You are on page 1of 97

ĠÇĠNDEKĠLER

Önsöz................................ ............................

Ölüm Âhirete giden yolumuzdur ........................ 1

Rasul'i Ekrem ( S.A.V.)in hastalığı ve ölümü 10

Ölenin borcunu ödemek .................................... 29

Mezardaki haller ............................................. 33

Mun Ker ve Nekir meleklerinin soruları ............ 33

Kabir azâbı ............................................ 38

Ölüyü defnettikten sonra mezar başında bir müddet beklemek


........................ ..................... 43

Kıyâmet alâmetleri ....................

Küçük alâmetler .................... 54

Büyük alâmetler ................................................61

Sur'a üfleme ....................................... 74

Sûr'a ikinci defa üfleme .................................... 78


Haşir ............ 91

Hesap yerinde insanların durumu ........................ 97

Kullar arasında hesap ve kazâ ........................ 117

Mîzân = amellerin tartılması ........................ 131

Amel defterlerinin dağıtılması ........................ 139

Sırat köprüsü ................................................ 143

Şefaat ve Allâh'ın Kullarına merhameti ............ 146

Cehennem ve azâbı ........................................ 153

Cehennemin tabakaları ........ 155

Cehennemlikler ve azâbları .......................... 161

Cennet ve nimetleri ........................................ 179

Bizi hidâyete ulaĢtıran( kalem ve dilimizle Ġslâmiye

te hizmete muvaffak kılan Allâhu Teâlâ'ya hamd eder; açık deliller


ile, Allâh'a giden yola bizi hidâyet eden Muhammed Sallall'hu Aleyhi
ve Sellem'e, O'nun Âl ve Ashabına ve iyilikde bunlara uyanlara salât
ve selâm ederim. Bundan sonra bilmiĢ ol ki:

îmânın sıhhati için, Âhiret gününe inanmak Ģarttır. Âhiret gününü


inkâr veya bunda Ģüphesi olan bir kimse, ihtilâfsız olarak imandan
ayrılmıĢ bir kâfirdir.
ÖNSÖZ

Kur'an-ı Kerim, pek çok Âyetleriyle o günün Ģiddet ve dehĢetinden


bizleri korkutmuĢtur. Bu Âyetlerden bazıları Ģunlardır:

«Öyle günden sakının ki (hepiniz) o gün Allah'a döndürüleceksiniz.


Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık
edilmiyecektir.» El - Bakara 2803

«Ey insanlar, Rabbınız (ın azâbın) dan sakının. Çünkü o saatin


zelzelesi büyük bir Ģeydir. Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın
kendi baĢının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer, yüklü her (gebe
kadın) yükünü (çocuğunu) düĢürür. Ġnsanları sarhoĢ (olmuĢ gibi)
görürsün. Halbuki onlar sarhoĢ değildirler. Fakat Allahın azabı pek
çetindir.» (El Haac: 1-2).

«Ey insanlar Rabbınızden korkun. Ne babanın evlâdına, ne de bizzat


evlâdın babasına, hiç bir Ģeyle fâide vermiyeceği günden korkun.
ġüphe yok ki Allah'ın vâ'di hakdır. O halde zinhar sizi dünyâ hayatı
aldatmasın, o çok aldatıcı (ġeytan) zinhar sizi Allah (ın hilmîne
imhâline) güvendirmesin) (Lokman: 33)
«Ey iman edenler! Allah'dan korkun. Herkes, yarın için önden ne
göndermiĢ olduğuna baksın. Allah'dan korkun, çünkü Allah, ne
yaparsanız hakkıyle haberdardır.) (El-HaĢr:18)

Çoğunlukla Âhirete îmanı olanların bu husustaki bilgileri azdır.


Halbuki, kiĢinin korku ve ümidi ve hatta ame

«De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıl
sahibleridir ki bunları hakkiyle düĢünür.» (Ez - Zümer: 9).

«Allah'dan, kulları içinde ancak âlimler korkar.» (Fatır; 28)


buyurulmuĢtur.

Bunun gibi, Âhirete sathî bir imânla yapılan amel ile oradaki bütün
teferruâtı bilerek yapılan amel arasında büyük fark vardır. Oranın
dehĢet ve Ģiddetini bilenler, elbette kendilerine bir çeki düzen
verirler.

ĠĢte, din kardeĢlerimizi kötülükten alıkoymasına ve iyiliklerini


çoğaltmasına vesile olur ümidiyle; «ÂHĠRET GÜNÜ» adlı kitabımızı
takdim ediyoruz.

Âhirete iman, gaybe imân bölümündendir. Gaybe iman ise, beĢer


idrâkinin üstünde sem'i delile dayanır. Semî ve naklî delil de Kitâb ile
sağlam sünnettir. Bunun için Âhiret günü ile ilgili Kur'an Âyetlerini ve
bu hususta Sünnet-i Seniyye'de sâbit olan rivâyetleri sana bildireyim

li, Rabbisini bilgisi nisbetinde artar. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de.


«Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bizim için derin saygı
gösterirlerdi.) (El - Enbiyâ: 90

k), îman ettiğin Ģey'in neden ibaret olduğunu bilesin ve durmadan kendisi için
çalıĢtığın Âhiret gününü anlamıĢ olup, felaha ulaĢmıĢ olasın. O gün, Allâhü
Teâlâ'nın herkesi ameline göre, iyi ise, iyi, kötü ise kötü cezalandıracağı bir
gün olduğu gibi, gençleri de kocaltan dehĢetli bir gündür. ĠĢte, bunları bütün
teferruatı ile bu kitâbda öğreneceksin.

Söz, iĢ ve hareketimizde ihlâs üzere olmamızı ve bize bizliğimizle değil,


kendi fazl-u keremiyle muamele etmesini Allâh Teâlâ'dan dileriz. Himayesine
iltica edilecek mağfiret sahibi O'dur.

Salât ve selâm, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e ve O'nun Âl ve


Ashabına olsun.

ÖLÜM ÂHĠRETE GĠDEN YOLUMUZDUR

Ölüm, Âhiretin yolu. olduğuna göre, ölümü anlatalım

Sevgili kardeĢim, iyi bil ki aslında insan için en büyük vâiz ölümdür. Ne yazık
ki, katı kalblere te'sir etmez. Yoksa Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in buyurduğu, gibi,
baĢka vâiz aramağa lüzum yok; vâiz olarak ölüm yeter.

Aziz kardeĢim, iyi bil ki hepimiz öleceğiz, mezar bizi sinesine çekecek,
kıyâmet bir araya toplayacak, hâkimlerin en hayırlısı olan Allâhu Teâlâ
aramızda hükmünü verecek ve bizzat hâkimimiz O olacaktır. Bu hususları
ifâde eden Âyetlerden ba'zıları :
«Her can ölümü tadıcıdır.» (1)

De ki: «Sizin hakıykaten kaçıp durduğunuz ölüm (yok mu?) o, size elbette
gelip çatıcıdır. Sonra (hepiniz) gizliyi de aĢikârı da bilen (Allah)'a
döndürüleceksiniz de O, size neler yapardınız haber verecektir.» (2)

«Nerede olursanız olun, velev tahkim edilmiĢ yüksek kafalarda bulunun, ölüm
size çatıp yetiĢicidir.» (3)

Ölümde kimsenin Ģübhesi olmadığı halde, yine çokları bundan gaflet


etmektedirler.

Müslüman'a yaraĢan; ölümü hatırdan çıkarmamak ve onun için


hazırlanmaktır, ölümü hatırlamak, dünyâ sıkıntılarını kolaylaĢtırır ve dünyâ
hırsından insanı uzaklaĢtırır. Hattâ günâhlara da keffâret olur. Nitekim; Ibni
Ebî'd-Dünyâ'nın rivâyetine göre Rasûl-i Ekrem (S.A.V ) :

«Ölümü çok hatırlayın. Zira ölümü anmak, kiĢiyi günâhlardan uzaklaĢtırır ve


dünyâdan i'râz ettirir.» buyurmuĢtur. Yine Ibni Mâce ve Tirmizî'nin rivâyet
ettiği ve Tirmizî'nin (Masen) dediği bir hadis-i Ģerifte Rasûl-i Ekrem (SA.V.) :
«Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın.» buyurmuĢtur.

ġâirin biri de Ģöyle diyor :

Mutlak sûrette olacak bir Ģey için hazırlan, muhakkak ki ölüm, insanların
mîkâtıdır, yol arkadaĢlarının azı

(3) En-Nisâ : 78

ğı olduğu halde, senin azıksız olman doğru mudur?

Müslüman'a borç olan, fırsat elde iken, vakit kaybetmeden Âhireti için
dünyâdan azık almaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Allâhu Teâlâ ;

Azıklanın. Muhakkak ki. azığın en hayırlısı tekvâdır. Ey kâmil akıl sahipleri


benden korkun.» (4.)

Azizim, azık ve harçlık almadan uzun bir yolculuğa çıkan, bir adam
düĢünebilir inisin? Halbuki bizim Âhiret yolculuğumuz her yolculuktan, uzun.
ve önemli olduğu için, en çok azığa bu yolculukta ihtiyacımız vardır. Bu yolun
asıl azığı tekvâdır; Allahu Teâlâ'dan korkarak O'nun himayesine girmektir.
Tekvâ azığını alan kimse necât bulmuĢ ve selâmete ulaĢmıĢ, huzur içinde
menziline eriĢmiĢtir. Tekvâ azığını, alamıyanlar hüsranda kalır ve periĢan
olurlar. Saîd, yolculuğu için hazırlanıp azığını alan kimsedir. ġakî da, dünyâya
aldanıp ona meyleden, Ģehvet ve lezzetlere dalan, ölüm gelip çattığı halde
hâlâ isyanda ısrar edip tâat ve ibâdeti terk eden kimsedir. Bu gibiler hakkında
Allâhu Teâlâ :
(4) El-Bakara : 197.

«Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar) Ģöyle
diyecektir..: . «Rabbım, beni (dünyâya) geri gönder, tâki ben zâyi' ettiğim
(ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım. Hayır hayır, onun
söylediği bu söz (hakıykatde) boĢ lâftan ibarettir. Önlerinde ise diriltip
kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır.» (5)

ġâirin biri de Ģöyle diyor :

«Ey uzun kuruntuları kendisini aldatıp dünyâ ile meĢgul olan insan, Ölüm
beklemediğin anda gelir, kabir ise amel sandığıdır.»

Sevgili kardeĢim, Allâh hepimizi gaflet uykusundan uyandırsın, iyi bilki,


Allâhu Teâlâ'nın ezelî ilminde takdir ettiği gibi, her insanın bir eceli vardır.
Onu bir santim ileri geçemez ve geri kalamaz. Nitekim Allâhu Teâlâ :

«Her ümmetin (mukadder) bir eceli vardır. Binaenaleyh, o müddetleri gelince


ne bir saat geri bırakılır, ne öne alınabilir.» (6) buyurmuĢtur.
Bununla berâber hiç kimse ne zaman öleceğini bile

(5) Müminûn : 09,100 (6) El-A'raf : 34

mez. Dünyâ ile ilgili bir çok düĢünce ve emelleri olduğu halde birden ölüm
kendisini götürebilir. Bunun için : «ihtiyarlar varken bize sıra gelmez.» diye
gençliğine aldanma. Senden daha büyük emeller peĢinde koĢan nice gençler,
orta yaĢlılar ve ihtiyarlar; iĢleri yarıda iken ölmüĢ gitmiĢlerdir. Nice kimseler
var ki; apartmanını yapıp bitirdiği halde içine girmeden ölmüĢtür. Nice
rençberler var ki; mahsûlünü kaldırdığı halde bir lokmasını yemek kendisine
nasib olmadan ölmüĢtür. Nice düğürler var ki; gerdeğe gireceği sırada
ölmüĢtür. Nice telîf sâhipleri var ki, eserlerini bitirmeden hayâta gözlerini
yummuĢlardır.

Bu hususta Hakîm'in biri Ģöyle diyor :

«Ey yolculuk gününü unutan insan, dostları birbirinden ayırıcı olan ölümden
seni neden, gâfil görüyorum,

Yokluğa gidenlerden hiç ders almıyorsun, halbuki ölen, dünyâyı olduğu gibi
bırakıp gitmektedir,

Yanlarında götürdükleri, bir kefen parçasından ibârettir. Bütün imâretleri


boĢda kalmıĢtır,

Onlar toprak altında sar'aya tutulmuĢ ve birbirinden uzak kalmıĢ


durumdadırlar, halbuki ölmeden önce dost ve ahbap idiler,

Sen de yarın veya bir gün onların yanındasın, ama mezarda yalnız ve tek
baĢınasın,

Samimiyetini umduğun insanlardan sana hayır gelmez, sözünde duran bir


dost bulamazsın,

O halde; Ģimdiden ölüm için hazırlan. Zîra o, çok yakındır, boĢ kuruntulardan
vaz geç.»

KardeĢim! Aklını baĢına al ve gaflet uykusundan


uyan, iyi bil ki ister istemez ruhunu vermek için ölüm döĢeğine yatacağın bir
gün gelecektir. Âile efrâdın, dost ve ahbâdın : «Nasılsın?» diye sana
seslenirler fakat sen onlara cevap veremezsin. Çünkü sen ölüm acısı ile
meĢgulsün. Sen, yardım dileyen bir bakıĢla onları süzersin. Onlar ise : «Bu
senin oğlun, bu kardeĢin, bu ise dostun.» diye bir Ģeyler söylerler fakat sanki
senin kulaklarında sağırlık varmıĢ gibi onları duymazsın. Yapabileceğin tek
Ģey, yaptıklarına nâdim olarak veda' eden kimsenin bakıĢları gibi bakmaktan
ibarettir. Artık evlâd, kardeĢ, anne ve baba gibi hiç bir kimseden sana yardım
yok. Kimse senin hayâtını iâde edemez. Bunun gibi, bin bir zahmetle, helâl ve
haram demeden biriktirdiğin servetten de sana fayda yok. Bu ânı anlatan
Allâhu Teâlâ'nın Ģu kelâmını dinle :

(7) El-Vâki'a : 83-89


Yâni; can boğaza geldiği vakit, insan artık dünyâdan ayrılmakta olduğunu
anlar. Ne yazık ki bu anda rûh bedenden ayrılmıĢ demektir. Bacak bacağa
dolaĢmıĢ, çünkü can bunlardan çıkmıĢtır. Etrâfında bulunanlardan; okumakla
tedâvi edileceğine inananlar : «Bunu kim okuyacak.»; tıbbî müdâhale ile
tedâvi edileceğini sananlar ise : Doktor getirin» derler. Fakat kim ne yapabilir?
Doktorun elinden gelse önce kendini ölümden kurtarırdı. Doktor ise hastayı
gördükten sonra «Dokunmayın, rahat yatsın artık müdâhale edilmez» gibi
sözlerle teselliden baĢka çâresi kalmaz. Nitekim ġair Ģöyle demiĢtir.

Bundan sonra kiĢinin cenâzesi hazırlanır ve Allâh'ın rahmetine tevdi edilmek


üzere yola çıkarılır. Nasıl anneden çıplak olarak ve hiç bir Ģey'e mâlik
olmadan doğmuĢsa; yine beraberinde bir Ģey götürmeden dünyâdan gider.
Ancak kendini örten bir kefeni vardır. Nitekim Allâhu Teâlâ buyurmuĢtur.

(8) El-Kıyâme : 26-31

ġâirin Ģu sözü de güzeldir :

Günün birinde âile efrâdını, helâl ve haram demeden topladığı ve çok harîsi
bulunduğu servetini de terk edip gidecektir. Âile efrâdından ve hattâ
kendisinden bile esirgediği malı, o gün kendi elinden çıkacak ve vârislerine
intikal edecektir.

