You are on page 1of 12

"Bana müceddidlik geldi. Ben kabul etmedim.

Müceddidlik, Sultan Abdülhamid'e olsun, dedim!"

SAYDA-İ TÂGİ (k.s.a3)

"Ölmeden bilinmedi kadri,


"Babam Sultan Abdülhamid Han'ın!..
"Hiç kimseye bakî değildir,
"İtibarı bu fânî cihanın!..*
Ayşe OSMANOĞLU

3 M. Hanefi Mert- Ariflerden İnciler, İstanbul, 2003, sh:


269.
SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'IN
RÛHANİYETİNDEN
İSTİMDÂD
Nerdesin Şevketlim Sultan Hamid Han,
Feryâdım varır mı bârigâhına!..
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına!..
Tahkire yeltenip tâc ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını,
Sınadı sillenin nerm u sahtını,
Rahmet et Sultanım sûz-ı âhına!..
Tarihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek ey koca Sultan!..
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişahına!..
Padişah hem zâlim, hem deli dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik!..
Şeytan ne dediyse biz belî dedik,
Çalıştık fitnenin intibâhına!..
Divâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hulyâ dizmişiz,
Sâde deli değil, edepsizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegâhına!..
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
Bir sürü türedî girdi meydana,
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ,
Yuf olsun bunların ham ervâhına!..
Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler,
Saçak öpmeyenler secde ettiler,
Bir âsî zâbitin pis külâhına!..

Bugün varsa yoksa


Şöhretine herkes fuzûlî dellâl,
Alem-i mânâdan bak da ibret al!..
Uğursuz tâlihin şu gümrâhına!..
Haddi yok açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazaya boyun verenin,
Lânetle anılan Cebâbire'nin,
Rahmet okuttu bu en küstahına!..

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,


Herkesin belâdan nasibi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldârim şen sabahına!..

Milliyet dâvâsı fıska büründü,


Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türk'ün ruhu zorla âsî göründü,
Hem Peygamberine, hem Allâh'ına!..

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,


Bunlar her tarafa kurdu salıncak,
Eli, yüzü kanlı bir sürü alçak,
Kemend attı dehrin mihr u mâhına!..

Bu itler -nedense- bana salmadı,


Bahalıydı başım kimse almadı,
Seyrandan başka iş de kalmadı,
Gurbet ellerinin bu seyyâhına!..

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,


Tadı kalmamıştı Meşrûtiyetin,
Deccala dil çalan böyle milletin,
Bundan başka çâre yok ıslâhına!..

Lâkin sen Sultanım gavs-ı ekbersin!..


Âhiretten bile himmet eylersin!..
Çok çekti şu millet, murada ersin,
Şefaat kıl Şâhım meded-hâhına!..4

Rızâ Tevfik BÖLÜKBAŞI

4 LÜGATÇE
nerm ü saht: yumuşak ve sert
gümrah: yolunu şaşırmış
cebâbire: zorbalar
dehr: devir, dünya
mihr ü mâh: güneş ve ay
medethâh: yardım isteyen
İÇİNDEKİLER

Önsöz 15

BİRİNCİ BÖLÜM

SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN ŞEHZADELİĞİ,


CÜLUSU VE ŞAHSİYETİ

I- SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN ŞEHZADELİĞİ VE


CÜLUSU
A- ŞEHZADELİĞİ 37
B- CÜLUSU 51
a- Sultan V. Murad'ın Hastalığı ve Hal'i 51
b- Cülûsü ve Kılıç Alayı Merâsimi 66

II- SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN ŞAHSİYETİ

A- FÎZÎKÎ HUSUSİYETLERİ 75
B- MANEVÎ HUSUSİYETLERİ 86
a- Şahsî Ahlâk ve Meziyetleri 86
aa- Zekâsı ve Cesâreti 93
bb- Siyâsî Dehâsı .............. 99
1- Kiliseler Meselesi 103
2- Akabe Meselesi 110
ce- Aşırı İhtiyatlı Oluşu 113
dd-Muktesid Oluşu 132
b-Dindarlığı ve Hilâfet Siyâseti 136
aa-Dindarlığı 136
bb-Hilâfet Siyâseti 146
1-Hicaz Demiryolu 163
2-Çin Müslümanları ve Pekin'de
Hamidiye İslâm Üniversitesi 167
3-Güney Afrika ile Temaslar ve
Ebûbekir Efendi 183
4-Diğer Ülkeler 194
5-Bazı Müdâhaleler 197

