You are on page 1of 419

Aynntı: 206

İnceleme dizisi: J13

Toplumsal Cinsiyet ve İktidar
Toplum, Kİ5İ ve Cinsel Politika

!

R. W. Connell

j

İngilizceden çeviren

I

Ü'.

Cem Soydemir

Yayıma hazırlayan
OzdettArtkan

Son okuma
Mehmet Küçük

Kitabın özgün adı
Gender and Pmver
Society, the Person and Sexuai Poiitics

>

: r
.'
:

l
İş,

Polity Press/1987
basımından çevrilmiştir.

ş

© Blackwell

i;

Bu kitabın Türkçe yayım haklan
Ayrıntı Yayınları'na aittir.
Kapak İllüstrasyonu

\.

Sevinç Allan

Kapak düzeni

|'
'jş
t

' I'
'

|

Arştan Kahraman

!

Düzelti

■j

Sait Kızılsııltan

: Basıma hazırlık

|

.i

j

Renk Yapımevi Tel: (0 212)516 9415

Baskı ve cilt
Mart Matbaacılık Sanatları Lid. Ştİ. Tel: (0212)212 03 3940

Birinci basım

i

Mart 1998

ISBN 975-539-193-2

\

AYRINTI YAYINLARI
Piyer Loti Cad. 17/2 34400 Çemberi itaş-İstanbul Tel: (0 212) 518 76 19 Faks: (0 212) 516 45 77

->
İ

R. W. Connell

Toplumsal Cinsiyet

ve İktidar
Toplum, Kişi ve Cinsel Politika

u

i

0 ; ■ " j{ p $ $ ■

R e f - K - ' r i ^ “ı i

î.

u~.^pnûnesj

Oemırbaç No. ^ o D 5
Akdeniz Üniversitesi Merkez Kütüphanesi

*028841*

*

İ

N

C

E

L

E

M

E

D

İ

Z

İ

S

İ

ŞENLİKLİ TOPLUM//, Illich
YEŞİL POLİTİKA//. Porritt u*T MARKS, FREUD VE GÜNLÜK HAYATIN
ELEŞTİRİSİ/0. Brom *mf KADINLIK ARZULARI/R Coward*mT FREUD’OAN LACAN’A PSİKANALİZ/S.
M Tura
NASIL SOSYALİZM? HANGİ YEŞİL? NİÇİN TİNSELLİK?//!. BahroJ* ANTROPOLOJİK
AÇIDAN ŞİDDET/Da/v D. Riches*of ELEŞTİREL AİLE KURAMIM . P o s te r i İKİBİN'E DOĞRU/R Williams *mf DEMOKRASİ ARAYIŞINDA KENT/K. Bumin
YAR IN /R Havemann jhF DEVLETE KARŞI
TOPLUM/R Ctastres M RUSYA'DA SOVYETLER (1905-1921 )/0 . Ameller M BOLŞEVİKLER VE İŞÇİ
DENETİMİM Brinlon M EDEBİYAT KURAM l/T. Bagleton ^nf İKİ FARKLI SİYASET/L Köker^Y
ÖZGÜR EĞİTİM//. Springjrf EZİLENLERİN PEDAGOJİSİ/P. FreireM SANAYİ SONRASI ÜTOPYALAR/B. Frankel^nF İŞKENCEYİ DURDURUNİ/T. A k ç e m i ZORUNLU EĞİTİME HAYIRf/C. Baker
M SESSİZ YIĞINLARIN GÖLGESİNDE YA DA TOPLUMSALIN SONU//. Baudriiiard*uf ÖZGÜR BİR
TOPLUMDA BİLİM İP. Feyerabend
VAHŞİ SAVAŞÇININ MUTSUZLUĞU/P. Claslres M
CE­
HENNEME ÖVGÜ/G. Vassat
GÖSTERİ TOPLUMU VE YORUMLAR/G. Debord
AĞIR ÇEKİM/
L Segal*rY CİNSEL ŞİDDET/A Godenzi*nf ALTERNATİF TEKNOLOJİ/D, Dickson
ATEŞ VE
GÜNEŞ//, Murdoch
OTORİTE/R Senneti
TOTALİTARİZM/S. Tom eyjtf İSLAM'IN BİLİNÇ­
ALTINDA KADIN IF. Ayt Sabbab M MEDYA VE DEMOKRASİ//, Keane *nT ÇOCUK HAKLARl/Der; S,
Franklin
ÇÖKÜŞTEN SONRA 10er: R. Blackbum
DÜNYANIN BATILILAŞMASI/S, Laiouche
*nf TÜRKİYE'NİN 8 ATILILAŞTIRILMASVC. Aktar SINIRLARI YIKMAKM, MeOor
KAPİTALİZM,
SOSYALİZM, EKOLOJİ/A Gorz M AVRUPAMERKEZCİÜK/S. Amin
AHLAK VE MODERNLİK/R
Poo!e*mf GÜNDELİK HAYAT KILAVUZU/fî, W l ı W SİVİL TOPLUM VE DEVLET/Der; J. Keane J tf
TELEVİZYON: ÖLDÜREN EĞLENCE//V, Postman
MODERNLİĞİN SONUÇLARI/A Giddens
DAHA AZ DEVLET-DAHA ÇOK TOPLUM/R Cantzen
GELECEĞE B AKM AKM Albert - R. Rah­
ne!*^ MEDYA, DEVLET VE ULUS/R Schlesinger
MAHREMİYETİN DÖNÜŞÜMÜM, G/dc/e n s^K T A R İH VE TİN/J. K fjre/ ^ K ÖZGÜRLÜĞÜN EKOLOJİSİ/M. Soote/ı/nuoK DEMOKRASİ VE
SİVİL TOPLUM/Zo. Keane
ŞU HAİN KALPLERİMİZ/R Coward^K AKLA VEDAİP, Feyerabend
BEYİN İĞFAL ŞEBEKESİM, Mattelart*nf İKTİSADİ AKLIN ELEŞTİRİSİ/ A. Gorz Jnf MODERNLİĞİN
SIKINTILARI/C. Taylor *nT GÜÇLÜ DEMOKRASİ/0, Barber*nf ÇEKİRGE/0, Suiis M KÖTÜLÜĞÜN
ŞEFFAFLIĞI//. Baudriltard ENTELEKTÜEL/E, S a i d TUHAF HAVA/Afîoss unf YENİ ZAMANLAR/
S. Hall-M. Jacquas
TAHAKKÜM VE DİRENİŞ SANATLARI//,C. Scott
SAĞLIĞIN GASPI//, IIlich jn f SEVGİNİN BİLGELİĞİM. Finkielkraut
KİMLİK VE FARKLILİK/VV. Connolly * * ANTİPOLİTİK ÇAĞDA POLİTİKA/G. Mülgan udKYENİ BİR SOL ÜZERİNE TARTIŞMALAR/R Wainwnght uaf DE­
MOKRASİ VE KAPİTALİZM/S. Bow!es-H. Gintls Jnf OLUMSALLIK, İRONİ VE DAYANIŞMA/R Rorty uaf
OTOMOBİLİN EKOLOJİSİ/P, Freund-G. Martin unf ÖPÜŞME, GIDIKLANMA VE SIKILMA ÜZERİNEM.
Phillips
İMKÂNSIZIN POLİTİKASI/J.M. Besniet
GENÇLER İÇİN HAYAT BİLGİSİ EL KİTABI/R
Vaneigem Jtsf CENNETİN DİBİ/G. Vassat
EKOLOJİK BİR TOPLUMA DOĞRUM. Baokchin unT
İDEOLOJİ/T, Eaglelon ut* DÜZEN VE KALKINMA KISKACINDA TÜRKİYEM. İnseler AMERİKA//. Baudr/ferd ^ POSTMODERNİZM VE TÜKETİM KÜLTÜRÜM, Fealherstone
ERKEK AKIL/G, Ltoyd
SARBARLIKM. Henry J t f KAMUSAL İNSANIN ÇÖKÜŞÜ/R Sennett M POPÜLER KÜLTÜRLER/
D, Rom M BELLEĞİNİ YİTİREN TOPLUM/RJacoby
GÜLME/H Bergson^ıf ÖLÜME KARŞİ
HAYATIN. O, Brom J tf SİVİL İTAATSİZLİK/Der,: Y. Coşar
AHLÂK ÜZEpİNE TARTIŞMALAR//. Nuttall unY TÜKETİM TOPLUMU//, Baudriiiard unf EDEBİYAT VE KÖTÜLÜK/G. Bafa///e
ÖLÜMCÜL
HASTALIK UMUTSUZLUK/S. Kierkegaard art ORTAK BİR ŞEYLERİ OLMAYANLARIN ORTAKLIĞIM. Lingis J t f VAKİT ÖLDÜRMEK/P. Feyerabend
VATAN AŞK IM . Viroli unf KİMLİK MEKÂNLARI/D, Mor\ey-K, Robins M DOSTLUK ÜZERİNEIS. Lynch
KİŞİSEL İÜŞKİLER/H. LaFoHeüe J * KADINLAR
NEDEN YAZDIKLARI HER MEKTUBU GÖNDERMEZLER7/D. Leader-mf DOKUNMA/G. Josipovicl unf
İTİRAF EDİLEMEYEN CEMAATİM. Blanchot~*f FLÖRT ÜZERİNE/A Phillips uaf FELSEFEYİ YAŞAMAK/
R Billington urf POLİTİK KAMERAM. Ryan-D. KelIner^nT CUMHURİYETÇİLİK/P. Pettit * * POSTMODERN TEORİ/S. flesf-D. Kellner
MARKSİZM VE AHLÂK/S. Lukes
VAHŞETİ KAVRAMAK U.P. Reemisma
SOSYOLOJİK DÜŞÜNME K/Z Bauman
POSTMODERN ETİK/Z.Baüman
TOP­
LUMSAL CİNSİYET VE İKTİDAR/RH/, Connell

H A Z I R L A N A N

K İ T A P L A R

ÇOKKÜLTÜRLÜ YURTTAŞLIK/W. Kymlicka J t i KUSURSUZ CİNAYET//. Baudriiiard u tf POLİTİK BİR
DÜŞÜNÜR OLARAK NIETZSCHE’YE GİR İŞ/KA Pearson *nf MARX'IN ÖZGÜRLÜK ETİĞİ/G. G, Brenkert
HAYATIN DEĞERİ//. Hanis M RUJ LEKESİG, Marcus
DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK ÜZERİNEM
Löwy uaf BENLİĞİ KONUMLAMAK/S. Benhabib J t t GENEL ETİK/A He!ler~mf ARZU ÇAĞI//. Kovei
YÖNTEME KARŞIİP. Feyerabend jtrf KENTLEŞMEDEN ŞEHİRLEREM Bookchin
MARKSİZM VE
DİL FELSEFESİ/V, N, Voloşinov

W-

İçindekiler

— ÖNSÖZ.................................................. ..............................................9
L GİRİŞ: BİR ÖRNEK O L A Y ...........................................................21
A. Ergenlik çağında bir genç kız ve ailesi..................................... 22
B. Kamusal dünya: Ücret, eğitim, iş ............................................... 28
C. Şiddet, önyargı, devlet......................................................... ..... ...33
5

Birinci Kısım

T o p lu m s a l cin siy e tin te o r i l e ş t i r i l m e s i
' II. ÇAĞDAŞ TEORİNİN TARİHSEL KÖKLERİ...........................47
A. Dünyevi ahlâk..................................................................
48
B. Bilim ^e radikalizm.................................................
52
y j Ç^Cinsiyet rolleri ve sentezler^.............................................
55
■^l^lT^^Î^M^ve^şcmsel kurtuluş hareketi...................................-59
/TL Tepki ve paradoks....................................... ............................... 65
III. MEVCUT ÇERÇEVELER....................................
69
A , Dışsal teoriler; “Önce sınıftan “toplumsal yeniden üretim”
dolavımıvla “ikili sistemlere” ......................................................70
T T jB. Cinsiyet rolü teorisi JT..................................................................77
C. KategöHkteori.......................................
86
D. Pratik temelli bir teoriye doğru......................................■...........94
IV; BEDEN VE TOPLUMSAL PRATİK......................................... 100
A. Doğal farklılık açmazı......................................................... ■—100

B. Aşkınlık ve olumsuzlama.................................... ................115
C. Bedenin pratik dönüşümleri.......... ................................ ......... 120
İkinci Kısım

T o p lu m s a l c i n s iy e t i l i ş k ile r i n in y a p ısı
V.

ANA YAPILAR; EMEK, İKTİDAR, KATEKSİS
A. Yapıve yapısal analiz........................................
jVf Emek)......................... ............................................■
■" CTlktidaft......................................................... ............
D. Kateksis........................................................
E. “Sistem” ve “kompozisyon”a dair bir not

6

131
132
141
150
156
161

VI.

TOPLUMSAL CİNSİYET REJİMLERİ VE
TOPLUMSAL CİNSİYET DÜZENİ............

u.
*■ J,

•■

<\ -y E. Toplumsal cinsiyet düzeni^............................................
ve kurumsallaşmasına'
L ^ _ d a ir bir not.............................................. ........................... .
VII. TARİHSEL DİNAMİKLER....
^^C T arihsellik ye “kÖİcenîePT^.
B. Tarihin seyri........................
C. Kriz eğilimleri........................

165
165
167
173
181
184
190
194
194
203
213

Üçüncü Kısım

K a d ın lık ve e r k e k l ik
yİEL CİNSEL KARAKTER.......... ..... ................ .................................. 225
imsel modeller ve cinsiyet farklılığı araştırması..:.,....... 225
eB ik /k âd m îiîrö^
....V’!......... 230

g

ckatlı modeller; Tipolojiden ilişkiye...................................235
pıların etkisi......................
241
jemonik erkeklik ve ön plana çıkarılan kadınlık............. 245

IX,

GÜN IŞIĞINDAKİ ESRAR -Toplumsal cinsiyet oluşumu ve
psikanaliz ...................................................................
254
/ | ^ A ^ p İ u msalîüsrpf i .....................................
255
B. Klasik psikanaliz: Dinamik bilinçdışı.................................. 261
C. Varoluşçu psikanaliz: Tasan.......... .................................... ..279
X.

PRATİK OLARAK KİŞİLİK........... .........................................288
A. Kişilik, toplum ve yaşam öyküsü......................................... 2887
B. Kişiliğin tarihsel dinamiği......................................................294
C. Kişilik politikası..............
300

Dördüncü Kısım

C in se l p o lit ik a
XI. CİNSEL İDEOLOJİ....... .................................................................315
A. Söylem ve pratik...............................................
315
B. İdeolojik süreçler...............................................................
321
C. Kültürel dinamikler...........................................................
.326
D. İdeologlar ve çıkarlar................................................... ;......... ..331
XII. POLİTİKA PRATİĞİ.................................................
338
Cinsel politikanın kapsamı........................................................ 338
fiş. Çıkarların ifadesi........................................................................ 343
fn . İşçi sınıfı fem inizm i.......... ........................ .............................346
$Qİ Kurtuluş hareketlerinin doğuşu ve dönüşümü............ .......... 352
Xm. BUGÜN VE GELECEK................................................................361
A. Günümüz...............
361
B. Stratejiler........................................................
365
C. Sonuç: Toplumsal cinsiyete dair toplum teorisiyle
kurulabilecek bir dünya üzerine notlar.... .............................. 372
— KAYNAKÇA................
-3 8 1
— DİZİN..........................................................-.....................................400

8

Önsöz
“î s p f

t-

1960’lar ve 1970’lerin radikal hareketleri, biyolojik ve toplumsal
cinsiyetle bağlantılı olan ve cinselliğin dışavurum biçimlerinden ekonomik eşitsizliğe, polisin eşcinsellere karşı şiddet kullanma­
sından tecavüze kadar çeşitlilik gösteren bir dizi pratik konu hak­
kında tartışmalar başlattı^Yeni feminist ve eşcin sel politika da, bu
konulan adlandırarak bazı teorik sorular ortay a.attı ve teorik; bir dil
oluşturmaya b aşlad ır‘Cinsel politika”, “baskı”, “ataerkillik” ^
Bu terimlerin yaygın biçimde geçerlilik kazandığı 1970’lerin
ortalarına gelindiğindeyse,^kadınların ve eşcinsellerin kurtuluşla­
rının, toplumu anlayış biçimlerimizde köklü bir değişiklik ge­
rektirdiği^ dinlemeye istekli herkes için kesinlik kazanmıştı. Sos­
yalist sınıf analizi, uzlaşımsal iktisat, siyaset bilimi çoğulculuğu

sömürgecilik karşıtı yaklaşımlardan ve yeni yeni ortaya çıkmakta olan söylem teorilerinden esinlenmeye çalıştılar. on yıl öncesinin temel teorik varsayımım. sessiz sakin ilerleyen akademik bir ters akıntı. Cinsel politikanın dünyasını anlamak için ne tür bir teorinin yeterli olacağı açık de­ ğildi. Bununla beraber. ataerkilliğin evrenselliğini. ağır ilerleyen bir süreç oldu. Ama bu tür bir çabanın ancak “cömert” bir tutkudan kaynaklandığının ve tek bir kişinin çalışmasının da bu girişimin yalnızca bir kısmını oluşturacağının belirtilmesi gerekir. Bu kitap. sözü geçen tartışmalarla ortaya çıkan güçlüklerden ba­ zılarını çözm eye ve toplumsal cinsiyete dair sistematik bir toplum teorisinin taslağım çizm eye yönelik bir girişimin ürünüdür. Artık toplum bilimlerinde teorik bir devrim talep edi­ liyordu/ ! Ama bu. sorunun dunımu göz önüne alındığında kapsamlı bir sentezin sınanmasının. biyologların ken­ dilerinin bile güçlükle hayal edebileceği konulara açıklama ge­ tirmeye zorlandı. Freud’un pek tanınmayan ardıllarına kadar çeşitlilik gösterdi. kendisinden bek­ lenmeyen bir yaygınlık ve etki kazandı.veya sosyolojik işlevselcilik kapsamında çok az şey ifade eden ik­ tidar. bu doğrultuda yaptığım. erkeklerin uygula­ dığı cinsel şiddetin önemini tartışan rakip düşünce olcu İlân ortaya çıktı. Derken kendi halinde. toplumsal cinsiyete ilişirin farklı konuların birbirleriyle nasıl uyumlu hale getirilebileceğinin önerilmesinin za­ manı geldi gibi görünüyor. çıkar ve çatışma Örüntülerine açıklık getiren de yine cinsel politika oldu. 1980’ierin başlarında. analizin bazı kısımlarının yetersiz. Marksizmden. kapitalizmin etkisini. Feminizmin içinde. psikanalizden. yani “cinsiyet rolü” araştırması. Eşcinsel kurtuluş hareketi teorisyenleri. nüfuzlu bir feminizm okulu. yani toplumsal cinsiyetin özde toplumsal bir ka­ raktere sahip olduğu görüşünü terk ediyordu. diğer bir deyişle. Bunlar da (feminist “köken” ar­ gümanlarının kanıtlarını daha iyi kavramaya çalışma amacıyla) eski çağlardaki Güneybatı A sya’nın arkeolojisinden. kitapta ortaya koyduğum' tartışmanın çok geniş bir alanı kap­ saması sonucunu doğurdu ve yaptığım araştırma. psikanalizin yararlılığını. Mevcut fikirleri yeni sürece uyarlamak için birçok girişimde bulunuldu. Ne var ki böylesı bir girişimin büyük­ lüğü. Dolayısıyla. Biyoloji. bazı kısım10 . beklenmedik bazı dönemeçlere sapmama yol açtı.

Ama teknik bir okuyucu topluluğu dışında hâlâ pek fazla tanmmasa da. 1970’lerde yapısal­ cılık etrafında dönen tartışmalar. Biyolojik veya “doğal” olanın her nasılsa toplumsal olandan daha gerçek olduğunu öne süren bir varsayım.: I j / ı ! I I I / | V_ 1 lannm da nispeten soyut ve/veya spekülatif olması kaçınılmazdır. halihazırdaloplurhsal cinsiyet ve cinsel politika üzerine sürdürülen II . cinsel ideoloji gibi artık yaygın olarak üzerinde çalışılan konular yerine toplumsal cinsiyetin kurumsallaş­ ması gibi nispeten göz ardı edilmiş görünen sorunlara daha fazla eğildim. ■ Seçme sansım olduğunda. tarafından) toplumsal olarak yaratılmaları nedeniyle “yapay” oldukları 1970’lerin başlarında sık sık öne sürülüyordu. toplum teorisinde daha inandırıcı bir yapıta sa­ hip yeni bir yaklaşım boy gösteriyor. yapı ve pratik arasındaki bağıntıya ilişkin ikici (dualist) veya yineleyici modeller. Bu yaklaşımın kaynakların­ dan biri. Ama yine de tümüyle insani. okul vb. çözülmeye karşı kendi direncine sahip. Önerdiğim sentezin temeli. Öyleyse. ^ana akım Marksizmine yönelik felsefi eleştirilerden ha­ reketle türetilmiş olan pratik teorisi])İkincisi. toplumsal sürecin gayri şahsi özellikleri ile insani nitelikleri arasındaki çelişkiye fena halde ta­ kılıp kalmıştı. doğanın değil insan eylemliliğinin bir sonü'cü. yani mantıksal çıkış noktası. teorik sosyolojide ge­ liştirilmiş olan. Eğer bunları eşelerseniz içlerinin boş olduğunu göreceğiniz yönünde genel bir kanı vardı. Toplumsal süreç kendi sınırlama gücüne. Bu roller o zamandan beri bir hayli kurcalandı ama içlerinin boş olmadığı göriildü. bunu kısaca pratik teorisi”^ olarak adlandıracağım. Sözgelim i cinsiyet rollerinin (medya.3/"^ Bu nitelendirmelere ilişkin eksiksiz bir anlayışa nasıl ulaşılaca­ ğı. geçtiğimiz otuz yıl boyunca toplum teorisinde hem merkezi hem de alışılmadık ölçüde güç bir sorun oldu. kadınlara ve eşcinsellere baskı uygulanması. toplumsal cinsiyet hakkındaki argümanların başına bela kesilmiştir. Bu isim bana. bizzat toplumsal gerçekliğin doğasıdır. bir üçüncüsüyse sosyal psikolojide geliştirilmekte olan benlik. etkileyici bir dayanıklılık ve elastikiyet göstererek bizimle birlikteliklerini sürdürüyorlar. kişisel eylem ve öznelerarasılık ana­ lizleridir^ Bu yaklaşım için ortaklaşa kabul edilen bir isim yok. (Cinsiyetçi klişeler.

politika içeren bir toplumsal pratiktir. en azından uzun vadede pratik politika açısından önem taşımasından kaynaklanıyor. Ancak. heteroseksüel erkekler ise öbürlerine kıyasla çok daha fazla avantajlıdır. Kötü teoriler kuşkusuz zarar getirecektirfcinsel politikada öyle çok ikilem ve stratejik çatışma var ki. kadınlar veya eşcinsel erkekler tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla Sdtabın genel yaklaşımının. üniversitede öğretim üyesi olarak çalışıyorum ve em eklilik hakkına sahibim. kısmen de teorinin. bir “uygulama” olmanın çok ötesindedir. hatta bazen bu bedeller çok yüksek 12 . mevcut toplumsal yapıda avantajlı du­ rumdadırlar. yani gün­ delik bir dille söyleyecek olursak çok zengin ve güvenli ülkelerden birinde yaşıyorum. evliyim ve bir refah ülkesinde. kısmen sorunları an­ lamak istememden. Ben orta yaşlı. 1970’lerde A B D ’de “erkek hareketi” tarafından "erkekler de eşit ölçüde ezilmektedir” şeklinde bir görüş ortaya atılmıştı. Top­ lumsal cinsiyete dair radikal teorileştirmelerin çoğu. B öyle bir girişime kalkışmamın nedenleri. İlgili kanıtlardan bazılarına.en iyi araştırmaya uygunmuş gibi görünüyor ve toplumsal cinsiyet teorisinin karşılaştığı ikilemlerden bazılarına çözüm önermesinden ötürü tutarlı geliyor. Genel olarak erkekler. yanlışlığı kanıtlanabilir bir iddiadır. her ikisinin yeniden formülleştirilmesini içermektedir. sonuçta teorileştirmenin kendisi bile. psikanalizin bulguları ve cinsel kurtuluş ha­ reketleri deneyiminden ortaya çıkmıştı. “erkek kurtuluş hareketi” tartışmasının gözler önüne serdiği bir şey var ki. Bö­ lüm ’de yer vereceğim. Dolayısıyla burada yapmakta ol­ duğumu açıklamakla yükümlüyüm. tek yönlü bir alışveriş. ki­ şiliğe ilişkin pratik temelli bir yaklaşıma yönelik talepti ve bu talep genel tarihsellik ilkesi. doğru dürüst bir toplumsal cinsiyet teorisi her tür ilerici politika açısından elle tutulur bir değer oluş­ turacaktır^ Ama ne var ki teoriler ağaçta yetişmiyor. hetero seksüel bir erkeğim. pratik teorisini cinsel politikanın sorunlarıyla karşılaştırmaya yönelik ol­ duğunu söyleyebilirim rahatlıkla^Bu. henüz konudan yeterince haberdar olmayanlar için toplumsal eşitsizlik olgularına bir giriş niteliğinde tasarlanmış olan 1. Umulmadık sonuçlardan biri de. erkekler toplumsal avan­ tajlarının bedelini ödemekte. Bu.

Öne­ minden asla şüphe edilemeyecek bir başka etkense. En sonunda da. bir 13 . uzun süredir erkeklerin hâkimiyetinde bulunan tarih. Dorothy Dinnerstein’m The M erm aid and the M inotaur (Denizkızı ile Minotaurus) adlı kitabında 1960ların öğrenci eylemlerine katılan erkekler hakkında söylediklerinde bu­ nun bir yanıtı bulunabilir.politikası gibi alanlarda). toplum bilim le­ rinin ve cinsel politikanın yeniden inşa edilmesinin (örneğin. Kendimi bildim bileli. Dem ek ki erkekliğe olan bağlılığım. bir kadın sağlığı merkezi kurulması türünden projeler üzerinde çalışmakta olan bir kadınla birlikte yaşıyor ve üniversitede feminist araştırmaya bulaşmış insanlarla birlikte çalışıyor olmamdı. belki de. İster istemez güç bir şey bu. eşitlik temasını vur­ gulayan bir sosyalizme bağlı olmam da önemli bir etkendi. erkeklerin yerleşik düşünce biçimlerinden kurtulması gerekiyor. bu durumu gördükle­ rinde adaletsizliği fark edebilen ve sahip oldukları konumdan ra­ hatsızlık duyan bir grup erkeğin bulunduğunu da göstermiştir. yapacak özel işleri olan ama aynı zamanda cinsel politikanın genel analiziyle de ilgilenmeleri ge­ reken kimi heteroseksüel erkeklerin de sorunu olduğu kanısına var­ dım. sosyalist politika ve toplum bilimlerinin çok titiz bir biçimde y e­ niden inşa edilmesi gerektirdiğine inandım. Benim açımdan bu hoşnutsuzluğun birçok kaynağı bulunuyor. er­ keklik. Toplumsal cinsiyet konularının. Niçin böyle olduğunu bilmiyorum. aynı sorun kümesinin parçası olan önemli teorik so­ rular ortaya attığına ikna oldum. “Freudcu Sol”un yanı sıra Shulamith Firestone’un D ialectic o f Sex’i (Cinselliğin Diyalektiği) gibi kitaplar okudum.olmaktadır. Eşitsizlik ve baskı hakkındaki "temel feminist argümanların doğruluğuna oldukça erken ikna oldum. Bir taraftan. tüm yavaşlığına rağmen. Bir süre sonra da bunların. feminist il­ keler ve programlar hakkında pek çok tartışmaya kulak misafiri ol­ dum. ekonomi veya psikoloji gibi ana akım akademik disiplinlerde kabul ettirilmesinde kaydedilen ilerleme. Daha sonra eşcinsel kurtuluşun. kesin olarak da ergenlik çağma girdiğimden beri uzlaşımsal erkeklikten rahatsız oldum. Reçetelerle bezeli bir Marksizmden çok. Ama bu tartışma aynı zamanda. bu kuşağın kadınları kendi kurtuluşları için seferber olduğunda onları büyük bir dikkat ve ilgiyle izlem em i sağlayacak Ölçüde kırılmıştı.

Bunun nedeni.. doğrudan değişimde ortak çıkarları bulunmasından kaynaklanır. bu sistemin baskıcılığını. Asıl güçlük (kitap boyunca sunulan kanıtların da feyit ettiği gibi). bir ittifak kurma meselesidir. Muhalif olmanın başlı başına hayranlık uyandıracak bir şey ol­ duğunu sanmıyorum. cinsiyetlerin mutlak eşitliğini kabul edeceği./Tıpkı öbür alanlardaki politikalar gibi cinsel politika da. toplumsal cinsiyet biçimlerindeki çeşitliliğin açıkça bir sağduyu ve uygar yaşamın sıradan temeli ol­ duğunu kabul edeceği günü özlemle bekliyorum. çocuk ba­ kımının ve diğer tüm işlerin paylaşımını kabul edeceği. Özellikle de diğer insanlarla paylaştıkları yaşam alanlarım nasıl zehirlediğini fark edebilirler. Bu kitapta. Kadın çoğunluğunun yanı sıra erkek çoğun­ luğunun da. bir özleştirmecinin (purist) yapamayacağı şeylere kalkışıyorum. Eğer bu ilkeleri pratiğe dökmeye çalışan insanların sayısı mu­ ayyen çoğunluklara erişecekse. oldukça şiddetli tepkilere maruz kaldılar. cinsel dav­ ranış Özgürlüğünü kabul edeceği. Feminizm hakkında yazan sempatizan erkekler bile. Bazı gruplâr i ^ ' s ö z kbhüsu ğerekçeler. feminist düşün­ cede erkeklerin katılımını hoş karşılamayan akımlar ile kadınların işine izinsiz müdahale edilmesi ve ortak sorunlara ilişkin çalışma­ nın paylaşılması arasında ince bir çizgi var. erkeklerle. 0 ) Baskıcı bir sistemden fayda sağlayan kişiler bile.yaşanır daim a/Peki amâ heteroseksüel erkekleri ataerkilliği savunmaktan vazgeçirmek için. insanların bunları ilke olarak kabul edebilmesi için sağlam gerekçeler bulunması gerekir. Diğer taraftan. kolay kolay değişmeyen bu çıkar karşısında hangi değişildik gerekçeleri yeterli ağırlığa sahip olacaktır? Kendi yaşantıma ilişkin beş gerekçe sıralayabilirim. ortak çıkarları m evcut sis­ temi korumak olan heteroseksüel. 7 ^' 7 ^N/^Bu konular üzerinde çalışan heteroseksüel erkeklerin sayısı hâlâ az. (0) Heteroseksüel erkeklerin çevrelerindeki çeşitli kadınlara (eşle14 . feminist hareketlerin stratejilerini tartışmak gi­ bi.karşı çıkışın varlığını gösteriyor. Ama bu ge­ rekçelerin hepsinin aynı olması gerekmez. cinsiyeti ne olursa olsun hiç kimsenin bu konulara el atmaksızın kapsamlı bir cinsel politika analizi yapamayacak ol­ masıdır.

Bunlar en azından bu kitabın gerekçeleri arasında yer alıyorlar.\ kilere sahiptir. ^ 0 Heteroseksüel erkekler. Özellikle de. Ama bu arada. duyguların ve ümitlerin paylaşılmasına ilişkin temel insan yeteneğinden yoksun de­ ğiller. özellikle de çevreci hareketler ve barış hareketleri bunu ba­ şarıyor gibi. kızlarına ve kuzenlerine. Aynı zamanda. erkek eşcinsellerin yaşadığı baskı.rine ve sevgililerine. Pek çok heteroseksüel er­ kek.yeni doğrultulara yönelinmesini İstiyor. hangi koşulların bu yeteneği uyandırabileceği. geçmişe saplanıp kalınamayacağını fark ediyor ve tama­ men . ama özenli davranma ve Özdeşleşme yeteneği tam anlamıyla yok edilemiyor. Baba ol­ makla çoğu kez bu başarılabiliyor. Bu yetenek çoğu kez köreltiliyor. kolektif yeniden inşa projelerinin mümkün olduğuna ve çıkar çatışmalarının bu tür projeler kapsamında çözümlenebilece15 . ilişkilerin ve göreneklere bağlı pratiklerin kesinlikle de­ ğiştiğine. iş arkadaşlarına) güçlü bağlılıkları vardır ve onlar için daha iyi bir yaşam arzulayabilirler. hiçbir teorik yazının başaramayacağı Ölçüde ikna etti. efemine ) mizaçlı olan veya erkekliğini çok iddialı biçimde ortaya koyma f eğiliminde olmayan heteroseksüellere zarar verici dolaylı et. çocukları için daha uygar ve barışçıl cinsel düzenlemeler yaratmanın yararını fark edebilirler. Sözgelimi. Son on beş yıl boyunca cinsel politikayla ilgili konuları evimde. kendi kişisel deneyimlerimin de kitabı yazma yönünde beni harekete geçirmiş olduğu bir gerçek. kolaylıkla yola getirilemeyeceği konusunda beni. öyleyse cinseLpolitika da bunu başarabilir pekâlâ. üstelik ge­ niş ölçüde değişiklikler yaşanıyor. işyerimde ve işçi hareketindeki diğer insanlarla birlikte halletmeye çalıştım. \ ( $ Toplumsal cinsiyet ilişkilerinde şu veya bu şekilde. Asıl so­ runsa. yaşantıların. annelerine ve kız kardeşlerine. bazı politik hareketler. Heteroseksüel erkeklerin hepsi aynı değildir veya hep ittifak ■■"J halinde olmazlar ve birçoğu mevcut sistemden epey zarar / görür. Bunun bir kısmı gerçekten çok zor oldu ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinin eksiksiz bir biçimde. kendi imtiyazlarını kaybetme pahasına olsa bile.

O sıralarda Dean Ashenden. Bir toplum teorisinin. arasında 16 . hem toplum teorisi kadar güvenilir olup hem de stratejik ar­ güman olabilecek analiz biçimleri geliştirmek. Sandra Kessler ve Gary Dowsett’la birlikte or­ taöğretimde toplumsal eşitsizlik konulu bir araştırma üzerinde çalışmaya başlamıştım. ilerici bir cinsel politikanın nihai sonuçlarının neler oîabileceği yönünde bir tartışmayla sona eriyor. Ayrıca stratejik konularla da ilgilenmek zorundadır. tüm toplum düzeyindeki kriz eğilimleri ve kişiliğin “aşağıdan yukarıya doğru” yeniden kurulması gibi ko­ nularda kitapta sunulan analizlerin ardında bu am acın ' yattığı söylenebilir. Cinsel politikada çıkar eklemlenmesi. ama sağlam temelli argümanlar üretilmesi zordur. yani.ğine. bu araştırma daha sonra Making the D ifference (Farklılık Yaratmak) ve Ockers and Disco-M aniacs adlı iki ayrı it a b ın ortaya çıkmasını sağladı.nereden geldiğimizi göstermekten veya şu anda nerede bulunduğumuzu ta­ nımlamaktan daha fazla bir şey yapması gerekir. Burada geliştirilen türde bir teorinin bunu yapabileceğine inanıyorum..çıktık--ama-sonra. Başlangıçta sınıf eşitsizliğindenypla. politikanın genel amaçlarının formüle edilmesine de yardımcı olması gerekir. Konulan bir araya toplamaya yönelik ilk girişimim.. Bu kitap on yıllık bir çalışmanın ürünü ama bu süre boyunca çalışmanın tamamının düz bir şekilde tek bir yönde ilerlediği söylenemez. 1976’da kaleme aldığım “Another Coup d ’Etat Among M en” (Robin Morgan’ın sosyalist devrimler hakkındaki esprisinden yola çıkarak “Erkekler Arasında Bir Hükümet Darbesi Daha” adını ver­ diğim) adlı yayımlanmamış bir makaleydi ve sosyalizm ile fe­ minizm için ortak bir buluşma zemini sağlamaya yönelik olarak bir “hegemonik cinsellik” teorisinin taslağını sunuyordu. hatta bazen büsbütün ortadan kaldırılabileceğine inandırdı. Toplum araştırmalarının bu girişim açısından büyük bir değer taşıyabilmesi için -bunlar da faydalı işler olmakla birlikte. teorisinin kuruluş bi­ çimi yüzünden bu işi yapamaz. ve bu bağlamda kitap. nereye gidilebilir ve bu nasıl mümkün olur? Bu konular üzerinde fikir yürütmek kolaydır belki. Benim başlıca amaçlarımdan biri de. Toplumsal cinsiyetle ilgili literatürün büyük bir bölümü.ergenlik çağındakiler.

aynı projeden doğan ve Teachers’ Work (Öğretmen Ça­ lışması) adıyla yayımlanan. Which W ay is Up? adlı kitapta yer alan. psi­ kanaliz ve feminizm ışığında yeniden ele alınmasından oluşuyordu. kendi başıma bir analize. Hemen ardından. Diğeri ise Pip Martin ve Norm Radikan’la. Rosemary Pringle’ın cinsellik ile toplumsal cinsiyet ve kapitalizm üzerine araştırmaları ile Ann Game ile birlikte kaleme aldığı Gender at Work (Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet) adlı kitapta yer verilen endüstri araştırmaları. çağdaş erkeklikte yaşa­ nan değişikliklere ilişkin halen sürdürmekte olduğumuz ampirik bir çalışma. Tim Carrigan ve John Lee ile birlikte Tow ard a N ew Sociology o f Masculinity (Yeni Bir Erkeklik Sosyolojisine Doğru) adıyla yayımladığımız teorik bir çalışmaydı ve erkeklikle ilgili toplum bilimsel çalışmaların eşcinsel kurtuluş hareketi.topluiQsal_cinsiyet ve cinsellik konularıyla ilgilenmeye başladık. konu-ile ilgili değişmez başvuru F2ÖN/ToDİumsuJ Ciıısivet ve İktidar n . notlardan da anlaşılacağı üzere bu kitapta sunulan argümanların bölümlerini oluşturuyor. K ısım ’daki kişilik tartışmasının büyük bir bölümüne temel teşkil ediyor. bu kitabı yazma fikrinin tohumlarının atılmasmı sağlayan Which Way is JJp? (Yukarısı N e Taraf?) adlı ki­ tabımda bir araya topladım. Bu konulara ilişkin çalışmalarım. ataerkillik teorisine ve onun sosyalist teoriyle nasıl ilişkilendirilebileceğine ilişkin bir dizi makale yaz­ maya başladım. Kadınlık ve erkekliğin ye­ tişkinler arasında. öğretmenlere ilişkin bir araştırmanın da ana teması oldu. İÜ. ataerkillik ve kapitalizm arasındaki bağlantı ile rol teorisinin ma­ hiyetine ilişkin ayrıntılı çalışmalar. SartreTn pratik teorisi. toplumsal yeniden üretim kavramı. Erkeklik konusuna ilişkin araştırmam 1980’lerde iki yeni projeye dönüştü. Bu girişimlerden birkaç tane yayımlanabilir ürün ortaya çıktı ve bunları. Macquarie Üniversitesi’ndeki diğer akademisyenlerin çalışmalarından fazlasıyla etkilendi. Çok fazla tereddüt etsenrde. Bu iki proje. özellikle de iş ortamında nasıl realize edildiği sorusu. girişip kendi ilişkilerimin politikası ve bedenin deneyimi hakkında yazmaya kalkışarak erkeklikle ilgili konular üzerinde çalışmaya başladım. Bu projede^eFâl^lnînİkatlar ve~önîek^)îay inceTemeleri~düşüncebiçimimde o zamandan beri etkili oldu ve bu kitabın çeşitli aşamalarında tekrar tekrar ele alındı. Bunlardan biri. ancak bu kez fazla tereddüt etmeden. Karen Horney tar­ zında.

Elizabeth Reid ve Hester Einstein’m yorumlan çok yardımcı oldu. Araştırmanın . Avustralya Araştırma Bursları Komitesi tarafından “Sınıf ve Ata­ erkillik Teorisi” adı altında verilen bir araştırma bursuyla mali des­ tele buldu. emek piyasaları üzerine The Basis o f Bargain (Pazarlık Esası) adıyla yayımlanan çalışmasından fazlasıyla yararlandım. ve son olarak müteveffa Di Court’un merkezi iktidar yapılan so­ rununa dikkat çeken feminizm ve devlet konulu çalışması bana bir­ çok bakımdan ışık tuttu. Çalışmaya ait yazılara ve taslaklara birçok kişi olumlu tepkiler verdi. son birkaç yıl içinde Helen Easson sürdürdü. Clare BurtonTn Subordination (Tabiiyet) adlı kitabı sosyalist-feminist düşüncenin ayrıntılı bir eleştirisini sun­ masından ötürü benim için çok faydalı oldu. projenin gelişmesi de mümkün olmayacaktı. Bu insanların becerileri ve eleştirel ilgileri olmasaydı. Sue Kippax yeni sosyal psikoloji ile tanışmamı sağladı.kaynaklandır. Bölüm ’deki ayrıntıların çoğunu üstlenen Thea W elsh’in ve Sovyet Komünist Partisi’ne üyelikten Sydney Tiyatrosu'nun yakın tarihine kadar değişen sorular ko­ nusunda Pip Martin’in araştırma sırasındaki yardımlarıyla mümkün oldu. jfeu kitabın ortaya çıkması için yapılan çalışmanın bir kısmı. John Iremonger ve Venetia Nelson metnin ta­ mamını olcuma zahmetine katlanarak değerli eleştirilerini esirge­ mediler. ortaya çıkan ürünün sınanmasını da sağladı. Çeşitli kuşaklardan birçok lisans öğrenci­ sinin sürekli ilgisi. Özellikle Glynn Huilgol. Bunların dışında. Lynne Segal. Tamamen teorik olan çalışmalara nadiren burs verildiği için belki de bu bursun verilişini kutlamak gerekir. 1. Rosemary Pringle. Son olarak. Kitabın son şeklini alması. bu kitabın yazılması yönünde beni yüreklen­ dirdiği gibi. ilk tas­ lağın tümünü evinde yazdığımız Robyn Dasey’nin hoşgörüsü ve dostluğuna sonsuz teşekkür borçluyum. Teresa Brennan sayesinde feminist psi­ kanalizle tanıştım. Sheila Shaver da beni toplumsal cinsiyetin refah politikasıyla kesişme noktalan hakkında bilgilendirdi. Tim CarriganTn eşcinsel kurtuluş teorisi üzerine yaptığı çalışma ve Carol O ’DonnellTn. Gary Dowsett. Başlangıçta Heather WılliamsTn üstlendiği temize çekme işinin büyük bir kısmım. A ynca tez danışmanlığını yaptığım birçok doktora öğrencisinden de epey şey öğrendim: Sözgelimi.

Bölüm ’ün notları. Yine de II. pratik ve duygusal tüm düzeylerde de­ ğerli ilgisini esirgememiş olan Pam Benton’dır. jftcitabm plany^ayelJbaşjt. toplumsal cinsiyet teorilerine ılîşkirPüç bölüm.. Gönderme yaptığım belirli bir yazarın ya­ pıtına ilişkin herhangi bir muğlakİılc söz konusu olduğundaysa. Karmaşık ve geniş bir alana yayılmış bir metin söz konusu ol­ duğunda gönderme yapmak genellikle önemli bir sorun halini alır. biraz farklı olarak yalnızca bu bölümde yararlanılan istatistiksel verilere ilişkin kaynakları doğrudan veriyor. Bu yüzden. bölüm. kısımların birbirlerinin ışığı altında paralel olarak okunması ge­ rektiğini belirtmeliyim. düşünsel.„Ioplu ms al cinsiyet eşitsizli^erine ilişkin olgulara giriş niteliğinde bir taslak. kişilik . Kitapta yazarların isimlerine tarih belirtmeksizin yer verdim. büyümekte oldukları dünyayı daha eşit. daha güvenli ve daha akılcı. üç . toplumsal ve kişisel olanın birbirine bağımlı olduğudur.olarak toplumsal cin siy et ü zerine. Kuşkusuz en fazla gönül borcum olan kişi ise projenin tüm ge­ lişim i boyunca.geri kalanı için gerekli paraysa Macquarie Üniversitesi Araştırma Bursları tarafından karşılandı.. daha az ataerkil ve daha insancıl bir yere dönüştürebilmek için çocuklarımıza yeterli hakkı tanıyabilin emiz umuduyla kızım K ylie’ye adamak istiyorum. toplumsal bir yapı. pbİftika ve-ideolojiye ilişkin-üç b ölü m |N e var ki bu tür bir plan. her bölümün sonunda yer alan ve bölümlerin alt başlıklarına göre düzenlenmiş olan biyografik notlarda kısa açıklamalar yaptım. Bu kitabı. ve TTT. Aynen yaygın Harvard sisteminde olduğu gibi bu notlarda kay­ naklara gönderme yapılıyor. Harvard sisteminden yola çıkarak kendi (sıkıştırılmış) gönderme sistemimi icat ettim.olarak toplumsal cinsiyet ti zerine ~üç~ bölüm. ama ayrıntıları kitabın sonundaki kay­ nakçada bulabilirsiniz. Ama 1. 19 . ayrıca kitabın başlangıçtaki taslağında kişilikle ilgili bölümler. top­ lumsal yapıyla ilgili bölümlerden önce geliyordu. Ama çalışmanın merkezindeki teorik düşünce. ayrıca Macquarie Üniversitesi iki aylık araştırma izni vererek büyük bir hoşgörü gösterdi. kitabın bölümlerinin birbirinden ayrı olma niteliğinin abartılması riskini taşıyor.

Kessler. \ * 20 . (1984). David Bouchier'nin The Feminist Challenge (Feminist Meydan Okuma) adlı kitabına yönelik eleştirileri. Eğitim konulu araştırmamızın toplumsal cinsiyetle İlgili kısımları için bkz. 1985). Janet Bujra vd. Ashenden.N otlar Bir erkeğin feminizm hakkında yazarken karşılaşabileceği sorunlara ilişkin bir örnek için bkz. Connell ve Dowsett (1982.

A vus­ tralyalI bir genç kızdan yola çıkarak bu genç kızın tercihlerinin ve içinde bulunduğu koşulların.I Giriş: Bir örnek olay ‘n ş r ' ı ■BLu bölümde. ergenlik çağında. cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kap­ samında nasıl biçimlendiğini açıklamaya çalışacağım. İlk bakışta. Bu yüzden olguların yorumlarına bu bölümde çok fazla girmedim. Delia Prince adında. boylesİ bir girişimi haklı gösterecek nedenler öne sürülebilir. politika ve toplumun bir bütün olarak kavranabilmesi için niçin toplumsal cinsiyete dair bir toplum analizine ihtiyaç duyulduğunu göstermeye çalışacağım. kişisel yaşam. Ama şunu belirtmekte fayda var: Delia belirli bir “tip”i temsil ettiği için se21 . Ama kitabın geri kalanında bu olguların ayrıntılı yorumlarını bu­ labilirsiniz. Bölümün başında.

evin içini pırıl pırıl tutmaya ve bah­ çesini güzelleştirmeye harcamıştır. Bölümün ikinci kısmında ise D elia’mn içinde bulunduğu kolektif ortamlara. yani yaşadığı şehre. daha sonra Making the Difference adıyla yayımlanan araştırma projesi kapsamında. eyalete.çilmedi. herhangi bir bireysel yaşamın anlaşılabilmesi açısından aynı tipte bir analize ih­ tiyaç duyulacağıdır. Kendisiyle mülakat yaptığımız sırada onbeş yaşında olan Delia. şehir merkezi dışında oturan işçi sınıfı ailelerinin çocukları arasından seçtiğimiz öğrencilerden biriydi. çalışma ar­ kadaşlarımla birlikte 1978 yılında aileleri ve öğretmenleri de dahil olmak üzere mülakat yaptığımız ergenlik çağındaki gençlerden bi­ ridir. A. Ko­ nunun çok geniş olması nedeniyle. Ama belki de bu kadarı bile toplumsal cinsiyetle ilgili konuların ölçüsünü ve önemini göstermeye yetecektir. ablası ve ağabeyiyle birlikte ana-babasmın yanında oturmaktaydı. Ailesinin gözünde dirayetli bir 22 . tek bir bölümde kanıtların ancak küçük bir kısmının ele alınması mümkün olabilir. Bunun da konuyu aydınlatıcı olacağına inanıyorum. aile içi ve işyerinde) anlamaya yönelikti. Delia. burada altı çizilmesi gereken nokta daha çolc. Avust­ ralyalI işçi sınıfı ailelerin çoğu gibi D elia’mn ailesi de oturduğu evin sahibidir ve onların evi de öbür işçi ailelerininki gibi etrafı yüksek bir tahta perdeyle çevrili. bir erkek ar­ kadaşı vardı ve ergenlik çağmdaydı. Bu aşamada cinsiyet eşitsizliği ve cinsel po­ litikaya ilişkin istatistiksel ve kurumsal kanıtlardan bazılarım tar­ tışacağım. ülkeye ve dünyaya bakacağız. annesi de yıllarca enerji­ sinin büyük bir bölümünü. Delia’mn babası evi tek başına yapmış. j ERGENLİK ÇAĞINDA BİR GENÇ KIZ VE AİLESİ Delia Prince (isim uydurmadır). sakin görünümlü olmasına rağmen neşeli bir gençti. Sözünü ettiğim bu araştırma. tuğladan örülmüş bir evdir. ortaöğretimde hâkim sınıfın özel okullarıyla karşılaştırıldığında işçi sınıfı okullarında okuyan öğrenciler arasında eğitimi yanda bırakma oranının bu kadar yük­ sek olmasının ardında yatan koşulları (okul.

On­ lara göre fazla göze batan bir öğrenci değil -n e problem yaratıyor ne de diğerleri arasından sıyrılan parlak bir kişiliği var. daha karmaşık ve gerilim yüklü bazı süreçleri gün ışığına çıkarabiliriz sanırım. matematik dersiyle sorunları var.çocuktu. televizyonun hızla yay­ gınlaşmasından faydalanmak umuduyla asıl mesleğini bırakmış ve küçük bir şirket açarak anten kurma işine girmiş. fazla sızlanmadan ev işlerine yardım eder ve gece dış an sıvışan akranlanmn tersine dışan çıkacağı zamanlarda ailesinin kurallarına uyar. Motor parçaları satan küçük bir şirketin hem selcreterliğini hem getir-götür işlerini yapıyor. 1950’lerin sonunda genç bir kadınken bankada memur o23 . Hoşlanmadığı bir-iki Idşi olmasına karşın öğretmenlerinin çoğuyla arası iyi. D elia’nm annesi Rae de ücretli bir işte çalışıyor. Annesinin kısaca özetlediği biçimiyle “as­ lında tam anlamıyla normal bir çocuk” olan Delia herkesin “iyi kız” tanımına kesinlikle uymaktadır. Çok yorucu bir çalışma yaşamı sonunda kendisine ait bir toprak satın almaya y e­ tecek kadar psira biriktirebilmiş. Mutfakta annesiyle “çene çalıp” okulda neler olup bittiğini anlatır. Hayvanları çok sevdiği için veteriner olmak istemektedir. Özellikle bazı ciddi sağlık problemlerinin ve kötü dönemlerin üstesinden gelebilmiş olması da onlar için bunu ka­ nıtlamaktadır. “Tam anlamıyla normal bir çocuk”. Babası Fred Prince. mesleki eğitim almış bir zanaatkâr. tabii ki okulda yeterince iyi notlar alabilirse. Uzun yıllar önce. ailesinden uzak kalmasına yol açtığı için sonunda bunu da bırakarak ücretli bir işe girmiş. İşi. Ama notları or­ tadan iyi değil. bir kamu ku­ ruluşunda bakım-onarımdan sorumlu beş kişilik bir ekibte ustabaşı olarak çalışmakta.‘Bitirme sınavlarına girip onaltı yaşında eğitimini bırakmayı umuyor olmasına rağmen. Ailesinin istekleri v e veteriner olma yönündeki belirsiz tutkusu dışında onu okula bağlayan çok fazla şey yok. Ama eğitimini gördüğü işle artık uğraşmıyor. aslında kendine kalsa okuldan hemen ayrılmayı tercih ettiğini itiraf ediyor. Önce D elia’nın yaşamını çevreleyen ekonomik koşullarla baş­ layalım. aksi takdirde banka me­ murluğu gibi bir işte çalışmak zorunda kalacak. peki ama bu “normallik” nereden geliyor? Nasıl üretilmiş? V e biraz abartılı değil mi? D elia’nın gençliğinin bir ölçüde “mülayim” görünüşünü deşecek olursak.

1 il||l. evi temizleme. Şu anki işi (teorik olarak) yarım günlük bir iş. Fred ve Rae’in kazançları arasındaki bu fark kadar önemli başka bir şey de. Bir kadın için hangi işin uygun o l­ duğu kanısı. Sonra başka işlere girip çıkmış ve çocukları dünyaya geldiğinde bile evin geçimine katkıda bulunabilmek için ücretli olarak çalışmayı sürdürmüş. Cin­ siyetinin belirlediği hayvan sevgisinde ve buna alternatif olarak doğrudan doğruya annesinin iş geçmişini model alan banka m e­ murluğu fikrinde bu yeterince açıktır. D elia’nın iş hakkmdaki 24 . I’1 larak çalışmaya başlamış ama evlendiğinde bankanın uyguladığı bir kural gereğince işine son verilmiş. aşın Ölçüde militan olmamakla birlikte güçlü de­ nebilecek bir işçi sendikasına üye. Rae’in çalıştığı türden işlerde herhangi bir memuriyet veya tazminat hakkı kabul ettirme yoluna gitmemiş. D elia’nın olası geleceklere dair fikirlerini besler. almakta olduğu eğitim. Prince’ler için işlerin bu şekilde örgütlenmesi ekonomik açıdan ol­ dukça rasyonel. ama fazla mesai ve çeşitli tazminat öde­ nekleri göz önüne alındığında Fred’in kazancı aslında bundan çok daha fazlaya geliyor. Bunun da açıkça gösterdiği gibi Delia. Rae ise mutfakta parti için yemek hazırlıyordu. Dolayısıyla. Fred. 'Rae ise (üyelerinin üçte ikisi kadın olsa da) yine erkekler tarafından yönetilen bir sendikanın koruması altında. Mülakatları ayarlamak için evlerine ilk gittiğimde Fred beni elleri makine yağma bulaşmış bir halde karşıladı. Fred’in işinde ödenen net ücret Rae’inkinden haf­ tada 10 dolar yüksek. Fred’in işinin çok daha güvenceli oluşu.ı 1 ij. çamaşır yıkama. Bu düzenlemede güçlü bir “gelenek” unsuru göze batsa da. son kertede işgücünün daimi mensubu olan kadınlar hakkında çok duyarlı olmayan tutucu Katolik erkekler tarafından yönetiliyor. !l. ütü yapma ve çocuk­ ları büyütme görevleri de büyük ölçüde ona ait. Rae’in üye olduğu sendika. işyerinde olduğu kadar evde de erkek ve kadınların işlerinin neler olduğuna dair kesin tanımlarla yetişmektedir. Bunun yanı sıra ailesi için y e­ mek yapma. “Fırsat eşitliği” anlayışına biçimsel bir bağlılık söz konusu ol­ masına karşın. Bir vaftiz partisi vesilesiyle ıslak otları biçmeye çalışırken bozulan çim biçme ma­ kinesini sökmekle meşguldü. sendika keııdisininkiyle çok benzer deneyimlere sahip kişilerce yönetiliyor ve Fred’in çalıştığı düzeydeki meslekler için fiilen ömür boyu üyelik hakkı tanınmış. ı1 ?■ !:.

kapalı bir sistemde kurulmaktadır. Ama bu öğretmenlerin düşünceleri. yaşanmakta olan bazı değişiklikler var. oldukça genç yaşta evlenip kısa sürede çocuk sahibi olmayı ummaktadır. . Daha da şaşırtıcı olan. çok fazla çalışmak olmuştu. hatta çatışma-söz konusu. D elia’nın kız arkadaşlarının ve akranlarının çoğu.denebile­ c e k . kendi tercihini ya­ pamadan okulu bırakmak zorunda kalmış. hem evde tam gün:çalışma. D elia ’. annelerin okul öncesi dönemde evde çocuklarının ya­ nında bulunmalarını öngören -hem en hemen evrensel . ay­ rıca muhtemelen akrabalarından da birçok tepki almış. Hemşire olmak istemiş­ se de. Hatta evlenmeyi düşündüğü yaşı bi­ le (yirmi) belirtebiliyor. Rae’in “artık pişman olduğum tek şey bu” şeklindeki yumuşak yorumu.ve Delia da bunlardan biri değil. hem de dışarıda he­ men hemen tam günlük sayılabilecek bir iş. Daha önemli konularda ise ciddi bir gerilim.-y aklaş tığı an olmuştu. Delia da onlardan farklı değil. Yine de D elia’mn geleceği. evin parasını Ödemek gibi.ve yükseköğrenim kanalıyla ilerlemeleri gibi konular üzerinde yoğunlaştığından ancak başarılı öğrencilere bir şey ifade ediyor -çünkü bir işçi sınıfı okulunda yüksekokula ya da üniversiteye gitme şansını yakalayabilecek öğrenciler bunlar yal­ nızca . Fred’e karşı duyduğu öfkeyi ifade et­ meye mülakat boyunca en fazla.za­ mandan beri de m ükem m elleş ve anne” olarak bunu telafi etmeye çalışmış görünüyordu. Rae de zamanında okulda başarılıymış ama dul annesine yardim etmesi gerektiği için. iki kızının yanı sıra oğluna da yemek yapmayı öğretmiş. Bu. böylece Rae de vazgeçmişti. bunların sıkı sıkıya bağlı olduğu varsayımlarının değişmesi açısından pratikte çok fazla şey ya­ pamaz.bir Avustralya Öğretisiyle (öyle ki. bekleneceği üzere. Küçük detaylar halinde de olsa. erkek arkadaşı (Fred) bu fikirden hoşlanmamış.. kadınların “kariyer” edinmesi . Otuz sekiz yaşında ol25 . Sözgelimi annesi Rae. Bunun sonuçlarından biri de. O. çocukları küçükken bile Rae’in çalışmış olması.nın da ezbere bildiği ve onayladığı bir öğreti bu) bağdaş-mamaktadır. D elia’nın okulunda kadınların neyi he­ defleyebileceği konusunda farklı görüşleri olan bazı feminist Öğretmenler var.görüşlerinin ve evlilik hakkında. Rae bu konuda savunmacı ve (kendi deyimiyle) “suçlu”. “geçerli” bir nedene da­ yansa da.

Çocukların böyle sürekli yönlendirilmesinin arkasında. Ergenlik çağındaki arkadaş gruplarında neler olup bittiğini yakından gözlüyorlar. on sekiz yaşındayken bile beğenmediği tavırları yüzünden kendisini kayışla döven. Rae ve Fred.■İ . Her ikisi de bunu başarabilmek uğruna kendi hayatlarından bir şeyler feda etmiş ve bunu sağlamaya çalışırken de çok fazla duygu ve emek tüketmişler. çalışmanın Rae için iyi olduğunu ama onun gereğinden fazla çalıştığını düşünüyor. uyuşturucular. Fred kendi davranışlarım. Bununla beraber Fred ve Rae. En azından çocuğu Delia’yla kendileri tanıştırmış.. i: '. Rae’in annesi çocuklarıyla seks hakmda asla konuşmamışken. D elia’nın aktif bir sosyal hayata sahip olmasına karşı de­ ğiller. okulda “seks. Rae’i de “reis yardımcısı” ya­ pan bir otorite yapısı yer almaktadır. Rae değildir. Rae ve Fred çocuklarıyla “seks hak­ kında yuvarlak masa toplantıları” düzenlemişler. kendi ailelerinden daha müşfik olmaya çalışmışlar. “sert bir adam" (“zalim” olarak okuyun) olan ba­ basının davranışlarıyla karşılaştırmaktadır. i Hem Rae hem de Fred.1 '■'Û : . Artık çocuklarını “uygulamalı psikoloji” ile yönetebiliyor. D elia’nm bir erkek arkadaşı olması yalnızca aile tarafından onaylanmakla kalmamış. Fred. Fred bir parça kendini beğenmiş bir tavırla. çok ke­ sin bir biçimde. Delia’nın hafta sonlarında esrar çeken ve içki içip sarhoş olan bir gruba takıldığını Öğrenmiş. tuvaletlerde oynaşma” söylentilerini işitmiş v e bu ço­ cuklar arasında Delia ile ablasının da bulunup bulunmadığından emin olmak için okula giderek öğretmenleri sıkıştırmış. Rae’in de dayak faslından nasibim alıp 26 . iyi bir ailenin ne olduğu konusunda ke­ sin bir görüşe sahip. çocuklarının her birine bir defaya mahsus ol­ mak üzere sert bir şekilde dayak attığını ve bundan sonra da da­ yağa gerek kalmadığını belirtiyor. ve D elia’yı onlardan uzaklaştırmayı başarmış. En küçük çocukları Delia artık bu sürecin odak noktası.k : İ' masına rağmen yıpranmış görünüyor. çocuklarının denetimini yitirmeksizin. Delia bile. Mülakatı yaptığımız yılın başlarında Rae. Kamusal ortamda Fred ken­ dine güvenen biriyken. onbeş yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek bir anlayışla.■ İP. Fred’ı “evin reisi”. hali tavrı da bir parça stresli ve sert. bu erkek arkadaş hayret verici bir şekilde neredeyse aile tarafından seçilmiş.

kadınlık imgelelinin ona nasıl aktarıldığını da anlamak zorundayız. Etkileşim içindeler.6' almadığını sormadık. Kendi evinde ya da gördüğü başka ailelerde. sendikalarda. Belki de D elia1nın okulla olan ilişkisinin ve okulu bu'akma niyetlerinin al­ tında yatanın. Ama D elia’nm kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkilerin belirli bir biçimde işlediği bir or­ tamda yetişen genç bir kadın oluşu gerçeğiyle fazlasıyla bağlantılı olduğu da açık. Öyleyse karılar ve kocalar arasında. doğal hakkı olarak her hafta birkaç gece arkadaşlarıyla çıkıp bira içmeye gidiyor. Bu süreçlerdelci gerilimlerle çatışmalara dair bir anlayış geliş tirmeksizin ve bunların kuşaktan kuşağa geçirdikleri değişim biçimlerini ortaya çıkarmaksızm D elia’yı anlayamayız. aslında toplumsal yaşamın güçlü bir biçimde öıüntüleşen bir alanını tanımlıyorlar. Fred. Ayrıca Rae’in kadınlığının ve Fred’in erkekliğinin nasıl kurulduğunu. (Aile içi şiddete ilişkin istatistikler kadınların en azından dörtte birinin kocalan tarafından dövüldüğünü gösteri­ yor. Bu bir kez anlaşıldığında söz konusu örüntünün sadece Delia. Bunun büyük bir kısmı.olup bi­ tenler çok daha. yani araştırmamızın çıkış noktasının. Rae de bunu yapabileceğini düşünse bile.ve Fred’e özgü olmadığı da kesinlik . Onlarıniçinde-bulunduğu-toplumsal* ortamda. Kuşkusuz bunlar birbirinden bağımsız konular değil.geniş•bir"•toplumsal süreçler kümesinin■parçasıdır ve D elia’nın yaşamında gerçeldeşenlerin anlaşılması için bunlar ın27 \ ı | i . zaman bulamıyor. Delia’nm ailesinin sınıfsal konumuyla bağlantılı. Rae. Delia’mn içinde bulunduğu koşullara ilişkin bir analizin yalnızca başlangıç safhasını oluşturmaktadır. Rae’in ve Fred’i n işyerlerinde ve okulda kadınlarla erkekler arasındaki işbölümüne ilişkin bir anlayış tarzı geliştirmeden D elia’nm yaşamını anlayamayız. eğitim sos­ yolojisinin de üzün bir süredir ısrarla Öne sürdüğü gibi. şirketlerde ve futbol kulübü gibi gönüllü örgütlenmelerde erkekler ve kadınlar arasındaki iktidar ilişkisini de anlamamız gerekiyor.) Fred. Açıktır ki bu. yerel genç futbol takımlanmn antrenörlüğüne çok fazla emek harcıyor ve futbol kulübünün başkanlığını yapıyor. kişisel ve top­ lumsal güçlerin çok karmaşık bir karşılıklı etkileşimi olduğunu göstermek yeterli olacaktır. Rae de kulübün muhasebeciliğini üstlenmiş. j ı ! f j / .kazanacaktır. D elia’nın cinselliğinin farkına varmasının nasıl gerçekleştiğini.

Ayrıca bunların sağlam bir maddi temeli de vardır. söz konusu örüntülere ilişkin daha geniş ölçekli verilere yönelmemiz gerekiyor. Çalışan insanların hepsini ele '' aldığımızda kadınların ortalama kazançlarının erkeklerin ka­ zancının % 6 6 ’sim oluşturduğu sonucuyla karşılaşırız (1985 is­ tatistiklerine göre). yani ücret oranlarmda cinsiyet eşitliğini öngören anlamlı politikanın yürürlüğe girmesinden on yıl sonra kadınlar erkeklerin aldığının % 7 7 'sini alabiliyordu.celenmelidir. Bu sayılar genel eşitlik düzeyini önemli ölçüde abartıyor. Bu demektir ki. Eşit Ücret Paketi’nden. Sonuç ise herhangi bir gelir kaynağı olan kadınların ortalama gelirinin. “ B. erkeklerin ortalama gelirinin % 4 8 ’i kadar olduğunu açığa vuruyor (1981/2 yılları için).97 milyon kadının temel gelir kaynağının sosyal yardıma bağlı olduğunu gösteriyor. 1985’te bu oran % 8 2 ’ye çıkmıştı. 1980’lerin ortasında erkeklere kıyasla daha çok kadın tam günlük ücretten. Fred ve Rae Prince’İn vergi bildirimleri elimizde değil. KAMUSAL DÜNYA: ÜCRET. Avustralya’da çalışan kadınların yaklaşık % 3 6 ’sı­ nın yarım gün çalıştığını görüyoruz (Rae Prince de bunlardan biri). ancak genel durumlarım biliyo­ ruz. uzlaşımsal “eve ekmek getiren er­ kek” ve “yuvayı yapan kadın” imajlarında yatmaktadır. bil­ işte istihdam edilmemiş olduklarından Ötürü para kazanmamaktadır ve yaşlılık maaşı veya sosyal yardıma bağımlı oldukları için er­ keklere kıyasla çok daha fazla sayıda kadının gelir düzeyi hayli düşüktür. 0. EĞİTİM. çalışan kadın ise bu miktar 183 dolara düşü­ yordu. erkekler için haftada or­ talama 239 dolardı. 1981/2 yıllarına ait istatistikler. 1978’de. tam gün çalışan işçilerden azdır. Ger­ çekte.78 milyon erkeğe kıyasla 1. az kazanmaktadır çünkü sayıları. yani bu mülakatların yapıldığı yıl. İŞ D elia’mn evindeki işbölümü ve annesiyle babasının evin dışında yaptıkları türden işlerin kökleri. Hatta bu bile eşitlik düzeyim gerçekte olduğundan yüksek gösterir çünkü 28 . Bu yüzden. Avustralya'da tam gün çalışan yetişkinlerin ortalama ücreti. oysa erkekler için bu oran % 6 ’dır. Ayrıca kadın işçilerin büyük bir bölümü.

peki ama bu rakamlar istisna mı? Erkeklerin ve kadınların gelirlerine ilişkin dünya çapında sistematik istatistikler bulunm u-. Zenginlik daha iyi gizlenebildiği için bu konuda istatistik elde edilmesi daha güçtür. çeşitli kaynaklardan derlenmiş bilgiler ışığında. her yıl ülkedeki en zen­ gin 200 kişinin listesini yayımlıyor. Bu verileri derleyip toparladığımızda. yor. 1985’te çıkan listede yer alan isimlerden yalnızca dördü kadındı. tüm erkeklerin gelir ortalamasının % 4 5 'ine karşılık geldiğini görüyoruz. Avustralya. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yirmi ülkedeki üretim endüstrileri üzerine yaptırdığı yeni araş firmalardan biri. tüm kadınların gelir or­ talamasının. Buna karşın. Örneğin. Business R eview Weekiy dergisi. Sözgelimi: Batı Almanya Japonya Mısır El Salvador Kadınların ücreti (erkekierinkinin yü2desi olarak) 73 43 63 Sİ Doğu Avrupa ekonomilerindeki sayılar da Batı Avrupa’dakilere az çok benziyor: / Çekoslovakya Polonya Macaristan Kadınların ortalama tam gün kazançları (erkekierinkinin yÜ2desi olarak) 67 67 73 29 . kadınların ücretlerinin araştırma kapsamında yer alan her ülkede erkeklerin ücretlerinden düşük olduğunu gösteriyor. Ama sonuçta. tek tek her ülkenin durumuna ilişkin birçok fay­ dalı bilgi mevcut. Avustralya ekonomisinde ser­ vetin büyük bir bölümünün erkeklerin kontrolünde bulunduğu ko­ nusunda hiç şüphe yoktur.kadınların çok büyük bir bölümü sonuçta hiçbir gelire sahip değil. kadınlarının aşağı konumda bulunmasıyla ünlü bir ülkedir.

Yukarıda değindiğimiz ve birazdan sözünü edeceğimiz kıyasla­ maların küresel tablosunu çıkarmak için. Okuryazarlık ve okula de­ vam etme oranlarını gösteren görece sistematik uluslararası is­ tatistikler mevcuttur. Bu farklılıkLarın nedenlerinden biri de. Her ne kadar iddia edilen tüm okuryazarlık düzeylerini belirli bir kuşkuculukla ele almak gerekse de. Erkekler bu konuda da. Erkek %38 %1 %6 Eşitsizlik düzeyi bir yerden diğerine farklılık gösterse de eşitsiz g e­ lir örüntüsünün uluslararası olduğu bu oranlardan açıkça görülüyor. Tablo 2 ’delci sayılar ise ortaöğretim sonrası öğreni­ me devam eden yetişkinlere ait yüzdeleri gösteriyor. (3) Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa. altı büyük gruptan birer örnek seçtim: (1) ABD (kendi içinde bir grup). (2) AET + Japonya. Önceki sayfalarda gösterilen kazanç farklılıklarına ilişkin oranlar. (4) Çin ve Hindistan. Kişinin (öteki toplumsal iktidar alanları kadar) geçimlik tarım sektörü dışında iş bulabilmesi de. (5) ikinci derece kapitalist ülkeler. Aşağıdaki sayılar. * Üst düzey işlere girebilmenin kriteri ise iyi bir eğitim almış ol­ mak. genel olarak kadınlardan daha şanslı görünüyorlar. okuma-yazma bilip bilmeme­ sinden fazlasıyla etkileniyor. eğitim ve öğretimden yararlanma fırsatının eşit olmayışıdır. (6) en fakir ülkeler. her ülkede ortaya çıkan genel cinsiyet farklılığı örüntüsünöen ltuşkulanılması için hiçbir neden yoktur.. Latin Amerika ülkeleri arasında yapılan karşılaştırmada ise ülke' lerin geçim sınırlan belirlenip kadın ve erkeklere ait yüzdelerin bu sınırın altında mı yoksa üstünde mi kaldığı gösterilerek farklı bir ölçüt kullanılıyor. Tablo l ’de okuma-yazma bilmediği bildirilen nüfus yüzdelerinden bir örnek sunuluyor. sonuçta para kazanabilecek kadın ve erkek sayılarındaki de­ 30 . her ülkede en düşük gelir ka­ tegorisine giren yüzdeleri gösteriyor: Kolombİya (bütün çalışanlar) Şili (tarım dışı) Panama (tarım dışı) Kadın % Al % 27 % 34 . Dünyada hemen hemen her yerde er­ keklerin okuryazarlık oranı lcadmlarınkinden daha yüksektir.

Resmi kayıtlara göre nüfusun okuryazar olmayan kesimi Ülke (1) ABD (2) İtalya (3) Polonya (4) Hindistan (5) Brezilya (6) Endonezya Erkek (%) Kadın (%) belirtilmemiş > 5 1 52 22 23 7 2 81 26 42 Tablo 2. Toplam ücretli işgücü içinde kadınların payı Ülke (1) ABD (2) Batı Almanya (3) Sovyetler Birliği (4) Çin (5) Güney Kore (6) Kolombiya Yüzde olarak pay 38 36 50 38 33 25 31 .vasa farklılıklarla birlikte değerlendiriliyor.3 3 1 37 19 / ■ 7 2 5 5 . Ekonomik gelişmeyle ilgili resmi kuruluşların “işgüciP’nün büyüklüğü ve niteliğiyle ya­ kından ilgilenmeleri sayesinde bu konu hakkında sistematik veriler Tablo 1. Ortaöğretim sonrası Öğrenim gören yetişkin nüfusun yüzdesi Ülke (1) ABD (2)Japonya (3) Polonya (4) Hindistan (5) Brezilya (6) Mısır Kadın m Erkek (%) 28 10 4 0. 7 Tablo 3.

kadınlar ile erkekler arasındaki ekonomik ayrımcılığın aynı zamanda para ekonomisinin de parçası olan bir yönüdür. üretim sektörü. ticaret. çocuk yetiştirmede veya geçim lik tarımda ya da ürünü pazarlayan bir koca veya baba he­ sabına çalışırlar. Avustralya’da erkekler. Bütün ülkelerde 32 . Sayılar ise şöyledir: “Gelişmekte olan ülkeler” için % 25. “endüstrileşmiş ülkeler” için % 35. Bu. yöneticilik. işçilik ve madencilikle ilgili işlerin % 88 Tik. Bu ülkelerde ücretli işgücünün % 15’inden fazlasını kadınların oluşturması olağandışı bir durumdur. örneğin Dünya Bankası. Arap ülkelerindeki oranlar ise daha da ürkütücü. Tersine bu oran. “merkezi planlı ekonomiler” için % 45. idarecilik ve işletme­ cilik işlerinin % 8 6 ’sını ama büro işlerinin de yalnızca % 2 8 ’ini el­ lerinde tutarlar. her ülkede kadınların ücretli işgücünün yüzde kaçını oluşturduğuna ilişkin istatistiksel verilere sahiptir ve bu verileri dört ülke grubunda toplamıştır (kategoriler Banka’nm kendi kaygılarım çok iyi yansıtıyor). Daha önce tanımlanan altı gruptan seçilen ülkelerde kadınların toplam işgücüne katılım oranlarına ilişkin örneklere.mevcut. Tablo 3 ’te yer v e­ rilmiştir. zengin kapitalist ülkeleri kapsayan bir araştır­ masında.. Yalnızca Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ile Kara Afrika’nın bir kısmında kadınların ücretli işgücüne katılım oranı erkeklerinkine yakındır. “sermaye fazlasını akaryakıt ihracatıyla sağlayan ülkeler” için % 5. yani evde. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD). Ağırlıkla nakit ödeme yapılan ekonominin dışında. söz konusu Örüntünün uluslararası nitelik taşıdığını gösteriyor: “Kadınların temsil edilme katsayısı. kadınların Çalışmasının ücretlendirilmediğini gösterir. bütün ülkelerde yö­ netim ve işletme ile ilgili mesleklerde kadınların büyük ölçüde yer almadıklarını işaret ediyor. Düşük bir işgücü katılım oranı. Söz­ gelimi... satışla ilgili işlerin % 47 Tik kesiminde de onlar vardır (bu veriler 1983 yılına ait). Dünyanın geri kalanında. erkeklerin katılım oranları neredeyse kadınlannkinin iki katı civarında dolaşmaktadır.. Ama bütün ülkelerde kadınlar vasıfsız memurluk işlerinde fazlasıyla temsil ediliyorlar. Buralarda erkeklerin katılım oranları ka­ dınların katılım oranlarının beş ila yirmi katıdır. çalışan kadınların sayısının az olduğu anlamına gelm ez kesinlikle.

ŞİDDET. banliyöde bulunan bir bankada ortak çek hesabı vardı.’! OECD araştırmasının da dikkat çektiği gibi geniş gruplandırmalaıdan dar alanlara inildiğinde yoğunlaşma düzeyi çok daha çarpıcı bir hale gelebiliyor: “Sözgelimi. Hesabından 1500 dolar fazla çekmiş olmasına rağmen erkeğin çeklerinin karşılığı ödendi.’ Kadınların ekonomi ağacınm üst dallarında nadiren görülme­ lerinin bir nedeni de.. H alen bu konu üzerinde çalışmakta olan Yeni Güney Galler (YGG) Ayrımcılık Karşıtı Kurulu. ÖNYARGI. Her ikisi de hesaplarında bulunandan daha fazla para kullandılar. C.“Evli bir çiftin . barınma alternatifinin bulunmayışıdır. oysa endüstri mühendislerinin % 91 *i ve pilotların % 9 9 ’u erkekti. Bu. Borç verenlerin -bankalar ve diğer finans kurum lan. 1978 yılında A B D ’de kayıtlı hemşirelerin % 9 7 ’sı ve ilkokul öğretmenlerinin % 9 4 ’ü kadındı. sosyal yardım ödeneklerine bağlı ve halihazırda hiçbir nakit geliri olmayan insanları da içermektedir. . 1980’lerin başlannda yaşanan şu olay gibi örnekleri vurgulamak­ tad ır.hizmet sektöründe de normalden fazla temsil ediliyorlar. Kadmınkiler ise hesabını yal­ nızca 300 dolar aşmış olmasına rağmen banka tarafından geri çev­ rildi. kapitalist ekonomide servet biriktirme y e­ teneğinin kişinin kredi kullanma yeteneğine çok fazla bağlı ol­ masından kaynaklanır. Daha sonra boşandılar ve aynı bankada kişisel hesap açtırdılar.erkeklere verdikleri kredileri kadınlara vermediklerini düşündürecek nedenler vardır. ka­ dınların barınma deneyimlerinde aşikârdır.’ Cinsiyet ve evlilik statüsü ile kocanın kaçınılmaz olarak “evin reisi” olduğu ve bu yüzden evli bir kadının bağımsız hareket ede­ meyeceği varsayımı kapsamlarında yaşanan doğrudan ayrımcılık. Kadınların şiddet içeren bir evliliği sürdürebilmelerinin veya ona geri dönebilmelerinin nedenlerinden biri de. Aile içi şiddet. Bu durumun bir ev almak için finans bulma konusunda kadınlar açısından yarattığı güçlükler. tüm şiddet eylemlerinin çok büyük F3ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 33 . sonuçta genellikle kredi verilmeyen çeşitli insan kategorilerinin öncelikle kadınlardan oluştuğu gerçeğiyle bütünleşmektedir. DEVLET..

26. çiftlerin % 2 8 ’inin en azından bir şiddet vakası yaşamış olduklarını itiraf ettiklerini gösteriyor ve gerçek sayının % 50-60’a daha yakın olduğu tahmin ediliyordu. Bu oran. 1983 yılında Avustralya İstatistik Bürosu ta­ rafından gerçekleştirilen benzeri bir araştırmayla. erkeklerin kanlarına ve kız arkadaşlanna yönelik saldırılarından oluştuğunu göstermektedir. Bu sayıların gerçeği pek yansıtmadığı ve birçok tecavüzün j. 1970’lerin or­ tasında A B D ’de ulusal ölçekte yapılan bir örneklem taraması. (Ergenlik çağındakilere yönelik saldırılar da bu sayıya eklenmiş olmalı.000’e yükseli diştir. işyerlerindeki 34 . Yakın bir tarihte Victoria'da bir canlı yayına telefonla katılan kadınların % 2 2 ’sinin aile içi şiddetle kar­ şılaşmış ancak bunu yetkililere bildirmemiş oldukları ortaya çıktı. erkeklerin kadınlara yönelik saldırılarıdır.bir bölümünü oluşturur. aile içi şiddete müdahale etme konusunda dillere destan gönülsüzlüklerinin temelinde. bir ölçüde kendilerini riske atmak istememeleri yatmaktadır: A B D ’de görev başındaki polis ölümlerinin yaklaşık % 2 0 ’si. 8600 tecavüz ve tecavüz girişimini de içeren. yetişkin ka­ dınların bir yıl içinde. Avustralya polisine bildirilen tecavüz olayları 1972/3 döneminde 600 civarındayken 198172 döneminde 1200’ü aşmıştır. hatta bazı bölgelerde üç katma ulaştığım göstermiştir. insanların çeşitli suç­ ların kurbanı olup olmadıklarını sorarak alternatif bir yaklaşım oluşturabilirdi belki. polise bildirilen şiddet suçlarının % 2 5 'inin. aile içi şiddet olaylarında gerçekleşmektedir.) İskoçya’da yapılan ve yaygın oIarak referans gösterilen bir araştırma. aile içi şiddetle ilgili şikâyet başvurularının.700 civarında cinsel saldırıyla karşılaştığı tahmininde bu­ lunulmuştu. . A B D ’de ! 1972’de 47. Kadınların erkeklere yönelik şiddet uygulamaları dikkate alınma­ yacak kadar azken ciddi boyutlardaki aile içi şiddet uygulama­ larının çoğunluğu. Güvenilir istatistiklere ulaşmak güçtür ama bu konuda pelc çok faydalı bilgi bulunmaktadır. kadınlara yönelik şiddet Örüntüsünün küçük bir -kısm ı. (Polislerin.) Sayılar her 1000 yetişkin kadının 5 ’inin bir cin­ sel saldırıyla karşılaştığını ortaya koyuyor. Bu.000 olan tecavüz sayısı 1983 yılında 79.polise bildirilmediğim düşündürecek nedenler her zaman var. SBütün yurttaşları kapsayacak bir araştırma. şiddete ilişkin öbür başvuruları aştığını. 1977-78’de Sydney’in farklı varoşlarında bulunan dört polis karakolu üzerine yapılan bir araştırma.

1960’lardan itibaren eşcinsellerin artan politik güçlerinin saldırılarda bir azalmaya yol açtığı yirmi yıllık bir dönem boyunca N ew York şehri için titizlikle belgelendi. iki gün bo­ yunca eşcinsel erkeklere yönelik elli üç saldırı vakası bildiren ih­ bar alındığını gösteriyordu. Ama yine de. konut ararken karşılaşılan ayrımcılıktan yasal teh­ likeye kadar çeşitlilik gösteren genel bir eşcinsel düşmanlığı bağlamında gerçekleşiyor. bir kadının çocuğunun vesayetini almaya uygun olmadığına ilişkin bir kanıt olarak sunuluyor. Eşcinsellere yönelik saldırılara karışan başka gruplar da var. Hatta lezbiyenliğin kendisi. ergenlik çağındaki erkek çocuklar veya genç erkeklerdi. kamusal mekânlarda saldırıya uğramaktan korkmaları için haklı nedenleri var — üstelik. Bu konuda elimizde hiçbir resmi istatistik yok. 1985’te Sydney’de (polis teşkilatından da parasal yardım almış oİan) Eşcinsel Acil Arama Hattı’nın telefon kayıtları. George Duncarim trajik ölümü. lezbiyen bir annenin mahkemelerde çocuğunun ve­ sayet hakkını alma savaşımı verdiği bir davada lezbiyen 'düşman. Dr. Keza eşcinsel erkeklerin de. Lezbiyen düşmanlığı ise eşcinsel er­ keklere duyulan düşmanlıktan daha az belirgin . Örneğin. Avustralya’nın büyük bir bölümünde ye­ tişkin erkeklerin arasındaki cinsel ilişki hâlâ yasadışı ve yasalarda 35 . Bu vakaların hemen hepsinde de sal­ dırganlar. Duncan yüzme bilmiyordu. 1972’de Adelaide’da Dr. Bu saldırılar. Delia Prince’in yaşadığı ban­ liyöde görüştüğümüz birkaç anne.sözlü sarkıntılıklar ve ıslıklardan cinsel tacize kadar değişen ol­ dukça yaygın alt düzey tehditler bağlamında ele alınıncaya delc pek de büyük sayılmayabilir. bu gerçek. hğı açıklık kazanıyor. kork­ maları gereken başlıca gruplardan biri de polisler.çünkü lezbiyenIeri toplumsal olarak yok saymaya yönelik bir eğilim söz konusu. ama polislerin büyük ölçüde uy­ guladığı şiddet. Eşcinsel erketeler cinsel tercihleri yüzünden ceza hukukuyla yüzleşiyorlar. birkaç polisin mesai saati dışında eğlenme amacıyla eşcinsel erkekleri dövüp Torrens Nehri’ne atmaları yüzünden meydana gelmişti. Yine de. erkekliğin yapılamışında şiddet ve homofobinin oy­ nadığı role ilişirin tedirgin edici sorular ortaya koyuyordu. söz konusu saldırılardan duy­ dukları korku yüzünden kızlarının geceleri sokağa çıkmasına izin vermediklerini belirtmişlerdi.

diğerinin Adelaide’da görev yaptığı söyleniyordu. YGG Suç İstatistikleri ve Araştırma Bürosu*nun Sydney mahkeme dosyalarıyla ilgili çalışması konuya dair bir ipucu verıyor. 1970’lerin ortalarında. Yasaların uygulanması sırasında polisin verdiği hizmet ile çek­ tirdiği eziyet de birbirine karışmakta. Dava sa­ yısındaki b ü y ü k in iş ve çıkışlar (19661da 117. Örneğin Montreal’deki Truxx barına 1977’de ya­ pılan baskında 146 kişi. Ancak. sayıları belirsiz). 1940’larda yılda 100-200 arası değişen sayıda dava açılırken 1950’lerin ortalarından 1960’lann sonlarına kadar geçen sürede bu sayı yılda 400-500’e yükselmiş. da. 1980’lerin ortalarında bu tür iki ekipten birinin Sydney’­ de. ka­ dınlara göre erkekleri ve eşcinsellere göre heteroseksüellerİ daha 36 . j | | j . Yasalarla bu düzeyde aşağılanmak alışılmadık bir şey. 1968’de 1024.da “hemcinsleriyle cinsel ilişkiye girerek iğrenç bir suç” işleme ve­ ya “erkeklere karşı edebe aykırı fiili tecavüz”de bulunma gibi te­ rimlerle ifade bulmuş durumda. ceza ve hafif saldırı maddelerine aykırılıktan 300 eşcinselin da­ vasına bakıyor (Çocukları Koruma Yasası kapsamına girenlerin. 1985’te Queensland eyaleti. Kadınlara yönelik aile İçi saldırı ve cinsel saldın ile eşcinsel er­ keklere yönelik şiddeti barındıran belirgin örüntüler yanında. 1983’te Sydney’deki Club 8Ü’e yapılan baskında 100’den fazla gözaltı vardı (ama pek azının hakkında dava açıldı). sırası geldiğinde. Bu çalışmaya göre. 1975 yılında YGG mahkemeleri. Bu yasaların uygulanışıyla ilgili istatistikler oldukça eksik. 1981 ’de Toronto hamamlarına yapılan bas­ kında 304 kişi gözaltına alınmıştı. Eşcinsel bar­ ları ve hamamlarına yönelik geniş çaplı baskınlar kamunun büyük ilgisini çekmişti. ama altında yatan tavır oldukça tanıdık. sayı tekrar yükseliyor. Sydney dünyanın “eşcinsel başkentlerinden” biri olarak tanınma yolunda ilerlerken. Bu müdahale biçimleri. 1970’lerin başında derin bir uyku hali) polis denetimi yoğunlu­ ğundaki değişimi yansıtmakta. Eşcinsellerin dolaştığı bölge­ lerde görev yapan ekiplerin kendileri bir dizi davaya konu oluştu­ ruyordu. daha önce sözü edilen türden bir şiddete dönüşmekteydi. konumuzla ilgisi olsa. “uyuşturucu satıcıları” ve “çocuklara cinsel tacizde bulunanlar” ile birlikte eşcinselleri de kastederek otellerin “cinsel sapkınlara veya sapıklara” bira servisi yapmasını önlemek amacıyla bir yasa bile çıkardı.

saldırı vb. siyah kadınlariçin 13.200’dü ve % 9 6 ’sı erkeklerden oluşuyordu. Aynı yıl.200 polis memuru bu­ lunuyordu ve bunların % 9 4 ’ü erkekti.: 1981 nüfus sayımına göre Avustralya’da 30. 5 9 ’u erkek. Y G G ’de ağır ceza mahkeme­ lerinin cinayet. % 7 9 ’u erkek. diğer şiddet suçlarından tutuklananların benzer oranı er­ keklerden oluşuyordu. Haziran 1983 tarihli nis­ peten yeni verilere göre. her 100. Aynı yıl silahlı sal­ dırıdan tutuklananların % 87’si. polis örgütü. beyaz erkekler için 10 ve siyah erkekler için 65. Keza bu örüntü de ev ­ renseldir. suçlardan 1983 yılında cezaya çarptır­ dığı 519 kişinin % 9 3 ’ü erkekti. hem kurban hem de fail olarak daha yaygın yer aldığı görüldü.000 kişi iÇİn cinayete kurban gitme oranlan şöyleydi: Beyaz kadınlar için 3. kundakçılıktan tutuklananların % 8 8 ’i. % 9 3 ’ü erkek olmak üzere 224. Daha önce söz edilen ve Avustralya çapında yapılan 1983 tarihli araştırma. Örneğin.000 saldırıya karşılık erkeklere yönelik 278.güçlü etkileyen başka şiddet örüntüleri de bulunmaktadır. A B D ’nin 1983’teki cezaevi nüfusu. bir yıl içinde kadınlara yönelik 113. 1978 yılı verilerine göre. Sonraki yıllara ait veriler de farklı değil. Şiddet içeren suçlardan sanık olan veya hüküm giyenler ezici çoğunlukla erkeklerdir. cezaevi sistemi ve ordu tarafmdap temsil edilen kurumsal şiddet söz konusu olduğunda da doğrudur. Aşağıdaki sayılar 1974 yılına ait ve cezaevlerindeki er­ keklerin oranını gösteriyor: 37 .000 saldırı gerçekleştiğini ortaya koyuyor. 23. erkekler için 22.600 cinayet işlenmişti: Kur­ banların % 21 ’i kadın. ulusal cezaevi nüfusu 10. Eyaletteki cinayetler üzerine ya­ pılan bir inceleme 50 yıl boyunca cezaya çarptırılanların % 808 5 'inin erkek olduğunu göstermişti. 1981 yılında bu ülkede. bireylerarası ciddi şiddet olaylarında erkeklerin kadınlara oranla.000 kişiydi. A B D ’de 1983 yılında cinayet suçundan tutuklananların % 87’si erkekti. her 1000 kişide saldırıya uğrayanların oranı kadınlar için 12. Aynı yıl Avustralya’da 294 cinayet bildirilmişti: Kurbanların % 41*i kadın. A B D ’de. Buraya kadar ele alınan resmi ya da yarı resmi verilerin gösterdiği ölçüde. Aynısı.

Haziran 1984*te. da­ ha önce tanımladığımız altı ülke grubundan seçilenlere ait veriler içeriyor. Yine de. birçok orduda asıl savaş birimleri kadınlara kapalıdır. 1973 yılından başla­ yarak uygulanan resmi politikayla orduda kadına daha geniş bir yer verilince kadınların sayılan da artmaya başlamıştı. Yargıçlar ve generallere ait sayılar ise yarım yamalak ay­ dınlatıcı.ülkelerinin 1979-1980 yıllarındaki güçleriyle yapılan bir karşılaştırma da aynı Örüntüyü gösteriyor: ABD Fransa Batı Almanya İngiltere % 92 % 95 %99. polisi. Önde gelen iktidar sahiplerinin kaynağı olan üç gruba (yargıçlar. 71.Kanada Batı Almanya Japonya İtalya % 97 % 97 %98 % 95 Orduda da durum aynı. Peki. % 9 3 ’ü erkeklerden oluşan. ge­ neraller ve meclis üyelerine) bakmakla akılcı birtahmin yapılabilir (Tablo 4 ’e bakın). bürokrasiyi. Alman uçaklarına ni­ şan almak dahil her işi yapabilmelerine karşın. 1960. devlet aygıtına kumanda edenlere bakıldığında durum nedir? Gerçek iktidar sa­ hiplerini doğrudan saptamanın zorluğu iyi bilinir. Bir değişiklik olsun diye. kadınlara tetik çek­ tirilmiyordu. bu tabloda adı geçen gruplar­ daki kadın yüzdesi verildi. Dünya Sa­ vaşı sırasında İngiliz uçaksavar birliklerinde. . NATO . Ama yine de.600 kişilik bir güce sahipti. 1965 ve 1970 yıllarında ABD silahlı kuv­ vetlerinin % 9 9 'u erkeklerden oluşuyordu. deniz ve hava kuvvetleri.' askerleri yönetenlere. Görece kolay elde edilen meclis istatistikleri. Örneğin.9 % 95 Ordudaki erkek egemenliği geçmişte kuşkusuz daha “mükem­ mel’’dı. II. Avustralya kara.

gezici ve yerel mahkemeler Halk mahkemeleri tüm federal mahkemeler 1980’lerm başları 1986 1986 1986 Yüzde 1 4 4 33 9 9 7 3 36 2 5 0. “Ancak kadınlar ender olarak politik liderler arasında . Yasal eşıtblc (ornegı y S o ) artık yerleşti. Ama kom ünistsistem de iktidar meclisten çok Parü’ye aittir. şuadan insanların politikaya karilimi yoğun­ luk kazandı. ^ovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez K om itesi’ne kadınların katılımı ı- se 1981’de % 4 düzeyindeydi Kathleen Newland. udeledikten sonra. on yıl önce.T a b lo 4 . D evletin ü st kadem elerindeki kadınlar Tarih O rgan (1) ABD (2) Japonya (3) Sovyetler Birliği (4) Hindistan (5) Avustralya 1984 1985 1985 1985 1985 Kongre (6) Kolombiya 1975 Ülke M eclis Ü yeleri Yargıçlar (1) ABD 1985 (2) İngiltere 1984 (3) Sovyetler Birliği (4) Hindistan 1984 1986 1985 (5) Avustralya Generaller (1) ABD (2) Japonya (3) İtalya (4) Avustralya Yüksek Sovyet (federal) (federal ve eyalet düzeyinde) eyalet düzeyinde ve federal yüksek. kadınlarm politik konumlannda küresel bir de­ ğişimin y o l katettiğini öne sürmüştü.6 0 0 0 Bu sayılara göre Sovyetler Birliği oldukça iyi görünüyor. kadınların polıtıkadala yer­ lerine ilişkin dünya ölçeğindeki bulgulan mükemmel bir şekilde.

burada tek bir sonucun çıkartılması gerekiyor. Bazı detaylar. Politikanın şekillendirildiği. Kate Young ve di­ ğerleri “toplumsal cinsiyeti barındıran toplumsal ilişkileri’den bah­ 40 . Kısmın ana konusu da bu yapının nasıl an­ laşılabileceğine yönelik. Gayle Rubiıı “cinsıyet/toplumsal cinsiyet sistem i’nden söz etmişti. insan pratiğinin ve toplumsal ilişkilerin düzen­ lenmiş bir alanıyla ilgileniyoruz. Gelir eşitsizliklerini. kadın ve erkeğin toplumsal konumlarına ve cinselliğin farklı biçimlerini kuşatan ilişkilere dair elde edilebilir bulguların çok küçük bir bölümünü oluşturur.. kurumların işleyişini.yer alabildiler. öne süreceğimiz argümana temel teşkil ediyor. B ölüm ’de ele alacağım. Devlet ik­ tidarının kumanda araçları hâlâ erkeklerin elinde. ger­ çek iktidarın elde tutulduğu konumlarda neredeyse hiç yoklar. konunun bazı yönlerini görmemiz açısından yararlı ama bütünü görmemizi sağlamıyorlar tam olarak. insan yaşamının o kadar Önemli bir özelliği değildir. ama yine de. Bu toplumsal olguların toplumsal olmayan nedenleri olup olmadığını ise 4. analizin ilerleyebilmesi İçin bu hipotez gerekli. neyse ki bir daha bundan söz edildiği du­ yulmadı. işbölümünü ve öteki farklı toplumsal olguları içerirler. kararların alındığı. İki varsayım veya işe yarar hipotez. yani şekilsiz bir veri yığınıyla değil toplumsal yapıyla. Kitabın genel ilgisi ve II. söz edilen bulgular sağlam ve tutarlı olduğunu gösterse de. öyle görünüyor ki büyük düzen değişmemiş. bu örüntüler kesinlikle toplum salın. Bu bulgular aracılığıyla belirgin kılınan cinsiyet ve toplumsal cinsiyet Örüntüleri.” On yıl sonra. bu diğerine göre daha iyi ama yine de “sistemin” tam olarak ne olduğu konusunda sorunlar içeriyor. Sözü edilen olgular. iktidarın dağılımını. Birinci varsayım bu bölümde sunulan olguların ‘birbirleriyle bağlantılı olduğu. Benzer örüntülerin toplumsal ya­ şamın farklı alanlarında tekrar tekrar ortaya çıktığı göz önünde bu­ lundurulacak olursa. Bu konu için uygun bir isim yok. ar­ gümanın sonraki aşamaları için yararlı olacak belki. 1970lerin ortalarında Amerika’da düzenlenen bir konferansta tamamen yeni bir toplumsal cinsiyet bilimi icat edilmeye kalkışılmış ve buna “dimorfi” adı verilmişti. “Cinsel politika” ve “ata­ erkillik” gibi terimler.

Delia önceden tahmin' ettiği gibi onaltı yaşında okulu bırakarak bir işe girmişti. Birkaç yıl sonra olayların gelişimini izleyip bir sonuca ulâşmak için D elia’nın okuduğu okula tekrar gittiğimizde işlerin na­ sıl değiştiğini öğrendik. İkinci varsayım ise. ama sonuçlann tek bir olayın ötesine geçtiğini bilmek de o denli önem taşır. hem söz konusu yapıların oluşturduğu koşullarca kısıtlanırlar hem de bu koşullara karşılık vermek zorundadırlar. bir yaşam çizgi­ sinin tüm ayrıntılarıyla ele alınması gerçekten önemlidir. birbirleriyle temelden ve bütünü oluşturucu bir biçimde bağlantılı ol­ duğudur. psikanalitik ve diğer kanıtların ele alınması açısından temel düzeyde kalmaktadır. ama yiîıe de kullanışsız bir ifade biçimi. Kısmında da tartışacağımız gibi. Ama. yönteme ilişkin bu temel husus yüzünden yaptım. Çoğu insan için bu örüntüleri tpplumsal olarak görmek bile kor­ kutucu oluyor. teoride soyut bir nokta olmakla beraber bir yandan da “so­ mut” bir gerçekliktir. Onlarla yaptığımız mülakatlar sayesinde geliştirdiğimiz kişisel yaşam yaklaşımımız. O nedenle bu aşamada Prince’leri bir kenara bırakarak başka kaynaklara yöneleceğim. Toplumsal cinsiyet ilişkileri alanını tartışmamızın odağına ge­ tirmek zordu. Ana babası onun bu isteğini biliyor ve eğitim masrafını karşılamayı gönülden istiyorlardı ki bu onlar için hiç de önemsiz bir konu de­ ğildi. bu bölümde tartışılan olgunun iki “düze­ y in in . Bu bölümü bir örnek olay incelem esiyle açtım ama bunu istatistiksel verileri somutlaştırma kaygısıyla de­ ğil. Delia bize veteriner olmak istediğini söylemişti. Büyük ölçekli toplumsal cinsiyet ilişkileri de tıpkı Delia Prince ve ailesi­ nin girdiği türden pratiklerce oluşturulur. İşin içine güçlü duygular karışıyor. Kitabın III. kişisel yaşam ve kolektif toplumsal düzenlemelerin. Veteriner olamamıştı ama ve­ teriner hemşiresi olmuştu. hâlâ da öyle. Hem cinsiyete dayalı ge­ nel işbölümü açısından hem de ana-babasma Özgü evlilik öyküsü açısından kayda değer bir işti bu.mt sediyorlardı.bu pratikler serbest­ çe var olamazlar. Bu. konuyu eksiksiz olarak ifade eden terim bu. “Toplumsal cinsiyet ilişkileri” man­ tıklı bir kısaltma ve tüm alanı belirtmek için bunu kullanacağım. Delia ile ilgili son bir nokta buna açıklık ka­ zandıracak. Örüntülerin “doğal” olduğunu ve bu nedenle kişinin 41 . tarihsel. Birini teorileştirmeksizin öbürünün teorileştirilmesi hiç­ bir şey ifade etmiyor.

Sınıf. erkek şiddetini ve bun un ardındayatan erkeklik. feminizm. Küresel düzey­ deki ^silahlanma yarışı ve yaygın çevre yıkımı göz önüne alındıgında.1 | | . erkeklere kaynak sağlıyorlar. Bununla beraber. Geniş bir alan açıldı ve mevcut teori ile pratiğin bu alanın ışığında yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Büyük felsefe ve toplum analizi sistemleri.kalıpl armı pekiştiriyor. Üçüncü Dünya ülkelerine yönelik yardım programları.kadınlığının veya erkekliğinin her tür meydan okumaya karşı bir kanıt olduğunu düşünmek insanlara rahatlatıcı geliyor. eşcinsel özgürleşme hareketi ve bunların etkisiyle başlayan araştırma artık göz ardı edilemeyecek bir noktayı ortaya çıkardı. Toplumşaücinsiyet sorunlarını göz ardı eden endüstriyel ve milliyetçi militanlık. sanki toplumsal cinsiyet konuyla ilişkili değilmiş gibi ele alan düşünce alışkanlığının m o­ dası artık geçmiştir. r i 42 ■i'r i . hatta bu tarz bir düşünüş tehlikelidir de. insanların hayatta kalma sorunu. Batılı en­ telektüeller genellikle bu baştan savmaya yardımcı oldular. Şurası gerçek ki toplumsal cinsiyete ilişkin olgular durdukları yerde du­ ruyor. ırk ya da küresel Kuzey-Güney ilişkilerini. Uzlaşımsal politika da aynı ölçüde bir ' katılıkla “kadınlarla ilgili konuları” marjinalleştiriyor. te­ melde toplumsal cinsiyeti göz ardı ederek aslında kadınlardan çok . Tornacılıktan Marksizm aracılığıyla işlevselcilik ve sistemler teorisine değin hepsi kendi j dönemlerinin toplumsal cinsiyet düzenlemelerini fazlasıyla do­ ğalmışçasına kabul ettiler. toplumsal cinsiyetin önemli bir rol üstlendiği toplumsal güçler oyununu anlamamızı g e­ rektirmektedir.

30-33). 178. Aile içi şiddet istatistikleri: ABD. “Tipik kızlar” klişesiyle tanımlanmanın ne kadar kolay olduğu ko­ nusunda bkz. (1985). Newland’in (1980). 460-465. s. The R ole o fW o m e n in the Economy. Hiçbir geliri olmayanlara ilişkin düzenlemeler. 171.0. EMEK PİYASASI VE FİNANS (s. 192. s. s. Latin Amerikalı ve Karayıpli Kadınlar Kolektifi (1980).0. s. Eği­ tim ve toplumsal cinsiyet odaklı iki çalışmaya da ayrıca bkz.4 tab­ lolarından. Okuryazar olmama ve (yeniden hesaplanmış) yüksek öğrenime ilişkin veriler UNESCO Statistical Yearbook. (1980). Sociaî Indicators. KAMUSAL DÜNYA: GELİR VE SERVET (s.N otlar GİRİŞ . 4.3 ve 1. Kadın Bürosu Raporu. ŞİDDET SUÇLARI (s. İskoçya. buradaki emek piyasasındaki ayrımcılığın değerlendir­ mesi için bkz. s. Griffin (1985) Typicai G iriş . EĞİTİM. 1 s. AvustralyalIların kazançları ve uğraşlarına ilişkin istatistikler *şu kaynaklardan: Avustralya İstatistik Bürosu (bundan sonra AİB) Ka­ talog no. 182’de özetlenmiştir. Dünya Bankası W orld Tables. 15 yaş üzeri erkek ve kadınlara ait 1981 sayım sonuçlarına dayalıdır. Connell. s. 214. (1980). C ensus Sum m ary C haracteristics o fP e rso n s and D w ellin g s. Parasal ay­ rımcılıkla ilgili bilgiler için bkz. s. (s. 4-5. 71 ve AİB Katalog no. 28-30). AİB katalog no. 2443. 33-38). 42.: Connell vd. s. ERGENLİK ÇAĞINDA BİR GENÇ KIZ VE AİLEŞİ (s.0. Niland (1983) veA u stra lia n 4 Şubat 1983. 1968-72 dilimine ait sayıları içeren Latin Amerika çalışması. (1984). 22-33. Uluslararası bilgiler ve alıntılar. Avustralya’daki mesleki ayrımcılık verileri Social J n d ic a to rs. Bu çalışma. ILO’nun araştırması W omen at W ork. (1984) 1. (1981) ile Kessler vd. 4101. Straus (1978). (1981). dünya ölçeğinde cinsel İşbölümüne mükemmel bir kısa girişi var. Dobash ve Dobash (1979). 4 (1984).( 1983). İşgücüne ka­ tılım istatistikleri. s. OECD yayını Wom'en and E m ploym ent . Kessler ve Dowşett’ta (1982) anlatılan araştırmada yer alan bazı mülakatlara dayanarak yapıldı. 213. 21). her bir ülke için değişik yıllardan derlenmiştir. 4-5’te özetlenmiştir. 446. 22-28). 6101. Polis karakolu verileri. Ashenden. YGG Aile içi 43 . Doğu Avrupa’ya ilişkin veriler Molyneux’den (1981) alıntılanmış tır. Labour Sîatistics (1978).

Stille (1986). Statistical A bstracta ö f the U nited States (1985). İngiltere. ü iü ü t Mî : Ü V I if HOMOFOBİ (s. 1985). 273’ten alınmıştır. 4505. ABD. Bu rapor ve Scutt (1983) Avust­ ralya’ya ait dağınık bulgulan başarıyla bir araya getiriyor. im. POLİS. Sovyetler Birliği. Chapkis (1984). Statistical A b stra ct (1980. 45. B ody Politic. 105 (1984). (1984).1979). kadınların politik sisteme katılımları konusunda bulunmaz bir kaynak için bkz. Heron House B ook o f N um bers (Londra. 3303. 94 (1983). YGG Suç İstatistikleri ve Araştırma Bürosu’nun cinayetler üzerine uzun süreli araştırması için bkz.. YGG Ayrımcılık Karşıtı Kurul ta­ rafından hazırlanan dildcate değer^ ^ (1982) belgelenmiştir. 35-37). alıntı s. ABD.0. Statistical A bstract . 4505. Year B o o k A ustralia (1985). Year B o o k A ustralia (1984). AİB Katalog no. . s. R eport (1981). 1983'. Karıada’daki saldırılar için bkz. 88.0 Crİme Victims Survey. RESMİ MAKAM SAHİPLERİ (s. 323. Ordu ile ilgili rakamlar: Avustralya.H igh C rim inal Courts. Hindistan. 221. AİB Katalog no. s. Perchenok (1985). AİB Katalog no. Merkezi Enformasyon Bürosu. Ja­ ponya ve İtalya büyükelçiliklerinden gelen mektuplar. ABD’ye ait rakamlar için bkz. s. (10 Kasım 1984). Avustralya’daki cinsel saldırılar.Şiddet Görev Grubu. P relim inary (1984). s. ORDU (s. s. Federal Mahkeme Ki­ taplığı. 1983. ABD. W omen in B rita in . 117 (1985). Cezaevleri üzerine uluslararası kar­ şılaştırma için bkz. Nevv York’taki dövme olayı ve diğer tacizler Rosen (1980-81) tarafından belgelenmiştir. Tanımları sınırlı da olsa. Avustralya ile ilgili rakamlar için bkz. Pelham Books. 37-39). S ta t istical A bstract o f the US (1980. Saver (1985). Suç İstatistikleri ve Araştırma Bürosu (1978/9). 10.0 Causes o fD e a th (1983). N SW . Wallace (1986). 263. (1980). 1985). polis örgü­ tünün Eşcinsel İlişkiler Birimi tarafından rapor edilmiştir (YGG Polisi Halkla İlişkiler Bürosu yayım). Cinayet ve saldırılar: AİB Katalog no. CEZAEVLERİ. (1984). Tecavüz is­ tatistikleri: Avustralya. 33. s. 38-39). NATO. 4502. S o cial İndicators. s. 44 . Eşcinsel Acil Arama Hattı aracılığıyla 19-21 Temmuz 1985 tarihleri arasında düzenlenen soruşturma. 375. Mahkeme dosyalanyla ilgili Sydney ve YGG istatistiklerinin kaynağı. Eşcinsellere yönelik baskı örüntüsü. Hacker (1983) ve Congressional Q uarterly W eekly Report.1. Veri sağlanan diğer kaynaklar şöyle: Avustralya. Nevriand (1975). A ustralia. 33-37.

Birinci Kısım Toplumsal cinsiyetin teorileştirilmesi .

.. 'jM " ıJi® i:üıv v . ■ m \.!!'..t*J'J!'!’■ K'iî'V'.

Yine de toplum te­ orisinin ilkesel olarak asla boşlukta var olamayacağı gerekçesiyle bir tür tarihsel çerçeveye ihtiyaç duyuyoruz. Bölüm ’de sözü edilen olguların anlaşılması yönünde yaygın olarak kabul edilen hiçbir çerçeve yok. Çünkü toplum te47 . bu farklı yaklaşımları ele alarak bunlardan. Kendi başına oldukça büyük bir girişim bu.n Çağdaş teorinin tarihsel kökleri “SSŞŞf1 1. Ama bu bölümün ana fikrinin eksiksiz bir düşünceler tarihi oluşturduğu söylenemez. bu yaklaşımların nereden geldiklerini ve bugünkü bi­ çimlerini nasıl aldıklarını araştırmak olacak. İlk adım. top* lumsal cinsiyetin anlaşılmasına ilişkin sistematik bir temel ortaya çıkarmak olacak. Dolayısıyla önümüzdeki üç bölümün hedefi. Bu olguları incelemenin birbiriyle bağdaşmayan çeşitli yolları var.

Batı’mn yaratmış olduğu herhangi bir şey kadar in­ celikli ve teferruatlı olabilir. belli bir bağlamı olan bir pratik olarak görülmesi ve de­ ğerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. te­ ologların ve düşünürlerin cinsiyet hakkındaki tartışmaları da. bildiğim ka­ darıyla Batı icadıdır ve kesinlikle modern buluşlardır. Hint erotizmi ve Çin aile kurallarının gösterdiği gibi. birbiriyle çatışan yükümlülüklerin yarattığı ikilemdi. Sözgelim i. kadınlar ve Tanrı arasındaki ahlâki ilişkilerle ilgili bir tartışmanın konuları olarak sunuluyordu. DÜNYEVİ AHLÂK ^Toplumsal cinsiyete dair toplum bilimsel teoriler. Yine de bu öykülerin kaynağı. çoğunlukla “aşkın doğası”na dair bir meraktan çok. Ancak bunlar farklı tipte kültürel olu­ şumlardır. Ama bu tür bir çerçevenin ille de kısıtlayıcı ol­ ması gerekmez. sözünü ettiğimiz bu yak­ laşım biçimleri. daha en baştan. Öbür uy­ garlıkların. Tristan ile Isolde’nin aşkından. Hâkim konumdaki toplumsal cinsiyet düzenlemelerinin ahlâki açıdan onaylanışı ve (özellikle.orisinin. ne yap­ maları gerektiğini şart koşmayı amaçlamıştı. Tanrı’nın kadınlara ve er­ keklere izlemeleri için bir yol öngördüğü yönündeki inanışın çürütülmesiyle yaşandı. Bu çerçevedeki ilk büyük değişiklik. A. Avrupa kültürünün bir parçası olmamıştır. Biyolojik ve toplumsal cinsiyet. Dante’nin ka­ leminden çıkan Paolo ile Francesca’nın öyküsüne veya Shakespeare’in Romeo ve Jülyet’ine dek pek çpk yerde “hüsrana uğrayan aşk” temaları bunu kanıtlıyor. ama bu sefer dünyevileşmiş şekliyle çıkar karşımıza. insan cinselliğine ve cinsiyetler arası ilişkilere ken­ dilerine özgü yaklaşım biçimleri vardır. şekilde. Ayrıca bu bakış açısı. Böyle bir çerçeve içinde kalarak ihtirasın kar­ maşıklıklarını fark edip büyük bir incelikle ele almak mümkün olabilir pekâlâ. Benzer.'. in­ sanların niçin başka bir şey yaptıklarını ele almaktan çok. yeni icat edilmiş bir yazınsal tür olan romanda karşılaşılan) kuralları çiğneyen insanların ya48 . Aynı temaya. Ortaçağ ve Re­ form asy on aydınlarının yazılarında genellikle erkekler. Aydınlanma çağı entelek­ tüellerinde de rastlarız.

sınıf bağlamında ol­ duğu kadar cinsel alanda da meşruiyetçiydi. kadınların yurttaşlığına dair herhangi bir itiraz nedeni bulmak giderek güçleşiyordu. top­ lumsal cinsiyete ilişkin ahlâki argümanın dünyevileşmesi yürür­ lükte kaldı. Daha önce Tann’nm işgal . bir eşit haklar öğretisine. Fransız D evrim i’nin şoku. Mary Wollstonecraft’ın V in d ic a tio n o f th e R ig h ts o f W o m e n \ (Kadın Haklarının Savunusu). Li­ beral ve faydacı çerçevede. şayet Wollstonecraft ve Sade’dan haberdar ol­ salardı onlara karşı düşmanca bir tavır takınırlardı. hangi koşullar altında ve hangi sınırlar içinde olursa olsun.n. uzlaşımsal cinsel ahlâkın J u s tin e ’de Marquis de Sade tarafından daha şiddetli bir şekilde yerilişine de tanık oldu. Ondokuzuncu yüzyıl aydınlarının çoğu. Marquis de Sade. bir yurttaşlık hakkı talebine dönüştü. aralarında feminizm ve liberterliğin ilk bi­ çimlerinin de yer aldığı epeyce geniş bir toplumsal tavırlar sil­ silesini onaylayabilirdi.şamlanna ilişkin dram hakkında bir tartışma söz konusudur. bu tartışmayı ansızın radikal bir yöne çevirdik1791-1792 yılları arasında hem. “erkek haklaıT’nın* hemen ardından “kadın haklaıT’na ilişkin kesin bildiriler yayımlandı. (y.h. aynı. hakkın kadınlara da ta* "Rights of m an” . Türkçe'de de "adam ” kelim esi aynı şekilde dü­ şünülebilir. anıtsal J u l i e t t e ’tz daha da ileri gitti. ettiği yere Toplum’u koyan dünyevi bir ahlâkçılık çerçevesi. Fransa’da hem İngiltere’de. tarihsel o larak d a "insan. T h e S u b je c tio n o fW o m e r C da (Kadınlara Hükmedilmesi) “oy kul­ lanma hakkı erkeklere tanındığıma göre. Liberalizmin yükselişiyle de. m ülk sahibi olsun olm asın bütün sınıflardan erkeklerin eşit haklara kavuşm ası anlayışı tem elinde ortaya çıkm ıştır. kadınların ahlâki karakterinin içinde bu­ lundukları baskıcı koşullar tarafından çarpıtıldığını ısrarla vurgu­ luyordu.) F4ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 49 .h aklan ” değil “erkek hakları" olarak. Aynı tarihsel uğrak. Fransız Devrim i’ne yönelik tepki. 1848’de A B D ’de Seneca Falls kongresiyle birlikte kadınların önemli çaptaki ilk politik se­ ferberliği başladığındaysa. H addizatında "rights of m an” . İngilizce konuşan okuyucuların en iyi bildiği metin. başka birçok dilde olduğu gibi İngilizce'de de "e rke k” ve "İnsan” için aynı kelim e kutlanılır. Bunlar a~ rasında. Bunlar uzun bir süre cinsel radikalizmin en büyük başarıları olarak kaldı. insan iradesi tanrısal adaletin ta­ mamen yerini aldığında mümkün olabilen sefih bir cinselliği keşfetmek amacıyla. N e var İd. işte bu öğreti üzerinde odaklandı. John Stuart Mili.

eski çerçeveleri de o denli beraberinde taşır. Ama yeni bir gelişim n e ' denli radikal olursa. ancak dinle sıkı bağlar için­ deyken. Utah. Toplumsal cinsiyete İlişkin düşünceler tarılıı ustaca tanımlanmış evrelerin art arda sıralanışı olmaktan çok uzaktır. dinsel ahlâkçılığın varlığını koruduğunun inkarı anlamına gelmez. Şayet kadınların tabi kılınması. mülkiyet ve eğitimden yararlanma konularında resmi veya hukuki haklarım kullanmaktan yoksun bırakılma biçimlerinin en kötülerini araştırıp bulmuş. Ondokuzuncu yüz­ yıl Kuzey Amerika feminizminin. özellikle de Alkol Karşıtı Hıristiyan Kadınlar Derneği (WCTU) adı altında kitlesel bir harekete dönüşmüş olduğu gerçeği oldukça şaşırtıcıdır. 1920’li yıllarla birlikte bu ülkelerdeki kadınlar. F Bir anlamda bu . B öylece hakar öğretisinin mantıksal sonucu. en­ düstri merkezi ülkelerde yol almaya devam etti. doğal ya da adil değilse nasıl ortaya çıkmıştı? Nasıl mu­ hafaza edilmişti? Bunlar artık etile olmaktan çok ampirik sorunlardır . kökten-dinci ^otestanlık ile nasıl yalandan bağlantılı olduğu da aynı ölçüde şaşırtıcıdır. Colorado.-4^Çininizm ve eşcinsel kurtuluş hareketine yönelik tepkinin. îdaho) beyaz kadınlar.hatta dünyevi bir ahlâkçılık çerçevesinde doğrudan doğruya toplum ile ilgili ampirik sorunlar olarak görülürler. Artık eşitlikten yana mantıksal so­ nuçlara yanlıyordu. Kuzey Amerika ve öteki yeni kolonilerde fe­ minist seferberliği körükledi. bunlara sal­ dırmış ve çoğunlukla da karşı gelmişlerdi. 1970’lerin sonlarında yine p Ş P . Avrupa. argüman açısından sonucu belirleyen bir değişikliği işaret ediyordu. argümanın alanında temel bir yeYaPllanmaya tanık oldu ve ondokuzuncu yüzyılın sonuna get dİ^ d t ^ nci bir yeniden yapılanma ivm e kazandı. eşit oy kallanma hakkına sahip oldular ve oy kullanma hakkı mücadelesi.ılınmamasını haklı çıkaracak en ufak bir neden yoktur” diye yaz­ dığında kullandığı ifade tarzı. toplumsal cinsiyete dair bir top­ lum teonsı olmuştur. WolIstonecraft. Yüzyılın dönümünde kapitalist dünyanın sınır­ larındaki bazı yeni kolonilerde (W yoming. Eşit haklar ■ öğretisi. “Dünyevi bir ahlâkçılıksan söz edilmesi. . Bununla birlikte Aydınlanma.daha en baştan itibaren açıktı. Güney Avustralya. Öte yandan. özellikle oy kullanma. O sıralarda eşit haklar kavramı da farklı tipte bir soruna yönelmişti. Yeni Zelanda.

Kadınların karakterini geniş anlamda eğitimle ilişkilendirmiş ve hem kadınların karakterinin hem de eğitimin yenilenmesini önermişti. ev yaşamının er­ demlerine ve çocuk büyütmeye ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor­ lardı. be­ lirli bir tarihsel yörüngeye sahip bir toplumsal sistem olarak şekillendiriyordu. kadın ve erkeklerin yapması gereken doğru işler ve onların heteroseksüel yazgıları hakkındalti oldukça uzlaşımsal görüşlerle bir arada var olabilirdi. Bu doğrultuda. Radikal eşit haklar öğretileri. Bu düşünüş tarzı. “kadın” ve “erkek” k a ­ te g o r ile r in in doğallığı. Robert Owen gibi ilk sos­ yalistler de aynı anlayıştan yola çıkarak kadınların ve erkeklerin karakterlerinin baskıcı koşullar tarafından nasıl çarpıtıldığına dik­ kat çekmiş v e ekonomik reform kadar eğitim reformuna da ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşmışlardı. kurmuş olduğu bu bağlantı üzerinde temellenmiyordu.. ilk ve son kez. Ama önemini korumayı başardı. tıpkı o kuşağın tüm reformcularının yaptığı gibi sor­ gulam aksam kabul etmekte direttiği şey. hatta aslında uzlaşımsal kadm ve erkek sıfatlarıydı. cinsiyet eşitlikçiliğini ön plana çıkafan bir düşünüş tarzı hâkim olmuştu. “gerçek ka­ dınlık”. Ondokuzuncu yüzyıl başlarının Ütopyacı sosyalist hareketine. ama çalışmasının ana fikri.zamanının çoğunu kadınların ahlâkı karakterinin nasıl biçimlen­ diğini sorgulamakla geçirmişti. August Bebel ve Friedrich Engels’in yazıları aracılığıyla ana akım sos­ yalist geleneğin parçasıjıaline. Engels. toplumsal cinsiyetin yörüngesini sınıf dinamiklerine bağlıyordu. Argüman. Engels’in. toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki farklılıkları uzak geçmişte. Bölüm). geldi. çünkü erkekler ve kadınlar arası ilişkiler düşüncesini. anaokulu hareketi ve bebek sağlığı. E ngels’in ünlü kitabı A ile n in . 7. Kadınların oy hakkı için kampanyalar düzenleyenler. yüzyılın dönümünde sürekli olarak kamusal alanın kadınların doğal sıfatları olan ahlâki yücelmeye. Ö ze l M ü lk iy e tin ve D e v le tin K ö k e n i tarihyazımmın modası geçerken kaleme alınmış ve kısa bir süre sonra sahnede kendisinin yerini alacak olan etnogTafiye da­ yanmıştı (Bkz. rahatlıkla. Bu yaklaşım Engels’de Mor­ gan (E sk i T o p h tm ) ve Rachofen [D a s M u tte r r e c h t (Analık Hu­ kuku)] gibi teorisyenlerce inşa edilen akrabalığın kurgusal tarihiyle buluştu. bilinen tarihte ve ümit bağlanan ge­ lecekte sahneliyordu. annelik 51 .

transvestitlik ve homoerotizmden. Evrimci biyoloji. ama daha sonra pek çok genişletilmiş baskısı piyasaya çıktı). evrimci biyolojiydi. Bu kitap.) 52 . cinsiyet konusunu te­ ologların ve ahlâkçıların elinden alarak farklı türlerin davranışla­ rının gözlemlenmesi ve karşılaştırılması sorununa dönüştürdü. Tıp ve adli tıp hasta kayıtları. Öjenik* ev ekonomisi eğitimi ve fakirlere maddi manevi yardım kampanyalarına katılmak üst-sınıf feminizmi için çok kolay olmuştu. çeşitli yakalardan karşı çıkıldı. Bu gelişmelerin tartışma alanındaki bilimsel etkisi. doğal bir fenomen olarak insan cinselliği bi­ çimlerinin keşfedilmesine yönelik temelleri attı. Darwinizmin yan ürünlerinden biri. B i­ yologlar daha da ileri gidip cinsiyetin sonuçta niçin varolduğu so­ rusuyla ilgilenmeye başladılar ve giderek cinsel üremenin sağladığı evrimsel avantajlara ilişkin bir açıklama geliştirdiler. Bunlardan biri. her ne kadar. süren “çıplak may­ mun” iddiası olsa bile. daha Önce Türlerin K ö k en in de vur­ guladığı “doğal ayıklanma” görüşünün yanında bu kez de bir evrim mekanizması olarak “cinsel ayıklanma” nosyonunun açıklamasını katmıştı. 1874’te İnsanın Tü­ rey işin d e Charles Darwiıı. Bu çalışmaların ilk ürünü. kullandığı yalın üslupla. Krafft-Ebing’in Psychopathia Sexualis (Cinselliğin Psi­ kopatolojisi) adlı kitabıydı (kitabın ilk baskısı 1886’da ya­ yımlanmıştı. yalnızca cinsel davranışa ilişkin açıklamalar getirerek bile bu Örüntülerin açıklanması gerektiği. B İL İM V E R A D İK A L İZ M N e var ki bu doğallık varsayımlarına.n.eğitimi merkezleri. (ç. erkeklerin kadınlar üzerindeki üstünlüğünün bir evrim yasası olduğunu ö n e. dışkı yeme ve kırbaçlanmaktan zevk almaya kadar birçok “dejenerasyon” bi­ * Bitki ve hayvan ırklarının ıslahıyla uğraşan genetik dali. bunun etkisi uzun vadede ataerkilliği te­ dirgin ediyordu. cinsellik ve toplumsal cinsiyetle ilgilenen doktorların ortaya çıkması ve daha sonra “seksoloji” olarak adlandırılacak olan yarı tıbbi bir uz­ manlığın yaratılmasıyla birlikte daha da derinleşti. Darwin. ya­ ni bunların bir şekilde sorunlu oldukları görüşünü yerleştirmeyi ba­ şardı. B .

Pek çok kişinin tersine Freud’un. Psikanalitik yaşam Öyküsü. her iki cinsin karakterinin de doğal olarak be­ lirlendiği görüşünü çürüttü. Bu. Freud. düşünce tarihindeki önemi. duygusal yaşam ve insan gelişim i hakkında yeni bilgi yığınları üreten ve analiz birimi olarak türler.ama yönteminin mantığı. yani “psikanaliz’i bulmasından kaynaklanır. 1897’de piyasaya çıktı. beden vçya sendrom yerine ya§am öyküsü üzerinde odaklanmaya yönelen bir araştırma yöntemini. kaçınılmaz"olarak toplumsala doğru yöneldi. cinsellik temasını popülerleştirmesinden kaynaklanmaz. ilişkilerin ayrıntılarına. kısacası duygusal gelişmenin toplumsal bağlamına dikkat göste­ rilmesini gerektirdi! B öylece psikanaliz. ondokuzuncu yüzyıl sonlarında dışlanmış bir grup olarak “eşcinsellerin” toplumsal ta53 . Keza. Freud’un insan duygularında "biseksüelliğin” baskın olduğunu vurgulaması ve ısrarla duygusal ya­ şamın içerdiği çatışmaların önemine dikkat çekmesi tümüyle yerleşik bir cinsel karakter örüntüsünün bulunmasını güçleştirdi. Onun asıl önemi. Biseksüellik kavramı. Freud’un eşcinsel çekimi anlamaya yönelik araçlarından biriydi sadece. Ama bu düşünce a-' kiminin merkezinde yer alan kişi hiç kuşkusuz Sigmund Freud’du. kadınlık ve erkekliğin top­ lumsal süreçler tarafından oluşturulmuş psikolojik biçimler olarak kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde açıklanmasını sağladı. “Oİdipus kompleksi” analizlerinde daha da ileri giderek duygu örüntülerinin kişinin yetişkinlik döneminde nasıl gelişim çatışmalarının çözülmesi olarak kavranabildiklerini ve farklı ço­ cukluk hallerinin duygusal yaşamın her yönünü kuşatıp yeniden bi­ çimlendirmesinin nasıl mümkün olduğunu gösterdi. E llis’in daha sonra ya­ yımlanacak Studies in the Psychology o f Sex (Cinselliğin Psikolo­ jisi Üzerine Çalışmalar) adlı kitabının birinci cildi Sexual Inversion (Cinsel Altüst Oluş). aslında psikolojiye biyolojik açıklamalar bulma umuduna sıkıca sarılm ıştı. İroniktir ki Freud’un amacı bu değildi —o. Bunun ardından Havelock Ellis konuya daha sıcak yaklaşan cinsel farklılaşma antropolojisini geliştirdi. ailelerin şekillerine. Freud’un özellikle Cinsiyet Teorisi Üzerine Üç Denem e'de Öne sürdüğü argümanlar.çimini insanları dehşete düşüren bir çarpıcılıkla sınıflandırıyordu. her şeyi biyoloji veya zıt kutupların çekimi üzerinde temellendiren toplumsal cinsiyet açıklamaları için Önemli bir sorundu.

Bunun dolaysız sonucu. politik bir ra­ dikal değil bir tür liberterdi. daha sonra da yüzyıl ortasında sosyalist teorisyenlerçe ortaya atılan konular. Çalışan kadınların kendi sendikalarını kurma girişimleri. Zaten Freud’un ardılları için kesinlikle böyle oldu. kısmen patoloji olarak eş­ cinsel davranışa ilişirin tıbbi tanımlamalarla.ı y j nımı keskinleşirken çarpıcılığı giderek artan bir “sorun”du da. Politik açıdan savünmacı bir görüştü ve eşcinsellerin ahlâki açıdan dejenere olmuş insanlar olarak ilan edilmelerine gös­ terilen bir tepiriydi.sorgusuz sualsiz doğru kabul edilişini sorgulayan seslere eklendi. ama eşcinsel tercih için fizyolojik bir temel varsayması nedeniyle artık bu yaklaşımın yanlışlığı kabul edilebilir. bir yandan bilimsel seksolojiyle. erkeklerin sen­ dikalaşması sırasında karşılaşılmayan engellere takıldı. Freud’un yöne­ limine ters düşüyordu. Hirschfeld’in B i­ lim sel Hümaniter Komitesi bu karışımı güzel bir şekilde ifade ediyordu. Freud’un hem psikoseksüel gelişim analizi hem de tıbbi tedavileri. herkesin bildiği gibi. Bu. * Yüzyılın ilk bölümünde Ütopyacı kolonilerce. 1 Freud.ve 1890’lardan i. kısmen de bizzat eş­ cinsel insanların politik ve kültürel tepkileriyle söz konusu olmuştu. sonuçta uzlaşımsal aile ve özellikle de uzlaşımsal aile içinde sahnelenen işbölümü daha çok radikaller arasında sorgulanıyordu. kısmen eşcinselliği yeni bir suç olarak ilan etmekle (bunun ilk kur­ banlarından biri de Oscar W ilde’dı). ünlü yazarlar. ataerkil sta­ tükonun savunusuna dönüşebilirdi. tibaren de Magnus Hirschfeld gibi daha. Bu. Bu anlamda. kısmen erkeklerin bu girişimlere doğrudan karşı koyuşuyla bağlantılıydı: Erkeklerin yönetimindeki sendikalar. 1880’lerin ve 1890’lann “yeni sendikacılığı” bağlamında “va­ sıfsız” işçilerin sendikalaşmasıyla fazladan güç kazandı. “üçüncü cinsiyet” görüşünü vur­ gulayan. ikili cinsiyet kategorilerinin . yirminci yüzyılın başlarında eşcinsel arzunun ömür boyu kalıcı olduğunun tek açıklaması olarak belirli bir güce sahipti. Yine de bu görüş. Freud’un kendisi. özellikle de psikanalizin 1930’larda Kuzey Amerika’ya göç etmesinden sonra. Bu. bir toplumsal yapı teorisinden yoksundm Eğer uzlaşımsal aile veri kabul edilseydi. bir yandan da toplumsal tutumları ve yasaları liberalleştirme hareketiyle dirsek teması kurdular. kadınları üye olarak aralarına 54 . doğacı bir eşcinsellik teorisi oldu. 1860’lar ve 1870’îerde Kari U lrichs.

çocuk bakımı ve ev işlerinin pratik toplumsallaşma bi­ çimleri olarak ortak çocuk bakımını. Bir somaki kuşakta ana gelişmeler daha çok akademik oldu. kadınların genellikle hizmetçilik. Aynı zamanda. sosyalist konferanslara musallat olan. Çlara^Zetkin gibi. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Almanya.'' gıda ve giyim sektörlerinde istihdam edildiği özel ücretli iş tip­ leriyle ve kendi evlerinde çalışmaları için kocalan ve öteki akrabalannca üzerlerine yüklenen taleplerle bağlantılıydı.almayacaklardı.. yeni psikoloji ve sosyoloji bilim55 . Ama varlığını koruyamadı. toplumsal cinsiyete ilişkin bu tartışmalardan kaynaklanan pratik zorunluluğun kökünü ku­ ruttu. halka açık çamaşırhaneleri. teorik bir atağa kalkmıştı. Politikadaki ‘^kadm__sorunu”. üstelik bunu. böylece bunu örgütleme çalışmalarına başladılar. C. Sosyalist kadınlar. cinsiyete dayalı işbölümünün değiştirile­ bileceğini varsayıyorlardı. sosyalist feministler öl­ müştür. Bugün “cinsiyete dayalı işbölümü” olarak adlandırdığımız şeyi. analiz ve açM am â gündemine oturtmayr bâpran. sabit fikirli istenmeyen kimseler listesine sandalettiler. Stalinizmle bildikte Sovyetler Bir­ liğ in d e ve 1920’lerden sonra da B atid a sosyalizmin dondurulma­ sıyla bu politikalar tamamen marjinalleştiler. komünal yaşam düzenlemelerini ve cemaat denetimi altında bu­ lunan bir eğitim sistemini keşfetmeye başladı.) Bu­ nunla beraber sosyalist feminizm. ABD ve başka ülkelerde sosyalist partilerde güçlü kadın hareketleri ortaya çıktı. işçi sınıfından kadırilanA^^lme^rkonusühü ele almak üzere sosyalist. Bu hareketlerin baskısıyla işçi sınıfı örgütleri. tıpkı Darwin ve seksologların cinsellik so­ rununu gündeme getirmeleri kadar sağlam bir şekilde yapmışlardır. düşühce vV pr arikleriıf yeniden düşü nülmesi gerektiğini öne sürdü­ ler. CİNSİYET ROLLERİ YE SENTEZLER 1920’lerde radikal çıkışın inişe geçmesi.. 1937 yılına gelindiğinde George Orwell. (Öyle ki. nüdistler ve vejetaryenlerle birlikte ‘‘feministleri” de dahil edebiliyordu. biraz çekine­ rek de olsa. Hatta Aleksandra Kolontay’m ısrarıyla bu kısa bir süre için Sovyetler Birliği’nde devrimci hükümetin politikası bile oldu. sosyalist harekette yer alan kadınlar.

kadınların kültürel olarak marjinalleşmesi fikrini ge­ liştirdi. kayda değer bir yaklaşımdı. 1950’lerin başındaysa. sapkınların iyileştirilmesinin pratik açıdan gerekçelendirilmesini ve bir bütün olarak “sosyal yardım meslekleri”nin teorik açıdan haklı çıkarılmalarını mümkün kılarak marnlamayacak ölçüde etkili oldu. psikoterapi ve sosyal yardım hiz­ metleriyle aynı noktaya yönelm eye başladı. stan­ dartlaştırılmış bir davramş ve kişilik testleri teknolojisiyle kesişti. Jessie Taft. çünkü toplumsal cinsiyete dair toplum analizinin merkezine iktidarı ve dışlanmayı yerleştiri­ yordu. Mirra Komarovsky ve Talcott Parsons gibi Amerikan sosyologları. Bir araştırma silsilesi. “erkek rolü” ve “kadın rolü” terimleri yaygın olarak kullanılıyordu. Bu görüşler. nitelik açısından son derece değişken yönler almış ol­ makla beraber.. “Cinsiyet rolü” o zamandan beri akademik düşüncenin merkezi ka­ tegorisi olarak kaldı./j X? j /terinden bir yanıt ortaya çıkarmıştı bile. önce Öğrenilen sonra da sahnelenen bir senaryo nosyonu. Buna karşın akademik düşüncenin ana çizgisi. 1940’lara gelindiğinde “cinsiyet rolü”. 1930’larda “toplumsal rol” kavramının ortaya atılmasıyla birlikte başka bir yöne saptı. 56 . Böylece erkeklik ve kadınlığa (E/K) ilişkin test ölçekleri geliştirildi ve toplumsal cinsiyet sapmalarının teşhis edilm esi amacıyla derhal uygulamaya koyuldu/ “Ölçeklendirilen” özelliklerin kaynaklarına bakıldığında top­ lumsal cinsiyetin ölçeklendirilmesi görünüşte yansızdı. Akademik toplum bilimleri bu soruna başka terimlerle atıfta bulunuyordu. evlilik rehberliği. rahatlıkla toplumsal cinsiyete de uygulanabilirdi. nicel açıdan giderek büyüyordu. Bu gelenek 1930’larda. kadmlar ve erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların neler olduğunu ve bunların nasıl doğduğunu sorguluyordu. “erkeklik ve kadınlığın” doğrudan doğruya psikolojik bir kişilik Özelliği olarak ölçülm esi girişimlerinde yeni. bu arada cinsiyet farklılığı literatürü de gi­ derek “rol” başlığı altında toplanıyordu. Normatif bir “cinsiyet rolü” kavramı ve bundan kaynaklanan çeşitli “sapma” örüntüleri. cinsiyet rollerine ve bunları kuşatan kültürel çelişkilere ilişkin bir işlev teorisi geliştirmişlerdi. Bireysel davramş için toplumsal olarak hazırlanmış. Hemen hemen yüzyılın dönümünde A B D ’de ağırlık kazanan “cinsiyet farklılığı” araştırması. gelişmekte olan da­ nışmanlık. bu.

