You are on page 1of 12

İLETİŞİM KURAMLARI

17.11.2009

YÖNETSEL VE ELEŞTİREL PERSPEKTİF

Lazarsfeld’in Adorno ve Horkheimer’la karşılaşması;


1.1941 yılında studies in philosophy and social science dergisinde özel bir sayı çıkarması.
2.Toplumsal araştırma enstitüsü ve colombia üni. Radyo araştırma bürosu arasında işbirliği
çabasına yol açması.
3.Lazarsfeld’in ünlü yazısı ‘yönetimsel ve eleştirel iletişim araştırmaları üzerine düşünceler’

Lazarsfeld’e göre ‘yönetimsel araştırma kamu ya da özel herhangi bir yönetimsel acentenin
hizmetinde yürütülürken eleştirel araştırma hangi özel amaca hizmet edilirse edilsin bu
amaçtan önce mevcut toplumsal sistemdeki bizim medya iletişimimizin genel rolünün
incelenmesini gerektirecek şekilde yönetimsel araştırmaya karşı yürütülür.

YÖNETSEL BAKIŞ AÇISI

Lazarsfeld’in fikirlerini yönetsel bulmamın nedeni sorularını, toplumsal işlevselliğini


toplumun çeşitli alanlarında var etmeye çalışan kurumsal yapılar içerisinden sormasıdır. Bu
bakış açısına göre sosyolog sorun formülasyonlarını yaparken bir yandan doğrudan ya da
dolaylı olarak bu kurumsal yapıların etkinliklerini meşruiyetini, sağlamlığını onaylarken,
diğer yandan bu kurumlara olası meydan okumaları da kontrol altına almayı kendine görev
edinir.

Böyle bir modelde elde edilecek sonuçlar medyanın belirlediği sınırlar içerisinden tahmin
edilir. Değişkenleri belirleyen kitle iletişim üretim sürecidir. Bu nedenle kısa vadeli
değişkenler üzerinde durulur, yapısaldan çok davranışsal bir duruş söz konusudur.

Yönetsel bakış açısına göre önemli olan yapısal sistem içerisinden ele alınacak bir kitle
iletişimi değildir, yalnızca araştırmadaki öncüllerden biridir. Bu nedenle yönetsel kuramcı
radyo ve tv’nin nasıl meta ürettiklerini ve üretim sürecinde karar alma mekanizmaları ile
ilgilenmez.

Lazarsfeld kendisi ‘kurum adamı’ ifadesiyle, sosyoloji araştırmalarına bürokratik yaklaşımın


öncülerinden olmuştur.

-1937’de başına geçtiği Princeton’daki radyo araştırmaları ofisinde


-ardından kendi ifadesiyle ‘yönetimsel bilim imgesi’ile Colombia üni. Deki uygulamalı
toplumsal araştırmalar bürosunda çalışmalarını sürdürmüştür.

Pazarlama ve medya üzerine çalışmalarıyla tanınmış bir isim olmuştur. Araştırma projeleri
için parasal kaynak oluşturması efsaneye dönüşmüştür.

Amerikan akademik dünyasında yükselişi, kendisinin de belirttiği gibi rastlantısal olmuştur.


Yönetsel politikanın
Yönetsel pazarların
Yönetsel kültürün
Yönetsel eğitimin

1
Meşruiyet kazandığı dönemlerdir. Yüksek çekim güçleri onları yükselen takımyıldızlarına
dönüştürmüştür, fark edilir, baskın, esnek normlar ve pratikler bütünü olmuşlardır.
Üniversiteler, kurum ve kuruluşlar birbirlerine mecbur ortaklar haline gelmişler ve
davranışçılık bayrağı altında buluşmuşlardır.

1938’de Lazarsfeld colombia’da, Max Horkheimer’la adorno’yu lazarsfeld’in radyo araştırma


Ofisi’nin müzik bölümüne başkanlık etmeleri için birleşik devletlere davet edildi. birileri
lazarsfeld’in araştırma motifleri üzerinde spekülatif çalışma yapmalıydı. Frankfurt okulunun
yaptığı ampirik çalışmalar beklide onun bastırılmış eleştirel yönünü tamamlayacaktı.

Lazarsfeld Adorno’ya yazdığı mektupta ondan dil fetişizmini bırakmasını ampirik yöntemlere
‘saygısızlığından’ vazgeçmesini istiyordu.

Bu anlaşmazlık, Lazarsfeld’in ünlü ‘yönetimsel ve eleştirel iletişim araştırması üzerine


düşünceler’adlı yazısını yazmasına neden olmuştur.

Lazarsfeld’e göre Rockefeller Vakfı’ndan John Marshall belki de Adorno tarzı eleştirel
çalışmaları iletişim alanına dahil etmeye çalışmasının bir hata olduğunu düşünüyordu. Sonuç
olarak 1939’un sonunda vakıf müzik projesi sözleşmesini yenilemeyi reddetti.

