You are on page 1of 425

SABAHATTN AL

Btn ykleri-

DERMEN, KANI, SES

:::::::::::::::::

NDEKLER

DERMEN

Yazarn nsz

Birinci Baskya Konulan Not

Birinci Ksm

Deirmen

Kurtarlamayan aheser

Krlanglar

Viyolonsel

Birdenbire Snen Kandilin Hikayesi

kinci Ksm

Bir Delikanlnn Hikayesi

Bir Gemici Hikayesi

Bir Orman Hikayesi

Kazlar

Bir Firar

Kanal

Candarma Bekir

Sarho

nc Ksm

Bir Cinayetin Sebebi

Bir Siyah Fanila in

Komik-i ehir

KANI

Kan

Kamyon

Kafakad

Gramofon Avrat

Arap Hayri

Bir aka

Duvar

Pazarc

Apartman

Arabalar Be Kurua

Fikir Arkada

Dman

Bir Skandal

SES

Ses

Kpek

Scak Su

Mehtapl Bir Gece

Kstence Gzellik Kraliesi

:::::::::::::::::

DERMEN

Yazarn nsz

iir ve hikayelerim arasnda, yazm olmaktan utanacam kadar ktleri olduunu biliyorum. Bunlarn bir ksmnn ocuk denecek bir yata yazlm olmalar bence bir mazeret deildir; nk bu eit bir yazy bugn herhangi bir imzann stnde grsem, sahibini slah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatszlkla sulandrmakta tereddt etmem. Bunlarn, benim san'at hayatmn gelimesini gstermesi bakmndan, sadece kendim iin bir ehemmiyeti vardr ki, bu da onlar bakalarna okutmak iin bir sebep olamaz.

Buna ramen bu yeni baskdan onlar karamadm. nk, bir kere okuyucu nne sermi olduum taraflarm sonradan rtbas etmeye hakkm olmad kanaatindeyim; ama bylece belki de eski bir hatay devam ettirmekten baka bir ey yapmyorum.

yiyi ktden ayrmak klfetini okuyucuya braktm iin zr dilerim.

S.A.

Sabahattin Ali'nin Deirmen'in 1935'teki basksnn sonuna koyduu not:

-kinci ve nc ksmdaki Bir Orman, Kazlar, Bir Firar, Candarma Bekir, Bir Siyah Fanila in, Komik-i ehir adl hikayelerin Osmanl mparatorluu zamanndaki Anadolu'yu anlatt okunduu zaman anlalmakta ise de, bunu burda ayrca tavzihe lzum grdm.-

S.A.

:::::::::::::::::

Birinci Ksm

Deirmen

Hi sen bir su deirmeninin iini dolatn m adam?..

Grlecek eydir o... Yamulmu duvarlar, tavana yakn ufack pencereler ve kaln kalaslarn stnde simsiyah bir at... Sonra bir sr arklar, kocaman talar, miller, sraya sraya dnen tozlu kaylar... Ve bir kede birbiri stne ylm buday, msr, avdar, her eitten ekin uvallar. Karda beyaz torbalara doldurulmu unlar...

Talarn yannda, duman halinde, scak ve ince zerreler uuur. Halbuki demedeki kk kapa kaldrnca aadan doru sis halinde souk su damlalar insann yzne yaylr...

Ya o seslere ne dersin adam, her keden ayr ayr makamlarda kp da kulaa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukardaki tahta oluktan inen sular, kavak aalarnda esen k rzgar gibi uuldar, talarn kah ykselen, kah alalan alamakl sesleri kaylarn tokat gibi aklayna karr... Ve mtemadiyen dnen tahtadan arklar gcrdar, gcrdar.

Ben ok eskiden byle bir deirmen grmtm adam, ama bir daha grmek istemem.

Sen akn ne olduunu bilir misin adam, sen hi sevdin mi?

oook desene! Sevgilin gzel miydi bari? Belki de seni seviyordu...

Ve onu herhalde ok kucakladn... Geceleri buluur ve perdin deil mi? Bir kadn pmek ho eydir, hele adam gen olursa..

Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptn? Geceleri aladn m?.. Ona sararm yzn gstermek iin geecei yolda bekledin, ona uzun ve acndrc mektuplar yazdn deil mi?..

Fakat herhalde ikinci bir aka atlamak, senin iin o kadar g olmamtr. nsan evvela kendi kendisinden utanr gibi olur ama, bilir misin, bizim en byk maharetimiz nefsimizden beraat karar almaktr. Vicdan azab dedikleri ey, ancak bir hafta srer. Ondan sonra en aalk katil bile yapt i iin kafi mazeretler tedarik etmitir.

Ha, sonra bir nc, bir drdncy sevdin ve bu byle gidiyor.

Peki ama, bu sevmek midir be adam, bir kadn pmek, onu istemek sevmek midir?..

rplak soyunarak ehrin sokaklarnda koabiliyor musun?

Bir bak alarak kolundaki ve bacandaki adalelere saplamak ve bylece bir nehre atlarak yzmek elinden geliyor mu?

Bir ehrin adamlarn ldrmek cesareti sende var m? Bir minareye karak btn dnyaya iittirecek kadar kuvvetle barabilir misin?

Ak sana bunlar yaptrabilir mi? te o zaman sana seviyorsun derim...

Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala, ikincisine? Gene mi o? nc ve drdncye de mi o?.. Atma be adam, ka tane kalbin var senin?.. Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftr. Kalbin olduu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Gsn yararak o eti oradan karr ve sevgilinin nne atarsan o zaman kalbini vermi olursun...

Siz sevemezsiniz adam, siz ehirde yaayanlar ve kyde yaayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz.

Sevmeyi yalnz bizler biliriz... Bizler: Bat rzgar kadar serbest dolaan ve kendimizden baka Allah tanmayan biz ingene'ler.

Dinle adam, sana bir ingene'nin akn anlataym...

..

Bir gn -karlarn erimeye balad mevsimdeydi- btn ergi, -otuza yakn kadn, erkek ve ocuk, drt beygir ve iki defa o kadar da eek- Edremit tarafna doru gyorduk.

Can skan ve bize hi uymayan bir ktan sonra stc gne ve yeni belirmeye balayan yeillikler hepimize tuhaf bir oynaklk vermiti. Srtlarnda beyaz ve ksa bir gmlekten baka bir eyleri olmayan kk ocuklar hi durmadan kouyorlar, baryorlar ve ose yolunun kenarndaki hendeklerde yuvarlanyorlard.

Delikanllar keman ve klarnet alarak yryorlar, gen kzlar parlak sesleriyle su gibi trkler sylyorlard.

