You are on page 1of 350

Yayın No: 024

1. Baskı: Nisan,2008
ISBN: 978-975-6006-23-8
Yayın Yönetmeni K. Egemen İPEK
Yayın Danışmanı Cihat TAŞÇIOĞLU
Kapak Tasarım Mineral Tasarım
Dizgi & Sayfa Düzeni Merdiven Tanıtım (0.312)232 30 88
Baskı Özkan Matbaacılık
Adam Fawer (0.312) 395 48 91 - 92

Empati Yayın A.P.R.I.L Yayıncılık


Karanfil Sok. 12/6 Kızılay/ANKARA
Tel: (0312) 418 57 09 Fax: (0312) 418 04 79
www.aprilyayincilik.com
bilgi@aprilyayincilik.com
EMPATİ © 2008 A.P.R.I.L Yayıncılık
EMPATHY © ADAM FAWER Bu kitabın yayın hakları AKÇALI
TELİF HAKLARI AJANSI aracılığı ile alınmıştır. Her türlü yayım
hakkı A.P.R.I.L Yayıncılık'a aittir. Bu kitabın baskısından 5846 ve
2936 sayılı Rkir ve Sanat Eserleri Yasası Hükümleri gereğince
alıntı yapılamaz, fotokopi yöntemiyle çoğaltılamaz, resim, şekil,
şema, grafik vb.ler Yayınevinin izni olmadan kopya edilemez.
Düzenleme: Nirvana13
İnsanlar söylediklerinizi ya da
yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler
hissettirdiğinizi asla unutmaz."
~ Maya Angelou ~
Yaşamınızın kontrolü sizde değil.
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o
kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve
bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz
yapın.
Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı
gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.
Samantha Zinser 3 Mart 1991
Sinirli bir dokunuşla gömleğinin alündaki zinciri yokladı. Onu o
kadar uzun süredir takıyordu ki, artık varlığının bile farkında
değildi.
ÖNSÖZ
Evde birisinin olmadığından bu kadar eminsen, neden
8 EKİM 2005 çıkartmıyorsun o şeyi?
Saat 23:09 (Yargı Gecesine 2 yıl, 84 gün kala) Dietrich orta yolda karar kıldı. Kolyeyi çıkartmayacaktı. Ama
Dr. Elliot Dietrich sağanak yağmur altında koşarak basamakları kaçmayacaktı da. Derin bir soluk alıp ağır kapıyı itti. Kapı
çıktı. Cebini bir an karıştırdıktan sonra evinin anahtarını çıkarttı gıcırdayarak açıldı. O sesi daha önce hiç farketmemişti. Ama
ve kilide soktu. Ama çeviremedi; kapı zaten açıktı. daha önce hayatından endişe ederek eşikte iki dakika da
geçilmemişti hiç.
Dietrich midesinde bir burulma hissetti. Yağmur kalan birkaç tel
saçını da kafa derisine yapıştırırken anahtar elinde, donup kaldı. İçeriye girince ayakkabıları zeminde ıslak bir ses çıkarttı. Eliyle
Kapıyı kilitlemeyi asla unutmazdı. Evine birileri girmişti. Ve o duvarı yoklayarak düğmeyi buldu ve ışığı açtı. Karşısındaki
birileri belki hâlâ evin içindeydi. süzgün benizli adamı görünce neredeyse kalp krizi geçirecekti.
Gördüğünün holdeki aynada yansıyan kendi yüzü olduğunu
Beyni ona kaçmasını haykırıyordu. Arabaya bin ve sür! Ama anlayana kadar neredeyse kapıdan fırlıyordu.
nereye? Eğer onu bir kez buldularsa yine bulurlardı. Ayrıca her
şeye yeniden başlayabilir miydi? Daha gençken bile yeterince zor Güldü, ama çıkan ses boş ve biraz da titrekti. İçeriye girip kapıyı
olmuştu bunu yapmak. Ve aradan çok zaman geçmişti. ardından kapattı, emniyet zincirini yuvasına geçirdi.

Korku kalbini bir mengene gibi sıktı. "Hey!" diye seslendi ürkekçe. "Kimse var mı? Polise haber verdim
bile... O-o-nun için buradan hemen çıkıp gitsen iyi olur."
Ya sadece kapıyı kilitlemeyi unutmuşsa? Belki de basit bir
dikkatsizlikti. Ya tüm yaşamını aptalca bir hata nedeniyle geride Kulaklarını kabartıp dinledi, ama kendi sık soluk alışının yanında
bıraktıysa? duyabildiği tek ses pencerelere vuran yağmur damlalarından
geliyordu. Paranoyakça davranıyordu. Evde birileri olsa o
Başını iki yana salladı. Deliceydi düşündükleri. Artık korku zamana dek bir şeyler yapmış olurlardı, değil mi?
içinde yaşamak zorunda değildi.
Belki. Belki de değil.
Öyle mi? O zaman neden halâ takıyorsun kolyeyi?
Yavaşça küçük çiftlik evinin içinde dolaştı. Ayakkabılarını
çıkartmaya korktuğundan, odadan odaya gittikçe ardında ıslak
bir iz bırakıyordu. Dolaşması bitince soluğunu sinirli bir şekilde
yavaşça bıraktı. Yalnızdı. Paltosunu asmak için giriş holüne
döndü. 1. Bölüm
2007
Gardırobun kapısmı açınca birisi midesine esaslı bir yumruk Elijah ve Winter
indirmiş gibi hissetti kendini. Çığlığı boğazına sarılan bir çift el
tarafından yarıda kesildi. Yıllardır kâbuslarına giren o tanıdık 1
yüze bakakaldı. 28 Aralık 2007
Çabuk olup bitmesi için dua etti. Ve gözlerinin kendisinde 09:09 (Yargı Gecesi'ne 86 saat, 51 dakika kala)
kalmasına izin verilmesi için.
Kör adam boş göz çukurlarını saklayan kara gözlüklerinin
ardından ileriye doğru baktı. Gözleri yuvalarından sokulurken
gördüğü o parlak renk senfonisini, sivri uçlu tırnaklar retinalarını
delerken duyduğu o keskin acıyı hâlâ anımsıyordu.
Laszlo irkilerek o anıyı kafasmdan uzaklaştırdı. Elini çenesine
götürüp, hafif uzamış gri sakalını sıvazladı. En azından gri
olduğunu düşünüyordu. Ona kalsa, eline hâlâ siyah geliyordu.
Ama kör birisi için renklerin ne anlamı olabilirdi ki?
Hiç.
Ama Darian kör değil.
Dişlerini sıktı. Onu düşünmek bile gerilmesine neden oluyordu.
Ayaklarının dibindeki Alman kurdu bunu sezerek dikildi.
Laszlo köpeğin kulaklarının arkasını kaşırken, "Tamam kızım,
sorun yok," diye fısıldadı.
Sascha, salyaları oturdukları kafenin ahşap döşemesine akarken
hızla soluyordu. Kendini sakin olmaya zorlayan kör adam
etrafındaki dünyanm kokularını içine çekti. Yeni öğütülmüş
kahve ve kızarmış tost, ona üniversite yıllarını anımsatan parfüm
ve kolonya kokuları, açık kapının hemen dışındaki evsizliğin kirli "Manhattan'm nikotinden arındırılmış bölge olduğunu hep
kokusu. unutuyorum." Laszlo, dumanın Darian konuştukça burun
deliklerinden çıkışını hayal etti. "Gerçi, beni kapı dışarı
Laszlo parmaklarını önündeki devasa kapuçino bardağına
edeceklerinden kuşkuluyum."
doladı; kâğıt bardağın üzerinden hissettiği sıcaklık hoşuna
gidiyordu. Bir taraftan Darian'm onu ekme olasılığını "Bunun cezalandırmayla ilgisi yok," dedi Laszlo on altı yıllık
düşünmemeye çalışırken, bir taraftan da espresso makinesinin sessizliğin ardından konuşmalarındaki hazırcevaplığa şaşarak.
gürültülü tıslamasıyla hoparlörlerden gelen duygulu ve "Nezaketle ilgili."
melankolik Kate Bush şarkısının üzerinden zihnini etrafındaki "Her ikisi hakkındaki düşüncelerimi bildiğini sanırdım."
konuşmalara yöneltti.
"Biliyorum."
Birden burnuna çiçeklerin Parliament sigarasmınkine karışan
tanıdık kokusu geldi. Koku ve sivri topuklu çizmelerin zeminde Laszlo'nun dudakları nostaljik bir gülümsemeyle kıvrıldı.
çıkardığı sert tıkırtı ona Darian'm sonunda geldiğini haber Kadının ne kadar güzel olduğunu anımsadı: Çikolata rengi ten,
veriyordu. Karşısındaki sandalye çekildi. Sascha çenesini şeytani bir hale gibi başını çevreleyen kızılımsı saçlar ve koyu
sahibinin ayakkabısının üstünden kaldırarak dikildi. renk, kedilerinkini andıran gözlere yansımayan yayvan gülüş.
Ama yüzü artık yılların izlerini taşıyor olmalıydı; tıpkı
Sonra Darian dudaklarmı hafifçe yanağına dokundurarak kendisininki gibi.
Laszlo'yu öptü. "Seni yeniden görmek güzel." Sesi biraz kabaydı,
ama altındaki sevecenlik barizdi. Boğazını temizledikten sonra cebinden katlanmış bir gazete
çıkartıp ona uzattı. "Söyle bana, bu adam eskiden tanıdığımız
"Seni de yeniden görmek güzel." Kör adam elleriyle bir hareket birilerine benziyor mu?" Bir kâğıt hışırtısı duyuldu. Kadının
yaptı. "Yani, sözün gelişi." şaşkınlığını sezen Laszlo, "Yüzeysel farklılıkların seni
Laszlo bir şşşşşık sesi duydu; yüzünde bir sıcaklık hissetti, yanıltmasına izin verme," dedi. "Sanırım gözleri gerçek kimliğini
ardından yeni yakılmış kibritin kokusunu aldı. Darian uzun bir ele verecek."
soluk koyuverince ılık bir duman bulutu yüzünü yaladı. İçine Darian bir anda irkilerek keskin bir soluk aldı.
çektiği duman burnunun içindeki ince tüyleri titreştirdi.
"Onun kim... Kim olduğunu nasıl bildin?" diye sordu.
"İşletmenin sigara içilmesine sıcak baktığını pek sanmıyorum."
"Radyoda konuşurken duydum ve sesindeki bir şeyler tanıdık
geldi." Sakindi. "Onun için geçen hafta 'Valentinus'u şahsen
dinlemek için Chicago'ya uçtum. O zaman anladım."
"Ama bu olanaksız." kokusuyla öne eğilerek yaklaştı. Konuştuğunda sesi fısıltı
düzeyindeydi, ama tonundaki yoğunluk etraftaki gürültüyü
Laszlo kadma gerçeği sindirmesi için zaman tanırken bir yandan
bastırıyordu.
da o son gece olanları düşünüyordu. Hatasını düzeltmek için son
bir şansı daha vardı, ama yapacağı şeyin bu kez ona gözlerinden "Beni buna zorlamaya kalkışmayacağını umuyorum."
fazlasına mal olmasından korkuyordu. "Öyle bir şeyi asla yapmam."
Ayağıyla sinirli bir şekilde tempo tutan Darian sigarasından "Neden?" dedi Darian buruk bir şekilde. "Ben sana yapmıştım."
uzun bir nefes aldı.
Kadının bu çıkışı Laszlo'yu sarsmıştı, ama belli etmedi.
Laszlo kara gözlüklerini ve onların gerisindeki boş göz yuvalarını
göstererek, "Onunla bu şekilde savaşamam," dedi. "En azından "Onları nerede bulacağını biliyor musun?" diye sordu Darian.
tek başıma yapamam bunu." "İkisi de şehirde."
Neredeyse bir dakika boyunca ikisi de konuşmadı. Kör adam "Kolyelerini hâlâ takıyorlar mı?"
yaşanan sessizlik boyunca kadının düşüncelerini hayalinde
canlandırdı: Şaşkınlık, korku ve nihayet hayal kırıklığı. "Evet," dedi kör adam; sesi suçluluk ve pişmanlıkla doluydu.

"Elijah ile Winter'in peşindesin," dedi Darian. "Sana yardım Darian soluğunu koyuverdi. "Öyleyse sanırım o şeyleri geri
etmelerini sağlamak için." almamızın zamanı geldi."

"Senin de bana yardım edeceğini umuyordum." Karşısındaki Ekranda gezinip duran renkli şekilleri, mavimtırak bir küpün
kadının o işte kendisiyle birlikte olmasına ne kadar ihtiyacı sarımsı piramide, sonra da kan kırmızısı küreye dönüşmesini boş
olduğunun birden farkına varan Laszlo duraksadı. gözlerle izleyen Valentinus konuşmayı bir kez daha dinledi.

"Ne konuda yardım edeceğim? Valentinus'u öldürmen için mi?" Laszlo'nun korktuğu her ne kadar açıkça anlaşılsa da, kendine
olan güveni de seziliyordu. Adam saldırmaya hazırlanıyordu.
"Mecbur kalırsam evet." Ondan yayılan paniğin kokusunu sanki Darian ise ayrı bir olaydı. Duyduğu dehşet mutlaktı. Aslında o
fiziksel bir şeymiş gibi alabiliyordu. "Bunu borçlusun, Darian. zayıftı. Ne Laszlo kadar akıllı, ne de onun kadar güçlüydü. Ve
Beni bu işe sen bulaştırdın. Şimdi de çıkmam için bana rehberlik onun zayıf noktasıydı.
etmelisin."
Valentinus da o nedenle üç yıllık aramaya rağmen Laszlo'yu
Kadın sessiz kaldı. Laszlo onu gözlerini huysuz bir çocuk gibi bulmayı başaramayınca dikkatini Darian üzerine
yere dikmiş, dudağını ısırırken canlandırdı zihninde. Darian yoğunlaştırmıştı. Onun da iyi saklanmış olacağını tahmin
sonunda sıcak soluğu ve Laszlo'nun burnuna dolan parfüm ediyordu, ama hem kaynakları, hem de -en önemlisi- iradesi
vardı. Yine de, özel dedektiflere neredeyse yarım milyon dolar başlarken her şeye hazırlıklı olduğunu zannediyordu. Ama sonra
ödedikten sonra onu kahvaltı masasında otururken kaderin bir Laszlo hiç beklemediği bir şeyi açıklamıştı: Elijah ile Winter'in
cilvesi sayesinde bulmuştu. kimliğini.
Bir gün gazeteyi açmış ve Darian'ı spor sayfasından ona bakar Laszlo'nun dediklerine bakılırsa, her ikisinin de paylaştıkları
halde görmüştü. Dodgers Stadyumu'nun en ön sırasında, Kenny geçmişleri hakkmda en ufak bir fikri yoktu. Onlara ne olduğunu
Lofton o unutulmaz kurtarışını yaparken yarım metre arkasında merak ediyordu. Bilmezlikten gelen mutlu birer hayat mı
oturuyordu. Her ne kadar fotoğraf biraz bulanıksa ve kadın son sürmüşlerdi, yoksa Laszlo'un yaptıklarıyla delirmişler miydi?
gördüğünden beri on altı yıl yaşlanmışsa da, kim olduğu Laszlo'dan sonra kendi yaşamının ne hale geldiğini anımsayan
hakkında en ufak bir kuşku yoktu. Valentinus yumruğunu sıktı, sonra birden duvara vurdu. Acı
Darian'm yüzü de o son günkü tüm görüntüler gibi sonsuza aniydi. Gözlerini yumdu ve geçmişi bir yana itip anın keyfim
kadar beynine kazınmışta Valentinus'un. çıkarttı. Odaklanmaya ihtiyacı vardı.
Aynı gün, öğlen bile olmadan adamları bileti almak için Anahtar kolyelerdi. Kafasında bir plan oluştukça gülümsemeye
kullanılan kredi kartının izini bulmuştu; on iki saat sonraysa adı başladı. Çabuk davranırsa Laszlo ile Darian'dan kurtulabilirdi. O
artık Darian Wright olan kadın hakkında bilinmesi gereken her ikisi ölünce, beynini önündeki nihai savaş için boşaltabilirdi;
şeyi öğrenmişti. Bankada -görünüşe göre birkaç iyi tezgâhlanmış belki çok daha zor, ama aynı derecede kazanılabilir bir savaş.
boşanmayla gelmiş- yirmi milyon dolardan fazla parası olan Tanrı'yi öldürmek.
zengin bir kadındı.
Valentinus onunla yüzleşmeye can atıyordu, ama asıl istediği
Laszlo idi. Onun için de, haftanın yedi günü, 24 saat çalışacak bir
özel dedektif ve kelle avcısı ekibi tutmuştu. Bir buçuk yıllık bir
bekleyişten sonra Darian'a sonunda Valentinus'un beklediği
telefon gelmişti. Kimliği belirsiz adamm yer ve saat belirtmesine
ancak yeten konuşma bir dakikadan az sürmüştü, kaydedilen ses
hiçbir kuşkuya yer bırakmamıştı.
Ertesi akşam Astor Place'deki Starbucks'm normal temizleme
ekibi Valentinus'un elemanlarıyla değiştirilmiş, her masa ve
sandalyenin altına, iki tuvalete ve depo odasına alıcılar
yerleştirilmişti. Valentinus ertesi sabah konuşmaları dinlemeye
favorileri de vardı: Fantezi ve bilim kurgu, hukuk, suç incelemesi
dizileri, filmler, politika ve elbette komedi dizileri ve reality
2
şovlar.
29 Aralık 2007
Elijah'in tutkusu gerçekliğin irdelenmesiydi. Ama o anda
14:46 (Yargı Gecesi'ne 57 saat, 14 dakika kala) karşısındaki gerçeklik tümüyle yalındı. Kaşlarını çatan, gözlerini
Elijah Glass karşısındaki iki yönlü aynaya dikkatle baktı. kısan, ağızlarını büzen ve burunlarını kıvıran on iki kişiye
Aynanın diğer yanındaki insanlar gözlendiklerini biliyordu, ama dikkatle baktı. Her hareketin tek tek hiçbir anlamı yoktu, ama
belli ki bu umurlarında değildi. Elijah başını salladı. Kendi topluca bakılınca... İşte Elijah'in Tanrı vergisi yeteneği o noktada
isteğiyle ve bir sürü yabancıyla birlikte oturup, başka yabancılar devreye giriyordu.
tarafından gözetlenmek fikri... Yüz Hareketleri Kodlama Sistemi'nde eğitim almış olan Elijah,
Bunu düşünmek bile solgun ve çilli cildinin bir anda kızarmasına insanların yüzünü okumayı biliyordu. Psikoloji profesörü Paul
neden oldu. Derin, rahatlatıcı bir soluk alarak işaret parmağını Ekman tarafından 1976 yılında tasarlanan YHKS, üç bin
boynunda asılı gümüş haça bastırdı. Ilık metali teninin üzerinde civarında değişik yüz ifadesi ve bunların gösterdiği duyguları
hissetmek onu her zaman rahatlatıyor, kendini emniyette belirlemişti. Ekman'ın 46 farklı kas hareketini ya da 'Hareket
hissetmesini sağlıyordu. Birimi'ni belgelediği 500 sayfalık el kitabını ezberledikten sonra
insan yüzü Elijah için kolay okunabilen bir kitap olmuştu.
Elijah bakışlarını tekrar pürüzsüz cam yüzeye çevirdi. Camın
ardmdaki dikdörtgen odada Terry uzaktan kumandayı aldı ve İstemli, ama sahte bir 'Pan-Amerikan gülüşü', yani dudakların
büyük plazma ekrana doğrulttu. Özenle seçilmiş grup (altı adam, kenarlarını yukarıya kaldırmak (HB 12) ile istem dışı samimi bir
altı kadın; yedisi beyaz ırktan, biri Asyalı, ikisi Latin ve ikisi de 'Duchenne gülüşü'nü, yani HB 12 ile birlikte yanağın kaldırılarak
Afro-Amerikalı) uysal bir şekilde ekrana doğru döndü. (HB 6) gözlerin kısılmasına neden olmak arasındaki farkı
kolaylıkla ayırt edebiliyordu. Korkuyu (HB 1, 2, 15, 20; kaşların
Elijah dağınık kızıl saçlarını eliyle kulaklarının arkasına itip, hem içi, hem de dışının kaldırılmasıyla birlikte dudakların
dizüstü bilgisayarına göz attı. Ekranı on iki eşit kareye basılarak uzatılması), tiksintiyi (HB 4, 9,17; alnın indirilip,
bölünmüştü. Her birinin ortasında dışarıya doğru bakan bir yüz burnun büzülmesiyle birlikte çenenin kaldırılması), kısacası
vardı. Elijah dev ekrana bakan yüzleri tek tek inceledi. Nabzı insanın hissedebileceği her duyguyu okuyabiliyordu.
yavaşladı.
Yıllar boyunca insanların hislerini saklamakta da en az onları
Televizyon onun gerçekten hoşlandığı tek şeydi. Umutsuz bir kontrol etmekte olduğu kadar zorlandığını öğrenmişti. Ve onun
uykusuzluk hastası olarak her gece sekiz saati kanallar arasında gerçeği algılamasına izin veren de yaradılıştan gelen bu kontrol
dolaşarak geçirirdi. Neredeyse her şeyi seyrederdi, ama kesin
eksikliğiydi. Çünkü Elijah, çoğu kişinin kabullenmeyi reddettiği görünümlü bir Latindi. Guzman sinirli ve anlaşılmaz şekilde
bir gerçeği kalpten kabullenmişti: Kişinin asıl efendisi zihni değil gergin görünüyordu; dudakları fazla sıkılmıştı (HB 23), gözleri
bedeniydi. kısıktı.
Schopenhauer ne demişti? İki yönlü aynadan adamı inceleyen Elijah, onun masanın altında
ayaklarıyla sürekli tempo tuttuğunu gördü. Ve birden anladı.
Der Mensch kann was er will; er kann aber nicht ıvollen was er
Adam bir bağımlıydı ve o anda da ihtiyaç içindeydi. Guzman'm
vill.
düşkünlüğünün uyuşturucu, sigara ya da alkol olması önemli
Kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez. değildi. Her ne ise, önündeki işe odaklanmasına engel oluyordu.
Elijah başını salladı. Doğruydu bu. Beden arzuları kontrol Elijah başına takılı mikrofona yavaşça, "Boşver onu," dedi.
ediyordu, arzular da iradeyi. Geri kalan her şey sadece kuru
Terry deneklerin göremeyeceği, Elijah'a onu duyduğunu
gürütüydü; bilinci kandırıp, bir köleden farklı olduğuna
belirtecek kadar hafif bir şekilde başını eğdi. Gösterim elli yedi
inandıran olgu belliydi.
dakika daha sürdü, ama Elijah sürenin farkma bile varmadı.
Video gösterimi bitince Terry ifadesiz bir yüzle, odada bulunan Denekler sonunda sandalyelerinden kalkınca, o da bitkin bir
deneklere döndü. Donuk sarı renk saçlarla çevrelenmiş sade bir şekilde yeşil deri koltuğuna çöktü.
yüzü vardı.
Bir bardak soğuk suyu üç uzun yudumda bitirdikten sonra
"Peki," dedi. "Ne düşünüyorsunuz?" gözlerini kapattı ve zihnini özgür bıraktı. Sonra karartılmış
Asyalı kadın konuşmaya başladı. Elijah zihninde içgüdüsel odanın kapısı ansızın açılınca bir yabancının onun yaşam alanına
olarak ona en çok benzettiği tanınmış kişi olan ve ER dizisinde girmek üzere olduğunu farkederek irkildi. Ama gelen Terry idi.
oynayan Ming Na'nın adını takıp kulaklarını dikti. Dikkatle "Özür dilerim," dedi. "Kapıya vurmayı hep unutuyorum, değil
dinlemesine rağmen aslında kadının ağzından çıkan sözcükleri mi?"
duymuyordu bile.
Elijah omuzlarını silkip, önüne baktı. "S-s-sorun değil."
Onun yerine sesine odaklanmıştı. Tona. Vurgulara. Konuşma
Terry oturdu. Aralarındaki üç metrelik mesafe Elijah'a göre çok
temposuna. Sesindeki ipuçları sürekli değişen mimikleriyle (HB
kısaydı, ama fazla rahatsız olacağını düşünmedi. Terry tekrar
6, 11 ve 12) birleşince bilmek istediği her şeyi anlatıyordu.
konuştuğunda, sesinde intihar etmek üzere olan birini
Deneklerin geri kalanı da birer birer Terry'nin sorduğu kurnazca vazgeçirmeye çalışan bir insanın ağır ve düşünceli tonu vardı.
soruları yanıtladı. Son adam Elijah'm Oz dizisinde
"Peki, sen ne düşünüyorsun?"
mahkûmlardan birini canlandıran Luis Guzman'a benzettiği sert
Elijah notlarına, okunması neredeyse olanaksız bir dizi mavi, faydalı anımsatıcı ipuçları sağladığını ve hafızasını
kırmızı ve yeşil karalamaya göz attı. Aslında fotoğrafik hafızası güçlendirdiğini keşfetmişti.
not almayı gereksiz kılıyordu, ama eğik a'larına ve bozuk f'lerine Kulübe üye olmanın getirdiği ayrıcalıklar.
bakmak kendini daha iyi hissetmesini sağlıyordu. En azından
zihninde. "Kendini ne zaman hazır hissedersen," dedi Terry onu
düşüncelerinden uzaklaştırarak.
Gerçekteyse duyduğu huzur baktıklarından çok,
bakmadıklarından kaynaklanıyordu. Terry ile olan yakınlığından Elijah boğazını temizleyip analizine başladı.
ötürü onun gözlerine doğrudan bakmaya dayanamıyordu. "İlk reklam fazla entelektüeldi. Hepsi sıkıldı. İkincisi nezihti, ama
Yabancıları gözlemek farklı bir şeydi. Son iki ay boyunca o kadar kongre üyesinin av tüfeğiyle görüldüğü sahneler bazı kadınları
yakın çalışmışlardı ki, Terry artık neredeyse arkadaş sayılırdı. rahatsız etti. Üç numara çoğunda olumlu etki bıraktı. En iyisi o,
Elijah gözlerini siyah keçeli kalemle yazdığı renkli harflere dikti. ama üzerinde biraz daha uğraşmak gerekecek."
Zihinsel olarak harflerin tek renkli olduğunun bilincindeydi, ama Elijah başını kaldırıp Terry'nin cep bilgisayarına bir şeyler
sinestezisinden1 dolayı onları bir renk cümbüşü olarak yazdığını görünce rahatladı. Elleri hızla hareket ediyor, ağzından
algılıyordu. Bedenin zihin üzerindeki egemenliğinin ve gerçeği çıkan her sözcüğü yazıyordu.
algılanmayı kontrol etmesinin bir örneği daha.
Terry gözlerini küçük yeşil ekrandan ayırmadan, "Tamam," dedi,
Öyle bile olsa, Elijah sinestezisinden, beyninin değişik bölümleri "Şimdi bana biraz renk ver."
arasındaki açıklanamayan bilgi alışverişinden kaynaklanan o
ender sendromdan hoşlanıyordu. Sonuçlar garipti. Bazı insanlar Elijah bu espriye güldü, sonra o hafta gözlemlediği on gruptan
öğrendiklerini ve bulgularını cinsiyet, etnik grup, yaş ve gelir
1 Sinestezi (synesthesia): Duyuların birbirine karıştığı nörolojik düzeyine göre sınıflandırarak anlatmaya koyuldu. Terry onun
bir durum. (Örnek: harf ve seslerin renk olarak, bazı kelimelerin kırk iki dakikalık monologunu çok ender olarak, sadece birkaç
ağızda tat olarak algılanması.) [ç.n. (Kaynak: Wikipedia)] açıklayıcı soru sormak için böldü.
şekilleri tadıyor, kimileri müziği görüyor ya da kokuları Elijah söylediklerinin çoğunun onun için sürpriz olmadığının
duyuyordu. Elijah'm durumundaysa bu nöro-sinaptik parazit dil bilincindeydi. Sonuçta Terry de vasıflı birisiydi ve kendisi gibi
merkeziyle görüntü korteksi arasında oluyordu; dolayısıyla hem psikoloji, hem de örgütsel davranış eğitimi almıştı. Ama iş
alfabenin her harfini farklı renkte görüyordu. analize gelince topu Elijah'a atıyordu. Elijah'm içgüdüleri altın
Elijah arkadaşlarının hiçbirinin a'ları kırmızı, fr'leri mor olarak değerindeydi. Birileri ne zaman insanların gerçekten ne
görmediğini anladığında sekiz yaşındaydı. Önceleri farklı hissettiğini bilmek istese Elijah Glass'ı çağırırdı.
olmaktan nefret etmiş, ama kısa zamanda renkli harflerin ona
Elijah geride kalan beş yıl boyunca film stüdyolarının ve Bu düşünceyi kafasından uzaklaştırarak üçüncü reklamın hangi
televizyon şirketlerinin en aranılan danışmanı olmuştu. yönlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini anlatmayı
Yıldızların kaprislerine alışık HollyWood patronları onun tamamladı.
giderek artan tuhaflıklarını ('el sıkmak yok'dan başlayıp, 'görsel Onun konuşması bitince Terry cep bilgisayarını kapatıp çantasına
veya başka türlü temas kesinlikle yok'a kadar uzanan koydu ve içini çekerek, "Gitmem gerek, yoksa strateji yemeğine
antikalıklarını) kolayca kabullenmişti. Aslında onun empatik bir geç kalacağım," dedi. "Kongre üyesi senin gelmeyeceğini
dâhi olarak ünlenmesinde o tuhaf davranışlarının da epey duyunca üzüldü. Kampanyadaki tanışmadığı tek üst düzey kişi
yardımı olmuştu. sensin."
Elijah üç ay öncesine kadar eğlence sektörü dışındaki müşterileri "Ona ne söyledin?"
geri çevirmişti. Bunu New York eyaletinin en genç Kongre üyesi
Terry Saunders reddedemeyeceği bir teklifle gelene kadar "Gerçeği; aynalı duvarın arkasındaki dâhinin bir enoklofob ve
sürdürdü; sadece partinin yükselen yıldızı adına çalışacak ve hafefob olarak Manhattan'a pek sıcak bakmadığını. Ne yazık ki,
normal ücretinin on katını alacakü. Kongre üyesinin fobiler konusundaki bilgisi pek güncel değil.
Açıklayacaktım, ama kalabalık içinde olma ve dokunulma
"Sonbahardaki valilik seçimlerini kazanmak için ciddi bir şansı korkusunu pantomim yaparak anlatmak oldukça zor geldi.
var," demişti Terry. "Bir sonraki durağmm da Oval Ofis olmasını Gelecek sefer için bir önerin var mı?"
bekliyorum."
"Her fobi için bir parmağını göster, sonra da masanın altına girip
Elijah bu konuda kuşkuluydu. Kendi yaşındaki birinin öyle bir ağlamaya başla."
sorumluluğu almaya hazır olduğuna inanamıyordu. Ama sonra
Terry ona Kongre üyesinin konuşmalarını içeren bir DVD "Kulağa biraz garip geliyor."
vermişti. Gerçekten de olağanüstüydüler. Parlak bir konuşmacı "Kimse pantomim yapmanın kolay olduğunu söylemedi."
olan eski rahibin Reagan ve Clinton'u anımsatan, yadsınamaz bir
karizması vardı. "Ya da eğlenceli."

Bir hafta sonra Elijah teklifi kabul etmişti. Kendinden istenen şey "Fransızlara özgü bir zevk olmalı." Elijah hafifçe titreyen ellerine
genelde hoşuna gidiyordu, ama kampanyanın ne kadarlık bir baktı. "Şaka bir yana... Üzgünüm, ama gidemem. Yani...
bölümünün kaldırımlarından insan taşan New York şehrinde Biliyorsun işte."
sür-dür" "^eğini baştan bilse, büyük olasılıkla Los Angeles'ten hiç "Boş ver," dedi Terry. "Sayende şimdiden beş puan aldık bile."
çıkmazdı.
"Ama bu sadece ön seçimler."
"Daha ilk çatışmada ölürsen savaşı kazanma şansını da O asabi alışkanlığını birkaç hafta önce farkeden Terry, kolyeyi
kaybedersin." Terry kapıya yöneldi, sonra birden döndü. nereden aldığını sormuştu. İşin komik yanı, tüm erişkin
"Fobilerin gittikçe kötüleşiyor, değil mi?" yaşamında takmış olmasına rağmen kendisi de o şeyin nereden
geldiğini anımsayamıyordu. Utangaç bir gülümsemeyle ve yalan
Elijah biraz utanarak, "Nereden bildin?" dedi.
olduğunu bile bile kolyenin eski bir kız arkadaşının hediyesi
"Senin kadar becerikli olmayabilirim, ama çoğu insan olduğunu söylemişti. Aslında insanın bir hafefob olması elbette
sezgilerimin oldukça kuWetli olduğunu söyler." Duraksadı. ki romantik ilişkilere pek izin vermiyordu.
"Ayrıca bina yöneticisi bana senin niye sabahın beşinde geldiğini
Hayır, haç başka birinden gelmişti. Ama kimden geldiği
sordu."
konusunda da en ufak bir fikri yoktu.
Elijah yüzünün kızardığını hissetti. Terry onun kalabalıklardan
Winter Zhi gözlerini yumup derin bir soluk aldı.
elinden geldiğince kaçındığını zaten biliyordu, ama son
zamanlardaki davranışları olayı gerçekten yeni boyutlara Onları karşısında hissedebiliyordu: Bakan, dinleyen, bekleyen
taşımaya başlamıştı. Güvenlik görevlileri onu lobide üç saat insanlar. Kaç kişi olduklarını merak etti. İki bin mi? Üç bin mi?
bekletmişti, ama kaldırımlardaki sabah kalabalığından kaçmak Anımsayamıyordu. Önemli de değildi zaten. Sahne korkusu
buna değerdi. yoktu. Tersine, dinleyici sayısı ne kadar fazla olursa performansı
da o oranda canlı ve devingen oluyordu.
"Soygun öncesi etrafı inceliyordum," diye takıldı Elijah. "Sen de
katılmak ister misin? Gözcülük yapabilirsin." Kendini sık sık kitlelerin kanını emen, enerjilerini yaratmakta çok
başarılı olduğu o yürek titretici işitsel tasvirleri yaratmak için
"Kalsın," dedi Terry, "Pantomim sanatımı çalışmam gerek."
kullanan duygusal bir vampir olarak hissediyordu.
Duraksadı. "Bu durumda seninle ayın üçünde yeni radyo
reklamlarını gözden geçirmek için görüşeceğiz, değil mi?" O düşüncelere dalmış haldeyken klarnetler ve flütler, kemanlar
ve viyolalar muhteşem bir kreşendoya doğru yükseldi. Vakit
"Sabırsızlanıyorum."
neredeyse gelmişti.
"Süper. Sonra görüşürüz. Ve de iyi yıllar." Terry arkasına
New York Filarmoni'nin nefesli ve yaylı çalgıları Tchaikovsky'nin
bakmadan çıktı.
Re Majör Konçerto'sunun giriş bölümünü hafif, çabuk bir
"İyi yıllar," diye mırıldandı Elijah boş odaya. Bir süre, boynunda tempoda -allegro moderato- tamamlamıştı. Winter şans getiren
asılı gümüş haçı okşayarak boşluğa baktı. Kolyeyi gömleğinin nazarlığına, göğüslerinin hemen üzerinde sallanan o gümüş haça
üzerine çıkarttığını anımsamıyordu, ama bunu yapmış olduğuna dokunma dürtüsüne karşı koydu; ılık metalin tenine
da pek şaşmadı. dokunmasının verdiği huzurla, derin bir soluk daha aldı.
Gözlerini açınca projektörlerin son derece parlak ışığı açık yeşil düzeyini vurgulayan ıslıklar ve bağırışlar giderek artıyordu.
gözlerine kör bir bıçak gibi saplandı. Kemanını hüzünlü bir Winter tekrar eğilerek selam verdi, ışık saçan bir gülümseme
gülümsemeyle omzuna yerleştirip çalmaya başladı. Solonun yalnızlık çağrıştıran bebeksi yüzünü aydınlattı.
daha ilk notasıyla kalbi saf ve dolgun sesin coşkusuyla kabardı. Smokinli bir adam sahneye çıkan basamaklardan yukarıya koşup
İlk bölümü ateşli bir performansla fişek gibi geçip andante'ye kırmızı güllerden oluşan bir buket uzattı. Winter adamın
yavaşladı ve o harika, melonkolik ikinci bölüme girdi. Bölümün yanağına kondurduğu bir öpücük ve geniş, sahte bir
ortalarında müziğin temposu tekrar canlandı. Ve sonra arkasında gülümsemeyle kabul etti buketi. Çiçekler ne kadar güzel de
üflemeli ve vurmalı çalgılarla birlikte son derece hızlı -allegro olsalar içine tarifi olanaksız bir korku salmıştı.
vivacissimo- final bölümüne girip, 125 yıl önce doğmuş Rus Peşine düşen yeni bir sapığı hayranları arasında yalnızca
bestecinin kompozisyonunu icra etmeyi tamamladı. görünüşünden tanıyabilecekmiş gibi, gözleriyle ilk birkaç sırayı
Winter'in arşesi heyecanlı kodanm son mezürüne kadar Stra- taradı. Tipik klasik müzik sever grubunu oluşturan, konsere
divarius kemanın telleri üzerinde klarnet ve flütleri, trompet ve sosyetik eşleriyle gelmiş beyaz saçlı centilmenlerin yanı sıra,
davulları bastırarak, neredeyse olanaksız görünen hareketlerle, takılarım ve dövmelerini sergilemek için açık saçık giyinmiş bir
uçarcasına gezindi. Zihni bütün konçerto boyunca bilinçli tüm sürü genç ve yirmili, otuzlu yaşlarında her türden insan gördü.
düşüncelerden arınmış, nabzı yalın ve saf bir coşkuyla atmıştı. Bir kez daha selam vermek üzereyken gözü sıraların arasındaki
Zamanında bir Nem York Times muhabiri ona konser sonrasında koridorda duran adama takıldı. Çelik grisi saçlar, hafif sakalın
kendini nasıl hissettiğini sormuştu. Winter'in porselen bibloyu altındaki kırışmaya yüz tutmuş cilt, koyu renk gözlükler ve
andıran yüzü bir anda pembeleşmiş ve bakışlarını uzun, granit bloğunu andıran çene... Ama Winter'in donup kalmasına
simsiyah saçlarının yüzünü kapatması için yere çevirmişti. O neden olan şey ne adamın görünümüydü, ne de ayaklarının
duyguyu tanımlamanın tek yolu, sevişme sonrası gibi olduğunu dibinde uysal bir halde oturan Alman kurt köpeği.
söylemekti: Bitkin, mutlu, tükenmiş, eksiksiz. Onu durduran şey adamı tanıdığına dair içinde oluşan kesin
O akşam da farklı değildi. histi.
Orkestranın son akoru Winter'in arşesini indirmesinin ardından Ve kör adamın doğrudan ona baktığından emindi.
kısa bir an havada asılı kaldı. Tını mükemmelliğin ta kendisiydi.
O anın sonuna kadar dinleyicisiyle yaşadığı bütünleşmenin
tadını çıkaran Winter sanki kendinden geçmişti.
Dinleyicilerin alkışı ılık bir su gibi üstünden aktı. Utangaç bir '
şekilde dizini kırarak selam verdi. Kalabalık ayağa kalktı; beğeni
"Evet... Terry bana sizin pazarlama dehanızın psikiyatri eğitimi
almış olmanızdan kaynaklandığını söyledi."
29 Aralık 2007
"Eğitimini aldım, ama hiç doktorluk yapmadım."
16:58 (Yargı Gecesi'ne 55 saat, 2 dakika kala)
"Siyasi danışmanlıkta daha fazla para olduğuna karar verdiniz
Elijah aynanın ötesindeki boş odaya baktı. Dışarıya çıkmak
demek, öyle mi?"
zorunda olmak yerine, 5. Cadde'deki gökdelenden otel odasına
ışm-lanabilmeyi tercih ederdi. Sokaklar insanlarla dolu olacaktı Elijah psikiyatri koğuşunu ilk ziyaretinde yaşadığı ruhi çöküşü
ve şehirde o kadar Noel turisti varken bir taksi bulmak da düşündü. "Eh... Onun gibi bir şey." Bakışlarını ayakkabılarına
neredeyse olanaksızdı. dikti.
Metro kesinlikle söz konusu değildi. Tıka basa insan dolu Sıkıntılı bir sessizlik oldu.
vagonları düşünmek bile sırtmdan soğuk bir ter boşanmasına "Neyse... Meşgul olduğunuza eminim. Ama kendimi tanıtmadan
neden oldu. Tanrı bile bir enoklofob için New York metrosundan da gidemezdim. Unutmayın, ben bir politikacıyım; insanlarla
daha beter bir işkence odası tasarlayamazdı. kaynaşırım, ancak böyle varım."
Kapı birden açıldı ve içeriye füme takım elbise giymiş uzun Genç politikacı elini uzattı. Elijah'm eli de bir an için kalktı.
boylu bir adam girdi. Elijah kendini ziyaretçinin gözlerine Refleks gibiydi, ama Elijah öyle olmadığını çok iyi biliyordu.
bakmaya zorladı. Adam cilalı siyah deri ayakkabılarından İçinden hareketin ardındaki eylemleri sıraladı.
karmakarışık sarışın saçlarına kadar kendine güvenle doluydu.
Butch Cassidy and the Sundance Kid'deki ya da daha doğrusu Serebral korteksimin frontal lobundaki substantia nigra elektro-
The Candidate''deki Robert Redford'u andırıyordu. kimyasal mesajı başlatır, o da miyelin kaplı uzun aksonlardan ve
sonra milyonlarca nörondan geçip, kaslarımda dallanan
Elijah farkında olmadan duvara doğru gerilerken, "Sayın Kongre dendritlere ulaşır. Böylece elim kalkar.
üyesi," diye mırıldandı.
Bu tıbbi bilgiler kendi özel Discovery Kanalı belgeseline sahipmiş
Gülümseyen Sounders, "Görünen o ki, ünüm benden önde gibi zihninde aktı Elijah'm. Karşısındaki korkunç 'başka bir
gidiyor," dedi ve odanın içine doğru ilerledi. "Yalnızca Terry ile insana dokunmak' engeli hakkında düşünmeyi önlemek için basit
muhatap olmak istediğinizi biliyorum, ama efsanenin ardındaki bir şaşırtmacaydı bu.
adamı da tanımadan yapamadım."
Eli iki santim daha kalktı. Sonra cesareti uçuverdi. Kolunu indirip
"T-t-teşekkürler," diye kekeledi Elijah; ne diyeceğini bilememişti. geriye doğru bir adım atınca arkasındaki sandalyeye çarptı.
Bakışlarını kaçırmaya çalışsa da, adamda dikkatini çeken -hayır,
talep eden- bir şey vardı. "Üzgünüm... Ben, şey... Mikroplara karşı bir şeyim var."
Eli bir saniye daha havada asılı kalan Kongre üyesi başını salladı. "Ama Locke, Tanrı'ya inanırdı," dedi Sounders. "Ayrıca ingiliz
"Elbette. Anlıyorum. Eh, ismin arkasındaki yüzü tanımak iyiydi. Milletler Topluluğu'nun hoş göremediği tek dini grubun,
Ve aynanın arkasındaki kişinin inançlı biri olduğunu gördüğüme Tanrı'nm ahlak yasalarına uymaları konusunda
de sevindim." güvenilemeyecekleri için, 'ateistler' olduğunu söylemiştir."
Başı}" ~h'ın kolyesini işaret etti. "Mesele din konusuna gelince Locke mantıken tutarsızdı. Gerçi
onu suçlayamam, çünkü 1600'ler Tanrı'sız putperestler için
"Ha! Bu..." Elijah gümüş haça tedirgin bir halde dokundu.
özellikle hoşgörülü zamanlar değildi." Elijah duraksadı. "Yine de,
"Aslında dindar biri değilim."
sonraki deneyciler her şeye gücü yeten bir Yaratıcı'yi deneysel
"Tanrı'ya inanmıyor musunuz?" kanıt yokluğundan ötürü reddetti."
Sorudaki açık sözlülüğe biraz şaşırarak, "Mmmm, hayır," dedi "Deneysel kanıt mı? Güneşin doğuşunu nasıl
Elijah. nitelendiriyorsunuz?"
"Ben de sizin gibiydim," dedi Kongre üyesi. "Ama Tanrı'yı "Astronomi." .....?
bulunca, O da huzuru bulmamda bana yardımcı oldu. Ve eğer
"O zaman sanırım O'nu görene kadar Tann'ya
söylememde sakınca yoksa, siz de huzur bulmaya ihtiyacı olan
inanmayacaksınız?"
biri gibi görünüyorsunuz."
"Öyle diyebiliriz."
"O kadar basit olmasını dilerdim."
Sounders başını salladı. "Bu tartışmaya devam etmeyi çok
"Neden değil?"
isterdim, ama şimdiden geç kaldım. Yemeğe katılamayacağınıza
Elijah omuzunu silkti. "Ben bir deneyciyim." üzüldüm." Duralayıp ekledi: "Belki bir dahaki sefere uygun
Sounders'in deneycilerin bilginin yalnızca deneyimlerden elde olursunuz."
edilebileceğine inandıklarım bilmesini beklemiyordu. O nedenle "Elbette olacağım," dedi Elijah; 'bir dahaki sefer'in asla
de o son lafını konuşmayı sona erdirme amacıyla söylemişti. olmayacağını gayet iyi bildiği için rahattı.
Ancak tam tersi oldu.
Kongre üyesi elini bir kez daha uzattı, ama hemen geri çekti.
"O zaman siz bir John Locke taraftarısınız, öyle mi?" Kongre "Pardon." Yüzünden sahte bir gülümseme geçti. (HB 6, 12, 18).
üyesinin yüzünden oyunbaz bir gülümseme geçti. "Alışkanlık işte."
Onun deneyciliğin kurucusunu bilmesine şaşıran Elijah, "Öyle," "Önemli değil," dedi Elijah. Genç politikacının onu bilerek
diye yanıtladı. Çoğu insan John Locke'yi Lost dizisindeki bir iğnelediğini anlamıştı.
karakter olarak tanırdı.
"Eh, sonunda sizinle tanışmak güzeldi." Sounders gitmek üzere Artık saklanmayacaktı. Bedeninin yaşayan herkesten saklanma
dönmüştü ki, Elijah arkasından seslendi. isteği ile mücadele edecekti. Ve buna hemen o anda dışarıya
çıkarak başlayacaktı.
"Sayın Kongre üyesi. John Locke'nin söylediği başka bir şeyi
anımsayın: Eğer devlet vatandaşlarının haklarını korumazsa, Winter askılı bluzunu giydi; konser kıyafetinden kurtulduğuna
geriye uygun tek bir cevap kalıyor." memnundu. Işıkları kıstı ve yanan mumlarm titrek ışığında lotus
pozisyonunu alarak oturdu. Gözlerini kapattı, zihnini dünyasal
"Neymiş o?"
tüm isteklerinden (özellikle de Michael'den) arındırma çabasıyla
"Devrim." derin soluklar almaya başladı.
Sounders'in gülümsemesi bir anda eriyip kayboldu. "Bunu Yalnızca onun adını düşünmek bile kalp atışlarını hızlandırmaya
aklımda tutacağım. İyi akşamlar, Bay Glass." yetmişti. Zihninde Budizm'in Dört Asil Gerçeği'ni yineleyerek
Politikacı odadan çıktıktan sonra Elijah basit bir yemeğe bile arındırın bir soluk aldı.
katılma konusundaki yetersizliğine lanet ederek kendini Dukkha. Yaşam acı çekmektir.
sandalyenin üstüne bıraktı. Terry haklıydı; fobileri gittikçe
Samudaya. Arzu tüm acıların kaynağıdır.
kötüleşiyordu. Ve buna kendisi izin vermişti; sayısı zaten az olan
tanıdıklarını boşlamış, kendini ailesinden yalıtmıştı. Fobileri Nirodha. Acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona
uğruna geri kalan her şeyi feda etmişti; 'sosyal hayatının' Law & erdirilebilir.
Order ve CSI dizilerinin tüm bölümlerini izlemekten ibaret Marga. Sadece Asil Sekiz-katlı Yol arzuyu bertaraf edebilir.
olmasının normal olduğuna kendini inandırarak bir modern
zamanlar Robinson Crusoe'sma Yol yaşam boyu meditasyon gerektiriyordu. Winter ise o anda
nirodha üzerine odaklanmıştı. Soluk alıp verme egzersizlerine
dönüşmüştü. devam ederken kişisel eh 'i'sinin2 içinde sürekli bir yılan gibi
Bir şeyler yapmazsa, fobileri idareyi daha önce hiç olmadığı kıvrılıp büküldüğünü, tinsel yin ve yang'mm3 üstünlük için
ölçüde ele alacaktı. Yakında çalışamaz duruma bile gelebilirdi. birbiriyle mücadele ettiğini düşledi.
Peki, ya sonra? 2 ch'i [chi, Qi ('kiy' olarak okunur)]: Geleneksel Çin kültüründe
Derin bir soluk aldı, dizüstü bilgisayarını kapatıp omuz çantasına evrendeki her canlının bir parçası olduğuna inanılan yaşam
koydu. Ve bir karar verdi. enerjisi, tinsel enerji (ç.n.)
Soyunma odasının kapısı birden hızla açıldı. Yüreği ağzına gelen betimleyen Yin geceye, etkeni, aydınlığı, erili, olumluyu ve
Winter gözlerini açtı. Gelenin annesi olduğunu görünce ulaşmış üretimi betimleyen yang ise gündüze karşılık gelir. Sürekli bir
olduğu huzur da kayboldu. Carol Royce yerdeki mumlara mücadele içinde olan yin ve yang birlikte bütün'ü yaratırlar.
öfkeyle baktı. Winter her ne kadar düzenli olarak kiliseye gitse (Kaynak: Wikipedia) (ç.n.)
de, annesi onun Çinli babasının doğu felsefesini de kabullenmiş "Bu konuyu konuşmuştuk, anne."
olmasından alenen nefret ediyordu.
"Sadece bu olaylar yatışana kadar, tatlım. Biraz geri çekilip
Carol ışıkları açtı ve mumları toplayıp söndürmeye başladı. medyadan uzaklaşman gerek."
"Gerçekten, Winter! Bir gün yangın çıkartacaksın. Ayrıca gittiğin "Kimsenin beni sahneden kovmasına izin vermeyeceğim."
her yerde tüm mobilyaların yerini değiştirmen şart mı?"
"Ama böyle yaşamaya devam edemezsin!"
Winter'in gözleri küçük odadaki dört sandalyeye kaydı; hepsi
kapıya bakacak şekilde yerleştirilmişti. Yanıt vermedi; annesiyle "Senin istediğin şekilde de yaşayamam!"
feng shui tartışılmayacağını gayet iyi biliyordu. Yirmi altı yıl bir Winter gözyaşlarını güç zapt ediyordu. Her zaman duygularını
Budist ile evli kaldıktan sonra Carol Royce'a kimsenin kapıya kontrol edebilmekle gurur duymuştu, ama ne zaman işin içine
dönük sandalyelerin odadaki kötü ruhları kovmaya yarayacağını annesi girse delirmenin eşiğine geldiğini hissediyordu.
söylemesine gerek de olmamalıydı.
"Sana yardım etmeye çalışıyorum." Carol sonra her zamanki
Annesi mumları söndürmeyi bitirince suçlayıcı bakışlarını nakaratına başladı. Çok hızlı konuşuyordu: "Michael konusunda
masanın üzerindeki çiçeklere çevirdi. sana söylediklerimi dinlemiş olsaydın, bunların hiçbiri..."
"Ondan mı geliyorlar?" İlk sözcüğü bir Çingene lanetini anar gibi "Anne! YETER!"
söylemişti.
Patlaması o kadar ani ve gürültülü olmuştu ki, kendisi bile
"Hayır, anne." şaşırdı. Derin bir soluk alıp yavaşça bıraktı. Devam etmeden
"Kimden öyleyse?" Yanıtı beklemeden kartı aldı. Hızlıca önce, bağırmayacağmdan emin olana kadar bekledi. Bu biraz
okuduktan sonra bakışlarını yukarıdan yardım ister gibi tavana zaman aldı.
çevirdi. "Çılgın bir aşık daha. Artık turneleri bırakmalısın." Sonra sakin ama kesin bir ses tonuyla, "Otuz yaşmdayım, anne,"
yin ve yang: Çin felsefesinde, insanların doğadaki olayları dedi. "Bu da zaman zaman kendi kararlarımı verebileceğim
algılayışlarında karşılaştıkları ve evrendeki her devingen anlamına gelir. Ve kararım da turneye devam etmek."
nesnede bulunduğuna inanılan doğal karşıtların genel "Endişeleniyorum. Birisi yine seni benden almaya kalkarsa..."
tanımlamaları. Edilgeni, karanlığı, dişili, olumsuzu ve tüketimi Carol Royce'un göz pınarlarında yaş birikmişti.
Winter bir adım atıp onu kucakladı ve kendine çekti. "Şşşş!" diye başka bir takipçisi olurdu... Ve işler daha da kötüye gitmiş
fısıldadı kulağına. "Kimse beni senden..." olurdu.
Yine? Ne demek 'yine'?
Bunu düşünme.
"...dikkatli olacağım. Söz veriyorum, tamam mı?"
Carol Royce yüksek sesle burnunu çekti, kızma daha da sıkıca
sarıldı, sonra geri çekildi. "Seni o kadar çok seviyorum ki."
"Ben de seni seviyorum."
"Böyle harika bir kızı hak etmek için ne yaptım?"
"Babam bana senin şeytanla bir anlaşma yaptığını söylemişti." $?
"Çok komik!"
Winter annesinin dudaklarının kenarında bir gülümseme gördü.
Aslında bu, babasının gerçekten söylemiş olabileceği bir şey,
annesinin katı Hıristiyan inançlarına yönelik pek de ince
olmayan bir göndermeydi. Babasının ölümü aradan neredeyse
beş yıl geçmesine rağmen hâlâ önceki gün yaşanmış gibi
geliyordu Winter'e.
Carol bir mendille burnunu sildi ve kızını yanağından usulca
öptü. "Aşağıda bekliyor olacağım."
Winter kendini koyuvermeden önce kapının kapanmasını
bekledi; sonra gözyaşları pürüzsüz yanaklarından süzülüverdi.
Sessizce, bir dakika kadar ağladı. Sakinleşince annesinin
ağladığını anlamaması için makyajını özenle tazeledi.
Aynada kendine bakarken annesinin Michael hakkındaki ilk
uyarısmı dikkate alsa olayların nasıl gelişebileceğini düşündü. O
zaman belki bir mikroskop altında yaşıyor olmazdı. Ya da belki
atışları hızlandı, başı dönmeye başladı. Manzarayı izlememek
için çıkışa arkasını döndüğünde, bu kez de kendini lobideki Noel
4
sergisiyle karşı karşıya buldu.
29 Aralık 2007
Elliden fazla rengârenk kutu yedi metrelik bir çam ağacının altına
17:18 (Yargı Gecesi'ne 54 saat, 42 dakika kala) yığılmıştı. Elijah'm gözleri gümüş, kırmızı ve sarı kâğıtların
Elijah sonunda giriş katma ulaştı. Bacaklarını artık hissetmese de, etrafına sarılmış mor kurdelelerin üzerinde dolaşıp, kocaman
elli altı katı yürüyerek indiğine değmişti. İş çıkış saatinde tıklım yeşil dalların arasından sızan beyaz ışıklara odaklandı.
tıklım dolu olan asansöre binmemek için her şeyi yapardı. Şimdi Ağaç yapaylığına rağmen çok güzeldi. Aklma çocukluğundaki
karşısında bir sonraki engel vardı: Lobiye açılan kapı. Kapıdan Noel sabahları ve güneş doğmadan kalkıp Darth Vader saatinin
geçmek için gerekli cesareti toplamaya çalışırken antika bir Walk- hediyelerini açmasına izin verilen saat olan 7:00'yi göstermesini
man çıkarttı. Bir iPod'u da olmasına rağmen Walkman'da olan bekleyişi geldi.
çok önemli bir özelliğe -bir televizyon alıcısına- sahip olmadığı
O anılar seyretmiş olduğu tüm Noel filmleri ve televizyon di-
için onu çok seyrek kullanıyordu.
zilerindekilerle birleşti: Alex P. Keaton'un Ellen'i ökse otunun
Hafızadaki kanalları tarayıp, sinirlerini yatıştıracak tanıdık bir altında öpüşü, Başkan Josiah Bartlet'in ön bahçede Noel şarkıları
program aradı. 11. kanalda Seinfeld'i buldu. Çevresindeki söyleyişi, Grinch'in Cindy Lou Who'nun hediyelerini çalışı,
ortamın en azından bir kısmmı kontrol edebilmiş olmaktan Ralphie Parker'in girdiği iddia yüzünden dilini buza
memnun halde soluğunu bıraktı. Duyduğu ilk cümlede dizinin yapıştırması, Fred Gailey'in Noel Baba'yi mahkemede gururla
hangi bölümü olduğunu anlamıştı. Dikkatini dağıtmak için savunması.
Elaine'nin sabrı taşmış yüzünü düşleyerek gözlerini sıkıca
Elijah'm solukları düzene girdi. Sokağa doğru dönüp, George
yumdu.
Costanza'nm sesine odaklanarak kendini ilerlemeye zorladı. Her
"Ama kadının elleri bir erkeğinki gibi," diye sızlandı Jerry. şey iyi olacaktı. Diziye odaklanmaya devam ettiği sürece şehrin
"Erkekgibi eller mi?" diye sordu Elaine. kakafonisinden sıyrılabilecek, oteline dönmeyi başarabilecekti.

"Erkek elleri. Sanki Yunan mitolojisinden çıkma bir yaratık. Yani Siyah deri eldivenlerini ellerine geçirdi. Buz gibi havanın iyi
kısmen kadın, kısmen korkunç bir yaratık gibi." tarafı da buydu; cildini örtmek için ona bahane sağlıyordu. Sonra
döner kapının çelik çerçevesini itti ve dışarıya çıktı. Yarım saniye
Elijah kapıyı iterek açıp kalabalık lobiye girdi. Asansör binng için sanki Araf'ta kaldı; ne içerideydi, ne dışarıda. Diğer tarafta
sesiyle lobiye bir yığın insan daha boşalttı. İnsanların döner olacakları kestirebilse, o daire içinde yürümeye devam edip
kapıdan geçip dışarıdaki kalabalığa karışışmı gördükçe kalp lobinin emniyetli ortamına geri dönerdi.
Ama Elijah'm kendisini neyin beklediği hakkında hiçbir fikri "Artık biz diye bir şey yok. Sen evlisin, unuttun mu?"
yoktu. Böylece sokağın karşısından onu gözetleyen siyahi Michael tekrar ona doğru uzandı, ama Winter bu kez
kadından habersiz halde kalabalık kaldırıma adımını attı. kımıldamadı. Daha önce defalarca olanın aksine, dokunuşunun
Winter soyunma odasınm aynasmdan kapının hafifçe artık kendisini bir şehvet seline kaptıramayacağmdan emin halde
aralandığını gördü. Adam tam içeri girerken o da kapıya doğru ve gözlerini meydan okurcasına dikerek baktı ona. Ama
döndü. Michael'ın eli tenini okşadığı an her zamanki şey oldu. İradesi
arzularına yenik düştü.
Siyah gözlükleri görünce, önce onun performansını izleyen kot
Gözlerini bir an bile onun gözlerinden ayırmayan Michael
adam
yavaşça yanağını okşarken, öbür elini boynunun arkasına doladı.
ama her zaman kör değildi Sonra parmaklarını yüzünde gezdirip hafifçe dudaklarma
...olduğunu sandı. Ama sonra onun tenini gördü: Güneşte bronz- yaklaştırdı. Sol elinin başparmağı boynunun hatlarını takip
ederek çenesine indi, orada biraz oyalanıp aşağıya kaydı.
laşmış, güzel, kusursuz. Yüzünün büyük bölümü gri kapüşonlu
Ama parmakları gümüş haçın pürüzsüz metal yüzeyine değdiği
tişörtünün altında saklıydı, ama onu nerede olsa tanırdı. anda Winter'in çılgınca arzusu yerini bir iğrenme duygusuna
"Michael!" bıraktı.
Adam başlığını geriye itip güneş gözlüklerini çıkarttı. Koyu Ne yapıyorum ben? Bana yalan söyledi. Beni yeniâen baştan
gözleri parlıyordu. çıkartmasına izin veremem. Bunu yapamam!
"Merhaba, Winter." Silkinip sertçe itti onu. "Gitmeni istiyorum."
"Güvenlikten nasıl geçtin? Kimseye... Zarar verdin mi?" "Winter, seni sev..."
Adam ona doğru çekingen bir adım atarken, "Elbette ki hayır," "Bunu karma söyle!"
dedi. "Ben evli değilim."
Yüzüne dokunmak için uzandığında Winter ertesi sabah yine "Harika! Öyleyse Neıv York Post'un ön sayfasındaki ağlayan
hırpalanmış ve dayak yemiş bir güvenlik görevlisinin şikayetçi kadın kimdi?" Winter manşeti gördüğü zaman kapıldığı
olup olmayacağını düşünerek irkildi. kandırılmıştık duygusunu asla unutmayacaktı:
"Bunları düşünme," dedi Michael onun zihnini okur gibi. "Bizi YENİ GELİN, KEMANCI YOSMA YÜZÜNDEN AĞLIYOR!
düşün."
"Seninle beraber olabilmek için Felicia'yı bıraktım."
"Bu noktada tek bir sorun var: Ben seninle beraber olmak Zorlukla soluk alan Winter, "Senin uzman yardımına ihtiyacın
istemiyorum." var, Michael," dedi. "Beni bırakırsan söz veriyorum her şey
yoluna girecek."
Michael bir kez daha onun yüzüne uzandı, ama Winter elini itti.
"Çık dışarı! Ciddiyim." "Hayır! Sen olmazsan hiçbir şey yolunda olmaz." Michael ağzını
onunkine yapıştırmaya çalıştı, ama Winter yüzünü kaçırdı.
Tam o sırada Carol kapıyı açtı. "Winter, unuttun..." Michael'i
Öfkeden kuduran adam onun çenesini tutup yüzünü zorla
görünce ağzı açık kalmıştı. "Kızımdan uzak dur!"
kendine doğru çevirdi. Ter içinde kalmıştı, gözleri titriyordu.
"Bizi yalnız bırak, Carol. Bu seni ilgilendiren bir şey değil." "Beni seviyorsun," diye fısıldadı. "Sevdiğini biliyorum."
"Kesinlikle ilgilendiriyor!" Winter başını iki yana sallamaya çalıştı, ama Michael çenesini çok
Kadın odaya dalıp iki eski aşığın arasına girmeye çalıştı, ama sıkı kavramıştı.
Michael onu sertçe yana itince geriye doğru tökezledi, başım "Sen hastasın. Lütfen yardım etmeme izin ver."
duvara çarptı ve yere yığıldı.
"Hasta değilim!" diye bağırdı Michael. Winter'in boğazını kavradı
"Anne!" Winter öne atılıp Michael'i aşmaya çalıştı; güçlü eller onu ve sıkmaya başladı. "Hasta değilim..."
kollarından kavrayıverdi.
Genç kadının canı çok yanıyordu; soluk almakta zorlanıyordu.
"Winter, lütfen! Seni seviyorum."
"Hasta olan sensin," diye devam etti Michael hırıltılı bir sesle.
"Bırak beni!" Parmaklar tenine gömülmüştü. "Canımı "Beni baştan çıkarttın! Bu senin hatan!"
yakıyorsun!"
Winter panik içinde elini uzattı; eli makyaj masasının üzerinde
"Seni bırakamam," dedi Michael titreyerek. "Bunu neden an- gezindi. Gözlerinin önünde siyah noktalar uçuşmaya başlamıştı.
layamıyorsun?"
"Senin hatan!"
"Seni artık sevmiyorum! Sen neden bunu anlayamıyorsun?"
Narin parmaklar soğuk bir metale değdi.
Michael onun yüzüne sert bir tokat attı. Winter'in başı tokadın
Makas.
şiddetiyle geriye savruldu, dişleri diline gömüldü.
"Senin..."
"Senin için her şeyden vazgeçtim!" Bir tokat daha geldi. "Beni
bırakamazsın!" Onu duvara savurdu. "Sen bana aitsin! Beni Winter'in bedeni içgüdüsel olarak tepki veriyordu artık. Makası
sevdiğini biliyorum! Bunu çalışında hissediyorum!" kaldırdı ve savurdu. Sivri uç yumuşak ete batınca boğazmdaki el
birden gevşedi; hırıltılı bir soluk duyuldu. Elini boynuna saplı
gümüş alete götüren Michael'in gözleri şaşkınlıkla büyümüştü.
Bir an için ikisi de kımıldamadı; Winter'in gözleri karşısındaki 5
adamın boynundan akan kandaydı.
29 Aralık 2007
Birden hareketlenen Michael boğazına saplı makası insanm içini
kaldıran bir 'sssh' sesiyle çekip çıkarttı. İnanamayan gözlerle önce 17:23 (Yargı Gecesi'ne 54 saat, 37 dakika kala)
kanlı makasa, sonra Wmter'e baktı. Konuşmaya çalıştı, ama kanla Buzdan kayganlaşan kaldırımda yürüyen kalabalığa karışırken
dolu ağzından çıkan tek ses ıslak bir hırıltı oldu. Elini yaraya Elijah'ın dişleri birbirine kenetlenmişti. Soğuk rüzgâr yanaklarını
bastırarak geriye doğru sendeledi. Sonra gözleri yuvalarında yalayınca iğneleyici acmın keyfini çıkarttı; etrafındaki yüzlerce
tersine döndü ve yere yığıldı. insan dışında odaklanacak bir şey olması iyiydi. Kulaklıktan
"Aman Tanrım!" dedi Winter tüm bedeni titreyerek. "Ne yaptım Jerry Seinfeld'in kız arkadaşının sesi geliyordu.
ben?" "Ben ellerimi yıkayacağım."
"Tabii. Rafta plaj havlusu olacak."
İzleyiciler kahkaha atarken Elijah buz gibi havayı ciğerlerine çekti
ve binaya geri dönmesini bağıran içgüdülerine rağmen kendini
hareket etmeyi sürdürmeye zorladı. Korkusunu düşünceleriyle
bastırmaya çalışıyordu.
Etrafımdaki insanların birinin bile gerçek olup olmadığını bilmek
olası değil. Tek bildiğim, onları algıladığım. Ve algılar -bir milyon
insanı birlikte algılasam bile- bana zarar veremez.
Ama felsefe yapmak onu sakinleştiremedi. En azından o akşam
öyle olmayacaktı. Onu ürkütenin insanlar mı, yoksa kendisinin
insanları 'algılaması' mı olduğu önemli değildi. Her iki durumda
da dehşete kapılmıştı. En yakın duvara yaslanmak için duyduğu
boğucu isteği bastırıp adımlarını sıklaştırdı. Turistlerin, alışveriş
yapanların, işadamlarının, annelerin ve çocuklarının arasından
hızla geçerek, bir panik atak krizi girmeden oteline varmak için
delice çaba göstermeye başladı.
Az sonra kafasının içindeki hayaletlerden kurtulmak için Tıpkı bir aracın altında ezildikten sonra cesedinin etrafına
neredeyse koşar adım yürüyordu. Farkında olmadan çizileceği gibi...
kaldırımdan inince, bir taksi korna çalarak onu uyardı. Elijah KES ŞUNU!
geriye sıçradı, ama aracın geçerken onu çamurlu karla
sıvamasına engel olamadı. Işığın değişmesini bekleyen insanlar Kaldırımdan yola inip, karşıya geçen insanların en önünde,
arkasında birikirken olduğu yerde donakaldı. savaşa giden bir ordunun komutanı gibi yürümeye başladı. Ve
çarpıcı güzellikteki siyahi kadının tam karşısında olduğunu
Sakin ol! Nexv York şehri o kadar da kötü bir yer değil. Burada gördü. Strange Days'deki Angela Bassett'i andırıyordu. Kadın
geçen bütün o komedileri düşün. sigarasını yaya geçidine fırlattı ve sivri topuklu ayakkabısıyla
Seinfeld. Cosby Show. Friends. Jeffersons. Mad About You. ezdikten sonra ona doğru yürümeye başladı. Kısa saçları
Diff'rent Strokes. Will and Grace. Spin City. Sex and the City. kusursuz cildini mükemmel bir şekilde tamamlıyordu. Bassett 25
Camiine in the City. de 45 de denebilecek bir yüze sahipti; genç ama olgun. Bir
prensesinki -ya da bir askerinki- gibi kendinden emin, neredeyse
Ama bu kentten konu alan yapıtların hepsi parlak ve mutlu değil.
aristokratça bir yürüyüşü vardı. Doğrudan gözlerinin içine
Mesela Midnight Cowboy, Death Wish ve Taxi Driver. Ve
bakarak yaklaşıyordu.
herkesin favorisi olan Kurt Russell klasiğini de unutma: Escape
from New York. Normal şartlarda Elijah o kadar yoğun bir ilgi karşısında
gözlerini kaçırırdı, ama ışıltılı, güçlü kadın onu büyülemişti. Ve
Işık yeşile hiç dönmeyecek gibi geliyordu Elijah'a. Kramer'in
onu tanımadığına emin olmasına rağmen, daha önce en azından
konuşmasına odaklanmaya çalıştı, ama deli gibi çalışan zihnine
bir rüyada görmüş gibi hissediyordu kendini. Ellerinin eldivenli
engel olamıyordu.
olmasından ötürü bir an şaşırtıcı bir esef duydu. Ona dokunmak,
Başını silkeledi; hissettiği panik giderek artıyordu. teninin dokusunu hissetmek için duyduğu arzu dayanılmazdı.
Dayanamayacaktı. O gün fobilerinin... Benfobik değilim! Bunlar
Sonra, tam esrarengiz yabancının yanından geçmek üzereyken,
gerçek!
bir el arkadan uzanıp yakasına asıldı. Atkısının altına daldı ve
...doruğa ulaşıp onu felç edeceği gün olacaktı. Oteline dönmeyi buz gibi parmaklar ensesine dolandı.
başaramayacaktı. O...
Elijah beyninin içinde havai fişek gibi patlayan bir duygu seli
Yeşil yanınca silkindi. Kırmızı el yerini yürüyen beyaz adama -heyecan, telaş, şiddet, sevinç- altında bunaldığını hissetti.
bırakmıştı. Görüntü ona CSI dizisinde cesetlerin etrafına tebeşirle Boynunda sert bir basınç hissetti, bunun hemen ardından bir
çizilen çizgileri anımsattı. kopma sesi geldi. Elini boğazına atarken hızla arkasına döndü.
Balon burunlu, kaim ve kısa parmaklı tıknaz hırsız -NYPD şaşkındı. Her tarafının insanla dolu olmasına rağmen kendini
Blue'den Sipowicz- bir an için Elijah'in gümüş haçını onun garip şekilde dingin hissediyordu. Kadının koyu renk, bir
yüzünün önünde tuttu. Haç o soğuk Aralık gecesinde, geçen kedininkini andıran gözlerine baktı.
arabaların farları altında parladı. Adam Angela Bassett'e omuz "İyi misiniz?"
atıp yoluna devam ederken, Elijah da çaresizlik içinde tılsımına
son bir kez baktı. "Sanırım," diye mırıldandı Elijah; konuşmayı uzatacak bir şeyler
bulabilmeyi umuyordu.
Adamı kovalamayı çok istese de şaşkınlıktan donup kalmıştı.
Görüşü bir an için çığlık atan milyonlarca renkle doldu ve sonra... "İyi," dedi Bassett. "Dikkatli olun."
Gerçeklik geri geldi, dünya yeniden yerine oturdu. Öne doğru O karşılık vermeye fırsat bulamadan, esrarengiz yaratık döndü
tedirgin bir adım attı, ama adam çoktan gözden kaybolmuştu. ve insan kalabalığının içinde kayboldu.
Elini tekrar boynuna götürdü. Gümüş haçın gerçekten gittiğine Elijah sakin kafayla düşünüyor olsa, aklı kolyesini takıyor
inana-mıyordu. olmamasının ne kadar rahatsızlık verici olduğuna yoğunlaşırdı.
Hızla nefes alıp vermeye başladı; solukları kesik ve hırıltılıydı. Ya da saldırıya uğramış olmanın neden bir sinir krizine sebep
Bir şeye, herhangi bir şeye tutunmak için elini uzattı ve Bassett'in olmadığı üzerine. Ya da neden insanlarla kuşatılmış olmasına
kolunu yakaladı. Sonra kadın, Elijah'm geçirmekte olduğu panik rağmen en ufak bir panik duymadığına.
ataktan çok daha kötüsünü yaşamasına neden olabilecek bir şey Ama tüm bunların yerine düşünebildiği tek şey, o ışıltılı kadındı.
yaptı.
Ve görünürde olmadığı halde kadının yakında bir yerde olduğu
Yüzüne dokundu. hissinden kurrulamıyordu. Oralarda bir yerde, kendisini
Elijah kendisini bile şaşırtacak şekilde geri çekilmek istemedi. O gözetlediği hissinden...
hafif dokunuşta kendisini... Kendisini iyi hissettiren bir şeyler Ambulansm gelmesi sonsuzluk kadar uzun bir süre almıştı sanki.
vardı. Boşlukta yüzüyor gibiydi. Neredeyse... Vurmalı çalgıcılardan ikisi tehditkâr bir tavırla Michael'in
Birden kornalar çalmaya başladı. Işık kırmızıya dönmüştü ve başında beklerlerken, sonra da Laura adındaki sakin ve alımsız
onlar hâlâ sokağın ortasında duruyordu. Bassett, üstü karla kaplı kemancı 911'i aramış, Carol Royce'ye de başmdaki şişliğe
bir limuzin yanlarından hızla geçerken Elijah'ı kolundan tutup bastırması için biraz buz getirmişti.
kaldırıma çekti. Görevliler Michael'in gevşek bedeninin üstünde yattığı sedyeyi
"T-t-teşekkür ederim/' dedi Elijah. Zorlukla soluyor, olanları odadan çıkartırken Winter de kollarını kendi bedenine dolamış
anlamaya çalışıyordu. Ve hissettiği tatlı huzurdan dolayı halde onları seyrediyordu. Takılan oksijen maskesi yüzünün
büyük bölümünü kapasa da, adamın aşk saçan gözleri ruhuna "Ben de bunu belirlemeye çalışıyorum."
işlemişti. Sağlık görevlileri ona Michael'in iyileşeceğini "Sorun yok, anne. Sen salonda bekle. İşim biter bitmez otele
söylediğinde ne hissetmesi gerektiğini bilememişti. gideriz."
Tam o sırada bir parlama oldu. Winter içgüdüsel olarak açık Carol Royce başını salladı, kızını alnından öptü ve Pastorelli'ye
kapıya doğru dönünce gözleri bir dizi başka parlak ışıkla bir an öldürücü bir bakış gönderdi.
için kamaştı. Gözlerini yumunca karanlıkta parlak mavi ve
kırmızı lekeler gördü. Ve ancak o zaman fotoğrafının çekildiğini Çıkmadan önce, "Kapının hemen dışmdayım," dedi.
anladı. Winter bir mendille gözlerini kuruladı, sonra burnunu sildi.
"Cari!" "Görüşmeden önce biraz dinlenmek ister misiniz, Bayan Zhi?"
Orkestranın davulcusu hemen kapıya koştu, ama fotoğrafçı o diye sordu Pastorelli.
yetişemeden kapıyı yüzüne kapatmıştı. Cari kapıyı açıp dışarıya "Hayır," dedi Winter. "Ben iyiyim."
fırladığında artık çok geçti. Paparazzi kaçmıştı.
Dedektif küçük bir not defteri çıkarttı. "Bana burada neler
"Bayan Zhi?" olduğunu anlatabilir misiniz?"
Winter kapıda beliren başka bir yabancıya döndü. Kırklarının "Michael ile konuşurken annem içeriye girdi ve..."
başında, çilli yüzlü ve kırmızı burunlu bir adamdı karşısındaki.
Bel kısmı on kilo daha zayıfken satın alınmış gibi fazla dar duran "Ne hakkında konuşuyordunuz?"
ucuz bir gri takım elbise giymişti. "Tekrar birlikte olmamızı istiyordu."
"Ben Dedektif Pastorelli'yim," dedi. "Tıbbi yardıma ihtiyacınız "Sizin istediğiniz neydi?"
var mı?"
"Buradan ve hayatımdan çıkıp gitmesi."
"Hayır," dedi Winter buz gibi bir sesle. "İyiyim."
"Hm-hmm!" Pastorelli defterine bir şeyler yazdı.
"O zaman size birkaç soru sormama izin verir misiniz?"
"Annemi itti, sonra beni öpmeye başladı."
Carol, "Bu bekleyemez mi?" diyerek araya girdi.
"O şeye... Öpüşmeye katıldınız mı?"
"Korkarım bekleyemez, hanımefendi."
"Hayır... Yani ilk başladığında... Ama ben.
"Ona ne soracaksınız ki? Michael Evans bir psikopattı. Kızıırtâ
"Yani siz de onu öptünüz. Sonra da boynuna bir makas
saldırdı, o da kendini korudu. Hepsi bu."
sapladınız."
"Bana saldırdı." o kadar. İnsanların yaptıklarını kontrol edemem. O insanların
hiçbirinin evli olduğunu bilmiyordum ve bunu öğrendiğim
"Bay Evans hakkında mahkemeden alınmış bir men kararınız mı
zaman da ilişkimizi bitirdim. Beni takip etmeye devam etmeleri
vardı?"
benim suçum değil. Men kararlarını o nedenle çıkarttım. Hepsi
"Annemin fikriydi o. Ben Michael'in bana zarar vermeye deli."
kalkışacağını asla düşünmüyordum."
"Bay Evans da mı? O da deli miydi?"
"Yani Bay Evans siz takip etmiyor muydu?"
Birden yumuşayan Winter, "Michael ötekilerden biraz farklıydı,"
"Şimdi söyledim ya..." Winter susup sabırla en baştan aldı. dedi. "Ama asla bu kadar dengesiz olacağmı düşünmemiştim."
"Birbirimizi görmeye yaklaşık bir yıl önce başladık. O zaman evli
"O zaman niye men kararı çıkarttırdınız?"
olduğunu bilmiyordum."
"Size söyledim. Annemin fikriydi bu. O kararı çıkartmazsam
"Hm-hmm!" Dedektif defterine göz attı. "Ya Tom Murdoch? Sam
kimsenin diğerleri hakkında bana inanmayacağmı söyledi."
Whitford? Grace Lee? Onlar da mı sizi takip ediyordu? Yoksa o
Winter dedektifin gözlerindeki küçümsemeyi farketti. "Bana öyle
men kararlarının hepsi de annenizin mi fikriydi?"
bakmayı kesin."
Winter kollarını göğsünde kavuşturdu.
"Nasıl yani?"
"Bir konser viyolonisti nasıl oluyor da bu kadar sapık takıyor
"Beni yalancılıkla suçlar gibi."
peşine?"
"Yalancı sözcüğü sizin ağzınızdan çıktı/' dedi Pastorelli omuz
"Müziğimin insanlar üzerinde bir etkisi var."
silkerek. "Benimkinden değil."
"Öyle görünüyor," dedi Pastorelli.
Winter detektife dik dik baktı. "Beni tutuklamayacaksanız
"Ne demeye çalışıyorsunuz?" gitmenizi istiyorum."
"Siz söyleyin. Anladığım kadarıyla üç evli ve zengin adam -ve bir "Hm-hmrn! Tamam, ama erkek arkadaşınız kendine gelip ifade
de kadın- sizin turnelerinizi izlemek için ailesini terk etmiş. Size verene kadar şehirden ayrılmayın." Pastorelli defterini cebine attı
pahalı hediyeler alıyorlar, birkaç kez yemeğe çıkartıyorlar; sonra ve kapıya yürüdü. Sonra durdu ve geriye döndü. "Bu arada... Şu
eşleri onlar hakkında ihbarda bulununca da: Kü-üüüüüt! Siz şey Bay Evans'dan mı, yoksa başka bir takipçinizden mi geldi?"
yüzlerine karşı 'tacizci' diye bağırıp men kararı çıkartıyorsunuz."
"Ne?"
"Öyle değil!" diye patladı Winter. "Bulvar gazeteleri beni bir yuva
"Kolyeniz."
yıkıcı olarak gösterdi, ama değilim! Ben yalnızca bir viyolonistim,
Winter farkında olmadan parmağına doladığı gümüş zincire
baktı. "Onu bana annem verdi," dedi bir solukta.
Pastorelli birkaç saniye sessiz kaldı. "Neden yalan BLOG DÜNYASINDAN - 1
söylüyorsunuz, Bayan Zhi?"
Tarih:2 Şubat 2007 - Pazartesi, 23:19 DELİSEKSİHARİKA!
Winter adamın gözlerinin içine soruyu duymamış gibi baktı. "İyi
akşamlar, Dedektif." YouTube'daki Valentinus videosuna şimdi baktım ve
söyleyebileceğim tek şey AMAN ALLAHIM. Bu adam baştan
"Hm-hmm!" çıkartıcı; hanımlar, gözlerinize dikkat edin. Ve sesi de yumuşacık.
Winter, Pastorelli soyunma odasından çıkana kadar dudağım İpeksi sesine rağmen, sessiz izlemenizi öneririm; çünkü adam
ısırdı. Sonra döndü ve aynada kendine baktı. Gözleri hızla biraz, ahh... neydi o sözcük? Hah: Zırdeli. (Tamam, 'zır deli'
yüzünden aşağıya inip boynundaki gümüş haça odaklanmıştı. aslında iki sözcük - eh, o zaman beni dava edin.)
Bir an için dedektifin o şey kendisinden alacağına yönelik Neyse, adam bir agnostik ve dünya hakkında bazı ilginç
çılgınca bir korkuya kapılmıştı. Ve birden öyle bir şeye kalkışsa görüşleri var, mesela Tann'nın o kadar da iyi bir iş becermediğini
onu engellemek için her şeyi yapabileceğinin bilincine vardı. düşünüyor. Ve American /do/un hâlâ ülkedeki 1 numaralı
program olduğunu göz önüne alırsak, farklı görüşte olduğumu
Öldürmek dahil.
söyleyemem. Neyse, konuyu saptırdım.
Olay şu ki, Valentinus S.E.K.S.İ.
SpyGurl... BİTTİ!
BUNLARA DA GÖZ ATIN: VALENTİNUS. AGNOSTİZM.
AMERICAN IDOL, ZIR DELİ

