You are on page 1of 55

diyalektik Sayı: 1

Mart 2010
ODTÜ Fizik Topluluğu‟nun Tüm
Doğa ÂĢıklarına Sunduğu Bilim,
Felsefe ve Sanat Dergisi Ücretsizdir

ODTÜ FĠZĠK TOPLULUĞU


Ġçindekiler
Editoryal – Jack Yakup ARAZ……...…………………………..…………….2
Prof. Dr. Sinan BĠLĠKMEN Ġle Röportaj……………………………………..3
“Biz” “Ne ĠĢe” “Yararız”? – M. Ali OLPAK …..............................................6
Türkiye-CERN ĠliĢkileri – Mehmet T. ZEYREK……………………………8
Bilim Ve Teknolojinin GeliĢim Sürecinde
Nanoteknolojinin Yeri – ġakir ERKOÇ...........................................................12
Yapay Uydu Gözlemi – M. RaĢid TUĞRAL………………………………...18
EPR DüĢünce Deneyi – Sadi TURGUT……………………………………...20
Ne Olacak Bu Bilimin Hali? – Erman ÇETE……….………………………..27
Dil ve Evrimi – Ġsa Kerem BAYIRLI…………………………………………30
Felsefe
Bir Felsefe Öğretimi Yöntemi – Cemil GÜZEY……………………………..33
Postmodernizm; Nedir ve Ne Değildir? – Sena Nur CANSIZ……………38
Türkiye Sanatçısında Nietzsche Yanılsaması – Ahmet ANTMEN……….40 Sanat
Kısa Jazz Tarihi – Hakan ÇADIR…………………………………………….44
… - Mert DEMĠR……………………………………………………………….46
Son – Hazal GÜLġAN…………………………………………………………48
Çöl Kuyusu – Jack Yakup ARAZ……………………………………………..49 Topluluklardan Inciler

Diyalektik
ODTÜ Fizik Topluluğu’nun Doğa ÂĢıklarına Sunduğu Bilim, Felsefe ve Sanat Dergisi
Mart 2010 Sayı: 1

Editör
Jack Yakup Araz

Tasarım, Sayfa ve Kapak Düzeni


ODTÜ Fizik Topluluğu

Yazı Kurulu
M. Ali OLPAK, Mehmet T. Zeyrek, ġakir ERKOÇ, M. RaĢid TUĞRAL, Sadi TURGUT,
Erman Çete, Ġsa Kerem BAYIRLI, Cemil GÜZEY, Sena Nur CANSIZ, Ahmet ANTMEN,
Hakan ÇADIR, Mert DEMĠR, Hazal GÜLġAN, Jack Y. ARAZ

Dergi Ekibi
Hakan Gündüz, Yasin Atasoy, Gürcan Demirci, Tuğba Andaç

ĠletiĢim Adresi
diyalektikekibi@gmail.com

1
EDITORYAL

BĠLGĠ, insanın varlığının ilk gününden beri peĢinde koĢturduğu tek olgu. Doğayı
anlamak, çevresindekilere anlam vermek ve en önemlisi de neden demek. Küçük çocuklar
gibi, ĢaĢkın bir “Neden?” ĠĢte insanı hayvanlar âleminden bir parça farklı kılan ve kendimizi
hayvan olarak saymama hatasını yapmamıza neden olan tek kelime.

“Tek bildiğim hiçbir Ģey bilmediğimdir.” der Sokrates çünkü hiçbir zaman her Ģeyi
bilme Ģansı olamaz insanın.

Ludwig Wittgenstein‟ın da savunduğu gibi düĢüncelerimiz ne yazık ki kullandığımız


kelimelerle ve bu kelimeleri birleĢtirip türetebilmemizle sınırlıdır.

Bu yüzden artık doğayı anlamanın tek yolu matematik olmuĢtur ve felsefe doğayı
algılama bayrağını tamamen fiziğe devretmiĢ ve “neden”, “nasıl”a dönüĢmüĢtür. Thales‟ten
günümüze uzanan süreç her geçen gün bize doğanın farklı bir yüzünü göstermiĢtir. Ancak
fizik tek baĢına tüm bilinmeyenlere ıĢık tutamaz. Vizyonu dar bir toplum ıĢığın parlaklığını
arttırmak yerine onu karanlığın perdeleri ardına saklar. Bu yüzden felsefe ve sanat her
zaman bilimin yanında hatta bilimden daha yüksek basamaklarda koĢarak ilerlemelidir. Her
saniye omuzlarından baktığımız devlerin ayaklarının altına bir basamak daha koymalıyız ki
yeni cevaplar ve yeni “neden” ve “nasıl”lar bulalım. ĠĢte bu dergide soru sorma aĢkıyla
yanıp tutuĢan insanların sorularına bir derece cevap bulmaları ve yeni “neden”lere
yönelmeleri için çıkarılmaya baĢlanmıĢtır. Biliyoruz ki sadece fizik aydınlanmaya giden
yalnızca çok küçük bir yoldur bu yüzden dergide elimizden geldiğince tüm bilim dallarına,
felsefeye ve sanata el uzatmaya çalıĢacağız. Gerçek cevapların verdiği eĢsiz hazzı asla
kaybetmemeniz dileğiyle…

Peki, Ne ĠĢe Yarar Bu Diyalektik? Yenir Mi?

Diyalektik sizlere geliĢimin her rengini tattırabilmek için Bilim, Felsefe ve Sanatın
tüm dallarından oluĢmaktadır. BaĢlıkları ayrı ayrı ele almak gerekirse: Bilimde temel olarak
fizik, matematik, kimya ve biyoloji dalları ek olarak ise tıp, tarih, bilim tarihi, astronomi gibi
dalları içermektedir. Felsefe ise bilim felsefesi, ontoloji, siyaset felsefesi, din felsefesi, estetik
gibi konuları; sanat: edebiyat (öykü, Ģiir, hikâye), müzik, resim, tiyatro, dans, sinema ve
bunun gibi konuları içermektedir. Konular yalnızca burada belirttiklerimle tabiî ki kısıtlı
değildir sizlerin katkılarıyla geliĢtirebilir, diyalektiği yenmesi daha zevkli bir tatlı haline
getirebiliriz. Yeter ki unutmayalım, her Ģey bizim elimizde, küçük bir kalem darbesi ağ
bağlamıĢ kilitli dolapların yegâne anahtarıdır…

Jack Yakup ARAZ


ODTÜ Fizik Topluluğu

2
Prof. Dr. Sinan Bilikmen Ġle Röportaj
Gürcan Demirci

Hocam merhabalar, sizleri ODTÜ Bilim, fizik nedir ne değildir konularına


Fizik Bölümü Başkanı olmanızın yanı sıra girmeden bir öğrenci merak, neden, niçin,
öğrencilerle olan güçlü iletişiminiz, onlara sebep, iliĢki, sorgulama ve problem çözme
verdiğiniz önemli destekler ile birlikte gibi özelliklere önem veriyorsa bunları
topluluğumuza vizyon anlamında ki kendisine sağlayacak eğitim fizik
katkılarınız ile tanımaktayız. Bu eğitimidir. Bunun için neden ODTÜ Fizik
nedenlerle dergimizin ilk sayısında sizleri Bölümü„nü seçmelidir sorusuna yanıtım;
konuk etmek istedik. çünkü ülkemizdeki en iyi, en kaliteli, batı
standartlarında olan bir bölümdür. Sizler
Şüphesiz ki öğrencileriniz belki de bilmiyorsunuz geçen yıl
tarafından bu şekilde bölümümüz üniversitemizin tüm
tanınmanızda ODTÜ Fizik bölümlerinin (34 bölüm) eğitim ve
Bölümü‘ne vermiş olduğunuz araĢtırma performans değerlendirmesinde
önemin etkisi büyük. İlk sorumuz 1. olmuĢtur! Ayrıca Ġslam Kalkınma
da bu bağlamda olacak; Geriye Bankası, IDB tarafından sadece Ġslam
dönüp baktığınızda ODTÜ Fizik ülkelerindeki kurumlara verilen Bilim ve
Bölümü sizin için ne ifade ediyor? teknolojide üstün baĢarı ödülünü
kazanmıĢtır. Bu ödülü Türkiye‟den sadece
1963-64 döneminde ODTÜ sınavını
2004 yılında Bilkent Elektrik Bölümü
kazandım bilim adamı olmaya karar
almıĢtır.
vermiĢtim ve diğer üniversite sınavlarına
girmedim. O zamanlar her üniversite
ODTÜ Fizik Bölümü ‘nün bazı
kendi sınavını kendisi yapardı. Sebebini
başarılarına değinmişken; ODTÜ
bilmiyorum ama ODTÜ kara delik misali Fizik Bölümündeki çalışmalar bu
birçok kiĢiyi kendine çekmiĢtir ki o sene bölümün 50. kuruluş
zamana kadar da ilk mezununu bile yıldönümü olduğunu da
vermemiĢti. Ayrıca kampüsde mimarlık düşünürsek size göre istenilen
binasından baĢka da bina yoktu. Ancak 3. seviyede mi?
sınıfta S, üçlü anfi ve kütüphane binaları
bitmiĢti. Ayrıca Hazırlıkta okurken çam Fizikte çalıĢmalar hiç bir zaman istenilen
ağaçları dikilmesine baĢlanmıĢtı, bende 40 seviyede olamaz. Ama diyebiliriz ki Geçen
kadar fidan dikmiĢtim. Dolayısıyla bende 50 yılda geliĢme seviyemiz devamlı
bu kampüs ile büyüdüm sayılır. Yurt artmıĢtır. Ġlk 10 yılda hocalarımız Erdal
dıĢında geçirdiğim 7 yıl dıĢında 1964 Ġnönü, Feza Gürsey, Perihan Tolun, Ferit
yılından beri ODTÜ Fizik Bölümü‟nde Öktem, Adnan ġaplakoğlu, Önder
öğrenci ve öğretim üyesi olarak Tüzünalp, Mehmet Rona, Cavid Erginsoy,
bulunuyorum. Anlayacağınız gibi ODTÜ Hakkı Ögelman, Dilhan Ezer, Cengiz
ömrümün geçtiği yer! Geriye baktığımda, Yalçın ve diğerleri Bölümün temellerini
11 doktora 17 Master öğrencisi yetiĢtirmiĢ sağlam bir zemine oturtarak daha sonraki
olmamda ODTÜ Fizik Bölümünün 68 kuĢağını yetiĢtirmiĢlerdir. Bunlar
oynadığı rol çok büyüktür. arasında Mehmet Tomak, Halil Kırbıyık,
Hüsnü Özkan, Ahmet Gökalp, Esen
Peki, Sizce bir öğrenci neden Özsan, Ordal Demokan, Gülay Öke,
ODTÜ Fizik Bölümünde okumayı Tuncay Ġncesu, Aymelek Özer, Meral
seçmeli? Serdaroğlu, Mehmet Koca, Hüseyin

3
Akçay, Ahmet Ecevit, Gülsen yaklaĢmamdan dolayı galiba dedi. ġunu
Önengüt,Ümit Kızıloğlu, Erdoğan unutmayın ki problemin her türlüsüne
Apaydın, Ġmre Usseli, Yılmaz Akyıldız, sizlerin yaklaĢımı bir mühendis, bir
Metin Durgut, Namık Kemal Pak ve Sinan iĢletmeci, bir eğiticinin yaklaĢımından çok
Bilikmen sayılabilir. daha faklı olacaktır. Fizikçi olmanın
Fizik Bölümü ülkemizin diğer fizik ülkemiz dıĢına çıktığınızda ne kadar
bölümlerine çok sayıda öğretim elemanı ayrıcalıklı olduğuna Ģahit olacağınıza
yetiĢtirmiĢtir. Üniversitemizde en fazla inanınız. Ben buna bizzat Ģahit oldum.
doktora derecesi veren bir bölümüz. Buradan mezun olduğunuzda çok çalıĢıp 4
Mezunlarımız dıĢ ülkelerde üst düzey yılın hakkını verdiğinizde Fizik
kurumlarda baĢarı sahibi olmuĢlardır. Son kavramlarını iyice öğrenmiĢ, iyi
15 yılda araĢtırma makalesi yayın sayımız matematik bilen, bilgisayar kullanmakta
40‟ lı sayılardan 150‟ ye ulaĢmıĢtır ki bu kendini yetiĢtirmiĢ, topluluklarda aktif
hem üniversitemizde hem de ülkemizde görev almıĢ ve Türkçe ile Ġngilizcenizi çok
bölüm olarak en fazla yayın yapan bir üst düzeyde geliĢtirmiĢ bir mezun olmanız
bölümü göstermektedir. Diğer önemli bir her kapıyı açacaktır. Kısaca çağımızın
seviye göstergesi de son 10 yılda gerektirdiği donanımlara sahip bir
üniversite dıĢından alınan araĢtırma mezunumuz olacaksınız.
projeleri toplamının yaklaĢık 25 milyon
TL civarında olmasıdır. Bu göstergeler
hiçbir zaman yeterli olmayıp daha üst
seviyelere ulaĢmak hedefimizdir.
AraĢtırmalarımızın bir kısmının ülkemizin
teknoloji ve sanayisine önemli bir katma
değer sağlaması durumunda daha ileri bir
seviyeyi yakalamıĢ oluruz.
Bunu da, yakında savunma sanayi ve
güneĢ enerjisi araĢtırmaları ile
prototiplerin yapılmasıyla sağlanacağını
düĢünüyorum.

ODTÜ Fizik Bölümü ‘nün


kilometre taşları olan değerli
mezunlarımızdan bahsettiniz;
Sizce ODTÜ Fizik Bölümünden
mezun olmuş bir öğrenci ne gibi
temel özellikleri kazanarak bu
Biraz da ülkemiz sınırları dışına
bölümden mezun olur?
yönelerek Dünyadaki Fizik
çalışmalarını düşünürsek ODTÜ
Bu soruya yanıt olarak sizlerle Ģu anımı
Fizik Bölümü’nün bu alandaki yeri
paylaĢayım: 4-5 yıl önce Mezunlar
ne durumda?
gününde eski mezunlarımızla bölümde
toplandığımızda özel bir Ģirkette çalıĢan
Bu çok zor bir soru. Fizik araĢtırma
bir mezunumuz yanıma gelerek „‟hocam konuları çok geniĢ bir spektrum arz eder.
sizlere çok teĢekkür ederim, bizlere Bölümde bu spektrumun tüm bölgelerini
problem çözmeyi çok iyi öğretmiĢsiniz‟‟
hem insan gücü hem de mali olanaklardan
dedi. Bunu biraz açmasını istedim, bana
dolayı kapsamamız imkânsız. Ġlk önce iyi
Ģirkette herhangi önemli bir problemle
olduğumuz alanlar arasında Yüksek
karĢılaĢtıklarında hep bana çözüm
enerji, Yoğun madde, Nanobilim, Lazer ve
üretmek için danıĢıyorlar, problemlere Optoelektronik ve Astrofiziği sayabiliriz.
hep bir fizikçi mantalitesi ile

4
GeliĢmeye açık alanlar arasında girmeyi baĢarmıĢtır) arasından fizikçi
Matematiksel Fizik, Plazma Fiziği, olmayı seçenlerin sayısı %30 kadardır.
Nükleer ve Atom fiziğini söyliyebiliriz.
Hemen geliĢtirilmesi gereken alanlar Fizik Biliminin geleceğini daha çok
arasında enerji, çevre, biyofizik ve nükleer hangi fizik alanlarında
teknolojiler olmalıdır. Bu amaçla eğitim görüyorsunuz?
programlarımızın tekrar gözden
geçirilmesi bunun içinde gerekli öğretim Alternatif Enerji Kaynakları, Çevreyi
üyesi ile mali kaynakların sağlanması Koruma, Global Isınma, Nanoteknoloji,
gerekmektedir ki bu günkü Ģartlar altında Yoğun madde, Nükleer teknoloji
zorlanmaktayız. 2009-2014 yılları arasında (hızlandırıcılar dâhil), Biyofizik, Uzay
emekli olmuĢ ve olacak öğretim üyesi AraĢtırmaları ve Ultrakısa-Atımlı Lazer
sayısı 14 olup bunların yerini Teknolojileri ile Fotonik alanları öne
doldurmamız imkânsız gözükmektedir. çıkmaktadır.

Sizce Fizik Bilimi Türkiye de hak


Peki, Fizik bilimi alanında Türkiye ettiği yere sahip mi?
de yapılan çalışmaları yeterli
buluyor musunuz? Hak ettiği yerde değil. Çünkü ülkemizde
AR-GE ve buna dayalı yüksek teknoloji ve
YetiĢmiĢ insan gücü ve bilime ayrılan sanayi ürünü geliĢtirilmesi emekleme
kaynaklar göz önüne alındığında aĢamasında. Yüksek teknoloji ürünleri
çalıĢmaların yeterli olmadığını ancak temel bilimlerde iyi yetiĢmiĢ eleman
düĢünüyorum. Örneğin Kaliforniya da gücü ve araĢtırmalarının desteklenmesi
bulunan silikon vadisinde yer alan yoluyla ortaya çıkar. Ayrıca bilim ve
Ģirketlerde binlerce doktoralı, aynı Ģekilde teknolojide devletin yürüttüğü politikalar
lazer teknoloji Ģirketlerinde binlerce da önemli rol oynar.
doktoralı araĢtırmacı ve milyar dolarlık
AR-GE yatırımları yapılıyor ve o ülkenin Son olarak, Fizik bilimindeki
bilim ve teknolojide ilerlemesini sağlıyor. çalışmaları daha da geliştirmek
Son 5 yıldır ülkemizde bu konuda bazı adına ne gibi hamleler gereklidir?
iyileĢtirmeler baĢladı diyebiliriz. Ama
yeterli değil. Bilhassa fizikte kaliteli Tekrar edeceğim; eğitimin iyileĢtirilmesi,
öğrenci ve iyi eğitim veren kurum sayısı Ar-Ge‟ye devlet ve Ģirketler tarafından
çok az. Bu konuda Bölümümüz öğretim ayrılan mali kaynak, üst düzeyde bilim
üyeleri 1989 yılından beri ulusal ve politikaları, sanayici için „know how‟
uluslararası Fizik Olimpiyatlarına öğrenci üretilmesi gibi hamleler yapıldığında veya
yetiĢtirmektedir. YetiĢtirilen yaklaĢık 200 siyasiler ve sanayiciler tarafından
öğrenci (bunun 100 kadarı milli takıma yeterince desteklendiğinde Fizik ve diğer
temel bilimler hızla geliĢecektir.

5
“Biz” “Ne ĠĢe” “Yararız”?
M. Ali OLPAK

Ġnsanların fazlasıyla yoğun ve dikkatimizi bunlara yöneltiyoruz. Bu


yaĢadığı bir çağdayız (tabi iĢ sahibi anlamda, yaĢamın bütününde sürekli
olanların). Genelde çevremizde ya da birĢeyleri gözlemlediğimiz söylenebilir.
medya aracılığıyla bize sunulan Ama tabi ki, herĢeyi doğru anladığımız ve
yaĢamlarda bir koĢuĢturma, ne yaptığını süreçleri mükemmel Ģekilde
bilememe, ne yapacağını hiç bilememe yönlendirdiğimiz söylenemez.
hali var. Bu koĢullar altında, insanların
yaĢadıkları süreçlerle ilgili farkındalıkları ġimdi, Ģu soruyu sormak gerek:
merak konusu haline geliyor. Özellikle de, yaĢamımıza dair gözlemlerimiz ile,
yaptıklarıyla bir Ģekilde topluma yön toplumsal sorumluluk üstlenme meselesi
veren, yön verme misyonunu üzerinde nerede kesiĢiyor? Yine farklı yanıtlar
hisseden ya da geçmiĢten kalan kimi üretmek mümkün ve bu yanıtlar aynı
toplumsal ölçütlere göre, insanlara yol anda geçerli de olabilir, ancak öncelikli
gösterici olması beklenen kiĢilerin tecrübe olan Ģey, yaptığımız "iĢ"in tam olarak ne
ettikleri toplumsal süreçler, ayrı bir olduğunu/olmadığını sorgulamamız
gerilim baĢlığı oluyor. Tabi pek çok gerek.
alandan buna örnekler vermek mümkün,
ancak önce kendi mıntıkamıza bakmakta Tabi ki, ekonomik anlamda "iĢ"
fayda var. olarak tanımlanabilecek etkinliğimiz,
derslere/uygulamalara (lab) girmek, sınav
Bu farkındalık meselesi, yaĢamın yapmak, gözetmenlik yapmak, sınav
belli parçası ile sınırlı olarak okumak, vs. Bunun dıĢında bir Ģekilde
düĢünülmemeli. Örneğin, basitçe içinde yer aldığımız bilimsel etkinlik, bu
"Fizikçiler bilimsel dünya görüĢünün anlamda "iĢ" sayılamaz. Ne var ki,
toplumda kabul görmediğinin farkında akademinin pek çok bileĢeni için
olmalıdırlar" gibi bir tez öne sürmüyoruz. (araĢtırma görevlisi, öğretim üyesi farkı
Kimi olguları göz önüne alarak, kendi gözetmeksizin), bu etkinlik de bir nevi
alanımıza yansımaları üzerinden bunları "mesai"ye indirgenmiĢ durumda. Bunu iki
anlamaya ve tam olarak ne olup bittiğinin farklı gözlemle destekleyebiliriz. Birincisi,
farkına varmaya çalıĢıyoruz. Örneğin, bilimsel etkinliğin yapılıĢ Ģekline bakalım
liseden mezun oluyor, ÖSS'ye girip (tabi ki ülkemiz koĢullarında). Burada, iĢin
üniversite kazanıyor, bizim gibi baĢka içine öğrenci bileĢenini de katarak, Ģunu
insanları gözlemliyor ve onlarla gözlemleyebiliriz: ne bilgi üretimi, ne bilgi
paylaĢtığımız alanlardaki tecrübelerimizi aktarımı, alıĢılagelmiĢ bilim geleneklerinin
değerlendiriyoruz. Nihayet, hoĢumuza (aydınlanmayla beraber ortaya çıkan ve
giden/gitmeyen Ģeyler olduğunu görüyor özellikle aydınlanmanın "tarafı" olan
gelenekleri kastediyoruz) kendine özgü
M. Ali Olpak 2004 senesinde EskiĢehir Fatih Fen motivasyonuyla yürümemektedir. Sürekli
Lisesi'nden mezun oldu. 2004-2008 seneleri arasında
ODTÜ Fizik Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı.
olarak, üretilen ya da aktarılan bilginin "ne
Bu süreçte ODTÜ Fizik Topluluğu'nun daimi üyesi iĢe yarayacağı", gündelik anlamda
olan M. Ali Olpak 2007-2008 döneminde ODTÜ Fizik ekonomik/pragmatik bir bakıĢla
Topluluğu Yönetim Kurulu BaĢkanlığı yapmıĢtır.
2008 yılından itibaren ODTÜ Fizik Bölümünde sorgulanmaktadır. Ġkinci olarak, bilimsel
AraĢtırma Görevlisi olan M. Ali Olpak , ''Yüksek etkinliğin de, kendinden menkul bir yapı
Enerji Fiziği'' konusunda çalıĢmalarını
sürdürmektedir.
olarak iĢlediği algısını yaratan ve hatta bu
yapının kendinden menkul bir bürokrasi

6
olduğunu düĢündüren bir çalıĢma tarzını Buna yukarıda çizdiğimiz yabancılaĢma
gözlemlemek mümkündür. Bu ikinci tablosu kadar, toplumun diğer
baĢlık, aslında birincisini de kapsar; ancak kesimlerinin kendi pratiklerine
birincisi, ayrıca değerlendirilebilecek yabancılaĢması ve toplumun geneline
kadar görünür durumdadır ve ikinci sirayet etmiĢ bir çürümenin de sebep
baĢlığın harici içeriğinde, öğrenci bileĢeni olduğu söylenebilir: basitçe, ne yaptığımız
neredeyse yoktur. Bahsettiğimiz çalıĢma ya da yapmadığımız, belki
tarzı, sürece tam anlamıyla yabancılaĢma arkadaĢlarımızın bile umurunda değildir.
ile tanımlanabilir: bilimsel etkinlik,
çıktılarından bağımsız bir program olarak
yürütülmektedir ve ne bu çıktıların nasıl
değerlendirileceğine, ne de etkinliğe
kimlerin dahil olacağına iliĢkin, birkaç
yetkili insan dıĢında, hiçbir “mavi ya da
beyaz yakalı” personelin etkisi yoktur.
Dahası, etkinliğin diğer
toplumsal/ekonomik/siyasal unsurlarla
kurduğu bağlar da “olası en doğal”
bağlarmıĢ gibi algılanmaktadır.