Ben de etraf gzden geirerek bir ky, bir iftlik, yannda kalabileceimiz bir yer aratryordum.

kindiye doru siyah zeytin aalarnn arasnda ykselen ak renkli nar ve kavaklar gzme iliti. Buras kk bir deirmendi. Suyu bol bir ay kk st aalarnn arasndan getikten sonra dar ve ta bir mecraya giriyor, oradan da drt tane tahta olua taksim oluyordu.

htiyar narlar ukura gmlen eski deirmenin siyah kiremitli atsn rtyorlar ve n tarafndaki geni meydan glgeliyorlard.

Aalarn hrtsn bastran bir grltyle deirmenin altndan fkrdayp kan kpkl sular iki sra taze kavan ortasndan geip ilerideki sazlkta kayboluyordu.

Burada ergilemek hi de fena deildi. Ykl eeklerle sk

sk gelip giden kyllerden, deirmenin ilek olduu anlalyordu. Ve bir kurun atm tede beyaz minaresiyle bir ky grnyordu.

Daha adrlar kurmadan Atmaca, klarnetini alarak, kanatlarnn biri ak duran kocaman kapya yanat, almaya balad.

eride sesi duyan kyller, oraya birikerek dinliyorlard. Deirmenci de bunlarn arasndayd, beyaz sakaln kartrarak lakayt gzlerle bakyordu.

Bilir misin adam, bu kyller tavuk ve olak aldmz syleyerek bizden ikayet ettikleri halde bizi gene severler.

Aralarnda bir kileye yakn buday toplayarak Atmaca'ya verdiler. Ve deirmenci buna iki mlek de yourt ilave etti.

Biz bu gzel kabulden cesaret alarak, biraz tedeki zeytin aalarnn arasnda adrlarmz kurduk.

..

ler iyi gidiyordu. Kadnlar taze stlerden yaptklar sepetleri yakn kylerde satmakta glk ekmiyorlard. algclarmz yarm gn uzaktaki kylerden bile dne arlyorlard.

Atmaca tabii en batayd...

Sen bu Atmaca gibisine daha rastlamamsndr.

Bir kere heybetli delikanlyd: Yaz derisi, yzne delice dklen simsiyah salar ve koyu gzleri...

Sonra burnu... Uzun, sivri, ucu biraz aa kvrk burnu...

Bunun iin biz ona Atmaca derdik...

Ba, geni omuzlarnn stnde bir arapatndaki gibi dik dururdu ve bir arapat ondan daha evik deildi...

Btn ergilerde onun cesareti, onun gzellii, onun algs sylenirdi.

Baka ingene'ler gibi almazd o, adam: Bir kere nota bilirdi. ehir mektebini okumu, bitirmiti; sonra iliydi... Sanrdn ki, klarneti alarken, havay cierlerinden deil, dorudan doruya yreinden veriyor.

Geceleri tek bana bir aacn dibine ekilirdi. Biz de adrlarn nne kp yzkoyun yatar, enemizi topraa dayayarak onu dinlerdik.

Hibir sevgilisi yoktu. Ne getiimiz Trkmen kylerindeki al yanakl gzeller, ne de ince dudakl ingene kzlar onun baklarn bir andan fazla zerlerinde alkoyabilirlerdi...

Halbuki alg alarken byk gzlerde -oradaki kvlcmlar sndrmek ister gibi- bir nem belirdiini, esmer yanaklarnda -bir atee rastgelmi gibi derhal kuruyan- birka ufak damlacn yuvarlanmak istediini grmtk.

ok konumaz, konutuu zaman da iindekilerden bize bir ey sezdirmezdi. Neler hisseder, neler dnrd? Onu bu dnyaya balayan ey neydi? Hibirimiz bilmezdik. Acaba birisini sevdii iin mi, yoksa hi kimseyi sevemedii iin mi, bu kadar yank, bu kadar derinden alyordu?..

Ara sra uzun mddet kaybolur, baka ergilerde dolat, ehirlere inip byk beylerin meclisine girdii sylenirdi.

Kasabadaki efendiler ona akran muamelesi ederlerdi, fakat o davarlardan bizimle beraber koyun urular, dnlerde bizimle beraber alg alard.

..

Hemen her akam deirmenin nndeki meydanlkta toplanp ahenk yapyorduk. imdilik bir ey anaforlamadmz iin deirmenci de memnundu. Kzyla beraber byk narn altna bir hasr atyor, bada kurup oturarak bizi dinliyordu.

Deirmencinin kz tam bir ky gzeliydi.

Yuvarlak bir yz, kaln dudaklar, kalalarna kadar uzanan ince rgl salar vard.

Ama yz hep soluktu. Etrafndaki eylere, kendisiyle alverii yokmu gibi, dmdz bir bak ve dudaklarnn kenarndan dklyormu gibi, isteksiz bir gl vard.

Bu kzcaz sakatt adam, kkken sa kolunu deirmenin arklarndan birine kaptrmt.

imdi onun yerinde alvarnn beline ilitirilen bo bir yen sallanyordu.

Ve bu onu insanlardan ayryordu.

Dnebilir misin, gzel bir kzn bir kolu olmazsa bu ne demektir? Derenin st banda pl pl ykanan gen kzlara karamyordu. Vcudunu ve ondaki ayb her zaman rtmeye mecburdu.

Geceleri birbirlerinin evinde toplanp cmb yapan kzlarla da birleemezdi, nk ne tef almak, ne de parmaklarnn arasna tahta kaklar alarak oynamak elinden gelirdi...

Belli ki onun btn ocukluu bitmez tkenmez bir hasretle gemi; belli ki zeytin dallarna sincap gibi trmanan, birbiriyle alt alta, st ste green, deirmenin nnde erkek ocuklarla

su fkrtmaca oynayan akranlarna bir duvara yaslanarak istek dolu gzlerle bakmt.

imdi btn bunlara alm grnyordu. Baka insanlarn yapt birok eyleri yapmak hakknn kendisinde olmadn biliyor ve hibir ey istemiyordu.

Deirmenin kaps yanndaki ta sedire saatlerce oturup meydanda eelenen tavuklara, yahut kocaman narn kprdayan yapraklarna yar yumuk gzlerle bir bak vard ki, adam alamakl ederdi.

Geceleri babasyla beraber gelir, onun yannda diz kp oturarak bize bakard...

..

Sz ksa keselim adam, bizim marur ve insafsz Atmacamz, deirmencinin bu sakat kzna vuruldu.

Tavuslara, slnlere bakmaya tenezzl etmeyen yabani ku, kanad krk bir ulluun, ikar (av) oldu.

