You are on page 1of 10

Anadolu Aleviliğinin

Kültürel-İnançsal Kaynakları
Yazar: Baki ÖZ

Bu eser
http://genclikcephesi.blogspot.com
tarafından yayınlanmaktadır.

http://genclikcephesi.blogspot.com 1
Baki ÖZ
TEORİ DERGİSİ – Haziran 1995

Anadolu Aleviliğinin
Kültürel-İnançsal Kaynakları
Birçok Kültür ve İnancın Doğal Bileşimi

Tarihte ortaya çıkmış hiçbir din, mezhep, tarikat, felsefik ve siyasal sistem arı değildir.
Önceki ve çevre etkenlerin derin etkilerini ve izlerini taşır. Hıristiyanlık, Yahudiliğin oldukça
etkisindedir. Din tarihi araştırmacıları Hıristiyanlığın, Yahudiliğin bir mezhebi olmaktan
kurtuluşunu ve kitleselleşmesini İsa'nın Oniki Havarisi'nin çalışmalarına bağlarlar, İslamlık
Ortadoğu'nun, Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın dinsel öykülerinden "kıssalarından yararlanır,
sık sık bunlara göndermeler yapar. Bizzat Hz. Muhammed kendi dininin (İslamlığın) atası
olan Hz. İbrahim'in dininin (İbraniliğin) devamı ve gelişmiş biçimi olduğunu söyler. Prof.
Fuat Köprülü İslamlığın doğuşundan 200 yıl sonra tümüyle değişikliğe uğradığını yazar.
Mezheplerin ortaya çıkışıyla İslamlık özüne ve kaynağına göre oldukça değişmiştir. Bunda
eski din ve inanış bölgelerinin, ayrı inanışta olan topluluk ve toplumların İslam çevresine
girmelerinin önemli payı vardır. Yeni dini kabul eden bu çevreler eski inanışlarından da,
İslamlığa bir şeyler taşımışlardır, İslam mezhepleri de bu yeni oluşumun, yeni ortamın
yorumcuları olmuş, İslam adı altında oluşan bu yeni kitleye İslam kaynağından (Kur'an,
hadis) hareket ederek farklı farklı İslamlıklar sunmuşlardır.

Bu tür oluşumları felsefik ve siyasal akım ve sistemlerde de görmek olası.


Eflatunculukla, ortaçağın tasavvufi akımlarıyla beslenen Yeni-Eflatunculuk buna en güzel
örnektir. Bu tür izlere çağımızda Bergsonculuk'ta da rastlanır, ilkçağın ve ortaçağın
sömürgeciliğini çağımız koşulları emperyalizme dönüştürür. Toprak ve ülke kazanmak
peşinde olan eski sömürgecilerin yerini, pazar ve sermaye yatırımları peşinde olan çağımızın
emperyalistleri almışlardır.

Doğallıkla yeni koşullar yeni yorumları birlikte getirir. Bu kaçınılmazdır. Felsefik ve


siyasal sistemlerde bunu gördüğümüz gibi, din mezhep gibi düşünsel-inanış bazında olan
akımlarda da görürüz.

Düşünce ve inanışların yapılanmasında coğrafya da önemli bir etkendir. Düşünce ve


inançlara yörenin doğal, insan ve etkilenim koşullarına göre yapı kazandırır. Örneğin
Ortadoğu'nun Nasturi, Keldani ve Süryani Hıristiyanlığı, Avrupa'nın Katolik, Ortodoks ve
Protestan Hıristiyanlığına göre oldukça farklıdır. Nasturilik, Keldanilik ve Süryanilikte
Ortadoğu'nun insan öğesinin özelliği başat olmuş, bu yöre Hıristiyanlığa tümüyle farklı bir
yapı kazandırmıştır.

Bu genellendirme içerisinde Alevilik özeline inildiğinde de pek farklı bir şey


görülmez. Aynı yapılanış Alevilikte, Anadolu Aleviliği'nde de vardır. Alevilik, İslamsal
öğelerin Orta Asya, Ortadoğu, Anadolu ve Balkanların düşünce ve inançlarıyla yoğrularak
oluşmuş ve kendine özgü biçimini kazanmıştır. Alevilikte insan etkeni ön plandadır. Bu, ön
plandaki insan etkeni anlayışı, insana, topluma kendine özgü değerleri yaşama, yaşatma,
koruma, sürdürme olanağı vermektedir. Böylesi bir olanak da coğrafya etkeninin devreye