29 Aralık 2007
[17:26 (Yargı Gecesi'ne 54 saat, 34 dakika kala)
Elijah kendini inanılmaz derecede garip hissediyordu. Yani... Çok
iyiydi!
Korkusu gitmişti; içinde panik yerine hafif mutlu bir şarkı vardı. yüzüne dokunduktan hemen sonra yani. içinde yuvalanmış
Derin bir soluk aldı, kış havası ciğerlerini ferahlatıcı bir buz korkuyu çekip almışü sanki kadın.
bulutu gibi doldurdu. Soluğunu birkaç saniye tuttuktan sonra Ve onun yakınlarda olduğundan emindi. Tekrar etrafına bakındı,
bıraktı ve ağzmdan çıkan karbon dioksit buharının havada ama yoktu.
dağılıp yok oluşunu izledi.
Parmaklarını artık boş olan boynunda dolaştırdı. Bu değişim ya
Yavaşça, kendi etrafında tam bir daire çizerek döndü ve gelip hırsızlıkla ilgiliydi, ya da kadının dokunuşuyla. Ama nasıl
geçen yayalara baktı. Birkaç kişi gözlerini ona sorgular gibi dikti, olabilirdi ki? Ve hangisiydi?
ama bunun nedeni olasılıkla, yüzü enlemesine yarılmış gibi
sırıtıyor olmasıydı. İnsanların Manhattan'm kalabalık İkisi de mantıklı gelmiyordu aslında, ama hırsızlık olasılığı daha
caddelerinden birinin ortasında her zaman yaptığı bir şey değildi çılgmcaydı. Sonuçta bir metal parçası ruh hali üstünde öyle bir
bu. değişimi nasıl yaratabilirdi ki? Ayrıca kolyeye... çığlıklar... yanan
etin kokusu...
Noel zamanında bile. Elijah'm ise umurunda değildi. En ufak bir
korku belirtisi göstermeksizin yanından geçenlerin gözlerine ...çocukluğundan beri sahipti. Ve fobileri de son birkaç yıldır çıl-
bakmayı sürdürdü. Kendini tüm dünyaya meydan okuyabilecek dırtıcı seviyeye gelmişti. Yine de tesadüf olamazdı.
gibi hissediyordu. Ve Elijah birdenbire çok garip bir şeyin farkına vardı. Etrafında
Coşkusunu frenlemekten aciz kalınca yüksek sesle güldü. Hâlâ X-Dosyaları'na yaraşır bir komplonun dönme olasılığını
inanamıyordu. Dışarıdaydı, etrafı insan doluydu, birkaç saniyede bilmesine rağmen korkmuyordu. İşin doğrusu, kendini mutlu
bir birileri tarafından dürtükleniyordu ve korkmuyordu. hissediyordu.
Bedeninin soyutlanma arzusunu yenmeye yönelik, yıllar süren Mutlu ve... Mavi. Mutluluk çağrıştıran pembenin ters anlamdaki
başarısız bir terapiden sonrasında asla başkaları gibi maviye dönüşmesi anlamında değildi bu. Renk olarak mavi.
olamayacağını kabullenmişti Elijah. Onun hiç dostu olmayacaktı. Derin, berrak bir mavi. 'O' harfini gördüğü zaman algıladığı
Bir kadına hiç dokunamayacaktı. Her zaman tek başına olacaktı. türden bir mavi. Bu gerçek değil. Başkasının gözlerinden
Yine de içten içe bir umut beslemişti. Psikoloji ve psikozlar bakıyorsun. Derin bir soluk aldı, eski Elijah -gerçek Elijah- bir
hakkında yüzlerce kitap okumuş, ama amacına yaklaşamamıştı anlığına ortaya çıktı ve kalbi dehşetle doldu. Burgular giren
bile. O ana kadar. midesine, yapış yapış olan tenine ve sırtmdan aşağı inen tere
rağmen kendini kendisi gibi hissetti.
Ve artık özgürdü ' ...tedavi olmuştu.
Sonra mutluluk öyle güçlü bir şekilde geri geldi ki, başı döndü. O
Bir an için çığlık çığlığa bağırmak istemiş, hemen ardından... kadın ve kayıp kolyesi üzerine neden o kadar yoğun
Kendini son derece iyi hissetmişti. O şaşırtıcı güzellikteki kadın
düşünüyordu? Kendisini öyle hissederken bunların hiçbir önemi bıraktı. İşte o zaman, korkunç bir hata yapıp yapmadığını
yoktu. Anın keyfini çıkartmak yerine sorunun ne olduğunu düşündü. Metro yeni iyileşmeye başlayan bir enoklofob için
anlamaya çalışarak zaman kaybediyordu. Korkularından uygun bir yer değildi.
kurtulmuştu. Artık her şeyi yapabilirdi. Hem de her şeyi! Hem de hiç. Darian pis perona soluk soluğa ulaştığında tten
Yapacak bir şey, daha önce önce asla yapamayacağı bir şey istasyondan çıkıyordu.
bulmak için etrafına bakındı. Arkasına dönünce bir panonun "Lanet olsun!" diye bağırdı. "Lanet, lanet, lanet!"
-yeşil, sarı, mor ve kırmızı- parlak harflerinin siyah zeminin
üzerinde yaptığı ışıltı çarptı gözüne. Henüz bir saat önce o Onu kaybetmişti.
yazının ifade ettiği sözcüğü düşünmek bile midesinin bulanması Trenin ardından karanlık tünele bakarken kimin daha büyük
için yeterli nedendi. Ama şimdi aynı sözcük onu kendine tehlikede olduğunu düşündü: Elijah Cohen'in mi, yoksa o
çağırıyordu. trendeki insanların mı?
Bir taksiyle bisikletli bir Çinlinin arasından geçip koşarak sokağm
karşı tarafına geçti. Daha fazla düşünmemeye çalışarak eldivenli
eliyle gümüşi boyalı korkuluklara sıkıca tutunup nemli
basamakları ikişer ikişer atlayarak aşağıya indi.
Pis sahanlığa erişince anlık bir duraksama geçirdi, ama o
duyguyu hemen bir kenara itip metroya inen insan kalabalığının
arasına daldı. Turnikenin üzerinden atlayıp merdivenlerden bir
kat daha aşağı indi. O sırada tekerleklerin raylar üzerinde
çıkarttığı sürtünme sesi derin bir uğultuyla birlikte havayı
doldurdu.
Tren sarsılarak durunca kauçuk contalı kapılar tıslayarak açıldı.
Vagondan boşalan insan selinin dinmesini sabırsızlıkla bekleyen
Elijah sonunda ileriye atıldı. Saniyeler sonra tıka basa dolu
vagonun ortalarında bir yerdeydi. Kapılar kapandı ve harekete
geçen tren raylarda hızlanmaya başladı.
Elijah çiziklerle dolu pleksiglas pencereden dışarıya bakarken
istasyon yerini ara sıra sarı ışıklarla aydınlanan bir karanlığa
7 "Şhhhşş! Bir şey yok tatlım." Annesi bebeği yatıştırmaya
çalışıyordu ama başı mavi bir utanç ve parıldayan bitkinlikle
29 Aralık 2007
çevriliydi. Bebek daha da şiddetle bağırmaya başladı.
17:31 (Yargı Gecesi'ne 54 saat, 29 dakika kala)
Elijah birden üzerine sıcak bastığını hissetti. Yanağından aşağıya
Elijah'ın metroya binerken duyduğu coşku gitmişti. Ama panik bir ter çizgisi iniyordu. Dalgın bir hareketle yanağını silerken, ter
içinde de değildi. Onun yerine... Bölünmüş hissediyordu kendini. tüm bedenini kaplamaya başlamıştı. Gömleği saniyeler içinde
Benliğinin o anki durumunu tanımlamanın tek yolu buydu. Aynı tenine yapıştı. Koltukaltlarında birer çeşme açılmıştı sanki.
anda her şeyi hissediyordu:
Bebeğin ağlaması ikiye katlanınca etraftakilerden öfkeli bakışlar
Ve her duygu farklı bir renkle çevrelenmişti -puslu mavi, neon gelmeye başladı (HB 2, 4, 5,25).
sarısı, göz kamaştırıcı beyaz, parlak kırmızı- Sinestezisi sanki
Elijah'in elleri bile terlemeye başlamıştı. Aceleyle eldivenlerini
birdenbire harfler yerine duygulara odaklanmıştı.
çıkartıp yere attı. Sıcaklık artmaya devam ediyordu. Etrafındaki
Renkler/duygular bağrışan bir sınıf dolusu çocuk gibi beyninde öfkeli yolculara aldırış etmeden kollarını savurdu ve çılgınca bir
yaygara kopartmıştı. Elijah sanki artık bir kişi değil, birçok telaşla paltosundan kurtuldu.
kişiydi. Zihninden hiçbiri iyi şeyler söylemeyen bir dizi çoklu
Yüzünden aşağıya sel gibi boşanan ter gözlerini yakıyordu.
kişilik filmi geçiyordu.
Gömleğini yırtarcasma açıp tere bulanmış göğsünü ortaya
HaWa'nın Üç Yüzü. Cain'i Büyütmek. Sybil. Psycho. çıkarttı. İnsanlar bu son hareketi karşısında kaygıyla gerileyince
Tren sarsılarak durunca, tavandan sarkan metal halkayı daha sıkı etrafında küçük bir boşluk oluştu.
kavradı. Kapılar tıslayarak açıldı ve yine bir insan seli boşaldı. "Sıkıntın ne? Biberon mu istiyorsun?"
Ama inen her kişinin yerine sanki iki kişi binmişti. Elijah inmek
Artık yalnızca soluk almak için duraksayan bebek avaz avaz
istiyordu, ama felç olmuştu. Kalan son bir santimetrekarelik
bağırıyordu.
alana da kucağındaki bebeği sıkıca tutan bir kadın sıkıştı ve
kapılar kapandı. Tren sarsılarak durdu. Elijah yaşlı bir kadına çarptı, çıplak ve terli
tenini gören kadın irkilerek geri çekildi. Hemen ardmdan onunla
Bebek birden ağlamaya başladı. Çığlıkları vagonun içinde fiziki
kapı arasındaki herkes geriledi. Ümitsizce trenden inmeye çalışan
bir varlık gibi dolaşıyordu. Elijah diğer yolcuların yüzlerindeki
Elijah açılan boşluğa doğru atıldı. Yanından geçerken feryat eden
sıkıntı ifadesini renklerinin sarıya dönmesinden açıkça
bebeğe bakmak için duraladı. Paltosunun üzerine bir de kalın
okuyabiliyordu.
battaniye sarılmış olan bebeğin görünen tek yeri olan kızarmış
yüzü, rahatsızlığın puslu turuncu rengiyle çevrelenmişti.
"Sıcak," dedi Elijah bağıran bebeği göstererek. "Sıcaktan BUSH'TAN NEFRET Mİ EDİYORSUNUZ?
bunalmış." Kanıtlayın! Yoksullara yardım edin (yani bana).
Kadın onun terli yüzüne bakıp bebeğini korumak ister gibi Tabelanın yanında üstünde Starbucks'm ünlü yeşil-beyaz
göğsüne bastırdı. Karşısındaki adamın deli olduğunu sandığı denizkızı arması olan kocaman bir bardak vardı ve neredeyse
belliydi, ama yine de yavaşça bebeğin battaniyesini açtı. Elijah ağzına kadar bozuk parayla doluydu.
kapılar kapanırken kendini platforma atmayı başarabildi. Başka herhangi bir zaman Elijah daha gözden kaybolmadan o
Vagonun grafiti kaplı penceresinden içeriye bakıp kadının evsizi unuturdu. Ama o gece gözlerini ondan alamıyordu.
bebeği*t( paltosunun fermuarını da açtığını görünce rahat bir Yanından geçip gitmek yerine durdu. Başı hafifçe döndü, açlık
soluk aldı. duygusu ikiye katlandı.
Tren daha istasyondan çıkmadan üşümeye başlamıştı. Paltosunu Açlık her kalp atışıyla güçlenerek ve diğer her şeyi bastırarak
önü açık gömleğinin üzerine giyerken eldivenlerini attığı için tüm benliğini doldurdu. Tüm düşünceleri ve duyguları bir şeyler
sessizce kendine sövdü. Ve metroda olanlar hakkında düşünme- yeme isteğinin aşkın baskısıyla tamamen ikinci plana atılmıştı.
meye çalışarak çıkışa yöneldi. Ansızın bir deja vu hissiyle Bunun gerçek olmadığının bilincine varan Elijah karşı koymaya
bunaldı. Nedenini bilmeden hızla geriye döndü ve insan selinin çalıştı. Güneşin doğuşunu engellemeye çalışsa şansı daha fazla
onu Times Meydanı'nm altındaki beton dehlizlerde olabilirdi.
sürüklemesine izin vererek istasyonun derinliklerine doğru
yürümeye başladı. Arzusunu tatmin edecek bir şeyler arayarak az ilerideki gazete
bayiine koştu. Sırada bekleyen insanları omuzlayarak tezgâhtan
Bir duygu girdabı bir düşünce karmaşası ve renk cümbüşü bir Kit-Kat aldı, ambalajını parçalayarak açtı ve çikolata kaplı
halinde etrafında dönüp duruyordu. Yakıcı bir açlık duygusu gofreti çılgın gibi ağzına tıktı. Gofreti bir iki saniye içinde
birden tüm bedenini sardı. Bir saniye sonra da burnuna midesine indir-mezse, o tarifsiz açlık yüzünden delireceğinden
yıkanmamış giysilerinkine karışan bir vücut kokusu geldi. emin olduğundan çiğnemekle zaman kaybetmedi.
Evsiz adamın lime lime olmuş beresinden taşan saçları leş "Hey!" Siyahi tezgâhtar ona bağırıyordu. "Onun parasını
gibiydi. Çenesinin altına doğru yoğunlaşan, ama yanaklarından ödeyeceksin!"
yukarıya çıktıkça incelen bir sakal yüzünü kaplıyordu. Elinde sıkı
sıkıya tuttuğu Gameboy'a odaklanmış gözlerinin altında kir dolu Elijah karşılık verecek durumda değildi; yiyecek arayan, açlıktan
koyu halkalar vardı. gözü dönmüş vahşi bir hayvandan farksızdı. Doygunluk
duygusunu bekleyerek gofreti neredeyse tek parça halinde yuttu.
Duvara yasladığı ince bedeni üstündeki eski trençkotun altından Ama midesine inen şey benliğinin merkezindeki açlığı azıcık bile
ancak belli oluyordu. Yanmdaysa karton bir tabela vardı. gider-medi; aksine, güçlenmesine neden oldu.
Daha fazlasına ihtiyacı vardı. Cüzdanından iki tane yirmilik "Tanımalı mıydım?"
çıkartıp tezgâhtara doğru savurdu, sonra Kit-Kat kutusunu kaptı. "Okulda ders sonrası birlikte oynardık. Annelerimiz kardeş.
Dizlerinin üzerine çöküp gofretleri yere boşalttı. İlkini aldı, Bunlar sana bir şey ifade ediyor mu?" Bir saniye duraksadı:
ambalajını yırttı ve ağzına tıktı. "Benim, seni geri zekâlı! Stevie!"
Dişleri yumuşak çikolataya batınca yine çiğnemek için zaman "Aman Tanrım," dedi Elijah. Kir tabakasının altından kuzeni
kaybetmeden olduğu gibi yuttu. Ne var ki, çikolata boğazına Stephen Grimes'i birden tanımıştı. "Stevie."
yapışmıştı. Durmak istemiyor, ama soluk alamıyordu. Boğazını
temizlemek için öksürdü ve salyaya bulanmış parçayı avucuna "Ta kendisi!"
çıkarttı. "Ne oldu sana böyle?"
Derin bir soluk aldı, gofreti ikiye böldü ve tekrar ağzına tıktı. "Aman be!" dedi Grimes gözlerini devirerek, "Sanki sen sağlık
Ama benliğine büyük acı veren o pembe arzu hâlâ devam abidesisin. Hey, bu tanışma merasimine yolda devam etmeye ne
ediyordu. Yardım bulmak için çılgın gibi etrafına bakındı, ama dersin? İki haftadır rüyalarımda cheeseburger görüyorum ve
kimse onunla ilgilenmiyordu. Öteki yolcular bakışlarını başka gerçeğinin fantezilerimdekine uyup uymadığını merak
tarafa çevirip yanından geçiyordu. Yalnız bir kişi onu gerçekten ediyorum."
görür gibiydi: Evsiz adam. Bakışları artık elindeki Gameboy'da
değildi; yalın bir arzuyla Elijah'm önündeki gofret yığınına "Elbette," dedi Elijah. Kendini The Outer Limits'in bir bölümüne
yönlenmişlerdi. Ve sonra Elijah, mantıklı hiçbir nedeni düşmüş gibi hissediyordu.
olmamasına rağmen kalan gofretleri topladı ve evsize yöneldi. Birlikte merdivenlerden çıkarlarken, Elijah'm gerçeküstü
Adam hırsla onun elinden bir gofret kaptı. Kırmızı ambalajı yırttı, şaşkınlığı yerini neşeye bırakmıştı. Ama o duygunun gerisinden
bir parça ısırdı ve yuttu. Sonra bir tane daha. Ve bir daha. O gizlenen bir de korku vardı. Çünkü gerçeği anlamıştı.
yedikçe Elijah'in acımasız açlığı da azalmaya başlıyordu. İki Duyduğu neşe kendine ait değildi.
gofretten sonraysa tamamen geçmişti. Tekrar kendisi olmuştu.
Evsiz adam bunu sezmiş gibi ilk defa konuştu.
"Teşekkürler, Elijah. Seni görmek güzel, adamım."
Elijah'in gözleri irileşti; adamın adını bilmesi onu neredeyse az
önce olanlardan daha fazla şaşırtmıştı.
"Beni tanımadın, değil mi?" diye sordu evsiz sırıtarak.
Her zamanki uysallığıyla odaya giren Winter babasmın yanma
oturdu, ama onun lotus duruşunu taklit etmeye çalışmadı; öyle
29 Aralık 2007
oturmak bacaklarını acıtıyordu. Bir süre hiçbir şey söylemedi;
21:31 (Yargı Gecesi'ne 50 saat, 29 dakika kala) tahtadan yapılmış uzun tütsü çubuklannı seyredip, tatlı ve keskin
Winter karanlık otel odasında, yorganın altında kendine sıkıca kokularını içine çekti.
sarıldı. Babasının o küçük bir kızken yaptığı gibi yatağın "Budistler neden tütsü yakarlar, Ba Ba?"
kenarında oturuyor olmasını diledi.
Babası güldü, gülünce gözlerinin ve ağzının kenarındaki deri
Onu düşünmediği tek bir gün bile olmamıştı, ama onunla büzüldü. "Eh, aslında çok neden var, ama asıl neden seni
konuşma arzusu o gün göğsünde fiziki bir acı gibiydi. Annesinin şaşırtabilir."
aksine, Yu Han'ın en sakin olduğu zamanlar işlerin ters gittiği
"Nedir o?" Babasının öykülerini her zaman heyecanla dinleyen
anlardı. Winter babasının bu gücünde her zaman huzur
Winter öne doğru eğildi.
bulmuştu. Onu doğu felsefesine çeken de diğer her şeyden çok
buydu. "İki bin yıl önce Buda Sidarta Gautama bir vaaz veriyordu.
Vaazın ortasına doğru keşişlerden birini sivrisinek ısırdı. Kutsal
Babası çok şey öğretmişti ona. Budizm. Yoga. Meditasyon. Feng
kişi düşünmeden vurup sivrisineği öldürdü. Sonra kan bulaşmış
shui. Ve tabii ki eh'i. Konuşmalarından birisini anımsayan Winter
avucuna bakıp dehşete kapıldı; Buda'nm önünde cinayet
güldü. O zaman yedi yaşındaydı.
işlemişti. Vaaz bitince Gautama'ya akıl danıştı. Ve bilge bir kişi
Kapıda durup babasının usturaya vurulmuş başının arkasına olan Gautama hemen çözümü buldu: Tütsü."
baktı. Turuncu bornozuna kıyasla buruşuk görünüyordu. Winter
"Anlamadım," dedi Winter şaşırarak.
onun omzunun üstünden altm Buda'sınm içinde barındığı küçük
tahta mabedi görebiliyordu. Mabet ona gülümsüyordu. Winter "Böcekler dumanı sevmez. Tütsü yakmak sivrisinekleri uzakta
de ona gülümsedi. tuttuğundan, bu hem konsantrasyonu artıracak, hem de gereksiz
cinayetlere engel olacaktı."
Babasının çalışma odasını seviyordu. Annesinin -dokunulmaması
gereken- eşyalarıyla dolu evin geri kalan kısmından o kadar "Yani Budistler tütsüyü sivrisinekleri kovmak için mi
farklıydı ki. Babasının duvarları ahşap lambrili minik odasına yakıyorlar?"
bakmak farklı bir dünyaya bakmak gibiydi. Her şeyin hatta sihrin "Eh, olay öyle başladı, ama geçen iki bin yıl boyunca evrim
bile mümkün olduğu bir dünyaya... geçirdi. Şimdi tütsü birçok nedenden dolayı kullanılıyor: Hoş
"Merhaba, Nu Er," dedi babası ona dönmeden. "Gel ve yarama olmayan kokuları maskelemek, meditasyon seanslarının süresini
otur."
belirlemek, Buda'ya bir adakta bulunmak ya da bir odayı arıtmak "Evrenle birlikte kendinin de değişmesine izin vererek. Ama
için." dikkatli olmalısın; çok az ya da çok fazla değişiklik dengesizliğe
yol açabilir, bu da seni hasta edebilir."
"Odanın nesi var?"
"Yani evrenle dengede kaldığın sürece sağlıklı mı olursun?"
"Hiçbir şeyi yok. Ama eğer eh'i enerjini evrenle dengelemek
istiyorsan, saf olması gerek." "Kendi içinde de dengeli olmalısın. Yin ile yang'm mutlaka denk
olmalı."
"Bruce Lee filmlerinde hep ch'i'den söz ediyorlar. O bizim yaşam
gücümüz, öyle değil mi Ba Ba?" Winter duvardaki siyah-beyaz daireyi gösterdi. Sembol ona her
zaman iki kurbağa yavrusunu anımsatıyordu. "Bu dairesel Şeyin
"Tam olarak değil, Nu Er. Budistler evrendeki her şeyin hem
içimde olduğunu mu söylemek istiyorsun?"
sürekli değiştiğine, hem de birbirleriyle bağlantılı olduğun inanır.
Onun için kadim filozoflar maddeyi açıklamaya çalışırken onun "Hayır, Nu Er," diye kıkırdadı babası. "Taijitu yalnızca bir resim,
iki özelliği olması gerektiğine karar verdi: Görünmezlik ve ama yin ile yang'ı betimliyor."
hareket. Şimdi etrafımızdaki her şey bu özelliklere sahip mi?" "O zaman yin ile yang nedir?"
Winter bir an düşündü, sonra omuzlannı silkti. "Dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. *'"
"Sana bir ipucu vereyim." genellikle su olarak betimlenir. Üzgün, edilgen, karanlık ve
dişildir; geceyi simgeler. Yang ise genellikle ateş olarak
Babası dudaklarını büzdü ve hafifçe kulağına üfledi. Winter
betimlenir. Mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler."
güldü.
Duralayıp kızının söylenenleri özümsemesini bekledi.
"Hava!" diye bağırdı küçük kız. "Gördüğün gibi, hiçbir şey tümüyle yin ya da yang değildir. Her
"Doğru. İşte ch'i'nin anlamı bu: 'Hava' ya da 'nefes'." şey içinde karşıtının en azından tohumunu barındırır: Kış yaza
dönüşür; yukarıya çıkan her şey aşağıya inmek zorundadır.
"Ama o zaman neden Enter the Dragon'da ch'i'nin kişinin yaşam Benzer şekilde, yang olmazsa yin de olmaz; tıpkı sıcak olmadan
gücü olduğunu söylüyorlar?" soğuğun, aydınlık olmadan karanlığın olmayacağı gibi."
"Çok farklı çeşit eh'i vardır. Yaşam gücü gibi olan kişisel eh'i var, Winter babasını irileşmiş gözlerle ve tek kelime kaçırmadan
ama evrensel eh'i de en az onun kadar önemli. Zihin, beden ve dinliyordu.
ruh olarak sağlıklı olmak için evrenle uyum içinde yaşamalısın."
"içimizde hem yin'i, hem de yang'ı barındırırız: En karanlık
"Bunu nasıl yapabiliriz?" gecede bile yıldızlardan gelen bir ışık vardır. Ama yin ya da yang
artarsa, diğeri azalmalıdır: Doğan güneş geceyi kovalar.
Mükemmel bir dengeye sahip olduğun zaman uyum içinde Karaltı bir an duraladı. Sonra şırıngayı bıraktı ve elini yavaşça
olursun. Budist meditasyonun erişmeye çalıştığı şeylerden biri de ağzından çekti. Winter bağırmaya çalıştı, ama ağzından sadece
budur: Kişisel ch'i ile evrensel eh'i arasındaki mükemmel denge." cılız bir tıslama çıktı. Sanki göğsüne dev bir kedi oturmuştu.
"Sen bunun için mi tütsü yakıyorsun, Ba Bal" Korkması, hatta dehşete düşmesi gerektiğini biliyordu, ama
duygulan bile felç olmuştu sanki. Hızlanan kalp atışlarını ve tüm
"Ah, hayır." Yu Han hüzünlü bir şekilde güldü. "Ben yalnızca
bedenini basan soğuk teri hissetmesi gerekirken, duyduğu
kokusundan hoşlanıyorum."
yalnızca dehşetti. Bu duygu, normalde birlikte getirdiği fiziki
Winter'in yanağından aşağıya bir gözyaşı damlası kayıp duyumsamalar olmadan yüzüyordu beyninde. Bir kez daha
yastığına düştü. Yaşıyor olsa, babasınm Michael ile diğer tüm bağırmaya çalıştı, bu kez de ağzından ancak hafif bir fısıltı çıktı.
takipçileri hakkında ne düşüneceğini merak ediyordu. Öyle
Adam ona doğru eğilince pencereden gelen ışık elindeki metal
anlarda bazen kaza geçirenin kıymetli babası değil de annesi
cismin üstünde yansıdı. Öteki elini Winter'in boynuna doğru
olmasını dilemeden yapamıyordu. Kendini hemen suçlu hissetti.
uzattı; eldiveninin yumuşak derisi tenine buz gibi dokundu.
Öyle bir şeyi düşünebilmesi...
Çenesini geriye doğru itti ve daha yakma eğildi.
Birden halıya sürtünen bir şeyin sesini duydu. Üstüne bir korku
Winter ağlamak istiyordu, ama gözlerine yaş gelmiyordu.
dalgası çöktü; yalnız değildi.
Sonunun geldiğinin bilinciyle beyninde bir çığlık attı. Orada, o
Michael hu. Geri geldi! yabancı otel odasında katilinin kim olduğunu bile bilmeden
Birisinin soluk aldığını duyabiliyordu. Beyninde gök gürültüsü ölecekti. Yeni bir çılgın hayran mıydı? Ya da intikam kovalayan
gibi yankılanan küçük, ama dehşet verici bir ses. Sadece uyurken eski aşıklardan biri mi? Üstündeki adam tanıdık gelmiyordu,
seyretmeye mi gelmişti? Hırsızlık için mi? Uyur numarası ama yatak odası dışında kimseyi gerçekten tanımış mıydı? Ve...
yapmak mı daha tehlikeli olurdu, yoksa yüzleşmek mi? Ve bir klik sesi duydu, ardından ensesinde bir şeyin kaydığını
Winter'in nabzı hızlandı; kalbi deli gibi atıyor, şakakları £C$& hissetti. Çaresizlik içinde, adamın ne yapmış olduğunu -ve
luyordu. Yataktan fırlamaya hazırlanarak kaslarını gerdi. sonrasında ne yapacağını- düşünerek gözlerini yatağın başucu
paneline dikti. Gölge adam onun başını yastıktan kaldırdı.
Ve eldivenli bir el ağzına kapandı. Bağırmaya fırsat bulamadan
boynunda keskin bir sızı duydu. Geri çekilerek kaçmaya çalıştı, Yumuşak bir 'vızzzzz' sesi duydu Winter; sanki bir fermuar
ama saldırgan çok güçlüydü. Ona doğru uzanmaya çalışırken açılmıştı. Bir an için adamın elinde gümüşi bir şey görür gibi
gücünün bir anda tükendiğini hissetti; kolları kırık birer dal oldu, ama sonra nesne karaltının cebinde kayboldu. Saldırgan
parçası gibi yana düşüverdi. tekrar öne doğru eğilip komodinin üstünden bir pense aldı.
Winter dehşet dolu bir an için adamın o şeyi dişlerini çekmek için çalışmadığından) başının üzerinden geçirip çıkartmış, ama
kullanacağını düşündü. komodinin üzerine koyduğu anda çok şiddetli bir bulantıyla
sarsılmıştı. Dayanılmaz bir kusma isteği duyduğu halde banyoya
Sonra pense de, adam da görüş alanından çıktı. Onu görmemek
koşmak yerine, gümüş haçı alıp göğsüne bastırmış, bir saniye
üstünde olmasından bile daha korkunçtu. Yumuşak ayak
sonra da ağzından fışkıran kusmuk beyaz elbisesini mahvetmişti.
seslerini tekrar duydu ve ardından açılıp kapanan kapının
Ama o bunu umursamamıştı bile. Kolyeyi tekrar başından
tıkırtısı geldi. Kulaklarını dikti, ama kendi hırıltılı soluğundan
geçirerek tenine bıraktığında içini tarifi olanaksız bir huzur
başka bir şey duyamadı.
doldurmuştu. O günden sonra da onu çıkartmayı asla
Yalnızdı. denememişti.
Winter saldırganın enjekte ettiği ilacın etkisinin geçmesini Ve şimdi... Şimdi kolye gitmişti.
bekledi. Sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra kollarını
Benliğinin bir parçası onun geri gelmesini istiyordu, ama o ana
yeniden hissetmeye başladı. Derin bir soluk alıp yatağın içinde
dek varlığından haberdar bile olmadığı bir başka parçasıysa neşe
doğruldu. Tüm oda etrafında dönüyordu.
içindeydi. Çünkü o yanı Winter'in bilincine varamadığı bir şeyi
Çıplak ayaklarla yere bastı ve titreyen bacaklarının üstünde kavramıştı.
durmaya çalıştı. Bir şeylerin farklı olduğunu ilk o zaman anladı.
Haç olmayınca özgürdü.
İçgüdüsel olarak kolyesine dokunmak için elini boynuna
görürdü. Yoktu. Kuşkusunu doğrulamak için sendeleyerek
banyoya gitti. Adamın onun üzerine eğildiği zamanki
hareketlerini belleğinde canlandırdı ve olaylar yerine oturdu:
Pensenin zinciri kesişi, kolyenin boynundan kayarak süzülüşü...
Aynada çıplak boynuna bakarken içinden bir panik dalgası
yükselmeye başladı. Gümüş haçın boynunda olmadığı bir
zamanı anımsamıyordu bile. O şey neredeyse parmaklan gibi bir
parçasıydı onun. Asla çıkartmamıştı kolyeyi; ne duşta, ne
konserde, ne de sevişirken. Asla. Yalnızca bir kere denemişti
bunu yapmayı.
On yedi yaşındayken arkadaşlarının modaya pek de uymayan o
takıyı alaya alması nedeniyle (kopçası hiçbir zaman
öylesine keskin odaklanan gözbebekleri görmemişti Susan; sanki
doğrudan ruhunun içine bakıyorlardı.
Genelde erkeklerinin Cro-Magnon türünden olmasını tercih
I. Ara
ederdi ama karşısındaki şahane, androjenliğin sınırlarında
20 Mayıs 2007 gezinen adamı da son derece seksi kılan bir şeyler vardı. Teni on
10:31 (Yargı Gecesi'ne 225 gün kala) beş yaşında bir oğlanınki gibi, son derecede pürüzsüzdü. Uzun,
dalgalı koyu kahverengi saçları bile seksiydi. Başka herhangi
Susan Collins yüzüne son derece sıcak (ve o derece sahte) bir birinde fazla Bee-Gees tipli durabilirdi, ama Valentinus şahane
gülümseme yapıştırdı, programın sinyal müziği stüdyodaki geri j elmacık kemikleri ve ince çenesiyle durumu kurtarıyordu.
zekâlı dinleyicileri hayvani bir coşkuyla doldururken sahneye
çıktı. ] Hiçbir anlam ifade etmeyen açılış konuşması boyunca Kollarını beline dolayan Valentinus onu sıkıca kucaklarken,
sırıttıktan I sonra 2 numaralı kameraya döndü. Susan da gözlerini yumup onun kokusunu içine çekti.
"Şimdi de bugünkü programımıza gelelim! Bu sabahki misafirim, Kokusunda bile farklı bir şey vardı adamın. Tam olarak ter değil,
ülkeyi kasıp kavuran yeni bir dinin -Agnostizm'in lideri. Adını ama teri çağrıştıran bir... Belki misk. Veya... Seks.
aldığı kavram çok eski ve bilindik olsa da, bazıları bir tarikat Suzan onun gömleğini yırtarak açıp, ellerini pürüzsüz, adaleli
olduğunu söylüyor; yandaşlarıysa daha önce hiç bu kadar mutlu göğsünde dolaştırmak ve o yeleyi kavrayıp, adamı üstüne
olmadıkları konusunda yemin ediyor. Şimdi lütfen Valentinus çekmek için dayanılmaz bir istek duydu içinde.
için bir alkış!"
Valentinus geri çekilince not kartlarını yüzünün önünde bir
Gerçi Valentinus son günlerde bulvar gazetelerinin yelpaze gibi salladı. Ve 3 numaralı kameraya bakarak, ama
manşetlerinden inmiyordu, ama Susan yine de o dindar çatlağı aslında Valentinus'un gri-yeşil gözlerine bakmayı arzulayarak,
programa aldığı için Gary'i öldürmek istiyordu. Kibirli budalanın "Sabah kahvesinden daha iyi bir uyarıcı oldu bu, öyle değil mi
sahneye çıkmasıyla kalabalık coştu. Adam gülümseyerek hafifçe bayanlar?" dedi.
el salladı; kendine güvenin ve utangaçlığın mükemmel karışımını
Herkes kahkahalarla gülerken Susan arkalarındaki turuncu
sergiliyordu. Tavrı ve çocuksu, güzel yüzü çoğunluğu kadın olan
renkli kanepeyi işaret etti ve Valentinus ile gidip birlikte
topluluğu daha da coşturdu.
oturdular.
Valentinus yaklaştı. Susan normal koşullarda fazla yakın
Sonraki 42 dakika boyunca Susan onu gizemli örgütü etrafında
çevresinde kimseyi istemezdi, ama adamda bir şey vardı. Gözleri
dolaşan söylentiler hakkında sıkıştırmaya çalıştı, ama kalabalığı
griydi ve sanki içlerine minik yeşil noktalar serpiştirilmişti. Hiç
idare konusunda en yetenekli politikacıya bile taş çıkartabilecek
biri olduğu anlaşılan Valentinus, tuzağa düşmeyecek kadar
akıllıydı. Hedonistik alem söylentilerine gülüp geçti, agnostik Jack'ın ona oral seks yaptığı sevişmelerin yarısında bile orgazm
inisiyas-yon toplantılarına giriş sağladığı iddia edilen efsanevi olmazken, şimdi basit bir öpüşmeyle doruğa ulaşmak üzereydi.
'gümüş biletlerin' varlığını reddetti ve Susan topladığı paranın Kendini tutmaya, en azmdan o içine girene kadar patlamama-ya
miktarını sorgulayınca da konuyu değiştirdi. çalıştı, ama bu mümkün değildi. Dalganın tepesine çoktan
Tek bir soruyu bile doğrudan yanıtlamamasına rağmen Susan çıkmıştı; bedeni karşı konulmaz bir şekilde ileriye atıldı. Onun
görüşmenin sonunda onun tanımış olduğu en dürüst kişi durumunu hisseden Valentinus elini karnında kaydırarak
olduğunu düşünmeden yapamadı. İnsanların iddia ettiği gibi bir aşağıya indirdi ve nemli parmağını hafifçe klitorisinin üstünde
şeytan değildi Valentinus. Ondan hoşlanmıştı, kendine engel gezdirdi.
olamıyordu. Ve bu hoşlanma yalın cinsel enerjinin ötesindeydi. "TANRIM! AMAN TANRIM-M-M!"
Valentinus'a yakın olmak ona kendini... Güvende hissettiriyordu.
Orgazm bedeninde ve benliğinde patlarken Susan kendini
Susan yakasından kavradığı Valentinus'u soyunma odasının tamamıyla güçsüz hissetti. Kasıklarını onun eline bastırıp,
duvarına öylesine şiddetli çarptı ki, Başkan Clinton'un imzalı kızışmış bir köpek gibi pürüzsüz cildine sürttü. Başını geriye attı,
resmi yere düştü. Onun omuzlarının gömleğin altında ne kadar omurgasını yay gibi gerdi ve yaşadığı orgazmın son kalıntıları
ince göründüğüne şaşırmıştı, ama bu önemli değildi. Penisi ince bedenini sarsarken gözlerini kapattı. Sonra uzun ve titrek bir iç
olmadığı sürece sorun yoktu. çekişle soluğunu bıraktı.
Valentinus'un bebek yüzünü tuttu, onunkinin tadına bakmak için Adaleleri gevşeyip öne doğru eğilirken, bir eli belinin arkasında,
dilini uzattı. Öpüşme heyecan vericiydi. Adamın elleri onu sıkıca diğeri hâlâ apış arasında olan Valentinus ona destek oldu. Bedeni
kavrarken, dili de dudaklarının iç tarafında yavaşça geziniyordu. onunkine yaslanmış halde ne kadar durduklarını bilmiyordu
Susan'm kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atmaya başlamıştı; Susan. Tek bildiği, kendini cennette hissettiğiydi.
ilk öpüşmede ıslandığını hissedebiliyordu. Normalde o derece Bir süre sonra Valentinus onu yavaşça kanepeye götürünce
heyecanlanması için epey bir süre geçmesi gerekirdi, ama gözlerini yumdu ve boşalma sonrası rehaveti içinde dinlenmek
Valentinus ile yaptığı söyleşi ona ön sevişme gibi gelmişti. için uzandı. Neden sonra doğrulup ona yaşamının en yoğun
Eteğini yukarıya sıyırıp külotunu çıkarttı. orgazmını yaşatan adama baktı.
Valentinus'un göğüslerini kavrayan elleri ince ipek bluzu Yerdeki külotu ayağının ucuyla iterken, "Söyle bakalım," dedi,
neredeyse delecek kadar sertleşmiş meme uçlarını sıktı. Tüm "Programına çıktığın herkese bu kadar yakın mı davranırsın?"
bedenini bir şehvet dalgası saran Susan'm gözleri bu dokunuşla
irileşti. Şimdiden orgazmın eşiğine geldiğine inanamıyordu. "Sen ne düşünüyorsun bu konuda?" Valentinus'un gözlerinde
muzip bir bakış vardı.
"The Vieıv'u artık Star Jones'un sunmadığına memnunsundur
diye düşünüyorum."
"Çok ayıp." 9
Susan gülerek eteğini çıplak bacaklarının üstünden aşağıya 29 Aralık 2007
indirdi. Sonra kalktı ve aynanın karşısında bluzuyla saçlarını
düzeltti. 22:31 (Yargı Gecesi'ne 49 saat, 29 dakika kala)
Valentinus da o arada cebinden gümüş bir kartvizit çıkartıp "Tatlım, ne oldu?" dedi Carol kapıyı açar açmaz.
masaya bırakmıştı. "Seni yakında görmeyi umuyorum." Winter büyük ve aydınlık odaya girdi, sersemlemiş bir halde
Yanıt beklemeden kapıyı açıp çıktı. dağınık yatağa oturdu. "Soyuldum."
"Kendini beğenmiş orospu çocuğu," diye söylendi Susan onun "Aman Tanrım! İyi misin?" Carol kızını ayağa kaldırdı ve kırık
arkasından. Masanın üstünden kartviziti aldı ve daha açık bir gü- arar gibi sırtını, kollarını yokladı. Elleri boynuna gelince birden
müşi renkte yazılmış olan adresi okumak için ışığa doğru eğdi. nefesini tuttu. "Kolyen nerede?"
Ve o şeyin bir kartvizit olmadığını o zaman farketti. Bir "O çaldı."
davetiyeydi bu. Valentinus'un varlığını daha biraz önce inkâr "Kim?"
ettiği kötü ünlü gümüş biletlerden biri. Yapımcısını aramak için
cep telefonunun kapağını kaldırdı, sonra duraladı. Söylentilere 'Kör adam,' demek istedi Winter. 'Bugün öğle saatlerinden beri
göre bunu herhangi birine söylerse, Valentinus onun toplantıya beni gözetleyen kör adam.' Ve sonra beyninin başka bir parçası,
katılmasını engellerdi. varlığından haberdar olamayacağı kadar derine gömülmüş bir
parçası, ona bir isim fısıldadı: Laszlo Kuehl.
Ama nereden bilecekti ki? Ondan daha riskli bir sürü insana
yalan söylemiş ve yakalanmamıştı. Valentinus onu asla küçük Ama ağzından çıkan yalnızca, "Bilmiyorum," oldu.
beyin yıkama seanslarına çağırdığı diğer mizantroplardan biri "Bana yalan söyleme."
gibi okuyamazdı. Yine de...
"Ne? Yalan..."
Davetten kimseye söz etmemeye karar vererek cep telefonunun
"ONU KİM ALDI?" Yüzü kireç gibi bembeyaz olan Carol artık
kapağını kapadı.
bağırıyordu.
Ne olur, ne olmaz.
Winter bir adım geriledi; farkında olmadan ellerini korunmak
ister gibi öne uzatmıştı. "Anne, sakin ol. O yalnızca bir..."
'Takıydı,' demek üzereyken susmuştu. Çünkü doğru değildi. Bir. İki. Üç...
Annesi çılgına dönmüş olmasa bile Winter kolyesini asla öyle "Burada ölme, anne!" ?* Bir. İki. Üç...
tanımlamazdı. Birden her şey berraklaştı.
"Nefes al, anne! Nefes al!"
"O kolye neden bu kadar önemli, anne?" diye sordu ona doğru
bir adım atarak. "Nereden geldi o bana?" Sonraki yedi dakika sanki bir sonsuzluktu.
"Ben... Ben... Söyleyemem." Sonunda ambulans görevlileri kapıdan girince Winter bitkin bir
halde geri çekildi. Sağlık ekibi kendi arasında hbbi bir şeyler
"Neden?" konuştu, sonra birisi Carol'un yüzüne oksijen maskesini geçirdi,
"Bu günün geleceğini biliyordum," dedi Carol. "Konserler ikincisi bir şırınga hazırladı.
Çıkmana asla izin vermemeliydim. Seni o yolla buldular. Ben..." Doktor olduğu anlaşılan kişi başını kaldırmadan, "Bayılmadan
"Sen neden söz ediyorsun, anne? Onlar dediğin kim?" önce ne yapıyordu?" diye sordu.
"Laszlo'nun seni almasına izin vermeyeceğim hayatım." "O... Biz... Tartışıyorduk."
Annesinin yükselmeye başlayan sesi artık titriyordu. "Bir daha Winter konuşurken gerçeği kavradı. Annesi yalnızca bayıl-
asla yapamayacak bunu." mamıştı. Bir şekilde bunu ona kendisi yapmıştı. Evet, yapmak
Winter'in her tarafından bir anda ter boşaldı. Midesi buruldu, istememişti, ama bu gerçeği değiştirmiyordu. Annesinin kalp
kulakları zonklamaya başladı. Beyni keskin, tiz bir iniltiyle krizine kendisinin neden olduğuna emindi. Ve bunu ona sadece
doldu. bağırarak yapmamıştı,
"Anne! Beni korkutuyorsun! Laszlo kim?" "Tatlım! Sen iyi misin?"
Ama Carol başını çılgın gibi ileri geri sallıyordu. "Sana zarar Winter yanıt veremeden efemine menajeri cılız kollarını onun
vermesine izin vermeyeceğim. Ben... Ben... Tanrım!" Sudan omuzlarına doladı. Adam gül suyu kokuyordu. Birkaç saniye
çıkmış bir balık gibi ağzını açtı, sendeledi. onu öylece tuttuktan sonra omzunu hafifçe sıktı ve geri çekildi.
"Yapabileceğim bir şey var mı?"
Winter onu öne doğru devrilirken yakaladı ve acemice bir tutuşla
yere indirdi. Annesinin yüzü morarmaya başlamıştı. Hemen Winter başını iki yana salladı. "Geldiğine sevindim."
telefona koşup sıfırı hışladı. Bir erkek sesi anında yanıt verdi. ' "Annen nasıl?"
"Annem kalp krizi geçiriyor! Bir ambulans çağırın!"
Telefonu bırakıp annesinin yanma diz çöktü ve kalp masajına
başladı.
"Annem..." Winter'in ağzı açılıp kapandı, ama o sözcüğü çaba harcadı. Kendisi yüzünden bundan vazgeçmeni asla
söyleyemedi. Hâlâ inanamıyordu. Sağlık görevlileri geldiklerinde istemezdi."
her şeyin yoluna gireceğini düşünmüştü. Ama öyle olmamıştı. Reginald haklıydı. Ama Winter nasıl yapabilirdi ki? Annesi
"O öldü." ölmüştü. Ölmüştü.
Reginald derin bir soluk aldı, sonra ona tekrar sarıldı. İlgisi hoş "Yapamam."
bir melodi gibi doldurmuştu Winter'in beynini. "Lütfen, lütfen, lütfen bir daha düşün," diye sızlandı Reginald
Menajer onu bırakıp geri çekilirken, "Ne yapacaksın?" diye sordu. elini sıkıca kavrayarak. "Bu akşamki konseri Carol'a ithaf
edebilirsin. Çalmaksın. Mutlaka."
"Bilmiyorum. Başka akrabam bile yok... Sanırım... Bilmiyorum."
Rüzgâr çanlarının çınlaması gibi gelen ani bir arzu dalgası birden
"Düşüncesizlik etmek istemem ama, bu akşamki Sony konseri
Winter'in benliğini sardı. Reginald haklıydı. Bunu mutlaka
hakkında..."
yapmalıydı. Annesi olmadan o dünyada tek başınaydı. Müziği
Winter o konuyu tamamıyla unutmuştu. Sony Classics'ten bir hariç, tek başına. Başını öne eğdi ve "Tamam," dedi.
canlı kayıt ayarlamıştı Reginald. Pazarlıklar altı ay, yeri seçmekse
Reginald onu kucaklayınca çan sesleri yerini derin bir gürle-
xki ay sürmüştü. Konseri yeniden planlamak tam bir kâbus
meyle gelen rahatlama duygusuna bıraktı. Winter şaşkın bir
olacaktı.
halde etrafına bakındı. "Sen de duydun mu?"
"Neyi duydum mu?"
"Hayır," dedi Winter bakışlarını kaçırarak. "Yapamam."
Ama bunu söylerken bile tereddüt ettiğinin bilincindeydi.
Michael, hırsız ve annesi... Son on iki saat öylesine gergin
geçmişti ki, duygusal bir rahatlamaya ihtiyacı vardı. Sadece
müzik yaparak erişebileceği türden bir rahatlama.
"Sorduğum için kendimi kötü hissediyorum, ama Micheal ile
olanlardan sonra..." Reginald duralayıp derin bir soluk aldı, sonra
telaşla devam etti. "Bu gece çalmazsan Sony konseri iptal eder.
Senin için bir dönüm noktası, Winter. Bir daha böyle bir şansı
asla yakalayamayabilirsin. Annen bu noktaya gelmen için çok
Kalabalık McDonald's'a girdiklerinde, burnuna oraya özgü
meşhur koku gelen Elijah ağzının sulandığını farketti.
10
"Dikkat!" diye bağırdı Grimes ve bekleyen müşterileri kabaca
30 Aralık 2007
yana iterek ilerledi. "Açlıktan ölmek üzere olan bir serseri geliyor!
02:11 (Yargı Gecesi'ne 45 saat, 49 dakika kala) Yol verin!"
Stevie homurdanarak yanma döndü. Bir an sanki uyanacak gibi Belki Stevie'nin yaydığı kokudan, belki de o çılgın, uygunsuz
göründü, ama sonra horlamasına kaldığı yerden devam etti. tavırlarından ötürü sıranm başına geçmelerine itiraz eden
Rahatlayan Elijah nöbetine döndü. Kuzeni uyanmadan önce neler çıkmadı.' Kasadaki tombul genç kıza ulaşan Stevie onun açılış
olup bittiğini anlamak istiyordu, çünkü Stevie kalktıktan sonra selamını yarı--da kesti.
onun ihtiyaçlarından başka bir şeye odaklanmak olanaksız
"Big Mac Extra menü, tatlı-ekşi sosla dokuzlu McNuggets, el-*
olacaktı.
ma tatlısı, bir kutu McDonaldland kurabiyesi ve bir diyet kola...
Belki yüzüncü kez çıplak boynunu yokladı. Hırsızlıktan o yana Yani başlangıç olarak."
yaşanan onca çılgınca şeye rağmen zihni dönüp dolaşıp tek kritik
"Menüyü süper yapmak ister misiniz?"
noktaya geliyordu. O olaydan sonra başka şeyler de
düşünmüştü, ama düşüncelerin -aslında duyguların- ona ait "Kahretsin, tabii ki!" dedi Grimes tezgâha sabırsızlıkla vurarak.
olmadığı açıkça ortadaydı. Onlar Stevie'ye aitti. Ve öylesine Sonra Elijah'a döndü. "Sen bir şey ister misin?"
dayanılamayacak derecede güçlü çıkmışlardı ki, Elijah'in itaat "Ben de aynısından alayım," dedi Elijah. Hissettiği gül rengi açlık
etmekten başka seçeneği olmamıştı. hissinden tiksiniyor, ama ona engel olamıyordu.
Metrodan çıkınca Stevie Grimes (çünkü herkes çılgınca sırıtan bir İki dakika sonra tepsilerini pembe-gri masalardan birine taşıdılar.
serseri ve onun solgun benizli, kızıl saçlı arkadaşından uzak İkisi de hiç zaman kaybetmedi. Birbirlerinin kopyası gibi
durmak için kenara çekildiğinden) etrafında bir boşluk yaratarak hareketlerle köpükten yapılma kutuları açtılar, burgerlerini
yürümeye başlamıştı. çıkarttılar ve eşit büyüklükte birer ısırık aldılar.
Beklentiyle karışık bir acıkma hissi duyan Elijah, "Nereye Elijah hayatında hiç o kadar lezzetli bir şey tatmamıştı. Baharlı
gidiyoruz?" diye sordu. sos, et, keskin peynir ve tatlı ekmeğin bileşimi ağzının içinde
"Vaat edilen topraklara," dedi Grimes ve parlayan devasa sarı 'M' patladı. Bir ısırık daha almak için o kadar sabırsızlanıyordu ki,
harfini işaret etti. neredeyse koca lokmayı çiğnemeden yutacakü.
Ardından birer ketçap paketi yırtıp patates kızartmasına Onun bakışlarını yakalayan Stevie'nin yüzünde bir gülümseme
giriştiler. Sessizlik içinde, ağızlarındakini yutmadan yeni belirdi. "Şaka yapıyorum, ahbap. Asıl patronun Mayor McCheese
lokmalar ısırarak yediler. Sonra McNugget'lara başladılar. olduğunu herkes bilir." Kendi esprisine gülüp kurabiyeleri
aceleyle mideye indirmeye başladı.
Elijah da kuzeni gibi ağzına atmadan önce her tavuk parçasmı
ballı sosa buluyordu. Dolu midesi isyan etse de, beynindeki bir Elijah da ona yetişmek için elinden geleni yapıyordu.
nokta durmadan boğazından aşağı daha fazla yiyecek Sonunda Stevie arkasına yaslanıp bir kez daha geğirdi, sonra
göndermesini talep ediyordu. Nihayet Stevie son tavuk diyet kolasını açtı ve üç büyük yudumda midesine indirdi.
parçasından sonra tıkınmaya ara verince, Elijah da rahat bir nefes "İnanılmaz," dedi. "Bir susamlı ekmek içinde iki kocaman köfte,
aldı. özel sos, marul, peynir, turşu ve soğan. Şu özel sos da her zaman
Stevie arkasına yaslandı, ağzını açtı ve yan masada oturan genç beni etkilemiştir, içinde ne olduğunu hiç merak ettin mi?"
çiftin dikkatini çekecek kadar gürültülü bir şekilde geğirdi. "Soya yağı, turşu, arıtılmış sirke, su, yumurta sarısı, yüksek
"Biliyor musun," dedi gülerek, "Fransa'da geğirmek şefe övgü fruktozlu mısır pekmezi, şeker, soğan tozu..."
sayılıyormuş."
Stevie elini kaldırarak onun sözünü kesti. "Tamam, tamam.
"Sen Fransızlardan nefret edersin." Anladım. O şeye 'özel sos' demeleri boşuna değil anlaşılan.
"Doğru. Ama bozuk bir saat bile günde iki «Jefa doğru zamanı Öylesi kulağa daha hoş geliyor." Sonra ekledi: "Fotoğrafik
gösterir." hafızanın hâlâ yerinde olduğunu görüyorum, ama bu pisliği niye
ezberlersin ki?"
Stevie elma tatlısının kutusunu açtı. Hemen aynısını yapan Elijah
da dişlerini tatlının yumuşak orta bölümüne geçirdi, ardından "Birkaç yıl önce bir reklam filmi için McDonald's'a pazar
geri kalanı diyet kola yardımıyla görürdü. araştırması yapmıştım."
Stevie son olarak McDonaldland kurabiyelerinin kutusunu aldı "İyi." Grimes bir buz parçasını dişlerinin arasında ezdi. "Biliyor
ve içindekileri tepsisine boşalttı. Aradığını bulana kadar bir süre musun, sıcak bir banyoya fena halde ihtiyacım var."
kurabiyeleri karışürdı. "Her zaman Hamburglar'ın kafasını "Oldu bil," dedi Elijah. Sokağın tam karşısındaki otelin giri-
kopartarak başlarım. Diğer kurabiyelerin kimin patron olduğunu ŞKideki tenteye bakıyordu. "Gidelim."
anlaması için."
Noel haftası olduğundan, kalan tek odanın geceliği 2.800 dolardı.
Elijah kendisinin mi, yoksa onun mu daha deli olduğunu merak Elijah odayı tuttu. Stevie'i asansöre bindirebilmek için kapıdaki
ederek kuzenine baktı. adama rüşvet verdikten sonra teras katına yöneldiler. 180
metrekarelik süitin kapısını açınca kör edici beyaz bir heyecan
dalgası Elijah'in zihnini kapladı. Neredeyse bir sevinç çığlığı
atacaktı. BLOG DÜNYASINDAN - II
"Çok hoş," dedi Stevie. Tarih: 21 Mayıs 2007 - Perşembe - 00:08 GÜMÜŞ BIİİ LEEE TIİI
İki adam odayı aynı anda gözden geçirdi. Kırk kat aşağıdaki İSTİYOM!
şehrin muhteşem manzarası... İki koltuk arasına yerleştirilmiş "Baba! Ben bir Uumpa Luumpa istiyorum ve onu ŞİMDİ
gök mavisi kadife kanepe... Maun çalışma masası... Siyah istiyorum!"
mermerden kesilme cilalı bar bankosu... Uzun tüylü füme halı...
Üzgünüm Veruca, ama sen çürük bir yumurtasın (ya da çürük
"Ben duş yapayım, sonra bilgilerimizi tazeleriz." bir ceviz, eğer Tim Burton yorumunu tercih edersen ki, ben
"Burada beklerim," dedi Elijah ve koltuklardan birine oturdu. etmem, lohnny Depp fetişime rağmen). Her neyse, Bay Seksi'nin
gümüş biletleri hakkındaki son dedikoduyu duydunuz mu? Evet,
Stevie banyoya girip kapıyı kapttı. Birkaç saniye sonra Elijah
en favori adamımdan söz ediyorum: Valentinus (üzgünüm
akan suyun sesini duydu ve yaklaşık bir dakika sonra inanılmaz
Johnny).
bir rahatlama duygusu tüm benliğini sardı. Teninden akan sıcak
su bedenindeki tüm acıları ve sızıları bir anda yok etmiş gibiydi. Sokakta dolanan laf odur ki, 'seanslarından' birine girebilmenin
tek yolu bir gümüş bilet ile davet edilmek. Yapmanız gereken tek
şey DOKUZ SAYFALIK BAŞVURU FORMUNU doldurmak.
Stevie'nin teni demek istiyor olmayasın? Böylece siz de dünyanın en seksi dini fanatiğini CANLI olarak
Elijah başını salladı. Artık olanlardan anlam çıkartmaya dinlemek için seçilen şanslı azınlıktan biri olabilirsiniz.
çalışmanın ötesine geçmişti. Stevie'nin aldığı duşun keyfini Şimdi, izin verirseniz başvuru kompozisyonlarım üzerinde ça-
(dolaylı olsa da) hayatı boyunca hiçbir şeyde olmadığı kadar l'Şmak zorundayım. Baayyy!
çıkartarak arkasına yaslandı, kendini bıraktı.
BUNLARA DA GÖZ ATIN:
VALENTİNUS. AGNOSTIZM. VERUCA SALT. TİM BURTON.
IOHNNYDEPP
BLOG DÜNYASINDAN - ili ,
Tarih: 21 Mayıs 2007'- Perşembe - 02:52
OFFF!
Hala başvurumu yazıyorum ve size şunu söyleyeyim: Bu hiç de o
kadar kolay bir iş değil (ve ben de < söylemesi ayıp> bir 11
profesyonelim). Associated Press için Ulysses üzerine
hazırladığım İngilizce kompozisyondan bu yana hiç bu kadar çok 29 Aralık 2007
çalışmamıştım. 20:11 (Yargı Gecesi'ne 51 saat, 49 dakika kala)
Offf! Stevie banyodan kalın, beyaz bir bornoz giymiş olarak çıktı;
bambaşka biri gibi görünüyordu. Saçı düzgünce taranmış, o pis
sakalı da cildini kaplamış olan kir tabakasıyla birlikte gitmişti.
Plastik bir torbayı, içinde fare ölüsü varmış gibi bedeninden
uzakta tutuyordu.
"Elbiselerim," dedi. "Oldukça kirliler." Sonra ekledi: "Oda
hizmetleri bana yeni bir şeyler verir mi dersin?"
"Onları ararım."
"Harika."
Stevie zinde adımlarla yürüyerek kapıyı açtı ve torbayı koridora
fırlattı. Sonra oturma odasına döndü, kanepeye uzandı ve Elijah'a
baktı.
"Şimdi odadaki şu filden bahsedelim - metrodaki o gofret
maskaralığı neyin nesiydi?"
"Ben... Bilmiyorum," Elijah henüz kendini yaşananları analiz
etmeye hazır hissetmiyordu.
"Peki, şuna ne dersin: Son on yedi yıldır hangi
cehennemdeydin?"
"Ne demek istiyorsun?"
"Bay Kuehl seni o özel okula davet ettikten birkaç ay sonra ailen
dünya yüzünden silindi. Anneme ne zaman sizlerin nerede
olduğunu sorsam beni odama gönderiyordu. Ne oldu? Bir "Ih-hhh!" dedi Steive. "Hangisinin daha kötü olduğundan emin
cinayete falan mı tanık oldun?" değilim. Demek istediğim, Mısır'da en azından piramitler var.
Kansas'ta ne var ki?"
"Hayır," dedi Elijah kaşlarını çatarak. "Yani... Sanmıyorum.
Doğrusunu istersen, o zamanlarla ilgili olarak hafızam biraz "Çok fazla bir şey yok," dedi Elijah. Bir taraftan da ailesiyle oraya
bulanık." taşınışını düşünüyordu. Eşyaları arabaya yükleyip bütün gece
yol alışlarını, babasmm sanki birden ortadan yok olmasından
"Saçma. Klasik bir hafıza silinmesi, öyle mi? Total Recall gibi :
korkar gibi onu dikiz aynasından sürekli gözleyişini
yani." Güldü. "Fark Amerika'da yaşanmasında."
anımsıyordu.
Elijah hafızayla ilgili her filmi -Paycheck. Forgotten. Johnny \
"Elijah Cohen: Kansas'ta büyüyen bir Yahudi."
Mnemonic. Gothika. Memento. Vanilla Sky. Identity. Eternal
Sunshine of : the Spotless Mind. Robocop. The Manchurian "Neden söz ediyorsun sen?" diye sordu Elijah. Midesinde ansızın
Candidate- zihninden geçirirken, "Evet," dedi. bir boşluk hissetmişti. "Benim soyadım Glass."
Kesin olan bir şey vardı: Ne zaman birinin hafızası silinse, sonuç "Olamaz!" dedi Stevie yerinde doğrulurken, "Adını da mı
o kişi için iyi olmuyordu. değiştirdiler? Aman Tanrım! Bu iş tümüyle boka sarmış. Bir
Mafya katliamına falan tanık olmadığından emin misin? Belki bir
"Eski mahalleden anımsadığın son şey nedir?"
şeyler gördün, hafızanı bastırdm ve hükümet de seni Doğu
"Sen Bay Adı-Her-Neyse'den bahsedene kadar arada boşluklar Bokistana yolladı. Bu Total Recall falan değil, resmen Witnessl"
olduğunun farkında bile değildim."
"Bir an için ciddi olabilir misin?"
"Bay Kuehl."
"Sanırım." Stevie mini-bara gitti, 14 dolarlık bir Heineken açtı ve
"Kuehl," diye yineledi Elijah. Bir nedenden ötürü zihnini o isim uzun bir fırt çekti.
hakkında düşünmeye zorlayamıyordu. Kaygan bir şeydi; yabancı
Beyninde olayları bir anda yerine oturtan Elijah, "Dur bir
bir dilde söylenmiş bir sözcük gibiydi.
dakika!" dedi "Sana niye inanayım ki? Kabalık etmek
"Yani sekizinci sınıf hakkında hiçbir şey anımsamıyor musun?" istemiyorum, ama..."
"Kahire Orta Okulu'na geçtiğim yıldı o." "Ah, elbette! Suçu evsizin birine at gitsin. Sokaklarda yaşayıp bok
"Mısır'a mı gittin?" gibi koktuğuma göre mutlaka deli olmalıyım."

"Hayır, Kansas'daki Kahire. Kendi ülkenin coğrafyasıyla biraz


ilgilemen, Kansas'ta da bir Kahire olduğunu bilirdin."
"Bak Stevie... Demek istediğim... Hangisinin daha mantıklı "Sen Yahudisin be! Ne haçı?"
olduğu düşün. Birilerinin benim hafızamı silip, adımı "Yarım kan Yahudi," diye düzeltti Elijah.
değiştirmesi mi, yoksa senin... Olayları yanlış anımsaman mı?"
Ebeveynleri onu nasıl yetiştirecekleri konusunda bir türlü
"Pekâlâ, zeki adam. Söyle öyleyse bana: Ebeveynlerin neden anlaşamadığından, Elijah hem kiliseye, hem de yerel sinagoga
ailenin geri kalanıyla tüm bağlarını koparttı? Ve babanın Wall giderek büyümüştü. Hep o işten zararlı çıkanın kendisi olduğunu
Street'i bırakıp Kahire'ye gitmesi için bir neden var mıydı?" düşünmüştü; iki misli dua, iki misli suçluluk duygusu. Ama
Elijah soruları yanıtlamak için ağzını açtı, ama yapamayacağını Aralık ayı gelince de iki misli hediye almıştı.
anladı. Ailesinin, o eve döndükten hemen sonra, neden taşındığı Bu durum en yakın sinagogun 60 kilometre uzakta olduğu
hakkında hiçbir fikri yoktu. Brooklyn'den ayrılmalarının Kahire'ye taşmana dek sürmüştü. Ondan sonra o destansı savaşı
ertesinde babasının aylarca evin içinde asabi bir şekilde Hıristiyanlık -yani annesi- kazanmıştı. Yahudilerin Tanrısı yerini
dolaştığını, her gün okula onunla birlikte gidip gelmekte ısrar Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'a bırakmıştı.
ettiğini anımsıyordu. Annesinin sürekli omzunun üzerinden
arkasına baktığını, en ufak bir seste bile irkildiğini de. Aslında Elijah o şeylerin hiçbirine inanmamıştı. Ne Yahudiliğe,
ne Hıristiyanlığa ve elbette ne de Tanrı'nın kendisine. Bir taraftan
Ve Elijah teyzesi Sally ile eşi Miles Amca'yı ya da büyükanneyi inanılmaz bir içgörüyle lanetlenmişken ve başka bir kişiye
ya da kuzen Jessie'yi neden arayamadıklarmı sorduğu zaman... dokunamazken nasıl inanabilirdi ki? 'Sevecen' bir Tanrı için bu
"Dur ben tahmin edeyim: Anımsayamıyorsun, değil mi?" biraz fazla acımasızlık oluyordu doğrusu.
"Hayır," dedi Elijah. Varlığından hiç haberi olmadığı hafıza "Haçı anımsıyor musun, anımsamıyor musun?" diye soruyu
boşluğu onu büyük hayrete sürüklemişti. "Anımsayamıyorum." tekrarladı.
"Oyun, set ve maç!" "İlke olarak başka erkeklerin takılarını anımsamam. Ama eğer
takmış olsan seninle mutlaka dalga geçer ve işte onu
Yerinden kalkan Elijah tavana kadar uzanan pencereye gitti;
unutmazdım. Yani hayır demeliyim. Neden ki?"
Broadway'de santim santim ilerleyen arabaların kırmızı ve beyaz
ışıklarına baktı. Sonra biraz geri çekilip camdaki aksine ve "Sürekli taktığım bir haç vardı. Bugün öğleden sonra çalındı ve o
göğsüne, haçın her zaman durduğu, ama şimdi boş olan noktaya zamandan beri her şey biraz..."
baktı. "Çılgınca mı?"
Elleriyle orayı yoklayarak döndü. "Sana bir şey soracağım. "Evet."
Sekizinci sınıftayken gümüş bir haç takıyor muydum?"
"Yani ondan önce başka insanların duygularını algılayamiyor
muydun?" 12
"Bunu nereden biliyorsun?" 21 Mayıs 2007
"Ben geri zekâlı değilim, kuzen. Mazlumlara gofret vermeyi 01:13 (Yargı Gecesi'ne 224 gün kala)
alışkanlık haline getirmediğini düşünmüştüm. Önce deli
olduğunu düşündüm, ama sonra hamburgercide o eşzamanlı Her şey can sıkıntısıyla başlamıştı. Ne fazla, ne eksik. Stevie
yeme numarasını çekince bir şeylerin döndüğünü anladım." Grimes başyapıtını tamamladığında onun yaratılışının arkasında
asil bir amaç olmasını dilemişti. Eğer yakalanırsa herkes aynı
Stevie birasını bitirip yenisini açtı. Şişenin yeşil-beyaz kapağını soruyu soracaktı: Neden?
bir süre oynadıktan sonra odanın ortasına fırlattı.
Neden olmasın ?
"Sanırım böyle bir şey senin başına hiç gelmedi," dedi Elijah
umutla. Evet -Grimes'in ağzının kenarmda istem dışı bir gülümseme
belirdi- neden olmasın? İnsanları gerçekten çileden çıkartacaktı o
"Hayır, ama olmasını isterdim. O zaman belki son iki haftayı çöp şey. Her aşama planladığı gibi giderse (ki on sekiz ayrı
tenekelerinden yiyecek aşırarak geçirmezdim." simülasyon aynı sonucu gösterdiğine göre, öyle olmaması için
"Sana ne oldu?" diye sordu birden Elijâh. "Özür dilerim. Demek hiçbir neden yoktu), öyle bir karşılık insanları ciddi olarak
istediğim..." delirtebilirdi.
"Demek istediğin, işleri nasıl metroda yaşamak zorunda kalacak Ve tek isteği de hep bu olmuştu: İnsanları kızdırmak.
kadar bombok edebildiğim mi?" Grimes bundan niye bu kadar hoşlandığını bilmiyordu, ama
"Evet." hoşlanıyordu işte. Binlerce telefon teknisyeninin saçlarını yolup,
onun neden olduğu sorunu çözmek için bir yol bulma çabalarının
"Bunun benim suçum olmadığını söylesem inanır miydin?"
düşüncesi bile... Bu tek kelimeyle nirvana idi.
"Hayır, büyük olasılıkla inanmazdım."
Sandalyesinde geriye yaslandı ve dalgın bir şekilde ağzındaki
şekerle oynarken pencereden dışarıya baktı. Parıldayan turkuaz
rengi suyun üzerinden görünen masmavi gökyüzü sanki
titriyordu.
İlk başlarda 27 gibi genç bir yaşta Meksika'ya çekilip emekli
olmanın kusursuz bir yaşam tarzı oluşturacağını düşünmüştü,
ama birkaç hafta sonra sıkılmaya başlamıştı. İspanyolca CEO'ların kişisel e-postalarmı okumak aynı zevki vermiyordu.
bilmiyordu, her sabah akşamdan kalma bir şekilde uyanmak rezil İnsanlara şantaj yapmayı düşündü, ama zaten yeteri kadar parası
bir şeydi ve güneş koruma faktörü 45 olan bir losyona vardı.
bulanmazsa beyaz teni çok çabuk yanıyordu. Böylece Internet'teki chat odalarında gezinmeye başladı. Grimes
İkinci ayın sonuna doğru zamanının çoğunu evde video (ya da, bilinen adıyla Scythe2112), Stefan Artz (yani Çılgm--
seyrederek geçirmeye başlamıştı. Ve Goodfellas filmini otuz Alman) adındaki genç Almanla işte o odalardan birinde
yedinci seyredişinden sonra emekli olmak istemediğine karar karşılaştı. Yaşıtı birçok teknik yetenek gibi genç Alman da bir
verdi. Tek istediği yeniden yaşamm içine girmek, login etmek ve hacker olmak istiyordu. Ve gerçek bir 'kaos yaratmak'.
dünyayı unutmaktı. Böylece sanal ortamdan ayrılışına son verdi NaHonal Security Agency: Ulusal Güvenlik Teşkilatı (ç.n)
ve büyük bir hırsla geri döndü.
İşler o aşamada ilginçleşmeye başladı.
Eve dönmek harikaydı.
Grimes'in hep aradığı amaç birdenbire önüne çıkmıştı: Benzersiz
Grimes hayatı seyretmeyi onu yaşamaktan çok daha fazla bilgisayar virüsünü yaratmak, onu yaymak ve geriye yaslanıp
seviyordu. Yedi yıl NSA4 için profesyonel röntgencilik yaptıktan olacakları seyrederek tadını çıkarmak. Ve kendini virüsler
sonra o şey alışkanlık haline gelmişti. İnsanları gözetlemeyi, hakkında bulabildiği her şeyi okumaya adadı.
sırlarını öğrenmeyi, geçmişlerini araştırmayı özlüyordu. İşinin
hoşlanmadığı tek tarafı idari prosedürlerdi. O şeyler ve bir de İlk bilgisayar virüsünün bir çocuk tarafından tasarlandığını
geri zekâlı patronları. öğrenmek onu şaşırtmadı. Konunun mucidi Richard Skrenta
adında on beş yaşında bir yeniyetmeydi. 1982'de yoluna çıkan
Grimes işini kendi kendine yeniden yarattı, ama bu defa her Apple Il'nin işletim sistemine bulaşan basit bir program
patronlar yoktu. Bir bilgisayar mağazasına gidip hayallerini yazmıştı. Skrenta'nm Elk Cloner olarak bilinen virüsü ardıllarının
süsleyen sistemi almıştı: AlienWare ALX Area 51, 800 MHz'lik 2 aksine gerçek anlamda bir zarar vermiyordu. Tek amacı
GB Çift Kanal DDR2 PC-6400 SDRAM ve 16MB önbelleğe sahip bilgisayarın her 50. açılışında ekrana bir şiir getirip kullanıcıları
dakikada 10,000 dönüş hızında SATA RAID 0 148 GB sabit disk sinirlendirmekti:
sürücüsü. ALX'ine aşıktı. Bilgisayarı aldıktan sonra, ayrılırken
NSA ana sisteminde bırakmış olduğu arka kapıyı yoklayarak Tüm disklerinize bulaşacak Yongalarınıza sızacak Evet, ol
gözetlemeye devam etmeye başlaması uzun sürmemişti. Klonlayıcı! Size zamk gibi yapışacak RAM'mızı da değiştirecek
Gönderin Klonlayıcıyı!
Ama aynı heyecanı bulamamıştı. NSA'da iken hep bir amacı,
yürüttüğü bir operasyon vardı. Ama bir misyonu olmadan Skrenta'nın mirasının o aptal şiir olduğuna inanamıyordu
insanların özel cep telefonu konuşmalarını dinlemek, ya da Grimes.
Ama 1986'daki ilk PC virüsünün yaratıcıları da çok daha iyi üzerine yazmak için Microsoft Office'in kendine özgü
değillerdi. Bunlar Brain Bilgisayar Hizmetleri adında bir dükkân programlama lisanmı kullanan Makro Virüsler yaratıldı.
işleten Basit ve Amjad Farooq Alvi adında iki Pakistanlı kardeşti. E-postalarm yaygınlaşmasıyla birlikte hackerlere gün doğdu.
Sattıkları yazılımın kaçak kopyalarının bulunduğu dizinlerin 1999'da kişinin Outlook'daki adres listesinde bulunan herkese
içine korsanlığı engellemek amacıyla bir telif hakkı uyarısı Word belgeleri gönderen Melissa'yı yarattılar. Sonra 2000'li
-©Brain-yerleştiren bir virüs yaratmışlardı. yıllarda bilgisayarları tüm kullanıcıların adını ve giriş şifresini
Brain oldukça zararsız olmasına rağmen, yeni bir türün -disk virüsün yazarı olan ve ülkesinde bilgisayar virüslerini yaymaya
erişim isteklerine müdahale edip kullanıcılara yanlış bilgi vererek karşı bir kanun olmadığı için sonradan serbest bırakılan Filipinli
varlığını gizleyen 'gizli virüs' tipinin- ilk örneği olmasından ötürü bir gence e-posta olarak yollamaya yönlendiren I Love You
daha zararlı bir neslin temellerini atmıştı. Kendini virüsü geldi.
kopyalayabilen bu iblisi bir kere keşfettikten sonra hackerler yeni Sonraki yıllarda kanun koyucular işi ciddiye almaya başladı;
nesil virüsü tasarlamaya giriştiler. Avrupa Birliği hızla Sanal Suçlar Anlaşması'm yaratırken, FBI da
Çeşitli yazılım firmalarının piyasaya hemen anti-virüs yazılımları Sanal Suçlar bölümünü açtı. Buna rağmen Code Red, The Klez
sürmesine rağmen yazılımcılar da kendilerini yeni şartlara Worm, Nimda, Sobig, Slammer, Scalper, Fizzer ve Grimes'in
uyarlayarak saptanmaları ve ortadan kaldırmaları giderek favorisi olan Trojan.Xombe gibi yeni virüsler her ay ortaya
zorlaşan yeni virüsler üretti. İlk şifrelenmiş virüs olan ve çıkmaya devam etti.
Almanya'da doğan Cascade her bulaştığı sistemde şifresini Grimes virüsler hakkında öğrenebileceği her şeyi hazmettikten
değiştiriyordu. Derhal kopyaları belirmeye başladı: Lehigh, sonra Çılgın_Alman'a yardım elini uzattı. Çocuğa Windows XP
Miami (South African Friday the 13th) ve Jarusalem. 'Şletim sistemindeki bazı açık noktaları öğretmeye çalıştı, ama
Sonra 1989'da sahneye Dark Avenger çıktı. Bir sisteme uzun Alman'ın kodlama yapmaya hiç niyeti yoktu; o yalnızca bir virüs
süreç içinde sızan ve dolayısıyla da farkedilene kadar en çok yaymak istiyordu. Grimes bu konuda ona yardımcı olmaktan
zararı veren ilk 'yavaş sızıcı' idi bu. Ondan az zaman sonra da ilk mutluluk duydu.
'zaman bombası' virüs İsrail'de ortaya çıktı; Tolkien'in Yüzüklerin Sonraki bir haftayı, kendini Yahoo'nun Almanca ana sayfasına
Efendi-sz'nden esinlenen Frodo herhangi bir yılın 21 Eylül'ünden yerleştirip, siteye giren her bilgisayara indiren basit ama zarif bir
sonra açılan tüm sistemlerin sabit disklerini bozdu. solucan yazarak geçirdi. Dahiyane bir şeydi. Bir kere
Sonraki hackerler her yeni programa bulaştıklarında değişen indirildikten sonra kullanıcı ne zaman bir tarayıcı açmaya kalksa
rastlantısal şifreleme süreçleri üreten polimorfik virüsleri bilgisayar kapanıp yeniden açılıyordu.
geliştirdi. Ardından da sabit disklerdeki mevcut bilgilerin
Solucanın tek sorunu ardında devasa bir iz bırakmasıydı, ama bu Kullanıcıların virüsün kodunu okumasını engelleyen 'zırhlı
Grimes'in umurunda değildi, çünkü virüsü yayacak olan o virüsler', belli bir yazılımı kullanmaya çalışınca bilgisayan ele
değildi. Böylece virüsü bir chat odasındaki duyuru tahtası geçiren 'önyükleme sektörü virüsleri', hem önyükleme sektörüne,
aracılığıyla Çügm_Alman'a iletti. hem de dosyalara bulaşan 'çoklu virüsler', dosyalara saldırdıktan
sonra kendini silen 'doğrudan eylem virüsleri', çalışmakta olan
Alman'in Anarchie-Maschine virüsü ilk gün 19 ülkede 20
tüm programlara bulaşan 'hızlı bulaşıcılar', sürekli değişim
milyondan fazla bilgisayara bulaştı. Yahoo sistemine virüsü
geçirerek algılanılmayı neredeyse olanaksız kılan 'polimorfik
silmek için bir program koyduğunda iş işten geçmişti bile; virüs
virüsler' ve yolunun üzerine çıkan her şeyi yok eden 'silme
bulaşan sistemlerin Yahoo'ya (ya da herhangi başka bir siteye)
virüsleri' tasarladı.
erişmesi mümkün değildi; ne zaman bir tarayıcı açmaya
çalışsalar bilgisayarları kapanıp açılıyordu. Daha da iyisi, her yeni virüste suçu bir hacker özentisinin üzerine
attı. Çok geçmeden Ölüm_Meleği efsanesi (namı diğer Scythe-
Bir sürü olumsuz halkla ilişkiler sorunu ve yüzlerce davayla karşı
2112, ReaperOU812, TheRiverStyx, Hades666) netteki hacker
karşıya kalan Yahoo'nun, bilgisayarı olan neredeyse her Alman
söyleşi odalarında ağızdan ağza dolaşmaya başladı. Diğer
vatandaşına bildiğimiz postayla virüsün panzehirini içeren bir
hackerler yeni bir Ölüm_Meleği virüsünü yakalanmadan yayan
CD göndermekten başka çaresi kalmamıştı. Zavallı Stefan Artz'a
ilk kişi olmak için onu aramaya başladı.
gelince, teknolojik anarşi planı henüz daha bir günlük bile
değilken polis kapısına dayanmıştı bile. Ama onlardan hep bir adım önde olan Grimes, her hackerin
gerçek kimliğini öğrenmeye dikkat ediyordu. Sonra da FBI'nm
Stefan suçunu hemen itiraf edip virüsün gerçek babasının
ana sistemine girip, Sanal Suçlar bölümünün hazırladığı günlük
Scythe2112 olduğunu söyledi. Ama, yetkililer Scythe2112 ile ilgili
durum raporlarını okuyordu. Federaller genellikle Grimes'in
hiçbir bilgiye ulaşamadı, çünkü Grimes hem Stefan'ın
maşasını kendi olanaklarıyla bulmayı başarıyordu, ama başları
bilgisayarına, hem de duyuru tahtasının sunucularına girip
sıkışırsa Grimes anonim bir tüyo ile onlara yardımcı oluyordu.
yaptıkları sohbetlerin tüm kayıtlarını silmişti.
Sonunda sıkıldı. Eşi benzeri olmayan bir şey istiyordu:
CNN International o gece Anarchie-Maschine hakkında doksan
Dünyadaki her haber programının ilk sırasına yerleşecek bir
saniyeden uzun bir haber yapmasa, o şey olasılıkla Grimes'in
virüs.
yaydığı son virüs olacaktı. Ama ekranda virüsünün amblemini
görünce adamın aklı başından gitti. Ve böylece yepyeni bir hobi Ama ne?
doğmuş oldu. Anarchie-Maschine milyonların Internet'e girmesini engellemiş-
Olayı izleyen on sekiz ay içinde Grimes 109 ülkede 200 h- Holy Ghost kullanıcıların Word belgelerinin içine İncil'den
milyondan fazla bilgisayara başarıyla virüs bulaşürdı. alıntılar sokarak daha da fazlasını ürkütmüştü. Chile Taco
dünyanın her ^rafmdaki PC'lerin osuruk sesi çıkarmasına, Alarm
Kloxx ise dizüs-u bilgisayarların her sabah saat üçte kakofonik 13
bir yaygarayla açılmasına neden olmuştu.
29 Aralık 2007
Stevie milyonları yıldırmış, korkutmuş, sinir etmiş ve kızdırmıştı.
Ama her virüs sadece öncekinin değişik bir varyasyonuydu. Son 20:37 (Yargı Gecesi'ne 51 saat, 23 dakika kala)
gösterisi için etrafı gerçekten dağıtacak bir şey istiyordu. Elijah kuzeninin öyküsünü keserek, "Bir dakika," dedi. "Öne»
AMA NE? şunu doğru anlayayım. Yani sen yaşamınm tam bir yılını
insanlan illet edecek virüsler tasarlamaya mı adadın?"
Bir gün o sorunun yanıtını düşünürken cep telefonu çaldı ve "Aslında iki yıla yakın bir süre diyebiliriz."
Grimes o güne kadarki en sinir bozucu fikrini buldu.
"Ortaokulda olduğundan bile daha aşağılık bir adamsın."
"Olmayı deniyorum."
"Bilgisayarım o Alarm Kloxx musibetini kaptıktan sonra bir hafta
boyunca doğru dürüst uyuyamadığımı biliyor musun? Bugün
bile yatmadan önce pilini çıkartıyorum."
Stevie'nin gözleri gururla parladı.
"Pekâlâ... Sormaya korkuyorum aslında... FBI sonunda seni
yakaladı mı? Neden bu hale düştün?"
"Hayır," dedi Stevie. "Karma diyelim buna. Çılgın_Alman
kodeste hack etme üzerine çok çalışmış. Çıkınca peşime düşüp
beni buldu. Aptallık ettim. Kurduğum tek ciddi güvenlik duvarı
benimle yalancı kimliklerim arasındaydı. Kimliğimi tespit etti.
Sonra da beni becerdi. Tüm banka hesaplarımı boşalttı, kredimi
yok etti, hatta ailemin malvarlığını bile silip süpürdü."
"Neden polise gitmedin?"
"Onlara ne diyecektim ki? Çılgm_Alman'ın adı kötüye çıkmış
^'üm_Meleği olduğum için peşimde olduğunu mu? Beni en az
100 yü içeri tıkarlardı. Hem... Servetimi elde ediş şeklim de tam birini aramaktan bile korkuyorum. Son birkaç haftadır metro
olarak yasal değildi." istasyonlarında dilenip yeni bir kimlik edinmek için para
biriktiriyorum."
"Tanrım!"
Stevie barın üzerine çıkıp dramatik bir şekilde kollarını kaldırdı.
"Para çalmadım, ama gelirlerimi vergi dairesine kuruşuna kadar
"Sonra da Anka kuşu gibi küllerimden tekrar doğacağım." "Çok
bildirdiğim de pek söylenemez." Stevie duraksadı. "Her neyse...
fazla X-Men dergisi okumuşsun sen."
Ebeveynlerime birilerinin onların kimliğini çaldığını söyledim.
Babam bunun benim yüzümden olduğunu anlayınca beni kapı "Belki. Peki, senin öykün ne? Son on yedi yılda kayda değer bir
dışarı attı. Büyük olasılıkla polise de teslim ederdi, ama ayrıntılar şeyler yaptın mı? Kanserin çaresini bulmak örneğin. Ya da
konusunda biraz muğlak davrandım." süpermodelleri becermek."
"Yakışmış." "Pek değil," dedi Elijah. "Pazar araştırinasi işiiıdeyim. Glass5
Danışmanlık: Şeffaflık Bizim İşimizdir."
Stevie içinde karbonhidrattan fazla hava olan 15 dolarlık bir çerez
paketini açarken, "Ben de öyle düşündüm," dedi. "İşin en kötü "Cam. Şeffaflık. Çoook zekice."
yanı da son virüsümü tamamlamaya şu kadarcık kalmış "Onayladığına sevindim."
olmasıydı. Dahiceydi. Onu cep telefonları yoluyla yayacaktım.
Tarih yazacaktım. Ama Çılgm_Alman sayesinde ev sahibim "Yani sen de yemeğin ortasında arayan şu sinir bozucu tiplerden
dairemdeki her şeye el koyup tüm bilgisayar donanımımı sattı." misin?"
Stevie yüzünü buruşturup başını iki yana salladı. "Tanrıya şükür "Hayır. Benim uzmanlığım odak grupları."
ki, Gameboy bende kalmıştı, yoksa aklımı kaçırabilirdim." "Sıradan bir zihin-okuyucu."
"Ev sahibi sadece kirayı ödemedin diye eşyalarını satamaz." "Sadece güçlü sezgilerim var."
"Sahte bir tutuklama emri varsa ve aranan kişi de sensen Bir müşteri benzer bir yorumda bulunduğunda Elijah'in sürekli
satabilir." kullandığı kaçamaktı bu. Her zaman insanların arzuları hakkında
"Haaaa!" olağanüstü güçlü sezgileri olan sıkı bir psikologdan başka bir şey
olmadığını düşünmüştü. Bilimselliğe inanırdı ve altıncı hisle ilgili
"Evet, haaaa! Tanrı eksikliklerini göstermesin, Cumhuriyetçiler herhangi bir ima onu deli ederdi.
yasayı değiştirdikten sonra Çılgın_Alman beni iflas ettirdiği
yetmemiş gibi bir de aynasızları peşime taktı. Kahrolası sosyal Şimdiyse o ifadede ufak da olsa gerçeklik payı olup olmadığını
güvenlik numaram artık zehir saçıyor ve tanıdığım herhangi merak etmeye başlamıştı. Stevie'nin karşısında oturup onun tüm
duygularım hissederken gerçeği yadsımak zorlaşıyordu. Sadece çok az görmüştü. Görüştüğü zamanlarda da ortam hep gergin
'sezgileri güçlü' bir insan değildi o. oluyordu; onların yakınında olmak bile boğucuydu.
Çok daha fazlasıydı. Ama Stevie ile kendini bir şekilde (en azından kuzeni
beslendikten sonra) Özgür hissediyordu. Onun kim-takar tavrı
Elijah ile ve Stevie o akşam çok fazla konuşmadı. Stevie 20
ona da bulaşmıştı sanki. Elijah bir an için geleceğinin psişik bir
dolarlık bir kutu Planters fıstık yedikten sonra 'iyi geceler' bile
sözleşmeyle kuzeninin arzularına bağlı bir hizmetçi olmaktan
demeden kanepede uyuyakaldı.
ibaret olduğunu düşündü. Çok saçma görünüyordu bu... Ama
Ve Elijah orada oturmuş, evreninin merkezine -yani kayıp acaba öyle miydi?
kuzenine- bakıyordu. Ama tek yitik ruh Stevie değildi. Kendisi
Kuzeninin kölesi olma fikri onu ne kadar ürkütüyorsa, Stevie'yi
de öyleydi. Kansas'tan Brooklyn'e neden taşındıkları... kaçtıkları
gözünün önünden uzaklaşürmak fikri de eşit derecede dehşet
konusunda hiçbir şey anımsamıyordu.
vericiydi.
Belki de yüzüncü kez Stevie ile arasındaki psikotik ilişkiyi
Ya ona bir şey olursa? Ya -Tanrı korusun- ölürse?
düşündü.
Bir yaşamın son anlarını hissedip, sonra yaşamaya devam etmek
- Hayır, psikotik değil. Başka bir sözcük... Bunu halletmek için
nasıl bir şey olurdu acaba? Ama...
Harf Adam oynamak zorundasın. HarfAdam'ı anımsıyor musun?
Hani şu Elektrik şirketinin kötü kalpli Heceleyici'yi her zaman Elijah birden buz kesti.
yenen harf değiştirici süper kahramanını? Ama ya hayat devam etmezse? Ya Stevie ölünce, o da ölürse?
"Yuvarlanan O'dan daha hızlı. Sessiz E'den daha güçlü. Tek bir
sıçrayışta büyük T'nin üzerinden atlayabilen. O bir sözcük. O bir
plan. O... Harf Adam o."
'Psikotik' sözcüğünü alalım. Şimdi, 'k'yı, 'o'yu ve 't'yi kaybedelim.
Onların yerine bir 'ş' koyalım. İşte oldu. Buldun.
İlişkileri psikotik değildi. Psişikti.
Ama neden Stevie? Akraba oldukları için mi? Bu mantıklı
gelmiyordu Elijah'a. Ebeveynleriyle hiçbir zaman psişik ilişkisi
olmamıştı. Hatta onlara yakın olduğu bile söylenemezdi. O
üniversiteye başlayınca boşanmışlar, Elijah sonrasında ikisini de
italya'dan sonra Avrupa'daki işi bitmiş olacaktı. Gittiği ülkele-
Tux Çoğunda -Letonya, Lituanya, Belarus, Ukrayna, Bosna,
II. Ara
Hırvtistan, Slovenya, Avusturya, Macaristan, Slovakya, Çek
24 Ağustos 2007 Cumhuriyeti, İsviçre, Belçika, Hollanda, İngiltere, İrlanda ve
23:57 (Merkezi Avrupa Yaz Saati) (Yargı Gecesi'ne 129 gün kala) Portekiz'de-bir ya da iki şehri ziyaret etmişti. Sadece Fransa,
Almanya ve Polonya'da üçten fazla şehre uğraması gerekmişti.
Valentinus seansı yönetmeyi bitirince duş almak için oteline gitti.
Başına dökülen su tere bulanmış bedeninden akıp giderken İçini çekerek suyu kapattı. Küvetten çıkıp düzgün fiziğini aynada
duvara yaslandı. İnisiyasyon toplantıları hep yorucu oluyordu, beğeniyle seyretti. Bedenini seviyordu. Maddi tek zaafı buydu.
ama o akşamki onu sahiden tüketmişti. Dünyayı geride bıraktığında sadece o bedeni özleyecekti.

İspanyollar dindar insanlardı ve Madrid'de yaşayanların


%89'undan fazlasının Katolik olması da katılımcı bulmayı o
derecede zorlaştırıyordu. O akşamki yirmi yedi katılımcının üçü
dışında hepsi düzenli olarak kiliseye gidiyordu. İnançları çok
güçlüydü, ama Valentinus daha önce de sayısız kez yaptığı gibi
onları bastırmayı başarmıştı. Kilisenin düzenbazlığını tüm
çıplaklığıyla ortaya koymuştu ki, bu gerçeği saklamak için zekice
tasarlanmış bir sis perdesiydi.
Nefesini bırakıp, duş başlığını sıcak suyun yüzüne gelmesi için
çevirdi. Rahatlamaya ihtiyacı vardı. Seans onu
heyecanlandırmıştı. Duygularını kontrol altına almaya ve
kendine gelmeye çalıştı.
Sadece plana odaklan.
Başını sallayarak kat ettiği yolu düşündü. Sadece o yolculukta
Barselona, Vertara ve Sevilla'da yandaşlar bulmuştu. Üç şehir
daha 8ezip sonra İtalya'ya geçebilirdi. O ülkede en azından elli
taraftara '"tiyacı vardı, bu da toplam suikastçı sayısının neredeyse
yarısıydı. Neyse ki katılımcıların çoğu Roma'dan geleceği için elli
ayrı toplantı yapmak zorunda kalmayacaktı.
"Winter..."
14 Winter midesinde bir boşluk hissetti. Telefondaki ses fısıltının
lraz üstündeydi, ama hemen tanımıştı. "Beni rahat bırak,
30 Aralık 2007
Michael."
09:08 (Yargı Gecesi'ne 38 saat, 52 dakika kala)
"Bekle!" diye hırıldadı Michael. "Kapatma. Sem seviyorum. Ve
Winter önündeki koyu mavi kadifenin üstüne dizilmiş ince senin de beni sevdiğini biliyorum."
iğnelere baktı. Sağ avucunu yukarıya çevirdi. Sonra sol eliyle bir
Winter gözlerini yumdu. Onu gerçekten sevmiş miydi? Evet, o
iğne alıp yavaşça bileğiyle avucu arasındaki kıvrıma dört
sözcükleri birçok kez söylemişti, ama bunu anlammı kastederek
milimetre kadar batırdı.
mi yapmıştı? Ya da Michael onun tenine dokunduğu zaman
İğne 'kesik sekans' olarak da bilinen lie que ile kesişince keskin hissettiği heyecanı, bir türlü yakalayamadığı o tek duyguyla mı
bir sızı ve tanıdık bir karıncalanma hissetti. Aynı şeyi sol karıştırmıştı?
bileğinde de yaptı, sonra her iki elini de avuçları yukarıya
"Senden hoşlanmıştım, Michael. Ama artık öyle değil. Şimdi...
bakacak şekilde yavaşça dizlerine koydu.
Şimdi senden sadece korkuyorum."
Gözlerini yumdu ve akupunktur iğnelerinin etrafmda
"Beni neden affedemiyorsun?"
yoğunlaşan ch'i enerjisinin kollarındaki ve bacaklarmdaki bir
düzine jing-luo'dan birini canlandırdığını hayal etti. Birbirine "Çünkü sana güvenemiyorum. Ve çünkü..."
bağlı on iki meridyenden her biri değişik bir organa karşılık Çünkü diğerleri gibi onun da deli olduğunu düşünüyorsun.
geliyordu ve ch'i'nin bedende dolaşımını sağlıyordu. Gerçek şu ki, onun seni gerçekten sevdiğine inansan, neredeyse
Winter akciğer meridyenindeki yedinci noktayı uyararak baş affedebilirdin de. Ama sevdiği sen değilsin. Yalan mı? Müziğin.
ağrısına neden olan tıkanıklığı açmayı umuyordu. Babasının eski Her zaman da öyle oldu.
tekerlemesi aklına gelince güldü: Enseye ve başa, lie que bağlıdır. "Michael lütfen!" diye hıçkırdı Winter. "Şikâyetimi geri alacağım.
Gözlerini kapayarak dış dünyayla olan ilişkisini kesti. On Sadece beni yalnız bırak. Sana yalvarıyorum."
dakikalık meditasyondan sonra baş ağrısı azalmaya başlamıştı ki, "Seni aklımdan çıkartamıyorum. Gözlerimi ne zaman kapat-sam
birden çalan telefon tüm dikkatini dağıttı. Duymazdan gelmeye karşımdasm. Müziğini duyuyorum ve..."
Çalıştı, ama mümkün değildi. Ayağa kalkıp komodine gitti ve
ahizeyi kaldırdı. "Seni bir daha asla görmek istemiyorum! Beni anlıyor musun?"
"Alo?"
Michael bir süre sessiz kaldı, tekrar konuşmaya başladığında "Emin misiniz?" diye sordu Uecker. "O sadece diyor ki..."
hırıltılı sesinde Winter'in buz kesmesine neden olan telaşlı, "Ne dediği umurumda değil!" diye patladı Winter. "Gitmesini
çılgmca bir ton vardı. istiyorum. Anladın mı?"
"Bu akşamki konserine gelebilirim ve son bir defa konuşabiliriz. Uecker omuzlarını dikleştirdi. "Evet efendim."
Ben..."
"Teşekkür ederim." Winter kapıyı çarparak kapattı.
Winter ahizeyi çarparak yerine koydu. Kalbi deli gibi atıyordu.
Kapı çalınınca yerinde sıçradı. O kadar korkmuştu ki, boğazına Dışarıda kör adamla geçmesine izin vermesi için ikna etmeye
kadar yükselen çığlığı zorlukla bastırdı. Kendini bir aptal gibi çalıştığı Uecker arasında hızlı, ama hararetli bir konuşma
hissederek kapıya gidip gözetleme deliğinden baktı. geçtiğini duyabiliyordu. Söylenenlerin hepsini anlayamasa da
şaşırtıcı bir durum olduğunu anlayabilmişti; koruma görevlisi
Joseph Uecker'i görünce rahat bir nefes aldı ve kapıyı açıp iri-yarı sanki yumuşuyordu.
koruma görevlisine baktı. Adamın kasları beyaz gömleğinin
üzerine giydiği lacivert ceketin üzerinden bile belli oluyordu. Kapıyı hızla açıp koridora fırladı.
Koca adam her zamanki gibi rahatsızmış gibi duruyordu. Öyle "Neden beni rahat bırakmıyorsunuz?" diye bağırdı kör adama.
yapılıydı jd, ona bakmak bile insanın kendini incecik hissetmesi "Gidin buradan! Hemen!"
için yeterliydi-
Kör adam ona doğru kararsız bir adım atarken, "Bayan Zhi,"
"Rahatsız ettiğim için özür dilerim, efendim. Ama burada sizi... dedi. "Beni bir dinleseniz." dedi.
Sizi görmek için ısrar eden bir bey var."
Winter bir an bocaladı. Adamın sesinde reddetmek istemediği k*r
Koruma görevlisi gözünün ucuyla sağma baktı. Başmı kapıdan Şey, inandırıcılıkla karışık ve neredeyse hipnotik bir yakarış
uzatan Winter de bakışlarını o yöne çevirdi. Ve o... O adam bir vardı. Belki haklıydı. Belki de onu dinlemesi gerekiyordu. Ne
rüyadan -ya da karabasandan- çıkmış gibi orada duruyordu. zararı olurdu ki...
Yanında Alman kurt köpeği ile birlikte, kör adam. Ama Winter kendine engel oldu. O çılgınlık artık bitmeliydi.
Winter'in benliğini derin bir kaygı kapladı. Bir takipçiyle daha Benliğinin bir parçasını isteyen her hayranını dinlemeye son
uğraşamazdı. vermeliydi artık.
"Gönder onu," dedi. Üstündeki tişörtün içinde kendini fazlasıyla Kesin bir kararlılıkla, "Hayır," dedi. "Sen beni dinle! Dön ve git.
korunmasız hissediyordu. Kollarını gövdesine doladı. "Günün Buraya bir daha gelme. Asla! Git!"
geri kalan kısmında da rahatsız edilmek istemiyorum."
Kör adam bir şey söyleyecek gibi ağzını açınca, Winter Winter ile onun soyunma odasında seviştikleri ilk akşam son
bakışlarıyla onu susturdu. Gözleri sanki karşısındaki kişinin derece şaşırücı ve harikulade bir müzik duymuştu. Önce bunun
hissedebildiği fiziki bir güç yayıyordu. bir müzisyen grubu tarafından yakın bir yerlerde
seslendirildiğini sanmıştı; ama yarı uyanık halde ikinci defa
Sonunda adam başını öne eğdi. "Gel Sascha." Başka tek bir söz
seviştiklerinde aynı güçlü ve etkileyici ritme yeniden kapılmıştı.
söylemeden dönüp köpeğiyle uzaklaştı.
Sevişmelerinin coşkusuyla birlikte müzik de doruğa ulaşınca,
Winter, "Giderken yollarını kaybetmeyeceklerinden emin ol," Michael çanları kulağıyla değil, beyniyle algıladığını farketmişti.
dedi Uecker'e ve odasına girip kapıyı kapattı. Yalnız kalınca
Ama duyduğu sadece çanlar değildi. O utkulu çan seslerinin
yanakları gözyaşlarıyla ıslanmış halde yere çöktü. On dakika
gerisinde başka sesler de vardı. Flüte benzeyen bir şeyin tiz ve
kadar öylece ağladı. Michael için... Annesi için... Yeni, esrarengiz
hafif melodisi. İnce bir tenorun pes, oyunbaz tınısı. Ve başka bir
kör takipçisi için... Ve nihayet kendi için ağladı.
dünyadan geliyormuş gibi algılanan melodiyi kusursuzca
Ama gözlerini kapadığında gördüğü kişi o insanların hiçbiri tamamlayan, kırılan camın keskin, billurumsu çmlamasıyla
değildi. karışık, uzaklardan gelen bir sesin yuvarlanan notaları.
Beyninde çalman gümüş haçının ateşten bir top gibi parlayan İki âşık doyuma ulaştıklarında, titreyen ve sarsılan bedenlerle
görüntüsü ve onsuz yaşamının asla aynı olmayacağına yönelik aynı anda orgazm olurken çıkardıkları farklı sesj^r o ana dek
kesin inanç vardı. yaşadıklarından çok daha keyif verici, tek bir coşkulu, sarsıcı
Bileklerinde duyduğu acıyla gözlerini açtı. Kollarından aşağı iki doruk noktasında birleşmişti.
ince çizgi halinde sızan kanı gördü. Winter yorgunluktan baygın, uzun koyu renk saçları göğsüne
Kahretsin! yayılmış bir şekilde uyurken, Michael asla Felicia'ya
dönemeyeceğini anlamıştı. Ertesi sabah sadık bir koca gibi evine
Eğrilmiş akupunktur iğnelerini çekip bileklerinden çıkarttı. gitmiş ve onu hâlâ seviyormuş gibi davranmıştı, ama bu sadece
Kolundaki kanı silerken bunun ileride olacakların bir alameti bir maskaralıktı.
olup olmadığını düşünmekten kendini alamadı.
Winter Zhi ile seviştikten sonra kalbini artık başka kimseye
Michael Evans hastaneden çıkınca Winter ile ilişkilerinin bittiğini veremezdi. O geceyi izleyen iki ay boyunca sadece onun için
kabullenmek zorunda kaldı. Bir daha asla onun porselen tenine yaşadı. Kendini onun masum sololarında kaybederek ve arka
dokunamayacaktı. O ılık, pürüzsüz vücudunu hissedemeyecektj. planda ona eŞİik eden orkestraların ötesinde sadece onu işiterek
Sevişirlerken benliğinde yankılanan güzel müziği bir daha asla konserlerini dinlemek için tüm ülkeyi dolaştı.
duyamayacaktı.
Ve her gece salon ışıkları yanıp, hâlâ Winter'in müziğinin Ama o akşam tetiği çektiğinde öyle bir zevk duymayacaktı. Bu
duygusal yansımaları içinde olan dinleyiciler dağıldıktan sonra, o kez delikler bir kâğıt parçasında açılmayacaktı. Winter Zhi'nin
msanları öylesine etkileyen kadının kendisine ait olduğunu bilen kalbinde olacaklardı.
Michael gururdan kabarıyordu. Felicia peşine düşüp edip onu
bulduğunda izah etmeye çalışmış, ama o anlayamamıştı.
Duyduğu öfkeyle medyaya gitmiş, ağlayan yüzü ertesi sabah
gazetelerde Winter ile Michael'in el ele tutuşmuş resimlerinin
yanında çıkmıştı.
Winter o olaydan sonra onunla tüm ilişkisini kesmişti. Kaltak
annesi de hakkında bir men kararı çıkarttırmıştı. Michael bunun
ertesinde Felicia ile barışmaya çalışmış, ama seviştikleri zaman
artık onunla olamayacağını son kez anlamıştı. Winter ile
sevişmenin hazzını tattıktan sonra karısıyla sevişmek bir cesetle
seks yapmak gibiydi. Ertesi gün, boşanma davası açtı. Winter'in
onu geri kabul edeceğini ummuştu, ama karar kesindi.
Tüm bunları tekrar tekrar düşünerek hastaneden eve doğru buz
tutmuş kaldırımda yürürken Michael de kesin kararını verdi.
Eve girince Felicia tüm mobilyayı götürdüğü için bomboş olan
salondan geçerek doğruca yatak odasına gitti, gardırobu açıp en
üst rafa uzandı. Eliyle yoklayarak eski Adidas kutusunu buldu.
Kutuyu yatak olarak kullandığı battaniye yığınına götürdü,
kapağını açtı ve içindeki .38'lik Smith&Wesson tabancayı yavaşça
çıkardı.
Atış poligonunda talim yapmayalı uzun zaman olmuştu, ama bu
Michael'i endişelendirmiyordu. Bir polis olan babası daha on
yaşındayken ona silah kullanmayı öğretmişti. İnsan şeklindeki
hedefte delikler açan silahın güçlü tepkisini ilk hissedişinde
duyduğu heyecanı hâlâ anımsıyordu.
bitilmiş deniz mahsûllerinden yapılan bir Japon yemeği (ç.n.)
15 "Öyleyse oradan başlayalım." Stevie yerinden kalkıp odafttn
içinde dolaşmaya başladı. "Onu nereden almıştın?"
30 Aralık 2007
"Anımsa..."
12:08 (Yargı Gecesi'ne 35 saat, 52 dakika kala)
"Tamam, tamam! Anımsayamıyorsun. Bu durumda doğru iz
Uyandıklarında öğlen olmuştu. Yattığı yerden doğrulan Stevie
üzerindeyiz demektir. Bir bakalım... 1991'de özel bir okula
miskin miskin gerindi.
transfer oldun."
O daha ağzını açmadan Elijah seslendi: "Yiyecek bir şeyler
"Kahire Ortaokulu o kadar da özel bir yer değildi."
ısmarlayacağım."
"Orası değil. Başka bir yer. Devlet okulundan ayrılırken üstün
Yemekler yarım saat içinde gelmeye başladı.
yetenekli çocuklar için bir okula gideceğini söylemiştin. Bunu
Szechwan Palace'den kızarmış domuz etli pilav. Burrito anımsıyor musun?"
Emporium'dan mantarlı tavuk. Atomic Wings'den tavuk kanadı.
Elij ah başını olumlu anlamda salladı.
Taj Mahal'dan körili kuzu. Ve E.J.'s Luncheonette'den iki dilim
yaban mersini pastası. Kahverengi yiyecek paketleri taşıyan "Yani bir ipucu daha. Orada sana bir şeyler yapılmış olmalı."
adamlar birbiri ardına geliyordu. "Ya sana yalan söylediysem?"
Elijah daha önce hiçbir öğünden o derece zevk almamıştı. Bir "Sanmam. Sally Teyze'nin de yalan söylemiş olması gerekir,
önceki akşam olduğu gibi yiyişini Stevie'ye göre ayarladı. Geride çünkü anneme aynı şeyi anlatmıştı. Annem de beni yetersiz
kaldığında rahatsızlık veren bir uyumsuzluk hissi duyuyordu. olmakla suçlamıştı. Bir ay boyunca, 'Neden biraz gayret
Stevie sebzeli tempura'smı6 silip süpürürken, "Pekâlâ," dedi. etmiyorsun?' lafını dinlemek zorunda kalmıştım. Her neyse...
"Neler olup bittiğini anlamanın zamanı geldi. Baştan başlayalım: Hafızam beni yanıltmıyorsa, seni keşfeden Bay Kuehl idi. Aşağı
Elijah'in yaşamı, Kahire'den Delişehir'e." yukarı, seninle aynı zamanda ayrıldı okuldan."
"Sağol." Elijah o adı zihninde dolaştırdı. Hatırlamadığı bir öğretmen onu
anımsamadığı bir programa dahil etmişti.
"Ciddiyim ahbap. 'Yeteneklerinin' havadan geldiğini
sanmıyorum. Metroya binmeden hemen önce kolyenin "Peki, Kahire'ye ne zaman taşındınız?"
çalındığını söy-kmiştin, değil mi?" Elijah bu kez de geçmişi düşündü. Anımsadığı ilk şey, suyun
"Doğru." üzerine kurulmuş bir salıncaktı.
"Yaz aylarıydı. Yeni evimize taşındıktan hemen sonra göl "Eh, peki. Denediğim için beni suçlayamazsın. Ama cidden,
kenarında bir 4 Temmuz partisi vardı ve ben her şeyin ne kadar burada gerçek bir Alacakaranlık Kuşağı saçmalığıyla karşı
mükemmel ve huzurlu olduğunu düşündüğümü anımsıyorum." karşıya-yız. Zihinlerimizi her olasılığa açık tutmalıyız."
"Harika. Şimdi bir zaman cetvelimiz var. Şubat'ta gittin ve "Tüm bunların bilimsel bir açıklaması olması gerek."
Temmuz'da, aradaki beş aya dair hiçbir şey anımsamadan tekrar "E.T. ortaya çıkmadan önce Scully de hep böyle derdi."
ortaya çıktın. Haç o zaman sende miydi?"
Elijah buna yanıt vermedi.
"Sanırım."
"Bak, normal olarak dindışı bir teori öne sürerdim - doğaüstü
Stevie başını salladı. "Bunun tek bir açıklaması var: Seni cinler güçler, uzaylılar, hükümet komplosu, bu tür şeyler- ama
ele geçirmiş." yaşananların senin şu haçla ilgili olduğunu kabul etmek
zorundasın. Ve eğer yedi sezon Vampir Avcısı Buffy izlemek
"Stevie—"
bana bir şey öğrettiyse, o da yaşayan ölülerle başa çıkmanın tek
"Bir dakika, bir saniye benimle kal. Scully bile bazen Mulder'i yolunun haçlar ve kutsanmış su olduğudur."
dinliyordu."
Bible Be/f: ABD'nin dinsel olarak tutucu bilinen güneydoğu
Elijah X-Files dizisine yapılan atıf karşısında gözlerini devirdi, bölgesine veri-le" ad (ç.n.)
ama kuzeninin devam etmesini bekledi.
"Yani şimdi ben bir vampir mi oldum?"
"Önce bir iblis tarafından ele geçiriliyorsun ki, bu hafıza kaybını
Stevie başını iki yana salladı. "Kötü örnek. Demek istediğim,
açıklar. Sonra sahneye Bay Kuehl çıkıyor. Muhtemelen ortada
dinin bu işin bir parçası olduğunu düşünmek belki de o kadar
neler döndüğünü anlayan, sonra da seni bu..." Stevie duralayıp,
çılgınca değildir. Dünyada ne kadar Hıristiyan var? Bir milyar
parmaklarıyla havada hayali tırnak işareti yaptı, "...özel okula
civarında mı? Bu kadar taraftarı olduğuna göre, tüm şu İncil
gitmek için kandıran gizli bir iblis avcısı. Sonra iblisi kovuyor,
zırvalığı-nın gerisinde bir şeyler olması lazım."
eski bir haçla seni korumaya alıyor ve seni İncil Bölgesi'ne7
yolluyor. Öykünün sonu." Kuzeninin yüz ifadesini görünce Elijah pencereden dışarıya bakarak, "Şimdi mantıklı olmaya
ekledi: "Biraz zorlama mı? Evet. Olanaksız mı? Hay..." başladın," dedi. "Sanırım bu da Kıyamet'in ilk işareti olmalı."
"EVET!" "Pekâlâ, Bay Büyücü. Bakalım sen nasıl bir teori üreteceksin?
Ortaokuldayken bile neredeyse lanet olası bir yarı tıp öğrencisiy-
Omuz silken Stevie pastasından bir parça aldı. "Ama bir an için
din. Senin doktor olman gerekmiyor muydu?"
seni de inandırdım."
"Tıbba başladım ama... Bıraktım."
"Aslında inandırmadın."
"Hey!" Stevie kuzeninin omzuna sevecen bir yumruk attı. ''Serseri
bir yanın olduğunu hep biliyordum. Ne oldu? Baskıya mı 16
dayanamadın?"
9 Eylül 1999
"Uzun hikâye."
07:57 (2007 Yılbaşı'na 7 yıl, 113 gün kala)
Stevie ellerini başının arkasında birleştirdi. "Tesadüfe bak,
programım şu anda bomboş." Elijah beyaz önlüğü ilk defa giydiğinde yeşilleri8 çoktan terden
sırılsıklam olmuştu. Doktorlar belki de o nedenle giyiyordu
Aslında belki Stevie haklıydı ve ilerlemenin tek yolu geçmişe önlüğü; hastalar ne kadar korktuklarını anlamasın diye.
bakmaktı. Elijah psikiyatri koğuşundaki ilk -ve son- gününü
düşündü. Derin bir soluk aldı. Tüm hayatı boyunca o an için çalışmıştı. Lise
mezuniyet töreninde veda konuşmasını yapan örnek öğrenci.
Kansas Üniversitesi'nde Magna Cum Laude.9 Tıbbiyeye giriş
sınavlarında alınan mükemmel notlar. Ve Johns Hopkins
Üniversitesi'nde üçüncü sınıfa kadar gösterilen başarı. Eğer
günün getireceklerine entelektüel anlamda hazır biri varsa, o da
kendisiydi.
Öyleyse neden donuna kaçıracak kadar korkuyorsun?
Entelektüel olarak hazır olabilirsin, ama duygusal olarak daha
şimdiden geberiksin.
Musluğu sonuna kadar açtı ve buz gibi suyu yüzüne çarptı; terle
karışan su kaygan bir karışım oluşturdu. Paslanmaz çelik
lavabodan başını kaldırıp aynaya baktı.
Flüoresan lambalarının göz kamaştıran ışıklarının altında solgun
cildi bir vampirinkini andırıyordu. The Lost Boys'daki Kiefer
Sutherland. Bir çift uzun sivri dişle karşılaşmayı bekleyerek
ağzını açtı, ama tek görebildiği kendi biraz çarpık dişleriydi.
Yüzünü kahverengi sert kâğıt havluyla sildi ve patronuyla
buluşmak üzere dışarıya çıktı. Psikiyatri asistanı sırıtarak verdiği
ve onlara ne kadar bilgisiz, değersiz, dış kapının dış mandalı, işe bronkiyal tüpleri açar ve sindirimsel salgıları durdurur. Aynı
yaramaz kişiler olduklarını hatirlatan konferansından sonra zamanda epinefrin salgılamaları için adrenal bezlerini tetikler."
sorularını birbiri ardına sıralamaya başladı. Tepki bekleyerek bir an duraladı, gelmeyince devam etti:
Tıp öğrencilerinin hastanelerde staj yaparken giydiği yeşil "Parasempatik sistemse tam tersini yapar. Gözbebeklerini
giysiler, (ç.n.) A.B.D. üniversitelerinde sınıfının en üst %2'si küçültür, tükürük bezlerini tetikler, mide salgılarını uyarır,
arasında mezun olanlara verilen derece (ç.n.) bağırsakları harekete geçirir, bronkiyal tüpleri büzer ve kalp
"Dr. Glass," diye gürledi. "Bana duyguların nasıl çalıştığını atışını yavaşlatır."
anlatın." "Ya enterik sinir sistemi?"
Elijah toplum içinde konuşmaktan nefret ediyordu. Bunun bir "Mide faaliyetlerini düzenler," dedi Elijah, sonra da söylemek
sınavdan başka bir şey olmadığını kendine anımsatarak, sadece üzere olduğu laftaki ironiyi düşünerek duraksadı. "Bu da s-s-
asistan doktor üzerinde odaklanmaya çalıştı. Ve iş sınav vermeye sinirli olduğunuz zaman mide bulantısı hissetmenize neden
gelince, Elijah'm üzerine yoktu. Hafifçe öksürerek boğazını olur."
temizledi.
"Yani duygular köndilerini fiziksel tepkiler olarak mı göste-
"Kan b-b-basmcı, bağırsaklardaki şişkinlik, cilt ısısı, ışık, cinsel
uyarı, vesaire hakkındaki bilgiler beyine iletilir. Hipotalamus bu rır?
bilgileri açlık, susama, zevk, acı, cinsel doyum, öfke ya da "Evet."
saldırganlık gibi duygulara çevirir. Sonra da bedenin geri
kalanına otonom sinir sistemi yoluyla komutlar gönderir." "Öbür türlü olmadığına emin misiniz?"

"OSS hangi üç kısımdan oluşur?" "Pardon?" dedi Elijah. Kafası karışmıştı.

