You are on page 1of 13

KÜRT SORUNU

KÜRT SORUNU

Yazan: Dr. Mehmet Şükrü SEKBAN

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 1


KÜRT SORUNU

Belgelerle Türk Tarihi Dergisi-Yayın: 3

ÖNSÖZ
Son zamanlarda, gerek iç ve gerekse dış tahriklerle, memleketimizde bir Kürt meselesi
yaratılmak isteniyor.

Doğuda yaşayan halkımızın, Türkler gibi Turani bir kavim olduğu hakkında inandırıcı
eserler bulunmasına rağmen, halâ Kürtlerin Türk'den ayrı olduğu iddia edilmektedir.
Maksat, memleketimizin doğusunu Türkiye'den koparmak. Bu yolda bütün emperyalist
devletler olanca gücü ile çalışıyor.

Bilindiği üzere, bir asırdan fazla bir zamandır Çarlık Rusya'sı ve sonra da Sovyetler Birliği,
sıcak denizlere inmek ve Orta-Doğu'yu ele geçirmek için, Kürtlerin Türkten ayrı bir ırk
olduğunu işlemektedir. Bu uğurda Enstitüler kurmuş, âlimlerini seferber etmiştir. Ancak
ne var ki, yetiştirdiği âlimlerden Basil Nikitin bile, Kürtlerin Ari bir kavim olduğunu iddia
etmekle birlikte, Kürtlerin bugün oturdukları bölgelerden bahsederken, Kürtlerin
anavatanlarının daha uzakta, Doğu'da olması muhtemeldir" demek suretiyle, Kürtlerin
anavatanlarının Orta Asya olduğunu itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Kürtleri kendi emellerine alet etmekte, diğer devletler de boş durmamaktadır. Amerika,
İngiltere petrol menfaati için; İran, Şahlarının "Ari Irkının Güneşi" tasavvuru için; İsrail,
Kürtlerin Araplara karşı bir tehdit unsuru olarak kalması için tahrik ediyor. Ne var ki olan,
hudutlarımız dışında kalan Kürt kardeşlerimize oluyor.

Şimdi biz Kürtlerin Türk'den ayrı olduğunu iddia edenlere bir eser daha veriyoruz. He m
de senelerce iki kardeşi birbirinden ayırmaya çalışan, fakat so nr adan gerçeği gören.
Dr. Şükrü Mehmet SEKB AN ’ ın 1 93 3 yılın da Fransızca olarak yazdığı "La Question
Kür de - De s Pro blé me s Des Minoritiés" (Kürt Sorunu-Azınlıkların Problemleri) adlı
kitabını.

Kitaba fazla bir şey ilave etmiyoruz B unu yayınlamakla, kendilerini Türk'ten ayrı
görenlere, doğru yolu gösterebildiysek kendimizi mutlu sayacağız.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 2


KÜRT SORUNU

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN KİMDİR?

1881de Ergani'de doğmuştur. Mülâzimievvel (Üsteğmen) Mehmet Ağa'nın oğludur. İlk


tahsilini; Ergani Maden'inde ve Hozat (Kızılkilise) da. orta tahsilini; Diyarbakır'da ve lise
tahsilini de İstanbul Çengelköy Askeri Tıbbiye okulunda bitirdikten sonra, 1903 yılında
yüzbaşı rütbesi ile Askeri Tıbbiye 'den mezun olmuştur.

Bir sene Gülhane Hastanesi'nde staj gördükten sonra; Edirne Askeri Hastanesi Cildiye
mütehassıslığına tayin edilen Sekban, 2 sene kadar burada çalışmış ve İstanbul Tıbbiye
okulundaki görevine dönmüştür.

Bu sırada Kürtçü çevrelerle temas kuran Dr. Sekban, 1908 ikinci meşrutiyetinden sonra
kurulan, Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti kurucuları arasında bulunmuş. Kürtlük
dâvasının bir numaralı savunucularından olmuştur.

Yazar, 1919 yılında görevinden istifa ederek. Bağdat'a gitmiş ve bilâhare Türkiye' ye
dönerek serbest doktorluğa başlamıştır. Lozan Andlaşması'nın imzalanmasından sonra da
tekrar Bağdat'a gitmiştir. 18 Aralık 1923 tarihinde Beyrut'ta neşredilen bir mektubu ile
de, Kürtlere muhtariyet verilmesini ve Kürtçenin resmi dil olmasını savunmuştur. Hoybun
komitesinin Bağdat şubesi reisliğini de yapan adı geçen. Kürtler hakkında Cemiyeti
Akvama bir de mektup göndermiştir.

Ancak, derin incelemeler sonucu gerçeği görmüş ve 1933 yılında Fransızca olarak "La
Question Kurde-Des Problemes Minorites" (Kürt Sorunu-Azınlıkların Problemleri) adlı
kitabını yazmıştır.

Vatan hasretine dayanamayarak, 1939 yılında yurda dönen Sekban. 1960 yılında kendi
topraklarında, İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 3


KÜRT SORUNU

Dr. ŞÜRKÜ MEHMET SEKBAN

KÜRT SORUNU

(AZINLIKLARIN PROBLEMLERİ)

Fransa Üniversite Yayınları


Saint-Michel Bulvarı No. : 18

PARİS

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 4


KÜRT SORUNU

KÜRT SORUNU

Tam bir fikir edinmek ve ileri süreceğim husus hakkında doğru bir hükme varabilmek
için, sanıyorum ki Kürt halkının tarihini kısaca tahlil etmek yerinde olacaktır.