Bizim mıntıkanın durumu budur.


Tabi ki sunulan düĢünceleri daha geniĢ
biçimde örneklemek ve açmak gerekirdi.
Ancak, bu baĢlıkların her biri, kendi
baĢına uzun uzun tartıĢılmayı hak ediyor
ve bunu hak eden baĢka konular da
mevcuttur. Bu konulardan biri, bilimsel
etkinliğe “çıraklık” düzeyinde katılan
öğrencilerin süreci ne Ģekilde tecrübe
ettikleridir. Aslında bir ipucu vermiĢ
ġimdi böyle bir tablo çizdikten
olduk; öğrencinin süreçte edilgen bir rolü
sonra, sanırım fizikçilerin gündelik
vardır. Tabi ki baĢka türlüsünün nasıl
pratiklerine iliĢkin özel bir Ģey söylemeye
olacağı sorulabilir. Hatta baĢka türlüsünü
gerek yok. Mıntıkanın genelinde durum
tasarlamanın gayet uğraĢtırıcı olduğu öne
neyse, bizim çevremizde de aĢağı yukarı
sürülebilir; ancak bilimsel etkinliğin,
odur. Buradan sonra söylenecekler, bu
kiĢisel motivasyonu da içeren ve bunun
durum karĢısında alınacak tavırlarla ilgili
bilgi üretimi açısından verimli
olmalıdır. Bu tavırlara dair tartıĢmayı, hak
değerlendirilmesini sağlayacak öğretici bir
ettiği geniĢlikte bir alana bırakarak, bir
iĢlevinin olması gerektiği
soruyla bitirelim: her birimiz, bu sürecin
unutulmamalıdır. Bu yüzden, çırakların
neresindeyiz, neresinde olmalıyız? Bu
da sürecin iĢleyiĢine dair bir farkındalıkla
soruya, “böyle iyi” Ģeklinde bir cevaba
sürece katılmaları mümkündür. Tek
indirgenebilecek tepkiler verenlere
baĢına bu farkındalık bile, öğrencinin
söyleyecek çok fazla söz olduğunu
rolünün bütünüyle edilgen olamayacağını
sanmıyorum. Ancak, baĢka türlü yanıt
göstermek için yeterlidir. Bunun ötesi,
verenlerin, iyice düĢünmeleri ve iĢe
tartıĢılmaya açık olmakla birlikte, kiĢisel
“bilimin ne iĢe yaradığına” iliĢkin elle
tercihlerin de belirleniminde Ģekillenir. Ne
tutulur bir görü kazanmaya çalıĢarak
var ki, bugün kendi çevremizden
baĢlamaları gerektiği, benim görüĢümdür.
baĢlamak üzere kuĢağımız çıraklarında,
dâhil olunan sürece dair tam anlamıyla bir
Saygılarımla,
farkındalık olduğunu söylemek güçtür.

7
Türkiye CERN ĠliĢkileri
Mehmet T. Zeyrek

Türkiye CERN‟nin kuruluĢunun ilk Daha sonra Çukurova üniversitesi grubu


yıllarından beri gözlemci ülke CMS deneyine katılmıĢ, Boğaziçi ve
statüsündedir. Ayrıca UNESCO, Avrupa Ankara üniversiteleri ise ATLAS deneyine
Komisyonu gibi kuruluĢlar, Hindistan, dâhil olmuĢlardır. LHC deneylerine
Ġsrail, Japonya, Rusya ve ABD gibi bazı baĢlangıçta TÜBĠTAK, daha sonra TAEK
ülkeler de CERN‟de aynı statüde yer destek sağlamıĢtır.
almaktadır.
2000‟li yıllarda Türkiye‟den gerek
Türkiye-CERN iliĢkilerin LHC deneylerine gerekse diğer CERN
baĢlaması, ODTÜ Fizik Bölümündeki deneylerine baĢka katılımlar da olmuĢtur.
çalıĢmalarla 60‟lı yılların ikinci yarısına Örneğin ODTÜ grubunun bazı üyeleri
rastlar. ODTÜ‟nün CERN‟de ilk katıldığı OPERA nötrino deneyine katılmaktadırlar.
deney Lambda parçacığının manyetik
moment ölçümleriydi (1966-1971). 1976-77 Son yıllarda katılımın ve
yıllarından baĢlayarak CERN‟deki WA17 desteklerin artmasına paralel olarak yeni
numaralı deneye katılan ODTÜ‟lü bir aĢamaya gelinmiĢtir. 2006 yılından
fizikçiler, bu deneyde nötrino baĢlayarak CERN çalıĢmalarının resmi
etkileĢimlerinden oluĢmuĢ kısa ömürlü koordinatörü ve finans sağlayıcısı olarak
yeni parçacıkların araĢtırılmasına katkıda TAEK olmuĢtur. Halen özellikle LHC‟de
bulundular. olmak üzere CERN‟deki çalıĢmalara 100‟e
yakın sayıda Türkiye‟deki üniversite
80‟li yılların sonuna doğru ODTÜ gruplarından katılan Türk araĢtırmacılar
ve Çukurova üniversitesinden doktora ve ayrıca yurt dıĢındaki üniversite ve
öğrencileri, CERN‟deki SPS araĢtırma gruplarına bağlı olarak çalıĢan
hızlandırıcısında proton demetlerinin Türk araĢtırmacılar da katılmaktadır.
karĢılıklı çarpıĢtırılıp jet yapılarının
incelendiği UA8 numaralı deneyde Türkiye 2009 yılında CERN‟e resmi
Türkiye‟yi temsil ettiler. üyelik baĢvurusunda bulunmuĢtur.
Türkiye ile birlikte Sırbistan, Güney
1990‟lı yıllarda CERN iliĢkilerimiz Kıbrıs, Slovenya ve Ġsrail ile birlikte
WA79 numaralı nötrino elektron CERN‟e tam üye olmak için
saçılmalarının incelendiği CHARM-II baĢvurmuĢtur. CERN konseyi bu
deneyinin son aĢamasına katılım ve daha baĢvuruları incelemek için bir çalıĢma
sonraki WA95 numaralı nötrino grubunun kurulmasına ve gerekli
salınımlarının incelendiği CHORUS çalıĢmaların yapılmasına karar vermiĢtir.
deneyine katılımla devam etmiĢtir. Bu son
iki deneye ODTÜ‟nün yanında Boğaziçi ve CERN ve LHC Deneyleri
Çukurova üniversiteleri de katılmıĢlardır .
Bu çalıĢmalara DPT ve TÜBĠTAK destek Ġsviçre-Fransa sınırı üstünde,
sağladı. Cenevre‟de CERN (Avrupa Nükleer
AraĢtırma Merkezi) 12 Avrupa ülkesinin
90‟lı yılların ikinci yarısından 1954 yılında kurduğu bir merkezdir. ġu
itibaren Türk grupları LHC deneylerinde anda 20 Avrupa ülkesi CERN‟ün üyesidir.
yer aldı. ODTÜ LHC deneylerinden CMS Türkiye CERN‟de gözlemci ülke
deneyine 1996 yılında dahil olmuĢtur.

8
statüsündedir. CERN‟ün temel amacı bin parçacıklardan bazıları boĢlukta
yıllar önce baĢlayan maddenin yapısını gidercesine kalınlığı metrelerce olan çok
anlama serüvenini günümüzde en uç yoğun malzemelerden, örneğin kurĢundan
noktada sürdürmek, yani bu konudaki boĢlukta gidercesine geçebilmektedir.
temel araĢtırmaları planlamak, ve Dolayısı ile detektörler, yoğun
uygulamaktır. Bu çalıĢmalar parçacık malzemelerden çok büyük hacimlerde
hızlandırıcıları dediğimiz makinalarda inĢa edilmektedir. Bu yolla bu parçacıklar
kurulan algılayıcılarda (detektörlerde) durdurulabilir ve incelenebilirler. LHC
yapılmaktadır. CERN‟ün Ģu anda deneyinde inĢaatı tamamlanmakta olan
gündemindeki en önemli proje içinde deneylerden biri olan CMS (Compact
bulunduğumuz yılın sonlarında Muon Solenoid) detektörü 21 metre
tamamlanacak ve çalıĢmaya baĢlayacak uzunluğunda 16 metre çapı olan
yaklaĢık 4 milyar dolar bütçeli LHC (Large silindirdir ve ağırlığı yaklaĢık 12,500
Hadron Collider) projesidir. CERN‟de tondur. Detektör karmaĢık ve hassas
günümüzde yapılan deneyler büyük sistemlerin bir araya gelmesiyle
bütçeli ve çok fazla sayıda ülke, bilim oluĢmuĢtur, ve ağırlıkları 200 ila 2000 ton
adamı, öğrenci, mühendis ve arasında değiĢen parçalar yerin 100 metre
teknisyenenin katıldığı mega bilim altına indirilerek birleĢtirilmektedir. Bu
projeleridir. dev cihaz 37 ülkenin 155 kurumundan
yaklaĢık 2000 bilim insanından oluĢan
CERN‟deki parçacık fiziği büyük bir bilimsel ve teknolojik ortaklık
araĢtırmaları, bilim ve teknolojiye, dolayı sonucunda ortaya çıkmak üzeredir.
ile insanlığın hizmetine çok değerli buluĢ
ve kolaylıkları da sunmakta ve 50 yıldan Her çarpıĢma sonrası
fazla bir süredir Nobel ödülleri ile algılayıcılardan yılda yaklaĢık 10 petabyte
değerlendirilmektedir. Bu teknolojik kadar veri toplanacaktır. Dünyada bir
katkılar arasında World Wide Web‟in yılda basılan tüm kitapların içerdigi veri
keĢfi, elektronik ve tekekomünikasyon bu miktarın 10,000 de biri düzeyinde
teknolojileri, biliĢim teknolojileri, yeni hesaplanmaktadır. Bu büyük miktardaki
malzemeler, süperiletken mıknatıslar, verinin iĢlenme ve depolanma sorunu bu
nükleer tıp uygulamaları, ve yeni enerji projenin üzerinde çok düĢünülen bir
kaynaklarını sayabiliriz. konudur. Bunun çözümü Grid
sistemlerinin kullanılmasından
LHC çalıĢtığı zaman 7 TeV‟lik geçmektedir. Grid sistemi dünyanın çeĢitli
(TeV=Tera elektron Volt) yüksek enerjili yerlerinde bulunan bilgi-iĢlem
proton hüzmeleri, her saniyede 40 milyon birimlerinin bir araya getirilmesi ile bilgi
kez çarpıĢacaktır. Bu çarpıĢmalar yerin iĢleyen ve depolayan bir üst sistemdir.
yaklaĢık 100 m derinliğinde çevresi 27 km Grid kaynakları, yüksek enerji parçacık
olan bir halkada gerçekleĢecektir. LHC‟de fiziği dıĢında tıp, biyoenformatik,
protonlar halkanın etrafına yerleĢtirilmiĢ nanoteknoloji ve meteorolojide de
yaklaĢık 10,000 superiletken mıknatıs kullanılmaktadır.
tarafından yönlendirilecek ve zıt yönlerde
dönen protonlar kütle referans sisteminde Protonların çok yüksek enerjilerde
14 TeV‟de çarpıĢacaklardır. ÇarpıĢma çarpıĢtırılması ile amaçlanan evrenin
noktalarındaki dev algılayıcılar (detektör oluĢumunun baĢlangıcı olarak kabul
sistemleri) bu çarpıĢmaları izleyecek ve edilen Büyük Patlamadan sonra saniyenin
kaydedecektir. Parçacık fiziği milyarda biri gibi çok kısa zaman
deneylerinde küçük kütleli oluĢları ve aralığındaki Ģartların benzerlerini
yüksek enerjileri nedeniyle çok uzun laboratuar ortamında yaratmak ve bu
mesafelere gidebilen parçacıklar Ģekilde evrenin Ģu andaki durumunu ve
gözlenmeye çalıĢılmaktadır. Bu iĢleyiĢ mekanizmalarını anlamaya

9
Mehmet T. Zeyrek, 1982 yılında ODTÜ Fizik
Bölümünden mezun oldu. ODTÜ‟de 1985 yılında
çalıĢmaktır. Bu Ģartlar altına yeni M.Sc. derecesini aldıktan sonra 1987 yılında
TÜBĠTAK-NATO bursiyeri olarak CERN‟e gitti.
parçacıkların ve oluĢumların ortaya
CERN‟deki doktora çalıĢmaları sonucunda, 1991
çıkması da beklenmektedir. Bunlar yılında ODTÜ‟de Ph.D. derecesini aldı. 1995 yılında
arasında Higgs parçacığı, süpersimetrik doçent, 2003 yılında profesör oldu. CERN‟ün yanında
parçacıklar, minyatür kara delikler, Avrupa, Japonya ve Amerika‟da çeĢitli üniversite ve
gravitonlar sayılabilir. Bu parçacıkların araĢtırma enstitülerinde deneysel yüksek enerji fiziği
alanında çalıĢmalar yaptı.
gözlenmesi ile evrenin iĢleyiĢ
mekanizmalarını anlamak ve bir çok LHC‟dekinden yaklaĢık 7 kat daha az
kuramsal çalıĢmanın geçerliliğini görmek enerjilerde gerçekleĢmektedir.
ya da reddetmek mümkün olacaktır.
Hızlandırıcılarda çok yüksek enerji ve çok LHC’de Durum
yüksek yoğunluktaki parçacık
demetlerinin sıklıkla çarpıĢmaların LHC, Eylül 2008‟de deneme
sonucunda sürprizlerin de beklenmesi çalıĢmalarına baĢlamıĢtır ve ilk kez
doğaldır. LHC makinasının en önemli ve protonlar LHC halkasında
bilim dünyasını heyecanlandıran tarafı da döndürülmüĢtür. Ancak kısa bir süre
budur. sonra meydana gelen bir teknik arıza
nedeniyle durdurulmuĢtur. Bu arıza
Parçacık fiziğinde maddenin temel ortaya konulan çeĢitli spekülasyonlara
yapısını anlama yolunda geliĢtirilen, karĢın, teknik bir arızaydı. LHC halkasını
kuramsal ve gözlemlere dayanan bir çok oluĢturan süperiletken mıknatısların bir
çalıĢma Standart Model adını verdiğimiz bağlantı noktasında oluĢan bir direnç
bir modelde birleĢtirilmiĢtir. Tüm süperiletken sistemin soğutulmasında
baĢarılarına karĢın yine de bu modelin kullanılan sıvı helyumun önemli bir
bazı temel sorulara yanıt veremediğini kısmının sızmasına ve 53 mıknatısın
biliyoruz. Bunlardan en önemlisi hasarına yol açmıĢtı. Makinanın mıknatıs
maddenin temel yapıtaĢlarının aksamı hızlandırıcıların en önemli
kütlelerinin nereden geldiği sorusudur. kısmıdır. Böylesine büyük bir teknolojik
LHC‟nin bu soruyu Standart Modelin projenin baĢına böyle bir arızanın gelmiĢ
öngördüğü Ģekilde yanıtlayacağı tüm olması bilim çevrelerini çok ĢaĢırtmıĢ
camianin ortak görüĢü. Bu yanıt Higgs adı ancak CERN yetkilileri çok zaman
verilmiĢ parçacığın gözlemiyle kaybetmeden bu arızanın onarılması için
gerçekleĢecek. Higgs parçacığı 1964 yoğun bir çalıĢma programı yapmıĢ ve bir
yılında Edinburgh üniversitesinden Peter yılı aĢkın bir zamandır bu çalıĢmalar
Higgs‟in önerdiği temel parçacıktır ve sürdürülmüĢtür. 2009 ilkbahar sonuna
Standart Modelde maddeye kütle doğru onarılan son mıknatısların halkaya
kazandıran unsurdur. Evrendeki karanlık yerleĢtirilmesi ile tüm halka tekrar
maddenin neden oluĢtuğu ve madde soğutulmaya baĢlamıĢ, bu iĢlemde
antimadde asimetrisinin nedenleri ile ilgili tamamlanınca 20 Kasım 2009 gecesi LHC
sorularımıza da LHC‟nin yanıtlar halkasında protonlar her iki yönde de
bulacağını bekliyoruz. döndürülmüĢtür. LHC‟nin yeniden
çalıĢmaya baĢlaması CERN tarihinde
LHC‟de proton çarpıĢmalarındaki önemli bir yer tutmuĢtur.
ulaĢılacak enerji ve parçacık demetlerinin
yoğunluğu ve çarpıĢma sıklığı bugüne 2009‟un sonlarında yeniden
kadar ulaĢılmıĢ en yüksek değerler baĢlayan LHC operasyonu detaylı kontrol
olacaktır. Örneğin, Amerika BirleĢik ve tüm aĢamalarda çok sıkı denetim ile
Devletlerinde Chicago‟daki Fermi tasarlanan çalıĢma Ģartlarına ulaĢmak
laboratuarında (Fermilab) Tevatron isimli amacını hedefledi. Öncelikle,
hızlandırıcıdaki proton çarpıĢmaları hızlandırmanın ilk aĢamasının

10
gerçekleĢtirildiği Süper Proton Sinkotron 2808‟e ulaĢmasının önerildiğini
(SPS) hızlandırıcısında 0.45 TeV enerjiye hatırlatalım. Aynı zamanda yine
ulaĢtırılan bir proton demeti 27 km‟lik tasarımda 100 milyar protonun bir demete
LHC halkasına oturtuldu ve demetler kısa sıkıĢtırılmasının amaçlandığı bu
süreler için LHC halkasında döndürüldü. hızlandırma iĢleminde bunun 10 da biri
Durgun kütlesi yaklaĢık 1 GeV (0.001 TeV) düzeylerine ulaĢıldı. Son olarak
olan protonlar bu enerjilerde ıĢık hızının protonların enerjileri LHC halkasında 1.18
yüzde 99.99975 kadar hızla hareket TeV enerjiye ulaĢtırılıp protonlar
ederler. Bu proton gibi çok küçük hızlandırıcıda karĢı karĢıya çarpıĢtırıldı.
parçacıklar için muazzam bir enerjidir. Bu da CERN tarihine bir dünya rekoru
Parçacıkların yörünge içindeki hareketleri olarak geçti. Kütle merkezinde 2.36 TeV‟a
kontrol edildi. Daha sonra parçacık ulaĢan LHC bu Ģekilde Amerika‟daki
demetleri daha uzun sürelerde halka Tevatron hızlandırıcısının yıllardır 1.96
içinde tutuldu ve halka içine iki yönden de TeV‟de sürdürdüğü liderliğine son vermiĢ
parçacıklar püskürtülmeye baĢlandı. Bu oldu.
aĢamada 27km‟lik LHC halkasındaki
deney noktalarında bu demetlerinin Aralık 2009‟un ilk iki haftasında bu
çarpıĢtırılması çalıĢmalarına gelinmiĢti. Ġlk hızlı geliĢmeler bütün bilim camiasında
operasyondan sonra bir kaç gün içinde bu büyük yankı uyandırdı ve önemli
aĢamaya ulaĢıldı ve parçacıklar kütle sayılacak miktarlarda veri de toplanması
merkezinde 0.9 TeV (0.45 TeV + 0.45 TeV) mümkün oldu. ÇeĢitli performans
enerjide çarpıĢtırıldı. Saç telinden daha analizleri yanında LHC‟nin bu ilk
ince boyutlara sıkıĢtırılan parçacık operasyon Ģartlarında birçok fizik olayı
demetleri çarpıĢma noktalarında tespit edildi, ölçüldü ve temel parçacık
algılıyıcıların (detektörlerin)‟de tespit fiziği modelimizin önğördüğü çeĢitli
ettiği gibi çarpıĢtırılınca maddenin temel parçacıkların varlığı çok hızlı bir çekilde
yapısının görüntüleri de ortaya çıkmaya gösterildi ce CERN‟de sunuldu. Hatta bu
baĢladı. Ancak LHC halkasında meydana çalıĢmalar arasında seçilen bazı analizler
gelen bu çarpıĢma enerjileri daha önceki yayın olarak hazırlandı ve dergilere
hızlandırıcılarda ulaĢılmıĢ enerjilerdi. gönderildi veya gönderilmek aĢamasına
Örnegin Amerika‟daki Fermilab‟da getirildi.
Tevatron hızlandırıcısı yaklaĢık 6.3 km‟lik
halkasında uzun yıllardır kütle 16 Aralık akĢamı LHC
merkezinde 1.96 TeV enerjilerde proton çalıĢmalarına 2010 ġubat ayında tekrar
çarpıĢmaları gerçekleĢtiriyor ve bunları baĢlamak üzere yeni yıl tatilinin de
kaydediyor ve çok önemli bilimsel baĢlaması nedeniyle planlandığı Ģekilde
çalıĢmalara imza atıyordu. LHC‟deki bakım ve tasarlanan çarpıĢtırma Ģartlarına
denemelerin ikinci aĢaması döndürülen makinayı hazırlamak için kapatıldı.
demet sayılarının artırılması, proton 2010‟un ilk aylarında LHC protonların 3.5
demetlerinin içindeki proton sayılarının TeV enerjilere ulaĢmasını hedefliyor ve
artırılması ve enerjilerinin LHC halkasına kütle merkezinde ulaĢılacak 7 TeV
0.45 TeV ile giren proton demetlerinin enerjilerle gözlenecek olaylarla
enerjilerini en azında Tevatron enerjilerine planlandığı Ģekilde fizik programını
ulaĢtırmak ve hatta geçerek bu alanda bir uygulamaya baĢlayacak. Bu enerji hala
dünya rekoru kırmak olacaktı. tasarım enerjisi olmasa da LHC‟nin 1 ay
içindeki çok baĢarılı bir baĢlangıç yapması
Bu aĢamalarda parçacık ile gelecek yıllar içinde kütle merkezinde
demetlerinin sayıları artırılabildi, karĢılıklı 14 TeV enerjilere ulaĢılacağında kimse
16‟Ģar demetin halkada dönüĢü kuĢku duymuyor.
gerçekleĢti. Burada tasarımında bu sayının

11
BĠLĠM VE TEKNOLOJĠNĠN GELĠġĠM
SÜRECĠNDE NANOTEKNOLOJĠNĠN YERĠ
ġakir ERKOÇ

ODTÜ Fizik Bölümü’nde Nanobilim ve Nanoteknoloji ÇalıĢmaları

Bilim ve teknolojideki geliĢmelerin baĢlatmıĢtır. Bilim tarihi incelendiği


sonucunda toplumların refah seviyesinde zaman görülecektir ki bilim ve teknolojide
yükselmeler oluyor. Burada iki soru temel geliĢmeler yüzyılda iki defa oluyor
sorulabilir: Birincisi “refah seviyesini ve sonuçta toplumun refah seviyesi
arttırmak için mi bilim ve teknolojide yükseliyor. Son iki buçuk asırdaki
geliĢmeler oluyor?”, ikincisi ise “Bilim ve teknolojik geliĢmeler buna iyi bir örnek.
teknolojideki geliĢmeler sonucunda mı 1700‟lü yılların son çeyreğinde baĢlayan
refah seviyesi kendiliğinden artıyor?”. Bu tekstil endüstrisindeki geliĢmeler,
iki soru birbirinden ayrı ardından 1800‟lü yılların ortalarında
düĢünülmemelidir. Ġhtiyaçlar sonucunda baĢlayan demiryollarındaki geliĢmeler,
talep arttıkça geliĢmeler olur. Bazı ardından 1900‟lü yılların baĢlarında
durumlarda da geliĢmeler sonucunda yeni geliĢen otomobil endüstrisi, hemen
talepler ortaya çıkabilir. ardından 1900‟lü yılların ortalarına yakın
bir zamanda geliĢen bilgisayar teknolojisi,
Özellikle teknolojik geliĢmeler söz ve nihayet 1900‟lü yılların sonlarında
konusu olunca Ģu analizi yapmak yanlıĢ henüz baĢlama aĢamasında olan
olmayabilir: Ġnsan gücünün yetmediği ve nanoteknoloji. Söz konusu teknolojik
yetersiz kaldığı durumlarda insanoğlunun geliĢmeler Ģematik olarak aĢağıdaki gibi
düĢünerek bu yetersizlikle baĢedebilmeye gösterilebilir.
yönelik çabaları sanayi devrimini

Teknolojideki temel geliĢmeler ve dönemleri (Heming 2002’den uyarlanmıĢtır).