"Sempatik, parasempatik ve enterik." "Hangisi önce gelir? Tavuk-yumurta meselesi. Önce korku
hissederiz ve bedenimiz sonra mı tepki gösterir? Yoksa,
"Bunların işlevleri nedir?" bedenimizin harici uyarılara verdiği yanıtı beynimiz korku
"Sempatik sistem vücudu tehlikeye karşı hazırlayan kaç-ya da- olarak mı yorumlar?"
dövüş refleksini harekete geçirir. Gözbebeklerini büyültür, göz "Emin değilim."
kapaklarını açar, ter bezlerini uyarır; kan dolaşımını artırmak için
büyük kaslardaki kan damarlarını açar, kan basıncını yükseltmek Stajyer doktor elindeki panoya göz atarak, "Doktor... Hodge,"
için öteki damarları büzer, kalp atışını hızlandırır; akciğerlerdeki dedi.. "Dr. Glass'a yardım etmek ister misiniz?"
"Elbette." Nefrettik cerrah özentisi Zack Hodge güldü. "Duyguyla olacaktı. Önündeki on yedi saati bir şekilde atlatmak zorundaydı,
ilgili iki teori var. 1884'de öne sürülen birincisi, beynin bir kaç-ya o kadar.
da-dövüş tepkisi tetiklediğini ve sonra da bunun neden olduğu "Dinleyin şimdi," dedi asistan doktor. "Servisteki hastaların çok
fiziksel tepkiyi korku hissine dönüştürdüğünü ileri süren James- azı şiddete eğilimli. Yine de zor bir durumla karşılaşırsanız
Lange Teorisi'dir. Başka deyişle, kalp atışlarımızın hızlanması, paniğe kapılmayın. Güvenlik görevlileri sürekli tetiktedir. Bana
gözbebeklerimizin büyümesi, vesaire nedeniyle korku duyarız. yakın durun ve dikkatinizi toparlayın. Gidelim."
Bu teori 1929'da alt beynin duygu-üreten bilgileri alıp, sonra
bunları aynı anda hem yorumlanmaları için üst kortekse, hem de Asistan kaim çelik kapıya vurdu ve kısa boylu bir zenci açtı. Kapı
fiziksel tepki için OSS'ye gönderdiğini ileri süren Cannon-Bard açılırken isterik çığlıklar atan bir kadın sesi kulaklarını tırmaladı.
Teorisi tarafından çürütüldü. Başka deyişle, korktuğumuz için "Psikiyatri koğuşuna hoş geldiniz."
kalp atışlarımız hızlanır, gözbebeklerimiz büyür. Tıp dünyası
hangi teorinin doğru olduğuna henüz karar vermiş değil, ama Elijah titreyen elini göğsüne bastırdı. Gömleğinin altındaki
çoğunluk Cannon-Baird Teorisini destekliyor." gümüş haçı hissetmek endişesini azaltıyordu. Vücudundaki her
refleksin kaçmayı dayatmasına rağmen ayaklarını ileriye gitmeye
"Çok güzel," dedi asistan ve Elijah'a sert bir bakış gönderdi. zorladı. Adım adım.
Nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsi-
niz. Bunu hatırlamaya çalışın, Dr. Glass." Büyük gündüz odasına girince aklından geçen ilk düşünce,
'Burası bir otobüs terminali,' oldu. Odadaki herkes bekliyordu.
Asistan onları kalabalık asansöre sokarken Elijah yanıyordu. Bazıları hastasını görmek için bekleyen ziyaretçilerdi. Başka
Kapılar kayarak açıldığında beş tıp öğrencisi, okulun ilk kimileri ziyaretçilerini bekleyen hastalardı. Aileleriyle buluşmuş,
gününde-** Çekingen birinci sınıf öğrencileri gibi dışarıya çıktı. her şey yolundaymış gibi davranan hastalar bile bir şeyler
Ama artık ÇJÇeği burnunda tıp öğrencileri değil, birer bekliyordu.
doktordular. Bilgisiz ve tehlikeli, ama her şeye rağmen doktor.
Dışarıya çıkmayı bekliyorlardı. İyileşmeyi bekliyorlardı.
Seyrettiği tüm hastane dizileri Elijah'm beyninden geçti. ER.
Chicago Hope. St. Elseıohere. Gideon's Crossing. Diagnosis Hastaların hepsi, Victoria's Secret modellerini bile cinsiyetsiz
Murder. Grey's Anatomy. gösterecek kadar bol pijamalar giymişti. Yüzleri temizdi, ama
saçları dağınık ve yıkanmamış gibiydi; ayrıca hepsi yorgun ve
Üçüncü yılın ilk günü hep bilinen şeyler yaşanırdı. Bunu milyon biraz da bezgin görünüyordu.
kere seyretmişti. Sonunda korkacak kadar akıllı olanlar, doktor
olabileceklerinin inancıyla başarıya ulaşırdı. Elijah da öyle Doktor grubu yanlarından geçerken birkaçı ölü ve ruhsuz
gözlerle onlara baktı. Elijah'ıft algılayabildiği tek duygu sessiz,
sakin bir yakarıştı.
Lütfen canımı acıtmayın. Lütfen beni normale döndürün. Lütfen Suçluluk duygusunu bir kenara bırakıp kapının kilidini açtı ve
bırakın gideyim. odaya girdi. Olin' in ona baktığını -içine baktığını-
hissedebiliyordu. Ve sonra hastanın gevşek yüzü sanki
Sabırsızlık yansıtan bir kadın sesi, "Elijah," diye fısıldadı. "Hadi."
olağanüstü bir şey görüyormuş, önemli bir soru soracakmış gibi
Elijah gözlerini mahzun duruşlu bir hastadan ayırdı ve kapının gerildi.
ağzında bekleyen Alex'i gördü. Çekici çalışma arkadaşı onu acele
"Günaydın, Bay Olin. Benim adım Eli... Dr. Glass. Bugün
etmesi için uyarır gibi başını yana eğdi. Grubun geri kalanının
kendimizi nasıl hissediyoruz?"
gitmiş olduğunu farkeden Elijah, hızla Alex'in ardından kapıdan
geçti. "Her günkü gibi: Deli. Ama sanırım sen bunu zaten biliyordun."
Bir an duraksadı. "Sen diğerlerinden farklısın."
Eğer ziyaretçi alanı iç karartıcı olarak tanımlanacaksa, hasta
odalarının dışındaki koridoru tarif etmek için ancak vahim "Evet," dedi Elijah. "Ben hâlâ okuyorum."
sözcüğü kullanılabilirdi. Hava yoğun ve ağırdı; duvarlar sanki "Hayır." Olin başını iki yana salladı. "Demek istediğim, sana
insanm üzerine geliyordu. bakınca hiç renk göremiyorum. Sanki... Sanki burada değilsin
Asistan duvarda asılı plastik bir dosyadan hasta çizelgesi aldı. bile."
"Her biriniz gruba sunum yapmadan önce hastasıyla beş dakika Kendini adama yaklaşmaya zorlayan Elijah, "Ne demek
yalnız kalacak. İlk olarak..." Elindeki çizelgeye baktı. "Teğmen istiyorsunuz?" diye sordu.
Robert 'Bob' Olin. Çöl Fırtınası sonrası post-travmatik stres "Diğerlerinin hepsi... Onlar parlıyor. Ama sen öyle değilsin. Sen
bozukluğu.' Dr. Glass, hasta sizin." görünmüyorsun. Havaya bakar gibiyim. Ya da ölü birine."
Grup Elijah'ı boğucu koridorda yalnız bırakarak yürüyüşüne "Hangi renklerde parlıyorlar, Bay Olin?"
devam etti. Elijah çabucak Olin'in kayıtlarını gözden geçirdi.
Okudukça midesi burulmaya başlamıştı. Renkli sözcükler "Bana Bob de. Herkes bana sadece Bob der."
sayfadan fırlıyordu sanki: "Hangi renklerde parlıyorlar, Bob?"
Halüsinasyonlar... Tehlikeli... Şiddet eğilimli... Katil. "Nasıl hissettiklerine bağlı," dedi eski asker. "Kuveyt'teyken bir
Derin ama titrek bir soluk aldı ve çelik telli küçük pencereden sürü renk görmüştüm. Ama çoğunlukla yeşil vardı. Koyu,
°daya baktı. İçeride zayıf bir adam duvara monte edilmiş çürümeyi çağrıştıran bir yeşil. Yeşil korkudur. Adamların çoğu
televizyona bakıyordu. Sonra dönüp onun gözlerinin içine baktı. korkmuyor gibi davranıyordu, ama ben anlardım. Her zaman
Elijah birini gözetlerken yakalanmış gibi utandı birden. anlarım." Bob başını yana eğip delici bakışlarla onu süzmeye
devam etti. "Sen hariç. Seni okuyamıyorum."
"Bana şu renklerden biraz daha bahseder misin?" "Ben ölü değilim, Bob."
"Onlar bana insanların ne istediğini söyler. Pup'u da o yüzden "Kanıtla o zaman." Bob elini uzattı. "Sana dokunmama izin ver."
öldürdüm zaten." Kalp atışları hızlanan Elijah geriledi.
"Pup kim?" "Sen bir hayaletsin, değil mi?"
"Missourili zavallı, salak bir çocuk. Bir av köpeği gibi bakan "H-h-hayır."
gözleri vardı ve on beşinden bir gün fazla göstermiyordu. Bu
yüzden de herkes ona Pup10 derdi. Ama kaya gibi sağlamdı; kör "O zaman neden sana dokunmama izin vermiyorsun?"
bir köşeden ilk dönen o olurdu. Senin anlayacağın, taşaklı Çünkü bende hafefobi var. Tüm psikiyatrların deli olduğunu
biriydi." bilmiyor muydun? Bu mesleği neden seçtiğimizi sanıyorsun? Ya
10 İngilizcede köpek yavrusu anlamına gelir, (ç.n.) da belki sen naklısındır. Belki de ben ölüyüm; tıpkı Altıncı
His'deki Bruce Willis gibi. üızım Bruce da ölü olduğunu
Elijah sessizce dinliyordu, ama bunun nedeni profesyonellik düşünmüyordu, değil mi?
değil ne diyeceğini bilmemesiydi.
Bob aniden yataktan fırlayıp Elijah'm elini yakaladı. Eski aske-rm
"Ama yaptıklarımızın herkesten çok onu yiyip bitirdiğini Parmakları tenine dokunduğu anda Elijah'm gözlerinin önünde
görebiliyordum. Ona baktığımda çevresindeki o titrek, açık mavi bir dizi renk belirdi.
sisi görebiliyordum; şimşek ışığı tonundaydı." Bob yüzünü
buruşturdu. "Beynimi ağrıtıyordu. Ve gerisinde de o bok rengi Donuk, pembemsi bir umursamazlık. Keskin, günbatımı-
vardı; çürük bir diş gibi. Pup o kadar fazla acı çekiyordu ki... İçi rıcusu bir merak. Ve koyu, mide bulandırıcı yeşil bir korku.
içini yiyordu... Görebiliyordum... Ve hissedebiliyordum. "Aman Tanrım!" dedi Bob derin bir soluk alarak. "Aman Tan-rım-
Yemekhane çadırında karşısında oturamıyordum. Ben de bir Tanrım-Tanrım-Tanrım!"
akşam devriye gezerken Beretta'mı kafasına dayayıp tetiği
çektim." Bob'un nakaratı yerini kulak tırmalayan, dehşet yansıtan bir
çığlığa bıraktı. Çığlık kesik ve duygusuzdu, ama Elijah'ın
Elijah dikildiği yerde huzursuzca kıpırdadı. benliğini kırık bir cam parçası gibi delip geçti. Elijah adamın
"Öldüğü zaman... Yani ölürken, bütün o Iraklılar gibi kusmuk parmaklarını açmaya çalıştı, ama bu mümkün değildi. Beyni
rengi bir ışık dalgası içinde, çıplak ve dehşete kapılmış halde pırıltılı bir turkuaz dalgayla dolarken, hissettiği dehşet de ikiye
değildi. Sadece iç geçirdi; sanki ayağına batan bir çiviyi çekip katlandı.
çıkartmışım gibi. Ve sonra tüm renkleri karardı. Tıpkı seninkiler Ve sonra, o da çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Beyni aynı
gibi." zamanda hem harikulade, hem de dehşet verici olan bir renk
cümbüşüyle dolmuştu. Elini kurtarmak istiyordu, ama "Sen ölü değilsin," dedi kendinden geçmeden önce. "Başka bir
kaslarındaki tüm kuWet sanki akıp gitmişti. şeysin sen."
İkisi birlikte ve parmakları diğerininkine kenetlenmiş vaziyette
deli gibi çığlık atmaya devam ettiler. Elijah orada böylece ne
kadar durduklarına emin değildi. Ama beyni...
(on iki yaşından beri)
...hiç hissetmediği duygularla allak bullak olurken geçen zaman
ona sonsuzluk kadar uzun geldi.
Sonra ansızın bir çift adaleli kol bedenini kavrayıp geriye çekti.
Devasa bir görevli onu bez bir bebek gibi kenara iterken, bir
diğeri de iri bedeniyle Bob'u kıstırıp etkisiz hale getirdi. Bob'un
ellerinden kurtulan Elijah'ın aklı başına geri gelmişti. Ama
heyecandan titreyen dizleri gövdesini taşımakta zorlanınca boylu
boyunca yere yığıldı.
"Doktor! Doktor, iyi misiniz?"
Görevli yardım için uzandı, ama Elijah o yabancı elden uzaklaştı.
Yerde sürünerek gerilerken, "İ-i-iyiyim," dedi. Odadaki çelik
sandalyeye tutunarak kalktı ve biraz da utanarak üstündeki
tozları silkti.
El ve ayak bileklerindeki bağlara direnen Bob'a baktı. Adam
boynundaki damarlar gerilmiş halde Elijah'a döndü ve görevli
cılız koluna bir şırınga saplarken dişlerini göstererek sırıttı.
Kahverengi gözleri iğnenin acısıyla bir an için büyüdü, sonra
bulanıklaştı. Bir kez daha, ama bu kez sersemlemiş halde
gözlerini kırpışhrarak Elijah'a baktı.
"Çok ciddiyim. Belki de tüm bu olanların nedeni sisteminin..."
17 "STEVİE!"
30 Aralık 2007 Kuzeni nihayet susunca Elijah ellerini gür saçlarının arasından
geçirerek arkasına yaslandı ve tavana baktı. Stevie neredeyse bir
14:37 (Yargı Gecesi'ne 33 saat, 23 dakika kala)
dakika kadar sessiz kaldı.
"Bir dakika, doğru anladım mı?" dedi Stevie. "On üç yıl kıçını
"Haklısın ahbap," dedi sonunda. "Bunların senin bekaretinle
yırtarak okuduktan sonra kötü bir deneyim yaşadın diye her şeyi
bıraktın, öyle mi? Piliçlerin doktorların peşinde nasıl koştuğu ilgisi olmadığına eminim."
hakkında bir fikrin var mı senin?" "Teşekkür ederim." Elijah duraksadı. "Sanırım yok."
"Bu benim için büyük bir sorun değil." "Peki... Şu anda yaşadıklarının tımarhanedeki o sapığa
"Ne demek, büyük sorun değil? Sen bekâr, heteroseksüel, yirmi dokunduğun zaman hissettiklerinle aynı olduğunu mu
dokuz yaşında bir erkeksin. Başka nasıl sorunların var ki?" düşünüyor-sum
"Benim hafefobim var, Stevie." "Akıl hastası demek daha doğru."
"Yani?" Stevie omuz silkti. "Pa-ta-tes, pat-tes. Bana göre hepsi aynı.
Demek istediğim, metrodayken benim karnım açtı; beni görünce
"Yani insanlara... Dokunmaktan hoşlanmıyorum."
sen de acıktın. Senin şu akıl hastan deliydi; ona dokununca sen
"Aman Tanrım! Hâlâ bakirsin, değil mi?" de delirdin."
Elijah başını eğip, ellerine baktı. Yüzündeki ince damarlar "Delirmedim. Ben sadece..."
açıldıkça kızardığını hissediyordu. Stevie neden her şeyin o
"Onun hissettiklerini hissettin. Aynı bende olduğu gibi. Aradaki
kadar üzerine gidiyordu ki? İnsanları rahatsız etmek konusunda
tek fark, Bob'un durumunda ona dokunman gerekti, bende ise
psişik bir becerisi vardı sanki.
kablosuza terfi ettin."
Stevie eliyle onun dizine bir şaplak attı. "Sana bir hanım
Elijah her ne kadar kabul etmek istemese de, kuzeni haklıydı.
ayarlamalıyız, kuzen!"
"Sen bir empatsm. Next Generation'daki Deanna Troi gibi."
"Önce nelerin döndüğünü anlamaya çalışsak daha iyi olmaz mı?"
"O bir Betazoid idi."
"Kesin olan şu ki, senin acil olarak rahatlamaya ihtiyacın var."
"On saniyeliğine bile olsa ciddi kalabilir misin?"
"Sadece yarı-Betazoid. Babası insandı. Neyse, bunun konumuzla tepkiyi vermişti. Rizzolatti bu hücre kümelerine 'ayna nöronlar'
ilgisi yok, ama dediğim hâlâ geçerli: Sen empatiksin. Beyninde adını verdi."
empati duygusunu tetikleyen şey her neyse, aşırı çalışıyor sanki. "Bırak tahmin edeyim," dedi Stevie. "Bu ayna nöronlar duyguları
Tıp okurken empatinin nasıl çalıştığını öğrenmedin, değil mi?" da taklit ediyorlar."
"Ayna nöronlar." "Doğru. Birisiyle etkileşime girdiğimiz zaman, o kişinin
"Hiç duymadım." davranışlarını gözlemlemekten daha fazlasını yaparız.
Beynimizde onların eylem, izlenim ve duygularının içsel bir
"Nöronun ne olduğunu biliyorsun ama, değil mi?"
betimlemesini yaratırız; eylemde bulunan, algılayan ve hisseden
Stevie 'hayır' anlamında başını salladı. kendimizmiş gibi."
"Nöron, 'sinir hücresi'nin süslü adı. Beynimizde yaklaşık 100 "Maymun gördü, maymun yaptı," dedi Stevie.
milyar nöron vardır ve birbirleriyle elektriksel sinyaller
"Aynen. Ayna nöronlar, mesela bir golf sopasını sallamak gibi
aracılığıyla haberleşirler."
karmaşık eylemleri, sadece bir başkasının onları yapışını
"Harika." seyrederek öğrenmemizi sağlar. Aynı zamanda duyguları da
"Üç temel nöron vardır. Aferent nöronlar doku ve organlardan iletirler ki, bir boksör yumruk yediği zaman olduğumuz yerde
beyine bilgi iletir. Eferent nöronlarsa o bilgiyi işleyip beyinden sinmemizin nedeni de budur; ayna nöronlarımız bize o yumruğu
gönderilen sinyalleri aktarır. Aracı nöronlar da beyin ve merkezi yediğimiz hissini verir."
sinir sistemi içindeki iletişimi sağlar. "Ya da bir porno film seyrederken..."
"Anladım." "Anladın," dedi Elijah onun sözünü keserek. "Her neyse... Bilim
"İyi. 1996'da, Giacomo Rizzolatti ve Leonardo Fogassi adında iki adamları bizi diğer hayvanlardan ayıran şeyin beynimizdeki
italyan bilim adamı maymunların motor nöronlarını ayna nöronların sayısı olduğuna inanıyor; bazı şeyleri
inceliyorlardı. Bir mola sırasında Fogassi bir muzu eline alınca, öğrenmemiz onlar aracılığıyla mümkün oluyor. Alet kullanmak,
Rizzolatti maymunda hareket olmamasına rağmen premotor konuşulanları anlamak..." Elijah duraksadı. "Ve empati duymak."
korteksindeki bir nöron kümesinin ateşlendiğini farketti. Normal "Yani benim hissettiğim her şeyi senin de hissetmenin nedeninin
olarak nöronlar sadece bir eylem sırasında ateşlenir, ama o ayna nöronlarının fazla mesai yapıyor olması mı diyorsun?"
olayda maymun hareketi gördüğü zaman da ateşlenmişti. Bunu bir süre düşünen Elijah başını salladı. "Olası değil."
Maymunun muzu eline almasıyla aynı şeyi bilim adamının
"Neden?"
yaptığını görmesi fark etmiyordu; hücreler her iki halde de aynı
"Ayna nöronlar duyguları bir algılama sonucunda tetikler. Ama oluyor. Bu sadece görsel spektrumdaki birleştirme problemini
metrodayken ben senin aç olduğunu beş duyumdan herhangi tanımlıyor. Beyinin birbirleriyle ilgisiz alanlarda meydana gelen
biri vasıtasıyla algılamadım. Açlığını hissettiğimde seni henüz birden fazla duyusal uyarıyı nasıl bütünleştirdiğiyse, daha da
görmemiştim bile." büyük bir gizem."
"Demin de dediğim gibi, kablosuza geçmişsin." "Yani kimse beynimizin nasıl çalıştığını bilmediğine göre senin
beyninin benim hissettiklerimi anlayamayacağını mı
"Olamaz. Beyin dediğin organ öylesine dağınıktır ki, bırak
söylüyorsun?"
başkasmınkileri, kendi hislerimizi algılamamız bile bir mucize
sayılır." "Kimsenin bilincin nasıl oluştuğu hakkmda bir fikri olmadığını
düşünürsek, senin ve benim olanları anlayabilmemizin herhangi
"Ha?"
bir yolu olmadığını söylüyorum."
"Birleştirme problemi diye bir şey duydun mu?"
Stevie bir süre sessizlik içinde Elijah'ın söylediklerini düşündü.
"O gün herhalde hastaydım; dersi kaçırmışım." "Pekâlâ... Beynin her nasıl çalışıyorsa çalışsın^ en azından şimdi
"Birleştirme problemi, bilinçli algının nasıl çalıştığını sorgular; senin şu hapahipinin..."
çünkü bilim adamlarının değişik nöron kümelerinin "Hafefobi."
etkinliklerinin tümleşik bir algısal deneyim oluşturmak için nasıl
"Adı neyse o şeyin gerçeklikle ilgili olduğunu biliyorsun. Demek
bir araya geldiği hakkında hâlâ en ufak bir fikri yoktur."
istediğim, her defasında duygularını hissedeceğimi bilsem, ben
"Tümleşik ne?" de insanlara dokunmaya korkardım."
Elijah iç geçirdi. "Peki, dinle: İnsanlar renk, hareket ve şekilleri "Evet," dedi Elijah. Kolyesi çalındığından o yana ilk defa bir
görsel korteksin üç farklı alanında işler. Yani kırmızı bir halkadan nebze olsun rahatlamıştı.
atlayan beyaz bir kaplan görürsek, bazı nöronlar beyazın
Stevie haklıydı. Hafefobisi gerçekten de mantıklıydı. Ve
varlığını, başka bazıları kırmızının varlığını, diğerleri dairesel
enoklofobisi de artık eskisi kadar mantıksız görünmemeye
halkayı ve kimileri de atlayan kaplanı belirtir. Soru şu: Beynimiz
başlamıştı. Fobilerinin tümüyle akıl dışı olmadığını kalbinin
kaplanın beyaz olup atladığını, halkanın ise kırmızı ve hareketsiz
derinliklerinde hep bilmişti aslında. Şimdi nedenlerini anladığına
olduğunu anlamak için tüm bu verileri nasıl birleştirir?"
göre belki... Belki de onları kontrol altına almayı öğrenebilirdi.
"Nöronların birbirleriyle konuştuğunu sanıyordum."
"Bu fen dersine biraz ara verebilir miyiz?" diye sordu Stevie.
"Sorun da bu zaten; bilim adamları görsel korteks nöronları "Beynim bulandı."
arasmda hiçbir iletişim bulamadı. Ayrıca her şey aynı anda
"Aklından ne geçiyor?"
"Önce biraz uykuya ihtiyacım var. Sonra da sinemaya gitmeye ne
dersin?"
Elijah karşı çıkmak istedi, ama sinema isteği -aslında Stevie'nin III. Ara
isteği- içinde büyüdü. Hayır demesine olanak yoktu.
10 Eylül 2007
"Olur," dedi. Sonra birden yerinde dikildi. "Tabii ya! Sinema
08:03 (Merkezi Avrupa Yaz Saati) (Yargı Gecesi'ne 112 gün kala)
mükemmel bir yer olur!"
Solothurn Pfyffer von Altishofen o sabah meslek yaşamı boyunca
"Ne için?" diye sordu Stevie kuşkuyla. ilk defa geç kalmıştı. Ana kapıdan girerken siyah beresini
"Bir düşünce deneyi için." çabucak başına geçirdi, içerideki labirentten geçip görev yerine
vardı.
"Hauptmann, çok özür dilerim.
"Bahane yok!" diye gürledi yüzbaşı. "Albayın henüz gelmediğine
dua et. Gelmiş olsa, bu görevi kaybederdin."
Von Altishofen başını üzüntüyle eğdi. Yüzbaşıya kendisini
mazur görmesi için söyleyebileceği hiçbir şey olmadığı gibi, ne
derse desin çiğnenip kendisine geri tükürülecekti. Sessiz kalmak
en iyisiydi.
"'Schıoeizergarde'de geç kalmak hoş görülmez. Özellikle de senin
görevlerine sahip bir baltacı söz konusu olduğunda. Artık çocuk
değilsin. Bir erkeksin. Öyle davranmaya başlasan iyi olur."
"Evet efendim."
Yüzbaşı Segmüller, "Şimdi silah deposuna rapor ver," diye
homurdandı. "Akşamdan önce tüm silahların bir envanterini
istiyorum."
"Evet efendim."
Segmüller bir süre daha baktı ona, sonra yürüyüp uzaklaştı. Von sakin yaşamına neredeyse tercih edecekti. Öylesine iyi eğitimli
Altishofen yüzbaşı gözden kaybolduktan sonra bile yüz ifadesini bir katil olup da yeteneklerini kullanma fırsatı bulamaması
bozmadı. Silah envanteri çıkartmak genelde ceza kabul hayıflanacak bir durumdu.
edilmesine rağmen onun hoşuna gidiyordu. Silah eğitimini Başını iki yana sallayarak o garip düşüncelerden sıyrılmaya
seviyordu ve modern silahlarla eski kılıçlar arasında olmaktan ça-"Ştı. içgüdüsel olarak bir dua okudu. Ama aklı sürekli bir gece
haz alıyordu. önceki toplantıya gidiyordu. Postadan çıktığında o gümüş bileti
Yanından geçerken kırıtarak göz kırpan bir Fransız bayan turist Ç°pe atmasına ramak kalmıştı. Agnostik kültün üyesi olan
grubuna hiç aldırmadan, bodruma inene kadar sert yüz ifadesini Amerikan film yıldızlarının öyküsünü La Republka'da okumamış
bozmadı. Aklında kendine bir gelin bulmaktan çok daha ciddi olsaydı, buyük olasılıkla atardı da. Ama sonunda merakı üstün
düşünceler vardı. Dikkatini o sabah otobüsü kaçırmasına neden gelmişti.
olacak kadar dağıtan düşünceler. Toplantıya gidince katılımcı sayısının azlığı von Altishofen'i
Silah deposuna gönderilmek onun için bir mola gibiydi. Öyle sasirtmıştı. Aslında gece boyunca birkaç defa toplantının sadece
salakça bir idari işle uğraşmayı, en ufak dikkatsizliğin bile çok onun için yapıldığı düşüncesine de kapılmıştı. Bunun saçmalık
ciddi sonuçlar doğurabileceği nöbet görevinde olmaya tercih olduğunu biliyordu. Neticede, kim -özellikle de Valentinus kadar
ederdi. Köşeyi dönüp büyük ve uzun salona girdi. Havada belli zeki birisi- onun gibi dini bütün bir Katoliği hedef seçerdi ki?
belirsiz bir toz ve yağ kokusu vardı. Kapıyı kapattıktan sonra ucu Von Altishofen'in İsa'ya olan inancı tüm yaşamı boyunca bir an
baltalı kargıları saymaya başladı. Birini raftan alıp keyifle elinde bile zayıflamamıştı. Yani... Önceki geceye kadar. Valentinus o
tarttı. kadar inandırıcıydı, akıl yürütmesi o kadar mükemmeldi ki,
Parmağını yavaşça baltanın keskin ağzında ve arkasındaki Solothurn dediklerine kapılmaktan kendini alamamıştı. Dört
kertikli dikenin üstünde gezdirdi. Jilet gibi keskin balta uzun bir saatlik toplantının sonunda sadece Katolikliği değil,
sopaya takılıydı. 160 santimetre uzunluğundaki sapı iki eliyle Hıristiyanlığı da tümüyle reddetmeye hazırdı.
tutarak ağır silahı savurdu. Güçlü kollarını zorlayan ağır balta bir Ama Valentinus ondan herhangi bir vaatte bulunmasını
hışırtı çıkartarak ve ölümcül bir hızla havayı yardı. istememişti. Tek istediği, o gece geri dönüp, kendisini bir daha
Usta elinden çıktığı belli olan öyle bir silahla 14. Yüzyıl'da dinle-mesiydi. Solothurn da kabul etmişti.
savaşmanın nasıl bir şey olacağını hayal etmeye çalıştı. Daha Dinlemekten ne zarar gelirdi ki?
basit devirler. Az düşünce, fazla eylem. O zamanlar yaşasa çok
başarılı olacağından emindi. Her ne kadar kanlı bir dönem olsa Valentinus, Roma'daki en önemli toplantıyı sona bırakmıştı.
da, savaşta ölmekten gurur duyardı. 1300'lerde yaşamayı şimdiki Mükemmel kiralık katili bulmak ona 300.000 Avro'ya yakın bir
paraya patlamıştı. Beş adamın her birini gümüş zarfları açarken
gizlice gözetliyor olsa da, o 'benzersiz yeteneklerden sadece bir
tanesini toplantıya çekmeyi başarmıştı. 18
Solothurn Pfyffer von Altishofen. 30 Aralık 2007
Valentinus odadaki öteki kadınları ve erkekleri önemsememiş, 19:49 (Yargı Gecesi'ne 28 saat, 11 dakika kala)
zeytin yeşili gözlere sahip, sarışın ve iri yapılı askere
odaklanmıştı. Diğer on üç katılımcıyı umursamıyordu bile. Onlar Karanlık konser salonuna bakan Winter hüzünle gülümsedi. O
zaten sadece gösteriş için oradaydı. Valentinus'un yurtdışı gece çalmayı kabul etmemeliydi. Tüm düşünceleri annesine
toplantılarının çoğu gibi, o toplantı da aslında tek bir kişi için odaklanmıştı. On yaşından beri neredeyse her konserinde olduğu
yapılmıştı. Önceki gece o kişi von Altishofen idi. gibi o gece de yanında olmasmı öyle çok istiyordu ki. Artık hiçbir
konserden zevk alamayacağını düşündü.
Onun diğer arkadaşlarından hiçbirim toplantıya getirmeyi
başaramamıştı, ama bu önemli değildi. Bir kişiye ihtiyacı vardı; Derin bir soluk alıp üzüntüsünü bir kenara itmeye çalıştı. O anda
von Altishofen de görevi yerine getirmek için yeterli erişime önemli olan tek şey müzikti. Boş bakışlarını kalabalık dinleyici
sahipti-Yirmi iki yaşındaki asker toplantıdan çıktığında, kitlesinin üzerinde dolaştırdı ve en ön sıradaki bir şey dikkatini
Valentinus onun artık kendisine ait olduğunu biliyordu. Yine de, çekti. Gözünü alan projektör ışıklarının altında bir siluetten
üzerinde oluşturduğu etkiyi perçinlemek için bir telkin seansı fazlasını seçmek mümkün değildi, ama gölgeyi andıran şekil yine
daha ayarlaması iy1 olmuştu. Her ne kadar planının başarıya de kanını dondurmaya yetti: Kocaman bir köpek.
ulaşacağından hiçbir zaman kuşku duymadıysa da, Kör adamın orada olduğuna emindi. Onun, beyninin içine
gerçekleşeceğini bütün yüreğiyle düşünceye de ilk defa cesaret baktığını düşündü. Zorlukla yutkunup, soluklarını kontrol altına
ediyordu. Bethany'nin bilgisayardan aldığı listeyi gözden almaya çalıştı. Saçmalıyordu. Yalnızca sinirliydi; hayal gücü fazla
geçirirken gülümsedi. Kuzey, Güney ve Orta Amerika'nın yanı çalışıyordu. Köpek de orada değildi, sahibi de.
sıra Avrupa da tamamlanınca, geriye sadece Avustralya ve Yeni
Zelanda ile Asya'daki 11 ve Afrika'daki 16 ülke kalıyordu. Sadece çal. O zaman yeniden hissetmeye başlayabilirsin.

Yolculukla geçecek dokuz hafta daha. Sonra eve dönüp, yılbaşına Winter giriş yapacağı zamanı gösteren işareti bekledi. Orkestra
kadar Amerika'daki sürüsünü büyütmeye odaklanabilirdi. Ya da Jean Sibelius'un Re-minör keman konçertosunu çalıyordu. Finli
kendi deyişiyle Yargı Gecesi'ne kadar. bestecinin başyapıtı temaların birbiriyle iç içe gireceği şekilde
dokunmuş zengin armonisiyle olduğu kadar, keman solosunun
inanılmaz imgelemesinden ötürü de onun favorisiydi.
Sonunda zaman geldi. Winter kemanını yerleştirdi ve müziğin Ne olduğunu sorgulamasına fırsat kalmadan dinleyiciler ayağa
içinden geçip akmasına izin verdi. Kırk üç dakikalık konçerto fırladı. Gök gürültüsünü andıran bir alkış koptu, duvarlardan
süresince daha önce hiç çalmadığı gibi çaldı. İçsel hüznü ve yeni yansıdı ve fiziki bir güç gibi geri tepti. Winter elinin tersiyle
bulduğu özgürlüğü salonda bir kuşun dokunaklı ötüşleri gibi yanak-'arını sildi, gülümseyerek alkışların kendisini
süzülüp yankılandı. Görkemli kreşendoya doğru arşesini hızla sarmalamasına izin verdi. Dinleyicilerden gelen övgü ve
Stradiva-rius'unun telleri üzerinde kaydırırken, gözlerinden artık hayranlık dalgasının keyfini Çıkartarak e ğildi ve uzun bir selam
yaşlar süzülüyordu. verdi. Salonun ışıkları yanarken Çenesini kaldırıp bakışlarını
balkona çevirdi.
Görüşü bulanıklaştı, ama önemli değildi. Ezberden çalarak
orkestrayı ardında sürüklerken, şef de onu izliyordu. Diğer Ve bir anda yüzü karardı.
müzisyenler onun kemanının boş bıraktığı her perdeyi doldurup Michael orada, otuz metre ilerisindeki bir locanın ön sırasında
yalnızca müzik olmanın ötesinde, müzikten bir duvar yaratarak ayakta duruyordu.
sel gibi arkasından geliyordu. Cisimleşmiş bir duygu yumağıydı
yaşanan. Michael konserin sonunda avuçlarını acıtacak kadar kuWetle
alkışlıyordu.
Winter'in ruhundan saf, yoğun, özürsüz duygular fışkırdı. Hayır,
sadece onun değil, hepsinin ruhundan. Aslında o duygu selini Winter'in çalışmdaki güzellik o ana kadar duyduklarının hiçbiri
yönlendiren solistti belki, ama yalnız değildi. Hüzün, umut ve gibi değildi. Hayatını o büyüleyici kadın için neden altüst ettiğini
arzu ondan değil, onun vasıtasıyla tüm orkestradan geliyordu. bir kez daha anladı. Seviştikleri zamanlarda bile duyguları hiç o
Artık sadece enstrümanlarını çalmıyor, aynı zamanda kalplerini kadar yoğun olmamıştı. Ve Winter'in çalışı her ne kadar onu hep
şakıyorlardı. soluksuz bırakmış olsa da, o gece diğerlerinden farklıydı.
Orkestra son notayı da çaldığında Winter arkasındaki herkesin Her nota sanki sadece onun için çalınmıştı; bir ağlayan melekler
tüketici ve özgürleştirici bir deneyimden geçmişçesine aynı anda senfonisiydi dinlediği. Başka her şeyi gölgede bırakan,
iç geçirdiğini hissetti. Arşesini kaldırmasıyla dinleyicilerin tepkisi kavramakta zorlanacağı kadar canlı bir duygu dalgası onu alıp
arasındaki o çok kısa anda dönüp arkasına baktı. götürmüştü ve öylesine içgüdüseldi ki, Winter son notayı
çaldığında o da soluk soluğa kalmıştı. x
Önce müzisyenlerinin yüzlerinin neden o kadar parlak
göründüğüne anlam veremedi, ama sonra kavradı. Çalarken Neredeyse sevişme sonrası rehaveti içinde alkışlamaya devam
ağlayan sadece kendisi değildi. Onlarca ıslak yanak ve kırmızı ederken içinde bir boşalma duydu... Sanki birisi tüm duygularını
göze bakılırsa, orkestranın neredeyse tamamı gözyaşı dökmüştü. emip bitirmiş gibiydi. Kendini boş ve yalnız hissetti; Winter'in
ona yol gösteren müziği olmayınca nasıl hissedeceği umurunda
değildi.
Ve o ana dek yaşamış olduğu tüm acılar hissettiği duygusal Boğuk, yankılanan bir ses beynini doldurdu. Neredeyse fiziki bir
boşluğu birden dolduruverdi. Ona bir daha asla sahip varlık gibi üstüne çöken ölümcül bir hüzündü bu. Arzulamadığı
olamayacaktı. Dışarıda bir yerlerde dikilip onu seyretmekle bir şeydi. O sefil sesi hiç düşünmeden boşluğa fırlattı.
yetinecekti. Onun sevgisini tattıktan sonra yerine her ne koyarsa Michael zihninde kasvetli bir sesin yankılandığını duydu. Bir
koysun, yaşamı sonsuza dek soğuk ve boş olacaktı. ızdırap dalgası bıçak gibi beynine saplandı.
Cebine soktuğu elinin parmakları 38'liğin kabzasında kapandı. Ne yapıyordu? Öyle muhteşem bir yaratığı gerçekten öldürmek
Pürüzsüz metal teninde ılık bir temas bırakıyordu. Planı Winter üzere miydi?
ile yüz yüze gelmekti, ama o anın zorlamasına daha fazla
dayanamadı. Onsuz, Winter'in bir saniye bile yaşamasına izin Nasıl bir insan yapabilirdi bunu?
veremezdi. Sadece onun duyabildiği yürek paralayın ses kulaklarını sağır
Silahı cebinden çıkarttı. Tam locanın altın yaldızlı korkuluğunu edecek bir seviyeye yükselirken nefreti de yok oldu. Onu hâlâ
aşmak üzereydi ki, Winter başını kaldırıp ona doğru baktı... Ve seviyordu. Kendisini öylesine kesin bir şekilde reddetmiş olması,
göz göze geldiler. ona °lan sevgisini hiçbir şekilde azaltmamıştı. Olanlar kendi
hatasıydı. Winter'i itip uzaklaştıran kendisiydi.
Winter gözlerini Michael'den ayıramıyordu. Salonun enerjisi
söndü ve benliğindeki tüm acılar yüzeye fışkırdı. Kendisine Elinden bıraktığı silah tok bir sesle halının üzerine düştü. Yü-reği
yalan söylediği için Michael'den nasıl nefret ettiği... Kfefretine inanılmaz bir hüzünle doldu ve birden yapması gerekeni açık-?a
rağmen onun dokunuşlarına nasıl karşı koyamadığı... Ve kendini gördü. Uzanıp locanın parlak ve soğuk metal korkuluğunu
ne kadar yalnız hissettiği ve her zaman hissetmiş olduğu... kavradı. Winter'e bir kez daha baktı. Her şey çok güzeldi. Her şey
çok hüzünlüydü. Ve ne kadar çok acı vardı... Benliğinin her
Michael bir süre için yalnızlığım gidermişti, ama evli olduğunu tarafında çınlayan acı, başlangıcı ve sonu olmaksızın sağır edici
öğrendiği zaman o ezici duygu eskisinden de güçlü olarak geri bir sonsuzluğa uzanır gibiydi.
gelmişti- Duyduğu acı içini bir alev gibi sardı ve üzerine ezici bir
kaybetmişlik hissi çöktü. Eğilerek ağırlığını öne doğru verdi. Bir an için parlak korkuluğun
üstünde dengede kaldı. Sonra, yerçekimi onu sert bir şekilde
Sonra annesini, birlikte göğüs gerdikleri şeyleri, kendisini her aşağıya çekti. Michael Evans aşağıdaki boş koltuklara doğru
zaman nasıl koruduğunu düşündü. Sonu ayrılıkla biten her aşkm düşerken, beyninde yankılanan o yürek paralayıcı ses sonunda
ardından yanında olup parçaları toplamasına yardım eden duracağı için Tanrı'ya şükretti.
sadece oydu.
Dinleyiciler, Michael'in vücudu orkestra elemanlarının boş
Ama şimdi yoktu ve Winter bu kez gerçekten de hissettiği kadar sandalyelerine çarpmadan bir saniye önce alkışlamayı kesti.
yalnızdı.
Çarpma anında sadece parçalanan tahtaların, kırılan kemiklerin
ve yırtılan etin sesi duyuldu. Bunu kulakları sağır eden bir
sessizlik izledi.
19
Kimse öksürmedi. Kimse kımıldamadı. Tek ses sanki dehşet dolu
bir soluk alan salonun kendinden geldi. Büyüyü ilk bozan Winter 30 Aralık 2007
oldu. Gözleri yaşlarla dolu halde, ayakkabıları ahşap zeminde 20:13 (Yargı Gecesi'ne 27 saat, 47 dakika kala)
takırdayarak merdivenlere koştu.
Elijah ile Stevie bir paket çerez, bir kutu patlamış mısır ve iki
Sonra, onu gördü. Michael yüzükoyun yerde yatıyordu; Pepsi aldıktan sonra karanlık sinema salonuna girdi. Perdede
bacaklarından biri havaya bakarken, diğeri kırık bir oyuncak gelecek programdan parçalar vardı. Onlar oturmak için boş yer
askerinki gibi garip bir açıyla bükülmüştü. İki yana açılmış ararken, gümüş rengi bir uzay gemisi beyaz perdeyi boydan
kolları kırık iki dal parçası gibiydi. Kafatasının bir tarafı ezilmişti boya geçti. Stevie çabucak koridor kenarında iki yer buldu ve
ve bir kan gölünün içinde duruyordu. oturdu.
Michael'in boş bakan gözleriyle karşılaşınca Winter'in soluğu Gergin bir şekilde etrafına bakan Elijah içini çekti. Kalabalık bir
boğazında takılıp kaldı. Onu dehşete düşüren gördüğü kanlı ortamda yaşamaya alışık olduğu ezici duygu selinden eser yoktu.
manzara değil, Michael'in yüzündeki ifadeydi. Gözlerini kapatınca tüm bedenini ılık jöleyle dolu bir havuza
Huzur. batıyormuş gibi karıncalanma hissi sardı.
Kendisini uzun zamandır ilk kez o kadar iyi hissediyordu. Tüm
nevrozları eriyip gitmişti sanki. Deneyinin çalışıp
çalışmayacağını merak etti. Duyduğu huzura bakılırsa, belki o
anda bile çalışıyordu.
Elijah kuzeninden başka insanların da duygularını hissedip
hissetmeyeceğini anlamak için çevresindeki herkesin kendini iyi
hissediyor olacağı bir ortama -duygusal bir güvenli bölgeye-
girmek istemişti. Perde pembeye dönüştü ve filmin stilize edilmiş
jeneriği akmaya başladı. Animasyonun düşük zekâ seviyesine
rağmen, Elijah her şeyi hayranlıkla izliyordu.
Çizgi köpek gerçeğine dönüşüp öykü başlaymca tüm basmakalıp Verdiği tepkilerinin aşırı olduğunun bilincindeydi, ama
karakterleri anında saptadı. Doğru kadın hariç her şeye sahip gülmesini kesemiyordu. Ilık bir ıslaklık hissi kasıklarına yayıldı.
gıcık, sinirli iş adamı. Onun kadın peşinde koşan, zampara, Altına kaçırmıştı. Ve hâlâ gülüyordu.
kendi-ne aşırı güvenli en iyi arkadaşı. Pes etmeyen bir vücuttan Beyni kontrolü ele geçirmeye çabalıyordu, ama faydasızdı.
ve altın kalpten başka şeyi olmayan, nevi şahsına münhasır,
kafası karısı, basma buyruk bir kadın. Kadının biraz hafifmeşrep, Deneyi biraz fazla iyi çalışmıştı. Stevie'ye bir göz attı; ama o
herkesi ve her Şeyi küçümseyen ev arkadaşı. tarafta da yardım umudu yoktu, çünkü o da yıkıla yıkıla
gülüyordu. Büyük, gürültülü, çınlayan kahkahalar... Elijah
Elijah konuşmaların ilk cümlelerinden öykünün tüm kurgusunu bakışlarını tekrar perdeye çevirdi. Hafifmeşrep ev arkadaşı ayağa
çıkartmış olmasına karşm gözlerini perdeden ayıramıyordu. kalkmıştı, ama şimdi de köpeğin suratında bok yemiş bir ifade
Replikleri neredeyse aktörlerle birlikte tekrarlayabilirdi; yine de vardı. O kadarı artık fazlaydı. Elijah öyle gülüyordu ki, karnının
her bariz cümle yeni gibi geliyor, her yıllanmış espri son derece patlayacağını zannetti. Elleriyle gövdesinin ortasını tutarak ayağa
komik görünüyordu. kalkmaya çalıştı, ama yapamadı.
Ana karakterlerden biri dağıtıcı çocuğun fırlattığı sabah Birkaç kişi dönüp ters ters baktı ona. İnsanların rengi atık yeşil ve
gazetesini kasıklarına yiyince, Elijah yüksek sesle bir kahkaha soluk san öfkelerini hissetti. Salon birden renkle doldu. İsterik
atmaktan kendini alamadı. Ve köpek. Köpek o kadar komikti ki... kırmızılar, kıkırdayan morlar, kahkahadan kırılan maviler...
Hele sürekli kapıların içinden geçmeye çalışması yok mu...
Öldürücü derecede komikti ve... Hatta... Aklını kaybetmeden oradan çıkmalıydı. Hâlâ bir çılgın gibi
kıkırdayarak yerinden doğruldu. Koridora çıkmayı başardı,
Elijah'm kahkahaları şiddetlendi. orada boğazından yükselen kesik kahkahalarla olduğu yere
Ha evet! Kadının bir de kedisi vardı; tıslamasıyla erkek devrildi.
kahramanın kasıklarına inen gazeteyi atan dağıtıcı çocuğu Gülmesini tek bir soluk alacak kadar durdurmaya çalışü, ama bu
korkutan kötü kalpli bir kediydi bu. olanaksızdı. Son bir sağ kalma içgüdüsü kalıntısı devreye girdi.
Elijah katıla katıla gülüyordu; yanaklarından aşağıya yaşlar Sırtüstü yatan Elijah başını kaldırıp tüm gücüyle döşemeye
süzülmeye başlamıştı. indirdi.
Kadının hafifmeşrep arkadaşı yanlışlıkla üzerine oturunca Bir daha yaptı. Ve bir daha. Tam başını tekrar kaldırırken bir çift
köpeğin suratının aldığı ifade tüm salonu kahkahaya boğdu. kol onu omuzlarından tuttu, alnı yardım etmeye çalışan adamın
burnuna hızla çarptı.
Elijah artık uluyor, saçlarını yolmak istiyordu.
"SENİ GERİ ZEKÂLI!" diye bağırdı adam.
Parlak yeşil isterik kahkahalar bir anda parıldayan, billuri
turuncu öfkeye dönüştü. 20
"Otur yerine!" ve "Kes sesini!" bağırtıları arasında yattığı yerden 30 Aralık 2007
doğrulurken, "Ne dedin sen?" diye gürledi Elijah.
20:16 (Yargı Gecesi'ne 27 saat, 44 dakika kala)
"Burnumu kırdın, bok herif!" dedi adam.
Winter koşarak kendini taksiye attı ve kapıyı çarparak kapattı.
İlk Terminator'dan öfkeli bir Michael Biehn. Yüzü kanlar içinde Beyni uyuşmuş halde, "Sadece sür," dedi.
kalmış adamın her tarafından sarı, zehirli bir nefret fışkırıyordu.
Zihninde bir şiddet duygusu büyümeye başlayan ve adrenalin Bunlara ben neden oldum.
seviyesi hızla yükselen Elijah o nefreti içine çekti. Gerileyip Başım iki yana salladı. Michael dengesiz birisiydi. Balkondan
oradan uzaklaşmaya çalıştı, ama öfkesi buna izin vermiyordu. atlaması onun suçu değildi.
"Burnundan fazlasını kıracağım!" diyen kendi sesi geldi kulağına. Doğrudan ona bakıyordum. Ne kadar üzgün olduğumu
Birden öne doğru atılarak başını Biehn'in karnına gömdü ve onu düşünüyordum ve...
yere düşürdü. Duyduğu öfkeyi kontrol altına alamayan Elijah HAYIR!
yumruğunu adamın burnuna bir daha indirdi. Adam acı içinde
bir Çiğlik attı. Bunu kendine yapmayacaktı. Michael'in atlamasını istememişti.
Şehir camın dışında akıp giderken gözyaşlarını sildi. Taksi şoförü
Elijah'm beyninde eflatun bir acı parladı, ama onu pençesine alan bir süre neonlar altında ışıldayan BroadWay Caddesi'nde ilerledi,
yoğun nefreti bastıracak kadar güçlü değildi. Kanlı yumruğunu sonra Columbus Meydanı'nı dolaşıp bembeyaz Noel ışıklarıyla
geri çekerken ıslak bir ses duyuldu. Sonra bir daha vurdu. Kırılan bezenmiş Beşinci Cadde'den geri döndü. Paranoyası neredeyse
dişler elinin derisini kesti. Birilerinin onu ensesinden tutup geriye bir saat sonra yatışan Winter şoförü oteline yönlendirdi.
çektiğini hissetti. Kollarını salladı, ama yumrukları artık havayı
dövüyordu. Savurduğu tekme birisinin karnına geldi. Boynuna Bedensel ve duygusal olarak tükenmiş olmasa, yaptığı hatanın
dolanan kol biraz daha sıkınca nefesi kesildi. Umutsuzca soluk farkına varabilirdi. Ama taksi Waldorf-Astoria otelinin
almaya çalışırken gözünün önünde değişik renkler belirdi; nefes girişindeki geniş kırmızı halının önünde yavaşlarken orada
alamıyordu. Soluk borusu acıyla kasıldı, görüşü kararmaya toplanmış bekleyen kalabalığa dikkat etmedi.
başladı. Winter taksiden iner inmez insanlar arı sürüsü gibi üstüne
Bayılmadan önce aklından son bir düşünce geçti. uŞuştü. Patlayan flaşlanyla fotoğrafçılar ve bağrışan gazeteciler
bir anda etrafını sararken, dört ayrı haber TV ekibinin spot
Stevie ne yapıyor acaba? ışıkları etrafı gündüze çevirdi.
"ÖLDÜĞÜNE MEMNUN MUSUNUZ?" girdiklerinde (hastanelik olanların dışındakiler) duydukları
vicdan azabıyla bambaşka öyküler anımsıyordu.
"BİR NOT BIRAKMIŞ MI?"
Ve o öfkeli şarkı hâlâ kulaklarındaydı.
"BUNU YAPMASINI ONDAN SİZ Mİ İSTEDİNİZ?"
Otuz yedi kişi oldukları sonradan anlaşılan kalabalık geri
Bir yandan flaşlar patlarken, bir yandan da sorular ardı ardına
çekilirken ayaklar, dirsekler, kafalar, mikrofonlar ve kameralar
gelmeye devam ediyordu. Derin bir ızdırap melodisi beyninde
birbir' lerine girdi. Daha önce de düzinelerce kez benzer
bangır bangır patlayan Winter, flaşlardan kör olmuş bir halde
durumlarla karşılaşmış oldukları halde bu kez bir şeyler
gözlerini yumdu.
farklıydı.
"WINTER! BURAYA!"
Bu kez ortamın gerilimini tırmandıran şey beyinlerinde
"WINTER!" vızıldayan o müzikti. Vurgulu çalgıları ve tiz gitarları andıran
"WINTER!" sesler kulak tırmalayıcı bir ulumayla gelip beyinlerinde bir
kasırga gibi patladı. Ve her şeyiyle ilkelliği çağrıştırıyordu. Ve
"YETER!" diye bağırdı Winter sonunda öfkesi sabrını yenince. onları değiştirdi.
Bitkinliği nefrete dönüşürken öfkeden kudurmuş halde
etrafındakilere baktı. Beynindeki şarkı sanki coşarak şiddetini Yabani köpek sürüsü gibi birbirlerine saldırdılar.
artıran bir orkestra tarafından çalınıyordu artık. İlerlemeye Yumruğunu sıkan (WABC 7'nin bölge muhabiri) Carol
çalıştı, ama kalabalık yol vermiyordu. YVillianıson yüzüne giriştiği (Fox 5'in 2. kamera ekibinden)
"Lütfen! Bırakın geçeyim!" Michael Eldrich'in yanağında 1.5 karatlık elmas yüzüğüyle derin
bir yarık açtı. Deliren (CW-llyapımcısı) Sarah Stevens, (The
Yanaklarından gözyaşları iniyordu; kokusunu aldıkları parayı Enquirer''in magazin yazan) Stuart Glassman'm hayalarına bir
kaçırmak istemeyen fotoğrafçılar daha da yaklaştı. O sırada bir diz çıkartıp testis-lerinden birinin patlamasına neden oldu.
mikrofon alnına çarpınca Winter kendini kaybetti. Yüzü Richard Oppel (The New York Post'un stajyer fotoğrafçısı), Julie
kıpkırmızı kesildi; öfkesi sağır edici bir saldırganlığa dönüştü. En Blum'a (WNBC 4 asistanlarından) bir kafa atıp kadmın burnunu
yakın iki foto muhabirinin fotoğraf makinesini kavradı ve onları kırdı.
sertçe yolundan itti. Onun bu taşkınlığına şaşıran adamların ikisi
de arkalarındaki muhabir, kameraman ve yapımcı kalabalığının Ardından diğerleri de tekme, yumruk, tırmık ve çığlıklar atarak
üzerine doğru sendeledi. kavgaya katıldı. Sonradan hiçbiri onları öyle galeyana getiren
şeyin ne olduğunu anımsayamadı. Tek hatırladıkları, başka bir
Sonra olanlar tam bir kaostu. Herkesin sonradan söyleyeceği şey, dünyadan gelir gibi tarif ettikleri o kulak delici, tüyler ürpertici
Winter Zhi'nin kudurduğuydu. Ama o akşam yataklarına
sesti. O ses ve yakaladıkları haberin iştahı içindeyken, bir anda Eli boynundaki boş yere gitti. Hepsi birbiriyle ilintiliydi.
kana susamış oldukları. Kolyesini daima bir nazarlık olarak düşünmüştü, ama belki de
başka bir şeydi. Düşünceleri kovmak için başını salladı. Bu
Winter o çılgınca itiş kakıştan kaçmaya çalışırken bir kameraman
delilikti.
ona doğru hamle etti. Hiç düşünmeden adamın yanağına bir
yumruk attı, bunu fırsat bilen ufak tefek bir sarışın adamın Son derece sağlıklı annenin 52 yaşında kalp krizi geçirmesinden
boğazına sarılarak sıkmaya başladı. Başka biri daha üzerine daha mı delice? Michael'in sen yüzüne baktıktan sonra ölüme
saldırmadan 60. Cadde boyunca Central Park yönüne koşmaya atlamasından daha mı delice? Sen taksiden iner inmez bir
başladı. arbedenin çıkmasından daha mı delice?
Hiçbir tarafa bakmadan kendini dört şeritli yola attı. Bir Kımızın Ama... Hayır, taksiden iner inmez değildi. O mikrofonun yüzüne
cayırtılarla durdu, ona çarpmamak için direksiyon kıran kırmızı çarptığı an. Öfkenin zapt edilemez bir hal aldığı an.
bir kamyonet hızla gelen taksiye yandan vurdu. Ama Winter farn Winter ürperdi. Bu olanaksızdı... Öyle değil mi?
bunlara rağmen buz gibi gece havasında zorlukla soluyarak
koşmaya devam etti. Koştuğu sürece baldırlarmdaki yakıcı Dondurucu soğuğa aldırmadan parkm derinliklerine doğru
ağrıya, cığerlerindeki yanmaya ve kalbinin deli gibi atmasına yürüdü. Hayaünda... kaçışı dışında
odaklanabildi. Biraz önce olanları... ...hiç olmadığı kadar korkuyor olmasına rağmen, bir yandan da o
kendi neden olduğu şeyleri şehir ormanında ona zarar vermeye çalışacak herhangi birinin
başının ciddi olarak derde gireceğini düşünmeden edemedi.
.. .düşünmek zorunda kalmazdı.
Hem de çok ciddi.
Peşinden koşarak gelen öfkeli bir kalabalık görmeyi bekleyerek
arkasına baktı, ama onlar hâlâ birbirini parçalamakla meşguldü.
Parka ulaşınca ağaçların arasına saklandı. Donmuş kar
ayaklarının altında çıtırdıyor, ağzından çıkan soluğu ince bir
buhar bulutu oluşturuyordu.
Gözlerinin önüne Michael'in parçalanmış kafatasının görüntüsü
geldi. Silkinip manzarayı kovmaya çalıştı. Her şey nasıl o kadar
korkunç hale bürünmüştü? Neler oluyordu?
Seni (onları) koruyan haç olmazsa neler yaşanacağını sanıyordun
ki?
IV. Ara Adem'in elmayı yemiş olması mıydı? Bu mantıklı gelmiyordu
artık. O güne kadar bariz gerçeği nasıl olup da göremediğini
17 Eylül 2007
anla-yamıyordu Solothurn.
10:09 (Merkezi Avrupa Yaz Saati) (Yargı Gecesi'ne 105 gün kala)
Çünkü Yaratıcı Tanrı gerçeği doktrinler ve sahte kuralların
Solothurn elini göğsüne bastırdı. Mavi üniformasının altından ardına gizlemişti.
göğsüne değen yuvarlak ve yassı diski hissedebiliyordu. Tılsımın
Düşünce aklından geçtiği anda öyle bir şeyin beyninden akıp
üstündeki süslü oymayı bir kez daha düşündü: Kusursuz bir
gitmesine izin verdiğine inanamamıştı. Kendini bildi bileli
daire şeklinde kıvrılmış, kendi kuyruğunu yutan bir yılan.
önünde diz çökerek ibadet ettiği Tanrı'nın Lucifer11 gibi
Valentinus ona amblemin Ouroboros olarak anıldığını söylemişti;
cennetten kovulmuş bir melek olduğuna gerçekten inanıyor
Dünya'da umutsuzca hapsolmuş bir ruhun sürekli
muydu? Ya da İsa'nın aslında O'nun oğlu olmayıp, başka bir
reenkarnasyonunu betimleyen agnostik bir sembol.
gücün mesajını iletemeden katledilen elçisi olduğuna?
Solothurn diski parmaklarının arasına ilk aldığında tüm
Yoksa bunlar yerine yaşamı boyunca kendisine öğretilenlere mi
bedeninden sanki çıplak elektrik teli tutmuş gibi hafif bir
inanıyordu?
vızıldama geçmişti. Sanki...
Von Altishofen inancıyla boğuşmaya devam ederken elindeki
Koridordan gelen ayak seslerini duyunca hemen hazırola geçip
silahı daha da sıkı kavramıştı. Babası ve onun babası gibi kendisi
ağır baltayı yerle 90 derecelik açı yapacak şekilde tuttu. Tarihi
de isviçre Muhafızları'ndaki12 görevini son derece büyük bir
sarayda o kadar çok modern güvenlik önlemi vardı ki, kardinalin
onur meselesi olarak görüyordu. Tanrı'nın hizmetinde olduğuna,
odasının önüne elinde kesici silah olan muhafız yerleştirmek
O'nun çobanlarını bedenlerinin dünyadaki varlıkları sırasında
biraz Çağdışı kaçıyordu, ama üstleri geleneklere de diğer her
koruyacağına inanarak büyümüştü.
şeye olduğu gibi bağlıydı: Tutkuyla.
Ama baştan beri yanılıyorsa, yaptığı asil bir iş değildi. İyinin
Bir zamanlar Solothurn da inanmıştı öyle şeylere. Ama şimdi her
değil, kötünün safında çalışıyordu. İnsanlığı selamete erdirecek
şeyi, dinini, inançlarını, hatta etrafındaki dünyayı bile sorgulu-
çözümün bir parçası da değildi.
yordu. Valentinus haklıydı. Dünya gerçekten de son derece
acımasız ve kusurlu bir yerdi. Sabah haberlerini seyrederken Sorunun bir parçasıydı.
aklında Valentinus'un sözleri vardı. Ve olayları birden değişik Şeytan'm adlarından biri. (ç.n.)
açıdan görmüştü.
İsviçreli paralı askerler 15. Yüzyıl'ın sonlarından yakın yüzyıllara
Her trajedi, görünen mantıklı hiçbir neden olmadan, gökten kadar Avrupa saraylarında saray ve tören muhafızı olarak görev
düşmüş gibiydi. Ve neden? Tüm bunların, her şeyin nedeni yapmıştır.
Günümüzde sadece Vatikan'da Papa'nın muhafızlığını 30 Aralık 2007
yapmaktadırlar. 21:49 (Yargı Gecesi'ne 26 saat, 11 dakika kala)
(ç.n.) Flüoresan lambaların parlak ışığı Elijah'ın beynine saplanıyordu.
Başını yana çevirdi ve gözlerini gri duvara dikti. Doğrulmaya
çalıştı, ama yapamadı. Birden üstündeki örtünün bedenine neden
o kadar sıkı geldiğini anladı: Bir deli gömleğinin içindeydi.
Panikleyip bacaklarıyla etrafa tekme atmaya çalıştı, ama onlar da
kalın deri kayışlarla bağlanmıştı.
Ve renkler. Beyninin içinde kayalık bir sahile vuran dalgalar gibi
savrulan o kadar çok renk vardı ki. Her birinin etrafı nabız gibi
atan parlak duygularla çevriliydi.
Billuri mavi: Neşe. Psikodelik pembe: Heyecan. Kurum karası:
Nefret. Parlak turuncu: Paranoya. Ve hepsinin içinden geçen alev
sarısı: Korku.
Derin bir nefes alıp haykırdı. "Bana yardım edin!"
Sesi çatlak ve cansızdı. Nerede olduğunu ve neler yaşandığını
bilmemenin dehşeti demir bir pençe gibi yüreğini kavradı.
Oradan Çıkmak zorundaydı. Nerede...
Metalik bir ses duydu ve odanın ağır kapısı açıldı; beyaz
gömlekli Hintli bir kadın içeriye girdi.
"Lütfen sakin olun, Bay Glass. Benim adım Dr. Shandry."
Doktorun sesi yorgun, ama sakindi. Çocuğuna öğüt veren
yorgun bir anne.
Elijah sesindeki dehşeti gizlemeye çalışmadan, "Yardım edin
21 bana," diye inledi. "Çok korkuyorum. Neden..." Birden aklına bir
şey geldi; durdu. Mteföael Biehn onu sakirıleştittfleye çalışırken Ve ne olur? Yeni bir arbede yaratana ya da başka birini DAHA
kendisi yere yatmış... isterik bir şekilde ...gülüyordu. Ve sonra... öldürene kadar orada mı beklersin?
"Kimseye zarar verdim mi?" , Başını salladı. Geri dönemezdi. En azından, neler olduğunu
anlayana kadar. Ama nasıl anlayacaktı ki bunu? Olanların hiçbiri
"Ne kadarını anımsıyorsunuz?"
mantıklı gelmiyordu. Yapmış olduğunu düşündüğü şey olası
"Zarar verdim mi?" diye yalvardı Elijah. Sesi yükselmişti. Korku değildi. Keşke...
bir sis perdesi gibi etrafında dolanıyordu. Dikkatini toplamakta,
Birden kırılan bir dal parçasının sesiyle donup kaldı. Sonra
doktorun gözlerine bakmakta, sesine odaklanmakta
hışırdayan dalların sesini duydu. Kendi kendine o şeyin bir
zorlanıyordu. Ama bilmesi gerekiyordu.
sincap ya da fare olduğunu söyledi ama... bir kemirgen
"L-l-lütfen..."
...olmadığını biliyordu. Daha doğrusu beynindeki hafif vınlama
Dr. Shandry yanıt vermedi, ama vermesi de gerekmiyordu. Elijah farklı bir şey... bir insan
onun huzursuzluğunu hissedebiliyordu. Ellerini yumruk
...olduğunu söylüyordu ona. Birden dönünce onu gördü. Kör
yaparak sıktı; bandajların altındaki parmakları acıyordu. Biehn'in
adamı. Üç metre kadar ilerisinde, çalılıklarm arasında
burnunun kırık parçalarına vurduğunu anımsadı; yoksa
duruyordu. Yanında da dev gibi Alman kurdu vardı. Köpek ay
kemikler...
ışığmda sırıtıyor gibi bakıyordu ona; açık ağzında parlayan iki
Aman Tanrım, hayır! "Kimseyi... Öldürdüm mü?" sıra bembeyaz diş kolaylıkla görülebiliyordu.
Winter ısınmak için kollarını ovuşturdu. Önceleri korkusu "K-k-kimsin sen?" diye sordu Winter titreyen bir sesle, ama o
soğuğu bastırmıştı, ama buz gibi havada üç saat boyunca parkta titrekliğin korkudan mı, soğuktan mı olduğundan emin değildi.
bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra soğuk iliklerine kadar
"Benim adım Laszlo Kuehl," dedi kör adam derinden gelen güçlü
işlemişti.
bir sesle. "Anımsamadığını biliyorum, ama senin
Artık düşünebildiği tek şey yüzüne vuran ayaz, sızlayan öğretmenindim."
kemikleri ve donmuş ayak parmaklarındaki zonklamaydı. Nefes
"Ne zaman?"
alınca dondurucu hava ciğerlerine doldu.
"Küçük bir çocukken." Ona doğru çekingen bir âdım attı. "On
Gözyaşlarını tutmaya çalışarak parkı çevreleyen çok katlı
yedi yıl önce."
binalara baktı; hepsi sıcacık ışıklarla parıldıyordu. O kadar
yakınlardı ki. On beş dakika içinde parkın batı ucuna ulaşabilir,
başka bir otel bulur ve...
ikinci regl dönemi geldiğinde doğrudan önünde olmasalar bile
renkleri görebilmeye başlamıştı. Sanki başının etrafında
gözlerden oluşan bir halka vardı. Duvarların ötesini görebilen
gözler. Başlangıçta gizli yeteneği hoşuna gitmişti. Tanrı'nm ona
bir hediyesi olarak düşünmüştü bunu; tıpkı Yusuf'a firavunun
rüyalarını yorumlaması için izin vermesi gibi.
Ve sonra Sarah Marks derste, Levililer'den 19. Bölüm'ü
okumuştu. Bu da diğer tüm can sıkıcı okumalar gibi başlamıştı.
Tanrı, Musa'ya emirlerini sıralıyordu: Şabat'a itibar edin, putlara
tapmayın, fakirlere yardım edin, çalmayın, yalan söylemeyin,
2. Bölüm
Tanrı'nm adını boş yere ağzınıza almayın...
1990
Sonra Sarah 26. Beyiti okumuştu.
Laszlo ile Darian
"Kanlı et yemeyeceksiniz. Kehanette bulunmayacak, falcılık
1 yapmayacaksınız. "
Jill Willoughby, iç çamaşırında ilk kez koyu kırmızı lekeleri Tanrı'nm o soluk benizli sarışın kız vasıtasıyla doğrudan
gördükten bir hafta sonra aslında var olmayan renkleri görmeye kendiyle konuştuğu hissine kapılmıştı Jill. Sonraki dört beyit
başladı. Güneşe baktıktan sonra gözlerinin önünde oluşan fuhuş, hayvanların nasıl kesileceği ve sakalın nasıl bırakılması
benekler gibiydiler. Jill kendini bunların yalnızca hayal gücünün gerektiği hakkındaydı. Ama sonra Sarah devam etti:
bir sonucu olduğuna inandırmaya çalıştı, ama içgüdüsel olarak
"Kim cincilere, büyücülere, ruh çağıranlara danışır, bana ihanet
gerçek olduklarını anlamıştı.
ederse, ona öfkeyle bakacak, halkımın arasından atacağım."
Ve bir anlam taşıdıklarını.
Jill'in içini buz gibi bir ürperti sardı. Kendisi de öyle birisi miydi?
Örneğin turuncu... Turuncu her zaman bir çeşit mutluluktu. Bir büyücü müydü? Saçma görünüyordu, ama kendini başka
Günbatımı turuncusu saf sevinçti; kör edici, parlak turuncu ise nasıl tanımlayabilirdi ki? Daha fazla bilgiye gereksiniyordu. Öte
hüzünlü neşeydi. Renklerin anlamlarını nasıl ve nereden yandan, Rahibe Ellen ya da Peder Sullivan'a gidip, "Benim bir
çıkarttığını bilmiyordu. Sadece biliyordu. Ve onları uzun büyücü olduğumu düşünüyor musunuz?" diye soramazdı ya.
zamandır görüyor olmasa bile, hep orada, yüzeyin hemen altında
Bakışlarını aşağıya indirince yanıtın önünde durduğunu gördü.
durduklarına dair içinde tuhaf bir his vardı.
İncil'in o konuda söyleyecek daha fazla şeyi olduğu kesindi. Tüm
kitabı okumak kolay iş değildi, ama olanaksız da değildi. Zaten Bir cadıyı yaşatmayacaksınız.
akşam yemeklerinden sonra yapacak fazla şey yoktu. O ve Jill o son satıra uzun uzun baktı. Bir İncil akademisyeni değildi,
yetimhanedeki diğer kızlar okul ödevlerini bitirdikten sonra ama beyit de çok fazla yoruma yer bırakmıyordu. Eğer gerçekten
genellikle oturup Uno ya da Monopoli oynardı. bir cadıysa, bu hafife alınacak bir konu ya da Peder Sullivan ile
Sekiz yılın ardından Jill'in mola vermeye itirazı yoktu. konuşabileceği bir şey değildi.
Böylece, o Eylül ayı boyunca her gece üç saatini yetimhanedeki Böylece yeteneğini gizli tutmaya karar verdi.
Eski ve Yeni Ahit'i büyücüler ve büyücülük, cadılık üzerine Ve fırsat buldukça -ki renkler ona her zaman, uyuduğunda bile
söylenenleri bulmak için taramakla geçirdi. Öteki kızlar her ne geliyordu- uygulamaktan kendini alamasa da günah çıkartma
kadar Jill'in bu anti-sosyal davranışından şikâyetçi olsalar da, sırasında bahsetmediği tek günahıydı. O nedenle kefaret için diz
yaydıkları turkuaz renk Jill'e sitemlerin ardında kızgınlıktan çok çöktüğünde hep fazladan yirmi dua daha okuyordu. Yine de,
merakın yattığını söylüyordu. günahlarının tümünü itiraf etmedikçe, bir otobüs falan çarparsa
Jill toplam on bir kitapta büyücülüğe ait atıflar buldu. Çoğu sonsuza kadar lanetleneceğinin bilincindeydi.
dolaylıydı, ama dört tanesindeki beyitler oldukça suçlayıcıydı. Onun için yapabileceği tek şeye başvurdu. Duaya. O muhteşem
Yasanın Tekrarı: renklerin dansını seyretmek keyif verse de, her gece yeteneğinin
ortaya çıktığı gibi birden kaybolması için dua etti.
Aranızda oğlunu ya da kızını ateşte kurban eden, falcı, büyücü,
muskacı, medyum, ruh çağıran ya da ölülerin ruhlarına danışan Ama her sabah, Rahibe Kate onları uyandırdığında bitkin
kimse olmasın. Çünkü Rab bunları yapanlardan tiksinir. maviler ve öfkeli yeşillerin saldırısına gark oluyor ve günahlarla
dolu bir günün daha başladığını anlıyordu. Ölümle biterse onu
Vahiy:
doğrudan Cehennem'e gönderecek bir günün.
Ama korkaklar ve inançsızlar ve menfurlar ve katiller ve sefahat
Onun için de elinden geldiğince iyi bir insan olmaya çalıştı. Ve
düşkünleri ve büyücüler ve putperestler ve tüm yalancılar alevler
sokakta karşıdan karşıya geçerken de hem sağma, hem soluna
içinde yanan o kükürtten göldeki yerlerini alacaklar: ve bu onlar
-olur da bir otobüs falan gelirse diye- bakmayı hiç ihmal etmedi.
için ikinci ölüm olacak.
Elijah Cohen adını 2 numara kalemiyle sınav kâğıdının kapalı
Cincilik yapan, ruh çağıran ya da büyücülük yapan ister erkek
bölümüne özenle yazdı. Sınıf arkadaşlarının artan gerilimine
olsun, ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları
aldırış etmemeye çalışarak taze kalem talaşının rahatlatıcı
taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumlu olacaklardır.
kokusuna odaklandı. Standardize edilmiş sınavların kokusu.
Çıkış:
Gülümsedi. Çoğu on iki yaşındaki çocuğun aksine, sınavlar Neyse ki Stevie de seçilmiş olduğundan, en azından bir tane
Elijah'ın hoşuna giderdi. dostu vardı. Oraya geldiğinden beri bazı şeyler gerçekten de
daha iyiydi. Örneğin Bay Kuehl'in dersi. Kendini onun yanında
Mazoşist falan değildi, sadece meydan okunmayı seviyordu.
her zamanki kadar gergin hissetmiyordu. Ve Bay Kuehl ona bir
Aslmda iş derslere geldiği zaman Elijah'a meydan okuyabilecek
şey sorduğunda (ki neredeyse her gün soruyordu) Elijah eskiden
çok fazla bir şey de kalmıyordu. Ezber ona her zaman kolay
olduğu gibi donup kalmıyordu.
gelmişti. Sosyal faaliyetler de olmasa ortaokulu aslında bayağı
sevecekti. Tüm bunlardan ötürü, Bay Kuehl zorunlu eyalet sınavını
duyurduğunda rahatlamıştı Elijah. Ama, sınav kitapçığının
Ve kurbağaların da kanatlan olsaydı, zıpladıklarında kıçları yere
mührünü yırtıp ilk soruyu okur okumaz midesine bir ağrı
vurmazdı.
saplandı.
En azından Stevie öyle derdi.
Aşağıdaki duygularla en çok benzeşen rengi seçin: 1. Öfke
Ama Elijah kuzeni gibi değildi. Farklıydı o. Ergenlik çağındaki
? Siyah ? Yeşil ? Kırmızı ? Mavi Q Turuncu
tipik bir oğlan çocuğunun birebir zıttı. Öteki çocuklar
teneffüslere, öğle yemeğine ve jimnastik dersine bayılırken, Elijah ? Beyaz ? Kahverengi ? Mor Q Sarı
bunların hepsinden nefret ederdi. Önceden haber verilmeden Terli parmakları arasından kayan kalem yere düştü.
yapılan sınavlar başka herkes için istenmeyen bir şeyken, onun
için birer sürpriz parti gibiydi. Kalemini almak için eğilirken, başkalarının da benzer bir tepki
verip vermediğini görmek için etrafına bakındı. Kafa kaşımalar
Sınavların en iyi tarafı kimsenin ondan konuşmasını bekle- ve sıkıntılı silgi döndürmelerle belirginleşen genel bir şaşkınlık
memesiydi. Söyleyecek bir şeyi olmadığından değil; tam tersine, hissi dışında bir şey yoktu. Başka kimse onun gibi hissetmiyordu.
tüm yanıtları bilirdi ve ders sonrası ona yanaşan okul Başka kimse dehşete kapılmış değildi.
kabadayılarına verilecek hazır bir cevabı da her zaman olurdu.
Sınav kâğıdına tekrar baktı. Öyle bir soruyu insan neden sorardı
Ama Elijah ne zaman konuşsa sinirlerine yenik düşerdi. Ağzı yüz ki?
yıllık bir sünger gibi kupkuru olur, sonra da kekelemeye
başlardı. İlginin merkezinde olmaktan nefret ederdi; arka plana Çünkü biliyorlar da ondan. Ve eğer biliyorlarsa, o zaman belki
düşmeyi, yani dünyanın bir parçası olmaktansa onu de...
gözlemlemeyi tercih ediyordu. "Yalnız değilim," diye mırıldandı Elijah.
YVD -Yetenekli ve Dâhi- programına seçilmiş olmak onu "Bir şey mi dediniz, Bay Cohen?" diye sordu Kuehl oturduğu
diğerlerinin gözünde daha da büyük bir hedef haline getirmişti. masadan başını kaldırarak. Sınıftaki tüm gözler Elijah'a çevrildi.
Elijah gözlerini önündeki smav kâğıdına çevirerek, "H-h-hayır," İlk duyduğunda o sözleri başka bir Elijah Cohen tuhaflığı olarak
dedi. "Ö-ö-özür dilerim." almıştı. Ama şimdi, 25. soruya bakarken kendisi de benzer bir
duyguya kapılıyordu. Aslında kimse, okulun en popüler kızının
"Zararı yok," dedi bay Kuehl. "Evet, gözler kâğıtlara."
kendini yalnız hissettiğine inanmazdı. Gerçekten öyle olsa bile.
Herkes kâğıdına yoğunlaşınca sınıf arkadaşlarının ilgi odağı
"Bu sonuçlar doğru mu?"
olmaktan kurtulan Elijah rahat bir nefes aldı. Sonra soruyu bir
kez daha okudu ve fikrini değiştirmeden doğru yanıtın "Hepsini tek tek kendim kontrol ettim. Her iki potansiyel de aynı
yanındaki küçük daireyi karaladı. sınıfta. New York'taki bir üstün yetenekli çocuklar programı."
Mor. "Nasıl seçilmişler?"
Winter Zhi sınavın ikinci bölümüne geçmeden Elijah'ın ne demek "Programın öğretmenlerinden biri IQ'su 145 ve üzerinde olan iki
istediğini anlamamıştı. Renkler hakkındaki ilk bölüm çok saçma yüz on sekiz çocukla görüşme yapmış. On beşini kendi sınıfı için
gelmişti. Omuz silkip, aklına estiği gibi yanıtlamıştı. seçmiş."
Okuduğu her duygu için kafasında bir imge canlandırmaya "Öğretmenin adı ne?"
çalıştı. Öfke için siyah bir bulut. Mutluluk için gülen sarı bir "Laszlo Kuehl."
surat. Sevgi için kırmızı bir kalp. Neyi sınadıklarını merak ederek
uygun daireleri karaladı. "Darian'ı buraya getir. Şimdi."
Ama 2. Bölüm'e geçildiğinde birden buz gibi oldu. Beyni allak Hemşire Christina olmasaydı, Jill dini bütün birisi olarak
bullak halde başını kaldırıp gözlerini Elijah Cohen'in ensesine kalabilirdi. Christina'da onun sahip olmadığı her şey vardı: Sarı
dikti. Gür ve dalgalı kızıl saçları yüzünden ötekiler ona Akıllı saçlar, güzel ve yuvarlak hatları olan bir vücut, iri, yusyuvarlak
Bozo lakabını takmıştı. Çocuklar onunla dalga geçerken Winter göğüsler ve siyah cüppenin altından bile belli olan harikulade bir
onlara hiçbir zaman katılmamıştı, ama neden dalga geçtiklerini kalça. St. John's okulunda ders vermeye başladığı andan itibaren
de anla-yabiliyordu. Narin yapısına rağmen Elijah sürekli terliyor Jill kadına vurulmuştu.
gibiydi ve kekemeliği de hep alay konusu oluyordu. Makyajsız ve saçlarının çoğu örtülü halde bile Hemşire Christina,
Yine de ve hiç konuşmamış olmalarına rağmen, ona karşı hep bir o güne dek karşılaştığı en dişil kadındı. Ama Jill'in dikkatini
sahiplenme hissi duymuştu Winter; yaralı bir köpek yavrusuna çeken sadece onun görünüşü değil, hissettikleriydi; parlak
duyacağı cinsten. Ama asla yakınlık hissetmemişti. Ta ki, yedinci kırmızı neşe ve kadife gibi deniz mavisi heyecan.
sayfaya geçip de Elijah'ın mırıldandığı cümleyi düşünene kadar. Jill arzularını frenlemeye çalıştı, ama nerede olursa olsun
Yalnız değilim. Hemşire Christina zihnine sızıyor, düşüncelerine egemen
oluyordu. En kötüsü de gecelerdi. Yatağında yatarken ellerini "Geç oldu, tatlım. Yatağına geri dönsen iyi olur."
Hemşire Christina'mn pürüzsüz, güzel kokulu bedeninde "Lütfen," diye yalvardı Jill. "Bu ikimizin arasında kalacak."
gezdirdiğini hayal ediyordu. Sonunda uykuya dalabildiğindeyse
Christina rüyalarına giriyordu. Hemşire Christina duraksayınca, Jill arzuyla yanarak baktı ona.
İşte böyle bir gece Jill, ter içinde ve parmakları geceliğinin altında Sonunda rahibe, "Benimle gel," dedi fısıltıyla.
uyandı. Sonrasında olanlar öleceği güne kadar ruhunda iz Merdivenlerden inip kilisenin mutfağı olarak kullanılan uzun ve
bırakacak kadar dehşet verici renklerle boyanmış bir dizi olayın dar odaya ulaştılar. Christina ışığı açınca tertemiz paslanmaz
başlangıcı oldu. çelik tezgâhlar aydınlandı. Jill'e muzip bir bakış atarak muşamba
Jill başını üst ranzanın altına çarpmamaya dikkat ederek kaplı zeminde büyük sanayi tipi dondurucuya doğru yürüdü.
yatağından çıktı. Eski döşeme tahtaları ince bedeninin alünda Dolabın kapısını açınca buz gibi ferahlatıcı hava yüzlerine Çarptı.
gıcırdarken usulca koridorda yürüdü. Banyoya girip yüzünü Dondurucunun içinde bir süre bir şeyler arayan rahibe, sonunda
soğuk suyla yıkadı. kocaman bir kap çikolatalı dondurma çıkarttı.
Zihnini açmak için derin bir soluk aldı. Etraf çok sakindi ve "Tek zaafım bu," dedi. "Biliyorum, günahkârlara yaraşır türden.
gördüğü tek renk bulanık bir mavi pustu. O ender sakinlik anının Peder Sullivan'a söyleme sakın."
keyfini çıkartarak soluğunu bıraktı. Her anını -yemek, dua, okul
uyku zamanlarını- on iki kız ile geçirmek, bir renk karmaşasının "Söylemem," dedi Jill gülümsemekten kendini alamayarak.
sürekli olarak beynini meşgul etmesi anlamına geliyordu. Sadece Christina bir çekmeceden iki kaşık çıkarttı ve Jill'e kendini
öyle çalınmış anlarda kendisini kendi gibi hissedebiliyordu. izlemesini işaret ederek mutfağın dibindeki bir kapıya yöneldi.
Ansızın belirgin ve parlak bir yeşilimsi-siyah dalgası hissetti. Yetimhanede on dört yılını geçirdikten sonra her tarafı karış karış
Düşünmeden kendini koridora atınca, neredeyse Hemşire bildiğini zanneden Jill, o odayı daha önce hiç görmediğini
Christina ile çarpışıyordu. farketti. Zemin eski, sarı bir halıyla kaplıydı. Köşedeki yüzü
solmuş iki s yeşil kanepenin arasında küçük kare bir oyun masası
"Ah, sensin," dedi yüzündeki şaşkınlık belirtisi eriyen rahibe. "Bu vardı. Hemşire Christina kendini kanepelerden birinin üzerine
katta ne yapıyorsun?" bıraktı, Jill de çekinerek yanma oturdu; yaşanan anın büyüsünü
"Ben... Ben tuvalete gitmek zorundaydım." bozmaktan korktuğundan konuşmaya cesaret edemiyordu.
"Mantıklı görünüyor," dedi Hemşire Christina gülerek. "Ben de Christina ona da bir kaşık vererek, "Hadi," dedi. "Sen ne kadar
bir şeyler atıştırmak için mutfağa gidiyordum." çok yersen, ben o kadar az atıştırırım ki, bu da iyi olur. Rahibe
olabilirim, ama formumu korumaya hâlâ özen gösteriyorum."
"Sizinle gelebilir miyim?" dedi Jill birden.
"Teşekkür ederim." Jill bir kaşık dondurma aldı. Sonra fikrini "Neden sordun bunları? Âşık olduğun birisi mi var?"
değiştirmeye fırsat bulamadan ekledi: "Öylesiniz zaten." Şimdi kızarma sırası Jill'de idi. Gözlerini elindeki kaşığa dikti.
"Anlamadım?" "St. Matthews'daki oğlanlardan biri mi?" diye üsteledi Christina
"Formundasmız yani." Kendini aptal gibi hissediyordu. ve elini onunkinin üstüne koydu. "Bana güvenebilirsin, JiU.
Kimseye söylemem."
"Teşekkür ederim."
Christina'nm eli eline değince Jill'in nefesi kesilmişti. Dokunuşu o
Bir süre sessizce yemeye devam ettiler. Jill dondurmanın keyfini
kadar sıcak ve yumuşaktı ki... Tam hayal ettiği gibi. Alt dudağını
çıkarmaya çalışıyordu, ama fazlasıyla gergindi. O güne dek
ısırdı; kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, Hemşire Christina'nm
Hemşire Christina ile ders dışında hiç konuşmamıştı; onunla
duyacağından emindi.
diğer kızlardan uzak bir yerde, öyle tek başına oturuyor olmak
rüya gibiydi. Rahibe onun elini sıkarak, "Ne oldu, Jill?" diye sordu.
"Titriyorsun."
"Rahibe? Bir rahibe olmadan önce hiç... Yani... Siz hiç..."
JiU kendine hakim olmaya çalıştı, ama bu sadece titremesini
Christina kaşığını bıraktı. "Hiç ne?"
artırdı. Dönüp ona baktı. Gözleri buluşunca ağlayacak gibi oldu.
"Hiç... Âşık oldunuz mu?" Garip bir duygu selinde boğulduğunu hissetti; neşe, utanç,
Genç kadının yanakları kızardı. "Doğruyu söylemek gerekirse, hüzün ve çılgınca, önüne geçilmez bir arzu hep bir aradaydı.
lisede kalbimi hoplatan bir oğlan vardı." Ama hepsini gölgede bırakan şey, teninin altında davul gibi
"Pekihiç... Yani, anlıyorsunuz..." zonklayan, arzuydu. Christina'ya bakarken düşünebildiği tek şey
ince dudaklarını karşısında duran muhteşem ağza yapıştırmanın
"Ah, hayır," dedi Christina başını iki yana sallayarak. nasıl bir şey olacağıydı. Dilini uzatıp onunkine dokundurmanın...
"Varlığımdan haberi bile yoktu. Hem o zamanlar bile kaderimde Bluzunu yırtarak açıp...
Billy Cardellini ile yaşayacağım bir ilişkiden çok daha fazlasının
olduğunu biliyordum." Sonra inanılmaz bir şey oldu.

"Gerçekten mi?" diye sordu Jill. "Kiminle?" Christina dudaklarını yaladı, ona doğru eğildi, ateşli ve sert bir
şekilde öpmeye başladı. Dilini ağzının içine itti. Serin ve çikolata
"Tanrı ile." tadmdaydı. Ama altında bir sıcaklık vardı ve Jill o sıcaklığın
"Ah! Doğru," dedi Jill. Kendini bir kez daha budala gibi tadına vardı; ıslak ve karanlıktı.
hissetmişti.
Jill elini yavaşça onun yanağında gezdirdi sonra boynunu okşadı. Jill ağzını açıp mermersi boynu hafifçe ısırırken, bir yandan da
Christina da onu kendine doğru çekti, bir eliyle belini kavrarken, diliyle tuzlu tenini yalıyordu.
diğerini saçlarının arasında dolaştırdı. Sonra eli bacağı boyunca Tam o sırada arkalarında bir gürültü, sonra da bir erkek sesi
kayıp dizine, oradan da geceliğinin altına gitti. duyuldu. "Aman Tanrım!"
Okşamalar yavaşça bacaklarından kasıklarına doğru çıkarken Jill, Jill'in gözlerinin önünde öfkeli bir yeşile karışmış, dehşeti ifade
zevkten patlayacağını zannetti. Tüm bedeni ürperiyordu. eden bir pembe parladı. Bu renkler bir an için buz mavisi arzuyla
Kemikleri jöle gibi olmuştu; her gözeneğinden ter fışkırıyordu. karıştı, sonra Hemşire Christina silkinerek kendini geriye attı. Jill
Zihni tüm düşüncelerden arındı ve Christina'nın ihtirasla titreyen çıplak ve yalnız, öylece kalakalmıştı.
mavi arzusu onunkine karıştı.
Gözlerini açtı. Christina geceliğini önünde tutarken, Peder
Tüm korkuları yok olan Jill kendini bıraktı. Elleri Christina'nın Sullivan da onun kolunu sımsıkı kavramıştı. Jill'in yaşamındaki
yüzünde ve saçlarında çılgınca dolaştıktan sonra bedenine kaydı. en mutlu an bir saniye içinde en kötüsüne dönüşüverdi.
Geceliğinin düğmelerini çözdü ve kasıklarmdaki dokunuş daha
derinlere giderken elini geceliğin açılan yakasından içeriye sokup Midesi buruldu, az önceki o sıcak, ürpertici hazzın son kırıntısı
kadının ılık, dolgun göğüslerine dokundu. yerini mide bulandıran bir acıya bıraktı. Peder Sullivan'ın
öfkesinin çok yakında kendisine yöneleceğinin bilincinde,
Bedenleri birbirine kenetlenirken derin bir soluk alıp Christina'yı paylaşılacak son bir an için Christina'nm gözlerini bulmaya
yeni bir hevesle kucakladı. Artık kendinin nerede bitip, onun çalıştı, ama rahibe ona bakmayı reddetti.
nerede başladığını bilemiyordu; tek bildiği dokundukları her
noktada birlikte olduklarıydı. Birden çıplak kalmak için yoğun Rahip ile rahibe arasında kısa bir konuşma geçti. Sonra Peder
bir arzu duydu; tenlerinin arasmda hiçbir şey olmamalıydı. Sullivan kadına odayı terk etmesini emretti. Christina geri
çekilirken Jill billur beyazı bir nefret içinde boğulur gibi oldu.
Ayağa kalktı, geceliğini başından geçirip çıkarttı. Serin hava
tenine değince hissettiği ürperti, Christina'nın soyunmasını Christina dişlerinin arasından, "Bana ne yaptığmı bilmiyorum,"
izlerken terli bir heyecana dönüştü. dedi ona. "Ama Tanrı yardımcın olsun, Jill."
Kadının dolgun göğüsleri üstlerini örten ince pamuklu kumaştan Sonra sevdiği kadm onu ne yapacağı belli olmayan rahiple yalnız
kurtulup serbest kalınca Jill onlara doğru çekildiğini hissetti. Onu bırakarak çıktı ve gitti. Jill siyahlar içindeki adama baktığında
kucaklamak, bedeninin her parçasının kendininkine değdiğini tüm renklerinin karanlık olduğunu farketti. O zaman kendisi için
duymak için ayağa kalktı. Christina onu hemen kendine çekip artık kurtuluş olmadığını anladı.
tırnaklarını sırtında dolaştırdı. Gücü onu terk etmişti.
"Radyo dalgaları." dedi Laszlo Kuehl muzaffer bir edayla. göstermeyen uzun kol ve bacaklarıyla doğal bir güzelliğe sahip
olan Winter Zhi, insanlarin özellikle dikkatini çeken tipte bir
Aynı sözcükleri bir yandan da tahtaya yazıyordu. "Hadi bakalım,
kızdı.
bana bilmediğim bir şeyler söyleyin."
"Ve sizin favori Floyd albümünüz hangisidir, Bayan Zhi?"
Winter Zhi genç yüzünde hafif bir tebessümle, "Roger Waters'in
Radyo KAO.S.'unda çalman ilk parça," diye yanıtladı. "Animals," dedi Winter hiç duraksamadan.
Laszlo güldü. Üstün yetenekli öğrencilerle uğraşmanın bir yönü "Ve bu albüm hangi klasik romandan esinlenmiştir?"
de buydu. Herkes ayrı bir bilgiçti. Aldırış ettiği yoktu buna. Müzik konusunda bilmediği bir detaya rastlamış olmakta*! ötürü
Aslında öyle olmaları için yüreklendiriyordu bile onları. Sınıfının şaşıran Winter gözlerini kırpıştırdı.
hiçbir şeyin yasak olmadığı bir emniyetli bölge olması hoşuna
gidiyordu. YVD çocuklarının çoğunun zeki olmalarından ötürü "Bilen var mı? Kimse yok mu? Bay Bueller?"
dışlandığını bilirdi. Onların entelektüel kelime oyunlarına el Bu film referansından13 dolayı birkaç kıkırdama alan Laszlo,
uzatmaya hiç niyeti yoktu. bilgi kıvılcımı arayarak sınıfa baktı. Karşısında bir sürü boş boş
"Ve Roger Waters hakkında ne biliyorsunuz, Bayan Zhi?" bakan yüz vardı; bakışları her zamanki yedek oyuncusuna gelene
kadar elbette.
Winter favori konusunu -yani müzikle ilgili herhangi bir şeyi-
tartışmaktan memnun halde yerinde doğruldu. Hafifçe öksürerek "Bay Cohen. Bayan Zhi'yi aydınlatmak ister misiniz?"
boğazını temizledi. Elijah Cohen sandalyesine biraz daha gömüldü. Onun aşırı
"1964'de Syd Barrett ile birlikte Pink Floyd'u kurdular. İlk utangaçlığı Laszlo'ya acı veriyordu, ama çocuğun kabuğundan
albümleri Piper at the Gates ofDarvn idi, ama asıl Dark Side ofthe çıkartılması gerekiyordu. Tüm öğrencileri içinde Elijah en
Moon ile tanındılar. Sonra Barrett çıldırdı ve Waters ona övgü etkileyici olandı. O sıkmtılı çocuk bir gün -kendi inanmasa da-
olarak Wish You Were Here adlı parçayı besteledi. Ondan sonra milyoner olacaktı.
Animals, The Wall ve The Final Cut albümlerini çıkardılar. Sonra "G-G-George Orwell'in Hayvanlar Çiftliği'nden esinlenmişti."
da Waters grubu terketti. Kalanlar A Momentary Lapse of Reason
adında bir albüm daha çıkardı, ama güfteler Waters'in olmayınca, "Çok iyi. Lütfen açıklar mısınız?"
biraz yavan kaçtı. Bana göre o son albüm ancak bir C+ alır." Kızaran Elijah bakışlarım önüne indirdi ve tahta sırasının üzerine
Laszlo topuklarının üzerinde salındı; sınıf canlanmıştı. O kazınmış şekillere bakarak hızlı hızlı konuştu.
fazladan dikkati %30 konunun özüne, %70 ise Winter'e "Yani kitapta olduğu g-g-gibi, insanlık da hayvanlarla
bağlıyordu. Kusursuz beyaz teni, bir şekilde onu hantal simgeleniyor. Albümde geçen üç tip hayvan var: Köpekler,
domuzlar ve koyunlar. Köpekler açgözlü işadamlarını, domuzlar kolaylaştırmak için dünyayı çevreleyen sabit bir halka ve posta
yozlaşmış politikacıları ve koyunlar da kalan herkesi, geriden ulaşımını hızlandırmak için Atlantik Okyanusu'nu geçecek
gelenleri simgeliyor." hidrolik güçlü devasa bir tüp de vardı."
Laszlo ellerini arkasında kavuşturarak, "Mükemmel," dedi. İlginin artık tamamen söylediklerine yoğunlaştığını gören Laszlo
"Böylece hepimiz Bayan Zhi'nin küçük sapmasından bir şeyler dudaklarında hafif bir gülümsemeyle devam etti:
öğrenmiş olduk. Hatta Bayan Zhi'nin kendisi bile." Sonra, tahtaya "Tesla üniversite yıllarında gecede sadece bir ya da iki saat
geri döndü. "Ama ne yazık ki, artık fiziğe geri dönme zamanı." uyuyarak yaşıyor, günde yirmi saat çalışıyordu. İlk yılının
Ferris Bueller. Ferris Bueller'in İzin Günü adlı komedi filminin ve sonunda dokuz dili akıcı şekilde konuşmaya başlamıştı. Ne yazık
TV dizisinin haylaz kahramanı (ç.n.) ki, babası vefat edince hayaünı kazanmak için üniversiteden
ayrılmak zorunda kaldı. Böylece Paris'deki Continental Edison
Sınıftan hafif bir homurtu yükseldi, ama Laszlo onların
Company'de mühendislik yapmaya başladı. Patronu ondan
merakının kokusunu alabiliyordu. Öğrencilerinin çoğu sıkıntısını
öylesine etkilenmişti ki, Thomas Edison ile tanışması için
da çekecek derecede aşırı zekiydi, ama hepsi de son derece
Amerika'ya gönderdi."
araştırıcı bir zihne sahipti. Laszlo'nun her sabah yataktan şevkle
kalkmasını sağlayan da, bunu bilmesiydi. Sınıfta, "Bizim Edison bu," türünden mırıldanmalar oldu.
"Biraz tarihçeyle başlayalım. Radyoyu kimin bulduğunu bileniniz "Edison Tesla'yı derhal işe aldı ve kendi icadı olan doğru akım
var mı?" dinamolarını yeni baştan tasarlayabilirse 50.000 dolar ödemeye
söz verdi. Tesla her ne kadar alternatif akımla çok daha fazla
"Nicola Tesla," dedi sınıfın bilgici Jonah Hulse gururla.
ilgileniyor idiyse de, kendi araştırma laboratuarını kurmak için
"Rock grubu Tesla gibi mi yani?" diye sordu Winter. paraya ihtiyacı olduğundan projeyi kabul etti. Bir yıl içinde yeni
"Aynen. Sanırım grup adını ondan almış," dedi Laszlo. Konu yine tasarımı başarıyla tamamladı, ama parasını isteyince Edison
dağılmadan Winter'in gevezeliğini çabucak kesmişti. "Tesla, 10 sözünden döndü."
Temmuz 1856 yılının tam gece yarısında Hırvatistan'da doğdu." "Çüş!" diye bağırdı Stephen Grimes. Sivilceleri neredeyse
Bir tarih geçince defter sayfaları üstünde dolaşan kalemlerin gözeneklerinden fırlayacaktı. "Yani Thomas Edison'un puştun
hışırtısı duyuldu. teki olduğunu mu söylüyorsunuz?"