Yenice yapılan tetkikler ve en son arkeolojik keşiflerden anlıyoruz ki Kürtler, bizim 5.000
yıldır Kürdistan diye isimlendirmek itiyadında bulunduğumuz ülkede yaşamaktadırlar.

Hakikaten. Profesör SPEÎSER'e göre. Irakta. Süleymaniye yakınında Zehav'da bulunan ve


Anno-Banini isimli LULLU kralına ait olan bir kitabe. Milâd'tan önce 1900-1800 yıllan
arasında bu ülkede "GUTTİ" Kürtlerinin mevcudiyetini bize göstermektedir.

Yine Milâd'tan yirmi asır önceye ait iki Sümer eşik taşı, bugünkü Kürdistanda "KARDAKA"
Kürtlerinin yaşadıklarını teyid etmektedir. (Thureau-Dangin)

Süleymaniyenin Karadağ civarında, Derbendigâver boğazında Binbaşı C.J. Edmonds


tarafından bulunan bir diğer arkeolojik taş üzeninde. LULLU Kürt Krallığı ile meşhur kral
SARGON'un halefi, Akad kralı NARAM-SİN'in hükümranlığı zamanında Akatlarla yapılan
savaşın ayrıntılar yazılıdır; tarih ise Milâd'dan Önce 2800 dür. (Binbaşı C.J.Edmonds'un
"Geographic Journal" Coğrafya Dergisi'nde çıkan "Archeologie dans le Kürdistan"
Kürdistanda Arkeolojik Kazılar adlı yazısından).

Kürtlerin bugünkü memleketlerine yerleşmeleri ve memleketlerinin Med'ler tarafından


istilâsı arasında geçen devrede, yaklaşık olarak İki bin sene. Kürtler, Asurilerle
çarpışmışlardır. Arî (Hint-Avrupa) ırkından olan Medler, Hazer Denizi'nin Güney-
Doğusundan hicret ederek Kürdistanı istilâ etmişlerdir. (Mllâd'tan önce X.-IX. Asırlar).
Medler, merkezi Kürdistan olan bir imparatorluk kurmuşlardır. Hükümranlıkları
zamanında Asurîlerle devamlı savaşlar yapan Medler. nihayet onları boyundurukları altına
almışlar ve Asur Devletinin topraklarını Medyaya ilhak etmişlerdir.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 5


KÜRT SORUNU

Daha sonralan. Milâd'tan önce 556 yılında Perelerin Medyayı istilâ etmesi üzerine. Kürtler
nisbî bir mahallî muhtariyet muhafaza etmekle beraber. (Iran) Pers ordularıyla işbirliği
yaparak, bu ordularda ücretli asker olarak çalışmışlar ve büyük Pers İmparatorluğunun
kurulmasına katkıda bulunmuşlardır. Kürtlerin İranlılarla olan bu yaşayış beraberliği. İran
İmparatorluğunun 652 yılında düşüşüne kadar devam etti.

Bu arkeolojik eserlerle, Medlerin istilâsından önce. Kürdistanda Kürtlerin mevcudiyetleri


ispat edilmektedir; bu da Kürt halkının menşeine ışık tutmaktadır.

Filhakika. Med Krallığından önceki kendi tarih devirlerini bilmeyen Kürtler, kendilerinin
Medlerden geldiklerini zannederlerdi. Medlar ari ırkından oldukları için, kendilerini de arî
sayarlardı.

Kürt halkının menşeinin arî ırkı olduğu inancı bazı Avrupalı ve Amerikalı bilginler
tarafından da paylaşılıyor ve bunlar Kürt halkının tarihi bu yönden tetkike
yanaşmıyorlardı.

Fakat. Kürtlerin bugünkü memleketlerine gelmesinden 2200 yıl önce yerleştiklerini


belirten tarihî kaynaklar yanında, arkeolojik dokümanlar da ispat ediyor ki, Medler,
Kürtlerin yanlış inanışların aksine, Kürt ecdadından değildirler; sadece harikulade
teşkilâtları sayesinde bu topraklarda yerleşip Kürtleri hâkimiyetleri altına almışlar ve
bizzat Kürtlerin desteğiyle Med İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bugün biliniyor ki. Kürtler
kendi memleketlerine yerleştikten 1800 sene sonra. Medler bu memlekete gelmişlerdir.

O halde, hemen hemen tamamen ilmî olan bu olayların ışığı altında, Kürtler asla arî
değildir; sâmî de değildirler. Bazı, , Alman bilginlerinin iddialarına göre Kürtler turanidir.
Hakikaten, Kürtlerin Asya içinde dağılışlarını kolaylıkla takib edebildiğimiz bugünkü
coğrafî haritayı göz önüne getirirsek. Alman yazarlarının noktai nazarlarının doğru ve
sahih olduğunu rahatça anlarız.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 6


KÜRT SORUNU

Bu hususta en yeni ve en mevsuk harita (yukarıda), 1931 yılında birinci cildi intişar eden
"Kısaca Kürt ve Kürdistan Tarihi" adili eserin kıymetli yazarına aittir.

