You are on page 1of 40

6 Kasım’ın ışığında,

Olanakları güce dönüştürmek


için güne yüklenelim,
yarını kazanalım!
Gençlik hareketi birçok yerelde ortaya konan anadil talebinin dillendirilmesi, gerekse şovenist
eylemliliklerle bir 6 Kasım sürecini daha geride histeriye karşı halkların kardeşliği şiarlarıyla beraber
bıraktı. Bu sürecin hedefler, politikalar ve ortaya Kürt halkının özgürlük mücadelesine dönük
konan pratikler üzerinden değerlendirilmesi, saldırıların 6 Kasım sürecinde işlenmiş olması da,
deneyimleri ileriye yönelik adımlara konu ortak mücadelenin geliştirilmesi bakımından Gençlik hareketi
edilebilmek açısından önemlidir. 6 Kasım toplam önemlidir. birçok yerelde
gençlik mücadelesinden bağımsız ele 6 Kasım üzerinden atılan bu adımları ileriye ortaya konan
alınamayacağına göre, bu mücadele içerisinde nerede taşıyabilmek gerekmektedir. Kürt halkına yönelik eylemliliklerle bir 6
durduğunu ortaya koyabilmek gerekmektedir. saldırılara karşı ortak mücadele hattı örülebilmesi, Kasım sürecini
haklı taleplerinin geniş gençlik kesimlerice daha geride bıraktı.
Ticarileşen eğitim, düzen içi sahiplenmesi yönlü çabalar ortaya konulmalıdır. Bu sürecin hedefler,
taraflaşma Tırmandırılmaya çalışılan milliyetçi-şoven havanın politikalar ve ortaya
ve halkların kardeşliği gençlik içerisinde yoğun bir etki alanına sahip konan pratikler
olduğu düşünüldüğünde, bu 6 Kasım sürecinde atılan
üzerinden
Bu yılın 6 Kasım gündemleri, ticarileşen eğitim, adımların güvenceye alınmasının önemi açıktır. Kürt
değerlendirilmesi,
deneyimleri ileriye
burjuva düzen gericiliği ve düzen içi taraflaşma, gençliğini gençlik mücadelesinin bir bileşeni haline

yönelik adımlara
YÖK’ün baskıcı ve anti-demokratik uygulamaları ve getirme bakışıyla hareket edilmeli, bunun gerekleri

konu edilebilmek
Kürt halkının özgürlük mücadelesine yapılan yerine getirilmelidir.

açısından
saldırılar olarak belirlenmiştir. Genç komünistlerin Bu vesileyle vurgulanması gereken bir diğer
yürüttüğü tüm çalışmalarda 6 Kasım süreci birçok nokta ise, 6 Kasım sürecinde Öğrenci Kolektifleri,
politik başlık ile birlikte ele alınmış, düzenin teşhiri TKP, Geleceğimizi İstiyoruz İnisiyatifi gibi siyasal önemlidir. 6 Kasım
ve gençliğe yönelik saldırılar bu kapsamda gruplarla yaşanan politik ayrışmadır. Bu ayrışma toplam gençlik
işlenmiştir. eylemin içeriğine ilişkin politik tartışma sonrasında mücadelesinden
Yalnızca kriz gündemi kimi yerellerde yeterli yaşanmıştır. Gençlik hareketlerinin ihtiyaçları ve bağımsız ele
düzeyde işlenememiştir. Bunda, 6 Kasım ön birleşik eylemsel sürecin önemini bir kenara koyarak alınamayacağına
sürecinde henüz kriz gündeminin gençlik içinde bir kendi politik eksenlerini toplama dayatmak göre, bu mücadele
taraflaşmaya yol açmamış olması rol oynamıştır. 6 istemişlerdir. içerisinde nerede
Kasım sonrası süreçte kriz gündemin etkin bir TKP’nin sergilediği tutum, yıllardır sürdürülen durduğunu ortaya
biçimde işlenmesi, düzene karşı tek alternatifin ilkesiz ve dar grupçu anlayışın bir devamıdır. Çoğu koyabilmek
sosyalizm olduğunun güçlü bir propagandanın zaman “programatik temelli” olduğu iddia edilen ve
gerekmektedir.
konusu haline getirilebilmesi gerekmektedir. bugüne kadar aralıksız sürdürülen 6 Kasım
tartışmalarına yönelik açık ilgisizlik bunun bir
Gençlik örgütlenmelerinden yan- göstergesidir.
sıyanlar Öğrenci Kolektifleri ise, sorunu AKP eksenli ele
alan politik platformunu toplama dayatmaya
Yurtsever Gençlik’in son yıllardan farklı olarak 6 çalışmış, sekterliğe varan tartışmalar yürütmüştür.
Kasım sürecine dâhil olma, ortak eylemlere katılma Sorunu AKP karşıtı mücadeleye indirgeyen, düzen
çabası anlamlıdır. Gençliğin birleşik, kitlesel içi taraflaşmayı görmezden gelerek gençliğin
hareketinin gelişebilmesinin koşullarından biri de enerjisinin sahte taraflaşmalarla heba edilmesine yol
Kürt ve Türk gençliğinin ortak mücadelesinin açan bakışlarla ortak bir 6 Kasım sürecinin
örülebilmesidir. YDGH’ın 6 Kasım sürecine katılmış örgütlenemeyeceği açıktır.
olması bu noktada önemlidir. Öte yandan, Kürt Siyasal gençlik gruplarını ayrıştıran temel
halkının meşru taleplerini sahiplenmek, bunun pratik noktalardan biri de Kürt sorunu olmuştur.
ayaklarını örebilmek noktasında toplam 6 Kasım İstanbul’daki eylem için Öğrenci Kolektifleri ilk
eylemlilikleri anlamlı bir yerde durmaktadır. Gerek tartışmasında, “Biz geçen sene ‘Halkların kardeşliği’
3
şiarıyla süreci örgütlemiştik ancak bu seneki eylem açısından Kürt örgütleme dahi tartışılmıştır. Sonuçta Genç-Sen’in genelde 6 Kasım’a
sorunu eksenli bir söyleme çok gerek olduğunu düşünmüyoruz” türünden yönelik etkin bir iradi çabayı ortaya koymadığını söylemek mümkündür.
açıklamalar yapabilmiştir. Bu tablo 9 Kasım merkezi Ankara eylemine de yansımıştır. Etkin bir
pratik ön sürece dayanarak örgütlenmesine çaba harcamak bir yana, bu
Birleşik bir 6 Kasım sürecini örgütleme üzerine yönlü tartışmalar boğulmaya çalışılmıştır. Liberal-reformist bloğun
eylem ön sürecine dair ortaya koyduğu tek çaba,“ Polis nereye izin
Siyasal gençlik örgütlenmelerinin apolitizminin göstergelerinden biri, verirse eylemi orda örgütleyelim” söylemi olmuştur. Devrimci
6 Kasım’ın kendinden menkul bir gün olarak görülmesidir. Bu anlayış müdahaleyle ortaya çıkan fiili-meşru eylem kararı ise, kendi korkularını
toplantılarda kendini açık biçimde ortaya koymuştur. Eylemin biçimi kitleye mal etme çabasıyla birlikte çiğnenmeye çalışılmış, fakat buna izin
üzerine saatlerce tartışılırken, eylem ön sürecinin nasıl ve hangi yöntem verilmemiştir.
ve araçlarla örgütlenebileceği tartışması ya sürekli sınırlandırılmış ya da Genç-Sen’in eylemi tek başına örgütleme çabası ve gençlik hareketi
“o zaten halledilir” laçkalığıyla geçiştirilmeye çalışılmıştır. içerisindeki öznelerin sürecin dışında bırakılması, yereldeki tutumun
Genç komünistler bulundukları her yerelde birleşik ve hedefli bir 6 merkezi düzeyde karşılığıdır. Pratik ön hazırlık sürecinden yoksun,
Kasım sürecinin örgütlenmesi için azami çabayı harcamışlardır. Ancak, hareket içerisindeki özneleri sürece katma çabası olmayan bir birleşik
etkin bir politik müdahaleyle birlikte yerellerden birleşik bir tarzda örgütlenme iddiası kendini giderek daha fazla tartışmalı hale
örülmüş 6 Kasım çalışmaları daha sonraki süreçte de devam edebilmeli, getirmektedir.
hedef baştan bu çerçevede ortaya koyulabilmeli, en geniş gençlik “Gençlik hareketi her dönem hareketin düzeyiyle uyumlu ve
kesimlerini sürece katacak bir hat oluşturulabilmeliydi. Bunun pratikteki ihtiyaçlarını karşılayabilen çeşitli kitlesel örgüt biçimleri ortaya
karşılığı, politik bir temelde ortaklaşmak, dar grupçu kaygılara çıkartmak potansiyeline sahiptir. Subjektivizme ve grupçuluğa düşmeden
kapılmadan birleşik bir eylemli süreci örmek olmalıydı. Fakat toplamda bu biçimleri somutlamak, hareketin durumunu ve olanaklarını en doğru
eylemler ve ön çalışmalar değerlendirildiğinde, bunun karşılığının bir biçimde değerlendirerek örgüt sorununa uygun çözümler bulmak
olmadığı, 6 Kasım’ın tek bir günden ibaret olarak algılandığı devrimci önderlik sorumluluğu kapsamındadır.” (Deneyimlerin ışığında
görülmüştür. gençlik örgütlenmesi, Ekim, Sayı:239, Ekim 2004)
Eylem değerlendirmelerinde, genelde eylemlerin parçalığına işaret Merkezi bir eylem planlanırken öncelikle yapılması gereken, yerel
edilmektedir. İstanbul 6 Kasım’ında yedi farklı eylem gerçekleşmiştir. ayaklarını güçlü örebilmektir. Politik bir kitle çalışması ile mümkün olan
Biçimsel kaygılar ve dayatmalar eylemin bölünmesini koşullayabilmiştir. en geniş kesimi harekete geçirmek, yerellerde eylemler örgütlemek ve
Birçok ilde sağlanan ortaklıklar ise eylem gününe sıkışabilmiştir. merkezi bir eylemde bu çalışmaları birleştirmektir. Hemen hiçbir yerelde
Sonuçta, bu seneki 6 Kasım süreci bir kez daha göstermiştir ki, bu başarılamamışken, merkezi eylemin başarılı geçtiği yönlü
birleşik bir mücadele hattının geliştirilmesinde halen aşılamayan birçok değerlendirmelerin hiçbir gerçekliği yoktur.
engel vardır. Bu aynı zamanda birleşik mücadeleden ve ortak bir eylem
sürecinden ne anlaşılması gerektiği ile de ilgili bir sorundur. 6 Kasım sürecinin dersleri ile gençlik
6 Kasım öncesinde bu konuda söylediklerimiz oldukça açıktır: hareketini büyütmeye!
“Birleşik bir 6 Kasım süreci çerçevesinde üniversitelerde yoğun ve 6 Kasım sonrası süreçte yapılması gereken, politik kitle çalışmasını
ısrarlı bir faaliyet örülmeli, yanı sıra kitle inisiyatiflerini açığa güçlendirmek ve bu süreçte yaratılmış güç ve olanakları en iyi bir
çıkarabilecek araçlar tanımlanabilmelidir. Yalnızca siyasal gençlik biçimde değerlendirmektir. Kimi yerellerde anlamlı eylem süreçleri
gruplarının örgütlü güçlerine daralan bir 6 Kasım eylemini aşabilmek yaşanmıştır. Kimi yerellerde başarılı bir kitle çalışması pratiği
için bu son nokta ayrı bir önem taşımaktadır.” (Ticari Eğitime Karşı sergilenebilmiştir. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla birçok dersi içerinde
Gençlik Koordinasyonu 6. Toplantısı Sonuç Bildirgesi) barındıran bir 6 Kasım süreci daha yaşanmıştır.
Birleşik bir mücadele ve eylem süreci, kitle çalışmasına dayanmalı ve Gençlik hareketinin ihtiyaçlarını yanıt verme ve hareketi ileriye
bu çerçevede ortak bir politik hat ortaya konulabilmelidir. Ancak bu taşıma iddiası taşıyan tüm güçlerin yapması gereken, olanakları güce
seneki 6 Kasım süreci, kimi yerellerdeki olumlu örnekleri saymazsak, dönüştürüp güne yüklenmek ve geleceği kazanmaktır. Bu irade ortaya
afiş ve bildiri dağıtımına sıkışmış bir “ortaklığın” ve “birleşikliğin” konulduğu ve bunun gerekleri yerine getirilmeye başlandığında,
dışına çıkamamıştır. Siyasal gençlik gruplarının 6 Kasım sürecini gençliğin birleşik, kitlesel, devrimci hareketini geliştirme doğrultusunda
takvimsel bir eylemlilik olarak algılayan bakışı varlığını sürdürmektedir. anlamlı adımlar atılabilecektir.
Ekim Gençliği
Genç-Sen ve 6 Kasım süreci
Genç-Sen’in genel tablosu olan politikasızlık bu 6 Kasım sürecine de
yansımıştır. Gerek yerel 6 Kasım eylemlerini gerekse de merkezi eylemi,
saptanmış bir politika çerçevesinde etkin bir ön çalışmayla
örgütleyememiş, birçok yerde bunu “tercih etmemiştir.”
Liberal-reformist bloğun etkin olduğu alanlarda, gençlik hareketinin
birleşik eylem ihtiyacına yanıt verecek bir ortak mücadele
örgütlenememiştir. Ortaklık için çaba harcamak şöyle dursun, kimi
tutumlar bazı yerellerde bu ortaklığın bozulmasına neden olabilmiştir.
Kimi yerellerde 6 Kasım sürecinin ortak örgütlenmesi tartışmaları
yapılsa da, liberal-reformist bloğun etkisi ile bu tartışmalar boşa
düşürülebilmiştir. Gen-Sen’in siyasal gençlik gruplarıyla
“aynılaşmaması” kaygısı ile birçok yerelde tek başına eylem
4
Gençlik 12 Eylül’ün postal
izi YÖK’e karşı alanlara çıktı!

12 Eylül askeri faşist darbesinin üniversitelerdeki postal izi Yüksek istihdam edilen asistanların 33/a hükmü esas alınarak istihdam
Öğretim Kurulu (YÖK) kuruluşunun 27. yıldönümünde bir kez daha edilmeleri talep edildi. “Eğitim haktır satılamaz!”, “Doktoralı işsiz
ülke genelinde protesto edildi. Birçok ilde gerçekleştirilen 6 Kasım olmayacağız!”, “YÖK Başkanı 50/d’ye geçirilsin!”, “YÖK’e hayır!”
eylemlerine parçalı bir tablo hakimdi. sloganlarını atarak YÖK’ü ve uygulamalarını protesto eden Eğitim-
Senliler eylemleri sırasında asistan kıyımını protesto eden tişörtler
İstanbul: giydiler.

6 Kasım günü Beyazıt Meydanı birbiri ardına gerçekleşen YÖK Üniversite Öğrencileri pankartıyla gerçekleştirilen basın
protestolarına sahne oldu. 6 Kasım İnisiyatifi olarak Ekim Gençliği, açıklamasında “Halk için bilim, eğitim, üniversite” talebini yükseltti.
YDG, EHP Gençliği, YDGH, DÖB, Genç Kurtuluş, DİP’li Öğrenciler, “YÖK, kriz, şovenizm... Kapitalizm tarihin çöplüğüne! Yaşasın devrim
Tüm-İGD, DSG, ÖEP, SGD, Genç Sol, Köz, Öğrenci Postası, Beyazıt ve sosyalizm” pankartıyla basın açıklaması gerçekleştiren DPG’liler tek
Gazetesi, YKÖD, İLGP, Dev-Lis’in örgütlediği eylemde düzenin çok alternatifin “sosyalizm” olduğunu vurguladılar. Devrimci 78’liler
yönlü saldırılarının karşısında gençliğe mücadele çağrısında bulunuldu. Federasyonu gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla “Utanç ünvanları geri
Edebiyat Fakültesi’nden yürüyüşle çıkan öğrenciler Beyazıt tramvay alınsın YÖK’e hayır!” dedi. Bir diğer eylem de yine Üniversite
durağından doğru yürüyüşe başlayan kitleyle bir araya geldiler. “Em Öğrencileri imzasıyla gerçekleşti. Alana farklı yerlerden giriş yapan
Perwerdahiya Zimane xu Dixazin-Anadilde eğitim istiyoruz / grup basın açıklamasının ardından bir skeç sergiledi. Açıklama İlkay
Emperyalizme ve şovenizme karşı yaşasın halkların kardeşliği / 6 Kasım Akkaya’nın da Çav Bella Marşı’nı kitleyle beraber söylemesiyle devam
İnisiyatifi” yazılı pankartla meydana yüründü. Merkez Kampüs’teki etti. Liselilerin de pankart açarak katıldığı eyleme 200’e yakın kişi
öğrenciler “AKP, YÖK, MGK, TÜSİAD, sermaye defol üniversiteler katıldı.
bizimdir” pankartıyla ana kapıyı açarak meydana geldiler.
Öğrenciler meydanda buluştuktan sonra basın metni okundu. Basın İzmir:
metninin ardından Genç-Sen adına bir konuşma yapıldı. Konuşmanın
ardından 16 Mart katliamının gerçekleştiği Eczacılık Fakültesi’nin 6 Kasım Perşembe günü Ekim Gençliği, Öğrenci Kolektifleri, Yeni
önüne gidilerek davanın zamanaşımına uğraması protesto edildi. 16 Demokrat Gençlik ve Geleceğimizi İstiyoruz Girişimi’nin ortak
Mart şehitleri başta olmak üzere tüm devrim şehitleri anısına örgütlediği YÖK protestosu gerçekleştirildi. “Üniversiteler Bizimdir”
gerçekleştirilen saygı duruşunun ardından hep bir ağızdan Beyazıt Marşı üst başlığıyla örgütlenen eylemde “Dokuz Eylül Üniversitesi
söylendi. Öğrencileri” pankartı açılırken Ege Üniversitesi’ndeki gençlik örgütleri
“Sermaye defol üniversiteler bizimdir!”, “Kürdistan faşizme mezar de eyleme ayrı pankartlarıyla katıldılar.
olacak!”, “Soruşturmalar, gözaltılar, baskılar bizi yıldıramaz!”, “16 Ege Üniversitesi’nde saat 12.00’de toplanmaya başlayan kitle
Mart’ı unutma unutturma!”, “Katil polis üniversiteden defol!”, “Bıji alkışlarla, ıslıklarla yürüyüşe başladı. “ Üniversiteler Bizimdir”
bıratiya gelan!” sloganlarıyla Beyazıt Meydanı’nda toplanan 500’ü pankartının ardından gençlik örgütleri sıralandılar. Genç komünistler
aşkın öğrenciye Özgür Eğitim Platformu ve Genç-Sen de açtıkları olarak “ Emperyalizme, şovenizme, ticari eğitime ve geleceksizliğe
pankartlarla destek verdi. Geçit Yok / Ekim Gençliği” pankartıyla katıldık. Dokuz Eylül
Üniversitesi’nde ise Eğitim ve Dokuz Çeşmeler kampüslerinde açılan
Saat 12.30’da Eğitim-Sen 6 No’lu şubesi üyeleri Merkez Kampüs “Üniversiteler sermayenin, emperyalist savaşların, YÖK’ün değil
içinden pankart ve sloganlarla çıktılar. Eğitim-Sen üyeleri adına basın bizimdir” pankartının arkasına dövizlerle katılım sağlandı. Korteje
açıklamasını gerçekleştiren Cemil Ozansü, YÖK’ün temellerinin 12 katılım az olmasına rağmen kafelerdeki tüm öğrenciler
Eylül’de atıldığını vurguladı. Eylemde, YÖK tarafından 50/d statüsüyle ayağa kalkarak alkışlarla ve sloganlarla bize destek 5
verdiler.
Basmane’de iki üniversiteden gelen öğrencilerin birleşerek AKP binasının önüne geçilmesi ile basın metni okundu. Yaklaşık 200 kişinin
katıldığı eylem alkış ve sloganlar eşliğinde sona erdi. Eylem boyunca sık sık “ YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!” , “
YÖK, polis, medya bu abluka dağıtılacak!” , “Parasız sağlık parasız eğitim!” , “Savaşa değil eğitime bütçe!”, “Yetkin mühendisliğe, sözleşmeli
öğretmenliğe, aile hekimliğine hayır!”, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!”
sloganları atıldı.

7 Kasım günü Ege Üniversitesi’nde 12 Eylül’ün postal izi YÖK’ün 27. kuruluş yıldönümü
Genç-Sen’in düzenlediği bir eylemle protesto edildi. Edebiyat Fakültesi’nin önünden saat
12.15’te başlayan eylem her fakültenin önünde durulup öğrencilere eyleme katılım çağrısı
yapıldı. E-Kafe’nin önünde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasının ardından Edebiyat
Fakültesi’nin önüne dönülerek eylem bitirildi. Eylemde, “YÖK kalkacak, polis gidecek,
üniversiteler bizimle özgürleşecek!”, “Ne istiyoruz-özgürlük! Ne zaman-hemen şimdi!
Vermeyecekler-alacağız!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Parasız eğitim-parasız
sağlık!”, “Katil polis üniversiteden defol!”, “İşkenceci polis üniversiteden defol!”, “Ali
Serkan Eroğlu ölümsüzdür!”, “Bıji Bratiya gelan!” sloganları atıldı. Eyleme 60 kişi
katıldı. Ekim Gençliği ise Ege Genç-Sen içindeki tartışmaların pankart taşıyıp taşımamak
üzerine sıkışması nedeniyle eylemde yer almadı.

Ankara:
Ankara’da 6 Kasım DGH, Ekim Gençliği, Emek Gençliği, Genç Kurtuluş, ÖEP, SGD, Tüm İGD,
YDG, YDG(M), Umut Kültür Derneği ve ODAK/Genç Direnişçi tarafından ortak örgütlenen bir
eylemle protesto edildi. Eylem saat 15.30’da öğrencilerin Sakarya Caddesi’nde buluşmasıyla
başladı. Burada oluşturulan polis barikatının önünde 15 dakika kadar beklendikten sonra polis
barikatı açmak zorunda kaldı ve Yüksel Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçildi.
Yürüyüşte en önde “YÖK duvarını yıkacağız!”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim
istiyoruz!” şiarlı ortak pankart taşındı. Genç komünistler ise eyleme “Gençliğin devrimci
hareketini yükseltmek için mücadeleye/ Ekim Gençliği” şiarlı pankartıyla katıldı. Yürüyüş
boyunca “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!” ,
“Diplomalı işsiz olmayacağız!” , “Yeni Ekimler için ileri!”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”
sloganları atıldı. Yüksel Caddesi’ne gelindiğinde ise ortak basın metni okundu. Okunan
basın metnini ardından öğrencilere destek olmak için eyleme katılan Eğitim-Sen 2 No’lu
şube, Düşünce ve Özgürlük Platformu ve Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından kısa
konuşmalar yapıldı. Yapılan konuşmalarda da eğitime yönelik neo-liberal saldırılara değinildi ve
mücadele çağrısı yapıldı. Eylemde Genç Dayanışma ve Eğitim Emekçileri Derneği destekçi
olarak pankart ve flamalarıyla yer aldı. Eyleme yaklaşık 300 kişi katıldı.

Ortak YÖK protestosu sona erdikten sonra aynı yerde Öğrenci Kolektifleri ve Geleceğimizi
İstiyoruz Girişimi tarafından ortak örgütlenen “AKP’ye ve AKP’nin YÖK’üne karşı üniversite
öğrencileri” imzasıyla gerçekleştirildi. Okunan basın metninde AKP’nin uyguladığı
politikalar teşhir edildi, üniversite öğrencilerinin AKP’yi istemediği belirtildi. Basın
açıklamasının ardından çekilen halaylarla eylem son buldu.

5 Kasım günü Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde Ankara Gençlik Derneği,


Cebeci Genç-Sen, DGH, EBF Gazetesi, Ekim Gençliği, Genç Dayanışma, Genç
Kurtuluş, Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği, Marksist Bakış, ÖEP, SGD, Tüm İGD,
YDG ve YDGM tarafından YÖK’e karşı bir eylem ve etkinlik gerçekleştirildi. Program,
Eğitim Fakültesi’nde bir etkinlik ile başladı. Açılış konuşmasının ardından sinevizyon gösterimi
yapıldı. Öğrencilerin sorunlarından bahsettiği serbest kürsü bölümü düzenlendi. Etkinliğin ardından saat 14.00’da
kampüs girişinde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Eskişehir:
Ekim Gençliği, DPG, DGH, DÖB, ODAK/Genç Direniş ve ÖDP Gençliği’nin birlikte örgütlediği 6 Kasım eylemi, saat 12.00’de Eczacılık
girişinde AÜ ve OGÜ öğrencinin buluşmasıyla başladı. Buradan “YÖK çürümüş düzenin aynasıdır. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim
sosyalizmde!/ Üniversite Öğrencileri” şiarlı pankart ve çeşitli taleplerin yazılı olduğu ortak dövizler açılarak yemekhane önüne doğru yürüyüşe
geçildi. 12.30’da yemekhane önünde de ajitasyonlar çekildi. Yemekhane önünde çekim yapmak isteyen polisle arbede yaşandı. Yemekhaneden
rektörlüğe doğru yürüyüşe geçildi. Rektörlük önünde basın metni okundu. Sık sık “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”, “Kurtuluş devrimde
sosyalizmde!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!”, “YÖK, polis, medya bu abluka
dağıtılacak!”, “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!”, “Ticari eğitime, yetkin mühendisliğe, sözleşmeli
öğretmenliğe, stajyer avukatlığa hayır! Diplomalı işsiz olmayacağız!” sloganları atıldı. Eylem YÖK düzenini ortadan kaldırma
çağrısıyla sona erdi.
6
Aynı gün SGD, SDG, ÖGD, Öğrenci Kolektifleri, EHP Gençliği ve Geleceğimizi İstiyoruz Girişimi’nin oluşturduğu AÜ-OGÜ Öğrencileri
12.15’te Yunus Emre Yurdu önünde toplanarak rektörlük önüne doğru bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Eylemde “YÖK’e hayır! Eşit, parasız, bilimsel,
anadilde eğitim için mücadeleye!” ve “Üniversitelerimizi emperyalizme, çetecilere, AKP’ye, YÖK’e bırakmayacağız!” şiarlı pankartlar açıldı. Basın
açıklaması gerçekleştikten sonra bir etkinlik gerçekleştirildi.

Bursa:

İlk olarak Uludağ Üniversitesi Öğrencileri olarak üniversite içerisinde bir eylem
gerçekleştirildi. “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim için YÖK’e Hayır / Uludağ Üniversitesi
Öğrencileri” yazılı pankartla önce yemekhaneler ve kantin dolaşıldı. Sonra 12.15’te Merkez
Kampüs önünden Mediko-Sosyal’e yüründü ve burada bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Basın açıklamasının ardından halaylar çekilip türküler söylendi. Buradan da Mühendislik
Fakültesi’ne yürünüp söylenen marşlarla eylem sona erdirildi.

Aynı gün saat 18.00’de Orhangazi Parkı’nda Ekim Gençliği, DGH, SDG, SGD, Genç
Kurtuluş, Genç-Sen ve Emek Gençliği tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi.
Eylemde “Darbecilere, kirli savaşa, neoliberal saldırılara karşı YÖK’süz özgür
üniversite” pankartı açıldı. “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “YÖK, jandarma,
medya bu abluka dağıtılacak” , “YÖK kalkacak asker gidecek üniversiteler bizimle
özgürleşecek” sloganları atıldı. Yaklaşık 60 kişinin katıldığı eyleme Eğitim-Sen,
Partizan, BDSP, ESP, BATİS, SODAP, SDP, DHP, EMEP ve Marksist Tutum dergisi
destek verdi.

Adana:
6 Kasım günü saat 12.15’te yemekhane önünde toplanılarak alkışlar ve sloganlar eşliğinde
yaklaşık 100 kişinin katıldığı bir eylem gerçekleştirildi. “Em perwerdehiya bi zimanê zikmakî
dixwazin! YÖK kalkacak polis gidecek üniversiteler bizimle özgürleşecek!” pankartının
açıldığı basın açıklaması sırasında “YÖK kalkacak polis gidecek üniversiteler bizimle
özgürleşecek”, “YÖK, polis, medya bu abluka dağıtılacak”, “Soruşturmalar, gözaltılar,
baskılar bizi yıldıramaz”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Berxwedan jiyane”, “Eşit,
parasız, anadilde eğitim”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Üniversiteler bizimdir bizimle
özgürleşecek” sloganları atıldı. Yemekhane önünde okunan basın metninin ardından R1-
R2 derslikleri arasında bulunan çimliklere doğru sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçildi.
Burada söylenen Gündoğdu marşının ardından eylem sona erdi.