Bu teorisyenlerle birlikte toplumsal cinsiyete dair toplum analizi çağdaş . Ama belki de onların ortak yönlerini daha da çarpıcı . Oidipus kompleksinin ev­ rensel olduğunu ve herhangi bir biçiminin her kültürde ortaya çıktığını öne sürüyorlardı. 1920’lerde ve 1930’larda Sex and Repression in Savage Society’de (Yaban Toplumda Cinsellik ve Baskı) Bronislaw Malinowski ve Sex an d Tempevament in Three P ri­ mi tiv e Societıes’de (Üç İlkel Toplumda Cinsellik ve Mizaç) Margaret Mead gibi yazarlar. toplumsal senaryo düşüncesini Batılılar için drama­ tikleştirdi. Hepsi de kişiliğin yaratılmasına ilişkin olarak psikanalitik bir görüş benimsemişlerdi. Üç teorisyen. :Mead’in M aîe and Fem ale’i (Erkek ve Dişi). Samoa ve Yeni G ine’deki yaşamın egzotikliği. toplumsal yapı ve cinselliğin duygusal dinamiği arasındaki bağlantıya ilişkin genel bir örnek olay ortaya koymak amacıyla kendi alan çalışmalarını sürdürdüler. bu dikkate alındığında toplumsal cinsiyetin herhangi bir yönünün doğru kabul edilmesi çok güçtü. Her ne kadar farklı terimlerle 57 ı . kılan budur. Belki de Malinowski ve M ead’in çalışmalarının en önemli etkisi. Freud’a da­ ha sadık olan. antropolojiyi yeni yönlere doğru itelemişti. düşünsel sentezler için hazırlanmaya başladı. böylece sahne. Yüzyılın ortasına gelindiğinde birtakım düşünsel akımlar aynı noktaya doğru yönelmişti. Freud ve ardılı Geza Roheim. çok farklı düşünsel programlar ve politikalar içeriyordu. dikkat çekici ölçüde benzer konuları içeren önemli çalışmalar yayımladılar. biçimini aldı. Mead ise bir bütün olarak kültürijn duygusal görünümüyle daha fazla ilgileniyordu ve yak­ laşım ı. Malinowski.1 Bu zaman zarfında psikanaliz. bastırmanın işlevsel ge­ rekliliği ve bu amaca yönelik bir araç olarak akrabalık âdetlerinin işlenmesi üzerinde temellendirmiş ti.A m erikan antropolojisinin “kültür ve kişilik” okulunun şekillenmesinde etkili olmuştu. Talcott Parsoııs’m Family Socialization and interaction Process'tzki (Ailede Top­ lumsallaşma ve Etkileşim Süreci) makaleleri ve Simone de B eauvoir’m K adın'ı. Bunlardan biri alan antropolojisinden. Trobriand Adaları. beşer yıl arayla. biri teorik sosyolojiden biri de varoluşçu fenomenolojiden hareketle ortaya çıkarılmıştı. argümanını. farklı kültürlerin cinsiyet ve top­ lumsal cinsiyete yaklaşma biçimlerini belgelem ek olmuştu yal­ nızca.

De Beauvoir ise bunu kadınlara hükmedilmesi teması etrafında sentezledi. M ead’in özenli kültürler arası karşıtlıklarıydı. İlki kısa vadede daha etkili bir yaklaşımdı. toplumsal cinsiyet nosyonunun eksiksiz bi­ çimde sosyolojiye katılmasının gerektireceği bir hareket ser­ bestliğini sınırlandırmaya çalıştılar. de Beauvoir da erkekler ve kadınlar arasındaki ilişkilerin ben/öteki ya­ pısına başvurarak bunu yaptı. Bu sosyolojinin temaları da çekirdek ailenin gerekliliği. De Beauvoir’ın görüp de diğerlerinin göremediği şeyse.arasındaki ayrımı. cinsel rollere kişisel uyum güçlükleri ve aileyi iyi durumda tutmaya yönelik müdahale teknikleriydi. (içlerinde bu konuda en muhafazakârı olan) Mead insan gelişiminde kötü tanımlanmış bazı biyolojik kurallara. Cinsiyet farklılığına ve toplumsal cinsiyetin derecelendirilmesine yönelik çalışmalar sürdürüldü ve genellikle rol paradigmasının onaylan­ 58 . cinsel karakter yetoplum sal cin siye t ilişkilerinin toplumsal olumsallığı hissi derinlerekök salmıştı. Bununla beraber bu teorisyenlerin üçü de. Tabir caizse Mead ve Parsons. “A ile” ve “cinsiyet ro!ü”nün bir bütün olarak ele alınmasıyla birlikte. bu ilişkilerde barınan iktidar boyutuydu. Denebilir ki her üçü de. toplumsal cinsiyet örüntülerini öncelikle. Ama ilk yazılarında Am e­ rikan toplumunda kadın rolünün modernleşmesini vurgulayan Parsons ve farklı kadınlık tiplerinin fenomenolojisine kalkışan de Beauvoir için de aynısı söylenebilir pekâlâ. Bu yazarların üçünde de. Bu noktayı en fazla dramatize eden. evrensel olarak gördükleri çekirdek aile içerisindeki ilişkiler kapsamında tanımlamıştı. “Rol”. 1950Ter ve 1960Tarda Ame­ rikan toplum biliminin gösterdiği muhteşem büyümede yerini alan muhafazakâr bir toplumsal cinsiyet sosyolojisinin temelini attı. sürdürülen araştırmaların çoğunun asıl odağı. uygulandığı genel sosyolojide temel bir terim olduğu için bu konuda aralarında en sis­ tematik olanı Parsons’dı. Parsons’m aile analizi. özellikle de “dışavurumsal” (expressive) ve “araçsal” (instrumental) roller. eş ve anne olarak kadınlar (“kadın rolü”) oldu.1: de olsa üçü de benimsedikleri bu görüşü öncelikle cinsiyet rolleri veya toplumsal cinsiyet rolleri kapsamında kavranan işbölümü analiziyle bütünleştirmeye çalışmışlardı. Parsons toplumun işlevsel zo ­ runluluklarına. toplumsal cinsiyet alanım görenek ve toplumsal istikrar görüşü et­ rafında sentezlediler.

kadınlar ve er­ kekler arasındaki iktidar ilişkileri. Bununla be­ raber. toplumsallaş ması. oysa bir anlamda bunu daha önce pek az ba­ şarmıştı.ması için kullanıldı. yeni bir teorisyen kuşağının temel konularını tanımladı. ilginin uyanmasından sonra merkeze yerleşen görüşse. İk­ tidar ve eşitsizlik temaları etrafında geniş bir entelektüel alanın ye­ niden şekillenmesi söz konusuydu. Böylelikle toplumsal cinsiyet teorisi. bir tartışma alanı içerisinde birçok dönüşüm görmüş ge­ çirmiştir ve 1970 civarında meydana gelen de temelde budur. Bu çalışmalar her ne ka. Yukarıda taslağı çizilen tarih. 1960’ların so­ nunda yeni feminizm ortaya çıkana dek de toplumsal cinsiyete yö­ nelik daha kapsamlı bir ilgi uyanmadı. toplum teorisini ve genel olarak toplum bilimlerinin düşünsel dünyasını çok az etkilediler. dar sosyal hizmet ve bazen de sosyal politika üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuşsa da. Bazı ilgi odaklan zaten ge­ niş Ölçüde tartışılmıştı: Sözgelimi kadınlığın doğası. çocukların. arzunun dinamikleri gibi. tartışma alanının ha­ ritasının çoktan çıkarılmış olduğunu söyleyebiliriz. bu tarih bağlamında.. Bunun itici gücü ise büyük ölçüde akademikleşmiş olan teori ile radikal politika arasında ye­ niden kurulan bağlantıydı. 59 . umduğu akademik ilgiyi göremedi. Cinsel özgürleşme hareketlerinin varlığı ve stratejik sorunları. stratejik bir teori bi­ çimine de büründü. yeni teorisyen dalgasının eski temaları yeniden ele almakla veya ebedi bir feminizmi yeniden keşfetmekle yetindiğini dü­ şünmek de aynı Ölçüde yanlış olacaktır. Simone de Beauvoir’ın yaklaşımıydı. Ama alan. Diğer bir deyişle. toplumsal cinsiyeti barındıran topiumsal ilişkilerin nasıl ve ne ölçüde dönüştürüle­ bilecekleri sorunu üzerinde yoğunlaşarak. D/FEMİNİZM VE EŞCİNSEL KURTULUŞ HAREKETİ/' 1970’lerde feminizm ile eşcinsel kurtuluş hareketinden esinlenen araştırma ve teorik çalışmalar.Yine de Komarovsky’nin Blue-Collar M arriage’i (Mavi Yakalılarda Ev­ lilik) ve Young ile Willmott’ın Family and Kinship in East London’t (Doğu Londra’da Aile ve Akrabalık) gibi dikkat çekici bazı alan araştırmalarının yapılmasını sağladı. bu dönemler boyunca. Parsons’m ününe rağmen. Ele aldığı konuların çoğu uzun süredir biliniyor olsa da. birçok ey­ lemcinin zannettiği kadar yeni değildir.

Cinsiyet rolü yaklaşımı.) ununla beraber çok önemli bir politika söz konusuydu. Feminizmin akademi dünyası üzerindeki ilk etkilerinden bin. kadınlar için özgüven eğitimi ve erkekler için bir tür erkeklik terapisi olarak) toplumsal cinsiyet ayarlamasıyla ilgili terapiler. 1 9/ 3 . 1969’da sosyoloji dergilerinde ya­ yımlanan makalelerin % 0 . androjenlik dışında fazlaca bir düşünse yenilik yoktu (bunun nedenlerini 3. Eleanor Maccoby ile Carol Jacklin’in toplumsal biçimlenmeye dair görüşlerini tedbirli bir şeldlde geliştiren The Psychology o f Sex Difference (Cinsiyet Fark­ lılığının Psikolojisi) adlı derlemeleri. okullar. Belki de bu literatürde. yanı feminizmin ABU deki en önemli biçimine temel teşkil eden teorik fikirlerin ge­ lişmesini sağlamıştı. en azından liberal feminizmin. Betty Friedan. Genelde liberal feminizmde kadmlann dezavantajları. kitle iletişim araçları ve öbür “toplumsallaştırma etkenlen 60 . erkek­ lerin de sahip olduğu ama ne var ki kadmlann ıçselleştırdıgı kli­ şeleşmiş göreneksel beklentilere yorulur. (Sandra Bım tarafın an kitlelere tanıtılan) androjenlik ve ÇThe H azards o f Beıng M a le ın (Erkek Olmanın Tehlikeleri) yazarı Herb Goldberg gibi gelişim ha­ reketinden psikologlarca desteklenen. ama kadınların kendilerim kuşatan bas­ kılardan kurtulmalarına yönelik çağnsı. Artık uzmanlığa dayalı alt-bölümlere cob y’nin ilgilendiği) toplumsallaşma. kadınların kimliğine ve beklentilerine ilişkin bir değişikli ı. Bölüm ’de tartışacağım. cinsiyet rolü ve cinsiyet farklılığı araştırmalarının sayısını buyuk ölçüde artırması olmuştu. yılda 500 dolayında makale ile % 10’a ulaşmıştı. reform ıçın gereken şey. e l s e-SexRoles (Cinsiyet Rolleri) adında.artık toplumsal cinsiyete dair toplum analizim kültür sahnesinin bütününde en korkutucu güç kılacak denli bir yoğunluk v e erinlikle sorgulanıyorlardı. 1978’e gelindiğinde bu oran. 1970’lenn başlannda A B D ’de yapılan araştırmaların boyutunu göstermektedir. aileler.5 ’ini cinsiyet^ rolu çalışmalannın oluşturduğu düşünülüyordu. K a d ın lığ ın ı G iz e m i'n â z Parsons ye Mead’i eleştirmişti. jmk. (Joseph Pleck ın r ^ Myr/î o / M asculinity (Erkeklik Miti) adlı kitabında değindiği) kadınlarmkinden bağımsız olarak erkeklerin rolleri. aynı teorik çerçeveden kaynaklanıyordu. Bu klişeler. FriedanTn argümanında. konuya özel bir dergi ortaya çıktı.

ka­ dınlarla erkekleri. iktidarın toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki önemini gözden kaçırdıkları gerekçesiyle yetersiz bulunuyöriardı. Ancak toplumsal harekette yaygınlaşarak politik kampanya ve bilinçlendirme gruplarının ha­ reket deneyimlerini kazandılar. bu literatür büyük ölçüde akademik çalışmalardan oluşuyordu ama Önemli bir kısmı da politika üzerinde yoğunlaşmıştı./Kadın kurtuluş hareketi gruplan. M en's Liberation*ın .iktidarın yıkılması anlamına geldiğini öne sürüyorlardı. Toplumsal cinsiyete ilişkin iktidar analizi en yalın haliyle. fıısatjeşiÜiğLprogramları ve bunun yanı sıra ayrımcılık karşıtı yasalar geliştirilerek veya emek. devlet bünyesinde gerçekleşen feminist reformun teorik dili oldu (Avustralya Okulları K om isyonu’nun Giriş. dışı bırakılması mümkün olabilir: Sözgelimi. pi­ yasalarını Özgürleştirerek eşitsizliklerin yok edilmesi mümkün ola­ b ilir/ Bu akım içinde geniş bir literatür ortaya çıktı. değişikliğe yönelik bir strateji olarak kadınların erkelderinkine karşı kendi ortak çıkar- .’lerin ortalarında A B D ’de boy gösteren '‘erkek kurtuluş” hareketinin iddiasıydı. erkeklerin ka­ dınlar üzerinde iktidar sahibi olmaları nedeniyle kadınların baskı altında tutulduklarını ve kadmlann konumunun değiştirilmesinin v önce bu iktidara karşı çıkılması. Hatta cinsiyet rollerine ilişkin teamüllerin özgürleştirilmesinin erkeklerin de yararına qlabileceği görüldü. (Er­ keklerin Kurtuluşu) yazarı Jack N ichols gibi politika uzmanları aracılığıyla 1970. Bu varsayımlardan yola çıkan analizler başlangıçta akademi dünyasında çok çok az ve'bürokra­ side de oldukça sınırlı kabul gördü. School and Society [Kız Çocuklar. kız çocuklara daha iyi bir eğitim ve daha fazla çeşitlilik içeren rol modelleri sağlanarak. “cin­ siyet rolleri” kavramının ve beklentilerin değiştirilmesi stratejisinin ötesine geçmeyi başardı. eşitsizliklerin devre. Feminist hareketin daha radikal kanadı ise kısa sürede.aracılığıyla daha da güçlendirilir. doğrudan bir iktidar ilişkisiyle birbirine bağlan­ mış toplumsal bloklar olarak anlıyordu/Bu. Böylesi bir görüş. Bu görüşler. İlkesel olarak bu klişelerin yok edilmesiyle. Okul ve Toplum] başlıklı ünlü 1975 raporunu ve Women and Employment [Kadınlar ve İstihdam] başlıklı 1980 OECD raporunu buna örnek gösterebiliriz). Cinsiyet rolü teorisi. sonunda da bu . hızla.

Mary Daly G y n /E c o lo g y ’de (Jin/ Ekoloji)* güç. hem. çocuk büyütmenin (in­ sanide tarihinin büyük bir bölümünde teknik bir zorunluluk olarak) kadınların tekelinde oluşuna bağlıyordu^ Toplumsal yeniden üretim teorisi^ en gelişkin ifade biçimini yakın tarihte Clare Burton’la S u b o r d in a tio n ’d a kazandı. Sözgelimi. îki blok arasındaki ilişkilerin çeşitli açıklamaları bulunmaktadır. Burton’m argümanı.larmı vurgulayan dolaysız seferberliğini ifade etmektedir. kadınların tabi kılın: masına ilişkin karşılaştırmalı kültürel analizi. yani insanlar kadar toplumsal yapıların da kuşaktan ku­ şağa yeniden üretilmeleri ihtiyacından yola çıkıyordu. b ir ke­ lime oyunu yapıyor. Dorbthy Dinnerstein’m T h e M e r m a id a n d îhe M in o ta u r ' unda sunulan daha hümanist bir psikanalizin de pay­ laştığı bir perspektifti. Böylece ' bir kadın/ekolojisine gönderm B yapılıyor. erkekler ve kadınlar arasındaki doğrudan ilişkinin dışında var olan zorunlulukların sonucu olarak ele alıyordu.(Gyn) öneki kadın. korku ve işbirliğiyle sağlanan küresel bir ataerkilliğin resmini çizdi.n . Christine Delphy T h e M a in E n e m y ’de (Baş Düşman) Fransız çiftçi filelerini ele alarak kadınların kocalan tarafından ekonomik olarak sömürülmelerini vurguladı.toinnerstein’m argümanı. Daha karmaşık bir argüman çizgisiyse. Susan Brownmiller’ın A g a in s t Ö u r W İlk i (Bizim İrademize Rağmen) gibi tecavüz temasını işleyen ve Andrea Dworkin’in P o r n o g r a p h y : M e n P o s s e s s in g W o m e n 'ı (Por­ nografi: Erkekler Kadınlara Sahip Oluyor) gibi pornografiyi ele alan radikal feminist analizlerde genel olarak bu modeli izlediler. Bu argümanın en genel biçimi. Bu. erkeklerin ik­ tidarını hem de kadınların boyun eğişini.j 62 . Aynı zamanda. dişi anlam ına gelm ektedir. Shulamith Firestone C in s e lliğ in D iy a le k tiğ i’n d e iktidarın merkezi kururdu olarak çocuk yetiştiren ailelerde erkekler tarafından sahnelenen ko­ lektif bir iktidar oyununu görmekteydi. Diğer taraftan Amerikan teorisyenleri ekonomiyi atlayarak politikaya yönelme eğilimindeydi. . erkeklerin iktidarım ve kadınların buna tabi kılınmasını. -Jin. “toplumsal yeniden üretim”. kadın hastalıkları bilim i anlam ına gelan jinekoloji terimini bölerek. (ç . Mark■sizm ve antropolojik yapışalcılılctan fazlasıyla etkilenmiş olan Juliet M itchell’ın P s ik a n a liz ve F e m in iz m adlı kitabının bakış açısıydı. öyle ki esas olan ev işlerinden çok cinsel üremeydi. eğitim sistemi eleştirisi ve devlet teorisiyle ilişkilendirmektedir —ilginçtir ki ikinci1 1 Yazar.

. hareket stratejisi Kakkındaİci görüşlerle bağlantılıydı. her türden ayn kadm hareketine karşı çıkarken...... ydnefiİö ihtiyacıyla ilintilidir. sermayeye gizli bir yardım olarak kadınların evde ücretsiz çalıştırılmalarının ekonomik önemini vurguladı.. Diğer bir deyişle... özellikle de işçi ha­ reketiyle bağ kuracak özerk bir kadın hareketi için çalışıyordu/ Sosyalist feministler dikkatlerini özellikle işçi sınıfı ka­ dınlarının konupıuna yönelttiler. Kapitalizmin yeniden üretiminin genel koşullan sorunu. sosyalist feministlerin çoğun­ luğu kapitalizme direnen diğer hareketlerle. de­ netim.. sömürü..... kapitalizmin kâr sağlama dürtüsü ve kendisini yeniden üretmeye . çok az ele alınmıştır.. genelde toplumun değil. Freüdcu Sol”dan. özelde kapitalizmin yeniden üretimidir.. Bağnaz Marksistler. ... “Ev İş­ lerine Ücret” kampanyasının aileye ilişkin feminist eleştirilere en­ düstriyel bir boyut kazandırmasından önce sahneye çıkmamış olsa da “ev içi emeği tartışması” sonunda bir Marksist yorumlar ba­ taklığında sıkışıp kaldı. cinsel politikanın en temel alanı olarak ele alınır. ----...... Ama bu sefer feminizmden.. Ann Game ve Rosemary Pringle’m Gençler a t Work'ü.h tema genelde radikal feminizmde.. işgücünün cinsiyete dayaH böİümlenmesîne ve ev kadınlarının ezilm esine yol açan başk!İarla ^ağlantıhdır. O zaman da bir kurum olarak.... Cynthia Cockburn’ün Brothers (Erkek Kar­ deşler) ve M achinery o f Dominance'ı (Hâkimiyet Mekanizması) ve Carol O ’D onnell’ın The B asis o fth e B argam 'ı gibi oldukça ye­ ni araştırmalarda işyeri. güçlükler ve fırsatların dehşetengiz toplumsal mücadelesi sistemi olarak toplumsal cinsiyete göre düzenlenmiş ekonomiyi açığa vuruyordu. Ama Louise Kapp H ow e’un Pink C ollar Workers'ı (Pembe Yakalı İşçiler) gibi çalışmalar. 1960’ların “Yeni Sol” ve karşı-kültür akırmn.— . Sonuçta bu argümanlar da. Nihayet kadınların ücretli emeklerinin po­ litikası ve ekonomisi üzerinde yoğunlaşan daha verimli başka bir saldırı hattı açıldı... İlk bakışta bu. cin­ selliğe ve aileye geri dönmüştü... .... basit bir ayrımcılık m eselesi veya iktisatçıların “ikili emek piyasası” argümanının bir versiyonu gibi görünüyordu. — .. 63 . Çoğu sosyalist feministe göre sorun.. 1970’lerde ortaya atılan kapsamlı bir argüman. . m— . . giderek bir ayrımcılık. emek piyasaları ve gelir da­ ğılımı arasında bir birleşme noktası olarak ya da ideoloji ve eğitim nesnesi olarak analiz edilebilir../Kadınların sömürülmesi..

Bu yüzden eşcinselliğin özgürleşmesi. aileyi sermayenin emek kaynağı ihtiyacını ve devletin tabi kılma ih­ tiyacını karşılayan bir heteroseksüellik fabrikası olarak görüyordu. İtalyan Mario Mieli H o m o s e x u a lity a n d L ib e r a tio n ' da (Eşcinsellik ve Kurtuluş) ve “eşcinsel sol” da İngiltere ve A B D ’de eleştirel bir cinsellik te­ orisinin değişik örneklerini geliştirdiler.ân ve eşcinsel kurtuluş hareketinden çıkan argümanlar aynı nok­ taya yönelmişlerdi. baskıcı bir toplumun cinselliği denetlemesini. Genel olarak hepsi de. A ile eleştirisindeki en radikal kopuş ise eşcinsel kurtuluşu teorisyenlerince gerçekleştirilmiştir. Freud ve eşcinsel eylemciliğin bu karışımı. Belki de Lee Comer’ın W e d lo c k W o m e n 'ı (Evlilik Bağındaki Kadınlar) bu görüşten kaynaklanan evlilik. Ama yeni hareket bu görüşü paylaşm adı/İlk sloganlarından birinde Her normal erkek. AvustralyalI Dennis Altman H o m o sexu a T . insanların ezici çoğunluğunun doğal plarak lıeteroseksüel olduğunu varsayıyor. Yine de kaçınılmaz olarak eksikti ve tatmin edilemeden bas­ tırılan arzu. O p p r e s s io n a n d L ib e r a tio n ' da (Eşcinsel: Baskı ve Kurtuluş). aileyUcadınların nsıl ezilmc alanı olarak görüyorlardı. feminist ata­ erkil eleştirisiyle birleştirilebilse bile terimler.Q . benzer bir biçimde. te­ orik çalışmanın birçok ülkede dikkat çekici Ölçüde dalgalanmasına yol açtı. Dolayısıyla. İnsan potansiyeline ilişkin daha genel bir özgürleşmenin en ileri noktasıydı. baskı altındaki bir ' azınlık için eşit haklar edinmeye yönelik geleneksel bir kampanya değildi. 1970’ler boyunca 64 . hatta ilk eşcinsel haklar hareketleri bile bu görüşü kabul ediyordu. eşcinsel insanlara karşı yöneltilen nefretin başlıca kay­ nağıydı. çekirdek aileyi otoriter bir kurum olarak. eşcinsel kurtuluşu için hedef teşkil eder” deniyordu/Değişen var­ sayım ve eşcinsel politikanın 1970’lerin başlarındaki enerjisi. könformist insan toplulukları yaratmasını mümkün kılan temel bir araç olarak sunuyor ve uzlaşımsal çekirdek aile sosyolojisini yerin dibine ba­ tırıyordu. Marx. annelik ve aile ideolojisi analizlerinin en keskin ifadesi olarak görülebilir. kesinlikle'genel bir otoriteciliğin parçası olmakla birlikte çok özel nedenler de içeriyor­ du.fcinsiyet:rolü t ^ L i v e şpşyalisi teori. ev işleri. eşcinsel arzunun bastırılması. 1970’lerin başlarında feministler. David Cooper’m T h e D e a th o f th e F a m ily si (Ailenin Ölümü) gibi metinler.

eşcinsel teorisyenlerin en\büyük sorunu oldu. David Fembach’m The Spiral Path'ı (Sarmal Yol). derme çatmadır. Güçlüklerden biri. şiddetin ve ataerkil devletin önemini vur­ guluyordu. /B u hareketin teorik ifadesi. Bu yaklaşım. larak “eşcinsel kimlik” nosyonunu sorguluyor ve ilerlemenin biz. ka­ pitalist ülkelerin çoğunda refah devletinin. Bu arada ra­ dikal feminizmde yer alan güçlü bir akım da.teorinin. karşıt bir tepki akımı da giderek güç kazanıyordu. erkeklerde rastlanan eşcinselliği erkekliğin bir tür reddi olarak görüyorlardı. 1980’lerin ^başlarında eşcinsel teori. Öğretisi de çoğunlukla dinsel bir dogma veya uzlaşımsal erkek ve kadın rollerinin biyolojik zorunMuğu^yansıttiğijıı ve bu zorunluluktan ortaya çıkan toplumsal çeşitlenmelerin patolojik olması gerektiğini F5ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 65 . değişim stratejileri hem daha gelişkin hem de birbirleriyle daha fazla çatışmak bir hale gelirken. ABD Anayasası için öne­ rilen Eşit Haklar Ek M addesi’nin kıl payı farkla reddedilmesi.zat eşcinselliğin yapıbozumuyla mümkün olacağını savunuyordu. (dolayısıyla kadınlara yönelik hizmetlerin) tıkanması ve 1980’lerde AIDS yüzünden pat­ lak veren uluslararası ahlâki panik yer alıyordu. Dennis Altman The Homosexualizaîion o f Am erica' da (Amerika’nın Eşcinselleşmesi) yeni cinsel cemaatler ve bunların dayanışma kurarak kendilerini savunabildikleri terimler üzerinde yoğunlaşıyordu. İlk eşcinsel kurtuluşu teorisyenleri. eşcinsel erkekleri kaçınılmaz biçimde kadınsı olarak ele alan ataerkil . 1970 lerin sonu ve 1980’lerin başlarının homosek­ süel altkültürlerinde “eşcinsel maçoluk” ve “klon” üslubunun yay­ gınlaşmasıyla birlikte çok çok az itibar görür oldu. E.'. tıpkı feminist teori gibi kendi içinde bir bölünme yaşadı. erkeklik analiziydi. Bu akımın dikkat çeken yönleri arasında kürtaj karşıtı hareketin 1970’lerdeki yükselişi. TEPKİ VE PARADOKS Radikal toplumsak cinsiyet teorileri sayıca artıp kollara ayrılırken. Michel Foucault’dan yoğun biçimde etkilenen üçüncü bir eğilim ise tam da bir toplumsal düzenleme biçimi o. lezbiyenlik ile erkek eşcinselliği arasındaki farklılıkları vurguluyor ve eşcinsel (gay) er­ keklerle hiçbir bağlantı kurulmamasım istiyordu.

öne_süren bozulmuş bir Darvvinizmdiry^Biyolojik indirgemeciliğin
daha gelişkin biçimleri, örneğin Steven Goldberg’ün The ineviîabüity o f Patriarchy* si (Ataerkilliğin Kaçınılmazlığı), kadınlar
ve erkekler arasındaki genetik ve hormonal farklılıklara başvurur
-bu farklılıklar* Goldberg’ün örneğinde erkeklerin kadınlar üzerinde sahip olduğu ^saldırganlık avantajı”nı açıklamak için lçullamlır ki bu, daha sonra erkek ve kadınların toplumsal konumlarını
aydınlığakavuşturmaktadır?
"
/B iyolojik indirğemeeilik, bölgesel zorunluluk,^çıplak maymun
ve sosyobiyoIoji”nin yükselme döneminde popüler bir tarzjoîdua
ama toplumsal inceleme düzeyinde' oriaya atılan radikal a f
gümanlara karşı yeterli bir yanıt değildi. Muhafazakârlık da bir
toplum teorisi geliştirmek zorunda kalmıştı. Amerikalı tarihçi Peter
Stearn’ün Be a Man!*i (Erkek Ol, Erkek!) gibi metinlerde vurgu,
toplumsal gelenek ve kibarlık üzerindeydi; bir ölçüde idealleştirilen çekirdek aile, uygar ve düzenli bir yaşam tarzının temeli olarak gösteriliyordu. Bu “kibar” muhafazakârlıkla kıyaslandığında
Yeni Sağ teorisyeni Gebrge Gilder’ın daha yaşamsal bir noktaya
dikkat çektiğini söyleyebiliriz. Güder, Sexuaî Suicide*da (Cinsel
intihar), temel toplumsal bağ olarak anne-çocuk bağına ilişkin bir
analiz geliştirir ki bu analizde erkekler (baba olarak) gevşek
bağlarla yer alırlar. Bir kurum olarak aile, toplumsal düzenin
bağlardan kurtulmuş erkekler tarafından yıkılmasını önlemesi açısmdan yaşamsal önem taşır; toplum da, erkekler için ekonomik
■ve yönetsel ■rolleri sağlamak zorundadır. BÖylece tam anlamıyla
toplum analizi denebilecek bir analizden anti-feminist sonuçlar
çıkarılır. Tıpkı uzlaşımsal aileyi, her biri kendi refahını.en üst
düzeye çıkarmaya çalışan iki rasyonel bireyin tercihlerinin sonucu
olarak açıklayan yeni muhafaz^âr iktisâtçılarda olduğu gibi bu argümanda da Parsons.’m işlevselciliğiniri yankısıyla karşılaşırız
i9S0T enıı ortalarında işler arapsaçına dönmüştü. Son yirmi
yıllık dönemin itici gücü, bir olgusal araştırma yığını ve hararetli
bir teorik tartışma üretmişti, gerçekten de bunların içinde oldukça
nitelikli bazı teorileştirmeler bulunuyordu. Toplum bilimlerinde
böylesine etkili ve özgün çalışmaların sürdürülmekte olduğu başka
bir alanın daha bulunduğunu söylemek güçtür. Bununla beraber,
toplumsal cinsiyete dair toplum teorisi gelişirken düşünce çizgileri
İ li
pp

66

I
f
|:
§
I
i
I
I
I
1
|
f
t
I
I :
I:
i
|
I
1
1
I
I :
I
I .
|,
1,.
j|.
I;;
I,

f
|
C:
I

"iİ::',
f

arasındaki farklılıklar daha da keskinleşmiş, kavramsal ve politik
uzaklıklar daha da artmıştır. Bugünkü toplumsal cinsiyet teorileri
aynı noktaya yönelmiyorlar. Daha çok konulara ilişkin birbiriyle
bağdaşmayan açıklamalar öne sürüyorlar, hatta bazen alanın farklı
bölümlerinin sınırlarını kesin bir biçimde çizerek yapıyorlar bunu.
Öyle görünüyor İd, devam edebilmek için önce geriye doğru «git­
mek, ortada dolaşan teorilerin temellerini yeniden incelemek ge­
rekiyor. Dolayısıyla şimdi önümüzdeki iş, bu olacak.

NOTLAR

Bu bölümdeki bilgiler çok sayıda kaynaktan derlendi; yine de bölümün
bir giriş olma özelliği taşıdığının farkındayım. Ama kaynaklar metinde adı geçen kitap ve makalelerden oluşuyor. Tartışma ve yorumlar içinse aşa­
ğıdaki metinlere balcınız:
F E M İN İZ M İN İL K G Ü N L E R İ V E C İN S E L R A D İK A L İZ M

(s. 47-51). Liberal feminizmin kökenleri için bkz. Martin (1972) ve Rosenberg (1982). Bir cinsel radikal olarak Sade’ın görüşleri tartışılabilir,
SadeTn savunusu ise Carter (1979) ve Thomas’ta (1976) bulunabilir.
Sosyalist feminizmin ille günleri için bkz. Taylor (1983).
S E K S O L O Jİ V E P S İK A N A L İZ

(s. 52-55). Weeks (1985), seksoloji tarihinin mükemmel bir Özetini ve’ riyor; Corning O ut (1977) adlı kitabı, eşcinsel hareketlerinin tarihi için
temel bir yapıt. Psikanalize ilişkin yorumlarımın temelleri için bkz.
Connel (1983), “Dr. Freud and the course of history”. Sol hareket ve
antropoloji arasindaki etkileşim konusunda bkz. Robinson (1972).
S O S Y A L İS T F E M İN İZ M

(s. 53-55). Sosyalist feminizm öyküsünü genel haclarıyla okumak için
bkz. Rowbotham (1974). Kadınların sendikalaşma koşulları ko­
nusunda, Hambuıg şehri örneğinde ayrıntılı bir anlatı için bkz. Dasey
(1985). Yüzyılın dönümünde sosyalizmde kadın hareketinin gücü ko­
nusunda bkz, Dancis (1976); ABD örneğine ilişkin tartışma. Kadın ha­
reketinin Rus Devrimi üzerindeki etkisine ilişkin ayrıntılı açıklamalar
için bkz. Kolontay (1977). Orweil’in ünlü küçümsemesi için bkz, The
R oad to W igan P ier (1962), s. 152.
67

AKADEMİK TEORİLEŞTİRME

(s. 55-59). Toplumsal cinsiyete ilişkin akademik düşüncenin gelişimiyle
ilgili öncü ve hâlâ yararlı bir belge için bkz. Klein (1946). Rosenberg’de (1982) ise cinsiyet farklılığı çalışmalarının ilk örnekleri ay­
rıntılı olarak verilmektedir. Cinsiyet rolü teorisinin ortaya çıkışı için
bkz. Carrigan, Comell ve Lee (1985). Teorinin klasik ifadesi için Parsons’dan ayrı olarak bkz. Komarovsky (1946, 1950).
“İKİNCİ DALGA” FEMİNİZM VE EŞCİNSEL KURTULUŞ HAREKETİ
(s. 59-65). Radikal teorideki son gelişmeler kendi başına ateşli tar­
tışmaların konusudur. Bu tarihin akışını izleyen kayda değer çalışmalar
şunlar: Marksist feminizm konusunda Hartmann (1979) ve Burton
(1985); ev içi emek tartışması konusunda Molyneux (1979); Amerikan
radikal feminizmi konusunda Eiseristein (1984) ve Willİs (1984);
eşcinsel kurtuluş teorisi konusunda Walter (1980) ve Carrigan (1981).

68

III
Mevcut çerçeveler
IS fS f

Bu bölümde, biraz önce tartışılan tarihten doğan, toplumsal cin­
siyete dair toplum analizlerinin temel çerçevelerini sınayacağız.
Tartışmamızın odağım ise belirli uygulamalar veya belirli kav­
ramlardan çok, farklı teori tiplerinin genel mantığı oluşturuyor;
Teorinin gelişme olasılıklarını kavramanın ,en iyi yolu gibi
göründüğünden, mevcut çerçevelerin potansiyellerini ve doğala­
rında var olan sınırları tanımlamak için bu oldukça biçimsel yak­
laşımı tercih ettim. Seçtiğim bu yol, beni fazlasıyla tuhaf görünen
bir teori sınıflandırmasına yöneltiyor. Yaygın olarak kabul edilen
düşünce “okulları”, sonuçta mantıksal açıdan birbirinden kopuk
görünen teoriler içeriyorlar. Sözgelimi, sosyalist feminizm, aşağıda
ele alacağımız teori tiplerinin çoğunu barındırır. Bu şekilde ele a69

1

İman “ataerkillik” kavramı, yalnızca tek bir okula uygun değildir;
mantıksal açıdan birbirlerinden farklı birçok teori biçiminde kar­
şımıza çıkmakta ve teorinin bağlamına göre farklı anlamlar ka­
zanmaktadır,
İşlerin ne hal alacağına üç ayrımın temel teşkil ettiğini
söyleyebiliriz. Bunlar, (a) cinsiyet.eşitsizliğinin belirleyici etkenle-.
rine ilişkin dışsal ve içsel açıklamalar arasındaki; (b) içsel teoriler_
kapsamında, görenek üzerinde odaklananlar ve İktidar .üzerinde odaklananlar arasındaki ve (c) iktidar teorileri kapsamında, katego­
rilerin pratikten önce geldiğini düşünenler ve kategorilerin .u y ­
gulamalardan çıktığını öne sürenler arasındaki ayrımlarda*. En
güdük kalanları olduklarından değil, bir toplumsal cinsiyet teorisini
genel anlamda yansıtma konusunda en ümitsizleri olarak görün­
düklerinden, Önce dışsal teorileri ele almak istiyorum.

; A, DIŞSAL TEORİLER: “ÖNCE SINIFTAN “TOPLUMSAL
i YENİDEN-ÜRETİM” DOLAYIMIYLA “İKİLİ SÎSTEMLER’E
İkinci Bolüm ’de, erkekler ve kadınlar arasındaki dolaysız iktidar ilişkilerini, kadınların baskı altına alınmasının belirleyeni olarak
gören feminist teoriler ile başka yönlere yönelen feminist teoriler arasmdalci ayrıma dikkat çekilmişti, 4. Bölüm ’de tartışılacak olan ve
bir toplum teorisi olarak göremeyeceğimiz biyolojik belirlenimcilik
dışında en etkili dışsal teoriler, kadınların ezilmesinin temel be­
lirleyenlerini sınıf;ilişkilerine,.kapitalist sisteme .veya sınıf te­
rimleriyle anlaşılu* kılman “üretim ilişldleri”ne yerleştiren Marksist
analizlerdir.
Bu yaklaşımın en basit biçimi ise bütün toplumsal eşitsizliklerin
kökeninde yatan nedenin kapitalizmyolması ye dolayısıyla kapita­
listlere karşı girişilen sınıf mücadelesinin birincil önemi yüzünden,
“kadınların kurbriüşnysınıf mücadelesine bağlıdır” görüşüdür.
1970’lerin başlarında elden ele dolaşan Amerikan broşürü Women’s Liberation, Class Struggle'da (Kadınların Kurtuluşu, Sınıf
Mücadelesi) Karen Miles, kadınların ezilmesinin yönetici sınıfa nasü hizmet ettiği yönündeki yaygın gorüşü özetliyordu. Bu görüşe
göre, kadın işçiler daha düşük ücret aldıkları için kapitalistler daha

yüksele kazanç sağlıyorlardı; cinsiyetçinle işçi sınıfını bölüyordu;,
kadınların ezilm esi ailenin korunmasını sağlıyordu ki, bu da.ka­
pitalizmi destekliyordu. Sosyalist ve feminist görüşlerin bu basit
sentezi, daha ortodoks Marksistlerin üzerinde durması için çök faz­
la şey ortaya koydu. “Önce s ın ıf’ görüşünün, İngiliz Troçkist Tony
C liffin Cîass Struggie andW om en’s Liberation (Sınıf Mücadelesi
ve Kadınların Kurtuluşu) adlı kitabında, akıllara durgunluk veren
bir biçimde yeniden ifade edilişi bunun son kanıtlarmdandır. Cliff,
bu uzun metinde (kitap, bir erkek tarafından kaleme alınmasına
rağmen en uzun modern feminizm analizlerinden biridir) Mark­
sizm ve feminizm arasında “hiçbir uzlaşma" bulunamayacağım
Öne sürer. C liff’e gorej'emınizm, çalışan dürüst kadınlara yönelik
burjuva aldatmacasıdır. Temelde benzer görüşler, Sovyetler Birliği
ve Çin’de, bu rejimlerin hâlâ kabul ettikleri birkaç noktadan biri olarak birer resmi öğreti biçiminde karşımıza çıkarlar. Çin’deki re­
jim, cinsiyete dayalı işbölümüne dokunmaksızm, uyumlu bir
çekirdek aüeidealini getirerek kadınları ataerkil geniş aileden kur­
tarmayı denemektedir. Benzer biçimde Sovyet rejimi de, ka­
dınların sırtlandığı çocuk bakımı ve evdeki diğer.işlerden,,oluş an
toplumsal yükten hoşnuttur. Cinsel politikaya ilişkin siyaset, sınıf
çizgisinin kıvrımlarına ve yol ayrımlarına sürekli olarak tabi kı­
lınmaktadır.
...— —
Bu görüşler teori olarak üzerinde düşünülecek çok az şey ve­
rirler. Sınıf mücadelesinin önceliği, Christine Delphy’nin Fran­
sa’da benzer argümanlara ilişkin yorumunda belirttiği gibi, “bir
postüla, bir , dogma”dır. Burada açık bir itiraz yatıyor: Kadınlara
hükmedilmesi kapitalizmden çok önce^başlamıştır ama kapitalizm
lcapsamında bütünysrhîfİarda "yaş anmaktadır "“v e” kapitalist olmayı
terk eden ülkelerde de varlığını korumaktadır. Farklı sınıfa ait ka­
dınların farklı çıkarlara sahip oldukları gerçeği, büyük bir önem ta­
şır. Ne var ki, bunun farkına varmak için ille de sınıfın teorik
önceliğini vurgulayan bir dogmaya gerek yoktur.
" Bununla beraber, M iles’m aile hakkındakı sözlerinde çok daha
güçlü bir analizin tohumlan mevcuttu,. 1970Terin ortalarında Ve
daha sonrasında bu, yapısalcı Marksizmin etkisiyle, birtakım teorisyenler tarafından özellikle de İngiltere’de geliştirildi.
Merkezi görüş, aile, cinsellik ya da toplumsal cinsiyet ilişkile71

rinin, tüm ayrıntılarıyla, “üretim ilişk ilerin in yeniden üretim alanı
olduğuydu, Belirli bir üretim ilişkileri örüntüsü (ki endüstride, esas
olarak sınıf ilişkilerini ifade eder) Marksist teoride üretim tarzını
(kapitalist, feodal vb.) tanımlamak için kullanılır. Öyleyse, bir
üretim tarzı, tüm bir tarihsel çağın belkemiğini oluşturur. Bu
üretim ilişkileri, günden güne, yıldan yıla ve kuşaktan kuşağa ye­
niden üretilmeksizin var olamaz. Bu zorunluluk işe aile, ev yaşamı
ve. çocuk yetiştirme üzerinde -yoğunlaşan toplumsal süreçlerin var
olmasını gerektirir, Farklı teorisyenler, bu süreçlere az çok farklı açıklamaiar getirdiler. Sözgelimi, Juliet Mıtchell ataerkilligi in­
sanları üretim dünyasındaki yerlerine yerleştiren ideoloji alanı olarak görüyordu. Diğer İngiliz teorisyenler ise burada, tümüyle
yeni bir ilişkiler kümesinin, “yeniden üretim ilişk ilerin in izini
sürdüler. Yine de, bu süreçlerin ya da bu alanın, kadınların tabi
kılınmalarının ana belirleyeni olduğu yönünde bir uzlaşmajvardı.
Toplumsal yeniden-üretim teorisi, bu haliyle ataerkıllige ilişkin
basit sınıfsal çıkar teorileri karşısında büyük bir ilerlemeyi yan­
sıtıyor, birçok önemli düşünce silsilesinin sentezini öneriyordu,
rfY en iden üretim1’, üretim alanındaki boşlukları doldurmak üzere
( çocuk doğurmak ve günün sonunda yorgun işçiye hizmet etmek o) larak görülebilir. Tam da bu noktada teori, Margaret Llewelyn Dav ies’in Life As We H ave Known It (Bizim Bildiğimiz Yaşam) ya da
Gwen W esson’m Brian’s Wife, Jenny’s Mum’ı (Brian’m Karısı,
Jenny’nin Annesi) gibi pek çok otobiyografik metinde, doğrudan
işçi sınıfı kadınlarının kendilerince belgelenen, yaşamın temel ger­
çekleriyle üişkilendirilebüir. “Yeniden üretim”, alternatif olarak,
bir kültür ve psikoloji konusu, insanları kareleştirerek kapitalist en­
düstrideki kare boşluklara yerleştiren bir “toplumsallaşmanın” ko­
nusu şeklinde de görülebilirdi} Bu ise eğitim ve kültürün, ka­
pitalizmin ihtiyaçlarım karşılamak üzere çarpıtılma biçimlerine
yönelik sosyalist eleştirilerde sıkça rastlanan temaları aynı çatı al­
tıcıda topladı. Andrew Tolson, rekabetçi erkeklik ile kapitalizmin
işlevsel zorunlulukları arasında bir bağlantı bulunduğunu öne sür­
düğünde kullanılan malzeme yeniydi, ama argümanın biçimi sos­
yalistler için çok tanıdıktı.
Yeniden üretim teorisi, her şeyden önemlisi, kapitalizmde ka­
dınların tabi kılınmaları ile ekonomik sömürü arasında, tüm sisteme

etkiyen bir bağlantı söz konusu olduğu görüşünü Öne sürdü; Bu
bağlantı ise, belirli çıkarlara ve gruplara değil toplumsal örgütlen­
menin bütünleşmiş yapısının tümüne yerleşmiş olarak görülü­
yordu. iblis burjuvazi resimden silinmişti. Bu durum, konuların
muazzam karmaşıklığının kabul edilmesini mümkün kılarak in­
celikli ve önemli bazı araştırmaların yolunu açtı. Ama aynı za­
manda, reform hedefinin, 1970'lerin başlarına ait politikaların var­
saymış olduğundan çok daha ürkütücü ve daha az hassas görün­
mesine de yol açtı. ’>
Bu, Bourdieu’nün eğitime ilişkin çalışması veya Althusserci
sınıf teorisi gibi, toplum analizinin öbür alanlarında karşımıza
çıkan yeniden üretim yaklaşımları için doğru olabildiği kadar, yak­
laşımın kendi doğasında bulunan bazıigenel özelliklerden de kay­
naklanıyor olabilir. Sanırım bu, yalnızca başlangıçta sabit bir ya­
pının öne sürülmesiyle anlam kazanan “toplumsal yeniden üretim”
kavramının kendisinde saklıdır. Tarih, teoriyi yapısal yeniden
üretimin temel döngüsüne eklenmiş bir şey olarak görür. Tarihin
teoriye temel teşkil edebilmesi için toplumsal yapının, sabit bir bi­
çimde hiç durmadan yeniden üretiliyor olmaktan çok, sabit bir bi­
çimde hiç durmadan inşa ediliyor olarak görülmesi gerekmektedir.
yapının farklı bir biçimde inşa edileceği yönündeki
değişmez ihtimalin teori tarafından kabul edilmesi durumunda anlam kazanır. İktidarı elinde tutan gruplar, kendilerine ayrıcalık
s a ğ la y a yapıyı y^nid_ea_üretmeye çalışırlar _kuşkusuz. Ama bu
grupların başarılı olup olamayacakları ya da bunu nasıl ba­
şaracakları her zaman için açık bir soru olarak kalır.
Bü nedenledir ki “toplumsal yeniden üretim” bir strateji nes­
nesidir. Sık sık olduğu gibi gerçekleştiğinde ise bazı toplumsal
güçlerin belirli bir ittifak aracılığıyla diğerlerine karşı kazandıkları
başarı olur. Teorinin postülası veya önvarsayımı olarak sunulamaz.
Ayrıca kavramın kendisi de, toplumsal cinsiyete dair yeniden
üretim teorilerinin kendisine yüklediği açıklayıcı öneme sahip ola­
maz. . .
Bu yaklaşımlarda karşılaşılan ikinci büyük güçlük ise ka^pitalizmin ihtiyaçları ile toplumsal cinsiyete özgü olan şey arasında
inandırıcı bir bağlantı kurmakta karşılaşılan güçlüktür. Kapitaliz­
min varlığını sürdürmesi için egemen grupların, bir tür yeniden
i

73

toplumsal cinsiyetin tarihine ilişldn bir görüşün temelini oluşturdu. ırkçı ve etnik hiyerarşiler veya yaş hi­ yerarşileri için de öne sürülebilir (ki bazen bunun yapıldığı görül­ mektedir).. toplumsal işbölümü ile ilintilendiriliyordu.. Aralarındaki uyum.. boşluğu dol­ durmaya çalışırken özellikle kültürel teorideki kimi açıklayıcı il­ kelerin peşine düşer: Sözgelimi.. tarihsel bir kanıt da bulunmaktadır/ABD ve Avustralya gibi ülkelerde yakın geçmişte yaşanan deneyim.. öyle ki büyük dönüm nok­ talarına tarihin sınıfsal olarak dönemselleştirilmesi açısından ba­ kıldı. Kapitalizm ile ataerkillik arasındaki ilişlcinin sadece işlevsel olmadığı açıktır. Bacan*ın psikanalizi yeniden ele alması. göklere de çıkarıldı. Diğer uyarlama­ larda ise “yeniden üretim”.. . yani ev işleri ile. üretim sürecindeki sınıf ilişkilerinin tarihiydi. bunun yapılmasının ille de cinsel hiyerarşiyi ve cinsel baskıyı üretmek zorunda olması o denli açık değildir... y e ­ niden üretim teorisinin varsaydığından daha şüpheli.. ama yalnızca tek bir iş tipi. Çünkü /Marksist teoride “üretim tarzları”nı ve aralarındaki geçiş süreçlerini tanımlayan. " .T . kapitalist amaçlar açısından kadınların yeteneklerini ortaya çıkarabileceğini: gösteriyor.. kadına daha fazla kişisel özgürlük ve eşitlik için de daha fazla şans tanıdığı yönünde. ilişkileri daha çelişkilidir.. sınıf ilişkileriyle kıyaslandığında toplumsal cinsiyet ilişkilerini budanmış bir yapı olarak kavramaya yönelen güçlü bir eğilimin ortaya çıkması oldu. Levi-Strauss’un yapısalcı antropolojisi ve gostergebilimdeki çeşitli gelişmeler gibi. . Bazı uyarlamalarda toplumsal yeniden üretim ve ataerkillik. | 1 . Marksist-feminist yeniden üretim teorisi bu . tamamen ideoloji alanında ortaya çıkan olgular olarak görülüyorlardı.. Engels ve Bebel gibi ilk sosyalistlerin iyi bildiği. sınıf ilişkilerine kıyasla./Başarı gösteren kadınların yaptıkları işler Ms ve Portfoliö gibi dergilerde yalnızca duyurulmakla kal­ madı. Bazı açılardan kapitalizmin mevcut ataerkil görenekleri yıktığı.. so­ nuçta üretim alanının parçası olarak değil. kadınların ya­ şamları ve meslekleri üzerindeki kısıtlamalara yönelik feminist sal­ dırının.. Ama sonuçta... Hemen hemen aynısı. Toplumsal cin­ siyet ilişkilerinin.üretim stratejisiyle başarı kazanmak zorunda oldukları yeterince a» çıktır.. Bunun bir sonucu da.daha az kavranabilir bir olgu olarak bu şekilde ele almışı.

toplumsal cinsiyet ilişkilerinin budanmış bir yapı o l . kadınları işçi sınıfının merkezinde görmek zorunda ol­ duklarını öne sürer/Anja Meulenbelt. Başlangıçta bu argümanlar birbirinden kopuktu. ataerkillik kavramım bu­ dama eğilim iyle. ama toplumsal cinsiyet ilişkilerinin sınıf ilişkilerine paralel olduğu. Nancy Hartsock. Açıkça ima edilen. ikisinin bir karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu ve bir anlamda sınıf ilişkile­ rinin toplumsal cinsiyet ilişkilerinin temelinde kurulduğu yönünde aynı içerimi paylaşıyorlardı. kadınların fabrika ve emek piyasası de­ neyimlerine ilişkin araştırmaların sayısında da bir artış olmuştu. sınıf mücadelesinin "genel” . devlet düzeni vb. 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında Avustralya ile İngiltere’de maddi dünya ve üretimle çok fazla bağ­ lantılı konulara (kadın istihdamı.Yeniden üretim teorisinin mantığı. kapitalizm ile ataerkılliğin nasıl bağlantılı olduğu sorusuna farklı bir yanıt da sunar. "sınıf sömürüsünün kadınların sömürülmesinin özel dolayımı üzerinde temellenmekte olduğunu” yazar.(ffToplumsal cinsiyet. ücret oranlan. yeniden üretim teorisinden değil ama sosyalist feminist il­ gilerden kaynaklanan. sos­ yalistlerin. Yeni bir yönelim söz konusudur artık ve 1970’lerde çeşitli ülkelerdeki sosyalist feministler bu yönü işaret ederler. Claire W illiam s’ın Avustralya’da açık maden işletmeciliği yapılan kasabalar üzerine ve Ruth Cavendish’in İngiltere’de motorlu taşıt parçalan. Heidi Hartmann’ın 1979 yılında ya­ yımlanan “The TJnhappy Marriage of Marxism and Feminism” 75 ..mücadele oluşturduğu ve dolayısıyla feminist Örgütlenmenin bir sapma olduğu yönündeki görüşe karşı çıkar. üreten fabrikalar üzerine yaptığı çalışmalar gibi araştır­ malar. Bu devrede. sosyalist feminizmin pratik kaygılarını geliştir­ mekten gittikçe uzaklaşır. “üretim ilişkilerinin bir parçasıĞır^ ve başından SerT de böyle olmuştur. sağlık hizmetleri. madiğidir. sendikacılık. toplumsal cinsiyet ilişkileri ve cinsiyete dayalı işbölümünün gelişkin kapitalizmin üretim sisteminde (sınıf teorisinin kalbi ola­ gelmiş alanda) derinlere yerleştiğini hemen gösteriyordu. Yoksa. yeniden üretimleri sırasında bir karışma söz konusu d eğ ild ir / Bu yaklaşım. Mariarosa Dalla Costa ve Selma James.) artan bir ilgi vardı en azından.barbara Ehrenreich. sınıf kategorisinin toplumsal cinsiyet konuları ışığında yeniden düşünül­ mesi gerektiğini belirtir.: Örneğin..

Yaklaşım... içsel bir teori gerektirmektedir. “kapitalist ataerkillik” adım verdiği toplumsal düzendir. Ayrıca bu görüş. toplumsal yeniden üretim teorilerinden daha iyi temellenmiş tir. Öyleyse. 76 _ (“Marksizm ile Feminizmin Mutsuz E vliliği”) adlı makalesi ile Zillah Eisenstein’in C apitalist Patriarchy and the Case fo r Socialisi Feminism (Kapitalist Ataerkil Düzen ve Sosyalist Feminizmin Sa­ vunusu) adli derlemesi.. çağdaş dünyayı anlamak. toplumsal pratiğin tüm alanlannda ve erken kapitalizmin ve belki de sınıflı topiümlaıın tüm türlerinde ortaya çıktığı gerçeğiyle de bağdaşmaktadır. Hartmann ve Eisenstein’ınkiler gibi sınıf ve toplumsal cinsiyet probleminin formüle ediliş biçimlerinin. ö te yandan.. şu anki terimleriyle ayakta kalabilmeleri olası değil.. İkinci güçlük ise..... Eğer bunları. İlki. sıruf politikasını terk etmeksizin tüm ağırlığın ka­ dınların cinsel politika deneyimlerine verilmesi yönündeki pratik kriterini de karşılamaktadır. mantıksal olarak sınıf teorisinden bağımsız... Meulenbelt’in.. Aralarındaki bağ (Parsons’ın sistem te­ orisindeki anlamıyla) bir sınır alışverişi ya da yapıların az çok ras­ gele kesişm esi olarak görülebilir.. Aynca toplumsal cinsiyet ilişkilerinin. Karşılıklı etkileşimlerinin şu anki biçimi ise.. .. bir “sistem ” düşüncesi. birbirinden ayrı ama eşit ölçüde kapsamlı toplum-sal ilişki sistemleri olduğudur. ka­ pitalizm ile ataerkilliğin karşılaşan ve karşılıklı etkile-şim içine giren. daha sonra “ikili sistem teorisi” adını alacak olan yeni bir yaklaşımı tanımlıyordu. bu dünyanın sınıf ve toplumsal cinsiyet yapılarının eşzamanlı analizini gerekti-rir.... sosyalist-feminist teorinin varsayımsal olarak kendini adadığı göreve...-. yönelimleri bir bütün olarak doğru gibi görünüyor... Temel düşünce. Eisenstein’ı n . prensipte... kapitalizm ile ataerkillik arasındaki “karşılıklı etk ileşim in na­ sıl anlaşılacağına ilişkindir. toplumsal cinsiyet analizi de. Bu güçlükler gerçekten önemlidir. genel bir teori tipi içindeki ilk yaklaşımlar olarak de­ ğerlendirirsek potansiyellerinin yeni biçimlerde geliştirilmeleri .. Ataerkil sistemi neyin sis­ tematik kıldığı ve kapitalizm ile ataerkilliğin hangi anlamda aynı tür şeyler oldukları doğrudan doğruya açık değildir.. ---------. i . yani baskının açıklanmasına ve bir kurtuluş stratejisinin geliştirilmesine çok fazla Önem vermez. ._ ___ _____ _____ .. Toplumsal cinsiyete ilişkin şu anki bilgilerimiz kapsamında bu.. Yine de. Yine de iki önemli güçlükle karşı karşıyayız..

• 5) öyle ki bu insanlar bunları yaptırım lar aracılığıyla (ödüller. CİNSİYET ROLÜ TEORİSİ ^ an siyet^ oU eri” literatürü oldukça geniştir. yeterli bir içsel toplumsal cin­ siyet teorisidir. gönderme grupları) kontrolündedir. gözlemlenen farklılıklar rol fenomenleriyle açıklanır. Bu yüzden. Sözcüğün dar anlamıyla bile roller hakkında hiçbir soru içermemesine rağmen Bern’in anketi “Bern’in Cinsiyet Rolü Envanteri” başlığını taşıyordu. toplum teorisi kalabalığa da göze çarpmaktadır.V’ 4) bunlar. içsel teorinin ana değişkelerini ele alacağım. diğer çalışmaların yüzlercesinde de cinsiyet farklılıklarına ilişkin bilgiler muğlak bir varsayımla sunulur. “cinsiyet rolü” literatürünün hangi teoriyi kapsamına aldığını kesin olarak saptamak genellikle çok zordur. r~ BühurüaEefaber. 77 . olumlu ve olumsuz pekiştirmeler) uygularlar. ' B.. B u ortak noktaların ikisi temel metaforu. erkeklıîrY ^kâdînlîğın^sİkolojik kışîlık~ozellîklerini ölçmeye çalışan ünlü “androjenlik” araştırmasını buna örnek gösterebiliriz. yani oyuncu ve senaryöyîTbelirtir: 1) K işi ile işgal ettiği toplumsal konum arasındaki analitik ayrım. am ajıirçoğu^rol teorisinin mantıksal özünü biçimlendiren beş or­ tak noktayı da içerir. cev zalar. . Kavramın forT mülleştirimleri (1930’lara dek uzanmaktadırl^âvrmtıda farklılaşır. “c in siy etTarklıl ıkl an’’~ve "c inseTEarakteP^m^ndâkiYarkİtlıkİânîzenneT^ırâzİF a aâ^ irân p i r b n ^ SandraT^em^In. 2) söz konusu konuma özgü eylemler veya. Diğer üçü ise oyunun sahnelenme ve yazıya dökülme araçlarını belirtir. karşıt konumlan işgal eden insanların (rol göndericiler. Özellikle “cinsiyet golleri**. 3) Belirli bir konuma hangi eylemlerin uygun olduğunu rol bek­ lentileri ve normlar tanımlar. . Gereken ilk şey. Aynı şekilde. Bu nedenle bölümün geri kalanında.. ^rol” kavramı etrafında örgütlenen belirli bir.mümkün olabilir. rol davranışları kümesi.

temel kısıtlamalarını kalıplaşmış kişilerarasılıeklentilere yerleştiren top­ lumsal yapıya bir yaklaşım biçimidir! — — Bu paraBıİpnârnîe^ tip insan davranışına uygulahaMİî71îst^îk=beTn "çdk ğenerdîenT ^e^ök^S^rflan^ a.Bu kavramlar. Sözgelimi. 78 . toplumsal cinsiyet ilişkilerine de çeşitli şekillerde uygulanabilir. Bu uyarlamaların anaTıkri ise erkek veya kadın ~nâlmâmn“arrîHmırldlfîmn1cînSîye^^ TârkllHİmasTdmryadK^nsîyet^rolfl^rrBunanSâglı olarak.— JCpplumsj^ cinsiyetten bu tarzda bahsetmek birçok açıdan cazipfiKXincelİMep@:H7TopîumsaI~belclentilere yanıt verdikleri için l a dinin ve~erkeğ!b"davranışlarının birbirinden farklı olduğunu vurğulayarak cinsiyet lafHdığma^âiınıiyolöjîk^/arsavi^ ıömT’ ^utfîrgîrrrzann^^ gücünü rol düşüncesinden^lamen^ve"i'imKi araştırmalardan bazıları. “ç ocüİTbaJhrnı rolü”. Genel olarak rol teorisi. Dolayısıyla rol paradigması. Ders 'kitapları. rol teorisinin genel bir toplumsal etkileşim analizine giriştiğinde kullandığı araçlardır. Teî'irîPbir b a ğ fâ m d ^ ı ç ı r î î y e r i r ^ ü ^ r n ^ v c u t t u r : “ErkdTrölü” "W ‘‘k a d m ^ lü^DaİTYaz^yaygın olmakla birlilcte r‘erkeğin rolü” ve ‘‘S adüun^^ lanTlmaîHadırr^ ’ v^d ışıT röT ^ de^ a^ — — -------. Mirra Ko­ ni arovsky’nin aile üzerine yaptığı çalışma. Role Structure and the Anaîysis o fth e Family (Rol Yapısı ve Ailenin Analizi) adlı daha yeni bir kitapta ise bir grup^&merikan sosyoloğu. Bir doğrultuda “roller” çok özel olabilir. Ame­ rikan ailesi içindFkeşfetHHeri'^bk savıdaroTİTsIriln/or. “K irdili komüpmTd^nnTn^^^^ tutun da “bir astronotun” içine “düştüğü” darlığa kadar çeşitlilik gösteren (örnekler Bruce Biddle’m Role Theory [Rol Teorisi] adlı kitabından alınmıştır) rol örnekleri sıralayarak insan davranışının genişliğine özellikle dikkat çekerler. söz konusu beklentilerin kitle ileti­ şim araçları kapsamında tanımlanma biçimlerine bakıyordu. “akriBiHîk'röTu1' . “cinsel rol”. “eğlendiricilik rolü” ve ^lbeT:fe""evepWa~ğHîren”v T e ^ “ ~y<SjiîIiy^ zler Önüne s erdiği şey_i s e rol paradigr n p m ı n T n i f f i ^ ---------' 7 Rol kavramlarının toplumsal cinsiyet uyarlamalarının çoğu farklı tipte’olüyor. kur yapma ve evlilikte rol davranışlarının ayrıntılı bir betimlemesine girişir.

a ile. Eğerjcadmlarm tabi kılınmaları büyük ölçüde. Çağdaş feminizm^ boylesi HîfrieşeHblIs için çok faztaT^HenThmcat0ı. ya­ pılanmasına ilişirin psikaııalitik görüşlerle ilintilendirilir. ■ka­ dınlan v a ^ rd c Ü v e ^ lib T ^ m ak tanımlayan ya da karakterlerini pasif veya (araçsal olmaktan ziyade) dışavurumcu olarak be-_ ‘lîrie^^^roTbeîdentilerimn sonucuysa. Üçüncü olarak_cinaLyeLmlüriemşi. öğrenmeden sorumlu ölanlnsİE^ . Bu çaba.anne. toplumsallaşma kavramı bilinçdışının. Ama genellilde. bireylerin top: lumsal ilişkilere yerleş tirilm esln r^ e^ le m & k üzere basjt^ bir çerçei^'on^rîyor. yadPToplumsallaştırma etkenleri*’ne yönelik bir ilginin uyanmas m a 3 ^ ’^ îy ö T 7 “BT~et de .inJl:. o79 . keler önerir.1960Tarda Betty Friedan tarafından “kadınlığın gizem inin bir parçası olarak vurgulanan ve ardından medya çalışmalarında de­ falarca onaylanan. R o jd e c tf^ kadınklTrolüne topfumsallaşma ile. Tam an­ lamıyla söyleyecek olursak cinsiyet rolü teorisi. cinsiyet rolü teorisi Freud’unld gibi psikodinamik açıkla­ maların alternatifi olarak görülür ve odak noktası da kesinlikle be­ lirgin etkiler ve belirgin davraniştır. arkadaş grupları veT m edy^^ lerinden’etkilenen bir diğer Icapsamlı araştırma ise söz konusu etkenlerin kız ve erkek çoculclanna farklı davrandığım. Ralf DâfSendorf^ıbı genel roiTeonsTsavunuculârı. bu sürecin “rplün öğrenilmesi’*. *H r>pîum ^l^^ aracılığıyla gerçekleştiği. toplumsallaşma sürecinde Trîeydana ğelen^lrnlıksam al ar sonüciPsapına^osteriy Bu argüman. öğretmenler. aynı ^^ iH e^T kekl^ "kam H err'"de_^ £ e i r ‘r^une toplumsailaşma ile üretÜİyoT^İJLrl^laiT^ lanlar da. îlanci dlarak cinsiyet rolü teorisi. Temel görüş. Talcott Parsons’mki gibi cinsiyet rolü teorisinin en ge­ lişkin uyarlamalarında. önümüzdeki görev bu bek' lentiieri^^egİjBrmek olacaktır. kadınlık : ve erkeldik modellerinin Çocuklara aktarılma biçimlerini ve (birkaç özel durumda) gönde­ rilen mesajlarda bir karışıklık doğduğunda neler olduğunu ortaya çıkardı.. kadının medyadaki imajlarının daraltılmış özelliği çarpıcıdır._bİEj:efommolitika5i_iç. önemli ve güç bir teorik görevdir. kavramın “sosyoloji ve psikolojinin sınırında durdu ğu”nu iddia ediyorlar. toplumsal yapıyı kişiliğin oluşumuyla birleşfudrld bu.

büyük oranda liberal fem inizm alanında olsa da birey üzerindeki klasik liberal odaklanmanın ötesine geçer. Y eni Güney Galler Hükümeti İstihdamda Fırsat Eşitliği Başkanı Alison Zil­ lerim gözlem lediği gibi: “Pozitif ayrımcılık planı. Peki ama neden karşı taraf yaptırımlara başvurur? Bunu. oldülcçâ ciddi kavramsal güçlükler pahasına elde edilmiştir. eşitliği.kullardaki cinsiyetçilik karşıtı ders programlarında. yani in­ sanların mevcut âdetlerini sürdürmeyi seçtikleri yönünde genel bir varsayıma dönüşür. D oğ­ rudan d o ğ r u ^ f'to jü u m sâ O e ^ so­ runa. K lişeleşm iş kişılerarası beklentiler gerçekten de toplumsal olgulardır ve rol te­ orisinde.. Yine de. ayrımcılığın çaresinin bireylerce başlatılan şikâyet sistem ine bağlı olmadığı an­ lamına gelir. BÖylece. Dolayısıyla cig* siyet rolü teorisinin. çoğu rol teorisyeninin en büyük güçleri olarak gördüğü şeyle. L ■I: : . Küçük erkek çocuklar yırtıcı olmaya özen­ dirilir. Psikologlar. düzenlemelerinde _ve “p o zltifliv n m ^ C insiyerrolü kavram ıT toplumsal klişeleşm enin koîektIF~5oyutuna dikkat çektiğinden. yaptı­ rımlara başvurmaya yönelik tercihler etrafında dolanarak hızla bir bireysel irade ve eylem lilik sorununa geri döner. sözünü ettiğim iz bu m ezi­ yetler. Güçlükler. rol işleyim ini yaptırıma bağlarlar. R ol jargonunda karşıt konumda bulunanlar. bireylerin klişelerde tuzağa düşme biçimini vurgulayarak rol teorisini genellikle bir top­ lum sal belirlenim cilik biçim i olarak görürler. son­ suz bir geri çekilm eye indirgemek zorunda kalırız. yani “beklentiler” kavramı yoluyla toplumsalın üzerine koyulan vurguyla başlar.. ayrım cılık kaı-aşînSafır s at. öbür insanların kendilerine •uygunluğu ödüllendirdikleri ve kendilerinden ayrılmaları cezalandırdıkları görüşüyle etkin k ılı­ nırlar. Teori. eğer buna kalkışırsak rol teorisini. kız gibi davranmak alay konusudur ve bu uzar gider. Ö yleyse rol teorisi sonuçta bir toplum teorisi değildir.. onların rol bek­ lentileriyle açıklayamayız.” Teorinin bu meziyetleri kuşkusuz Önemlidir. . yani kişisel eylem lilik ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiye 80 ■ıF ■!t■| i- :j . kendi literatürünün büyüklüğünü a şa n ^ e vHen lerle^ciddi bir IblejmaİT l c s e T ^ ' t a l cjnsiyelJeorisL olarak kabul edilm esi gerekir.İÜ sik' .. rol te­ orisinin toplumsal boyutu ironik bir şekilde iradeciliğe.

sa­ bit bir biyolojik temel ve işlenebilir bir toplumsal üstyapıdır. aynı hammaddeden yapılmışlardır. sonuçta burada hiçbir iktidar ilişkisinin bulunmadığı konusunda birçok teorisyeni ikna etmiş görünüyor. ^Öyleyse rol çerçevesinin kullanılmasının sonucu. cinsiyetler arasmdaki ilişkilere dair somut bir açıklama değil.yönelir. bu iki rol içerik açısından birbirinden farklıdır ama karşılıklı olarak birbirlerine bağımlıdır da (yani birbirinin “tamamlayıcısı”dır). Cin­ siyet rolleri tartışmasının sürekli olarak cinsiyet farklılıkları tarîışmasına kaymasının nedeni de budur. cinsiyet rolü . erkeklerin kadınlar üzerinde uyguladıkları eTonom ik. ama yapıyı eylem lilik içinde eriterek bu sorundan sıyrılır.teorisinin toplumsal cinsîyetirTTcaımaşıklıklannı ne denli güçlü bir biçimde basitleşF6ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 8T . ^ T ktidankT opIum sar^^ î^ sos■yolöglar için daha belirgin olduğundan. Anne Edwards. üstelik (“erkek rolü”ne ilişkin eleştirel literatürün oluşmasını sağlayan 1970 ortalan liberallerinin gözünde) insanın içinde eşit ölçüde baskıcı bir etkiye sahiptirler. biyolojik bir terimi piyesvari bir yaklaşımla uydurulan bir terime iliştirerek neyin olup bittiği konusunda bir fikir verir.|Tıpkı Suzanne Franzway ve Jan L ow e’un fem inizm de cinsiyet rolü te^H sinin ^leştirisinde gözlemledikleri gibFrol literalü î^ tutmnlar üzerinde odaklanmakta ve tutumların ait olduğu gerçeklikleri göz^delT k a çnmaktadltf. Osurun biyolojik cinsiyet kategorisi ile Örtük bir biçimde sağlan­ masıdır. ev ıçı ve politik iktidarın önem senm em esi olmuştur. “Cinsiyet rolleri” söz konusu olduğunda temeldeki bi­ yolojik ikilik. yapıdaki eksik un-. bir normlar teorisinin y e­ rini tutar. Altında yatan imaj. “Kadın rolü” ve “erkek rolü” Örtük olarak eşit biçim de ele alınıyor. iktidarın açıklanmasında rol analizi. Kuşkusuz. cinsiyetler ve ko­ numları arasındaki farklılıklara ilişkin soyut bir görüş olur. Bunun politik yankısı ise kadınlar ve erkekler arasında yapay olarak katı bir aynm y a ^ çizilm esiyle birlikte. bazı eleştirmenlerin gözlem lediği gibi “ırk rolleri” veya “sınıf rollerinden söz et­ miyorum. Cinsiyet rolü analizle­ rindeki örtük soru ise filanca koşullar altında hangi belirli üstya­ pının üretilmekte olduğu ve bundan böyle biyolojik ikiliğin nereye kadar yol gösterdiğidir. Tam da “kadın rolü” ve “erkek rolü” terimleri. ^C insiyet rolü teorisinde gerçekleşen şey.

“b îF lin r k ö n u p iîr k i^ tutun da “bir astronotun” içine “düştüğü” darlığa kadar çeşitlilik gösteren (örnekler Bruce B iddle’m R ole Theory [Rol Teorisi] adlı kitabından alınmıştır) rol örnekleri sıralayarak insan davranışının genişliğine Özellikle dikkat çekerler. “eğlendiriçilik rolü” ve "liÜbeil^eveparff^ğHif^^ de listede" ver alıyor.“ ----.Bu kavramlar. Amenkan ailesi içihderfceşfetriffieril^Ö^^ Jhm ı rolü”. toplumsal cinsiyet ilişkilerine de çeşitli şekillerde uygulanabilir. 78 . söz konusu beklentilerin kitle ileti­ şim araçları kapsamında tanımlanma biçimlerine bakıyordu. kur yapma ve evlilikte . Role Structüre and the Anaîysîs of the Family (Rol Yapısı ve Ailenin Analizi) adlı daha yeni bir kitapta ise bir grup^Amerîkan sosyoloğu. “akraBalîEYöIîrV^cınsel rol”. Bu uyarlamaların anaTKkri ise erkek veya kadınT TrimrnTfnmknr^ T M îm m ^ d tr r r a S i^ m siy e tT O h r r B Û n ^ bağfamdiTKerkâman içinYH^Cİnsiyet rolü mevcuttur: “Erkek rolü” ^ ‘^ ad ıiTroIiPY^ b ir î^ t^ “eri^TnTolü” ve ‘‘kad^^ r o f’ ve “dişü rol” de aym ^rdâm dâkûb' îanılmaktadır. itici gücünü rol dü şü ncesinden aîaTTen ve*^în:nT~âra^HHHaîâîHaH~~BazıIarı. Bir doğrultuda “roller” çok özel olabilir. TÜTTîîf gözler önüne serdiğjjjey^is*. biyoîöjjkjvarsa^ JuhpmnzaroİHhak tanır. rol teorisinin genel bir toplumsal etkileşim analizine giriştiğinde kullandığı araçlardır. Bu paradîğmâTTSemeî^^ tip insan davranışına uygulaSaBilir7Tî^İkriTerir<jx^^ ^kitapları. jrol^tadügm asımn muglâ k lig r Rol kavrarnlunmiYloprumsal cinsiyet uyarlamalarının çoğu farili ripte‘oluyor.:------------ Toplumsak cinsiyetten bu tarzda bahsetmek birçok açıdan caziptırTT)ncelüdeTTukİTT^İu msal belde ntîk^^ kadının v e ^ f e ğttfdavramşlarının birbirinden faridTöIdEğunu^urgülâyur^cİnsıyet'TaridıIığma dair. Dolayısıyla rol paradigması. rol davranışlarının ayrıntılı bir betimlemesine girişir. Mirra Komarovsky’nin aile üzerine yaptığı çalTşma. Genel olarak rol teorisi. Sözgelimi. temel kısıtlamalarını kalıplaşmış kişilerarası beklentilere yerleştiren top­ lumsal yapıya bir yaklaşım biçimidir. ™~— ------.

Ralf IJakrendorfgıbı genel föTteoriHTavünuculan. önümüzdeki görev bu bek- boylesı biri feşebbüs^ç^ çok fazla~enerJT harcandı. toplumsal yapıyı kişiliğin oİusumuyla b ir le ş^ ır k i buT dın^ görevdir. Ama ge­ nellikle. yarfr’’‘HoplumsaUaşUrma"etkenleri”ne yönelik” bir ilginin uyanmasm a^ W ^lT öfr3iT "edcenle^ 'de"aiıne7 a ile. jo- . öğreıimederTsorumlu olan fnsanlİr veTrurumlara. Talcott Parsons’mki gibi cinsiyet rolü teorisinin en ge­ lişkin uyarlamalarında. Üçüncü olarak cğnsiyeLrolüJeorişlvJbjo^eform^poULikasj^lçinJIkeler önerir. Tam an­ lamıyla söyleyecek olursak cinsiyet rolü teorisi. öğretmenler. lumsal ilişkilere yerleş tniİmesTnF’T eH ^ em ek ’2 üzere başıLjdr_ çerçeW~ ö n e r i p görüş. 'bu Türecin “rplün öğrenilmesi”.ise söz konusu etkenlerin kız ve erkek çocuklanna farklı davrandığını. kavramın “sosyoloji ve psikolojinin sınırında durduğu”nu iddia ediyorlar. Bu çaba. ^ToplumsMaşffilT ^ ey â ^ T ç ise n ^ ^ gerçekleştiği.1960’larda Betty Friedan tarafından “kadınlığın gizemi”nin bir parçası olarak vurgulanan ve ardından medya çalışmalarında de­ falarca onaylanan. arkadaş ğriTpIânA^İTİedy^ etkilenen bir diğer İcapsirnir^râfHnnH.. Eğer kadınların tabi kılınmaları büyük ölçüde. kadının medyadaki imajlarının daraltılmış özelliği çarpıcıdır. cinsiyet rolü teorisi Freud’unki gibi psikodinamik açıkla­ maların alternatifi olarak görülür ve odak noktası da kesinlikle be­ lirgin etldler ve belirgin davranıştır. toplumsallaşma sürecinde "meydana gelen lam i alesamalar sonucu sapmaTgosteriyorlar "" Bu argüman. B^öylFcekaHmnk karaTt^TkâdînlıkTölu ineToplums alluşmaTle^ay nı ^ I ^ iîd F ^ ^ S S iE _îrâ^fcm*~3e~âfEeE^öIürie Toplurns allaş ma ile 'üretiIîyor^bTr'b^ğlâmda'^" da. toplumsallaşma kavramı bilinçdışımn. bireylerin top-. ya­ pılanmasına ilişkin psikanalitik görüşlerle ilintilendirilir. kadınlık ve erkeklik modellerinin çocuklara aktarılma biçimlerini ve (birkaç özel durumda) gönde­ rilen mesajlarda bir karışıldık doğduğunda neler olduğunu oıtaya çıkardı. İkrnci olarak cinsiyet rolü teorisi. ka: drnlarT ya^ taTürnlayan ya da karakterlerini _ ' p i r i T ^ y T ( araçsal olmaktan ziyade) dışavurumcu olarak belİ5FIe^~rör5eklentilerinin sonucuysa.

R ol jargonunda karşıt konumda bulunanlar. son­ suz bir geri çekilm eye indirgemek zorunda kalırız. öbür insanların kendilerine uygunluğu ödüllendirdikleri ve kendilerinden ayrılmaları cezalandırdıkları görüşüyle etkin kılı­ nırlar.. K lişeleşm iş kişilerarası beklentiler gerçekten de toplumsal olgulardır ve rol te­ orisinde. Küçük erkek . Psikologlar. bireylerin klişelerde tuzağa düşme biçim ini vurgulayarak rol teorisini genellikle bir top­ lumsal belirlenim cilik biçim i olarak görürler. D olayısıyla rig* siyet rolü teorisinin. ş ın 3 ir f ır s a t :eşitliği düzenlem elenndeive “p ozitif ayrımcılık >r kampanyalannda somutlaşıyor. kız gibi davranmak alay konusudur ve bu uzar gider. rol te­ orisinin toplumsal boyutu ironik bir şekilde iradeciliğe. yani “beklentiler” kavramı yoluyla toplumsalın üzerine koyulan vurguyla başlar. sözünü ettiğimiz bu meziyefle?IbrduKçâ ciddi'kavramsal güçlükler pahasına elde edilmiştir. Yine de. Güçlükler. L: l. eğer buna kalkışırsak rol teorisini.: kullardaki cinsiyetçilik karşıtı ders programlarında. Peki ama neden karşı taraf yaptırımlara başvurur? Bunu.. ayrımcılığın çaresinin bireylerce başlatılan şikâyet sistem ine bağlı olm adığı an­ lamına gelir. çoğu rol teorisyeninin en büyük güçleri olarak gördüğü şeyle. Ö yleyse rol teorisi sonuçta bir toplum teorisi değildir. onların rol bek­ lentileriyle açıklayanlayız. Cinsiyet rolü 'kavfârnıT^ toplumsal klişeleşm enin ~kolektif~~boyutuna dikkat çektiğinden. yaptı­ rımlara başvurmaya yönelik tercihler etrafında dolanarak hızla bir bireysel irade ve eylem lilik sorununa geri döner. yani kişisel eylem lilik ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiye 80 . ş:. rol işleyim ini yaptırıma bağlarlar. büyük oranda liberal fem inizm alanında olsa da birey üzerindeki klasik liberal odaklanmanın ötesine geçer. B öylece.çocuklar yırtıcı olmaya özen­ dirilir. yani in­ sanların m evcut âdetlerini sürdürmeyi seçtikleri yönünde genel bir varsayıma dönüşür.” Teorinin bu meziyetleri kuşkusuz önemlidir.f. Teori. kendi literatürünün büyüklüğünü a şa n jıe msal c i ı ^ y e l J e B T p 7 larak kabul edilm esi gerekir. ayrım cılık karş ı B " p ^ ^ ^ 3 ^ k t p î^ s g . D o ğ ­ rudan d oğru y^ top lum sal te^nrniTlhaıüîksârorârakTîaşladığı so­ runa. Y eni Güney Galler Hükümeti İstihdamda Fırsat Eşitliği Başkanı Alison Zil­ lerim gözlem lediği gibi: “Pozitif ayrımcılık planı.

aynı hammaddeden yapılmışlardır. iktidarın açıklanmasında rol analizi. Tam da “kadın rolü” ve “erkek rolü” terimleri.yönelir.^ ~~ iktidarın~ToplümsaF yaşamın~bu alânlanndaki uygulanışı sos­ yologlar için daha belirgin olduğundan. ama yapıyı eylem lilik içinde eriterek bu sorundan sıyrılır. Bunun politik. bu iki rol içerik açısından birbirinden farklıdır ama karşılıklı olarak birbirlerine bağımlıdır da (yani birbirinin “tamamlayıcısı”dır). Kuşkusuz. cinsiyet rolü__teorisinin toplumsal cinslyetlnr^annaşıklıkîâ ^ bir biçimde basitleşFĞÖNyTop) umial Cinsiyet ve İki itlar 8T . Altında yatan imaj. ev ıçı ve politik iktidarın önem senm em esi olmuştur.(Tıpkı S u za n n ejfa n zw a y ve Jan Lovve’un fem inizm de cinsiyet rolü te^ îS in m eleştirisın d e gözlem ledüderi gibi îcf~nteratüxü7^"tutümîâr üzerinde odaklanmakta v e tutumların ait olduğu gerçeklikleri göz­ den kaçırmaktadır. “Cinsiyet rolleri” söz konusu olduğunda temeldeki bi­ yolojik ikilik. y^ C İn siy et rolü teorisinde gerçekleşen şey. /surun biyolojik cinsiyet kategorisi ile örtük bir biçimde sağlan­ masıdır. cinsiyetler arasmdaki ilişkilere dair somut bir açıklama değil. yankısı ise kadınlar ve erkekler arasında yapay olarak katı bir ayrıhT^Y ^ a târi çizilm esiyle BfflikteTerkeklerin kadınlar üzerinde uyguladıktan eTSnomlk. sonuçta burada hiçbir iktidar ilişkisinin bulunmadığı konusunda birçok teorisyeni ikna etm iş görünüyor. bir normlar teorisinin y e­ rini tutar. ^Öyleyse rol çerçevesinin kullanılmasının sonucu. Anne Edwards. “Kadın rolü” ve “erkek rolü” Örtük olarak eşit biçim de ele alınıyor. biyolojik bir terimi piyesvari bir yaklaşımla uydurulan bir terime iliştirerek neyin olup bittiği konusunda bir fikir verir. cinsiyetler ve ko­ numlan arasındaki farklılıklara ilişkin soyut bir görüş ölür. Cinsiyet rolü analizle­ rindeki örtük soru ise filanca koşullar altında hangi belirli üstya­ pının üretilmekte olduğu ve bundan böyle biyolojik ikiliğin nereye kadar yol gösterdiğidir. üstelik (“erkek rolü”ne ilişkin eleştirei literatürün oluşmasını sağlayan 1970 ortalan liberallerinin gözünde) insanın içinde eşit ölçüde baskıcı bir etkiye sahiptirler. yapıdaki eksik un-. sa­ bit bir biyolojik temel ve işlenebilir bir toplumsal üstyapıdır. bazı eleştirmenlerin gözlem lediği gibi “ırk rolleri” veya “sınıf rolleri”nden söz et­ miyorum. Cinsiyetjrolleri^ tartışmasının sürekli olarak cinsiyet farklılıkları tarJtışmasına kaymasının nedeni de budur.

Yapılan araştırmalar bir dizi beklenmedik sonuç üretmiştir. gözlemlerle or­ taya atılan sorunlar etrafında değil. Amerikan toplumunda eş­ cinsel davranış sıklığını saptayan (ki bu normatif cinsiyet teorisinin asla kabul etm eye yanaşmadığı bir şeydir) Kinsey araştırmaları. normatif standart bir örnek olay analizi olarak kurulmuştu. Cinsiyet rolü teorisinin büyük bir bölümü. İki açıdan da “norm atif’tir. Bu standart örnek olay. İkinci olarak teörisyenler. Evlilik Öncesi ve evlilik dışı heteroseksüelliğe ilişkin veriler ise ayrıca sorun yaratır. Temel bir güçlük . tüm erkeklik v e ka­ dınlıkların tek bir ikiciliğe indirgenişi ve tüm kadınların tek bir ka­ dınlık rolünde toplanışıyla (öyle ki bu. devlet başkanları ve reklam yazarları ta­ 82 . Amerikan ailelerinin % 5 0 ’sinden faz­ lasında şiddetin yaşandığı yönündeki ciddi saptamaları. sırası geldiğinde ev kadını olmak ve aile içine yerleştirilmekle eşitleniyor) söz konusu oluyordu. söz konusu çalışmalar arasında en ünlü olanıdır. sağduyulu başvurunun çoğu bu görüşlerin bulanıklığından kaynaklanır. gerçek rol beklentilerini tanımlar. Ama belki de Özellikle cinsellik söz konusu olduğunda standart olmuyordur. yani beklenen v e on aylan anm ille de standart. haliyle. norm atif olanın. psikoseksüel gelişmenin “düzgün” yolunu dile g e­ tirdiğinde bunun sonucu (eşcinsel tercih de dahil olmak üzere) y o l­ dan her tür sapışın patolojik diye damgalanması ve alışılmış heteroseksüelliğin hem kişi hem de toplum için iyi bir şey olduğu yönündeki görüşün desteklenmesi olur. ahlâki olaralc onaylanan ile gerçekte yaşanan arasında çolc büyük bir fark bulunduğunu gözler Önüne seriyor. yani genellikle gerçekten oldukları bi­ çimde olmamasından kaynaklanır. Cinsiyet rolü literatürüne sezgisel. İlle olarak genelde insanların bunu düzgün yaşama biçimi kabul et­ tiği varsayılır — dolayısıyla bu. Keza aile içi şiddetle ilgili veriler de yenir yutulur türden değildir. rahipler. Nitekim seksolog John M oney. de. bunu düzgün (ya da toplumsal olarak işlevsel veya biyolojik olarak uygun) yaşama biçimi olarak kabul ederler. cinsiyete dayalı geleneksel işbölümünün yer"g jr fig ı^ ^ sanırTyaşamı T5ıma~benzediği ve çok küçük bir azınlığın bundan saptığı varsayıldığı için “standart’’tır.|n i tird işini gözlem lem işti. Edwards’a göre bu. Strauss ve diğerlerinin. Hane halkı bileşim iyle ilgili is­ tatistikler ise.

erkek eşcinselliği. uzlaşımsal cinsiyet golünün çoğunluğu kapsayan bir örnek olay olduğu. alan arâştırmasmda ayrıntılarla ilgilenen rol teorisyenleri. dünyadaki ücretli işçilerin yaklaşık üçte biri kadındır. nonnalliğin bir tanımı olarak değil ama toplumsal iktidarı elinde tutanların kabul etmeyi arzuladığı şeyin bir tanımı olarak görmemiz mümkün olabilir. kedi ve köpek” bileşım li çekirdek ailenin artık çoğunluğun hane halkı biçim i olmadığını. Bu terim. Y e­ tersiz benlik kavramı. Bölüm ’de gösteril­ diği gibi. oy­ sa pek'çokbrkek. İdeolojik açıdan hâlâ güçlü olan. çünkü normatif “rol” kavramı tarafından mantıksal olarak talep edilir. henüz normatif olmayan ama yaygın olan pratiklerden potansiyel olarak normatif olan ne tür ilkeler ortaya çıkabilir gibi sorular doğurur. 83 . diğer insanların günlük yaşamları nereye kadar bu çıkarlara direnç gösterir. Cinsiyet rolü teorisi. Bu ise normlarda kimin çıkarı mu­ hafaza edilir. iki Çocuk. verilerden teo î ^ “rol” modelleri gibi bir şey çıkarmak istiyorlarsa bu verileri çok sağlam bir şekilde eşelemek zorundadırlar. ama rol teorisinde barınmayı sürdürür. y Normatif standart örneğin cinsiyet rolü lite^türündeki hâkimi­ yeti. sapma kavramı aracılığıyla normatif stafidart örnekten kopuşları bir şeldlde kendisinde barındırır. Komarovsky gibi.sürpriz olmaz. uyumsuzluk gibi örtmeceler mevcuttur. Böylece “normatif1 olanı. ama Biddle gibi bir rol teorisyeni “sapkın davranış”. Normatif olanla yaygın olanı harmanlamak yerine birbirinden ayırırsak yeni ve önemli sorunlar ortaya çıkar. bundan kopuşların toplumsal açıdan marjinal olduğu ve muhtemelen kusurlu veya uygunsuz top­ lumsallaşma yüzünden ortaya çıkan bazı kişisel tuhaflıkların so­ nucu olduğu izlenimini yaratırlar. işğücündeyer almaz. İkisi birlikte.rafından her gün düzenli olarak şükranla anılan “ana-baba. belki de hiçbir zaman olmadığını gösteriyor. “eve ekmek getiren koca” ve “yuvayı yapan kadın” şeklindeki normatif örüntü. aslında ekonomi tarafından yıpratılmaktadır: Aynen 1. Lezbiyenlik.-“saplan kimlikler" veya “uyumsuzluğun nedenleri"nden söz ettiğimde ve bunları “ba­ şarılı rol öğrenimi” ile karşılaştırdığında bit -kesinlikle. refah pratiğindeki “yaftalama”ya yönelik sert eleştiriler sonucu gözden düşmüştür. sapkınlık kavramının da eklenm esiyle fa|§lı bir etkiye sahip olmaktadır.

Aynı şekilde. fahişelik. R ol reformunun itici gücü. Cinsel politikanın. N e münaşfbet! Kadın rolünün modernleşmesi.iffet. cinsiyet rollerinin başına gelen. iktidar ve toplumsal baskıya karşı koyma unsurunu da. rol analizcijtprinin değişimi göz ardı ettikleri anlamına gelmez. Ama bu. beldentilerin değiştirilmesi olmuştu. böylesi bir reformcu harek etit toplum teorisinin bulunmadığı. cinsiyet rolü teorisinin 1942’d|i Talcott Parsons tarafından ortaya atılan ilk önemli öner­ melerinden birinin Önde gelen temasıydı. toplumsal çelişkiyi kavrama ve bir toplumsal di­ namik formüle etme yolunun eksikliğini yansıtır. evlilik içi şiddet ve transvestitlik bu değerlendir­ meye maruz kalır. iktidar unsurunu bir kez daha top­ lumsal cinsiyet ilişkilerinden çıkarır atar. geçtiğim iz yirmi-otüz yıllık dönemde. değişimi tarih olarak. m evct^ einsiyşt rolüuyarlamasından duyulan bireysel hoşnutsuz­ luktur. R ol çerçevesi. onları ihlal . bir toplamsal belirlenim kavramının formüle edilmesini önlemek­ tedir. Bir. daha de­ rin bir.hareket ve toplumsal mücadele teorisinin eksikliği. Yapı. yani cinsellik ve top­ lumsal cinsiyet tanımlan etrafında (açık veya örtük bir şekilde) dönen toplumsal mücadele gerçeğini de oyunun dışında bırakır. rol reformu ya da “kadın rolü”nün güncelleşm esi. toplumsal cinsiyet ilişkileri kapsamında ortak çıkarların oluşturulmasına ilişkin hiçbir anlayış geliştijrilmediği anlamına gelmektedir. Çıkar çatışmaları değerlendirilirken fem inizm de cinsiyet rolü teorisinin kullanılması çok kısıtlayıcı olur. yani toplumsal pratik ile toplumsal yapının karşılık^ etkileşiminden ortaya çıkan dönüşüm olarak kavrayama­ masıdır. cinsiyet rolü teorisinde biyolojik ikilik biçimine bürünüp ve rol kavramlanmn pratik yönünün nihai iradeciliği de. A ynı zamanda. Bir hoşnutluk sağlandığında ise bundan böyle ne politikanın ne de analizin üstlenmesi gereken bir şey kalır. Sonuçta değişim. Cinsiyet rolü çerçevesi. kadın rolünün değişen tanımlan. Sonuçta. düzeyde. akademik toplum bilimlerinin feminizme yönelik tepkisinde ana te­ ma olarak karşımıza çıkmaktadır. toplum teorisi olarak temelde statiktir. liberalleşmesi veya genişlem esi olarak (erkek hareketi değerlendirilirken “erkek rolü” için de aynı şekilde) kavramsallaştırılması. Üzerinde durulması gereken nokta ise cinsiyet rolü teorisinin. erkeğin cinsiyet rolü konusunda Kuzey Amerika’da yapılan tartışmaların başlıca konusu da.

biyolojik ikiliğe bağım lılığı ve bunun sonucu olarak yapının toplumsal olarak kavranamayışı. normatif standart bir örnek olaya bağım lılığı ve di­ rencin sistematik biçimde yanlış tarif edilmesi. kültürel idealler. ve toplumsal cin­ netin tarihselliğini teorileştirme yönteminin eksikliği.eden bir şeydir daima. bu zayıflıkların faik edilmesi. Tıpjg tekn olojik . Bu ne­ denle. böyle bir teorinin na­ sıl olm ası gerektiğine ilişkin kimi yararlı ipuçları vermektedir. yani kısıtlayıcı . Cinsiyet rolü te­ orisinin. medya içerikleri vb. olarak cinsiyet rolleri üzerine verimli araştırmaların yapılmasını engellem ez. değişim i toplumsal cinsiyet ilişkilerinden kaynaklanan bir diyalektik olarak kavrayabilmesinin hiçbir yolu yoktur.cinsiyet roliinün esnekleştirilmesini talep eden “gerçek benlik’’ten kaynaklanır. Rolün kendisi de her zaman ateş altındadır. B öyle bir teorinin kavrayabilmek zorunda olduğu konulardan biri de açıkça. B ölüm ’de ele alacağım. kadınlığın ve erkekliğin klişeleri üzerine. cinsiyet v e toplumsal cinsiyet alanına ilişkin olarak. Şimdi bunu ana tema haline “getiren yak­ laşımları ele alacağım. veya ekonomik de­ ğişimlerin nasıl olup da "modern” bil’ erkek rolüne geçilm esini ta­ lep ettiğine ilişkin tartışmalarda"olduğu gibi dışarıdan. cinsiyet rolleri eleştirisi. Bununla beraber. (Bu sorunları İ l . 85 . toplumsal cinsiyet ilişkilerinde yaşanan toplumsal çıkar oluşumu ve çatışmasıdır. genelde top­ lumdan gelir. içsel bir toplumsal cinsiyet teorisi olarak temel bir biçimde ırlıdır.) Ama yine Edwards’m Öne sürdüğü gibi. Ö zetle. toplumsal cinsiyete dair bir toplum analizi için bir Çeve olarak cinsiyet rolü teorisinden vazgeçm em izi gerektiren —rt temel neden var: Cinsiyet rolü teorisinin iradeciliği ve iktidar ile toplumsal çıkan teorileştirmedeki başarısızlığı. toplumsal ku­ rumlar ve toplumsal yapılara daha fazla dikkat eden teorileştirme biçimlerinin aranması gerekir. Edwards’ın dikkat çektiği gibi. yani toplumsal inşalar. Ya da insanın içinden.

KATEGORİK TEORİ iktidar v e çıltar çatışmalarına daha önemli bir yer veren toplumsal cinsiyet açıklamaları. A ka­ demik feministlerse terminolojilerini akademik toplum bilim ­ lerinden ödünç almışlardı. İlk kadın kur­ tuluşu teorisyenleri. Roxanne Dünbar çla kadınların daha düşük bir “kast” olduğunu öne sürüyordu. Cinsiyet rolü teorisi bireyciliğin içinde eriyip gitme eğilim indeyse. Ama bu teorinin bildik bir adı yoktur. kateğoricilik de büyük bir tabloyla kalmakta ve kalın bir fırçayla bu tabloyu boyamaktadır.C. yay­ 86 ' . Cinsiyet rolü teorisinde genel bir terminoloji. bunun 1 nedeni de kısmen söz konusu teorinin mantığının. teorik bir çerçeveye duyulan ih­ tiyacın ne denli vahim olduğunu gösterir. Aynı şekilde radikal fe­ minizmdeki “ataerkillik” tartışması 1970’lerin ortasından beri. Ben bu yaklaşımı “ka­ tegorik” olarak adlandıracağım. İkinci olarak ar­ gümanın odağı. kategorinin oluşturulduğu süreçler ya da ka­ tegorinin unsurları veya öğeleri yerine bir birim olarak kategori üzerinde yoğunlaşır. dimorfinin doğuşu”nu kayda geçirirken A lice Schlegel ve Janet Chafetz de “cinsel tabakalaşmadan” söz ediyordu. ekonomi politik ve antropolojiden ödünç al­ dıkları kavram ve düşünceleri kullanmışlardı. Bu teorinin temel Özellikleri öncelikle cinsel politikadaki karşıt çıkarları belirli insan kategorileriyle sıkı biçimde özdeşleştir­ mektedir. bu farlcındalığı genellikle belirli bir teori bi­ çim iyle dile getirirler. Shulamith Firestone argümanını bilinçli bir şekilde MarxT kendisine örnek alıp bi­ çimlendirerek “cinsiyet sınıfı”ndan söz ederken. Üçüncü olarak bir bütün halinde toplumsal düzen birbirleriyle iktidar ve çıkar çatışması aracılığıyla ilişkilen dirilen birkaç (genellik le1iki) temel kategori kapsamında be­ timlenir. Jill Johnston’m erkekleri “kadınların doğal düşmanı” olaralc tanımlaması bunun etkili Örneklerindendir. ama ciddiye alınmış olması gerçeği. mantıksal açıdan farklı kavramları bulanıklaş tınmaktadır. Myra Strober “yeni bir bilimin. kültürel fe­ minizm ve sosyalist feminizm arasındaki çatışma gibi bildik ay­ rımlara karşı çıkmasından kaynaklanır. Strober’ın kullandığı terim sanki dalga ^geçmek için uydurulmuş gibi görünüyor. bu teoride aynı temel düşünce birçok farklı biçimde ifade edilmektedir.

Analız. Chafetz. Kadınlar ve er­ kekler. Bu (ba­ zılarına 1. erkek cinselliğindeki şiddetim dışavurumu ve kadınlar üzerinde bir tafialdcürrn m r m ln ^ Çok aîrierkil'^îddeTmedimİ olarak kabul e d ilip “Cinsel'tabakalaşma'*' üzerine akademik literatür. Bu yaklaşımı bir toplum teorisi olarak biçimselleştirme ko­ nusunda daha da ileri giden Chafetz. kategoriler arasırtdald ilişkinin eşit olmadığından başka bir şey varsaymayarak genellikle daha soyut ve açık uçlu bir yaklaşım sergiler. çevre. Teori olarak zayıftırlar. tecavüz "itüm.gın biçimde bir kategorik toplumsal cinsiyet teorisi üzerinde te­ mellendi. bu araştırmalar. Aslında kategoricilik yukarıda' sözünü ettiğimiz dışsal teorilerin çoğu için bir toplumsal cinsiyet modeli sun87 . er­ keklerin tüm kadınları korku içinde tutmalarım sağlayan bilinçli bir sindirme sürecidir” argümanında olduğu gibi. temel olarak doğrudan bir tahakküm ilişldsidir. Dunbar ve Firestone bu yaklaşımın öncüleri arasındadır. kadın ve erkeklerin eşit olmayan maddi olanaklarının ve eşit olmayan yaşama fırsat­ larının haritasını çıkarır. Pornografi ve tecavüz temaları kültürel feminist analizlerde Susan Griffin ve Andrea Dworlcin gibi yazarlarca ele alındığında birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır/Bornografi. kadınlara yönelik erkek şiddeti üzerinde yo­ ğunlaşmaktadır. kategoriler arasındaki ilişkiyi açığa çıkarırken doğruluklarını da sorgulamaksızın kabul eder. bu araştırmada toplumsal cinsiyete ilişkin dışsal bir te­ oriye yakınlaşır. tıpkı Susan Brownmiller’ın ünlü. Ama cinsiyetler arasındaki farklı eşitsizlik düzeylerinin bağıntıları veya koşullarına ilişkin kimi sorular ortaya atarlar.) bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla lcültürlerarası bir alan araştırması yapmıştır. “kadınlarla erkeklerin tüm statüleri”nde karşılaşılan yüksek ve düşük eşitsizlik düzeyleriyle hangi genel koşulların (ekonomik gelişm e. Sözgelim i Chafetz. temelde bu ilişkiye getirdikleri açıklamalar kap­ samında farklılaşırlar. B ölüm ’de değindiğimiz) pek çok ampirik araştırmanın çerçevesini oluşturmaktadır. Toplumsal cinsiyete ilişkin kategoriler. “içsel olarak farklılaşmamış genel kategoriler” halinde ele alınabilir. Mary D a ly ’nin küresel ataerkillik tasviri gibi daha yeni açık­ lamalar ise temelde. yaklaşımın temel onvarsayımları hakkında özellikle kendinden emindir. din vb. Bir düşünüş tarzında bu.

maktadır. Örneğin cinsiyete dayalı işbölümü analizleri, toplumsal
cinsiyet kategorilerini genellikle ekonomik yaşamdaki basit bir
sınırlama çizgisi olarak kurar ve bu çizginin farklı toplumlardakı
görünümünü ayrıntılarıyla çıkararak işin daha da karmaşık bir hale
gelm esine yol açar. Yalnızca küçük bir azınlık Margaret Power ın
“bir kadının mesleğinin yaratılm ası” (italikler bana ait) adını ver­
diği şeyle ilgilenir; bu, kategorilerin kurulma sürecini merkezî bir
konu haline getirerek kategoriciliğin soyut mantığından uzaklaşan
bir sorudur.
Benzer şekilde, “üretim ,ilişkileri” tartışmalarının çoğunun da,
üretim aşamasındaki pratik hakkında söyleyecek çok az şeyi vardır.
Düşüncede toplumsal ilişkileri konu etmekle birlikte gerçekte bu
tür kavramları çoğunlukla kategoriler arasına sınır çekmek için kul­
lanır. En sonunda kişi ve kişisel pratik, tıpkı Fransız yapısalcı­
lığında olduğu gibi denklemden büsbütün çıkarılabilir. Teorik dik­
kat, bireyin içine yerleştirildiği toplumsal ortam veya kategori
üzerinde yoğunlaşır. Bu sınırlama çizgilerini izleyerek biyolojik
belirlenimci olmadan güçlü bir kategorik toplumsal cinsiyet te­
orisine ulaşabiliriz. Juliet M itchell’m ve Gayle Rubin’in yapısalcı
modellerinde karşımıza çıkan “yerler”, toplumsal olarak tanımlan­
mış ve bu yazarların vurguladıkları erkek-kadın karşıtlığı da top­
lumsal olarak inşa edilmiştir. Aynısı, 1970’lerin sonlarından beri
görülen göstergebilim sel toplumsal cinsiyet analizleri için de geçerlidir.
,
Diğer durumlarda ise kategoriciliğin toplumsal temeli, ba­
sitleştirilmiş bir normatif aile modeli olarak ortaya çıkar. Bu, “ev içi em eğe” ilişkin Marksist-feminist literatürün büyük bir bölümü için böyledir. K eza Christine D elphy’nin daha özgün okm, ^
ekonom ik sistem olarak ataerkillik analizi için de doğrudur/Burada
kategoriler, evlilik denen toplumsal kurum tarafından oluşturulur
ve kategoriler arasındaki ilişkinin Özü, karıların ücretsiz em ekle­
rinden ortaya çıkan fazlalığı kocaların sahiplenmeleridir. Bir başka
Örnek de Chodorow’un kadınlık psikolojisidir; Chodorow, çocuk­
ların duygusal gelişim ine ilişkin psikanalitik açıklamalara, bilinçli
bir şekilde, biyolojik yerine toplumsal bir destek bulma girişimi
üzerinde durmuştur. Burada çocuk bakımına ilişkin cinsler arası
işbölümü, kategoriler arasındaki ilişkinin özünü oluşturur^
88

Toplumsal çerçeveler geliştirilmesinde bu yazarların gösterdiği
tüm titizliğe rağmen, ortaya koydukları toplumsal cinsiyet ha­
ritasının tümü, basit bir biyolojik ikilik üzerinde temellenenden
çok da farklı değildir. Kategorilerin biyolojik oldukları varsayılabildiğinde ve aralarındaki ilişki de kolektif veya stan­
dartlaşmış bir ilişki olarak görülebildiğinde, toplumsal cinsiyete ilişkin kategorik düşünme tarzı, da en- açık halini alır; dolayısıyla,
BrownmillerTn “tecavüz...tüm erkeklerin... tüm kadınlar..” veya
Dworkin’in “pornografi: Kadınlara sahip olan erkekler” açıklamalan da. Biyolojik İndirgemeciliğin ille de kategoriciliği ortaya çıkarması gerekmediğinin sözünü etm eye bile değmez. Ör­
neğin transseksüellige ilişkin literatürün bir kısmında araştırma­
cılar, uzlaşımsal kategorilerden sapmanın biyolojik temelleriyle il­
gilenirler. N e var ki biyolojik temel veya “biyogramer” teorileri en
■■■■güçlü biçimlerinden birinde genellikle kategoriciliğe yönelir. Şu­
rası bir gerçek ki çoğu yazar (hatalı bir biçim de), üreme biyolojisinin insanları basit ama tam olarak iki farklı kategoriye ayırdığmı varsaymaktadır.
Kategoricilik birtakım kaynaklardan türemiştir: Yapısalcılık, bıyolojizm ve politik eylem i seferber etm eye yönelik geniş basit ka­
tegorilere yapılan katışıksız retorik başvurular. Kategoricilik yine
de Önemini korumaktadır çünkü liberal fem inizm ve rol teorisine ilışkin kesin bir alternatife duyulan ihtiyacı karşılamaktadır. Bazı
sorunlar için toplumsal cinsiyetin “içsel olarak farklılaşmamış ge­
nel kategoriler” kapsamında ele alınması, ilk yaklaşım olarak
mükemmel biçimde yeterlidir. Gelir, eğitim, m eslek ve sağlık alanlarındaki cinsiyet eşitsizliğine ilişkin tanımlayıcıJiteratür, _bu
bağlamlarda kesinlikle.başarılıdır.

İlk. yaklaşım analize son noktayı koyduğunda sorunlar baş
gösterir; “kadın” ve “erkek” kategorileri mutlak olarak kabul edildiklerinde daha fazla incelem eye veya daha ince bir fark­
lılaşmaya duyulan ihtiyaç ortadan kalkmış olur. Çünkü bunun so­
nuçta işe yaramayacağı ve yaklaşımın giderek yanıltıcı olacağı
sorunlu alanlar vardır. Belki de en yaygın örnek, normatif standart
aile kapsamında ifade edilen analizdir. Refaha ilişkin pek çok fe­
minist araştırma, herkesin (ya da hemen hemen herkesin) çekirdek
aile içinde yaşadığım Öngören, bütün kadınların kendilerini ge­
çindiren erkekleri olduğunu (ya da olm ası gerektiğini) söyleyen,
89

çocuk sahibi olmanın bir kocanın varlığını önkoşul olarak ge­
rektirdiğinde direten resmi sosyal yardım ve ekonomi politikasını
bıi kadar çok destekleyen varsayımların yanlış olduğunu kanıtla­
maya yönelmiştir. ■
Bir diğer kategoricilik biçimi de tipik birey üzerinde yoğunlaşır.
Kadınlara yöneiik şiddet literatürünün büyük bir bölümünde “erkek
cinselliğine” yer veriîmesi bunu kanıtlamaktadır. Aynı şeyi, çevre
kirliliğini, doğal kaynakların gelişigüzel kullanılmasını ve nükleer
savaş tehlikesini kişisel saldırganlık ve tipik erkek acımasızlığıyla
açıklayan argüman için de söyleyebiliriz.
Bu argümana, temel oluşturan içgörü kesinlikle doğru dur,^-İk­
tidar" açlığı çekeri ve duygusal açıdan körelmiş bir erkeklik, çevreyi
yok eden, sözgelim i ağaçların kesilmesi ve hidroelektriğin ge­
liştirilmesiyle güzelini Tasmanya Adası’nm yarısını mahvederi top­
lumsal makinenin bir parçasıdır. Brian Easlea’ninki gibi tarihsel araştırmalar, nükleer J^ombay ı üreten bilimlerin ve telcnoloj ilerin
gelişirriinde erkeldlk, denetim ve iktidar temalarının izlerini sür­
mektedir, Ama bunu erkekliğin doğrudan sonucu olarak teorileştîrm ekrverili bir erkeklik biçimini çevreyi yok edici kılan top­
lumsal mekanizmanın gözden kaçırılması sonucunu doğura-calctır.
? (Tarihin diğer dönemlerinde saldırgan erkeklik böylesine kökten
bir çevre yıkım ıyla sonuçlanmamıştı.) Söz konusu teorileştirme,
belirli bir erkeklik biçimine cinsel politikada hegem onyacı bir konu m kazandıran ve ^
m arjın alleş tiren top­
lumsal düzenlemeleri göz ardı etmektedir. Ayrıca bu tür bir erkek­
liği ilk planda Ölpştüran toplumsal süreçler de birçok argümanda
; gözden kaçmaktadır.
Toplumsal cinsiyetin tipik birey kapsamında analiz edilmesi,
Hester Eisenstein’m (^üzm ece evrenselcilik’5 adını verdiği şeyin
örneklerinden biridir. Eisenstein konuyu şöyle ortaya koyuyor:

Bir dereceye kadar bu düşünce alışkanlığı, kaçınılmaz olarak top­
lumsal cinsiyeti meşru bir düşünsel kategori halinde kurma ih­
tiyacından ortaya çıkmıştır. Ama sıklıkla, beyaz, orta sınıf deneyimin­
den oluşan yetersiz temeline rağmen siyah ya da beyaz, zengin ya da
yoksul tüm kadınlar adına ve onlar hakkında konuşuyormuş gibi
görünen bir analize yol açmıştır.
90

Bu şekilde geliştirilen bir teori, tarihin farklı dönemlerini dünyanın
farklı kısımlarıyla birlikte bir bütün olarak ele almaya yönelik
güçlü bir eğilim e sahiptir. Mary D aly’nin G yn lE cologf si ve Kathleen Barry’nin Female Sexual Slavery’si (Kadınların Cinsel Kö­
leliği) gibi metinler,A-findistan’da kocası .Ölen;kadınların kocala­
rının cesetleriyle birlikte^yakılması, Afrika’da kadınların sünnet edrimesr, Çin’de kadınlara demir ayakkabı giydirilmesinden, A B D ’de pornografiye kadar pek çok ataerkil vahşet örneğini sıralamaktadt^/Bunlar, her birinin aynı temel yapının örneği oldukları var­
sayım ıyla sunulurlar. Bu tür teorilerde toplumsal cinsiyetin dünya
çapındaki boyutu, evrensel, ortak bir ataerkil yapı olur.
Her ülke ve her dönemin aynı yapıyı gösterdiği kanısı, bu
çizgilerde düşünen Batılı feministleri klasik olarak budunmerkezcil
konumlara yöneltmiştir. Kalpana Ram gibi eleştirmenlerin dikkat
çektiği gibi, dul kadınların kocalarıyla birlikte yakılması ko­
nusunda, Hintli kadınlan pasif biçimde ataerkil vahşetten ızdırap
çekiyor olarak sunan ve onların direnişlerine, harekete geçiş bi­
çimlerine veya amaçlarına hiçbir, açıklama getirmeyen ırkçı Batılı
kaynaklar üzerinde temellenen bir açıklama, ne konunun ne de
Hintli kadınların hakkını tam anlamıyla Verebilir. Kadınların sö­
mürülmesi ve tabi kılınmalarının açık kabulünü ve bunun düzel­
tilmesi için ihtiyaç duyulan toplumsal değişmelerin temel karakte­
rini, tabi k ı l ı n m a n ı n farklı kültürlerde kendine özgü biçimlerde kök
salmasının ve büründüğü farklı şekiller dolayısıyla gereksinim du­
yulan farklı, stratejilerin yine aynı ölçüde güçlü kabulüyle bir­
leştirmek mümkündür. Bu tür bir sav, Birleşmiş Milletler Kadın ve
Kalkınma A sya ve Pasifik Merkezi tarafından Bangkok’ta düzen­
lenen feminist ideoloji ve yapılar konulu 1979 seminerinin Taslak
Raporu’nda öne sürülmüştü. Ama bu rapor, kategorik teoriye uzak
kalıyor.
Sınıf, ırk veya milliyetin kategorik bir toplumsal cinsiyet te­
orisine dahil edilmesi mümkündür, ama tabii ki bu yapıların da.kategorik biçimde ele alınması koşuluyla. Bu, çeşitli değişkenlerin
bir arada çapraz olarak sınıflandırılmasını içerir İd nicel toplum bi­
liminde çok bildik bir hamledir. Temel işlem mantıksal kat­
lanmadır ve ortaya çıkan sonuç da insanların yerleştirilebileceği bir
çizelge olur. Örneğin, iki boyutlu, basit bir çapraz sınıflandırma
91

T olson’ın erkekliğe ilişkin çalışmasına temel teşkil eder:
Cinsiyet.

{

Orta Sınıf

İşçi Sınıfı

Erkekler

Kadınlar
^

_______

__________ ____________ '

Ü ç boyutlu bir çapraz sınıflandırma ise İngiliz kökenli olin.ayan
çalışan kadınlara yönelik üçlü baskı uygulanmasına ilişkin son tar­
tışmalara temel teşkil etmektedir:
Cinsiyet

Boyutları istediğiniz sayıda artırabilirsiniz. Kâğıt üzerinde gösteril­
meleri zordur, ama bilgisayarlar rahatlıkla bunun üstesinden g e ­
lebilirler.
Bununla birlikte çapraz sınıflandırma ne denli karmaşık olursa
kategorilerin statik mantığına yerleşmiş olan analiz de o denli katı
olur. Ayrıca bu, kategorik teorinin tam da toplumsal cinsiyet ala­
nında ortaya çıkan ayrımları, yani toplumsal cinsiyet katego­
rilerinin kurulmasıyla ilgili ayrımları ele alırken karşılaştığı gü ç­
lüğü artırır.
En Önemli sorun, cinsel nesne seçme politikasıdır. Heteroseksüel cinsiyetçilik (heteroseksizm) v e homofobinin, toplumsal cin­
siyet ilişkilerindeki kilit örüntülerden biri olarak görülmesi gerekir.
Kategorik bir toplumsal cinsiyet .modeli, kullanarak heteroseksüel
egemenliği açıldamaya çalışmak çok zordur. “Erkek/kadm” ka­
tegorisinin karşısına “homo/hetero” kategorisini koyarak yeni bir
çapraz sınıflandırma kurulabilir. Ama bu bölünmenin kategorik analizde birinci planda önem taşımasının görünürde hiçbir nedeni
92

yoktur. Ayrıca çapraz sınıflandırma da konuyu karışık bir hale ge­
tirir, çünkü bu işlem mantıksal olarak kadın eşcinselliği ile erkek
eşcinselliğini eş görmektedir. Oysa ikisi arasında yalnızca dışavunıluş biçimlerinde değil, içsel olarak kuruluş biçimlerinde de
önemli farklılıklar bulunduğunu düşündürecek geçerli nedenler
vardır. Eşcinsel kurtuluş h^eketinde lezbiyenlerin inişh çüaşlı deve .erkeklerin “heteroseksüel”
toplpm.un.. baskısına karşı_jdayamşma içinde olduklarını söylemek
güçtür. D iğer bir deyişle, mantıksal çapraz sınıflandırma, toplumsal çıkarın oluşumuna basit bir biçim de tekabül etmez.
Kategorik teori genellikle çıkar çatışm asını vurgular, ama
çıkarların oluşma biçimiyle ve kişilerin çıkarları tanımlayan ya­
pılarla mücadele biçimlerini açıklamakla ilgili sorunları vardır. Ka. t^gorik teorinin toplumsal çıkarı kabulü, fazlasıyla şemâlaştmlmıştır. K ategoricilik,bir dizi konuya ilişkin olarak, toplumsal
cinsiyet sürecinde karışıklık ve tutarsızlığı hafife alır görünmek­
tedir.
,

Politik sonuçlar önemlidir. Sözgelim i, iki ana kategorik teori ti­
pinden akademik veya tabakalaşmacı olanı, hukuk veya işletme alanında politik liderlik konumunda bulunan kadınların sayısını ar­
tırmaya çalışarak bir erişim politikasına yönelir. Ancak söz konusu
konumlan yaratan toplumsal düzenlemeleri sorgulamak için belirli
hiçbir gerekçe ortaya koymaz. Bu balamdan, pratik sonuçlan li­
beral feminizmdeki rol reformu stratejisinden çok az farklıdır.
v*Oysa hem kadın kurtuluş hareketi hem de daha radikal ka­
tegorik toplumsal cinsiyet teorileri, uzlaşımsal iktidar düzenleme­
lerini sorgulamaktadır hiç kuşkusuz. Am a eğilimleri, bunu "ya hep
ya hiç” şeklinde ortaya koymaya yöneliktir. Kategoricilik, daha
çok, Marksist yapısalcılıkta örtük olan devrimci "büyük patlama”
teorisine benzer şekilde, baskının olmadığı uzak bir gelecek ve uzak bir geçm iş tasarlar, ama acımasız şim diki zamanda her şeyi er­
kek iktidannm ve kadının tabi kılınmasının tezahürleriyle bağdaş­
tırma eğilimindedir. Sonuç ise kadınlara metafizik bir dayanışma
("tüm kadınlar...”), her yerde her zaman hazır bir düşman ("tüm er­
kekler...”) ve yapı ile kategorilerin evrensel olması nedeniyle m ev­
cut ilişkilerdeki mücadelenin anlamsız olduğu yönünde güçlü bir içerim sunulması olur. Çoğu kadın kendi yaşamında erkeklerle

ilişkiye girmekten fiilen kaçma şansına sahip olmadığı için de pra­
tik sonuç, feminizm içinde ortaya çıkan çözümsüz bir ikilemdir.
Saflık ve suçluluk temalarını kuşatan gerilim, birkaç yıldan beri ha­
rekette somutlaşmaktadır. ,

D. PRATİK TEMELLİ BİR TEORİYE DOĞRU
Son tahlilde kategoricilik iktidarı kabul edebilir ama pratik politika
unsurunu (seçim, kuşku, strateji, planlama, hata ve dönüşüm gibi)
analizinden silip atar. G eleneksel popüler kültürdeki “cinslerin sa­
vaşı” komedisi, tam da bu tür bir silme işlem iyle cinsel politikanın
düşüdür. Kocalar; yanılır, kanlar dırlanır, kaynanalar çekiştirir,
kızlar kırıştırır, oğlanlar çocukluktan çıkamaz ve bu kesinlikle hep
böyle gider.1İnsanlar ne tür girişimlerde bulunurlarsa bulunsunlar
hiçbir şey değişmez. Kategoriciliğin daha karmaşık biçimlerinde
pratik politikayı marjinalleştiren k eyif değil mantıktır. Cinsel po­
litikada belirli bir çizgi, GynlEcoîogy gibi metinlerde, strateji se­
çim i olarak değil de ataerkilliğin içsel yapısından kaynaklanan bir
mantıksal zorunluluk olarak görülür.
Seçim, daima yanlış yapma olasılığı ve kuşku içerir. Ka­
tegoriciliğin rol teorisi üzerindeki etkisiyle iktidarın kabulünü elde
bulundurarak tüm ağırlığı politikanın pratik yanına yüklemek, top­
lumsal cinsiyet teorisinde bir sonraki adımın en genel koşulu ola­
caktır.
Bu, bir taraftan iradeciliğe ve çoğulculuğa bir taraftan da kategoriciliğe ve biyolojik belirlenimciliğe doğru yuvarlanmadan, k i­
şisel yaşam ve toplumsal yapının iç içe geçm esine açıklama getiren
bir toplum teorisi biçimini gerektirir. Toplumsal cinsiyete ilişkin
modem yazılarda bu, en iyi biçimde kurgu ve otobiyografi tarzında
yapılmaktadır. Doris L essing’in Altın D efter, Aııja M eulenbelt’in
Utanç B itti, Patrick W hite’m The Twyborn Affair (Twyborn Olayı)
ve Nadine Gordirner’ın B urger’s D aughter’ı (Bur gerim K ızı) gibi
kitaplarda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin (ve sınıf, ırlc gibi öbür ya­
pıların) kısıtlayıcı etkisi güçlü biçimde hissedilir, Öyle İd his­
sedilen, insanın midesini bulandıran bir şeydir. Yine de bütün kar­
maşıklıkları, muğlaldıkları ve çelişkileriyle diğer insanlarda ve
94

onların eylemlerinde gerçek olan bu şey, nö soyut ne de basit “bir
şey”dir. V e bu gerçeklik düzenli olarak işlenmekte ve -düzgün ya
da düzgün olmayan biçim lerde- dönüştürülmektedir.
Öbür alanlarda da benzer sorunlar başgösterdiğmden bu tür bir
anlayışı toplum teorisine nasıl yerleştireceğimizi çok genel bi­
çimde biliyoruz. Sınıf analizinde bu tür sorunlar, Althusser usulü
“yapı” ve Thompson usulü “tarih” arasındaki tartışmada ortaya
çıkmıştı. Aynı sorunlar teorik sosyolojide sem bolik etkıleşimcilik
■ve etnometodolojinin Parsons usulü işlevselcilik ve sistem te­
orisine karşı girdiği polemikte, son dönemlerde de Levi-Strauss ve
yapısalcılık hakkmdaki tartışmalarda sahnelenmişti. Sartre, Koslk,
Bourdieu, Giddens ve yapı ile pratiğin bağlantıları üzerinde yo­
ğunlaşan diğer teorisyenlerin çalışmalarında ise çözüm taslaklarına
rastlanabilir. İnsanların içinde yaşadıkları toplumsal ilişkileri ku­
rarak ne yaptıkları sorusu üzerine yoğunlaşılmasıyla kategoriciliğin bir pratik teorisi ile çözülmesi prensipte mümkündür. Yanı
sıra, tüm pratiklerin bir koşulu olarak toplumsal ilişkiler yapısına
dikkat göstermekle iradeciliğin alt edilmesi de prensipte müm­
kündür.
Hiçbir toplumsal cinsiyet teorisi biçimsel olarak bu şekillerde ifade edilmemiş olsa da, bazı feminist teorisyenler ve eşcinsel kur­
tuluşu teorisyenleri ile çok sayıda alan araştırmacısı, bu tür bir analizin temelini atmışlardır. Bu kişilerin çalışmaları bir “okul”
olarak kabul edilmez, ayrıca politikaları da birbirinden çok fark­
lıdır. O yüzden, bu doğrultuda bir teorinin geliştirilmesi için zaten
mevcut olan temel biçimleri göstermek amacıyla bazı örneklerden
söz edilm esi faydalı olacak.
İlklerden biri Juliet. Mİtchell’dır. Nedense artık fazla önem­
senmeyen kitabı W om an>s Estette'in (Kadının Zümresi) ildnci
kısmı, her birinde belli bir baskı biçimi üretilen dört “yapı” kap­
samında kadınların toplumsal konumunu tanımlıyordu. Bu görüş,
5., B ölüm ’de ele alınacak olan yapı kavramı açısından önemli içerimlere sahip. Bir dereceye kadar M itchell’in çalışmasından et­
kilenen Amerikalı antropolog Gayle Ruhin, kadınların erkeklere ta. bi kılındığı “ilişkiler sistem i”ne ilişkin biçimsel'bir karşılaştırmalı
analiz geliştirmişti, Rubin’in “biyolojik toplumsal cinsiyet sistem i”
tartışması, her ne kadar soyut bir yapısalcılığa doğru yöneliyor olsa
95

ve yüz yüze aile ilişkilerini büyük ölçek li demografik. Yapının baştan belirlenmediğini. M atthews. Fernbach. devam etmekte olan bir şey olarak toplumsal cinsiyet ilişkilerinin nasıl örgütlendiği so­ rusunu ortaya atıyor. çoğu açıdan kurgusal olduğu doğru ama gerçek bir tarihe ben­ zerliği. G o o d and M ad Womeri>da (İyi ve D eli Ka­ dınlar) değişen kadınlık ideallerinin belirli kadınların yaşamlarmdaki etkisini incelem ek için psikiyatri servisi kayıtlarından yararlanılıyor. Cinsel po­ 96 . Bu ise farklı toplumsal çıkarların başatlığını yansıtarak toplumsal cinsiyetin farklı ya­ pılandırılma biçimleri olasılığım işaret ediyor. ayrıca yaşanmış deneyimler olarak da kadınlığın (ve içerimi olarak erkekliğin) tarihselliğini vurguluyor. kadınların erkeklerle olan bağlantıla­ rının karşıtı olarak kendi aralarında kurdukları toplumsal ilişkilerin önemine dikkat çekiyor. toplumsal cinsiyete ilişkin sistematik bir toplum teorisinin neye benzeyebileceğim diğer bütün çalışmalara kıyasla daha açık bir biçim de gösterir. ekonom ik ve kültürel de­ ğişm e örüntülerine bağlıyor. kategorik teoriye doğru sürükleniyor. erkekler arasındaki eşcin sel ilişkiler üzerinde yoğunlaşarak eşcinsel kimliğin çağım ızda ortaya çıkışını N eolitik Çag’a dek uzanan top­ lumsal cinsiyet ilişkilerinin tarihi bağlamına yerleştiriyor.da. ama tarihsel olarak oluşturulduğunu ifade ediyorlar. R ich’in “lezbiyen kesintisizlik” kavramı. Bu çalışmalar. Ayrıca değişen mücadele ve karşı koyma düzeyleri yansıtılarak yapılandırmanın. ama yine de tarihsel olarak ele alınabilir. nihai “kökenlere” ilişkin mit üretiminden çok daha kesin. yalnızca dayatılmış bir düzenleme olarak değil. genellikle top­ lum sallık öncesi arzu (veya antisosyal davranış) olarak görülen şeye ilişkin toplumsal ve bağıntısal bir analiz öneriyor. The S piral Path adlı kitabında. ilk nedenler veya son tahliller hakkında yanıtlanamaz sorular sormak yerine. Yine daha geniş ölçekli bir çalışmada David Fernbach. uyumlu ye tutarlı olduğu farklı dereceler de belirtiliyor. Jill M atthew s’un yirminci yü zyıl Avustralyası’nda “kadınlığın tarihsel inşası”na ilişkin çalışm asında ele aldığı ko­ nulardan biri de bu. 1975 yılında yazdığı “The Traffic in W om en” (“Kadın Tra­ fiğ i”) başlıklı m akalesi. nihai kökenler. Bunun. “Compulsory H eterosexuality and Lesbian Bxistence” (“Zorun­ lu H eteroseksüellik v e L ezbiyen Varoluş”) başlıklı bir başka ünlü makalede ise Adrienne Rich.

toplum sal cinsiyete ve ya­ pılarının yaşatılma biçim ine ilişkin tem el bir olgu olduğunu iddia ediyorum. ^ A m a işe koyulmadan önce değinilm esi gereken bir konu daha var. söylem analizinde. aydınlatılması gereken beden ve toplumsal pratik arasındaki ilişki toplumsal cinsiyet te­ orisi için önemli bir konudur. Aynı toplumda aynı dönem de çeşitli cinsel karakter biçimlerinin ortaya çıkmasını önleyebilecek hiçbir şey yoktur. K ısım ’da ele alacağım.litika. FîÖN/Topiumsai Cinsiyet ve İktidar . çeşitli çıkış. radikal cinsel politikada somutlaşan kriz eğilim ­ lerini geliştirir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin tarihselliğini kavramanın bu kadar güç oluşunun asıl nedeni. Bu. K işim ’da yer alan bölümlerin çıkış noktasını oluşturmaktadır. bedenlerin cinsel ikiciliğinden güç alan tarih üstü bir yapının toplumsal cinsiyete kaldığında direten. Karakter yapılan olarak kadınlık ve erkekliğin. Yapılar. An?J. toplumsal cinsiyet ilişkilerine pratik te­ m elli bir yaklaşım geliştirm eye çalıştığım II. Bu konular. Çök yönlü kadınlıklar ve erkekliklerin. etkileşimcilik sosyolojisinde ve söylem em ize b ile gerek yok ama elbette M arcuse’nin çalışmasında ortaya çıkmıştır. toplumsal cinsiyet ilişkileri yapısına en temel düzeyde yer­ leştirilir. Bu konulan. Cinsellik biçimlerinin toplumsal olarak inşa edildiği görüşü. radikal tarihçilerin çalışmalarında. noktalarından hareketle k i­ şiliğe ilişkin pratik tem elli bir yaklaşım geliştirilen E l. tarihsel açıdan değişken olarak görül­ meleri gerekir. aynı zamanda cinsiyet rolü teorisinin v e çoğu kez kateğoricilik' biçiminin de sonunda gelip sığındığı varsayımdır. ya§am düzeyinde toplum sal cinsiyetin ta­ rihselliğine de dikkat çeken pratik teorisinin tüm etkinlik alanı bu değil. Tem el belirleyenlerin biyolojik olduğu doğruysa toplum teorisi anlam sızdiFya“da en iyi ola'sılMa ik în cM lişkilerin yapısına atıfta bulunulmadan önce. varsayımdır.

(1976). Değişim teması için bkz. Lipman-Blumen ve Tickamyer (1975) ile Pleck’e (1976). “Önce sın ıf’ dogmatizmine. aneak bu. Buradaki eleştirilerim. ve 5. Con­ nell ve Lee (1985) cinsiyet rolü düşüncesinin tarihinin taslağım çıkar­ mışlar. 70-76). Connell ve Lee’de cin­ siyet rollerine uygulanması üzerine kurulmuştur. Bem (1974) ile Steinmann ve Fox (1974) cinsel karaktercinsiyet rolü karıştırılmasını. “İkili sistem” kavramının. erkeklik ve kadınlık rollerine ilişkin dile getirilmemiş denklemi örneklerle açıklar. Young (1981) tarafından yapılmış. Çin’deki aile politikası için bkz. Bölüm’ündeki rol teorisi genel eleştirisi ile bunun Carrigan. Aile rolleri listesinin alıntılandığı kaynak Nye vd. Franzway ve Lowe (1978) ile Edwards (1983) tarafından yapılan cinsiyet kavramı analizlerinden yararlandığımı da eklemeliyim. CİNSİYET ROLÜ TEORİSİ (s. kısmen Connell (1983) 8.' Sosyalist feministlerin bu ülkedeki işe yarar kampanyaları için bkz. 25. Carrİgan. örneği Brança (1978). Bölüm’ünde yer alan yeniden üretim te­ orisinin genel eleştirisine dayanır. cinsiyet rolü teorisindeki “sapma” anlayışının geniş bir eleştirisini verir. David ve Brannon (1976). Coote ve Campbell (1982). Connell (1983) 3. rol teorisini psikodinamiğin alternatifi olarak görür. Avustralya'dakiler için bkz. Bölüm’de ayrıntılı olarak tartışılacaktu\ Pleck (1981). 4. Mitchell (1975). karşılık verilemeyecek kadar güçlü bir meydan okuma için bkz. Kuhn ve Wolpe (1978). İngiliz Marksist feminizminin so­ runları Barrett’ta (1980) ustaca anlatılır. 98 . Tim Carrigan ve John Lee ile tartışmalarda formüle edilmiştir. Rol teorisinin başarısızlığım tarihsel gerçek ölçütlerle buluşturmaya yönelik argümanlarım. Bu bölümdeki argümanlarım Connell (1983) 10. Cinsiyet rol­ lerinin tarihini yazmaya çalışmanın sonuçlarından biri kuşkulu bir yığındır. Edwards (1983). 77-85).N otlar DIŞSAL TEORİLER (s. “Toplumsallaştırma etkenleri” ar­ gümanı ileride 9. Court’a (1986) ve Stevens (hazırlanıyor). Toplumsal cinsiyete ilişkin yeniden üretim te­ orilerinin en önemli açıklamaları için bkz. Stacey (1979) ve Croll (1983). gördüğüm en yetkin eleştirisi I. Wesley ve Wesley (1977) cinsiyet farklılüdanmn karıştırılmasını örnek getirerek açıklıyorlar. bölümlerdeki ka­ pitalizm ve ataerkillik bağlantısı üzerine daha ayrıritılı yazmıştım. sessi/ sedasız geçip gitmiştir. Çağdaş Kültürel Araştırmalar Merkezi Kadm Araş­ tırmaları Grubu (1978) ve Burton (1985). Delphy (1977) s.

ve 8. Strateji ve kuşku arasındaki bağlantı avam radikal politikada. Düzmece evrenselcilik hakkındaki alıntı Eisenstein (1984) s. buradaki argümanları ge­ nişletiyor. kadın kurtuluş hareketinde toplumsal cin­ siyete ilişkin kategorik görüşlerin ortaya çıkışıyla İlgili mükemmel bir tarihçeye yer verir. “Üretim ilişkileri’nin kategorik olarak ele alınışı Bland vd. Retorik olarak kategoricilİk Spender’m (1982) çalışma­ sında iyi anlatılmış. kategorik politika mantığı tarafından biyolojik gerekirciliğe itilen teorinin dikkate değer bir örneğidir. 99 . radikal teoriye göre daha açıktır: Karş. Lefebvre (1976) s. Money (1970). Thompson*™ tarihi (1968) model olarak. Erkeklik ve saldırganlık için bkz. sapmanın biyolojik belirlenimci incelemesine örnektir. PRATİK TEMELLİ TEORİ (s 94-101) “Cinslerin savaşı” benzetmeleri için bkz. Dinnerstein (1976) ve Kelly (1984). bölümlerinde ele alınıyor. Oıwell (1941). Alinsky (1972). yapısalcılığa karşı polemiğinden (1978) daha değerlidir. alıntı s. Raymond (1979). 73-91 ’deld “üretici öz” araştırmasına yönelik eleştiri. bu Ünlü denemede Donald McGill’in kartpostalları İncelenir.’de (1978) doruğa ulaşır. Connell (1985a). Eşcinsel kurtuluş hareketinde çıkarların muğlaklığı ko­ nusunda bkz. 276*dan. Ailenin biçimsel modelini temelden çürüten çok sayıda feminist çalışmaya örnek: Baldock ve Cass (1983) ile Campbell (1984). Bölüm. 86-94). Willis (1984). (s. Eşcinsel Sol Kuruluşu (1980) ve Thompson (1985). 132’den. Farrell (1974). Johnston’m (1973) ayrılıkçılık hakkındaki nükteli argümanı lezbiyenliğin politik bir sorun olarak kuruluşuna yardımcı oldu. 3. bazı hoş anları olsa da.KATEGORİK TEORİ . iktidar yapıları Üzerine tümüyle tarihsel bir perspektif oluşturulması konusunda önemlidir. Eleştirel değerlendirmesine kalkıştığım Sartre ve Bourdieu’nün pratik teorileri Connell’ın (1983) 5.

daha basit yaşam biçimlerinin özelliği olmakla bir­ likte mantarlar...----. t ...---------.... Ama genellikle diğerlerine kıyasla daha gelişkin olan türler cinsel yolla ürerler..... Ö yle görünüyor ki üremede cinsiyet temelinde karşılaşılan işbölümü..--------- A.. Cinselliğe dayanmayan.. deniz yosunları v e parazitlere kadar değişen....... İnsanlar....—^ ----. ^ < ^Ş Ş f - ---.------.. yani eşeysiz üreme. DOĞAL FARKLILIK AÇMAZI 100 - jt “D işi” ve “erkek”.. özel bir tür üreme sistem inde ortaya çıkan bi­ yolojik kategorilerdir.— W—---. yaşamın evrimi açısından temel bir özelliktir. görece karmaşık bazı yaşam biçimlerinde de görülmektedir.. Çilek ve orkide gibi daha karmaşık bazı türler ise hem eşeyli hem de eşeysiz üreme özelliği gösterir. i v Beden ve toplumsal pratik .... hayvan v e bitki türlerinin büyük bir bölümüyle bu ayrımı paylaşırlar.... .