Bu haritadan Kürtlerin dağılışı takib edilirse, onların Orta-Asya'dan, Karakurum ovaları


civarından iki istikamette hareket ettiklerini müşahede ederiz. Bir yandan güneye
inmişler, Afganistanı katederken. Herat civarında bir adacık sekinde bir topluluk
bırakarak Bülücüstan'a geçmişlerdir; burada en yoğun olarak Kelat civanna
yerleşmişlerdir. Daha sonraları bu kol batıya yönelerek Umman denizi boyunca ilerlemiş
ve Bender-Abbas'ta konaklamıştır. Sonra buradan ayrılan bir küçük grup. Kerma
yakınman yerleşmiştir.

Diğer yandan hareket noktalarından batıya doğru yönelen kol, Bugünkü İran'ın kuzeyini,
Meshed civarını Kürt kabilelerinden ibaret küçük topluluklarla çevrelemiş. Tahran ile
Hazer Denizi arasından. Hazer Denizi etrafındaki dağlar üzerinden, Kafkasyanın güney-
batı hududuna kadar yol almıştır. Buradan, kesif bir topluluk halinde, yine yerleşme
yerleri olarak İran'ın batısındaki sayısız dağ silsilelerini tercih etmek suretiyle, İran
körfezindeki Bender-Buşir'e ulaşmışlardır. Kürtler Kürdistan’a yerleşirken, bir kısmı da
Adana'nın dağlık bölgeleri ile Ankara civarına, daimî olarak yerleşmişlerdir.

Pek muhtemel olarak, Orta-Asya'nın kötü iklim şartlan altında yaşayamayan Kürtler,
diğer milletlerin hücumlarından kolayca korunmak için. dağ zincirlerini takibederek göç
etmeğe başlamışlar ve yerleşme bölgeleri olarak krokisini yaptığımız ülkeleri
seçmişlerdir.

Pek tabiîdir ki, muhtelif ve sayısız istilâlar. Kürtlerin diğer milletler tarafından
massedilmesi, diğer milletlerin Kürtler içinde erimeleri, açlık, veba gibi hastalıklar,
onların coğrafî konumlarının asıl görünüşünü derin bir şekilde değiştirmiştir. Bununla
beraber şu da bir gerçektir ki, hiçbir İstilâ, Kürtleri ikâmet yerlerinden söküp
atamamıştır. Şunu da belirtme yerinde olur ki, Kürt ve Türklerin müşterek yurdu olan
Orta-Asya'dan. Türklerin bir kısmının, tarihin hangi devrinde göç edip Kürdistanın
doğusuna, Lidya hududuna kadar geldikleri de bilinmemektedir.

Tarihin en eski devirlerinde bile. Türklerin bugünkü Orta-Anadolu'da mevcudiyeti de,


Kürtlerin Turani menşeli olduklarını doğrulamaktadır. Belki de aynı şartlar, bu iki "kardeş
çocuklan" kavmin son fertlerine kadar göç etmelerini zorunlu kılmıştır.

Antropolojik bakımdan, saf Türk olan Türkmen İle Kürdü ayırd etmek güçtür.

Bu konuyu, Irak'ta, on sene müddetle tetkik etme fırsatını buldum. Beyan edeyim ki,
birini diğerinden tefrik ettirecek fizikî bir belirtiye rastlamadım. Tabiîdir ki, dağlarla
yaşayışları, Kürtleri daha sert karakterli yapıyor.

Kürt diline gelince, onun Türk diliyle olan yakınlığının derecesi hakkında bir şey
diyemem; fakat Kürtçenin Farsça ile karabeti belirgin şekildedir. Bazı benzerlikler arz
etmelerine rağmen, yine de, Kürtçe ve Farsça'nın birbirlerinden ayrı, bağımsız diller
oldukları hususunda herkes müttefiktir.

Aşikârdır ki. Kürtçe, bir Hint-Avrupa dilidir. Bu konuda güvenilir yazarlara bakılırsa, arî
olan Medler, Kürdistan’daki hâkimiyetleri esnasında kendi dillerini asıl Kürtçeye
aşılamışlardır. Kürtçenin Fars dili ile karabeti buradan gelmektedir.

Kürt, Türk ve İran bilginlerinin kendi tarihleri hakkında ciddi araştırmalar yapmağa
başlamalarıyla, yabancı bilginler de Asya kavimlerinin etnografik tetkiki ile ilgilenmeğe
koyulmuşlardır. Diğer taraftan buralarda yapılmağa başlanan kazılar ve yapılması

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 7


KÜRT SORUNU

tasarlananlar, henüz karanlıkta olan birçok noktayı aydınlatacaktır. Kim bilir, ayaklanınız
altında gömülü dünyada, hangi arkeolojik sürpriz saklıdır?

İran İmparatorluğunun 652 yılında yıkılışı ve Kürdistanın 1514 yılında bilgin Idrisi-Bitlisi
aracılığıyla Osmanlı İmparatorluğuna katılması arasında geçen devrede, Kürt halkının
tarihini hikâye etmenin, burada teşhir ettiğimiz tezin anlaşılması yönünden pek önemi
yoktur.