Burada sözü edilen herbir teknolojik bahsedilebilir. ġimdiye kadar ilk üç


geliĢmenin baĢlangıç (yahut buluĢ), teknolojik geliĢme sürecini tamamlamıĢ
geliĢme ve olgunluğa eriĢme (ya da gözüküyor, bilgisayar teknolojisi henüz
geliĢimini tamamlama) dönemlerinden

12
geliĢme sürecinde, nanoteknoloji ise henüz 0.1 mm, atomik kuvvet mikroskobu‟nun
baĢlangıç safhasında. hassasiyeti nanometre mertebesindedir.
Bu hassas ölçüm aygıtları üretim
Yukarıdaki geliĢim süreci incelendiğinde safhasında da kullanılır. Nanometre
teknoloji zaman Ģeridinin aĢağıdaki gibi mertebesinde ölçüm yapılabilen teknoloji
dört ana çağa ayrılabileceği söylenebilir. çağının adının da nanoteknoloji çağı
Bunlar mekanik, elektromekanik, olması anlamlı ve yerindedir. Üretilecek
elektronik ve nano çağ olarak nesnelerin boyutları mertebesindeki
adlandırılabilir. Ġlk teknoloji çağındaki en hassasiyette ölçüm yapabilmek iĢin temel
önemli buluĢun hassas ölçüm yapabilen öğesidir. Fizik biliminin ölçme bilimi
kumpas olması dikkat çekicidir. Burada olarak da adlandırıldığı göz önüne
önemli olan husus hassas ölçüm alınırsa, Fizik biliminin teknolojik
yapabilmektir. Hassas bir Ģekilde ölçüm geliĢmelerin öncüsü olduğu tartıĢmasız
yapmadan üretim de yapılamaz. anlaĢılır. Boyut ve ölçme hassasiyeti
Nanoteknoloji çağının baĢlamasına da dikkate alınmamıĢ olsaydı yapılan iĢler
öncülük yapan en önemli geliĢmenin yine küçük bir çicek saksısını kamyon
bir ölçüm yöntemi ve aygıtının doldurucusu ile doldurmaya, veya küçük
geliĢtirilmiĢ olmasıdır (taramalı bir çiçek saksısını itfaiye ile sulamaya
tünellemeli mikroskop, atomik kuvvet benzerdi.
mikroskobu gibi). Kumpas‟ın hassasiyeti

Teknolojinin geliĢim dönemleri (NANO 2004’den uyarlanmıĢtır).

Temel bilimlerin doğrudan uygulaması nanoteknoloji sayılabilir. Bu teknolojik


olarak nitelenebilecek teknolojik geliĢmelerin toplum refahını
geliĢmelerin baĢında yarıiletken teknolojisi yükseltmedeki etkileri zamana göre
(elektronik teknolojisi), biyoteknoloji Ģematik olarak aĢağıdaki gibi
(biyolojik yapılardaki geliĢmeler, yani gösterilebilir.
hücre seviyesinde yapılan geliĢmeler) ve

ODTÜ deki eğitim hayatına teorik


kimya dalında 1974 de yüksek
lisansını, 1977 de doktorasını
tamamlayarak devam etti.
1980 yılından itibaren ODTÜ’de
öğretim görevlisi olarak çalıĢmakta.

13
Bazı teknolojik geliĢmelerin toplum refahını yükseltmedeki etkilerinin zamana göre değiĢimi
(Rocco 2002’den uyarlanmıĢtır).

Yukarıdaki Ģemalardan da anlaĢılacağı i) Kuantum mekaniğinin uygulandığı


gibi nanoteknoloji henüz baĢlangıç yöntemler: Yarı-ampirik molekül-
aĢamasında, dolayısı ile bu sahada çalıĢma yörüngemsisi, Hartree-Fock, Yoğunluk
yapma fırsatı her toplum için var. Bu Fonksiyoneli Kuramı, vs. gibi yöntemler
alanda araĢtırma ve geliĢtirmeye yatırım (elektronik, optik, manyetik özelliklerin
yapabilen her toplum sonunda kazançlı incelenmesi için).
çıkacaktır. Türkiye için bu kaçırılmayacak ii) Klasik mekaniğinin uygulandığı
bir fırsattır. Sevgili gençler, burada size yöntemler: Molekül mekaniği, Molekül
çok iĢ düĢüyor!.. dinamiği, Monte Carlo, vs. gibi yöntemler
(yapısal, termal özeliklerin incelenmesi
ODTÜ Fizik Bölümü’nde için).
Nanobilim ve Nanoteknoloji
ÇalıĢmaları Atom ve molekül topakları
Topaklar nanoteknolojinin önemli
ODTÜ Fizik Bölümü‟nde nanobilim ve
malzemelerinden birisini oluĢturur.
nanoteknoloji konularında yapılan
Katalizden kuantum noktalara kadar geniĢ
çalıĢmalar deneysel ve kuramsal olmak
bir uygulama alanı vardır. Literatürde
üzere iki ayrı grupta sınıflandırılabilir.
1980‟lerden beri hem deneysel hem
Deneysel çalıĢmalar ayrı bir yazının
kuramsal çalıĢmalar artarak devam
konusu olarak değerlendirilebilir. Bu
etmektedir. ODTÜ Fizik Bölümü‟nde
yazıda sadece kuramsal çalıĢmalardan söz
yapılan çalıĢmalarda tek cins atomdan
edilecektir. Kuramsal çalıĢmalar da kendi
oluĢan topaklar (Aln, Sin, ..., n atom sayısı,
içinde sınıflandırılabilir: a) Atom ve
homonükleer yapılar), iki ve daha fazla
molekül topakları. b) Organik (karbon)
cins atomdan oluĢan topaklar (ZnnCdm,
nanoyapılar. c) Ġnorganik nanoyapılar. d)
AlnTimNik, vs., heteronükleer yapılar) ve
Hidrojen depolama.
molekül topakları olmak üzere üç gruba
ayrılır. Topak yapılar moleküllerden de
ÇalıĢılan nanoyapıların incelenme
oluĢabilir, (H2O)n, su moleküllerinin
yöntemleri dikkate alındığında da
oluĢturduğu topaklar gibi. Topaklar
aĢağıdaki gibi bir sınıflama yapmak
yukarıda bahsedilen her iki çalıĢma
mümkündür:
yöntemleri ile incelenmektedir.

14
Tek cins atom içeren topak örnekleri.

Ġki ve üç cins atom içeren topak örnekleri.

Su molekülü topak örnekleri.

Organik (karbon) nanoyapılar: önemlidir. Literatürde herhangi bir


fiziksel yapının ısıya karĢı dayanıklılığını
Karbon nanoyapılar (toplar, tüpler, ifade etmek için “termal kararlılık” deyimi
çubuklar, halkalar) nanoteknolojide ençok kullanılır. Malzemelerin termal kararlılığı
kullanılan malzemeler olması bakımından nanoölçekte daha da önemlidir.
önemli bir yer tutar. Bu malzemeler
pratikte kullanıldığı zaman yapısını Karbon nanoyapıların termal
etkileyen en önemli dıĢ etki termal kararlılığını deneysel olarak incelemek
değiĢikliklerden gelmektedir, dolayısı ile mümkün ise de günümüzde daha ziyade
bu tür yapıların ısıya karĢı dayanıklı modelleme çalıĢmaları ile kuramsal olarak
olmaları çok önemli olmaktadır. Böyle inceleniyor. Bu maksatla molekül
yapıların zayıf ve kuvvetli taraflarının dinamiği bilgisayar benzetiĢim yöntemi
önceden bilinmesi teknoloji uygulayıcıları, yaygın olarak kullanılıyor. ODTÜ Fizik
aygıt tasarımcıları ve üreticileri açısından Bölümü‟nde bu konuda yapılan çalıĢmalar

15
aĢağıdaki gibi baĢlıca altı grupta 3. Nanotüpler (sonlu ve sonsuz yapıların
sınıflandırılabilir: özellikleri, eklem oluĢturulması,
geometrik konumun etkisi, vs.).
1. Fulleren ve benzeri nanokafes yapılar 4. Nanokapsüller (fulleren ile kapatılmıĢ
(gaz fazında nanotoplar, nanotoruslar, kapsüller, nanobambu Ģeklindeki
nanosoğan yapılar, kristal yüzeyinde kapsüller).
nanotoplar, vs.). 5. Nanoçubuklar (benzoçubuklar,
2. C60 zincirleri. benzoçubuk dizinler, elmas çubuklar,
nanotüp çubuklar).
6. NanodiĢliler.

Karbon nanoyapılardan bazı örnekler.

16
Ġnorganik Nanoyapılar
Karbon nanoyapılara benzeyen, ama karbondan baĢka elemen de içeren yapılar bu gruba
girer. Bu yapılar da top, tüp, çubuk Ģekillerinde olabilir. Böyle yapıların karbon yapılarından
farklı özellik göstermesi uygulama açısından önemlidir. Örneğin karbon nanotüplerin
elektronik özellikleri tüp geometrisine bağımlılık gösterirken, BN nanotüplerin
göstermemesi çok ilginçtir. Bazı inorganik nanoyapılara örnek: BN, ZnO, GaN, InP, vs.,
nanotüpler gösterilebilir.

ZnO ve BN nanotüp örnekleri.

Hidrojen Depolama
Hidrojen gazını emniyetli bir Ģekilde depolamanın nanoölçekteki malzemeler ile mümkün
olabileceği öngörülmektedir. Bu maksatla yapılan kuramsal çalıĢmalar ODTÜ Fizik
Bölümü‟nde de gerçekleĢtirilmektedir.

C60 ve karbon nanotüp içinde H2 gazı depolama örnekleri.

ODTÜ Fizik Bölümü‟nde nanobilim ve nanoteknoloji konusunda yapılan kuramsal


çalıĢmalar sonucunda Y. Lisans ve Doktora tezleri hazırlanmıĢ, uluslararası bilimsel
dergilerde makaleler ve uluslararası kitaplarda bölümler olarak yayınlanmıĢ, uluslararası ve
ulusal kongrelerde bildiri olarak sunulmuĢtur. Bu konularda yapılacak daha çok iĢ var,
meraklılarına duyurulur!.. ÇalıĢmaların tamamı ve ayrıntılarına aĢağıdaki web adresinden
eriĢilebilir.

http://nano.physics.metu.edu.tr

erkoc@metu.edu.tr , http://erkoc.physics.metu.edu.tr

17
Yapay Uydu Gözlemi
M. RaĢid TUĞRAL

Amatör gökbilimin en güzel Fizik bölümü 2. Sınıf öğrencisi.


yanlarından biri de yapay uydu
gözlemidir. Yapay uyduların çıplak gözle dünya yörüngesinde dolaĢan en büyük
görülebileceğini söyleyince insanlar ilk insan yapımı uydu konumundadır.
baĢta ĢaĢırmaktadırlar. Oysa ki Ankara YaklaĢık bir Ģehir büyüklüğünde olan
gibi Ģehir ıĢıklarının muazzam boyutlarda UUĠ‟nin parlaklığı halk arasında Çoban
olduğu bir yerde bile bir çok yapay Yıldızı olarak bilinen Venüs gezegenin
uyduyu rahatlıkla gözlememiz parlaklığına ulaĢmıĢ durumdadır. Bir
mümkündür. Üstelik bunlardan bazılarını turunu yaklaĢık 90 dakikada tamamlayan
gündüz bile görebilirsiniz. bu uydu 400km yüksekliğinde alçak
Yapay uydular deyince insanların yörüngede dolanır. UUĠ‟yi belki de çoğu
aklına gelen ilk Ģey genelde televizyon insan farkında olmadan gözlemiĢtir. UUĠ
uyduları olmaktadır. Oysaki bu uyduları de tıpkı bir uçak gibi gökyüzünü boydan
çıplak gözle gözlemlemek imkânsızdır. Bu boya kat eder. Peki, bir uydunun uydu mu
uydular Dünya ile eĢ zamanlı yoksa uçak mı olduğunu nereden anlarız?
yörüngelerde (GSO- Geosynchronous Çok basit, uçakların ıĢıkları yapaydır ve
orbit) döndüklerinden dolayı 40.000 km yanıp-sönen belirgin flaĢları vardır. Bu
civarlarında yer alırlar. Bu ise oldukça flaĢlar uçak ne kadar yüksekte olursa
uzak bir mesafedir. Amatörlerin olsun rahatlıkla fark edilir. Uydular ise
gözlemlediği uydular ise çoğunlukla ıĢıklarını GüneĢ‟ten alır ve çoğunun ıĢığı
Uluslararası Uzay Ġstasyonu (UUĠ) gibi sabittir. Bir kısmı kendi ekseni etrafında
alçak yörüngede dolaĢan uydulardır. dönmelerinden dolayı yanıp sönüyormuĢ
Televizyon uydularının aksine bize göre gibi görünürler fakat bunların sayısı da
sabit değildirler ve çoğunlukla kutupsal oldukça azdır. Eğer buna rağmen tereddüt
yörüngede dolaĢırlar. Bu yüzden ediyorsanız o zaman uyduyu sonuna
Dünya‟nın her bölgesinden görülmeleri kadar takip edin, belirli bir süre sonra
mümkündür. uydu yavaĢ yavaĢ sönerek gözden
Amatörlerin izlemekten büyük kaybolacaktır. Bunun nedeni uydunun
zevk aldığı uyduların baĢında UUĠ ve Dünya‟nın gölgesine girmesidir.
Iridium haberleĢme uyduları gelir. UUĠ

Fotoğrafta UUĠ ve Atlantis uzay mekiği ayrılmalarının ardından 8 saat sonra Fizik Bölümü
üzerinden geçerken görülüyor. 20’snlik pozda parlak çizgi UUĠ’yi, yanındaki sönük çizgi ise Atlantis
uzay mekiğini oluĢturuyor.
Fotoğraf: M. RaĢid Tuğral (ODTÜ-AAT)

18
Ġridium uydularını gözlemek ise UUĠ‟ye yapılmıĢ antenleridir. Bu antenler GüneĢ
göre biraz daha zordur. Fakat zor ıĢığını tıpkı bir ayna gibi yansıtırlar. Bu
olmasına karĢı oldukça zevklidir. Uyduyu antenlerden biri uygun bir açıya
gözlemlemeniz için uydunun geçiĢ yeri ve geldiğinde en parlak yıldız olan
zamanını çok iyi bilmeniz gerekir. Çünkü Akyıldız‟ın (Sirius) 2000 katı, Venüs‟ün
bu uydular UUĠ‟nin aksine kısa bir yaklaĢık 100 katı kadar parlaklığa
parlama Ģeklinde belirler. Iridium ulaĢabilmektedirler.. Uyduyu ilk kez
uyduları ismini atom numarısı 72 olan gözlemlemek genelde bir sürpriz Ģeklinde
Ġridyum atomundan alır. Uydu telefonu gerçekleĢir. Siz bir yere bakarken uydu
için kullanılan bu uydular planlanırken bu beklemediğiniz bir yerden geçerken
uydulardan 72 adet yapılması parlayıp sönebilir. Uydunun parlayıp
planlanmıĢtır fakat daha sonra bu sayı sönmesi yaklaĢık 20-30sn‟yi alır fakat tam
değiĢmiĢtir. Uydunun parlamasına neden parlama anı yalnızca 1-2sndir.
olan Ģey onun üç adet alüminyumdan

Fotoğrafta Fizik Bölümü üzerinde parlayan bir Iridium uydusu ve hemen 1o çaprazında yer alan
Kutup Yıldızı (Polaris) görülüyor.
Fotoğraf: M. RaĢid Tuğral (ODTÜ-AAT)

Bunların haricinde gözlenebilen günlerde böyle bir parlamanın UUĠ‟nin


birçok yapay uydu vardır. Son günlerde GüneĢ panelleri tarafından yapıldığı
popüler olan uydulardan bir tanesi de söylenmektedir.
Lacrosse 3 istihbarat uydusudur. Bu uydu Yapay uydularla ilgili temel
Amerika BirleĢik Devletleri‟ne aittir ve bilgiler Ģimdilik bu kadar fakat ilginizi
fırlatıldığı ilk günden beri amatör çektiyse uyduların geçiĢ tarihlerini
gökbilimciler tarafından takip öğrenmek için internet sitemiz
edilmektedir. Uydunun varlığını ise http://gokyuzu.org adresini ziyaret
A.B.D. hâlâ kabul etmemektedir. edebilirsiniz. Ayrıca yapay uydularla ilgili
Uydunun popüler olmasının nedeni ise sorularınızı da
yaptığı bir parlamadan ötürüdür. Tıpkı bir http://gokyuzu.org/forum adresinden
Ġridium uydusu gibi bu uydu da bizlere aktarabilir, topluluk odamızı
parlaklığını belirli bir miktarda artırır. Son ziyaret ederek de bizlere sorabilirsiniz.

19
EPR DüĢünce Deneyi
Sadi TURGUT

Bir Telepati Gösterisi desteyle değiĢtirir. Gösterinin devamıysa


olaysız olarak ve seyircilerin ĢaĢkın
Bir telepati gösterisine tanık bakıĢları altında geçer. Eğer gösteriden
olduğunuzu düĢünün. Ġki kiĢi birbirlerini önce bir telepati denemesi yapacaklarını
göremeyecek Ģekilde bir perdenin iki söylememiĢlerse hileyi gizlemeleri daha
yanında oturuyor. Biri elindeki iskambil kolay olur. Bu olası açıklama Ģekillerinden
destesinden düzenli olarak kağıt çekiyor sadece bir tanesi. Aynı gösteriyi değiĢik
ve seyircilere gösteriyor. Bundan sonra da hilelerle yapmak mümkün. Sihirbazların
perdenin diğer yanındaki arkadaĢı, çekilen hüneri hileyi baĢarılı bir Ģekilde
kağıdı görmemesine rağmen, hangi kağıt gizlemelerinde yatar.
olduğunu doğru olarak tahmin ediyor. Bilimsel düĢünceden nasibini almıĢ olanlar
Bu tip bir gösteriyi izlediğinizde genellikle genellikle hile alternatifine yönelirler.
nasıl düĢünürsünüz? Önümüzde sadece Bunun asıl nedeni telepati gibi bir olayın
iki olası açıklama Ģekli var: Ya bu kiĢilerin mümkün olmadığına inanılması değil,
gerçekten telepatiyle haberleĢtiklerini ve aksine Occam‟ın usturasının bir yüzü
ortada yeni bir olgu olduğunu olarak bilimlerde takip edilen bir
düĢünürsünüz; ya da iĢin içinde bir hile yaklaĢımdır. Yeni bir gözlemi yeni
olduğunu, göstericilerin önemli bir detayı kuramlarla açıklamaya giriĢmeden önce,
gizlediklerini ve bizi kandırdıklarını eski kuramların o gözlemi açıklamakta
düĢünürsünüz. Eğer bu son görüĢteyseniz, tamamen baĢarısız kaldığından emin
bu kez hilenin nasıl yapıldığı ve nasıl olmak gerekir. Eğer eski kuramlar o
gizlendiği konusunda kafa yormaya gözlemi de açıklayabiliyorlarsa o zaman
baĢlarsınız. Olası bir açıklama Ģekli Ģöyle: yeni bir kurama gerek yoktur. Örneğin;
Gösteriden önce kâğıtlar dizilir ve hafızası kuantum kuramı, eski kuramlar atomların
en kuvvetli olan kiĢi kağıtları doğru varlığı gibi birkaç olayı açıklamakta
sırasıyla ezberler. Gösteri baĢlarken de eli tamamen baĢarısız kaldığı için geliĢtirildi.
çabuk olan diğeri, sahnede karıĢtırdığı Bu nedenle telepati gösterilerini önce olası
baĢka bir desteyi seyircilere bütün hile açıklamalarıyla sınamak en
hissettirmeden özel olarak dizilmiĢ doğal ve en bilimsel yaklaĢım Ģeklidir.
sihirbazlık gösterisinde olduğu gibi, hep
EPR aynı sonuçları elde ediyorlardı.
Bu düĢünce deneyinde, perdenin
Peki, yukarıda anlatılan senaryoya görevini yerine getirecek Ģekilde
benzer bir Ģekilde parçacıkların telepati deneyciler birbirlerinden çok ama çok
yapabildiklerini gösteren bir deney uzağa yerleĢtirilmiĢlerdi. Zaten sadece bir
yapsaydık, acaba fizikçiler hangi açıklama düĢünce deneyi olduğu için, iki
Ģekline yönelirdi? 1935 yılında Albert gözlemcinin galaksimizin karĢılıklı iki
Einstein, iki doktora öğrencisi Boris ucunda yer aldığını da varsayabiliriz (ve
Podolsky ve Nathan Rosen ile beraber bunun için tek kuruĢ bile harcamamız
böyle bir düĢünce deneyi tasarladı. gerekmez). KarĢılıklı ölçümler arasında
Soyadlarından hareketle EPR deneyi geçen sürenin de pek fazla olmadığını,
olarak adlandırılan bu tasarıda, yani en fazla 1-2 yıl gibi, ıĢığın galaksinin
birbirinden oldukça uzakta deneyler çapını kat edebileceği on binlerce yıldan
yapan iki gözlemci bir takım ölçümler çok daha kısa, olduğunu varsayıyoruz. O
alıyor ve, aynen yukarıda anlatılan halde, hiçbir mesajın ıĢıktan hızlı

20
iletilemeyeceğini söyleyen Görelilik
Kuramının o ünlü sonucuna dayanarak, Kuantum Kuramının üst üste
deneylerden birinin, galaksinin öbür gelme ilkesine göre, herhangi bir fiziksel
ucundaki diğer deneyi etkileyemeyeceğini sistem, olası durumlardan sadece birinde
rahatlıkla görebiliriz. Böyle bir deneyi değil, birçoğunda birden aynı anda
açıklamak için, aynen yukarıdaki bulunabilir. Örneğin hidrojen atomunda
gösteride olduğu gibi önümüzde iki dolaĢan bir elektron, aynı anda her yerde
alternatif var. Bunlardan birincisi “telepati bulunur. Bu gibi garip durumları bizim
açıklaması”: Standart Kopenhag günlük hayatımızda tanıĢık olduğumuz
yorumuyla beraber Kuantum Kuramı EPR kavramlarla bağdaĢtırmak için, Alman
deneyini bundan çok da farklı olmayan bir fizikçi Max Born, kuantum durumlarının,
Ģekilde açıklıyor. Ġkincisi de Einstein‟ın değiĢik ölçüm sonuçlarının olasılıklarını
tercih ettiği “hile açıklaması”: Einstein‟a hesaplamamıza yarayan bir matematiksel
göre ortada mutlaka “gizli” bir Ģeyler araç olduğu düĢüncesini ortaya attı. Bu
olmalıydı; mutlaka ölçüm sonuçları bu düĢünce, Niels Bohr etrafında toplanan bir
ölçümler yapılmadan çok ama çok önce grup tarafından desteklenip savunuldu ve
belli olmalıydı. Büyük olasılıkla siz de Kuantum Kuramının Kopenhag
aynı Ģeyi düĢünürdünüz. Bu düĢünce yorumunun doğmasına yol açtı.
deneyinin yardımıyla Einstein, Kuantum Bu yoruma göre, hidrojen
Kuramının tam olmadığını, kuramda hala atomundaki elektronun nerede olduğunu
eksik bir Ģeylerin olduğunu gösterdiğini bulmak için bir ölçüm aldığımızda, ölçme
düĢünüyordu. aletimiz, “bu elektron her yerdedir” gibi
EPR düĢünce deneyi, Einstein‟ın garip bir cevap vermez, aksine elektronun
Kopenhag yorumuna yönelttiği itirazların bulunduğu yerlerden bir tanesini rastgele
sonuncusudur. Bu son itirazda daha seçer. Üstelik, ölçme iĢlemimiz elektronun
önceki bir çok itirazın unsurlarını görmek içinde bulunduğu durumu da bozar.
mümkün. EPR bir bakıma, bütün bu Aletimiz hangi konumu göstermiĢse,
itirazların birleĢtirilerek sorunların daha ölçümden önce her yerde olan elektron
açık bir Ģekilde göz önüne serilmesini artık bu yeni konuma yerleĢmiĢtir. Bu
sağlıyor. Einstein‟ın diğer itirazlarının olaya, yani fiziksel sistemin kuantum
hepsi Niels Bohr tarafından baĢarıyla durumunun ölçüm nedeniyle aniden ve
püskürtülmüĢ olmasına karĢın, Bohr‟un geri döndürülemez bir Ģekilde
EPR‟a yanıtı çoğu kiĢi tarafından tatmin değiĢmesine kısaca çökme (collapse)
edici bulunmadı. Dolayısıyla, bu düĢünce deniyor.
deneyi bilim insanlarının kafasını uzun BaĢta Einstein olmak üzere birçok
süre meĢgul etti. Yıllar içinde “EPR kiĢi, Kuantum Kuramının bu garip ölçme
paradoksu” hatta “EPR problemi” olarak postülasından dolayı rahatsızlık
anıldı. Deneyin kendisi de değiĢik ve daha duyuyordu. Özellikle ölçüm sonucunun
basit Ģekillerde yeniden düzenlendi. Fakat, rastlantısallık içermesi, ölçmeden önce
sonunda iĢ döndü dolaĢtı ve EPR deneyi, parçacık hakkında bilmemiz gereken her
Einstein‟ın beklentisinin tam aksine, Ģeyi bilsek bile, ölçmenin hangi sonucu
Kuantum Kuramının en önemli vereceğini ve ölçümden sonra parçacığın
desteklerinden biri oldu çıktı! Artık hangi durumda bulunacağını
Kuantum Kuramının doğruluğu bilemememiz bu rahatsızlığı yaratıyordu.
konusunda daha az Ģüphemiz var. Bu Ölçümle elde edilen nicelik, tam ölçme
yazıda bu ünlü düĢünce deneyini, anında, doğal olarak takip edilemeyecek
Einstein‟ın burada gördüğü problemi ve bir süreç sonunda belirleniyordu. Ölçme
bizim için bu deneyin önemini anlatmaya postülasının bu Ģekilde belirlenimciliğe
çalıĢacağız. (determinizm, gerekircilik) aykırı özelliği
Einstein‟a “Tanrı zar atmaz!” dedirtmiĢ ve
Kopenhag Yorumu Kuantum Kuramı içinde çeliĢkiler