Mal ve evlâd, insanda birer emânettir. Bir gün enâneti teslim etmek
muhakkaktır.
Hz. Ebû Bekir (r.a.), ölüm döĢeğine yattığı vakit, baĢ ucunda bekleyen Hz.
ÂiĢe (r. Anha) babasının can çekiĢmekde olduğunu görünce :

— Kızcağızım, Ģiir söyleme, ancak :

(9) El-Kehf : 48

«Ölüm sekerâtı hakkiyle geldikte.» (10) Âyetini oku ki Allâhu Teâlâ senden
râzı olsun » buyurdu.

Ey Ebâ Bekir, Allâh senden râzı olsun ki, hayâtının son deminde ve ölümün
Ģiddetli sancıları arasında yine Allâhu Teâlânın kitâbını düĢünmekte ve O'nun
Âyetlerini hatırlamakta idin. Nasıl böyle olmasın? zâten baĢta türlü olmasına
da imkân yoktu. Çünkü kanın damara hulûlü gibi, Allâhu Teâlâ'nın Âyetleri de
o'na iĢlemiĢdi.

Sevgili kardeĢim; Ģurayı iyi bil ki, ölümden bir insan kurtaracak olsa, kâinat
Ģerefine yaratılan, bütün yaratıkların üstünü ve Peygamberlerin efendisi olan
Hz. Muhammed (S.A.V.) kurtarırdı. Halbuki Allâhu Teâlâ bir Âyet-i Celîle'de :
(10) Kâf : 19

(11) El-Enbiyâ : 34

(12) Ez-Zümer : 30

RASUL-Î EKREM'ĠN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), bir rivâyete göre 13, diğer bir rivâyete göre 7 gün
hastalanmıĢtı. Hastalığının ilk günlerinde zecve-i muhteremesi Meymûne'nin
evinde idi. AğırlaĢınca ondan müsâade alarak Hz. ÂiĢe'nin evine nakletti. Hz.
Abbâs (r.a.) ile Hz. Ali (ra.) in omuzlarına dayanarak Hz. ÂiĢe'nin evine geldi.
Hastalığının sebebi, Hayber'de yediği zehirli etin tesiri olduğu söylenir.
Nitekim Buhârî'nin Hz. ÂiĢe (r.a) den rivâyet ettiği bir Hâdîs-i ġerifte Rasûl-i
Ekrem (S.A.V.) ölüm hastalığında mü'minlerin annesi ÂiĢe (r.a) ye hitâben :

Hastalığı ağırlaĢınca hararetini telkin için üzerine su dökülmesini emretti ve


döktüler.

Yine rivâyete göre, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in Ģu fâni hayattan ebediyyete


intikâl ve irtihâli yaklaĢınca, Azrâil Aleyhi's-selâm bir arap sûretinde ve
ziyâretçi kılığına girerek kapıyı çaldı ve içeri girmek için izin istedi. Rasûl-i
Ekrem (S.A.V.) Hz. Fatma (r. a.) ya :

— Kapıda kim var? diye sordu. Hz. Fatma :

— Bir ziyâretçi, yâ Rasûlallâh, diye cevap verdi.

Rasûl-i Ekrem :

— Bilemedim, yâ Rasûlallâh, diye cevap verdi Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem :


— Yâ Rasûlallâh, Ģimdiye kadar kimseyi ziyârete gelmedim. Fakat sana karĢı
son derece Ģefkatli ve merhametli olmakla emrolundum. Müsâade edersen
rûhunu kabza memûrum; müsâade etmezsen geri dönerim, dedi. Bunun
üzerine Rasûl-i Ekrem :

— Sonu ne olacak yâ Cebrail?, deyince, Cebrâil :

— Sonu yine Allâh'a ulaĢmaktır, dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Azrâil'e
dönerek

Azrâil Aleyhi's-selâm Rasûl-i Ekrem'in rûhunu kabzetmeğe baĢladı. Can


topuklarına çıkınca :

— Allâh'ım in'am ettiğin kullarınla, dedi .Cangöbeğe çıkınca :

— DönüĢümüz Allah'adır can göğsüne çıkınca :

— Biz Allâh'dan geldik ve O'nun kuluyuz, can boğaza çıkınca :


— Ah bu ölüm, acısı ne zordur buyurdu. Bu arada Rasûl-i Ekrem (S.A.V.)
ümmetinin affını Allâhu Teâlâ'dan diledi ki bu, O'nun «Makâm-ı mefkûd»
udur. Bu Ģiddetli ve dehĢetli anda bile ümmetini unutmadı. Ayrıca kadınlara
ve hizmetçilere karĢı müĢfik davranıp, onlara iyi muâmele yapmağı ve
namâza devâmı tavsiye buyurdu ve son sözü :

— Allah'ım, Refîk-ı Âlâ'ya. olmuĢ ve bu sözü tekrarlayarak son nefesini


vermiĢ ve âlâyi illiyyîne ulaĢmıĢtır. Allâh, cümlemizi Ģefâatine mazhar
buyursun.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in : « Bu ölüm acısı ne mordur.» sözü üzerine, Hz.


Fatma (r.a) dayanamıyarak :

— Kızım, artık bu günden sonra babanın bir sıkıntısı

kalmamıĢtır, buyurdu. Rasûl-i Ekrem'in baĢı ucunda bir çanakda su vardı.


Elini suya kor alnına sürer ve :

— Allah'ım, Refîk-i Âlâ'ya, Allah'ım Refîk-i Âlâ'ya elbette ölümün ıztırâbı var.»
derdi.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) ebediyyete göç edince, Hz. Fatma (r.a.) : Âh Rabbisinin
dâvetine icâbet eden babam, âh Firdevs Cennet'ine varacak olan babam.» diye
Resûl-i Ekrem'e ağlardı. Hattâ defnedildikten sonra Enes (r.a) e hitâben :
«Nasıl yüreğiniz dayandı da Resûl-i Ekrem üzerine toprak örttünüz.» dedi.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) , ÂiĢe (r.a.) nın evinde ve hücresinde ÂiĢe (r.a) nın
kucağında can vermiĢtir. ÂiĢe (r.a), Rasûl-i Ekrem (S.A.V) in kendi göğsü
üzerinde boğazı ile göğsü arasında can verdiğini söylemiĢtir. Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) vefât edince Hz. ÂiĢe (r.a) nın evinde defnedildi.

Rasûl-i Ekrem'in ölümü esnâsında çektiği sıkıntı ve ızdırâbı bildikten sonra,


ne sanırsın, bizim durumumuz ne olacaktır?. Allâhu Teâlâ'dan son nefesde
kolay ölüm ve kâmil iman dileriz. ĠĢiten ve duâlara icâbet eden O'dur.

Aziz kardeĢim, Ģunu da bilmiĢ ol ki, bir müslümanın ömrü sona erdiği vakit,
Azrâil'e rûhunu kabzetmesi emredilir. Azrâil Aleyhi's-selâm güzel bir sûrette
ve güzel kokulu olarak adama yaklaĢır ve kılı yağdan çeker gibi gâyet nâzik
bir Ģekilde rifk ile rûhunu kabzeder. Nitekim Allâhu Teâlâ :

«De ki : Size müvekkel olan ölüm meleği canınızı alacak. (Ondan) sonra da
Rabbinize döndürül (üb götürül) eceksiniz. (13) buyurmuĢtur. Azrail ile
birlikte rahmet melekleri de gelir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de Ģöyle
buyurulmuĢtur :

«Nihayet her hangi birinize ölüm geldi mi (o) elçilerimiz, onlar artık ve eksik
bir Ģey yapmaksızın, onun rûhunu alırlar.» (14). Melekler adamın baĢı ucunda
toplanınca, onu Cennet ile müjdelerler; takdîm ettiğinden korkmamasını ve
geride bıraktığına mahzun olmamasını söylerler. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de :

(13) Es - Secde : 11

(14) El-En'am : 61
«Hakıykat «Rabbımız Allah'tır» deyip de sonra doğ-

'd

Cennet'le müjdelendiği vakit sevinir memnûn olur ve hattâ o anda bile ölümü
sever. Nitekim Müslim'in Hz. ÂiĢe (r.a) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.)

«Ben de ölümü sevmem, bu nasıl olur yâ Resûlallah.» deyince, Resûl-i Ekrem :


(15) Fussilet : 30

«Hayır, o senin dediğin gibi değil, ey Ebû Kuhâfe'nin kızı (16)

Ancak ölüm döĢeğine yatan mü'min'e rahmet melekleri gelip kendini cennet
ile müjdelerler, iĢte bu müjdeyi alan kimse o anda ölümü arzular. Çünkü bir
an önce müjdelendiği makâma ulaĢmak ister. Kâfire de bu anda azâb
melekleri gelip cehennem ve azâbıyle korkuturlar. Elbette bu vaziyette o
adam ölmeği sevmez. (17)

Yine Nesei'nin Ebû Hureyre (r.a) den rivâyetinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) :

(16)

Hayâtta kimse ölümü sevmez, elbette bir kerre bu masnû'âta bakarak bu


sun'i bediin bir sâniî olduğunu düĢünerek bir tevhîd ve Ģehâdet getirmek,
asırlarca toprakda yatmaktan çok daha hayırlıdır. Bunun içindir ki Rasûl-i
Ekrem baĢka bir rivayette : «Ölümü temenni etmeyin» buyurmuĢtur.

Hattâ ölüler bir kerre Ģu cihana dönüp de bir Ģahadet getirecek kadar zaman
hayatta kalmağı candan arzu ederler. Çünkü bu sayede ebedî azâbdan
kurtarmıĢ olurlar.
(17) Geri dönüp tövbe ederek iyi ameller iĢlemek ister fakat vakit geçmiĢ ve
fırsat elden çıkmıĢtır. ĠĢte, Allâhu Teâlâ da bu adamı sevmez.» buyurmuĢ ve
ölümü sevip sevmemenin ölüm ânı buyurmuĢ ve ölümü sevip sevmemenin
ölüm ânı ile kayıtlı bulunduğunu beyan buyurmuĢtur.
«Mümin bir kula ölüm ânında rahmet melekleri beyaz bir ipek ile gelirler ve
mü'minin rûhuna : «Sen râzı, Rabbın da senden râzı olduğu halde bu
bedenden, gazablı olmayan Allâhû Teâlâ'nın rahmetine ve huzuruna, çık.»
derler. O rûh da misk gibi güzel bir koku ile bedenden ayrılır. Hattâ o kadar
güzel bir kokusu vardır ki melekler onu ellerinde dolaĢtıra dolaĢtıra gök
kapılarına kadar giderler. Oradaki melekler de bu kokunun güzelliğinden
bahseder ve nihâyet mü'minlerin ruhlarının toplu bulunduğu yere bu rûhu
iletirler. Onlar ise bu rûhu görünce, yitiğini bulan bir insan gibi sevinirler ve :
«Filan ne oldu, ne yapıyor?» diye sorarlar. Ġçlerinden bazıları da : «Bırakın onu
o, bedenden yeni ayrılmıĢ, yorgundur; sorup durmayınız.» derler. Nihâyet
kendisi cevap verir ve : «Sorduğunuz adam öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar
da onun Cehennem'e gittiğini anlarlar. Kâfir ölüm döĢeğine yattığı vakit azâb
melekleri bir pala getirir ve : «Allah'ın gazabı üzerine olduğu ve sen de
memnun olmadığın halde Allah'ın azâbına gitmek üzere bu bedenden ayrıl.»
derler. LâĢe gibi, pis bir koku saçarak bedenden ayrılır ve yerin kapısına
götürülür. Oradakiler : «Bu ne pis kokudur.» derler ve onu kâfirlerin rûhları
arasına alırlar.» buyurdu. ĠĢte böylece mü'min, ölümüne sevinir ve Allâh'a
ulaĢmasını sever.

Rivâyete göre Rebâh'ın oğlu Bilâl ölüm döĢeğine yattığı vakit baĢı ucunda
bulunan âilesi çığlık kopararak bir «Âh» çekdi. Bilâl âilesine bakarak :

— Ah deyip tasalanma, ne mutlu bana deyip sevin. Zîra ben Ģu anda iki duvar
arasında sıkıĢık durumdayım. Halbuki yarın dostlarım, Hz. Muhammed
(S.A.V.) ve onun ahbapları arasındayım. Ey kadın ağlayacaksan kendine ağla,
benim için artık ağlanacak bir Ģey yok. Zîra

senelerdir bugün için ağlıyordum.» dedi. ġâirin biri de Ģöyle diyor : «Sen
ağlayarak doğduğun vakit, insanlar sevinerek etrâfında gülüyorlardı. Ġnsanlar
etrâfında toplanıp ağlayacakları günde, sen neĢ'eli ve sevinçli olmak için
çalıĢ.»

Hikâye edildiğine göre, sâlih bir zât yolda giderken birisi kendisine selâm
vermiĢ, bu zât selâmını almıĢ. Selâm veren : «Beni tanıyabildin mi?.» diye
kendisinden sormuĢ. Bu zât, tanıyamadığını, selâm veren ise kendisinin
Azrâil olduğunu söylemiĢ. O da «HoĢ geldin, nerde kaldın. ġimdiye kadar
nasıl oldu bu kadar gecikdin. diyerek karĢılamıĢ. Azrâil bu zâta : «Ne iĢin
varsa iĢini yap, canını alacağım.» demiĢ. Adam : «Benim Allah'a ulaĢmaktan
baĢka bir iĢim yok. Bir an evvel canımı al.» demiĢ. Ve yol üzerinde canını
almıĢ. Zâten mü'min, ölümü ile sevinen kimsedir. Çünkü o, Âhirete ve ceza
gününe inanmıĢ ve ona göre hazırlanmıĢtır.

Bir aylıkçı maaĢımı alacağım diye ay baĢı geldiği vakit sevindiği gibi, bir
mü'min de, mükâfatımı alacağım diye, ölüm ânına sevinir. Allâh, güzel amel
iĢleyenlerin ecrini zâyî etmez.

Kâfire gelince, Azrâil Aleyhi's-selâm siyah yüzlü ve pis kokulu korkunç bir
sûrette ona gözükür. Pıtrak'ı yünden veya dikenler arasından ipeği çeker gibi,
rûhunu Ģiddetle kabzeder. Pis rûhu ortalığa dağılır. Azâb melekleri de Azrâil
ile birlikte gelir, kendisini azâb ile korkuturlar. Yüzüne ve sırtına vururlar ve :
«Allâh'ın gazabı üzerine olduğu halde bedenden çık.» derler. Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de :

«Ölümün Ģiddetleri içinde, meleklerin de pençelerini uzatarak kendilerine


(Haydi bakalım) canlarınızı kurtarın (dedikleri zaman) sen o zâlimleri bir
görmelisin.» (18) buyuruldu. Yâni vurmak için ellerini kaldırırlar. Nitekim diğer
Ayette :

«Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına, vura vura ve «tadın cehennem


azâbını» (diye diye) canlarını alırken görmeliydin.» (19) buyurulmuĢtur. Yine
Allâhu Teâlâ Ģöyle buyuruyor :
«Artık melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura, canlarım alırken
(halleri) nice olacak?» (20)

Rivâyete göre, Ġbrâhim Aleyhi's-selâm'ın ölümü esnâsında Azrâil


Aleyhi'sselâm kendisine gelince, Hz. Ġbrâhim Azrâil'e :

— Kâfirlerin canlarını alırken lıangi sûrette onlara görünürsün, o surette seni


görmek isterim, der. Azrâil :

— Sen ona dayanamazsın. Hz. Ġbrâhim :

— Olsun, göreyim, deyince, Azrâil :

— Gözünü yum ve aç der. O da gözünü yumup açtıktan sonra Azrâil'in çirkin


suratını görünce, kendinden geçer.