Bu âlim insan, aklı ve basireti İle. Kurt Devletlerinin teşkilâtsızlığı. Devlet şefleri
arasındaki geçimsizlik ve fikir aykırılıkları yüzünden nazik ve ıslah edilmez bir hal alan,
Safevîlerin nüfuzunun genişlemesiyle daha da vahimleşen Kürtlerin bu durumunu
kurtarmak istemiştir. Buna çare olarak, bütün Kürdistanı, o zamanlar dahilî teşkilatındaki
tesanüd, her zaman muzaffer orduları ve her şeyin fevkinde, çok üstün medeniyeti ile
göz kamaştıran Osmanlı Devletine ilhak etmeyi tercih etmiştir.

Yavuz Sultan Selim, dostu ldrisi-Bitlisi'nin bu teklifini kabul etmişlerdir. İşte böylece.
Türklerle bir ve müttehit olan Kürtler için de, bir sulh, nizam ve büyüklük devri
başlamıştır.

Sonra, bir asırdan az bir zaman zarfında, aynı kandan olan bu iki kavmin tabiî beraberliği
sayesinde Türkler, doğuda olduğu gibi batıda da, muhteşem hamlelerle yürüyüşlerine
devam etmişler ve dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmuşlardır.

Büyüklüğünün en yüksek mertebesine varan Osmanlı İmparatorluğu, hükümranlığını üç


eski kıta üzerine yaymıştı: Doğuda Hazer Denizinden Hint Denizine, batıda Atlantiğin bir
ucu Cezayir’den Adriyatik Denizine, kuzeyde Karadeniz'e civar memleketlerden Viyana
kapılarına, güneyde ise bütün Arabistan yarımadası dahil, kuzey Afrika'da Sahraya kadar.
Bu suretle bu birleşme, onları dünyanın en baş döndürücü ve gıpta edilir şanının zevk ve
heyecanlarını tattırıyordu. Daha sonraları ise Osmanlılar, şu acı hakikat ile karşı karşıya
kaldılar: Osmanlı İmparatorluğu gerilemeğe başlamıştı; zira, Osmanlılarla devamlı ihtilâf
halinde olan devletler, ilmî ilerlemelerden behemehal istifade ediyor. Osmanlılar ise
bunları ihmal ediyorlardı.

Denilebilir ki, siyasî hayattaki bu beraberlik, en İyi şartlar içinde, Büyük Harbin
mütarekesine kadar devam etmiştir. İran'da yaşayan Kürtler de, son on seneye kadar,
yarı göçebe ve feodal hayatlarını devam ettirmişlerdir.

Evinde oturma zihniyeti ve bölgecilik İran'daki durumun belirgin vasfıydı. Esasen, evinde
oturma, bölgecilik zihniyeti Kürtlere mahsus İdi. Kürt ancak kendi kazasını biliyordu.
Kazasının dışında bütün dünya ona yabancı İdi.

Kürt, dünyayı tanımak, bilmek tecessüsüne kapılmamıştı; Türk Yüksek Okullarında yatılı
olanlar, bazı vilâyet talebelerinin gruplaşmalarını gayet iyi hatırlarlar. Bu gruplaşmalar
milliyetlere göre değil, doğum yerlerine veya bazı vilâyetlerde, okudukları orta dereceli
okullara göre oludu. Bir Arnavut, bir Türk münferid olarak yaşayabildikleri gibi, kendi
gruplarındaki Kürtlerle de yaşayabilirlerdi.

Mütarekeden sonra İran'da vuku bulan en önemli olaylardan biri olarak, İsmail Ağa
(Simko) hareketini zikretmek lâzımdır. Bu hareketin milli hiçbir yanı yoktu, İsmail
Ağa'nın gayesi, daha çok sayıda kabileyi hâkimiyeti altına almaktı.

Şimdi. Kürt halkının temayüllerini ve ruh halini hülâsa etmek lâzım gelirse, önceki
sahifelerde mevzuubahis ettiğimiz çok kıymetli bir yazarın "Kısaca Kürt ve Kürdistan
Tarihi" adlı eserinin 138. sahifesindeki şu bir iki çift söz, bunu en iyi bir şekilde ifade

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 8


KÜRT SORUNU

eder: "Haklarını savunmak ve hürriyetlerini idame ettirmek için Kürtler öldürdüler,


öldürüldüler, yağma ettiler ve yağma edildiler".

Burada hürriyet bağımsızlık anlamına gelmemektedir. Bu daha ziyade, Kürtlerde çok


gelişmiş olan izzeti nefis hissidir. Kürt, hayatı bahasına da olsa, izzeti nefsinin başkaları
tarafından yaralanmasına asla müsamaha etmez. Küçük düşürülmesine hiç tahammül
edemez. O asla milli bir bağımsızlık hissi izhar etmemiştir. Şayet bazı Kürt şeflerinin
yetkilerin daha geniş ülkelere kadar genişletmek hırsı olduysa, bu hiçbir zaman halkçı bir
milliyetçilik hissine dayanmamıştır.

Meselâ Sultan Salâhaddin, yüksek kabiliyeti ve faziletleriyle, takdire değer


kahramanlığıyla, genel olarak Müslümanlara, özellikle Turanîlere şan ve şeref
kazandırmış, kudretli bir imparatorluk kurmuş, ama asla bunu bir Kürt İmparatorluğu
haline getirmeyi düşünmemiştir.