21
bulmaya yöneltmiĢti. Çökme de ölçümün hemen sonrasında durumda bir
Einstein‟ın rahatsız olduğu bir baĢka çökme yaĢanır ve elektron, elde edilen
özellikti. Olasılık dalgası her yere yayılmıĢ sonuca bağlı olarak, atomlardan sadece
bir elektronun, konum ölçümünün birinde konumlanır.
ertesinde, birden bire tek bir konumda Yukarıda tarif ettiğimiz sistem
belirmesi gibi bir baĢka kuram, Einstein‟ın genellikle 2 düzeyli bir sistem olarak
geliĢtirmiĢ olduğu Görelilik Kuramı adlandırılır, çünkü bu sistemin olası bütün
açısından sorunlu gibi duruyordu. ĠĢte, kuantum durumları iki temel durumun,
EPR düĢünce deneyi, ölçüm postülasının “sol” ve “sağ” durumlarının üst üste
bütün bu özelliklerinden sorunlu bir gelmesi Ģeklinde ifade edilebilir.
senaryo üretmeyi hedeflemiĢti. Ölçülebilir bir nicelik olarak konum da
Üst Üste Gelme sadece “sol” ve “sağ” değerlerini
alabildiğinden 2 değerli bir niceliktir.
Buna benzer çok sayıda 2 düzeyli sistem
EPR deneyinin nasıl tasarlandığını
(elektron spini, foton polarizasyonu, iki
anlayabilmek için öncelikle Kuantum
enerji düzeyi kullanılan atomlar, vs.) ve
Kuramıyla ilgili birkaç Ģey söylemek
her sistem için çok sayıda 2 değerli
gerekiyor. Bu kuramda, herhangi bir
nicelikler bulmak mümkün. Konum için
fiziksel sistemin içinde bulunduğu
olası iki sonucu “sol/sağ” olarak
durumu, “psi”, “dalga fonksiyonu”,
adlandırdık ama istesek bunları sayısal
“durum fonksiyonu”, “durum vektörü” ve
olarak “0/1” veya “+1/-1” olarak da
benzeri bir çok değiĢik adla andığımız bir
niceliklendirebilir veya “evet/hayır”,
matematiksel nesneyle betimliyoruz. Bu
“yazı/tura”, “yatay/düĢey” gibi daha
yazıda söz konusu nesneye kısaca
geleneksel etiketlerle de adlandırabilirdik.
“durum” ve ya “kuantum durumu”
Fiziksel ve matematiksel olarak bütün bu
diyeceğiz. Bu nesnenin ilginç bir özelliği
örnekler çok farklı görünse de, hepsi
toplanabiliyor olması. Dolayısıyla, eğer iki
Kuantum Kuramında aynı özelliklere
atomlu bir molekülde dolaĢan bir
sahip ve EPR düĢünce deneyinin
elektrondan bahsediyorsak ve eğer
tasarlanmasında herhangi bir farklılık
elektronun sadece sol atomda bulunduğu
göstermiyorlar. Bu nedenle elimizde 2
bir durum ve sadece sağ atomda
düzeyli bir tür parçacık bulunduğunu, bu
bulunduğu bir baĢka durum varsa, bu iki
parçacıkların X adında ölçülebilir bir
durumu toplayarak elektronun her iki
özelliğinin olduğunu ve son olarak bu
atomda birden yer aldığı baĢka bir olası
niceliğin sadece iki olası değere, “0” ve ya
durum elde edebiliriz. Üst üste gelme
“1” değerlerine sahip olduğunu
(süperpozisyon) olarak da adlandırılan bu
varsayacağız. Bu varsayımlar dıĢında
iĢlem aslında tümüyle matematiksel, ama
parçacığımız hakkında baĢka hiçbir
fiziksel olarak da böyle durumları elde
Ģeyden bahsetmemize gerek yok.
etmek çok zor değil. Üstelik, doğal
atomlarda da elektronlar böyle üst üste
gelmiĢ durumlara kendiliklerinden DolaĢıklık
giriyorlar.
Bahsedilen üst üste gelmiĢ ġimdiye kadar hep tek bir
kuantum durumunda, elektronun parçacıktan bahsettik. ġimdi, üst üste
konumunu ölçmek istediğimizde iki olası gelme özelliğini iki parçacık içeren bir
sonuç elde ederiz: Ya “soldaki atomda” ya sisteme uygulamanın tam zamanı.
da “sağdaki atomda”. Ölçümden önceki Elimizde A ve B adını verdiğimiz 2
kuantum durumu bize bu sonuçların düzeyli iki parçacığımız olsun. Bu iki
hangisinin elde edileceğini söylemez, parçacıktan oluĢan sistemin, her iki
sadece hangi sonucun hangi olasılıkla parçacığın birden “0” durumunda olduğu
belirebileceğini söyler. Ve son olarak, belli bir kuantum durumu var; buna
kısaca “00” durumu diyebiliriz. Yine bu

22
sistemin, her iki parçacığın birden “1” dolaĢıklığın hazırlanma evresi. Sonra, her
durumunda olduğu baĢka bir kuantum bir parçacık, kuantum durumlarını
durumu da var; buna da “11” durumu zedelememeye özen gösterilerek,
diyelim. ġimdi bu iki parçacıklı sistemin, galaksinin iki ayrı ucunda bekleyen Ali ve
“00” ve “11” durumlarının üst üste Berna adlarındaki iki gözlemciye doğru
gelmesiyle oluĢan bir kuantum durumuna uzun bir yolculuğa çıkarılır. Bu da
sokulduğunu varsayalım. Bu türden üst dolaĢıklığın dağıtımı evresi. Ali A
üste gelmiĢ durumlara dolaĢık (entangled, parçacığını, Berna da B parçacığını elde
dolanık) durumlar deniyor. ettiklerinde artık bu gözlemcilerin
Öncelikle dolaĢık durumların fiziksel ellerinde dolaĢık bir kuantum durumunda
olarak hazırlanmasının hiç de zor bulunan bir parçacık çifti vardır.
olmadığını belirtelim. Aslında, etkileĢen Deneyde, Ali ve Berna kendi
tüm parçacıklar kendiliklerinden dolaĢık parçacıklarının seçtikleri bir özelliğini
durumlara girerler. Özellikle 1990 sonrası ölçerler. DolaĢık durumun yukarıda
yapılan deneysel çalıĢmalarda dolaĢık anlatılan Ģekilde olduğunu, ve
parçacıkların hazırlanması, taĢınması ve gözlemcilerin ikisinin de X özelliğini
ölçülmesinde büyük ilerlemeler ölçtüklerini düĢünelim. Ġlk ölçümü de Ali
kaydedildi. Kısacası, dolaĢıklığın yapıyor olsun. Kopenhag yorumuna göre,
hazırlanması konusunda hiçbir Ali‟nin parçacığının X özelliği belirsizdir,
sorunumuz yok. ölçüm sonucu olarak “0” ve “1”
DolaĢıklık bir tür korelasyon; ama değerlerinden birisi elde edilir ve durum
bilindik klasik korelasyonlardan farklı (yani A ve B‟den oluĢan tüm sistemin
olarak kuantum durumları arasında yer kuantum durumu) bir çökme yaĢar. Yani,
alan bir korelasyon. Bu nedenle de çok eğer Ali “0” değerini elde etmiĢse, o
değiĢik özellikleri var. DolaĢıklık terimini zaman çökme “00” durumunadır.
ortaya atan Schrödinger, dolaĢıklığın, Dolayısıyla Berna da kendi ölçümünü
Kuantum Kuramının klasik düĢünüĢ yaptığında Ali‟yle aynı sonucu, yani “0”
biçimlerinden tamamen ayrılmasına yol değerini elde eder. Diğer olasılıkta da aynı
açan esas karakteristik özelliği olduğunu Ģey söz konusu: Eğer Ali “1” sonucunu
söyler. Gerçekten de, son yirmi yıl içinde elde etmiĢse, Berna da “1” sonucunu elde
yapılan çalıĢmalarda, klasik yöntemlerle eder.
çözülmesi imkansız birçok problemin Kısacası, ölçüm sonucu ne olursa
dolaĢıklık yardımıyla rahatlıkla olsun, Ali‟yle Berna‟nın sonuçları arasında
çözülebildiği görüldü. Son zamanlarda mükemmel bir uyum var: Her ikisinin
üzerinde çok çalıĢılan kuantum sonuçları aynı. Buna karĢın, bütün
bilgisayarların çok güçlü hesaplama sonuçlar aslında rastgele! Ne kadar
yeteneğine sahip olmalarını sağlayan kilit muhteĢem bir sihirbazlık gösterisi! Kartlar
özelliği dolaĢıklığın kullanılmasıdır. Bu gerçekten rastgele çekiliyor ama ikinci
nedenle, 1990 sonrası yaĢanan (ikinci) sihirbaz birincinin hangi kartı çektiğini
kuantum devriminin kalbinde dolaĢıklık biliyor, hem de aralarında hiçbir Ģekilde
kavramının yattığını rahatlıkla haberleĢme olanağı olmadan.
söyleyebiliriz. ĠĢte, EPR düĢünce deneyi,
dolaĢıklığın ilk defa tarih sahnesine çıktığı
Telepati mi, Yoksa Hile mi?
yer...

Kuantum Kuramı (bu terimle her


EPR Deneyi
zaman Kopenhag yorumunu da
kastediyor olacağız) açısından bu
EPR deneyi baĢtan sona doğru
deneyde pek bir sorun yok. Buna göre,
Ģöyle ilerliyor: Öncelikle, 2 düzeyli iki
Ali‟nin deney sonucu gerçekten
parçacık birbirleriyle etkileĢtirilerek
rastgeledir. Yani, Ali ve Berna ölçümlerini
istenen bir dolaĢık duruma sokulur. Bu

24
almadan önce her iki sonuç da olası ve yerellik ilkesi sadece, çökme sonucu
hangi sonucun geleceğini bilmek mümkün kuantum durumunun değiĢmesi gibi,
değil. Fakat Ali ölçümünü yaptığı anda, mesaj iletiminde kullanılamayacak türden
Berna‟nın da ölçüm sonucu belirsizlikten değiĢimler hakkında yeni bir yargıda
kurtulmuĢ ve tamamen belli olmuĢtur. bulunuyor.
Burada çökmenin garip bir özelliğiyle Dolayısıyla, bir kuramın yerellik
karĢılaĢıyoruz: Herhangi bir ölçümün ilkesini sağlamaması aslında Görelilik
neden olduğu çökme, evrenin her yerinde Kuramına aykırı değil. Ama eğer kuram
aynı anda hissedilir. yerel ise, o zaman Görelilik Kuramıyla
Bir bakıma Ali‟nin yaptığı ölçümün daha mükemmel bir uyumla
neden olduğu “etki”, aynı anda (sonsuz bütünleĢebiliyor. Bu nedenle, yerel
hızla yayılarak) B‟nin kuantum durumunu olmayan Kopenhag yorumunun, biçim
değiĢtiriyor. Ġlk bakıĢta, fiziksel olarak Görelilik Kuramına
etkileĢmelerin ıĢık hızından daha hızlı uydurulmasında sorun yaĢanıyor.
yayılamayacağını söyleyen Görelilik Örneğin, EPR deneyinde çökmeye kimin
Kuramıyla ilgili bir sorun varmıĢ gibi neden olduğu konusunda bir sorun var:
görünüyor. Ama çökme, bildiğimiz Görelilik Kuramına göre, birbirlerine göre
(kuvvet içeren) fiziksel etkileĢmelerden hareket etmekte olan ve ölçümlerin ters
çok farklı; bunları beraber değerlendirmek sırada alındığını gören iki gözlemci
yanlıĢ. Üstelik, Görelilik Kuramı aslında bulunabilir. Bu gözlemcilerin biri ilk
sadece “bir mesajın ıĢıktan hızlı ölçümü Ali‟nin aldığını, diğeriyse bunun
iletilemeyeceği” sonucunu içeriyor. Berna tarafından yapıldığını görecektir.
Çökmenin bu garip özelliğinin hiçbir Kısacası bu iki gözlemci, çökmenin ne
Ģekilde mesaj iletmekte kullanılamayacağı, zaman ve kim tarafından gerçekleĢtirildiği
ki kuantum kuramının buna kesinlikle izin konusunda görüĢ birliği içinde olmaz. Bu
vermediğini matematiksel bir kesinlikle somut bir çeliĢki değil, ama önümüzde
gösterebiliyoruz. Bu açıdan baktığımızda, mükemmel uyumlu kuramlar görmek
Görelilik Kuramı açısından ortada hiçbir isteyen bizler için rahatsızlık uyandıran
sorun yok. bir Ģey.
Kısacası, çökme öyle bir etki ki, Einstein, EPR deneyindeki ölçüm
aslında bir Ģeyleri değiĢtiriyor ama sonuçlarının mükemmel uyumunu
kendini hissettirmiyor ve böylece ıĢıktan açıklamak için hile açıklamasını tercih
hızlı mesaj iletmemize de engel oluyor. Bu ediyordu. Nasıl sihirbazlar hangi kağıdın
özelliğinden dolayı Einstein çökmeye hangi sırada çıkacağını önceden
“hayalet etki” adını takıyor. Einstein‟ın belirlemiĢlerse, parçacıklarımız üzerinde
rahatsızlık duyduğu noktalardan biri bu. yapılacak ölçümün sonucu da önceden
Bu rahatsızlığa yerellik (locality) adını belli olmalıydı. Yani parçacıklar
veriyoruz. Yerellik ilkesine göre, bir olayın hazırlanma evresindeyken, X ölçümü
meydana getirdiği değiĢimler, çevreye sonucunda hangi değerin ortaya çıkacağı
sonlu bir hızla (ıĢık hızını geçmeyecek bir belli olmuĢ, parçacıkların dağıtımı
biçimde) yayılmalı. Tıpkı bir yangının sürecinde de bu değer değiĢmemiĢ
yayılması gibi. Nasıl bir yangın yavaĢ olmalıydı. Ölçüm sırasında rastlantısal
yavaĢ büyüyor ama birdenbire her yere hiçbir Ģey olmuyordu. Sadece deneyciler
sıçramıyorsa, fiziksel olaylar da evrenin hangi sonucun geleceğini bilmiyorlar, bu
her yerinde aynı anda değiĢimler nedenle elde ettikleri değerlerin rastgele
meydana getirmemeli. Eğer söz konusu olduğunu düĢünüyorlardı. Yani
değiĢimler deney aletleriyle ölçülerek belirsizliğin ve “rastlantısallığın” asıl
tespit edilebilirse, o zaman yerellik ilkesi nedeni deneycilerin bilgisizliğiydi.
yeni bir Ģey getirmiyor çünkü Görelilik Elbette yukarıdaki paragraftaki
Kuramının mesaj iletimiyle ilgili hız gibi bir iddiayla Kuantum Kuramından
sınırıyla aynı Ģeyi söylüyor. Bu nedenle uzaklaĢmıĢ bulunuyoruz. Ölçümde hiçbir

25
belirsizliğin ve rastlantısallığın olmadığı sürmüĢtür. Bugünlerde genellikle
kuramların gerçekçilik (realism) özelliği “Bohm‟un kuramı” adıyla anılan bu
taĢıdığını söylüyoruz. Herhangi bir gerçekçi kuram, bilim insanları arasında
karıĢıklığa meydan vermemek için, aynı küçük de olsa bir izleyici kitlesine sahip.
kelime kullanılmıĢ olsa da, bu terimin Bohm‟un kuramı, bekleneceği gibi,
sanat ve felsefedeki gerçekçilikle ilgisi EPR deneyindeki mükemmel uyumu
olmadığını hemen belirtelim. Kuantum gerçekçi bakıĢ açısıyla açıklayabiliyor. Ne
Kuramı, elbette, gerçekçi bir kuram yazık ki yerel değil! Yani bu kurama göre,
değildir. burada yaptığınız bir Ģey, o anda evrenin
Einstein doğanın, Kuantum Kuramı gibi her tarafında bir takım değiĢimlere neden
ne yerel ne de gerçekçi olan bir kuram olabiliyor. Verdiğimiz sihirbazlık gösterisi
yerine; hem yerel hem de gerçekçi olan örneğini kullanarak açıklamak gerekirse
baĢka bir kuramla açıklanması gerektiğini durum Ģöyle: Gerçekten telepati yapabilen
düĢünüyordu. Bu noktaya kadar birçok iki kiĢi var ve bunlar anlattığımız kart
yeni terim tanımladığımızdan biraz gösterisini yapmak istiyorlar. Fakat bunu,
kafanız karıĢmıĢ olabilir. Bunları bir an telepatiyle yapmak yerine, hileyle, kartları
için unutup, bu yazının baĢında anlatılan ezberleyerek yapıyorlar! Einstein‟ın pek
sihirbazlık gösterisini ve buna getirilen iki hoĢuna gitmeyecek bir açıklama.
olası açıklamayı hatırlayın. Siz hangi
açıklamayı tercih ederdiniz? Peki EPR
Bell EĢitsizlikleri
deneyi için? Kuantum Kuramını mı, yoksa
yerel gerçekçi yeni bir kuramı mı?
1960‟lı yıllarda EPR düĢünce
deneyi üzerinde çalıĢmaya baĢlayan ve
Gizli DeğiĢken Kuramları Bohm‟un kuramındaki sorunu fark eden
John Bell, Einstein‟ın istediği gibi yerel ve
Kuantum kuramının yerini gerçekçi bir kuramın mümkün olup
alabilecek gerçekçi kuramlar “gizli olmadığı sorusu üzerinde yoğunlaĢmaya
değiĢken kuramları” (hidden variable baĢladı. Sonunda, 1964 yılında EPR
theories) adıyla bir süreden beri öyküsündeki en önemli ikinci adımı attı.
bilinmekteydi. Bu tür kuramlarda, Bell, yerel gerçekçi kuramlarla Kuantum
kuantum kuramındaki dalga fonksiyonu Kuramının bazı deneylerde çok farklı
gibi durumu temsil eden matematiksel öngörülerde bulunduğunu göstermiĢti.
nesnenin yanında bir de “gizli değiĢken” Bu oldukça önemli bir baĢarı, çünkü artık
bulunur. Gizli değiĢken, adı üstünde, bu aĢamadan sonra EPR düĢünce deneyi
değeri deneyci tarafından bilinmeyen ama sadece düĢüncede yapılan, çoğu zaman
ölçümlerde deneyin sonucunu belirleyen sonuçsuz tartıĢmalardan kurtulabilir ve
bir nicelik olarak düĢünülür. nihayet laboratuvarlara taĢınabilirdi.
Kuantum Kuramını yeni öğrenmeye Bell‟in aslında tam olarak gösterdiği Ģey,
baĢlayan pek çoğumuzun söylediği bütün yerel gerçekçi kuramların deneysel
“aslında elektron bir yerde ama biz nerede sonuçlarının bugün “Bell eĢitsizlikleri” adı
olduğunu bilmiyoruz” ifadesi aslında gizli verilen bir takım cebirsel bağlantıları
değiĢken kuramlarına aittir. Yani, (eĢitsizlikleri) sağladığı, ama Kuantum
elektronun durumunu belirten dalga Kuramının bu bağlantılara aykırı sonuçlar
fonksiyonuna ek olarak bir de “elektronun ürettiğiydi. Bu bağlantılarda önemli olan
gerçek yeri” diye bir gizli değiĢkenin var noktalardan birisi, bu bağlantıları tek bir
olduğu söyleniyor burada. Ġlk gizli kuramın değil, bütün bir kuram sınıfının,
değiĢken kuramı önerisi Louis de Broglie tüm yerel gerçekçi kuramların sağlamak
tarafından ortaya atılan “kılavuz dalga” zorunda olmasıydı. Böylece deneyciler
düĢüncesidir. David Bohm 1952 yılında bu laboratuvarlara gidip söz konusu deneysel
öneri etrafında daha somut bir kuram öne sonuçları elde edebilir ve bu eĢitsizliklerin

26
gerçekten sağlanıp sağlanmadığını kontrol barındıran büyük sınıflar. Einstein’a
edebilirlerdi. Bu sayede EPR deneyinde göre doğa 2'nci sınıftan bir kuramla
doğanın hangi açıklamayı tercih ettiği açıklanmalıydı. Birinci sınıf kuramlar,
anlaĢılabilirdi. Daha doğrusu, Popper‟ın yerel olmadıkları ve dolayısıyla görelilik
deyiĢiyle, artık hangi açıklamanın yanlıĢ kuramıyla uyumlu bir biçimde
olduğu anlaĢılabilirdi. bütünleĢemedikleri için tercih
Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Bu edilmemeliydi. Üçüncü ve dördüncü
eĢitsizlikleri sınamak için ilk deneyler sınıftakiler de gerçekçi değillerdi. Bell’in
1970‟li yıllarda baĢladı. 1980‟lerin baĢında çalıĢmasıysa, 2'nci ve 3'üncü kuramların
Alain Aspect‟in dolaĢık foton çiftleriyle farklı öngörülerde bulunduğunu,
yaptığı deneyler yeteri kadar güvenilir bir böylece bunlardan hangisinin yanlıĢ
hassaslığa sahipti ve sonucu açık bir olduğunun deneysel olarak
Ģekilde ortaya koyuyordu. Doğa da Bell gösterilebileceğini söylüyordu. Son
eĢitsizliklerini sağlamıyordu; bütün olarak, yapılan deneyler, 2'nci sınıf
kuramları yanlıĢlamıĢtı.
deneysel sonuçlar Kuantum Kuramının
Böylece elimizde, doğayı
öngörüleriyle uyumluydu. Bell
betimlemek için sadece üç alternatif
eĢitsizliklerinin sınanması günümüze
kalmıĢ durumda. Bunlardan birinci
kadar değiĢik koĢullarda (ölçüm yapılan
sınıfta olanlar, özellikle Bohm’un
yerleri değiĢtirerek, daha çok parçacığın
kuramı, üzerinde ciddi olarak durulan
dolaĢmıĢ durumlarıyla) tekrarlandı. alternatifler. Fakat, yukarıda da
Bunların hepsi yerel gerçekçi kuramların belirttiğimiz gibi, yerel olmadıkları için
doğayı açıklamaktan çok uzakta bir anlamda Kuantum Kuramından daha
olduğunu, Kuantum Kuramının da garipler. Dördüncü sınıf içinde
öngörülerininse hala baĢarılı olduğunu bilinen somut bir kuram yok, ama bunlar
ortaya koyuyor. da hala olası. Elbette hiçbir deney, tek bir
kuramı “ispatlayıp”, diğer bütün
Bell eĢitsizliklerinin ne iĢe kuramları eleme yeteneğine sahip değil.
yaradığını daha açık bir Ģekilde görmek Dolayısıyla, alternatif kuramlar her
için, kuantum olguları açıklamakta zaman var olacak. Fakat, bugün için
kullanılabilecek olası kuramları dört ana Kuantum Kuramından Ģüphelenmeye
baĢlık altında toplayabiliriz: gerek yok.
Sonuç olarak Kuantum Kuramı en ciddi
(1) Yerel olmayan gerçekçi rakiplerini, yani bütün yerel gerçekçi
kuramlar. (Bohm‟un kuramı bu kuramları, bir çırpıda yenmiĢ durumda.
sınıfta.) EPR deneyi, Kuantum Kuramının ne
(2) Yerel gerçekçi kuramlar. anlamda klasik kuramlardan farklı
(3) Kuantum Kuramı. olduğunu, ne ölçüde garip olduğunu
(4) Kuantum Kuramı dıĢındaki diğer somut bir biçimde gösteriyor bize. Ama
gerçekçi olmayan kuramlar. bütün bunlara ek olarak, doğanın da en
az Kuantum Kuramı kadar garip
Bunlardan sadece üçüncüsü tek bir olduğunu anlamıĢ bulunuyoruz.
kuram; diğerleri birçok kuramı içinde