(18) El-En'am : 93

(19) El-Enfâl : 50 (20 ) Muhammed : 27

Ayılınca :

— Kâfire baĢka bir azâb olmasa da bu çirkin surat kâfidir. der. iĢte ölümü
ânında herkese böylece gerçekler açıklanacaktır. Nitekim Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) :

buyurmuĢtur. (21)
Bütün bu gerçekler kâfir ve münafık'a açıklandığı zaman geri dönmek ister
ama ne yazık ki iĢ iĢten geçmiĢtir. Nitekim Âyet-i Celîle'de :

(21) Bu söz, aslında hadîs değil. Hz. Ali (R.A.) nın sözüdür. (Mütercimler) .

(22) El-Mü'minûn : 99, 100

Diğer Âyet-i Celîle'de de Ģöyle buyurulmuĢtur


Fakat geri dönmek nerede artık dünyâ hayâtındaki ifrâtına telâĢdan kendisine
fayda yok. Bütün olaylar ve ölüm, kendisine yeteri kadar va'z ve nasîhat edip
durdu. Fakat kendisi ders alıp Allâh'a yönelmedi. Artık kâfirin ölüm ânındaki
tevbe ve nedâmeti kendisine bir fayda vermez. Nitekim Âyet-i Kerîme'de :

(23) El Munâfıkûn : 10

Azizim, Ģurayı da unutma ki Azrâil (A.S.) bir kimsenin canını aldığı vakit
etrafındakilerin ağlamasını görünce «Niçin ağlıyorsunuz? vallâhi ben bu
adama ne rızkında ve ne de ömründe zulmetmedim. Rızkını da yedi ömrü de
tükendi. Rabbisi onu da'vet etti. Ben de geldim kendisini aldım. Ağlayan,
kendine ağlasın. Çünkü ben, teker teker hepinize uğrayacak ve hepinizi
alacağım.» der. Ölü, tâbuta konduğu vakit efrâd-ı âilesine Ģöyle der : «Bu
dünyâ beni aldatıp oynattığı gibi sakın sizi de aldatmasın, onun elinde
oyuncak olmayın. Helâl ve haram demeden topladım sonra da baĢkasına terk
ettim. Mal size, cezâsı bana. Benim düĢdüğüm bu vartaya düĢmekten
sakınınız.» ġâyet ölü mü'min ise : «Çabuk, beni yerime götürün.» der. Kâfir
ise : «Aman, beni nereye götürüyorsunuz?» diye feryâd eder.
Sevgili kardeĢim; Aklını baĢına al, kendine gel, etrafında ölenlerden ders al ve
gaflet uykusundan uyan. Ġyi bilki sen de onlara ulaĢacak ve bu anlattıklarım
senin de baĢına gelecektir. KurtuluĢ, lâzım olan Ģeyleri yerine getirmektedir.
Uzun kuruntular seni aldatmasın, zîra her gelecek yakındır. Allâhu Teâlâ
yaptığımızı murâkabe eder ve bilir. Ömür uzadıkça geçer ve azalır. Ne kadar
uzasa da tez geçer. Ne kadar çok yaĢasan yine de son nefesde bütün geçmiĢ
ömrün bir an gibi olacaktır. Rivâyete göre 1300 sene yaĢayan Nûh aleyhi's-
selâm'a, son deminde Azrâil aleyhi's-selâm gelerek : «Ey Peygamberlerin en
uzun ömürlüsü, bu dünyâyı nasıl buldun?.» diye sor-

(24) En - Nisâ : 18

muĢ. Nûh Aleyhi's-selâm da : «KardeĢim iki kapulu han; birinden girdim


diğerinden çıkıyorum.» demiĢ. Bu kadar uzun ömür süren Nûh aleyhi's-
selâm'ın durumu bu olduğuna göre, ya bizim hâlimiz nasıldır? Biz
Muhammed (S.A.V.) in ümmetinin ömrünün çoğu altmıĢ ve yetmiĢ senedir.
Bunu geçecekler pek az kimselerdir.

Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur. Müslim, Sahih'inde anlattığı gibi Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), Ebû


Bekir, Ömer ve Ali (Allah hepsinden razı olsun) altmıĢ üçer yaĢlarında
ölmüĢlerdir. Sen de bu yaĢa ulaĢtınsa ölüme hazırlan; uzun emeller peĢinde
koĢup, aldanma. Ne yazık ki insan oğlu yaĢadıkça hırs ve emeli artar. Nitekim
Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :
Aziz kardeĢim, ölümü hatırından çıkarma, daima kendi muhasebeni yap ve
Rabbına itâat eyle. Ne vakit da'vet edileceğini ve bu da'vete zorla mı yoksa
istekli ola-

rak mı icâbet edeceğini bilemezsin. Ölüm için hastalığın Ģart olduğunu


sanma. Nice hastalar yatarken, sağlamlar ölüp giderler. ġâir öyle diyor :

«Nice sağlamlar var kî, hastalanmadan ölürler,

«Nice hastalar var ki, yıllarca yaĢarlar.»

Birisinin yürürken, diğerinin otururken, bir baĢkasının da uyurken öldüğü her


gün duyula gelen haberler arasındadır. O halde her an Allâh'a itâat et. Zikre
devâm et ki ölüm nerede ve ne halde gelirse gelsin, kâmil îman ile ölüp
saâdete eresin.

ġâir el-Berî de Ģöyle diyor :

«KiĢinin bir günü var. o da ömrünün sona erdiği gündür,

«Sonra ölüm, mezâr, darlık ve oradaki çekecekleri vardır.»

Hüsn-i hâtime, îmân-ı kâmil ve âsân ölüm ile ölmemizi Cenâb-ı Haktan
dileriz. O, duyar ve kabul eder. Kuvvet ve kudret, ancak Allâh'tandır.
KardeĢim, Ģurasını da bilki, Hastanın yanında iyi sözler söylemek sünnettir.
Bir cemâatin Ümmm-ü Seleme'den rivâyetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Hasta veya cenaze yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz ve


hayır duâda bulunun. Zîra melekler sizin dualarınıza «Âmin» derler.»
buyurmuĢtur. Müslim'in rivayetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ebû Süleyme'nin
yanına girdi, gözü açık kalmıĢtı Rasûl-i Ekrem gözünü kapattı ve : «Rûh
kabzedildiği vakit göz onun arkasından baka kalır.» buyurdu. Bunun üzerine
ölünün aile sinden bir cemâat çığlık kopardılar. Rasûl-i Ekrem :

Bunun gibi, ölüm döĢeğinde yatan kimsenin huzurunda «Yâsîn» sûresini


okumak da sünnettir. Ahmed, Ebû Davûd ve diğerlerinin Mi'kal b. Yesar (r.a.)
dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :
Bunun gibi, ölüm döĢeğinde yatan kimseye Ģehâdeti telkin sünnettir. Müslim
ve diğerlerinin Ebû Sa'îd el-Hudri (r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
(S.A.V) :

Ölüm döĢeğinde yatan kimseye «Lâilâhe illallâh» de diye ısrar etmek


mekruhtur. Ancak hastanın yanında yüksek sesle Ģedâdet getirilir. «Sen de
söyle.» diye ısrar edilmez. Hattâ bir def'a söylemiĢse tekrâra lüzum yoktur.
Ancak Ģehâdetten sonra baĢka bir söz söylemiĢse, son sözünün Ģehâdet
olması için, tekrar hasta duyacak Ģekilde yanında Ģehâdet getirilir. ġehâdeti
telkin eden, vârislerden veya ölümü ile her hangi bir yönden ilgili bir kimse
olmamalıdır. Çünkü Ģeytânın vesvesesi ile ona kızarak söylememek ihtimali
vardır. ġeytan kendisine vesvese verir ve : «Bu adam senin bir an evvel ölmeni
istiyor, mîrâsına konacak» gibi sözlerle aldatmağa çalıĢır.

Yine bunun gibi, hastayı sağ omuzu üzerine kıbleye çevirmek veya yüzünü
kıbleye çevirip sırt üstü yatırmak sünnettir. Berâ b. Ma'rur, ölüm anında
kıbleye çevirilmesini tavsiye etmiĢti. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) : «Ġsâbet etti.»
buyurdu. Bunu Ebû Dâvud ve Hâkim rivâyet etti. Ebû Dâvud, sahih olduğunu
söyledi. Ahmed'in rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in kızı Fâtıma (r.a)

vefât ederken kıbleye döndü, sonra sağ tarafına yattı. Ölünün kabre konması
ve uyuyan kimsenin yatağında böyle yatması Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in
emrettiği bir usûldür.

Ölünün açılmaması ve ölümü ile değiĢen sûretinin görülmemesi için bir bez
ile örtülmesi de Sünnettir. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) vefât ettiğinde üzerinde
iĢâretler bulunan bir bez parçası ile örtüldüğünü Buharı ile Müslim Hz. ÂiĢe
(r.a) den rivâyet etmiĢlerdir. Ulemânın ittifakı ile, ölüyü öpmek câizdir. Rasûl-
i Ekrem (S A.V.) in, ölü olan Osman b. Maz'unu öptüğü sâbit olmuĢtur.
Peygamber (S.A.V.) öldüğünde Hz Ebû Bekir (r.a.) üzerine kapanarak iki
gözleri arasından öptü ve :

— Ey Peygamberim, ey büyüğüm» diye ağladı.

Yine bunun gibi, öldüğü iyice anlaĢıldıktan sonra techîzinin çabuklaĢtırılması


da Sünnettir. Ġmâm-ı Ahmed ve Tirmizî'nin Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) den
rivâyetlerinde, Nebiy (S.A.V.) Ģöyle buyurmuĢtur :

«Ya Ali! Üç Ģeyi geciktirme : Vakti giren namazı, hazırlanan cenazeyi ve dengi
bulunan kadını.» Ebû Dâvud'un Husayn b. Rahvah (r.a) dan rivâyetinde,
Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ģöyle buyurmuĢtur :

«Müslüman ölüsünün, ailesi arasında bekletilmesi uygun olmaz.»

Bundan sonra ilk vazife borcunu vermek ve kul haklarım ödemekte acele
etmektir. Ahmed, Tirmizî ve Ibni Mâce'nin Ebû Hureyre (r.a.) den
rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V) : buyurmuĢtur.

«Mü'minin ruhu. borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.» Yâni borcu
ödeninceye kadar hakkında hüküm verilmez, yâ da borcu ödeninceye kadar
Cennet'e giremez demektir. Buna göre kim ölür ve geride bir mal bırakırsa
malından borcu ödenir. Malı olmayıp, ödemek niyetiyle borçlanıp ölenlere de
Allah kerîm ve kefildir. Onun borcunu öder. Buharî'nin Ebû Hureyre (r.a.) den
rivâyetin-de, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) buyurmuĢtur.
Bizzat Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), borçlu ölenlerin borçları ödeninceye kadar
namazlarını kılmazlardı. Tâ ki :

(mü'minlerin)

Âyet-i nâzil oldu; memleketler fethedildi, servet çoğaldı, ondan sonra borçlu
olarak ölenin borcunu ödedikten sonra cenâze namazını kıldırdı. Buharî ile
diğerlerinin rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

(borcunu karĢılayacak)
buyurmuĢtur. (26)

Durum bu iken Ģayân-ı hayrettir ki; zamanımızda borçlu olarak ölenlerin


vâ'risleri, kendilerine bir Ģey kalmayacak veya az kalacak korkusu ile mirasa
hücûm edip ölünün borcunu vermekten kaçınmaktadırlar. Bu gibiler hakkında
Allâhû Teâlâ :

(25) El- Ahzâb : 6

(26) Borçlu olarak ölenlerin cenaze namazlarını kılmaması, onlara merhamet


ve Ģefkatinden idi. Maksadı kul hakkîyle Allâh'm huzuruna çıkmaması için,
varlıklı mü'minler tarafından borcunun ödenmesini temindi. Nitekim böyle
oluyordu. Hazînede para toplanmağa baĢlayınca fakirlerin borcunu oradan
ödedi ve artık baĢkasına ihtiyaç kalmadı).

Ölünün borcunu ödemek istemeyen bu kimseler, öte yandan mâtem için bir
sürü israf da bulunur; koyun keser, gelen gidene yedirir ziyâfet verirler;
Kahve ve sigara ikramında bulunurlar. Bunlar ise haram olan bid'atlerdir. Hele
bu masraflar ölünün servetinden çıkar ve varisler arasında erginlik çağına
ermiyen yetimler bulunursa büsbütün haram olur ve bunları yiyenler
gerçekde ateĢ yemiĢ olurlar. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de :

(29)
(27) El-Fecr : 19,20

(28) En-Nisâ : 9

(29) Aslında veresenin ilk vazifesi israfsız olarak ölünün teçhiz ve tekfinini
yapmak, sonra borcunu ödemek, sonra servetinin üçde birini geçmemek
Ģartıyla, vasıyyetini yerine getirmek, sonra da meĢru, Ģekilde malını verese
arasında bölmektir. ġâyet ölenin serveti olmayıp borcu varsa, mîrasdaki
nisbete göre borcu vereseye taksîm etmektir. Bundan sonra vârislerden
isteyenler ölülerinin rûhu için diledikleri gibi hayır yapabilirler. Yetimlerin
hıssalarından hayır yapılamaz ölü evinden yemek verilmez. Üç güne kadar
komĢuları ölü evine yemek verirler.

Ne kadar acıklıdır ki, adam bir taraftan bu gibi fuzûli masrafları yaparken, öte
yandan alacaklı geldiği vakit «ĠĢte orda yatıyor, git ondan alacağını al.»
diyecek cür'ette olanları da vardır. O halde azizim, vârislerine güvenme. Sen
zamanında borcunu öde. Sonra ölümle servet vereseye intikal eder; sen de
borçlu olarak Allah'ın huzuruna çıkarsın. Allâh rahmet etsin, bakınız Ġmâm
ġâfiî bu hususda ne güzel söylemiĢtir :

Gönüllere gaflet perdesini örten Allâhu Teâlâ'yi noksan sıfatlardan tenzih


ederim. ġâyet gaflet olmayıp bütün bu gerçekler olduğu gibi düĢünüleydi, hiç
kimse yeyip içdiğinin ve diğer münâsebetinin zevkine varamaz ve neticenin
ĢaĢkınlığı içinde kalırdı. Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) buyurmuĢtur.

Ġnsanları ölümle kahredip kendisi ölmeyen, ezelî ve ebedî olan Allâhu Teâlâ'yi
tesbih ederim.
Ġnnâ lillâhi ve innâ ileyh-i râci'ûn.

Sevgili kardeĢim! Allâh hepimizi baĢarıya ulaĢtırsın. Ölü, defnedildikten sonra


mezarında Münker ve Nekir adlarında iki meleğin soruları ile karĢılaĢır. Aynı
zamanda Allâhu Teâlâ kendisine rûhunu iade eder ve hattâ kendisini defnedip
mezar baĢından dağılanların ayak patırtılarını bile duyar. Meleklerin
sorularına cevap verecek Ģekle getirilir. Nitekim Buharî ile Müslim'in Enes
(r.a.) den rivayetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

(meleklerin bu
sorusuna karĢılık) :

— (Peygamber)
(iĢitir)
:

buyurmuĢtur.

Yukarda anlattığımız gibi mezarda rûhun cesede intikâli ve ölünün dirilmesi


bizim idrâkimizin üstünde bir keyfiyettir. ġehidler hakkında da Kur'ân-ı
Kerîm'de ve sahih rivâyetlerde diri olarak dolaĢtıkları ve fakat bizim
Ģuûrumuz dıĢında kaldığı bildirilmektedir. Biz bunlara îman eder, keyfiyetini
Allâhu Teâlâya havale ederiz.

Celâlu'd-Dîn-es-Suyûti : «Cumhûra göre bir parçası değil, bütün ve kül


olarak dirilir.» demiĢtir .

