baslarruslardi.U Ne var ki butun bu gelismelerin Babiali ~zeri~ldeki tek etkisi, devletin, Rum millet sisteminin ve bu slstemm ana vasitasi olan Rum patrikliginin reforma duydugu ihtiya-

em daha cok farkma varmaSI olmustur. .. ..

Etnik milliyetci hareketlerin gelismesi ve Os~anh h~~umetinin laik reformlar yapmaya zorlarusirun otesinde, kilise potansiyel olarak ciddi bit rakiple daha karsrlasrrustr, Meydan okuyus bu kez Protestan misyonerlerden geliyordu. Bu misyonerleri onemsenmesi gereken bir gUt; yapan unsur, ne sayrlari ne de ingiliz ve Amerikan dip~om~tlard~.n aldiklan siyasi destekti. Bu unsur, Ortodoks kilisesi teoloiik ~nla~~a Protestanltga !?iip1!eyle baksa da, Protestanhgm bireyi on plana crkaran ogrenim ozgiirli.igi.i konusundak~ v.urgusu.y~u ... Ve bu guc, diger iki unsurun Ortodoks patrikligini aza.m~ ol<;ude etkilemesinden cok daha once Kucuk Asya Hiristiyanlan arasmdan varhgim hissettirmeye haslarrusti.

Protestan Misyonerler ve Kiiciik Asya Rumlarr

Ondokuzuncu yuzyihn ilk vrllarmda ingiltere ve Amerika'daki bircok Protestan, kend ilerini, Incil'in iclerinde yarathgl bir durtuyle inanclarmi hem ruhsal anlamda hem de hakikatte smamak amacryla, kisisel inanclanna yabanci topraklarda Tann'run istekleri adma hizmete adarruslardi.

Iyi niyetli fakat ger<;ekt;i olmayan umutlarla dolu Amerikan ve Ingiliz ProtestanIan, Hiristiyanhgm 'kusursuz doktrin'ini Osmanli imparatorlugu'nun halklarma ulastirmak

10Frazee (1969), s. lOI-L.4. . ." .

llMeininger (1970), S. 1-51; Megal! Elliniki EgkyklopmdeJa, Bulgarian Church" maddest altmda.

184

185