Eyvah bana ki meselenin ok ge farkna vardm. Ben anladm zaman alev saa sarmt... Yoksa oktan ergiyi toplar, baka yere gerdim...

Atmaca hi kimseyle konumuyor, dnlere gitmiyor, zeytinlerin altnda tek bana alyordu. Ama geceleri narn altnda adamakll coar, gzlerini kza diker, fler, flerdi...

Ve biz titrediimizi, barmak, konumak, yahut yerlere atlp alamak istediimizi hissederdik...

Onun alnda, bir ate yn etrafnda haykran atee tapanlarn, yahut batmakta olan bir gemiye arpan dalgalarn feryad ve inleyii vard.

Atmaca'nn kanatlar dmt adam. Sarardka sararyordu. Deirmencinin kye indii gnler kapnn yanndaki ta sedirde kzla beraber oturduunu ve trnaklarn, paralamak ister gibi, iki tarafndaki sert kayada gezdirdiini grnce, bu iin byle gitmeyeceini anladm...

Bir gece onu ardm, derenin alt bana gittik, kavak fidanlarnn arasna oturduk.

akllarda acele acele seken sulardan ve uzaklardan gelen bir kurbaa sesinden baka hibir ey duyulmuyordu.

Atmaca nne bakyor, niin ardm, ne syleyeceimi sormuyordu.

Elimi omuzuna koydum, gzlerini bana kaldrd:

-Seviyorsun!..- dedim.

-yle...- dedi.

-Ne yapacaksn?..-

Bu sualin cevabn bulmak ister gibi gzlerini yukarya, yldzl ge evirdi; uzun uzun bakt, birdenbire:

-Sen bizim eribamzsn- dedi, -gezdiin yerler benden ok, tecrbelerin fazla, akln, dirayetin btn ingene'lerden stndr. Sana almalym...-

Gzlerini hi indirmeden, sanki yldzlara anlatyormu gibi, sylemeye balad:

-Onu seviyorum, ne yapacam da hi dnmedim. Sen benim sevmemin nasl olacan bilirsin... Ben ki, arkamdan uaklarn koturan konak sahibi hanmlara bam evirmedim; yedi kye hkmeden eraf bana gelip: 'Kzm senin iin yataklara dt, ingene olduunu unutup seni evlat gibi sineme basacam, yalnz gel, gel de kzmz kurtar!..' diye yalvardlar da, gene cevap vermeden yoluma gittim; ite imdi bu bir kolu olmayan kz seviyorum.

Onu alamam, onu karamam... Halbuki o da beni seviyor.

Bunu bana evvelisi gn alayarak syledi. 'Gel; dedim, 'beraber kaalm.' Ac ac gld, 'Aam,' dedi, 'ben senden noksanm, bana sadaka m veriyorsun?..' Onu nasl sevdiimi anlattm: 'Bana kolunun yerine kalbini veriyorsun,' dedim, 'bir kalp bir koldan daha m az deerlidir?'

-Tekrar gzyalar boand: 'Olmaz' dedi, 'dn ki, her karna ktmda senden utanacam, bam yerde olacak, beni byle zelil etmek ister misin? Brak beni, ne olduumu bilerek ihtiyar babamn yannda kalaym, sen de bir daha buralara urama. Bana sakatlm unutturarak deli deli ryalar grdrdn, seni mrmn sonuna kadar unutamam, ama olmayacak eylere beni inandrmaya kalkma, eer sahiden beni seviyorsan hemen buralardan git!..-

Atmaca burada bir nefes ald ve gzlerini yere indirdi:

-Dnyorum, birleirsek bu ikimiz iin de sahiden azap olacak. Aramzda anlalmaz, boucu bir havann dolatn hissedeceiz. Eer o bana alamaz, bana naz edemez, bana iinden geldii gibi sarlamazsa, gzleri her zaman: 'Ne diye genliini benim iin nara yaktn, sana yazk deil mi?' demek isterse, ben ne yaparm? Her szmden, her tavrmdan alnr; kzsam ona dokunur, sevsem ona acyormu gibi gelir, kucaklasam bo olan kolunun yerinde bir sz duyar ve bunlar hep byle srp gider...

Ne yapacam, bu halin beni nereye gtreceini sorma, bende artk kuvvet yok, akl yok, dnce yok, yalnz ak var. Mavzer kurunu gibi arptn yere seren bir ak... Senin Atmacan artk kanatlarn kmldatacak halde deil!..-

Sustu, son szler yle acnacak bir tavrla azndan dklmt ki, fazla bir ey sormaya, hatta teselli etmeye kalkmadm; ona bu halde ne sz sylenebilir, ne de o syleneni duyard.

Koluna girip adra kadar gtrdm.

ler gittike sarpa sarmt adam, Atmaca'nn hali beni korkutuyordu. Fakat yaplacak hibir ey yoktu. imdilik ii oluruna brakmaya karar vererek yattm. Btn gece, byk narn altnda kollarn aarak sabrszca bekleyen Atmaca'y ve dudaklarnn kenarnda geni bir sevin, soluk yanaklarnda grlmemi bir pembelikle ona doru koan deirmencinin kzn grdm. Fakat birbirinin kucana atlacaklar zaman ekli belli olmayan tuhaf bir cisim ikisinin arasna giriyor, bir ark gibi frl frl dnerek ve gittike byyerek onlar ayryordu.

..

Gnler, kuvvetli bir rzgarn srkledii beyaz bulut kmecikleri gibi birbiri arkasna geip gidiyorlard. Ve biz, bunlarn sonunda muhakkak bir frtna kopacan seziyorduk. Herkes mthi bir eyden korkuyor gibiydi. Btn ergiyi ar bir

durgunluk kaplamt.

htiyar ve tecrbeli ingene karlar bildikleri afsunlar okuyorlar, btn iyi ve fena ruhlar zavall Atmaca'nn imdadna aryorlard. O, gittike ken yanaklar, nereye bakt belli olmayan akn gzleriyle geerken delikanllar balarn yere eiyorlar, gen kzlar l gibi sararan benizleri ve titreyen dudaklaryla arkasndan bakyorlard.

Kadn, erkek, gen, ihtiyar hibir eye karar veremeyerek bekliyorduk. Sanki serseri bir rzgar kafalarmzdan her dnceyi silip spryor, bizi akn ve meyus buralarda brakyordu.

..

Bir gn Atmaca yanma sokuldu.

-Bu akam deirmende ahenk yapacam, ben ihtiyarla konutum!.. - dedi.

Hafif yamur iseliyordu. Akama kuvvetli bir yaz saana gelmesi ok mmknd. Bunu ona da syledim.

-Deirmenin iinde alacam!- dedi.