Adorno ampirik yönteme bütünüyle karşı olmadığını ancak bu yöntemin üstünlük kurma,
baskın olma çabasını desteklemediğini belirtmişti.

Kendisini marjinal adam, Yahudi karşıtı akademinin mültecisi olarak tanımlayan Lazarsfeld
her iki tarafıda garanti altına almaya çalışmış olsada başarılı olamamış.
Kitle iletişim yönteminde eleştirelliğin rolü konulu bir konuşmada Lazarsfeld bir uzlaşma
formülü geliştirmiştir. Kitle iletişimin entelektüellerin eleştirilerine oldukça hassas olduğunu
ve entelektüellerin ağır ithamları olduğunun altını çizmiştir. Eleştiriyi yapan ve eleştirilen
taraflar için faydalı olacak yapıcı bir eleştirinin yolları aranmalıydı.

Konuşmasının devamında gazetecilik okullarının öğrencilerine Adorno tarzı bağlamsal,


yapısal, radikal eleştiri yerine ‘faydalı’, ‘yapıcı’ eleştiriyi işlemesini öneriyordu.

Özetle yönetsel mantık, ortak hegemonik ideoloji çerçevesinde kurumlar ile uyum içerisinde
ve tecimsel bir kültür endüstrisinin meşru zemini üzerinde kurulmuştur.

Buna akademide ‘disiplinlerarasılık’, hükümette ‘bürokrasilerarasılık’, Pentagon’da


‘hizmetlerarasılık’, ekonomide ‘iş gücü yönetimi’ denmiştir.

Amaç orta yolu bulma ve uyumdur. Yöntem olarak dış gerçekçilik veri kabul edilir dünyayı
veri kaynağı olarak kullanan kuruluşlarla birlikte çalışılır. Temel hareket noktası ‘kişisel
etki’dir.

2
24.11.2009

GERBNER VE KÜLTÜREL GÖSTERGELER

George Gerbner’in önderliğinde Annenberg School of Communication University of


Pennsylvania’da 1969’da başlayan ve çok uzun süre devam eden ‘kültürel göstergeler adıyla
bir proje başladı.

Proje iki aşamadan oluşur;

a) İleti sistemi: ileti sisteminin çözümlenmesi için tv’den programlar kaydedilir ve tv


dünyasının özellikleri belirlenir.
b) Ekim: ekim çözümlenmesinde ise tv’yi az ya da çok izleyenlerin sorulara verdikleri
yanıtlar incelenir. amaç çok izleyenlerin az izleyenlere oranla daha çok tv dünyasının
potansiyel derslerini yansıtacak biçimde yanıt vermelerini bulmaktır.

Ekim kavramı izleyicilerin düşüncelerine tv’nin katkılarını açıklar, ekim farklılığı 2 grup
arasındaki yüzde farkıdır.

G.Gerbner içerik çözümlemesi yöntemini kullanarak bir kültürün tüm medya aracılığı ile
kendisiyle iletişime girdiğini ve bu iletişimin bir kültürdeki değerler üzerinde geniş bir
oydaşma sağladığına ya da değiştirdiğine inanır.

Gerbner, medyanın önemli özelliklerinin bireysel tv programlarında değil tüm çıktılar altında
yatan modeller olduğunu düşünür. Bu modeller izleyiciler tarafından yavaş yavaş emilir,
izleyici bunların farkına varmaz.Gerbner’in çözümlemesi bu modelleri açığa çıkarmayı
amaçlamıştır. Çoğu çalışması da tv’de şiddete yöneliktir.

Öldürenler,öldürülenler: şiddet miktarı iyi belgelenmiştir.her 10 yapımdan 8’inin şiddet


içerdiğini; 10 başrol oyuncusundan 5’i şiddete başvurmuştur, 6’sı şiddete maruz kalmıştır.
Haftada 400 kişi öldürülmüştür.18-30 yaş arası beyaz orta sınıf erkeğin öldürülmesi oldukça
zordur.

Gerbner bunu toplumun bir yansıması olarak görür; biz orta sınıf beyaz olmayı, gençliği çok
değerli buluruz. Kahramanlar en yüksek değer atfedilen toplumsal gruplardan çıkmaktadır.

İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ VE KÜLTÜREL GÖSTERGELER

Daha önce içerik çözümlemesini kullanan Gerbner gibi araştırmacılar daha çok düz anlamsal
düzeydeki içerik çözümlemesinin toplumsal değerlerin yan anlamlarıyla ilişkilendirerek bazı
genel sonuçlara ulaşılabilir.