http://genclikcephesi.blogspot.com 2
girmesine olanak tanımaktadır. Yani İslamlığın yayıldığı bölgelerde, yerel topluluklar ve
toplumlar kendi değerlerini ve kimliklerini ancak Alevilik yorumu içerisinde
yaşatabilmişlerdir. İslamlığın katı biçimleri olan Sünni mezhepler buna olanak tanımamıştır.
Yerel, bölgesel, etnik kimlikler ve kültürler Aleviliğin hoşgörü çatısı altında barınabilmiş,
günümüze dek izlerini sürdürebilmişlerdir. Oysa, ümmetçilik anlayışında olan İslamlık,
özelinde Sünni mezhepler, bu tür yerel, bölgesel ve etnik kültürleri içinde eritmiş ve baskı
altına almıştır. Yaşamasına ve yeşermesine tarihin hiçbir döneminde izin vermemiştir. Siyasal
ellerde bu olay Araplaştırma biçiminde sürmüştür. Ümmetleştirme bir yerde Araplaştırma
olmuştur. Medreselerde eğitim Arapçayla yapılmış, bilim dili Arapça olmuş. Camilerde tapınç
Arapçayla yapılmış, toplum Arap geleneklerine zorlanmış, Arap simgesi örnek model
kılınmış ve toplumların karşısına tek alternatif olarak çıkarılmış, Araplar "kavm-i necip"
(üstün, temiz kavim) olarak görülmüş, İslamlığa sonradan giren, Türkler'le İranlılar "mevali"
(köle) olarak nitelenmiş ve insanları, toplumları bu anlayışa, yapıya sokmak için kitle
kıyımları yapılmıştır. Arap Yarımadasındaki Yahudi, Orta Asya'daki Türk kırımları buna
örnektir.

Alevilik Orta Asya'dan Balkanlar'a kadar yayılma olanağı bulur. Bir bakıma İslamlığın
yayıldığı her alanda çeşitli Alevi türevlerine ve yorumlarına rastlamak mümkün. Bir bakıma
doğal gelişme bu. İslamlaşan, fakat İslamlığın katı kurallarını ve Araplaştırma siyasetini
benimseyemeyen çeşitli bölgelerdeki toplumlar Alevilik dairesi içerisinde kalmışlardır.
Böylece kendi kimliklerini ve kültürlerini yaşatma açısından bir manevra alanı bulmuşlardır.
Ulusal kimlikleri erimemiş, Araplaşmaktan kurtulmuşlardır. İranlılar Şiileşerek, Türkler'le
Kürtler Alevileşerek, Balkanlılarsa Bektaşileşerek bunu yapmışlardır.

Alevilik bir yerde İslam ümmetçiliğine ve Araplaştırmaya, Arap ulusçuluğuna karşı


bir tepkidir. Bir ulusal ve toplumsal karşı koyuştur. Toplumların kendine özgü olan değerler
bütünlüğünü, kimliklerini sürdürme savaşımlarıdır. Şiilik, "İslam ümmetçiliği" adı altında
Arap yayılmacılığına karşı bir İran-Fars ulusçuluğudur. Anadolu Aleviliği'yse aynı etken
karşısında Türk-Türkmen ulusçuluğu olarak kendini ortaya koyar. Bu konumlanış Orta
Asya'dan Balkanlar'a bir uzanım içerisinde sürer. Toplumlar, Alevilik bağrında ilkçağdan beri
getirdikleri inanç ve kültürlerinin güzelliklerini korurlar. Bu onların kimlikleri ve var
oluşlarının güvencesi olur.

İran Şiiliğiyle Alevilik aynı kökten, aynı nedenlerle ve aynı tepkilerle çıkarlar. Şiilik
giderek İran'a özgüleşir, İran bağlamında İslamlığın bir yorumu olur. XVI. yüzyılda da Safevi
Devleti'nin resmi dini durumuna gelir, kurumlaşır, Alevilikle yolları ayrılır. Alevilikse olaya
daha genel ve evrensel bakmasına karşın, yoğun olarak Türk-Türkmenler arasında tutunur.
Eski kültürel değerlerini Ali ve Ehlibeyt sevgisiyle donatır, Hz. Ali'nin paylaşımcı, eşitçi
düşüncelerinin sürdürücüsü olurlar. Bir yerde Alevilik Türk-Türkmen topluluklarının
yaşantılarına denk düşer, İslamsal Türk dünyası içerisinde Türkler kültürel ve kimliksel
varlıklarını Alevilik yoluyla sürdürür ve yaşatırlar. Büyük bir kesimi ise Sünnileşerek
İslamsal ümmetçilik içerisinde erir ve Araplaşırlar. Kürtler ise İslamlığı mezhepleşme
döneminde tanırlar. Önceleri tepki göstermelerine karşın, İslamlığın Sünni mezhepleri
özellikle Şafiilik kendi kültürel ve inançsal yapılarına denk düşer. Çoğunluk Şafii, bir
bölümüyse Hanifidirler. Çok azı Alevi olmuşlardır. Özellikle çeşitli siyasal nedenlerle Doğu
aşiretleri içerisine yerleştirilen Türk-Türkmen boylarından Kürtleşenler Alevileşmişlerdir.