-Deirmen geceleri de iliyor, o grltde mi?-

Tuhaf tuhaf gld:

-Korkma!- dedi, -Klarneti o grltde de size duyururum. Nefesim daha o kadar kuvvetten dmedi.-

Yamur akama doru sahiden artt. Kar tepedeki palamut ormanna birbiri arkasna yldrmlar dyor, iri damlalar zeytin aalarnn siyah yapraklarn garip tprtlarla oynatyordu.

..

Hepimiz deirmenin iine dolduk. Tavlada sallanan iki tane gaz lambas etrafa yarm bir aydnlk serpiyordu ve arklar, talar, tozlu kaylar dnyorlar, dnyorlard.

Hepsinin birden kard yrtc grlt yamurun alak tavandaki kesik hkrna karyor, birbirini kovalayan gk grltleri bu korkun ahengi tamamlyordu.

Deirmenci ve kz duvarn dibindeki sedire oturmulard. Sallanan lambalar gen kzn yznde acayip glgeler oynatyordu.

Btn grltleri bastran ince bir ses birdenbire ykseldi: Kendisini deirmenin karanlk bir kesine eken Atmaca almaya balamt.

Adam, ben o gece dinlediim eyleri ldkten sonra bile unutamam.

Darda frtna gittike artyor ve rzgar slak kamsn kerpi duvarlarda gezdiriyordu. Ykselen sular tahta oluklardan tayor, haykra haykra yerlere dklyordu.

eride talar nihayetsiz bir cokunlukla homurdanyor; lgn gibi dnen kaylar aklyor; birbirine geen tahta arklarn dileri alar gibi gcrdyordu. Ve bunlarn hepsini bastran deli bir ses kah yalvaryor, kah hiddetle kvranyor, susacak gibi olduktan sonra tekrar ykseliyordu.

Alacakaranlkta Atmaca'nn siyah ve parlak gzleri hi kprdamadan gen kza bakyorlard, gen kzn acnacak bir perianlkla rpnan bym gzlerine...

Ve yle eyler alyordu ki adam, onlar anlatmaya bizim kullandmz kelimelerin takati yoktur...

Bazan okayan, stan bir sabah gneiydi... Fakat derhal yzmz yrtan, gzmz kr eden, iindeki ateleri kum tanesi gibi etrafa saan bir l frtnas oluyor, yahut barmza ileyen bir bak haline geliyordu.

..

Son ve keskin bir lktan sonra Atmaca'nn ayaa kalktn grdm. ki adm ilerledi ve klarneti bir keye frlatt.

Herkes dorulmutu. zntl gzlerle ona bakyorlard. O, yzne bsbtn dklen kara salarn eliyle geriye att. Birdenbire ukura gitmi gibi grnen gzlerle etrafn aratrdktan sonra onlar deirmencinin kzna dikti, uzun uzun bakt...

O dakikay mrmde unutamam adam; darda frtna arttka artmt, duvarlar sarslyor, tepemizdeki kiremitler uuyordu. Ve deirmen, azgn bir hayvan gibi homurduyor ve dnyordu. Ve o, lambann snk nda, olduundan daha byk, adeta bir glge gibi duruyordu. Gzleri gen kzn zerindeydi. Tahamml edilmez bir ac yznn eklini tannmayacak hallere sokmutu. Kah esmer derisini iiren bir kan gzlerinin kenarna kadar frlyor, kah dilerinin arasnda ezilen dudaklar bile bembeyaz oluyordu. O dudaklar ki, bir ey sylemek ister gibi kprdyorlard ve kenarlar alayacak gibi aaya ekiliyordu.

Bu bak ancak bir an kadar srd. Sonra gzkapaklar yavaa dtler ve o, yere yklacak gibi salland. Fakat hemen kendisini toplad. Bir kere daha etrafna baknd. Sanki bir imdat bekliyor gibiydi: Kendisini bu kahredici; bu paralayc arlardan kurtaracak bir imdat... Nihayet kafasna bir ey vurulmu gibi inledi. Gerisingeriye dnerek deirmenin br ba na, arklarn ve kaylarn kudurmuasna dndkleri keye doru atld.

Bir nefes alm kadar hepimiz olduumuz yerde kaldk, sonra delice bararak arkasndan kotuk...

Heyhat adam, ok geti. Atmaca yerinden frlayan ve -i iten geti- demek isteyen gzlerle bize doru geliyordu.

Sa kolu yerinde deildi ve oradan oluk gibi kan fkryordu. Birka admdan sonra sendeledi, ayaklarmzn dibine ykld.

..

te adam, sana seven bir ingene'nin hikayesi.

ieklerin at mevsimde, senin kollarna yaslanan ve iekler kadar gzel kokan bir vcutla uzak su kenarlarnda oturmak ve pmek, yoruluncaya kadar pmek ho eydir...

Seni grd zaman zalimce ban eviren marur bir dilberin kaps nnde ve ay altnda sabaha kadar dolamak, bunu candan arkadalara alayarak anlatmak, -sz aramzdagene ho eydir.

Fakat sevgili bir vcutta bulunmayan bir eyi kendisinde tamaya tahamml etmeyerek onu koparp atabilmek, ite adam, yalnz bu sevmektir.

1929

...

Kurtarlamayan aheser

Gen air siyah mein ciltli ufak kitab havaya kaldrarak bard:

-Bundan daha ykseinin bulunduunu syleyemez, sevgilim benim eserimden daha gzelini okuduunu iddia edemez ya.-

Gzlerinde, erimi bir madenin oynak parlakl ve yank yznde bir ekmek kabuunun krmzmtrak donukluu vard.

Yer ayaklarnn altndan itiyormu, yahut gkyz kendisini ekiyormu gibi yukarya uzanyor; vcudunu insanlktan ayran bir buu, hareketlerine gkyzndekilere mahsus sarholuu veriyordu. imenler zerinde uuan beyaz katlar, ki bunlar elindeki aheserin msveddeleriydi, yzne sisten yaratlm kk kular gibi dokunup geiyorlar ve sonra bahedeki beyaz gllerin, kan rengi karanfillerin, bak gibi keskin kokulu sardunyalarn, yamakl bir kadna benzeyen zambaklarn, ince saplar zerinde alevli bir mealeyi hatrlatan lalelerin ve renkli maskeleriyle eski Yunan aktrlerini andran hercaimenekelerin stne konuyorlard.

Ve gen air glyordu; yznn hibir izgisini deitirmeyen

fakat bir nehir cokunluuyla dklen bir gl esmer yanaklarna yaylyordu.

nk o bugn aheserini bitirmiti.