Bunun bütün Kültürler için doğru olduğu söylenem ez.ıriı . bu mesajın rakip uyarlamalarını çok geniş bir kitleye ulaş tırıyorlar. Cinsel politikayla ilgili tartışmalar çoğunlukla. nitekim ardılları da tekrar tekrar bu görüşe kapıldılar. ulaşılabilir olduklarında.^Görünüşte. saldırganlık gibi kişilik özelliklerinde gözlem lenen farklılıklara ilişkin biyolojik y e top­ lumsal açıklamalara yaklaşım biçimlerinin birbirinden çok farklı olması son derece çarpıcıdır.' düşüncenin aşamadığı bir sınır oluşturuyor. Sözgelim i M accoby ve Jacklin’in bir­ likte kalem e aldıkları The P sych ology o f Sex D ijferences (Cinsiyet Farklılıkları Psikolojisi) adlı kitapta. Ama bizim kültürümüzde toplumsal cinsiyet ilişkilerinin fojyolpjil^yey^ sözde biyolojik açıklamalanmn büyük ölçüde yaygın bir güvenilIrnğe*sâhlpTolduğu nedense çök güçlü bir biçimde ifade ediliyor. Örneğin Theodöre Reik. toplumsal açıklamalar is e ancak ikincil önem taşımaktadır^Freud ’uıı yön temi. “cinsiyetlerin duygusal farklılıkları” üzerine oldukça uzun makalesini basit bir biyolojik belirlenim e dayandırır. biyolojik açıklamalar. benzer bi­ çim de Robert M ay de. The İm perial Anim al (Hayvanların İmparatoru) ve Gen B encildir gibi kitaplar. bunun kanıtlanmasını da kendince ge­ reksiz kılan bir önerme ile son buluyor?.Fem inizm karşıtlarının çoğu bunu saf dışı bırakıcı bir argüman olarak görüyorlar. im gelem ve mit üzerine araştırmaları için kadınlar v e er­ kekler arasındaki doğal farklılık dışında hiçbir düzenleyici ilkeden söz etmez. erkekler v e kadınların tem el olarak bir­ birinden farklı olduğu iddiasıyla. psikanaliz ve hatta fe­ minizm gibi düşünsel akımları daha en baştan sevim siz bir biçimde biyolojizm e dahil edebiliyor. kesinlikle ön celiğe sahiptir. Yine de Freud nihai biyolojik belirlenim ciliğe inanıyordu. yani konu hakkında daha fazla şey söylenm esini olanaksız. H ester Eisenstem . Bu varsayım öylesine güçlü ki rol teorisi. Sex an d F antasy'de (Cinsiyet ve Fantezi). KB irçok insan için doğal cinsiyet farklılığı anlayışı.Kültürümüzde üreme ikiliğinin günlük yaşamda toplamsal cin­ siyet ve cinselliğin mutlak temeli' dİdugu varsayılıyor. İlk ikinci dalga fem inizm ijbütün cinsiyet farklılıklarının top­ lumsal olarak üretüdigîhi sık sık vurguluyordu. şizofreni. biyolojik v e toplumsal cinsiyete ilişkin şimdiye d ek önerilmiş en radikal toplum analizlerinden birine giden yolu işaret ediyordu. Çıplak'M aym un.

-B en bu bağın. katkı olarak görülür. Argüman. JDoğal farklılık öğretisinin iki ana değişkesi var. (Farklılığın G e­ leceği) gösterdikleri gibi pek çok Batılı feminist. 1970’ler boyunca farklılığı yeniden vurgulamaya ve kadınlara mahsus olanı yücelt­ m eye başladılar. Toplum. ö z ünün veya “kalıbı”nm.. “metafizik farklılık” görüşü.ve A lice Jardine’in The Future o f D ifference’tz. “kuruluşu”nun.. Burada geçerliliğini sorgulayacağım şey. besleyip geliştirici kadınların dünyayı erkeklerin savaşlarından ve tek­ nolojiden korumaları gerektiği görüşü. doğanın buyurduğunu kayda g e­ çirir -v e y a bunu yapm azsk rahâtsık olur.toplumsal pratik ve biyoloji arasında güçİü bir bağ olduğunu kabul eder. olarak üretildiği görüşünü terk etti. Desm ond M o m s’in Ç ıplak Maymun.. N e üreme biyolojisine ilişkin olguların tartışılmasını ne de insan ya­ şamının anlaşılmasındaki ilgi ve önemlerinin reddedilmesini kas­ tediyorum. Lionel Tiger’ın M en in Groups (Gruplar Halinde İnsanlar) ve The Im perial Aninıal ve George Güder ın Sexual Suicide gibi kitaplarında karşımıza çıkan sözde evrimci erkeklik ve kadınlık açıklamalarıdır. bedenimizin biyolojik yapısını oluşturduğu şeklindeki varsayımdır. İkincisinde ise her ikisi de birer eklenti. 1 w Bu bölümde. toplumsal cin­ siyeti barındıran-toplumsal ilişkilerin “tem eli”nin. Derken çok fazla sayıda kişi. politik görünümleri ne olursa olsun doğal farklılık öğretilerinin temel olarak yanlış anlaşıldığını öne süreceğim. Tümüyle gi­ derilem ez farklılık kavramları hızla çoğaldı: Erkeklerin. Bunun en bildik örnek­ leri.. gerçek (yani dişi) soydan değişim sonucu ortaya çıktıkları görüşü. îlkinde toplum. “kadınlara mahsus” olanın toplumsal. işin ^°Srusıb toplumsal cinsiyet”in bu bağ olmaksızın düşünülem eye­ ceğidir. doğanın gölge olayı >(g£İ&kmom£W 2 İ) olarak alınır. Birinci teori tipinde biyoloji (ya da yedeği olarak ontoloji) top­ lumsal cinsiyeti b elirler. iskeleti nin. Marshall Sahlins bu literatüre kaba sosyobiyoloji” adını verir. Morris bu teori tipinin temel bakış açısını basitçe şöyle özetliyor: M o d e m ş e h ir y a ş a m ı n ı n g ö r k e m l i g ö r ü n t ü s ü n ü n a r d ın d a a y n ı e s k i 102 . doğal farklılık teorisyenleriniıı savunduk­ larından daha farklı bir niteliği olduğunu öne süreceğim. er­ keklerin “biyolojik olarak saldırgan” ya da “doğal olarak te­ cavüzcü oldukları görüşü.

. Sözgelim i Tiger. Bu literatürü bilim olarak ele almak cidden güç.böylece bu düzenlemelerin. Argümanı. hangi toplumsal düzenlemelerin “biyolojik. avcı bir tür olarak insanın evrimi görüşüne uygun olduklarını anlatmak istiyor. Bildik olanı “bilim ” olarak geri yansıtırlar 103 ..biyolojik" olarak adlandırdım çünkü aslında..’te^cjnsiyetçi. Toplum analizi aşırı derecede ham.’ y e r in e “ ç a l ı ş m a ” . “Evrimi” anlamanın kendisi demode olmuştur. k ü lt ü r e l b i ç i m d e d a v r a n m a k .ç ı p l a k m a y m u n v a r d ır . temelde ise argümanların yansıtıcı ya­ pılarından kaynaklanır.. Ama yine de bu ar­ gümanlar fazlasıyla popülerdir. s ö z c ü k l e r i g e ç i r i l m i ş t i r . r o lle r ic a t e t m e k . U y g a r l ı ğ ı n t o p lu m s a l y a p ı s ı n ı ş e k ille n d ir m iş o la n . “ a v s a h a la r ı” y e r in e “ i ş m e k â n ı” . bi­ yolojik indirgem eyle ortadan kaldırılmıştır.). Örneğin ekolojik endüstri çalışmalarının yaptığı gibi. “Evrim”. “ ç if t le ş m e ” y e r in e “ e v lilik ” . Organik evrimden tarihe geçişi anlamaya ilişkin temel sorun. T a r ım v e e n d ü s t r i u y g a r lık la r ı i n s a n h a y v a n ın t e m e l d o n a n ı m ı n a h iç b ir ş e y e k l e m e m iş tir.. “ ç if t le ş ile n e ş ” y e r in e “ e v le n ile n eş" v d . Tiger ve Fox ’un im gelem i farklı olmakla birlikte görüş aynıdır: D o ğ a l a y ık la n m a . d ille r k o n u ş m a k v e g r u p la r k u r m a k z o r u n d a o la n b ir h a y ­ v a n ü r e t m iş t ir . Daha çok. bunu kurgusal bir tarıhöncesine yönelerek yapıyor. D e ğ i ş e n y a l n ı z c a is im le r : ‘'A v la n m a ’.. daha. mantıksal kaydırmalarla doğruymuşçasına kabul edilen olgulara dönüştürülmüş bir dizi müphem analojiye dayanıyor. bir nebze müstehcen mizahla ilgilidir (popo gibi memeler. bu yazarların savunduğu toplumsal Örüntülerin onaylanması için açıklama kisvesi altında sahneye davet ediliyor. b i l i n e n h e r ş e y d e n ç o k b u h a y v a n ın b i y o l o j i k d o ğ a s ıd ır . açıdan sağlıklı” hangilerinin sağlıksız.olduğundan söz ederek çalışmasını bitiriyor . şu anki top­ lumsal yaşamın yorumuyla başlıyor (Monâs. V e t e m e l d e b ir p r im a t ( m a y m u n s u ) m o d e l e b a ğ l ı o la r a k d o n a t ı l m ı ş ı z . maymunsu şirket yöneticisi vb.. budunmerkezcil ve çoğunluİda olgusal açıdan yanlış bir yorumla karşılaşıyoruz) ve. m i t ­ le r y a r a t m a k . Bu literatürü “sözde. Marie de Lepervanche ın dikkat çektiği gi“ bi. “ b a r ın a k ” y e r in e “ e v ” . iddia edilenin tam tersi. insanın top­ lumsal yaşamının biyolojik olarak ciddi bir şekilde iıdelenm esine dayanmıyor. A v la n m a k i ç i n d o n a t ı l m ı ş ı z . Tem el man­ tığı ise kesinlikle. Bu popülarite kısmen.

On Human N ature’m (İnsan D oğası Üzerine) bir bölümünde. cinsiyet fark­ lılıklarının “tümüyle ortama ilişkin bir açık lam asının reddedil­ m esi için sporda performans farklılıklarını. E. bir . tarih içinde toplumsal ve kurumsal bir süreçtir. Bir düşünce okulu olarak “sosyobiyoloji”nin altında yatan kav­ ramsal karışıklıklar. O. B iyolojiye ve ev ­ rim sürecinin kendisine ilişkin güçsüzleşm iş bir anlayış. W ilso n ’ın öncülüğünde “bilim sel sosyobiyologlar” tarafından kal­ kışılm ıştı. dilin olabileceği kadar açık bir biçimde.m argümanı. B u kusurları gidermeye yönelik ciddi bir girişime.ve çoğu okuyucunun inanmak istediği şeyi onaylarlar. b i­ lim sel açıklamaya ilişkin tüm iddialarına rağmen incelem e için b i­ yolojik nedensellik mekanizmaları üretemez. Çok ilginçtir ama sosyobiyoloji. beyin fizyolojisinde. ailenin evrensel olduğunu sa­ vunup eşcinselliğin genetik bir açıklaması olduğunu gösterm eye çalışıyor (böylece eşcinselliğin bütüncül bir kişilik: özelliği o l­ duğunu varsayarak seksolojide yetmiş yıl Öncesinde bile demode olmuş kavramlara dönüyor). insan eylem inin kolektif anlamda fazlasıyla yapılandırılmış olduğu. cinsellik üzerine makalesinde şöyle kurgular türetmek zorunda ka­ lır: “Cinsel aşk ve aile yaşamının sağladığı duygusal tatminin. Sosyobiyologlann argümanları.“kolaylaştırıcı” . toplumsal kurumlar ve biyolojik üstünlük arasındaki kaymalara temel oluşturuyor. yani bağlamdışı bireysel eğilim lerle değil. Örneğin savaş.” Şu üçlü uyan (“bir ölçüde” . “Y eni ilerlem eler” üretilmesinin ne kadar geleneksel olduğuysa ilginçtir. W ilson’ın burada basitçe kesıru .“akla uygun biçim de önesürme”). Sözgelim i W ilson. ikizler üzerine çalışm a­ ları ve benzeri konulan sıralıyor. karşılıklı etkileşim le oluşturulduğu gerçeğini göz ardı ediyor. W ilson. yoksa saldırganlığa yönelik yüzbinlerce g e ­ netik eğilim in toplamı değildir. artık oldukça iyi anlaşılıyor. “evrim teorisindeki yeni ilerlemelerin yardımıyla insan cinselliğinin çok daha kesin bir biçim de tanımlanması nın nasıl mümkün olabileceğini göstermek için genetik üstünlük h e­ saplamasına başvurur. W ilson.ölçüde bu uzlaşmanın genetik pekişti­ rilmesi aracılığıyla düzenlenm iş kolaylaştırıcı mekanizmalara da­ yalı olduğunu Öne sürmek akla uygundur. Sahlins’in W ilson ’m genel argümanı için v e Janet Sayers’ın da B iologıcal P o litics*te özellikle toplumsal cinsiyet için gösterdiği gibi.

Herhangi bir önem e sahip işi almak için girilen rekabette erkekler kendine g üvenm e ve iddialı olma açısından daha üstündür. Bu. iş dünyasının rekabetçi uğraşını erkeklere tahsis eden top­ lumsal düzenlem elerim iz var. G oldberg’ün argümanı hormon yoğunluğundaki ortalam a farklılıklardan yola çıkarak toplumsal davranıştaki kategorik fark105 . Goldberg. Kestirim. yuva yapmayı ka­ dınlara. Bir şekilde modası geçm iş olsa da bu. ortalama kan yoğunluğu açısından erkekler ve kadınlar arasında farklı olduğu bulgusuna ulaşır. Yaptığı psikofarmakolojik araştırma sonunda ise kan dola­ şımlarında bu (ve diğer) hormonlardan farklı düzeyde bulunan hayvan ve insanların. Ken­ dilerini hormonları g üzünden sürekli^ayjtf^düştükleri bir iktidar çekişm esinde füketmektense. şeydir. Argümanın başlarında daha karmaşık bir kayma söz k o­ nusudur. Bir ar­ güman tipi olarak da incelenm eye değer. açık rekabeti önleyen ku­ rumsal düzenlemeleri açıklamak amacıyla bir açık rekabet durumu Öne sürer. onyedinci yüzyılda toplum sözleşm esi teorisyenlerince oluşturulmuş bir retorik aracıdır. bu literatürün toplumsal yaşamın gerçek belirlenimi hakkında genellikle Önerdiği. Goldberg. ka­ dınlar ve erkekler arasında (ya da yalnızca erkekler arasında) bir serbest rekabet durumu asla var olmamıştır. özellikle de testosteronun. Wilson ve diğerlerinin kaçındıkları ama aslında gerçekleştirilm esi gereken ciddi bir girişimdir v e biyolojik farklılık ile toplumsal eşitsizliği ilişkilendiren mekanizmaların ayrıntılı açıklamalarını sunar. belirli hor­ monların. |ş t e bu yüzden. Bu argümanın daha sonraki aşamasında ortaya çıkan mantık ha­ tası kolaylıkla görülebilir. Steven G oldberg’ünTTîe In evitability o f P atriarch y'de yer verdiği biyolojik belirlenim cilik uyarlamasına belirli bir ilgi du­ yulmasını sağlıyor. bu. belirli testlerdeki ortalama performanslarında bazı farklılıklar olduğunu ortaya çıkarır.tirimde bulunduğunu gösteriyor. erkeklerin kadınlar üzerinde bir "saldırganlık üstün­ lüğüne” sahip olmalarını sağlayarak toplumsal davranışta fark­ lılıklara neden olduğu sonucunu çıkarırABu ise hem cinsiyete da­ yalı işbölümünü hem de ataerkil iktidar yapısını açıklamaktadır. A slında gerçek tarihsel verilerin gösterdiği kadarıyla. Goldberg daha sonra bu hor­ monların. tabi kılındıkları bir konumu kabul et­ m ek kadınlar için akılcıdır. yaptığı fizyolojik araştırma sonunda.

Büyük bir örtüşme içinde Önemsiz bir ortalama farklılıktan yola çıkmak ve 1. Bu yüzden biyolojik indirgemeci argüman. Bu iki araştırmacı. hormonal belirlenime değil: Bu. açıklamaya çalıştığı toplumsal fenomenlerin en azından bazıları için fazlasıyla zayıftır. “doğum Öncesi cinsiyet hor­ monlarının toplumsal cinsiyet bağlantılı davranış üzerindeki et­ kileri” (akla yakın bir biçimde hormonal etkilerin beklenebileceği bir alan) konusunda yapılan araştırmanın yakın tarihli incele­ m esinde Anke Erhardt ve H eino Meyer-Bahlburg tarafından b e­ lirtiliyor. kadınlar ve erkekler arasında çok sayıda örtüşme bulunduğudur (bkz. F iz­ yologların ulaştığı tipik bir sonuç.bağlı gibi görünüyor”. Bölüm). toplumun “şiddetlendirdiği” doğal cinsiyet farklılıklarından söz etm eye yöneltecek v e buna bağlı olarak da kısaca tartışaca­ ğım ız ek çerçeveye doğru götürecek denli ciddi bir sorundur. Am a başka açılardan da fazlasıyla güçlüdür. kişisel ve or­ tak belirleyenler süzgecinden geçtiğini kabul ederek fizyolojik ara. İlci grup arasında ortalamaya ilişkin bir farklılık. toplumsal örüntülere ilişkin za y ıf bir biyolojik belirlenim öğretisine yol açabilirdi. Birçok psikologun saldırganlık gibi kişilik. bir grup olarak kadınların esas politik otoriteden veya ekonomik iktidardan kurumsal düzeyde dışlan­ dıkları sonucunu çıkarmak inandırıcı değildir.lılıklara ulaşmaktadır. Bu. belli ölçüde hormonal etldnin söz k o­ nusu olabileceği ama etkilerin kolayca fark edilem eyeceği so ­ nucuna ulaşıyor. Şurası açık ki asıl etki.ştırmanın gerçekte bulmuş olduğundan çok daha güçlü bir hormonal kontrol mekanizmasının mevcut olduğunu varsayar. çocuğun yetiştirilm esini kuşatan toplumsal olaylardır: “Toplumsal cinsiyet kim liğinin g e ­ lişm esi. hormonal farklılıkların bir reysel davranışı şekillendiren karmaşık bir durumsal. ancak da­ ğılımlardaki büyük bir örtüşmeyle bağdaşabilir. G eçtiğim iz 106 . ama o bile spekülatif olurdu. özelliklerini Ölçmede başarabildikleri ka­ darıyla buldukları şey. büyük ölçüde çocuğu yetiştirenin cinsiyetine . sosyobiyologları bazen. Sözgelimi^ bu ar­ güman kapsamında öne sürülen bir görüşe göre. hormon düzey­ lerindeki farklılıklardır. bireysel davranı­ şın toplumsal sonuçlarını son kertede belirleyen. ama bu görüş. 8. Bölüm'de sözünü ettiğimiz devlet ve iş dünyası seçkinlerine ilişkin verilerde de açıkça görüldüğü gibi.

önemli bir biyolojik etkinin bulunduğunu göstermek için kullanılan verilerin geçerliliğine ilişkin ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. biyolojiyi. IQ ’nun kalıtım sallığıyla veya zihinsel bozuklukların kalıtım sallığıyla bağdaştırmaya yönelik argümanlar. ■^■Kadınlar ve erkekler arasında m izaç veya yetenek açısından do­ ğuştan gelen bazı farklılıklar bulunması olasıdır. karmaşık bireysel davraniş örüntülerine bile dönüştürebilecek bir mekanizma ortaya çıkanlarpamıştır. Hepsinde de. organik evrimin yönlendirdiklerinden tamamen farklı bir ilişki için gerekli zemin var oldu. iki vey a üç milyon yıldan. dik durma. bireysel özellikleri belirleyen değil. îşte bu nedenle. toplumsal düzenlemelerin farklılaşabileceği sınır­ lar koyan bir şey olarak görür. dil. onu Öteki türlerden ayırır ve insan toplumunun ortaya çıkmasını sağlayan evrim sel sıçramayı oluştu­ rurlar. Tanıdık bir argümanın Öne sürdüğü gibi tüm toplumlar. cesaret ve zekâyla. Bu örneklerin hiçbirinde. mizaç ve y e­ teneği doğuştan gelen cinsiyet farklılıklarının belirlediğini öne süren argümanlarla benzerlik gösterir.yü zyıl boyunca.^ Bu geçiş başarıldığı andan itibaren (iki veya üç milyon yıllık bir süreçten bahsettiğim izi de unutmamak gerek) beden ve davranış arasında. H ipotez tümüyle göz ardı edilem ez. kadın v e erkeklerin ortak özellikleri yanında bu farklılıkların gölgede kaldıklarım da söyleyebiliriz. uzun çocukluk ve çocuk yetiştirme yeteneklerine ilişkin “tür özellikleri”dir. ta­ sarlanan b iyolojik nedeni. Ayrıca insanın evrimi açısından. başparmağın diğerlerinden ayrılması ve kullanılması. zekâ ve hayal gücü. Yani özündeki biyolojik indirgem ecilik. Her iki cinsiyet de bu özelliklere sahiptir ye biyolojik ev ­ rimden tarihe geçişin de ortaklaşa bir başarı olduğundan şüphe et­ m ek için hiçbir geçerli neden yok tu r. bırakın toplumsal kurumlan. tüm toplumların 107 . Bunlar insanın. alet yapma ve kullanma. beri demode bir yaklaşımdır. İndirgem eciliğin farklı bir biçim i. kendilerini v e üyelerini yeniden üretmek ve bu yüzden de yeni insanlar üreten cinsel ve toplumsal ilişkileri ba­ rındırıp ayakta tutmak zorundadır. ama bu tür farklılıklar bulunuyor olsa da ra­ hatlıkla bunlann büyük toplumsal kuramların tem eli olmadıklarını söyleyebiliriz. Irksal farklılıkları. toplumsal eşitsizliğin çeşitli biçimlerinin biyolojik belirlenim ini kanıtlamaya yönelik bir dizi girişimde bulunulmuş ol­ masının sözünü bile etmeye değm ez.

İşte bu nedenle --Par­ son s’a g ö r e . 3ic= Doğal farklılık teorisinin ikinci lişkin bir ek kavrayışa ulaşmak geçer. Ekonom ik düzenlemelerin büyük bir bölümü de. tüm toplumlann eşcinselliği yasakladığı aslında doğru değildir. Bu argümanın işlevselci anlatım biçim ini saptamak zor değildir.^İndirgem eciliğin bu biçimi. ya çökecek ya da çok büyük bir gerilim altına girecektir.. Bu sınırlan aşan bir toplumsa. en iyi örneklerini.bütün toplumlar. sosyobiyolojiden daha makul gibi görünebilir. eril ve dişil insanlar aama bu. Cinsellik ve üremenin evrensel biyolojik taleplerine yanıt veren bir toplumsal biçim oluşundan ötürü çekirdek ailenin evrenselliği. herkesin rahatlıkla kabul edebileceği bir görüştür. daha toplumsal bir izlenim uyandırır. Toplumsal düzenlemelerin çok büyük bir kısmı. Am a öte yandan.. en azından.. Gerçekten de. cinsiyet rollerinin farklılaşmasını güçlendirmek v e aileyi korumak amacıyla eşcinselliğe ilişkin yap­ tırımlar içerir. türlerin üremesini sağlayan bir heteroseksüel cinsel ilişki biçiminin ortaya çıkışıyla uyura içindedir. Bu düşünüş çizgisinde rasmda kesin bir farklılık kurar önemli tipi ise toplum ve doğaya iuğruna kısıtlama anlayışından vaz­ biyoloji. Bundan genellikle.. toplumsal yaşam ın karma- .kendilerini cinsiyetin biyolojik olgularıyla bağdaş-tırması gerekir. sözgelim i Gilbert Herdt’in üzerinde çalıştığı Y eni G ine kültürünü buna örnek gösterebiliriz. . düşünülen biyolojik kısıtlam alann neredeyse hiçbir şeyi açıklamayacak kadar yavan oluşundan kaynaklanan bir güçlüğü de vardır. işlevselciliğin parlak dönemlerinde Amerikan toplum biliminde. B iyolojik indirgemeciliğin farklılaşmaya ilişkin sınırlar koyan biçiminin gerçek gücü. örneğin Talcott Parsons ve Margaret M ead’in yapıtlarında bulabiliriz. çocuklara hayatta kalabilmeleri ve büyüyebilmeleri için yeterli bakımın sağlanmasıyla uyum içindedir. bildik toplumsal düzenlemeleri okuyucuya doğanın gerektirdiği şeyler olarak yansıtan bir ayna yapısı oluşundan kaynaklanır. birçok toplumda eşcinsellik toplumsal ve dinsel düzenin parçası olarak kurumsallaştınlmıştır. tıpkı sosyobiyoloji g i­ bi. tüm toplumlann çekirdek aile veya onun bir türü üzerinde tem ellenm ek zorunda olduğu düşün-cesi çıkarıl­ maktadır. Cinsel nesne seçimi konusuna gelince.

toplumsal kurumlar ve toplumsal pratikler. İşte bu nedenle toplum.şıklığı açısından yetersizdir. erkeklere de pam talon giydirerek kategorikleştirir: Bununla beraber. doğanın küçük kız ve erkek çocukları şekillendirmesinde toplumun geliştirdiği yolların (yöntemlerin) izini sürerek etkileyici bir söz birliğiyle ek çizgiler1boyunca ilerleri Burada “cinsiyet/rol” teriminin tam da kendisi. enerjisini ka­ dınları erkek saldu'ganlığına boyun eğmeye hazırlamaktan çok. TriüTüF tarafından evrensel er­ kek egem enliğine doğru artırılmaktadır” yorumunda olduğu gibi fazladan bir kavrayışa doğru meyleder. toplumsallaştırma pratikleri aracılığıyla cinsiyet fark­ lılıklarını en üst düzeye çıkarmaktan çok. insan vücudunun ortalama biçim ve görünümü açısından erkekler ve kadınlar arasında çok az farklılık vardır. A m a toplumsal cinsiyete ilişkin ek kavrayışlara daha çok cin siyet rolü teorisi ve.' bu. akrabalık ve cinsel görenekler etnografisim üretmektedir. Örneğin bir toplum. eklem enin şu anki biçim ini. G iysi bildik bir örnektir. bazı alanlarda toplum sal seçim e üstü kapalı ola­ rak yer verdiğinden. liberal fe ­ minizmde rastlanır. Liberal fem inist cinsiyet rolü teorisi. M accoby ve Jacklin. Özellikle de aşağılayıcı klişelerin ye boyun eğici davranış biçiminin kadınlara dayatılmasmı kınamaktadır. erkek saldırganlığını yumuşatmaya veya erkeğin çocuk yetiştirme etkinliklerine sekte vurmaktansa teşvik etmeye adayabilir. Sosyobiyoloji bazen. D olayısıyla eklemelerde bulunularak geliştirilm esi gerekir. W ilson’m “erkekler ve kadınlar arasındakj fiziğe ve mizaca ilişkili farklılıklar. farklı toplumlar cinsiyet ayrımını farklı biçimlerde geliştirir. Cinsiyet rolü toplum sallaşmasına ilişkin bugün sahip olunan geniş literatür. eleştirel bir yöne çevrilebilir. ek yaklaşımı özet­ lemektedir. bu eleştirel görüşü belirli bir açıklıkla ortaya koyuyorlar: Toplumlann. en aza indirgeme seçeneğine sahip olduklarını Öne sürüyoruz. biyolojik kaçınılmazlıkların yan109 . sözgelim i ka­ dınların göğüslerini veya erkeklerin penislerini vurgulayan giy­ silerle bu farklılıkları abartır ya da kadınlara etek. Bâtılı okuyucularm içini cinsel yönden gıcıklayan egzotik giyim. Bizce. Farklılaşmalara ilişkin araştırma. " N e var ki. cinsiyetler arasındaki ayrımı kültürel olarak ayrıntılatıdırır. Toplum. antropolojinin ortaya çıkışından bu yana.

n. temelde. doğal farklılık kav­ ramıyla bağdaşmaktadır. Goldberg toplumsal eğitimin doğal farklılığı güçdendirmesi gerektiğini. M accoby v e Jacklin’in özde böyle olduklarını düşündükleri yine de açıktır. Börek tarifini veya Playboy “felsefe”sini soyduğumuzda geriye temel düzeyde bir toplumsal cinsiyet b i­ çiminin kaldığını varsayar. Aslında çerçeveleri çok da farklı değildir. doğal farklılık temelinde ne­ redeyse tamamen yeniden üretir. Bu paragrafın en çarpıcı yanı. Am a fark bu aşamada belirgin de­ ğildir. ham nativizm* ile m ücadele etmek için kullanıldığında olan da'buduf. kavramlar bulunduğunu öne süren öğreti.ö y le y se liberal fem inizm in eleştirel içeriği. ■ ■ . M accoby ve Jacİdin ise gerektirme-diğini düşünür. Sözgelim i. Bu paragraf. biyolojik kaçınılm az­ lıkların “yalnızca yansımaları d eğilse”.bu farklılığın ise doğal olduğu için baskıcı olm adığı düşünülür. M accoby ve Jacklin’in top­ lumun tercihiyle ilgili argümanını.) no. Gerçekten de. sosyobiyolojinin başrahibi W ilson. toplumsal cin ­ siyetin ek kavranışının toplumsal yanı üzerine fazladan bir vurgu biçimini alır."'Rol teorisyenlerinin * Doğuştan gelen fikirler. Doğal farklılık görüşüne yönelik itirazlar genellikle. Betty Friedan The Second Sîage'de (İkinci Evre) ailenin huzur verici şeklini alan bir fem inizm sonrası geleceğe ancak böyle güvenebilir. En değer verdikleri yaşam biçimlerini destekleyen toplumsal kurumlan seçmek ise in­ sanlara bağlıdır. doğru olduğu var­ sayılan bir cinsel çekini şeldi olarak karşı çıkılmayan bir heteroseksüelliği içerir. Cinsiyet rolü teorisi. Friedan v e diğer birçok kişi için temel oluşturan gerçeklik. T em ele ilişkin.sımaları değildir yalnızca. (ç. Öyle görünüyor İd sanki yine aynalar dünyasına adım atmış gibiyiz. W ilson taraf tutmadığını itiraf et­ mektedir. Goldberg’ün hormona! biyolojik indirgemeciliğine karşı öne sürülen bir argümanın ürünüdür. Eğer toplumsal düzenlemeler. Biyolojinin ortaya koyduğu çerçevede içinde yaşanabilir bir sürü toplumsa! kurum vardır. tercihlerinde özgür bir etken olan toplum” görüşü ile biyolojik kısıtlamanın gizli anlamı arasındaki çelişkidir. .

acı. B elki de bu argümanın en Çarpıcı yanı. top­ lumsal üzerindeki bu fazladan vurgunun etkisi. yaşamın tüm alanlarında eşit olduğu var-. çocuk doğurma v e emzirme. İkincisi. uygulamada hiçbir zaman doğru kurulmamıştır. “do­ ğal tutum”un (teknik olarak etnom etodolojı anlamında. olarak adlandırdıkları şey. Önem / atfetmenin de. Bununla birlikte. beden im gesi. doğal farklılık öğretisinin tüm biçimlerini da­ ha derinden ele alarak bu öğretiye karşı çıkan iki argüman vardır. gençlik ve yadlanma. sayılamaz. K essler ve McKenna bu kitapta. fazla dikkat çekm em esine karşın mükemmel bir kitap olan Gender. “Toplumsal cinsiyet ya­ kıştırması”. her zaman için hiçbir mantıksal gücü olmayan bir önerme olarak kalır. diğer bir deyişle gündelik duruş anlamında) toplumsal cinsiyeti katı bir bi­ çim de ikiye bölünmüş ve değişm ez olarak ele aldığı kültürel bir çerçeve içinde işlediğini gösteriyorlar. “Eklem e” şiddetli bir istek olarak kalır. An E thnom ethodological A pproach'ta (Top­ lumsal Cinsiyet: Etnometodolojik Bir Yaklaşım ) iki Amerikalı sos­ yolog. iki ana güçlüğe saplanıp kalıyor. D olayısıyla bu itiraz. insanların cinsiyet ve top­ lumsal cinsiyet deneyimlerinde neleri önemli buldukları konusunda kavrayışım yitirir: Zevk. bu toplumsal mantığı izleyerek yeni ikilikler ya111 . bedenin önemini en aza indirmektedir. bu denli fazla toplum analizinin doğru­ luğunu tartışmasız kabul ettiği toplumsal cinsiyete ilişkin biyolojik literatürü inceledikleri ve bu araştırmanın da toplumsal cinsiyet ya­ kıştırmasının toplumsal süreci üzerinde tem ellendiğini göster­ dikleri kısımdır. Eski ikilikler savunulamaz hale geldikçe biyolojik araştırmalar da. Birinci argüman. Bu yüzden argüman. yazarların. Bu argüman çizgisi. biyolojik belirlenimlerin karşısına toplumsal belirlenimler çıkarıl­ dığında doğru atfedilen göreli önem. Suzanne K essler ve W endy M cKenna tarafından ge^ liştirilmiştir. bedensel temas. Top­ lumsal cinsiyetin tem el kavranışı bir eklem e olduğundan. yani “bize iki toplumsal cinsiyetli dünyamızı kurduran” toplumsal süreç. tam anlamıyla iki bi­ çim li olan hemen hemen her değerlendirmede insan gerçekliğinin başarısızlığına rağmen ayakta tutulur.maymunsu insan indirgem eciliğine karşı çıktığı 1970*ler erkeklik literatürü kayda değer örneklerden biridir. uyarılma. popüler olduğu kadar bilim sel de olan cinsellik ve toplumsal cinsiyet literatürünün.

M ichel Foucault. du112 . Atletizmi katı bir ikilik olarak yeniden oluşturma çabalan.çünkü doğru veya doğal olarak kabul ediliyor. dikkat çekici bir örnektir. Bu ko­ nuyu ilk araştıranlardan biri olan Harold Garfinkel. kromozom yapılan arada kalan insanlan kadın ya­ rışmalarından diskalifiye ederek erkek olarak tanımlıyor. toplumsal cinsiyetin ikiye bölünmüş olm adığı ve ille de biyolojik kriterler kapsamında saptanmadığı kültürel dünyaları açığa vurdu­ ğunu gösterirler. Kessler ve M cKenna ise. Sonuçta. yapılan araştırmanın. Batı Avrupa kültür tarihinin erken dönemlerinde. Herculine Barbin örnek olayına ilişkin ma­ kalesinde aynı noktayı vurgular. Argüman.ratmayı sürdürmektedir. toplumsal cinsiyet ikiliği hakkında doğru kabul et­ tiğim iz varsayım lann bize doğa tarafından dayatılmadığına dikkat çekm esi yüzünden bu noktaya kadar olumsuzdur. Çağdaş Batı toplumlarında tranvestitlik ve transseksüellik üze­ rine yapılan çalışmalar. Argümanın olumlu yanı ise doğrudan toplumsal sürecin kendisiyle ilgilidir. bir erkek olarak yaşama gözlerini açan kişinin kadın kim liğini sürdürmek için yapmak zorunda olduğu işlerin miktarım vurguluyordu: Bunların çoğunu. traıısseksüelliğin kendisinin ikiliği varsayan doğal tutum . Katı bir cinsiyet ikiliği ve yaşam boyu iki cinsten birinin üyesi olma zorunluluğu. Ö yleyse toplumsal cinsiyet seçilebilir birşeydir. yani özellikle Amerikan Yerli toplum lannda kurumsallaşmış tranvestitlik konusundaki antropolojik literatürü yeniden gözden geçirirler. toplumsal cinsiyetin gündelik yaşamdaki toplumsal kuruluşuna ilişkin alışılmadık bir içgörü sağlar.üzerinde tem ellendiğini öne sürüyorlar. K essler ve M cKenna berdache. 1967’de uluslararası atletizmde kromozom testi uygulaması getirildi ve 1968 Meksika Olimpiyatları’uda geniş ölçüde kullanıldı. Roberta Perkins’in Sydney trans seksüelleri üzerine yaptığı araştırmalarsa. yaşamına kız çocuğu olarak başlayanlar da yapıyor ama bu durumda bunun bir iş olarak görülmesi çok zor . bugünkü biçim iyle varsayıl­ mıyordu. “A gn es” örnek olay incelem esinde. transseksüelleriıı iddiası ise “gerçekten” öteki cinsiyetin üyesi ol­ dukları ve anormalliği düzeltme yollarını aradıkları. Uluslararası Olimpiyat Komitesi. antropologların ikiye bölünmüş toplumsal cinsiyet yakıştırması üzerinde temellenen algılamaları askıya alındığında gösterildiğinde.

D oğal farklılık düşüncesi. insanlara ilişkin bilgiye sahip olm a biçim im izle ilgili temel bir özelliktir. pratik bir başarı. 1 Ö zetleyecek olursak. nereye ait oldukları konusunda çok daha kararsızlar. K essler v e M cK enna’nın terimleriyle top­ lum sal cinsiyet. ilkesel olarak gelecekteki biyolojik araştırmalarla düzeltilebilecek olan bazı önyargıların veya hataların yer etm esiyle ilgili değildir bu. Ö yle görünüyor ki. ticari bir transseksüel fahişelik ve eğlence. (Tam anlamıyla uygun olm asa da buna eklem eler ya­ pabiliriz.) Düşüncelerim izde. * Bu nokta. Eğer insan yaşamı. büyük içsel yapılarında (toplumsal cinsiyet de bunlardan biridir) böyle koşullanm ış olsaydı. yeni bir toplumsal cinsiyet ka­ tegorisi oluşturulmakta. cin­ siyetler arası bir konum olarak eşcin selliğe (bir versiyonunda “üçüncü cinsiyet”) ilişkin bir düşünce geleneğine dikkat çekiliyor. doğru ama geri kalanlar. “Kadın kılığına bürünmüş erkek eşcinseller” yaşamlarını transseksüel olarak sürdürebiliyorlar. 1 İhsan yaşamının özelliklerine ilişkin genel bir görüş olması ne­ deniyle doğal farklılık kavramının ikinci tem el eleştirisinden daha kısa söz edebiliriz. yani toplumsal pratikle başarılan bir şeydir. toplumsal pratik aracılığıyla doğal olanın aşılmasına dayanır. m odem Batı kültüründe bile toplumsal cin­ siyetin kültürel kuruluşu uygun ikilikler üretme konusunda sürekli başarısızlığa uğramakta. tıpkı yerçekimine maruz kalmak gibi pasif bir şekilde etkilenilen bir koşula ilişkindir. 1950’lerde ve 1960’larda eşcinsel erkeklerin ikircikli durumunda. toplumsal cinsiyete ilişkin kendim ize Özgü düşünüş bi­ çim im izin bir parçasıdır. Daha sonra. Çünkü tarih. insartın insan olmayandan koparılmasının olum suz ya­ nını görmek düha kolaydır. genellikle kendisine eşlik eden ilerlem e hakkında uy­ sal bir iyim serliğe kapılmaksızm geçerliliğini korur.rumun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor. yatıyor. neyin doğal olduğu v e doğal farklılıkların nelerden oluştuğuna ilişkin kavrayışımızın kendisi kültürel bir oluşum. Gerçekte. Ayrıca. insanlık tarihi mümkün olmayacaktı. bir bilim olarak küresel tarihin FaÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 113 . B azı örnek-olay incelem elerinin işaret et­ tiği gibi transseksüellik tarihinin kökleri. Çevre yıkım ı ve nükleer tehdide ilişkin bir tür bilincin ortaya çıktığı bir dönemde. Bazıları için bu . Sonuçta. sek­ törü altkültürünün büyüm esi de yeni bir seçenek yarattı. Ayrıca.

Keza. Ama bunu yeni toplumsal baskılar ve riskler yaratarak yaparlar. toplum sal cinsiyeti barındıran toplumsal süreçlerin Öteki toplumsal süreçlere u y­ gulanan ilkelere istisna teşkil ettiğini vurgulayacak herhangi bir mantıksal anlamdan daha çok. Kitaplarından biri olan Kendini Yaratan İnsan'm adının da gösterdiği gibi Childe. Bunları ileri sürmek. İnsan yaşamının dokusunu oluşturan pratik dönüşümler yeni olasılıklara kapı açar. Ama bunun. doğa ve tarih arasındaki ilişirinin pratik dönüşümlerden biri o l­ duğu düşüncesindeki genişlemiş anlamı görmek de mümkündür.yapmış-olan Gordon Childehn çalışmalarının temeli olan. toplumsal cinsiyeti barındıran süreçlerin bir parçasıdır. Ama bu durum. cinsellik aracılığıyla toplumsal cinsiyet ilişkilerine dahil olm ası da toplumsal cinsiyetin tarihselliğini görmemizi engelleyem ez. sınıf ilişkilerinin tarihsel olm asını engellem ez. Jürgen Habermas’ın son dönemlerde bu konulan yeniden ele aldığı çalışmalarda da toplumsal cin­ siyetten fazla bahsedilmemelctedir. metal elde etmek için maden filizlerinin eritilmesi. D oğal dünya ise sözgelim i em ek süreci v e bir araç olarak bedenin işlevi aracılığıyla sınıf ilişkilerinin bir parçasını oluşturur. buhar makinelerinin icat edilmesi vs. toplumsal ve doğal arasında.) insan pratiği tarafından ger­ çekleştirildiğini hem de toplumsal yapıdaki büyük geçişleri olası lalan pratiğin kendisindeki değişiklikleri ifade etmektedir. Aynı şekilde bedenin. Bu ise hem doğal dünyada tarihsel gelişm enin her bir aşamasını mümkün lalan dönüşümlerin (bitkilerin v e hayvanların evcilleş­ tirilmesi. ama öyleyse beden her tür toplumsal pratiğin de par­ çasıdır.. cinsellik ideolojisinin toplumsal teorisyenler üzerindeki etkisinin bir sonucu olduğunu öne süreceğim.öncülüğünü . 114 . toplumsal cinsiyet konularına karşı tama­ men duyarlı değildir. hiç kuşkusuz. Beden. Bu istisnai uygulamaya sığınmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur. herhangi bir biçimdeki biyolojik belirlenimden farklı bir ilişki olduğunu ima et­ mektir zaten. Şimdi de bu ilişirinin nasıl anlaşılabileceğini ayrıntılı bir şeldlde açıklamaya çalışacağım.

nedenselîik değil pratik uygunluk ilişkisidir. olguların tamamen yanlış yorumlanmasına yol açar. Sözgelim i bir ağaca kahve ikram etm eyiz veya talaşla duvar boyam aya kalkmayız. asla doğal yapılardan çıkarsanamaz.B. yönünden kay­ naklanır. bu nes­ nelerle ilgili pratikler için kesinlikle önemlidir.) Toplumsalın yapısı. toplumsal pratikte bir^ kaçbıamlaralc davranılması mümkün olabilir.bağlantı. doğayla tamamen bağlantısız olma ya da doğadan kökten biçim de ayrılma anlamına gelm ez. Tam da bu nedenle kromozomları yüzünden erkek bedenine sa­ hip bir kişiye. K essler ve McKenna’mn “toplumsal cin­ siyet yakıştırması’’mn önceliğini göstermeleri. top­ lumun doğaldışılığı doğayla kurulan belirli tipte bir bağlantıyla (pratik aracılığıyla kurulan bir bağlantıyla) sağlanır. nitel açıdan farklı bir şeyin üretilme­ sini gerektirmektedir. Özellikle de be­ denin belirli yönlerinin bilişsel ve yorumlayıcı pratiklerce içerilm esiııi ve dönüştürülmesini betimler. Emek pra­ tiğinde doğal dünya insanlar tarafından hem fizik sel olarak hem de anlam kapsamında tem ellük edilerek dönüştürülür. Dönüşüme maruz kal­ mak. insandan ve yapılan işin toplumsal. Tersine. Ama söz konusu kişi yine de çocuk döğuramayacaktır. (Belki doğal-olm ayan daha tarafsız bir terim olabilir. Bunlara toplumsal bir be­ lirlenim kazandırır. bazen olduğu gibi. Ben­ zer biçimde. 115 . Pratik. Toplums al olan. köklü b içim d e^ d o ğaldışı”dır. Bu durum. Am a bu doğaldışılık. İndirgem eciliğin yanılgıya düş­ tüğü yer. ama dâhaTgüçlü sezdirmelerin doğru olduğunu sanıyorum. pratik uygunluk kavramının belirli bir örneği olarak görülebilir. AŞ k i n l i k v e o lu m su zla m a “Aşkm lik”tan söz edilm esi. “İlgilenm ek” tarafsız bir sözcük değildir. bedenlerin biyolojik özellikleri de dahil olmak üzere nes­ nelerinin doğal nitelikleriyle ilgilenir. gerçekten dönüştürülmektir. kromozomları itibariyle erkek olan birinden çocuk do­ ğurmasını beklem em em iz gerekir. Nesnelerin doğal veya toplumsal Öncesi nitelikleri. işte bu nitelikleri pratiğin belirleyenleri olarak kabul et­ mesidir. Pratiğin ürettiği şey. Belirli emek pratiklerinde (Örneğin em zirm e gibi) olduğu kadar cinsellik ve ik­ tidar pratiklerinde de insan bedeninin kendisi bir pratik nesnesidir. Toplum sal ve doğal yapılar arasındaki.

Gerçek genetik ilişkilerle sık sık çelişen bir kategoriler ve statüler sistem idir. Doğrusu. kendileri yeni pratiğin zeminini oluştururlar. Artık biyoloji ve toplumsal arasında indirgemeci olmayan güç­ lü bir bağlantıyı formüle edebileceğim iz bir konuma gelm iş bu­ lunuyoruz. sinirli veya iyi eğitim li olurlar. D ö ­ nüştürücü pratik^ tem el anlamda. doğadan doğru bakıldığında. yeni bir şey üretmek amacıyla birlikte başladığı şeyi olum suzlar. devam etmekte olan ta­ rihsel bir süreçtir. tarihselliğin de temelidir. Bu olumsuzlama v e “yerine g e­ çirm e”. Çek düşünür Karel K osık'in ortaya koyduğu gibi pratik. ' Üreme biyolojisinin toplumsal cinsiyette tarihselleştirildiğini söyleyebiliriz. pratiğin sonuçlan zam a­ nın dışında kendi başlarına oturup durmaz. nesnelerin nitelikleri değişir. bi­ yolojik akrabaların listesi değildir. ürünleri v e etkileri aracılığıyla süreğenliğini korur. İster tahta parçalan isterse insanlar olsun. Tahta parçalan sandalye haline gelir. doğal örüntüleri dışavurmadıklan gibi söz konusu doğal örüntüleri göz ardı da etmezler. olabildiği Ölçüde doğrudur. Daha kesin bir ifadeyle üreme biyolojisiyle. doğal farklılıkların ifadesi olmanın 116 . insanlar da sevgili. Ama gece ve gündüz. Öyle ki burada. yaşam ve ölüm gibi bir farklılık değildir bu. M alzem eleri ise bir önceki pratiğin toplumsal o l­ duğu kadar biyolojik de olan ürünleridir (yeni durumlar ve yen i in ­ sanlar). yin ve yang. cinsiyetler arası farklılığın üzerindeki kültürel vurguyu ele alıyor: Erkekler ve kadınlar kuşkusuz birbirinden farklıdır.birlikte başladığı şey değildir. indirgemecilerin biyolojik zorunlulukları ifade etm ek için ele aldıkları akrabalık yapılarım inceliyor: “Akrabalık sistem i. Çünkü. toplumsal m alzem esi kadar biyolojik m alzem esini de olumsuzlayan bir tarih söz k o­ nusudur. D eğişik veya özgün bir düşünce değil bu. yeryüzü ve gökyüzü. Bu pratik dönüşüm. Toplumsal cinsiyet ilişkilerini kuran toplumsal pra­ tikler. erkekler ve kadınlar birbirlerine. toplumsal cinsiyet adını verdiğim iz tarihsel süreçte toplumsal olarak ilgilenilir. daha çok bunları pratik bir dönü­ şümde olumsuzlarlar. Kişiye özel toplumsal cinsiyet kimliği. Sözgelim i G ayle Rubin. Bu. örneğin dağlar.” Rubin daha sonra. ama ek bir kavrayış öneren zayıf bir formülleştirimdir. kangurular veya hindistance­ vizi ağaçları gibi başka şeylere olduklarından daha yakındırlar.

117 . Varsayılan çocuk bakımı yükümlülük­ lerinden ötürü kadınlara karşı ayrımcılık yapan istihdam pratikleri tüm kadınları küçük çocukların anneleri olarak tanımlıyor. B ebeğini emziren bir annenin dişiliğinden kim se şüphelen­ meyecektir. A ynısı. eşcinsel kadınlarınki de erkeksi şeklinde oluyor. eksiksiz bir “kadınsı” süsler.oysa çoğu kadın anne değil! Ergenlik çağının başlarında kız çocukları. pliler. gerekiyor? G iysilerin v e süslenmelerin gerçekteiTde cinsiyeti vurgulamak üzere biçim lendirilm esinin saplantı tem elli olduğu açık. bu listeye.. Am a bunda tu­ haf bir şey var. Y ine de (İngiliz “Mothercare’’ mağazalarında) emziren annelere satılan önden açılabilir elbise v e sabahlıklar. doğal farklılıkları toplumsal Cin­ siyetin bu vurgu işaretleriyle yansıtmıyorlar. tam da bu yaşlarda kız çocuklarına. farklılık üzerindeki toplumsal vurgu. B azı anlarda bu oldukça fantastik düzeylere ulaşıyor. Cinsiyet rolleri üzerine metinler hemen her zaman cinsiyet kalıplı süslenm e hakkında beylik bir tema işler. ama as­ lında eşcinsel ve heteroseksüel insanlar arasında hiçbir fiziksel v e­ ya fizyolojik farklılık yok. yığını­ dır. doğal benzediği olumsuzliıyör. genç erkekleri de koşu şortlarının içine koyuyoruz vb.. fiyonklar. . kurdeleler vb. giysi. Eşcinsel erkeklerin toplumsal düzeyde: tanımlanması kadınsı. B ebek emzirirken ortaya çıkan dağınıklığı gözünüzün önüne getirdiğinizde bunun hiçbir işlevsel tarafı olm adığı açıkça gömülür. . G enellikle bu fark­ lılıkları büyük ölçüde abartarak veya çarpıtarak etraflarında bir sem bol ve yorum yapısı örüyorlar. Cinsiyet rolü te­ orisinin ek çerçevesinde bu. konumlanma v e duruşu da ekliyor.Ötesinde doğal benzerlikle da. ama ne var ki. saç m odeli ve takıları buna örnek gösterebiliriz. Tam da R ubin’in gözlem lediği gibi. makyaj. danteller. doğal farklılığın toplumsal damgalanışı olarak yorumlanıyor: Genç kızlan süslü elbiselerin içine. ortalama olarak kendi sınıflarındaki erkek çocuklardan daha iri v e daha güçlüdür. dönüşüm-' lerin ve çelişkilerin ne kadar düzenli bir şekilde ortaya çıktıkları ise çok çarpıcı. Erving Goffm an’m G ender A dvertisem entş'ı (Toplumsal C insiyete D ayalı Reklamlar).. topİumumuzdaki toplumsal cinsiyet ilişkileri için de geçerlidir. Toplumsal cinsiyete ^ilişkin toplumsal düzenlemeleri ayrıntılarıyla incelem eye kalktığım ızda yadsımaların. A slında toplumsal pratikler. Eğer farklılık doğalsa niçin Jböylesine yoğurt bi­ çim de dam galanm ası.

Daha Önce de belirtildiği gibi iki cinsiyet arasındaki dağılımlar. B u koşullarla örtlişen (Sartre’ın “pratik-eylem siz” [pralctiko-inert] olarak adlandırdığı) bir sınırlı pratik ve sonuç alanı vardır. insanlara dayatılarak on­ ları paralel durumlara yerleştiren (Sartre buna “dizisellik” adını v e ­ rir) bir mantıktır. çok önce şiddetli bir b i­ çimde kendilerine dayatılan toplumsal cinsiyet biçimlerine sahip olan çocuklar örneğinde açıktır.erkeklerle olan ilişkilerinde bağımlı ve korkak olmaları yönünde b.açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. grotesk bir biçimde çoğu erkeğin gerçek vücut yapısına benzem ez. büyük ölçüde üst üste binmektedir.üyİîk . sertlik ve hükmetmeye ilişkin aşın erkeksi bir idealin kurulmasını gerektirir. kuyrukta otobüs bekleyenler veya bir radyo yayınını dinleyenler gibi). Bu düzeylere geçm ek ise önceki pra118 . güç. Ortüşme noktası ise genellikle kadınlardaki fiziksel güzellik imajlarma ilişkin olarak söz konusudur. genellikle toplumsal cinsiyetin kurulduğu ve sürdürüldüğü toplumsal kar­ şılaşmaların oldukça uzak yönleridir. cin sel üreme pratikleri. başka pratik düzeyleri vardır. dayanıklılık. Bu. Ataerkil iktidarın geniş ölçekte sürdürülebilmesi. bir. . beCeri vb. edilgen bir biçim de etkilenilen bir koşuldur: Er­ kekler çocuk doğuramaz. bunun ürettiği fiziksel erkeklik imajı. Üreme konusunda cinsiyetin b i­ yolojik farklılığı. Açık bir biçimde paradoksal olan bu süreçleri kavramaya çalışırken. cinsiyetler arasında olmaktan çok cinsiyetlerin içinde hasıl olan büyük farklılık örüntüsünü olumsuzlar. Am a katılacakları daha gelişkin. baskl uygulanır. boy. Ortalama bir farklılığı kategorik bir farklılığa çevirerek (“erkekler kadınlardan daha güçlü dür” yargısındaki gibi) kadınlar ve erkekleri ayrı kategoriler olarak kuran toplumsal pra­ tikler. üreme yeteneğine sahip olmadan veya üreme işin i fazla anlamadan. bebeklerin em zirilm esi gerekir gibi. İnsanlar. Jean-Paul Sartre’ın C riîitjuc de la raison dictlectique’te (Diyalektik Aklın Eleştirisi) pratiğin düzeyleri arasındaki yaptığı ayrım biçim i yardımcı olacaktır. ama bu. Her iki cinsiyetin üyeleri de kendi aralarında. A ynı zamanda başka bir olumsuzlama daha bulunuyor. dışsal bir mantık aracılığıyla mantıksal açıdan basit kategorilerde toplanabilirler (sözgelim i. Aslında. Bunlar toplumsal yaşamda karşılaştığım ız toplumsal cinsiyet kategorileri değildir.

119 . Aynısı. Ama bedenin bu şekilde algılanışı. biyolojik kategoride hiçbir şekilde söz edilm eyen yeni biir olgudur. Gerçek bir aşkınlığm meydana geldiği şu olguyla gösterilir: Çocuğun büyüme sürecinde psikolojik yapı. çocuk ile ana-baba arasında başlangıçta uç boyutta yaşanan güç eşitsizliğinden daha uzun bir süre varlığını ko­ ruyan “kastrasyon kom pleksi” için de geçerlidir. Ancak çelişkinin önem i kavrandığında bir anlam kazanır. Bunlar. küçük çocuğun kendi bedeni hakkmdaki fiziksel bir ger­ çeği. doğal farklılık teorilerinde toplumsal cinsiyetin tem eli olarak hiçbir şey ifade etmez. toplumsal cinsiyetin toplumsal tanımını ko­ rumaya yönelik sürekli bir çabanın. tam olarak biyolojik mantık ve ona karşılık veren dingin pratik toplum sal cinsiyet kategorilerini ayakta tutam ayacağı için gerekli olan bir çabanın parçasıdır. Dolayısıyla. ortak bir kim lik ve çıkarla “erkek” veya “kadın” toplumsal kategorilerini kurmak için. B öyle bir gelişm e. yeni bir da­ yanışma tipinin. üretildiği fi­ ziksel koşullardan daha uzun ömürlüdür. İşte bu yüzden. biyolojik kategoriler tarafından kurulan paralel du­ rumlar düzeninin dizisel dağılım Özelliğinin olumsuzlanması ge­ rekir. bir hükmetme arzusu. Freud’un psikodinaraik teorisinde. bir iktidar çabası oluşturan psikolojik bir süreçte. ikinci pratik düzeyine. yeni biçimler egem en konuma gelebilir. bütü­ nüyle yeni bir toplumsal cinsiyet kategorisinin kurulması bile mümkün olabilir. süslenm e ve benzeri toplumsal pra­ tiklerle farklılığın büyük ölçüde abartılması gibi paradoksların bir mantığı vardır. ondolcuzuncu yüzyılın sonlarında “eşcinsellerin” v e belki günü­ müzde de “transseksüellerin” ortaya çıkışında olduğu gibi. Örneğin Alfred Adler’in motivasyonun anahtar yapısı olarak “eril protesto” açıklaması. giyinm e. geçiş toplumsal cinsiyetin psilcodinamiklerinde de bulunur. Tam da bu yüzden. ötekiler karşısında organik aşağılığını keşfetmesine dayanır. yeni bir toplumsal cinsiyet örgütlenmesinin ortaya çıkması mümkündür. Erkeklikler ve kadınlıklar tarihsel olarak ye­ niden kurulabilir. Bu toplumsal dayanışma. aşın ödünlenerek aşılmaktadır. çeşitli bi­ çimlerde tarihsel olarak kurulabilir. Bazı klasik formülleştirimlere göre. Dolayısıyla. Bu ise cinsiyetlerin (veya cinsiyetler içindeki grupların) da­ yanışmasını yaratan ve savunan pratiklerde gerçekleşir. Hatta.^ ___ tik düzeyinin o lu msuzlanmasmı gerektirir.

anlam veren ama an­ lam kazanmayan bir şey olarak ele alınmaktadır. soğukkanlı bir ta­ şıyıcı. Bu ise iki bedenin birbirine sürtün­ mesinden farklı olarak iki insanın birliği anlamına gelir. B öylelikle. duyarsız veya korkuya kapılmış kişiler bile orgazma yönelik uyarılmanın basit bedensel mantığını izler. Toplumsal sis120 :-11(S■’\.'. gerilim ve arzu vardır. Cinsel ilişkide en deneyim siz. Bazı toplumsal süreçlerin fiziksel ko­ şulları değiştiğinde bile (Örneğin psikanalizde bebeğin büyüm e­ sinde olduğu gibi) beden. Pratik aşkınlıkta beden. bedende de yaşantılanır. iyi girişilm iş iktidar ve endişe oyunlannm yansıtıldığı ekran olarak kalır. tam da cinselliğin kendisinde idame edilen bir gerçektir. pratikte cinsel ilişkinin son de­ rece karmaşık ve görkemli biçim de inşası. sizin hazzm ızı veya ihtiyacınızı içerm eyen başka bir bedenin değişik yönlerini öğrenirsiniz. Bu bağlantının yitirilm esi. tabir caizse bir sonraki işlem e nakledilir. C. üreme biyolojisini. £'■' . sırtüstü yatmada. ritmik hareketlerde. hatta as­ lında bir maya olarak kalır.A şkın pratikte “yeni bir olgu”nun yaratılması hiçbir şekilde be­ deni. ataerkil ideolojinin âdet görm eyi utanç verici v e ağza alınamaz olarak tanımlayıp ka­ dınların deneyiminin bir kısm ını dilden dışladığında söz konusu olan bastırma biçiminin yaratılması olacaktır. D olaysız be­ densel talebe karşı gelm ede. sabit olmayanla ilişkisinde sabitlenen. bir gerilimler v e çeliş­ kiler yapısı olarak kurulur. keşfetm ede vb. Çünkü beden hâlâ. I' i'. Partnerinizin istekleri uğruna kendi arzunuza karşı gelerek ona haz verebilirsiniz. Daha karmaşık toplumsal süreçler tarafından kurulan şeyler düzeyindeyse bir varlık. A sıl önem li nokta ise bedeni ve görünürdeki biçim lerini korumak için indirgemeciliğe başvurmaya ihtiyacımız olmamasıdır. K ol veya bacağa felç in­ m esi gibi “histeri5’ arazları klasik vakalardandır ama depresyon ve gerçeklikten kopma. Beden ve gelişm ekte olan bir pratik arasındaki çelişki. BEDENÎN PRATİK DÖNÜŞÜMLERİ Toplumsal süreç ile beden arasındaki çelişkiden sö z edilm esi bile. bedensel farklılığı veya fizikşel deneyimi dışlamaz. biyolojik farklılık ve biyolojik belirlenim öğretilerinden yeterince uzaklaşılmasın! sağlamaz.

sanki uzay istasyonunun parlak ışıkları önünde yabancı ve yerinden kımıldatılamaz gibi görünen bir canavara benzer hâlâ. ama bundan tam em in değilim . toplum sal tanımı olarak erkekliği (yaHa^onün bazı parçalarını) alır. E ros’un bedensel tem eli için Herbert M arcuse’yi. Bir tür biyolojik uyuşmazlıkta. toplumun dışındaki bir k o­ numdan. Kullanıldığı biçim iyle beden. Erkek bedenim. Bir kurgu olarak bu. Bedenimin verdiği karşılıklar. an­ lamlar vermektense almakta olan toplumsal bir bedendir. A ynı şekilde cinselliğim de doğal olanın işgali altında değildir. Aşağıda üç örneğe. Ne zaman ipeklere bürünmüş yanımdan geçse Julia’m İşte tam o an. konuşmanın biyolojik temeli için de Noam Chom sky’yi örnek gösterebiliriz. Bu sürece ilişkin sunabileceğim bir sistematik analize sahip değilim . Maureen Duffy. sem bolik erotizm. erkek ve kadın cinselliğine ilişkin kapalı bir toplumsal düşünce sistem i (Barbour bunu “ mitik” olarak adlandırıyor) içinde işlerlik gösteren. Beden. bedenin genelde toplumsal bir araç olduğunu ima et­ m em esi gerekir. şiirin erotizm gücünün büyük ölçüde. bana erkekliği vermez. en olağanüstü ayrıntısıyla toplumsal anlamların bir kaleidoskopunu geri yansıtırlar. Sözgelim i. ipeğin hem cinsel hem de sta­ tüye ait bir fetiş olarak içerdiği yan anlamlara bağlı olduğuna dik­ kat çekiyor. Sanki saf doğadan. inşan özgürlüğü. Herrick’İn bu muhteşem şiirini yorumlayan Judy Barbour. beden olmayı kesm eksizin. o da toplumsal bir sürecin parçasıdır. denetim altına alınır ve top­ lumsal pratikte dönüştürülür. Spenser’m R önesans cin selliği ve kültürünün bazı tipik sorunlarının ortaya çıkarıldığı ve şiddet kul- . toplumsal denetime ilişkin nihai sınırlar için de geçerli olabilir. ama bir noktanın aydınlatılması yararlı olabilir. ben olan beden. için nihai bir temellendirme bulan radikal teorisyenlerin sayısı birden fazladır. ne de tatlı süzülür (gibi görünür bana) Giysilerinin o kayganlığında . ezici toplum sal güçler karşısında. fiziksel er­ keklik hissi ve beden politikasının tarihine ilişkin kısa notlar var. tıpkı Hint işi elbiselerdeki küçük ay­ na parçalan gibi.temle olan ilişkisinde saf varlığıyla g ö ze çarpan beden. Bedenin söz dinlem ez ve denetlenem ez oluşu önemlidir.

reddedilen duy­ gularla birlikte” acı./(A m a burada bile toplumsalın. Hatta er- . belirli fiziksel becerilere sa­ hip olmayi ve belirli becerilerin eksik kalmasını.ğal” tepkinin önceden tasarlanamaz keşfine ilişk in d ir.)/ I Fetişizm ve fetiş pornografisi. basit bir şey değildir. Ka­ imlik daha ayrıntılı analiz edildiğinden şim di erkeklik örneğini ele alacağım. kişinin bedeninin çalışm a ve cinsel ilişkilerdeki işleyiş biçim ini içerir.. günümüzde. korku ve aşağılamayı kullanarak hazzı yakalamak amacıyla bedeni pratik olarak kendisine karşı çevirir. kişinin kendi b e­ den imajını. B oy pos v e şekli. Erkekliğin fiziksel anlamı. Pat Califia ’nın ifadesiyle “yasaklanmış sem boller ve. er­ keklik ve kadınlığın./F etiş pornografisindeki standart fantezi. î.! . ritüel danslarda eriyip pıhtılaştığı bir erotik nesneler (öyle ki.. İm ­ gelem ve erotizm arasındaki bağa ilişkin bir belge olarak aynı ölçüde dikkat çekici bir başka örnek de Jean G enet’nin N otredam e des fleu rs’ü (Çiçeklerin M eryem Anası). bunun öteki insanlara sunuluş biçimini ve bu in­ sanların buna karşılık verme biçimlerini. toplumsal cin ­ siyete ilişkin sim gecilik öğeleriyle oynayıp bu öğeleri yeniden bir araya getirerek çalışır. Toplumsal cinsiyetliliğin (berbat bir özcük uydurduk) bu fiziksel anlamı incelem eyi gerektiriyor. Bunların hiçbiri.ideolpjik_çlarak “doğallaştırılması” hareket h alin d ed ir.---:)= ■i lanarak çözüm e kavuşturuldüğu F aerie Queen (Periler Kraliçesi) adlı erotik rüya-şiirine ilişkin benzer bir gözlem de bulunuyor.: ■. Ritüelin cinsellikteki önemi yeterince tanıdıktır. Cinsellik olarak bu sim gecilik ile beden aj-asında bir bağlantı olduğunu varsayarlar . hiçbir anlamda X Y kromozomlarının sonucu değildir. v 1'"'1 . suçluluk ve çekiciliği birleştiren sert gençlik tipinde keskin uçlara sahip olm aya başlayan ya da Kutsal şeklinde muğlaklaşan) dünyası yaratır.kadınlık ve erkeklik issinİn toplumsal tanımları. Genet burada. bazı cinsellik biçimlerinde bedene karşı direnmenin yarattığı gerilimin ar­ tırılması için bir kalıp halini alır. tavır ve hareket alışkanlıklarını.. büyük ölçüde. Sadom azoşist ritüeller. her ne ise Ö fetiş e “karşı verilen denetlenem ez “do. H azza naylon yağmurluklar veya deri eldivenlerle ulaşılan daha hafif fe ­ tişizmlerde ise imgelemin rolü ve toplumsal olarak oluşturulan an­ lamın merkeziliği (bu örnekte sözsüz ve dokunsal tepkisi) faz­ lasıyla açıktır.

toplum sal pratiğin kişisel tarihi. Futbol. J İktidarı elde bulunduranlar olarak erkeklerin toplumsal tanımı. gelişkin kapitalizmde belirli bir bi­ çim alır. kas gücü.baskıcı. yani penisin yarattığı bir sonuç da değildir. kişinin er­ keklik derecesini değerlendirme aracıdır. üstünlüğü v e kadınlara egem en olunması için gerekli. Bu. belli bir oyundan çok daha geniş bir ilgiye sahip bij: bedensel eylem m odeli olur. beden duygusu ve dokusuna da dönüştürülür. erkeklerin kadınlar karşısındaki. cn sistematik biçim de rekabete dayalı spor kanalıyla oluşturulur _ve özendirilir: Yetişkinler Içoğunluİda katılımcıdan çok izleyici de olsa. düze­ ninin parçası olarak görülme biçimlerinden biridir.duyul an ilgi. kriket ve beyzbol gibi oyunları iyi oynamada içerilen (ve sörf gibi ol­ dukça bireyselleştirilm iş spor dallarında da tem el olan) güç ve y e­ tenek kombinasyonu. ergenlik çağındaki bir çocuğun yaşamının güçlü bir biçim de kâteksisin etkisi altına giren yönünü oluşturur. Bazıları bunu reddetse de (bu konuyu 8. erkeklerin iktidarının başlıca “doğallaştırılma”. t Sözgelim i Batılı ülkelerde. Erkekliğin bedensel anlamının hedefleri ise her şeyden önce. küçük çocuklar çolc fazla sportif oyunlar oynarlar ve bu alandaki ba­ şarılara çok önem li bir şey olarak bakmaları. boşluktan kaynaklanan bir Önerme değildir. ideal erkeklik imajları. E le k le r in üstünlüğüne v e ~bundanJcaynaklanan . toplumdaki yaşam çizgisi aracılığıyla gelişir. öğretilir.keklik tartışmalarının büyük bir sevgiyle üzerinde durduğu şeyin. Daha dolaysız bir önem e sahip olan şey. toplumsal cin­ siyet ilişkilerin deki jktidaryapısıdır. diğer bir deyişle doğa. Am a bu. Kısacası bu tür yetenek. B ölü m ’de ele alacağız). birçok kişi için. yalnızca zihinsel beden imajları ve fantezilere değil. bun­ lara katılan toplumsal yapıların bazı Önemli özelliklerini yo­ ğunlaştırır. Söz konusu yapılardan biri de^sınıf ilişkileridir. pratiklere duyulan o123 . Spor­ daki bireysel rekabet sistemi. erkekleştirici pratikleri kuşatan. Erkekliğin fiziksel an­ lamı. du­ ruş . İşte bu nedenle güç ve beceriye . Anlamı. bedene kök sal­ m ış. olan„hed gem onyacı erkekliğe bağlı güçlülük duygusunun öteki erkek grup-1 lafm â kâfşî da duyulmasıyla ilgilidir. son dönem Olimpiyat ve spor kültürü analizlerinin de gösterdiği gibi. yıllar süren katılımlarla örgütlü spçr gibi toplumsal pratiklere kök salmış bir önerme halini alır.

1. H egem onyacı erkekliğin fiziksel kuruluşunda örtük bir şekilde içerilen şiddet unsuru.^Bu^dağılımın en azmdan bazı özelliklerinin tarihsel olarak değiştiğine dikkat çek ­ miştik. Avustralya toplumsal düzeninin kurumsal-laşmış ırkçılığı.ama. Oysa beyazlarda bu has­ talığın oranı % T di. Örneğin Margery Spring R ice’m W orking-class W ives (İşçi Sı' nıfmdan E v Kadınları) başlıklı klasiği.nanem. “evin küçük. Bu. % 6 ’sının çok yüksek risk düzeylerinde bulunduğu ortaya çıkarıl­ mıştı. çFi" ziksel saldırganlığın. B ölüm ’de özetlediğim iz şiddetin toplum­ sal dağılım ını doğrudan doğruya sergiliyor. koşullarına ilişkin çalışmalarda açık bir biçim de belgelenmiştir. Komik bir anımı ak­ tarayım: (Erkek çalışmalarıyla ilgilendiğim bir dönemde araştırma yaptığım) bildik bir kulüpte Güney Londralı gençlerden oluşan bir arkadaş grubunda gençler birbirlerine şakacıktan . Araştırma 1930’ların İngiltere’sinde yapılmıştı. Birtakım top­ 124 . başka yönlerden çok az güce sahip olan erkekler tarafından ayakta tutulmasına olanak sağlaması açısından çok önemlidir. B aşka bir fiziksel etki tipi ise işçi sınıfı aile yaşamının maddi . zenginler içinse aşırı yem e ve aşın içm e yüzünden şişman­ lık üretiyor. bazı temel b i­ çimlerinde taşıdığı önemi hepim iz biliriz. kadınların da . içinde ya­ şadığım ız sınıf sistemi. karanlık. işçi sınıfı erkekliğinin . toplumsal ilişkilerin toplumsal cin­ siyet yapılanmasını izleyen fiziksel etkileri bulunmaktadır?] A l­ kolizm bunun açık bir örneği. Sözgelim i. örgütlenmemiş işliğinde” günlük yorucu işleri kadınlara bırakan işbölümünün kadınlar üzerindeki fiziksel etkilerini araştırıyordu. beyaz insanlara kıyasla yerliler arasında oldukça yüksek düzeylerde göz hastalıkları görülmesine yol açıyor: Kırsal kesim de yapılan ulusal bir araştırmada Avustralya yerlilerinin % 3 8 ’inde trahoma hastalığı olduğu belirlenmişti. / Beden politikasının aynı zamanda bir toplumsal cinsiyet boyutu da~ vardır — diğer bir deyişle. Bedenlerim iz. gelişiyor v e çürüyor. çok daha kapsamlı bir beden politikasının bir yönüdür.sert yumruk atarak sarnîmiyetlerini kanıtlıyorlardı ve arkadaşları d^şında^hiç kim seyi bu yakınlığa kabul etmiyorlardı. bedensel etkiler üreten toplu m sal durumlarda büyüyor v e çalışıyor. Avustralya’da yapılan 1980 tarihli ulusal bir araştırmada. erkeklerin % 14’ünün. fakir insanların çocukları için yetersiz b es­ lenme.

İngiliz “ırkını” Alınanlara karşı desteklem eye çalışan emperyal vatanperverlik ve işçi sınıfının kötü yola sapmasından duyulan korku. halka açık doğum kontrol hizmetlerinin verilm esi için uzun ve zaman zaman şiddetli bir kampanya başlatarak savaşımını sürdürdü.lum sal ^süreçler. Yir­ minci yüzyıl başlan İngiltere’sinde doğum kontrolü hareketinin lideri olan Marie Stopes. doğum taraftarı ko­ numlara savruldu. artık daha az militarize olsa bile yine de ideolojik olarak doldurulmuş biçimlerde. Ruth H ail’un kalem e aldığı bi­ yografiden anlaşıldığı kadarıyla Stopes. Beden eğitim i. D evlet de. “beden po­ litikası” teriminin hiç de bir metafor olm adığını gösteriyor. Bunlardan biri. I. D oğum kontrolü tarihi. Sonuçta N azi okul eğitim i. Avustralya’daki hikâye ise m ücadelenin öteki yüzünü daha açık bir biçimde ortaya koyuyor: Y üzyılın ilk yarısında Octavius Beale gibi propagandacılar tarafından başlatılan. dahi bir politik örgütleyici ve pro­ pagandacıydı — Öyle olm asa bile. politik kaynakların doğum kontrolüne karşı seferberliği. halklarının askeri ve endüstriyel verim liliğiyle ilgilenm e­ ye başlayan müdahaleci devletlerde belirginleşen belirli bir güçle birlikte yirminci yüzyılda kitlesel Öğretim sistem inde yaygınlık ka­ zandı. hem tıp mi­ tolojisiyle hem de yaygın “doğum taraftan” kampanyayı körük­ leyen mevcut doğum kontrolü yöntem lerine karşı duyulan akılcı güvensizlikle birleşti. bir süre için. konusunda bir teknik uz­ mandan daha iyiydi. zamanın beden eğitimi modeli olmuştu. Dünya S avaşı’ndan 1920’Iere ve 1930’lara değin. Beyazların yerleşim birimlerini etkisi altına alan “sarı tehlike” korkusu. Emperyal ve ırksal gerilemeden duyulan kaygı. İsveç bu konuda bazı önemli yenilikler getirdi ve bundan sonra “bilim sel” beden eğitim i yöntemi başka yerlerde “İsveç cim nastiği” olarak anılm aya başlandı. çağdaş kitlesel Öğretimin temel parçası olmayı sürdürüyor. Okullarda Örgütlü bir pratik olarak beden eğitimi (spordan ' ve askeri talimden farklı biçim de) ondokuzuncu yüzyıl sonlarında kapitalist ülkelerde gelişti. bu araştırmada bulunan fiziksel etkileri yavaş ya­ vaş değiştirdiler. başka türde biri beden politikasını. etkili ve güvenilir doğum kont­ rolünün yaygınlaşm asıydı. Bu durumda toplumsal cinsiyeti barındıran toplumsal yapıdaki 125 . “İsveç cım nastiği”. eğitim le vücut yapısının geliştirilmesi çabasını besledi.

S im ­ gesel olarak “doğa”. “k ü ltü fe karşı çıkabilir. Maccoby ve Jacklin’de biyolojizmin önceliği için bkz. sözgelim i bütünleştirme bunun somut örnekle­ rindendir. 126 . asla tarihin dışında değildir ve tarih de asla bedensel varlık ile beden ü ze­ rindeki etkilerden bağım sız olamaz.■374. Artık indirgem eciliğe tem el teşkil eden geleneksel ikiliklerin yerine. Bu dönüşümün. s. Doğal cin­ siyet farklılıklarıyla ilgili sosyobiyoloji ile IQ ve akıl hastalıklarıyla il­ gili sözde bilimler arasındaki paralelliklere. D iğer bir deyişle tamamen tarihseldir. s. Schmidt (1977). Bu bütünleştirmenin biçimleri ve sonuçları zaman içinde değişir. 179-180’deıı. alışkanlıklar teorisinin ana hattan için bkz. s. Pratik aşkınlık tartışmaları. 115-21). bu bütünleşmenin ve kar­ şılıklı etkileşimin meydana geldiği toplumsal ilişkilere ait daha y e ­ terli ve daha bütünlüklü bir açıklamanın getirilmesi gerekiyor.pratik dönüşümün yalnızca sim gecilik düzeyinde gerçekleştirilm e­ diğini söyleyebiliriz. 169.bir psikanalist için büyük ustalık. 100-15). Ek alıntılar Maccoby ve Jacklin (1975). 22’den. hareketsiz beden de ilerleyen tarihe. bu değişim ise toplumsal amaçlar v e toplumsal çatışma so ­ nucunda gerçekleşir. genetik belirlenimciliğin ■: Lewontin. Kosüc’in de (1976) yardımıyla. s. bilimsel sosyobiyoloji ise Wilson (1978). Tieger (1980). 139-140. 234-36). beden üzerinde fiziksel et­ kileri de vardır. Kovel’m (1981. 128. büyük oranda Sartre*dan (1976) geliyor. arzu ve alışkanlıklar arasındaki olumsuzlamayâ ilişkin analizi buradaki ar­ gümanla bazı benzerlikler taşıyor. 20. Kaba sosyobiyoloji alıntılan Morris (1979). Ama pratiğin gerçekliğinde beden. '. Alıntılar Rubin (1975). Stevens’da (1984) cinselliğin evrimsel tarihine sevimli bir kısa giriş bulabilirsiniz. 74-75 ile Tiger ve Fox (1979) s. s. Rose ve Karnin (1984) tarafından yapılan yararlı eleştirisinde değinilmişti. NOTLAR DOĞAL FARKLILIK :(s. AŞKINLIK VE OLUMSUZLAMA (s. ama toplumsal cinsiyeti neredeyse bütünüyle ıskalamış . biyolojik yatkınlık tezinin saldırganlık özel­ liğinde bile tartışılabilir oluşu dikkat çekicidir.

alıntılar bir başka Califia yazısından. Avustralya’da do­ ğum taraftarlığını araştıranlar ise Pringle (1973) ile Hicks (1978). Sado-mazoşizm için bkz. 127 . 118-132. Spor ve kapitalizm için Brolım’a (1978) bakın. Connell (1983) ve Corrigan (1984) açıklanıyor. Erotizmin toplumsal anlamları Angela Carter’ın romanlarında (örneğin 1974) geniş Ölçüde serimlenmektedir. Trahoma hastalığına ait veriler Temsilciler Meclisi Yerli İşleri Daimi Komitesi araştırmasından (1979).P R A T İK D Ö N Ü Ş Ü M L E R (s. Fiziksel anlamda er­ kekliğin toplumsal anlamları için bkz. Wiîlis (1979). S m a rt 3 (1984). Marie Stopes ve politik mücadelesi. bi­ yografisini yazan Hail (1978) tarafından araştırıldı. s. Greene ve Greene (1974) ile Califia (1983). alkolizm verileri Sağlık Ba­ kanlığı araştırmasından (1984). 120-26).

.

Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yapısı ■■“« p r V- F9ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve iktidar İJ .İkinci Kısım <£#%.

.

lâşsf Buraya kadar yaptığım tartışma hep toplumsal cinsiyet teorisi alanını ve bu teorinin Batı toplumsal düşüncesinde aşamalı olarak ortaya çıkışını izlem işti. iktidar. biyolojik üreme ve­ ya toplumun işlevsel ihtiyaçları olsun isterse toplumsal yeniden üretimin zorunlulukları olsun. öyle ki bu kaynak. Ama aynı zamanda.V Ana yapılar: Emek. ’ 131 . yine de fark etme^pYeterli bir top­ lumsal cinsiyet teorisi. kategoriciliğin zorla kabul ettirdiği karmaşıklıkları fark edebilen ve toplumsal cinsiyetin tarihsel dinamiğini kavrayabilen bir yapı kavramına da ihtiyaç duyar. kateksis . rol teorisinin örtük iradeciliğinden çok daha güçlü bir toplumsal yapı teorisini gerektirir. mantığım kendi dışındaki bir kaynaktan alamaz. Bu teorinin özerk olduğunu öne sürmüş­ tüm: Yani bu teori. ister doğal farklılık.

bütünü oluşturan yapılara veya alt yapılara ayrılması gerekiyor. 4. Piaget. İkinci olarak tek bir toplumsal cinsiyet ilişkileri yapısı kavramının. B ölüm ’de ise söz konusu teorinin. Bunlann şimdi belirtilen kri­ terleri karşılayacak biçim de geliştirilm esi ise üç aşama g e­ rektiriyor. toplumun bütününün top­ lum sal cinsiyet düzeni ve belirli kurumlann toplumsal cinsiyet re­ jimleri olacak. YAPI VE YAPISAL ANALU “Toplumsal yapı” kavramı. Bunun için yeni a p rio ri temeller aramaya gerek yok. böyle bir teorinin temelinin ne olduğunu. 7. Gerekli çıkış noktalan. toplum bilimlerine temel olmakla bir­ likte. Toplumsal cinsiyet . rol teorisi v e kategoricilikte. Şimdiki üç bölümde de. muğlak bir kavramdır. Ö ncelikle. L evi -Strauss ve Althusser’in sağlam ve gelişkin modellerinden. A. söz konusu aşamaları açıklayacak ve toplumsal cinsiyet ilişkilerine dair üç bölümlü yapısal m odelin taslağını çizm eye çalışacağım . Kavramın kullanımları. Bölüm*de yapısal envanterleri iki düzeyde tartışacağım: Bu iki düzey. toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ta­ rihsel dinamiği ile çağdaş toplumsal cinsiyet düzeninin kriz eğilimlerini ortaya çıkarmaya çalışacağım. sonuçta saptanabilir bir örüntüyü gösteren her şeyi “yapı” olarak adlandıran sayısız pek çok örneğe kadar çeşitlilik gösterir. temeldeki “yapı” kavramının pratik te­ orisindeki son gelişm eler ışığında değiştirilm esi gerekiyor. Bu bölümün geri kalanında. 6 . B ölü m ’de de. Üçüncü olarak da “cinsiyete dayalı işbölüm ü” gibi kavramlar (ki ben buna yapısal m odeller diyeceğim ) üreten yapısal analiz türü ile “toplumsal cinsiyet düzeni” gibi kavramlar (ki buna da yapısal en­ vanterler adını vereceğim ) üreten yapısal analiz türü arasında bir ayrım yapılm ası gerekiyor.Üçüncü B ölü m ’de böyle bir teorinin çoktan ortaya çıkm aya başladığını öne sürmüştüm. toplumsal yapıya dair sezgisel görüşlerde zaten mevcut. toplumsal cinsiyet teorilerinin yoluna çıkan canavarla yani doğal farklılık sorunuyla nasıl başa çıkabildiğini gösterdim. yani top­ lumsal bir yapı olarak toplumsal cinsiyete ne tür bir açıklama g e ­ tirdiğini gösterm eye çalışacağım.

A slında tanımlara ilişkin çok uzun olabilecek bir tartışmayı kısa kesm ek amacıyla. iyiden iyiye yelpazenin son ucuna yönelmişlerdir. Juliet M itchell v e Gayle Rubin’in lönerdiği açıklamalardır ve cinsiyet eşitsizliğinin kültürlerarası te­ pineli olarak akrabalık kurumu üzerinde yoğunlaşırlar. daha karmaşık güçlerin etkileşim iyle ve bir toplumsal kurumlar ordusuyla işlerlik gösterirler. “Kısıtlamalar”. Bu Jdtapta. 133 . D olayısıyla toplumsal bir yapının şifresini çözm eye yönelik girişimler genellikle kuramların analiziyle başlar. bunu kadınların erkek gruplan arasında mübadele edilmeleri olarak tanımlamış ve toplumun kendisini oüuşturan şey olarak kabul etmişti. iü a u d e Levi-Strauss’un klasik kitabı L es Structures elem entaires 'la p a ren te'den (Akrabalığın T em el Yapıları) türetilmiştir. Top­ lum sal yapı kavramı (sözgelim i dünyaya ilişkin fiziksel olgulardan çok) belirli bir toplumsal örgütlenme biçim inde yer alan kısıt­ lamaları ifâde eder. bir şeyle karşı karşıya olm a deneyim ini ya da diğer bir deyişle özgürlüğün sınırlarına ilişkin deneyim i yansıtır.hakkındaki yazıların çoğu. Bu mübadele. Mitchell ve Rubin’e göre.Toplumsal bir yapı olarak toplumsal cinsiyet ilişkilerine geJtirilen en gelişkin açıklamalar. M itchell ve İRubin’in. I*. ama aynı zamanda. bir işgal ordusunun varlığı den­ li kaba olabilir. jpvrensel bir temel mübadele sistem inin farklı biçimleri halinde özetlenir. kadmlann tabi kılınm asının tem elini oluşturur. akrabalığa temel oluşturan yapıya ilişkin açıklamaları. Toplumsal yaşamda ille de m evcut olm ası gerekmeyen ama karşılıklı etkileşimlerin ve kuramların yüzeydeki karmaşıklığının gizli nedeni olan temel bir ilişki olarak “yapı” kavramı. Yazarlar genellikle. Yapı kav­ ramı. Ama çoğu durumda toplumsal pratik üzerindeki kısıtlamalar. toplum bi­ limlerinde yapısalcılığın tüm uyarlamalarınca paylaşılmaktadır. “örüntü”nün başka bir ifade bi­ çiminden çok daha fazlası olduğunu v e toplumsal dünyanın ele avuca sığm azlığına gönderme yaptığını varsayacağım. toplumsal cinsiyet ilişkilerinde geniş ölçekli bir düzen bulunduğunu varsayan ama bunun ötesinde çok az açıklama getiren kaba bir görüşle yetinirler. etnograflar ve tarihçiler tarafından derlenen koca bir yığın. yapı kavramının. Levi-Strauss. kişisel yeteneklerin izin verm ediği sonuçlar üretebilmek için başkalarından yararlanabilme deneyim ini de yansıtır.

köklü pratik değişikliklerine karşı savunmasızdır. Buradaki “yapı” kavramı.) Tarihsellik olmaksızın. Bethnal Green kasabasındaki işçi sınıfı toplümunun ana odaklı ak­ rabalık yapısını betimliyor. öyle ki bu yapıda. bir­ birlerinin evlerine girip çıkıyorlar. . kapitalizm çağma kadar evrensel kültür öğeleri olduğunu. tarihin tüm önceki dönemlerinde akıldışı o l­ duğunu ifade ediyordu. Yapı. M itchell. hastalıkta bakım gibi hizmet alışverişlerini yerine getiriyor ve (kız çocuğun evliliği de dâhil o l­ mak üzere) diğer aile ilişkileri üzerine görüşüyorlar. toplumsal sürecin Özü olarak pratik kavramıyla bağdaşmayan. Young ve 134 . Bethnal Green sakinleri. Ama aynı zamanda. keyfi görünmektedir. Tarihe böyle bir çizgi çekmekten kaçınmak için. özerk bir kadın ha­ reketi için teorik bir gerekçenin sağlanması açısından Önemliydi. günlük pratikte yer alışıyla. kadınların mübadelesinin) ve bunun ortaya çıkardığı ataerkil toplumsal düzenin. pratikten soyutlanmamış tır. “ana odaklılık” hak­ kında hiçbir kavrama sahip değiller. kuruluş sürecinde. K ız çocuklar ve anneler. ataerkil düzene karşı girişilen mücadelenin. örtük bir biçimde de olsa. En hafif biçim de söyleyecek olursak bu. yapısalcılığın temel yapı ve yüzeysel pratik arasında kurduğu keskin ayrımı alt etmemiz gerekiyor. Bu yapının. Bunu da. bazen günde on iki kez. B ölüm ’e bakın. her ne kadar deneyimde verili olmasa da. anne. Yirmi yıllık eleştiriden ortaya çıkan ana güçlük ise yapısalcılığın. dolayısıyla toplum analizinde her bakımdan eksiksiz bir tarihselliğe ters düşen bir mantık üzerinde temellenmesidir. temel yapının (yani. ama artık bunun gerekmediğini öne sürerek yapıyor. betim leyici basit yapı kavramları karşısında büyük bir ilerlemedir. Daha etkin bir bağlantının nasıl kurulabileceğinin örneği.Bu. pratik ile tarihi yeniden ileri sürerek fem inist p o­ litikanın akılcılığını kurtarmaya çalişıyor. 1970Terin ortasında. çok etkin bir toplumsal pra­ tikte sürekli yaratılmakta v e yeniden yaratılmakta olduğu göste­ riliyor. merkezi şahsiyet olarak ve ana-kız ilişkisi de ailenin ekseni olarak ele alımyor. Ama Ldvi-Strauss’un akrabalık teorisindeki gibi b i­ çimlerinde önemli sorunlar içerir. (Bu kavram için 7. bir dönüşüm politikası akıldışı olacaktır. M ichael Yöüng v e Peter W illmottTn Fam ily and Kinship in East Lonâon adlı kitabı. bir başka akrabalık klasiğinde görülebilir. M itchell’ın argümanı.

lasılığını ortadan kaldırır. toplumsal “yeniden üretim” düşüncesine öylesine yoğun bir bi­ çimde bağlıdır ki. Bourdieu’nün yaklaşımı. Ama Bourdieu’nün toplumsal yapı im gesi. Giddens.biçim de kurulduğu görüşü. G iddens’ın “yapılaştırma teorisi”. Pratiğin zorunlu olarak toplumsal kuralları veya kaynaklan sahneye davet etm esi anlamında insan pratiği. nalizinin gereğidir). yapı ve pratiği birbirine daha da sıkı kenetler. Giddens’m “yapının ikiliği” olarak formüle ettiği denge. yapı ve pratik bağlan­ tısını mantıksal bir konuya dönüştürerek (ki bu genelde toplum a. esas olarak toplumsal aktörlerin peşine düştüğü stratejilerin ta­ sarlanmamış sonuçlan üzerine ironik bir vurguyla. hareketlerinin pratik politikası tarafından da açık bir biçim de or135 . Bourdieu nün Outiine o f a Theory o f P ra ctice’i (Bir Pratik Teorisi Taslağı). Pierre Bourdieu v e Anthony Giddens’m geliştirdiği “ikici” yapı açıklamalarında özellikle açık. istenmeyen ve tasarlan­ mamış bir çekirdek aile örüntüsü üretmiştir. Bu. Yapı da her zaman için pratikten açığa çıkar ve onun tarafından kurulur. Bu göç. Ama yine de bizi iki Önemli sorunla baş başa bırakır. artık teorik o-larak biçimlenmiştir. insanlann yaŞamlannı sürdürürken sahip olduklan yaratıcılık ve enerjiyi tanıma gibi büyük bir erdeme de sahiptir .bu. aktörlerin haberi olm aksızın meydana gelenler dışında herhangi bir tarihsel dinamik düşüncesiyle bağdaştırılması güçtür. Bu. dış banliyölerdeki sitelere göçe ilişkin ünlü be­ timlemesinde bu gösterilmiştir. teorik sosyolojide pek sık görülmeyen bir tavır. Birey veya aile stratejilerinin peşine düşülmesi. Bir göçmenin be­ lirttiği gibi “Burada yaşamak sanki bir kutu içinde yok olup git­ m eye benziyor”. Tarih. Bourdieu’nün dünyasında da gerçekleşir kuşkusuz. kurtuluş V. Pratikte daha etkin bir yapının var olduğu ve yapının pratik ta­ rafından daha etkin bir. bu stratejilerin kendilerini ortaya çıkaran toplumsal düzenin yeniden üretimiyle sonuçlanır. Am a biri ol­ maksızın öbürü kavranamaz. her za­ man için toplumsal yapıyı Önkabul olarak alır. yapı ve pratiği birbirine bağlar. top­ lumsal teorinin tüm mevcut çerçeveleri arasında bir toplumsal cin­ siyet teorisinin gereklerine en yakın olanıdır. M itchell tarafından örtük. ama üretilmez.W illm ott’ın. yapının biçim inin tarih içinde değişebüm e o.

verili yapısal ilkelerin izin verdiği alternatifler olarak değerlendiren bir argümanla. kendi koşullarından bağım sız bulunamaz. ayrıca bir bütün. Orneğbı. Her zaman. “sınırlı biçim de icat etme yi ) içerdiğinden ve insan b ilgisi dönüşümsel olduğundan. bakire kalmaktı. yapısalcılığı karakterize eden ter­ sine çevrilebilir dönüşümler mantığıyla. ya pının gerçekten “taşıyıcıları” olmaları Ölçüsünde) yapıdan ka­ çamaz. klasik yapısalcılığa doğru keskin bir dönüş yapar. böylece yapı kasıtlı bir biçim de pratiğin nesnesi haline gelebilir. Yapıyı tanımlamak içinse. Giddens. Toplumsal cinsiyeti barındıran toplumsal ilişkileri ele alma bi­ çimlerinin çoğu. tarihsel bir açılım a gereksinim du­ yuyor. bir olayın bağlamını. Ama pratik de (toplumsal aktörlerin. Today*i gibi metinler.taya atılan bir olasılıktır^ toplumsal cinsiyet analizi açısından önemi de fazlasıyla açıktır. özgürce icat etm eyi (Bourdieu’nün deyim iyle söyleyecek olursak. tekrar karşımıza çıkar. pratiğin (zaman içinde). yapıyı alt bölümlerine ayırmaz. Buradaki paradigmatik Örneği ise dilin ya­ pısıdır ve bu da. başlıkları ideoloji. eğitim. yapının “saııallığı”nı vurgulayarak. daima bir duruma karşılık veriyordun Pratik. bu durumun belirli bir yöndeki dönüşümüdür. Burada üzerinde durulması gereken önem li nokta şudur. Cinsiyet rolü teorisi. Pratik. bütün bu alanlan tek bir yapının. kadınların tabi kılınm ası ve erkeklerin tabi kılmasının tezahürleri olarak görmektedir. bu 136 . pratiği kısıtlama biçimini belirleyen şey “yapı”dır. yeni bir pra­ tiğin nesnesi olan dönüştürülmüş bir durum olduğu için de. evlenm eyi reddeden Victoria dönemi kadınları. üretim ve devlet şeklinde birbirinden ayırır kuşku­ suz. tam da Bourdieu ve G iddens’ın açıkladığı anlamda yapıyı Önceden varsayarken. Ço­ ğunlukla uygulanabilir tek seçenek. Giddens. M ichele Barret’nin W om en's Oppression. olarak ya­ pının etkisini aktarmaya giriştiğinde. söz konusu durum içinde neyin pratiğin etkisini kısıtla­ dığının saptanması gerekmektedir. Ama feminist düşüncede yer alan güçlü eğilim . Pratiğin sonucu. İnsan eylem i. hoşlarına g i­ den başka bir cinsel yaşamı sürdürmekte özgür değillerdi. pratik kendisini kısıtlayan şeye karşı döndürülebilir. olayın kendi tarihi olarak görmek yerine. ta­ rihin tortusu olan kısıtlamaları hesaba katmaya mecburdur. toplumsal cinsiyet veya sın ıf gibi yapılar açısından son derece yanıltıcıdır. D em ek ki ikici modeller.

argümanında örtük olarak yer almaktadır. y e­ niden üretim. The Longest Revolution (Kadınlar: En Uzun Devrim ) adlı unlu makalesinde özetlem işti. A m a bunların hiçbiri kesin olarak yerleşik hale getirilem eyeceği için de. Bu yapıların her birinin. toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yapısının anlaşılması açısından büyük önem taşıdığını öne süreceğim. Teoride bu m odele yer verilm emesinin bir nedeni de. ^ac^1^ ar üzerinde kendine Özgü bir baskı uygulama biçimini üretti­ ğini Öne sürüyordu. birbiriyle rekabet eden asıl nedenler. İçsel farklılaşma. D iğer bir deyişle. sonuçta hiçbir köke sahip olmayan bağım sız saf bir fenom en olarak tabi kılmma/tabi kılma eğilim i belirginlik kazanmıştır. B u yüzden. erkeklerin fiziksel gücü.kez aynı görüşü paylaşmaktadır. toplumsal tarih alanında iyi bir etkiye sahip olduğunun da unutulmaması gerekir. Üormonal saldirganbk. Evrimsel zorunluluklar. farklı yapılardaki ilişki Örüntülerinin birbirleriyle çelişebileceği görüşü. Burada. aynı zamanda yapının ele almış biçiminin aşın ölçüde basitleştirilmiş olduğunu da öne sürebilir. ama Kerreen Reiger v e M ichael Gilding tarafından kullanılan dörtlü m odelin. kapitalizmin işlevsel zorunlu­ lukları. toplumsallaşma ve cinsellik. Tem elde-farklı bir yaklaşım ise W om an’s E state adlı ilk kitabında Juliet M itchell tarafından önerilmişti. birer açıklama olarak birbirlerini itip kakmaktadır. . çocuk yetiştirmenin dayattığı gereklilikler. bu açmaz. top­ lumsal cinsiyet ilişkilerinin yapısı içsel olarak çelişkili olabilir. 1970’lerin son­ lan ve 198 0 ’lerdeki fem inist teorileştirmede. M ite- . M itchell. birbirlerini geçersiz kılar. tarihsel eşitsizlik ve içsel çelişki kavramlannm. M itchelTm düşüncesinin bu yönü. M itchell vurgulamamış olsa da. harfi harfine olm asa da Althusser’ın Marksizm revizyonundaki yöntem i izleyerek top­ lumsal cinsiyet ilişkilerini dört ayrı yapıya bölmüştü: Üretim. aslında M itchell. Bunların her biri kendi tarihsel yörüngesine sa­ hipti ve farklı dönemlerde birbirlerinden daha hızlı veya daha ya­ vaş değişiyor olabilirlerdi. bazı sorunların ortaya çıkabile­ ceği öne sürülmektedir. söz konusu tek yapı iç in önerilen “temel n ed en lerin kayda değer ölçüde çoğalmasıyla. kendisinden sonraki teorisyenler tarafından büyük ölçüde göz ardı edildi. bu yaklaşımı daha 1966’da Women. ailenin evrenselliği. çocuk bakımına ilişkin cinsel işbölümü vb.

.. denetim ve zorlama ile ilgilidir: D evlet ve iş dünyasına içkin hiyerarşiler.em ek ve iktidar yapılan kapsamında an­ laşılabilir.. İkinci yapı ise otorite.. Bu yüzden M itchell. •'.. ücretler ve mübadelede eşitsizlik. cinsel düzenlem e ve gözetim . pratik tipleridir v e birbirleriyle örtüşürler. eğer iş anlamında çocuk bakımına ilişkin fem inist analizleri kabul edecek olursak.. kadınların tabi kılınmasına ilişkin ayrıntılı bir araştırmayla. kurumsal ve kişiîerarası şiddet. Söz­ gelim i cinsellik. yeni bir yapısal analiz biçim ini işaret etmekte ama bunu geliştirmemektedir. 138 . Doğrusunu söylem ek gerekirse üretim. yeniden üretimde yeterince açık bir biçim de içerilmektedir.. birinci yapıdaki ana ku­ ruluş ilkesinin ayrılma veya bölünme olduğu ve ikinci yapıdakinin de eşitsiz bütünleşme olduğu söylenebilir. ! Toplumsal cinsiyete ilişkin kurumsal ve psikolojik konuların çoğu -a m a hepsi d e ğ il. İşbölümüyle ilgilidir: E v işleri ve çocuk bakımının örgütlenmesi. W. Bu yapıların esasen farklı olduğunu söylem ek. kesinlikle genel olarak birbirlerinden 1 ayrı olduklarının ima edilm esi anlamına g el­ mez. ilgili tçplumsal.■■ ■■ . İlk yaklaşımda.... Mal ve hizm et üretimi aracılığıyla servet birikimi.■—--. em ek piyasasının ayrımcılığı ve “erkeklere ait işler” ile “kadınlara ait işler” yaratılması.. ilişkilerin düzenlenm esinde bazı tem el farklılıkların bu­ lunduğu anlamına gelir.. b-- . Toplumsallaşma... ücretsiz ve ücretli iş arasındaki bölünme. kadınlar ve erkekler arasında oldukça farklı iki ilişki yapısının taslağını ortaya çıkar­ mıştır. eğitim ve terfide ayrım güdülmesi.. her zaman iç içe geçerler.. Bununla beraber.... Tersine.. . Am a bu ifade. W om an’s E state'in beklentisi yerine getirilmiş oldu.. bu pratik alanlarında etkin olah yapıların ayrık olduğunu belirten hiçbir düşünce yoktur. yeniden üretim vb.. insanlann birbirleriyle duygusal bağlar kurma biçimleri ve duygusal ilişkilerin gündelik yönetim i. işin doğrusu. ■' helTdaki biçiminin tutarsız oluşundan kaynaklanır... Kuşkusuz bu pratiklerde ortaya çıkarılacak yapılar m ev­ cuttur.-H ___ _ — N— . bir üretim bi­ çimidir. G eçtiğim iz on yıllık dönemdeki çalışmalar. ama M itcheU’m argümanında.. sonuçta birer yapı değildir.. iktidarın kurumsallaşmasından farklı bir tarihsel yörünge izler ve kadınlık ile erkekliğin biçim lenm esinde farklı etkiler taşır. Öyle görünüyor ki.... ev içi otorite ve bunun mücadelesi.- .. Bu yapılardan biri..

daha pragmatik. Y apısalcılık hakkında uzun süren tartışmalarda yapısal m o139 . nesne seçiminin. toplumsal olarak yapılanan toplumsal cinsiyet karşıtlığıyla (kadınlardan nefret. yalnızca emek ve ik­ tidarla açıklanamaz. sadece bunlann ortaya çıkanlabilir yapılar ol­ duklarını ve alanı tamamen tükettiklerini varsaymıyor. bir çerçeve öneren. heteroseksüellik ve eşcinselliğin üretilmesi ve aralanndaki ilişkiyle. psikanaliz ve cinselliğe dair feminist ar­ gümanlar tarafından ortaya atılan konular. bir toplumsal ilişkiler küm esinde içicin pra­ tik üzerindeki kısıtlama örüntüsü olarak kavramşı. B u yapı. kendinden nef­ ret). kıskançlık ve dayanışmayla ve çocuk yetiştirmeyle ilgili duygusal ilişkilerle bağ­ lantılıdır. Kısacası.“yapısal modeller” adım vereceğim şeyin örnekleridir. arzunun ve arzulanmanın örüntülenmesiyle. Başka bir deyişle. Ayrıca bun­ lann kaçınılm az yapılar olduklannı da iddia etmiyor (bu. üçüncü bir büyük yapı varmış gibi görünüyor. Belirli bir mantıksal karmaşıklık düzeyinde işler ve bu düzeydeki tarihsel durumlar arasında örtük bir biçim de kıyaslamalar yaparlar. Eş­ cinsel kurtuluş hareketi. daha ılım lı. artık bu üç yapının am­ pirik açıdan toplum sal cinsiyet ilişkileri alanının ana yapılan ol­ duğu varsayım ı üzerinde ilerliyor. iktidar yapısı ve kateksis y a p ısı. Toplumsal yapının. Yukarıda özetlediğim iz yapılar -işb ö ­ lümü. Kapitalist endüstrileşme so ­ nucunda cinsiyete dayalı işbölümünde iıeyin değiştiği ya da k o ­ münist ve kom ünist olmayan devletlerin cinsiyete dayalı iktidar ya­ pısında bir farklılik olup olm adığı gibi soruların gündeme gelm e­ sine neden olurlar. bu­ günkü tarihin kullanışlı bir yorumuna ulaşmamızı sağlayabilecek . Öne sürdüğüm argüman. evlilikte v e diğer ilişkilerde güven. pek çok farklı biçimde özgün kılmabilir. güvensizlik. Ama öne sürdüğüm argüman.kesinlikle toplum sal olmakla birlikte farklı bir. herhangi bir durumda tekrar temel nedenler m etafiziğiyle karaya oturma­ mıza yol açabilecek bir iddia olurdu). ama belki de ta­ nıtlanma olasılığı daha yüksek bir iddiaya yaslanıyor. Bu bölüm de öne sürdüğüm argüman. erkeklerden nefret. bu yapılar (a) şu anki toplumsal cinsiyet araştırmaları ve cinsel politika kap­ samında ortaya çıkarılabilirler v e (b) bugüne dek anlaşılmış olan yapısal dinamiklerin çoğu için bir açıklama getirebilirler.mantık izliyor.

güçler oyununun veya dengesinin o anki durumunu irdeleyen herhangi bir politikacı. özellikle de tarihle olan bağlantının gözden kaçm a­ sına y o l açmışlardı. Lucien Goldmann bu olasılıklara daha programatik bir şekilde dikkat çekm işti. Bu işlem için geliştirilen iki faydalı kavram var. Bunun sonuçta esrarengiz bir ta­ rafı yok. Bunlardan biri. cinsel politikada bulunulan noktayı kavramaya. nereye ulaşacağım ızı tanımlamaya yönelik herhangi bir girişim de. Piaget’nin zekâ teorisi veya C hom sky’nin sözdizim i teorisi gibi sanal dönüşüme bağlı yapısal m odellerle ilgili anlaşılabilir bir esrime yaşanmıştı. belirli bir mantıksal düzeydeki durumlar arası kıyaslamalara yön eld iği. Yapısal modellerin. aynı zamanda ikinci türden bir yapısal analizin. Goldmann. yapısalcılığın “sanal” zamanına zıt olan gerçek zaman içindeki dönüşümleri üzerine çalışmanın müm­ kün olduğunu gösterdi (bu bölümün geri kalanında benimsenen yaklaşım da bu). işlevselcilik ile bulanık bir ampirisizmden oluşan karışımın hüküm sürdüğü bir dönem de toplum bilim lerine düzen ve netlik kazandırmışlardı. yapısal analizin en önemli konusu oldu. kültürün yapısal analizinin klasik pra­ tik tanıtlamalarını sunsa da. yapısal bir envanter hazırlıyordun A ynı şekilde. başka bir kültürün veya başka bir dönemin toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ayırıcı özelliklerini belirlem eye yönelik herhangi bir girişim de ya­ pısal bir envanter gerektirir. Jill M atthews’un sözünü ettiği “toplumsal cinsiyet düzeni”. M atthews’u izleyerek bu terimi. karmaşık bir yapının. m etodolojik bir taslağın ötesine geçm eyi başaramadı. Levi-Strauss’un akrabalık ve mit teorileri. verili du­ rumun yapısal Özelliklerinin envanteri olarak adlandırılabilecek şeyin derlenmesinin önem ini işaret etmektedir. G old­ mann.bir yerde. Y ine de yapısal analizin diğer olasılıklannm . Bunlar düşünsel açıdan güçlü modellerdi. daha açık bir ifade ile erkeklerle kadınlar arasında v e kadınlık tanımıyla erkeklik tanımı arasında tarihsel olarak kurulmuş bir iktidar ilişkileri örüııtüsü.dellem e. Belirli bir olayın arka planmı araştıran herhangi bir ta­ rihçi. geliştirdiği “genetik yapısalcılık*’ te­ orisi. yapısal envanterler de tüm düzey ve boyutlarına atıfta bulunarak verili durumun daha bütün­ lüklü bir açıklamasına yönelirler. Goldm ann’ın Le D ieu cache'deki (Gizli Tanrı) yöntem i. tüm bir top­ 140 .

Bu ve bir sonraki bölümde. Birbiriyle ilişkili çeşitli biçimlerde gerçekleşir. daha küçük bir ölçekte (M atthew s’unkiyle) aynı mantığı içeriyor. Yazar bu gözlem ini şu söz­ lerle ortaya koyuyor: “Daha iyi bir iş için sahip olm anız gereken tek nitelik erkek olmak. kadınsa X işi. farklı bir konular veya başlıklar kümesini beraberinde getirmez. analiz.lumun yapısal envanteri için kullanacağım. Bir firm aya giren işçiye.>Ruth Cavendish. bir İngiliz motorlu taşıt parçaları montaj fabrikasına ilişkin enfes etnografik araştırmasında. mantığını vurgulamak am acıyla bunları ayrı ayrı. erkekse Y işi verilir. Bu terimi de. belirli bir kurumun yapısal envanteri için kullanacağım. değişen vur­ gularla sürekli olarak kullanılmaktadır. Women on the Line (Montaj Bandındaki Kadınlar) adıyla yayımladığı. insanlar a rasmda önceden tasarlanmış bir işbölüm ü. nolojinin en gelişkin noktası değil. İşbölümü. îlkinde.a m a bu ayırmanın kesinlikten uzak olduğunu da ek­ leyeyim . ama bilgisayarlar öyle. her toplum sal cinsiyet düzeninin veya toplumsal cinsiyet rejiminin ana unsurlarıdır. ilkesel olarak aynı olgulara bakmanın birbirini tamamlayan biçimleridir. EMEK -^Cinsel işbölümü. tar­ tışaca ğ ım .” Motorlu taşıtlar artık tek. Bir okul içerisinde. Bu çok açık. Game 141 . sadece düşük teknolojili endüstrilerde görülen basit bir takıntı değildir. Yapısal envanter işlem inin kabul edilm esi. toplumsal cin­ siyet konusunu ele alan ücretli istihdam araştırmalarının hemen hepsinde rastlanır ve bu. Uygulam ada her ikisi de. oyunun cinsel politikadaki durumunu betim lem eye yönelik eğitim araştırmamızda geliştirdiğim iz “toplum sal cinsiyet rejimi” kavramı da. Bu tür kuralların işleyişine. B. kadınlara ve erkeklere bölüştürülen işler arasındaki neredeyse mutlak ayrımı gösteriyor. en basit anlamıyla belirli iş tiplerinin belirli insan kategorilerine bölüştürülmesidir v e bu bölüştürmenin daha somaki bir pratiği kısıtlaması ölçüsünde de toplumsal bir yapıdır. iktidar yapısı ve kateksis yapısı. Yapısal modeller ve yapısal envanterler. insanları işe bölüştüren toplumsal bir kurala dönüşür.

cinsiyete dayalı ayrımsal ustalık ve eğitim . Bu açmaza ilişkin 142 . Lynne S egal’ın dikkat çektiği gibi bu. bilgisayarların okuyabilmesi için veri giriş kartlarına delik açmak üzere işe almıyorlar. sistem analisti ve yönetici konumlarında asıl güce sahip oluyorlar.ve Pringle. örneğin aynm sal ustalığa dönüşür. Kadınlar. Ustalık ve eğitim . Ayrım cılık karşıtı ve olum layıcı eylem programları deneyim i bununla doğrudan bağlantılı ve kaydedilen yavaş ilerlem e de bilinen bir şey. teknik görünüşlü bir işbölümüne dönüştürülür. Carol O ’D on n ell’in The B asis o f the B argain ’âc gös­ terdiği gibi. ayrımcılık karşıtı daha belirgin stratejilere karşı da­ yanıklı. Kadın ve erkeklerin ayrımsal eğitim aldıkları veya ustalaştıkları bir yerde. D e ­ ğiştirilmesi için bilinçli bir girişimde bulunulduğunda ise ne denli güçlü olduğu ortaya çıkar. ayrımcı istihdam da işverenin bakış açısından oldukça akılcı görünür. erkeklerin çalışm ası g e­ rektiğini (yani. bilgi say­ manın) gelişiminin. ev işini işten saymadığını) v e erkeklerin ekonom ik açıdan kadınlara bağım lı olmaması gerektiğini hissederek bu ters yüz oluşu kabul etmediklerine dikkat çekiyor. normal olarak bir erkeğin seçilm esi anlamına gelecektir. İşlerlik halindeki bir ayrımcılık kuralı. erkekler ise operatör. herhangi bir işgücü kadar ayrımcı iş piyasaları ortaya çıkardığım gösteriyor. M elbourne’de yaşadığı iki yıllık ev erkekliği deneyim i üzerine görüştüğü erkeklerin çoğunun. G ender at Work't&. cinsel işbölümünü güçlü bir toplumsal kısıtlama sistem ine dönüştüren mekanizmalardan biridir. satış sorumlusu. 1970’lerde İngiltere’de Y eni S ol hareketi so­ nucunda gelişen kişisel politikalann önemli bir odağı olmuştu. bu tür mekanizmalar aracılığıyla. Paul Âmato. pratik üzerinde yeni kısıtlama biçimlerine. hesaplamanın (yani. Daha az bilinen ancak aynı ölçüde önemli olan ise ücretsiz işte. Erkeklerin belirli bir iş için kadınlara kıyasla daha iyi hazırlandığı veya eğitildiği bir yerde. Üniversitelerin üst basamaklarında erkeklerin neredeyse tam bir hâkimiyet kur­ maları ise bu dolaylı ayrımcılığın çarpıcı örneklerindendir. özellik le de ev işi ve çocuk ba­ kımında cinsiyete dayalı işbölümünü değiştirm eye yönelik g i­ rişimlerin çoğalm aya başlayan kanıtlandır. eğitim sis­ temi ve em ek piyasaları arasındaki ortak yüzeyin çok genel bir özelliğidir. “başvuranlar arasında en iy i”nin seçim i. Cinsiyete dayalı işbölümü.

aynı zamanda onu ayakta tutan etkinliği. . işyerindelci cinsel politikaya ilişkin Amerikan açıklamalarının ilklerinden biri olan M ale Chauvinism (Erkek Şovenizm i) adlı kitabı.E. A m a bu iki işyerinde söz konusu olan toplumsal cinsiyet re­ jim leri. bir sigorta firmasının büro kısmında cin­ siyete dayalı işbölümünü ayakta tutan yöntem leri güçlü bir biçim de gösteriyor. R. B öylece.çözüm lerden biri. kadınların sigorta işine uygun olmayışlarının eksiksiz bir minyatür ideolojisi an­ lamına gelen şey sağlanmış oluyor. Am ato’yu. Cinsiyete dayalı geleneksel işbö. varsayımsal müşterilerin Önyargılarına başvurularak rasyonelleştiriliyor. bilgisayar gibi endüstrilerde cinsiyete dayalı yeni bir işbölümünün yaratılmasıyla beraber. D avid Collinson ve D avid Knightsbn yaptığı bir başka İn­ giliz işyeri araştırması da. sendika da öyle. Yönetim deki erkekler. yanı sıra bir pratik nesnesi de olduğuna işaret ediyor. Y ine de. birbirinden önemli ölçüde farklıdır. bunu tersine çevirm eye yönelik bazı girişimler bu­ lunduğu gerçeği. işsiz erkeklerin ev İşlerine daha fazla katılmalarına yönelik bir eğilim olmadığını gösteriyor.: lümünün güçlü kültürel desteklere sahip olduğu fazlasıyla açık. Pahl’ın İngiltere’nin güneyinde yaptığı yakın tarihli bir a. İşyerlerindeki bölünm eyi belgeleyen araştırma. karışım başanlı bir biçimde sömürüyor olarak görmek oldu. kadınların ezilm esini özellikle pat­ ronların uyguladığı bireysel ayrımcılığın ürünü olarak sunuyor.. rutin büro işinin üzerine bir m evkiye terfi etmenin yollarını araştıran kadınların gözlerini korkutarak onları aslında kendilerinin de ulaşmak için yırtındıkları bu em elden caydırmaya çalışıyorlar. Ruth Cavendish’in araştırma yaptığı fabrikada yönetim erkeklerin elindeydi. toplumsal em eği de belgeler. raştırma ise karı ve koca arasında ortaklaşa çocuk bakımı düzen­ lemelerinin son derece dengesiz olduğunu ortaya koyuyor. Graeme Russel’m. M ichael Korda’nm. yapının yalnızca bir kısıtlam a olmadığına. bu yüzden her iki hiyerarşinin de. kadın işçilerin kendi konumlarını değiştirm eye yönelik (sonunda uyarısız bir greve kadar varan) girişimlerine karşı çıkm ası bir rastlantı de­ ğildir. ve yöneticilerin kadınlara yönelik gerçek önyargıları. ev i-'j çinde “rollerin ters yüz edilm esi” üzerine Avustralya’da yaptığı a--.Y raştırma. ayrıca cinsel işbölü­ münü ayakta tutan mekanizmaların fazlasıyla kendine özgü olması da olasıdır.

aralannda cinsel işbölümü de olmak üzere belirli toplum sal düzen­ lemelere bağlı olarak tasarlanan teknolojiye yerleştirilir. Hatta nükleer bomba yapmanın bile alternatif yolları vardır. bireysel m esleklere ilişkin Örnek olay incelem eleri var. Korda’nın sözünü ettiği. Eve Gamarnikow’un. çeşitli biçimlerde kurulabilir. cinsiyete dayalı işbölümünü tüm işçi kategorileri kapsamında oluşturan daha geniş bir toplum sal süreç vardır. Örneğin. işe alma ve işten çıkarmanın. Sözgelim i Margaret Power.C. Cavendish’in araştırdığı fabrikadaki gibi kolektif sömürünün söz konusu olduğu bir durum için doğru olmayabilir. yalnızca işin insanlara bölüş türü lm esinden ibaret değildir. kadınların dışlan­ m ası belki de büyük ölçüde şirket yöneticilerinin bireysel cinsiyetçililderi aracılığıyla işlemektedir. orta sın ıf kadınlarına yarı pro­ fesyonel bir iş alanı açmak amacıyla. . En iyilerinden biri de. cinsiyete dayalı işbölümünün ku­ rulması. doktorların) elinde olmasını kabul eden bir dengeydi. ücret belirlem e ve terfi ettirmenin fazlasıyla bireyselleşm iş olduğu N ew York’un anonim şirket büroları dünyasında. Tekil işyerinin ötesinde. bir tür top­ lumsal tercihi yansıtırlar. Şimdilerde geçerli olan em ek pratiği. M o­ dern hemşirelik m esleğinin temeli. T. Endüstriyel imalatçılık veya ev işleri gibi sosyo-teknik bir sistem.bir işi yapmanın asla tek bir yolu olmadığına açıklık ka­ zandırmıştır. N e var ki. Artık elim izde bunu belgeleyen. Aynı zamanda işin tasarımını da içerir. Bu örneğin de gösterdiği gibi. Endüstri Devrim i’nin ilk yıllarında Kuzeybatı İngiltere ve Güney İskoçya’daki pamuklu bez fabrikalarının dokuma tezgâhlan ka­ dınlar ve çocuklar tarafından çalıştırılmak üzere tasarlanmıştı. “Uygun tek n o lo jiy e dair argüman -ç ev re açısından daha az yıkıcı veya daha ucuz veya özellikle Üçüncü D ünya’nın ihtiyaçlarına uyan makineler veya tek­ nikler. m odem eğitim li hemşirelik m esleğinin Florence N ightingale gibi girişim ciler tarafından nasıl kurulduğunu gösteren araştırması. yen i iş ye işçi kategorilerinin biçimlendirildiği tarihsel bir süreç olarak “kadınların m esleğinin yaratılması” olgusundan söz eder. Zaten var olan bir bölünmenin mekanik olarak yeniden üretilmesi kesinlikle söz konusu değildir. tıp pratiğinin denetiminin er­ keklerin (diğer bir deyişle. belirli bir dönemde geçerli olan belirli tasarımlar ve pratikler. İşte bu nedenle.Am a bu.

Bu değerlendirmeler. makinelerini çalıştırırken gülüm seyen kadınların resimleri kullanılır. hem kadınlar hem de erkekler tarafından çalıştırılabilir. B u. gilendiğim iz şey yalnızca işin bölüştürülmesi değil. 1950’li yılların tüketim mallan patlaması ise diğer şeylerin yanı sıra' ev içinde cinsiyete dayalı işbölümünün yeni araçlarla yeniden kurulmasını getirdi. D iğer bir deyişle. cinsiyete' dayalı uzlaşımsal işbölümü tarafından sağlanmaktadır. tasarlamak fazlasıyla olasıdır^ Örneğin. erkek işlerinin çok daha iyi ücretlendirildiğini öğrendiği­ mizde. ^ F v işi teknolojisi. daha da karmaşık bir örnektir.Smout un dikkat çektiği gibi. erkeklerin cinsiyete dayalı işbölümünde şiddetle diretmeleri daha fazla anlam kazanıyor. yeni fabrikalarda işçi olarak kadınlar ve çocuklar tercih ediliyordu. Am a en çok satılan modeller. B ölüm ’de de gösterildiği gibi. Fabrika sahipleri. îngilitere’de yerel yönetim ler tarafından işletilen halka açık çamaşırhaneler. tercih ettikleri kadın v e çocuk işgücünü kendilerine çekm ek için kocalarla nasıl başa çıkacakları gibi ilginç bir sorunla karşı karşıya kalmışlardı. bütün kadınlara “evli kadın ücreti” ödenmekteydi. Am a savaş sonrası özelleştirme ile bunların kökünü kuruttular. evli olsun ya da olm asın. gülüm seyen erkeklerinki değil.onucunu açığa vuruyor. kadınların iki katı ücret ödeniyordu. yani hizmetler ve gelirin dağılımından ayırılması imkânsızdır. Oysa. yalnızca tek bir evin halkı tarafından kullanılacak biçim de ta­ sarlanmıştır ve her ev için yalnızca tek bir sürekli ev işçisini g e ­ rektirir. . A ynı işi başka toplum sal düzenlemeler altında yapacak cihazları. o işin doğası ve örgütlenmesiyle de ilgileniyoruz. Cavendish’in araştırmasını yaptığı fabrikaya dönecek olursak. Bu yüzden rek­ lamda. Bu düzenlem e. Am a her iki olgunun da işin ürünlerinden. 1930’larda ve 1940’larda çamaşır yıkamanın m ekanikleşm esi için pratik bir alternatif yol sağlamıştı. olası veya uygulam aya geçirilebilir her­ hangi başka bir düzenleme tarafından değil. çünkü iş disiplininin o zamana kadar görülmemiş talepleri karşısında daha uysal oldukları varsayılı­ yordu. “işbölümü” görüşünün kendi başına çok kısıtlı olduğu s. 1 . Fabrikadaki bazı erkeklere. Elektrikli süpürge veya çamaşır makinesi gibi aygıtlar. onbeş yıldır FIOÖN/Toplumsnl Cinsiyet ve İktidar 145 . daha k o ­ lay bir işe sahip olmalarına rağmen. istisnai bir örnek olmaktan daha ötede bir durumdur. il-.

çünkü buradaki teorileştirme yeterince gözüpek değil. taraftan iş idaresi ise kişilerarası egem enlik etirafında örgütlenen erkeklik biçim leriyle bütünleştirilmiştir: İş dünyasında em eğe yönelik “sert” görünüşe hayran olunur ve “sal­ dırgan pazarlama” gibi ifadeler. toplumsal cinsiyet yapılı bir üretim. Bu farklılaş malardan bazıları. eşcinsel erkeklikle ibağlantılıdır. Örnekler. bu. talıklann kombinasyonu olarak resepsiyon memurluğu. M arksizm ’deki geleneksel “kapitalist üretim tarzı” tanımını. en önemli dışsal toplumsal cinsiyet teorisidir. kapitalizme İlişkin sınıf analizine el değdirmemektedir. L i­ teratürün neredeyse tamamı. İşletme jargonunda onama te­ rimleri olarak kullanılır. Kadınların kojıumunu bu kavranilara bağlamaya çalışan geniş bir literatür söz konusudur. Bu teorik girişimin kısırlığı epey faz­ la. Toplum şaL^nsiyetriıölünm elerinin.lirli endüstriler. özellikle de giyim ve tiyatro. Diğer.erkeklere v e kadınlara teorik olarak “eşit ücret” ödenen bir ülke olarak Avustralya’da kadınların gerçek ortalama geliri. cinselliğin ken­ disinin pazarlanmasıyla ilişkilidir. yine de er­ keklerin ortalama gelirinin yatısından azdır. 3. r: Ama kavramın bu şekilde genişletilm esi. üretimin de bir toplumsal cinsiyet yapılanmasına bağlı olduğunu düşünmek. fa­ hişelikte veya eğlence sektöründe olduğu gibi. cinsel po­ litikayla bağlantılı olan ama geniş cinsiyet kategorileri içerisinde işlerlik gösteren işgücü içindeki farklılaşmaların daha açık bir bi­ çimde tanınmasına olanak sağlar. B ölüm ’de dikkat çekildiği gibi. tüketim ve dağıtım sisteminin parçası olarak görülmek zorundadır. Bu durumda. Daha geniş bir örüntünün. W Yalnızca bir cinsel bölünmenin değil. “cinsiyete dayalı işbölüm ü” artık yalnızca kendine has bir yapı olarak görülemez. B e. Am a konu bundan daha da ayrıntılıdır. sın ıf temelinde yapılanan bir üretim tarzına ideolojik bir eklem e olmadığı artık kabul e146 . Hatta eve kök salm ış bir “ev içi üretim tarzını” tanımlama çabası bile. temel olarak sın ıf ilişkileriyle tanımlanmış bir üretim sistem i olarak kabul etmektedir. Marksist teorideki “üretim tarzı” veya bu kavramla hemen hemen aynı anlamı taşıyan “toplumsal işbölüm ü” kavramına toslamaktadır. belirli bir kadınlıkla yüklü belirli teknik us-. havayolu hostesliği v e sekreterlik gibi m esleklerin yaratılmasını içerir.

bir. Peki ama toplumsal cinsiyet ilişkilerinin liretim v e tüketim süreçlerinde yer aldığına ilişkin bu anlayış göz önünde bu­ lundurulduğunda. the Fam ily and P ersonal Life'ta (Kapitalizm. artık kapitalizmin erkekler tarafından ve Öncelikle de er. kapitalizmin.( keklerin lehine işletildiği gerçeğinden kaçamayacağı bir noktaya \ gelmiştir. argümanım daha spe­ külatif ve belirsiz kalıyor.yapıdan çok. / kapitalist sistem in temel ve yaşamsal bir özelliğidir. bir “üretim tarzı” kav­ ramının ima ettiği. kapitalizmi öncelilrie küresel bir eşitsizlik ve emperyalizm sistem i olarak gören Üçüncü Dünya radikal hareketlerinin görüşle­ riyle ilginç benzerlikler taşıyor. Bilgisayar ve dünya pazarına üretim yapan fabrikalarla ilgili örneklerin gösterdiği gibi. Aşağıdaki yaklaşım ı. hattariicretsız~ev4çr em eği v e endüstrideki ücretli iş arasındaki bölünmeyle bile sınır­ lanmamışlardır. Sosyalist te. Her ikisi de. bir ölçüde toplumsal cinsiyet ilişkilerince yaratılan ik­ tidar ve kâr olanaklanndan oluşmuştu. değişm ez bir $o147 . bunların ana örgütlenme ilkeleri nelerdir? N e tür bir “sistem ” ile uğraşıyoruz? Bu noktada. Çünkü. kapitalist dünya ekonom isinin en gelişirin sektörlerinde güçlü bir biçim de ya­ ratılmaktadırlar. toplumsal cinsiyet veya ev içi yaşamın mevcut ataerkil örgütlenmesini ele geçirip bunu kendi yeniden üretimi için kullandığını öne sürmek gibi kaçamaklara ar­ tık gereksinmemiz kalmamıştır. kapitalizmin sosyalist analizini daha geniş bir biçim de yeniden ele almaya uygun bir zemin. Ev işleriyle.j ori. A ile ve Kişisel Yaşam ) yaptığı gibi. Bir dizi argüman kararlı bir biçimde Game ve Pringle’ın ' ' önerdiği sonuca ulaşıyor. Ö yle olmayı da sürdürüyor. Kapitalizm. Eğer bu genel olarak doğruysa.üstlük endüstriyel örgütlenmeninJemelbir özelliğidirler. Eli Zaretsky’nin Cap ita lism . Ü stüne. tem el olarak homojen bir. doğrudan doğruya üretimin kendisinin de­ rinlere yerleşm iş.H- dilm eli.özelliğidir. nitel açıdan farldı birtakım sömürü mekanizmalarıyla elde edilen karlan yoğunlaştırma ve düzenlem e sistem i olarak yeni bir kapitalizm görüşü önerir. Sanırım burası. Bağlantı biraz daha doğrudandır. hatta kabul dilebilir bir biçim de sınıf bölünmeleri denli temeldir. Toplumsal cinsiyete bağlı bölünmeler. feminist ar­ güman. Kapitalizm öncesi üretim tarzlarından arta kalan bir takıntı da değillerdir. Bu bölünmeler.

çekilen sınırların çoğunun.' nuçtan çok kurucu bir hipotez olarak öneriyorum. bu sınırlamaların. ekonom ik kayıplarıysa başka bir yönde yoğunlaştırır ve bunu da. kendine özgü bir birikim dinamiğini üretmeye yetecek bir. Kazançların. Fransız evliliklerine ilişkin çalışmasında bu tür bir mekanizma sap­ tamıştı. küçük kazançlar sağlayanlardır. birikimin toplumsal cinsiyetli mantığı adını v e ­ rebiliriz. ekonom ik kazançları bir yönde. onları işe alan med­ ya kapitalistleri ise büyük kazanç sağlayanlar. Em eğin toplumsal cinsiyet temelinde örgütlenişinin ta­ mamı. Fem inizm açısından stratejik önem taşıyan bir olgu da. ölçekte yapar. olanak­ ların ve maliyetlerin tamamı. bazı pratik reform deneyim leri kadar şim diye dek sözünü ettiğim ev içi ve endüstriyel em ek araştırması üzerinde temelleniyor. özellikle de genç kadınlara bölüş­ türmeye yönelik işleyen gelir farklılıkları ve işbölüralerinin tu­ tarlılığı. K a­ zançlar ve maliyetler. Cynthia Cockburn’ün araştırdığı basım ustaları. Christine Delphy. Ö zel­ likle Önemli görünen beş konu var: 1 ) teknik akıldışılıklanna ve bunları eksiksiz kılmanın imkân­ 2) 3) 4) 5) sızlığına rağmen kadınlar ile erkeklerin işleri arasına çekilen sınırlanıl bu denli büyük olm ası ve bunlarda diretilmesi. gerçekte tüm kadınları. sınırların oldukları gibi korunmasında -gen ellik le sın ıf çizgileri boyunca— erkeklerin dayanışmasını destekleyen pratiklerin önemi. çocuk bakımını kadınlara. iki ana ilke kapsamında anlaşılabilir. uğrunda savaşmaya değecek denli 148 . küm e olarak cinsiyetler arasında “ya hep yahiç” şeklinde dağıtılmamaktadır. yaşamlarında büyük başarısızlıklara uğramış olmamalarıdır. Bununla beraber. işyerindeki kârlılık veya em ek d e­ netimi ya da her ikisiyle olan bağlantısı. bir ölçekte servet birikimi olanaklarından yoksun v e ­ ya önemli sermayelerin denetimine ulaşacak kariyer yolları dışında bırakmaya yönelik işleyiş biçimi. Bunun büyük bölümü. sermaye olarak kul­ lanılabilir. ama konuyu ev ve bire bir evlilik ilişk isiyle sınırlı tutarak endüstrideki daha büyük birikim olasılıklarını gözden kaçırdı. tüm kadınların. B un­ lardan birine.

sözgelim i “fast food” dükkânlarının sayıca artışı. cinsiyete dayalı işbölümü­ nün yapısal temelinin çocuk bakımı v e fem inizm in yapısal te­ melinin de çocuk bakımı m eselesi olduğunu öne sürmüştü. ama konunun genel öneminin inkâr edilemez olduğu da açık. Çok çok az sayıda kadın de­ nizcidir v e çok çok az sayıda erkek sekreterdir. cinsiyet eşitsizliği üzerinde önemli bir kısıtlam a olarak görülmelidir. Y alnızca tek bir öteki kişinin em eğinden maddi kazanç çıkarılması için sınırlı bir alan mevcuttur. aynen Margaret Polatnick’in öne sürdüğü g i­ bi. bu çıkar ta­ nımlarının gücünü doğrular. top­ lumsal cinsiyetteki ekonom ik eşitsizlikleri artırma eğilimindedir. evlilik aracılığıyla örgütlenen emekten kaynakla­ nan ekonom ik eşitsizliklerin ölçeği acım asızca sınırlandırılmıştır. Ann Curthoys. çekirdek aile biçimi. işbölümünün. erkeklerin çıkarlarının egem en tanımını yansıtır ve aslında. Curthoys. egem en gücü korumalarına yardımcı olur. Bu yüzden. belirlenmiş olmakla bir­ likte kesinlikten uzak olduğu gerçeği. Bu açıdan. Biri. ama erkekler için olduğunu titizlikle gözlem liyor: “Küçük çocuklara bakmanın. K öylü tarımında işin büyük bir bölümü ortaklaşa yapılır. İkincisi ise evlilik ilişkisinin bire bir niteliğidir. çocuk bakımı işini üstlenmeme yönün­ deki ortak seçimleri. Belirli erkeklik tanımlarının nasıl kar149 . dükkân sahibi. Ev işlerinin günümüzdeki ti­ carileşm esi. B irçok önemli pratik. ama her ikisinin de büyük bir kısm ı. en­ düstrideki birikim sonucu üretilebilen ekonom ik eşitsizliklerle kıyaslandığında. erkeklere uygun bir iş olm adığı görüşü. memur. çocuk bakımının kadınlar için tam an­ lamıyla bir sorun olmadığını. Çoğu endüstriyel çatış­ mada. bilgisayar programcısı ve öğretmen olarak çatışır.büyüktür ve birçok erkek grubunun dışlam a ve sınırlamalar çizme yönünde etkin pratiğini harekete geçirmektedir. erkek işçileri ve sendikalarını örtük ittifaklarla kadın işçilere karşı harekete geçirmede görülen yönetim yeteneği. olağanüstü derinlere kök salmış bir görüştür. ! Toplumsal cinsiyete dayalı birikimin hızına ve ölçeğine ilişkin iki içsel sınır vardır. satış elem anı. du­ rumu biraz abartıyor. erkekliğin ekonom i politiği olarak adlandırılabilir. Belki pek mutluluk verici değil ama ikinci ilke. işbölümü üzerinde kadınlara kıyasla daha fazla denetime sahip olmalarından dolayı. er­ kekliğin tanımıyla ve ekonom ik bir kaynak olarak seferber edilm esiyle bağlantılıdır. Bu.^’ Er­ keklerin.

bir grup genç. erkeklerin dayanışmasının örgütlenmesinde hegeçnonik bir erkeklik öruntüsünün. ne denli dikkatle arandığını ve izlendiğini vurguluyor. Tam da cinsel işbölü­ münün kendisi. Erkelderin sabah işe gidip eve akşam dönüşleri. medyada sürekli bireysel sapkınlık olarak sunulan te­ cavüz.^Amâ bir iktidar ya p ısın ^ belirli bir kapsamı ve sürekliliği olan bir toplumsal ilişkiler kümesine bireysel güç veya baskı uygulanmasının ötesini görmek çoğunlukla güçtür. Bunların hiçbiri kapsayıcı etkiler olm asa da. Şimdilik yalnızca. Bu' güç. sözü edilen türde eylem ler.şılıldı ilişîdlendirildiğini daha sonra tartışacağız. kadınlar arasında dayanışma temelleri yaratır. C. bir banka müdürü. ¥ ek â f 'blr kadına kredi vermeyi reddeder. İKTİDAR iktidarı içeren belirli işlemlerin gözlem lenm esi oldukça kolaydır: Vüctoryen aile reisi B ay Barrett. târiidıklari b if kıza tecavüz ederİef. nasıl olup da devletin yardım hizmetlerinden yararlanan genç bekâr annelerin.kızının evlenm esinTyasaHarr^parlamento. |f i n e de. En­ düstriyel istihdamda. Toplumsal 150 150 ..yerleşmiş bir “kişiden k işiye” şiddet biçimidir. kültürel olduğu kadar ekonom ik bir güç haline de dönüştüğüne dikkat çekm ekle yetineceğim . çok farklı yaş gruplarım birbirine bağlayan bir kadınlar top­ luluğuna girmeleri apîamma geldiğine dikkat çekiyor. yapı ölmaksizih "anîaşılabil^ değildir. kadınların kariyer aşamalarından yaygın bi­ çimde dışlanmalarının. banliyö kadınlarını gün ışığı çoğunluğuna dönüştürüyor. onlara paylaşılm ış iş deneyimleri ve birbirleriyle rekabet etmeleri açısından önem siz bir yapısal neden sağlama etkisi vardır. eşcinsel ilişkiyi suç sayar. iktidar eşitsizlikleri ve erkek üstünlüğü ideolojilerine köklü biçimde. kadınların birbirleriyle ilişkilerinin ne denli önem li olduğunu. çocuk bakımındaki işbölümünün. bir direniş olmaksızın işlem ez. Sözgelim i. İngiltere’deki ticaret yaşamının şu anki durgunluğunu ele alan Beatrix Campbell. kendini tanımlamaya veya di­ renişe yönelik bir potansiyeli işaret ediyorlar. Lyn Richards gibi sosyologların yeni banliyöler üzerine araştırmalan da.