Birçok kültürün ve inancın doğal bir bileşimini (sentezini) Ali ve Ehlibeyt bağlılığıyla
yoğurarak harmanlayan Anadolu Aleviliğinin oluşum etkenleri bence şöyledir

http://genclikcephesi.blogspot.com 3
a) İslamsal etken (Kur'an, Hz. Ali ve Ehlibeyt inancı).
b) Orta Asya etkeni (Türklük, Şamanîlik, Budacılık).
c) Ortadoğu etkeni (Mazdeizm, Zerdüştlük, Manicilik).
d) Anadolu ve Balkanlar etkeni (Anadolu Paganist inançları ve Hıristiyanlık izleri)

Aleviliği, özellikle Anadolu Aleviliğini anlayabilmek için bu temel etkenleri ve


bunlardan geçen kültürel-inançsal öğeleri, bunların Aleviliğin inançsal ve kültürel
oluşumunda yarattığı izleri incelemek, görmek gerekir. Burada karşımıza şu soru çıkıyor.
Aleviliği belirleyen, oluşturan, yaratan temel etken bunlardan hangisidir? Bunun yanıtı
oldukça zor ve bir çırpıda verilecek türden değil. Çünkü, Aleviliği şöyle veya böyle belirleyen
bu etkenler bile bir bölgenin, genellikle Ortadoğu'nun ürünüdür. Birbirlerinin ortamında,
doğal ve insan koşullarında ortaya çıkmışlardır. Birbirlerini etkilemiş ve etkilenmişlerdir. Biri,
herhangi bir kültür ve inanç öğesini, ilkesini, anlayışını almış, geliştirmiş, kendine
özgüleştirmiş ve bir başkasına vermiştir. Yani geçiş, ara görevi üstlenen inançlar vardır. Daha
doğrusu bu inanç sistemleri birbirine karşı böyle bir görevi zaman zaman üstlenmişlerdir. Bu
nedenle herhangi bir inanç öğesinin asıl kaynağının bulunması oldukça zorlaşmaktadır. Bir
başka yanı, inanç öğesi asıl kaynağından Aleviliğe gelinceye dek birçok geçişi sağlayan ara
inançlarca değişime uğratılmıştır. Dolayısıyla çok etkenli ve çok geçişli bir kültürel-inançsal
olayla karşı karşıyayız. Bu da "asıl kaynağı" ve "belirleyici olan etkeni" belirsizleştiriyor.
Araştırıcıyı bir kültürler, düşünceler ve inançlar mozaiğiyle karşı karşıya getiriyor. İşi oldukça
zorlaştırıyor. Ama, netlikle görülebilen tek şey; bu çok sesli, çok renkli, çok görünümlü
mozaik yapının olduğu gibi Anadolu Aleviliğine yansıması, Anadolu Aleviliğinde Ali ve
Ehlibeyt bağlılığı temelinde bir güzel bireşime ulaşması, bu mayayla yeniden yoğrulması,
karılması ve Anadolu coğrafyasında Alevilik olarak kalıba dökülmesidir.

Şimdi bu temel etkenlerin Aleviliğe geçen, belirlenmesinde temel rol oynayan yanına
geçelim. Genel hatlarıyla bir makale çerçevesinde örneklemeye çalışalım.

İslam Etkeni

Alevilik, İslam dairesi içerisindedir. İslam temeli üzerinde yola çıkar, İslamlığın bir
kolu, yorumu ve türevidir. İslam içerisinde Ali, Ehlibeyt ve Oniki imamlar çizgisini izler.
Alevi toplumu da bu inançtadır. Alevi toplumu "başımız Kur'an'a bağlıdır" der. İnançlarını,
"Allah-Muhammed-Ali" inancı üzerine oturturlar. Ali, Alevilikte diğer İslam anlayışlarına
göre daha çok yüceltilir ve gerçek değerini bulur. Ali'nin kabile eşitlikçiliği, ilkel
toplumculuğu, adil ve paylaşımcı anlayışı Alevi inancına ve yaşantısına temel olur, Ali ve
soyunun uğradığı haksızlıklar, İslam toplumunun gerek kökeninde getirdiği gerekse inanç-
yönetim bağlanımda ortaya çıkan olaylar ve siyasal çekişmeler Aleviliğin yapılanmasında
temel rol oynar.

Alevilik, İslamın katı kurallarını dışlar. Bu yanıyla bir İslam mezhebi olan Sünnilikten
ayrılır, İslamlık; Maveraünnehir, Horasan ve Türkistan bölgesinde ortaya çıkan tasavvufla
rahatlatılarak benimsenir. Bu, Türk-Türkmenlerin İslamlık anlayışları ve İslamlığı benimseyiş
biçimleridir. Alevilik, İslamlığın içerisinde kendisini germesine karşın, tapınçta (ibadet) Sünni
İslamlıktan tümüyle ayrılır. Kendi tarihsel kültüründen öğeler katarak bir tapınç biçimi
oluşturur. İslamlığın inanç anlayışına da Aleviliğin eleştirisi vardır. Kur'an’a inanmakla
birlikte, hadislerin çoğunun Emeviler döneminde uydurulduğunu, Emevi yönetimine dinsel
temel hazırlamak amacıyla düzenlendiğine inanır. Kur'an'a paralellik taşımayan hiçbir hadisi
geçerli görmez.

http://genclikcephesi.blogspot.com 4
Aleviliğin Tanrı anlayışı da Sünni İslama göre temelden farklıdır. Sünni İslamın
yaratıcı görüp hiçbir yere sığdıramadığı Tanrı'yı Alevilik "Tanrı-doğa-insan" birliğine,
bütünselliğine indirgeyerek yeryüzüne indirir, somutlaştırır ve toplumun yaşamına sokar.