Yine son alarak, bir asır önce, Kerim Han Zendi İran'ın kudretli Şahı olunca, İran’ı
Kürdistan yapmayı aklından geçilmemiştir.

Fakat Kürtler başka milletlerle birleşip onlar tarafından idare edilince, her zaman
harikalar yaratmışlardır.

İşte kırk sekiz asırlık Kürt zihniyeti.

Bizim neslimizin şahidi olduğu Kürt tarihi üzerinde durmayacağım. Bununla beraber,
şahsen ve yakinen takip ettiğimiz bazı noktalan tasrih edeceğim.

37 senedir genel siyaset ile meşgul oluyorum: millî şuuru olan bir insanım. 1908 Osmanlı
Anayasasından sonra. 'Türk Terakki ve Teavün" cemiyetinin kuruluşu esnasında bazı Kürt
ileri gelenlerinin ilk toplantı çağrılarına koştum. Bu toplantıların en iyi hatiplerinden biri
idim. idare Heyeti seçiminde, Naim B. Baban'dan sonra en çok reyi ben aldım.

Kaldı ki, ben önemli bir şahsiyet olmadığım gibi, büyük bir aileden de gelmiyordum.
Fakat ruhumdaki ateş, beni hiç tanımayan bu topluluğun kalbini ısıtıyordu. Daha
sonraları ise, herkesin itimadını kazandım; kimse benden asıl düşüncesini saklamıyordu.
Beyan edeyim ki, onlardan hiçbiri Kürtler için en ufak bir İmtiyaz düşünmüyordu. Fakat
hepimiz, altı doğu vilayetinde bir reform yapılması hususunda mutabık idik. işte
istedikleri reform: Muktedir ve namuslu valiler tayin edilmesi, birkaç ana yol inşaatı,
adaletin iyi bir şekilde uygulanması için mahkemelerin yeniden ele alınması.

Balkan Harbinden önce kurulan. Kürt Üniversite öğrencileri Demeği "Hi-Vi" (Ümit)
üyelerinin gerçekten Kürdistan’dan ayrılmasını düşündüklerine inanmıyorum. Onların tam
itimadına mazhar idim. böyle bir düşünceleri olsa idi, bana imâ ederlerdi.

Ama bu, bir Kürt Devletinin kurulmasını düşünen hiçbir Kürt yoktu, demek değildir. Belki
vardı, ama bunu itiraf edemiyorlar, bu gizli emellerini açıkça beyan etmiyorlardı.

Bir Kürt Devletinin zaruretine samimî olarak iman etmiş Kürt milliyetçilerinden bir kısmı,
bu uğurdaki mücadeleleri esnasında ölmüştür.

Prensip olarak, herkesin siyasî inancına saygı duyduğum için. bu inanan Kürt halkının
gerçek ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini burada münakaşa etmeyeceğim. Bununla
beraber, vatanlarının selâmeti uğruna yaptıkları mücadelede bu inançlarının kurbanı olan
Kürtlerin saf ve temiz ruhları önünde saygı ile eğilirim.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 9


KÜRT SORUNU

Dünya Harbinden sonraki mütareke esnasında siyasî teşekküllerinin faaliyeti gelince. Kürt
politikacılarından hiçbiri. Kürdistan'ı Türkiye'den ayırmak zaruretine samimî olarak
inanmamıştı. Bir Kürt milliyetçisi olmakla iftihar duyan ben de. bütün hayatım boyunca.
Türkiye'den ayrılmayı asla hatırıma getirmedim. Bu. Kürdistan'ın bağımsızlığını
istemediğimden değildi; böyle bir heves, imkânsızı ve faydasızı taleb etmek demekti.
Kuvvetle inanıyordum ki. Türkiye'den ayrılmış bir Kürdistan. manen ve maddeten
yaşayamazdı. Benimle beraber çalışanların hepsi de vicdanen bu kanaatte idi.

Kürtlere bir faaliyet planı tesbit etmek için. bazı kabili tatbik gerçekler bulmak
maksadıyla, gelişimlerinin sırlarına vakıf olmak ve Kürt tarihinin en derin devrelerine
inarek. onu. tarafsız bir şekilde tetkit ve tahvil etmek zaruri idi. Kürt milletinin
atalarından tevarüs ettiği hasletlere. Kürtlerin dehasına ve ruhuna aykırı bir faaliyet planı
hazırlamak, peşinen bu planı en elim bir başarısızlığa mahkûm etmek demekti. Bu
gerçek, o zamanlar bizim milletimizin kaderine hükmedenlerin dikkat nazarından
kaçmıyordu. Elimde. Türki-yenin en nazik zamanlarında bile. bunların hiçbirinin gerçek-
ten, ayrılma zihniyeti beslemediğini gösteren deliller vardır.

Fakat, o zamanki siyasi şartlar, ayrılma taraftarı gibi hareket etmeyi icab ettiriyordu.
Görünüşe göre. İstanbul'da bulunan Müttefik Devletler temsilcileri, bizim asıl
düşüncemizi anlamışlardı. Zira, bizim Kürt halkının müruru zamana uğramayan haklan
konusundaki taleplerimiz ve suçlamala-nmıza rağmen, onlar devamlı bir şekilde bizden
çekiniyor, kuşkulanıyorlardı. Onlar zannediyorlardı ki. Kürtler Türklerle birleşeceklerdi.
Filhakika, bugün bile. dünyanın bu bölgesinde. bazı devletlerin siyasetinin
yürütülmesinde bu güvensizliğin izleri görülür.

