You are on page 1of 64

1

2
İçindekiler…
Editoryal
Jack Yakup Araz.........................................4
diyalektik
ODTÜ Fizik Topluluğu‟nun Tüm Doğa Âşıklarına
Sunduğu Bilim, Felsefe ve Sanat Dergisi
ODTÜ‟de Astronomi ve Astrofizik Sayı: 2 Mayıs 2010
Halil Kırbıyık..............................................5

Bilim Camiası için Mıntıka Temizliği Editör


Mehmet Ali Olpak...................................10
Jack Yakup Araz
Treni Kaçırmadık!
Gürcan Demirci........................................15
Tasarım, Sayfa ve Kapak Düzeni
Yuri Gagarin ve 12 Nisan 1961
Beste Baltepe, Ferhat Demirci,
Gizem Kocakuşak‟ın derlemesi.............18 Jack Y. Araz
50. Yılında Lazer
Soner Albayrak‟ın derlemesi..................21 Yazı Kurulu
Atom ve Molekül Topakları Halil Kırbıyık, Mehmet Ali Olpak,
Şakir Erkoç................................................23 Gürcan Demirci, Şakir Erkoç,
Namık Kemal Pak, Ahmet Beyaz,
Mikro Evrenin Gizemi: Kuantum Teorisi Cemil Güzey, Ahmet Antmen,
Namık Kemal Pak....................................32 Mert Demir, Pınar Nurhan,
Hazal Gülşan, Jack Y. Araz
Basitlerdeki Karmaşıklıklar
Ahmet Beyaz.............................................43
Çizerler
Ben Benim!!!
Cemil Güzey.............................................46 Nihal Tarkan, Cevdet Kabal

Kent İnsanı
Ahmet Antmen.........................................50 Diyalektik Ekibi

Tek Yumurta Tekizi Hakan Gündüz, Gürcan Demirci,


Mert Demir................................................53 Tuğba Andaç, Refik Tuzaklı,
Soner Albayrak, Cansu Seyhan,
Diyalektik Değildir Hiçbir Acı Yağmur Gönül
Pınar Nurhan............................................56

Pyotr İlyich Tchaikovsky Reklam Koşulları:


Beste Baltepe‟nin derlemesi....................57
Arka Kapak: 800 TL
Adamın Teki Arka İç Kapak: 700 TL
Ön İç Kapak: 800 TL
Hazal Gülşan............................................60
İç Sayfalar: (Tam) 500 TL,
(Yarım) 300TL.
Rüya ve Gül
Jack Yakup Araz.......................................61
İletişim

diyalektikekibi@gmail.com

3
EDİTORYAL

Balkonda oturup bir bardak çay yudumlarken manzarayı seyretmek… Ne kadar


karmaşık olabilir ki? Uçan kuşlar, batan güneş, bacası tüten evler… Basit bir düzen hâkim
dünya yüzeyindeki hayata… Ne kadar hoş değil mi? Peki ya kuşun kanat çırpmasından
dolayı çalkalanan hava giderek kaotik bir hale gelerek bacadan çıkan dumanı döndürme-
ye başlayıp su buharı yoğunluğunu belli bir bölgede arttırırsa? Yoğunlaşan su buharı ba-
tan güneş ışığını gökkuşağına dönüştürürse? Basit mi? Çayınızı karıştırırken yükselen çay
yaprağı parçacıklarının bir saniye sonra nerede olacağını sorsam peki? Ya da daha basit
bir soru… Neden lanet olası hayat bu şekilde? Sorulacak birçok soru ama verilecek çok az
cevap var… Gözlerimizle, burnumuzla, kulaklarımızla algıladığımız basit dünya aslında
o kadar karmaşık ki. Sanırım bu karmaşıklığı anlatmak için kullanabileceğim en güzel söz
“Tanrı evrende zar atmaz!” olacaktır. Fiziğin bu akıllara zarar gidişatı Einstein‟ın bile ha-
yallerinde kurduğu karmaşayı aşmıştı. Artık parçacıkların abuk subuk hareketi gerçekten
saçma sapan bir hal alarak zamanın uzayla yaptığı birleşimin dahi ötesine geçmişti… Bir-
de bu birleşmiş uzay - zamanı kuantum mekaniğinin eşsizliğiyle beraber düşünsenize!
Daha günlük olgulardan gitsek daha iyi sanırım, sosisli sandviç gibi… Üstüne döktüğü-
nüz mayonez mesela, nasıl oluyor da böyle şekil alabiliyor? Bu soru Casimir‟in de aklını
bayağı kurcalamıştı. Vakumdaki (göreli bir “boş”luk tabi) yüksüz plakaların durduk
durmadık yerde birbirine kuvvet uygulaması gibi enteresan bir yere mayonezden yola çı-
karak gelmek eminim sosisli sandviçin soğumasına sebep olmuştur… Fiziği bir kenara bı-
rakıp felsefeye laf atmaya kalkacak olursak işimiz bayağı zorlaşacaktır. Ağzımızdan çıkan
her kelimeye dikkat etmemiz gerekecek yoksa düşündüğümüz için var olduğumuz kanı-
sına varabiliriz. Tabi fonksiyon kümelerinin arasında hangisi görüntü hangisi gerçek diye
kafa patlattıktan sonra insan eminim var olmak ister. Millete bu kadar laf attıktan sonra
kendimi acındırmak için ben kimim ki de diyebilirim. Gerçek ben, ben miyim yoksa ben
sadece bir mağara duvarına çarpan gölge miyim? Belki de gerçek ben aslında ideal bir ev-
rende benim ağır çekimde ona koşarak kavuşmamı bekliyor… Kim bilir… Gerçi son za-
manlarda bunlar çaldığınız gitardan daha karmaşık sayılmaz… Bir Mi‟nin büyük bir pat-
lamaya sebep olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ya da dörtten fazla boyut yaratabildi-
ğini… Tamam, belki bunu tek boyutta parça parça tellerin birbirleriyle birleşerek ve ayrı-
larak yarattıkları titreşim olarak hayal etmemiz gerek ama bu benim beklide Fa Diyez Ma-
jör olduğum gerçeğini değiştirmiyor… Anlayacağınız o ki, çayım soğuyor. Bu sayıda kar-
tuşumuz yettiğince hocalarımızın ve sizlerin basit olgusuna bakışını ve diğer konulardaki
düşüncelerini aktarmaya çalıştık. Karmaşıklıkların bilgiye olan ebedi aşkınızı söndürme-
mesi dileğiyle…

Jack Yakup Araz


ODTÜ Fizik Topluluğu

4
ODTÜ’de Astronomi ve Astrofizik
Halil Kırbıyık

15 Kasım 1956 yılında Mimarlık Prof.Dr. Halil Kırbıyık, 1968 ODTÜ Fizik Bölümü’nden
lisans; İngiltere-Sussex Üniversitesi’nden 1971 de yüksek
Fakültesi ile öğretime başlayan Orta Doğu lisans, 1974 de doktora derecelerini aldı. Yıldız atmosfer-
Teknik Üniversitesi, 1956-1957 ders yılında leri, yıldızlarda dönme, yıldızlarda salınımlar gibi konu-
İdari İlimler, Fen Edebiyat ve Mühendislik larda araştırmaları vardır. Ulusal ve uluslararası mesleki
Fakülteleri ile öğretim alanlarını genişlet- derneklerin üyesidir. Fizik Bölümü Başkan yardımcılığı,
Fen Edebiyat Fakültesi Dekan yardımcılığı ve Dekanlık
miştir. görevlerinde bulunmuştur. 2007 den beri TUBİTAK
Ulusal Gözlemevi (TUG) Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı
ODTÜ Fizik Bölümü, Fen Edebiyat yapmaktadır.1968 de başladığı ODTÜ deki görevini
Fakültesi bünyesinde 1960 yılında faaliye- sürdürmektedir.
te geçmiştir. Ankara Üniversitesi Matema- lişme göstermiş; İkinci Dünya Savaşı radar
tik-Astronomi alanında yetişmiş olan teknolojisi bu alana kaydırılmıştır. Paris
Doç.Dr. Bedri Süer, Fizik Bölümü‟nün Pişmiş‟in açtığı lisansüstü derse Fizik Bö-
kuruluşunu takip eden yıllarda (1962) lümü‟nden Halil Kırbıyık, Mehmet
ODTÜ Matematik Bölümündedir ve Ma- Çokesen dışında radyo antenler üzerinde
tematik Bölümü içinde astronomi dersleri çalışan bazı Elektrik Mühendisliği öğrenci-
vermeye başlar. Küresel astronomi ve leri de ilgi gösterir ve dersi alırlar.
İstatatistiksel Astronomi gibi seçmeli ders-
ler verir. Amaç disiplinlerarası eğitim ve Prof. Dr. Dilhan Ezer-Eryurt OD-
araştırmayı güçlendirmektir. TÜ‟de astrofizik çekirdeğini oluşturmayı
hedeflemektedir. Doç. Dr. Bedri Süer buna
ODTÜ yeni bir anlayışla kurulmuş- sıcak destek vermektedir. 1968 Haziranın-
tu. Geleneksel matematiğe dayalı astro- da mezun olan Halil Kırbıyık‟da asistan
nomi yerine fizik-matematik bilgisine da- olarak girmiş ve astrofizik alanında çalış-
yalı astronomi-astrofizik çalışmanın Tür- maya başlamıştır. 1968 yılı yaz aylarında
kiye‟deki astronominin ilerlemesi ve dün- ODTÜ Fizik Bölümü‟nde bir hareket baş-
yadaki yenilikleri takibedebilmek için ge- lar. Hareketin amacı tüm Türk Astronom-
rekli olduğuna inanılıyordu. larını biraraya toplamak ve ilk Türk Ast-
1968 yılında Prof.Dr. Dilhan Ezer‟in bir yıl, ronomi Sempozyumunu gerçekleştirmek-
1969 yılında Prof.Dr. Paris Pişmiş‟in altı ay tir. Prof. Dr. Dilhan Eryurt öncülüğünde
süreyle ODTÜ‟ye gelmeleriyle Fizik Bö- çalışmalar başlatılır ve başarılı bir toplantı
lümü‟nde astronomi-astrofizk eğitimi baş- gerçekleştirilir. Toplantı, 25-28 Eylül 1968
lar. 1968 yılında Dilhan Ezer son sınıf Fizik tarihlerinde yapılmıştır. Toplantıya otu-
öğrencilerine bir astrofizik dersi açar. Ders zun üzerinde katılım olmuştur. İstanbul,
ilgi görmüştür. Fizik öğrencileri öğrendik- İzmir ve Ankara‟dan katılımcılar vardır.
leri fiziğin yeni bir uygulama alanını keş- İlk Ulusal Astronomi toplantısına bu dere-
federler. Yıldız yapıları, evrimleri gibi ko- ce bir katılım olması bizleri çok memnun
nuların tamamen fizik uygulaması oldu- etmiş ve mayanın tutacağı izlenimini ver-
ğunu gören öğrenciler heyecanlanırlar. miştir. Ne de olsa Nasrettin Hoca‟nın to-
Yeni öğrendikleri kuvantum fiziği, nükleer runlarıyız. Ya tutarsa diye düşünmenin
fizik gibi konuların uygulandığı ve yer kime ne zararı olabilirdi ki. Ama faydasını
bulduğu büyük ve muhteşem bir alan gördük. Bu bir başlangıç oldu ve bugün
vardır önlerinde. Paris Pişmiş, yıldızlar- benzeri toplantıların 17. si bu yıl Çukuro-
dan ziyade galaksiler üzerine ihtisaslaşmış va Üniversitesi‟nde yapılmaktadır.
bir hocaydı. Galaktik astronomi adıyla bir 1970 yılının ortalarında Doç.Dr. Hakkı
lisansüstü ders açar. Hatırlanacağı gibi bu Ögelman Fizik Bölümü‟ne katılır. Hakkı
yıllarda radyo astronomi de hızlı bir ge- Ögelman‟ın açtığı yeni bir lisansüstü ders

5
ile öğrencilerin ufku daha da genişliyordu. TÜ‟de ilk astrofizik doktorasını M.Emin
Kozmik ışınlarla ilgili olan bu ders(Yüksek Özel ( 1977) ve ikincisini de Ümit
enerji fiziğine giriş) öğrencilerin fizik ve Kızıloğlu (1978) alıyordu. 1978 yılı verimli
astronomi bilgilerini birleştirmelerini ve geçmiş ve takiben, İlhami Yeğingil, Serpil
bu çalışmaların deneysel olarak ülkemizde Ayaslı ve Aysel İbrahim‟de doktoralarını
de yapılabileceğini öngörmelerini sağlı- bu yıl tamamlamışlardır. Bundan sonraki
yordu. ODTÜ Fizik Bölümü‟nde ilk astro- yıllarda sırasıyla Nilgün Kızıloğlu(82),
fizik yüksek lisans öğrencisi H.Kırbıyık, Necati Özkara(84), Faruk Tokdemir(85),
programın ortasında, 1971 yılı Eylül ayın- Rikkat Civelek(87), Akif Esendemir ve
da, yüksek lisans ve doktora için İngiltere Murat Alev(89), Altan Baykal(91), İbrahim
(Sussex Üniversitesi) ye gönderilir. Küçük(93), C. Berrin Erol(96), Mutlu Yıldız
H.Kırbıyık, yüksek lisans ve doktora yap- (96), Aşkın Ankay ve Ünal Ertan(2002), S.
mış olarak Temmuz 1974 de bölüme dö- Çağdaş İnam(04) ve Özgür Taşkın(05)
ner. doktoralarını alan astrofizik grubu üyele-
ridir. Bunların dışında çok sayıda öğrenci-
ye yüksek lisans tezi yaptırılmıştır.
1974-75 yıllarında Prof.Dr. D.Eryurt‟un
bilgisi dahilinde bir sayfalık bir duyuru
hazırlandı. Duyuruda Fizik Bölümü‟nde
açılacak iki dönemlik “Genel Asstronomi”
dersinden söz ediliyor ve tüm üniversiteye
açık olduğu söyleniyordu. Bildiriyi hazır-
layan H.Kırbıyık ve M.E. Özel tüm üniver-
siteye elden dağıtmış ve yeni açılacak
dersten haberdar etmişti. İlgi duyan tüm
öğrencilere açık olduğu belirtilen derse,
Sosyal Bilim öğrencilerinden çok az talep
olmuş, fakat fen ve teknik bölümlerden
oldukça yoğun ilgi gösterilmişti.
Prof.Dr. Hakkı Ögelman, izinli olarak,
1976-77 yılında Çukurova Üniversitesi‟ne
gitmiş; orada astrofizik çalışmalarını baş-
latmıştır. Dr. İ. Yeğingil ve Dr. M. Emin
Özel‟de Çukurova astrofizik grubuna
katılmışlardır.

ABD-Michigan Üniversitesi‟nde,
1979 doktora derecesini alan Selçuk Ba-
1973 yılında Prof.Dilhan Ezer de- yın,1980 yılında, İngiltere-Manchester
vamlı eleman olarak ODTÜ Fizik bölü- Üniversitesi‟nde doktorasını tamamlayan
mü‟ne katılır. Yine 1970 li yıllarda ODTÜ Osman Demircan seksenli yılların ilk yarı-
astrofizik grubu öğretim üyesi kadrosuna sında, ABD‟de doktorasını bitiren Ali
Dr. Tümay Tümer, Dr. Edward Utiger, Alpar doksanlı yılların ilk yarısında ve
Frank Barmore ve Dr. Jean Swank gibi İngiltere-Sussex Üniversitesi‟ne doktora
yerli ve yabancı astrofizikçiler de katılmış yapmak üzere gönderilen ve 1998‟de
ve değişik sürelerle eğitim ve araştırma dercesini alıp dönen Sinan Kaan Yerli de
etkinliklerine katkılarda bulunmuşlardır. ODTÜ Astrofizik grubuna katılırlar. Bun-
Yanı sıra, yine bu yıllarda Ümit Kızıloğlu, ların dışında; 1997 yılında ABD‟de dokto-
M. Emin Özel, İlhami Yeğingil, Aysel İb- ra derecesini alan Şölen Balman da gruba
rahim ve Serpil Ayaslı gibi lisansüstü öğ- dahil olmuştur.
rencileri gruba dinamizm katıyordu. OD-

6
ODTÜ astrofizik grubunun bazı le reddedilince, ODTÜ Yerleşkesi içinde
üyeleri geçici veya kalıcı olarak başka üni- yeni bir yer arandı. Bölüme katılan ve göz-
versitelere gitmiş ve gittiklere yerlere OD- lemci olan O. Demircan ve Halil Kırbıyık
TÜ anlayışında eğitim ve araştırma etkin- çizmeleri giyip tüm Yerleşke dolaşıldıktan
liklerini götürmüşlerdir. Söz edildiği gibi sonra bugünkü ODTÜ Kent yakınındaki
bir grup Çukurova Üniversitesi‟ne, İ. Kü- yer seçildi. Gözlemevi için koordinatların
çük Kayseri- Erciyes Üniversitesi‟ne, Mut- belirlenmesi gerekiyordu. Bunun için de
lu Yıldız Ege Üniversitesi‟ne, Ünal Ertan O. Demircan ve Akif Esendemir İnşaat
ve Ali Alpar Sabancı Üniversitesi‟ne geç- Mühendisliği Bölümü‟nde jeodezi hocası
mişlerdir. Kasım Yaşar hocaya giderler. Kasım hoca-
ya durum anlatılınca heyecandan yerinde
Görüldüğü gibi yetmişli yıllarda duramaz: “Hemen yapalım, üç ay gibi bir
sayısal olarak küçük bir çekirdek şeklinde, zaman yeterli olur” der. Neticede Kasım
fakat bilimsel bakımdan oldukça etkin hoca ve onun jeodezi dersini alan Fizik
olan astrofizik grubu, o yılardan başlaya- bölümü öğrencileri beraberce seçilen yerin
rak lisans eğitimi yanında yüksek lisans ve koordinatlarını belirlerler. Ayrıca, Ümit
doktora eğitimine de önem verir. Grup Kızıloğlu‟nun yönettiği ve S.K. Yerli‟nin
kısa zamanda büyümüş ve kritik kütleye yaptığı “ODTÜ Gözlemevi Bölgesinin Test
erişerek çok sayıda yüksek lisans ve dok- ve Ölçümleri” başlıklı yükseklisans tezi
tora tezleri yaptırmıştır. Bilimsel araştırma (1993) ile Gözlemevinin koordinatları tek-
ve yayınlarda ise uluslararası düzeyde rar çalışılmıştır. Zaten hazır olan plan ve
hem sayısal hem de okunurluk bakımdan projelerinin değiştirilmesiyle son seçilen
iyi bir yer edinmiş ve dünyadaki gelişme- yere Gözlemevi inşa edilir. Ekim, 1990 da
leri daima çok yakından izlemişlerdir. yapılan ilk gözlemle olay tüm dünyaya,
Gözlemevinin koordinatlarıyla beraber
ODTÜ‟deki astronomi çalışmaları duyurulur. Gözlemevinin koordinatları:
hem kuramsal hem de gözlemsel veya
deneysel olarak sürdürülmüş ve sürdü- Coğrafi enlem: 39 d 53‟6.1‟‟
rülmektedir. Öğrencilerin uygulama ve Coğrafi boylam: 2 s 11dk 10.5 s
pratik çalışmalar yapmalarına olanak sağ-
layacak küçük bir üniversite rasathanesi Deniz seviyesinden yükseklik: 949 m.
de düşünülmüş ve Ekim 1990 da hizmete olarak belirlenmiştir.
giren, 40 cm çapında aynası olan bir teles-
kopla, ODTÜ Fizik Bölümü Gözlemevi “ER Vulpeculae” yıldız sisteminin
kurulmuştur. O günkü koşullarda Ülke- ışık eğrisi 27 Aralık, 1991 tarihli bir makale
mizin ikinci büyük teleskobu ünvanını ile IBVS dergisinde yayınlanmış ve Göz-
taşıyordu. lemevinde ilk bilimsel çalışma başlatılmış-
tır. Bu çalışmada imzası olan astronomlar
Esasen daha evvel, H. Ögelman, D. Eryurt, H.Kırbıyık, Ümit Kızıloğlu,
Ed. Utiger, Ü. Kızıloğlu ve M.E. Özel Yer- S.Evren (E.Ü.), A. Esendemir, M.Alev,
leşkede bir yer seçmiş ( Yalıncak civari ) ve V.Keskin (E.Ü.), B. Uyanıker, S.K.Yerli ve
Gözlemevi binası subasmanı seviyesine A.Baykal‟dır. Gözlemevi‟nde ilk çalışma-
kadar yapılmıştı. Ne var ki, Ankara‟nın dan sonra bilimsel amaçlı gözlemsel ya-
batıya doğru fazla ilerlemesi, ışık kirliliği- yınlar yapıldıysa da daha çok eğitim-
ni artırmıştı. Muhtemelen buradaki yerden öğretim ve amatör amaçlı kullanılmıştır.
o nedenle vazgeçildi. Teleskop için yeni- 1990 lı yılların ikinci yarısında o bölgeye
den daha uygun bir yer aranmalıydı. Göz- lojmanların yapılmasıyla Gözlemevi ast-
lemevi‟nin kurulacağı yer için önce zama- ronomi amaçlı kullanıma kapanmıştır.
nın rektörü Prof.Dr. Tarık Somer‟e Ankara
Üniversitesi‟nin Ahlatlıbel‟deki yerine ODTÜ astrofizik grubu içinde de-
kurulması önerildi. Ancak bu öneri şiddet- vam eden araştırma konuları başlıca şöyle

7
sıralanabilir: Yıldız yapıları ve evrimleri, nılmıştır. Nitekim, TUG‟daki ilk CCD öl-
yıldız atmosferleri ve çift yıldızlarda yan- çümlerini de yine ODTÜ‟den astronomlar
sıma etkileri, yıldızlarda salınımlar, yıldız- yapmıştır.
larda dönme ve evrim, dönmenin evrim ODTÜ astrofizik grubu, bilimin topluma
ve salınımlara etkileri, değişen yıldızlar, maledilmesinin önemine inanmış ve po-
novalar, SNR(Süpernova Remnants), püler bilim olarak astronomiyi hem öğren-
kataklizmik değişken çift yıldız sistemleri, ciler hem de halk nezdinde kamuoyuna
aktif madde aktarımı yapan sıkı (kompakt) sevdirmiştir. Bu faaliyet, 1986 yılında
çift yıoldız sistemleri, Be çift yıldız sistem- Halley Kuyruklu Yıldızının geçişinde, göz-
leri, yüksek enerjili parçacıklara ilişkin lem şenlikleri ile en üst seviyesine ulaş-
gözlemsel çalışmalar, veri analizleri, mıştır. Kuyruklu yıldızın 1910 geçişini
pulsarlar, X-ışını yayan küçük kütleli çift görmüş olan, İstanbul‟da ikamet eden,
yıldızlar, gama ışını yayan kaynaklar, sekseniki yaşındaki bir hanıma yaşamında
kozmoloji ve gözlemsel astronomi. aynı yıldızı ikinci kez görme olanağı sağ-
lanmıştır. Kuruluşu o yıllara (1986) rastla-
Astrofizik grubunca başlangıçta yan ve H.Kırbıyık‟ın akademik danışman-
kuramsal ve uydu verilerinin analizlerinin lığında ilk faaliyetlerini yapan ODTÜ
yapılarak değerlendirilmesi gibi konular Amatör Astronomi Topluluğu ülkemizde-
çalışıldıysa da; ülkemizde TUBİTAK Ulu- ki en eski öğrenci topluluklarından birisi-
sal Gözlemevi (TUG) nin kurulması ve dir. O yıllarda kuruluşunda ve bu faaliyet-
bünyesinde, henüz tam işletmeye girme- lerde aktif görev ve sorumluluk almış olan
miş olan 100 cm ve 60 cm çaplı ve bir de Sinan K.Yerli, Bülent Uyanıker, Hülya
Ruslarla ortak 150 cm aynalı üçüncü bir Peker ve Alper Ateş‟i hatırlamadan geç-
teleskobun aktif olarak faaliyette olması memek gerek. O yıllarda etkin görev alan
astronomların gözlemsel astronomi çalış- bu genç astronomların hemen tamamı
malarına hızla girmelerini sağlamıştır. profesyonel astronom olmuştur. Öğrenci-
Grup üyeleri gözlemsel çalışmalara etkin lerimiz ilk yıllardaki heyecan ve tutkuyla
olarak katılmakta ve bu alanda da katkıla- ablaları ve ağabeylerinden devir aldıkları
rını sürdürmektedirler. Bunlardan başka, bu görevleri büyük bir başarıyla sürdür-
TUG‟da 40 cm aynalı, Utrecht Üniversite- mektedirler. Onlar da bayrağı kendilerin-
si‟nce bize hibe edilen ilk teleskobumuzun den sonra geleceklere teslim edeceklerdir.
kurulu bulunduğu yerden, İsviçre‟nin Alp 1986 yılında başlayan bilimin popülerleş-
Dağlarında bir köyden sökülüp, paketle- mesi etkinlikleri ODTÜ‟de tam 24 yıldır
nip ve Bakırlıtepe‟ye Akif Esendemir tara- kesintisiz devam etmektedir.
fından getiriliş hikayesi uzun bir macera-
dır. Bunun dışında 2004 yılında 1990 yılında, Türkiye‟de Uzay ko-
Bakırlıtepe‟ye kurulan ROTSE (Robotic nusunda bilimsel ve teknik çalışmaların
Transient Search Experiment) teleskobu da koordinasyonu amacıyla bir birim oluştu-
Ümit Kızıloğlu‟nun gözetiminde uluslara- rulur. Birimin adı:” Uzay Bilim ve Tekno-
rası bir işbirliğiyle gözlem faaliyetlerine lojileri Komitesi” (UBİTEK) tir. TÜBİTAK,
devam etmektedir. Bu teleskoptan dünya Marmara Araştırma Merkezi Başkanlığı
üzerinde sadece dört tane mevcuttur. Öyle Koordinasyonunda 28.12.1982 tarihinde
ki bir gök cismi yirmidört saat sürekli göz- TÜBİTAK-Ankara‟da yapılan UBİTEK 1.
lenebilmektedir. Belirtilmesi gereken bir Genel Kurulu‟nda, çalışmaların daimi tek-
başka husus, ülkemizde CCD (Charge nik çalışma komisyonları
Coupled Device) kullanımı da ilk kez Uzaktan Algılama,
Uzay Bilimleri,
ODTÜ astrofizik grubu tarafından Uzay Elektroniği,
gerçekleştirilmiş ve bugün TUG‟da yoğun eliyle her komisyonun kendi içinde çalış-
olarak kullanılan bu cihaz için önemli bir ma grupları oluşturması kararlaştırılmış-
altyapı oluşturulmuş ve deneyim kaza- tır. BU kurumun amacı, uzay konusunda