Medya, erkeklerin, beyaz yakalı mesleklerin, belli yaş gruplarının ve belli ırkların yoğunluklu
temsili, yani gösterimdeki sıklık, değer sisteminde önemli bir konum işgal etmeye denk düşer.
tv’de kurban olarak gösterilme, gerçek yaşamda düşük sınıf eğretilemesidir.

Anlamsal ayrıştırma: anlam okurla ileti arasındaki dinamik bir etkileşimdir.

Kahramanlar,caniler ve kurbanlar;

3
Gerbner anlamsal ayrıştırmayı içerik çözümlemesi ile birleştirir. Öldürenler öldürülenler
ilişkisi içinde toplumsal gruplanmalar belirlendikten sonra izleyicilerin 3 karakter
sınıflamasındaki kişileri nasıl gördükleri araştırıldı:
.öldürenler, mutlu son(sonunda kazananlar yani kahramanlar)
.öldürülenler,mutsuz son(caniler)
.öldürülenler(kurbanlar)

Tek fark kahramanların daha çekici ve daha becerikli olmalarıdır. Becerikli olmak belki de
bizim rekabetçi Darwinci toplumda yaşadığımız gerçeğini yansıtmaktadır. Bu dünyada
hayatta kalabilmek ancak becerikli olmakla mümkündür.

Gerbner görgül iletişim çalışmalarını daha ileri taşımıştır.çünkü içerik çözümlemesi ve


izleyici araştırmasından elde edilen verileri kullanmaktadır. Gerbner bu ilişkiyi ‘yetiştirme’
olarak adlandırır.yani medya bir kültürdeki tutumları ve değerleri yetiştirir.

Medya bu değerleri yaratmaz, önceden var olmak zorundadır. Ancak bu değerleri besler,
yayar ve kendi değerlerinin sürdürülmesi için bir oydaşma yaratır. İçerik çözümlemesi de bir
kültürün bütün ileti sistemi içinde gömülü olan bütün değerleri açığa çıkarır.

(Gerbner’in önemli bulgularının özeti)


Bulgular;
1)Kişileri birbirine bağlayan ve ortak bilinci kuran popüler kültürün dokusu şimdi kitle
iletişiminden sağlanan genellikle işlenmiş kültürdür.

2)Tv tekrarlanan ve yaygın kalıplar yoluyla belli bir dünya görüşünü ortaya atar; bu kalıplar
organik bir şekilde birbirleriyle ilişkili ve içsel olarak uyumludur. Gerbner ve grubu Tv
seyretmenin farklı dünya görüşleriyle uygun olduğunu bulmuşlardır. Bu uygun kalıpların en
genel olanları ana akım olarak isimlendirilir. Ana akım tv’nin ekmeye çalıştığı genel dünya
görüşü ve değerleri olarak tanımlanabilir. Tv farklı dünya görüşünden olanlar tarafından
izlenir. Ancak geleneksel farklılıkları bulanıklaştırır, daha homojen bir ana akım içinde
kaynaşır.

3) Tv merkezileşmiş öykü anlatma sistemidir. İzleyenlerin gelecekteki tercihleri etkileyen


tutumları eker/yetiştirir.

4)İzleyiciler Tv dünyasındaki kültürel dokuda yatan anlamları emmeye meyillidir.

5)Tv’nin toplumsal düzeni anlatmada ‘tecavüz’ önemli bir rol oynar. Simgesel tecavüz gücü
gösterir, sadece saldırıyı değil kurban etmeyi, tedaviyi değil incitmeyi, kime karşı kimin neyle
savaşabileceğini gösterir.(kurban olma yerine kurban edenler)

ELEŞTİRİLER

1)Bu model gönderici alıcı modeli gibi ele alınmıştır. Bu içeriğin algılanmasına etki eden
tarihsel, siyasal ve ekonomik koşullardan soyutlanarak incelenmiştir.

2)Tv dışındaki diğer kültür üreten araçların rolü ihmal edilmiştir.

3)Tv iletileri uyum için çalışabilir, fakat bu iletilerin reddiyle gelişen kültürel ayrılık ve
değişim nasıl açıklanabilir?(farklı alt kültürle inanç sistemleri vs.)

4
4)Tv’nin alt kültürlerin ve ulusal kültürlerin gelişmesine olan göreli katkısını saptamak
zordur.

5) Okulun bulgularına göre izleyicilerin algılarının Tv dünyası ile aynı olduğu


gösterilmiştir.ancak bunun tek nedeninin tv olduğunu söylemek zordur.

6)Simgesel yapılar (medyanın içeriği) ile izleyicilerin davranışları arasındaki karmaşık ilişkiyi
çözümlemek kolay değildir.

7)Annanbeg School’a göre tv kurulmuş bir sanayi düzeninin kültürel koludur, süregelen
davranışlar ve inançları değiştirme yerine destekleme yönünde hizmet eder.böyle bir
değerlendirme Frankfurt okulunun eleştirici görüşüne yakındır.