Kocaeli:
6 Kasım günü saat 13.00’de SDG, Genç-Sen, Emek Gençliği, Demokratik Gençlik Hareketi,
Ekim Gençliği, Dev-Lis, Yurtsever Gençlik Hareketi ve Kocaeli Üniversitesi Öğrencileri
tarafından gerçekleştirilen YÖK protestosu Anıtpark Yerleşkesi’nde başlayarak İnsan Hakları
Parkı’nda yapılan basın açıklaması ile sona erdi. Eylemde “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde
eğitim!”, “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!”, “Müşteri değil
öğrenciyiz!”, “Savaşa değil, eğitime bütçe!”, “Be ziman jiyan nabe!”, “Edi bese!”, “Edi bese
em zımane dıxwazın!”, “Kürt diline özgürlük, kahrolsun faşist diktatörlük!” sloganları atıldı.
Eyleme yaklaşık 200 kişi katıldı.

Edirne:
5 Kasım günü saat 12.30’da Menza önünde kitlesel bir YÖK protestosu gerçekleştirdik. İlk
önce kısa bir müzik dinletisiyle başlayan etkinlik halaylarla devam etti ve ardından YÖK’ün kurulduğu günden
bu yana suç dosyasını teşhir ettik ve buna karşı öğrenci gençliğin taleplerini basın metnimizde söyledik. Eylemde “YÖK
kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!”, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir!”, “YÖK, polis, medya bu abluka
dağıtılacak!”, “Eşit parasız bilimsel anadilde eğitim!” sloganları gür bir şekilde atıldı. Eyleme yaklaşık 100 kişi katıldı. Eylem; Genç-Sen, Ekim
Gençliği, Genç Kurtuluş, TÖP, SGD, Emek Gençliği, DGH, YÖGEH tarafından örgütlendi. Eylemi diğer kurum ve sendikalardan da destekleyenler
oldu.

Tokat:
YÖK’ün kuruluşu Tokat’ta ilk kez bu yıl protesto edildi. Tokat Eğitim Sen ve Tokat GOP Üniversitesi öğrencileri olarak ortak bir eylem
gerçekleştirildi. 6 Kasım günü saat 16.00’da Tokat Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan eylem, Eğitim Sen Tokat Şube Başkanı Ertan Uysal’ın
okuduğunu basın açıklaması ile son buldu. Basın açıklamasının ardından “Eğitim haktır satılamaz!”, “Parasız eğitim, parasız sağlık!” “AKP defol,
üniversiteler bizimdir!” sloganları atıldı. Basın açıklamasına 50 kişi katıldı.
7
TÜSİAD raporu sermayenin eğitim sistemine bakışını yansıtıyor...

Sermaye defol, üniversiteler bizimdir!


TÜSİAD, 27 Ekim günü, Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) Kurumsal etmek anlamında bu rolünü oynamaya devam etmelidir. Değişmesi gereken,
Değerlendirme Programı’na (IEP) hazırlatmış olduğu “Türkiye’de Yüksekö- bugün büyük ölçüde YÖK tarafından yürütülen düzenleyici sistemdir. Bunun
ğretim: Eğilimler, sorunlar ve fırsatlar” raporunu yayımladı. Rapor, IEP’nin değişmesi için mevcut sistemi yöneten zihniyetten de uzaklaşmak önemlidir.
17 Türk üniversitesi üzerinde yapmış olduğu çalışma ve değerlendirmeyi YÖK tarafından hazırlanan taslak strateji, çeşitli konularda çok sayıda
kapsıyor. çözüm içermekle birlikte büyük ölçüde mevcut gerçekliği temel almaktadır.
TÜSİAD bu ülkenin egemen burjuva sınıfının temsilcisi olarak bugüne Özerkliği arttırmayı desteklerken, üniversitelerin iç yönetimine fazlasıyla
kadar yükseköğretim üzerine fazlasıyla eğilmiş ve atılan bir dizi adımın yön- müdahale etmektedir. Gerçek bir değişimin, Türkiye’de yükseköğretim için
lendiricisi olmuştur. Geçmişten günümüze en önemli sermaye örgütü olarak tanımlanmış bir misyon ve vizyondan hareketle gelmesi gereklidir. Bu misyon
sermayenin yönelimlerini ve ihtiyaçlarını dile getiren TÜSİAD, üniversite- ve vizyon, sektörün gelecekte ulusal ve uluslararası toplumdaki yerini göz
leri de sermayenin ihtiyaçlarını doğrultusunda şekillendirmeye çalışmış, dü- önüne almalı ve geniş anlamda yükseköğretim camiası tarafından kabul gör-
zenin ilgili tüm kurumlarını tutum almaya zorlamıştır. melidir.” (Türkiye’de Yükseköğretim: Eğilimler, sorunlar ve fırsatlar)
“Üniversite-sanayi işbirliği” adı altında gerçekleştirilen üniversite-ser- Kurulduğu günden bu yana neo-liberal eğitim politikalarının üniversite-
maye işbirliği, üniversitelerin paralılaştırılması vb. dönüşümler, Türkiye’de leri şekillendirmesinde temel bir rol oynayan YÖK, yine sermayenin üniver-
özellikle son yıllarda iyiden iyiye gözle görülür hale gelmiştir. Hazırlanan bu siteler üzerinden yaptığı planlamalarda bu etkinliğini sürdürmeye devam
rapor da, ifade edilen dönüşümlerin sermaye açısından daha etkin bir bi- edecektir. Bu haliyle bile YÖK’ün uygulamaları yetersiz bulunmakta, üniver-
çimde hayata geçirilmesinin zemini döşemektedir. Raporun temel vurgu nok- sitelerin piyasaya açılması noktasında “müdahaleci” olduğu düşünülmekte,
tasını “özerklik” ifadesiyle üniversitelerin ticari bir işletmeye dönüşmesi YÖK’ün üniversiteler üstündeki bu “kısıtlayıcı” etkisinin son bulması gerek-
anlayışı oluşturmaktadır. tiği ifade edilmektedir.
Sermaye cephesinden “özerlik” kavramı ile ifade edilen üniversitelerin Yani önümüzdeki yıllarda da üniversiteleri birer işletmeye çevirmek için
mali özerkliğe sahip olmasıdır. Bunun için de “bütçelendirme” yapması YÖK, TÜSİAD ve sermayenin diğer kuruluşları kolakola hareket edecekler-
gerekliliği ortaya koyulmuştur. Tam bir işletme mantığı içerisinde üniversite- dir.
lerin kar-zarar hesabına göre işletilmesi beklenmektedir. Bu kapsamda
yapılması gereken ise, üniversitelerin kendi gelir kaynaklarını yaratması, Sermayedarların dilinden düşürmediği
bunları maksimum düzeyde tutmaya çalışması, buna paralel olarak giderle- “özerklik” sorunu
rini olabildiğince en aza indirmeye yönelmesidir.
Bugün halihazırda eğitim temel bir hak olmaktan çıkıp artık piyasanın ih- Personel seçimi, bütçe düzenlemesi vb. alanlarda özerk bir üniversite...
tiyaçlarına göre şekillenen bir meta haline gelmişken, bu süreç bundan sonra Öğrenci alırken kendine göre kriterler belirleyebilen özerk bir üniversite...
daha da hızladırılacaktır. Bu çerçevede eğitimde yeni dönüşümlerin ser- Özel sektörle daha rahat bağ kurabilen, daha da ticarileşen ve bilgiye daha
mayeye hizmette sınır tanımayacağı açıktır. fazla yabancılaşmış özerk bir üniversite… İşte sermayenin özerklikten an-
Raporda oldukça dikkat çekici bir yan olan “özerklik” anlayışı akla, üni- layışı budur!
versitelerin bilimsel üretimlerini hangi “ihtiyaçları” ele alarak yapacağı soru- Kapitalist düzen koşullarında üniversiteler biçimsel anlamda özerk bir
sunu getirmektedir. “Türkiye’nin mevcut zorluğu da fırsatı da Avrupa yapıya sahip olabilirler. Ama bu sermayenin dillendirdiğinden çok farklı an-
bağlamında ilerleme olanağına sahip olmasıdır. Sorumluluğu ise ilerlemenin lamdadır.
ve kalite geliştirmenin tüm cephelerde el ele gitmesini temin etmektir.” Ra- “İşte biçimsel bir özerklik, üniversitenin kapitalist sistemle var olan kaba
porda geçen bu ifadeler soruya da açıklık getirmektedir. bağlarını koparmak anlamına gelir. Örneğin üniversitenin başında bir baskı
“Tüm cephelerde ele ele gitmesi” kaygısı ile beraber yine raporda ve yönlendirme aracı olan bir takım kurumlar -YÖK gibi- ortadan kaldırılır.
tanımlanan “üniversitelerde tüm paydaşların temsil edilmesi gerekliliği”, bir- Üniversitenin yönetiminden burjuva sınıfa açıkça hizmet edenler
biriyle ilişkili olarak “bilimsel” üretimin durduğu yeri belirleyecektir. uzaklaştırılır. Üniversite mali açıdan yalnızca devletten aldığı kaynaklarla
Üniversiteler üzerinde sermayenin rahatlıkla söz söylemesi, toplumsal ayakta durur. Ancak üniversite mali kaynaklarını kullanabilmekte belli bir
yarar bir kenara bırakılarak sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde bilim üretil- bağımsızlığa sahip olmalıdır. Sermayenin üniversite üzerindeki doğrudan
mesi demektir. Burada üniversite politikalarını belirleyen asıl güç sermaye- mali denetimini sağlayan yardımlar ya da benzeri uygulamalar ortadan
darlar yani “dış paydaşlar” olduğu koşullarda, sermayenin açılmak ve hüküm kaldırılır.
sürmek isteği tüm “cephelerde” üniversiteler aktif bir rol oynayacaktır. Üni- Tüm bunlara rağmen üniversite hala gerçek anlamda ‘özerk’ değildir.
versiteler sermayenin ihtiyacı olan AR-GE çalışmalarını yürüterek ve insan Ortada yalnızca biçimsel bir özerklik vardır. Tıpkı burjuvazinin anayasal
kaynağını sağlayarak “temel” görevini yerine getirecektir. eşitlik anlayışı gibi bu özerklik de aslında görüngüdedir, sahtedir. Üniversite-
Değinilmesi gereken diğer bir nokta ise, bugün üniversitelerde öğrenci- nin, burjuva sınıfından ve onun temel baskı aygıtı olan devletten tam özer-
lere, akademisyenlere ve üniversite çalışanlarına hiçbir söz hakkı tanınmaz- kliği onun her alanda ve her anlamda kapitalizmden arındırılmasıyla
ken, üniversite dışı “paydaşlar”ın üniversiteleri yönetecek olmasının raporda mümkün...” (Bir slogan ve ötesi: Özerk-Demokratik Üniversitesi, Ekim Gen-
açıkça ifade edilmesidir. çliğ, sayı: 67)
Biliyoruz ki, sermaye istediği kadar plan ve proje üretsin, biz karşı dur-
YÖK, TÜSİAD kolkola! duğumuz zaman bunların hiçbir hükmü olmayacaktır. Sermayenin planlarını
8 ‘’YÖK, üniversiteleri sistem düzeyinde yönlendirmek ve temsil
boşa düşürmek için, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!” için, “Özerk-
demokratik üniversite!” için mücadeleyi yükseltmeliyiz!
24 Kasım aldatmacası...
Eğitim emekçileri
birleşik bir mücadeleyi
yükseltmelidir!
Bu sistemin verdiği rahatsızlık ne tek başına bireysel bir
çabayla çözülebilecek bir rahatsızlıktır, ne de tek başına eğitim
sistemiyle alakalıdır. Bugün eğitim emekçileri kamusal alanda çok
önemli bir yere sahiptir. Ama eğitim emekçilerinin mevcut sürecin
etkisi ile gerici sendikalarda örgütlenmesi ve bu kanadın
işyerlerinde kadrolaşması, eğitim emekçilerinin kendi içinde
bölünme yaşamasına sebep olmaktadır.
Bunun yanısıra, kamusal alana yönelik saldırılar ve “kamu
personeli rejim yasa tasarısı”, eğitim emekçilerini daha da
Sokakta iş arayan, atama bekleyen öğretmenim, kölelik
parçalayacak bir rol oynamaktadır. Çünkü sermaye devleti çıkardığı
koşullarında çalışan ücretli, stajyer öğretmenim, sosyal güvencesiz
yasalardaki 4A, 4B, 4C gibi uygulamalarla farklı istihdam biçimlerini
sözleşmeli öğretmenim, yoksulluk sınırında yaşayan kadrolu
gündeme getirmiştir. Birçok statü yaratıp eğitim emekçileri arasında
öğretmenim... 24 Kasım Öğretmenler Günü’nüz kutlu olsun.
rekabet oluşturarak bu alandaki örgütlülüğü zayıflatmaya
Senede bir gün bile olsa böyle bir aldatmaca ruhunuzu okşuyor
çalışmaktadır.
belki... Hediyeler, çiçekler, övgü dolu sözler… Dünyanın en “kutsal”,
İşin vahim yanı, bu rekabetin sadece mesleki alanda değil, daha
en “onurlu” mesleği ne de olsa! Gururunuz okşanıyor, o gün kendinizi
eğitim fakültelerindeyken başlamasıdır. Üniversitede çan eğrisi
dünyanın en önemli insanı hissediyorsunuz, yaşadığınız tüm sorunlar
mantığıyla birbirinin üstüne basan eğitim öğrencileri, KPSS ile
bir günlüğüne de olsa aklınızdan uçup gidiyor. Her yerde kutlamalar,
rekabetçi bilinci daha da içselleştirmeye başlamıştır. Bu yarışı kazanan
televizyonda öğretmenliğin ne yüce bir meslek, öğretmenlerin ne
“şanslı” öğretmen adayları meslek hayatı boyunca üç kuruş daha fazla
kadar fedakar insanlar olduğunu anlatıp bitiremeyen programlar…
kazanabilmek ve hiçbir anlamı olmayan unvanları edinebilmek için
24 Kasım’ın tarihsel anlamını hepimiz aşağı yukarı biliyoruz. Ama
meslektaşlarına rakip olmak zorundadır.
birçoğumuzun bilmediği bir şey daha var. Evet “ Millet mekteplerinin”
250 bin öğretmen açığının olmasına rağmen 20 bin atama
kuruluşu ve Mustafa Kemal’e başöğretmen unvanının verildiği gün
yapılarak, geri kalan eğitim emekçileri dershanelerde stajyer ya da
olan öğretmenler günü “Türk” öğretmenlerine ithaf edilmiştir. Tarih
ücretli öğretmen olarak kölelik koşullarında çalışmaya mahkum
1928. Fakat 24 Kasım öğretmenler günü resmi olarak 1981 yılından
edilmektedir. Hatta kadrolu atamanın iki katı kadar sözleşmeli atama
itibaren kutlanmaya başlanmıştır. 12 Eylül askeri faşist darbesinden
yapılmasıyla daha rahat sömürelebilecek ücretli köleler yaratılmak
sonra, işini, özgürlüğünü kaybeden, işkencelerden geçirilen
istenmektedir. Devlet kendi kurumlarına KPSS ile özenle seçtiği
öğretmenlerimize verilmiş bir sus payıdır 24 Kasım.
kölelerini “güvence” altına alarak sömürürken, geriye kalan öğretmen
Bugün binlerce işsiz öğretmen atama beklerken, binlerce eğitim
adaylarını ise sermayenin daha azgın sömürü çarkının arasına atıyor.
emekçisi yoksulluk sınırında yaşarken, en ufak bir hak arama
Binlerce eğitim fakültesi mezunu dershanelerde, özel kurumlarda
girişiminde bu sistem öğretmenlerin üzerine bir karabasan gibi
neredeyse hiç ücret almadan çalışmak zorunda bırakılıyor. Sermayenin
çökerken, 24 Kasım sadece bir aldatmacadır. Eğitim emekçilerinin
kukla tiyatrosunda daha renkli kıyafeti giymek için yarışan eğitim
gerçekliği olmayan sahte övgülerle beyinlerini bulandırarak, mesleği
emekçileri, izleyicilerinin sadece maskarası oluyor ne yazık ki.
kutsallaştırarak, zorunlu bir fedakarlık bilinci aşılamaya çalışarak bir
“Kutsal meslek” palavrasıyla eğitim emekçilerini uyutmaya
yanılsama yaratılmaya çalışılıyor.
çalışan, sahte unvanlarla üstünlük yarışına sokmaya çalışan sermaye,
24 Kasımlar’da en çok duyduğumuz söz, “Bir milleti yaratan
aynı zamanda bu oyuna kendinizi fazla kaptırmayın mesajını da
öğretmenlerdir”! Ne kadar büyük ve kutsal bir görev! Aslında bu
vermekten çekinmiyor. MEB’in 24 Kasım dolayısıyla okullara
cümleyi kuran zatı muhterem çok doğru söylemiştir. Evet bu sistemin
gönderdiği uyarı eğitim emekçileri açısından oldukça onur kırıcıdır.
devamlılığını sağlıyor öğretmenlerimiz. Egemen ideolojinin anti-
MEB tüm okullara, öğretmenler gününde öğrencilerden pahalı
bilimsel eğitim anlayışını, ırkçı-şoven ve sorgulamayı yasaklayan
hediyeler alınmaması konusunda uyarı niteliğinde bir yazı
zihniyetini, “eğitimci” sıfatı yok edilen eğitim emekçileri ilkokul
göndermiştir. Bunların yanı sıra, artık hastalanıp rapor almak bile
sıralarından üniversite amfilerine kadar beyinlerimize işliyor. Bu
“vatan hainliği” sayılıyor.
çarkın en büyük dişlilerinden biri oluyor ister istemez. Mesleğin
Gün geçtikçe daha da ağırlaşan koşullarda yaşamaya mahkum
kutsallığı ve fedakarlığı gereği en iyi şekilde bu görevi yerine
edilen eğitim emekçileri birleşmek ve birlikte mücadele etmek
getirmek zorundadır eğitim emekçileri! Bu sisteme karşı çıkan,
zorundadır. Bu nedenle 24 Kasımlar’ın da bir mücadele gününe
sendikalı olan ya da eleştiren, sorgulatmaya çalışan eğitim emekçileri
dönüştürülmesi gerekmektedir.
ise sisteme karşı gelmenin bedelini soruşturmalarla, sürgünlerle, hatta
işinden olmayla ödüyor. 9
Ankara Üniversitesi’nde yemekhane işgali

“Krizin faturasını
sürüyor!

ödemiyoruz! Atılan işçiler


geri alınsın!
öğle saatlerinde rektörlük önünde buluşmak için gelen
işçiler ve öğrenciler polisin tehditkar tutumuyla karşı
karşıya kaldı. Farklı yollardan gelen işçi ve öğrencilerin
Ankara Üniversitesi’nde Tadal Şirketi’ne bağlı olarak çalışan Tadal önü polis barikatlarıyla kesildi fakat kısa bir süre sonra
işçileri, yaklaşık iki ay önce, ödenmeyen ücretlerinin ödenmesi ve işten bir araya gelinmesiyle eylem başladı. Eylemde “Krizin faturasını
atılan arkadaşlarının işe geri alınması talepleriyle öğrencilerle birlikte ödemiyoruz! Atılan işçiler geri alınsın! Ucuz, nitelikli yemek istiyoruz!”
boykot başlatmışlardı. Yaklaşık 10 gün süren boykot sonucunda yazılı pankart açıldı. Okunan basın metninde taleplerimiz rektörlüğe bir
rektörlük işçilerin taleplerini kabul etmiş ve atılan işçileri geri almıştı. kez daha iletildi. Eyleme anlamlı bir katılım sağlandı.
Ancak işçiler işe geri alındıktan sonra Tadal şirketi iflas ettiğini
söyleyerek işçilerin maaşlarını ödememiş ve maaşları rektörlüğün Rektörlükten görüşme talebi
ödeyeceğini bildirmişti. Rektörlüğün çeşitli mazeretler göstererek
ücretleri ödememesi üzerine başlayan grev sonucunda ödenmeyen Eylemin bitiminde işçiler ve öğrenciler hep birlikte Cebeci
ücretler asgari ücret üzerinden alındı. Kampüsü’ne geçti. Kampüse gelindiğinde, OLEYİS temsilcisi
7 Kasım günü yapılan ihaleyi, Tam Sofra adında yeni bir taşeronun tarafından, rektörlüğün işçilerle görüşme talep ettiği bilgisi aktarıldı.
alması, yemekhanelere malzeme almayan rektörlüğün aslında en Bunun üzerine sendika temsilcisi ve işçilerden oluşan bir heyet
başından itibaren ikiyüzlülük yaparak bunun zeminini hazırladığını görüşmeye gitti. Kalan işçiler ve öğrenciler yemekhanedeki
gösterdi. Rektörlük, 17 Kasım günü Tadal’la olan sözleşmeyi iptal etti ve bekleyişlerini sürdürdüler. Kısa süren görüşmenin ardından
işçilere de işten çıkarıldıklarını bildirdi. 18 Kasım günü yeni gelen şirket yemekhaneye gelen temsilciler konuşmaları aktardılar. Yapılan
ve işçiler arasında bir görüşme oldu. Bu görüşmede şirket, rektörlüğün görüşmelerde, Tam Sofra şirketinin bir ay içerisinde yemek satışı 1,5
kendisine kendi işçileriyle çalışmasını talep ettiğini söyledi ve işçilerle katına çıkarsa işçilerin hepsini işe alabileceğini, fakat bunun için de bir
bir anlaşma yoluna gidilmedi. 19 Kasım gününden itibaren de işçilerin aylık süreyi deneme süresi olarak değerlendireceğini söylediği bilgisi
kampüslere girmesi yasaklandı, girişlerde zorluk çıkartıldı, yemekhane verildi. Karşılığında işçilerin işgale son vereceği ve bir hafta sonra iş
kilitleri değiştirilmeye çalışıldı. Rektörlükle görüşülmeye gidildiğinde, başı yapacağı ifade edildi.
artık burada çalışmadıkları ve muhatap alınmayacakları söylendi. Bu bilgiler aktarılırken sendika temsilcisini yeniden arayan yetkililer,
Bunun üzerine yemekhane işçileri öğrencilerle beraber bir toplantı bu bir aylık sürenin kendilerini hukuki açıdan zora sokacağını, o yüzden
düzenlediler. Toplantı öncesinde kampüs içinde yürüyüş gerçekleştirildi. tüm işçilerin işe alınmasının mümkün olmayacağını söylediler. Telefon
görüşmesinin üzerine temsilciler yeniden görüşmeye gitti. Bu defa uzun
Yemekhane işgali başladı! süren görüşme anlaşmazlıkla sonuçlandı. İşverenin “Atılan işçiler
başvuru formlarını doldursunlar ben ihtiyacım kadarını işe alayım”
Yürüyüş boyunca rektörlüğün verdiği sözleri tutmadığının teşhiri şeklindeki sözde “iyi niyetli” kurnazlığına karşı işçiler, atılanlardan tek
yapılarak işçilerin işten çıkarıldığı haberi okul bileşenlerine duyuruldu. bir kişi dahi işe geri alınmazsa yemekhaneyi boşaltmayacaklarını ve
Yapılan toplantıda işçiler, rektörlükle ve diğer birimlerle yeteri kadar direnişlerini sonuna kadar sürdüreceklerini söylediler. Böylelikle
konuşulduğunu ve masa başında çözüme gidilemeyeceğini dile getirdiler. masadan kalkıldı.
Artık kaybedecek bir şeyleri kalmadığını, işlerine sahip çıkacaklarını,
işyerlerini terk etmeyeceklerini söylediler ve yemekhane işgalini Yemekhanedeki bekleyiş sürüyor
başlattılar. İşgal üzerine sendika temsilcisini arayan rektör, “Sizin şu an
orada ne yaptığınız bizi ilgilendirmiyor. Artık bu bir güvenlik İşçiler ve öğrenciler 19 Kasım’dan beri geceleri de dahil
sorunudur” diye tehdit savurdu. yemekhanede bekliyor. Bekleyiş esnasında sürece dair tartışmalar
Yaklaşık bir aydır malzeme almayarak yemek çıkmasını engelleyen yapılıyor. Hep beraber halaylar çekiliyor, oyunlar oynanıyor. Cuma
ve okulun öğrencilerini de mağdur eden rektörlük, yeni şirket gelene akşamı hep birlikte maden işçilerinin mücadelesini anlatan “Maden”
kadar kumanyalarla öğrencileri oyalamaya çalışıyor. Daha önce belirtilen filmi izlendi. Bundan sonraki günlerde de hem bilincimizi tazeleyecek,
talepler arasında yer alan “ucuz ve kaliteli yemek” isteğini görmezden hem direnişimizi güçlendirecek farklı etkinlikler gerçekleştirilmeye
geliyor. devam edilecek. Aynı zamanda sesimizi başta kampüs bileşenlerine ve
daha geniş bir kitleye duyurmak için pratik faaliyetlerde bulunulacak.
Rektörlük önünde eylem İşçilere destek amacıyla bir imza kampanyası başlatmak, kampüsteki
akademisyenlerin bu süreçte daha aktif desteklerini almak vb. yapılan
19 Kasım günü yapılan toplantıda sesimizi daha güçlü duyurmak planlamalar arasında yer alıyor.
gerektiği konuşuldu ve bunun için neler yapabileceğimiz Ankara Üniversitesi işçileri ve öğrencileri bu anlamlı direnişi tüm
tartışıldı. İlk olarak AÜ Rektörlüğü önüne giderek burada bir işçileri işe geri aldırtıncaya dek ısrarla sürdürmeye devam edecekler.
10 basın açıklaması yapılması kararlaştırıldı. 20 Kasım günü Cebeci Ekim Gençliği
Yurtlarımdan insan
manzaraları...
Dönemin başından beri Türkiye’deki tüm devlet yurtlarında yaşanan yığılma ve buna dair uygulanan “çözüm” yolu
öğrenciler için tam bir kâbusa dönüşmüş bulunuyor. Geçen yıllara kıyasla bu yıl devlet yurdu başvurularında ciddi bir
artış yaşandı ve bu durum kendisini özellikle İzmir’deki devlet yurtlarında hissettirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi
öğrencilerinin barındığı Hacı Ahmet Tatari Kız Yurdu ve Hoca Ahmet Yesevi yurtları “başını sokacak bir yer” olarak
nitelendirilmek istense de, gerçekleştirilen uygulamalar aymazlıktan başka bir şey değil.
Yurtlardaki satranç ve çalışma odalarının birkaçı kapatılarak 12 kişilik yatakhanelere dönüştürüldü ve bu odalar
misafir öğrencilere günlük 5 YTL karşılığında tahsis edildi. Koğuştan farksız bu odalar, içinde yaşayan insanlar için son
derece sağlıksız ve verimsiz bir ortam. Ayrıca öğrencilerin ders çalışma alanlarının daha da kısıtlı hale gelmiş olması
üzerinde durulması gereken diğer bir konu.
HAT Yurdundan üç öğrenci arkadaşla bu gibi güncel sorunlar ve diğer temel problemler üzerine konuştuk:

- Kaldığınız yurtta yaşadığınız sıkıntılardan bahseder misiniz?


S: Ben önce misafirhanelerden başlamak istiyorum. Kalacak bir yerimiz olmadığından bizlere burayı açtılar sağ
olsunlar, ama küçük bir odada 12 kişi yaşamak çok zor. Oda çok havasız kalıyor. Bırakın ders çalışıp kitap okumayı
nefes dahi alamıyoruz. Odada yer kalmadığından kıyafetlerimizi koyacağımız dolaplar da yok. Ayrıca bize kahvaltı ve
yemek kuponu da verilmiyor. Sadece barınmak için aylık 150 YTL ücret ödüyoruz. Örneğin ben aylık 160 YTL kredi
alıyorum ve aynen iade ediyorum. Bütün para okulda ve yurtta tükeniyor zaten. Üniversite öğrencisiyim, hiçbir sosyal
aktivitede bulunamıyorum, istediğim bir kitabı alamıyorum. Açıkçası sadece okula gidip geliyoruz.

- Yemekleri, yemekhane ve kantin ücretlerini nasıl buluyorsunuz?


A: Yemekler çok çeşitli çıkıyor ama buna karşılık ücretleri de oldukça yüksek. Bir yemek en az 3,5 YTL. Birçok
arkadaş yemekhanede yemeyip dışarıdan bir şeyler alıyor. Kantinde de her şey iki katı fiyatına satılıyor zaten. Üstelik
geçen yıl birkaç kez yemeklerden böcek çıkmış.

- Başka ne gibi sorunlar var?


K: Mesela 700 kişilik bir öğrenci yurdunda jeneratörün olmaması sıkıntı yaratan bir durum. Geçen yıl sırf bu
yüzden kimse vize sınavlarına doğru düzgün çalışamadı. On gün boyunca sürekli elektrik kesintisi yaşandı ve bunu
defalarca dile getirdiğimiz halde ne yazık ki bir karşılık bulamadık. Yurt idaresi bunun sürekli yaşandığını, jeneratör
talep ettiklerini ancak yapılmadığını söyledi. Bundan istifade edenler oldu ve kantinde
mumlar dört katı fiyatla satılmaya başlandı. Bu yıl yine jeneratör yok ve acil bir ihtiyaç
olduğunu düşünüyoruz.
S: Bir diğer sorun da, odalarda priz bulunmaması. Kantinde bir bardak sıcak su bile
parayla satıldığı için biz de su ısıtıcısı kullanmak zorunda kalıyoruz. Yasak olduğu
gerekçesiyle devamlı toplanıyor, üstüne bir de tutanak tutuluyor.