Orta Asya Etkeni

Alevilik üzerinde en temel etkenlerden biridir. Alevilerin geneli Türk'tür. Orta Asya
öğeleri, Aleviliğe etnik bağlantıyla girer. Asya'daki göçer ve yerleşik Türkler Ortadoğu ve
Anadolu'ya gelirken, daha sonraları Osmanlı'nın yerleşim-yerleştirme siyasaları gereği
Balkanlar'a yerleştirilirken bu topluluklar oradaki kültür ve inanç özelliklerini de birlikte
getirir, Aleviliğe katarlar. Bu, Orta Asya öğeleri yer yer Alevilik içinde erirken, yer yer de
Aleviliğin hoşgörülülüğünden ve kabullenir yapısından doğan ilişiklerle canlılıklarını
korurlar. Fakat artık adları Orta Asya'daki dinleri, inançları ye kültürleri değil, Aleviliktir.

a) Budacılık ve Alevi-Bektaşilik

Budacılık İÖ VI. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Guatama-Buda'nın dinsel öğretişidir. Bir


Hint dinidir. Tanrısız, kutsal kitapsız ve peygambersiz dinlerdendir, insanlığın erdemliliği
temel amacıdır.

Orta Asya Türkler'i Budacılığa ilgi duymuşlardır. Göktürkler bu dine yakınlık


duyarlar. Özellikle Göktürkler'de Topo Kağan döneminde (572–581) bir Budacı topluluk
oluşur. "Nirvana Sutra" Türkçeye çevrilir, istemi Kağan döneminde (552–576) Budacılık Batı
Göktürkler'in ülkesine yayılır. Budacılık asıl altın çağını Uygurlarla yaşayacaktır. Uygurlar,
tarihlerinin hiçbir döneminde bu dini bırakmayacaklardır. Anadolu'ya gelen Türk-Türkmen
toplulukları Şamanîlikle birlikte Budacılığı da getireceklerdir.

Budacılığın "Dört Kutsal Gerçek" olan "Dört Rastlayış" ilkeleri Alevi-Bektaşilikte


"Dört Kapı" anlayışını doğurur. Erdemlik ve olgunluğun en üst evresi olan "Nirvana", Alevi-
Bektaşilikte “Kamil İnsan”dır. Budacılığın "Beş Ahlak Kuralı" Alevi-Bektaşilikte üçe inmiş,
Alevi-Bektaşilikteki "Eline, Beline, Diline" sahip olmak anlayışı bu beş ilkeyi doğrudan
karşılamaktadır. Budacılıktaki "Ruhgöçü" (reenkarnasyon) Alevi-Bektaşilikte aynen vardır.
Alevi-Bektaşi edebiyatına da konu olmuştur. Bu bağlamda olan "Hulül" ve “Devriye”nin de
kökeni Budacılığa ve Zerdüştlüğe dek gider. Oysa, İslamlık ruhgöçüne ve türevlerine
kapılarını kapar.

Alevi söylencelerindeki kuş, geyik gibi motiflerin başkalaşımı, yani Alevi-Bektaşi


literatüründeki "don değiştirme" olayının kökeni Budacılığa kadar gider. Bu tür değişimler
Budacı söylencelerin hepsinde vardır. Bu "don değiştirme" olayı Alevi-Bektaşi edebiyatında
yoğun bir biçimde işlenir. Birçok Alevi dervişi, mutasavvıfı bu olayı yaşar.

Çokmerkezli olan "ejderha kültü"nün merkezlerinden biri Hint dinleridir. Dayandığı


en önemli kaynak Budacılıktır. "Ejderha kültü" Alevi-Bektaşîlikte özellikle Sarı Saltık, Hacım
Sultan ve Otman Baba söylencelerinde toplanır.

b) Şamanîlik ve Alevi-Bektaşilik

Türk toplulukları arasında en yaygın dinsel inanış Gök Tanrı temel inancına dayanan
Şamanlıktır. Bu din Asya'nın da genelinde yaygındır. Fakat ilkesel ve düşünsel olarak
gelişmemiş, bir sistem oluşturamamıştır. Bu nedenle birçok inançlara kapısını açmıştır.

http://genclikcephesi.blogspot.com 5
Alevilikteki birçok Asyalı inanç izleri Şamanlık yoluyla alınmıştır. Şamanlık; Manicilik
Budacılık, Zerdüştlükteki inanç Öğelerinin Alevi-Bektaşiliğe doluşmasına aracılık görevi
yapmıştır. Bu nedenle Şamanlıktan alınan inanç öğelerinin hangisinin Şamanlık, hangisinin
Şamanlığın aracı olduğu dinlerden geldiğini anlamak oldukça zor olur. Çoğu araştırıcıya göre
Şamanlık eski Türkler'in genelinin dinidir. Daha özgün bir deyişle Şamanlık eski Türkler'in
ulusal dinidir. Hz. Ali eski Türkler'in Gök Tanrı'sıyla özdeşleştirilmiştir. "Güneş Kültü" bu
yolla Aleviliğe geçmiştir. Bu anlayış Şah Hatayi'nin dizelerinde dile getirilir.

Eski Türk evren yaradılışıyla (kozmogoni) Alevi evren-yaratılış öyküsü aynıdır.