8
çalışma yapmış ve yapmakta olan bir çok zi(İtalya), Max Planck Astrofizik Enstitüsü
kurum, kuruluş ve kişileri biraraya getir- (Münih) vb gibi. Dr. Ş. Balman 2001 yılın-
miş ve bazı çalışmaların yapılmasını sağ- da Prof.Dr. Nüzhet Gökdoğan (Türkiye
lamıştır. Ancak somut bir sonuca varıla- Cumhuriyeti ilk astronom doçenti) ödülü,
madan çalışmalar kendiliğinden sona er- 2003 yılında da TÜBA-GEBİB ödülü almış,
miştir. Bu kurumun yaptığı toplantılarda, Dr. A. Baykal da TÜBİTAK Teşvik Ödülü
Halil Kırbıyık hem astrofizik grubu hem almıştır.
de ODTÜ adına katkılarda bulunmuştur.
Bu kurumla hedeflenen şey, esas itibariyle Başından beri gelişmesine şahit ol-
bir “Ulusal Uzay Ajansı” olmuştur. duğum ODTÜ astrofizik grubunun üyele-
rinin, bugün uluslararası kurum ve kuru-
Ülkemizdeki astronomları biraraya luşlara projeler sunuyor olmaları, başlan-
getirip sinerji yaratmak, bilgi ve görüş alış- gıçta düşlediklerimizin gerçekleştiğini
verişinde bulunmak ve işbirliği olanakla- göstermektedir. Artık çalışmalarda ODTÜ
rını araştırmak amacıyla Prof. Dr. Dilhan üs olma özelliğine kavuşmuştur. Doktora
Ezer ve asistan Halil Kırbıyık ODTÜ Fizik dereceleri vermekte, yayınladıkları maka-
Bölümü‟nde ilk Ulusal Astronomi Kongre- leler çok sayıda atıf almakta ve bilimsel
si düzenlemişlerdir. Değişik üniversite- araştırmalarda yönlendiricilik ve yönetici-
lerden ve kurumlardan önemli sayıda bi- lik yapılabilmektedir.
lim insanının iştirakiyle 25-27 Eylül 1968
tarihlerinde gerçekleştirilen bu toplantı, ODTÜ‟den doktorasını alan Dr. İb-
Üçlü Amfinin merdivenlerinde çekilen bir rahim Küçük, 1994 yılında Kayseri Erciyes
fotoğrafla tarih sayfalarında yerini almış- Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik
tır. Bu tarihten sonra Astronomlar birkaç Bölümü‟ne geçmiş ve astrofizik çalışmaları
aksama dışında her iki yılda bir toplan- başlatmıştır. Dr. İ. Küçük‟ün gayretleriyle,
mıştır. XVII. Ulusal Astrnomi Kongresi ise Yüksek Öğretim Kurumu‟nun 17.02.1998
31 Ağustos-4 Eylül 2010 tarihlerinde Çu- tarihli kararıyla Erciyes Üniversitesi‟nde
kurova Üniversitesi‟nde (Adana) yapıla- Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ku-
caktır. rulmuştur. Böylece ülkemiz üniversitele-
rinde dört tane “Astronomi ve Uzay Bilim-
Prof.Dr. Dilhan Eryurt, Prof.Dr. leri” bölümü olmuştur ve Akdeniz Üni-
Selçuk Bayın ve Dr. Murat Alev emekli versitesi‟nde kurulma aşamasında ve ona-
oldu, Dr. Necati Özkara‟yı talihsiz bir ka- yı beklenen ile beş bölüme çıkması bek-
zada kaybettik. Bu kurumda yetişen bazı lenmektedir.
elemanlar da ülkemizde ve dünyada deği-
şik kurumlarda çalışmalarına devam et- Bugün itibariyle (Mart, 2010) ül-
mektedirler. 2010 yılı itibariyle Fizik Bö- kemizde İstanbul, Ankara, Ege (İzmir) ve
lümü‟ndeki astrofizikçiler 8 doktoralı öğ- Erciyes (Kayseri) Üniversiteleri‟nde Ast-
retim üyesi ve dokuz-on civarinda lisan- ronomi ve Uzay Bilimleri Bölümleri ku-
süstü öğrenci ile eğitim ve araştırma faali- rulmuş; ODTÜ (Ankara), Boğaziçi (İstan-
yetlerini artan bir ivme ile sürdürmekte- bul), ÇOMU (Çanakkale), Çukurova
dir. (Adana), İnönü (Malatya), Akdeniz (An-
talya) ve Atatürk (Erzurum) Üniversitesi
Astrofizik Grubu üyeleri zaman ve İstanbul Kültür Üniversiteleri‟nde Ana
zaman yurt dışı işbirlikleri çerçevesinde Bilim Dalı veya Astronomi-Astrofizik gru-
dünyanın önemli merkezlerinde kısa süre- bu olarak eğitim ve araştırmalar yapılma-
li veya uzun süreli bilimsel araştırmalar ya başlanmıştır.
yapmışlardır. Örneğin, NASA (ABD), ESA
(Hollanda), Uluslararası Fizik Merke-

9
Bilim Camiası İçin Mıntıka Temizliği
Mehmet Ali Olpak

Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği 2004-2008 seneleri arasında ODTÜ Fizik
Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı. Bu süreçte
Bilim ve Gelecek Kitaplığı ODTÜ Fizik Topluluğu'nun daimi üyesi olan M. Ali
2. Baskı, İstanbul, 2009, 431 sayfa Olpak 2007-2008 döneminde ODTÜ Fizik
Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır.
Evrim konusu geçtiğimiz günlerde 2008 yılından itibaren ODTÜ Fizik Bölümünde
Araştırma Görevlisi olan M. Ali Olpak , ''Yüksek
yine bir skandalla gündeme geldi. Bünye- Enerji Fiziği'' konusunda çalışmalarını sürdürmek-
sinde yaşanan gerici kadrolaşmadan pek tedir.
çok insanın endişe duyduğu TRT, bir "ev- çalışma aynı zamanda, sözünü ettiğimiz
rimi çürüten balık" keşfetti1. Ortada ne "sokaktaki vatandaşa dert anlatma ihtiya-
habercilik etiği kaldı, ne bilim etiği. Takip cını" karşılamak adına da yeni bir adım
eden günlerde haberin gerici kadrolar ta- oluyor.
rafından nasıl "evriltildiğine" dair belgeler
de ortaya çıktı2 ve bir kez daha, "yüzümü- Çalışmanın en önemli yanı, pek çok
zü kara çıkarmadıkları" için gerici kadro- bilim insanının katkısıyla hazırlanmış ol-
lar bizleri üzdü. ması. Aynı zamanda, akıllı tasarımcıların
ortaya attığı pek çok güncel iddiaya veri-
Konu evrim olunca ister istemez len yanıtların bir derlemesini de sunuyor.
insanlar "yine mi" tepkisiyle karşılayabili- Sunuş kısmında da belirtildiği üzere, bu
yorlar bu olan biteni. Ortada gerçekten çalışma hazırlanırken Bilim ve Gelecek
insana bıkkınlık veren bir tartışma var; dergisinde yayınlanmış makalelerden bü-
fakat bilimsel anlamda da siyasi anlamda yük ölçüde yararlanılmış. Ayrıca, akıllı
da öneminden birşey kaybetmiyor; hem tasarım taraftarlarının kendi argümanları-
de yüz elli yıldır. Durum bu olunca, so- na bilimsel bir görünüm verme çabasını,
kaktaki vatandaşa tartışmanın içeriğini bu tez üzerinden yapılan propagandanın
derli toplu bir şekilde anlatabilme ve bi- siyasi ayaklarını ve evrim kuramının mo-
limden yana tavır alabilmesini sağlama dern bilim açısından önemini ele alan ma-
ihtiyacı doğuyor. "Yaratılış bilimi" cenahı kale, haber ve söyleşilere yer verilmiş.
da durumun farkında ki, kendileri Harun
Yahya imzalı kitaplar başta olmak üzere Kitabı eline alan ve bir miktar ince-
pek çok materyalle dertlerini sokaktaki leyen birinin aklına gelebilecek bazı soru-
vatandaşa "anlatmak" yolunda büyük me- lar üzerinden bir değerlendirme yapmak
safe katettiler. "Evrim cenahı"nın buna sanırım anlamlı olacaktır. Tabi ki bu kişi-
verdiği yanıtlardan biri, ve gerçek anlam- nin evrimciler cenahından olduğunu var-
da değer taşıyan bir tanesi, Bilim ve Gele- sayarak...
cek Kitaplığı'ndan çıkan "Harun Yahya
Safsatası ve Evrim Gerçeği" adlı kitap. Bu Akla gelebilecek ilk soru sanırım
akıllı tasarımcıların iddialarına verilen
Aylık Marksist Dergi Gelenek’in yanıtların bir derlemesini yapmanın ge-
108.sayısında yayınlanmıştır. rekli olup olmadığıdır. Aslında, bu iddia-
ları ve verilen yanıtları, (şu sıralar zor gö-
1 Fazla söze gerek bırakmadığı için, ilgili rünse de) Bilim ve Teknik dergisi dâhil
programda “haberin” verildiği kısmın pek çok popüler bilim yayınında bulmak
videosu incelenebilir. mümkün. Fakat gözden kaçmaması gere-
http://www.beyazpencere.com/Video/Da
ken nokta, bu yayınların toplumsal etki-
rwin-i-Bitiren-Balik-18003.aspx
2 http://haber.sol.org.tr/medya/trtde-
siyle dinci gericiliğin araçlarının toplumsal
haberin-evrimi-belgelendi-haberi-21087 etkisi arasındaki somut olarak görülebile-

10
cek fark. Bu açıdan, insalara tartışmayı Tabi burada, “bilimin ne olduğu”na dair
güncel bir bütün halinde sunabilecek bir en azından bir asgari müşterek olduğunu
iddia – yanıt derlemesi gerçekten anlamlı varsayıyoruz; yazının kapsamında olma-
olabilir. Tabi ki, tartışmanın geçmişine ve dığı için bu tartışmaya girmiyorum.
siyasi boyutlarına dair söylenecek sözlere
böyle bir derlemeden daha fazla yer ve- Kitabı karıştırmaya devam eder-
rilmesi gerektiği de dostane bir eleştiri ken, kitaptan bağımsız olarak da akla ge-
olarak belirtilmelidir. Zira pek çok insan lebilecek başka bir soru, evrim tartışmala-
günlük yaşamındaki muhakeme süreçle- rının ne zamandan beri, kimler tarafından
rinde bilimsel yönteme pek de ihtiyaç ve ne şekilde yürütüldüğü olacaktır. Çok
duymuyor ve zaten böyle bir yöntemi öğ- ayrıntılı olmamakla beraber, Türler'in Kö-
renmemiş oluyor, ve dinci gericiliğin bu keni'nin yayınlandığı 1859'dan bu yana
tartışma üzerinden kimi insanları etkile- tartışmanın seyrini takip edebiliyoruz4.
yebilmesi de böylece mümkün hale geli-
yor.

Olası bir diğer soru, katkı yapan bi-


lim insanlarının konuya dair yaklaşımları-
nın tamamen aynı olup olmadığı. Bu kişi-
lerin konunun siyasi yönü ile ilgili makale
ve söyleşileri, bilimsel bir tartışma üzerin-
den oluşabilecek bir görüş çeşitliliği ortaya
koyuyor - hatta bu anlamda, siyaseten de
tutarlı bir tartışma yürütmeyi olanaklı
kılacak görüş yelpazesinin sınırlarını da
zorluyor3! Bilimsel ya da (daha ziyade)
siyasi açıdan farklı tartışmalara konu ola-
bilecek bu çeşitlilik, evrim kuramının be-
raberce savunulması, ya da daha geniş
olarak, bilimsel tartışmaların bilimin yön-
tem ve etiğine uygun biçimde insanlarla
paylaşılması bağlamında önem kazanıyor.

3 Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof.


Dr. Aslıhan Tolun, çalışmaya değerli bir
katkı sunmuş. Ancak itiraf etmek gerekir ki,
ABD eski başkanı G. W. Bush'un yaratılış
görüşü ve evrim kuramına eğitim
müfredatında eşit zaman ayrılması Verilen bilgiler içinde özellikle dikkat çe-
konusunda olumlu görüş ifade eden
ken bir nokta var: 20. yy.'ın ilk çeyreği,
sözlerini “hazırlıksız söylenmiş, talihsiz
sözler” olarak nitelemek samimi de olsa
Vietnam Savaşı karşıtı hareketin yükseliş
tartışmaya fazla gelen bir iyi niyeti ifade dönemi ve 20. yy. sonu olarak üç dönem-
etmektedir. Sayın Tolun'un görüşü için bkz. de, tartışmanın ABD tarafından özellikle
Tolun, Aslıhan, “Çok da İyi körüklendiğini görüyoruz5. Bir başka de-
Tasarlandığımız Söylenemez”, Harun yişle, tekelci dönemine giren kapitalizmin
Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği içinde,
İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2009, s. 4 Ateş, Kenan, “Evrim Neden ABD ve
326. Bush'un “vukuatı” için de örneğin Türkiye'de Az Benimseniyor?”, Harun
kitabın 2. bölümü içindeki Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği içinde,
“SORUŞTURMA: Bilinçli (akıllı) tasarım İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2009, s.
bilim mi?” başlıklı bölümün giriş yazısına 341-347.
bakılabilir (s. 320). 5 agm.

11
gericileşme süreci (bu kısım adı konulmuş Araştırma Vakfı'nın ilişkide bulunduğu
emperyalizmin kendini göstermesiolarak Yaratılışı Araştırma Enstitüsü'nden yaratı-
okunabilir), Sputnik şaşkınlığı geçmeden lış görüşünün de okullarda öğretilmesi
Vietnam batağına girilmesi ve SSCB'nin hususunda “teknik destek” aldığını7 sanı-
çözülüşü ile Asya'da oluşan boşluğa mü- rım çoğumuz bilmiyordu. Güncel anlamda
dahale ihtiyacı6 ve bir açıdan da bilim – çok önemli olması nedeniyle, ilgili maka-
toplum ilişkisini gözden geçirmeye ihtiyaç lede yer verilen bir alıntıya burada da yer
duyulması. Tesadüf olmasa gerek. veriyoruz:

1980'li yılların ortalarında birgün Ya-


ratılışı Araştırma Enstitüsü (ICR) Türk Milli
Eğitim Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler'den,
davetsiz bir telefon aldı. Dini bütün bir Müs-
lüman olarak Mr. Dinçerler yaratılışa inanı-
yordu. (Yaratılışın Kuran'daki anlatımı İncil'-
deki ile hemen hemen aynıydı.) Türk Hüküme-
ti'nin bir üyesi olarak, tüm eğitim sistemine
vakıf olduğu için okullarında baskın olan laik
temelli salt evrim öğretimine son verip, bunun
yerine yaratılış ve evrime eşit zaman ayrıldığı
iki modelli bir sistemi getirmek istiyordu. Bu-
nun sonucu olarak yaratılışın bilimsel (İncil'-
deki değil) kanıtlarını içeren ICR'ın çeşitli
kitapları Türkçe'ye çevrildi ve Türkiye'de tüm
okul öğretmenlerine dağıtıldı8.

Harun Yahya Sanırım daha fazla yoruma şimdi-


lik gerek yok.
Tabi bu noktada, yeni bir soruyla
dikkatimiz bu son noktaya yoğunlaşacak- Bu noktada, gözden kaçmış olabi-
tır: ABD'nin bu tartışma açısından özel bir lecek başka bir önemli soru gündeme geli-
durumu var mı? Kendisi yönlendirici olan yor: inanç özgürlüğü bu tartışmanın nere-
bu sorunun yanıtını 3. bölümün başlığı sinde? Bu soru doğrudan tartışılmasa da,
bize veriyor: “Yaratılışçılığın Küresel Mer- kitaptan ilgili başka sorulara dair önemli
kezi: ABD”. Günümüzde (bu konu üze- bilgiler etmek mümkün. Ancak öncelikle
rinden düşünülüğünde garip bir şekilde) şunu belirtelim, katkı yapan kişiler arasın-
bilimsel üretimin merkezi durumuna gel- daki görüş farklarının ortaya çıktığı nokta-
miş bir ülkenin bilim düşmanı üretimin de lardan bir tanesi, “dinsel duygulara saygı
merkezi olması tarihin cilvesinden ibaret duyma” noktasında ortaya çıkıyor9. İnanç
değildir herhalde. Bunu tartışmayı da
7 Kence, Aykut, “ABD'li Yaratılışçılık ve
şimdilik birkenara bırakarak, ABD'nin
Türkiyeli Yandaşlarına Destekleri”, Harun
rolünü incelerken göze çarpan başka bir Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği içinde,
önemli noktayı işaret edelim. Türkiyeli İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2009, s.
gericilerin ABD'li muadilleri ile ilişkileri 353-355.
de gözler önüne seriliyor. Harun Yahya ve 8 Alıntının yapıldığı kaynak, ICR'ın yayın
ekibinin ABD'li gericilerle ilişkisini zaten organı Acts and Facts adlı derginin Aralık
biliyorduk, ama Türkiye Cumhuriyeti'nin 1992 tarihlli 21. cildinin 12. sayısı. Bu bilgi
bir dönemki Milli Eğitim Bakanı Vehbi de Kence'nin adı geçen makalesinde
Dinçerler'in, hem de Adnan Oktar'ın Bilim veriliyor.
9 Bu ayrıma dair iki makale örnek olarak
verilebilir: Pekünlü, Rennan, “ABD'de Bir
6 agm. Evrim Davası ve Burjuva Demokrasisi”,

12
özgürlüğü meselesine böyle bir çalışmada limsel bilginin en önemli niteliği, üretildiği
yer vermek belki fazla dikkat dağıtıcı ola- süreçten ve onu üreten kişilerin bireysel
caktır, ancak bu konunun kesinlikle aynı eğilimlerinden bağımsız olarak kullanıla-
özenle ele alınıp işlenmesi gerektiğini be- bilir olmasıdır (tabi bilgiyi üretenler bu
lirtmek gerekir. Bunun nedeni, toplumda kullanımı fikri mülkiyet hakları ya da baş-
en fazla kafa karışıklığına yol açabilecek ka siyasi – ekonomik araçlarla denetleme
başlıklardan biri olmasıyla birlikte evrim yoluna gitmiyorlarsa). Bahsettiğimiz bilim
tartışmasındaki taraflaşmada bu kavramın insanlarının da, ürettikleri bilginin böyle
dinsel bağnazlığın tarafına düşmemesi, bir özelliğinin olması gerektiğini algılamış
akıllı tasarımcılarca tanımlanmaması ge- olduklarını sanıyorum; en azından sanayi
rektiğidir. Kavramın kendisinde ciddi üretimi, bu niteliğe sahip teknik bilgiye
muğlaklıklar bulunduğu açık, zira “x öz- ihtiyaç duyar ve bu da, bahsettiğimiz
gürlüğü” şeklinde tanımlanan kavramla- farkındalık açısından, 19. yy. Avrupa'sın-
rın hepsinde belli bir muğlaklık bulundu- da yeterli görünmektedir.
ğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak muğ-
laklık olması kavramın çöpe atılmasının
değil mümkünse düzgün tanımlanmasının
gerekli olduğuna da işaret eder. Evrimciler
cenahı açısından da önemli olan, sanırım
bu yönüdür.

Buradan başka bir ilgili noktaya


hareket edelim. Bir yanda hala, bilim in-
sanlarının kişisel eğilimleri bir merak ko-
nusu olarak duruyor. 19. yy.'ın kimi önem-
li bilim insanlarının (Darwin de dahil),
bilime değerli katkılarını sundukları yola
çıkarken bir Tanrı inancına sahip olmaları
gerçekten ilginç10. Ancak kişisel konuların
ele alınması anlamına geleceği için, bu
tartışmanın bahsettiğimiz bilim insanları-
nın biyografilerinde yapılmasının daha
uygun olacağını düşünüyorum. Zira bi-

Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği


içinde, İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı,
2009, s. 368. Diğer örnek: Helvacıoğlu, Charles Darwin
Ender, “Dinde Son Nokta! Bilimde Nokta
Bile Değil”, Harun Yahya Safsatası ve Daha ilginç olan durum ise, kimi
Evrim Gerçeği içinde, İstanbul, Bilim ve bilim insanlarının da, kişisel inançları dü-
Gelecek Kitaplığı, 2009, s. 25. Pekünlü, şünüldüğünde, “yaratılışçı” olarak adlan-
dinsel inançları genel olarak bağnazlık dırılmalarının mümkün olduğudur. Bu
bağlamında ele alma eğilimindeyken, sonuca varmamıza sebep olan, yaratılışçı-
Helvacıoğlu, Harun Yahya tayfasının inanç
lığın da çeşitlerinin olması, “zaman içinde
konusunda da samimi olmadıklarına vurgu
yaparak sokaktaki vatandaşın inançlarının
evrilmesi ve uyum sağlaması” olgusu-
insancıllık açısından samimi olduğu fikrine dur11. Bir güzel örnek verelim: Vatikan
yakın duruyor.
10 Pekünlü, Rennan, “ “Akıllı Tasarım”ın 11 Ertan, Haluk, “Yaratılış Dogmasının
Evrimi ve Darwin Devrimi”, Harun Yahya Evriminde Bir Aşama: Akıllı Tasarım
Safsatası ve Evrim Gerçeği içinde, İstanbul, Hipotezi”, Harun Yahya Safsatası ve Evrim
Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2009, s. 297 ve s. Gerçeği içinde, İstanbul, Bilim ve Gelecek
300. Kitaplığı, 2009, s. 286-291.

13
1996 yılında en yüksek ağızdan evrime
yeşil ışık yakmıştır, ancak ABD uzunca bir Çalışmada yer alan yukarıdaki baş-
süredir yaratılışçılığın “akıllı tasarım” ver- lıklar, bugün insanlara derli toplu bir re-
siyonunu dünyaya ihraç etmektedir. Esa- sim çizebilmek için gerçekten gerekli baş-
sen bu tartışmalarda, “akıllı tasarım” kav- lıklar. Bu açıdan, söz konusu çalışma,
ramına odaklanmak gerekir. Özellikle bundan sonra yapılacak derleme toplama
ABD'de karşılaştıları yasal engeller nede- çalışmaları için de bir eşik olarak değer-
niyle tezlerine bilimsel bir kılıf bulmaya lendirilebilir. Bu çalışmanın temas ettiği ve
çalışan bir yaratılışçı ekol bu kavramı ge- edemediği konuları iyice görüp değerlen-
liştirmiş ve yalnızca dinsel referanslarla dirdikten sonra, konunun uzmanlarına
değil, von Daniken tarzı uzaylı hikâyele- eksikleri tamamlama motivasyonu verebi-
riyle dahi “temellendirilebilecek” bir tez leceğini de iddia etmek sanırım yanlış ol-
ortaya atmıştır; uzaylı meselesi de kendi maz. Yine de, böyle bir motivasyon için,
söylemlerine dahildir12. belli bir “aktivasyon enerjisi” gerekeceğini
gözden kaçırmamak gerekir. Dolayısıyla,
Tartışmanın bir “tarafı”nın mesele- sorulması gereken soru, bu enerjinin nasıl
yi ne kadar bilimsel bir şekilde ele aldığına sağlanacağı olmalıdır.
da böylece şahit olduk. Evrende yalnız
olmayabiliriz, ancak bunu sorgulamak için
gözlemsel ve deneysel verilerle doğru-
lanmış bir kurama saldırmaktan ziyade,
evrende yalnız olmadığımız düşüncesini
bir hipotez haline getirip benzer şekilde
sınamamız gerekir. Bu, ayrı bir konu. An-
cak, bilimsel tartışma bağlamında bakıldı-
ğında, akıllı tasarımcılarla bilim insanları
arasında bilimsel bir tartışmanın yürüme-
diğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle
tartışmanın, “iki tarafı da dinlemek lazım”
naifliğiyle ele alınamayacağını vurgula-
mak gerekir. Böyle bir yaklaşım ideolojik
bir tartışma açısından da sıkıntılı olacaktır;
zira akıllı tasarım cenahı, bilimsel olmayan
tezlere bilimsellik kılıfı giydirerek, kendi
tezlerini destekleyecek bilgi üretmek yeri-
ne evrim kuramını destekleyen bilgileri
çarpıtmak ve kuramda açık aramaktan
başka “bilimsel çalışma” yapmayarak,
herhangi bir tartışmada muhatap alınma
hakkını etik açısından da kaybetmiştir.
Sonuç olarak, “ortada iki taraf yoktur”13.

12 Yıldırım, Cemal, “Din ile Bilimin


Bağdaşmazlığı”, Harun Yahya Safsatası ve
Evrim Gerçeği içinde, İstanbul, Bilim ve
Gelecek Kitaplığı, 2009, s. 331.
13 Konuyla ilgili olarak bkz. “Evrim ve Bilinçli
Tasarım Neden İki Taraf Değil? “Leylek
Kuramı”nı da okutalım mı?”, Richard
Dawkins ve Jerry Coyne ile söyleşi, çev.
Feryal Halatçı, Harun Yahya Safsatası ve
Evrim Gerçeği içinde, İstanbul, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2009, s. 312-319.