Azîz kardeĢim Ģunu da bilmiĢ ol ki Münker ve Nekir melekleri gâyet çirkin ve


korkunç sûrette gelirler. Ġmâm Âhmed, onları Ģöyle anlatır : Yüzleri kara, gök
renkli, alt dudakları göğüslerine kadar sarkmıĢ, yırtıcı diĢleri nerde ise yere
inecek kadar uzun. Elindeki kamçıyı bütün insanlar bir araya toplansa
yerinden oynatamaz. Bunların böyle korkunç bir manzara arzetmeleri,
mezarda insanları ibtilâ içindir. Allâhu Teâlâ, mü'min kulunun kalbine verdiği
kuvvetle hiç çekinmeden onlara cevap verir. Fakat kâfir veya münafık
onlardan son derece korkar ve hiç bir sûretle cevap veremez. Korkudan ödü
çatlar gibi hal alır. Bu ciheti açıklamak üzere Kur'ân-ı Kerîm'de :
«Allâh, îman edenlere dünyâ hayâtında da Âhiretde de o sabit söz (1er) inde
dâima sebât ihsan eder. Allâh zâlimleri (kâfirleri) ĢaĢırtır. Allâh ne dilerse
yapar.» (30) buyurulmuĢtur.

Yine bu hususta Buharî ile Müslim'in Berâ b. Azib (r.a.) den rivâyetlerinde,
Rasûl-i Ekrem Ģöyle buyurmuĢtur :
— Sen dünyâda böyle derdin; burada da böyle diyeceğini biliyorduk. Artık
gönül hoĢluğu ile ve huzûr içinde uyu, derler. Kabrinden Cennet'e bir pencere
açılır, oradaki yerini görür ve göz gördüğü kadar mezârı geniĢlenir ve
nurlanır, tefriĢ edilir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de :

«Artık rahatlık, güzel rızık ve naîm cenneti.» (31) buyurulmuĢtur. Müslim,


Ahmed ve Sünen sâhiblerinin Ġbni Ömer (r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i
Ekrem :
Allâhu Teâlâ Mûsa Aleyhi's-selâm'a Ģöyle buyurdu :

Kâfir ile münâfığa gelince : Yukarda anlattığımız korkunç kıyâfette Münker ve


Nekir melekleri onlara gelir. ġiddet ve hiddetle onu uyarırlar. Etrâfında bir
yardımcısı yoktur. Onları görünce korkar ve ĢaĢırır. «Rabbin kim?.» diye
kendisine sorduklarında : «Bilemiyorum.» der veya bu iki melekden birini
göstererek «Budur.» der. Sonra dininden sorarlar, onu da bilemez. Âhir
zaman Peygamberi Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hakkında sorarlar;
ona da cevap veremez. Melekler kendisine «Hay sen bilmez olaydın.» derler.
Sonra demir topuz ile iki kulağı araĢma vururlar. Feryâdını, ins ve cin'den
baĢka her yaratık duyar. Eğer bu topuz ile büyük bir dağa vurulsa dağ parça
parça olurdu. Sonra mezarından cehennem'e bir pencere açılır ve
Cehennemdeki yeri kendisine gösterilir. Nitekim Âli Fir'avn hakkında Allâhu
Teâlâ :

Yukarda Müslim ve Sünen sahihlerinin îb-732) El-Mü'min : 46


ni Ömer (r.a.) den rivâyet ettikleri Hadisde mü'minin durumu anlatılmıĢtı.
Kâfir ve münâfıkı da kabir, alabildiğine sıkar ve kemikleri birbirine geçer.
Sonra da kabri bir cehennem manzarasma döner. Buharî ile Müslim''n Hz ÂiĢe
(r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem :

buyurmuĢtur.

Yine Buharî, Müslim ve Sünen sâhiblerinin Ibni Ab-bas (r.a.) dan


rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (SA.V.) iki mezara uğradı ve :

Bunun gibi kabrine yılanları musallat eder ve kıyâmete kadar onu zehirler
dururlar. Ġbni Ebî ġeyhe ve Ġbni Mâce'nin Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a) den
rivâyetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur.

Hikâye edildiğine göre yolculuk hâlinde bulunan kafileden birisi ölür. Kendisi
için bir mezâr kazarlar, fakat bir sürü yılanlar karĢılarına çıkar. Bir kaç mezar
yeri değiĢtirirler, her birinde aynı Ģekilde bir çok yılanlarla karĢılaĢırlar ve ne
yapacaklarını ĢaĢırırlar. Durumu Süf-yân-ı Sevrî hazretlerine sorarlar. Bu zât
derki :

«Onu ilk kazdığınız mezara defnedin. Zira bütün dünyâyı dolaĢsanız, aynı
yılanlar karĢınıza çıkacaktır. Çünkü bu adam koğuculuk yapardı. Halbuki
koğucuların mezarlarında yılanlarla azâb olacaklarını biliyoruz.»

Hikâyelerde anlatıldığına göre, Câbir adında sâlih bir zâtın kardeĢi ölmüĢ, bu
haberi alan Câbir'in iki kardeĢliği, ta'ziyesine gidelim demiĢ ve gitmiĢler
Ta'ziye etmiĢler fakat Câbir onlara iltifât etmemiĢ, matem içinde kıvranıp
duruyor. KardeĢlikleri kendisine :

— Sen mukadderata razı sâlih bir kimsesin, bu fer-yâd-ü figânın hikmeti


nedir?. diye sorarlar. Câbir :

— Evet, haklısınız, fakat ben kardeĢimin ölümüne değil, onun akĢam sabah
karĢılaĢtığı azâb için mâtem içindeyim. der. Onlar merakla :

— Allâh, Allâh, kabir âlemi sana keĢfedildi mi? derler. Câbiri :

— Dün kardeĢimi defnetmek için mezara inmiĢtim, defin iĢleri bitti. Eve
geldim. Cüzdanımı aradım, bulamadım. TelâĢ ile mezâra düĢürdüğümü
anladım. Kazma kürek aldım mezâr baĢına gittim. Biraz kazdıktan sonra
cüzdanımı buldum, fakat merak ettim, kardeĢimin durumunu bir göreyim
dedim. BaĢı ucundaki kerpiçi kaldırınca, ateĢten bir halkanın boynuna
dolanmıĢ olduğunu gördüm. KardeĢlik Ģefkatiyle bu halkayı almak

istedimse de elim yandı ve mezârı kapadım geldim. ĠĢte, yanığın izi


parmaklarımdadır. Ben buna üzülerek ağlıyorum dedi. Bu zâtlar oradan ayrıldı
ve Hasan-ı Basrî'yi ziyarete giderek durumu kendisine anlattılar ve

— Kâfire yapılan azâb hakkında bize bir Ģey gösterilmez de, mü'mine yapılan
azâb ba'zan böyle tecessüm ettirilip bize gösteriliyor, bunun sebebi nedir?
diye sorarlar. Hasan-ı Basrî :

— Kâfirin kesin olarak cehennem'de olduğunda kimsenin Ģüphesi yoktur.


Fakat mü'minlerden azâb olan ba'zı kimselerin gösterilmeleri, ondan ibret
alıp kendimize çeki düzen vermek içindir. Meselâ, ateĢten halka boynuna
dolanan bu zât zekât borcunu vermezdi. Ġbret olarak bu gösterildi ki
zenginler ders alsın ve zekât borçlarını ödesinler. Zekât vermiyenlerin böyle
azâb olacağını :

«Allâh fazl (-u kereminden) kendilerine verdiğini (sarf-u infakta) cimrilik


edenler zinhar bunun, kendileri için bir hayır olduğunu sanmasın (lar). Bilâkis
bu, onlar için bir Ģerdir. Onların cimrilik ettikleri Ģey kıyâmet günü
boyunlarına dolanacaktır.» (33) Âyet-i Celîlesi bize haber vermektedir, dedi.

Azîz kardeĢim, Ģurasını da iyi bilki, kabrin sıkıĢtırmasından Peygamberler ile


Ģehîdlerden ve bir de Hz.

(33) Âli îmrân : 180

Ali (r.a) ın annesi ve Esed'in kızı Fatma'dan baĢka kimse kurtaramayacaktır.


Zîra Taberanî'nin rivâyetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V) bu kadının mezarına inmiĢ
ve :

diye duâ etmiĢtir. Evet, mezar


herkesi sıkıĢtıracak fakat bu sıkıĢtırmak müttaki mü'minlere rahmet, kâfir ve
âsilere azâb olacakdır. Çünkü mezarın mü'min müttekileri sıkıĢtırması,
ağlayan bir yavruyu annenin bağrına basması gibidir. Fakat kâfir ve âsilerin
kemikleri birbirine geçer gibi sıkıĢtırılacaklardır.

ġurasını da iyi bilki, Ehl-i Sünnete göre kabir azâbı, rûh ve bedenin her ikisine
birden yapılacaktır. Adamın ateĢde yanması, suda boğulması, yırtıcı
hayvanların karnına girmesi gibi haller, buna mâni değildir. Bu, aklen
mümkün olduğu gibi, nakil de bu Ģekilde vârid olmuĢtur. Allâhu Teâlâ'mn her
Ģeye kâdir olduğunu bilmek ve buna böyle inanmak vâciptir.
ġunu da bilki, kabir azâbı, biri dâimi, diğeri de geçici olmak üzere ikiye
ayrılır. Kâfirler, münâfıklar ve ba'zı âsîlerin azâbı daimîdir. Müminlerden diğer
ba'zı kusur sâhiblerinin azâbı da muvakkattir. Cezalarını çekdikten sonra
azâbları kaldırılır veya ardlarından yapılan hayır duâlar, verilen, sadakalar
azâblarının kaldırılmasına vesîle olur. Nitekim Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)
den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

sevap veya günahtan defterine bir Ģey yazılmaz. Ancak, devamlı sadaka
(cami, köprü, yol, çeĢme, hastahane, ağaç ve meyve ağacı gibi devam eden
hayır) yahut faydalanılan bir ilim, (bir kitap bırakmak, yazmak, okutup talebe
yetiĢtirmek gibi.. Veya kendisi için hayır duâ edecek sâlih bir evlâd (bırakırsa
öldükten sonra bunlardan istifâde eder ve defterine devamlı sevâp yazılır ve
bu sâyede kabir azâbı kaldırılır.) » buyurdu.

Her ne kadar ba'zı hallerde ba'zı kimselere kabir azâbından bir Ģeyler
gösterilir veya bu ma'nevî âlem madde yönünden tecessüm ettirilirse de,
gerçekde kabir azâbı gayb âleminden olduğu için biz bu duyularımızla onu
bilemeyiz. Bunlar, nakil ile bize bildirildiği için, buna inanmak bize vâciptir.
Keyfiyetine gelince, en doğrusu, onu da Allâh'a havâle etmektir. Kabir
azâbına inanırız, Keyfiyetini Allâh'a havâle ederiz.

Kabir azâbının doğruluğunu ifâde eden aklî delil, uyku halleridir. Uykuda olan
bir adam gördüğü güzel rü'yânın zevkine vardığı gibi, gördüğü korkunç
rüyanın da ızdırâbını çeker. Etrâfında. uyanık bulunanlar ise bu durumdan
habersizlerdir. Onlara sorsan : «Adam uyuyor» derler ve baĢka bir Ģey
bilmezler. ĠĢte ölü de böyledir. Görülen âlemden görülmeyen âleme intikâl
etmiĢtir. O, bizim yanımızda Cennet'in zevkine vardığı gibi, Cehennem'in
azâbını da çeker fakat bizim bundan haberimiz olamaz. Çünkü bizim
duyularımız o gizli âlemi idrâk edemez.

......
Azîz kardeĢim, Ģunu da bilmiĢ ol ki, ölü, defnedildikten sonra Nekir ve
Münker meleklerinin sorularına cevâp verirken bir müddet mezarı baĢında
beklemek,

onun için duâ ve istiğfâr etmek de sünnettir. Nitekim rivâyetlere göre Sa'd b.
Muâz (r.a) öldüğü vakit, Rasûl-i Ekrem cenâze merâsimine katılmıĢ, onu teĢyi'
ediyor, orada parmak uçlarına basarak dolaĢıyordu. Bunun sebebini kendisine
sorduklarmda :

«YetmiĢ bin melek, bu cenâze merâsimine katılmıĢtır.» buyurdu. Cenâze


defnedildikten sonra Rasûl-i Ekrem :

«Ayrılmayın, kardeĢiniz Sa'd Ģu anda meleklerin sorusu ile karĢı karĢıyadır.


Onun için duâ ve istiğfâr ediniz.» buyurdular. Amr b.el-Âs, ölüm döĢeğine
yattığı vakit çocuklarına : «Oğullarım, bir deve boğazlanıp eti taksim
edilinceye kadar mezarımdan ayrılmayın. Zîra o esnâda ben meleklerin
soruları ile karĢı karĢıyayım. Siz baĢımda bulunursanız, sizinle ünsiyet
ederim.» diye vasiyette bulunmuĢtur. Buna göre de ; ölü defnedildikden sonra
bir müddet baĢında beklemek müstehaptır.

Yine bu müstehap cümlesindendir ki, oradakilerden birisi mezar baĢında


durarak, ölünün hayatta iken konuĢtuğu ve anlayabileceği bir dil ile :

«Ey filâncanın oğlu filân, dünyâda ne üzerine olduğunu hatırla ki o;

ġehâdetiyle, öldükten sonra dirilmenin, kıyâmetin Cennet ve Cehennemin hak


olduğuna inanman idi. Sen dünyâ hayâtında Allâh'ı Rabb: Muhammed
Aleyhi's-selâm-ı Peygamber kabul etmiĢ, din olarak Ġslâmiyeti seçmiĢtin.
Kur'ân-ı imâm, kâ'beyi kıble ve mü'minleri kar-

deĢ kabul etmiĢdin.» Bu anlattıklarımız, Taberânî'nin rivayetidir.

Telkinde ölünün annesinin adını bilemezse «Ey Havva'nın oğlu» diye seslenir.
Rasûl-i Ekrem'den böyle rivayet edilmiĢtir. Denildi ki : Bu Ģekilde telkin
yapılınca, meleklerin biri diğerinin elinden tutar ve :
— Artık bizim soracağımız kalmadı. ĠĢte baksana, soracağımız söyleniyor,
der. Fakat bu telkinin faydası varsa mü'minleredir. Kâfir ve münâfıklara bir
faydası yoktur. Çünkü onun dünyâda imanı yoktu ki, öldükten sonra bu telkin
kendisine fayda versin. (Değil öldükten sonra mezarda yapılan telkin, ölüm
ânında âhiret keĢfedildikten sonra yapılan îmanın da faydası yoktur. Çünkü
îman gaybedir. O anda gayb, ortadan kalkmıĢtır.) Mümine ise dünyâdaki
îmanını hatırlatmıĢ olur. Çünkü adam bir yandan ölüm acısı, bir yandan
mezar vahĢeti ve bir yandan korkunç melekler karĢısında ĢaĢırmıĢ olabilir. (Bu
da hayattakilerin ölülere ses duyurabilmesine bağlıdır ki, bu hususda
rivâyetler kesîn değildir. Bir rivâyette ölülere bir Ģey duyurulamaz. Diğer
rivâyette ise, ruhlar duyar fakat bedenden ayrıldıkları için kendileri duyurma
âletlerini kaybettiklerinden, duyuramazlar.)

Gaybe nisbetle kabrin durumu bu olmakla beraber, müĢâhede edip


bildiklerimize gelince, Kur'ân-ı Kerîm'de :

(34) ve yine :

(34) Ez-Zâriyât : 55

(Allah'tan)
(35) buyurulmuĢtur.