Yalnız adlar İslamlaştırılmıştır. Hz. Ali Kazak-Kırgız gibi Türk boylarının destanlarının
konusu olmuştur.

Alevi-Bektaşilikteki dinsel törenler, kadınların bu törenlere kaçınılmaz katılımı,


okunan nefesler, semah, cem, kurban kesimleri vb. tümüyle "Asyagil temele" dayanır ve
Şamanlık kaynaklıdır.

Alevilikte kardeşlik, dostluk, toplumsal birlik ve dayanışmayı pekiştiren


"musahiplik"in kaynağı Asya'dır. İskitler'de (Saka) ileri ölçüde bir "kardeşlik" vardır. Bu
örgütlenme Harezm'de de yaygındır. Asya ve Şamanlık kökenli olan "musahiplik" Oğuzlar
yoluyla Ahiler'e geçmiş, oradan da Aleviliğe girmiştir.

Şamanlıkta din adamı olan "Kam"larla (Şaman) Alevilikteki "Dede"ler arasında


doğrudan bağlantı ve benzerlik vardır. Her ikisi de koruyuculuk ve yöneticilik görevi
yaparlar. Soydan gelirler. Kopuz-saz çalar, doğaçlama söylerler. Yetişmeleri gelenekseldir.

Şamanlıktaki "ölmeden ölme", "kendini manevi olarak kurban etme" anlayışı


tasavvufa ve özellikle Alevi-Bektaşiliğe yansımıştır. Bu anlayışa Şah Hatayi, Pir Suttan,
Seyrani, Virani gibi Alevi ozanlarında rastlanır.

Şamanlıktaki "asa" ve "keçeye oturma" geleneği Alevilikte de vardır. Birçok Alevi


kesimi "tarik" kullanır. Orta Asya Şamanlarıyla Alevi-Bektaşilerin "dede" ve "baba"larının
tören giysileri arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Aynı şaşırtıcı benzerlik "Kam" ve
"Baksı"ların "alkış" denen hayır dualarıyla Alevi-Bektaşilerin "Gülbank"larında da görülür.

Şamanlığı benimsemiş Türk topluluklarının tümünde "Cem" türü bir dinsel tören
yaşanır. Alevilikteki "düşkünlük" kurumu Moğollarda da görülür. Eski Türkler'deki içki
içilmesi geleneği Alevi cemlerine girmiştir. Alevi-Bektaşilerin genel olmamakla birlikte
cemlerinde içkiyi "dem dolu" kurallı, ilkeli ve belli bir felsefeye dayanarak alırlar. Orta
Asya'daki Şamanlık dönemine ait bayramlar Anadolu Alevilerince de kutlanır. Samanlığın
çeşitli dönemlerinde ortaya çıkmış söylenceler, Alevi-Bektaşi toplumlarınca İslamsal motife
büründürülerek sürdürülmektedir. Aleviler arasında yaşatılan dağ, su, ağaç, orman kültleri...
tümüyle Orta Asya ve Şamanlık kökenlidir.

Ortadoğu Etkeni

Ortadoğu, tarihi boyunca Mezopotamya, Med, Pers, Büyük İskender, Yunan, Roma,
Sasani ve en sonunda İslam ileri uygarlıklarına beşiklik görevi yapmıştır. İlkçağ ve ortaçağda
çeşitli din, inanç ve düşünceler burada doğmuş ve toplumlara yansımıştır. Yahudilik,
Hıristiyanlık ve İslamlık gibi üç büyük din burada doğmuş, mezhepler gibi çeşitli yorumsal
kollara ayrılmış ve burada insanlığa mal olmuştur. Asya'dan Avrupa'ya doğru göçen

http://genclikcephesi.blogspot.com 6
topluluklar bu uygarlıklar, inanç ve düşünce denizinden paylarını alarak geçmek
durumundaydılar. Bu nedenle insanlığın tarihinde Ortadoğu kültürünün büyük payı vardır.
Kültürler, düşünceler, inançlar karşısında açık olan Aleviliğin de bu ileri uygarlık, inanç ve
düşüncelerden etkilenmesi, payını alması doğaldır. O nedenle Ortadoğu inançlarının Alevi-
Bektaşilikte derin izleri vardır. Ama tek başına temel belirleyici olduğu da söylenemez.

a) Manicilik (Maniheizm) ve Alevi-Bektaşilik

Maniciliğin kurucusu Mani (Manes) Mardin doğumludur. İS 216 (veya 220)-276


(veya 277) yılları arasında yaşamıştır. Bir Hıristiyan keşişidir. Amacı Hıristiyanlık karşısında
direnen Mazdeist hanedan ve çevreleri yumuşak bir yaklaşımla İsa yoluna kazandırmaktır. Bu
din bağdaşıma (senkretizm)'dır. İran'da doğmuş ve biçimlenmiştir, ama Çin, Hindistan ve
Türkistan'da yayılarak Asya'ya, Anadolu'ya, Balkanlar'ın tümüne, dahası Fransa'ya kadar Orta
Avrupa'nın genelini etkilemiş ve benimsenmiştir.