01.12.2009

SUSKUNLUK SARMALI

E. Noelle-Neumann 1965 yılında iletişim araştırmaları başkanlığına getirildiğinde ‘Kamuoyu


ve Toplumsal Denetim’ konusunda çalışmaya başlamıştır.

Temel argümanı şuydu; ancak kamuoyu kavramını açıklığa kavuşturduktan sonra medyanın
etkilerini anlamak mümkün olabilir.1970’li ve 1980’li yıllarda bir dizi çalışma halinde
yayınlanan bu araştırmanın temel kavramı ‘suskunluk sarmalıdır.

Medya’nın etkileri nelerdir? Sorusu 1930’lu yıllardan beri medya çalışmalarının en tartışmalı
sorusu olmuştur.
.Kamuoyu ve medya arasındaki bağlantı nedir?
.Suskunluk sarmalı nedir?

Suskunluk sarmalı anonim bir toplumda (tıpkı sosyal psikologlar tarafından araştırılan gruplar
gibi)bağlılığın, değerler ve hedefler üzerindeki yeterli bir anlaşma düzeyi aracılığı ile sürekli
olarak sağlanmak zorunda olduğu varsayımı üzerinde kuruludur. Bu anlaşmaya ‘kamuoyu’
diyoruz. Bu tür bir anlaşma sadece siyasal değil moda, gelenek gibi konularda da ele alınır.

Suskunluk sarmalı kavramı yalnızca grup üyeleri arasında değil, toplumunda oydaşmadan
sapan bireyleri tehdit ettiği varsayımına dayanır. Toplum bunları dışlama ve ihraç ile tehdit
eder; bireylerde belki de genetik olarak belirlenen, bilinçaltı bir dışlanma korkusu taşırlar. Bu
dışlanma korkusu insanların çevrelerinde hangi fikirlerin ve davranış biçimlerinin
benimsendiğini ya da reddedildiğini ve hangi fikirlerin ve davranış biçimlerinin taraftarlarının
arttığının yada azaldığının düzenli olarak kontrol edilmelerine yol açar.

İnsanlar kendi düşüncelerinin kamuoyundaki oydaşma içinde yer aldığını düşünürlerse açıkça
dile getirmekten çekinmezler. Ör:rozet, slogan, bayrak vs. yüksek sesle konuşma cesaretine
sahip olurlar.

Tam tersine azınlıkta olduklarını hissederlerse susarlar. Yani suskun ve temkinli davranırlar.
Bu durum azınlıkta olanların düşüncelerinin bir tabu haline gelmesine veya yok olmasına
kadar sürer.

5
Suskun sarmalı kuramı beş varsayım üzerine kuruludur;
1.toplum sapkın bireyleri dışlamakla tehdit eder.
2.bireyler sürekli dışlanma korkusu duyar.
3.bu dışlanma korkusu,bireylerin her an fikir iklimini değerlendirmeye çalışmalarına yol açar.
4.bu değerlendirmelerin sonuçları, kamu önündeki davranışları ve özellikle fikirlerin açıkça
ifade edilmesini ya da gizlenmesini etkiler.
5.son varsayım yukarıdaki dört varsayımın birleşimidir.

Bu kuram sınandığı zaman şu öğeler gözlenebilir;


.kamusallık öğesi
.kuram güçlü duygusal öğelere sahip değer yüklü konulara gönderme yapar
.suskunluk sarmalı sürecinde medya güçlü etkiye sahiptir.
.kamuoyunun değişimi sürecindeki erken ve geç aşamaları ‘yenilikçi’ ve ‘kararlı’ terimleriyle
betimlenen özel koşullara bağlıdır.

Şimdi bu kuramın, medyanın etkileriyle ilgili sorular açısından imaları nedir?

. toplum tartışmalı bir konuda iki kaynağa güvenir:


1)bireyin kendi deneyim alanı içinde doğrudan gözlem
2)medya aracılığı ile dolaylı gözlem

Bireyin kendi yaşamı ve kişisel deneyimi ile ilgili olmayan tüm konularda medya aracılığı ile
fikir edinir.bu anlamda yapılan araştırmalar şunu göstermiştir;

-bir tartışmadaki çoğunluk ve azınlığın görece gücü kitle tarafından çarpıtılmış biçimde
görülür.(çoğulcu aldırmazlık)
-toplumdaki çoğunluk kampı, etkili medya tarafından desteklendiği takdirde konuşmak için
azınlığa göre daha isteklidirler.
-eğer medya karşıt kampı, yani azınlığı desteklerse çoğunluk kampı sessiz çoğunluk haline
gelir.
-azınlık, medyanın düşmanca tutumuyla karşılaşırsa sessizliğe bürünür.
- azınlık, medyadan destek gördüğü zaman çoğunluktan daha fazla konuşma arzusu duyar,
çünkü etkili medyanın kamusal otoritesi tarafından güçlendirilmiştir.