"Beş yaşındayken bir fırıldağa yapıştırdığı on yedi böcek Laszlo smıftakilerin gülüşmelerine katılarak, "Tarihe bakarsak,
tarafından döndürülen ilk motorunu tasarladı. Garip fikirlerinin evet demek zorundayım," dedi.
sadece başlangıcıydı bu; diğerleri arasında küresel yolculuğu
Grimes yağlı eliyle burnunu silerek, "Harika!" dedi. "Devam Öğrencilerden biri, "Ama alternatif akımda böyle bir sorun
edebilirsiniz." yoktu," dedi.
"Teşekkür ederim, Bay Grimes." "Doğru. Alternatif akım telleri eritmeden elektriği çok uzun
mesafelere taşıyabildiği gibi, 5 voltluk bir ampulden, 100 voltluk
Bay Grimes sınıftaki en görgülü öğrenci değildi, ama iyi bir espri
bir fabrika motoruna kadar her şeyi çalıştıracak şekilde ve
anlayışı ve onu sınıfın gözünde kahraman yapan bir
kolaylıkla dönüştürülebiliyordu, Tesla'nın sisteminin daha üstün
dokunulmazlık havası vardı. Taşkınlıklarına hoşgörü gösteren
nitelikli olduğunu bilen Edison, \ alternatif akımı karalamak için
tek öğretmen Laszlo olduğu için de, fen derslerinde özellikle
propagandaya başvurdu. Şirketindeki mühendisler dünyanın
cesurdu. Ayrıca Laszlo iki seçeneği olduğunu düşünüyordu: Ya
-elbette ki alternatif akımla çalışan- ilk elektrikli sandalyesini
espriye katıl ya da esprinin konusu ol. Birincisini yeğlemişti.
tasarladı. Sonra da alternatif akımın ne kadar tehlikeli olduğunu
"Edison'dan ayrılan Tesla, birkaç yıl hendek kazıp, yol göstermek amacıyla o düzeneği sokaktan topladıkları başıboş
inşaatlarında amelelik yaptı. Ama neredeyse hiç uyumadığı için kedi ve köpekleri medyanın önünde öldürmek için kullanmaya
icatları üzerinde çalışmayı da sürdürdü. Genellikle kağıda başladılar. En görkemli gösteriyse, bir filin Coney Adası'nda
dökmeden önce onları kafasında tümden tasarlıyordu. George elektrikle öldürülme-siydi. Hatta Edison elektrikle ölmek
Westinghouse 1888'de Tesla'ya alternatif akım konusundaki anlamında yeni bir deyim bile yaratmıştı:
patentleri için 60.000 dolar ödedi. Ülkeye elektrik dağıtımı için 'Westinghouse'lanmak.'"
kullanılacak sistemin akım türünü belirlemek için birlikte
Grimes gözleri heyecanla parlayarak, "Bunları uyduruyorsunuz,"
Thomas Edison'a karşı bir 'Akımlar Savaşı' başlattılar."
diye atıldı.
Birkaç saniye duralayıp notların alınmasına izin verdi.
"Korkarım ki hayır," dedi Laszlo. "Sizin de az önce incelikle
"Doğru akım her zaman tek bir yönde akan sürekli bir elektriksel buyurduğunuz gibi, Edison puştun tekiydi."
şarjdır. Alternatif akımsa, hem genliği, hem de yönü periyodik
"Hadi ya!"
olarak değişen dalga şeklinde bir akımdır. Edison'un doğru akımı
Tesla'nın alternatif akımından önce ortaya çıkmış olsa da, bir "Edison'un tüm karalama çabalarına karşın alternatif akımın
sorunu vardı. Doğru akım uzun mesafelerde aktarıldığında telleri avantajları o kadar belirgindi ki, hükümet Niyagara Şelaleleri'nin
eritiyordu. Dolayısıyla Edison kısa aralıklarla elektrik santralleri gücünden yararlanmaya karar verince Tesla'nın sistemini Edi-
kurmak zorunda kalmıştı. Başka bir sorunsa daha alçak ya da son'unkine tercih etti. Ve gerisi zaten bilinen tarih. Bugün sadece
yüksek bir voltaja kolaylıkla dönüştürülememesiydi, yani değişik pille çalışan cihazlar doğru akım kullanırken, elektrik bütün
voltajlarda çalışan aygıtlar için ayrı elektrik hatları kurmak dünyada alternatif akım olarak aktarılır. Ve pil kullanan, ama
gerekiyordu."
prize de takılabilen cihazlar, aynı zamanda bir rock grubunun da bunların nasıl hareket ettiğine bağlıdır. Fotonların genellikle
adı olan hangi tip adaptörü kullanır... Bayan Zhi?" dalga olarak hareket ettikleri düşünülür, yani şöyle:
"AC/DC," dedi Winter gülümseyerek. Dalga boyu
"Doğru." "Dalga ne kadar hızlı hareket ederse, bir saniyede oluşan doruk
ve vadilerin sayısı da o kadar fazla olur. Bu sayı frekans olarak
"İyi de bu arada radyo dalgalarına ne oldu?" diye sordu James
bilinir ve Hertz cinsinden ölçülür. Dalga ne kadar güçlüyse,
Ulrich.
genliği -yani dorukla vadi arasındaki fark- o ölçüde artar.
"Ah, evet! Korkarım Bay Grimes'in, 'Edison puştun tekiydi/
"Sıfır Hertz'de piller veya doğru akım üreteçleri tarafmdan
lafından sonra konuyu biraz dağıttım. Neyse... Tesla 1897'de iki
üretilen elektrik vardır, çünkü doğru akımda dalga değil, sadece
patent başvurusunda bulundu: 'Elektriksel Enerjinin İletimi İçin
sürekli elektrik akımı vardır. 3 ile 30 Hz arasındaki frekanslar
Bir Sistem' ve 'Elektriksel Enerjinin İletimi İçin Bir Cihaz.' Ve
ELF14 ya da Aşırı Düşük Frekans olarak bilinirler ve alternatif
radyo böylece resmen doğmuş oldu. Radyo dalgaları aslında
akımı iletmek için kullanılırlar. İnsan kulağı Aşırı Düşük
ondan birkaç yıl önce Heinrich Hertz adında bir Alman fizikçi
Frekans'm üst kısımlarını ve 20 Hz ile 20,000 Hz arasındaki Süper
tarafından bulunmuştu. Hertz radyo dalgalarının, dalga boylan
Düşük, Ultra Düşük ve Çok Düşük Frekansları duyabilir. Frekans
insan gözüyle görülemeyecek kadar uzun olan bir tür
arttıkça, ses de incelir. Erişkin erkek sesi genellikle 85 ile 155 Hz
elektromanyetik radyasyon olduğunu gösterdi."
arasında, erişkin kadın sesi ise genellikle 165 ile 255 Hz
Birden ilgisi artan Elijah Cohen oturduğu yerde öne doğru eğildi. arasındadır."
"Ama ben elektromanyetik radyasyonun ışık olduğunu
"Bir dakika," dedi Winter. Başı ilgiyle yana eğilmişti. "Yani, biz
sanıyordum."
radyasyonu duyabiliyor muyuz?"
"Görüyorum ki konumuzu önceden okumuşsunuz, Bay Cohen,"
"Tam olarak değil," diye yanıtladı Laszlo. "Hava moleküllerine
dedi Laszlo. "Aslında yarı yarıya haklısınız. Görünür ışık bir tür
çarpan fotonlar onların titreşimine neden olur. Duyduğumuz işte
elektromanyetik radyasyondur, ama tayfın sadece küçük bir
o hava moleküllerinin tepkisidir."
kısmıdır. Açıklayayım: Elektromanyetik radyasyon yalnızca
evrenin temel yapı taşlarından biri olan fotonlardan oluşur. "Yani ışık havaya çarpıyor ve biz de havayı duyuyoruz, öyle mi?"
Fotonlar özde saf enerjidir. Kütleleri yoktur ve her zaman ışık "Temelde öyle."
hızında hareket ederler: Saniyede 300,000 kilometre.
Elektromanyetik radyasyonun insanlar ve makineler tarafından 14 Extremely Low Frequency (ç.n.)
nasıl algılandığıysa, işin içinde kaç tane foton olduğuna ve
Stepnen Grimes parmaklarını bir büyücü gibi oynatarak, "Tüyler 300 MHz arasında FM, yani Frekans Modülasyonu kullanan
ürpertici," dedi. radyo yayınlarının ve bazı televizyon kanallarının yer aldığı VHF
ya da Çok Yüksek Frekans gelir. Sonra 300 ile 3.000 MHz
"Şimdi, elektromanyetik tayfın geri kalanının üzerinden bir
arasında diğer televizyon kanallarının yer aldığı UHF -Ultra
geçelim," diye devam etti Laszlo. "30 ile 300 kHz arasındaki
Yüksek Frekans-vardır. 3 ile 30 gigahertz16 arasında Süper
frekanslar LF ya da Düşük Frekans'lardır. Hükümet bunları
Yüksek Frekans, yani mikrodalgalar yer alır. Ve son olarak da, 30
navigasyon uydularında kullanır. Bunun üzerinde, 300 ile 3,000
ile 300 GHz arasmdaki radyo astronomi sinyalleri bulunur. Ve bu
kHz arasındaki AM15 ve MF ya da Orta Frekans gelir. Dostumuz
da radyo frekanslarının sonu demektir."
Nikola Tesla işin içine işte tam burada giriyor. Aldığı o iki
patentle ses dalgalarını havada ışık hızıyla giden elektromanyetik AM (Amplitude Modulation): Genlik Modülasyonu (ç.n.)
radyasyona dönüştüren bir aygıt tasarladı. Sinyalin yayınlandığı Sınıf tam bir nefes alacaktı ki, Laszlo devam etti: "Ama
frekansa ayarlanmış bir radyo da o elektromanyetik radyasyonu elektromanyetik tayfın sonu demek değildir. Ancak sabrınızın
yeniden ses dalgalarına dönüştürecekti." tükenmekte olduğunu gördüğümden, sonraki frekansları hızlıca
"Nasıl?" diye sordu Winter. sıralayacağım:
"Radyo elektromanyetik dalgaların yüksekliğini, yani genliğini "300 gigahertz ile 400 terahertz17 arasmda çıplak gözle
ses dalgalarına dönüştürür. Zaten AM radyonun adı da buradan görülemeyen kızılötesi ışık vardır. 400 THz ile 800 THz arasında
geliyor: Genlik Modülasyonu. Yani, siz radyonuzu 1010 WINS ise hepimizin bilip sevdiği görünür ışık yer alır. Işığın rengini
istasyonuna ayarladığınız zaman aslında 1010 kHz frekansmdaki frekansı belirler. Mesela kırmızı 405 ile 480 THz arasında, mor ise
bir elektromanyetik radyasyona ayarlıyorsunuz, cihaz da genlik 700 ile 790 THz arasındadır. Ondan sonra da, sırasıyla morötesi
modülasyonlarmı duyulabilir sese çeviriyor. Ve ışık hızı saniyede ışık, X-ışmları ve son olarak da Gamma-ışınları gelir."
300.000 kilometre olduğuna göre, herkesin radyosu yaymı pratik "Hani şu Bruce Banner'i Hulk'a çevirenler mi?" diye sordu
olarak aynı anda alıyor. Anlaşıldı mı?" Grimes.
Sınıfın yaklaşık yarısı Laszlo'nun açıklamasını takip edebilmişti, "Aynen," dedi Laszlo. "Peki, kim özetlemek ister? Ah, Bay Cohen!
ama tümü anlatılanları okuyarak öğrenebilecek kadar zeki Gönüllü olduğunuz için teşekkürler."
olduğundan, bu kabul edilebilir bir kayıptı. Ayrıca biraz kafa
karışıklığı onlara iyi gelirdi. Burunlarını azıcık sürtmekte yarar Elijah, Laszlo'nun her zaman elini kaldırmamış bir öğrenciyi
vardı. seçmek için yaptığı espriyi duyunca başını kaldırıp baktı, sonra
özetledi:
"Devam edelim. 3 ile 30 megahertz arasında kısa dalga radyo
yayınlarının yer aldığı Yüksek Frekans vardır. Ardından 30 ile
"Elektromanyetik r-r-radyasyon, 'dalga halinde hareket eden Tesla'ya ne oldu? Demek istediğim, neden Edison kadar ünlü de-
fotonlar' demenin daha süslü bir yolu. Foton dalgasının Sil?"
frekansına bağlı olarak radyasyon değişik şekiller alıyor. Çok Kuehl masasındaki kâğıtları toplarken, "Güzel bir soru," dedi.
düşük frekanslarda elektrik oluyor. Sonra, hava moleküllerini t-t- "Bir sonraki derste sor. İyi bir tartışma konusu olur."
titreştirerek ses haline geliyor. Frekans yükseldikçe ses de
inceliyor." "P-P-Peki." Elijah sırt çantasını omuzladı. "Ve bu ilginç ders için
teşekkürler."
Hocasının başını sallayarak onayladığını görünce devam etti:
"O kadar da ilginç değildi," dedi Kuehl gülerek. "Anlaşılan öteki
16 gigahertz (GHz): 1,000,000,000 Hertz (ç.n.) , derslerin çok sıkıcı. Şimdi, izin verirsen, okumam gereken elli
17 terahertz (THz): 1,000,000,000,000 Hertz (çCn.) civarında kâğıt var ve... Ve sen her zaman olduğu gibi sayfa
limiti-ni aşmışsın. Kendini sözlü ifade ederken, yazarkenki kadar
"Gerçekten yüksek frekanslar AM ve FM radyo ile televizyon
üretken olmayışın kötü."
yayınlarında kullanılıyor. Sonra ışık oluyor: Önce kızılötesi, sonra
görünür, sonra da mor ötesi. Frekansla birlikte renk de değişiyor. "Yazmayı seviyorum."
En yüksek frekanslardaysa elektromanyetik radyasyon, X-ışmları "Neyse ki, ben de okumayı severim. Şimdi acele et. Bay Grimes
ve G-G-Gamma-ışmları haline geliyor. Ve radyo frekansı tayfında uzun süre yalnız başına bırakılırsa, olasılıkla okulu yakar."
elektromanyetik radyasyon yayan ve alan bir aygıtı tasarlayan ilk
insan Tesla idi." "Evet, efendim. Yarın görüşürüz."
"Hepsinin bu kadar olduğuna emin misiniz?" diye üsteledi "İyi günler, Bay Cohen."
Laszlo. Elijah kapıya yöneldi, sonra durup döndü. "Öğrencilerinize *
Elijah dersin başından beri ilk defa gülerek, "Ha, bir de..." dedi; neden 'bay' ve 'bayan' diye hitap ediyorsunuz?'"
"Edison puştun tekiydi." "Sen neden bana 'Bay Kuehl' diyorsun?"
Zil çalınca yerinden ilk fırlayan Stevie oldu. "Hadi gidelim." Elijah omuz silkti. "Bu sosyal bir norm."
"Bana bir saniye izin ver," dedi Elijah. "Bay Kuehl'e bir şey Kuehl güldü. "Evet, sanırım öyle. Ama sosyal normlar neden
sormak istiyorum." vardır? Birisine 'bay' dediğin zaman iletmek istediğin mesaj
"Seni yağcı," diye takıldı Stevie. "Dolapların orada buluşuruz." nedir?"
Herkes çıkarken geride kalan Elijah çekinerek en sevdiği "Saygı..."
öğretmenine yaklaştı. "Efendim? Merak e-e-ediyorum... Nikola "Bu soru mu, yoksa soruma yanıt mı?"
"Yanıt," dedi Elijah üstüne basarak. Karşısındaki kız gibi o da titriyordu. Aradaki fark, korkudan
değil, heyecandan titremesindeydi.
"Doğru. Öğrencilerim bana saygı duyduğuna göre, benim de
onlara saygı duymam gerekir." Jill ağlamaya başladı.
"Yani diğer öğretmenlerin öğrencilere saygt-dûymadığıru mı Peder Sullivan hıçkıran çocuğa baktı. Kalbi çatlayacak gibiydi.
düşünüyorsunuz?" Hayatında hiç o kadar korkmamıştı. Parmaklarıyla şarap
bardağını sıkıca kavrayıp bakışlarını duvardaki tek dekoratif
"Öyle bir şey söylemedim," dedi Laszlo. "Ama ilginç bir çıkarım."
elemana çevirdi: Bronzdan yapılmış küçük bir çarmıha gerilmiş
Kilide giren anahtarın sesini duyan Jill o yana döndü. Gözyaşları İsa heykeli. Cö-rüntü içini kararlılık duygusuyla doldurdu.
çoktan kurumuştu, ama gözleri hâlâ yanıyordu. Bodrumun
Peder McKinney'in orada olmasından her şeye rağmen
nemli, küf kokan havasmı içine çekip yüzünü buruşturdu; boğazı
memnundu. Onun gücüne ihtiyacı olacağını düşünüyordu. Genç
bağırmaktan tahriş olmuştu.
rahip yalnızca 1.65 boyunda olsa da, bir defans oyuncusunun
Ağır ahşap kapı eski menteşeleri gıcırdayarak açıldı. Jill'in gözleri geniş vücut yapısına sahipti; sanki 1.85 olarak doğmuş da, Tanrı
koridordan ansızın gelen ışıkla kamaştı, sonra Peder Sullivan kafasına bir çekiç indirip cüssesine dokunmadan boyunu
elektrik düğmesini çevirdi. Jill içgüdüsel olarak elleriyle gözlerini kısaltmıştı.
kapatmaya çalışınca, bileklerindeki ip etine batıp canını yaktı.
Sullivan bir gece önce Rituale Ronanum'dan okuduğu bölümleri
Odaya giren rahip düğümleri kontrol ederek ipi biraz daha sı- anımsamaya çalışarak gözlerini kapadı. Ama tek düşünebildiği,
kılaştırdı. İrkilen Jill acı içinde inledi. artık ezberlediği metnin başındaki o uğursuz sözcüktü.
"Bu canını yakabilir," dedi Peder Sullivan. "Ama sonra... Sonra Yunancadaki ek edatı ile horkizo fiilinden türetilen sözcük, 'bir
yaptıklarımdan dolayı bana minnettar kalacaksın." ruhu yeminle bağlama' anlamına geliyordu. Tam anlamı bir
Bir süre Jill'e baktı, sonra döndü ve dua okuyarak mor bir varlığı daha üstün bir gücün yardımıyla bağlayıp, verilen
pelerini omuzlarına attı. Tekrar yüzünü döndüğünde, elinde bir emirlere itaat etmesini sağlamak demekti.
kupa tutuyordu. Bardak kanla dolu gibiydi. Ama emir hep aynıydı: Defol!
"Vakit geldi." Peder Sullivan o ana kadar sözcüğe fazla dikkat etmemişti ama
Kapı bir kez daha açıldı ve içeriye Jill'in daha önce hiç görmediği şimdi tüm benliğini sarmıştı.
bir adam girdi. Kalın, güçlü kolları olan kısa boylu, tıknaz biriydi Egzorsizma. Yani şeytan çıkartma.
bu. Gözlerinde bir hayret ve kararlılık ifadesiyle eğilip ona baktı.
"YVinter'e kesinlikle arkadaşlık teklif etmelisin, ahbap."
Elijah dolabının kapağını çarparak kapatırken, "Biraz daha bağır," "Ona öyle deme!"
diye homurdandı. "Çin'de seni duyamayan yaşlı bir keşiş var." "Dişlerindeki teller yüzünden ona bu adı takan sensin!"
"Sakinleş," dedi Stevie. Başıyla kalabalık koridoru gösterdi. "Bu başka konu."
"Kimse senin aşk hayatınla ilgilenmiyor."
"Ne kadar zamandır..."
"Sen hariç."
"Beş gün," dedi Stevie. Muzaffer bir edayla gülerek fotoğrafı geri
"Birisinin ilgilenmesi gerek ama. Böyle giderse bekâretini asla kaptı. "Nasıl? Tedbirliymişim, değil mi?"
kaybedemeyeceksin."
"Hem de çok!" dedi Elijah kuzeninin ironiyi kavramasını
Elijah ıslık gibi bir sesle, "Stevie!" dedi ve kuzeninin omzuna sert beklemeyerek. Stevie aslmda zeki biriydi, ama söz konusu
bir darbe indirdi. göğüsler olunca, IQ'su otuz puan civarına düşüyordu. "Resmi
"Hey! Bu acıttı." nasıl çektin?"
"Amaç da buydu zaten," Elijah uzaklaşmaya yeltendi, ama Stevie "Katıksız deha yardımıyla. Dün gece kızı bizim dama çıkardım ve
peşindeydi. ona yıldız yağmuru olacağını söyledim. O kadar saf ki... Her
neyse, işi pişirmeye başladık. Polaroid'i önceden video kayıt
"Bekâretinin bir sır olduğunu mu sanıyorsun?"
cihazının uzaktan kumandasına bağlamıştım. Tam kritik anda
"En azından orta malı bir tartışma konusu olduğunu düğmeye basıp resmi çektim."
sanmıyorum."
"Kızdı mı?"
"Belki de öyle olmalı."
"İşin en komik tarafı da bu: Flaşın kayan bir yıldızın ışığı
"Yakınlarda seni de bir kızla gördüğümü anımsamıyorum." olabileceğini söyledim, o da yuttu!"
Stevie güldü. "Tedbirli davranıyorum da ondan görmüyorsun." "Harika! Sınırlı zekânı böyle şeytani işler yerine iyi şeyler için
"Evet, ishal olmuş bir fil kadar tedbirli." kullanmayı becerebilsen..."

"Öyle mi? Peki, şuna ne dersin!" Sırt çantasının yan gözünü açıp "İşte sen bu nedenle bekâretini kaybedemiyorsun. Kızları
bir Polaroid fotoğraf çıkarttı ve Elijah'm yüzüne tuttu. kandırmanın kötü bir şey olduğunu düşünüyorsun."

Kuzeninin Michelle Kaplan'm bluzundan içeriye girmiş elini "Hayır, sadece onlara yalan söylemek kötü."
gören Elijah'm gözleri yuvalarından fırladı. "Tel Surat ile işi mi
pişirdin?"
"Kandırmak, yalan söylemek... Hepsi aynı. Rodney "Beni aydınlat!"
Dangerfield'in Back to School'da dediği gibi: 'Bana yalan "Yapma Winter! Senin kadar akıllı bir kız için bazen fazla salakça
söyleme! Kızlara söyle!' İyi laf." davranıyorsun. Şu YVD'lilerle takılmaya devam edersen sonunda
"Sen ümitsiz vakasın." kendini Sosyal Sibirya'da bulacaksın. Bunların tümü ebleh."
"Winter işi ne olacak?" "Ben de mi bir eblehim?"
"Varlığımdan haberi bile yok." "Hadi be! Ne demek istediğimi anladın. Sen sadece eblehlerin
sınıfındasın. Geri kalan zamanda bizden birisin."
"Elbette ki var. Bugün Bay Kuehl'in dersi boyunca sana baktı
durdu." "Ve bu biz dediğin tam olarak kimler? Basmakalıp ukala çocuklar
mı?"
"Akamda oturduğu için, geri zekâlı."
"Kalıpların bu işle ne ilgisi var?"
"Bu da bir başlangıç."
"Boş ver," dedi Winter gofretini ısırırken.
"Pek de iyi bir başlangıç sayılmaz."
Yeni okuluna gelirken yeni bir başlangıç yapmak istemişti. Kendi
"Neyse, ona arkadaşlık teklif edecek misin, yoksa..."
entelektüel seviyesine daha yakın arkadaşlar edinmekti niyeti.
"Yoksa ne?" Ama ister istemez güzel kızlar grubuna çekilmişti. Aslında kızlar
"Stevie seni kesiyor," dedi Liz sırıtarak. "O kadar iğrenç ki." onu seçmişti. İlk gün öğle yemeğinde masalarına davet etmişlerdi
ve gerisi gelmişti. Sosyal zarlar artık atılmıştı.
Winter omzunun üstünden göz atarken, "Bilemiyorum," dedi.
Kafeteryanın öbür ucundan ona bakan Stevie ile göz göze gelince Winter oğlanlar ve giysiler hakkında, konuşmaktan
hemen önüne döndü. "Ben komik biri olduğunu düşünüyorum." hoşlanmasına rağmen, hiç kendi gibi olamamıştı. Yahitam olarak
değil. Hep rol yapıyordu. Anne ve babası için masum kız. Yeni
"Aman Tanrım! Ondan hoşlanmıyorsun, değil mi?" arkadaşları için esaslı biri. Öğretmenleri için, örnek öğrenci.
"Hayır!" ^^~~~~
"Ufff! Beni korkuttun. Beyin takımıyla çok fazla vakit geçirdiğini Kendini rahat hissettiği yalnızca iki yer vardı.
düşünüyorum." Birincisi orkestra provalarıydı. Gelişigüzel olayları ezberlemekle
"Ne demek oluyor bu şimdi?" değil, sanat ve duygularla ilgili olan tek dersti. Çalarken kendini
canlı hissediyordu.
"Biliyorsun."
Kendisi olduğu ikinci yerse, Bay Kuehl'in dersiydi. Adam öteki kaydı. Suyu kendisinin ve Peder McKinney'in üzerine serpti.
öğretmenlerin aksine, öğretmekten gerçekten zevk alır gibiydi. Sonra tası kaldırarak kızın başının üzerinde tuttu.
Ve akıllıydı. Yanıtlayamayacağı soru yok gibiydi. Bir öğrenci Eli o kadar titriyordu ki, tasın kenarından sıçrayan su kızm
ender de olsa onu çuvallatmayı başarabilirse, çoğu diğer yüzüne döküldü. Peder Sullivan bir an için Jill'in derisinin
öğretmen gibi rol yapmak ya da sinirlenmek yerine yanıtı tütmeye başlayacağını sandı, ama o dilini çıkartıp dudaklarma
bilmediğini söylerdi. sıçrayan suyu yaladı.
En iyisi de, dersini demirden bir yumrukla yönetmemesiydi. El Susamış.
kaldırmadan konuşmaya ses çıkartmaz, öğrencilerine birer
yetişkin gibi davranırdı. Ve her zaman kendisini konu dışına Elbette susar. On iki saattir burada bağırıyor.
çekmelerine izin verirdi. Bunlar en azından konudan sapma gibi Sullivan soluğunu koyuverdi. McKinney ise yüksek sesle
görünürdü. Ama Tesla gibi uçuk konular hakkında konuştuğu yutkundu ve fısıldayarak, "Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa
zamanlarda bile Winter bir şeyler öğrenirdi. ve şu dağa, 'Buradan şuraya göç' deseniz göçer," dedi.
Fen dersinden hoşlandığını Marcy, Tina ya da Liz'e elbette ki Peder Sullivan, İncil'den yapılan alıntıyı hemen tanıdı: Matta
itiraf edecek değildi. Başka birçok şey gibi onu da anlamazlardı. 17:20. İçine şeytan girmiş bir oğlanın öyküsünü anlatıyordu.
Peder Sullivan titreyen kıza baktı, yutkundu ve kendisine güç Kasaba halkı şeytanı kovmaya çalışmış, ama başarılı olamamıştı.
vermesi için Tanrı'ya dua etti. Şeytanın karşısında inançlarını yitirmelerinden ötürü onları
azarlayan İsa, çok az -hardal tanesi kadar- bir inançla bile büyük
İsa'nın kanını temsil eden kutsanmış şaraptan bir yudum içince işlerin başarılabileceğini söylemişti.
içini sıcak bir rahatlama duygusu kapladı. Sağ eliyle haç çıkardı,
sonra masaya bağlanmış olan kıza döndü. Jill gözlerinden yaşlar McKinney haklıydı. Karşılarındaki görevin altından ancak kararlı
süzülerek ve titreyen ağzı dehşet dolu bir sırıtışla çarpılmış halde ve sarsılmaz bir inanç sayesinde kalkabilirlerdi.
ona bakıyordu. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı Peder Sullivan. Kızın terli
Rahip parmağını olabildiğince hızlı bir şekilde kızın ateşten alnına kutsal sudan serpti ve soğuk, sert taş zemine diz çöktü.
yanan tenine dokundurup çabucak geri çekti. Ama beyni o kadar Önce Tanrı'dan merhamet diledi. Sonra birer birer, ermişlerin
kısa bir süre içinde bile kör edici bir renk cümbüşüyle dolmuş, hayır dualarını istedi. Kutsal Meryem. Tanrı'nın Kutsal Annesi.
kalbi deli gibi atmaya başlamıştı. Bakirelerin Kutsal Bakiresi. Aziz Mikail. Aziz Cebrail. Aziz
Kızın üzerinde de bir haç işareti yaptıktan sonra elini içi su dolu Rafael. Tüm melekler, baş melekler ve ruhlar.
küçük bir tasa batırdı. Kutsal su parmaklarından serinlik vererek
Sonra Tanrı'ya onları günahlarından kurtarması için yalvardı. "Ne... Ne... Ne söylememi istediğini bilmiyorum."
Gazabından. Şeytanın tuzaklarından. Nefretten. Yıldırımdan. "Bana adını söyle," diye emretti rahip.
Depremden. Salgın hastalıklardan. Kıtlıktan. Savaştan. Ve sonsuz
ölümden esirgemesi için. Kızm alnı şaşkınlıkla kırıştı. "B-b-benim adım Jill."
"Tanrım, bizi şeytana uymaktan koru." Peder Sullivan başını salladı. "İçine girdiğin bedenin adı değil.
Gerçek adın, iblis!"
"Ve kötülüklerden de," diye tamamladı McKinney.
Gözleri dolan kız hıçkırıklarını zor tutuyordu. "Yaptıklarım için
Sullivan ayağa kalktı ve İsa'nın görüntüsünü zihninde tutarak üzgünüm! Lütfen... Lütfen bırakın gideyim. Bir daha asla
gözlerini yumdu. Sesi utkuyla yükseldi: yapmayacağıma söz veriyorum."
"Tanrım, senin bağlarını parçalayan o canavarın kalbine dehşet Rahip karşısındaki yaratığa baktı. Ama içindeki canavarı gö-
sal. O sefil yaratıkla erkekçe savaşmaları için kullarma cesaret remiyordu. Tek görebildiği, dehşete kapılmış küçük bir kızdı. Ve
ver. Kudretli elin o yaratığı kulun Jill Willoughby'den çıkartsın ve çocuğun dudaklarından çıkan sesin belki -ama sadece küçük bir
Kutsal Ruhun birliği içinde seninle yaşayan ve senin bir parçan olasılıkla- kendi sesi olabileceğini düşünmeden yapamadı.
olan bu kızı artık azat etsin, Tanrım; sonsuza dek."
"Yaşadığın bu şey yaptıklarının cezası değil," dedi Sullivan
Kendini güçlü ve inançlı hisseden Peder Sullivan gözlerini açtı ve yumuşayarak. "Sen sıkıntı içindesin, Jill. İçinde sana istediklerini
kendisine o zavallı çocuğun gözleriyle bakan yaratığa meydan yaptıran kötü bir ruh var. Onu hissedebiliyor musun?"
okudu.
Jill burnunu çekti. Başını iki yana sallamaya başladı, ama sonra
"Tüm yardakçılarına ve sana emrediyorum, Tanrı'nın bu kuluna durdu. "B-b-bazen bir şeyler hissediyorum... Bir şeyler
saldıran murdar ruh: Tanrımız İsa Mesih'in vücut buluşu, görüyorum... Garip renkler, duygular gibi."
tutkuları, yeniden dirilişi ve Tanrı katma çıkışının gizleri adına,
bana adını söyle. "Evet!" diye bağırdı peder. "İşte böyle Jill! Bu duygularını açığa
çıkart. Bırak onlarla konuşayım."
"Ve Tanrı'nın naçiz bir kulu olan ben yine sana emrediyorum ki,
dediklerime harfiyen uyacak ve Tanrı'nın karşında duran bu Jill gözlerini yumup titremeye başladı. Bir dakika kadar sonra
kuluna hiçbir şekilde zarar vermeye cesaret etmeyeceksin!" başını bu kez olumlu anlamda salladı.
Gürleyen sesi küçük odada yankılanıyor, aradaki kısa "Dua etmelisin, Jill. İsa Mesih'e dua et."
sessizlikleri daha da güçlü bir hale getiriyordu. Peder Sullivan "Korkuyorum."
soluğunu tuttu. Kız ona baktı; kan çanağına dönmüş gözleri
yaşlarla parlıyordu.
"Korkunun seni yenmesine izin veremezsin. İnancın seni iblisin Jill'in yanağmda kanlı bir çizgi belirdi; adamm yüzüğü yanağını
pençelerinden kurtaracak. Şimdi dua et!" kesmişti.
Jill yutkundu, gözlerini sıkıca kapadı ve fısıldamaya başladı: "Söyle!" Şaak.
"Selam sana Meryem, Tanrı'mn lutfu üstüne olsun. O seninledir. "Hayır!" diye feryat etti Jill. "Lütfen! Durun!"
Sen..."
Peder Sullivan bir tokat daha atmak için elini geriye çekti. Birden
"Daha yüksek sesle!" ' Jill'in sesi odanın içinde çınladı: "Selam vücudunun yan tarafında hissettiği keskin acıyla yere
sana Meryem, Tann'nm lutfu üstüne olsun! O seninledir!" kapaklandı. Alnı taş zemine çarpınca, dişleri birbirine vurdu.
"Hissetmen gerek," diye cesaret verdi Peder Sullivan. "Sözcükleri Dönmeye çalıştı, ama ezici bir ağırlığın altmda kalmış gibi
sadece bağırma. Onlara inan." kıpırdayamıyor-du.
"Sen kadınların en kutsanmışısın!" Jill hıçkırdı, sonra kendini Bir güç başını geriye çekti ve hızla taş zemine çarptı. Büyük bir
topladı. "Ve rahminin meyvesi olan Isa da kutsanmıştır. Aziz çatırtı duyuldu ve rahip burnunda inanılmaz bir acı hissetti.
Meryem, Tann'nm Annesi, biz günahkârlar için dua et; şimdi ve Kafası yeniden kaldırildı. Tekrar taşa çarpılmadan, elini yüzünün
ölüm saatimizde. Amin." altına koyacak zamanı ancak buldu.
"Şimdi iblisin bana adını söylemesini sağla," dedi peder. Kırılmış burnundan akan ılık ve yapışkan kan avucuna doldu.
Başı üçüncü kez geriye çekilirken, bağırarak arkasına doğru
Jill başını salladı. "Yapamam!"
uzandı. Eli başka bir elin üstüne kapandı. Parlak, ışıltılı ve
Sabrı tükenen Sullivan kızın yüzüne sert bir tokat attı. Jill'in mosmor bir şiddetin benliğini sardığı hissetti ve sonra... Sonra
tenine dokunduğu o çok kısa an içinde beyni yine hayalet gibi hiçbir şey. Zonklayan yüzünün ortasındaki yoğun acı dışında
renklerle doldu. Kızın hızla geriye savrulan başı masanın hiçbir şey.
kenarına çarptı.
"Aman Tanrım!" dedi soluk soluğa bir ses. "Peder Sullivan!"
"Lütfen! Canımı acıtıyorsunuz!"
Üzerindeki ağırlık kalktı ve bir çift el onu sırtüstü çevirdi. Akan
"Bana adını söyle!" kan burnuna ve ağzına dolunca boğulacak gibi oldu. Öksü-rerek
Rahip onu bir kez daha tokatladı ve bir kez daha derin dehşete doğruldu. Gözlerini açıp saldırganına ve kurtarıcısına baktı.
kapıldı. Adamın yüzünde kan lekeleri vardı.

"Yapamam!" "John," dedi gözlerinin içine bakarak. "Neden?"

"Söyle!" Şaak.
"Bana ne olduğunu bilmiyor..." diye kekeledi titreyen rahip. "Kıza "Ta kendisi."
vururken... Sizi izliyordum... Ve birden yoğun bir öfke hissettim. "Size katılabilir miyim?"
Ben... Ben... Çok üzgünüm."
Laszlo karşısındaki boş sandalyeye işaret etti. "Lütfen."
"Senin suçun değildi, John. Kalkmama yardım et."
Kadın kıvrak bedenini sert plastiğe sanki dünyadaki en rahat
Yerden öylesine hızlı kaldırıldı ki, yaşlı adam başının döndüğünü sandalyeymiş gibi yerleştirerek oturdu. Yedi çift kulak pek de
hissetti. Kızın içinde saklanan iblise sert bir bakış gönderdi. zarif olmayan bir şekilde onlara yönelince odadaki mırıltı da
"Gerçek kimliğini ele vermen hataydı." Sonra McKinney'e döndü. azalmıştı.
"Bu akşamlık işimiz bitti."
"Adım Darian Washington," dedi kadm elini uzatarak.
McKinney ona yürümesi için yardım ederken iblis bağırdı.
Laszlo'nun dokunduğu ten ılık ve pürüzsüzdü. Darian elini
"Peder! Bağışlayın beni! O şeyi yapmak istemedim... Lütfen beni çekmeden önce onunkini hafifçe sıktı. Aralarındaki temas
bırakmayın! Beni bırakma..." kesilince hissettiği hayal kırıklığı Laszlo'yu şaşırttı.
İki rahibin arkasından kapanan ağır kapı iblisin sesini kıstı. "Eğitim Müdürlüğü'nden geliyorum. Eyaletteki yetenekli çocuk
Sullivan zonklayan burnunu tutarak ve sendeleyerek koridorda programlarını inceliyoruz ve sizin derslerinizden birini takip
ilerledi. İblis o sırada korkunç bir çığlık attı. McKinney'in vücudu etmek istiyorum. İzin verir misiniz?"
gerildi, yaşlı rahip yürümeye devam etti. "Tam olarak neyi inceliyorsunuz?"
Arkasına bakmadı bile. Kadın dumana boğulmuş öğretmen "Eğitim teknikleri, sınıf dinamikleri, öğrenci performansı... Ve
odasına girdiği an Laszlo ona doğru çekildiğini hissetmişti. başka kimi faktörler."
Çikolata rengi teni parlıyor, odadaki ışık bir heykeltıraşın elinden
çıkma hatlarını aydınlatıyordu. Özellikle yürüyüş biçimiyle "Neden asıl ilgi alanınızın 'başka faktörler' olduğu hissine
-güçlü ve vakur adımlarıyla- mekânın ve içindeki herkesin sahibi kapılıyorum acaba?"
gibiydi. "Çünkü sezileri güçlü bir insansınız."
İki eski kanepenin arasından kendine bir yol bulmaya çalışırken, "Bu 'faktörlerin' neler olduğunu benimle paylaşmak istemezsiniz
neredeyse odadaki herkesin gözü onun üstündeydi. Erkeklerin herhalde?"
arzuladığı, kadınlarınsa nefret ettiği bir tipti. Ve ona doğru
yürüyordu. Darian gülümsedi ve Laszlo onun koyu kahverengi gözlerinin
içine baktı. O gözlerde sanki kedilerinkini anımsatan bir şey
Yanma gelince, "Laszlo Kuehl mi?" diye sordu. vardı. Muziplik dolu, ama ölümüne ciddi.
"Sınıfınızda oturmama izin verin, sonra akşam yemeğinde bu "Size bir öğüt: Şansınızı pokerde denemeyin. Şimdi eğer hepiniz
konuyu tartışalım." Bayan Washington'u kesmeyi bitirdiyse, dersimize başlayalım.
Dün nerede kalmıştık?"
"Siz mi ısmarlıyorsunuz?"
"Tesla," dedi Winter Zhi. Sesi yumuşak ve güvenliydi.
"Daha da iyisi: New York eyaleti ısmarlıyor."
"Teşekkür ederim, Bayan Zhi. Dersten sonra Bay Cohen onun
"Vergi mükelleflerinin davetini reddedemem."
hakkında bana çok güzel bir soru sordu. Bay Cohen, sorunuzu
"Harika." Darian sandalyesini sessizce itip zarif bir hareketle lütfen sınıfla paylaşır mısınız?"
kalktı. "Öyleyse beşinci derste görüşürüz."
"Elijah rahatsız bir tavırla bakışlarını önüne indirirken, "Onun n-
Beyaz saçlı matematik öğretmeni Bradford Pierce kadın kapıdan n-neden Edison gibi ünlü olmadığını merak etmiştim."
çıkar çıkmaz Laszlo'ya döndü. "Neydi bu böyle?"
"Evet," dedi Laszlo. "Birincil neden şu ki, Tesla oyunu kurallarına
"Emin değilim," dedi Laszlo. "Ama öğrenmek için can atıyorum." göre oynamadı. Bir bilim adamı olarak daha yetenekli olmasına
Her zamanki gibi yerine oturan son kişi Grimes idi. Laszlo, sakin rağmen, işadamı olarak Edison ondan daha iyiydi. Tesla'nın
bir şekilde sınıfın en arkasında oturan Darian'ı işaret etti. sorunu hiçbir zaman pes etmeyişiydi; pes etmenin kendisi için
daha yararlı olacağı durumlarda bile direndi. Örneğin Akımlar
"Başlamadan önce size Bayan Washington'u tanıtmak istiyorum. Savaşı'nı alternatif akımın kazanmasından sonra bile elektrik
Kendisi bugün burada gözetmen olarak bulunuyor. O nedenle dağıtımını iyileştirmek için yeni yollar aramaya devam etti.
lütfen beni akıllı biri gibi göstermek için elinizden geleni yapın." Elektriği vericilerle argon gazı doldurulmuş alıcı küreler arasında
Öğrenciler dönüp Darian'ı alıcı gözle süzdü. Erkekler onun havadan iletecek bir sistem geliştirdi. Bu yeni teknolojiyi birçok
ısmarlama olduğu hemen anlaşılan siyah tayyörünün altındaki yatırımcıya gösterdiği halde J.P. Morgan dışında kimse
düzgün bedenini aç gözlerle sindirirken, kızlar da beğeni ve ilgilenmedi."
kıskançlıkla karışık bir güvensizlik duygusuyla baktı. Birisi bir Winter, "Morgan ilgilendiyse bu teknolojiyi neden bilmiyoruz?"
ıslık çalınca oğlanların bazısı gülüştü. diye sordu.
Gözlerini Darian'ınkilerden ayırmamasına rağmen suçluyu "Morgan daha önce Edison'un doğru akım teknolojisine yapmış
belirleyen Laszlo, "Bay Grimes," dedi. olduğu yatırımdan ötürü bir servet kaybetmişti ve o nedenden
"Ne?" diye sordu Stevie. Yüzünde kanarya kapmış kedi ötürü Tesla'dan pek hazzetmiyordu. Yine de çok düşük bir
gülümsemesi vardı. teklifte bulundu. Tesla bunu reddetti. Ve o gece çıkan yangında
laboratuarı tümüyle yandı. Tesla o olayda her şeyini kaybetti;
tüm araştırmaları, tasarımları, icatları yok oldu. Laboratuarı
kimin yaktığı hiçbir zaman anlaşılmadı. Ama Tesla mesajı "Evet Bay Grimes; gerçekten de 'vay be'. Ne yazık ki, bu ışının
almıştı; elektriksel bir dağıtım sistemi geliştirmekten vazgeçti." neden olduğu tek ölüm büyük olasılıkla kendininki oldu. Silahı 5
Ocak 1943'de A.B.D. Savaş Bakanlığı'na teklif etti. Üç gün sonra
"Yani b-b-boyun mueğdi?" diye sordu fefij^Göhe«< Secinde sanki
kaldığı otel odasında ölü'bulundu. Hemen ardından da FBI tüm
korku vardı.
araştırma notlarına el koydu."
"Yanıt ortada/' dedi Daszlo. "Bugün şehirde içleri gaz dolu
"Sonra ne oldu?" diye sordu Stevie heyecanla.'
küreler görüyor musunuz? Ne yazık ki, bilim bile kapitalizme
karşı gelemez." Laszlo başını iki yana salladı. "Hiçbirşey."
"Betamax ve VHS gibi," diye söze karıştı Stevie Grimes. "Ya araba?" dedi Winter.
"Aynen öyle," dedi Laszlo. "Hazır bu konu üzerindeyken, size "Ölüm işim?" diye atıldı Stevie.
Tesla'mn bir icadından daha söz edeyim. İddiaya göre Tesla, 1915 "Tesla'nm notlarına ne olduğunu kimse bilmiyor. Çoğu insan
yılında havadan güç üreten elektromanyetik bir makine geliştirdi onun Ölüm Işını'nm Ronald Reagan'm Yıldız Savaşları savunma
ve elde ettiği enerjiye 'eterik güç' adını verdi. 1931'de havadan sisteminin ilham kaynağı olduğuna inanır, ama bunların hepsi
ürettiği güçle çalışan eterik-güdümülü arabanın çalışan bir sadece birer varsayımdan öteye gitmez. Bu öyküden çıkartmamız
modelini bitirdi. Tesla yeğenlerinin şahitliğinde bu arabayı saatte gereken ders ne? Bay Cohen, bir tahminde bulunmak istemez
145 kilometreye varan bir hızla ve 80 kilometre kadar kullandı." misiniz?"
"Bu da günümüzde yollarda görmediğimiz bir şey işte." Elijah biraz kuşkulu bir tavırla, "Devletle s-s-savaşamazsınız
"Doğru. Enerjinin kaynağını soran yeğenine Tesla, bunun olabilir mi?" diye önermede bulundu
'gizemli bir radyasyon' olduğunu ve 'kaynağını bilmese de, "Evet, bu bir yorum. Benimkisiyse biraz daha karanlık: Devletle
insanlığın onun varlığından son derece memnun olması savaşabilirsiniz, ama buna kalkışırsanız büyük olasılıkla
gerektiğini' söyledi. Tesla artık gizliliği bir saplantı haline kaybedersiniz. Hatta sizi öldürebilirler bile. Elbette ki bu,
getirmiş ve paranoyak olup çıkmıştı. O nedenle de makinenin denememeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Şimdi... Kitaplarınızı
tasarımını kimseyle paylaşmadı. Hayatının kalan on iki yılı 154. sayfaya açarsanız..."
boyunca 'telegüç' adını verdiği ve küresel yıldırımlarla plazma
üzerindeki araştırmalarına dayanarak tasarladığı bir sistemi Dersin 'eğlenceli' kısmının sona erdiğini ve 'sınavda gelecek
geliştirmeye çalıştı. Tesla aygıta 'Ölüm Işını' admı takmıştı." konular' ile ilgili kısmının başladığını anlayan sınıftan
homurtular yükseldi. Laszlo öyleyken bile onları oyalamayı
"Vay be!" başardı. Aslında her zaman öğrencilerini eğlendirmeye çalışırdı,
ama o gün özel bir nedeni vardı: Darian Washington.
Kadın orada yokmuş gibi davranmaya çalışsa da, sürekli göz edebileceğimizin en iyisi, bir gün bizleri sevgi ve şükranla
göze geliyorlardı. Bir mikroskobun altında gibiydi; Yılın anmaları."
Öğretmeni ödülünü üç yıl peş peşe kazanmış olmasına rağmen, Darian ayaklarını indirip sandalyesinden kalkarken, "Sizin
kendini yine de yetersiz hissediyordu. kendinizi bebek bakıcısı olarak gördüğünüze inanmıyorum,"
Sonunda çalan zil Laszlo'yu hem rahatlattı, hem de hayal dedi. "Öyle düşünseydiniz bu kadar çaba göstermezdiniz."
kırıklığına uğrattı. Öğrenciler çıktıktan sonra Darian geriye Laszlo eliyle arkasındaki yazı dolu tahtayı işaret ederek, "O mu?"
yaslanıp sandalyesini duvara dayadı ve dizlerine kadar çıkan dedi hafife alan bir ifadeyle. "Onları ayaküstü uyduruyordum."
deri çizmelerini önündeki sıranın üstüne koydu. Dudaklarında
muzip bir gülümsemeyle Laszlo'ya dönmeden önce bir süre "Kendinizi gerçekten nasıl görüyorsunuz?" diye sordu Darian ve
tavana baktı. yavaşça ona doğru yürüdü.
"Oldukça başarılı bir oyuncusunuz, Bay Kuehl." Laszlo yırtık yeşil deri kaplı döner sandalyesine çöktü. Arkaya
yaslanınca sandalye gıcırdadı. "Soran kim? Beni yemeğe davet
"Teşekkürler," dedi Laszlo. "Gösterimi herkese açmayı eden güzel kadm mı? Yoksa Eğitim Müdürlüğü'nden gelen kadın
düşünüyorum: Nikola Tesla ve Diğer Az Tanınmış Bilim mı?"
Adamlarının Komiklikleri."
Darian gülümsedi. "Birincisi."
"Sizi gerçekten dinliyorlar. Yetenekli çocuklarınızın diğer tüm
öğretmenleri oldukça uğraştırdığını duydumr^Sma^îze-~gelince "Kendimi bir koruyucu olarak görmek isterim. Bu çocukların
mum gibi oluyorlar anlaşılan. Sırrınız nedir?"ı hepsini tek tek seçtim, normal okullarından alıp buraya getirdim.
Gerçi eski okullarında, çoğu zaten diğer çocukların sataştıkları
"Çocuklar yetişkinlerden çok daha duyarlıdır. Hafife alındıklarını tiplerdi, ama yine de... Onların mutluluğundan kendimi bir yere
derhal anlarlar. Hele yetenekli olanlar içmbu daha da zor, çünkü kadar sorumlu hissediyorum."
onları eğitmekle görevli olan insanlar önüne fazladan bir engel
daha çıkartıyorlar." "Ya Winter Zhi? Bana daha çok sınıf başkanı olacak bir tip gibi
geldi."
"Nedir o?"
"Kuralı ispatlayan istisna. Winter oldukça sıra dışı biri. Zeki,
"Kıskançlık. Bu çocuklar sadece zeki değil. Onlar birer dâhi. Biz olağanüstü karizmatik, zarif... Ve giderek gerçek bir afete
öğretmenler onları sadece koruyan, temel sağlayan abartılmış dönüşüyor. Ayrıca harika bir müzisyen. Okul orkestrasının bir
bebek bakıcılarıyız. Bu çocukların hepsinin de kaderinde sonraki konserine gelmelisiniz. İnanın alıştığınız tarz bir 8. sınıf
bizimkilerden daha önemli birer yaşam yazılı. Ümit gösterisi olmayacak."
"İnanırım," dedi Darian boş sıralardan birinin üstüne otururken. Laszlo ellerini kaldırdı. "Suçluyum. Peki, ya siz? Siz inanmıyor
"Yani hepsi bu mu? Siz onların sadece koruyucu meleği misiniz? musunuz?"
Sonsuza dek koruyamazsınız o çocukları." Darian yerinden kalkarken, "Ben de inanıyorum," dedi. "Ancak
"Koruyamam," dedi Laszlo. "Ama onlara normal olarak sınıfta inandıklarım biraz daha farklı şeyler. Bu akşam konuşuruz
öğretilmeyen şeyleri öğretebilirim." bunları. Köşe Kahve'de. Nerede olduğunu..."
"Ne gibi?" "Batı Dördüncü Cadde. Orayı biliyorum. Harika nurger
yaparlar."
"Kendine güven örneğin. Elijah Cohen'i ele alalım."
"Sizin için uygun mu yani?"
"Şu kızıl saçlı gergin çocuk mu?"
"Elbette. Oraya sık sık giderim. Sadece sizin daha ziyade kumaş
"Evet. Önceki okulunda elini hiçbir zaman kaldırmadığı gibi,
peçete kullanan bir tip olduğunuzu düşünmüştüm; biradan yapış
dünyada kuzeni dışında tek bir arkadaşı da yoktu." Laszlo
yapış olmamış zeminleri tercih eden birisi yani."
konuşurken bir yandan da öfkelenmekten kendini alamıyordu.
Elijah da öteki çocuklarının çoğu gibiydi: Yanlış anlaşılmış. Eğer "Öyleyim zaten," dedi Darian. "Ama bu gece değil. Size
daha önce ulaşmayı başarabilmiş olsa, çocuk belki de kendi sahanızda oynama avantajını tanımak istemiştim." "Bir oyun
gölgesinden korkan birisi olmazdı. oynadığımızı bilmiyordum." "Hayatın kendi bir oyundur.
Sekizde görüşürüz." Sınıftan çıkan kadının arkasından bakan
"Bana sorarsanız, hâlâ oldukça utangaç görünüyor."
Laszlo, nasıl bir şeye bulaştığını düşündü. Aslında önemli de
"Doğru, ama kabuğundan çıkmaya başladı. Artık smıf değildi bu. Bilmiş olsaydı bile onun cazibesine karşı koymaya
tartışmalarına katılıyor. Baksanıza, dün dersten sonra yanıma gücü yetmezdi.
yaklaşıp bana bir soru sordu. Buraya ilk geldiğinde gözlerime
O günün aslında Peder Sullivan'ın hayatının en mutlu günü
bile bakamıyordu. Ama üzerinde çalışmaya devam ediyorum.
olması gerekirdi. Beklediği haber sonunda sabah saatlerinde
Her derste ona bir şeyler soruyorum. Ve o da cevap veriyor.
gelmişti. Papalığın Birleşik Devletler elçisi Başpiskopos Jean
Buraya en azından herkes kadar ait olduğunu öğrenmeye
Jadot arayarak Piskoposlar Konseyi'nin kendisini Boston bölgesi
başladı. Aslmda herkesten fazla layık buna, ama asla itiraf etmez.
piskopos yardımcılığı için önerdiğini ve Vatikan'ın da bunu
Özellikle de kendine."
uygun gördüğünü bildirmişti.
"Siz bunlara gerçekten inanıyorsunuz," dedi Darian başını
Yaşlı din adamı o görev için yıllardır uğraş veriyordu. Ve şimdi
sallayarak.
rüyalarının sonunda gerçekleşiyor olmasına rağmen, ruhu
bodrumdaki iblis yüzünden karanlıklar içindeydi.
İşin ironik yanı başpiskoposun konuşmanın sonunda söylediği Jill dişlerini sıkıp ince, titreyen kollarını tekrar kaldırdı. Dirsekleri
sözlerde yatıyordu: "Papa hazretlerini en çok etkileyen şey sizin kulak seviyesini geçince onları V şeklinde kıvırdı ve yanına çekti.
yetimlere yönelik çalışmalarınız oldu. Bununla gurur Kelepçelenmiş bilekleri tok bir sesle göğsüne düştü. Hızla
duymalısınız." soluyarak bir süre dinlendi. Sonra doğruldu ve yavaşça
bacaklarını masadan indirdi. Ama öne eğilince dengesini
"Teşekkür ederim," demişti Peder Sullivan ve aklı Jill'e ve
kaybederek taş zemine kapaklandı.
içindeki iblise kaymıştı. "Ama daha yapılması gereken çok şey
var." Peder Sullivan koşup ona yardım etmemek için kendini zor tuttu.
Yerde kıvrılmış, hıçkırarak yatan kıza bakarak öylece durdu
"Her zaman öyledir."
yerinde. Uzun, ince saçları yüzünün çoğunu kaplasa da, titreyen
O gece merdivenlerden bodruma inerken aynı sözler sürekli dudaklarını seçebiliyordu. Koyu kırmızı kanla kaplıydılar ve
kulaklarında yankılanıyordu. İblisin hücresine girince soluğunu çıplak ampulün altında parlıyorlardı.
tuttu. Oda pislik ve idrar kokuyordu. Kızın bacaklarının arasında
Kızın düştüğü yerin hemen ilerisinde minik beyaz bir üçgen
koyu bir leke vardı.
vardı. Kırık bir diş parçası. Peder Sullivan'in kalbi birden
Ne bekliyordun ki? Sonsuza dek tutmasını mı? yaptıklarından dolayı dehşetle doldu.
Beynindeki azarlayan sesi duymazdan gelerek elindeki zinciri Bu bir numara. Seni yanına çekmeye çalışıyor. Peder McKinney'e
tavandan inen pissu borusunun etrafına sardı ve Jill'in hareketsiz olanları anımsa. Ona neler yaptırdığını anımsa. Güçlü ol. Ve
yatan bedeninin yanma döndü. inancından vazgeçme.
Bir kese kâğıdının içinden iki çift kelepçe çıkarttı. Zinciri birinin Peder Sullivan kabuğunu hırpalamanın iblisi zayıflatmış
etrafına sardıktan sonra gümüşten yapılma kaim bir asma kilitle olabileceğini ve o fırsattan yararlanması gerektiğini biliyordu.
bağladı. Sonra da tenine dokunmamaya özen göstererek Ama onu -yani kızı- sorulara boğma fikri midesini bulandırdı.
kelepçeleri Jill'in bileklerine geçirdi. Masanın üstüne plastik bir bardak bıraktı ve hızla geri çekildi.
İkinci kelepçeyiyse ayak bileklerine taktı. Ancak ondan sonra kızı Başıyla kabı göstererek, "Sana biraz su getirdim," dedi. Kız hâlâ
bağlayan ipi kesti. Tüm ipler kesilince hızla geri çekildi, iblis yüzükoyun yerde yatıyordu. "Yarın konuşacağız."
hafifçe inledi. Kollarını kaldırmaya çalıştı ve acıyla bağırdı.
Ertesi gece bodruma inerken Peder Sullivan'm yanında bir elbise
"Uzun süre aynı pozisyonda kaldıkları için uyuşmuşlardır," dedi torbasıyla biri boş, diğeri su dolu olan iki kova vardı. Yere
peder. "Kımıldatırsan kan dolaşımı yeniden başlar. Bir daha dökülen sulara aldırış etmeden yavaşça ilerledi ve kulağını
dene." kapıya dayadı.
Ahşap kapının teması tenini ürpertiyordu. Neredeyse bir dakika "Merhaba... Jill."
boyunca orada öylece durdu, ama tek duyabildiği kalorifer Peder Sullivan kelepçeleri ve pis su borusuna giden zinciri
kazanının tıslamasıyla kendi kalbinin atışıydı. Aklına kızın bakışlarıyla kontrol etti. Tatmin olunca torbayı ve kovaları odaya
kendini zincirlerinden kurtarmış olabileceği geldi. Sahip taşıdı, kapıyı kapattı.
oldukları bedenlere olağanüstü güç veren iblisler olduğunu
okumuştu. "Seni rahatlatacak bazı şeyler getirdim."
Ya zincirlerini kopartmışsa ve üzerine atlayıp onu boğmak için Torbadaki eşyaları birer birer çıkartıp masanın üzerine koydu:
kapıyı açmasını bekliyorsa? Bir rulo tuvalet kâğıdı, bir çift beyaz el havlusu, şeffaf plastikten
küçük bir sürahi, bir düzine kâğıt bardak ve İncil. Sürahiyi
Ya da daha kötüsü... kovaya daldırıp suyla doldurdu. Jill onu aç gözlerle izlerken
Başını iki yana salladı. Saçmalıyordu. bardaklardan birine su koydu. Ve geri çekilip kıza ilerlemesini
işaret etti.
Küçük bir kızı bodruma zincirlemekten daha mı saçma? Bundan
âa mı saçma? Jill sadece çok küçük adımlar atmasına izin veren kelepçeli
ayaklarıyla sendeleyerek birkaç adım attı. Masanın yanma
Korkusuna yenik düşmeyi reddederek kapının kilidini açtı. Kapı
gelince bardağı kapıp dudaklarına götürdü ve bir dikişte bitirdi.
açılır açılmaz gördü iblisi. Ve yapmakta olduğu şey nefesini kesti.
Boşalan bardağı yere attı, sürahiyi aldı, iki eliyle tutarak son
Kız dizlerinin üstüne çökmüştü. Başı öne eğikti, kirli saçları damlasına kadar içti.
ensesinde sıkı bir topuz şeklinde bağlanmıştı ve kelepçelenmiş
Ardından havlunun birini kovaya daldırıp ıslattı ve yüzüne
elleri yüzünün önünde kavuşturulmuştu. Dua ediyordu.
bastırdı. Alnını, gözlerini, burnunu, yanaklarını, ağzını ve
Çökmüş yanakları kir ve kurumuş kanla kaplıydı, vücuduysa çenesini silerken sular yere damlıyordu. İşini bitirdiğinde havlu
kirli geceliğini iki beden büyük gösterecek kadar zayıf kahverengiye dönüşmüş, yüzü ise solgun beyaz bir renk almıştı.
duruyordu. Ama o görünüşüne rağmen, gözlerinde Peder Sadece buz gibi bakan gözleri aynıydı.
Sullivan'm donup kalmasına neden olan bir samimiyet ifadesi
Bir süre rahibi süzdü, sonra utanarak gözlerini yere indirdi.
vardı.
"Biraz... Yiyecek alabilir miyim?"
Bir öfke, galeyan, hatta hüzünden eser yoktu. Sadece pişmanlık
ve kabullenmişlik. Bu duygu o kadar güçlüydü ki, yaşlı rahip Peder Sullivan yavaşça başını iki yana salladı. "Üzgünüm, ama
önceki geceye kıyasla on kat artmış gibi hissedilen kokuyu dikkatini toplayabilmen için oruç tutmalısın. Şimdi dua edelim." ,
tarketmedi bile.
Jill masaya dayanarak yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. olur." Duraladı. "Anımsa: Şeytana karşı savaş zaman kadar
Yerleştikten sonra başını eğdi ve dua etmeye başladı. eskidir. Bu sadece senin mücadelen değil. Bizim mücadelemiz,
tüm insanlığın mücadelesi. Ve ben senin o iblisi içinden
"Cennetteki Babamız, adın kutsal kılınsın..."
atabileceğine inanıyorum; yeter ki bunu iste."
O dua ederken. Peder Sullivan iblisin geçici de olsa kontrolü
"İstiyorum, Peder," diye atıldı Jill. "Hem de her şeyden fazla
bırakıp bırakmadığını düşündü. Kız kuşkusuz ki o gece farklı
istiyorum."
davranıyordu. Ya da rol yapıyordu.
Peder Sullivan başını salladı ve sonra İncil'ini Efesliler, 6. Bölüme
"Seni neden burada tutmam gerektiğini anlıyorsun, değil mi Jill?"
açtı.
Jill başını kaldırmadan ve gözlerini açmadan cevap verdi.
"Kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra
"Şeytanın beni eline geçirdiğini düşünüyorsunuz." ',
yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını kuşanın."
Rahip duraksadı. "Peki, sen de öyle olduğunu düşünüyor
Kısa bir dua mırıldanıp birkaç ayet ileriden devam etti:
musun?"
Bunların hepsine ek olarak, Şeytan'm bütün ateşli oklarını
Jill başını kaldırıp ona döndü, ama bakışları hâlâ yerdeydi.
söndürebileceğiniz iman kalkanını alın."
"Bilmiyorum. O diğer rahiple olanlar... Size saldırdığı zaman
sanırım... Sanırım o şeye ben neden oldum. Çıldırmış gibiydim. "Bunun ne demek olduğunu anlıyor musun?"
Sizin... Sizin ölmenizi istedim." Burnunu çekti. "Çok üzgünüm, "Bana sadece Tann'nm yardımcı olabileceği anlamına geliyor.
Peder."
Tanrı... Ve iman."
"Önemli değil. Bana kötülük yapmak isteyen sen değildin;
içindeki iblisti." "Doğru, Jill. O'na inanırsan, O da sana inanır."
Jill düzgün beyaz yanaklarından yaşlar süzülürken bakışlarını Sonraki üç saat boyunca ikisi de sert taş zemine diz çökmüş
ona çevirdi. şekilde dua etti. Ama Peder Sullivan daima JiU'in uzanamayacağ
bir mesafede durmaya özen gösterdi.
"Onu... O şeyi... İçimden nasıl atabilirim?"
"Cheeseburger, orta pişmiş."
"İnanç," dedi Sullivan. "Ve dua."
"İki olsun," dedi Laszlo. Sonra da Darian'a ayak uydurmak için
"Neden ben, Peder?" birasını bitirdi. "Ve birer bira daha."
"Bilmiyorum," dedi peder başını sallayarak. "Ama İncil bize "Tabii ki," dedi garson kız, sonra hızla yan masaya geçti.
Tanrı'nm bir planı olduğunu öğretir. Her şey bir nedenden dolayı
"Anladığım kadarıyla vejetaryen değilsin." Laszlo kaşJanm kaldırdı. "Hiç zaman kaybetmiyorsun, değil
Darian köpekdişlerini göstererek, "Bir etobura benzemiyor mi?"
muyum?" diye sordu. "Gevezelik eden tiplerden değilim." Darian omuz silkti. "Senin de
"Gerçekçi olmak gerekirse benziyorsun." olmadığını varsaydım."
Garson kız getirdiği iki birayı biraz da dökerek masaya koydu. "Değilim doğrusu/' dedi Laszlo. "Sadece düşündüm ki..."
Darian bardağını zarif bir hareketle kaldırdı, uzun bir yudum "Tamam. Favori albüm: Patti Smith'den Horses. Favori kitap:
aldı, sonra da dudaklanndaki köpüğü yaladı. Bardağı masaya Stephen King'in Carrie'sı. Favori film: Alien. Politikayla
bıraktıktan sonra çantasından bir Parliament paketi çıkarttı, ilgilenmem. Doğma büyüme New Orleans'lıyım. Sıra sende."
sigarayı dudaklarının arasına koyduktan sonra paketi Laszlo'ya
uzattı. "Tamam," dedi Laszlo tavana bakarak. "Dur bakalım... Favori
albüm: The Who'dan Quadrophenia. Favori kitap: Harper Lee'nin
"Hayır, teşekkürler. Bırakmaya çalışıyorum." Bülbülü Öldürmek'i. Favori film... Hmm, bu biraz zor işte. Ama
"Sen bilirsin." Bir Avuç Dolar demek zorundayım. Bana göre Clint o filmde
harikalar yarattı. Kayıtlı Demokrat. Doğma büyüme Brooklynli."
Darian bir kibrit yakıp sigarasını aleve tuttu. Sonra uzun bir nefes
çekti; Laszlo gözlerini yanan sigaradan alamadan onu "Demek ki yalnızlık çeken iyimser bir idealistsin."
seyrediyordu. Bir fen öğretmeni olarak kadının bedeninde o anda "Ve sen de karanlık bir kötümser," diye cevapladı Laszlo. "Biraz
başlayan kimyasal tepkimeleri gayet iyi biliyordu. Ciğer zarının yalnızlık çeken."
emdiği nikotin saniyeler içinde beynine ulaşıp, kalp atışlarını ve
kan basıncını artıracak adrenalinin, ona keyif verecek dopaminin "Hepimiz öyle değil miyiz?" Darian gülümsedi ve birasından bir
ve acı algılayıcılarını bloke edecek olan endorfinin salgılanmasını yudum aldı. "Artık birbirimizi tanıdığımıza göre konumuza
tetikle-yecekti. Bu deneyimi hayalinde yaşayarak birasını dönelim: On beş kontenjan için iki yüzden fazla öğrenciyle
yudumladı. konuştun. Kararlan nasıl verdin?"
Son sigarasının üzerinden 73 gün geçmiş olmasına rağmen, o şeyi "Özel bir ölçüt listesi geliştirmiş olduğumu söylemeyi isterdim,
aramadığı tek bir gün bile olmamıştı. Hafızasına kazınmış olan ama gerçek şu ki, sadece sezilerimi kullandım. Her başvuran
dopamin bunu garanti ediyordu. kişiye yönelik kararımı neredeyse kapıdan içeriye adımını attığı
an biliyordum."
Darian sonunda sigarasını tablada söndürürken, "Pekâlâ," dedi.
"Şu yetenekliler sınıfını nasıl seçtin?" "Hiç hata yaptın mı?"
Bir an düşünen Laszlo, sonra başını salladı. "Hayır. Stevie Grimes "Şimdi ikimiz de yalan söylüyoruz işte."
sınırdaydı, ama paketin bir parçasıydı." Laszlo gözlerini ona dikti. "Sen Eğitim Müdürlüğü'nden
"Ne demek bu?" geliniyorsun, değil mi?"
"Elijah Cohen'in kuzeni ve yegâne arkadaşı olma sıfatını taşıyor, "Hayır," dedi Darian. Sesinde en ufak bir özür dileme belirtisi
Grimes. Bayan Cohen, yani annesi Elijah'm olduğundan daha yoktu. "Oradan gelmiyorum."
fazla soyutlanmasını istemedi, o nedenle Grimes'i de almak Şaşırma sırası şimdi Laszlo'daydı. Suçlamayı bir önseziyle
zorunda kaldım." yapmış, ama hedefi 12'den vuracağını tahmin etmemişti.
"Ve Stevie'yi o sınıfa getirmek seni tedirgin etmedi, öyle mi?" Darian gözlerinin içine bakıyordu. "Sen bana seninkini göste-
"Aslında o da oldukça zeki birisi, ama benim aradığım türden rirsen, ben de sana benimkini gösteririm."
değil. Yine de sınıfa ilginç bir eklenti oldu." Tavrı gerçek gibiydi, ama Laszlo sözlerinin gerisinde yağmur
"Elijah Cohen'i getirebilmek bu kadar önemli miydi?" sonrası yeni biçilmiş çim gibi kaygan bir aldatmaca hissediyordu.
Yine de meraklanmıştı.
"Evet," dedi Laszlo hiç duraksamadan. "Öyleydi."
Darian parmağını kışkırtıcı bir şekilde bardağının kenarında
"Neden?"
gezdirirken, "Bir önerim var," dedi. "Konuyu burada uyutalım.
Laszlo duraladı. Darian'ın sorularını ilk başta masumane bul' Gerisini bana kahvaltıda anlatırsın. Ya da her neyse işte."
muştu. Ama şimdi o kadar emin değildi.
Laszlo da onun gözlerine baktı. "Başlangıç gevezeliğimizi yaptık
"Elijah ile neden bu kadar ilgileniyorsun?" bile," dedi. "Mesele Elijah Cohen değilse, ne hakkında
Darian umursamaz bir tavırla omuz silkti. "Mesleki merak konuşacağız?"
diyelim." "Sinema. Felsefe. Havadan sudan konular. Fark etmez. Ya da
"Yalan söylüyorsun." sadece sarhoş olabiliriz."

Darian şaşkınlığını saklamayı basarsa da, Laszlo korkunun Laszlo güldü. "İşte bu destekleyebileceğim bir plan gibi geldi
keskin ve kekremsi kokusunu algılamıştı. kulağıma."

Karşılıklı bir şey söylemeden geçen on saniyeden sonra Darian "İyi." Darian birasını bitirdi, sonra garson kıza işaret etti. "Birer
gülümsedi: "Neden bu kadar kaçamak oynuyorsun?" tane daha."

Bu kez Laszlo omuz silkti. "Mesleki ketumluk diyelim." Olanca güzelliğine rağmen Laszlo'nun Darian'da asıl çekici
bulduğu yan tavrıydı: Karşı konulması olanaksız, neredeyse
küstahça bir oyunbazlık. Barmen son içkilerin servis yapılacağını dalgası içinde birlikte orgazma ulaştılar. Birbirinin kolları
duyurduğunda, Laszlo zamanın o kadar çabuk geçmiş olduğuna arasında kendilerinden geçmeden önce, bedenlerini birbirine
inanmadı. Evine kadar eşlik ederken, Darian lakayt bir şekilde bastırıp, doğanın önerilerini izleyerek gece boyunca iki defa daha
onun elini tuttu. Kapıya geldikleri zaman da eşikten içeriye seviştiler.
çekip, üst kata götürdü. Ertesi sabah Laszlo jaluzilerin arasından sızan gün ışığında
Dairesine girdiklerinde ne konuştu, ne de ışıkları açtı. Bu Darian'ı seyrederken birdenbire o güne kadar dinlemiş olduğu o
davranışında hiçbir yapmacıklık yoktu. Onu yatak odasına boktan aşk şarkılarının tümünün anlamını kavradı. Darian
yöneltti. İlk defa orada öpüştüler. zekiydi. Güzeldi. Gizemliydi.
Laszlo için son derece heyecan vericiydi. Dudakları birbiriyle Ve onundu.
buluştuğunda her şey durdu sanki. O anda sadece Darian vardı. Peder Sullivan günler ilerledikçe Jill'in uzun boylu güzel bir
Başkaları önemli değildi. Başkaları zaten hiçbir zaman önemli kızdan, derisi kemiklerine yapışmış bir yaratığa dönüşmesini
olmamıştı. izledi. Kızın avurtları çöktü, yüz derisi öylesine gerildi ki, gözleri
Sadece Darian. yuvalarından fırladı. Parmakları yaşayan bir iskeletinki gibi
incecik oldu. Uzun kolları ve bacakları incelip, geceliğinin
Saçı çilek gibi kokuyordu. Yumuşak ve düzgün teninin verdiği
eteğinden ve yenlerinden çıkan birer sopaya döndü.
coşku ve onun içine girme arzusu dışında tüm düşünceleri
kafasından uzaklaştırmıştı Laszlo. Ama direndi ve kendini acele Sadece ona bakmak bile midesinin açlıkla burulmasına neden
etmemeye zorlayarak onu yavaşça soydu. Giysilerin altından oluyordu yaşlı rahibin. Sonunda o kadarının yettiğine karar
ortaya çıkan o mükemmel vücut pencereden giren soluk ışığın verdi. Yirminci gece ona bir dilim ekmekle bir elma getirdi.
altında parlıyordu. Odadan içeri girdiği anda Jill gözlerini onun elindeki tabağa
dikti.
Ve sonra Darian'ın bacakları onun bedenine sıkıca dolandı, tek
vücut haline geldiler. Sevişmeleri aynı zamanda hem sevecen, Gözlerini elmadan alamadan, "iblisi çıkartmak için oruç tutmam
hem de sertti; Darian bazen onun yüzünü yumuşak öpücüklere gerektiğini sanıyordum," dedi.
boğuyor, bazen de bıçak gibi keskin tırnaklarla sırtını çiziyordu. "Oruç tutmak amaca ulaşmaya yönelik bir araçtır, amacın kendisi
Laszlo da kendini onun derinliklerine doğru iterken hafifçe değildir. Az bir şeyler yemenin inancını etkileyeceğini
boynunu ısırdı. sanmıyorum. Belki de önündeki mücadele için sana güç verir."
Darian inleyerek onun omuzlarını kavradı; önceleri yavaş, sonra Jill soran bakışlarla onu süzdü. "Emin misiniz?"
hızlanan bir tempoyla onu kendine çekip uzaklaştırıyordu.
Sonunda Laszlo'nun o güne kadar tatmadığı kadar güçlü bir haz "Ye bunları, Jill. Seni ayakta tutacak bir şeylere ihtiyacın var."
Başını sallayan Jill elini elmaya uzattı. Tüm bedeni suyun al- "İşte seni o günaha sokmaya çalışan Şeytan idi."
tmdaymış gibi yavaş hareket ediyordu. Elmayı tuttu ve "Eğer bu bir günahsa..." dedi Jill yere bakarak, "Neden o kadar
dudaklarına götürdü. Isırınca birden acıyla irkildi; elinden düşen güzeldi?"
elma yuvarlanarak odanın köşesine gitti.
Jill uyanınca duvara bir çizik daha attı. Her biri cehennemde
"Ahh!" diye bağırdı ve eliyle ağzını kapattı. geçen bir günü daha simgeleyen toplam 38 işaret olmuştu
Peder Sullivan utançla bakışlarını aşağı indirdi. Kızın kırık dişini duvarda. Kemikli, cılız kollarına baktı. Peder Sullivan kelepçeleri
unutmuştu. Elmayı yerden aldı, arka cebinden çakısını çıkarttı ve ilk taktığı zaman metal halkalar canını acıtacak kadar sıkıydı.
elmayı çabucak ince dilimlere böldü. Şimdiyse o kadar gevşek duruyorlardı ki, onları dirseğine kadar
çıkartabiliyordu. Sürekli kaymaları derisini tahriş etmiş,
Jill bir dilim aldı. Isırdı, temkinli bir şekilde çiğnedi ve yuttu.
değdikleri yerde yaraların açılmasına neden olmuştu.
Sonra ekmekten bir lokma aldı. Yedikçe hızlandı. Beş dakika
içinde ne bir ekmek kırıntısı kalmıştı, ne de elmanın koçanı. Duvardaki gevşek taşlardan birini oynatıp yerinden çıkartınca
küçük bir oyuk ortaya çıktı. İçinde yumuşamış iki kereviz sapı
Bir süre ikisi de konuşmadı.
vardı. İkisini de ağzına atma dürtüsünü bastırıp küçük bir parça
Sonra Jill sordu. "Ne istiyor dersiniz? iblis yani. Benden ne kopardı. Üstündeki pisliği temizleyebildiği kadar temizleyip
istiyor?" ucunu çiğnemeye başladı. Leş gibi bir tadı vaisU>^asttia
"Şeytan'ın hepimizden istediğini: Bizi yolumuzdan saptırmak." umurundade» ğildi. Hiç yoktan iyiydi.

"Neden?" Peder Sullivan'ın son getirdiği yemeğin -sekiz kereviz sapı, iki
kraker ve bir kaşık fıstık ezmesinin- üzerinden altı gün geçmişti
"Vahiy bize Şeytan'ın Tanrı'ya savaş ilan ettiğini, ama Mikail ve ve bir daha ne zaman getireceğini de...
meleklerinin onu Cennetin Krallığı'ndan kovduğunu söyler:
"Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen ve bütün dünyayı getirirse bilmiyordu.
kandıran o yılan- yeryüzüne anldı." Kereviz sapmı yapışkan bir macuna dönüşene kadar çiğnedi,
"Şeytan'ın Cehennem'de yaşadığını sanıyordum." özünü son damlasına kadar emdikten sonra yuttu. Minik lokma
kurumuş boğazından aşağıya pekmez gibi kaydı, ama Jill bir
"Hayır," dedi Peder Sullivan. "Şeytan bizim aramızdadır. şeyler yerken su içmemeye alışmıştı.
Dünyayı dolaşıp, Eyüp'ü sınadığı gibi diğer insanları da sınar,
Tanrı'nın çocuklarının O'nun sevgisine layık olmadıklarını Onu asıl korkutan şey suyunun bitmesiydi. Yiyeceğin aksine su
kanıtlamaya çalışır." biriktirmesi olanaksızdı, çünkü saklayabileceği bir yer yoktu.
Peder Sullivan ona su dolu kovayı bıraktığından beri dörtte üçün
"O zaman ben Hemşire Christina'ya dokunduğum zaman..."
altına inmemesine özen göstermişti. Ama rahip o hafta kovayı hiç Bu yanıltmacanın gerçekte kendi fikri mi olduğunu, yoksa... Bir
doldurmamıştı. Jill daha fazla su istemek -hayır bunun için başkasından mı geldiğini düşündü.
yalvarmak- istiyordu, ama kalanın da elinden almasına neden içindeki iblis.
olmaktan korkuyordu.
Eğer öyle bir şey başından beri varsa.
Her gece birlikte dua ederlerken ikisinin aklında da birer şey
oluyordu: Jill yavaş yavaş ölmediğine ve peder de onu yavaş Hayır. Peder Sullivan haklı. Senin içinde iblis var. O renkleri
yavaş öldürmediğine inanmak istiyordu. başka nasıl izah edebilirsin?
Kova neredeyse tamamen boşalmaya yaklaşınca Jill, sorunla Edemezdi. Tek açıklama içine bir iblisin girmiş olmasıydı,
yüzleşmeye karar verdi. Üç saatlik bir dua seansının ardından, inanmaktan başka seçeneği yoktu.
"iblis hiç gitmezse ne olacak?" diye sordu usulca. Ama ya Peder Sullivan yanılıyorsa? O zaman ne olacak?
"İnancın varsa gider," dedi Peder Sullivan. Çıkılması olanaksız bir tuzaktı bu. Eğer inanmazsa ve bir iblis
"Ama ya..." gerçekten varsa, ondan asla kurtulamayacaktı. Ama inanırsa ve
iblis diye bir şey yoksa, o zaman da kendi güçleri hakkındaki
"Jill! İnancın sarsılırsa asla gitmez." . gerçeği öğrenemeden ölecekti.
"Gitmezse ne olacak?" Gözlerini kapayıp dua etmeye başladı. Ama Tanrı'ya geçmişini
Peder sinirlerine hakim olmaya çalışarak derin bir soluk aldı. affetmesini yerine, yapmak üzere olduğu şeyi affetmesi için yaka-
Ayağa kalktı ve yüzünü buruşturup dizlerini ovuşturdu. rıyordu.
"İyi geceler, Jill." Sendeleyerek kapıya gitti ve çıktı. Günleri sayan sadece Jill değildi; Peder Sullivan da yapıyordu
aynı şeyi. Ama onun kafasındaki sürenin Jill'in kalan suyuyla
Jill kovaya göz attı. Bir insanın beş günden uzun süre susuz
ilgisi yoktu. Onun süresi 9 Aralık'ta, yani sadece dokuz gün
yaşayabileceğini sanmıyordu, bu da altı gününün kaldığı
sonra bitecekti. Çünkü o gün Vatikan'ın yeni görevine atandığını
anlamına gelirdi.
açıklayacağı gündü.
İblisten kurtulmak için altı gün... Ya da ölecekti.
Bu gerçekleştikten sonra da okulun günlük etkinlikleri
Bir gün kaçmaya çalışması gerekeceğini düşünerek, zinciri yerde üzerindeki kontrolünü daha ne kadar sürdürebileceğini
olduğundan daha kısa görünecek şekilde dolamıştı. Yani Peder bilmiyordu. Başpiskoposun aklında görevlerini devralacak genç
Sullivan yanında diz çöktüğünde onun ulaşamayacağı değil, bir rahip varsa, yeni atama bir hafta içinde bile yapılabilirdi.
ulaşabileceği bir yerde oluyordu.
Bu da Jill Willoughby'nin içindeki iblis konusunu çok kısa bir Saat 12:52'yi gösterirken, battaniyeyi çekti, sessizce giyindi ve
sürede öyle ya da böyle sonuçlandırması gerektiği anlamına daireden dışarı çıktı. Merdivenleri ikişer ikişer inerek, hızla
geliyordu. Her ne kadar sadece Tanrı'nın buyruğunu yerine apartmanın girişine indi. 92. sokaktaki ankesörlü telefona
getirmiş olsa da, A.B.D. adalet sisteminin laik bakış açısının ulaşmak için sadece iki dakikası vardı. Eğer bu çağrıyı kaçırırsa,
olaylara onun gözüyle yaklaşacağından pek emin değildi. Kızın 110. sokaktaki telefon kabinine kadar yürüyüp, saat l:30'a kadar
içindeki iblisi çıkartmayı başaramazsa, onun serbest kalıp beklemesi gerekecekti - böyle nemli ve yağmurlu bir gecede
kilisenin bodrumunda olanları herkese açıklamasına izin yapmak istediği son şey.
veremezdi. Araması için ona bir telefon numarası vermiş olsalar, her şey çok
Bu, kilise için çok büyük bir utanç kaynağı olurdu. Dahası, daha kolay olacaktı. Ama örgütün çalışma şekli böyle değildi.
yaşamı boyunca uğrunda mücadele verdiği her şeyi kaybederdi - Onlar hakkında, sınırsız para harcayabildikleri ve esrarlı çalışma
hem de, kariyerinin doruk noktasında. Birden bir şeyin farkına yöntemlerine meraklı oldukları dışında, pek fazla bir şey
vardı. bilmiyordu. Normal olarak, sadece Zinser ile muhatap oluyordu
ama bu gece kurul doğrudan bir rapor istemişti.
Jill Willoughby'nin iblis tarafından ele geçirilmesi bir rastlantı
değildi. Yalanın Babası,18 iblisi onun kilise içindeki yükselişini Köşeyi döndüğünde, telefon çalmaya başlamıştı bile. Son birkaç
engellemek için göndermişti. Bu şer ruhun amacı onu metreyi koşarak geçti, ahizeyi kaldırdı ve kulağına götürdü.
mahvetmekti, kızı değil. "Darian," dedi nefes nefese.
Peder Sullivan başını eğdi. Seçeneği yoktu. Ya Jill önündeki hafta "Yalnız mısın?" diye sordu Zinser.
içinde o bodrumdan ruhu kurtulmuş biri olarak çıkacaktı, ya da
kendi, iblisi bildiği tek şekilde engelleyecekti. "Evet," diyen Darian duyduğu bıkkınlığı sesine yansıtmamaya
çalışıyordu. Adamların paranoyasının artık saçma boyutlara
İçine girdiği bedeni öldürerek. ulaştığını düşünüyordu. Yine de, boş sokağa bir göz atmaktan
18 Şeytanın İncil'deki adlarından birisi (çn.) kendini alamadı.
Saatin kadranmdaki sayısal rakamlar karanlıkta neon gibi "İyi," dedi Zinser. "Beyler, söz sizin."
parlıyordu. Laszlo'nun derin uykuya dalmasını bekleyen Darian "Bize Bay Kuehl'den bahsedin," dedi kaba bir ses.
boş gözlerle tavana baktı. Aslında, odadan çıkarken Laszlo'nun
uyanacağından kuşkuluydu; neredeyse beş hafta birlikte "Bizlerden biri," dedi Darian biz sözcüğünün anlamını kavramak
yattıktan sonra, ağır bir uykusu olduğunu artık öğrenmişti. için kısa bir süre duraksayarak. "Ve çocukları da biliyor."
"Onları yeteneklerinden dolayı mı seçmiş?" diye sordu kibar sesli "O kadar erken mi?"
bir adam. "Çocuğun ailesi yok."
"Çok emin değilim," dedi Darian. "Ama sanırım öyle." "Anlaşıldı."
"Ne zaman bileceksiniz?" diye sordu güneyli aksanıyla konuşan Bir sonraki gece dua seansından sonra, Jill gözünün ucuyla Peder
biri. Sullivan'm İncil'ini kapatıp, onu yavaşça yere bırakmasını izledi.
"Bir hafta. Belki iki." Rahip sonra, sağ avucunu kitabın üzerine koydu, ağırlığını
dengeledi ve doğrulmaya başladı.
"Bay Kuehl de örgüte katılır mı, dersiniz?"
Jill'in beklediği an buydu. Kendini bile şaşırtan bir hızla ayağa
Darian bir an düşündü. Her ne kadar Laszlo'nun onun için
fırladı, Peder Sullivan'ı yakasından yakaladı ve öne doğru çekti.
neredeyse her şeyi göze alacağından emin olsa da, bu teklife evet
Dengesini kaybeden yaşlı adam devrildi ve başını yere çarptı. Jill,
diyeceğinden kuşkuluydu. Ne kadar para öderlerse ödesinler.
bir an içinde onun üstüne çıkmış ve göğsüne oturmuştu.
"Evet, Bayan Washington?" diye sordu yine Güneyli. "Katılır mı?"
Peder Sullivan tepki gösterecek zaman bulamadan Jill zinciri
"Gerçeği öğrenirse, hayır." onun boynuna doladı ve çekerek sıktı. Zincirin halkaları rahibin
Rahatsız bir sessizlik olunca, Darian yanlış bir şey söyleyip boğazını sıkınca, nefesi kesilen adam parmaklarını zincirin altına
söylemediğini düşündü. Eğer odada onlarla birlikte olsaydı, sokmaya çalıştı.
merak etmesine gerek kalmazdı. Zaten, herhalde bunun için "Sana zarar vermek istemiyorum!" diye bağırdı Jill. "Sadece
telefonu kullanıyorlardı. Böylesi daha emniyetliydi. En azından, konuşmak istiyorum!"
onlar için. Sonunda, kaba-sesli konuştu.
Zinciri, Peder Sullivan'm nefes almasına izin verecek kadar
"Bilmesi gerekmiyor." gevşetti. Her ikisi de hızla soluyorlardı, Jill'in incecik kalmış
"Ondan bir şeyler saklayamazsımz," dedi Darian. "En azından, bedeni bu birkaç saniyelik fiziki çabadan sonra yorgun
uzun vadede." düşmüştü.

"O da bizim sorunumuz olsun." "Ne..." diyebildi Peder Sullivan sonunda, " Ne istiyorsun?"

"Bu arada, bir çocuk daha bulduk," dedi Zinser. Darian, kadının "Bana anahtarı ver, Peder."
kedi gibi gülümsediğini neredeyse görebiliyordu. "Yarın sana "Yapamam."
tüm bilgileri gönderirim. Onu almak için Perşembe günü
uçuyorsun."
"Evet, yapabilirsin!" dedi Jill hıçkırarak. "Lütfen! Söz veriyorum, "Tek başıma ölmekten daha iyidir."
bir daha asla geri gelmeyeceğim. Sadece kelepçelerimi çöz ve "Hayır, değil," dedi Peder Sullivan. "Senin kalbini biliyorum, Jill.
gideyim." Bunu yapmak istemiyorsun."
"Yapamam," dedi Peder Sullivan başını yine sallayarak. Jill dudağını ısırarak, bu sözleri kafasında tarttı. Bir zamanlar,
"Anahtar... Yukarıda." haklı olabilirdi. Bir insanı, hele Peder Sullivan'ı öldürmeyi aklının
Jill ona bakakaldı. Adam yalan söylemiyordu. Omuzları çöktü. ucundan bile geçiremezdi. Onu sevmişti.
Nasıl bu kadar aptal olabilmişti ki? Bütün planı, anahtarın Ama şimdi, bir tarafı rahibe gerçekten zarar vermek istiyordu. Ve
adamın üzerinde olacağı varsayımına dayalıydı. tüm tereddütlerine rağmen, Peder Sullivan'a vurduğu an içini bir
"Buradan çıkmalıyım," diye yineledi başka ne diyeceğini sevinç dalgası kaplamıştı. Bunun yanlış olduğunu biliyordu, ama
bilemeden. "Neden beni bırakmıyorsun?" onu acı içinde o kirli zeminde görünce kendini çok iyi hissetmişti.
"Nedenini biliyorsun, Jill." Olayın sıcaklığı geçip de, ölüm ve yaşam gücünü elinde
tuttuğunu hissedince, Jill kusacak gibi oldu. Onu öldüremezdi.
"Bu adil değil!"
Rahibin yapmış olduğu yanlış olabilirdi, ama ona yardım
"Biliyorum," dedi Peder Sullivan ona bakarak. "Ama amacıyla yapmıştı. Onu öldürmek, intikamdan başka bir şey
yapabileceğin bir şey yok." olamazdı. Ve intikam, haklı gerekçelere de dayansa, yine de bir
"Seni burada tutabilirim. Seni aramaya geleceklerdir." günahtı.