(Kadınlar. Bir durum tanımını dayatma. eıı f a l^ ülkelerde ise k ad ın la rın erk ek lerd en -d a h a ö n ce. kuvvetin genellikle olduğundan daha kaba değildir. Bir lâutün^oîarak düşünülürse. Örgütsel de­ netim de. kadınlara zayıf. aynı zamanda kurumlan ve onların örgütlenme biçimlerini de içeren bir bileşimin ""parçaSToflîmigrort^ büyük bir kurumda bir kazanç dengesi veya kaynaklar eşitsizliği olabilir. eşcinsellere ruh hastası dam­ gasını vuran kültürel tanımlar gibi. riske atacak d ü z ^ farklılıksa . Örgütlü jâddeX araçlgnnm -silahlar ve savaş tekniği bilgisi-. temel beslenm enin sorun olm adığı zengin ülkelerde kadınların erkekİerdeadaha uzun yaşadığma. .k i nedenleri arasında kız çocuklarının öldürülmesi de vardır. yaşamı. Feminizm ve 'eşcin sel 'kurüjlîış hareketinin eleştirel çalışmalarının büyük bir bölümü. Şiddet ile ideoloji arasındaki bu bağlantı. Demografı v e Kalkınma). daha az yiyecek ve daha az tıbbi bakım biçimlerinde kadınlara karşı uygulanan ayrımcılık. yani kısaca . yaşam ı sürdürmeye ilışkin basit ama güçlü bir sorun kadar genişler.yapı -olarak. en açık anlamda bu düzenin bir uygulamasıdır. kurur^anT BâîminîîÖİrrve üniversiteleri yöneten kişiler. W om ent D em ography a n d D evelopm en t’ta. Toplumsal bir. Helen Ware. kendisini zorunlu olarak kültürel iktidarla çekişm eye adamıştır: örneğin. toplumsal iktidarın çoğuX k arakterine dikkat-eeker. hem ideolojileri gizlerler hem de onlara bağlıdırlar. bir anlamda faz­ la s ıy la açıktır. işleri kadınların üst düzeylere ulaşmasını aşırı de­ recede güçleştirecek biçim de düzenleyen erkeklerdir.ö ld ü ğ ü m 3 görünüyor İd.. olayların anlaşılmasına ve meselelerin tartışılmasına esas olacak terimleri oluşturm a^ formüle eri­ m e v e jth lfc ia n ım la m a . toplumsal pratiğe ilişkin bir kısıt­ lama örüntüsü olarak iktidar ilişkilerinin işlerliği. Her ikisi de.sözünü ettiğim iz durumu kanıtlayan bir örnektir.’ nâdîren~söz~konu^siT^hm“Çogunlulda şiddet.hegemonya hakkı iddia etme ^yeteneği de to p lu m salİk tid m u Jem erb İr parçasıdır. 1 . Pratik üzerindeki kısıtlama.düzenden sapmak bir yana dursun. bir kez daha. BöIünTde de gösterildiği gibi neredeyse tamamen erkeklerin elinde olm ası rastlantısal değildi^^BüTmnla~b'eraberp^âbl^Bîvvet. Ö ııe m in ıileserderc!en biri güçtür.

Düzenin dayatılması. H egem onik erkeklik tanımlanmn ayakta tutulması. tam da bunun bir parçasıdn-. ka­ dınlan sahip olunan bir tür mal olarak tanımlayan bir yapı.yerlerinde rahipler. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinde erkeklere kendi sınırlarım da üreten belirli yollarla güç sağlanır. çoğunlukla önem verilen bir konudur ve eşcin sel erkeklerin nefret toplamasının nedeni. Kapitalist dünyanın. çoğu.Katolik hiyerarşîsîmn7 kadmlardla s aflıkTuysallık v e l t a ^ â r l ı k ideâfînıinfhem ini coşkuylKviargulaması dikkat çekicidir. biraz da bu tanımlara zarar vermelerinden kaynaklanır. daha az açık olmakla birlikte aynı ölçüde Önemli bir noktadır. Bir du-) j |riom olm âhînyanında bir priHkla^hesİdİTme. diberal bir cinsel politika izleseler de. Sheila Shaver’m Avust­ ralya’daki vergiler ve yardım ödemeleri üzerine yaptığı çalışm a gibi. D onzelot tarafından “ailelerin denetlenm esi” olarak ad­ landırılan şey.j^ -k ü ltü r—aracılığıyla ^düzeîm»jdayatılması.-ise—bm çabanın daha büyük bir k ısmını oluşturur.'boşanm aya izin verilm esi "için düzenlenen bir referandumu bozguna uğratmada K ilise’nin gösterdiği başarıyla İrlanda’da ortaya konmuştu. Sözgelim i. Yüzeydeki görkemli görünüşün ardında ise muhtem elen bir.İktidarı elinde bulunduran kişilerin pratiğinin de sınırlanmış o l­ m ası. tekeşli evliliğin önemini vurgulayan bir ataerkil toplumsal cinsiyet düzeninde. kadınların erkeklere ba­ ğım lı olduğunu varsayan ve bunu güçlendiren bir toplumsal po­ litika aygıtının m evcudiyetini gösteriyor. er­ kekleri hırsızlığa denk karşılıklarla yüz yüze bırakır. Örneğin -tüm üyle erkeH erdeîrm eydana g e le n . toplumsal cinsiyet ideologları oTârak önemlerini giderek yitiriyorlar. düzensizlik ve anomali kütlesi vardır. Bu coşkunun etkililiği. yüksek"tirajlı gazetelerin . “Nitelikli’’ gazeteler. İngiltere'deki The Guardian g i­ bi. Ataerkilliğe ilişkin auçıH am aIann çogü 7 Ha anıtı gibi yalın. refah devleti üzerine araştırmalar. kaynak seferberliğini ve enerji harcanmasını g e­ rektirir. _____ _ Jl^ t id a r ^ a p ıs ^ ^ f ^ ffefflük için söz konusu olduğu gibi. Kültürde . zina konulan hakkında erkekler arasında ciddi bir gerilim yaşanır. başka. değişm ez şekilde cinsiyetçidir ve homofobriyayarlar^ Bu "külturefve maddi “inzibatiığı” yapan ihsanların ille de bireysel dü­ zeyde bundan asli çıkar sağlamaları gerekmez. gazetecilerin önem l ise gidem kartıyor. er152 . düzenli bir yapı izlenim i uyandırır. Bunlar daha çok.

■■-’■ ■. arasındaki bağlantılar yeterince tanıdıktır. çe îık v e lıe tr o l^ ve^ yu^ elT te k n o l^ e n d ü s M ^ hiyerarşişij^bikisayarlar. tanınmış bir fe­ minist değil. ve merkezde olm a hiyerarşilerinin kurulması. Çağdaş kapitalist ülkelerde.-. otorite saHıbi olan kadınlardır. -'7 7 v"' ■-. aralarında kız çocuklarının eğitimi.r ■ : . Örneğin Carroll SmithRosenberg gibi Amerikalı feministlerin araştırmaları. otoritenin erkeklikle genel bağlantısının ana eksen olduğu n u sövleyeb ü iriz^ ^ r ^ s e nle hemen karmaşık ve kısm en .^ z^rinde '''yayilmamı-ştı^ÖJffi^^umİârda...t f Otoriteyi. (d) fizücsel gücü_.. A B D ’de “askeri sanayi kom pleksi” iktidarına ilişkin uyarıda bulunan Başkan E isenhow er’dı. iktidarın çevredeki daha dağılm ış v ey a çekişm eli ya..cinsiyet ka­ tegorileri içerisinde otorite. Joel M oses’ın Sovyetler B irliği’nde gözlem lediği gibi. Am a bu içgörünün tersine çevrilm esi de yoğunlaştınldı^^ S S ^ ^ ^ ^ S î ^ ^ ^ ^ J ^ S ^ n L ş a p . bazı durumlarda ise ericeklerin iktidarı da­ ğılm ış. (b) v e (c). toplumsal cinsiyeti banndıran iktidar yapısında bir ■ “nüve” bulunur. uzay).v:e?. arkadaşlık ağlan ve piyasa dışı üretimin de yer aldığı. Benzer bir durum Sovyetler Birliği için de söz ko­ nusu. (c) merkezi devletia-Pİanlama ve denetim m ekanizması.1 otoritesi.|F pisinin tersine. her ilci ülkede de “kadınların asıl siyaset yapma merkezlerinden 153 . erkekkrirt„ m akinek önemini vurgu layan jşçi fş ım f ı^ £ X J ^ e ıi_ Yukarıdaki bileşenlerden (a).keklerin iktidannm ve kadınların tabi kılınmasının ayakta tu­ tulduğu kolektif bir projeye katılan kişiler d i r ^ — — — rrr . tem el toplum sal. bu nüvenin dört tanıdık bileşeni vardır: (a)^Kunımsallaşmış şiddetin hiyerarşileri ve işgüçleri (asken^ e^ aram ^ ^ cezaevi sistem leri): (b) ağır endüstfinin hiyerarşisi ve işgücü (örneğin. kanşm ış veya çekişm eli haldedir.Ijby tayabiUm.d eu-eeliskili^ 4>ir^ hale^ge^ tjrilm ek ted k :B |^ ı_erk ek gru ]b aı^ yadsinmasi veya daha genel bir biçimde. toplumsal yaşammurtüm alanlarını öıten ^ ^ ^ l^ . ıneşru iklidar^iarak^tanımlayac^k^aÜJrsakîrto^ktmsat cinsiyeti barındıran iktidar y apısında. kadınlar tarafından denetlenen kurum ve pratiklerin kökenlerini irdelemişti.

Ataerkil n ü y e n i n ^ E ç ş l ^ tümden tabi lahnm aİanm diıâylâyan” ideolojf^ rkekleı:. otoriteyi v e teknolojik şiddeti birbirine bağlayan bir ideolojiyle (bu da. en azından üç öğe içeren (baskın BTr^ ^ d Ş îy îd e J e ğ il^ k d ^ s u ç İo ria T b ll^ ve tabi. Alışılm adık ölçüde şiddete açık ve çevresel açıdan yıkıcı olan bu teknolojinin ka­ demeli olarak diğer' ulaşım sistemlerinin yerini alması.)^Eşcinsel kurtuluş hareketinin J ^ ^ ğ i ^ g i l ^ b u _ ş ü r e d ^ te m e l bir parçasılekelenm ig dışgruplar7 özellikle de eşcinsel erkekler b içim inde^ olum suzhıV erkekhk^T ^ bolünün yaratılması olmuştu. T ^ 7 0 ’lerde^erkek hareketi” yazariannın sık sık dikkat çektiği gibi 'İslında çoğu erkek. bunlanri (d) ile olan bağlantısıdır. B ileşim in bu par­ çalan. B h John"Wayn e>in veya Sylvester Stallone’un beyazperdedeki kahramanlığı. erkekliği.. makinelerle v e özellikle de motorlu taşıtlarla uzlaştınldığı alandır. Am a bir bütün olarak cinsel politika açısından önem taşıyan. devlet ve şirket seçkinleri ile işçi sınıfı hegem onik erkekliği arasındaki örtük ittifakın hem aracı hem de ölçütüdür. arasında toplum saLcinşiyet tabanlı „bir. sınıf ve ırk bölünmelerinin saptanma­ sından sonra yaygın ölçüde kesildi. yavaş yavaş araştırma odağı haline geliyor) ilişkilendirilmektedir.. Ama hane halkı ve akrabalık ilişkilerinin. kadınların ezıîmesi için hazırlanmış stratejik bir alan olarak tanımlıyordu. (“Toplumsal cinsiyet~taT~ banlı” fenm ım n ününde durmak istiyorum. saf ataerkilliğin tüp bebeği olm adığı açıklık kazandı. Eğer bugünkü ile aralarında bir fark aranacaksa.neredeyse tamamen dışlanması” söz konusudur. Bugün bir kurum . yalnızca kahraman olmayameıJselder^JoJiesIyle kıyaslandığında kahramancadır. Bu bağlantı. ' ’ "~™“ “7 1970 dolaylarında fem im stdüşünce aileyi kabaca. çünkü erkekler arası ik­ tidar ilişkileri tartışmaları. kılınmış erkeklikler. ters düşme durumunda kendilerine yaslanan hükümetleri yıpratıp siyasi dengelerini bozacak denli püskürtücü olabilecek as­ keri inançlara ve pratiklere kitlesel bir taban sağlamaktadır.Kiyerarşınin yaratılmasını g emîriirir. Bu bağlantının en ilgi çekici özelliği belki de. sarkaç şimdi öteki yöne doğru sallanmakta. Böylece. ataerkillik ideologİanhm ~satm ayâçalıştığı sert> sg e*nen ve d o ^ şke n ^ rk e lriık im â j ^ bu imaj da uyulsun diye tasarlanmamış tır.

olarak aileye en iyi. aile üzerine ayrıntılı birçok araştırma tarafından onaylan­ maktadır. nüvede yatan bir bileşimden çok çevrenin par­ çası olarak bakılabilir. Sorun. Burada. tersine.' An­ laşmanın önem i ve evliliğe ilişkin otoriteyi kuşatan gerilimler. Mirra K om arovsky’nin klasik B lue-C ollar M arriage’inden yakın tarihli. kocaların artık evlerinde açıkça ataerkil bir rejimi dayatmalarının giderek güçleştiğini fark et­ m eleriyle birlikte yeni bir tarihsel değişmenin de söz konusu ol­ duğunu Öne sürmektedir. A B D ’de Lillian R uhin’in Worİds o f Pain (Izdırap Dün­ yaları). Bu yerel zaferlerin ataerkilliği ortadan kaldırmayacağını kabul etmek de önem li. G enel ima ise lcadınların bir biitıi n o 1arak foplumda^eıkeJrifiK^tâfekkıhoiİlgl ^ ^ " m â k r fT M ilişkisini. kadının evliliğin denetleyici taraf olduğu yerlerde bunun çevreye karşı kabul edilem ediğini ve erkeklerin otoritesinin sahte görünümünün korunduğunu gözlem lem işti. Komarovsky. Bu çalışmalar aynı zamanda. babanın denetiminin aşındığı veya gerçekten var olmadığı birçok ailenin bulunduğunu gösteriyordu. (Anneler ve Çalışan Anneler) kadar. 195 0 ’lerde Komarovsky de buna dikkat çekmişti. Colin B ell ve Howard Newby. İngiltere’de Pauline Hunt’ın G ender and C lass Consciousness (Toplumsal Cinsiyet ve Sınıf Bilinci). belirli işyerlerinde ve 'Belirli çevTelerdeld y er e Iv e^ T m ik ro durumdan ayırmak zorunda .. ele aldığı Amerikan işçi sınıfından çiftler arasında. ailenin işlerliğinin korunabilmesi için kocaların otoritesinin pek çok pa­ zarlık v e anlaşma gerektirdiği gözlem inde bulunuyorlar. E vliliğe ilişkin iktidar mücadeleleri genellikle kadınlar tarafından kazanılır. B ölüm ’deki Prince ailesinin örnek olay incelem esini üreten araştırma. aynı zamanda. daha sonra feshedilebilecek sözde bir iktidarın kadınlara teslim edilm esi değildir. Avustralya’da Claire W illiam sTn Öpen C ut v e Jan Harper ile Lyn Richards’ın M others an d W orking Mothers'ma. ücretli istihdama olduğu kadar bu çatışmalara da kök sal­ mış bir işçi sınıfı feminizminden söz edilm esi anlamlı olacaktır. öyle sa­ nıyorum ki iktidarın gerçekten tersine çevrilmelerinin söz konusu olduğunu kabul etmek önemli. belirli evlerde. yıllar hatta oııyıllar boyu süren ev içi çatışmaların ve pazarlıkların katı. 1. Ev içinde ataerkilliğin sarsılması bazı ortamlarda öylesine yay­ gındır ki. ilişkisel etkileri sorunudur.

aynı za­ manda düşmanca da olabileceğine dikkat edilm esi önemlidir. ama “ifade edilm ez”. yani müphem (çift değerli) olabilir.. Foucault’nun C inselliğin Tarihi’nde ve W eek s’in Sexuality and its D iscon ten ts’te (Cinsellik ve Hoşnutsuzlukları) ortaya koyduğu gib i. B en de bunu. bu karmaşıklık düzeyine sahiptir.— D. “kateksis yapısı” adım vereceğim ^ .*-----. Yerel örüntünün küresel örüntüdeu sapması. Kuşkusuz cinsel pratikler.--------------- Treud7v‘ka h ^ ^ bir gÖrÜş"veyî^^ bağlanan psişik yük veya içgSHHsel enerjiyi belirtmek için""kullanmıştı.^CinselliğinJbedensel bovıım^nsanlarviirasm dak^ biçim lendiği ve sürdürüldüğü toplumsal pratiklerden önce veya bu pratıklerirf dışında var olmam aktadır. Am a burada.. öteki insanlarla) bir duygu yükü içeren toplumsal iliskilâanlcm ulm asına genelliyorum . Tüm toplumsal ilişkilerin duygusal ve belki de erotik bir boyutu vardır.----------------------------. Fiat ta aynı anda hem düşmanca hem sevecen. cinselliğin toplumsal olarak ku­ rulduğuna ilişkin argümanı baştan kabul eder. KATEKSİS içinT^dnceliHeYnH^ - 156 ----------.oynanm ^^y idare edilir. Yakın ilişkilerin çoğu.— nedenle aşağıdaki analiz. Cinsellikte toplumsal bir yapının mevcut olduğunun kabul edilm esi ---. T^msellik. Aynen Freud’un kullanımında olduğu gibi. duygusal bağlanmanın yalnızca sevecen değil. bir kişinin başka""' bir kişiye duygusal bağlammı etrafında fffg ü flen e^ bağlanımları örgütleyen yapıya. Bu tür sapmalar. Ayrıca uzun vadede büyük ölçekli bir de­ ğişim e yol açan yapısal gerilimi de ifade edebilirler. The P o litic s ofSexuality in C apiîalism ’de (Ka­ pitalizmde Cinsel Politika) K ızıl K olektif tarafından “d n sgl toplumsal ilişkiler’*olarak adlandırılan konu üzerinde duoj^ıcak/^Cinsel toplumsal ili şkiler’* ileT fM e^ d îH j^ i s t e n e n ._ neler” ile (yani. .-. Gagnon ve Sim on’m Sexudl CÖtıducf ta (Cinsel Davranış). yani diğer bir deyişle küresel örüntüyü yerel bir norm olarak kurma çabalarını kışkırtabilir. aynı zamanda başka yapılar ta- ---. gerçek dünyada “neş. hatta küresek örüntüyle çelişm esi olasıdır. “inzibatlığı”.İT i olduğu muzdur.

Bununla beraber. Ensest tabusu ve tecavüz. temelde çift ilişkilerinde örgütlenir. Arzu nesneleri genellikle kadınlık ve erkeklik ikiliği ve karşıtlığıyla tanımlanır. cinsiyet ikiliği bazı önceliklere sahipmiş gibi görünüyor. ilişkileri yok etmektir. duygusal bağlanma örüntülerinin kısıtlayıcı iktidarına kendi ilgileri doğrultusunda dikkat çekiyorlar. yasalar belirli eylem leri yasaklar ama burada asıl kasıt. Her ne kadar eşleşm e sıklıkla temel bağlanma ya­ pısı olarak görülse de. B öyle olmadığında ise cinselliği ikisinin bir karışımı. yeni eşin (her ne idiyse) eski eşle aynı cin­ siyetten olm ası hemen hemen evrensel bir pratiktir. ro­ mantizme kapılmadan analiz edilm elerinin mümkün olm ası g e­ rekir: Arzunun toplumsal örüntülenmesi. ortak bir yasaklama ve tahrik etme sistemidir. yani “biseksüel” diye yaftalarız. Emma Goldm an. filanca türde bir erkekliği ve kadınlığı ar­ zulanabilir bulma yönündeki buyruklar olmaksızın yasaklar an­ lamsız olacaktır. arzudaki toplumsal. Arzunun toplumsal örüntüsü. Reformcularımız bunu k abu l etsin ya da etmesin. kendisini evlilik içinde veya dışında bir adama veya birçok adama satıp satmadığının ölçüsüne ilişkin bir so­ run bu. şimdilerin zengin kapitalist ülkelerinde cinsellik. fa­ hişelikken sorumlu olan. Tarihsel ve kültürlerarası olarak ele alındığında cinsel bağlan­ ma. belirli insanlar arasında cinsel ilişkiyi yasaklamaktadır.) Oidipal kriz ve süperegoya dair psikanalitik teoriler. reşit olma yaşı v e eş­ cinsellik hakkmdaki yasalar. toplumun duygular üzerindeki etkisini temelde yasakların içselleştirilm esi kapsamında yorumlar. Toplumsal açıdan hegemonik olan arzu örüntüsünde kateksis. kadınların ekonom ik ve toplumsal aşağıUklığıdır. bir yasaklar kümesi olarak en açık halini alır.rafından da yönetilir. (Doğrusunu söylem ek ge­ rekirse. Kültürümüzde iki örgütlenme ilkesi çok açık. .” Bununla beraber psikanaliz v e cinsel özgürleşm e ha­ reketleri. Yine de doğru kişiyi sevm e ve evlenm e. ya heteroseksüel ya da eşcinsel olarak katı bir biçimde örgütlenir. Bunların. Çiftler ayrılıp yeni bağlan­ malar oluşturduğunda. ve cinsel pratik de. her zaman bir ikilik kapsamında örgütlenmemiş tir. bunların hepsi de. “kadın trafiği”nin ro­ mantikliğini bozm aya uğraşırken bunu etkili bir biçimde ortaya koymuştu: “Yalnızca.

politik bir konu olduğu kadar romantik edebiyatın da te­ masıdır aslında. nedense h erd k r durumda da kadın resimlendir. 4. erkekler açısından daha fazla arzuyla hiçbir ilgisi yoktur. Burada sık sık dikkat çekilen örtük çelişki. bölümlerde ele alınan toplumsal cinsiyet farklılıklarının sistematik biçim de abartılmasını açıklayacak bir yöne doğru gidiyor. giderken. Y apısal ilkeler olarak 158 . Bu. *‘kadının erkeKe lh tiy a H ly a ^ L ^ e ^ ^ m d e bir eşi olm ası gferekb^VlîeteroşekşüeL^^ deneyim temelinden çok bir tür karşılıklıliKTemeıınde"'biçimlen­ dirilir. ka­ dınların eşit olmayan ilişkilere katılmalarının som ut nedenleri var' dır. heteroseksüel bir e rkekten farklı biçimde"T5ir nesne~olarak c m T e lî^ kozm etik endüstrisi v e kitle iletişim araçlarının içeriği. Erkeklerin uçkuru gevşek cinselliğine izin veren ama bunu ka­ dınlara yasaklayan “çifte standartın”.geçip. bunun gözle göriiiihrTkanîtîâf^^ dergilerinin ve~erltek diifgilerınin kapaklarmdaki büyüleyici fotoğraflar. ilişk iye erotik bir tat ka­ zandıran şeyin büyük bir bölümüdür. ve 8. Dahası cinsel farklılık. ayrıca özel bir biçim de “eşit olmayan’lardır. yalnızca birbirlerinden farklı olmakla kalmazlar. hazzı y o ­ ğunlaştırma aracı olarak vurgulanabilir. farklılık ise modellerin giyinm e ve poz verm e biçimleHndedm""Geher ö^ h eterbseksüellildo^ ^ eşit olmayan bir mübadele üzerinde temellenir. erkek düşmanlığı. em ek v e iktidar yapılannca üretilenTdayanişm lirgin karşıtlığın içindedir. İBu. Emma Goldman ’in dikkat çektiği gibi. ama daha fazla iktidarla her tür ilgisi vardır. geçtiğim iz on yıllık dönemde fem inizm de belirli bir önem e sahip. K adınlan heteroseksüel arzunun nesneleri olarak cinselleştirm e süreci^ tam da “m oda” tenminin w standart^ içerir.cin sel farklılığ ı bir önkoşul olarak gerektirmektedir. Her ne kadar düşmanlığın tum bir toplumsal cinsiyet kategorisine yöneltilm esi mümkün olsa da. Zamaru. homofobi). çekicilik için aynı şey söylenem ez. hatta sıklıkla yöneltilse de (kadın düşmanlığı. H eteroseksüel bir çiftin üyeleri. Heteroseksüel bir kadın. Bu yüzden. Am a “farklılık” mantıksal bir terim ve toplumsal ilişkiler de da­ ha yüklü. Bunun etrafında bir gerilim ler ve çelıpaler karm aşasıoulunur.

Ego ve İd ’de “ek siksiz Oidipus kompleksi”nin iki kat olduğuna dikkat çekmişti. kazandıkları düşmanlığın bilinçdışı arzuyla keskinleştirildiğinden sık sık şüphelenirler. B ölüm ’de tartışılacak. sıklıkla kişisel düşmanlıkla eşzamanlı olarak var olduğu da bilinen bir gerçektir. babasına yönelik bir çifte değerlilik tavrına ve annesine yönelik sevecen bir nesne seçim ine sahip değildir yalnızca. Bu şekilde çocuk yetiştirmenin büyük bir bölümü kadınlar tarafından yapıldığı için de. Freud. genel bir kural olarak. olumsuzlanan nesneye bir çekicilik yüklerler. çoğunlukla çift değerli olma eğilimindedir (bu. Bu görüşleri ciddiye alacak olursak. Eşcinsel erkekler de.heteroseksüellik ve eşcinsellik. B ildik aşk ve kıskançlık üçgenin alt kısm ı. Belki de içerim. annesine yönelik olarak da bununla örtüşen bir kıskançlık v e düşmanlık sergiler. Psikolojik düzeyde bu. hem sev­ gi hem def. Klasik psikanaliz. burada yalnızca ya­ pısal içerimlerini ortaya koymakla yetineceğim . K ızıl Kolektif.” Cari Jung. bastırılanın toplumsal pratikte dışavurulamayan duygu ol­ duğunu (ve bunun da. Derinlikli psikolojik bilgi veren ve bir toplumsal bağlamın an­ lamına sahip olan öylesine az araştırma var ki bu gölge yapının na159 . bunu bize “çift de­ ğerlilik” adı altında tanıtmıştı. bilinçdışının bilincin ve kamusal yaşamın olumsuzuna dönüşm esi sonucu gerçekleştiğini) öne sürmüştü. anlamı çok farklı olan gölge bir yapıyla eşzamanlı olarak var olduğunu öne sürebiliriz. bağlanmaların ötekine koştuğu başka bir duygusal ilişkiler kümesidir: “Erkek çocuk. daha çok. bastırma anlamına gelirken. her iki yakada ve güçlü ölçüde. her ikisinin de esas olarak partnerin çıkanlm adığı kategorinin. Küçük çocukların yetiştirilm esi. yasaklamadır. toplumsal düzeyde anlamı. anneleri içeren ilişkiler. duygusal ilişkilerin görü­ nür yapısının. Evli bir çiftteki kamuya açık sevginin. Her ikisi de. ama aynı zamanda bir kız çocuğu gibi davranır ve babasına karşı se­ vecen bir kadınsı tavır. Erkekliğin kurulmasını anlama açı­ sından bunun' Önemi 9. içinden hir partnerin-se­ çilebileceği toplumsal kategori tanımlandır. Nancy Friday tarafından M y M otheriM y S e lf te [Annem/Kendim] vurgulanan bir temadır). nefret üretilmesi sorumluluğunu gerçekten üstlenir. çift ilişkilerinin “içerisi” ve “dışarısı” arasında genelde çok büyük bir farklılık bulunduğunu öne sürmüştü.tas­ lağının çizilm esiyle oluşturulduğudur.

başka bir örgütlenme ilkesine işaret ediyor. Emek ve iktidar söz konusu olduğunda. Çağdaş hegem onik heteroseksü ellikte bu erotizm biçim ­ leri. Vatsyayana’nın K am a S«f/-u’sının da açıkça gösterdiği gibi. Friday. Gabrielle Carey v e Kathy Lette. yapının bizzat kendişinin kateksise maruz kalabilmesidir. nefretin de aşka ne kadar kolay dönüştüğüne ilişkin eski klişeler ve bu tema üzerine öykülerin gücü (P uccini’nin eseri Turandot gibi). . yapı bir pratik nesnesi olabilir. B elli bir adaba dayanan v e tamamen hazza yönelik olan şehvet an­ layışına ilişkin özlü bilgilerin derlendiği bu kitabın.sil örgütlendiği üzerine spekülasyondan daha fazlasını yapmak zor­ dur. başka kültürlerde kesinlikle böyle olmuyorlar. Hatta benliğin kateksisinin toplumsal cinsiyetin aksan işaretleri üzerinde odaklan­ dığı ölçüde narsizmdeki toplumsal cinsiyet unsuru da kateksisiıı et160 4 : . erkeklerinse cinsellik is­ tediği sık sık söylenir.'in argümanı. Bu büyük bir olasılıkla y e ­ tişkinler için de doğrudur. eğer cinsel pratikler genellikle hem aşkın hem de nefretin zaten hazır bulunduğu yapısal ilişkiler üzerinde temelleniyorsa. ^N ancy Friday. Herbert M arcuse’nin E ros ve U ygarlık’takı jenital önceliğin geliştirilm esi . sırayla erkeksi ve kadınsı olarak tanımlanıyor. kızların sevecenlik. güvenlik olduğunu söylüyor. ergenlik dönemi arkadaşlık grubu y a ­ şamında cinselliğin. kızların erkeklere yönelik bir arzu geliştirdiklerinde istediklerinin cinsellikten daha çok. Aşkın nefrete.ve performans ilkesi yönetim inde bedenin geri kalanının erotikleştirilmesinin bozulm a­ sına ilişkin gözlem leriyle birleşiyor. örneğin daha önce sözünü ettiğimiz toplumsal cinsiyet farklılığının erotik değeri için de bunun geçerli olduğu söylenebilir. genel durumda kateksis yapısının çok-düzeyli. temel ilişkilerin de çift değerli olarak kabul edilm esi gerektiğidir. artık (B atı’da) güçlü ereksiyon ve hızlı orgazma baş koymuş porno dükkânlarında satılıyor olm ası son derece ironiktir. Am a böyle o l­ maları gerekmez. daha da anlaşılır olur. ama kateksis söz konusuyken çoğunlukla pratik nesnesi olur. D olayısıyla. Ö yle görünüyor ki jenital per­ formans ve dağılm ış şehvet arasında geniş bir karşıtlık ku­ rulmuştur. Puberty B lu es'da (Ergenliğin Hüznü). Ergen cinselliği için. Cinselliğe ilişkin şaşntıcı şeylerden biri de. Tamamen açık olan şeyse. Argüman. fiziksel hazza olduğu kadar sem bolik amaçlara da yönelik olduğunu belirtiyorlar.

Ama yapıya doğru yönelm iş başka bir pratik de olasıdır: Bağlanma örüntülerini eşitlikçi bir yönde yeniden işletme çabası gibi. Hiçbirinde de. alanda bir birlik. E. Bununla beraber. daha Önce bir bütün olarak. anlaşılması gereken bir düzenlilik mevcuttur.tutarlılık v e bütünlük olduğu im asıyla (ki bu. Tam da bu pratiğin otobiyografileri (örneğin K ızıl K olektif’in kitabı veya Anja Meulenbelt’in kişisel yaşam. yüksek topuklu ayakkabı. Sydney sokaklarında. Kateksis yapısı. Bir eşcinsel. deri ce­ ket) veya yapısal ilkelerin (örneğin. gibi. Am a bu üç yapıdan hiçbirinin Ötekinden bağım sız ok madiği veya olam ayacağı önemlidir. gün boyunca sırtlarında çapraz so s­ yolojik baskılardan oluşm uş bir ağrıyla ortalıkta gezinm ezler. Bu tür bir pratik. egem enlik) bağlamlarından kopanldıklan ve doğrudan doğruya birincil tahrik nesnelerine dönüştükleri noktada cinsel fetişizm in erotik döngüselliklerinin de kateksisten nasibini almasıdır. fem inizm ve Hollanda S olu ’nu açıkladığı Utanç B itti'si gibi). güçlükleri potansiyellerden daha ko­ lay gösterir. En çarpıcı olanı ise toplumsal kategorilerin sem­ bolik işaretlerinin (oyalı mendil. İnsanlar. Kuşkusuz. örtük bir biçimde. geçişli yapılarından ötürü (sevgilim in sevgilisi aynı zamanda benim de sevgilim olabilir) eşcinsel ilişkilerde örtük bir eşitlikçilik bulunduğunu öne süren D avid Fem bach ise daha iyimserdir.. toplumsal cinsiyet ilişkileri için reddedilmişti) yeni bîr türde indirgem ecilik riskini taşıyor.her birinde b ir . tutarlılıkta bir yarar olmadıkça yapıları ayırma gücünün kullanılması anlamsız olacaktır. Henri L efebvre’nin deyim iyle bir “üretici çekirdek” yoktur.şekilde N ew York sokaklarında 16 Fİ İÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 161 . işbölümü kısmen kateksis Örüntüsünü yansıtır vb. kâr sağlama veya bastırma amacıyla ele geçirilebilir. toplumsal cinsiyet ilişkileri örüntüsünün geri kalanının ortaya çıkabileceği temel be­ lirleyici etken. “SİSTEM” VE KOMPOZİSYONA DAİR BÎR NOT Çoğul yapılan açıklamaya girişmek. bazı açılardan iktidar eşitsizliklerini yansıtır. The Spiral Path’tc. bir. reklam endüstrisi tarafından yapıldığı gibi.kişi altındadır.

Kısacası. Ama eğer başarılırsa. belirli bir yapı tarafından kusursuzdan daha eksik oluşturulmuş bir yapı ve bütünüyle de daha eksik yönetilen bir pratik alanı olabileceğini im a eder. hele bir de belirli bir toplumsal cinsiyet düzeni o grubun çıkarlarına hizmet ediyorsa. olasıdır. kadınlık psikodinamikleri ve kadınların ö z­ gürleşmesi olasılıkları arasında biraz tutarlılık vardır. Am a üretici bir çekirdeğin varoluşuyla ortaya koyulacak dışavurumcu bir birlik de d eğil bu. bir sürü bestecisinin bulunmasıdır. Sürecin ürünü. Sözgelim i. iktidar yapısı içindeki bileşim nüvesi konusunda olduğu gibi. Bu -h er zaman noksan ve inşa halinde o la n . “a k tif ve “p a s if’ gibi) örgütlendiği ölçü ise' tabi kılınmanın dikkat çekici bir kanıtıdır. Doğrudan doğruya eşcinsel deneyimin ken­ disini heteroseksüel terimlerle (örneğin.1dövülm e deneyimine uyacak bir biçimde dövülebilir. işlevsele! analizin im a edeceği gibi bir sistem in birliği olmadığı. belirli koşullara bağlr olarak meydana gelir. L'' Argümanım İse kısaca. “Ampirik birleştirme” adını verdiğim süreçlerin güçlü b i­ çimde çalışm ası ve yüksek derecede bir düzene ulaşması. bu birliğin. içkin veya kategorik bir mantığın sonucu o l­ mayacağı gibi işlevselci analizleri de onaylamayacaktır. mantıksal bir birlik değil ampirik bir birleştirmedir. top­ lumsal cinsiyet ilişkilerindeki sistematiklik düzeyi farklılık gösterir. 162 . heteroseksüel çift m odeli etrafında örgütlenmelerinin ölçüsü. Çocuk ba­ kımındaki işbölümü. heteroseksüel çıkarların egem enliğini ve eşcinsel insanların tabi kılınmasını yansıtır. Tarihsel ğrup oluşumu ve etkileşim sürecindeki stratejinin sonucu olacaktır. etkin ve çoğunlukla da güç olan. öğeleri birbirleriyle ilişkili h ale1 getirme ve ilişkilerini ortaya çıkarma süreci. bir grubun egem enliğini yansıtması muhtemeldir. M üzikte olduğu gibi “kom pozisyon” de­ mek istiyorum: Somut. eğitim ve yaşardın diğer alanlarının tümünün. barınma. ve bestelenen kendi yaşamları o l­ duğu için hepsinin de bestelenen parça içinde oluşudur. Tonlumun tümü düzeyindeyse toplumsal cinsiyet düzenini üretir ki bunu bir sonraki bölüm de tartışacağız. Etkileşim i ve grup oluşumunu barındıran gerçek tarihsel süreç sorunudur bu. “K om pozisyon” görüşü.tam da tarihsel bir kompozisyonun birliği. finansman. Müziktekinden farkı ise sürecin bir değil. Belirli ortamlarda. Yüksek bir sistem atiklik düzeyinin.

bir kriz eğilim i olarak kabul edilebilir) barınması da olasıdır. toplumsal cinsiyetin “sis­ tematikliğini bozm a” veya “oluşumunu bozma”dır. S e lf a n d Social S tru ctu re” (Pratüc. Benlik ve Toplumsal Yapı) seminer programındaki tartışmaları izledim. eşcin sel deneyim in bu örgütlenme biçimiyle mücadele et­ mektir . (1979-80) po­ litikleştirilmiş çevrede çocuk bakımım değiştirmeye yönelik girişim­ 163 . yapının “kisıtlama” olarak tanımlanmasını reddeder. Yapılanmış çıkar çatışm ası ve kom pozisyon çözm e potansiyeli bileşiminin (ki bu. s. Benim “yapısal modeller” tanımım. Bunları 7. Yapısalcılık ve Bourdieu eleştirileri Connell’ın (1983) çeşitli makalelerinden alınmıştır. EMEK (s.ya da diğer bir deyişle. bunlar için örneğin blcz. Sue Kippax’a özellikle teşekkür ederim. “İkici” teoriye ilişkin anlatımlarda. “yapı” kavramı aşırı derecede zayıf bir an­ layışla metne geçirilmiş. 79. Segal vd.Mantıksal olarak eşcinsel kurtuluş politikasına düşen önemli bir ödev de. s. Giddens. 1985 y ılın d a Macquaire Üniversitesi’nde verilen “P ractice. 133). ama ben bu­ nun. Technological F orecasting a n d Social C hange. Linstone vd. 141-50). ticari amaçlı işletim araştırmalarındaki “yapısal modelleme” kavrayışından tümüyle farklı. 132-41). Bolü m ’de ortaya çıkaracağız. Düşük bir sistematiklik düzeyinin yanında pek çok tutarsızlık ve çekişm enin barınması tarihsel olarak mümkündür. Alıntılayan Cavendısh (1982). en azından onun modeli kadar güçlü ve daha basitleştirici yollar­ dan formülleştirilebileceğini öne süreceğim.bunlarda. “modelleme” kavramı ise bulanık düşünce­ lerin berrak gösterilmek üzere bilgisayara yüklenmesi anlamında kul­ lanılmışta Almtılayanlar. N otlar YAPI VE YAPISAL ANALİZ (s. (1979) ve aynı sayıdaki diğer yazılar . Ya­ pısalcılığın mantığı üzerine Piaget’yi (1971) aydınlatıcı buldum. Young ve Willmott (1962.

156-61). s.lerin desteklenmesi konusunda yetkin bir analiz sunuyor. Ka­ dınların iktidar alanlarının izini süren Amerikan tarihsel araştırmaları için bkz. (1980). 145) ve Freud (1923. Alıntılayanlar Goldman (1972a. 3). Buradaki argüman. Alıntılayan Moses (1978. toplumsal iktidarın değişik biçimleri hak­ kında Lukes (1974) tarafından saptanan noktalan savunuyor. Alıntılayan Curthoys (1976. 334). s. s. İKTİDAR (s. Du Bois vd. 33). 150-56). 164 . KATEKSİS (s. s.

toplumsal örgütlenmenin ara düzeyi atlanır. Günlük yaşam ım ızın büyük bir bölümünü. A ile tartışmaları dışında. bazı açılardan anlaşılması gereken en önem li düzeydir. okullarda cin­ siyetçi olmayan Öğretim programlarının uygulanması gibi. Cinsel politika pratiği. Yine de bu. işyeri veya otobüs kuyruğu gibi ortamlarda ge­ çiririz. KURUMLAR Toplumsal cinsiyet teorileri. M evcut 165 . büyük ölçüde kuramlara bağlıdır: Şirketlerde işe eleman alırken ayrımcılık güdülmesi.V%) Toplumsal cinsiyet rejimleri ve toplumsal cinsiyet düzeni ISfSf A. bir bütün olarak toplumla ilişkide yayılm ak veya'bire bir ilişkiye sa­ rılmak yerine ev. neredeyse hiç istisnasız insanlar arasmdaki bire bir ilişkiler veya bir bütün olarak toplum üzerinde yoğunlaşır.

Toplum sal cinsiyet ilişkileri. her okulda. : Bu araştnmanın ayrıntılarını yinelem eyecek. . şehircilik. Toplum sal cin­ siyetin toplumsal süreçteki yerini. Parsons ve M ead’den kaynaklanan cinsiyet rollerine ilişkin sosyolojik analizin en önemli parçasıdır. her tür kurumda bulunur. her zaman ek­ lemlenmiş olmasa da. işyerleri. A ile ve akrabalık bu onura ge­ nellikle layık görülmektedir. Diğer kurumlann. ama önemli örneklerde kesinlikle tem el ya­ pıdırlar. Murray G oot ve Elizabeth R eid’in. “toplumsal cinsiyet kuramları” kümesinin sınırlarını belirleyerek anlayamayız. toplumsal cinsiyet ilişkilerinin temel kuramlarda mevcut olduğunu ka­ nıtlamakla kalmayıp aynı zamanda bu kurumlar için sistematik bir öneme sahip olduklarını da göstererek seçim sosyolojisinden refah devleti dolayım ıyla sınıf analizine kadar uzanırlar. Bölüm ).. sadece artık yer­ leşm iş olan genel sonucu ele almakla yetineceğim . D elia Prince ile mülakat yaptığım ız araştırma projesinde (bkz. Toplum bilimlerinin -d e v ­ let. bu yaklaşımın savunulacak yanı olm adığını kap­ lam lı bir biçimde kanıtlaması olmuştur. bu genellikle belirli bir kurumun toplumsal cinsiyet ve cinselliğin taşıyıcısı olarak seçilm esiyle yapılıyordu. etkin bir toplum sal cinsiyet politikasının var­ 166 .toplumsal cinsiyet görüşlerini değiştirmekte olan araştırmaların büyük bir bölümü. Belirli bir örnekte en Önemli yapı olmayabilirler. o kurumun “toplumsal cinsiyet rejimidir”. piyasalar ve medya gibi kurumlar üze­ rine yapılmıştır. ekonom ik politika. siyaset bilimindeki ana akımda yerleşik toplumsal cinsiyet körlüğü ve ataerkil önyargı karışımına ilişkin klasik tanıtlamaları bir dizi eleştirinin örneklerinden biridir. Toplum bilimleri aradaki bağlantıyı kurduğunda. Belirli bir kurumdaki toplumsal cinsiyet ilişkilerinin etkileşim durumu. 1. ı Y eni fem inizm in toplum bilimleri üzerindeki en önemli etldlerinden biri de. D olayısıyla aile yapısı. modernleşme gibi— klasik temaları hakkında arka arkaya yazılan metinlerde cinsiyet ve top­ lumsal cinsiyet hakkında tek söz edilmemekte veya bu konular marjinalleştirilmektedir. Bu eleştiriler. göç. Bir Örnek bu görüşe açıklık kazandırabilir. sanki toplum sal cinsiyetin bunlarda hiçbir Önemi yokmuş gibi analiz edilm esine olanak ta­ nıması ise bu seçim in ikincil yönüydü.

sınırlar içinde de olsa yansıtmak­ tadır. Ailenin içi. personel arasmdaki terfiler üzerine ya da çocuklar arasında itibar ve liderlik üzerine sürdürülen çekişm eler görülür.birtakım bağlantılar elde etmek açısından yine de yeterli olacaklarını umuyorum. hiçbir okul açık eşcinsel ilişkiye izin vermez. Bazen de. Ama toplumsal cinsiyetin ku­ rumsallaşmasına ilişkin. çoğunlukla birden fazla ideolojiye de rastlanır. belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır.lığıyla karşılaşmıştık. Örneğin. Sunacağım tartışmaların özet ha­ linde olduğunu belirteyim. Piyasalar gibi yayılm ış kurumlar. Bu bölümde üç olayı ele alacağım. sınıf disiplini. Bütün bunlarla biçimlenen örüntü okuldan okula değişir ama genelde Avustralya toplumundaki cinsel politika dengelerini. beğeniler ve boş zaman etkinliklerinde. ama diğerlerinde de bunlara rastlandığını belirtelim. cinsiyet farklılıkları. toplumun tem eli o l­ manın ötesinde* onun en karmaşık ürünlerinden biridir. AİLE | Muhafazakâr ideoloji. dolayısıyla her örnek için bir başlan­ gıçtan fazlasını yansıtmıyorlar. kesin olmasa da. konu seçim i. geleneksel sosyoloji de onu çoğunlukla kurumlann en basiti. devlet gibi büyük ve düzensiz biçimde yayılm ış kurumlar ve sokak köşesindeki arkadaşlık grubu yaşamı gibi gayri resmi toplumsal Çevreler de toplumsal cinsiyet kapsamında yapılanırlar v e sahip ol­ dukları toplumsal cinsiyet rejimleriyle karakterize edilebilirler. Okullar gibi derli toplu resmi kuruluşlar özellikle açık top­ lumsal cinsiyet rejimlerine sahiptirler belki de. Personel arasında cinsiyete dayalı işbölümü v e Öğrenciler arasında da. daha ayrıntılı yapıların yapıtaşı olarak görür. bazı toplumsal cin­ siyet örüntüleri --en yaygım saldırgan bir heteroseksüel erkeldikhâkimdı. Ö zellikle öğrenciler arasında açıkça. Cinsel davranış ve cinsel karaktere ilişkin. yönetim ve diğer şeyler. tıpkı jeolojik katmanlar gibi 167 . H em öğrenciler hem de okul personeli a-rasmda çeşitli kadınlık ve erkeklik türleri kuran pratikler mev­ cuttur: Spor. A ileye dair basit hiçbir şey yoktur. öğretim programındaki cinsiyetçililt üzerine. aileden “toplumun tem eli” olarak söz eder. A ile. diğerleri ise ikincil konuma itilmişti. dans. B.

i Ib'- birbiri üzerine yığılm ış çok katmanlı bir ilişkiler sahnesidir. 1920’lerdekinden daha az kadın için “Kocası evine bağlı bir erkekti ama tıpkı diğer erkekler gibi dışan çıkar ve işleri [yani. Daha yakın dönemlerde cinsiyete dayalı işbölümündeki değişim 168 . yaşamını sürdürebilen en büyük çocuk olarak “annesine yardım etmek. duygu. Lillian R u b in ’in W orlds o f P a in ’ı A B D ’deki uzlaşım sal işçi sınıfı aitelerinin müphemliliklerini ve karmaşıklıklarını belgeliyor. çocuktan y e­ tiştirmek ve evi çekip çevirmek] kendi bildiği gibi yapsın diye onu bırakırdı” denebilir. Y ine de bütün bu değişiklikler cinsel bölünmeleri azaltmaz. Laing v e E sterson’ın. toplumsal cinsiyet ve aileyi anlamak istiyorsak. kendine has bir li­ teratüre sahiptir ve iyi tanınmıştır.y. bebek bakmak. ama bunu makul bir ölçüyle birleştiren ailelerin bile içsel olarak karmaşık olduklarının vurgulanması dikkate değer.! Teorileştirmelerde. Bu kavrama ne kadar az güvenebileceğim iz hakkında zaten yeterince şey söylendi. 1830’larda İngiltere’de olmuştu. aile­ nin içinin açılması gerekmektedir. Başka hiçbir kurumda ilişkiler.!Sözgelimi Pauline H unt’m araştırdığı İngiliz köyünde kadınlar pencerelerin iç yüzeylerini temizlerken kocalan da dış yüzeyleri temizlemektedir. Bu­ gün ise çocukların em eğine bu Ölçüde bağım lı olan ve bu yüzden erkek çocukların annelik deneyimini gerektiren çok az ev var. iktidar ve direniş örgüleri açısından böylesine sıkı değildir. zaman içinde böylesine yaygın. A kıllılık ve A ile) ise Ingiliz ailelerinde saygın normalliğin izlenm esiyle üretilebilen olağandışı kanşıklığı gözler önüne seriyor. bu sıklıkla gözden kaçırılır. B ölü m ’de ana hatları çizilen üç yapı. M ddness an d the F am ily (D elilik. böylesi bir girişim için gerekli çerçeveyi bize sunuyor. . bu bölünm eye maruz kalmaktadır. Görev dağılım ı kesin değildir ve zamanla değişir. B olü m ’de değinmiştik. evi te­ m izlemek ve sanki bir kız çocuk gibi dikiş dikmek” zorunda kal­ dığına dikkat çekiyordu. G eniş iş alanları ve çok ince ay­ rıntıların her ikisi de. Bugün. Prince ailesindeki gizli duygusal eğilim lere 1. Ö yleyse. normatif standart örnek olay üzerinde yöğunlaşılmasmdan ötürü. şizofreniye ilişkin daha kolay tutuşabilir konulan ele aldıkları Sanity. 5. temas es­ nasında böyleşine yoğun. Bu. ^ Evler ve aileler içindeki cinsel işbölümü. ekonomi. Bir çobanın oğlu otobiyografisinde.

belirli iş tiplerini ev içi. Cinsiyete dayalı işbölümü. kız. farklı sın ıf ortamlarında karakter değiştirir.ken­ disi bir iştir ve bir bütün olarak cinsiyete dayalı işbölümünde önemli rol oynar. kadınlar arasında yeniden dağılımının asıl değişim i oluşturduğunu ileri sürer. vurgulanan nok­ talar ışığında hiç de şaşırtıcı değildir. Zengin kapitalist ülkelerde küçük çocukların ba­ kım ı büyük ölçüde. kocanın m esleği etrafında döner. İngiltere’nin güne­ yinde yaptığı yeni araştırmada. ko­ casının m esleğiyle bütünleşerek gelirini ömür boyu pekâlâ en üst düzeyde tutabilir. Pahl’ın. Evlerin çoğunda tarihlerinin büyük bir kısm ında çocuk vardır ve bu da işbölümünü iki yoldan etkiler. ev işinin kadarlardan erkeklere dağılımının değil. W. ücretli ve ge­ nellikle erkeklere ait olarak tanımlayan bir işbölümü tarafından ku­ rulduğu da eşit ölçüde bildik bir şe y d i^ Üretim yapısm m aile içinde ve dışındaki etkileşim i. ücretsiz ve genellikle kadınlara ait. |/Ç ağdaş şehir ailesinin/evinin. örneğin M ichael G ilding’in Sydney’­ de 1940’a kadar sürdürdüğü aile araştırması. K eza buradaki iş de. D elp h y’nin betim lediği gibi. cinsiyete dayalı en keskin ve mühafazakâr işbölümünün beş yaşında küçük çocukların bulunduğu evlerde görüldüğü sonucuna ulaşm ası şaşırtıcı değildir. Çocuk yetiştirmenin . H em en hem en aynı dönemde Robert W hite’ın “sürmekte olan” Amerikan burjuva “yaşamları” üzerine yaptığı bir araştırmada bağlantı. Gonnell ve diğerleri tarafından S ydney’de ergenler üzerine yapılan çalışm a­ nın. peki ama.E. bunu kim tanımlar? Colin B ell v e Howard 169 . çocukların erkek çocuklara kıyasla ev işine iki kat daha fazla yardım ettikleri gerçeğini ortaya çıkarması.F. kocanın ücreti etrafında döner. ücretsiz olarak sağlandığından ve evde de an­ neler tarafından yerine getirildiğinden. Bu ikinci örnek olay. D olayısıyla R. İkinci nok­ ta ise çobanın oğlundan yapılan alıntıyla zaten vurgulanmıştı: B iz­ zat çocuklar da hem evde hem okulda çalışırlar.üzerine yapılan araştırmalar. ev içi İşbölümünde belirli bir önem e sahiptir. toplumsal cinsiyet çizgileri üstünde yapılanır. Mirra Köm arovsky’nin Amerikan işçi sınıfı ailelerinde bu. Ba­ şarılı bir profesyonelin veya başarılı bir işadamının karısı. “kadının yeri” ile ilg ili görüşleri yansıtır. kocanın sahiplenme biçim i olarak ev içi em ek için önem li bir koşuldur. Öbür işleri de kamusal.

kocaların kanlarına sağladıkları “korumayı” bir maskaralık ilan etmeleri anlaşılabilir bir şeydir. hiçbir açık emir veya iktidar gösterimi söz konusu olmaksızın aile üyeleriyle bağlantılandınlabilecek acım asız duygusal baskılara işaret ediyor. büyük ölçüde kocalarmış gibi g ö ­ rünüyor. Laing ve diğerle­ rinin “şizofreni” üzerine araştırmaları. Kocanın evde kalmasını sağlamada. bir boyun eğm e . ama B ateson’un şizofreniye ilişkin çifte çıkm az teorisinde kaçışa ge­ tirilen yasak. A ile içi şiddete ilışkin bir çalışma.alışkanlığı inşa etm ek olm ası da aynı ölçüde anlaşılabilir bir şeydir. Ailenin iktidar yapısına ilişkin araştırmalar. Marabel M organ’ın. ama örneğin Lillian Rubin’in kanıtlarından.. çoğu durumda cinsel pratiğin tanımlan­ masında Önceliği elinde tutan. R. gençleri yaşlılara ve kadınları erkeklere tabi kılan ata­ erkil örüntü. Bu örnek genellikle annelerin çocuklar üzerindeki iktidarıyla ilgileniyor. M organ’m sağcı din ve toplum görünümünün. karılarının durumunu tanımlamaya yönelik iktidarının bir sonucudur. tamamen tabi kılınmış olma ve bu durumu sevm e üzerine bir Florida rüyasını anlatan nefes kesici kitabı The Totai Woman (Bütünlüklü Kadın). Son olarak ev ­ lilikteki cinsel ilişkinin tam da kendisi iktidarı barındırabilir. Öte yandan Gregory Bateson. Bu İkonu çok kapsamlı bir şekilde araştırılmadı. D iğer türden kanıtlar ise bunun yeterli olm adığını öne sürüyor.N ew b y ’nm gözlem leri şöyle: Ailelerin işleyiş biçimi kısm en ko­ caların. erotizmle güçlü bir biçim de tat­ lanması dikkate değer.çıkar. bu örüntüyü destekleyen erkeksi otorite ideolojileriyle birlikte yeniden ortaya çıkıyor. Altta yatan. cinsel . Bir ölçüde bunun farkında olununca. tutarlı ve güçlü gibi görünüyor. aile içi şiddet araştırmalarında vurgulanan “kadınların şiddet içeren ilişkileri terle etmesini önleyen etkenler”! de a[■anımsatıyor. Güçlü bir ik­ tidar dengesizliğini ele alma biçimlerinden birinin. aynı zamanda bu tür pratiğe ilişkin kurnazca bir “nasıl başa çıkılır?” el kitabıdır da. birden çok yolla bir tuzak olabilir.D. kaba kuvvetin çoğu ailede önemli olduğunu gösteriyor. Emma Goldman gibi ev ­ lilik eleştirmenlerinin. A ile. Farklı ülkelerdeki iaileler üzerine yapılan bir dizi uzun sosyolojik araştırmada. bir bütün olarak düşünüldüğünde karar almada etki gücü olarak “iktidar” tanımı karşısında uzlaşımsal bir yaklaşım benimsemişlerdir.

Ama diğer kısım da. kolay kolay heyecanlanmayan kocam bakakaldı. B olüm ’de belirtildiği gibi bazı aileler. Sessiz. Bu kolay olmamıştı ama eşitlikçi evlere dair belli ölçüde deneyim birikimi artık sağlanmıştır.v e gerçekte evi kontrol altında tutanın kadınlar ol­ d u ğu .yönden heyecan uyandırmak kadının işidir: “Bir deneme yapmak için köpük banyomdan sonra pembe baby-doll ve beyaz çizme giydim. 5. ama kesinlikle yal­ nızca burada temellenmiyor. ketum. 1970’lerde Yeni Sol ve fem inizm in etkisiyle bazı ailelerde ve evlerde iktidar ilişkilerini tamamen söküp atmaya yönelik bilinçli girişimlerde bu­ lunulmuştu. çevrenin desteğine bağım lı olduğunu gösteriyor. çantası kapınm eşiğinde elinden düştü ve yemek masasmın etrafında beni kovalamaya başladı.. bu normu sorgulamaya yöneldiğinde sonuçlar 171 . Marabel M organ’in beyaz çizmeleri. terapiye ilişkin sorularla güçlü bir biçim de çerçevelenmesinden kaynaklanır. eldeki kanıt miktarının ortaya koyduğundan çok daha azdır. aile içi iktidar ile kateksis yapısı arasındaki bağlantıyı zarif bir biçimdd işaret ediyor. Oidipus kompleksi teorisi. A ile sos­ yolojileri. Göçün yol açtığı güçlü kargaşa söz konusu olmadığında bile bu destek her zaman için uygun veya yeterli olmuyor. psikanalistlerin dergilerinde yayımladıklarının. örneğin Gillian B ottom ley’nin Avust­ ralya’daki Yunan aileleri üzerine yaptığı araştırma. Bir psikanalist. Freud’un kendi yazılarında ve o zamandan beridir psikanalitik düşüncenin büyük bir kısmında yerleşik bir ön varsayım olarak normatif standart «üneğin sonucudur. 195 0 ’lerde bile kocalar ve karılan arasında bazı iktidar paylaşımdan olduğunu açığa vurur. Bu kısm en. Ailenin tüm yönleri arasında en fazla araştırılmış olanı belki de budur çünkü psikanalizin başlıca konusudur. kocaların otorite talebinde bulunduğu ama bu talebin boşa çıktığı . O gece Charlie’yi karşılamak için kapıyı açtığımda. aile içindeki ataerkil yapının. vereceği tepkiye hazırlıklı değildim..aşınmış bir ataerkillik örüntüsü sergilerler. Göç yüzünden ataerkil otoritenin aşınmasma ilişkin çalışmalar. Ama yaklaşık seksen yıl boyunca psikanalitik araştırmanın toplumsal teoriye verdiği ürün." Kocaların iktidarı aile içinde ortaya çıkıyor. ailenin duygusal içyüzünün haritasıdır.

öteki bütün örnek oiaylardakinden daha fazla açıklık ka­ zanıyor. Vanessa Mahler. Marabel Morgan da ik­ tidarsızlığı erotikleştiriyor. söz edilm eye değer örneklerden biridir. yine psikanalitik araştırmanın yoğunlaşması yüzünden. ne kadar çok sayıda erkeğin şiddet kuramlarına katılmaya teşvik edildiğine dair olası açıklama yollarından biri. G eleneksel ataerkil evde. C insel suiistimale ilişkin ka­ nıtlar. aile içinde cinsiyetlerarası ilişkilerin şiddet içeren duygularla yüklü karakterine işaret ediyor. duygusal ilişkiler. söz konusu kuramların geniş ölçekte nasıl işlediğine ilişkin bir açıklama değildir. Ücret ve meslek. Bir ailenin toplumsal cin­ siyet rejiminin bileşenleri birbiriyle çelişebilir. benzer biçimde. Bastırılmış korku v e nefret. bir tür süreksizlik öneriyor. cinsiyete dayalı belirgin bir işbölümü aile reisinin iktidar uy­ gulama yeteneğine gerçekte bazı kısıtlamalar koyar. üç yapı tarafından yönetilen ilişkilerin sürekli bir sentezini yansıtır. Bu ise kadınlığın ve erkekliğin biçimlenişinde cinsiyetlerarası ilişkilerin önem ini vurguluyor ve toplumsal cin­ siyetin tarihinde. Anne Parsons’m N ap oli’de Oidipal olmayan bir “çekirdek kom pleks” üzerine çalışm ası. kesinlikle eksik olmakla birlikte. Buradaki kültürel v e psikolojik kanıt. erkekler arasında daha kapsamlı şiddet örüntü-leriyle bir bağlantı hakkında tahmin yürütüyor. A ile içindeki yapılararası etkileşim çeşitli noktalarda çoktan açıklık kazanmıştı. iktidar v e işbölümünün birleşimidir.şaşırtıcı olabilir. aynı cinsiyetle özdeşleştirüm elerden daha fazla vurgulandığı bir aile örüntüsünün varlığını gösteriyor. başka bağlamların gözönüne alınmasını g e­ rektiren. “E v kadını” v e “kocanın” ta kendisi. aile içi iktidar ise işbölümünün tanımlanmasını. annenin merkezde durduğu. Chesler. Belirli bir ailenin toplumsal cinsiyet rejimi. çünkü ka­ dınlar belirli türde b ilgi v e becerileri tekellerinde bulundur­ maktadır. B eşinci B ölüm ’de öne sürülen kateksisin gölge yapısı. ev içi iktidarı etkiliyor. ataerkil egem enliğin yoğun. Phyllis Chesler. A bout M etCde (Erkekler Hakkında). babanın gerçek ev içi otoritesine çok az sahip olduğu ve ana-oğul ve baba-kız ilişkilerinin. işbölü- . N e var ki bu sentez sorunsuz değildir. aile söz konusu olduğunda. Am a elbette. özd­ eşleşm elere rağmen babalar ve oğullar arasında varlığını koruyan nefretin derecesine dikkat çekerken bunun önemini vurguluyor.

kadınlarıysa silahsızlandırır. Büyük devletlerin diplomatik. Fransızlardan bunun tipik biçimde tanıtlan­ masını öğreniyor: Muroroa A tolü’nde atom bombası denem eleri. sertliği v e gücü özendiren erkeklik ideolojileri bağlamında biçimlendirilir. Güney Pasifik. Kate Y ou n g’ın M eksika'da bir köylü ailesi üzerine yaptığı araştırma.münün de güçlü olduğu Fas kültüründe kadınlar için önemli ölçüde psikolojik bir bağım sızlık tasviri çizer. D evlet erkekleri silahlandırır. söm ürgeci ve askeri politikaları. yalnızca teorik bir sorun olarak gündem e gelir. C. D evlet personeli. 1985’te Yeni Zelanda’da Rctinbow Warrior*m bombalanması ve Kanaky’de (Yeni Kaledonya) Fransız göçm enlerin uyguladığı ba- . D evlet seçkinleri. A nayasa’da önerilen Eşit Haklar Ek M addesi’ni (ERA) desteklem esine rağmen. Çok kesin sınırlara sahip bir işbölümü. şimdilerde. birkaç istisna dışında erkeklerden oluşur. Bir başka güçlü baskı da. büyük bir olasılıkla da ailenin bağlamı belirgin bir biçim de değiştiğinde ger­ çekleşebilecek değişiklik potansiyeli anlamına gelir. aileye göre diğer kutupta yer alır: Hemen hemen hiç kim se devleti toplumsal cinsiyetin kurumsal­ laşması olarak görmez. Örneğin Annette Hamil ton. devlete atıfta bulunma nedenlerini bulmak kolaydır. 5. Sözgelim i B aş­ kan Carter. günlük yaşam için ataerkil iktidarı bir rutin olarak ayakta tutmasını zorlaştıracak bir tecrit düzeyi üretebilir. kadınlara orduda savaşçı bir rol ver­ m eyeceğini açıklamıştı. DEVLET D evlet konulu teorik literatür. Bu tür çelişkiler. G öçle ilgili örneğe daha önce değinm iştim . Avustralya Yerli toplum lan için bunu öne sür­ mektedir. kapitalist olmayan bir ortama kapitalist piyasa ilişkilerinin girişidir. fem inist düşüncede bile. hatta dikkat çekici biçimlerde cinsiyet temelinde bölünmektedir. 1. Baskı tümüyle tek bir doğrultuda olmaz. Yine de. B ölü m ’de belirtildiği gibi son derece görünür. bir kurum olarak aile içinde. D evlet. sınıfsal katmanlaşma gelişirken toplumsal cinsiyet rejimlerinin farklı yönlere doğru ilerlem esiyle birlikte aile örüntülerinin parçalandığını gösterir. B ölü m ’de belirtildiği gibi.

bu örnekte de erkeklere alet olabileceğini kabul eden liberal teoridir. evler inşa eder. toplumsal cinsiyeti barındıran toplumsal ilişkilerde derin bir yeri olduğunun reddedilmesi de oldukça güçtür. okullar açar. İran’da kadınların çadır dçnen çarşaflara sokulmasına ya da Sovyetler’in ücretli işte çalışan kadınların sayısını artırmaya yönelik çabalarına kadar değişiklik gösterir. cinsiyete dayalı işbölümüne. cinsel hastalıklar. yardım fonları ve “femokratlar” aracılığıyla. cinselliği denetlem eye çalışır: Eşcinselliğin suç kabul edilm esi. öteki topluluklarla ve kendi dönüşümüyle ilgili olariak konumlandırılmış somut bir ta­ rihsel kolelctivitenin failidir” diyor. ilişkin teorik literatürde bunu yapabilecek dört argüman var. : D evlet. göçün desteklenme­ sinden eşit1fırsat politikalarına kadar değişen biçimlerde müdahale eder. A sil sorun ise bağlan­ t ı l ı m nasıl anlaşılacağıdır. cin sek politikada büyük bir destektir. \ B irincisI 5 devleti prensipte tarafsız bir yönlendirici olarak düşünen ama uygulamada çıkar gruplarına. Evet. İşyerlerini v e aileleri düzenler. 1848 Seneca Falls K ongresinden 1970’lerin Eşit Haklar Ek M addesi kampanyasına kadar devletten kim i taleplerde bu­ lunmuş ve kadınların devlete ulaşabilmelerini temin etm eye çalışmıştır. D evi ete.:V . sınıf terimleriyle olduğu kadar toplumsal cinsiyet teriinleriyle de tanımlanması gerekmektedir. Hindistan ve Ç in’de doğum kontrolünden. daha çok.K . Devlet.. parlamenterler ve bürokratlarla yapılan ku­ lisler aracılığıyla yasal bir reform olmuştur. “devlet. devlet bürokrasisi içinde varlık gösterebilm ek için çok fazla uğraşmıştır. fazlasıyla değişken olan bu etkinlik. Bütün bunlar göz önünde. D evlet. ama bu “tarihsel kolöktivite”nin. Amerikan Y eni S ağ’ı da. İngiltere’deki E şcinsel Eşitlik Kampanyası gibi grupların da ana odağı.bulundurulduğürtda devletin denetimi.. reşit olma yaşı üzerine yasalar. toplumsal düzenin üst toplumsal güvencelerini temsil eden bir şahıs değildir. Bu nedenle devletin kurumsal cinsiyetçiliği. Avustralya feminizmi. AIDS vb. D evletin. dışlanan grubun. Alain Touraine. yani kadınların kusurlu . D olayısıyla Amerikan fe ­ m inizmi. cinsiyet ve toplumsal cinsiyet konularıyla ilgili pek çok ideolojik etkinlikle uğraşır. sonradan mahkemelerin ve yasa koyucuların denetimi yoluyla fem inizm i geri çekilm eye zorlamıştır. “T-'■■■■ ğı^nsızlık karşıtı şiddet gibi.

Bu yaklaşım. Foucault ve D onzelot. kapitalizmin ihtiyaçlarına göre bastırılan veya dikkatle tartışmaya açılan cinsellikle kavrıyorlardı. devletin güdülenimini. “Freudcu S o l”. egem en söylem ler aracılığıyla da işleyen dağınık bir toplumsal denetleme aygıtının parçası olarak betimlerler. her ne kadar sonuçlarını er­ keklerin kadınları tabi kılmalarının sağlanması olarak görse de. dev­ let eylem ini bu terimlerle. bu yaklaşımda yeterince açık değildir.yatandaşlığına bağlı bir sorundur. hem hukuki eşitlik kapsamında (oy kullanma hakkı.. devletin bu ölçüde bir düzenleme yaptığı. W ilhelm R eich ’tan I-Ierbert M arcuse’ye kadar. Ayrıca. bir Örgütlenme olarak devletin ötesine. devleti öncelikle bir düzenleme ve yumuşak tahakküm ay­ gıtı olarak gören' ikincObir yaklaşımla bağdaşıyor. O ysa üçüncü yaklaşım bunu kesinlikle yapar. ekonom i p o­ litik boyutunun argümana yerleştirilmesinde başarılı olmuşlardı. onun işleyiş alanına geçilm esi açısından faydalıdır. Bu. cinsel politikada çıkarların kuruluşunu açıklamaz. g e ­ nellikle sın ıf terimleriyle anlıyordu. sınıf çıkarlarının kollanması esnasında cinsiyet ve toplumsal cinsiyete ilişkin etkiler üreten bir sınıf devleti olarak tanımlar. Mary Mclntosh gibi teorisyenler.-eşit is­ tihdamda fırsat eşitliği) hem de belirli refah gereksinimleri kap­ samında liberal fem inizm in temel kaygılarını anlayabilir. şimdilerde Jeffrey Weeks gibi eşcin sel kurtuluş teorisyenlerince de benim senen bir yaklaşımın klasikleridir artık. Jacques Donzelo t’nun The Policing o f F ahtilies*i ve M ichel Foucault’nun Cin­ selliğin Tarihi adlı çalışmaları. güç aracılığıyla olduğu ka­ dar. Bu yaklaşım dev­ leti. tümüyle şehvet düşkünü olmadığı sürece. Özellikle de eşcinsel erkeklere yönelik devlet baskısı olgusuyla ve erkeklerin cinselliğinin kadınlarınkine kıyasla daha ağır bir şekilde suç teşkil edebilm esiyle çelişiyor. ücret düzeyleri. erkek gruplarına. Eşit Haklar Ek Maddesi. Marksist fem inizm . devleti. Bu eserler. yardım koşullan ve refah ideolojisi konularında devletin eylem ine ilişkin tartışmalarıyla. Ama ne devlet personeli arasında cinsiyete dayalı işbölümüne ne de devlet şiddetinin toplumsal cinsiyet yapılanmasına ilişkin herhangi bir kavrayış sağlar. Bu. gündelik ya­ şamla bağlantı kurularak. Ama sonuçta. Görünüşe göre bu yaklaşım. çoğul ve kim i zaman da çelişkili aygıtların iş başında tanınmasını da olanaklı kılar. 175 .

istatis­ tiklerde yeterince belirgin. D evlet şiddetinin doğrudan kadınlara yöneldiği örnekler de vardır. Carol Pateman ise tam da liberal devletin gelişim inin. 1. Am a ortak bir noktada birleşebilmelerinden önce alt edilm esi gereken kim i güçlükler ya da en azından karışıklıklar bulunmaktadır. sözgelim i onyedinci yüzyılda A v ­ rupa’da. fiziksel baskının asıl nesnelerinin erkekler olduğu açıktır. B ölüm ’de tutuklama ve hapsetm eye ilişkin veriler gibi. erkek bakış açısının kurumsallaşması olarak devletin eylem biçimine. Ama bu yine de.na­ sıl etkilediğini gösterir. doruk noktasına ulaşan cadı çılgınbğı ya da 1971’de B ang­ ladeş’te Pakistan ordusunun kitlesel tecavüz olayları gibi. Örneğin “suçlular”. 3. toplum sal cinsiyete ilişkin konuların mümkün olan tüm yönlerini ele alma potansiyeline sahip tir. özellikle de hukuki “tarafsızlığa” bakar ve bunun. bir erkeklik politikası söz konusudur. 176 . tecavüz davalarına bakılırken cinsel politikayı. örneğin Carter’m Eşit Haklar Ek M addesi hareketini desteklem e­ sinin Amerikan seçkinleri arasında kamplara bölünme açısından ne denli taktik bir önem e sahip olduğunu göstererek merkezi devleti hem sın ıf politikası hem de cin sel politikada bir fail olarak kabul eder. Buna ilişkin kanıtlar. Catherine MacKinnon. erkekler. ama d ev­ let gücünün en sürekli ve en genel kullanımları. devlet baskısının toplumsal cinsiyetle hiçbir bağlantısı olmadığı anlamına gelm ez. D evlet baskıcı bir aygıt olarak ele alındığında. Bu işleyiş çizgileri. Dördüncü bir teorisyen grubu ise devletin başlangıçtan itibaren ataerkil bir kurum olduğunu öne sürerek bu kafa kafaya çarpışmayı çözüm lem eye girişir. Bölüm*de dışsal teoriler tartışmasında belirtildiği gibi. kapitalizmin yeniden üretilmesi v ey a kâr sağlaması açısından niçin temel önem e sahip olduğu k o ­ nusunda yeterince açıklayıcı değildir. Burada da çok etkin bir top­ lumsal cinsiyet süreci. Baskı nesneleri. David Fernbach. onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda gelişen sivil toplumda yeni bir ata­ erkillik biçim i tarafından desteklendiğini öne sürer. D evlet hem hegemoriik erkekliği kurumsallaştırır hem de onu denetlem ek için çok büyük çaba sarf eder. devletin tarihsel olarak er­ keksi şiddetin kurumsallaşması biçim inde yaratıldığını varsayar. tarafından erkeklere karşı olmaktadır. toplum sal cinsiyet etkilerinin.Am a argüman. Zillah E isenstein’ın ikili sistem m odeli.

Bir kısm ı ise gerçekten de çelişiridir. erkeklikler arası ilişkiler kapsamında an­ laşılm ası gerekir: Polisin veya ön saflardaki askerlerin fiziksel sal­ dırganlığı. bürokraside kadınlara ait b i­ rimler kanalıyla faaliyet gösteren tecavüz kriz merkezlerinden. plan­ lamacıların ve bilimadamlarının hesaplı akılcılığı gibi. bir araçsallıklar kümesi olarak devletin katışıksız karmaşık­ lığından 'beklenileceği üzere yalnızca tutarsızlıktan kaynaklanır. toplumsal cinsiyet konularını ele alış bi­ çimlerinde hiçbir surette tutarlı değillerdir. toplumsal cinsiyet ilişkileri konusunda da eşit ölçüde önemlidir. kim i yardımlan kesilmektedir. 1985’te yürürlüğe giren Haklar ve Öz­ gürlükler Şartı’ndaki güçlü ayrımcılık karşıtı hükümler ile eş­ cinsellerin ordudan ve A tlı Polis T eşk ilatın d an resmi olarak dışlanmaları arasındaki çelişkiyle kendisini ciddi güçlükler içinde bulmuştu. A yn ca aynm cılık karşıtı yasalar ve eşcinselliğin suç olmaktan çıkanlm ası yoluyla eşcinsel erkeklerin vatandaşlık haklarının kadem eli olarak genişletilm esi. Yeni Güney Galler’de politik liderlik. komutanların otoriter erkekliği. S ın ıf teorisinde artık iyice bilinen devletin içsel karmaşıklığı. diğer taraftan da bu programların verim ini artırabilecek çocuk ba-. okul ve yeni m esleki hazırlık programlarına gösterilen rağbetle birlikte genç kızların ücretli işe yönelik eğitimleri de yaygınlaş tınlmaktadır. Çoğu Batılı ülkede uygulanmakta olan yeni politika. buna sessizce karsı kovmuştu. Gerçek devletler. Avustralya’da ise istihdamda fırsat eşitliği programlan yayılırken. genellikle genç erkeklerdir. teknisyenlerin. Ordu ve baskıcı aygıtın. eşcinsellerin devlet istihdamından sürekli dışlanmalarıyla v e A ID S’e ilişkin ge­ nel bîr korku yaratmaya yönelik resmi uygulamalarla çelişm ek­ tedir. devletten sağlanan daha fazla toplumsal hizmeti “cem aat”e. hiç kuşkusuz erkelderin yönetiminde olan bürokrasinin büyük bir bölümü.tam da baskının failleri olan polis veya askerlerinin ne fazlasıyla benzeyen bir toplumsal profille şiddet pratiğine bulaşan. yani kadınların ücretsiz em eğine vermektedir. Kanada devleti de. Ataerkil devletin kendisi. Bunun bir kısm ı. Am a devlet tam anlam ıyla tutarlı değildir. fe­ minist akademik araştırmalara fon tahsis etmeye kadar geniş bir yelpazede fem inizm e fon ayırmayla karşı karşıya kalır. ama aynı zamanda. öncelikle kadınlara yönelik kapsamlı bir fırsat eşit­ liği programı başlatmıştı. F12ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 177 .

Doğum taraftarı ve doğum karşıtı politikalar tartışılmakta. Toplumsal cinsiyet düzeninin toplumsal kategorilerinin kurulmasında da oldukça önemli bir rol oynuyor. Belirli özelliklere ve ilişkilere sahip gruplar olarak kocalar”. Daha fazla verim lilik ademımerkezileştirme ve hatta daha fazla demokrasi talep leri/b u mekanizmanın parçalarını yerinden sökebilir. D evlet. iktıdar yapısı ve işbölümünün sıkı bir birleşimiyken. Buna kar- . Sonuçta. . Kadınların bedenlerinin bu yönünün denetlenmesinde devlet politikasının gerçekte ne denli ba­ şarılı olduğu tartışmalıdır. J3asıt bir yarar dağılımından daha fazlası söz konusu o l­ duğundan devlet içindeki iktidar stratejiktir. E vlilik ve annelik gibi kurum v e ilişkilerin yönetiminde devlet. uzlaşım sal bürokrasinin kendisi de basla altındadır.noİctalar’ devlete ilişkin bir toplumsal cinsiyet analizinin bünyesine nasıl dahil edilebilir? Bunlar.. Toplumsal örüntülerin oluşturulmasında ve yeniden oluşturulmasında devlet. kurucu bir rol üstlenir. kadınların otorite konumlarından dışlanmaları ve çoğu kaiş banlarının tabi kılınmasıyla sonuçlanan bütünlüklü bir toplumsal cinsiyet ilişkileri mekanizması oluştururlar N e var kk işletm e teorisi “kullanım k ılavuzlarının devasa boyutlardaja çağdaş verim iyle doğrulandığı gibi. bürokratikleşme sureci burada merkezidir. bunları düzenlemekten daha fazlasını yapıyor. S eçici işe alma ve terfi ile birlikte bu ya­ pılar. Daha temel bir düzeydeyse evliliğin kendisi. Dikkate değer başka bir devlet girişimi d e’ d o­ ğurganlık alanındadır. bu tür. kategoriler aracılığıyla cinsel politikadaki oyunda çıkarların kurulmasında rol oynar. “anneler” veya “eşcinseller” gibi ka­ tegoriler yaratılıyor. Sözgelim i.. bu tartışmalara bağlı olarak doğum kontrol araçları da yasaklanmakta veya dağıtılmaktadır. devletin bizatihi ataerkil o madiğini. ama tarihsel olarak politik sonucu açık bir süreçte ata­ erkil biçimde kurulduğunu öne sürerler. devlet vergi değişiklikleri. ama eski çağlardan günümüze değin bu yönde yoğun girişimlerde bulunulmuştur hiç kuşkusuz. toplumsal cinsiyet politikasının ve örgütsel reformun kesiştiği alanlardır. iskân v e benzeri uygulamalarla evliliği yüzeysel bir düzeyde destekler. “kanlar”. devlet tarafından tanımlanmış c uzenlenmış ve belirli bir ölçüde dayatılmış hukuki bir eylem hu­ kuki bir ilişkidir. devlet içındekı feministlerin de büyük ölçüde güçlendiği yerler. Uzlaşım sal bürokrasi. Bu .

onları marjinalleştirmekti: Bu ise giderek akılcılaşan ve bütünleşen iş dünyası ile bürokrasiden dışlanmış dürtülere veya pratiklere yaslanan yeni erkeklik biçimlen ıçm ortam yarattı. Bu tartışmayı. Locke gibi liberal akılcılar tarafından kamu politikası düzeyinde eleştirilen gelenek merkezli ataerkil otorite. diğer erkeklik biçimlerini ortadan kaldırmadı. Hem modern devletin hem de endüstriyel ekonominin üretildiği dönem boyunca. devlet tarafından yaftalanıp damgalanan eşcinsel bir erkekliğin temeli haline geldi. teknik akılcılık ve hesaplama etrafında daha fazla örgütlenen erkeklik biçimleri. sözü edilen erkeklik biçimi ıegemonyasma meydan okudu ve daha sonra onun yerim aldı. ev ıçı ya­ şamda belirli türde bir erkekliğin egemenliğim de yansıtıyordu. politik seferberlik aracılığıyla dev­ leti etkiler.faşizmde harekete geçınlen saldırgan erkeklikler ıçin temel oluşturdu. oldukça geneldir. En­ düstriyel kapitalizm sistemi. erkekler arasında yasaklanan cin­ sel sevgi. Başka bir yönde ise erkekler arasında yasaklanan şiddet -I. ama içinde ataerkil yapının hem kurulup hem de tartışıldığı. yan­ kılanan bir iktidar ilişkileri ve politik süreçler kümesinin merkezi olarak görülebilir. sınıf dinamikleriyle olduğu kadar bu değişiklikle de kuruldu. Aynen Pateman’in öne sürdüğü gibi. erkeklik örüntülennde yaşanan bir de­ ğişikliktir. Yaptığı tele şey. toplumsal kategori ve kişisel kimlik olarak ‘‘eşcinser’ın yaratilmasında merkezi bir rol oynaması. _ Öyleyse ataerkil devlet. devletin cinsel po­ litikadaki yeri ve etkilerine ilişkin bir anlayış açısından devletin ta­ rihsel yörüngesini elzem kılmaktadır. sözünü et tieim yörüngeye ilişkin birkaç hipotezle bitireceğim.. yukarıda taslağı çizilen devlet burokra. . . ataerkil bir özün tezahürü olarak değil. Bir yönde. Faşist harekette ön saflarda savaşan-askerlerin . Bunun önemli bir kısmı da. Eğer bu bakış açısı doğruysa. eşcinseller için yurttaşlık hakları politikasının temek haline gelmiştir. modern^devletin gelişimi toplumsal cinsiyet ilişkileri örüntülerindeki değişikliğe bağlıdır. Aynı türde bir çevrim.silik söz konusu kategoriler de. Dünya Savaşı’nı izleyen ortam goz önüne alınırsa. u daha sonra. Devletin cinselliği bastırmasının ve düzenlemesinin. Boylece ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllar boyunca bazı vahşi er­ keklikler ortaya çıktı. sisinin karakteristik biçimi de aynı şekilde v ' Ama bu. bunun klasik bir örneği ır.

hem şire­ ler. yeterince bildiktir. ama kadınların partileri denebilecek olanlar hiçbir etkiye sahip değildi.Önemi. İngiltere’de Mary W ollstonecraft’ın ve A B D ’de Susan B. John Stuart Mili tarafından da özlü bir şekilde ifade edildi. devletin gelişim inin bu noktada gelip dayanmış olduğu asıl çelişkiyi ya­ kalamıştı. Kadınların yurttaşlık haklarını kazanmaları. A ynı zamanda kadınların durumu da. Kadınlara oy hakkı tanınması için düzenlenen ilk kam­ panya (her ne kadar daha sonra bu konuları göz ardı etme aracına dönüşmüş olsa da) “toplum sal” konulardan sapma değildi. Kadınlara ilk kez sağlanan dul aylıkları ve annelik yardımları etrafında karmaşık bir hizmet v e yardım ağı yirminci yüzyıl içinde ortaya çıktı: Bebek sağlık merkezleri. ICerreen Reiger. küçümsediği burjuva dünyasını yöneten “diplom alı baylarda duyduğu örtük nefrettir. vergi iadeleri vb. Bu çelişki. kadınlar artık tümüyle yardım hizmetlerinin asıl tüketicileri olmuştu. bazı muhafazakâr par­ tilerde önem liydi. yenilikler. yurttaşlık haklarını evrenselleştirm eye yönelik onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyılların güçlü eğilim i ile kadınların ev içi ataerkil sistem de tek tek erkeklere tabi olmaları arasında gi­ derek derinleşen bir çelişki vardı. çalışmak zorunda olan­ lara ayrılan annelik yardımları. Sheila Shaver da. devlet hizmetlerinin doğrudan tüketicileri haline geldiler. kadınların daha uzun ömürlü olmalarıyla kısmen bağlantılı. bu tür yardımlardaki gelişmelerin. kadın sağlık merkezleri. A ynı ölçüde önem li olmakla birlikte pek bilinmeyen ise H itler’in. Çok daha genel olarak kadınlar. akılcılaşma sürecinde içerilmişti. devletin aslında birey olarak 180 . Kadınların örgütleri. A nthony’nin fem inizm ­ lerinde ele alındı. parti politikalarının yeniden şekillenm esi açısından olmasa da politika üzerinde köklü etkilere sahip olmuştu. toplumsal hizmet görevlileri) ev içine müdahale için araçlar sağlamayı nasıl başardığına dikkat çekiyor. ama aynı zamanda kadınların em ek piyasasından dışlanmasını önkabul sayarak. Bu. Çok iyi bilindiği üzere. D evletin ve piyasaların akılcılaştırılmasıyla yakından bağlantılı. psikologlar. devlet yardımının kocaların ücret­ lerini ikame etmek üzere tasarlanmasıyla da ilgilidir. kadınların ev içi işini y e­ niden şekillendirerek profesyonel uzmanlarla (doktorlar. yardım ve vergilendirme politikaları bir aktarım sistem i olarak bir arada ele alındığında.

yalnızca dolayım lı ve yabancılaşmış bir cinselliğin gelişim iyle ya da rek­ lam cılık. Eylem in yükselişinin nerede du­ racağı her zaman önceden kestirilemediğinden. kadınlar tarafından yapılır. özellikle hava karardıktan sonra nadiren so ­ kakta yürürler. öncelikle erkeklere aittir. Bu tür yoğunlaşmalar. Bunu. SOKAK Sokak çoğunlukla bir kurum olarak düşünülmez. Yine de. raya koyduğumuzda devleti. pornografi ve kitle eğlencesinin ticari olarak standartlaş­ m asıyla bağlantılandırmaya karşı koym ak güçtür. arabayla geçtiğim iz veya fıstıkların gezindiği bir yerdir. karısı veya dulu olarak onlara yeniden dağıttığına dikkat çekiyor.u noktalan bir a-.kadınlardan alıp daha sonra da birinin annesi. Gazete. Londra’da Brbtton. araba tam irciliği ve doğrudan sokağın kendisi. Street C orner S ociety (Sokak K öşesi Top­ lumu) adı verilm iş sosyolojik bir metin var ve ayn ca “açıkgöz so­ kak çocuklaıT’ndan söz ediyoruz. kamyon ve otobüs kullanma. Araba. D. Ö yleyse sokak. kesin sınırlan olan bir toplumsal çevre­ dir. şehrin büyük bir bölümünde kadınlar. yirminci yü zyıl boyunca kadınlar ve erkekler arasında daha fazla dolayım lı ve soyut ilişkilerin ge­ lişm esine derinden kanşm ış durumda görebiliriz. Alışverişin ve fahişeliğin büyük bir kısmı da öyle. B. Sokakta pek çok iş yapılır. örneğin bebek arabalarında çocukları gezdirm ek gibi. Çocuklarla ilg ili işlerin hemen hep­ si. Genç yetişkin erkeklerin yoğunlaştığı yerler ise en kor­ kutucu ve tehlikeli olanlarıdır. Sokak. belirli top­ lum sal ilişkilerin olduğu. sırf hafif bir ironiyle. Yürüdüğümüz. büyük kamyonlar hâlâ eril bir uzmanlık alanında bulunuyorlar. Kadın otobüs şoförlerine artık daha sık rastlanıyor olsa da. kadınlara yönelik pek çok sindirme eylem inin gerçekleştiği ortamdır. Sokak en azından. yiyecek ve diğer küçük nesnelerin satışı ise karmadır. S ydney’de Redfern ve C hicago’da Güney Yakası gibi yüksek işsizlik ve etnik dışlan­ ı l . erkeklerin işgali altıııda olan bir bölgedir. küçük suçlar ve polislik. ıslık çalıp la f atma gibi görece hafif tacizlerden fiziksel sarkıntılık v e tecavüze kadar.

Kadınlar g e­ nellikle bu tür ortamlardan uzak dururlar.. hareketleriyle. medyanın “sokak çeteleri” adım verdiği farklı grup­ lar arasında ve bu çetelerle polis arasında. afişler. aslında sokaktaki şiddetin asıl kurbanları yaşlı insanlar değil genç erkeklerdir. Bu tehlikeye yol açan genç erkekler de aynı tehlikeye ma­ ruzdur. spordan ve arabalardan bahsetmek. takılarıyla. Bunların içerikleri ise yoğun bi­ çimde cinsiyetle belirlenmiştir ama son yıllarda giderek daha fazla erotikleşmektedir. ilan panoları. devletin yedek gücü as­ keri yollarla “düzeni yeniden sağlam a”ya yetecek denli büyüktür. Eğer politik liderlik bedelini ödem eye razıysa. bazıları canlı v e dikkat çekici. bazıları kılıksız veya bakım sız. aralıklarla devam eden bir çatışmanın sahnesidir. Her ne kadar yaşlılar sokağa ilişkin kro­ nik bir korku içinde yaşıyor olsalar da. geniş bir biçemler ve davranışlar alanı sergileyecektir.manın birlikte yaşandığı bölgelerde çok yaygındır. insanların 182 ' . Aile semtlerinde bu izlenim aynı derecede güçlü değildir. umutsuz bir ortamda eğlence sağlar. Bir günlük veya haftalık devre boyunca hâkim biçem ler de. Sokalc bazı açılardan bir savaş alanıdır. ama kadınların ken­ dilerine ait özel bir sokakları olm adığı ve onlara kucak açan az sa­ yıda halka açık bina bulunduğu için en geçerli seçenek ev olur: Yani “kadının yeri. sokalc yaşamının Büyük G ücü’dür. aynı şen şakraklıkta devam etmektedir. Cesaret çekiş­ meleri. Bir otobüs kuyruğu veya alışveriş yapan kalabalık. İnsanlar giysileriyle. konuşmalarıyla kendilerine ilişkin m e­ sajlar verirler. Polis. Am a sigara ve bira reklamları. Şehirdeki bir alışveriş merkezinde sokak. Daha fazla çeşitlilik içerm ekle birlikte kaldırımlar da eşit ölçüde gösterimlerle doludur. ama tehlike hâlâ mevcuttur.. du­ ruşlarıyla. bazı açılardan da önemli askeri olayların meydana geldiği bir alan. reklam gösterim leriyle doludur: Dükkân vitrinleri. Sokalc büyük bir erkeklik/kadınlık biçemleri ve cin­ sellik tiyatrosudur. B elfast’ta olduğu gibi. bir otorite olarak gözden kaybolabildiği 1965 Ağustosunda Los A n g eles’ta meydana gelen Watts ayaklanması gibi birkaç istisnai Örnek dışın­ da. Sokak.”. uyuşturucu. erkeksi şiddete özellikle kaba biçim de gönderme ya­ pan bazıları sokağı terk etm eye zorlanmıştı. alkol ve cinsiyetçilik. Londra’da “Tetik sağ ayağınızın altında” slo­ ganıyla tabanca namlusundan fırlamış bir arabayı gösteren 1984 ta­ rihli afiş gibi.

aile ve devletin : gösterdiği toplumsal cinsiyet ilişkileri yapılarının aynısını gösterir. aynı zamanda karnavalın da son günü (ç. fahişe olarak sokakta çalışan ka­ dınlar zevk için orada değillerdir. E şcinsel ilişkiler. sokak gibi gevşek yapılanmış bir toplumsal çevreyi. Emma G oldm an’m gözlem lediği gibi. bu ilişkilerin yerel Örüntülenmeleri de dışarıdaki toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yapısına bağlanır. Bunu. ayrıca biçemlerin hızlı değişimini de ba­ rındırır. Sokak yalnızca çeşitliliği barındırmakla kalmaz. A ynı zamanda.n. aile ve devlet gibi fazlasıyla tortulanmış kurumlardan farklı lalan kendine özgü bir şey vardır. * Katollklerin Büyük Perhiz'inden önceki Salı günü. sokağın tiyatrosu. Bir işbölüm üne. deneysel bir tiyatro olabilir. Ama sokak yine de cinsel politikanın oldukça ilginç bir kayıt defteri. kadınların ücretleri düşük olduğu için oradadırlar. alışveriş yapan anneler. sıkı bir şekilde tanımlanmış alanlar dışında sokakta nadiren sergilenir. işine Vev ya evine gidip gelen işadamları. B öylelik le toplumsal bir çevre olarak sokak.değişm esiyle birlikte yenilenir: Vardiya değiştiren işçiler. okuldan çıkan gençler.. Çünkü sergilenm eleri çok tehlikeli olabilir. Ataerkilliğe (Jan Morris’in deyişiyle) “fırsatçı bi­ çim de boyun eğm e”. Bunun yeni örneklerinden biri de. B enzer biçimde. zorunlu olabilir.) 183 . insanların buna yüklediği farklı dayanaklar gö z önüne alınırsa. fazlasıyla siyah ve deri içeren punk modalarında saldırgan bir cinsellik biçemini sahiplenen ve dönüştüren genç kadınlardır. feminist sokak tiyatrosu veya Sydney’deki eşcinsel Mardi Gras’sı* gibi olaylar aracılığıyla bilinçli bir politik pratiğe dönüştürmeye yönelik girişimlerde bulunulmaktadır. zamanının çoğunu sokaklarda geçiren gece kuşları. Toplumsal cinsiyette görülen yeni biçim lere ilişkin olarak epey bir pazarlık sürmekte. Arabanın üstünlüğünün bugün fes­ tival alanı olarak sokağın tüm niteliklere sahip herhangi bir yeni gelişm esini Önleyeceğinden kuşkulanıyorum. Bu durumda. bir iktidar yapısına ve bir kateksis yapısına sa­ hiptir.

Bu kadar birbirine geçm iş bir uyum akıllıcadır. Bu örüntü özellikle 1970’ler ve 1980’lerde g e­ lişmiştir ve ticaretteki durgunluk bağlamında. Bu işe girme örüntüsü. Kadınların yarım günlük istihdamını kuşatan örüntüler. B atılı şehirlerdeki işçi sınıfı ailelerinde görülen uzlaşımsal işbölüm ü. Ama karşılıklı etkileşim de bulunan kurumlann top­ lumsal cinsiyet rejimleri. düşük statülü bazı yarım günlük işler sunar. I. K apitalist endüstri ve devlet tarafından kurulan em ek piyasası.E. ve bü yarı-zam anlı işlere giren insanların büyük bir bölümünün evli ka­ dınlar olm ası da yeterince tuhaftır. düşük ücretli. ve kadınlık da. diğer aile üyelerinin ba­ kım ını kadınca yerine getirme işini tanımlayan bir biçim de kurulur. etkilidir. Dünya Savaşı şırasında Avustralya'da zorunlu askere alınmaya karşı düzenlenen kampanyada kullanılan afiş ve “Kanlı Seçim ” adlı 184 . stratejilerin bir araya gelm esiyle üretilir: G evşek bir em ek p i­ yasasında işverenlerin kârlarını en üst düzeye çıkarmaya yönelik stratejileri ve çalışanların (Pahl’ın adlandırdığı biçim iyle) ev içi iş stratejileri. bir tek rastlantısal değildir. gerçekten de kategoriciliğin öhkabul olarak aldığı sıkıca bütünleşmiş sistem e sa­ hip olacaktık. özellikle de öbür kurumlar tarafından sunulan bağlamın önem i açıktı. Yapıların birbirine geçm esi. bir ek niteliğinde veya tamamlayıcıdır. pek seyrek olarak böylesine uyumludur. TOPLUMSAL CİNSİYET DÜZENİ Bu kurumlar analizinin çeşitli aşamalarında bağlamın. B azı açılardan bu ilişki. ilgili kurumlar arasında pratik bir bağdaşmayı yansıtır. bildik bir örnektir. Bu yüzden. Kadınların evlerindeki çok daha ağır ev işleri ise karılarının yalnızca yarım günlük iş bulabildiği gerekçesiyle k o­ calar tarafından onaylanmaktadır. çocuk bakımı v e ev işlerinin büyük bir kısm ını bir eş ve anne olan kadına bırakir. eksiksiz bir yapısal envanter derleyebilm ek için bir top­ lumsal cinsiyet rejimleri sıralamasının ötesine geçilm esi ve bu re­ jimler arasındaki ilişkilerin irdelenmesi gerekmektedir. Eğer bu tür bir uyuşma normal bir durum olsaydı. evli ka­ dınların ev içi yükümlülüklerinden ötürü yalnızca yarım günlük iş istedikleri ve bu onlar için “ikinci bir ücret” olduğundan yalnızca düşük ücrete ihtiyaç duydukları gerekçesiyle işverenler tarafından da onaylanmaktadır.

Ve nereye baksam gözümün önünde. ailenin duygusal ilişkileri ile savaş ha­ lindeki bir devletin talepleri arasındaki çatışma. Y eni S ağ’ı desteklem e yönünde ortaya çıkan bir seçm en grubu. karmaşık bir kurumsal aşınm a örüntüsü. Yoksulluğun kadınlaştırılması göz önüne alındığında. klasik “yönlendirme sorunu”. Örneğin ünlü bir afişte şunlar yazar: “Nükleer savaş durumunda yapmanız gereken.ünlü şiirden daha yalın bir örnek bilmiyorum. Bir adamı ölüme mahkûm ediyordum. çocuklarınıza veda Öpücüğü vermektir. Jürgen Haberm as’m diliyle. Savaş sonrasında yaşanan hızlı büyümenin yardımlar konusundaki muhafazakârlığı. asker ve polis örgütleri erkeklerin özel alanları 185 . Refah politikasında örtük bir şekilde bulunan yeniden dağıtım hedefi ile baskı mekaniz­ masında ve ideolojik denetimde örtük bir şekilde bulunan istikrarlaştırma hedefi arasında uzun süredir bir çelişki vardı. günümüzde nükleer silahlara karşı sürdürülmekte olan da dahil olmak üzere. Bir za­ manlar devlette içsel olan. geceleyin bir düş gördüm oğlum. yardim kesintileri kadınların ekonomik zararlarını artırmaktadır. Ah Tanrım! ölen adamın oluk oluk kanlan. aile ve em ek piyasası arasındaki İlişki açısından bir çelişki olarak ekonom ik durgunlukla dışsallaştınlmaktadır. 1 Dul karısı ağlıyordu gecenin sessizliğinde.” * Daha. Şiirin iki kıtası şöyle: Yüzün neden bu kadar beyaz. yardım kesintilerine. Burada dramatize edilen. pasifist kampanyalarda yaygın bir temadır. Anne7 Neden nefes nefese kaldın böyle? Ah. tam istihdam anlayışına dayandırı­ larak yardım ölçütlerinin kademeli bir şekilde büyümesiyle birlikte sım f v e toplumsal cinsiyet gerilimlerinin üstesinden gelm eyi ba­ şarmıştır. Ama devlet hiçbir zaman bütünüyle iyi kalpli olarak ka­ bul edilmemiştir. devlet. oysa gördüğümüz gibi. devletin refah politikası tersine döndüğünde görülür. em ek piyasasının denetim 'al­ tına alınmasına ve seçici dolaysız baskıya doğru ilerliyor. Yetim kalan o çocukların hıçkırıkları.

ele alınacak duygusal örüntüler çeşitlilik gösterir: Sözgelim i. Burada gördüğümüz daha genelleşm iş programlar. Bu. . erkeklere kıyasla ka­ dınlardan sağladığı büyük destekle 1975’telci seçim i kazanmıştı. gibi. eşcinsel olarak “ortaya çıkma/lcendini tanıtma”. B öylece top­ lumsal cinsiyet düzeninin kurulması açısından ikinci önem li aşamâya gelm iş bulunuyoruz. aile. ataerkil ailenin destelden-m esi yönünde Italyan ve İrlanda devletlerini kullanmaya yönelik V a­ tikan stratejilerine kadar çeşitlilik gösteren politik programlara ne­ den olmuştu. yürütülen politika çizgisin e taşımak üzere birinden edindiği de­ neyimleri bir başkasında kullanarak bir Örgütlenmeden diğerine ilerlemelcteydi. İstihdamda Fırsat Eşitliği kampanyaları. Başka bir düzeydeyse. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinde değişen y a ­ rar dengesi belki de. politika olgusudur. N e var ki cinsel politikanın basitçe oylara çevrilm esi mümkün değildir. Kurumlar arasındaki üçüncü bir bağlantı örüntüsü de. muhafazakâr partileri erkeklerden daha fazla destekle­ mişlerdi. herhangi bir kurum analizinin getirebileceği açıklamadan daha faz­ la: genelleşm iş çıkarlar oluştuğunu göstermektedir. Y eni Sağ retoriği kullanan ilk hükümetlerden bi­ ri olan Fraser hükümeti Avustralya’da. özellikle alevlendirilmelctedir. kurumlar arasındaki ilişki koşulları etrafında sürdürülen toplumsal mücadele. cinsel politikada asıl aktörler olan gruplaşmaların . S özgelim i. âdeta or­ tak bir strateji veya hareket alanı olarak kurumlan aynı çizgide bir araya getirir. Aleksandra K olontay’ın Sovyetler Birliğ i’ndeki devrimci devleti ataerkil ailenin sökülüp atılması yönün­ de kullanma çabasından tutun da. bütün bir ortamlar dizisinde gerçekleş­ tirilmek zorundadır: Örneğin. A B D ’de 1980 başkanlık seçim lerinde Reagan*ın^ kadınlara kıyasla erkekler arasında çok daha fazla destek sağladığını gösteren kamuoyu araştırması verilerinde açıkça görül­ mektedir. arkadaşlık ağları vb. | ^Sözünü ettiğim iz üç Örüntüde de ortak olan.olmaya devam ediyor. ana babanıza kendinizi tanıtışınız farklı olacaktır. W endy Clark’m gözlem lediği gibi. hatta Fraser hükümetini yerinden eden 1983 seçim lerinde bile ka­ dınlar. işyeri. Temel nokta. Ama sürecin mantığı yine de kurumlan birbirine bağlar. diğer bir deyişle. D evlet/aile bağlantısı.

“ikizler” faz- 187 . “Eril” ve “dişil” kategorileri. 1 9 8 0 lerin B ali’sinde. Bu oldukça soyut. eşcinsel pratiğin uzlaşımsal erkeklik tanımından dışlanmasıdır. ama söz konusu örnekler zaten yeterince tar­ tışıldı. öbür toplumsal kategorilerle belirli karşıtlıklar v e uzaklıklar kurulması ve et­ rafında kim lik v e eylem in örgütlenebileceği bir çıkarın kurulması anlamına gelir. N e var ki.. Toplumsal eylem deki an­ lamı. diziselliğin olumsuzlandığı ve kolektif bir pratiğin kabul gördüğü hamleler tarafından kurulurlar. Toplumsal bir kategorinin inşası. em zirme vb.J i] . B ölüm ’de öne sürülen argümanı anımsayacak olursak. yani diğer bir deyişle tarihteki eylemlerdir. Londra’da bu iki tarih arasında söz ko­ nusu olan önemli farklılıklardan biri de. Bu tür hamleler ise zorunlu olarak toplumsal süreçler. tam da “inşa edilme”nin ken-. belirli bir yer ve za­ manda Özel bir kültürel içerik barındırır. Bu ise toplumsal bir kategoriye belirli bir içerik verilm esi. dişi daha yakından tanımlandığında anlam kazanabilir. Ama bu grup­ laşmalardan “kadınlar” ve “erkekler” gibi kategoriler olarak söz et­ mek hâlâ tuhaf gelebilir. gibi) yalnızca sınırlı sayıda bir pratik kümesini (Sartre’ın kullandığı teknik terimle “di­ zileri") belirlediğini görürüz.be­ lirlenmiştir. ama bu sırada daha az dikkat çekilen nokta ise “heteroseksüeller” kategorisinin de eşzamanlı olarak yaratılmış olmasıdır. Bunların yeni düzenlenmiş lcutupsallığı ise yirminci yüzyılda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ana ekseni olmuştur. “Eşcinsellerin” top­ lumsal bir kategori olarak yaratılmasından birçok kez söz edildi. kadın ve erkeği barındıran biyolojik kategorilerin. Örneğin “erkekler” kategorisi. 1980’lerin Londra’sında ve 1680lerin Londra’sında aynı değildir. Örneğin. bir toplumsal çıkarın ku­ rulmasıyla tam olarak aynı şey değildir. toplum sal yaşam ve cinsel po­ litikanın kategorileri değildir.büyük ölçüde tarihsel olarak inşa edildiğidir. ka­ tılımcılarını bir paralel durumlar alanının sakinleri olarak ta­ nımlayan (çocuk yetiştirme. 4. oysa “erkekler” ve “kadınlar” ka­ tegorileri öyledir. yani heteroseksüel erkekler ve heteroseksüel kadınlar. Cinsel politikada grup olan aktörler. Heteroseksüellik yalnızca bir toplumsal cinsiyet karşıtlığı ile anlam kazandığı için bu aslında iki kategori gerektirir. ama ikinci çift çok daha zengindir ve ilkinden daha karmaşık bir biçimde . İlci çift birbiriyle örtüşür.

“erkekler” v e “kadınlar” ise gelir. C insel politikanın gruplaşmaları. Çıkar. ayn bir grup olarak harekete geçm elerinin politik açıdan imkânsız olduğunu yeterince açık bir biçim de gösteriyor. ama her ikisi de çok etkin bir politikanın temeli olabilirler. bu kadınların erkek akrabalarının soylarının çıkarlarına dahil eder. Öte yandan. Bu açıdan feminizm . iktidar v e şim di­ y e dek belgelenen benzer eşitsizlikler tarafından tanımlanmış. tanımlanması kolay değildir. David Lane v e Felicity O ’D e ll’in The Soviet Industrial Wü rker*ı (Sovyet Sanayi İşçisi). Birbirine ters düşen bu çıkar kümelerinin her ikisi de gerçektir. ortak am açlan ve stratejileri tanımlayan seferberlik süreçleri tarafından ifade edilirler. Ama yine de kadınların eşitsiz toplumsal v e ekonom ik konumları kolektif eylem açısından iyi bir itici güç sağ­ lamaktadır. Ama bu. . Am a çıkarlann ille de ifade edilmesi gerekmez. Örneğin. Evlilik ve akrabalık. postula oluşturarak saptanacak bir nokta değildir. Çıkarlar. ama bütün ikizlerin veya çoğunun paylaştığı herhangi bir çıkarın. Öte yandan Christine Delphy ise (B o­ urdieu’nün tersine) yönetici sınıf kadınlarının (konumlarını köylü ve işçi sınıfı kadınlarının konumuna benzeterek) kocalarının m es­ lekleri sayesinde sahip oldukları maddi çıkarı göz ardı etmektedir. Sovyetler B irliği’nde kadın işçilerin erkeklerin denetiminde olan Parti ve sendikalar dışında. birbirlerine ters düşebilen çok farklı temellerde ku­ rulabilirler.lasıyla bilinen bir kategoridir.Çıkarlar. B öylelikle Bourdieu. Cezayir Kabiliye toplumuna ilişkin açıklamasıyla betimlenir. Toplum te­ orisindeki eğilim bir çıkar temelini ön plana çıkarıp geri kalanlarını ikincil saymaktadır. birbiriyle çatışan çıkarlara sahip daha genel bir türün kolektifleridir. Belirli bir yer ve zamanda yükselen konumda olan çıkarı tanımlama bi188 . Er­ kekler topluluğunda ortaya çıkan seferberliği ise Pierre B ourdieu’nün toprak paylaşım ıyla olduğu kadar evlilik aracılığıyla da yarar sağlamaya yönelen soy ile beraber ele aldığı. bir aile için başka bir aile kar­ şısında yarar sağlanabileceği ve insanların bunu tam da kendi çıkarlarının asıl tanımı olarak görebileceği. kadınlar topluluğu temelinde bir seferberliktir. kolektif bazı pratiklerdeki yarar veya zarar olasılığıyla tanımlanır. eşitsizlik v e baskı olguları ta­ rafından çıkar olarak kurulur. gerçekte Kabiliye ka­ dınlarının çıkarlarını. kolektif pratikler içerir­ ler.

çim i. toplumsal cinsiyete dair toplumsal analizlerin can alıcı noktasıdır v e tüm konular arasında kavranması en güç olanıdır. ampirik bir sorundur. 5. kurumlar arasındaki ilişkilerin düzenlenm esiyle birlikte toplumsal cinsiyete dair makro bir po­ litikayla aynı anlama gelir. Bu. her ne kadar bütün noktalarda bağlantılı da olsa analitik açıdan farklıdır. S öz konusu bu makropolitikadaki tarihsel dinamik. cinsellik ve cinsel karakter tanımlan etrafında çıkarların ifade edilmesini ve politik güçlerin örgütlenmesini (bkz. 1^9 . yeni örüntülerde yeniden bi­ çimlenebilirler ve yeni örüntüler de belirli gruplann yaranna veya zaranna olacaktır. Bunu yapmak kolay değildir. şaşmaz biçim de örtük bir çıkan pratikte görünür hale getirmeve çabalamak üzeredir. etkin bir biçim de bu makro-politikadaki oyunun şim diki durumu olarak da tanımlanabilir. genel ka­ tegorilerin oluşumu ve çözülüşü. Çıkarlar m evcut eşitsizliklerce. Gerçekten de pek çok cinsel politika. B ölüm ’ün sonunda soyut olarak tanımlanan “toplumsal cinsiyet düzeni”. Bu bölümün başlannda değinilen devlet güçleri gibi toplumsal cin­ siyet ilişkileriyle bağlantılı olan kurumsal kaynaklar. çünkü cinsel konuların kamusal ifadesi. Ö yleyse. ve bunların ikisi aracılığıyla da toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki tarihsel olasılıklann tanımları ise özgül şartlara bağlıdır. Top­ lumsal cinsiyet ilişkileri tarihseldir. toplumsal cinsiyetin kültürel tanımlan (bkz. 11. tarihsel dönüşümlerde çıkarlar bu­ lunmaktadır. 12. Bu toplumun tamamını kapsayan çıkar çatışması. Barbara Ehrenreich’m The H ea rts o f M en'i. Bir sonraki bölümde bu konuya on hazırlık n i­ teliğinde atıfta bulunacağız. . Bölüm) içerir. (Er­ keklerin Yürekleri) savaş sonrası K uzey Amerikan toplumunda sa­ vaş sonrası cinsellik ve ailenin yeniden yapılmasında heteroseksüel erkeklerin sahip olduğu çıkarı tanımlamaya yönelik dikkate değer bir çabadır. 8. yalnızca dolaylı ve sansür edilm iş biçimlerdeki çıkarı yansıtır. Am a bir çıkar örüntüsünün saptanabileceği de açık­ tır. dolaysız biçim de tanımlanırlar ama daha uzun dönemde tanımlanmaları da mümkündür. Bunun süreçleri ise cinsellik ve cinsel karakter tanımlarında he­ gemonyanın yaratılması v e rekabetini (bkz. Bölüm ). Bölüm). "cinsel politika”nın olağan içeriği olan yüz yüze konulardan.

A m a bu görüş yine de. ftadmerlcek ikiliğinin niçin herhangi bir toplumsal cinsiyet düzeninin . Toplumsal pratiğin öteki alanları ile doğurma ve ana ba­ balık etme gibi düğüm niteliğindeki pratiklerin birbirine bağlan­ masına ilişkindir. toplumsal cinsiyet hâlâ genellikle toplum sal olarak üretilmiş bireysel karakter kapsamında görülür. son derece önem li toplumsal cinsiyet fenom enleri vardır. Dördüncü B ölüm ’de.önemli bir parçası olma eğilim inde olduğunun da aynı şekilde açık olması gerekmektedir. Özelliği olarak düşünmek çok önem li bir sıçramadır.oldukça geniş bir çeşitliliği tanır. ürem eye dayalı bölünmesi kapsamında veya bu bölünm eyle bağlantılı olarak örgütlenmiş pra­ tik anlamına gelir.190 190 . “Toplümsal çinsiyet”. Öteki pratiklerle top­ lumsal cinsiyet yapılı pratik arasında sınır çizerek toplumsal cin­ siyeti toplumsal düzeyde tanımlayan da bu bağlantıdır. yaşlı erkekler. söz konusu bağların ne kadar yaygın ve ne kadar sıkı olduğu ve toplumsal geometrilerinin ne ol. bir indirge­ meden çök pratik bir bağlantı söz konusuydu. Toplumsal cin­ siyetten kolektif olarak ve toplumsal pratiklerden de toplumsal cin­ siyet yapılı olarak söz edebileceğim iz daha kesin bir anlayışa ulaşılm ası faydalı olabilir. Bu durumda toplumsal cinsiyet. Toplumsal cinsiyet pratiği üç ya da yirmi toplumsal kategori kapsamında örgütle­ nebilir. Önerilen bu tanım. biyolojik farklılık tarafından belirlenm ediği ama onunla bağlantılı olduğu öne sürülmüştü. insanların eril ve dişil olarak. diğer bir deyişle. birey olarak in­ sanların bir özelliğidir. Aslında toplumumuz -g e n ç kızlar. g ib i. kurumlann ve tarihsel süreçlerin. tam da aykırı türde kanıtlar ve deneyimler Ölçüsünde gereksinilir. TOPLUMSAL CİNSİYETİN TANIMINA VE KURUMSALLAŞMASINA DAİR BİR NOT Sağduyuya dayalı anlayışta toplumsal cinsiyet. Tümüyle bireylerin özelliği olarak açıklanarriayacak ama yine de bireylere ait özelliklerin büyük bir bölümünü içeren. Bunun daha önemli bir toplumsal ikilik talep et­ m ediği de doğrudan doğruya açılt olmalıdır. lezbiyenler. bağlantı sağlayan bir kav­ ramdır. kocalar vb. Toplum sal cinsiyeti aynı zariıanda kolektivitelerin. B iyolojik belirlenim cilik terk edildiğinde bile.F. toplumsal cinsiyeti barındıran toplumsal ilişkilerin.

Burada belirtilen “süreç” katı bir biçimde toplumsaldır ve top­ lumsal cinsiyet. pratik çeşitlenen veya döngüsel olabilir. bu doğrultuda el yordamıyla yolunu bulmaya çalışıyordu ve “top­ lumsal cinsiyetli dil” tartışmaları da zaten burada mevcuttu. “toplumsal cinsiyet” sözcüğünü bir fiil olarak kullanabilseydik (toplumsal cinsiyetiyorum. diğer bir deyişle. B iyolojik sürecinkinden çok farklı bir temelde kendi ağırlığına ve tutarlılığına sahiptir. B ölüm ’de öne sürüldüğü gibi. pratik. Am a “bağlantı sağlayan kavram” bağlan­ tıların kurulmasına. toplum sal cinsiyetiyör­ sün. Sosyolojinin de “kurum” kavramında ya­ kalamaya çalıştığı şey.). toplum sallık içerisinde yer alan bir fenomendir. konuyu anlayışım ız açısından daha iyi olacaktı. toplumsal y e ­ niden üretimin gerçekleşmesi mantıksal bir zorunluluk değildir. “Toplumsal cinsiyetli öznellik” hakkında karmaşık bi­ çimde konuşan 1970’ler sonları Marksist-feminist literatür. G iddens’ın kurumlara biçtiği uzun ömre sahip değildir. toplumlar içerisinde “en fazla uzam-zaman yayılım ı”na veya “toplumsal yaşamın daha uzun ömürlü özellikleri”ne sahip pratikler biçim inde tanımlayarak buna uymaktadır. toplumsal yaşamın belirli bir biçimde örgütlenme sürecine ilişkindir. bizi so­ mutlaştırmalara yöneltir. 3. Süreldiliğini koruyan şey. Kurum anlayışı klasik bir şekilde görenek. pratiğin Örgütlenişi veya yapısıdır. Gayle Bubin’in “biyolojik/ toplumsal cinsiyet sistem i” kavramının tüm toplumlarda ayakta tu­ tulamayacak olm asının temel bir nedeni de budur.duğu sorusunu tümüyle tartışmaya açık bırakıyor. Ama önemlidir ve bunu üreten 191 . Bu kavrayışta' toplumsal cinsiyet bir nesne olmaktan çok bir süreçtir. D ilim iz. başlangıçtaki durumdan aynlabilir ya da onu yeniden üretebilir. Eğer. bunun açıkça anlaşılır kılınması ge­ rekir. özellikle de bu dilin genel kategorileri. anlıktır. yani pratiğin ardından gelen pratik üzerine etkileridir. işte bu ağırlık ve tutarlıktır. A m a pratik. (metaforu değiştirecek olursak) top­ lumsal manzaranın çok büyük bir yüzdesinin toplumsal cinsiyet ilişkilerince kaplandığı yer ve zamanlar ya da aynı ölçüde daha az olduğu yer v e zamanlar vardır. rutin ve yinelenm eyi belirtir. yalnızca olası bir ampirik sonuçtur. Bağlantıların da­ ha yaygın ve zorlayıcı olduğu.. Bu.. Anthony Giddens The Constitution o f S ociety (Toplumun Kuruluşu) adlı kitabında kurumlan. toplum sal cinsiyetiyor.

192 . Adrienne R ich ’in tarihaşırı bir gerçeklik olarak “lezbiyen kesintisizlik” kavramındaysa açık bir şekilde bulunur. Bu parçaları bir araya getirdiğimizde ise toplumsal cinsiyetin. yeniden üretim sistem ine bağlantılar ağının döngüsel pratikler ta­ rafından biçimlendirildiği Ölçüde kurumsallaştığını görürüz. Sonuçta ya­ pı. Bu. Bu bir iktidar yapısı anlayışını geçersiz kılmıyor. ‘D öngüsel5den. G iddens’da örtük bir şekilde. Anne Parsons’ın N apoli’de Oidipal olmayan bir “çekirdek kom pleks” üzerine çalışması. burada belirli bir erkeklik örüntüsü anne ile ilişki aracılığıyla toplumsal olarak yeniden üretilmektedir. pratiğin kesintisizliği anlayışına karşı bir seçenek bi­ çiminde tasarlanarak söz edilmiştir. yerel bir iktidar örüntüsünün daha küresel bir iktidar örüntüsüyle işlem ediği. yapının pratikteki bir aynılık sorunu olduğu düşüncesiyle. sözünü ettiğim iz bağlantılar ağında oluşturulan grupların çeşitlenen pratikten ziyade döngüsel pratiğe ilişkin k o­ şullarda kim i çıkarlara sahip olduğu ölçüde dengede tutulmaktadır. Örneğin ev içinde otoritenin kadınların elinde olduğu durumlara dikkat çek­ mişti. bir karşıtlıklar döngüsü içerebilir. ka­ dınlık örüntüsü ise babayla olan ilişki aracılığıyla yeniden üretilir. Top­ lum sal cinsiyet. Karşıtlıklar aynı zamanda kolektif düzeyde de bulunabilir. B ö­ lümün başlarında sunulan iktidar tartışması.döngüsel pratik de. D o ­ layısıyla “kurumsallaşma” süreci de döngüsel pratiği olası kılan koşulların yaratılmasıdır. özellikle açık bir örnektir. sadece her­ hangi bir yapının homojen olm ası gerektiği görüşünü ön plana çı­ karıyor. “kurum” ile anlatılmak istenen şeydir.

(1985) üzerine temellenmiş tir. Eisenstein (1985) ve Pringle (1979). s. Feminizm ve bürokrasi hakkında bkz. s. 167-73). Florida erotizmi üzerine alıntılar Morgan (1975). 1980 ABD seçimleri sonuçları Freidan (1982). Bullock (1962). Goot ve Reid (1975). İngiliz aileleri üzerine alıntılar Davies (1977). 1975 ve 1983 Avustralya federal seçimlerinin sonuçları Morgan Gallup Ka­ muoyu Araştırmaları. Wilson (1977) ve West (1978). Alıntılayan. 62 ve Burnett (1982). AİLE (s. temel olarak 1984 yılı boyunca Brixton’daki gözlem ve İzlenimlere dayanır. 94. 181-84). “Kanlı Seçim” metninin tamamı için bkz. 102 ve 499A. Ordudaki er­ keklikler arasındaki ilişki üzerine argüman ConnelFda (1985a) ge­ liştirilmişti. s. s. FI 3ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 193 . 173-81). 108. 165-67).N otlar KURUMLAR (s. Touraine (1981). s. 184-90). (s. s. Harrİs (1970). 210. SOKAK . TOPLUMSAL CİNSİYET DÜZENİ (s. 239. DEVLET (s. Hitler'in toplumsal bilinci hakkında bkz. Toplum bilimleri ana akımında toplumsal cinsiyet körlüğüne ilişkin sağlam eleştirileri için bkz. Bu bölüm. Okullardaki toplumsal cinsiyet rejimlerinin analizi Kessler vd. 72.

maden işçileri tarafından düzenlenen v e son za­ manların en şiddetli endüstri muhalefetlerinden biri olan ülke çapındaki bir grevi provoke etti. M a­ dencilik sektöründe yaşanan endüstriyel anlaşmazlıklar fazlasıyla bir cemaat m eselesi sayıldığından. . bu iddialar çok fazla tepki uyandırdı. madencilerin liderle­ riyle ve hem encecik maço bir üslup takımveren Ulusal Kömür Kom isyohu’yla sürdürülürken. m edya madencilerin karılarının greve nasıl karşı çıktıkları hakkında öyküler anlatmaya başladı. TARİHSELLİK VE "KÖKENLER” 1984 yılında İngiliz hükümetinin kömür ocaklarının kapatılmasını Öngören programı.ISfSf A.VII Tarihsel dinamikler -.. B azı madencilerin karıları grevi desteklediklerini ka- .Mücadele.

kadınların politik bir sesi sahiplenerek kamusal bir eylem e giriştiklerini. tam olarak gelişm em iş olsa da bir şeyin. “kökenler” sorunu üzerinde yoğunlaşır. insan pratiği ta­ rafından üretilen değişim e. Womeri A gain st P it C losures (Maden Ocaklarının Ka­ patılmasına Karşı Kadınlar) başlığını taşıyan ve kendi de­ neyimlerini yansıtan bir kitapçık hazırladı. bundan böyle madenci ka­ sabalarında hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına ilişkin güçlü bir anlayışı dile getiriyordu: Kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkiler kesin bir biçim de değişm ekteydi. mekanik veya dışsal olabilen. toplumsal cinsiyete ilişkin bir toplum bilim inin yaratılmasında temel unsurdur. Tabloya eklenen köken teorileri arasında şim diye kadar en etkili 195 . 2. Hareketi başlatanlar arasında yer alan Barnsley kasabasından bir grup. daha ilk ortaya çıkışında çoktan biçim lendiğini ve bunu izleyecek şeyin de zaten yerleşik (tanımlı) olan bir mahiyetin izahı olduğunu ifade eder. diğer şeylerin yanı sıra polisin. yani bir kuyrukluyıldız. Ama bun­ lar da. Ondokuzuncu yüzyıl tarzındaki en iyi ille formülleştirimleri. tek bir yüzyıldan daha eskilere dayanır. sürecin içinde yer alan insanlara iliş­ kindir. Am a aynı zamanda kadınlan dışlaması veya göz ardı etmesinden ötürü sendikayı da eleştiriyordu. Tarihsellik kavramı. B ölüm ’de belirtildiği gi­ bi.mtlamak amacıyla bir protesto yürüyüşü b ile. kadınlar arasında hem maden işçileri sendikasını hem de hükümeti şaşırtacak ölçüde bir dayanışma hareketine dönüşerek çok hızlı bir şekilde ulusal düzeye yayıldı. tam da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin tarihse iliğinin neye dair ol­ duğunu belirtmektedir. Hiçbir şeyin "bir daha asla aynı olam ayacağı”. Tarihsellik düşüncesi. bölgedeki kadınların madencilerin sınıf dayanışmasının parçası ol­ duklarıydı. Kitapçık. Kitapçığın ana teması. “K ö­ kenler” kavramı. şiddetine maruz kaldıklarını ve aralarından bazılaım ın tutuklandığını. olsa olsa tarihsellik kavramına göre arada bir yerdedir. yeni olasılıkların su yüzüne çıktığı ve eski Örüntülerin sayfadan silindiği anlayışı. bir yangın veya bir veba salgını gi­ bi insanların başına gelebilecek bir şey olan “toplumsal değişme” kavramından daha güçlüdür. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bir tarihinin olduğu düşüncesi. ve bu. düzenlediler.

olanı. Friedrich E ngels’in 18 8 4 ’te yayımlanan çalışm ası Ailenin. sınırlı bir ilk etnografya araştırmasıyla kazanılan Yunan ve Roma yazılı kaynaklarına dayanıyordu. birkaç istisnai örnek dışında sorgulamaksızın doğalm ışçasına kabul eder. M ısır hiyeroglifleri 1820’lerde çözül­ müştü ve E ngels’in kitabını yazdığı sıralarda gerçekleşen büyük kazılar. cinsiyete dayalı bir işbölümü kuruldu. 1920’lere gelindiğinde prehistorya. Tarih öncesine ilişkin ikincil literatür. Sümerler’de daha büyük bir uygarlığın bulunduğunu ana hatlanyla gösteriyordu. Bu ise bir cinsiyetler ortaklığını pekiştirdi. Am a o zamanlarda bile prehistoryaya dair mükemmel bir yapıt olarak görülmedi. Ö ncelikle. Günümüzde saha bulgularını geniş ölçüde tartışan ve sentezleyen. Sonraki on yıllık dönemde E ngels’in sınırlı kaynaklan. . (sadece en faz­ la görülm eye değer olanlarından söz ettim). Asur uygarlığı bir nesil önce ortaya çıkarılmıştı. E ngels’in yapıtı gibi (saha araştırmasma dayanmayan) spekülatif metinlerin modası iyice g eç­ mişti. prehistorya tarihçilerinin işlerini gerektiği gibi yapmamalarıdır. toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ilk tarihini ele alan kapsamlı bir li­ teratür yoktur. Hitit ve Etrüsk kültürlerinin varlığım gün ışığına çıkarmıştı. Arkeoloji. M inos. böcek ve benzeri yiyecekler toplamayı sürdürdüğü. yaşanan arkeolojik bilgi patlamasıyla birlikte iyiden iyiye etkisiz kaldı. E ngels’in yabanıl top­ lumsal yapıya ilişkin görüşü. E n gels’in temel başvuru kaynaklannın ilgi odağı olan Akdeniz bölgesinde. cinsiyete da­ yalı işbölümünü ve kadınların tabi kılınm asını. Ö zel M ülkiyetin ve D evletin K ökeni'dir. o dönemlerde masa başında yürü­ tülen bir araştırmanın oldukça iyi bir ürünüydü. Miken. Gordon Childe’m D aw n o f European C ivilization ’ına (Avrupa Uygarlığının Şafağı) benzer teknik açıdan aynntılı bölge sentezleri ortalıkta dolanıyordu. Şimdi ailenin ortaya çıkışın! tartışan iki ünlü prehistorya ta­ rihçisine kulak verelim: Avcılık erkeksi vasıflan özendirdiğinden bu etkinlik erkekler için özel bir uzmanlık alanı haline geldi ve kadmiann bitki. erkeklerin de iz sürme ve öldürme oyunu için gerekli becerileri geliştirdiği. Am a bu kitabın tartışmaların odağında kalmasının bir nedeni de. gelişkin saha araştırması yöntem leriyle gelişkin bir b i­ lim olmuştu.

yani Lionel T iger’a göre insan türünün “baskın örüntüsü”nde bulan ta­ mamen spekülatif bir evrim teorisi de buna eşlik eder. ayrıca ataerkilliğin kökenlerini paleolitik avcılıkta. bu tartışmanın kendisini başlatan içgorüden uzaklaştığını gözlem liyor ve şöyle diyor: “Aslında. ortodoks Marksistler için yasa niteliği taşıyan (ya da hemen hemen öyle olan) kurucuların metinleriyle birlikte. daha sonraki toplumlarda geçerli olan cinsiyete da­ yalı işbölümünün geriye doğru okunmasından başka bir şey değil. E ngels’in yapıtı. savaş alanının seçim i sorununu çok fazla dikkate almaksızın ataerkilliğin gerçek kökeni üzerine sürdürülüyordu. 197 . Bu örnek. ayrıca bu beyanları deşifre etm eye yönelebilecek tüm bulgulan dışlayan ger­ çekten tatmin edici argümanlardan biridir.Ne var ki. buna ilişkin hiçbir kanıt öne süriümemektedir. arkeoloji literatüründe pek fazla şey değişm edi. Böyleşirie muazzam bir anakronizmin. ka­ çınılm az şekilde. Marksizm kar­ şıtlan ise mücadelelerini alternatif bir tarih öncesi icat ederek sürdürme kolaylığına kaçmışlardır. Köken mitlerini görkemli bir şekilde'yıkarak anılmayı hak eden Christine Delphy. yaklaşık yirmi yıl öncesine ait. Tem el olarak sem bolik bir tartışmadır. çarpışma da. ama o zamandan beri. tarihsel bir soru ortaya atma maskesi altında. Kuşkusuz E n gels’i demode bir metnin yazarı olarak göremeyiz. En tuhaf sonuçlar ise ilkel bir anaerkilliğin var olup olmadığına. ka­ dınların yönettiği tarihöncesi bir dünyanın bulunup bulunmadığına ve şayet geçm işte böyle bir dünya varsa bunun erkekler tarafından nasıl yıkıldığına dair tamamen spekülatif bir tartışmanın ortaya çıkışıdır. Ataerkil ideolojiye gömülü olan modern tarih ya­ zıcılığının yardım ıyla doğru sorulardan bazılarını sormayı başaran demode bir metin bile iyi olarak yorumlanabilir. profesyonel bir tarihçinin kişisel sansüründen geçiş izni koparabilecek başka bir konu başlı­ ğının düşünülmesi oldukça güç. günümüzde kadınların ezilm esine dair Marksist açıklamaların dayandığı argümanın odağı olmuştur. aslında burada yapılan. yanı şim ­ diki zaman hakkında fikir beyan etme biçimidir olsa olsa. H om eros’un savaşçıları kah­ ramanlarının öldüğü her yerde cesetlerine sahip olmak için savaşır­ ken. tarihdışı bir soru öne sürülmüştür: Erkek üstünlüğüne y o l açan doğ a l nedenler nelerdir?” Toplumsal bir ilişki için hiçbir doğal nedene gerek olmadığından bu tartışma asla çözülem ez.

bu li­ teratüre katkıda bulunanlar arasında Kathleen Gough. toplumlara. kendisini kökenlere dair bilimsel araştırma olarak sunan m elez bir literatür bulunur. Reiter’m yaslandığı argümanlardan biri. bugüne dair kesin olarak or­ taya çıkarabildiği bir şey yoktur. R eiter’m “The Seareh for Origins” (Kökenleri Arayış) başlıklı makalesi. top­ lumsal cinsiyet ilişkilerini barındıran dünya tarihindeki büyük g e­ çişlerin bir taslağından oluşur —bence yeni ve önemli bir denem e bu. uzak geçm işe dair Önemli herhangi bir gerçeği ortaya çıkarmada ba­ şarısızdır ve kökenler argümanının da. Çağdaş araştırmalar ve etnografik çalışmaların. Tıpkı Just So S tories*deki (Ö ylesine Öyküler) hor­ tumu uzayan Yavru Fil gibi. Literatürün temelinde. tüm temel özelliklerinde. bir ideoloji mekanizması olaralc önemlidir. '198 . kim i analojiler aracılığıyla ilk insanın evriminde ne tür şeylerin olup bittıgini aydınlatması beklenmektedir. Am a bir teori temeli olarak daha az ilgi çekicidir. toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin kökenlerini^ bilmenin bugün bu hiyerarşinin nasıl ortadan kal­ dırılabileceği konusunda stratejik ipuçları vereceğine dair oldukça düzmece bir iddiayla örülüyor. Argüman. Hem tarihsel değişim i inkâr eder hem de tek bir değişim modeline. B elki de bu literatürün en ilginç örneği olan. köken literatürünün ta­ rihin hom ojenliğine ilişkin varsayımı. Rayna Reiter ve Maurice Godelier de yer alır. tercihen avcı-toplayıcılara ilişkin etnografik çalışmalarla sentezlem e girişim i yat­ maktadır. bugün de mamut avcıları arasında var olan şeklini k o­ ruduğunu. ıbirbiriyle bağdaştırılması tamamen im kânsız iki ârgümana sığınarak az Önce vurguladığımız noktayı açıkça göz önüne sermektedir. Analojik kanıtlar. bir kere sahip oldunuz mu bundan as­ la kurtulamazsınız. “erkeklik bağının”.Köken tartışmasının temel zayıflığı ise ister stratejik ister sem ­ bolik herhangi bir güce ' sahip olmak için B aşlangıçsan sonra hiçbir şeyin çok fazla değişmediğini varsaymak zorunda oluşundan kaynaklanır. B içim sel olarak ortaya koyacak olursak. Ama argümanın çerçevesi. Clare Burton’ın bu literatüre yönelik eleştirisi yerinde bir eleştiridir. arkeo­ lojinin verilerini primat ve maymunların davranışına ilişkin çağdaş araştırmalarla ve küçük 'ö lçek li. ataerkilliğin de M usa’nın dağdan indiği zamanki şekliyle aynı olduğunu varsayar. K öken5e İlişkin mit yazımının yanında.