Siyah mein ciltli kitabn sahifelerine bakarak haykrd:

-Artk hi kimse benden yksek deildir; Homeros veya bakas! Ben bunlara da tepeden bakyorum. Ve sevgilim benden daha iyi yazanlar gsteremeyecek. Ancak herkesten yksek eyler yaratrsam beni seveceini sylemiti. te, benden evvel gelenlerin ve benden sonra gelecek olanlarn yetiemeyecekleri ykseklie ktm. Ve yalnz kendisi iin yazdm bu kitab ona verdiim zaman o da benim iin saklad kalbini verecek...-

Kitabn sahifelerinden gzlerini ayrmayarak yrd. Islak imenleri ineyerek ve ayann altnda ezilen menekelere dikkat etmeyerek, iki taraf mermer direkli bir kapdan evine girdi.

Ve aheserini sevgilisine yollad.

Tam sekiz sene evveldi ve o zaman gen airin akaklarnda imdiki gibi beyaz teller, gzlerinin kenarlarnda yorgunluk izgileri yoktu. Yznn derisi beyaz bir gle, dudaklar krmz bir gle benzerdi. Ve memleketin kadnlar onun iirlerini

sonsuz bir baygnlk ve ehvetle okurlard. Bu esnada gzlerinin nne msralar gibi tatl ve ince endamyla gen air gelirdi.

Fakat gzelliinin derecesi insan gzellii hudutlarn aan bir gen kz vard ki bunlara istihfafla (alay) dudaklarn bkmek acayipliinde bulunuyordu.

Ve gen air, yazlar karsnda kendinden gemeyen bu fevkalade kz seviyordu...

-Sevgilim- dedi, -msralarm ki Hind'in ipeklileri kadar ince dokunmu ve ran'n kymetli hallar gibi hnerli renklerle sslenmitir, niin senin kalbini heyecana getiremiyorlar? Geceyi terennm eden arklarm sana kendi gzlerini; gn douunu anlatan arklarm sana dudaklarnn rengini hatrlatmyor mu? Dalgalara ait iirlerimde dank salarnn tellerine rast gelmiyor musun?-

-Belki byle olabilir...- diye gen kz cevap verirdi, -Belki byle olabilir, gen air, fakat benim seni sevmem iin daha baka eyler yazabilmen lazmdr. Bana tanmadm eylerden, sakl gzellikler ve hakikatlerden bahsedebilir misin? Ve bunlar herkesten daha gzel olarak yazacak kudreti kendinde buluyor musun?

Gzel yazyorsun ey air, derin ve azametlisin, fakat Fuzuli daha derin, Goethe daha azametli deil miydi?

Syle, ihtiras ve lgnlkta Shakespeare'i, istihza (znt, umutsuzluk) ve strapta Dante'yi geebilir misin?-

Ve gen air anlyordu ki, bu bsbtn baka bir mahluktur. Kadnlar hayran eden, eken eylerin buna tesiri yok. nk bu kzn gzleri bakt eyleri gryordu ve sinirlerinde hissetmek, kafasnda dnmek kabiliyeti vard...

Ve gen air cevap verirdi:

-imdeki ate, herkesin snmak iin bana sokulmasna kafiydi. Ben de onu fleyip oaltmak, orada bir yangn yapmak ihtiyacn duymuyordum... Lakin, ey sevgilim, gryorum ki bu, kvlcmlarn senin kalbine sratamayacak kadar fersizmi. Fakat bunu yanarda yapacak kudret bile bende var. Sana sylediklerini aratmayacak eserleri getireceim, sevgilim ve o zaman kalbini bana vereceksin...-

-Ve o zaman kalbimi sen alacaksn!..-

Ve gen air bir ay ehrin etrafndaki ormanlar dolat, ki orada yerlere kadar uzanan dallarn pembe dudakl apkn gelinciklerden, sarn ve hayalci papatyalardan ald grltsz pcklere, yalnz sinsi sinsi yryen yabankedileriyle, daima koan rkek karacalar mani oluyorlard.

Ve bir ay geni nehirlerin zerinde kaykla dolat ki, orada,

boyal teknelerinde alarn temizleyen ihtiyarlar, tatl sesli su perilerinin toy balklar bataklk sazlarnn iine nasl ektiklerine dair ackl trkler sylyorlar; ve geceleri kk balklar, ayn nehre avu avu serptii gm krntlarn toplamak iin, suyun stnde sryorlard.

Ve bir ay, geceleri ehrin iinde gezerek, birbirinin gsnde uyuyan iftleri, sokaklarda bir tek glge halinde dolaan sevdallar grd. Korulardaki sk aalarn altn ve alak duvarl bahelerde ay nn giremedii karanlk keleri gzetleyerek sonsuz veda monologlarn veya kskan aklarn yeis dolu ikayetlerini dinledi.

Ve ay sonra, gm bir kalemle gm ciltli bir deftere geirdii iirleri sevgilisine yollad.

Fakat bu defter, zehirli dikenlerle yazlm gibi ac satrlar tayan bir cevapla geri geldi. Gen kz:

-Heyhat, zavall airim- diyordu, -iirlerin ihtiyar ve zengin iftlik sahibinin kzn alatacak ve valinin marur yeenine nnde diz ktrecek kadar gzeldir. Sokaktan getiin zaman kadnlar pencerelerden eskisinden daha ok sarkacaklar, ihtimal minimini ipek mendillerini de -tabii dalgnlkla- ayaklarnn dibine dreceklerdir. Fakat btn bunlar beni sana yaklatrmaya kafi deil..

Geri grdn ve yazdn eyler fevkaladedir. Lakin ben de seninle beraber olsaydm onlar ayn ekilde grecek deil miydim? Hangi ey bana bilmediklerimden bahsetti? Belki iirlerin bizzat hayat kadar tesirli ve tatl yazlmt, saf ve iyilikle doluydular; fakat syle, Horatius senden kat kat tesirli ve tatl deil miydi? Vergilius, ilahi Vergilius kadar temiz ve hayr isteyici olmak elinden geliyor mu?-

Gen air tkenmez hkrklarla minderlerin stne atld. Yzkoyun kapanarak alyor, alyordu. Hayatlarnda hi sevmemi olanlarn tahayyl edemeyecekleri bir ac onu bouyor; sanki gr alevli bir meale gsnn ierisinde dolaarak kaburgalarn yalyormu gibi kvranyordu.

Kendisini tutmak isteyerek, beyaz dilerini mor kadife yastklara geirdi... Gsn saran bir sesle kesik kesik: -Yazacam sevgilim- dedi, -sana istediklerini yazacam!..-

Ve gen air alt ay memleketin btn byk filozoflarn, airlerini dolat. ehrin birinde, uzun siyah sakall, tepeleri plak filozoflar, eskimi cbbelerinin geni kollarn sallayarak ona Aristoteles'ten, Epikr'den veya bni Rt'ten bahsettiler.