Manicilik kendinden önceki bütün inanç ve dinlerin akla uygun yanlarının bireşimini
sağlayarak oluşmuştur. Bu dinin yapısını Zerdüşt, Platon, İsa ve Buda düşünceleri oluşturur.
Özünde Zerdüştlüğün bir reformudur.

Manicilik III. yüzyıldan itibaren Orta Asya'ya girer. Türkler arasında benimsenme ve
yayılma alanı bulur. 763'te Böğü Kağan Maniciliği Uygurlar'ın resmi dini yapar. Böylece
Manicilik Türk yörelerinde ve Çin'de rahat hareket etme ve tapınma özgürlüğü kazanır.

Manicilik, Anadolu'da Hıristiyan mezhepler içerisinde gizli açık varlığını sürdürmekle


birlikte, Türk-Türkmen göçleriyle de Asya'dan Anadolu'ya gelir. Alevi-Bektaşiliği derinden
etkiler. Alevi-Bektaşilik ahlakının belkemiğini oluşturan "Eline, Beline, Diline sahip olmak"
ilkesi Maniciliğin "Üç Mühür" ilkesinden başka bir şey değildir. Maniciliğin "bir lokma, bir
hırka" anlayışı da Alevi heterodoksisine kaynaklık eder. Manicilikteki bu an ve temiz yaşam
Kalenderi, Haydari, Cavlaki, Işık gibi Alevi derviş kümelerince benimsenir. Bektaşilikte
"mücerredinim kaynağı da Manicilik olmalıdır. Manicilik, kadınlı-erkekli Ayin-i Cemler'in
Anadolu'ya taşınmasında, Alevi-Bektaşi'liğe kazandırılmasında da önemli ölçüde taşıyıcılık
rolü üstlenmiştir. Manicilikteki, erginliğe ulaşan gencin topluluğu kabulü için yapılan özel
törenle, Alevi-Bektaşilikteki "oğlan ikrarı" töreni arasında büyük benzerlikler vardır.

İnsanlığın tarihi kadar eski olan, aynı zamanda insanlığın yayılan "Dört Öğe"nin
(toprak-su-hava-ateş) bir türevi olan "Beş Öğe" Mani inancıdır. Buradan Alevi-Bektaşiliğe
geçmiştir. Alevi-Bektaşi söylencelerine konu olmuş, birer “kapı”yla karşılanmıştır. Bu
"Anasır-ı erbaa" inancı Hacı Bektaş Veli ve Kaygusuz Abdal'ca felsefelerine temel alınır.

Manici etkiler Anadolu'da en çok Sivas, Divriği, Erzincan ve Erzurum'u kapsayan


Kapadokya denilen bölgede görülür. Buralar Manici kökenli Paulicienliğin merkezidir.

Anadolu Aleviliği için buralar önemli merkezlerdir.

b) Mazdeizm-Zerdüştlük ve Alevi-Bektaşilik

Çoktanrıcı İranlılar, iyilikçi tanrı "Ahura Mazda"nın çevresinde düzenlenen Mazdeizm


denilen bir dine kavuşurlar. Ateşe taparlık bu dinin temel dinsel geleneğidir

http://genclikcephesi.blogspot.com 7
İÖ VII. yüzyılda yaşadığı söylenen Zerdüşt Mazdeizm alanında reform yapar Dini;
tapınçta değil de, tarımsal üretimde görür. Bu, iyilik-kötülük ikilemi üzerine kurulu bir dindir.
En yüce tanrı "Ahura Mazda"dır. Kutsal kitabıysa Zend Avesta'dır. Ateşetaparlık esas
alındığından "Mecusilik" olarak da adlandırılır.

Orta Asya'da İran etkisi Hunlar döneminden beri görülür. Sasaniler döneminde din
kavgaları nedeniyle sıkışan Zerdüşt din adamları Orta Asya'da Türkler'in bulundukları yerlere
sığınmış ve Zerdüştlüğü buralara yaymışlardır. VII-IX. yüzyıllar arasında Orta Asya'yı
dolaşan gezginler ve coğrafyacılar Zerdüştlüğün bu Türk yörelerinde egemen din durumuna
geldiğini yazarlar. Zaten Ortadoğu halkı olan Kürtler tümüyle Zerdüşt inancındadırlar.

Zerdüştlük Emevilerin son döneminde oldukça güçlüdür. Emevi saltanatının


yıkılmasında devrimin liderliğini yürüten Horasanlı Eba Müslim'in arkasında İslamsal
çevrelerle birlikte Mazdeist-Zerdüşt topluluklar vardır. Eba Müslim'i Abbasiler'in
öldürmesine Mazdeist-Zerdüşt çevreler tepki gösterirler. Eski bir Mazdeist olan ayaklanmacı
Sinbad'ın (755) yandaşlarının çoğu Mazdeist Türkler'dir. Ayaklanmacı İshak'ın da (757) öyle.
Eylemlerini Maveraünnehir'de Türk bölgelerinde korlar.

Mazdeist İran kültürü, Antik Yunan kültürüyle de bağdaşmış ve birleşmiştir. Işık-


Aydınlık düşüncesi bu yollarla Anadolu Aleviliğine girer. Güneşin, Mazdeist ve Zerdüştlükte
önemli bir yeri vardır. Buradan Aleviliğe girmiştir. Anadolu Alevilerinin sabahları güneşe
karşı durarak dualarını yapmaları bu etkilerdendir.