GeçmiĢler, çok harîs oldukları ve bin bir zahmetle yığdıkları hattâ isyan yolu
ile topladıkları servetlerinden mezarlarına bir Ģey getirmemiĢlerdir. Ancak bir
kefen götürmüĢler ve yaptıkları amelleri ile baĢbaĢa kalmıĢlardır. Buharî,
Müslim ve Tirmizî'nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasul-i Ekrem
(S.A.V.) :
(kendisi ile)
buyurdu.

Hakîkaten malı teneĢir tahtasına kadar, âile efrâdı mezar baĢına kadar gider.
Sonra ameli ile baĢbaĢa kalır, iyi ise mükâfatını alır, kötü ise cezasını çeker.
Sonra vahĢî karanlık ve dar olan mezarın lahdine o güzel yüzünü dayar ve
toprak ile örterler. Çok geçmeden o güzel beden çürür ve kokmağa baĢlar.
Gözleri yanaklarına akar. Etini kurdlar yer ve nihâyet iskelet hâline

(35) El-Âlâ : 10,11

gelir. O güzellik kaybolur. BaĢda; burun, göz, kulak ve ağız delikleri kalır.
Senden önce ölenler böyle olduğu gibi sen de böyle olacaksın. Nitekim
Hakîmi'n biri Ģöyle anlatır :
Rivâyete göre, her gün herkesin mezarı kendisine Ģöyle seslenir :

Aziz kardeĢim, Ģurasını da iyi bilki, ölüm ile berâber bütün sevgiler kesilir.
Ancak Allâh için olan sevgi kalır. Görmez misin, en kıymetli bir kimse olup
rûhu bedeninden ayrıldıktan sonra nasıl bütün yakın ve dostları kendisinden
uzaklaĢır ve bir an önce onu mezarına koymağa çalıĢır. Sonra da hiç yokmuĢ
gibi bir hâle gelir. Hz. Ali (K.V.) Medine kabristanına uğramıĢ ve selâm
verdikten sonra :

— Ey burada yatanlar, önce siz mi durumunuzdan haber verirsiniz, yoksa ben


mi durumumuzdan sizi haberdâr edeyim, der. Bu sırada bir .ses duyar. Bu
ses, selâmı iâde eder ve :

— Önce sen bize haber ver, der. Hz. Ali (K.V.) :

— EĢleriniz evlendi. Mallarınız bölündü. Çocuklarınız öksüzler arasına katıldı.


Apartmanlarınızı sevmediğiniz kimseler iĢgal etti. ĠĢte buradaki durum,
bundan ibârettir. Siz ne haldesiniz? Mezardan gelen bir ses Ģöyle cevap verir :

— Kefenler çürüdü. Saçlarımız dağıldı. Derilerimiz parçalandı. Gözlerimiz


yanaklarımıza akdı. Burunlarımızdan cerâhat çıkdı. Burası için takdim
ettiğimizi bulduk. Geride bıraktığımızın zararını çekdik. Biz isek
amellerimizin rehiniyiz.

Yine bunun gibi Mâlik b. Dinâr; Bir gün ibret almak için kabristana uğradım
ve orada Ģu beyitleri okudum :

Kabristana uğradım ve onlara sordum :


Tam bu sırada bana cevap veren bir ses :

Azîz kardeĢim, zaman geçince ölü mezarında toprak olur. Peygamber,


Ģehîdler ve Hamele-i Kur'ândan baĢka herkes çürür. Yalnız bunlar çürümez.
Müezzinlerin de çürümediği söylenir. Bunlardan baĢka herkesin cesedi
çürüyecek. Ancak kuyruk sokumlarında küçük bir miktar kalır ve kıyamet
günü cisim, bunun üzerine kurulur. Ahmed, Müslim, ve Tirmizî'den baĢka
Sünen sâhibleri Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurdu. Üzerinde dolaĢtığımız toprağın her zerresinde bir insan uzvu


olduğunda Ģüphe yoktur. ġâir diyor :

Kurtubî «Tezkire» sinde Ģöyle bir hikâye anlatır :

Ġki kiĢi bir arâzi üzerinde «Senindir, benimdir» diye münâkaĢa ediyorlardı.
Yanlarında tuğladan bir duvar vardı. Duvardan bir tuğla seslendi r «Ne için
münâkaĢa ediyorsunuz? Beni dinleyiniz. Ben de zamanında sizin gibi bir
insan ve hattâ bir hükümdardım. Uzun sene yaĢadım. Bir çok atlara bindim ve
uzun saltanat sürdüm. ġukadar kadınla evlendim. Nihâyet öldüm. Uzun sene
toprakda kaldım. Sonunda tamamen çürüyüp toprak oldum. Bir çömlekçi
geldi, toprağımı çömleğe elveriĢli buldu. Benden çanak çömlek yaptı. Bir
zaman insanlar beni, yemek kabı olarak kullandılar. Nihâyet kırıldım. Beni
tekrar toprağa attılar. Yine çürüdüm toprak oldum. Bir zaman sonra tuğlacı
geldi toprağımı beğendi ve beni tuğla yaptı sattı ve Ģu anda burada
bulunmaktayım. ĠĢte sizin münâkaĢa ettiğiniz dünyâlık bundan ibârettir.
Benden ibret alında münâkaĢayı bırakın.» O ne büyük Allâhdır ki bizi
topraktan yarattı, sonra toprağa verecek ve yine toprakdan çıkaracaktır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de :

«Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık. Sizi (ölümünüzden sonra) yine ona
döndüreceğiz. (Ba's zamanında da) sizi bir kerre daha ondan çıkaracağız.» (36)

buyurulmuĢtur.

Burada iĢâret etmek istediğimiz bir cihet de : ölü-

(36) Tâhâ : 56

yü ma'zeretsiz olarak tabut ile mezara defnetmektir. Çünkü bu, fuzûli bir
masraftır. Nihâyet hepsi çürüyüp toprak olacaktır. O halde o tâbuta yapılan
masrafı, ölünün rûhu için bir fakire vermek çok daha sevaptır. Ve fakir için
daha hayırlıdır. Bunun gibi, mezara ölünün eĢyâlarını koymak haramdır.
Çünkü açık ve fuzulî bir israftır. Aynı zamanda bu, diğer milletleri taklittir.
Halbuki müslüman olmayanları taklîd etmekten men' olunmuĢuz. Biz onlara
muhâlefetle memuruz. Ancak, dinimize uyan bazı hareketlerini, dinimize
uyduğu için yaparız.

Bunlardan daha önemlisi, ağır masraflarla kapalı, kubbeli ve iĢlemeli türbeler


yapmaktır.

Buraya yapılan masrafları hayır müesseselerine vermek, çürümüĢ kemiklere


bu masrafı yapmaktan çok daha makbuldür. Bu masraf, bir kaç yönden
haramdır :

1 — BoĢ ve faydasız yere malı israf; ne ölüye faydası var ne de diriye.


2 — Bu iĢ, ölünün defni için ayrılan bir yere haksız bir tasarruftur; helâl
değildir.

3 — Ġnsanlar bu kubbe altında yatan ölüye aldanır ve. ondan bir Ģey istemeğe
kalkıĢır. Halbuki onun durumunu Allâh bilir.

4 — Ba'zı yerlerde bu türbeler birer fesad yuvası ve kötü iĢler merkezi haline
gelir. ĠĢte bu sebeplerden kubbeli türbe haramdır. Bunun gibi, üzerini tahta
ile örtmek de haramdır. Müslim, Ebû Davûd ve Tirmizî Ebû'l-Heyâc el-Esedî,
(r.a.) den rivâyetlerinde diyor ki, Hz. Ali (r.a.) bana dediki :

— Rasûlullâh'ın beni gönderdiği bir yere seni göndereceğim. Rasûl-i Ekrem


(S.A.V.) bana :

buyurmuĢtu dedi. Yine Müslim ve sünen sâhiblerinin Câbir (r.a.) den


rivâyetlerinde, Peygamber (S.A.V) Efendimiz; Mezarların üzerinde harç ile
inĢâat yapmaktan üzerini kapatmaktan, mezar taĢlarını yazmaktan,
mezarların çiğnenmesinden men'etmiĢtir. Ancak ölüm tarihi ve ölenin adı
yazılabilir. Doğrusunu Allâh bilir.

Sevgili kardeĢim, Allâh hepimizi baĢarıya ulaĢtırsın. BilmiĢ ol ki, bu dünya


hayâtı fânidir; sona erecektir. Ġnsanlar öldüğü gibi bu dünyâ da yıkılacak, bu
düzen bozulacak; ay, güneĢ ve yıldızlar kararıp dökülecektir. Sonra âhiret
günü gelecek ve insanların, dünyâda yaptıklarının hesâbı görülecek; bir kısmı,
nimetleri devamlı olan Cennet'e ve bir kısmı da Cehennem'e gidecektir. Bu
kitapda bölümünde her iki fırkanın hâlini
öğreneceksin.

Bilirsiniz ki, âhirete inanmak îmanın sıhhatinin Ģartındandır. Âhirete îman


etmeyen, kâfirdir. Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok Âyetlerinde bu husus tasrîh
edilmiĢtir. Bu Âyetlerin bir kısmı, insanları o günün dehĢetinden korkutur; bir
kısmı oranın durumunu anlatır; bir kısmı da kıyâmetin kesîn olarak vukû'unu
bildirir. Nitekim ba'zı âyetlerde de kıyâmet gününün adları sayılır: Kıyâmet,
Sâat, Kâri'a. GâĢiye, Hakka, Tâmme, Sahba Vâki'a, Hesap günü vesâire gibi.
Kıyâmet ile ilgili Âyetler :
«Ve çünkü o saat elbette gelecektir. Onda hiç bir Ģüphe yoktur. Muhakkak
Allâh, kabirlerde olan kimseleri de diriltip kaldıracaktır.» (37)

(37) El-Hac : 7

(n vaktini)

(ve hevesi)
(1ar).
(38)

KardeĢim, gel berâberce Ģu güne göz gezdirelim, onun güçlüklerini,


merhalelerini ve Allâh'ımıza arzedileceğimiz günü düĢünelim. Belki bu sâyede
kendimize çeki düzen verir, günâhlardan çekinir ve iyi amellere yöneliriz.
Nasıl Allâh'a yönelmeyiz ki, Ģu anda kıyâmetin bir çok alâmetleri belirmiĢ
bulunmaktadır.

BilmiĢ ol ki, kıyâmetin, biri küçük, diğeri büyük olmak üzere iki çeĢit alâmeti
vardır. Küçük alâmetler kıyâmete yakın, büyük alâmetler ise hemen kıyâmetin
arefesindedir.
Küçük alâmetler pek çok olmakla berâber bunlardan ba'zıları : Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) in peygamber olarak gönderilmesi ve ümmetinin meydana çıkmasıdır.
Buharî ile Müslim'in Sehl b. Sa'd (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
ġehâdet parmağı ile orta parmağını iĢaret ederek :

(38) Tâhâ : 15, 16

«Benimle kıyâmet arasında bu kadar zaman vardır.»

buyurmuĢtur. Kıyâmetin alâmetlerinden ba'zıları da büyük inĢâatlar,


mescidleri tezyîn, emânete hıyânet, içki ve bid'atlerin çoğalması, kadınlarda
hayânın azalması, hâkimlerden adâletin kalkması, bereketin azalması, Ģarkıcı
kadınların çoğalması, hîlekâr adamların emîn, emîn adamların hâin tanınması,
idâre iĢlerinin ehil olmayan kimselere verilmesi, fitnenin zuhûru, kadınların
çoğalması, erkeklerin azalması gibi hususlardır ki, bütün bunlar zamânımızda
mevcûd ve hepsi için sahih hadisler vârid olmuĢtur. Bunlardan ba'zıları :
Müslim'in Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur.

Yine Buharî'nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Yine Müslim'in rivâyetinde Ömer b. el-Hattâb (r.a.) Ģöyle anlatıyor:


Yine Hz. Ali (r.a.) den gelen bir rivâyette Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurdu. «Bunlar nedir.» diye soranlara cevaben Resûl-i


Ekrem :

buyurmuĢtur.

Yine rivâyete göre Peygamber Aleyhi's-selâm Cebrail Aleyhi's-selâm'a:

— diye sordu. Cebrâil


Aleyhi's-selâm :

, deyince, Peygamber Sallallâhu


aleyhi ve sellem, niçin ineceğini sordu. Cebrâil :

dedi.

Yine Tirmizî'nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur.

Azîz kardeĢim, dikkat edersen bu alâmetlerin hepsi zamanımızda mevcut ve


hemen hepsi tahakkuk etmiĢ durumdadır. Diğer ba'zı alâmetlerin de
belirtileri görülmeğe baĢlamıĢtır. Yâhûdiler ile savaĢ ve Fırat nehrinin altından
bir dağı meydana çıkarması gibi. Bu hususlar ile ilgili Hadîs-i Ģerifler :

Buharî ile Müslim'in Ġbni Ömer (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i (S.A.V.) :

buyurdu.
Yine Buharî ile Müslim ve diğerlerinin Ebû Hureyre (r..a.) den rivâyetlerinde,
Rasûl-i Ekrem (S.A V.) :

buyurmuĢtur.

Bütün bunların belirtileri görülmüĢtür. Eğer Peygamber Aleyhi's-selâm'm


haber verdiği alâmet'eriıı hepsini sayacak olsam, konumuz çok uzar.
Okuyucularımızı usandırmamak için mümkün olan kısaltmayı yaptık.

BĠRĠNCĠSĠ : Hz. Fatma (r. anha) nın neslinden gelecek olan Mehdî'dir .Yer yüzü
zulüm ile dolduğu gibi, o, yeniden yer yüzünü adâletle dolduracaktır. Ebû
Dâvud ve Tirmizi'nin Ġbni Mes'ûd (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) :

buyurmuĢtur.

Ahmed, Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin Ibni Mes'ûd (r.a.) den rivâyetlerinde,


Peygamber (S.A.V.) :
ve diğer rivayette
buyurmuĢtur.

Ebû Nuaym ile Revyânî'mn Huzeyfe (r.a.) den rivâyetlerinde Peygamber


Aleyhi's-selâm :

buyurmuĢtur.

IKINCÎSÎ : Deccâl'ın çıkmasıdır. O, en büyük bir fitnedir. Allâhu Teâlâ ona


tabiat üstü kuvvetler verir. Akılları hayrete düĢürür ve çokları ona aldanır.
Ancak Allâhu Teâla'nın koruduğu kimseler müstesnâ. Buna ĢaĢmağa lüzum
yok. Deccâl'dan daha beceriksiz kimselere bile insanlar aldanmaktadır.
Kehânet, falcılık ve gaybden haber vermeler gibi Deccâl ise buluttan yağmur
yağdırır ve istediği vakit durdurur. Çöl yerlerde ot bitirir, ölüyü diriltir;
hazîneler, arkasından koĢar. Bütün bunlar insanlar için fitne ve sebâtlarında
onları imtihandır. Mü'minler aldanmaz fakat kalblerinde Ģüphe olanların
ayakları kayar Deccâl'a uyar ve onun avenesi olur ordusuna katılırlar. Deccâl
hakkında vârid olan sahih rivâyetler :

Buharî ile Müslim'in Enes (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.)
buyurmuĢtur.

Yine Buharî ile Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Peygamber
Aleyhi's-selâm :

buyurmuĢtur.

Buharî ile Müslim'in Rebî b. HiraĢ (r.a.) den rivâyetlerinde, Ģöyle demiĢtir :

(Bir gün) Ebû Mes'ûd el-Ansârî ile berâber Huzeyfe b. el-Yemân'a gittik. Ebû
Mesûd Huzeyfe'ye :

— Deccâl hakkında Peygamberimizden iĢittiğini haber ver. dedi. Huzeyfe (r.a.)


de :

— Bizzât Rasûlullâh'tan Ģöyle buyurduğunu iĢittim :

Ebû Mes'ûd, bunu ben de iĢittim, demiĢtir.