14
Treni Kaçırmadık!
Gürcan Demirci

İnsanlığın önümüzdeki elli senede ği, sadece sürdürülebilir değil aynı za-
karşılaşacağı en önemli beş problem ara- manda yenilenebilir enerji kaynaklarına
sında su, besin, çevre kirliliği, yoksulluk duyacağımız ihtiyacı gözler önüne ser-
ve enerji gösterilmektedir(1). Aslında bu mektedir. Enerji sektöründeki stratejilerin
beş problemi inceleyecek olursak, enerji temel hedefleri olan çevresel yönden sür-
konusundaki sıkıntıların giderilmesi du- dürülebilirlik, ekonomik verimlilik ve
rumunda önümüzdeki elli sene boyunca enerji güvenliği düşünüldüğünde yenile-
rahat bir yaşam sürdürebileceğimiz kanı- nebilir olmayan alternatif enerji kaynakla-
sına varabiliriz. rının zamanla yerini güneş, jeotermal, dal-
ga, biyokütle ve rüzgâr gibi yenilenebilir
İnsanların enerjiye olan taleplerinin enerji kaynaklarına bırakmasını tahmin
ekonomik ve sosyal gelişme düzeyi ile etmemiz zor olmayacaktır. Uluslararası
bağıntılı olduğu düşünülürse; temel enerji Enerji Ajansı „nın 2009 yılında açıkladığı
kaynaklarında ( fosil yakıtlar ) karşılaştı- senaryonunda tahminimizi destekler yön-
ğımız sınırlılık ve çevre dostu olmama deki öngörüsü 2030 yılında Dünya gene-
nitelikleri, çözüm olarak bizlere alternatif lindeki yenilenebilir alternatif enerji kay-
enerji kaynaklarını işaret etmektedir. Ter- nakları kullanımının enerji kullanımında
modinamiğin birinci yasası olarak bilinen %41 lik bir pay edineceğidir.
“enerji dengesi” - hiçbir enerjinin yoktan
varedilememe ve vardan yok edilememesi Enerji konusunda uluslararası kap-
– kapsamında davranan alternatif enerji samda yürütülen yeni politikalara ve tek-
kaynakları; tekrar aynı verimle kullanıla- nolojilere işlerlik kazandırmamız gerek-
bilirlik açısından yenilenebilir ve yenile- mektedir. Türkiye „nin Dünya Enerji Sek-
nebilir olmayan enerji kaynakları olmak törü‟nde üretilen stratejilerin yenilenebilir
üzere iki alt kategoriye ayrılır. Ekonomik enerji kaynaklarına doğru vermiş olduğu
açıdan dezavantaja sahip olan yenilenebi- sinyali iyi analiz ederek, sahip olduğu
lir olmayan alternatif enerji kaynakları jeopolitiği enerji üzerine verimli şekilde
arasında bulunan petrol, doğal gaz, kömür yansıtması gerekmektedir. Türkiye jeopo-
ve nükleer enerji; dünyanın günümüzdeki litik açıdan güneş, jeotermal, dalga,
enerji profilinde % 87,8 gibi yüksek bir biyokütle ve rüzgâr gibi yenilenebilir al-
payla yer almaktadır. Fosil yakıtların çevre ternatif enerji kaynaklarının hemen hepsi-
ve insan sağlığına verdiği zararlar, yol ni kullanabilecek yapıya sahiptir.
açtığı ısı artışı ve ekolojik denge gereklili-
Güneş Enerjisi Potansiyel Atlası ( GEPA )

Kaynak: http://repa.eie.gov.tr/MyCalculator/Default.aspx

15
Bu kaynaklar arasında rüzgâr ener- halindeki havanın kinetik enerjisine ise
jisi; toprak koşulları, iklim, verimlilik ve rüzgâr enerjisi denir. Rüzgâr enerjisi yük-
sürdürülebilirlik açısından bir adım öne sek yerlere monte edilen kanatlar yardı-
çıkmaktadır. Yeryüzündeki farklı yüzeyler mıyla elektrik enerjisini üretmemizi sağlar.
kendi içyapıları sebebiyle farklı hızlarla Rüzgâr türbinleri olarak da bilinen bu ka-
ısınır ve soğurlar. Isınan yerdeki hava natlar kendi ekseninde hareket edebilme
yükselir ve daha soğuk kısımdaki hava ve fırtına durumunda kendini durdura-
hareketlenerek rüzgârı oluşturur. Hareket bilme özelliğine sahiptir.

Kaynak: http://elektroefor.com/enerji.html

Şebekelerin gidemeyeceği ücra çekilmesi beklenmektedir. Türkiye‟ninde


bölgelerin elektrik gereksinimini karşıla- üye olduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbir-
ması özelliği ile de rüzgâr enerjisi Türki- liği Örgütü ( OECD ) üye ülkeleri için 1993
ye‟nin enerji ihtiyacını karşılaması için yılında yapılan bir çalışma Türkiyede yıl-
vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır. Fosil da tüketilen elektriğin en az iki mislinin
yakıt santralleri ile karşılaştırıldığında rüzgârdan karşılanabileceğini gösteriyor-
daha ekonomik üretim olanağına sahip du. Türkiye de mevcut toplam elektrik
olan rüzgâr enerjisi; işletme maliyetininde üretme kapasitesi 41 000 MW dur. 1 Kasim
olmamasıyla ekonomik bir enerji kaynağı- 2007 tarihinde EPDK (Enerji Piyasasi De-
dır. Avrupa‟da 1400 Dolar / Kw olan rüz- netleme Kurulu) na 78 000 MW kapasiteli
gâr enerjisi maliyeti, ABD„de 750 Dolar / ruzgar guc santrali lisans müracaatının
Kw a kadar düşmektedir. Türkiye„de Boz- yapıldığını düşünürsek OECD tarafından
caada‟da bulunan rüzgâr türbinleri için bu yapılan araştırmaların kanıtlarını görmüş
rakam 1000 Dolar / Kw‟dır. Aynı oranda oluruz.
enerjiyi bir hidroelektrik santralinden
ürettiğimizde ise belirtilen rakamların 2 2009 yılı Türkiye Elektrik Strateji
bin dolar – 4 bin dolar seviyelerine yük- Belgesi verilerine göre 2007 yılında toplam
seldiğini görmekteyiz. Gelişen teknoloji kurulu güç olarak %1 lik bir paya sahip
ile birlikte bu rakamların çok daha aşağıya olan rüzgâr enerjisi, Cumhuriyet „ in Yü-

16
züncü Yılı olan 2023 „de büyük bir artışla %18 ler seviyesine ulaşacaktır.

Kaynak: Bora Şekip Güray, 2009, Elektrik Strateji Belgesi

Üzerine birçok strateji geliştirilen raklara bağımsız hale gelmek için çalışma-
ve canlı türünün devamı için en önemli lar yürütme gerekliliğine sürüklemektedir.
kaynak olarak gösterilen enerjinin; eğer Türkiye „ nin coğrafi yapısı ve bilimsel
yaşamın sürdürülebilir olması isteniyorsa düşünceyi hayata geçirebilecek insan gücü
ekonomi ve çevre ile birlikte ele alınma düşünüldüğünde bu konudaki treni hala
zorunluluğu bulunduğu unutulmamalıdır. kaçırmadığı ortadadır.
Gelecek 20 yıl içerisinde nihai enerji tüke-
timinin büyük bir kısmının yenilenebilir __________
alternatif enerji kaynaklarından karşılan-
ması yönündeki öngörüler bizleri doğru (1)R.
E Smalley, MIT Forum, River Oaks,
adımlar atarak, enerji konusunda dış top- January 22, 2003

17
YURI GAGARIN VE 12 NİSAN 1961
Gizem Kocakuşak’ın derlemesi
ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu

Uzay çalışmaları, fikir ve düşünce tır. İnsanoğlunun uzay serüveni tam an-
olarak aslında çok eski çağlara dayanmak- lamıyla, Sovyetler Birliği‟nin, 4 Ekim
tadır. Örneğin, İranlıların, Hintlerin ve 1957′de Dünya‟nın ilk yapay uydusu
Çinlilerin hikâyelerinde efsanelerinde Sputnik-1′i uzaya göndermesiyle başladı
uzay ve uçan insan figürleri kullanılmıştır. Sputnik-1 bu roketler sayesinde fırlatılmış
Bu fikirler üzerine birçok çalışma yapılmış ve Dünya yörüngesine oturtulmuştur. Bu
ve Rusların ilk kıtalararası roketi fırlatma- uydu, yörünge de dolandığı sürece Dün-
sıyla pratikte de uygulanmaya başlanmış- ya‟ya radyo sinyalleri yollamıştır.

Sputnik-1 (ilk yapay uydu)

Sovyetler, Sputnik-1′in ardından, 3 indirmek gibi çabalar içerir. Fakat uzay


Kasım 1957‟de Layka adlı köpeği taşıyan çalışmaları ve uzay teknolojisi gelişimin
Sputnik-2‟yi uzaya gönderdi. ABD, aynı yanı sıra iki ülkenin birbirini olası bir sıcak
yıl Vanguard uzay aracının fırlatılmasında savaştan önce moral olarak çökertme ama-
başarısız oldu. Fakat Sovyetlerden sonra cıyla da kullanılmıştır.
ABD de 1 Şubat 1958 de Explorer-1 adlı
uyduyu uzaya göndererek ilk başarılı uçu- Bu zamana kadar insansız yapılan
şuyla uzay yarışında yerini almıştır. Bu uydular ve uzay araçları 1961den sonra
yarış Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yeni bir boyut kazanmıştır.
ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birli-
ği (SSCB) arasında 1957'den 1975'e kadar 1961 yılında Yuri Gagarin, Vostok-
sürmüştür. Hiç bir resmiyeti olmayan bu 1 adlı kapsülle uzaya ilk insanlı uçuşu
rekabet ortamı, Soğuk Savaş'ın bir parça- gerçekleştirmiştir. Gagarin, Vostok-1 kap-
sıdır. Uzaya uydu ve sonda yollayarak sülü ile Dünya‟nın etrafını 1 kez dolandı.
keşfetmek, insan göndermek, Ay'a insan Ve başarıyla görevini tamamladı.

18
Vostok-1 (ilk insanlı uzay aracı)

Sovyetlerin ardından, Şubat sıkça duymaya başladığımız bir başka


1962‟de içinde ilk ABD‟li astronotlardan büyük organizasyon daha var: ESA
John Glenn‟in bulunduğu Friendship‟in (European Space Agency-Avrupa Uzay
gönderilmesi ile ABD de uzay çalışmaları- Ajansı) Uzay araştırmalarına oldukça id-
na yön vermeyi sürdürdü. Bunu takip dialı başlayan ve genç bir organizasyon
eden tarihlerde; olan ESA, 15 ayrı ülkeyi bünyesinde bu-
lunduran çokuluslu bir kuruluştur. ESA,
Lovell ve Borman, 14 gün süreyle yörün- temel olarak, uzay bilimleri (gezegenler,
gede kaldılar(4-18 Aralık 1965). uzay boşluğu, Güneş, ısı, enerji, göktaşları,
Aleksey Leonov, uzayda araç dışına ilk yıldız sistemleri, uzay fiziği, astronomi vb
çıkışı gerçekleştirdi (18 Mart 1965) ), yeryüzü gözlemleri (enerji, su, maden ve
Mariner-4 (ABD) Kasım 1964‟de Mars ge- mineral kaynaklarının araştırılması), tele-
zegeninin ilk fotoğraflarını iletti. komünikasyon (uydu haberleşmesi, GPS),
Lunik-9 (SSCB) ay üzerine ilk yumuşak uzay taşıyıcıları (uydu fırlatma sistemleri,
inişi Şubat 1966‟da gerçekleştirdi. araştırma uyduları), mikroçekim ve ulus-
Bu çalışmaları, aynı yılın Haziran ayında lararası uzay istasyonu gibi alanlarda ça-
ABD‟nin Surveyor‟ı izledi. lışmalarını sürdürüyor

Ancak, bütün bu çalışmalara rağ- Uzay çalışmaları ve çeşitli alanlar-


men hala en çok akılda kalan şey SSCB‟nin daki denemeler günümüze kadar devam
fırlatmış olduğu ilk insanlı uzay aracı etmiştir ve hala birçok ülkede devam et-
Vostok-1 ve Yuri GAGARİN‟di. mektedir.

20 Haziran 1969′da Apollo-11 uçu- Bütün bu çalışmaları incelerken ak-


şu ile ABD, Ay‟a ilk kez insan indirmeyi la gelen sorulardan birisi ise; neden Yuri
başararak tarihe geçti ve uzay araştırmala- Gagarin?
rı alanında önemli adımların neredeyse
tek odağı haline geldi.

Günümüzde ise uzay araştırmaları


bu iki ülkeyle sınırlı değildir. Bu kapsam-
da Japonya, Kanada gibi gelişmiş ülkelerin
bireysel çalışmalarıda yer almaktadır. Bü-
tün bunların yanı sıra, adını son yıllarda

19
Yuri GAGARİN 12 Nisan 1961 tarihinde
Gagarin, Vostok 3KA-2 adlı uzay aracıyla
9 Mart 1934 yılın- ilk uzay seyahatini gerçekleştirdi.
da, Gzhatsk yakınlarındaki Klushino'da Gagarinin bu uçuştaki kod adı Kedr'dı.
doğan Gagarin‟in uzaya olan merakı ilk Uçuş esnasında Sovyet yetkilileri
kez gittiği teknik lisede katıldığı “Aero Gagarin'in rütbesini yüzbaşılıktan binbaşı-
Club” adlı topluluğa girmesiyle alevlendi. lığa yükselttiler ve Lenin nişanıyla ödül-
Lise eğitimini tamamladıktan son- lendirildi. Gagarin bu başarılı uçuşunun
ra,1955 yılında askeri uçuş eğitimi almaya ardından yedi yıl boyunca yeniden kulla-
başladı. Moskova'da madencilikle ilgili bir nılabilir bir uzay aracı geliştirmek ile ilgili
okulu bitiren Gagarin, havacılığa duydu- çalışmalar yürüttü.
ğu ilgi ile Hava Kuvvetleri Okulu'nu ta-
mamladı. Deneme pilotu olarak çalıştıktan Gagarin, 27 Mart 1968 tarihinde,
sonra 1960 yılına gelindiğinde, çok kap- rutin bir eğitim uçuşun-
samlı araştırma ve elemelerin ardından da Kirzhach yakınlarına düşen uçakta ha-
Gagarin, 19 kozmonotla birlikte Sovyet yatını kaybetti. Kazanın sebebi hiçbir za-
uzay programına seçildi. Seçilen kozmo- man tam olarak öğrenilememesine rağ-
notların fiziksel ve ruhsal dayanıklılıkları- men, araştırmalar uçağın, bir Su-
nı ölçmek için yapılan sayısız zorlu testin 11 uçağının yarattığı türbülans yüzünden
ardından, bu testlerde çok büyük bir başa- düşmüş olabileceğini gösterdi.
rı gösteren iki kozmonot, Yuri
Gagarin ve Gherman Titov, programa Ölümünden sonra Ayın görünme-
girmeye hak kazandılar. Sovyet yönetimi yen yüzünde bir kratere ve doğduğu kente
Gagarini seçerken, medyayı elinde tutma adı verildi. Anısına saygı olarak, Uluslara-
kapasitesi ve dış görünüm gibi faktörleri rası Havacılık Federasyonu 1968'den baş-
de dikkate aldılar. lamak üzere her yıl bir uzay adamına adı-
nı ve resmini taşıyan özel bir madalya
vermektedir.

Yuri GAGARİN

Kaynakça:
www.turkcebilgi.com
www.msxlabs.org

20
50. Yılında Lazer
Soner Albayrak’ın derlemesi

İlk kez 1917 yılında Albert Einstein milyon yıllık olduğu tahmin edilen Teksas
tarafından hayal edilen ve 1954 yılında dinazorunun nadir ayak izini lazer görün-
Microwave Amplification by the Stimulated tüleme teknolojisiyle kaydedip saklamak
Emission of Radiation adında öncü teknolo- mümkün olabilmiştir. Dallastaki Southern
jisi bulunan ve MAZER den temel farkı Methodist Üniversitesinden paleontolog
görünebilir olması olan LAZER‟in, yani Thomas L. Adams‟a göre taşınabilir 3 bo-
Light Amplification by the Stimulated yutlu lazer tarayıcıları orijinal fosilin mor-
Emission of Radiation‟ın, 50. yılını kutlu- folojisini ve dokusunu yakalayarak, verile-
yoruz. 1958‟de MASER‟in mucitleri rin köpükte ya da reçinede 3 boyutlu esas
Charles Townes ve Arthur Schawlow un modellerinin yapılmasını sağlayabilecek
üzerinde uğraştıkları ama optik lazer hali- kadar kullanılabilmesini mümkün kılıyor.
nin mucidinin Theodore Maiman olduğu [3]
LAZER in, 1960 yılında adı geçen bilim
insanları tarafından günümüzdeki haline Lazere gelecekteki kullanımları için
getirilmesinden bu yana pek çok alanda biçilen rolse, bunların hepsinden oldukça
oldukça işe yaradığını görebiliriz. farklı ve heyecan verici: Lazer itkili uzay
araçları. Live Science a göre bunun gerçek-
Lazerle göz ameliyatı ya da lazer leşmesi ulaşımı tamamen değiştirebilir.
epilasyonu günümüzde fazlasıyla alışkın
olduğumuz kullanımları. Bunlara ilaveten, Demetlenmiş Enerji İtkisi (Beamed
bu yıl satışa çıkacak olan ve cep telefonu, Energy Propulsion) hayalden ya da fikir-
müzik çalar ya da bilgisayara bağlanarak den öte, geleceğin ulaşımını kökten değiş-
herhangi bir yerde yüksek çözünürlükte tirecek güçlü imkânlar sağlayan bir tekno-
geniş ekran görüntü sağlayan “The loji. BEP (Beamed Energy Propulsion),
SHOWWX projector”, yani cebe sığacak uzaktan kontrol edilen lazer kaynaklarıyla
boyutlardaki projeksiyon makinası, laze- uçurulan hiper enerjili araçlar üretip kul-
rin hayatımızı kolaylaştırmak için sunduk- lanmamıza imkân sağlamaktadır. Böyle
larından sadece bir örnektir.[1] araçlar, klasik yanmalı motorlarla sağla-
namayacak düzeyde eşsiz bir performans
Lazerin günümüzdeki diğer geliş- sağlamaktadır. BEP ile çalışan araçlar, var
mekte olan bir faydası da üretim maliyet- olan ulaşım yöntemlerinin hepsinden da-
lerini %85 azaltabilecek olan 3 boyutlu ha çevreci, daha ufak, daha hızlı, daha
lazer görüntüleme teknolojisidir. Deniz güvenli, daha hafif ve çok daha verimli
kuvvetleri araştırma ofisinden alınan öde- olacaktır.
neklerle yapılan çalışmalar sonucunda
geliştirilen bu görüntüleme tekniği, The Lightcraft Flight Handbook:
VIRGINA sınıfı denizaltının (VCS) üretim LTI-20 adlı kitapta da detaylı bir şekilde
döngüsünde 7700 man hours luk bir azal- bahsedildiği gibi, Demetlenmiş Enerji İtki-
ma sağlamıştır, bu rakam da bir denizaltı- si içsel bir şekilde temiz bir teknolojidir.
nın üretiminde 15,5 milyon dolarlık bir Ekoloji dostu yöntemlerle üretilebilen
azalışa denk gelmektedir. [2] elektriği kullanır, elektriğin uzay temelli
güneş enerjisi ya da dünya temelli rüzgar,
3 boyutlu lazer görüntüleme tekni- füzyon, fisyon, hydroelektrik ya da başka
ği, bilimsel alanda da çok kullanışlı bir bir enerji çeşidinden üretilmiş olması
yöntemdir. Lab Space‟ den yapılan açık- farketmez; böylece de biz BEP üretmek
lamalara göre, 1930 larda bulunan ve 110 için en baştan ekolojik olarak sorumlu

21
yolu seçebiliriz. Yakmak için çok değerli nımızdaki uzaya ucuz bir şekilde ulaşa-
olan ham petrolü kimyasal stok olarak bilme imkânının bulunmasıyla da hayatı-
kullanmaya yönlendirecek sürdürülebilir mız aynı şekilde değişecektir. İnsanlığın
enerji altyapısından daha acil hiçbir şeyin uygarlığını bu sınırları olmayan yeni çev-
olmadığını gördüğümüz günümüzde bu reye genişleterek, güneşin geniş enerji
yöntemin önemini daha da iyi takdir ede- kaynaklarının ve yakın astroidlerin mal-
biliriz. zeme kaynaklarının musluğunun tıpasını
çıkarmış olacağız. İnsanlık için yeni bir
İnsanlığın ulaşım tarihi boyunca ne çağa, Sürdürülebilir Uçuş Çağına girece-
kadar hızlı, ne kadar uzağa ya da ne kadar ğiz.
yukarıya gideceğini hep motorlarımızın
güç yoğunluğu ve yakıtların enerji yoğun- Demetlenmiş Enerji İtkisi Geleceğe
luğu belirledi. Peki ya yakıt kavramını dair bir hayal mi? Lazer itkili minyatür
arkada bırakıp demetlenmiş enerji itkisini formdaki hafif bir hava aracı çoktan uç-
kullanırsak? Tüm o motoru desteklemek mayı başardı. Yaklaşık 10 yıl önceki bir
için yapılmış yapıları, motoru ve yakıtı dizi araştırmada, fincan tabağı boyutların-
taşımaya adanmış enerjinin tamamını daki bir hafif hava aracı (lightcracft), itki
üretmeyi başarabilirsek? İşte bu, hava ta- için optimize edilmemiş askeri lazer kul-
şımacılığının ve itkilenmenin yeni bir çağı lanarak, White Sands Missile Range‟de
olurdu. Böyle bir sistem bugün kullanılan başarılı bir şekilde havalandı.71 metre
enerjiyle 100 kat daha fazla yükü taşıyabi- çıkmayı başaran bu aracın rekoru hala
lir, üstelik bunu ucuz elektirik enerjisiyle korunmaktadır. Önceki bir nesilde prob-
yapabilir. Yakıtı arkamızda bırakarak uzay lem böyle bir uçuşun yapılabilmesiydi.
yolculuklarını çok daha güvenli hale de Artık problem büyük boyutlardaki hava
getirebiliriz. taşıtlarını uçurabilmek için onları nasıl
üretebileceğimizi bulabilmek; yani prob-
İçten yanmalı motorların, lem bilimsel bir sorundan mühendislik
elektiriğin, telefonların, bilgisayarların, sorununa evrimleşti.
internetin bulunmasıyla hayatlarımızın
dramatik bir şekilde değişmesi gibi, yakı- Artık gökyüzü limitimiz değil. [4]

Kaynaklar:

http://www.physorg.com/news182325598.html
http://esciencenews.com/articles/2009/07/30/laser.image.aimed.achieving.85.perc
ent.reduction.costs
http://www.labspaces.net/100476/Portable___D_laser_technology_preserves_Texas
_dinosaur_s_rare_footprint
http://www.livescience.com/space/090904-laser-ships.html

22
Atom ve Molekül
Topakları
Şakir Erkoç

Bu yazı yazarın aşağıdaki kitabından uyarlanarak hazırlanmıştır:


Ş. Erkoç, “Nanobilim ve Nanoteknoloji”, ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2007.

ODTÜ deki eğitim hayatına teorik kimya dalında


1974 de yüksek lisansını, 1977 de doktorasını tamam-
Özet layarak devam etti.1980 yılından itibaren ODTÜ’de
öğretim görevlisi olarak çalışmakta.
Bu yazıda atom ve molekül topak-
larının tanımı, sınıflandırılması, önemi, giler özetle verilecektir. Örneğin, tanımı,
üretme ve inceleme yöntemleri, uygulama sınıflaması, özellikleri, önemi, deneysel
alanları fazla ayrıntıya girmeden özetle olarak üretme ve inceleme yöntemlerinin
anlatılmıştır. yanında kuramsal olarak inceleme yön-
temleri de özetle anlatılacaktır.
Giriş
Tanımı
Atom kuramının kabul görmesin-
den sonra maddenin davranışı üzerine Topaklar genellikle “farklı şartlar-
yapılan çalışmalar başlıca iki kolda ilerle- da birarada tutulan atom grupları” olarak
di: Birisi atomların ve moleküllerin tek tek tanımlanır. Bazı araştırmacılar topakları
özelliklerinin incelenmesi şeklindeydi. maddenin beşinci hali olarak kabul eder.
1930‟larda bu yolda yapılan çalışmalar Yaygın olarak bilinen tanımı ile “topaklar
çekirdek fiziğinin gelişmesini, daha sonra farklı bilim dallarını birleştiren sonlu yapı-
da parçacık fiziğinin gelişmesini sağladı. lardır”. Belki bu son tanım topakların oy-
Diğeri ise çok sayıda atom veya molekül nadığı rol bakımından daha anlamlıdır.
özelliklerinin incelenmesi şeklindeydi. Bu
koldaki çalışmalar da yoğun madde çalış- Topaklar yapıları ve içerdiği atom-
malarının gelişmesini sağladı. Bu iki uç lar bakımından moleküllerden farklılık
arasında 1970‟lere kadar fazla bir gelişme gösterirler. Moleküller belli bir yapıya ve
olmadı. Daha sonra bu alanda çok çalışma atom grubuna sahiptir, değişmez. Ancak
yapıldı ve ilgi devamlı arttı; bu alan daha topaklar herhangi bir sayıda atomdan olu-
sonra “atom ve molekül topakları” olarak şabilir, değişik geometrilerde yapılar oluş-
adlandırıldı. Atom ve molekül topakları turabilirler.
büyüklük olarak nanometre ölçekte olduk-
ları için bu saha doğrudan nanobilim ve Sınıflandırılması
nanoteknolojinin ilgi alanına girmektedir.
Topaklar günümüzde nanobilim ve Topaklar farklı özelliklere göre sı-
nanoteknolojinin vazgeçilmez ve en aktif nıflandırılabilirler. Örneğin içerdikleri
sahalarından biri haline gelmiştir. atom cinslerine göre tek cins atomdan olu-
şan topaklar, birden fazla cins atomdan
Farklı alanlarda çalışan bilim in- oluşan topaklar gibi. Başka bir sınıflama
sanları atom ve molekül topaklarına ilgi da çevrelerine göre yapılır, yalıtılmış (gaz
göstermeye başladı. Topaklar konusu hem fazında), hapsolmuş, destekli (yüzeye
deneysel hem de kuramsal çalışmaların konmuş) topaklar gibi. Topaklar elektro-
beraber yapıldığı, birbirlerini desteklediği nik durumlarına göre de sınıflandırılır;
önemli alanlardan birisidir. Bu yazıda to- yüksüz, yüklü (artı veya eksi yüklü) to-
paklar hakkında genel olabilecek bazı bil- paklar gibi. Topaklarda en önemli sınıfla-

23
ma büyüklüklerine (atom sayılarına) göre atomlarının sayısı da Nv ile gösterilmiş
yapılır. Büyüklüklerine göre topaklar baş- olsun: (1) çok küçük (toplam atom sayısı 2-
lıca beş grupta sınıflandırılır: (1) çok kü- 20 arasında veya çapı 1.1 nanometreden
çük (2-10 atom, mikrotopaklar), (2) küçük küçük, yüzey ve hacim atomları ayırt edi-
(10-100 atom), (3) orta (100-1000 atom), lemez), (2) küçük (toplam atom sayıı 20-
(4) büyük (1000 – 10000 atom), (5) çok 500 arasında veya çapı 1.1-3.3 nanometre
büyük (100000 atomdan fazla). arasında veya yüzey atomlarının hacim
atomlarına oranı 0.9-0.5 arasında), (3) bü-
Topaklar büyüklüklerine göre baş- yük (toplam atom sayısı 500-10 milyon
ka türlü üç grupta sınıflandırılır. Bu sınıf- arasında veya çapı 3.3-100 nanometre
lama küremsi yapıdaki topaklar için kul- arasında veya yüzey atomlarının hacim
lanılır. Topaktaki toplam atom sayısı N ile, atomlarına oranı 0.5‟den küçük). Yüzey
küremsi yapıdaki topağın yarıçapı R ile, ve hacim atomlarının konumu şematik
yüzey atomlarının sayısı Ns ile, hacim olarak Şekil 1‟de gösterilmiştir.