- Tüm bunlar karşısında ne yapılabilir?


A: Ben bir şey yapılabileceğini düşünmüyorum. Sadece benim bilmem, benim karşı
çıkmam yetmez, herkesin tepki göstermesi gerekir. Şu tabloya baktığımda imkânsız
olduğunu görüyorum. İnsanlar sadece kabulleniyor.
S: Aslında hep birlikte bir adım öne çıkabilsek sorunlarımızı duyurabiliriz ve kararlı
davranabilirsek bir sonuca varabiliriz. Örnekleri yok değil.
K: Bence de bizler böyle sustukça iyice tepemize çıkıyorlar. Neden insan gibi yaşamak
için direnmeyelim? Bugün çay fiyatlarını düşürmekle başlar, yarın jeneratör olur, sonra
bir yurt daha yapılır, sonrasında harçları düşürürüz. …
***
Devlet yurtlarının hali böyleyken öte yandan özel yurtların sayısının hızla artması
dikkat çekiyor. Örneğin Buca’da kafanızı nereye çevirseniz özel yurt görebilirsiniz. Bu
tezatlık, üniversite kapısını işçi ve emekçi çocuklarına kapatan zihniyetin kendisini ifade
etmektedir. Politik hesaplarla üniversite kontenjanları arttırılmış fakat maddi gücü
olmayan öğrencilerin barınma durumları gözetilmemiştir. Eğitime ayrılması gereken
bütçenin yeterli olmamasının bedelini yine ezilen ve sömürülen sınıfların çocukları ödüyor.
Bu tablo bir gerçeği daha ortaya koyuyor. İki sınıf arasındaki uçurum gitgide
derinleşiyor. İşçi ve emekçi kesim daha da yoksullaşıyor, burjuvazi ise giderek daha çok
zenginleşiyor. Bu çarkı durduracak olan bizleriz. Bu yüzden hak arama mücadelemizi
yükseltmeliyiz. Biz öğrenci gençlik bu kaygan zeminden bir an önce kurtulmalı, en başta
kendi sorunlarımızdan yola çıkmalı ve geleceğimiz için mücadele etmeliyiz.
Dokuz Eylül Üniversitesi / Ekim Gençliği 11
“Geçit YOK!”
kampanyasindan...
İstanbul: 2 Kasım günü, düzenin çok yönlü saldırılarına “Geçit YOK!” diyen İstanbul
Ekim Gençliği olarak Galatasaray Postanesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdik. Basın
açıklaması öncesinde bir yoldaşımız üst araması yapılacağı gerekçesiyle gözaltına alınmaya
çalışıldı. Sergilenen kararlı tutum sonrasında serbest bırakıldı.
Basın açıklamasında şunlar söylendi: “Sermaye düzeninin kendi iç çatışmaları arasında
düzene yedeklenmeye çalışılan gençlik kesimleri bugün AKP-ordu, laik-antilaik tartışmaları
ekseninde kendi sorunlarından uzaklaştırılmakta, demokrasi havarisi kesilen ve
darbecilerle hesaplaştığını iddia eden AKP hükümeti işçi ve emekçilere açlık ve
yoksulluktan, öğrencilere ise geleceksizlikten başka bir şey vermemektedir. Bu yüzden
gençlik gerici taraflaşmalara yedeklenmeyecek, kendi mücadele talepleri ekseninde
geleceğin ve özgürlüğün tarafında olacaktır...”
Emperyalist savaşlara, şovenizme, işsizliğe, geleceksizliğe ve ticari eğitimin her türlü
yansımasına karşı gençliğe mücadele çağrısında bulunuldu. Kürt halkına dönük imha ve
inkara karşı halkların kardeşliği şiarını her alanda yükseltmenin önemi vurgulandı

Ankara: 4 Kasım günü Ankara Ekim Gençliği olarak Yüksel Caddesi’nde düzenlenen
bir basın açıklamasıyla “Geçit YOK!” kampanyamızı başlattık.
Basın açıklamasında şunlar söylendi:“Gençlik gerici taraflaşmalara yedeklenmeyecek,
kendi mücadele talepleri ekseninde geleceğin ve özgürlüğün tarafında olacaktır. Türk ve Kürt
gençliğinin birlikte mücadelesine yüklenerek halkların kardeşliğini daha güçlü haykıracaktır.
İşsizliğe, geleceksizliğe ve ticarileşen eğitime karşı mücadelesini sürdürecek ve her koşulda
‘Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim’ hakkını savunacaktır.”
Basın açıklaması geleceğimize ve özgürlüğümüze yönelik bütün saldırılara karşı ‘Geçit yok!’
kararlılığıyla çıkma çağrısıyla son buldu.

İzmir: 23 Kasım günü Bornova metro önünde gerçekleştirdiğimiz açıklamamızda


“Emperyalizme, şovenizme, ticari eğitime, geleceksizliğe ve işsizliğe geçit yok/ Ekim Gençliği”
şiarlı ozalitimizi ve merkezi afişlerimizden hazırladığımız dövizlerimizi taşıdık. Basın
açıklamamızda düzenin gençliğe yönelttiği kapsamlı saldırıları ele aldık ve bu saldırılara devrim
cephesinden cevabımızın “Geçit yok!” olacağını ilan ettik.
Metroyu kullanan öğrenciler ve emekçiler basın açıklamamıza yoğun ilgi gösterdi.

Dokuz Eylül’de “Geçit YOK!” kampanyası sürüyor


Dokuz Eylül Üniversitesi’nde 6 Kasım YÖK protestosunun yerel ayaklarını merkezi “Geçit YOK!” kampanyamızla birleştirerek örgütledik.
Faaliyetimize, “Üniversiteler bizimdir!/ Çeteleşen devlete, çürüyen düzene, YÖK’e, işsizliğe ve geleceksizliğe GEÇİT YOK!/ Bu pisliği DEVRİM
temizler!” şiarlı materyallerimizi Yabancı Diller girişindeki duvara asarak başladık.
4 Kasım günü Dokuz Eylül’de ÖGB’lerin müdahaleleriyle karşılaştık. Masamızın etrafında dolaşan ÖGB’ler ile sivil polisler tarafından taciz
edildik. Ardından bildiri dağıtan bir arkadaşımızın fakülteye “dışardan” geldiği ve “öğrenci” olmadığı gerekçesiyle kimlik sorgusu yapılmak istendi.
Bunu teşhir eden konuşmalar yaptık ve birçok öğrencinin desteğini aldık.
5 Kasım gününde de ÖGB terörü devam etti. Afişlere müdahale eden ÖGBler kararlı bir tutumla karşılaşınca geri adım atmak zorunda kaldılar ve
ortamı terörize ettiler. Öğrenciler arasından bizlere sahip çıkanlar olunca bir kez daha boşa düştüler.
Yabancı Diller Yüksekokulu’nda ise kampanya gündemli toplantılar yaptık. Tartışmalar sonucunda, Hazırlık Öğrencileri olarak karşı karşıya
kaldığımız sorunları diğer arkadaşlarımızla paylaşmak ve bunlara karşı mücadele etmek amacıyla bir bülten çıkarma kararı aldık.
Öte yandan, 29 Kasım Ankara eylemine çağrı yapan bir faaliyet yürüttük.
Derinleşen krizinin kapitalizmin doğası gereği yaşandığı ve bu krizi yaratanın kapitalistler olduğu vurgusuyla gençliği mücadele alanlarına
çağırdık. Bu kapsamda “Kriz demek, işsizlik, geleceksizlik demektir! / İşsizliğe, geleceksizliğe Geçit yok! / 29 Kasım’da Ankara’dayız!” şiarlı
afişlerimizi yaygın olarak kullandık. Mitinge çağrı yapan merkezi Ekim Gençliği materyalimizi ozalit olarak masamızda kullandık ve bildiri
dağıtımları gerçekleştirdik.
DEÜ Ekim Gençliği

Maçka’da yemekhane sorunu


İTÜ Maçka Kampüsü Hazırlık binasında yaşanan yemekhane sorunuyla ilgili Maçka Öğrencileri olarak çalışma yürütüyoruz. Maçka
12 Kampüsü’ndeki üç fakülte, hazırlık binasında bulunan küçük bir yemekhaneyi kullanıyor. Uzayan yemekhane kuyrukları, öğlen tatili
içerisinde sıranın gelmemesi öğrencilerin tepkisini büyüttü. Sorunu sosyalizm günceldir!” başlıklı panelin çağrısını yaptık.
çözmek için bir araya gelip bu konu üzerinden çalışma yapmaya karar Ticari eğitime geçit yok!
verdik. 24 Kasım gününden başlamak üzere artık YTÜ yerleşkeleri arasında
13 Kasım günü yemekhane önünde bir toplantı gerçekleştirdik. ulaşımı sağlayan servislerin tarifesine zam yapıldı.
Yaşanan sorunu çözmek için neler yapabileceğimizi konuştuk. Dilekçe Yapılan zamma karşı Ekim Gençliği olarak duvar gazetelerini
yazmaya karar verdik. “Maçka’da öğrenci kapasitesine yetecek kullanıyor ve bildiri dağıtımları gerçekleştiriyoruz. Duvar gazetesinde bu
yemekhane yapılması”, “Hazırlık binasında bulunan yemekhaneye ikinci uygulamanın ticarileşen eğitimin bir göstergesi olduğunu ifade ediyoruz.
giriş ve yemek dağıtımı”, “Öğlen arası en az 90 dakikaya çıkarılsın” tale- Ayrıca, SSGSS ile üniversitelerde kısmi zamanlı çalışan öğrencilerin
plerinden oluşan bir dilekçe hazırladık. işlerine son verilerek ücretlerinin ödenmemesinin de teşhirini yapıyoruz.
17 Kasım’dan itibaren yoğun bir şekilde dilekçe toplamaya başladık. Ayrıca “Ulaşamıyoruz!”, “Ne üniversiteler ticarethane ne de öğren-
İlk gün 400’ü aşkın dilekçe toplandı. Dilekçeleri 21 Kasım günü teslim ciler müşteri…/ YTÜ Öğrencileri” imzalı çalışma ve bildiri dağıtımları ile
etme kararı aldık. öğrencilerle bu konu üzerine konuşmaya çalışıyoruz. Bildiri dağıtımları
20 Kasım sabahı tüm sınıflara dilekçeleri teslim etmeye birlikte gitme ve duvar gazeteleri ile bu uygulamanın teşhirini yapıyoruz.
çağrısı yapıldı. Öğlen yemekhane açıldığında dilekçe masamızı açtık. YTÜ Ekim Gençliği
Yemekhane içinde son çağrıyı yaparak müdürlüğe doğru yürüdük.
Müdürenin okula gelmediğini öğrendik. Bunun üzerine dilekçeler müdür- İÜ’de kampanya çalışmaları...
lüğün önüne atıldı, alkış ve ıslıklarla protesto başladı. Müdür yardımcısı İstanbul Üniversitesi’nde başlattığımız “Geçit yok!” başlıklı
gelene kadar alkışlarımızla bekledik. Müdür yardımcısı geldi, sorunun çalışmamız devam ediyor. Bildiriler ve afişlerle yürüttüğümüz
çözülmesi için çalışma başlattıklarını söyledi. Dilekçeleri teslim edip propaganda faaliyeti ile öğrencileri emperyalizme, şovenizme, düzen içi
yemekhane süreciyle ilgili çalışmamıza devam edeceğimizi belirttik. çatışmalara ve neo-liberal politikaların eğitimdeki yansıması olan
İTÜ Maçka Öğrencileri işsizliğe, geleceksizliğe ve paralı eğitime karşı taraf olmaya çağırıyoruz.
Ayrıca Edebiyat Fakültesi’nde “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete
Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında hazırladığımız duvar
AÜ’de “Geçit yok!” şiarını yükseltiyoruz gazetesini yemekhanede kullandık. Gazetemiz oldukça ilgi çekti.
Anadolu Üniversitesi’nde “Geçit yok!” kampanyamızı yoğun bir Ekim Devrimi’nin 91. yılını anlatan “Buz kırılmış, yol açılmıştır! Yeni
propaganda faaliyetiyle başlatmış bulunuyoruz. Yaygın afiş kullanımıyla Ekimler için ileri!” şiarlı bildirileri fakültelerde dağıtarak, Ekim
beraber ajitasyon konuşmalarıyla dergi satışı gerçekleştiriyoruz. Masa Devrimi’nin güncelliğini koruduğunu ve insanlığın kapitalizmin yıkıcı
açarak bildiri dağıtımı ve dergi satışına devam ediyoruz. barbarlığından ancak “Yeni Ekimler” ile kurtulacağını anlatıyoruz. Ayrıca,
Kampanya çalışmasını, haftanın belirli günleri masa açarak ve her hafta düzenli olarak Kızıl Bayrak gazetemizi öğrencilere
yürüttüğümüz kampanyanın materyallerini yerel bir takım araçlarla ulaştırıyoruz.
birleştirerek sürdüreceğiz. Kamp-Üs çalışması devam ediyor...
Tadal işçilerinin yanınıdayız! 12 Kasım günü Yabancı Diller Bölümü’nde gerçekleştirdiğimiz
Ankara Üniversitesi’ndeki yemekhane işçilerinin başlattığı Kamp-Üs Dergisi tanışma toplantısında Kamp-Üs dergisinin çıkışı ve
mücadeleye destek vermek için Anadolu Üniversitesi Yunus Emre neler yapıldığı üzerine konuşmuş ve belirlediğimiz gündemler
Kampüsü’nde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Ankara Üniversitesi çerçevesinde bir planlama yapmıştık. Eğitim gündemleri, politik
Cebeci Kampüsü’nde hakları için direnen yemekhane işçisinin gündemler, kültür-sanat, bilim-felsefe, Türkiye’den ve dünyadan haberler
yanındayız!” pankartı açıldı. Basın açıklamasında Tadal işçilerinin kapsamında yazdığımız yazılarımızın yer aldığı yeni sayıyı çıkartarak
mücadele süreci de anlatılırken, patronların kriz söylemi altında öğrencilere ulaştırmayı planlıyoruz.
gerçekleştirdikleri saldırılara değinildi.“Anadolu Üniversitesi öğrencileri İÜ Ekim Gençliği
olarak Cebeci’den yükselen sese, yemekhane işçilerinin haklı mü-
cadelelerine destek veriyor, talepleri kabul edilene kadar yanlarında MSGSÜ’de faaliyetler...
olacağımızı haykırıyoruz.” sözleriyle basın açıklaması sona erdi. 27 Ekim günü MSGSÜ öğrencileri olarak “Ekim Devrimi Etkinliği”
Anadolu Üniversitesi Ekim Gençliği gerçekleştirdik. Yaklaşık iki haftadır hazırlıklarını yaptığımız anma
etkinliği, bir arkadaşımızın anmaya çağrı yaptığımız bildiriyi yüksek sesle
YTÜ’de faaliyetlerden… okumasıyla başladı.
YTÜ’de “Geçit yok!” başlıklı kampanya çalışmamız devam ediyor. “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”, “Üniversiteler bizimdir bizimle
Bu kapsamda etkin bir propaganda faaliyeti yürütüyoruz. Merkezi özgürleşecek!”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!” sloganlarının atıldığı
afişlerin yanı sıra çeşitli gündemler üzerinden çıkardığımız afiş ve duvar etkinlik “Enternasyonal”, “Çav Bella”, “Avusturya İşçi Marşı”, “Beyazıt”
gazetelerini yaygın bir şekilde kullanıyor, bildiri dağıtımları yapıyor ve ve “1 Mayıs” marşlarının söylenmesiyle son buldu.
düzenli bir biçimde masa açarak dergi satışı gerçekleştiriyoruz. ***
25 Kasım çağrısı: “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde devrimci faaliyet
Uluslararası Mücadele Günü”nü anlatan duvar gazetesini kullanarak 23 baskılara ve saldırılara rağmen sürüyor. 17 Kasım günü Fındıklı’da
Kasım’da Emekçi Kadın Komisyonları’nın gerçekleştirdiği eylemin Kürtçe şiarlı pul ve afişler faşistlerce yırtılmıştı. Bu saldırı üzerine okulda
çağrısını yaptık. ortak bir faaliyet örgütlendi. “MSGSÜ Öğrencileri” olarak yürütülen
29 Kasım çağrısı: “Bu çürümüş düzenin tek alternatifi sosyalizmdir! faaliyet kapsamında “Bijı bratiya gelan! Yaşasın halkların kardeşliği!”,
Krizin faturasını kapitalistlere ödetmek için 29 Kasım’da Ankara’dayız” “Türk-Kürt-Ermeni…Yaşasın halkların kardeşliği!” şiarlı afişlerimizi
şiarı ile miting çağrısı yaptık. üniversitenin pek çok yerine astık. Saldırıyı teşhir etmek amacıyla hazır-
30 Kasım çağrısı: Ekim Devrimi’nin 91., Parti’nin 10. yılını işleyen ladığımız bildirinin dağıtımını gerçekleştirdik.
çalışmamız birkaç haftadır devam ediyor. Ekim Devrimi’nin Faşistlerin afişlere yaptığı saldırının ardından 20 Kasım günü de özel
kazanımlarını, sosyalizmin güncel, Yeni Ekimler ve Partisi’nin yakıcı bir güvenlikler “Ekim Gençliği” ve “MSGSÜ Öğrencileri” imzalı
ihtiyaç olduğunu ifade eden iki çeşit duvar gazetesini ve afişleri afişlerimize müdahale girişiminde bulundular. Tüm baskılara rağmen de-
kullanıyoruz, aynı içeriğe sahip bildiri dağıtımları yapıyoruz. Bu vrimci siyasal faaliyetimizi sürdürüyoruz.
çalışmanın bir parçası olarak “Büyük Ekim Devrimi’nin 91. yılında MSGSÜ Ekim Gençliği
13
Üniversitelerden...
İÜ’de faşist saldırı protesto edildi
İstanbul Üniversitesi Merkez Kampus önünde 30 Ekim’de’da faşistler tarafından
gerçekleştirilen sopalı satırlı saldırı İstanbul Üniversitesi öğrencileri tarafından protesto edildi.
Basın açıklaması öncesinde tüm fakültelerde saldırının teşhirini yapan bildiriler dağıtılarak
öğrenciler basın açıklamasına çağırıldı. Fen-Edebiyat Fakültesi ve Merkez Kampüs’ten
sloganlarla toplu çıkış yapan öğrenciler Merkez Kampüs önünde toplandılar. Basın metninin
okunmasından sonra “Beyazıt Marşı”nın okunmasıyla eylem son buldu. Saldırıda yaralanan
devrimci demokrat öğrencilerin hastanede çekilen fotoğrafları döviz olarak taşındı.
Sivil faşistler tarafından devrimci öğrencilere yönelik gerçekleştirilen bu saldırı, 3 Kasım günü
Sultanahmet Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasıyla da protesto edildi. Açıklamayı, saldırı
sırasında yaralanan Günay Dağ yaptı.
Dağ konuşmasında, aynı gün İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü’nde devrimci-demokrat
öğrencileri provoke etmeye yönelik saldırıyı anlattı ve bu saldırıların polis-idare işbirliğiyle
gerçekleştiğini ifade etti.

İÜ’de İslamcılar saldırdı!


13 Kasım’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde “Hüseyin Üzmez’le ilgili karar
geri alınsın!” başlıklı imza kampanyası yürüten Yurtsever Cephe Öğrenci Birliği’nden
öğrencilere “Müslüman Gençlik” den 3 kişi çivili sopalarla saldırdı. Saldırıya müdahale eden bir yoldaşımız
da yaralandı. Saldırının ardından saldırganlar tekbir sesleriyle ayrıldılar.
Saldırıya uğrayan öğrenciler suç duyurusuna bulunurken Yurtsever Cephe Öğrenci
Birliği tarafından İktisat Fakültesi önünde yaklaşık 70 kişinin katıldığı bir basın açıklaması
gerçekleştirildi.

İÜ öğrencilerinden protesto
İstanbul Ünivesitesi Psikoloji Bölümü Öğrencileri, 18 Kasım günü yaptıkları eylemle,
Hüseyin Üzmez’e verilen rapora itiraz eden üç Adli Tıp personeline Adli Tıp Kurumu tarafından
soruşturma açılmasını protesto ettiler.
Edebiyat Fakülesi önünde, “Üzmez’e tahliye, bilime tasfiye!” pankartı ve “Üzmez’in tahliyesi
ne adli, ne tıbbi!”, “Üniversiteli arkadaş bilime sahip çık!”, “Üzmez’e tahliye, bilime tasfiye!”
dövizlerini açan İÜ Psikoloji Bölümü Öğrencileri, konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptılar.
Eyleme yaklaşık 50 kişi katıldı.

Fatura öğrenciye kesildi…


SSGSS Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte üniversitelerde yarı-zamanlı olarak laboratuvarlar, kütüphaneler, arkeolojik kazılar ve sosyal
destek birimlerinde çalışan ve aynı iş kapsamında engelli öğrencilere yardım eden asistan öğrenciler 20 Kasım günü işten çıkarıldılar. Öğrenciler 1,5
aylık maaşlarını da alamayacaklar.
Bu saldırıya karşı 21 Kasım’da Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya yaklaşık 200 kişi katıldı. “Üniversiteli Asistan Öğrenciler” adına
yapılan açıklamada, yaşanan krizin faturasının işçi ve emekçilere kesilmeye çalışıldığı vurgulanarak, şimdi de sıranın öğrencilere geldiği belirtildi.
Oldukça coşkulu geçen eylemde, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir!”, “Güvenli gelecek istiyoruz!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Kurtuluş
yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Parasız eğitim parasız sağlık!”, “Savaşa değil eğitime bütçe!”, “Çapa işçisi yalnız değildir!”
sloganları atıldı. Eylem sırasında, artık belediye bursları için bütçe ayrılmayacağını öğrenen öğrenciler “Devlet, bursumdan elini çek” sloganını da gür
bir şekilde attılar.

İÜ’de saldırı protestosu


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden Öğrenci Kolektifleri’nin AKP’nin politikalarını teşhir eden karikatür sergisine 20 Kasım’da polis ve
özel güvenlikler saldırdı. Saldırıya tepki gösteren İstanbul Üniversiteli öğrenciler, 21 Kasım günü Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması
gerçekleştirdiler.
Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eylemde, “En sonunda karikatürden de korktular / Bu kapının arkasında faşizm var!” pankartı açıldı.

14
Genç-Sen eylem, etkinlik ve
faaliyetlerinden...
Genç-Sen’den soruşturma protestosu kısa bir film gösterimi ve Genç-Sen üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Bu
31 Ekim günü İÜ Edebiyat Fakültesi önünde Genç-Sen olarak etkinlikler için hafta başından itibaren yaygın bir bildiri dağıtımı
soruşturmalara karşı basın açıklaması düzenledik. İÜ’de bu dönem 15 gerçekleştirdik.
öğrenci farklı nedenlerle çeşitli cezalar aldı. Basın açıklamasında, Etkinlik ODTÜ öğrencilerinin hazırlamış olduğu “Kırıntı” isimli
geçtiğimiz senelerden itibaren devrimci öğrencileri okuldan kısa film gösteriminden sonra Genç-Sen üzerine sohbetimizle devam
uzaklaştırmak, gençliği sindirmek amacıyla başvurdukları soruşturma etti. Etkinliğimize katılan arkadaşlara Genç-Sen’in kuruluşunu ve
saldırılarından bahsedildi. üniversitelerde neden birleşik bir gençlik mücadelesinin gerekli
olduğunu anlattık. Maçka’da nasıl bir Genç-Sen faaliyeti
Bursa’da ulaşım eylemi yürütülebileceği üzerine konuştuk. Buradaki öğrenciler açısından en
Uludağ Üniversitesi Genç-Sen tarafından iki hafta boyunca büyük sorunun sosyal alan eksikliği olduğu vurgulandı.
gerçekleştirilen ulaşım eylemleri ve imza kampanyası 4 Kasım günü
yapılan basın açıklamasıyla sona erdi. Fen-Edebiyat Fakültesi önünden YTÜ’de Genç-Sen faaliyetleri...
yürüyüşe başlayan Genç-Senliler sloganlarla Mediko önüne geldiler. YTÜ’de dönem başından bugüne Genç-Sen’in sürdürdüğü
Burada gerçekleştirilen basın açıklamasında, ulaşıma yapılan zamların propaganda çalışması devam ediyor. Bu kapsamda Genç-Sen kapatma
geri çekilmesi ve otobüs sefer sayılarının arttırılması istendi. Zamlar davası ile birlikte gençliğin taleplerini birlikte işleyen afişlerimizi
geri çekilene kadar kampanyanın devam edeceği duyuruldu. Eylemde, yaygın olarak kullanıp masa açtık. Ayrıca Genç-Sen Genel Kurulu’nun
“Ulaşım zamları geri çekilsin!“, “Yolunacak kaz değil öğrenciyiz!“, değerlendirmesini içeren Ekim Gençliği imzalı duvar gazetelerini de
“Başka bir üniversite mümkün!“ sloganları atıldı. Eylem, söylenen kampüs içerisinde kullandık.
türkülerle sona erdi.

Genç-Sen YÖK’e karşı yürüdü!


9 Kasım günü saat 15.00’de Ankara Kızılay Meydanı’nda Genç-
Sen’in çağrıcısı olduğu YÖK karşıtı bir eylem gerçekleştirildi.
Kurtuluş’ta toplanan kitlenin yolu kolluk güçleri tarafından kesildi.
Yürüme konusundaki kararlılık karşısında barikat kaldırıldı.
Sloganlar ve alkışlarla coşkulu bir şekilde Kurtuluş’tan Sakarya’ya
yüründü.
Sakarya Caddesi’ne varıldığında, kısa bir konuşma yapıldıktan sonra
basın metni okundu. YÖK’ün kuruluşundan bugüne üniversitelerde
karşımıza çıkan sorunlara değinilip mücadele çağrısı yapıldı. Eğitim-
Sen ve Emekli-Sen Genel Başkanlarının konuşmalarının ardından
halaylar çekildi ve sloganlarla eylem bitirildi.

Kayseri’de Genç-Sen paneli


9 Kasım günü Eğitim-Sen’de, “YÖK ve Üniversiteler” başlığı ile bir
panel gerçekleştirildi. Genç-Sen girişimi olarak düzenlenen panel kısa
bir slayt gösterisi ile başladı. Daha sonra Devrimci Genç-Senliler’in
sunduğu panele geçildi.
Formasyon, sözleşmeli öğretmenlik, geleceksizlik, anti-bilimsel
eğitim, üniversitelerin kışlaya çevrilmesi gibi birçok konunun da
tartışıldığı etkinlik örgütlenme çağrısı ile devam etti. Tartışmaların
sonucunda, önümüzdeki süreçte gençliğin sorunları ve örgütlenme
ihtiyacı üzerinden anket çalışması yapılması kararlaştırıldı.

Genç-Sen’i kapatma davasına tepki!


18 Kasım günü, Genç-Sen hakkında açılan kapatma davasının 3.
duruşması İstanbul’da yapıldı. Kapatma davası İstanbul, Adana,
Kocaeli, İzmir, Eskişehir vb. pek çok yerde yapılan eylemlerle protesto
edildi.

İTÜ’de Genç-Sen faaliyetleri...