Mazdeist-Zerdüştlüğün belkemiği olan "Ateş kültü" Orta Asya Türklüğü içerisine


yayılmış, oradan Anadolu'ya da gelmiştir. Alevi Kürtler bu inancı güncel olarak yaşatırlar.

Alevi folklorundaki "huma", "turna" türündeki kuş motifleri de Mazdeist-Zerdüştlük


kökenlidir. Ahura Mazda yüzü insan görünümlü bir kuş olarak düşünülür.

Anadolu ve Balkanlar Etkeni

a) Eski Anadolu Paganist inançları ve Hıristiyanlık izleri

Hıristiyanlık Orta Asya'ya sınırlı girer. Çok az Türk topluluğu Orta Asya'da
Hıristiyanlığı benimser. VIII. yüzyılda Kırgız, Uygur ve Karluklar içerisinde kimi kümeler
Hıristiyanlığa eğilim duyarlar. Bu Hıristiyanlıksa Ortodoks Hıristiyanlığa tepki olarak doğan
Nasturiliktir.

Orta Asya'dan Anadolu'ya göçen boylar içerisinde Hıristiyan olanlar oldukça azdır.
Yalnız Karadeniz'in kuzeyinde yaşadıkları dönemler Bizans ve Ruslar'ın çabasıyla
Hıristiyanlaşan Kuman (Kıpçak), Oğuz ve Peçenek boyları Hıristiyan Türk keşimi içerisinde
daha yoğundurlar.

Anadolu'da Hıristiyanlık yüzeysel bir nitelik gösterir. Halk içerisinde yaygın Paganist
kültür ve inanç öğeleri yok edilmemiştir. Eski inançlar Hıristiyanlığa uyarlanarak
sürdürülmektedir. Anadolu'ya gelen İslamlaşmış, yarı İslamlaşmış ve İslamlaşmamış Türk
boyları Hıristiyanlığın böylesi bir yapısıyla karşılaşırlar.

http://genclikcephesi.blogspot.com 8
Hıristiyan Anadolu ayrıca bağdaşıma Ortadoğu dinlerinin de akımına uğramaktadır.
Bu kodlar içerisinde Paulicianizm mezhebi gibi heterodoks akımlar doğar. Kurulu düzen ve
Bizans'ın resmi Hıristiyanlığıyla çatışan bu kesimlerin çoğu Balkanlara sürülürler.

Anadolu'nun yerli halkıyla dışardan gelenler zamanla kaynaşırlar. Karşılıklı evlilikler


olur. Heterodoks İslam ve tasavvufi çevreler gayri müslimlerle yakın ilişkiler kurar ve
geliştirirler.

Türk boyları Anadolu'da yerleştikleri yörelerde oralara özgü Hıristiyanlık öncesi ve


Hıristiyanlık dönemi kült, inanç, düşünce, tören ve geleneklerle karşılaşırlar. Özelikle
İslamlığı tümüyle alamamış göçebe ve yarı göçebe çevreler buraların kültlerini, İnançlarını,
gelenek uygulamalarını ve veli söylencelerini zamanla benimseyerek İslamlaştırılırlar. Bu
söylenceler kimi İslam velilerine, Horasan Erenlerine mal edilerek benimsenir, anlatılır.
Bunlar halk arasında kaçınılmaz inanç öğeleri olarak korunur ve yaşatılır.

Anadolu Türkleri içerisinde ilkçağ Anadolu uygarlığının etkisinde en çok kalan Alevi-
Bektaşilerdir. B. Rahmi Eyuboğlu, İ. Zeki Eyuboğlu ve Vedat Günyol gibi "Anadolucular" bu
görüşe ağırlık verirler. Bunlara göre Bektaşilik; Anadolu'nun ilkçağının düşünceleri ve inanç
izleriyle doludur. Bektaşilik Anadolu'da doğmuş, Anadolu teknesinde yoğrulmuş ve
mayalanmıştır.

Anadolu Alevi-Bektaşiliğiyle ilkçağ Anadolu felsefesi, Platonun görüşleri, Pythagoras


inançları ve Dionysos törenleri arasında derinden benzerlikler ve etkilenimler vardır.

Bilindiği gibi Aleviliğin felsefesi tasavvuftur. Mısır'ın Tanrı-insan bağlantısı,


Anadolu'nun doğacı insan felsefe anlayışı, özellikle Platon'un ürettiği “idea öğretisi”
tasavvufu besleyen kaynaklardır. Alevi ozanları ve düşünürlerinin işlediği; Tanrı-insan
özdeşliği, Tanrı-evren özdeşliği, varlığın toprak-ateş-su ve havadan oluştuğu, aşkın Tanrı'ya
ulaştırıcı güç oluşu, ruhun ölümsüzlüğü, yaratılışın Tanrısal özden çıkış olduğu... gibi
sorunları önceleri Plotinos ortaya atmış, yorumlamış ve "Yeni-Platonculuk" geliştirmiştir.