İKİNCİ BÖLÜM

SALTANATININ UMÛMÎ BİR DEĞERLENDİRİLMESİ,


DEVRİNİN ÜMRAN FAALİYETLERİYLE
BELLİ BAŞLI VAKALARI VE
TAHTTAN İNDİRİLİŞİ

I- DEVRALDIĞI MİRAS VE SALTANATININ UMÛMÎ


DEĞERLENDİRMESİYLE ÜMRAN FAALİYETLERİ

A- DEVRALDIĞI MÎRAS 203


B- SALTANATININ UMÛMÎ BÎR
DEĞERLENDİRMESİ 215
C- II. ABDÜLHAMlD DEVRİNDE KÜLTÜR VE
ÜMRAN HİZMETLERİ 232

II- SULTAN II. ABDÜLHAMİD DEVRİ'NİN BELLİ


BAŞLI MESELELERİ

A- TERSÂNE KONFERANSI VE
I. MEŞRÛTİYETİN İLÂNI 243
B- "93 HARBİ VE BAZI İHTİLÂL
TEŞEBBÜSLERİ 266
1- Doksan Üç Harbi ... 266
a- Tuna Cephesi 274
b- Kafkasya Cephesi 283
KADİR MISIROĞLU 13

c- Ayestefanos Muâhedesi 284


d- Berlin Konferansı 287
e- Midhat Paşa'nın Azli ve Sürgüne
Gönderilmesi 288
f- Meclis-i Mebusân'ın Feshi 293
2- Bazı İhtilâl Teşebbüsleri 303
a- Ali Suavi ve Çırağan Vak'ası 303
b- Aziz Bey-İskalyeri İhtilâl
Teşebbüsü 306
C- TESALYA HARBİ 308
D- ERMENİ MESELESİ 313
a-Ermeniler ve Kıyamlarının Târihî
Sebebleri 313
b-Sultan II. Abdülhamid'e Bombalı
Sûikasd Hâdisesi 330
c-Ermeni Meselesinde Sultan II Abdülhamid
Sonrasına Kısa Bir Bakış 342
E- BULGARİSTAN MESELESİ 350
F- YAHUDİ MES'ELESİ VE SİYONİZM 351
G- MISIR MESELESİ 377
H- TUNUS MESELESİ 386
I- YILDIZ MAHKEMESİ . 389
İ- JÖN TÜRKLERİN GAFLET VE İHÂNETLERİ
İLE İTTİHAD VE TERAKKİ CEMİYETİ .... 392
a- İtttihad ve Terakki Cemiyeti'nin
Kuruluşu 392
b- Jön Türklerin Gaflet ve İhânetleri 404
aa- Birinci Jön Türk Kongresi 404
bb- İkinci Jön Türk Kongresi 413
c- Sultan Abdülhamidîn Muhâliflerinden
Birkaç örnek
1- Abdullah Cevdet 417
2- İbrahim Temo 421
3- Prens Sabahaddin Bey 424
4- Mizancı Murad Bey 434
5- Ahmed Rıza Bey 441
6- Ve Diğerleri 447

III- TAHTTAN İNDİRÎLİŞİ VE


BUNA TEKADDÜM EDEN HÂDİSELER
A- MAKEDONYA HÂDİSELERİ VE
II. MEŞRÛTİYETİN İLÂNI 452
a- Makedonya Hâdiseleri 452
b- II. Meşrûtiyet'in İlânı 467
B- 31 MART VAK'ASI 478
C- HAREKET ORDUSUNUN GELİŞİ VE
SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN
TAHTTAN İNDİRİLİŞİ 538
a- Hareket Ordusunun İstanbul'a Gelişi..538
b- Sultan II. Abdülhamid'in Tahttan
İndirilişi 557
D- YILDIZ SARAYI'NIN YAĞMALANMASI 588