27
Ne Olacak Bu Bilimin Hali?
Erman Çete

Tarihte Bilim, 2 Cilt Erman Çete: Havacılık ve Uzay Müh. 2. Sınıf


J.D. Bernal
Çeviren: Tonguç Ok1 Uzun bin yıllar boyunca, bu birikmiĢ
Evrensel Yayınevi, Ġstanbul, 2008 bilgiler, gelenek/ritüel ve mitoloji Ģeklinde
gelecek kuĢaklara aktarıldı. Bugüne kadar
Ġnsanoğlunun doğaya hükmetme ulaĢan Adem ve Havva‟nın cennetten
macerasının baĢlangıcı çok eskilere kovulma miti, aslında avcı-toplayıcı, yani
dayanıyor. Ġlk avcı-toplayıcı atalarımızın bir nevi “asalak” yaĢantıdan, insanın
hayvan avlamak için geliĢtirdiği aletler, emeğinin gerçeklenmesi olarak var olan
“teknoloji”nin en ilkel hali sayılabilir. tarım toplumuna geçiĢi simgeliyordu.
Ġnsan, alet yapmaya baĢladığı; kendi Kurban ritüeli, bitkinin “öldürülüp”
“doğa”sını ve tarihini yarattığı andan tohumunun tarlaya ekilmesi ve bire birden
itibaren hayvandan ve doğadan ayrılmaya fazla vermesinin cisimleĢmiĢ haliydi.
baĢladı. Birçok halkın bayramı olarak kutlanan
Newrozlar, Hıdrellezler doğanın
Bilim denilen kavramın nüveleri, en bereketlenmeye ve hareketlenmeye
baĢında bu teknik ihtiyaçlardan ortaya baĢladığı baharı karĢılama bayramlarıydı.
çıktı. Bugün “modern” anlamda
kullanageldiğimiz bilim dallarının ilk Aslında teknoloji ve bilimin ileriye doğru
birikim süreci, pratik insan ihtiyaçları attığı her adım, insanlığın önüne yeni
tarafından yönlendiriliyordu. Örneğin, olanaklar ve problemler çıkartıyordu. Her
ateĢin kontrol altına alınıĢı ve bunun en yeni geliĢme, insanın doğayla kurduğu
doğal sonucu olan yemek piĢirme, iliĢkiyi yeniden düzenliyor; dolayısıyla
bugünkü kimya biliminin baĢlangıcıydı. insan ile insan arasındaki iliĢkiyi de
Hayvan avcılarının parçaladığı hayvanlar, değiĢtiriyordu:
anatomi ve biyolojiye yol açıyordu. Daha
çok bitki-meyve toplayan kadınlar, daha “Teknoloji, insanın doğa ile kurduğu
sonra kendi üstlerine kalacak olan tıbbın iliĢkinin biçimini ve yaĢaması için gerekli olan
ve botaniğin temellerini atıyorlardı. Daha üretim süreçlerini açığa vurur; dolayısıyla
yakın dönemden bir örnek, buharlı aynı zamanda sosyal iliĢkilerinin biçimini ve
motorun icadı, modern zamanların en bu sosyal iliĢkilerin belirlediği kavrayıĢları da
önemli bilim dallarından termodinamiğe ifĢa eder.”2
kapı aralıyordu.
Demek ki, kazı yapan bir arkeologun
bulduğu bir alet, (1) aleti kullanan insan
1
“Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi Eğitim Kurulu, topluluğunun ekonomik yapısını; (2)
teslim edilmeyen yayınla ilgili aldığı 3 Temmuz üretici güçlerin geldiği noktayı; (3) üretim
2009 tarihli kararını Tonguç Ok‟a tebliğ etti. Aynı iliĢkilerini ve bu iliĢkilerin yarattığı sosyal
günlerde cezaevinde kalan başka tutuklulara gelen yapıyı; (4) bu sosyal yapının belirlediği
„Tiroj„, „Nubihar‟, „Hinker ve Senem Xanim‟, hukuki çerçeveyi anlamamızı sağlar.
„Kelha Amed‟, „Birina Reş‟, „Mêrê Avis‟ ve „Jar Lê
Sermest‟ adlı Kürtçe ve „Mini International‟ adlı Yontma TaĢ Devri (Paleolitik)‟ nden kalma
İngilizce yayınları da kapsayan karara göre, bir taĢ baltasının, her avcı-toplayıcı
yayınların teslim edilmemesinin nedeni „tercüme
ettirilmemiş‟ olmalarıydı”. Radikal, “Cezavindeki
2
çevirmene komik yasak”, 9 Ağustos 2009, Marx, Karl, Economic Manuscripts: Capital Vol.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=Ra I,
dikalDetay&ArticleID=948930&Date=09.08.2009 http://www.marxists.org/archive/marx/works/1867-
&CategoryID=77 c1/ch15.htm#n4

27
topluluk için aynı kültürü yarattığını iddia Sovyet bilim insanları ile diğer ülkelerin
edemeyiz; ancak bir Ģehir kültürü bilim insanlarının ilk teması, Ġngiltere‟de
yaratamayacağını pekâlâ iddia edebiliriz. bir “radikal akademisyenler” kuĢağı
doğurdu. Bu kuĢak, bilim ile toplum
Bilim ve teknolojinin, insanların gündelik arasında diyalektik bir iliĢki kuruyor,
yaĢamlarında ve tarihsel geliĢimindeki güncel politik meselelerde doğrudan tavır
yeri bizim için bu kadar açık görünürken, alıyordu.
bunları anlatmanın alemi ne?
John Desmond Bernal, bu kuĢağın önemli
Bunun için tarihte büyük bir sıçrama isimlerinden bir tanesi. Fizikçi ve
yapıp yüz yıl kadar öncesine gitmemiz moleküler biyolog olmasına rağmen, onun
gerekecek. Burjuvazinin gericileĢme ve ününü esas olarak bilim tarihi ve bilimin
yozlaĢma döneminin bilim felsefesi olan toplumsal iĢlevi üzerine yazdığı kapsamlı
pozitivizm, aynı sınıfın istikrar arayıp incelemeler oluĢturuyor:
düzenini oturtmaya çalıĢtığı bir döneme
doğmuĢtu. Özet olarak Avrupa‟nın “Yunan bilimi, paranın egemen
geçirdiği burjuva dönüĢüm süreçlerinin olduğu köleci demir çağı toplumunun
insanlık tarihinde bir sona iĢaret ettiğini ve yükseliĢini ve çöküĢünü yansıtır. Uzun bir
toplumların en yüksek aĢamasının dönemi kapsayan Ortaçağ’a, bilime çok az
burjuvazinin iktidarında gerçekleĢtiğini ihtiyaç duyulan feodal ekonominin büyümesi
iddia ediyordu. Bu akımın bilime dair ve istikrarsızlığı damgasını vurdu. Bilim,
yürüttüğü akıllardan birisi de, bilimi ezel ancak burjuvazinin yükseliĢiyle feodal düzenin
ve ebed bir kategori olarak görmek, onun bağları koparılıp atıldıktan sonra ilerleme
temel amacının saf gerçeğe ulaĢmak olanağı bulabildi.”4
olduğuydu. Böylece bilim, tarihten ve
sınıflardan bağımsız bir mertebeye Aslında bilimin bu “toplumsal” iĢlevinin
ulaĢıyordu. açık seçik göründüğü ilk “modern”
deneyimin Birinci Dünya SavaĢı olduğu
Bu tablonun bozuluĢu, tahmin edileceği söylenebilir. SavaĢın artık iki ordu
gibi Sovyetler Birliği ile birlikte oldu. 1931 arasında cephede olup biten bir olay
yılında Ġngiltere‟de yapılan 2. Uluslararası olmaktan çıkması ve “topyekûn savaĢ”
Bilim Tarihi Kongresi‟ne katılan Sovyet konseptinin devreye girmesi; kimyasal ve
delegasyonu, hakim bilim-toplum biyolojik silahların siviller üzerinde
iliĢkisini kökünden değiĢtirecek sunumlar uygulanması ve savaĢın bir endüstri
yaptı. Özellikle Sovyet fizikçi, felsefeci ve haline gelmesi ilk uyarıcı iĢaretler
bilim tarihçisi Boris Hessen‟in Newton ve olmalıdır. Fakat esas büyük kopuĢun
Principia‟sı üzerine sunduğu ünlü faĢizmin yükseliĢi ve Ġkinci SavaĢ ile
bildirge, büyük yankı uyandırdı. Hessen gerçekleĢtiği muhakkaktır. Atom
özetle, Newton‟un bilime yaptığı bombasının bulunuĢu ve kullanılması,
katkıların onun dehasından havacılık sanayiinin büyük bir atılım
kaynaklanmadığını, o dönemin yükselen yaĢaması, insanlar üzerinde deneyler
sınıfı olan Ġngiliz burjuvazisinin yapılıĢı, modern tıbbın gerçek anlamda
çıkarlarıyla doğrudan iliĢkili olduğunu modernleĢmesi Ġkinci Dünya SavaĢı
iddia ediyordu.3 vesilesiyle gerçekleĢiyordu.

Bu noktada, özellikle savaĢtan sonra iki tip


görüĢ beliriyordu. Birincisi, Bernal‟in de
içinde bulunduğu politik ve bilimin halk
3
Hessen, Boris, The Social and Economic Roots of
Newton’s Principia, 1931, http://webfiles.mpiwg-
4
berlin.mpg.de/rereadingClassics/Hessen.pdf/V1_He Bernal, J.D., Tarihte Bilim, Cilt 1, İstanbul,
ssen.pdf Evrensel:2008, s.33.

28
yararına kullanılabileceğini iddia eden, iktidarların ve sınıfların dolayımıyla
faĢizme karĢı mücadele eden ve savaĢtan yapılır. Bu minvalde “taraflı”dır.
sonra da barıĢa ve silahsızlanmaya vurgu
yapan bir bilim insanları, siyasetçi Fakat bu taraflılık meselesinde dikkatli
grubuydu. Ġkincisi ise, felsefesini olmak gerekiyor. Burjuvazinin gericileĢtiği
Frankfurt Okulu düĢünürlerinin dönemde, karĢıt sınıfa, yani iĢçi sınıfına
oluĢturduğu, karamsar, modern akılcılığın karĢı kullanılan tarafsızlık maskesi, bugün
insanlığı faĢizme götürdüğünü ve emperyalizmin ideolojik saldırısı
teknolojinin eninde sonunda savaĢlara ve tarafından, bilimin orasından burasından
insanlığın yıkımına yol açacağını iddia çekiĢtirildiği bir taraflılığa dönüĢtürülmüĢ
eden bir grup. Ġkinci gruba rahiplerin de durumda. Bu taraflılığın içine, din, kültür
dahil olduğunu belirtmek gerekir. ve her türden gerici ideoloji girmektedir.
BaĢpiskopos Ripon, daha 1927 yılında Böylece, “senin bilimin sana, benim
Ģunları söyleyebiliyor: bilimim bana” denmektedir.

Öyleyse bu saldırıya karĢı, ideolojik bir


silah olarak bilimin saflığı iddiasıyla karĢı
durulabilir mi? Mitlerden ve dinlerden
ayırt edilemeyen bilimin eski çağlarına
dönüĢün karĢısına, eski Aydınlanma
felsefesinin güncellenmesi ile çıkılabileceği
kanaatindeyim. Kaldı ki, “bilim öyle değil
böyle olur” demek için dahi, bilimin
siyasallaĢması gerekmektedir. Bilimin
saflığı, kendisini siyasi mücadele içersinde
gösterecektir. Bilimi her türden gericiliğin
elinden kurtaracak olan, bilimin siyasal bir
silaha döndürülmesidir. Hem bu, 20.
yüzyıl bilim ve siyaset pratiklerinin esas
omurgasını oluĢturur- bilim ile siyasetin
birbirinden ayrılamadığı çağa:

“Ġlk ve en zorlu adım mevcut bilgimiz


ıĢığında bilinen kötülükleri ortadan
kaldırmaktır. Ġkincisi, bugün üstesinden
gelemediğimiz kötülüklere son verecek,
hastalıkları tedavi edecek, herkesin sağlıklı ve
mutlu bir yaĢam sürmesini sağlayacak
“Birileri tarafından linç edilmek araçların bulunması için araĢtırmalar
pahasına söylemeliyim ki, geçen on yıldaki fizik yapmaktır. Ama bunun da ötesinde, baĢka yeni
ve kimya laboratuvarları kapatılsaydı, görevler bizleri beklemektedir: (...) Öte yandan,
insanlığın toplam mutluluğundan bir Ģeyler daha olumlu bir biçimde yeni güzellikleri, yeni
eksilmezdi...”5 gereçleri ve en önemlisi toplumsal eylem için
yeni ve etkili örgütlenme temellerini
Peki, bugün ne durumdayız? Öncelikle, keĢfetmemiz gerekir.”6
bilimin saf “gerçek”i aramadığı
doğrusunu bir tarafa koyalım. Bilim siyasi

5
Başpiskopos Ripon‟dan aktaran, Bernal, J.D., The
6
Social Function of Science, London, M.I.T. Bernal, J.D., Tarihte Bilim, cilt 2, İstanbul,
Press:1967, s.2. Evrensel:2008, s.508.

29
Dil ve Evrimi
Ġsa Kerem BAYIRLI

-Küçük küçük bebeler nasıl öğreniyor dili dilbilimdeki baskın paradigma olduğunu
yahu? belirtelim.
-Oğlum, anneleri babaları öğretiyor ya iĢte.
Chomsky öncesi dönem dil
-Abi, Eskimoların dilinde kar için yüzden fazla yeteneğinin genel öğrenme
kelime varmıĢ. mekanizmalarıyla açıklanmaya çalıĢıldığı
bir dönem. Genelde hakim olan görüĢ o
-ġimdi sen bu küçücük çocuğa aynı anda iki zamanın ünlü figürleri Skinner ve
dili öğretirsen ne olur? Hem dilleri Piaget‟nin görüĢleri. Temel tezleri ise dilin
karıĢtırırlar hem de kafaları karıĢır tabii… diğer bütün Ģeyler gibi öğrenildiği (olumlu
pekiĢtireç, taklit, düzeltemeler aracılığıyla
Yukarıdaki yorumları yapanlar vs) ve insan zihninin üzerine deneyimlerin
hayali arkadaĢlarım. Ve onların bu yazıldığı boĢ bir levha (tabula rasa)
yorumlarını dil ile ilgili pek çok olduğu… Chomsky‟nin bu noktadaki karĢı
düĢüncelerimizin aslında hiç de doğru çıkıĢı temel olarak bir çocuğun maruz
olmadığını göstermek için koydum. kaldığı dil girdisinin onun sahip olduğu
Aslında bu kadar yanılmamızda ĢaĢılacak dil yeteneğini (içselleĢtirdiği dil bilgisini)
bir Ģey yok. Dil bizim için öyle doğal bir açıklamakta yetersiz kalacağı idi. Yani
Ģey ki bazen onun kullandığımız karmaĢık çocukların dilin bu kadar hızlı Ģekilde
bir sistem olduğunu unutuyoruz. Dil öğrenmelerinin genel öğrenme
sıradanlaĢmaya baĢlıyor bizim için. Belki mekanizmalarıyla açıklanamayacağı ve
de bu yazının ana konularından birisi bu. bizim dil öğrenmek için biyolojik bir
Aslında çok yönlü ve ilgilisi için çok mekanizmayı harekete geçirdiğimizi
heyecan verici bir yetenek bu. Bu savundu.
nedenledir ki meraklarının peĢinde koĢan
dilbilimciler için tatlı bir baĢ ağrısı oluyor. ġunun düĢünün. Anadili Ġngilizce
Dilin ne olduğunu biraz biliyoruz ama olan bir ailenin bir çocuğu var ve Ģöyle
yeterince değil. Hele ki dille ilgili Ģeyler duyuyor:
kanılarımız söz konusu olduğunda,
üzgünüm, sanırım çok Ģeyi yanlıĢ The man is happy.
düĢünüyoruz. Is the man happy?

Dilbilim alanına “teğet geçenler” Beklenen Ģey Ģu olurdu. Bizim


bile bu alanda en önemli kiĢilerden birinin çocuk Ġngilizce de soru yapmak için
Noam Chomsky olduğunu duymuĢtur. gördüğü ilk “is”in baĢa alınmasını
Dünyada Ģu ana kadar en çok alıntılanan gerektiğini düĢünmeli. Çünkü elindeki
on kaynaktan biri kendileri. Bunlar örnek ona bu bilgiyi veriyor. Peki
arasında yaĢayan tek kiĢi. Genelde politik çocuktan aĢağıdaki cümleyi soruya
görüĢleri ve Amerikan emperyalizmine dönüĢtürmesini istersek ne olur?
aleyhtarlığıyla tanınan bu bilim insanın
çok büyük bir dilbilimci olduğunu The man who is happy is my father.
söylemem gerekiyor. 50‟lerden bu yana,
özellikle de sözdizim yapılarını üreten Beklenen Ģey ilk “is”i baĢa alarak
kuralların ve biyolojik mekanizmanın yanlıĢ bir cümle kurması. Ama olmuyor.
çalıĢılması söz konusu olduğunda, Çocukların dil kullanımını inceleyen
Chomsky ve yandaĢlarının tezlerinin araĢtırmacılar bu tip yanlıĢların

30
yapılmadığını söylüyorlar. Demek ki bu kelimelere dayalı basit iletiĢim sistemleri
iĢin içinde baĢka bir iĢ var. kullanılıyor. Ve bir nesil sonra bu eksik dil
girdisine maruz kalan çocuklar herhangi
ĠĢte Chomsky ve arkadaĢlarının bir dilin sahip olduğu karmaĢıklıkta ve
iddiası da çocukların dili edinmeleri kurallılıkta diller üretip onu kullanmaya
sürecinde kullandıkları biyolojik bir baĢlıyor. Bu biyolojik yeteneğe hepimiz
mekanizmanın (adına Evrensel Gramer aynı derecede sahibiz. Ve bütün bunların
deniyor) hem dile ait olan ve olmayan dolayımlı bir sonucu da Ģu: Bizler
sesleri ayrıĢtırmasında hem de dilin (insanlar) birbirimizden farklı
edinilmesi sürecinde yardımcı olduğu… olduğumuzdan daha çok, birbirimize
Peki nasıl bir mekanizma bu? Bir kere bu benziyoruz.
belli bir dile özgü olamaz. Bir Ġngiliz
çocuğu alın doğduktan sonra Türkiye‟ye ġimdi ister istemez merak ediyor
getirin hiçbir Ģey olmamıĢ gibi Türkçe insan. Peki nasıl oldu da biz bu biyolojik
edinecektir. Uzun zamandır bu biyolojik yetiyi kazandık? Nasıl oldu da diğer
yeteneğin ayrıntılarıyla ilgili tartıĢmalar akrabalarımızla pek çok konuda
sürüyor. Gelinen nokta Ģu: Bu benzerlikler taĢırken en azından dil
mekanizmada ilkeler ve parametreler var. konusunda bu kadar farklılaĢtık? Bunun
Ġlkeler bütün dillerde ortak özelliklerle acaba bizim diğer geliĢmiĢ zihinsel
ilgili. Mesela bütün diller öbeklerleri iç içe yeteneklerimizle ve doğaya Ģekil vererek
geçirerek onlardan sonsuz yapılar yaĢamaya baĢlamamızla bir ilgisi var mı?
üretmeyi olanaklı kılan özyineleme Varsa nasıl bir iliĢki bu?
yeteneğine sahip. (Bundandır ki dil de en
uzun cümle diye bir Ģey yok.) Açıkçası biraz daha spekülatif bir
Parametrelerse mesela öznenin alana geçiĢ yapıyoruz. Dilin evrimini
düĢürülmesine izin verip vermemesi ya da bilmek çok zor çünkü dil fosilleĢmiyor.
soru yaparken soru kelimesinin baĢa Uçup gidiyor. Fizikçi arkadaĢlar bir gün
alınıp alınmaması gibi Ģeyler. Öznenin konuĢtuklarımızı evrenin bir yerinde
düĢürülmesi kapalı ve soru kelimesinin bulup bizlere dinletirlerse ne ala? Ama
baĢa alınması açık ise Ġngilizcenin onları bekleyecek vaktimiz yok çünkü çok
gramerine ulaĢıyorsunuz. Öznenin merak ediyoruz.
düĢürülmesi açık ve soru kelimesinin baĢa
alınması kapalı ise alın size Türkçe. Bu Çok kısaca Ģunları demek lazım.
Ģekilde bu küçük afacanların dilleri nasıl Bir görüĢ dilin sesli iletiĢimden değil de el
bu denli hızlı öğrendiklerini ve diller ve mimiklere dayalı iletiĢimden evrildiğini
arasındaki benzerlik ve farklılıkların söylüyor. Çünkü Ģempanzeleri ve diğer
nedenlerini anlama imkânına sahip maymunları incelediğimizde bunların
oluyoruz. iletiĢim kurmak için seslerden ziyade el ve
mimikleri kullandığını gösteriyor.
Yukarda anlattıklarım teorinin Beyindeki homolog bölgeler üzerinde
gerçek zenginliğinin yanında karikatürün yapılan çalıĢmalar da maymunlarda
karikatürü. Ama bir fikir vermiĢ hareket yetenekleri ile insanlardaki dil
olabileceğini düĢünüyorum. Bunlara bir yeteneklerinin benzer bölgelerden
destek de antropoloji çalıĢmalarından yönetildiğini gösteriyor.
geliyor. Kabilelerin kullandığı dillerle
sanayileĢmiĢ toplumların kullandığı Ġkinci bir görüĢ ise dilin birden bire
dillerin aynı derecede karmaĢık ve kurallı diğer yeteneklerle ortaya çıktığı ve buna
olduğu görülüyor. Bir baĢka bulgu da neden olan mutasyonun insanın Afrika
Ģöyle: Farklı uluslardan insanların dıĢına yolculuğunun baĢlamasına neden
sömürgeciler tarafından çalıĢtırılmak olduğunu söylüyor. Dilin birdenbire mi
üzere bir araya getirildiği yerlerde yoksa tedrici bir Ģekilde mi evrildiğine

31
dair tartıĢmalar 90‟lardan bu yana yeniden oluĢması kadar biyolojik bir süreç. Ġkincisi
alevlenmiĢ durumda. Genel olarak dilin Eskimoların dilinde kar için yüzden fazla
daha etkili iletiĢimi sağladığı için sözcük falan yok. YaklaĢık on tane var. Bir
kullanıcılarına adaptif bir avantaj o kadarını Ġngilizce‟de de bulabilirsiniz
sağladığı söyleniyor. Ama “dil iletiĢim Türkçe‟de de. Üçüncüsü çift dilli
içindir” iddiası kimilerince kabul çocukların ne aklı karıĢık ne de onlar
edilmiyor. Onlar dilin varlığının baĢka dilleri birbirine karıĢtırıyor. Tam aksine
avantajları olduğunu söylüyorlar. hem problem çözme yeteneklerinin daha
geliĢmiĢ olduğuna hem de dilin bir sistem
Yukardaki hayali arkadaĢlarımızın olarak algılamakta daha baĢarılı
söz ettiği Ģeylere gelirsek Ģunları olduklarına dair çalıĢmalar var.
diyeceğiz. Hayır, dili annemiz öğretmiyor.
Dil için sahip olduğumuz biyolojik Akıllı bir okurun kafasında burada
mekanizmamız sayesinde çevremizdeki yazılanlarla ilgili çok sayıda soru oluĢmuĢ
girdileri alıp belli bir Ģekle sokarak dilleri olsa gerek. Belki de çoktandır üzerinde hiç
ediniyoruz. Ve bunu bilinçli olarak değil düĢünmediğiniz bu tuhaf yeteneğinize bir
bilinçaltında yapıyoruz. Biliyoruz ama iyilik yapmalı ve Chomsky‟nin Dil ve
neyi bildiğimizi bilinç düzeyinde Zihin kitabından baĢlayarak onu tekrar
bilmiyoruz. Bu; elin, ayağın, gözün düĢünmelisiniz.