Örneğin Stearns ün ki199 . A ynısı.A. Ayrıca her ikisi de benzer bir homojenlik önermesi üzerinde te­ mellenen uzlaşım sal “cinsiyet tarihi” ve daha yeni olan “cinsiyet rolleri” tarihini de reddetmemiz gerekir. Rattray Taylor’ın Sex in H isto ry'si (Tarihte Cinsellik) gibi bildik metinler. çünkü bu çeliş­ kiler tarihsel süreksizliklerin ortaya çıkmasına yol açmak zo­ rundadır. yani benim lcateksis yapısı adını verdiğim kategorilerin ve ılişkilerin tarihsel oluşumuyla olan bağlantısını gözden kaçırdığını öne sürüyor. v e 6. bu açıdan oldukça önem li örnekler oldukları söylenebilir. gibii Ama cin­ selliğin kendisi. B ölüm ’de öne sürülen yapıların altbölümlere ayrılması görüşüyle de bağdaşmaz. Eğer 3.. 5. tarihte bir sabit değerlidir. cinselliğin pratikle olan. “R ol” çerçevesi de. cin­ selliğin tarih içinde kavramsallaştınlm asına ilişirin bir ma­ kalesinde. homojen tarih v e biçimlendirici köken anlayışlarının kesinlikle göz ardı edilm esi gerekir. Peter Stearns’ün Be a M ani ve Elizabeth ile Joseph Pleck’in The American Man (Amerikan Erkeği) adlı kitaplarının. zira farklı ilişki mantıklarının kabul edilm esinin bir sonucu da bu mantıklar arasında açığa çıkan çelişkilerin kabul edilmesidir. bölümlerde bir araya getirilen argümanlar ve kanıtlar herhangi bir ağırlığa1sahipse. çalışma ko­ nularını. Ayrıca. Nc var ki bu. tarih kapsamında biçimlenmiş olarak ve aslında hiçbir şekilde değişiyor olarak görülemez. 5. Patricia Brança’nın W omen in Europe Since 1750 (1 7 5 0 ’den Bu Yana Avrupa’da Kadınlar).yani sabit bir mantığın doğal izahına olanak tanır. Toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki içsel çelişkilere dair herhangi bir anlayışla bağdaştırılması da zordur. 1 970’lerin sonlarında ortaya çıkan “cinsiyet rolleri” ta­ rihi için de geçerli.” R. Padgug. değişm eyen bir öz görüşünün. tem el teşkil eden bir özün çeşitlilik gösteren ifadeleri olarak kavrarlar. Tarih ise bu ifade biçimlerinin farklı koşullar al­ tında nasıl başkalaştığının öyküsüdür: Dinsel görüşlerin değişmesi. toplumsal yapıların pratik tarafından kurulduğu görüşüyle bağdaş­ mamaktadır. toplumsal ta­ nımlara yönelik bir ilgi olduğunu açıklar. Bu çizgide yer alan eş­ cinsellik tarihçisi Vern Bullough bunu kısa ama özlü bir şekilde şöyle ortaya koyuyor: “Kısacası. eşcinsellik her zaman bizim le bir­ likte olmuştur. daha ağır v ey a daha hafif sansür uygulanması vb.

E şcinsellik tarihsel olarak özel bir şeydir v e eşcinsel davranış ile eşcinsel kim lik arasında bir ayrım yaptığımızda eşcinselliğin toplumsal olarak Örgütlendiği gerçeği açıklık kazanır. tarihsel bir açıklama gerektirme açısından az rastlanır bir örnektir. C insiyet rolü tarihi için de ta­ mamen aynısı geçerlidir. Jeffrey W eeks Corning O ut adlı kitabında erkek eşcinselliğinin Batı A v ­ rupa’da kendine özgü modern anlamını ve toplumsal örgütlenme biçimini ondokuzuncu yüzyılın sonlarına değin kazanamadığını Öne sürüyor. kadınların tarihi artı erkeklerin tarihiyaslanır ve kendilerini öncelikle ikilik karşısındaki tutum ve bek­ lentilerde var olan değişikliklerin haritasını çıkarmaya adarlar. Eşcinsel davranışın bütün er­ keklerin şehvetli doğasında potansiyel olarak mevcut olduğuna 200 \ . değişm ez bir cinsiyet ikiliğine -y a n i. yüzyılın sonuna gelindiğinde İngiltere’de yasal yaptırımlara tabi tutuluyordu. A ynı za­ manda yeni yasal yasEiklamalar da söz konusuydu. Bu tür tıbbi ve hukuki söylem ler. eşcinsel top­ lulukların belirgin bir şekilde ortaya çıktığı onaltıncı ve onyedinci yüzyıllarda. toplumsal Öncesi bir cinsiyet ikiliğine dayanır. Aslında eksik yapıyı tutum v e etkileşim analizlerine ekleyen. Bullough’nunki gibi çalışmaların yerini alan yeni eşcinsellik ta­ rihi yaklaşımında toplumsal cinsiyetin tarihselliğinin çok daha kap­ samlı kavrandığını görürüz. Erkek eşcinsel davranışının tümü. Alan Bray H om osexuaîity in R enaissance'ta (R önesans’ta Eşcinsellik). yeni tıbbi sınıflandırmaların bulunmasına. otomatik olarak. katılımcıların kesin bir toplumsal tanıma sahip ol­ madıklarını gösteriyor. Bolüm*deki analizin de açıkça gösterdiği gibi “cin ­ siyet rolü” teorisi. eşcinselliğin 1870’te Alman psikiyatrisi W estphal ta­ rafından bir pataloji olarak tanımlanmasına tanık olmuştu.tabı “toplumsal bir inşa olarak erkek olm a” üzerine bir m akaleyle başlar. A m a 3. K im i eşcinsel davranış biçimleri evrensel olabilir El­ ma bu durum. özel bir kişi tipi olarak eş­ cinsele dair yeni bir anlayışın altını çizdi. Sözünü ettiğim iz bu metinler. A slında “kamusal olarak yaftalanmış eşcinseller”. Bu yüzden bu insanlara sistematik olarak zulmedilmemiştir. yalnızca düşünsel açıdan toplumsaldır. ama yine de zaman zaman fırsat düştükçe şiddetli baskılara maruz kalmışlardır. Sözü edilen bu dönem. kendi kendini tanımlamış veya ka­ musal olarak yaftalanmış “eşcinsellerin” var olmasını gerektirmez.

“eş­ cin sel” de yeni bir yetişkin erkek tipinin modern tanımını yansıtır. onsekizincj yüzyıl başlarında Londra’nın “randevuevleriyie” bağlantılı bir çevrede bir grup olarak tanımlanmaya başladığında. Eşcinsel tercihlere sahip erkekler. değişm ekte olan bir toplumsal yapının tarihi içinde top­ lum sal m ücadele süreçleri tarafından inşa edilm iş olduğuna dair daha radikal bir görüşe ulaşırlar. Foucault C inselliğin Tarihi*nde. kadınlık ve erkekliğin belirli toplumsal kavranışlarıyla ve toplumsal cinsiyetin toplumsal olarak yeniden örgütlenişiyle ilişkilendirme ihtiyacı doğdu. B öylece. tersine çevrilmiş olarak sınıflanan ve en azından. denetleme stra­ tejilerinin nesnesi olan temel olgular gerçekliğine hiçbir açıklama getirmez. ken­ disini çoğunlukla “bir erkeğin bedeninde kadın ruhu”na sahip olarak gören erkektir. cinsel ideolojinin v e toplumsal cinsiyet kimliklerinin toplumsal olarak inşa edildiğinden fazlasıyla emindir. hem eşcinselliğe dair tıbbi söylem in doğuşunu hem de eşcinsellerin kendilerini bu söylem le örtüşecek biçim de kav­ ramalarını. Am a iktidar aygıtlarına -meslekler v e devlet.veya daha doğrusu evrende düzensizliğe yönelik bir potansiyel ol­ duğuna inanılıyordu. Burada Jacques D onzelot ve M ichel Foucault’nun çalışma­ larıyla kimi bağlantılar bulunur. eşcinsel kurtuluş hareketinde stratejik 201 . Eşcinsel. Bu teorik sorun. büyük Ölçüde efem inelik ve bugün transvestıtlik olarak bilinen şeyle karakterize ediliyorlardı. Nasıl “ev kadını”. yaşamda m otive edici bir güç olarak cin sellik üzerindeki vurgunun yalnızca m odernliğe dair bir yenilik olm adığını. herkesin tek bir cinsiyetin üyesi olarak kesin ve değiştirilem ez bir kim liğe sahip olm ası gerektiği yönün­ deki talep. kesin olarak “değiştirme” kavramının ötesine geçerek cinsellik v e toplumsal cinsiyet kim­ liğinin. Transseksüel Herculine Barbİn hakkında kaleme aldığı ma­ kalesinde gözlem lediği gibi. Foucault. tarihsel olarak yenidir. “fahişe” ve “ço ­ cuk”. aynı zamanda bir toplumsal denetlem e sürecinin parçası olduğunu güçlü bir şekilde öne sürmektedir.ve bunların üretti­ ği bilgi biçimlerine ilişkin bu çalışmanın odağı. Eşcinsellik tarihindeki bu gelişm eler. belirli bir dönemin toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında anlaşılması gereken tarihsel açıdan ö zel toplumsal tiplerse.

B ölüm ’de tartışaca­ ğız. Bu paradoksun kökleri. R esistance an d RevolutiorCda (Kadınlar. Sheila Rowbotham’ın H idden from H isîory (Tarihten Saldanan) ve Women. tamamen soyut bir kavram değildir. . bazı özellikleri artık belirgin olan somut bir tarihi ifade eder. Gerçek toplumsal mücadeleler. Juliet M itchell’ın vurguladığı gibi farklı ilişki ya­ pıları farklı ritimlerde gelişebilir v e birbirleriyle çelişebilir. iktidann gerçekliğini kadını ezeli kurban olarak sunmalcsızın kabul eder. Bu tür bir yaklaşım. v e ezmenin gerçekliğini inkâr et­ meksizin ezilenin bü ezilm ede fail olduğu görüşünde diretir. güçlü olanın. söylem v e düzenleme teorilerinde sıkça görüldüğü gibi. direnme stra­ tejileriyle karşılaşır ama her seferinde farklı sonuçlar ortaya çıkar. D olayısıyla bu bölümün başlannda tanımlanan toplum sal cin­ siyetin tarihseliiği. Kuşkusuz bu tarih ho­ mojen değildir. toplumsal ilişkiler ve. Tarihsellik düşüncesi. Bu nedenle. Feminist tarih içinse teori düzeyinde düzeltilmesi mümkündür. D i­ reniş ve Devrim ) öncülüğünü yaptığı yaklaşım. özel or­ tamlarda oluşurlar ve olayların art arda dizilişinde belirli bir yere sahip olurlar. D eğişim . bu kim liği vurgulayan. ya da daha genel ifade edecek olursak “düzenleme”nin bir sonucu olarak görüldüğünde. pratiğe ve yapısal dönü­ 202 - . Ama eşcinsel kim ­ liğin yapıbozumu. buna karşılık tüm pratikler. önceden kestirilebilir ya da standart so­ nuçlara sahip olmazlar. kar­ şıt görüşlülerin elini kolunu bağlamak. Sorunun pratik yönünü 10. A m a ezilenin pratiğine merkezi bir yer verir. eşcinsel gururu ilan eden bir seferberlik tarafından kazanılmış olan politik iktidarın da par­ çalarına ayrılması anlamına gelir. özellikle de iktidar yapılan üzerinde yoğunlaşır.bir M e m e dönüşmüştür. insan eylem liliğiyle üretilir. onları tetkik etm ek ve yaf­ talamak amacıyla kullandığı söylem ler ve stratejilerin bir sonucu. hatta bazen de kendilerini açığa çıkaran ko­ şulları değiştirebilirler. buna verilecek mantıksal karşılık da düzenlemeyi bozm a veya yapıbozum olacaktır. Çalışma konusu ise toplumsal i1iskilerin yapısı ile cinsel ve politik yaşam da dahil olm ak üzere bu ilişkiler içinde kurulan yaşam biçimidir. eşcinsel kurtuluş ha­ reketinin sağladığı teorik ilerlemeler. İktidarın kullanımlan. D iğer bir deyişle. toplumsal sürecin dengesiz bir biçimde kavramşında yatmaktadır. eşcinsel kurtuluşunun sona ermesini gerektiriyor gibidir. Eşcinsel olarak kimlik. Örneğin.

dayandığı argümanı somut tarihsel sorunları ortaya koyacak ölçüde ilerlet­ mesinden ötürü önemlidir. belirli bir yönde hemen hemen sabit olan yön değiştirme dönemleri ve be­ lirli bir güçler dengesinin dengede tutulduğu dönemler vardır. j|üdü ve kapasite tiplerinin tarihini gerektirir. üretildikleri toplumsal cin­ siyet ilişkilerini belirten herhangi bir ize rastlanmamıştır. Tarih. Bu projelerin anlamlı kılınması ise grupların ve kategorilerin oluşumunun v e cinsel politikada düzen­ lenen kişilik. Bu açıdan* aşağıdaki alt başlık kapsamında çizilecek tablo bir tarihin taslağı olarak bile görülemez. Bunun hemen ardından. hiçbir su­ rette önceden belirlenmiş bir mantığın pürüzsüz açınlanışı olmadığı açıktır. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin tarihsel dinamiğine ilişkin araştırma henüz başlangıç aşamalarındadır ama şeklinin.şüme ilişkin uzun dönemli bir tarihsel dinamik söz konusudur. sosyobiyologlar ve birçok feministin de benzer biçimde 203 . Arke­ ologlar. ama bu nesnelerde. kökenler tartışma­ sından bağlantısız olarak derinden derine bir çıkar 'meselesidir. TARİHİN SEYRİ Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ilk gelişim i. Yukarı Paleolitik Çağ öncesine ait olup da herhangi bir ağırlık taşıyan hiçbir kanıt yoktur ve bundan sonra da olacakmış gibi görünmüyor. toplum sal cinsiyet ilişkilerini barındıran yapıya bir nebze ye­ terli açıklama getirebilecek ölçüde arkeolojik bulgu toplandığında başlar ancak. N e var ki. ardında el aletleri. Ama en azından. B. As­ lında bir kökenin tanımlanıp tanımlanmaması çok da önemli değil. Bu tarihin somut odağı ise (çalışm a konusunun ve kapsamının soyut tanımından farklı olarak) belirli bir yer ve zamana ait top­ lumsal cinsiyet'düzeninin kom pozisyonu v e bu kompozisyonu oluşturan kolektif projelerdir. toplumsal cin­ siyet dinamiği hakkında dünya tarihi kapsamında yanıtlanması ge­ reken sorulardan bazılarını belirtm eye yönelik bir girişimle tar­ tışmamızı sürdüreceğiz. kemik kalıntıları ve ocaklar gibi mal­ zem e bırakmıştır. İnsanın alet yapma ve gıda üretiminin ilk aşamaları. Pratiğe ilişkin koşulların hızla değiştiği geçiş anlan.

Yaklaşık 10. Yukarı Paleolitik Ç ağ’la birlikte resim. Sözgelim i Doğu Ispanya’da. kadınların ritüel ik­ tidarıyla bazı bağlantıları olduğunu işaret ediyor. bit­ kilerin ve hayvanların evcilleştirilm esi ile giysi ve çöm lekçiliğin bulunması üzerinde temellenen N eolitik köy toplumunda anaerkil ya da en azından eşitlikçi bir aşamanın varlığım saptıyor.Güneybatı A sya’da ilk tarım toplumlarmın gelişm esiyle birlikte kanıtlar da giderek zenginleşir. sözünü ettiğimiz türden tekil örnekler. ovalık bir alanı kaplayan. en azından birer s işaret niteliğindedirler. Kısacası bu basit bir tahmin olmaktan öteye geçememektedir. D olni V estonice ’de mamut avcılarının yaşamış olduğu bölgede or­ taya çıkarılan bir mezar ve başka nesneler de.M ezopotam ya ve Mısır uygarlıklarından çok önce ortaya çıkan Erjha kenti (Filistin). Öyle görünüyor ki. cinsiyete dayalı bir işbölümünün varlığına dikkat çekiyor. cinsel or­ ganların ve göğüslerin saptanabildiği ve kadınlarla erkeklerin fark­ lı av sahnelerinde görüldüğü kimi kaya resimleri. Kentler veya göçebe topluluklarla. Eriha’da savaş. N e var ki. Ç ekoslovakya’daki. çöm lekçilikten daha önce gelmektedir. alet yapan ve avlanmaya giden erkekler ile top-layıcılık yapan ya da evd e kalan kadınlar arasında cinsiyete dayalı keskin bir işbölümü olduğuna ilişkin uzlaşım sal varsayıma dair hiçbir sağlam kanıt yoktur. savaş ve krallıkla bağlantılı ataerkil bir aşama ise epeyce uzun bir zaman aralığında bunu izler. Am a bu ka­ nıtlar.000 yıl önce -M ezopotam ya civarındaki kara par­ çasında. Am a sa204 . tarım ve hayvan yetiştiriciliğinin geliştirildiği döneme yakındır. Bu tür parçaların tarihsel bir argümanla birleştirilmesi çok fazla çalışm a gerektirecektir. Şayet kent surları savaşın bir em aresiyse. savaş-sonrası kazıların sonuçları.i-} I öne sürdüğü. kem ik oymaları ve ölü göm m e biçim ine dair kim i kanıtlar toplanabilmiştir. Bunun öyküde tam da bir yeniden inşa aşaması olduğunu gösterebilm ek için bu Örneklerden söz ettim. Anadolu’daki Çatalhöyük ve orta Fırat’tâki A b ı| Hureyra gibi yer­ leşim birimleri bile. Toplumsal cinsiyet tarihine ilişkin kim i spekülasyonlar. bu tasarının “tarım devrim i” ile “kent devrimi” arasında çizdiği eski kesin ayrımı yerle bir etmiştir. toplumsal gerçekliğin yansıtılması açısından ancak Playb o y ’un tek bir sayfası kadar muğlak olsalar da. tümüyle yanıltıcı olabilir.

vaşın erkeklerin tekelinde bulunup bulunmadığına dair hiçbir kanıt
yoktur.
Bununla beraber, bu çağa ilişkin iki sonuç kesin gibi görünüyor,
ilki, toplumsal cinsiyetin kültürel işlenm esinin başlamış olması.
Sözgelim i Çatalhöyük’te kadınların mezarlarında erkelderinkine
kıyasla daha sık takı bulunuyor v e alet tiplerinde ve giysi özellik­
lerinde bazı farklılıklar göze çarpıyor. Ritüel ve dinde, kadınlara ve
erkeklere bazı açılardan farklı davranılıyor. İkincisi ise toplumsal
ürünlere erişim bakımından belirgin bir cinsel işbölümünün bu­
lunmayışı. Yapılan araştırmalar, kadınların mezarları ve ritüel nes­
nelerinin, erkeklerinkinden daha kısır olduğunu göstermiyor.
O lum suz bir perspektiften kaynaklanan argümanın zayıflığı dile
düşmüştür, ama bu argüman elinden geldiğince, ilk yerleşim bi­
rimlerinde toplumsal cinsiyet farklılıklarını gösteren kültürel işaretlerin kadınların ekonomik tabi kılınm asını gerektirmediğini
öne sürer. Ç.atalhöyük’ü ortaya çıkaran James Mellaart, fazla ileri
gitm eksizin “kadınların konumunun açıkça önem li” olduğunu be­
lirtir.
Yaklaşık 5000 yıl önce Süm erler’de yazının icat edilm esiyle
birlikte, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin tarihi de yeni bir ayrıntı ve
önem kazanır, böylelikle kateksıs yapısına ilişkin bir tarih de
mümkün hale gelir. Günümüze dek varlığını korumayı başaran ka­
yıtlar, duygu örüntüleri gösteren mitleri, işbölümü ve ev içi
düzenlemelerinin varlığını kanıtlayan ticari ve hukuki belgeleri ve
iktidar örgütlenmesine ışık tutan devlet arşivlerini içerir. Bunlardan
bazılan insanı hayrete düşürecek denli tanıdıktır. Geçmişten
günümüze kalan ilk edebiyat örnekleri arasında kıskançlık Öykü­
leri, babalık davalan, pastoral aşk ve sadakat şiirleri bulunmak­
tadır. A m a bunlar tanıdık temalar olmalarına rağmen yine de. bize
oldukça yabancıdır. İlk destanlar, G ılgam ış yazıtlarından tutun da
İlya d a *ya kadar, bizim destanlarımızdan çok farklı duygu yapılan
gösterir. M ısır’ın hanedan tarihinin önemli bir kısmı, Freud’ün du­
dağını uçuklatacak denli, planlanmış bir ensest etrafında döner.
Toplumsal cinsiyet tarihini, geçm işe yönelik bir okuma olarak de­
ğil, tam anlamıyla bir tarih olarak ele alma ihtiyacını bundan daha
belirgin kılan başka hiçbir örnek yoktur. Yeniden inşa edilen
örüntüler, bilinmedik olma eğilim i taşır, ama kimbilir belki de
205

m

m

. ■■=£.*

şaşırtıcı ölçüde yabancıdırlar.
,
Sözgelim i yazının kendisi, bu konuda yalnızca bir kanıt kay­
nağı olmakla kalmıyor, aynı zamanda önemli bir toplumsal teknik
olm ayı da sürdürüyor; öyle ki, tüm bölgeleri bir kent kültürünün
yerleşim birimlerine bağlayan, merkezi devletler ve ticari ağlarla
sıkı sıkıya bağlantılı bir tekniktir yazı. Muhtemelen 5000 yıl Önce
Güneybatı A sya’da ve D oğu A kdeniz’d e ,,3000 yıl önce Hindistan
ve Çin’de, 1500 yıl önce de Orta Amerika’da yıkıcı savaşların v e ­
ya kıtlıkların iktidarının ötesinde yeni bir toplumsal düzen iyiden iyiye kök salmıştı. Bu düzen, din ve iktidarla olduğu kadar h iz­
metler ve malların mübadelesi aracılığıyla bütünleştirilen çok
büyük insan nüfuslarıyla birlikte kentleri tarım bölgelerine bağla1yan devlet yapılarınca karakterize ediliyordu. Bu yeni toplumsal
düzenin tarihi, o zamanlardan endüstriyel kapitalizmin bulunma­
sına dek süreklilik taşıdı.
Toplumsal dinamiklere atıfta bulundukları ölçüde tarihçilerin
bu geçişe getirdikleri açıklamalar, Gordon Childe’ın “kent devrimi”ni özgün bir şekilde betim lem esini sağlayan sınıf konuları
üzerinde yoğunlaşıyordu. Şimdi toplumsal cinsiyet dinamiği so ­
rununu, bu geçişin kadınların statüsü üzerindeki etkilerine ilişkin
geleneksel sorudan daha temel bir düzeyde ortaya koyabiliriz. Eğer
6. BÖlüm’de öne sürdüğümüz argüman genel olarak doğruysa, b iz­
zat devletin yaratılması, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, Özellikle
de toplumsal cinsiyetin iktidar yapısının yeniden örgütlenişi an­
lamına gelir. Cinsiyete dayalı işbölümü, kent nüfuslarını mümkün
lalan ürün ve hizmet fazlasını üreten üretim süreçlerinde içerilir.
Dolayısıyla, bu ürün ve hizm et fazlasının, cinsel politika kap­
samında ve toplumsal cinsiyet çizgilerinde ne ölçüde sahiplenildiği
ve işçilerin giderek artan uzmanlaşmasının ne ölçüde toplumsal
cinsiyet damgası taşıdığı hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir.
D eğişen nüfus yoğunluklarının, kent nüfuslarının sahip olduğu olanakların ve demografik yapılarının kateksis yapısındaki değişik­
liklerle, eş zamanlı olma olasılığı hayli yüksek görünüyor.
Devletin kurulması ise bu konuların özellik le ilginç v e önem li
bir boyutunu oluşturur. D evletin kurulmasının en önem li özellik­
lerinden biri de, orduların icat edilm esiydi. Yazılı ve görsel k a­
yıtların açıklayabildiği kadarıyla Sümer, M ısır ve bunlann ardılı o' 206

lan uygarlıkların orduları tamamen (ya da hemen hemen) er­
keklerden oluşuyordu. Davıd Fernbach bu konuda, ‘‘şiddet Öğesi içindeki erkeksi uzm anlaşm anın hem bir sınıf ve ataerkil iktidar a- ■
racı olarak devletin gelişim i hem de erkekliğin tarihi açısından
açıklayıcı olduğunu öne sürüyor. Bu nokta gerçekten önemli, ama
konuyu biraz abartıyor. Ö ncelikle, eski ordular küçüktü, bu yüzden,
Örgütlenmiş şiddetin yalnızca bir erkek azınlığının karakterini be­
lirleyebilm iş olma olasılığı hayli yüksek. Ayrıca bu koşullar, al­
tında, şiddet mekanizmasının erkeklerden oluşan elemanlarının, he­
men kadınların yaşamın Öbür alanlarında tabi kılınmasını belirle­
yebilm iş olm ası da gerçekten çok güç. Ayrıca hem Sümerlerde
hem de M ısır’da kadınların prestij ve otoriteye sahip olduklarına
dair birçok kanıt da mevcut. Sözgelim i, Sümer mitinde etkin ve
güçlü tanrıçalar varken, özellikle Tanrıça îştar etrafında Örülen ef­
sane çevrim i düşünüldüğünde, kadınlar müllc edinebiliyor, ticarete
atılabiliyor vb. etkinliklerde bulunabiliyorlardı. M ısır’da da hemen
hemen aynı durum söz konusudur, M ısır’ın askeri iktidarı zirveye
ulaştığında kadınların prestiji de İmparatorluk döneminde yüksel­
me devrini yaşıyordu.
Yine de şiddet araçlarının kadınlar yerine bazı erkekler ta­
rafından denetlenm esi, tem el bir olgu olm ayı sürdürüyor. Tabii ki
yüce siyasi otoritenin erkelderin veya erkekler grubunun elinde y o ­
ğunlaşması da öyle. Buradaki içerim, ilk devletlerin erkekliklerin
farklılaş tırılın ası aracı ve bu erkeklikler, arasındaki bir mücadele alanmı teşkil ettikleridir, Mısır İmparatorluğu’nun doruk noktasına
ulaştığı dönem de Amon rahipleri ile reformcu Firavun Aldı-en-Aton arasında yaşanan çatışma, çarpıcı bir örnektir. Bu mücade­
lelerin tarafları yine de sınırlıydı çünkü kadınların yüce iktidardan
dışlanmaları, onların yaşamın öbür alanlarında da tamamen tabi
kılınmaları anlamına gelmiyordu.
Günümüze dek kalmayı başaran dünyanın ilk edebiyat başyapıtı
Sümer-Akad Gılgam ış D estanı’nda gözlenen duygu yapısında bu­
nun bir tür onaylanması barınıyor gibi. Öykü, Uruk Kralı Gılgamış
ile vahşilerin kahramanı Enkidu arasındaki çatışma ve duygusal
bağ üzerinde yoğunlaşır; iki erkek birbirinin ayna imgesine
dönüşür. Destandaki cinsellik duygusal ilişkiden çok bir ritüel içerir gibidir. En güçlü duygular ve kişisel bağlılıklar cinsiyetten
207

çok savaşla ve hükümdarlıkla ilişkilidir.
Bu kanıt kırıntıları, toplumlann erkekler tarafından yönetil­
diğini ama genellikle bugün anladığımız anlamda “ataerkil” o l­
madıklarını gösterir. Bu demektir ki duygusal ilişki, üretim ve
tüketim örüntüleri, devlet içinde gelişm iş olan toplumsal cinsiyete
ilişkin tabi kılınma ve dışlanma ilişkileriyle sıkı sıkıya bütünleşmemiştir. Kültür büsbütün “toplumsal cinsiyet tem elli” değildir.
Eğer bu doğruysa, Batı Asya ve A kdeniz’de tarıma/ticarete dayalı
uygarlığın müteakip tarihi, ataerkilliğin klasik Yunan v e Roma İm­
paratorluğu’ndan aşina olduğumuz (örneğin kadınların Atina’da
kamusal alandan dışlanması gibi) ölçüde giderek derinleşen bi­
çimde kurumsallaşmasını gerektirir. Am a burada, toplumsal cin­
siyet ilişkilerinde teknoloji, demografi veya sınıf ilişkilerindeki
köklü değişikliklerle kesinlikle örtüşmeyen büyük bir geçiş söz ko­
kmuşudur............................................................
Bununla beraber, olayların art arda gelişen tek bir dizi olarak
görülmemesi, iki nedenden ötürü önemlidir. S öz konusu ne­
denlerden biri, içerdikleri toplumsal cinsiyet düzenleri de dahil o l­
mak üzere kent uygarlıklarının çeşitlilik göstermesidir. Hegem onik
erkekliğin militarizm ve şiddet ile olan bağlantısının Akdeniz
dünyası ve Avrupa’da izlem iş olduğu gelişim , Çin’dekınden fark­
lıym ış ya da en azından aym ölçüde değilm iş gibi görünüyor. Konfüçyüs kültüründe askerler çok daha az prestije sahipken, âlimler
ve yöneticiler daha fazla prestij sahibiydi. Tarıma/ticarete dayalı
toplumda üretilen toplumsal artıdeğerin, yeni seçenekleri, top­
lumsal yapının çeşitliliği açısından daha fazla potansiyel içermesini olanaklı kılm ış olması olası görünüyor. Kendilerini
kısıtlayan hiçbir küresel dinamik bulunmadığından sonucun, kent
kültürünün büyük dünya kentlerinde çeşitlilik gösteren toplumsal
cinsiyet tarihlerinin ortaya çıkması yönünde olm ası da güçlü bir
olasılıktı.
Öbür nedert ise şudur: Tarıma/ticarete dayalı toplum, egem en­
liğinin beş bin yıllık döneminde, bırakın yerleşik dünyanın tümünü
kaplamayı büyük bir bölümünde bile hüküm sürmedi. Yoğunluk­
ları nedeniyle kent kültürleri muhtemelen insan nüfusunun çoğun­
luğunu içeriyordu ama geri kalan bölgeler yerleşim birimlerinin
farklı temellerde örgütlendiği geniş toprak parçalarından ibaretti.
208

I

Daha düşük yoğunluklu ekonomiler ise kırsal (Orta Asya), avcıtoplayıcı (Kuzey Amerika’nın kuzeyi, A m azon, Avustralya)’ kent­
sel olmamakla beraber tarımsal (M issisşippi-B üyük Göller, Batı
Afrika) v e daha birçok sonsuz kom binasyondan oluşuyordu. Bu
toplumlari (“kökenler” literatürünün büyük bir kısmında yapıl-dığı
gibi) hayatta kalmaya çalışan ilkel topluluklar olarak, statik veya
insanın gerçek öyküsünün kıyısındaki oluşum lar olarak görmek af­
fedilem ez bir tarihsel hata olacaktır. B asil D avidson’m A f rica in
H isto ry’si (Tarihte Afrika) gibi sentez niteliğindeki çalışmalar,
büyük imparatorlukların sınırlan dışındaki toplumlann tarihinin ne
denli hareketli ve karmaşık olduğunu çarpıcı bir biçim de gösterir.
B öyleşi bir durumlar alanının toplum sal cinsiyet düzenlerinde
olup bitenleri tam olarak anlayabilmek güçtür, bu yüzden yalnızca
birkaç öneride bulunmakla yetineceğim . Bu konuda en fazla umutlandıncı kaynaklar, yazılı kültürlerde barınan seyyahlann bu
toplumlara ilişkin yazılı betimlemeleridir. Sınırlarda yaşayan bar­
barları anlatan Roma ve Çin betimleri, neyin esas tehlike olarak al­
gılandığının, yani disiplinsiz savaşçıların abartılı erkekliğinin altını
çizmektedir ki bu anlaşılabilir bir şeydir. Toplumsal cinsiyet ilişkileri hakkında bu tür kaynaklardan edinilen açıklamalar, sis­
tematik olarak taraflı olma eğilimindedir; öyleyse gerçeklik çok
farklı olabilir. G eçim lik tarımda, erkek v e kadınların karşılıklı ba­
ğım lılığı, muhtemelen kadınlara önem li iktidar kaynaklarının ve­
rilmesini olanaklı kılar. Yüksek ham ilelik oranlan artı yüksek be­
bek ölüm oranlan, yakın anne-çocuk ilişkilerinin, Philippe Ariesrin
Ortaçağ Avrupası için öne sürdüğüne benzem ediği ve kadınlığın,
bağım lılık ve çocuk büyütme etrafında kurulamayacağı anlamına
gelir. Köylü kadınların, kent kültürüne b ağlı duyarlılıklar .açısından
“katı” olduklan bir klişeden ibarettir; buna dair makul nedenler
mevcut. Son olarak, kent kültürünün kıyılarında barınan top­
lum lann kahramanlık edebiyatlarının erkeksi şiddeti vurgulamakla
birlikte kadınlan basitçe tabi kılınmış olarak tasvir etmemesi kayda
değer bir noktadır. Örneğin H ıristiyanlık öncesi Anglo-Sakson m i­
tolojisinde, B eow u lf canavar Grendel karşısında zafer kazandı­
ğında Grendel’in annesi ile daha şiddetli bir m ücadeleye girer. Bu
arada, Vikingler de, yumuşatılmış modern uyarlamalanndakinden
FMÖN/TopJumsal Cinsiyet ve İktidar

? .0 Q

daha zalim ve korkunç olan savaş tanrıçaları Walküreler’i im ­
gelemlerinde canlandırırlar.
Taslağını çizdiğim iz dünya düzeninin yerine, geçtiğim iz 500 yıl
boyunca çok farklı bir şey geçer. Bu çağ, batı Avrupa’dan yöne­
tilen ilk küresel imparatorluklara, merkezi K uzey Atlantik’te olan
ilk küresel ekonomilere, rasyonelleşen tarım, endüstriyel imalat ve
kapitalist kontrolle birlikte yeni bir üretim ve mübadele sisteminin
ortaya çıkışına, ulaşımın, tıp tekniklerinin ve beslenmenin dünya,
nüfusunda benzersiz bir artışla sonuçlanacak biçimde devrimci g e ­
lişimine, eğitim ve denetleme açısından eşi benzeri görülmemiş bir
kapasiteye sahip olan, ama aynı zamanda kitlesel cinayetler açısından da eşsiz bir kapasite içeren bürokratikleşmiş güçlü devlet
yapılarına tanık oldu. “Kent devrimi” ile birlikte bu geçişin kav­
şağı, uzun bir süre boyunca sınıf dinamiği olarak kabul edildi. Bu
durumda, şimdi yalnızca toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerindeki et­
kiler hakkında değil, bizzat sürecin kendisinin toplumsal cinsiyet
dinamiği hakkında da sorular ortaya atabiliriz. Bu bağlamda ise üç
ana yapı üzerinde odaklanan üç konu en belirgin biçim de ortaya çı­
kıyor.
Birincisi devletin ve erkekliğin yeniden kurulmasıyla ilgili. 6.
B ölü m ’de öne sürülen argüman kapsamında bürokratikleşmiş dev­
let, temel açılardan bir toplumsal cinsiyet ilişkileri Örüntüsüdür.
Esldden olduğu gibi kadınların devlet aygıtından dışlanmaları bun­
dan böyle söz konusu olamaz. Artık giderek daha fazla sayıda ka­
dın, devlet içinde istihdam edilmektedir; dışlamanın yerini ise
Çeşitli ayırma ve doğrudan tabi kılma biçimleri almıştır. Yönetim in
rasyonelleşm esi, eski rejimin aristokrat yönetici sınıflarındaki hegem onik erkeklik biçim leriyle bağdaşmaz. D evletin askeri or­
ganında bile kahraman kişisel liderliğin yerini G enel Kurmay’m ve
lojistik uzmanlarının hesaplı erkekliği almıştır sağlam bir şekilde.
Napolyon “zaferden” medet umardı; II. Dünya Savaşı’nda Japonlar
karşısında kazanılan zaferin mimarı olan Amiral Nim itz, çalışma
odasına şu notu asmıştı: “PEKİ A M A BU, M ALZEM E V E K A Y ­
M AKLARIN KULLANILABİLİRLİĞİ A Ç ISIN D A N U Y G U N
M U BAK ALIM ?” Ticari kapitalizm, hesaplı bir erkekliği talep ej­
derken, endüstrileşmeye içkin sınıf mücadeleleri, kavgacı bir er­
kekliği talep eder. Bu ikisinin birleşimi, fyani relcabetçilik ise, “iş

dünyasında” kurumsallaşmış ve hegem onik erkekliğin yeni bi­
çiminde merkezi bir tema haline gelmiştir.
„ İkinci konu, para ekonom isi ile ev ekonomisi arasına, yani
ücretli em ek ile ücretsiz ev işi arasına koyulan takozla bağlantılıdır.
Elizabeth Janew ay’in de belirttiği gibi ücra bir yaşam alanı, ailenin!
ve boş vakit etkinliklerinin kalesi olarak “yuva” görüşü, önsekizinci yüzyıldan önce Avrupa’da m evcut değildi. Kadınların er­
keklere bağım lı olduğu ya da olm ası gerektiği görüşü, köy ta­
rımının ve ticarete bağlı kasabaların karşılıklı bağımlılıkları bağla­
mında tamamen saçm a görünecektir. Aslında kadınların üretime ve
(nakit) kazanca yoğun biçim de katılmaları, endüstrileşme dönemi
boyunca sürmüştür. Joan Scott ve Louise T illy ’nin gösterdiği gibi,
ücretli işte çalışan AvrupalI kadınların yüzdesi, ondokuzuricu
yüzyılda etkileyici bir biçimde sabit kalmıştır. D eğişen ise işin ko­
numu v e toplum sal anlamı olmuştur. Bir teknoloji ve endüstriyel
politika kombinasyonu, bugün yakından tanıdığımız tecrit edilmiş
m eslekler ve düşük ücret yapıları yaratarak, kadınları kademeli bir
şekilde Endüstri D evrim i’nin çekirdek endüstrilerinin dışına at­
mıştır. Bununla beraber, geçim i sağlayan koca ve ona bağımlı ka­
rısı anlayışı tem elinde kurulan “aile geliri” m odeli, aslında işçi
sınıfının büyük bir kesim i için hiçbir zaman bir gerçeklik oluşturmasa b ile yine de hem sendikal etkinliğin hem de devlet si­
yasetinin bir kriteri olmuştur. “G eçim i sağlayan koca” ile “ev ka­
dını” arasında toplumsal cinsiyet bölümünün kurulması, yalnızca
erkekliğin ve kadınlığın modern tanımlan açısından değil işçi sınıfı
politikasının karakteri ve uygulanması açısından da biçimlendirici
niteliğe sahiptir,
Üçüncü konu ise hegem onik heteroseksüellik olarak adlandırı­
labilecek şey üzerinde odaklanan yeni bir kateksis yapısı ile
bağlantılıdır. Buradaki değişiklik, karmaşık ve hassastır. Heteroseksüel ilişkiler, tanma/ticarete dayalı eski Avrupa uygarlığında
baskındı, ama Protestanlık öncesi Hıristiyan geleneğinde çileciliğin
önemi göz önüne alındığında tam anlamıyla hegem onik değildi.
E vli heteroseksüel çift artık kültürel bir ideal olarak tanımlanır hale
gelm işti ve bu, sapkınlık olarak görülecek cinsellik biçimlerinin
parçalanmasını gerektiriyordu. Dahası bunlar, insan tipleriyle öz­
deşleştirilm eye başlamıştır; Eşcinsel, oğlancı, zampara, Don Juan
211

toplum sal tipler olarak karşımıza çıkarlar. Öyle görünüyor ki bu
tipleştirme, duyguların içsel örgütlenişinde yansıtılmaktadır. Hem
insanlarla hem de nesnelerle ilgili saplantıları biçimlendirme eğilim inde, yani sılaca dokunmuş duygusal bir birim olarak ailenin
inşa edilmesine temel teşkil eden ama esas olarak bu duygusal b i­
rimin bağlarını koparan eğilim de göze çarpan bir büyüme vardır.
Bunun sonuçlarından biri de, Krafft-Ebirtg dönem iyle birlikte en
hareketli noktasına ulaşan cinsel fetişler -yü k sek topuklar, kor­
seler, v b .- kültüdür. Duygusal ilişkilerin bu noktadaki kısm i
şeyleştirilm esi ise, sinemadaki seks tanrıçaları kültüyle başlayıp
çıplak kadın posterlerine ve reklamların erotikleştirilm esine yöne­
len yirminci yüzyıl medyasında tamamen dışsallaştırılmış bir cin­
selliğin gelişm esiyle birlikte aşılmıştır. Kateksisin bu şekilde
dışsallaştırılmasını olanaklı kılan, duyguların yeniden örgütlenişi,;
belki de Foueault’nun cinselliğin bastırılmadığı, tersine giderek da­
ha fazla kışkırtıldığı yönündeki iddiasının ardında yatan hakikattir.
Bunlar, yeni dünya düzeninin çekirdek ülkelerindeki dönüşü­
mün doğasına ilişkin konulardır. Ama bu ilişkilerin küresel ya­
yılm asına ilişkin bir başka konular kümesi daha var. Artık, kolonileşen dünyada em peryalizmin kadınların konumu üzerindeki
etkilerine ilişkin epey araştırma yapılmıştır. Söz konusu bu etkinin
değişken olduğu açık. Bununla beraber, ilk kentleşm eden beri ta­
rihte ilk kez dünyanın farklı bölgelerinde toplumsal cinsiyet ilişkilerini standartlaştırmaya yönelik güçlü bir dinamiğin ortaya
çıkmış olduğunu söyleyebiliriz. Ücret ilişkilerinin yaygınlaşm ası
bunun yalnızca bir kısm ını oluşturur; uluslararası işlerin em ek p i­
yasasını bölümlere ayırmaya yönelik stratejileri de bir başka
kısmıdır; özellikle kentte yaşayan insanlar arasında “B atılı” ailenin
kültürel prestiji de bir üçüncüsüdür.
Aynı dönemde emperyalist dünya düzeninin yaratılması, top­
lumsal cinsiyet örüntülerinin küresel bir farklılaşm asın ı içerir ya
da toplumsal cinsiyet Örüntüleri tanımlarına küresel bir boyut ka­
zandırır. Ticaret, fetih veya yerleşim sınırı, çekirdek ülkelerde
hâkim konumda olanlardan farklı erkeklik biçimlerinin yüceltilmesine yol açmıştır. (Kentli seçkinlerle bağdaşmayan ama yine de
Kongre’ye seçilen) Davy Crockett’ın öyküsünün formülü klasiktir.
Ve tabii normalleştirme formülü de: Aileleri yetiştiren beyaz 1ta-21
212

.

Kadınların kolonilerde çalışmalarının Avustralya’daki ta­ rihini anlatan ve sözünü ettiğim iz noktayı çok iyi veren Gemle Invaders (Latif İstilacılar) adlı bir kitap var. Erkekler maden ocaklarında ve hindistancevizi plan­ tasyonlarında çalışır. OctaVe Mannoni’nin Prospero ile C aliban 7da ve Frantz Fanon’un da The W retched o f the E arth7te (Yeryüzünün Lanetlileri) ve B lack Skin. kadınlar. sekreterlik gibi yaygınlık kazanan mesleklere veya öğretmenlik gi­ bi yarı profesyonel işlere girebilmeye başladılar. B eyaz Maskeler) öne sürdüğü psikanalitik ar­ gümanlar. cinsiyete dayalı işbölümünün yeniden ku­ rulmasını yerleşim sürecinden çok daha kapsamlı bir şekilde. söm ürgeciliğin var olan erkeklik ve kadınlık biçimlerini yıktığını ve her iki yakada da bilinçdışının farklı bir örgütlenmesini ürettiğini gösteriyor.dınlardır. Y ine de kadınlar. Emperyalizm. “aile krizi” M ahşer’e girmemiştir. yirmi yıl önce yapılan güvenilir tahminlere rağmen. kadınlar pamuk toplar vb. gibi. Batı politikalarında hali hazırda m evcut olan muhafazakâr üstünlükle birlikte. White M asks7te (Kara Deri. KRİZ EĞİLİMLERİ . artık eşi benzeri görülme­ miş bir ölçüde eğitim den yararlanabilmeye başladılar ve böylece. siyahların topraklarını olduğu kadar beyaz erkeklerin alanlarını da istila ederler. küresel bir ölçekte içerir. Y eni endüstriler çoğunlukla katı bir cinsel işbölümü içerirler. Amirah Inglis’in N o t a White Woman S af e 7te (Tek Bir B eyaz Kadın Emniyette D eğil) belgelediği. Son zaman­ larda ise Üçüncü D ü n ya’mn imalat sektöründe ve giysi ve mikroişlemci üretimi gibi endüstrilerde cinsiyete dayalı güçlü bir işbölümü yaratılıyor. 1960’ların ve 213 . (Papua* da y a ­ şanan) 1925 Port M oresby ırksal tecavüz paniği gibi olaylar. Gerçekten de. Her ne kadar kanıt toplamak güç olsa da. Tarım toplamları sistematik olarak par­ çalanırlar. Onbeş. ırk ve sınıf kadar erkeklik ve kadınlıkların da diyalektiğini içerir. ' C. Beyazların yerleşim bi­ rimlerinin genişlem esi. kateksis yapısında da farklılaşmalar olabilirmiş gibi görünüyor. bu di­ namiğin sömürge politikalarında şiddetli etkilere sahip olabile­ ceğini sergiliyor.

Çünkü genel olarak kadınların pratik koşullarında bir düzelme barındırmazlar. bir İndira G andhi’nin veya bir Margaret Thatcher’rn iktidara gelm esine izin veren politik süreçler. Aşağıdaki tartışma. ve 5. bir bütün olarak erkeklerin hâkimiyet yapısı kapsamında kriz eğilim leri de­ ğillerdir. hâlâ etkin olan ve bazı durumlarda etkililiğini sürdüren politik bir güç ya­ ratılmıştır. İcraatları. krize yönelik güçlü eğilim ler içinde bu­ lunduğumuz asla inkâr edilemez. bölümlerde öne sürmüş olduğum. Ö yleyse. aslında Thatcher örneğinde bunun tam da tersi söz konusudur. Son alt başlıkta taslağı çizilen tarihin ürettiği bu toplumsal cinsiyet düzeninin büyük yapısal özelliklerini (a) ev hayatının para ekonomisi ve politik dünyadan toplumsal cinsiyete bağlı biçimde 214 . Toplumsal cinsiyet ve cinsellik konularına ilişirin politik çatışma ise. tarihsel olarak oluşturulmuş bir toplumsal cinsiyet düzenine veya belirli bir kurumun toplumsal cinsiyet rejimine uygulanabilir pekâlâ ve böylece bir bütün olarak toplumsal cinsiyet düzeninin özellikleri hakkında şüphe uyandıran tarihsel gelişm elerin. Eğer tüm niteliklere sahip bir toplumsal cinsiyet düzeni krizi görüşü abartılıyorsa. bir taktik manevra olarak göz ardı edilmeyecektir.1970’lerin kültürel v e cinsel radikalizminin boşa çıktığını his­ setmek kolaydır. toplumsal cinsiyet ilişlrileri açısından uygulanabilir olmayan v e aynı zamanda sın ıf ilişkıleri açısından yanıltıcı olan üretici bir çekirdeği (ya da “örgütlenme ilkesin i’) varsayar. Am a kriz kavramının ille de bir sistematiklik postülasma dayanması gerekmez. Habermas ’ın analizinin detayları. gerçek gerilim ve korkuların bir göstergesidir. Y ine de. zengin kapitalist ülkelerin toplumsal cin­ siyet düzenindeki olası kriz eğilim lerini ortaya. geç kapitalist toplumların sınıf dinamikleriyle bağlantılı olarak “kriz eğilim leri” kavramım analiz eder. M eşruiyet K rizi’’nde Jürgen Habermas. Bunların ardından. gerçek değişimlerin. aileye yönelik tehditler ve aile de­ ğerlerinin yozlaşması hakkındaki retorik. bu eğilim ler ve bunların mümkün kıldığı tarihsel olasılıklar etrafında yapılanmaktadır. lokal olarak içerilmesi mümkün olan gelişmelerden ayırılması olası hale ge­ lecektir. 1968-75 umutlarım boşa çıkaracak Ölçüde başarısız olm uş olsa da cinsel özgürleşm e ha­ reketleri ayn yönlere dağılmamıştır. benim de 3. Bu. Sözgelim i. çıkarmaya çalı­ şıyor.

burada oldukça ilgili iki noktayı ortaya koyuyor: Aile biçim inin öteki kurumsal yapılara. Bu iddia (T. kurumsallaşma krizine. Bu temellerde. (d) cinsel politikaya ait ana örüntüyü. Uzun dönemli politik kaynak ise devletin meşruluğunun tem eli olarak eşitliğe ilişkin genelleştirilebilir iddiaların önemidir. Bu ikinci nokta ile ka­ dınların yurttaşlık haklarını kazanmasıyla bağlantılı olan devlet bünyesindeki gelişm eler arasında gözle görünür bir benzerlik bu­ lunuyor. kriz eğilimleri analizi de. özellikle de devlete olan'bağımlılığı. B ölüm ’de. Marshall’ın öne sürdüğü gibi)^ sınıf ilişkilerinde. Eğer bu genel olarak doğruysa. bu dört hususu dönüştürme potansiyeline sahip olan ve bu yüzden gelecekteki toplumsal pratiğe ilişkin koşulları temel bi­ çimlerde değiştirme potansiyeline sahip dinamiklerin saptanması sorununa dönüşür. Bu örüntüler. Bunun top­ lum sal cinsiyet ilişkileri üzerinde etki sahibi olm asını hiçbir şey engelleyem em ektedir. gerçek kriz eğilimlerine dair kanıt sağlayan varsayım açısından yararlı bir başlangıç noktası sunar. Bunlardan bazıları çok dolaysızdır: Kadınların eğitimine er215 . devletin kaçınılmaz bir biçimde ev içi ataerkilli ğin meşruluğunu parçalayan stratejilere yönelm esine yol açar. yönelik bir eğilim i. Politik düzenin meşruluğuna ve hatta yöne­ timdeki hükümete yönelik meydan okumalara karşılık verilmesi. 6.H. her ne kadar muhafazakâr cin­ sel ideoloji aileyi toplumun tem eli olarak nesneleştirdiği için yanlış anlaşılsa da. (e) kurumsallaşmış heteroseksüellik ve eşcinselliğin geçersiz kılınm ası veya bastırılması olarak ele aldım. yani kadınların erkekler tarafından topyekûn tabi kılınmasını ayakta tutmaktadır. (Yeni S ol ve yeni feminizm in önemli bir kaynağı olarak Amerikalı siyahlara yönelik yurttaşlık haklan kampanyalarının vurguladığı gibi) ırk ilişkilerinde ve küresel politikalarda (sömürgeleşmenin bozulm ası/dekolonizasyon) işlerlik göstermektedir.ayrılması. ‘‘A ile krizi” hakkındalci tartışma. aileyi oluşturan dinamiklere ilişkin1sunulan tartışma. ve otorite biçim i olarak meşru ataerkilliğin aile içerisinde zayıflaması. yani aile artı devletin kurumsal düzeninin erkeklerin iktidarının meşru­ luğunu sağlam aya yönelik kapasitesinde bir zayıflam ayı tanımla­ yabiliriz. (b) yoğun biçimde erkeksileştirilmiş çekirdek kurumlar ve daha açık şekilde dokunmuş bir çevre.

nulannın değişm ez çözümü olarak hegem onik heteroseksüelliğin 216 .keklerinkiyle kıyaslanabilir Ölçüde mali destek sağlanması. iktidarın kurumsal düzeninin otomatik olarak yıkılm ası değildir belki. bir bütün olarak süreç. Kateksis ve motivasyon ko~ . yurt­ taşlık hakları hareketleri ve. Sonuç. iktidar eşitsizliklerinin basit yeniden-üreti­ minin dayandığı ataerkil otoritenin müphem doğruluğunu çü­ rütmektedir. vergi ve tazminat gibi konulara ilişkin yasa hükümlerinin değiştirilm esi türünden daha dolaylı stratejilerdir.. kadın sığınma ev ­ lerine mali yardımda bulunulması ve polislerin aile içi şiddete müdahale etmek üzere eğitilmeleri vb. 1960’larda ve 1970’lerde zengin kapitalist ülkelerde gelişm iş olan meydan okuma koşulları. 1950’li yılların sonunda doğum kontrol hapının icat edilm esi. Hak retoriğinin bir kez daha. üniversite olayları kapsamında ra­ dikalleşen genç kadın gruplan için eşitlik retoriği ile bizzat radikal hareketin kendi içindeki cinsel baskı pratiği arasında giderek k es­ kinleşen çelişkiyi içeriyordu en azından. Bununla beraber. vs. genel bir ahlâki çöküşe yönelik dev bir adım olarak eleştiriliyordu. gibi. Lezbıyen annelerle ilgili boşanma davaları bunun bir örneğidir. kadınların daha zahmetsiz ve çok daha güvenilir doğum kontrol yöntemlerine (hap. kadınların yüksek Öğretime kitlesel ölçüde katılabilmelerini ve 1960’ların savaş karşıtı. se­ bepsiz boşanma mekanizmasının geliştirilm esi. ama meydan okumalara karşı giderek artan bir za­ yıflamanın söz konusu olm ası gerekir. bugün bile Papa’nm dilinden hâlâ düşm eyen bir temadır bu. başka bir sorgula­ manın konusudur. Aile içinde ataerkilliğin kökünü kazımak için ille de bir kasıt o l­ ması gerekmez. spiral. Diğerleri ise sahip o l­ duğu haklar açısından kişi olarak evli bir kadını tehdit eden mülkiyet hakkı. bu da­ valardan bazılarında lezbiyenliğe saldırıda bulunulmaktadır v e bu saldırılar da çocukların vesayetinin kim e verileceği konusunda mahkemenin alacağı kararlan etkilemektedir. tem el teşkil eden gerilimlere dair faydalı bir kılavuz olarak görülmesi gerekir. Meydan okumaların gelişip gelişm ediği veya bu gelişim in nasıl olduğu.) sahip oldukları gerçeğini. Bu tür politikaların mekanizması -boşanm a mah­ kemeleri.erkeksi ayrıcalıkların çoğunlukla ba­ şarıyla savunulduğu politik mücadele alanlarına dönüşür. polis teşkilatı v s .

Bölüm*de. her ne kadar iktidar yapısı yüzünden simetrik olmasa da (bkz. Ö yleyse. 8. yukarıda tartıştığımız “vahşi” erkeklikleri ve kadınlar arasmda da Adrienne R ich’in “lezbiyen kesintisizlik” olarak teorikleştirdiği bağlan içerir. Çeşitli argümanlar farkına varılmakta olan bu olasılığı işaret eder. ik­ tidar ve kateksis alanında oynanan bir oyunun durumudur. karşı koy­ malar ve karşıtlıklar da bir kriz eğilim iyle aynı anlama gelirler. heteroseksüel erkek­ liğin» marjinalleşmiş erkekliklere. hegem onik heteroseksüellik doğal bir olgu değil. Bir önceki alt başlıkta ye 6. T i­ cari sömürüye fevkalade bir şekilde uygun olmakla birlikte kar­ şılıklılığı kişisel düzeyde aşındıran fazlasıyla dışsallaşm ış ve yabancılaşmış bir cinselliği yaratmayı sürdürebilir ve sürdürür de. Bölüm ). Sonuçta ortaya çıkan örüntüler. aileyi oluşturan ilişkiler içerisinde kesintiye uğramak zorunda değildir. H egem onik heteroseksüellik tarafından tanımlanan ve Talcott Parsons tarafından “aile” olarak teorikleştirilen ideal çift ilişki­ sinde. oyunun durumu da değişebilir. alternatif cinsellik örüntülerinin önemli ölçüde ortaya çıkmasını olanaklı kılacak şekillerde zayıflatılırlarsa veya değiştirilirlerse. bir dizi ya­ saklanmış dürtü v e duygusal bağlılık içeriri ki bunlar öncelikle psikanalitik araştırmalarda elde edilen kanıtlardır (toplumsal cin­ siyetin kişilikte “katmanlaşma”sı ile ilgili olarak 9. B ölüm ’e ba­ kınız). müm­ kün olan en iyi durumda ise sürdürülmekte olan bir uğraştır. D ışsal olarak bunlar. Bir Önceki alt başlıkta önerildiği. Uğraş sona erebilir. Am a bu yalnızca. modern kadınlığın inşasında da buna benzer bir sürecin işlerlik göstermekte olduğu öne sürülebilir. gibi hegemonik heteroseksüelliğin yaratılmasıyla ilgili saplantının mantığı. Barbara Ehrenreich. kateksise ilişkin değişm ez bir karşılıklı bağım lılığa ulaşılır. İçsel olaralcsa karşıtlık. A B D ’de heteroseksüel erkekler arasında 217 . en önem li olarak da eşcinselliğe bölünmüş olan belirli arzu ve ilişki biçimlerinin dışlanmasıyla ta­ rihsel olarak kurulduğunu Öne sürdüm.başarısızlığa uğradığı bir cinsellik krizine yönelik karmaşık dm a güçlü bir eğilim i tanımlayabiliriz. Eğer bastırma sürecinin yetersizliği kanıtlanmış toplum sal dayanakları. karşı çıkışlar ve karşıtlıklar üreten hem içsel hem de dışsal bir bastırma süreciyle mümkün olabilir.

heteroseksüelliğin. birçok gelişim evresinden geçen bir cinselliğin ortaya çıktığını öne sürer. Çoğunlukla bir aile krizinin kanıtı Olarak görülen ekonomik eğilim de. Fem inist teorinin bir akımı. Tü­ ketime ilişkin benzer bir gelişm e de. Jill Johnston*dan itibaren feminizmin merkezinin. zıt yönde işleyen en güçlü eğilim lerden biridir. kadınlan fiziksel olarak birbirinden ayırdığı görüşü sık sık dile getirilir. Aynı zamanda. Büyük bir bölümü. Herbert M arcuse’nin cinsellikte cin­ sel organların önceliğinin artık gelişkin kapitalizmde ikame edilen bir bastırma düzeyinin ürünü olduğu yönündeki ünlü tezi. ticari buluşma yerlerinin or­ taya çıkışıyla birlikte eşcinsel erkeklerin politikasında önem ka­ zanmıştır. Mario Mi eli gibi teorisyenlerse.“bağlılıktan kaçmaya” ilişkin argümanında bunun önemli bir bo­ yutunu yakalamıştı. Örneğin. -k atı bir biçimde “ikinci gelir” olarak tanımlansa b ile . 5. uzlaşımsal aile örüntülerini ayakta tutmaya yönelik olarak ikinci bir gelir ihtiyacınm belirginleşm esi sonucu ■üretilmiştir. . Sonuçta bunun ille de bir çöküşü yansıtması gerekmez. Bir taraftan. lezbiyen cinselliğin ge­ lişim iyle çakıştığını kabul etmektedir. çok fazla sayıda kadının günümüzde yaşamlarının itizun bir dönemi boyunca. ev içi politikasında güçlü bir kaynak oluştürur ve yukarıda sözü edilen ev içi ataerkillik krizini besler. N ew York’ta eşcinsel kurtuluş hareketi doğrudan . bu hususun altım çizmektedir. B anliyö evlerindeki ev içi em eğinin. Ayrıca bizzat he teroseksü elliğin içinin açılmasını Öneren ar­ gümanlar da vardır. Y ine de evli kadınların geniş ölçekli ve uzun süreli is­ tihdamının etkileri.ev­ li bir kadının aldığı ücret. istatistiğin kendisinden çok daha yıkıcıdır. “işgücü ’nde (aktif olarak) yer alan evli kadınların giderek artan oranıdır: Bu oran Avustralya’da 1980’lerin başlarında % 4 2 ’ydi. Y anm gün işçi olarak istihdam edilm iş olan kadınların. eşcinsel ilişkilerin yeni yeni g e­ lişmekte olan özgürleşmiş cinsellik biçimleri açısından açıklayıcı olduğu iddiasında bulunurlar. i oranının çok yüksek olması. Çok fazla sayıda kadının endüstride üretim aşamasında yoğunlaşması. D iğer taraftan. B ölü m ’de belgelenen büyük Ölçüde jtecrit edilmiş em ek piyasalarında istihdam ediliyor olmaları ger­ çeği. kadınları birbirinden duygusal olarak ayırdığı da belirtilir. işyerinde yeni bir politik durum yaratmaktadır.

la etkilenen çevre. m evcut toplumsal cinsiyet düzeninin yapısal gerilimlerinin eksiksiz bir haritasını sun­ madığı kesin. hegem onik örüntünün ta kendisidir. Kadın ve eşcinsel kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı. Bu durumda en faz-. cinsel karakterin kurulması konusunu ele aldıktan sonra. bir fabrikada sömürülen bir grup kadının çıkarları olarak tanımlanması ise he­ gem onik örüntüyü tahrip edicidir. cinsiyet rolü teorisinde ve kategoricilikte eksik olan yapısal analiz ve özgürleşme politikası arasındaki man­ tıksal bağı nasıl sağlayabileceğini saptamaya yetebilir. Bunun nedenlerinden ve sonuçlarından bazılarını. yani mevcut toplumsal cinsiyet düzeniyle bağdaşan çıkar örüntülerine karşı çıkan çıkarların toplumsal ku­ ruluşu için üslerin ortaya çıkışı. te­ m elde kocasının ve çocuklarının çıkarları olduğu şeklinde ta­ nımlanması. E vli. oldukça özel ortamlarda be­ lirleyici bir noktaya yönelm e eğilim ini taşırlar. yeni çıkar gruplaşmalarının oluşturulmasının mümkün olup olamayacağı ise başka bir sorundur. Kurumsallaşmayla olduğu gibi. Bu noktaların işaret ettiği şey ise bir çıkar oluşumu krizine yönelik eğilim dir. ka­ dınların istihdam edilm esi ve babalık gibi konulan çevreleyen çelişkiler gibi yapıların karşılıklı etkileşimlerine ve kadınlık ve er­ kekliği barındıran cinsel karakterin hegem onik tanımlanma so­ runlarına atıfta bulunması gerekirdi.doğruya bu tür buluşma yerlerinin polise karşı savunulmasına yönelik bir seferberlikten. 219 . Ruth Cavendish’in W omen on the Line'ı bunun gerçekleştiği bir yere ilişkin büyüleyici bir örnek olayı aktarır. Ama bu kadarı da. Kriz eğilimleri. bir kriz eğilim leri açıklamasının. “Stoııewall ayaklanmaları”ndari. K ısım ’da tartışacağız. genel sayılabilecek kriz eğilim lerini yansıtır kuşkusuz. genel olarak işlerlik göstermekle birlikte. B ölü m ’de ele alacağız. Burada tanımlamış olduğumuz üç eğilim in. çocuk bakımı. bir kadının çıkarlarının. kay­ naklandı. Daha kapsamlı bir açıklamanın. sözünü ettiğim iz bu olasılıkların gerçekleştirilmesinin mümkün olup olamayacağı. genel bir kriz o l­ mamakla birlikte. IV. İşçi sınıfı fem inizm i konusunu ise 12. etkileri açısından değişkendir. B atı’nm büyük şehirlerindeki nispeten genç entelijansiyadır.

s. 40. köken avcılığının eleştirisi de Delphy (1977). böylelikle tarih ve psikoloji arasına kalın bir çizgi çeken argümanında Collingvvood’dan hızla uzaklaşıyorum. Tarihöncesi Batı Asya’ya ilişkin taslağım. bkz. İngiltere’de eşcinselliğin dönüşümü için. 53-60. Pericot (1962) ve Cucchiari (1981). Klima (1962). Akh-en-Aton hakkında s. TARİHİN SEYRİ (s. 206-235 ve Trigger vd. hem psikoterapi pratiğinin hem de modern toplumsal tarihin Collingv/ood’u yalanladığım ve ayrıca psikolojinin de tai'ihin bir dalı ol­ duğunu öne süreceğim. Pritchard’da (1950). metinde sözü edilenler yanında. Mclntosh’un öncü (1985) çalışması. Kenyon (1960-83). Birçok feminist yazıda ataerkilliğe. Ama. Sümer ve Mısır uygarlıklarında kadınların konumu için bkz. Bullough (1979). s. Eşcinsel tarih üzerine argümanım için bkz. tarihsel yaklaşımın top­ lumsal cinsiyeti sürekli bir akış halinde tanımladığı anlamına gelmez. analiz ve açıklama gereksinimi olduğu anlamındadır. alıntılar s. Tarihöncesi avcılık üzerine alıntı Clark ve Piggott (1965). 79 -312. Ama bu. Lloyd (1954). Ondokuzuncu yüzyıl Mezopotamya ar­ keolojisi için bkz. 225. Carrigan vd. Eşcinsellik her zaman bizimle birliktedir. Ben. s. Engels tartışmaları neredeyse. Daha çok. Dolnı Vestonice mezarı için bkz. (1983). s. Paleolitik sanatta toplumsal cinsiyet konusu için bkz. Kateksis yapısının tarihselliği buna bağımlıdır.N otlar TARİHSELLİK VE “KÖKENLER’ (s. Eriha için bkz. s. Johnston (1982) ve Sargent (1983). değişmeyenin de değişen kadar tarihsel kanıt. Eşcinsel kurtuluş teorisinin paradoksu İçin bkz. Benim yak­ laşımım ise Collingwood (1946) ve Carr’dan (1961) türetildi. ondaki yapısal değişim anlayışı aslında sınıf dinamiklerine hapsolmuş durumda ve oldukça kesin tarihsellik ta­ nımını da toplumsal cinsiyete kadar genişletmek zor. 202 -203. araştırmalarının ta­ rihsel bağlamını göz ardı eder. Bumey’yi (1977) te­ mel aldı. Çatalhöyük İçin bkz. 59. Kanıta dayalı mantıklı yeniden oluşturma konusunda duyular ve duyguların iktidarsızlığını savlayan. Gılgamış destanı için bkz. 62. Wilson’a (1951). 72-99. ilgili di220 . daima. 203-13). s. Krameı(1963) s. 153-166. Mellaart (1967). 194-203). tarihaşırı bir olgu ya da “evrensel kültür" gibi yaklaşılması burada formülleştirilen toplumsal cinsiyet ilişkileriyle uyumsuzluk gösterir. (1985). Tarihsellik üzerine argümanım Touraine (1981) ile birtakım ko­ şutluklar gösteriyor.

KRİZ EĞİLİMLERİ (s. 252-287 Özenle analiz edilmiştir. YGG Ayrımcılık Karşıtı Kurul tarafından (1982). Gentle Invaders Ryan ve Conlon (1978) tarafından yazıldı. 'T .A . Amiral Nimitz’in duvar yazısı Costello’dan (1985).ğer mitlerle birlikte çevrildi. Poole (1982). Boşanma davalarında eşcinsel karşıtı Önyargının değişen önemi. İşgücüne katılan evli kadınlara ilişkin is­ tatistikler Edgar ve Ochiltree’den (1982) alındı. s. s. 366 alıntılandı. Yeni Sağ cinsel ideolojisinin toplumsal anlamı için bkz. 213-20).

Üçitncü Kısım A Kadınlık ve erkeklik .

.

yaradılışları. i. birer grup o. kabul edilm iş başka hiçbir terim : olmadığından. yetenekleri ve hatta tüm kişilik yapılan açısından birbirlerinden farklıdır. düşünüş biçimleri.A. Bunu. BİRİMSEL MODELLER VE CİNSİYET FARKLILIĞI ARAŞTIRMASI Toplumsal cinsiyet psikolojisinde en yaygın anlayış. kurduğum bir benzerlik sonucu buldum. çoğu kullanımında ifade ^ edilmek istenen görüş.-!----<->■ . . Kadın ve erkek arasın­ daki farklılığı belirten bu kavramı. “cinsel karakter” olarak adlandıracağım. karakterleri. larak kadınlann ve erkeklerin farklı kişilik özelliklerine sahip ol­ duğunu varsayar: Kadınlar ve erkekler. cinsiyetle özellikle bağlantılı olduğundan.portom. dış görünüşleri. David R iesm an’ın “toplumsal karakter” teriminden yola çıkarak .

“Kadın sürücülerle” dalga geçm ek için yapılan espriler ya da kadın dergisi N ew Id ea ’ûzki “Yalnız Erkekler” sütunu. Freud’un çalışmaları oldukça farklı kadınlık ve erkeklik an­ layıştan içerir. Birim sel (üniter) bir cinsel ka­ rakter modeli. “ka­ dınlar arabalarda. erkek ve kadın rollerine karşılık gelen iki cin sel karakteri belirtmesi beklenir. ama ardıllannın çoğu geleneksele geri dönmüştür. “dışavurumsa!” ve “araçsal” özellikler karşıtlığının. erkekler de ev işlerinde üm itsiz vakadır” türün­ den ortak varsayımları kullanarak anlam kazanırlar. Muhafazakârlığa doğru psikanalitik b iı geçiş gerçekleştirenler arasında en ünlüsü. Aynı şekilde kadınlan karakterize eden ve kadınlığı ta­ nımlayan bir kişilik özellikleri kümesi de vardır. Sözgelim i pornografi karşıtı kampanyalar. Cinsel karaktere dair bu birimsel model. genelde erkekleri karakterize eden ve dolayısıyla erkekliği tanımlayan tek bir kişilik özellikleri kümesi olduğudur. aynı terhaları fem inist bir bakış açısıyla yeniden ele alan Nancy Chodorow’a da temel teşkil etmektedir. birimsel modelin klasik bir ifadesi olarak görebiliriz. Birim sel cinsel karakter görüşleri. çoğunlukla erkek cinselliğinin özünde tahakküm kurmaya yönelik bir şehvet bulunduğunu veya bu şehvetin erkekler arasında hemen hem en hiç farklılaşmadığı iddiasından hareketle düzenlenir. Chodorow’un çalışm ası. Avusturya asıllı Amerikalı Theodor R eik ’tır. R eik ’m “The Emotional Differences o f the S ex es” (Cinsler Arası D uygusal Farklılıklar) başlıklı uzun makalesini. akademik çalışmalarda çok sile karşımıza çıkar. geçtiğim iz on yıl içinde kültürel fem inizm de de b oy göstermiştir. kadınların cinsel karakterinin onları anneliğe ha­ zırlamayı nasıl başardığı ve erkekler için benzer bir durumun niçin söz konusu olmadığı sorusu üzerinde yoğunlaşır.“cin sel” sözcüğünün “toplumsal c in siy e f’ten daha uygun olduğunu düşünüyorum. Daha gelişkin olmakla birlikte mantıksal açıdan benzer görüş­ ler. kadınların v e erkeklerin belirgin şekilde birbirinden farldı duygusal Özellik­ lere sahip olduklan görüşünü sorgulamaksızın doğru olarak kabul . Çoğunlukla varsayılan. Talcott Parsons’m klasik çalışmasında. “tıpkı bir kadın gibi” ya da “tıpkı bir erkek gibi” deyim ­ leriyle açıkça dile getirilebilir. R eik ’ın çalışması. Ama dildeki yansıması çoğunlukla örtüktür. Sözgelim i. cinsel ideolojinin bildik bir parçasıdır. Bu model.

âdet öncesi gerilime ve niçin mobilyalara düşkün ol­ duklarına kadar. yüzyılın dönümünden beri sürdü­ rülmekte olan psikolojik “cinsiyet farklılığı” araştırması. en­ dişe veya dışadönüklülc testlerindeki ortalama skorlar arasındaki farklılıklar gibi. kadın v e erkeklerin biyolojik üremede ye. 1r Toplum sal cinsiyete dair bu tür anlayışlar. Farklılıkların boyutu veya psikolojik önemi değil de. hırçınlıktan. B ölü m ’de sözünü ettiğim iz ve V iola Klein ile Rosalind R osenberg’in gösterdiği gibi. Bir tür güvenilir ölçütle birlikte.sözgelim i. iddia etme ve bi­ yolojiden çıkarımda bulunma. Birim sel cinsel karakter anlayışlarının yaygın bir çekiciliği ol­ duğu ve çok farklı politik inançları olan insanların içini ra­ hatlattıkları açık. Sex and Fantasy (Cinsellik ve Fantezi) adlı kitabının ana temasını “erkek ve kadın fantezi örüntüleri” ayrımına da­ yandırır.. birimsel kadınlık veya er­ keklik karakteri anlayışına sahip olmanın. Bunun nedeni kısmen. karşılaştırılabilir kadın ve erkek Örneklere ihtiyaç duyulur. yalnızca 227 . kadınlar ve erkekler arasındaki blok farklılıklar olarak adlandırılabilecek bulgulardır . Bir test her zaman için. antik mitlerden. Parsons’ın “araçsal” ve “dı­ şavurumsak’ ayrımı ile karşılaştırın. Reik bu noktadan hareketle. gündemin ta kendisidir. rine getirdikleri farklı işlevler üzerinde temellendiklerini öne sürer. Bu konuda genel kabul görmüş yöntem teamülleri de vardır. Buna karşın. Spekülasyon yapma. or­ talama skorlar arasında veya belirli bir kriteri karşılayan kadın ve erkek oranları arasında bulunabilecek herhangi bir farklılığın is ­ tatistiksel önem ini saptamak amacıyla yapılır. ya da sözel yetenek.eder ve bu özelliklerin. M ay. daha yeni psikanalitilc literatürde de etkinliklerini korurlar. bu sorunla bağlantılı geniş bir araştırma literatürü vardır: 2. kadınlar ve erkeklerin ortalama tepki verme zamanları veya do­ kunma duyarlılığı arasındaki farklılıklar. Sözgelim i Amerikalı Robert M ay. kendi başına ele alın­ dığında iki zıt karakterin içeriğinin ne olabileceği konusunda kesin bir sonuca ulaşmamasıdır. pek çok tuhaf konuyu kayıtsızca açıklar. kadınlar hakkında büyük ölçüde spe­ külasyon yaparak çifte standarttan tutun da yemek pişirmeye. modern kişilik testleri ve klinik örnek olay kayıtlarından yola çıkarak “gurur” ve “şefkat” arasında genel bir ayrıma ulaşır -b u ayrımı. Bu araştırmada elde edilenler.

Sydney’deki ergenler hakkında. Cinsiyet rolü görüşleri çoğunlukla.rastlantı sonucu olmayan bir farklılığın var olma olasılığı test edildiğinden. öğrenme tipleri. etkilenirlik. birimsel bir cinsel karakter an layışıyla. başka kişilik özelliklerine dair -dokunsal duyarlılık. utangaçlık. kendini be­ ğenmişlik. “kadınların sözel yeteneği da­ ha fazladır” veya “erkekler daha saldırgandır” biçimindedir. veri taramasına dayalı bu tarz bir makale yazm ıştım ve bu türde âdet olduğu üzere. Çoğunlukla cinsiyet farklılıklarım cinsiyet rollerinden ayırmak oldukça güçtür.açıklanırlar. cin­ siyet farklılığının şüphe götürm eyecek biçim de belirgin olduğu kısımları titizlikle ele alırken. idrak biçimleri. Eleanor M accoby ve Carol Jacklin. gorsel/uzamsal yetenekler. B lok farklılıklar görüldüğünde bunlar. üzerinde yoğunlaşmaya zorlar. Eğer istatistiksel açıdan önem li bir blok farklılık ortaya çıkmıyorsa. Daha fazla kişilik özelliğini (sokulganlık. Dergi makalelerinden ders kitaplarına v e en çok satan popüler psikoloji kitaplarına giren türde bir sonuç ise. genellikle kadınlan er­ keklerden ayıran bazı temel kişilik özellikleri aracılığıyla -d iğer bir deyişle. sözgelim i bağım lılığa yönelik olarak toplumsallaştıklan için kadmlann er­ keklerden daha az başarı yönelim li oldukları söylenir. matematik y e­ teneği ve saldırganlık açısından bazı kişilik özellikleri çalışm a­ larının sonuçlarına oldukça uygun olduğunu ortaya çıkan-yordu. duyusal kalıplanmalar gibi) irdeleyen çalışmalarda ise o denli fazla uyum gösteren hiçbir blok farklılık bulgusu yoktu. K uzey Amerikalı yüksekokul Öğrencileri içinde) blok farklılıkların sözel. Yazarlar. araştırmayı blok farklılıklar. bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. başarı m otivasyonu. B öylece. cinsiyet farklılıklarının görülmediği daha fazla sayıdaki olguya çok dikkat etmemiştim. etkinlik 228 . bu ikisi birlikte tek bir kavramda bulanıklaşmaktadır. 1970’lerin ortalarında bu tarz araştırmaların aynntılı bir derlemesini yapmışlardı. zengin. araştırmacı büyük bir olasılıkla hayal kırıklığına uğrar v e söyle­ yebilecek bir şeyi olm adığı sonucu çıkarıldığından araştırma ya­ yımlanmaz. bizzat '‘önem testi’nin (significance testing) kendisi. D e r -’ lemenin adı The Psychology o f Sex D ifferences'dı (Cinsiyet Fark­ lılıklarının Psikolojisi) ve kadınlarla erkekler arasındaki (genellikle beyaz. cinsel karakterin nasıl b i­ çim lendiğine dair sağduyulu bir açıklama getirme amacıyla yar­ dıma çağrılırlar.

bu görüşle.düzeyi. Ayrıca son dönem araştırmaları. ama araştırma herhangi bir yönelim e sahip olsaydı. uzun süre önce bundan “cinsiyet benzerliği” araştırması diye bahsetme­ ye başlayabilirdik. Robert Plomin v e Terry Foch. çok büyük bir çalışm a yığın ı içinden alınmış iki örnek sadece ve güçlü cinsiyet farklılıkları bulunduğunu öne süren birçok başka çalışm a olduğu da bir gerçek. Erkekler ve ka-. kadınlar ve erkekler arasında açıklanamayan bazı boşlukları ortaya çıkarması ge­ rekecekti. K esin blok fark­ lılıklar ise çok azdır ve belirli konularla sınırlıdır. Araştırma. çarpıcı bir sonuç ortaya çıkıyor. Oysa. başlamasıyla birlikte yola koyulmuştu. Sonuçlar birleştirildi. M accoby v e Jacldin’in yazmaya . B öylece. M accoby ve Jacklin’in cinsiyet farklılıklarını sistematik olarak hafife aldıklarım da gösterm iyor. üstünlük. A s­ lında. dınların dağılımlarının geniş ölçüde örtüşmesi bağlamında küçük ortalama farklılıklar. Eğer hem ya­ zarların hem de okuyucuların kültürel önyargıları olmasaydı. ! Am a bu hiçbir zaman olmadı. rekabetçilik. Bu ölçeklere ve ölçümlere güvenilebildiği ölçüde. Cinsel karakter görüşüne. O live Johnson ve Carolyn Harley ise sağ eli kullanmanın veya solak olmanın bilişsel yetenekler hakkında cin­ siyete kıyasla daha iyi bir kestirim aracı olduğunu belirtiyordu. psikologların üzerinde çalıştığı insan topluluğunda kadınlar ve erkekler arasında muazzam bir psikolojik benzerlik olduğudur. terbiye gibi. kadınlar ve erkekler için farklı birim sel cinsel karakterler bulunduğu görüşü kesinlikle reddedilmektedir. sapmanın yalnızca % l ’i için açıklayıcı olduğu so­ nucuna ulaşıyordu. işlevselci cinsiyet rolü teorileştirmelerinin çoğuyla birlikte çökmek zorunda1ka­ lacaktı.bir “açık bulgu” ile (diğer bir deyişle uyumlu olm ayan bir örüntüyle) işe ko­ yulmuşlardı. olumsuz bir noktada bile kendisine fazlaca güvenebilir. Kuşkusuz bunlar. farklılıkların oldukça uygun görüldüğü kişilik özellikleri söz konusu olduğunda bile olağandır. yaklaşık 80 yıllık araştırmanın esas bulgusu. itaatkârlık. Örneğin. Bu tarzın mantığı “farklılık” ve bu farklılığın açıklanması üzerinde yoğunlaşıyor. bu ?9Q . çocukların sözel ve sayısal yeteneklerini irdeleyen bir çalışm ada cinsiyet fark­ lılıklarının. Bununla birlikte kişi. cinsiyet ve toplum­ sal cinsiyete dair sağduyu anlayışlarının çoğu.

k— - görüşü yolc edecek basit bir olgusal yanlışlama yüzünden çok fazla yatırım yapıldı. Her bir norma dair farklılaşma.:------------------. Ortalamalar arasmdaki farklılıklar. Kadınsı . muğlaklığım veya çelişkisini yansıtır. top­ lumsal cinsiyet psikolojisi açısından yaşamsal önem taşır. rol teorisi son derece plastiktir. Örtüşen dağılımlar artık çok önemli değildir. Bu. Peki ama bu farklılaşmanın anlaşılması nasıl mümkün olur? Bunun için birçok olası yaklaşım mevcut. Cilayı da rol teorisi sağlar. Am a bu noktada çok dikkat edilm esi gereken bir özellik var: Farklılaşma üzerinde odaklanmaya geçiş. bu görüşün biraz da olsa değiştirilmesi yönünde ciddi bir baskı vardır. erkeklik/kadmlığa (bundan sonra metinde E/K olarak geçecek) dair --------. beldentilerde ve hatta sapmada rolün uzaklığını.«T— '------------. Hata düzeltm e uygulamalarında dikkate değer bir durum söz konusu değildir. ERKEKLİK/KADINLIK ÖLÇEKLERİ ----------------------------------------------------------------. Bu yol ise cinsel karakterin birimsel olmayan kavramş bi­ çimlerine yönelir.230 ------------. Hem kadınlık hem erkeklik fark­ lılaşma gösterir ve onların bu farklılaşmasının anlaşılması da. kategorik farklılıklar düşüncesinin bir kenara bırakılması v e veri tarayan cinsiyet farklılığı araştırmasının sonuçlarının bir norma ilişkin farklılaşma formülü aracılığıyla yorumlanması olacaktır.ve erkeksi cinsel karakterin açıklamaları olduğu kişilik özellik­ lerindeki farklılaşmaya yönelik ilgi. Ortalama farklılıkları bul­ mada başarısız olan çalışmalar ise Örtüşen beklentilerin kanıtı veya geleneksel cinsiyet rollerinin yakınlaşması olarak yorumlanır. Yapılabilecek en basit değişiklikse. Üçüncü B ölüm ’de öne sürüldüğü gibi.k----------- Cinsel karakterdeki çeşitliliği kavramanın en yaygın biçim i.k— B. Bu yola girme ihtiyacı artık araştırma literatüründe kesinlik ka­ zanmıştır. in­ sanları. doğrudan doğruya kadınlık ve erkeklikteki farklılaşmaya yönelik ilgiden yalnızca bir adım uzaktadır.» -------. toplumsal cinsiyetle bağlantılı kişilik özelliğindeki fark­ lılıkları yansıtan bir boyutta sıralanmış olarak düşünmektir. cinsel karaktere dair tüm ilginç kavrayışlar bundan böyle birimsel olmayacaktır. bir erkek ve bîr kadın normu arasındaki farkı göstermeye yeter. Yine de. .

boyutu yansıtan im gelem çizgisinde bereye düştüğünün nasıl saptanacağıdır. . .. zıt kutuplu belirlenmiş ild seçenek arasında nereye düştüklerini değerlendirmeye yönlendiren bir anket kullanıyorlar.. Bir örnek verelim: çok k a t ı . çocuklara cinsel açıdan muğlak bir figür gösteren ve onları bu figür hakkında bir öykü yazm aya yönlendiren “İT” (cinsiyetsiz üçüncü tekil şahıs .masabaşı testlerinin çoğu için temeldir. . lanet Spence ve Robert Helmreich M asculinity and Fem ininity (Erkeklik v e Ka­ dınlık) başlıklı çalışmalarında. Her' şık yalnızca bir kişilik özelliğini belirtiyor ve anketi yanıtlayan kişilerden. yansıtmacı yöntemler kullanmaktadır. Peki ama bu ölçeklerin kadınlığı ve erkekliği Ölçtüğü nereden 231 . sevecen .baskı altında ayakta ka lır Ünlü “androjenlik” Ölçeğinin yaratıcısı Sandra Bem ise ku­ tupsal karşıtlıklardan vazgeçiyor. güçlü . Ama.. K işisel tanımlama biçim i çok az farklılık gösterir. . herhangi belirli bif kişinin gölgesinin.. . Bazen istatistiksel olarak da ifade edilen bu ölçüm.. . Sorun... Bazı testler. . . Buna kişilik Özelliklerinin ölçül­ m esi” adı verilir ve E/K ölçekleri Önerdikleri çözümler açısından farklılık gösterirler. . bunun kendileri için ne sıklıkta doğru olduğunu saptaması isteniyor: h ı r s lı . çocuksu . ç o k y u m ıışa k baskı a ltında dağılır.zamiri) ölçeği gibi. bir erkeklik-kadınlık alt ölçeği içerir ve birçok kısa şıkla bir kişisel durum envanteri örüntüsü hazırlar. .. teste katılan kişinin kadınlık veya erkeklik skorunu belirler. Bu teste ka­ tılan kişiler ayrı ayrı her şıkta kendilerini tanımlar ve belirli türde bir yanıtın ne sıklıkta verildiği ölçülür.. Tüm psikiyatrik perdeleme testlerinin en ünlüsü olan bu yöntem. insanları. M innesota Çok Evreli Kişilik En­ vanterimin (MMPI) kullanıma girdiği 1940’lardan beri farklı bir yönteme geçildi.

Spence ve H elm reich’m ölçekleri bunu çok güzel gösteriyor. ölçeğin iç tutarlılığının sağlanması için. Bu birleştirme işlem inin yapılma biçimi. ölçülmekte olan kişilik özelliğinin içerdiği gerilim. bazı şıklarda “erkekliğin” ve “kadınlığın” ne anlama geldiği konusunda sezgisel bir görüş yansıtılırken. sözcük çağrışımlarına. E/K ölçeklerinde yer alabilir. her şıkkın kadınlan ve erkekleri is ­ tatistiksel olarak birbirinden ayırdığı şeklinde. Prensipte bir cinsiyet farklılığı gösteren her şık. Birkaç soruya verilen yanıtlar bir bütün halinde toplanarak şıkların tek tek her bi­ rinin ilgili ilgisiz birçok konuyu içerm esi durumu dengelenm eye çalışılır. Bir kopuş noktası belirginleşm eye başladığında. nicel kişilik araş turnasının ürettiği psikoloji türü açısından büyük önem taşu. 232 . çoğu durumda içeriğin “kavramın saptanabilir herhangi bir tanımıyla il­ gisiz” göründüğünü söylüyor. birbirine karıştınlm ayla sonuçlanır. Constantinople. Daha da önem lisi. Bir ölçek skoru kullanılmasının nedeni. yukanda verdiğim iz Örneklerde olduğu gibi genelleştirilmiş kişisel betimlemelerden meslek tercihlerine. Pratikte ise bu ölçeklerde hemen her şey yer alabilir. her bir kişilik Özelliğinin ve ölçeğin tu­ tarlılığının kanıtı olarak sunuluyor. veya tu­ tarsızlığın fark edilm e olasılığını ortadan kaldırır. Ölçülmekte olan kişilik özelliğinin ancak küçük bir bölümünü barındırdığının varsayılmasıdır. içeriğin hetero­ jenliğini yavaş yavaş azaltma eğilim i gösterir. sinir bozukluğu arazlanna.bilinebilir? Olağan test. Bu kriter. öbür şıklarla aralarındaki ba­ ğıntıya bakılarak ölçekte yer veriliyor veya verilmiyor. Şıklar. ölçeğin “kısa formu ”na koyuluyor. en yüksek bağıntıların aynı tür sorunun biraz farklı bir üslupla sorulduğu şıklar arasından çıkması yüzünden. anket araştırmalarında yaygın biçimde görüldüğü g i­ bi. Her bir şıkkın toplamla (diğer bir deyişle. tek tek alındığında şıkların çok güvenilir olmaması ve pek çok başka unsuru da içeriyor olmasından ötürü. EfK ölçekleri hakkmdaki mükemmel incelem esinde Anne Constantinople’ın göster­ diği gibi bu. başka bir psikometrik kriter bu boşluğu doldurmaya başlıyor. Şık adaylarına. bilgi ve estetik ilgilere kadar çeşitlilik gösterir. ve yüksek bir şık-toplam ba­ ğıntısı gösteren şıklar da. bütün şıklarda elde edilen skorların toplamıyla) bağıntısı. “cinsiyet farklılığı” ile “erkeklik/kadınlık” arasında sistematik olarak.

D. Bu. Günümüzde bilgisayarla değerlendirilen anketlerde ise. “Çarpı” işareti soruya verilen yanıt olarak değil. Yanıtların boyutlu bir bütünün kısm i ölçüleri olarak görülmeleri amacıyla belirli anlamlarından koparılmaları. araştırmanın çelişkiye düşmeden değişkenliği fark et­ mesini olanaklı kılar. Sorun aslında yöntem in temellerine ilişkindir. Eğer kişinin birbiriyle bağıntılı şıklara ver­ diği yanıtlar çelişiyorsa. bu bir sorun olarak. sözgelim i bir ka­ rarsızlık sorunu olarak kaydedilmez. Elle değerlendirilen eski moda anketlerde. Bu1tür bir araştırmayla insanlara ilişkin sağlam bir anlayışa ulaşm a şansı son derece düşüktür. aynen öteki kişilik v e davranış ölçeklendirme biçimleri gibi. Bir kişinin. Son yıllarda yapılan araştırmalar genel olarak bu tür sorunlara. kendi kişiliğine kök salm ış bu “kendilik” hakkında bir şey bilm ez. psikometrik li­ teratürde sorgulanmaksızın kabul edilir. Y alnızca elde edilen toplam ı 233 . yanıtın altında yatan bir “kendiliğin” or­ taya çık^ılm aşm a yardım cı olacak bir “karşılık” olarak görülür. R. Sorun. antropoloji ve etnom etodoloji gibi değişik yakalardan geldi.I Şıklardan elde edilen skorların bir araya toplanmasında. L aing’in başka bir bağlamda “kişilerüstü geçersizleştirm e” adını verdiği şeyin örneğidir. Bilgisayarla yapılmayan anketlerde gerçekliğin zayıflığı ve şüpheli varsayımlara dair öbür eleştiriler ise psikanaliz. yanıtlara konulan “çek” veya “çarpı” işaretleri. Am a yaklaşım önem li ideolojik etkiler barındırır. her bir so­ runun içerdiği özel anlam göz ardı edilir. kapakta açılan küçük kutular aracılığıyla görünüyordu. tekniğin ilk başlarda kaba olm ası değildi. T op­ lumsal cinsiyet ölçeklendirm esi. insan pratiğinin radikal bir anlam sızlaştm lm asını içerir. sayfadaki soruların bir karton kapakla örtülmesi olağan bir uygulamaydı. dolayısıyla yalnızca rakamlara ih­ tiyaç duyuluyor — yanıt cümleleri bilgisayara yüklenm iyor veya İşleme dahil edilmiyor. öncü çalışmalardan daha az açıklama getirmektedir. A nlam sız­ la ştır m a . sem antik artık terk edildi. Araştırmacı bu “kendilik” hakkında b ilgi sahibidir ama “özne”. The Person in Psychology (Psikolojide K işi) adlı kitabında Paul Lafitte. Yaklaşık 30 yıl önce. Kısacası. psikolojik ölçümde “tözel so­ yutlama” adını verdiği şeye karşı çürütülmesi güç bir eleştiriye gi­ rişti. sorular ve yanıtlar rakamlarla belirtiliyor. araştırmacıya söylediğini düşündüğü şey dikkate alınmaz.

ve erkekliğin aynı kişide bir arada bulunabileceğini. Spence ve Helmreıch. İnsan iletişiminin anlamsızlaştırılmasından kaynaklanan yorum karışıklığı yeterince açık. birbiriyle çelişen arzular ve özdeşleşm eler olarak değil. birimsel cinsel karakter anlayışlarının fark edemediği bir noktayı. Freud’un gördüğü biçimde. kadınlık ve erkeklik hem teorik hem de ampirik açıdan psikologun sözcük dağarcığında en karışık kav­ ramlar arasında gibiler. biçim sel ölçüm v e istatistiksel kanıtla çok fazla ilgilenen yerleşik psikolojik kurum için önem li bir toplumsal sorunun kabul edilebilir kapsamlarda ele alınm asını sağlar. Bern’in çok dikkat çeken uyarlaması “androjenlik” ile birlikte çok sayıda Amerikalı psikologun aklına. Kadınlık v e erkekliğin ille de kutupsal karşıtlıklar olarak. Bu düzeyde bir ölçeksel araştırma. araştırmak gerekmez. içerilen psikososyal süreçlere dair çok az yeni anlayış üretebilmiştir. Seri ve dolaysızdır. pro­ fesyonel dergiler bundan hoşlanır v e tehlikeye attığı hiç kim se yoktur. ölçeksel araştırmanın fark etm esini müm­ kün kılar. niçin öyle olduğunu. cinsel politikanın bilim 234 . Ö lçeksel E/K araştırması. Dolambaçlı bir şekilde bu. gelmişti. B öylece kadınlık ve erkeklik. bütün insanlarda Ölçülebilecek homojen mizaç boyutları olarak örtük bir biçim de teorileştirilir. bilim sellik. 1970’lerin başlarında. Buna karşın. bir erkeklik ölçeği ve bir E/K ölçeği kurarak v e aynı insana uygulandığında bunların hepsinin istatistiksel olarak bağm tısız olduğunu göste­ rerek bir tür reductio ad absürdüm (saçm alığa indirgeme) u y­ gulamışlardı. bir kadınlık ölçeği. Constantinople’m yaklaşık yirmi yıl önce erkeklik ve kadınlığa dair sunduğu özet geçerliliğini hâlâ k o­ ruyor: “Öyle görünüyor ki. Eğer bazı şıklar ötekilerle uyumlu değilse. çünkü ölçeklendirme teamülleri iyi kurulmuştur.skoru düşürür. kadınlık. yani diğer bir deyişle aynı boyutun uçları olarak ele alınmaları gerekmez. yalnızca şıklar arasından çıkarılırlar. son ölçüm aracının üretilmesinde normal bir aşamaymış gibi. Her birini ayrı bir ölçek olarak görebiliriz ve aynı kişi her iki ölçekte de yüksek skorlar elde edebilir. Bunlar. yaygınlık kazanmasının nedeni belki de akademik psikolojinin izlediği politikayla daha fazla ilgilidir. değişkenliğin çoğul yönleri göıüşü aracılığıyla yapar. Bu görüş. Ama bunu.’’ Ö lçeksel yaklaşım .

genellikle kişilik “tipleri” teorilerinden açığa çıkar. şeyleştirm e sürecinin. aralarına bir dizi olasılık ek­ lenerek “boyutlandırılmışlardır^l K işiliğin bir boyutu yerine tümü kavranabilir ve böylece tipler alt bölümlerine ayrılabilir Veya katmerlenebilir. hatta aslında. “skorlar” üreten ve daha sonra bu skorları bir kişilik boyutu­ nun soyut uzamında istatistiksel olarak bir yerlere iteleyen işlem ­ lerle dönüştürülmektedir. m odem kültürün temel dinamiklerinden biridir. bir eylem in veya bir ilişkinin bir nes­ neye dönüştürülmesi veya sanki bir nesneym iş gibi ele alınması. Belki de bunun nedeni. cinsel karaktere dair birimsel mo­ dellerden türetilmiştir. fC ın sel karakter söz konusu olduğunda. Toplumsal cinsiyet . Ölçekte yer alan şıklar tarafından kullanılacak üsluplaştırılmış kişisel tanımlama bile. Daha derin bir düzeyde bu tür bir psikoloji. şeyleştirme sürecine katılmaktadır. Büyük ölçüde ka­ dınlar tarafından yapılan önemli bir politik olgudur.ölçeldendirm esi. Bir sürecin. nitel çeşitliliğin fark edilm esini korkutucu kılacak denli gelişkin olmasıdır.adına evcilleştirilm esi sürecinin bir parçasıdır. kişisel anlatım veya kişinin kendini açıklama sürecinin şiddetli bir biçimde şeyleştirilm esini içerir. . Korku -am a cinsel yaşamda bir olasılık olan güdü ve im gelem in ayaklanmacı coşkünluğu ölçüsünde “ötekilik” karşısında duyulan korku d eğilbir kısm ı çoktan şeyleşm iş bir dünyada güçlü bir güdü olabilir. Sözgelim i. ÇOKKATLI MODELLER: TİPOLOJİDEN İLİŞKİYE Ö lçeksel kişilik modelleri. E/K Ölçekleri de benzer biçimde. insanların. Eğer bu araştırma ‘ yaygınlaşm ışsa ve insanlar boyutsal açıklamalarda (veya daha Önce tartıştığımız cinsel karakterin bi­ rimsel açıklamalarında) kendilerini bulduklarını hissediyorlarsa bunun nedeni. bilgisayar tarafından üretilen bir grafiğin N boyutlarında birer noktalar olma&ı yüzünden değildir. C. Jung’un dışadönüklük-içedönüklük ölçek­ leri ve Frankfurt okulunun otoriteciliğe dair ünlü “F ölçeği” gibi ölçekler bu tür tipolojilerden zekice tasarlanarak türetilmiştir. bu yaklaşımın klasik örneği olarak Sım one de Beauvoir’nm K adın adlı eserinin ikinci ki235 .

tabı olan E vlilik Ç ağandaki kadınlık açıklamasını gösterebiliriz. steno ve on parmak daktilo için aldığım akşam derslerinden sonra da yüksek dereceli bir büro işçisi. bağım sız kadın vb. Görevini bilen. Andrew Tolsonlm -V h ^ L im its o f M asculinity (Erkekliğin Sınırları) adlı kitabının bu yönde bir başlangıg~ÖX3ugu""söylenebilir. Tolson. erkeklik tipleri için de ya­ pılabilir. kısmen toplumsal koşullar üzerinde. karakter tipi v e toplumsal çevre arasında bire bir uygunluk varsayıyorlar. D e Beauvoir. Cinsel karakterin aynı şekilde ele alınma­ sına. kadınlarla erkeklerin toplumsal konum v e ontolojik statülerindeki genel bir farklılıktan yola çıkarak literatürde ve Fransız toplumsal yaşamında yarım düzine kadınlık tipine dair us­ talıklı bir açıklama geliştirmeye çalışır: Lezbiyen. bunu yapmaya kalkışacak bir Sim one de Beauvoir ortalıkta görünmese de. bir anlamda. ama çok da önde değil. daha önce değinilen işçi sınıfı otobiyografileri derlemesinden bir Örnek verilebilir. kısmen de bir sonraki bölümde tartışacağımız iç dinamik örüntüleri üzerinde tem ellenm ektedir^ ^Prensipte benzer bir şey. Karakter. başı sürekli önünde ve 236 . Burada. 1920’lerde Cambridge’de yetişip çalışm ak hakkında bir şeyler söylüyor: Yirmilerin ortasında. Margaret M ead’ın M ale and F em ale’de kurduğu kültür lerarası karşıtlıklarda da rastlanabilir. evli kadın. D e Beauvoir’nın tipleri. Kitabın yazan Bim Andrews. topluluk™[ncelemelerî”ve endüstriyel'sösyölöjr alanlarında sürdürülen araştırmalar (özellikle de İngiliz araştırmaları) arasın­ dan ilerleyerek i ş ç i s ı n ı f ı tipi ve orta sınıf tipi erkeklikler ab­ rasındaki geniş bir ayrımda ekonomik durum. Ja­ ponya ve Samoa’yı karakterize ettiği varsayılan “lealıpsal k i­ şilikleri” betim leyen “ulusal karakter” veya “kültür v e kişilik” araştırmasındakiyle aynı. Bu. Kooperatifte nasıl memur olacağımı öğrendim. Bunun ka­ nıtlarım bulmak hiç de zor değil. cinsel ka­ raktere dair birimsel m odellerden bir adım önde belki. Bir sonraki adım ise niteliksel açıdan farklı tiplerin aynı top­ lumsal ortamda üretildiğinin farkına varılmasıdır. Almanya. fa­ h işe. yaşam döngüsü ve cinsel kim lik arasında bağlantılar k uru yoj^ |E>e Beauvoir v e T olson. de B eauvoir’da da T olson ’da da hâlâ belirli bir ortam içinde birim sel olarak ele alm ıyorj^vlantık.

bölümlerde tekrar döne­ ceğim. Angus Barr adım verdiğim iz bir öğretmen bize. ipek çamaşırları vb. yaşamda bir yola girerek belirli tür bir kadın olabilir. Bu. Bazı yeni fikirler kök salmaya başlamıştı . Bir yaşam yolu görüşüne 9. Yine de birbirlerinden bağım sız de­ ğillerdir. Ama duygulanın ve aklım hâlâ karmakarışıktı. Bayan Marshall ve hatta ciddi görünüşlü B im ’in kendisi bile. inanç ve düşüncelerini yaymaya çalışan bir hareketti ve benim de ka­ tıldığım akşam dersleri düzenliyordu. yaptığım işİ ve onların parasım ilgilendiren bir paylaşımın parçası olarak hak­ larımı hiç aklımın Ucundan geçilmemiştim. Evet. çarşaflar. B im kafasında. İşimin bir bölümü (bütün gün ayakta durmamı gerektiriyordu.ında nişan yüzüğüyle.o zamanlar Kooperatif. ortalıkta bir İşçi Sen­ dikası laflan dolaşıyordu. çeyiz sandığına yerleştirmeden önce öteki kızlara göstermek miydi? Yoksa Jessie gibi. bağlantılar belirli bir hiyerarşi biçim ini al­ maktaydı. burada vurgulamak istediğim önem li nokta ise tiplerin birbirleriyle bir ilişki içinde var olduğudur. sıkışık soyunma odamızda bir sandalye bile yoktu.cilveli ve oy­ nak olmak mıydı? Ya da Genel Müdür’ün sekreteri ve gelecekteki amirimiz Bayan Marshall gibi. gerçek tipler olarak— ve farklı “yaşam bi­ çim leri’’ni ifade ederler. ki genellikle de öyle olurdu. yatak örtü­ leri. iki grup 237 . Yaşamanın doğru yolu neydi? Nellie gibi. yüzünde hu­ zurlu bir ifade ve parmağ. bu yüzden berbat âdet san­ cılan çektiğimde. ve 10. Bu soruyu karşıma ilk kez çdcaran araştırmada.sonuçta haklan konusunda hiçbir fikri olmayan bir İşçi yani. belirli bir kadınlığa adım atabilir. Avustralya’da hâkim sınıftan çocukların git­ tiği bir erkek okulunda. utana sıkıla tuvalete sıvışıyor ve elimden geldiğince orada kalıyordum. Dünyada yaşayan bir insan olarak temel haklarımı bile bilmiyordum. kendine hâkim ve bize karşı sert. ama hiçbir genç kız veya kadın bunun kendisi için de geçerli olabileceğini düşünmemişti. etrafı evli ve bekâr er­ keklerle çevrili bir şekilde -bugün seksi dediğimiz gibi. onu varoluşsal ve bir ölçüde de ahlâki bir tercihle yüzleştiren seçenekler arasındaki bir tür çekişmedir. kendi kafasında tipler olarak bulunur -am a ideal veya soyut tipler değil. bu tiplerle kendisi arasında bir ilişki ya­ şamaktadır. Jessie. İşyerinde bir din­ lenme odası bulunmadığı gibi. Bim . küçük bir araba sahibi ve Satış Bölümü Müdürü’yle gizli ilişkisi olan birinin yaşamı mıydı doğru olan? N ellie.

Ve dedim ki. “Artık tamam. Örneğin... K iriller’! sürekli rahatsız ederler. etkin bir ilişki kurulur. daha iyi olabilirdi. Araş­ tırmanın yapıldığı okul. Hem olculun resmi politikası hem de okul personeli. . Hepsi gözlüklü. Öyle sa­ nıyorum ki. çaktırmadan. Yılın ortalarına doğru kötü bir şeylerin ol­ masını engellemek için —geçmiş yıllarda ortaya çıkmamıştı. çünkü Soylu olm ak kadınsı olarak görülen şeylerin etkin biçimde red­ dedilm esini içerir. hani şu pırıl pırıl beyinler denenlerden.. Ama eri Önemlisi. sporcu gençlerden oluşan bir grup bu ve fiziksel olarak daha aktifler. yukarıdaki alıntıda görülen er­ keklikler arası farklılık. dediler.arasında “kabadayılık çekişm esi” olduğunu düşündüğü bir olay an­ latmıştı. bedensel temasa dayalı sert bir rekabet içeren bir spor dalma. Onlara da bunun artık son bulması gerektiğini söyledim. kısa boylu. son birkaç yıldır okuttuğum sınıftan dolayı gruplar arasında olay çıkacağını bil­ diğimi sanıyorum. atletik olmayan bir yaşam biçim i. Bu grup bazen. akıllı küçük çocuklardandı. “visalar” [“vicdan sahibi”nden] olarak bilinen başka bir gruba karşı biraz sert davranıyor. işlerin nasıl gittiğini sormaya çalıştığımda bana. sizden binlerinin diğerlerine yaptüclarma bir son vermek ge­ rekiyor. bir gruba ka­ tılmanın otelci grubu ilgisiz kılmadığıdır. eh işte. bayağı tombul. Bim A ndrew s’un algılarının tersine. falan filandı..” [Kiriller].. çocukların Özgür seçim leri sorunu değildir.. bir çocuğun vücut görünümüne ilişkin anlayışıyla dayatılabilir. bu işi bitirmede oldukça başarılı oldum. bazı ayrıntıları başka kaynaklardan da doğrulatabilmiştik: Size geleneksel geleceğini sandığım gibi bir grup var [“Soylular”]. Burada daha kapsamlı kültürel dinamikler de saptanabilir.. Bu belirli çatışma örüntüsu tesadüfen ortaya çıkmaz. Kirili er’den ba­ zılarına. Soylular. Bunun ötesinde.. Soylular grubtı yüzünden oldukça sıkıntılı anlar da yaşadılar [yaşamışlar]. Çocuklarsa. Bu Kiriller hiçbir sportif etkinliğe katılmıyorlar. ister yanında is­ 238 .araya girmek zorunda kaldım.. Soylular’m temsil et­ tiği saldırgan ve fiziksel açıdan başat erkeklik türünün rağbet gör­ düğü etkinlikleri Özendirmekteydi. futbola bağlılığıyla ünlü bir okuldu. çok ileri gittiniz. artık kendilerinin de benimsediği “Kiriller” adını tak­ mış oldukları. Bu yıl. ebeveynler ve Eski Mezunlar arasındaki yaygın yaşam felsefesi. şu kendisine pek bakmayan.. Söylular’dan da bir veya iki kişiyle ^konuştum.

güçlü ve şüpheye yer bırakmayacak biçim de kasıtlı olan kaba ve saldırgan bir erkeklik tipiydi. Yine de. okulun yüksek notlu öğren­ cilerinin daha itaatkâr davranışlarıyla karşılaştırıldığında. Kısacası. B öylece. Soylular’m sarıldığı modele tepki göste­ ren çocuklar tümüyle bir tereddüte itilmiyordu. Birden çok erkeklik ve kadınlığın üretilmesi. yalnızca bir futbol zaferi istememekte. Bu çalışmadan on yıl sonra. Avustralya'daki Auburn K oleji adlı özel kız okulunda sadece çeşitli kadınlık türleri arasında bir farklılaşma söz konusu değildir. Bu altkültürün bileşenlerinden biri. futbol takımının yanı sıra satranç kulübüne de ödüller dağıtır. bir yandan da büro işlerine yönelmiştir. B ay Barr’ın “kabadayılığı” ustalıkla önle­ meye yönelik müdahalesinin de gösterdiği gibi Kirili er’in çıkarla­ rını da korumuş olur. çizdiği tabloya göre. Şayet okul. Bu yüzden Bay Barr’ın betim lediği eksen üzerinde ku­ tuplaşıyorlardı. er­ kekliğin kurulması ve sınıf yazgısıyla olan bağlantısı konusunda daha açık bir anlayışa ulaşır. Kendi alanlarında onları ödüllendirir: Takdirnameler aracılığıyla sınıfların önemini onaylar. Paul W ülis Learning to L abour (Çalışmayı Öğrenmek) adlı çalışmasında. Yeni bir. W illis. kızların arkadaşlık grubu yaşamım da 239 . müdirenin ve akademik personelin yönetim i devralmasıyla birlikte eğitim programının yenilenm esi. üniversite sınavlarında. Zira okul. aynı zamanda akademik başarıya da ' sahip olm ak zorundadır. artık fazlasıyla rekabetçi olan ortaöğretim piyasasındaki konumunu korumak istiyorsa. alınacak yüksek bir başarı oranına da gerek duy­ maktadır. okul K iriller’e de ihtiyaç duyar. tavırlarını bu talebe göre tanımlamak zo ­ rundaydılar. modern bir İngiliz ortaöğretim okulunun düşük notlu kesim inde yarı-suçlu bir “altkültürün” üretimini betimlemişti. başka okullardaki çalışmalarda da görülebilir. “delikanlılar” ile “inekler” arasında bir karşıtlık kurmaya çalışıyordu. benzer bir okulda benzer bir örüntünün izlerini araştırdı. aynı zamanda bu kadınlık tipleri arasındaki hegemonya örüntüsünde yaşanan yeni bir değişim de görülür.terse karşısında olsunlar. Okulları ele alan ilk alan araştır­ malarından birinde (daha sonra S ocial R elations in a Secondary School [Bir Orta Okulda Toplum sal İlişkiler] adıyla yayımlanmıştı) David Hargreaves. her İlci gruptan erkek çocukları da bir yandan fabrika işlerine.

Bunun yanı sıra yüksek modanın göz kamaştırıcı podyumu. “Charlie” parfüm ve kozmetik ürünleri (1973’te Revlon tarafından piyasaya sürülmüştü) ve “Virginia Slim s” sigaraları.) n/in . akademik açıdan başarılı kız tipleri ön plana çıkarılmıştır. “doğal görünüş” kozm etikleri veya M s London gibi fe ­ ministçe isim" kullanan bir dergi. kadınlığın belirli bir sunumu normatif hale getiriliyor. imajların rekabeti aracılığıyla çalışır ama aynı zamanda rekabetin daima çözüleceği varsayımı üzerinde te­ mellenir. “özgürleşm iş” bir kadınlığın reklamı. B öylece bir bocalama yaşanıyor: Bir reklam afişinde “Charlie” pantalon giy­ miş küstah bir ifadeyle uzun adımlarla yürüyor.". (y. Ünlü bir tasarımcı şöyle ortaya çıkıyor: Bir “görünüm” yaratılarak. İş dünyası asıl vurgunu. tarzların sürekli değişmesine yönelik ekonom ik ihtiyaç -açıktır ki bu bizzat “moda”nm tem elidir. üniversiteye ve vasıflı mesleklere yönelen.h.ile bu tarzların piyasalarını oluşturan güdü yapılarını ayakta tutma ihtiyacı arasında sabit bir etkileşim vardır. Giyim ve kozmetik ürünlerinin toplumsal cin­ siyetin göstergeleri olarak önemleri göz Önüne alındığında. Farklılaşma ve bağıntı örüntüsü. en fazla rek­ lamı yapılan ürünler arasındaydı. başka bir afişte “Pretty P olly”. Eskiden “sosyal” kız tipinin sahip olduğu prestij kırılmış ve bunun yerine. Christian Dior ve 1947’nin “Yeni Görünüm” gibi örneklerindeyse. afişin altında “Pantalon giym ek istem eyen genç kızlar için ” yazısıyla naylon külotlu çorap reklamını yapıyor. tümüyle klişeleşm iş bir rek­ lamcılık anlayışının araçları olarak işlerlik gösteriyor. yavaş değişen tarzlarda kitlesel piyasa için üretilen ucuz. Y ine de. Bu alanda.n. ^M oda endüstrisi. e vle nm e m işler İçin "M iss” kullanılm asını içeren a yrım ın reddini ifade eder. kendisini kozm etik ürünleri ve modaya uygun giysilerle sunma ihtiyacını yitiriyor. birçok m evsim kalıcılığını koruyacak bir eğilim yaratılabiliyor. Y eni feminizmin ortaya çıkışının ardından. yavan v e pek em ek harcanmadan yapılm ış giyim *. moda endüstrisi çok Önemli bir örnek teşkil eder.değiştirmiştir. evli kad ınla r için "M rs."Bayan” anlam ındaki "M s" kısa ltm ası. Bazı pazarlamacılar da tek bir reklamın içine bir çelişki sokuyorlar: Ör­ neğin. okulların yanı sıra başka ku­ ramlarda da görülür. oldukça eksiksiz bi­ çim de “özgürleşm iş” bir kadınlık. giyim endüstrisinin satışlarının ancak küçük bir kısm ına ortak oluyor. çoğu pazarlama stratejisinin temeli oidu.

YAPILARIN ETKİSİ f^Buraya kadar. cinsel karakter üretimini sanki toplumsal çevreler birbirinden bağım sızm ış gibi tartıştım. onlan ikinci plana itiyor. niyordu. bütün olarak topluma ait bir toplumsal cinsiyet düzenine yerleştiren (7. Auburn K oleji’ndeki gözü yükseklerde yeniyetm elerin karakter yapısı. İş dünyasında rastlanan özel “sekreterlik” : mesleği bu acıdan k a v d S ^ e ^ l i i ESîn^BürrYöhetici ile {'genellikle L erkektir) ö zel sekreter (hemen her zaman kadındır). bu kadınlıkların bir yandan kadın bedeni imajı ve de­ neyim iyle ilgili olarak. Bölüm) ve tarihsel kom pozisyonlarını bir ■. diğer yandan da kadının yeri ve kadınlıkla erkekliğin kültürel karşıtlıklarına dair toplum sal tanımlarla ilgili o -1 larak biçim lendiği ikili bağlam . bütün öteki tarzları ortadan kaldırmıyor. yalnızca belirli ilişkilerin yaşanma biçimleri. İki yüzyıl önce buna açıkça “çorba giyim ” de*. Artık bu toplumsal çevreleri birbirine bağlayan (6. işverenler ve fl çalışanlar arasındaki genel iktidar durumuyla ve belirli çalışma süreçlerinde bunun somutlaşmasıyla güçlü bir biçim de koşullan­ dığını göstermektedir. 5. muhtemelen M ilton ’ın “Kiriller”ininkine iyi huylu. D. Bütün kadınlıkların ortaklaşa sahip olduğu ve onlan bütün er­ kekliklerden ayıran ya da tersi olan. tatlı dilli kadınlıklara olduğundan daha yakın. yüz yüze ilişkilerin. Bölüm ) yapıların analizine sıra geldjJİ Konuya iktidar yapısıyla girecek olursak. B ölüm ’de inceledi■ ğimiz türden işyeri çalışmaları. geçerli olan başat tarz. cinsel karaktere dair durağan tipolojilerin yerine yaşam çizgilerinin. Ö yleyse. Kadınlık ve erkeklik birer “ö z ” de­ ğil. Daha çok.. arasındaki. psi­ kolojik biçim kümelerinin ortak üretimine dair analizlerin ge­ çirilmesi gerekiyor. bugün ise giyim endüstrisinde “ucuzluk modası” adıyla anılıyor.eşyasından vuruyor. k işiye ait herhangi bir psi­ kolojik Özelliğin var olm ası gerekmiyor. t gofünüşte” oldukça bireyselleşm iş olan karşılıklı bağım lılık ve düstriyel açıdan kolay zedelenebilir konumu ve genelde bir bütün ŞriSÖN/TopIumsal Cinsiyet ve İktidar '7/M . Ö yleyse. Belirli bir toplumsal ortamın barındırdığı kadınlıkları bir­ leştiren.

bir beceri üze. fC ın sel karakter unsurları. Burada vurgulanmak istenen profesyonelliktir.'■j ■i T ■j i I ■! '! olarak erkeklerin toplumsal iktidarı ve otoritesi üzerinde te­ mellenir. ^Endüstriyel kuruluşlarda erkekler arasındaki iktidar hiyerarşisi. bazen “m eslek kültürleri” olarak da adlandırılan. güçsüz olduğu düşünülen yöneticiler ve genelde büroda çalışan er| keklerin hepsine yönelik cinsel küçüm sem e üzerinde yoğunlaşan bir erkeklik kültüdür. Sözgelim i. resmiyetten uzak bir eğitim süreciyle böyle bir üretimin ger. en alt düzeydeki kol gücüne dayalı vasıfsız işçilere ka­ dar yeterince açık bir biçimde görülebilir. Özel sekreterlerin konumuyla belirgin bir zıtlık oluşturacak biçim de.kadınlık üyarlâmasi "işlem^könurve teknik beceri ile çekiciliğin. Bütün örneklerde görülen ortak unsurlar. uzmanlık gerektiren mesleğin yeterlik iddiasına ve bir uygulam a tekeline merkez oluşturur.i smda. fiziksel cesaret ve . I en üst düzeydeki yöneticiler ve uzmanlık gerektiren m eslek sa­ hiplerinden. Bu tür bir kadınlık üretilmek zorundadır ve Chris Griffin ’in okuldan büro yaşamına geçen İngiliz kızlarına dair çalışma. Meredith Burgm ann’ın Sydney’de radikal inşaat işçileri arasında görülen “m açoluğa” dair açıklaması v e Paul W illis’in Birmingham’da metal işçilerinde gözlem lediği erkeksi “işçi kesim i kültürü”ne getirdiği açıklam ayı buna örnek gösterebiliriz. belirli bir erkeklik biçim inin tarihsel olarak inşa edilmesi anlamına gelir: Duygusal* açıdan yavan. bazen sert görünümler sergileyen bir heteroseksüel erkekliğin çarpıcı bir betim lem esini sunuyor. Lippert’in betimlediği erkeklik tipinin benzerlerine başka ülkelerde de rastlanabilir. Teorik bilginin teknik uzmanlıkla birleştirilmesi. toplumsal becerinin ve kişilerarası boyun eğmenin toplumsal sunumu bu kadınlık uyarlamasında bir­ leştirilir. Bu Örnekler aynca^iretimin toplumsal cinsiyet yapılanmasına da dikkat çekerler.î çekjeştiği belgelenmektedir. genellikle aynı güçle karşı koyan bir dayanışmayı (bu sendikacılığın temellerinden biridir) ve buna bağlı olarak hâkim grubun erkekliğinin red­ dedilm esini olanaklı kılan konumlarda yer alırlar J John Lippert. Bü aşarnada^zel^bir.< 242 . Endüstri sektöründe uz­ manlık gerektirmeyen İşlerde çalışan erkekler. D etroit’te otomobil motoru imal edilen bir fabrikada işçiler arasında görülen saldırgan. farklılaştıncı pratik kümelerine yerleşirler. Bu da.

olası en yalın mekanizmayla. taşların nasıl yontulacağı ve na­ sıl duvar yapılacağı da buna dahildi. en faz­ la uzmanlaşmış olanlar değil. Burada yeterlik düzeyi en fazla olanlar. konuyla yakından ilişkili olan kateksis yapısına de­ ğinm ek istiyorum. bunları yapacak eşlere ve hizmetçilere sahip olarak mutlak Özgürlük talep eden bir erkeklik. Babalar. hatta ülkeden ülkeye gitm eye hazırdır. Örneğin pazarlamacılar deneyimlerini artırmak için şehir şehir dolaşmaya. günlük yaşamda heteroseksüel çift ilişkilerinin önem li olması nedeniyle cinsel karakterin yapısal be­ lirlenmeleri arasında en belirgin olanıdır. cinsel işbölümünün bir ö ğ esi olarak inşa edilm esi daha önce tartışılmıştı. Kadınlar.yani ken­ dilerine sunulan her işin altından kalkabilecek becerilere sahip olanlardırjlBu da ev içi işbölümüne bağlı bir erkeklik biçim i olarak inşa edilir. ekonomik dalgalanmalara karşı bir teminat olarak oğullarının birtakım beceriler kazanmalarını isterler. ■^JSon olarak. Dünya Savaşı öncesi yıllarda yetişen ve bir madencinin oğlu olan Fred Broughton şöyle diyor: “Babam bizi bir kenara çekm iş ve ‘Size fazla para bırakamayacağım ama her işi Öğreteceğim.” B elirli bir kadınlık uyarlamasını bir işin teknik gereklilikleriyle birleştiren bir m eslek olan hemşireliğin. Cinsel teşhirin en bildik özelliklerinden biri 243 . Profesyonelliğin . tem el eğitim alabilmek için bile çok uzun bir mücadele sürecinden geçm ek zorunda kalmakta ve yine de. en becerikli olanlardır . yani kadınların dışlan­ m asıyla desteklenmektedir. m esleki saygınlık ve öteki çalışanlar üzerinde tekniğe dayalı bir egem enlik arzusunda ısrarcı ve gelişimini en üst noktalara kadar sürdürebilmek (yani uzmanlık) için çocuk balâmı ve ev işinden. I. Bu. B ize bahçe ve çiftlikle ilgili her şeyi öğretti. ka­ rılarının İse gitmelerine de kalmalarına da ses çıkarmadıkları var­ sayılır. Başka bir İn­ giliz işçi sınıfı otobiyografisinden alıntılayacağımız bir paragrafla bunu biraz açalım. m uhasebecilik ve mühendislik gibi mesleklerden etkin bir biçim de dışlanmaktadır^ fB ir beceri gerektiren ama belirli bir uzmanlık gerektirmeyen işlerde ve daha genelde de kas gücü gerektiren işlerde yeterlik id­ diası daha farklıdır.erkeksi karakteri. taşocağından nasıl taş çıkarılacağı.rinde yoğunlaşan. böylece her zaman karnınızı doyuracak bir iş bula­ bileceksiniz* demişti. “Zıtların birbirini çekme­ si” bir halk bilgisidir.

artık genel olarak inanılırlığını yitirmiştir.de klişeleşm iş cinsiyet farklılıklarını ön plana çıkaran davranış ka­ lıplan ve giysilerdir. Errol Fîynn’ler ve John Wayrie. A vust­ ralya televizyonunda erkeklik imajları üzerine yaptığı çalışmada sunucuların. farklılık yerine özdeşleşm e ve benzerlik etrafında örgüt­ leniyor olabilir. bölümde tekrar ele alacağım. B öyle bir temelde heteroseksüel erkeklik ve kadınlık. flkrzu. Üzerinde durulması gerekense. Glen L ew is. bu olasılığı 13. Bir er­ keksi kadın/kadmsı erkek örüntüsü üzerinde temellendiğini var­ sayarak bu sevgiyi zıtların çekimine indirgeme çabası. yapılarının hak ettiği kateksisten nasiplerini alabilirler. taşıdığı ‘‘yumuşak’’ erkek modelinin önemine dikkat çekmektedir. Aslında bu klişeler Öylesine bildik ki öykünün tümünü oluşturmadıklannın be­ lirtilmesi gerekiyor. kibar görünümlü erkekler de kaytan bıyık bırakırlar. Y apılı erkekler pazulannı ve göğüs kaslarını sergilerler. standart ikilik ya da tümüyle yapısızlıktan çok daha faz­ la olasılığın olduğudurj Pat C alifia’nm S apphistry'si gibi yapıtlar. ince Çoraplar ve sürekli tazelenmesi gereken makyajlarıyla zayıflıklannı ön plana çık anrlaji Bu farklılık işaretleri etrafında öylesine çok duygu başıboş haldedir ki. çünkü karakter yapılan benzer olan insanlar arasında güçlü bir arzu olabilir. E şcinsel sevgi bu açıdan açık bir Örnek. çeşitli psikolojik erdişilik türleri olarak yeniden tasarlanabilir. benzerlik v e farklılık arasında ger­ çek anlamda bir oyun yaşanıyor olm ası olasıdır. kadınlığın (eşcinsellik hâlâ toplumsal cinsiyet bolüm lenm esini önkoşul olarak varsaymaktadır) Özdeşleşme ve ortak deneyim üzerinde tem ellenen bir sürü erotik inşa ediliş biçim ini ortaya çıkar-maktadır. Heteroseksüel insanlar arasında da bununla bağlantılı bir olasılık vardır. “genç kızlar” ise dar etekler. 5. ka­ dınlar arasındaki veya erkekler arasındaki sevgi tarafından ya­ ratılan dayanışm anın önem ine dikkat çeker. özellikle de kadınlara yönelik sabah programlarının sunucularının. Erotizmin temeli olarak özdeşleşm e ve kar­ şılıklılık arasında bir etkileşim .lerin yanı sıra Çekiciliğiyle özellikle sempatik (ama kadınsı olmayan) bir erkeklik m odeli olan Cary Grant gibi kişilikler vardır. 1 244 . aynısı erkeklik için de söz konusu olabilir. O ysa eşcinsel kurtuluş teorisi. B ölüm ’de de Öne sürüldüğü gibi. yüksek topuklu ayakkabılar.

.... bireysel bir ortamdan oldukça uzak bir ölçekte..... .... B öylece............ ve bu düzenlem e bazı açılardan.. bu ya­ pıların. toplumu kaplayan toplumsal cin­ siyet düzenine doğru yol aldık.... K ısım ’da Öne sürülen kapsamlarda belirli toplumsal cinsiyet rejimlerinden.... büyük yapıların her birinin kadınlık ve er­ kekliğin belirli toplumsal ortamlarda biçim lenişini nasıl et­ kilediğini görmek mümkündür. önem li açılardan../^Hegemonik erkeklik” daima kadınlarla' ilgili olduğu ka­ dar'.. ..... kadınlık ve erkekliğin.......... Şimdi. kurumlar içindeki yüz yüze ilişki örüntülerine benzer....... Farklılaşma olası­ lıkları kuşkusuz geniş çaptadır. Bu düzeyde kurulan kadınlık ve er­ keklik biçimleri bir yandan üsluplaştırılırken bir yandan da birçok açıdan yoksunlaştırılır..... kadınlık v e erkeklik biçimlerinin karşılıklı ilişkisi.... tek bir yapısal gerçek üzerine....... Kuş245 ................. E.y£r">v........................... Konuya tersten yaklaşılırsa.... bir bütün olarak toplumda hegem onik bir er­ keklik biçimini tanımlayan erkeklerarası ilişkilerin ana temelini oluşturur....^ Ö zetley ecek olursak. unsurların tüm bir toplum düzeyinde nasıl tasarlandığı.. kolektif örüntüler biçim inde kurulma araçları olarak görülmeleri g e r e k ir ^ .. ilintilendirildiği ve düzenlendiği so­ rusuyla hesaplaşılması gerekiyor. ataerkil bir toplumsal düzenin işleyiş biçim inin ayrılmaz parçasıd ı r ^ Egem en erkeklik biçiminin erkekler arasında hegem onik olm ası anlamında hegem onik bir kadınlık biçim den söz edilem ez. ikincil konuma itilmiş çeşitli erkeklik biçim leriyle ilgili olarak da inşa edilmektedir..... erkeklerin kadınlar üzerindeki küresel egem enliği üzerine otu rtulu r^ Bu yapısal olgu... Bu bağlamda merkezi argüman birkaç paragrafta özetlenebiliri Ka­ dınlık ve erkeklik uyarlamalarının tüm toplum düzeyinde düzen­ lenm esi söz konusudur..... Am a toplumsal cin­ siyetin çok geniş bir ölçekte örgütlenmesi...... Farklı erkeklik biçim leri arasındaki etkileşim. yüz yüze ortamlardaki insan ilişkilerinden daha iskeletim si ve ba­ sitleşm iş olmak zorundadır...... sınıf örüntüleriyle birlikte etnik farklılıkları ve kuşak farklılıklarını da sahneye davet eder..... ... HEGEMONİK ERKEKLİK VE ÖN PLANA ÇIKARILAN KADINLIK .....•................... M ilyonlarca insanı içeren ilişkilerin katışıksız karmaşıklığı....

ünlü makalesi “Hepsi Bir Olmayan Bu Cins”te. Bununla beraber. bu tabi kılın­ maya boyun eğiş etrafında tanımlanır ve erkeklerin çıkar ve arIzulanna hizmet etm eye yönlendirilir. belli başlı teorisyenlerin “kadın karakterinin” ne olduğu konusunda ne denli az görüş birliğine varabildiklerine acı bir biçimde dikkat çekmişti: “Yalnızca belirli noktalarda bir uyuşmazlıkla karşılaşmakla kal. ffBu bölümün geri kalanında. ve 12. erkekler grubunun. Boyun | eğm e. ’■ Ctîegem onik erkeklik kavramında “hegem onya” ( t e r i m i n ödünç ". V iola IClein’ın “kadın karakteri”nin kavranış biçimlerine dair tarihsel çalışması. direnme ve işbirliğinin karmaşık stratejik birleşimlerince ta­ nımlananları da vardır. kitlesel toplumsal ilişkiler düzeyinde kadınlık biçimleri yeterince açık bir şekilde tanımlanmaktadır. aynı zamanda çeşitli otoritelerin kadınların özelliği olarak değerlendirdiği kişilik Özelliklerinin şaşırtıcı farklılığıyla da karşılaşıyoruz. kök s a l a n 246 .” Daha yakın bir dönemde Fransız analist Luce Irigaray. Öncelikle direniş stratejileri veya boyun eğm em e biçim leriyle tanımlanır. ev taJI sarımına. ataerkil bir toplumda kadınların erotizminin ve imgelem inin açık seçik bir ta­ nımının bulunmadığına dikkat çekmişti. ücret yapılarına.J mıyoruz. Bunu “ön plana çıkarılmış kadınlık olarak adlandırıyorum. yardım/vergilendirme politikalarına vb.. D insel | f öğreti veya pratiğe.d* On plana çıkarılan kadınlığı. silah zoru veya işsiz bırakma tehdidiyle başka Ü| ■ bir grup üzerinde kurduğu üstünlük hegem onya değildir. Diğerleri de.kuşuz t>u yeni bir gözlem değil. toplumsal üstünlüktür/B ir . toplumsal güçler oyununda kazanılan. tabi kılınm ış ve marjinalleşmiş bi­ çimlere dair kısa yorumlarda bulunarak hegem onik erkeklik ve ön plana çıkarılan kadınlık. kadınların erkeklere İ. kitle iletişim içeriğine. bir bütün olarak toplumsal cinsiyet düzeninde barınan değişim dinamiklerinin tem el bir parçasıdır./l alındığı Gramsci’nin İtalya’daki sınıf ilişkileri analizlerinde söz 5 konusu olduğu gibi) acımasız iktidar çekişmelerinin ötesine ge. Biçimlerden biri. bölümlerde telc^ rar ele alacağım. daha sonra 10.1 !v çerek özel yaşamın ve kültürel süreçlerin örgütlenmesine sızan bir :-J î . Farklılaş­ manın asıl temelinin kurulmasını sağlayan ise. Bunlar arasındaki etkileşim. küresel düzeyde tabi kılınmasıdır.örneklerini daha yakından inceleyeceğim .

Yüz yüze ilişkilerin sürdürüldüğü ortamlardan milyonlarca in­ san içeren yapılara geçtiğimizde. îlk olarak her ne kadar “hegem onya” güce dayalı üstünlük anlamına gelm ese de. hegem on­ yanın kazanılması genellikle. genel bir “erkek cinsiyet rolü” görüşünden çok farklıdır i n c e l i k l e . etkileşimin kolaylıkla sim­ geleştirilen yönleri daha önemli bir hal ahr^rlegemonik erkeklik oldukça kamusaldır. basit olmamakla birlikte ya^ (f iin c i olarak “hegemonya” mutlak kültürel egemenlik. bizzat toplumsal yaşamda ger­ çekleşen günlük çekişmenin açıklanması bile imkansızlaşacaktır. “sapıkların dövülm esi) ya da ideolojiler fiziksel güce sahip olanları onaylar (yasa ve düzen). Aslında. diğer bir deyişle bir oyun esnasında. H egem onik erkeklik ve ataerkil şiddet arasındaki bağlantı. John W ayne ve Sylvester Stallone’un canlandırdığı film karakterleri gibi tamamen kendine özgü hayal ürünü kişilikler olan erkeklik modellerinin ya­ ratılmasını içerir. her ne kadar cinsiyet rolü li­ teratüründe belirtilen doğru noktalardan bazılarını daha eksiksiz formüle etm em izi mümkün kılsa da. Gerçekten de. Bir güçler den­ gesi içinde. kazanılan üstün­ lük anlamına gelir. kültürel erkeklik jdealinin (ya da ideallerinin). se­ çeneklerin ortadan kaldırılması anlamına gelm ez. bırakın büyük ölçekteki toplumsal cinsiyet . (Ü yleys's/fiegem on ik erkeklik. erişilem eyen bir ideal etkisine sahip AvustralyalI futbolcu Ron Barassı veya boksör Muhammed A li gibi gerçek modellerin reklamı yapılabilir. sonuçta ürkeklerin büyük bir çoğunluğunun gerçek kişilikleriyle sıkı sıkıya örtüşmesi gerekmez. ortadan kaldırılmak yerine ikincil konuma itilû^BEğer bu noktayı görem ezsek.örüntülerinin tanımlarına içkin tarihsel değişim leri açıklamayı. “hegem onya” ve üstünlüğün birbiriyle uyum lu oluşu sık rastlanan bir durumdur. Y a da günlük başarılardan yeterince uzak olduğu için. Fiziksel veya ekonomik şiddet egemen konumdaki bir kültürel örüntüyü des­ tekler (sözgelim i. güce dayalı üstünlükle bağdaş­ madığı da söylenem ez. Kitle iletişimi üzerinde yükselen bir toplumda hegemonik erkekliğin yalnızca tanıtım olarak var olduğunun 247 . Öbür örüntüler ve gruplar.üstüjılük hegem onyadır^ (Kavrama dair yaygın iki yanlış anlayışın derhal düzeltilmesi ge­ rekmektedir. Humphrey Bogart.