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN SÜRGÜN HAYATI


VE ÖLÜMÜ
I- SELANİK'TEKİ SÜRGÜN HAYATI 601
II- SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN SELANİK'TEN
İSTANBUL'A NAKLİ VE VEFATI 618
A- İSTANBUL'A NAKLİ 618
B- BEYLERBEYİ SARAYI'NDAKİ HAYATI
VE VEFÂTI 626

SULTAN II. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN


KISA KRONOLOJİSİ 649

KİTÂBİYÂT 653
ÖNSÖZ

Birtakım fevkalâdelikleri kullanarak mil­


letlerin hayatında derin değişikliklere âmil olanlar,
hemen hemen dâima tarihi, kendilerine mahsus
birtakım temel umdelerle (prensiplerle) yeniden
değerlendirerek zuhûrlarının bir nevî gerekçe­
sini ortaya koyarlar. Böylece gûyâ yaptıklarının
doğruluk ve haklılığını geniş kitlelere kabul et­
tirmek isterler ki; bir propaganda mahsûlü olan
bu değerlendirmeler, ekseriyâ eskiyi kötülemek
tarzında vâkî olur.
Dünya'da her milletin hayatında görülen bu
gibi tarih tahrifkârlığının en dehşetlisi bizim ül­
kemizde yaşanmıştır. Çünkü bizi, uzun asırlar
boyunca teşekkül ve devam etmiş bulunan
"İslâm Dünya Görüşü"nden kopararak bir bâtılın
gayyâsına düşürmek kolayca mümkün olabilecek
bir iş değildi. Bundan dolayıdır ki, ülkemizde icrâ
edilmiş olan inkılâp hareketleri, dehşet verici bir
tedhiş metoduyla gerçekleştirilmiş ve netice olarak
tarih, âdetâ masallaştırılmıştır.
Gerçekten 1839 Tanzimat Fermânı ile ortaya
çıkan ve kahraman milletimizi Avrupa'nın bir nevî
vesâyeti altına sokan "batılılaşma mâceramız"
henüz devam eden tesirleri itibariyle hâlâ
kurtulamadığımız bir fikrî ve fiilî sefâlet ve felâketler
3
manzûmesidir. Zira "Batılılar ne der? * endişesi ile
hareket ve onları memnun etmek gayreti peşinde
koşmak, siyasetimizin en temel bir müessiri hâline
gelmiştir. Bunun neticesi de, idâre edenlerimizle
idâre edilenlerimiz arasındaki birbirlerine -mutlak
mânâsıyla- yabancılaşma olmuştur. Çünkü başka
memleketlerde tarihin sadece yorumunda bir in­
hiraf vâkî olduğu hâlde bizde bu durum, kıymet
hükümlerinin tepetaklak edilmesine ilâveten bir
de gerçeklerin değiştirilmesi ve bazen de olmamış
vak'aların uydurulması gibi akıl ve ilim dışı bir
sûrette vâkî olmuştur.
Ülkemizdeki bu tarih tahrifkârlığı, daha ziyâde
üç büyük şahıs etrafında dehhâmeleşmiştir. Bunlar
Tanzimatla açılan meş'ûm (uğursuz) "kendinden
k a ç m a " cereyânına karşı millî ve dînî mukavemeti
temsil eden Sultan Abdülaziz, Sultan I I . Abdül¬
hamid ve Sultan Vahideddin, merhumlardır. Bu

5 "Avrupa'yı anlamak için, Avrupa'yı temsil etmek için bir


vâsıtamız yoktur: Yalnız garip, mühlik (tehlikeli) bir vak'a
önünde:
«-Avrupa ne der?!» söyler ve bir şey bekleriz!.."
"...Bir fırka (parti) mühim bir teşebbüste bulunsa, bir vilâ­
yet kaanunu tanzim edilse, millî bir tezâhür olsa, bir cemiyet-
i islâmiyye teşekkül etse, bir hükümet sukût etse,.... millî bir
gazete neşredilse, harb edilse, sulh edilse, idamımıza karar
verilse, mezara gidilse... biz:
«-Avrupa ne der?!» söyleriz."