Şu soru önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır;


Nasıl oluyor da bireysel fikirlerin toplamı, kamuoyu olarak bilinen ve yalnızca bireylerin
değil, milletvekillerinin ve hükümetinde saygı duymak zorunda kaldığı korkutucu siyasal bir
güce dönüşebiliyor?

Kamuoyu değer yüklü alanlarda toplumsal bir anlaşmadır. Birey dışlanma tehlikesi göze
almadan bu oydaşmadan sapamaz. Daha somut söylemek gerekirse: işlemselleştirilmiş bir
kamuoyu, tartışmalı konularda toplumun çoğunluğu tarafından dışlanmayı emniyetli bir
biçimde savuşturan fikirler ya da davranışlar biçimidir.

6
08.12.2009

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ GÜNDEM HAZIRLAMA İŞLEVİ

Bu görüşü ortaya atan ve savunanlar B.Cohen, Mc Combe ve Shaw’dır.

Bu görüşe göre kia. Gündem hazırlama işlevi görmektedir. Bu teze göre kia halka ne
düşünecekleri konusunda başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceklerini anlatma
konusunda daha başarılıdırlar.

Kia. Konulara verdiği öncelik izleyiciler tarafından öğrenilir ve bu öncelik aynı zamanda
izleyicinin de önceliği olur. Kia konulara verdikleri öneme göre kendi önceliklerini
oluşturmaktadır.

Bu anlamda gazetelerde en önemli konular birinci sayfada yer alırken bu konular aynı
zamanda gazetenin diğer içeriğini de oluşturur. Yani köşe yazıları bu öncelikli konuyu
tartışırlar. Tv de ise örn: haberlerde önemli olan birinci haber uzun uzun verilir, diğerleri ya
hiç verilmez ya da son sıralarda ve kısa kısa verilir.

1968 yılında yapılan başkanlık seçimleri kampanyasında KİA’nın gündem oluşturma


kapasitelerini ölçmeyi amaçlamıştır.

Bu araştırmada ele alınan asli konuları şöyle sıralayabiliriz:


TV: 45 sn. ya da daha uzun ya da ilk 3 haberden biri.
Gazeteler: 1.sayfa ya da iç sayfalarda üç sütun halindekiler.
Haber dergileri: bir sütundan uzun herhangi bir haber.

Gazete ve dergilerdeki köşe yazıları editoryal konumdaki köşelerde politik kampanyalara yer
veren yazılar.

Bu yaklaşımın iki temel iddiası var:


1.Medya gerçekliği yansıtmaz,onu filtre eder ve yeniden kurar.
2.Medyanın belirli konuları ve o konularla ilgili belirli açıları öne çıkarır ve böylece kamunun
bakışını etkiler.

Gündem belirlemenin 3 aşaması vardır;


1.Konuların seçilmesi (ne düşüneceğimiz)
2.Seçilen konularla ilgili olarak neyin önemli olduğunun belirlenmesi (nasıl düşüneceğiz)
3.belirlenen gündemin bir ortamdan diğerine aktarılması

Bu yaklaşım ile öne çıkan önemli kavramlar:


Eşik bekçiliği: Kia hangi enformasyonun nasıl aktarılacağını belirleyen bireylerin ya da
grupların gördüğü işlev. Hangi konuda haber yapılacağına karar veren; muhabirler, editörler,
köşe yazarları, foto muhabirleridir.

Çerçeveleme: Bir medya içeriğinin belirli bir yorumu öne çıkaracak şekilde
oluşturulmasıdır.Bir diğer ifade ile seçme, dışarıda bırakma, vurgulama, yorumlama gibi
ideolojik işlemlerdir.

Bu kuramın önemli yanları:

7
Nasıl oluyor da çok sayıda insan aynı konular hakkında düşünebiliyor sorusunu
yanıtlayabilme becerisi.
İnsanların ne düşüneceklerine ilişkin güçlü bir tahmin etme gücü.

KULLANIMLAR VE DOYUMLAR

3.KURAM VE ARAŞTIRMALARI

Gönderici-ileti-alıcı yani iletişimi çizgisel bir süreç olarak ele alan liberal yaklaşımda
1960larda bazı revizyonlar yapılır.

Özellikle Lazarsfeld, Katz ve Klepper gibi isimler yeni yollar aradılar.

Klapper 1963 kullanışlar ve doyumlar yaklaşımının geliştirilmesini açıklarken önceleri Kia’da


‘Kia insanlara ne yapar?’ sorusunu övünerek söylerdik. Şimdi bu yaklaşım ile ‘insanlar kia ile
ne yapıyor?’ gibi daha anlamlı sorular sorulabilmektedir.