Sonraki hadiseler de göstermiştir ki, bağımsız bir Kürt Devletinin kurulması, Kürt halkının
gerçek menfaatleri yönünden bir felâket, bir yıkım olurdu. Bu kadar vahim bir hükmün
icabettirecegi zaruri halleri burda belirtmekten kaçınacağım. Adetim veçhile İhtiyar
ettiğim samimî tutuma rağmen, her türlü yanlış anlama meydan vermemek için
ketumiyetimi muhafaza edeceğim.

Esasen, bütün dünyadaki iktisadî ve siyasî temayüller, Devletlerin konfederasyonlar teşkil


etmeleri yönünde olup, onların aynlmalan yönünde değildir.

İki rakip medeniyet, kapitalist medeniyet ile komünist medeniyet, nihâî zafer konusunda
mücadeleye girişmeselerdi. Mösyö A. Briand'ın Kıta Devletleri Konfederasyonu Avrupa
Birliği projesi tahakkuk etmiş olurdu.

Fiiliyatta da, başka bir imparatorluğun parçalanmasından doğmuş olan devletlerin, siyasî
ve İktisadî menfaatlerini daha iyi koruyabilmek için, eski Habsburg İmparatorluğu yerine
kaim olmak üzere, "Küçük itilaf (Küçük Anlaşma) yı meydana getirmek mecburiyetinde
kaldıklarını görüyoruz.

Peki, kendi işlerini bırakıp Kürt politikası yapan bu şahıslar ne istiyorlardı? Bunun asıl
sebebi neydi?

Kürtlerin siyasi faaliyetlerini sebeplerini, 1923 yılında Kahire'de neşrettiğim bir açık
mektupta açıklamıştım. Artık buna temas etmeyeceğim.

Fakat burada. Altı Vilâyeti Müdafaa Birliği nezdindeki Kürt Teali Cemiyeti delegesi
Necmettin Hüseyin ile. Altı Vilâyeti Müdafaa Birliğinin Muş Mebusu Ilyas Sami Efendi'nin
başkanlığında yapılan ilk toplantıda hazır bulunan Ertuğrul mebusu Şemseddin Efendi
arasındaki münakaşayı hatırlatmak isterim. Ben de bu toplantıya davetli idim. Başkan.
Necmettin Hüseyin'e Kürt Teali Cemiyetinin faaliyet programının ne olduğunu sordu. Bu
şahıs, faaliyetlerinin konusunu anlatmaya başladı; bunda bir özellik yoktu, anladığım

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 10


KÜRT SORUNU

kadarı ile, sadece Kürtçe konuşan Turanilerle ilgili olarak. Kürdistan'da, okullarda yapılan
eğitimde, Kürt dilinin kullanılmasını istemiyordu. Şemseddin Bey buna şiddetle karşı geldi
ve şu cevabı verdi: Evvelâ, bütün memleketimizi içinde bulunduğu tehlikeden kurtarmayı
müşterek bir dava olarak benimseyelim, sonra da sizin dilinizi kullanma hakkınızı tanırız.

Necmettin Bey, bu meselede bütün Kürtlerin hissiyatlarına tercüman oluyordu. Üstelik


ben de. Önceki sahifelerde zikrettiğim mektubumda özetlediğim isteklerimiz arasında,
bilhassa öğretimde Kürt dilinin tanınması üzerinde durmuştum. Bu. son senelere kadar,
hepimiz için bir idealdi.

Bu bir kapris miydi? Sanmıyorum. Uzun ve derin bir düşünceden doğan bir imanmıydı?
Bu da değildi. Bencileyin, bazdan. Kürtlerin medeniyet seviyelerinin, eğitim ve öğretimde
onların dili kullanılmadan yükseltilmeyeceğine inanıyorlardı.

Bazılan ise, Kürtler dillerini kullanmazlarsa, kolayca eriyip gideceklerdir, düşüncesinde


idi.

Peki ama, daha açık söyleyelim. bu kaynaşıp gitme korkusu neden? Şimdiye kadar, tarih
boyunca nice milletler. toplu olarak veya kısmen massedilip gitmişlerdir. Bunların içinde
hiç iz bırakmadan mevcudiyetini kaybedenler de vardır. Ren havzası Almanlarının
çoğunluğu Almanlaşmış Seltlerdir. Bunlar menşelerini tanımak istemiyorlar. Selt
kalsalardı, bugün durumları daha mı iyi olacaktı?

Ayrıca. kuvvetli olup ta. zayıf bir milleti massetmeyi bilen bir millet, massedeceği millete
tatlılıkla muamele eder, sempatik davranır, onu kendinden ayırt etmez. Bu şartlar
altında, fertlerin menfaatleri yanında, cemaatin de menfaatleri daha iyi korunur.
Kuvvetlilerin içinde kaynayıp gitmiş zayıfların durumu her zaman daha iyi olmuştur.
Bunun için şiddet kullanılmaması kâfidir.