Ve gzlerinde, baka bir aleme bakmaktan doan, hrmete layk bir mahmurlukla -ki gen air bunu evvela alktan zannetmitiruhun lmezliinden ve deimelerinden; fani olan eyann ebedi olan hayata ve fani olan hayatn ebedi olan eyaya

kar vaziyetlerinden ve -kendilerinin bulduklar- ebedi hakikate varmak felsefesinden; ezeli ve felsefi hayatn lezzet ve feragatiyle dnya hayatnn ve zevklerinin sfliliinden -ta belediye reisinin verdii mkellef ziyafete ge kalmamak iin bu asil konumay kesinceye kadar- cokunca bahsettiler.

Ve dier bir ehirde, gr beyaz kal, damarl elli mehur biyoloji alimleri gen aire karncalarn leden sonraki yaaylar hakknda yeni nazariye ve tahminleri ihtiva eden yirmi muazzam ciltlik kitaplarn hediye ettiler.

Ve almsz bir evde, atafatsz bir masann banda toplanan beyaz ve nazik elli, ince yzl, parlak ve uzun sal, sihirli szl airler, -muhayyilenin genilemesine pek ziyade yardm eden- bir kat oyunuyla megul olurlarken iirden, sanattan ve bilhassa estetikten bahsettiler. Ve ona daha fazla alaka gstermek isteyerek nlerindeki kk para kmesini bitiriveren bu kamil lmezlerden bazlar, eve hlyal bir loluk veren snk kandilin nda, derin ve binbir renkli iirlerini okudular.

Ve keskin kokulu portakal bahelerinde, erguvan renkli gller arasnda, ay nn renklerini aksettiren firuze yzkler, opal tandan kpelerle dolaan va kk bir kua benzeyen balarn airin ipek harmanisinin arasna saklayan sevgilileri veya byk bir gece enliine Lahur alndan sarklar, zebercet sapl asalaryla, gm bilezikli zenci kleler arasnda gelen ve Firdevsi'yi imrendirecek ilahi cenk kasidelerini glmseyerek

dinleyen uzun bykl, heybetli sultanlar onun taze muhayyilesinde yaattlar.

Ve gen air alt ay memleketin velut (Dourgan, ok eser veren) ve bakir sanatkarlar arasnda seyahat etti. Kyn birinde, geni yaprakl narlarn altnda, rutubet kokan hasrlara oturarak, tepelerindeki salar kaznm buruuk yzl ihtiyar saz airlerini dinledi. Ve onlar buna yle kahramanlar terennm ettiler ki, zrafalar gibi koan beyaz atlaryla bir akbaba srs halinde ehre iniyorlar ve korkudan ovalara kaan ahali arasndan ince vcutlu, pembe topuklu kzlar beygirlerinin stne alarak karyorlard.

Ve yle babayiitlerden bahsettiler ki, ormanlarda bir kaplan gibi hkm sryorlar ve kendilerine uykuda baskn veren yirmi tane dmana, hibir silahn ilemedii dev gibi vcutlaryla saldrarak onlar sansarn nndeki civcivler gibi datyorlard.

Ve baka bir kyde, deniz kenarndaki isli bir kayk kahvesinde kk boylu, seyrek bykl bir ak, elindeki minimini kemeneyle binbir trl korkun ve hayret verici deniz maceralarn haykryordu.

Ve gen airin gznn nnde, tek yelkenli bir taka ile muazzam kalyonlara hcum eden, sahildeki kasabalar dehet iinde brakan iri palal, plak kollu kabadaylar; veya alak kpeteli alamanalar (byk kayk), aykrseren crnklarla ak denizlere uzanarak mcevher ve esir ykl tccar gemilerini soyan gz

ylmaz korsanlar geit resmi yapyorlard.

Ve o, bu basit alglarn belki crltdan fark edilemeyecek olan namelerinde herhalde derin bir eyler bulunmas lazm geldiini hissediyordu.

Ve gen air alt ay memleketin btn ehirlerini dolat ve orada alayanlar ve glenleri grd.

Byk bir konan geni salonunda raks ve kahkahadan yorulup terleyenler serin erbetlere, buzlu yemilere koarlarken, kristal pencerelerden dar szlen kta, souktan donan ayaklarn avu avu karla ovmaya alan ihtiyarlar grd.

Kucanda tad a ocuu yaatmak iin sarholarn arkasndan koan kadnlar; ve karnnda tad gnahsz ocuu ldrmek iin hekimlerin cebine beyaz alevli inci salkmlar koyan kadnlar grd.

Kardan ve rzgardan koruyan bir dkkan kepengi altnda ban bir kpein srtna dayayarak uyuyanlar ve gzel snm odalarda, in ipei rtl yataklarda, nakris (Nikris olmal. Halk arasnda damla hastal denir. Parmaklarda, topuklarda, eklem yerlerinde olur. Tpta gut adyla geer.) arlaryla kvranarak uyuyamayanlar grd.

Aptallarn tahakkmne, gnahszlarn cezalanmasna; faziletin

susmasna ve ihtiraslarn grltsne, hikmet ehlinin tahrik edildiine ve nadanlarn alklandna ahit oldu.

Ve tam bir buuk sene sonra, altn bir kalemle altn ciltli bir deftere geirdii iirleri sevgilisine yollad.

..

Fakat bu defter, bir Arap haneriyle yazlm gibi keskin satrlar tayan bir cevapla geri geldi.

-Hayret, ey gen air!- diyordu, -yle gzel eyler yazyorsun ki, yzyllardan beri sahipsiz duran sanatkarlk tac senin ban sslemek iin herhalde acele edecektir. Ve hkmdarlar, sana bitip tkenmez ereflerin erguvan renkli malahn giydirmek iin saraylarnn geni bahelerinde muhteem ziyafetler hazrlayacaklardr.

Halbuki ben gene senden uzak kalacam...

Felsefelerini, ey air, en ele avuca smaz kafalar balayacak kadar kuvvetli ve gzel laflarla dolu olan felsefelerini senden evvel Eflatun ve daha biroklar kandrc bir belagatle ve fazlasyla tekrar etmediler mi?

Kabadaylk ve sava destanlarn o kadar tesirlidir ki, in'in hi durmadan uyuyan afyonkeleriyle, Hind'in yllardan

beri kmldamayan fakirlerini, Priyamus'un kahraman milleti veya Rstem'in korkusuz arkadalar gibi azgn dvlere, anl yiitliklere srkleyebilir.