19 Kasım günü Maçka Kampüsü’nde “Sesimize ses kat!” şiarıyla 15
Düzenin katliamcı kimliği 16 Mart katliamı davası
ile bir kez daha tescillendi!..
Kendini temizlemeye çalışan
kirli sistem …

16 Mart 1978... Her zamanki gibi Ergenekon çetesini “temizlemeye” çalışarak


değildi gün, ama bunun ne anlama geldiği kendini aklamaya çalışan düzen, davanın olduğu
bilinmiyordu. Sonra alkış ve ıslık sesleri… aynı gün 16 Mart’ın katillerini de aklayarak aslında
Bunların arasından koparak gelen gürültü, gerçek yüzünü ortaya koyuyor.
çığlıklar, bağırışlar, kaçışlar… Biz bu düzenin gerçek yüzüyle sürekli karşı
Önce Beyazıt Meydanı’ndaki kaosun karşıyayız. Sokakta gazete satarken, köylerimiz
sebebinin dönemin alışılmış olaylarından basılıp yakılırken, herhangi bir sebepten karakola
olduğu düşünülüyor. Sonra bunun herhangi gittiğimizde polislerin tekme, tokat ve coplarıyla
bir eylem değil kitlenin içerisine atılan bir saatlerce dövülürken, bunun sonucu kimi zaman
bomba olduğu anlaşılıyor. hayatımızı kaybederken, 12 yaşında vücudumuza 13
Birkaç kişi tutuklanıyor. Katliamı planlayan kurşun yerken, fabrikalara kapatılıp yakılırken,
dönemin Ülkü Ocakları başkanı Orhan Çakıroğlu, tecavüze uğrayıp suçlu görülürken…
yöneticisi Mehmet Gül, MHP gençlik kolları başkanı Devletin katliamcı yüzü bizi her alanda karşılıyor.
Kazım ‘’delil yetersizliğinden’‘ beraat ediyor. Ancak Bu kimi zaman devletin kolluk kuvvetleri tarafından,
bombanın devlet eliyle, polisin bilgisi dahilinde kimi zaman Ülkü Ocakları’ndan seçilen sivil faşistler
öğrencilerin arasına atıldığı, geçen uzun sürenin tarafından, kimi zaman devletin ta kendisi olan
ardından ortaya çıkıyor ve dava tekrar başlıyor. “derin devlet” tarafından işkencelere, katliamlara
Sonrasında ise birçok tartışmaya konu olan dava uğruyoruz.
zaman aşımından düşüyor.
16 Mart 1978’de Beyazıt Meydanı’nda 7 Baskılara karşı yılmadan mücadeleye!
öğrencinin ölmesi, 47 öğrencinin yaralanmasıyla
sonuçlanan katliamı kimin neden ve nasıl yaptığı Onca katliama rağmen kaybeden biz değil
bütün delillerle kanıtlanmış durumda. Bombayı atan onlardır. Kendini temize çıkarma çabaları kirli
kişi Zülküf İsot durumu ailesine açıklıyor. Zülküf’ün yüzüyle birleşince, her zaman ikiyüzlü olan sistemin
konuşmasından korkulduğu için 1995’te devlet gerçek yüzü açığa çıktı. 20 Ekim günü bu
tarafından öldürülmesinden sonra ailesi itirafta ikiyüzlülüğü bir kez daha sergilediler.
bulunuyor. Tüm deliller açıkça ortadayken dava uzun Onlar katletti biz ise çoğalmaya devam ettik,
yıllar sürüyor. Hiçbir gelişme kaydetmeden dava 20 onlar yok etmeye çalıştı biz ise güçlenerek
Ekim 2008’de zaman aşımından düşüyor. varlığımızı sürdürdük. Uyguladıkları tüm baskılar
karşısında yılmadan mücadelemizi sürdürdük ve
Devletin kendini aklama çabaları sürdürmeye devam edeceğiz. Onlar azaltmaya
çalıştıkça çoğalarak!..
Davanın düştüğü 20 Ekim günü Silivri’deki özel “Yürü üstüne üstüne
mahkemede Ergenekon davası başlıyor. Çeteleşmiş Tükür yüzüne celladın…”
devletin birkaç kontrgerilla mensubunu kurban
etmesi üzerine güzellemeler yapılıyor. “Yeni bir
terör örgütü ama bilindik terör örgütlerinden
değil!” açıklamalarıyla devlet kendi pisliğini
üzerinden atmaya çabalıyor. “Bütün çetelerin
üstüne gideceğiz!” cümlesi her yerde duyulmaya
başlanıyor. Bu çaba “derin devleti” temizlemek
olarak açıklanıyor.
Oysa sözkonusu olan, çok da derinlerde
olmayan, herkesin gözü önünde olan, yani açığa
çıkmış tetikçilerdir ve sırf ABD’nin bazı
politikalarına karşı çatlak sesler çıkardıkları için
16 etkisizleştirilmişlerdir.
“ Müslüman Gençlik”in “ TKP’li Öğrenciler”e saldırısıyla birlikte gelişen
süreç üzerine…

Sola dönük saldırılarda ve dinsel gericilik


karşısında devrimci tutum
13 Kasım günü İstanbul Üniversitesi’nde Hüseyin Üzmez her ne kadar Vakit
“Hüseyin Üzmez’le ilgili karar geri alınsın!” gazetesindeki yazarlığı ile birlikte dinsel gerici
başlıklı imza kampanyası yürüten Yurtsever kimliği üzerinden tanınsa da, daha birçok sıfatı
Cephe Öğrenci Birliği’nden öğrencilere da “layıkıyla” hak etmiş biridir. Hüseyin Üzmez
“Müslüman Gençlik” tarafından “dine hakaret düzenin dinsel gericiliğinin simgesidir, faşist
etme” gerekçesiyle çivili sopalarla saldırıldı. tetikçilerinden biridir, yoz kültürünün tecavüzcü
Olayda dört kişi yaralandı, saldırıya müdahale ve tacizci yüzüdür, kadını meta olarak gören ve
eden Ekim Gençliği’nden iki yoldaşımız da sopa çifte sömürüsünü meşrulaştıran bu düzenin
ve yumruklarla darp edildiler. sözcüsüdür. Özcesi Üzmez bir bütün olarak bu
Bu olayın ardından gerek “Müslüman çürümüş düzeninin resmidir. Üzmez’in aklanma Komünistler dine ve
Gençlik” gerekse “TKP’li Öğrenciler” bir dizi çabası aynı zamanda düzenin aklanma çabasıdır.
dinsel gericiliğe karşı
açıklama yaparken, bu süreçte muhatabı Komünistler için sorunu ele alış yöntemi bu
olduğumuz bir takım tartışmalar da yaşandı. olayda da aynıdır: Dinsel gericiliğe karşı mücadelede, onu
Bu süreçte öne çıkan birkaç başlık üzerinde mücadeleyi onu besleyen nesnel-toplumsal besleyen maddi-
durmak istiyoruz. koşullarla birlikte ele almak. toplumsal koşullar
“Türkiye üniversite gençliği ve tüm halkımız
adına aydınlanmanın, emperyalizmden
ortadan
Dinsel gericilik karşısında
bağımsızlığın ve kamuculuğun bayrağını yükselt- kaldırılmadıkça
devrimci tutum
meye kararlıyız. Bu sarsılmaz ilkelerimize ve sorunun kalıcı bir
ülkemizin geleceğine dair her türlü saldırıyı
Yaşanan olay, dinsel gericilik karşısında tarzda
karşılayacak iradeye ve kararlılığa sahip
komünist devrimci tutum ve yöntemi bir kez çözülemeyeceği
olduğumuzu ilan ederiz.”
daha ortaya koymayı gerektirmektedir.
TKP’nin “Hüseyin Üzmez’in tahliye
Bu sözlerle dinsel gericiliğe karşı “ilericilik” gerçekliğinden
eksenli bir mücadele çağrısı yapan TKP’nin, hareket ederler. Bu
kararının geri alınması”na dair yaptığı çalışma
bugün benzer eksende tartışmalarda bir “taraf”
“dinsel gericilik karşıtı mücadelede”ki tutarsız
olan ulusalcı güruhtan ne gibi bir farklılığı
hiçbir biçimde dinsel
bakışının örneklerinden birini oluşturmaktadır. gericiliğe karşı somut
bulunmaktadır ? Buradaki “gericilik” karşıtı
“Hiçbir koşulda din sorununu burjuva
radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi,
mücadele çağrısı, hiçbir biçimde onu sürekli pratik mücadeleyi tali
olarak üreten maddi-toplumsal koşullara ve
soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden plana itip sorunu
dolaysız bir biçimde tüm kurumlarıyla birlikte
kopuk ‘entelektüel’ bir sorun gibi ortaya koymak önemsizleştirmemek
sermaye düzenine karşı bir mücadeleyi ifade
yanlışına düşmememiz gerekir. Aşırı baskı
temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir
etmemektedir. tedir. Burada önemli
toplumda, dinsel önyargıların sadece olan, sınıf
propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini TKP’nin oportünizmi ve sola mücadelesinden
sanmak budalalık olur. İnsanlığın üzerindeki din dönük saldırılarda devrimci tutum kopuk bir tarzda
boyunduruğunu toplumdaki ekonomik
boyunduruğun bir sonucu ve yansıması TKP’nin dinsel gericilik karşısındaki tutumu ortaya konulan ve
olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar tutarsız olsa da, bu, son tahlilde sola dönük bir “burjuva dar
görüşlülüğünden başka bir şey değildir.” (Lenin, saldırıya karşı tutum almayacağımız anlamına görüşlülüğü”ne denk
Sosyalizm ve Din ) gelmemektedir. Nitekim gereken tutum
Komünistler dine ve dinsel gericiliğe karşı alınmıştır.
düşen tutumlardan
mücadelede, onu besleyen maddi-toplumsal TKP geleneği ise böyle süreçlerden her kaçınılması
koşullar ortadan kaldırılmadıkça sorunun kalıcı zaman uzak kalmış, bugüne kadar bu ilkesiz gerekliliğidir.
bir tarzda çözülemeyeceği gerçekliğinden tutumun pek çok örneğini sergilemiştir. ADKF-
hareket ederler. Bu hiçbir biçimde dinsel Türk Solu çetesiyle yaşanan çatışma sonrasında
gericiliğe karşı somut pratik mücadeleyi tali yapılan açıklama, “TKP’li Öğrenciler başından
plana itip sorunu önemsizleştirmemektedir. beri soğukkanlı bir tutum almış ve hiçbir
Burada önemli olan, sınıf mücadelesinden kopuk çatışmaya katılmamıştır” olabilmiştir. İÜ’de
bir tarzda ortaya konulan ve “burjuva dar Kızıldere anmasında okula çevik polis
görüşlülüğü”ne denk düşen tutumlardan girdiğinde, Çukurova’da öğrenciler afiş astıkları
kaçınılması gerekliliğidir. için gözaltına alındıklarında, bu “komünist”
TKP türban sorununa yaklaşımındaki çarpık arkadaşlar olayların dışında kalmayı tercih
bakışını, benzer biçimde “Hüseyin Üzmez”
konusunda da sürdürmektedir.
edebilmişlerdir. YTÜ’ de İP/TGB çetesiyle
yaşanan çatışmada da bu “soğukkanlılık” 17
korunmuş, ardından gerçekleşen çevik polis saldırısı da dahil olarak belirlemesini ister, ancak halkın afyonu niteliğindeki dini,
yaşananlara dair tek bir pratik tutum alınmamıştır. Bu örnekleri dinsel batıl inançlara karşı savaşı ‘kişisel sorun’ olarak görmez”
daha da çoğaltmak mümkündür. diyerek, dinin hangi koşullarda bireysel bir sorun olarak
Ekim Gençliği, ideolojik-sınıfsal konumlanışının bir gereği görüleceğini net bir biçimde ortaya koymuştur.
olarak, sol adına yürütülen siyasal faaliyete yönelik saldırı Siyasal örgütlü bir kimlik olarak kendini ifade eden dinsel gerici
karşısında her zaman gereken tutumu almıştır. Yaşanan saldırının grup ve çevrelerle hiçbir yan yana gelişimiz olmayacağı gibi
karşısında TKP’li Öğrencilerin yanında, onlarla birlikte siyasal aramızda hiçbir hukuk da bulunmamaktadır. Ekim Gençliği’nin bu
faaliyeti savunmuştur. Devrimci tutumun gereği budur ve bundan noktadaki tutumu son derece nettir:
sonra da bu olacaktır. “Sorunu şöyle somutlayabiliriz: Örneğin okullarda yemeklere
yapılan zammı protesto etmek için boykot örgütlüyoruz. Bizim
Komünistlerin dinsel gericilerle boykot ya da basın açıklamamıza dinsel inançlara sahip öğrenciler
de katılmak istiyorlarsa, bu noktada bizim hiçbir itirazımız olmaz.
hiçbir hukuku olamaz! Çünkü eylemimize katılımları kendi dinsel kimlikleri çerçevesinde
örgütlü bir siyasal kimlikle değil, bireyseldir. Bireysel kaldığı
Saldırı sonrası “Müslüman Gençlik” adına yapılan açıklamada,
sürece bizim açımızdan sorun yoktur. Ancak kendi dinsel inançları
“Ekim Gençliği”nin hedef alınmadığı, sorunun “TKP’li
üzerinden örgütlü (şeriatçı, İBDA-C’ci, Hizbullahçı, Fethullahçı
Öğrenciler”le olduğu ifade edilmiş, “Ekim Gençliği ile hukukumuz
veya tarikatçı) olarak eylemimize katılmak isterler ve kendilerini
devam etmektedir” denilebilmiştir.
siyasal pankartları, sloganları, işaretler vb. ile ifade etmeye
Saldırının alandaki siyasal faaliyete yönelik olduğu, bu
kalkarlarsa, buna izin vermeyiz. Çünkü bizim ne böyle bir örgütsel
çerçevede çatışmanın tarafı olunduğu Müslüman Gençlik’e ifade
kimlikle yan yana durmamız mümkündür, ne de bunlarla herhangi
edilmiştir. Bundan sonraki benzer saldırılarda da bizleri
bir ortak yönümüz vardır. Eyleme sebep olan sorunun (harç veya
karşılarında görecekleri söylenerek aramızda hiçbir hukukun
yemeklere yapılan zam vb.) ortak olması, dinsel akımların aynı
bulunmadığı belirtilmiştir.
zamanda sermaye devleti elinde bize karşı saldırı ve katliamlarda
Dini kişisel bir sorun olarak algılama planındaki tutarsızlıklar,
kullanıldığı ve kullanılacağı gerçeğini unutturmamalıdır. Biz
dinsel gericilik karşısında izlenen çarpık tutumların başkaca
komünistler İslami gericiliğe/şeriata karşı mücadeleyi toplam
örneklerini de karşımıza çıkartmaktadır.
siyasal mücadelenin bir parçası olarak ele alırız.” (Ekim Gençliği,
Lenin, “Proletaryanın partisi devletin dini kişisel bir sorun
Türban karşıtlığı mı, MGK solculuğu mu?)

Yurtsever Gençlik’in Kürtçe eğitim talebi üzerine...


Anadilde eğitim talebi
kültürel haklar
derekesine indirgenemez!
Geçtiğimiz haftalarda Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi’nin hapsolmuş mücadele çizgisinin anadil sorununa yaklaşımındaki
çağrısıyla anadilde eğitim talebi üzerinden bir eylem örgütlendi. Eylemin tutarsızlığını da bir kez daha gözler önüne sermiştir.
devrimci tutum ve politika açısından sorunlu yönlerine Ekim Gençliği “Kürt hareketi bugün düzen içine kaymış bulunuyor ve kurulu düzeni
tarafından yapılan müdahaye toplam bileşen bir karşılık vermedi. esas alan, onda siyasal reformlarla yetinen bir çizgi izliyor; bunu devleti
Mevcut muhtevasıyla eylem SGD, TÜM-İGD, EHP, Emek Gençliği, demokratikleştirmek ve bu temelde Kürt sorununa da demokratik çözüm
Öğrenci Postası’nın da katılımıyla örgütlendi getirmek olarak formüle ediyor. Ne var ki bu çözüm siyasal alanı
“Gençlik dilin savunma gücüdür!” şiarıyla örgütlenen 19 Kasım kapsamıyor, ya da siyasal alanı kapsadığı kadarıyla bu devletteki genel
Beyazıt eylemi, aynı eksenli kampanyanın bir ayağı olarak kurgulanmış. demokratik dönüşüm anlamına geliyor. Ama Kürt ulusal sorunu
Kampanya “Kürtçenin, Türkçenin yanında resmi dil olarak kullanılması açısından bu değişim programı siyaset alanını kapsamıyor. Oysa özü ve
için yasal düzenleme yapılması” başlığıyla yürütülecek, bu çerçevede esası yönünden ulusal sorun, dolayısıyla da Kürt sorunu siyasal bir
imza kampanyaları başlatılacak ve mecliste önerge sunulacaktır. sorundur. Siyaset alanını dışta bırakarak, uluslar arasındaki siyasal
Soruna ilişkin mücadele anlayışını, politik tutum ve yaklaşımlardaki eşitsizliği es geçerek, sorunu salt kültürel haklar derekesine indirgeyerek,
temel ayrım noktalarını genel hatlarıyla bir kez daha ortaya koymak böylece ulusal soruna çözüm bulunabileceğini iddia etmek boşa
yararlı olacaktır. konuşmaktır. Gelgelelim İmralı çizgisinin Kürt sorununun çözümünü ele
alışı halihazırda budur.” (Kürt hareketinde İmralı süreci ve Türkiye’de
Düzen sınırlarına hapsolmuş mücadele Kürt sorunu, Kızıl Bayrak, Sayı:2005/27)
Yurtsever hareketin 2002 yılında “Kürtçe eğitim talebi” üzerine
çizgisinin anadil sorununa yasıması örgütlediği gençlik eksenli kampanya süreci de, politik özü itibariyle
bugünkü söylemle örtüşmekteydi. Düzenle bütünleşme çabalarının ürünü
Gerçekleştirilen eyleme ilişkin YDGH tarafından yapılan
teslimiyetçi politik platformun, anadil sorununu ulusal sorunun
18 çağrı üzerine yürütülen tartışmalar, düzen sınırlarına
bütünlüğünden kopararak ele alıp onu kültürel haklar derekesine
indirgemesi, bu sürecin de somuttaki karşılığıdır: çizgileri görme yeteğinden yoksundurlar.
“Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar her iki halkın ortak vatanı olarak Aynı “devrimci öncü”nin Genç-Sen sürecinde tüzüğe “anadilde
kurulmuş olsa da ardından gelişen inkar ve imha siyaseti ile birlikte eğitim talebini savunma” maddesinin koyulmasına ayak diremesi ise,
Kürtler bir halk olarak tanınmamış devlet; tek dil, tek ırk, tek renk ilkesiz ve belkemiksiz siyaset anlayışını yeterince gözler önüne
ideolojisi ekseninde milliyetçi bir kimlik ile diğer tüm halkları inkara sermektedir. DİSK bürokratlarıyla yapılan görüşmeler ve koltuk
gitmiştir.” pazarlıkları sonucu ortaya çıkan ilkesizlik tablosu, anadilde eğitim talebi
“Bizler; demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren güçler olarak bu uğruna verilen mücadeledeki devrimci iddia ve samimiyetin gerçekliğini
ülkede halkların eşit ve özgür bir arada yaşayabilmesinin yolunun ortaya koymaktadır.
öncelikle bu ülkenin zenginliği olan dil ve kültürlerin tanınmasından Kürt halkının meşru istemlerini sahiplenme adı altında Kürt
geçtiğine inanıyoruz. Bu ülkede gerçek bir demokrasinin tesis hareketinin mevcut çizgisine yedeklenen siyasal yaklaşımlara karşı ilkeli
edilebilmesi için devletin 80 yıllık bu soykırımcı politikalarından bir ideolojik mücadele genç komünistlerin görevleri arasındadır.
vazgeçmesi gerekmektedir. Bunun için öncelikle Kürt halkının en meşru
ve demokratik hakkı olan dil hakkının anayasal güvenceye Gerçek ve kalıcı çözüm sosyalizmde!
kavuşturularak özgürlüğü sağlanmalıdır.”
“Başta dil hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması ve Kürt “Ortak vatan” diye ifade edilen burjuva cumhuriyetin ilanından bu
sorununun çözülerek demokratik bir Türkiye yaratılana dek bu yana Kürt halkına dönük imha, inkâr ve asimilasyon politikaları devam
mücadelemiz devam edecektir.” etmektedir. “AB uyum süreci” adı altında yasal bazı değişiklikler yapılsa
Kampanyanın başlangıç ayağı olarak gerçekleştirilen eylemde da, Kürt diline dönük yasakçı zihniyette özünde hiçbir değişim
okunan basın metninden yapılan bu alıntılar, sorunun özünü ortaya olmamıştır.
koymaktadır. Anadilde eğitim talebi Kürt halkının en meşru demokratik
Yaşanan gelişmeler başka önemli noktalara da işaret etmektedir. taleplerinden biridir. Ancak sermaye devleti Kürt halkının birçok talebi
Yurtsever hareket tarafından ideolojik-politik devrimci muhteva uzun bir gibi anadilde eğitim talebi karşısında da gerici tutumunu sürdürmektedir.
süredir terk edilmeye çalışılsa da, Kürt emekçi halkı gibi Kürt gençliği Bu son derece haklı istem elbette sahiplenilmeli fakat devrimci hedeflere
de devrimci enerji ve potansiyelini korumaktadır. Kürt gençliği, sermaye bağlanmayan reformist bir mücadele çizgisinde çözüme ilişkin bir adım
devletinin, en geri içerikte bile kurgulansa Kürt halkının meşru bile mesafe alınamayacağı konusunda açık olunmalıdır.
taleplerini hiçbir biçimde karşılamaya yanaşmadığını görmektedir. Anadilde eğitim talebi yürütülen imha, inkar ve asimilasyon
Benzer bir içeriğe sahip olmasına rağmen 2002’deki kampanya sürecine politikalarına karşı mücadeleyle birlikte ele alınmalı, eşit, parasız ve
de azgınca saldıran devlet, bugün de benzer baskı ve saldırılarını bilimsel eğitim talebiyle birleştirilmelidir. Anadilde eğitim için verilecek
sürdürmektedir. Kürt gençliğinin mücadele dinamizmini devrimci mücadele Kürt halkının ulusal ve sınıfsal baskıdan kurtuluş
kanallara aktarabilmek günün yakıcı sorumluluklarından birini mücadelesinden ayrı ele alınamayacağı için bu talep “Eşitlik, kardeşlik,
oluşturmaktadır. Kürt halkına özgürlük!” şiarlarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Komünistlerin soruna ilişkin son derece açık ve net bakışları genç
Soruna ilkesiz yaklaşımda ve kuyrukçuluk komünistlere yol göstermektedir:
politikasında ısrar “Ulusal baskı ve eşitsizliğin sınıfsal baskı ve eşitsizliğin bir
yansıması olduğunu gözönünde bulunduran TKİP, ulusal sorunun köklü
“Genel olarak demokrasi sorunu, özel olarak da ulusal sorun, ve kalıcı çözümünün ancak proletarya devrimi tabanında olanaklı
marksist sınıf bakışaçısının en net biçimde sınandığı kritik sorunlardır. olduğu gerçeğine dayanır. Proletarya devrimi programının bir parçası
Bu sorunlarda doğru bir bakışaçısı ve politik tutumla hareket edemeyen olarak, aşağıdaki istemler uğruna bugünden kararlılıkla mücadele eder
bazı çevrelerin bugün kuyrukçuluğa ve sınıf işbirliği çizgisine ve iktidara gelir gelmez bunları derhal gerçekleştirir:
düştüklerinden yarım ağız yakınmaları da buna tanıklık etmektedir.” a- Her türlü ulusal baskı, eşitsizlik ve ayrıcalığın ortadan
(Ekim, Sayı: 210) kaldırılması.
Söz konusu eyleme ilişkin yapılan çağrı üzerine gelişen tartışmaya, b- Kürt ulusuna kendi kaderini tayin hakkı.
Ekim Gençliği dışında, devrimci öznelerce herhangi bir müdahil olma c- Tüm dillerin tam hak eşitliği. Zorunlu devlet dilinin
çabası sözkonusu olmamıştır. Örgütleyici olan diğer bileşen de, gerek kaldırılması. Herkese kendi anadilinde eğitim hakkı.
mevcut içeriğine gerekse politik hattına yönelik yapılan devrimci müda- d- Tüm azınlık milliyetlere kendi dillerini ve kültürlerini
hale çabasına bir yanıt vermemiştir. Basın metninden pankart şiarı ve kullanma, koruma ve geliştirme olanağı. ( TKİP Program’nın
eylem içeriğine kadar tüm başlıklara hiçbir tartışma yürütmeksizin mü- “Ulusal sorun” başlığı)
dahil olan bu özneler, bugüne değin soruna yönelik sergiledikleri ilkesiz
yaklaşımları ve kuyrukçuluk politikalarını aynen sürdürmüşlerdir.
2002 yılında gerçekleşen kampanya sürecine yaklaşım, kuyrukçuluk
politikasının temsilcilerinin bugünkü tartışmalarında da varlığını
korumaktadır. Diğer öznelerden çok farklı olmamakla birlikte, özellikle
SGD kuyrukçuluğu sürdürmekte ısrar etmektedir.
“Kürtçe eğitim talebinin” meşru ve demokratik bir talep olduğuna
dair uzun uzun anlatımlarla sorunun özü görmezden gelinmektedir. Bu
tartışmalarda demagojik yön ağır basmaktadır. Atılım’da, “Halkların
kardeşliği inisiyatifi”nin oluşması sürecine dair devrimcilere yönelik
yazılmış “Bu fotoğrafta niye yoksunuz?” başlıklı metinde sorulan
“Parasız eğitim uğruna mücadele vermek neden reformizm olmuyor da,
diyelim ki anadilde eğitim uğruna mücadele reformizm oluyor?” sorusu
buna ilişkin örneklerden biridir. Devrimci yöntemsel bakıştan uzak bu
tutumun temsilcileri, meşru bir ulusal demokratik talebi sahiplenmek ile
teslimiyetçi bir platforma kayıtsız şartsız destek sunmak arasındaki kalın 19
Liberal-reformist güçlerin politikalarının geneline
yansıyan ilkesizlik, aynı güçlerin gençlik hareketi Genç-Sen Gene
Günü kur
içerisindeki temsiliyetlerinde de her zaman
karşımıza çıkmaktadır. Pratik bir ön sürecin
örgütlenmesinden tercihen uzak durulan,

devrimci eleşti
apar topar “örgütlenen” Genç-Sen I.
Olağan Genel Kurulu da, öncesi ve
sonrasıyla bu tutumun örnekleriyle
doludur.
Gençlik hareketinin ihtiyaçlarını
“İlkesizlik, yenilmiş, yıldırılmış, terbiye edilmiş ve böylece düzenin icazet
kavramaktan uzak dar grupçu alanına çekilmiş küçük-burjuva akımların temsil ettiği liberal solun en temel
özelliğidir. Liberal solda ilkelerin yerini (ki artık gözetecekleri ilkeleri de yoktur)
tutumlar ve bunun üzerine inşa burjuva pragmatizmi almıştır. Bu akımların siyasal tutum ve tercihlerini artık
herhangi bir ilke ya da stratejik çizgi değil (ki gerçekte artık herhangi bir bağımsız
edilmiş ilkesizlik pazarlıklar, stratejileri de yoktur), fakat yalnızca gündelik çıkarlar belirlemektedir.” (“Sosyalist”
“demokrasicilik oyunları”yla reformizm ya da sosyal-demokrasi, Kızıl Bayrak, Sayı:2004/12 (04))
Liberal-reformist güçlerin politikalarının geneline yansıyan ilkesizlik, aynı güçlerin
süren işlevsiz bir Genel Kurul gençlik hareketi içerisindeki temsiliyetlerinde de her zaman karşımıza çıkmaktadır. Pratik
bir ön sürecin örgütlenmesinden tercihen uzak durulan, apar topar “örgütlenen” Genç-Sen
sürecine de damgasını I. Olağan Genel Kurulu da, öncesi ve sonrasıyla bu tutumun örnekleriyle doludur.
vurmuştur. Gençlik hareketinin ihtiyaçlarını kavramaktan uzak dar grupçu tutumlar ve bunun
üzerine inşa edilmiş ilkesizlik pazarlıklar, “demokrasicilik oyunları”yla süren işlevsiz bir
Bu çerçevede Genel Kurul Genel Kurul sürecine de damgasını vurmuştur.
Bu çerçevede Genel Kurul süreci değerlendirilerek, önümüzdeki sürece yönelik devrimci
süreci değerlendirilerek, mücadele yönteminin ortaya konulması önem taşımaktadır.
önümüzdeki sürece
Nasıl bir Genel Kurul süreci?
yönelik devrimci
Kurucu Genel Kurul’u önceleyen bir buçuk yıla yakın süreçte liberal-reformist blok tarafından
mücadele ısrarla sürdürülen “mücadele dışılık” yöntemi, onu izleyen bir yıllık zaman diliminde ve son olarak da
1. Olağan Genel Kurul sürecinde kendini tekrar göstermiştir.
yönteminin ortaya Bu politik bakışın sahipleri tarafından fiili-meşru mücadele ve örgütlenme süreci tercihen reddedilmiş,
konulması önem örgüt iddiası daha baştan “yasal-icazetçi” bir çerçeveyle sınırlandırılmıştır. Bugün yalnızca bir “bürokratik
normlar yığını” olan mevcut tüzük, hem hareketin gelişmesinin önünde bir engel olmuş hem de iş
taşımaktadır. yapmamanın dayanağı haline getirilmiştir. Birleşik bir örgütlenmenin doğası gereği farklı siyasal yaklaşımları
barındıran örgüt iddiası içerisinde “eleştiri-özeleştiri” mekanizmaları işletilemediği gibi, bu yönlü adımlar
karşısında da tahammülsüz bir tutum sergilenmiştir. Genç-Sen’in kitle tabanından yoksun olması nedeniyle Genel
Kurul öncesi uzun soluklu bir kitle faaliyetinin yürütülmesi önerilerine kulak tıkanmıştır. Devrimci öznelerin, bu
koşullarda ancak göstermelik bir Genel Kurul’un örgütleneceğine dair tartışmaları göz ardı edilmiş, sürecin tabanın
katıldığı açık ve yerel toplantılar üzerinden örgütlenmesi gerektiğine ilişkin vurgular görmezden gelinmiştir.