Sözgelim i. Bu ise titiz bir formülleştirme gerektiriyo: îgem onik er­ kekliğin. Warren Farrell’m The L iberated M an’inden (Özgürleşmiş Erkek) Barbara Ehrenreich’m The H earts o f Men* ine (Erkeklerin Kalbi) kadar. hatta hegem onik örüntüyü daha tanıdık ve dolayısıyla katlanılır bulabilirler. A le d y a imajlarının. cinsel politika sistem inin tümünün aydınlatılmasını sağlayacaktır. Çok az erkek. Hegem onik erkekliğin kamusal yüzünün.fKmâ yalnızca medya imaj lan üzerinde yoğunlaşılm ası hatalı olacaktır. erkeklerin çoğunun kadınların tabi kılınmasından faydalanıyor olm ası v e hegem onik erkekliğin de bu üstünlüğü kültürel olarak ifade etmesidir.düşünülmesi bir çekiciliğe sahiptir. D olayısıyla. kadınlara karşı özellikle tehditkâr olunması anlamına gel­ mesi gerekmez. Yer değiştirmiş saldırganlık da başka bir neden olabilir. Muh248 . bir Bogart veya bir Stallone’dur.) Am a öyle görünüyor ki asıl neden. Kadınlar kendilerini hegem onik olmayan er­ keklikler tarafından da ezilm iş hissedebilirler. büyük çoğunluk ise bu imajların ayakta tutulması için işbirliği yapmaktadır J Suç ortaklığının çeşitli nedenleri vardır ve bu nedenlerin ay­ rıntılı bir şekilde irdelenmesi. yönetici sınıf pek çok cinsel uyuşm azlığa izin verebilir. Sovyet casusu olarak çalışırken în giliz diplomat G uy B urgess’a. vH egem onya” görüşü. ait olduğu sınıfta yer alan Öbür erkeklerden biri gibi davramlabilmesi eşcinselliğe gösterilen hoşgörüye dair önem siz ama etkileyici bir örnektir. 1970’ler ve 1980’lerdeki “Erkeklere Dair Kitaplar” arasında kar­ şım ıza çıkan. Sam ’inde çok hoş bir şekilde hicvedilmiştir). (D irty H ar ry'den tutun da R am bo'ya ka­ dar pek çok vurdulu-kndılı film in popüler oluşu. toplumsal güce en fazla sahip er­ keklerin (çağdaş toplumlarda şirket ve devlet seçkinleri) gerçek ka­ rakterleriyle örtüşmesi gerekm çzjG erçekten de. büyük ölçüde rıza gerektirir. bunun büyük bir kısmının yalanım ızda bir yerlerde durduğunu gösterir. ille de iktidar sahibi er­ keklerin ne olduğuna değil. ama bu erkeklerin sahip olduğu iktidarı ayakta tutanın ne olduğuna ve bu kadar çok sayıda erkeğin neyi desteklem eye yönlendirildiğine dair olm ası gerekir. Fantezi tatmini bu nedenlerden bi­ ridir (ve W oody A ilen ’ın Bogart taklidi Tekrar Çal. erkekliği kapsayan m edya imajları ve medya tar­ tışmaları da bu tarz bir eğilim in ürünüdüj^ {.

(Aslında hegem onyanın başarılması tam an­ lam ıyla seçeneklerin. onların gettolara. dolayısıyla. sokak şiddeti. çıraklık dönemlerini zor ve sıkıcı bir çalışmadan geçtikleri ve sürekli aşağılandıkları bir dönem olarak a249 . daha çok yeni bir teh­ likenin taşıyıcıları olarak düşmanca bir tutum takınılmasıyla ifade edilmektedir. öyleysejfK egem onik erkeklik. Tabi kılınm ış erkekliğin Öteki örneklerinde görülen durum g e­ çicidir. karmaşık olma­ yan . oldukça tu­ tarlı bir biçimde. Bu uyumun im lediği şeyse erkeklerin kadınlar üzerindeki egem enliğini kurumsallaştıran pratiklerin ko­ runmasıdır#^ anlamda hegemonik erkeklik. hegem onik er­ kekliğin ideolojik ambalajının parçası olarak görülebilecek eş­ cinselliğe ve eşcinsel erkeklere yönelik küçüm seme ile sıkıca bir­ birine bağlanmaktadır. kurbanlara bulaşıp bulaşmayacağıdır. yalnızlığa ve bilinçdışm a yerleştirilmelerine dayanıyor olabilir. İşçiler. kadınlarla ilişkide ba­ şarılı bir ortak stratejiyi cisimlendirmek zorundadır. kadınların yanı sıra genç erkekler üzerinde de üstünlük kurulmasını içeren bir hegemonik erkeklik uyai'lamasını betimler. kadınlarla ve tabi kılınm ış erkekliklerle ilişkili olarak inşa edilir. Cynthia Çockburn’ün Londra’daki matbaa işçilerine dair mükemmel çalışm ası.temelen. Toplumsal cin­ siyet ilişkilerinin karniaşıklığı düşünülecek olursa. AIDS korkusu. Bu öteki erkekliklerin açıkça tanımlanmış olm ası gerekmez. hereroseksüel oluşu. ekonom ik ayrımcılık. “eşcinsel vebası”nın “masum”.ya da tek tip bir stratejinin mümkün olduğu söylenemez: Bir “karışım” kaçınılmazdır. B ölü m ’de betimlemiştik: Polis ve yasal taciz. seçenek olarak tanınma ve kültürel tanım ka­ zanmalarının önlenm esine. yani “normal”. eşcinsellere hastalığın asıl kurbanları olarak anlayış göstermekle değil.) /^ ^ a ğ d a ş hegem onik erkekliğin en ayırt edici özelliğiyse. evcim enliğe yönelik açılımları ve şiddete yönelik açılımları. Bu tarz davranışlar. kadın düşmanlığına yönelik açılımları ve heteroseksüel çekim e yönelik açılımları aynı anda barındırabilir^ H egem onik erkeklik. M edyanın asıl ilgi odağıysa. hem doğrudan etkileşimleri hem de bir tür ideolojik savaşı gerektirir^Ö z konusu etkileşimlerden bazılarını 1. yani evlilik kurumuyla sıkı sılaya bağlantılı oluşudur. tabi kılınmış erkekliğin en önem li biçim i de eşcinsellik oluj^^hı tabi kılınma. hegem onik erkeklik ve ön plana çıkarılan kadınlık arasmda bir tür uyum vardır.

Bununla beraber. Birincisi. M adchen in Uniform (Üniformalı Kızlar) ve F rost in M ay'de (Mayıs*ta Kırağı) betimlenen kız okullan gibi bağlamlarda da var olmaktadır. Ama erkeklik türleri arasındaki ilişkilerde ol­ dukça önemli olan tahakküm kurma hissi. bu aynı anda hem becerinin hem de erkekliğin özen­ dirildiği bir ritüeldir. Bu n edenle^adm lar arasında. Bu yüzden toplumumuzda gerçek kadınlıkların. her zamankinden daha fazlayum uşatılm ıştır. kadınlann öbür kadınlar üzerinde kurumsallaşmış iktidar ilişkileri kurabilmeleri için sınırlı bir alan bırakıyor oluşudur. öteki kadınlıkları olumsuzlamak veya tabi kılmak için hiçbir baskının kurulmamış olduğudur. aslında ken­ disinin olduğu şey olmayabilir. yeni kadınlık biçimleri ortaya çıkar. bir bütün olarak kadınlıkta tematikleştirilemez. özellikle de ana-kız ilişkilerinde yaşanır. İkinci özellikse öteki cinsiyet üzerinde egem enlik kurma etrafında hegemonik bir biçimin örgütlenmesinin kadınlığın toplumsal inşasında bulunmayışıdır. Şiddetin kadınlar arasında. İktidar. yüz yüze ilişkiler temelinde. Bu. aynı zamanda kitlesel düzey­ deki kadınlık analizine de uygulanabilir. Aynı derecede önem li olan başka bir nokta da. erkeklikte olduğu gibi.nımsarlar. öbür biçimler kaybolur. erkekler arasında olduğundan çok daha düşük bir düzeyde oluşu. Bu top­ lumdaki bütün kadınlık biçimleri. Çoğu kadının desteklediği şey. K eza bu örüntüler de ta­ rihseldir: İlişkiler değişir. ama ille de bunlarla örtüşmesi gerekmez. saldırganlık ve teknoloji. Ama bir kere sınavı geçtikten sonra hepsi “kardeş” olurlar. Kadınlığın ideolojik temsilleri. gerçek erkekliklerden daha fazla çeşitlilik ih olma olasılığı hayli y ü k sek tir^ adınlığın inşasının kaçınamayacağı egem enlik yapısı. temel bir farklılık da söz konusudur. iki ana özellik içerir. hegemonik erkekliğin Öteki erkeklikleri olumsuzlama zorunluluğu türünden. hegem onik erkekliğin erkekler arasında tuttuğu yeri dol­ durmak bir kadınlık biçimi yoktujJ^ fBu temel asimetri. toplumsal ik­ tidarın erkeklerin elinde toplanmasının. Erkekliğe dair birçok genel nokta. otorite. yaşandıkları bi­ çimlerle gerçek kadınlıklara yakınlaşabilir. he- . Kurumsallaşmış iktidar hiyerarşileri. bunun açık bir göstergesidir. kadınların erkeklere tümden tabi kılınması bağlamında inşa edilmektedir.

Bu. kültürel bir inşa biçim i olarak fazlasıyla kamusaldır. aynı taktikleri kullanır ve 251 .teroseksüel erkeklerin küresel egem enliğinden başka bir şey de­ ğildir: Süreç bu egem enliğe boyun eğm e veya direnme etrafında kutuplaşma eğilim ini taşn\J Boyun eğm e seçeneği. finanse ediliyor ve denetleniyor oluşu kayda değer bir noktadm i Bu örüntünün “ön plana çıkarılmış kadınlık” olarak adlan­ dırılması. çoktan sözünü ettiğim iz büyük ölçekli örüntülere çevirisidir. Marilyn M onroe. genç kadınlar için cinsel açıdan istekli olma. yaşlı kadınlar için de annelik temaları etrafında örgütlenirler. Gerçekten de. erkeklerin işyeri ilişkilerinde içlerinin gıcıklanm a ve benliklerinin okşanma arzusuna boyun eğme. Bu. kadınlara yönelik em ek piyasası ayrım cılığına bir tepki olarak evliliğin ve çocuk bakımının kabul edilm esi gibi belirli kurumlar ve toplumsal çevrelerdeki. bir şekilde seks bombası ve Hazreti İsa ’yı tek bir kişide bütünleştiren im gesi “mutlak kadın” da. ön plana çıkarılmış kadınlığın hem arketipi hem de en büyük'hicvidir. Bu oyunculuğun nasıl sürdürüleceğine dair önem li miktarda halk bilgisi mevcuttur. teknik beceriden çok toplum sallığın sergilenmesi. Tootsie gibi). burada “ön plana çıkarılmış kadınlık” olarak adlandırılan ve en fazla kültürel ve ideolojik desteğin ve­ rildiği kadınlık örüntüsüne merkez oluşturur. oynaşma sahnelerinde kırılganlık. W omen’s W eekly'den V ogue*a kadar pek çok kadın dergisinin başlıca ilgisini oluşturur. kitle iletişim araçları ve pazarlamacılıkta bir da­ yatm ayla v e herhangi bir erkeklik biçim i için söz konusu olabilecek bir ölçüden daha çok reklamı yapılır. Bu reklamın büyük bir bölümünün. içeriği her ne kadar özellikle ev ve yatak odasının mahrem alanıyla bağlı olsa da. Yüksek tirajlı kadın dergilerinde. Hatta H ollyw ood tarafından da işlenip oldukça ikircikli bir komediye dönü ş-türülmektedir (Mil­ yon er A vcıla rı. Bu tür kadınlık oy­ nanmakta v e özellikle de erkekler için oynanmaktadır. erkekler tarafından örgütleniyor. yüksek tirajlı gazetelerin “kadın sayfaların da ve te­ levizyonda sabah yayınlanan pembe diziler ve “yanşmalar”da rast­ lanan makaleler ve reklamlar bildik örneklerdir. ÇVynen hegem onik erkeklik gibi Ön plana çıkarılmış kadınlık da. Marabel Morgan’ın. Kitlesel düzeyde bunlar. aynı zamanda kültürel ambalajın kişilerarası ilişkilerde nasıl kullanıldığının da vurgulanması olacaktır.

Uzlaşım sal tarihy azımı. fahişelerin. / öteki kadınlık modellerinin kültürel ifadesini Önleyen bir pratik yer almaktadır. Maccoby ve Jacldin’den sonraki araşturna geniş. ebelerin ve cadıların de1 neyimleridir.aynı müphemlikleri barındırır. pek de öteki kadınlık biçimleri üzerinde hegem onya kuracak bir konumda değildir. senj dikacılann. ^ Ön plana çıkarılmış kadınlığın sürdürülmesinin merkezinde. Fairvveather ise (1976) bu farklılıkların fasa fiso olduğunu öne sürüyor. yeltendikleri marjinalleşme kadar bile tahakküm ilişkisi değildir. “Kadın Olmak İsteyen Ka­ dınlar” gibi fem inizm karşıtı kadın gruplarına dair bildik bir pa­ radoks vardır: Bu tür gruplar ancak kendi kurallarını yıkarak po­ litik açıdan aktif olabilirler. Feminist tarihy azımı. çocuk terbiyesi v e empatiyi kadınca erdemler olarak ön pla­ na çıkaran bir kadınlık. yaşam loşadır. Erkeklerin iktidarına uyum sağlama olarak örgütlenen ve boyun eğm e. asilerin ve evde kalmış ha! laların. Kadınlığın K in der. uzlaşım sal kadınlığı tanımakta v e aslında verili saymaktadır. kol gücüyle çalışan işçilerin. bunlar gibi grupların deneyimindeki mar­ jinalleşm iş kadınlık biçimlerinin kesinlikle yeniden iddia edilm esi ve yeniden ortaya çıkarılmasıdır. deli kadınların. Rosenthal ve 252 . cinsiyet farklılığını sağlam kanıtlar üzerine kurulmuş olarak gördüğü alanda. Sheila Rov/botham’ın deyişiyle “tarihten saklanmış” olarak tanımladı­ ğında. ) ondan saklanmış olan ise bekâr kadınların. Hyde (1981). bilme yetisi konusunda iki çalışmadan metinde Övgüyle söz ediliyor. Öteki ka­ dınlık biçim leriyle kurdukları ilişkiler. tutarlı ama küçük oldukları sonucuna varırken. N otlar BİRİMSEL MODELLER VE CİNSİYET FARKLILIĞI ARAŞTIRMASI (s. 225-30). lezbiyenlerin. K irche und Küche uyarlamasını öven. Ağırlıklı olarak dinsel ideoloji ve muhafazakâr erkeklerin politik desteğine yaslanırlar. kısmen bu gerçeğe tepki veriyordur. boyutuyla içerdiği 1 özelliklerden biri de. kadınların deneyim ini. Radikal cinsel politikanın bir. Maccoby ve Jacklin’in. bir örnek yetmeli.

235-41). Ana-kız ilişkisi. Klein (1946). Williams (1959) ve Cicourel’a (1964). Bumett (1982).' bunların anlamlı ifadeler olduğunu ima ediyor. 241-45). kadınlık hakkındaki argümanı önemli ölçüde değişikliğe uğratabilirdi' . s. 164. 130-131. 130-131. Lafitte’in ise eleştirisi (1957) teknik bakımdan en et­ kili olanıdır. ama eğer burada sistematik bir cinsiyet ayrımı varsa.Rubin (1982). Agnus Barr da orijinal mülakat çözümlemesinden alıntılandı. Burgess’ın olağanüstü do­ kunulmazlığı hakkında bkz. bunlar bedensel deneyime karşı direnen psikolojik yapılar içerdiğinden kadınların kadınlığı ya da er­ keklerin erkekliği gibi bir yapıyla aynı türden olduklarını söylemek güç. (s. Bölüm’de verilecek psikanalitik kanıtlar. Bu bölümün so­ nundaki argüman. Seale ve McConville (1978). “Aubum Coİlege” ile ilgili öykü için bkz. Bim Andrew alıntıları. her zamankinden daha fazla deneme niteliğinde. YAPILARIN ETKİSİ . f i ERKEKLİK/KADİNLIK ÖLÇEKLERİ (s. o kadar da küçük olmadıklarını ama belki de azalmakta olduklarını öne sürüyor. Bunun bir eğilim gibi görünmesi korkusuyla ekliyorum. HEGEMONİK ERKEKLİK VE ÖN PLANA ÇIKARILMIŞ KADINLIK (s. s. ■ . Davranış ve kişilik araştırmalarında nesneleştirilmiş ölçmenin klasik bir eleştirisi için bkz.parçası olarak yaşantılayamayan tı ansseksüellerde olduğu gibi. Fendrich-Saloway vd. ÇOKKATU MODELLER (s. Fred Broughton alıntısı. (1982) ile Denno (1982). 245-52). 9. Bu bölümde tartışılan kavramlar hem önemli hem de az gelişmiş. bir erkekteki “kadınlık” ve bir kadındaki “erkeklik” hakkında konuşuyormuşuz gibi bir duyguyu açık bırakmış olabilir. 230-35). Alıntı. s. Ancak. Goldhamer (1949). aynen penislerini ya da göğüslerini bedenlerinin biı. (1981). farklılıkların ölçümlerdeki tüm sapma ba­ kımından çok büyük olmadığım bütün yazarlar kabul etmek zorunda­ lar. argümanım bu­ rada. Fairweather’la aym düşüncede. Connell vd. Yaratılan baskılar beden imgesinin kendisini değiştirmesi içip ye­ terince gaddar olabilir. Burnett (1982). İle­ ride. Dışarıdan bakan biri bu görüşler arasında makul bir karara varmakta zorlanabilir.

Toplumsallaşma te­ orisi. iki ana yaklaşım mevcut. Sorunu ele almada yetersiz görün- . normatif kural koymalardan çok iktidar ve gereksinimle karşı karşıya kalmanın et­ kisi olarak görür. bunun yanı sıra kişilikteki köklü bölünmelere dikkat çeker. diğeriyse psikanaliz. A yn ca toplumsal bağlam ile kişilik arasındaki sürekliliği ve bizzat kişiliğin hom ojenliğini vur­ gular. toplumsal normların kazanıl­ ması ve içselleştirilm esi olarak görür. Bunlardan biri toplumsallaşma teorisi. Vurguladığı nokta ise toplumsal bağlam ve k i­ şilik arasındaki süreksizliktir. toplumsal cinsiyet oluşumunu. toplumsal cinsiyete dair bir toplum analiziyle uyumlu. Psikanaliz ise tpplumsal cinsiyet oluşumunu.Gün ışığındaki esrar Toplumsal cinsiyet oluşumu ve psikanaliz Önceki bölümde tartışılan kişisel yaşam yapılan nasıl b i­ çimlenmektedir? Bu soruyu ele alan.

soruna ustaca açıklama getiren iki temel psikanaliz dalma yöneleceğim . normalde belirli bir cinsiyetin toplumsal bek­ lentileriyle Örtüşen bir toplumsal cinsiyet kim liği ortaya çıkar. Bunun sonucunda. önce kısaca toplumsallaşma teorisini İrdeleyecek Ve sohra da. az ya da çok içselleştirilirler. kuralları öğrenme gibi. Toplumsal modeller ya da kurallar. model alma. Bu yaklaşım ın başlıca argümanı. transseksüeller. Belirli toplumsallaştırma et­ kenleri ya da failleri -özellik le aile. medya. 255 . ama henüz toplumsal bir cinsiyete sahip değildir. Toplumsal cinsiyettoplumsallaşma literatüründe bu mekanizmaların göreli önem ine ilişkin pek çok tartışma bulunmaktadır. Etkenlerin sıralaması önemli olabilir ve bu kapsamda çoğunlukla birincil ve ikincil top­ lum sallaşma ayrımları yapılır. özdeşleşm e. arkadaş grupları v e ok u l. şablonlar ya da davranış modelleri dizisi koyar. - A. “rol kazanma” v e “cinsiyet rolü toplum sallaşması” olarak adlandırılır. Yanı sıra çeşitli öğrenme m e­ kanizmaları da işin içine girmektedir: Şartlanma. TOPLUMSALLAŞMA G eçtiğim iz yirmi yıllık dönemde hem akademik toplum ■bi­ limlerinde hem de toplumsal cinsiyeti konu alan popüler literatürde en yaygın yaklaşım. Bu tür sapmaların ürünleri ise eşcinseller.söz konusu bu beklentileri ve modelleri somutlaştırarak çocu­ ğun bunları sahipleneceği ortamları hazırlar.düğünden. çocuğun Önüne cinsiyete uygun bir kurallar. şematik olarak şu şekilde işlemektedir: Y eni doğan çocuğun biyolojik bir cinsiyeti vardır. çift cinsiyettiler ve toplumsal cinsiyet kimliği ken­ di cinsiyetleriyle alışıldık biçimde Örtüşmeyen diğer kişilerdir. ayrıntıları ne olursa olsun. öğretim. Çocuk büyürken toplum da. Toplumsallaşma kavramları ile cinsiyet rolü teorisi arasında büyük bir yakınlık bulunduğu açıktır. bir toplumsallaştırma etkeninin olağandışı işleyişi (örneğin babasız bir aile) ya da alışılm adık bir biyoloji yüzünden bir “sapma” yaşanır. Bazı durumlarda ise. toplumsal biçimlendirm e ya da “toplumsal­ laşma*’ (sosyalizasyon) kavramları aracılığıyla geliştirilmişti. Toplumsal kurallar çoğun­ lukla “norm” v e toplumsal öğrenme sürdci de “rol öğrenme”.

failin toplum adına işini yapmasını öngören bir yönetm elik. Toplumsal tarih. rol çerçevesinden kopartabilecekleri v e yalnızca kendileri kap­ samında değerlendirilmeleri gerektiği açıktır. B ölü m ’de anlatılan rol teorisi eleştirisinin bu anlamda fazlasıyla geçerli olduğu söylenebilir. aile. Laing ye Esterson’ın Sanity. Ama her ne kadar cinsiyet rolü te­ rim leriyle yaygın biçimde ifade ediliyor olsalar da. Am a hem ilgili kurumlara ilişkin tarihsel kanıtlar hem de bu ku­ rumlanır günümüzdeki işleyiş biçimlerini irdeleyen büyük ölçekli çalışmalar. okulların ve ailelerin çoğunlukla birbirleriyle ve büyük toplumsal yapılarla çatışma içinde bulunduğunu gösteriyor. “toplumsallaşmakta” olan insanlarla ilişkilerinde üstünkörü bir tutarlılık bile göstermezler. Ayrıca bu kurumlar içsel olarak homojen ve uzlaşm acı o l­ madıkları gibi. toplumsallaşma analizlerinin ana unsurlarının. toplumsallaştırma etkenleri betim lem e­ lerine yer verir. Rol öğrenme teorisi içsel olarak tu­ tarsızda ve toplumsal sürece gerçek anlamda bir toplum analizi g e­ tirme açısından yetersizdir. arkadaşlık grubu ya da televizyon ağım bir “top­ lumsallaştırma etkeni” olarak kabul eden görüş. Bu bineklerin. belirli bir senaryo. ne ya­ pılm ası ve bunun nasıl yapılm ası gerektiğine ilişkin bir kanı birliği gerektirir. Richard Sennett’ın F am ilies A g a insi the C ity (Aileler. çocuklara yönelik baskı ve taleplerdeki katlanılması güç çelişkileri göste­ riyor. dar anlamda konuştuğumuzda. bir kanı birliği yaratmak amacıyla bir bütün olarak top­ lum sal düzen adına işlerlik gösteren etkenler betim lem esini red­ detm emizi gerektiriyor. bu tür pürüzsüz. ürettikleri baskıların yoğunluğu açısından alışılmadık olduklarını söyleyebiliriz. Liberal fem inizm metinleri de dahil olmak üzere. Kent Yönetim ine Karşı) adıyla yayımlanan Chicago araştırması ve Pavla M iller’ın Güney Avustralya’da kit­ lesel eğitim sisteminin işçi sınıfı ailelerine ve bu ailelerin gösterdiği güçlü muhalefete yönelik bir müdahale aracı olarak na­ sıl dayatıldığım gösteren Long D ivision (Uzun Bölünm e) adlı çalışm ası bunun Örneklerindendir. M adness and the F a m ily si ve Françoise D olto’nun D om inique’i gibi aileleri konu alan psikanalitik çalışmalar.3. cin­ siyet rolü toplumsallaşmasını konu alan literatürün büyük bir bölümü. Okul. Ama elim izdeki diğer ka- .

varoluşçu psikanalizin temelidir. B ölüm ’deki P n n ce’ler gibi ailelere ilişkin örnek olay incelem elerinde de yeterince açıktır. “M odel alma” görüşü ise toplumsallaştıncının niteliklerine bürünerek toplumsallaşma teorisinin bu özelliğini özetlemektedir. değildir. kurumun ya da toplumsal çevrenin ö zel­ liklerinden niteliksel olarak farklı olan. yakın incelem eler bunu gösterme eğilimindedir. Bu bağlamda. Kişinin içinde üretilen. içsel çelişkinin ve çapraz baskının oldukça normal olduğunu göstermeye yetiyor. kurumlann insanları şekillendirme biçimlerinin an­ laşılması açısından çok önemli içerim ler barındırır. Süreç içindeki çelişki gerçeğinin farkına vardığımızda. ayrıca 1. Bu da. önemli sa­ yılan çıkar çatışmalarına çok fazla enerji harcanmaktadır. . rastlantısallık olacak v e kanıtlar da bunu des­ teklemeyecektir. Amerikan burjuva ailesi içindeki çelişkiyi tam ola m f ortaya çıkarmıştı. Mirra K om arovsky’nin B lue-C ollar M arriage'i ve Lillian R ubin’in W orlds o f P a in 'i gibi Amerikan araştırmalan ya da daha Önce sözünü ettiğim iz işçi sınıfı okullarına ilişkin İngiliz araştırmaları bu yönde kanıtlar öne sürmektedir. Oysa. Teach ers’ W ork adlı çalışmada. Örneğin.dh kitabı. Toplumsallaşma görüşlerinin akademik araştırmadaki popüla­ ritesi. yönetici sınıfın okulları için gösteril­ mektedir. mekanik nedensellik olasılığı ortadan kalkar: Çelişkinin tek mekanik sonucu. Kurumlar uzlaşm acı ve tutarlı göründük­ lerinde. Bu. tutulacak tarafı olmayan bir görüş halini ahr. Bunlardan biri. her ikisi de “toplumsallaşma” görüşlerinden uzaklaşarak tamamen farklı bir şeylere yönelen iki olasılık g e­ liştirilir. iki m esleki körlükle. öğrenme psikolojisi tarafından tanımlanan şu ya da bu mekanizma aracılığıyla içselleştirm e düşüncesi üzerinde te­ mellenir. toplumsallaştırma etkeninin ni­ teliklerini yeniden üreten ya da yansıtan bir psikolojik yapıdan başka bir şey . yani sosyologların kişinin karmaşıkF)7ÖN/Toplümsal Cinsiyet ve İkıidar . Betfy FriedanTn bir liberal fem inizm klasiği olan K adınlığın Gizenwa. psikolojik yapıların kişi i■çindeki üretimidir. top­ lumsal cinsiyet oluşumuna ilişkin genel bir anlayış olarak “top­ lumsallaşma”. Bu kısaca. Diğeri ise çelişkinin açtığı bir alandaki kurucu seçim olasılığıdır.mtlar. “Toplum­ sallaşma” görüşü. çünkü bir uyum cephesi ve iyi bir düzen yaratılması istendiğinden. Bu veriler. klasik psikanalizin temelidir.

kişilikteki farklı düzey­ lere ilişkin psıkanalitik görüşten yararlanmış.lığını kabul etmedeki beceriksizlikleri ve psikologların toplumsal iktidarın boyutunu kabul etmedeki isteksizlikleriyle desteklen­ mektedir. gerçekten de. modeli. 1940Tarda ve 1950’lerde C hildhood and Soçiety (Ço­ cukluk ve Toplum) adlı çalışmasında Erik Erikson ve kültür ve ki­ şilik antropolojisi ekolü tarafından yaygınlaştırıldı. uzlaşmacı bir psikolojik yapı modelini kabul et­ me eğilimindedir. Öyle görünüyor İd. toplumsal cinsiyet kim liğinin temellerini çocuğun kadınlık ve erkeklik ta­ nımlarıyla tanıştırıldığı yaşamın ilk yıllarında aramaya yöneliyor­ lar. derin düzeylerdeki çekirdeğin hemen hemen yalın bir dışavurumu haline gelmiştir. K işilik ya da cinsel karakterin tutarlı çekirdeği olarak kimlik görüşü. do­ lambaçlı bir gezintiyi göze almak zorundadır. Robert Stoller gibi araştırmacılar. İrişinin kendisini uzlaşımsal kadınlık ve erkeklik imajlarının tanımladığı türde bir İrişi olarak kabul etme edimidir. çelişkiyi önem sizm iş gibi gösterip Şiddeti göz ardı ederek uzlaşmacı bir kuşaldararası aktarım m o­ delini ve üretilen. K işilik çe­ kirdeğine ilişirin çizdiği homojen tasvir. Bu yüzden. İçişinin toplumsallaştığı bir “cinsiyet rolü” görüşünün' psikolojideki karşılığıdır. sos­ yolojide rol teorisinin ortaya çıkışıyla aynı zamanda gerçekleşmiş olm ası rastlantısal değildir. yalnızca yetersiz ya da şapkan toplumsal­ laşmadan kaynaklanan bir sapma olarak kabul eder. yaratıcılığı ve direnişi a-‘ çıldama yeteneğinden yoksun kalır. Kişiliğin yüzeydeki düzeyleri. uzun. bu görüşün temeli. . Her iki grup da. Kimlik teorisi. Bunun. Benzer biçimde. ■■ ■ . klasik psikanalizin normal biseksüellilc olarak bahsettiği ve ölçeksel kişilik anlayışlarının da 258 . Bu nedenle. ama düzeyler arasmdaki temel çelişki düşüncesini çekip çıkararak söz konusu görüşün içini boşaltmıştır. kısaca temel noktaları belirtmekle yetineceğim . Kadınlık ve erkekliğin çekirdeğinde yatan bir “toplumsal cin­ siyet kim liği” görüşü. Homojen ya da uzlaşmacı bir toplumsal cinsiyet İçimliği. Bu tür kişilik' modellerinin eksiksiz bir eleştirisi. yaşamın ilk yıllarında sapkın aile gruplarında aranıyor. S tüller’ın transseksiiellere ilişirin örnek olay incelem elerinde. sapkın toplumsal cinsiyet kimliğinin kökenleri. Farklı toplumsal cinsiyet pra­ tiklerinin üretilmesini.

hem de bi­ lişsel olarak örgütlenmeyen (Freudcularm “birincil süreç” adını verdiği) duygusal süreçlere bağımlı olduğunu gözden kaçırır. Bir iletim mekanizmasını ve üretilene ilişkin uzlaşmacı bir mo­ deli öne süren toplumsallaşma teorisi. Bu teşvik -kabul etme ve bunun dışında başka bir seçenek bulunmadığına yönelik yoğun bir baskının eşliğin d e. İçerilen duygusal basla.bilişsel bir edim üretir. Gerçek pratikleriyle bağdaşma.üzerinde mekanik etkiler üretemezler. Seymour M. Erkeksi ve kadınsı unsurları harmanlamaya koyulabiliyorlar. çocuklar heteroseksüelliği reddedebiliyorlar. örneğin kız çocuklar. Kendi yaşamlarında bir bölünme başla­ tabiliyorlar. ama bunu yaparken.zorlayıcı olabilir ve çoğunlukla öyledir de. Böylece duygu yapılanm ası açısından merkezi önem e sahip -kişinin ken­ disini erkek ya da kadın olarak kabul etmesini sağlayan. çocuğu be­ lirli koşullarda toplumsal pratiğe katılmaya teşvik etmekten ibarettir. belki de hepsinin arasında en yaygın olanı bu. yalnızca toplum bilim ­ cilerinin toplum sal yaşamda hem seçim i hem de gücü göz ardı et­ m eye istekli olmaları ölçüsünde bir değer taşımaktadır.artık önem ini kavradığı. yani yetişkinlerin pratiklerinde çocuğa sunulan top­ lumsal kategorilerin toplumsal cinsiyette içerilm esini. toplumsal cinsiyetin birleştirici unsurlarım (androjenlik vb. Yaptıkları şey. Bunları ku­ rucu olarak görm e konusunda Sartre ve Laing ile aynı düşün­ cedeyim.) gözden kaçırır ya da marjinalleştirir. sözgelim i erkek çocuklar kendi kendilerine kaldıkla­ rında kadın elbisesi giyebiliyorlar. cinsiyetçilik karşıtı erkek ha­ reketinde yer alan kişilerin otobiyografik metinlerinde çok güzel ifade edilmektedir. -Eğer toplumsallaşma. ya da daha kesin biçim de ifade edecek olursak. “Toplumsallaştırma etkenleri”. Yine de çocuklar bu tür baskıları geri çevire­ biliyorlar. eşcinsel olarak olumlu bir seçenek oluşturmanın çoğunlukla uzun zaman alacağını gösterse de. büyümekte olan kişi . Her ne kadar eşcinsel otobiyografileri. bu edimin hem toplumsal ya­ pılanmasını. top­ lumsal cinsiyet alanında kendi hareket biçimlerini geliştirmeye başlıyorlar. okulda rekabete dayalı spor dallarında yer alma ko­ nusunda ısrarcı olabiliyor. toplumsallaşma teorisinin Öngördüğü gibi 259 . M iller v e M ichael Silverstein gibi.yan bir fantezi yaşam kurabiliyorlar ki.

bir James Joyce’a sahip oluruz. Keza yetişkinler de “toplumsallaşma” sürecindeki çelişkiye tepki verirler ve tepkileri de. araştırmanın yapıldığı yıl içinde okulda çeşitli kereler dayak yediği ya da kayışla dövüldüğü bildirildi. İktidar dengesizliği. gerçekten de “çocuk yüzyılı” an­ layışının ortaya çıktığı birkaç bağlamdan biri. Hatta bu noktada bile tepkiler. erkek çocuk babasının im gesi olacak biçim de yetişir vb. küçük çocukları dövmenin günlük yaşamda hâlâ sık rastlanan bir olgu o l­ duğunu gösterecektir. Toplumsallaşma paradigması beklenmedik bir biçim de e l­ verişliymiş gibi görünüyor. Yeterli bir toplumsal cinsiyet oluşumu açıklaması. yetişkinlerin çocuklar üzerinde çok ağır baskılar uygulamasını olanaklı kılmaktadır. tasarlanmış olandan oldukça farklı olabilir: B öylece iyi bir Katolik Kamu G örevlisi’ne değil. Y ine de “rol öğrenm e” görüşleri tü­ müyle. Sözünü etmekte olduğum şey. okul öğren­ ciler üretir. Çoğu durumda şiddet içeren rejimler. karakter oluşumu ve öğreti üzerine şiddet içeren rejimler yaratarak söz konusu toplumsallaşma sürecine düzen ve yön verme biçimini alabilir. Am a yine de. S a­ natçının B ir Genç Adam O larak P ortresi adlı romanında İrlan­ da’daki bir Cizvit Okulu’nda böylesi bir rejimin klasik bir tasvirini çizmişti. Her­ hangi bir alışveriş merkezinde yapılacak bir gözlem .pürüzsüz v e başarılı olsaydı. Bu ancak. bu noktada bile bu azalma oldukça Özel. Ö yle görünüyor ki şiddet düzeyi geçtiğim iz yüzyıl içiiıde kapitalist çekirdek ülkelerde önemli Ölçüde azalma gösterdi —Ellen K ey’nin önceden tahmin ettiği gibi bu. yetişkinler ve çocuklararası ilişkilerde tarihsel olarak var olan şiddet düzeyinin açıklanması güç olurdu. bu tür ortamlarda üretilen şiddetli baskılar açısından fazla ılımlı. başarılı bir “toplumsallaşma” örneğinin analizinin. tabii böyle bir niyetleri olduğunda. bir toplumsal cinsiyet oluşumu teorisine ilişkin çeşitli kriterleri Örtük biçimde barındırır. bu tür olayları rastlantısal ayrılıklar ya da toplumsal sapmadan daha farklı bir şey olarak anlayabilmek zorundadır. B öyle bir 260 . 1969’da Sydney’de yapılan bir araştırmada. tasarlandığı bi­ çimde işlemektedir: Rahibe okulları rahibeler üretir. başarısız olanı da anlama­ mızı olanaklı kılması koşuluyla mümkün olabilir. James Joyce. ergenlik çağında bulunan 11 ile 14 yaş arası erkek çocukların % 7 0 ’inin.

En önem lisi —ve bir anlamda sözünü ettiğim iz bu yönlerin hepsini kapsayacak b içim d e.tarihsel olmalıdır. Oidipus kom pleksi ve Freud un kadınlık v e erkeklik tartışmalarından d eğil. kişilikteki farklı düzeyleri fark edebilmelidir.bölümde buna de­ ğineceğim . farklı nedenlerle. Bu bölümün geri kalanında bu iki yaklaşımın toplumsal cinsiyet oluşumuna ilişkin açıklamalarını ele alacağım. Ama benim buradaki amacım. kişilik kavramlarının yeniden oluşturul­ ması gerekliliğini vurguluyor. Dolayısıyla. onun ruhsal ye top­ lumsal arasındaki ilişkiye dair genel teorileştirmesinden yola çıkmak istiyorum. j B. KLASİK PSİKANALİZ: DİNAMİK BİLİNÇDIŞI Freud. yukarıda sözünü et­ tiğim iz kriterleri tam olarak karşılamadıklarını da belirteyim. Ö yle sanıyorum ki bunları karşılayan yalnızca iki yaklaşım var: K lasik psikanaliz ve varoluş­ çu psikanaliz. Bunlar oldukça güçlü kriterlerdir. Ayrıca insanları robotlara dönüştür­ meden iktidarı ve etkilerini de hesaba katabilmelidir (sözgelim i. Bir sonraki . bir yanda da “yabanıllar”. Bunun yerine. Am a bu iki yaklaşımın.teorinin. Bir düzeyin yalnızca başka bir düzeyin özelliklerini ifade ettiği görüşüyle kendisini kısıtlamaksızın. bir yanda çocukların ruhsal yaşam ı ile neyrotikler. Bun­ lardan biri. . hem ki­ şiyi zaman v e durumlar aracılığıyla bir yörünge kapsamında görme açısından hem de kişisel gelişim i etkileyen toplumsal güçlerin ta­ rihsel olarak sürekli yeniden düzenlenişini fark edebilm e açısından. Freud’un ve ardıllarının görüşlerinin bir özetini ya da tarihçesini sunmak değil. Bu nedenlerin ele alınması. Çok daha kapsamlı olan ikinci düşünüş tarzı ise cinselliğin Avrupa kültü261. cinsellik v e toplumsal cinsiyet üzerine çok şey yazdı. kalabalıklar ve gruplar arasındaki kapsamlı ve büyük ölçüde hayal ürünü benzerlikler kurmaktadır. toplumsal çelişki ve kişilik içindeki çelişkiyi göz önünde bulundurabilmesi gerekir. onların top­ lumsal cinsiyete dair bir toplum teorisine yaptıkları katkıları ortaya çıkarmaya çalışacağım . Freud bu konuda iki temel düşünüş tarzı geliştirmişti. çocuğun sevgi ihtiyacı gibi itaat dürtülerini fark edebilmelidir).

ründe toplumsal yönden bastırılmasıyla ilgilidir. kadınların cinselliğinin bastırılması ü zerin d e.m addi bir sonucudur. ruhsal yaşamın olaylarına ve süreçlerine dışsal bir şey olarale görülemez. Am a Freud. Erişkin k işilik ya­ pısı. bu arzuyu zayıflatıp zararsız hale getirerek ve bu arzuya göz kulak olması için bireyin içinde âdeta fethedilmiş bir şehirdeld garnizona benzeyen bir faillik oluşturarak egem enlik kurar. Freud Uygarlık ve B unalım ları’nda “uygarlaşma süreci ve bireyin libidinal ger lişim i arasında” bir benzerlik bulunduğunu öne sürer. kadınların cinsel mutluluğunu yadsıyan toplumsal baskı. yalnızca an­ tik felsefe etrafında dolanıp durmakla kalmaz. te­ mellenen kurumlar olarak evlilik ve çifte standarta ilişkin önemli bir psikolojik eleştiride bulunmasına yol açmıştır. Freud’un ] 1908 yılında. bunların bir ürünü ve . kuşkusuz Batılı : düşünce tarzında geleneksel bir temadır. bireyin tehlikeli saldırganlık arzusu üzerinde. Rousseau’nun Top­ lum Sözleşm esi’nâz (ve aslında Freud’un Totem ve. Uygarlık ve doğa arasında bir çatışma olduğu. konuyu çok daha kesin ve etraflı biçimde formüle etmeyi olanaklı kılmıştır. ama bu yal­ nızca bir benzerlik değil bir bağıntıdır da: “Uygarlık bir içgüdüden vazgeçiş üzerinde inşa edilir. Psikanalizin klinik araçları. özellikle de bastırma kavramı. psikoseksüel gelişm e sürecinde her kişinin yaşamında işlerlik gösteren ve bastırma mekanizması aracılığıyla bireyin bi­ lin çdışı düzeyinde etki sahibi olan bir şeydir. K işinin ruh­ sal donanımının parçası olarak süperegonun oluşumu.T abu’sunda) ol­ duğu gibi mitik bir geçm iş ya da filozofik bir gökyüzünde yansıtılamaz. bu baskı tarafından ve temel olarak da genç çocuğun aile içinde bu baskıyı yaşantılaması yoluyla biçimlendirilir. bu argümanı genelleştirmiş ve bastırmanın tarihsel dinamiğini daha fazla vur­ gulamıştı. (1930) doruğa çıkan Freud. mecazi değil. doğa alanı içinde harekete geçiriliyordur. Tam tersine. Nevroz ise uygarlığın gelişim iyle birlikte gerekli hale gelen. U ygarlık ve Bunalım ları gibi daha sonraki yazılarında.” Ama eğer “doğa” bu yolla kısmen toplumsal kılmıyorsa. Bu “vazgeçiş”. nevrozun gelişm esinin ardında yatan asıl güçtü. Dolayısıyla uygarlık. Freud’un çarpıcı benzetm e­ siyle: “Uygarlık. bu yüzden. Bu.. k işi üzerindeki toplumsal baskıların. buna karşılık toplumsal da. Freud’a göre. bir toplumsal mekanizmanın ta kendisidir.

aileninkindeıı başka hiçbir biçimi öngörmediği sürece bu çatışma. böylece psikanalizin teknik kavramlarıyla. hem insan kişilikleri ve sorunları hem de ortak toplumsal başarılar bir bütü­ nün ayrılmaz parçaları olarak üretilir. Bu daha sonraki ve daha geniş çaplı formülleştirmelerde Freud. vicdanı kurmak ve ilk suçluluk duygusunu yaratmak için kendisini Oidipus kompleksinde dışavurumakla yükümlüdür. bir suçluluk-duygusu artışı söz konusudur. dürtülerin yüceltilm esini tem sil eder. Topluluk. insanlar birlikte yaşama ödeviyle karşılaşır karşılaşmaz başlamıştır.. İçerisinde. psikanalitik kavramların sosyolojikleştirilm esini olanaklı hale getirir. Bu noktada Freud. geleneksel doğa/kültür çatışkısını parçalar. topluluğu genişletmeye yönelik bir girişimde bulunulduğunda.. makro-toplumsal ve bireysel düzeylerde eş zamanlı olarak işler.uzantısı olarak görülmelidir. Bu süreç. Oidipus kom pleksi. İşte bu. Aynı çatışma. belirli bir tarihsel aile tipinin ürünü olarak görülebilir. Uygarlığın daha gürültülü ve kanlı bir tarzda ifadesini bulan başarıları da. Bu kavrayış biçimi. şiddetlendirilir ve suçluluk duygusunun daha ileri bir pekiştirilmesiyle sonuçlanır. ama saptanabilir tarihsel bağlam263 . geçmişe bağlı biçimlerde sürdürülür. Şayet uygarlık. bu durumda. aileden bir bütün olarak in­ sanlığa doğru gelişmenin zorunlu yoluysa. M arcuse’nin farkına vardığı gibi.. uygarlığı nevrozun ne­ deni haline getiren bir konumdan. Bastırma sürecinin bizzat kendisi genelde insanı ilişkinin soyut bir sonucu değildir. belki de bireyin katlanamayacağı dereceye ulaşacak. Freud için mutsuzluk sorununu geri getirmekte ve döngüyü tamamlamaktadır -am a başkaları içinse kesinlikle bir hareket nok­ tasıdır. en beklenmedik bi­ çimde bir tarihsel süreç kavramını getirir -F reu d ’un kendisinin bu­ nun teorik önemini göremediği açık. Bunun yerine. diğer bir deyişle aynı yapının parçası olarak ka­ bul eden bir konuma geçer (kabul edilmelidir ki bu açıkça belirtilmem ekle birlikte dolaylı bir biçim de olsa da. bastırmaya içkin tarihsel bir di­ namiğe ilişkin önemli bir kavramı açıklar: [Eros ve Thanatos arasındaki] Bu çatışma.. bununla çözülmez biçimde bağlı. uygarlığı nevrozla süreklilik içinde olarak gören. sadece ve sadece bastırma uğruna. Freud. kesinlikle ima edilmektedir).

toplumsal açıdan eleştirel bir kullanımını olanaklı kılar. amacı ise çocuklukta iktidar ve yetişkinlikte toplumsal güvence yoksunluğuna karşı kişinin verdiği tepkilere psikanalitik bir açıklama getirmekti. B öylece psikanalizin. A v ­ rupa kültüründe kadınlığın değerinin azaltıldığına dikkat çekm iş v e çocukluğun psikolojik örüntülerini bu azaltmanın şekillendirdiğini öne sürmüştü. Boyun eğme ve bağım sızlık arayışlan. W ilhelm R eich’ın sosyalist yapıtlarının yazgısıyla ben­ zerlikleri fazladır. yetişirin kişilikte bir tür uzlaşmaya ya da diğer bir deyişle. eğilimlerin dengelenm esine yol açıyordu. erkeklik. Freudcu teorinin toplumsal eleştiriye ilişkin p o­ tansiyelleri öncelikle Alfred Adler tarafından geliştirilmişti. toplumsal ile bilinçdışı ve “özdeşleşm e” gibi psikodinamik görüşleri basitçe bir toplumsal de­ netim sosyolojisine ekleyen teoriler arasında çok daha güçlü bir bağlantı kurulmasını sağlar. Ama sonuç her zaman bir uzlaşmayla noktalanmıyordu. Toplumsal yapıda iktidar ilişkilerinin önemine dair kesin bir fikre sahipti v e bir “iktidar psikolojisi” geliştirm eyi denemişti. tik yıllarında. İk­ tidar. (Daha sonraki yıllarda.larda kesin bir biçim v e yoğunluk kazanır. Ama bir tarihsel süreç kavramı. psikanalizi bi­ yolojiye indirgeyebıleceğinden daha fazla sosyolojiye indirgemez. Bu. kültürel erkeklik ve kadınlık kutupsaîlığı etrafında belirginleşen “çocuksu değer yargılan” olarak yorumlanıyordu. savaş ve güdülenme üzerine özgün ve verim li psikanalitik metinleri günümüzde büyük ölçüde unutulmuş olan Adler. Çocukların yetişkinler karşısındaki zayıflığı. ılım lı bir “bireysel psikoloji” üzerinde temellenen küçük bir kültün kurucusu olarak anılmaya başladı. Gerilim altında bulunma du­ rumu söz konusu olduğunda bu genellikle. erkeklik ve kadınlık eğilim leri arasında bir çelişki yaratarak çocuğun ya­ şamında bir arada bulunan olgulardı. ilk radikalizmi açısmdan fazla Önem taşımayan. toplumsal şekillenm elerini vurgulayarak Freud’un güdüleri biyolojiden türetmeye yönelik inatçı çabasını eleştirdi. 264 . bu argümanın bir kısm ını top­ lumsal cinsiyeti barındıran iktidar ilişkileri üzerinde yoğunlaş­ tırmıştı.) Adler. bir sosyalistti. y e­ tişkinler tarafından kadınsılık. artık içgüdü ve gerçeklik arasındaki sonsuz rekabetin teorisi olmayan. Belki de zamanın sosyalist feminizm inden etkilenen Adler. Ö zellikle de.

vicdanının sesini dinleyerek eşcin selliği bir hastalık olarak tanımlamayı kesinlikle reddetmiş ve eşcin sel eğilim i "tedavi etm e”ye yönelik çabalara karşı uyanda bulunmuştu. Yaşanan politik de­ ğişikliğin şaşırtıcı bir göstergesi.Güçsüzlükten duyulan endişe. Büyük bir kısm ının erkek ve çok azının analiz uygulamış olması gerçeği de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle. 1950'lere g e ­ lindiğinde psikanalistler rahatlıkla. John B ow lby. tek başına ele alındığında.kültürümüzün baş belası. “erkeksi protesto” olarak ifade ettnişti (bu.” Adler’in eleştirel bir toplumsal cin siyet psikolojisine ilişkin çizdiği bu taslak. nevrozun kilit yapıst olarak görüyordu. Cinsel rol­ leri hakkında şüphesi olan tüm çocuklar. 1911’de Adler ve Freud arasında yaşanan kopuş ve 1920’lerde Freud’un kadınlık teorilerine ilişkin bir tartışma başlatan başka bir radikal akım sonrasında. çok az ürün -vermiştir. psikanalitik tedavi önererek işe koyuluyorlardı. saldırganlık v e zorlayıcılık yönünde duyulan bir eksikliği giderme çabasına yol açabiliyordu. her iki cinsiyete de uyarlanabilir). hatalı bir şekilde Freud’a daha fazla saldırılmış olsa da. de. Adler bunu. Karen Horney gibi birkaç analistin. ama aynı zamanda hegemonik er­ kekliğin etkili bir eleştirisi olarak da genelleştirmişti: “Buna [çocukların cinsellik karşısındaki belirsizliklerine]. bu gelişm eleri izleyen feministlerin p si­ kanaliz eleştirileri b öylece haklı gösterilm işti. hem de tüm küstahlıklarından daha fazla. Theodor Reik. ataerkil ailenin ve toplum sal cinsiyete dair uzlaşımsal tanımların güçlü bir ideolojik dayanağı haline gelm işti. . gelişim ini çok daha tutucu yönlerde sürdürmüştür. Adler ünlü bir açıklamasında bunu. 194 0 ’Iara ve 1950’lere gelindiğinde. Freud. toplumsal 265 . ana akım psikanaliz. Psikanaliz. Freud’un düşüncesinin toplumsal boyutunu sırtlayanlar ise resmi psikanalizin klinik dünyası dışında bulunan teorisyenler o l­ muştu. eşcin selliğe yönelik tavırdı. Her ne kadar yorumcuları yerine. ne yazık ki. erkeksi olarak gördükleri kişilik özelliklerini abartırlar. eş­ cinselliği patolojik diye tanımlıyor. Erik Erikson ve çağdaşlarının çalışmalarında. Tek eksikleri ise başanydı. kadın psi­ kolojisine yönelik sürekli ilgileri ise A dler'in toplumsal cinsiyet konularını yerleştirmeye çalıştığı toplumsal zeminlerden giderek uzaklaşıyordu. erkekliğe özgü aşın üstünlük eklenmektedir.

Frankfurt okulu tarafından başlatıldı: Horkheim er’ın Studien über A utoritât und F am ilie (O to­ rite ve A ile Üzerine İncelem eler) adlı derlemesi. 1930"lar ve 1940’larda. ben bu­ nu bir yerleştirme teorisi olarak adlandıracağım. M arcuse’nin E ros ve U ygarlık’ı.cinsiyet sorunu giderek gündem dışına atılıyordu. A sıl ilgi odağı ise. Y üksek ve düşük ötoriteciliğnr ünlü örnek-olay in­ celem eleri “M ack” ve “Larry”. M arcuse. F aşizm in K itle Ruhu A nlayışı*nda daha sol bir perspektiften yola çıkarak benzer bir şey yapm ıştı. karakterbilimi doğrultusunda ilerliyordu ve kasıtsız olarak bir erkeklik tipolojisi kurmaya başlamıştı. îçıgüdüsel dürtülerin toplumsal olarak baskıcı “alçaltılması” ise bunun sonucuydu. nasıl olup da bilinçdışı zi­ hinsel süreçlerle bağlantılar kurabildiğini. Frankfurt okulunun başka bir yakasında da Herbert Marcuse. dengeleyen b i­ çimlerde oluyordu. Kari Mannheim. bu­ nun bir kısm ının sömürücü bir sın ıf toplumunu ayakta tutmak için gerekli olan "artı değer bastırması” olduğunu ve özellik le ken­ diliğinden erotizm i daraltarak cin sel organlarla ilgisiz bir cinselliği ezdiğini öne sürüyordu. Erich From m ’un Özgürlük K orkusu v e hepsinin arasında en ünlüsü olan A dom o ve diğerlerinin The A uthoritarian P erso n a lity’si (Otoriteryan Kişilik). akıldışılığı v e 'y ık ıc ılı­ ğına rağmen bu yolla kitlesel destek bulabildiğini açıklamaktır. P si­ kanalizi yeniden inşa edilen bir M arksizm le birleştirm eye yönelik ayrıntılı bir araştırma programı da. liberal kapitalizmden faşizm in ortaya çıkması üzerinde duruluyordu. Am a Mar­ cuse’ye göre bu. faşizm gibi bir toplum sal hareketin ya da gelişkin ka­ pitalizm gibi bir toplum sal sistem in. toplum sal düzeni parçalayan değil. Bu argüman tarzlarının ikisi de aynı amacı gütmektedir.. faşist hareketlerin yaygın başarısını anlama çabasıyla. W ilhelm R eıch. Yeniden İnşa Ç ağında İnsan ve Toplum adlı kitabında psikanalitik argümanları sosyolojiye yer­ leştirmişti. Bu argümanların amacı. Frankfurt okulunun bu çalışmaları. Tek Boyutlu İnsan’d& ise kendi yoluna gitm eyi seçiyor ve gelişkin kapitalizmin artık baskıların d e­ netimli bir gevşetim ine izin verdiğini öne sürüyordu. Freud’un uygarlığın gelişim iyle yükselen bastırma düzeyine İlişkin argümanı üzerinde duruyordu. k eza birbirine zıt erkekliklerin oluşumuna ilişkin çalışmalar olarak da okunabilir pekâlâ. kapitalizmin psikolojik tem elleriydi. 266 .

Psikanalizin çoğu toplum sal uygulaması. Yer değiştiren duyguların enerjisi. Fromm ve A dorno’nun tem el m antığını izlemektedir. y e­ tişkinlikte daha geniş toplumsal dünyadaki nesneler ve ilişkilerle yer değiştirdiğini koyutlar. bir karakter tipolojisidir.“Yerleştirm e” teorilerinin merkezinde yer alan iki psikanalitik kavram. kateksisin yer değiştirm esi ve bastırma sürecinin kurucu rolüydü. kadınlık ve erkeklik arasındaki tem el bir farklılıktır. İstikrarı söz konusu olan toplum sal yapı. An­ neyle olan farklı bağlanım örüntüleri yüzünden kız çocuklar. hatta bu düzenlem eleri ak­ tif olarak onaylamalarıydı. 197<0’lerde yeni bir fem inist teorisyen kuşağı. erkek çocuklar daha kesin “e g o ” sınırlarıyla ve daha yoğun b i­ reysellik ihtiyacıyla büyürler. ataerkillik ve özellikle de cinsiyete dayalı işbölümüydü. bilinci bilinçdışından ayırıp her bir düzey için belirli bir içerik belirleyerek. toplum sal bir yapının (bu konuda. kısm en de psikanaliz aracılığıyla erkeklerin toplum sal iktidar gereksinim ini benim seme biçim lerinin izlerinin sürülmesi sorunuydu. Şaşırtıcı olan ya da açıklanması. Kadınlar erkeklere kıyasla hem anne 267 . kişiliği şekillendirir v e malcro-toplumsal etkiler üretirler. Tipoloji. yetişkin karakterinin oluşumunda be­ lirleyici olan bir örüntüdür. büyük ölçüde başlangıçtaki dürtülerin bastırma sürecinde en­ gellenm esine bağlıdır ki bu. ay­ rıntılarında nesne ilişkileri psikanaliz okulundan türemiş olmakla birlikte. gereken şeyse kadınların kendi üstlerinde baskı kuran toplum sal düzenlem eleri kabul etmeleri. bu ko­ nudaysa. Açıklam a arayışları. çocuk bakımı işinde cinsiyete dayalı olarak öngörülen işbölüm ünün) kabul edilmesine ilişkin psikodinam ik bir açıklama getirme am acıyla kullanılır. Ana­ liz sonunda ortaya çıkan şey. çok kesin biçim de tanımlanmayan “benlik” sınırlarıyla ve ilişkilerinde duygusal tamamlanmaya daha yoğun bir ihtiyaç duyarak büyürken. A ynı oluşturucu karşılaşmalar böy­ lelikle. başlangıçta çoculdukta biçim lenen ve aile üyelerine yüklenen duyguların. N ancy C hodorow ’un The R eprodu ction o f M o th erin g 'd t (An­ nelik Pratiğinin Yeniden Üretilm esi) öne sürdüğü argüman. eleştirel bir top­ lum sal cinsiyet teorisinin kısm en desteklenm esi için psikanalizi zorladığında bu destek büyük Ölçüde bir “yerleştirm e” teorisinden gelm işti. kısm en toplumsal kayıpta ruhsal bir kazanç bulma sorunu.

Yaslandığı yapısalcı teorisyenlerin çoğu gibi M ıtchell m ar­ gümanının eğilim i de tarihdışıdır. Dinnerstein. Irigaray’ın çalışm asında tüm psikolojik us­ talığına rağmen. Ama zekice çizilm iş bir dizi duygusal etkileşim taslağında. y e ­ tişkinlerin duygusal örüntülerinin tem el belirleyeni olduğundan. top­ lumsal sürecin sem bolik boyutu üzerinde yoğunlaşm asına bağlıdır. Bu metinlerde “ataerkillik” yada “baba hukuku” . Dinnerstein cinsiyete dayalı işbölümünü şim diki zaman öncesindeki insan toplumunda evrim sel bir sabit olarak al­ dığından böyledir. insanların ni­ telikleri önceden belirlenm iş bir yapıda zaten kendileri için ha­ zırlanmış yerlere yerleştirilm eleri olarak yorumlanır. M itchell. çalışmanın odağı Freud’un kadınlık' açıklamasının bir yeniden inşası ve düzeltilm esi olm akla birlikte ana tema. toplum sal ilişk i­ ler yapısından çok. “Yerleştirm e . dünyanın nasıl tahayyül edildiğine ilişkin bir yapı olarak karşımıza çıkar. Dinnerstein bunu açıklarken zamanın büyük bir bölüm ü­ nü normatif standart Örnek olaya ayırır. toplum sal cin siyete ilişkin tamamen kategorik bir toplum analizi söz konusudur. Bu bir ölçüde. “çocuk bakımının ilk evrelerinin kadının tekelinde bu­ lunması”. örneğin Luce Irigaray gibi kişilerce Lacancı psikanalizinin yeniden ele alınışı üzerinde tem ellenen fem inist argümanlarda yaygın olarak rastlanan bir içeriktir. M itcheU’m toplum teorisinin kapsamı C hodorow ’unkinden çok daha geniştir. K eza Juliet M itchell’ın P sychoan alysis. be26. ataerkil yapıyı ayakta tutan.cm d Fem ınısm ı de ka­ rakter yapısıyla İlgilenmektedir. En karmaşık ve en özgün fem inist psikanaliz çalışm ası olan Dorothy Dinnerstein’ın The M erm aid an d the M inotau r unda tarih kavramı çok daha tem el bir önem e sahiptir.8 . karakter yapısıdır. M ıtchell ın örneğinde. A m a yine de pek dinamik değildir. kendi teorisine rağmen. kadınların anne olarak çalışm ası üzerinde yoğunlaşır -k en d i de­ yişiyle.olm ayı daha fazla isterler hem de psikolojik olarak anneliğe daha fazla uyum gösterirler. Althusserci bir ideoloji teorisi bağlamında Lacancı psikanalizi v e Levi-Strauss’un akrabalık ve kültür teorisi bağlamında da ataerkilliği yorumlar. Bu. Bu kısm en yapısalcı bir üslubun kullanılmasına kısm en de çalışm anın odağının işbölüm ü değil.

ann eyle Oidipal dönem öncesi duygusal ilişkinin ilk filizlenm e bi­ çim lerim eşeler. D in­ nerstein a göre birikim. yerleştirm e” argümanlarının sınırlarına. Patrick W hite gibi) yakalam ayı başardığı bir şeyi. yerleştirilm ekte olan toplumsal düzeni yıka­ cak biçim de kurallar buyurduğu noktaya ulaşırız. Dinnerstein m yapısalcılıktan tem el farkı ise çalışm asının rutin pratik üzerinde odaklanmasıdır: Bir yanda çocuk büyütm e pratiği.. Dinnerstein*ın Pratiğin gelişim inin. bir yanda da yetişkinler arasındaki karşılıklı etkileşim pratikleri. Y apısalcı psikanaliz yaklaşımlarının tersine. bu yeni yapılar oluşturma kapasitesinden toplumların “evrim sel Öğrenme süreci” olarak söz eder. kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı besledikleri ikircikli duygular (müphemlikler) ü e karşılıklı etkileşim lerinde çocukluk tınılarının katılım cıları akılcı bir biçim de seçm edikleri Örüntülere hapsetme biçim lerini yakalamıştır. kendisiyle bağdaşmayan ölüm cül bir kusur barmdmr. yapısal olarak tem ellenm iş görm esini v e (Freudcu gelenekte “müphem lik” olarak adlandırılan) duygusal çelişkiyi merkezi bir konuma yerleştirm esini sağlamaktadır.” Bu aşamada. yer­ leştirme sonuçlarının. B irincisi.lırlı bir yöntem izlem ekten kaçınır. Dinnerstein.. D innerstein’ın ar- . daha çok küresel bir yıkım yönünde ger­ çekleşmektedir: “Kadınlar v e erkekler arasında hüküm süren ortak yaşam. B aşka bir yakada Habermas da. yani pratiğin tarihsel birikimIılıgmin kavranmasını mümkün kılar. riski giderek artan bir ‘duruş’u destekler. bir iyim serlik anında. A B D ’de Yem Sol ve yeni fem inizm in ortaya çıkışının dikkate de­ ğer bir psikodinam ik açıklam asıyla son bulur. tarihsel bir dinam iğe ve şim diki zamanın tarihsel deA m v j irme^ ne y önelir.Gerçekten de D innerstein’m ‘ kitabı. erkeklerin kadın düşm anlığına. kadınların kamusal alanda dünya kurma” sürecinden dışlanm ayı kabul etmelerine ve temel olarak da çağdaş uygarlığın ekolojik krizine açıklama getirirken. Topluma ait. Bu ise D innerstein’ın duygusal örüntüleri yapısal olarak sa­ bitlenm iş değil. Dinnerstein. yetişkin kadın cinselh ğine. Dinnerstein. bu noktada hiçbir toplum analistinin yapamadığı ve ancak az sayıda roman yazarının (Nadıne Gordimer. bir canlı türü olarak ortak sağ kalışım ızın dayandığı gerçekliklere yönelik intihara eğilim li bir konumda sıkışıp kalm am ıza yol açar. Aynı zam anda iki teorik güçlükle karşı karşıya kalırız.

Freud’un topluma uyum sağlama güçlüğü çeken kişilere ilişkin psikiyatrik vaka çalış­ masında bu.. bazıları ise işbölümüne dikkat çekiyordu (Chodorow. . söz konusu yer değiştirmenin niçin gerçekleşm ek zorunda olduğu ve büyüyen çocuk/yetişlcinin bu kapsamda hangi etkeni ya da seçim i sahiplendiği konusuna açıldık getirmez. toplumsal cinsiyet oluşumunun et­ kilerini açıklar. dört ile altı yaşları arasında çocuğun erotik ya­ şamındı kıvam ını bulmaya başlam asıyla ortaya çıkan Oidipus kompleksi. Ama bu yer değiştirm e. Bu karmaşıklaştırmalar v e ayrılmaların daha sistem atik bir şekilde yapılm ası mümkün olabilir mi? İkincisi..i^ !ri gümanının. Freudcu kadınlık . psikanalitilc çalışmaların büyük ölçüde gösterdiği gibi açık değildir. psikanaliz de bu etkilere giden yolun haritasını çizer. Bu var­ sayımın temelinde. . duygulanımın oldukça açık bir yer de­ ğiştirmesini varsayar. bu ilişkinin iktidar boyutunu vurguluyordu (Firestone). “Yerleştirm e” teorileri. Dinnerstein). çocukluktaki bireysel aile k i­ şiliklerinden yetişkinlikteki tüm insan kategori-lerine. D innerstein’m argümanı. yine de bu örnek olay etrafında inşa edilmesidir. aynen Chodorow’un v e M itchell’ın argümanları gibi. Farklı yapılanan Oidipus krizlerinin sonuçları. . temelde bir kanı içerse bile. Freud’un “Kurt Adam” örnek olay kayıtlarında belgelendiği biçim iyle genç bir çocuğun dayanıklı bir duygusal bağ örüntüsü kurma çabalarının içerdiği büyük güçlük ve karmaşıklık bunun klasik bir örneğidir. Freud’un kadınlık v e erkekliğe ilişkin teorik çalışmalarındaki gibi Dinnerstein da. anne ve babanın aile dinam iğinde farklı yerlere sahip oluşu yatıyordu. yan iF reu d ’uıı özetlediği gibi “ebeveynlerden birine du­ yulan sevgi ile bîr rakip olarak ötekine duyulan eşzam anlı nefretin belirleyici b ileşim i” üzerinde yoğunlaşırlar. özellik le de “kadın”m hem çocuk hem de yetişkin için ayrımlaşmamış kul­ lanımı aracılığıyla. Şu teoriler. Oidipus kom pleksini yeniden ele alan bazı feminist yaklaşımlar. nevrozların çekirdeği olarak ortaya çıkm ış ve önce­ likle bu bulgu tem elinde psikanalitik insan gelişim i teorilerinde ya­ şamsal bir öneme sahip olmuştu. Freud. Oidipus kom pleksinin kız ve erkek çocuklar için farklı yapılandığını varsaymıştı. normatif bir standart örnek olayı karmaşıklaştırdığında ya da bundan ayrıldığında. ama bunlar Freud’da açıkça ayrımlaşmamıştı.

......... Erkek çocukları için se anne erotik nesne olarak or­ tada durur..... küçük erkek çocuk için y e­ terince önem li olan bir Oidipal dönem öncesi erkekliği önkoşul olaralc varsaymaktadır. bu erken “narsistik erkekliğin” do­ ğasından asla söz etmemiştir...«... Freud’un ilk yazıları da dahil olm ak üzere psikanalitilc toplumsal cinsiyet tartışmasına bela olan......... daha sonra başka kadınlarla yer değiştiren bir kateksis yaşanır.......... Bunun yanı sıra daha ayrıntılı analizler. . tüm aşamalardan geçerek “eksiksiz” bir Oidipus kompleksinin.. Freud.......... ki çoğunlukla da Öyle olur... Kız çocukları söz konusu olduğunda süreç... çocuğun erkekliği yakasında yaşanan açık bir protestodur!” Bu argüman açıkça.. daha sonra bunun bir bebeğe v e bunu sağlayacak bir erkeğe sahip olm a arzusuna dönüştürül­ m esini içerir.. Tabir caizse bunlar standart çözülmelerdir. % ve erkeklik açılclamalanmn tem elini oluşturur. . nesne-seçim inin cinsiyetiyle de çok fazla bağlantısı yoktur... :........ . A slında bunu başlatan da yine Freud’un kendisidir... ... ... .... “nar­ sistik” yerinde bir sıfattır..... . Bu argümanın psikanaliz geleneğinde geçirdiği ana değişiklik ise.. babayla ilg ili kadınsı hedefin ha­ dım lık endişesi yüzünden bastırıldığına dikkat çekmiştir: “Kısacası bu. . Freud... ebeveynlerin her ikisine de hem arzu hem nefret şeklinde ikircikli (müphem) duygular içereceği konusunda ısrar etmiştir.. çocuğu babayla Özdeşleşm eye teşvik eder.. ama söz konusu . hatalı işleyebilirler. ataerldl toplumda er­ kekliğe yüklenen kültürel değer olduğu sonucundan kaçmak 271 l ......... cinsel yaşamındaki en güçlü duygusal bağlılığın bastırılmasına zorlaması açısından.... hadım eden baba korkusuyla bastırılır ve bu korku.. karmaşık bir eksiklik duygusuyla bir pe­ nise sahip olm a arzusuna kapılm ayı... bu erkekliğin. ama bu arzu. ... Burada vurgulanmak istenenin ve klasik Oidipal kom pleksin belirleyici önkabıılünün....... Er­ keklik sorununa ilişkin en ayrıntılı çalışm ası olan “Kurt Adam” vakasına ilişkin kayıtlarda Freud....... Büyük bir olasılıkla......... erkek çocuğun babasıyla ilişkisinde yaşadığı bunalımda.. bu örüntülerin altında çelişkili örüntüler bulunduğuna dair izler or­ taya çıkaracaktır. yasakların içselleştirilm esine ve güçlü bir süperego oluşumuna yol açar.... Oidipal Öncesi dönem e çok daha fazla önem verilm esi o l­ muştur... .. .... aktiflik/pasiflik karşıtlığının “ak­ tiflik” yakasıyla bir tutulamayacağı açıktır..... Ka­ dınlarda süperego oluşumunu harekete geçiren böyle bir süreç yok­ tur. _ ..

D innerstein’ın.güçtür. annelerin küçük erkek çocuklara verdiği “O i­ dipal olarak biçim lenm iş” tepkiler. yani bu vakanın ne kadar “standart” olduğunun varsayılması gerektiği konusunda bizi yine karanlıkta bırakır. Chodorow ve D innerstein’ın argümanlarında. 5. cinsel işbölümünü bu Oidipal dönem öncesi etkilerin can alıcı koşulu olarak görürler. Oidipal dönem ön cesi yıllar da tem el bir öneme sahip olarak ortaya çıkar. D önem A n a Y a p ısa l E tk ileşim Oidipal Öncesi Kateksıs ve işbölümü arasında ■ Oidipal Kateksis ve iktidar arasında Eğer bu doğruysa. O idipal aşamada iktidarla karşılaşmada yaşanan duygusal ikilem lerin. Bu varsayım . kateksis ve işbölümünün daha Önceki et­ kileşim inin sonuçlarına bağlı olduğu sonucunu çıkarabiliriz. H em Chodorow hem de Dinnerstein. B ölü m ’de sözü edilen. Bu tartışmada Freud’a sem patik bakan kişiler g e ­ nellikle. Fransız analitik geleneğinde fallusun sem ­ bolik olarak yüceltilm esine yapılan vurgu onaylanıyorum ş gibi g ö ­ rünüyor. bu doğrultularda sosyolojik olarak gözden geçirilebilir. N orm atif standart Örnek olaya ilişkin psikanalitik teori. psikanalitik d i­ zilişin . Çocuğun duygusal yaşam ını etkileyen başat etkileşim değişir. Bu bağlamda. kitabında sunduğu “farklı parçaların bir araya getirilm esiyle oluşan ‘normal’ erkeklik ve kadınlık portrelerine” uym adığı yönündeki dürüst itirafının bile 212 . öte yandan annelerin küçük kız çocuklarıyla daha yakından özdeşleşm eleri. yapılar kapsamında yorumlanab ileceğini üne sürüyor. Çocuk büyürken yapılar da farklı biçim de etkileşim de bulunurlar. “Oidipus kom pleksi”nin kültürler boyunca varsayılan “ev ­ renselliği” hakkındaki uzun tartışma bu açıdan özellik le yardımcı olmamaktadır. en yakın olduğu beş insandan hiçbirinin. Chod orow ’un deyişiyle. erkek çocukları Oidipus kom p­ leksine doğru iteklemektedir. A m a Freud’un bizi aydınlatmadığı noktada. benliğin daha geçirgen sınırlara sahip olm asına yol açmaktadır. Oidipus kom pleksinin AvrupalI ailelerde standart bir d o­ nanım olduğunu sorgusuz sualsiz kabul ederler ve “ilkel” kültür­ lerde bulunup bulunamayacağı konusunda tartışırlar.

B ölü m ’ün başında tartışılan birimsel toplumsal cinsiyet anlayışlarıyla bağlantılıdır. Bu bakımdan.bize bu konuda yardımı dokunmaz. .sonunda sunulan argüman. K eza bu da. Freud. 8. Buradaki can alıcı nokta ise hiçbir gelişm e örüntüsünün. Oidipus kom pleksinin yerini be­ lirlem em iz açısından da faydalı olabilir. Bu formülleştirimleri. Freud’un kadınlığa dair bazı betim lem eleri ise her ne kadar kadınlık hakkındaki muğlak görüşleri v e kararsızlıkları bunu saptayam adığını göste­ riyor o lsa da. daha farklı “çekirdek kom pleksler” belgelenm ekte v e bu nokta. AvrupalI ailelerde önem li bir psikoseksüel gelişim örüntüsünü ortaya çıkarma v e analiz etm ede başarılı olmuştur.s Bu güçlüğün kökleri. bu açıdan yeni bir ilg i odağı su­ nar. Toplum sal cinsiyet ve cinsel ilişkilerin sistem atik özelliğinin. B ö lü m ’de taslağını çizd iğim iz “önplana çıkarılan” örüntüyü içermektedir. çok büyük bir olasılıkla. bunlar birbirleriyle bağlantılı olarak üretilirler. hegem onik örüntüydü. çocuk gelişim inin psikodinamiklerirideki uzun vadeli değişiklikleri im a etmektedir. ataerkil toplumda “hegem onik” bir kadınlığın var olm adığı argümanıyla bağdaşmaktadır. Freud’un çalışm asını yaptığı özgün toplum sal bağlam da bile e v ­ rensel olarak kabul edilem eyeceğidir. Er­ keklik için bu. Çocukluk boyunca geçilen kırımlı birçok dolam baçlı y o l m evcut değildir yalnızca. E rikson’un -Eskiden cin selliğe ilişkin olan ama artık k im liğe ilişk in . yerinde bir uyarıdır. Philippe Aries v e diğerlerinin ailenin tarihine ilişkin artık yakından ta­ nıdığım ız araştırmalan. konuyu aşın genelleştirm e eğilim inde olm akla birlikte. bunun yanı sıra. çok ö zel durumlarda sahnelenir. da­ hası. toplum sal cinsiyet ilişkileri tarih boyunca değiştikçe yollar da de­ ğişebilir ve değişm ektedir de. Adler v e Jung gibi m uhalif psikanalistlerin kadınlık ve er­ kekliğe ilişkin formülleştirimleri. kültürlerarası olduğu ka­ dar bizzat kültürlerin içinde de uygulanmaktadır. Çocukluk dönem inde tek bir büyük duygusal gelişim örüntüsünden daha fazlası üretilir. 8. üst orta sın ıf V iyan a’sının toplumsal bağlamında. B ölüm ’ün. sapmaların yanı sıra tek bir k işilik örüntüsü gerektirdiği varsayılır. 8. O idipus piyesi. Freud’un Oidipus kom pleksi teorisinin FİBÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 273 M • : 'İ .nevrotik çatışm a odağının yir­ m inci y ü zyıl boyunca değiştiği yönündeki önerisi. Anne Parsons’ın D oğu İtal­ y a ’da yapm ış olduğu türden araştırmalarda.

libidoya. Birkaç istisna dışında libido te­ orisi. yaşam çizgileri görüşünün kapsamlı bir in celem esi söz k o ­ nusu olm aksızın formüle edilem ez. mercek' altında bakılması gerekmektedir. Bir sonraki aşamanın. Bundan önce. daha önce sözünü ettiğim iz zorlayıcı “erkeksi protesto” görüşünü. Bunların hepsi.paylaştığı araştırma yöntem iyle. tarihsel olarak inşa edilm iş bir erkeklikler küm esinin p si­ kanaliz unsurları olarak bir araya getirilebilirler. : Şu anda ele alabileceğim kadarıyla sorun böyle. tüm 'klasik p si­ kanaliz okullarının paylaştığı kavramlara. Bastırma teorisinde erotik boyutu yeniden kazandırma ve Örtük haldeki toplum sal eleştiriyi ortaya çıkarma çabası.çağrıştıran. “Demokratik k i­ şiliğin” ve faşizm e karşı çıkışların toplumsal ye politik koşullarının taslağını çizen O toriter K işilik . M itchell’m vurguladığı gibi bu. belirli bir ortamdaki gelişim yollan ve psikodinamik örüntüler dizisinin ve bunların karşılıklı bağlantılarının ampirik ir­ delenm esi olacağı yeterince açık. Bu tür bir çalışmanın yöntem leri. Bastırma. özellik le çocukların cin selliği teorisinde Freud’un yorumcularının ele almayı güç buldukları v e çoğunlukla da bir kenara bıraktıkları şeydir. yalnızca giderek artan toplum sal ve politik muhafazakârlık­ ları ile teorinin yıkıcılığını etkisiz kılan en örtodolcs psikanalist okullarca korunmuştur. A dler’i. bu bölümün sonunda ve bir sonraki bölümde yapm ayı deneye­ ceğim . Jung’un. yani yeniden inşa edilen klinik vaka kayıtlarıyla or­ taya çıkarılabilecek psikoseksüel gelişim in izlediği diğer yolların açıklamaları olarak görebiliriz. bu farklı dinamikler arasındaki bir hayli güç ilişkiler sorununa bir başlangıç bile yapmaktadır. Freud’u bir yer­ leştirirle teorisyeninden çok bir kurtuluş teorisyeni olarak gören v e psikanalizi yeniden yorumlayan radikal yaklaşımlarda merkezi bir 274 ! t . otoriter bir erkeksi “persona” görüşünü ve Frank­ furt okulunun “otoriteryan karakter” m odellerini içerir. erotik dürtülere yorulur v e kişilik oluşumu teorisinin tümü b öylece libidinal gelişm enin açıklanm ası üzerinde temellenir. tüm psikanaliz okullarının.ikameleri olarak (ki Adler v e Juiıg aslında bunu tasarlamıştı) görmek yerine. daha sonra bilinçdışı “anima” olarak bir arada bulunacak olan zayıflık ve bağım lılığın bastırılması üzerinde te­ m ellenen güçlü. Freud’un özgün v e en ünlü yorumunda. yani bastırma ve bilinçdışına.1Bu seçenekler A dler’in.

erotik bağlanım ve dışavurumun yeniden çalışılm asını içerecektir. Özgürleşme sürecini for­ m üle etm ek am acıyla psilcanalitik çerçevenin dışına çıkm aya zor­ lanır. Fem inizm deki önem li bir eğilim . B ölü m ’de tartıştığımız cinsel karakter an­ layışları (çekirdek bir “toplumsal cinsiyet İçimliği” görüşüyle . Öteki kadınlar üzerinde yoğunlaşm ak üzere erkeklerden geri çekilm esi olarak görür. önlerindeki yolu ka­ dınların duygusal bağlılığının ve enerjilerinin. Ö yleyse bastırma kavramı. Y erleşik toplumsal düzen ve aile yapısını kabul ettiği göz önünde bulundurulursa. Bastırma kavramı. A m a aynı temalar. Dorothy Dinnerstein tarafından kadın kurtuluşuna. psikanalizin cin sel karakter kavramına kat­ tığı ana güçlüğün merkezinde yatar. derine kök salm ış olduklarını ve kolay kolay değişm eyeceklerini kanıtlamışlardır. Buraya ka­ dar sözünü ettiğim iz çalışmaların tümü. M ieü. Bu stratejilerden herhangi biriyle uyuşmak için uzun bir yol olsa da geçtiğim iz yirm i yılın politik deneyim i psilcanalitik teori ile en azından iki açıdan uyum içindedir. H om ösexual: Oppression a n d L ib era tio n 'da Dennis Altm an v e H om osexuality and L i­ beration' da M ario M ieli tarafından eşcin sel Özgürleşmeye uy­ gulanır. Life A gainst D e a th 'tc (Ölüm e Karşı Hayat) Norman Brown. toplum sal cinsiyeti büyük ölçüde göz ardı eden yorumlar öne sürerler. Dinnerstein ise insanların ya­ şamlarım sürdürebilmek için sahip olduğu şansa yakın olduğunu kabul etm ekle birlikte “cinsel özgürlük projesi” konusunda daha karamsardır. toplum sal cinsiyetin yeniden inşası da. Erotik bağlanım örüntüleri. E ro s ve U ygarlık v e Ö zgürlük Üzerine B ir D enem e'de Marcuse v e S exuality an d C lass S iru ggle'da (Cinsellik ve Sınıf M ücadelesi) R eim ut Reiche. Tamamen ruhsal bir özgürleşm eye ulaşılm ası bir hayli zordur. 8. Eğer kadınlık v e erkeklik Örüntüleri bastırma örüntüleri olarak oluşturulursa. politik olduğu kadar kişisel düzeyde de güçlü ve karmaşık direnişlere yol açar. Freud’un kendi terapi am açlan da kasıtlı olaralc sınırlıydı. Bu örüntüleri değiştirm e girişimi. tamamen belirlem em ekie birlikte özgürleşm eye dair erotik bir boyutu işaret etmektedir. bunu ilk eşcin sel kurtuluş hareketinin genellikle yaptığı gibi İyim ser v e sam im i olarak görür. çünkü bastırma süreci bilinçdışım oluşturur.önem e sahiptir.

.. onun top­ lum sal cinsiyet analizine en önem li katkılarından biridir.hümanistik psikolojide. evliliklerin eziyet çek­ tiren çoğu duygusal dinam iğine tem el teşkil eder.......... K lasik psikanaliz..... Freud’un onu yaslandırdığı libido teorisi olm aksızın da kabul edebiliriz. katmanların içerikleri kadar aralarındaki ilişkinin de önem li olduğunun ve kişi bir yaşam yörüngesinde ilerlerken katmanların kendilerinin âdeta bükülüp durduklarının akılda tutulması gerekir. Bu görüş.... Freud’un.... Tüm bunlar.. bir kez daha çok karmaşık katman276 .. bir “yoğunlaşm a” olarak rüya ya da araz (sem ptom ) görüşü ve ya­ pısal k işilik m odeli (id...... toplum sal olarak kabul edilebilir kişiliğin negatifi olarak gelişir ve “anima” ile “animus”un birbiriyle bağdaşmayan talepleri....... kadınlık ve erkekliğin genellikle içsel olarak yanldığını ve gerilim içinde bu­ lunduğunu ifade eder...... normal olarak bir çelişki içindedirler.. İdde düşünen “birincil süreç” ve egoda düşünen “ikincil süreç” görüş­ leri..... kişiliğin hom ojen olduğu varsayım ını büyük Ölçüde paylaşırlar... Freud tarafından değil “Anima v e Anim us” başlıklı makalesinde Jung tarafından y a ­ pılmıştır.) Bu katmanlılık fikrini..... bu varsayım ı tümüyle çiğner ki bu.. D aha statik bir m odel kullanılacak olursa... sistem atik olarak katmanlaştığını öne sürer..... Bir tür bilinçdışı k işilik (erkekler için “anima” ve kadınlar için de “anim us”).... cin sel karakterin... Aslında bizzat bastırma sürecinin kendisi bir çelişki mekanizmasıdır. Bu görüşün önemini kabul etm ek için ille de Freud’un belirli formülleştirmelerini onaylam am ız gerekmez... Freud’un vaka kayıtları.... Jung burada.... Y alnızca birbirleriyle çelişm ekle kalmayabilirler.. istatistiksel uyumluluğun gerekliliğiyle toplumsal cinsiyet ölçeklem esinde vb. süperego). kadınlık v e erkekliğin genellikle katmanlaştıkları görülür. bastırma sürecinin insan ruhunun farklı kısımlarını nitel olarak be­ lirlediği görüşünü formüle etm eye çalıştığı biçimlerdir..... (İm­ genin düzeltilm esi için..... bu görüşün top­ lumsal cinsiyete en açık seçik uygulanması......... bilinçte doğrudan ifade edilem eyen bilinçdışı dürtüler görüşü.... kadınlık v e erkekliğin g e­ leneksel toplum sal rolle bağdaşan kamusal yüzünün her zaman için karşıtlarının bastırılmasıyla kurulduğu anlamında.. ifade edilen) bütün fark­ lılıklarına rağmen..... ego. Gerçekten de.

buradan da ba­ baya yönelik oldukça ikircikli p asif bir eşcin sel bağlanımdan g e­ çerek en sonunda. Freud’un bilinçdışı etkileri olarak kabul ettiği şeylerin aslında iktidar etkileri. Freud’un “Kurt Adam”ı bunun klasik örneğidir. kişilikteki farklı katmanlar ya da eğilim ler arasındaki gerilim i toplumsal cin ­ siyet ilişkilerindeki kurucu güç olarak görm eye zorlar. Ö yle ki Jung’a göre kadınlık ve erkeklik aynı kişilikte bir arada bu­ lunabilir. bilinçdışı kavramının temelde politik bir eleştirisidir. Y ine de teorileştırme biçim i.lâşm alan su yüzüne çıkarır. Bu eleştirinin en açık ifadesine ise 1970’lerin başlarında Londralı radikal bir grubun The P o litics o f Sexualîty in Ç apitalism (Kapitalizmde Cinsellik Politikası) başlıklı çalışm a­ sında rastlanır. Jung’un analizi. biseksüellik. Bu açıdan özel bir önem e sahip iki eleştiriden söz edilm esi ge­ rekir. bu arada Dinnerstein’m argümanı da. bu eleştiriyi bir sonraki bölümde ele alacağım. Ama ulaştığı yanıtlar hiçbir zaman kendisini tatmin etm ez v e kuşkusuz bi­ zi de. Biri Sartre’m formüle ettiği v e bir bilinç ve m otivasyon açıklam ası üzerinde tem ellenen eleştiridir. Freud burada.ama daha fazla ilerlem em izi sağlayam ayacak denli şematiktir. Psı111 . yetişkinlerin en karmaşık duygusal ilişkilerindeki gizli b e­ lirleyenler olarak Oidipal dönem ön cesi bağlanımlarla birlikte bir katmanlaşma görüşü etrafında yoğunlaşır. Katmanlaşmaya ilişkin kanıtlar inandırıcıdır ve bizi. “K ızıl K olektif” adlı bu grup. benzer bir biçimde. Jung’un argümanı ise bunun en sorunlu yönünü dramatize eder. indirgem eci olm adığından daha iyidir —çıkış noktası biyolojiden çok toplum sal roldür. Öbürü ise. daha önce sözünü ettiğim iz Oidipal dönem öncesi narsistik erkekliğe gelir. aktiflik/pasiflik vb. yani hem sınıf iktidarı hem de ataerkil iktidarın etkileri olduğunu v e ne­ denlerinin de ancak söz konusu bu yapılar politik pratik tarafından sorgulanmadığı sürece görünmez kalacağım öne sürmektedir. bastırma ve bilinçdışı kavramlarının eleştiri­ lerine karşı za y ıf ve kırılgan gibidir. konulara çeşitli biçimlerde değinerek hiç bıkmalcsızın bu görüşle boğuşur. tutucu bir yetişkinin heteroseksüelliğınin giysilerini soyarak fazla seçici olm ayan ama duygusal açıdan yü zeysel olan bir ergen heteroseksüelliğinei ulaşır. Freud’un geçtiği aşamalar bun­ lardır.F reud.

şairler ve filozofların yüzyıllardır ya­ kından tanıdığı bilinçdışı zihni keşfetm iş değildi. Freud bilinçdışından söz ederken çoğunlukla uzam sal metaforlar kullan­ dığına göre. 278 . Bastırma ve b i­ linçdışı kavramları. cin sel politikanın öteki pra­ tikleri için önem li olduğu ölçüde temel bir anlam taşımaktadır. Psikanalizin tıbbi m odeli. insan yaşam larını dönüştürmeye yönelik girişim pratiğiyle ilişkili olarak gelişm iştir. grubun cinsel ilişkiler üzerine kişisel politikaları incelem eye y ö n e­ lik kendi girişimlerini bildirme açısından etkili olduğu gibi. ' . dönüştürme pratikleriyle bağlantılı bir kavram olarak ortaya çıkmasından ötürü stratejiktir de. K ızıl Kolektif. teorik açıdan da oldukça ilginçtir. kötü bir biçim de karmakarışık hale gelm iş insanların terapisini üstle­ nerek bilinçdışına ilişkin bir şeyler yapm aya kalkışan İlk kişilerden biriydi. Ü s ­ telik. A m a temelde Freud’un kavramı. bastırma v e sim geleş­ tirme diyalektiği üzerinde yükselen süreçsel bir kavramdır. kav­ ramları pratikteki bağlamından kopardıkları ölçüde tamamen hatalı . psikolojik kavramların form üle edildiği toplum sal pratiklere dikkat çekm ekte haklıydı.kanalız ise bir düzenlem e kaynağı. B ilinçdışım n belirli esrarengiz şeylerin gerçekleştiği v e yalnızca bir uzmanın idrak ed ebileceği yer olarak düşünüldüğü göz önünde bulundurulacak olursa kitabın. Freud. okumalardır. bilinçdışı kavramına yerinde bir eleştiri getirdiği söylenebilir. bunun sorumluluğunun bir kısm ını üstlenm ek z o ­ rundadır. k olaylık la geleneksel tıbbın içinde eriyeceğini v e bir “ayarlama” v e şiddet içerm eyen bir top­ lum sal denetlem e politikasına dönüşebileceğini gösterdi. V e sanırım bu. Freudcu teorinin tümü. Freud’a ilişkin yapısalcı ve post-y apış alcı “okumalar”. can sıkıcı uzunlukta ısrarcı bir tutum sergilerken. bu pratikte karşılaşılan engelleri ve p o ­ tansiyelleri işaret eder. İçeriği bağlamından koparma. O sadece. . dürtü. Sözü edilen bu kitap. bu okumanın yol açtığı kötüm serliğe merkez teşkil etmektedir. K ızıl Kolektif. Farklı bir sonuç alabilm ek içinse analitik kavramların pratikle yeniden ilişkilendirilm eleri z o ­ runludur. bilinçdışı kavramı da terapistin tedavr edici konumumun üstünlüğünü onaylayan bir şaşırtmacadır. haklı olarak bunun doktor/hasta formatından farklı toplumsal zeminlerde tem ellendirilm esi gerekeceğini öne sürüyor. .

tam anlam ıyla belirli koşulları aşan seçim lerle kendi kendini inşa etme sürecidir. ama amaçlı davranış kavramından daha fazlasını içerir. ama kesinlikle tek biçim i değildir. Sartre’a göre seçeb ilecek bir konumda olma. VAROLUŞÇU PSİKANALİZ: TASARI Freud’un teorisine. kuşkusuz insana ait olası bir varoluş biçimidir. özgür olm aya mahkûm edildik. aşın mekanik bir kişilik görüşü ve insanın ba­ rındırdığı imkânların aşm sınırlı olduğunu ima eden bir görüşle so­ nuçlandığı gerekçesiyle uzun bir süre karşı çıkılm ıştı. varoluş biçimidir. birbirleriyle ilişkilerinde (her zaman için seçim ler yüzünden) nedensiz olmakla birlikte an­ laşılır olan eylem lerin karmaşık biçim de birleştirilmesi. Bu kesinlikle kasıtlıdır. Bir seçim de bulunmak. Sürecin kendisi. N e ya­ pıyorsak onun içinde sıkışıp kalırız. kendini belirli bir biçim de ger­ çekleştirm e tasarısı olarak İnşa edilir. 1970’lerin “gelişim hareketi” psikolojisinin kaygısız iradeciliğinden daha farklı bir şeydir. K a d ın 'd a bir toplum sal cinsiyet teorisine uyarladı. K işinin libido tarafından belirlenm ekte olan ruhsal yaşamı. Jean-Paul Sartre ise V arlık ve H içlik'te çok daha radikal bir eleştiri geliştirdi ve Sim one de Beauvoir da bunu. aynı zamanda sorumluluk üstlenm e zorunluluğa anlamına gelir -Sartre’ın ünlü d eyişiyle “bizler. Adler bu noktaları Öne süren ilk kişilerden biriydi ama o da bunları çok fazla ileri götüremedi. sabit bi279 . seçeb ileceği şey. Kişinin sürdürebileceği. sorumluluk olgusu anlamına gelmektedir. Tasan (proje). bu seçim in sonuçlarınca belirlenmiş bir geleceğ e adım atmak anlamına gelir. İnsanın ne olduğuysa. libido teorisinden yola çıkarak bilinçdışı kav­ ramına yöneliyordu. K işi. Sartre ve de B e­ auvoir’mn argümanı. Bu. İnsanlar kendilerini seçim leriyle. daha sonra Çek düşünür Karel Kosflc tarafından uydurulan bir te­ rim le sö y ley ecek olursak “onto-form atif’tir.C. yani toplumsal ger­ çekliğin kurucusudur. yani başlangıçta kendilerine verilen koşulları olum suzlam a ve aşma biçim leriyle kendi g e­ leceklerinde tasarlarlar. Sartre’ın Freudcu düşünceye verdiği adla “ampirik psikanaliz” ile ilg ili sorun. seçim ürünü olarak kabul edilm esi gereken şeyin k i­ şiye dair zorunlu bir yapı olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu.” Seçm e edim i. yapılm ış olan yapılm amış olamaz.

Bir esrar sö z k o ­ nusudur: “Gün ışığındaki esrar”. kaçınılm az olarak bilinçli olm ak zorundadır. A m a bu. seçm e ve aşma süreci. B ilinçdışı kavramı. farklı y a ­ pılar banndırabilir. bir kişi hakkındaki her şeyin mutlaka anlaşılabileceği anlamına gelm ez.D . Özellikle de Genet ve Flaubert’in biyografilerinde yanaşmıştır. burada akmakta olan. Sartre zihindeki bölgeler metaforunu ve hakkında hiçbir şey bilm ediğim iz bir zihinsel süreçler sistem i kavramını şiddetle reddeder.çimde ilişkilendirilm esi olarak gerçekleşir. İşte bu kod çözüm ü “varoluşçu psikanaliz”dir. Psikanaliz daha ziyade. İnsanın Özbilinçliliği. yalnızca bir kim senin ne ise o o l­ m ası yerine. Sartre’ın yaklaşım ı ise kateksisin bir tür bağlanım. K linik deneyden yoksun olm asına karşın Sartre’ın argümanının en etkileyici kısımlarından biri. Laing ve Aaron E sterson’a borçlu olduğum uz vaka kayıtları da vardır. da­ im a bilincin bir boyutu olan m alzem enin “bilince getirilm e” süreci değildir. insan yaşam ında özellik le insana dair olan şey. G eçm işe bakılarak yörüngenin daha sonraki kısımlarını başlangıçtaki kurucu se ­ çim lerle ilişkilendiren yaşam çizgilerinin yeniden inşa edilm esiyle. Ayrıca Sartre’dan et­ kilenen v e yaklaşım ın klinik bir ortamda neye benzediğini gösteren iki İngiliz psikiyatristine. Sartre’ın kendisi ise bu işi yap­ maya. D üşünüm sel olmayan kendi için varlık yapısı. sürece ilişkin bir kod çözüm ü mümkün kalınabilir. kişinin kendisini belirli bir duygusal ilişkiye kaldırıp atması olduğu iddiasındadır. Bağlanım ın çözüra280 . yani diğer bir d eyişle. Freud’un hidrolik libido m odeli. başkaları için varlık yapısını barındıran Özbilgiden çok farklıdır. Onun için. yani ünlü “konuşma tedavisi”. k işiye ilişkin bazı önem li olgulara bilinçli in ­ celem eyle ulaşılamamasından kaynaklanan pratik güçlük etrafında inşa edilir. Psikanaliz pratiğinin gösterdiği gibi başkalan için varlık yapısının üretilmesi çok zordur. Bu argüman oldukça farklı bir kateksis im gesine ulaşılm asını sağlar. Psikanaliz. yalnızca yazınsal biyografiler biçim inde. R . başka bir yerde önü kesilen ve daha başka bir yerde de aniden b o­ şalan bir duygu akıntısı öne sürer. Freud’un özbilginin güçlüğü k o ­ nusundaki ısrarcı tutumunu sezgisel olarak kabul etmesidir. bir kim senin ne olduğunun bilgisine ulaşılm ası so ­ runudur. A m a üretimi bir anlamda psikanalitik te­ davinin kendisidir.

kendisini nes­ nelerde aramaya yöneltir. K işi bunları ancak..süzlüğü. yaşam ım ızın her aşam asında sahip olduklarımızdan vazgeçerek büyük bir boşluk yaratmak için ödenen bedelle. bu “çifte” rolü oynamak üzere görülmemiş bir biçimde uyarlanır. Özgürlüğü yadsım a ve sorumluluğu reddetmenin pek çok yolu vardır. yeterince doğal bir b i­ çim de. Bu ise bir tür kendinden kaçıştır. özel bir örnek olarak görünür. kendi başına açıklayam adığı özel bir toplumsal ve ta­ rihsel koşullar küm esini önvarsaymaktadır. Lıbidinal belirlenm e ve biîjnçdışı kavramları. çoğu insan için ödem esi güç bir bedelle. Bu yollar ise toplum sal etkileşim lerin katılıklarının analiz edilm esi için varoluşçu psikanalize bir kavram cephanesi sağlar. aynı zamanda hayal dünyam ızı. Oidipus kom pleksindeki hadım edilip© korkusu açığa çıkar. um utlarım ızı ve özlem lerim izi de yapıya ekler. Bu noktada. Ç ok az sayıda insan bu konumda olm ayı seçecektir.. kişisel kavramlarımızı. de Beauvoir. Küçük çocuk için penis. göz ar­ dı edebilir. Sartre. insanların yaptıklarının sorumluluğunu almayı reddettiği ve kararlarının kendileri için dış güçler tarafından aldınldığım id­ dia ettikleri durumları. erkeklikteki penis yüceltilm esini hemen hemen evrensel olan yabancılaşm a eğilim iyle ilişkilendirir: Özgürlüğünün bağımlılığa yol açacağı kaygısı erkeği. umutsuz aşkla dramatize edilen kateksislerin zorluğu. S özgelim i. Kendi iradeleri dışında bundan ıstırap çeken insanlar için. örneğin terk edilen bir sevgili ya da bir yakınını kaybetm iş kişi için. psikanalitik hastalara eylem lerini denetlenem ez z i­ hinsel güçlerle ilişküendirm elerini sağlayacak çok güçlü bir 281 . yalnızca toplum sal etkileşim lerim izi değil. “A şkınlığm fallustaki tecessüm ü” olandan. başka bağlanımları seçem ediğim izden d eğil. gerçekten kendi olma başarısızlığı ve sahteliğe doğru ilk baştan çıkıştır. psikanalitik toplum sal cin siyet teorisi. geçm işte yaşadık­ larımızın sonuçlarından kaçam adığım ız için duygusal yaşamla­ rımızın sabit gerçeğidir. de B eauvoir1nın güçlü bir biçim de öne sürdüğü gibi. Teori. Burada bulunacak şey. bunun nasıl bir his olduğunu biliriz. yani “kötü n iy e tli ele alırken Freudcu te­ oriyle farklı bir bağlantı kurar. Herhangi bir gücün duygusal bağlanımı.

Histeri “arazı”. A m a bu uygulama. de Beauvoİr’nm karakter tipolojisinin tem eli olan “yalnızca kadınlara açık sahte kaçış yollan ” betimlem elerinde olduğu gibi. kişinin cinsel politikadaki kendi davranışlarının sorumluluğunu almayı reddetme biçim i olarak gerçekleşir. her za­ man için açılabilmektedir: Psikanalist. genç kızı. : . “erkeksi” ve “kadınsı” eğilimler arasında bocalayan biri olarak tanımlar. farklı bir noktadan yola çıkarak. Bu dünyanın bulanıklığı. Sartre varoluşçu psikanalizi. The M yth o f M entol Illness'ta (A k ıl H astalığı M iti).: Sonuçta form ülleştirilebilirse cinsel Özgürleşme kavramı. Örneğin. hastalık dolayısıyla şefkat ve balam a duyulan talebin dile getirilmesidir. bir kötü niyet. anne ve babayla özdeşleşmeye kışkırtılmış. Bu risk. inandırıcı bir şekilde öne sürer. aynen 8. bir y a ­ şamın anlaşılırlığının yalnızca bu yaşam ın tutarlılığında. aile ve doktor arasında gizli bir ittifak ku­ rulmasını teşvik ettiğini. kız çocuğunu. G enet’ye ilişkin çalışm asında büyük ölçüde. . üvey ailesinin onu ö y le görm esi sonucu. başlangıçtaki kurucu seçim lerin arayışmda olma biçim inin kod çözüm ü olarak sunar. V e. B ölü m ’de tar­ tışılan. Oysa ben onu. klasik psikanalizin betim lediği dünyanın varolm adığını kastetm ez. Varoluşçu argüman. kaçış ve reddedişin ka­ ranlığından kaynaklanır.ili) çağrıda bulunur* Thomas Szasz. “alcıl has­ talığı” kavramının hasta. de Beauvoİr’nm belirttiği gibi. nesne rolü. kişinin hom ojenleştirilm esi riskini fazlasıyla taşır. G en et’nin hırsız olm a yönündeki çocukluk seçim inin izini sürer. yaşamında ya da k işisel ilişkilerinde neyin dayanılamaz olduğu hakkında açıkça konuşmayacak birisi tarafından. yani kendisine sunulan Ö teki ile özgürlük iddiası arasında bocalıyor olarak görüyorum. doğuştan sahip olunan bir erotizmin zincirlerinden koparılması m eselesi d e­ ğil. :■■■' '■ ?. Cinsel karakterin “katmanlaşması”. birbiriyle uyumlu parçalannda bulunabilecek olmasıdır. barındırdığı çelişkilerde yattığı yönündeki Freudcu 282 ■ *■■. (erotik olanlar da dahil olmak üzere) yabancılaşmaların sökülüp atılması v e doğuştan sahip olunan özgürlüğün ger­ çekleştirilm esi m eselesidir. Bir yaşam ın anlaşılırlığınm. Gerçektir ama bir yabancılaşma dünyası olarak gerçektir.

am a bu konuda kesin bir sonuca ulaşılmasını sağlayacak ölçüde ayrıntıya girmez.y ö ­ neliktir. dolayısıyla bu korku ve nefret aslında “D a v id ’in içindeki ve sürekli olarak dışarı çıkmak isteyen kadına” —yani. Her iki erkeklik biçim i de. U zlaşım sal erkeklik. diğer bir deyişle. bir iktidar istem i üzerinde temellenir. kendilerine iktidar sağlayan eylem lerin sorumluluğunu üstlenm eyi de kendilerine dert' etmezler. Erkekler ataerkil iktidardan zevk alabilirler am a bunu. bu iki seçim in ya da sorumluluğun birbiriyle bağdaş­ mayan sonuçlar içerdiği gerçeğiyle psikozun eşiğin e sürüklenir. er­ kek liği oldukça uzlaşım sal bir baba hakkında birkaç ipucu verir. erkek çocuğun ölen annesi olma yönündeki seçim i ile bir erkek olm a yönündeki seçim i arasında ge­ lişen çelişk iyi gösterir. D a v ıd ’in ölen annesi olm a yönündeki seçim inin sonuçlarına. sanki dışsal bir güç. Bu kadınlıktan korkmamak ve sorgulanan erkekliğin farklı biçim de örgütlenm esi mümkün olabilirdi. özgüveni güçlü öğrenci “D avid”e ilişkin örnek olay incelem esi. doğa ya da bir uzlaşma ve hatta bizzat kadınlar tarafından kendilerine verilm esi sonucu elde edilen bir şey olarak kabul ederler. en azından ev içi işbölümü gibi konularla ilg ili olarak. “D avid”. N e B eing an d Nothingness’ta (Varlık v e H içlik) ne de Sartre’m varoluşçu psikanalizi daha sonra “ilerletici-geriletici yöntem ” olarak The Q uestion o f MethocF ta (Yöntem Sorunu) yeniden ele alışında. kadınların etkin bir biçim de toplumsal olarak tabi kılınmaları sayesinde d eğil de. ancak biri bunun tüm sonuçlarını yerine getirirken öteki getirmez. B u yüzden genellikle. The D ivided Ş e lfte (Bölünm üş Benlik). Am a yin e de sorun düzeltilebilir. kadınlık korkusu ve nefreti içerir. kurucu seçim lerin daima te­ k il olm asını ya da daima birbirleriyle tutarlı olm asını gerektiren hiçbir şey yoktur.görüş ise bu açıdan göz ardı edilem eyecek kadar değerlidir. hegem onik erkeklik ve doğrudan doğruya tahakküm etrafında örgü denm eksizin heteroseksüel olan erkeklik biçim leri —yani çok katı olmayan uzlaşım sal erkeklikler— arasında bir aynm yapılm asını önerir. Laing ve Esterson’un pratik uygulamaları ise. B öylece. Bu vaka incelem esi. tam da bu noktada ve bu anda olup bitmekte olan. hegem onik erkekliği sim geleyen 283 . Erkek olm a yönündeki seçim . L ain g’in vaka-olay ka­ yıtlan. bir ölçüde kötü ni­ yetli hegem onik erkekliktir. bu varsayım ı gerekli görmemektedir. Örneğin L ain g’in.

Aaron E sterson’un The L eaves o f Spring’de (İlkbahar Yaprakları) sunduğu örnek-olay incelem esi ve teorik formülleştirmeler. tem el ataerkil iktidar yapısı olarak görülem ez çünkü aynı zamanda ku­ rumsallaşmaya da bağlıdır. rastlantısal olm adığı gibi toplumsal sistem in mekanik yeniden üretim iyle de sağlanmaz. Bu tür şeyler sadece meydana gelm ekle kalm az. erkeklerin im ­ tiyazlarını korumaya yönelik bilinçli bireysel eylem ler mevcuttur. aile içindeki kolektif pratiğin diyalektik . sorunun muazzam karmaşıklığını en iyi şekilde gösteriyor. kişisel olm ayan eşitsizlikler üreten ku­ rumsal bir düzenin inşa edilm esinde. Toplumsal düzeyde bunun sonucu. toplum sal düzenin dengelen­ mesi değil bir kolektif baskı tasarısı olarak adlandırılabilecek şey olur.kahramanlara. jet pilotlarına. Sözgelim i. ayakta tutulmasında ve savunulmasında da somutlaşmaktadır. önce sorunun kavramsal önem ini göstermek v e ardından da soruna ilişkin pratik adımların atılmakta olduğu ger­ çeğine değinm ek istiyorum. ICısım’da öne sürdüğüm argümanın da gösterdiği gibi bu. Kuşkusuz er­ kekler arasında örneğin kadınları iş dünyasında ve devlette çoğu iktidar konumundan dışlam aya yönelik komplolar düzenlenm ek­ tedir. Sartre’m bu analizi sın ıf dinamikleri için yapm aya yönelik g i­ rişimi. Kadınların tabi kılınması ile eşcin sel v e efem ine erkeklerin marjinalleştirilmesi. kanlarını dövenlere ve eşcinsellere dayak atanlara biraz çekingen bir hayranlık duyarlar. yalnızca b i­ reysel eylem lerde değil. Bunun yerine. Erkeklik iddiası bu noktada. bunu olanaklı kılan. cinsel karakterde barınan toplum sal yapının derinlerine kök salar. Çok basit bir kom plo biçim inde olm adığı zamanlarda. Toplumun iktidar ilişkileri. kolektif bir tasan görüşü kolay kolay anlaşılır kılınamaz. bir üst düzey bürokratın bir fem inistin hükümet bünyesindeki iş başvurusunu engellem esi gibi. K olektif baskı tasarısı. işin içindekiler bunu çok iyi bilir! A m a II. k işisel tasan olarak b e­ nim senm e yoluyla k işilik dinamiklerinin kurucu ilkesi haline gelir. onaylansın ya da onaylanmasın. çok sık v e yaygın olarak gerçekleşir. ama bu çabadan burada söz etmenin gerekli oım adığı kanısında­ yım. g e ­ leneksel ve hegem onik erkeklikte Örtük olarak bulunan bağlanım ­ lar v e bu bağlanımları gerçekleştirme çabasında izlenen stratejilerdir. psikanalitik sosyolojideki “yer­ leş tirme”nin neredeyse tam da zıddı bir biçim de. futbolculara.

Aynen bireysel tasarı görüşü gibi k olek tif tasan görüşü de.yüzden de suçluluk duygusu hissetm ek. um utlandıncı. tümünde sunulan argümanın da gösterm eye çalış­ tığı gibi. Cynthia C ockbum ’un B roth ers’ı da. Dorothy Dinnerstein ve Barbara Sichtermann gibi heteroseksüel fem inistlerin ateşli ya­ zılarına rağmen) fem inizm i bu gerçeği yadsıyan ya da reddeden bir öğreti olarak görürler. Gerçeklikte ise aşk. işyerinde cin sel politikaya ilişkin kolektif tasarı yapılarının bazılarını çok açık bir. psıkanalitık paradigma içinde yer aldığı söylenem ese bile. eylem lerim in başka insanların eylem leriyle etkileşm e ve k olektif baskı tasarısını ayakta tutma y a da yıkm a biçim ini içeriyor. basla tasarısıyla iç içe 285 . bu kitabın. Yaptığım şey e ilişkin kesin görüş. Sonuçlan dallanıp budaklanan ve yaşam çizgisi boyunca gelişen. katılıp katılmama özgürlüğü ile yapılan seçim in sorumluluğunu kasteder. Fem inizm den etkilenen erkekler için. İşte. eşitsizlik olgularının “erkek ba­ k ışı” ile yadsınm ası kadar sahtedir.I anlaşılırlığını açıklar. etrafında pratiğin örgüt­ lendiği bir ilişki. hem özgürlüğe hem de sorumluluğa dikkat çeker. Bu. genellikle de başlangıçtaki ilişkinin görünümünü derinden değiştiren. Aşkın nefret ve baskıyla bağdaşm adığı varsayılır genellikle. Y alnızca kendi yaptığım şeylerin v e bunların so ­ nuçlarının sorumluluğunu üstlenirim. erkekler arasındaki cinsiyetçilik karşıtı politikalarda sık sık ortaya çıkan “fem inist” eğilim buna bağlıdır. Kadınların fem inizm i reddedebilm esinin nedenlerinden biri de budur. bir düzeyde paranoyakça başka bir düzeyde de felce uğratıcı olacaktır. B aşka yetişkinlerin şu anda ya da geçm işte yaptığı şeylerin sorumluluğunu üstlenm ek baha an­ lam sız geliyor. A m a erkekler ve kadınlar arasındaki ilişkinin aynı zamanda bir aşk tasarısı da içeriyor olm ası. biçim de belgeler. girilen yoldan çıkmanın zor olduğu kanıtlanmıştır. çünkü aşkı erkeklerden gelecek (v e onlara yön elik) bir şey ola­ rak yaşantılarlar ve (Sheila Rowbotham . kendi çek ici tarzıyla. En azından. G eçtiğim iz onbeş yılda pratik açıdan etkili bir politika biçim ine de k esinlik le y o l açmamıştır. A m a bu k olektif tasarının sorumluluğunu üstlenm ek ve bu . Fem inist ataerkillik eleştirisinin kabul edilm esi genellikle yıpratıcı bir suçluluk duygusuna v e bu duygudan kurtulma arzusuna y o l açar. Bu tam anlam ıyla bir tasan. biçim lendirici bir bağlanım . benliklerin birbirlerine bağlanım ı.

Tristan ve Isolde Avrupa im gelem inde tümüyle marjinal kişiler değildir. Shulartıith Firestone. 1 9 6 0 ’larm Y eni S o l’u. Özgürleşm enin k işisel v e yapısal boyutlarının pratikte bir araya getirilm esinin. Psikanaliz. Dinnerstein ve de Beauvoir. ka­ dınların kamusal yaşam da “dünya kurma” tasarısından dışlanm a­ sını ayakta tutan önem li bir mekanizma olarak analiz etmişlerdir. Y eni Sol da. m ülkiyet ve ak­ rabalık ilişkileri) arasındaki çelişkinin. Sonunda fem inizm de eğitim . Mitler genellikle birlikte yaşlanmalarından önce öldürür onları. k o ­ lektif özgürleşm e tasarısının ta kendisidir. Gerilimin yapısal bir değişikliğe dönüştürülmesi ya da daha doğru bir deyişle.geçebilen bir tasarıdır. Bu eleştirilerin hepsinde bir doğruluk payı olduğu açık. iktidar oyunları. ken­ dilerini değiş tirm eksizin toplumu değiştirm eye çalışmalarından Ötürü ana akım Stalinistleri v e İşçi Partisi yandaşlarını eleştiri­ yordu. ikircikli duyguların önem ini. ama imgeler. içerdiği maço kamusal politikalar v e ev içi cinsiyetçiliği yüzünden fem inistler ve eşcin sel kurtuluş hareketi ta­ rafından eleştirilm işti. d e­ netlenmesi zor bir güç olarak ün salmıştır. aynı zamanda ataerkil top­ lumda süreğen bir gerilim olarak’görülm esi gerekir. Bir tu­ val üzerinde değil gerçek bir dünyada yaşıyoruz. Erotik aşk tasarısı ve ataerkil kurumlar (evlilik. tahakküm yapılarının yıkım ına başlanması. ay­ nı nesneye yönelik güçlü ama karşıt duyguların bir arada va­ rolduğunu göstermiştir. toplum sal yardım ve bürokraside az da olsa bir parça iktidar kazandığı için. R om eo ve Juliet. belirli ölçüde ayrıntıya girerek. iteldeyici bir duygusal güç olarak yaşam ayı sürdürür. özellik le 1970'lerin sonlarında erkeksi üslupların yeniden ön plana çıkarılmasından sonra fem inist eleştirileri körüklemişti. bu 286 . seven bir kadının sevilen bir erkeğin tasarılarına dahil olm asını. taraflar eşit o l­ madığında gelişen yozlaşm ış aşk yorumu olarak “romantik aşk” analizine girişmiştir. uzlaşmaları yıkan. H61oıse v e Abelard. yönlendirilm esi. Paolo ve Francesca. A m a ne var ki. Bu tartışmalı bir konudur ama heteroseksüel bağlanımın ve tabi kılınmanın ilişkilendirilebileceği başka yollar vardır. dogmatizm. tarihte o l­ duğundan daha kolay olmadığı açıktır. Guinevere ve Lancelot. Ama aşk yine de. seçkıncilik v e “kızlara iş” gibi slo ­ ganlar yüzünden ayrımcılık yaptığı gerekçeleriyle eleştirilm işti. Eşcinsel erkeklerin “topluluklarının” g i­ derek büyüyen görünürlüğü.

bkz. esas olarak farklı elde etme mekanizmaları ya da paradigmalarıyla İlgilidir. s. W. Connell vd. metinde eleştirilen çerçeve içinde yer alır. (s. Eksiksiz gelişimi. Kısmı’nın konusunu kapsamaktadır. s. Adler (1956) s. Sartre’ın girift analizlerine kıyasla fazla basit kaçıyor. bu çalışma. bütün bu literatür. çözümü doğru çizgide olmakla birlikte tamamlanmamış ve feminist psikanalitik literatürde ne yazık ki Önemsenmemiştir. s. 83. bu kitabın II. toplumsal ve kişisel değişikliğin tem elde birbiriyle bağlantılı olduğu gerçeğini geçersiz kılm ıyor. ama şu anki amaçların özetlenmesini mümkün kılabilir. 230-1. Dinnerstein (1976). tasarının asıl Önermesini. 132-3. Connell (1980). F. F. Freud (1918). Constantinople (1979) ve Cahili (1983) bu konuda yararlı de­ ğerlendirmeler yapmıştır. 55. “Cinsiyet rollerinin toplumsallaşması” literatüründeki tartış­ ma. K ısım ’da tartıştığımız yapısal analizle uyum lu bir bağlam da nasıl anlaşılabileceğini değerlendireceğim. 279-86) “Gün ışığındaki esrar” için. 255-61). (1975). 287 . Kızıl Kolektif ta­ rafından ortaya atılan psikanalitik tedavi politikası sorunu. günlük yaşam politikalarının he­ defini ayrıntısıyla ele alacak v e kişiliğin sözünü ettiğim iz psikodinam ik argümanlarla ve II. Parsons (1964). Alıntılar. Ellen Key’nin deyimi ve bağlamı için bkz. 47. Öteki aIıntılar: De Beaüvoir (1972). 123-4. “Kolektif tasarı-’ görüşü. 79. Cahill'in “toplumsal etkileşimçı” paradig­ ması. Önümüzdeki bölümde. 261-79). 571. ve sözü geçen dayak cezası sayılan için bkz. s. kendisini fazlasıyla tedaviye adayan ama toplumsal cinsiyeti de pek fazla yan­ sıtmayan ICovel (1981) tarafmdan yakın tarihte detaylarıyla açıklandı. N otlar TOPLUMSALLAŞMA (s. Freud (1930). 92 ve devamı. Oidipus kompleksinin evrenselliği üzerine tartışmalar için bkz. s. KLASİK PSİKANALİZ (s.eleştirilerin hiçbiri. Sartre (1958). VAROLUŞÇU PSİKANALİZ . ş. çocuğun eylemselliğini alışılmıştan fazla vurgulamaya yardımcı olsa da. W.

ama an­ laşılması da bir o kadar zor. dolayısıyla neyin içine “girilmekte” olduğu sorusu sorulabilir. . .X Pratik olarak kişilik A. bu ilişkileri ifade eden öteki bildik metaforlann ima ettiği gi­ bi. “İçine girmek” bir metafor sonuçta. TOPLUM VE YAŞAM ÖYKÜSÜ Sekizinci ve dokuzuncu bölümlerde. toplumsal cinsiyet ilişkileri yapılarının kişisel yaşamın içine nasıl girdiği ve kişilikleri nasıl bi­ çimlendirdiği betimlenmişti. toplumsal baskı tarafından “kalıplanıyor” veya “şe­ killendiriliyor? . ayrıksı bir töze mi sahip de. Dokuzuncu Bölüm’de sunulan toplumsallaşma teorisi eleştirisi 288 . bir çömlekçinin ellerinin altındaki kil gibi. Bu olgu gün gibi aşikâr. Ki­ şilik. KİŞİLİK.

Edmund Sullivan ’m A C ritica l P sych o lo g y'si (Eleştirel P sikoloji) ve Jülian Henriques ve diğerlerinin ortak çalışm ası olan C hanging the Subje c t (Ö zneyi D eğiştirm ek) gibi m etinlerde sosyal psikolojinin günümüzdeki yeni yorum uyla aynı noktaya yönelir. k işiliği gizlem eye yönelik maksatlı çabalar da çoğunlukla pek başarılı olm az. bireysel karakter ve ben­ lik aslında tam da kolektivitelerin. Bu yaklaşım . yetenekler. yeniyetm e kızlara genellikle. bastırmalar. Çünkü sır verilen kişi tek k elim e etm ese de parmaklarıyla konuşur. belirli toplum lann ürünüdür. Kuşkusuz in­ sanlar kendilerinin bazı yönlerini gizleyebilirler.” Burada toplumsal cin siyete ilişkin olarak sunulan argüman. dürtüler. eylem in durumsal anlamlarının altını çizm ekte v e kişisel yaşamın bir toplumsal ilişkiler oyunuyla nasıl kurulduğunu ortaya F 19ÖN/Toplumsal Cinsiyet ve İktidar 289 . S özgelim i. ihanet. psikolojiyi “bireysel” kategorisinde gören yaklaşımın. kulakları işıten bir insan. laboratuvar deneyinin kusursuz bir yöntem olduğu inanışının ve toplum sal bağlamın “davranış” ile ilişkilendirilecek bir. gözeneklerinin tek tek her birinden dışarı sızar. çıkm ak istedikleri genç erkeklerden daha zeki görünm em eye çalışmaları tavsiye edilir. “değişken” olarak kavramsallaştırılmasının ötesine geçm eye çalışırlar. (Zaten öğretmenler üzerine son yıllarda yaptığım ız araştırma­ nın konularından biri de buydu. “sem ptom atik ed im lerd ek i cinsel dürtülerden şöyle söz ediyordu: “G özleri gören. bu soruya verilm esi gereken yanıtın “hayır” olduğunu gösteriyor. tavırlar.) A m a k işilik genelde gizli olm adığı gibi. Bir taraftan.. öğretme gibi belirli toplum sal pratiklerin içerdiği ka­ rakteristik duygusal problemlerden dem vurmak oldukça anlam­ lıdır. (Örneğin. Oysa ben bu çalışm ada k işiye dair tarihsel bir anlayışa ulaşmaya çalışacağım . ger­ çekleşebilm ek için toplumsal bir alana ihtiyaç duyar. Rom Harre’nin S ocial B eing (Toplum sal Varlık) ve P ersonal B eirtg’i (K işisel Varlık). hiçbir ölümlünün sır tutamayacağına gönül ra­ hatlığıyla inanabilir. Bu teorisyenler. pratikler de bir “kişilik" boyutu barındırırlar.. Harre’nin gözlem led iği gibi. Freud. Psikolojide gelen ek sel olarak tartışıldığı bi­ çim iyle k işiliğin bileşenleri -y a n i.v e “tasan” tartışması.) D iğer taraftan kişilik. Paul Secord ve diğerlerinin Expiaining Humarı B eh avior'ı (İnsan Davranışının Açıklanm ası).toplumsal etkileşim lerden bağım sız de­ ğildir. fanteziler v b .

.hâkimdir.konusudur..... bu noktayı güzel bir şekilde gösteren ilk kişilik psi­ kolojisi versiyonlarının başarılı bir Özetidir....... örnek . bu nedenle toplum analizi açısından Önemli kaynaklardır..mantığını kurumsal analiz mantığıyla birleştirenlerdir. olay incelemesi araştırmaları arasında en etkili olanları. Kişisel zaman dâ yine bir “yaşam döngüsü” kapsamında kavranabilir ve bu çerçevede aileye.. “toplum”dan ayrı bir kendilik olarak değil........ Kişilik..m i F \ --------------. Böyle bir görüş olmak-290 290 ---- .. yani “bir bütünlük haline gelme” olarak kişisel yaşam görüşü bu açıdan önemlidir. ... :ben bu açıya yaşam öyküsü ya da tarihçesi perspektifi adım veriyorum.. belirli bir açıdan görülebilen.. kişiliği tutarlı (bütünlüklü) bir çalışma nesnesi kılan bir farklılık söz.... Oysa H.... kişisel dünya bağıntısakür... yaşam çizgisi. yine insanların yaptığı bir şeydir ve yapılan şeyler de ta­ mamen aynıdır... Kısım’da sunulan yapısal ve kurumsal analizler.. Sartre’ın “bütünleşme”.......... Bu kitapta kullanılan terimlerle kişiliğin. Dollard’ın C a s te a n d C la s s in a S o u th e r n T o w n (Bir Güney Ka­ sabasında ICast ve Sınıf) adlı çalışması da dahil olmak üzere.. Dinamiklerin örneğe tümüyle içsel olduğunu varsayan....... -»v— I çıkarmaktadır... Kişilik.. En azından bizim töplumumuzda ihsanlar kendilerini ve pra­ tiklerini en kolay bir yaşam yörüngesi kapsamında. Vaka incelemesini temel anlayış bi­ çimi olarak gösteren kişilik psikolojileri. bir toplumsal cinsiyet anali­ zi açısından böylesi bir görüşün savunulamayacağını kanıtlıyor.... Bu ise yaşam Öyküsünün pratiğin anlaşılabileceği tek biçim olarak görülmesi sonucunu doğuruyor... bizzat toplumsal pratik olarak görülmesi ge­ rekir. “Yapılan” şeyse kesin biçimde.. öyleyse.. Bir inşa............. tıpkı toplumsal ilişkilerin insanların yaptığı şey ol­ ması gibi...... yani kişisel bir geçmiş ve kişisel bir gelecek kapsamında deney imlerler.. Sullivan’m deyişiyle “Kişi ancak ‘sen ve ben’ olaralc kişi olur”.... Yine de... kısacası yapılan birşeydir ancak..... kişinin geçmişine ilişkin vaka öyküsü araştırmalarının çoğunda bireyci bir hava. büyümeye ve yaşlanmaya ilişkin pek çok akademik araştırma yapılmıştır........ John Dollard’ın hemen hemen unutulmuş olan kitabı C r ite r ia f o r th e L ife H is to r y (Yaşam Öyküsü Ölçütleri).....bir pratiktir.. Ama tarih döngüsel olamaz ve ki­ şisel tarih de bir açıklama değildir... kişinin toplumsal ilişkilerinin zaman aracılığıyla tutarlı.. anlaşılır ve yaşanılır kılınmasıdır...

k işisel yaşamın karmaşıklıkları belirli bir kişinin ötesine geçen yapısal çelişkilerden kaynaklanır. ama sonuçta ulaştığı içgörünün sınırlılığı da yine aynı ölçüde dikkat çekicidir. Yapıya ilişkin örgütleyici sorulardan yoksun oluşu yüzünden W h ite’ın çalışm ası. ama bir terapist olarak kişisel ya­ şamın dinamiklerindeki yapısal etkilere karşı fazlasıyla duyarlıydı. çünkü kendisine sunulan duygusal yaşam un291 . pratiğin yapısal tem elleri göz önünde bulun duru İm adığı tak­ dirde. yaşam ı öğrenilen rollerin. B ölü m ’de öne sürdüğüm gibi. Ama 9. U zun süreli bir yön tem izleyerek m uazzam bir uygulam aya kalkışan Whi£e. öznelerin söylem ler tarafından inşa edilm esine ilişkin son dönemli çalışmalardan bazıları bu anlayışa oldukça yakınlaşır. RobertAVhite’ın L ives in P ro g ress'in d e (G elişim Halindeki Y a­ yamlar) “tam k işiliğ i” b elgelem eye yönelik girişimidir.sızın. Daha da önem lisi. kişisel yaşam anlaşılm az hale gelir. mülakatlar v e makalelerden işine yarayacak v e ­ riler toplamıştır. yerine getirilen beklentilerin veya işgal edilen yapısal konumların toplamına in­ dirgeyecektir: R alf Dahrendorf’un H om o Sociologicus ’una. “Kurt Adam ” m uazzam bir çelişkiler yumağıdır. Althusser ve Foucault’dan etkilenen. Bunun çarpıcı gösterimlerinden biri de. W hite’m çalışm asıyla. Ancak belirli bir yaşama ilişkin ayrıntılar ne kadar bilinirse bi­ linsin. Sartre. bu tür bir görüş k işiyi a şın ölçüde basitleştirmekte ve çelişkinin önemini gözden kaçırmaktadır. bir ilk adımın. Çalışm asının bu denli ayrıntılı oluşu dikkat çeki­ cidir. “doğal büyüme”ye dair bunaltıcı bir yaşam döngüsü ideolojisiyle çeşitlenerek bir eklektisizm ve ılım ­ lılık batağına saplanıp kalmaktadır. kurucu tercihin. dallanıp budaklanan sonuçlarıyla birleşme olarak ele almaktadır.a ilişkin çalışm ası arasındaki zıtlık etkileyicidir. V qrhk ve H içlik'te yaşam çizgisin i tek bir ilkeyle. üç “normal” üst sın ıf Amerikan ailesini öğrencilik yıllarından y e ­ tişkinlik dönem lerine kadar gözlem lem iş. toplum analizi. çeşitli psikolojik test­ lerden geçirm iş. yani “rollerinden oluşan insan”a. Freud “iki kuruşluk” bir toplumsal yapı te­ orisine sahip değildi kuşkusuz. O ysa Sartre kendi m odelinde bile başlan­ gıçtaki tercihlerin çoğul olabileceğini kabul etmektedir. Freud’un “Kurt Adam ” takma adını kul­ lanarak üst sın ıf mensubu bir Rus. keza kişiliği de çatışma halindedir. daha önce sözünü ettiğim iz bir çalışmada.

çünkü Havari Paulus’un yazdığı gibi “bizler birbirimizin parçasıyız”dır. N e var ki Sartre. Büyüyen k işiye sunulan mal­ zem e. “bireysel pratik” diye bir şey yoktur. The P o litıc s o f Ex~ p erien ce 'ta (Yaşantının Politikası). ama aynı zamanda parlamentonun oturumları kadar kamusaldır. uyarılma teknikleri ve kendi kateksisinizin nesnesi olduğunuz bir tür minimal toplum içerir. Sonuçta. klasik fem inizm in kurmak z o ­ runda olduğu ittifaka dair bazı fem inist eleştirilerin yaptığı gibi. Kişinin yaşam ına ait g e­ lişm ekte olan örüntü. bağmtısal bir hareket dokusundan yapılan bir soyutlamadır. D ev­ rim öncesinde R u sya’da köylüler ve toprak sahipleri arasındaki sınıf ilişkilerinin gerilim li olduğu yeterince açık. anlam sız ve anlaşılm ası güç bir şeydir. gen ellikle bir kopukluk. dar anlamda konuşacak olursak. çocuk bakımı ve ev işi konusunda hizm etçiler arasındaki işbölüm ü. (O nyedinci yü zyıl İn gilizce­ sinde kullanılan metafor bundan daha güçlü. 292 . Y aşam öyküsü mülakatlarında edindiğim deneyim lere da­ yanarak. İnsanlar kendilerini ortak geçm işlere ve paylaşılan şim diki anlara sahip olarak yaşantıları ar. küçük çocuk açısından duy­ gusal bir mayın tarlası olan bir hane inşa etm ek için toplum sal cin­ siyet dinam ikleriyle kesiştiğini gösteriyor —koca ve karısı arasın­ daki müphemlikler. kabaca “bizler bir­ birimizin kolu bacağıyız” gibi bir şey denmektedir. Vakanın geçm işi­ ne ilişirin bilgiler ise bu ilişkilerin. toplum sal olarak inşa edilmiş fanteziler. kadar mahrem. K olektif pratik. mastürbasyon bile. tıpkı öbür tüm pratikler gibi başarısızlığa uğrayabileceğini hesaba katmaz. bu tabir. Sözgelim i. tutarsızlık veya bölünm e içerir. çılgın bir toplumda “normallik” konusunda izlenecek bu yolu öne sürer. birleşm e pratiğinin. bir bireysel pratikler toplamına indirgenemez. başkalarından Uzakta kapalı atomlar değildir.) Bu paylaşım. kız v e erkek çocuklar arasındaki rekabet gibi. “bütünleşm e” ise çoğunlukla zor ve hatta imkânsızdır. Hatta bazı teorisyenler.surlarının düzgün ve tutarlı bir bütüne eklenm esi imkânsızdır. Laing. kişisel yaşamın çelişk ili tem ellerine ilişkin sonucun çok genel olabildiğini söyleyebilirimi. K işisel yaşamlar. iki kişi dışında asla sözü edilm eyen bir evlilik veya aşk hikâyesi . çağdaş topluma katılmanın kişide bir bölünm e gerektirdiğini iddia ederler.

P a h l’ın M an agers an d Their W ives (İşletm e Y öneticileri Ve Kanları) adlı kitaplarında anlatılan. kariyer sahibi değilm iş gibi görünen.çoktan yapmış olduğu söylenebilir. bir nesne yapısı değildir. K işilik yapısı.Ö yleyse kişisel bir yaşam . bunun bir versiyonu­ nu sergiliyordu. 1. üyeleri iş dünyasında çalışan ve m eslek sahibi olan ailelerde görülmektedir. Bunlar. Bir ölçüde bunu . gerilim leri ve katmanlaşmaları v e tarihsel dönüşümleri kap­ sam ında form üle edildiğinde. (8. gerçeklik hakkında çok az açıklam a getiriyor olm ası şaşırtıcı değildir. iktidar yapısıyla ilgili bir analizin taslağını çizm işti.M. ve R. söm ürgecilik psikanalistleri O ctave M annoni v e Frantz Fanon da aynı şey i başka bir bağlam da yapmıştık Em ek ya­ pısı kapsamındaki k işilik analizi ise Alman psik olog Frigga H aug’un çalışm asında ve Kanada’da Edmund S ullivan ’ın teorik çalışm asında gelişim aşamasında bulunmakla birlikte aralarında en az yaygın olanıdır. Ç eşitlenen v e çoğunlukla da çelişen pratiklerin belirli bir bir­ leşm esidir. kişiliğe dair k işilik özellikleri teorileri ve tpplumsal cinsiyete dair ölçeksel anlayışlar gibi) “birey”! ve onun niteliklerini nesneleştiren kişisel yaşam teorilerinin. çoğunlukla da çelişen bir yapısal koşullar silsilesin e karşılık verm ekte olan bir pratikler alanı boyunca ilerleyen yoldur.E. 6. kurucu çelişkileri v e diyalek­ tikleri. A l­ dığı şek li uzun süre muhafaza etm eyi başarırsa bunun nedeni. B ö lü m ’de değinilen Prince ailesi. ama çalışm ası. hem bizim çalışm am ızda hem de J. B ö lü m ’de tartıştığımız. K ateksisle ilgili analizlere klasik psikanalizde çok sık rastlanır. Başka bir versiyonu da. bu şeklin korunması için ço k fazla çaba sarf edilm iş olm asından kay­ naklanır. B ölü m ’de sunulan kurumlara ilişkin toplumsal cinsiyet analiziyle aynı yapılar m önü­ sünü ortaya çıkaracaktır. k o ­ casının görünür “bireysel” başarısının mutlak koşulu olan ka­ dınların yoğun em eğiyle kişisel yaşamları düzen içinde tutulan ai­ lelerdir. Shulamith Firestone. K işiliğe dair toplumsal cinsiyet analizi. H erhangi bir pratik örüntüsü. dayanıksız olm a eğilim ini taşır. pratiklerin başka bir ampirik bir­ leşm esi olan “kurum” kavramıyla mantıksal olarak uyum içinde işler. B öy lelik le kişilik kavramı. . k olektif bir mantıklar silsilesini iz­ lem ekte ve rutin olarak birbirleriyle kesişen.

Ama so s­ yolojik yapısalcılığın varsaydığı gibi konu dışı da değillerdir.Ama belirli bir pratik örgütlenmesinin potansiyel esnekliğinden sö z edilm esi de aynı ölçüde önemlidir. II.. . Ayrıca kurumlar gibi başka alaıılarla da bağlantılıdır. sta­ tükonun savunulması için büyük bir enerji gösterecek dürtüleri y a ­ ratmaktadır. ama dürtüler —savunular. İşte tam da bu noktada pra­ tiğin örgütlenm esi. Bu bölümün geri kalanında bu biçim lenim lerden bazılarım. Önemli tarih v e politika alanlarından biri olarak ortaya çıkar. “paranoyak” ve “bâğışlayıcı/feragat edici” . şiddetli baskılara karşı dayanıldı bir örüntü ortaya çıkabilir. bilinç”.(remissive) tipolojileri ve “geleneksel’/’modern” karşıtlığı temasının sayısız kullanımı. İ ■■ . öncelikle karaktere dair ta­ rihsel tipolojiler kurma yoluyla kavranmnktadİrrBelıriT&İT^karaktÇr tipinin. bağlanımlar ve korkular— olarak güçlü bir şekilde işlerlik gösterebilen toplum sal çıkarlara k i­ şisel ilişkileri yerleştiren de kişiliğin ta kendisidir. v . bunu en iy i şekilde açıklıyor. toplumjeorisinde. ortaya çıkararak bu alanda gerçekleşen cin sel politikanın haritasını ' çizm eye çalışacağım . G oode’un ayrıntılı bir şekilde ele aldığı erkekler arasındaki fem inizm karşıtlığının derinliği. Yıkılm ayan evlilikler belki de bunun en yaygın örneğidir. ama yine de kendi biçim lenim lerine sa­ hiptir. Bunların ilg ili yaşamlarda kenetlendiği noktada. John Carroll’ın “püriten”. W illiam J. k işilik değildir. Bir pratik teorisi bağlamında ldşilik. Charles ReichTn “I. tarİhîn^elTrHFdöneminde başat olduğu ve daha sonra^yeni ! ’ !-■ L . Freudcu yaklaşım ın ille kuşak tem silcile­ rinden olan E m est Jones’un zannettiği gibi. çözüldüklerinde top­ lumun anlaşılm asını sağlayacak gizli şifreler değillerdir.s David Riesman’ın The Loneiy C ro w d lda. KİŞİLİĞİN TARİHSEL DİNAMİĞİ jCî siliğin tarihsellisi. Toplumsal çıkarları oluşturan. ve ÎİI. hâkim toplumsal çıkarları oluşturmakta. K işilik dinamikleri. özdeşleşm eler.! ■■ . B. bu294 ■ : . (Yalnız Kalabalık) sun dugu “geleneir^Öneî^ ve “öteki yönelimli^ ka­ rakter tipler^F târihsek tipolojilerin “ klasik dizilişidir.