32
Bir Felsefe Öğretimi Yöntemi
Cemil GÜZEY

Okumayı öğrenir öğrenmez kıĢın bir felsefe metninin üstesinden


evimizdeki, yazın tatil için gittiğimiz gelebileceği bir iĢ değildir. Üstelik okuma
Ġstanbul‟da nenemin evindeki bütün ödevi olarak romanın pek çok pratik
romanları okumuĢ biri olarak, faydası vardır: öğrenciye okumayı
Üniversite‟deki kelli felli hocalarımdan sevdirmek, tutkuyla okumalarını
birinin hayatında hiç roman okumamıĢ sağlamak ve pek çok öğrencinin muzdarip
olmakla övündüğünü duyduğumda ne olduğu zoraki-okuma tutumunu kırmak.
diyeceğimi bilememiĢ, ama içimden Öyle sanıyorum ki, ahlaksal
“yandık; iĢimiz var bununla” diye sorunlar çeĢitli sebeplerle edebiyatta
hayıflanmıĢtım. Bazılarıysa yalnızca yaĢam buluyorlar ve böylelikle
içerdiği felsefeden ötürü, gençliklerinde öğrencilerin onlar hakkında ciddi bir
roman okumuĢ olduklarını, ama “gerçek” Ģekilde düĢünmesini sağlıyorlar; bunların
felsefeyi(yani felsefe metnini) keĢfeder soyut(hatta boĢ) sorular olarak
etmez bu “yüzeysel” etkinlikten görülmelerini engellemek için uygun bir
vazgeçtiklerini söylüyorlardı. Edebiyata yoldur bu. Ben söz konusu sorunların iki
çok önem veren bir hocamızlaysa tanesini ele alacağım: Edebiyatın naiv
yıldızlarımız barıĢmıyordu bir türlü. ahlaksal görecilik karĢısında sergilediği
Önceleri sınıf arkadaĢlarıma, daha sonra tavırlar ve ahlaksal sorunları dile getirme
görev yaptığım çeĢitli üniversitelerdeki yolları. Ahlaksal göreciliğin “giriĢ”
öğrencilerime felsefe problemleriyle ilgili derslerindeki en yaygın ve baĢ edilmesi en
görüĢlerimi anlatırken, romanlardan örnek güç mesele olduğunu uzun yıllar önce fark
verme ihtiyacım arttıkça, bunu derslerde etmiĢtim. Hangi ahlak kuramını ele
temelli Ģekilde ele alınması gereken bir alıyorsak alalım(veya özel bir ahlâksal
yöntem olarak görmeye baĢladım. Ġster konu) aynı göreci argümanlar ortaya
birey veya toplum, isterse insan türü için dökülmektedir. Hiçbir eylem doğru veya
olsun, herĢeyin insan için ve insana göre yanlıĢ olarak değerlendirilemez; her Ģey
olduğuna inandığımdaysa Murdoch‟a sizin bakıĢ açınıza veya kültürel
sempati duymaya baĢladım:”Zirâ insan önyargınıza bağlıdır. O halde diğer
ırkının hem kolektif hem de bireysel kültürlerin(toplulukların, bireylerin)
kurtuluĢu için, sanat hiç kuĢkusuz ahlakını yargılama giriĢimleri entellektüel
felsefeden önemlidir ve en önemlisi de açıdan savunulabilir değildir. Gerçi bu
edebiyattır”1.Gerçi edebiyatın önemi çetrefilli sorunla ilgili çok güzel metinler
konusunda onun kadar inançlı değilim, vardır, ama öğrenciler bunları
ama en sıkıcı konuların iĢlendiği derslerde çürütülebilecek(çürütülmeli) bir dizi
kurtarıcı olduğunu kabul ediyorum. Bu parlak argüman muamelesi yaparak
yüzden felsefe derslerinde roman ve Ģiiri, okumaktadırlar, çünkü naiv
hatta sinemayı sistematik bir Ģekilde göreciliklerinin apaçık(ve empirik olarak)
kullanıyorum. doğru olduğuna inanmaktadırlar. Ahlakın
Öncelikle ve özellikle ahlâk felsefesine umutsuz göreciliğiyle ilgili bu inatçılık
ait konular edebiyatta çok canlı, vurucu ve elbette bir yandan etnik/dinsel arka
açık seçik olarak ele alınabilmektedir; planımızı hatırlatmakta, öte yandan diğer
felsefe metnindeyse böyle bir dile getirme kültürleri incelerken tolerans(hoĢgörü
tarzından söz edilemez. Bunun yanında, değil) kavramının önemini de
bazı romanların fenomenolojik bir görev vurgulamaktadır. Öğrencilerin çoğu;
üstlendiklerini, yani yaĢanan-hayatı tasvir göreciliğin mantıksal sonuçlarında ortaya
edebildiklerini de görmekteyiz ki, bu da çıkacak tehlikelerden bîhaberseler de, bu

33
sonuçlardan bazılarını kendi ırkçı veya ifade ederler; bu konuda dikkatli
dinci veyahut da cinsiyetçi tutum ve olmayanlar(inançları veya töreleri ne
davranıĢlarını desteklemek amacıyla olursa olsun) ahlaksal bir hata
kullanmaktadırlar. Sınıftaki hararetli bir yapmaktadırlar.
tartıĢmanın tam ortasında Henry James’in Dikkat çekmek istediğim bir baĢka
“Daisy Miller” veya Herman Melville‟in konuysa, edebiyatın ahlak sorunlarını ne
“Benito Cereno” adlı novellalarını Ģekilde dile getirdiğidir. Öğrencilerim
gündeme getirmek, tam da böyle felsefecilerin kupkuru ve soyut olarak
durumlarda yapılması gereken uygun ve ifede ettikleri ahlak kuramından
keyifli iĢlerdir. Ġlkindeki aleni cinsiyetçiliği sıkıldıklarını sık sık belirtmiĢlerdir. Hele
ve sinsi kültürel seçkinciliği, ikincisindeki örnekler verildiğinde veya hipotetik
kaba ırkçılığı kavrayamayan öğrencim durumlar sunulduğunda, itirazlar
olmamıĢtır henüz ve her iki yapıt da farklı genellikle “felaket ötesi senaryolar” veya
bir kültüre aittir. gerçek hayatta asla rastlanmayacak “hava-
Peki, öyleyse öğrenciler nasıl olup cıva” örnekler olduğu Ģeklinde
da genellikle enine boyuna olmaktaydı. Bu tür saldırılara her daim
düĢünülmemiĢ, sanki laf olsun diye ifade açığımdır; yararcılığın tam bir ahlak
edilmiĢ göreciliklerini, romanlarda kuramı olarak yetersiz olduğunu
somutlaĢan ahlaksal “sezgiler”le uyumlu göstermek için verdiğim hipotetik örnek
kılabilmektedirler? Irza geçme veya durumunda olduğu gibi.”In a Different
klitoral sünnet yalnızca birisi bunların Voice” 2 adlı yapıtında Carol Gilligan,
yanlıĢ olduğunu düĢünüyorsa mı ahlak kuramcılarının ezici çoğunluğu
yanlıĢtır? Irk ayrımcılığı veya apartheid erkek olduğu için, ahlaksal düĢüncenin
veyahut da Yahudi soykırımı, sırf egemen yaĢanan ahlaksal hayatın karmaĢık
güçler onaylamıĢ olduğu için haklı yapısını tahrip eden soyut ve dedüktif
görülebilir mi? Gerçekten de Ģu veya bu modeller Ģeklinde ifade edildiğini ileri
eylemin ahlaksallığı hakkında bir yargıda sürmüĢtü. Gilligan‟a göre, kadınlar
bulunmak, yalnızca o eylemi ahlaksal bakımdan kifayetsiz(erkek
gerçekleĢtiren kültür veya öbek içinde mi modeline göre “yaĢamayı” beceremeyen)
mümkündür? Biz töre cinayetlerine veya olarak tasvir edilegelmiĢtir,çünkü bağlam
Ġslam adına gırtlak kesenlere tolerans mı konusunda ısrarcıdırlar ve ahlak
göstermeliyiz? ”Hiçbir eylem doğru ya da sorularına basitçe “evet” ya da
yanlıĢ değildir, bu özellikleri biz yükleriz” “hayır”,”doğru” ya da “yanlıĢ” gibi
düĢüncesi derin bir ahlaksal kavrayıĢ cevaplar vermeye direnmektedirler.
mıdır yoksa ahlaksal âmâlık mı? Erkek ahlâkçıların “hakikate karĢı
Buradan hareketle, öğrencilerin zarafet” gerekliliğine yem olup olmadığı
çoğunun naiv görecilikte ısrarcı sorusunu bir kenara bırakacak olursak, iyi
olmalarının sebebinin, farklı kültürler romancıların ahlaksal konuları dipdiri ve
veya kiĢiler hakkında yeterli bilgi sahibi ikna edici yollarla sunabildiklerini
olmadan suçlayıcı ifadeler kullanmaya belirtmek istiyorum. Söz konusu ahlak
isteksiz olduklarına karar verdim. Bu meseleleri neredeyse bütün hayat
elbette alkıĢlanacak bir titizliktir ve
romanlar da genellikle eylemlerin
Yüksek Lisans ve Doktora derecesini
doğruluğu, yanlıĢlığı ve de kiĢilerin
Ġstanbul Üniversitesi Felsefe
suçlanabilirliği arasındaki ayrımı açıkça
Bölümü'nden aldı. Ġlgi ve çalıĢma
oldukça etkileyici bir Ģekilde
alanları: Ontoloji, Wittgenstein
yapmaktadırlar. Üstüne üstlük, iyi
felsefesi, Herakleitos felsefesi, Dinler
romanlar suçlamaya yönelik
Tarihi, Sanat Tarihi, Mitoloji, Ġngiliz ve
yargılamalarda çok titiz olmak
Amerikan Edebiyatı. Alanında birçok
gerektiğinin “göreli olmayan” bir ahlaksal
makalesi ve çevirisi yayınlandı.
hakikat olduğunu gayet açık seçik olarak

34
durumlarında ahlaksal gerekçelerin gerçek zengin, karmaĢık ve rastlantısal bir
bir çatıĢma içinde olduğunu apaçık bağlamda ortaya çıkmaktadır. Romanlar
göstermekle kalmaz, bizlerin(okurların) bize bu bağlamı ve ahlaksal meseleler
ahlaksal kararların korku ve titreme ile yüzünden ızdırap çeken(veya çekmeyi
alınmasının Ģart olduğunu idrak etmemizi reddeden) insan yüzlerini
de sağlar. Eylemimizi hala kuĢku sunabilirler.”Sanat bir oyalanma aracı
içindeyken gerçekleĢtirmemiz veya bir yan-konu değildir, o bütün insan
gerekmektedir; ahlaksal durum/seçim için etkinliklerinin en eğitsel olanı ve ahlakın
uygun olan bütün olgulara sahip olup doğasının görülebileceği bir yerdir.3
olmadığımızı asla bilemeyecek olmamız Ahlak konularının edebiyatta nasıl
yüzünden değil, eylemlerimiz veya ele alındığından bahsederken, edebiyatın
savsaklamalarımız/ihmalkârlıklarımızın yaĢanan-hayatı sergilemek için uygun bir
sonuçlarını önceden bilemeyeceğimizden. ortam olduğuna değinmiĢtim. ġimdi bu
VaroluĢçular eylemlerimizin bizi meseleyi biraz daha etraflıca ele almak ve
“aĢtığını” ileri sürerken bunu da göz edebiyatın doğası gereği “fenomenolojik”
önünde bulundurmuĢlardır. Edebiyat olduğunu teyit etmek için baĢka nedenlere
ahlaksal kararların laboratuar ortamında iĢaret etmek gerekmektedir.
veya vakumda alınmadığını, kullanma MeslekdaĢlarımın çoğu bu tanımlamayı
kılavuzuna bakarak hiçbir sorunun kabul edecek, ama böylesi bir tasvirin
üstesinden gelemeyeceğimizi çok güzel felsefe değil deneysel psikoloji olduğunu
anlatmaktadır. Iris Murdoch‟ın hem felsefi ileri süreceklerdir. Felsefenin ne olduğu
metinlerinde altını çizdiği hem de ahlâksal veya ne olmadığı tartıĢmasını teğet
bakımdan cüretkâr romanlarında geçip(bu konuda bizleri aydınlatmaya
gösterdiği gibi, doğruluk ve yanlıĢlık kararlı olan genç/yaĢlı meslekdaĢlarıma
durumun gerçekten de ne olduğuna saygılarımla) yaĢanan-hayatın tasvirinin
dayanır ve durumu ne kadar açık kayda değer bir görev olduğunu ve
görebilirsek, doğru kararı verme Ģansımız romana özellikle yakıĢtığını söylemekle
da o denli fazla olur. yetineceğim.
Ġnsan varoluĢunun tarihsel
doğasının altını çizenler(zaman-içinde-
varlık olduğumuz ve tarihselliğin asıl
varoluĢ tarzımız olduğu) yalnızca
Heidegger veya Merleau-Ponty gibi
fenomenologlar değildir;Hegel,Marx ve
Nietzsche de tarihselliğimizin altını
çizmiĢlerdir.Gerçi Kant deneyin ön koĢulu
olarak kategorilerin(evrensel ve zorunlu
yapılar) Ģart olduğunu söylemekte haklı
olabilir,ama bu tür kategoriler pekala
Hırsızlık doğru mudur? Öldürmek tarihsel ve kültürel koĢullardan etkilenmiĢ
yanlıĢ mıdır? Sözümüzün eri olmak olabilir.Kısacası,tarihselliğimiz yabana
zorunda mıyız? Kürtaj yanlıĢ mıdır? Bu atılmaması gereken bir özelliktir.
soruların soyut bir Ģekilde ortaya konması Ancak,19.ve 20.yy düĢünürlerinin
bir noktaya kadar anlam ifade edebilir; hiç ısrarla tarihsellik konusuyla
değilse bir ahlak yargısının oluĢum uğraĢmalarına rağmen, yapıtlarının
aĢamasında göz önünde bulundurulması çoğunun soyut ve tarih-dıĢı olması
gerekenleri hatırlatır(bu tür sorular aynı ilginçtir; felsefe metninin doğasında bu da
zamanda yanıltıcı ve bir bakıma boĢ da vardır. Romanlar insanları tarhlerinin-
olabilirler).Gerçek ahlak yargıları ve içine öyle bir yerleĢtirirler ki, felsefe
bunlardan türeyen gerçek eylemler metninden aynı baĢarıya ulaĢmasını
beklemek beyhude olur4.Geçtiğimiz yıl

35
özel bir felsefe oturumunda Janet açıklayıcı değil tasvir edici olagelmiĢtir her
Hobhouse‟ın “Dancing in the Dark” adlı zaman ve netice itibarıyla sık sık
yapıtını kullandığımda, öğrencilerin hic et felsefecinin keĢiflerini önceden
nunc “kendimizi” okuyabildikleri için görmüĢtür... Roman insanın halinin bir
mutlu olduklarını resmi ve yorumudur...”5
farketmiĢtim.Hobhouse(ve Toni Görüldüğü gibi, sanatçıların
Morrison,Alice Walker,Iris Murdoch,Doris özellikle de romancıların yaĢanan hayatın
Lessing,Milan Kundera,Nadine Gordimer) ayrıntılarını ortaya çıkarma tarzlarıyla
Ģimdi ve burada insan iliĢkilerindeki ilgili örnekler vermeyi ilânihaye
sıkıntıyı modern büyük Ģehir stresleri ve sürdürebilmek mümkündür. Bu konunun
karmaĢıklıkları bağlamında ele üzerinde yeterince durmuĢ olduğumu
almıĢtır.ĠliĢkilerin nasıl alt-üst varsayıyor ve felsefe öğretirken edebiyatı
olduğunu,hatta nasıl ve ne zaman sil- kullanmanın bazı pratik yararlarına
baĢtan kurulabilecekleri hakkında bir değinmek istiyorum. Problemi eveleyip
takım ipuçları elde etmeyi gevelemeden ortaya koymak için olgulara
istiyorsak,gözümüzü çevirmemiz gereken baĢvurmak gerekmektedir: felsefe metnine
yer edebiyatın alanıdır.ĠliĢkilerden burun kıvıran öğrenci, romanı
bahsedenler yalnızca romancılar(bu okuyacaktır! Çünkü felsefe problemleri
alandaki erkek kotasına hücum eden kurgusal olarak verildiğinde daha kolay
varakperverlere rağmen,genellikle ve kavranabilmektedir, bu yüzden olsa gerek
öncülükle kadın romancılar) olduğundan felsefe metnine çok daha güçlü bir direniĢ
değil,bu konular hakkındaki söylemleri göstermektedirler. Acı ama gerçektir ki,
bütün karmaĢıklıkları dile getirdiği içindir öğrencilerin çoğu “açıkta
ki,onları yaĢanan-hayatta olduğu Ģekliyle kalmama”,”askerlik”,”eĢ bulma” vb.
sergilerler ve popüler psikolojinin nedenle gelmektedirler. Bölümü ve
yalapĢap çözüm önerileri ve kliĢelerinden felsefeyi sevmek veya kavramak gibi bir
özenle kaçınırlar. dertleri(bu yazının baĢından beri
Görüldüğü gibi; kuramcılar kullandığım “problem”,”mesele”,”sorun”
yaĢanan hayatı sunmada veya sözcüklerinin asıl gönderimidir dert)
çözümlemede baĢarı sağladıklarında bile, yoktur. Sözgelimi, Stanislaw Lem‟in
kurgu karakterler kuramda Solaris‟i ile Bertrand Russell‟ın DıĢ Dünya
somutlaĢtırılmıĢlarsa çözümleme yepyeni Üzerine Bilgimiz adlı yapıtlarını
bir anlam kazanmaktadır. Ġster”otantik karĢılaĢtırdığımda her ikisinin de harika
olmayan bir hayat”ın tehlikelerini veya olduğunu düĢünmekteyim ve Felsefeye
baĢımıza örebileceği çorapları tasvir GiriĢ derslerinde sıkça yararlanmıĢımdır.
etmekyi arzulayalım isterse cinsiyet Ne yazık ki, pek çok öğrencimin Russell‟ı
baskılarının örseleyici etkilerini, en grafik okumamıĢ olduğunu ve okuyanların
ortam edebiyattır(veya sinema ya da çoğunun da anlamamıĢ olduğunu
drama).YaĢanan hayatı teĢhir etmek için gördüğümü de belirtmem gerekmektedir.
sanata baĢvurmak heuristik açıdan Çünkü beni ilgilendiren, yüz küsur
yardımcı olmakla kalmaz, iĢin en önemli öğrenci arasındaki üç-beĢ felsefe delisi
özelliklerinden biridir de. değildi; yöntemimi değiĢtirmem Ģart
“Romancı gözünü ne yaptığımıza olmuĢtu. Çünkü aynı konuları Lem ele
dikmiĢtir, ne yapmamız gerektiğine veya aldığında, öğrencilerim ne olup bittiğini
yapmamızın beklendiğine değil. derhal anlıyor, görünüĢ ve gerçeklikle
O,akademisyenin olsa olsa aslı astarı ilgili sorunların kendi hayatları
olmayan, keyfî bir disiplinle elde bakımından gerçek ve önemli olduğunu
edebileceği doğal bir hediyeye, ifade ediyorlardı.
rasyonalizmden kurtulmayı sağlayan o Diğer yandan, öğrencilerin çoğuna
kutsal özgürlüğe sahiptir. En son göre Lem okuması bir “kıyak”tı ve “ayak”
felsefecilerin de ileri sürdüğü gibi, yerine kıyakla karĢılaĢmak hiç de hafife

36
alınmayacak bir etki yaratmaktaydı. Ġtiraf yazarları okumamayı sağlam bir karakter
etmemiz gereken bir olgu vardır: özelliği olarak gördüklerini de müĢahade
Öğrencilerimizin ekseriyeti tatsız bir etmiĢ bulunmaktayım. Dost acı söyler
eğitim süreci sonunda üniversiteye misali, bu kafirane kaynakları tavuk karası
gelmiĢlerdir ve okumayı zul bakıĢlarıyla okurlar ki, gözlerinin önünde
addetmektedirler. Eğer mezun oldukları duran problemi görmeyi
anda okumayı bırakıyorlarsa, yalnızca baĢaramazlar(havuz problemlerini
eğitimci olarak değil felsefeci olarak da yeğlerler).Yine de,Ursula Kroeber Le
baĢarısızız demektir. Derste öğrencilere Guin‟in Mülksüzler‟ini,Richard Wright‟ın
aktardığımız malumattan daha önemlisi, Black Boy ve American Hunger „ını,Nadine
onların üzerinde bıraktığımız etkidir. Eğer Gordimer‟ın The Burger’s
onlara öğrenmeyi tutkuyla sevmeyi, Daughter‟ını,bizim Servi boylu al yazmalı
okumaya gönülden bağlanmayı ve karakterimizin sorgulamalarını yalnızca
okuduklarını anlama yetilerine “öykü” olarak görüp,temayüllerini karĢıt
güvenmelerini “öğretebilmiĢsek” fikirlerin arasına iteklemeden önce uzun
baĢarmıĢızdır; hepimizin hocası olan bir kuluçka dönemi geçirebilir ve iyi
Sokrates adına! Eğitimci sıfatını hak eden yürekli insanların iyi sebepleri olduğunu
kiĢiliklerden biri olan John Dewey‟nin görebilirler.Tabiidir ki,devasız
vurgulamıĢ olduğu gibi, eğitim hayat inatçılığa,dikbaĢlılığa karĢı yapılabilecek
boyu devam eden bir süreçtir; Milli Eğitim fazla Ģey yoktur;gerek de
değerlendirilirken söz konusu sürece yoktur.Lakin,mesleğimize ve
katkısının ne denli baĢarılı veya baĢarısız öğrencilerimize borcumuz da vardır.
olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Son olarak, felsefe yerine eğlence
Aynı dönem mezun olduğumuz önerdiğimi ileri süren sesleri hala
arkadaĢlarımın çoğu, diplomalarını alır duymakta olduğumu belirtmek istiyorum.
almaz gazete ve dergi dıĢında birĢey Bu mızmız sesler felsefeyi en iyi Ģekilde
okumaz oldular. Çünkü onlara okumanın sunmanın asıl görev olduğunu ve yalnızca
zul olduğu belletilmiĢti. Elbette “hevesli” felsefeci adaylarına karĢı
öğrencilerin felsefe metnini “sorumlu” olduğumuzu iddia etmeyi
okumama/anlamama ve roman sürdürüyorlar. Biz eğitimciyiz,
okuyup/anlama meselesiyle ilgili olarak felsefeciyiz, ama komedyen değiliz! Ben
ileri sürdüklerini, meslekdaĢlarım kendi yalnızca romancılara bir Ģans verilmesi
tecrübeleri ıĢığında değerlendireceklerdir, gerektiğini savunuyorum; ne kadar iyi
ama yine de çözüm bizlerin roman düĢünürler veya felsefeciler olduklarını
hakkındaki cehalet veya önyargımız göstersinler diye. Ancak Ģunun da altını
olmamalıdır. çizmem gerekiyor; öğretirken
Öğrencilerin en “hâlis” inançlarına eğlendirmek, hoĢ vakit geçirtmek bir suç
meydan okuyamadıklarını, kendi değildir. Son çözümlemede, öğrenci
ideolojilerinin, dinsel tercihlerinin ve öğrenememiĢse öğretici öğretememiĢ
cinsel seçimlerinin aksini savunan demektir.