Bu yaklaşımın temelinde izleyicilerin medyadan gidermeye çalıştıkları karmaşık bir


gereksinimler dizgesine sahip oldukları inancı yatmaktadır.

Gereksinimler;

Bu yaklaşıma göre, kişilerin toplumsal ve bireysel gereksinimleri vardır. Bunlar çeşitli


davranışlarla karşılanabilir.

Kia öteki gereksinim giderme kaynakları ile rekabet eder ve doyuma ulaştırdığı gereksinimler
insan gereksinimlerinin sadece bir kısmını kapsar.
Yani iletişim sürecinde gereksinimlerin karşılanmasında ve araç seçiminde başlatıcı ve
belirleyici olan izleyicilerdir.
Bu yaklaşımın bilinen yöntemi TV izleyicilerine belli tür programları izleme nedenlerinin
sorulduğu sormacadır. Mc Quail, Blumler ve Brown (1972) araştırmaları bu yönde. TV
izleyicileri TV deki yarışma programlarını benzer biçimde kullanan grup olduğu ortaya
koymuştur.

İzleyicilerin çoğunluğu yarışma programlarını 4 temek doyum için kullanmaktadırlar:


- kendini takdir etme, toplumsal etkileşim,heyecan,eğitim

cinayet dizileri; izleyiciler bu tür programları heyecan ve kaçış için kullanmaktadır. Bir kısmı
enformasyon için büyük şehirlerdeki yaşam hakkında fikir sahibi olmak için izlediklerini
söylemektedir.bu araştırmanın en önemli sonucu ise 18-30 yaş arası insanlar bu tür dizileri
heyecan ve kaçış için kullanırken 50 yaş üstü ise bilgi ve güven tazelemek için
kullanmaktaydılar.

Mc Quail’in doyum kategorileri;


1.Oyalama: gündelik yaşamın sınırlarından kaçış,sorunların verdiği sıkıntılardan
kaçış,duygusal boşalma
2.Kişisel İlişkiler: arkadaşlık, toplumsal fayda
3.Kişisel Kimlik: kişisel referans, gerçekliğin keşfi, değer pekiştirme
4.Gözetim İşlevi

8
GEREKSİNİMLERİN TOPLUMSAL KÖKENLERİ

Katz ve Blumler göre bu yaklaşımın en önemli özll. Şöyle;

1.izleyici edilgen değil etkin.


2.izleyici kendisinin doyum gereksinimlerine göre hangi medyayı ve neyi izleyeceğine karar
verir.
3.medya izleyicilerin gereksinimlerini karşılayan birçok kaynaktan biridir.
4.kişilerin neden medyayı izledikleri sorusunun cevabı izleyiciden almak metodolojik olarak
mümkündür.
5.medyanın kültürel önemi konusundaki değer yargıları göz ardı edilmek zorundadır.

15.12.2009

McLUHAN’IN GÖRÜŞLERİ

Toplumsal sistemlerin ve insan ilişkilerinin temel belirleyicisi olarak teknolojiyi ve özellikle


KİA’yı ele alan Marshall McLuhan görüşlerindeki tutarsızlığa rağmen 1960’lı yıllarda büyük
ilgi görmüş bir yazardır.

McLuhan çalışmalarını Harold İnnis’in 1950 yılında Empire and Communication ve The
Communication Bias adlı eserlerini temel alarak geliştirmiştir.

‘Teknolojik iyimserlik’ konusunda neredeyse sloganlaşmış olan ‘evrensel köy’ ve ‘araç


mesajdır’ gibi savları çok ünlenmiştir.

En önemli ve tanınmış eserleri;


.The Mechanical Bridge(1951)
.The Gutenberg Galaxy(1962)
.The Medium is the Massage(1967)

Bu dönem McLuhan ve diğer bazı araştırmacılar tarafından bilgi toplumu olarak


adlandırılmıştır. Daha öncede belirttiğimiz gibi ‘hizmet sınıfı toplumu’,’küresel köy’,’iletişim
ve enformasyon çağı’,’sanayi ötesi toplum’,’telematik toplum’,’üçüncü dalga’,’bilgi
ekonomisi’

McLuhan enformasyon toplamayı, insanların ‘altın çağındaki’ ilkel toplumlardaki ‘besin


toplayıcılığına’ benzetmektedir. Enformasyon toplumu kavramını ilk kullanan Japon bilim
adamı Masuda’dır. Masuda enformasyon toplumunun yapısını şöyle özetlemektedir;
- Enformasyon ağlarından ve veri bankalarından oluşan enformasyon hizmetleri
altyapısı
- Lider endüstri enformasyon endüstrisi olacaktır.
- Siyasal sistem yurttaşlarca özerk olarak işletilen katılımcı demokrasi olacaktır.
- Toplumsal yapı çok merkezli ve birbirini tamamlayan gönüllü topluluklardan
olacaktır.
- İnsan değerleri materyal tüketiminden hedeflerin başarılmasıyla tatmin olunan
değerlere doğru değişecektir.
- Amaç global enformasyon toplumunun kurulması olacaktır.