Şekil 1. Küremsi yapıdaki topaklarda yüzey atomlarının (Ns) ve hacim atomlarının (Nv) ko-
numu. R topağın yarıçapını gösterir. Topaktaki toplam atom sayısı N, Ns ile Nv‟nin toplamı-
na eşittir.

Topakların büyüklüklerine göre sı- neon, argon, v.s. gibi). (5) Molekül topak-
nıflanmasının gerekçesi şöyle açıklanabilir: ları (azot gazı, hidrojen florür, benzen, su,
Eğer topakların bazı fiziksel özellikleri v.s. gibi).
atom sayılarına göre muntazam değişmi-
yor, çok farklılık gösteriyorsa o zaman Özellikleri
topaklar çok küçük demektir, şayet fiziksel
özelliklerin topaklardaki atom sayılarına Topakların, özellikle küçük topak-
göre değişimi muntazam bir seyir gösteri- ların, bazı özellikleri şöyle ifade edilebilir.
yorsa o zaman topaklar büyük demektir. Topaklarda bulunan atomlar kristal yapı-
Değişik topak modelleri Şekil 2-5‟de göste- daki atomlardan farklı çevreye sahiptirler,
rilmiştir. örneğin birinci komşu sayısı her zaman
kristal yapıdaki gibi olmayabilir, genellik-
Topakların içerdikleri atomların le daha az olur. Topaklar kristalografi açı-
cinslerine göre sınıflaması başlıca beş sından ilginç özellikler gösterebilir, kristal
grupta toplanabilir: (1) Metal topakları yapılarda beşgen geometri görülmezken
(lityum, sodyum, alüminyum, nikel, bakır, topaklarda görülebilir. Elektronik uyarıl-
gümüş, altın, v.s. gibi). (2) Yarıiletken to- malar ve iyonlaşma özellikleri kristaller-
pakları (karbon, silisyum, germanyum, den çok farklılık gösterir. Kristallerde ta-
galyum-arsenik, v.s. gibi). (3) İyonik to- nımı tam olarak yapılabilen bazı fiziksel
paklar (sodyum klorür, magnezyum oksit, büyüklükler, örneğin sıcaklık, yüzey geri-
v.s. gibi). (4) Asal gaz topakları (helyum, limi, yüzey alanı, hacim, vs., topaklarda

24
tam olarak yapılamamakta; dolayısı ile nın fiziksel özelliklerinin değişimi topak
topakların bazı özellikleri termodinamik büyüklüğüne göre gösterilmiştir.
bulgulardan hesaplanamamaktadır.
Enerji bakımından topakların ka-
Topakların bazı özellikleri topak rarlılığı atomların bağlanma enerjileri ile
büyüklüğüne bağımlılık gösterebilir. To- anlaşılabilir. Bu bakımdan topaklar iki
paklarda atom sayısı arttıkça bu değişimin gruba ayrılabilir. Zayıf etkileşmeler: Asal
muntazam olması beklenir, ancak bu deği- gaz topakları, molekül topakları bu gruba
şimler muntazam olmaz, farklı fiziksel girer. Kuvvetli etkileşmeler: Birçok metal
özellikler için farklı değişim eğrileri görü- topakları bu gruba girer.
lebilir. Şekil 6-8‟de bazı element topakları-

Şekil 2. İki ve üç boyutlu mikrotopak modelleri.

Şekil 3. (MX)n bileşenli (iki cins atomlu) mikrotopak modelleri.

25
Şekil 4. Sihirli sayılı yüzey merkezli topak modelleri ile farklı simetrilere sahip topak model-
leri.

Şekil 5. Değişik büyüklük ve kafes yapılarda su molekülü topakları.

Şekil 6. Gümüş, Sodyum ve Potasyum topaklarının iyonlaşma potansiyelinin (IP,


elektronvolt cinsinden) topak büyüklüğüne göre değişimi.

26
Nanoyapılarda fiziksel özelliklerin köprü işlevini görür. Kimyasal yaklaşım-
çok değişken olduğunu gösteren iyi bir larda molekül seviyesinde, birkaç atom
örnek için Şekil 7‟ye bir göz atalım. Bu büyüklüklerde inceleme yapılırken, fizik-
şekilde lityum topaklarının bağlanma sel yaklaşımlarda kristal yapı seviyesinde
enerjisinin ve topak geometrisinin topak- inceleme yapılır, yani çok sayıda atom
taki atom sayısına ve topağın elektron dikkate alınır. Seçilen uygun bir fonksiyon
sayısına göre nasıl değiştiği çarpıcı bir ile topakların bağlanma enerjisi, iyonlaşma
şekilde görülmektedir. Topakta bir ato- potansiyeli, erime sıcaklığı, vs. gibi birta-
mun fazla olması veya bir atomun eksik kım fiziksel özellikleri topak büyüklüğüne
olması beklendiği gibi bir değer vermeye- bağlı olarak kolayca hesaplanabilir. Örne-
bilir. Aynı şekilde, belki daha da ilginci, ğin bu yöntemle hesaplanmış potasyum
bir topakta tek bir elektronun fazlalığı topaklarının iyonlaşma potansiyeli ile altın
veya eksikliği de beklenmeyen bir değer topaklarının erime sıcaklığı aşağıdaki şe-
verebilir. Örneğin dört atomlu nötür lit- killerde gösterilmiştir.
yum topağı baklava dilimi şeklinde (eşke-
nar dörtgen) olurken, bir elektron fazlası Topaklarda, özellikle artı yüklü
olan eksi iyon halinin şekli doğrusal olu- metal topaklarda, Coulomb Patlaması (CP)
yor, bir elektron eksik olan artı iyon hali- olarak bilinen ilginç bir özellik vardır. Bu
nin şekli ise kürek gibi oluyor. Çok ilginç, özellik topağın kararlılığı (sağlamlığı)
değil mi? Nanoyapıları ilginç yapan bu tür hakkında bilgi verir. Topaklardaki artı yük
özelliklerdir. Maddede bu tür özellikleri fazlalığı bazı hallerde atomlar arasındaki
incelemek ve anlamaya çalışmak işin bilim çekici etkileşmeyi yenebilir ve topak atom-
tarafı, yani nanobilim; bunları pratik haya- ları bir arada durmakta zorlanır ve topak
tımıza uygulamak da işin teknolojik tarafı, dağılır. Bakınız Şekil 9. Artı yük fazlalığı
yani nanoteknoloji. aslında elektron kaybı demektir. Topaklar
yüksek mertebede iyonlaştırılırsa (elektron
Topakların bazı fiziksel özellikleri kopartılırsa) artı yükçe zenginleşirler.
seçilen uygun bir fonksiyon ile topakların Elektron azlığı bir bakıma Coulomb pat-
büyüklükleri cinsinden ifade edilebilir. Bu lamasına sebep oluyor. Bu ilginç bir olay-
ifadeler ya atom sayıları, N, ya da topağın dır, çünkü topaktan belli sayıda elektron
yarıçapı (küremsi yapıdaysa), R, cinsinden kopartılınca atomlar birbirlerinden ayrılı-
tanımlanabilir. Bu tür yaklaşımlar kimya- yorlar.
sal ve fiziksel yaklaşımları arasında bir

27
Şekil 7. Lityum topaklarında (artı yüklü, eksi yüklü ve nötür) bağlanma enerjisinin (BE,
kcal/mol cinsinden) topak büyüklüğüne göre değişimi.

Şekil 8. Altın topaklarında erime sıcaklığının (Santigrat derece cinsinden) topak büyüklüğü-
ne göre değişimi. Yukarı kısındaki kesikli çizgi kristal değerini göstermektedir.

28
Şekil 9. Topaklarda Coulomb patlaması (CP) olayının temsili gösterimi.

Topaklarda erime konusu da çok ( r ) sıcaklığa göre değişiminde görülen


ilginçtir. Topaklarda erime topak büyük- atlama noktası (Bakınız Şekil 10) topağın
lüğüne bağlı bir özellik gösterir. Topak- erime sıcaklığı olarak alınır. Bu değer
larda erimenin tanımı kristal yapılardan topak büyüklüğüne göre değişir. Dolayı-
farklıdır. Kristallerde erime sıcaklığının sıyla topaklarda sabit bir erime değeri
belli bir değeri vardır ve bu değer sabittir. yoktur.
Topaklarda ise atomlar arası mesafelerin

Şekil 10. Topaklarda erime topak büyüklüğüne göre değişir, dolayısı ile topaklar için kristal-
lerde olduğu gibi belli bir erime tanımı yoktur.

29
Önemi Üretilmesi ve inceleme yöntemleri

Topakları, özellikle yalıtılmış to- Topaklar ya serbest parçacıklar ola-


pakları incelemenin önemi aşağıdaki gibi rak, yalıtılmış, parçacık demetleri halinde,
sıralanabilir: Temel fizik açısından ilginç ya homojen olan veya homojen olmayan
yapılardır, fiziksel özellikler topak büyük- örgülerin içinde, ya yüzeye yapışmış ola-
lüğüne bağlı olarak farklılıklar göstermek- rak, buhardan biriktirme, ya da nano par-
tedir. Atomdan kristal yapıya doğru gi- çacıklar olarak üretilebilirler. Kısaca to-
derken sürekli bir değişimin olduğunu pakların üretilmesinde başlıca iki yol var-
göstermektedir. Makroskopik olaylara dır, ya atomlardan buharlaşma yöntemi ile
mikroskopik yaklaşımın yolunu açmakta- biriktirilerek, ya da kristal yapıdan ufala-
dır; kristal büyütme, kataliz, yüzeye ya- yarak elde edilebilirler, aynen nano ima-
pışma ve tutunma gibi. Birçok teknoloji lâtta olduğu gibi. Şekil 11 sözü edilen iki
uygulaması topak fiziği ve kimyasına da- farklı yöntemi şematik olarak göstermek-
yanır; fotoğrafçılık (film), sprey, toz tedir. Topaklar elektron ve foton çarpışma-
metallürjüsü, nano mıknatıslar ve üstün ları ile incelenebilirler. Demet yansıma
iletkenler, vs. Astrofizik uygulamalar da yöntemleri de topakların tespit edilmesin-
mümkün; kozmik tozların oluşumu ve de kullanılır. Özellikle küçük topakların
özellikleri topak bilimi ile anlaşılabilir. hem deneysel olarak hem de kuramsal
Topaklar günlük hayatımızın bir parçası- olarak çok sayıda araştırmacı tarafından
dır ve çevremize önemli katkıları vardır; incelenmesinin başlıca sebebi kataliz, kris-
taşıtların eksoz gazı, endüsride kullanılan tal büyütme, fotoğrafçılık gibi alanlardaki
killer, renkler (gözlüklerde kullanılan olayların atom seviyesinde anlaşılmasına
renkli camlar), vs. yardımcı olmasındandır.

Şekil 11. Topakların üretilme yöntemleri: Topaklar ya kristal yapıların ufalanmasından, ya


da atomların biriktirilmesiyle üretilebilir.

Topaklar deneysel olarak üretilir- ri de topakların yapılarını incelemede kul-


ken aynı zamanda birkaç çeşit inceleme lanılır. X-ışınları ile de yüzey üzerine
yöntemleri de beraberinde uygulanır. Ör- konmuş topakların yapıları incelenebilir.
neğin çok fotonlu iyonlaşma spektroskopi- Yüzeye konmuş topakları inceleme yön-
si süpersonik akışkanlar içinde bulunan temleri başlıca iki gruba ayrılır: Dar alanlı
küçük topakların incelenmasinde kullanı- hassas yöntemler (taramalı-tünellemeli
lır. Fotoelektron spektroskopisi yöntemleri elektron mikroskopları gibi), geniş alanlı
eksi yüklü küçük topakların incelenme- yöntemler (X-ışınları spektroskopileri gi-
sinde kullanılır. Elekton saçılma yöntemle- bi). Genellikle bu yöntemlerin birkaçı bir-

30
den kullanılarak incelemeler yapılmakta- leri ile incelenmesidir. İkinci yaklaşım ise
dır. atom seviyesinde klasik mekanik kuralla-
rına dayanan bilgisayar benzetişim yön-
Küçük topaklar genellikle demet temleridir. Bu tür hesaplar üç gruba ayrı-
deneylerinde incelenir. Kütle spektrosko- labilir: Moleküler dinamik yöntemi, Monte
pisi doğrudan yapıları ve sağlamlıkları Carlo yöntemi ve Statik yöntemdir.
hakkında bilgi verebilir. Elektronik yapıla-
rı hakkındaki bilgiler de elektrik polari- Benzetişim yöntemlerinin uygula-
zasyon, manyetik moment, potoiyonlaşma nabilmesi için topaktaki atomlar arası etki-
potansiyelleri ve ayrışma (dağılma) süreç- leşmeleri tanımlayan bir potansiyel enerji
lerinin ölçümlerinden elde edilebilmekte- fonksiyonunun olması gerekir. Böyle bir
dir. fonksiyon elde etmek genellikle işin en zor
ve önemli kısmını oluşturur. Literatürde
Topakların kuramsal olarak ince- birçok malzeme için tanımlanmış ve kat-
lenmesinde başlıca iki yaklaşım vardır. sayıları tayin edilmiş potansiyel enerji
Birincisi küçük topakların yapıları ve fonksiyonu mevcuttur.
elektronik özelliklerinin kuantum yöntem-

Söyle bakalım
büyüyünce ne Bilimadamı!
olacan…

Neyi araştıracak-
sın?
Ay gerçekten
peynirden mi
değil mi ona
bakıcam

31
Mikro Evrenin Gizemi:
Kuantum Teorisi
Namık Kemal PAK
Prof.Dr. Namık Kemal Pak, NATO Bursiyeri ve TÜ-
1.Giriş BİTAK Şeref Bursiyeri olarak Ankara Üniversitesi Fen
Fakültesi Fizik Bölümü'nden 1968 yılında mezun
Kuantum teorisi adını verdiğimiz olduktan sonra 1972 yılında Berkeley-Kaliforniya
Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Doktora derecesini
mikro evrene ilişkin kanunlara giden yo- almıştır. 1977 yılında Hacettepe Üniversitesi Fizik
lun 20.YY başlarında o günün teknolojik Bölümü'nde Doçentlik, 1988 yılında da ODTÜ Fizik
olanakları çerçevesinde ulaşılabilen en Bölümü'nde Profesörlük ünvanını alan Namık Kemal
Pak hala bu bölümde çalışmalarını sürdürmektedir.
küçük mesafelerdeki bazı gözlem sonuçla-
Namık Kemal Pak, Kaliforniya Üniversitesi Lawrence
rını açıklama girişimleri sırasında ışığın Berkeley Laboratuarında, Kaliforniya Stanford Linear
doğasına ilişkin olarak karşılaşılan para- Accelerator Center'da, San Diego-Kalifornya Üniver-
dokslarla ve bu paradoksları anlama ve sitesinde, Cenevre Avrupa Nükleer Araştırma Merke-
zinde(CERN), Trieste-İtalya International Center for
giderme girişimleri ile başladığını söyle-
Theoretical Physics'de, araştırma görevlerinde bulun-
yebiliriz. muştur. 1988-1989 yılları arasında Devlet Bakanı
Adnan Kahveci'nin danışmanı olan Namık Kemal Pak,
Mikro evrenin gene o dönemde ol- 1989-1991 yılları arasında "Üniversitelerarası Kurul,
Profesörlük Değerlendirme Komisyonu’nun başkanlı-
dukça yeni sayılabilecek diğer bir ferdi ğını yapmıştır. 1990-1997 yılları arasında TÜBİTAK
olan elektronlara dönersek ışığın tersi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş, 1996-1999
yönde bir paradoksla karşılaşıldığına tanık yılları arasında TÜBA Konsey Üyesi, Ocak 1998-
olunuyordu. Mayıs 1999 yılları arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu
Üyesi olarak görev yapmıştır. Namık Kemal Pak 1991-
1997 yılları arasında NATO-İstikrar İçin Bilim (SfS)
Yani, ışıktan sonra elektronlar da Programı, Türkiye Ulusal Koordinatörlüğü, 1993-
(ve mikro evrenin tüm diğer parçacıkları 1998 yılları arasında NATO Bilim Komitesi "Science
için de; burada elektron bir prototip olarak and Technology Policy" Panel üyeliği, 1997-2003
yılları arasında NATO-Barış İçin Bilim (SfP) Progra-
ele alınıyor) koşullara bağlı olarak, klasik mı-Steering Group Üyeliği görevlerini yürütmüştür.
paradigma çerçevesinde alışılagelmiş bir- Namık Kemal Pak, 1988-1989 yılları arasında NATO
birinden tamamen farklı iki tür davranışı Bilim Komitesi Türkiye Temsilciliği, 1991-1997 yılları
gösterebiliyorlardı. arasında OECD Bilim ve Teknoloji Politikaları Komi-
tesi Türkiye Temsilciliği, 1993-1997 yılları arasında
NATO Bilim Komitesi Türkiye Alternatif Temsilciliği,
Işık ve elektron bir parçacık mı, 1995-1997 yılları arasında Avrupa Bilim Vakfı (ESF)
yoksa bir dalga mı? Eldeki farklı veriler "Standing Committee for Physical and Engineering
Science" Üyeliği ve 1993-2003 yılları arasında Avrupa
her ikisinin de mümkün olduğunu göste-
Bilim Vakfı (ESF) “Governing Council ve Executive
riyordu. Yaklaşık 25 yıl sürdü tüm bu iki- Council" Üyelikleri, 1999 - 2003 yılları arasında,
lemlerin ve şaşırtıcı tuhaflıkların kendi EUREKA Üst Düzey Grup (HLG) üyeliği, 2001-2002
içinde tutarlı bir teori çerçevesinde anla- yıllarında Avrupa Birliği e-Avrupa Programı Üst
Düzey Karma Komisyonu üyeliği, 2003 yılında, Av-
şılmaları ve bir çözüme kavuşturulmaları.
rupa Birliği INTAS Programı Genel Kurulu, Avrupa
1900 yılında başlayan bu mikroevreni an- Birliği Ortak Araştırma Merkezleri (JRC) Programı
lama serüveni 1925 ve 1926 yıllarında ku- Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini yürütmüştür.
antum mekaniği adı verilen yeni kuramın 1979 yılı TÜBİTAK Teşvik Ödülü ve 1989 yılı TÜBİ-
TAK Bilim Ödülü sahibi olan Namık Kemal Pak aynı
formülasyonuyla ilk fazını tamamladı. zamanda Üçüncü Dünya Bilimler Akademisi (TWAS)
Üyesi (1990), Academia Europea Üyesi (1993) ve
2. Klasik Fizik Paradigması Türkiye Bilimler Akademisi Asli Üyesidir (1993).
Prof. Dr. Namık Kemal Pak, 31 Mayıs 1999 - 31 Ma-
yıs 2003 tarihleri arasında TÜBİTAK
Kuantum fiziğinin orijinlerini araş- Başkanı olarak görev yapmıştır.
tırırken, bunun öncesini yani klasik fiziğin
gelişim evrelerini ve ulaştığı en son düzeyi

32
iyice anlamak gerekir. Burada klasik fizik- verilen bir anda sistemi oluşturan tüm
ten kast ettiğimiz, 20. YY‟ın başı itibarıyla parçacıkların nerede oldukları ve nasıl
doğaya ve işleyiş kurallarına ilişkin bilgi hareket etiklerinin kesin bilgisidir. Daha
ve kuralların matematiksel ifadeleri olan teknik bir dille ifade edersek tüm parçacık-
kanunların tümüdür. ların konum ve momentumlarının bilgisi-
dir. Böylece, verilen bir anda bu dinamik
Tarihsel bakımdan ilk büyük fizik- parametreler ve bu parçacıkların hangi
sel teori, Galileo‟nun çok önemli öncül kuvvetin etkisi altında hareket ettikleri
katkıları üzerine inşa edilmiş olan biliniyorsa, o zaman fiziksel süreç tam
Newton‟un teorisidir. Bu teori uzaktan olarak betimlenmiş demektir. Yani, izleyen
anlık etki ile etkileşen kütleli noktasal her hangi bir anda sistemin durumunun
parçacıkların teorisiydi. Dikkat edilmesi kesin olarak bilinmesinin (öngörülmesi-
gereken önemli husus bu kanunların te- nin) yanında, sistem hakkında sorulabile-
melinde tüm kütleli nesnelerin matema- cek tüm fiziksel soruların yanıtlarının da
tiksel noktasal parçacıklar olarak temsil kesinlikle biliniyor olması ya da belirlen-
edilmesiyle yapılan çok keskin bir soyut- miş olması demektir.
lama-idealleştirme vardı. Örneğin, bu
kanunlar astronomik olaylara uygulandı- 17.YY‟ın son çeyreğinde Newton‟un
ğında güneş ve gezegenler bile matema- kanunları ile hayata geçirilen bu teori
tiksel noktasal parçacıklar gibi düşünülü- dünyadaki tüm bilinen mekanik olaylara
yordu ve buna karşın son derece başarılı ve dünya dışındaki astronomik olaylara
sonuçlar veriyordu. 200 yıl süreyle başarıyla uygulanmıştır.
Ancak 19. YY‟ın ikinci yarısında yeni tür
Matematiksel olarak her bir serbestlik fiziksel olaylarla, elektrik ve magnetizma,
derecesi için zaman cinsinden ikinci dere- karşılaşıldı. Bu olaylar üzerindeki araştır-
ceden lineer bir diferansiyel denklemle malar Newton teorisi çerçevesinde tasav-
ifade edilen Newton teorisinin konumuz vur edilemeyecek özelliklere sahip yeni bir
bağlamında belirtilmesi gereken diğer teorinin gelişmesine yol açtı. Bu yeni teori
önemli temel özellikleri “neden- Maxwell‟in Elektromagnetik alan teori-
sel(=causal)” ve “belirleyi- siydi. Bu teori de tıpkı Newton teorisi gibi
ci(=deterministic)” oluşudur. Bu kavram- nedensel ve belirleyici idi. Fakat onu
ların tanımlarını verirsek, Newton teorisinden çok farklı kılan bir
özelliği durumun betimlenmesinde karşı-
Nedensel olmak, sistemin durumu mıza çıkıyordu. Hatırlanacağı üzere,
belli bir anda biliniyorsa, izleyen Newton teorisi çerçevesinde sonlu sayıda
her bir anda da kesinlikle biliniyor parçacıktan oluşan bir sistemin durumu
olmasıdır. bu parçacıkların konum ve momentumları
ile belirleniyordu. Yani bu sonlu sayıda
Belirleyici olmak ise sistemin du- parametre içeren kesikli bir betimlemeydi.
rumu hakkındaki bilginin sistem Elektromagnetik alan teorisinde ise durum
hakkındaki tüm fiziksel özellik ve sonlu sayıda parametre ile belirlenemez ve
olayları kesinlikle belirliyor olması sonsuz sayıda parametre gerekmektedir.
anlamındadır. Zira durumun belirlenmesi için herhangi
bir anda elektrik (E) ve magnetik (B) alan-
Dikkat edilirse felsefi bakımdan son ların tüm uzaydaki dağılımlarının ve yön-
derece önemli bu iki kavramın tanımla- lerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu teori-
rında bir başka yeni kavram, durum kav- nin nedensel oluşu {E, B}vektör alanlarının
ramı karşımıza çıkıyor; şimdi bu kavramı her hangi bir andaki dağılımları biliniyor-
tanımlayalım. Newton fiziğinde birbirle- sa bu dağılımların takip eden her hangi bir
riyle anlık kuvvetlerle ve uzaktan etki ile anda da kesinlikle öngörülebilmesi anla-
etkileşen noktasal parçacıklar için durum mına gelmektedir. Bu teorinin belirleyici

33
olması ise elektrik ve magnetik alan dağı- Bu bölümü bitirmeden klasik fizik ile
lımları hakkındaki bilginin ilgili çok önemli bir hususu belirtmek
elektromagnetik alan hakkında sorulabile- hakkaniyet bakımından önem taşıyor. Kla-
cek tüm fiziksel soruların yanıtlarının ke- sik bölgeden mikro evren mikro evrene
sinlikle biliniyor olması anlamındadır. taşındığında uğradığı başarısızlık bu teo-
rinin artık hiç bir değeri kalmadığı ve do-
Özetlersek, 19.YY‟ın sonunda klasik layısı ile tarihin çöp tenekesine atılması
bölgede her ikisi de nedensel ve belirleyici gerektiği anlamına gelmiyor hiç kuşkusuz.
olan iki farklı tür teori var elimizde. Arala- Günlük yaşamımızdan bu teorinin hala
rındaki karakter farkı, sistemin durumu- geçerli olduğunu kanıtlayan düzinelerle
nun betimlenmesindeki radikal farktan örnek verilebilir. Başarı ile tamamlanan
kaynaklanıyordu. Bu iki teori mevcut hal- her bir uzay yolculuğu, uzay laboratuarı,
leri ile bir anlamda klasik davranışın iki uç Hubble teleskopu vs Newton teorisinin
noktasını temsil ediyordu. geçerliliğinin birer kanıtı; Radyo. TV, ra-
dar, gsm telefonlar vb Maxwell teorisinin
20. YY‟ın başında klasik bölgedeki an- ne denli başarıyla işlediğinin kanıtları.
layışımızı ciddi şekilde geliştirip incelten
ve Einstein‟ın imzasını taşıyan iki yeni çok
önemli gelişme daha oldu: Özel ve genel
görelilik teorileri. Bunlardan özellikle özel
görelilik teorisinin Newton-Maxwell teori-
si üzerinde çok ciddi geliştirici etkisi oldu.
Böylece artık noktasal parçacıklar uzaktan
etkiyen anlık kuvvetlerle etkileşmiyordu.
Bu gelişmeyle elektromagnetik alan bir
anlamda parçacıklarla aynı statüye yükse-
liyordu. Şöyle ki, noktasal parçacıklar ara-
sındaki etkileşme kuvveti artık anlık de-
ğildi, dinamik bir nitelik taşıyordu ve
uzay-zaman içinde aracı alan tarafından
sabit bir değere sahip olan ışık hızı ile ya-
yılarak taşınıyordu.