Yine Buharî ile Müslim'in Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.) den rivâyetlerinde. Rasûl-i
Ekrem (S.A.V.) :
buyurmuĢtur.

ÜÇÜNCÜSÜ : Ġsa Aleyhi's-selâm'ın DımıĢk'ın Ģark tarafındaki minâre-i


beyzâ'ya inmesidir. Ellerini iki meleklerin kanadı üzerine koyduğu halde
sabah namazı vaktinde yere inecektir. Cemâat kendisini namazı kıldırmak için
buyur edecekse de O kabul etmiyecek ve: , diyecek.
Mehdi öne geçecek cemaate ve ona namaz kıldıracak. Bu da bu ümmetin ve
Peygamberinin Ģerefidir. Deccâl'ı kapısında yakalayıp öldürür. Bu
hususta vârid olan hadisler :

Buharî, Müslim ve Sünen ashabının Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde


Rasûl-i Ekrem (S.A.V.

(kudret)
(Ġsa) (gökten)
(O)

(nasârayi) k (zâlimlerden)

Bundan sonra Ebû Hureyre (r.a.) isterseniz :


(Ġsâya) (39) dedi.

Yine Müslim'in Câbir (r.a.) den rivâyetinde Rasûl-ı Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur.

Kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan Deccâl'ı, Ġsâ aleyhi's-selâm'ın gökten


yere inmesini, Ye'cûc ve Me'cûc'u ve diğerlerini bildiren Ģu geniĢ rivâyete
dikkat et:

(39) En-Nisa : 158

Müslim'in inde Nevvâs b. Sem'an (r.a.) dan rivâyetinde, sem'an diyor


ki: Bir sabah vakti Peygamber (S.A.V.) Deccâl'dan bahsederken onu zem ve
tahkir etti. Öyle ki, biz onu civârında zannettik. Yanma gittiğimizde
bizdeki hüzün ve kaderi anladı da:
— dedi. Biz de:

— Ey Allâh'ın Rasûlü, sabahleyin bize Deccâl'ı anlatırken onu tezyif ettiniz ve


ne büyük bir fitne olduğunu söylediniz; âdeta biz onun «Nahl» denilen yerde
bulunduğunu sanmıĢtık, dedik. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (S. A. V.) :

(arapların üzerine yürüyecek)

buyurdu. Biz Rasûl-


i Ekrem'e:

— Yâ Rasûlallâh, Deccâl yer yüzünde nekadar kalacaktır? dedik. Rasûl-i


Ekrem :

buyurdu. Bunun üzerine biz de:

— Ey Allah'ın Rasûl'ü, O bir sene gibi olan günde beĢ vakit namaz bize kifâyet
edecek mi? diye sorduk. Rasûl'ü Ekrem :

— Hayır, kifayet etmez. Ona göre namaz vakitlerini ayarlarsınız, buyurdu. Biz
:

— Yâ Rasûlallâh, Deccâl'ın yer yüzünde seyir sür'ati nasıldır?, dedik. Rasûl-i


Ekrem :

— ġiddetli rüzgâr önünde bulut sür'ati gibi (hareket eder). Bir kavmin
yanından geçer, onları dinine dâvet eder, onlar da ona îman ve icâbet ederler.
Bulutlara emreder yağmur yağar; yere emreder otlar, çayırlar biter. Hayvanlar
da mer'adan fevkal'âde besili ve sütlü olarak dönerler. (Bunlar istidrâc kabil
indendir.)
Sonra Deccâl baĢka bir kavme gider, onları da kendisinin rab olduğuna
inanmağa da'vet eder. Fakat onlar icâbet etmez reddederler ve Tevlıîd dininde
sebât ederler. Deccâl, onların yanından döner, o kavimden yağmur kesilir,
otlar kurur, mal namına ellerinde hiç bir Ģey kalmaz.

Deccâl eski harâbelere uğrar ve:

— Ġçinizdeki hazîneleri çıkarın, der, hemen bal arılarının beylerini tâ'kip


etmesi gibi, defineler de sür'atle Deccâl'ı tâkip ederler. Sonra Deccâl, kuvvetli
bir genci ulûhiyyetine inanmağa da'vet eder (Kabul etmediğinden dolayı
öfkelenerek) o delikanlıya bir kılıç havâle eder ki, hedefe atılmıĢ ok gibi
sür'atle delikanlının vücudunu birbirinden uzak iki parçaya böler, sonra onu
diriltir ve ulûhiyyetine inanmağa yine da'vet eder. Genç güler yüzle tevhîd
getirir. Tam bu sırada Allâhu Teâlâ Meryem oğlu Isâ'yı gönderir. Îsâ aleyhi's-
selâm, boyanmıĢ iki hülleye bürünmüĢ, ellerini de iki meleğin kanadları
üzerine ko-

yarak DımıĢk'ın doğusundaki Minâre-i Beyzâ'ya iner, baĢını eğince


hamamdan çıkmıĢ gibi tertemiz bir halde terler, baĢını kaldırdığı zaman da
saçından inci dâneleri gibi nurânî damlalar dökülür. Onan soluğunu koklayan
bir kâfir, muhakkak ölür. O, nefes, göz, alabildiği yere kadar uzanır.

Ġsâ aleyhi's-selâm, Deccâl'ı «Bab-ı Lûd»da yakalar ve onu öldürür. Sonra Ġsâ
aleyhi's-selâm'ın yanına Deccâlın Ģerrinden Allâh'ın koruduğu bir kavim gelir.
Ġsâ aleyhis-selâm oıılarm yüzünü mesheder ve Cennet'teki derecelerini haber
verir. Bu sırada Allâhu Teâlâ Ġsâ aleyhi's selâm'a Ģöyle vahyeder:

Ben, sana itâat eden bir cemaat meydana getirdim ki hiç bir kimsenin onları
öldürmeğe gücü yetmez. O kullarımı «Tûr» dağında muhafaza et.

Allâhu Teâlâ Ye'cûc ve Me'cûcu gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın


edecekler, ilk kâfile Taberiyye gölünü içer ve suyunu bitirirler. Son kâfile de
oradan geçecek ve : «Vaktiyle burada çok su varmıĢ.» diyecekler. Sonra Beyt-i
Makdis dağına yürüyecekler ve: «Yer yüzündekileri öldürdük, gelin de gök
yüzündekileri öldürelim.» diyecekler ve oklarını göklere doğru atacaklar.
Allâhu Teâlâ onların attıkları okları kana boyanmıĢ olduğu halde onlara iâde
edecek. Ġsâ aleyhi's-selâm ve arkadaĢları «Tûr» dağında mahsûr kalacaklar.
Öyle sıkıntı çekecekler ki, muhasaranın Ģiddetinden bir öküz baĢı, onlardan
her biri için, bu günkü paranızla yüz altundan daha kıymetii olacak. Hz. Ġsâ ve
arkadaĢları, onların fitnesinden kurtulmak için Allâh'a duâ edecekler, Allâhu
Teâlâ onların duâlarını kabul edip, Ye'cûc ve Me'cûc'a, «Nugaf» denilen küçük
kurdları enselerine musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allâh'ın kudretiyle tek
bir nefes gibi helâk

olurlar. Hz. Ġsâ ve arkadaĢları Tûr'dan yere inerler. Her tarafı onların leĢleriyle
dolmuĢ görürler. Yağlı leĢlerinin kokuları her tarafı kaplar.

Yine Ġsâ aleyhi'selâm ve arkadaĢları Allâhu Teâlâ'ya duâ ederler de Allâhu


Teâlâ deve boynu gibi boynu olan kuĢlar gönderir. Onlar, bu leĢleri alıp
Allâh'ın istediği baĢka bir yere atarlar. Sonra Allâhu Teâlâ bol yağmur indirir.
Bu yağmur her tarafı yıkar ayna gibi tertemiz, yemyeĢil bir hale getirir. Sonra
yer yüzüne: diye
emrolunur. ĠĢte o gün bir cemaat, tek nardan yiyip doydukları gibi, onun
kabuğu ile de gölgelenirler. Mer'aya gönderilen deve,sığır, koyun ve keçilerin
de sütleri bereketli olur. Öyle ki, sağmal devenin südü, kalabalık bir cemaatı
doyurur. ĠĢte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken,
Allâhu Teâlâ hoĢ bir rüzgâr gönderir halkı koltuklar da her mü'minle her
müslimin rûhunu kabzeder. Ortada en Ģerir insanlar kalır. O zaman da yek
diğeri ile boğuĢurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen erkek
kadınlarla cinsî münâsebetde bulunurlar. ĠĢte bu fenâ adamların üzerine de
kıyâmet kopar.»

DÖRDÜNCÜSÜ : Dâbbetü'larz adı verilen bir hayvanın çıkmasıdır. Bu hayvanın,


Sâlih aleyhi's-selâm'm nâkasının yavrusu olduğunu söyleyenler de vardır
Annesini boğazladıkları vakit kendisi ve annesinin çıktığı taĢ yarıldı da o bu
taĢın içine girdi, âhir zamanda çıkacaktır. Hangisi olursa, çıkacak olan bu
Dâbbe o kadar sür'atli gidecektir ki, kovaladığını yakalayacak ve önünde
kaçan kurtulamıyacaktır. Herkes onu kendi yönünde ve karĢısında görecektir.
Mü'minin alnına diye yazacak ve o kimsenin yüzü nurlanacak ve
parlayacaktır. Kâfirin alnına diye yazacak ve yüzü kararacaktır. Müs-

lümana , Kâfire diye seslenir. Nitekim Allahu Teâlâ :

O söz (ün mâ'nası) Kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vuku' (ve zuhur) a
geldiği zaman yerden bunlar için bir dâbbe çıkarırız ki bu, onlara insanların
âyetlerimize katî'i bir kanâat beslemezler idiğini (baĢlarına kakarak) söyler.»
(40) buyurmuĢtur.
BEġĠNCĠSĠ : GüneĢin batıdan doğmasıdır. Bu günü görenler feryâdı basar ve o
anda hepsi îman eder fakat daha önce îman etmiyenlerin o andaki îmanı
fayda vermez. Buharî, Müslim ve Ebû Dâvud'un Ebû Hureyre (r.a.) den
rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

. (GüneĢin batıdan
doğuĢunu) (Allâhu Teâlâ'nın buyurduğu gibi)

buyurmuĢtur.

ALTINCISI : Hicaz topraklarından bir ateĢ çıkmasıdır. Yine Buharî ile Müslim'in
Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur. Ba'zıları : «Bu ateĢ Aden körfezinden çıkacak ve halkı ġam'a


doğru sürecektir.» demiĢlerdir

Yine Tirmizî'nin Ġbni Ömer (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

(40) En-Neml 82

zinden bir ateĢ çıkacak ve halkı ġam'a doğru sürecektir.»

buyurmuĢtur. Bunun üzerine Ashâb-ı Kirâm :

— Ya Rasûlallâh, bize ne emredersin? dediklerinde, Rasûl-i Ekrem :

buyurdu.

Bundan sonra, Kur'an-ı Kerîm gerek hâfızların hıfzından ve gerek


sahîfelerden silinerek, insanlar tamâmen îmandan ayrılacak ve küfre
dönecektir. Nitekim bir hadîsi Ģerifde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

buyurmuĢtur. O zaman HabeĢîler Kâ'beyi taĢ taĢ yıkacak ve altındaki hazîneyi


çıkaracaklardır. O esnada yer yüzünde diyecek kimse
kalmayacakdır ki bu husus Rasûl-i Ekrem'den sahih rivâyet ile sâbittir.
Nitekim Müslim ile Tirmizî'nin Enes (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
(S.A V.) Ģöyle buyurmuĢtur:

Kıyâmete yakın yer, bütün zînetini takınacak, sular yer yüzü ağaçlanacak ve
ormanlarla süslenecektir. Nitekim Allâhu Teâlâ Ģöyle buyurmuĢtur :

(biçmiye, yemiĢlerini mahsullerini toplamaya)


a

(don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir


âfetimiz)
(41)

Tirmizî'nin Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) den rivâyetinde, Ģöyle buyurmuĢtur :

«Nefsim kudret elinde olan Allâh'a yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar
insanlarla konuĢmadıkça kıyâmet kopmaz. O zaman insanlar kırbaçlarının
ucu ve nâ'linlerinin kayıĢı ile konuĢur. Hattâ ayakları bile kendisinden sonra
evinde olanları haber verir. Ve yine. Arapyarımadası su ve yeĢilliklerle
dolmadıkça kıyâmet kopmaz.» Ahmed'in rivâyetinde ise :

buyurulmuĢtur. Ne zamanki insanlar dinden çıkar, putlara tapar,


yol üzerlerinde hayvanlar gibi kadınlarla çiftleĢir ve hayvanları konuĢturacak
seviyeye kadar ilim ilerlerse, iĢte o zaman kıyâmet kopar ve a üflenir.

(41) Yûnus : 24

Aziz kardeĢim, bilmiĢ ol ki, «Sûr» denen Ģey büyük bir boynuzdur. Hattâ
kutrunun gökler ve yer geniĢliğinde olduğu söylenir.Ġsrâfil aleyhi's-selâm'a
verilmiĢtir. Allâhu Teâlâ dünyânın ömrünü sona erdirmeği murâd ettiği vakit,
Ġsrâfil'e bu «sûr»a üflemekle emreder. Birinci üfleyiĢinde, Allâhu Teâlânın
istisnâ ettiği; Cebrâil, Ġsrâfil, Mikâil ve Azrâil aleyhimü's-selâm adlarında dört
büyük melek ile arĢı taĢıyan melekler, Cennet'teki hûriler ve Cehennem'in
Hâzini müstesnâ, diğer bütün canlılar ölür. Nitekim Âyet-i Celîle'de :

« (Birinci) (üfürülecek),

(ölecektir). (üfürülecektir).
(ölüler dirilip) (42) buyurulmuĢtur.
Ġsrâfil aleyhi's-selâm'ın vazifesi yaradılalıdan beri elinde «sûr» emre amâde
olarak beklemektir.

Tirmizî'nin Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.) den rivâyetinde, Rasul-i Ekrem (S.A.V.) :

(42) Ez-Zümer : 68

emir bekliyor.» buyurmuĢtur. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in bu ihtârı, Sahâbe-i


Kirâm'a fazla tesîr etmiĢ olacakki :

— Ne emir buyurursun, biz ne yapalım? yâ Rasûlallâh., diye sorduklarında,


Rasûl-i Ekrem :
— Siz de veya
deyiniz buyurmuĢtur.

Yine Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin Amr b. el-Âs (r.a) dan rivâyetlerinde ,Rasûl-i
Ekrem'e dan soruldu da Ģöyle buyurdu :

O, içine üflenecek olan bir boynuzdur. Ġsrâfil'e emrolunup oraya üflediğinde


yer yüzü çalkalanacak, gebe kadınlar çocuklarını düĢürecek, anneler
çocuklarını emziremez hâle gelecek, insanlar — sarhoĢ olmadıkları halde —
sarhoĢ gibi olacaklar. Gerçekde onlar sarhoĢ değil, fakat Allâh'ın azâbı
Ģiddetlidir.» Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de :

(ın azâbın)
(kadın kendi baĢının
derdiyle) (gece kadın)
(çocuğunu) (olmuĢ gibi)
(43) buyurulmuĢtur.

(43) ElHacc : 1-2

O günün Ģiddetinden anneler yavrularını unutacak, gebe olan kadınlar


çocuklarını düĢürecek, korkudan insanlar sarhoĢ gibi olacak ve nihâyet
öleceklerdir. O gün ilk ölecek olan, devesinin yalağını çamur ile sıvamakta
olan birisidir. Onunla birlikte devesi, sonra da bütün insanlar ölecektir.