"Hayır. Gelmeyecekler. Bodruma kimsenin girmemesine dair çok Tek söz etmeden adamın boynundaki zinciri gevşetti ve çözmeye
kesin talimat verdim." başladı. Rahibin üzerinden kalkmak üzere bir bacağını
kaldırmıştı ki, birden şakağında keskin bir acı duydu. Ellerini
"Ama sonunda birileri—" başına götürmek için kaldırınca, bu defa da çenesine gelen bir
"Suyun tükenmeden önce değil." darbeyle yana devrildi.
Jill dönüp pis yeşil kovaya baktı. Peder doğruyu söylüyordu. Çenesi taş zemine çarpınca, acıyla haykırdı. Ön dişleri yere çarptı
Eğer onu burada tutarsa ve bir hafta kimse gelmezse... ve dört keskin diş parçası dilinin üzerine düştü. Ağzına dolan ılık
ve tuzlu kanla birlikte istemeden kırık diş parçalarını da yuttu.
"Beni bırakmalısın, Jill."
Sendeleyerek ayağa kalkan Peder Sullivan, geriye çekildi. Kısa
Jill başını salladı. "Hayır."
bir an kapıya yaslanıp, derin derin soluyarak boynunu
"O zaman ikimiz de ölürüz." çevreleyen kırmızı lekeleri ovuşturdu. Bir eliyle de İncil'ini sıkıca
kavramıştı. Kalın kitabın aşınmış deri kabında küçük bir kan ürper-mekten kendini alamadı. Kiliseler hep kendini değersiz
lekesi görünüyordu. hissetmesine neden olmuştu.
Sana işte bununla vurdu. Suratına kahrolası bir İncil indirdi. Loş ve serin hole girince biraz suratsız bir rahibe onu karşıladı.
Gerçekten harika. Tam bir aziz, ha? "Ben Hemşire Christina," dedi kendini tanıtarak. "Peder Sullivan
Jill duyduğu acıyı unutmaya çalışarak yavaşça doğrulup oturdu. sizi bekliyor. Lütfen benimle gelin."
Başı yorgunluk ve acıdan dönüyordu ama gözlerini Peder Darian rahibeyi takip ederek tahta oturma sıralarını geçti ve
Sullivan'm bakışlarına çevirdi. mihrabın arkasındaki ufak bir kapıdan girdi. Sonra ayak sesleri
"Sizi bırakacaktım," dedi fısıldayarak. "Neden..." taş zeminde yankılanarak dar bir dönel merdivenden olarak
çıktılar. Üst sahanlıkta büyük, masif bir kapı vardı. Hemşire
Yüzü morarmış olan Peder Sullivan gözlerini ona dikmişti. Sesi,
Christina kapıyı öbür tarafmdakini uyandırmaktan korkarcasma
zorlukla kontrol ettiği belli olan bir öfkeyle titreyerek, alçak bir
hafifçe vurdu.
sesle konuştu.
"Girin," dedi misafirperver olmaktan epey uzak ve yorgun bir
"Sen şeytanın tohumusun ve babanın ihtiraslarını
ses.
gerçekleştireceksin. O, başından beri bir katildi ve gerçekle hiç işi
olmadı, çünkü onun içinde gerçeğe yer yok." Rahibe kapıyı açıp geri çekildi. Darian'm beklediğinden büyük
olan odada masif meşeden yapılma kocaman bir masa, birkaç
"Hayır," dedi Jill hıçkırıklar içinde. "Çok üzgünüm, Peder. Ben...
rahat görünüşlü sandalye ve küçük bir kanepe vardı.
ben sadece buradan çıkmak istiyorum... lütfen..."
Penceredeki vitraydan sızan gün ışığı ortama ruhani bir hava
Peder Sullivan derin bir soluk alıp, bıraktı. Sanki tüm öfkesini de veriyordu.
bu solukla vermişti; yüzündeki nefret ifadesi, sempatiye dönüştü.
Rahip elini havada sabırsızlık yansıtan bir tavırla salladı; Darian
"Ben de üzgünüm. Sana yardım edemediğim için üzgünüm. o hareketi 'oturun' olarak yorumladı, ama odadan çıkıp kapıyı
Meryem'in Oğlu, dünyamızın Rab'bı ve Kurtarıcısı olan Isa sana arKasmdan sessizce kapatan Hemşire Christina'ya bakılırsa, ona
merhamet etsin." Durdu ve sanki yüzünün tüm ayrıntılarını da 'çıkabilirsin' mesajı vermişti.
ezberlemek istercesine baktı kıza. "Elveda, Jill."
"Bu kadar yol geldiğiniz için üzgünüm, ama telefonda da
Sonra, tek bir söz daha söylemeden döndü ve çıktı. Jill o zaman dediğim gibi, Jill ziyaretçi kabul etmiyor."
anladı: bir daha asla geri gelmeyecekti.
"Nedenini açıklamadınız," dedi Darian.
Kilisenin çan kulesi barut rengi gökyüzünde gerçeküstü bir
görüntü veriyordu. Darian geniş taş merdivenden çıkarken
"Hayır, açıklamadım." Rahip oturduğu büyük deri koltukta Ama başka birisinin duygularını kontrol etmek, onları kendi içine
rahatsızca kımıldandı. "Ayrıca konunun sizi nasıl ve neden çekip, döndürerek gerisin geri yollamak istiyorsa, o duyguları
ilgilendirdiğini de anlayamadım." tüm ihtişamlarıyla hissetmekten başka çaresi yoktu. Darian da
öyle yaptı; kendi özünü bastırıp rahibin özünü içine çekti.
Darian zihin gözünü iyice açtı ve... Ve hiçbir şey görmedi. Adam
sanki orada değildi. Yaşamı boyunca bazı insanların "Lütfen, Peder," dedi onun korkusunu gevşek, yuvarlanmış bir
duygularının diğerlerininkinden daha keskin, daha belirgin ve umursamazlığa döndürerek. "Bana Jill'in öyküsünü anlatırsanız,
hatta daha bulaşıcı olduğunu farketmişti. Ama o güne kadar söylediklerinizin bu duvarların dışına çıkmayacağına dair size
tamamen bomboş birisine hiç rastlamamıştı. Tüm dikkatini yemin ederim."
adama odakladı ve onu koruyan örgüsüz yüzeyi hissetti. Rahibin içini ılık, rahatlatıcı bir güven hissiyle doldurunca
Elini içgüdüsel olarak rahibin elinin üstüne koyunca, adamın adamın yuvarlanmış umursamazlığı ezildi.
zihninin etrafındaki duvar bir anda yıkıldı. Karmakarışık "Öyleyse," dedi Peder Sullivan yüz hatları gevşerken, "Sanırım
duyguları birden çıplak ve açıkta kalıverdi: Islak, buz gibi bir bunun bir zararı olmaz, ama söyleyeceklerimi duyduktan sonra
yorgunluk; yanan, keskin bir sadakat; pürüzlü, keskin bir korku. deli olduğumu düşünmenizden korkuyorum." Duraksayıp derin
Darian tüm o duyguları sadece beyniyle hissettiğinin bir soluk aldı. "Jill Willoughby'nin içinde... Bir iblis var."
bilincindeydi, ama bu onları daha dayanılabilir kılmıyordu. Darian oraya gelirken ne umması gerektiğinden emin değildi,
Beyninde ateşlenen sinir hücreleri 'gerçek' ve 'empatik' duygular ama beklediği kesinlikle karşılaştığı şey değildi. İçinden yükselen
arasında bir ayrım yapmıyordu. Kollarının buz gibi bir suyla tiksintiyi bastırarak, yerine serin, ama sert bir dinginlik hissi
kaplı ya da bedeninin kızgın kor üzerinde ya da bacaklarının 30 yaydı. "Deli olduğunuzu düşünmüyorum," dedi yumuşak ve
santimlik bir bıçakla deşiliyor olmaması fazla bir şey fark ölçülü bir ses tonuyla. "Ama söyleyin bana: Neden o kızın içinde
ettirmiyordu. bir iblis olduğunu düşünüyorsunuz?"
Darian tüm o işkencelerden geçmediğini bildiği halde, haykıran "İnsanlara bazı... Bazı şeyler yaptırabiliyor."
sinirsel algıları farklı sinyaller veriyordu. Ama Dietrich'in
deyişiyle, 'fiziksel duyularının' tersine empatik duygularını "Ne gibi şeyler?"
kontrol edebiliyordu. Onların şiddetini en üst derecede acı ya da "Kötü şeyler," diye fısıldadı rahip. "O kız... Tanrı'nın
haz seviyelerine kadar çıkartabiliyor, sonra tersine çevirip, bir çocuklarından biri değil o."
kelebeğin omuzuna konmasından daha fazla rahatsızlık
vermeyecek seviyeye düşürebiliyordu. Rahibin zihnini ateşli endişe dalgaları sardı. Kendi tenini saran
yanma hissine karşı dişlerini sıkan Darian ise sandalyesinde
kımıldamadan oturmaya devam etti. Sonra zihinsel bir silkinişle kadar güçlü bir şekilde parlıyordu ki, çeşitli renkler
karşısındaki adama yumuşak ve soğuk bir güven hissi gönderdi. görebiliyordum. Ama rahibeyi kızdan çekip aldığım anda o
duygular -ve renkler- yok oldu." Rahip mendiliyle alnında
Huzur bulmuş gibi bir soluk alan Peder Sullivan anlatmaya
biriken minik ter damlalarını sildi ve devam etti. "Kızın onun
devam etti. "Yazdan beri Jill'in öğretmenlerinden çoğu bana onun
kontrolü altında olduğunu işte o zaman anladım."
yanmdayken kendilerini... Garip hissettiklerini söylediler. Sadece
bir tanesi olsa bunu pek ciddiye almazdım, ama beş rahibenin "Kimin?"
beşi de bana ayrı ayrı geldi. Bir şekilde ona doğru çekim "Şeytan'ın!" Yaşlı din adamı sonunda o sözcüğü söylemiş olmakla
hissettiklerini söylediler. Jill gözden kaçmayacak kadar canlı bir rahatlamış gibiydi. "Hissettiğim saf, katıksız bir günaha çağrıydı.
kızdı ve öteki çocuklar arasında her zaman popülerdi. Ama o son Şeytan'm cisme bürünmüş hali! Ne yapmam gerektiğini
durum farklıydı. Ben de onu yakından izlemeye karar verdim." biliyordum."
"Peki, siz kendiniz Jill'e yönelik değişik bir şeyler hissettiniz mi?" Darian'm da onun için bir yük haline gelmiş olduğunu hissettiği
"Hayır," dedi Peder Sullivan. "Dikkat edince öteki çocuklar korkunç sırdan kurtulmak için artık öncekinden de hızlı
üzerinde tuhaf bir etkisini farkettim. Bilirsiniz, o yaştaki kızlar konuşuyordu Peder Sullivan.
duygularını saklamayı pek beceremez ve ne yapacakları da belli "Başka bir rahiple birlikte kızın içindeki şeytanı çıkartmaya
olmaz. Yani ne zaman biri mutlu olsa, bir diğeri mutsuzdur. Ama çalıştık, ama başaramadık. İblis beni kontrolü altına alamasa da
Jill yanlarında olduğunda etrafındaki herkesin aynı duygular arkadaşımı ele geçirdi. Neyse ki, canavarın onun üstündeki
içinde olduğunu gördüm. Ya hepsi mutluydu ya da hep birlikte kontrolünü kırmayı başarabildim."
hüzünlü.
Sadece kuruyan boğazını rahatlatmak için duraksayıp devam
"Onları bir şekilde kontrol ediyormuş gibi mi?" etti. "Hepsi neredeyse iki ay önce oldu. O zamandan beri kızla
Ya da onları büküyormuş gibi. birlikte defalarca dua edip ona İsa'yı kucaklamasını, iblisi ruhıjjı-
dan atmasını telkin ettim, ama başarılı olamadım."
"Sonra bir gece..." Sesi fısıltıya dönüşen rahip sıkıntıyla başını öne
eğdi. Sonra o rahatsız edici sözcükleri ağzından olabildiğince "Sizi de diğerleri gibi etkileyemedi mi?"
çabuk çıkartıp atmak istercesine hızlı hızlı konuşarak devam etti. "Hayır," dedi rahip sinirli bir şekilde boynuna asılı gümüş haça
"Jill ile rahibelerden birini romantik bir ilişki içinde yakaladım." dokunarak. "Görünen o ki, bir şekilde bağışıklığım var."
Duyduğu şaşkınlığı bastıran Darian kaşlarmı kaldırdı. "Sizce neden, Peder?"
"Hemşire Chris... Yani suçlu rahibeyi kolundan tuttuğum zaman,
bir an için içimi bir şehvet dalgası sardı. Bu duygu zihnimde o
"İnancım," diye yanıtladı rahip hiç duraksamadan. "Kilisemin Gözlerini kapatan Darian bulantının geçmesini bekledi. Zorlukla
tüm üyeleri dini bütün kişilerdir, ama yine de... Yani kendimi yutkunup başını sertçe silkeledi. Önündeki korkuluğu sıkıca
onlarla karşılaştırmak istemiyorum ama... Anladınız herhalde..." kavrayarak, "İyiyim," diye fısıldadı.
"Anlamaz olur muyum!" dedi rahibin örtülü üstünlük "Onu siz de hissediyorsunuz, değil mi?"
taslamasına içten içe gülen Darian. "Evet." Darian'ın sesi neredeyse duyulamayacak kadar hafif
Sonra... Kısa bir an için düşünmekten kendini alamadı: Ya çıkıyordu.
adamın dediklerinde gerçeklik payı varsa? İnancı gerçekten de "İblisi buraya hapsettiğimden beri yakınlara gelen insanların
onu korumuş olabilir miydi? Eğer öyleyse, bu Jill'in gücünün -ve garip bir duygudan söz ettiğini duydum. Ona dayanabilen tek
elbette kendisininkinin de- şeytani olduğu anlamına gelirdi. Ve kişi benim, ama buradaki kötülüğü ben bile hissedebiliyorum."
bu çok saçmaydı... Yoksa değil miydi? Başını çevirdi. "Devam etmek istediğinizden emin misiniz?"
Düşünceleri bir kenara iten Darian devam etti. "Jill şimdi nerede, "Evet," dedi Darian. Sesi sakin ve kararlıydı ama bunun için çaba
Peder?" sarf ettiği belliydi.
"Bodrumda, bir depo odasında kilitli. Doğruyu söylemek İsteksiz bir şekilde iç geçiren Peder Sullivan merdivenlerden
gerekirse, ne yapacağımı bilemez haldeyim. Denediğim hiçbir inmeye başladı. Darian'ın ayakkabıları sert zeminde tok bir ses
şey işe yaramadı ve iblisin kontrolü tekrar ele geçirmesine engel çıkartıyordu. Attığı her adımda algıladığı buz gibi nefret de
olamayacağım korkusuyla başka birini daha oraya götürmeye güçleniyordu. Merdivenlerin sonuna gelince başka duygular da
cesaret edemiyorum." hissetmeye başladı: Dikenli, törpü gibi dişli bir umutla karışık
Darian rahibi jelatinimsi bir umutla karışık ve yumuşak, ipeksi pürüzsüz, kaygan bir hüzün. Ama umut iyimser olmaktan
bir kabullenişle sarmaladı. "Sanırım ben size yardım edebilirim." ziyade tehditkâr-dı.
Peder Sullivan çelik kuşaklarla güçlendirilmiş kapıyı açar açmaz, Darian duraladı. "Bana bir dakika izin verebilir misiniz, Peder?"
Darian zihnine çarpan kızgın, zımpara kâğıdı kadar keskin "Elbette," dedi Peder Sullivan, sonra ona biraz mahremiyet
pürüzleri olan bir duygu dalgasıyla sendeledi. Izdırapla sağlamak için bakışlarını yere indirdi.
burukluk birbirine karışmıştı. Mahzenin nemli havası ciğerlerine
dolunca öksürmeye başladı. Darian gözlerini yumup ne yapacağına karar vermeye çalıştı.
"İyi misiniz?" diye sordu rahip. Bu kötü bir fikir. Kız tehlikeli. Laszlo'yu zaten parmağında
oynatıyorsun ve yakında Elijah ve Winter'e de sahip olacaksın.
Ona ihtiyacın yok. Arkam dön ve çık git.
- Ama ona yardım edebilirim. Yeteneklerini nasıl kontrol "Kim var orada?" diye sordu kalın kapının ardından gelen boğuk
edebileceğini gösterebilirim. ama beklemediği kadar tiz bir ses. "Lütfen bana yardım edin.
Lütfen..."
Haydi oradan! Senin tek düşündüğün para.
Kız hıçkırmaya başladı. Ama Darian onun hüznü ve
- Bu o kadar yanlış bir şey mi?
ihtiyaçlarının gerisinde umutsuzluk seziyordu. Kapının
Onu harcamak için hayatta olmayacaksan, evet. ardındaki yaratık küçük ve masum bir kız değildi. Kapana
Darian, açgözlülüğü ve korkusu arasında bir an sıkışıp kaldı. Bir kısılmış bir hayvandı o.
tarafta 1.000.000 dolarlık ödül vardı, diğer taraftaysa o küçük Çok geç değil. Hâlâ geri dönebilirsin ve...
canavarın buna değmeyebileceği hakkında giderek güçlenen
İçsel itirazlarını bir kenara iten Darian rahibe döndü. "Kapıyı
kanı. Belki de Jill'in içine gerçekten de şeytan girmişti. Belki onun
açın."
için -ve herkes için- en iyisi bir kilise bodrumunda kilit altında
olmasıydı. Peder Sullivan'm omuzları çöktü, cebinden çıkardığı büyük
gümüş halkaya dizili anahtarlardan birini eski ahşap kapıya yeni
Darian mantıksız davrandığının bilincindeydi, ama hayatınm en
takıldığı belli olan parlak modern kilide sokup çevirdi. Sürgü
kötü hatasını yapmak üzere olduğu düşüncesini de üzerinden
yumuşak bir sesle kaydı ve kapı onlara doğru açıldı.
atamıyordu. Çok sonra, yattığı yerde kan kaybından
ölmekteyken o ana geri baktığında, içgüdülerini İçerideki kız rahibi gördüğü anda katıksız bir nefret duygusu
önemsemediğinden ötürü kendini lanetleyecekti. Olacakları odadan dışarıya taştı, ama kapı tamamen açılıp kız Darian ile göz
önceden kestirebilmiş olsaydı, kızı orada ölmeye terk ederdi. göze gelince, o duygu bir anda kabaran bir umuda bıraktı yerini.
Ama o bodruma inerken kafasını kurcalayan düşünce, çekip Darian kızın görüntüsünün duygularıyla bağdaşmayacağını
giderse büyük ödülü kaçırıyor olacağıydı. Ve bu da nedensiz bir önceden biliyordu, ama yine de sade, açık görüntüsünden
çekince yüzünden yapmaya hazır olduğu bir şey değildi. etkilenmekten kendini alamadı. Lekeli ve kirli yüzünde, kocaman
gri-yeşil gözlerinde gerçekten bir sadelik vardı.
Darian gözlerini açtı ve zihnini şimdi sadece on metre uzağında
olan kızdan yayılan kokuşmuş dalgalara karşı perdeledi. Açlıktan ölmek üzere olmasa, güzel sayılabilirdi de. Koyu
"Prensesi kurtarma zamanı." kahverengi saçları pis ve dağınıktı. Geceliğinin yağ içinde
kollarından sivri dirsekler çıkıyor, lime lime olmuş eteğinden
Kalın kapının önüne gelen rahip durdu. Darian kızın içinde
kemikli dizleri görünüyordu.
olduğu dalgın nefret halinden çıkıp, psişik dokunaçlarını
bastonuyla önünü hisseden bir kör gibi onlara doğru uzattığını En acıklısı, Darian'm gözlerinin içine bakan kızdan boğucu bir
hissetti. beklenti seli fışkırıyordu. Kırık dişlerini ortaya seren bir
gülümsemeyle, "Merhaba," dedi. Sinirli bir şekilde kirli saçlarıyla mücadeleye hazırlandı. "Kadromuzda birçok psikiyatrın yanı
oynuyordu. Bileğinden sarkan kalın ve ağır zincir şangırdayarak sıra, son derece deneyimli fizik terapi ve meslek hastalıkları
yerde sürüklendi. uzmanları bulunuyor. Ayrıca..."
Darian korkusunu ve açgözlülüğünü aslında hiç de hissetmediği "Hayır," dedi rahip sesinde bir kararlılık ifadesiyle. "Gitmesine
bir yakınlık duygusu altında gizleyerek, "Merhaba," dedi. "Benim izin veremem. Fazlasıyla tehlikeli."
adım Darian." "Ne yapacaksınız? Onu sonsuza dek burada mı tutacaksınız?"
"Benimki de Jill," diyerek burnunu çekti kız. Şiddetli bir özlemle "Gerekirse... Evet."
dolup taştığı belliydi. "Beni buradan çıkartmaya mı geldiniz?"
"Bu pek de gerçekçi olmayan bir çözüm."
"Çıkmak ister misin?"
"Sizinki de öyle," dedi Peder Sullivan. "Doktorlar şeytan çıkar-
"Evet, efendim," dedi Jill tümüyle masumiyet ve keder saçarak. tamaz."
"Birkaç dakika Peder Sullivan ile konuşmama izin ver, olur mu?" "Görünüşe bakılırsa, siz de çıkartamamışsınız."
"Tamam." Jill son bir acındırma çabasıyla alt dudağını ısırıp, "İşte o nedenle de burada kalması gerek. Onu iyileştiremeyebi-
bakışlarını kir içindeki çıplak ayaklarına indirdi. lirim, ama en azından kontrol altında."
Kapıyı iterek kapatan rahip hemen anahtarı kilitte çevirdi. Çok geç. Kızı rahibe bırak. Bırak...
Sessizce merdivenleri işaret etti ve hücreden uzaklaştılar.
Merdivenlere doğru giderken Darian o kadar güçlü bir öfke ve Darian rahibin elini tuttu. Ve adamın duygulan bir anda kendi
hayal kırıklığı hissetti ki, ellerini yumruk yapıp sıktığını farketti. beyninde patladı. "Onu burada tutamayacağınızı biliyorsunuz,
Peder." Pürüzsüz, buz gibi bir kesinlik hissi yaydı, sonra gerçeğin
Jill delinin biri. Rahibin onvn buradan çıkma şansını berbat iyice kabullenilmesi için duraksadı. "Eğer bunu deneyecek
etmesini istemiyor. olursanız Jill her şeyi mahveder; özellikle de piskoposlukla ilgili
Yutkundu ve yenilenmiş bir saygıyla rahibe döndü. Adamın o her türlü emelinizi."
kızın saldırılarına karşı koyabilmiş olması inanılır gibi değildi. Her ne kadar bu son laf körlemesine atış olsa da, Peder
İnanç, anımsadın mı? Sullivan'dan bir anda fışkıran dehşet hissine bakılırsa hedefi
bulmuş olmalıydı. Belli ki adam güç ve prestij peşindeydi. Darian
- Kes sesini.
bastırdı.
"Peder, size ilk konuşmamız sırasında da söylediğim gibi,
"Gerçek ortaya çıkacak ve skandal bir veba gibi bu kilisenin
sorunlu çocuklarla ilgili bir yer çalıştırıyorum." Durdu ve
üzerine çökecek. Çocuk Müdürlüğü gelip tüm çocukları
götürecek. Gazeteler size canavar diyecek. JiU'i zincirli Rahip sessizce sözcükleri özümsedi.
tuttuğunuz odanm resimlerini basacaklar. Hatta belki Darian onun beyninin çalıştığını, yüzeyin hemen altındaki duygu
sübyancılıkla suçlanacaksınız." karmaşasını hissedebiliyordu; sadece o içini kemiren şüphe
"Ona asla dokunmadım," dedi rahip. "Asla! Hiçbirine duygusuna müdahale ederek, adamın düşüncelerini kendi
dokunmadım." akışlarına bıraktı.
"Size inanmayacaklardır." Adamın elini sıkan Darian sözlerini Sonunda derin bir soluk alan rahip başını eğdi. "Benimle dua
kan dondurucu bir korku göndererek destekledi. "Jill o eder misiniz?"
bodrumda bulunduğu anda tüm inanılırlığmızı yitireceksiniz. "Tabii ki, Peder."
Aforoz edileceksiniz. Yargılanacaksınız. Mahkum olacaksınız. Ve
hayatınızın geri kalanını hapishanede tecavüze uğrayarak Hâlâ Darian'in elini sıkı sıkıya tutan Peder Sullivan diz çöktü;
geçireceksiniz. Darian da aynısmı yaptı. Rahip gözlerini yumdu, başını birbirine
kenetlenmiş ellerine dayanacak şekilde eğdi ve Latince
Yapma! Bu çok... fısıldamaya başladı. Din adamı kendini Tanrı'ya açınca Darian,
"Ve tüm bunlar ne için? Jill'in kaçmasına engel olmak için mi? bedeninde parmağını elektrik prizine sokmuşçasma bir şok
Görmüyor musunuz? Polis onu bulduktan sonra -ve inanın hissetti.
bulacaklar- hapse giren siz olacaksınız. Aslında o kendisini Rahibin duyguları içinden aktıkça boğazı ve gözleri yanıyordu.
burada tutmanızı istiyor. Çünkü sizi ancak öyle mahvedebilir." Adamın dualarında hiçbir kaçamak yoktu. Duyguları zengin ve
Rahip şimdi hızla soluyor, gözleri çılgın gibi Darian ile Jill'in güçlüydü. Peder Sullivan duasını bitirene kadar kendini onun
hücresi arasında gidip geliyordu. "Ama ona sadece ben duygu -şükrafl, i$İm, «amit, kabullerim* dalgalarında şürüklen-
dayanabiliyorum," dedi yalvarır gibi. "Eğer size verirsem o... meye bıraktı.
Neler yapabileceğini bilmiyorsunuz."
Rahibin dinginliğine bir süre tutunan Darian, sonunda onun elini
"Onu kontrol edebilirim." bıraktı. Adamın zihni tekrar karanlığa gömülürken, o da Jill'in
"Nasıl?" umutsuz öfkesiyle baş başa kalmıştı.
"Güvenin bana, Peder." Darian korku hissini geri çekip, onun Peder Sullivan anahtarların üzerinde dizili olduğu gümüş
yerine ılık ve tatlı bir güven aşıladı. Rahibin solukları yavaşladı, halkayı ona uzattı, ama o tutamadan geri çekti. "Burada olanları
bakışları sakinleşti. "İnanın. Tanrı hem sizi, hem de kızı kimsenin öğrenmeyeceğine dair söz vermenizi istiyorum," dedi
kurtarmamı istemeseydi şimdi burada olmazdım. Bu O'nun endişeyle, "insanlar... insanlar bunu anlayamaz."
isteği."
"Size söz veriyorum." Jill bir adım geriledi. Kir tabakasının altındaki solgun yüzü daha
da soluklaştı. "Yani Şeytan sizin vücudunuza da mı girdi?"
"Alın," dedi gümüş halkayı uzatarak. "Siz onu götürürken burada
olmak istemiyorum." Darian'm parmakları anahtarların üzerine Darian gülmekten kendini alamadı. Boğazından kurtulan asabi
kapandı, "işiniz bitince anahtarları bırakın ve arka çıkışı kullanın. kıkırdamayı hemen engelledi, ama kız alınmıştı; birden yüzü
Tanrı sizinle olsun." karardı ve çenesini meydan okurcasına kaldırdı.
Peder Sullivan başka bir şey söylemeden haç çıkarttı ve Elini ağzına götüren Darian gülümsemeyi de kesti. "Özür
basamakları hızla tırmandı. Darian dönüp Jill'in hücresine baktı. dilerim. Gülmek istemedim."
Kendini yatağın altına eğilmiş, orada bir canavar arayan bir "O zaman niye güldünüz?"
çocuk gibi hissediyordu. Ama bu sefer canavarın gerçek
olduğunu biliyordu. "Çünkü söylediğin şey komik geldi," dedi Darian. Şimdi kendini
bodruma ilk geldiği andan daha rahat hissediyordu. Evet, Jill
Kızı bayıltmanın bir yolunu bulsa iyi olacağını düşündü. En gerçekten güçlüydü ama, hâlâ bir çocuktu. Darian hücreye girdi.
azından, laboratuara varana kadar baygın olması işine gelirdi. Burnuna çarpan leş gibi koku nedeniyle yüzünü buruşturarak
Başka bir empattan korkacağını hiç düşünmemişti; hele o kadar kıza biraz daha yaklaştı.
genç birinden.
"Benden ne istiyorsunuz?" diye sordu Jill.
Başını sallayarak korkusunu bastırıp, Jill'in bir nabız gibi atan
zihnine doğru yürüdü. Kapının önünde anahtar destesini "Öncelikle seni buradan çıkartmak."
kaldırınca hücredeki kızın neşeye boğulduğunu hissetti. O Bir an sessiz kalan Jill hıçkırıklara boğuldu. İlk damla gözyaşı
anahtarları birbiri ardına denedikçe Jill'in heyecanı da artıyordu. yanaklarından aşağıya süzülmeden Darian, kendini dev bir çekiç
Sonunda doğru anahtarı buldu. Kilide sokunca içeriden kafasına inmiş gibi hissetti. Gözleri yandı, boğazı düğümlendi.
muazzam bir duygu dalgası geldi. Darian kapının ardında Derin bir soluk alıp zihnini kapatmaya çalıştı, ama kızın yoğun
çömelmiş, atlamaya hazır bir kaplan olduğunu düşündü. ve dokunaklı ferahlaması çatlaklardan girip onu da aşağı çekti.
Kendini hazırlayıp kapıyı açtı. Kız boynunu uzatıp onun Kendi zihninin derinliklerine bakan Darian mutlu anılarını
arkasında kimsenin olup olmadığına baktı. gözünün önüne getirdi. Altıncı yaş günü; babası gitmeden önce
"Gitti o," dedi Darian. sonuncusu... Emerald gece kulübündeki ilk striptiz gösterisinden
sonra kazandığı parayı sayışı... İlk erkek arkadaşıyla
Jill'den yayılan rahatlama dalgası bir an sonra yerini şüpheye sevişmeleri... Dietrich'in deneklerinden birini büküp altına
bıraktı. "Kimsiniz siz?" işetmesi...
"Senin gibi biri."
Neşeli görüntüler birbiri ardına zihninden geçiyordu. Her ona uzattı; kelepçelere bağlı ağır zincir hafifçe sallanıyordu.
birinden emdiği duyguları ağlayan kıza yöneltti. Onun Darian anahtarı sokup çevirince kilit metalik bir sesle açıldı. Jill
üzüntüsünü bastırdıkça kendi zihnindeki ağırlık da azaldı. kollarını indirdi, gümüş kelepçeler yere düştü.
Tüm psişik iletişim bir dakikadan az sürdü, ama Darian ter Darian yüzünü buruşturdu. Kızın bileklerini kaplayan kirin
içinde kalmıştı. Yavaşça soluğunu bıraktı. Kızın ezici üzüntüsü gerisinde kan içinde kalmış derisini görebiliyordu. Ona
geçmişti. gönderdiği neşe hissine rağmen kızdan hâlâ dalgalar halinde
ızdırap ve şaşkınlık yayılıyordu.
Jill karşısında sarhoş gibi hafifçe yalpalayarak dikiliyordu.
Dudaklarının kenarında bir gülümseme vardı. Onun ürkütücü Aslında Jill'in her şeyden çok kucaklanmaya ihtiyacı vardı, ama
neşesinden tedirgin olan Darian, korkusunu daha yap ay kollarını onun cılız bedenine dolama fikri bile Darian'in midesini
mutluluk duygularıyla bastırmadan önce ürperdiğini hissetti. kaldırmışh. Tek yapabildiği omzunu hafifçe «fefttrufo <&Wu.
Yapay değil. Duygular yapay olamaz. Eğer onları hissediyorsan, "Her şey yoluna girecek."
gerçektirler. Jill soru dolu gözlerini ona çevirdi. "Söz mü?"
- Kimin umurunda? Sen sadece tongaya basma, yeter. "Söz/'dedi Darian.
"Sadece sana yardım etmek istiyorum," dedi yavaşça. "Birlikte Bunun bir yalan olduğunu biliyordu. Ama ne kadar büyük bir
çalıştığım insanlar senin gibi... Yetenekli çocuklara yardım
etmekte uzmandırlar." yalan olduğunun kendisi de farkmda değildi.
"Korkmuyorlar mı?" Bilgilendirme toplantısından önce Darian'ın sadece bir bardak
kahve ve bir sigara içmesine izin verdiler. Dietrich her zamanki
"Hayır." gibi başına altı, göğsüne de dört elektrot bağlamıştı. Kimse rol
"Anlamıyorum." yapmıyordu. O sadece bir kiralık silahtı. O kadar.
"Her şeyi anlatacağım, ama burada değil." Kıza doğru bir adım Jill onun laboratuara getirdiği ilk empatik çocuk olduğundan,
daha attı. Artık aralarında bir metreden az mesafe kalmıştı. Ona Zinser her şeyi bilmek istiyordu. Darian rahibin duygularını ona
kokan nefesini duyacak kadar yakındı. "Seni serbest bırakırsam dokunmadan hissedemediğini söyleyene kadar sözünü hiç
benimle gelecek misin?" kesmeden dikkatle dinledi. Ama o noktada Samantha Zinser de
heyecanını gizlemeye gerek duymadı. Aralarındaki mesafeyi
"Evet," dedi Jill hiç duraksamadan.
azaltırsa gerçeği daha iyi anlayacakmış gibi öne doğru eğilerek,
Darian son bir adım daha attı. Aralarında şimdi sadece birkaç "Onun gibi birine daha önce hiç rastlamadın mı?" diye sordu.
karış kalmıştı. Jill yavaşça, hiç konuşmadan kelepçeli bileklerini
"Hayır. Asla." Dietrich karşısındaki ekranlara göz attı, başını salladı ve devam
etmesini işaret etti. Toplantı iki saat daha sürdü. Zinser ince
"Ve onun da Jill'e karşı bağışıklığı vardı, öyle mi?"
ayrıntılar üzerine sorular soru soruyordu, ama Darian direktörün
"Öyle olduğunu iddia etti." endişeli ve aklının başka yerde olduğunu görebiliyordu. Başka
Elliot Dietrich yüksek sesle düşünür gibi ve toplantı bir şeyle ilgilenmek için toplantının olabildiğince çabuk bitmesini
başladığından beri ilk kez konuştu. "Yani bu durum sana özgü bekler gibiydi.
bir şey değildi." Darian o başka şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Zinser'in aklını
"Hayır," dedi Darian bilim adamına doğru dönerek. kurcalayamayacak kadar yorgundu. Ne yazık ki öyleydi.

İri yarı, solgun tenli adam aşırı terliyordu. Boncuk gibi gözlerini Samantha Zinser siyah-beyaz güvenlik ekranlarından Darian'ın
ablak ve pembe yüzünün kıvrımları arasından kırpıştırarak ona koridorda yavaşça yürüyüşünü izledi. Asansöre giren kadın
baktı. "Sence onu neden hissedemedin?" duvara yaslandı, gülümsedi ve kameraya el salladı. Yaşadığı
onca şeyden sonra bile hâlâ ukalalık edebiliyordu.
"Ben... Bilmiyorum."
Zinser umursamadı. İnatçı küstahlığı devam ettiği sürece Darian
Odadaki bir dizi ekrana göz atan Dietrich onun kararsızlığını Organizasyon'u küçümsemeye devam edecekti. Ve bu da tam
farketti. "Bir şeyler saklama bizden, Darian." kendisinin istediği şeydi.
"Önemli bir şey değil," dedi Darian. Dietrich'e döndü. "Rahip hakkında ne düşünüyorsun?"
"Bence söylemeyi dene," diye üsteledi Zinser. "Darian algıladığı kadarıyla gerçeği söylüyordu. Onun ötesinde
"Onu..." Kendini bir aptal gibi hisseden Darian duraksadı. hiçbir fikrim yok."
"Kendisini inancının koruduğunu söyledi." "Varsayımda bulun."
"İnancı mı?" dedi Zinser dudaklarını bütefi^k. Wite "Veri yok. Her şey olabilir."
"Size saçma olduğunu söylemiştim." • ??• Dietrich ciddi bir ses "Varsayımda bulun," diye yineledi Zinser sertçe.
tonuyla, "Gerçekten saçma geliyor mu sana bu?" diye sordu.
Dietrich ilham bekler gibi tavana baktı, sonra bakışlarını Zinser'e
Zinser bilim adamma çıldırmış gibi baktı, ama yüzündeki ifadeyi çevirdi. "İki olasılık var. Birincisi, rahibin kendine özgü, Darian'ın
görünce dikkatini yeniden Darian'a yöneltti. onu okumasını zorlaştıran bir beyin kimyası olabilir. Beslenme
"Tanrı'ya inanmam," dedi Darian yavaşça. "Ama Peder Sullivan'a alışkanlıklarından kaynaklanabilir bu. Belki de bir hastalığı var
gelince... O noktada neye inanacağımı gerçekten bilmiyorum."
ya da bir ilaç alıyor. Kapsamlı tıbbi araştırma yapmadan Sonunda Dietrich iç geçirdi. "Bunun makro-ortam olduğunu
söylemek olanaksız." sanmıyorum. Darian bir rahibeyle karşılaştığından söz etmişti.
"Ya ikinci olasılık?" Coğrafi konumla ilgili bir şeyse, rahibe de okunamaz olurdu. Ve
rahibi ne ofisinde, ne de bodrumda algılayamadığına göre,
"Binada beyin dalgalarının iletimini engelleyen bir şeyler olabilir.
binanın da etken olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla geriye bir
Belki de kilisenin olduğu yerdeki manyetik alanda bir bozukluk
tek adamın kendisi kalıyor."
vardır."
"Yani fizyolojisi demek istiyorsun."
"Öyle olsa Darian'ın kızı da okuyamaması gerekmez miydi?"
"Büyük olasılıkla..." Dietrich duraksadı. "Tabii, eğer inancı
Dietrich omuz silkti. "Kim bilir? Onun zihninin nasıl çalıştığını
değilse."
ancak anlıyoruz; açıkçası, elimizde yeterli bilgi yok."
"Ciddi olamazsın," dedi Zinser. "Onu Tanrı'nın koruduğunu mu
"Beni dinle Doktor," dedi Zinser bıkkınlıkla. "Bana ne
düşünüyorsun?"
düşündüğünü söyle. Farzet ki... Kafana dayalı bir silah var."
"Tabii ki hayır," dedi Dietrich alınmış gibi. "Ama eğer buna
Dietrich dudağını ısırdı; Zinser bir an için onun ağlayacağını
inandıysa, Jill'i savuşturmasına o inanç yardım etmiş olabilir."
düşündü. Onu daha önce de ağlatmıştı. En son, eski bir
meslektaşıyla ortak çalışma yapmak için bir süreliğine izin "Bunu anlamanın tek yolu var," dedi Zinser. "Peder Sullivan'a bir
istediği zaman olmuştu bu. Zinser reddedince, ayrılmakla tehdit ziyarette daha bulunma zamanı geldi."
etmişti. Ayrılmak diye bir seçeneği olmadığını açıkça belirtince "Yine Darian'ı göndermiyorsun, değil mi?"
de, kendini tutamayıp ağlamaya başlamıştı.
"Hayır," dedi Zinser. "Bunun için ona ihtiyacımız yok."
O zamandan beri hep ağlamanın eşiğinde gibi görünüyordu.
Ama işini etkilemediği için Zinser onun bu duygusallığını ve "Ya Peder Sullivan deneylerimize katılmayı reddederse?"
sinir krizlerini kabullenmişti. Biraz istim bırakması daha uçuk bir "Öyle bir şey olmayacak."
şey yapmasından iyiydi. Adamın psişik profilini görmüştü ve "Ama... Adam bir rahip." i Zinser omuz silkti. "Benim dinimin
intihar kesinlikle düşünülemez bir şey değildi. rahibi değil."
Zinser dişlerini sıkıp bekledi. Dietrich'in ona yanıt vereceğini Sıçrayarak uyanan Peder Sullivan birden kör edici bir ışıkla karşı
biliyordu. Hep verirdi. Söylediği tahminden öte olmasa bile karşıya kaldı. Nerede olduğunu anlamak için başını çevirmeye
genellikle gerçeğe epey yaklaşırdı. çalıştı. Çıplak kolları çarmıha gerilmiş gibi bedeninden ileriye
doğru uzatılmıştı. İkisi de deri bilekliklerle sıkıca bağlıydı. Çıplak
bacakları da bağlanmıştı. Belinde ve boynunda da benzer deri başını yüzünün iki yanında yükselip, kıpırdamasına imkân
bağlar vardı. tanımayan bir yastığın içine yerleştirdi, alnından deri bir kayış
geçirip iyice sıktı.
Göz ucuyla beyaz bir şekil farketti. O tarafa dönünce doktor
önlüğü giymiş bir adamın elindeki not panosuna bir şeyler "Ne yapıyorsunuz?"
yazdığını gördü. Arada sırada duruyor ve önündeki monitöre "Lütfen ağzınızı açın."
göz atıyordu. Adam da onun hareketlendiğini gördü, ama
farketmemiş gibi davrandı. Rahip korkuyla söyleneni yaptı. Doktor kalın ve süngerimsi bir
plastik parçasını sertçe dişlerinin arasında itti.
"Neredeyim?"
"Bu şey dilinizi ısırıp kopartmanızı engelleyecek," dedi olağan bir
Doktor yazmaya devam etti. ses tonuyla.
"Benim neyim var?" Bir kayış da çenesine bağlandı.
Adam not panosuna bakmaya devam ediyordu, ama yazan eli "Şimdi kafatasmızda bir delik açmak zorundayım. Vücut
durmuştu. Rahip, vicdan azabı çeker gibi görünen adama baktı. kimyanızı değiştirmek istemediğimden, anestezi
O bakışı daha önce de görmüştü. kullanmayacağım. Bir saatten fazla sürmemesi lazım. Hareket
"Lütfen, benimle konuşun," derken sesi son birkaç saat -ya da etmemeye çalışın, çünkü bu sadece ameliyat süresini uzatır."
gün- içinde olanların etkisiyle çatlak çıkıyordu. Bir arabanın Duraladı. "Ne yazık ki, canınız yanacak."
bagajına atıldığını hayal meyal hatırlıyordu. Peder Sullivan bir vınlama sesi duydu. Sonra matkabı gördü.
"Sana yalvarıyorum, oğlum." Bağırmaya çalıştı, ama ağzındaki parça nedeniyle dişlerinin
arasından sadece boğuk bir inleme çıktı. Doktor matkabı kafa
Not panosunu indiren doktor, onun gözlerine baktı. Yüzünün alt
derisine yaklaştırdı. İşte o zaman Peder Sullivan'ın bağırmak için
kısmı bir ameliyat maskesinin altında gizlenmişti, ama nemli
gerçekten bir nedeni oldu.
gözleri Sullivan'a bilmesi gereken her şeyi anlatıyordu.
Korkuyordu. Sonraki iki ay Laszlo için bir rüya gibiydi. O ve Darian birbirinin
yaşamına da yatağa olduğu kadar rahatça girmişti.
"Bazı testler yapmamız gerekiyor, Peder," dedi. "İşimiz bitince
serbest kalacaksınız. Şimdi biraz rahatlayın." İkisi de diğerini gayet iyi okuyabiliyordu. Kimi zaman karşılıklı
olarak ne söyleyeceklerini tahmin ettiklerinden, aslında
"Neyi bulmayı umuyorsunuz bende?"
rahatsızlık vermesi gereken, ama büyüleyici olan sessizlik anları
Soruyu duymazdan gelen doktor masaya yaklaştı, rahibin başını yaşıyorlardı.
yavaşça kaldırarak boynunun altına bir şey koydu. Sonra rahibin
Ancak Darian onun kişisel yaşamına girdikçe, profesyonel Darian'a daha da yakın hissetmesine neden oluyordu. Darian'dan
yaşamından çıkmıştı. Artık derslerini izlemiyordu. Hiçbir önce hep yalnızlık çekmişti. Ama onunla...
açıklama yapmadan ortadan kayboluyordu. Aslında ilişkilerinin Onunla bir bütündü. Jill ile geçen ilk birkaç hafta Darian'm
yoğunluğuna rağmen sık sık iş nedeniyle uzakta olduğundan, yaşamındaki en kötü dönemdi. Sonradan, hapsedildiği zaman
Laszlo onu hafta boyunca çok seyrek görebiliyordu. Hafta içinde bile, o günleri hatırladığında üzerine bir ürperti geliyordu.
eve döndüğü ender akşamlarda da, final sınavları haftasındaki Çünkü kızla geçirdiği her an büyük acı çekmişti.
bir öğrenci gibi manen göçmüş oluyordu. Ne zaman ona işini
soracak olsa, Darian kedimsi bakışlarını üstüne dikip aynı yanıtı Ne zaman onun üç metre yakınına gelse, kendini suyun altında
veriyordu: kapana kısılmış ve etrafı boğuk, anlaşılmaz seslerle haykıran bir
kalabalıkla çevrilmiş gibi hissediyordu. Duygular çarpılmıştı; Jill
"Sen seninkini gösterirsen, ben de benimkini gösteririm." dışındaki herkesin duyguları ve ruhsal dokuları, bedenine acı
Bu sözler konuşmayı anında sonlandırıyordu. Aslında Laszlo veren kakofonik yapılar yaratacak şekilde birbirine giriyordu. Ve
sorularını yanıtlarsa Darian'ın da ona her şeyi söyleyeceğini tüm o gürültü içinde öne çıkan, JiU'in bir ambulans filosu gibi
biliyordu. Ama bu yapmaya hazır olduğu bir şey değildi. Bu bağıran duygularıydı.
nedenle her ikisinin de dile getirilmemiş sırları havada asılı Bunlar o kadar yoğundu ki, Darian akıl sağlığını koruyabilmek
kalmıştı. için zihnini kısmen kapatmak, diğer herkesin ruhsal dokusunu
Darian'ın yerinde başka herhangi biri olsa Laszlo endişelenirdi. parmak uçlarındaki birer karıncalanmaya indirgemek zorunda
Ama onun yanında kendini güvende hissediyordu. kalmıştı. Daha da kötüsü, JiU'in duyguları o kadar karmaşık ve
Aldatmacasını ortaya çıkarmakla, yapay da olsa, kendini gelişigüzeldi ki -bir an ateş gibi sıcak bir metalik neşe, bir sonraki
rahatlamış hissediyordu. İkisi de aynı baskı kendine yönelmeden an intihar eğilimli, buz gibi ve yumuşak hüzün- Darian kendi
diğerine baskı yapamazdı. duygusal kimliğinin nehre atılmış bir mantar gibi savrulduğunu
farkediyordu.
Zaman içinde garip bir şekilde ilişkileri neredeyse normal
görünmeye başlamıştı Laszlo'ya. Kendisinin tüm yaşamı boyunca Kendi karakteri de Jill'inkine bağlı olarak bocalıyordu. Kızın
gizlediği bir sırrı varken Darian'ın neden olmayacaktı ki? Hem ruhsal değişikliklerinin ardındaki kavramsal içeriğe vakıf
anahtar kendisindeydi. Eğer o paylaşmaya karar verirse, Darian olamamak onu şaşkın ve zihinsel olarak bitkin bırakıyordu. Ama
da paylaşacaktı. Öyleyse şikâyet edecek ne vardı? Jill hakkındaki en delirtici şey, onun duygusal açıdan ne kadar
kayıp ve dengesiz olduğunu sadece Darian'in algılayabilmesiydi.
Tüm bunlardan ötürü sorularını bir yana koyup, o kadar şaşırtıcı
bir kadını bulmuş olmaktan dolayı ne kadar şanslı olduğuna Darian etrafmdakileri anlama ve meleklerle şeytanları ayırt etme
odaklandı. Paylaşılmayan sırları tuhaf bir şekilde kendini yeteneğinde yalnız olmaya alışkındı. Yine de, daha önce bir
insanın o kadar aykırı olup da, başka kimsenin bunun farkına Hoparlöre bakarak soruyu yanıtladı. "Evet, sizi duyabiliyorum."
varmadığı bir durumla karşılaşmamıştı. İnsanların çoğu bir "Lütfen kutuyu açın ve içindekileri çıkartın."
deliyle karşılaşınca bunun farkına varırdı.
Rahip yavaşça bir adım attı. Elini kutunun düzgün plastik
Ama konu Jill Willoughby olunca, herkes duygusal olarak yüzeyinde içinde olabilecek şeylerden korkarcasma gezdirdi.
uyuşuyordu. Aslında herkes onu seviyordu. Bu Jill'in etrafına Yutkunarak tırnaklarını kapağın altındaki ince yarığa soktu.
ustalıkla yaydığı duygulardan biriydi. Zinser ile diğerlerinin Gözlerini yumdu ve kapağı kaldırdı. Bir patlama ya da ona
çocuğu fiziksel olarak kucaklamasını engellemek için iğneleyici benzer bir şey bekliyordu, ama olmadı.
bir dehşet hissi yaymak Darian'ın tüm enerjisini alıyordu. Zinser
her ne kadar dikkatli olsa da, Jill'i elinden geldiğince tecrit etse Gözlerini açınca kendini aptal gibi hissetti. Kutuda, her birinde
de, bunaldığı anda Darian'ın bir toplantıyı sonlandırmasına izin birer parça giyecek eşyası olan kapalı plastik torbalar vardı.
verse de, Darian yine de aklını kaybetmekten korkuyordu. Rahip yakalığını görünce onların kaçırıldığı gün üzerindeki
giysiler olduğunu anladı. Paketleri çıkartıp masanın üzerine
Her akşam saat 18:00'da Darian'ın kendini toparlamasına yardım koyduktan sonra, kalan son birkaç parçayı da aldı.
etmek için Jill'e yatıştırıcı veriyorlardı. Ancak o zaman psişik
kalkanlarını indirebiliyordu. Bazen eve, Laszlo'ya gidiyordu. Bir çift ayakkabı. Ucunda haç olan gümüş bir kolye. Monsen-
Onun rahat, sakin zihni sığınabileceği tek limandı. yörün ona vermiş olduğu, üzerinde İsa'nın resmi kazılı büyük bir
yüzük. İşte o en kıymetli eşyasıydı ve görünce gülümsemişti.
Ama çoğu akşam, bir gün daha hayatta kalabildiğine memnun Onu bir daha göreceğini düşünmüyordu.
halde laboratuarda sızıp kalıyordu.
"Lütfen her parçayı tıpkı her gün giyinirken yaptığınız gibi giyin.
Peder Sullivan serin, beyaz odanın ortasında çırılçıplak Her parçadan sonra ben size devam etmenizi söyleyene kadar
duruyordu. Uzunca metal bir masanın üzerindeki küçük karton bekleyin. Anlaşıldı mı?"
kutu dışında oda boştu. Çıplaklığından utanan rahip eliyle cinsel
organını örtmüştü. Vücudu karşısındaki ayna kaplı duvarda Peder Sullivan yine hoparlöre bakarak, "Evet," dedi
solgun ve gevşek görünüyordu. "Başlayın."
"Beni duyabiliyor musunuz, Peder?" Hiç zaman kaybetmeyen rahip beyaz donunun içinde olduğu
Rahip irkildi. Bakışları odanın içinde dolaştı ve tavandaki torbayı yırtarak açtı. Bacaklarını çamaşıra birer birer soktu. Sonra
hoparlörde durdu. Konuşan adam sadece dört kelime söylemiş, beklenti içinde bakışlarını hoparlöre dikti.
ama peder sesi hemen tanımıştı. Kafatasını kesip açan doktora "Devam edin," dedi ses birkaç saniye sonra.
aitti. Günler önce olmuştu o şey. Belki de haftalar önce. Zamanın
kavramını kaybetmişti artık.
Peder Sullivan çorabının sol tekini giydi ve bekledi. Ses yine Jill gibi o da bir tutsaktı artık. İşkence görüyordu. Kontrol elinden
devam etmesini söyledi. Çorabının sağ teki. Bekle. Devam et. alınmıştı. Ve dua etmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
Atleti. Pantolonu. Böylece, parça parça, giysilerini giydi. Ürkmüş Kızın da onun kadar korkup korkmadığını düşündü.
ve çıplak bir laboratuar faresinden bir zamanlar olduğu adamı Belki büyük bir hata yapmıştı.
andıran birine dönüşmesini aynada izledi. Bir daha hiç o adam
olup olamayacağını düşündü. "Elinizi geri çekin."
Masanın üstünde kalan son parçaya uzandı. Yüzüğü kavradı ve Sesteki heyecan Peder Sullivan'ı düşüncelerinden uzaklaştırdı.
onu parmağına geçirdi. Soğuk metal tenine değince ürperdi, ama Elini yüzükten çekti ve içi inanılmaz bir öfkeyle doldu. Nabzı
tanıdık ağırlığında bir rahatlık vardı. Bir sonraki talimatı hızlandı, yüzü buruştu. Dişlerini sıktı ve burnundan soluk
bekleyerek hoparlöre baktı. Neredeyse bir dakika kadar hiç ses almaya başladı; her soluğu boğanınkini andırıyordu.
çıkmadı. Geri geldiğinde, ses heyecanlı gibiydi. Ona öyle davranmaya nasıl cüret edebiliyorlardı? Bir Tanrı
"Yüzüğü yavaşça çıkartın ve masanın üzerine koyun." adamıydı o. Buna hakları yoktu. Hem de...
Rahip, söyleneni yaptı. Sesin ona yeniden çıplak kalana kadar "Şimdi yüzüğü alın."
soyunmasını söyleyip söylemeyeceğini merak ediyordu. O da Duyuyor musun? Sana bir köpeğe emreder gibi emir veriyorlar.
sadece başka bir test miydi? Cesaretini kırmak için bir yol mu? Dediklerini gerçekten yapacak mısın? Orada durup onlara
Kendini yeniden insan gibi hissetmesi için kandırıp, sonra yalvaracak mısın?
onurunu parça parça yitirtmek mi? Ne istiyorlardı ondan? Ne...
"Alacağım," diye mırıldandı Peder Sullivan dişlerinin arasından.
"Yüzüğe dokunun, ama masadan almayın." Parmaklarını ağır metal parçanın etrafına doladı. Bunu yaptığı
Peder Sullivan işaret parmağını yüzüğün üstüne koydu. Haça anda da kendini boşlukta, kopuk -ama neden kopuk?- hissetti,
bakarak dua etti. Duası serbest kalmak için değildi. Bunun yine de durmadı. Kolunu geriye çekip yüzüğü var gücüyle
seçenekler arasında olmadığını biliyordu. Günahlarının fırlattı.
bağışlanması için dua etti. Yüzük havada uçarak giderken, Peder Sullivan kendini -utkulu
Bir günah vicdanında diğer hepsinden daha parlak şekilde bir öfkeyle, birden gelen pırıltılı, masmavi bir korku arasında-
yanıyordu: Jill'e karşı işlediği günah. O beyaz odada tek basma bölünmüş hissetti, sonra yüzük çarptı. Keskin bir çatırtı geldi ve
dikilirken, ona yaptıklarından ötürü cezalandırıldığını biliyordu. yüzlerce kırık çizgi çarpma noktasından her yöne yayılırken
yüzük de aynaya gömüldü. Rahip bir an kendi paramparça
görüntüsüne bakakaldı. Yüzündeki acımasız sırıtış ona
insanlıktan uzak bir görüntü veriyordu.
Arkasındaki kapı hızla açıldı ve koyu renk üniformalar giymiş Zinser sinirlenerek, "Hayır," dedi. "Kendimizi ondan korumak
irikıyım iki adam içeriye daldı. Bir anda üzerine çullandılar, için bir yol geliştirdik."
kollarını sırtında kavuşturup vücudunu aynalı duvara O konuşurken Darian da dokusunu dikkatle inceliyordu.
yapıştırdılar. Çatlamış cam Sullivan'm yanağını kesti ama o acıyı Doğruyu söylüyor gibiydi. Ama ondan derken direktörün
duymadı bile. zihninden bir aldatmaca parıltısı geçmişti.
Tek hissedebildiği şoktu. Çünkü aynanın gerisinden iki yüz ona Darian öylesine tükenmiş olmasa neler olduğunu anlayabilirdi.
bakıyordu. Biri kafatasını kesip açan doktora aitti. Diğeriyse çok Ama mantık yürütmek için fazlasıyla yorgundu. "Bu benim için
daha yakından tanıdığı birine. O gri-yeşil gözleri yaşadığı sürece ne anlama geliyor?" diye sordu.
unutmasına imkân yoktu.
"Kendini Bay Kuehl'e adayabileceğin anlamına."
Jill Willoughby gözlerinde nefret ve gurur karışımı bir ifadeyle
ona bakıyordu. Ve sonra Peder Sullivan nerede olduğunu anladı. "Onu ve öğrencilerini ayarlama zamanı geldi mi?"
Korkması -hatta, dehşete düşmüş olması- gerektiğini bildiği "Henüz değil. Şimdilik sadece keyfine bak. Fazla sürmeyecek*
halde kendini rahatlamış hissetti. Artık anladığına göre, tüm
kaçış umutlarını unutabilirdi. Zinser haklı çıktı. O konuşmanın üzerinden az zaman -aslında
tam olarak sadece iki hafta- geçmişti. Ve vakit gelmişti. Darian
Olduğu yerde daha çok uzun bir süre kalacaktı. Belki de sonsuza konuyu Laszlo'ya açmak için bir sevişme sonrasını bekledi.
kadar. Zinser bir yalan -Organizasyon'u açıklamak için bir yol-
Çünkü Cehennem'de idi. uydurmuştu. Ama Darian tam konuşmaya başlamak üzereyken
bir suçluluk duygusu hissetti.
Darian kapısına vurulduğunu duyduğunda boş gözlerle tavana
bakıyordu. "Girin." Bunu yapma.
Bitkin haldeydi; başını çevirmeye gerek bile duymadı. Zinser'in - Tüm yaşamın boyunca erkekleri kullandın. Bir tane daha olsa
sıvımsı varlığını bir kilometre öteden tanıyabilirdi. ne farkeder ki?
"İyi haberlerim var," dedi Zinser neşeli bir sesle. "Jill'e bebek Doğruydu. Üstelik her defasında amacı çok daha basit olmuştu:
bakıcılığı yapmana artık ihtiyacımız kalmadı." Güzel bir gerdanlık, Tiffany's'de gözüne çarpan başka bir parça.
Ama o gece farklıydı. O gece Laszlo'yu çok daha... uğursuz
Gözleri büyüyen Darian oturduğu yerde dikildi. "Onu bırakıyor
musunuz?" ...bir şeye inandırmak zorundaydı. Bu adil miydi? Organizasyon,
öğrencilerini küçük Gandi'ler olacak şekilde yetiştiriyordu belki.
Elbette! Ve sen de Rahibe Theresa'sın!
Kimin umurundaydı ki? Laszlo artık büyük bir çocuktu. Önceki Laszlo'yu kendine bağımlı olacak şekilde bükmesinin nedeni
aşıklarının aksine, kendi başının çaresine bakabilirdi. Ötekilerin buydu. Ama duygularını hesaba katmamıştı. Başlangıçta kendini
çoğu zengin ya da güçlü kişiler -aktörler, işadamları, hatta onun duygularından korumayı başarmıştı. Ama birlikte
kongre üyesi- olsalar da, hepsi zayıf ve kolaylıkla yoğrulabilen geçirdikleri zaman arttıkça ondan gelen duygusal etkiye karşı
insanlardı. Çoğu yetenekliydi (oldukları yere gelmelerinde koymak olanaksız hal almıştı. Ve şimdi, bir yalan olarak
karizmalarının da rolü vardı) ama hiçbiri yeteneklerinin farkında başlamasından üç ay sonra ilişki çok daha değişik bir şekle
değildi. İkna gücü yüksek, çekici kişiler olduklarını girmişti.
düşünüyorlardı. Taraftarlarının o kadar sadık ve tutkulu olma Sonunda tüm bunlar Darian'm verdiği kararı değiştirmedi;
nedeninin kendi dahiyane fikirleri ya da dayanılmaz kişilikleri sadece nedeni üzerinde etkili oldu.
olduğunu sanıyorlardı.
"Bunu yapmaya daha ne kadar devam edeceğiz?"
Darian ise elbette ki gerçeği, meselenin aslında ne olduğunu
biliyordu. Organizasyon'a katılırken yaptığı anlaşmanın bir "Kendimi biraz toplamama izin verirsen söylerim," dedi Laszlo
parçası da oydu: Tüm bilimsel bulgular paylaşılırdı. Her ne kadar gülerek. Çıplak göğsüne yayılmış saçlarmm, yumuşak pamuklu
Dietrich'in raporları sokaktaki adam için yazılmış olmasa da, örtünün altından onunkine değen baldırlarının içinde yarattığı
keskin bir zekâya sahip olan Darian'm onları anlaması sorun duyguyu seviyordu.
olmuyordu. Darian tırnaklarını onun göğsünde gezdirirken, "Ondan
Bazı raporların kendinden gizlendiğini biliyordu. Yine de, bahsetmiyorum," dedi. "Şunu kastediyorum. Evcilik oyununu.
umduğundan çok daha fazlasını öğrenmişti. Ne var ki, derlediği Birbirimizin sırlarını görmezden gelmemizi."
bilgiler kendisine daha fazla güç sağlamamıştı. Doğru, Zinser ona Laszlo'nun gülümsemesi bir anda dudaklarında dondu. İkisinden
üzerinde çalışabileceği birçok denek sağlamıştı, ama Darian birinin sonunda kırılma noktasına geleceğini biliyordu, ama o
zaman içinde sınırlarını öğrendikten sonra en sıradışı deneyler kişinin Darian olacağını hiç düşünmemişti.
bile can sıkıcı hal almıştı.
"Sınıfımı neden gözetlediğini bana ne zaman söyleyeceksin?"
O nedenle de, çift taraflı aynanın yanlış tarafına geçmeden önce diye karşı atağa geçti.
sistemden ayrılmaya karar vermişti. Organizasyon Laszlo'yu
öğrendiğinde, tam o noktadaydı. Zamanlama mükemmeldi. "Sadece sınıfını izlemiyordum," dedi Darian ölçülü bir ses
Laszlo ve onun iki dahi çocuğunu onlara verecek, ödülünü alacak tonuyla. "Seni de izliyordum."
ve kayıplara karışacaktı. Mahzenlerinde üç yeni denek olduğu Laszlo birden buz gibi oldu. Kadının doğruyu söylediğini
sürece, Darian'ı kaybetmek onları fazla üzmezdi. sezebiliyordu. Ama birileri neden Darian'ı onu gözetlemesi için
gön-dersindi ki? Eğer...
Biliyorlar! Her ne kadar, Laszlo'nun duygularının ardındaki düşünceleri
tanımlamak onun yeteneklerini aşıyor olsa da, en azından mantık
Laszlo yataktan fırladı.
yürütebiliyordu. Son bir yılı Organizasyon'un laboratuarında
"Kimsin sen?" denekleri bükerek geçirdikten sonra 'beyin okuma' konusunda
"Sakin ol." Darian doğrulup ellerini kaldırdı. "Silahsızım." oldukça beceri kazanmıştı.

Laszlo gözleriyle onun çıplak bedenini süzdü, ama yatağındaki o Laszlo'yu da aynı şekilde okudu. Yoğun bir arzu... Darian'a
yabancıya karşı artık hiçbir cinsel arzu hissetmiyordu. açılmak için duyduğu. Şiddetli bir koruma hissi... Öğrencileri
için. Her şeyi bastıran bir korku... Darian 'in ona ihanet edeceğine
"Ciddiyim, Darian. Kimsin sen?" yönelik. Bunların tümünü içine çeken Darian, iradesini nasıl
Darian yavaşça kalkıp ona doğru yürüdü. "Aynen dediğim ki- kıracağını anlayana kadar Laszlo'yu analiz etti.
siyim. Darian Washington." Kollarının arasındaki erkekle saniyeler içinde psişik olarak
"Şirin olmaya çalışma." bütünleşmişti. Sonra tüm engelleri kaldırdı. Laszlo'nun anında
tepki veren beyni sunulan yeni duygulan emerken, Darian da bir
"Sınıfını ziyaret ettim, çünkü senin özel biri olduğunu
an için duygusal bir boşlukta kaldı. Sonra onun duyguları bir
biliyordum. Tıpkı Elijah gibi. Tıpkı Winter gibi." Darian bir adım
medcezir gibi kendisine geri yansıdı.
daha attı. "Ama neden burada, yatak odanda olduğumu bilmek
istiyorsan, yanıt çok daha basit." Laszlo'nun duygularının yoğunluğunu azaltan Darian hızlıca
derin bir soluk alıp, havayı yanan boğazından aşağıya zorladı.
Son bir adım daha... Yüzü şimdi onunkinden yalnız birkaç
Yavaş yavaş, kendi algı yoğunluğunu düşürdü. Laszlo'un psişik
santim uzaktaydı. "Seni seviyorum."
yankısı azaldıkça, Darian da gergin kaslarındaki gücün
Eğildi, pürüzsüz yanağını onun göğsüne yasladı ve kollarını boşalmasına izin verip, vücudunu onunkine yasladı.
omuzlarına doladı. Laszlo düşünmeden karşılık verdi; karanlık
Delici bir duygu dalgası beyninde yankılanırken, Laszlo onu
yatak odasında, birbirlerine sarılmış halde öylece durdular.
tuttu.
"Bana söyleyebilirsin..." diye fısıldadı Darian. "Çünkü zaten
Birçok erkeği kendine aşık etmek için bükmüştü, ama bunu asla
biliyorum."
Laszlo kadar güçlü biri karşısında denememişti. Birden büyük bir
Darian'm vücudu açık pencereden giren serin havaya rağmen hata yapıp yapmadığını düşündü. Artık Laszlo aşık olduğuna
terden parlıyordu. Birisini bükmek için hiç o kadar göre kendisini ondan uzakta tutabilecek miydi... Yoksa adamın
zorlanmamıştı. Laszlo'nun iradesi son derece güçlü, duygularıysa duyguları yavaş yavaş onunkileri de mi ele geçirecekti?
yoğundu.
Laszlo kendini hiç öylesine bunalmış hissetmemişti. Söylemek kadar Organizasyon sınavı yaklaşık 200.000 öğrenciye uyguladı.
istediği o kadar çok şey vardı ki. Ve sormak istediği binlerce soru. Sadece yüz tanesi geçti. Bunlardan da ikisi hariç kalanlar yanlış-
Ama tek düşünebildiği Darian'ın sözleriydi: Seni seviyorum. olumlu çıktı. Sözünü ettiğim iki çocuk Winter ile Elijah."
Boğazında bir şeyler düğümlendi. Bir damla gözyaşı yanağından "Yetenekli Çocuklar İçin Geliştirme Sınavı," dedi Laszlo.
aşağıya süzülürken hıçkırığını tuttu. Darian'ın çıplak bedenini Bulmacanın son parçası da yerine oturmuştu.
kendininkine bastırdı; ılık, ipeksi tenini kendisininkinin üstünde "Evet."
hissetmek için ona daha sıkı sarıldı. Ne kadar bir süre o halde
kaldıklarmı bilmiyordu. Tek bildiği kavrayışını neden sonra Laszlo'nun düşünceleri sınava kaydı. Her biri duyulardan birini
gevşettiğinde ona güvenmeye karar vermiş olduğuydu. kapsayan beş bölümden oluşuyordu. İlk başta soruların
tamamıyla saçma sapan olduğunu düşünmüş, ama üçüncü
Yaşamının geri kalanında derin pişmanlık duyacağı bir karardı bölümü görünce kanısı değişmişti. Çünkü o kokuyla ilgili
bu. bölümdü.
Laszlo başkalarından farklı olduğunu öğrendiğinden beri sırrını "Tüm duyular ile ilgili hisleri kapsayan sorular sordunuz," dedi.
açıklamayı düşlemişti. Ama şimdi, gerçekle karşı karşıya kalınca "Bu... Bu bizim gibi insanların koku duyusu dışında başka
sanki donup kalmıştı. duyularla da diğer insanların ruhsal durumunu algılayabildiği
"Sandığın kadar yalnız değilsin," diyen Darian durdu ve onun anlamına mı geliyor?"
ellerini tuttu. "Ben de başkalarının duygularını "Sen duyguları koku yoluyla mı algılıyorsun?" diye sordu Darian.
algılayabiliyorum." Gerçekten şaşırmıştı.
Laszlo gözlerini kırpıştırdı. Darian zaten girdiği anda dünyasını "Sen de öyle değil misin?"
altüst etmişti, ama bu son söylediği bambaşka bir şeydi.
"Hayır," dedi Darian başını iki yana sallayarak. "Benim empatik
"Nasıl... Nasıl bildin?" yeteneğim dokunma duyum yoluyla çalışıyor. Duygulan
"Bilmiyorduk. En azından emin değildik... Şüpheleniyorduk." tenimde fiziksel his olarak algılıyorum. Winter onları duyuyor.
Ve Elijah da görüyor. Hepimiz dünyayı değişik bir yoldan
Laszlo doğru sözcükleri bulmaya çabaladı, ama beceremedi.
algılıyoruz, ama yeteneklerimizin temelindeki olay aynı:
Onun şaşkınlığını gören -ya da algılayan- Darian devam etti. Sinestezi."
"Amacı, özel çocukları inceleyerek insan zihninin yeteneklerini
"Sinesteziyi biliyorum ama..."
araştırmak olan bir organizasyon için çalışıyorum." Bir an durala-
dı. "O tür çocukları belirlemek için bir sınav tasarladık. Bugüne
"Sinestezi duyuların bir şekilde karışması olarak tanımlanıyor. Laszlo birden duraladı; aklına bir şey takılmıştı. "Sen duyguları o
Dietrich buna beynimizin harici uyarıları yorumlayan sektöründe şekilde algılamadığın halde görme ve işitmeyle ilgili sınavı
oluşmuş bir çeşit bağlantı hatasınm yol açtığını savunuyor. tasarlamayı nasıl başarabildin?"
Görsel sinestetler müziği değişik renkler ve şekiller olarak "Dietrich her sinestetin dünyayı kendine özgü şekilde
'görüyor'. Oysa ben tenimde hissediyorum." algıladığından yola çıkarak her empatın da aynı eğilimde
"Müziği nasıl hissediyorsun?" diye sordu Laszlo. Hâlâ beynini olacağını öne sürdü. Yani biz öfkenin yağmur gibi koktuğunu
Darian'ın yeteneğinin fiziksel dışavurumunu anlamak için kimlerin 'bildiğini' bulmaya çalışmıyorduk. Yanıtlar arasındaki
zorluyordu. içsel tutarlığı sınıyorduk. Sınavda duygulara yönelik yaklaşık
yüz elli soru vardı. Sadece öfke hakkında sormadık. Sıkıntı,
"Duruma bağlı," dedi Darian gözlerini kapatarak. "Bir aşk şarkısı
sinirlenme, hiddet ve galeyan gibi ruh hallerini de yokladık.
ağır ve sert geliyor; tuğladan bir duvar gibi. Rock sanki tenimin
Görsel bölümde öfkeyle ilintili her soru için herkesin yanıtları
üzerinde dolaşan bir tüy gibi; neredeyse gıdıklıyor. Pop müzikse
değişkenlik gösterirken, Elijah hep moru seçti."
bir avuç dolusu iğne gibi; sivri geliyor." Darian daldığı bir
hayalden uyanır gibi gözlerini kırpıştırdı. "Senin için de böyle "Bu nasıl bir matematiksel yüzde oluşturdu?"
mi? Farklı melodiler için farklı kokular mı?" "Elijah'm öteki duyusal bölümlerdeki yanıtlarının içsel tutarlılığı
"Evet," dedi Laszlo. "Bir hissi tetikleyen her şeyin - bir şarkının, ortalama % 16'iken, bu oran görsel bölümdeki yanıtlarda %93'idi.
bir resmin, hatta başka kokuların bile- kendine özgü bir kokusu Aynısı Winter için de geçerliydi, ama onun sonuçları görsel değil,
var. Ama hepsi hisler arasında tutarlılık gösteriyor. Tüm işitsel bölümde tavana vurmuştu. Onları işte o zaman birer
mutluluk türleri -neşe, sevinç, coşku, haz- benzer şekilde sinestet ve olası empat olarak belirledik."
kokuyor." "Bir dakika! 'Olası' dedin. Emin değil miydiniz?"
"Neşe nasıl kokuyor örneğin?" "Ben senin sınıfına girene kadar değildik. İçeriye girdiğim anda
"Yanık soğan." Laszlo hüzünlü bir ifadeyle gülümsedi. anladım. Ama aslına bakarsan, sen de anlamıştın. O görüşmeleri
"Beklediğin gibi olmadığını biliyorum. Duygusal kokuların bu nedenle yaptın. Onları arıyordun. Senin gibi olanları yani."
hiçbiri beklentilerinle uyuşmaz. Öfke esaslı bir yağmur Laszlo gözlerini kırpıştırdı. Her ne kadar başka empatları aramak
ertesindeki sokak gibi kokar. Hüzünse tatlıdır; ılık bal gibidir. konusunda bilinçli bir karar vermiş olmasa da, Darian'm
Herhalde tüm bunları benim duyguları fiziksel olarak hissetmeyi dedikleri doğruydu. Gerçekten de aramıştı. O dünyada yalnız
garipsediğim kadar yadırgıyorsundur." olup olmadığını tüm yaşamı boyunca merak etmişti. Ve Elijah
Cohen ile tanıştığında her şey değişmişti. Oğlan ürkek bir tavırla
sınıfına girdiği anda onun değişik olduğunu anlamıştı. Ve her ne
kadar emin olmasa da, Elijah'in kendisi gibi bir empat olduğunu Elijah'm neden her zaman suskun ve sinik olduğunu artık daha
düşünmüştü. iyi anlayan Laszlo başını salladı. O çocuğa karşı içinde hep bir
şeyler hissetmişti. "Ona yardım edebilir misin?"
"Elijah ile Winter'in de... Bizler gibi olduklarından emin misin?"
Yalnızlıkla geçen koca bir yaşamın ardından bir grubun parçası "Birlikte edebiliriz sanırım."
olmanın ne kadar gerçeküstü olduğuna hayret eden Laszlo "Ya Winter? O neden Elijah gibi değil?"
bocalıyordu.
"Onun yeteneği tam tersine çalışıyor; kendi kendini yücelten bir
"Evet." döngüye neden oluyor. Alıcı olmaktan çok daha güçlü bir verici
"Bundan nasıl emin olabiliyorsun?" o. Daha da önemlisi, doğal olarak mutlu bir çocuk. Neşesi
etrafındakilere de bulaşıyor. Onun için de algıladığı duygular
"Duyguların yoğunluğu aracılığıyla. Onların zihninden birer
tipik olarak..."
hançer gibi, inanılmaz bir şiddetle fırlıyorlar. Eminim bunu sen
de farketmişsindir." "Mutlu olanlar," dedi Laszlo onun cümlesini tamamlayarak.
"Bana göre bir hançer gibi değil ama evet; yoğunlukları "Evet. O kendini hep mutlu, kendiyle barışık ve güvenli
tartışılmaz." hissediyor; bu duygularını etrafına yayıyor. Bunu sezen diğer
çocuklar onun yakınlarında olmak ve saçtığı mutluluktan
"Elijah'm öteki çocukları nasıl etkilediğini gördün mü?"
nasibini almak istiyor. İsteklerine erince de kendilerini daha iyi
"Bir takım şeylerin farkına vardım... Elijah yanlarındayken oluşan hissediyorlar. Bu döngü böylece devam ediyor."
belli belirsiz kimi değişiklikler. Özellikle de oyun parkında."
"Zıt sonuçlar yaratan, neredeyse birbirinin aynı yetenekler," dedi
Darian başıyla onayladı. "O bir alıcı; hem de çok hassas. Öteki Laszlo başını sallayarak. "Bunun ne kadarı onların alma ve verme
çocukların duygularını algılıyor; öncelikle de negatif olanları." güçlerine olduğu kadar doğal kişilik yapılarına da bağlı?"
Yüzünü buruşturdu. "Nefret ve korku çok derine işler. Elijah
"Gerçekten bilmiyorum."
onları içselleştirip, sonra da geri yansıtıyor."
"Peki onlar... Yani çocuklar yeteneklerinin farkında mı?"
"O nedenle çocukla bu kadar uğraşıyorlar, değil mi?
Güvensizliklerinin kendilerine yansıtıldığını hissediyorlar." "Onların yaşındayken sen biliyor muydun?"
"Evet. Elijah bir kısır döngü içinde sıkışmış vaziyette. Olumsuz Laszlo hayır anlamında başını salladı. "Geriye dönüp baktığım
duyguları emip, onları tekrar yayıyor. Diğerleri sırf bu nedenle zaman, başkalarından nasıl etkilendiğimi görebiliyorum. Ama on
üzerine çullanınca, kendine olan güvensizliği ve dört yaşıma gelene kadar duygularımla kokular arasındaki
memnuniyetsizliği artıyor; nihayet bunları dışarı yansıtıyor." bağlantıyı kuramamıştım."
"Ben anladığımda on üç yaşımdaydım," dedi Darian. "Ergenlik "Elektronlar negatif yüke, protonlar pozitif yüke sahiptir;
zor bir dönem." nötronlar yüksüzdür."
"Yani tam şu sıralarda olup bitenin farkına varmaya "Yine doğru. Aynı sayıda proton ve elektrona sahip olan atomlar
başladıklarını mı düşünüyorsun?" elektriksel olarak yüksüzdür. Ama proton sayısından fazla
elektrona ya da tersine, elektron sayısından fazla protona sahip
"Belki de," diyerek omuz silkti Darian. "Emin olmanın bir tek
olan atomların elektriksel yükleri vardır. Bu tür yüklü
yolu var."
parçacıklara iyon diyoruz. Buraya kadar herkes benimle mi?"
"Nedir o?"
Yirmi iki baş olumlu anlamda sallandı.
"Onlara sormak."
"Harika! Şimdi... Hepimizin de gayet iyi bildiği gibi, karşıtlar
"Bugün birkaç hafta önce yanda kalan Edison tartışmamıza geri birbirlerini çeker. Pozitif yüklü iyonlar negatif yüklü iyonları
dönelim." çeker. Benzer şekilde, iki pozitif yüklü iyon birbirini iter; aynı şey
"Puşttan Yeni Öyküler mi?" diye sordu Stevie sırıtarak. iki negatif yüklü iyon için de geçerlidir. Her durumda iyonlann
birbirine
"Hayır, Bay Grimes. Bugün elektrik üzerine odaklanacağız. Ama
önce birkaç yeni terim tanımlamak istiyorum: Elektrik yükü, değmeden, diğeri üzerinde güç uygulayabildiğini
alan, akım ve elektromanyetizma. Ne yazık ki, fizikteki birçok görüyoruz." ?
kavram gibi, kimyaya biraz bulaşmadan elektrikten bahsetmek i" Elijah ürkek bir şekilde elini kaldırdı.
kolay değil. Atomun ne olduğunu kim anımsıyor?"
"Bay Cohen."
Her zamanki eller havaya kalktı. Konu biraz derin olduğu için
"Nasıl? Yani aralarında temas yoksa, o zaman birbirlerini nasıl
Laszlo güvenli bir seçim yapmak istedi. "Bayan Zhi."
etkileyebiliyorlar?"
"Atom, bir elemanın tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük
Laszlo gülümsedi. Elijah Cohen hakkındaki en olağan dışı şey
parçasıdır."
işte buydu. Diğer öğrencilerin düşünmeden kabul ettiklerini
"Doğru. Atomlar üç atomaltı parçacığa bölünebilir: Elektronlar, Elijah sorguluyordu.
protonlar ve nötronlar. Protonlar ve nötronlar atomun
"Birbirlerini yüklü parçacıklar arasında var olan elektriksel
merkezinde, ya da çekirdeğinde çok yoğun halde sıkıştırılmış
alanlar yoluyla etkiliyorlar. Bu alanlar evrendeki tüm yüklü
olarak bulunurken, elektronlar da aynı çekirdeğin etrafında bir
parçacıklar arasında var olduğundan, bütün uzaya yayılmıştır."
bulut halinde döner. Bu parçacıkların yüklerini anımsıyor
musunuz, Bayan Zhi?" "Tamam... Ama elektriksel alan nedir?"
Laszlo duraksadı. Fizik öğretmekle ilgili sorun şuydu: Bilim "Ama..." dedi Elijah Cohen. Yavaşça sanki yüksek sesle düşünür
adamları da tüm yanıtları henüz bilmiyordu ve bu en temel gibi konuşuyordu. "Nasıl o-o-olur da iki şey arasında var olan bir
konular için bile geçerliydi. Bilinmeze girmenin aydınlatmaktan şey kendi başına var olamaz?"
çok, kafa karıştıracağının farkındaydı, ama tam bir eğitmen Laszlo omuz silkti. "Kim bilir?"
olduğundan karşı koyamadı.
"Cinlerin gücü!" diye bağırdı Stevie Grimes muzaffer bir edayla.
"Fizikçiler bundan çok emin değil. Elektriksel alanların olduğuna
inanmakla birlikte, bunu kanıtlayamıyorlar. Kesinlikle bildikleri Laszlo sınıfla birlikte gülerek, "Öyle görünüyor," dedi. "Şimdi
tek şey, iyonların birbirlerini çekip ittiği. 'Elektriksel alan' bu hepinizin aklı iyice karışmadan devam edeyim. Şu ana kadar
etkileşimin ardındaki nedeni betimlemek için kullandıkları isim." elektrik yükünü ve elektrik alanını tanımladım. Sırada elektrik
akımı var."
"Fizikçiler nasıl oluyor da, her tarafta olduğunu düşündükleri bir
şey hakkında bilgiye sahip değil?" diye sordu Stevie Grimes. Her zamanki gibi notların alınması için duralayıp devam etti.
"Aslında birçok şey hakkında bilgiye sahip değiller. Çoğu "Elektrik akımı, basit olarak hareket halindeki bir iyon, elektron
durumda tek yapabildikleri, olanlar hakkında tahmin yürütüp ya da protonu betimler. İnsanların çoğunun bildiği elektrik akımı
ileriyi öngören denklemler yazmak. Elektriksel alan ise sadece buradan gelir." Duvardaki prizi işaret etti. "Bunun içinde serbest
iyonlar arasındaki çekim ya da itme gücünü tahmin etmek için elektronlarla dolu teller var. Prize bir fiş soktuğunuzda
oluşturulmuş matematiksel bir denklem. Bu durumda, alanı elektronlar fişin bir bacağından girer, telden gidip bir aletin
etkileyen iki etmen var: Elektrik yükü ve uzaklık. Yük arttıkça içinden geçer ve sonra da ikinci bir telden akarak, fişin öteki
alan şiddeti de artar. Ama uzaklık arttıkça alan şiddeti azalır. Ve bacağından çıkıp gider.
kesin olarak bildiğimiz tek şey de bu. Gerçekte, iyonları minik Stevie düşünceli bir tavırla, "Demek bunun için her fişin en az iki
cinler bile itiyor olabilir. Gerçi öyle olduğunu pek sanmıyorum bacağı var," dedi.
ama..."
"Öyle: Bir 'giriş' için, bir de 'çıkış' için. Sadece bir tane olsa
Elijah, "F-f-fizikçiler neden bir iyonu izole edip alan özelliklerini elektronlar akamaz, elektrik akımı da olmazdı. İşte ampulden
incelemiyor?" diye sordu. radyoya kadar her şeyde kullandığımız enerjiyi içeren ve bizim
"Bu mümkün değil, çünkü bir alan kendi başına var olamaz; elektromanyetik radyasyon olarak bildiğimiz fotonları yayan ve
sadece iki parçacık arasında oluşabilir. Dolayısıyla da aslında hareket halindeki elektronlardan oluşan bu elektrik
parçacıkların yüklerine ve aralarındaki uzaklığa bağlı olarak akımıdır." '•:,
sürekli değişim gösterir." Elijah titrek elini kaldırdı.
"Evet, Bay Cohen." Laszlo sınıfın şamatasını bastırmaya çalışarak, "Bay Cohen,
Bayan Zhi!" diye seslendi. "Lütfen biraz daha kalır mısınız?"
"Elektromanyetik radyasyonun 'elektro' tarafmı anlıyorum, a-a-
ama bunun neresi manyetik?" Bir an için herkes susup Elijah ile Winter'e baktı, sonra dikkatler
başka tarafa çevrildi, konuşmalar kaldığı yerden devam etti.
"Güzel bir soru. Elektrik konusunda hiçbir tartışma, manyetik
Adları söylenen iki öğrenci yavaşça eşyalarını toplayıp
alanlardan da bahsetmeden tam olamaz. Elektriksel alanlar gibi
Laszlo'nun masasına yaklaştı. Kendilerini neyin beklediği
manyetik alanlar da tüm evreni kaplar. Ama elektriksel alanlar
hakkında en ufak bir fikirleri yoktu.
yüklü parçacıklar arasındaki gücü temsil ederken, manyetik
alanlar elektrik akımları arasındaki gücü temsil eder. Benzer Sınıf boşaldıktan sonra Darian dersin başından beri oturduğu
yükteki akımlar birbirlerini iter, farklı yükteki akımlar birbirlerini arka sıradan kalktı ve yavaşça sınıfın ön tarafına yürüdü. Tüm
çekerler. Dolayısıyla, nerede bir elektriksel alan varsa orada bir ders boyunca çocukların ikisini de içine çekip duygusal
de manyetik alan vardır. Onun içindir ki, buna kişiliklerini özümsemişti.
elektromanyetizma diyoruz; çünkü bu iki alan her zaman birlikte Winter -en azından, duygularını yaymak açısından- kesinlikle
bulunur." daha güçlü olandı. Onun arkasında oturmak bir kamp ateşinin
Laszlo öğrencilerin çoğunda bir kavrama pırıltısı algıladı, ama dibinde olmaktan farksızdı. Kızın tözü, sivri kristal zerreleri
Elijah hâlâ düşünceli görünüyordu. "Aklınızdan neler geçiyor, haline gelene kadar öğütülmüş keskin cam parçaları gibiydi.
Bay Cohen?" Elijah da çok farklı olamazdı. Güçlü havasına rağmen
"Sadece... Bilimin daima deneysel olgulara dayalı olduğunu s-s- duygularını onu çevreleyen diğer bireylerinkinden ayrımsamak
sanırdım. Özellikle de, denklemlerle ilgili olduğundan fiziğin. insanı deli edecek kadar zordu, çünkü çocuk onları emip, sonra
Ama şimdi siz, her yerde olan ve her şeyi etkileyen da karmakarışık bir şekilde geri pompalıyordu. Tüm bu
elektromanyetik alanların sadece bir teori olduğunu yansıtılmış duygularının altında Darian'a ıslak zamk gibi
söylüyorsunuz. Bu bana doğru gelmiyor." bulaşan, koyu ve yapışkan bir şey vardı. Elijah'm zihninden
kaçmak, bir bataklıkta yürümek gibiydi.
"Denklemin hayati bir elemanını unutuyorsunuz da ondan."
Darian çocuklara yaklaşırken bir yandan da sevecenlik
"Nedir o?"
yayıyordu. Bunun genç empatlara nasıl yansıdığını merak etti.
"İnanç." Elijah'm gözlerinde nasıl bir şekle ve renge bürünüyordu? Kör
Tam o sırada, sanki işaret beklermiş gibi son zil çaldı. edici bir parlaklıkta mıydı, yoksa gölgeler içinde ve karanlık mı?
Öğrencilerin hepsi ayağa fırlayıp bir ağızdan konuşmaya başladı. Yumuşak hatlara mı sahipti, yoksa keskin çizgilere mi? Ve acaba
Winter'in zihninde nasıl bir ses çıkartıyordu? Çanların çalışı mı? "Buraya Yetenekli Çocuklar İçin Geliştirme Sınavı ile ilgili olarak
Metal bir yüzeye sürtülen camın sesi mi? geldim."
Nasıl algılanırsa algılansın, Darian'm ilgilendiği tek şey Laszlo şekerimsi gerilimi çocukların gözlerinde belirmeden bir
çocukların da, Laszlo'nun da onun gerçek niyetini -hırsını- saniye önce algıladı.
farketme-mesiydi. Ve elbette ki, Laszlo herhangi bir aşamada "Rahat olun," dedi Darian. "Sadece konuşmak istiyorum. Bu
gerçeği keşfederse olabileceklere yönelik korkusu. odada söylediklerim burada kalacak, tamam mı?"
Ama Laszlo'nun zihninin yüzeyini tarayınca korkularını bir "Tabii," dedi Winter.
kenara itti. Hiçbir kuşku belirtisi yoktu. Sadece öğrencilerini
bekleyenler konusunda neşeli bir endişe ve kendisine yönelik "T-t-tamam," dedi Elijah. Her şeyin yolunda olduğu konusunda
sevgi. İyice rahatlayan Darian, çocuklara yaklaşırken duyduğu kendi kendini ikna etmeye çalışır gibi başını salladı.
yoğun neşe ve huzur hissinin etrafına yayılmasına izin verdi. Ve Darian sözcükleri dikkatle seçerek, "Sanırım ikiniz de neyi
sonra gülümsedi. aradığımızın farkındasınız," dedi. "Dolayısıyla her ikiniz de
Darian bir sandalye çekerken Laszlo da ona gülümsedi. Winter sınavı geçmiş olduğunuzu biliyor olmalısınız."
yavaşça pembe etekliğim düzeltip Laszlo'nun karşısına oturdu, Gözleri büyüyen Elijah inanamaz bir ifadeyle kendisine bakan
Elijah da sessizce onun yanına çöküp, omuzlarını dayak yemeyi Winter'e döndü. Bir saniye sonra dudaklarım ısırıp Darian'a
beklercesine büzdü. baktı. "S-s-sadece deli olmadığımı anlamam için... Siz neyi
"İkiniz de Bayan Washington'u anımsıyorsunuz, değil mi?" aradığınızı düşünüyorsunuz?"
"Evet," dedi Winter ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle "Başkalarının duygularını okuyabilen insanları."
Darian'a döndü. "Merhaba." Kimse bir şey demedi.
"Selam," diye mırıldandı Elijah. "Her ikiniz de son derece zekisiniz," diye devam etti Darian.
"Sana da selam," dedi Darian onun ses tonunu taklit ederek ve "Ortaya çıkmak istemeseniz, sınavda bilerek başarısız olurdunuz.
yıllardır tanışıyor gibi arkadaşça ve alaycı bir tavırla. Ama öyle yapmadınız. Bu iki anlama gelir. Bir: İkiniz de çok
cesursunuz. Ve iki: Farkında olsanız da, olmasanız da böyle bir
Onun bu samimiyetine hem şaşıran, hem de rahatlayan Elijah şeyin günün birinde karşınıza çıkacağını umuyordunuz. Onun
başını kaldırınca göz göze geldiler. Laszlo dikkatle izliyordu, için, sizi tebrik ediyorum. Ve evinize hoş geldiniz diyorum."
çünkü Darian'm öğrencilerle doğrudan iletişime geçmesine ilk
defa tanık oluyordu. Kadın o şeyi de diğer her şey gibi Darian çocukların duygularını yoklayarak bekledi.
yapıyordu: Zarafet ve kolaylıkla.
Elijah dehşet içindeydi. Zorlukla yutkundu; dizleriyle bir aşağı, "Organizasyonun amacı bilimsel araştırma ve ileri eğitim," dedi.
bir yukarı durmaksızın tempo tutuyordu. Gözleri yaşla dolan "İnsan beynini daha iyi anlamayı hedefleyen birçok zengin
Winter de korkmuştu, ama korkunun yanında heyecan da hayırsever tarafından finanse ediliyor."
duyuyordu. "Amaçlarına bizleri inceleyerek mi ulaşmayı hedefliyorlar?" diye
Darian onların korkularını içine çekince vücudu hemen tepki sordu Elijah.
verdi; kalp atışları hızlandı ve bir anda ter içinde kaldı. Sonra Darian başını yana eğdi. "Bunu çok alçakça bir şeymiş gibi
dehşeti belli belirsiz bir neşeye çevirdi. Bu duygunun tam vurguladın."
kıvamında olduğuna emin olunca da geriye yansıttı.
"Firestarter'de hükümet anneyi ö-ö-öldürdükten sonra babayla
Elijah'm dizleri neredeyse anında tempo tutmayı bıraktı; küçük kızını kaçırmış, sonra da kızı öldürmeye çalışmıştı."
Winter'in yüzündeki korku dolu ifade de eriyip kayboldu. Darian
rahat bir soluk aldı. Artık söyleyeceklerini dinlemeye hazırlardı. "Bu bir Stephen King romanı değil, Elijah. Kimse seni kaçırmaya
çalışmayacak. Eğer teklifimle ilgilenmiyorsan, konu hemen şimdi
"Kendini olağanüstü yeteneklere sahip çocuklara yardım etmeye ve burada kapanır. Tek bir soru bile sorulmaz."
adamış, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon için çalışıyorum.
Burada sözünü ettiğimiz, sizin gibi çocuklar." "Teklifiniz nedir?" diye sordu Winter.
"Bize nasıl yardım edeceksiniz?" diye sordu Winter. "Sizler gibi çocukların olduğu özel bir okula gitmeniz."
"Sizi yeteneklerinizi tam olarak kullanabileceğiniz, onları "Yani X-Merc'deki gibi mi?" diye atıldı Elijah heyecanla.
araştırıp geliştirebileceğiniz bir ortama yerleştirerek." Darian soruyu anlamamış gibi alnını kırıştırdı.
Winter hayal kırıklığın* gteteyemeden* "Yfltfli yth&oktll mü "Bir resimli roman. Tüm mutantları Westchester'deki özel bir
deştireceğiz?" diye sordu. Öİcula getirip, onları süper kahraman olacak şekilde eğitiyorlar."
"Evet." Darian düşünceli bir ifadeyle, "Sanırım bu benzetmende
"Neden?" diye sordu Elijah. doğruluk payı var," dedi. "Yeteneklerinizi gerçekten de daha iyi
kullanmayı öğreneceksiniz. Ancak yakın bir gelecekte suçlularla
"Çünkü o zaman siz de..." savaşmaya başlayacağınızı pek sanmıyorum."
"Hayır," dedi Elijah başını sallayarak. "Bundan organizasyonun Elijah gülümsedi. Kararını vermişti bile. Ama Winter hâfâ
çıkarı ne?" kararsız gİbİydİ.
Darian bir an için sasırsa da bunu kolaylıkla maskeledi. Benzer "Sen ne düşünüyorsun, Winter?"
soruları Laszlo'dan bekliyordu aslında, o kadar genç birinden de-
"Bilmiyorum. Sadece... Yani demek istediğim, eski okulumdan "Değilsin." Darian uzanıp onun elini tuttu. Winter'in coşkusu
buraya gelmek zaten oldukça zor olmuştu. Hem gelecek ay kendi benliğine işleyince, içinden akıp geçmesine izin verdi.
vereceğimiz konserde solom var..." Başını önüne eğip, sonra Derin bir soluk alıp Elijah'a döndü: "Ve sen de değilsin."
tekrar kaldırdı. "Biliyorum, kulağa aptalca geliyor." Eline dokununca Elijah hafifçe kızardı, ama elini çekmedi.
"Hiç değil," dedi Darian. "Bir yılda ikinci defa okul değiştirmenin Oğlanın cinsel arzularının uyandığını parmaklarıyla hisseden
beni de çok heyecanlandıracağını iddia ederek yalan söyleyecek Darian, onu cesaretlendirmek için muzipçe gülümsedi.
değilim. Evet, birtakım fedakârlıklar yapmak zorunda kalacaksın, "Bana güvenirseniz, ikiniz de bir daha asla yalnız olmazsınız.
ama kimseyi tanımadığın bir yerde de olmayacaksın. Birlikte Güveniyorsunuz, değil mi?"
olacaksınız. Daha da önemlisi, artık gizlenmek, olmadığınız bir
şeymiş gibi davranmak zorunda kalmayacaksınız. Ben de aynı İkisi bir ağızdan ve duraksamadan yanıtladı: "Evet."
yollardan geçtim ve inanın, yeteneklerinizi sakladığınız sürece ne Elliot Dietrich kanlı eldivenlerini çıkartıp tıbbi atık sepetine
kadar dostunuz olursa olsun hep yalnız kalıyorsunuz." fırlattı. Duş almak için sabırsızlanıyordu. Üstüne de birkaç
"Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu Winter umutla. Valium. Artık onlar olmadan hiç uyuyamıyordu. Ne zaman
gözlerini kapa-sa, beyni durmadan çalışıyor, kendini nasıl bir
"Çünkü," dedi Darian, "Ben de sizler gibiyim. Tıpkı Bay Kuehl belaya bulaştırdığını ve tüm bunların nerede biteceğini
gibi." düşünüyordu.
"Biliyordum!" diye bağırdı Elijah. Sesi ondan beklenmeyecek bir Senin ölümünle elbette.
güvenle doluydu. "D-d-daha ilk günden farklı olduğunuzu
anlamıştım, Bay Kuehl! Birkaç defa aklıma sizin de belki... Dietrich buna inanmak istemiyordu, ama kendini Organizas-
Biliyorsunuz işte, ama... Hey, buna inanamıyorum!" yon'un öyle bir şey yapmayacağına her ikna edişinde Zinser
korkunç bir atakla karşılık veriyordu. Örneğin bir rahibi
Elijah'm duyduğu yoğun coşku ve rahatlama hissi Darian'ı da kaçırmak gibi.
etkilemişti. Soluğunu tuttu ve oğlanın mutluluğunu Winter'e
gönderdi. Ama buna gerek yoktu aslında. Elijah da farkında Ama Dietrich ne bekliyordu ki? Nasıl bir 'organizasyon' ile
olmadan aynı şeyi yapıyordu ve mutluluğu bulaşıcıydı. işbirliği içinde olduğunu unutmak o kadar kolay mıydı?
Winter gülümsedi, gözleri parlayarak Laszlo ile Darian'a baktı. MK-ULTRA programından çıkartıldığında ilk kez yanaştıkları
"Artık gerçekten yalnız değilim," dedi ancak duyulabilir bir sesle. zaman onları kişisel kurtarıcısı olarak görmüştü. Özel bir şirket.
Sınırsız finansman. Dolgun bir maaş. Bilimsel özgürlük.
İşaretli yerleri imzalamış, bir daha da asla ardına bakmamıştı.
En azından başlarda öyleydi. Yeni laboratuarını kurmak onun toplantıya çağıracağım. Akşam saat on birde, benim ofisimde.
için son derece heyecan verici olmuştu. Devlet için çalıştığı İnandırıcı olmanızı tavsiye ederim."
zamanın aksine, denetleme komisyonları yoktu, sayfalar dolusu Zinser onu ofisinin dışında saat 23:07'ye kadar bekletti. Dietrich
raporlar yoktu, sonu gelmeyen açıklamalar yoktu. Ne istese tam kulak kabartmak için yaklaşıyordu ki, kapı birden açıldı.
veriliyordu.
"Doktor," dedi Zinser. "Beş dakikanız var."
CIA'da çalışırken toplamış olduğu verilere erişebilmeyi ne kadar
çok istediğini yüksek sesle söyleyinceye kadar da bir şeyden Dietrich kadının peşi sıra geniş ofise girdi. Duvarda beş büyük
şüphelenmedi. Ama bir hafta sonra on iki kaim klasör dolusu not monitör vardı. İkisi kapalı, üçü açıktı. Her birinde karanlık bir
ve bilgisayar çıktıları düzgün bir şekilde masasının üzerinde siluet görülebiliyordu, ama mekanlardaki ışık Dietrich'in yüz
dizilmiş, onu bekliyordu. hatlarını seçmesini olanaksız kılıyordu.
Zinser'e sorduğunda kadın gözünü bile kırpmadı. Orta ekrandaki siluet Güneyli aksanıyla konuşarak, "Bayan
Zinser bize isteğinizden bahsetti, Dr. Dietrich," dedi. "Lütfen
"Eksik olan bir şey var mı?" gerekçelerinizi açıklayın."
"Hayır," dedi Dietrich. "Her şey burada, sadece... Tüm bu veriler Dietrich'in sesini bulması için birkaç saniye geçmesi gerekti.
gizliydi. Onları nasıl ele geçirdiniz?" Bulduğu zaman da çatlak ve zayıf çıkıyordu.
Zinser birkaç saniye boş boş baktı ona. Sonunda, "Başka bir "Elektromanyetizmayı kimse Tesla kadar iyi anlayamamıştı.
ihtiyacınız var mı, Doktor?" diye sordu. Notlarının aradığım şeyi bulmamda bana yardımcı olacağmı
sanıyorum."
Dietrich sorusunu yinelemek üzereydi ki, kadının gözlerinde
gördüğü bir şey fikrini değiştirmesine neden oldu. "Yok." Sonra Başka bir siluet sert ve boğuk bir sesle, "Elektromanyetik
tam arkasını dönerken onu durdurdu. "Aslında, bir isteğim daha radyasyonun aradığınız anahtar olduğuna nasıl karar verdiniz?"
var. Belki çılgınca gelecek ama..." diye sordu
"Nedir?" "Libet Deneyleri ve o deneylerden özgür iradeye dair yapılan
çıkarımlar..."
"Söylentiye göre, Nicola Tesla öldüğünde tüm notlarına hükümet
tarafından el koyulmuştu. Onları görmek isterdim." "Kurul'un Dr. Libet'in çalışmalarına aşina olduğunu
sanmıyorum," dedi Zinser onun omuzu üzerinden.
Zinser duraksadı ve kendi kendine konuşur gibi, "O dosyaları ele
geçirmek oldukça zor olacak," dedi. Sonra silkinip otoriter bir "Ah, elbette!" dedi Dietrich biraz bozularak. Bilim adamlarıyla
tavırla Dietrich'e baktı. "Bu isteğinizi açıklamanız için Kurul'u çalışmaya o kadar alışmıştı ki, çoğu insanın bilimsel öğretiden
tamamıyla habersiz olduğunu hep unutuyordu. "1970'lerin "Buradaki önemli noktayı görmüyor musunuz? Deneğin eylemini
ortalarında Benjamin Libet adında bir fizyoloji araştırma görevlisi tetikleyen beyin faaliyeti, denek eyleme geçme isteğinin farkına
bioelektromanyetizmanm insan bilinciyle ilintili olarak nasıl varmadan 300 milisaniye önce, yani 50 milisaniyelik yanılma
çalıştığını inceledi." payının oldukça dışında gerçekleşiyor. Sonraki deneyler de tüm
bilinçli kararların öncesinde bilinçdışı bir elektriksel yük artışı, ya
Konunun teknik yanına ne kadar girmesi gerektiğini kestirmek
da Hazırlık Gerilimi -HG- oluştuğunu gösterdi."
için bir an duraksadı, sonra devam etti:
Monitörlerde şimdi ufak tefek kıpırdanmalar olmuştu.
"Deneylerinde serebral korteksdeki ileri kavrama yetisiyle ilişkili
sinirsel faaliyetleri ölçmek için bir elektroansefalogram kullandı. "HG biz daha kendi isteklerimizin farkına varmadan önce
Denekleri önce milisaniye mertebesinde hassas ve dönen oluşuyor. Yani gerçekte bir karar, biz daha onu almadan
noktasal ışık kaynağı kullanacak bir zamanlayıcının önünde yürürlüğe girmiş oluyor, bu da özgür irade kavramının temelden
oturttu. Sonra da her denekten belli zaman dilimleri içinde bir sorgulanmasına yol açıyor."
düğmeye basmasını istedi. Denekten istenilen şey eylemde "Yani Libet özgür iradeye inanmıyor muydu?" diye sordu boğuk
bulunma arzusunun ilk farkına vardığında ışığın konumunu sesli siluet.
saptamasıydı. Düğmeye basmak ışığın gerçek konumunu
kaydediyordu. Deneğin eylemde bulunmaya karar verdiği anla "Tam olarak öyle değil. Libet özgür iradenin sadece, bilincin
düğmeye bastığı anı karşılaştıran Libet, deneğin istemiyle bu HG'nin eyleme dönüşmesine izin vermek ya da bunu engellemek
istemin sonucu olan eylem arasında 200 milisaniye geçtiğini için karar verirken kullandığı bir çeşit veto gücü halinde var
hesapladı." olduğu kuramını ortaya attı."
"Yanılma payı ne kadardı?" diye sordu Güneyli. "Yani bilincin eylemleri başlatmadığına, ama onları engelleye-
bildiğine inanıyordu," dedi aynı kişi.
"Artı eksi 50 milisaniye."
"Evet. Ama bilincin bir engelleme eylemi için 300 milisaniyeden
Siluet başını salladı. "Devam edin." az bir süresi var. Genellikle olaylara tepkilerimizi 'kontrol'
Dietrich boğazını temizleyip tekrar anlatmaya başladı: edemeyişimizin nedeni de bu, çünkü yeteri kadar hızlı
düşünemiyoruz."
"Ama EEG kayıtlarını inceleyen Libet, motor korteksteki beyin
faaliyetinin düğmeye basılmadan 500 milisaniye önce oluştuğunu En sağdaki siluet konuşmaya başladı. Dietrich o ana dek onun
buldu." kadın olduğunun farkına varmamıştı.
Dietrich heyecanlı tepkiler bekleyerek durdu. Ama sessizliğe "Libet'in bilincin ne olduğu hakkında bir görüşü var mıydı?"
bakılırsa, dinleyenler deneyin ima ettiklerini pek anlamamıştı.
"Bir yan etki." notlar aslında bilim dünyasının perileri gibiydi. Birkaç inatçının
hâlâ inanmasına rağmen henüz tek sayfasını gören olmamıştı.
"Pardon?" dedi kadın. "Neyin yan etkisi?"
Ama dört gün sonra kendisi görecekti.
"Nörolojik fonksiyonların. Eylemlerimizi bilinçli olarak
kendimizin başlattığına yönelik inancımız, gerçekte olanların bir Tozla kaplı beş kutuyu ofisine yığılmış halde bulan Dietrich
yanlış yorumlanmasından ibarettir. Ama bu son kısım sadece bir şaşırmıştı. Kutulardaki mührün üzerindeki tanıdık FBI
teori." damgasını ve yanındaki Savunma Bakanlığı logosunu görene
kadar da ne olduklarını anlamamıştı.
Boğuk sesli siluet başını salladı. "Tüm bunlar Tesla'nm notlarıyla
nasıl bağlanıyor?" Tüm heyecanına rağmen Noel sabahındaki bir çocuk gibi
kutuları yırtarak açma dürtüsüne karşı koydu. Onun yerine bir
"Nörolojik fonksiyonlar bioelektromanyetik faaliyetlerin ötesinde
mektup açacağı aldı ve hepsini birer birer, dikkatle açtı. Titreyen
bir şey değil. Ölmeden önce Tesla'nm en önem verdiği iki proje
ellerle ilk dosyayı aldı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, dosyayı
eterik güçle çalışan araba ve bir telegüç ışınıydı. Bunların ikisi de
açmadan önce neredeyse bir dakika boyunca kapağına boş boş
elektromanyetik radyasyonun iletimini ve dönüşümünü
baktı.
içeriyordu. Yani Libet haklıysa, bilinçli düşünce aslında
bioelektro-manyetizmanm bir yan etkisinden başka bir şey Sonunda kapağı kaldırdığında karşısına çıkan sayfa öylesine
değildir. Ve Tesla da elektromanyetik radyasyonu kontrol altına kargacık burgacık el yazısıyla doluydu ki, ilk başta yazılanların
almanın bir yolunu bulduğuna göre..." hepsinin saçma sapan şeyler olduğunu düşündü. Ama daha
yakından bakınca, kocaman oval ve dikdörtgenlerle çevrili metin
Dietrich duraladı, ama yine tepki gelmeyince sözünü tamamladı.
blokları arasında sıkışmış formülleri ayırt edebildi.
"O zaman, elektromanyetik radyasyonu beynin
bioelektromanyetik faaliyetlerine müdahale etmek ve dolayısıyla, Sonraki sayfa da benzer şekilde bunaltıcıydı, ama baktıkça
insan zihnini kontrol etmek için kullanabilirsiniz." çılgınlığın içindeki yöntemi görmeye başladı. Tüm bilgilerin
üzerinden geçmek aylarını alacaktı, ama Organizasyon sayesinde
Dietrich alnında biriken terleri sildi. Omzuna dokunan ince bir
bunun için hem zamanı hem de kaynakları vardı. Bir önsezi
elle irkildi.
aradığı sırrın -yani kendi araştırmalarıyla Tesla'nın çalışmaları
"Teşekkürler, Doktor/' dedi Zinser. "Sanırım Kurul ihtiyacı olan arasındaki köprünün- Tesla'nm notlarına gömülü olduğunu
her şeyi duydu." söylüyordu.
Dietrich ofisten çıkıp koridorda yürürken heyecanı azalmaya Ve haklı çıktı.
başlamıştı bile. Tesla'nm efsanevi notları bir paranoyağın
anlaşılmaz karalamalarından öte bir şey içermiyor olabilirdi. O
Beş ay sonra, araştırmaları nihayet klinik aşamaya ulaştığında, belgeleri saymaya da gerek yok herhalde. O bile tek başına birkaç
Zinser düşünülemez olanı teklif etti. Aslında Dietrich'in öneriye yıl alır."
şaşırmaması gerekirdi; çalman o kadar gizli belgeden sonra "FDA'yi unutun. Genel kullanım için bir ilaç hazırlıyor değilsiniz
Organizasyon'un çizgiyi nerede çekeceğini hep merak etmişti. ki."
Zinser o gece laboratuarına geldiğinde, çizginin -herhangi bir "Lisansımı kaybedebilirim."
sınır varsa- sandığından da ötelerde olduğunu öğrendi.
"Elinizde gizlilik derecesi yüksek belgeler olduğunu bilen biri
Zinser elini pürüzsüz laboratuar masasının üzerinde gezdirerek, çıkarsa hapse de girebilirsiniz."
"Raporlarınızı okuyordum," dedi. "Ve bir duvara çarptığınızı
düşünüyorum." Dietrich birden midesinin burulduğunu hissetti. "Ne söylemeye
çalışıyorsunuz?"
Dietrich kaşlarını çattı. "Demek istediğinizi anladığımdan emin
değilim." "Bir şey söylemeye çalışmıyorum. Söylüyorum. Sonuç almak için
her ne gerekiyorsa yapmanızı istiyorum. Bu, kestirmeden gitmeyi
"Maymunlar üzerinde deney yaparak ancak bir yere kadar gerektiriyorsa, o zaman öyle yapın. FDA kurallarını göz ardı
gidebilirsiniz." Kadın doğrudan onun gözlerinin içine baktı. etmek anlamına geliyorsa, hiç itirazım yok. Ve eğer insan
"İnsan denekleriniz olsa işler daha hızlı ilerlemez miydi?" denekler kullanmak zaman kazandıracaksa, neye ihtiyacınız
"Kadavra mı yani? Hayır, şu aşamada yaşayan dokuya ihtiyacım olduğunu söyleyin, ben de temin edeyim."
var." FDA (Food and Drug Administration - Gıda ve İlaç Kurumu):
"Kadavradan bahsetmiyordum." A.B.D.'de piyasa çıkacak gıda maddelerine ve ilaçlara onay veren
devlet kuruluşu (ç.n.)
"Hâlâ uzun vadeli etki hızlarını analiz ediyorum, bunun için de
örneklere ihtiyacım var." Cam kapılı bir buzdolabına doğru "Ama nasıl..."
salladı elini. Dolapta üstüne beyin dokusu örnekleri konulmuş "Orası benim sorunum, sizin değil."
yaklaşık elli tane mikroskop lamı vardı.
"Bu konu hakkında kendimi pek rahat hissettiğimi..."
"Ve?"
"Bakın... Sizinle açık konuşayım, Doktor. Kendinizi hangi konuda
"Ve..." Dietrich duraksadı. "Haftalar sürecek gözlemleri ve rahat hissedip hissetmediğiniz umurumda bile değil. Siz bir
ardından da beyin cerrahisini kabul edecek gönüllüler çalışansınız, ben de patron. Gerçek bilimsel atılımlar gerçek
bulabileceğinizden ciddi olarak şüpheliyim. FDA'nm19 isteyeceği özveriler olmadan elde edilemez."
"Bu işi yapmaya zorlanmış hiçbir denekle çalışmam. Hepsi Laboratuardaysa, vızıldayan cihazlarının ve sürekli parıldayan
gönüllü olmalı." ekranların arasında kendini emniyette hissediyordu. Aklına
ansızın bir fikir gelirse hemen not alabilmek için masasına
Zinser gülümsedi. "Elbette öyle olacaklar."
yeterince yakındı. Zaten gideceği bir eşi ve çocukları da yoktu.
Dietrich karşısındaki kadından ziyade kendisiyle konuşur gibi, Bir evi bile yoktu. Organizasyon'a katılmaya karar verdiğinde
"Tamam," dedi. "Oldu öyleyse." evinden de vazgeçmişti.
"Kaç deneğe ihtiyacınız var?" Ondan önce ne kadar yalnız olduğunu hiç farketmemişti. Ama
Dietrich duraksamadan yanıtladı. "25 ile 35 yaş arasında altı oraya dış dünyayla neredeyse tüm ilişkilerini kesecek şekilde
erkek." kapanınca, yalnızlığı göz ardı edilemeyecek boyutlara gelmişti.
İşin garip tarafı, ilk şokunu atlattıktan sonra o hapislik durumu
"Gereken düzenlemeleri yapacağım." artık onu pek de rahatsız etmiyordu.
"Teşekkür ederim," dedi Dietrich başka ne diyeceğini bilemeden. Aslında Organizasyon tarafından 'hapsedilmiş olmanın'
Zinser, "Hayır," diye karşılık verdi. "Ben teşekkür ederim." rahatlatıcı bir yönü de vardı. Uyanık olduğu her anı çalışarak
geçirmesinden ötürü suçluluk duymak zorunda değildi.
Üç hafta sonra Dietrich denekleriyle tanıştı. İnce yapılarına ve
Mutfağında mik-rodalgaya girebilecek hazır yemeklerle dolu bir
dişlerinin durumuna bakılırsa, hepsinin de evsiz barksız kişiler
derin dondurucudan başka bir şey olmayan boş ve yalnızlık
olduğu belliydi. İlk adamı muayene ederken, deneye katılmak
çağrıştıran bir eve gitmek zorunda değildi. O zamana dek
için ona ne kadar para ödendiğini sordu.
karşılığını parayla ödemeden bir kadınla birlikte olmadığından
"On bin kayme." ötürü kendini kahretmek zorunda da değildi.
"Ne üzerinde deney yapacağımı biliyor musunuz?" Organizasyon onu o tür tüm suçluluk ve kendinden nefret
"Bilmiyorum, umurumda da değil. On bin için beynimi bile duygularından armdırmıştı. Seçenekleri elinden almışlar ve
bağışlarım." Adam, çürük dişlerini göstererek sırıttı. başarılı olduğu tek şeyle baş başa bırakmışlardı: İş.