Sayı kutsallığı (mistizmi) Pythagoras'ın; "su", Thales'in; "hava", Anaksimenes'in;


"ateş", Herakleitos'un buluşudur. Empedokles bunlara "toprak"ı katarak dörde çıkarmıştır. Bu
düşünürler ilkçağ Anadolusu'nun temel taşlarıdır.

Tasavvufta ve Alevilikte kutsal sayılar önemli bir yer tutar. Bir, iki, üç, dört, beş, yedi,
dokuz, oniki, kırk... hepsi ilkçağ kökenlidir. "Bir", tasavvufta evrenin bütünlüğünü, Tanrı'nın
tekliğini karşılar. Hıristiyanlıktaki üçleme Alevilikteki "Allah-Muhammed-Ali" üçlemini
anımsatır. "Yedi" ve "dokuz" yerin ve göğün katlarıyla ilişkilidir. "Oniki", Olymposta oniki
büyük tanrı, Hıristiyanlıkta oniki havari, Alevilikte oniki imam ve oniki dilimli taç... bunlar
arasında düşünsel yakınlıklar vardır.

Bugün Alevi-Sünni tarikatlar genellikle Anadolu çoktanrıcılığının izlerini yaşatırlar.


Anadolu'da sürdürülen inançların, inançla ilgili tören ve uygulamaların çoğu ilkçağ kökenli
çoktanrılı dinlerden kaynaklanmaktadır.

Alevi-Bektaşiliğin ilkçağla bağlantısını halkın geleneksel uygulamaları kurmuştur.


Aleviliğin oluşmasında, özellikle ilk ve ortaçağ kökenli tasavvufi görüşlerle beslenmesinde
başlıca etken ozanlar olmuştur.

http://genclikcephesi.blogspot.com 9
Sonuç

Düşünce ve inanç akımlarını belli bir yıla, belli bir olaya ve belli bir kaynağa-kökene
bağlamak, başlatmak yanıltıcı olur. Alevi-Bektaşiliğin çok kaynaklı-kökenli oluşu bunun
kanıtıdır. Doğrudan herhangi bir kaynağa bağlamamız, Alevi-Bektaşiliğin oluşumunu,
yapılanmasını eksik anlamamız sonucuna götürür. Bu nedenle "tek belirleyici" aramak yanlış
olur.

Alevi-Bektaşilik çok kaynaklıdır. Bu kaynaklarını kendi teknesinde yoğurarak, kendini


yaratmıştır. Mayası sevgidir, birlikteliktir, eşitliktir, paylaşımcılıktır, toplumculuktur... Ali,
Ehlibeyt ve On iki İmam sevgisi bağlılığıdır.

İslam dini, çağına göre bir ileri uygarlık bölgesinde ortaya çıkmamıştır. O nedenle kısa
zamanda Iran, Bizans, Mısır gibi eski uygarlık alanlarına yayılmayı amaçlar ve gerçekleştirir,
İslamın çıkışındaki Arap kültür ve uygarlığının kuraklığı, eksikliği kısa zamanda kendini
mezhep ve tarikatlar biçiminde ortaya koyar. Bu inanç aykırılıklarının nedeni; İslamlığın
doğduğu bölge dışında yaşayan topuluklara yetmeyişi, uygulamalarda kimi boşlukların ortaya
çıkmasındandır. Arada çatlakların belirmesi bu ileri uygarlık bölgelerinde yeni düşünce, inanç
ve kültürlerin İslamlığın yapısı içerisine sızmasına yol açar. Bu olgu mezhep ve tarikatların
doğmasına, biçimlenmesine yaygınlaşmasına neden olur.

Alevi-Bektaşiliğin, Asya, Ortadoğu, Anadolu uygarlıklarının katılımıyla oluşması bu


nedene dayanır.

Tarih araştırmacısı Profesör A. Yaşar Ocak Alevi-Bektaşi söylencelerinin kökenleri


üzerine yaptığı bir incelemesinde; Aleviliğe giren 145 motiften yüzde 33'ünün Buda, Mani,
Zerdüşt ve Mazdeist, yüzde 25'inin Şamanlık, yüzde 10'unun doğa kültleri, yüzde 32'sinin ise
Kitab-ı Mukaddes kökenli olduğunu saptar. İran ve Asya dinleri ağırlıktadır. Şiilik motifleri
oldukça zayıf kalır. Dolayısıyla Anadolu Türk heterodoksisine can veren ana öğe Şiilik değil,
İslam öncesi Türk inançlarıdır. (Bektaşi Menâkıbnâmelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri,
Enderun Kitabevi, İstanbul 1983, s.220 vd.). Doğallıkla Alevi-Bektaşilik bu inanç, kültür ve
düşünce öğelerini kendi potasında yoğurmuş; Ali, Ehlibeyt ve Oniki İmam inananı temel alan
bir inanç sistemi oluşturmuştur. İşte bu yeniden yaratılan inanç sistemi; ne Manicilik, ne
Budacılık, ne Zerdüştlük, ne Mazdekçilik, ne Şamanlık, ne Paganist Anadolu inançları, ne
Şiilik, ne de yalnızca İslamlıktır. Sadece ve sadece Alevi-Bektaşiliktir.

http://genclikcephesi.blogspot.com 10