Müslimi'n Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem


(S.A.V.) :
«Deccâl benim ümmetim zamânında çıkacak ve kırk müddet kalacak. (Râvî :
Kırk gün mü, yahud kırk ay mı veya kırk sene mi olduğunu bilmiyorum,
diyor.) Sonra Allâhu Teâlâ Ġsâ aleyhi-s-selâmı gönderir. O da Deccâl'i öldürür.
Sonra halk, yedi sene huzûr içinde yaĢarlar; öyleki iki kiĢi arasında düĢmanlık
olmaz. Sonra Allâhu Teâlâ ġam tarafından serin bir rüzgâr estirir. Bunun
üzerine, kalbinde zerre kadar hayır ve îman bulunan hiç bir kimse yer
yüzünde kalmaz, muhakkak ölür. Hattâ sizden biriniz dağlardaki inlere kaçıp
girse bile rüzgâr oraya kadar girip onun da ölümüne sebep olur. Artık yer
yüzünde iyilik bilmeyen, fenalıktan sakınmayan, Ģerre karĢı bir kuĢ gibi
sür'atle koĢan, canavar gibi hunhar, kötü insanlar kalır. ġeytan da onlara
(insan sûretinde) temessül ederek :

— Hâlâ dâ'vete icâbet etmiyor musunuz? der. Onlar

da :

— Bize ne emrediyorsun? derler. ġeytan onlara :

— Putlara tapınız., der. Onlar da buna uyarlar. ĠĢte bunlar, ahlâksızlıklar


içinde yüzerler ve putlara taparlarken rızıkları çoğalır, geçimleri düzelir.
Sonra ansızın ölüm borusu çalınır. Bunu duyan herkes, onun dehĢetinden

boynunun bir tarafını koyup kaldırıncaya kadar, ölür. Bu ölüm borusunu ilk
duyan adam, devesinin yalağını çamurla ta'mir ederken derhal can verir.
Etrafındakiler de ölürler. Sonra Allâhu Teâlâ çisinti gibi hafifçe bir yağmur
gönderir. Bu yüzden insanların çürümüĢ cesedleri, kuyruk sokumundaki
hurda kemikten türer. Sonra dirilmek için ikinci defa «sûr»a üflenir. Halk
kabirlerinden kalkıp Allâh'ın emrine intizâr ederler .Sonra : «Ey insanlar,
hesap vermek için Rabbınızın huzûruna gelin.» diye çağrılır. Meleklere :
«Durun durun, onlar sorumludurlar, onları tevkif ediniz.» denir. Sonra yine
meleklere : «Cehennemlikleri ayırınız.» emri verilir. «Kaç adetten kaç adedinin
çıkarılacağı sorulunca : «Her binden dokuzyüz doksan dokuzunu
ayırınız.».denir. ĠĢte bu gün, çocukları, derhal saçları ağarmıĢ ihtiyarlara
çevireceği, her hakıykatın apaçık meydana çıkacağı, hesap ve cezânın bütün
dehĢetiyle hüküm süreceği bir gündür.»

BilmiĢ ol ki, «Sûr»a üflendikten ve dört büyük melekten baĢka herkes


öldükten sonra, Allâhu Teâlâ Azrâil'e emreder; Cebrâil, Mikâil ve Ġsrâil'in de
canlarını alır. En sonra da kendi rûhunu kabzetmesini Azrail'e emreder.
Azrâil, kendi rûhunu kabzetmeğe uğraĢırken ölümün Ģiddetli acısından
yakınır. Artık yer ve gökler bomboĢ kalır. Hiç bir canlı yaratık kalmaz. Sonra
Allâhu Teâlâ : diye sorar fakat cevâp verecek
kimse olmadığından, bizzât kendisi : (herĢeye hâkim ve)
diye cevap verir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de :

« (kavuĢma) (ü) (kabirlerinden fırlayıp) (sâdir


olan) (Allâh buyurur) :
(Yine kendisi cevap verir:) (Her Ģeye hâkim ve)
(44) buyurulmuĢtur. Böylece gökler meleklerden, yer yüzü
de insanlardan boĢ kalır. Artık ins, cin, hayvan ve kuĢlardan, dünyânın süs ve
eĢyâlarından hiç bir Ģey kalmaz, hepsi çürür gider Allâhu Teâlâ buyuruyor :

(üp götürül) (46)

Rivayetlere göre yer yüzü 40 sene böyle ıpıssız kalır. Sonra Allâhu Teâlâ
Ġsrafil aleyhi's-selâmı yaratır ve ikinci defa «Sûr»a üfler.

Aziz kardeĢim, bilmiĢ ol ki, kıyâmet, ikinci defa a üfürüldükten sonra,


baĢlar. Bu ikinci üfürme de dirilme üfürmesidir. O gün, müddeti ellibin sene
olan bir gündür. Nitekim Allâhu Teâlâ :

(44) El-Mü'min : 16

(45) El-Hadîd : 10

(46) El-Kasas : 88
(bütün) (45) Diğer Âyeti Kerîme'de de
Ģöyle buyurulur :

(dünyâ
seneleriyle) (Habibim)

buyurmuĢtur. (47)

Allâhu Teâlâ yaratıkların dirilmesini murâd ettiği vakit, evvelâ, Ġsrafil, Mikâil,
Cebrâil ve Azrâil aleyhimu'-selâm'ı diriltir. Ġsrafil'e emreder; ikinci def'a
«sûr»a üfler. Dünyâya gelip geçmiĢ bütün yaratıklar dirilir. Mezarından ilk
önce kalkacak olan Hz. Muhammed (S.A.V.) dir. Cebrâil aleyhi's-selâm «Hamd
sancağı ile birlikte Rasûl-i Ekrem'in huzûruna gelir. Bir de ne baksın Rasül-i
Ekrem (S.A.V.) mubârek yüzünden ve sakalından toprakları temizlemekle
meĢguldür. Âlemlere rahmet olarak gönderilen yüce Peygamber Cebrâil'i
görür görmez :

— diye
sorar. Cebrâil :


diye cevâp verir. Nitekim Âyeti Celîle'de :

(bütün halk) (kabirden)


(48) buyurulmuĢ-
(47) El-Ma'âric : 5,6

(48) Kâf : 42

tur. Diğer Âyeti Kerîme'de

«O da'vet edicinin (misli) görülmemiĢ tanılmamıĢ bir Ģeye da'vet edeceği gün,
gözleri zelil ve hakir (dönmüĢ) olarak hepsi de çıvgın (ve yaygın) çekirgeler
gibi kabirlerinden çıkacaklar, o da'vet ediciye (boyunlarım uzatıp) koĢarak
(içlerinden) kâfir olanlar (öyle) diyecek (1er) : (49)
buyurulmuĢtur. Bir baĢka Âyeti Kerîme'de de Ģöyle buyuruluyor :

(kalkıp)
(O zaman Ģöyle)
(Ba's), (Allâh)
r (meğer) (50)

Diğer bir Âyet-i Kerîme'de de :

(49) El-Kamer : 6-8


(50) Yâsîn : 51, 52

(in)
a (mahĢere)
(ve hakaret)
(51) buyurulmuĢtur.

ġunu da bilmiĢ ol ki, Allâhu Teâlâ mahlûkatı diriltmeği murâd ettiği vakit,
Ģiddetli bir rüzgâr estirir, zerre hâlinde dağılmıĢ olan cisimler, havada
zerreler halinde toplanır; bulutlar gibi bir araya gelirler. Her cesedin zerreleri
kendi mezar baĢına gelir ve yağmur gibi mezarına yağar ve bütün ölüler
böylece tekevvün edip meydana gelirler. Nitekim Allâhu Teâlâ :

(ları)

(ölülerin) (si) (52)


buyurmuĢtur.

Buharî, Müslim ve Tirmizî'den baĢka Sünen sâhip-


(51) El-ma'âric : 43, 44

(52) Fâtar : 9

lerinin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ģöyle
buyurmuĢtur :

«Ġki sûr arasında 40 vardır.» Ba'zıları : Kırk ay


veya kırk sene olduğunu söyleyenler de vardır. Sonra gökten bir yağmur
yağar. Ġnsanlar yer yüzünden, bitkiler biter gibi, biterler. Ġnsanın kuyruk
sokumundan baĢka her parçası çürür. Kıyâmet gününde kuyruk sokumundan
meydana gelirler.

Rivâyetlere göre bu yağmur, âdetâ erkek menisine benzer. Kırk gün yer
üzerinde kalır. Sonra bundan cisimler meydana gelir. Ġbrâhim aleyhi's-selâm
ölünün nasıl dirildiğini Rabbisinden görmek istediğinde, cesedin parçalanıp
nasıl dirildiğini müĢahede etmiĢtir. Allâhu Teâlâ :

— Ġnanmadın mı?., buyurunca,

— Ġnandım, fakat Ģöyle bir de gözümle görüp daha iyi mutmain olmak
istedim., dedi. Gerçekde Ġbrâhim aleyhi's-selâm buna inanmıĢtı. Ancak oluĢ
Ģeklini gözü ile görmek istedi. Toprak olup dağıldıktan sonra rüzgârın
denize, karaya, doğuya, batıya dağıttığı bu zerrelerin nasıl bir araya
geleceğini merak ediyordu. ĠĢte onu gördü.

Rivâyete göre, Ġbrâhim aleyhi's-selâm'ın bu soruyu sormasının Ģöyle bir


sebebi vardır : Bir gün Ġbrâhim aleyhi's-selâm deniz kenârında bir insan ölüsü
görür. Dalga ölünün üzerini aĢdığı vakit, hemen denizdeki yaratıklar ölüye
saldırır, kopardıkları parçanın bir kısmı denize düĢer ve diğer bir kısmını
yerler Dalga çekilince kara ve hava hayvanları saldırır. Kara hayvanları

kopardıklarının bir kısmını yer ve bir kısmı topraklara düĢer. KuĢlar da


aldıkları parçanın bir kısmını yer ve bir kısmı da hava boĢluğuna gider. Bunu
görünce merak eder. Bunların böyle ayrı ayrı yerlerden nasıl toplanıp bir
araya geleceklerini görmek ister. Allâhu Teâlâ, ayrı cinsden dört kuĢ almasını
emreder. Rivâyete göre bu kuĢlar : Tâvus, Horoz, Karga ve Güvercin
kuĢlarıdır. Bunları alır baĢlarını keser, yanında alıkor. Sonra diğer parçaların
hepsini birbirine adamakıllı katıp karıĢtırır. Çevresindeki dağların herbirine bu
birbirine karıĢmıĢ gövdelerden birer parça atar. Dört veya yedi tepe üzerine
kondukları söylenir. Sonra da diye seslenir. Bütün o
parçalar havalanır, gök yüzünde birbirine karıĢır ve her zerre kendi parçası ile
birleĢerek havada baĢsız bir vücud manzarası alır. Nihâyet bu dört gövde
ibrâhim aleyhi's-selâm'a doğru gelir ve herbiri kendi baĢı ile birleĢerek âdetâ
hiç ölmemiĢ ve kesilmemiĢ gibi yeniden sapasağlam eski hey'-etlerine
dönerler. Allâhu Teâlâ :

Gördün yâ, Allâh hikmet ve izzet sahibidir-,

buyurur. Nitekim Kur'an-ı Kerim bu olayı Ģöyle anlatır :

«Hani Ġbrahim : demiĢ,


(Allâh, buna) inanmadın mı yoksa» demiĢ, o da «Ġnandım, fakat kalbimin
(gözümle de görerek) yatıĢması için (istedim diye) söylemiĢdir, (Allâh) dedi ki
: «Dört kuĢ tut. (kesip, hamur yapıp)

(53)
ġunu da iyi bil ki; Allâhu Teâlâ, mahlûkâtın cisimlerini bir araya toplayıp
vücud haline getirdikten sonra Ģöyle buyurur :

(bir araya)
(54) Sonra da yeniden onları diriltir. Bunun nasıl olduğunu biz bilemeyiz.
Nitekim Âyet-i Celîle'de Ģöyle buyurulmuĢtur :

(nızı) t (tekrar yaratılacağınızı da)


(55)

Bize vereceği yeni duyu kuvvetleri ile bugün göremediğimiz cinni, melekleri,
diğer Ģeyleri ve hattâ Rabb'ı-

(53) El.Bakara: 260

(54) El.Bakara : 148

(55) El-Vâki'a : 61, 62

mızı bile göreceğiz. Bu kitapta Cennet ve Cehennem ehlinin vasıfları hakkında


daha geniĢ bilgiler bulacaksın.

Nihâyet Ġsrâfil aleyhi's-selâm'a, ikinci def'a a üflemekle emredilecek ve


yukarda anlattığımız Ģekilde insanlar dirilecektir, insanlar yaygın pervâneler
gibi olacak. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Ģöyle buyurulmuĢtur :
Sevgili kardeĢim, o gün çok zor ve çok korkunç bir gündür. Bunu anlatmak
üzere Allâhu Teâlâ Ģöyle buyuruyor:

(vakit, o gün)
(57) Diğer Âyet-i Kerîme'de de Ģöyle buyurulmuĢtur :

(56) El-Kâri'a : 4

(57) El-Miiddessir : 8,9

«O gün insanlar yaygın (ve salgın) pervâneler gibi olacak.» (56)

Mezarlarımızdan yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kalkacağız. Nitekim


Buharî, Müslim ve diğerlerinin Ibni Abbâs (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i
Ekrem (S.A.V) Ģöyle buyurmuĢtur:

(korku ile) (sâhiplerinin)


(58)

Nasıl dehĢetli bir gün olmasın?, O günde gökler yarılıp dökülür, yer yüzü
çalkanır ve sarsılır. Dağlar parça parça olur. Yıldızlar kararıp dökülürler.
Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de o gün, Ģöyle tavsir ediliyor :
(kıyâmet kopmuĢ)
(ler)
ı (bucaklardakilerin) (melek)
(huzûra)
(59)

Aziz kardeĢim, iĢte bunun gibi çevrende gördüğün herĢey kıyâmet gününde
Allâh'ın dilediği baĢka bir yere gidecek, Âhiret âlemi meydana gelecek,
Cennet ve Ce-

(58) En-Nazi'ât : 6-9

(59) Elı-Hakka : 13-18

hennem hazırlanacak, bir de ArĢ-ı Âzam kalacaktır. Bu husus ile ilgili ba'zı
Âyet-i Kerîmeleri yukarda arz etmiĢtim. ġimdi diğer Âyet-i Kerîmeleri
arzedeyim.
Gökler hakkındaki Âyet-i Kerîmeler :

« (Yâdet) o günü ki biz göğü, kitapların sabitelerini dürüp büker gibi,


düreceğiz. îlk yaratdıĢa nasıl baĢladı ksa, üzerimizde (hak) bir va'd olarak,
yine onu iâde edeceğiz. Hakıykatte failler biziz.» (60)

«Gök yarıldığı zamanı.» (61)

«Gök çatladığı zaman.» (62)

«Artık gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül olduğu zaman.» (63)

Ây ve güneĢ hakkında Âyetler :

(60) El-Enbiyâ : 104

(61) El-ĠnĢikak : 1

(62) El-Ġnfitâr : 1
(63) Er-Rahmân : 27

(up karar)
(evet) diyecek
(64)

Gök ve göklerde olanlar yok olur Yerlere, dağlara ve sulara gelince, onlar da
aynı Ģekilde mahvolur. Bu hususlar ile ilgili Âyetler ve sağlam Hadisler :

A) Âyetler :

«GüneĢ dürül (üp söndürül) düğü

Ay ve yıldızlar hakkındaki Âyetler

«Yıldızlar (kararıp) düĢdüğü zaman.» (66)

«Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman.»