Böylece 20.YY‟ın başlarında klasik böl-


gede ulaşılan en son nokta itibarıyla içinde James Clerk Maxwell
parçacıklar ve alanlar bulunan ikili bir 3. Mikro Evren ve Paradokslar-Klasik
dünya görüşü taşıyan bir teori vardı orta- Paradigmanın İflası
da. Bu iki unsur, noktasal parçacık ve sü-
rekli alan, birbirinden tamamen bağımsız 20.YY‟ın başı fizik bilimi için ger-
ve bir birleri cinsinden açıklanamaz olgu- çek bir kriz ve kaos dönemiydi. Teknoloji-
lardı. Bu en gelişkin son haliyle bu teori nin gelişiminin sağladığı yeni olanaklarla
klasik bölgedeki tüm olayları başarıyla doğanın o güne değin ulaşılamamış bölge-
açıklıyordu. Ancak gelecek bölümde anla- lerine ulaşıldıkça yeni paradokslar çıkı-
tılacağı gibi atom ölçeğine taşındığında bu yordu karşımıza. Mikro evrene ilişkin yeni
mükemmel ve görkemli teori ciddi sorun- gözlemsel olgular tüm görkemine ve 200
larla karşılaştı. Bu bölgedeki sorunları yıllık hükümranlığına karşın klasik para-
çözme girişimleri sonucunda yeni fizik digmayı çaresizlik içinde bırakıyordu.
kanunları, yeni düşünce biçimleri ve yeni Şöyle ki:
felsefi kavramlarla karşılaşıldı.
1. Bu gözlemlerin en ünlülerinden
biri de siyah cisim ışıması olarak bilinen

34
olaydı. Belli bir sıcaklıktaki bir kutunun den yanlış değildi, düşük frekans bölgele-
duvarlarındaki ”parçacıklarla” termal rinde gözlem sonuçlarıyla uyumluydu.
dengede bulunan elektromagnetik ışıma-
nın enerji yoğunluğunun sıcaklığın fonk- Newton ve Maxwell gibi iki büyük
siyonu olarak bakıldığında gösterdiği tu- sentezcinin adları ile özdeşleşen klasik
haflıkla ilgiliydi burada karşılaşılan sorun. paradigma belli ki bu sorunsal duruma
Rayleigh ve Jeans 1900 yılında o günün çare bulamıyordu. Bu ve benzeri sorunlar
geçerli paradigması klasik fizik kanunları nasıl çözülecekti?
çerçevesinde sistemin tüm enerjisinin
denge durumunda elektromagnetik alan Beklenen çözüm, yapay da olsa,
tarafından “sınırsız” olarak emileceğini çok gecikmeden geldi. Hemen o yıl (1900),
hesaplamışlardı. Ancak sonuçlarında o Max Planck yüksek frekans sonsuzluğun-
güne kadar raslanmadık ve alışılmadık bir dan kurtulmayı sağlayacak bir öne-
tuhaflık vardı: Enerji giderek artan fre- ri/varsayım ortaya attı: Elektromagnetik
alan salınımları, E enerjisi (parçacıksı
özellik) ile f frekansı (dalgamsı özellik)
arasında belli bir ilişki bulunan kuantum-
lardan oluşur: E=hf. Burada h (bu gün)
Planck sabiti olarak bilinen doğanın (o gün
için yeni) bir temel sabiti idi. Değeri nor-
mal standartlarda çok küçüktü: h = 6.6 x
10-34 joule-saniye. Aslında Planck‟ın ma-
tematiksel uyum için yaptığı zorlama ve
yapay bir varsayımdı. Bu varsayım ışıma
genliğini gözlemle uyuşan bir biçimde
hesaplamaya, yani yüksek frekanslardaki
sonsuz enerji patlamasından kurtulmaya
olanak sağlıyordu. Ama Planck bu yapay
ancak çok cesur atılımı ile kuantum dün-
yasına ilk adımı atmış oluyordu.

Ancak, bu işin sosyolojik boyutun-


da bir tuhaflık vardı. Zira bu denli dev-
rimsel yeni bir kavram, uzunca bir süre
Max Planck
pek dikkat çekmedi ve bir yeni aktivite
odağı oluşturmadı. Bu tuhaf ve son derece
tutucu göz ardı etme süreci o güne kadar
kanslarla dur durak bilmeden
adı sanı duyulmamış ve o günün akade-
elektromagnetik alana yönelmekteydi.
mik camiası dışından Einstein adında
Gözlemlerde sonsuz bir enerji patlamasına
genç bir bilim adamı 1905 yılında yeni bir
rastlanmadığına göre, demek ki doğa
öneride bulununcaya kadar sürdü. Bu
kendisini bir şekilde böyle bir katastroftan
çalışması ile Einstein bir anlamda
sakınabilmekteydi. Şöyle ki, gözlem so-
Planck‟ın matematiksel varsayımının fi-
nuçları yüksek frekans bölgesinde enerji
ziksel olarak içini dolduruyordu.
dağılımının sonsuz artmak yerine sıfıra
yaklaştığını gösteriyordu. Verilen bir sı-
2. Einstein‟ın kendisine verilen
caklıkta çok özel bir frekansta (renkte)
“tek” Nobel ödülünü borçlu olduğu bu
enerji en yüksek değerine ulaşıyor ve daha
son derece basit fakat çığır açan çalışması
yüksek ve daha düşük frekanslarda azalı-
foto-elektrik olay adı verilen “metal yü-
yor ve sıfıra gidiyordu. Demek ki,
zeyler üzerine düşen ışığın bu yüzeyden
Rayleigh ve Jeans‟in hesap sonuçları tüm-
elektron sökmesi” olayıdır. Bu sürecin,

35
dalga teorisi çerçevesindeki anlaşılması laklık (şiddet) olmayıp, frekans
çabaları başarısız olmuştu. Sonuçları açık- (renk)olduğuydu.
lamanın yolu ışığın, en azından bu süreç
çerçevesinde, tek tek sayılabilir ve belli Işık, frekans ile orantılı enerjiye sa-
değerde kesikli enerji taşıyan tanecikimsi hip foton adlı parçacıklar sağanağı olarak
nesnelerden oluşmuş gibi yorumlanması- düşünülürdüğünde yukarıdaki gözlem
nı gerekli kılıyordu. Bu önemli hipoteze sonuçları açıklanabiliyordu. Ancak, par-
yol açan gözlem sonuçlarını özetlersek, laklık ışığın toplam enerjisini temsil ettiği-
ne göre, daha yüksek parlaklık aynı fre-
Işığın frekansını değiştirmeden kansta daha yüksek sayıda foton, ya da
şiddetini (parlaklığı) arttırdıkça aynı sayıda daha yüksek enerjili (frekanslı)
yalnızca sökülen elektronların sa- foton anlamına da gelebilirdi. Bu bağlam-
yısı artıyordu, fakat hızları, dolayı- da bakıldığında ilk iki deneysel sonuç bu
sı ile kinetik enerjileri, sabit kalı- iki seçenekten birisi arasında tercih yapa-
yordu. bilmemize olanak sağlamıyordu. Bu ba-
kımdan en belirleyici olan sonuç, üçüncü
Işığın şiddeti sabit tutulup frekansı sonuç oluyordu. Şöyle ki, frekansı belli bir
(renk faktörü) artırıldıkça sökülen
elektronların sayısında bir değişik-
lik olmuyor, ancak hızları (enerjile-
ri) artıyordu.

Işığın şiddeti ne kadar değiştirilirse


değiştirilsin, daha düşük değerleri
için hiç bir elektron sökülmesine
rastlanmayan bir kritik (minimum)
frekans değeri vardı.
O tarihte ışığın dalga karakteri hem
deneysel (Young), hem de teorik
(elektomagnetik alan salınımları; Maxwell,
Hertz) olarak son derece iyi biliniyordu.
Şiddet-parlaklık dalganın genliği-
Sir. Isaac Newton
yüksekliği (nin karesi), dolayısı ile dalga-
nın toplam enerjisi, renk ise frekansa (ya
da dalga boyu) karşı gelen birbirinden değerin altında tutulup parlaklığı arttır-
bağımsız matematiksel-fiziksel nitelikler- mak, foton sayısını artırma yolu ile parlak-
di. Bunların birbirlerinden bağımsız olarak lığı arttırma anlamına geliyordu ki, sayıla-
değiştirilmeleri ve kontrolleri de iyi bili- rı ne denli çok olursa olsun bu demeti
nen tekniklerdi. Işık dalga gibi davransay- (dalgayı ) oluşturan foton parçacıklarının
dı, atomların dış tabakalarındaki oldukça herhangi birinin elektronların bağlanma
zayıf bağlı olan elektronları koparmak enerjisini karşılayıp onu atomdan kopara-
bağlanma enerjisini karşılayacak enerjiyi cak yükseklikte olmadığı anlamına geli-
ona aktarmakla mümkün olabilecekti. yordu; bu da çok tipik bir parçacık davra-
Dalganın enerjisi de genlikle orantılı oldu- nışıydı. Yani deney sonuçları birinci seçe-
ğu ve şiddete-parlaklığa karşı geldiğine nekteki yorumu destekliyordu. Bu yeni
göre, bu parametreyi yani parlaklığı değiş- yorum çerçevesinde şiddet-parlaklık (dal-
tirerek bu enerjiyle (şiddetle) orantılı ener- ga genliği) foton sayısına, renk (frekans-
jiye sahip elektron sökmek mümkün olma- dalga boyu) bireysel foton enerjilerine
lıydı. Deneyde gözlenen ise, elektronların karşılık gelen bağımsız parametrelerdi.
sökülmesini ve hızlarını (enerjilerini) kont- Parlaklığı azaltarak (dalga dilinde frekansı
rol eden dalgamsı ışık parametresinin par- değiştirmeden dalga genliğini azaltarak)

36
çok az sayıda bireysel foton (ideal limitte örneğin dünya için 150x106 km ölçeğine)
tek tek fotonlar) taşıyan ışık demetleri fark vardı. Gerçi dünya üzerinde gelişti-
oluşturmak mümkündü. Kuantum etkile- rilmiş klasik fizik büyük mesafelere (dışa
rinin en belirgin şekilde kendini göstere- doğru) başarı ile genişletilebilmişti. Ancak
ceği limit işte budur. Yüksek sayıda foton 10 mertebeyi kapsayan kısa mesafelere-içe
içeren çok şiddetli demetlerde kuantum doğru genişlemenin de sorunsuz olacağına
etkileri birbirlerini yok ederek istatistik dair elde herhangi bir ipucu da yoktu.
anlamda dalgasal girişim ya da kırınım İkinci bir fark ta gezegenlerin nötr nesne-
desenleri ortaya çıkacaktır. ler olmasına karşın atomlar (net elektrik
yükü itibarı ile nötr olmasına karşın) elekt-
Dikkat edilirse bu fiziksel süreci rik yüklü bileşenlerden (noktasal nesne-
tartışmaya epeyce yer ayırdık. Bu neden- lerden) oluşuyordu. Minyatür gezegen
siz değil! Zira ışığın kesin deneylerle belir- sistemi yakıştırması da bu yüklü nesnele-
lenmiş dalga karakterine ilaveten bir de rin geometrik yapısının evrensel kütle
parçacık karakterine sahip olduğunun çekim yasasının tamamıyla aynı olan
kesin olarak belirlendiği ilk süreç budur Coulomb kuvvetiyle (her ikisi de mesafeye
göre ters kare karakterinde) etkileşmeleri
nedeniyle klasik fizik kanunları uygulan-
dığında gezegen sistemine benzer eliptik
yörüngelere ulaşılmasından kaynaklanı-
yordu. Ancak bu yakıştırma modelde o
gün itibarı ile bilimin geldiği en uç noktayı
temsil eden Newton- Maxwell paradigma-
sı çerçevesinde çok ciddi bir sorun vardı.
Elektron, pozitif yüklü çekirdeğin çevre-
sindeki eliptik bir yörünge üzerinde ivme-
li bir hareket yaptığına göre Maxwell yasa-
ları çerçevesinde sürekli olarak
elektromagnetik dalgalar ışıması ve böyle-
ce sürekli olarak enerji kaybetmesi ve do-
layısı ile sarmal bir hareket yaparak çekir-
değe yaklaşması ve ışıdığı enerjinin yo-
Ernest Rutherford ğunluğunun giderek artması ve atomun
10-10 m mertebesindeki boyutları göz önü-
ne alındığında, saniyenin çok çok küçük
ve bu sürecin anlaşılması ile bilim tarihi- bir kesri içinde çekirdeğin üstüne düşmesi
nin en büyük devrimlerinden biri olan gerekirdi. Yani bu tür bir atomun varlığı-
Kuantum Teorisine giden yolların kapıları nı sürdürmesi mümkün değildi; çok kısa
açılmıştır. sürede yok oluyordu. Demek ki bu mo-
delde bir sorun vardı; zira doğadaki her
3. Atomun yapısı Rutherford‟un madde içindeki atomlar kararlı nesneler-
yaptığı deneylerle 1911 yılında ilk kez ola- di; öyle durup dururken yerde yok ol-
rak doğru şekilde anlaşılmıştı. Çok küçük dukları yoktu. Doğadaki atomların kararlı-
bir bölgede yoğunlaşmış artı yüklü bir lığı klasik paradigma çerçevesinde anlaşı-
çekirdeğin çerçevesindeki çok küçük yö- labilecek bir özellik değildi. Atomların bu
rüngelerde dolaşan eksi yüklü küçücük kararlılığı onların ışıma yapamadığı an-
elektronlardan oluşan minyatür bir güneş lamına gelmiyordu kuşkusuz. Işıma da
sistemi vardı ortada. Bu geometrik benzer- yapıyorlardı. Ama klasik paradigma çer-
liğe karşın ortada çok temel farklar da çevesinde açıklanamayan belirli kesikli
vardı. Bir kere bu iki sistem arasında ölçek frekanslarda ışık yayıyorlardı ve bu fre-
olarak 20-25 mertebe (10-10 m ölçeğinden,

37
kans değerleri o günler için anlamsız gö- Newton‟un çağdaşı Huygens tarafından
rünen tuhaf kurallara bağlıydılar. benimsenmişti; ona göre ışık dalga tabia-
tındaydı. Bundan yaklaşık 100 yıl sonra
4. Atomun yapısının Rutherford‟un 1801 yılında Young tarafından gerçekleş-
1911‟de yaptığı deneylerle anlaşılmasın- tirilen ve kimilerince bilim tarihinin en
dan 2 yıl sonra, N. Bohr 1913 yılında yeni belirleyici deneylerinden biri olarak nite-
kuantum kavramını çok ustaca genişletip, lenen deneyler sonucunda ışığın gerçek-
yalnızca ışık parçacığının belli kesikli ener- ten de (örneğin sudaki) dalgalar gibi dav-
ji değerlerine sahip öbek-topaklardan randığı yani dalga karakterinde olduğu
oluşmadığı, mikro evrendeki örneğin açı- kesinlikle saptandı. Elektromagnetik alan
sal momentum gibi diğer dinamik değiş- salınımları olarak ışık dalgalarının teorisi
kenlerin de, belli bir sabitin (Planck sabiti- 19. YY‟ın ikinci yarısında Maxwell tarafın-
mutlu bir tesadüf olarak bu dinamik de- dan geliştirildi ve deneysel olarak Hertz
ğişkenin fiziksel boyutu Planck sabiti ile tarafından doğrulandı. Ancak 20. YY‟ın
aynı) tam sayı katlarında kesikli değerlere başlarındaki araştırmalar ışığın birçok
sahip olduğu genellemesini yapmıştı. Bohr yönden gerçekten parçacık gibi davrandı-
bu yeni kuantizasyon kuralını kullanarak ğını gösterdi. Bu gelişmelerdeki belirleyici
atomun kararlılığını sağlayacak ve ışıma isimler Planck (1900) ve Einstein (1905)‟tır.
yaptığında bu ışımaların neden belli kesik- Gelinen nokta ışığın hem parçacıklardan
li değerlerdeki frekanslarda olmaları ge- hem de alan salınımlarından (dalga) oluş-
rektiğini açıklayan bir atom modeli geliş- tuğu noktasıydı. Klasik bakımdan yad-
tirdi.. Daha açık söylersek, Bohr çekirdek sınmayacak kadar birbirine ters olan bu iki
etrafındaki elektronun açısal momentu- kavram aynı nesne üzerinde birbirleriyle
munun Planck sabitinin tam katı değerde nasıl bağdaştırılacaktı?
olması gerektiğini öneriyordu; ama bunun
için herhangi bir gerekçe ya da ispat su- Bu ikili yapının salt ışık için geçerli
namıyordu. Bu masum ve son derece basit bir özellik olduğu epeyce uzun bir süre
kural atomun kararlılığı ve ışıma spekt- hüküm sürdü fizik dünyasında. Foto-
rumuna ilişkin tüm sorunları bir çırpıda elektrik olayla aynı anda geliştirilen
çözüvermişti. Bu çarpıcı başarısına karşın Einstein‟in özel görelilik teorisinin de etki-
bu basit modeli mikro evrenin nihai mode- si ile doğadaki çok özel durumu (parçacık
li olarak değerlendirmek hiç kuşkusuz gibi düşünüldüğünde kütlesiz ve kayna-
mümkün değildi. Beklenen teori 1925-1926 ğın hareketinden bağımsız olarak saniyede
yıllarında Heisenberg, Schrödinger ve hep 300000 kilometre hızla hareket eden
Dirac‟ın çok önemli katkıları ile geliştiril- bir hilkat garibesi) pekişmiş olan ışığın bu
miştir. yeni ilave “tuhaf” ve tekil özelliği de kabul
edilebilirdi. Ancak ışığın bu bakımdan tek
4. Parçacık ve Dalga Karakteri bir arada- olmadığı ve maddesel (kütleli) parçacıkla-
Işığın ve Elektronların Tuhaf İkili Yapısı rın da bu ikili yapıya sahip olduğu, yani
uygun koşullarda dalgalar gibi davrandık-
Tam bu noktada önemi nedeni ile ları, 1923‟te de Broglie tarafından doktora
ışığın doğasına ilişkin anlayışımızdaki tezinde ortaya atıldı.
tarihsel evrilmeyi kısaca anımsamakta
yarar görüyorum. Bu tarihçede il- De Broglie‟nin önerisi, kütleli bir
ginç iniş ve çıkışlar görüyorüz. Örneğin, parçacığın momentumla ters orantılı bir
klasik paradigmanın en büyük mimarla- dalga boyuna sahip bir dalga gibi de dav-
rından Newton, (17.YY‟nin son çeyreği) ranacağıydı. Bu bağıntı aşikâr olmayan bir
ışığın yağmur gibi veya bir (makinalı) tü- biçimde (aşikâr değil; zira ışık kütlesiz ve
fekten atılan mermiler gibi bir tanecikler yeni bağıntı kütleli parçacıklar için gelişti-
sağanağına benzer şekilde davrandığını riliyor) ışık için geliştirilen Einstein-Planck
varsayıyordu. Bunun tersine bir varsayım “ikilik” bağıntısı ile de uyumluydu. Hadi

38
ışık için yaklaşık 250 yıl öncesine Newton değil ve detaylı kronolojik değerlendirme-
zamanına kadar uzanan inişli çıkışlı bir lerde göz ardı edilmemesi gerekiyor.
ikililik serüveni vardı; ancak maddesel
parçacıklar için bu ilk kez oluyordu ve bu 5. Mikro Evrende yeni Fiziksel Paradig-
da de Broglie‟nin bu masum görünüşlü ma
önerisine devrimsel bir nitelik kazandırı-
yordu. Bir anlamda bu masum öneri klasik Klasik fiziğin atom ölçeğinde ça-
Newton-Maxwell paradigmasının çok lışmadığı anlaşıldıktan sonra, bunların
temel bir unsuru olan birbirinden tama- giderilmesine yönelik erken çalışmalar
men ayrık parçacık-alan ikili yapısına mikro evrendeki iki temel özelliği ortaya
çok ciddi bir darbe vuruyordu. Bu teorik koyuyor:
önerinin deneysel doğrulanması da kısa
bir süre sonra gerçekleştirildi. Mikro evrendeki fiziksel özellikler
belli birim değerlere ya da tam kat-
Bu amaçla mikro evrenin gene o larına sahipler. Örneğin elektronun
dönemde oldukça yeni sayılabilecek diğer kütlesi ve elektrik yükü belli (ke-
bir ferdi olan elektronlara dönersek, 1896 sikli)) değerlere sahip; örneğin ya-
yılında J. J. Thomson tarafndan ilk keşfe- rım elektron yok. Yarım, ya da
dildiklerinde tamamen parçacık özellikleri başka küsüratlı elektronik yük bi-
ile karşımıza çıkmışlardı. Young‟ın ışıkla riminde elektrik yük taşıyan (ser-
yapmış olduğu deneyi 1928 yılında bu kez best) nesne de doğada yok.
elektronlarla tekrarlayan Davisson ve Mikroskopik ölçekte fiziksel olay-
Germer ve bağımsız olarak elektron kaşifi lar istatistik karaktere sahip. Bir
J. J. Thomson‟un oğlu olan G. Thomson, başka deyişle, tek bir olayın sonu-
tanecik yapısının yanı sıra elektronun dal- cu, makroskopik ölçekte olduğu
ga karakterine de sahip olduğunu gös- gibi, kesin bir şekilde öngörüle-
terdiler. mez; ancak topluca ele alındıkla-
rında sonucu ortalama olarak ön-
Planck‟ın 1900‟daki varsayımından görebiliriz.
kapsamlı bir teoriye ulaşmak 25-30 yıl gibi
bir süre almıştır. Bu dönem, özel ve genel Bu son derece önemli (istatistiksel)
görelilik teorileri gibi diğer önemli geliş- özellik kuantum teorisinin kalbini oluştu-
melerle birlikte bilim tarihinin belki de en rur ve açıklaması ünlü çift yarık deneyi-
önemli kesimini oluşturmaktadır. nin ayrıntılı analizi ile hem düşünsel hem
de deneysel düzeyde kolayca gerçekleştiri-
Tüm bu keşifler günümüzden 80- lebilir.
100 yıl gibi oldukça uzun bir süre önce
gerçekleştiği için, kronolojik sıraya pek Şimdi bu önemli özelliklerin yeni
fazla özen göstermeden tümünün yakla- bir teori, Kuantum Teorisinin oluşturul-
şık aynı zamanlarda olduğu gibi bir anla- masında nasıl belirleyici bir rol oynadıkla-
tım kullanıyoruz bu tarihçelerde. Ancak rını özetleyelim: Bu amaçla ilk olarak fizi-
ışığın parçacık karakterini ortaya koyan ğin olgusal ve deneysel bir bilim alanı ol-
foto-elektrik deneyi ile daha önce de duğu gerçeğinden yola çıkarak ölçüm
Broglie tarafından ortaya atılan teorik id- problemini ele alacağız.
diayı doğrulayan, elektronun dalga karak-
terini ortaya koyan kırınım deneyi arasın- 5.1. Mikro Evrende Ölçüm Teorisi
da yaklaşık 30 yıllık bir aralık var. Ancak
bu, kuantum teorisinin gelişiminin ta- Mikro evrendeki ölçümün yukarı-
mamlanması için harcanan toplam süre da bahsettiğim özellikler bağlamında taşı-
göz önüne alındığında hiç de kısa bir süre dığı ilginç tuhaflıkları kavrayabilmek için
önce makroskopik ölçekte klasik fizik çer-

39
çevesinde ölçüm sürecine kısaca değine- göre, demek ki, etkileşme şiddetini ve do-
lim. Hemen belirtelim ki ölçme bir nesne layısı ile ölçme işleminin oluşturduğu
hakkında bilgi edinme işlemidir; bunun tedirgemeyi (bozucu rahatsızlığı), klasik
için de bu nesneyle bir şekilde etkileşme- ölçümde olduğu gibi, dilediğimiz gibi
miz gerekir. Etkileşme varsa rahatsızlık- azaltmamız mümkün değildir. Ayrıca
tedirgeme de var demektir. mikro evrende tekil olayların sonucunu
kesinlikle öngörmemiz mümkün olmadı-
Klasik Ölçümlerin temel özelliği ğından, bu savuşturulamayan ölçüm te-
rahatsız etmeyen-bozmayan ölçümler ol- dirginliklerinin ölçülen sistem üzerindeki
masıdır. Bunun için çok temel bir varsa- etkisini kesinlikle öngörüp doğru sonuca
yım (idealleştirme) yapılmaktadır: “Sıfıra yaklaşma bağlamında bir düzeltme yapma
götürülmese de etkileşme istenildiği kadar olanağına da sahip değiliz. Demek ki,
küçültülebilir”. Ayrıca, bu işlem sonunda mikro evrende ölçüm işlemi ölçülen nesne
hala ihmal edilebilecek kadar küçültüle- üzerinde istenildiği kadar küçük olmayan
meyen tedirginmeler kalıyorsa, klasik fizik ve kontrol de edilemeyen değişiklikler
nedensel ve belirleyici olduğundan, bun- oluşturur. Yani, her ölçüm yaptığımızda
ların etkilerini istenilen hassasiyette he- ölçümden önceki durumdan farklı yeni bir
saplayıp bu hesap sonuçlarını ölçüm so- durum yaratıyoruz.
nucunda bulduğumuz değerleri düzelt-
mekte kullanabiliriz. 5.2. Kuantum Teorisi

Buradan çıkan çok önemli so- Aşikâr ki bu, eş zamanlı ölçüm iş-
nuç “istediğimiz fiziksel özellikleri, örne- lemini istisnai durumlar dışında, olanaksız
ğin durum tanımına giren parametrelerin kılacak yeni bir tuhaf özelliğidir mikro
tümü, ya da herhangi bir alt kümesini evrenin. Bu konuyu biraz daha teknik dü-
aynı anda ve istenilen hassasiyetle ölçebi- zeyde tartışabilmek için ölçmek istediği-
leceğimizdir; üstelik bu hassasiyet için bir miz iki P, Q özelliğini göz önüne alalım.
limit de mevcut değildir. Zaten bunun Bunlar momentum ve konum gibi temel
böyle olması gerektiği klasik durum tanı- dinamik değişkenler, ya da bunlardan
mından da açıklıkla görülmektedir. Du- türetilmiş başka herhangi dinamik büyük-
rumun sistemi oluşturan tüm parçacıkla- lükler olabilr. Bunları önce (P,Q) sırasında,
rın verilen bir andaki konumları ve mo- sonra da (Q,P) sırasında ölçtüğümüzü
mentumları bilgisi olduğu hatırlanırsa, düşünelim. Klasik perspektiften bakıldı-
durumun biliniyor olması tüm bu para- ğında bu iki işlemin sonucu aynı olacaktır.
metrelerin kesinlikle biliniyor olması de- Ancak kuantum perspektifinden bakıldı-
mektir. Madem ki fizikte tek bilgi edinme ğında durum radikal bir şekilde farklıdır.
yolu ölçümdür, o zaman tüm bu dinamik İlk dikkat edilmesi gereken husus bu iki
parametrelerin aynı zamanda (eşzamanlı) işlem sırasında farklı tedirgemelerin rol
kesin olarak ölçülebildiği anlaşılmaktadır. oynadığıdır. Dolayısı ile P ve Q‟nun bu
işlemler sonucu bulduğumuz nümerik
Kuantum bölgesine gidildiğinde değerlere sahip olduğunu söyleyemeyiz.
hayat artık ne yazık ki bu kadar basit de- Bunu söyleyebilmemiz ancak P ve Q‟nun
ğildir. İlk olarak karşımıza çıkan zorluk ölçüm sırasından bağımsız olarak bu de-
artık etkileşmeleri dilediğimiz gibi küçül- ğerlere sahip olmasıyla mümkün olabilir-
temeyeceğimizdir. Zira yukarıda belirtti- di. Yani kuantum pespektifinden, istisnai
ğimiz gibi atom ölçeğinde (tüm fiziksel durumlar dışında,
özellikler gibi) elektrik yükleri sadece
elektronik yük gibi bir sabitin tam katları Önce P sonra Q deneyinde, yalnız-
olarak karşımıza çıkmaktadır. Elektronik ca Q belirli bir değere sahip olarak
yükü azaltamayacağımıza ve etkileşme ortaya çıkar,
kuvvetleri elektrik yüküne bağlı olduğuna

40
Önce Q sonra P deneyinde ise, P rende ölçüm sırası son derece önemliydi,
belirli bir değere sahip olarak orta- dolayısı ile bu fiziksel özelliklere karşı
ya çıkar. gelen cebirsel sembollerin çarpım sırası da
önemli olmalıydı. Bu şekilde kuantum
Bu ifadeler kuantum teorisinin en mekaniğindeki çok önemli yeniliklerden
önemli ve en karakteristik özelliklerinden birine ulaşılmış oldu: Fiziksel parametreler
biri olan “belirsizlik ilkesinin” öncülleri komütatif olmayan operatörlerle temsil
olan ifadelerdir, dolayısı ile biraz daha edilmeliydi.
ayrıntılı tartışmayı hak edecek öneme sa-
hiptir. Şöyle ki, P‟yi ölçtükten sonra geli- Durum kavramına dönersek şunu
nen durumda Q‟yu ölçtüğümüzde bu yeni görüyoruz. Deneyler mikro evrendeki
işlem bu yeni durumda da ciddi değişik- fiziksel olayların istatistiksel doğasını or-
likler oluşturacak ve öncekinden (P ve Q taya koyduğuna göre bu özelliğin kendi-
arasındaki durum) daha farklı bir duruma sini durum tarifinde yansıtması gereki-
ulaşılacaktır. Şimdi, hala ilk ölçümde bul- yordu. Teknik ayrıntıya girmeden kısaca
duğumuz değerde olup olmadığını gör- belirtirsek, durum bu yeni matematiksel
mek için, P parametresinin değerini tekrar
sorgularsak, ilk değerden farklı bir değere
ulaşırız. Bu değer bu parametrenin alabi-
leceği mümkün değerlerden biridir; bunlar
yaptığımız işleme bağlı olarak değişebilen
belli farklı olasılıklarla karşımıza çıkacak-
tır. Bu gerçekten de olması gereken şeydir.
P‟nin ikinci ölçümünde sistemin durumu,
ilk ölçümünde elde etiğimiz sonucu veren
durumdan farklı bir durumdur; araya gi-
ren Q‟nun ölçümü bu durum değişikliğine
neden olmuştu).