1 -Iris Murdoch,”The Sovereignty of Good”,ARK Paperbacks,1985,s.76


2 Carol Gilligan,”In a Different Voice”,Harvard University Press,1982
3 -Murdoch,a.g.y.,s.87-88
4 -Giovanni Tommaso di Lampedusa,”Leopar”
5 -Murdoch,”Sartre: Romantic Rationalist”,Yale University Press(Üçüncü baskı),1961,s.ix-
x(GiriĢ)

37
Postmodernizm; Nedir ve Ne Değildir?
Sena Nur CANSIZ

Son dönemlerde adını sıkça Modernizmi yeni olanı benimseme ve


duyduğumuz bir terim postmodernizm… eskiyle sentezleme gibi açıklayabiliriz.
Edebiyat, mimari, güzel sanatlar ve siyaset Geleneksel olanı yeni olanla birleĢtirme,
alanlarında adı geçtikçe yeni bir olguymuĢ alıĢılmıĢ olanı yeniye uydurma eylemi
gibi görünse de aslında kökleri daha veya düĢünce tarzı diyebiliriz. Felsefi
eskilere dayanıyor. Bazı düĢünürler olarak da aydınlanma ile ortaya çıkan
kökenlerini Dada'ya Nietzsche'ye hatta St. entelektüel dönüĢümün yarattığı dünyaya
Augustinus'un "Ġtiraflar'' adlı eserine bakıĢ açısını hümanizm ve demokrasi
kadar götürmektedirler. Postmodernizm temelli yükselen ilerlemeci ve insan
ilk Amerikalı soyut ekspresyonizm içinde merkezli ideoloji diye açıklanabilir. Dünya
adı anılan Robert Rauschenber'in üzerinde her insanın yaĢamsal deneyim
resimlerindeki kolâjlarla plastik sanatlarda tarzı vardır ve bu deneyimlerin bütününe
anılmaya baĢladı. Aslında modernite adı verilebilir. Modern olmak
postmodernizmin bugünkü anlamda asıl insana iktidar, serüven, haz, ilerleme ve
tartıĢmaları 1979 yılında Jean-François bunların yanı sıra kendisinin ve dünyanın
Lyotard'ın Postmodern Durum adlı dönüĢünü vadeden ama aynı zamanda
kitabıyla baĢlamıĢtır. Peki, postmodernizm sahip olduğu, bildiği ve "olduğu" her Ģeyi
ne anlama geliyor? imha etme tehdidini taĢıyan bir ortam
"Modern" sözcüğünden önce gelen bulunulması demektir. Modern ortamlar
"post" öneki bu kavrama birçok anlam ve deneyimler, her türlü coğrafi ve etnik
katıyor. Modernden önce, modernden sınırları, sınıf ve ulus sınırlarını, din ve
sonra, eklektizm, avantgard, bireyleĢme, ideoloji sınırlarını yırtıp atar. Bunlara
cemaatleĢme vb… Ve bu belirsizlik bir dayanarak, modernite insanları paradoksa
anlam karmaĢasına yol açıyor. Yani bir birliktelik ile birleĢtiren bir olgudur.
postmodernizmi anlamak için önce Uyumsuzluğun uyumu, herkesi dur durak
modernizmi anlamak gerekiyor. bilmeyen bir çözümleme, yenilenme,

38
mücadele, çeliĢki ve ıstırap girdabına olan kapitalizm ve sosyalizmi eĢit biçim ve
bırakır. Karl Marx'ın deyimiyle "Modern miktarda eleĢtirir. Sosyalizmin de
olmak katı olan her Ģeyin buharlaĢtığı bir kapitalizmin de doğru ve yanlıĢ olan
evrenin parçası olmaktır.” yanları olduğunu söyler; ama bu doğrular
Ġnsanları cehaletten kurtarmak, ne kesin doğrudur ne de yanlıĢlar kesin
onları yanlıĢ bilgiden arındırıp yeni, yanlıĢtır. O doğru ve yanlıĢlar o felsefelere
eğitimli bir insanlık kurmayı amaçlayan ait doğru ve yanlıĢlardır. Belirli yargıların
modernistlerin düĢünceleri ve bir Ġslam toplumunda doğru sayıldığını,
savundukları Ģey 2. Dünya SavaĢı sonrası bunun onların doğrusu olduğunu söyler
eleĢtirilmeye baĢlandı. Dünyaya barıĢ ve kabul eder ama bu doğruların
getirmesi gereken modernizm, savaĢ gibi Hıristiyan bir toplumda da doğru olması
insanın özgürlüklerini kısıtlayan, insanı gerektiğini savunmaz.
daha geriye götüren, insanı yok eden bir Modernizmin ahlaki iddialarına,
Ģeye yol açmakla suçlandı. Bunun modern temelli evrensel ahlak
sonucunda postmodernizm denilen yeni düĢüncesine, özellikle de yararcılık
bir akım çıktı. 1943 yılı modernizmin teorilerine karĢı çıkar. Ġnsanı ruh-beden
bittiği yıl olarak kabul edilir. olarak ikiye bölen anlayıĢlarla hesaplaĢır,
Modernizmden sonra postmodernizmin tek ve mutlak doğrunun egemenliğine
çıkıĢı birçok farklı anlamda yorumlandı: karĢı çıkar. Birey, kimlik, kültür,
Modernizmin bir sonucu olması konularında radikal, sistemi değiĢtirme
anlamında, modernizmin devamı olması konusunda ise muhafazakâr bir tutum
anlamında, modernizmin inkârı olması sergiler. Politik anlamda anarĢist olsalar
anlamında, modernizmin geliĢmiĢ hali da genellikle sistem savunuculardır.
olması veya modernizmden sonra doğmuĢ Lyotard'a göre sanayileĢme sonrası
olması anlamında… Zaten postmodern kültürler postmodern olarak
tamlaması da bütün bu anlamların adlandırılmalıdır. Postmodernizmi
karıĢımı olarak kullanılmıĢtır. eleĢtirenler ise postmodernizmin
Postmodernizmin moderniteye eleĢtirdiği, yıktığı, kuĢkuculuğu ve
karĢı bir tepki olarak nitelenebileceğini yumuĢama bilmez tavırları yüzünden
görmek için üsluba iliĢkin bir dizi karĢıtlık eleĢtirmiĢtir. Her zaman olumsuz olan
bulabiliriz. Postmodernistler eleĢtirmeyi tavrı, eleĢtiriyi ve baĢkaldırıyı
severler. Modernistlerin düĢüncelerini, yüceltmesinin yanı sıra liberalizme karĢı
salt doğruları, teknolojiyi, sanayileĢmeyi olsa da aslında modernizmin ticarileĢmiĢ
eleĢtirirler. Ġnsanların kabul ettiği kesin versiyonu olması yönünde eleĢtiriler
doğruları inkâr eder. Her toplumun, her almıĢtır. Ayrıca her ne kadar özgür
bireyin kendine göre doğruları ve düĢünse de doğruları toplumlara ve bireye
yanlıĢları olduğunu bu doğruların kesin göre sınıflandırması doğrulan
olarak sınırlandırılamayacağını söyler. sınırlandırıyor olmasına neden olur ki bu
Mesela post-modernistler iki ayrı felsefe noktada da eleĢtiri almıĢtır.
Modernizmin devamında ortaya
çıkan postmodernizmin baĢındaki "post"
5 Ocak 1991‟de, Ġstanbul‟da doğdu.
eki her ne kadar anlam karmaĢasına yol
ġuanda IĢık Üniversitesi endüstri
açsa da aslında o modernizmin devamı
mühendisliği bölümünde okuyor ve
olan ve aynı zamanda modernizme tepkili
beraberinde sanat merakını da
olandır. Kesin doğruları kabul etmez,
sürdürüyor. Resim, yazı, fotoğrafçılık
eleĢtirir, yorumlar. Mimaride, edebiyatta,
ve müzik alanında çalıĢmaları
güzel sanatlarda, felsefede ve siyasette
bulunmakta ve sürdürmektedir.
kısacası hayatımızın içinde olan bir
sena.cansiz@isik.edu.tr
olgudur postmodernizm...

39
TÜRKĠYE SANATÇISINDA
NĠETZSCHE YANILSAMASI
Ahmet ANTMEN

Bu yazı kapsamındaki sonra gelen sanatsal akımlar, modern


değinilerimiz, Nietzsche‟nin felsefi karĢıtı modern ya da burjuva karĢıtı
öğretisinden çok, onun Türkiye sanatçısı burjuva olarak nitelenebilir. Sanatın
üzerindeki etkilerine odaklanacaktır. Daha tepkisi bu noktadan sonra bilinçli
açık söylersek, Türkiye sanatçısının ve hamlelerle örgütlendi. Manifestolarla,
yazın insanlarının kendi zaaflarını genç Ģairi öğütlerle, bildirilerle... Artık,
örtmede kullandığı Nietzsche illüzyonuna sanat kendiliğinden bir akıĢın içinde
odaklanacaktır. Siyasal duruĢu, iĢçi doğal-yıkıcı bir lirizme değil; öznel-yıkıcı
sınıfına, kadınlara, seçme seçilme hakkına alanını ve araçlarını tanımlamıĢ bir
dair fikirleri oldukça netken; Nietzsche‟yi anlayıĢa yönelmeliydi. Ve lirizm de bu
temize çekmek gibi bir niyetim yok. sürecin belirleyenlerinden değil,
Ancak, Ģunu hemen belirtmeliyim ki bileĢenlerinden biri oldu.
Nietzsche Türkiye‟de kendisi hakkında Bu bağlamda, Nietzsche‟nin
oluĢan algıdan çok daha derindir. Tragedya‟nın DoğuĢu‟nda tanımladığı
Nietzsche, mikro düzeyde eylemsiz sanatsal düzlem ve Tragedya‟nın önemine
değildir. Ġçgüdüsel ve kendiliğinden yaptığı vurgu aĢıldı. Her tür bağımsız
yaĢam aracılığıyla sınırları zorlamakta; değiĢkenden bağımsız düĢünürsek
ancak bu sınırları aĢamamaktadır. Belki Sokrat‟a, „akla ve diyalektiğe verdiği önem
de, nesnelliğe tabi kalıĢın son ve en derin nedeniyle, en üstün sanatın(tragedyanın)
halkasıdır. Ona göre, birey ve insani eylem katili olduğu‟, yönünde yürüttüğü
doğanın birer parçasıdır. Bunu tartıĢmaya suçlama Nietzsche‟nin kendisini mağlup
bile gerek yok. Ancak, bu saptamayı, insan
ve onun somut emek süreçlerinin ürünü
olan kültür, doğaya karĢıtlık geliĢtiremez
Ģeklinde ilerletirseniz, bu tam bir
iradesizlik beratı olur. En yalın ifadeyle,
sanat derdi, kavgası olanların iĢidir.
Uyumlu olmak, itaat etmek için sanat
yapılmaz. Hareketsizliğe ve durağanlığa
karĢı gemiyi terk etmeyeceklerin baĢında
sanat gelir. Çünkü, onun ortaya çıkıĢı ,
insanın egemenlik alanını; dolayısıyla da
düĢlerinin gerçekleĢme alanını
ilerletmekle ilgilidir. Ve her doldurulan
boĢluk yenilerine iĢaret ettiğinden, sanatın
alanı özellikle kapitalist sisteme kadar
kendiliğinden bir geliĢime tabi oldu; fakat
kapitalist sistem örtülü yapısıyla sanata en
fazla müdahale eden sistem oldu. Bu,
sanatta Ģüphesiz bir alan daralmasına yol
açtı. Fakat, sıkıĢtırılan her özne gibi sanat
da tepkisini vermekte gecikmedi. Bundan

40
düĢürmüĢtür. Brecht‟in içgüdüyü temel sanatın avcı-toplayıcı dönemde hayatın
alan sanatçıları hedef alan aĢağıdaki diğer alanlarına göre hızlı bir geliĢme ve
saptamasını Nietzsche‟ye de rahatlıkla öne çıkıĢ dönemi yaĢamasıyla
uyarlayabiliriz: açıklayabiliriz. Nedir, avcı-toplayıcı
“ Sanatçılar genellikle bilimsel bilgiyle toplumun genel özelliği? YerleĢik bir
iliĢkiye girdiğinde doğallığını yaĢam tarzına sahip olmamaları, besin
kaybedeceğinden korkar. Fakat Ģöyle bir kaynakları göç etmeleri. Böylesi bir yaĢam
araĢtırmaya görsün, doğallık dediği Ģeyin insana keĢif olanağı ve icat Ģansı tanıyor.
dünyeviliğini derhal kavrayacaktır... Doğal çevrenin ve duyguların değiĢimi,
Sözüm ona bin yıllık içgüdüleri, kafasına hayvanların değiĢen doğal halleri ve
öğretmeninin sopasıyla sokulmuĢtur. bunları avcılık-toplayıcılık sırasında
Ġçgüdülerinden gelen ses, onu gözlemleyebilme fırsatı sanattaki bu
sömürenlerin sesinden baĢka bir Ģey geliĢimin temelleridir:
değildir. Sanatçı, kendine gerekenden Tragedyaya önem atfetmek
daha fazlasını bilmekten korkuyor. Bu boĢ Nietzsche ve Aristo‟nun ortak noktasıdır.
bir korku değildir. Çünkü bir insanın Aristo, Tragedyanın tüm sanat dalları
kendisinin bile inanmadığı bir yığın arasında en soylusu olduğu fikrinde.
zırvaya baĢkalarını inandırması çok Nedeni basitçe Ģu; Aristo‟ya göre etik ve
zordur.” estetik bir birlik oluĢtururlar:
Nietzsche‟nin Sokrat‟a yönelttiği
eleĢtiriler Ģöyle bir temel üzerinden “ Taklit edenler(sanatçılar) etkinlik
Ģekilleniyor; Sokrat aklı içgüdünün önüne halindeki insanları taklit ederler. Etkinlik
koyarak herkes için belirli bir etik halindeki insan ya iyidir ya da kötü; tüm etik
yaratmıĢtır. Nietzsche bunun yerine değerlerimiz eni sonu iyi ve kötü arasındaki
bireysel göreliliğe vurgu yapmıĢtır. ĠĢte, zıtlaĢmada düğümlenir.”
Türkiye aydınının etik çöküntüsünü
meĢrulaĢtırmada kullandığı bir diğer araç ( Poetika- II,I)
da bu olmuĢtur. Bu aracın Nietzsche‟de “ Tragedya ve Komedi arasındaki bir
dile geliĢi; insan nasıl olmuĢsa odur, diğer fark da bu noktadadır. Çünkü komedi
Ģeklinde. Diğer bir deyiĢle, insanın iç ortalamadan kötü karakterleri; Tragedyaysa
yolculuğunu ulvileĢtirir Nietzsche. Bu ortalamadan üstün karakterleri taklit etmek
vurgusu önemli; fakat eksiklidir. Ġnsanın ister.”
kendi içine yaptığı yolculuk toplumsal
(Poetika-II,III)
olandan; yani onu çevreleyen olay-durum
ve kiĢilerden bağımsız değildir. Bu
Tragedyanın önemini belirleyen
bağlamda yine Nietzsche‟den sürdürürsek
etik değeridir. Esasında, Tragedya
yolumuzu özgürlüğe giden yol kendini
oluĢturduğu korku ve sevecenlikle ruhun
tanımaktan; kendini tanımaksa ötekini
hırslardan arınmasını sağlar-yani
tanımaktan geçer. Ötekini tanımayan
katharsis‟i. Nietzsche ise Tragedyaya
sanatçılar, yüzyıllardır farklı farklı
yönelik tutumunu Ģöyle açıklıyor:
biçimlerle benzer kurguları aktarıp
“ Tragedya, eserin kahramanı üzerinden,
durmuĢlardır. Nietzsche gibi, doğal
insani etkinliğini dıĢlayan bir dünya
benzetlemelerle konuĢursak en çok
karĢısında acı çeken insanı yüceltir. Koro
rüzgâra benzer sanatçı. Bir aĢkın
biçimindeki coĢkuyla, insanı eninde
kokusunu diğerine taĢır, tanımadığı
sonunda ait olduğu bir dünyaya taĢır.
dudaklara taĢır bir ölüye son dokunuĢu;
Bireyler doğaya aittir ve onu hakimiyet
yani bir duygu
altına almak için yapıp ettikleri de eninde
düĢünce seyyahıdır. AkĢam yemeklerinin
sonunda doğaldır ve yok etmeye
davetsiz misafiridir, geceleri sokaklardan
çalıĢtıkları doğanın ürünüdürler.”
farklı insanların ayak izlerini toplayandır
o. Bunu toplumsal ve tarihsel düzlemde,

41
Hem Nietzsche hem de Aristo, nesnesinin gerekse öznesinin
sanatçıya uyumlu olma ve insanları insanbiçimcilikten arındırılmasıdır... Ortaya
dönüĢtürücü mücadelelerden soyutlama çıkan Ģudur: Ġdealar dünyasına insanbiçimci
görevini yüklüyorlar. Belki, Baudelaire‟nin yaklaĢım doğrudan doğruya idealist felsefenin
aĢağıdaki dizeleri sanatçının daha gerçekçi özle görüngüler dünyasının yanında, daha iyi
bir çizimini yapar: bir deyiĢle görüngüler dünyasının üzerinde bir
Doymuyorum bir türlü varlık tanımasından ileri gelmektedir. Bu
daima aç ruhum bağımsız varlığın da kendine özgü birtakım
karanlığa ve belirsizliğe açım çizgileri zorunlu olarak taĢıması
sanmayınız cennetten kovulmuĢ Ovide gibi gerekmektedir. Bu çizgiler, maddi dünyanın,
size yalvaracağım. diyalektik çeliĢkililiğin kopyaları
olmadığından, insanın boyutlarından baĢkaca
Nietzsche‟ye göre insanın eninde bir Ģey olması düĢünülemez.”
sonunda kendisinin de doğanın bir parçası Alıntılardan rahatlıkla
olduğunu kavramasını sağlayan çıkarsanabileceği üzere, insanbiçimci sanat
Tragedya‟nın kahramanına yakından anlayıĢı (konumuz açısından Tragedya)
bakalım. Aristo, mimesisin değerini tanrılara ve model oluĢturacak kiĢilere
sanatçının taklit ettiği karakterlere göre gereksinim duyar. Bu metafizik sürecin
tanımlıyor. Her sanatsal ürün etik bir kendisi sabit iliĢki biçimleri
değer taĢır. Çünkü, mimetik bir öğeye oluĢturmaktan, değiĢim dönüĢüm
yönelmek durumundadır. Ve çağının istemlerini hayalileĢtirmekten baĢka bir iĢe
etkinlikleri doğrudan doğruya insanla yaramaz. Bir nevi ibadethaneye ya da
ilgilidir. Yani her mimetic öğe, insana tapınağa dönüĢür sanat eseri. Artık eser
yönelir. O dönemin, yani Tragedya kahramanının yapıp etmeleri sünnetlere
döneminin sanatı genel olarak dönüĢür. Onun gibi olmaya çalıĢırız. Onun
insanbiçimci olarak nitelenir. bir sanat eseri olduğunu unuturuz.
Artık herkesin bir dini var zaten Ģizofren
ġimdi, Engels‟in bu dönemi nasıl âĢıkların, bunalımcıların, yalnızlıkçıların,
betimlediğine bakalım: bireysel hazcıların hepsinin bir romanı, bir
“ Ġlkel insanlar için, doğal güçler yabancı, Ģiiri var zaten. Bu tapınakların hepsi var
mistik ve sıradıĢıydı. Ġnsanoğlu bütün uygar olan düzenin muhalefetin akıĢını kendi
toplulukların ulaĢtığı bir noktada, dümenine göre belirlemesinin araçları.
maddeleĢtirme yoluyla bu Ģeyleri kendine KarĢı olan; ama alternatifi olmayanlar.
benzetti. Bu maddeleĢtirme eğilimi, dünyanın Acıya yöneliyorlar; bedenlerinde,
her yerinde tanrıları yarattı.” ruhlarında, toplumla bağlarında. Herkes
özelleĢtirilmiĢ mezhepler yaratıyor
(Engels Anti-Duhring) kendisine. Ġçinde bulunduğumuz dönemin
kendisiyse, bu özelleĢtirilmiĢ mezhepler
Engels‟in bu saptamasını Estetik arcılığıyla ebedi ilan ediliyor; yani tanrısal
isimli eserinin ilk cildinde Lukacs Ģu ilan ediliyor. Ġlla ki tanrısal.
Ģekilde tamamlar: Bir elimizle de avangarda tutunup
“ Nesnel gerçekliğin gerçekten bilimsel açıdan Nietzsche‟nin kendi sözleriyle
kavranabilmesi; ancak insanbiçimci bakıĢ tamamlayalım yazımızı:
açısının köktenci bir tutumla bırakılması “DüĢünen insan için tanrı eksik bir cevaptır.”
koĢuluyla gerçekleĢebilir. Gerçekliğin
yansıtılmasının bilimsel türü, bilginin gerek

12 Eylül 1979 Mersin doğumlu. ODTÜ Uluslararası ĠliĢkiler Bölümü‟nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarında, ODTÜ Edebiyat
Topluluğu baĢkanlığını yürüttü. ArkadaĢlarıyla birlikte Nikbinlik dergisini çıkartmaya baĢladı. Derginin Ģiir dinleti grubunun
düzenlediği gösterimlerde yer aldı, bu dinletilerin senaryolarını yazdı. Dergide yayın kurulu sekretaryasındaki görevini sürdürüyor.
2002-2003 döneminde Edebiyatçılar Derneği‟nde Genel Sekreter Yardımcılığı; kısa bir dönem içinse Damar dergisinde sanat
yönetmenliği yaptı. ġiir ve makaleleri ülke çapında yayın yapan pek çok dergide yayımlandı. 2002 Yılı SES ġiir Birincilik ödülünü alan
"Ayrıksı Otları" isimli Ģiir kitabı 2003 yılında yayımlandı. Yayıncılık, çevirmenlik ve editörlük yapıyor. "Gayri Resmim" isimli ikinci Ģiir
kitabı basıma hazırlanıyor. Ahmet Antmen Ģu sıralarda hayalleri arasında bulunan Türkiye'nin ilk ücretsiz edebiyat ve mizah dergisi
olan Nikbinlik dergisini çıkartarak okuyucularına ulaĢtırmanın keyfini sürmekte ve ilk romanının hazırlıklarını sürdürmektedir.

42
Kısa Jazz Tarihi
Hakan ÇADIR

Jazz, 19.yy sonları ile 20.yy Chicago: 1917 yılında Chicago'ya göç eden
baĢlarında, Afrika kökenli New Orleans'lı zenci jazz
Amerikalı siyahların ve Kreollerin müzisyenlerinden etkilenen beyaz ırktan
(Fransızca konuĢan, Avrupalı-Afrikalı müzisyenlerin, trompetten ziyade tenor
siyaz melez göçmenler) yarattığı müziktir. saksafona ağırlık verdikleri bir jazz
Bir anlamda bugün sanat müziği düzeyine üslubudur.
eriĢmiĢ ve dünyanın malı olmuĢ tek halk
müziği türüdür jazz... Temel özellikleri Hot Jazz: Doğaçlamayı ön planda tutan
doğaçlama, karmaĢık ritm, aksak vurgu, siyah jazzcılar titreĢimli gamlar ve
blue note'lar ve çeyrek seslerdir. Bu öğeler, kaydırmalar uygulayarak bu jazz
düzenli olmayan bir ritm (polyrhytms) ve üslubunu oluĢturmuĢlardır.
solo becerisiyle (vokalize enstrüman
tekniği) kaynaĢır. Jazz, ses (insan sesi, söz) Dixieland: New Orleans‟lı beyaz
ve ritm zenginliğini Afrika'dan, çalgılarını müzisyenlerin, 1920‟lerin baĢlarında
Amerika'dan, armonik özelliklerini ise yarattıkları bir jazz üslubudur. Beyaz
Avrupa'dan alarak oluĢmuĢ bir bütündür. oldukları için Amerikalı siyahların etnik
Yakın sayılacak bir geçmiĢe sahip temaları yerine Avrupa müziğinden ve
olmasına karĢın "Jazz" sözcüğünün nasıl Ragtime‟den esinlenerek yaratılmıĢtır.
doğduğu ve ne anlama geldiği bugün dahi
tartıĢılır. Bir varsayıma göre Antil Swing: Canlı ve ağır ritm
adalarından gelerek New Orleans'a dalgalanmalarından oluĢan jazz
yerleĢen Fransız göçmenlerin arasında üslubudur. 1930-35 arası Louis Armstrong
kullanılan ve cinsel birleĢme anlamına tarafından tanıtılmıĢtır.
gelen "Jass" deyiminden türemiĢtir, bir
baĢka varsayıma göre dedikodu, çene Classic Jazz: 1920'li yıllarda yaratılan bir
çalmak anlamlarındaki yine Fransızca jazz üslubudur. Bu terim bazen de Be-bop
"Jaser" sözcüğünden...,Bir üçüncü sava öncesi jazzı tanımlamak için kullanılır;
göre de Ġngilizce argoda, canlanadırmak, yani jazz tarihi 1945'e kadar "Classic Jazz",
diriltmek anlamına gelen fakat cinsellikle 1945'ten sonrası "Modern Jazz" diye ikiye
bağlantılı olarak kullanılan "Jazz" ayrılır.
sözcüğünden doğmuĢtur. Daha masum
bir görüĢ ise, Mississipi nehri dolaylarında
Vicksburg kentinde yaĢayan Charles
adında bir bar piyanistini coĢturmak için
dinleyenlerin "Haydi Chaz, haydi..."
derken yaptıkları "Chaz" kısaltmasının
sonradan Jazz'a dönüĢtüğünü savunur.
Louisina eylaetinin liman kenti New
Orleansdaki barları ve batakhaneleri ile
ünlü Storyville mahallesi, Jazz müziğinin
doğum yeri olarak bilinir.
_____________
New Orleans: Jazz topluluklarında
doğaçlamanın tek tek değil topluca
yapılmasını öngören bir jazz üslubudur.