"-Avrupa ne der?!" suâli, havfın (korkunun), fikr-i şahsiyi


istihkâr eden (hakîr gören) kuvve-i hafiyesidir." (Bkz: Habil
Adem'in "Hilâfet Siyâseti ve Türklük Siyâseti" (İstanbul 1331)
isimli esere yazdığı uzun dipnot, sh: 7 vd.)
Ne dersiniz, makale hacimli bir hâşiyeden naklettiğimiz şu
üç-beş cümlede ifâde edilmiş olan gerçek, bugün de hâlâ ay­
nen mevcud değil mi?!
KADİR MISIROĞLU 17

Üç büyük şahsın nûrânî çehrelerinin korkunç bir


karalama kampanyasıyla tanınmaz hâle getirilm­
esinde en ileri gidilmiş olanı -hiç şüphesiz- Sul­
tan II. Abdülhamid merhumdur. Bunlardan Sul­
tan Abdülaziz ve Sultan Vahideddin'i d a h a önce
6
yazmış bulunmaktayız. Elinizde tuttuğunuz bu
eserle Sultan I I . Abdülhamid de yazılmış ve böy­
lece " Ü ç M a z l u m Padişah" serimiz tamamlanmış
bulunmaktadır.
Tarihle az-çok uğraşanlar çok iyi takdir ederler
ki, bu ülkede iki şahıs hakkında gerçekleri söylemek,
tasavvurun fevkinde bir derecede güçtür. Bun­
lar Sultan I I . Abdülhamid ve M. Kemal Paşa'dır.
Zira her ikisi hakkında da yazılmış olanların kaa¬
hir ekseriyeti yalandır. Bu yalanlar, bunlardan
birincisinin aleyhinde; ikincisinin ise, lehinde vâkî
olmuştur. Üstelik bu sonuncusu hakkında eğriyi,
doğrudan ayırmanın fiilî güçlüğüne ilâveten bir
de kaanunî bir mâni mevcuddur. 7 Bu sebepledir
ki, onunla ilgili olarak yazabildiklerimizden dolayı
mâruz kalmış olduğumuz sıkıntılar, bizi tanıyan
herkesçe mâlumdur. 8
Sultan II. Abdülhamid'e gelince, O'nun