Salt “seçim”lere indirgenmiş bir Genel Kurul


Genel Kurul’un “oldu-bitti” anlayışıyla örgütlendiği ve salt “seçim”lere indirgenmiş bir çerçeveye sahip olduğu, gerek Genel
Kurul’un bir günle sınırlandırılması gerekse politik çalışma başlıklarına yönelik tartışmalara neredeyse hiç vakit ayrılmayıp bu yönlü
çabaların fiilen engellenmeye çalışılmasıyla gözler önüne serilmiştir.
MYK, önergelerin etkin bir biçimde tartışmaya konu edilmesinden çok “%10 imza ile sunulabilme” koşulunu dayatmış, böylece bir kez
daha hareketin ihtiyaçlarına göre değil kendi dar grup çıkarlarına göre hareket etmiştir.
Şube toplantılarından temsilciler meclisine kadar birçok mekanizmada “üye salt çoğunluğu zorunluluğu”nu iş yapmanın önüne engel
olarak çıkartanlar, Genel Kurul için aynı şartı aramadıkları söylemişlerdir. Bu keyfiyetin teşhiri yapılarak neye göre tüzüğe uyulduğunun
açıklanması istendiğinde ise, iş “el çabukluğu ile” usulüne uydurulabilmiştir. Aylardır “1500 üyeyi aştık” diye övünenler, sadece aidatını
verenleri üye sayıp üye sayısının 756 olduğunu, dolayısıyla 642’lik katılımın yeter sayısını geçtiğini açıklayabilmişlerdir.
Devrimci Genç-Sen’liler ile birlikte DPG’nin müdahale çabalarına rağmen “erkeklerin katılmayacağı kadın komisyonlarının
20 kurulması”na karar verilirken, liseli çalışmasının özgünlük alanlarına dair hiçbir söz söylenmeyerek, örgütlenme kanallarının tanımlanması
“ileriki bir tarihe” bırakılabilmiştir. Yanı sıra, başta “Kapatma davası süreci” olmak üzere “Birleşik gençlik örgütlenmesi ve Genç-Sen”,
el Kurulu’na ve önümüzdeki sürece dair ...
rtarma çabası, ilkesizlik ve
iri karşısında tahammülsüzlük!
“halkların kardeşliği ve anadilde eğitim”, “düzen içi
çatışma ve düzen gericiliğ”i, “soruşturmalara, faşist
saldırılara ve baskılara karşı mücadele” gibi
önümüzdeki süreç açısından temel önem taşıyan bir dizi
başlık “zaman yetersizliği” gerekçesiyle Temsilciler
Meclisi’ne ertelenmiştir.

Tüzük tartışmaları: İlkesizlik ve


devrimci eleştiri
karşısında tahammülsüzlük
“Taban inisiyatifinin açığa çıkarılmaya çalışılması,
öznelerin siyasal süreçlerin ve işleyişlerin içerisine
doğrudan girmesi, etkin pratik ön süreçlerin örülmesi…
Bunları geçiniz! Sorunlara hareketin ihtiyaçları
çerçevesinde bakmak ve bu eksende dinamik tüzüksel
normlar oluşturmak iradesi yerine demokrasicilik
oyunu ve bürokratik mekanizmalar yığını! Mevcut
durumuyla, pratikte sınanmamış, kitle tabanından ve
iradesinden yoksun bir kitle örgütlenmesi!” (Yeni
dönem ve Genç-Sen süreci, Ekim Gençliği, Sayı:111)
Liberal-reformist blok tarafından Genel Kurul’un ilk bölümünde çalışılmış, bu da “refleks bir blok tavırla” engellenmek istenmiştir.
sergilenen tutumlar tüzük üzerine önergelerin tartışılacağı ikinci bölümde Demokrasi anlayışları biçimsel burjuva demokrasisinin ufkunu aşamadığı
de sürmüştür. “Zaman darlığı” vurgusuyla süre oldukça sınırlı tutulmaya içindir ki, kısa bir “indir-kaldır” işlemiyle tüzüğün, madde madde değil
çalışılmış, kendi çizdikleri çerçevenin dışına çıkan tartışmalara bütün olarak oylanmasına karar verilmiştir.
tahammülsüzce müdahale edilmiştir. Bunun üzerine Devrimci Genç-Sen’liler sergilenen tahammülsüzlüğü
İki ana önergeden biri olan MYK önergesi 6 Kasım gününde, yani her ve demokrasicilik oyununu bir kez daha teşhir edip, bu süreçten sonraki
iki son gönderim tarihinin ertesinde gönderilmesine rağmen,“% 10 imza ön tüzük tartışmasının anlamsızlığına vurgu yaparak önergelerini geri
şartı” aranmaksızın tartıştırılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine Devrimci çekmişlerdir.
Genç-Sen’liler söz alarak, sergilenen tutarsızlığı teşhir eden bir konuşma
yapmışlardır. MYK önerisi için de imza toplanılmasını değil fakat tüzüksel 9 Kasım tartışmaları: Düzenin icazetini alma
normlara sıkışan anlayışı ve bu eksenli keyfi uygulamaları teşhir eden bir ve korkularını kitlelere maletme kaygısı
çerçeve ortaya koymuşlardır.
Devrimci Genç-Sen’lilerin tüzük önergesi çerçevesinde yürütmek Liberal-reformist bloğun etkin bir ön sürece dayanarak örgütleme
istedikleri tartışma gerekçelendirmeyle başlamıştır. Bugüne değin yapılan kaygısı taşımadığı, “Polis nereye izin verirse eylemi orada yapalım”
değerlendirmeler ekseninde liberal-reformist blokun tüzük bakışının yön verdiği “9 Kasım eylemi”ne yönelik tartışmalar, ufku düzen
tartışmalarındaki tutumu eleştirilmiştir. Mevcut tüzük anlayışı, yaşanan sınırlarını aşamayan politik platformların icazetçi eylem anlayışlarını bir
somut örnekler üzerinden teşhir edilmiştir. kez daha gözler önüne sermiştir.
Ancak, gerekçelendirme konuşmasına yönelik, gerek divandan gerekse Temsilciler Meclisi’nde devrimci öznelerin basıncı sonucu eylem için
salondaki liberal-reformistlerden sürekli müdahaleler gelmiş, konuşma Kurtuluş-Sakarya güzergâhına başvuru yapılması, izin verilmediği takdirde
engellenmeye çalışılmıştır. Konuşma karşısında tahammülsüzlüğün fiili-meşru bir eylemin hayata geçirilmesi kararı alınmıştır. Ancak, eylem
dozajını arttıran liberal-reformistler, diğer devrimci güçleri de hedefleyerek için yapılan başvurunun kabul edilmemesi üzerine, Temsilciler Meclisi’nin
fiziki saldırıya yönelebilmişlerdir. Devrimci Genç-Sen’liler kürsüden bu iradesi hiçe sayılarak polisin izin verdiği yer kabul edilebilmiş, bu
durumu teşhir etmeye devam etmişlerdir. değişiklik Genel Kurul sabahına dek üyelere geniş
Tahammülsüzlük tüzükte somut madde değişikliklerine yönelik biçimde duyurulmamıştır. Devrimci güçlerin Genel
tartışmada da sürdürülmüştür. Tüzüğün hiçbir biçimde hareketin Kurul’da bu yaşananlara dair hesap verilmesi talebi, 21
ihtiyaçlarının önüne geçemeyeceği vurgusu yapılarak öneriler açıklanmaya “Hesap vereceğimiz bir şey yok”,“Biz kavga etmek
niyetinde değiliz, biz kazma değiliz” sözleriyle yanıtlanmıştır. değerlendirmesi yapıldı. 9 Kasım günü gerçekleştirdiğimiz miting
Bunun üzerine Devrimci Genç-Sen’liler, DPG’liler ve Tüm-İGD’liler üyelerimizin kararlığını ve ortak hareket etme gücünü göstermiştir.”
bu tutumu teşhir etmişlerdir. Gerektiğinde düzenle karşı karşıya gelip bedel (MYK’nın Genel Kurul değerlendirme metni)
ödeyerek mücadele etmenin önemini kavrayamayan bu gerici platforma Böylesine niteliksiz bir Genel Kurul süreci yaşanmışken, liberal-
gereken yanıt verilmiştir. “Eylemin güzergâhı Kurtuluş-Sakarya’dır, devlet reformist blok yaşananları görmezden gelmeyi sürdürmektedir. “Eşik
izin verse de vermese de biz her koşulda orada olacağız” kararlılığının aşma”, “başarma” gibi içi boş güzellemelerle durumu kurtarmaya
ortaya konularak gerici tutumun boşa düşürülmesi, Genel Kurul’daki çalışmaktadır.
istisnai olumlu sonuçlardan biri olmuştur. Bugün, DİSK bürokratları öncülüğünde başlatılan “tepeden gençlik
örgütü kurma” tartışmalarına bir dizi liberal-reformist gençlik örgütü
Burjuva politikacıları aratmayan cephesinden verilen “olumlu” yanıtın sonuçları yaşanmaktadır. Sözü edilen
“oy isteme” oyunları örgüt, birkaç siyasal gençlik örgütünün dar grup çıkarları ekseninde günü
kurtarmaya yönelik bir iddianın karşılığı yapılmaya çalışılmaktadır.
Liberal-reformist blok tarafından Genel Kurul’u önceleyen süreçte ve İddianın çerçevesi böyle olunca, bu çerçevenin dışına çıkmaya çalışan her
Genel Kurul anında sergilenen ilkesiz tavırlar dolaysız bir biçimde “koltuk müdahale türlü yöntemlerle boğulmak istenmektedir. Süreci fiili-meşru
pazarlıkları”nın da belirleyeni olmuştur. Yapılan “paylaşım” sonucu DİSK mücadele üzerinden örme ve bu eksende tabana dayanan gerçek bir kitle
temsilcisi, SGD, SDP, Anti-Kapitalist, Genç Kurtuluş, EHP ve TÖP adına örgütlenmesi yaratma çabasındaki devrimci siyasal gençlik gruplarının ve
çıkarılan adaylar, burjuva politikacıları aratmayacak “nutuk”larla “oy” bir dizi samimi gücün müdahaleleri sistematik bir biçimde engellenmeye
istemişlerdir. çalışılmaktadır. Son olarak Genel Kurul sürecinde karşımıza çıkan bu
Devrimci Genç-Sen’liler DPG ile seçimlere uzanan sürece kadar ortak tablo, devrimci politik odaklaşmanın önemini bir kez daha ortaya
politik tutumlar almışlardır. Salt seçimler üzerinden bir birlikteliğin koymaktadır.
tanımlanamayacağı, olası bir birlikteliğin tüm süreci içerisine alan “Birleşik mücadele, eylem ve örgütlenme arayışı ve çabası, hiçbir
devrimci politik bir tutum olarak geliştirilebileceği karşılıklı olarak biçimde farklı konumların ifade ettiği anlamı ve yarattığı sorunları ortadan
vurgulanmıştır. Bu noktadan hareketle, anti-demokratik genel kurulu ve kaldırmayacağı gibi, bu farklılıklar üzerinden sürekli bir ideolojik
ilkesiz tartışmaları teşhir edebilecek MYK adaylarının gösterilmesi tercih mücadele ve tartışmayı da gereksiz kılmaz…
edilmiştir. “Fakat bu çerçevede önemli olan, bu mücadelenin birlikte iş yapma
Bu süreçte görüşülen Tüm-İGD’nin tutumu ise tutarsızlık içermektedir. süreci içinde yürütülmesi ve gerisin geri bunu güçlendiren sonuçlar
Seçimler üzerine yapılan ilk tartışmada kendilerine, bu birlikteliğin tüm yaratabilmesidir. Biz inanıyoruz ki, bu tutum hem mücadeleyi ve hem de
süreci kapsaması gerektiği, ortak paydada hareket etme zemininin ancak ortak çalışmada ve mücadelede devrimci tutarlılığı temsil edenleri
öncesindeki tartışmalarda ortak tutumlar alınmasıyla mümkün olabileceği güçlendirecektir. Bu tutarlılığı kimler temsil ediyorsa varsın onlar
söylenmiştir. DPG ile birlikte yapılan bir sonraki tartışmada ise, güçlensinler, yeter ki bu süreçten genel olarak gençlik hareketi ve
yaşananların etkin teşhiri amacıyla kürsüyü birlikte kullanıp bu eksende mücadelesinin kendisi de güçlenerek çıkabilsin.” ( Gençlik hareketinin
MYK adayları çıkartmak önerilmiştir. Ancak, SGD’nin kendileriyle sorunları, Ekim, Sayı: 239)
görüşerek MYK listesinden bir kişinin Tüm-İGD’den olmasını önerdiği;
listede SGD için iki kişi önerildiği, “eşitlik” çerçevesinde kendilerinin de Önümüzdeki süreç ve komünist gençliğin tutumu
iki kişiyle listeye girmek talebinde bulunduklar; bu konuda ret cevabı
aldıkları takdirde seçim sürecine katılmayacakları belirtilmiştir. Her ne Genç komünistler tarafından birleşik bir örgütlenme olanağı
kadar MYK’ya seçilme durumunda karşıt politik çizgilerini hayata çerçevesinde ele alınan Genç-Sen, açıktır ki bu konumunu gün geçtikçe
geçireceklerini söyleseler de, bu sergilenen tutarsızlığın gerekçesi olamaz. yitirmekte, kendisini her anlamda daha da tartışmalı hale getirmektedir.
Devrimci Genç-Sen’lilerin MYK adaylarından ikisi kürsüye çıkarak Genç-Sen’in, mevcut yapısal zaafları ve buna “önderlik” eden liberal-
yaşanların etkin bir teşhirini yapmışlardır. İlk konuşmada anti-demokratik reformist çizgi ve anlayış aşılmadan, gençlik hareketi açısından etkin bir
tutumlara, gerçekleşen sözlü ve fiziksel saldırılara karşı tutum alma çağrısı araç olması olanaksızdır. Ancak, ortaya koyulacak etkin bir çaba ve
yapılmış, bundan sonraki süreçte alanlardan yükselen bir çalışmayla taban devrimci müdahale birleşik, kitlesel bir hareketin ve örgütlenmenin yoluna
inisiyatifinin açığa çıkarılması gerektiği ifade edilmiştir. Sonraki açabilecektir. Genç komünistlerin Genç-Sen’e yönelik bundan sonraki
konuşmada, süreci tabanın doğrudan katılımına dayalı açık biçimde müdahalesi de, bugüne kadar olduğu gibi, birleşik bir gençlik hareketi ve
örgütlemeden, gündemler üzerine etkin tartışmalar yapılmadan ve farklı örgütlenmesinin geliştirilmesi ekseninde olacaktır. Müdahale olanaklarının
fikirlere unsurlara söz hakkı tanımadan gerçek demokrasiden tamamen tükenmesi durumunda ise net bir tutum alacaktırlar.
bahsedilemeyeceği söylenmiştir. Devrimci müdahale ve devrimci pratiğin “Tüm zorlanma alanlarına rağmen, ortaya koyulan pratik-politik hat
bu tür “demokrasicilik” oyunlarını ve ilkesizlikleri alaşağı edeceği çerçevesinde genç komünistler, Genç-Sen sürecine önümüzdeki dönemde de
söylenerek, tüm samimi güçlere “Birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik müdahale edeceklerdir. Ancak bu müdahale, birleşiklik temelinde mücadele
hareketi ve örgütü” için mücadele çağrısı yapılmıştır. Mevcut durumda etmenin olanakları çerçevesinde, buna uygun alanlarda ve zeminlerde
Genel Kurul ve seçimlerin gençlik hareketi için hiçbir anlam ifade etmediği gerçekleşecektir. Bununla beraber genç komünistler, bulundukları tüm
vurgulanmış, “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!” sloganıyla Genel yerellerde kendi politik faaliyetlerini ısrarlı ve yoğun bir biçimde
Kurul terkedilmiştir. sürdürmeye devam edeceklerdir. (Yeni dönem Genç-Sen süreci üzerine,
DPG de kürsüyü ortak paydada etkin bir teşhir için kullanacağını Ekim Gençliği, Sayı:111)
söylese de, bu noktada yeterli tutumu alamamıştır. Devrimci Genç- Bu değerlendirmelerin güncelliğini koruduğu yerde yapılması gereken,
Sen’lilerin konuşmalarına verilen destek dışında pratik tutum almak yalnızca Genç-Sen süreci için değil gençlik mücadelesinin bütünü için,
noktasında eksik kalmıştır. Salonu birlikte terk etme çağrısı yanıtsız devrimci müdahaleyi yoğunlaştırmak ve gençlik kitlelerini kazanmaya
bırakılmıştır. yönelik bir çalışmaya yüklenmek olacaktır. Genel Kurul’da da
İdeolojik ayrışma ve vurguladığımız gibi, ancak bu koşullarda, ‘devrimci müdahale ve devrimci
pratik bu tür ‘demokrasicilik’ oyunlarını ve ilkesizlikleri alaşağı edecek’,
yakıcılaşan devrimci politik odaklaşma ihtiyacı
“Birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik hareketi ve örgütü” yaratılabilecek-
tir.
“Yaşanan çeşitli pratik sorunlara rağmen Genel Kurul’un
22 başarılı geçtiği ve sendikamızın önemli bir eşiği aştığı Ekim Gençliği
TKİP’nin 10. yılı vesilesi ile gerçekleştirilen “Parti, Sınıf, Devrim,
Sosyalizm Gecesi”nde yapılan konuşma...

Türkiye’nin devrimci
geleceğine hazırlanıyoruz!
Dostlar, yoldaşlar!.. TKİP bu mirasa dayanıyor, bu kaynaklardan
besleniyor, bu birikimin üzerinde yükseliyor. Bugünün
Anlamlı bir yıldönümünde yine birlikteyiz. Türkiye’sinde bu birikimi işçi sınıfı devrimciliği
Partimizin 10. Yılı ile Ekim Devrimi’nin 91. Yılını üzerinden yaşatıyor ve geleceğe taşıyor. TKİP’nin
birlikte kutlamanın mutluluğu içindeyiz. Bu vesileyle gerçek yaşına, mücadele geçmişine, devrimci
sizleri partimiz ve Yurtdışı Örgütümüz adına içten deneyimine ve birikimine buradan bakmak gerekir.
devrimci duygularla selamlıyorum. “Parti, Sınıf, Biz her zaman burdan baktık, buradan bakıyoruz.
Devrim, Sosyalizm Gecesi”ne hoş geldiniz!.. TKİP’nin tarihsel köklerine ve beslenme TKİP’nin dayandığı
Türkiye Komünist İşçi Partisi, yoğun, sabırlı, kaynaklarına yaptığımız bu vurguların 10. yılımızı tarih, Komünist
inatçı ve coşku dolu bir emeğin ürünü olarak, Kasım kutlamanın duygusal coşkusu ile, hele hele tarihe karşı
1998’de kuruldu. Bu on yıllık bir kuruluş süreci cömertçe bir yüce gönüllülük ile hiçbir alakası yok. Manifesto’nun ilanıyla
demektir. Kuruluşundan bu yana bir on yıl daha TKİP, devrimci mirasa bu bakışını ve sahiplenişini, her bilimsel pusulasını bulan,
geçmiş durumda. Demek ki toplam 20 yıllık bir emeği, satırını özenle kaleme aldığı programına bile 1848 Devrimleri ile ilk
20 yıllık bir siyasal çalışma ve mücadele deneyimini geçirmiştir. TKİP Programı’nın sonuç bölümünde
temsil eden bir parti ile yüzyüzeyiz. aynen şunlar kayıtlıdır: “TKİP, dünyada ve Türkiye’de devrimci itilimini
Fakat gerçekte bu süre ne bizim gerçek yaşımızı, başarı ve yenilgilerle dolu zengin bir devrimci tarihin kazanan, Paris Komünü
ne de gerçek birikimimizi ve deneyimimizi mirasçısıdır.” Bu bir tek cümlede bir dünya görüşü ve
ile yeni bir safhaya
göstermektedir. Doğada olduğu gibi toplumda da bir tarih bilinci saklıdır. TKİP, geçmişi olmayanın
hiçbir şey boşluktan doğmaz, yoktan hiçbir şey geleceği olamaz bilincinin temsilcisi ve taşıyıcısıdır. ulaşan ve nihayet Ekim
varedilemez. Varolan, varlık hakkı kazanan, yaşayan O, bu konudaki açık ve sağlam perspektifini, Kuruluş Devrimi’nin büyük
devrimci fırtınası ile
herşey, bunu kendinden önceki bir varlığa ve birikime Bildirisi’ne de şu sözlerle geçirmiştir: “Türkiye
borçludur. Devrimci siyasal yaşamda bu özellikle Komünist İşçi Partisi, dünyada ve Türkiye’de zafer ve
böyledir. yenilgilerden oluşan zengin bir devrimci mirasın bütün bir 20. yüzyıla
TKİP de boşluktan doğmamıştır, hiç de bir grup üzerinde yükselmektedir. Partimiz bu mirası damgasını vuran zengin,
devrimci kadronun özel yetenekleriyle var kararlılıkla savunmakta, kendisini onun bugünkü
edilmemiştir. O bir tarihten geliyor ve bir birikime temsilcisi ve yarınlara taşıyıcısı saymaktadır. ”
dopdolu, onur ve gururla
dayanıyor. Bu temel üzerinde geleceği, Türkiye’nin Fakat doğada gelişme, toplumda evrim, hiçbir anılan bir tarihtir. TKİP
devrimci geleceğini temsil ediyor. zaman düz ve doğrusal bir çizgi halinde ilerlemez. işte bu tarihten geliyor,
TKİP’nin dayandığı tarih, Komünist Tersine, gelişme ve evrim, karmaşık ve sıçramalıdır.
Manifesto’nun ilanıyla bilimsel pusulasını bulan, 1848 Geçmiş, ancak sıçramalı gelişmelerle aşılarak, yeni bir buradan kök alıyor, bu
Devrimleri ile ilk devrimci itilimini kazanan, Paris temel üzerinde yaşatılabilir. kaynaktan besleniyor, bu
Komünü ile yeni bir safhaya ulaşan ve nihayet Ekim TKİP aynı zamanda bunun bilincidir ve bugünkü birikime dayanıyor.
Devrimi’nin büyük devrimci fırtınası ile bütün bir 20. varlığını tam olarak buna borçludur. Nitekim Kuruluş
yüzyıla damgasını vuran zengin, dopdolu, onur ve Bildirisi’nin devrimci mirası sahiplenen sözleri şöyle
gururla anılan bir tarihtir. TKİP işte bu tarihten geliyor, devam etmektedir: “Fakat öte yandan partimiz, bizzat
buradan kök alıyor, bu kaynaktan besleniyor, bu bu aynı devrimci geçmişin çok yönlü bir eleştirel
birikime dayanıyor. değerlendirmesinin ürünü olmuştur. Zayıf, eksik ve
TKİP, yalnızca bu zengin uluslararası tarihi kusurlu olan her noktada bu geçmişi devrimci
mirasa dayanmıyor. O, Türkiye’nin kendi öz ilerici- eleştiriye tabi tutmuş, ondan gelecekteki mücadeleler
devrimci birikiminin de en dolaysız bir ürünüdür. için gerekli dersleri ve sonuçları çıkarmaya çalışmış,
Mustafa Suphiler’in inanç dolu ilk adımları, Nazım bu temel üzerinde devrimci bir yenilenmenin ifadesi
Hikmetler’in ve Doktor Hikmetler’in en zor olmuştur...”
koşullardaki direnci ve davaya bağlılığı, ‘60’lı yılların TKİP ağır bir yenilgi ve dünya ölçüsünde bir
topluma soluk aldıran taze sol rüzgarı, 71 yıkılış döneminde doğdu. Doğumunu tam da yenilgiye
Devrimcileri’nin, Denizler’in, Mahirler’in, ve yıkılışa yolaçan nedenlerin sorgulamasına
İbrahimler’in devrimci çıkışı ve boyun eğmezliği, borçludur. Türkiye’de kolay bir yenilgi ve dünyada
‘70’li yılların coşku dolu devrimciliği, 12 Eylül’ün sarsıcı bir yıkılışla sonuçlanan bir geçmişin yapısal
karanlık yıllarının umut dolu devrimci direnci, zaafları sorgulanmadan, deneyim ve dersleri
devrimci tarihimizin tüm bu birikimi, TKİP’yi özetlenmeden, geleceğe yürümek mümkün olamazdı.
dolaysız olarak besleyen kaynakları oluşturmaktadır. Bu geçmişin devrimci mirasını ve kazanımlarını
23
savunmak, yaşatmak ve geleceğe taşımak da olanaklı
olamazdı.
TKİP, aynı zamanda bu bilincin ve tutumun taşıyıcısı
oldu. Türkiye’nin yakın geçmişine egemen sınıf dışı küçük-
burjuva devrimciliği aşılmadan, işçi sınıfının devrimci dünya
görüşü temelinde bir yenilenme yaşanmadan ne geçmişin
devrimci kazanımlarının korunabileceğini ve ne de geleceğin
kucaklanabileceğini savundu.
Küçük-burjuva darkafalılığı ve tutuculuğu, geçmişi
savunmak adı altında komünistlerin bu tutumuna ölçüsüzce
saldırdılar, onları inkarcılıkla suçladılar. Bugün, 20 yılın
ardından, tablo ortadadır. Geçmişte ayak direyenler o geçmişin
devrimci kazanımlarını bile savunamadılar. Oysa TKİP hem bu
geçmişte yanlış, kusurlu, zaaflı, kabul edilemez olan herşeyi
acımasızca eleştirip terketti ve hem de aynı geçmişin devrimci
kazanımlarını bugüne taşıdı. Onları yeni, daha ileri bir temel
üzerinde, işçi sınıfı devrimciliği temelinde yaşatmayı başardı.
Geçmişin devrimci kazanımları ancak, aynı geçmişin
küçük-burjuva kimliğe dayalı çok yönlü yapısal zaafları her
alanda eleştirilip aşılarak korunabilirdi. Aradan geçen 20 yıllık
zaman bu konuda TKİP’yi doğruladı. Bugün Türkiye
Komünist İşçi Partisi’nde ifadesini bulan proleter sınıf
devrimciliği, geçmişin devrimci mirasını koruyup derstir. Bu tarihsel ilerlemenin tunç yasasıdır. Proletarya devriminin zaferi
sürdürebilmenin biricik gerçek güvencesi haline gelmiştir. Oysa geçmişin proletaryanın örgütlü devrimci hazırlığına sıkı sıkıya bağlıdır. 20. yüzyılın
yapısal zaaflarıyla devrimci temellerde bir hesaplaşmaya yanaşmayanlar, başında Rusya’da bu hazırlık vardı, Ekim Devrimi görkemli bir zafer
geçmişi savunmak adına küçük-burjuva tutuculuğunda ayak direyenler, kazandı. Avrupa’da, örneğin Almanya’da yoktu, bu nedenledir ki devrim
sonuçta ne geçmişin devrimci kazanımlarını koruyabildiler ve ne de kendi kolayca yenildi. Kapitalizm emperyalist savaşın yıkıntıları içinden bile
devrimci kimliklerini... doğrulup ayağa kalkabileceğini gösterdi.
Geride kalan 20 yılın iki ayrı tutum ve çizgi tarafından temsil edilen Lenin’in öğretisinden ve Ekim Devrimi’nin tüm deneyiminden
bu son derece önemli deneyiminin bu vesileyle altını çiziyoruz. biliyoruz ki, hazırlık demek öncelikle devrimci bir teoriye dayanmak,
bundan devrimci bir program ve stratejik çizgi süzmek demektir. Hazırlık
Değerli dostlar, yoldaşlar! demek, devrimci teorinin ve programın taşıyıcısı olacak ihtilalci temellere
dayalı bir örgüt demektir. Hazırlık demek, devrimci teori ile silahlanmış
TKİP olarak 91. yılını kutlamakta olduğumuz Ekim Devrimi devrimci örgütün devrimci sınıfı, işçi sınıfını sarıp sarmalaması demek.
deneyimini her zaman çok önemsedik. Her geçen gün de daha çok Bunlar, devrimci teori, devrimci örgüt ve devrimci sınıf bir araya geldi mi,
önemsiyoruz. Ekim Devrimi, bütün bir 20. yüzyıla damgasını vurarak, bu birlik devrimci bir işçi sınıfı partisinde somutlandı mı, koşulları
muazzam devrimci gücünü ve soluğunu kanıtlamıştır. olgunlaşan devrimin zaferinin önünde hiçbir güç duramaz.
Biz siyasal mücadele sahnesine çıktığımız dönemde, Ekim 91. yılını kutladığmız Ekim Devrimi’nin en büyük dersi budur. TKİP,
Devrimi’nün ürünü hemen tüm mevziler ve kazanımlar yitirilmişti. Bu, ‘89 bu dersin temel öğeleri ile silahlanmıştır ve tüm hazırlığını da buna göre
yıkılışının hemen öncesi idi. Ama biz, tam da böyle bir dönemde, tam da yapmaktadır. O gelip geçici gündelik başarıların değil, devrimin fırtınalı
Ekim Devrim’inden geriye kalan ve artık içi boşalmış olanın da yıkılıp günlerine hazırlığın partisidir. Gündelik görevlerine de bu temel amaç ve
gideceği bir sırada, “Yeni Ekimler için ileri!” şiarı ile ortaya çıktık. Tüm hedef üzerinden bakmaktadır. Onun Türkiye sol hareketinin tarihinden
dünyaya egemen bu siyasal gericilik döneminde, anlamlı bir tercihle EKİM çıkardığı en temel ders de budur.
ismini benimsedik. Çünkü kapananın yalnızca kendine özgü bir dönem Bugüne kadar Türkiye’de, devrimci teorik tutarlılığı devrimci örgütte
olduğunun bilincindeydik. Tarihin çarkı dönüyordu ve kapitalist dünyanın kararlılıkla birleştiren ve bunu da büyük bir inatla işçi sınıfı ile devrimci
onulmaz çelişkileri, çok geçmeden Yeni Ekimler’i insanlık için bir ihtiyaç birleşmeyle taçlandırmaya yönelen bir devrimci siyasal akım olmadı. Bunu
haline getirecekti. ilk kez olarak TKİP yapmaktadır.
İşte şimdi o aşamadayız. Kapitalizmin insanlığı ve doğayı kasıp Onu yeni dönemin, gelmekte olan yeni proletarya devrimleri
kavurduğu, hoyratça talan edip tükettiği bir evredeyiz. Yeni bir emperyalist döneminin partisi yapan da budur... Onu Türkiye’nin devrimci geleceğini
savaşlar dönemi başladı ve şu günlerde tüm kapitalist dünya ağır bir kucaklayacak parti olarak nitelememiz bundan dolayıdır...
ekonomik bunalımın etkileri aldında sarsılıyor. Kapitalist dünya bile Karl
Marx’ın bir kez daha haklı çıktığını itiraf etmek zorunda kalıyor. Demek Hepinizi içten devrimci duygularla selamlıyorum...
ki, yeni bir devrimler dönemine yakınlaşıyoruz, demek ki Yeni Ekimler’in
kaçınılmaz olduğu bir yeni safhaya doğru ilerliyoruz.
Fakat tarihin ve bilimin ışığında biliyoruz ki, ne kapitalizm Yaşasın proletarya devrimi ve sosyalizm!
kendiliğinden yıkılır, ne de devrimler her halükarda zafere ulaşır. Yaşasın Türkiye Komünist İşçi Partisi!
Kapitalizmi yıkmak ve devrimlerin zaferini güvence altına almak bir
İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!
devrimci hazırlık işidir. Kapitalizmi yıkmak kapasitesine sahip biricik sınıf
olan işçi sınıfı devrimcileşmeden, devrimci bir partinin önderliği altında
kenetlenmeden, tam da bu sayede tüm öteki emekçi katmanları kendi (www.tkip.org sitesinden alınmıştır.)
birleştirici ekseninde birleşik bir kuvvet haline getirmeden, ne kapitalizm
yıkılır ne de proletarya devriminin zaferine ulaşılabilir.
Bu, tarihin, bu bizzat Ekim Devrimi’nin, onun taşıyıcısı olan
24 Lenin önderliğindeki Bolşevizmin, bize bıraktığı en büyük
Genç Komünistlerin TKİP’nin 10. Yıl etkinliğine mesajı...