Bu fiziksel sonuçları matematiksel


bir çerçeveye taşımak istersek, P ve Q fi-
ziksel özelliklerinin artık klasik fizikte
olduğu gibi salt sayılarla temsil edileme-
yeceğini görürüz. Zira, salt sayıların öl- Albert Einstein
çüm sırasına bağlı olmak gibi bir özelliği
yoktur. Öyle bir matematiksel çerçeve çerçevede uygun bir matematiksel uzayda
bulmamız gerekiyor ki fiziksel ölçüm iş- bu komütatif olmayan operatörlerin üze-
lemlerindeki sıralamaya bağlılık, karşılık rine etkiyeceği bir vektörle temsil edilmek-
gelen matematiksel işlemdeki sıralamaya tedir. Bu teorinin nedensel bir teori oluşu
karşı gelsin. durum vektörünün zaman içindeki evri-
mini betimleyen denklemden de belliydi.
Kuantum Mekaniğinin kurucu ba- Schrödinger tarafından geliştirilen bu
baları tarafından bulunan yeni matematik- denklem, enerji operatörünün merkezi rol
sel çerçeve, bu fiziksel özelliklerin, ele- oynadığı zaman cinsinden birinci derece-
manlarının sırasının önemli olduğu bir den lineer bir diferansiyel denklemdi. Du-
cebirin elemanları olarak temsil edilmele- rum vektörü, verilen bir anda biliniyorsa
riydi. Yani bu cebirsel sembollerden ikisi- bu denklem uyarınca takibeden her hangi
nin çarpımı, iki fiziksel ölçümün ardışık bir anda (bu başlangıç değeri cinsinden)
olarak yapılması işlemine karşı geliyordu. kesin olarak belirlenebilir. Ancak, bu du-
Özetlersek, artık ihmal edilemeyecek öl- rum vektörüne Kopenhag Okulu tarafın-
çüm tedirgemeleri nedeniyle mikro ev- dan yüklenen anlam (yorum) bağlamında

41
bakıldığında yeni teori beklendiği üzere denli kısa süre önce oluşan genç devrimler
belirleyici değildi. Zira bu durum vektörü olduğunu daha iyice takdir edebiliriz. Kla-
hakkındaki bilgi herhangi bir fiziksel özel- sik fiziğin, Newton‟un sentezi (Principia
liğin ancak ortalama değerinin bilinebil- Mathematica, 1686) ile tamamlandığı ta-
mesine olanak sağlıyordu; ancak herhangi rihten itibaren günümüze geçen süre ise
tekil bir ölçümün sonucunun kesinlikle topu topu 324 yıl. Kuantum teorisinin çok
öngörülebilmesine olanak sağlamıyordu. daha genç bir bilim dalı olduğu yukarıda-
Matematiksel istatistik bilimi diliyle ifade ki tarihçeden iyice görülüyor. Mikro evre-
edersek, öngörülebilen sonuç pek çok ke- nin gizlerine ulaşabilmemiz günümüzden
reler tekrarlanmış ölçümlerin sonucunda ancak 80-90 yıl önce gerçekleşmiş. Bu gün
bulunacak değerlerin ortalama değeridir enformasyon-bilgi teknolojileri devrimi
olarak haklı bir şekilde adlandırılan ve
Sözlerimi bağlarken 1926‟da ulaşı- yaşamı, dünya tarihindeki diğer devrim-
lan şekliyle kuantum teorisinin özellikleri- lerle (tarım ve sanayi devrimleri) kıyas-
ne bakıldığında, klasikten kuantuma ge- landığında bile, inanılmaz ölçekte değişti-
çişte en esaslı şekilde değişikliğe uğrayan ren devrimin temelinde yatan bilimsel
kavramın durum kavramı olduğunu gö- devrim ise hiç kuşkusuz KUANTUM dev-
rüyoruz. Bu yeni çerçevede klasik durum rimidir.
tanımında yer alan parametrelerin ancak
yarısı, ya konum parametreleri ya da mo- Biz bu popüler makalede yalnızca
mentum parametreleri kullanılmaktadır; birinci fazın kurulumunun tamamlandı-
ancak asla bu iki grup parametrenin tümü ğı 1926 yılına kadar olan gelişmelerin ta-
birlikte kullanılmamaktadır. Bu son derece rihçesini anlatmakla yetindik.
doğaldır; zira bunların tümünün aynı an-
da kesinlikle (istenen hassasiyette) ölçül- Öykü orada bitmiyordu hiç kuşku-
mesi mümkün değildir. Birinci grubun suz. Hemen ele alınması gereken göreceli
(konumların) kesinlikle bilindiği durum- olarak daha basit problemler vardı.
da, momentumlar hakkındaki bilgimiz Einstein‟ın 1905 yılında foto-elektrik olay
tümüyle belirsizdir; tersi durumda da ko- problemi ile aynı anda yayımladığı ger-
num bilgimiz tamamen belirsizdir. Yapa- çekten devrimsel “özel görelilik teorisi” ile
bileceğimiz en iyi şey bunların tamamıyla bu yeni kuantum teorisinin uyumlaştırıl-
gelişi güzel nitelikte olan olasılıklarından ması gerekiyordu ilk adım olarak. Yani
bahsetmektir. ışık hızına yakın hızlarda hareket eden
nesnelerin kuantum teorisinin kurulması
6. Son Söz gerekiyordu. Tek parçacık için geliştirilen
bu teorinin özdeş parçacıkların toplu hal-
Modern bilimin oluşumu uygarlık de bir arada bulundukları durumlar için
tarihi perspektifinden bakıldığında çok genişletilmesi gerekiyordu, vs, vs. Karşı-
yeni bir etkinlik. Copernicus‟un güneş laşılan her yeni problem çözüldükçe yeni
merkezli evren modelini 1543 yılında or- problemler çıkıyordu karşımıza. Bu serü-
taya atmasıyla başlayan bilimsel devrim ven hala aynı heyecanla sürüyor. Bu ba-
5000 yıllık yazılı tarih bağlamında bakıldı- kımından bilim adamlığını yaşam biçimi
ğında daha dün gibi yeni bir olay. Hele olarak seçecek fizikçi gençleri çok heye-
buna ilk modern atalarımızın yeryüzünde canlı bir gelecek bekliyor.
yürümeye başladığı 500 bin yıllık
pespektiften bakıldığında bu olayların ne

42
Basitliklerdeki
Karmaşıklıklar
Ahmet Beyaz
Haziran 2000'de ODTÜ Matematik Bölümünden
mezun oldu. Aynı sene matematik doktorası için
Bir olgunun basit mi karmaşık mı ABD University of California, Irvine kampüsüne
olduğu biraz görece bir şey olmakla bir- gitti. Haziran 2006'da geometrik topoloji alanında
likte ikisi arasındaki ilişki hakkında fikir doktorasını tamamlayıp ODTÜ Matematik Bölü-
yürütmek için neyin basit neyin karmaşık mü’nde çalışmaya başladı. Bugün de aynı görevi
sürdürmektedir.
olduğunu bilmeye gerek olduğunu
düşünmüyorum. O yüzden tanımlar ol- başka bir zamanda şüpheye yer
madan sezgisel olarak fikir yürütüp so- bırakmadan yazıldığı biçiminde
nuçlara ulaşabiliriz. Bu yazı içerisinde anlaşılabilmesi için kullanılan yazım
daha ileride örnekler verecek olsak da o standartları (kabaca bir benzetmeyle buna
zamana gelene kadar belli bir anlayış rigor da denebilir) çoğu zaman
geliştirebiliriz. matematiğin toplum tarafından
anlaşılmasına engel olmaktadır. Burada
Basitliğe ve karmaşıklığa bilimsel vereceğimiz matematiksel kuram örneği
yöntem açısından baktığımızda, doğayı mümkün olduğunca bu dilden uzak ola-
anlamak için bir teorinin cak.
oluşturulmasında bu ikisinin sürekli bir
rekabet içerisinde olduğunu görürüz. Son zamanlarda gazetelerde çıkan
Teori oluşturmada amaç bir olguyu anla- ender matematik-matematikçi haberlerin-
mada belli bir basitliğe ulaşmaktır. Ancak den birisi Rus matematikçi Grigori Perel-
doğa karmaşık olmaya meyleder bir man ile ilgili olanıdır. Haber olabilmesinin
görünüm çizmektedir. O yüzden basitliğe sebebi çalışmalarından çok işin dedikodu
ulaşmada önceden gelen bilgi birikiminin kısmı ile ilgilidir. ABD'deki bir enstitünün
ve gözlemlerin getirdiği karmaşıklıkla Poincare sanısını ispatlayan veya
başa çıkmak gerekebilir. Teori belli bir yanlışlayan matematikçiye vereceği bir
olgunluğa eriştiğinde ise aynı zamanda milyon dolarlık ödülü reddetmesiyle
belirgin basitlik de yakalanmış demektir. gündeme geldi. Aynı şekilde 2006'da da
matematikçilerin en prestijli ödülü olan
Fizik, biyoloji, kimya gibi doğa bi- Fields madalyasını geri çevirmesiyle haber
limlerinden farklı da olsa yukarıda teori olmuştu. İspatladığı teorem doğrudan
oluşturmakla ilgili söylenenler matematik- Poincare sanısı değil ama onu da kap-
sel kuramlar için de geçerlidir. Bunu an- sayan "Thurston geometrization conjec-
lamak için matematiği kitaplardaki sem- ture" idi. Bu aslında her boyutta karşımıza
bollerden ve onların yazımından oluşan değişik yüzlerle çıkan sınıflandırma prob-
bir alan gibi görmememiz gerekir. Peki, leminden başka bir şey değildir. Topoloji-
nasıl görmemiz gerekir diye soracak olur- deki sınıflandırma problemleri her boyutta
sak, benim önerim matematiği tanımlarla belli özellikleri gösteren uzayların
yaratılan (ya da insan aklına tanıtılan diye- değişmezlerini (invariants) belirleyip veri-
lim) sanal nesnelerin davranış biçimlerinin len iki uzayı bu değişmezler yoluyla
ve birbirleriyle ilişkilerinin teoremler ve ayrıştırmak olarak özetlenebilir. Amaç bir
ispatları yoluyla incelenmesi olarak liste çıkarmaktır. Hesaplanabilen
görmektir. değişmezler üretmek, uzaylar üzerindeki
işlemler bulmak ve değişmezlerin bu
Matematikteki bulguların, işlemler altındaki davranışlarını
geliştirilen tekniklerin başka bir yerde ve araştırmak, işlemleri kullanarak yeni

43
uzaylar üretmek bu konuda çalışan topo- içine sığmaz. Peki, manifold üzerindeki
lojistlerin işidir. Yukarıda "belli özellikleri yapı ne demektir? Bunun için manifoldun
gösteren uzaylar" sözcük öbeği "belli üzerindeki paçaların tanımına ihtiyaç var.
yapıları barındıran manifoldlar" ile Bir n-manifoldun üzerindeki paça Rn'den
değiştirilirse daha açıklayıcı olur. Ama o manifolda bire bir fonksiyondur. Burada
önce manifoldun ne olduğunun ve bu vermemiz gereken bir bilgi şudur: topolo-
yapılarla anlatılmak istenenin ne olduğ- jide yapıştırma işlemleri fonksiyonlar yo-
unun bilinmesi gerekir. luyla yapılır. Yani paça demek n boyutlu
Öklid uzayının manifold yapıştırılmasıdır.
Manifold (many-fold) kelime ola- Pek çok paça bir araya gelip manifoldu
rak çok katlı demektir. Topolojideki oluştururlar. Bu paçaların tutarlı bir
manifoldların en basit örnekleri bir ve iki şekilde yapıştırılması için paçalar arasında
boyutlu olanlarıdır. Çember (S1) 1- geçiş fonksiyonlarına ihtiyaç vardır. Kaba-
manifold örneği iken, 2-küre (S2) bir 2- ca eğer bu geçiş fonksiyonlarının herhangi
manifold örneğidir. Çemberin herhangi ikisinin birleşimi sürekli ise manifoldun
bir noktasının S1 içindeki küçük bir üzerinde topolojik yapı var deriz. Türevli
etrafına bakarsak bükülmüş bir açık ise düzgün (smooth) yapıdan, holomorfik
aralığa benzediğini görürüz. Bu açık aralık ise kompleks yapıdan bahsederiz.
da gerçel sayılar kümesi R'ye benzer. Ge- Aşağıdaki şekiller bunlarla ilgili bir fikir
nel olarak bir n-manifold herhangi bir verebilir. (Resim Ron Stern‟in bir sunu-
noktasının n boyutlu Öklid uzayına (Rn) mundan alıntıdır.) Bunun dışında
benzer bir komşuluğunun olduğu bir yapılandırma yolları da vardır. Bunlardan
uzaydır. Ve genelde bir n-manifold Rn örnekler ileride işlenecektir.

Yukarıda adı geçen ve büyük ihti- Thurston teoremi adını alacak olan Thurs-
malle bundan sonra Hamilton-Perelman- ton sanısı düzgün (ve topolojik) 3-

44
manifoldların sınıflandırmasıdır. Benzerlik sınıflandırma çabaları gösterdi ki işler
kurmak açısından daha basit olan düzgün karmaşıklaşmak zorunda. Düzgün
(ve topolojik) 2- manifold yani yüzeylerin sınıflandırmayı becerebilmek için ekstra
sınıflandırmasına gidelim. Bu yaklaşık 100 yapılar göz önünde bulundurulmak zo-
sene önce Dehn tarafından halledilmişti. runda. Manifoldun üzerine konulan me-
Bu sonuca göre tıkız (compakt), çift yüzlü trikler gibi. 1970ʼlerde Thurston 3-
(orientable) 2- manifoldların değişmezleri boyutlu manifoldların sınıflandırılması
tam sayılardır. Yüzeyleri Euler için3-boyutlu manifoldların üzerine kona-
karakteristiği denen, her yüzeye bir tam bilecek homojen yapıları kullanarak bir
sayı veren, oldukça basit bir topolojik program başlattı. Sonrasında Hamilton bu
değişmezle tamamen sınıflandırmak metrikleri homojenleştirmek için diferan-
mümkündü. Diğer bir deyişle, her yüzey siyel denklemler üretti. Çözümlerindeki
için bir tam sayı vardır ki topoloji tıkanıklıkları ve zorlukları Perelman aşab-
değişmedikçe bu sayı değişmez. Ayrıca ildi ve sınıflandırma sonuçlandı. Her 3-
sözü edilen tam bir değişmezdir. Yani her manifold öyle parçalara bölünebilinir ki,
bir tam sayı için sadece bir topolojik yüzey bu parçaların hepsi ayrı ayrı sekiz çeşit
denklik sınıfı vardır. Buraya kadar basit. homojen yapıdan birine sahip olmak
Sorunun ortaya çıkışı belki bu kadar basit zorundadır. Bu sonuç aynı zamanda,
değildi ama sonuç kesinlikle basit. bütün 3-boyutlu manifoldların tam bir
sınıflandırmasını sağlamıştır. İki ve üç
Yaklaşık 100 yıl önce, Poincare da- boyutlu manifoldların düzgün
ha sonra Poincare Sanısı olarak anılacak, 3- sınıflandırmaları çok basit soruların nasıl
boyutlu manifoldlarla ilgili oldukça özel karmaşıklaşabildiğini ve basitlik ile
ve önemli bir soru ortaya attı. Sonrasında karmaşıklığın nasıl bir çekişme içinde
bu soru üzerine çalışmalar ve 2- olduklarını gösteren birçok örnekten biri.
manifoldların sınıflandırılması, doğal ola- Sınıflandırma problemi ile ilgili
rak 3-manifoldların sınıflandırılması soru- araştırmalar her boyutta vardır. Ayrıca her
sunu gündeme getirdi. Bu çok uzun süre boyutta çok farklı özellikler göstermekte-
topolojicileri meşgul etmiş bir sorudur dirler. Burada bu zengin alanın sadece bir
çünkü 4 ve üzeri boyutlu manifoldlar için kısmı verildi. Geriye kalan ve hiç de kısa
böyle bir sınıflandırmanın (grup teoriden olmayan kısmı daha sonra anlatabilmek
gelen sebeplerden dolayı) mümkün umuduyla.
olmadığı biliniyordu. Üç boyutta benzer

(1) Ron Stern, http://www.math.uci.edu/~rstern/UCIrvineFeb2005.ppt


(2) Barış Coşkunüzer

45
Ben Benim!!!
Cemil Güzey

Kutsal olan iki şey vardır: dünya


ve benim bağımsız Ben’im.
Wittgenstein: Notebooks

Düşünce tarihinde “Ben” genellikle Yüksek Lisans ve Doktora derecesini İstanbul Üni-
“dünya” ile olan bağıntısı bakımından versitesi Felsefe Bölümü’nden aldı. İlgi ve çalışma
tanımlanmıştır: ben, dünya olmayandır, alanları: Ontoloji, Wittgenstein felsefesi, Herakleitos
felsefesi, Dinler Tarihi, Sanat Tarihi, Mitoloji, İngiliz
dünya ise ben olmayan. Yani ben bir an-
ve Amerikan Edebiyatı. Alanında birçok makalesi ve
lamda dünyadan ayrılmakta, bir yandan çevirisi yayınlandı.
da dünyanın karşısına konmaktadır.

“Ben=Kişi” düşüncesi de
oldukça yaygındır. Kişi, bedeni,
ruhu, zihni olan şeydir. Bu üçü
benin parçalarıdırlar ama kişinin
sahip oldukları, benin değil dün-
yanın birer parçasıdır.
Felsefecilerse ben hakkında alter-
natif düşünceler geliştirmişlerdir:
genel eğilim, benin bittiği yerde
dünyanın başladığıdır. Ancak,
sorun bu sınırın nasıl çizileceği-
dir. Örnekse, beden benin bir
parçası olarak düşünülür ama
kimine göre de o aslında dünya-
nın bir parçasıdır. Bu düşünceyi
savunanlara göre, beden gerçek
bene yabancıdır: benle, kişinin
oturduğu ev kadar yabancı. Yan,
beden dışta olan bir şeydir ve
yönetilebilir. Öte yandan, ben (iç
ben) gerçek kişidir ve yalnızca dışsal bir koşuluydu; tıpkı beden gibi. Ya-
geçici olarak fizik görünüm almıştır. ni gerçek benin(en iç ben) kendisinin hâlis
bir parçası olarak değil:”psühe”,dünyanın
Beden ve ruh arasındaki bu kesin parçasıydı. İdealistlerin tanımlamaya çalış-
ayrımı ortaya koyan ilk batı felsefecisi Pla- tığı ben,”dünyayı algılayan şey” olarak
ton idi. Alman idealistleri (Schopenhauer düşünülüyordu. Dünya, tanım gereği,
aracılığıyla Wittgenstein‟ı da etkilediler) algılanan şeydir; algılayansa, süje veya
bu uçurumu iyice derinleştirmişlerdir. ben veyahut da özne denen şeydir. Bu
Artık gerçek ben, dışsal kılık kıyafetinden durumda, gerçek ben bir var olan değil,
öyle soyunmuştu ki, yalnızca beden değil bir etkinliktir; algılanan şeylerin hiçbirine
“psühe” (duyulmama, tasavvur etme, benzemez ve empirik olarak araştırılamaz:
duygulanma, sezme v.b) bile dış dünya zihnin bir atkıdır. Gerçi Wittgenstein
sayılıyordu. İlaçlarla, mekanik uyarılarla Tractatus Logico Philosophicus‟u yazdı-
(işkence) bilimsel araştırma konusu yapı- ğında idealist değildi ama bu “ben tanım-
lan “psühe”,bu düşünürlere göre benin lama” geleneğiyle boğuşmak gerektiğini

46
biliyordu:”Felsefî ben insanoğlu değildir; Çünkü bu dünyaya ait olan beden ve
insan bedeni veya “psühe”si de değildir. psühe vardır zaten ve öyleyse pratikte
O metafizik ben‟dir ve dünyanın sınırıdır, bunların toplamına BEN diyebiliriz. Zaten
parçası değil”.141914-1916 tarihli eylemde bulunan, insanlarla ilişki kuran,
Notebooks‟taysa şöyle der:”İnsan bedeni, dünyayı dönüştüren v.b bu empirik (psi-
hele ki özellikle kendi bedenim dünyanın kolojik) Ben‟dir. Bu durumda, felsefî Ben,
bir parçasıdır; tıpkı hayvanlar, bitkiler, 21. yy.‟ın tarihsel- toplumsal koşullarına
taşlar v.b gibi. Bunun farkına varan hiç ışık tutamayan kuramsal bir tasarımdan
kimse kendi bedeni için seçkin bir yer elde ibaret olacaktır. Oysa Wittgenstein‟a göre,
etmek15 istemeyecektir. İnsanları ve hay- metafizik Ben yalnızca kuramsal bir tasa-
vanları oldukça naif bir şekilde birbirine rım değildir. Metafizik Ben‟in bu denli
benzeyen ve birbirine ait şeyler gibi göre- sıradan bir kavranışı, en dünyasal olaylar
cektir. Bir taş, bir hayvanın bedeni, bir düzeyinde pratik sonuçları olan Ben‟i an-
insanın bedeni, kendi bedenim; hepsi aynı lamamızı sağlamaktadır. Çünkü
düzeydedir”.Görüldüğü gibi, gerçek ben Wittgenstein‟a göre, felsefi Ben gerçek
(metafizik ben) ve fizik ben arasında kesin Ben‟dir ve onu dünyadan ayıran uçurum
bir ayrım vardır. Fizik ben bitkiler, hay- belli bir “yabancılaşma” durumunu ifade
vanlar ve taşlar dünyasına aittir: gerçek eder ki, bu insanın temel bir özelliğidir.
ben bunların sınırıdır.
Felsefi Ben ile dünya arasındaki ay-
“İrade ve Tasarım Olarak Dünya” rım, tıpkı irade ve irade objesi ayrımında
adlı kitabında Schopenhauer süje - obje olduğu gibi, derin bir uçuruma işaret et-
bağıyla ilgili olarak şöyle demişti:”Her mektedir. Gerek “Ben”in dünya dışılığı
şeyi bilen ama kimse tarafından bilineme- gerekse iradenin etkisizliği (yetersizliği)
yen şey süjedir… Onlar(süje ve obje) bir- bireyin kaderin önündeki güçsüz bir
birlerini hemen sınırlarlar; objenin başla- oyuncak olduğu, yabancı bir dünyanın
dığı yerde süje duraklar”.Bu durumda merhametine sığınmış basit bir nesne ol-
ben, dünyanın sınırıdır, parçası değil: tıpkı duğu görüşünü getirecektir: “Dünya bana
bir adanın ve okyanusun birbirlerini sınır- verilmiştir, yani iradem tamamıyla karşı-
lamaları gibi16.Wittgenstein‟ın örneğiyse sında yer alır dünyanın; tıpkı zaten tamam
şöyledir:”Metafizik Ben dünyanın nere- olan her şey gibi. İşte bu yüzdendir ki ya-
sinde bulunabilir? Diyeceksiniz ki bu göz - bancı bir iradeye bağımlı olma duygusuna
görüş alanı ilişkisindeki gibidir. Ama as- sahibiz. Bu nasıl olursa olsun, her halü-
lında gözü göremezsiniz. Ve görüş alanı- kârda belli bir anlamda bağımlıyızdır ve
mızdaki hiçbir şey, onun bir göz tarafın- buna Tanrı diyebiliriz. Bu anlamda, Tanrı
dan görülmüş olduğu çıkarımını yapma- yalnızca kader olacaktır veya “irademiz-
nıza izin vermez”. den bağımsız olan dünya”,ki ikisi aynı
şeydirler.” Bu tavrın ne gibi pratik sonuç-
Metafizik Ben‟in pratik yaşamda ları olabilir Wittgenstein‟a göre? “Mutlu
bir işe yaramayacağı ve dikkate alınmaya denebilecek tek yaşam, dünya nimetlerin-
değer olmadığı da yaygın bir düşüncedir. den el - etek çekmiş yaşamdır. Buna göre,
nimetler kaderin pek çok lûtfundan başka
14
15
Tractatus:5.641 bir şey değildirler. Ama yine de belli bir
Burada kullanmış olduğu “procure” sözcüğü anlamda istememenin “iyi olan tek şey”
“kadın satıcılığı” anlamına da gelmektedir.
*Exodus 3.13:Musa Tanrıya adını sorduğunda olduğu görülmektedir.” Öyle görünüyor
aldığı yanıt:‟ehyeh‟ aşer „ehyeh‟.Ve Musa‟ya ki, bu Stoa etiğine karşılık gelen yaşam
İsrailoğullarına şu sözlerle seslenmesini biçimi daha çok ibadeti andırmaktadır,
buyurdu:”Beni size “Benim‟ gönderdi”…(3:14) eylemi(yani dünyayı değiştirmeyi) değil.
16
Ada-okyanus bağıntısı yanıltıcı olabilir. Her ikisi Kendini ifade etme ve kendini gerçekleş-
de ayrı ve tanınabilir/saptanabilir varolanlardır.
tirme kişinin bir şeyi yapması veya becer-
Oysa ben dünyadan bağımsız olarak var olan bir
şey değildir. mesi ile çıkmaz ortaya; bir bilgi yaşamıyla