44
Boogie-Woogie: 1930'lu yıllarda popüler Berkley Jazz Akademisi
olan jazz kaynaklı bir solo piano stilidir. EskiĢehir Anadolu Üniversitesi Sosyal
Bilimler
Be-bop: 1945‟den sonra yaygınlaĢan bir Ġktisadi Ġdari BĠlimler Fakültesi
Halkla ĠliĢkiler
jazz stilidir. Be-bop heceleriyle vurgulanan Ekonomi
büyük ritmik çıkıĢlar, kromatik ve Bölümleri mezunu olan Hakan Çadır
uyumsuz armoni bu üslubun en önemli bugün kendi öğrencilerine gerçek
özelliğidir. Eski müzisyenlerin bir bölümü müziğin ne olduğunu öğretmektedir.
ve kulağı jazzın diyatonik tonlarına,
Bossa Nova: 1960'lı yılların baĢlarında
melodik ve armonik yapısına alıĢkın olan
popüler olan Brezilya kökenli bu tarz,
dinleyicilerin çoğunluğu, bu tarz jazza
diğer Afro-Latin ritmlere göre oldukça
ısınamamıĢtır.
sakindir ve West Coast jazzının armonik
yapısından etkilenmiĢtir.
Gospel: Ġlahilere dayanan popüler ve
ritmik bir jazz üslubudur.
Free Jazz: Bu jazz üslubu ise hiçbir müzik
kuralına bağlı kalmamayı temel alır.
Hard-bop:1950'li yıllarda Cool akımına
tepki olarak; Gospel ve R&B karıĢımıyla
Cool Jazz: Be-bop akımına karĢı doğan,
yaratılmıĢ bir jazz üslubudur. Diğer adı ise
ondan daha yumuĢak ve sakin yapıda
Funky Jazz‟dır.
olan bu jazz üslubuna West Coast Jazz
(Batı Kıyısı Jazz‟ı) da denir.
Rhytm and Blues: 1940-60 arasında
popüler olan bir jazz üslubudur. Kısaca
Jazz-Rock: Dans ritminde olması,
R&B olarak tanımlanan danslı halk müziği
doğaçlamaya daha az yer vermesi;
biçimindeki bu jazz türü, siyah Amerikan
verilecekse de bunun baslar ve elektronik
müziğinin geleneksel Blues ve Gospel
çalgılarla yapılmasını öngören bir jazz
üslüplarıyla jazza özgü senkoplu ritmlerin
stilidir.
kaynaĢmasından doğmuĢtur.

45

Mert DEMĠR

I. Bölüm: UYKU FELCĠ Tek bir anı beklemek bu, bir çarpıĢmayı.
Ben mi daha fazla hasar alırım, hayat mı
Görmek ve dokunamamak. Bilmek ve alır? Gitmemek aklını alır, kalmazsan,
kalkamamak. OkĢamayın saçımı, bu rüya aklın kalır. Ġnsan ruhu, yaĢamak için değil,
görmekten beter. Raflardaki her paket ve ruhu olmaz ölülerin. Dünyadaki en
kafein, bensiz yaĢayamadığını söylüyor. büyük çeliĢki, mümkün olan en mantıklı
Bense, benimle yaĢayamıyorum. Bir delik sonuçların, çeliĢkiden gelmesidir ki bu çok
bul ve içeri ak. Delik deĢiğim, su mantıklıdır, zira çeliĢkili mantıklar,
kaybediyorum. Saat daha erken, ne olur çeliĢkilere gebedir. Doğrudur bir bataklığa
benimle kal. Benim kal. Ne kadar çabuk adımımı attığım, ama en azından
unutacaksan beni, o kadar benim ol Ģu an. ilerideyim korkaklardan bir adım. Madem
Hatta, Ģimdiden baĢla unutmaya beni, katatonik cümle alem, o halde doğru yere
yanındayken hatırlatabilirim sana oturmak önemli olan ve doğru yöne
kendimi; yeniden unutabilesin diye. bakmak. Anladım ki bazen, anlatmaya
Zaten, tatsız sinüs dalgaları değil miyiz? üĢenmekten kaynaklanıyor anlaĢılmamak.
Fazlaca aktif pasifleriz. Yalnızca nasıl Ve en çok anlayan, en az umursayan
yandığını görebilmek için bir ev oluyor anlaĢılmayı. Bazen anladıklarımız
yaptırdığım gün, gerçekten barınma anılarımız oluyor, bazen anılarımızla
ihtiyacımdan kurtuldum demektir. Ve anlıyoruz. Bu yüzden korkulasıdır onlar.
istersem uyuyabileceğimi kendime Anılar, insanlardan daha canlı. Mesela
kanıtladığım gün, bir daha uyuma Ģansım hep, ölü adamların heykelleri dikilir. Daha
olmayacak. Bu dünya fazla somut, da kötüsü, kiminin anısı, heykellerden
kesmiyor beni kararların ibarettir. Ve çok yalnızdır, tüm heykeller,
süperpozisyonundan gayrısı. ezberlendikçe ıssızlaĢır kelimeler.
Ansiklopediler sizin olsun, ben içiçe SeviĢirken ruhum çok yanlıĢ ve çok yalnız.
parantezlerde kaybolmaktan memnunum. Ġnsan en çok yakın olduğunda bir
Burada nokta kullanmadan ilerlemek baĢkasına, en çok yalnız hissediyor.
mümkün, sizdekinin aksine. Kendisine Çünkü hissediyor, karĢısındakinin
alfa ve omega diyen bir koca adam var. Ve yalnızlığını da.
milyarlarca zavallı, betadan psiye tüm Lütfen, bu denli kısıtlayıp, katılaĢtırmayın
harfleri unutup, diğer adamın peĢinde beni. Tanrı olmaya niyetim yok.
dolanan. Onu güçsüz ve yalnız
bırakmaktan korkuyorlar, çünkü bu kendi III. Bölüm: HĠPNOGOJĠK
yalnızlıklarını hatırlatıyor. Nedensiz yere
HALÜSĠNASYONLAR
düĢünebilecek kadar var mısınız, ne denli
nedenliyim diye?
En azından parmağımı kımıldatabilmeye 1.KADER: Nereye koĢarlar tikler ve
baĢladım taklar? Neden bu acele?
Sabırsızlanmıyorlar bir gelecek yaratmak
için; sıralarını savıyorlar yalnızca, hepimiz
II. Bölüm: KATAPLEKSĠ gibi. Bir adamın elleriyle yarattığı bir
geleceği ve henüz belirsiz bir geçmiĢi
Rahatladım. Üzerimden bir yük kalktı vardı. GeçmiĢine gelecek diyordu ve
sanki. Ağırlığı olmaz serbest düĢenlerin. geleceğine geçmiĢ. Beni tanısaydı eğer,

46
hakkımda aynılarını söylerdi. Ben otuz teninde; tüm imamlar ĢaĢırırdı ezanı, o
yaĢındaydım o doğduğunda ve o otuz dua ettiğinde; Papazları emerdi, Ġsa‟nın
yaĢındaydı ben doğduğumda. eĢleri, günah çıkarma kabinlerinde. Hatta
KarĢılaĢtığımızda anladım, Tanrı‟nın bırakırdı Tanrı; kutsamayı, Amerika‟yı. Ya
saatinin durduğunu. da, o öyle sanırdı. Bir tavĢan vardı,
2. PANKEK TEORĠSĠ: Her Ģey, çalmıĢtı bir sihirbazın Ģapkasını, çekip
Cehennem‟in 7. katının çökmesiyle çekip içinden tavĢanları, ırzlarına
baĢladı. Bu aslında bir yükselmeydi, zira geçiyordu. Her kanal, alt yazılarla, tüm
kat numaraları, yerin altına inildikçe kitap kurtlarının, kitapların arasında
yükselmekteydi, iniltilerle doğru orantılı. kaldığı haberini veriyordu. Soluksuz
7, 6‟ya çarptı, sonra ikisi 5‟e. Cennet‟in kalmıĢlardı. Sağlam karakterli resimler,
tabanı paramparça oldu Ģiddetle. Kolonlar ressamlarını çiziyorlardı. Yol çizgileri,
yıkıldı, ve Tanrı tahtından aĢağıya asfaltın üstüne, insan çekiyordu.
yuvarlandı. Yere çarptı ve parçalandı. Çocuklarının sürekli suratını yaladıkları
UlaĢılmaz olduğu için, kırılgandı. Cennet bir anne, güzelleĢmek uğruna, yüzüne
insanları ise, baĢa çıkabilirlerdi bu yılan zehri sürüyordu. Kesinlikle, kafayı
düĢüĢle, Tanrı zamanında çok kaydırmıĢtı bulmuĢtu yine. En kötüsü, uyanacaktı, o
ayaklarını. Bir adam çıktı ve Ģöyle dedi: iri adamın kollarının içinde. UyuĢacak
Uçlarımız vardı ve uçların olduğu yerde mıydı yoksa?
kolonlar da olur. Katlarımız vardı, herkes,
alçalmak ya da yükselmek zorundaydı. En
IV. Bölüm: REM
büyük günahkarlar oldu, kurtarıcılarımız
ve bize günah iĢleme özgürlüğünü
Deli değilim ben! Ne olur, hastaneye
getirenler!
kapatın beni ve betonla örtün, tüm
3. ORGAZM SĠGARASI: Ġtti, üstündeki,
giriĢleri.
teri ağır kokan yarı cesedi. Esrarla dolu
Bir tek, rüyalar özgürdü. Bir tek, rüyalar
gözlerine yakıĢan bir sarma yaktı. Zevk de
özgündü.
alsan bazen, her defasında, seni beceren
hayattı. Sevenlerdendi, tırnak izlerini,

47
Son
Hazal GÜLġAN

Uzun ince bacaklarıyla odanın bir ucundan bana doğru yürümeye baĢladı. Hayatım boyunca
bu kadar zarif bir Ģey gördüğümü hatırlamıyorum. Her hareketi matematiksel oranlarla
belirli, her duruĢu doğanın parmaklarını batırdığı bir sanat eseriydi.

Bir anlığına bir düĢe kapılıp onun ağına düĢmüĢtüm sanki. Her hareketimden korkar
gibiydi. Ona ellerimi uzatsam kaçıp gideceğinden, karanlık derinliklere gömüleceğinden
emindim. Böylece bekledim. Bana gelmesini bekledim. Gözlerimi ona diktim ve onu
kendime çektim. Aramızda bir bağ oluĢmuĢtu sanki.

Gözlerimin içine bakıyor gibiydi. Hipnotize olmuĢ gibi adımlarını bana yöneltiyordu.

Sayısız adım sonra yanımdaydı. Yarım metre ötemde bir saniyeliğine durdu.

Bir saniyeliğine bütün evren durdu,

...

Bir tek ben nefes almaya devam ediyordum.


Beynimin impulslarıma gönderdiği elektiriği hissediyordum adeta.
Vücudum ısınıyordu, kalbim hızlanıyordu, elime terliğimi aldım ve o küçük kafasını ezdim.

...

O zarif bacakları ters dönmüĢtü.

Bunu hak ettiğini düĢündüğümden değil. Genel olarak örümcekleri pek sevmem.

48
Çöl Kuyusu
Jack Yakup ARAZ

Kum…
Her taraf uçsuz bucaksız kumlardan ibaret
Bir çöl
Ama ne sıcak…
Nede soğuk
Tek bir yol arkadaĢı var
Önündeki kumları süpüren
Her adımında arkandan izleri silen
Rüzgâr…
Tepede bir güneĢ
Ġlerde bir kuyu
Koca çölün tam ortasında
Simsiyah taĢlarla örgülü bir kuyu
Belki de gözlerimizin bizlere oynadığı ufak bir oyun
Deliliğin doruk noktası
Kapat gözlerini
Kuyuya doğru
YavaĢ yavaĢ
Bu son görüĢün yumuĢak kumların üstünde parıldayan güneĢi
Bir daha güneĢ kumların üstünde parıldamayacak
O gün gelene dek…

GüneĢ batıyor
ĠĢte kuyunun uçsuz bucaksız karanlığı
Suyu bulma amacıyla çaresizlik içinde inilen kara bir delik
Beklide sudan kurtulmak için…
At bacağını artık taĢların üstüne
Buz gibi taĢlar
Kim bilir görülemeyen karanlığın dibinde neler var…
GüneĢ battı…
Yolculuk baĢladı…
Teker teker
Her bir taĢa basa basa
YavaĢ yavaĢ
Her bir adımda
Bir ıĢık yanıp sönüyor
Kuyunun artık çok uzaklaĢan giriĢinde…
TaĢların bazıları keskin
Bazıları soğuk
Bazıları adeta ayakla basılması için özenle yontulmuĢ
YontulmuĢ taĢları seçmeden devam etmek imkânsız
Kan…
Kara taĢları renklendiriyor
Kara taĢları renklendirmesi gerekiyor…
Sadece koyu bir sıvı kütlesi
Bilinmeyen derinliğe iniyor

49
Acı…
Susuzluk gittikçe artıyor
Adeta indikçe daha fazla uzayan bir kuyu
Her adımda daha da zorlaĢıyor
Her adımda daha çok acı veriyor
Beklide pes etmek ve bırakmak gerek
AĢağıya doğru süzülüp suları daha çabuk bulmak
Peki ya aĢağıda su yoksa?
Ya sadece kuru kumdan ibaretse karanlık?
O zaman bunca kanın ve acının da yok hiçbir anlamı
BoĢu boĢuna zorla çıkılmıĢ bir yolculuk
Dikey düzlemde
Keskin taĢlara karĢı verilen savaĢ
Ama su yok
Tek bir damla bile
Suyun sesi bile yok
Beklide bir taĢı koparıp atmak güç verir
Yukarıdaki taĢlardan seç
Onlarla bir iĢin kalmadı
Sadece sana acı vermiĢ olan taĢlarla dolu yukarısı
Hayır…
Çıkmıyor yerinden
Tek bir tanesi bile…
Dokundukça daha çok parçalıyor
Keskinliğinden azıcık bile ödün vermemiĢ
O zaman devam et
BaĢka yolu yok
Ya da bırak
Zaten devam edersen sonunda kayıp gömüleceksin karanlığın dibine
Her iki Ģekilde de aynı son
Aynı kader
Dur…
Neden aynı olsun?
Devam et
Bu sefer daha kararlı
Daha güçlü
TaĢların keskinliğine aldırmadan
Dökülen kanları görmeden
Tepedeki ıĢık hala yanıp sönüyor
Her bir adımda
Aydınlık ve karanlık bir arada
Aslında karanlık bile karanlık değil
Kuyunun dibindeki sonsuz yokluk kadar
Rüzgâr nerde?
Neden taĢları yontmuyor?
Neden geçmem için kolay bir hale getirmiyor taĢları?
Neden her Ģey zor olmak zorunda
Birkaç damla su için
Neden bu kadar acı?
Çölün ortasında kalmayı mı tercih ederdin?
Her biri diğerinin aynı olan günleri izlemeyi mi tercih ederdin?

50
Amaçsızca
GüneĢe doğru bitmeyen yürüyüĢ…
ġimdiki amaç ne ki?
Ġki damla su için bitmeyen iĢkence…
O zaman atla
Ve bitir iĢkenceyi
Gömül suların dibine…
Hayır…
Korkuyorum…
Biraz daha devam…
Hiçlikte yok olmaktansa
Acı…

Süre gelen bitmez tükenmez adımlar


TaĢlara acı akıtmaktan baĢka bir Ģey değil
Kapat gözlerini…
Bırak kendini hiçliğe…
Hiçliğin derinliklerine…
Sonsuzluğun karanlığına…
Belki rüzgâr gelipte kurtarır
Beklide bitirir,
Umutsuzluğun karanlığına yapılan bitmez tükenmez yolculuğu…
Rüzgârdan umut yok…
O her adımla yanıp sönen ıĢığın yanında
Seyrediyor
Çıkmamı
Veya
Yok olmamı
Seyretmiyor…
O sadece kumların arasında
Bir yerden bir yere dolaĢan hava akımından ibaret
BaĢından beri tek baĢına
Sonuna kadar
Yokluğun karanlığındaki sonsuz suya ulaĢana dek
Peki ya sonra?
Suyu bulduktan sonra?
Bir hiçlik daha…

51
ODTÜ Psikoloji Günleri
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Topluluğu‟nun Mart 2009‟da ilkini organize ettiği,
büyük katılım ve beğeni toplayan Psikoloji Günleri‟nin bu yıl da ikincisi düzenlenecektir.
ODTÜ Psikoloji Günleri Ģehir içinden ve dıĢından birçok akademisyenin ve öğrencilerin
katılacağı seminer, panel, ve film gösterimi oturumlarının olacağı bir etkinliktir.
Üniversitelerin bütün bölümlerindeki öğrencilere yönelik bir programı vardır.
GelenekselleĢtirilen bu etkinlik bu yıl da 17-18-19 Mart 2010 tarihlerinde ODTÜ Merkez
Mühendislik Binasının mm25 salonunda gerçekleĢecektir.
BaĢlığı “Benlik ve Kültür” olarak belirlenen etkinliğe Türkiye‟nin farklı üniversitelerinden
akademisyenler ve çeĢitli bölümlerinden öğrencilerin yanı sıra çeĢitli dernekler ve alanda
çalıĢan psikologların da katılımıyla zengin bir program oluĢturulmuĢtur. Programımız
sizlerin de katılımıyla ayrı bir renk kazanacaktır.
ODTÜ Psikoloji Bölümü‟nün kuruluĢunun 50. Yılında daha büyük önem kazanan
etkinliğimizde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

ODTÜ Psikoloji Topluluğu

“ÇalıĢan Kazanır, Elması Kızarır” Mı


Oku(ya)madıkça?
Okumayı yazmayı söktükten takdirde, iki dakikamızı almıyor
sonra, hani öğretmenlerimiz çizdikleri istediğimiz bilgiye ulaĢmamız...
elma ağacında elmamızı kırmızıya Teknolojinin olanaklarının sınırlı olduğu
boyardı, hani kurdele takardı kimimize... yerler içinse ahlanıp vahlanıyoruz. Henüz
Önceleri çok bir üstünlük sanırdık suyu, yolu olmayan köyleri, kıĢın kar
anlamlar çıkarmayı o kargacık burgacık yağdığında dıĢ dünyayla bağı kopan
harflerden, yavaĢ yavaĢ, heceleye dağları unutup son teknoloji ürünü „üç
heceleye, gururla... Sonra ne oldu? Bu tane G‟nin her köyde, dağda, ovada
yeteneğimizi yalnızca okul derslerini çektiğini gösteren reklamlar izliyor, mutlu
anlamakta kullandık, at yarıĢının en güçlü oluyoruz... O köy bizim köyümüz çünkü...
binicisi olmak için koĢturulduğumuzda, o ev, o okul, o çocuklar... (Gerçekten öyle
araba markalarını okuyup kıyaslamakta, hissediyor muyuz?)
alıĢveriĢte, borsada, sokakta... Okuma-
yazma, bize yalnızca, sürmekte olan Kitap Yardımı Projesi iĢte böyle
dünya düzenine ayak uydurabilmemiz doğdu... O köye 3G‟yle bağlanmayı
için öğretilmiĢti, verilen buyrukları seçseydik, ahlanıp vahlanmaya devam
okuyup anlayabilmemiz için; yeni bir edecektik. Yaptığımız Ģey “vicdan
söylem üretmek de neydi? Hem yenisini rahatlatmak”, sadece “iyilik yapmak”
üretebilmek için daha çok okumak gerekti; olsaydı, oraya yalnızca teknoloji
ama zaten kitapların, hatta ozanların götürecektik... Sürmekte olan dünya
yakıldığı bir dünyada; kütüphane de düzenini sorgulamasaydık, geldiğimiz
neyimizeydi?? eğitim sisteminin “böyle gelmiĢ böyle
gider” ağaçları olacak, yeni elmalar
Öyle bir çağda yaĢıyoruz ki, verecektik. Aynı sistemde kızaracaktı yine
teknolojinin olanaklarını kullandığımız okumayı yeni öğrenen kardeĢlerimizin

52
elmaları. Ve dıĢarıdan her Ģey normal insanın en büyük hazinesini, “düĢünme”yi
görünecek, oysa toprağın altından ağaçlar hatırlatmaya çalıĢmaktır „Sürdürülebilir
kurumaya devam edecek; biz bir araya Kitap Yardımı‟nın altında yatan.
gelmiĢ insanlara “örgüt” gözüyle Samsun‟daki köy okulunda o küçücük
bakmaktan alıkoyulamazken, bir araya kardeĢimizin “Neden kitap okumalıyız?”
gelmiĢ dizeleri de yakmaya devam sorusuna verdiği yaĢının katlarca
edecektik... üstündeki o etkileyici cevap gibi:
“Bize verilen yaĢama hakkını eksik
Biz kitap yardımına iĢte “bu kullanmamak için”
yüzden” gidiyoruz...
Birkaç el‟dik baĢlarda, büyüdük
Kütüphaneleri bomboĢ okullarda, eller olduk, gelin daha büyük eller olalım
gözleri merakla ıĢıldayan çocuklardan hep birlikte, daha çok kitap kolisi
birkaçına olsun, bir Ģeyler anlatabilmeye... taĢıyabilecek daha temiz eller... Yarın
Sadece “Ģairin o mısrada ne anlattığı”nı okuduklarımızı, okuyamadıklarımızı,
değil, “Ģairin böyle bir dünya düzeninde o okutulmadıklarımızı bağıracak sesimiz
Ģiiri yazmaya neden gerek duyduğunu” olsun!!
da düĢünebilsinler diye...
Hepsi sadece öğretmen, doktor, polis ya Kitap yardımlarınız için: Kitap
da hemĢire olmak istemesin; gittiğimiz bir toplama kolilerimiz kütüphane topluluk
baĢka köyde tiyatrocu, sosyolog, Ģair, panomuzun altı, Hazırlık E ve F Blok,
mimar ya da genetik bilimcisi olmayı da Eğitim, BeĢeri, Fizik, Mimarlık bölümleri,
hayal eden çocuklarla tanıĢabilelim diye... BÖTE ve yurtlarda.
Sadece test kitaplarının değil; baĢuçlarında
bulunacak bir öykü kitabının da Ayrıca iletiĢim için, Özge: 0537 740
hayallerini geniĢletmesine izin versinler 04 40 , Gizem: 0506 327 55 85 ve
diye... ĠĢte budur; bir ucundan baĢlayıp, odtu_egitimtoplulugu@googlegroups.com

ODTÜ Eğitim Topluluğu

Genel olarak algılananın aksine, çevre sorunları ve çevrecilik


bizden ve hayatımızdan soyut kavramlar değildir. Sadece
belli bir grubun ilgilendiği, toplanıp baĢkalarını attığı çöpleri
toplamak ise hiç değildir. Biz yaĢadığımız Dünyamızı,
yaĢadığımız topluma etkilerini, bireyin üstünde kalan
çevresel politikaları anlamak adına her yıl Türkiye'nin farklı
bir üniversitesinde düzenlenen Çevre Sorunlarına Öğrenci
YaklaĢımları Sempozyumunun çok önemli bir yeri olduğuna
inanıyoruz. 15-16-17 Nisan 2010 tarihlerinde ODTÜ'de
gerçekleĢecek olan 13. Çevre Sorunlarına Öğrenci
YaklaĢımları Sempozyumu‟na ODTÜ Çevre Topluluğu
olarak bu sene biz ev sahipliği yapıyoruz. Sunum
hazırlamak isteyen arkadaĢlar için üst baĢlıklarımız aĢağıda
belirtilmiĢtir. Üzerinde yaĢadığımız çevre hakkında ve çevre
sorunları hakkında konuĢma ve birlikte hareket etme fırsatı
bulabileceğimiz bu sempozyumda duyarlı sunumlarınızı
bekliyoruz.
BaĢka bir dünya mümkün…
Sunum Konuları: Çevre ve Tarım, Çevre ve Teknoloji, Çevre
ve SavaĢ, Çevre Felsefeleri
Sunum Özeti son gönderme tarihi: 15 ġubat 2010
Özetlerin gönderileceği adres: bildiri@csoy.biz
Demet Gülçiçek
ODTÜ Çevre Topluluğu

53