Gençliğin yolu işçi sınıfını devrimci yoludur!


Gençlik içerisinde proleter devrimciliğin
bayrağını daha da yükseltmek için ileri!
Yoldaşlar, değerli dostlar! kendiliğinden bir sınıfı kendi için bir sınıf yapmanın, işçi sınıfını
devrimci bir program etrafında örgütleyerek devrim iradesi yaratmanın
Ekim Devrimi’nin 91., Yeni Ekimler’in partisi TKİP’nin 10. yılında adıdır. Ekim Devrimi aynı zamanda, düzen karşısında ihtilalci konum-
düzenlemiş olduğunuz etkinliği, partiye ve devrime olan sarsılmaz lanışın, Marksist-Leninist ideolojiye ve proleter sınıf kimliğine dayalı
inancımız ve bağlılığımızla selamlıyoruz. örgütlü bir gücün, sınıfın partisinin de adıdır. Bu ad Bolşevik Partisi’dir.
Özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumda emek-sermaye çelişkisi Ve bu coğrafyada aynı özün, iddianın ve ısrarın adı ise “Yeni Ekimler
gün geçtikçe derinleşirken, gençlik sorunu da dolaysız bir biçimde ağır- için ileri!” diyen TKİP’dir.
laşmaktadır. 12 Eylül askeri faşist darbesiyle gençlik sorununu siyasal Ekim Devrimi’nin 70. yılında, 1987’de mücadele sahnesine çıkan
planda geçici olarak çözen burjuvazi için sorun daha sonrasında birçok komünistler, geçmişin devrimci mirasını tümüyle sahiplenmişler, yanı
yönden katmerleşmiştir. Gelinen noktada sermaye devletinin gençliğe sıra aynı geçmişin tüm zaaflarıyla hesaplaşmasını bilmişlerdir. Çok
verebildiği tek şey geleceksizlik ve çözümsüzlüktür. Bu nesnel gerçeklik, yönlü bir mücadele ve zorlu bir parti inşa sürecinin üzerinden “Devrim
kitlesel bir devrimci gençlik hareketi geliştirmenin olanaklarına işaret et- tarihimizde bir kilometre taşı” olan TKİP’nin kuruluşunu ilan et-
mektedir. mişlerdir. Bundan sonra “Sınıfı partiye kazanma, partiyle devrimi
Bu tablo içerisinde geniş gençlik kesimlerinin yaşadığı apolitizasyon, kazanma hedefi” ortaya koyulmuştur.
ideolojik platformlardaki erozyon sonucu bir dizi siyasal gençlik Yenilen düşman darbesinin ardından kapsamlı bir muhasebe yapan
grubunda da kendini göstermektedir. Gençlik hareketinin parçalı ve komünistler, düşmanın suratına “Devirmeyen darbe güçlendirir”
dağınık tablosunu aşmaya yönelik iradi çaba ve müdahalelerden ziyade, demişlerdir.
günü kurtarmaya dönük hedefsiz çabalar, dar grup çıkarlarını önplanda Komünist hareketin ortaya çıkışının 20. yılında TKİP II. Kongresi’ni
tutan ilkesiz tutumlar bir dizi alanda karşımıza çıkmaktadır. başarıyla toplayan komünistler, “Partiyi her açıdan ve her alanda
Böyle bir süreçte genç komünistlerin omuzlarına binen yük daha da güçlendirmek için ileri!” demişler, “Devrimci çizgi, devrimci örgüt, de-
artmaktadır. Sermaye devletinin çok yönlü saldırılarının gençlik alanın- vrimci sınıf”taki ısrarlarını bir kez daha vurgulamışlardır.
daki yansımalarına karşı tok bir iddia ile mücadeleye sarılan genç Partimiz şimdi 10. yılındadır. Ve komünistlerin değerlendirmelerinde
komünistler, gençlik hareketi içersindeki devrimci önderlik sorununun de net bir biçimde belirttiği gibi partimiz, “Geçmişin kapsamlı bir de-
çözüm noktasındaki önemli görev ve sorumluluklarla yüzyüzedirler. vrimci eleştirisi temelinde marksist-leninist ideolojik kimliğini oluştur-
muştur. İdeolojik-ilkesel temeli nettir, stratejik doğrultusu açıktır,
Daha güçlü bir komünist gençlik örgütü için!... programı dostun düşmanın gözleri önünde göndere çekilmiştir.”

Partimizin gençlik alanındaki sesi soluğu olan genç komünistlerin Bu düzenin tek alternatifi sosyalizmdir!
temel dayanağı, partimizin tutarlı dünya görüşü ve programıdır.
Marksist-Leninist bakışaçısıyla gençlik alanındaki sorunları kavrayıp bu Kapitalist sistem doğası gereği kendini döne döne tekrar eden kriz-
alana dair devrimci çözüm ve politika üreten biz genç komünistlerin lerinden birini daha yaşarken, burjuva ideologların bir kısmı tarafından
toplam hareket içerisine belirgin bir biçimde yansıyan enerji ve çabası, dahi Marks’ın haklılığından bahsedilebilmektedir. Sömürü ve talan üzer-
partimizin bu alana dönük ısrarlı politik ve örgütsel müdahalesinin ine kurulu bu köhne sistemin her daim krizlere gebe olacağı gerçeği
dolaysız bir yansımasıdır. dışında Marks’ı haklı çıkaran başka noktalar da bulunmaktadır. Bu
Genç komünistler, güçlü yanlarının yanı sıra yetersizlik alanlarını de çürümüş düzenin tek alternatifi sosyalizmdir. Sosyalizm ise ancak işçi
açıklıkla tanımlamaktadır. Bir dizi etkenle beraber ortaya koyulan ça- sınıfı ve emekçilerin devrimci bir program etrafında toplanarak iktidarı
baların tam karşılığını üretmemesi, örgütsel ve politik yönleriyle zor yoluyla ele almalarıyla gerçekleşecektir. Sınıfsız ve sömürüsüz bir
sistematik bir tartışmaya konu edilmektedir. dünyanın temellerinin atılacağı bu devrim ancak devrimci bir sınıf par-
Genç komünistlerin önündeki temel hedef, çizilen çerçeveye ve or- tisiyle örgütlenecektir.
taya koyulan çabaya paralel olarak daha güçlü bir komünist gençlik Bugün bu topraklarda böyle bir parti vardır! Bu partinin adı,
örgütlenmesi yaratmaktır. Bu iddia aynı zamanda partiyi her açıdan daha TKİP’dir!
da özümseme iddiasının diğer adıdır. Güçlü bir komünist gençlik örgütü Yaşasın Türkiye Komünist İşçi Partisi!
ise, birleşik, kitlesel, devrimci bir gençlik hareketi ve örgütünü yaratma Gençlik partiye, devrime, sosyalizme!
çabasıyla birlikte hayat bulabilecektir. (www.tkip.org sitesinden alınmıştır.)

TKİP: Yeni Ekimler’i yaratacak tek devrimci sınıf Genç Komünistler


partisi!
Ekim Devrimi, devrimci teorinin devrimci pratikle buluşmasının,
25
10. yıl etkinliklerinden...
devrimci bir sahneydi.
TKİP’nin kitlesel Saygı duruşunun hemen ardından
ve coşkulu Bielefeld’den genç yoldaşlarımızın sözlü
Kürtçe ve Türkçe parçalar eşliğinde sundukları
10. Yıl etkinliği... folklor gösterisi ilgi ve beğeniyle izlendi.
Folklor gösterisinin ardından Partimiz
Parti, sınıf, devrim, adına gecemizin konuşmasını yapmak üzere bir
sosyalizm! yoldaşımız kürsüye çağrıldı. Konuşma her
zamanki gibi partimizin niteliğini yansıtan tok
Partimizin 10. Yılı kutlamaları bir konuşmaydı ve büyük bir dikkatle dinlendi,
çerçevesinde düzenlediğimiz, “Parti, sınıf, sloganlarla karşılandı.
devrim, sosyalizm” gecesi 1200 işçi, emekçi ve Gece konuşmasının ardından Grup Su
gencin katılımıyla Almanya’nın Köln kentinde sahne aldı. Grup Su’nun ardından Berlin’li
gerçekleştirildi. yoldaşların hazırladığı şiir dinletisi
(...) Etkinliğin gerçekleştiği salonu, gerçekleştirildi. N. Hikmet, B. Brecht, P.
üzerinde partimizin belli başlı stratejik Neruda, Mayakovski gibi komünist ve devrimci
sloganlarının yazılı olduğu dev pankartlarla şairlerin yaşama, kavgaya ve sevdaya dair
süsledik. Sahnenin ortasına, devasa büyüklükte, coşkulu şiirlerini müzikler eşliğinde okuyan şiir
ortasında orak-çekiç ve yıldızın yer aldığı, üstte grubu beğeniyle izlendi.
“Parti, devrim, sosyalizm!”, altta ise, “TKİP 10. Verilen aradan sonra programın ikinci yarısı
yılında!” ibaresinin yazıldığı pankartımızı başladı. Önce, dost devrimci bir folklor grubu
astık. Çeşitli büyüklükteki parti bayrakları ana olan Grup Özgün, Urfa yöresine ait halk
pankartı tamamlıyordu. “Kahrolsun oyunlarından oluşan güzel bir gösteri sundu.
sömürgecilik! Özgürlük, eşitlik, gönüllü Bunu, Türkiye’den gelen devrimci
birlik!”, “Yaşasın sosyalist işçi-emekçi dostumuz Volkan Yaraşır’ın konuşması izledi.
iktidarı!”, “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı Konuşmasında, özetle, Ekim Devrimi’ni, bu
devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!”, görkemli devrimin teori ve pratiğini işleyen V.
“Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!”, Yaraşır’ın akıcı ve coşkulu konuşması belirgin
“Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!”, bir dikkat ve ilgiyle izlendi.
“Emperyalizm yenilecek, direnen halklar Konuşmanın ardından, sanatçı dostumuz
kazanacak!” ve “Emperyalist saldırganlığa ve Mikail Aslan sahne aldı.
kapitalist sömürüye karşı, dünyanın bütün Yoğun, yaygın, planlı ve hedefli bir politik
işçileri birleşiniz!” sloganlarının yazılı olduğu ve pratik faaliyet yürüttük. İlk kez tam olarak
Türkçe ve Almanca pankartları salonun çeşitli başarıya kilitlendik ve sonuçta başardık. Her
yerlerine astık. Sahnenin ön tarafını ise, kızıl şeyden önce, yurtdışında bir iddiayı
karanfiller, Marks, Engels, Lenin, K. gerçekleştirmiş olmanın sağladığı bir özgüven
Liebnecht, R. Luxemburg, M. Suphi, Deniz, kazandık. Partimize duyduğumuz güven ve
İbrahim, Mahir, M. Fatih Öktülmüş, Mazlum sahip olduğumuz moralle geleceğe
Doğan ile Habip, Ümit ve Hatice yoldaşların hazırlanacağız.
resimleri ve parti bayrakları ile süsledik. TKİP Yurtdışı Örgütü
Gecemiz, kapitalizmin yaşadığı kriz ve
olası sonuçlarına özlü ve vurucu olarak değinen
kısa bir açılış konuşması ile başladı. Bunu,
Almanca ve Fransızca söylenen Enternasyonal
marşı eşliğindeki saygı duruşu izledi. Alman
müzik grubu Zündstoff ile Grup Su’nun coşku
ile söyledikleri marş sırasında, salondaki 1200
26 kişi ayaktaydı ve bu gerçekten görülmeye değer
sermaye düzenine karşı işçi sınıfının bulunduğu her alanda 10 yıl önce
Ekim Devrimi’nin 91., Yeni Ekim- kazandığımız parti ile sınıfı, devrimi ve sosyalizmi kazanma bakışıyla
ler’in Partisi’nin hareket edildiği ifade edildi. Ardından sinevizyon gösterimine geçildi.
Mamak İşçi Kültür Evi şiir atölyesinin sosyalizmi anlatan sunumu
10. mücadele yılı etkinlikleri… başarıyla ilgi ile izlendi.
Ardından Volkan Yaraşır ve BDSP konuşmacısının yer aldığı panel
Adana’da 10. Yıl kutlaması... bölümüne geçildi.
Ekim Devrimi’nin 91,. Yeni Ekimler’in Partisi’nin 10. mücadele Volkan Yaraşır, Ekim Devrimi’nin Rusya’da, işçi sınıfının içinde
yılı 16 Kasım günü Adana’da gerçekleştirilen bir etkinlikle kutlandı. bulunduğu hangi nesnel süreçler ve deneyimlerle mayalandığını, işçi
Etkinlik gerek ön hazırlık çalışmalarında gerekse de programın sınıfının örgütlenme ve mücadele pratiği içerisinde Sovyet
sunumunda sosyalizmin güncelliğini işleyen bir temelde örgütlendi. örgütlenmesinin ne şekilde oluştuğunu anlatan sunumu oldukça canlı
Emperyalist-kapitalist sistemin merkezinde başlayan kriz ve bu krizin geçti. Bolşevik Parti’nin buradaki rolü ve misyonunu ele aldı.
önlenemez yayılması ile birlikte faturanın işçi ve emekçilere BDSP Temsilcisi ise “Ekim Devrimi ve Parti” başlıklı bir sunum
ödetilmeye çalışıldığı başarılı bir biçimde ortaya konuldu. Krizin gerçekleştirdi. Devrimci sınıf partisinin devrimci iktidar
faturasının egemenler tarafından işçi sınıfına ve emekçilere mücadelesindeki yaşamsal rolü üzerinde durdu.
ödettirilmeye çalışıldığı bir dönemde, insanlığın yegâne alternatifinin Etkinlik Yeni Ekimler’i omuz omuza yaratma çağrısının ardından
sosyalizm olduğu vurgusunun öne çıkarıldığı bir çalışma yürütüldü. Enternasyonal marşı ile sona erdi.
Etkinlik salonu da içeriğine uygun bir biçimde düzenlendi. Salona Ankara BDSP
“Kapitalizm kriz, açlık, savaş ve sefalet demektir! Çözüm devrimde,
kurtuluş sosyalizmde!”, “İşçi sınıfının devrimci programı atında bir- İzmir’de coşkulu Ekim Devrimi etkinliği!
leşelim, savaşalım!” pankartlarının yanı sıra Marx, Engels ve Lenin’in İzmir’de 24 Kasım günü “Ekim Devrimi’nin 91. yılında sosyalizm
resimleri ile sınıfı partiye ve sosyalizme kazanma mücadelesinde günceldir!” başlıklı bir panel düzenlendi. Salona “Yeni Ekimler için
ölümsüzleşen Habip, Ümit ve Hatice yoldaşların resimleri yerleştirildi. ileri!”, “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme karşı
Etkinlik programı bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından sosyalizm!” şiarlarının yer aldığı pankartlar asıldı. Marks, Engels ve
sinevizyon gösterimi yapıldı. Yapılan açılış konuşmasında, işçi Lenin ile Hatice, Ümit, Habip yoldaşların fotoğrafları ile “Ya barbarlık
sınıfının mücadele tarihinin sayısız yenilgiler ve unutulmaz zaferlerle ya sosyalizm!” yazılı ozalit bir arada kullanıldı.
dolu olduğu dile getirilerek, komünistlerin bu tarihin mirasçıları Panel açılış konuşmasının ardından etkinlik Volkan Yaraşır’ın
oldukları ifade edildi ve bu tarihten öğrenmenin gerekliliğinin altı sunumuyla başladı.
çizildi. Yaraşır, 19. yüzyıl ve 1789 Fransız Devrimi’nden başlayarak
Etkinliğin ikinci bölümü ise Volkan Yaraşır ve BDSP temsilcinin burjuvazinin siyasal iktidarı eline geçirme sürecinden söz etti. 20.
konuşmalarından oluştu. yüzyıla gelindiğinde, büyük Ekim Devrimi’nin bugüne de referans
Volkan Yaraşır, Ekim Devrimi’ni önceleyen süreçte Rus işçi olduğunu söyledi. Ekim Devrimi’nin yol gösterdiği tek kurtuluş
sınıfının gelişimini ve onun entelektüel mayasını oluşturan süreci canlı yolunun marksist-leninist parti örgütlenmesi olduğunu vurguladı.
bir anlatımla özetledi. Bugün yapılması gerekenin sınıfa gitmek ve Daha sonra sözalan BDSP temsilcisi devrimin partisi üzerine
sınıftan öğrenmek olduğunu söyleyerek konuşmasını bitirdi. konuştu. Bolşeviklerin Marksizm’in devrimci yöntemini, proletaryanın
Ardından söz alan BDSP temsilcisi, Ekim Devrimi’nden tarihsel misyonunun kavradığını ifade etti. İşçi sınıfının tarihsel
öğrenmenin aynı zamanda onu gerçekleştiren partiden de öğrenmek konumunu kavramanın yanı sıra pratik ve örgütsel hatta bir irade
demek olduğunu belirterek, bugünün Türkiye’sinde işçi sınıfına ortaya koyabilmelerinin Bolşeviklerin üstün yanı oluğunu söyledi.
yönelen ve sınıfa öncülük edecek bir partinin bulunduğunu ve bu Türkiye’de modern sınıflara dayalı toplumsal ilişkileri tanımladı.
partinin yolun başında olmasına rağmen geleceğe güvenle yürüdüğünü Temel çelişkiyi emek-sermaye çelişkisi olarak belirtti. Bu topraklarda
ifade etti. programıyla, tüzüğüyle, ideolojisiyle, ihtilalci temellerde
Konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Etkinlik, örgütlenmesiyle sınıfın komünist işçi partisinin var olduğunu dile
Ekim Devrimi üzerine yürütülen tartışmaların ardından sona erdi. getirdi. Devrimci sınıf, devrimci ideoloji, devrimci örgüt anlamında
Kızıl Bayrak/Adana komünist işçi partisinin aldığı mesafeyi dile getirdi. Eksiğiyle,
artısıyla, olumlu ve olumsuz yanlarıyla da olsa sınıfa yönelen, sınıf
Ankara’da Parti selamlandı! içinde güç olma perspektifini ve temel ilkesel konumlanışını
Kapitalizmin kriz içinde debelendiği bir süreçte sosyalizm kaybetmeden komünist işçi partisinin önümüzdeki dönemi
alternatifinin güncelliğini anlatacak bir ön çalışma ile düzenlenen kucaklamaya aday tek parti olduğunu söyledi. Önemli olanın geçici
etkinlikte salon, “Parti, sınıf, devrim, sosyalizm! BDSP”, Marks, başarılar değil çizgisini, ihtilalci konumunu ve ilkelerini kaybetmeyen,
Engels, Lenin figürlü, “Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz!”, “Ekim yüzünü sınıfa dönen komünist işçi partisinin bu yönelimidir dedi.
Devrimi’nin ışığında, Yeni Ekimler’in yolunda sosyalizm kazanacak, Konuşmalarının ardından canlı tartışmalarla panel devam etti.
dünya emeğin olacak!” şiarlı pankartlarla donatıldı. Yaklaşık 4 saat süren panele 100 kişi katıldı.
Saygı duruşuyla başlayan etkinlikte yapılan açılış konuşmasında, Kızıl Bayrak / İzmir
kapitalizmin tüm insanlığı tehdit eden yıkıcı sonuçlarına karşı
mücadelenin güncelliğine vurgu yapıldı. Çürümüş ve kokuşmuş
27
İnkar ve imha politikası sürüyor...

Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik istemi


boğulmak isteniyor!
Sermaye cumhuriyetinin on yıllardır süren imha ve inkar politikaları Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik
istemlerini boğmayı başaramadı. Giderek yoğunlaşan baskı ve saldırılar militan direnişlerle yanıtlanıyor.
Geçtiğimiz ay saldırıların daha da sertleşmesine tanık olduk. Abdullah Öcalan’a yapılan saldırının ardından
yükselen eylemler Kürt halkının saldırılar karşısında sinmeyeceğini ve karşı teslim alınamayacağını bir kez daha
ortaya koydu.
Başbakan Erdoğan’ın “Kürt sorunu benim de sorunumdur” sözü, sorunu çözmek üzerinden verdiği vaatler
Kürt halkının belli bir kesiminde umutlar yaratmıştı. Dinsel gerici propaganda ile bu vaadler, AKP’nin
Kürdistan’da başarı kazanmasını kolaylaştırmıştı.
Ancak AKP Kürt halkının beklentilerini karşılayamadı, karşılayamazdı da! Çünkü AKP Kürt halkının inkarı
üzerine kurulan bir devletin çocuğuydu ve genlerinde de sömürgecilik, imha ve inkar vardı.
AKP iktidarının Kürdistan’da yarattığı sisli ortam 2006’dan itibaren yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Başbakan Erdoğan “Kadın, çocuk dinlemeden vuracağız!” dedi. Kolluk kuvvetlerinin Diyarbakır sokaklarında
yaptığı katliamı açıktan sahiplendi. Ardından Kürt halkına yönelik saldırganlık daha da boyutlandı. Sınır ötesi
hava ve kara harekatı, DTP’ye açılan kapatma davası... Bu gelişmeler Kürt halkının AKP’ye bakışının
değişmesine neden oldu, AKP’ye bağladığı ümit kırılmaya uğradı.
Son süreçte Öcalan’ın saldırıya uğraması Kürt halkında büyük bir öfke yarattı. Bu olay aslında rejimin Kürt
sorununda bir çıkmazda bulunduğunun ifadesiydi. Bu saldırının üzerinden çok geçmeden Başbakan Erdoğan’ın
Kürt illerine yaptığı provokatif ziyareti militan protestolarla karşılandı. Diyarbakır’a binlerce bekçi köpeği
korumasında girmek zorunda kalan Erdoğan’ın konuşmasını dinlemeye az sayıda işbirlikçi dışında kimse
gitmedi. Tüm kentte kepenkler kapatıldı. Toplu taşıma araçları çalışmadı. Diyarbakır halkı devlet terörüne karşı
militan bir karşı duruş sergiledi. Ardından Dersim’e geçen Erdoğan orada da istediğini bulamadı.
Hakkâri’ye yaptığı ziyarette Erdoğan,“Tek bayrak, tek millet, tek vatan diyerek yola çıktık. Beğenmeyen
çeksin gitsin.” diyerek AKP’nin faşist özünü açıkça sergiledi. MHP ve Genelkurmaydan bir farkı olmadığını,
bizzat onların söylemlerini kullanarak ortaya koydu.
“Ya sev ya terk et!” demeye getiren başbakan, sömürgeci sermaye devletinin kuruluşundan bu yana izlediği
resmi ideolojinin iyi bir savunucusu olduğunu kanıtladı. Kürt halkına açıkça, ya teslim olması ya
da olacaklara katlanması gerektiğini söyledi. Bununla da kalmadı, polis terörüne direnen Kürt
gençlerine pompalı tüfekle ateş eden “vatandaş”a sahip çıkacak denli pervasızlaştı.
Geçmişte de, “Bu devlet Türklerindir, Türk olmayanlar da bu devlete uysalca hizmet
edecektir” demişti sömürgeci düzenin efendileri. Bugün de süren aynı anlayıştır ve
hangi düzen partisi gelirse gelsin sürecektir.
Bu aynı süreçte DTP’ye kapatma davası açılmıştır. Hiçbir şekilde düzen
sınırlarını aşmayan, burjuva reformist bir parti olan DTP Kürt ulusunun kimi
taleplerini savunmakta, bunu “barışçıl” bir şekilde elde etmek istediğini her fırsatta
dillendirmektedir. Buna rağmen Türk burjuvazisi DTP’ye terör uygulamaktan geri
durmamaktadır.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürt halkının inkârı üzerine kurulmuştur.
Kürt halkının varlığı daha ilk adımda inkâr edilmiş, varlığından en fazla
aşağılayarak bahsedilmiş, kültürünü yaşayıp geliştirmesi, anadilinde
konuşması dahi yasaklanmıştır. Bugüne kadar Kürtlere hiçbir hak
verilmemiştir. Bugünkü kimi kazanımlar Kürt halkının can bedeli
mücadelelerinin bir ürünüdür.
Türk burjuvazisi ve onun devleti ayakta kaldığı sürece Kürt halkına
yönelik saldırılar devam edecektir. Kürtlerden sadece itaat etmesi
istenecektir. AKP sürecinde de yaşandığı gibi, hiçbir düzen partisi
Kürt halkının haklı ve meşru taleplerini karşılayamaz. Yaşanan son
süreç bunu tüm açıklığı ile bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Kürt halkı ve gençliği düzenden ve düzen partilerinden medet
umulmamalı, “düzene karşı devrim” çizgisiyle hareket
edilmelidir. Ancak bu çizgi Kürt halkının gerçek kurtuluşun
sağlayabilir.