McLuhan ve Masuda’nın enformasyon toplumu tanımlamaları aslında enformasyon


toplumunun çıkış noktalarını oluşturmaktadır.

9
Enformasyon maddesel mallarla karşılaştırıldığında tüketildiğinde eksilmeyen bir kaynaktır.
Bir kimseden diğerine geçtiğinde azalmaz artar. Bu nedenle enformasyona ulaşım kolay ve
serbest olacaktır.

Her iki yazarda da enformasyon toplumu eşitlikçi bir toplum olarak kurulmaktadır.

Merkeziyetçilik yerine teknolojinin içerdiği özellikler nedeniyle yerelleşme ve katılımcılık


vurgulanmaktadır.

Bu senaryoyu kuranlar gelişmiş olan ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki


Farkı enformasyonun üretilmesi işlenmesi ve ulaşılması süreçlerindeki dengesizliklerle
açıklamaktadırlar.

**Araç mesajdır:

McLuhan’ın bu sözünden birbirine bağlantılı şu anlamlar çıkarılmıştır;

- İçerik yerine biçime eğilmek gerek; iletişimin şekli sadece içeriği değiştirmez, aynı
zamanda her şekil belli iletiler için tercihe sahiptir.
- İçerik daima belli bir şekilde vardır. Bu nedenle bu biçimin dinamiği tarafından bir
dereceye kadar yönetilir. Bir diğer ifade ile araç bilinmezse iletide bilinmez yani araç
ortak iletidir.
- Araç kullanan kişilerin algısal alışkanlıklarını değiştirir. Araç yansız değildir,
izleyicilere bir şey yapar; duyularda pencereler açar, kapar.
- Araç kişiler kadar toplum için de mesaj üretir.

McLuhan’a göre elektrik ışığı pür enformasyondur. İletisiz araçtır. Herhangi bir aracın içeriği
daima bir başka araç olması demektir.
.Yazının içeriği konuşma
.Basının içeriği yazılı sözcük
.Konuşma içeriği düşünce sürecidir.

Işık olmadan ameliyat ya da gece oynanan maçlar olmayacağı için bu aktiviteler elektrik
ışığın içerikleri oldukları söylenebilir. McLuhan’a göre bu gerçek aracın ileti olduğunu
kanıtlamaktadır. Çünkü insan etkinliklerinin biçimini, ölçeğini belirleyen ve denetleyen
araçtır. Araçlar içeriği ne olursa olsun doğalarında var olan özellikleri nedeniyle etkilere
sahiptir. Bu nedenle içerik önemsizdir. Sinema izleyicisi içeriğinden değil biçiminden,
formundan etkilenir aynı şekilde basın okuyucusu da öyle.

**Soğuk Sıcak Araç

McLuhan araçları soğuk ve sıcak olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Sıcak ile soğuk araç
arasındaki temel farkı şöyle açıklamaktadır: eğer araç tek duyuya sesleniyorsa ve izleyiciye
tamamlayacağı çok şey bırakıyorsa bu sıcak araçtır.(radyo, sinema, fotoğraf) eğer az şey
veriyorsa ve izleyici tarafından çok şey ekleniyorsa o zaman soğuk araçtır.(televizyon,
telefon) sıcak araç katılım bakımından düşük, soğuk araç yüksektir.

*Araç insanın uzantısıdır:

10
McLuhan’a göre araç insanın uzantısıdır. Bu uzantı her şeyi kapsar. Yazılı sözcükler,
konuşulan sözcükler, giysilerimiz, saat, gözlük, ev, araba, tekerlek, bisiklet, basın, yol,
fotoğraf, telgraf, telefon, daktilo, televizyon, sinema, radyo… Vs.

McLuhan Kanadalı araştırmacı Harold İnnis’in çalışmalarını temel almıştır. Bu


araştırmacılara göre uygarlık tarihini yapan ve değiştiren iletişim teknolojisidir.

İnnis’in iletişim alanında bilinen iki eseri vardır:


.The Bias of Communication
.Empire and Communication

Çalışmalarını iki temel soru üzerine oturtmaktadır.


.toplumsal değişimi belirleyen ve oluşturan nedenler nelerdir?
.herhangi bir toplumda toplumsal istikrarı sağlayan koşullar nelerdir?

İnnis teknoloji ile determinist olduğu için bu nedenle birinci sorunun kuşkusuz cevabı
teknolojidir. İnsan kendi teknolojisi ile birlikte ancak var olabilir. Bir diğer ifade ile güç elde
etmek isteyen gruplar yeni teknolojik biçimlerine önderlik ederler.