«Yıldızlar (ın ıĢığı) söndürüldüğii zaman.» (68)


«O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıĢtır, dağlar

(64) El-Kıyâm : 7 - 13

(65) Et-Tekvîr : 1

(66) Et-Tekvîr : 2

(67) El-Ġnfitâr : 2

(68) El-Murselât : 8

didik didik parçalanmıĢtır, derken (hepsi de) dağılmıĢ, toz hâline gelmiĢtir.»
(69)

«Dağlar atılmıĢ renkli yünler gibi olacak.» (71) ĠĢte böylece yer ve dağlar
durumunu değiĢtirir. Nitekim Allâhu Teâlâ :

«O günkü yer baĢka bir yere, gökler de (baĢka göklere) tebdil olunacaktır.»
(72) buyurmuĢtur. Yine Allâhu Teâlâ :

Sana dağlar (ın kıyâmet günündeki hâlini) sorarlar. De ki : «Rabb'ım, onları


ufalayıp savuracak. (Savuracak) da yerlerini dümdüz bir toprak hâlinde
bırakacak. Onlarda ne bir iniĢ, ne de bir yokuĢ görmiyeceksin.» (73)
buyurmuĢtur.

(69) El-Vâki'a : 4-6

(70) El-Müzemmil : 14

(71) El-Kari'a : 5
(72) Ġbrâhim : 48

(73) Tâhâ : 105—107

«O günde ki yer (1er), dağlar (zelzeleyle) sarsılır. Dağlar akıp yığılan bir kum
yığınına döner.» (70)

Deryâlara gelince, onlar toplanıp akıp gideceklerdir. Nitekim Allâhu Teâlâ


Ģöyle buyuruyor!

«O göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (canibi) nden size râm etti.
ġüphe yok ki bunda, iyi düĢünecek bir kavim için kat'î âyetler vardır.» (76)

ĠĢte bütün bunlar, yok olup gidecek ve sen, amelinin karĢılığını bulmak üzere
ortada kalacaksın.

(74) Et-Tekvîr : 6

(75) El-Ġnfitâr : 3

(76) El-Câsiye : 13

«Denizler ateĢlendiği zaman.» (74)


«Denizler fıĢkırttığı zaman.» (75)

ĠĢte bu anlattıklarımız, senin dünyâ hayâtından görüp bildiğin ve yaĢaman


için Allâhu Teâlâ'nın yaratıp senin emrine musahhar kıldığı Ģeylerdir. Nitekim
Âyet-i Celîle'de Ģöyle buyuruluyor:

Aziz kardeĢim, iyi bil ki Allâhu Teâlâ mahlûkâtı diriltip yerden çıkardıktan
sonra, onları mahĢer yerine sevkedecektir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Ģöyle
buyurulmuĢtur:

«Sûr'a da üfürülmüĢtür. ĠĢte bu, tahdîdin (tahakkuk etmiĢ) günüdür. (O gün)


herkes beraberinde sürücü ve Ģâhid (iki melek) bulunduğu halde, (mahĢere)
gelmiĢtir. Andolsun ki sen (dünyâda) bundan gaflette idin. ĠĢte senden
perdeni kaldırıp açtık. Bugün gözün (ne kadar) keskindir.» (77)

«O, bütün insanların bir arada toplanmıĢ olacakları bir gündür. O, (istisnâsız
bütün halkın) hazırolacakları bir gündür.» (78)
«O gündeki (Allâh) o toplama günü için hepinizi bir araya getirecek.» (79)

(77) Kâf : 20-22

(78) Hûd : 103

(79) Et-Tegâbun

«(Allah) hepinizi, hakkında hiçbir Ģüphe olmayan kıyamet gününe (götürüp)


toplayacaktır. (80)

«Bu, ayırd etme ve hüküm verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de
(bir arada) toplamıĢızdır.» (81)

Ġnsanlar dirilip mahĢer yerine sevk edileceği gibi, hayvanlar da dirilecek ve


mahĢere sevkedilecektir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de :

«VahĢî hayvanlar bir araya toplandığı zaman.» (82) buyurulmuĢtur.

ĠĢte böylece insanlar mahĢer yerine sevkedilecekler. Fakat mahĢer yerine


gitmek de farklıdır. Nasıl ki dünyâda uçak, taksi ve nihâyet yaya yolculuğu
yapıldığı ve bu, kiĢinin malî durumuna bağlı olduğu gibi, âhirette de durum
aynıdır. Herkes ameli nisbetinde vasıtaya biner. Hattâ kimi yaya olarak yola
düĢer ve kimisi de yüz üstü sürünerek gider. Bu bakımdan insanları üç sınıfta
mütalâa edebiliriz. Nitekim Allâhu Teâlâ «Vaki'a» sûresinde bunları
açıklamıĢtır. ġöyleki :
(80) El-En'am : 12

(81) El-Murselât :

(82) El-Tekvîr : 5

«Siz de (kıyâmetde) üç sınıf olmuĢsunuzdur. Ashâb-ı yemin (e gelince) o


ashâb-ı yemin (mutlu) durlar. Ashâb-ı Ģimale gelince, o ashâb-ı Ģimal ne
(bedbaht) dırlar. Hayır yarıĢlarında tâ öne geçip kazananlar (a gelince) : onlar
(orada) öncüdürler. ĠĢte onlar (Allâh) a en çok yaklaĢtırılmıĢ olanlardır.» (83)
buyurulmuĢtur.

Kıyâmet günü insanlar böylece üç ana sınıfa ayrılacaktır. «Kıyâmetin halleri»


bölümünde bu üç sınıfın durumlarını ayrı ayrı bileceksin.

Sâbikûn (hayır yarıĢlarında öne geçip kazananlar): Peygamberler, sıddıklar ve


Ģehidlerdir. Bunlar mahĢer yerine binitli olarak sevkedileceklerdir Nitekim
Allâhu Teâlâ :

«Müttakıyleri o çok esirgeyici (Allâh'ın) huzuruna (suvâri elçiler gibi)


toplayacağımız, günâhkârları ise susuz olarak Cehenneme süreceğimiz gün»
(84) buyurmuĢtur.
Ashâb-ı yemin, mü'minlerin avâmıdır. Onlar da yaya olarak yola
düĢürülecektir. Ashâb-ı Ģimal da kâfirlerdir. Bunlar da yüzleri üzerine
sevkedilecektir. Nitekim Kur'-an-ı Kerîm'de Ģöyle buyurulmuĢtur :

(83) El-Vaki'a : 7-11

(84) Meryem : 85, 86

(85)

Tirmizî'nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Rasûl-i Ekrem'e :

— Yüzü koyun nasıl gidilir, diye soranlara :

— Ayakları üstüne gezdiren Allâh, yüzü koyun da yürütür. Onlar yüzü koyun
yürürken, yüzlerini diken ve taĢlardan kayırırlar, buyurmuĢtur. Yine Buhârî ile
Müslim ve diğerlerinin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) :
«Kıyâmet günü insanlar üç fırka olarak haĢrolurlar. Birinci fırka gelecek hayatı
özleyen (geride kalan hayattan) nefret eden zümredir. (Ġkinci fırka) ikisi bir
deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevkolunurlar. Geri
kalanlarını (ki bunlar üçüncü fırkadır)

(85) El-Ġsrâ : 97

bir ateĢ haĢredip toplar. Onlar nerde istirahat ederlerse ateĢ de beraber
istirahat eder, onlar geceledikleri yerde onlarla beraber geceler, onlar
sabahladıkları yerde onlarla sabahlar ve onlarla beraber yürüyüp onların
akĢamladıkları yerde beraber akĢamlar.» buyurmuĢtur.

Bununla berâber mü'minlerin yüzleri neĢ'elerinden dolayı beyaz ve parlak;


kâfirlerin yüzleri ise siyah ve kederlidir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de Ģöyle
buyurulur:

(86) Âli Ġmrân : 106, 107


"O gündeki nice yüzler bembeyaz olacak nice yüzler de kapkara kesilecek.
Yüzleri simsiyah olanlara gelince (onlara) : «îmanınızdan sonra küfretdiniz
ha, iĢte o küfretmenize mukabil tadın azâbı (denilir). Yüzleri bembeyaz
olanlar ise Allâh'ın rahmeti içindedirler. Onlar bunun içerisinde ebedî
kalıcıdırlar.» (86)

Diğer Âyet-i Kerîme'de de Ģöyle buyurulmuĢtur:

«O gün yüzler vardır; pırıl pırıl parlayacaktır, gülücüdür, sevinicidir. O gün


yüzler vardır; üzerlerine toz top-

rak (bürünmüĢtür). Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. ĠĢte bunlar,
kâfir, fâcirlerdir.» (87)

Yine bunun gibi sâbikûn (hayır yarıĢlarında öne geçenler), meleklerin


getirdikleri Cennet hülleleri ile giydirileceklerdir. Nitekim Buhârî, Müslim ve
diğerlerinin Ibni Abbâs (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ģöyle
buyurmuĢtur :
Bunun gibi, melekler mü'minleri daha mezarlarında iken karĢılar ve Cennet'le
müjdelerler. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de :

«O en büyük korku bunları asla tasaya düĢürmez. Bunları melekler


karĢılayarak : (diye
Cennet kapıları önünde tebrik ederler.) (88)

ĠĢte böylece mahlûkât mahĢer yerine sevkedilir. MahĢer yeri ise dümdüz ve
bembeyaz bir yerdir, hiç bir pürüzü yoktur. Nitekim Buharî ile Müslim'in Sehl
b. Sa'd (r. a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ģöyle buyurmuĢtur :

Ġnsanlar mahĢer yerine sevkedilip bir araya toplandıkdan sonra uzun müddet
bekleyeceklerdir. Hattâ yetmiĢ sene diyenler varsa da daha fazla olduğunu
söyleyenler vardır. Hesap görülmesi için beklerler. Bugünün dehĢeti, Ģiddeti
ve korkunç manzarası, tarife sığmayacak kadar büyüktür. O günde hepmizin
yardımcısı Allâh olsun.

(87) Abese : 38-43

(88) El-Enbiyâ : 103

«O gün ruh ve melekler saf halinde ayakta duracaktır. Rahmeti umuma yaygm
olan (Allâh) ın kendilerine iziıı verdiğinden baĢkaları (o gün) konuĢamazlar. O
(ıılar) da (ancak) doğruyu söylemiĢ (1er) dir.» (90)

ĠĢte böyle melekler insanları kuĢatırlar. Ġnsanlar ise burada da birbirinden


farklıdır. Burada herkesin durumu açığa çıkacak, gizli hiçbir Ģey
kalmayacaktır. Nitekim Ayet-i Celîle'de Ģöyle buyurulmuĢtur:

Yukardaki izahattan, insanların düz ve beyaz bir yer üzerine sevkedileceğini


öğrenmiĢtik. Ġnsanlar burada yaptıklarının hesabını vermek için, uzun zaman
bekleyecekler; melekler yedi halka halinde insanları kuĢatacaktır. Nitekim
Kur'an-ı Kerîm'de :

r (zelzeleyle) parça parça dağıtıldığı zaman, Rabb'ın (m emri)


geldiği, melekler saf saf (indiği zaman).» (89) buyurulmuĢtur. Diğer Âyet-i
Kerîme'de de Ģöyle buyurulmuĢtur :

(89) El-Fecr : 21, 22

(90) En-Nebe' : 38

«O gündeki (bütün) sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır. Artık onun için ne


bir kudret ne de bir yardımcı yoktur.»1

Fakat ben önce mevkif'ın dehĢetinden ve zorluğundan, sonra da insanların


ayrılıklarından bahsetmeği uygun buldum.

KardeĢim, o gün güneĢ bir mil kadar insanlara yaklaĢacak ve beyinlerini


kaynatacaktır.

Müslim'in Mikdâd (r.a.) dan rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S. A.V.) Ģöyle
buyurmuĢtur:
«Kıyâmet gününde güneĢ, insanlara bir mil kalıncaya kadar yaklaĢır. (Râvi : Bu
mîl'in mesâfe mili mi yoksa sürme çekilen mil mi olduğunu bilemiyorum.»
demiĢtir.) «Ġnsanlar amellerine göre terler içinde kalacaklardır. Kimisi dizine,
kimisi göbeğine ve kimisi de boğazına kadar terlere gark olacaktır.» Resûl-i
Ekrem (S.A.V.) eliyle ağzını iĢâret ederek : «ĠĢte buraya kadar.»

Ġnsanların vücûdundan akan ter, yetmiĢ arĢın yere inecektir. Nitekim Buhârî
ile Müslim'in Ebû Hureyre

(r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) : Ģöyle buyurmuĢtur :

«Kıyâmet gününde insanlar öyle terlerler ki, terleri yetmiĢ arĢın yerin
derinliğine nüfûz eder ve halk kulaklarına kadar ter içinde kalırlar.»
Ġnsanlar mahĢer yerinde o kadar sıkıĢacak ki, buradan kurtulmak için
Cehennem'e gitmeğe bile râzı olacaklardır.

MahĢer yerinin güçlüklerinden birisi de, Cehennem'in mahĢer yerine


getirilmiĢ olmasıdır. Cehennem'in yetmiĢ bin yuları vardır. Her yularını yetmiĢ
bin melek çeker olduğu halde mahĢer yerine getirilir. Nitekim Kur'an-ı
Kerîm'de :

«Ki o gün cehennem de getirilmiĢtir, insan o gün

(her Ģeyi) hatırlayacak fakat hatırlamadan ona ne (fayda ?).» (92)

buyurulmuĢtur.

Müslim ile Tirmizî'nin Ġbni Mes'ûd (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem
(S.A.V.) Ģöyle buyurmuĢtur :

(92) El Fecr : 23

«Cehennem mahĢer yerine getirilir. Cehennem'in yetmiĢbin yuları vardır ve


her yularını da yetmiĢbin melek çeker.»

Cehennem getirildiği vakit Ģiddetli uğultu ve korkunç sesler çıkarır. Nitekim


Kur'an-ı Kerîm'de :
(93) buyurulmuĢtur. Diğer
Ayet-i Kerîme'-de de Ģöyle buyurulmuĢtur :

«O nun içine atıldıkları zaman onun kaynar haldeki

bed sesini iĢittiler (iĢitirler).» (94)

MahĢer halkına yaklaĢtığı vakit Cehennem'den bir boğaz Ģeklinde bir hortum
çıkar ve : «Ben üç sınıf insana müvekkel kılındım, onları almağa memurum.»
Bunlar : Allah'a Ģirk koĢup dualarında Allâh'a ortak koĢanlar, muannid
zâlimler ve tasvirciler, heykel ve sûret yapanlardır. der. ĠĢte bu üç sınıfı
kuĢların yemi toplaması gibi, toplayacaktır. Uzun müddet sürmekle berâber,
kısaca, hesap vermek için beklenilen yerin durumu bundan ibârettir. Gözler
yukarı kaldırılmıĢ, herkes hesabının görülmesini beklemektedir. Nitekim
Kur'an-ı Kerîm'de :

(93) El-Furkân : 12

(94) EI-Mülk : 7

(gün) (ĢaĢkınlıkla)
(95) buyurulmuĢtur.

MahĢer yerinde insanların derecelere ayrılmalarına ve gizli hallerinin açığa


çıkmasına gelince : Sâbikûn (hayır yarıĢlarında öne geçenler) ile mü'minlerden
ba'zıları güneĢin harâretinden uzakda kalır ve hattâ ArĢ-ı A'zamın gölgesinde
gölgelenirler. O günde ArĢ-ı A'zam'-ın gölgesinde olabilmek için ne gibi
amellerde bulunmak gerektiğini sana anlatayım ki, belki o amelleri iĢler ve
gölgelenecek bahtiyarlardan olursun. Buharî ile Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)
den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ģöyle buyurmuĢtur :

(95) Ġbrahim : 42

1
Et-Târık : 9-10