28
Düzen katletmeye
devam ediyor!
Bizler bu düzenin kolluk güçlerinin yıllardır eden polisin üzerindeki üniforma ve belindeki silah,
hapishanelerde, karakollarda, okullarda, sokaklarda, sadece bu yıl için onlarca ölümün habercisi oldu.
meydanlarda emekçi sınıfların mücadelesine ve Korumakla yükümlü olduğu sistem kolluk güçlerine,
sistem karşıtı her türlü harekete karşı çürümüş kendisine karşıt her türlü harekette şiddete
düzenin devamlılığını sağlamak için, insan onuruna başvurulabilmesi için keyfiyete varabilecek haklar
sığmayacak her türlü yönteme nasıl rahatlıkla tanıyor. Estirilen teröre her zaman olduğu gibi
başvurabildiğine defalarca şahit olduk. Öyle ki, “terörle mücadele” diyor!
insanların gösteriler sırasında vahşice dövülmesi, Masum maskesiyle karşımızda duran sistem
karakolda tacize, tecavüze uğraması hepimizin öldürüyor. Atölyelerde, fabrikalarda, tersanelerde
duymaya alışık olduğumuz olaylar haline geldi. işlediği cinayetlere kaza süsü veren sistem, polis
Suratımıza inen tekmelerin, sistemin benliğimize cinayetlerini de “teröre karşı” mücadele adı altında
indirdiği darbeden daha çok can yakmadığını tam bir arsızlıkla savunuyor. Düzen kanla besleniyor
bildiğimiz için bu kadar kolay alıştık belki de! ve can almaya devam ediyor.
İşkenceyle katledilenlerin kendilerini yerlere atıp Ve bu katiller ellerini kollarını sallayarak
kafalarını duvarlara vurdukları türünden hikayelerle aramızda dolaşıyorlar. İnsanları işkencehanelerde
kandırılmaya çalışıldık. Korkutulduk, korktuk katledenleri, gösterilerde emekçilere, parkta oturan
konuşmaktan, hatta düşünmekten korkar olduk çocuğun göğsüne tekmeler indirenleri bu kokuşmuş
zamanla... Bir yandan bizleri “kötü adamlara karşı düzenin yasaları koruyor. Dolayısıyla, “dur” ihtarına
olan iyi polis” tiplemesiyle kandıranlar, öte yandan uymayan 17 yaşındaki gencin ve daha nicelerinin
korkutarak kafamızı bulandırmaya çalıştılar yıllarca. katili, polisiyle birlikte bu düzendir. Yıllarca bu
17 yaşındaki Ferhat Gerçek, 7 Ekim 2007’de düzene karşı çıkan her türlü sesi susturmaya ve etrafa
“Yürüyüş” dergisi satışı sırasında polis tarafından korku salmaya çalıştılar. Her geçen gün biraz daha
sırtından vuruldu. Olaya tanık olanların ifadesi çürüyen düzenlerinin yıkılmasından duydukları
“şüpheli” sıfatıyla, onu tekerlekli sandalyeye korkudan dolayı bunu yapıyorlar. Korktukları için
mahkum bırakan kolluk güçlerinin ifadesi ise korku salmaya çalışıyorlar!
“mağdur” diye alındı. Onu katleden polisin ifadesine Peki bizler daha kaç kişinin ölmesine seyirci
ise hala başvurulmadı. Kanıtlar kaybedildi. kalacağız? O korkuyla dolu hayatlarımızda daha ne
28 Eylül 2008’de, Gerçek’i vuran polisin kadar başımıza bir şey gelmeden geçirdiğimiz her gün
yargılanması için yapılan basın açıklamasının için şükrederek devam edeceğiz? Daha ne kadar
ardından Yürüyüş dergisi satan beş devrimci besleyip büyüteceğiz korkularımızı? Ne kadar
gözaltına aldı. Gözaltındakilere dayak atıldı, işkence bekleyeceğiz sistemin çarklarının gelip bizi de
yapıldı. Beş kişiden dördü tutuklanarak Metris ezeceği günü? Onların korkularını yaşamaya ne kadar
cezaevine gönderildi. Burada gardiyanlar ve devam edeceğiz?
jandarmalar tarafından dayak ve işkence devam etti. Korkulan başa gelecek... Kanla yazılacak belki
Karakolda ve cezaevinde maruz kaldığı işkence tarih... Ama alınan canlar susturmaya yetmeyecek
sonucu beyin kanaması geçiren Engin Çeber, 7 Ekim isyanın sesini... Haklı olan kazanacak, bir gün
2008’de yaşamını yitirdi. Devlet bu sefer işkenceyi mutlaka!
hasıraltı edemedi. Olay tepkilerle karşılandı. Bunun
üzerine katil devlet, bu kez de masum maskesini
takarak, bunun “münferit bir olay” olduğu
yanılsamasını beyinlere kazıyarak özür dilemeyi
uygun buldu.
Son dönemde düzen “terör” bahanesini
kullanarak, kolluk güçlerinin yetkilerini daha da
arttırmayı planlıyor. İnsanların gözünde cinayetleri,
işkenceyi meşrulaştırmak için demagojik bir
propaganda yürütülüyor. Anketler, toplumun bir
kesiminin “işkencenin gerektiğinde başvurulabilecek
bir yöntem” olduğunu savunabildiğini göstermeye
başlıyor.
Parkta oturan çocuğun göğsüne tekme atarak
öldüren, şüpheli olarak gördüğü her insanı rahatlıkla
kurşuna dizen, birini yalnızca eşcinsel olduğu için
dövebilen, sokakta taciz eden, karakollarda tecavüz 29
“Hüseyin Üzmez” olayının göstedikleri...
Suçlu kim(ler) ?
Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle, “Küçük yaştaki kıza
cinsel istismarda bulunup ruh sağlığını bozmak” suçundan dava açılan Hüseyin Üzmez ile “Kızını fuhuşa teşvik”
suçundan 20 yıl hapsi istenen Livaze Ç.’nin yargılanması geçtiğimiz Eylül ayında başlamıştı.
Hüseyin Üzmez tarafından tecavüze uğrayan B.Ç., İstanbul Adli tıp Kurumu’nda muayene edildi. İlk
duruşmasına iki pedagog ile gelen, yargılanma öncesi sürekli sakinleştirilen, ilk duruşmada gözyaşlarını
tutamayıp ağlayan B.Ç.’ye uzmanlar tarafından, yaşananlardan hiç etkilenmediği tanısı konuldu.
Üyeleri arasında İstanbul Üniversitesi rektör adayının da bulunduğu Adli Tıp Kurumu’nun verdiği rapor
sonucunda Hüseyin Üzmez serbest bırakıldı
Kimilerine göre bir skandal, kimilerine göre üzerlerinden şöyle bir geçilen 3. sayfa haberlerinden biri...
Bazıları onun sadece bir sapık olduğunu söylüyor, bazıları faşist, bazıları ise dinci gerici ya da ayda 500.000 YTL
maaş alan bir gazete yazarı. Tabii, 14 yaşındaki bir çocuğa tecavüz eden Hüseyin Üzmez’in suçsuz olduğunu
söyleyenler de var!
Evet, küçük bir çocuğa tecavüz eden Hüseyin Üzmez, “Allah’ın izniyle davadan beraat edeceğim”, “Ben
şöhretimin bedelini ödüyorum. Allah sizden tekrar razı olsun”, “Ben Allah’a inanan bir insanım. İnsanı
sevmeyen Allah’ı sevmez” diyebileme rahatlığını gösteren arsız bir gericidir. Aynı Üzmez, “Her şeye karşı bizim
23 milyon kilometre kare vatanımız vardı. Burası benim hem maddi hem manevi vatanım. Tunus, Bağdat, Halep,
Şam, Cezayir, Fas hep benim vilayetlerimdi. Buraları yeniden zapt etmeden, yeniden üç kıtaya yedi denize hakim
olmadan ölürsem gözlerim açık gider” de diyebilen azgın bir faşisttir. Kendisinin zamanında faşistlere akıl
hocalığı yaptığını, bir gazeteciye suikast düzenlediği de övünerek anlatıyor.
Bir taraftan medya kadının sistem tarafından bir meta olarak kullanılmasına hizmet ederken, sayfalarını kadın
vücudunu teşhir eden fotoğraflarla donatırken, diğer taraftan da tecavüz, taciz ve töre cinayeti gibi olayların
kaynağını tek başına bir kişiye, erkeğe indirgeyerek toplumun ilgisini oraya yöneltiyor. Tıpkı “Barış gelini” Pippa
Bacca’nın tecavüz edilip katledilmesi olayında olduğu gibi.
Yaşanan olayda Hüseyin Üzmez’in tek suçlu olarak gösterilmesi temelde yatan sebeplerin görülmesini
engellemek içindir. Yaşanan, kapitalist düzenin etkin bir silah olarak kullandığı dinsel gericilik sorunudur, kadın
sorunudur, sınıf sorunudur, ulusal sorundur... Bir taraftan evlilik yaşının 14 yaşına düşürülmesi ve imam nikahıyla
evlenen kadınların da miras hakkından yararlanabileceği gündeme gelirken, diğer taraftan aynı düzenin fuhuşu
meşrulaştırması, tecavüzü görmezden gelmesi, kadınları birer meta olarak kullanması, işçi ve Kürt kadınları iki
kat daha fazla sömürüye maruz bırakması boşuna değildir.
“Tarihin gördüğü en ileri burjuva devrimi Büyük Fransız Devrimidir. Bu devrimle feodal ilişkilere,
geleneklere, değer yargılarına muazzam darbeler vurulmuştur; bu devrim sayesinde akıl ve bilim öne çıkmış; din
ve kilise, papazların kovulması ve kiliselerin ateşe verilmesine varacak denli itibardan düşmüş; insan ve yurttaş
hakları bugün hala geçerli evrensel beyannamelere konu olmuş, özgürlük ve eşitlik idealleri alabildiğine
yüceltilmiştir. Ama bu en büyük burjuva devrimi bile kadın hakları ve özgürlüğü alanına
uzanamamıştır. ( Kadın sorunu üzerine konferanslardan.../1, Kızıl Bayrak, Sayı: 2006/6 )
İşçilerle birlikte aristokrasiye karşı mücadele veren burjuvazi, daha sonra bunun kendisi için
eşitlik ve özgürlük olduğunun anlaşılmasıyla buna karşı harekete geçen işçilerin mücadelesini
engellemek için zamanında karşı çıktığı dinsel gericiliği kullanmaya başlamıştır.
“Kadının burjuva toplumunda ezilen bir cins olduğunu ve egemen burjuva değer
yargıları içinde aşağı bir cins olarak görüldüğünü biliyoruz. Bu bugünkü burjuva
toplumda çok açık ve kaba bir biçimde ifade edilmese de, sonuçta toplumsal değer
yargılarının, geleneklerin, örf ve adetlerin, ve nihayet, bütün bunlara manevi bir
koruma zırhı oluşturan dinin, kadını hep aşağıladığını, hep geride
gördüğünü, onu aile ve toplum içinde ikinci sınıf saydığını, dahası
bunun genellikle de sorun edilmediğini, tersine egemen kültür ve
değer yargıları içinde olağan karşılandığını biliyoruz.” (Kadın
sorunu üzerine konferanslardan.../1, Kızıl Bayrak, Sayı: 2006/6 )
Hüseyin Üzmez’in bu düzenin adaleti tarafından suçsuz
bulunması şaşırtıcı değildir. Fakat Hüseyin Üzmez cezalandırılsa
da, mesele tek başına onun ya da onun gibilerin cezalandırılmasıyla
çözülmeyecektir. Bu bir toplumsal sistem sorunudur ve ancak bu
sistemin değişmesiyle çözülebilecektir. Bu sisteme karşı mücadele
verilmedikçe, kapitalizm, tecavüzcüler ve tüm bunları görmezden
gelen bir toplum yaratmaya devam edecektir.
30
Türkiye’den...
Metal işçileri: sloganlarını coşkuyla attılar. Emekçilerin de destek verdiği yürüyüş
“Kavgayı sonuna kadar götüreceğiz!” boyunca bildiriler dağıtıldı. Metal işçilerinin sloganları, alkışları ve
100 bini aşkın metal işçisinin kaderini belirleyecek olan toplu iş düdükleri hiç susmadı.
sözleşmesi görüşmeleri fabrika kapatmalar, ücretsiz izin uygulamaları, kriz
bahanesiyle gerçekleştirilen işçi kıyımları eşliğinde devam ediyor. Bursa’da Taksim: “Zamlara, işsizliğe ve yoksulluğa hayır!”
Asil Çelik, Kocaeli’de Tezcan Galvaniz, Kartal’da Yakacık Valf’te kriz 12 Eylül askeri faşist darbesinin ürünü olan “24 Kasım Öğretmenler
bahanesiyle sendikal örgütlülüğü saldırılırken, metal işçileri metal Günü” eğitim emekçileri tarafından eylemlerle karşılandı.
patronların kölelik dayatmalarına karşı yürüyor. Tünel’de toplanan Eğitim-Sen İstanbul Şubelerine üye emekçiler en
2008–2010 Metal Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde önde açılan “Ders: Ekonomi, Konu: Kriz, Çözüm: Hamdolsun teğet
uyuşmazlık zaptını tutan Birleşik Metal-İş Sendikası’nın “MESS geçecek, Sonuç: İşten çıkarmalar, Satılık okullar, Güvencesiz çalışma,
dayatmalarına hayır!” diyerek başlattığı Cuma yürüyüşleri geçtiğimiz hafta Doğalgaza zam! / Krizin bedelini ödemeyeceğiz!” pankartı arkasında
da sürdü. İstanbul’da Ümraniye ve Kartal’da, Gebze’de ise MESS kortejler oluşturdular.
kapsamında olan fabrikalarda gerçekleştirilen yürüyüşlerde kriz bahanesiyle Yüzlerce eğitim emekçisi taşıdıkları döviz ve flamalarla coşkulu bir
yaşanan işten atmalar ve MESS dayatmaları protesto edildi. Tersane İşçileri görüntü oluştururken eğitim emekçilerinin önü Galatasaray Lisesi önünde
Birliği Derneği üyesi tersane işçileri, DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası polis barikatıyla kesildi. “Baskılar bizi yıldıramaz!”, “Direne direne
Anadolu Yakası Bölge Başkanı Veysel Demir, UİD-DER üyeleri ve Çağrı kazanacağız!”, “Emekçiye değil çetelere barikat!”, “Faşizme karşı omuz
gazetesi yürüyüşlere katılarak metal işçileriyle sınıf dayanışmasının anlamlı omuza!” sloganlarını atan emekçilerin kararlı tutumları çevik kuvvete geri
bir örneğini sergilediler. adım attırdı ve barikat açıldı.
Barikatın açılmasıyla beraber Taksim Meydanı’na ilerleyen emekçilerin
Prysmian işçilerinden MESS dayatmalarına yanıt! coşkusu daha da arttı. İstiklal Caddesi üzerinde eyleme tanık olan birçok
Bursa’da Asil Çelik işçilerinin ücretsiz izin saldırısına karşı insan alkışlarla yürüyüşe destek verdi.
kilometrelerce yürüyerek gerçekleştirdiği “Krizin faturasını ödemeyeceğiz!”
yürüyüşünün ardından metal işçileri eylemlerini büyütüyor. “İşçi katliamına dur deme zamanı!”
Birleşik Metal-İş Sendikası Bursa Şubesi’nin örgütlü olduğu Kot taşlama ve yıkama işçilerinin örgütlenmesi için yola çıkan Kot
Prysmian’da işçiler, 2008-2010 Metal Grup Toplu İş Sözleşmesi İşçileri Birliği, 23 Kasım günü Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki Mavi
görüşmeleri arabulucu aşamasında devam ederken, 25 Kasım akşamı Jeans mağazası önüne yaptığı yürüyüşle “Artık ölmek istemiyoruz!” dedi.
fabrikayı terk etmeme eylemi gerçekleştirdiler. Silikozis hastalığının pençesinde ölüm-kalım savaşı veren, sosyal
Fabrika içinden sloganlarla çıkan 08.00-16.00 vardiyasındaki işçiler, güvencesizlik ve kuralsız çalışma koşullarında ölümüne çalışan kot taşlama
fabrika kapısında bekleyen 16.00-24.00 vardiyası işçileri ile buluştu. 16.00- işçileri bir kez daha seslerini yükselttiler. “Artık ölmek istemiyoruz!”, “Kot
24.00 vardiyası işçileri çalışmaya başlarken, 08.00-16.00 vardiyası işçileri taşlama işçisi köle değildir!”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya
saat 19.30’a kadar fabrikayı terk etmedi. Eylem boyunca metal işçileri hiçbirimiz!”, “Mavi’nin patronu işçilerin katili!”, “Yaşasın kot işçileri
alkışlarla birlikte “Zafer direnen işçilerin olacak!”, “MESS, MESS şaşırma, birliği!” sloganlarının sıkça atıldığı eylemde okunan basın açıklaması, kot
sabrımızı taşırma!”, “Emeğe uzanan eller kırılsın!”, “Direne direne işçilerinin mücadele talepleriyle son buldu.
kazanacağız!”, “İnadına sendika inadına DİSK!”, “İş ekmek yoksa barış
da yok!” sloganlarını coşkuyla attılar. “Şiddetin kaynağı kapitalizme karşı mücadeleye!”
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele
Asil Çelik işçisinden eylem… Günü”ne İstanbul’un çeşitli sanayi havzalarında yürüttükleri çalışmalarla
Ücretsiz izin saldırısına karşı direnişe başlayan Asil Çelik işçileri, 20 hazırlık yapan Emekçi Kadın Komisyonları, Galatasaray Lisesi’ne
Kasım günü fabrikanın bulunduğu Orhangazi’den onlarca kilometre yol yaptıkları yürüyüşle işçi ve emekçi kadınları kapitalizmin şiddetine, ulusal,
katederek Bursa şehir merkezine kadar süren bir yürüyüş gerçekleştirdiler. cinsel ve sınıfsal sömürüsüne karşı mücadeleye çağırdılar.
“Krizin faturasını sorumluları ödesin!”, “Ücretsiz izin dayatmasına “Kapitalizm kriz, açlık, yoksulluk şiddettir! Emekçi Kadınlar mücadel-
hayır!”, “İşten atmalar yasaklansın!” talepleri ile sabah saat 08.00’de eye! / Emekçi Kadın Komisyonları” pankartını açan emekçi kadınlar, erkek
fabrika önünde yapılan açıklamayla başlayan yürüyüş, Bursa-İstanbul sınıf kardeşleriyle “Kadın-erkek elele örgütlü mücadeleye!” sloganını
yolunun İznik Kavşağı’na kadar sürdü. Buradan servislerle Gemlik girişine attılar.
gelen işçiler Özdilek önünden tekrar yürüyüşe geçerek Gemlik İskele Kadına yönelik şiddetin kaynağı olan kapitalizme karşı mücadeleyi
Meydanı’na kadar yürüdüler. temel alan açıklamada kadına yönelik şiddetin, evde, fabrikada, gözaltında,
Yapılan açıklamanın ardından tekrar araçlara binilerek Bursa sokakta ve cezaevlerinde sürdüğü belirtildi. Kadına yönelik şiddetin ulaştığı
girişindeki Ovakça Beldesi’nde Grammer ve Prysmian işçileri ile buluşan boyut şu sözlerle özetlendi:
Asil Çelik işçileri buradan tekrar yürüyüşe geçtiler. Tofaş fabrikasının “Hüseyin Üzmez tarafından 14 yaşındaki kız çocuğuna gerçekleştirilen
karşısında Tofaş işçilerini mücadeleye çağıran konuşmalar yapıldı. “Tofaş tacizin ardından hazılıkları gizlice yapılan yasa tasarısıyla 14 yaşından
işçisi yalnız değildir!” sloganı coşkulu bir şekilde atıldı. büyük olan kız çocuklarına tecavüz edildiğinde cezanın şikayete bağlı
Beşyol kavşağında metal işçilerinin önü polis barikatıyla kesildi. İşçiler olması, tecavüzcü ile evlilik durumunda cezanın ortadan kaldırması ve
barikatı “Baskılar bizi yıldıramaz!” sloganlarıyla protesto etti. Yapılan evlilik yaşının 14’e düşürülmesi vb. düzenlemeler, kadına karşı şiddet ve
görüşmelerin ardından yolun açılmasıyla yürüyüşe devam edildi. Yürüyüş tecavüzün devlet tarafından yasalaştırılması ve meşru görülmesi anlamına
boyunca metal işçileri sıklıkla “Asil Çelik işçisi köle değildir!”, “Krizin geliyor. Hatta Üzmez’in tahliyesi ile birlikte tüm devlet kurumlarnınn nasıl
faturasını ödemeyeceğiz!”, “Bedel öderiz, bedel ödettiririz!”, “İşten tecevüzcüleri koruduğu ve kolladığını da görülüyor…”
çıkarmalar yasaklansın!”, “Krizin faturası patronlara!”, “Ücretsiz izinlere Açıklamanın son bölümünde ise emekçi kadınlar, şiddetin
hayır!”, “Gemileri yaktık dönüş yok artık!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!” sona ermesi için şiddetin kaynağına karşı mücadeleye
çağrıldı. 31
Dünyadan...
Almanya’da yüz bin liseli eylemdeydi! Özelleştirmelere karşı mücadele sadece eğitim sektörü ile
sınırlı kalmadı. Sağlık sektöründe çalışan işçi ve emekçiler de uzun
Almanya’da 12 Kasım günü 40 kentte 100 bine yakın öğrenci bir süredir özelleştirmeleri protesto için alanlara çıkıyorlar.
dersleri boykot etti. Öğrenciler sokağa çıkarak hükümetin eğitim 15 Kasım günü ise tüm ülke genelinde 75 merkezde, “Krizin
politikalarını protesto eden gösteriler gerçekleştirdiler. faturasını kendiniz ödeyin!” sloganı altında gösteriler düzenlendi.
Boykot çağrısını daha önce Berlin’de bir araya gelerek eğitim
politikalarına karşı mücadele kararları alan eyalet lise öğrenci Kolombiya’da pancar işçileri kazandı
temsilcileri yaptı. Ekonomik kriz gerekçe gösterilerek tekellere
milyarlarca Euro aktaran hükümetin bu politikasını eleştiren Cauca Nehri Vadisi bölgesinde, Ulusal Şeker Kamışı İşçileri
öğrenci temsilcileri, eğitime yeterli bütçe ayrılması ve herkese Sendikası’nda örgütlü olan 18 bin Kolombiyalı şeker işçisinin 15
parasız eğitim hakkı taleplerinin yanı sıra üniversitelerin aldığı Eylül’de başlattıkları grev, işçilerin kazanımları ile sonuçlandı.
harçlara tepki gösteriyorlar. 56 gün süren grev süresince kararlılıkla mücadele eden işçiler
Berlin’de yüzlerce öğrenci Humbolt Üniversitesi’ne ait bir taleplerinin tümünü kabul ettirdiler. Buna göre işçiler yüzde 15
binayı işgal ederek binanın pencerelerine kızıl bayraklar astılar. ücret artışı alacaklar.
Erfurt’ta yüz kadar öğrenci Eyalet Eğitim Dairesi’ni işgal etti. Yine daha önce 12-14 saat arası çalışmak zorunda bırakılan
Boykota katılan öğrencilerin cezalandırılmayacağı sözünün işçilerin çalışma saatleri 8 saat olarak belirlendi. Mesailer ise 2
verilmesinden sonra işgal eylemi sona erdi. Hannover kentinde de saat ile sınırlandı. İşveren, işçilerin ve ailelerinin hastalık sigor-
öğrenciler eyalet parlamentosunu işgal ettiler. tası, kira, eğitim ve sosyal hizmet primlerini destekleyecek. Cauca
Öğretmenler Sendikası GEW de öğrencilerin eylemlerini Vadisi’ndeki şeker kamışı işçileri sefalet ücreti karşılığı haftanın
destekledi. Sendikanın yaptığı açıklamalarda, toplumda sosyal her günü 14 saatten fazla çalışmak zorunda bırakılıyorlardı. Cauca
bakımdan zayıf olan ve eğitimden uzak kalan kesimlerin haksızlığa Vadisi’ndeki tarlalarda ve imalathanelerde kötü çalışma
uğramasının eğitim sistemindeki eksikliklerden kaynaklandığı koşullarının yanısıra iş kazaları ve mesleki hastalıkların çok
vurgulandı. Gösterilere üniversite öğrencileri ve veliler de katıldı yaygın olduğu ifade edilirken, çalışma ve yaşama ortamı ve içme
sularının tarım ilaçlarıyla yüksek oranda kirlenmiş durumda
İtalya’da binlerce öğrenci alanlarda! olduğu vurgulanıyor.
Şeker kamışı işçileri vadide hükümet tarafından desteklenen
İtalya’da sağcı Berlusconi hükümetinin eğitim politikalarına sahte “kooperatifler”de çalışmaktalar. Böylece gerçek işverenler
karşı 15 Kasım günü 500 bin üniversiteli Roma sokaklarına çıktı. işçiler için toplu pazarlık, gerekse de sağlık ve emeklilik gibi so-
Üniversite öğrencilerinin gösterilerine eğitim ve üniversite rumluluklarından kurtulmuş oluyorlar. Hatta sağlık ve emeklilik
çalışanları da destek verdi. Roma sokaklarını dolduran yüz binlerce gibi primleri işçiler kendi ceplerinden ödemek zorunda kalıyorlar.
öğrenci taşıdıkları pankart, döviz ve haykırdıkları sloganlarda, Ulusal Şeker Kamışı İşçileri Sendikası, 14 Temmuz’da, insanca
Berlusconi hükümetinin okulları ve üniversiteleri özelleştirerek ücret, çalışma saatlerinin düşürülmesi, çalışma, yaşama ve sağlık
kamusal eğitim sistemini yok etmek istediğini vurguladılar. koşullarının düzeltilmesi ve sahte kooperatiflerin yerine sendikayı
Yürüyüşe eğitim sendikaları ve öğrenci örgütleri çağrı yaptı. ve toplu sözleşmeyi tanıyan resmi iş sözleşmelerinin getirilmesi
Roma’daki yürüyüşe İtalya’nın her yerinden katılım oldu. taleplerini imalathane ve etanol fabrikası sahipleri birliği
Öğrenciler eğitim reformunu değişik biçimlerde protesto ettiler. Asocana’ya sundu. İşveren talepleri görmezden geldiği gibi, işçi-
İtalya Eğitim Bakanı Mariastella Gelmini tüm tepkilere rağmen lerin üzerine polis gönderdi. Bunun üzerine işçiler greve gittiler.
eğitim reformunu uygulamaya kararlı olduklarını bir kez daha Bu grev Kolombiya’da son yıllarda gerçekleşen en uzun ve en
vurguladı.Bütçe kesintisiyle birlikte üniversitelerde açılan ders sert grev oldu.
sayısının düşeceği ve bazı bölümlerin kapatılacağı tahmin ediliyor.
Bu aynı zamanda, üniversite eğitiminin kalitesinin gerilemesi ve Venezüella’da yerel seçimler…
çok sayıda üniversite personelinin işine son verilmesi anlamına
geliyor. Hugo Chavez, ‘98’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini
kazanarak devlet başkanı olmuştu. Chavez, aradan geçen 10 yıllık
İspanya’da özelleştirme protestoları sürede, Venezüella’da yapılan üç cumhurbaşkanlığı, üç anayasa
referandumu, iki parlamento, iki belediye ve bölge kilisesine bağlı
İspanya’da 13 Kasım tarihinde grevler, yürüyüşler ve protesto belediyelikler ve bölgesel seçimlerden galip çıkmayı başardı.
gösterileri gerçekleşti. Protestolar yeni okul yasasına, sağlık Chavez’in tek seçim yenilgisi Aralık ‘07’de yapılan anayasa
sektöründe özelleştirme yasalarının yeniden uygulamaya referandumu oldu. Bu yenilgi ise, gerici cephenin başarısından
geçirilmesine ve kapitalizmin mali krizi neden gösterilerek kitlesel değil, Chavez’e destek veren emekçilerin referanduma
işten çıkarmalara karşı yapıldı. ilgisizliğinden kaynaklanmıştı.
En büyük gösteri 13 Kasım günü Barcelona’da düzenlendi. Chavez’in başkanlığa seçilmesinden sonra “seçimler ülkesi”
Burada yeni okul yasasına karşı öğrenciler öğretmenlerle birlikte görünümü kazanan Venezüella’da son olarak vali ve belediye
sokaklara çıktılar. Yürüyüşe aynı anda grevde bulunan itfaiye başkanları seçimi yapıldı. Sandığa giden seçmenler, 22 eyalet valisi
çalışanlarının delegeleri de katıldı. Nissan işletmelerinde çalışan ile 300’ü aşkın belediye başkanı için oy kullandılar.
mücadeleci işçiler de eyleme destek verdi. Yürüyüşe 50 binin Seçimlerde Chavez’in kuruluşuna önayak olduğu PSUV 22
üzerinde bir katılım oldu. eyaletten 17’sinin valiliğini kazandı. PSUV’un belediye başkan
Yürüyüşe özellikle öğretmenlerin katılımı anlamlıydı. Zira en adayının başkent Caracas’ta yenilgiye uğraması, ABD destekli
büyük iki sendika, CCOO ve UGT, eylemleri boykot karşı devrimci güçlerin seçim zaferi ilan etmelerine vesile olsa da,
etme çağrısında bulundular. Buna rağmen Katalanya seçimlerin toplam sonuçları üzerinden bakıldığında, Birleşik
32 bölgesinde derslerin üçte ikisi yapılmadı. Sosyalist Parti’nin ezici zaferi tartışmasızdır.
Mirabel kardeşler emekçi
kadınların özgürlük
mücadelesinde yaşıyor...
Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden ve Clandestina Hareketi’nin
öncülerinden olan Mirabel kardeşler, 25 Kasım 1960 günü diktatörlüğün askerleri tarafından katledilir.
Diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesini örgütleyen bu üç kız kardeşten birinin kod adının kelebek
olmasından dolayı “kelebekler” olarak anılırlar.
Kelebekler diktatörlük sistemine karşı mücadele ederken, insanlığın gördüğü en aşağılık
yöntemlerden biri olan tecavüze maruz kalarak öldürülürler. Diktatörlük tarafından araba kazası olarak
kayıtlara geçirilen bu katliamın günü olan 25 Kasım, 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika
Kadın Kurultayı’nda,”Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Uluslararası ve Dayanışma
Günü” olarak kabul edilir. Daha sonra 1999 yılında BM tarafından “25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetin
Yokedilmesi için Uluslararası Mücadele” günü ilan edilir.
Egemenlerin 25 Kasım’ın içini boşaltıp yasal düzenlemeler yaparak kendini aklamaya çalışması,
tarihin ve gerçeklerin üzerini örtmeye yetmeyecektir. Burjuva basın ve feminist kadın örgütlerinin sıkça
dillendirdi şiddetin son bulması için caydırıcı cezaların uygulanması hiç de sorunu gideren bir çözüm
değildir.
Çünkü kadını çifte sömürüye maruz bırakan kapitalist düzenin ta kendisidir. Fabrikalarda karın
tokluğuna çalışıp ev geçindirmeye veya ev ekonomisine destek vermeye çalışan kadının işi bununla
bitmeyip ev işleri, çocuk bakımı vb. ile sürüp gider. Burjuvazi bununla da yetinmez, mallarına pazarda
pay kapmak için “güzel” bir tanıtım aracı olarak ya da doğrudan bedenlerini pazarlayarak da kadını
kullanır. Erkek egemen toplumu tekrar tekrar üreten kapitalizm, bütün bunların sorumluluğunu erkeğe
yükleyerek, emekçi kadınların öfkesini kendisine değil erkeğe yöneltmeye çalışır. Sanki erkeğin
doğasında kadına şiddet uygulamak varmış gibi ceza erkeğe kesilmekte ve feminist çevrelerce mücadele
bu eksene sıkıştırılmaktadır. Oysa kadın-erkek ilişkilerinin özgürce değil “efendi-köle” ilişkisine göre
yaşanmasının nedeni, insana değer vermeyen ve gece-
gündüz demeden sömüren ve kadını alınıp satılan bir mal
haline getiren kapitalizmdir.
Bir taraftan yasal düzenlemelerle kendini
makyajlamaya çalışan sistem, diğer yandan bütün
kurumlarıyla cinsel istismarı meşrulaştırmakta, kadın-erkek
bütün işçi-emekçileri kültürel yozlaşmadan geçirip onlarca
araç ve yöntemi kullanarak düzene bağlamaya
çalışmaktadır.
Mirabel kardeşlerin kaderini Türkiye’de de çok sayıda
devrimci kadın yaşamıştır. Cinsel taciz ve tecavüz olayları
hiçbir dönem emniyetten, cezaevlerinden eksik olmamış,
gözaltılarda onlarca kadın devrimci taciz veya tecavüze
uğramıştır. Kürt kadınları ise devletin bu iğrenç
uygulamalarından özel olarak nasibini almıştır.
25 Kasım’ın içeriğini boşaltarak emekçi kitleleri
uyutmaya çalışan asalaklara en anlamlı cevap yine
örgütlenen ve özgürleşen kadın işçi-emekçilerden
gelecektir.
Gerçek anlamıyla emekçi kadının özgürleşmesi,
beraberinde erkeğin de özgürleşmesinden, bir bütün olarak
işçi sınıfının özgürleşmesinden geçmektedir. Kadın-erkek
ilişkilerinin özgürce yaşanması, insan emeğine ve bedenine
değer verilen bir sistemle, sosyalizmle mümkündür. Emekçi
kadınlar bu sistemi değiştirmek ve şiddete son vermek için
erkek sınıf kardeşleriyle birlikte mücadele etmek
zorundadır.
33
1918-1923
Alman Kasım Devrimi
ve
devrimde partinin rolü
Kapitalist barbarlığın insanlığa yaşattığı tutum 1914’te Almanya’da savaşın başlamasıyla
korkunç yıkım ve vahşetin ortasında 20. yüzyılın birlikte kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçemez.
başlarında tüm görkemiyle Sosyalist Ekim Savaş başladığında SPD savaş kredilerine onay
Devrimi insanlığa gerçek kurtuluş yolunu gösterir. verir ve Alman işçilerini “vatan toprakları”nı
Halklar hapishanesi olan ve Avrupa gericiliğinin savunmaya çağırarak Alman burjuvazisine
kalesi sayılan Çarlık Rusyası’nda Bolşevik Parti yedeklenir. Parlamentoda 110 milletvekili bulunan
önderliğindeki Rus proletaryası 1917 Ekim’de, SPD’de sadece Karl Liebknecht savaş kredilerine
dünya proletaryasına ve ezilen halklara yol oy vermez.
gösteren Ekim Devrimi’ni gerçekleştirir. Barışçıl mücadele sürecinde giderek çürüyen
Ekim Devrimi, kapitalizmin baskısına, ve bürokratik bir yapıya dönüşen SPD içerisinde
yıkımlarına ve sömürüsüne karşı yeni bir emperyalist savaş karşıtı muhalefet çok cılız kalır.
dünyanın ilk habercisiydi. Dünya işçi sınıfına ve Rosa Luxemburg savaş karşıtı faaliyetlerinden
ezilen halklarına yol gösteren tarihsel bir zaferin, dolayı tutuklanır. Karl Liebknecht askerlik yaşı
kapitalist barbarlığa karşı proletaryanın zaferinin geçmesine rağmen askere alınır ve bir süre sonra o
müjdeleyicisiydi. Bundan bir yıl sonra, 1918 da tutuklanır.
Kasım’ında, Alman proletaryası ayağa kalktı. Savaş sürecinde hoşnutsuzluklar artar, 1915’te
Çürüme ve ihanet ile sosyalizm davasına olan küçük de olsa sokak gösterileri başlar. 1916’ya
inancın bir arada yaşandığı Alman Kasım gelindiğinde Karl Liebknecht ve Rosa
Devrimi, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Luxsemburg’un oluşturduğu Enternasyonal Grup
(SPD) ihanetiyle zafere ulaşamadı. Alman Kasım savaş karşıtı gösteriler ve toplantılar örgütlerler. 1
Devrimi zafere ulaşamamış olsa da, devrim ve Mayıs 1916’da örgütlenen gösteride Karl
sosyalizm mücadelesi açısında oldukça anlamlı Liebknecht “Kahrolsun savaş! Kahrolsun
dersler bıraktı. hükümet!” diye haykırır ve bunun üzerine
tutuklanır. Bu tutuklama üzerine 55 bin işçi greve
SPD’de çürüme ve ihanet çıkar.
Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un başını
SPD 1890 yılıyla birlikte işçi sınıfının kitlesel çektiği ve sol kanat olarak adlandırılan
ve legal partisi durumuna gelmiştir. SPD Spartakistler ve Bernstein’ın başını çektiği bir
kitleselleşmesiyle birlikte, 1912 yılında 110 grup, Nisan 1917’de SPD’den ayrılarak Bağımsız
milletvekiliyle parlamentoda temsil edilen bir Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ni (USPD)
partidir. kurar. Spartakistler USPD’ye katılır ama süreç
Dağılmadan önce II. Enternasyonal’in 1912’de boyunca hep bağımsız politikalarını sürdürürler.
alınan son toplantısında, emperyalist paylaşım Spartakistlerin ayrı bir örgütlenmeye
savaşı karşısında alınacak tutum tartışılır ve savaş yönelmemesi, daha önce SPD’den
karşısında alınacak tutum açık ve net bir biçimde ayrılamamalarındaki sebeple aynıdır. Sosyal
ortaya konulur. Savaşa ve militarizme karşı etkin demokrat örgütler içinde yer alarak kitlelerden
bir kitle mücadelesinin örülmesi, savaşın kopmama düşüncesi!
niteliğinin teşhir edilmesi ve savaşa verilecek her 1917’de Berlin’de 200 binden fazla metal işçisi
türlü desteğin işçi sınıfına ihanet olacağı greve çıkar ve Nisan’da ilk İşçi Konseyi kurulur.
34 yönündeki devrimci tutum açıklıkla ilan edilir. Bu Ocak 1918’de Berlin’de başlayan, Kiel, Hamburg,
Ruhr Havzası ve Münih’e yayılan grevler bu hareketliliğin son noktasıdır. Greve Berlin’de 500 bin, tüm
Almanya’da ise bir milyonun üstünde işçi katılır. 1918’de Almanya’nın savaşı kaybettiğinin anlaşılması
ve ateşkes görüşmelerinin başlamasıyla muhalefet durulur. İşçi sınıfının mücadelesine ve
enternasyonalizme tarihi bir ihanet sergileyen SPD mükâfatını hükümet ortağı olarak alır.