22.12.2009

EKONOMİ POLİTİK YAKLAŞIM


Peter Golding
Graham Murdock

Her türlü konuya küresel boyuttan yaklaşabiliriz. Küreselleşmenin 3 boyutu olduğunu


söyleyebiliriz; ekonomik, kültürel ve politik. Küreselleşmeye kabaca 2 yaklaşım var.
Küreselleşmeyi savunanlar; dünyanın küresel köy haline geldiğini, herkesin küçük bir
köydeki gibi birbiriyle rahatça iletişim kurabildiğini söylerler. Farklılıkların
küreselleşmesinden söz ederler. Küreselleşmeyi savunanlar bu tür olumlu noktaların altını
çiziyorlar. Daha çok kültürel boyuta değiniyorlar. Ekonomik açıdan baktığımızda da karşılıklı
bağlılıktan söz ediyorlar. Ülkelerin birbirlerine ihtiyaç duyduğunu söylüyorlar.
Küreselleşmeyi savunanlar yeni bir şey olduğundan bahsediyorlar. Yeni bir dünya düzeni
oluştuğunu Sovyetler birliğinin dağılmasıyla tek kutuplu bir dünyaya doğru gidildiğini
söylüyorlar. Bu kutbun merkezi olarak da ABD’yi görüyorlar.

Küreselleşmeyi eleştirenler; uluslar arası sermeyenin doğal olarak ulus devlet içine rahatça
girip yatırım yapabiliyor. Sınırlar önemini yitirmeye başlıyor. Küreselleşme kapitalizmin yeni
bir aşamasıdır diyorlar. Kapitalizmin en önemli yeteneği krizi aşmadır ve küreselleşmeyide
son aşama olarak görüyorlar.(küreselleşmenin önemli bir boyutu da ulus devlet içinde
özelleştirme.)

(Kitle iletişime yaklaşımları 2’ye ayırabiliriz;


. Liberal yaklaşımlar
. Eleştirel yaklaşımlar a)ekonomi polit. Yaklaşım. b) kültürel perspektif)

Ekonomi politik yaklaşım alanında genelde İngiltere’de araştırmalar yapılmıştır.

Eleştirel ekonomi politik nedir?

11
1. bütüncüdür
2. tarihseldir
3. merkezi olarak kapitalist teşebbüs ile devlet müdahalesi arasındaki denge ile ilgilenir.
4. adalet, eşitlik ve kamu yararı gibi temel sorunlarla ilgilenmek için verimlilik gibi
temel konuların ötesine geçer.

Anaakım ekonomi bilimi ekonomiyi ayrı ve uzmanlaşmış bir alan olarak görürken, eleştirel
ekonomi politik ekonomik örgütlenme ile siyasal, toplumsal ve kültürel yaşam arasındaki
etkileşimle ilgilenir.

Ekonomi politik: 3 çekirdek görevi

1. kültürel malların üretimiyle ilişkilidir, ekonomi politik kültürel üretimin kültürel


tüketim silsilesi üzerinde sınırlandırıcı bir etki yaptığı varsayımına özel önem atfeder.
2. medya ürünlerindeki mevcut temsillerin onların üretimi ve tüketimindeki maddi
gerçeklerle bağlantılı ilişkilendirme biçimlerini göstermek için metinlerin ekonomi
politiğini inceleriz.
3. eleştirel ekonomi politik özellikle iletişimsel etkinliğin maddi ve simgesel kaynakların
eşit olmayan paylaşımı tarafından yapılandırılma tarzıyla ilgilenir.

İktidarın sürdürülmesi olarak anlam üretim

İletişimin ekonomi politiği için odak soru, kültürel üretim ve dağıtım üzerinde kontrol
uygulayan güçler sathındaki değişimlerin kamusal alanı nasıl sınırlandırdığını ya da
özgürleştirdiğini araştırmaktadır.

Bu pratikte dikkati iki anahtar konuya yöneltir;


1.si bu tür kurumların mülkiyet yapısı ve etkinlikler üzerindeki kontrol açısından bu modelin
sonuçlarıdır.
2.si devlet düzenlemesi ile iletişim kurumları arasındaki ilişkinin mahiyetidir.

Büyük şirketlerin yaptığı kültürel üretimin düzenli artan miktarı, demokrasi kuramcıların ilgi
kaynağı olmuştur.
Demokrasi kuramcılarına kamu medyasının bir kamusal alan olarak işlemesi gerektiği ideali
ve tekelleşen özel mülkiyet gerçeği arasında temelde bir çelişki görmüşlerdir.
Ekonomi politik özel olarak ilgilendiği maddi ve kültürel eşitsizlik arasındaki ilişkiyi
göstermek için kültürel tüketimin ekonomi politiğini değerlendiririz.
Ekonomi politik ve metin çözümlemesi.

SONNNN….

12