Esasen, değişik tarzda, milletlerin massedilmesi bir devri-dâimi'dir; bu sosyal bir olay
olup, aralıksız devam eder.

Ama. Türkiye'deki Kürtlerin hali bu değildir. Burada mevzuubahis olan şey massetme
veya kaynaştırma işlemi değil, sadece aynı ırktan İki kavmin birleşmesidir.
Bir de. sadece dilin, bir milleti teşkil etmeğe yeteceğini sananlar vardı, (eine Elnstaendige
Volk) Unutuluyordu ki Max Hildebert Boehm'in izah ettiği gibi, bir millet birliği meydana
getirmek için, bunun dile. ırka, memleket manzarasına, geleneğe, mukadderat ve
muhite, aileye (Sippe) ve inanışa istinad etmesi şarttır.

İşte. bu muhtelif unsurların birbirlerinin üzerinde yaptıkları tesirin ahenk ve


muvazenesinden bir millet doğar. DEUTSCHTUM müdürü H.M.Boehm, dilin en evvel
veren son gelen bir unsur olduğunu ilâve etmektedir. Dil birçok imkanlar sağladığı gibi,
bir o kadar da tehlikeler doğurmaktadır. (So mag dle Sprache zwar das ersteund lezte
seln-in İhren ungerherucn Moeglichkeiten beğen aber auch ungerheuren Gefahren)

Daha önceki satırlarda, tedrisatın Kürt dilinde yapılmasının, birkaç yıl öncesine kadar bir
ideal olarak benimsendiğini söylemiştim.

Mütarekeden beri. Irak'ta Süleymaniye'de. sekiz seneden beri de. bu ülkedeki Kürtçe
konuşan sancaklarda, tedrisat dili Kürtçedir. Bu tarz öğretim ve eğitimden elde edilen
neticeler ise kati olarak hiç mesabesindedir.

Okul öğretmenlerinin mükemmel, okul kitaplarının kusursuz, öğretim kadrosunun takdire


değer şevki ile desteklenen hükümetin hüsnüniyetinin de tam olduğunu farzedelim; iyi
ama, bu okullardan mezun olanlar, okul tedrisi bitince ne okuyacaklar? Hiç. Bugüne

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 11


KÜRT SORUNU

kadar, okul kitaplarının dışında, ancak oniki kadar broşür ve kitap neşredilmiştir. İtiraf
edelim ki. bu kitap ve broşürler ise asla ameli bir değer ifade etmemektedir.

İlkokullardan mezun olan bu zavallıların, daha sonralan da okunacak eserler temin etme
ümidi yoktur. Bu hale göre, kültürde de ilerleme yok demektir.

Bu durumda, medeniyet sahasında çok geri kalmış bir kavim olarak Kürtler, çocuklarını
okutmamak suretiyle uğradıkları kaybı, zamanın en mübrem ihtiyaçlarına bile kafi
gelmeyen bir dil ve bir kütüphane ile nasıl telâfi edebilirler? Bugünden başlamak
suretiyle, bir asırlık bir zaman süresi içinde, en iyi şartlar altında gelişecek bir Kürt dili
bile. kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmağa yeterli olmayacaktır.

Ban memleketlerde, özel sahada lhtisaslaşanlan devamlı bir şekilde fikren besleyebilmek
için. ihtisas okullarında, öğretimin yasayan dillerden biriyle yapılması bile
düşünülmektedir.

Milletler havalan fetheder ve okyanuslan aşıp. Mareşal Balbo gibi şan ve şeref
kazanırlarken bizler ise köklerimize bağlanıp karanlıkta yaşamağa uğraşıyoruz.

Kürt halkı, ryi bir miras olarak hiçbir şey bırakmamış olan geçmiş nesilleri tarfından idare
edilmeyi tercih eder görünmektedir. Aksine olarak, gelecek nesiller ile yaşama
mücadelesi vermek, hiç şüphesiz daha doğrudur.

Gövdesi toprak hizasından biraz yukarda kesilen ve gövde etrafında çıkan cılız dalcıklar
ile yaşamağa çalışan bir ağacın artık hiçbir değeri kalmayacağından, bu ağaç kökünden
çıkanlmağa ve otadan kaldınlmağa müstahak olur. Halbuki, üzerinde kuvvetli dallan olan.
yekpare yeşil yapraklarla kaplı dalcıklan bulunan, mevsimlere göre, ötesinde berisinde
güzel çiçekler veya nefis meyvalarla rengârenk bezenmiş gövdeye sahip bir ağaç
sahibinin, hatta yabancıların özel bir ihtimamına mazhar olur. Eğer şiddetli bir soğuk
veya başka bir sebeple bu gövde kurursa, onunla ilgili kimseler kederlere gark olur ve
yalcın ilgililerin gözyaşları sanki ağacın yeniden canlanması için akar gibidir. Hâlbuki
kalan kök sadece oduncunun İşine yarar.