Dietrich bir şey demedi. Gözlerini yumdu. Zihninden rahibin cama geçmiş kanlı yüzünün
görüntüsü geçti. Ne kadar mide bulandırıcı olsa da, büyük bir
Dietrich hapı ağzına attı, toz haline gelene kadar çiğnedi ve bir rahatlama hissiyle karşıladığı bir görüntüydü. Çünkü empatik
yudum diyet kolayla yuttu. Soyunmaya gerek duymadan yetenekleri nasıl kontrol edebileceğini o an keşfetmişti. Ve
laboratuarın bir köşesindeki kanepeye uzanarak üstüne bir böylece, Organizasyon için işe yararlığını garantiye almış
battaniye çekti. Uzun zamandır odasında uyumuyordu. Zihni
orada rahatlayamıyordu çünkü.
oluyordu ki, bu da çok uzun bir süre daha orada çalışabileceği bastığında koşmaya başlamıştı bile. Giriş holünü koşarak geçip
anlamına geliyordu. kendini yan kapıdan dışarıya attı ve serin kış havasını ciğerlerine
çekti.
Gelecekteki keşiflerini hayal ederek bir süre tavana baktı. Artık
Zinser'in istediği hedefe eriştiğine göre, belki kendi çalışmalarını Şehri günün o zamanında seviyordu. Hava güneşliydi, ama
da genişletebilirdi. MK-ULTRA'yı ve tüm alt programlarını orada Pazar sabahmın bu erken saatlerinde yollar henüz ıssızdı.
yeniden hayata geçirebilirdi. Kendinden öncekilerin aksine, Dışarıda olup duygulara boğulmadığı ender zamanlardan
Kongre denetimiyle uğraşmak zorunda da kalmayacaktı. Sonuçta biriydi. Sadece milyonlarca uyuyan zihnin tembel, gevşek
orada sınır kendi hayal gücüydü. dinginliği vardı.
Ya da OFTEN Operasyonu'nda çalışanların da inandığı gibi, sınır Otobüs durağında bekleyen bir adamın yanından geçerken
falan yoktu. başıyla selam verdi. Adam da karşılığında gülümsemesine
rağmen sanki her tarafından sert, yapış yapış bir korku ve ılık,
Hem de hiç.
ıslak bir şaşkınlık fışkırıyordu. Darian önce evin kapısından
Darian ertesi gün erkenden uyandı. Önceki gece son engeli de koşarak fırlayınca adamı ürküttüğünü sandı. Ama öyle olsa,
aşmıştı: Elijah ve Winter'in ebeveynlerini bükmek. Hepsini aynı ancak anlık bir şaşkınlık duymuş olması gerekirdi. Öte yandan,
anda halletmek, özellikle de ele geçirmesi gerçekten zor olan Bay Darian koşarak uzaklaştıkça adamın endişesi de daha elle tutulur
Zhi'nin varlığı nedeniyle onun için çok yorucu olmuştu. Ama hale dönüşüyordu.
yemeğin sonunda her iki çift de çocuklarını hayali Oppenheimer
Darian omzunun üzerinden arkasına göz attı, adam başını öte
Yetenekli Çocuklar Okulu'na göndermeye razı olmuştu.
yana çevirmişti. Sanki...
Onların da kervana katılmasıyla kendini üzerinden ağır bir yük
Tanınmaktan korkar gibi.
kalkmış gibi hissediyordu. Yataktan fırlayıp üzerine çabucak bir
eşofman geçirdi. Korkusunu içgüdüsel olarak kamufle edip koşmaya devam etti.
Kimdi o? Yüzünü gözünün önüne getirip onu nereden
Gözlerini açan Laszlo gülümsedi. "Nereye gidiyorsun?"
anımsadığını bulmaya çalıştı. Alelade biri: Seyrek saçlar, geniş bir
"Gölün etrafında bir tur atmaya." alın, iri bir burun. Tümüyle unutulabilir özelliklerdi bunlar.
"Önce bana olacağına sana olsun," dedi Laszlo arkasını dönerek. Önceki akşam gittikleri restorandaki adamların yarısı o tarife
"Sonra işe yarayıp yaramadığını söylersin." uyuyordu.

Darian avucunun içiyle ona bir öpücük yollayıp, basamakları Birden kalbi duracak gibi oldu. Adam gerçekten de
ikişer ikişer atlayarak hızla alt kata indi. Ayağı döşemeye restorandaydı. Sağındaki üçüncü masada. Bir rastlantı olamazdı.
Doğu Yakası'nda bir yerde yemişlerdi yemeği. Aynı adamın Batı
Yaka-sı'nda, sabahın yedisinde, evinin hemen dışında otobüs hemen ortadan kaybolacaktı. Önündeki birkaç günü atlatması
bekliyor olması -eğer onu takip etmiyorsa- mümkün değildi. yeterliydi. Sonra da özgürdü.
Ama neden... O kadar basit.
Darian o kadar ani bir şekilde durdu ki, neredeyse öne Hayatının en mutlu sabahı olması gereken günde Darian kendini
kapaklanıp düşecekti. 'Neden'i çok açık değildi, ama 'kim'i çok kötü hissediyordu. Dönüp eve doğru koşmaya başladı.
belliydi. Organizasyon. Nasıl o kadar saf olabilmişti ki? Bir oyun
oynamadığını salak gibi ilk defa şimdi farkediyordu. Piyango Sadece paraya odaklan. Üç milyon dolar. O parayla
falan vurmamıştı. Ters düşecek olursa (daha da önemlisi, yapabileceklerini düşün. İstediğin yere gidebilirsin. İstediğin her
ayrılmaya karar verirse) olumsuz tepki verebilecek, ne oldukları şeyi yapabilirsin.
anlaşılmamış insanlar için çalışıyordu. - Laszlo ile birlikte olmak hariç, her şeyi.
Başını sallayıp kendini koşmaya devam etmeye zorladı. Mesele de oradaydı zaten, değil mi? Darian hiçbir zaman nereye
Paranoyakça davranıyordu. Ayrılmasını istemeseler bile ne gittiği hakkında fazla kafa yormamıştı. O güne kadar yani. Ama
yapabilirlerdi ki? Ölüsünün onlara hiçbir yararı olmazdı. şimdi yaşamında neredeyse kendinden fazla değer verdiği biri
Emin misin? Belki de Dietrich kafanı yarıp içinde neler olduğuna vardı.
iyice yakından bakmak ister. Neredeyse.
Darian o dehşet verici düşünceyi kafasından atmak isteyerek Yanından geçtiği durak şimdi boştu. Eve girip üst kata çıktı ve
yutkundu. yatak odasına girdi.
Evet doğru! At kafandan. Yakında beynin de kafatasından... "Günaydın sevgilim." Laszlo yorganı üstünden atmadan önce ona
HAYIR. Öyle olmayacaktı. Ayrıca kendisine yönelik bir şeyler sıkıca sarıldı. "Heyecandan dün gece çok zor uyudum." Sonra
planlanıyor olsa, onlar daha harekete geçemeden oyunun farkına uzanıp onu öptü.
varırdı. Ve eğer onu gerçekten gardı düşükken yakalamayı Darian duyduğu suçluluk hissini hemen perdeledi.
başara-bilseler bile, özgürlüğüne yeniden kavuşmak için birkaç
büküş yeterli olurdu. Onu durduramazlardı... "Bu harika bir şeyin başlangıcı. Hissedebiliyorum. Ve bunun için
sana minnettarım." Laszlo duralayıp gülümsedi. "Seni
Durdurabilirler miydi? seviyorum."
Sanmıyordu, ama yine de şansını zorlamamaya karar verdi. "Ben... Ben de seni seviyorum," diye yanıtladı Darian. Daha önce
Laszlo ve çocukları onlara teslim edip parasını alacak, sonra defalarca içtenlikten uzak bir şekilde söylemiş olduğu sözcük-
lerdeki gerçekliğe şaşırmıştı.
Neredeyse kendinden bile daha çok, ha? birkaç saniye sonra kurtardı ve tekrar minibüse baktı. Bu kez
Winter onları izliyordu.
- Evet. Neredeyse.
Babası elini resmi bir tavırla uzatarak, "İyi şanslar oğlum," dedi.
"İyi ol, tatlım." Bayan Cohen oğluna sıkıca sarıldı.
Elijah gururla karışık bir mahcubiyet içinde uzatılan eli sıktı.
Elijah utanarak, "Aman, an-neee!" dedi. Keşke Bay Kuehl onu
"Teşekkürler."
Winter'den sonra değil de önce almış olsaydı.
"Ve oraya vardığında bizi aramayı unutma," dedi baban. "Annen
Babası Elijah'in ayaklarının dibindeki kocaman çantayı gösterdi.
merak eder."
"Bunun için yardıma ihtiyacı var mı, koca adam?"
"Ararım."
"Hayır baba. Ben hallederim."
Elijah minibüse binip kapıyı kapattı. Ebeveynlerine belli belirsiz
Elijah çantanın saplarına asıldı. O kadar ağırdı ki, neredeyse
bir el salladı, sonra Winter'e döndü. Kayıtsız görünmeye
kapaklanıyordu. Annesi sahip olduğu her giyecek parçasını içine
çalışarak, "S-s-selam," diye mırıldandı.
tıkmış olmalıydı. Dişlerini sıkıp dizlerini büktü ve çantanın
atkısını kemikli omzuna geçirdi. Kuşak etine canını acıtacak "Sen bir de benimkileri görseydin," dedi Winter. "Annem
şekilde batıyordu. Gök mavisi minibüsün arkasına doğru ağlamaya başladı."
yalpalayarak yürüdü. "Gerçekten mi?" Elijah ebeveynlerinin performansları hakkında
Laszlo minibüsün arka kapısını açıp, eşyasını kendi koyması için kendini biraz daha iyi hissetmeye başlamıştı.
kenara çekildi. Elijah gücünün son kırıntısını kullanarak elindeki "Tabii ya. Dehşete kapıldım."
çantayı aracın içine savurdu, bir an için kenarda asılı kalınca
düşeceğini sandı. Ama atik davranan Laszlo onu içeriye itti. Darian motoru çalıştırırken, "Hazır mıyız, Elijah?" diye sordu.
Elijah başını kaldırıp Winter'in olanları görüp görmediğine baktı, "Evet," dedi Elijah. Bir taraftan da pencereden göz ucuyla birkaç
ama o da Bayan Washington ile konuşmakla meşguldü. Sırt metre ileride deli gibi el sallayan annesine bakıyordu.
çantasını çıkarttı; o da ağırdı, ama giyecek torbasının yanında hiç Darian arabayı hareket ettirdi. Evin önünden ayrılırken Elijah,
kalırdı. Elindekini büyük çantanın üstüne koyunca öğretmenine birden ebeveynlerini bir daha asla göremeyeceğine dair garip bir
başıyla işaret etti, o da minibüsün kapısını kapattı. duyguya kapıldı.
"Gitmeden önce bir kucaklaşma daha," dedi annesi ve onu "Nasıl o?"
kocaman göğüslerine bastırdı. Boş bulunan Elijah kendini ancak
"Hâlâ bir Valium bağımlısı; eğer asıl sormak istediğin buysa." "Hey! Şuna bakın!" Winter de minibüsten atlayıp onların yanma
"Rahip üzerinde deney yapma konusunda sorun çıkarmadı, değil gelmişti. "Bu gerçekten bizim için mi?"
mi?" Pilot kokpitten onlara el salladı.
"Başlangıçta biraz isteksizdi, ama sonra uyum gösterdi." "İşte "Hı-hııı," dedi Darian. "Oppenheimer gösterişli yolculuklara
sana gerçek bir PAPERCLIP elemanı. Yine de gözünü üzerinden bayılır."
ayırma. Kuralları olmayan erkekler bazen kendini aşmaya
eğilimli olur." "Vay be," dedi Elijah soluk soluğa. "Öyle görünüyor."
Samantha Zinser telefonu kapattı. PAPERCLIP. Sözcüğü Dördü orada durup birkaç saniye etkileyici jeti seyretti. Sonra,
zihninde kurcaladı. Kurul üyesi haklıydı. O programı fiilen "Hazır mısınız?" diye sordu Darian.
tekrar hayata geçirmişlerdi. Yani sonuçta, Kongre'deki Winter ile Elijah birbirine baktı, her ikisinin yüzüne de geniş birer
tartışmalar bir idam hükmü yerine geçmemişti. Sadece bir gülümseme yayıldı. Tek söz etmeden uçağa doğru bir koşu
duraklama yaşanmıştı. koparttılar.
Zinser kendisine en büyük mirasının Nazi'lerden kalacağını hiç "Durun!" diye bağırdı Laszlo. "Çantalarınız!"
düşünmemişti, ama gerçekler tartışılmazdı. Bir suçluluk hissi
duydu, sonra Başkan Truman'ın zamanında yaptığından farklı Çocuklar kayarak durup minibüse doğru geri koştu. Laszlo
bir şey yapmadığının bilinciyle rahatladı. çantaları indirdi, ellerine birer parça verdi ve onları iki sefer
yapmak zahmetinden kurtararak kalan ikisini de kendi sırtladı.
Karayolundan ayrılan Darian aracı dar bir asfalt yola soktu. Elijah dudaklarının hareketiyle sessiz bir 'Teşekkürler!'
Arada sırada yol bilgisayarına göz atarak yarım saat kadar daha gönderince, mor boya kalemlerini anımsatan bir koku halinde
sürdü. Sonunda daha çok amatör havacılık meraklıları tarafından gelen rahatlama benliğini sardı. Hep birlikte uçağa yürürken
kullanılan küçük bir havaalanına ulaştılar. pilot da kapıdan aşağıya bir merdiven indirdi.
Darian inip kapıdaki görevliyle bir şeyler konuştu, sonra geri Darian, "Sanırım 'şimdilik hoşça kal' deme vakti geldi," dedi
döndü ve direksiyona geçti. Birkaç dakika sonra minibüs Laszlo'nun arkasından.
havaalanının tek pistinde duran özel jetin yanında durdu.
"Sen gelmiyor musun?" diye sordu Laszlo. Günün ikinci şokuydu
"Geldik," dedi kapıyı açıp inerken. bu. "Ama sanmıştım ki..."
Aracın önünde onunla buluşan Laszlo şaşkındı. "Dün gece Darian başmı salladı. "Laboratuarda beni bekleyen işler var."
havayoluyla gideceğimizi söylediğinde..." Duralayıp gülümsedi. "O kadar üzgün durma. Sadece bir
haftalığına gidiyorsun. Çocukların yerleşmelerine odaklan, Terli elini Elijah'ın omzuna koydu. "Özür dilerim, Bay Cohen,"
gerisini bana bırak." diyebildi fısıltıyla, "Ama biraz temiz havaya ihtiyacım var."
"Haklısın," dedi Laszlo. Yine de hayal kırıklığını gizleyememişti. Sonra dönüp kendini kabinden dışarı attı. Merdivenden koşarak
Ona öylesine alışmıştı ki, bir hafta gözüne sonsuzluk gibi inerken tökezledi; Darian son anda kolundan yakalamasa yüz
geliyordu. üstü yere kapaklanacaktı.
Darian uzanıp onun yanağına bir öpücük kondurdu ve "Seni "Laszlo! Neyin var?"
özleyeceğim," diye fısıldadı. Temiz ve serin havayı içine çeken Laszlo kendini anında daha iyi
"Ben de seni." hissetti. Tüm vücudunu basmış olan ter soğuyunca iç ısısı ateşten
buza dönüştü, titremeye başladı. Darian bluzunun koluyla onun
Winter anın büyüsünü bozarak, "Bay Kuehl!" diye seslendi.
alnındaki teri sildi, kollarını bedenine doladı. Titreyerek ona
"İçeriye girebilir miyiz?"
sarılan Laszlo soluk temposuna odaklandı. Yarım dakika kadar
Laszlo dönüp Darian'a baktı, o da çocuklara başını sallayarak öyle kalıp sonra yavaşça geri çekildi.
onay verdi. Winter hiç vakit kaybetmedi; Darian hareketini
"Bana ne olduğunu bilmiyorum. İçeriye girene kadar bir şeyim
tamamlamadan o basamakları çıkmaya başlamıştı bile. Elijah da
yoktu." Omzunun üzerinden uçağa bakınca, midesi yine ayağa
peşindeydi. Laszlo da Darian'ı bir kez daha öpüp merdivene
kalktı. "Bunu yapabileceğime emin değilim," diye fısıldadı
yöneldi.
Darian'a.
Dışarıdaki serin esintinin aksine, kabindeki hava sıcak ve bayattı.
"Neyi yapabileceğine?"
Laszlo içeriye adım atar atmaz kendini klostrofobiye kapılmış
gibi hissetti. Çantaları yere bırakıp gömleğinin yakasını açtı, ama "Tüm ülkeyi o şeyin..." Başıyla uçağı işaret etti. Onun içinde
kendini daha iyi hissetmek yerine, daha da fenalaştı. Alnındaki uçabileceğimi sanmıyorum. Beş saniye bile dayanamadım. Beş
teri sildi, derin bir soluk almaya çalıştı; tek yapabildiği ıslık gibi saat dayanmama imkan yok."
bir hırıltı çıkarmak oldu. "Emin misin? Yeniden denemek ister misin?"
Elijah öğretmenine kaygıyla bakarak, "Bay Kuehl," dedi. "İyi Laszlo evet demek, o mantıksız korkuyu yenmek istiyordu, ama
misiniz?" orada kapalı kalacağını düşününce soluk alması yine zorlaştı.
Laszlo başını salladı, ama o kadar basit bir hareket bile midesinin Onun düştüğü dehşetin büyüklüğünü sezen Darian omuzlarını
bulanmasına neden olmuştu. Rahatlamaya çalıştı; zihni, üzerine kavradı. "Bana bak," dedi sertçe. "Soluk al. İyi olacaksın. Uçağı
yıkılan duvar görüntüleriyle doldu. düşünmeyi bırak, sadece sesime odaklan."
Laszlo'nun kalp atışları tekrar yavaşladı ve üzerine bir dinginlik geçirmekten son derece mutlu olacağına inanıyorum," diye
geldi. fısıldadı. "Sen ne dersin?"
"Tanrım," dedi soluklanarak. "Bana neler olduğunu bilmiyorum." Laszlo gülümsemekten kendini alamadı. "İşte o konuda haklısın."
"Sorun değil," dedi Darian. "Böyle şeyler olur. Üzülmen için Tekrar çocuklara baktı. O kadar hevesli olmasalar, gitmelerine
neden yok." izin vermezdi. Ama yüzlerindeki heyecanı -özellikle de
Elijah'mkini- görünce kararını verdi. Jete doğru yürüdü. Artık
Laszlo gözlerini kapatıp öne doğru eğildi, alnını yavaşça
içeriye girmeye niyeti olmadığından, önceki gerginlikten eser
onunkine yasladı. Tenleri kısa bir an için birbirine değince, çok
yoktu.
hafif bir portakal kabuğu kokusu sezdi, ama aldatmanın kokusu
o daha emin olamadan gitmişti bile. Hafifçe öksürerek boğazını temizledi. "Bayan Zhi, Bay Cohen.
Küçük bir itirafta bulunmam gerekiyor: Anlaşıldığı kadarıyla
"Her şey yolunda mı?"
şiddetli bir klostrofobi nöbeti geçiriyorum. Gideceğiniz yere
İkisi birden yabancı sese doğru döndü. Konuşan kişi kapıda bensiz gitmenizde bir sakınca var mı?"
çocukların arkasında duran pilottu.
Winrer kayıtsız bir tavırla omuz sllkerken, Elijah'rn yüzüride
"Önümüzdeki on dakika içinde kalkmak zorundayız. Buraya geniş bir gülümseme belirdi.
doğru gelen bir fırtına var ve tehlikeli hal almadan uçuş
"Bunu bir 'evet' olarak alıyorum." Laszlo ilk basamağı çıkarak her
yüksekliğine çıkmak istiyorum."
iki öğrencisinin de elini sıktı. "İkinizle de gerçekten gurur
Laszlo kararsızlık içinde Önce pilota, sonra Darian'a baktı. duyuyorum. İyi yolculuklar."
Darian, "Lütfen bize bir saniye izin verin," dedikten sonra "T-teşekkürler," dedi Elijah. Sonra duraksamadan pilota döndü.
Laszlo'ya baktı. "Bana sorarsan burada kalmalısın, tatlım. "Uçuş sırasında film olacak mı?"
Benimle laboratuara dön."
Elijah'ın sorusunu duyan Laszlo dudaklarına kadar yükselen
"Yapamam. Demek istediğim... Bu çocuklar benim gülümsemeyi bastırdı. Birkaç dakika sonra o ve Darian jetin
sorumluluğumda." pistte hızlanıp kalkışını kol kola izliyordu. Ve Darian yorgun bir
"Onlar bizim sorumluluğumuzda," dedi Darian azarlarcasma. şekilde soluğunu koyuverdi. Laszlo'nun burnuna nane kokusu
"Ve iyi olacaklar. Okulun müdürü Roger onları havaalanında geldi. Bu kez kokuyu hayal etmediğinden emindi, ama Darian'm
karşılayacak. Harika bir adamdır." Laszlo'nun isteksizliğini neden o kadar rahatladığım anlaması için haftalar geçmesi
sezerek, "Ayrıca Elijah'm Winter ile baş başa birkaç saat gerekecekti.
Kadının ona ne kadar kötü bir şekilde ihanet etmiş olduğunu da Darian minibüsü iki arazi aracının arasına park edip motoru
ancak o zaman anlayacaktı. kapattı. Garip şekilde mesafeli bir ses tonuyla, "Hazır mısın?"
diye sordu,
Uçak kalktıktan bir saat sonra pilot telsize uzanıp frekans
değiştirdi. Laszlo birden hata yapıp yapmadığını düşündü. Doğu
sahilindeki laboratuarlar bir yana, Oregon yerleşkesini bile
"İkisi de baygın."
görmeden Elijah ve Winter'in ebeveynlerini çocukları
"İyi," dedi karşıdaki ses. "Varış zamanınız nedir?" Oppenheimer'a göndermeye nasıl ikna etmişti ki?
"Yirmi dakika." "Neden bu kadar çok nöbetçi var?" diye sordu.
"Tam doz aldılar, değil mi? Uçak inmeden uyanmalarını "Oppenheimer Enstitüsü gizliliği sever," diye yanıtladı Darian.
istemiyorum." "Sanayi casuslarının araştırmalarını çalmasını istemiyorlar."
"Öyle bir sorun olmayacak." "Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşun neden sırları olsun ki?"
"Saatlerini ayarlamayı unutma." "İstersen söyleyebilirim," dedi Darian, "Ama o zaman seni
Pilot mikrofonu yerine koydu, sonra yardımcısına döndü. öldürmek zorunda kalırım."
"Kadını duydun." Laszlo'nun burnuna ağdalı, çikolatayı andıran bir korku koku* su
Yardımcı pilot yavaşça yerinden kalkıp kabine yöneldi. Duyduğu geldi. Kendi korkusunun kokuşuydu bu.
aşırı korkuya rağmen sakin davranmaya çalışıyordu. Çocuklara, "Hadi, ama!" dedi Darian onun omzunu sıkarak. "Şaka
özellikle de kıza dokunmak hoşuna gitmiyordu. Daha önce yapıyorum." Sonra bir saniyelik bir duraksamanın ardından
nabzını kontrol etmek için parmaklarını boynuna bastırdığmda ciddileşti. "Samantha tüm sorularını yanıtlayacak. Söz veriyorum,
kendini... Kendini çok garip, sanki başkasıymış gibi hissetmişti. tamam mı?" Elini tutup sıktı.
Öykülerinin ne olduğunu bilmiyordu, bilmek de istemezdi. Tek Bu hareketteki sıcaklığa rağmen Laszlo onun gerginliğini
istediği, uçağı indirmek, parasını almak ve çekip gitmekti. sezebiliyordu. "Darian... Bana söylemediğin bir şey mi var?"
Laszlo parlak camlı ve yumuşak hatlı güzel bir modern yapı "İstediğin takdirde öğrenemeyeceğin bir şey değil. Gel. Samantha
bekliyordu, ama laboratuar daha çok dünyanın en büyük beton bekletilmekten hoşlanmaz."
kutusunu andırıyordu. Üç katlı binanın dört yanındaki iki dikey
Arabadan indiler, beton kübün alt köşesindeki çelik kanatlı
pencere bandı dışında kübün yüzeyi tümüyle duvarla kapalıydı.
kapıdan içeriye girdiler. Binanın dışı Laszlo'nun beklediği kadar
Ve sık ağaçların arasından geçerlerken binanın çevresinde
modern olmasa da, içi farklıydı. Duvarlar açık maviye
konuşlanmış nöbetçiler olduğunu görmüştü.
boyanmıştı ve koyu gri zemin o kadar parlaktı ki, tavandaki İçerisi Laszlo'nun kaşlarının kalkmasına neden olacak bir
spotları yansıtıyordu. Lobide herhangi bir mobilya, ya da onları dekorasyona sahipti. Zengin bir oturma odasıyla, bir psikiyatrın
karşılayacak resepsiyon görevlisi yoktu. Sadece duvara gömülü ofisi arasmda bir yerdi girdikleri: Maun bir masa, kahverengi
bir çelik kapı daha vardı ve kulpu yerine de kenarında nümerik deri kaplı iki kanepe, lambrili duvarlar, zemini tamamen
bir klavye olduğu görülüyordu. Darian o tarafa yürüyüp altı kaplayan şarap rengi kalın halı ve hafif beyaz ışıklar saçan bir çift
hanelik bir şifre girdi. Kısa bir duraksamanın ardından metalik pirinç ayaklıklı köşe lambası.
bir 'klik' sesi geldi ve kapı içeriye doğru açıldı. Masanın arkasından kalkan ince yapılı kadın, "Seni gördüğüme
Laszlo gerginliğini üzerinden atmaya çalışarak, "Çok sofistike," sevindim, Darian," dedi. Okuma gözlüklerini çıkarıp onlara
dedi. "Burasının CIA için bir paravan olmadığına emin misin?" doğru iki adım attı. "Ve siz de Laszlo Kuehl olmalısınız. Ben
Samantha Zinser. Tanıştığımıza memnun oldum."
"Emin sayılırım. Ama hiç belli olmaz, değil mi."
Laszlo uzatılan eli sıkarken, "O şeref bana ait," dedi.
Darian onu koridorun sonundaki bir asansöre yöneltti. Bir
düğmeye bastı ve gümüş rengi kapılar onları bekliyormuş gibi Elini bırakınca kadının kolunun garip bir şekilde düştüğünü
hemen açıldı. Çıktıkları kat bir şirket lobisinden çok apartman gördü. Zinser'de normal olmayan bir şey vardı. Bu şey... Hafif,
girişini andırıyordu. çiçeksi bir koku benliğini sararken başını yana eğdi. Daha önce
kimse hakkında o kadar iyi duygular hissetmemişti. Neredeyse
Zemin ayaklarının altında esneyen kalın ve yine gri bir halıyla
bir çocuğun zihnine dokunmak gibiydi. Aynı berraklık, aynı
kaplıydı. Duvarlarda da ucuz motellerde rastlanacak türden
içtenlik...
kişiliksiz manzara resimleri vardı.
İlk anda duyduğu endişeden dolayı birden kendini bir aptal gibi
Laszlo daha bir şey söyleyemeden, "Garip olduğunu biliyorum,"
hissederek gülümsedi. Benzer bir rahatlama hissi görmeyi
dedi Darian. "Samimi bir ev atmosferi yaratmaya çalışıyorlar
bekleyerek Darian'a göz attı, ama o bir duvar gibiydi. Kısa bir an
ama..."
için zihninden belli belirsiz geçen ekşi kaygı hissi de gevşek bir
"Iskalamışlar." ' rahatlama duygusu tarafından çabucak kenara itiliverdi.
"Eh, oldukça farklı hem de." Samantha Zinser'de kendisini... Güvende olduğunu hissetmesini
Kısa bir koridorun sonundaki gösterişsize, köyü tertkli kar>jrun sağlayan bir şeyler vardı kadında.
önünde durdular, Darian yavaşça vurdu. Konuşma, yani Zinser'in saçmalıkları -o yarım gerçekler ve
"Girin." gülücükler- ve Laszlo'nun da hepsini yüzünde salak bir
gülümsemeyle yutup hazmetmesi neredeyse sonsuzluk kadar
uzun sürdü. Normalde asla her şeyi o kadar gönülden Darian kesik dilini dişinin üstünde dolaştırıp duyduğu acıyı
kabullenmezdi, ama kontrol kendisinde değildi. artırdı. Bunu yaparken Zinser'e odaklanarak zonklayan acıyı
keskin, delici bir bıçak dalgası halinde yaydı.
Jill'in varlığı öylesine habis bir güçle bastırıyordu ki, Darian kızın
zihnini kontrol altında tutmak için tüm gücünü kullanmak Gel bakalım, sürtük. Ne kadar dayanabileceğini görelim bakalım.
zorunda kalıyordu. Jill laboratuarı iki ay önce son ziyaret ettiği Ama hiçbir şey olmadı. Zinser'in zihninin olmayan-pürüzsüz-
zamana kıyasla çok daha güçlenmişti. yüzeyi durgun, akıcı görünümünü korumaya devam etti.
Ne bekliyordun ki? Onu eğitiyorlar. Tıpkı seni eğittikleri gibi, * ;*! Tamam. Artık oyun oynamak yok.
Darian dilini ısırıp, hissettiği keskin acıya odaklandı. Asit ta- Darian'm solukları hızlandı, beyninden bir dalga daha koptu.
dındaki kan ağzının içine yayıldı. Dikkatini dağıtan o Yaydığı şiddet duygusu o kadar güçlüydü ki, kendini Zinser'in
oyalamadan memnun halde ağzındaki kanı yuttu. ahşap sehpanın üzerinden atlamasına hazırladı.
Ve Jill'in zihninin yavaş yavaş uzaklaştığını hissetti. Kızın Ama yine hiçbir tepki gelmedi.
Laszlo'yu öyle her söylenene yaltaklanan bir çocuğa
dönüştürmek için konsantrasyonunun tamamına ihtiyacı vardı. Burada neler dönüyor?
Darian zihnini bu kez de Zinser'e yöneltti. Darian sakinleşmeye çalışarak kendini geriye çekti. Yeteneklerini
Kadında bir gariplik vardı; sanki gerçekte orada değilmiş gibiydi. mi kaybediyordu? Hayır, olası değildi bu. Laszlo'yu hâlâ gün gibi
Laszlo ile el sıkıştıklarını görmüş olmasa, kadının bir tür 3 aşikâr hissedebiliyordu; duvarın arkasındaki Jill'i de. Yetenekleri
boyutlu hologram olduğunu düşünebilirdi. Sürekli onun zihnine yerindeydi.
ulaşmaya çalışıyordu, ama bu havadaki dumanı tutmaya Ki bu da, Zinser ile ilgili bir sorun olduğu anlamına geliyordu.
çalışmaktan f arsızdı.
Ya da belki sorun değil sadece... Yeni bir... Darian son birkaç ayı
Neden dert ediyorsun ki bunu? Paranı al ve çek git. düşündü. Laboratuardan uzak durmanın kendi fikri olduğunu
Darian içgüdülerini dikkate alması gerektiğini biliyordu, ama düşünmüştü, ama şimdi bundan emin değildi. Zinser'in ondan
korkusu onu bırakmıyordu. Konumunun ne olduğunu anlamak geri dönmesini istemiş olmaması da garipti aslında. Her ne kadar
zorundaydı. Zaten Zinser'i bükemezse, belki de para falan da Dietrich kendisini bilinen tüm testlerden geçirmiş olsa da, sürekli
olmayacaktı. Ya da iş belli bir noktaya gelirse bırakıp gitmek de yeni deneyler icat edip duruyordu.
söz konusu değildi. Yeni bir şey buldular. Kendilerini korumak için bir yol.
Hayır. Onlar... - Onlar ne? Söz mü vermişlerdi? Şimdi salakça Darian'in midesi bir anda dehşetle buruldu. Hep avantajlı olduğu
davranan kim acaba? ' S'ktir be! konu ona hiçbir zaman yalan söyleyemeyecekleriydi. Evet, Zinser
genellikle yarı-gerçeklerle konuşurdu, ama Darian hiçbir zaman Zinser kumandayı alıp duvardaki minik alıcıya doğrultmadan
onda gerçek bir kötü niyet belirtisi algılamamıştı. Ama şimdi, önce bir dakika kadar bekledi. Bir tonnk sesi duyuldu ve
oyunda yeni kurallar vardı. arkasından duvarın bir metrelik bir bölümü öne doğru çıktı.
Zinser duvarın gerisindeki odaya girdi.
"Darian?"
O içeriye girince yanan lambalar mekânı parlak, beyaz bir ışığa
Zinser ile Laszlo beklentiyle bakıyordu ona. İkisi de ayaktaydı ve
boğdu. Küçük siyah-beyaz ekranm önünde kımıldamadan oturan
Laszlo mutluluktan neredeyse uçmak üzereydi.
zayıf kızm elleri kucağında kavuşturulmuştu. Gözlerini ışığa
"Ben... Ben..." Darian kekeledi; zihninden son birkaç saniyelik alıştırmak için birkaç kere kırpıştırdı ve sonra Zinser'e baktı.
işlenmemiş konuşmaları geçirdi. Laszlo'nun yeni empatlar
JiU'in yüzünde meleğimsi bir gülümseme vardı, ama Zinser o
bulması konusunda bir şeyler... Zinser'in bir yıl önce kendisi
ifadeyi daha çok nefret ettiği birinin başına çok kötü şeyler
üzerinde kullandığı taktiğin aynısıydı bu.
gelmiş olduğunu az önce öğrenen birinin tatmin olmuş sırıtışına
"Elbette... Evet, harika..." Darian kendini gülümsemeye zorladı. benzetti. JiU'in etkisinden korunmuş olduğunu bilse de, kızm
"Mükemmel," dedi Zinser. "Sen Laszlo'yu test odasına götür. Ben yakınlarında olmak onu hep rahatsız ediyordu.
az sonra size katılacağım." Karşısına oturdu.
Ne yapması gerektiği konusunda kararsız kalan Darian yerinden "Harika bir iş çıkarttın, Jill. Adam son derece uysaldı. Onu çok
kımıldamadı. Zinser'e o umursamaz tavrının sadece bir zorlaman gerekti mi?"
kandırmaca olduğunu bildiğini söylemek istiyordu. Ama bu
"Hayır. Daha kapıdan girerken hazırdı. Biraz gergin, ama daha
hangi amaca hizmet edecekti ki? Kadının blöfünü görmek,
çok heyecanlıydı. Size inanmak istiyordu."
hazırlıklı olmadığı bir dizi olayı tetikleyebilirdi.
"Ama sen de... Ona bunun için yardım ettin, değil mi?"
"Aklından geçen bir şeyler mi var?" diye sordu Zinser anlamlı bir
şekilde. Kız başını sallarken gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı.
"Hayır, Samantha." Laszlo'nun coşkusunu kızın acımasızca iteklemesine bağlamıştı
Zinser. Onda Darian'm inceliğinden eser yoktu. JiU'in etkisi
"Tamam öyleyse," Yüzünde şimdi donuk ve riyakarca bir
altındakiler, ipleri Darian idare ettiği zamanki yumuşak ve rahat
gülümseme vardı. "Sonra görüşürüz."
değişikliklerle kıyaslandığında, çırpman kuklalar gibi
Darian ayağa kalktı. "Bu taraftan, Laszlo." davranıyordu.
Kapıya yönelirken onu o korkunç yere hiç getirmemiş olmayı
diliyordu.
Yine de buna değerdi. Darian'ı sonsuza dek kontrol altında "Sonra sinsice hisler... Bir şeyler planlar gibi." Jill'in sesi alçal-dı.
tutamazlardı. Eninde sonunda onlardan ayrılmaya karar "Ne yapacaksınız?"
verecekti, onun için de yerini alacak birilerini bulmaya "Onu durduracağım," dedi Zinser hemen. Zihni deli gibi
çabalıyorlardı. Jill'i idare etmek çok daha kolaydı. çalışıyordu. "Hem de bu gece."
Jill'in yüzü gölgelendi. "Benden hoşlanmıyor." Samantha Zinser yavaşça kolyesini sıvazladı. Dietrich her ne
Jill herhangi başka biri olsa, Zinser bu savının doğru olmadığını kadar kolyenin onu koruyacağı konusunda garanti vermiş olsa
ileri sürerdi. Ama elbette ki, karşısındaki herhangi biri değildi. O da, yine de ilk testi başarıyla geçmiş olmaktan ötürü kendini
bilirdi. daha iyi hissediyordu. O rahibi bulmak gerçek bir şans olmuştu.
Peder Sullivan psişik dokunulmazlığının kaynağmm mutlak
"O nasıl hissetti, tatlım?" diye yokladı.
inancı olduğunu düşünmüştü, ama sonunda onu koruyanın
"Başlangıçta gergindi. Korkmuş değildi ama... Kendini bir sadece bir inanç nesnesi olduğu anlaşılmıştı.
konuda kötü hissediyordu. Suçlu gibi sanki."
Dietrich bunu daha önce çözmüş olsa, rahibin kafasmı yarıp
"Başka?" açmak zorunda kalmazdı. Yine de, fark etmezdi; cehennem diye
"Onu bükmeye çalıştım, ama karşı koydu," Jill başını iki yana bir yer varsa, Zinser'in tek yön gidiş bileti çoktan hazırdı. Organi-
salladı. "Ne zaman itsem, o da beni geri itiyordu. Çok güçlüydü." zasyon'un yöntemlerini kabullendi uzun zaman oluyordu.

"Önemli değil," dedi Zinser. "Başka neler hissetti?" Ayrıca rahip inançları uğruna ruhu dahil her şeyden vazgeçmeye
hazır değilse o zaman bütün bunların ne anlamı kalırdı ki? Hem
Jill yüzünü buruşturarak, "Kırgın ve kızgın," diye yanıtladı. zaten artık bitmişti. Rahip işlerine yaramıştı; sonra da onu
"Kendi acısını size göndermeye çalıştı." kilisesinin merdivenlerinde bırakmış, yüzüğü hariç her şeyini
"Ne?" Zinser öylesine şaşırmıştı ki, korkusunu gizlemeyi geri vermişlerdi. Dietrich yüzüğün düşünce dalgalarıyla aynı
başaramadı. rezonans frekansında elektromanyetik bir alanı olduğunu
keşfedince, hemen gizlemesi kolay kolyeler şeklinde kopyalarını
"Sürekli denedi, ama yapamadı. Sonra da korktu." Jill duyduğu
üretmişti.
sevinci saklamaya gerek görmüyordu. "O kadar mordu ki... Sanki
kusacak gibiydi." Kolyeleri deneklere verdikleri zaman Jill, takan kişinin zihinsel
gözünden tümüyle kaybolduğunu söylemişti. Bu tam Zinser'm
Jill ellerini karnına bastırmıştı. Zinser onun bunu Darian'ın
umduğu şeydi, ama Dietrich bunun biraz daha karmaşık bir
duygularını taklit etmek için mi, yoksa istemsiz bir tepki olarak
soruna neden olacağına dikkatlerini çekmekte gecikmeyecekti.
mı yaptığından emin değildi.
"Kolyeleri hepimiz birden kullanmaya başlayamayız," dedi "Bunun bize nasıl yardımı olacak?" diye sordu Zinser.
Dietrich kesin bir dille. "Aygıtın çalışmamasının nedeni, yaydığı dalgaların yeteri kadar
'Tam ondan beklenecek klasik bir davranış,' diye düşündü güçlü olmaması ve onların kişiye özel olma..."
Zinser. 'Bir zafer anını bir yenilgiye dönüştürmek!' Etli, biçimsiz "Sadede gel, Doktor!"
ellerinden silik, kötümser karakterine kadar adam hakkındaki
neredeyse her şey ona itici geliyordu. Ama o olmazsa da proje "Bu yansıtmaları özelleştirilmiş hayalet imzalar olarak
hiçbir yere gidemezdi. Adamın o kadar rahatsız edici olmamasını kullanabiliriz. Yani sizi mutlu bir anınızda kaydedip, sonra da
isterdi. aygıtı bu mutluluğu sonsuz bir döngü içinde yaymak üzere
programlayabilirim. Kolyeler gerçek duygularımızı
"Hepimiz birden Jill'in algısal haritasından kaybolursak, nedenini maskeleyeceğinden, Jill sadece bizim önceden kaydedilmiş
merak edecektir. Bu durumda kendisini engellediğimizi anlaması duygularımızı algılayacaktır."
sadece bir an meselesi olur."
"Bunu hemen yap."
"Bizi koruması için sonsuza kadar Darian'ı kullanamayız," dedi
Zinser bıkkınlıkla. "Başka seçeneklere ihtiyacımız var." Bir hafta sonra Dietrich bir sedyenin üzerinde yatan Zinser'in
kafa derisine sekiz elektrot yerleştiriyordu. Onun duygularını
Dietrich yanıt vermeden önce biraz düşündü. "Eğer yalancı bir kaydetmeye hazırdı, ama endişeli ya da aldatıcı duygular içinde
imaj -örneğin bir duygu dalgası- yaratırsak, o zaman onu olmamaya çalışmak, pembe filleri düşünmemek gibi bir şeydi.
kandırmayı başarabiliriz."
Jill ile doğrudan muhatap olmaya da zaten o nedenden ötürü
"Bunu yapabilir misin?" karşı çıkmıştı: Davranışlarını kontrol edemiyordu. Darian ileyken
"Sanırım," dedi Dietrich parmaklarıyla sinirli bir şekilde tempo bu önemli değildi, çünkü o bencil bir yırtıcıydı ve Zinser'in
tutarak. "Tesla kutusunu kullanabiliriz." gerçek kişiliğinden rahatsızlık duymuyordu. Dahası,
Organizasyon'un onun yeteneklerine erişimini sağlayan etken
Zinser altı aylık çabaları düşündü. "O şeyin çalışmadığını
güven değil, paraydı.
sanıyordum." Tesla'nın notlarından yararlanan Dietrich, herkesin
duygularını yaymak için kullanabileceği bir aygıt tasarlamıştı. Ve Zinser, Jill'den çok daha fazlasını istiyordu. Ona kılavuzluk
Ama düzenek uygulamada başarısız olmuştu. yapmak, dünyayı kendi gördüğü gibi görmesi için onu
şekillendirmek istiyordu. Tüm bunlardan ötürü, gerçek
Dietrich terden parlayan alnını sildi. "Aslında çalıştı, ama sizin
duygularını saklayacak bir yol bulana kadar yanında Darian
istediğiniz şekilde değil. Tesla kutusu duyguları yaymayı
olmadan Jill ile karşılaşmamaya büyük özen göstermişti.
başardı; sadece bunu çok zayıf bir şekilde ve çok dar bir frekans
bandında yaptı."
Kızı eğitmek için başka insanlar tutup, kendisi kapalı devre Böylece Zinser'in ruhunun derinliklerine bakan kız, başka bir
televizyondan izledi. O arada da ona hediye ettiği özel tasarım kadında görmek için yaşam boyu beklediği şeyi buldu. Ve Jill
saat ve küpeler tarafından ölçülen biyometrikleri gözlemledi. Willoughby'nin yanlışlıkla baştan çıkartılması böyle başladı.
Bunlar JiU'in yaşamsal parametrelerini ölçüp, duygusal Laszlo'ya laboratuarı gezdirirken Darian her bilim insanının
durumunun grafiğine dönüştürüyordu. JiU'in yetenekleriyle Zinser gibi sahte bir duygusal maskesi olduğunu düşünüyordu.
karşılaştırıldığında ilkel bir aygıttı, ama kızın dini inançlarının Hepsinin görünümü özgündü, ama hepsi aynı tekdüze, birbirini
yok edilmesi için yapılan çalışmaların işe yaramadığını anlamaya tekrarlayan niteliğe sahipti. Turun sonuna doğru Darian'in zihni
yetecek kadar iyi çalışıyorlardı. sürekli algıladığı ve her nasılsa yinelenen duygulardan ötürü
Hayır, Zinser'in bir kilise yetimhanesinde yetişmiş olmanın karışmıştı. Onları engellemeye çalıştı, ama zihni tıpkı kırık bir
yarattığı hasarı ortadan kaldırmak için önce onun ruhuna dişin üzerinde gezinme eğilimi gösteren dil gibi sürekli olarak o
erişmesi gerekecekti. Ve bunu yapabilmek için de, JiU'in ona yavaş, değişmeyen ritme doğru çekiliyordu.
güvenmesine ihtiyacı vardı ve kendi duyguları rahatlıkla Zinser'in ofisine döndüklerinde Darian kararını vermişti. Ertesi
okuyabileceği bir şekilde kızın önüne serilirse bu asla sabah kaçacaklardı. Paralı ya da parasız, oradan cehennem olup
gerçekleşmezdi. gidecekti. Ofise girerken inanılmaz bir heyecan dalgasının
Zinser tüm bunlardan ötürü, Dietrich'in aygıtlarına bağlı olarak benliğini sarmaladığını hissetti. Önce kafası karıştı, ama sonra
soğuk metal masanın üzerinde yatarken olabildiğince derin bir hemen bu duygunun kendisine ait olmadığını farketti. Jill'e aitti.
ruhsal sıcaklık duygusu yaymaya çalıştı. Sonuç tatminkâr Korkunç bir önsezi etrafını sardı. Şampanya şişesini işte o zaman
olmayınca Dietrich, Jill ile karşılaşmalarında kullanabileceği bir gördü. Ve anladı.
dizi 'duygusunu' kaydedebilecek kadar rahatlaması için ona bir
doz methylenedioxymethamphetamine20 vermek zorunda kaldı. Zinser neşe dalgalarından oluşan bir bulutun içinden, "Kutlama
zamanıdır diye düşündüm," dedi. Şampanya şişesini aldı ve
Ertesi gün Zinser kolyeyi boynuna taktı, küçük siyah Tesla masanın üstündeki üç kadehi doldurdu. Birini Darian'a ötekini
kutusunu kemerine yerleştirdi ve ilk defa Jill ile kadın kadına Laszlo'ya uzattıktan sonra kendisininkini alıp kaldırdı.
konuştu. Eğer kendisi de bir empat olsaydı, Dietrich'in cihazının
yaydığı duyguların sadece dostça değil, aynı zamanda sevgi dolu "Empatik bir geleceğe," dedi.
olduğunu hissederdi. Laszlo kadehini önce Zinser'inkine, sonra da Darian'mkine
Bilinen sokak adıyla ecstasy. (ç.n.) dokundurdu. Darian bardağı Laszlo'nun elinden alıp yere
çarpmak istiyordu, ama orada öylece durup, hiçbir şey
yapamadan sevdiği adamın kadehi dudaklarına götürüşünü
seyretti. Zinser de aynısını yapıp kendi içkisinden küçük bir
yudum aldı. Laszlo kendisine döndüğünde, Darian ilacın onun Kadının maskesi çok kısa bir an için eridi ve Darian onun sahte
zihnini bulandırmaya başladığını sezebiliyordu. mutluluğunun ardındaki gerçek duygularını gördü. Sonra
Zinser'in başı geriye savruldu, o yapış yapış, yapmacık duygular
Bakışlarını odaklamaya çalışan Laszlo gözlerini kırpıştırdı.
geri geldi. Güvenlik elemanları onu kollarından yakalayıp geriye
"Kendimi... Ben biraz..." Elinden kayan bardak masaya düşüp
çekti.
paramparça oldu.
Kendi kadehini fırlatıp atan Darian, bayılmadan bir an önce
Laszlo'yu koltukaltlarından kavradı. Zinser'in de yardımıyla "Seni kullanıyor, Jill!" diye bağırdı Darian. "Bana ne yaptıklarına
bedenini yere yatırdılar. Gözleri Laszlo'un baygın vücudunun bak! Sana da aynısı olacak! Onlara izin verme..."
üzerinden birbiriyle buluştu. ' "Sustur onu!" diye bağırdı Zinser. "Şimdi!"
''Keşke daha değişik şekilde olsaydı," dedi Zinser. ,„.. Adamlardan biri bir eliyle ağzını kapatınca yoğun, iğneli bir
Ve aynı anda iki güvenlik görevlisi odaya girdi. Darian içgüdüsel heyecan sisi Darian'ın zihnini doldurdu. Fırsatı değerlendirerek
olarak onların zihinlerine uzandı, ama erişilecek bir şey yoktu. adama saf, delirtici bir korku dalgası gönderdi. Dehşetle
Bilim adamlarınınki gibi sahte maskeler bile takmamışlardı; çığhk&fân adam elini çekti ve bağırarak kendini odadan dışarıya
adamların zihni tümüyle boştu ya da düşüncelerini gizleyen ve attı.
her yöne uzayıp giden sonsuz duvarlarla çevriliydi. Darian öteki görevli tepki göstermeye fırsat bulamadan hızla
Zinser bir adım gerilerken, "Bunu olduğundan daha da zor hale döndü ve onu ensesinden yakaladı. Adamın şaşkınlığını
getirme lütfen," dedi. kavrayınca ergimiş metal kıvamında bir öfke savurdu.
Laszlo'nun gevşemiş yüzüne bakan Darian onun yanağını okşadı. Ardından ezici ve yapışkan bir kesinlik duygusu gönderirken
"Ona ne yapacaksınız?" başıyla Zinser'i işaret ederek. "Bu kaltak karını öldürttü," dedi
"Ve şimdi de seni öldürmek istiyor." Kesinlik duygusunu adamın
"Mutlu olacak. Bunu bizzat sağlayacağım."
duyduğu öfkeyle birleştirdi. "Önce sen onu öldürmezsen bittin."
Darian ayağa kalkarken elini duvara doğru salladı. "Yani o
Adam sözcükler daha ağzından çıkar çıkmaz onu bir kenara
sağlayacak demek istiyorsun."
iterek Zinser'e hamle etti. Yumruğunu savurmaya hazır halde
Zinser omuz silkti. atılmıştı. Zinser eğilerek ilk darbeyi kıl payıyla geçiştirdi.
Ve Darian bir anda kontrolünü kaybedip yumruğunu sıktı ve "Dur, Tom!" diye bağırdı. "Seni kandırdı! Yapmak istediğin bu
kolunu savurdu. Darbe Zinser'in çenesine çarpınca keskin bir acı değil!"
duydu.
Adam yavaşladı, yine de Zinser'i boğazından yakaladı. O arada Yerde baygın yatan kadına baktı. Kollan, bacakları savrulmuş, bir
Darian kendini kapıya doğru attı, ama dışarıya çıkamadan felç kulağı kana bulanmıştı. Büyük olasılıkla bir süre daha da baygın
edici bir keder duygusu birden tüm benliğini sardı. Güvenlik kalacaktı, ama hiçbir şey şansa bırakılamazdı.
görevlisi Zinser'i yere bırakırken gözleri yaşla dolu halde geriye "Kelepçele onu," diye emretti kısık bir sesle.
döndü.
"Peki efendim." Tom eğilip Darian'ı sırtüstü çevirdi ve kelepçeyi
Zinser bir eliyle incinen boynunu tutup, öbür eliyle de Darian'ı bileklerine geçirdi.
göstererek soluk soluğa bağırdı. "Bayılt onu!"
Zinser ancak o zaman rahat bir nefes aldı. Darian'ın ellerinin
Adam sanki bir rüyadan uyanır gibi önce Zinser'e sonra Darian'a bağlı olmasından ötürü memnundu, ama özel olarak tasarlanmış
baktı. Tekrar Darian'a yöneldiğinde bakışlarında artık hiçbir kelepçelerin asıl amacı, onun düşüncelerini etrafa göndermesine
kararsızlık ifadesi yoktu. Masanın üzerinden aldığı yarısı boş engel olmaktı.
şampanya şişesini havada geniş bir yay çizerek savurdu. Darian
başında hissettiği korkunç acıyla eşzamanlı bir çarpma sesi "Onu revire götür. Ayılmasını istemiyorum. Dr. Joo'ya da söyle,
duydu. onu baygın tutsun."
Yere düşmeden önce gördüğü son şey Laszlo'nun masum Tom başını sallayarak Laszlo'yu gösterip, "Bu ne olacak?" diye
yüzüydü. Karanlığa gömülürken aklından son bir düşünce geçti. sordu.
Bağışla beni. "Aynısı onun için de geçerli."
Tom kendisine doğru bir adım atınca Zinser elinde olmadan Arkasını dönen Zinser saçlarını düzeltti, uzaktan kumandayı aldı
irkildi. Her ne kadar iri kıyım görevlinin artık Darian'ın etkisinde ve bir düğmeye bastı. Gizli kapı açıldığı anda Jill dışarıya fırlayıp
olmadığını bilse de, kendine engel olamamıştı. ona sarıldı. Zinser korkusunu bastırmaya ve tenine dokun-
mamaya dikkat ederek kızın sırtını sıvazladı.
Adamın yardım için uzattığı eli sert bir şekilde itti. "Ben iyiyim,"
dedi boğuk bir sesle ve ayağa kalkmak için kanepenin kenarına "İyi misin, Samantha?" <v "Şşşş! Sakin ol, tatlım. Ben iyiyim."
tutundu. "Darian neden öyle söyledi..."
Odanın etrafında dönmesinin durmasını bekledi, sonra yavaşça "O hasta," dedi Zinser kızın sorusunu yarıda keserek. "Tek
berelenmiş boğazını ovdu; adamın nefes borusunu ezmesine istediğimiz yardım etmek, ama o kendisine zarar vereceğimizi
ramak kalmıştı. Onu suçlamak istiyordu, ama asıl suçun sanıyor." Yavaşça iterek Jill'i bedeninden uzaklaştırdı ve
kendinde olduğunun farkındaydı; Darian'ın kararlılığını omuzlarından sıkıca tuttu. "Sana asla zarar veremem, Jill. Bunu
küçümsemişti. biliyorsun, değil mi?"
Jill bir an için onun gözlerine baktı, sonra başını salladı. laboratuara getirmezdi. Ayrıca kendisine neden yalan
"Biliyorum. Seni seviyorum, Samantha." söyleyecekti ki?
Zinser yüzündeki hüzünlü gülümsemeyi hiç bozmadı. "Ben de "Burada olmanız beni çok memnun etti," dedi Zinser.
seni seviyorum." "Teşekkürler," diye yanıt verdi Laszlo ve boğazına birden, hiç
Kız ona tekrar sarılırken, Zinser kızın gerçeği anlaması halinde neden yokken bir düğüm gelip yerleşti.
ne olacağını düşündü. Dietrich'in de beklediği gibi giderek O son sözleri içtenlikle söylemişti. Gerçek benliğini saklamak
güçlenmeye devam ederse, o zaman Darian'ın patlaması zorunda kalmayacağı bir yerde olmak harikaydı. Samantha'nm
onunkinin yanında bir çocuğun öfke krizi gibi kalacaktı. Ve eğer gözlerinin içine bakıp gülümsedi. Kendini evinde hissediyordu.
kolyeler Jill'in yansıtmalarını engelleyecek kadar güçlü değilse...
Darian gözlerini açıp etrafına bakındı. Odada yalnızdı, ama
îşte o zaman Tanrı'ya sığınmaktan başka çareleri kalmayacaktı. kapının telli camından dışarıdaki adamın siluetini seçebiliyordu.
Laszlo gözlerini kırpıştırdı. Yutkunmaya çalıştı, ama ağzının içi
kupkuruydu. Zihnini yaydı, ama hiçbir şey -daha önce hissetmiş olduğu o
yine* lenen sahte maskeleri bile- hissetmedi.
"İçin şunu."
Aman Tanrım'.... Ne yaptılar bunlar?
Samantha'nm yüzü gözlerinin önünde netleşti. Dudaklarını biraz
aralaymca ağzına bir pipet yerleştirildi. Laszlo buz gibi suyu Seni iğdiş ettiler; yaptıkları bu. Çekip gitmene izin vereceklerini
yavaşça içine çekip kurumuş boğazından aşağıya akıttı. mi sanıyordun?
"Bayıldınız," dedi Samantha. "Benim hatamdı. Doktor Dietrich o Evet, öyle sanmıştı. Hep ortadan kaybolabileceğini düşünmüştü.
kan örneğini aldıktan sonra size alkol vermemeliydim. Son Ne büyük aptallık!
derece üzgünüm." Diğerleri için de böyle olmuş olmalı. Yüce Tanrım! Buna nasıl
"Darian nerede?" dayanabiliyorlar? Bu soyutlanma, bu yalnızlık...
"Gitmesi gerekti. Indiana'da bir empat daha bulduğumuzu Bağırmamak için dudaklarını ısırdı. Onu orada öyle
düşünüyoruz. Onu kontrol edecek." tutamazlardı.
Laszlo tam Darian'm neden ayılmasını beklemeden ve veda Niye tutamasınlar ki? O çocukları sana kaçırtmadan önce evsiz
etmeden fırlayıp gitmek zorunda kaldığını düşünürken üzerine adamları bükmene izin verdiler. Seni burada sonsuza dek kilit
bir kesinlik hissi çöktü. Ona gülerek bakan Samantha'ya döndü. altında tutmayacaklarını düşünmeni sağlayan ne ki?
O kadın güvenebileceği birisiydi. Öyle olmasa Darian onu asla
Darian üstündeki deli gömleğine baktı, sonra gözetleme Darian onun ifadesiz yüzünü okumaya çalıştı, ama tüm ömrünü
kamerasını bulana kadar bakışlarıyla tavanı taradı. başkalarının zihinlerinin içine bakarak geçirmiş de olsa, kadının
duygularını sezmeyi başaramadı.
"Zinser'e konuşmaya hazır olduğumu söyle," dedi doğrudan
kameraya bakarak. "Onu bırakırsan sana başka birisini bulman için yardım ederim,"
dedi. "Daha güçlü birisini."
Duvardaki saati seyrederken sonsuzluk gibi gelen dört dakika
yavaş yavaş geçti. Sonunda kapı bir klik sesiyle birlikte açıldı. "Bu bir pazarlık değil, Darian. Artık sana güvenemem."
"Pencereden izle," dedi Zinser nöbetçiye. Sözlerini Darian'dan "Peki, benim sana güvenmem mi gerekiyor?"
saklamaya çalışmamıştı bile. "Tutukluyu serbest bırakır gibi bir "Sana düşünmen için yarına kadar süre veriyorum. Kararını bana
hareket yaparsam ikimizi de bayılt ve beni hemen revire götür." sabah söylersin."
"Peki efendim." Zinser nöbetçiye kapıyı açmasını işaret etti. Dışarıya çıkmca
Zinser içeriye girince nöbetçi kapıyı kapattı. Darian, içgüdüsel pencerenin önüne bir panel çekti. İki saniye sonra ışıklar söndü
olarak kadının duygularını algılamaya çalıştı. Empire State ve Darian karanlığa gömüldü. Birden daha önceden hiç
binasını itmeye çalışsa daha kolay olurdu. karanlıkta yalnız kalmamış olduğunu fark etti.
"Bana ne yaptın?" diye sordu inleyerek. Çünkü Darian Washington hiç yalnız olmamıştı.
"İşbirliği yaparsan düzeltilemeyecek bir şey değil." Gözlerini kapattığı zaman hep ona huzur veren duygularla,
başka zihinlerin kıpırtılanyla sarılı olurdu. Ama şimdi hiçbir şey
"Ne istiyorsun?"
yoktu. Hiçbir duygu. Huzuru ciğerlerine dolan havanın
"Laszlo'yu." hışırtısında arayarak derin bir soluk aldı.
"O zaten senin." Yalnız basmasın. Yalnız. Yal...
"Evet ama senin birden ortadan kaybolman* açıklama komi- - YAPMA. Soluk almana odaklan: Al... Ver. ..Al... Ver...
Sunda sorunumuz da var."
Karanlıkta yalnız başına. Bir hiçlik. Canlı canlı gömülmüş gibi. Ya
"Sana yardım etmeyeceğim." da ölü. Ölüm böyle bir şey olmalı. Sonsuza dek hiçlik. Görüntü
"Etmezsen burada daha çok, çok uzun süre kalırsın." Zinser yok, ses yok, his yok. Sadece boş bir karanlık. Tek başına...
duraksadı. "Ve bir daha da asla bir insanın duygularını hissede- - Tanrı aşkına, yirmi dokuz yaşındayım! Karanlıkta birkaç saat
mezsin." yalnız başıma kalabilirim.
Ama ya birkaç saat değilse? Ya birkaç günsel Ya da birkaç hafta? Yerlerine yeni oturmuşlardı ki, kapı açıldı ve içeriye bir kadm
Ya da AYLAR boyu? Ya... Ya YILLARSA? Belki de... girdi. Uzun boylu ve çekici biriydi; üstünde beyaz bluz, lacivert
spor ceket ve bunlara uyan bir etek vardı. Roger gibi o da son
- Bunu yapabilirim. Bunu yapabilirim. Bunu...^:';"'u
derece mutlu ve sevecen biri gibi duruyordu. Rengi parlak kızıl
Kimi kandırıyorsun? Beş dakikadan az oldu ve sen çıldırmanın damarlarla bezeli koyu bir maviydi.
eşiğine geldin bile! Birkaç günden sonra ne olacağını sanıyorsun?
"Günaydın," dedi karatahtanın önüne doğru yürüyerek. "Adım
Ya bu senin hayatınsa, karanlıkta tek başına ölmeye
Samantha Zinser ve bu Oppenheimer okulunun yöneticisi-yim.
mahkumsun? Tüm dünyadan soyutlanmış olarak. Kesinlikle,
Buraya hoş geldiniz demek, ne yapmaya çalıştığımızı anlatmak
tamamen yalnız. Sonsuza dek Ebediyen...
ve sizlerden beklenenin neler olduğunu anlatmak için geldim."
Sesi o zaman duydu. Yaralı bir hayvanın çıkardığı hafif bir
Öğretmen masasının etrafında dolaştı ve uzun bacaklarını üst
inleme gibiydi. O korkunç inlemenin kendi boğazından çıktığını
üste atarak oturdu. "Biz burada oldukça serbest davranırız; onun
anlaması için birkaç saniye geçmesi gerekti. Ve sonra çığlık
için bir sorunuz varsa, lütfen çekinmeden sorun."
çığlığa haykırmaya başladı. Öyle ne kadar bağırdığını
bilmiyordu. Tek bildiği, kimsenin gelmediğiydi. Ve hiçlik Elijah ürkek bir şekilde elini kaldırdı. Kendini biraz aptal gibi
sonsuzluğa yayıldı. hissediyordu, ama Bayan Zinser'in sözünü kesmek de
istemiyordu.
Roger kahvaltıdan sonra onları sınıfa götürdü. Aslında gidecek
fazla bir yol yoktu. Okul tesisleri oldukça büyük bir alan kaplıyor "El kaldırmaya gerek yok, Elijah. Aklından ne geçiyor?"
olsa da, Elijah ile Winter'in hayatı 1. Seviye'nin bir köşesinde "Bay Kuehl de burada ders verecek mi?"
geçecekti.
Renkleri değişmese de Zinser'in yüzündeki gülümseme bir an
Sınıfa giren Elijah ilk anda hayal kırıklığı yaşadı. Son derece için kaybolmuştu. "Bay Kuehl şu anda başka projeler üzerinde
sıradan bir yerdi: Karatahta, öğretmen masası, küçük ahşaptan çalışıyor, ama ileride onu göreceğinizi sanıyorum."
masa ve sandalyeler, duvarlarda haritalar ve tarihi kişiliklerin
resimleri. "Ya Bayan Washington?" diye sordu Winter.
Odada garip olan tek şey, hiç pencere olmayışıydı. Tesisteki öteki Zinser'in gülümsemesi bu kez bocalamaktan ziyade yüzünde
tüm odalar gibi dış dünyaya açılan tek bir pencere dahi yoktu. dondu. Gözlerindeki cana yakın ifadeden eser kalmadı. Elijah
Onun yerine duvarlardan biri tümüyle yarı şeffaf bir Plexiglas kadının neşeli renklerini o kadar açık olarak görüyor olmasa,
panoyla kaplanmıştı. Elijah ile Winter odanın ortasında yan yana onun kızmış olduğunu düşünürdü.
oturdu. Etraflarındaki boş masalar gözaltına alındıkları hissi
yaratıyordu.
"Bayan Washington da aynı şekilde, şu anda müsait değil." Bir an Elbette. Oda bizlerden biri çünkü.
duraksayan Zinser devam etti. "Başlamadan önce, size birini Ama yeteneklerini Winter, Bay Kuehl ve Bayan Washington ile
tanıştırmak istiyorum. Darian... Bayan Washington'un size paylaştığını öğrendiği zaman duyduğu yakınlık hissinin aksine,
söyleyip söylemediğini bilmiyorum, ama Oppenheimer'daki tek Jill'e baktığı zaman hissettikleri bambaşkaydı. Tamamen farklı bir
öğrenci siz değilsiniz." duyguydu.
Elijah ile Winter birbirine baktı. Winter'in bakışı iyimserken, Korkuydu bu.
Elijah'mki endişeliydi. Başka öğrenciler demek, gruplaşma
demekti. Ve gruplaşma da dışarıda kalanlar anlamına geliyordu. Oda ışığa boğulunca Darian gözlerini açtı. Kapı ağır, metalik bir
Yani Elijah'in Winter ile olan arkadaşlığı kısa bir süre sonra sesle açıldı. Zinser gözlerinde ödün vermez bir bakışla odaya
apansız sona erecek demekti. girdi.
Tam o sırada sınıfın ön tarafındaki kapı açıldı ve içeriye sırık gibi, "Kararını verdin mi?"
ince yapılı bir kız girdi. Boyuna bakılırsa onlardan daha büyük "Evet," dedi Darian çatlak bir sesle. Ne kadar süreyle bağırmış
olduğu belliydi; bir onuncu sınıf öğrencisi olmalıydı. Kız, Elijah olduğunu düşündü. Bir gece mi; yoksa iki mi? Bilmiyordu. Tek
ile Winter'i şüpheci bakışlarla süzdükten sonra gözlerini Zinser'e bildiği, ona yıllar gibi geldiğiydi. "Sana yardım edeceğim.
çevirdi. Sadece... Sadece beni bir daha yalnız bırakma."
"Mükemmel zamanlama," dedi Zinser. "Ben de tam senden "Bırakmam."
bahsediyordum. Bu Jill Willoughby. Jill, bunlar da Elijah Cohen
ile Winter Zhi. Buradaki çalışmalarında sana katılacaklar." Darian titrek bir soluk aldı. "Ne yapmamı istiyorsun?"

"Merhaba," dedi Jill. Dietrich telefonu kaldırdı, birkaç saniye sonra ahizeyi Laszlo'ya
uzattı. "Size."
Her ne kadar yüzünde kibar bir gülümseme belirse de, Elijah
yoğun mor kıskançlığı hemen farketti. Jill gözlerini onunkilere Laszlo rulo kâğıtla kaplı muayene masasından atlayıp,
dikti. Elijah fiziksel olarak gözlerini başka tarafa çevirdi, ama üzerindeki hastane önlüğünün arkasını kapalı tutmaya gayret
onun gösterişli renklerine elinde olmadan zihin gözüyle bakmaya ederek adama doğru ilerledi. Soğuk plastik ahizeyi kulağına
devam etti. dayadı.

Birden çok yoğun bir baskı hissetti; sanki görünmez bir el sıkarak "Alo?"
canını çıkarıyordu. Jill'in renkleri bir anda solgunlaşıp neredeyse "Merhaba tatlım," dedi Darian. Sesi boğuk ve çatlak çıkıyordu.
görünmez hale geldi. Elijah yutkundu. Jill bir şekilde onun "Sana veda etmeden gittiğim için özür dilerim, ama Samantha'nm
baktığını hissetmiş ve zihnini ona kapatmıştı.
olası vaka olarak belirlediği bir oğlan vardı. Neticede... Akıl kadar iğne yedikten sonra canı hâlâ acıyordu. Sırtüstü dönüp
hastanesine kaldırıldı." bakışlarını beyaz tavana dikti. Hiçbir özelliği olmayan, dümdüz
bir tavandı. Darian'm yatak odasının tavanıysa, üst üste atılan
Laszlo bir an kendini de bir akıl hastanesine kapatılmış olarak
sayısız kat boyadan ötürü çatlaklarla doluydu.
düşündü. Akıl sağlığını kemiren tüm o vahşi, dağınık zihinler...
Ürperdi. Onu özlüyordu. Garipti bu, çünkü daha iki ay önce
yalnızlığından son derece hoşnuttu. Ama şimdi her şey
"Ne hissettiğini anlıyorum. Ne zaman dönüyorsun?"
değişmişti. Orga-nizasyon'un bir parçası olmaktan ne kadar
"Yarın," dedi Darian ağlamaklı bir sesle. "Laszlo... Seni mutlu ve heyecanlı olsa da, bu duygular Darian ile birlikteyken
seviyorum." hissettiklerinin yanında hiç kalırdı. Tam o sırada kapısına
"Ben de seni seviyorum, canım." vuruldu.

Laszlo onun bir şey daha söylemek üzere olduğunu düşündü, "Girin."
ama sadece yavaşça kapanan telefonun sesini duydu. Yerine Kapı kolunun dönüşünü seyretti. Samantha asık bir yüzle eşikte
koymadan önce ahizeyi bir an daha kulağında tuttu. duruyordu. Kadının derin kederini hissetti: Hain bir bulut gibi
"Her şey yolunda mı?" çalkalanan ekşimiş süt kokusu.

Dietrich'e döndü. Doktor terden sırılsıklam olmuştu, ama "Ne oldu?" diye sordu üzerindeki yorganı atıp yatağın içinde
görünüşe göre bu onun için normaldi; sabah saatlerinin oldukça oturarak.
önemli bir bölümünü alnında biriken terleri silerek, ya da "Size göstermem gereken bir şey var."
avuçlarını beyaz laboratuar önlüğüyle kurulayarak geçirmişti.
Laszlo hemen üstüne bir bornoz alıp Samantha'yı izleyerek
Laszlo ağzından çıkan sözcüğe kendi de pek inanmayarak, "Her odadan çıktı.
şey yolunda," dedi.
"Darian mı? Ona bir şey mi oldu? Ya çocuklar? İyiler mi?"
"Devam etmeye hazır mısınız?"
Samantha yanıt vermedi. Laszlo herhangi bir tepki
Neşeyle karışık bir heyecan dalgası benliğini sarınca, "Elbette," algılayabilmek için onun zihnini yoklamaya çalıştı, ama kadının
dedi ve yeni kazınmış kafa derisini sıvazladı. Sonra tekrar rulo derin melankolisi hiç değişmiyordu. Bir kıpırtı bile yoktu. Ofisine
kâğıt kaplı muayene masasına oturdu. "Sırada ne var?" girdiler. Daha önce o kadar dostane görünen oda şimdi karanlık
Laszlo ertesi sabah erkenden uyandı. En azından o erken ve kasvetliydi sanki.
olduğunu düşünüyordu; penceresiz odasında bunu kesin olarak
söylemek zordu. Sol kolunu uzatınca hafifçe inledi. Önceki gün o
Samantha hiçbir şey söylemeden televizyonu açtı. Önce gürültülü "Hiç kurtulan olmadı." "Yapamaz... Yapamaz... Yapamaz..."
bir hışırtı duyuldu, ardından ekran aydınlandı. Video cihazına "Gerçekten üzgünüm."
etiketsiz bir kaset soktu. Laszlo'nun zihni kendini yavaş yavaş o ezici gerçeğin etrafına
Birkaç klik sesinden sonra hafif bir vınlama duyuldu ve ekranda sarmaladı.
ciddi yüzlü, gri saçlı bir sunucunun görüntüsü belirdi. Gerçek anlamda âşık olduğu ilk ve tek kadın... Ölmüştü. Yirmi
"Hamilton Merkezi'ndeyiz. Şimdi olay yerindeki Sarah Sanders'e metre aşağıda, Darian, hücresinin beyaz duvarlanna bakıyordu.
canlı bağlanıyoruz. Sarah?" Yakıcı bir üzüntü meteor gibi, boşluğu yardı. Ağlamaya başladı.
Görüntü aşın makyaj yapmış esmer bir kadına dönüştü. Kadının "İnandı mı?"
arkasında yanmakta olan bir bina görünüyordu. Alevler "Evet. Evine giderken çökmüştü."
gökyüzünün oluşturduğu gri fonun önünde sanyla turuncu
arasmda gidip gelen renklerle parlıyordu. "Teşekkürler, Jim!" "Gitmesine izin mi verdin?"
Muhabir sürekli çalan sirenlerin sesini bastırabilmek için "Merak etme. Onu sürekli gözetim altında tutuyoruz. Bir süre
bağırıyordu. sonra geri döner."
Şu anda Terre Haute'deki Hamilton Merkezi'ndeyim! "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Gördüğünüz gibi, tüm bina alevler içinde! Güvenlik sistemindeki "İşinden istifa etti. En sevgili öğrencilerini yitirdi. Hiçbir şeyi
bir arızadan ötürü 103 hasta ve 57 personelin tamamı içeride kalmadı."
kapalı kaldı! Kurtarma işlemleri devam ettiği halde, şu ana kadar
gelen bilgilere göre kurtulan olmadı. Bu son dakika haberi "Günaydın," dedi Elijah neşe içinde.
hakkında..." Samantha kumandanın düğmesine bastı ve "Selam." Winter onun karşısına oturdu. Yaşamları daha ilk
ekrandaki görüntü nokta haline gelip kayboldu. Sonra Laszlo'ya haftada rutine dönmüştü. Winter eblehçe bir sevimlilik bulduğu
doğru döndü. "Çok üzgünüm." Elijah'dan hoşlanıyordu, ama arkadaşlarını da özlemişti. Ama
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Laszlo. Anlamıştı, ama orada öğrendikleri, Bay Kuehl'in öğrettiklerinden bile kat kat
gerçeği kabullenmek istemiyordu. ilginçti.

"Darian da oradaydı. Küçük bir çocuğu kurtarmak için içeriye Kız tam servis görevlisine işaret etmek üzereyken, Elijah, "Ben
daldı. İkisi de çıkmayı başaramadı." senin için de ısmarladım," dedi

"Hayır," dedi Laszlo başmı sallayarak. "Bundan emin Winter şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Öyle mi?"
olamazsınız."
"Hep aynı şeyi yiyorsun. Ben de seni z-z-zahmetten kurtarayım Winter omuz silkti.
dedim." "Demek istediğim," diye devam etti Elijah, "Onun öyküsü ne?
"Teşekkürler. Çok naziksin." Bizimle aynı okulda mı, değil mi?"
Omuz silken Elijah utangaç bakışlarını yere indirdi. Winter ise "Bana sorarsan, değil."
içinden kendini azarlıyordu. Sözcüklerini daha dikkatli "Bence de öyle. Ama neden? Bizden daha büyük olduğu için mi?"
seçmeliydi. Elijah'm titrek ve hafif melodik ses tonundan
kendisinden hoşlandığını anlamamaya imkan yoktu. Üstelik bu "Hayır," dedi Winter bir lokma yumurtayı mideye indirirken.
hoşlanma arkadaşlık anlamında değildi. Öteki türlü hoşlanmak "Bence bizden farklı olduğu için."
idi yani. Onu yüreklendirecek şeyler söylememeliydi; bu sadece "Yani daha mı güçlü demek istiyorsun?"
onun çocuksu aşkını güçlendirmeye yarardı. Konuyu
değiştirmek için, "Sizinkilerle konuştun mu?" diye Sordu. "Bunu sen de duyuyor musun?" diye sordu Winter.

"Şaka mı yapıyorsun? Anneme kalsa, h-h-her yemekten önce ve "Görüyorum," diye düzeltti Elijah.
sonra konuşurduk. Neyse ki, babam onu günde bir defa ile Elijah'in ruh hallerini duymaktan ziyade gördüğünü anımsayan
sınırladı." Winter başını salladı. O kadar garipti ki. Birine baktığı zaman
"Biliyorum, benim annem de aynen öyle," Winter duraksadı. gözlerinin önünde renk bulutlarının oluşmasmı hayal bile
"Ona şeyden bahsetmedin değil mi? Hani..." edemiyordu. Duyguları gamlarda bir aşağı, bir yukarı gidip
gelen insanların kendine özgü tmıdaki şarkılarını duymak çok
"Deli misin? Burası hoşuma gidiyor. Annem gerçeği öğrenecek daha doğaldı.
olsa, b-b-babam beni eve götürmek için ilk uçağa atlayıp gelirdi."
"Belki onun için değişik planlan vardır," dedi Elijah yüksek sesle
O sırada servis görevlisi gelip yumurtalarını masaya bıraktı. düşünür gibi.
Winter bir parça kızarmış ekmeği yumurtanın sarısına batırıp
ağzına attı. Mükemmel. Evdeyken kahvaltıda mısır gevreğinden Winter gözlerini kısü. "Ne demek, planlar?"
başka bir şey olmazdı. Oppenheimer'da olmak bir otelde Elijah ona doğru eğilip sesini alçaktı. "Biliyorsun işte. Dolap.
yaşamaktan farksızdı. Strateji. Düzen. Akıllarında insanlara y-y-yönelik iyi niyetin
Portakal suyunu yudumlarken mırıldandı: "Jill neden bizimle ötesinde başka bir şeyler olması lazım. Sana da öyle gelmiyor
birlikte yemiyor sence?" mu? Yoksa bütün bunları neden yapsınlar ki?"

"Bence asıl soru şu: Neden bizimle aynı bölümde kalmıyor?" "Bütün neleri?" diye sordu Winter. Kendini biraz aptal gibi
hissetmişti.
Elijah başını belli belirsiz döndürüp etrafını göstererek, "Bunları," Samantha Zinser video kaydını geri sarıp Elijah ile Winter'in
diye fısıldadı. "Bu yemekler. Odalarımız. Bence b-b-biraz fazla. konuşmalarını bir kez daha dinledi.
Bir şeyler istiyorlar. Bizden." Bu noktaya gelmeleri çok da uzun sürmedi.
Winter'in içinde birden o mükemmel kahvaltıyı bitirmek için Arkasına yaslanıp gözlerini yumdu. Elijah gerçekten de
hiçbir istek kalmadı. "Bunu ne kadar zamandır düşünüyorsun?" yetenekliydi; o konuda diyecek bir şey yoktu. Öylesine
diye sordu. O da sesini alçaltmıştı. yetenekliydi ki, Oppenheimer Enstitüsü'nün gerisindeki yalanı
"B-b-birkaç günden beri. Yani... Beni yanlış anlama... Burayı tüm çıplaklığıyla görmüştü. İşin garip yanı, onun iki haftada
seviyorum. Ama babam her zaman hayatta hiçbir şeyin bedava vardığı noktaya gelmek Darian'ın bir yıldan fazla zamanını
olmadığını söyler. Ve bu da bugüne kadar g-g-gördüğüm en iyi almıştı.
hiçbir şey. İşte bu yüzden de içimde Bayan Zinser'in bize olan Aslında bunu önceden kestirmek gerekirdi, çünkü Elijah
biteni eksiksiz anlatmadığına dair bir his var." bilimkurgu hastasıydı. Büyük olasılıkla her köşenin arkasında bir
"Örneğin Bay Kuehl ile Bayan Washington'un şu sıralar onlar için komplo görüyordu. O seferkinin gerçek olması onun için büyük
ne yaptığı konusunda olduğu gibi." şanssızlıktı.
"Evet." Zinser'in bu durumda tek seçeneği vardı: Jill.
Winter göz ucuyla sadece birkaç metre ötelerinde dolaşıp duran Jill'i eline geçirmek için Darian'ı kullanmıştı. Sonra Laszlo'yu
servis görevlisini farketti. Kendini buz gibi hissederek hemen kontrol altında tutmak için Jill'i. Şimdi de onu Elijah ile Winter'i
zihniyle ona uzandı, ama sadece diğer tüm çalışanlarda hissettiği elde etmek için kullanacaktı. Kızı elinden geldiğince saf tutmak
o yoğun cana yakınlığı algıladı. Ona bakarken gözü adamın istemişti, ama bu artık olanaksız görünüyordu.
başmm üzerindeki saate ilişti; dersin başlamasına üç dakika Önemli değildi. Jill zaten hiçbir zaman istedikleri hale dönüş-
vardı. Adamın orada bulunmasının tek nedeni kahvaltılarını meyecekti; fazlasıyla zarar görmüştü. Zinser ilk başlarda Peder
bitirmelerini beklemekti. Elijah sonunda onu da paranoyak Sullivan'm kıza göstermiş olduğu kötü muamelenin işine
yapmıştı. yarayacağını düşünmüştü; çektiği o kadar acıdan sonra Jill'i
Tabağını itip kalktı. "Haydi gel. Geç kalacağız." değiştirmek daha kolay olabilirdi. Ama bu kuram tutmamıştı.
Sonra beklemeden döndü ve -haklı olduğunu bildiği halde- İncil'in Tanrı'nın yasası olduğu bir kez ve o şekilde öğretildikten
sonra, Jill'e gerçek dünyanın ahlaki belirsizliklerini kabul
Elijah'ın dedikleri üzerinde düşünmemeye çalışarak hızla kapıya
ettirmek neredeyse olanaksız hale gelmişti. Kızın Organizasyon'a
doğru yürüdü. en büyük yararı kısa dönemde, yani yeni gelenlerin davayı
benimsemeşini garanti etmekte olacaktı. Hiçbir şey davadan Tek tesellisi Elijah ile Winter'i yalnızlıkla geçecek bir yaşamdan
önemli değildi. Ve eğer yönetim kurulunun planı çalışırsa, hiçbir kurtarmış olduğunu bilmesiydi. Nasıl olduklarını sormak için
şey davaya o iki çocuktan ve onların ardından gelecek olanlardan onları aramayı düşündü, ama kendini tuttu. Darian ile ilgili
daha yararlı olamazdı. sorular soracaklardı ve bu da üzerinde konuşmaya hazır olduğu
bir konu değildi.
Yeteri kadar olumlu duygusal destek verilirse, Organizas-yon'un
görüşleri çocukların zihinlerine yerleşirdi. Öte yandan Jill, bunu Bir hafta sonra Zinser aradı. Laszlo telesekreterde onun sesini
yapmak için çocukları bükerse, olanlardan şüphelenebilirdi. Yine duyduğu anda kalbinin göğsünden fırlayacağını sandı.
de denemeye değerdi. "Ben Samantha. Umarım rahatsız etmiyorumdur. Son günlerin
Zinser'in yanılma olasılığı da vardı elbette; yani Jill'e o işi senin için ne kadar zor geçmiş olacağını tahmin bile
yaptırmak kızı Organizasyon'a yaklaştırabilirdi de. Ancak bu edemiyorum. Sadece nasıl olduğunu sormak istedim. Konuşmak
fazla iyimser bir yaklaşımdı ve Zinser de bunun farkındaydı. istersen, lütfen..."
Girişimi büyük olasılıkla geri sayımı başlatacaktı. Laszlo ahizeyi kapıp, "Buradayım," dedi.
Ve alarm zili çalmaya başladığında Jill'in ölüm saati de (ciddi bir "Laszlo," Samantha derin bir soluk aldı. "Sesini duymak çok
zarar vermeden önce) gelmiş olacaktı. Yani Zinser'in artık diğer güzel. Kendini nasıl hissediyorsun?"
çocuklarla kişisel ilişkilere girmeye başlaması gerekiyordu. Bunu
Elijah ile nasıl yapacağından henüz emin değildi, ama Winter "Daha iyi günlerim olmuştu."
konusunda ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. "Seni düşündüğümü bilmeni istedim."
Laszlo eşyalarına bakmak için Darian'ın evine gitti, ama "Ben de seni ve Organizasyon'u oldukça düşündüm." Durak-
alabileceği hiçbir şey yoktu. Sahip oldukları gerçekten güzel aadı. "Ve çocukları. Nasıllar?"
şeylerdi, ama hiçbiri kişisel eşya sayılmazdı. Sadece pahalı
oyuncaklardı onlar. Darian'ın kişiliğine yönelik hiçbir şey "Harika," dedi Samantha heyecanla. Laszlo onun gülümsediğini
söylemiyorlardı. neredeyse görebiliyordu. "Oregon'dan yeni döndüm; oradaki

Sonraki birkaç günü uyurgezer gibi geçirdi. Darian ve yaşama gerçekten alışmışlar."
Organizasyon dışında bir şey düşünemiyordu. Geri dönmek "Ya yetenekleri? Onlar..."
istiyordu, ama yapamazdı. Onlara katılmayı, yalnızlığını onlarla
"Olağanüstüler, Laszlo. Onlarla gurur duyardın."
paylaşmayı hak etmiyordu. Ve artık Darian da olmadığına göre,
geriye sadece yalnızlık kalıyordu. "Duyuyorum, zaten."
Samantha devam etmeden önce bir süre sessiz kaldı. "Israrcı "Sana bir hediye getirdim," dedi yanında getirdiği büyükçe
olmak istemiyorum, ama buraya dönmek üzerine hiç düşündün paketi uzatarak.
mü? Daha büyük bir amacın olursa belki..." Ona kuşku dolu bir bakış gönderen Winter yassı ve uzun nesneyi
Anlamsızlaşan yaşamının kabuğundan sıyrılıp çıkmak fikri alıp kucağına koydu, sonra renkli kâğıdı zedelememeye özen
Laszlo'ya cazip geliyordu. Onu engelleyen tek şey bunaltıcı bir göstererek yapışkan bantları çıkardı. Ortaya kalın kartondan
suçluluk duygusuydu. Darian yolu gösterdikten sonra -ve yapılma bir kutu çıkmıştı. Kapağını dikkatle kaldırdı.
nihayet-yerini bulmuş olmak, ama bunu onunla paylaşamamak... İçindekini görünce nefesi kesilir gibi oldu. Soğukkanlılığını
"Bunu biraz düşünebilir miyim?" diye sordu sonunda. kaybederek kapağı bir yana fırlattı ve uzun bir çantayı andıran
siyah ve parlak başka bir kutu çıkarttı. Her iki elini de kullanarak
"Elbette."
gümüş mandalları gevşetti, kapağı açtı.
"Teşekkür ederim."
Winter kutunun içindekine bakarken Zinser'in benliğini o denli
"Ve Laszlo..." Samantha duraksadı. "Yalnız değilsin... Onu ben de güçlü bir empatik neşe dalgası kapladı ki, içinden ağlamak geldi.
özlüyorum." "Beğendin mi?" diye sordu. Bir yandan da farkında olmadan göz
Gözleri yaşlarla dolan Laszlo telefonu yavaşça kapattı. pınarlarını kuruluyordu.