47
mümkün olur bu.”İnsan dünyanın bu se- nızca estetikte görülmekteydi ama 18.yy
faletine karşın nasıl mutlu olabilir?” diye aydınlanması pragmatikti ve endüstri
sorar Wittgenstein ve yanıtı da verir: “Bil- devriminden etkilenmişti: doğal ortam
gi yaşamı aracılığıyla. Ferah vicdan, bilgi insanlaştırılabilirdi artık. Kader veya rast-
yaşamının hediyesi olan bir mutluluktur. lantı ortadan kalkıyordu ve akıl sahibi
Bilgi yaşamı, dünyanın sefaletine karşın Ben‟ler yaşamın tüm önemli yönlerini de-
mutlu olan yaşamdır.” O halde dünyayı netim altına alacaklardı. Fichte “Rasyonel
yaşamak için daha güzel bir yer hâline olmayan her şeyi egemenlik altına al-
getirme gibi eylemler özellikle umutsuz mak(baş eğdirmek),onu özgürce ve kendi
bir görünüm sunacaklardır. Ne mutluluk yasalarına göre yönetmek” diyordu “insa-
ne de ferah vicdanımız dünyanın gerçek nın en son amacı budur.” Fizhte‟nin ken-
durumuyla bağıntılı değildirler.” Dünya- disini dünyaya kabul ettirmek amacı ve
nın nasıl olduğu, yüksek olan açısından Wittgenstein‟ın ondan el - etek çekmesi
hiç mi hiç önem taşımaz. Tanrı kendini bu arasında derin bir uçurum vardır: “Ken-
dünyada açığa çıkarmaz.”17 dimi dünyadan bağımsız kılmak ve böyle-
ce de bir anlamda ona egemen olmak için,
Tarihsel Arka Plan olgular üzerindeki her tür etki iddiasından
vazgeçmem gerekir”.Dikkat edilecek olur-
Platon gerçek ben veya iç ben‟i be- sa halâ “egemenlik” sözcüğü var ama bu
denin ve dış dünyanın karşısında konum- Ben‟i boyutsuz bir nokta durumuna geti-
landırmıştı. İç ben dünyadan daha üstün- rerek, dünyanın Ben‟e egemen olmasını
dü ve maddi dünyayı zihin yönetmektey- engelleme çabasından kaynaklanmaktadır.
di ona göre. Bu iç ben yalnızca üstün bir Yani beden ve psühe, dünyadaki öngörü-
sezgiyle donanmakla kalmaz, bir “güç lemeyen kadere terk edilmekte ve madde-
istencidir”. İdeal ben, içinde bulunduğu leşmemiş bir felsefî Ben‟e sığınılmaktadır.
ortama edilgin olarak karışmamalı, duyu- Böylelikle kutsal olan ikinci şeyin bağım-
lar dünyasına kendi tasarımlarını empoze sızlığı(kutsallığı) kurtarılmaktadır.
etmelidir. Görüldüğü gibi eylem ve güç
iyice vurgulanmaktadır ve o günden beri Wittgenstein‟ın bu Ben anlayışı bizi
Batı düşüncesini uğraştıran şey bunlardır: şaşırtmamalıdır çünkü alıntı I.Dünya Sa-
Batının dünyaya egemen olmasını sağla- vaşı sırasında yazdıklarındandır. Bu savaş,
yan düşüncelerden biridir bu. Descartes tarih ve doğanın insan iradesine boyun
da “Yöntem Üzerine Konuşmalar” da eski eğmesinin çok yakında olduğuna inanılan
şehirlerle plana göre yapılmış yeni şehirle- bir dönemde patlamıştı. Aslında
ri karşılaştırırken “Bunlar (eski şehirler ki Schopenhauer ve Nietzsche bunu çok
tek tek alındıklarında binalar halâ güzel- önceden haber vermişlerdi: güç (teknolo-
dir) akla göre çalışan insan iradesinin de- jik) ve bilgelik arasında sıkışıp kalmıştı
ğil de, şansın ürünüdürler denebilir” de- artık Batı uygarlığı. Milyarlarca insanı
mişti. Görüldüğü gibi, Ben(yani “insan yöneten azınlığın uzlaşmaz tavırları, savaş
iradesi”) tarihin ve doğanın sağladığı kao- sonrası düşünürleri etilemişti. Modern
tik ham malzemeye kendini empoze et- dünya dayanılamayacak kadar saçmaydı
mektedir. Sözgelimi Barok dönemdeki artık(Varoluşçular böyle çıkmıştı ortaya).
Fransız bahçeleri ve kaleleri, dış dünya Şöyle de diyebiliriz: Wittgenstein‟ın Ben
üzerindeki etkili gücün dorukta olduğu hakkındaki saptamaları, çağının bir res-
bir Ben anlayışının mimarlıktaki yansıma- midir.
ları olarak düşünülebilir.
İlk bakışta insanı şaşırtabilecek bir
Gerçi Descartes döneminde rasyo- düşünceyse Wittgenstein‟ın Ben‟i tama-
nel iradenin üstünlüğü(doğaya karşı) yal- men yok olmuş bir varlık olarak sunması-
dır bize; dünyada hiçbir rolü yoktur
17
Tractatus 6.432 Ben‟in. Ancak tam aksi düşünceyı, yani

48
“solipsizm”i de desteklemektedir. Bilindi- Mantığın sınırlarının mutlaklığını
ği gibi, Wittgenstein‟a göre Ben yani alt edilemezliğini göstermek için,
hiçbirşeydir; solipsizme göreyse her şey- onları diğer sınırlarla(örn. Fizik) karşılaştı-
dir: Ben‟den başka hiçbir şey yok- rabiliriz. Pratikte fiziğin sınırları da aşıla-
tur.”Çünkü solipsist‟in kastettiği şey doğ- maz ama yine de pembe fillerin uçtuğu,
rudur; ama o söylenemez; kendini göste- nehirlerin yukarı doğru aktığı, yaşlıların
rir. Dünya benim dünyamdır: bu, dilimin gittikçe gençleştiği(Benjamin Buton gibi)
sınırlarının (bildiğim tek dilin) dünyamın bir bilim-kurgu dünyası tasvir edilebilir.
da sınırları olduğu olgusunda gösterir Mevcut gerçeklikten farklı gerçeklikler
kendini”18. (Burada “yalnızca benim bildi- kurmak mümkündür; bilim bu şekilde
ğim” dil değildir kastedilen). ilerler zaten. Ancak, hiçbir bilim- kurgu
“Tarihten bana ne! Benimki ilk ve tek yazarı mantık yasalarını alt ede-
dünyadır. Dünyayı benim nasıl gördüğü- mez(Tlön‟lülerin yaratıcısı Borges bile).
mü anlatmak istiyorum. Bana dünya hak- Evlibekârların ve yüzü olmayan gülmele-
kında başkaları tarafından anlatılan şeyler, rin(Cheshire kedisi) gerçek olduğunu ileri
dünyanın ufak ve önemsiz bir parçasıdır. süren biri anlaşılamaz. Çünkü sunduğu
Dünyayı ben yargılamalıyım, ben ölçüp şey bir resimdir ve resim kurallarına uy-
mamaktadır (Morgenstern‟in “Saksağan
Adlı Nehir”i): karşılık gelen hiçbir gerçek-
lik parçası yoktur ve buna zihnimiz de
dâhildir. Görüldüğü gibi, düşünürken,
konuşurken, tasavvur ederken veya bir
şeyi anlarken daima mantığın sınırları
içinde hareket etmekteyizdir. Mantık yasa-
ları benim düşünmemle veya konuşmamla
harekete geçerler. Diğer insanlar konuşsa
ve düşünse bile, bunun böyle olduğunu
söylemem için benim anlamam gerekir
önce onları. Yani düşünüyor olmam ge-
rekmektedir. O benim dilimdir ve aşama-
yacağım şey ise mantıktır.
Terkedemeyeceğim bir dünyadır bu; için-
de hapis olduğum bir dünya. Diğer dün-
yaları tasavvur edemem çünkü tasavvur
biçmeliyim şeyleri.”19 Bu iddialı düşünce- edeceğim her şey mantık yasalarına tâbi
nin bizi götüreceği nokta kısaca şöyledir: olacaktır ve öyleyse zaten benim dünya-
“Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” mın bir parçası olacaktır. Bu
demek “gerçekliğin bazı yönlerini bile- Wittgenstein‟ın solipsizm anlayışıdır. Bo-
mem, çünkü belli bir sözcük dağarcığın- yutsuz bir noktaya indirgenmiş olan bu
dan(sözgelimi kuantum mekaniği) yoksu- Ben anlayışı, yalnızca din, gelenek, top-
num” demek değildir. Çünkü bilgimizi ve lumsal uzlaşımlar veya yetkeci hukuk sis-
sözcük dağarcığımızı arttırma şansımız temlerinden değil, duygular, içgüdüler ve
daima mevcuttur. Buradaysa, söz konusu fiziksel ihtiyaçların oluşturduğu karmaşık
olan, dilin “mantıksal” sınırlarıdır; bu sı- yumaktan derin bir uçurumla ayrılır ve
nırlar aşılamaz. Bir karedaire veya bir 20.yy düşüncesinin karakteristik özellikle-
evlibekâr kuramsal olarak bile var olamaz. rinden biridir.

18
Tractatus 5.62
19
Notebooks 1914-16

49
Kent Aranıyor
Ahmet Antmen
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun
Kent insanı sürprizlere, şaşırtmaca- oldu. Öğrencilik yıllarında, ODTÜ Edebiyat Toplu-
lara, ani kırılmalara alışıktır. Bu yüzden luğu başkanlığını yürüttü. Arkadaşlarıyla birlikte
Nikbinlik dergisini çıkartmaya başladı. Derginin şiir
bir keşif arayışıdır onun yaşamı. Ve keşfe- dinleti grubunun düzenlediği gösterimlerde yer aldı,
dememenin burukluğu, geçeklerle düşle- bu dinletilerin senaryolarını yazdı. Dergide yayın
nen arasındaki büyük açı. Kalabalıklar kurulu sekretaryasındaki görevini sürdürüyor. 2002-
arasındaki yalnız olarak kentli insan „ye- 2003 döneminde Edebiyatçılar Derneği’nde Genel
Sekreter Yardımcılığı; kısa bir dönem içinse Damar
ni‟nin arayışı içindedir; özde ve biçimde. dergisinde sanat yönetmenliği yaptı. Şiir ve makalele-
Bugüne razı olmayan gözlerini bir olasılık ri ülke çapında yayın yapan pek çok dergide yayım-
olarak geleceğe diker. Ama... landı. 2002 Yılı SES Şiir Birincilik Ödülü’nü alan
"Ayrıksı Otları" isimli şiir kitabı 2003 yılında ya-
Yapısal, duyusal ve duygusal alan-
yımlandı. Yayıncılık, çevirmenlik ve editörlük yapı-
larda süreklilik ortadan kalkmıştır artık. yor. "Gayri Resmim" isimli ikinci şiir kitabı basıma
Bu hem maceracı bir ruh halini barındırır hazırlanıyor. Ahmet Antmen şu sıralarda hayalleri
içinde hem de güvencesizliği. Çünkü her arasında bulunan Türkiye'nin ilk ücretsiz edebiyat ve
mizah dergisi olan Nikbinlik dergisini çıkartarak
şeyin sürekliliğinin yittiği bir ortamda,
okuyucularına ulaştırmanın keyfini sürmekte ve ilk
süreyle sınırlanmıştır o. Azılı düşmanları romanının hazırlıklarını sürdürmektedir.
akrep ve yelkovanla. İnsanlar, dakikalara
güdümlü bir yaşama sürüklenmişledir. dünyasındaki büyük çelişkiler nedeniyle.
Öyle ki: Saltlaştırılmış imgelere sarılır. Yaşamla
“ Tipik bir metropol insanının ilişkileri ve bağı zayıfladıkça kendine daha yakın bul-
işleri, genellikle çok çeşitli ve karmaşıktır. duğu imgelere. Moda ürünlerine, reklam-
Verilen sözlerde ve hizmetlerde çok sıkı bir lara, kurgusal yarışmalara...
kesinlik olmasa bütün yapı içinden çıkılamaz Her üretim bir tüketimle anlamlı-
bir kaosa dönüşebilir. Her şeyden önce, met- dır; ama kapitalist üretim biçiminde tüke-
ropolde farklı çıkarlara sahip pek çok insan bir tim üretimden özerkleşir. Estetik bir bo-
araya gelmiştir ve bu insanlar, ilişkilerini ve yutla çerçevelenen, eğlenceli hale getiril-
işlerini son derece karmaşık bir organizma meye çalışılan tüketim, günlük yaşamın
içinde bütünleştirmek zorundadır.”20 sıradanlığından kaynaklanan tekdüzeliğe
Öyle ya bir elektrik kesintisi bile nelere yol bir alternatif olarak öne sürülür. Bir kimlik
açabiliyorken, insan kesintisi nelere sebep edinme biçimine dönüştürülür. Ne var ki
olmaz ki? her biri birer imaj olan bu kimliklerin te-
Modern kültürün merkezidir kent- davülde kalma süreleri, kendileriyle
ler. İnsanların dokunuştan, sıcaklıktan ve bütünleşilemeyecek kadar kısadır. Bir yaz
dost sohbetlerinden ilk kez bu kadar uzak yağmuru gibi gelip geçer. Sürekli aynı iş
kaldığı bir kültürün merkezidirler. Ve in- edimini yerine getiren kentli insan, bu
sanların ilk defa bu kadar kalabalık oldu- tekdüzelikten hayatın içindeki; ama hayat-
ğu. Birey, kendini alabildiğince korumaya tan kopuk imge değişiklikleriyle giderme-
çalışır bu kalabalıklardan. Sürekli değişen ye uğraşır. Gerçekle düş arasındaki sınır-
göstergelerden kendini çekip çıkartmaya ların silikleşmesi ve makûl oranda bir
çalışır. Sürekli özlediği dinginliğe kendisi- düşperestliğin yaşama garantisi sayıldığı
ni bırakamayacak kadar telaş yüklüdür o. kentlerde; insan bu estetize edilmiş tüke-
Belki de kültürel evrimi elinden bu dingin- tim kültüründe yeni bir biçimciliğin kur-
liği yaşayabilme yetisini almıştır. Kendisi- banı haline gelir. Oysa...
ni gerçeklikte tanımlayamadığı için ve Kentsel alanda, biçimlerin egemen-
gerek dışsal çevresindeki gerekse içsel liğinden kurtulmuş ve hayatın içeriğini,
akışını duyumsayabildiğimiz bir planla-
maya gitmeliyiz. Evlerin, yapıların, uğraş-
20
Modern Kültürde Çatışma s.89 , Georg Simmel,
İletişim Yayınları

50
ların biçimlerinden çok insanda yarattıkla- değil bireysel alana kadar indirgenmiş pek
rı özgürlük duygusu önemlidir. Kentsel çok düşmanla mücadele ediyordu. Edebi-
planlamada bırakılan boşluklar; yani yat, hem devlet erkinin yarattığı yasalarla
meydanlar, parklar, yürüyüş yolları insa- hem de toplum içerisinde yeniden ve ye-
na duyumsama ve sorgulama yolunu aç- niden üretilen „yurttaşlık bilincinin‟ getiri-
malıdır. İşte modernizmin edebiyatı bu si olan gelenekselleşmiş kalıplarla müca-
boşluklardadır. Mesela, bu özgürleştirici dele etmelidir. Örneğin, umutsuzlukla
boşlukların yaratılması için insana ait me- mücadele umutsuzluğun halk arasında
kânları daraltan araç yoğunluğundan kur- daha da dallanıp budaklanmış biçimleriyle
tulmak gerekir. Bunun yolunun da toplu ve tabii ki bunun yaşam pratiğiyle de mü-
taşımadan geçtiğini söylemek gerekir mi cadeleyi gerektirir. Bananecikle, düzenlili-
bilmiyorum. Toplu taşımanın bugünkü ği kutsayan anlayışla, metropol yaşantısı-
verimsizliğinin çözümü değil; kaynağıdır nın getirdiği bıkkınlıkla... Martin Eden,
özel araç yoğunluğu. Otomotiv sektörü, beni duyuyor mu acaba? Atilla Joseph‟in
kapitalizmin ekonomik bekasının yapı yanlış bir pratikte olsa intihar ederken
taşlarındandır ne de olsa. Evler ve işyerle- sergilediği tutarlı etik duruş yankı buluyor
ri; üniversiteler ve şehir merkezleri ara- mu bugünün edebiyatçısında? Ona, insan-
sındaki mesafenin arttırılmasının bir ne- ca yaşama hakkı tanımayanlara bir damlasını
deni de budur kuşkusuz. bile bağışlamamıştı yaşamının.
Burjuva düzeni, bir estetik yapıyı
Ama bir başkaldırıdır kent. Çelişki- andırıyor adeta. Kendi değerlerini tek tek
lerin, devrimlerin, altüst oluşların merke- bireylerde yeniden üreten bir bütünselliği.
zidir aynı zamanda. Kentli insanın kendi Burjuvazinin empoze ettiği doğrulardan
cemaatinde, kendi çevresinde, kendi ma- ziyade bireylerin yabancılaşmış benlikle-
hallesinde yaşama zorunluluğu ortadan rinin tutkalı olan hissiyattaki doğrular
kalkmıştır. Yerelliğin merkezi belirleyicili- daha baskındır burjuva toplumunda. Ve
ği toz buhar olmuştur. Kalabalıklar için- hegemonik bir örgü oluştururlar. İşte ede-
deki yalnızlık aynı zamanda bir özgürlü- biyat bu içselleştirilmiş hissiyatın, zorun-
ğün işaretidir. Bu özgürlüğün yoluysa, luluk-istek uyuşmasından kaynaklanma-
yine kalabalıklar içerisindeki yalnızlığın dığını; yanılsamalı bir bilinçlenmeye ait
doğurduğu aidiyetsizliğin; paylaşımsızlı- olduğunu ortaya koyarak yabancılaşma-
ğın ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü bireyin nın karşısına dikilir. Bu istekler benim
feodal diye nitelenen bağlardan arınması değil diye haykırır. Işık ister biraz daha
değil; o bağlardan arındıktan sonra içine ışık.
düştüğü ortamdır, kentli insanda yabancı- Metropoller, bireyin bu hegemonik
laşmanın nedeni. Bu bağlamda, doğrudan ilişkiye tabiiyetinin en yoğu yaşandığı
doğruya iktidarın sınıfsal temeliyle ilgili gerilim merkezleridir. İşte tam da bu ne-
bir sorundur, kent insanındaki psikolojik denle oralardaki kopuşlarda çok daha sert
sorunlar ve duygusal uzaklaşma istemi. ve çok boyutludur. Edebiyatsa genel ola-
İşte edebiyat kentli insandaki bu özgürlük rak buradaki ideolojik hegemonyayı yık-
ve aidiyetsizlik geriliminin tepe noktasın- maya yönelik bir karşıt müdahale arayı-
dadır. şındadır. Kente muhalif ama kentsiz de
yapamayan bir yapısı vardır edebiyatın.
Tarih boyunca egemen sınıflar, Çünkü edebiyat Rimbaud‟nun yaşamı dö-
kendi oluşturdukları genel mantığa aykırı nüştür buyruğunun birbirleriyle öyle ya da
bir biçimde sonlandılar. Şiirselliğin mantık böyle ilişkili farklı ceplerinde yaşar. Sal-
dışılığı da işte bu tikel ve keskin kırılışta dırganlaşmaya ve kopuşa yönelimi birey-
yatar. Belki tamamıyla kentli bir akımın sel ölçekte sarsıntılara da neden olsa; bu
mensubu olarak fütüristler bunu anlatmak sarsıntılardan çıkışı gene kendi estetik
istediler bize. Kentin karmaşık yapısı içeri- yapısının örgütlülüğüyle ortaya koyar.
sinde artık edebiyat belirli bir düşmanla Umut, sanat eserinin ürün bazındaki ör-

51
gütlülüğünde kesinlik bildiren bir öğe diğerini izler. Diğeri ötekini ve „sahne‟
değil; bir yön göstericidir: olan her şey buharlaşır. Karanlıkta imkân-
sızı arar; belki eskimeyen bir sevgiliyi,
Kente muhalif ama kentsiz de ya- belki güzel bir ormanı, şölenleri, sevinçle-
pamayan edebiyat, kenti ondan kaçış ola- ri... Sokak çocuklarıyla rastlaşır hâlbuki
naklarının cazibesiyle sever. Ama denizle- ayyaşlarla, evsizlerle... Ve kentin içinde
re vurur kendini hürriyete doğru gider; ama anti-kent olan yapısı, sınflı toplumun ir-
kırsala döner gözlerini şiirsel komünizmin rasyonelliğiyle yüz yüze gelir. Kavramak,
ilkel paylaşımcılığına. Dişlerinde, dilinde eylemlileşmek ve aşmak için.
su vardır hep. Parklar, bulvarlar ve kentin
içinde kenti unutturan her ne varsa çalar Sokaklardan taşıtları kovmaya baş-
romanın, şiirin kapısını. Kentin unuttuğu lar, kaldırımların ıssızlığını taşır dizeleri-
insanlar çalar. Parkta yıllarca gidip otur- ne. Araçlarsa hızın öpüşmeyle buluştuğu
duğu bir bankı taşır öyküsüne. İnsanların bir insanilik içinde amaç olma hüviyetini
kentin boşluklarında, hayâl aralıklarında yitirirler. Evlerin birer mülkiyet göstergesi
anlam kazanır. Evin içine çekilip sıkı sıkı olması lanetlenir. Sevgili, evi kendisine ait
sokağa çıkmamayı tavsiye edenleri bile bir olan zengin bir cüceye gitmiştir çünkü. Bu
kaçış arayışındadır. Hız olmadan yapa- sevgili sadece „âşık olunan kişi‟ değildir
mayacak kadar fütürist; hıza meydan bütün bir iktidar biçimidir. Bireysel bir
okuyup, zamanı boşa alacak kadar ilişki ölçeğinde yozlaşan toplumun bütü-
Camus‟dürler. Evdeyseler de, yalnızlarsa nüdür( Popstar yarışmalarında insanların
da- ki eni sonu yalnızlardır- dışa açılan çaresizliğiyle alay edenlerdir; „Biz Evleni-
yapılara, dizelerin ve satırların dışa açılışı- yoruz‟ evlerinde bedenden ve cinsellikten
na sarılırlar. O „ilkel ortaklığın‟ heyecanıy- sonra duyguları da metalaştırma çabasına
la. Kentin hızlı akışı, renklerin-ışıkların girişenlerdir.) Edebiyat gerek yaşamsal
akıl almaz değişimi, biri yerleşikleşmeden duruşuyla, gerek fiziksel yapısıyla gerekse
diğeri gelip yerleşen modalar... kimyasal simyasıyla bir direniş odağına
Kendine sürgün bir garip kişi olarak Metin dönüşür. Parklar gibi telaşsız olsun kent-
Altıok, kimsenin türküsü yok, der, dilinde ler; kentlerin güzelliklerini yaşayabilmesi
karşılayacak yağan karı. Ürününe, uğraşına, için insanın. Denizler gibi özgür ve ufuk
kendine ve en genel anlamıyla yaşama çizgisinde ortaklaşan insanlar. Bozkırdan
yabancılaşan bireyledir savaşım. da geçse denize çıkar bir gün sokaklar. Ve
kara ve karadakiler denizin düşmanları
Denize sarılırken denizlerin yırtıcı- değil sevgilileri olduğunu hatırlarlar. Üze-
lığına; kıra sarılırken kırların lirine ve ma- ri toprakla doldurulup betonla örtülen,
sumiyetine hasrettir; ama kentlidir edebi- kanalizasyon borularının içine akıtıldığı
yatçı. Köy özlemi içeren şiire pekâlâdır da denizler bir kez daha mücadelenin bileşeni
köylü kafalı dediğinde bir aşağılama saldı- olurlar.
rısıyla karşı karşıyadır edebiyatçı. Çünkü, Edebiyatçılar evde mi evlerin dı-
Fikret‟in yıllar önce düzene kızıp da bir şında mı; yerleşik mi göçebe mi olacakları
grup arkadaşıyla komün kurma isteğinde- konusunda tartışmalar yürütseler de za-
ki gibi sonları hazırlar. Bu hayâllerin ve man tercihinde hemen hemen ortaklaşır-
hasretlerin yarattığı enerjiyi kent merkez- lar; gecedir onların yurtları. Gündüz gö-
lerindeki mücadeleci ruha akıtır. Kentlidir rünür kıldığı için belki; belki karadan çok
edebiyatçı; ama Simmel‟in modern sanat- denize şiir yazma nedenleri de bu. Karalar
çıya biçtiği duygusal mesafeyi koyar kentle da görünür kılıyor çünkü. Kent tanımları-
arasına. nın insan merkezli yapıldığı bir dünya da
belki gündüzden kaçmayacaktır edebiyat-
Sahneler hızla akar Avangarde‟da; çı. Kente insan aranıyor; evet ama insana
mekânlar, insanlar, olaylar, zamanlar... da kent aranıyor. Kozmosun kardeşliği
Sırt çevrilmesi imkânsız hayâllerin biri adına...