Bilindiği gibi, nebatlann normal biyolojisinin aksine, geve ve gündüz havadaki oksijeni
emen aralıksız karbonik asid neşreden ve zehirli meyvalar veren, görünürde hoş bir
ağacın akıbeti, tereddütsüz kesilmektir Ama üzüntümüzü tevlid edecek kadar garip olan
şey, bu cins ağaca karşı ilgi duyan eskilerin. olur. Osmanlı hanedanının saltanatı altındaki
halklarımız, nesilden nesile aynı gelenekler altında yaşamış, aynı saadet ve bedbahtlık
devreleri geçirmiş, aynı sevinç, aynı müşterek dertlere maruz kalmış, bilhassa aynı
müşterek kültürün tesirim hissetmişlerdir. Hiç şüphe yok ki, silâh arkadaşlığı bu ittifakta
baş rolü oynar. Türkleri ve Kürtlerin bu devamlı karışımı, onların, millî ruhun müşterek
hazinesine kendilerine has vasıflan katmalarına imkân verdi; istikbalde de bu böyle
olacaktır.

Hakikatte. Türk, Kürt birer isimden başka birşey ifade etmezler; bizim aile adımız
Turanîdir.

Aynı ırktan olma hissi ve Turanîlik gururu, onların, kendi canlılıkları içinde,
geçmiştekinden çok daha parlak bir hayata, mukadderata götürecektir.

Bu iki halkın. İktisadi tesanüd. ırk ve din birliği, müşterek kültür gibi, çeşitli siyasî ve millî
birlik faktörler dışında, cok kuvvetli, kudretli bir faktörleri daha vardır : bu. GAZİ'nin
yüksek şahsiyetidir.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 12


KÜRT SORUNU

Gerçekten, Devlet idaresinin En Yüksek Kademesinde Gazi Mustafa Kemal gibi bir lidere
sahip olmak, bir millet için bir saadet, bir hazinedir. Onun Türkiye'de gerçekleştirdiği
reformun nimetlerinin vüsatini hiç kimse inkâr edemez. Bu, O'nun için asla solmayacak
ve zamanla da muhteşem vüsatinden hiç kaybetmeyecek büyük bir şereftir.

Her sadık insanın yapacağı gibi. derin bir saygı ve hayranlık hissi içinde onun büyük
eserleri ve gelecek nesillere vaat ettiği ümitlerin genişliği önünde, tazimle eğilirim.

Burada, en kanlı ve en utanç verici olayların müşterek tarihimizi kirlettiği çok yakın
tarihin acı hatıralarını. bundan böyle ifa edecekleri asıl görevle bütün millete
unutturmasının ve Gazi'nin yüksek idaresinde, yeni Türk milletinin ateşîn ruhundan İlham
alarak Cumhuriyetimizin "Refahı" için, memleketlerini yeniden teşkilâtlandırmanın
şuuruna varan güzide Türk münevverlerine heyecanlı bir çağrıda bulunmayı fazladan
sayarım.

işte bu samimi düşüncelerin ışığı altında, bir art düşünceden uzak ve taraf tutmanın, kan
kardeşlerim olan Türkiye Kürtlerini, şöhretli liderleri Mustafa Kemal'in pek mahirane bir
şekilde çizdiği yola davet ediyor ve maddî refah bulacakları bu yolu takiple
görevlendiriyorum.

Türkiye'nin kaderini tayin eden adamın, liderin "çizdiği yol" dan şunu kastediyorum :
Geçmiş ile mutlak olarak alâkayı kesmek, milleti aynı düşünce ve zihniyet içinde
kaynaştıracak olan tek bir ideal beslemek, memleketi yeniden teşkilâtlandırmak, çağdaş
ilimlerin, yeni gelişmelerinden milleti zenginleştirmek ve bu suretle, yeni Türkiye'ye,
"kültürce ilerlemiş devletler" grubuna sokmak.

Sanıyorum ki, bu kısa maruzatımla, beni. kendilerinin Kürt milliyetçiliğini alevlendirdikten


sonra Türkiye’yi terk etmekle itham edem hemşerilerime karşı da vazifemi ifa etmiş
oldum.

Temenni ederim ki, bu tezimi okuyanlar da, millî hayattaki daimi gerçeklerin
mevcudiyetini unutmayarak, onun her türlü gizli maksattan uzak olarak hazırlandığını
kabul ederler. Bu şartlar içinde, eminim ki, fikirlerinde en sebatlı olanlar bile, tezinde,
kendilerini daha müsamahakâr olmağa sevk edecek hazzı bulacaklardır.

Türkiye dışında kalan Kürtlere gelince, mutad açık sözlülüğümle diyeceğim ki, onların
yapacakları şey, bağlı oldukları Devleti teşkil eden kuruluş unsurlarıyla çok iyi bir
anlaşma içinde yaşamak, hükümetlerine hiçbir suretle güçlük çıkarmayıp. Bilâkis
memleketlerinin iktisadî ve kültürel kalkınması için bütün hüsnüniyet ve yardımlarını
esirgememektir.

İşte Kürt Sorununun halli için bulabileceğimiz en iyi ve en devamlı çare budur.

Ümid ederim ki: İlgili milletler de yakın bir gelecekte, bu hal çaresinin meyvelerini
alacaklardır.

Ben de, hudutların ötesinde, benden uzak eski hemşerilerim için. Türkiye’nin iktisadi,
sosyal ve siyasî refah yolundaki azimli yükselişinde en iyi bir geleceği temaşa ederken,
siyasî hayata veda ediyorum.

Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Sayfa 13