6 Kadir Mısır oğlu- Bir Mazlum Padişah: Sultan Vahided¬


din, (İstanbul, 2005) ve Bir Mazlum Padişah: Sultan Abdüla­
ziz, (İstanbul, 2006).
7 M. Kemal Paşa hakkındaki 5816 numaralı kaanun, as­
lında O'nun heykellerini kırmayı ve hâtırasına alenen hakaret
etmeyi suç saydığı hâlde, tatbikatta en küçük bir tenkidin
bile suç sayıldığına dâir gerçeklere vâkıf olmak için: "Gurbet
İçinde Gurbet" (İstanbul, 2004) isimli eserimizin 372. sahi¬
fesindeki 153 numaralı dipnot veya "Sarıklı Mücâhidler" (İs­
tanbul, 2007) 18 sahifedeki 10 numaralı dipnota bakılabilir.
8 Tafsilât için şu eserlerimize bakılabilir: Geçmiş Günü
Elerken, c. I ve II (İstanbul 1993-1995), Hicret (İstanbul
1990) ve Gurbet İçinde Gurbet (İstanbul 2004).
hakkında gerçeği söylemek için kaanunî bir mânı
yoksa da, yalanların kesâfeti (yoğunluğu) sebebiyle
fiilî gerçeklerin tam mânâsıyla ortaya konulması,
imkânsıza yakın bir derecede güçtür. Bununla be­
raber uzun bir çalışmanın mahsûlü olan bu eserde,
merhum hakkındaki yalan ve yanlışlarla gerçekler­
in çarpıtılmasına âid belli başlı yanlış ve iftiraları
cevaplandırmaya çalıştığımız görülecektir.
Satranç oynayan insanlar, birbirlerinin şâhını
mat etmeye çalışırlar. Şâhı mat olan bir oyuncu,
geride ne kadar atı, kalesi ve piyonu mevcud ol­
ursa olsun, oyunu kaybeder, yani mat olur!.. Mil­
letler arasındaki mücâdele de bir satranç oyununa
benzer. Her milletin münevverleri, bir satranç
tahtasındaki şâh mesabesindedir. Binâenaleyh
düşman telkinlerinin asıl hedefi onlardır. Bir ül­
kenin münevverlerini, kendi dâvâsına kazanan
düşmanlar, o münevverlerin mensup olduğu mille­
ti, kahredici emellerine râm etmekte hiçbir güçlük
çekmezler.
Bizde de böyle olmuştur. Bunun neticesidir
ki, Sultan II. Abdülhamid Han hazretlerinin otuz
seneyi aşan iktidar zamanının vak'alarını ve onların
baş âmili olan o büyük şahsiyeti değerlendirmekte,
halk ile münevverlerimiz arasında dâima büyük
bir fark müşâhede edilegelmiştir. Hâlâ devam eden
bu değerlendirme farkını kavrayabilmek için bir
misâl zikredelim. İttihatçılar'ın Selânik valiliğini
yapmış olan ve bazı müsbet fikirlerine rağmen Te­
vfik Fikret gibi memleket münevverlerini sihr-i
şiir ile idlâl (sapıklığa sürükleme) gayreti peşinde
koşmuş bulunan bir kimseye yazı yazdırabilmek
için mâhud Tanin Gazetesi'nin sermâyesini vermiş
olan Hüseyin Kâzım Kadri, hatıratında, kendisi
gibi ifsâd edilmiş münevverlerle halk arasındaki
tezadı, yani değerlendirme farkını açıkça ortaya
koyan tipik bir vak'a nakletmektedir. O, Sultan II.
Abdülhamid'den sonra işbaşına gelenlerin ülkeyi
bir mâcerâ mantığıyla idâre ederek binbir bâdireye
sürüklemeleri karşısında, umûmî efkârın o büyük
Hükümdar'a hasretle meyletmiş bulunduğunu
belirttikten sonra bu değerlendirme farkını, şu
satırlarla ifade etmektedir:
"Bir ihtiyar kadın bana bir gün:
"-Âh!.. Kahrolasın Abdülhamid!.. Âh gaddar,
hâin!.. O'nun yüzünden bu hâle düştük!.." demişti.
Ben de:
"-Evet, valide, çok doğru söylüyorsun!.. Al­
lah kahretsin!..." cevabım verdim ve her ikimiz bu
nakaratı tekrar edip duruyorduk ki; kadın birden
bire makam değiştirip:
"-Oğlum!.. Sen de, ben de söylüyoruz; fakat
zannederim ki; her ikimizin sözlerimiz arasında
pek büyük bir var... Ben, Allah kahretsin, diyorum;
çünkü memleketi güzel yönetemedi ve bu yüzden
hem kendisini, hem de bizi makhur (kahrolmuş) ve
perişan etti. Memleket de birtakım bayağı adamların
elinde kaldı." diyordu.
"-Aman hanım, ne söylüyorsun?!" diyecek ol­
dum. Kadın, tarif olunmaz bir şiddetle söze başladı
ve dedi:
"-Oğlum, kendine gel, senin Abdülhamid
dediğin Sultan ibni Sultan, ibni Sultan, ibni Sultan...
idi. Ne çâre ki, kendine yakışmayacak işler yaptı ve
bizi de böyle adamların ellerine bıraktı... Eyvah!..
Eyvah!.."
Ben, bu sözleri işitmemek için süratle yürüdüm
ve arkamdan söylenmekte devam eden bu sıkıntı