“püriten” ve “playboy”... H o ch ’un erkek karakter tipleri. “Doğru yaşam a biçim i hangisidir?” sorusu n u j p r t a ^ ^ r im ^ K en­ disi de^kadüTolari Andfevvs^un algılad ığı. B im ’ıri dünyası... saym ak gerekm ez. kadınlığın yakın tarihine ilişkin bir düşünce çizgisiyle örneklendirmek istiyorum. . O tobiyografisinden 8.hklar^ve^o.ötçki karakterlerle karşılaştırılır. • ı İl .kanhaşd<. doğal karakteri veya kaçınılm az yazgısı olarak kendisine tek bir örüntü sunmaz. Siyah Canavar) sunduğu erkeklik tipolojisi ardışık bir diziliş yerine değişim li bir diziliş içerir.1-11111 ^ fa sî^m. 9 f B ölü m ’de"sunulaai. B öyle bir analiz.nun öteki Örneklerindendir.. Motıva^yöh' ve"1 kişilik örgütlenm esindeki değişurileri'ah için ille de hâkim karakter tiplerinin ardışılc olarak birbirlerini izlediğini var-». Ceminist bir ortamda büyümemiştir. 1920’lerin Cam bridge’inde bir hizmetçinin kızı olarak yetişen Bim . içerisinde k işiliğin fiili çeşit­ liliğinin oluşturulduğu. Erich Fromm ö zg ü rlü k KorBZs'M’hda otoriter karakter yapısının kapitalizmin ekonöm ik ve k u ltü yarattığı yabancılafrria sorirhlm^ vnin p sik o lö jik çb zü m ü ö M ü ^ ^ çöiriimü’ d e ğ ıîffi ettiğim iz The AuthorUarian P erso n a lity ’d e katı v e önyargılıJkaralcter.^Bu. prensipte anlaşılır.alternatif kadınlıklar her ne kadar kendi içTerinde ilginç Sğa^da7“eîT dıfâ|ât çekici gerçek A n d fe \^ ’ürirbüriîâW“b yatar.i. aynı tarihsel ortamda ürelilen. top­ lum sal cinsiyet oluşumunun çokkatlı yolları bulunduğuna ilişkin gen el argüman. B ölü m ’de söz ettiğim iz B im Andrew s.■ . N e var ki toplum sal cin siyet ilişkileri ve kadınlığın sorgulanmâksızm kai i 295 . lasılıklan. 3000 yıllık bir tarih b oyunca birbirini izlem iş F ra•^n_ k fu ri^ o' lm l^ .sik oloiik temellerine ilişkin _ I i.îitf^ bL.ü■ h. ■ K işiliğin tarihselliğkrioplumsal ilişkikr_dinamiği araçılığıyla. son noktada kişiliğe ilişirin çokkatlı bir örüııtü öne sürüyordu. Bu yaklaşım ın cinsel karakter analizine uygulanması.. gelişm ekte olan bir baskılar ve olasılıklar küm esinin kavranması yoluyla da yapılabilir. uygulamada^ise^Jkarmaşıktır._lrişilik gelişim indeki ve k işisel yaşam politikasındaki gerilim noktâ îa r im r iy e m d e ^ anlaşılabilir.. Black B e a s t’te (B eyaz Kahraman.. Ama Paul H och’un White Hero. |!__T ''"'r ^çalışmasında daha zekice bir yaklaşım g ö ze çarpar.

Bu deneyim . Nitekim . yirm inci yüzyılın ilk yarısında aile. annesinin B im ’i. K adıhİS55I5eçm e^ve seçihnjoJüaldaJha^ reketinm v ar attı ğı huzursuzluk. Dünya Savaşı boyunca işçi sınıfı kadınlarının ağır en ^ strid e.. Bu araştır­ malar. biraz daha ayrıntılı bir şekilde. önceki kuşağın yetiştiği Güney İngiltere’de kar^mâîcanşık bir haldeydi. A vustralya’da sürebiliriz. B im annesinin bu çabasını şö y le ifade ediyordu: “Annem beni hep ev işlerinin dışında tutmaya çalışırdı. Am a belki de en ön^mlîsiVişçi sİhifi~aiIelenh~Ez^^culdarının ilkokul düzeyinde de­ vam ettiği v e bu sayede sayıca az da olsa bir kısmının orta eğitim e ulaşabildiği zorunlu bir kitlesel eğitim sistem inin m evcudiyetiydi. “Sınıfın en parlak öğrencileri arasında yer alarak herkesi utandnan” v e on dört buçuk yaşm a kadar okulda kalanlardan biri de Bim A n d rew s’tu. y e ^ ^ niden istihdam edilm esi ve bazı kadın işçi gruplanılın ^ ve kooperatif hareketindeki seferberliğiydi.” B im ’in deneyim i istisnadır belki. devlet. B im A ndrew s’u et­ kilem iş olan değişim ler de kesinlikle bunların arasındadır: K ız çocuklarına sunulan eğitim in yayılm ası ve içeriğinin yeniden ta­ nımlanması. Sonuçta. genç kadınİarııuya=.. bunun görürm ıU ekrite ^Diğerleri ise “y e ni kadın”a ilişkin kâğıt üzerindeM tartısm. hane halkı bileşim inde ve kısa bir süre sonra k itlesel bir m eslek olarak “hizm et işin i” yok eden ev içi işbölüm ünde ya­ şanan değişim ler.~şamlarında ergenlik v e ilk yetişkinlik döneminde kadınlığın in. Bir bütün olarak bu kurumsal değişim ler. '2 9 6 . ama münferit bir örnek de­ ğildir..bul edilm esi. M ichael Gilding. kapitalist dünyanın görece daha zengin k ısım ­ larında kadınlığın inşasına ilişkin tarihsel bir değişim in parçasıdır. büro işlerinin kadınlar için giderek daha fazla y e kolay elde edilebilir hale gelm esi. Ann Game ve Rosemary Pringle gibi sosyologlar ve toplum tarihçilerinin son dönemli çalışm alarının yardım ıyla aynı değişim in izlerini. Jill M atthews. okul arkadaş­ larının maruz kaldıkları “geleceğin iyi birer eşi ve annesi” olunmasını öngören uzlaşanlardan uzak tutmaya yönelik sabit fik­ riyle bağlantılıym ış gibi görünüyor.. em ek piyasası ve m esleki alanlardaki toplumsal cinsiyet ilişkilerini etkileyen bir ku­ rumsal değişim ler bütününü belgelem ektedir. şaşında çözülm esi gereken konuların yeniden tanımlanmasına yol.alaiZI-. Kerreen Reiger.

ristokrasisi.bk'g. B öy lece Ö rneğm m eslek konusu. kadının çalışm am ası kocanın başarısının işaretiydi) y e y a ^ nusuydu. eskiden bir saygınlık (ondokuzuncu yü zyıl em ek a. Yirm inci yüzyılın ille çeyreğinde A vustralya’da kız çocukların or­ taöğrenim e katılım oranları. Bu gelişm eler otom atik olarak yen i bir kadınlığın inşasına yol açmâdTkuşkusuzT Am a cinsel karakterin inşa edildiği ve farklı kadınllk türleri j^ ş ın d a fo j j ı ş ^ ^ ^ riim lâhm asını sağladu Öte yandan.ği olan VaHınrh^ Ama. okullarda kız çocukları için tecrit edilmiş bir müfredat olarak“ev eknnomisj”nın ' döğuşünu"^içeriyördm"EYİirieadffiîM m am ası.I lld .. hatta bir “kariyer/m eslek” olarak bilinçli yu va yapma tercihiyle çözüle297 ■' ı !'■ ■vj .. Dİğer” şeyİerin arasında bu..b Q yle.g ü n ü m ^ ^ bu. y ü z y ıl ortasında normatif çeldrd ^ a n e n î n ' eşT b en zeıi görülmem iş bir şekilde yüceltilm esi.i ^ Ş m ı f e Bunlar arasında öze l l ü d e _ .. yani ~Game~"veH^n]pe*m ‘T¥ h e M aking o f the  u sffalîai^ F am ily” (Avustralya A ilesinin Kurulması) b aşlıklı makalelerinde betim le­ dikleri b içim iyle “ev kadınının tanrılaş tırılması”.slp.ey.. Bu konudaki en önemli gelişme.sürdüğü gibi bu tür ham lelerin rasyonelleştirilm esi açısından çok fazla y o l almış bulunan ~“ayrı alanlH'”~ögrefısı7 yüzyılın dönüm ünde MfındaT^ ü î ü h u i ^ çocukları öğrenim hayatında dikkat çe k ici ölçüde başanlı oluyordu. Bir anlamda bu. s üredir ortalıkta d o la n ıy o r d u Buna karşm^SusarTÎVÎagarey’in öne. 14 ile 17 arası tüm yaşlarda er­ keklerinki nden daha yüksekti.k a^ ı sorununa d ön ü şm ü ştü .. ondokuzuncu yüzyH liö yu n carka d m iM gır imâla t sektöründen ihraç edilm esinin de gösterdiği gibîTasTıncfa uzun bir..aşıl konu... “Yeni kadın” temelde evi dışında mp.b u a d a n ..A m ü . „ i kinci konu ise erkeklerle rekabet etmekti. vur-^ gulanan yeni bir kadmlLk m odelinde çözm eye^yöndlk.ındsXeklex.‘ /ve­ ya buna karşı çıkma kQj3p£ujm.-.axasında'Be^IIbîIjrnfislekl&r hakkında bir tercih yapılmasıdır. yaşam daki bir vol olarak...n^^ân cihidir. yirrainci yüzyılın ilk çeyreğinde “ev kadı nl i] ^ n ı i Pç^ edilmesi olmuştur.irisim di.. ve küçük işletm e sahiplerine göre.. bu konuları. ^ lunuypr .

yeni k itle iletişim ve ikna etme teknikleri k ul­ lanarak böyle bir çözülm eden.bilecekti. A m a öte yandan. birçok kadının içtenlikle benim sediği m es­ lek ve rekabet konularının gerçek anlamda çözülm esiydi. T'-. “Y uva yapma” nispeten hali y aktiyerinde-kadınlan ken™r~3îsînelîedef^Iİn R ea d ers D ig e st gibi dergilerin sürekli vurguladığı b irJcavramffır^Rekabet konusu da. yine bu kadınların kendileri taraHnHI E M İ uîebnirffi^ B u nedenledir ki m edya m odern ev kadınını yen i bir şey olarak ifade ediyordu. 1 9 7 0 ’lere gelindiğinde yeni fem inizm in ana gücü. fem inizm i üreten bir ölçüde daha kuşkucu bir diyalektik görüşü öneriyor. hem de üniversite kampüslerinde ve savaş karşıtı hareketler içinde radikalleşm elerine rağmen politik iktidardan dışlanmalarını kendilerine dert edinen kadınlan üreten lib era l. Bir noktada da. 1 9 5 0 ’lerde yetişm iş olan kadınlardan oluşuyordu.bilinçli olarak rekabetten arındırılmış yeni^B ır m üşterek yaşam alanr tanmılamyordu: ! 9 5 0 Terin evliliğe ilişkin popüler literatürü. *Tamirni/sıcaldiCT ve her şeyi ağırlıklı bir şekilde ön plana çıkanyprdÜT" Bir düzeyde Bü. Ko­ casından daha zeki olduğu için böyle olduğunu zannediyordum Ko- . tarihsel olarak değişkenliği kanıtlanmış bir çözülm eydi de. hem devlet ve düzenle çatışan ama er­ keksi imtiyazlarından vazgeçem eyen 1960’lann Y eni S o l’u bünye­ sindeki erkekleri. ArnİTâynrzİLma^^ p a y laşlîan ^ ve.-: Evde sözü geçen kişi büyükannemdi.". a n d îhe M in otau dda bu gelişm enin A B D ’deki psikodinam iklerine İlişkin m ükem m el bir açıklama su­ nar. büyüle ölçüde de ev aygıtları en­ düstrisinden fayda sağlam ayı bekleyen toplumsal çıkarlar ta­ rafından kadınların teşvik edilm esi üzerinde kurulmuş bir m odeldi. Her şeye o karar veriyordu. Okullardaki araştırmamız sırasında mülakat yaptığım ız A vust­ ralyalI öğretmen Faye Taylor. Dirinerstein burada. çocuk halam ının m üphem liğini vurgular. ^erkeklerin alanından d ışlanan kâdİnTâr^^ yatırım ı ve kültürel desteklem e aracılığıyla özellik le buzdolabı gibi yen i Teknolojiler biçim inde tazmin ed il­ m esi sonucu. Dorothy D innerstein The M er m a id. B aşka bir düzeydeyse. kendi aile geçm işini (tarihini) kafaya takıyor.

sanırım evlendiği andan itibaren kocasmın sorumluluğunda ya­ şadı. aklımızdan çıkarmı­ yorduk. F a y e’in bu konuda yanılıp yanılm adığı bir yana. daha Önce asla var olmadıkları noktalarda hani şu çifte standart denen şeyler benimseniyor. ikinci sınıf bir vatandaş olduğunu söyleyemem asla. Bu. okuldan ayrılıp işe girmek istediğimizde kızların alınmadığı belirli işler olduğunu hiç. hâkimiyetin büyükannemin elinde olduğu anlamına geliyordu. vaktini nasıl geçireceği. Bu yüzden. “Fem inist kişilik” d iye bir şey söz konusu olm am asına rağmen. Fazlasıyla fikir verici olan bu sözler. öyle görünüyor ki çağdaş fem inizm i yaratan tarihsel dinam ik içinde biçim lenen kadınlıklar. K eza bu stratejiyi kabul eden başka kadınlıkların hâlâ üretilmekte olduğu da aynı 299 .cası çok çalışıyordu. aile geçm işi. kızların evlenince işi bırakacakları düşünülürdü. çünkü kadınlar bir yandan erkeklerle doğrudan doğruya kıyaslanm aya maruz kalırken. âma sorumluluklarının her şeyden önce geldiğini de aklından asla çıkarmadı. bü kıyaslam ada daha en baştan itibaren dezavantajlı bir konumda tutulurlar. fem inizm in (ama çoğu öğret­ m enin en fazla bildiği tek tür olan liberal fem inizm ) D onzelot v e Foucault’nun anladığı anlamda kadınlığın bir tür ‘‘düzenlenm e” b i­ çim i olduğunu' ifade ediyor. rollerin tanımlanma­ sından daha fazlası söz konusu oldu. Neyse ki bu artık geçmişte kaldı. kadınlığın oluşumunda bir konu olarak erkeklerle rekabetin ortaya çıkışını örneklemektedir. kontrol altına alınma anlamına gelmektedir. yani evi çekip çevirmek için eline geçen para kocasının kendisine verdiğinden ibaretti. bunun nedeni ise aslında çok basitti. Bu yüzden. Kızların girebileceği işlerin ücretleriyse çok düşüktü ve yükselme gibi bir şans pek yoktu. bu süre içinde neler yapabileceği ta­ mamen kendisine bağlıydı. Bizim kuşak içinse şunları söyleyebilirim: Biz de istediğimiz her şeyi yapabiliyorduk ama. Böylelikle her zaman istediği şeyi yaptı. kurucu bir kişisel strateji olarak “rekabetten çekilm e”yi reddederek büyük ölçüde bu konuya ilişkin belirli bir konumu paylaşıyorlar. An­ nemse. Yalnızca size tanınan kişisel bir hak nedeniyle birey olmak yerine. Ama yapmak istediği şeyler konusunda tamamen serbestti. eşitlik uğruna mücadele verilirken. Ayrı alanların ortadan kaldırılması. bir fark modelinden çok klişe bir düşük düzey modelinin içine itiliyorsunuz. ama onu asıl yönlendiren büyükannemdi. Ama bunun aşılmasıyla birlikte.

ölçüde açık. KİŞİLİK POLİTİKASI K işilikten bir politika nesnesi olarak süz etmek. bataklıkta g e­ zinm eye benzer. yirminci yü zyılın sonlarından bugüne kadar rejim karşıtlarına karşı rejim lehinde sürdürüfen amansız propogandayla karakterize edilm iştifr Küçük bir örnek verm ek için. Bununla birlikte liberal rejimler de hemen hem en aynı şeyi yap­ mışlardır İnsan'da M arcuse. vakitlerini öbür kızlar gibi süslü görün­ m eye çalışarak kum salda geçiren ye erkek arkadaşlarının sörften dönm esini bekleyen iki kadın kahramanın. Gabrielle Carey ve Kathy L ette’nin birlikte kalem e al­ dıkları otobiyografik bir roman olan P u berty B lues. yurttaşlarının yetişm e v e “görünüşlerini şek illen ­ dirmeye yönelik girişim lerde"yatmaktadır. dostluk ilişkilerine önem veren İyi bir kom­ şudur 30 Birleşik Devletler. en etkili uğrak­ larına k işisel yaşamın parti devleti tarafından istila edilm esini bel­ gelediklerinde ve bu istilayı reddettiklerinde ulaşmışlardır. 1 9 5 9 ’da N ew Y ork’ta devam ettiğim (görece liberal) lised e olcutulan bir tarih ders kitabının bazı bölüm başlıklarını aşağıda v e ­ riyorum: DOKUZUNCU ÜNİTE (1920-1945): AMERİKALILAR SORUNLU BÎR DÜNYADA DEMOKRASİYİ SAVUNDULAR 28 Ulus bir dünya buhranı tehlikesiyle karşı karşıya 29 Birleşik Devletler. A B D ’deki kültürel ve psikoloj ik m an ip ü la sy o h ^ ü fecin k h güm anv okul gibi belirirkürümlarlcm^ JdtleseL oğ^nım Y ustem i. Dünya Savaşı’nda dünyanın her köşesinde savaştı 300 . Roman. ucuz bir sörf alıp kum ­ salda kalan öbür kızların bakışları altında kendilerini dalgalara bırakmasıyla son buluyor. bu kutups allığı çok iy i yakalıyor. II. Hanah Arendt ’inici gibi “totaliteryanizmi” h ed ef alan liberal' eleştiriler. C. buna kalkış tığımızda lotaliteryanizm konusuna çok yaklaşm ış oluruz. Yirm inci yüzyıldaki otoriter ikna etm e re­ jimlerinin tümü.

toplumsal çıkarların olüşümundanT^ n îm İ a r ın işleyişinden vEEIdridann^soferberliğinden etkilenm esi kaçınılm azdırr iSdın^kuT tüluş^ h â reketinin ilk sloganlarından olan uk iiîse l olan politiktir”. K işiliğin. yetişen beyinler için zararlı. D olayısıyla. “Küçük devlet” v e “d evletin küçültülm esi”ni güden Y eni Sağ 301 . İşte bu yüzden “özgür ~dünya”da da bir kişilik politikası bu­ lunuyor. devlete ve insanları etkilem eye yönelik siyaset v e mekanizmalarının çoğuna karşı çıkılm ası için makul nedenler vardır." Bu bağlantının kurulması. Can alıcı nokta ise bu tür pratiklere yönelik eleştirilerin. öncelikle genePbır gerçeği ifade ed en cinsellik ve ev işine ilişkin politik tartısmavı gercerli kılm a am acıy la tasarlanmıştı.ONUNCU ÜNİTE (1945’ten günümüze): AMERİKAN DEMOK­ RASİSİ KOMÜNİST TEHDİTLE KARŞI KARŞIYA 31 Modem Rusya. Artık çok iyi bildiğim iz gibi. Batı’da Özgür dünyanın öncülüğünü yapıyor 33 Birleşik Devletler. M ilyonlarca başka çocuğa olduğu gibi bana da. Politika v e kişisel yaşam arasında genel bir ayrım yapmamız gerektiği veya böyle bir ayrım yapabileceğim iz görüşü rse mantıksal olarak yanlış yorumlanmaktadır. Asya’da özgür dünyanın öncülüğünü yapıyor 34 Amerikalılar demokrasiyi vatanlarında uyguluyor ve koruyor ' SİZ AMERİKASINIZ H ayal gücüne pek bir şey bırakmadığı gibi onaylanm am ış tutum­ lara da müsamaha gösterilm e m i s ABD* deki kitlesel öğrenim sişb tem i. bir top­ lum sal ilişkiler dinam iği alanı olarak kurulmasının. Amerikan tarihi hakkında bir sürü p a­ lavra ezberletildi. gelecek için de tehlikeli bir şey olarak reddedilm esi gerekir. aşikâr propaganda içeri Sinin vam^smaT m i ^ ve is dünyası Önderliğinin İzlediği siyasetlere cevaben uzun bir süredir tutumları v e çalışm a alışkanlıklarını şekillendirm eye ve öğrencile­ rini seçip ayırmaya7sınıHâridırmaya ve uzmanİaşEiTnayâ çalışıyor. devlet m üdahalesine kucak açılm ası anlamına gelm em ektedir. bu bölüm de öne sürülen argümanda da bir tür kişilik politikasının barınıyor olm ası kaçınılm az.Özgür dünyayı tehdit etmek için şahlandı 32 Birleşik Devletler. B ö y le bir pratiğin (1 9 8 0 ’lerde Amerikan şo v e­ nizminin korkutucu ölçüde büyüm esinin de açıkça gösterdiği gibi). örneğin değerine göre yapılm ası gerektiğidir.

kişiliğin “tabandan” biçim lendirilip yeniden inşa edilip ed ilem eyeceğine ilişkin politik sorundur. radikal bir cinsel politikanın başarı şansını tartmak istiyorsak. o to n te r . A sıl sorun ise politikanın k işisel yaşamdan çıkarılıp çıkarıla­ mayacağı d eğil. kadın kurtuluş hare yıllarında ortaya çıkan “bilinç yükseltm e grubu’’ oldu . kadınlara karşı erkekler olarak) piyasa aracılığıyla dağıtılmakta ölan gelirden faydalanan grupların avantajlarını artırır. Yine de.^ h a ı^ ^ t^ ^ e y le t_ y e ^ ş ^ ^ ^ m n c ^ ^ c ^ İ ^ ^ jI g i^ ö s te r m ek tcd irA .. cinsiyete.sosyal yardımların kısıtlan m ası ve hastaların. Bir bütün olarak düşünülürse. özellik le de cinsel politikada ilgi odağı haline geldi.m a geçtiğim iz yirmi y ıl içinde bu sorun.da^_ yalı işbölümü ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri pekiştirilir. geneldfe^jrâtand^ ar­ tırm az rTedHiTei^dev araçılığly 1a dağıtılan gelire bağım lı gruplar karşısında.. radıkaUhareket. V ergi ' “yük-’ünün azaltılm ası. Bu sorunların ele alınmasını mümkün kılan m evcut yöntem lerse kar­ maşıktır ve yeterince iyi tanımlanmamıştır. radikal p o­ litikada. yaşlıların ve sorunlu insanların bakım ının “cem aate’’ veya “aile”yeT^ıade ediîm esi’k aslında . A m a birleşim yeniydi. elim izde irdelenm esi gereken bir­ çok yaşanmış deneyim olduğunu da eklem eliyim . karşıladığı ihtiyaçlar geneldi ve kullandığı teknik hızla yaygınlık kazandı. B öylelik le. kişisel yaşama ne tür bir politikayla yatırım ya­ pılabileceği ve bunun ne denli demokratik veya eşitlikçi olabilece­ ğidir. boyutlarına rastlayabiliriz. Bu aslında tamamen yeni bir buluş değildi. (işçilere karşı sermayedarlar.jğ ğ r etlsl^ d ey letin kişisel yaşam üzerindeld etkisini ne yok edebilm iş ne de__ciddi ölçüd e ^ z n !ta H |m işü rr^ ^deceT^ î T e ^ S ı i ^ yön ü n ü değişü ^ W ilson. işsizlere karşı çalışanlar. En önem lisi ise. Çoğunlukla deneme yanılm a ile türetilmişlerdir. Kanada. kadınların gayri resmi kuruluşlannın dikiş toplulukları ve öteld gelenekleri ve Amerikan grup terapi tekniklerinde bunun çeşitli. İn­ giltere ve Avustralya g i^ ü î^ te r d e T ir kamu politikası için tarafgir ve çoğunlukla da geçici şekillerde birleşen bir bilinçlendirm e grup­ 302 .ler bu sorunlara.kadmlar üzerine fazladan ücretsiz em ek yüklenm esi anlamına gelir. Lois BrysöıiPve î^artirTHöwbray ’in öne sürdü ğü g ib i. Bunların en yaygını kuşkusuz. anarşizmin “yalanlaştırma grup­ la n ”. A B D . 1970’lerin başlarında kadın kurtuluş hareketi.

ev içinde. ge­ nellikle üzerinde pek düşünülmeyen pratikler v e sem bollerin po­ litik boyutuna dikkat çekecektir. günlük yaşam da sansüre uğrayan veya bastırılan kötü şeylerin söylen m esi v e düşünülmesinin desteklendiği anlamına da ge­ liyordu.pratiğin varsayım sal doğruluğunu çürütmeye yöneliktir.Am a ilk p landa görülmeyen vc yavaş yavaş ortaya çıkan kim i önem li dezavantajları da vardı. 303 . Ev yaşam ı ve cinsel ilişkiler kadar işle de ilgilenebiliyordu. (bir Ç m de^' yişini kullanacak olursak) erk e k ler h a k k ın d a “acı konuşma”. jBilinç yükseltm e grubu. kalkışılm ası kolaydı. cinsel ilişkilerde. Bir b ilin ç yükseltme grubu. yaşam ın farklı alanlarında bas­ kılar aracılığıyla sistematik olarak bir çalışm a gündem i oluş­ turabilir.^ çocuk yetiştirmede *AieK T S n ™ F p e^ ^ ^ S ^ ^ ^ E ^ yap T İffiasr^ eî^ tıgı hakkında konuşmalt için bir forum olm uştur. feminis't ce­ maatlerin kürıduşunun parçası olmuştur. Kadıuların deneyimlerinde„. .JB unun bir grup içinde j/apüması». önem li birç c^r^üc^ülw ındr n İ 5 3 İ k î ^ ^ k t i . . Bunun genel sonucu..lan ağı olarak kabul edilebiliyordu pekâlâ.^ îtlîd m h g î^ ^ teknik olaralc bu.Bu ise ev işleri.neyin -. düşülc maHyetlîydi ve rahatlıkla eşitlikçi bir biçim de sürdürülebiliyordu.n^için var olan biri” olarak algılam ası kapsamında düşünülm esi v e günlük mantığın bundan böyle devre dişi bıra­ kılm a s ^gerekti ğ ia n la m ın a g e li yordu. A ynı zamanda. 1970’li yıllar. topluca eğlen­ tilere giden. kadının kend m n id Tb aşkala. kendi içlerindeki geçm iş ve şimdUd deneyimlerin tartışılması v e yeniden değerlendirirm ^İ£^. ve işler yolunda git­ m ediğinde kolaylıkla dağılabiliyordu. lik iy^kadınların .erke^^ çocuklarlaTve öbür kaBmlarİa (yaşanan) günlük ilişkilerin. yolculuklar^ çıkan ve bazen de birlikte _ ç ah şan üyellnly l e ' y e h î h ^ B öylelikle. uzlaşımsal kadınlıkları oluşturan birçok .. giyim ve konuşm a alışkanlıkları gibi. Çoğu kez grubun kendisi. İkinci adım ise bu şekilde bozguna uğratılan pratiklerin yerini alabilecelc y en i pratiklerin desteklenm esinden ' oluşuyordu. H em gelen ek sel parti politikası hem de geleneksel psikoterapi ile karşılaştırıldığında kesin bir farklılık gösteriyordu."ığır ağır geçerken bilinçlendirm e grubu' dâ. JBiling yükseltm e grubu^ kadınlığın İlci tem eğ biçim de ^yeniden ‘İnşa ed ilm esini amaçhyordu.

ama yine de belirgin bir kopuş içerir. B ilinç yükseltm e tekniği.p si­ kanalizin ortaya attığı “konuşma tedavisi” gibi. tek bir kez olan bir şey de­ ğildir.kılığına girmeler. B ilinç yükseltme çalışmalarında esaslı hiçbir şey içerilm ez.a ile ­ lerde. . Ölüm ve Ortaya Çıkma Kayıtları yoktur. B ilin ç yük­ seltme eylem lerini yumuşak hale getiren iki şey vardır. pem be işçi tulumları vb. T ıp k ı.sıjmrlar. grubun.. yani toplumsal cin ­ siyete ilişkin bir oyunbazlıkla sürdürüldü. eşcinsel düğünler.z c a yü zeysel bir düzeyde veya çok dar„. çoğu eşcin sel kurtuluş etkinliğini karriaval-havasma-bürü ndür-en^=biı—ş eki"ldB~ ö g e l ^ ı ı _yıkılrnasjLV e yenklen_hij^arayrı_getirilm^ kadın . L ezbiyen feministlerin altını çizd iği gibi bu tür bir sınır.*.jciağılm asını Önlemek için çok fazla şey yapılamıyordu.Jşçi sınıfı ka­ dınları arasında hiçbir zaman çok fazla rağbet görm edi. veya -kurucu bağlanımlara^ıüasm ada ÇÖk başarılı değildi ve bu yüzden.duygusal konul an yaln . “ortaya çıkma”. b i­ linçlendirme çalışm alarıyla kesin biçim de zıtlaşan bir yeniden inşa biçim iydi. bilinçdışı süreçlere. Doğum . İlk eşcin sel politikayı karakterize etmiş olan. Örneğin S ydn ey’deki Mardi Gras karnavalı gibi kamusal kutlamalar. çok da olağandışı bir şey d e­ ğildir. . B ilin ç yü|çseltm e gruplarının çoğunlukla öne sürdüğü bir koşuk olarak er­ keklerin dışlanm ası. Oto304 . Bireysel olarak “ortaya çıkm a”. . . “Eşcinsel gurur’’un ka­ musal düzeyde sergilenm esi. eşcin sel politikanın vazgeçilm ez parçası olm aya devam etti.eşcinselliğin-açıkçaT^ücertümesiyle yer değiştirm işti.uiL. . içerisinde-ele^alabiliyordu. 1960’larıa sonlarında y aş anan kolekti f ‘‘ortaya ç ı kma” sürecinde.ortak olduğu konuşunu ele^almada başarılıydı.). Eşcinsel olarak “ortaya çıkm a/kendini tanıtma” süreci. önem siz Örtük bir'fiöşgörü^eTnîkuk reformu arayışı stratejisi. heteroseksüelliğin sorgulanması açısından bilinç yükseltm e grup­ larında çok yaygın rastlanan bir başarısızlıktı. iyi bir eğitim alm ış ve hali vakti verinde olan kadınlar için elverişliyk en . heteroseksüel ilişkilerin yalnızca bir. uçta ele alınma eğilim inin taşındığı anlamına geliyordu. ama bu dcncyimlcrîn farklılaşınası konusunda elinden pek B ir'“şey"^ gelnıiyojrdku Ciddi çatışm alar yaşandığında bilinç. Bir heteroseksüellik varsayımı üzerinde yükselen bütün bir etkileşim ler tarihinin . tıpkı bir düğün gibi.yadsınm ası anlamına gelir. İlk olarak.. işyerlerinde v e sokaktaki.

Başka bir açıdan. bilinç yük­ seltm eye yakındır. F2QÖN/Topiumsal Cinsiyet ve İktidar" 305 . İkincisi. Bu. tek bir süreçte yalnızca tek bir an olabilir. eşcin sel kurtuluş hareketini başlatmış olan radikallerinkiyle kıyaslanabilir etkide güç oluşturmaya başladılar. E şcinsel cem aatler San Francisco ve . Sydney gibi şehirlerde kayda değer bir ölçüde gelişm eye başladı ve bu cemaatlerin taleplerini karşılamaya yön elik bir hizmet sektörü yaygınlaşarak hem sayısal hem de boyutsal bir büyüme gösterdi. Bunlar farklı za­ manlarda ve . toplumsal desteğin üretilmesinden önce. bu insanların Öyküleri eşcinsel tarihçiler tarfından yavaş yavaş ortaya çıkarılıyor. aile veya öteki ilişkilerde kendini bu şekilde tanıtma/var etm e biçim inden farklıdır.çok farklı sonuçlarla yapılabilir.biyografilerin de aydınlattığı gibi. ama b öyle olduğunda bile. B öylece bir “eşcin sel kapitalizm i” doğdu v e eşcin sel iş adamları da eşcinsel politikada. Bazı ailelerde sonuç. Bundan böyle. politik pratikler ve cinsel ilişkilerin yen i tem ellerde inşa edilm esi gerekir. ilişkilerde köklü değişim ler yaşanm asına yol açabilir. Bu anlamda “ortaya çıkm a” bilinç yükseltm e gruplarında “şey­ le r in d ü z e n i”rii tesine çevirir. bunu kolaylıkla kabullenm ek olurken bazılarında. yen i duruma işlerlik kazan­ dırılarak devam etm esi gerekir. eş­ cinselliğini iş arkadaşlarına açıklamasından ya da bu kim likle kar­ şılarına çıkmasından farklı bir şeydir. D estek leyici bir iş ortamında ortaya çıkma/ kendini tanıtma. ana babanın erkeklik ve kadınlıkla etkileşim lerine bağlı olarak kor-' kunç bir duygusal travma yaşanır. irişinin kendi arkadaşlarını^ kar­ şısına eşcin sel olarak çıkm ası (yani eşcin selliğim açıklam ası). Tersi bir ortamdaysa büyük bir olasılıkla işin kaybedilm esi anlamına gelecektir. eşcinsellerin varoluş koşullarında ve bunlar üzerinde te­ m ellenen ihtiyatlı iş dünyalarının varoluş koşullarında yaşanan ni­ cel bir değişim e tanık oldu. 1970’li yıllar. Toplum sal destek son ' derece değişkendir. . kişinin her­ hangi bir ortamda eşcinselliğini ilan etm esi. K uşkusuz eşcinsel kurtuluş hareketinden önce de eşcin sel insanların kendi ağları vardı. k işisel bir yeniden inşanın gerçekleşm esi gerekir ya da eri azından daha gelişkin bir hale getirilmelidir. yani yeniden İnşa edilen kişisel ağların bir eşcinsel “cem aati”ne yayılm ası bakımından süreç. ayrıca kişinin kendisini bu iki tamtma/var etm e biçim i de. arkadaşlık ağlan. kolay ve geliştirici olabilir.

her iki cinsiyet için de. eşcinsel gururun varlığından nasıl sö z e. bir eşcin sel erkekliği tanımlayarak bu gerilimleri hızla giderm eye başlam ıştı. Eş­ ■306 ■ 1 . muhtem elen kişiliğin önem siz bir parçası olm a eğilim ini taşımaz ve L aing’in tanımladığı (9. “ortaya çıkm a” m antığını sürdürmektedir! Ortaya çıkma. Peki ama bu. Bu görünüm. yalnızca kişisel yeniden kuruluşa ait bir jest olmaktan ibaret değildir. A ynı zamanda bir dayanışm a ya­ ratmaya. bu tür üsluplardan da rahatsız olan lezbiyen kadınlara ilişkin g e­ rilimler yarattı. öteki cinsiyetin iddia edilm esi anlamına m ı g e ­ liyordu? Erkeksi v e kadınsı Özelliklerin birleştirilm eye çalışılm ası. derinlerde saklı benlikten fışkıran bir tür doğal eşcin sellik de bunun yerine geçirilem eyecektir. 1970’lerde eşcinsel erkekler arasında y a ­ şanan değişim . artık hareketin v e cemaatin tem eli iddia edilebilir m iy­ di? E şcinsel erkeklerin kadm sılığm da ısrar eden D avid Fem bach ve eşcin selliğin transseksüel tem elini öne süren Mario M ieli gibi teorisyenlere rağmen. daha en baştan itibaren “ortaya çıkm a” sürecinde örtük olarak var olan bir soruyu. B ö y le bir şey yaşanırsa. 1970’lerin sonlan v e 1980’lerin baş­ larında ortaya çıkan “klon” üslubu (erkek bedenini ön plana çıkaracak biçim de vücudu sarıp sarmalayan dar pantolonlar ve bıyık) bunun en görünür belirginleşm esiydi. uzlaşım sal erkekliğin banndırdığı ayncalıklara yönelik talep gibi.Bu gelişm e. : T ek bir açıdan ele alındığında yapıbozumcü argüman. bir dayanışm aya ulaşmaya yönelik bir girişimdir. “K işi tam olarak ne olduğunu id­ dia etmektedir?” sorusunu keskinleştirdi. Bu daha sonra. B ölü m ’de ele alman “D avid” örneği) gibi gelişkin bir “sahte-benlik” sistem i doğurabilir. sahte benlik eleştirisini k işiyi benzer biçim de dem ode ve baskıcı duruşlarda dondufabilen ve bu benliğin yerini alan kurulmuş ben­ liklere de yöneltir.dilebilirdi. b öyle bir kişilik yapısını rahatlıkla örtbas edem ez. A m a “ortaya çıkm a”. bir heteroseksüellik görünümünü ayakta tutma çabasını yadsımaktadır. B ölüm ’de söz etmiştik. E şcinsel kim liğin do­ ğasına ilişkin ikilem lerden 7. E şcinsel olaralc ortaya çıkma. Yapıbozum cu argüman. tek bir alışılm ış cin sel karakterin tem el özelliklerinin yadsınması anlamına geliyordu. K işi. bizzat eşcin sellik kategorisinin yitip gitm esi riskini taşıyordu. A ynı şekilde içte.

bu kay­ nakların ne denli önem li olduğunu kanıtlıyor. burada üzerinde duracağımız nokta ise bu hareketin. erkekliğin_kişisekbir^ düzeyde yeniden inşası için geliştirm iş olduğu. . yalnızca heteroseKsueT efkejd ^ m j pffiSfarına meydan okumakla kahıİajûji^m ' ” larm erkekliklerinin değerine de karşı çıkıyordu.iki pratik. kız arkadaşının ilk fem inist kon­ feranslardan birine gittiğini görüp de kendisinin artık eylem den uzalc durduğunu fark ettiğinde Amerikan S o l’unda tarihsel bir uğ­ rağa gelinm işti.cin sel kim liğin eksiksiz bir yapıbozum u. hastalığın yayılmasını önle­ m eye yönelik stratejilerin geliştirilm esi ve korku taciri medyayla başa çıkılm ası yönünde bir ihtiyaç yaratarak yayılm ası. erkeklere neredeyse. V ic Seidler’în ““ M en and Fem inism ” (Erkekler ve Fem inizm ) başlıklı m akalesinde çok iyi tanımlanan bir deneyim di. “ortaya çıkm a” görüşünü. yeterince derine inm edikleri yönündeki eleştirilere karşı sa­ vunmasızdır. U nbecom ing M en ’in (Erkeklikten Sıyrılmak) yazarlarından biri. E şcinsellik tanımı toplumsal cinsiyet ilişkilerinin toplumu kuşatan büyük yapısı içinde ayakta tutulduğu sürece. B ilinç yükseltm e grup­ ları. B ölü m ’de ele alacağız. Bu deneyim in sonucunda kalem e alınan “W omen Together and M e A lon e” (Kadınlar Bir Arada. bir karma duygular klasiğidir. kişisel yaşamın yeniden inşası yine de her zaman baskı ve teh|ike altında sürdürülmektedir. Buna rağmen. bu. bunun temelini aşındıracak ve ortak sorunları ele alma ve eşcinsellerin hâlâ kar­ şılaşmakta olduğu düşmanlıkla m ücadele etm eye ilişkin kişisel ve ortak kaynakların yok edilm esi riskini taşıyacaktır. pnce kendi e v le n n e ç e j r ij ^ Söylüyordum—Sonunda” OTtâya çılcan “erkek hareketi”nin kar­ makarışık kamu politikasını 12. Bu meydan 6kmnâ^çögühlüklâ göz ardı ed ilm i|f"veya gözdehTcâçm lm ış olsaÖ a Tâazı kişiler bundanTTazlasıyla etkilendi. Kadın ve eşcinsel kurtuluş hareketlerinin doğuşu. A ynı şekilde. has­ talığa yakalananların desteklenm esi. AID S’in. Karma bilinç yük­ seltm e gruplarıyla yaşanan bazı ilk deneyim lerden sonra fem inizm . eşcin sel insanlar bu tanımı arzu et­ tikleri gibi benim sem ede v e reddetmede tam anlam ıyla Özgür ola­ mayacaklardır. B en Bir Başım a) başlıklı makale. benim seyen kişilik politikaları da değişim in miktarını ve görünümünü kısıt­ lam aya yönelik güçlü itkiler içerirler.

Sözgelim i. " B ü ^ y a fla ^ oluşan bir grup birkaç ay~~boyunca d üzenli. Ü nbecom ıng M en ve W arien'PaiTeirın The L iberated M an adlı kitabında geçen bir erkek grubunun öykülem esi gibi belgeler. Hayal kırıklığı aslında beklenen bir sonuçtu. Bu hem fem inizm in desteklenm esini güden politik bir tasarıyı hem de kötü toplumsal cinsiyet ilişkilerinin erkeklere verdiği ha­ sarı onarmayı amaçlayan tedavi amaçlı bir tasarıyı içeriyordu. B ilin ç yükseltm e grubu fikri feminizm den. radikal fe ­ minizmin erkeklerle etkileşim leri suçlayıcı tonuyla şiddetlenen bir tepki ya da öfke duym aya yönlendirilm esinin tersine. kavranış açısından hayli basit. 1 9 7 0 *lerin bîn'r ' siyetçilik karşıtı erkek hareketinde önemİ D n T ^ ^ t u ^ gruplardan bazılarına bugün bile rastlanmaktadır. yoğun bir suçluluk duygusu ağır basıyordu. Paul M orrison. ödünç alınarak erkeklere"üyarlanmıştır. kendi erkekliklerini. Bu tür “erkek grupları”. bu Andrew T olso n ’ın İngiltere’de 1 9 7 0 ’lerin ortasında boy gösteren erkek grup308 . hatta g e­ nellikle çelişiyorlardı. örneğin Jon Snodgrass’ın derlem esi F or M en A gain st Sexism (C insiyetçiliğe Karşı Olan Erkekler İçin) gibi metinlerde. bir erkeğin ka­ dınlar üzerinde nasıl baskı uyguladığı konusunda çalışılm ası. K uşkusuz cinsiyetçiliğin erkekliği sarıp sar­ malayan köklerinin sökülüp atılmasını amaçlayan politik tasarının ne denli güç olduğu anlaşılm ıştı.olarakT o p T a ^ v e " d u y g ü l â f r T î a k k ı n d a birbirleriyle k onuşurlar.Birinci pratik. bir kadının. bu v e bunu izleyen açıklamalarında üç ana tem a ortaya atıyor: K a­ tılımcıların kadınlara yönelik cinsiyetçi tutum ve davranışlarının farkına vararak bunları ele almaları. erkek suç­ luluk duymaya teşvik ediliyordu. 1970Merin ortalarındaki li­ teratüründe. Erkek gruplarında. Bunların ille de birbirleriyle bağdaşmaları gerekmiyordu. kurulan birçok gru­ bun dağılmasına yol açmıştır. kadın gruplarında bir kadına nasıl baskı uygulandığı konusunun ele almmasıııdan çok farklıydı. yetişm e sürecinde bu erkekliğin nasıl biçim lendiğini ve duygularının ifade edilm esini nasıl daralttığını ve ilişkilerinin derinliğini nasıl kısıt­ ladığını tartışmaları ve birbirlerine duygusal açıdan destek o l­ maları. Ö yle görünüyor ki er­ kekler arasındaki suçluluk ve hayal kırıklığı. ilk dönemlerinde bile erkeklerin ilgi odaklarının farklılaştığını gösteriyor.

bir yanılsama veya rol katılığının aşırılığı olarak görülür. Bunun sonucu ise cinsiyetçilik karşıtı erkek hareketinden daha hızlı büyüyen “erkeklik terapisi” olarak adlandırılabilecek bir pra­ tik olmuştur. Kadınların bilinç yükseltm e grupları. Bu yol. kurslar. erkeklerin de aynı ölçüde ezildiği iddia ediliyordu. B ir taraftan erkeksi ortamlardaki rutin v e genellikle de tehlikeli cin siyetçiiikle kişisel düzeyde başa çıkılm ası güçtür. elinde erkekliğe dair bir mesajla ortaya çıkan bir terapistin bulunuşunu gerektirir. sığınma evleri. Kadınların ezilm esi. kendilerine yönelik erkek grup­ larında uygulanm akla birlikte. daha çok duygu tanışım grupları. Buna verilen uy­ gun karşılık ise klişelerden uzak durmaya ve bu klişelerin neden olduğu ruhsal hasarı onarmaya çalışm ak olmuştu. söz konusu mesajın toplumsal cin­ siyeti depolitize ettiğini açıkça ortaya koymuştur. Toplum sal cinsiyet ilişkilerinin cinsiyet rglü yorumu. kadınların ezildiğinin yadsm m asıydı. Suçluluk. E şcinsellik ise hiçbir şans tanınmayarak gö z ardı edilir. ICa^ dınlann çıkarlarıyla ilgili konuların peşine takılan bir erlcek^' rahatlıkla aptalL hafiften de çılgın ya da yoldan çîkmîş^BmroIamlr tanım lanacaktır. bir erkeğin cinsiyet ro­ lü de kendi içinde baskıcı olm ak durumundadır. Bu or­ tamların içeriğinin tanımlanması. cinsiyetçi Iıkie ilğ llT ~ k ^ ı]^ n nr^ tâya atüm ası m iivdnuna sapjanıp kalm a ve ataerkil pratiklere meydan okuma. Suçluluk duygusuna verilen daha kolay bir yanıtsa. Bu pratik bir ölçüde.. cinsiyetçilik karşıtı erkek grupları e r k e k t e n dış dünyadaki aÜârda çalışmalarını zorlaştırmıştır-. klinikler ve merkezler gibi ortamlarda. yüz yüze danışma v e psikoterapi seanslarında uygulanmıştır.larma ilişkin tartışmasında açıkça görülmektedir. A B D ’de Men*s Liberation isim li kitaplarında erkeklik reformunu kadınlığın fem inist yeniden in­ şasına koşut olarak sunan Warren Farrell ve Jack N ich ols gibi yazarlarca kat edilmiştir. bunu oldukça kolay hale getirmiştir: Eğer bir kadının cin­ siyet rolü. daha da iyisi. büyük ağların kurulmasına katkıda bulunurken. D iğer taraftan. Herb G oldberg’ün The H a za rd s o f B eing M a le ’i (Erkek Olmanın Tehlikeleri) ve Albert E llis’in Sex a n d the L ib era ted M an’i (C insellik ve Ö z­ gürleşmiş Erkek) gibi metinler. A sıl aşılması gereken ise er309 . akıldışı veya dem ode olarak yorumlanır. önem li ölçüde bir itibar kaybıyla sonuçlanacaktır. kişi için kendi içinde baskıcıysa.

kekleri duygusal açmazlara sokan kendi çekingenlikleri ve ifade yetersizlikleridir. ama bu deneyim aynı zamanda cin sel politikada kişisel değişim le toplumsal hareketler arasında güçlü bir bağlantı oK duğunu öne sürüyor. Kim bilir belki de bu işe ilişkin en ilgin ç şey. ergenlik çağındaki gençler ve çocuklar için etkin bir biçim de saldırgan. en azından kişiliğin k işisel çabayla yeniden ku­ rulmasının başlayabileceği çeşitli yollar olduğunu gösteriyor. Cinsel karakterin yeniden inşa edilm esine yön elik bu girişim ­ lerdeki güçlüklerden. K işilik politikası alanının bu tüf etkilere terk edilm esini onaylamak hayli zor. b oylece erkeklerin. A m a vurguladığı nok­ tanın he olduğu çok açık. kişilik politikasının tamamen yalnız başına bırakılmış olduğu sonucunu çıkarmak kolaydır. İyileştirme amaçlı. K endilerine ik ­ tidar sahibi olarak meydan okunan çoğu erkeğin hissettiği rahat­ sızlık. g e­ nellikle bir terapistin yardımının gerekiyor olmasıdır. Bu ise eşitsizlikle m ücadele edilm esi de7 ğil. Ör­ neğin Yeni Sağ. R am bo da R ocky /V ’ü prtaya çıkarmaktadır. sahip o l­ dukları iktidarı üreten kurumsal düzenlem elere karşı çıkmalarına da gerek kalm az. Bu tür çabalârm ne denli aşama kaydedebileceği diğer insanlara bağlıdır. : 310 . belki de yeni bir özkavrayışla) giderilebilir. 12. R am bo'yn. egem en v e sert erkeklik m odelleri inşa et­ m eyi sürdürüyor. Ama daha olumlu bir şey var ki. He-rnan modelleri N azi çizg i roman çizeri M jölnir’den Ödünç alınan imajlar üzerinde tem elleniyora benzeyen “Kâinatın Efendileri” gibi olağandışı biçim de vahşi oyuncakları küçük erkek çocuklarının önüne itiyor. B olü m ’de bu konuyu ortak bağlamda ele alacağım. Halihazırda geniş bir pazarlama programı. Reagan’ın “Y ıld ız Savaşları” kampanyasında o l­ dukça güzel bir biçimde kaydedildiği gibi R ocky. bu bölüm de taslağını çizdi­ ğim iz deneyim ler. heteroseksüel erkekliğin m odefnize edilm esi.bu terapi programının başarılı veya başarısız olduğuna dair hiçbir bulguya rastlamadım. A sıl sorun ise k i­ şilik politikasının başkaları tarafından terk edilm eyeceğidir. k işisel üslupta gerçekleşecek bir d eğişim le (kadınlarla k i­ şisel ilişkilerde uygulanan taktiklere ilişkin bir değişim le.

T eachers' W ork.NOTLAR KİŞİLİK. 300-10).Bartaux (1981) ve Plummer (1983) . Ailen (1970). 188.3). Silverstein (1982) ve Clark (198. Ortaya çıkma tartışmaları için bkz. Alıntılar: Freud (1905). Wolfe ve Stanley (1980). Son za­ manlarda. Ama yaşam öy­ küsü araştırmasının en önemli kısmını oluşturan. KİŞİLİK POLİTİKASI (s. 294-300). Ders kitabı bölüm başlıklan Casner ve GabrieTdan (1955) alındı. KİŞİLİĞİN TARİHSEL DİNAMİĞİ (s. Kızların okul eğitimine katılım oranlan Okullar Ko­ misyonu’ndan (1975) alınmıştır. 55. Otto (1982) ve başka kaynaklar. s. Bowles ve Gintis (1976). Aziz Paulus’un Ephesoslulara Mektubu 4:25. “Gizli eğitim programı” ve iş dünyasındaki baskılar için bkz. Öğretme eyleminin duygusal boyutu üzerine bkz. TOPLUM VE YAŞAM ÖYKÜSÜ (s.umut verici. Yöntemin en verimli teorisyeni olan SarEre’dan hiçbir şey öğrenilmemiş. psikanalize bir nok­ taya kadar ulaşabiliyor. s. toplum bilimleri metodu olarak yaşam öyküsüne duyulan ilgi . 311 . Alıntılayan. Burada önerilen yaşam çizgisi yaklaşımı M aking the D ifferen ce ve özellikle T ea ch ers’ W o rk için yapılan araştırmalarda olumlu sonuç vermişti. s. Sullivan (1984). 77-78. Faye Taylor. 288-94). Bilinç yükseltme gruplarının önemine ilişkin bilgi İçin bkz.

.

Dördüncü Kısım

Cinsel politika
TSfSf

\\

■- ■■

XI
Cinsel ideoloji

A. SÖYLEM VE PRATİK
Mary W ollstonecraft, kadınların haklarını dile getirmek ve sa­
vunmak için_kalemini eline aldığında, aklında öncelikle ideolojiyle
ilgili konular vardı: A h lâk, adap, eğitim ve din. Bu "konular, o za­
mandan beri toplumsal cinsiyet literatürünün ayrılmaz bir parçası
olagelm iş; v e çok az sayıda yazar ideolojinin gücünden şüphe et­
miştir. Em m a Goldman kadar güçlü bir materyalist bile kadınlan
sendikalaştırmanın güçlüğünü şu şekilde açıklamaktan hoşnuttu:

Bir kadın, işçi olarak konumunu, önüne çıkan ilk fırsatta terk edeceği
geçici bir konum olarak görür. Erkeklerle karşılaştırıldığında kadınlan
315

316

'

K eza çağdaş teoride de, ideolojiyi cinsel politika alanı olarak ele
almaya yönelik güçlü bir eğilim .mevcuttur. Sözgelim i, Julia Kristeva, “cinsel ve sem boliğin koparılamaz birlikteliği”nden yeni fe­
minizm in alanı olarak söz eder. Juliet M itchell ve Roberta Hamilton da, ataerkilliği sınıf ilişkilerince yönetilen" bir üretim alanı­
nın aksine, bir ideoloji alanı olarak ele alırlar. Fransız göstergebilim ı ve söylem teorisi üzerinde tem ellenen güçlü literatür,
ataerkil sem bolizm ve dili, etkili bir şekilde, kendine yeterli, kapalı
bir sistem olarak analiz ederler.
K ayda değer bir araştırma silsilesi de, klişelere ilişkin bildik araştırmaların ötesine geçip toplumsal cinsiyete dair tüm söylem le­
rin örtük yapısına yönelerek kadınların ve erkeklerin sem bolleştirilmesi üzerinde yoğunlaşm ıştır. Jo S p en ce’in “W hat do People
do ali D ay?” (însanlar Bütün Gün N e Yaparlar?) ve W endy H ollw a y ’in “Gender D ifference and the Production o f Subjectivity”
(Toplum sal Cinsiyet Farklılığı ve Ö znelliğin Üretilmesi)^ başlıklı
makaleleri gibi, bu araştırmanın en etkili örnekleri, değişim ve
çelişkinin izlerini sem bolik tem sil sürecinde aramaya yönelm ek­
tedir.
Bu araştırmaların sonuçları birçok açıdan önemlidir. Am a ideolojiye veya göstergebilim sel analize mutlak bir öncelik veren
ve söylem i kapalı bir sistem olarak ele alan teorik bir programla il­
gili ciddi sorunları vardır. Lynne Segal, son donem fem inist te­
oride idealizm e yönelik bir kayma yaşandığından söz ediyor ve dil
gibi konuların gereğinden fazla vurgulanması yüzünden fem inist
hareketin temel olgularının marjinalleştiğine dikkat çekiyor. T e­
orik bir perspektiften bakıldığında da bu literatürün büyük bir
bölümünün yine hayret verici şekilde tek yönlü olduğu görülüyor.
Kurumlarm, ekonominin ve politikanın rutin uygulamalarının göz
ardı edilm esi ise ideoloji analizlerinin genellikle hem iktidar hem
de kişi ve grup arası ilişkilere dair ham kategorik varsayımların en
tepesine yerleştirildiği anlamına geliyor. Sem bolleştirm e analizi ne
denli gelişkin olursa olsun bu yüzden büyük ölçüde değer kay-

--- —................... . ......... ....................................... .

örgütlemenin son derece zor olmasının nedeni budıır. “Neden sen­
dikaya üye olayım ki? Nasıl olsa evlenip yuva kuracağım.” B e­
bekliğinden beri kendisine, temel ödev olarak peşine düşmesi öğre­
tilen şey bu değil mi zaten?

bediyor.
Bunun önüne geçm enin yolu ise kurumlara, ekonomiye v e ben­
zerlerine hak ettikleri önem in verilm esinden geçm iyor yalnızca. Bu
anlamda, bizzat söylem ve sem bolleştirm enin, öteki pratiklerle ya­
pısal bağlantısı olan ve öteki pratik biçim leriyle pek çok benzerlik
içeren birer pratik olduğunun farkına varılması tem el önem taşıyör.
K eza onların da, bağlam ın, kurumsallaşmanın v e grup oluşumunun
hesaba katılarak analiz edilm eleri gerekiyor. Bunlara hangi grup­
ların dahil olduğunun ve bu tür pratiklerde toplumsal cinsiyet ilişkileri kapsamında toplumsal uzmanlaşmanın nasıl kurulduğunun
değerlendirilm esi önem li görünüyor. Halihazırdaki toplumsal cin ­
siyet tartışmasında taşıdığı önem e karşın ideoloji analizine, yapısal
ve kişisel bir toplum sal cinsiyet analizi çerçevesi hazırlanana kadar
kalkışm am ış olmamın nedeni de bu.
Dilin pratik bağlamı v e kurum sallaşması, bir “pragmatizm” so ­
runu olmaktan, yani m evcut sözd izim sel ve anlamsal yapının u y­
gulam a ve kullanım ına ilişkin bir sorun olmaktan daha fazlasını içerir. Tarihsel zaman kapsam ında düşünülecek olursa pratik,
sözdizim i v e anlam bilimin de kurucu öğesidir. Örneğin dil ta­
rihçileri, modern dönem başlarında İngilizcede eril zamirlerin hem
erkek hem kadınlar için kullanılm asında görüldüğü gibi, giderek
artan d ilsel cin siyetçiliğe dikkat çekerler. Casey M iller ve K ate'
Sw ift in iddia ettiği gibi bunun, d il “otoriteleri” olarak faaliyet
gösterebilen ve cinsiyetçi kullanım ları standart halinde dayatabilen
entelektüellerin (Dr. Johnson bunlardan biriydi) tarihsel gelişim i
bağlam ında düşünülm esi gerekir. Bu yönde icat edilen önem li araçlardan biri de sözlüktü. İlk^ sözlüklerin, kısm en öğrenimin ikam esi olarak kadınların eğitim ini am açlam ış olm ası, üzerinde d u ­
rulması gereken bir noktadır.
t
Toplum sal bağlam ın, kültürün “benim senm esi”, diğer bir de­
y işle ideoloji öğelerinin sahiplenilm esi ve kullanılmasındaki öne­
mi, gepiş bir koşullar alanı için belgelenebilir. Angela M cRobb ie’nin İngiltere’de “kadınlık kültürü” üzerine yaptığı araştırma,
yapısalcı teoriyi tem el aldığından özellik le inandırıcı bir örnektir,
M cR ob bie’nin yaptığı alan araştırması, ergenlik çağındaki yenıyetm e işçi sınıfı kızlarının içinde bulundukları yoksulluk, kısıtlam a v e
basla ortamının, kadınsılığı abartan v e evliliği yaşamın asıl amacı
317

olarak romantikleştiren kültürel bir pratik aracılığıyla nasıl kat­
lanılır kılındığını çok açık biçim de göstermektedir.
A ile . araştırmaları da, benzer bir şekilde yetişkinlerarası
bağlamda barınan ideolojinin varlığına dikkat çekm ektedir. j?aulıne H unt’ın bir İngiliz köyündekH şbölüm üne ilişldn^anıştırması,
“bizzat içinde bulunulan koşulların” eylerinde tam gün çocuk ba­
kım ını üstlenen kadınlar için “g elen ek çiliğ ijıeslem e” şeklini orta­
ya koymaktadır. Kadınlar, kocalarının planlarına uymakla yüküm ­
lüdür, kamusal dünyadan tecrit edilm iş, politika tarafından sin­
dirilmişlerdir ve çocuk bakımı onlar için yaşamın m erkezindeki de­
neyim olm ak durumundadır. Yine de ideoloji bazı açılardan öteki
pratiklerin m antığını Önemsemeyebilmektedir. E vi geçindirenlerin
koca olduğu inanışı, ücret karşılığı çalışan kadınların ailelerinde de
ayakta tutulmaktadır. Kadın kocasından daha fazla para kazansa
bile, “bu bir erkek için onur kırıcıdır” sözünde görüldüğü gibi, eleştirilen ideoloji değil, çiftlerin içinde bulunduğu koşul olur.
Am a işyerine ilişkin çalışmalarda, içinde bulunulan koşul ve ideoloji arasındaki etkileşim en açık şekilde gösterilmektedir. M ichael Korda’nın M a l e Chauvinism* â& çizd iği N ew York iş yaşam ı
tasviri, cinsiyetçi ideolojinin, terfi ettirme veya görev dağıtım ı gibi
yönetim ve denetim pratiklerine nasıl kök saldığını v e eşitsizliğin
söylem de rasyonelleştirilm esi olarak işlediğini göstermektedir.
Korda, bu ortamda fem inist argümanın cinsellikle ilgili konulara
kaymasının [örneğin Germaine Greer’iıı The F em ale Eunuch’mda
(İğdiş E dilm iş K adın ) görüldüğü gibi], kurum yöneticilerini —pa­
rayla ilg ili olarak— kendilerine zor gelen konularla karşı karşıya
kalmaktan kurtarmakla erkeklerin içini rahatlattığına dikkat çeker.
5. B ölüm ’de sözünü ettiğim iz, C ollinsom ve K nights’m İngiltere’de
bir sigorta şirketini konu alan çalışmaları, cinsiyetçi ideolojiyi inşa
etmek ve savunmak için harcanan çabanın miktarını vurgulamak­
tadır, :
Cinsel ideolojinin işyerinde korunmasına ilişkin en bütünlüklü
ve en gelişkin açıklama, Çynthia C ockbum ’ün B ro th ers'ıdır. B u ­
rada ideoloji analizi, birkaç kuşak önce kadınların tamamen dışlan­
dığı İngiliz matbaa endüstrisinin tarihsel gelişim i bağlamında ya­
pılır. Kadınların “doğal” zayıflığı v e dizgicilik işine uygun o l­
madıkları yönündeki ideoloji, böylece m evcut pratiğin rasyonelleş318

tirilm esi kadar tarihin bastırılmasını da içerir. Dizgicilerin kolektif
pratiği günüm üzde güçlü bir teknolojik değişimle (tarih say­
fasından) silinm ekte ve kuşkusuz cinsiyete dayalı işbölümünün ge-,
leneksel gerekçelendirilm eleri de bu süreçten nasibini almaktadır.
Cockbum , belirli bir cinsel ideoloji biçim i olan geleneksel ataerldlliğin sona erdiğini belgeler ama ona göre erkeklerin bu
işyerlerindeki iktidarının kurumsal temelleri, yönetim, sendika ve
eğitim üzerindeki denetimleri, muhafaza edilmektedir. Yüksek tek­
nolojinin erkeksi 'gizemi gibi yeni rasyonelleşm eler ise eksik ika­
melerdir.
Cinsel ideolojide yer alan sürece ve gerilim e ilişkin benzer ka­
nıtlara, okullar üzerine yapılan araştırmada da rastlanabilir. Cin­
siyet rolleri literatüründe okullar, çocuklara dayatılan bir “top­
lum sallaştırma etkeni” olarak çok sık ele alınmaktadır. Ama okul­
ların aynı zamanda toplumsal cinsiyet çizgileri kapsamında bir iş­
bölümü yaşanan işyerleri olduklarının da unutulmaması gerekir.
Öğretmenleri konu alan son yıllardaki bir araştırma' cinsel po­
litikayla ilintili birçok konunun varlığına dikkat çekmektedir. Öğ­
retmenler yen i fem inizm in ortaya çıkışından etkilenen asıl meslek
gruplarından birini teşkil eder; tepkileri ise güçlü bir destekten sert
düşm anlığa kadar çeşitlilik gösterir. Çoğu okulda görülen sonuç,
Öğretim programı, terfi, cinsel taciz ve benzeri konularda bazen açık çatışmalara dönüşen aktif bir pazarlıktır. Bu şekilde tüm okul
yönetim inin değiştirilm esi bile mümkün olabilir, 8. B ölü m ’de
sözünü ettiğim iz, yalnızca kız çocuklara eğitim veren Özel “ Aubum
K oleji” bu açıdan kayda değer bir örnektir. Bu okul, kendisini pro­
fesyonel em ek piyasasına yönelik olarak yeniden konum luyor ve
müfredatını, matematik ve fen bilimlerini ön plana çıkaracak bi­
çim de yenilem ektedir. Okulun eğitim politikasının hemen hemen
her boyutunda kadınlığın yeniden tanımlanışı göze çarpar,
Bu tür bulgular, ideolojinin ekonom iye ve kurumsal düzenle­
m elere indirgendiğini ima etm ediği gibi, “m addi” bir dünyayla
kıyaslanm ası gerektiğini de belirtmez. Vurguladığı nokta, ideolo­
jinin insanların yaptığı şeyler olarak görülmesi, ideolojik pratiğin
de belirli bağlamlarda gerçekleşen ve bu bağlamlara verilen tep­
kiler olarak anlaşılm ası gerektiğidir. İşin kendisi çok açık bir bi­
çim de ideolojik bir pratiktir. Örneğin, bir okulun öğretim programı
319

Öğrenciler için öğrenim sürecinin tanımlanması olduğu kadar
öğretmenler için de bir em ek sürecidir. Bunun tam olarak anlaşıla­
bilm esi için, işyerinin .toplumsal yapısının, endüstrinin ekonom i
politiğinin v e öbür toplum sal çevrelerdeki ideoloji örüntüleriyle
bağlantılarının incelenm esi gerekmektedir.
Bu değerlendirmeler bizi, çağdaş söylem teorilerinden çok bilgi
sosyolojisi gelen eğin e daha yakın bir cin sel ideoloji yaklaşım ına
yöneltecektir. Ancak bu yaklaşım ın kim i önem li güçlükler içerdiğini de belirtm eliyim . Bazı “b ilgi sosyolojisi” versiyonları, ideolojiyı toplum sal çıkarın bir yan sısı olarak sunduklarından in ­
dirgemecidirler. B ilgi sosyolojisi büyük ölçüde, düşüncelerin içsel
yapısına yön elik oldukça ham bir yaklaşım benim sediği gibi, sem ­
bolleştirm e sürecine dair söyleyecek fazla şeyi de yoktur. Sonuçta
bilgi sosyolojisinin pek çok versiyonu, toplum sal yapıya ilişkin bir
sınıf analizi üzerinde tem ellenm ekte ve toplumsal cinsiyeti ta­
mamen göz ardı etmektedir.
_ ,
Ama bu sorunların hiçbiri çözüm süz değildir. İdeolojik pratiğin
Özerk olduğu iddialarım öne sürerek değil, onu tutarlı bir biçim de,
ontolojik açıdan öteki pratiklere denk ve toplumsal çıkarların ku­
ruluşuna onlarla aynı ölçüde katılan bir pratik olarak görme y o ­
luyla, indirgem ecilikten sakmılabilir. B ilgi sosyolojisi alanında,
Georg L ukâcs’ın şeyleşm e v e Avrupa felsefesi analizi ile Lucien
Goldm ann’m Jansenizm analizi gibi bazı klasik araştırmalar, ideolojinin içsel yapısıyla yakından bağlantılıdır. Ayrıca b ilgi so s­
yolojisi yaklaşım ının etkili bir şekilde toplumsal cinsiyete uyarlanabileceğine dair önem li bir kanıt mevcuttur: V iola Klein ın
1946 kadar eski bir tarihte yayım lanm ış olan The Fem inine C h aracter (Kadınsı Karakter) adlı kitabı.
Önemli olan, “bilgi so sy o lo jisi’nin toplumsal cinsiyet konusuna
kalıp halinde uyarlanması değil, bu gelenekte üretilen yöntem lerin
toplumsal cinsiyete dair bir toplum teorisini genişletecek biçim de
kullanılmasıdır. Aşağıdaki tartışmada kısm en ideolojik pratiği karakterize etm ek için söylem v e sem bolleştirm e analizleri kul­
lanacak; kısm en de cinsel ideolojinin üretim bağlamlarına, bu
üretim sürecinin toplumsal cin siyet düzenini ilgilendiren so­
nuçlarına ve cin sel ideolojiyi üretenlerin toplumsal karakterine dair
sorular ortaya atmak amacıyla ideoloji teorisi ve bilgi so sy o lo ­
jisinden yararlanacağım.

' “doğal 'o l-' mayan” bir şey. T oplum sal ilişkilerin doğal bir şey olarak yorumlanması tem elde bu ilişkilerin tarihselliğinin . çoğu taşra kültüründe doğal olarak sert kabul edilirler. C insel ideolojide en yaygın süreç ise toplum sal pratiği “doğallaştırm a” yoluyla öğeleri tek bir bütün halinde birleştirerek söz konusu yapının çökertilmesini içer­ mektedir. bu makineleri çalıştırmaya doğal olarak yetersiz o l­ dukları konusunda. Çocuk bakımındaki işbölüm üne ilişirin tartışmalarda kadınların anneliğe ve çocuklara yönelik doğal arzusu sorgulanm aksızın kabul edilm ek­ tedir. öteki iki yapı için sö z konusu olduğundan daha az ısrarcı görünse de. olarak yorumlanır. daima doğal bir şey olarak yorumlanır —zıtların birbirini çekm esi— ve toplumsal olarak yasaklanm ış ilişkiler. E şit oy haklcı hareketinin. H eteroseksüel çekim . aslında matbaa m akinelerini çalıştırabildikleri halde. hiç istisnasız sürekli bu şek ild e yorumlanır. ilerici kullanım larıysa. nasıl kandırıldıklarına dikkat çeker. doğallaş­ tırmanın anonim leşm esi riskini taşır. Bununla birlikte. politika alanının kadınların doğal merhamet v e saflık vasıflarının takviyesine ihtiyaç duyduğu yolundaki argümanını buna örnek * gösterebiliriz. Son derece zıt toplum sal ilişkiler farklı zaman ve mekânlarda doğallaştırıldığmda bu sürecin derin bir şekilde politik olan ka­ rakteri de su yüzüne çıkar. İDEOLOJİK SÜREÇLER Toplum sal cin siyet ilişkileri. özellikle de eşcinsellik. Örneğin Cockburn kadınların. Her ne kadar süreç bu sefer. C insiyete dayalı işbölüm leri. M ekanizm a aynı Ölçüde güçlü bir biçim de kateksis yapısı üzerinde de işlerlik gösterir. Bir tür çağdaş eko-fem inizm in buna çok yakın o l­ duğu söylenebilir. iktidar yapısı bile (örneğin sosyob iyolojid e) doğallaştınlm aktadır.. doğallaştırmanın ana etkisi muhafazakâr olm a yönündedir. onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıl Avrupa soyluluk kültüründe kadınlar doğal olarak narin ka­ bul edilirken.B. İlginçtir ama toplumsal cinsiyet ilişkilerinin doğal olgular oiarak yorumlanmasına olağanüstü sık rastlanır. Sözgelim i. toplum sal pratiğin cinsiyet ve cin ­ sellik etrafında yapılanmasını içerir. Doğallaştırm a mekanizm ası bazen toplumsal d eğişm eye ilişkin argümanlarda da kullanılmaktadır.

bem beyaz dişleri. kadınları erkeklere 32 . S pence’in 1970’lerde araştırdığı İn giliz popüler medyasında bu anlatı. f Bunun en bildik biçim i ise Patricia Edgar'ın M edia She'si (M edya Kadını) gibi kitle iletişim çalışmalarında belgelenen Jdişeleştirmedir. Gerçek pratikler dağınık ve karmakarışık bir halde bulunur.bir düzen içinde kavranmasına bağlıdır. . klişeleştirm e sürecinin tekil birimin ötesine geçm eyi nasıl ba­ şardığım gösterir..doğanın kendisinin —basitleştiril­ m iş. açıklamadan çok.. Bob D ix o n ’m Catching îhem Young'da (Ağaç Yaşken E ği­ lir) ayrıntılı olarak gösterdiği gibi.. haklı çıkarmak için kanıt olarak öne sürülür..yaşamının “örtük anlatısÇ nıkurdukları görülür..İ I ■3 bastırılmasına yol açar. babaların hepsi çalışmaktadır 1 ve anneler de ev işini gerçekten severler. biyolojızm ırksal saflık adına kadınların cinselliğini denetle­ m eye yönelik bir dürtünün ortaya çıkm asına yol açar. K olektif bir düzeyde.. cinsel ideolojide ikinci bir tem el süreci. doğallaştırma biyolojik bilim in neyi açıklayabildiği veya açıklayamadığına ilişkin naif bir hata değildir.. bunların ideolojik. Çocukların ki­ tapları. Bir reklam veya haber film i topluluğu bir küme ■Jv olarak ele alındığında. biyolojik ^olguları yürekli göz ardı eden fazlasıyla güdülenmiş ideolojik bir pratiktir. B öylece d oğallaştırma. öyle ki tekil birimler bu anlatıya yerleştirilmekte ve anlatının mantığına başvurmaktadırlar. toplumsal cinsiyet dünyasının b ilişsel arındırılmasını gerektirir. ırk ve sın ıf mesajlarıyla dolu ol­ ■I duğu kadar k lişeleşm iş toplumsal cinsiyet im geleriyle de doludur. Bu ise. T elevizyon rek­ lamlarında aileler hepten mutludur. Ekranda dans eden “genç kızlar”ın hepsinin uzun bacakları.V . D oğa. kaçmayan çorapları vardır ve akşamları kesinlikle boş olurlar. tem silleri ise tertemizdir. ' "Öyleyse. bir kadının. xi. şem atikleştirilm iş ve ahlâkileştirilmiş olarak. A s­ lında bunlar birbirlerinin koşulu olurlar. bu sürecin toplumsal cinsiyetle bağlantısı ile ırkçılık gibi diğer toplum sal eşitsizlik biçim leriyle oi İan bağlantısı arasında yakınlıklar olduğunu göstermektedir. Verena S tolck e’un ve Marie de Lepervanche’m eşitsizliğin “doğallaştırılması”na ilişkin çalışmaları. S öz konusu haklı çıkarma­ nın mümkün olabilm esi. : Jo Spence’in kadınların fotoğraf imajlarına ilişkin çalışm ası. b iz za t. insan pratiğinin insanlığı yeniden yaratma olanağının ortadan kaldırılması anlamını taşır.■ i- 322 . S tolck e’un işaret ettiği g i­ bi.

Örtük . anlatıya ters düşen birimlerin dışlanması yoluyla ideolojik dünyanın arındırılması. neredeyse tamamen erkekler hakkın­ daydı. medya araşfırmalarında ortaya çıkan bildik bir bulgudur. En büyük yayıncılar artık bir fem inist. İcadın çalışmaları v e­ ya kadın yazarlar “liste”sine yer veriyorlar. Y ine de Amerikan Psikoloji B irliği gibi bir kuruluş. çevre. ama insanoğlu için dev bir sıçram a. Resm i d il açıkça cin siyetçi olm a eğilim ini artık daha az ta­ şıyor.d& (Kadın B ilinci. 1970’lerin sonlarında çeşitli sorunlar ile ücretli em eği çok daha fazla kabul eden ve kadınlar için kişisel mutluluğu daha fazla vurgulayan k ılık değiştirmiş yeni bir an­ latının ortaya çıkm aya başladığına dikkat çekiyordu. sanki İskoçya’ııın tek sakinleri erkeklermiş gibi okunuyordu ve sayıca en fazla İskoçyalınm çalıştığı endüstri dışında bütün endüstrileri tek tek ele alıyordu (dizininde “evler’e yer verilm işti ama “ev işi”nden eser yoktu). sol ka­ nattaki erkeklerin bile toplumsal cinsiyet konularını ciddi bir po323 | . aslında bu. anlatının kamusal dünyayla bağ­ lantılı olduğu bir üst noktaya ulaşır. günümüz kitap yayıncılığında su üstünde kalm ayı en fazla başaran alanlardan biri. ama kadınların konumu ya da eşcinsellerin ezilm esine hiç değinilm em iş ti.. M an ’s W o rld . Bu üç örn ek . savaş. em peryalizm. Haber başlıklarının yalnızca küçük bir yüzdesinin kadınlara ayrılıyor oluşu. Kadınlar aynı za­ manda diğer kitle iletişim biçim lerinden dışlanmanın sıkıntısını da çekerler. delilik. Am a Spence. A y ’a ayak basan ilk insan. edebiyat. Am a Sheila R ow botham ’ın W om an’s Consciousness.” A ynı y ıl (1969) A H istory o f the Scottish P eo p le (İskoç Halkının Tarihi) adıyla yayımlanan. 1960’ların sonlarında yaşanan olaylardı. konuşmacıların hepsi erkekti. büyük ölçüde. pek çok övgü almış bir kitap. Londra’da “Ö z­ gürleşmenin D iyalek tiği” konulu etkili bir uluslararası konferans düzenlenmişti. kapitalizm ve sosyalizm gibi konular tartışılmış. (ölümü dışla­ makla birlikte) fazlasıyla geleneksel bir yaşam döngüsü etrafında örülmüştü. ama kültürel pratiğin bazı alanları hiç değilse o zamandan beri değişim geçirdi. Erkek Dünyası) dikkat çektiği. ırk.v e çocuklara hizm et eden kişiler olarak gösteren. kendisinden haber bekleyen dünyaya şöyle sesleniyordu: “Bu bir adam için küçük bir adım. 1977’de dergilerinde cinsiyetçilik karşıtı bir dil kullanma politikası g e ­ liştirdi.

bunun sonuçları ise farklı türde toplumsal çöküşler yaşanm ası. Sınıflandırılm ış yayın listeleri v eya m edyanın (bir konuyu vs. Bu terim g e ­ nellikle Georgette Heyer veya J. top­ lumsal yaşam ın tem sil edilm esine yönelik iki aracın hâkim i­ yetinden söz edilebilir. eşcin sellik olgusunun. Cinsel ideolojinin ikilik içerisinde sunulan dünyasında.R. Bunlardan biri romantizmdir.R. Ortak kanı olarak paylaşılan bu pa­ radoks. dünyaların her b i­ rinde farklı kültürel mekanizmaların işlerlik gösterm esini gerektiri­ yor.litika olarak kabul etm ede güçlük yaşamaları sorunu varlığım hâlâ koruyor .eskisi gibi devam ediyor.) önem sizleştirm esi gibi mekanizmalar aracılığıyla marjinalleştirilme. hükümetlerin başarısızlıkları. Tolkien tarzında fanteziyle i324 . Rom anın Önermesi. üzerine kuruluyor. Batı kültüründeki hom ofobinin açıklanm ası karmaşıktır ama bu fobinin bir kısm ı da. Am a bu yalınlaştırrnada bir karmaşıklık kaynağı yatıyor aslında. kadınların ve erkeklerin birbirlerinin fi­ ziksel dünyasından dört yıllığına uzaklaşmaları. bunun ilgin ç örneklerinden biri. Çünkü bir uca çekilecek olursa. bir Ölçüde kadınların dışlanmasının yerini aldı. Başat cinsiyetin üyeleri arasındaki erotik ilişkilerden böylesine nefret eden bu tür bir ataerkil toplum sal düzen paradoks içermektedir. Arındırma dürtüsü. pislik ve tehlike sem bolü olarak y o ­ rumladığında ulaşır. en büyük' duygusal yoğunluğuna erkek e ş ­ cinselliğini bir düzensizlik. öbüründe de büyük yan­ gınlar v e salgın hastalıklar patlak verm esi şeklinde ortaya k o­ yuluyor.ve tab ii ki yalnızca S o l’da değil. erkeklerin dünyası ve kadınların dünyası arasındaki nitel ayrım. Kamusal dünyanın tem el anlatısı -s a v a ş ­ lar. Şu tanıdık özel/kam usal ayrımıysa. ikircikli duyguların parçasıdır. cin sel ideolojinin kalkıştığı en sistem atik “arındırma” biçim i olan. d o­ ğallaştırılmış bir toplumsal cinsiyet ideolojisinin ve ikilik iç e ­ risinde sunulan bir cinsel dünyanın güvenilirliğini tehdit etm esin­ den kaynaklanıyor olmalıdır. dünyalardan birinde bir nükleer savaş. kazançların yü ksel­ m e si. Philip-Wylie-'nin-1951'-de'-yayımlanan' v e pek bilinm eyen b i­ limkurgu romanı The D isappearan ce. kadm kurtuluşu ve eşcinsel kurtuluşu arasındaki. dünyanın bir ikilik (dikotom i) içinde algılanıp sunulması sürecinin bir parçası olmaktan öte bir şey değil. roketler.

şiddet konusunda uz­ man olmaktan çok daha fazlasını barındırırlar.bir ikilik içinde kurgulanmış dünyaların sem bolik biçim de bîrbiriyle yeniden ilişkilendirilm esidir. Siegfried. Gerçek a şk -B ro a d w a y m üzikalinde. sözünü ettiğim iz figürler. Savaşm ak için geri •V l J! . günlük yaşamdır ve çoğunlukla da günlük yaşam ın zorlukları vurgulanır. Örnek alınacak bireyler üzerindeki kültürel vurgu. arkalarında ton­ larca ceset bırakarak ilerlerler kendi yollarında. A m a ilk listede. (Oklahom a!). Tarzan. kahraman biçim inde do­ ğallaştırılır v e kahramanlar etrafında dönen biçim ler aracılığıyla sunulur: Destanlar. küçük insanların yaşamlarıdır: Çiftçiler. lunaparkta çalışanlar (Carou sel). kendisi dışındaki öbür konuların solukluğu karşısında. Rambo v e Bruce L ee karakterleri farklı tekniklere sahiptir. aşk şarkıları. askerler (Güney Pasifik)-. bu ikiliğin bir grup olarak kadınlar için kur­ duğu kısıtlı ve kısır dünyadan kaçma yolu önerir. westernler. V ergiliu s’in girişinde “Askerler ve yiğitlik için söylüyorum şarkı­ m ı” diyordu.Am a müzikalin içindeki tüm olayların üzerinde döndüğü. H em ikiliğin doğruluğunu iddia eder hem de âşık olunan bi­ rey olarak her kadına. İlyada d es­ tanı.lişkilendirildiğinden. parıltılar saçan aşk ilişkisi. gerçek sorunlara sem bolik olarak değinm e biçimidir. tıpkı ro­ mantizm gibi. aynı zamanda. kahraman o l­ mayan erkekler çoğunluğu tarafından paylaşılmakta olan ayrıca­ lıkların onaylanm a şekli değildir yalnızca. K lasik eserlerdeki kahramanların şiddet uzm anı olm ası tesadüf değildir. Öte yandan.Y a­ kasının H ikâyesi). günlük yaşamı dönüştürür. fabrika işçileri (P yjam a G am e). romantizmin günlük yaşam la bağlantısını ele * alacağım . gerilim Öyküleri. A enas. M üzikalin klasik teması. Broadway müzikali. B ulldog Drummond. uzun bir süredir erkeklerarası şiddet düzeyi olmuştu. Örneğin. Tristan ve Lanceiot. Erkekler için toplumsal cinsiyet ilişkilerine dair sorunlardan b i­ ri. “askerlerin” birinci sırada oluşu dikkat çekicidir. küçük çaplı dolandırıcılar (Guys a n d Dolls). Seslenilen. kadın dergilerinde. A khilleus. bu beceriden yararlanmayı reddetmesi etrafında döner.. A k h illeu s’un savaşm a becerisi etrafında değil.. yeniyetm e sokak “çeteleri” (Batı . hegenionik erkeklik de. bu açıdan kayda değer bir örnektir. M ills ve B oon ’un romanlarında. ama insan yaşam ına bundan daha fazla kıym et vermezler. James Bond.

Modern çağda Avrupa kültüründe gerçekleşen m u­ azzam modern sekülerleşme. uyduruk figürlerdir ve ahlâld sorgulama. 7. gerçekdışı. yirminci yüzyılın cani-kahramanlan.kopukluğu sö z konusudur kİ bu. B ölüm ’de kabaca resmedilen yabancılaşm a ve hegem onik er­ kekliğin tarihsel yörüngesiyle ilişkilidir.y a da en azından. vahiy yoluyla veya dini otoriteye başvurarak karar verilecek ahlâki m eseleler olarak kuruluyordu.. Eylem in duygudan . dinsel bir dünya görüşünün parçası olaralc örgütleniyordu. başka alanlarda olduğu kadar cinsel ideolojide de yaşandı. otoritenin değişen temelidir. Sert erkek görünümlü kah­ raman. bu gelişim in teorik çehresini oluşturdu. Cinsel politika konulan. aynı zamanda aşk acısı çeken bir sevdalı. kayıtsız bir koca. ' K itlesel pratik perspektifinden bakıldığında. asıl önem li g e­ lişm e dinsel olandan bilim sel bir soyutlam a biçimine. aynı zamanda büyük ölçekte örgütlenişinde de göze çarpar. bu destanların çerçevesinin bir kısm ını oluşturur. Tristan işe yalnızca yenilm ez bir düello ustası ve güçlü bir şövalye değil. karmaşık duy­ gulanımlar yaşayan bir doşt. ama aynı zamanda ahlâki ve insansı bir konu olarak ortaya atılır. yalnızca kahramanlığın içeriği gibi ayrıntılarda görülmez. epeyce iyi bir bes. Buna lcarşm. modern ucuz romanlar­ dan tamamen silinmiştir. duygusal karmaşıklıktan. C inselliğe dair d oğa bilim leri ile toplumsal cinsiyete dair toplum bilimlerinin üretilmesi. Kapitalizm öncesinde v e modern Avrupa’nın ilk dönemlerinde cinsel ideoloji. papazlarla piskopos326 . Clark Sm ith’in 1 9 5 5 ’te yayımlanan The Speaking Ey e (Konuşan G öz) adlı gerilim romanı buna m ükemmel bir örnek teşkil eder. aslında bir şirketin devir işlem lerini kontrol etm ekle görevli bir muhasebecidir ve kendini. Sekülerleşm e. teci v e üstüne üstlük bir de insanlarla dalga geçm eyi seven şakacı biridir. C. geçiş değil. R aym ond Chandler tarzı cinayet olaylarının içinde bulduğunda çenesini kapatıp yumruklarını k o­ nuşturmaya başlar. Şiddet.döndüğünde asıl amacı. ölen dostu Patroklos’un öcünü almaktır. KÜLTÜREL DİNAMİKLER Cinsel ideolojinin tanhselligi.

Bütün bu örneklerde. keza Foucault’nun da Fransa için öne sürdüğü gibi. psikiyatrinin “koruyucu” kanatlan altında ruhsal bîr hastalığın dışavurumu olarak tanımlandı. Tarihçiler artık pelc çok alanda cin sel ideolojinin tıbbileş­ tirilmesinin izlerini araştırıyorlar. toplum sal cinsiyet ilişkilerini de doğrudan depolitize etti. Avrupa’da Jeffrey W eeks tıbbi modeV’in eşcin selliğe uygulanışım belgeliyor. cin sel ideoloji dinamiğinin ne dereceye kadar bir he327 . yeniden yorumlanarak çözüm len­ m em iş çocukluk kom plekslerinin sonuçları olarak tanımlandı. tıbbi bir cinsel yaşam teorisinin belirginleş­ m esine bir denetlem e pratiği eşlik ediyor. T ıb­ bileştirme böylelik le ikili bir etkiye sahip oldu. B ilim ciler. E şcinsel eylem ciler. K im in söz sahibi olacağı ise -ta b ii eğer böyle bi­ ri olacak sa. kadınların bedenlerinin tıbbileş­ tirilmesini ortaya döküyor. E şcinsel ilişkiler. bazen başarılı şekilde meydan okunüyor. hep bir ağızdan hak iddia ediyor ve eylem in köşebaşlarını tutuyorlardı. Kadınların ev İçinde tabi kılınm aya karşı çıkmaları. ama yine de p si­ kiyatrik pratikte eşcinselliğin bazen açıkça bu şekilde yorum lan­ m ası hâlâ sürüyor. Erkeksi bir m es­ leğin otoritesi üzerinde tem ellenen daha dolayım lı bir iktidar yapısı inşa ederken. Ama iddiaları en etkili olanlar ve toplum sal cinsiyet ile cinselliğin sekülerleşm iş söylem lerinin inşa edilm esinde hegem onik konumda bulunanlar. Tıbbi otoritenin doğuşu çatışmaya son ver­ mekten çok. doktorlardı. Gün­ lük yaşamdaki pek çok çatışma. bürokratlar. doğrudan doğruya fiziksel hastalıkları tedavi etme işinin Ötesine geçen bir toplum sal otorite biçim i inşa edilm iş oluyor. duygusal yaşam ve kışilerarası ilişkilere ilişkin sorunların psikiyatri biçim inde tıbbileştirilm esiydi. Avustralya’da Kerreen Reiger çocuk bakımının ilk aşamalarında sorumluluğu tıbbın ele geçirişini gösteriyor. öğretmenler ve düşünürler. B izzat yeni otoritenin kendisine. A B D ’de Barbara Ehrenreich ve Deirdre English. bu otoritenin yaratılması çatışm aya son vermedi. resmi psikiyatriyi eşcin selliği bir pa­ toloji olarak tanımlamaktan vazgeçm eye zorluyor. “ev kadını nevrozu” adını aldı. Bunun önem li bir sonucu da.kesinlikle önceden kaçınılm az biçim de belirlenmiş de­ ğildi.ların toplumsal cinsiyet sorunları üzerinde söz sahibi olma güçlerini y o k etti. Kuşkusuz. B öylece.

cinsel politikaya yönelik psikiyatrik müdahalelerde olduğu gibi.n. Tıbbi ideolojiler aynı zamanda iyileştirm e denetimini insanların kendilerine bırakmaya yönelik g i­ rişimlere karşı da tanımlanır. Bu düzeyde bir de­ netim. yani yerleşik düzenle bütünleş­ miş dünya görüşleri ile yerleşik düzenin ötesine geçen “Ütopyalar” şeklinde ünlü bir ayrım yapmıştı. girift ve etkileyicidir. halktan) g e lir ve esas o la ra k kilise y a d a ruhban m e n su b u o l­ mayanları belirtir. tıbbileştirilm iş. Burada. Ortaya çıkardığı sem bolik karşıtlık biçim leri. A slında bunlan.bir ölçüde da­ im a rekabet halindeki atılımlar olarak görülmelidir. Bu gerekçeler. pratik ahlâkın gerçek yar­ gılarının neler olduğuna dair bilim sel gerekçeler gösterm e ih­ tiyacının nedeni budur. Söz konusu olan. hegem onik cinsel ideolojinin çekişm eli konumuna ilişkin olarak henüz öne sürdüğümüz argüman ise bu tabloyu iyice karmaşık­ laştırıyor. G enelde cin sel ideolojide ağır basan gerçeklik tanım lan.h.* Ö yleyse çekişm e ideolojinin aynlm az bir parçasıdır. karşılanna dikildikleri: alternatifler tarafından kısm en tanımlanmış olarak görm eliyiz. Örneğin. toplumsal cinsiyet sorunlarının kavranabileceği v e çatışm a­ ların m ücadeleyle halledilebileceği terimleri hazırlama gücüydü. gem onya m ücadelesi olduğunu gözler önüne serdi. örneğin erotik yayınlarda. 7. Kari Mannheim. (y.. sadece tek bir çekişm e Örüntüsünü. genellikle teknik bir dil kul­ lanarak Örtük biçim de öne sürülür. topyekûn bir kültürel denetim kurulması ve alternatiflerin yok edilm esi dem ek değildir. tıp m e sle ğin de n o lm a y a n la r için ku lla n ıla n “ la y ” kelim esi Y u n a n ca Ja iko s'tan (h alk. aslında K ilise’nin dilini Ödünç almaktadır. Sekizinci B ölüm ’de erkekliklerarası ilişkiler için vurguladığı­ m ız gibi hegem onya. ile bağdaşmayanları birbir* İng ilizce de . M evcut toplumsal cinsiyet düzeniyle büyük ölçüde bağ­ daşan perspektifler ve çerçeveler .) i* 328 . İşte. K ilise gibi alternatif otorite bi­ çim lerine karşı kısm en tanımlanırlar. B ölü m ’de tartışılan kriz eğilim lerinin çizgilerini izleyen örüntüyü ele alacağım. Sade ama etkileyici bir ambalaj. toplum sal cinsiyet ideolojileri. her zaman için eksik ve . Bu noktada tıp. “ideolojiler”.. M eslekten olanların doğru yargılan ile m eslekten olmayanların cahilliği ve yanılgıları arasında güçlü bir ayrım öne sürme ihtiyacının nedeni de budur. uygulamada gerçekleşm ez.

erkeklerin iktidarının kurumsak temellerini riske atmaksızın hegem onik erkekliği değişen koşullara uyarlayan erkeklik terapisi hakkında 10. yalnızca kadınlardan oluşm uş bir top­ lumu anlatan romanı H erlan d (1 9 1 5 ) gibi metinler. N eredeyse cinsel dürtüleri tam am en ortadan kaldırarak cin ­ selliği başından d ef etm ek zorundadır. hem he­ gem onik ideolojiden kopuşu hem de yaşanan değişim in sınırlarını dikkat çekici bir biçim de belgelem ektedir. H erlan d örneğinde düşünce sınırı cinselliktir. belirli bir lisedeki nesnel olasılıklar. belirli toplum sal ortamlar v e kurumlarda sunulan olasılıklardır: Belirli bir okulda müfredat değişiklikleri olasıdır. yalnızca kadınlardan oluşan bir ülkeyi v e eğitim de yapılan köklü değişiklikleri kavramsallaştırın ayı başarır belki ama.E . daha da et­ kileyicidir. hem M annheim ’ın kullandığı geniş anlamıyla hem de tahayyül edilen ideal dünyaların özel anlamında Ütopyalar üretmeyi başarmıştır. tasarladığı dünyada kitlesel lezb iyen liğe yer yok ­ tur. Çeşitli toplumsal cinsiyet ideolojilerinin gücü kadar. Bu. sistem atik ideolojinin haddinden fazla Ön plana çıkarıl­ m ası da akadem isyenliğin m esleki tehlikelerindendİr. B ö lü m ’de öne sürdüğümüz ar­ gümanda örtük bir şekilde bulunuyordu. B içim sel Ütopyalar istisnai olm akla birlikte. Gilman. Charlotte Perkins G ilm an ’ın A m azon ’un dağlık bölgelerinde gizli. Yine de rekabet ve' hareket olasılıkları mevcuttur ve bazı öğret­ menler de bunları ortaya döker. okulun hizm et bölgesinin toplum sal kom pozisyonu ve diploma piyasasının doğası da bu olasılıkları kısıtlamaktadır. Eylem alanı. söz konusu iktidar tem ellerim aşan erkeklik anlayışları aramaktadır. Kültürel top­ lum sal cinsiyet politikasının büyük bir bölümü. Örnekler tek tek ele alındığında. yin e de çok il­ ginçtirler. Jon Snodgrass’ın F or M en A gainst Sexism fi ve A ndy M etcalfe ile Martin Hum phries’in The Sexuality o f Men'inde. S özgelim i. lisenin dışındaki birçok güç tarafından kısıtlanır. O ysa fem inizm . sunulan fırsatlar büyük ölçüde sınırlı gibi görünüyor. devletin (bürokratik örgütlenmesi. belirli bir tiyatroda repertuvar değişiklikleri olasıdır gibi. açıkça yaftalanan toplumsal 329 •'. temsil edilen cin siyetçilik karşıtı erkek ha­ reketi. Am a kuşkusuz bunları bulabilm ek için zor bir dönem ­ deyiz.lerinden ayırmak gene faydalı olacak. B öylesi bir ayrım.

Toplum sal cinsiyet alanı içinde barınan kültürel politikanın öneminin fark ed ilm esi/soru nu aksi yönde kurar: Toplum sal cin­ siyet ilişkileri ve cinsel ideolojinin kültür üzerindeki genel etkisi.değişkenlik göstermek durumundadır. bu görüşün yanlış olduğunu ya da en azından tarihötesi bir genellem e ol­ duğunu öne sürmektedir. Lyn Y ates’in öne sürdüğü gibi. tarihsel olarak değişkendir ve genelde kültürel süreçleri belirlem e güçleri de keza. Am a bu. başka bir toplumsal güçten çok. yaygın müfredat. B ilinç v e kültürdeki genel değişm e olasılıklarının. Bu etkinin hem güçlü olduğu hem yaygın bir şekilde itiraf edil­ m ediği konusunda fem inist kültürel eleştiriyle görüş birliğine var­ mamak elde değil. Sıradan kültürel po­ litika birikerek artar v e bazen de toplumsal hareketleri üretir. Toplum sal cinsiyet ilişkilerinin kapsamı. Bunu kanıtlaması şim dilik çok güç. tiyatroların. ama kesinlikle göz ardı edilem eyecek bir nokta. okullardaki örtük cinsel politikanın yaşam alanıdır ve d eğişm eye yatkın olasılıklar içerir. Toplum sal cinsiyetin “doğallaştırılm ası” doğru­ dan kültürüp yaratılmasına kadar uzanıyor. fi­ zikçilerin veya gazetelerin yazı işleri müdürlerinin çoğunun erkek oluşu. Bu kitapta yer alan analiz. ancak sorgulanmaya başladı. Am a daha sınırlı bir stratejik iddia doğru olabilir. Tek bir toplumsal ortamda his­ sedilen ezici kısıtlamalar duygusu. fizik bölümlerinin ve m edya kuruluşlarının büyük bir çoğunluğunda hâlâ ciddiye alınan bir konu değil. C insel politikanın genelde kültürün yapısal tem eli olduğu görüşü ise —sözgelim i bizim kültürümüzün peşinen ataerkil olduğu görüşü— başka bir konudur.cinsiyet konularını aşıyor. Oyun yazarlarının. toplumsal' cinsiyet ilişkileri dinam iğine bağlı olduğu tarihsel anların mevcut olm ası muhtemeldir. A y­ rıca resm i ideolojileri yapanlara. ortamlar arası bağlantılar görüş alanına girdiğinde daha az rahatsız edici olur. İlgili sorulara ise son bölümde yer vereceğim . Bugün böyle bir anın içinde bulunduğumuz söylenebilir. 330 . yapılarını kurmaları için tem el ha­ zırlar.

A m a bunun dışında tutabileceğimiz birkaç istisna var v e V iola K lein ’m The Fem inine C haracter’ı da bunlardan biri. cin sel ideoloji kapsamındaki hareketleri ele alan daha yeni düşünce tarihçeleri için de geçerlidir.ünx\ (K alpsiz Bir Dünyadaki Sığmak) ve M ichel Foucault’nun C inselliğin T a rih i7ni sayabiliriz. kültürel biçimleri ye­ niden üretmekle uğraşan insanların önem ini vurgulamaktadır. bir toplumsal yapı olarak toplumsal cinsiyet kavramından yoksun oluşudur. Bununla beraber bu çalışmalar. M annheim ’m b ilgi sosyolojisinden kaynaklanan yaklaşım ı K lein’ı. kısm en doğru olsa bile. Paul Robinson’m The Sexual R a d ica ls7ını (Cinsel Radikaller). Argüman ise hiç durmaksızın. M annheim ve Gramsci geleneklerin­ de entelektüellere ilişirin m evcut teorilerden yararlanmak mümkün olabilir. Entelektüelleri anlamak için. çünkü hepsi de. Cin­ sel ideoloji tartışmaları. hatta belki de. ideologların varlığını dikkate değer bir ölçüde gö z ardı etmektedir. İDEOLOGLAR VE ÇIKARLAR Stratejik argüman. düşüncelere dair bir toplum analizi olacaktır. toplum sal cinsiyet ilişkilerine dair açıklamalar getiren entelektüellerin Önemini vurgulamaktadır. Aynısı. K lein ’m analizinin görünürdeki eksiği. N için cinsel politikayla ilgilenen entelektüel gruplarının ortaya çıkm ası gerektiği ise anlaşılmaz bir giz olarak kalır. de­ netim siz bir şeldlde sınıf analizinden türeyecelderdir. bilgiyi formüle eden kişilerle. A m a bu düşüncelerin basit bir tercümesi söz ko­ nusu olamaz. Bunlar arasında. Christopîıer Lasch’m H a y en in a H eartless W orld. en­ telektüeller üzerinde yoğunlaşan “yen i s ın ıf ’ teorisyenlerinden de yararlanılabilir. Gouldner ve Konrad ile Szelenyi gibi. bir sınıf çerçevesi içinde kurulmuş v e toplumsal cinsiyet yapısını göz ardı etmişlerdir. Bu ilginin sonucunda ortaya çıkan çalışm a. Bunun so­ nucu ise araştırmanın tam ortasında 90 derecelik bir dönüşle sahnede boy gösterecek. Bu araştırmada yapısal kategoriler m evcut olduğu sürece bunlar.D. bugün 40 yıl son­ ra bile cinsel ideolojinin en önem li analizlerinden biri olmayı sür­ dürüyor. sın ıf ekseninden ayrılarak cinsiyet ve toplum sal cinsiyet konusuna yönelm ek zorundadır. bu kişilerin top­ lum sal konum lan ve dillendirdikleri çıkarlarla ilgilenm eye yönel­ tiyor. Ö yleyse en331 .

fem inizm den fazlasıyla etkilenen yeni bir araştırma akım ında bu tür soruların sorulmaya başladığı görülüyor. kadın sağlığına ve çocuk bakımına yönelik tıbbi müdahaleleri kuşatan tarihsel sürecin. Dünya S avaşı’nı hazırlayan yıllarda 332 ı . Her iki çalışm a da. top­ lumsal cinsiyet kapsamında da entelektüel gruplar ortaya çıkarıyor olmasıdır. entelektüel gruplarının bu yeni hâkim iyet biçimlerinde merkezi bir rol oynadığı yönündedir —oysa K lein ’ın çizd iği portrede. “Çocuk yetiştirm e konusunda sö z sahibi olan tıbbi otoriteler” kategorisini buna örnek gösterebiliriz. B en se daha genel bir konuyu ele almak istiyorum . G ram sci’nin “organik” entelektüeller ka­ tegorisidir. sözünü ettiğim iz. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinde b'u tür bir görevi yerine getiren in ­ sanlar olduğuna inanıyorum. Ehrenreıch ve E nglish ’in ortak çalışm ası F o r H er Own G o o d (Kendi İyiliği İçin) v e ReigerTn The D isenchantm ent o f the H om e'unun (Evin Büyüsünün Bozulm ası) bunun en iyi örneklerinden olduğu söylenebilir. erkeklerin kadınlar üzerinde kur­ duğu yen i hâkimiyet. anneleri çocuk­ ların asıl bakıcılarına dönüştüren cinsiyete dayalı işbölüm ü v e tıbbi otoriteyi erkeksi kılan iktidarın toplumsal cinsiyet yap ısı tarafından kurulmuş toplumsal bir kategoridir bu. entelektüellerin. toplum sal cin siyet ilişkileri yapısına nerelerde v e nasıl yerleştiğidir.r telektüeller ve toplumsal cinsiyet ilişkileri hakkında yeni sorular ortaya atılm ası zorunludur. bu sınıfa kendi tanımını kazandnan ve onun politik ve top­ lumsal bir güç olarak harekete geçm esine yardımcı olan insanlar. S o ­ rular bu şekilde ortaya atıldığında. Dah a da ilginci. toplumsal cinsiyet ilişkileri tarafından nasıl ve ne ölçüde bir grup olarak ku­ ruldukları ve entelektüel yapıtların niteliğiyle etkisinin toplumsal cinsiyet dinamikleri tarafından ne ölçüde belirlendiği olacaktır. ideoloji-teori araçları ve en­ telektüeller sosyolojisi yeni temellerde işletim e sokulabilir. en­ telektüellerin ve entelektüel yapıtların. yani bir sınıf içerisinde düşünsel bir işlevi yerine g e ­ tiren. Bir top­ lumsal cin siyet teorisi perspektifinden bakıldığında asıl sorun.biçimlerinin ortaya çıkışının izlerini araştırmaktadır ve temel vurguları. I. ana karakter akadem isyenler değil. B una bir Örnek. başka m eslektekilerdi. N itekim . yalnızca m eslek sahibi erkeklerin yeni ik ­ tidarları onaylıyor ve kullanıyor olmaları m eselesinden ibaret de­ ğildir. Bir entelektüeller sosyolo­ jisi perspektifinden bakıldığındaysa. Sorun.

reklamcıları. evli ka­ dınlara “tam bir kadın” olm a taktiklerinin öğretildiği ve kocalarının isteklerine karşı uyum gösterm e konusunda ev ödevlerinin verildiği dört haftalık bir kursun ürünüydü. M organ’ın başvurduğu otoriteler.^ rahipleri. C insel ideolojinin kurulmasında etkin olan gruplar.0 0 0 ’i aşkın üyesi olduğu iddia edilen v e işçi sınıfı ka­ dınlarından oluşan kitlesel bir kuruluştu. Andrea D w orkin’in Right~Wing W om en’da (Sağcı Kadınlar) öne sürdüğü gibi. Morgan aslında kadınlar tarafından inşa edilen ve kadınlar arasında dolaşım ı sağlanan bîr ideolojiye arabuluculuk etmektedir. Çok daha farklı bir çizgide yer alan başka bir organik en­ telektüel de. Kidd gibi kurucularının önayak oldukları m ücadeleci sosyalist fem inizm . işveren­ lerinden birinin tecavüzüne uğrayarak hamile kalm ış ve bekârken çocuğunu doğurmuştu. Etkinlikleri toplum sal cin siyet düzeniyle bağlantılı olarak değerlendirildiğinde. erkek olsalar da metinde ön plana çıkarılmazlar. bu grupların üç genel kategoride bir­ leştikleri görülür. oyun yazarlarını. hareket eylem cilerini ve akademisyenleri içer­ mektedir. tasanm cıları (örneğin moda tasarımcılarını). “tam bir kadın olm a” kurslarında derlenm iş düzinelerce küçük anekdot aracılığıyla aktarır. i t ' 333 . ardından da yöneticiliğe yükseldi. birliğin ba­ şarısında kesinlikle çok Önemli bir rol oynamıştı. Morgan tem el argümanını. Morgan 1 9 7 0 ’lerde ev kadınlığından işkadm lığm a geçiş yapmıştır. İki Dünya savaşı arasında 6 0 . film yapım cılarını. ön plana çıkarılan kadmlığın klasik sunumu olarak daha Önce bahsetm iştik. aktör v e aktrisleri. bu açıdan kayda değer bir örnektir. Her ne kadar bu. 188 0 ’lerde kurulan Birlik (guild). politikacılan. kadınların kocalan karşısındaki iktidarsızlıklanna yönelik bir tepki olsa da. B u kitap. Kidd. Başlangıç niteliğinde olsa da. özellik le de peygam berler v e psikiyatristler. daha genel bir form ülleştirm eye girişm ek kayda değer görünüyor. gazetecileri.İngiltere’de Ortak Kadın B irliği (W om enfs C o-operative Guild) merkez komitesinde^çalışan Harriet Kidd. daha sonra da evlenm em işti. entelektüel yapıtın organik karakterini değiştirm ez. Horidaİı ev kadını Marabel M organ’dır. rom ancı­ ları. sonra yerel bir doğum evi ve halkevi örgütleyicisi oldu. psikiyatristleii. önceden bir imalathane işçisiydi. The T otal W om an ’d a n (Tam Bir Kadın). m üzisyenleri.

biri ölçüde günlük pratikten kopukluk ile düşünme v e yorumlama çabası g e­ rektiren bir iştir. toplumsal cinsiyet ilişkilerinde biıf entelektüeller grubu b elli bir grup olarak kurulacaksa bu. r Şayet bu iki sınıflandırmayı hem en bütünleştireceksek sonuç. bu. kutsal annelik v e kutsal olmayan doğum kontrolü yöntem lerine ilişkin papalık beyanlarını aşan müdahaleleri açısından açık bir örnektir. G eleneksel köy pa­ pazı. iPsikoterapistler. cinsiyete dayalı işbölümü etrafında biçim lendikleri ölçüde farklılaşırlar. fantezi ve perspektif özelliklerinin ifade edilmesidir. Üçüncüsü. Koşullar değişiklik gösterebilir v e ehtelektüel gruplan da (sın ıf ilişkileri gibi) başka örüntülerden çolc. için bu fantezileri ifade eder. Clark Gable kadınlar için. ataerkil bir ik ­ tidar yapısını onaylamıştır. aile terapistleri v e danışmanlar da bugün büyük ölçüde aynı şeyi yapıyorlar. toplumsal cinsiyet rejimlerinin düzenlenm esi ve yönetilmesidir. Katolik rahiplik. Racquel W elch de erkekler. îldncisi ise toplumsal cinsiyet ilişkilerinde belirli gruplara ait deneyim. Entelektüel çalışm a kendi em ek sürecini ve (özellikle de zaman dışındaki) som ut kaynaklara yöne­ lik biri talebi gerektiren bir uğraştır. Harriet ICidd ve Marabel Morgan bunu farklı şekillerde yapar. 3. ama gerçekte bu yapının nasıl çalıştığı konusunda tam bir karar1verebilm iş değildir. yukarıda sözünü ettiğim grupların taslak niteliğinde yerleştirilmiş . Yapısal konumlandırma sorununa dönecek olursak. Ama başka Örneklerde ilişki. toplumsal cinsiyet ilişkilerinin teorileştirilmesidir.Birincisi. (dinsel) yasaları uygulam aya çalışarak v e günah çıkaran insanları dinleyerek. B ölü m ’de de öne sürüldüğü üzere. H olyw ood ’un k itlesel fantezilerinin gösterdiği gibi tamamen organiktir. insanları evlerinde ziyaret ederelc ve benzeri uygulamalar aracılığıyla kendi k ilise bölgesinde yaşayanların ev içi gerilimlerini hafifletm eye çalışarak zamanının büyük bir bölümünü bu sorunun altından kalkm aya uğraşmakla g e­ çirirdi. T eoloji. öğütler vererek. cinsiyete dayalı işbölümünün güçlü bir şekilde örüntülendirilmesini gerektirir. Bunun. toplumsal cinsiyet sosyolojisi hakkında yazılar yazmaktan çolç daha kapsamlı bir İş olduğunu kas­ tediyorum. N adine Gordimer ve îfatriclc W hite gibi romancılar ile Anja M eulenbelt gibi otobiyografi yazarları bu anlamda bir “teorileştirm e” ile uğraşır.

Bunun bu gruplar üzerinde düşünm eye yönelik bir başlangıç ol­ duğu söylenebilir.. Uygulam ada bu çalışm a. Vurgulanan toplumsal cinsiyet Y ö n le n d ir m e İfa d e e tm e R e k la m c ıla r P s ik iy a t r is t le r P o lit ik a c ıla r T a s a r ım c ıla r F ilm y a p ım c ıla r ı M ü z is y e n le r T e o r ile ş t ir m e R o m a n c ıla r A k a d e m is y e n le r R a h ip le r H areket e y le m e d e n A k tö r le r / a k tr isle r H areket te o r is y e n le r i 335 . Tablo 5 E n t e le k t ü e lle r v e t o p lu m s a l c in s iy e t d ü z e n i Toplum sal cinsiyetle ilgili asli p ra tik Grup oluşum unun otelci yapılardan çok toplumsa! cinsiyet (cinsiyete dayalı işbölümü) tarafından belirlenm e derecesi İkinci derecede toplumsal cinsiyet. Eğer öyleyse. toplumsal cin­ siyet ilişkileri tarafından inşa edilen eşitsizlikler kapsamında bir “çıkarlar” tanımı önermiştim. B ölü m ’de. B ö y lesi bir farkındalığı yaratmanın yolu dâ entelektüel çalışmadır. Ama belki de. 6. Bu tanımlama düzeyinde çıkarlar. Sartre’m “pratik-eylem siz” terimiyle belirttiği anlamda eylem siz­ dir. ta­ nımladıkları çıkar eşitsizlikleri v e çatışmalarının düşünümsel olarak farkına varılmasıdır.. büyük Ölçüde uzmanlar tarafından ya da diğer bir deyişle daha önce tartıştığımız grupların entelektüelleri tarafından yapılır. entelektüeller ile toplumsal: cin­ siyet ilişkileri yapısı arasında bazı sistematik bağlantılar bulundu­ ğunu öne sürm eye yeterlidir. bilgi sos­ yolojisinin değeri olarak tanımlamış olduğum uz köklü düşünceler tarihi anlayışından çok daha fazladır.olduğu Tablo 5 ’teki gibi görünecektir.. atıldır. Toplum sal cinsiyet teorisi için potansiyel kazanç payı.. Bu çıkarların politik güç olarak aktif olabilmeleri için bir seferberlik gerekmektedir v e bunun koşullarından biri de.. bu yönde yapılacak da­ ha kapsam lı bir araştırmanın hem entelektüellere hem de toplumsal cinsiyet ilişkileri yapısına ilişk in anlayışım ız açısından Önemli so­ nuçlara ulaşm ası gerekir.

hissedilen ama henüz belirtilm em iş şeylerin adlandırılmasında Önem taşıyabilir. Düşüncelerin genelleştirilm iş formülleştirimleri bilinçliliğin belirginleştirilm esinde. 336 . Marabel Morgan da. B elli ölçüde her kurumda v e her ortamda görülürler. en azından kamusal politika düze­ yinde cinsel politikaya tercüme edilm e sürecinde entelektüellerin tarihsel bir yere sahip olduklarım söyleyebiliriz. toplum sal cinsiyet ilişkilerinde bir ideolojik mücadelenin sürdürülmesi beklenir ve bu mücadele kim i etkilere sahiptir. ortaya çıkan politika biçim inin çemberini çok fazla da­ raltmak anlamına gelm em elidir. tıpkı Andrea Dvvorkin gibi böyle bir farkmdalığı ifade etmektedir. A m a entelektüel çalışma ve ideolojik m ücadele akadem iyle neredeyse hiç sınırlı de­ ğildir. yapısal eşitsizliğin. Ö yleyse çıkarların ifadesinin nasıl gerçekleştirildiği önemlidir. Bunu başka bir şekilde söyleyecek olursak. Sorun ise düşünceler kadar hazır olunup olunmadığının da anlaşılmasıdır. Zira eşitsizliklerin düşünüm se! olarak farkına varılması. Akadem isyenlerin gir­ diği savaşımlardan bazıları. bunun göz ardı edilm em esi gerekir. düşünmenin koşullarına ve niteliğine bağlı olarak çok farklı biçim ler alabilir. Eğer akademik soyutlama kendi hesaplarının altına düşürülecekse. Morgan. Başkan’m kim olduğu konusunda şüpheye yer bırakmayarak evli kadını “Başkanvekili” şeklinde tanımlar.Ö yleyse. A m a bunu söylem ek. Düşünceler arasındaki soyu t çarpışmanın önem i kolaylıkla abartılabilir. dışarıdaki dünyada olup biten herhangi bir şeyle dikkat çekici ölçüde az bağlantılıdır. Dünya hazır olduğunda düşünceler de devrim ci bir güce dönüş­ türülebilir.

s. toplumsal analiz konusunda hâlâ az gelişkin olmakla birlikte detaylar konusunda gelişme gösteren. Kristeva (1984). İDEOLOGLAR VE ÇIKARLAR (s. s. 315-21). (s. Amerikan Psikoloji Birliği’nin cinsiyetçi olmayan dil kuralları için bkz. (s. Rosenberg (1982) gibi detaylı düşünce tarihlerini şimdi ekleyebiliriz. Harriet Kidd'in biyografisi Davies (1977) tarafından yazıldı. Goldman (1972b). Smout (1969). ' F22ÖN/TopSumsal Cinsiyet ve İktidar 337 . 331-36). A m e ric a n P sy c h o io g ist (Haziran 1977). İskoç tarihi konusu için bkz. Alıntılar. Cooper (1968). Cancian ve Ross (1981) haberlerde kadının mar­ jinalleş (irilmesi ve bunun zaman içinde değişimini gösteren iletişim araçları araştırmasını açıklıyorlar. Londra konferansı konusu için bkz.N otlar SÖYLEM VE PRATİK . İDEOLOJİK SÜREÇLER 321-26). 163. Klein’ın eserine. 21.

bu. devlette ve devletin etrafında meydana gelenlerle aynı türden süreçler yaşanır: İktidar çekişm eleri. hayır kuruluşlarında ve devletsiz top­ lamlarda.. “Politika”nın ardından gelenin. istismarı çağrıştıran bir terim. Şirketlerde. “Politikacı”. “politik” de güvensizliği ifade etm ek için kullanılan bir sıfattır.xn Politika pratiği A. dar ta­ nımlamaları da dayanaksız bulur. ne iyi ne de kötü olduğu var­ sayılır.. toplum bilimleri olum suz izlenim leri gereksiz. o kadar.. koltuk devir mekaniz338 1. parlamentolar... CİNSEL POLİTİKANIN KAPSAMI !ı r !İ ' Günlük sıradan konuşmada “politika” seçim ler. başkanlar ve parti düşmanlıkları anlamına gelen dar ve kötü nam salm ış bir terimdir. toplumsal yaşamın ayrılmaz ve çok yaygın bir par­ çasıdır. . Öte yandan.

R.m alan. bunun bazı yönlerine 6 . Pakistan ve İran’da kadınlara yönelik baskılar örneğinde yaşandığı gibi. Kate M illett politikayı. yönetim tartışmaları. Politikaya atılma konuları politik partilerde yaşanan büyük kavgalarla halledilir. Ö ncelikle. geniş çaplı bir d i­ reniş örgütlem eye çalışmaktadır. y a y ­ gınlaştırma çabaları. eşcinsellere v e hatta transseksüellere yönelik ö ze l yardım programlarıyla açılabilmektedir. biyolojik ve toplumsal cinsiyete ilişkin açık toplumsal çatışmaların genişliği göz önüne alındlğında M illett’ın tanımı artık fazla dar görünüyor. L aing’in The P olitics o f E xperien ce\ . Toplumsal cinsiyet konusunda sözde tarafsız devlet politikalarının haksız uy­ gulamalarının yarattığı etkiler etrafında. Ö zellikle daha fazla sayıda kadının adaylığım. Fırsat eşitliği politikalarım. 1 9 6 0 ’lann kültür politikasında yapılan başka bir keşfe dikkat çekti. G eçtiğim iz yirmi yıllık dönem boyunca. politika terimi birçok insanı ürkütmüştü. A iley e ilişkin sosyolojik araştırma. ama M illett’ın düşünce çizgisi iyi belirlenm iş bir y o l izliyordü. devlet. Bu sürecin en belirgin anları ise büyük devletlere kadınlar için eşitlik garantisi verdirme girişim leri olmuştu.D. Bolü m ’de değinm iştik. vergilendirm e biçim i veya yardım kaynakları kesintileri şeklinde yen i bir kaynak politikası or339 . devlet üzerinde odaklanmış politik bir süreç m ev­ cuttur. D olayısıyla cin sel politikanın kapsamına ilişkin bir tanıma ulaşabilmek için bu çatışmaları bir şekilde düzene sokm aya çalışm ak anlamlı olacaktır. bünyesinde cinsiyete dayalı işbölüm üyle çatışmakta ve bastırılacak olduğunda da. belirli kişilerden oluşan bir grubun bir başka grup ta­ rafından yönetildiği düzenlem eler” olarak niteleyip bu görüşü er­ kekler ve kadınlar arasındaki ilişkilere uyarlayarak “cinsel politilca”yı tanımladığında. sözgelim i A B D A nayasası’nın Eşit Haldar Ek M addesi ve B irleşm iş M illetlerim Uluslararası Kadın On Y ılı bildirgesi. ve San Francisco. daha aileyi ele alır almaz iktidar yapılan ve iktidar mücadelelerinin bu sığınakta da var olduğunu gördü. Am a kuşkusuz “cin sel politika” da. “iktidar yapısına bağlı ilişkiler. Kaynak sorunları ise bürokraside kadın birimlerinin yaratılm asıyla ye kadınlara. Eşit I-laklar Ek M addesi’ni batıran ve B M politikasını aşındıran karşıseferberlikler içermektedir. Sydney gibi birkaç yer­ de de eşcinsellerin adaylığını desteklem e çabalarında bu açıkça görülmektedir.

Y eni fem inizm . ama yin e de bu tür g i­ rişimler görülür. beceri gerektiren zanaatlerde ön plana çıkartılan cinsiyete dayalı katı işbölümünü kırmayı.taya çıkmaktadır. kürtaj haklarını desteklem e amacıyla kitlesel bir gösteri düzenlem işti. Kadın çalışanlar üzerinde erkekler. Jocelynne Scutt’m bir dönüm noktası olarak 1983 yılında A vustralya’da görülen bir dava için gösterdiği gibi her zaman olum lu olmuyor. Tüm bir emele piyasası üzerinde egem enlik kurmak. orta ve yüksek öğrenim de daha fazla sayıda genç kızı m esleki eğitim e yönlendirm eyi amaçlayan programlar mevcuttur. K a­ dınların istihdam ına getirilen yasaklan veya terlilerine ilişkin kışı tlam alan kırmaya yönelik kampanyalar hâlâ sürmektedir. belirli bir işyeri ü ze­ rinde etki sahibi olmaktan daha zordur. cinsiyetçi bir dille kaleme alınmış ders kitaplarının'. Sözgelim i. olmuştu. eğitim programlarından ve k i­ taplıklardan çıkarmaya yönelik çabaları desteklemektedir. Sağ görüşlü politikacılar ise bunun tersini gerçekleştirmeye çalışır. Eskiden beri süregeldiği üzere kadınların işçi sendikalarında yönetim den dışlanmalarına v e sendikaların da bununla örtüşür bi­ çimde kadın üyelerinin çıkarlarına karşı kayıtsız kalışına da aynı ölçüde karşı çıkılıyor. özellikle de kendi patronlan tarafından uygula­ nan cin sel baskı artık cinsel taciz olarak tanımlanıyor ve bu yüzden mahkem elerde birçok dava açılıyor — ama sonuç. Öğretim sistem inin içeriği ve öbür kültürel em ek alanları bir mücadele odağına dönüşmektedir.karşı çıkan 1985 “Kadın Vergi Zir­ v e si” kayda değer bir örnektir. daha az sonuç alınmasına karşın eşcinsel kurtuluş hareketi de benzer k o ­ nulan ortaya atmaktadır. K itle iletişim araçla­ 340 . İngiltere’de İşçi Sendikaları K ongresi. 1979’d a . Örneğin 1978’de Q ueensland hükümeti. genç kızları çıraklığa almayı. 1 9 8 5 ’te kadınlann W ollongong’da çelik fabrikalanndaıı dışlanm alannın yasadışı olduğu ilan edilm işti.yeniden yazılm asını teşvik etmekte ve ayrimcı materyalleri. ailenin kutsallığına zarar verdiği gerekçesiyle M ACO S tem el eğitim programının kullanımını yasaklamıştı. Avustralya hükümetinin vergileri dolaylandırmaya yön elik yasa tasarısına. İşyerleri ve piyasalara dair politika bütün bunlarla örtüşür. Ör­ neğin. Jenny G eorge 1983’te Avustralya İşçi Sen­ dikaları K onseyi yönetim kuruluna seçilen ilk kadın .

A m a aynı zamanda.saldırgan klişeler kullanılmasından ötürü. ev içinde şiddet uygulanm ası. G eçtiğim iz onbeş yılın en şiddetli. çarpıcı Ölçüde sal­ dırgan tepkiler verm esine neden olmaktaydı. bu konuda karar verecek mahkemeleri. çocuklara yön elik . A ile politikasının kam usal. örneğin 1 9 8 0 ’de Sydn ey’de uygulam aya konan “Kadınlar v e Tiyatro” projesi. Sonuçta her iki görüş de bir hom ofobi barındırır. verilen karardan memıiun olmayan kocaların aile m ahkem esi yargıçlarına yönelik cinayet teşebbüslerine kadar çeşitlilik göstermektedir. Muhafazakârlık^ cinselliği evlilik le sınırlamak ister H ıer ne kadar muhafazakârlar artık evlilik içi seksin üreme (Papa) veya haz (Marabel Morgan) üzerinde y o ­ ğunlaşması^ gerekip gerelanediğO conusunda bölünmüş olsalar da. dünya nüfusundaki artıştan duyulan kaygı ile garip bir zıtlık oluşturan uzlaşmaz tavrı eşliğinde gelişen . U ygulam alı sanatlarda daha fazla yer edinm eye yönelik g i­ rişim ler. güvenlik Ör341 . kuşatan bir mücadele de yaşanmaktadır. bu değişm ez. D oğum kontrol politikası. cinsel ilişkiler v e m ülkiyet hakkına ilişkin çelişk ili konuları ele alarak eşitlikçi ha­ neler kurmaya yönelik girişim ler etrafında resmi olmayan bir p o ­ litik süreç gelişm ektedir. Katolik K i­ lis e s i’niıı doğum kontrolü konusunda. Erkek eşcinselliğinin denetim altında tutulması. Karı-kocalar arasındaki geçim sizlik tartışmaları. kürtajla ilgiliydi.cin sel istismar ve ensest kampanyalarıyla birlikte artık kamusal bir sorun haline gelmiştir.rının içeriği. görünümü. çocuk sayısını artırmaya veya kısıtlam aya yönelik resmi kampanyalar yakından tanıdığım ız bir örnektir. “doğm am ış çocu ğu ” koruma am açlı sağ kanat seferber­ liklerinin etkisi altında. cinsiyetçi reklam cılık ve eşcinsellere karşı .vardır. çatışmalarından ba­ zıları. Öte yandan. m edya reform gruplarının çok faz­ la güçlü olm am asına rağmen. A ile üyelerinin birbirlerine karşı zor kul­ lanmaları. bir. genellikle boşanmayı ve çocukların velayetinin kim e verileceğini belirleyecek davalarla so ­ nuçlanmaktadır. b o­ şanma yasası konusunda parlamentoda ortaya çıkan fikir çatış­ maları ve nafakaları belirleyen yasaların yetersizliğine yönelik fe­ m inist eleştirilerden. aynı daldaki bazı erkeklerin.. cin selliğin denetlenmesi sorununu or­ taya atar. kitap yayıncılığı işinde fem inizm daha önemli bir yere sa­ hiptir. sert eleştirilere maruz kalm ıştı. bunlar. S ol içinde çocuk balcımı.

E şcinselliğe ilişirin yasal düzenlem eler yapılm asına yönelik dikkat çekm eyen kampanyalar. Cumhuriyetçi Parti adaylığı için büyük çaba sarf ediyordu. bu konulara atıfta bulunan hareketlerin her biri ken­ dilerine iait bir politikaya sahiptir. Kadın Olmak İs­ teyen Kadınlar gibi fem inizm karşıtı kuruluşlar büyüyemediler. Çıkar 342. Bir televizyon vaizi. Kuşkusuz hiçbir kullanışlı ta­ nım açısından politikanın kapsamı bundan ibaret değildir. R eagan’dan sonraki B aş­ kanlık seçim lerinde. o zamandan bu yana su yüzüne çıkan eşcinsel “cemaatler” bağlam ında da tekrar değişim geçirdi. özellik le A B D ’de denetlem e politikasında bazı beklenm edik ittifaklar boy gösterdi. Marksizm. devletle bağlantılar ve daha birçok konuda iç çelişkiler yaşandı. B irçok yerde kiliseler ve muhafazakâr par­ tiler gerici Örgütsel çerçeveler sunuyordu. ayrılıkçılık. sömürücü içeriğinden Ötürü fem inizm İçinde bazı alamlann sert eleş tinlerine maruz kaldı. bunlar. Yeni fem inizm ise daha en baştan liberal ve radikal akımlara bölün­ müştü. G eçtiğim iz on yıl b o ­ yunca A B D ’de yaşanan köktendinci eylem lilik bunların potansiyel güçlerini gösteriyor. ama bunlar çok başarılı olamadı.götlerince desteklenen polis v e mahkemelerle. Taslağı çizilen bu altı alafi. silahsızlanm a v e ekolojiye yönelik yen i ilgiler doğdu. H ızla büyüyen yüksek tirajlı pornografi endüstrisi. denetlenm esi de aynı ölçüde yerleşik bir uygulamadır. Şiddet. Erotik yayınlar ve por­ nografinin. Heteroselcsüel erkekler arasında cinsiyetçilik karşıtı bir hareket yaratma girişim leri de gelişti. Sağ kanat cin sel politikanın sürekli eylem liliğine yönelik girişimler de bu anlamda çok öteye gidem edi. Avustralya’ya Çağrı hareketi gibi siyasi partiler seçim lerde önem ­ siz başarılar sağladılar. Sonuçta. . kamusal planda dile getirilen k o­ nular ve haklarında kolaylıkla b ilgi edinilebilecek olayların akışıyla birlikte açık politikalar içerir. 1960’larda zengin kapitalist ülkelerde ani bir liberalleşm e ya­ şanmıştır. istihdamdaki ay­ rım cılıkla ve öğretim sistem inden dışlamayla birlikte devletin en güçlü ve yerleşik eylem alanını oluşturur. Lezbiyenlik. 1 9 6 9-70’in "Danimarka Seks Fuarları” bu değişim i sim ­ gelemektedir. daha sonra radikal fem inizm de kendi içinde bölünerek so s­ yalist ve kültürel fem inizm leri ortaya çıkardı. zengin kapitalist ülkelerde son derece gürültülü E şcinsel Kurtuluş hareketine dönüştü.

Am a pratik^ nesnesi olarak bu koşullara yöneldiğinde. toplum sal çıkarların ku­ rulmasında genellikle stratejik bir rol oynarlar. ÇIKARLARIN İFADESİ Politikanın toplumsal dinamiğinde can alıcı an. bir gü zellik yanşm ası vb. B. eşitsizliklerin ve bu eşitsizliklerin tanımladığı toplum sal karşıtlıkların farkında olun­ masını gerektirir. Genel olarak cinsel politikada heteroseksüel erkeklerin çıkarları bu şekilde ifade edilir. “Organik entelek­ tüel” görüşü en iy i bu şekilde anlaşılabilir. toplum sal cinsiyet ilişkileriyle ku­ rulan eşitsizlikler kapsamında tanımlanmıştı. büyük ölçüde uzmanlar (II. kamuya tanıtımlarındaki ölçü so­ runundan ibaret değildir. 5. B ölü m ’de tartışılan gruplar) ta­ rafından yapılır. Çıkarların ifade ediliş biçimi ve politik hareketlerin oluşum biçim iyle de ilişkilidir. 6. Uygulamada bu. likte aynı Ölçüde gerçektir. Onbirinci B ö lü m ’de önerilen entelektüeller sınıflandırması ise . bu konuda verdiğim iz bazı örneklerdi. 9. Bu anlamda örtük çıkarlardan ve eylem liliği sona ermiş politikalardan söz edebiliriz. bölümlerde de işyerleri. Bu farlcındalığa herhangi bir olay sonucu —bir po­ lis baskını. Ataerldlliği savunmak için ille de kurtuluş kar­ şıtı bir harekete gerek yoldur. B ö y lece entelektüeller. 6. Bu düzeyde çıkarlar atıldır ve pratiği yapılandırsalar bile. Bir çıkarın kolektif bir tasarı olarak kurulması. Bunun en belirgin örneği. aynı zamanda kurumsallaşmış bir biçim e de bürünebilir.çatışmalarının ve iktidar mücadelelerinin kamusal olarak ifâde edil­ m ediği örtülü politikalar da. çile arların ku­ ruluşudur. . çıkar da ortak bir tasarıda ifade olunur. ve 11.—ulaşılabilir belki ama şüzülm esi ve korunabilm esi ancak düşünsel çabayla olur. eşcinsel veya kadın kurtuluşu gibi bir toplum sal harekettir. İki politika türü arasındaki fark. pratiklerin öteki uçlara yönelen dış koşulları olarak var olurlar yalnızca. B ölü m ’de öne sürüldüğü şekliyle ortak bir tasarı. B ölü m ’de çıkarlar. B ölü m ’de aile ve sokak. belgelenm eleri daha zor olmakla bir-. Ya da bir bürokrasinin işleyişin e veya bir em ek piyasasının yapısına yerleşebilir ve bu kurumsal düzenlem e­ lerin savunulm asına yönelik bir tasan olarak sürdürülebilir.

B u bağlamda. değişik bir top­ lum sal cinsiyet rejiminde ifadesini içerir. Toplum sal çıkarlar arasında et­ kileşim in büyük bir bölümü “manevra savaşı’nln tersine. çünkü söz konusu çıkarın düşünülebilir alterna­ tiflerle kıyaslanabilm esi. sar­ hoş kocaların. çıkarlar sorununu bir k e­ nara iter v e ilgisini toplumsal sapmaları açıklamaya yöneltir. y a ­ pısal eşitsizliğin en korkunç etkilerini tem izlem ek amacıyla d ev­ letin yardım sistemini düzenler. hamur açan karıların. bir bütün olarak yapıya ilişkin akılcılaştam alar sağlayarak gösterişsiz biçim de tem sil edilebilir. böyle bir çıkarın form üle edilm esi bile ha­ lihazırdaki toplumsal cinsiyet düzeninden belirli bir zihinsel uzaklık gerektirir. A m a 7. Rahipler köydeki gerilimler! hafifletir. K eza tabi kılınan grupların çıkarları da. bazı grup çıkarlarının. belli ölçüde bir d o­ ğallaş tırmayı sorgulamaksızm onaylar. m evcut toplumsal cinsiyet düzeninin bağlarını koparabilecek kolektif tasarılar olarak ifade edilme kapasitesini içerir.politika biçim leriyle ilişkilidir. B u noktada. fingirdek “genç kızların1’ ve alık “sevgililerim in sonsuz balelerini sahneye koydukları “cin ­ siyetler savaşrina dair halk bilgisinde açıkça görülmektedir. Hem yinelem e hem de çatışma.. Onbirinci B ölüm ’de tartışılan “ütopyalar” ve bunlara temel oluşturan kriz eğilim leriyle aralarındaki zıtlık açıkça görülüyor. Sırf. psikoterapistler şehir zenginlerinin gerilimler! hakkında konuşur ve onlara ilaç verir ya da şehir fakirlerini hastaneye yatırır. Gramsc i ’nin sın ıf ilişkileri için kullandığı adla “konum savaşımdır. bir eşitlik veya özgürleşm e g e­ leceğine giden tarihsel bir yörüngeyi tanımlayan. kolektif bir tasarının oluşumu. şu anki yoksunluk vey a baskıdan. Egem en grupların çıkarları. teoıileştirm enin işlevi entelektüel çalışmada en önde gelmektedir. Var olan 344 . B ölü m ’de tartışılan kriz eğilimleri. C in­ siyet rolü teorisi bu tür gereklilikleri yerine getiren klasik bir çözüm yoludur ve m odem refah toplumlarında toplumsal cinsiyet rejiminin organik ideolojisi olarak kabul edilebilir. toplumsal planlamacılar. çatışmalar gerçek olsa da bürokrasilerin ve ailelerin Örtük politikaları d eğişm ez gibidir. B u tür politikalarda entelektüellerin yöneticilik işlevi en önde gelir. Ör­ neğin. ancak bu şekilde mümkün olur. dönüştürülebilir pratik için gerçek koşullar yaratır. B öylesi bir teori. Klasik edebiyat ütopyaları gibi bu da yal­ nızca hayal dünyasında gerçekleşebilir.