Fakat bu yolda Homeros'un senden daha cokun, Firdevsi'nin daha usta olduunu inkar edebilir misin?

Gezdiin yabanc yerlerin byleyici kokusunu ruhlarmza benzersiz bir ustalkla flyorsun, fakat phesiz Byron da seyahatlerini anlatrken gzellik ve ustalkta senden daha aa deildi.-

Ve gen air ipek minderlere ate gibi gzyalar dkerek dt. O kadar ok seviyordu ve imdiki strab o kadar bykt ki artk hibir ey onu yattramaz sanlrd. Evvela iki yumruunu dileriyle srarak ve ayaklarnn ucuyla kadife sediri paralayarak hkryordu. Fakat biraz sonra birdenbire frlad; susmutu. Gzlerinde ya yerine alelacayip bir parlt vard. Yava yava lo bir karanla dalan odaya alnndan, gerilen ve birdenbire daha genilemi grnen alnndan, beyazmtrak bir k yaylyordu. Odann ayn koyu lacivert tlle rtlmeye balayan renkli eyas ortasnda fildiinden bir Buda heykeline benzeyen vcudu gittike byyor ve uzuyor gibiydi.

Geriye atlm bandan llelerle salar plak omuzlarna dklyor, bir eyi kucaklamak ister gibi yumuak bir hareketle ileri ve biraz yukar uzanan kollar bir mays gecesindeki hilali

andryordu. Gkyznn en uzak yerindeki birer yldz gibi krpan gzlerinin nnde kapkaranlk bir saha uzanyordu: Siyah, gzleri kamatracak kadar siyah bir boluk... Ve bunun ortasnda ince bir yol vard, kendi gzlerinden kan ve uzak, grnmez yerleri dolatktan sonra yine oraya dnen ince, adeta bir bakla izilmi gibi keskin ve beyaz bir yol, bir izgi...

Ve anlad ki, ihtiam ve bykle, gizli hakikatlere ve lmez gzellie giden yol bu...

Oraya komak ister gibi atlrken, zerlerindeki gzya hala kurumayan yastklara dt.

..

Ve gen air tam iki sene hibir insann giremedii hudutsuz kum llerinde dolat.

Ayr, her eyden, herkesten ayr ve uzak kalmak, yalnz kendisini dinlemek, yalnz kendi dnebilecei gibi dnmek istiyordu. Sakz gibi inenmi gzelliklerden, bir dua kadar ok tekrar edilmi yeni fikirlerden eser bulunmayan bu lde hilik ve... gzellik hkm sryordu: Ne canl kumlar gnein ve ayn baklarndan saklayan mnasebetsiz bir aa, ne durmadan szan bir yara gibi etrafn kirleten bir su, ne de zerinde airlerin zevzeklik edebilecekleri bir iek grlyordu.

Ve ite buras gzeldi.

nk burada yalnz gne, ay ve kum vard... Bir de rzgar.

Ve bunlar byk, gzel ve sarihtiler (ak, belli, belirgin).

Evet, byklklerine ramen sarih... Ne bir nebattaki karmakark, anlalmaz deimeler, ne bir hayvandaki iinden klmaz ve dehetli yaay hareketleri, ne bir dimadaki kk bilinmez hisler ve dnceler... Burada insan ruhunun en ok susad ve muhta olduu bir vuzuh (aklk) vard ve bunu airin vcudundan baka hibir ey bozamyordu.

Bu vuzuh, korkun bir karkln grmek kudretinden mahrum olan gzlerimizdeki tecellisi de olabilirdi, buna ramen herhangi elimsiz bir mahlukun mtecessis (merakl) kafalarmzda sralad mzmz sorgular tekrar etmiyorlard.

Ve o, zihni hibir sorgu engeline taklmadan dnebiliyordu. te bylece bu mutlak gzelliin iinde ykand, ykand... Geceleri ayn altnda insana kmldyormu gibi gelen kumlara yzkoyun yatarak ban bu minimini zerrelere gmyor ve onlar, her nefes alnda azna, burnuna dolmak isterlerken, o gzlerini iine evirerek kendine bakyordu. Anlyordu ki yazlacak eyler, gzel ve hakiki eyler yalnz orada var...

Fakat o burada maddi elemlerin en aclarn tatt. nk gndzn l bir maden eritme ocana dnerdi. Birer kvlcm olam kumlar, derisini yrtarlar, gneten su halinde akan alevler srtn yalar ve ensesini delerek beynine kadar dklrlerdi.

Ara sra bir hurma aac aramak ve su tulumunu doldurmak iin ln kimsesizliinden ayrlrken -ki nihayet o da bir insand ve yaamaya mecburdu- ayaklarnn altnda kmldayan, kayan ve ken bir zemin hissederdi. Ve bazan dizleri dermanszlktan krlarak bu dikenli yataa uzanr ve midesinin dimana kalkp ilerlemek, uzuvlarna bylece uzanp kalmak iin verdii birbirine zt emirlerin feci mcadelesine ahit olurdu.

Fakat o bunlarn barmalarn susturduktan sonra yine le byklk ve tenhalk lkesine dnmekte acele ederdi.

Hibir zaman susmay bilmeyen kalbi hemen her gn sevgilisini, evini, btn brakt yerleri yava fakat keskin bir sesle fsldar ve o, gsnn iinde birbirine muvazi (paralel) birok baklarn hep beraber hareket ettiklerini hissederdi.

Fakat iki sene sonra, sertleen ve kararan bir deri, gzlerinin kenarnda derinleen izgilerle buray terk ettii zaman, byklk ve gzellii, acy ve hasreti yz yze tanyordu.

Ve gen air iki sene engin denizleri ve imalin buz sahralarn dolat.

Deniz... te bu da muazzam ve nefis bir eydi... Kendisini gezdiren geminin gvertesine uzanarak uzaklara, ta uzaklara bakar ve kesik kesik nefes alan sulardan baka hibir ey grmezdi.

l ve deniz hemen hemen ayn eylerdi: Her ikisinde de ayn byklk, ayn arbal sessizlik veya ayn heybetli ve derin barmalar... Ve denizde de, kk, minimini, sinirlendirici teferruat yoktu. nsan orada yalnz renkten renge giren su damlalar ve devlere benzeyen bir mahlukun yavrular gibi birbirleriyle oynaan hoyrat dalgalar grebilirdi... Sonra bitmez tkenmez bir genilikle karanlk ve sk bir derinlik... Ve btn bunlar onu manasz bir tecessse deil, dnmeye sevk ederlerdi.

Ve sonra buz sahralar...