Zinser şahane bir müzik sesi gelen odanın kapısına hafifçe vurdu. Winter kemanı yavaşça kutusundan çıkartırken, "Şaka mı
Saniyeler sonra Winter kapıda göründü; yüzü kızarmıştı. yapıyorsunuz!" dedi. "Hayatımda gördüğüm en güzel şey bu."
Parmaklarını kemanın tellerinde ve pürüzsüz ahşap boynunda
"Ah, merhaba Bayan Zinser." dolaştırdı. Enstrümanı çenesinin altına koymak üzereyken
"İyi akşamlar. Girebilir miyim?" duraksadı. "Çalabilir miyim?"
"Eee... Elbette." "Elbette."
Odaya giren Zinser kapıyı ardından kapattı. Winter yatağın Winter kemanı çenesinin altına yerleştirdi, çabucak akort ettikten
kenarına Lotus pozisyonunda bağdaş kurarak otururken, o da bir sonra arşeyi aldı ve çalmaya başladı.
sandalyeye yerleşti. Bakışlarıyla odayı taradı. Genelde Winter'in Zinser hiçbir şey düşünmeden gözlerini yumdu ve müziğin
buraya taşındığı zamanki halini andırıyordu. Kızın kişiliğiyle kendisini sarmalamasına izin verdi. Kız bir dakikadan az çaldığı
ilgili tek ipucu, masanın üstündeki kemanı ve odadaki küçük halde bitirdiğinde nefessiz kalmıştı. "Çalışın tek kelimeyle
müzik sisteminin etrafına yığılmış kasetler ve plaklardı. dahiyane."
Winter biraz utanarak gözlerini yere dikti. "Deha konusunda çok Schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde
emin değilim," dedi. kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası
haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini
"Hayır. Gerçekten bir dahisin. Onun için sana bu kemanı aldım."
söylüyordu."
Zinser asıl konuya girmeden önce duraksadı. "Hiç Arthur
Schopenhauer'den bahsedildiğini duydun mu?" "Bir ayna mı?"
Winter başını olumsuz anlamda salladı. "Evet. Güneşli bir sonbahar günü çok güzel bir ağaca baktığını
düşün. O tek ağacın estetik algısı aracılığıyla tüm ağaçların
"19. Yüzyıl'da yaşamış bir Alman filozofudur. İrade ve
parıltılı arketiplerini algılayabilirsin. Estetik algı bizleri saf ve
Simgeleme Olarak Dünya21 adında çok ilginç bir yazı yazdı.
İrade'den arınmış bilgiyi deneyimlemeye götürür. Anlıyor
Schopenhauer gerçekliğin iki biçimde var olduğunu
musun?"
düşünüyordu: İçsel arzularımızı yansıtan İrade ve zihnimizin
dışındaki fikir ve imgelerden oluşan İmgelem." "Sanırım. Mükemmel algı aracılığıyla mükemmel kavrama
gerçekleşir."
Winter başım salladı. Zinser kızın konuşmanın nereye gittiğini
tam olarak kavrayamadığını, ama merakının uyandığını farkede- The World as Will and Representation (ç.n.)
biliyordu. "Doğru. Ne yazık ki, çok az sayıda insan böyle bir estetik
"Schopenhauer pek mutlu bir kişi değildi," diye devam etti. algılama halinde birkaç saniyeden fazla kalabilme yetisine
"Yaşamı acılarla dolu bir süreç olarak görüyor ve kurtuluşun sahiptir; dolayısıyla da estetik algının getireceği aşkm dinginliğe
sadece İrade'nin egemenliğinden kaçarak elde edilebileceğini erişemezler."
düşünüyordu." "Budist meditasyon gibi."
"Budizm gibi," dedi Winter heyecanla. "Acı çekmek, yalnızca Zinser başını salladı. "Bugün artık sadece 'Schopenhauer dehası'
arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir." olarak bilinen artistik dehalar öyle estetik nesneler yaratıp,
"Aynen." Zinser etkilenmişti. "Schopenhauer tüm sıkıntı ve içlerindeki Platonik İdealar'ı anlatan sanat eserlerine
üzüntülerin kaynağında İrade'nin arzuları olduğuna inanır; dönüştürebilir. Platonik İdealar ile neyi kastettiğimi biliyor
çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, musun?"
tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can "Platonik dediğiniz... Hani şu karşı cinsten biriyle sadece arkadaş
sıkıntısı yaşarız. İrade'nin egemenliğinden kurtulmanın tek olduğunuz zamanki gibi değil mi?"
yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde
derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu.
Zinser gülümsedi. "Evet, ama buradaki anlamı o değil. Benim Teoriyi anlatacak en uygun sözcükleri bulmaya çalışan Zinser
kastettiğim Yunan filozof Plato. Plato dünyanın fiziki duraksadı. "Pekâlâ. Dünyayı, özneler -yani insanlar- tarafından
nesnelerden değil de, geniş anlamda soyut olarak var olan algılanan nesnelerden -yani şeylerden- oluşmuş olarak düşün.
kavramları oluşturan evrensellerden meydana geldiğine Şimdi de bir taraftaki öznelerle diğer taraftaki nesneler arasında
inanıyordu." uzayan bir çizgi düşün. İşte bu, özne-nesne sürekliliğidir."
Winter aklı karışmış bir şekilde alnını kırıştırdı. "Anladım."
"Yeşil rengi düşün. Yeşil var olan herhangi bir nesneden bağımsız "Şimdi, Schopenhauer birinci gruba giren sanat türlerinin
olarak vardır. Eğer yarın, tüm dünya ve onunla birlikte yeşil olan -mimari, heykel, resim ve şiir- nesne kutbuna daha yakın
her şey yok olsa, yeşil rengin varlığı devam edecektir. Çünkü olduklarını söyler; çünkü bunların hepsi kendi özgün ifade
yeşil bir idea'dır." ortamlarıyla sınırlıdır."
"Sanırım anladım," dedi Winter. "O zaman bir diğer evrensel, Winter başıyla onayladı. "Şiirin dil ile sınırlı olması gibi. Yani bir
mesela büyüklük olabilir. Ya da bir duygu." şair en yeşil yeşili betimlemek isterse, bunu yapacak sözcükleri
bulamayabilir."
"Kesinlikle. Platonik İdea derken bu evrenselleri kastediyorum
işte. Schopenhauer, sanatın tek amacının Platonik İdealar'ı "Doğru. Tüm bu sanat türleri kendilerinden farklı olan nesneleri
iletmek olduğuna inanıyordu." betimlemeye çalışır. Bir ağaç resmi aynen bir ağaca benzeyebilir,
ama bir ağaç değildir. Bir bina ne kadar güzel, ya da bir heykel ne
Winter kemanına baktı.
kadar kusursuz olursa olsun, bu sanat türleri asla algılananı
"Schopenhauer'ın hepsinden çok saygı duyduğu sanat mükemmel olarak taklit edemez."
hangisiydi, bilir misin?"
Winter, "Ama müzik edebilir," dedi.
Winter başını iki yana salladı.
"Evet," diye yanıtladı Zinser gülümseyerek. "Müzik daha çok
"Müzik." özne kutbuna yakındır; kendi ortamıyla sınırlı değildir, çünkü
"Neden?" tümüyle soyuttur. Schopenhauer müziğin yapısının doğal
dünyayı kopyaladığına inanır: Bas sesler cansız maddeleri,
"Schopenhauer sanatları özne-nesne sürekliliği ekseninde iki armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini
grup olarak sınıflandırmıştı." betimler. Müzik, özde evrensel Irade'nin kopyasıdır. Müziğin
öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir. Başka
"Sürek... Ne?"
şeylerin aksine, soyut duyguları barındırır; böylece dinleyicinin
yaşamın duygusal özünü acı çekmeden algılamasına izin vererek, "Hayır. Eğer şimdiye kadar kendi başına gelmediyse, bundan
zihni estetik bilince uyandırır." sonra artık gelmez. Kızı kullan."
Zinser durdu ve elini Winter'inkinin üstüne koydu. "Senin bir "Sana bir içki ısmarlayabilir miyim?"
Schopenhauer dehası olduğuna inanıyorum, Winter. Müziğin Laszlo duyduğu sesle o kadar şaşırdı ki, neredeyse oturduğu bar
soluk kesici. Ve yeteneklerinle birleşince..." sandalyesinden düşecekti.
Sesi giderek alçaldı, ama bakışları hâlâ kızınkine kenetliydi. "Samantha," dedi dönerek. "Beni nasıl buldun?"
Winter gözlerini kaçırmadı. İki kadın bir süre, birbirinin
gözlerinin içine bakarak hareketsiz durdu. "Sadece bir tahmin." Zinser mahcup bir ifadeyle bakışlarını
kaçırdı. "Darian senin buraya sık geldiğini söylemişti."
"Geç oluyor," dedi Zinser sonunda. "Kemanın hoşuna gideceğini
umarım. Ve onu iyi kullan." Laszlo, "Hı-hııı!" dedi ve viskisini bitirdi. Buz küpleri bardağın
dibinde kayan, kar renkli minik oval şekillere dönüşmüştü.
"Öyle yapacağım," dedi Winter enstrümanı göğsüne bastırarak. Başıyla barmene işaret etti; bardağı hemen tekrar dolduruldu.
"İyi geceler." İzleme ekibinin verdiği bilgiye göre, Laszlo eve döndüğünden
"İyi geceler, Bayan Zinser." beri her gece o barda oturup, sessizce sarhoş oluyordu. Zinser de
zaten o gece bir saat boyunca onun içmesini izlemişti.
Zinser kapıyı ardından yavaşça kapadı ve bekledi. Birkaç saniye
Uysallaşması için yeterince uzun, düzgün düşünemeyecek
sonra Winter'in yürek titreten müziği koridoru doldurdu. ,:,
duruma gelmesi için kısa bir süreydi bu.
Zinser duvara yaslandı ve müziğin tüm benliğini sarmalamasına
izin verdi. Konuşmaları beklediği gibi gitmişti. Tehlikeli bir oyun Bir bardak kırmızı şarap isteyen Zinser sessizce içkisini
oynadığının farkındaydı; bir yandan çocukların iradesini yudumlamaya koyuldu. Omzunun üzerinden arkalarında oturan
Organizasyon'un istediği doğrultuda şekillendirmeye çalışırken, üç kişiye bakmamak için kendini zorluyordu. O amaç için Jill'i
diğer yandan da onları yeteneklerini kullanmaları için kullanma fikri hoşuna gitmemişti, ama Kurul haklıydı;
yüreklendiriyordu. Laszlo'nun bir dürtüye ihtiyacı vardı.
Ama başka seçeneği yoktu. Yeteneklerini mükemmelleştirme- Saatine göz attı. Rakamlar belli belirsiz yanıp sönüyordu, bu da
dikçe, zihinlerini kontrol altına almak anlamsızdı. O nedenle de, vericinin çalıştığını gösteriyordu. Senaryoya sadık kalırsa her şey
f bıçak sırtında yürümeye devam edecekti. Tek umudu -ölüme- yolunda gidecekti.
düşmeden karşı tarafa geçebilmekti. "Nasılsın?" diye sordu sonunda.
"Üç haftayı geçti." "Daha fazla zamana ihtiyacım var."
Laszlo yanıt vermeden önce viskisinden bir yudum daha aldı; "Belki ne?" dedi Laszlo sesini yükselterek. "Organizasyon'a
bakışlarını yere dikmişti. katılmamı mı isterdi sence?"
"Her gün kendimi biraz daha iyi hissedeceğimi umarak Zinser ondaki bu ani mizaç değişimine nasıl bir anlam vermesi
kalkıyorum. Bazen öyle de oluyor. Sonra gece çöküyor ve o hâlâ gerektiğinden emin değildi, ama senaryoya bağlı kalmayı
yok. Ben de buraya geliyorum." sürdürerek devam etti. "Evet. Darian da kendi hayatını o yönde
değerlendirmeyi seçmişti çünkü. Şu anda burada değil, ama bu
Zinser başını salladı. Üzüntüsü sahte değildi. Laszlo için
senin bir farklılık yaratamayacağın anlamına gelmez. Elijah ile
gerçekten üzülüyordu, ama dava fedakârlık gerektiriyordu.
Winter gibi çocukların kendilerine yuva bulmasına yardımcı
Darian kararını vermiş, böylece hepsini o acımasız oyunun içine
olabilirsin."
hapsetmişti.
Zinser soluğunu tuttu. Jill'e monologunu bitirdiğinde bir onur ve
"Sonunda yaşamına devam etmek zorunda kalacaksın," dedi.
kesinlik hissi göndermesini tembihlemişti. Laszlo sanki tüm
"Biliyorum." sorularının yanıtlarını içeriyormuş gibi bardağına bakıyordu.
"Ne yapacaksın?" Ardından, neredeyse bir dakika sonra yarı boş bardağı yavaşça
önünden itti. Burnundan derin bir soluk aldı ve yerinde
Laszlo başını iki yana salladı. "Emin değilim." doğruldu.
Zinser bunun gerçek mi olduğunu, yoksa Jill'in adamın kafasını "Haklısın," dedi. Sesi artık aksi değil, sakin çıkıyordu. Kararlı.
kuşkuyla doldurmuş olmasından mı kaynaklandığını Güvenli. Kendinden emin. "Burada ve bu halde hiçbir işe
bilmiyordu. Kendine güveni artarak devam etti. "Darian ne yaramıyorum. Dediğini yapacağım. Sana yardım edeceğim."
yapmanı isterdi?"
Zinser gülümsedi. Elini kucağında duran çantasına götürdü ve
Laszlo omuz silkti. içinde gizlenmiş aletin düğmesini çevirdi. Kendisi farkı göremi-
"Eh, en azından sana ne istemeyeceğini söyleyeyim: Burada yordu, ama eğer aygıt düzgün çalışıyorsa, gurur ve neşe karışımı
böylece oturup, üzüntünü bir şişe Deıvar's içinde boğmaya bir duygu yayıyor olmalıydı.
çalışmanı." "Doğru kararı verdin. Pişman olmayacaksın."
Bu Jill'e adamın kafasını bir suçluluk ve kesinlik karışımı ile Ve şimdi de en önemli nokta: Jill'in verdiği kararı pekiştirmek
doldurması için gönderilmiş bir işaretti. Zinser bir an duraksayıp için , Laszlo'yu bir neşe ve kesinlik duyguları karışımına
devam etti. "Darian senin hayatını bir amaç uğruna kullanmanı boğması. Bu Darian'ın uyguladığı ve denemelerin ilk aylarında
isterdi. Belki..." Zinser ile paylaşmış olduğu numaralardan biriydi.
"Laboratuara bu geceden gelmeye ne dersin?" diye üsteledi. tutamazsın. Elimizde beş inanan olduğunda, hem
Laszlo'yu dönülmez yola sokmayı amaçlıyordu. "Birileri yarın Laszlo'nun hem de kızın icabına bakılmasını istiyorum."
eşyalarını alabilir." "Anlaşıldı."
"İyi bir plan gibi geliyor kulağa," dedi Laszlo. Yüzünde hoş bir Hava sakin, çocuk bahçesi boştu. Hiçbir şey kıpırdamıyordu.
gülümseme belirmişti ve bu o akşam ilkti. Salıncaklar birer heykeli andırıyordu; bir kenara atılmış basket
Samantha barın üstüne iki yirmilik bıraktıktan sonra onun kalkıp topu o kadar hareketsizdi ki, kaldırıma yapışık olabilirdi.
dışarıya çıkmasına yardım etti. Kendilerini bekleyen arabaya Ağaçlardaki yapraklar bile sanki bir film setindeki elle çizilmiş
binerken bir suçluluk hissi duymaktan kendini alamadı. panolar gibi öylece duruyordu.
Laszlo'nun hayatının kalan bölümünü çalmıştı. Bu duyguyu Bir zil sesi havadaki sessizliği çığlık gibi yırttı. Ve sonra, tıpkı
bekliyor olmasına rağmen, öylesine hafif olması kendisini bile başladığı gibi aniden sustu. Ama gürültü onunla birlikte
şaşırtmıştı. durmadı. Zille birlikte başlayan bağırış çağırış sesleri hâlâ uzakta
O işlere iyiden iyiye alışıyordu anlaşılan. olsalar da, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi.
"Aramaya ne zaman başlayacak?" Birden beş çift kapı çarpılarak açıldı, altı ila on bir yaş arasındaki
iki yüz çocuk dışarıya fırlarken gürültünün düzeyi dört misli
"Üç gün sonra."
arttı. Hepsi koşuyordu; birkaçı sendelese de, mucize eseri kimse
"Kız da onunla birlikte olacak mı?" ezilmedi. Oyun parkı bir dakika içinde çocuklarla dolup taşmış,
"Sadece uzun yolculuklarda. Birkaç saatten fazla yalnız bırakırsa, az önceki durağan ortam yaşamla dolmuştu.
adam çok fazla soru sormaya başlıyor." Salıncaklar hareketlendi. Toplar atıldı. Çimler koşuşturan onlarca
"Kaç potansiyel belirlediniz?" ayağın altında ezildi. Rüzgâr bile hızlanıp, oradaki inanılmaz
enerjiye yanıt verir gibi yaprakları sallamaya başladı.
"300'den fazla. Ama %3'ünden azmin empatik olmasını
bekliyoruz." Ağaçların hemen yanmda duran Laszlo zihnini açmaya
hazırlandı. Hepsi de çocuk olduğundan, bıkkın nefret duyguları
"O zaman yakında ikisinin yerine birilerini bulabileceksiniz ya da zonklayan cinsel arzular altında boğulmak gibi bir kaygısı
demektir." yoktu. En üzgün, en küskün çocukta bile yetişkinlerle
"Jill'i elimden geldiğince uzun süre faal tutmak isterim." kıyaslanamayacak bir dinginlik vardı. Yine de dikkatli olmak
zorundaydı. Çocukların duyguları saf oldukları ölçüde güçlü de
"Kız hakkındaki psikiyatrik rapor çok kesin. Yetenekleri olmadan
olurdu.
bile tehlikeli biri. Ve Laszlo'yu da sonsuza dek tasmanın ucunda
Laszlo tüm fiziki algılarını aklının karanlık bir köşesine itti ve Çocuklar itişip kakışmaya devam ediyordu. Zaten kimse yedek
zihinsel kalkanını indirdi. Hazırlıklı olmasına rağmen, bir anda öğretmenleri adam yerine koymazdı. Özellikle de jimnastik
hücum eden duygular nedeniyle sendeleyerek geriye doğru iki dersinde. Sonra kel kafalı adam düdüğü dudaklarma götürüp
adım atmak zorunda kaldı. öttürdü. Ses o kadar delici, o kadar yüksekti ki, Charlie
kafatasının içinden geldiğini sandı.
Çocuk olmanın ne kadar keyifli, ne kadar şaşırtıcı şekilde basit
olduğunu unutmuştu. Mutlu olanlar saf bir sevinç içindeydi. "Bu daha iyi," dedi yedek öğretmen gülerek. "Sizin de olasılıkla
Ruhlarını sayısız sıkıntı tarafından sürekli kemirilen yetişkinlerin tahmin ettiğiniz gibi, Bay Griffin hasta. Bu hafta jimnastik
aksine, çocuklar basit, berrak, yuvarlak ve muhteşem doğal dersinize ben gireceğim. Adım Bay Kuehl."
kokulardı: Sonbahar yaprakları, sedir, taze kar. Yedek öğretmen elindeki voleybol topunu salonun ahşap
Ama o bıçağın her iki tarafı da keskindi. Mutsuz olanlar şaşırtıcı zemininde birkaç kez zıplattıktan sonra sadece dizlerini ve
derecede bedbahttı. Yalnızlık ve umutsuzluk duyguları son ayaklarının yanlarını kullanarak havada sektirmeye devam etti.
derece şiddetliydi ve Laszlo'nun zihnini terebentin, çürük Yaklaşık on beş saniye -yani sınıftaki sporcu geçinenlerin
yumurta gibi kokularla dolduruyorlardı. saygısını kazanmak için yeterli zaman- sonra topu havadayken
kaptı.
Bu iki uç noktanın arasındaki geniş yelpazedeyse, aynı derecede
mutlak başka duygular vardı: Acı (dökülmüş benzin kokusu), "Tamam. Kim yakantop oynamak ister?"
şaşkınlık (bal tadıyla karışık çürük et), öfke (rüzgârın savurduğu Çocukların yaşça ve cüssece daha iri olanları sevinçle haykırdı,
tuzlu deniz havası). Tüm kokular Laszlo'nun zihnini bir duygu eziklerse içinden sövdü. Charlie her ne kadar yeterince popüler
ve aroma kütlesi halinde ve birbirine karışarak ve bıçak gibi delip olsa da, eziklerle aynı fikirdeydi: O aptal oyunu kim icat ettiyse,
geçiyordu. kesinlikle kabadayının tekiydi.
Sonra farklılıklar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Kakofonik "İki takım kaptanına ihtiyacım olacak."
psişik uğultu, belirgin seslere ayrışmaya başladı. Laszlo farklı
zihinleri çözümleyerek birer birer eledi. Saman yığınını eşeledi Sınıfın yarısı elini kaldırarak öne çıktı. Charlie ise öneriyle
ve... ilgilenmedi bile. Yapmak istediği son şey dostlarını sıralamaktı.
Takım oluşturma süreci neredeyse oyunun kendinden bile
Ve işte! Aradığı iğne oradaydı. berbattı, çünkü her iki tarafta da biri en son seçilen olacaktı.
Charlie Hammond. Öğretmen elindeki not panosunu tarayarak, "Bir bakalım..." dedi.
"Tamam! Beni dinleyin!" "Mesela, Bay McGee'ye ne dersiniz?"
"EVET!" Benny McGee başparmağıyla arkadaşlarına 'tamamdır' "Sizin sıranız, Bay Hammond."
işareti yaptı. Sonra sallanarak öne çıktı, o arada yanından Sınıfa göz gezdiren Charlie dudağını ısırdı. Arkadaşlarından
geçerken Timmy Brewster'in midesine bir dirsek çakmayı da çoğu yarı gülümseyerek, yarı yalvararak bakıyordu. Akıllı
ihmal etmedi. seçimin lan Polenski olduğunu biliyordu. lan doğuştan
Öğretmenin seçebileceği tüm çocuklar arasında Benny en kö- sporcuydu; son derece hızlı ve oldukça da güçlüydü. Ama
tüsüydü. Takım kaptanı seçilmiş olmasa bile dayılanmanın bir Charlie kimseyi gücendirmek de istemiyordu. Hem öylesi adil de
yolunu bulacaktı. Öteki çocuklardan bir yaş büyük olduğundan, olmazdı, çünkü neredeyse her zaman takımda kendine ilk yer
cüsse avantajı da vardı. bulan lan oluyordu. Çocuk ona sanki, 'ikimiz de beni seçeceğini
biliyoruz, onun için bu işi uzatma,' der gibi bakıp hafifçe başını
"Ve..." Öğretmen yine önündeki isim listesine baktı. "Bay
eğdi.
Hammond."
Ama Charlie onu seçmek istemiyordu. Ya da onun
Kuehl denen adamın adını söylememesini dileyen Charlie
arkadaşlarından birini. Hatta onları birbirlerine düşürmek için
yutkundu. Öne çıkarken çocukların birkaçı dostça sırtına vurdu.
Koca Benny'nin tayfasından birini bile seçmeyecekti. Sonunda
"El sıkışın ve takım seçimleri başlasın." ağzını açtığı zaman çıkan isim kendisini bile şaşırttı.
Koca Benny elini uzattı. Charlie de ona doğru uzandı, ama Benny "Timmy."
son anda elini geri çekince etraftan gülüşmeler geldi. Ve birden
Herkesten fazla şaşıran çelimsiz, kırmızı burunlu çocuk başmı
Charlie'nin parmaklarını yakalayıp, canını acıtacak kadar
kaldırıp ona baktı. "Ben mi?"
Sikti.
"Takım kaptanınız sizi çağırıyor, Bay Brewster," dedi öğretmen.
"Sen öldün, Charlie."
Timmy sersemlemiş bir halde öne çıktı. Arkasına geçerken
Olanları görmezden gelen öğretmen elini Koca Benny'nin omzuna vurarak, "Teşekkürler Charlie," diye fısıldadı.
omzuna koydu. "Siz başlayın, Bay McGee."
"Nesin sen?" diye fısıldadı Benny. "Geri zekâlı falan mı?"
Benny altıncı sınıfın en edepsiz çocuğunu işaret ederek "Jake,"
"Bizimle paylaşmak istediğiniz bir şey mi var, Bay McGee?" diye
dedi.
sordu Kuehl.
Küçüklerin bir kısmı Jake takım kaptanına doğru yürürken
"Sadece kazıklandığıraı söylüyordum; Timmy'i ben alacaktım
kendilerine bindirmesin diye hemen kenara çekildi, ama oğlan
da."
yine de, anlaşıldığı kadarıyla o gün herkesin şamar oğlanı olan
Timmy Brewster'e 'yanlışlıkla' çarpmayı başardı. Herkes güldü.
"Eh, o zaman bir dahaki sefere ilk onu seçersiniz. Sizin sıranız." da hayatlarının dersini almak üzere oldukları gerçeğine
uyanınca, gülümsemeler birer birer kayboldu.
"lan."
"Pekâlâ," dedi Charlie kollarını takım arkadaşlarının omuzlarına
Adı söylenen çocuk hafifçe başını eğdi ve Benny'ye doğru
atarak. "Canımıza okunmadan önce bir şey yapalım."
yürüdü; Charlie'nin yanından geçerken de karşı takıma seçilmiş
olmaktan dolayı özür diler gibi yavaşça omuz silkti. Sözlerini bitirince hep birlikte "Yaşasın bizim takım!" diye
bağırıp, sıraya dizildiler.
Sıra ikinci seçimine gelince, Charlie'nin ilkinden sonra duyduğu
rahatlama hissi tamamıyla kaybolmuştu. Arkadaşlarına baktı, "Ben düdük çalınca," dedi Kuehl. "Bir... İki... Üç..." Çınlayan
ama yine bir başka beklenmeyen isme yöneldi. düdük sesiyle birlikte oyun başladı. Yirmi dört çift lastik
ayakkabı parke zemini döverek ortada dizili toplara koştu.
"Alan."
Charlie'nin takımının yedi oyuncusu ilk on saniye içinde
Alan gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı ve koca göbeğini hoplatarak
vuruldu, ama kalanlar havada uçuşan topların altında geriye
öne çıktı.
çekilmeyi başardı. Ve hepsinin elinde birer top olmasına rağmen,
Benny, "BUM, BUM! BUM, BUM!" diyerek her adımında onunla hiçbiri vuruş yapmaya yeltenmedi. Beşi de Benny'nin takımının
alay etti. Kendisi de şişman olmasına rağmen Alan'm kilosuna tüm topları atmasını bekledi.
takılmakta herhangi bir gariplik görmüyordu. "Ne oynadığını
Son top da kendi sahalarına geçince Charlie, "ŞİMDİ!" diye
sanıyorsun sen? Salakların intikamı mı?"
bağırdı.
"O filmde salaklar kazandı ama, ahmak," dedi Charlie.
Timmy, Alan, Sam, Jeremy ve Charlie hep birlikte çizgiye koşup
"Kes sesini." topları hedeflere attı. Koca Benny ilk topu yakaladı, bir şekilde
Ve böylece sürüp gitti. Benny en iri ve hızlı olanları alırken, ikinci ve üçüncüden sıyrıldı, ama sonrakinden kaçamadı.
Charlie de zayıfları ve kendine sürekli sataşılanları seçmişti. Timmy'nin topu alnının ortasına çarpıp sıçradı.
Kaybedeceklerini biliyordu. Kaybetmek ne kelime... Dümdüz Muzaffer bir edayla, "EVET!" diye bağıran Timmy kaptanıyla
edileceklerdi, ama isimlerin ağzından çıkmasına engel tokalaştı. "Vuruldun!"
olamamıştı. Genelde en sona bırakılan çocukları seçtiği için
Charlie'nin takımının geri kalanı Benny'nin sahayı süklüm
kendini çok iyi hissediyordu. Seçim işi bitince takımına baktı.
püklüm terk etmesinden sonra bir dakikadan az bir süre içinde
Eh, en azından mutlular. elendi, ama bu hiçbirinin umurunda değildi. Aslında kazanan
Gerçekten de öyleydiler; yarısından çoğu bir jimnastik dersinde onlardı.
ilk defa gülümsüyordu. Ama sahanın kendi taraflarında toplanıp
Sonraki birkaç hafta Laszlo için sakin geçti. Sabahlar hariç. Korku Hangi konumda olursa olsun, zihni tamamen açık bir halde
o zaman aklına giriyordu. Zihnini en çok sabahları uyandığında çocuklara bakıyordu. Özel olanları neredeyse anmda ayırt
berrak hissediyordu, ama en fazla da o dakikalarda şüpheye ediyordu, çünkü onların zihinleri sanki sürekli, 'Bana bak!' diye
kapılıyor, bu da onu rahatsız ediyordu. bağırıyordu. Öyle olmasa bile, öteki çocukların özel olanlarla
kurduğu iletişimde onları ön plana çıkartan farklı bir şeyler
Sonra beyni çalışmaya başlayıp, 'Darian neden bana kendi veda
vardı.
etmedi?' ya da ''Oppenheimer Enstitüsü'nde gerçekten neler
oluyor?' türünden sorular sormaya girişince, üzerine dingin bir Charlie Hammond gibi.
kesinlik hissi çöküyordu. Sanki kafasının içinde bir düğme Girişken ve son derece karizmatik olan Charlie, her zaman sosyal
çevriliyor ve tüm kaygıları uçuveriyordu. Gözlerini açıyor, etkinliklerin merkezindeydi. Ama en popülerinden en
ayaklarını yataktan sallandırıyor ve... hücresine ...odasına bakıp, çekingenine kadar herkesle arkadaş olduğundan tipik popüler
halinden memnun bir şekilde gülümsüyordu. çocuk kalıbını aşıyordu. Akranlarını içgüdüsel olarak diğer sınıf
Sonra da keyifle gününe başlıyordu. Evet, aklında sorular vardı, arkadaşlarının hiç birisinin anlayamadığı bir şekilde
ama yanıtlar ona gerçekten ne getirebilirdi ki? İş o zamana dek anlayabiliyordu. Ve birkaç kabadayı haricinde onlar da bu
yaptıklarının tümünden daha önemliydi. Üzerine düşen görevi anlayışına yakınlık ve tapınma derecesinde hayranlıkla karşılık
yerine getirmekten mutluluk duyuyordu. veriyordu.
Hafta sonları araştırma günleriydi. Dr. Dietrich'in laboratuarına Charlie yemekte herkesin yanına oturmak istediği, kızların adını
gidiyor ve genellikle tüm günü kazınmış kafasına bağlı defterlerine karaladığı, oğlanların adını arkadaşları arasında
elektrotlarla deney yaparak geçiriyordu. Ancak dört gözle saymak istediği birisiydi. Ama Laszlo'nun onda en takdir ettiği
beklediği günler, keşfedilecek yeni bir parti genç beyinle taraf, tüm bunları şımarmadan, olgunlukla karşılamasıydı.
karşılaşacağı pazartesilerdi. Kibirli ya da küstah değildi. Akranları birine sataştığında onlara
Eğer bir gece önceden uçakla gitmemişse, Pazartesi sabahı erken katılmıyordu. Birçok yönden Laszlo'ya Winter Zhi'yi
(bazen saat üçte) kalkıyordu. Kendini ister Tallahassee bulsun, anımsatıyordu. Onları Oppenheimer'de birlikte düşününce
ister Bismarck'da, yolculuğunun son noktası hep aynıydı: Bir gülümsedi.
ilkokul. Laszlo iyi haberi verince, Charlie'nin ailesi Zhi'lerden ve
Genelde bir yedek öğretmen rolünü oynuyordu, ama bazen Cohen'lerden bile daha çok sevinmişti. Yine de, yetenekli bir
geçici ofis görevlisi rolü üstlendiği de oluyordu. Hatta birkaç çocuğun ailesiyle birlikte yediği son yemekte Darian'm da
defa hademe üniforması bile giymişti. O görevler hep asıl yanında olduğunu anımsayan Laszlo düşüncelere dalmaktan
amacını maskeliyordu: Gözlemlemek. kendini alamamıştı.
çocukluk anılarından, başkalarından farklı olmanın nasıl bir
duygu olduğuna kadar her şeyi konuşuyorlardı; üzerinde en
Charlie hariç tutulursa, o zamana dek ziyaret ettiği okullarda
fazla durdukları konuysa gelecekti. Charlie bir akşam
özel birisine rastlamamıştı. Bazen bir yetenek parıltısı bulsa da,
sandviçlerini yerlerken, "Büyüdüğün zaman ne olmak
hiçbirisi Elijah, Winter ya da Charlie'nin yakınma bile yaklaşacak
istiyorsun?" diye sordu.
türden değildi. Aslında öğrenimlerini daha fazla kabul
görecekleri ve empatik bir ortamda sürdürebilmeleri için o "Herhangi bir şey olabileceksem müzisyen olmak isterdim," dedi
duyarlı çocukların hepsini programa dahil edebilmiş olmayı Winter.
isterdi. Ama Samantha çok kesin konuşmuştu: Aradığı bir "Ama yeterince iyi olduğumu sanmıyorum."
yetenek kıvılcımından çok daha fazlasıydı. O bir kamp ateşi
istiyordu. "Şaka mı yapıyorsun?" dedi Elijah. Şaşkınlığı içtendi.
Ve böylece her okul günü Laszlo, sadece başka bir empatla "Sonbahar konserindeki solon tek kelimeyle muhteşemdi!"
paylaşabileceği o inanılmaz birlik hissini aramaya devam etti. Ve Winter kızardı. "Teşekkür ederim." İltifat karşısında aydınlanan
her gece, en azından Elijah, Winter ve Charlie'ye yardım etmiş yüzü sonra birden tekrar karardı. "Sen o konsere neden geldin ki?
olabilmenin bilinciyle gülümseyerek uykuya daldı. Sadece Dinleyicilerin hepsi ebeveynlerdi."
sabahları -o mahmur, berrak sabahlarda- yapmakta olduğu şeyin
gerçekten iyi bir fikir olup olmadığını düşünüyordu. Kızarma sırası şimdi Elijah'a gelmişti. Üstelik Winter'in utancını
hissedebileceğini bilmesi işleri daha da kötüleştiriyordu.
Elijah her ne kadar başlangıçta yeni çocuk hakkında biraz Yutkunup bakışlarını tabağına çevirdi. "S-s-sanırım... Sanırım bir
şüpheci davranmış olsa da, biraz tanıdıktan sonra Charlie'ye hayranın olduğumu söyleyebiliriz."
hemen ısmıvermişti. Charlie sadece on birinde olmasına rağmen
yaşma göre gerçekten olgundu. Elijah onunla filmler üzerine Başını kaldırınca bakışları buluştu. Kızın kendi hakkındaki
sohbeti ko-yulaştırmış, Winter ise klasik rock müziği hakkındaki duygularının onun hissettikleriyle aynı olmadığını bilmesine
ansiklopedik bilgisine hayran kalmıştı. rağmen, Winter yine de ona sıcak bir gülüşle karşılık vermişti.
"İlk hayranım."
Charlie bir anlamda Elijah'm hiç sahip olmadığı küçük
kardeşiydi. Daha önce kimse onu kendine örnek almamıştı. Charlie konuşmayı tam zamanında sıkıntılı bölgeden
Güzel bir duyguydu bu. Ayrıca o etraflarmdayken Winter ile baş uzaklaştırarak, "Ya sen, Elijah?" diye sordu. "Sen ne olmak
başa kaldıkları zamana göre daha az gergin oluyordu. Yemekler istiyorsun?"
sıkıntılı, adı konmamış ve nereye varacağı belli olmayan "Annem fen derslerinde iyi olduğum için doktor olmam
randevulardan uzun ve eğlenceli sohbetlere dönüşmüştü. En eski gerektiğini söylüyor."
"İyi ama sen doktor olmak istiyor musun?" dedi Winter. mutluydu. Birliktelikleri sadece birkaç haftalık da olsa, ortak
yetenekleri onları birbirine sıradan arkadaşlıkta olabileceğinden
"Pek sayılmaz."
çok daha fazla yaklaştırmıştı.
Charlie, "Neden HollyWood'a gitmiyorsun?" diyerek araya girdi.
Birlikte bir aileydiler.
"Ünlü bir yönetmen falan olursun. Filmler hakkında her şeyi
biliyorsun nasılsa." Samantha Zinser tek kelime etmeden sınıfa girdi ve tahtaya
yazmaya başladı. Çocukların eğitimini büyük ölçüde
"Bilmem," dedi Elijah. "Orada aşırı rekabetçi bir ortam var."
profesyonellere bıraksa da, birkaç konuyu kendilerinden
"Ben ünlü bir müzisyen olabiliyorsam," dedi Winter, "Sen de ünlü olmayan birine teslim edilemeyecek kadar önemli görüyordu.
bir yönetmen olabilirsin." Felsefe de bunlardan birisiydi.
"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" Yazması bitince geriye çekildi. Elijah, Winter, Charlie ve Jill
Winter omuz silkti. "Neden olmasın ki?" tahtadaki garip soruyu defterlerine geçmişti bile.

Elijah düşünceli bir şekilde başını salladı; HollyWood'a gitmeyi "Sen ne düşünüyorsun, Charlie?"
neden daha önce düşünmemişti ki? Annesi asla onaylamazdı da Charlie Hammond tahtaya baktı. 'Kuzey Dakota var mıdır?' Bir
ondan. Ve o da annesinin istediğini^daima elde ettiğini çok uzun süre, sanki bunun aldatmaca bir soru olup olmadığını anlamak
zaman önce öğrenmişti. Ama evden uzakta olduğu süre içinde istercesine öğretmenini süzdü. Birkaç saniye sonra da başını
kendine olan güveni de artmaya başlamıştı. Yani belki de doktor salladı. "Elbette vardır. Birleşik Devletlerin elli eyaletinden birisi."
olmazdı.
"Eh," dedi Charlie. "Ben itfaiyeci olacağım."
"Nereden biliyorsun?"
Kendi çocukluk günlerindeki itfaiyeci olma hayallerini
Çocuk omuz silkti. "Geçen yıl coğrafya dersinde öğrendim."
anımsayan Elijah gülümsedi. Onun kuşkucu tavrını sezen
Charlie, "Hayır, ben ciddiyim/' diye direndi. "İnsanlara yardım Zinser yavaşça masasının etrafında yürürken, "Öğrenmişsin-dir,"
etmenin harika bir şey olacağını düşünüyorum." dedi. "Ama gerçekten var olduğunu nereden biliyorsun? Oraya
hiç gittin mi?"
Winter eğilip Charlie'nin yanağına bir öpücük kondurdu.
"Gerçekten çok tatlısın, biliyor musun?" "Hayır."
Charlie bu sanki çok önemli bir şey değilmiş gibi omuz silkti, "Gitmiş birini tanıyor musun?"
ama içten içe bir süpernova gibi parlıyordu. Ve Elijah biraz "Hayır."
kıskançlık duysa da, genelde diğer ikisiyle birlikte olmaktan
"Bir Kuzey Dakota plakası gördün mü hiç?" "Deneyciliğin geçmişi eski Yunana kadar gider. Ancak
deneyciliğin babası olarak kabul edilen kişi İngiliz filozof John
Charlie hayır anlamında başını salladı.
Locke'dir. 1689 yılında yazdığı İnsan Anlayışı Üzerine Bir
"O zaman nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" Deneme'de22 bilginin sadece a posteriori, yani deneyim sonrası
"Çünkü bir kitapta okudum." elde edilebileceğini söylemiştir. İnsan zihninin bir tabula rasa,
yani 'boş sayfa' olarak başladığını ve kişisel deneyimlerle
"Şu kitaba neden inanıyorsun?" doldurulduğunu iddia eder."
Charlie yine omuz silkti. "Bilmem. Ama inanıyorum." Duralayıp söylediği deyimlerin not alınmasını bekledi.
"Yani coğrafya kitabında yazan her şeyin doğru olduğuna gözün "Locke'nin sadece felsefe değil, devlet ve ekonomi üzerine de
kapalı inanıyor musun?" olan teorileri ülkemizin oluşumunda rol oynamıştır. Örneğin
"Hı-hııı! Evet." Locke, devlet ve vatandaş arasındaki ima edilmiş sosyal sözleşme
üzerinde oldukça fazla yapıt üretmiştir. Her insanın 'yaşam,
"Biliyor musun?" dedi Zinser. "Ben de Kuzey Dakota'nın var
özgürlük ve mülkiyet' hakkı olduğunu özellikle vurgular. Bu size
olduğuna -oraya hiç gitmediğim ve gitmiş birini de tanımadığım
tanıdık geliyor mu?"
halde- inanıyorum. Ama bir deneyci olsaydım inanmazdım."
An Essay Concerning Human Understanding
Durdu ve tahtaya 'DENEYCİ' yazdı.
"Anayasamızdaki 'yaşam, özgürlük ve mutluluğu aramş
"Deneyciler, bilgi edinmenin tek yolunun kişisel deneyimler
hakkı'gibi," dedi Winter.
olduğuna inanır. Bu nedenle de, bir deneyci asla bir kitaba, saat
altı haberlerine, hatta öğretmenine bile güvenmez. Onlar ilk "Aynen öyle. Kurucu atalarımızın yaptığı tek değişiklik siyasi
kuşkuculardır." nedenlerden kaynaklandı ve kölelere mülk edinme hakkını
tanımamak için 'mülkiyet' yerini 'mutluluğu arama' kavramına
"İncil'e inanırlar mı?" diye sordu Jill tereddüt ederek.
bıraktı."
"Hayır."
Çocukların söyledikleri hakkında düşünmesine zaman tanımak
Kız başını anladığını ifade edecek şekilde sallamış, ama yüzünde için bir kez daha duraladı.
beliren tedirginliği de gizleyememişti. Zinser gülümsemesini
"Locke'nin bir başka önemli düşüncesi de şuydu: Eğer devlet,
bastırdı. Felsefenin düşünmeyi öğretmenin yanı sıra, bağnaz bir
çoğunluğun onaylamadığı bir yönetim şeklini benimseyerek
rahibin beyin yıkamasını etkisiz kılmak gibi ek yararı da vardı.
vatandaşlarla arasındaki sosyal sözleşmeyi ihlal ederse, o zaman
Devam etti.
isyan etmek vatandaşların hakkı, hatta görevi olur. Amerikan
tarihinde bu fikrin uygulandığı önemli bir an düşünebilir "Gördüğünüz gibi, gözlüğümün tüm özelliklerini Locke'nin
misiniz?" tanımlamasına göre iki gruba ayırdım. Büyüklük ve şekilsel
niteliklerden oluşan ilk gruba birincil özellikler denir. Bunlar
"Amerikan D-d-devrimi," dedi Elijah.
gözlüğümün özüne ilişkin tanımlayıcılardır, yani nesneyi tam
"Doğru. Kişisel olarak deneyden geçirmediği hiçbir şeye olarak tanımlarlar. Herhangi bir gözlük bu birincil özelliklere
güvenmeyen bir adam için hiç de fena bir sosyal miras sayılmaz." sahip değilse, o zaman başka bir şey olurdu: Monokl, büyüteç,
"Yani Locke hiç kimseye mi güvenmiyordu?" diye sordu Winter. hatta belki dürbün. Ama gözlük olmazdı. Locke diğer tüm
nitelikleri -renk, tat, ısı, doku, ses- ikincil özellikler olarak
"Locke kendine bile güvenebileceğine inanmıyordu. Hatta beş sınıflandırdı. Bu özellikler bir nesneyi belirlemek için gerekli
duyunun bilgi edinmenin tek gerçek yolu olduğunu yazmasına değildir; hepsi onları algılayan kişiye göre görecelidirler."
rağmen, duyulara bile her zaman tümüyle inanılamayacağını
iddia etti." "Göreceli derken neyi kastediyorsunuz?" diye sordu Jill. "Demek
istediğim, renk renktir, tat da tat. Değişmezler ki."
"Neden?" diye sordu Elijah öne doğru eğilerek.
"Elbette değişirler," dedi Zinser. "Hiç üzerine şurup dökülmüş
"Çünkü duyular görecelidir. Bir örnek vereyim." Zinser krep yedikten sonra bir bardak portakal suyu içtin mi? Ekşi gelir.
gözlüklerini çıkarttı. "Herkesin, elimde tuttuğum nesnenin farklı Ama aynı portakal suyunu bir dilim limon ısırdıktan sonra
özelliklerini söylemesini istiyorum." içersen tatlıdır. Renkler için de aynı şey geçerli. Krem rengi bir
Çocuklar birer birer, isimler ve sıfatlar saydılar. Onlar söylerken gömleği siyah bir ceketin altına giyersen canlı durur. Aynı
Zinser de bunları iki sıra halinde tahtaya yazdı. Başka tanımlayıcı gömlek bir spor ceketin altında kirli görünür. "Bu 'algı perdesi' ya
sözcük kalmayınca geri çekildi. da 'peçesi' olarak bilinir ve anlamı şudur: Hepimiz dünyayı
gerçekte olduğu gibi değil, kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla
BİRİNCİL ÖZELLİKLER İKİNCİL ÖZELLİKLER
gözlemleriz. Dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey
1. Çerçeve ve iki mercek 1. Siyah 6. Kokusuz kendinizsinizdir."
2. Burun köprüsü 2. İnce 7. Menteşeli "Yani Locke sadece kendine mi inanıyordu?" diye sordu Charlie.
3. Kulak parçaları 3. Bükümlü 8. Plastik "Başka hiçbir şeye inanmadı mı?"

4. Parlak 9. Pürüzsüz "Kendisiyle başladı, ama iki şeye daha inandı: Tanrı ve harici
dünya."
5. Hafif
Tanrı'ran adı geçince Jill canlandı.
Ve şimdi tedirgin olma sırası Elijah'daydı. "Sadece d-d- ve fikirler olarak iki gruba ayırarak dünyayı nasıl gördüğünü
deneyimlerden gelen bilgiye inanıyorsa Tanrı'ya nasıl anlattı. İzlenimlerin ya üşümek gibi dışsal duyular ya da acıkmak
inanabilirdi ki?" gibi içsel yansımalar olduğunu söyledi. Fikirleri de kaynaklarına
göre sınıflandırdı: Bellek ve imgelem."
"Çünkü deneyimlere dayalı fikir üretme yeteneğine inanıyordu.
Bu yolla Tann'nm var olduğunu kendine kanıtladı." "Nasıl?" diye 23 A Treatise on Human Nature 344 |
sordu Jill aklı karışmış bir şekilde. "Benliğin var olduğuna dair "Bir şeyi ya anımsarsın ya da uydurursun," dedi Charlie.
sezgisel inancıyla başladı. Sonra 'gerçek varlık' dediği benlik
fikriyle, her şeyin bir şeyden gelmiş olması gerektiği fikrini "Yarı yarıya doğru. Hume tüm imgelemler izlenimlerden
birleştirdi." kaynaklandığı için, 'bir şeyi uydurmanın' olanaksız olduğunu
savunur. Örneğin, size farklı iki tonda mavi renk gösterirsem,
Zinser önündeki notlardan yüksek sesle okumaya başladı. "Eğer, renkler hakkında bilginiz olduğu için bunların yer alacak farklı
o zaman, gerçek bir varlığın olduğunu ve yokluğun hiçbir gerçek bir tondaki maviyi hayalinizde canlandırabilirsiniz. Ama bu iki
varlığı üretemeyeceğini biliyorsak, bu ezelden beri bir şeyin farklı tondaki maviyi kör bir insana anlatırsam, renklerle ilgili
olduğunun bariz bir gösterimidir; ezelden beri olmayanın bir hiçbir deneyimi olmadığından üçüncü tonu imgelemekten
başlangıcı olduğuna ve başlangıcı olanın da başka bir şey tümüyle aciz kalacaktır. Bu da imgelemenin deneyimlerden
tarafından üretilmiş olması gerektiğine göre, mantığımız bizi bu kaynaklandığını gösterir."
kesin ve bariz gerçeğin bilgisine götürür: Ebedi, her şeye gücü
yeten ve her şeyi bilen bir Varlık olduğuna. Zinser ışıkları kararttı ve tepegözü açarak tahtanın yanındaki
ekranı aydınlattı.
"Başka deyişle, hepimiz bir şeyden gelmiş olmalıyız ve o şey de
Tanrı olmalıdır." GERÇEKLİK = ALGI
"Bu p-p-pek de deneysel görünmüyor," dedi Elijah. "Haklısın. ALGI
Locke'nin deneyciliğine yönelik başlıca eleştiri de budur. - İZLENİMLER
Tarihçiler dindar biri olduğundan Locke'nin Tanrı'nın
varlığından şüphe duymayı kendine yakıştıramadığına inanıyor. o DUYULAR-dışsal (soğuk)
Ancak, ölümünün üzerinden otuz yılı aşkın bir süre geçtikten o YANSIMALAR - içsel (acıkma)
sonra ortaya yeni bir düşünür çıktı. Kendisi de deneyci olan bu
- FİKİRLER
kişi, her şeye gücü yeten bir Tanrı'ya inanmayı temelden reddetti.
Düşünürün adı David Hume idi ve yirmi altı yaşındayken İnsan o HAFIZA
Doğası Üzerine Bir Tez'i23 yazdı. Bu yazısında algıları izlenimler o İMGELEME
? FANTEZİ - izlenimleri değiştirerek veya birleştirerek yeni bir Elijah bir an kıpkırmızı oldu, sonra atıldı. "Artırıcı bir fikir 20
fikir üretmek Metrelik Kadının Saldırısı filmindeki kadın olabilir; indirgeyici
bir fikirse, Tatlım, Çocukları Küçülttüm''deki ç-ç-çocuklar."
• Bütünleştirici
"Çok iyi. Böylece görüyorsunuz ki, ne kadar fantastik de olsa,
• Değiştirici
düşünebileceğiniz her şey yalnızca daha önceden
• Artırıcı deneyimlediğiniz başka bir şeyden kaynaklanıyor."
• indirgeyici Zinser çocukların hâlâ onunla birlikte olduklarından emin olmak
? ANLAMA - kavramlar hakkında düşünme için durdu. Organizasyon'un umduğu kişiler olacaklarsa,
gerçekliği tüm yönleriyle anlamaları gerekiyordu. Ancak o
• Fikirler Arası İlişkiler » Olgular zaman liderlik edebilirlerdi. Çocukların dikkatini
Çocuklar bu felsefi özeti defterlerine kopyaladıktan sonra Zinser kaybetmediğine emin olunca devam etti.
devam etti. "Peki. Şimdi de anlamaktan söz edelim. Hume bu grubu ikiye
"Gördüğünüz gibi, Hume imgelemeyi iki kaynağa ayırdı: Fantezi böldü: Geometri ve matematik gibi üzerlerinde
ve anlama. Sonra fanteziyi de dört tip fikre böldü: Bütünleştirici, düşünebileceğiniz fikirlerarası ilişkiler ve kimlik, zaman, uzay
değiştirici, artırıcı ve indirgeyici. gibi yadsınamaz olgular."
"Bütünleştirici bir fikir, bir fikri başka birine eklemenizdir. Bir ata Unicom: Alnının ortasında tek bir boynuzu olan mitolojik bir
boynuz ekleyip, boynuzlu at24 yaratmak gibi. Mantıklı geliyor hayvan (ç.n.)
mu?" "Ama tüm bunlar Tanrı'nm olmadığını nasıl ispat ediyor?" diye
Çocukların dördü de gözleri parlayarak aynı anda başmı salladı. sordu Jill.
"İyi. Değiştirmek ise, bir şeyin bir parçası yerine başka şeyin bir "Etmiyorlar. Hume Tanrı hakkında sadece şüpheliydi, tıpkı
parçasını koymaktır. Bir örnek düşünebilir misin, Winter?" serbest irade ve bedenlerimiz üzerindeki gücümüz konusunda
şüpheli olduğu gibi."
Winter kısa bir süre gözlerini tavana dikti, sonra gülümsedi. "Bir
balığın kuyruğunu bir kadının bedenine koyarak denizkızı "Ha?" dedi Jill.
yapmak." Zinser gülümsedi. Zihinlerini çalıştırmak için 'güç' konusuna
"Doğru. Son iki tip olan artırmak ve indirgemek ise kendilerini bilerek atıfta bulunmuştu, çünkü Hume'yi gerçekten anlamanın
tanımlıyorlar. Winter'in izinden gitmek ister misin, Elijah?" tek yolu, herhangi bir şeyi anlamanın neredeyse olanaksız
olduğunu anlamaktı.
"Bir deneycinin bakış açısından, kendimiz üzerindeki 'gücümüz' "O zaman olduğunu nasıl bilebilirsin?"
anlaşılabilir değildir, çünkü 'güç' sözcüğünü tanımlamak "Çünkü bedenimi kontrol edebiliyorum!" diye bağırdı Charlie.
mümkün değildir."
"Hayır, edemezsin."
"Bu delice," dedi Charlie.
"Ne demek, edemem?"
"Peki," dedi Zinser yakışıklı çocuğa doğru dönerek. "O zaman
bana açıkla." "Tüm organların üzerinde aynı derecede kontrole sahip değilsin.
Miden, böbreklerin, karaciğerin... Hepsi senin bilinçli zihninden
"Güç..." Charlie önce notlarına, sonra da Zinser'e baktı. "Güç bir tamamen bağımsız çalışır."
fikirdir."
"Böbreklerimi kontrol edemiyor olmam bedenimin geri kalanı
"Kaynağı nedir? Bellek mi, yoksa imgelem mi?" üzerinde güç sahibi olmadığım anlamına gelmez."
"Bellek. Bedenimi hareket ettirdiğime dair olan anılarım." "Ama bu gücün nerede başlayıp nerede bittiğinin bilinçli olarak
Göstermek için parmaklarını oynattı. farkında değilsin. Gücü hissedemezsin. Sadece deneyimlerin
"Ama iradenin bedenini hareket ettirmekte kullandığı gücü aracılığıyla iradenin sınırlarını biliyorsun. Ve deneyimlerin her
bilmek mümkün değil." ne kadar sana parmağının sen istediğin zaman oynadığını
öğretmiş olsa da, bu deneyimler parmağın ve zihninin birbirine
"Ne demek istediğinizi anlamıyorum."
nasıl bağlı olduğunu söylemiyor."
"Zihnin ve bedenin arasındaki bağlantı tam bir muamma. Düşün:
"Ama parmağımı oynatmak istediğim zaman zihnim onu
Eğer sana görünmez bir ruhun nesneleri yerlerinden
oynatıyor."
oynatabildiği başka herhangi bir durum anlatsaydım, bana deli
derdin. Zihnin beden üzerindeki etkisi, sana zihnimle dağlan "Hayır, oynatmıyor."
yerinden oynatabileceğimi söylememden daha akıl dışı değil." Charlie ellerini havaya kaldırarak, "O zaman oynatan nedir?"
"Ama zihin bedene bağlı." diye sordu.
"Beyin bedene bağlı. Ama zihin öyle mi? Bilinç öyle mi? Bilim "Nöronların ürettiği elektriksel dürtülerle idare edilen sinirler
adamlarının bilincin ne olduğu, hatta nerede olduğu hakkında en tarafından tetiklenen kaslar. Bilincin parmağını oynatmaya
küçük bir fikirleri yok. Öyleyse bedenine nasıl 'bağlı' oluyor? Bu çalıştığın zaman neler olduğunun farkında bile değil. Zihnin
bağlantıyı hissedebiliyor musun?" parmağını oynatmak istiyor, ama onun yerine bir nöronu
tetikliyor. Senin ne hissedebileceğin, ne de kavrayabileceğin ve
"Yani... Edemiyorum."
asıl amaçladığından tümüyle farklı bir olay."
Charlie soluğunu gürültüyle koyuverdi. Zinser aldırmadan Elijah dudağını ısırdı. Sonunda başını iki yana salladı.
devam etti, çünkü onun anlamanın eşiğinde olduğunu "Yapamam."
kavramıştı. "Yapamazsın," dedi Zinser. "Zihninin -bedeninin üzerindeki
"Ateşlenen nöron parmağın oynayana kadar bir dizi kasıtsız kontrolü gibi- kendi üzerindeki kontrolü de senin
olaya neden oluyor. Yani gördüğün gibi, parmağını oynatacak bir hissedemeyece-ğin bir şekilde sınırlıdır. Bu sınırlamalar ancak
'gücün' bilincinde değilsin çünkü böyle bir gücün yok. Sahip deneyimle öğrenilir. Örneğin arzular üzerindeki kontrolün
olduğun tek şey, birtakım elektronik darbeleri tetikleyecek bir düşünceler üzerindeki kontrolünden çok daha zayıftır. Böyle bir
güç. Bunlar da her ne kadar sonunda bir harekete yol açsalar da, sınırlamanın ardındaki nedeni anlamak olası değildir; dolayısıyla
senin anlayışının dışında çalışıyor. Onun için bir daha kendi zihninin gücünü gerçekten 'bilmek' de olası değildir. Onun
soruyorum: Bedenin üzerinde sahip olduğun gücü nasıl için size meydan okuyorum."
'bilebilirsin'?" Zinser durdu ve çocuklara birer birer baktı. "Bana zihninizin
Charlie'nin omuzları çöktü. "Sanırım bilemem." gerçek anlamda bilincinde olduğunuz gücünü söyleyin."
Kimseden bir ses çıkmayınca devam etti. "Yani nasıl zihin
"Bilemezsin. Hareket, deneyimlediğin bir şeydir, ama arkasındaki
gücünüzü bilmeniz mümkün değilse, iradenizin bedeniniz
gücün bilinçli zihin tarafından bilinmesi olanaksızdır."
üzerindeki gücü de eşit derecede bilinemezdir."
Bir süre için, öğrencilerin hiçbiri konuşmadı. Sonra Elijah birden
"Ama," dedi Jill hâlâ düşünceli bir şekilde. "Eğer kendi irademizi
canlandı. "Peki, yeni bir f-f-fikir üretme gücüme ne dersiniz? O
bilemezsek bu durum başka bir şeylerin devrede olduğunu ima
gücü biliyorum."
etmiyor mu? Tanrı gibi?"
"Öyle mi dersin? İmgelem gücü nasıl bir şey?"
"Beş duyumuzla algılayamadığımıza göre Tanrı bir izlenim değil,
"Hayalimde bir şeyler yarattığım zaman kendimi... Kendim iyi bir fikir olmalıdır. Tanrı hafızamızın bir parçası olmadığına göre,
hissediyorum." o zaman imgelemimizden geliyor olmalıdır. Ve Tanrı bedensel
"Sen sadece bir fikir ürettikten sonra nasıl hissettiğini anlattın olmadığına göre, o zaman Tanrı fikri de bir olguya dayalı
şimdi. Ama bu fikri üretme süreci nasıl bir şey?" olamaz; öyleyse fikirlerarası bir ilişkiden kaynaklanıyor
olmalıdır. Ama tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi Tann'ya
"Zor. Sinir bozucu." inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
"Hayır. O bir fikir üretemeyince kendini nasıl hissettiğin. Sen "O halde Tanrı yoktur."
sürecin kendisinin nasıl hissettirdiğini anlat bana."
"Peki ya bilinç?" diye sordu Jill. "İrademin gücünü 'bileme-sem' "Sizi bugün tartıştığımız her şeyin yanlış olduğunu ve tam
bile onu yine de deneyimliyorum. O zaman Tanrı fikri bu tersinin doğru olduğunu söyleyen bir grup felsefeciyle
deneyimden kaynaklanıyor olamaz mı?" tanıştıraca-ğım."
"Ockham'm Usturası, buna 'hayır' der. Entia non sunt Çocukların yüzünün aldığı ifade gerçekten paha biçilmezdi. Ve
multiplicanda praeter necessitatem: Öğeler gerekenin ötesinde daha yeni başlıyorlardı.
çoğaltılmamalıdır." Yağmur yağıyor olmasa, olaylar daha değişik hal alabilirdi. Ama
"Bu ne demek?" diye sordu Jill. o gece bir soğuk hava dalgası Pennsylvania'ya özellikle ağır bir
fırtına getirmiş, yolları su basmışta.
"Genelde, en az sayıda varsayıma dayalı teoremin doğru olduğu
anlamına gelir. Dolayısıyla, dünyanın yaratılışından Ve böylece, Laszlo, ile 'beraberindekiler' otoyoldan çıkıp bir
görünmeyen, gücü her şeye yeten, her şeyi bilen bir varlığın motele girdi.
sorumlu olduğunu söyleyen bir teori pek olası değildir." Uyumak için henüz çok erken olduğundan, birer içki içmek için
"Ama olanaksız da değildir," diye üsteledi Jill. "Demek istediğim, bara indiler. Manderville ile Branigan televizyondaki maçı
bunların hiçbiri Tanrı'nm var olmadığının kesin kanıtı değil." izlerlerken Laszlo düşüncelere dalmıştı. Birden yan masada
titreyerek oturan kadının farkına vardı. Kadının belirgin korkusu
"Değil. Daha önce de söylediğim gibi Hume, Tanrı konusunda ne
onu kendine çekip dikkatini üzerinde toplamasına neden
kadar şüpheci olsa da, hiçbir zaman var olmadığını söylemedi.
olmuştu.
Sadece Tanrı'nın varlığının olanaksıza yakın kabul edilmesi
gerektiği kadar olasılık dışı olduğunu söyledi." Ona doğru dönerken kadın da dudaklarına götürdüğü sigarayı
yakmak için çantasından gümüş bir Zippo çıkarttı. Çakmağın
Zinser çocuklara göz gezdirdi. Olağanüstü zekâlarına rağmen
alevi titreyen elinde sağa sola salmıyordu. O sigarasından ilk
hepsi de tükenmiş görünüyordu. Onları suçlayamzdı; felsefe
nefesini çekerken Laszlo da kendini bırakıp zihnini açtı. Ağzında
konusunda o kadar bilgili olmasına rağmen kendi kafası bile
yuvarlanan duman ciğerlerine gidince, kadın bir rahatlık
biraz karışmıştı.
duygusuyla zihinsel anlamda iç geçirdi.
"Bugünlük bu kadar zihin karıştırmak yeter/' dedi "Biraz
Bu karışım sanki nirvanaydı. Gerçekten de, çok korktuktan sonra
dinlenin. Gelecek ders kafanızı gerçekten karıştıracağım."
bir sigara yakmak gibisi yoktu. Laszlo kadını o kadar korkutan
"Nasıl?" diye sordu Winter. şeyin ne olduğunu bilmiyordu, ama umurunda da değildi.
Önemli olan, kadının zihninde uğuldayan o olağanüstü histi.
"Ağzının suyu akıyor," diye takıldı Branigan ona. "Gerçi onda ne Dumanı burun deliklerinden bıraktı. Sonra gözlerini yumdu ve
bulduğunu pek anlayamadım ama..." sigaranın tadının, dokunuşunun, kokusunun, her şeyinin keyfini
çıkararak kendini bıraktı.
"İlgilendiğim o değil," dedi Laszlo gözlerini -zihnini değil,
bakışlarını- kadından çekerek, "Sadece sigarası." Ne kadar süreyle öyle kaldığına emin değildi. Günler gibi
gelmesine rağmen, gözlerini açtığında dudaklarının arasından
"Neden daha önce söylemedin ki?" Branigan iç cebinden bir
çektiği beyaz çubuğun uzunluğu ona aradan sadece birkaç
paket Marlboro çıkarttı. Kutuyu tıklattı, kapağını açta ve
saniyenin geçmiş olduğunu anlatıyordu. Ama sinir ileticileriyle
Laszlo'ya uzattı. "Al."
birleşen nikotin o birkaç saniye içinde beyninde kimyasal bir
"Teşekkürler," dedi Laszlo. Altı ayı aşkın süredir sigara tepkime başlatınca başka şeyler oldu.
içmiyordu, ama duyduğu yalın arzu karşısında çaresizlikle eski
Laszlo uyandı.
alışkanlığına geri dönecekti.
Ansızın yaşamının son iki ayıyla yüzleşen Laszlo dehşet içinde
Sigarayı dudaklarına götürmeden önce başparmağıyla işaret
kalmıştı. Duygularını hiç beklemediği bir anda gerçek yüzleriyle
parmağı arasında yuvarlayarak ezip yumuşattı. Sonra önündeki
görmüştü: Hepsi yapaydı. O barda, iki duygusuz adamın -hayır,
sigara tablasından aldığı eşantiyon kibritten bir tane koparttı.
askerin- arasında ne işi vardı? Hele üç metre ilerisinde...
Kibritin ecza sürülü ucunu başparmağıyla paketin fosforlu şeridi
arasına alıp sürttü. Kısa bir puf sesinin ardından fosfor hafif bir Dönüp arkasına bakmamak için masanın kenarını sıkı sıkıya
tıslamayla alev aldı, parlak alev kibritin gövdesini takip ederek kavradı.
aşağıya doğru inmeye başladı. Tam arkasında olmasına rağmen Laszlo o kızın bir süpernova
Laszlo bir an için kibriti gözlerinin önünde tutup, titreyerek dans yoğunluğuyla yandığını sezebiliyordu. Sigarasından bir nefes
eden alevin ve parmaklarına vuran ısının keyfini çıkardı. Sonra daha çekip dumanını üfledi. Beyaz bulut yüzünün etrafında
alevi sigarasının ucuna tuttu ve turuncular saçarak yanan dağılırken, hiç kımıldamadan durdu. Herhangi bir tepki
tütünün dumanını içine çekti. vermemesi gerektiğinin içgüdüsel olarak farkındaydı. Bunu
yaparsa, kız da onun farkında olduğunu anlayacaktı...
Sigarayı ağzından çekti, kibriti üfleyerek söndürdü, kükürt
kokusunu içine çekerken kibritin gri dumanının ince bir iplik Samantha. Kızın onunla ilgisi olabilir mi?
şeklinde tavana doğru yükselişini seyretti. Yeniden dudaklarına Elbette. Sigaradan derin bir nefes daha çekti, eliyle kasten kibrite
götürdüğü sigaradan bir nefes daha aldı. Duman ağzının içinde çarpıp masadan düşürdü ve almak için eğildi. Doğrulurken
yuvarlanırken kanının nikotini ciğerlerinden emdiğini hayal etti. hafifçe yana dönerek mekâna göz gezdirdi.
Kızı o zaman gördü. On metre kadar ilerisinde oturuyordu ve Nikotin. Neden oydu işte; beynindeki kimyasal tepkime bir
saçları sıkı bir atkuyruğu şeklinde toplanmıştı. İki yanında şekilde kızın onun üzerindeki kontrolünü kırmış olmalıydı. Ve
Laszlo'nun o ana kadar görmediği, ama benzerlerini hissetmiş şimdi özgürdü. Ama ne kadar süre için? Ve nikotinin etkisi
olduğu iki adam vardı. Tıpkı Branigan ve Manderville gibi hiçbir geçince ne olacaktı? Eskiden olduğu hale mi dönecekti? Yanan
duygu yaymıyorlardı. sigaraya baktı, kalbi hızla atarak bir nefes daha çekti. Nikotinin
çok kısa bir yarılanma ömrü vardı; birkaç dakika içinde etkisi
Kızın zihnini yokladı; zonklayan bir üstünlük duygusuyla
geçmeye başlayacaktı. Fazla zamanı yoktu.
karışmış donuk bir bıkkınlık ve küçümseme vardı. Ona bakarken
kız da dönüp gözlerini doğrudan üzerine dikti. Laszlo bir karar Kayıtsız görünmeye çalışarak Branigan'a döndü. "Şundan bir
vermek zorundaydı. tane daha versene."
Ve bunu hemen yapması gerekiyordu. "Elbette," diyen iriyarı adam paketi ona uzattı. "Al bakalım."
Kestiremediği bir zamandan beri onun etkisi altındaydı ve bir Laszlo paketten bir sigara daha çekerken, duyduğu rahatlama
şekilde kontrolünden kurtulmuştu, içinde kabaran zihinsel hissini gizlemeye çalıştı. Bu kez ön-sevişme faslını atlayıp
saldırı dürtüsünü zor da olsa bastırdı. Öyle bir şey yaparsa sigarayı çabucak yaktı. Derin bir nefes çekti. Tamamen kendine
sadece onunla değil, Branigan ve Manderville ile de boğuşması gelmeye başladığını hissedebiliyordu. Bunun nedeni mutlaka
gerekecekti. Bir şeylerin ters gittiğini sezerlerse onu kontrol altına nikotindi. Daha fazlasına ihtiyacı vardı. Çok daha fazlasına hem
alırlardı. de!
Sakinleşti ve kız tüm dikkatini onun üzerine odaklarken, kendisi Mekâna hızla göz gezdirdi ve aradığı şeyi buldu. Yanlarından
de bir dakika önceki hislerinin gerçekçi yankıları olduğunu geçen garson kıza bakarken aklına bir şey gelmişti.
umduğu duygular yaydı. Mutluluk. Tatmin. Kayıtsızlık. Elini boş şişeye doğru sallayarak, "Bu meret nerelere vuruyor be!"
Kızın varlığı, ormanda hareketsiz durup yakınlarda kırılacak bir dedi. "Tuvalete gitmem gerek."
dal sesini bekler gibi, bir süre daha zihninin etrafında oyalandı. Branigan ile Manderville başını salladı. Ona aldırış ettikleri
Sonra geçip gitti. yoktu. Neden umursasmlardı ki? Kız ikisinden de çok daha
Kızın zihinsel hapishanesinden nasıl olup da kurtulduğunu güçlü bir bebek bakıcısıydı nasılsa.
düşünen Laszlo sigaradan derin bir nefes aldı, külünü tablanın Laszlo hızla tuvaletlere doğru yürüdü. Kapının önünde durup
kenarına vurarak silkti. Ve bükülerek yükselen dumanı bekledi. Yaşamının en uzun geçen iki dakikasından sonra garson
seyrederken bulmacanın son parçası yerine oturdu. kız göründü. Eteğini düzeltmekle meşgul olduğundan, Laszlo
uzanıp elini tutana kadar onun farkına bile varmadı. Duyduğu
suçluluk hissine engel olamayan, ama bunun tek şansı olduğunu Kızın gözleri parladı. "Her ne istersen."
bilen Laszlo, daha önce bilinçli olarak hiç uygulamadığı bir şeye Masaya dönen Laszlo bir sigara daha yaktı. Birkaç dakika sonra
başvurdu. garson kız da tuvaletlere giden koridorda göründü. Yanlarından
Kendini zorla başka bir zihin haline soktu. geçerken ona gülümseyerek baktı.
O zamana dek yaşadıklarının hiçbirine benzemiyordu. Bir an için "Sanırım bir hayranın var," dedi Manderville başıyla onu işaret
kızın şaşkınlık ve ıstırabının çevresinde dolaştı, bir sonraki an ise ederek.
içeriye girmiş, kızın duygusal bilincinin derinlerine dalmıştı. "Ha?" Laszlo farketmemiş gibi yaparken zorlanmamıştı;
Onu hiç düşünmeden tatlı bir şefkat ve keskin, kekremsi bir neredeyse dokuz haftadır zerre kadar cinsel arzu göstermemişti.
özleme boğdu. İstediği duyguları zihnine sokarken, bir yandan Branigan'ı dürterek, "Yok bir şey," dedi Manderville. "Sen içmene
da elini sıkıp zihnini büktü. Sonra yavaşça kendini, fiziki devam et."
dünyadaki varlığını da hissettirecek kadar geri çekti. Kızın
gözlerinin içine baktı. Bariz şekilde afallamıştı, ama geri Laszlo o gece kendisini ayık tutanın saf irade gücü mü, yoksa
çekilmedi. Laszlo öne doğru eğilip dudaklarını onunkilere adrenalin mi olduğuna emin değildi. Tek bildiği sigarayı tüttür-
yapıştırdı. Dilini ağzının içine iterken, bir yandan da zihniyle meye devam ettikçe, zihninin de açıldığıydı. Yine de,
onun arzusunu kamçıladı. Manderville ile Branigan'm ona ancak mama sandalyesinde
oturan bir yaşındaki bebeğe yöneltecekleri kadar ilgi gösteriyorsa
Ve kız da aynı şekilde karşılık verdi; elleri Laszlo'nun sırtında da, kafası karışmış bir görüntü sergilemeye dikkat etti.
dolaşırken, dili onunkini arıyordu. Laszlo onun zihnine
durmaksızın zevk pompalarken, ellerini vücudunda dolaştırdı. Ama asıl kandırmaya çalıştığı kişi kızdı. Etrafındaki dünyaya
aldırış etmiyor gibi görünse de, Laszlo bunun gerçek olmadığının
Sonra öpüşmeyi bitirdi. farkındaydı. Kız öfkeyle için için kaynıyor, zihni etraftaki herkesi
Kız gözlerini açtı; bakışları hülyalı ve parlaktı. Nefes nefeseydi ve azgın bir küçümsemeyle yokluyordu.
alnında ince bir ter tabakası parlıyordu. Dakikalar ilerledi, Laszlo odasına dönebilmek için adamların
"Merhaba," dedi Laszlo suçluluk duygusunu bir gülümseyle keyfinin gelmesini bekledi. Birkaç saat sonra askerler nihayet
maskeleyerek. yatmaya karar verdi. Manderville sallanarak kızın masasına
doğru giderken, Branigan da Laszlo'ya eşlik etti.
"Merhaba," diye karşılık verdi kız. Yüzü heyecan ve istekle
kızarmıştı. Laszlo'nun kalbi merdivenlerde heyecanla çarpmaya başladı.
Branigan'm odasında olduğunu umut ettiği şeyi görmesine izin
"Sormaya korkuyorum ama... Bana bir iyilik yapar mısın?"
veremezdi.
"Bana anahtarını ver," dedi Branigan esnemesini engellemeye İçinden hemen ışıkları açıp garson kızının kendisinden istenen
çalışarak. şeyi yapıp yapmadığını kontrol etmek geçse de
kıpırdayamıyordu. Dehşet içinde ve Branigan'ın kapıyı çalmasını
Laszlo ellerini boş olduğunu bildiği ceplerinde dolaştırıp, bir şey
bekleyerek karanlıkta öylece durdu. Yapabileceği tek şey
arıyormuş gibi yaptı. "Kaybetmişim," dedi. Bir yandan da kızın
beklemekti. Birkaç saniye hiçbir ses gelmedi. Soluğunu tuttu.
onu izliyor olması ihtimaline karşı yalanını gizlemek için ılık bir
Sonunda adamın ayaklarını sürüyerek koridorda yürüyüp
belirsizlik yaydı.
uzaklaştığını duydu.
"Öf be!" Branigan canı sıkkın bir ifadeyle içini çekti. "Gel."
Bitkin bir şekilde soluğunu bıraktı, gözlerini yumdu ve duvara
Birlikte resepsiyona indiler ve yeni bir anahtar alıp odaya yaslandı. Zihnini biraz dinlendirmek istiyordu, ama odada yalnız
döndüler. Laszlo adamın anahtarı kendisine vereceğini basınayken bile kızın zihinsel duyargalarının aralarındaki ince
umuyordu, ama Branigan kilide soktu. Onu umutsuzca duvardan sızdığını hissedebiliyordu.
durdurmaya çalışan Laszlo bileğini kavradı.
Yan odadaydı.
İriyarı adam bu ani temasla irkilip birden döndü. Ama
Onun için psişik oyununu oynamaya devam edip, hoş bir
Laszlo'nun elinden kurtulamadan zihninin o sert, aşılamaz olarak
umursamazlık havası takındı ve elektrik düğmesine uzandı. Bir
algılanan yüzeyi birden geçirgenleşti. Laszlo hiç düşünmeden
an ne göreceğinden korkarak eli düğmenin üstünde bekledi. Eğer
yorgun bir mutluluk hissi yaydı.
garson kız söyleneni yapmadıysa durumu nasıl idare edeceğini
"Boş ver," dedi. Öteki elini yavaşça Branigan'ın omzuna koydu ve bilmiyordu. Benliğini yeniden yan odadaki kıza kaptırma
öne doğru bir adım attı. "Ben hallederim." düşüncesiyle ürperdi.
Branigan duraksadı. Laszlo ne yapacağına karar vermeye çalışan Ama garson belki de kendisinden bekleneni yapmıştı. Bunu
adamın zihnindeki karmaşayı sezebiliyordu. Dişlerini sıktı ve anlamanın tek yolu ışığı açıp bakmaktı. Düğmeyi çevirdi.
varlığının buna bağlı olduğunu bilerek onu zihniyle bir kez daha
Gözlerini soluk yeşil halıdan kaldırıp odayı baştanbaşa taradı.
dürttü; Branigan'ın gözleri bulanıklaştı ve yüzüne geniş bir
Bakışları yatağa ulaşınca katıksız bir sevinç tüm benliğini sardı.
gülümseme yayıldı.
Kareli yatak örtüsünün üzerine yığılmış, gördüğü en güzel
"Tamamdır," dedi geri çekilerek. "İyi uykular."
manzara vardı: Bolca sigara ve çiğnemelik tütün. Camel,
"Teşekkürler." Laszlo adamın üzerindeki kontrolünü hâlâ gev- Marlboro, Kent, Chesterfield, Winston ve Lucky Strike. Jelatin
şetmemişti. "İyi geceler." Adamın bileğini bırakırken seri bir kaplı paketler ve gümüş rengi metal kutular lambanın ışığında
hareketle odaya girdi ve kapıyı kapattı. Aralarındaki fiziki temas parlıyordu.
biter bitmez zihinsel bağları da koptu.
Yatağa doğru iki adım atan Laszlo en yakındaki metal kutuyu kapılmasının nedeni de buydu. Sonra başını kaldırmış ve adamı
aldı. Kapağını açtı, içindeki yapış yapış kahverengi tütünden bir kendisine bakarken görmüştü.
parça kopartıp yanağının içine yerleştirdi. Eğer zihnini özgür Hemen kendini tekrar onun zihnine gömmüş, bir an için direnç
bırakan gerçekten nikotinse teslimat şeklinin fark yaratmaması hisseder gibi olduysa da, Laszlo yine eski haline dönmüştü:
gerekirdi. Mutlu, şaşkm bir umursamazlık topu. Rahatlamıştı Jill. İstediği
Tütün topağını emip bekledi. Sigara içtiği zamanki o rahat, son şey Samantha'yı düş kırıklığına uğratmaktı.
yumuşak, kafası dumanlı hissin aynısını yeniden duydu. Kızm Samantha.
zihninin kendininkini yokladığını hissediyordu, ama barda
olduğu gibi tutunacak yer bulamıyordu. Laszlo iç geçirdi ve O adı beyninde döndürdü. Çok güzeldi. Ateşli ve egzotik.
yüzünde iki aydan beri ilk kez gerçek bir gülümseme belirdi. Kendisininki gibi can sıkıcı ve basit değil. Keşke...
Artık özgür olduğuna göre, sıra bir plan yapmaya gelmişti. Jill Birden bir duygu seli hissetti. Rahatlamayla karışık yoğun bir
kapıdan yatağa kadar saçılmış ayakkabılara, çoraplara, sevinç. Gözlerini açtı ve olduğu yerde dikilip bakışlarını duvara
gömleklere ve kot pantolonlara baktı. St. John's'dan ayrılıp dikti. Öte tarafta bir şeyler Laszlo'yu çok mutlu etmişti. Adamın
Katolik okul üniformasını büyük bir mutlulukla geride zihnini yokladı, ama onu düşüncelerinden kopartan o canlı
bıraktığında ilk değiştirdiği şey giyecekleri olmuştu. Diğer her renkler solmuştu bile. Daha derinlemesine yokladı, yinfe hiçbir
şeyde olduğu gibi, rahibeler onu giyim konusunda olmadığı bir şey yoktu. O anlık akışı hayal etmiş olduğuna karar verdi. ?.,..
şey yapmaya çalışmıştı. Laszlo onun elinden kurtulabilecek kadar güçlü değildi. Yine
Bir kız gibi görünmekten nefret ediyordu; hem de neredeyse de...
bedeninden nefret ettiği kadar. Özellikle de büyümekte olan Yatağın yanındaki komodinin çekmecesini açtı ve lacivert kapaklı
göğüslerinden tiksiniyordu. Diğer kadınların göğüsleri hoşuna İncil'i çıkarttı. Yataktan aşağıya kaydı, yere diz çöktü ve en
gidiyordu, ama kendisininkileri hiisetmek bile büyük sıkıntıydı. sevdiği bölümü açtı: Efesliler, 6. Bölüm, 11. Ayet. Derin bir soluk
Neyse ki Samantha, Hemşire Martha'nın aksine onun istediği gibi alıp, yüksek sesle okumaya başladı:
giyinmesine izin veriyordu; bu da giderek kadınsı hatlar
kazanmaya başlayan bedenini gizleyebileceği anlamına "iblisin hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nm sağladığı bütün
geliyordu. silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil,
yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine,
Üstelik Samantha ona gerçek anlamda sorumluluklar da vermişti. kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu
Örneğin Laszlo'yu kontrol etmek. Bardayken zihni onunki-nin nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan
üzerinden sanki buz üstündeymiş gibi kayıp gidince dehşete
sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nm bütün silahlarını Ve o sabah aklı önceki akşamdan bile daha berraktı. Biraz
kuşanın." ürkerek kızın zihnini yokladı.
Ve Jill de öyle yapacaktı. Hangi şekle girmiş olursa olsun iblise Belli belirsiz bir pusun gerisinde gizlenmiş hafif, sessiz ve donuk
karşı duracaktı. O şekil Laszlo Kuehl olsa bile. bir karmaşa algıladı. Rahatlayarak hemen geri çekildi. Kız
uyuduğu sürece düşünceleri tam olarak kendisine ait olacaktı.
Keskin zil sesi Laszlo'un bilincini paslı bir bıçak gibi kesti,
Yakalandığından o yana -ki sonunda kavramayı başardığı gibi,
Gözlerini açmadan, el yordamıyla telefonu buldu. "Alo?"
ele geçirilmişti- kız her gün onu uyandıktan birkaç saniye
"Günaydın, efendim. Saat 04.00 uyandırma çağrınız." sonrasından itibaren zihinsel olarak kontrolü altında tutuyor
Telefonu kapatan Laszlo ağzındaki sertleşmiş tütün topağını çöp olmalıydı.
sepetine tükürdü. Sonra hemen komodinin üzerindeki kutuya Her sabah yaşadığı o akıl karışıklığını düşündü ve bunun
uzanarak yapışkan bir parça daha aldı. Türünün tadı midesini nedeninin, kızın zihnini ele geçirmesinin anında
bulandırdı, ama kendini çiğnemeye zorladı. gerçekleşmemesi olduğunu anladı. Onu alt etmesi birkaç saniye
Öksürünce ağzından yapışkan bir balgam çıktı. İçgüdüsel olarak alıyordu. Şimdiyse rolleri değiştirmek için eline bir fırsat
çöp sepetine doğru eğildi, sonra hemen kendine engel oldu. geçmişti. Nikotin tarafından korunan zihniyle o irade
Herkesi kandırmak istiyorsa, tükürmemesi gerekiyordu. Ağzını savaşlarından galip çıkacağına inanıyordu.
kapattı ve balgamı yuttu. Midesi kalksa da kusma isteğini Ancak içgüdüsel olarak da, kavramsal özden yoksun olarak
bastırdı. Onun yerine, yeni parçayı ağzının içinde dolaştırarak yayılan duyguların uzun vadeli etkinlik sağlayamayacağını
emmeye başladı. Sendeleyerek banyoya gitti ve aynadaki biliyordu. Samantha da bir yandan onu kandırmakta olduğu için,
yansımasına baktı. Neredeyse, hissettiği kadar kötü kız onu kontrol etmekte başarılı olmuştu. Kızın eylemlerini
görünüyordu. Sanki bir gecede on yıl birden yaşlanmıştı; onunla iletişime girmeden kontrol edebilmesi mümkün değildi.
gözlerinin altında koyu renk torbalar oluşmuş, derisi kurumuş ve Tek seçenek kaçmaktı. Başarısız olursa, yeni bir fırsat bulana
çatlamıştı. Eğilip ağzını musluğa dayadı ve ağzındaki tütün kadar zihnini korumak için tütün stoğunu kullanabilirdi. Plan
topağını yutmamaya gayret ederek kana kana su içti. basitti: İlk uçakla Oregon'a gidip çocukları geri getirecekti.
Yapış yapış olmuş boğazından aşağıya inen soğuk su çok iyi Kapıdaki gözetleme deliğinden dışarıya baktı. Birkaç saniye
gelmişti. Son yudumu ağzında çalkalayıp lavaboya tükürdü. sonra ManderviUe salınarak görüş alanına girdi. Laszlo tütün
Çamur rengi koyu bir sıvı çıkmıştı. Görüntüsü bile midesini kutularını topladı, dördünü ceplerine, birkaçını kemerinin altına
yeniden ağzına getirmeye yetti, ama kendine hâkim olmayı yerleştirdikten sonra, gerisini sırt çantasına ve giysilerinin içine
başardı. Kendini berbat hissediyor olsa da, hiç değilse yeniden sakladı.
insanlığa dönmüştü.
Pek rahat değildi, ama kutular hiç değilse bol giysileri içinde belli "Ah, özür dilerim," diye mırıldandı. Bir yandan da adamı tatlı bir
olmuyorlardı. Derin bir soluk aldı ve kapıyı açtı. sempati duygusuna boğmuştu.
Manderville göz açıp kapayana kadar önünde bitiverdi. "Henüz "Sorun değil," dedi adam sıcak bir ses tonuyla. "Sen iyi misin?"
gitmeye hazır değiliz," dedi sertçe. "Yatağına dön." "Biraz susadım. Aşağıya inip buz alsam iyi olacak. Hemen
Laszlo adamın eline dokundu, zihin kalkanı önceki gecenin dönerim."
aksine eriyip kaybolmadı. Laszlo güven verici bir sakinlik hissi yaydı.
"Senin neyin var?" diye sordu Manderville geriye çekilerek. "Ben..." Cevap vermeye çalışan Manderville'nin sesi giderek
"Ben... Hırım! Yok bir şeyim. Sanırım... Galiba dün gece içkiyi zayıfladı. Laszlo adama aşıladığı güven duygusuyla mücadele
fazla kaçırmışım. İçeri... İçeriye girmek için bana yardım edebilir eden korkunun kokusunu alabiliyordu.
misin? Kendimi bayılacak gibi hissediyorum." Karar vermesine yardımcı olacağını umarak, "Kaçmayacağım,"
Manderville iç geçirdi. "Haydi gel." dedi. Ve Manderville'nin korkusu giderek yok oldu.
Laszlo'yu kolundan tuttu ve kapıyı açtı. Tam o sırada Laszlo İşin o kadar kolay hallolmasına şaşıran Laszlo gülümsedi;
adamın elinden biraz garip bir şekilde yansıyan ışığı farketti. rahatlayan koruma da ona mutlu bir ifadeyle güldü. Tam adama
son bir neşe dalgası daha gönderecekti ki, bir şey farketti:
Elbette!
Diğerlerinin gerisinde, derinlerde, gölgeler içinde, neredeyse
Onları Laszlo'nun empatik yeteneklerinden koruyan şey her gözlerden saklanmış bir duygu.
neyse, Organizasyon doğrudan tensel temas halinde işe
Kız her an uyanabilirdi, ama Manderville'nin sırrı da göz ardı
yaramayacağını biliyor olmalıydı. Ten rengi incecik eldivenlerin
edilemeyecek kadar önemliydi. Kendini düşünmeye zorladı.
nedeni buydu. Ama öyleyse önceki gece Branigan'ın korunmasını
Adamın aklındaki gizli şey ne olabilirdi? Onu binada çok az
aşmayı nasıl başarmıştı? O sahneyi çabucak zihninde canlandırdı.
görmüştü. Normalde okullara giderken kendisine eşlik eder...
Elini tuttuğunda, Branigan da kapının kolunu tutuyordu.
Çocuklarla ilgili bir şeydi.
Hayır, elini değil. Bileğini.
"Charlie'ye ne yaptığınızı biliyorum," dedi. Bir yandan da
Bakışlarını aşağıya indiren Laszlo, adamın eliyle kolu arasındaki
rahatlatıcı duygular gönderdi. "Rol yapmak zorunda değilsin."
belli belirsiz çizgiyi farketti. Tökezlemiş gibi yaparak
Başıyla koridorun sonunu işaret etti. "Branigan bana söyledi."
parmaklarıyla korunmasız tene dokundu. Manderville'nin
zihnini sarmalayan buzdan duvar anında eriyiverdi. Manderville kaşlarını çattı. "Söylememesi gerekiyordu."
"Eh, durumumu biliyorsun," Laszlo gülümsedi. "Zaten Odasına girip kapıyı kapattı. Durum değişmişti. Çocukları
anlamıştım." kurtarmak istiyorsa, en uygun fırsatı içeride yakalayabilirdi.
"Öylemi?" Birden kızın uyandığını sezdi.
"Belli oluyordu; sen de öyle düşünmüyor musun?" Mandervil- Üzüntüsünü maskeledi ve her zamanki şaşkın kabullenmişliğini
le'yi öyle bir güven ve iyilik hissi bombardımanına tutmuştu ki, yansıttı. Kızın varlığını hissetmeye başladığında yutkundu ve
kendi duyduğu dehşet bile hafiflemişti. yumruklarını sıktı. Şiddete inanan biri değildi Laszlo. Ama kendi
verdiği zararı telafi etmek için birilerine incitmesi gerekecekse...
"Sanırım," dedi Manderville. "Direktör senin bilmemenin daha iyi
Yapardı.
olacağını düşündü. Varlığının çocukların dikkatlerini dağıtmasını
istemedi." Zinser odaya girerken lacivert ceketini düzeltti. Çocuklar onu
bekliyordu. Tüm dikkatlerini vermişlerdi, ama Jill diğerlerinden
Birden gerçeği anlayan Laszlo buz gibi oldu. Çocuklar Oregon'da
daha fazla odaklanmış gibiydi. Bunun kızın kendisine olan aşikâr
değildi. Onca zaman burnunun dibinde olmuşlardı. "Onlar da
eğiliminden mi, yoksa günün konusundan mı kaynaklandığını
tesiste," dedi fısıldayarak.
düşündü. Hangisi olursa olsun, ona ulaşabiliyordu ve önemli
Laszlo'nun bu ani kontrol kaybı karşısında Manderville'nin olan tek şey de buydu.
duyguları da sendeledi. Kaşları şaşkınlık ve korkuyla çatıldı.
"Son dersimizde deneyciliği tartışmıştık. Bugünse tam tersini,
"Bildiğini... Öyle dememiş miydin?"
akılcılığı ele alacağız. Deneyciler bilginin sadece duyularımız
Laszlo sesini sertleştirip, "Biliyordum," dedi ve adamın yoluyla elde edilebileceğine inanırken, akılcılar bazı gerçeklerin
korkusunu bastırdı. "Samantha'nm ne düşündüğünü içkin olduğuna, yaratılışla geldiğine ve akıl yoluyla erişilmesi
anladığımdan belli etmedim." gerektiğine inanır. Onlara göre bilginin kaynağı deneyimler
"Haa!" Manderville açıklamayı hemen kabullenmişti. değil, akıldır. John Locke deneycilik için ne ise, 17. Yüzyıl'da
yaşayan Fransız filozof, matematikçi ve bilim adamı Rene
Laszlo bileğini bırakınca kolu yanına düştü. Kafası karışmış Descartes de akılcılık için aynı şeydi. Hatta Descartes'in duyulara
halde gözlerini kırpıştırarak bir adım geriledi. olan güvensizliği Locke'nin de ötesindeydi."
"Ben yeniden yatacağım/' dedi Laszlo. Midesi altüst olmuştu. "Neden?" diye sordu Winter başını yana eğerek.
Manderville birden kararsızlık içinde kalmıştı. "Buz ne olacak?" "Soruna başka bir soruyla yanıt vereyim: Şu anda uyanık mısın?"
diye sordu.
Winter'in alnı kırıştı. "Tabii ki uyanığım."
"Boş ver. Fikrimi değiştirdim."
"Nereden biliyorsun?"
"Biliyorum işte." aleve tutup özelliklerinin değişmesini gözlemledi. Böylece
kendine balmumunun gerçek doğasını anlamak için duyularını
"Rüya görmediğinden emin misin?"
değil, sadece aklını kullanabileceğini ispat etti."
"Evet."
Duraladı ve soru gelmeyince devam etti.
"Yani rüyalarında, rüya görüyor olduğunun hep farkında mı
"Ve böylece algıyı göz ardı edip, tümdengelimi kucaklayan bir
olursun?"
inanç sistemi geliştirdi; sonuçlara yalnızca önceden bilinen
"Eeee! Şey... Hayır." olgular vasıtasıyla ulaşılabilen bir akıl yürütme sistemi.
"O zaman şu anda rüya görmediğini nereden biliyorsun?" Tümdengelimi kullanarak nedenin de en az sonuç kadar
gerçekliği olması gerektiğini söyleyen Nedensellik İlkesi'ni
Winter cevap vermeden önce duraksadı. "Çünkü... Çünkü uyanık oluşturdu. Örneğin bir at resmi at hakkında bir düşünceye neden
olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum." oluyorsa, resmin de en az o düşünce kadar gerçekliği olmalıdır.
"Aralarındaki farkı biliyor olduğunu hayal etmediğini nereden Descartes işte bu Nedensellik İlkesi'ni kullanarak Tanrı hakkında
şu tezi ortaya attı:
biliyorsun?"
Sonsuz mükemmelliğe sahip bir şey -Tanrı- hakkında bir fikrim
"Sanırım... Sanırım bunu bilemem."
var. Bu fikir bir yerden gelmiş olmalıdır, çünkü bir şeyin hiçlikten
"Doğru, bilemezsin. Descartes buna 'Rüya Kuşkusu' dedi ve gelmesi olanaksızdır. Nedenin de en az sonuç kadar gerçekliği
duyularına güvenemeyeceğini kanıtladığını, çünkü duyularının olmalıdır.
rüyalarda yalan söylediğini vurguladı. Dolayısıyla, kandırılıp
Dolayısıyla Tanrı var olmalıdır."
kan-dırılmadığını bilmesi hiçbir zaman mümkün değildi. Böylece
Descartes, tüm felsefesini üzerine kurduğu tek bir prensip Jill rahatlamış bir şekilde başını salladı.
geliştirdi: Eğer kandırılıyor sam, o zaman bir 'ben' var olmalı. Bu Zinser devam etti.
prensip 'Cogito ergo sum,' yani..." Zinser tercüme ermeden önce
bir an dura-ladı. 'Düşünüyorum, o halde varım,' olarak bilinir." "Descartes'in Tanrı fikri mükemmel, her şeye gücü yeten ve her
şeyi bilen bir varlığı tanımladığından, filozof o Tanrı'nın aynı
Çocukların hepsi bu ünlü sözü defterlerine not ettikten sonra zamanda şefkatli de olduğunu varsaydı. Şefkatli olduğundan
devam etti. dolayı da insanı duyuları vasıtasıyla kandırmak istemeyeceğine
"Descartes duyularının sınırlarını 'Balmumu Savı' ile de gösterdi. inandı. Böylece duyularımızın dünyayı anlamak için -ama ancak
Bir balmumu parçasını inceleyip, tüm özelliklerini -dokusunu, tümdengelimsel akıl yürütmeyle birlikte kullanıldıkları taktirde-
büyüklüğünü, şeklini, rengini, kokusunu- not etti. Sonra o şeyi kullamlabileceğine inandı."
"Ama bu bana mantıklı gelmiyor," dedi Charlie. "Demek '"Bu dünya' derken neyi kastediyorsunuz?" dedi Elijah. "Sanki b-
istediğim, duyularımızı ve aklımızı kullanmak ile ilgili kısım b-birden fazla dünya varmış gibi konuşuyorsunuz."
tamam, ama Tanrı hakkında yürüttüğü mantık... Bilmiyorum. "Leibniz öyle olduğuna inanıyordu. Buna Çokluk İlkesi dedi:
Tanrı hakkındaki bir sürü soruyu, örneğin Afrika'daki çocukların Olabilecek her şey olacaktır, bu da sonsuz sayıda dünyanın var
başına o kötü şeylerin nasıl geldiğini yanıtlamıyor." olmasına neden olur. Ama Tanrı her zaman en doğru olanı
Zinser başını salladı. "İyi bir noktaya değindin. Her ne kadar seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya da olası dünyalar
Descartes bu konuya girmediyse de, Gottfried Leibniz adında içinde en iyisi olmalıdır."
başka bir filozof bunu yaptı. Leibniz çok zeki bir adamdı; "Ama eğer dünyada bu kadar kötülük varsa, bizimki nasıl en
değişkenler matematiğini ve ikili sistemi keşfetmekle kalmamıştı, iyisi oluyor?" diye sordu Charlie. "En ideali herkesin birbirine iyi
aynı zamanda batılı akılcılar üçlüsünün de bir parçasıydı. ve adil davrandığı bir dünya olmaz mıydı?"
Descartes gibi o da şefkatli bir Tanrı'ya inanıyordu. Böyle olunca,
birkaç teori önerdi. Bunların birincisi, her şeyin bir nedeni "Dünyada kötülük olması, onun en iyisi olmadığı anlamına
olduğunu söyleyen Yeterli Mantık İlkesi idi." gelmez."
"Kıtlık ve hastalıklar ne olacak?" diye sordu Elijah. "Elbette gelir."
"Leibniz iyi ve kötü tüm olayların birbirlerine bağlı olduğunu, "Bunu söyleyemezsin, çünkü Tanrı'nm en iyi olana nasıl karar
bizim olayların ardındaki nedenleri anlayamayışımızın gerçekte verdiğini bilmiyorsun. Belki de amipten insana kadar tüm
bir neden olmadığı anlamına gelmediğini ileri sürdü. Nedenleri yaratıklarının mutluluğunu mümkün olan en üst düzeye
bilmek Tanrı'ya özgüydü, insana değil." çıkartacak şekilde karar veriyordur. Ya da belki en iyi dünya
insanın en iyi karakteri geliştirdiğidir ki, bu da ancak zorluklar
"Ama... Neden?" dedi Charlie. karşısında mümkün olabilir. Böylece, yani en iyinin hangi
Zinser omuzlarını silkti. "Leibniz, Tanrı'nın her zaman en doğru ölçütlere göre belirlendiğini bilmediğimize göre, bizim
olanı seçtiğine inanıyordu. Dolayısıyla, insanların her şeyi dünyamızın en iyisi olmadığını kanıtlamanın herhangi bir yolu
anlamamalarının en doğrusu olduğuna karar vermiş olmalıydı." yoktur."
"İnsanların kötü şeylerin ardındaki nedenleri anladığı bar dünya "Tanrı'nm işine akıl ermez," dedi Jill hafif bir sesle.
daha iyi bir yer olmaz mıydı?" diye sordu Charlie. > "Leibniz hayatta olsa, eminim sana katılırdı," dedi Zinser.
"Leibniz buna hayır derdi, çünkü eğer öyle olsa, Tanrı bizim "Peki, siz Jill'e katılıyor musunuz?" diye sordu Charlie.
üstünde yaşamamız için o dünyayı seçmiş olurdu, bunu değil."
Zinser yanıt vermedi. Sadece gülümsemekle yetindi.
Elijah o gece yatağında uyanık yatarken, Zinser'in ortaya koy- doğru olduğunu bildiği bir şeyi teyit etmişti: Hayatta kendi
duğu iki zıt teoriyi düşündü. Her ne kadar hem deneycilik, hem deneyimlerinin üzerinde bir şeyler daha vardı. Kendinden büyük
de akılcılık mantıklı gelse de, sonunda Tanrı'nın varlığını bir şey.
kabullenen hiçbir felsefeyi benimseyemeyeceğine karar verdi. Yalnızca tek bir sözcükle tanımlanabilecek bir şey.
Zinser'in dediği gibi: Ockham'ın Usturası, yani en az varsayımı
olan teori genelde doğrudur. Ve Tanrı da oldukça büyük bir Tanrı.
varsayımdı. Tesisteki ilk dokuz hafta bir rüya olarak tanımlanabilirse, sonraki
Annesinin başka, babasının başka Tanrı'ya inandığı bir evde iki haftaysa ancak bir kâbus olabilirdi. Her sabah uyandığında
büyümüş olmak ona sadece bir şeyi öğretmişti: Kimse kendi kız zihnine girmeye çalışıyor, Laszlo da kendini şaşkın ve
inançlarının doğru olduğunu kanıtlayamaz. Elijah için din, kesin paniklemiş hissediyordu. Ve ağzına yeni bir tütün topağı
olarak asla bilemeyeceğiniz bir şey üzerine zaman harcamaktı. tıkıştırana kadar ona direnmek zorunda kalıyordu.
Tanrı'ya inanması da işte o nedenle olanaksızdı. Birkaç kez kızın yalancı rahatlık zırhını delmeyi başardığını
Deneycilik en azından Hume'nin tanımladığı şekliyle çok daha hisseder gibi oldu. Sürekli olarak Samantha'nm iki yanında birer
mantıklı geliyordu ona. Herhangi bir varsayımda bulunmak görevliyle kapıda belirip, nikotinin etkisi geçene kadar onu
gerekmiyordu. Duygusuz ve mantıklıydı. Bir şey ya vardı ya da bağlayacağı korkusuyla yaşıyordu.
yoktu. İşte o kadar. Ama Samantha gelmedi. Dışarıdan bakılınca her şey aynıydı.
Elijah uykuya dalarken, hep doğru olduğunu bildiği bir şeyi Laszlo, doktor Dietrich'in kendisini laboratuarında kobay gibi
tanımlayabilecek bilgiye sonunda sahip olmaktan doğan bir kullanmasına izin veriyor, özel çocuklar araştırmasına da devam
mutlulukla gülümsüyordu. ediyordu. 'Uyanmasının' hemen ardından Florida'da Julia ve
Gracie adında üstün yetenekli ikiz kızları buldu, ama
Winter ise koridorun karşısındaki odasında hâlâ uyanıktı. Elijah Samantha'ya bundan söz etmedi, ikizlerin bariz yeteneklerini göz
gibi o da farklı inançlara sahip ebeveynler tarafından ardı etmeyi yeğlemişti.
yetiştirilmiş, ama bu onun üzerinde tam ters etki yapmıştı.
Ruhani bir ortamda yetişmiş olmak, kendi manevi değerlerini bir Tüm o süre boyunca karşısına fırsat çıkmasını bekledi. Ve 15 gün
yaşam gerçeği olarak pekiştirmesine yaramıştı. sonra biri sabunlu bir zemin şeklinde karşısına çıktı.
Bayan Zinser deneyciliği ilk açıkladığında, Winter bunu baştan Laszlo ıslak zeminde kaydığında temizlikçinin yanından
reddetmişti. İnanca yer bırakmayan bir felsefeyi nasıl kabul geçiyordu. Düşmemek için kollarını havada çılgınca sallarken, sol
edebilirdi ki? Akılcılık ise çok daha... Akılcıydı. Leibniz'in üç eliyle temizlikçiyi, sağ eliyle de kendisine eşlik eden iki
ilkesinin -Nedensellik, Çokluk, Yeterli Mantık- hepsi de, hep muhafızdan birini kavradı. O düşmemiş, muhafızsa yere
kapaklanmıştı. Adam hemen kalktı, ama ağırlığını ayağının Yüzündeki şaşkın ve ürkek ifade eriyerek yerini rahatlamış bir
üstüne verir vermez yüzü acıyla buruştu. gülümsemeye bıraktı.
"Sen revire git," dedi diğeri. "Ben onu odasına geri götürürüm." "Adın neydi senin?" diye sordu Laszlo.
Adam sendeleyerek revire yönelirken, temizlikçinin duygulan "Tom Neill," dedi adam yerdeki kopuk zincire bakarak.
çıplak ve yalın şekilde ve ansızın belirginleşti. "Onu orada bırakabilirsin. Bir dakikalığına odama gelmek ister
Laszlo tepki veremeden diğer muhafız eğilip yerden kopuk bir misin, Tom?" Kendini hiç zorlamadan hafif, hoş kokulu bir neşe
gümüş zincir aldı. "Bunu düşürdün," dedi adamın eline gönderdi.
tutuştururken. Tom yüzünde geniş bir tebessümle, "Tabii," dedi. "Harika olur."
Ve adamın tüm aromatik duyguları birden Laszlo'nun zihninden İçeri girdiler, muhafız bir sandalyeye oturdu.
yok oldu.
Laszlo adama o kadar çok endorfin pompalıyordu ki, istediği
"Teşekkürler," dedi temizlikçi. herhangi bir şeyi yaptırabileceğine emindi; ama yine de dikkatli
Başını sallayan muhafız, eliyle kendi boynunu yokladı. Laszlo davrandı.
koridordaki flüoresan lambanın sert ışığında benzer bir zincirin "Burada ne yapıyorlar?"
parıltısını farketti.
"Bilmiyorum," dedi Tom başını iki yana sallayarak. "Ben sadece
Adam Laszlo'ya dönerek, "Gidelim mi?" diye sordu bir askerim."
"Elbette." Laszlo'nun zihni hayal kırıklığıyla gölgelenince, adam da karşılık
Koridorda ilerlerken Laszlo kendini hazırladı. Sonunda odasının olarak suratını astı. Duygularını hemen geri çeken Laszlo tatlı bir
kapısına geldiklerinde dönüp adama baktı. "Dün akşamki maçı iyimserlik yaydı.
seyredebildin mi?" diye sordu. Saldırıya geçmeden önce adamı "Muhtemelen sandığından fazlasını biliyorsundur. Bana
rahatlatmaya çalışıyordu. bildiklerini anlat. Bu beni gerçekten mutlu eder."
Muhafız yanıt vermeye fırsat bulamadan atılıp boynundaki "Tabii," dedi Tom yeniden gülümseyerek. "Seni mutlu etmek
zinciri tuttu. Bir anda dünyanın tüm kokulan zihninden silindi. isterim."
Zinciri dehşet içinde kopartıp yere fırlattı. Zihnini sarmalayan
boşluk birden kayboldu ve adamın duyguları sel gibi boşaldı. Laszlo sabırsızlıkla başını sallayıp başlamasını işaret etti.
Laszlo onu hemen inanılmaz bir mutluluk hissine boğdu. "Eh, şöyle diyelim. On yedi yaşındayken..."
Yolladığı aşırı neşe hissinin adamın düşünme yetisini de kapının önüne geldiler. Kapıdan geçince Laszlo kendini büyük ve
etkilediğini fark ederek, "Sen en iyisi sadece sorularımı yanıtla," loş bir odada buldu.
dedi Laszlo. "Dr. Dietrich. Tüm deneyleri o yapıyor, değil mi?" Bir duvarda dört tane siyah-beyaz televizyon monitörü vardı.
"Sanırım." Her biri, uyumakta olan bir çocuğa odaklanmıştı. Onları hemen
tanıdı: Jill, Elijah, Winter ve Charlie.
"Nerede o?"
Bir öfke ve kararlılık duygusuyla, dişlerini sıktı. O sırada usulca
"Hâlâ laboratuarında olmalı. Çoğu gece orada uyur."
omzuna dokunan Tom, ona odanın köşesindeki kanepeyi işaret
"Onu bana getirebilir misin?" Kendi duymak istediği yanıt yerine etti. Laszlo'nun gözleri karanlığa alışınca örtülerin altındaki insan
dürüst yanıt almak için adamın zihni üzerindeki kontrolünü şeklini farketti.
biraz gevşetti. Tom duraksadı ve gözlerini derin bir düşünceye
"Uyandır onu," dedi.
dalmışçasına tavana dikti.
Uyuyan doktorun yanına giden Tom adamı tuttuğu gibi ayağa
"Hayır. Benimle asla gelmez. Bizlerden nefret eder." Tom bir an
kaldırdı. Sertçe itip duvara yaslarken Dietrich de dehşet içinde
umutsuzca baktı, sonra gözleri parladı. "Ama seni ona
gözlerini açtı.
götürebilirim."
"YARDIM EDİN! YARDIM..."
"Ne zaman?"
Tom elini adamın ağzına kapattı, aynı anda zihni Laszlo'nun
"Gece yarısı saat üç civarında etraf oldukça sakinleşiyor. Bu işine
beyninden silindi. Laszlo birden anladı. Muhafızın kolyesi yoktu,
gelir mi?"
ama Dietrich o şeyi takıyordu. Birbirlerine dokunmalanyla,
"Evet, bu gerçekten işime gelir." Tom'un elinin Dietrich'in tenine temas etmesiyle ilgili bir şey
Tom ile koridorda yürürken Laszlo başını öne eğik tutuyordu. olmalıydı bu.
Çalıntı üniforma içinde kendini biraz garip, ama aynı zamanda Gözlerini kırpıştıran Tom elini bilim adamının ağzından çekti.
da özgür hissediyordu. Birçok muhafızın yanından geçseler de, Zihni bir an için Laszlo'ya açıldı, ama sonra Dietrich ensesini
hiçbiri başını kaldırıp bakmadı bile. kavrayınca yeniden karanlığa gömüldü.
İçinde yürüdükleri labirentte geçtikleri yerleri ezberlemeye "Seni kullanıyor" dedi Dietrich heyecanla. "Sakın beni bırakma
çalıştı, ama her salon, her koridor bir öncekinin aynısı gibiydi. yoksa yeniden kontrolü altına girersin. Diğer muhafızları ça-
Kaçma zamanı geldiğinde yine Tom'un yardımına ihtiyacı ğırmalıyız. Onları..."
olacağı belliydi. Birbirlerini kesen koridorlarda yürüyüp çelik bir
Laszlo adamın çenesine bir sol kroşe çıkarttı; aynı anda da kırılan Muhafıza dönüp, "Bu adama bir dakika için dikkat et," dedi.
küçük parmağının çıkarttığı sesi duydu. Duyduğu acıya aldırış "Herhangi bir şey yapmaya kalkarsa canını çıkarana kadar döv
etmeden Tom'a döndü. Hem eli, hem de zihniyle uzanıp onu Cümlesini tamamladıktan sonra bilim adamının duyduğu
fiziksel ve zihinsel olarak doktorun elinden almaya çalışırken, dehşeti diğer tüm duygularını bastıracak şekilde birkaç kat
inanılmaz bir ikilik hissi duydu. Sonunda muhafızı bilim yükseltti. Dietrich bir anda öne kapaklanıp kusmaya başladı.
adamından çekip kurtarmayı başardı ve ona hemen sakin bir Sonra titreyen eliyle ağzını sildi ve kendini kanepeye attı.
kesinlik hissi aşıladı. Tom bacakları açık, kollan yanında iki yana sarkık şekilde
"Ona sakın dokunma!" diye bağırdı. "Çocukların kontrolü adamın tepesine dikildi. Laszlo da aradığı şeyi bulana dek çelik
altında. Dokunursan sen de onların etkisine kapılırsın." dolapları birer birer açıp kapatarak odayı didikledi. Yarana
döndüğünde doktor onun elindeki nesneye dehşetle baktı.
Başını sallayan Tom çenesini ovuşturan bilim adamından hemen
uzaklaştı. "Onunla n-n-ne yapacaksın?"
"Onu dinleme!" diye bağırdı Dietrich, ama sesinin zayıflığına "Ellerini uzat/' diye emretti Laszlo.
bakılırsa, kaybettiğinin farkındaydı. Doktor bir an için kendinden istenileni yapamayacak kadar
Laszlo onu çekip ayağa kaldırdı, gömleğinin yakasını yırtarak korkmuş halde öylece baktı ona. Laszlo onu biraz rahatlatmak
açınca boynundaki ince zinciri gördü. Ilık metale dokununca için yoğun korkusunu azaltıp yerine gergin bir huzur gönderdi.
sanki bir balon zihnini sarmalayıverdi. Sonra bir çekmeceden aldığı kalın bilgisayar kablosunu
bileklerine doladı ve iki ucunu birbirine bağladı. Aynı işlemi
Midesi bulandı, kusacak gibi oldu, ama dişlerini sıkıp bir çekişte
ayak bilekleri için de yaptıktan sonra geri çekildi.
kolyeyi koparttı. Kopan zincir boynunu kesince Dietrich acıyla
bağırmıştı. Elindeki kolyeye bir an bakan Laszlo, avucunu açıp "Sana bir dizi soru soracağım. Sen de bana kaçamaksız cevap
onu yere bıraktı. vereceksin... Ya da ona cevap verirsin." Başıyla omzunun
üzerinden Tom'u işaret etti. O arada bir yandan doktorun zihnine
Ve tüm dünya bir anda tekrar odağına yerleşti. Ama bu kez
yeni bir korku dalgası gönderirken, bir yandan da Tom'a acı bir
Laszlo'nun karşısında bir değil, iki çıplak zihin vardı. Her ne
şiddet aşıladı.
kadar Tom'a yaptığı gibi, Dietrich'in de kendisini sevmesini
sağlayabileceğinden emin olsa da, doğru yolun o olmadığını "Ne istersen sor," dedi Dietrich titreyerek. "Ama... Ama onun
içgüdüsel olarak biliyordu. Dietrich'in o anda hissettiği orijinal canımı yakmasına izin verme."
duygulan kullanmaya ihtiyacı vardı. Ve bu da korku demekti. Adamın titreyen gözlerine bakan Laszlo, istediklerini yapması
için onu bükmenin doğru bir şey olup olmadığını düşündü. Ama
sonra dikkati monitörlerdeki çocuklara kaydı ve anımsadı: Başka "Elektromanyetik radyasyondur," diye tamamladı Laszlo;
seçeneği yoktu. Darian'ın sınıfına ilk geldiği gün verdiği dersi anımsamıştı.
Adamın duyduğu dehşeti azaltmaya gerek görmeden, "Bana "Doğru. Gözümüzün göremeyeceği kadar uzun dalga boyuna
karşı dürüst davranırsan kimsenin canı yanmaz. Ama beni sahip bir enerji. Beynin her sinir ileticisinin her hücresinde
kandırmaya kalkarsan..." üretilenle aynı tip bir enerji. Senin sinestezin başkalarının
zihnindeki bilgiyi alışık olduğun somut bir duyuya çeviriyor.
Dietrich şiddetle başını salladı. "Sana yalan söylemeyeceğim.
Senin durumunda bu duyu koku. Çoğu insan başkalarının hisleri
Yemin ederim!"
hakkında sadece bir fikir sahibi olur, ama sen çok daha
"İyi." Yalan söylerse bunu zihninin kokusundan da kolaylıkla güçlüsün."
anlayabilirdi, ama zaman kaybetmek istemiyordu. "Burada
"Ne demek istiyorsun? Herkes empatik mi yani?"
üstünde çalıştığın şey nedir?"
"Bir anlamda öyle. İnsanların yüzde doksanı başkalarının genel
"Biyoelektrik iletişim yoluyla davranış değişikliği. Senin
havasını sezebilir; tıpkı bir mekâna girdiklerinde oradaki
yeteneklerine sahip kişiler. Empatlar."
insanların tartışıyor olduğunu anlamak gibi, ama hepsi o
"Nasıl çalışıyor? Ben bunları nasıl yapabiliyorum?" kadardır. En azından yakından tanımadıkları kişiler söz konusu
"Tüm duygular ve bunların sonucu olan biyolojik tepkiler beyin olduğunda."
tarafından başlatılır. Kişi bir olayla karşı karşıya kaldığında beyni "Yakından tanıdıklarıyla ne oluyor?"
gelen işitsel, görsel, dokunsal ve kokusal uyarıları yorumlar,
"Herkesin beyni -bir noktaya kadar- benzersizdir. Yani her
sonra da tepki göstermesi için vücuda sinyaller gönderir.
beynin elektromanyetik radyasyon frekansı kesinlikle eşsiz
Empatlar bu sinirsel sinyalleri daha duygu-oluşturma safhasında
olduğu halde, beyin dalgaları yaklaşık bin civarında farklı
durdurabilir. İlaveten, başka insanlara da sinyal gönderebilirler.
frekans kümesi içinde gruplanmıştır. Eğer bir insanın beyni
Hedef beyin bu sinyalleri duygulara çevirir, onlar da otonom
başka birisiyle aynı küme içindeyse, o kişinin duygularını
sinir sistemini tetiklerler. Bu sadece zihinsel bir tepki yaratmakla
yorumlaması daha kolay olur."
kalmaz, aynı zamanda fiziksel tepkiye de neden olur ki, bu da
yayılan duyguyu pekiştirir." Laszlo anlamaya başlamıştı. Daha ayrıntılı anlatmasını sağlamak
için doktora hafif bir güven aşıladı.
"Ama ben nasıl sinyal alıp gönderebiliyorum? Bir radyo değilim
ki." "Kan bağı olanlar genelde aynı küme içinde bulunur. Dolayısıyla
da aralarında empatik bir anlayış olur; ebeveynler, çocuklar ve
"Aslında, temelde öylesin. Radyo dalgaları sadece bir çeşit..."
kardeşler arasındaki biyolojik yakınlık gibi yani. Küçük
çocukların genellikle iki yaşma geldiklerinde zayıflayan güçlü ulaştırmak istiyorsa, geniş bir yelpazedeki frekans kümelerine
empatik yetenekleri olur ki, ebeveynleriyle yakınlaşmalarını çekici gelecek şeyler tasarlamak zorundadır."
sağlayan ve dil becerilerini erken geliştirmeye yarayan evrimsel Laszlo, "Konunun biraz daha pratik yönlerine gir," dedi.
bir araçtır bu."
"Beyin dalgalarının iletimi konusu, bazı insanların birbirleriyle
Laszlo, "Öyleyse beyinlerindeki bağlanülar ayrıştıkça, bu çabucak kaynaşıp, diğerleriyle kaynaşamamasından, çete
yetenekler de giderek zayıflar," dedi. mantali-tesine; bir korku filmini sinemada seyretmenin daha
"Doğru. Ailenin dışındaysa, benzer frekans kümelerindeki ürkütücü olmasından, insanların randevularında gürültülü
insanlar sosyal olarak gruplaşmaya eğilimlidirler, çünkü yerlere gitmekten hoşlanmasına kadar birçok şeyi açıklar.
birbirlerini daha iyi anlayabilirler. Aynı ırk ve cinsiyetten Restorandaki atmosferdir bu. Bir futbol stadyumundaki
insanların gruplaşma eğilimlerinin nedeni budur, çünkü aynı coşkudur. Şehrin nabzıdır. Kırsal bölgenin dinginliğidir.
frekans kümesi aralığında yayın yaparlar. Böylece, yabancı bir Yaşamımızın her yönüne sirayet eder. Sadece, çoğu insan bunu
ülkeye gittiğin zaman kendini fiziki olarak değişik hissedersin. senin kadar güçlü hissedemez."
Aslında biyo-fizyolojik açıdan öylesindir de." "Bir yetenek yelpazesi olduğundan bahsettin?"
"Ama bu ülkeye yüz yıl önce göç etmiş insanlar ne olacak? Her "Evet. Toplumun yaklaşık yüzde onu diğerlerine göre daha
şey genetik olarak belirleniyorsa..." yüksek bir duygusal zekâya sahiptir. Başka insanlarla iletişim
"Öyle değil. Herkesin zihni, onu çevreleyen frekansları kurmaktaki becerilerinden kaynaklanan ve doğuştan gelen bir
anlayabilmek için sürekli olarak kendini uyarlar. Kalıplar ve karizmaları vardır."
frekanslar zaman içinde ortama uyum sağlamaya yönelik olarak "Ama insanların sadece aynı küme içindekileri okuyabildiğini
evrim geçirir. Dolayısıyla, yabancı bir dili öğrenmek, o dilin söyledin az önce."
konuşulduğu ülkedeysen daha kolaydır, çünkü zihnin de
değişip, o dilin belirleyici ayrıntılarım öğrenmeni kolaylaştırır." "Çoğu için öyle. Ama bazıları kendini öteki frekanslara da
ayarlayabilir. Farklı sosyal gruplarla, hatta kendi kümelerinin
"Dillerin biyoelektromanyetik radyasyonla ilgisi ne?" dışında olanlarla bile kaynaşabilirler. Dil becerileri ve farklı
"Diller sadece yerel halkın beyin dalgalarının işitsel olarak kültürden insanlarla anlaşmaları daha iyidir. Ve bunların tümü,
yansıyacak şekilde ortaya çıkmasıdır. Her şey birbiriyle ilintilidir: fiziki olarak etraflarmdakilerle aynı 'frekansta' olmalarından
Dil, giyinme tarzı, kültür, mutfak. Amerikan kültürünün tüm kaynaklanır."
dünyada inanılmaz derecede popüler olmasının nedeni de Laszlo, "Bu tür insanlar toplum içinde nasıl bir dağılım gösterir?"
budur. Üretici malını Amerikan tüketici kitlesinin tamamına diye sordu.
"En üstteki yüzde bir doğal liderlerdir, insanlar onlara doğru İntihar ederler. Ve bunu sadece beyinlerinde duydukları o son
çekilir. En akıllı ya da en güçlü olmamalarına rağmen, okuldaki derece gerçek seslerden dolayı yaparlar. Geleneksel bilimin ve
en popüler çocuklar onlardan çıkar. En fazla sayıda insanın toplumun inanmadığı sesler nedeniyle yani."
iletişim kurabildiği kişilerdir. Acılarımızı, sıkıntılarımızı bir "Sesler değil," diye fısıldadı Laszlo. "Duygular."
dereceye kadar hissedebilen karizmatik CEO'lar ve Laszlo'nun
verdiği karmaşık ve birbiriyle çelişen duygularla tıkanmanın "Evet," dedi Dietrich. "Sen ve bulduğun o çocuklar... Sizler o yüz
eşiğine gelen doktor soluklanmak için duralayıp devam etti: binde birlik dilimdensiniz. Kendisi de kabul ederse, kaderlerinde
çok büyük işler başarmak yazılı olanlar. Ya başarı ve onur ya da
"On binde bir kişininse duygusal zekânın çok üzerinde çıldırmak."
yetenekleri vardır. Kendilerine yakın olanlardan tapınma
düzeyinde sevgi ve sadakat görürler. Ve inanılmaz içgüdüleri Laszlo ürperdi. Derin bir soluk alıp, araştırmasına başka yönde
sayesinde büyük işler başarırlar. Artistler ve aktörler, atletler ve devam etmeye karar verdi.
müzisyenler bu tip insanlardan çıkar. Seyretmek istediğin, onlara "Bu Organizasyon nedir? Arkasında kimler var?" '
doğru çekildiğini hissettiğin karakterlerdir. Görsel manzaraları,
müziği ve fiziki icraatları doğuştan gelen bir yetenekle kavrarlar. 1 Dietrich başını iki yana salladı. "Başında kimlerin olduğunu
Duyusal birer dahidirler. Bazıları güçlü birer alıcı, kimileriyse bilmiyorum. Ama eski hükümet görevlileri olduklarını
vericidir." düşünüyorum. Burası PAPERCLIP ve diğer MK-deneylerinin bir
uzantısı gibi."
"Ama bunun kimi istisnaları..."
"PAPERCLIP mi?"
"Elbette vardır. Birçok artistte olduğu gibi, kişilikleri doğuştan
melankolik ya da içe dönükse, o zaman cezp ettiklerinden "PAPERCLIP Projesi ABD hükümetinin II. Dünya Savaşı sonrası
fazlasını iterler. Geçirmekte oldukları hormonal değişikliklerden üst düzey Nazi ve Faşist personeli Birleşik Devletler'e
kaynaklanan hassas duygusal yapılarından dolayı bu durum getirebilmek için başlattığı gizli bir operasyondu. Ülkeye gizli
ergenler için özellikle geçerlidir." olarak sokulan insanların neredeyse 700'ü davranış bilimcisiydi.
En önemlileri de Kurt Blome adında bir doktordu."
"Sonraki dilime geç."
Laszlo savaş bittikten çok sonra doğmuş olsa da, bir Rus
"Yüz binde birlik oranda yer alan kimilerinin yetenekleri o kadar Yahudisi göçmeni olan babası ona Yahudi soykırımı hakkında
güçlüdür ki, çoğunlukla davranış bozuklukları sergilerler. bilinmesi gereken her şeyi anlatmıştı. O nedenle Kurt Blome
Etraflarındaki insanların duygularını algılamayı adını nerede duymuş olduğunu anımsadı.
engelleyemedikleri için onların altında ezilirler. Bazıları zihnini
perdelemeyi öğrenir. Ama çoğu bunu yapamaz. Cinnet geçirirler.
"Nürnberg Doktorlar Davası'nda25 aklanan çok az sayıda Laszlo başını salladı. Çoğu insan gibi o da gizli CIA deneyleriyle
Nazi'den biriydi," dedi soluğu kesilerek. "Bu olayla ilgili ilgili söylentiler duymuştu, ama bunların gerçek olabileceğini hiç
tartışmalardan dolayı anımsıyorum. Toplama kampındaki düşünmemişti. "Devam et," dedi.
esirlerin üzerinde veba aşısı deneyleri yapmıştı." "Dr. Sidney Gottlieb adında Bronxlu bir kimyager 1951 yılında
"Evet. Birleşik Devletler hükümeti Blome'nin canlısının CIA kadrolarına dahil oldu. Yahudi kökenli olmasına rağmen
ölüsünden daha değerli olduğuna karar verdi. Beraat etmesini Blome ile bir takım oluşturmak için seçilen Gottlieb, MK-ULTRA
sağlayıp, sonra da onu CIA'ya teslim ettiler. O da hemen grubunun lideri oldu."
sorgulamalarda kullanılacak ilaçları denemek için oluşturulan "'MK' ne demek?"
CHATTER Projesinde çalışmaya başladı. CIA daha sonra
BLUEBIRD Projesi'nde Pentagon ile işbirliğine girince Blome, "İngilizce ve Almancanm bir bileşimi. 'M', 'zihin'26 anlamında, 'K'
Kuzey Koreli savaş esirleri ile Amerikan askerleri ve çocuklar da 'kontrol'.27
üzerinde deneyler yaptı." "Zihin kontrolü," diye fısıldadı Laszlo.
Farkında olmadan yumruklarını sıkmış olan Laszlo, "Ne tür Dietrich başını salladı. "MK-projeleri en gizli ve en ölümcül
deneyler bunlar?" diye sordu. olanlardı."
II. Dünya Savaşı ertesinde Nazi yöneticilerin yargılandığı "Projeler mi? Neden çoğul? ULTRA'dan başkaları da mı vardı?"
Nürnberg Mahkemesi ile paralel yürüyen 12 yan mahkemenin
ilki Doktorlar Mahkemesi olarak anılır ve Uluslararası Askeri "Elbette," dedi Dietrich gözleri parlayarak. "MK-DELTA yabancı
Mahkeme tarafından değil, A.B.D. askeri mahkemesi tarafından ajanları sorgulamak için biyokimyasal deneyleri içeriyordu; MK-
görülmüştür, (ç.n.) NAOMI biyolojik savaş silahlan geliştirdi; MK-MINDBEN-DER
Meksika vatandaşlarını suikastçılara dönüştürmek için çeşitli
"LSD, çeşitli barbitüratlar ve Benzedrin ile birlikte hipnoz da ilaçlar ve hipnoz yöntemleri kullandı; MK-SEARCH seks
kullanarak çoklu kişilikler, hipnotik tetikleyiciler ve yalancı alışkanlıklarını değiştirebilen kimyasalları araştırdı; MK-
anılar yarattı Blome." RESURRECTION yüksek dozda radyo frekans enerjisini
"Bu deneyleri savaş esirleri üzerinde yapmak bile büyük denemek için lobotomi28 yapılmış maymunları kullandı."
vicdansızlıkken adam Amerikan askerlerini mi kullandı?" Laszlo İngilizcede zihin anlamına gelen mind sözcüğünün baş harfi
duyduklarına inanamıyordu. "Neden o insanların hiçbiri bunları (ç.n.) Almancada kontrol anlamına gelen kontrolle sözcüğünün
açıklamadı?" baş harfi (ç.n.)
"Çünkü Blome, elektrokonvülsiv terapi kullanarak hafızalarını
silmişti."
"Radyo frekans deneyleri... Empati gücümü nasıl kullandığımı Tanrı aşkına! Deneylerimizi şempanzeler üzerinde
anlamanda bunlar mı yardımcı oldu?" tekrarlamamızı istediler bizden!" Adam düş kırıklığı içindeymiş
gibi başını salladı.
"RESURRECTION bunun bir kısmıydı. Ama OFTEN Operasyonu
da eşit derecede sorumludur. O proje doğaüstüne odaklanmıştı. "Sonra ne oldu?"
CIA kendilerine falcı, medyum, psişik, astrolog ve kâhin diyen "Programın finansmanı kesildi, ben de işimden oldum. Bir hafta
insanlarla birlikte çalıştı. Deneylerin çoğu başarısızlıkla sonra Organizasyon'dan bir çağrı geldi. Ve buraya geldim."
sonuçlandı, ama araştırmaları da, zihin kontrolü için kimyasallar
kullanmaktan, bunu zaten yapabilen insanları bulmaya "Organizasyon'un nihai hedefi ne? Çocuklardan gerçekten ne
yönlendirdi." istiyorlar?"
"Ne zamana dek devam etti bu?" Dietrich tedirgin bir şekilde yutkundu. Şimdi az öncekine kıyasla
daha gergindi.
"Başkan Ford 1974'de başa geldiğinde, hükümet neredeyse
başarıya ulaşmak üzereydi. Ama sonra CIA deneyleri hakkındaki Ve Laszlo'nun kontrol altında tuttuğu öfkesi sonunda patladı.
bilgiler The Neıv York Times'e sızdırıldı. Birbiri ardına Doktoru derin, dumansı bir dehşete bulayarak, "Bana cevap ver!"
yayınlanan makaleler hem bir Kongre soruşturması açılmasına, diye bağırdı. "CEVAP VER!"
hem de bir başkanlık komisyonu kurulmasına neden oldu. Ford "G-g-gerçekten tam olarak bilmiyorum. Zinser bana ne
1976'da insanlar üzerinde bilgilendirilerek rızaları alınmadan yapacağını söyle..."
deney yapılmasını yasaklayan bir Başkanlık Emri çıkarttı. Carter
bu emrin kapsamını daha da genişletti ve 1982'ye gelindiğinde "Saçma!" Laszlo adamın söylediği yalanın kokusunu alabiliyordu.
Reagan, rızaları olsa bile insanların denek olarak kullanılmasını Sabrı tükenerek Tom'a döndü ve başıyla işaret etti.
yasadışı ilan etti." "Yüzüne değil," dedi. "İz kalsın istemiyorum."
Laszlo tiksintiyle, "Ve sizin de ondan sonra eliniz kolunuz Dietrich kendini korumaya çalıştı, ama kolları ve bacakları
bağlandı," dedi. bağlıyken bunu yapamazdı. Tom onu boğazından tutarak
Dietrich onun ses tonundaki nefreti ya sezmedi ya da kanepeden kaldırdı ve midesine bir yumruk indirdi. Doktorun
anlamazdan geldi. gözleri yuvalarından fırladı. Bağırmak için ağzını açtı, ama
boğazından sadece zayıf bir hırıltı çıktı.
"Eski verileri -en azından yok edilmeyenleri- elden geçirmekle
yetinmek zorunda kaldık. İlerlemeye çalıştık, ama olanaksızdı. Tom kolunu bir yumruk daha geçirmek için geriye atınca Laszlo
onu tuttu. Adamın saldırganlığını bastırarak, "Bu kadar yeter,"
Lobotomi: beynin bir lobunun cerrahi olarak alınması (ç.n.) dedi.
Dev muhafız isteksizce Dietrich'i kanepeye geri bıraktı. olduğunu ben de bilmiyorum. Elijah, Winter, Charlie, Jill... Hepsi
benzer potansiyele sahip."
Doktor arka arkaya birkaç kısa ve hırıltılı soluk aldı, ardından da
hemen konuşmaya başladı. "Bilmediğimi söylerken, doğruyu Laszlo anlatılanları hazmetmeye yönelik nafile bir çaba gösterdi.
söylüyordum," dedi. "Ama bazı şüphelerim var. Zinser'in Bir sonraki nesli yönetmek için çocukları programlamak.
çocuklarla konuşmalarının bir kısmını dinledim. Bir sürü felsefik Mümkün değildi bu. "Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Yetenekliler
ve siyasi teori yumurtluyor. Ve çocukları yumuşatıp, Sınavı'nı zorunlu kılmasını nasıl sağladın?"
söylediklerini Tanrı kelamı gibi kabul etmelerini sağlamak için de "Sanırım Organizasyon'un başındakilerin Washington'da çok
Jill'i kullanıyor. Resmen beyinlerini yıkıyor." güçlü ilişkileri var. Tüm yapılması gereken, Eğitim Alt Komite-
"Birer lider olmaları için. O çocukların ne kadar özel olduğunu si'ndeki bazı senatörlere iyi düşünülmüş birkaç bağıştı herhalde.
sen bile anlamıyorsun. Birer erişkin olduklarında akıl almaz Doğru bedeli ödersen, her şeyi satın alabilirsin. Örneğin Darian'a
derecede etkili güçler geliştirmiş olacaklar. Çağımız ilişkiler çağı; bak."
seçimler senin adaylardan biriyle bira içmek isteyip istemediğine "Ne demek istiyorsun?"
bağlı olarak kazanılıyor ya da kaybediliyor, sorunlara somut
yaklaşımlarla değil. Kennedy, Reagan... Bunlar çok zeki insanlar "Zinser ona seni ve çocukları bulması için para ödedi."
değildi. Ama yeteneklerini özgür dünyaya liderlik etmek için Laszlo soiuğunu tuttu. Birden midesi korkunç bir kavrayışla
kullanan karizmatik kişilerdi. Aynı şey dini liderler için de buruldu. "O ölmedi, değil mi?" dedi zor duyulan bir sesle.
geçerli. Son yüzyıldaki en popüler papa olan II. John Paul'a bak;
bütün dünyada saygınlığı var. Bir düşün. Tüm kıtalardaki her "Hayır."
ülkede yaşayan insanlar onu seviyor. Neden? Dini bilgisinden Laszlo'nun başı dönüyordu. İnanamıyordu. O kadını tüm
dolayı mı? Hayır. Sadece karizmasından dolayı." yaşamındaki herkesten fazla sevmişti. Ona her şeyini verebilirdi.
"Yani Kennedy'nin de bir empat olduğunu mu söylüyorsun? Elbette. Bu da anlaşılan tam onun istediği şeymiş.
Reagan ile II. John Paul da mı öyle?"
Ve tüm o süre boyunca hiçbir şeyden şüphelenmemişti.
"Kennedy ile Reagan empatik ölçekte dünyanın %95'inden daha
Bu doğru değil. O uçağa binmediğin zamanki rahatlamasını
mı yukarıdaydı? Muhtemelen. Peki, senden ya da çocukların
anımsıyor musun?
herhangi birinden? Yakın bile değillerdi. Papa ise ayrı bir olay.
On lisanı ana dili gibi konuştuğunu biliyor muydun? Çok değişik Başını salladı. İnanmak istemiyordu. Ama başka seçeneği de
kültürlerden insanlarla iletişim kurabilen bir zihniyetin yoktu. Her şey başından beri bir yalandı. Darian'a kalbini vermiş,
göstergesidir bu. Eğer empati dediğimiz bu değilse, o zaman ne onun için yas tutmuştu ve kendisi üzüntüden kahrolurken...
Kusacak gibi oldu. kadar uzun bir süre temas halinde olmamıştı. Ve planını
uygulamaya koyana kadar da buna devam etmek zorundaydı.
Tom saatini göstererek, "Vakit neredeyse geldi," dedi.
Başka çaresi yoktu.
Laszlo kendini toparlamak için bir an durdu, sonra başını salladı.
Ona sadece tek bir kişi yardım edebilirdi: Jill.
"Çöz onu."
Ama kızı nasıl ikna edecekti bunu yapmaya? Gerçek durumu
Tom eğilip, Dietrich'in bağlarım çözmeye başladı.
ortaya vurur ve kız da ona ihanet ederse, kendi ölüm emrini
Dietrich bağları çözülürken, "Ba-ba-bana ne yapacaksın?" dedi imzalamış olacaktı. Öte yandan yardım istemez ve bunun
kekeleyerek. yüzünden başarısızlığa uğrarsa, Elijah, Winter ve Charlie'yi
"Hiçbir şey. Beni satmadığın sürece. Öyle bir şey yaparsan da, sonsuza dek kaybedecekti.
Tom seni doğduğuna pişman edecek. Değil mi, Tom?" Gece bunları düşünen Laszlo sonunda bir karara vardı. Yanlış
İriyarı adam dudaklarında acımasız bir gülümsemeyle baktı karara.
doktora. Laszlo iki adamın düşüncelerini bir an için birbirine Oda karanlıktı. Televizyondan yayılan ışık duvarda asılı olan
bağladı: Tom'un sadistliğe varabilecek vahşetine karşı Dietrich'in bronz İsa heykelinin ve komodinin üzerinde açık duran kaim
yoğun korkusu. Kalıcı izlenim bıraktığına emin olduktan sonra İncil'in üzerinde gölgeler yaratarak dans ediyordu.
bağlantıyı kopardı.
Laszlo yerdeki giysilerin etrafından dikkatle dolaştı. Yatağın
"Bu toplantımızdan kimseye söz etmeyeceksin, değil mi doktor?" kenarında oturdu ve yumuşak bir rahatlama hissi yaydı. Sonra
"Hayır," dedi Dietrich gözlerini Tom'dan alamadan. "Yemin uzanıp uyuyan kızı omzundan yavaşça dürttü.
ederim." "Jill," diye fısıldadı. "Jill, uyan."
"Ve Tom'un buradaki tek dostum olduğunu düşünme gafletine Islak pamuk kokan bir sersemlik kızın zihnini sardı. Tembelce
sakın kapılma. Eğer onunla ilgili tek kelime edecek olursan, döndü ve gözlerini açtı. Sonra da Laszlo'nun gözlerini yaşartan
başka biri seni ziyaret edecek." bir şokla ateşlenen zihni yoğun bir dehşet içinde patladı.
"Anladım." Bağırmaya fırsat bulamadan Laszlo eliyle onun ağzını kapattı.
"İyi. Şimdi, yapmanı istediğim şey şu..." Avucu kızın dudaklarına değdiği anda Jill, duygularıyla zihnini,
dişleriyle elinin etini deldi. Burnundan derin soluklar alan Laszlo
Tom kapıyı kapattıktan sonra Laszlo soluğunu koyuverdi. Hâlâ
hem yeni yandaşının, hem de doktorun bilincini kendini duyduğu acıdan kopartmaya zorladı.
hissedebiliyordu. Daha önce aynı anda iki zihinle birden hiç o "Sadece konuşmak istiyorum!" diye fısıldadı.
Doğruyu söylediğini görmesi için zihnini ona açtı. Ona zarar en yakın kişi olduğu da göz önüne alınırsa, anlaşılabilir bir
vermesi asla söz konusu olamazdı. O da diğerleri gibi bir duygu bu. Ama ikincisi Laszlo'yu tamamen hazırlıksız
kurbandı. Çocukları kurtarmak istiyorsa, buna karşısmdaki kızla yakalamıştı: Şehvet.
başlamak zorundaydı. Jill yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Şaşkınlığını gizlemeye çalıştı, ama Jill de onun aklını okumuş
Dişlerini sıkmayı bıraktı, Laszlo da zonklayan elini onun olmalıydı ki, zihni ter kokulu bir utanma duygusuyla
ağzından çekti. gölgelenecek hemen geriye çekildi.
"Teşekkür ederim." Yatağın başucundaki kutudan birkaç kâğıt "Jill. Samantha sana her ne dediyse... Yalan söyledi."
peçete alıp kanayan avucuna sardı. "Ne istiyorsun?" diye sordu
Jill. Bir anda yok olan utanç duygusunun yerini taze kan kokuStb*a
çok benzeyen bir başkası aldı.
Laszlo gerçeği öğrenmenin kız için yeterli olacağını ümit ederek,
"Çocukları serbest bırakmak istiyorum," dedi "Ve bunu yapmak "Hayır! O beni seviyor," Jill'in sesi güvenliydi, ama Laszlo onun
için yardımına ihtiyacım var." ne kadar sarsıldığını görebiliyordu. "Bunu algılayabiliyorum."
"Onları neden serbest bırakmak istiyorsun?" "Hayır, sadece algıladığını sanıyorsun." Kızın duygularını o
şekilde ezdiği için kendini çok kötü hissetti, ama başka yol yoktu.
Önce kızın hırçınlık ettiğini düşünen Laszlo, sonra onun "Onun duygularının hep aynı olduğunu, hiç değişmediğini
gerçekten de şaşırdığını hissetti. farkettin mi? Neden öyle olduğunu merak etmiyor musun?"
"Çünkü aileleriyle birlikte olmaları gerekiyor." "O sadece..." Jill duraladı sonra, "Sakin biri, o kadar," dedi
'Aile' sözcüğüyle birlikte keskin bir burukluk kokusu aldı, ama umutsuzca.
Jill bunu hemen geri çekti. "Bu doğru değil." Samantha ile yaptıkları konuşmaları düşündü
"Hayır," dedi. "Aileleriyle birlikte olmaları gerekmiyor. Burada Laszlo. Kadının zeki olduğunu kabul etmek zorundaydı; kıza
olmaları gerekiyor." yalancı bir sevgi hissi aşılamıştı. Kendisini o kadar uzun süre
kan-dırabildiğine göre, Jill'i kandırmasında şaşılacak bir yan
"Kim diyor bunu?"
yoktu. "Asla, asla değişmiyor," dedi. "Hiçbir şeye tepki
Jill irileşmiş gözlerle baktı ona. "Samantha." vermiyor."
Kadının adı geçtiği anda Laszlo onda bir duygu parıltısı Jill sessiz kaldı. Laszlo yavaşça onun zihnine uzandı, ama kız
sezinledi. Kız bunu saklamaya çalışsa bile zihninde mayalanan kendini kapatmıştı.
duygu Laszlo'ya çok belirgin iki koku halinde yansımıştı.
Birincisi sevgiydi. Samantha'nm kızın kafasındaki anne imajına
"Ona güvenemezsin. Gerçek planlarının ne olduğunu derinlere sarkan bir öfke. Laszlo bitkin bir halde elini kurtarıp
bilmiyorsun. Çocuklar için, benim için... Senin için yaptığı geri çekildi.
planlardan söz ediyorum." "Bunu nasıl..." Hâlâ havada asılı duran sağ eline bakan Jill'in sesi
Jill yine bir şey söylemedi, ama sessizliği Laszlo'ya bilmesi hafifleyerek kayboldu.
gerekeni anlatıyordu. Belki yeteneğini kızın fikrini değiştirmek "Samantha sana hiç dokunmadı, değil mi?"
için kullanamayabilirdi, ama onu ikna edebileceğini biliyordu."
"Tabii ki dokundu," dedi Jill hemen.
"Bana inanmıyorsan, kendin görebilirsin."
"O sırada bunlardan birini takmadığından emin misin?" Laszlo
"Nasıl?" cebinden çıkarttığı ten rengi ince eldiveni yatağın üzerine koydu.
"Sana onu nasıl okuyabileceğini göstereceğim. Gerçek anlamda Jill şeffaf eldiveni sanki mikropluymuş gibi alırken, "Bunu
okumaktan söz ediyorum." Kızın söyleyeceklerine nereden buldun?" diye sordu.
yoğunlaşmasını
"Muhafızlardan birinden aldım. Eğer birine dokunursan, yani,
| 393 buna değil de o kişiye dokunursan kalkanlarında gedikler
AdamFawer oluşuyor. Tümüyle korunmasız oldukları zamanki gibi değil,
ama yine de onları hissedebilirsin."
sağlamak için duraladj.! "Sana yalan söylediğini kanıtlarsam
yardım eder misin?" Jill düşünceli bir şekilde başını salladı. "Zar gibi ince ve şeffaf.
Çok dikkat edilmezse insan teninden ayırt etmek zor. Yani bana...
Kızın zihninin yüzeyinin hemen altında bir sürü duygunun
Bana gerçekten hiç dokunmadı mı?"
dolaştığını hissedebiliyor, ama hiçbirini okuyamıyordu.
Laszlo kızın acısını hissediyordu, ama onu ileride doğacak daha
"Tamam," dedi Jill sonunda.
büyük hasardan korumanın başka yolu yoktu.
"El sıkışalım." Elini uzattı. Kız ona garip bir şekilde baksa da,
"Üzgünüm, Jill."
elini onunkinin içine koymakta tereddüt etmemişti. Parmaklan
birbirine değdiği anda, Jill'in zihnini dolduran kokular onunkine Dudağını ısıran Jill başını öne eğdi. "Önerini düşüneceğim," dedi
sızdı. Ve Jill'in elini kendisininkinin içinde hapsetti. sonunda boğuk bir sesle.
Güçlü bir hamleyle kızın psişik kalkanından geri kalanı da "Yarın akşam görüşürüz."
sıyırdı. Ve anında duyduğu kokularla şaşkına döndü: İğrenç ve Jill burnunu çekerek başını salladı. Laszlo kapıya yürüdü.
yapışkan korku, kaygan umut ve terebent kokusunu çağrıştıran Yavaşça iki defa vurunca Tom hemen açtı. Jill'e son kez baktı,
şaşkınlık. Bunların tümünü sarmalayan, onu ürperten, çürümüş,
ama kız ona sırtını dönmüştü bile. Duygularını sezemiyordu,
ama buna ihtiyacı da yoktu.
Omuzlarının loş ışıkta sarsılmasına bakılırsa ağlıyordu. KAPA ÇENENİ!
"Laszlo sürekli dolaşıyor, ama Charlie'den beri hiç yeni çocuk Derin bir soluk aldı. Beynindeki sesi daha fazla dinlemek
bulmadı." Samantha masasının arkasından Jill'e baktı. "Bir sorun istemiyordu. Laszlo doğruyu söylemiş olabilirdi, ama bu ondan
olabilir mi sence?" nefret edemeyeceği anlamına gelmiyordu. Ve ediyordu da.
Jill telaşını biraz belli ederek, "Hayır," dedi. "Yani... Ben nereden Fantezisini yıktığı için, sığınabileceğini sandığı tek insana olan
bilebilirim ki?" güvenini yıktığı için nefret ediyordu o adamdan.
Samantha öne doğru eğildi. "Hâlâ kontrolün altında değil mi?" Samantha'nın gerçekten neler hissettiğini bilmek zorundaydı.
Bunun için de ona dokunması gerekecekti. Ama vücudu her
"Elbette!" 1 Kadının ellerine bakmamaya çalışan Jill, o
zamanki gibi baştan aşağı kapalıydı. Siyah etekliğin üzerine
eldivenleri daha önce fark etmemiş olmasına inanamıyordu,
beyaz bluz ve füme ceket giymişti. Işığın boynunda ve çenesinde
çünkü her ne kadar tüm ayrıntılar belliyse de, teninde yapay bir
de ellerinde olduğu gibi parlayıp parlamadığını görmek için
parlaklık vardı.
başını biraz yana eğdi. Hayır, parlamıyordu. Tek yol onun
Ama daha da belirgin kanıt Samantha'nm duygularındaydı. yüzüne dokunmaktı.
Daha doğrusu, olmayan duygularında. Her zamanki gibi mutlu
Jill daha önce sayısız kere Samantha'nm yanağını okşamayı hayal
ve sevecen görünüyordu, ama Jill onun duygularının çevresinde
etmişti. Soluk, ince dudaklarını onun dolgun ve kırmızı
yaşananlarla birlikte azalıp çoğalmadığım gayet iyi
dudaklarına bastırmayı düşlemişti. Öyle bir şeyin günah
gözlemlemişti. Konuşmaların öyküyle tam uyuşmadığı bir filmi
olduğunu ve asla gerçekleşmeyeceğini biliyordu, ama bunlar da
seyretmek gibiydi bu. Onca zamandır buna nasıl kandığını
fantezi kurmasına engel olmamıştı. Hep o anın vereceği zevki
düşündü.
düşünmüştü, şimdiyse sadece acı öngörebiliyordu. Tek istediği
Çünkü gerçeği öğrenmek istemedin. Çünkü seni sevdiğine yere kıvrılıp...
inanmak istedin. Çünkü ona âşık...
"Beni dinliyor musun, Jill?" Yanıt gelmedi. "Jill? Neyin var?"
Yavaşça başını kaldıran genç kız yaşlı gözlerine elinden
geldiğince hüzünlü bir ifade yansıttı. O ruh haliyle bunu yapmak
zor değildi.
"Bu şeyi... Daha ne kadar devam edebileceğimi bilmiyorum."
"Ne demek istiyorsun?" dedi Samantha. Duyguları hâlâ içtenlik değişmez/tekdüze/mutlu/sevecen duygu karışımının
dolu olsa da, sesinde bir korku belirtisi vardı. oluşturduğu düzgün yüzeyde boydan boya uzanan tırtıklı
çatlaklar oluştu.
"Artık fark etmez," dedi Jill başını öne eğerek. "Şimdi Laszlo... Ve
öteki çocuklar var. Önceden olduğu gibi değil. O zaman sadece Ve sonra Jill, Samantha Zinser'in zihnine ilk bakışmı gönderdi.
ben vardım." Burnunu çekti ve boğazında oluşan yumruyu Çığlık atmamak için kendini zor tuttu. Samantha'nın renkleri
yutmaya çalıştı. Dedikleri doğruydu, ama söyleme nedeni berrak ve canlıydı: Parlak yeşiller, koyu kahverengiler, güçlü ateş
yakınmak değildi. kırmızıları. Ve hepsinin arasında, ayırt edilmesi zor olacak kadar
Samantha sandalyesinden kalkıp masanın etrafından dolaşırken, yerleşik, ışıltılı oniksten kesilmiş hissi veren kalın bir hat.
"Sen her zamankinden daha önemlisin," dedi. Elini -eldivenle Jill oniksin ne anlama geldiğini hemen kavradı: Aldatma. Diğer
korunan elini- onun omzuna koydu. "Benim için önemlisin." her şeyle dolaşmış, kurnazlıkla örülmüş bir yalanlar ağı. Geriye
"Sahi mi?" Jill'in sesindeki yakarış acı verecek kadar gerçekti. kaçmak istese de kendini tepki vermemeye zorladı. Tek bir soru
sordu.
"Gerçekten öyle."
"Samantha... Beni seviyor musun?"
Jill bakışlarını ona doğru kaldırdı. İnanmayı o kadar ümitsizce
istiyordu ki... Işıl ışıl yanan gözleri sevdiği kadının yüzünden ""Bu nasıl soru, tatlım?" dedi Samantha yumuşak ve rahatlatıcı
ayrılmadan yavaşça ayağa kalktı. Ve ona sarıldı. Birilerine bir ses tonuyla. "Elbette seviyorum seni."
sanlmayalı çok zaman olmuştu. Ama Jill görmek istediğini yakalamıştı. Samantha konuşurken
Samantha geri çekilmek yerine zarif kolunu onun omuzlarına zihni bir korku ve tiksinti dalgasıyla gölgelendi. Kadını kabaca
doladı. Jill de biraz eğilerek alnını kadının çıplak boynuna itip geri çekildi.
yasladı. "İyi misin sen?" Samantha'nın sesi artık endişe doluydu.
Ona gerçekte ilk defa dokunuyor olduğunu bilmek garip bir Jill eliyle gözünün kenarını silerken, "Şimdi daha iyiyim," dedi.
duyguydu. Bir an için kadının teninin uyandırdığı yumuşak ve
serin duyguyla kendinden geçer gibi oldu, Samantha'nın zihni "Ne zaman ihtiyacın olursa yanında olacağım. Bunu asla
etrafındaki engel çatlamaya başlayınca o kısacık anın verdiği unutma."
huzur da tuzla buz oldu. "Merak etme." Jill karşısında ansızın belirmiş olan yabancıya
Kendi zihniyle onunki arasında bir engel olduğunun farkında ifadesiz bir yüzle baktı. "Unutmayacağım."
değildi. Ama birden kadının yaydığı ve artık duygusal bir Jill daha kapıyı çalmadan Laszlo yerinden kalkmıştı bile. Onun
duman perdesi olduğunu bildiği o öfkeli bir yürek gibi atan zihnini koridorun öbür ucundan
algılamıştı. Kapıyı hemen açtı. Fırtına gibi odaya dalan kız söylemek için cesaret toplar gibi duraksadı. "Onu öldüreceğimizi
zihninin etrafında dağınık bir kalkan oluştursa da, Laszlo onun söylemeni bekliyorum."
öfkesini ve acısını hissedebiliyordu. "Hayır," dedi Laszlo başını sallayarak. "Onu öldürmek doğru
"Haklıydın," diye homurdandı Jill geniş odada bir aşağı bir değil."
yukarı yürürken. "Samantha başından beri yalan söylüyormuş." "Onun bize yaptıkları doğru muydu, yani?"
"Bu şekilde öğrendiğin için üzgünüm." "Elbette değildi."
Jill durup gözlerini ona dikti. "Hayır, değilsin," dedi tükürür- "Yaptığı yanlışsa biz neden ona doğru davranmak zorundayız?"
cesine; sesi ağlamış gibi boğuk çıkıyordu. "Başından beri beni
kullanıyor olmasından ötürü mutlusun." "Çünkü öyle yapmazsak, biz de onun kadar kötü oluruz."
"Yanılıyorsun." "Kimin umurunda ki bu?"
"Samantha'nm bana yalan söylemesi yeterince kötüydü; bir de "Benim umurumda. Ve bir gün senin de olacak."
sen aldatmaya çalışma!" Jill öfkeyle baktı ona. Laszlo kıza erişebildiğinden çok emin
Laszlo sözcüklerini dikkatli seçmek zorunda olduğunu biliyordu. değildi, ama öfkesi sanki az da olsa durulur gibi olmuştu.
"Burada olmana sevinmem, burada olma nedenine de sevinmemi Sonunda Jill kendini yatağın üstüne bıraktı. Orada neredeyse bir
gerektirmez. Samantha seni de tıpkı benden yararlandığı gibi dakika kadar tavana bakarak yattı, sonra Laszlo'ya döndü. "Ona
kullandı. Ona zarar vermek istiyorsan, burayı yok etmeme bir şey yapmama izin vermeyeceksin, değil mi?"
yardım et." "Vermeyeceğim."
"O ne olacak?" "Sana yardım etmeyeceğim anlamına gelse bile mi?" Doğrulup
"Ne demek istiyorsun?" onun gözlerinin içine baktı.
"Demek istediğim, ona ne yapacağız?" Laszlo o soruya nasıl yanıt vereceğini bilemiyordu. Sadece
kendisi söz konusu olsaydı sorun yoktu. Ama öyle değildi.
Laszlo duraladı. Kızın intikam arzusunu anlıyordu, ama Kaçırılmalarına yardım ettiği üç çocuk vardı ortada.
kendisinin işi oralara vardırmak gibi bir niyeti yoktu. "Ne
söylememi beklediğini bilmiyorum." Birden anladı: Samantha'yı öldürmesi için Jill'e yardım etmesi
gerekecekse, bunu yapacaktı.
"Elbette biliyorsun," dedi kız alay edercesine. "Ona zarar
vereceğimizi söylemeni istiyorum. Onu..." Jill sonraki sözcükleri "Ne pahasına olursa olsun intikam almana yardım etmeyeceğim,"
diye yalan söyledi ona ve güçlü bir inanma hissi gönderdi.
Jill sessizce onun zihnini yokladı. Sonsuzluk gibi görünen bir "Laszlo'da bende olmayan ne var?" Uzanıp adamı ensesinden
durağanlıktan sonra öfkeyle başını eğdi. yakaladı. Laszlo'nun onun için kurduğu savunma bir anda
çökerken, üzerine pırıltılı bir dinginlik geldi.
"Peki. Senin istediğin şekilde yapacağız."
"Gir. Konuşacak çok şeyimiz var."
Ama daha sözler ağzından çıkarken Laszlo onun aklındaki
aldatmayı sezdi. Kız yardım edecekti, ama intikamını almaya da Samantha uyuyan çocukların ekranlardaki görüntülerine baktı.
çalışacaktı. Bir şey söylemedi. Jill'i kendi öfkesinden korumak "Laszlo'nun son gittiği okullarda yeni empatlar bulamamış
için elinden geleni yapacaktı. olmasına hâlâ inanamıyorum. Florida'daki ikizlerinin empatik
Bir plan üzerinde anlaşmaya vardıktan sonra Tom odasına kadar olduğundan kuşkulandığını söylemiştin."
Jill'e eşlik etti. Öteki muhafızların aksine, Tom'un zihni her türlü "Sanırım... Sanırımyanıldım."
koruyucu kalkandan yoksun, yani çıplaktı. Duyguları öylesine
canlıydı ki, onun yoğun hislerinden utanan Jill zihnini kapatmak Samantha adamı dikkatle süzdü. Fiziki görünümü hiçbir zaman
istedi. sağlıklı olarak tanımlanamasa da, son zamanlarda gerçekten
berbat görünüyordu. Gözlerinin altında koyu renk kaim torbalar
Adamın Laszlo'ya duyduğu sevgi yaptığı her şeyde bariz şekilde oluşmuş, yüzüyse incelmiş ve bezgin bir görünüm almıştı. Hâlâ
görülecek kadar yoğundu. Jill öteki muhafızların aslında onun şişmandı, ama belirgin şekilde kilo vermişti. O kiloyla daha
mahkûmun kontrolünde olduğunu nasıl olup da anlayamadığını sağlıklı görünmesi gerekirdi, ama sanki ölümün eşiğindeydi.
merak ediyordu. Laszlo'nun Tom'un zihnini nasıl özgür
kılabildiğini bir kez daha düşündü. Yeni ortağı kendisine "Tüm söyleyeceğin bu mu?" dedi sertçe.
güvendiğini söylemişti, ama gerçekten öyle olsa, bir şeyler Dietrich omuz silkti.
saklamaya devam eder miydi?
"Jill'in kontrolü altında olmak Laszlo'nun başka empatlar bulma
Laszlo oyunu o şekilde oynamak istiyorsa bir sakıncası yoktu. yeteneğini etkilemiş olabilir mi?"
Kendisi de bazı sırlar saklayabilirdi. Bir kurban olmaktan artık
bıkmıştı. Laszlo'nun, intikam almasına yardım etmeyeceği Dietrich başını kaldırmadan önce bir an yere baktı. Hâlâ onunla
gerçeği düş kırıklığı yaratmış olsa da, bir açıdan yine de göz göze gelmemeye çalışıyordu. "Sanmam."
memnundu. Samantha ile bizzat hesaplaşmak istiyordu. "Bu mantıklı görünmüyor. Onu mutlak potansiyeli olan kalabalık
Tom kapıyı açtı ve girmesini bekledi. Gitmek üzere dönmüştü ki, okullara gönderdik. Charlie'den bu yana yeni birini bulmuş
Jill kapının kolunu tutup ona gülümsedi. olmalıydı."
"Belki."
"Belki mi?" diye bağırdı Samantha. "Hepsi bu mu? Bana biraz "Ne?" Dietrich ellerini kaldırıp iki adım geriledi. "Neyin var
yardım et!" senin?"
"Yapamam. Daha fazla..." "Duydun! Gömleğinin düğmelerini aç."
"Biliyorum, biliyorum. Daha fazla deney yapmaya ihtiyacın var." Samantha zorlukla yutkundu. Ateş etmek istemiyordu, ama
Samantha başını kaldırıp tekrar ekranlara baktı. "Neden onlardan adam kolyesini takmamışsa başka seçeneği kalmayacaktı. Sonra
biri üzerinde deney yapmıyorsun?" da ona kimin eriştiğini bulmak zorunda kalacaktı: Jill mi, Laszlo
mu?
402 I
Dietrich geriye doğru bir adım daha attı. "Ama..."
Empati
"DEDİĞİMİ YAP!" diye bağırdı Samantha sinirleri yıpranmış
"Ne... Ne demek istediğini anlamadım;"' diye kekeledi Dietrich.
halde.
"Demek istediğim, yeni bir simülasyon yapmayah üç hafta oldu."
"Tamam, tamam," dedi Dietrich. Ellerini yavaşça indirdi ve
Dietrich duraksadı. "Hâlâ son deneyin verilerini gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Üçüncü düğmeden
değerlendiriyorum. Henüz... İncelemekte olduğum etkenler var." sonra tere bulanmış kumaşı yana çekerek boynundaki ince
"Paralel çalışmaya ne oldu? Hani eski verileri çözümlerken, bir gümüş zinciri gösterdi. "Aradığın bu muydu?"
yandan da sürekli yenilerini elde etmek?" Samantha soluğunu koyuverdi. Silahın emniyetini kapattı ve
"Yanılmışım." kılıfına geri koydu. "Özür dilerim, sandım ki..."