52
Tek Yumurta Tekizi
Mert Demir

Sana. lama cümlesine dayanır inancın? Nedir


amacın? Sorular tükettiğine göre seni, yok
Eğer istemiyorsan üstüne sigara kokusu cevapların. Belki de çalışmadığın yerden
sinmesini, okuma. soruyorum. Aslına bakarsan, Sokrates‟in
oluyorum. Getirin sıcak suyu! Doğuyo-
I: Bitkisel Yaşam rum.

Musluk damlatıyor ve ritim tutu- III: Protoplazma


yorum. Bazen başını sallamak, sarsmak
içindekini, iyi geliyor insana. Çekinme, bir Sevmiyor musun yoksa diyalekti-
sigara yak, daha ala bir kül tablası bula- ğimizi, yenilen sensin diye? Gübrem de
mazsın, ellerimden. Camlarımıza kamika- sensin, suyum da; yapma böyle. Bana,
ze dalışı yapan tüm kuşları, nasıl da boya- titreşip bozunmayan, evrimleşmeyen bir
yıp sattığımızı hatırlatırım. Canlı demek, gerçek gösteremezsin. “Her şey”den o
renkli demek artık. Başka bir anlamı da kadar çok uzaklaştın, öylesine yükseldin
vardı kadim zamanlarda, ama hatırlayabi- ki, şiddetli oldu düşüşün, ağzın, burnun
len yok. Ters dikilmiş bir piramitsen, yer dağıldı. Kan görmeyeli çok zaman olmuş-
senden fazlasıyla şikâyetçidir her daim, tu. Kafana daha kaç darbe alman gereke-
ama kolay mı sanıyorsun denge sağlama- cek? Değişimi deyişim, sana tanıdık gel-
yı? Çevreyi gözden çıkartmışsın, çok ol- meli. İçinden bir parça koparttın benim
muş; bir hayale uyum sağlamışsın, bu kâ- için. İçten bir parça. Fark ettin, bir gün
busun olmuş. Darwin‟in kemikleri eriyor, nasıl da toprağa karışacağını. Yarım bı-
haberin yok. Kalsiyum manyağı olmuş, rakma işini, aç mezarını, at içeri manipü-
dişleniyor toprak. On dakika daha uyur- lasyon abidesi belleğini, üstünü ben örte-
san, seni dürtecek kimse kalmayacak. Ya- rim. İyi geceler.
tak keyfi yapan subayların kaybettikleri
savaşları unutmuşsun ve niyetlisin, çoktan IV: Ara Geçiş Formu
kaybedilmiş bir savaşın devam ettiğini
sanan şizofrenik bir gazi olmaya sanki. Kaç tane seni katlettiğini hatırlıyo-
San ki bir an, ölüyorsun; anlayacaksın ne rum. Sorma sakın, bu akan suyu saymak
kadar kök saldığını. Çok uzatma bu anı, gibi. Aktığını bilirsin, o kadar. Ancak, kü-
dehşete kapılırsın. Çok uzatma saçlarını, veti doldurmuş, içine girip kesmişsen bi-
yürürken takılırsın. Sanki insanın en çok leklerini, yıkanabilirsin sonsuz defa, aynı
kendi çevirdiği ipe takıldığını hatırlamaz- suyla. Ama biz ölüleri sevmeyiz, hatırla-
sın. Bir sigara daha? mayız ki. Evrimimizi reddetmek için, sak-
larız cesetleri. Beni yavaşlatırsın, taşıma-
II: Fetus in Fetu yacağım seni elbette, yardım da çağıraca-
ğımı sanma. Ama hatırlayacağım seni an-
Bence sen beni tanıyorsun kendini ne! Hafızasını yitirdiğinde ölür insan; ben-
kandırdığın kadar. Kediyimdir, kedi. Yu- cilliğimi affet, bencilliğimden faydalan.
muyormuş gibi yapma gözlerini, aradan
bakıyorsun. Korkmanın nedeni, emin ol- V: Hetero Sapiens
man, varlığımdan. Var olduğuma göre,
daha cesurum Tanrı‟dan. Kaçıncı basımı- Homojen bir psikozun tüm semp-
sın klasik bir eserin? Daha kaç önsözle tomlarını aştım. Gittiğim yerden birçok
dolu sayfayı karşılar yayınevin? Kaç uyar- hakikat aşırdım, geldikleri yerde daha çok

53
var. Kendi paradigmama sığınacağım bir VI: Taşlar ve Sopalar
süre, barınak niyetine. Gidip geliyorum,
aslına bakarsan. Ve inan, benzer şeyleri Bir savaş çocuğusun. Ayağından vurul-
görür herkes, aslına bakan, aslına bakabi- muşsun. Öyle sert vurmuşsun ki başını,
len. Gelişmiş bir organizmanın, farklılaş- uyuşmuşsun. İçinde bir sıkıntı, içinde bir
mış bir hücre grubuyum, gururluyum. boşluk. İç içe giyinmişsin, şişman görünü-
Artık kendimi yalnızca aynada görüyo- yorsun. İçine girmişsin, çıkamıyorsun.
Hermafrodit bir kişi-
lik geliştirdin, anlı-
yoruz. Ama hem
vajinismuslusun,
hem de ereksiyon
sorunu yaşıyorsun.
Bulandırılmış bir
Oedipus kompleksi-
nin çocuğusun. Çok
kez, televizyonuna
sahip olmak için,
babanı öldürmüş-
sün. Ben devam ede-
rim. Buraya kadar
geldiğin için, teşek-
kür ederim. Yerde
yatarken gördüğün
bir düş olmak, artık
şanıma hakarettir.
Ağız tadıyla şeytan
taşlamak için ayağa
kalkıyorum. Taşla-
mak için kalkıyo-
rum. Avsız kalmış
bir avcı, kendine
tuzak kurar, kendini
avlarmış. Ben işimi
yapmaya gidiyo-
rum. Sırtıma havlu
yerleştirmeyi kes,
artık koruma beni.
Terliyken su içme-
yeceksem ve hatta
terlemeyeceksem,
suyun varlığı bir
israftır. Tükenesiye
koşmaya uyanıyo-
rum. Beni hatırlamaya başladıysan eğer, rum. Topallamak bu işin kitabında var.
evrim ağacının üst dallarından bir fosili
özlüyorsun demektir. Senin bedenini aş- VII: Gelecekte Var Olmuş Olaylar
madım; sana, senin bedenini aşıladım.
Aklı karışmamış bir insanım. En azından, a) Saray Entrikaları
artık.

54
Şunu fark edeceğim: İnsan cevap mamış gibi olacaklar. Ellerimdeki kanı
bulduğu soruları unutuyor, çünkü cevap- göremeyecek ölçüde bozulacak gözlerim
ları ezberliyor. İman etmeye başladıkça ve yitip gidecek haysiyetim, kendi gö-
yanıtlarına, soru sormak günah oluyor. zümde. Toprağa çakılarak sonlanan bir
Alçıdan yapılmış bir tanrı heykelciğine eğik atıştı hayatım. Ben adama, borcunu
dönüşüyor. Zaten bir zamanlar cevap ver- ödemedi dedirtmem. Yaydan çıkan her ok,
diği sorularla sarsılıyor, düştüğünde kı- bir yere düşer dünyada. Daha fazla sü-
rılma riski taşıyor. Bu kehanetle titriyor ve zülmeye dayanamazdım.
sana diyorum ki: Zorlama kendini,
vantrolojin ne kadar yücelebilir daha? Beni c) Heykel Düzeyinde Yaşam
konuştururken, sen konuşamazsın. Var
olacağını bilmeme rağmen var olacak şid- Var olmak için, başka belleklere ge-
dette olay örgülerine çakılı duran bu du- reksinim duyacağım. Öylesine büyütmüş-
rum, yalnızca bir savaş çağrısı ve bir yü- ler ki ölümü gözlerinde, bir nesne olaca-
celme fırsatıdır benim için. Görevini yapı- ğım, yapmacık hayatlarının nesnellikten
yorsun, seni anlıyorum. uzak gerçekliğinde, bir hatırlatıcı.

b) Hafızanın Buharlaşması VIII: Hayatların Homojen Karışımı

Ahir zamandır. Yarattığım dünya Her çöp, aynı çöplüğe gider. Bir gün birisi
üzerime çökmeye başlayacak. Silikleşen buyuracak: Bir sigara daha?
bir fotoğraf karesinden farksızlaşacağım. Sana.
Canını aldığım tüm canlarım, hiç yaşa-

55
Diyalektik Değildir Hiçbir Acı
Pınar Nurhan
Pınar Nurhan, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe
Bölümü’nü bitirdi. Esmer Mavi, Bilinçaltından Notlar, Demokrat Urla, Modern Cinayetlerin Kokusu
Imece, Borges Defteri, Felsefe Notları, Anafilya, Kül Öykü, Kozmik Yumurta, syf; 48 (siyah beyaz yay. 2009)
Agora, Radikal, Hayal, Arkadas, Yırtık Sayfa, Göç Edebiyat, Herşeye Karsın,
Düşün, Kadıköy Underground Poetix gibi dergi ve gazetelerde siir, öykü ve
felsefi denemeleri yayımlandı. TFK Felsefe Olimpiyatları 06’da seçici kurul
üyeligi yapmıstır. Ege Felsefe Platformu’nun VE Felsefeciler Derneği Ege
Bölgesi kurucu üyelerindendir. Felsefe ögretmenligi yapmakta ve Felsefe atöl-
yesi çalısmalarına devam etmektedir.
Eserleri:
Modern Cinayetlerin Kokusu - Düzyazı Şiir 2009 Siyah Beyaz Yayınlar

I.

Günahlarımdan tutup diyalektik bir vidayla asın beni boğazladığınız bütün anlamların
omuzlarına ve ibret olsun diye gösterin çocuklarınıza.
Islak ve yapışkan bir nefes üfleyip enselerinize, her daim tehdit etsin sizi hayaletim. Damar-
larınızda çağlayan kızıl Medusaya selam olsun.
O ki kendinden bir öteki yaratıp, sonra yine ona inandı.
İnancıyla zehirledi azgın cemaati.
Pek iffetli, pek azgın cemaate selam olsun.
O ki kalbinin kara çarşaflı köşelerini kiraladı Medusaya ve inandı onun çılgın, gözü dönmüş
rüyalarına.
Selam olsun taşa dönüşen varlığınızla kucakladığınız yalanlara! Selam olsun pek edepli, pek
mağrur rüyalarınıza.

II.

Şölenler düzenleyip yakarın tanrıya. Kesin damarlarınızı, aksın kan. Eğin başınızı ve kapatın
gözlerinizi. Ona bakan ölecek. Medusa kutsuyor bizleri.
Kan akmıyor cesetlerimizden.
Taş ağlamaz.
Taş kanamaz.
Gün olur Medusa da af diler tanrılardan.
Ve kendi elleriyle kesip yılan saçlı başını, seslenir bizlere:
─Sizi kutsuyorum evlatlarım!
Patlamaya hazır bir egonun ateşli nefsini sizlere armağan eden tanrının vazgeçmişliğinden
sıyrılıyorum. Ve kutsuyorum sizi. Esas mesele şu ki: tanrı mı sizden vazgeçti, yoksa siz mi
vazgeçtiniz ondan?

III.

Ardından, çekilir nefesi Medusanın, ılık kanı damlar saçlarından. Omuzlarınız taşıyamaz olur
vebalini ettiğiniz yeminlerin. Janusun yüzü selamlar günahlarınızı. Fakat diyalektik değildir
hiçbir acı. Saplanır kalır tarihinize. Kanar o zaman taşlar bile!

56
Pyotr İlyich Tchaikovsky
Beste Baltepe’nin derlemesi

Bu ay dünyaca ünlü Kuğu Gölü Ba- cinin müzeye dönüştürülmüş evinde de


lesi‟nin yaratıcısı Tchaikovsky‟nin 170. ona ithaf edilen bir şölen yapıldı.
doğum günü kutlandı. Moskova Tiyatrosu
1840–1893 yılları arasında yaşayan Klasik 7 Mayıs 1840′ta Ural dağlarında bir
Rus bestecisi Tchaikovsky‟nin 'Helikon maden kenti olan Votkinsk‟te doğan
Opera' adlı eserini 170. doğum yıl Tchaikovsky hepimizin bildiği muhteşem
dönümünde sahneledi. Tchaikovsky‟nin eserleri sayesinde klasik balenin en önemli
ölümsüz şaheserlerinin daha önce de temsilcilerinden biri olmuştur. Babası dev-
Rusya‟nın en ünlü Tiyatro ve Konser let madenlerinde müfettiş, annesi ise yarı
salonlarında sahnelendiği gibi bu sene de, Fransızdı. Tchaikovsky‟nin müzik
yeteneği aileden gelme değildi. Fransız
mürebbiyesi Fanny Dürbach müzik
yeteneğini küçük yaşta fark ettiyse de,
ailesi bu yeteneğini doğrudan destekle-
medi. 1850‟de Petersburg‟daki Hukuk
Okulu‟nun hazırlık bölümüne yazılan
Tchaikovsky 1859‟da mezun oldu ve Ada-
let Bakanlığı‟nda birinci sınıf memur ola-
rak görev aldı. Okul yıllarında ünlü koro
şefi Lomakin‟in öğrencisi oldu ve onun
yanında koro dersleri aldı.Piyano
çalışmalarını ise Kündinger ile sürdürdü
ancak olağanüstü yeteneği keşfedilemedi.
20 yaşındayken doğaçtan vals‟ler ve pol-
ka‟lar besteliyor fakat bu deneyleri kağıda
geçirecek cesareti bir türlü kendinde
bulamıyordu.Kısa bir süre sonra içindeki
boşluğu hissetti ve yaptığı işin ona göre
olmadığını anladı. 1862‟de yeni kurulmuş
olan Petersburg Müzik Konservatuarı‟na
girdi.Daha sonra da memurluktan ayrıldı.
ölümsüz sanatçının 170. doğum yıl
dönümü dünyanın birçok yerinde zengin Tchaikovsky, konservatuarı
programlar ile kutlandı.Moskova Tiyatro- 1865‟de bitirdi ve diploma çalışmasına
su‟nun bu vesile ile organize ettiği “Bilin- gümüş madalya verildi.1866‟da Nicholas
meyen Tchaikovsky” adlı kutlamaya, genç Rubinstein tarafından Moskova‟da kuru-
dehaların sahnelediği “Anastasiya Vals” lan konservatuarda armoni öğretmenliği
piyesi, yeğeni Valod Devit‟in gönderdiği yaptı ve Koshkin, Albrecht ve Klindworth
müzikli mesaj, “Su perisi” ve “Adamotu” gibi müzikçilerin dostluğunu kazandı.İlk
operalarının fragmanlarının yanında operası “Voyvoda” da dahil olmak üzere
birçok ünlü sanatçıların sahne aladığı zen- tüm çalışmalarını şefliğini de Nicholas
gin bir program yapıldı. Ayrıca bir gele- Rubinstein üstlendiği Rus Müzik Kuru-
nek halini alan bu kutlama, her sene mundaki konserlerde icra etti. “Kış
olduğu gibi bu sene de Moskova‟ya 85 km Rüyaları” adlı eserinin üzerindeki aşırı
uzaklıkta olan Klin kasabasındaki, beste- çalışması sonucunda ruhsal bunalıma gir-
di. 1870‟lerin başlarındaki besteleri Peters-

57
burg‟daki ulusalcı bestecilerin müziğine Londra‟da kendi yapıtlarını yönet-
belirgin bir yakınlık gösterdi.Romeo ve ti.Müziği her yerde takdirle karşılandı.
Juilet fantezi uvertürünü yazdı. 1872‟de Kendisinin baş yapıtı olarak saydığı “Pa-
Russky Viedomosti adlı yayın organının thetque” senfonisini Ağustos 1893‟de
müzik eleştirmenliği görevine getirildi ve tamamladı.İlk Petersburg‟da çalınışını da
1876 yılına kadar bu organa yazı yazdı. kendi yönetti ama yapıtın fazla alkış
Bestecilik, eleştirmenlik ve öğretmenlik almaması onu büyük bir düş kırıklığına
görevlerinin yoğun stresi sonucunda 1875 uğrattı. Yaşamının son günlerinde oldukça
yılında bir depresyon geçirdi. 1876‟da düzgün ve ılımlı bir ruh hali içinde olan
Vchy‟de tedavi gördükten sonra Russky Tchaikovsky, çok sevdiği yeğeni Vladimir
Viedomosti tarafından Bayreuth Festiva- Dovidov ve kardeşi Modeste ile birliktey-
li‟ne gönderildi. 1877‟de dokuz hafta süren di. Kaynamamış su içmesi yüzünden kole-
ve çevresi tarafından büyük bir hata ola- raya yakalandığı sırada yeni bir depresyo-
rak nitelendirilen evliliği yaptı. na girdi ve tedavi olmayı reddetti. 6 Kasım
1893‟te de hayatını kaybetti.
Sağlığı ve ruhsal durumu bozuk
olarak Moskova‟dan Petersburg‟a Dünya üzerinde konser izleyicileri
döndü.Beyin hummasının eşiğine gelen arasında çok popüler olmasına rağmen
besteci doktorlar tarafından yurt dışına Tchaikovsky zaman zaman eleştirmenler,
gönderildi. Varlıklı bir dul olan Nadejda- müzisyenler ve besteciler tarafından maa-
von Meck‟le dostluğu ilerdedi.Ancak lesef sert eleştirilere maruz kalmıştır.
onunla hiç karşılaşmadı, dostlukları 20.yüzyılın başında ve ortalarında batılı
mektuplaşmayla oluştu. Meck, Tchai- eleştirmenler Tchaikovsky'nin müziğini
kovsky‟ye öğretim görevini bırakarak bayağı bulmuşlar ve gerisinde bir
yalnızca besteyle uğraşma olanağını düşüncenin yatmadığını öne sürmüşlerdir
sağlayan yıllık bir maaş bağladı.Bu cömet- Neyse ki bu küçümseme zamanla ortadan
lik karşısında Tchaikovsky birkaç yıl aşırı kaybolmuştur.Tchaikovsky, sekiz senfoni,
üretken oldu. 1885‟de Moskova on bir opera, üç bale, üçü piyano, biri ke-
yakınlarında Maidanovo‟da bir ev satın man olmak üzere dört konçerto, üç yaylı
aldı.Bu dönemde Rusya‟yı daha çok gezdi; dördül, en ünlüsü Andante Cantabile (1.
1889‟da önemli bir yurt dışı turnesine da- yaylı dördülün ağır bölümü) olan çeşitli
ha çıktı.Hamburg, Berlin, Prag, Parisve oda müziği eserleri bestelemiştir.

Başlıca Eserleri: Kış Rüyaları, Fındıkkıran, Uyuyan Güzel, Kuğu Gölü,


Küçük Rus, Polish, Pathétique, Manfred Maça Kızı, Eugene Onegin, Çaykovski
Senfonisi, Francesca Da Rimini, Keman Konçertosu, Çaykovski Piyano

58
Konçertosu No 1, Romeo ve Juliet, Roko- dir. İlk defa 1892‟de St. Petersburg‟da sah-
ko Çesitlemeleri, Valse Scherzo, Mozar- nelenen Fındıkkıran Balesi, yeni yıl kutla-
tiana maları ile özdeşleşmiş ve pek çok bale top-
luluğu tarafından yılbaşında sahnelenmesi
Kuğu Gölü: Pyotr İlyich Tchai- gelenekselleşmiştir. Dünyanın en çok sah-
kovsky'nin bestelediği, ilk temsili 1877 nelenen bale eserlerinden birisidir.
yılında Moskova'da yapılan dört perdelik Yevgeni Onegin: Pyotr İlyich
baledir. Eserde büyücü Rodhart tarafından Tchaikovsky'nin bestelediği Konstantin
kuğuya dönüştürülen Prenses Odette sa- Schilowski'nin libretto'sunu yazdığı 3 per-
dece geceleri kısa bir süre insana dönüşür. delik opera eseri. Aleksandr Sergeyeviç
Sonra tekrar güzel bir kuğu olur. Bir gün Puşkin'in 1833 yılında yayımladığı aynı
Prens Siegfried bu kuğuyu takip eder ve adlı romanını temel almıştır. İlk defa 29
gizemi öğrenir. Prensese aşık olur, büyüyü Mart 1879 tarihinde Moskova Maly
bozar. tiyatrosu'nda oynanmıştır. Lirik opera'nın
en bilinen örnekleri arasındadır. Türkiye'-
de ilk kez 1963 yılında Ankara'da temsil
edilmiştir.

1812 Uvertürü: Pyotr İlyich Tchai-


kovsky tarafından yapılmış orkestral bir
çalışmadır. Başarısız olarak sonuçlanan
Rusya'ya yapılan Fransız saldırısından ve
takibindeki Napolyon'un Grande
Armée'nin yıkıcı geri çekilişinden ve 1812
olarak geçen Napolyon Savaşları'nın bü-
yük dönüm noktasından bahseder. Bu
çalışma daha çok bazen gerçekleştirilen
top atışları ile tanınır, özellikle açık hava
festivallerinde yapılır ve gerçek toplar
kullanılır. Bestenin Birleşik Devletler ve
Birleşik Krallık arasında olan 1812 Savaşı
ile herhangi bir bağlantısı olmasa da,
ABD'de diğer vatanseverlik müzikleri ile
Fındıkkıran: 1891 yılında bestele- beraber çalınmaktadır. Uvertür‟ün ilk sah-
diği son balesidir. Küçük Alman kız Clara ne gösterisi Moskova'da 20 Ağustos 1882
Stahlbaum‟un yeni yıl hediyesi olarak al- tarihinde Kurtarıcı İsa Katedral'inde ol-
dığı fındıkkıran oyuncağı ile ilgili rüyala- muştur.
rını konu alan büyü-masal tarzı bir eser-

Kaynakça:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pyotr_İlyiç_Çaykovski
http://www.biyografi.info/kisi/peter-ilyic-caykovski
http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=25899
http://bloqoo.blogspot.com/2010/05/tchaikovsky-170-birthday-of-pyotr.html
http://klinesincarolina.files.wordpress.com/2009/11/tchaikovsky.jpg
http://en.wikipedia.org/wiki/Pyotr_Ilyich_Tchaikovsky
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/58/Jocelyn_Vollmar.jpg/300p
x-Jocelyn_Vollmar.jpg

59
Adamın Teki..
Hazal Gülşan

Adamın teki her gece aynı rüyayı görüyormuş.

Adamın teki, her gece dişlerini fırçalamıyor, nereden geldiği belli olmayan ama yıllardır giy-
diği terliklerini çıkartıyor, yatağına yatıyor, gözlerini kapatıyor ve

hep aynı rüyayı görüyormuş.

Adamın teki, her sabah kalkıyor, yüzünü yıkıyor, dişlerini fırçalar gibi yapıyor, kahvaltı
yapmıyor, kahve içiyor, işe gitmek için evinin kapısını kapıyor,
dolmuşun kapısını açıyor,
taksinin kapısını açıyor,
kendi arabasının kapısını açıyor,
şirketin özel arabasının kapısını açıyormuş, adamın teki terfi ediyor ve

hep aynı rüyayı görüyormuş.

Adamın teki her sabah uyandığında hayatının aynı gününü yaşıyor, aynı gecesine uyuyor-
muş. Bir gününün diğerinden farkı daha kaliteli olmasıymış... O yüzden adamın teki hep
ama hep aynı rüyayı görüyormuş...

Adamın teki bir gün uyanmamış.

60
Rüya ve Gül
Jack Yakup Araz

Bazen rüyalar çiçekler kadar güzeldir


Bazen çiçekler, rüyalar kadar…
Senin saf güzelliğini yansıtan tek bir beyaz gül
Basit bir çiçek midir sadece
Yoksa sonsuz bir rüyamı
Ya da rüyalar ne kadar sonsuzdur
Ya da çiçekler…

Bazen bulutlar taş olup düşer gökyüzünden


Bazen yağmur olur sarar tüm bedenini
Şikâyet bile etmezsin, sessizce dinlersin damlaların çiçekleri ıslatmasını
Ama rüyanı tuvale çizdiysen yağlı boyayla
Her detayını elinle düzelttiysen teker teker
Ve o akmaya başlarsa yağmurla beraber
Damla damla, çiçeklerin üstünde durduğu toprağa
Rüyalarının rengine boyanırsa toprak
Ya da ağaç, kökten yaprağa
Tek bir beyaz gül, bembeyaz durur toprağın üstünde
Tüm dünya senin rüyan olur
Bu rüya içinde tek gerçekse, beyaz gül…

61
ODTÜ Fizik Topluluğu Bayrampaşa Çocuk
Şenliğinde
Tuğba Andaç

Topluluğumuz, İstanbul – Bay- Şen Çocuk 2: Elektrikle!!!


rampaşa‟da düzenlenen 23 Nisan Çocuk Soru 3: Bu floresan neden sadece tuttuğu-
Şenliğinde fizik deneyleri yapmak için muz kısma kadar yanıyor?
görev aldı. Ziyaretçilere çoğu kendi tasa- Şen Çocuk 3: Çünkü sıkıyorsun sen onu,
rımımız olan deneyleri anlatırken komik geçemiyor işte!
sahneler yaşadık. İşte bu sahnelerden bazı-
ları: Van Deer Graaff Jeneratörü:
Soru: Burada oluşan elektrik neden bize
Plazma Topu: zarar vermiyor?
Soru 1: Plazma nedir, bilen var mı aranız- Çadırımızın bir önceki günkü yağmurdan
da? nasibini aldığını öğrenen Şen Çocuk 4:
Şen Çocuk 2: Eveeet televizyon, bizim ev- Burayı su basmıştı, belki ondan!
de var!
Newton Beşiği:
Bu deneyimizin adı da Newton Beşiği ar-
kadaşlar!
Çokbilmiş Şen Çocuk 5: Einstein bulmuş-
tu, değil mi?

Sıvı Azot:
Arkadaşlar bu sıvı çok soğuk ve biz şimdi
bu çiçeği içine koyduğumuzda çiçek buz
tutacak.
Şen Çocuk 6: Yazık çiçeğe yaa!!!

Flame Tube:
Topun etrafında oluşan potansiyel alan Dalgalar konusuyla anlatıma başlanmıştır
floresan kullanımıyla görsel olarak kanıt- ve soru: Nasıl duyduğumuzu bilen var
lanmak istenmektedir ve soru: Floresan mı?
nasıl çalışır? Şen Çocuk 7: Beynimizle!!!

62
Üçüncü Sayımızın Dosya Konusu:

Fizik ve Felsefe
4815162342. Karşılaşma

Bilgiyi Paylaşalım...
diyalektikekibi@gmail.com

63
ODTÜ FİZİK BÖLÜMÜ 50. YIL ETKİNLİKLERİ
TÜM HIZIYLA DEVAM EDİYOR...

64