Bu yüzden: bu tür bir teorinin. bir kurtarma operasyonu olarak erkekliğin m odernleştirilm esi gerekmiştir. daima çıkarların nasıl oluştuğu v e aralarında ne tür it­ tifakların kurulduğu sorunudur. Bir örnek verilecek olursa. Örneğin. v e345 . “A ileye yönelik tehdit”. Bu olasılıklar. Sözünü ettiğim iz büyük zıtlık iki tem el nitelik barındırır. kadınlardan gelendir. toplumsal cinsiyet düzeninden yarar sağlayan grupların çıkarlarının aşkın bir tasarıya eklem lenebileceğidir. 6. otoriter ataerkil yapının yerini. kriz eğilim lerine gösterilen yaygın bir tepki. kadınların çıkarlarım bu şekilde ek lem lem eye çalışır v e belli ölçüde başarı sağladığı da olur. B ö lü m ’de tartış tığım ız hegem onya re­ kabeti ya da diğer bir deyişle. Bir diğer nokta da. cinsel politika örüntüsünün mekanik olarak y a ­ pısal analizden türetilem eyeceği anlamına gelir. kadınlığın çocuk bakım ı ve ev işiyle ilişkili olarak tanımlandığı v e “aile”de kadınların iktidarı sahiplenebildikleri tek alan olan anneliğe yön e­ lik bir tehdittir. Burada vur­ gulanmak istenen nokta. B i­ rincisi. îkinci nitelik ise ideolojik çatışm a tarihinin gösterdiği gibi. m evcut eşitsizlik örüntülerince tanımlanan örtük çıkarın daima bir­ den fazla yolla ifade edilebilm esidir. kişinin sahip olduğu bir şeyi kay­ bedeceği korkusudur. ağır bastığında bile bir meydan okumayla karşı. egem en konumdaki erkek gruplarının çıkarlarını ifade eden ütopyaların —toplum sözîeş-m esi teorisi ve ekonom i politik— yaratılmasını da içeriyordu. erkeklik terapisi ve 1 9 7 0 ’lerin “erkek kurtuluş” ha­ reketidir. çıkar çatışm ası ilgi odağına yerleşir. karşıya kalm ası veya uygulamada sürekli olarak değişiklik geçirm esi ola sü ığı hemen hemen hiç yoktur. Radikal fem inizm de karşılaştığım ız gibi. Politik güçlerin sıralanışı. M evcut toplumsal cin siyet düzeninin elverişli olm adığı hissedildiği için bu Örnekler bir aşkınlık içermektedir. onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda bürokrasi ve piyasalar aracı­ lığıyla kurumsallaşan ve teknik akılcılığa yönelen bir erkek-liğin almasıdır. kategoricilik anlaşılabilir bir sonuçtur. devlet bünyesinde uygulamaya geçirilen fırsat eşitliği programlarının.düzenin teorikleştirilm esinde. Sağ kanadın cinsel politikası. D iğer şeylerin yanı sıra bu. öbür. fem inizm e yön elik en şiddetli mühalefetlerden biri. Am a dönüştürme süreçlerinin ve politik güçlerin in­ şasını kavrama ihtiyacıyla kim i güçlükler yaratır.

Öncelikle ekonomik bağımsızlıktan yok­ sundur Ve" bü yüzden hukuk. genellikle de bilinçsizce sahip olunduğu ve ne iyi bir erkek ne de iyi bir koca olan yüzlerce erkeğin bunlardan yarar sağladığı. ister İyi isterse kötü olsun.rimlilik peşinde koşan teknokrasi yönelim li erkekler ile -lib eral fe­ minizmde ifadesini bulduğu g ib i. Bu soyut argümanı somutlaştırmak için. Söyleyebileceğimiz tek şey. kadınların haddinden fazla çalışıp. Kısmen bu nedenle.kadınların çıkarları arkasından giden m eslek sahibi kadınlar arasında kurulmuş bir ittifak aracılığıyla geliştiğini söyleyebiliriz. Kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkilerin genel olarak dönüştürülmesi için burada be­ lirtilen iki gruplaşma arasında birleşmenin gerekli olduğunu iddia ediyorum. bunun gerçekleşm esi için her ild politika biçim inin ken­ dilerini değiştirm esi gerekecek olsa bile. kasıtlı bir kötü niyet veya acımasızlığın olmadığı yerlerde bile bu görüşlerin. Yine de bunun bütün işçi sınıfı evlerinde böyle olduğunu veya evlilik yaşamı üzerinde çok fazla düşünüp düşüncelerini hayata geçiren yüzlerce ko­ ca olmadığını söyleyemeyiz. C. bu görüşlere yaygın olarak. aile içinde açık­ ça hâlâ kocanın altındadır. fiziksel acı çekmesinden ve ileriki kısımlarda hakkında daha fazla konuşacağımız üzere çok sayıda çocuk doğurmasından sorumlu olduğudur. b i­ ri eylem lilik halinde olmayan diğeri de fazlasıyla eylem lilik g ö s­ teren ild politik pratik örüntüsünü inceleyeceğim . erkeğe kadın üzerinde korkunç bir iktidar verir. İn­ giltere'deki Ortak Kadın B irliği’nin (W om en’s Co-operative Guild) genel sekreteri ve hem fem inizm in hem de sosyalizm in ta­ nıdığı en etkili örgütçülerden biri olan Margafet L lew elyn Da346 ı . aşağıdaki bölüm de. çalışan kadının yaşamı ile asli görevle­ rinin başı ve sonu. Bunun sonuçta keyfi bir keçim olduğunu söyleyem em . İŞÇİ SINIFI FEMİNİZMİ Hem hukuk hem de genel ahlâk ilkelerine göre kadın. kısmen de uy­ garlığımızın dayanıksız eteklerine yapışmayı sürdüren her türden yarı uygar eski inanç yüzünden. hâlâ evin tüm balcımı. erkeğin arzularının 'tatmin edilmesi ve çocukların yetiştirilmesi olarak kabul edilir. * Yetm iş yıl ön ce yazılan bu dikkat çekici paragrafın yazan .

Ailenin büyük kızı olan Elaine Markham. B ö y le bir ortamdaki eşitsizlikler yeterince açıktır. 1. Başarılı da olmuş: “A" sınıfında ve gerçekten de okulun yıldızları arasında. dolayısıyla kadınlarla erkekler arasındaki örtük çıkar karşıtlığı da aynı ölçüde belirgindir. bilim sel açıdan kötü bir üne sahip akademik aile araştırmaları dışında bu konunun bel­ gelendiğine rastlanmaz. A ile içindeki iktidar ve eşitsizlik ise yaygın. ideolojik çerçevede tabi kılınm a ve baskının fiziksel sonuçları) taslağını çiziyordu. Gelir. benim işçi sınıfı fem inizm i adını verdiğim politik pratiktir. genel olarak örgütlere ve kamusal yaşam a ulaşma açısından işçi sınıfı kocalarının sa­ vunacak ayrıcalıkları vardır. “önemsiz ev ka347 . Bu meydan okumanın ifadesiyse. bunlara her zaman karşı çıkılm ıştır.v ie s ’di. B azı ayrıntılar değişm iş olsa da geniş anlamda bu ayrıcalıklar hâlâ mevcut. G len T om asetti’nin Thoroughly D ecen î P e o p le ’ı (Son D erece N ezih İnsanlar) gibi romanlar v e ken­ di haklarında konuşan insanları dinleyen. Annesi gibi o da. Bayan Markham kendi kızlarının aynı hüsranı yaşamaması konusunda kararlı ve onları okulda başarılı olmaları için zorluyor. Sözünü ettiğim iz bu tür bir çalışmadan küçük bir örnek verelim. Bu po­ litikanın büyük bir bölümü. itibar. bunu içselleştirmiş ve okulda hayli rekabetçi bir kişiliğe bürünmüş. hem de bu arenadaki önemli tartışma ko­ nularından bazılarının (ekonom ik bağım sızlık. B ölü m ’de sunulan P rinçelerin de yaşadığı bir Avustralya işçi sınıfı banliyösü. aktif ve genellikle de şiddet içeren bir yüz yüze politikanın nesneleridir. D a v ıes’in ortaklık ha­ reketinden derleyerek M aternity (A nalık) ve Life As We Have K now n I f t e (B ildiğim iz H aliyle Yaşam ) yayım ladığı çarpıcı kadın otobiyografilerinden de açıkça görüldüğü gibi. Uzun bir süredir kadınlara yönelik önyargıların farkındaydı. Bu yüzden. Ortam. D avies burada. katılım cıların anıları dışında ardında hiçbir kayıt bırakmaz. Bayan Markham ailesinde çok çok önemli bir kişidir. bu tasarının so­ rumluluğunu üstlenmiş. otorite. tartışmalarla ka­ rarların merkezi ve öbürleri için duygusal güç kaynağıdır. hem kitlesel cinsel politikanın ana arenası olan. işçi sınıfı evinin. Sırf annesi ka­ dınların eğitim görmesini yararlı bulmadığından okulu erken yaşta bırakmak zorunda kalıp gazeteci olma hayalini gerçekleştireme­ diğinde duyduğu “acı hayal kmklığı”m anımsıyor. boş zaman.

dınlığı”nı ve bu imgeyle yetişen okul arkadaşlarım hor görmekte. Bazı günler gerilim ve hayal kırıklığı yüzünden okuldan eve gözyaşları içinde dönmekte. Bayan Markham’m sahip olduğu gücün doğal sonucu ise Bay Markham’ın evde marjinal bir konumda bulunmasıdır. erkeklerin otoritesi. B ü konuların tümü de örgütlü fem inizm in ilgi alanlarından ışık yılları kadar uzakta değil kuşkusuz. kızlar için yeni kaynaklara ulaşabilme. anlaşılması güç bir durumun en yalın taslağı sadece. kendisini saymadıkları ve daha iyi bir ücretle çalıştırmadıkları için patronlardan da nefret ediyor. “kadınların eşit ol­ ması görüşiTnü gönülden destekliyor. Okuldan “ölü” bir yer olarak söz ediyor. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen eğitimini yarım bırakmayı düşünüyor. er­ keklik karakteri. çok üzülerek bu görüşü ka­ bullenmiş. Cinsel politikalarım ise kendi deneyimlerinden ge348 . 15 yaşmda okulu burakmış ve çeşitli işlere girip çıkmış. Fakir bir ailenin çocuğu olan Bay Markham. evdeki işbölüm ü. Bu hareket hakkında tek bildikleri ıse “Kadın Kurtuluş Hareketi”ne ilişkin medya klişelerinden Öteye geçm iyor ve ne Elaine ne de annesi hareketle özdeşleşm eyi umursuyor. Aile içinde ataerkil haklarını savun­ maya çalışıyor. içinde bulundüğu iş koşulları sürekli olarak Özsaygısını aşındumakta. Bay Markham’m kendisi de. Ama bunun asıl sonucu. Sendikalara karşı düşmanlık beslemesine rağmen. Am a Markham’ların bu ha­ reketle hiçbir bağlantıları yok. Ama onun için bütün bunlar ko­ lay ve rahat yaşanmıyor. Bay Markham’m evde giderek ■marjinal bir konuma itilmesi olmuş. Pat­ ronların kâr için uyguladıkları baskının. G eçtiğim iz birkaç yıl boyunca. sözgelimi karısı işe girdiğinde ev işlerini paylaşmayı reddetmiş. Markham ailesi içinde toplumsal cinsiyet ilişkileriyle ilgili pek çok sorun yaşandı: K a­ dınların dünyadaki doğru yerine ilişkin düşünceler. Kısacası. Ama çalışma yaşamında sürekli hor görülmüş. Kadınlar sonunda Bay Mark­ ham’m bir koca ve bir baba olarak başarısız olduğu sonucuna var­ mışlar. kendi çalıştığı birimin ve­ rebileceği hizmeti aşındırdığını ve böylece işçilik onurunun çiğnen­ diğini düşünüyor. So­ kaklarda protesto gösterilerine katılıp sutyen yakan “Kadm Kurtuluş Hareketi” mensuplan kadar ileri gitmeyecekse de. bunlardan bazıları. Bay Markham ortalamanın altında geliri olan bir tezgâhtar. Bu. ama yine de ilginç.

Burada ortaya çıkan genel tabloysa. K entsel Araş­ tırma ve Eylem M erkezi’nin. Ücret. D olayısıyla işçi sınıfı yaşam ında bir kurum olarak aile. Sendika. kendisiyle çok da m ücadele edilen bir şey değildir. görüştüğü göçm en kadınların. v vBüyük ölçüde aile içinde üretilip sürdürülen bir politikanın ailey e ilişkin bir sorun ortaya atma olasılığı çok düşüktür. kendine bir ev satın alacak parası veya iyi bir iş bulmak için yeterli vasfı olm ayan -am a genellikle de bakılması gereken çocukları o la n . Ruth C avendish’in araştırmasını yürüttüğü fabrikadaki montaj bantı işçileri. argüman­ lardan haberdarlar.kadınlar için. iktidar ve daha önce sözü edilen koşullar açısından içerdiği eşitsizliklerle işyeri. Bayan Markham bir fabrikada çalışıyor. sürekli yoruluyor ve kendilerine ayıracak boş zaman bulamıyorlar. Fabrikadaki çalışm a ve koşullara ilişkin günlük m ücadelelerde. S öz konusu so­ runlar ise aile ilişkilerinin faaliyet gösterdiği kapsamlardır. T em elde erkekler konusunda hayal k m k lığı yaşıyorlar ve erkeklerin adil olmayan ayrıcalıklarına ilişkin femifiist. Ka­ dınların ücretlerinin düşük düzeyde oluşu v e çocuk bakımı için or­ tak bir hükmün bulunm ayışı. greve g i­ dildiğinde de onları yüz üstü bırakıyorlar. her iki mekân da kendi toplum sal cinsiyet rejimlerine ve bunları kuşatan politikalara sahip. kendilerini denetleyen v e yönetici konumunda bu­ lunan erkeklere karşı birbirlerini sistem atik olarak kolluyorlar. bu yüzden. çok gen el olduğundan şüphe ettiğim bir şekilde söz konusu eşitsizliklere karşılık v e ­ riyorlar. olağanüstü kısıtlayıcı bir durumda gelişen bir cinsel eşitsizlik bilinci. Elaine de okula g i­ diyor. sorunların karşılıklı da­ yanışm a pratiğinin ötesinde dışa vurulm asını önleyen.liştiriyorlar. Ç o­ ğunun evinde cinsiyete dayalı katı bir işbölüm ü yaşanıyor ve k o­ calarından aldıkları çok az yardımla ev i çekip çevirm ek zorundalar. Sendikayı kontrol altında tutan erkekler oluyor ve olağan zamanlarda kadın işçiler için neredeyse kıllarını b ile kıpırdatmıyor. Her iki olgu da örgütlenm eyi zorlaştırıyor. Bu 349 .t W an t m y Wife to W ork H ere (Am a Karımın Burada Çalışm asını İstem ezdim ) adlı çalışmada. M elbourne fabrikala­ rındaki gibi işletm enin parçası olarak görülm esi eğilim ini taşıyor. bir koca ve bir k o­ canın geliri olm aksızın yaşam ı sürdürmeyi neredeyse imkânsız ha­ le getirir. B ut I W ouldn. işçi sınıfı fe ­ m inizm inin ikinci tem el alanıdır.

350 . ayrıca cinsel maceralar başlatma ve yürütme konusunda etkin olma hakkı. A ile içinde: Kürtaj hakkını da içeren. A ile içinde: Ev bütçesinin denetlenmesi. kişinin kendi cinselliğini de­ netlem esi. Benzer tepkiler verildiğini gösteren başka çalışmalar da var.) İşyerinde: cinsel tacize karşı korunma. (3) K ateksis ve cinsellik konusunda. bazı durumlarda ev işlerinin daha eşit bir zem inde paylaşılm ası. A ile içinde: Çocuklarla ilgili karar­ ların —Örneğin Öğrenim v e çıraklık gibi— denetlenmesi. (2) İktidar yapısı konusunda. işçi sınıfı fem inizm inin taleplerini sıralayan hiçbir platform yok. (1) Üretim in toplum sal cinsiyete g ö re yapılanm ası ve işbölüm ü k o ­ nusunda. sözgelim i patronların veya okul müdürlerinin kaba davranışlarına karşı korunma. kadınlar için b ağım sız gelir eld e etm e v e serbestçe harcama hakkının aranması. Buna karşın. kişisel bağım sızlık. kadınları yüksek ücretli ve daha kolay işlerden dışlamaya yönelik uygulamalara son verilm esi. İşyerinde: K eyfi otoriteye. yeterli doğum kontrolü. özellik le de (nikâhlı yada nikâhsız) kocaların a§ağıl amaların a ve şiddet içeren davranışlarına karşı korunma. K uşkusuz tüm kadınlar bu tür bir bilince sahip değil. lu d y W ajcm an’ın İngiltere’de batık bir fabrikanın yöne­ timini ele geçiren bir grup kadına ilişkin çalışm ası bu açıdan özellikle ilgin ç bir örnek. Y ine de bunun endüstriyel ortamlarda kadın çıkar­ larının önem li bir ifade biçim i olduğunu söylem ek için yeterli ka­ nıt var elim izde. İşyerinde: Erkekler ve kadınlara daha eşit ücret ödenm esi. N e yazık ki. (Ergenlik çağındakiler için cinsel bir varlık olma.sınırlar içinde basla b ilinci fazlasıyla ön planda v e tepkiler de bir o kadar aktif. evli kadınlar için kocalarla sorunları çözm e veya tatminkâr olmayan evlilikleri bırakma hakkı. kadın işçileri de temsil etmesi beklenen sendikaların b ilgisi dahilinde olma. aile v e endüstri politikalarının etrafında döndüğü ve hareketin yönünü belirtilen konuların bir taslakta for­ müle edilm esi mümkündür.

Ayrıca daha büyük ölçek li olduğu da açık. S öz­ gelim i. farklı endüstrilerde. sendikalar. Ayrıca Çalışan Kadınlar Şartı kam­ panyası ve M aden Ocaklarının Kapatılmasına Karşı Kadınlar gibi (İngiltere’de). kooperatifler—bağlantılıdır ve bu yüzden yapısal açıdan zayıf bir konumdan bir tem siliyet ve erişim politikası içerirler. Şayet aynı kadınları. Ama hem aileler hem de fabrikalarda bu politikayı üreten yapılar. farklı ülkelerde ve farklı dönemlerde sahnelenmekte. Aynı türde mücadeleler. yirminci yüzyılın başlarında A l­ m anya’da S osyal Demokrat kadın örgütleri. aileleri içinde eşit ölçüde ayrıntılı araştırma şansı olsaydı. İngiltere’de Ortak Kadın Birliği ve A B D ’de Sosyalist Parti’yle bağlantılı kadın örgütleriyle zirveye ulaşm ıştı.'Çok yaygın olduğunu düşünmek için tüm gerekçeler mevcut. Bununla beraber. her biri birbirinden bağlantısız olan küçük ölçekli politik süreçlerden oluşm uş geniş bir tayf ortaya çıkıyor. onu belli bir yer ve zaman boyutuna da oturtuyorlar. E m ekçi Kadınlar konferanslarının sonuçta hiçbir resmi gücü yoktur. özellik le de kültürel fem inizm inkilerden farklı kuşkusuz. erkekler tarafından kurulup yönetilen Örgütlerle —partiler. Bu hareketlerin çoğu. bunun da konuya ilişlcin dikkat çekici ölçüde yaygın bir görüş olduğunu öne sürer. Kadınların çıkarlarını ifade ediyor ve er­ kek iktidarının kapsamlı bir eleştirisini içeriyor. işçi sınıfı kadınlarını daha kolektif ve daha kamusal bir politika bünyesinde harekete geçirm eye yönelik g i­ rişimler de mevcut. Belki de bu. “hareket” feminizmininkilerden. gelenek ve kar­ şılık lı konuşm a yoluyla bunlar hakkında bilgi sahibi oluruz. Bunun sonucundaysa. Büründüğü bi­ çimler ve ön celik verdiği konular. işçi sınıfı fem inizm inin en önem li paradoksu.Cavendish. Halk bilgisi. iddia ettiği bu farkın daha az olduğu sonucuna ulaşacağından kuşku duyuyorum. 1986’da Y eni Güney Galler eyaletinde görüldüğü g i­ . araştırmasına konu olan fabrikadaki işçilerin ilgilerinin orta sın ıf fem inizm inin ilgilerinden çok uzak. Bir bütün olarak düşünüldüğünde bu tür bir politikanın niçin “fem inist” olarak adlandırılmaması ge­ rektiği pek açık değil gibi. işçi sınıfı kadınlarının sığmaklarla ilgilenm esi ve Em ekçi Kadınlar konferanslarının radikalleşmesi gibi (Avustral­ y a ’da) daha yakın tarihli' olaylara rastlanmaktadır. fabrikalarda ve ailelerde. Bu girişimler. ama bunlar kolay kolay birbirlerini beslem ezler.

T em el özelliği.bi. bir b i­ rikim söz konusudur. o za­ manlar hareket başka alanlardan daha çok yükseköğrenim genç­ liğinden oluşuyordu. Ataerkil otorite bir ölçüde geri püskürtül­ müş tür. Çok dar bir toplumsal tem elde ortaya çıkmış. be­ lirli bir kuşaktan. yirm inci yüzyılda kat edilen yola ilişkin güçlü bir izlenim yaratır. yükseköğrenim görmüş. Hareketlerin zayıflığının kabul edilm esi. Günümüzde ikinci bir eylem ci kuşağı m evcut olsa da. G enel konuşacak olursak. kadın kon­ feransım kendi denetim i altına alamayınca rahatlıkla fesh edebilmişti. iyi ücretli işlerde çalışm a beklentileri olan k i­ şilerdi. toplum sal hizm et görevlisi v e benzeri m esleklere sahip. işçi sınıfı fe ­ minizm indeki ifadesinden çeşitli açılardan farklılaşır. vasıflı m eslek 352 . parti içinde hâkim konumda bulunan sağ İdik. farklı ortamlar. gazeteci. büyük şehirlerde yaşayan. ortodoks Marksistlerin genellikle liberalizm le bir­ likte “burjuva fem inizm i” olarak damgaladığı birçok “orta s ın ıf ’ özelliğine biçim verilmiştir. Her bir adımı ne kadar mütevazı olursa olsun. Life A s We H ave K now n It ve W orking-class W ive s gibi kitaplarda İngiliz aile yaşam ına ilişkin açıklam alann okunması. asıl toplumsal taban inkâr edilem ez. varlıklı ailelerden g e l­ me veya öğretmen. İlk eylem cilerin çoğu beyaz. ama cinsel politikada benzersiz bir bağlılık yoğunluğu ve özbilinçlilik düzeyine ulaşmıştır. KURTULUŞ HAREKETLERİNİN DOĞUŞU VE DÖNÜŞÜMÜ Kadın kurtuluş hareketinde çıkarların ifade edilişi. işçi sınıfı fem iniz­ minin etkisiz olduğu anlamına gelm ez. Bu hareketin. Kadın kurtuluş hareketinde her zaman işçi sınıfından eylem ciler bulunsa da. ilişkiler ve yaşam alanları boyunca ka­ dınların mücadelelerinin genelleştirilm esi tem asını taşıyan kolektif bir tasarının inşa edilmesidir. * D. İşçi Partisi’nin 1984 yılı federal kurultayına katılan tem silcilerin ulusal düzeyde % 7 6 ’sı erkekti v e asıl siyasal ağırlığı taşıyan kişiler arasında sonuçta hiç kadın yoktu. R ound A bou t a P ou nd a W eek (Haftada Bir Pound’a). İşçi sınıfı kadınları daha fazla yer v e daha fazla kaynak ka­ zanmıştır.

hareketin y e­ niden kurulmasından çok. siyah v e göçm en kadınların sorunlarına değinm eye ve Üçüncü D ünya’da da kadınların politikasına ilişkin daha az em peryalist bir görüşü be­ nim sem eye yönelik girişim ler vardır. büyük ölçüde kategorik teori üzerinde temellenir.kadın kur­ tuluş hareketi bünyesindeki bilinç yükseltm e gruplarının temel il­ gileri olacak duygusal üişkiler ve k işilik konularına ilişkin' so­ ruların altım çizm işti. B u girişim ler. düşül­ m esi ve bir “radikal benlik" inşa etme girişimleri. H ester EisensteinTn öne sürdüğü gibi bu. işçi sınıfı fem inizm inin sahip olm adığı maddi bir tem elde F23ÖN/Top]umsa! Cinsiyet ve İktidar . kadınların çıkarlarının bu­ radaki haliyle belirli bir şekilde ifade bulmasına ve böyle bir ta­ sarının ortaya çıkm asını mümkün kılan belirli koşullara ilişkin so­ rular ortaya atılmasına olanak tanır. Tersine tabanın bu şekilde ele alınm ası.sahibi ve yarı p r o fe sy o n e l. 1960’lann ra­ dikalizminin bir hedeften daha fazlası olduğu yönünde inandırıcı bir sav öne sürer. K işisel özgürlük peşine. varlıklı beyazların durumuna benzeten bir “yanlış evrenselciliğe” y o l açmaktadır. Öğrenci eylem ciliği ile Cavendish’in fab­ rikasındaki işçiler arasındaki zıtlık. “Y eni S o l” içinde yer alan erkeklerin öne sürdüğü radikal de­ mokrasi ile bu erkeklerin gerçekte kadınları dışlamaları ve sömür­ m eleri arasındaki çelişkiydi. 196 0 ’ların radikalizminin aile eleştirisi ve cin­ siyete yönelik liberal tutumları. ön ün d e'bu­ lundurulduğunda bunun bir entelijansiya hareketi olduğu söy­ lenebilir. Lynne S egal bu konuda. Üzerinde durulması gereken ilk konu. siyah ve işçi sınıfından kadınların konumlarını. cin sel politika zeminlerinin de­ ğiştirilm esinde boş zaman ve maddi kaynakların önem ini vurgular.V Hareketin toplum sal tabanının bu şekilde kabul edilmesi. İlk kadın kurtuluş hareketi gruplarının arkasındaki itic i güç. : . Kadın kurtuluş hareketinde geliştirilen çıkar açıklaması. .kişilerden oluştuğu göz. ham sın ıf çıkarları görüşü dışında hareketin değerini azaltmamaktadır. Zengin ülkelerde. Bu en azından hareketin pratiği düzeyinde değişm iştir. üzerinde yapılan değişiklikler olarak kalırlar. kısaca. kolaylıkla Üçüncü D ü n ya’dan. Hareket. en fazla tartışılanıdır. yabancılaşm ış cin selliğe ve radikal erkeklerde çok sık rastlanan bencilliğe karşın genç kadınların özgürleşm esine yardımcı olmuştur.

kendilerini her şeyden Önce politik açıdan fem inist olarak tanımlama v e kendileriyle aynı kam­ panyalara katılan. 1 9 7 0 ’lerin oltalarına ge­ lindiğinde devlet bünyesinde. tecavüz kriz merkezleri. rock grupları. bazen de topluca fem inist yayınlara abone olunması gibi uygulamalar anlamına geliyordu. kadınlara yönelik hizm etlere fon ay­ rılması için devlete erişebilme ve küçük çocuğu olmayan ka­ dınların ücretsiz çalışm ası. ayrıca politik bir kaynağın üretilm esini de olanaklı kıl­ mıştır. hareket dışındaki. kadın ev ­ lerinin vs. Hareketin ilk altı yılında eylem cilerin çalışmaları. filmlerin. Üçüncüsii.yaşamını sürdürmeyi başarmıştır: V asıflı m eslek sahibi kadınların gelirleri (b öylece dergilerin. kadın merkezleri. Katılımcıların çoğu. toplantılara ve toplu okumalara katılmması. fe­ m inist görüşlerin ve kadınların çıkarlarının tem silcisi olarak ha­ reketin itibarının. Kadının Ayakta Kalmasına Dair K atalog) listesi. “Destek'*. sanat galerileri. K olektif tasarı belirli yollarla m addileştirilm iş v e bir ölçüde de kurumsallaştırılrmştır. ticari kuruluşlar. K aynağın ikinci boyutu ise fem inist görüşler üzerinde te­ m ellenen veya fem inist bir kitleyi besleyen bir kurumlar ve gi­ rişimler ağıydı. yasal uygulamalar. finanse edilm esi). bilinç yükseltm e gruplan. pro­ testo gösterileri düzenlenm esi. kadınlarla erkekler arasında gi­ derek artıyor olmasıydı. 1973 yılına ait N ew W om an’s S urvival C atalog^ ın (Yeni. zengin kapitalist ülkelerin büyük şehirlerinin her birinde binlerce kadının desteğinin sağlanmasıydı. okullar ve kurs­ lar. konferansların. tiyatro kumpan­ yaları ve çeşitli kampanya grupları. AB D ’de birkaç yık içinde nelerin yerleştirildiğinin ölçütüdür: Fem inist ya­ yınevleri. daha az sömut ama aynı oranda önem li olan. A ynı zamanda harekete bağlılığı da ifade ediyordu. İlle ve belki de en önem li olanı. haber bültenleri ve dergiler. özellikle refah yardımları bürokrasisi ile üniversitelerde ve siyasi partiler ile sendikalar bünyesinde fe­ m inist bir oluşum yaşanıyordu. klinikler. K itlesel bir örgütlenm e olmamasına rağmen görüşler yaygınlaşıyordu. İşte bu sayede. bir Elaine Marlc35<- . yalnızca adaletsizlilclere karşı kampanyalar düzenlenm esiyle sınırlı kal­ mam ış. yaşam lanm değiştirm e konusunda birbirlerine yardımcı olan kadınlarla yoğun biçim de özd eşleşm e noktasına ula­ şıyorlardı.

özellik le cinsellik konusunda giderek kızışan bir diri çatışmanın ürünü. Aynı za­ manda. çocuğun da eşitlik ilkesini desteklediğini öğrendiğimizde çok şaşırmıştık. Bu bağlam da bir kez daha ortama çok rahat uyum sağlayan görüş ve strateji farklılıklarının. giderek kültürel fe­ minizmin “kadın m erkezli” yaşam felsefeleri ile radikal fem iniz­ min politik Önceliklerinin hâkimiyetine girdi . bazı güçlükler yaşanma­ sına rağmen cid di bir direnişle karşılaşmayarak devlet yardımı alabilm esi.ham ’m dilde gen el bir cinsel eşitlik ilkesinden (hiç şüphesiz fe­ m inizmden türeyen bir ilkeden) söz etmesi ve Ruth Cavendish’in fabrikasındaki işçilerin de tamamen aynı şeyi yapmaları mümkün olabilmiştir. aile içi şiddet gibi bir konuda bürokrasi bünyesindeki er­ keklerin de fem inist hareketin itibarını kabul ettiklerini çok güzel yansıtıyor. 1970’lerin ikinci yarısında kadın kurtuluş hareketinin büyüm esi durmuş ya da en iyim ser tahm inle hareket 1 9 7 0 ’lerin başlarmdaldnden çok daha yavaş bir ilerlem e kaydetmiş gibi görünmektedir. Kategorik teori bunun genelde kadınlar için bir kaynak olduğunu varsayıyordu* ama hangi kadınlarca yönetildiği veya yönetilm esi gerektiği konusunda söyleyecek çok şeyi yoktu. devletin refah harcamalarım kısm asına yol açarak fem inistlere yön elik yardım ve eğitim girişim lerine fon ayrılmasını iyice güçleştirm işti. kadınlar bir araya ge­ lince her şeyi yapabilirler. E la in e’inki gibi okullarda dikkat çekici sayıda erkek . Fem inist teori bir anlamda bu kaynağın yaratılmasını önceden sezdirmektedir: “K ız kardeşlik güçlüdür”. 1980’lerin ilk yarısında kadın kurtuluş hareketinin kamusal görünümü. Fem inist sığınm a evlerinin. A m a tem el eğilimlerin hiçbiri öbürlerini ortadan kaldıracak denli güçlü olm ayı başaramamıştır. 197 0 ’lerin ortalarında çeşitli gelişm eler bu konunun vahim leşm esine y o l açmıştır. hareketin ürettiği p olitik kaynağın kontrolünü ele geçirm ekle sonuçlanacak bir hegem onya m ücade­ lesi gelişm iştir. Ü y e lik rakamları bulunmamasına rağmen.bu önceliklerin (dar 355 . sağ kanatta kürtaj haklan v e Eşit Haklar E k M addesi gibi konularda fem inizm e karşı kim i hareketler gelişti. Fem inizm in içinde. Ekonom ik durgunluk. klikler arası çatışm ayı pekiştirm esi olasıdır. . Örneğin İngilte­ re’de. sonuncusu 1978’de gerçekleşen ulusal kon­ feransların sona erdirilmesi olmuştu.

Bu hareket de. hareketin ayakta kalm ayı sürdürebilmesidir. Kadın kurtuluş hareketi gibi eşcin sel kur­ tuluş hareketi de. Başka açılardan ise öykü çok farklıdır. ekonom ik büyümeden durgunluğa dek tüm koşul değişikliklerine. buna verilecek stratejik yanıtı olarak da ayrılıkçılık oluşturuyordu. baskı kurma aracı olarak “erkeklerin şiddet uygulam ası”. politik lezb iyen lik ve öbürlerinin tasarıları ortak zem inler içerir. keskin iç çelişkilere. Başka bir düzeyde ise bu açıklam a. polisin eşcinsellere karşı şiddet uygulam ası v e mahkemelerin lezbiyen annelere karşı ayrım cılık yapması yüzünden devlete saldn-maktadır. yani yapısal olarak tanımlanmış bir çıkann tek bir ifadesi olam ayaçağı görüşünü pekiştirmektedir. aynı yıllarda hızla büyümüş ve yine 1970Uerde gelişip klikleşm iştir. Sosyalist fem inizm . bir sosyalist kanat ile kendi kendine ayakta kalm ayı ba­ şaran bir cem aat oluşturma ve bir eşcinsel (gay) kültürü g e­ liştirmekle daha fazla ilgilenen başka bir kanat arasındaki gerilim le karakterize edilmektedir. baskı kurma gerekçesi olarak erkeklerin nefreti v e ik ­ tidar arayışları. kadın kurtuluş hareketininkine çok benzer. ama aynı zam anda birbirlerine ters düşerler. Bu strateji. ama aynı zamanda ayrımcılık karşıtı bir yasama sistem inin kurulması ve refah yardımı ya­ salarının değiştirilm esi için devletten yararlanmayı istemektedir. eşcin sel karşıtı yasalar. bütün bu olaylann en dikkat çek ici yönü. bir k ez eklemlendikten sonra yapısal gruplaşmaların nasıl bir güç içerdiklerini gösterir. hayır kurumlan gibi yerlerde bir kadın örgütleri y el­ 356 . ' Bir d üzeyde bu açıklama. bilinç yükseltm e grup­ larının yükselişi ve çöküşüyle yaşanan uygulam a değişikliklerine v e giderek düşmanlaşan politik ortama rağm en.. E şcinsel kurtuluş hareketi de fem inizm le hemen hemen aynı dönemlerde v e aynı metropollerde ortaya çıkm ış. uzun bir kadın eylem lilik tarihi içinden gelişm iştir v e partiler. B azı açılardan eşcinsel kurtuluş hareketinin politik tarihi. hareketi bir cemaate dönüştürme oİasılığını v e hareket içinde üretilen kaynaklan kendi yararına kul­ landı. Öte yandan. devletle son derece ikircikli bir ilişki içindedir.anlamda) ilg i odağım. benzer politik taktikler ve retorik kullanm ış. dışarıda kalanlar için hareketi daha az ulaşılabilir kılm a pahasına. k i­ liseler. Kadın kurtuluş hareketi. daha Önce sözünü ettiğim iz bir nok­ tayı.

bazı açılardan farklıdır. kendi cep ­ helerinde yalnızca eşcin selliğin damgalanmasından ötürü sıkıntı çekm ekle kalmazlar. Aralarında M agnus H irschfeld’in A lm anya’daki “B ilim sel Hümaniter Kom ite”si. kadın kurtuluş hareketinin asla başaramadığı ölçüde tek başına ayakta kalm ayı başarmış ve en azından ilk günlerinde. E şcin sel kurtuluş hareketi. L ezbiyenleri v e eşcinsel erkekleri ezilen bir grubun üyeleri olarak kuran şeyse. Çok kısa bir süre içinde yayılan eylem lilik daha önceki tüm eşcin sel örgütlenm elerinin bir araya getirmiş o l­ duğundan kesinlikle ço k daha fazla sayıda insanı politik kam ­ panyalara dahil etm eyi başarmıştı. eşcin sel insanların çıkarlarının ifade edilm esinin tek önem li biçim i olmuştu. N ew York polisinin rutin baskınlarından biri olmuştu. bu tür bir ittifakın kurulmasının im kânsız olacağı düşünülüyordu. toplumsal cinsiyet ilişlcilerindeki asıl farklılık etrafında kurulmasıydı. eşcin selliğe yönelik bir hoşgörü kazanılmasında kay­ dedilen alçakgönüllü başarılar. Kadınların v e er­ keklerin çıkarlarının farklılaşması ölçüsünde hareket de. ‘ İkinci farklılık ise eşcin sel kurtuluş. yerleşik düzendeki liberallerle kurulan ittifak sayesinde mümkün olmuştur. eşcin sel kurtuluşuna olduğundan daha güçlü bir bağlılık .. an­ cak tepki rutin değildi. E şcinsel özgürleşm e hareketini başlatan “StonewalI olaylan ”nı başlatan. psikolojik ve ekonom ik uygulamalardan da nasiplerini alırlar. yani diğer bir deyişle kateksis yapısına bağlı bir çıkar ifadesinin.. bölünm e­ y e yön elik içkin bir eğilim barındırır. A B D ’deki M attachine C em iyeti ve B ilitis’in K ızlan ’nm da bulunduğu eşcinsel hakları gruplarının yüzyılın dönümüne kadar uzanan bir geçm işi olm akla birlikte. eşcinsellerin kitlesel seferberliğiyle d eğil. bu tür gruplar daima küçük olagelmişlerdir. E şcinsel erkeklere karşı lezbiyenlere olduğundan daha fazla şiddet uygulanır v e erkek eşcin selliği “normaller” arasında tarihsel olarak daha fazla korku uyandırır. S özgelim i hukuk reformunda lezbiyenler. vesayet gibi konularda ev lilik yasasının işleyişinden daha fazla ve eşcin sel erkekler de. cin sel ilişkinin suçlaştırılmasmdan daha fazla etkilenir. İngiltere’d e W olfenden Raporu ile (Î9 5 8 ) olduğu gibi. aynı zamanda kadın olm aya bağlı toplumsal. Y asal baskı v e kam usal düşm anlık yüzünden. Ö te yandan lezbiyenler. P o ­ litikleşen lezbiyenlerse genellikle bir hareket olarak kadın kur­ tuluşuna.pazesinin radikal ucu olarak işlerlik göstermektedir. Örneğin.

etnik top­ luluklar m odeli üzerinde bir çıkar grubu olarak yeniden ku­ rulmasına yönelik eğilim e dikkat çeker. bir Örnek verecek olursak. yaratmış olduğu tem eli giderek yitirme riskine girmektedir. 1970’lerin sonlarına gelindiğinde eşcin sel işletm e sahipleri. San Francisco. politika ve topluluk arasındaki ilişkinin ka­ dın küituîuş hareketindeldnden farklı oluşudur. Girişimci fem inizm in ortaya çıkışında da bazı benzerlikler göze çarpmaktadır ama güçler dengesi çok farklıdır. Bunlar. Bu eğilim güç toplamaya başladıkça eşcinsel kurtuluş ha­ reketinin toplumsal açıdan radikal itkisi. devlet ve öbür çıkar gruplarından destek sağlama arayışına da giren eşcin sel politikanın. politik eylem cilikten seçim politikalarına ve yerel yönetim e doğru. bir noktaya kadar vardı. eşcin sel kim liklerin sağlamlaştırılmasında güçlü bir çıkarı sahiplenm işlerdi ve sonuçta hiçbiri. Hareket bunu su yüzüne çıkararak yoğun bir itici güce kavuşturdu. eşcinsel kurtuluş hareketinden önce de. bilinen bir süreçtir. Eşcinsel kurtuluş hareketi. Kadın ve erkek e ş­ cinseller arasındaki politik ilişkinin güç ve genellikle de gerilim li olm ası anlaşılabilir bir noktadır.gösterirler. bu ikilem in so­ nuçlarından biridir. Sydney v e Londra gibi şehirlerde belli Ölçüde başarı sağladıkları dönüşümdür. cinselliğin devrim ci bir anlayışla kökünden değiştiril­ m esi gibi bir çabaya girmedi. her beş kadına karşılık elli erkek ağırlamıştı. “E şcinsel. Üçüncü farklılıksa. politika” büyük ölçüde eşcin sel erkeklerin politikası olmaktadır. B aşka bir sonuç da. eşcinsel insanlara kendi “mahrem” yaşamlarında toplum sal kim lik v e k işisel Özgüven ka­ zandıran eğilim lere karşı mücadele şekline bürünebilir kolayca. E şcinsel bir top­ luluk. gizli ağlarda B eat kuşağı v e eşcinsel barları etrafında.358 358. insanı sıkıntıya sokm a dışında bu bağlamda hiçbir şey ifade etmiyordu. Daha önce değindiğim iz yapıbozum cu tartışma. “Eşcinsel kapitalizmi”nin büyüm esi o zamandan beri . alternatif bir li­ derlik iipi oluşturarak pek çok şehirde boy gösterm eye başla­ mışlardı. ■ İ . D ennis Altm an. Bu stratejik ikilem kolaylıkla aşılamaz. eşcin sel insanların çıkarlarını çok farklı bir bi­ çimde ifade ediyorlardı. toplumun geri kalanında. İngiltere’de düzenlenen 1984 E şcinsel Eşitlik Kampanyası (CHE) konferansı. E şcinsel kurtuluş hareketinin “Her normal erkek eşcinsel kurtuluş hareketinin hedefidir” şeklindeki ilk sloganı.

Eardley vd. Evler ve bireysel cin sel ilişkiler bağlamında fem inist kadınlarla tamamen özel bir şeldlde yeniden görüşülm esi için çok fazla enerji harcanmakta o l­ duğunu sanıyorum. 338-43.359 .B ö y lece eşcin sel politika devlet bünyesinde radikal bir varlık sağlam a sorununda fem inizm inkinden farklı bir yön benimsemiştir. Cinsel kültür . Bunu yapmak için. Bu çıkış noktasından hareketle ortaya atılan. H egem onik erkekliği yıkm ak için erkeklere ait bir hareketi inşa etm enin güçlüğü. İlgili erkekler arasındaysa çok az görüş v e de­ neyim alışverişi yapılıyor. O’Donnell (1984). Bölüm. bu çıkan yok etm e girişim inin ifadesi oluşundan kaynaklanır. Devlet içinde ve çevresindeki cinsel politika üzerine hiçbir genel araştnma yok. böyle bir girişimin mantığının kolektif çıkarın d eğil. 6. erkekliğin yeniden inşa edilm esine ilişkin konular yeterince ger­ çekti ve erkek çalışmalarında olduğu kadar fem inist çalışmalarda da yeniden ön plana çıkmayı sürdürmekteydi. E gem en toplumsal gücü elinde tutan grubun “kur­ tuluşlu olamaz. Toplum bilimlerindeki politika kavramları üzerine bkz. (1980). Emele piyasalarındaki ve işyerlerindeki cinsel politika için bkz. ba­ zılarım giriş bölümünde sıraladığım iyi nedenler bulunsa da. N otlar CİNSEL POLİTİKANIN KAPSAMI (s. B eteroseksüel erkekler arasında ilerici bir cinsel politika ha­ reketi nispeten ço k küçük bir ölçekte gerçekleşmektedir. H eteroseksüel erkekler arasında cin siy etçilik karşıtı p o­ litikaların odağı bu yüzden ev ortamı olmaktadır. Mackenzie (1967). 1970’lerin “erkek kurtuluşu” lakırdılarından daha önce söz etmiştik. Am a fem inist b ilinç yükseltm e grup­ larını m odel alarak kurulan ve varlığını hâlâ koruyan “erkek grup­ ları” ve yukarıda tartıştığımız söl kanat topluluk politikasında ya­ şanan belli Ölçülerdeki şebekeleşm e gibi istisnalar da bulunuyor. Game ve Pıingle (1983). toplumsal cinsiyete ilişkin iktidar ve sömürü so­ runlarını göz ardı eden bir cinsiyet rolü perspektifi üzerinde te­ melleniyordu. daha ayrıntılı bilgi için bkz. bu te­ m elde geniş çaplı bir eylem lilik yaratma şansı zayıfta*. Bunun büyük bir bölümü.

Lyttleton (1984).(1985). Hareketlerin politikaları için bkz. Gay Left Collective (1980). ama 1970’ler boyunca özellikle ayrılıkçı görüşlerini sosyalist feministlerden ayrnnak isteyen bir kadın kurtuluş eğilimi tarafından kullanıldı. kültürel feminizm. İngiltere’ye ilişkin diğer ka­ nıtlar için bkz. O ’Brien (1981) ve Sayers (1982). Hareket. Kadın kurtuluş hareketiyle ilgili gördüğüm en iyi değerlendirme Coote ve Campbell (1982). örneğin Easlea (1983). hem devrimci bir bakış açısını li­ beral feminizmin uzlaşmalarından ve aşamacılığmdan hem de feminist öncelikleri “erkeksi sol” önceliklerinden ayırmak için 1960’Jarın so­ nunda bu adı alan radikal feminizm anlamına geliyor. Dancis (1976). s. 7-8. İngiliz Eşcinsel Eşitlik Kampanyası konferansıyla ilgili ra­ kamlar Lumsden’den (1985) alındı. ABD’deki erken dönemle İlgili olanı Willis (1984). Avustralya’daki için bkz. Lauret (1970). Thompson '. Amerikan tarihinin daha erken dönemlerindeki politik hareketleriyle karşılaştırılabilir. 346-52). erken dönem kadın kurtuluş hareketinde radikalizmin sahip ol­ duğu güçteki gerilemenin görülmesini önler. Reeves (1913) ve Rice (1939). akıllıca bir bütünleştirme için bkz. Morgan (1975). D ’Emilio (1983).politikası birçok özel bağlamda formülleştiıilmİşür. ABÜ’deki \^ içiçin iı bkz. aleyhte Bristol' Cinsiyetçilik Karşıtı Erkekler Konferansı (1980). İngiltere’deki eşcinsel kur­ tuluş hareketinin tarihi için bkz. “Radikal feminizm” terimi daha uygun olacaktı. Ellen Willis’in bu konudaki argümanı şöyle: Bu dar kul­ lanım. “Kadın kurtuluş hareketi”. Alıntılar Davies (1978). İŞÇİ SINIFI FEMİNİZMİ (s. Metinde tartışılan Avust­ ralya araştırması Lillian Rubin’in Amerika çalışmasıyla (1976) kar­ şılaştırılmalıdır. Aile politikası kavramı üzerine bkz. 360 . erötik yayınlar ve Seks Fuarları için bkz. “Erkek hareketi” üzerine bakılabilecek kaynaklar. önkoşulları anlatanı Segal (1983). 352-59). son­ radan sosyalist feminizm. lehte Hanisch (1975). aşağıdaki bölüm. KURTULUŞ HAREKETLERİ (s. sonra da işçi sınıfı kadınlarının. Üreme po­ litikası için bkz. çevreci feminizm olarak bölünecek eğilimler içeriyordu.

bir zorunlu aşamalar dîyS^GgTve bir. ^T oplum sal cinsiyet ilişk ileri tarihi de ayrna8^ k îid e *Tfemalaştırılİn a y a ö zen d îriK S ^ ^ yüzden. Sözünü ettiğim.doruğu —Hegel’de cUk devlet. bir baş­ langıcı.. G Ü N Ü M Ü Z LMarx_da popülerleştirdi. Mâra’ta sınıfsız toplum^ olan tarihsel şemalaştırma. amtTari^ m inist bir devrırm"o^ im Iâ|tır 3h^lk^^^ şemalaştırmadan nasibini alıyo^ Y a ^ d a r d o ğ u r ğ a r ü îğ ır T y ü ^ üretkenliğin düşük ve yaşamın ^ s a oldüğu~ 3 onem lerde kadîinîâra te k m k ^ iF ^ o riııÜ ın u k ^ lâî^ c h ü k m ed flîn ^in ın T ^h i^o l^k ^ıern e .XIII Bugün ve gelecek “« p 8 A. iktidarı ele geçirerek ataerkil bir tophîrn~~küran erkeklerin dağıttığı..

İ ^ ^ e â n d d r i-J so n n ^ L ^ n d a n kaynakladığı görüşü artık terk_. tarihin dölyatağmdan iyi toplumun ortaya çıkm asını olanaklı kılacağı için mazur görülebilir pekâlâ.^Eçinde y a ­ s a ğ ı m ı z “şu an”.edüebilir. Bunlu üreten.-__^ nmlânftinîM'âdândcMdjrılml^si^ bas- . geçm işe bir bağlantılılık hissi v e geleceğin tecellisini görüş gücü kazandırır. Gerçekten de. çocuklaTitm zırn fâ b öyle bir dünyâda yaşam ay ı sürdürmesi olabilir. herhangi bir olası geieceğim izden daha zorunlu bir gelişm e değildi. doğurganlığın düşük olduğu modem şehir­ lerde pâylajüan çocuk bakım ından farldılriF^üzenlemeler küme­ l i nfiîacîe edeç^1 ~~ I “ 7 AB u yüzdenr tioplumsal . sonuçta iyi toplumun olgunlaşm asını mümkün kılarlar. Örneğin. Bunun doğal sonucu. şu anki pek çok kötülük. H egelci düşünüş ayartıcıdır: Şim diki baskılara saygınlık. yaşamlarını sürekli "TıeGeHerîyleTlgTE^ ^ m n lu lu g u n d ^ ^ ^ “T ç ı h d f T T S i ^ ^ ı n r ^ B j d e T S ı r ^düşünüş"^‘târzındar doruk­ lardan biridir ya da belki şafaktan hem en önceki karanlıktır ve geçm iş de şim dinin bir tür hazırlığı.(Teknolojik düzeyi ne olursa olsunJıer toplum bunları ortadan kaldırjMfirLtıpfa^sînîf eşitsizliğinin. Ara dönem de baskılar ve hak­ sızlıklar yaşanm ış olabilir ama bir anlamda bunlar. Çünkü tek n olojll^ egrp m rk âd ın ları. kadınlar. kozm ik. tarihin herhangi bir aşamasında ortadan kaldırıla­ bileceği gibi ^Teknoloji düzeyinin yaratacağı değişildik ise toplümsal cinsiyet ilişkîlerinin ^feğıştın 1me olâ^ ı^ Tdeğılrbünîâri or^~ ^adaîTkaldîrmanm sonuçlan olacaktır. tarihsel açıdan birer zorunluluktur da. bilimsel tıbbın_olmadığı bir tarım topİumünda gocukbdEmının. ve^erkekler. Am a aynı zamanda biraz paranoyaktır da. tarihsel açıdan.cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırma konusunda b izd en _ön celd _k u şald arın kolektif başarısızlığıyla ^ şekllem H iş^ iF d ü nyad a yaşıyoruz. insan lri^IğriÖId|niri!hr~İs^afâ^^ cıhseT^âskînın" dııçbır zamam gerekli olmadığı anlamına geliyor. afasındaTİDavlasılması. ' Tnknlikşal veya bıyolöJik^biFlnekanizîhamn'TşIeyişr değir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sona erm esi ârtik’hıçbir surette ka­ çınılm az d eğîîr^ ü p ^ 15el5elr^ evrim i^ ü şüncesm e7riiremehirr d e km olgfiH eşE İfİIh^ toplum sal tabi kılınma'nın dayattığı zoınjÎTdinukTar^arrkurtaracağı~^TOy^ cinsiyet ^y.

genel yapısal reform tasarısından uzaklaşarak "genel kriz eğilim lerini belirten fay çizgileri yerine. toplum sal c insiyet düzenm e getir^dikl&n e le ştirilerin derinükleri^ve^önerdiklerirBönüsüm ün kapsamı açısmdan da bu hareketler. ~""“ÇŞayet toplüm sarğüçlerin ilerici bir program etrafında birleşm esi sağm t^BıIseydıri çağdriş~TöpIiımsat ve fizik sel teknolojiler. B azı açılardan ŞrmlarınJçsel e v h m ı. genetik m ühendisliğinin büyük yatırımcılar ve devlet a racılığıyla girdiği şu hızlı gelişm e ve teknokratik tıbbi uzmanların geliştirdiği in vitro döllenm e gibi teknikler . Ö yleyse içinde bulunduğumuz an bir zirve değil. Am a toplum sal cinsiyet "Yfiîzem hi^ “Bütünleşmesi^ aynı"zam andaTFifkar-"~~ yoTaçmaktâdır. A nalizin amacı ise tercih yapısının v e bu yapıya uygun kar­ şılıklar olan k o lek tif tasarıların daha iyi anlaşılmasıdır. ^ürrT^>Iâsîlî^r~v^ . Aslında.kıların son bulacağı düşüncesine ilişkin bazı feminist eleştiriler burtü eni üreme teknolojisinin kadınların veya herhangi bir ^demokratik gücün denetiminde olacağına dair hiçbir güvence yok. bir tercih nok­ tasıdır. gençleştirilm iş bir yüksek teknolojiye dayalı ataerkil yapıyla karşı karşıya kalabilir. ”“^~Daha kapsam lı biri dönüşüm projesinin öteki _bileşenleri. Ortak geleceğim iz.â . varhğım sürdürme sorunları üzerinde y o ğ unlaşmaya yön elmiştir. Çocuk doğurm a bir kadının yaşamında^oIHukça kısa bir süreç ha363 . p ^ in iid & g îls ^ altında bulunan otoriter er­ keklik h eg em o n y a sı. B irleştirici bir pratik olT n â ^ c a b u ^ arçâlanma ^ aB ıfîr. en İr­ zından zengin kapitalist ülkelerde ve S o v y et bk)toyJijkelerindeLa^ ş^ 7 dâ~fYsl^ğr~^îzîlenYürik~n 3uri^rtak^tercihi o lanaklı k ılabilirdi. bu ı | dönüşümün sinirli ortam lar'dışında onaylanm ası için ihtiyaç duyulan toplum sal güç gibi bir şeye sahip değiller.göz önünde bu: lundurulacak olursa. parçalanmaktadır. genel bir k rızu T egıE m fe sıtır. özİHjfTîdİriie^^ ve beteroseksüel erkekler arasınB iM ^Y insîyetçilik karptri^^IıfikM ^Y riağînık halde bnhmtırlar. bunun tersinin yaşanacağını düşündürecek bir­ çok neden var. fita d ın v e eşcin sel kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı. Y m e_de^kurtulus hareketleri. daha önce düşünülem eyen bir düzeyde bilinçli bir toplumsal v e politik dönü. tarihsel olarak yenidir^ C insel politikanın rderiüfıgî“v e ^ teorimin gücündeki bu dalgalanma.

line dönüştürülebilir . zengin ülkelerde top­ lum sak cinsiyet ilişkilerinin karıştırılm asıyla mümkün kılm an bir kaynak âktanmı aracılığıyla güçlü bir biçim de desteklenebilir. toplumsal Cinsiyet. otomatik veri işlem e v e m akineleşm iş tarımın söz konusu olduğu bir çağda. Çok fazla sayıda er­ kek ve kadın. dünyanın artık kârşılıldı—bağtenTilTTojrium^ Bu. Sayısal olarak denetlenen üretim aletleri. B öyle bir gelişm e. cinsiyete j İ&yalırişboliiınünün toptan_ortadan kaldırılması hiçbir~ekonom ik fedakârlığı gereEfiHr^fficektir.eLilisküerini eşit hale getirm eye yönelik düşük teknolojili y öntem lerin öncelİM e^âkır^ülkelerde n çıkm ası hiç de~îmkansız değil. 364 . g eb elik yard ım ı ve bebek_ba-. üretimin verim liliği üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmayacaktır. ortadan kaldırılabilir. Ü çün cü ■Dünya’daki durum hakkında o kadar az şey İriliyorum İd. Hegemonilç erkeklik.siv. gebe kalma. bu ko^ 'tttırîirTriâsr~geîeceîdere~H^ söylem eye çekiniv?mTnT~^tma~lcesi n olan teiTbir~sev~vâr'Ei o da. kateksis biçimlerinin Özgür seçim i genel bir olasılık olabilir. çocuk sahibi olmamayı seçebilir.dinamîğrive^obüri3^pd^rtçİTrde~'ğeçefli7~Cinsiye Le dayalı işbölümünün dünya ölçeğinde yeniden kurulması bunu çoktan ka­ nıtladı. kunTda erkelderi^ yaşarfflafm dan^lüm sal açıdan eşit bir tıale ge- tirîîSbiTîrrÇoclaF^baiHnh^ve^ev^işlen^ dengesini sağlayarak yetişkinler arasında istenen ölçüde bölüş­ türecek b ilgi v e kaynağa sahip bulunuyoruz. cinsiyetler arasındaki ortalama fiziksel ve psikolojik farklılık. 3'aşam mücadelesinde artık^ k olektif bir değer değildir ve hatta g e n e y rir^^ ErkekliMmıinröplü'ihM]' hiyerârpsT ve b öylece ön plana çıkarılan bir kadınlık tanımı da. nüfusun azalması tehlikesiyle karşı karşıya kal­ m aksızın. Toplumsal cin. Dünyanın geri kalanındaki durum ise farklıdır ve Batılı top­ lu ın lsâ T cın sîyerlIIp î]^ ^ m odellerini üretmek zorunda olduklarını düşünmek için hiçbir neden yoktur. B öylelikle.

' şıtTer arasındaki sevginin vereceği hazlardır. Bu olumlu yöjılerse.jıhnırsa. genel anlamda. k^difljaiLJgin-özeLLbir mekândır. Kumrulardaki fem inist grupların taleplerinden biri.B. tam anlam ıyla fizik sel bir uzamı ifade ediyor olabilir. İkinci olarak çocuk bakımının ilk evresinin:tümü>de~kadınTar tarafından üsri^ iİm e sın i önköşüTsayan g e n iş tir kurum sal v e kültürel düzenlem eler dizisinin gücüne karşı. G eçtiğim iz yirmi yıllık dönem de radikal politikalara katılmış toplumsal ağlarda. t f f i n c ü olarak üçüncü şahıslara bağlılıklar ileLsadakat y e k işisel değere J jjşk in yıpratıcı. ~ ~ ~ B u . oraya ulaşmak i^ n iz­ lenebilecek yollar neler olacaktır? C insel politikanın yakın tarihi. sj g U £ ^ .. yâşalrıa^sevincir ç ö c u k larla birlikte olmaktan duyulacak zevk. B irçok kişinin bu g i­ rişimden vazgeçm esi ve ona sılçı sıkıya yapışanların da hakkında konuşm aya isteksiz olm ası şaşırtıcı değildir. lia z e n ”6 ıT~koîıu d a y apıiaMlecCMerİrT eri^~lyis i . cinsel karakter ve c i n s e l l i ğ i n yeniden ele alınm asını iç e r i r Süreç bazeri.şüpheler arasındaki koşuştnrJSI^^S V e ^ e n e l 1iki e de bu bağlam da. O lum lu yönünü ifade etm e yol. STRATEJİLER Peki ama bu kurulabilir bir dünyaysa şayet. sö zg elim i. Sığm m aLevleri^-tecavüz kriz merk e ^ e r i v e j a d m merkezleri gen ellikle tüm erkekleri dışarıda tutma ■ 365 . her iki eşin de çalıştığı bir ev ortamında bu genellikle zordur..b_ulujıduğu_ gözJinüne. kadınlar için ekonom ilfb ır ‘{zeminiri. Bu._ İârinin bulunrnası“da ay n ıö lç ü d e Önemlidir. bir tıraş m akinesiyle tutam~'tuîam saç yolünduğu izlen im i verir. her bakımdan tam bir eşitlik üzerinde te­ m ellenen haneler ve cinsel ilişkiler inşa etm eye yönelik girişimler bulunduğundan sö z etm iştim .. ö n celik le ekonom ik kaynakları jyejearar alma gücünü eşitleşrinnc^yelİarının bü lu n m a sm ıicsrmek- t^j^T oplum s^ginsiyeL ^a^ül. mülkiyetin koP ^ ğn n e^ E ânnin üstünde olm ası. e.lık_ejıi£İc_piyasasında^erkekierin çok daha fazla g elir sağlama. Belki de deneyim in ^daha kamusal J m u oitslıge büründürülmesi ve biriki m se l -artışı mp mümkün kılınm ası önemlidir.yla g la n m a sr o lu r.-. gücü_. yoğun v e yaygın oîı^akl'âmm lana^ strateji öneriyor.t ü r bk-pratigin “bazen adlandınldığı gibi “kurjaırimısrdrölyaratma girişim i.

cin sel eşith^ı^belıH î^lçhde~başanldTği 7^heterö-cih^İyet^ ~çiliğ in ortaBâirkâld mldhgı v eya cinsiy etçilik karşıtı uygulamanırf canlıBH îB Buf^tpprum sal bir “uzam”. kurtarılmış bir 'TSolgenin. telefonlara yanıt vereri ve sloganları yayan. K im i dengelerin kurulması ve bazı şeylerin umursanmaması gerekir. pankartları hazırlayan ve bu pankartları depolayacak yer bulan insanlar olm ası gerekir. Para yardımı yapan otoritelerin. 1 Son olarak bir de k işisel boyuttan söz edilm esi gerekiyor. yürüyüşler ve m itingler başına T5uyruk bir şekilde düzenlenm ez. Fem inist eyîexriBnerxrr^02TiaT3eşHgx7^ş^cîns^=^B^ulu§^=Karnpariyalarırıd. ortak toplumsal pratikten radikal bir kopuş so ­ runu yaşandığında. kurtarılm ış . zaman ve > sürtüşme gerektirir. İkincisi. çağrıda bulunan. Bu bedellerin dengelenm esi üç tür k azanım sağlayacaktır.bölgeler ulaşılacak toplum sal dünyamn-tadım. Çok sık umursanmayan şeylerden biri de. İnsanlar sürekli toplantılardan. Örneğin. dinlem ekten ve kar~\ şılıklı eleştirilerden bılap usanırlar. kolektif evlerdeki paylaşm a duygusu gerçek de­ neyimlerdir ve amaçların uygulanabilirliğini gösterm e açısından önem taşırlar. olağan tıbbi uy( gulamanın başı olarak tek bir vasıflı doktor tahsis ettiği ama birçok 7 hastası olan radikal bir sağlık grubu bunun örneklerindendir. Sheiİa R ow b otham rm Hey&nd^fıe ^ ra ^ m ents'ta (Parçalardan ö t e ) “haberci^ p olitılca^ dm î^er^ğî^T u rd e" bir güç üretebilirler. belirli bir kurum veya bir kurumun parçası.ü kesivle isletilir. A m a daha da genel olanı. vei'efek. Cinsiyet eşitliğine yönelik ciddi bir çabada söz EonüsîToîduğu gibi. Radikal politika genellikle insan üstü bir enerji^BrikoşuTolarak =ge—— .a üreti­ len dayanışma. bir ilişkiler ağı ya da sadece bir insan grubu oldu^ûHur. Ö n­ celikle. gerekli olan çabanın düzeyi oldukça yüksektir. E şitlikçi pratikler sürekli olarak b ölge dışından gelen hiyerarşik müdahalelerle karşı karşıya kalıyorlar.' ~ ~“~~Böyle bir “b ö l g e l i n ayaleta_tutulm ası sırasında karşılaşılan sorunlarT^bür^uşâtdmîş^ bölgelerin sorunlarıyla ortak bir yön ba“nrB înrr^ y a k t a kalabilmeleri için sürekli çaba harcİnrnası~ge~ ^rekmektedlr. temizliktir: Kurtarılmış bölgeler genellikle pistir. Bu tür konular üzerine gidilebilir ama çok büyük bir çaba. izlem ekten. dalm _genış_kapsa|nlı_poliiikalar_içinT&mell&r kurulrnası mümkün hale gelecektir.

Bütün radikal hareketlerin aşina olduğu konular bunlar. tuhaf yerlere yerleşilm esi anlamına gelir. Toplum sal cin ­ a y e t sistem inin yıkılm ası. kişisel bir görünüm takınıyor ve kişisel düzeyde zarar veriyor olabilir. B azı teorisyeıılere göre “sınır ü lk esi” olarak adlandırılabilecek bir yere yerleşm ek. e^cinser kurtülüş HareketiJ_çindej?ençikyeya duyarsız kim seler o l­ duğu gibi. Örneğin. 367 .Grır~strafejT (üamk yetersiz olduğunu kanıtlam ıştır Fem inizm . Cin­ siyetçi işadamlarıyla veya bürokratlarla günlük karşılaşmalar. talrtıklSrm^ de. lcateksis yapısının sınırları boyunca ilerler bir hal­ de bulmuştur. işbölüm ü ve cinsel ka­ raktere ait uzlaşım sal toplumsal cinsiyet sınırları boyunca ortaya koyduğu v e biseksüellilc de kendisini cin sel bir pratik olarak öne sürdüğü ölçüde. cinsiyetçilik jcarşıtı bazı heteroseksüel erkekler de bit­ kileri v e bebekleri sevm e konusunda ümitsizce.başarısızdır. Benzer biçim de. B ölüm ’de özetlenen k işilik politikasını ele~~âlarak~ bu könularlir üzerine g ıtmeG jrsitO riniEZ A a gerekli desteği de s a p ^ ”Radikal”politikanın ana kaynağı eylemcileridir. du­ yarlı kişiler için katlanılır şey değildir. bir öİçüdeT H şınT n^ndi duygularının en önem li bileşeninin yok edilm esi v e toplum sal uzamda eksik açılclanmış. ama cinse l politika benzersiz bir kişisel boyut barındırır. Y ine de yetm işlerin başlarında genellikle savunulan türden “rolleri temine gevınııeT’. Politik pratik büyük ölçüde kişisel olarak talep ediliyor.rektirir ve tükenm eyle son bıılur ya da in samÜstüJmı erdem i ön_koşul olarak gerektirir ve düş kırıklığıyla sonuçlanır^ F eminizm elejtîfm en lef^ ^ ataerkil erkekler kadar kaba~davrandıklarını (İd kuşkusuz bazıları gerçekten de böyle clâvTanm^ etmekten zevk alırlar. G örece kurtarılmış bir bölge. kadmlaıı erkeklere v e erkekleri de^lcaHînîara dönüştürmeye~^alıştıkları GfeldindedıfT" Bir ^ardamda bu d^rücfur. uzlaşım sal olarak kadınsı olduğu düşünülen nitelikleri ve uygulamaları da elinde tutmaya çalışmaktadır. işbölümünün yeniden b iç im le n m e sir T adınlarm " üzl aşım sal o l a r â F ^ eksTsâyılan işlen yapm ası anlamına gelm elidir. ^Feministlere yönelik en eski alay. temel bir strateji gibi görünmektedir. B ö y lece hareket kendisini. İnsan kaynaklarını koruma ve verilen hasarı onarma yollarının bulunm ası büyük Önem ta­ şımaktadır. onların. 1 0 .

Bu baskılar göz önünde bulundurulacak olursa. 1 2 . A yn en “b ölge” gibi “sınır” da uzlaşım sal bir metafordur ve b el­ ki de dinam ik bir süreç için fazla katıdır. Chodorow v e Dinnerstein. Bazen çelişkiyi giderm eye çalışmaktansa yoğunlaştırm ak gerekebilir. S o l’un ev içi politikası. İşte bu nedenle. beÜo de toplum sal cinsiyet ilişkilerinin^fâdikal biçim de yem den in­ şasında kadınlar vc erkekler arasında geliştirilm iş en olgun işbirliği 368 . ka­ dınsı ve erkeksi niteliklerin aynı kişide birleştirilebilm esi görü­ şüyle. başka bir stratejik Öneme sahiptir.Ferrıbach ve M ieli. bu niteliklerin bir araya getirilm esinin her nasılsa aralarındaki gerilimi çözdüğü görüşüyle ilgili bir sorundur. tam tersini de yapabilirler. Daha çok. Diğer bir d eyişle. erkekliği hiyerarşiyle olan bağlantısından kurtarmaya çalışm ış v e radikal fem inizm e bir erkek kuyruğu takarak rahatlıkla “efem in eliğ e” doğru yönelmişlerdi. eşcinselliğin içerdiği toplumsal cinsiyet m uğ­ laklıklarında ısrar ederler. toplum sal cinsiyete ilişkin çelişk iler içinde ve/veya bu çelişkilerle birlikte yaşam ayı g e­ rektirdiği söylenerek bu nokta daha iyi ortaya çıkarılabilir. Bölürn ’de sözü edildiği üzere. Çocukların içinde yetişebileceği eşitlikçi evler v e cin siy etçi a l ­ mayan bir çevre yaratma çabası. Cinsiyetçilik karşıtı erkek hareketi ya da en azından hareketin görece ra­ dikal kanadı. eşcin sel kurtuluş hareketi de başka bir laboratuvardır. Kuşkusuz. eşcin sel politikada ka­ dınlarla erkekler arasında yaşanan gerilim ler gerçekHr ve“ hâlâ sürmektedir. Cinsel politikaya ilişkin birçok sorun üzerinde pratik yapmanın. normalde cin sel politika ta­ rafından bölünen gruplar arasında bir ittifak olasılığı için bir tür laboratuvar niteliğindedir. B ölü m ’de tartıştığımız “androjenlik” m odelinin içerdiği sorun. 8 . diğer bir d eyişle kısm en yukarıda tas­ lağı çizilen “kurtarılmış b ölge”. tamamen yeni olmasa da yardımcı bir içgörüylc ilgili de­ ğildir. tiafekgtirr^hbeîTy^^ devam etm ekte olan iniş çıkışlı varoluşu kayda d^ğerbiribasandırTHareketi n_ge çi rd i ğî tartışma vo -uzlüıfm a ^ ^ h l^ v e k olektif kutlama deneyim i. dikkat çek ici sayıda heteroseksüel erkeğin süreldi ve etkin bir şekilde katıldığı tek ilerici cinsel po­ litika biçimidir. çocuk ba­ kım ının ilk evrelerinde anneyle birlikte eşit görev alan erkeklerin önem ine ilişkin psikanalitik argümanlar türetmişlerdir.

üniversitelerde kadın çalışmaları derslerinin açılm ası. Sözgelim i eşcin sel yasa reformu. kütüphane olanaklarının ve benzeri şeylerin yeniden düzenlenm esi konusuyla ilgilenen öteki akademik personelle işbirliği yapılm asını kapsar. cinsel politikanın. bakanlar v e parlamento üyele­ riyle kulis yapılm asını. Parlamento’da lobi yapılm ası vb. donanımın. Belirli konular et­ rafında yerel hareketler ve ittifaklar kurulmuştu: Şurda bir sağlık merkezinin kurulması. hatta büyük çoğunluğu kadın bile olmayan insanların çalışm asını ve işbirliğini gerektirir. belki de çoğu. parti yönetim kurullarını etkilem eye çalış­ mayı. D ün ya S a v a şm a Katılan A v u stra lya lI v e y a Y eni Z elandalI a skerleri anm a günü. sınıflarıh. sekreterlik işlerinin. Bu k i­ şilerin çoğu eşcin sel değildir ya da bunu kabul etmemektedir. G enellikle hareketin retoriği.Bu iki örnek. Dışarıdan kalabalığa. kendilerinden başka konumlarda bulunan insanlarla kurulan ittifaklar aracılığıyla faaliyet gösterirler. erişim e. p o lisle tartışmaları. Bunların büyük bir bölümü fem inist olm ayan. başka bir yerde Anzak Günü’nde* yürü­ yüşler düzenlenm esi. Bu tür ittifaklar genellikle geçici ilişkilerdir. sivil Özgürlük gruplarıyla bağlantı ku­ rulmasını^ konuya sıcak b ak an hukukçular . alışkanlık­ lardır. yönetim kurullarıyla çalışm ayı. I. ma­ saların. para veya perr sonel tahsis edecek otoritelerden destek sağlam ayı. G eçtiğim iz yirmi yıllık dönem de. Bu şekilde konuşmanın po­ litik gerekçeleri yeterince açık. sandalyelerin. para veya teknik beceriye ihtiyaç duyulabilir. (ç. yamalı bohça mi: şali kampanyalardan oluşan görünüm almıştı. dünyanın geri kalanıyla arasındaki m uhalefeti vurgulayarak ve tüm ka­ zanından kadınların v ey a eşcinsellerin kendi kararlılıklarıyla gücü­ ne bağlayarak bu noktayı göz ardı eder. Belirli k o­ nularda çözüm e ulaşılır ulaşılm az da gruplaşmaların her biri da-I.) ■ ■ F24ÖN/Topl timsal Cinsiyet ve İktidar 369 .akad em isyenler ve ga­ zetecilerle ayrıntılı çalışmalarda bulunulmasını gerektirir.n. Başka bir örnek verilecek olursa. F em inistler v e eşcinsel eylem cilerin sürdürdüğü kampanyaların bazıları. daha genel bir ittifak stratejisini. ama cinsel politikada gerçekte ne­ yin olup bittiğinin tartışılmasını güçleştiren v e genellikle de ittifak veya desteğin talep edilm ediği izlenim ini yaratan şey. cinsel politikanın kam usal yanı. yoğun yakasını öne çıkarır.

Bu. E vlilik veya akrabalık ilişkileri yo370 . Bun­ lar. çıkar he­ saplandır. ve eğer. Bu kitapta öne sürülen argümanda yapılar. A B D ’deld U lusal Kadın Örgütü v e İngiltere’deki E şcinsel Eşitlik Kampanyası bunlar arasında en başarılı olanlardır. -Yedinci B olüm ’de tartış tığım ız gibi. resmi yapılara değil birçok farklı kam panya ve ağın 1 üyelerinin aynı kişiler olmasına ve sonu gelm eyen içsel konuşma­ lara bağlıdır. baskı grubu politikası bağlamında yasa reformu v e ben­ zeri amaçlar için bir ittifak çerçevesi oluşturmayı başarmıştır. A m a toplumsal cin siyet düzenini dönüştünne. eşcin sel ve fem inist politikalardaki başlıca eğilim lerin artık uzak durduğu bir görüş olsa da eski bir özlemdir. tem el pratiğe ilişkin başkalaşımlar olm aksızın yeni Şekillere geçirilem ezler. Eğer toplumsal değişm e süreci bilinçli insan denetim i altında gerçekleşecekse çoğunluklar büyük Önem taşır. Bu her iki ku­ ruluş da. kadınların zarar gördüğü bir toplumsal cinsiyet düzeninde asıl yapısal feform . bunu mümkün kılacak top­ lum sal dinamiği daha açık seçik kavramamız gerekmektedir. tabi kılınm ış erkeklikler bile bir Ölçüde hegem onik erkekliğin avantajlarından yarar sağlarlar. Bununla birlikte.ğılmâya m ah k ûm ' oluyordu.projesinin iz le n m e siiç in daha güçlü bir şeyler g e­ rekmektedir. Kadın v e eşcin sel kurtuluş hareketlerinin her iki örnekte de dikkat çeken sürekliliği. Am a cin sel politikanın geniş yelpazesi göz önüne alındığında örgütlen­ menin sürekliliği gibi bir ayırt edici Özellikten söz edilem ez. Liberal kapitalist ülkelerde bu tür bir politika. bir baskı grubu politikası düzeyinde. Yolun ortasında yatan aslan. radikal bir eşitlik programı etrafında hâkim güçlere karşı inşa edileceklerse. fem inist v e eşcin sel p o­ litik varlığı ayakta tutacaktır. radikal çoğunluklan düşünülebilir kılan kriz eğilim leri de aynı şekilde ana yapısal engel üzerinde etki sahibi olurlar. sınırsız devam edebilir. Am a çoğunluklar da gökten inm ez. Erkeklerin yarar. Yeterli hoşgörü ve yeterli aralıklarla destek hazırdır. Oluş­ turulmaları gerekir. Milce Broker’ın “H ötöröf olabilirim ama hiç değilse erkeğim ” sözüyle ortaya koyduğu gibi. kalıcı resmi örgütlenmeler kurmaya yönelik girişimlerde de bulunuluyordu. görünüşe bakılırsa er­ keklerin çıkarlarına karşı olacaktır. Bu ise cinsel politikada radikal çoğunlukları bir araya getirme ve kayda değer bir zaman dilim i boyunca bir arada tutma sorunudur.

erkeklerin sahip olduğu yararlarla tanımlanmış bir çıkan olan bir baba. çocuk bakımı krizi ve babalığa ilişkin görüşlerin d eğişm esi. başka her şeyden çok cin­ siyete dayalı işbölüm ü açısından daha güçlü görünüyor: “A ile g e­ liri” kavramının çökm esi. ama son derece yaygın bir d en eyim olarak hegem onik erkekliğin içerdiği g e­ rilimler e. Şu anki radikalizmin sancısını duyduğu yeniden yönelim lerin bir bölümü de yaşanmak zorundadır. Bu bir anlamda yoğun ve yaygın stratejilerin birleşimini içerir. Buna yönelik eğilim ler. İkincisi ise hareket etm e gücünü sağlar. Çıkarı somutlayan pra­ tikler toplum sal cinsiyet kategorisinden çok. Eğer ra­ dikal çoğunluklar ortaya çıkacaksa bu yalnızca çoktan allanıp pul­ lanmış ve yükseltilm iş pankartlar etrafına üşüşen kitlelerin var olup olm am ası sorunu değildir. İktidar ve katelcsis yapılarındaki kriz eğilim leri. 371 . belki de radikal politikanın bugün karşı karşıya olduğu önem li stratejik sorunun ta kendisidir. veya bölünm üşlüğe açıktır. Y ine de hareket radikaliz­ minin asıl enerjileri başka bir noktada yoğunlaşmaktadır. bedellere v e tedirginliklere dikkat çekerken yanılmamıştı. erkeklerin özgürleşm ede kadınlarla ay­ nı çıkara sahip 1 olduklarını düşünürken hatalıydı. bi­ rinci strateji doğrultulan ve uygulanabilirliği tanımlar. Çocuk bakımında cinsiyete göre ger­ çekleşen işbölümü krizi buna davetiye çıkarmaktadır. fırsat eşitliğine ilişkin liberal politikalann gençler arasında kitlesel boyutlara varan işsizlik sorunuyla baş edem em esı gibi örnekler düşünülebilir. ataerkil yapının devam ını isteyen sürekli bir çoğunluk bulunuyor gibidir. İkinci olarak ben-m erkezcil çıkarlar bile belirsizliğe. “Erkek hareketi” literatürü. “çıkarlar” ben-m erkezcil olduğu kadar bağmtısaldır da. İki nedenden ötürü bu hesaplar inandırıcı değildir. B öyle bir birleştirme şim diye dek ger­ çekleşm em iştir. Toplum sal cin siyet düzenindeki krize yönelik eğilim lerin. ken­ dilerini asıl yapısal reforma adamış çoğunluklar için bir temel oluşturacak denli ileri gidip gitm em esi. bu ilişkiler etrafında örgütleniyor olabilirler. Ö ncelikle.luyla veya ön plana çıkarılan dişiliği kullanarak zenginlik. çıkara ilişkin bu tür iç bölünm eleri artırma eğilimindedir. prestij veya başka avantajlar sağlayan çok sayıda kadın da göz önüne almdığında. S özgelim i. aynı zam anda kendi çoculdannın mutluluğunda da bir çıkara sahiptir ve çocuklanm n yan sı da kızdır.

6 . Bu argümanın y e ­ ni ve gelişkin bir uyarlamasında D avid Fernbach. C insiyetler arasmdaki*farklılık. ama aynı şekilde yüceltilm esini d£ içermez. tem el amaç için iki mantıksal aday vardır. B aşka kolektif karşılıklar verilm esi de mümkündür. çünkü m ev­ cut toplum sal cinsiyet düzeni doğada verili değildir. Ortadan kaldırılm ası ise mantıksal olarak bu alanların bağlantısının k o­ parılması sorunudur. Bu ise biyolojik farklılığın yerilm esi veya yadsınm ası anlamına gelmez. bu görüş -tıp k ı “kadın ve doğa” yüceltim inin zıt im gesi g i­ b i. toplumsal bir yapı olarak toplumsal cinsiyetin ortadan kal­ dırılm ası söz konusu olm ak zorundadır. kozm ik bir bölünm e veya 372 . B iyolojik cinsiyeti ortadan kaldırma . Daha çok. Toplum sal cinsiyet düzeni b i­ yolojiden kaynaklanmış değildir ve hiçbir zaman da Öyle o l­ mamıştır. toplum sal cin ­ siyetin ortadan kaldırılması. bir ilinti yaratılmasıdır. Am a kurtuluş hedefi doğ­ rultusunda doğanın aşılm ası anlamına gelm eyecektir. içsel doğam ızı bu yolla aşarak “paleolitik” üreme sistem im izi m odernleştire­ ceğim izi.cinsiyetin toplumsal dünyasının nasıl kurulduğuna ilişkin hatalı bir anlayış üzerinde temellenir. insanın üreme biyolojisine verilen belirli bir tarihsel karşılığı yansıtır. bunun da. Bunlardan biri.girişimleri de kuşkusuz bu olası karşılıklar arasındadır. Ürem e teknolojisinin da­ ha: ö n c e s ö z ü edilen şüpheli politikalarını bir kenara bırakacak oiursak. sonuçta toplumsal pratik alanlarının ürem edeki bölüşüme bağlanm ası. Öteki ise toplumsal cinsiyetin yen i te­ m ellerde yeniden kurulmasıdır. Eğer toplumsal cinsiyetin ortadan kaldırılması kayda değer bir amaçsa. Bu ancak. B ölü m ’de tanımlandığı gibi toplumsal cinsiyet. insanın kendi dışındaki doğayı aşmasına denk olacağını öne sürecek denli ileri gitm işti. SONUÇ: TOPLUMSAL CİNSİYETE DAİR TOPLUM TEORİSİYLE KURULABİLECEK BİR DÜN YA ÜZERİNE NOTLAR Toplum sal cin siyet ilişkilerinin dönüştürülmesine ilişkin. in­ san deneyim inin çeşitliliğini kesinlikle azaltacak ve çok büyük bir olasılıkla var olan iktidar yapılarının gücünü artıracalç kolektif bir sakatlık olacaktır. B irinci y o l boyunca Herlenecek olursa bazı cüretkârların cinsel y o lla ürem eye son verilm esini önerdiği görülür.c .

Bu anlamda. Tıpkı sınıfların kaldırılmasına karşı öne sürülen geleneksel ar­ güman gibi. Eğer eşitlik. Eşitlik so­ nuçta mutlak bir kavramdır. . Kurtuluş. Bunun duygusal ilişkileri yapılandırması için hiçbir ne­ den yoktur. lunan alanının üreme karmaşasıyla bağlantısının koparılması halini alır. iyi tasarlanmış hiçbir niteliği olanaklı kılmaz. bu kitapta ele alınan birçok ayrıntının da gösterdiği gibi. yalnızca üremedeki işlevsel bir bütünleyiciliktir. toplumsal cin-: siyetin yapıbozumu. Karakteri yapılandırması için de hiçbir neden yoktur. derhal ulaşılabilecek bir durum olarak eksiksiz eşitliği gerektirseydi. B iyolojik fark­ lılık ve benzerliğin toplumsal eşitsizlik yapılarının parçası olması. toplumsal pratiğin daha sonraki bir noktada bu-. küçük ortamlarda bile aşılması g e­ reken küçük bir güçlükten daha fazlası söz konusudur.toplumsal bir y a zgı değil. bu haksızlıkları sa­ vunan politikaları ve yine bu haksızlıkları onaylayan ideolojileri üreten çıkarların toplum sal kuruluş tem eli eşitsizliktir. doğanın kendisini değil “doğaya” ilişkin ikilem lerim izi yaratır. dolayısıyla kadınlık ve erkeklik de göçüp gidecektir.B öyle bir gelecek . toplum sal cinsiyetin ortadan kaldırılmasına karşı öne 373 . bütün pratiklerin eşitlik kriteri. ki­ şiseld a v ra n ışla r üzerindeki kısıtlamaların ortadan kalkması an­ lamında Özgürleşmeyle değil. eşcinsel kurtuluş teorisinin yapıbozumcu ka­ nadında dile getirilm ektedir ve. anlık bir strateji olmaktansa nihai bir hedef olarak daha inandırıcıdır. pratiklerin başlangıçta içinden çıktıkları koşullardan/ daha fazla eşitlik üretmeleri. eşitlik le ilişk ili bir kavramdır. tabii asla vazgeçilm eyecek bir h a ­ reket doğrultusu Olarak kabul edilirse. üretilen koşullar karşısında yılm am acasına yapmaları yönündedir. En büyük m eziyeti.. en yakın seçenek olarak g e­ nel yapıbozuma dair herhangi bir görüşü yıkm aya yeterlidir. Ama bununla birlikte. K ısım ’da kişiliğin sürekli­ liğine ilişkin dile getirilen argümanlar. . Kısacası. uygulanabilir bir etik programdır. Politik pra­ tik kriteri b öylece. pratik için bir kriter olarak tümüyle gerçekdışı olacaktı. Adaletsizlikleri kurumsallaştıran pratikleri. toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin temellerini y ok etmesidir. III. herhangi bir uzlaşmaya varılmaksızın pratiğe dair bir kriter olabilir. Ama güçlü bir eşitlik kavramı. Bunu söylem ek kolaydır belki ama. ama bunu. dolayısıyla heteroseksüel ve eşcinsel kategorileri ke­ sinlikle önem sizleşir.

bizim deneyim dünyamızdan öylesine farklı olacaktır ki arzu edilebilir olup o l­ m adığını kolay kolay anlayamayız. Ö yleyse toplumsal cinsiyetin ortadan kaldırılmasının bedeli ay­ nılık değil. kaçınılm az o-. enerjisinin ve güzelliğinin pek çoğunun da toplumsal cinsiyet ilişkileri aracılığıyla ve bu ilişkiler etrafında yaratılmakta olduğunun belirtilmesi gerekir. ■şiddet . kültürün bu zenginliğini üreten kısıtlamalar. yüzden de hiçbir şeyin “sapkın” olam a­ yacağı şeklinde açımlanan hükümler içerm esine rağmen. Nibelungen D e sta n ı'nı ve Rubens’in portrelerini kazandırmıştır. K endi bedenlerim izin duyumundan. aynı zamanda kitapta ele alman toplum sal cinsiyet eleştirilerinin nedeni olan güçlü eşitsizlikler.olm ayınca. M arcuse’nin E ros ve U ygarlık'ta sun­ duğu “çok evreli sapkınlık” tartışması. sahip o l­ duğumuz erotizm _v e im gelem im izi hem sınırlamakta hem de körüklemektedir. yine de bu anlayışın kötü bir özeti değilidir. olsalardı kaybım ız ne olacaktı? Kültürümüzün. barbarlığı kadar. bize O th ello'yu . yoğun baskılar. Toplum sal cinsiyet. Bn iyim ser tahminle bu. bir evi çekip çevirm e­ y e ilişkin eski inanışlara. hiçbir şeyin normatif olarak tanımlananı ayacağı. popüler şarkılara v e günlük mizaha kadar günlük yaşamın ince dokusunun büyük bir bölüm ü. Eğer bu yapılar tarihin gir­ dabına kapılıp gitmiş. böylesi bir girişimin aynılıkla so ­ nuçlanacağını belirtir. Cinsiyet farklılığı. •Yine de bu deneyim i. larak kasvetli bir tektipliğe mahkûm oluruz— yani hepim iz işçi tu­ lumları giyecek ve kulak m em esi hizasında kesilm iş saçlarla dolaşacağız. belirli türde yapıların yitirilmesidir. toplumsal 6insiyet üzerinde temellenmektedir. bildiğim iz bir yaşam biçimine kıyasla ciddi biçim de yoksullaştırılacak bir yaşam biçim ini gösteriyor gibidir. sonuçta toplum sal cinsiyet yapılarının bir değer taşıyıp taşımamasına bağlıdır. çok evreli bir em ek ve çok evreli karar verme ya­ pıları demektir. Yapıbozumun mantıksal çıkarımı sınırsız Ölçüde değişkendir. bu. Toplumsal cinsiyet yapılı ve oldukça kendine özgü cinsiyetçi duyarlıklara sa­ hip bir kültür. Bu.kurtuluş an­ layışına ilişkin bir yargı. Örüntünün tümünün dışlanm ası. aynı zamanda. Bellci çok evreli bir erotizm. bundan daha fazlasını da v e ­ remez. Belki bu iddia retorik olarak etkilidir ama analiz olarak ancak bir yanlış anlamadır.sürülen basmakalıp argüman da.

bizim ortak oyun becerimizin ni­ tel artışı olduğu söylenebilir. Pat Califia ise lezbiyeıı sado-m azoşizm in. toplumsal cinsiyet sem bolleri ve ilişkileri üzerinde farklı*bir etki yaratır. kolay anlaşılır bir örneğiydi. Bu ise kültürel enerjinin. Piaget oyunu. deri v b . nereye kadar varabileceği açık kalsa da.v e potansiyel yıkım da üretir. toplum sal cinsiyet pratiği ya da cinsel ideoloji genellikle bağlantısızdır v e zevk. Bu. 1960’larm “üniseks" üsluplarıyla oyunu daha da şiddetlendirdi. Toplum sal cinsiyetle oynam a şu an bilinm eyen bir şey değildir. K ısım ’da öne sürülen tarihsel argüman. toplumsal cinsiyetin ortadan kaldırılmadan tehlikesiz biçimlerde yeniden kurulmasının mümkün olup olm adığı sorusunu getirir. toplumsal cinsiyetin yeniden birleştirilm esiyle o y ­ namaya 193 0 ’larda başlamıştı. erotik gerilim . ik­ tidarı. belki de.. Toplumsal cinsiyet m uğlaklığı ise D avid B ow ie v e N e w York D o lls’dan Grace Jones ile B oy Geo rg e’a kadar geniş bir yelpazede rock m üziğinin sunumunda bir te­ m a olagelm işti. B ö lü m ’de sözünü ettiğim iz genç lazlarm punk üsluplarını sa­ hiplenm esi. Ö nkoşul olarak toplumsal cinsiyet düzenlerindeki unsurlarının bir anlamda yerlerinin yeniden düzenlenebileceğini varsayar. H. S ovyetlerin m edya kişilikleri olaralc kadın kozmonotlar yaratmaları da keza kadınlık/erkeklikle v e cinsiyete dayalı işbölüm üyle politik etkiler elde etm ek için oy375 . aynı tür bir etki meydana gelir. Sözünü ettiğim iz türde oyunlar. erotik amaçlarla erkeklikten nasıl kopardığını tanımlamıştır. yapının yıkılmasından çok yeniden yapılandırmayı içerir. zekâ psikolojisinde “özüm sem e” olarak adlandırdığı ve cinsiyetçi bir kültürde mevcut materyallerin alınıp yeni amaçlar doğrultu­ sunda kullanılması gibi k olektif düzeyde bir süreci im a eder bu. Am a daha az değişik bağlamlarda da. Piaget’ni'n.sistematik biçim de. Fetişizm nesneleri -la tek s. bunun küçük ölçekli.eşitsizlik yaT pısından koparılıp kop arılamayacağı. Peter Aclcroyd uyuşturucu ile “karnaval” sırasında günlük âdetlerin yerle bir edilm esi arasında tarihsel bir bağlantı bu­ lunduğunu öne sürer. çoğunlukla cinsel altlcültürlerde ge­ liştirilmektedir. K it­ le se l moda. 6 . Farklı bir çizgide. yıkım v e ­ ya k işisel rahatlık için yeniden birleşmektedir. bu görüşü kesinlikle desteklemektedir. C insel karakterin unsurları. neredeyse katışıksız özüm sem e olarak tanımlar ve oyun sürecinde olup bitenlerin de.

yeni bir anlam kazandınlabilecek başka bir tarihsel * E rk e k lo h u sa lığ ı: B azı ilkel to p lu m la rd a karısı d oğ um y a p tık ta n s o n ra ko ca n ın sanki ç o c u k d o ğ u rm u ş gibi yatağa yatıp ke n d isin i a rın m a ya adadığı b ir g öre n ek. d o­ ğum ile em zirme. Kültür unsurları arasmdaki ilişkiler değiştiğinde.. işbölüm leri ve lcateksis kurallarının ağırlığı sonucu. D ahası insanların sürece katılabileceği birçok farklı yolu ortaya çıkarmak ve icat etmek de olasıdır.. rutin olarak yetiştirebilecekleri kendi çocukları olamayan eşcin sel kadın v e erkekler için bütünüyle olasıdır.. Yapıbozum ..1erini.. döllenm e.) 376 . pratiğe ilişkin yeni koşullar yaratılır v e yeni pratik örüntüleri mümkün hale gelir.. bir tür cinsel cuisine m inceur (incelik mutfağı) o l­ duğunu im a eder. ailesind e küçük çocuklar v e halalar veya amcalar gibi bu çocukların eb eveyni olmayan yetişkinler arasındaki tarihsel ilişk i örneklerine dikkat çeker. alarak yu çekebilir.n. Bu. gerçek olasılıklar ise toplumsaldır.. gebelik... kendisini ortadan kaldıran ik ­ tidarın. Bunlar Stapledon’ın im gelem inde biyolojik tipler olarak tasarlanmıştı. Büyük ölçüde iki cinsiyet arasında sıkışıp kalmış bulunuyoruz. cinsiyet biyolojisinin toplumsal yaşam da çok küçük bir varlığa sa­ hip -olacağını... heteroseksüel yetişkinler ta­ rafından kurulan ilişkilerin ise tamamlanıp zenginleşm esini sağlayacaktır...nanan bir oyundur. Yeniden yapılandırma anlayışı... Erkeklerimkuvad* yoluyla doğuma sem bolik olarak katılmaları. yeni anlamlar kazandırılarak yaşama geçirilebilecek modeller olarak ondokuzuncu yü zyıl burjuva. çocuklar ve yetişkinler arasında özel ilişki örüntüleriııin kurulmasını olanaklı kılacak. “Üçüncü cinsiyet” kavramı her ne kadar demode olsa da. ve “oyun-* anolojisinin alabileceği y o l ancak bu kadardır. üremedeki farklılık ve benzerliğin inceden inceye kültürel olarak işlenm esini kabul edecektir... m evcut pratiklerin ve sim gelerin yerlerinin yeniden düzenlenm esinden.... büyüme ile yaşlanm a farklılıklarını ve çeşitlililc. Am a ilk eşcinsel teori bir '‘üçüncü” cinsiyet düşünmüştü v e O laf Stapledon ilk klasik b i­ limkurgu romanlarından birinde insan türünde uzak bir gelecekte birçok cinsiyet veya altciıısiyet olacağım hayal etmişti. Kültür.. bunların bir ka­ leydoskopa dönüştürülmesinden daha fazla bir şeydir... dikkate. Gary Dow sett.. . (ç. Am a yeniden yapılandırmanın içerimi.

Cinsel karakter öğretisinde psikolojik bir toplumsal cinsiyet yazgısı anlayışı ifade edilmektedir. Bu. Bu değişim deki derinliğin hafife alınmaması gerekir. (metaforu değiştirecek olursak) bir acı v e neşe üretecidir. “erkek sorumlulukları”. sözüm ona kırılgan bu endüstriyel kayram. Eğer . Bu göz Önünde bulundurulacak olursa. yaşamı ilginç kılan sevgi. C insel ideolojinin tem el m ekanizm ası toplumsal cin­ siyetin doğallaştırıImasLdır. Kültürel mirasın büyük bir bölümü bu durumda ancak tarih olarak fark lı. toplumsal cinsiyeti ye­ niden oluşturarak cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldıran bir toplum. düşünce çerçevelerine yapışan bir değişiklikle kurtarılabilecektir. Eğer bu değişiklik dünyayı da­ raltacak olursa. Ama bun­ lar. daha az kültürel iktidar olacağı anlamına gelebilir. K asvetli bir yazgı işbölümünü kuşatır: “Kadın iş i”. benzer bir biçim de im gelem ve eylemin için e sızarak toplumsal cinsiyet pratiğinin tüm alanlarına kök sal­ maktadır. Y azgı anlayışı.cinsiyete dayalı işbölümünden kaynaklanan eşitsizliklerin köklerini kazımak istiyorsak. nefret. erkeklerin açık ve kesin bir^ şekilde gebelik. edilgen bir bilinçlilik değil. Bu. M e d e a ’dan K a za b la n k a ’ya kadar. Bu çerçeveler tümüyle farklı değillerdir kuşkusuz. kıskançlık ve ihanetler yine olacaktır. bir yanda ku­ rumsallaşmış eşitsizlikle öte yanda da biyolojik farklılıkla olan zo­ runlu bağlantılarıdır. Daha keskin uçlu bir kateksis yazgısı. Günümüzde bu anlayış. Özgürlük anlayışının yeniden yapılandırılm asıyla yitirilecek olan.örnektir. ortak bir yazgıdan çok k işisel tasarılar arasındaki ilişkiler oîarak yaşanacaktır. çok daha güçlü bir tanım kazan­ dırılması gereken bir değişiklikle gündem e gelen küçük bir başlan­ g ıç noktasıdır. Batı kültürünün aşk te­ masına yaklaşım biçim inin merkezine yerleşm iştir. içinde yaşadığım ız kültürün derinlerine kök salmış bir koşuldan. aynı zamanda bazı bölümlerini daha yoğun bir hale . toplumsal cinsiyetin yazgı olduğunu Öngören anlayıştan tem el bir kopuş olacaktır. doğum ve bebek bakımıyla ilişkili ey işlerinin çoğunu üstlenmeleri zorunludur. ■■ : ! ■■■' . farklı bir duygulanım yapısını barındırmak zorundadır. getirecektir. toplum sal cinsiyet ilişkilerindeki unsurların. Örneğin “babalık izni”. yaşantı ve ey­ lem i etkilem ek için kullanılan bir araç.

deneyim v e ic a t. her ne kadar burada toplumsal cinsiyet ilişkileri yapısındaki değişiklik tem elinde Öne sürülmüş olsalar bile başka önkabuller içerirler. hem toplumsal cinsiyetin öbürlerini do­ ğuran tem el baskı olduğu ve bu yüzden cinsel politikanın öncelikli olm ası . aynı zamanda kültürel kaynakları çok daha zengin bir hale gelecektir.geçektiği görüşünü. hem de toplum sal cinsiyet eşitsizlikle­ rinin ikincil olduğu ve bu yüzden asıl olay sürerken cinsel po­ litikanın bir kenara bırakılabileceği düşüncesini reddetmektedir. yeniden oluşturulmuş bir insan toplumu bugüne dek ulaşılamamış pratik bir eşitlik düzeyine erişecelctir. İlişkilerdeki bu temaların yerini belki de bilinm eyen ile tahmin edilm eyenin he­ yecanı v e gerçekten de önceden saptanmış sınırlan olm ayan ge­ lecekler inşa etmenin heyecanı alacaktır.378 . Koruma ve bağım lılık sorumluluğunun ortadan kalk­ m asıyla birlikte. Ön­ celikle. cinsel açıdan eşitlikçi bir top­ lum da yaşam ın keşfe açık duygusal boyutları. İkinci olarak şu an güçlü biçim de kısıtlanm ış olan toplumsal cinsiyet ilişkilerinin özgürce yeniden biçim lenm esi ile şu an güçlü bir şekilde üsluplaştınlraış psikolojik ve kültürel Örüntüler. Üçüncü v e belki de en önem lisi. A şk da. yenilik ve çeşitlilik olasılıklarının daha fazla olm ası nedeniyle bizim toplumumuzunkilerden çok daha karmaşık olur. top­ lumsal cinsiyet eşitsizliği y ıld ızı altındaki aşktan daha az tutkulu olmayacaktır. Bu olasılıklar.androjenliğin bir başlangıç noktası olabilm esi bile güçtür. A sıl olay.Ödenecek bu bedel karşısında. yeni karşılıklı ba­ ğım lılık biçimleri kurma ve kişisel icatla bağlılığın dengelenm esi sorunları gibi yeni güçlüklere sahip olacaktır. Eşitler arasında aşk. bugün sahip olduğum uz küresel yaşam standartlarından kaynaklanan çirkin eşitsizliklerin bu­ lunm adığı bir dünyaya yönelik bir geçiş önkoşuldur. Bu zenginlik sözünü etm eye değer bir şey.ayrıca istihdam konusunun ötesine de çekilebilir. ırk eşitsizlikleri barındırmayan bir top­ lum a v e emperyalizmin olm adığı. Sınıf. farklı bir şekilde tutkulu olacaktır. oyunda artık daha fazla oyuncu yer alacaktır. Bu kitaptaki analiz. Erdişilik (herm afroditilik v e ­ ya . bütün kısıtlılıklarına rağmen doğrudur . şu an insanın yaşaminı sürdürme m ücadelesi görünü­ .o lasılıldarm ı geometrik olarak artırır. C insiyet ay­ rımcılığının insan kaynaklarını boşa tükettiği yönündeki “fırsat eşitliği” argümanı.

bileşenlerin birbirlerine etki ettikleri anlamına gelir. uygulam a açısından eşitlik. eşitsizliğin küresel ya­ pısına ilişirin tem el bir gerçeği ve hangi toplum sal güçlerin bunu parçaladığım ifade etmektedir. Yeni S ol bünyesindeki modern fem inist radikalizmin kökenleri bunu açıkça göstermektedir. tabii eğer Önceliklerinin kurulmasını karşı tarafa b ı­ rakmayacaklarsa. B u argümanlar. çağdaş toplum sal cinsiyet iktidar yapısının nüvesinde yer alan kurumlar. Niteldin olgusal açıdan. bu bileşen­ lerden oluşan bir komplekstir. radikal entelektüeller arasında giderek rağbet gören. ra­ dikal politikayı birbiriyle hiçbir sistem atik bağlantısı olmayan faik ­ lı alanlardaki bir mücadeleler çoğulluğuna indirgeyen argümanları kabul etm ek mümkün değildir. Bu yüzden.münde olan insan eşitliğine yönelik tarihsel mücadele. Tersten ele alacak olursak. E şitsizlik yapıları arasındaki bağlantı kesinlikle mantıksal bir bağlantı değildir: Bunu varsayan teorisyenler başka türlü bir H egelcilik tarafından baştan çıkarılmaktadırlar. kampanyaları ve toplum sal m ücadeleleri hegem onikleştirm eye çalışan ortodoks M arksizm gibi girişimlerden duyulan çok haklı bir hoşnutsuzluğu yansıtırlar. A m a kriz eğilim leri gibi kavramlar üzerinde temellenen akılcı strateji seçim lerinde bulunma şansı ta­ nımazlar. çünkü bu kurumlar. Bağlantı ampirik ve uygulam aya dönüktür. Bu anlamda. Edward B ellam y’nin Looking BackwarcV\x (Geriye Bakış) gibi cin sel karakterin doğallığına ilişkin son derece uzlaşım sal bir görüşü barındıran sosyalist Ütopyalar bulunduğunu da söyleyebiliriz. Öbür bütün grup­ ları. Toplumsal cinsiyete ilişkin argüma­ nım kapsamında küresel eşitsizlik. Platon’un D e v le t’indeki m uhafızlar veya Ursula L eG uin’in K aranlığın S ol üVPndeki aristokrasi ve bürokrasi örnek gösterilebilir. Toplum sal değişim e yönelik hareketler stratejilere ih­ tiyaç duyarlar. kadınların kürtaj haklarını 379 '■M m H . Sosyalizm ve fem inizm arasında tarihe geçen birlik. Öte yandan. gergin ve ek sik görünmekle birlikte. toplum sal cinsiyet ve sın ıf tahakkümünü birleştirmektedir. ta­ sarlanmış bir yapıdır. Başka tür eşitsizlikleri barındıran. Karşılaştığı bütün engellere rağmen İngiliz İşçi Sendikaları Konfederasyonu. ama yine de cinsiyet eşitliği içeren bir toplum tasarlanması olasıdır. gene daha büyük bir Ölçekte. bir sınıf politikası olm aksızın yılalamazlar. Bu. içerilmesİ güç bir şeydir.

380 . ama olm ayacak bir şey de değildir. tüm biçim leriyle baskıya atıfta bulunan bir politikanın parçası o l­ mak zoru h d âd ıf. oysa în giliz Sanayiciler Konfederasyonu böyle bir şey yapmamıştır. Eğer bu gerçekleşecekse. tar­ tıştığım olasılıkları gerçekleştirecek toplum sal cinsiyetin yeniden oluşturulması.bugünkü gelişim i bu yönü işaret etmektedir. Eşitlikçi bir yaşam biçim i inşa edilerek. doğum teknolojisinin . deneyim açısından zengin ve tarihsel olarak açık bir g eleceğ i şekillendirme yönündeki kolektif becerim izin içsel sınırlarını kaldırıyor olacağız. Çok daha az çekici olm akla birlikte düşünülebilir başka g e­ lecekler de var. yalnızca tarihsel bir olasılıktır ve ille de zorunlu bir gelecek olm ası gerekmez. Toplum sal cin ­ siyetin yeniden oluşturulması otoriter bir politikanın parçası olarak pekâlâ kabul edilebilir.B u sorumluluğu üstlenm ekle. fiziksel ve çevresel açıdan güvenli. ya­ ni yeniden oluşturma sorumluluğunu üstlendiğim iz tasarılar da. pratiği de. Margaret A tw ood’un baskıcı bir geleceğe ilişkin romanı The H an dm aid‘s Tale (Dam ızlık Kızın Öyküsü) bir hi­ civdir belki.desteklem ek amacıyla gösteri yürüyüşü düzenlemiştir.

D. (1950) T h e A u th o rita ria n P e rso n a lity (New York. Adler. D. Avustralya Okullar Komisyonu (1975) G iriş. Hİ11. (1973) C e n tu rie s o f C h ild h o o d (Londra: Jonathan Cape). Ari&s. N. P. Schools Commission). T h e R o le o f W o m en in th e E co n o m y. S.: Sevinç-Ozcan Kabakçıoğlu. T o ta lita riz m in K a y n a k la r ı-îjA n t İsem itizm . S o c ıa l A lte rn a tiv es. 381 . W.. (1980) T h e D o m in a n t Id e o lo g y T hesİs (Lond­ ra: George Ailen and Unvvin). 100-02. (1956) The İn d iv id u a l P sy c h o lo g y o f A lfr e d A d le r (New York: Basic Books). the A m e ric a n iza tio n o f the U om o s e x u a l (New York: Sî Martin’s Press). Kobler. E. s. S. 1997-2/E m p e ry a lizm . S. P. Alinsky. (1. (1928) “Psychologie der Macht”. D. H.. Alle? ’ t1970^ F ree S p ? c e: A P e r sp e c tiv e on the S m a tl G r o u p in W o m e n 's L ib e ra tio n (ABD: Times Change Press). s.. İletişim Yay. Adomo. Amato. (1972) H o m o se x u a i: O p p r e s sio n a n d L ib e ra tio n (Sydney: Angus and Robertson). Harper). D. 1. 1998. der. çev. B.: B. S c h o o l a n d S o c ie ty (Canberra. (1986) T h e H a n d m a id ’s T a le (Londra: Jonathan Cape). N. Atwood. ve Tamer. D. G e w a lt u n d G ew a ltlo sig keit (Ziirıch: Rotapfelverlag). Adler A. Akman. 41-46. s 48794* Anti-Discrimination Board (Ayrımcılık Karşıtı Kurul). A. Levinson. R. M. Arendt. İstihdam ve Gençlik İşleri Bölümü (1981). Frenkel-Brunswik. J. Afa Yay. Yeni Güney Galler (1982) D isc rim in a tio n a n d H o m o se x u a lity (Sydney: ADB). (1979) C orning O u t in the S e v e n ti es (Sydney: Wild and NVootley). 6/7. American Psychological Association (Amerikan Psikoloji Birliği (1977) “Guidelines for Nonsexist Language in APA Joumals”. T. Ackroyd.S. 32. (1980) “Man in a Woman’s World: The Hassles of a Male Homemaker”. (1972) R u le s f o r R a d ic a is (New York: Vinfage). P o sitio n p a p e r f o r O E C D H ig h L e v e l C o n fe re n c e on the E m p lo ym en t o fW o m e n 1 9 8 0 (Canberra: AGPS)... R. F. D a m ız lık K ızın Ö y ­ kü sü . ve Sanford. (1979) D r e s s in g U p: T ra n sv e stism a n d D r a g (Londra: Thames and Hudson).Kaynakça Abercrombie. ° Altman.958) T h e O rig in s o f T o ta lita ria n ism (New York: Meridian). 6. çev. 1992 1 Avustralya Kadın Bürosu. Şener. (1982) T he H o m o se x u a liza tİo n o f A m e rica . P. Altman. A m e ric a n P sy ch o lo g ist.

25-29. 1991. s. A ç h ille s H e el. 2 4 -3 0 H a zira n 1979 (Bangkok: Birleşmiş Milletler). (1978) S p o rt . (1977) O u tlin e o f a T h e o ry o fP r a c tic e (Cambridge: Cambridge University Press). Kadın Araştırmaları Grubu). (1978) W o m en in E u ro p e sin ce 1750 (Londra: Croom Helm). Ailen. 2-3. (1967) M y th . W o m en T a k e Issu e: A s p e c ts o f W o m e n ’s S ııb o rd in a tio n (Londra. Barbour. 4 2 . Bray. (1979) F e m a le S e x u a l S la ve ry (Englewood Cliffs. E. (1979) A fte r the O d yssey. Bachofen. <3. P sykh o L . ve Cass. (1982) H o m o se xu a lity in R en a issa n ce E n g la n d (Londra: Gay Men’s Press). R efra cto ry G irl. K a d ın -2. Beauvoir. A. J. L. (1978) "Women inside and Outside the Relations of Production”. R e lig to n a n d M o th er R ig h t: S e îe c te d w ritin g s (Londra: Routledge and Kegan Paul). K a d ın ve S o sy a lizm . . S. Bürker. (1976) “I May be a Queer. . Women’s Studies Group (Çağdaş Kültürel Araştırmalar Merkezi. D e p e n d e n c e a n d E x p lo ita tio n in W o rk a n d M a rrta g e (Londra: Longman). Bebel. Payel Yay. Beverley Hills: Sage. der. (1953) C h ild Ç a re a n d the G row th o fL o v e (Harmondsworth: Penguin). A stu d y o f G r e e k A u stra lia n s (St Lucıa. B. D. 155-162. ■ . K. (1976) S c h o o lin g in C a p ita lîs tA m e r ic a (Londra: Routiedge and Kegan Paul). L. H. Bottomley.: Bertan Onaran. Bamsley Women Against Pit Closures (M aden O ca kla rın ın K a p a tılm a sın a K a rşı K a ­ d ın la r) (1984) W o m e n A g a in s t P it C lo su res (İngiltere: WAFC). ■35-78. Bateson.A. Brança. BaiTy. D. (1904) W o m e n u n d e r S o c ia lism (New York: Labor News Company). Bell. s. V. J. G. ■.. Biddle. Bem. University of Queensland Press). (1973) “That Thing of Silk”. (1983) W o m en . J o u rn a l C o n su lt. Brohm. s. Birleşmiş Milletler ICadm ve Kalkınma Asya ve Pasifik Merkezi (1979) D r a f t R e p o r t o f In te rn a tio n a l W o rk sh o p on F em in ist Id e o lo g y a n d S tr u ç tu r e s in the F ir st H a l f o f the D e c a d e fö r W o m en . ve Winship. K a d tn -3 . But at Least I am a Man: Male Hegemony and Ascribed versus Achİeved Gender”. Kaya. G ü n ü m ü zd e K a d ın a U yg u la n a n B a skı. 23.. (1981) B io g r a p h y a n d S o ciety! T h e L ife H İsto ry A p p ro a c h in the S o c ia t S c i­ en ces.2 . Baldock. Sage Studıes İn International Socıology. C. J-M. S.. S. Centre for Contemporary Cultural'Studies. (1980) W o m e n 's O p p ressio n T o day (Londra: Verso). Pencere Yay. Bland. der. C. Broker. (1974) "The Measurement of Psychological Androgyny”. J.). K a d ın -Î. F. Jj (1979) R o le T h e o ry (New York: Academic Press). D. Bnmsdon. Bourdieu. de (1972 [1949]) The S e co n d S e x (Harmondsvvorth: Penguin). İnter Yay. çev. J. S. Hutchinson). S e x u a l D i- '382 . çev. Bowlby. (1888) L o o k in g B a c k w a r d (Boston: Ticknor and Co. C lin . (1973) S tep s io a n E co lo g y o f M in d (S t Albans: Paladin). M. Leonard Barker ve S. 1993. 1993. B. ve Newby. 2. C„ Hobson. Ailen ve D. M. J. Bellamy.: S ali ha N. 1993. New Jersey: Prentice-Hall). (1976) “Husbands and Wives: The Dynamics of the Deferential Dialectîc". der.. Bertaux. P. P. veGintis. S o c ia î W e lfa re a n d the S ta te (Sydney: George Ailen and Unwin).A P rison o fM e a s ıir e d T im e (Londra: Ink Links). Baırett. H. BowIes. s. 4. Bristol Anti-Sexist Men’s Conference (Cinsiyetçilik-karşıö Erkekler Konferansı )(1980) "A Minimum Self-Definition of the Antİ-Sexist Men’s Movement”.Avustralya Sağlık Bakanlığı (1984) A lc o h o l in A u stra lia : A S u m m a ry o f R eîa ted Statistic s (Canberra: Australian Government Publishing Service).

K. (Harmondsworth: Pengutn). (1978) “Church. W om en. (1979) T h e Sa. 5.. 1-15. S e x R o le s. University of Ade. Kuhn . Cahili. ve Lee. J. ' ' Bullock. M. Ayrıntı Yayınlan. 29. (1961) W h a t is H İsto ry? (Londra: Macmillan). laide. '■ Bryson.. (1981) T h e T h e o re tic a l S ig n iftca n c e o f the A rg u m e n is o f the G a y L i ­ b era tio n M o v em e n t.v isio n s a n d S o c ie ty (Londra: Tavistock). (1982) W o m e n on the L ine (Londra: Routledge and Kegan Paul). ve Mowbray. J o u rn a l o f A p p lie d B e h a v io ra l S c ie n ce s. Bujr'a. G. (1984) W ig a n P ie r R evisİted. Vi­ rago). ve d. Burton. Carrigan. Gizem Gürttirk. 1989). Bullough. Caldwell. 6-7. (1979) Homosexuality: a Hİslory (New York: New American Library). (1985) “Toward a Ne w Socioîogy of Masculinity”.: Abdullah Yılmaz. 68-95. (1981) “Mass Mediâ and the Women’s Movement 19001977”. F reu d ve G ü n lü k H ayatın Eleştirisi. (1985) S u b o rd in a tio n . W. E. Brown. (1980) “Revolution and Machismo”. B. Carter. 3. baskı (ABD: Naiad Press). A. çev. (1984) “Châllengİng The Feminist Challenge: A Forum on Bouclıier”. Dept of Politics.: Yavuz Alogan. T. R. L. 5. doktora tezi. (1975) A g a in st O u r W ili. Cancian. Campbell. Carr. (Londra: Routledge and Kegan Paul). ve-Lette. Cavendish. 2. E. (1977) P u rita n . W o m e n a n d R ape (Ncw York: Sİmon and Schuster). (1982) D e stin y O b scu re. E ducation a n d F a m ily fr o m th e 1 8 2 0 s to the 1 9 2 0 s (Londra: Ailen Lane). s. A. (1983) ‘‘The Reality of Community Çare”.ve A-M. Brown. s. M e n . F em İn ism a n d S o c ia l T h e o ry (Sydney: George Ailen and Unwin). Carroll. Wolpe. 9. C. s. Renıissive. Bumett. L. İletişim Yay. Brovvnmiller. F re u d a n d the C ritique ö fE v e r y d a y Life (Ne\v York: Monlhly Review Pres s/Aforfcs. L. Casner. 1 9 6 9 -1 9 8 1 . E. C la ss a n d H İsto ry (Avustralya: Fontana). s. .-ÇeN. F. Çev. Carrigan. L. 1. Burgmann. Netw>ork (BSA Newsletter). A h In tro d u c tİo n to N ea r E a stern A rch a eo lo g y (Oxford: Phaİdon).. J. C. (1983) S a p p h istry : The B o o k o f L e sb ia n S exu a U ty. (1979) P u b e rty B lu e s (Melbourne: McPhee Gribble). (1974) F ir e w o r k s (Londra: Quartet). J. Carey. M. and Family: The Women's Movement in Italy”. (1973) M a rx.. S. A. A ustralian S o ­ c ie ty. T. M. 13. Aynntı Yayınlan.: M. T h e o ry a n d Society. H. der. baskı. A u to b io g ra p h ie s o f C hİld h o o d . N. M. s* 174-98. (1977) F ro m V illa g e to E m p ire. F em in ism a n d M a te r ia lis m (Londra: Routledge and Kegan Paul). s. 17. O. H. 383 .. s: 551-604. P o v e r ty a n d P o litic s in the E ig h tie s (Lond­ ra: Virago).. Bumey. P d ra n o ıd . J. ve Ross. P. Jovanovich). Califıa. R. H itle r. . 14. 1993. V. 1996). der. . R. B. (1955) T he S to ry o f A m e r ic a n D e m o c ra c y (New York: Harcourt. Windschuttle. 2.deian W om an: A n E xe rc ise in C u ltu r a l H is to ıy (Londra. Connell. (1983) “Reexamining the Acquisidon of Sex Roles: A Social Interactionist Approach”. S. . 9-26.b. ve Gabriel. T a rih N ed ir? . B. Brace. Carter. A. y. (1959) L ife A ğ a in s t D e a th : T he P sych o a ria lftica i M eanirig o f H istöry (Middletown: Wesleyan University P ıe s s /Ö lü m e K a r ş ı H'ayat-Tarihin P sikanatitik A n la m ı. State. der. 1. B.

A. (1979) “Capitalism and Working Class Schoolmg m Late Nineteenth Century South Australia”. s. (1971) The D e a th .. T. C. Connell. C u rren t P e r sp e c tiv e s in S o cia l T h e o ry . Connell. ve Piggott.: Kurtuluş Dınçer. G. 2-3. T a rih T a sa rım ı. (1946) The Id e a o f H isto ry (Oxford: Oxford University Press). W h a t is to be D one a b o u t th e F a m ily ? (Londra: Penguin). (1968) T h e D ia lec tic s o f L ib era tio n (Harmondsworth: Penguin). Connell. Constantinople. (1950 [1925D T h e D a w n o fB u r o p e a n C iviliza tio n .G. W. D. W. (1950) “The Urban Revolution”. In te r c h a n g e . A. 7. P. Basım. 3. L. ■ . 1988. M. ve Vick. İS . F a m ilie s a n d S o c ia l D iv is io n (Sydney: George Ailen and Unwın). D. Cooper. Segal. N. İst. N. 3-17. D.:. (1974) W edlocked W o m e n (Leeds: Feminist Books). 121-33. (1975) 12 to 2 0 (Sydney: Hicks Smith). Connell. Chodorow. S. K e n d in i Y a ra ta n in s a n . 1. W. & Ashenden. (1973) “Masculinity-Femininity: An Exception to a Famous Dictum?”. Cliff. Ailenin Ölümü. F. D. (1985a) "Masculinity. I. S e x R o le s . (1980) A H is to r y o f E d u ca tio n in the T w e n tie th C e n tu ry W o rld (Can­ berra: Curriculum Development Centre). 12. T o w n P la n n in g R e v ie w . . Chomsky. 8. s.. Chesler. Pazartesi Kitaplan Yay. S. . Çev. 1990 Collinson. Varlık Yayınlan. der.. G. Ara Yay.. D. Chapkis. J. Clark. ^ Clark! W. R. 5. (1936) M a n M a k e s H im s e lf (Londra: Watts).: Sedef Öztürk. J. s. Davey. (1981) L o a d e d Q u e stio n s: W o m en in th e M ilita ry (Amsterdam: Transnational Institute). Kessler. der. Childe. 282-85. S c h o o ls. 168-89. L. s. Connell. (1985b) T e a c h ers' W o r k (Sydney: George Ailen and Unwin). W. s. (1974) “You Can’t Teli Them Apart Novvadays. Cooper. Ashenden. G. çev. (1979) “Sex Role Acquisition: In Search of the Elephant”.. Poole.. Kessler. Cicourel. 1996. (1980) “Toward a Macro-Level Theory of Sexual Stratification and Gender Differentiation”. Basım. 103-25. (1965) P rehistoric S o c ie tie s (Londra: Hutchinson). V. A. V . (1983) “Home Thoughts from Not so Far Away: A Personal Look at Family”. (1971) P ro b le m s o fK n o w le d g e a n d F re e d o m (New York: Vmtage). F. 384 . 1. W. R. Palton ve R. (1964) M e th o d a n d M e a su re m e n t in S ö c io lo g y (New York: Free Press). W. (1983) B ro th ers: M ale D o m iııa n ce a n d T e c h n o lo g ic a l C h a n g e (Londra: Pluto Press). Connell. 102-17.Chafetz. 36-48.. Society for Study of Social Problems. Cockbum. W. P.. Violence and War”.G. 5. (1981) “Class and Gen­ der Dynamics in a Ruling-Class School”. Doyvsett. E v lilik M a h k u m la n . & Dowsett. San Antonio.2. (1984) C la ss S tru g g le a n d W o m e n 's L ib e ra tio n (Londra: Bookmarks). Comer. s.2. P sychological B u lle tin .. Cook. (1986) M a c h in e ıy o fD o m in a n c e (Londra: Pluto Press). Connell. G.. Childe. G. ve Knights. 5. s. R.o f the F am ily (Londra: Ailen Lane). Connell. ' Childe. baskı (Londra: Routledge and Kegan Paul). s. (1984) " ‘Men Only’: Theories and Practİces of Job Segregation” tez. W. P. 5. 389-407. (1983) W hich W a y is Up? (Sydney: George Ailen and Unwın). Can You? ’ S e a rc h . Çev. R. _ Constantinople. vd. W. s. D. (1978) T h e R ep ro d u c tio n o f M o th e r in g : P sy c h o a n a ly s is a n d the Soc io lo g y o f G e n d er (Berkeley: University of Califomia Press). Cockbum. . A u stra lİa n a n d N e w Z e a la n d H isto ry o f < E d u c a tio n S o c ie ty J o u rn a l. R. çev. İst. 4-10. der. R. R. C.. S. W. (1982) M a k in g the D i f feren ce. 21. W. V. W a rlM a sc ıd in ity (Sydney: Intervention). Filiz Ofluoğlu. 80. ' ColIingwood. 1. V. (1978) A b o u t M e n (Londra: Women’s Press).

M. L. (1928 [1859]) O f th e O rigin o f S p e c ie s b y m e a n s o f N a tu ra i S sîe c tio n (Londra: Dent). 6. B. R. J. Delphy. Dobash. J. (1978 [1915]) M a te r n ity : L e tte r s fr o m W orktn g -W o m en (Londra: Vi­ rago). 1977. (1975) T he P o w e r o f\V o m e n a n d th e Sub versio n o f the C o m m u n İty (Bristoî: Falling Wall Press). R e fra c to ry G irl. E. (1986) T h e S ta te a n d W o m e n 's L ib e ra tio n . Davidson. çev. s. Macquaıie Croll. ve Dobash. ve Brannon. (1977) C a tch in g th e n i Y oung (Londra: Pluto Press). doktora tezi. Danvîn. Kıyı Yayınlan. R a c e a n d C la ss in C h ild r e n ’s F ictio n . 1. C. 1985. (1977 [1931]) L ife Ar W e H a v e K n o w n İt. t) Emilİo. (1978) G y n lE c o lo g y : T h e M e ta e th ic s o f R a d ic a l F e m in is m (Boston: Beacon Press). Daly. (1983) C h in ese W o m en S in c e M a o (Londra: Zed Press). Dinnerstein. 12. (1976) The S e lfish G e n e (Ojtford University Press). D. ve James. der. (1976) “Socialism and Women in the United States 1900-1917”. B. (1979) V io len ce A g a in s t W ives: A C a se A g a in s t the P a t3R4 . 19 Ankara. 81-144.: Öner Ünalan. 68. Women’s Research and Resources Centre).b. E. Court. L. Darwin. R. Ortner ve H. M. (1982) "Sex Differences in Cognition: A Revİew and Critique of the Longitudînai Evidence”. S o c ia list R e v o lu tîo n . M. a n d S e le ctio n in R ela tio n to S ex. bas­ kı (Londra: John Murray). .1 Denno. 1988.: Asuman Müftüoğlu. Davies. Davies. Tübitak Popüler Bilim Kitaplan No. Kadın Araştırmalan Grubu (1978) W om en T a ke Jssu e (Londra: Hutchinson). 4. University of London. Dixon. R. 2. C. Massachusetts: Addington-Wesley). 1. S e y u a l M e a n in g s: T h e C u itu r a l C o n stru c tio n o f G e n d e r a n d Sexu a lity (Cambridge: Cambridge University Press). (1974) A fr ic a in H isto ry : T h e m e s a n d O utlines. (1890 [1874]) The D e sc e n t o f M a n . C. Whıtehead. D. D. (1976) T h e M e rm a id a n d the M in o ta u r (New York: Harper and Row). Sol-Onur Yay. 779-788. Dasey. J. Çağdaş Kültürel Araştırmalar Merkezi. Davvkins. S . A. my ‘Self’? Trying to See my Masculine Eyes” R e ­ so u r c e s f o r F e m in ist R esea rch . R. Cucchiari. Dancis. (1973) H o m o S o c io lo g ic u s (Londra: Routledge and Kegan Paul). y. S e ksü el S e çm e . CurtÎJoys. Dalla Costa. 29-32. cilt: t o . yayımlanmamış tez. S e x u a l C o m m u n ities: T h e M a k in g o f a H o m o se x u a l M in o rity in th e U n ited S ta te s 1 9 4 0 -1 9 7 0 (Chicago: University of Chicago Press). S. (1981) “The Gender Revolutîon and the Transition from Bisexual Horde to Patnlocal Band: The Origins of Gender Hierarchy”. A d o le sc e n c e . R. M. P. s. Dahrendorf. s. Costello. (1985) W onıen W o rkers: T h eir E m p lo y m e n t a n d P a rtic ip a tio n in the L a b o u r M o v em e n t.Güzin Özkan. S. (1983) S e x u a l P o îitics. S. İn sa n ın T üreyi§i. H a m b u rg 1 8 8 0 -1 9 1 4 . P. B y C o o p era tive W o rkin g W o m e n (Londra: Virago). Davıd. w Freedom: n e * " « * '* • "'• «*»"• Corrigan. s. R. 1. s. 17. D. B. G en B e n c ild ir. (1976) “Men and Chiidcare İn the Feminist Utopia”. 31-79... (Londra: Macmillan). (1985) T h e P a c ific W a r (Londra: Pan). (1984) “My Body. der.B. 1995. (1976) T he F o rty -N in e P e r c e n t M a jo rity : T he M a le S e x R o le (Reading. (1977) The M a in E n e m y : A M a teria İisi A n a ly sis o f W o m e n ’s O p p ressio tı (Londra. çev.

. Eisensteiri.ria rc h y (New York. S is te r h o o d is P oyverful (New York: Vıntage). ye McPhee. R. 1. Lemer. A. H. (1982) “Family Change and Early Childhood Development". 6. (Harmondsvvorth: Penguin). (1970 [l$84j) "The Origin of the Family. Edwards. cilt. s. 4-7. Dunbar. 2. (1970 [1897]) S tu d ie s in the P sy c h o lo g y o f S ex.. (1965) C h ild h o o d a n d S ociety. F. 477-92. cilt: S e x u a l In v e rs io n (Plıiladelphia: Davis).. A. 1992. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Organizasyonu (1980) W o m e n a n d E m p lo ym en t: P o lic ie s fo r E q u a l O p p o rtu n itie s (Paris: OECD). s. G a y In ­ fo r m a tio n . A. Ö z e l M ü lk iy e tin ve D evletin K ö k en i. (1983) The H e a rts o f M en (Londra: Pluto Press). K. Engels. H. 26-64. L. H. H. Easlea. A. Engels Selected W o rk s (Moskova: Progress Publishers). Edgar. 19. M. 6. Elırenreich. 104-115. Dollard. Mor­ gan. T. 3. ve Meyer-Bahlburg. der.: Gould. 1312-18. s. Eardley. H. H. 1967. (1980) “Polilics and Çıılture in Women’s History: A Symposium’. Free Press). (1981) “Effects of Prenatal Sex Hormones on Gender-Related Behâviour". A. ve Ochiltree. P. 1. Yale University Press). 34-38. Z. P. B. Esterson. & Smith-Rosenberg. Dowsett. (1983) R ightA V ing W om en (Londra: Women’s Press).> 386 386 i .R. (1937) C a ste a n d C la ss in a S o u th ern T o w n (New Haven. Goodnow ve Ç. A. D. Private Property and the State’’. E. Dollard. B.:(1981) P o rn o g ra p h y : M en P o sse ssın g W o m en (Londra: Women’s Press). Dvvorkin. (1974) D o m in iq u e : A n a ly sfs o f an A d o le sc e n t (Londra: Souvenir Press). & Morrison. s. 3(ıs. H e re sies. In stitü te o f F a m ily S tudies D isc u ssio n P a p er. (1980) T h e F u tııre o f D ijfe re n ce (Boston: Hali). Ellisi' H. Donzelot.. (1982) “Boiled Lollİes and Bandaids: Gay Men and Kids”.: Kenan Somer. ve Englİsh. çev. (1972) T h e E ro tic W orld o fF a e r y (Londra: Hodder and Stoughton). (1979) T h e P o lic in g o fF a m ilie s (New York: Pantheon). (1977) “Towards Socialist Feminism”. J. ve Jardine. Ellis. 1. der. (1984) C o n te m p o ra ıy F em in ist T h o u g h t (Londra: Unwin Paperbacks). A. F em in ist S tu d ie s. Dn Bois. M. Eisenstein. 211. Eisenstein-. G. (1935) C r ite r ia fo r the L ife H isto ry (New Haven: Yale University Press). A chİU es H eel. A ile n in .. 6. S„ Metcalfe. Ehrenreichi B. (1970) T h e L ea ves o fS p r in g : A S tu d y in the D ia le c tic s o f M a d n e ss (Lond­ ra: Tavistock). Kaplan. Erikson. W o m e n . D. 4. J. Pateman. F. G. der. Dworkin.. 11. J. (1983) F a th e rin g the U n lhinkable: M a sc u lİn ity. R. Ehrhardt. {1919) F o r H e r O w n G o o d (Londra: Pluto Press). R. S o c ia l S c ie n ce a n d P u b lic P o lic y (Sydney: George Ailen and Unwin). (1979) C a p ita list P a tria rch y a n d the C ase f o r S o c ia lis t F e m in ism (New 1 York!1Monthly Review Press). T. S c ien ce. A. 385-412. s. s. (1983) “Sex Roles: A Problem for Sociology and for Wömen’\ A ustr a lia n a n d Neyv Z e a la n d J o u rn a l o f S o c io lo g y . G. (1974) M e d ia S h e (Melbourne: Heinemann). J. C. Marx ve F. Ehrenreich. Edgar. Duffy. (1985) “The Gender of Bureaucracy: Refiections on Feminism and the State’!. Buhle. . 15-19. Sol -Onur Yay. baskı. (1976) S e x a n d the L ib e ra te d M a n (Secaucus: Lyle Stuart). 2. L. F. s. E. Eisenstein. Basla. S c ie n tis ts a n d the A rm s Ra'ce (Londra: Pluto Press). B. A. (1980) “The Sexual Politics of Men’s Worlc”. Dolto. (197Q) “Female Liberation as the Basis for Social Revolutioıı” .

16. Garfinkel. 123-243. 4. Gay Men’s Press). cilt.: Hülya Tufan. (1963) T h e F e m i n ine M y stiq u e (New York: Norton). 1953). (1968) T h e W re tc h e d o f the E a rth (New York: Grove Press). Friedan. (Londra: Routledge and Kegan Paul). C o m p le te P sy c h o lo g ic a l W o rk s . M. (1980) “Introduction”. A. F e m in ism a n d M a teria lism . 1993. Freud. 1. (1974) T h e K ib era te d M an (New York: Random House). çev. s. E Yay. G.7. R efra c to ry G irl. 1979. der. (1979) “Sexuality and the Suburban Dream”. standart baskı (Londra: Hogarth. Fanon. Friday. C in se lliğ in D iya lektiğ i.: Yurdanur Salman. s. 21. der. standart baskı (Londra: Hogarth. Gagnon. s. The Case of Nursing”. (1923) “The Ego and The id”. H. Payel Yay. 3. (1942) T h e F e a r of. Fanon. W. Franzway. cilt: In tro d u c tio n . 1953). W. 1955). Freud. 4-15. H. A. (1982) “Mathematics. (1980) H o m o se x u a lity . Game. Firestone. 1961). (1918) “From the History of an Infantile Neurosis”. ilk basım 1986. 1-122. (1967) B la c k S k in . (1976) “Sex Dİfferences in Cognition”. C o m p le te P sych o lo g ica l W o rk s. cilt. basım.its Discontents”. çev. (1967) “Passing and the Managed Achievement of Sex Status in an In- 387 . S. Wolpe. N. A u stra lia n a n d N e w Z e a la n d J o u r n a l o f S o c io lo g y . 96-123.. (1974) S e x u a t C o n d u c t: T h e S o c ia l S b u rc e s o f H u m a n S ex u a lity (Londra: Hutchinson). (1930) “Cıvilization and. s. S. Fromm. In terve n iio n . P o w e r a n d P o litics (Londra: Allison and Busby). C in se lliğ in T a r ih i 1. Kuhn ve A-M. ve Drew. 7. 1981. Game. Friedan. (1913) “Totem and Taboo". C o m p lete P sy c h o lo g ic a l W o rks. S. B. standart baskı (Londra: Hogarth. P sy ch o lo g ica l R ep o rts. F re ed o n ı (Londra: Routledge and Kegan Paul). s. Fotıcault. B. cilt. 155-62. Quantİtative and Attitudinal Measures for Elementary School Boys and Giriş”. ve Pringle. Foucault. C o m p le te P sych o lo g ica l W o rks.. S. Payel Yay. Ö z ­ g ü rlü kten K a ç ış . “Three Essays on the T h e o ry of Sexuality”. cilt. 1-161. S. H. S. (1908) “‘Civılized’ Sexual Morality and Modem Nervous Illness". 1993. S. W hite M a sks (New York: Grove Press). C o m p le te P sy c h o ­ lo g ica l W o rks. 12. 1. s. İstanbul: Afa Yay. 231-280. 2. E.. 1. (1905) “Fragment of an Analysis of a Case of Hysteria". (1978) “Sexual Division of Labour. M. standart baskı (Londra: Hogarth. T otem ve T a b u . R. R. (1981) T h e S p ira l P ath (Londra. ve Pringle. E. 15. Freud. (1982) T h e S e c o n d S ta g e (Londra: Michael Joseph). (1979) M y M o th e r IM y S e l f (Glasgow: Fontana/Collins). cilt. 1961). cilt. R. (1983) G e n d er a t W o rk . 1959). 1993. Game. C o m p le te P s y c h o lo g ic a l MVorks... H ercu lİn e B a r bin (Brighton: Harvester). Eşcinsel Sol Kolektif. C ognition. J. cilt. 17.: Tahire Mertoğlu.. Gamarnikow. Freud. (1971) T h e D ialectic o f S e x (Londra: Paladİn). standart baskı (Londra: Hogarth. Fembach. standart baskı (Londra: Hogarth. (Sydney: George Ailen and Unwin). Freud. C. (1980) T h e H isto ry o f S e x u a ! it y (New York: Vintage). Freud. K a d ın lı ğ m G izem i. D. 19. ve Simon. çev. Fendrich-SaJowey. standart baskı (Londra: Hogarth. 63-83. 7. J. ve Lowe. s. C om plete P sy ch o lo g ica l W o rk s. s. A. 51. 1953). F. çev. M. s. 14-16. Buchanan. 9. A. F. Fairweather. s. 177-204.: Şemsa Yeğin. çev. Remzi K.: Niyazi Berkes. (1979) “The Makıng of the Australian Family”. ve Pringle. S. S. Farrell. 13. (1978) “Sex-Role Theory: Political Cul-de-sac?”. Freud.

<