1918 Kasım Devrimi


Ordu savaşı bitirmek istese de, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İngiliz donanmasına karşı Ekim
1918’de son bir saldırı yapma kararı alır. Erler bu karara tepki göstererek komutan ve subaylara isyan
eder. İsyancı erler tutuklanarak Kiel’e getirilirler. Başta tersane işçileri olmak üzere binlerce Kielli işçi
gösteri düzenler. Subayların göstericilere ateş etmesi üzerine askerler ayaklanarak asker konseyleri
kurarlar. 20.000 denizcinin kurduğu asker konseylerini, çoğunluğunu tersane işçilerinin oluşturduğu işçi
Konseyleri takip eder. 4 Kasım’da tüm Kiel şehrinin denetimi işçi ve asker konseylerinin elindedir.
Ayaklanma hızla diğer kentlere yayılır ve 8 Kasım’da Bavyera Sovyet Cumhuriyeti ilan edilir.
Gelişmeler karşısında hükümetten çekilen SPD “Yaşasın toplumsal cumhuriyet!” sloganını ortaya
atar. İmparatoru ikna eden SPD, Cumhuriyet’i ilan ederken, USPD’yi de hükümete katarak yanına
çekmeyi başarır.
Bu gelişmelerden iki saat sonra Karl Liebkneckt sarayın balkonundan “Sosyalist Cumhuriyet”in
kurulduğunu açıklar.
11 Kasım’da Lenin devrimi selamlar ve burjuvazi ile işbirliği yapmadan, işçi ve asker temsilcilerinin
yer aldığı bir iktidar önerir.
Kitleler hala SPD’nin etkisi altındadır. Spartakistlerin ajitasyon ve propaganda çalışmaları işçi
sınıfını kendi çizgisine çekmekte yetersiz kalmaktadır. Kitleler parlamentonun kurulmasını ve bir an
önce seçimlerin yapılmasını istemektedir.
Devrimci örgüt ihtiyacını hisseden Spartakistler, gelişen olaylar karşısında ayrı bir parti olarak
örgütlenmenin gerekli olduğu kararını alırlar. 30 Aralık’ta diğer sol gruplarla birlikte Alman Komünist
Partisi’ni (KDP) kurarlar. Partinin kuruluşundan 15 gün sonra komünist önderler Rosa Luxemburg ve
Karl Liebknecht SPD’li birliklerce ele geçirilir ve katledilirler. Parti kuruluşunun hemen ardından iki
önderini kaybetmiştir.

Devrimde ihtilalci partinin rolü


Alman Devrimi deneyimi ihtilalci bir komünist partisinin devrimdeki önemine ışık tutar niteliktedir.
1918-1923 yılları arasında Almanya’da devrimci durum yaşanmış fakat sosyalist devrim
gerçekleştirilememiştir. Bu nedenle Alman Devrimi tarihe “gerçekleşmeyen” devrim olarak geçmiştir. O
dönemde Almanya’da işçi sınıfını kucaklayacak, onunla ete kemiğe bürünmüş bir devrimci partinin
olmayışı devrimin yenilgisini ve karşı devrimin zaferini kaçınılmaz kılmıştır.
Sağlam bir ideolojiye dayanan, iktidar perspektifiyle hareket eden ihtilalci bir partinin olmadığı
koşullarda yaşanan devrimci durumların devrime varamayacağı Almanya’da yaşanan deneyim
üzerinden tüm açıklığıyla gözler önündedir. Zamanında SPD’den kopularak illegal ihtilalci bir partinin
kurulamamış olması, işçi sınıfı üzerinde reformizmin etkisini kıracak ve sınıfı devrime yönlendirecek
böyle bir örgütün yokluğu, devrimin yenilgisinde en temel etkendir. KPD’nin kuruluşunun gecikmesi,
kurulduktan çok kısa bir zaman sonra da
önderlerini yitirmesi, 1921 ayaklanmasından
iyi bir şekilde yararlanamaması, kendi
gücünü abartarak erken davranması, 1923
yılında giderek güç kazanmasına, sınıfla
belirli oranda bir birleşme sağlamasına
karşın 1921’de yaşanılan olumsuzluğun
etkisiyle 1923 yılında tereddütlü
davranması, devrimin başarısızlığına
yolaçmıştır.
Alman Devrimi, yaşanan tüm
olumsuzluklara, devrimin
gerçekleştirilememesine rağmen derslerle
dolu bir tarihi kesiti ifade etmektedir. Alman
Kasım Devrimi’nden çıkartılması gereken
en büyük derslerden birisi devrimci partinin
devrimdeki rolüdür. 35
Erdal Eren:
Darağaçlarından
geleceğe taşınan umut!
Devrimci mücadele yükseliyor... Meydanlar, sokaklar isyan sesleriyle dolu... Sistemin mezarı
kazılıyor... Ve karşı devrim yaklaşıyor... Korkular, yasaklar üzerine kurulu bu acımasız düzen bekasını
korkutarak sağlayacak yine. Evler basılacak, işkence tezgâhları, darağaçları kurulacak, umut dolu isyan
sesleri susturulmaya çalışılacak.
Tarih 30 Ocak 1980... Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan
Suner yazılama yaparken MHP’li bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından
kurşunlanarak öldürülür.
Tarih 2 Şubat 1980... Sinan Suner ’in öldürüldüğü yerde üniversiteli gençler tarafından bir protesto
gösterisi yapılır. Olaya müdahale eden askerlerle öğrenciler arasında çıkan çatışmada askerlerden birisi
vurularak ölür. 24 öğrenci gözaltına alınır. Erdal Eren üzerinde tabanca bulunduğu için olayın faili ilan
edilir. Ankara Merkez Komutanlığı’na götürülen Erdal, burada işkenceden geçirilir.
13 Şubat 1980’de duruşma başlar. Karar baştan bellidir! Devletin ne kanıta, ne otopsi raporuna, ne
de yaşla ilgili adli tıp raporuna ihtiyacı vardır. Devletin infaza ihtiyacı vardır. Bütün talepler reddedilir.
Hatta Erdal Eren işkence gördüğünü söylediğinde, mahkeme başkanı davayla ilgisi olmadığını
söyleyecektir. Erdal’ın katledilmesine karar verilmiştir. Kendisi de bunun farkındadır. Duruşmada
“Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın
ertesinde genelkurmay başkanının ‘çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek’ şeklinde
demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır...” diyecektir.
Erdal düzene karşı kendini “savunmaz”! Savunma için söz verildiğinde, “Bugün devrimcileri ve
onların bir parçası olan beni, aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası
verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin
yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak
ve doğru kararı verecektir” diyecektir. Umut vardır sözlerinde
Sanık koltuğunda devrim mücadelesi vermektedir hala. Dava 45
gün sürer, 45 günün sonunda, baştan verilmiş olan idam kararı çıkar.
13 Aralık 1980... Erdal Eren idam edilir. Yaşı: 17. Suçu:
Kendisine doğru koşmakta olan bir askeri “sırtından vurarak”
öldürmek...
20 Eylül 2008... “Gazete manşetleri kocaman puntolarla “Erdal
Eren öldürmedi, silah kazası” yazmaktadır. Giresun Valiliği’nin
internet sitesindeki ‘şehitlerimiz’ bölümünde, 28 yıl önce Erdal’ı
darağacına götüren olay ‘silah kazası’ olarak geçmektedir. Burjuva
basının olayı yansıtması üzerine şehitlerimiz bölümündeki “silah
kazası” ifadesi değiştirilir
Erdal Eren “suçluydu”! Bir askeri öldürdüğü için değil bir
devrimci olduğu için suçluydu. O, 17 yaşında genç bir komünistti.
Sermaye düzenine karşı gelmişti, sistemin bekasına karşı çıkmış,
boyun eğmemişti. Dolayısıyla ölmeliydi!
Umut doluydu yüreği, umut dolu yüreklerimiz... Boşa gitmedi
yapılan hiçbir şey, söylenen hiçbir söz. Onların umut dolu sözleri ve
kararlılıkları mücadelemize ışık tutuyor!

36
19 Aralık:
Katliam ve direniş
Bayrampaşa, Ümraniye, Çanakkale, Çankırı, Bartın, Malatya, Ceyhan, Buca, Ulucanlar, Uşak, Kürkçüler,
Bursa, Aydın, Niğde, Gebze... 19 Aralık 2000’de eş zamanlı olarak yirmi cezaevinde gerçekleştirilen katliamda,
gaz ve yangın bombalarıyla ve kurşunlarla yirmisekiz devrimci katledildi, yüzlercesi yaralandı ve sakat kaldı...

“İçerisi teslim alınamadan dışarısı teslim alınamaz”


Sermaye düzeni işçi ve emekçilere sömürü ve sefaleti dayatırken, bu kölelik koşullarına karşı oluşacak haklı
direnişin de korkusu içine hapsolmuştur. Bundan dolayı her hak alma eyleminde bir uyanış şüphesi içinde
yaşamaktadır. Her türlü alana baskı ile hakim olmak zorunda kalması bundandır. Bu uyanışın önünü açacak ve
direnişi büyütecek olan devrimciler ise düzenin duyduğu korkular içerisinde öteden beri en başta geliyor.
Düzenin kölelik koşullarının sürekliliğini tehlikeye sokan her devrimci de bundan dolayı en yoğun baskı ve
şiddet uygulamaları ile sindirilmeye çalışılıyor. Tutsak alma ve devrimci kimliği sindirme, sermaye devleti için
devrimcilere yöneltilen en sistematik uygulamalardan biridir. Ne var ki, düzenin açık hapishanelerini ve
kapitalizmin sadakalarını reddeden devrimciler için bu aygıt da yetersiz kalmaya mahkumdur. Zira zaman
göstermiştir ki, ne zindan, ne idam, ne de işkence devrimci kimliği teslim alamamıştır.
19 Aralık sermaye devletinin bu çaresizliğinin ürünüdür. Devrim mücadelesinin yarattığı korku ile hareket
eden düzen güçleri, tutsakların kimliklerini cezaevlerinde de teslim alamadıklarını gördüklerinde tecrit
koşullarını dayatmışlardır. F tipine geçiş hazırlıklarının hızlandırılması ile devrimciler cephesinden başlayan
direniş ölüm oruçlarına dönerken, sermaye devleti açısından gelinen noktada artık devrimcilerin canlarına
kastetmekten, onları fiziksel olarak da yok etmekten başka çare kalmamıştır. “Sömürü düzeninin çarklarının, yoz
kültürünün olmadığı tek bir yer, tek bir iz, tek bir umut ışığı kalmamalıydı. Her taraf bu düzen gibi karanlık
olmalıydı. Bundandı işte bir gece yarısı, 2000 Aralık ayının 19’unda topla, tüfekle, kimyasal silahlarla ölüm
kusmaları. 4. günün sonunda ise, teslim alınamayan bir gelecek umudunun 28 ayracı iliştirilecekti tarihin en
aydınlık sayfalarına. Zaptedilmiş olsa da içerisi, dışarısı yine sefalete mahkum olacak, değişen sadece daha da
artacak olan yoksulluk olacaktı. Ve sonra, bu düzenin devamı için yeni yalanlar bulunmaya devam edilecekti.
Hapishanelerse, burçlarında kızıl bir bayrak gibi dalgalanan delik deşik edilmiş bedenlerle bu ülkeyi
anlatacaktı. Ancak bu fırtına dindiğinde, bu zulüm tufanı sona erdiğinde doyasıya yaşanılabilecek olan bu
ülkeyi… Bu yüzden karanlıktan aydınlığa doğru açılan bir pencereyi daha kapatmaktı amaçları. Fakat yine de
yok edilemeyecekti gelecek güzel günlere dair umut ve inanç. Çünkü; ‘öldürülseler de hep ışığı taşıyanlar, her
seferinde başkaları almaktaydı yerlerini.’” (Kızıl Bayrak, sayı: 49)
Düzenin bu korkularıyla çaresizlik içinde başlayan “Hayata Dönüş Operasyonu” 19 Aralık sabahı devrimci
iradeyle karşılandı. Tutsaklar tecrit dayatmasının karşısında kararlılıklarını sürdürdüler ve yakılarak, vurularak
yaralandılar, katledildiler.
Hazırlanan sağlık raporlarında yaşanan vahşet açıkça okunmuştur. Operasyona katılan gardiyanların ve
güvenlik güçlerinin kasten ve sistematik biçimde uyguladıkları terör, düzenin katliamcı kimliğini bir kez daha
gözler önüne sermiştir.
Tüm bunların ardından başlayan yargı sürecinde binlerce gardiyan ve jandarma hakkında “Görevi kötüye
kullanmak ve tutuklu ve hükümlülere kötü muamele yapmak”tan dava açılsa da bu taşeronların bir çoğu
“aklanmıştır”. Ortaya saçılmış onca belgeye rağmen katiller kollanırken, devrimci tutsaklar“Uzun süredir isyana
hazırlanmak, cezaevi idaresine karşı toplu ayaklanma”ya kalkışmakla suçlanmışlardır. Oysa, operasyonun bir
yıl önceden hazırlanmaya başlandığı itiraf edilmiştir
Operasyon sonrasında yargı süreci de “bağımsız yargı”nın ne büyük bir yalan olduğunu bir kez daha ortaya
koymuştur. Gardiyan ve jandarmalar hakkında dava açılırken, ne onları operasyon süresince yönlendirenler ne
de talimatı verenler bu sürece dahil edilmişlerdir.
19 Aralık katliamı, öncesi ve sonrası ile düzenin çürüyen yüzünün resmidir.
Cezaevlerinde o gün teslim edilmeyen irade dışarıda da direnişe güç katmıştır. Hem tecrit dayatması hem de
direnişi kırmaya yönelik katliamlar, esas esareti bu kölelik düzenini “dışarıda” yaşamaya mahkum edilenleri
sindirmek içindir. Düzenin korkusu esas olarak işçi ve emekçilerin öfkesinin er geç kendisine yöneleceğini
bilmesindendir.
Devrimci irade ile saldırılar göğüslendiği sürece, işçi ve emekçilerin mücadelesinin büyümesinin önüne
geçilemeyecektir. 37
“Mustafa”: Nefesi kesilen burjuva
ideolojiye
“hayat öpücüğü”!
“Mustafa” belgeselinin gösterime girdiği son açıktır. Can Dündar’ın kendisi de filminin “Kemalizme
günlerde gözler bir kez daha M. Kemal’e, dolayısıyla yeni bir hayat öpücüğü” olduğunu söylüyor. Dündar,
onun liderlik ve ulusal kahramanlık kültüyle birlikte hiçbir zaman alt sınıflara yakın olmayan Kemalizmi
kişilik özelliklerine çevrilmiş bulunuyor. Küresel “başkalaştırarak” anlatma kaygısı güdüyor. Burjuva
ekonomik kriz, Ergenekon davası, Kuzey cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllarda bir tür “devlet
Kürdistan’daki gelişmeler derken filmi ile gündeme kapitalizmini” yaratmaya çalışan Kemalizm, yerinin
girmeyi başaran Can Dündar “Fikriye”, “Sarı Zeybek” Avrupalı kapitalist devletlerin yanı olduğunu her
gibi belgesellerinden sonra bir kez daha M. Kemal’i ve vesileyle belirtmiştir. Emekçi yığınların hak ve özgürlük
Kemalizmi devlet, bürokrasi, aydın-entelektüel tabaka taleplerine yanıtı ise baskı ve sindirme olmuştur.
nezdinde tartıştırmayı başarmış durumda. Mustafa Suphi’lerin daha ilk adımda Karadeniz’de
“Mustafa” tartışmasına ve taraflarına geçmeden önce katledilmesi, Kürt isyanlarının kanla bastırılması,
belgeselin içeriğine ve Dündar’ın deyimiyle işçilere sendikal hak ve özgürlüklerin tanınmaması vb.,
“doldurduğu boşluğa” bakmak yararlı olacaktır. Kemalist ideolojinin ne olduğuna açıklık getirmektedir.
Marksist-Leninist Belgeselin bir bölümünde M. Kemal yıllar sonra
dünya görüşü, Atatürk’ten Mustafa’ya! İstanbul’a döndüğünde, yanındaki Hamdullah Suphi’ye
toplumsal gelişmeleri dönerek: “Bu halk bağrına basmayı bildiği gibi yeri,
geldiğinde linç etmesini de bilir” diyor. Belgeselde
bilimsel bir yöntemle
1930’lardan günümüze Kemalizm hep bir
“ellemeyin kırılır” ideolojisi olarak kalmıştır. böyle bir diyalog geçince kıyametler
inceleyip yorumlar ve Marksist-Leninist dünya görüşü, toplumsal kopabiliyor,“Atatürk diktatör müydü yani” diye ciddi
önder konumundaki gelişmeleri bilimsel bir yöntemle inceleyip yorumlar ve ciddi tartışılabiliyor. M. Kemal’i tek başına bir kişilik

kişileri de bunun önder konumundaki kişileri de bunun içinde bir yere olarak sorgulanmasından öte, temelleri onun
döneminden atılan resmi ideolojinin ve bu eksen
içinde bir yere
oturturken, burjuva ideolojisi bunun tam tersini yapar.
Devrimci önderler eksiklikleri ve üstünlükleri ile belli üzerinden Kemalizmin sorgulanması gerekiyor.
oturturken, burjuva tarihsel koşulların ürünü iken, böyle süreçlerde ortaya Etnik kimlikleri, kültürleri ve dilleri asimile eden
ideolojisi bunun tam çıkan burjuva önderleri gereğinden fazla abartılır, eksiği “tek millet, tek devlet, tek bayrak” anlayışı burjuva
cumhuriyetin bütün bir tarihine damgasını vurmuştur ve
tersini yapar.
gediği olmayan kahramanlara çevrilir. Bundan dolayıdır
ki, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Mustafa Kemal bugün de sürmektedir. Koca bir halk hala yok
Devrimci önderler ve Kemalist ideoloji tartıştırılmamış, “tabu” haline sayılmakta, inkâr ve imhaya tabii tutulmaktadır. Eğer
eksiklikleri ve getirilmiştir. gerçek bir Kemalizm tartışması ve resmi ideoloji

üstünlükleri ile belli “Mustafa” belgeselinin gayesi “insan” Mustafa’yı hesaplaşması yapılacaksa, bu temeller üzerinde
yapılmalıdır.
tarihsel koşulların
anlatmak olarak belirtiliyor. Onun da nihayetinde insan
olduğu, sigara kullanıp her gün bir büyük rakıyı Belgeseldeki diğer bir polemik konusu olan M.
ürünü iken, böyle devirebildiği, aşkları, hırsları ve yalnızlıkları olduğu Kemal’in “Kürtlere yerel özerklik verilmeli” söylemi
süreçlerde ortaya seyircinin gözüne sokulmak isteniyor. Resmi ideolojinin ise, önümüzdeki günlerde çeşitli çevrelerce liberal ham
hayallere konu olmaya adaydır.
çıkan burjuva
özüne hiçbir biçimde dokunulmadan, yalnızca bu
sınırlarda onun dışına çıkılıyor. Seyirci karşısında, M.
önderleri gereğinden Kemal’in “bilmediğimiz yönleri”yle birlikte hayatına Kemalizm’in iflası
fazla abartılır, eksiği ilişkin ne varsa bir çırpıda anlatmak isteyen bir film
gediği olmayan buluyor. Son olarak Can Dündar, “Mustafa” belgeselinin
yapımında Genelkurmay arşivindeki Atatürk
kahramanlara çevrilir. Kemalizmin ideolojik yükü... günlüklerinden faydalandığını belirtiyor. Kimselerin
giremediği böyle bir arşivin kapıları nedense Can
M. Kemal’i içerisinde bulunduğu tarihsel Dündar’a sonuna kadar açılıyor. Faşist ideolojinin kalesi
koşullardan yalıtarak onun dönemsel politikalarına olan kurum ve kuruluşlar Dündar’ın Mustafa
dokundurmalar yapmak belgeselin “özünü”, dolayısıyla belgeselinde sorun görmüyorsa, açıktır ki film, bugün
C. Dündar’ın “niyetini” tartışmaya açmış bulunuyor. artık çürümüş bulunan burjuva cumhuriyetin ulusal
Önemli toplumsal gelişmelerin yaşandığı, laik-anti laik kahramanı M. Kemal’i “allayıp pullayarak” sunma
adı altında düzen içi çatışmaların şiddetlendiği bir projesidir ve çok yönlü bir kriz içinde debelenen düzen
dönemde ideolojik yükünden kurtulmuş bir bundan yarar ummaktadır. Bu sefer M. Kemal’e bakılan
Kemalizm’dir sunulmak istenen. pencere biraz farklı olsa da içinde bulunan odalar her
Bir türlü dikiş tutmayan burjuva Kemalist ideolojiye zamanki gibi aynıdır.
38 taze kan sunmak amacıyla böyle bir belgesel çekildiği A. Direnç