"Ne demek, yanılmışım?" "Ne sandığını biliyorum," dedi Dietrich. Titreyen sesi öfkeyle
doluydu. "Ama seni temin ederim, zihnimin kontrolü tamamen
"Sadece... Yanılmışım işte." bende."
Samantha doktora bakakaldı. Dietrich her ne kadar insan olarak "Evet, bunu şimdi görebiliyorum," diye mırıldandı Samantha. Eli
karaktersiz bir yapıya sahip olsa da, iş bilime gelince hep son içgüdüsel olarak kendi zincirine gitmişti. Oradaydı, teninin
derece kararlı olmuştu. Sanki kişiliği bir gecede değişmiş... üzerinde sert ve ılık bir temas bırakıyordu. "Laszlo önümüzdeki
Aman Tanrım! Cuma'ya kadar yeni birini bulmazsa, Dr. Joo'nun tüm deneyleri
yeniden yapmasını istiyorum."
Samantha ceketinin altındaki kılıfından çıkarttığı tabancayı
Dietrich'in başına doğrulttu. "Gömleğinin düğmelerini aç." "Gerekli düzenlemeleri yapacağım."
"Öyleyse iyi geceler."
Laboratuardan çıkarken Samantha'nın aklına bir şey düştü. Aklını korumasını sağlayan tek şey, tünelin ucunda bir ışık
olduğunu bilmesiydi. Ve şimdi o ışık biraz daha yakındı. Laszlo
Ya kolyeler çalışmamaya başlarsa? O zaman ne olur?
kaçışını Joo'nun deneylerinden önce gerçekleştirmek zorundaydı;
Tüm vücudu ürperdi. Hayır. Dietrich kolyeleri sayısız senaryo bu da zamanlamanın biraz öne alınması gerektiği anlamına
altında denemişti ve bozulmaları söz konusu değildi. Fizik geliyordu.
yasaları tümden değişmedikçe manyetik alanlar durup dururken
Dietrich kapıyı kilitledi, kanepeye uzandı ve battaniyesine
ortadan yok olmazlardı. Paranoyakça davranıyordu.
sarındı. Battaniyeyi iki defa yıkamış olmasına rağmen hâlâ hafif
Yine de yanında her zaman dolu bir silah taşıdığı için bir idrar kokusu vardı. Umurunda değildi.
memnundu. Daha önce kimseyi vurmamıştı, ama bunun sorun
Laszlo kontrolü elinde tuttuğu sürece kafası rahat olmayacaktı,
olacağını sanmıyordu. Öyle bile olsa, sürekli odasının dışında
bekleyecek iki muhafız istemeye karar verdi. Tom sabah 05.00'deki nöbet değişiminden hemen önce
Laszlo'nun odasına geldi. Cebinden çıkarttığı plastik bir torbayı
Ne olur, ne olmaz!
yatağın üzerine attı. Torbanın içinde bir çift gümüş kolye vardı.
Zinser çıkınca Dietrich sandalyesine çöktü. Ucuz kurtulmuştu.
"Onlara kolyelerin artık çalışmadığını ve çocukların herkesi
Laszlo'nun kamuflaj olarak manyetize olmayan bir kolye
gizlice kontrol altına aldığını söyledim. Sonra da yenilerini
taktırması iyi olmuştu. Bunu yapmasa...
verdim. Eskilerini çıkarttıkları anda hepsi mutlu bir şekilde
Dietrich ürperdi. Neyse ki hepsi tümü yakında bitecekti. rahatladı."
Kaçtıktan sonra ne yapacağını bilmiyordu, umurunda da değildi.
"Güzel," dedi Laszlo. Muhafızların korunma kalkanı kalktığında
Tek istediği, sürekli korku içinde yaşamaktan kurtulmaktı.
neler hissettiğini biliyordu. Zihinleri ufuktan yükselen birer
Çok az uyuyabiliyordu ve uyuduğu zaman da zihni o güne güneş gibi ansızın ortaya çıkıvermişti. Laszlo onları kontrol altına
kadar görmüş olduğu en korkunç karabasanları yaratıyordu. Her alırken, o kadar fazla sayıda zihinle aynı anda uğraşmanın
gece ter içinde, bağırarak uyanıyordu. Bir keresinde o kadar yarattığı baskıyla neredeyse kendinden geçiyordu. Neyse ki,
korkmuştu ki, altma işemişti. onları korunmasız hallerinin sadece ilk dakikasında etkilemek
Beslenme sorunu işleri daha da karıştırıyordu. Bir haftadır yediği gerekmişti, o da yeni kolyelerini düşünüp onlar hakkında
hiçbir şey midesinde durmamıştı. Önceki Salı günü bir elma konuşmalarını engellemek içindi. Yardımcı kazanmaya ayıracak
yemeye çalışmış, hepsini kusmadan önce ancak üç ısırık almayı daha fazla zamanının olmasını isterdi. Ama yoktu; artık zamanı
başarabilmişti. O zamandan beri sadece su içebiliyordu ve o bile dolmuştu. Şimdi yapabileceği tek şey beklemekti. Ve Tanrı'ya
midesini bulandırıyordu. inanmadığı halde, yetişkin yaşamında ilk kez dua etti.
Jill sakin bir halde sandalyesinde oturup İncil okurken, Laszlo Dudaklarıyla sessizce teşekkür ederim sözcüklerini sövlerken
sinirli adımlarla odada dolanıp duruyordu. Kız serinkanlı bir yanaklarından iki damla yaş süzüldü. Karanlık koridorda bir sıra
kararlılık içindeydi. Laszlo onun aptalca bir şey yapmamış boş hücreyi geçip, çelik bir kapının önünde durdu. O anahtarı
olmasını diledi. kilide sokarken, Laszlo da zihnen kendim hazırladı.
"Vakit geldi," dedi. "Branigan ile Manderville neredeyse gelir. Dietrich yana çekilince derin bir soluk aldı, ağır kapıyı iterek açtı
Yarım saat sonra ana salonda görüşürüz." ve dört ay önce aşık olduğu o derin kahverengi gözlere baktı,
Jili birkaç saniye ona baktı. Sonra gülümseyerek şaşırttı. "İyi "Darian."
şanslar." Ağır kapı kaim metal çerçevesinde boğuk bir ses çıkartarak
"Teşekkürler. Sana da." kapandıktan sonra bir sessizlik oldu. Laszlo bir zamanlar -ve
muhtemelen hâlâ- sevdiği kadına baktı. Kıvırcık siyah saçları
İşin garip tarafı, JiU'in bir şeyler sakladığına dair uyan kızın
dağınık, afro bir hava almıştı. Eskiden canlı çikolata rengini
gülümsemesi ve iyi şans dileğiyle gelmişti. Tek tesellisi onun da
andıran teni şimdi soluktu; uzun süre bakımsız kalmış bir kat
kendine ait bir sırrı olmasıydı.
kahverengi boya gibiydi.
Tom altı haneli şifreyi girince metal kapı kayarak açıldı. Dietrich
Elleri kelepçeliydi; bacaklarıysa zincirle yerdeki bir halkaya
yanında silahlı iki adamla kapının öbür tarafında onları
bağlanmıştı. Boynunda eskinin muhafazakâr kadınları tarafmdan
bekliyordu.
takılan kolyenin çok daha kalın bir türü vardı. Ama Darian'ınki
"Benimle birlikteler," dedi muhafızlara. "Şimdi bizi mahkûma bir ziynet eşyasından çok, aslında olduğu şeyi andırıyordu:
götürün." Tasma.
Doktorun titreyen sesini duyan Laszlo ona dikkatle baktı. Adamı
her ne kadar bilerek korku altında tutmuş olsa da, kararmış ve
Sadece gözleri aynıydı. Laszlo onlara bakarken, yaşananların
tedirgin gözlerini görene kadar, nasıl bir ızdırap içinde olduğunu
aslını öğrendiğinden beri aklını kurcalayan sorunun yanıtını da
farketmemişti.
buldu. "Hepsi yalan değildi," dedi. "Yoksa öyle miydi?"
Hemen onun hastalıklı korkusunu giderip, yerine güçlü bir
"Benim için değildi," dedi Darian.
kendine güven duygusu aşıladı. Dietrich'in düşük omuzları
dikleş-ti, duruşu düzeldi ve adımlan bir ölüm marşından sinirli Laszlo bir an duraksadı, sonra sorabileceği tek soru döküldü
bir tempoya dönüştü. dudaklarından: "Neden?"
Darian içini çekti. Bakışlarını yere çevirdi; saçları gözlerinin "Nasıl..."
önüne düştü. Birkaç saniye sonra başını hızla kaldırdı. Saçları bu "Bazı dostların yardımıyla." Laszlo duraladı. "Ve Jill'in."
kez de kara bir bulut gibi yüzünü çevreledi.
Darian'm yüzü bir anda kül rengi oldu. "Ona güvenemezsin."
"Seni neden kendime âşık ettiğimi mi soruyorsun? Yoksa seni
neden kurtarmaya çalıştığımı mı?" "Başka seçeneğim yoktu. Muhafızları tek başıma idare
edemezdim."
Laszlo ona öylece baktı. Zamanın geçtiğinin farkındaydı ama
yanıtlara ihtiyacı vardı. "Jill sadece Zinser'e sadıktır."
"Beni neden kurtarmaya çalıştın?" "Artık değil."
"Çünkü seni..." Yutkundu ve hafifçe öksürüp boğazını temizledi. "Şu tasmayı çıkart. Yardım edebilirim."
"Sevdiğimi sandım. Nedeni bu. Görevim seni Organizasyon'a "Şimdi benim mi sana güvenmem gerekiyor?"
kazandırmak olsa da, tetiği çekme zamanı gelince... Yapamadım."
"Bana bak," dedi Darian bacaklarmdaki zincirleri sallayarak.
"Ama beni buraya aldırdın," dedi Laszlo ifadesiz bir sesle. "Buradan çıkmak için her şeyi yapabileceğimden şüphen mi var?
"Saflık ettim." Darian başını salladı. "Onların işi bu noktaya "
kadar... Bunların hiçbirinin olmasını istemedim. Tanrı adına "Benim asıl şüphelendiğim, kendinden başka herhangi bir in*
yemin ederim, Laszlo. Çok üzgünüm." sanı gözetip gözetmeyeceğin."
"Onlara neden yardım ettin?" "Bu defa yapacağım/' dedi Darian yalvararak. "Yemin ederim."
"Bencilliğimden. Daha iyi bir yanıtım olmasını isterdim, ama Son sözcük ağzından çıkarken Laszlo onun başını ellerinin
yok." arasına aldı. Tenine dokunduğu anda kadının zihnini çevreleyen
Laszlo soluğunu bıraktı. Soylu bir yanıt değildi belki, ama donuk hiçlik eriyiverdi. Darian'ın yolu üzerine koymaya çalıştığı
dürüstçe verildiği belliydi. En azından, kendisi öyle olduğunu minik engelleri bir anda kenara savurup, onun zihninin
sanıyordu. Boynundaki o tasmayla emin olmak mümkün değildi. derinliklerine daldı.
Ama tüm içgüdüleri Darian'm bu kez doğruyu söylediğini O kadar çok şey vardı ki, hepsini algılamak olası değildi: Meydan
haykırıyordu. okuyan bir direniş, suçluluk ve pişmanlık ve hepsinin altında,
"Şimdi ne olacak?" diye sordu Darian. derinlerde gömülü cesur ve ödün vermez bir aşkla karışık azgın
bir gurur. Laszlo ellerini çekti.
"Gidiyorum. Bu gece. Ve çocukları da yanımda götürüyorum."
Darian çenesi ileride, başını dik tutmaya devam etti. Mantıken "Beni takip edin."
kadının umutsuzca kendini temize çıkartmak istediğini Dietrich'in peşinden gözetim merkezine gittiler. Kapıda iki
biliyordu. Ama duygusal olarak, kendini ona inanmaya zorla- muhafız daha vardı. İkisi de uzun boylu ve yapılıydı. Ve her ikisi
yamıyordu. de silahlıydı.
"Bizimle gelebilirsin," dedi. "Ama tasma kalacak." "Lütfen kenara çekilin," dedi Dietrich.
"Hata yapıyorsun. Jill peşine düşünce bana ihtiyacın olacak." "Bunu yapamam, efendim. Direktör Zinser'in emirleri..."
"Ya peşime düşecek olan o değilse? Ya sensen?" Tom tabancasının kabzasını adamm burnuna indirince bir
Dietrich önde, Tom, Darian ve Laszlo onun hemen arkasm-daydı. kırılma sesi geldi. Bunu çenesine inen bir sağ kroşe takip etti;
Darian'm bacaklarındaki zincirleri çözmüş olsalar da, bir başını duvara çarpan muhafız yere yığıldı.
mahkûmu andırması için bileklerindeki kelepçeleri Aynı anda ikinci nöbetçi de eski görev arkadaşlarının saldırışına
açmamışlardı. Cüssesi ve temiz, beyaz görünümüyle Laszlo uğramıştı. Biri midesine yumruğu gömüp can acısıyla iki büklüm
kolaylıkla bir muhafız sanılabilirdi, ama bir deri bir kemik kalmış öne eğilmesine neden olurken, öteki dirseğiyle ensesine vurup
siyahi bir kadın için aynı şey geçerli değildi. onu arkadaşının yanına devirdi.
Muhafızların yanına geldiklerinde Dietrich omzunun üzerinden Laszlo derin bir soluk alıp, beraberindeki muhafızlarda
Laszlo'ya baktı, sonra boğazını temizledi. "Yapmamız gereken uyandırdığı azgın şiddeti dizginlemeye çalıştı.
şeyi anlıyorsunuz, değil mi beyler?"
Dietrich ise o arada eğilip bir çekişte adamların kolyelerini ko-
Dietrich'in sesi biraz kararsız çıkınca Laszlo adamlara sarsılmaz partmıştı. Laszlo anında onlardan yayılan acıyla utancın
bir inanç duygusu aşıladı. Kendisi orada olduğu sürece kokusunu aldı. Bu duyguları göz ardı edip felç edici bir korku
Dietrich'in emirlerini sorgulamaktansa ölmeyi tercih edeceklerdi. yaydı.
"Evet efendim!" dediler bir ağızdan. "Kaçmaya ya da alarm vermeye çalışırsanız geri gelip sizi
"Diğer arkadaşlarınız davranışlarından sorumlu değil, çünkü öldürürüz," dedi. "Şimdi yüzüstü dönün ve ellerinizi başınıza
çocukların kontrolü altmdalar. Çocukları başka bir yere koyun."
götürmeliyiz. Öldürücü güç kullanmaktan kaçmm," Dietrich
duraladı. "Ama görevi tamamlamak için ne gerekiyorsa yapın.
Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı, efendim."
Adamlar denileni yapınca muhafızlar onları kelepçeledi. istediğini göz ardı mı edecekti? Samantha'yı cezasız mı
Laszlo'nun desteğine rağmen Dietrich'in kalbi o ani şiddet bırakacaktı?
gösterisi karşısında deli gibi atmaya başlamıştı. Şifreyi tuşlamak Onun güzel yeşil gözlerini ve uzun kahverengi saçlarını
için titreyen ellerle kapının elektronik paneline uzandı. Doğru düşünmek kararlılığını perçinledi. Samantha yalan söylemişti.
şifreyi ancak üç denemeden sonra girebildi. Tanrı'nın ne istediği hakkında yalan söylemişti. Her şey hakkında
Kapının üzerindeki kırmızı ışık yeşile döndü, metalik bir klik sesi yalan söylemişti. Ama artık gerçeği biliyordu ve Samantha,
duyuldu ve ağır çelik kapı içeriye doğru açıldı. Üç ateşli zihin şeytani bir gücü kullanmaya kalkışmanın cezasını çekecekti.
birden canlandı. Laszlo her ne kadar hepsine daha önce Tıpkı Laszlo ve o kıymetli çocukları gibi.
dokunmuş olsa da, şimdi farklı görünüyorlardı. Peder Sullivan haklıydı. İğrenç varlıklardı onlar. Jill dua etmiş ve
Bir şekilde değişmişler. Tanrı da ona yolu göstermişti. Sonunda amacını, bedenine giren
iblisin orada olma nedenini anlamıştı: O ucubeleri yok edecek
Ama kendini kandırmasının anlamı yoktu. Zihinlerinin nasıl
güce sahip olmasını sağlamak.
değişmiş olduğunu tam olarak biliyordu. Hepsi de bükülgendi.
Dietrich ona Zinser'in çocukları 'yumuşattığını' söylemişti, ama o Ucubeleri ve onları kontrol etmeye çalışan günahkârları.
ana dek, bunun ne derece ciddi olduğu hakkında hiçbir fikri "İyi misin?" diye sordu Branigan yavaşça omzuna dokunarak.
yoktu. Onları o şekilde hissetmek onu üzdü, ama yine de,
çarpılmış zihinleri uzaklaştırmak yerine içine çekti. "İyiyim," diye homurdandı Jill ve adamın elini itti. Ardından da
aklını çalkantılı kırmızı bir saygıyla karışık fırtına mavisi
Birden kolunun üstünde bir el hissetti ve dönünce Darian'ı yılgınlıkla doldurdu. "Yürümeye devam et."
gördü.
İlk kontrol noktasına yaklaşırlarken biraz geride kaldı.
"İyi misin?" diye sordu Darian. Adamların saldırganlık ve öfke duygularını güçlendirdi. Bunun
"Hayır. Ama yakında olacağım." onların adımlarında yarattığı farklılığı görebiliyordu;
görünmeyen düşmanlarını ezer gibi yürüyorlardı.
Mide bulandırıcı bir öfke benliğini sarınca Jill destek almak için
duvara yaslandı. Laszlo gözetim merkezine girmiş olmalıydı. Bir Köşeye gelirken her iki muhafız da otomatik tüfeklerini hazırladı.
an kendi planını sorguladı. Jill hemen arkalarındaydı. Bu Tanrısız yerde ilk kan
döküldüğünde orada olmak istiyordu.
Çok geç değildi. Laszlo'nun istediğini hâlâ yapabilirdi. Şimdi geri
dönerlerse, yetişebilirlerdi. Ama sonra ne olacaktı? Kaçıp sonsuza Kapıda nöbet tutan iki adamın en ufak bir şansı yoktu. Branigan
dek mutlu mu yaşayacaklardı? Tanrı'nın ondan açık olarak ve Manderville onlar daha ağzını bile açamadan silahlarmı
kaldırıp aynı anda ateşledi. Hedeflerin ikisi de göğsünü tutarak
duvara doğru savruldu. Bir yaylım ateşi daha açıldı. Mermiler bu arasından baktığında koridorda bıraktıkları kanlı ayak izlerini
defa adamların alnının ortasını buldu. İpleri kesilmiş iki kukla gördü.
gibi oldukları yere yığıldılar. Olacakların bir alameti mi?
Jill ölüm makinelerine bir neşe dalgası gönderdi. Adamlar Samantha silah seslerini duyduğunda, Dietrich'in son raporunu
cesetlerden yere sızan kana bakıp gülümsedi. Darmadağınık okuyordu. Oturduğu koltuktan bir anda fırladı, tabancasını çekti
yığılmış bedenlerin üzerinden geçen Jill kapıya yöneldi. Kanlı ve kapıya doğrulttu. Silah titreyen eline inanılmaz ağır geliyordu.
zeminde ayağı kayınca neredeyse düşüyordu, ama Branigan
atılıp onu tuttu. Kapı açıldığı anda ateş etmeye hazırlanarak tetiğin üstündeki
parmağını yavaşça gerdi. Kapının kulpu dönmeye başladı.
Jill geçtikleri kapının silah seslerini engelleyecek kadar kalın Gözlerini içlerine dolan teri atmak için gözlerini birkaç defa
olduğunu umuyordu, çünkü varmak istediği yerle orası kırpıştırdı, soluğunu tutup, bacaklarını iki yana açtı.
arasındaki engeller o kapıyla sınırlı değildi. Vücudundaki her gözenekten ter fışkırıyordu. Kendini kontrol
Otuz metre ilerideki asansörün çelik kapısını görebiliyordu. İlk etmek zorundaydı. Sadeoe tek bir şansı olabilirdi.
anda korunmasız gibi algılansa da, Jill öyle olmadığının Kapı kulpunun dönmesi durdu. Samantha soluğunu yavaşça
farkındaydı. Kapının her iki yanında, görünür alanın hemen bıraktı. Manyetik kilitler dayanıyordu. Ama birden peş peşe üç el
dışında iki muhafız olduğunu biliyordu. silah sesi duyuldu ve kapı ardına kadar açıldı. Samantha tetiği
Branigan ve Manderville'nin adımlan sert ve canlıydı; tipik çekti.
muhafız yürüyüşü. Asansörün yanındaki iki nöbetçinin onlardan Silah sesi sağır ediciydi. Kulaklarında top atışı gibi çınlıyordu.
herhangi bir tehdit beklemek için nedeni yoktu. Jill'in Geri tepen tabanca terden kayganlaşmış parmaklarının arasından
askerlerinin kurşunları bedenlerini bulmadan önce ses kaydı. Silah havada uçarken Samantha da göğsünde geniş bir kan
çıkartmaya bile vakit bulamadılar. lekesiyle üstüne abanan Branigan'm yüzünü tanıdı. Kendi
Jill yanlarına geldiğinde her şey bitmişti; iki ceset daha parlak bir kendine tehlikenin geçtiğini, hepsinin bir hatadan
kan gölünün ortasında yatıyordu. Branigan ölü adamlardan kaynaklandığını anlatmaya çalıştı, ama sonra Manderville'yi
birinin kemerindeki desteden silindirik bir anahtar alıp gördü.
duvardaki panele soktu. Asansörün kapısı kayarak açıldı. Yüzünde çılgınca bir öfke sırıtışıyla silahını doğrultmuştu.
Önce Jill girdi, onu izleyen Branigan ile Manderville de önünde Düşen silahını görmek için umutsuzca etrafına bakındı, ama
durup patronları için bir koruma duvarı oluşturdu. Branigan odanın neredeyse öbür uçundaydı. Manderville ölmekte olan
düğmeye basınca kapı kapanmaya başladı. Jill iki korumanın arkadaşının üzerinden atlayıp, silahını hedefinden -yani alnının
ortasından- bir an bile ayırmadan ona doğru yürürken ellerini Charlie hemen sarı bir rahatlamayla tepki verdi. Soluğunu
kaldırdı. koyuveren Elijah o rengi içine çekti. Titrek bir nefes daha aldı ve
nabzı yavaşlamaya başladı. Dinginliğini Charlie'ye aktardı; o da
Gidebileceği hiçbir yer yoktu. Bacakları arkasındaki masaya
tekrar geri gönderdi.
dayanmıştı. Kendisine doğru yürüyen adama baktı dehşetle.
Gözlerindeki katıksız nefret niyetini açıkça ortaya koyuyordu: Karanlıkta tek başına ve etrafı renklerle dolu halde oturan Elijah,
Onu öldürecekti. arkadaşı onunla birlikte olduğu için Tanrı'ya şükretti.
Namludan çıkacak alevi ve beynine doğru fırlayan mermiyi Samantha'nm başı Jill'in darbesiyle geriye savrulup duvara
görmemek için gözlerini kapatmak istedi, ama göz kapaklarını çarptı, sonra önüne düştü. Jill gerilerek bir tokat daha atmaya
bile kıpırdatamıyordu. Ve sonra, Manderville'nin silahının hazırlanırken gözlerini açtı. Bilinci geri gelirken, parlak ve canlı
namlusu yüzünden sadece birkaç santimetre uzaktayken birinin renklerle bezeli bir duygu seli zihnini sardı. Acı. Kargaşa. Korku.
bağırdığını duydu. Ve sonra başını kaldırıp Jill'i tam karşısında oturur halde görünce
"DUR! ÖLDÜRME ONU!" de iç bayıltıcı bir umutsuzlukla karışık donuk dehşet.
Sözcükleri beyninde işlemeye fırsat bulamadan Mandervil-le'nin Çalışma koltuğuna oturtulmuş ve elleri arkadan kelepçelen-mişti.
tabancasının kabzası başına indi. Gözleri yırtılmış bluzuna kaydı. Kolye... JiU'e baktı. Eldivenli
parmaklarında gümüş bir zincir vardı. Parlak metal ışıkta
Ter içinde uyanan Elijah yatağında doğruldu.
pırıldayarak bir ileri bir geri sallanıyordu. Kız kolyeyi odanın bir
Zifiri karanlık odada, gözlerinin önünde bir renk senfonisi köşesine fırlatınca umutları tamamen yok oldu. Burnundan hızla
patladı. Kalp atışı hızlandı, solukları tıkandı. Duyduğu şiddetli soluk alıp duyduğu dehşeti bastırmaya çalıştı.
öfke hissinden kurtulma çabasıyla başını deli gibi sağa sola
"Bunu neden yapıyorsun, Jill?"
çevirdi, ama kaçıp o iğrenç renklerden saklanabileceği hiçbir yer
yoktu. Zihnini kapatmaya çalışsa da, ona doğru çağlayan "Sen söyle."
duygular -Jill'in duyguları- çok güçlüydü. "Bilmiyor..."
Bu kez de zihnini dışarıya yönlendirip arkadaşlarını aradı. "Saçmalamaya başlama!" diye bağırdı Jill onun zihninde patlayan
Winter'in buz mavisinden, hâlâ uyuduğunu anlayabiliyordu, turuncu korkunun keyfini çıkartarak. Gülümsemesini bastırıp
ama Charlie uyanıktı. Elijah gibi o da, Jill'in hastalıklı nefreti yüzünü kadmmkine iyice yaklaştırdı.
beynine akmaya başlayınca kabarcıklanan turuncular ve neon
yeşilleriyle sarmalanmıştı. Daha derinlere inen Elijah arkadaşma Korkuyla yutkunan Samantha gözlerini kaçırdı.
orada olduğunu anlatmak için bembeyaz bir ışık yaydı.
Yerdeki koyu kan izini takip eden bakışları Branigan'm yığılıp "YANIT VER BANA!" diye haykırdı Jill. "Hiç... Beni hiç...
kalmış bedeninde durdu. Gözleri ölü muhafızınkilerle SEVDİN Mİ?"
karşılaşınca Jill, onun kabaran bulantısını hissetti. Geriye çekilip Zorlukla soluyan kadın, gürültüyle burnunu çekti. "Jill ben..."
ağzından boşalan kusmuktan son anda kaçtı.
"EVETMİ, HAYIR MI?"
"Marifetine bakmaya dayanamıyorsun ha?" dedi sandalyesini
tekrar öne doğru iterek. "Ne oldu? Daha önceden kimseyi Samantha derin bir soluk aldı. "Hayır," dedi fısıldayarak. "Ama
öldürmemiş miydin?" lütfen anlamaya çalış..."
"Hayır," dedi Samantha boğulur gibi. Kısa bir an sessizce hıç- Jill onun yüzüne bir tokat daha attı. Samantha'nm başı yine
kırdı; eflatuna çalan korkusu giderek karardı. Sonunda geriye savrulup sert bir sesle duvara çarptı. Patlayan
gözyaşlarını tuttu ve düşüncelerini renklendiren bir merakla dudaklarının arasından koyu bir kan-salya karışımı tükürdü.
bakışlarını odada gezdirdi. "Neyi anlayayım, Samantha? Bana neden yalan söylediğini mi?
"Manderville dışarıda bekliyor," dedi Jill. "Burada yalnızız. Beni neden kullandığını mı? Haydi! Aydınlat beni."
Sorularımı dürüstçe yanıtlarsan yaşamana izin veririm." Bir umut Samantha'nm korku dolu, yalvaran gözleri Jill'inkilere odaklandı.
ışığmm kadının zihnini aydınlattığını gördü. "Ama yalan Benliğinden önce kızıl dehşet dalgaları, ardından da donuk bir
söylersen Branigan'ın yanına gidersin. Anladın mı?" kabulleniş yayıldı. Soluk alışları yavaşladı.
Samantha titreyerek başını salladı. "Ne istiyorsun?" diye sordu soğuk ve cansız bir sesle.
Jill derin bir soluk aldı. Jill vurmak için elini tekrar kaldırınca irkildi, ama sinmedi. Oysa
"Beni..." Önündeki çizgiyi geçerse geri dönüşü olmayacağının Jill en çok bunu istiyordu. Korku içinde ağlamasını. Üzülmesini.
bilinciyle duraksadı. "Beni hiç sevdin mi?" Ve hepsinden öte kendisini sevmesini. Keşke her şeye baştan
başlayabilselerdi. Öyle olabilse, Samantha'nın onu gerçekten
Samantha'nın beyni soru karşısında irkildi. sevmesini sağlayabileceğini biliyordu.
"Jill..." Zaman kazanmaya çalışıyordu. "Bunu bana nasıl Kalktı ve geri çekildi. Kadının güzel yüzünün gerilerine, soğuk
sorabilirsin?" ve kurnaz zihnine baktı. Ve sadece kokuşmuş bir sarı gördü.
"Çünkü bilmek istiyorum," dedi Jill öfkesini kontrol etmeye Şefkat yok. Sıcaklık yok. Sevgi yok. Sadece korku.
çalışarak. "Beni hiç sevdin mi?" "Acınacak haldesin," diye bağırdı burnunu çekerek. "Herkesi
"Bunu neden yapıyorsun? Ne yapmak istiyor..." kullanıyorsun. Laszlo'yu kullandın. Darian'ı kullandın. Beni
kullandın. Şimdi... Şimdi de ben seni kullanacağım."
"Jill..." Ve Jill ansızın tüm üzüntüyü, acıyı, ıstırabı geriye çekti.
Samantha'nın buna tepkisi ani oldu. Uzun bir süre nefessiz
Jill onun ne söylemek üzere olduğunu bilmiyordu, umurunda da
kaldıktan sonra suyun altından çıkarak soluk almış gibiydi. Jill
değildi. Daha sonra, dönüp o ana baktığında, bunun bir özür
normale dönmesine izin vermek için onu birkaç saniye kendi
olduğunu hayal edecekti. Samantha'nın zihninde en ufak bir
haline bıraktı.
pişmanlık kırıntısı görmese bile, o yalanı kendine söylemeye
devam edecekti. Çünkü her ne kadar az sonra olacakları çok daha Kadının biraz kendine geldiğini hissedince de sorusunu sordu:
kötüleş-tirse de, bir anlamda hepsini değer kılıyordu. "İptal düğmesi nerede?"
Samantha söylemek istediğini bitirmeye fırsat bulamadı, çünkü Bu sözleri duyan Samantha'nın birden nefesi kesildi, zihni dehşet
Jill onu ezici bir dehşete boğdu. Duyduğu tüm acıyı ve yok olan içinde haykırmaya başladı. "Bunu yapmak istemene imkân yok,
hayallerine duyduğu üzüntüyü on misli artırarak ona Jill."
gönderiyordu.
"Evet istiyorum," dedi Jill fısıltı gibi çıkan bir sesle. "Şimdi söyle
Kadının meydan okuyan gözleri birden yaşla doldu. Benliği bana."
çöktü; boğazından uzun, acıklı bir feryat koptu.
"Hayır," dedi Samantha başını sallayarak. "Söylemeyeceğim."
Jill'in o ana kadar duyduğu en hüzünlü, en acı dolu sesti. O kadar
çaresizlik ve elem doluydu ki, bir an dayanamayacağını sandı. "Söyleyeceksin."
Ama daha da derine girmeye devam etti; ta ki Samantha'nın Tüm engelleri kaldıran Jill duygusal saldırısını yüz kat artırdı.
hıçkırıkları feryatlarını bastırana kadar. Sonra bin kat. Samantha bağırmak istedi, ama ağzından bir ses
"İşte kendimi böyle hissetmeme neden oluyorsun," diye bağırdı çıkmadı. Ne ses, hatta ne de nefes. Dayanılmaz bir ızdırap
gözyaşlarını tutmaya çalışırken. benliğini sararken ağzı açık, öylece kalakaldı.
"Dur..." diye inledi Samantha hıçkırıklar arasında. "Lütfen... Ah Ve sonra Jill acıyı tıpkı başlattığı gibi aniden kesti. Sonunda
Jill, lütfen... Beni biraz olsun sevdiysen bunu yapma. Buna... Samantha'nın iyice açılan ağzından çektiği acının birazını olsun
Buna daha fazla..." dışa vurabilen uzun, kulak tırmalayıcı bir çığlık koptu.
"Durursam," dedi Jill kadının üzerindeki baskısını biraz "Evet? Düğme nerede?"
gevşeterek, "İstediğim şeyi yapacak mısın?" Samantha hıçkırıklar arasında nefes almaya çalışıyordu.
"Ne istersen! Ne istersen... Yemin ederim." Jill ızdırap musluklarını açıp, onun benliğini yeniden korkunç
yeşiller ve siyahlarla parçalarken, "Buna bütün gece devam
edebilirim," dedi. Ve kadın tam kederin derinliklerinde
kaybolmak üzereyken geri çekildi. Samantha'nın hıçkırıkları Jill kalkıp masaya gitti ve çekmeceyi açtı. Beklediğinden çok daha
daha da arttı. ağırdı, ama bunun nedenini hemen anladı: Çekmecenin içinde bir
monitör ve küçük bir klavye vardı.
"Bir daha!" Çığlık çığlığa sarı azap. Duraklama.
"Ş-ş-şifremi gir: 3-9-2-1-8-4."
"Ve bir daha!" Yanan turuncu ızdırap. Duraklama.
Altı rakam girilince ekran canlandı ve Jill hedefine ulaşmak için
"Ve bir daha!" Koyu yeşil umutsuzluk.
bir dizi menüden geçti.
Jill bu kez işkencenin on saniye kadar devam etmesine izin verdi.
"Bunu yapma," diye yalvardı Samantha. "Ne kadar üzgün
Samantha'nm başı önüne düştü; yüzü ter içinde kalmıştı.
olduğumu anlatmamı istersen bunu yaparım. Üzgünüm. Hem de
Uzanıp yavaşça çenesini kaldırdı. "Bunun durmasını istiyor çok. Senden özür diliyorum. Gerçeği söylediğimi biliyorsun. O
musun?" şeyi yapmak için bir nedenin..."
Kendini yeniden kadının zihnine soktu. Samantha'nm ağzı "Yanılıyorsun," dedi Jill burnunu çekerek. "Bir nedenim var. Ben
sözcükler oluşturmaya çalışarak açılıp kapanıyordu, ama nefes bir ucubeyim. Empatlarm hepsi öyle. Bizler Tanrı'ya karşı
alamıyordu. Jill geriye çekildi. işlenmiş birer günahız. Hep 'neden ben' diye düşünmüştüm;.."
"E-e-vetttttttt," dedi Samantha hıçkırıklar arasında. Jill sesi titreyerek duraladı. "Ve sonunda buldum."
"Söyleyeceğim... Yeter ki dur... Sadece... Dur!" Onun bir şey söylemesine fırsat bırakmadan son tuşa da bastı.
Jill musluğu kapattı. Samantha'nm bedeni kelepçelerin izin Ekranda sayısal bir saat belirdi ve geri sayım başladı. Jill bir an
verdiğince öne yığıldı. Kadının başını ellerinin arasına aldı ve büyülenmiş gibi parlayan yeşil rakamlara bakakaldı.
yavaşça tuttu. Terden yapış yapış olmuş sıcak teni parmaklarmm Orada durup rakamların sıfıra gelişini beklediğini hayal etti.
altında nabız gibi atıyordu. Acaba Samantha 00:00'ı görebilecek miydi, yoksa ölmüş mü
"Şhhhh," diye fısıldadı. "Canının daha fazla yanması gerekmiyor. olacaktı? Bu, cevabını sadece onun öğrenebileceği bir gizemdi.
Bana bilmek istediğimi söyle ve bitsin." Durdu. Samantha'nm Jill çabucak menülerde dolaştı ve son bir işlem seçti. Alarm sesi
bitkinliğini, duyduğu dehşeti hissedebiliyordu. Ve en sonunda odayı doldururken, gülümsedi. Sonra eğildi ve Samantha'yı
da, zavallı kabullenmişliğini. "Nerede o?" yanağından öptü. O kadını bir şekilde sevdiğine hayret ediyordu.
Samantha tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılarak yanıtladı: "En... En "Elveda, Samantha."
alt çekmecede."
Jill tüm engelleri bir daha kaldırdı, donuk nefret ve kaybetme
duygusunun kontrolsüz olarak akıp Samantha'nm çıplak ve
savunmasız zihnini parçalamasına izin verdi. Kadın çığlık çığlığa zorluyordu, ama Jill'in arka plandaki mide bulandıran nefreti ve
haykırırken kapıyı açtı ve çıktı. çocukların yırtınan zihinleri bir yana, hem Dietrich'i, hem de
muhafızları aynı anda kontrol etmenin yarattığı gerilim çok fazla
Arkasına hiç bakmadı.
gelmişti. Yapamayacaktı... Öylesine yorgundu ki... Biraz
Koridorda koşarlarken Laszlo azgın bir öfke ve tarifsiz bir dehşet dinlenmesi gerekiyordu...
hissetti.
Yumuşak, serin bir el alnına bastırdı. Beyni endorfinlerle
İki kişiler! dolarken gözlerini açtı. Birden hayata geri dönmüş gibi oldu.
Zihinlerden biri Jill'inkiydi, ama eziyet çeken öteki tümüyle Gözlerini odaklayınca kendisine bakan Darian'ı gördü. Kadının
yabancıydı. "Acele etmeliyiz," dedi alnında biriken teri silerken. güz^l, koyu kahverengi gözleri onunkilere kilitlendi.
"Bir sorun var." "Bu sefer bana güvenebilirsin. Yemin ederim."
Başını sallayan Dietrich adımlarını hızlandırdı. Darian konuşurken Laszlo yeni bir duygunun onun elinden geçip
Bir köşeyi dönünce iki muhafızla daha karşılaştılar. Ama onlarda kendi içine aktığını hissetti. O kadar uzun zaman olmuştu ki...
artık üç silah vardı ve .45'likler derhal adamların çenelerinin Onun ne kadar şahane bir duygu olduğunu neredeyse
altına dayandı. Tom kolyelerini açıp ürkmüş zihinlerini özgür unutmuştu. Ama işte oradaydı: Sönmek üzere olan bir kamp
bıraktı. Laszlo artık sadece kendi fiziksel bitkinliğini ateşinin o sıcak, dumanlı ve insanın içini alabildiğine dolduran
göndermenin dışında bir şey yapamayacak kadar yorgundu. kokusu. Aşk.
Bunu yapınca adamlar dizlerinin üstüne çöküp, baygın halde Başıyla Tom'a işaret etti. Muhafız eğilip Darian'm kelepçelerini
yere yığıldı. açtı ve tasmasını çıkarttı. Laszlo anında onun saf gücüyle
"Ne yaptın?" diye sordu Dietrich şaşkınlık içinde. dolduğunu hissetti. Bir an hata yaptığını sandı, ama sonra
zihnindeki yük azaldı.
"Onları uyuttum," dedi Laszlo. Kendisi de oldukça şaşırmıştı
verdiği tepkiye. "İki muhafızla Dietrich bende," diye fısıldadı Darian kulağma.
"Sen Tom'u ve çocukları al."
Tom son kapıyı da açtı.
"Tamam." Laszlo uzandı ve Tom'a tutunarak ayağa kalktı. "Çıkışı
Ve çocukların duyguları bir yaygara halinde Laszlo'ya ulaştı. koruyun."
Jill'in psişik saldırısı onları dehşete boğmuştu. Tutunmak için
duvara uzandı, ama daha eli değemeden sendeledi. "Anlaşıldı," dedi Tom.

Neyse ki Tom onu düşmeden yakalamıştı. Sadık muhafız onu Laszlo, Dietrich ve Darian gözetim merkezine girdi.
yavaşça yere indirdi. Laszlo bayılmamak için kendini
Laszlo'nun Dietrich'in önderliğine ihtiyacı kalmamıştı. Çocukları "Ama nasıl..."
artık güçlü şekilde hissedebiliyordu. Kapının diğer yanında uzun Laszlo elini omzuna koyarak Elijah'm sözünü kesti. "Daha sonra
bir koridor daha vardı. Öteki koridorların resmi görünümünün her şeyi açıklayacağım. Buradan derhal gitmemiz gerektiğini
aksine, daha ev havasında ve neşeli bir tarzda dekore edilmişti. bilmeniz şu an için yeterli."
Yine de yerdeki kalın kırmızı halıda ve canlı sarı-turuncu "Bay Kuehl," dedi Charlie çekinerek. "O kadın neden bağırıyor?"
duvarlarda insana sahte gelen bir şeyler vardı. Koridorun kendisi
sanki temsili bir evde çekilmiş fotoğrafı andırıyordu. Sağlı sollu Laszlo soluğunu tuttu. Zinser'in psişik çığlıklarım
on iki kapı vardı. Üçünde üstüne isim kazınmış gümüş plakalar engelleyebildiğim sanmıştı. Anlaşıldığı kadarıyla yanılmıştı.
görünüyordu. "Acı çekiyor," dedi. "Şimdilik başka soru yok, lütfen. Neyle
Elijah Cohen. Winter Zhi. Charlie Hammond. Laszlo yoğun bir karşılaşırsak karşılaşalım yanımızda durun ve dediklerimi yapın.
suçluluk duygusu hissetti. Birden yanı başındaki Darian'ı farketti Bay Hammond, Bay Cohen, elimi tutun. Bayan Zhi, siz de Bayan
ve kendisini bulaştırdığı işten ötürü ona yönelik bir öfkeyle Washington'unkini."
doldu içi. Çocuklar başka koşullar altında öyle bir emir karşısında
"Laszlo, ben..." bozulurdu. Ama o anda hiçbir şey demediler. İki oğlan
Laszlo'nun ellerini tutarken, o da onların korkusunu yatıştırdı.
"Şimdi değil/' dedi Laszlo öfkesini bastırarak. "Sen Winter'i al;
Elijah ile Charlie bende." Birden keskin bir sızı duydu.
Aceleyle koridoru geçip kapıları açtılar. "Neydi o?" Sesindeki korkuyu saklamaya çalışsa da, çabasınm
boşa olduğunun bilincindeydi. Çocuklar onun dehşetini
Gözlerini ansızın gelen parlak ışıktan korumaya çalışan çocuklar hissedebiliyorlardı.
birer birer yataklarından kalkıp koridora çıktı.
"Sanırım Jill onu öldürdü," dedi Darian.
Elijah onu görünce, "Bay Kuehl!" diye bağırdı neşeyle.
Kadının suçlayıcı bakışlarını göz ardı eden Laszlo çocuklara
"Bay Cohen," dedi Laszlo nefes nefese. Ve Darian'm öldüğünü döndü. "Buradan çıkana kadar elimi bırakmak yok." Elijah ve
yalanını duyduğundan o yana ilk kez içinden gelerek gülümsedi. Charlie'nin ellerini cesaret vererek sıktı. "Sıkı tutunun, gezintiye
"Bayan Zhi. Bay Hammond. Sizleri yeniden gördüğüme çıkıyoruz."
sevindim."
Tek umudu, Jill'in yaptığı şey her neyse, çocukları kurtarmasına
"Oregon'da ne yapıyorsunuz?" diye sordu Winter. engel olmayacağı idi.
"Oregon'da değiliz. O bir aldatmacaydı." Artık çok geç olduğunu bilmiyordu.
Jill koridora çıkınca alarmın sesini daha da bariz şekilde duydu. Kız ve askerleri hızlı adımlarla çıkışa yöneldi. Ana kapıdaki dört
Sert, pes bir vızıltıydı. Hâlâ kolye takıyor olsalar da, tesisteki nöbetçiye yaklaşırken Jill kendini hazırladı. Ne olduğunu bile
öteki muhafızları saran korkuyu hissetti. anlamayacaklardı.
"Gidelim," dedi sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Tecrit alarmı," dedi Tom sesi duyunca. "Tesisi kapatıyorlar."
Manderville silahını yeniden doldurdu, ama daha yürümeye Laszlo alnında biriken teri silmek istiyordu, ama iki eliyle de
başlamadan Jill onun kolunu tuttu. çocukları sıkıca tutmuştu. Yutkundu, kendini toplamaya çalıştı.
"Karşılaşacağımız ilk muhafızları öldürme. Branigan'ı kaybettik; "Tamam. Tom sen yanma bir kişi alıp önden git." Öteki muhafıza
yardıma ihtiyacımız olacak. Sen kolyelerini alırsan, ben gerisini döndü. "Sen de arkamızı kolla."
hallederim."
Adamlar başını sallayıp pozisyon aldı.
Manderville başıyla onayladı.
"Sen de bizi çıkışa götür, Dietrich."
Yardım toplamaları çok uzun sürmeyecekti. Tam o sırada bir
muhafız köşeyi döndü. Adamın midesine yumruğunu gömen Dietrich somurtkan bir ifadeyle Laszlo'ya baktıktan sonra
Manderville boynundaki gümüş zinciri kopartıp aldı. Kolye yere uyumsuz grubun önüne geçti. Doktor. Silahlı muhafız.
düştüğü anda Jill de zihnine daldı. Adamı güvenli şekilde Öğretmen. Ve çocuklar. Hep birlikte koridorda ilerlediler.
kontrol altına alınca başıyla Manderville'ye işaret etti. Laszlo'nun aklından hangi grubun daha tehlikeli olduğu
"Öteki çocuklar tesisi ele geçirdi," dedi Manderville. "Buradan düşüncesi geçti: Kendisininki mi, yoksa karşılaşacakları mı? Ama
çıkmamız lazım." arkasındaki güçlü genç zihinleri dizginlemeye çalışırken yanıtın
bariz olduğunu farketti. Sonra köşeyi döndüler ve onları
Jill güçlü bir amaç duygusuyla doldurunca muhafızın bakışları gördüler.
sertleşti ve sabitlendi. Jill onun kimlik kartında yazan isme baktı:
James Tanner. Silahları hazır bekleyen on asker.
"Evet, efendim/' dedi Tanner. "Üzgünüm Teğmen, ama kimse dışarı çıka..."
"Yolumuza çıkan herkesi öldür." Manderville'nin silahından çıkan kurşunlar adamın yüzünü
dağıttı. Jill Zinser'in altı haneli ana şifresini girince kaim güvenlik
Jill'i işaret ederek. "O ne olacak?" diye sordu Tanner. kapıları kayarak açıldı. Yerdeki cesedin üzerinden atlayıp
"O benimle birlikte/' dedi Manderville. "Şimdi yürü." ilerlemeye devam ettiler.
Dışarı çıkınca buz gibi bir hava ciğerlerini doldurdu. Özgürlük.
Artık tek yapmaları gereken dikenli teli geçmekti. Tom'un zırhlı
otobüsü ayarlamış olmasına sevindi Jill; araç mükemmel bir Sürücünün kararlılığı sarsılır gibi oldu, ama Jill onun öfkesini
koçbaşı olacaktı. Hepsi bindikten sonra Manderville sürücüye beslemeye devam etti. Birden, keskin bir traak sesi duyuldu.
döndü. Aracın ön camında yusyuvarlak bir delik belirdi; hemen
ardından örümcek ağını andırır çatlaklar oluştu. Sürücü öne
"Yürü."
yığıldı.
"Başka yolcularımız da olacağını sanıyordum. Çavuş Neill ba-
Adamın bilinci kör edici bir acı tayfı halinde parlayıp, sonra yok
na...
olurken, Jill'in nefesi kesildi. Ölmüş olduğunu anlaması için
"Plan değişikliği. Empatlar tesisi ele geçirdi. Yoluna biri çıkacak alnının ortasındaki kurşun deliğini görmeye ihtiyacı yoktu. Sağa
olursa ezip geç. Şimdi sür!" keskin bir dönüş yapan otobüs yavaşladı.
Sürücü gergin bir şekilde Jill'e, sonra tekrar Manderville'ye baktı. Manderville bir eliyle adamı koltuğundan çekip alırken, öbür
Jill adamı donuk bir uysallık ve kaynayan siyah bir saldırganlık eliyle direksiyonu kavradı. Otobüsü önce sola, sonra da sert bir
karışımı ile sarmaladı. şekilde sağa döndürdü; eğildiği anda da ön camı delen bir başka
"Emredersiniz, efendim!" dedi sürücü yüz ifadesi birden sert- kurşun koltuklardan birine saplandı.
leşerek. Ama o sırada otobüs bir sarsıntı ve yırtılan metal sesiyle kapıyı
Aracın motoru çalıştı. Saniyeler içinde, stabilize yolda tozları parçalayıp asfalt yola çıktı. Jill uzun bir soluk bıraktı.
kaldırarak parmaklıklı kapıya doğru hızla gidiyorlardı. Otobüs Başarmışlardı. Tesisteyken tecrit alarmını çalıştırmakla doğru
kapıya yaklaşırken bir asker kollarını deli gibi sallayarak önlerine yapıp yapmadığını düşünmüştü, ama şimdi bu kararından
çıktı. memnundu. Laszlo ile o şeytan çocuklar oradan asla sağ
çıkamayacaktı.
Jill sürücünün öfkesini büküp, zihnindeki siyah ırmağı
parıldayan bir onikse dönüştürdü. Adam gazı kökleyince otobüs Parlayan miğferleri ve Plexiglas kalkanlarıyla tam saldırı do-
sarsılarak ileriye atıldı. Son hız kapıya doğru giderken, asker de nanımmdaki askerler kapının önüne dizilmişti. Laszlo saldırıya
kendini yolun kenarındaki çalıların arasına attı. Ve telsizden bir hazırlanan Tom ile öteki muhafızdaki cesaretle karışık
ses yükseldi. umutsuzluk ve korkuyu sezdi. Bilincinin bir tarafı onları
saldırmaya yönlendirmek istiyordu, ama bunun intihar anlamına
"Asker! Otobüsü derhal durdur! Tesis kapatıldı! Onayla!" geleceğinin de farkındaydı.
Otobüs hızlanmaya devam etti; sürücünün direksiyonu Tam onları geri çağıracaktı ki, Tom silahını ateşledi. Patlama
sıkmaktan beyazlaşan parmak eklemleri ay ışığında parlıyordu. koridorda yankılandı. Laszlo o sesi bir ölüm çanı olarak algıladı.
"Emire uymak için beş saniyen var! Sonra ateş açacağız!" Mermi bir askerin kalkanını delip geçti; adam kan içinde kalan
göğsünü tutarak yere yığıldı. Diğerleri bunun üzerine hiç durak- izin verdi. Duyguları onlara dokundukça, her askerin
samadı. yumuşayan zihni kendi öfke ve korkusunu sarmaladı.
Dokuz parmak tetiklere asıldı. Kavgacı bakışlar eridi, tetiklerin üstünde gerilmiş parmaklar
gevşedi, namlular birer birer indirildi. Bir an için kimseden ses
"HAYI-IIIRR!" diye bağırdı Laszlo.
çıkmadı; yaralı asker bile bağırmayı kesmişti.
Zihni üzüntü, pişmanlık ve yaklaşan şiddetin acısıyla doldu.
Ve yine o an içinde, zihinleri bir dizi bulanık ampul gibi
Onları durdurabilmeyi, savunmasız çocuklara ateş ederek
parlarken, Laszlo hepsini sımsıkı kavradı. Ne olduğunu,
gerçekleştirmek üzere oldukları vahşeti görmelerini
kalkanlarmı delmeyi nasıl başarabildiğini hâlâ anlayamamıştı.
sağlayabilmeyi istedi.
Onları neden öyle görüp/duyduğunu da. Bakışlarını Elijah ile
Ama artık çok geçti. Charlie'ye çevirdi. Ellerini sıkı sıkı tutmuşlar, sabit bakışlarını
Laszlo'nun sesi kulaklarında çınlarken, Charlie zihnini açtı. yüzüne dikmişlerdi.
Birden Elijah ve Winter da onun yanındaydı. Düşünmeden bir Ve Laszlo anladı. Kendisi değildi. O sadece çocuklarm muhteşem
araya geldiler ve zihinlerini bir renk ve ses duvarı halinde güçleri için bir araçtı. Hep beraberken oradan rahatlıkla
Laszlo'nunkine çarptılar. çıkabileceklerini kavrayınca uzun ve yavaş bir soluk bıraktı.
Muazzam bir enerji akısı Laszlo'nun içinden geçip, bir gelgit Ama ileriki yıllarda onu her şeyden çok rahatsız edecek olan şey,
dalgası gibi mekânda patladı. Askerlerin zihnini kaplayan çelik Jill'e güvenmiş olmasa hepsini kurtarabileceği düşüncesiydi.
grisi engeller bir anda paramparça oldu. Ne olduğunu Ama ona güvenmişti. Ve Charlie Hammond o yüzden ölecekti.
kavrayamayan Laszlo bir şekilde kalkanlarını parçalamış,
Ekrandaki parlak yeşil rakamlar 00:00'ı gösterdi.
zihinlerine girmişti.
Haykıran kadın son bir çığlık attı, ama bu acıdan değil, daha çok
Askerlerin duygularını hissedebiliyordu, ama koku olarak
bir beklentiden kaynaklanıyordu. Binanın temeline yerleştirilmiş
belirmek yerine, yarı-saydam bir görüntü olarak belirmişlerdi.
C-4'ler patladı. Rahatlama havada uçarak gelip belkemiğini kıran
Yeşil korku; zonklayan kapkara saldırganlık ve parlak beyaz
büyük bir beton parçası şeklinde çöktü üstüne.
öfke. Ve renklerin arasında, erimiş, haykıran kıvrak melodiler ve
ritmik vuruşlarla, o ana kadar duymuş olduğu en muhteşem Ve sonra, birkaç saniye önce Samantha Zinser olan bilinç söndü.
şarkı. "Elveda, Samantha," diye fısıldadı Jill.
Laszlo tüm bunları değişik bir yola yönlendirmek için sadece Izdırap ve korku dalgaları saniyeler içinde psişik ortama
çeyrek saniyesi olduğunu farketti. Avuçlarındaki ince parmaklan yayılırken, hava da gök gürültüsünü andıran bir uğultuyla
hissetti ve çocuklar için duyduğu empatinin özgürce akmasına
doldu. Haykıran zihinlerin birçoğu şimdiden o ölüm dalgasının kesen askerler gitmiş, yerlerini yaralı ve kanlar içindeki
altında kalmış, birer birer düşmeye başlamıştı bile. Jill gözlerini kurbanlar almıştı.
yumdu ve yavaşça soluğunu bıraktı. Yarısmdan fazlası ölmüştü; ya beton blokların altına
Halletmesi gereken sadece iki iş kalmıştı. Oturduğu yerde gömülmüşlerdi ya da başlarmdaki ve göğüslerindeki yaralardan
doğrulup Manderville ve Tanner'a baktı. kanlar akarak yerde hareketsiz yatıyorlardı. Baygın yatanların
üçü hâlâ nefes alıyordu. Kalan ikisiyse çığlık çığlığa bağırıyordu.
"Burada dur."