Beyaz, temiz, gnlerce uzanan bu yerlerde, gsterisiz bir kibarlk ve incelik vard. Sade, atafatsz, fakat gzel ve tatl olmann srrn ancak bu ekilsiz kar tepeleri kefedebilmilerdi.

Her eyi hayattan uzaklatran, hibir zaman yenilmeyen dehetli bir kudretleri olduu halde, mtevaz ve kibardlar. Ne gururdan doan bir ss, ne kendini beenmeyi gsteren bir ses...

Ve ite gen air frtnal denizlerden, souk buz sahralarndan ayrlrken, dnya hudutlarn aan bir genilik ve derinlii, necip (temiz, soylu) kalplere mahsus olan bir kibarl ve esasl

kymetlerin bir tek elbisesi olan tevazuu iinde tayordu...

Ve gen air iki sene dnyay rastgele dolat. Bu sefer grd eyler onu hayretten hayrete dryordu. Halbuki deien hibir ey deil, sadece kendi gryd.

Evvelce fazilet diye bakt eylerin birer merasim ve gsteriten ibaret olduunu ve asl iyilie yalnz ahlak mnakaalarnda veya akll nasihatlarda rastlanabildiini, namuslu olabilmek iin bakalarnn namusuna dil uzatmann, kirlenmeden ykselebilmek iin temiz alnlara basarak kmann yeter olduunu ve daha buna benzer birok eyleri grdke aknl bsbtn artyordu. Fakat o, bylece ahmaklk ve aciz isimli mahluklarla, bunlarn ocuklar, kstahlk ve riya adl iki zavally tanm oldu.

Ve ayrlrken kalbinde yalnz ufuksuz bir merhamet, yeis veya hiddeti manasz bulan bir rikkat (yufkalk, incelik) hissetti...

te gen air aheserini bilinmeyen ve bulunmayan kumalardan dokumak iin yapt bu seyahatten dnnde, iinde Allahla boy len bir kuvvet kmldyordu. nk imdiye kadar yazanlarn ancak var olduunu bildirdikleri eye o bizzat erimiti.

ay uraarak derin manal, renkli kelimelerden bir elbise

giydirdii aheserinin her sahifesi onun lde kavrulan ve kutuplarda gerilen muzdarip derisinin bir parasyd ve bir sevinci barmak, bir elemi alamak veya bulutlardan yksek bir fikre ulamak iin durmadan kmldayan satrlar cokun sinirlerinden rlmt. Ve o bu satrlardaki kelimeleri -vakit vakit bir sabah yldznn belirsiz gibi ince, felaketin gzleri kadar keskin, yalann dudaklar kadar yumuak ve bir ocuk ryas kadar tatl sesler veren kelimeleri- gzlerinin kenarndaki derin izgilerden iledi.

Lazm gelen yksek ve temiz asillii eserine bsbtn verebilmek iin de, onu yazd mddete insanlarn arasna karmad. Ve siyah bir kalemle, siyah mein ciltli bir deftere yazd iirleri sevgilisine yollad...

..

Bu sefer gen kz, gzlerinde gurur ve hayretin parlts, hareketlerinde hasret ve istein acelesi olduu halde bizzat geldi. Boynuna atlarak onu ptkten sonra byle haykrd:

-Gen air, gen air, ey benim sevgilim! Artk hi... hi kimse seni aamayacak; sen peygamberleri gptaya drecek eyleri yarattn, sen insanlar yaamaya veya ldrmeye srkleyebilecek eyleri yazdn. Gne senden daha scak, gkyz daha geni, ilkbahar rzgarlar daha canayakn deildir.

Ve sen bunlar yalnz benim iin yaptn.

Ey gen air, ey benim sevgilim!

Artk hibir kadnn benimle bir olmadn hissediyorum. Artk Leyla benim yanmda minimini ve Jlyet pek zavalldr, ben Beatrice'ye bile gururla bakyorum ve bundan sonra Sleyman'n sevgilileri de benimle boy lemeyeceklerdir. Ebedilie senin kollarn arasnda szleceim sevgilim ve yksekte, en yksekte uacaz.

Ey sevgilim, yalnz benim sevgilim!

imdiye kadar hep sana komak iin rpnd halde yenilmez bir gururun emirlerini dinlemeye mecbur olan kalbim bak, iindekileri anlatmak iin acele ediyor. O gururum ki, fanilerden birine meyli olduu iin gnlm bir srgan demeti gibi dalamt, imdi sana bunlar sylemekte bir haz buluyor.

-Mademki uzun senelerin hasreti iimizde yaramaz bir ocuk gibi tepinmektedir, gel, birbirimizin olalm ve sen bana akn da ebedilik kadar tatl ve gzel olduunu anlat... Gel, beni kollarnn arasnda sk...-

Fakat gen air onu kollarnn arasnda skmad.. nk hibir ey iitmemiti.

Sevgilisinin, sedirlerden birinin zerine brakt aheseri parmaklaryla kartrrken sihirli satrlar onun gzlerini, elinde olmayarak, ekmiler ve o, derin bir hayret iinde kendinden geerek, bunlar okumaya balamt.

Yarattklar o kadar gzeldi ve airi o kadar kuvvetle ekiyorlard ki, sevgilisinin: -Beni iitmedin mi air!- diye bardn bile duymad.

Ve ancak gen kz onu omuzlarndan yakalaynca kendine geldi. Kzn gzleri, kafasnn iindeki herhangi bir ateten kaarak dar frlamak isitiyormu gibi yanyordu. Dudaklar titreyerek tekrar etti:

-Beni dinlemedin mi air? Sana sylediklerimi iitmedin mi?-

-Ne syledin sevgilim?- diye cevap verdi, -Beni affet, biliyorum ki tamiri kabil olmayan bir ey yaptm. Ama bunun sebebi senin iin yazdklarmn yine sana benzeyen gzellikleriydi. Akn sesinden uzak kalan kalpleri hasretin ne hallere koyduundan bahseden satrlarm, beni seslerin en canayaknn dinlemekten alkoydu. Tekrar et sevgilim, sylediklerini benim iin tekrar et...-

Gen kz biraz dnd. Yz beyaz, bir kuunun tyleri kadar beyaz olmutu. Ban ar ar kaldrarak sordu:

-Hi, hibir ey duymadn m?-

-Hibir ey sevgilim, fakat tekrar et-'

O zaman bouk ve yeisini rtmek isteyen bir sesle tekrar balad:

-Kitabn okudum gen air, yalnz harikuladeliklerle, yalnz insan saran gzelliklerle doluydu. Ve senin herkes gibi olmadn haykryordu.

Senden daha fazla uzak kalmak istemem ey air!..-

Burada dudaklarn yakc bir glle srd; gzleri, donuk ve karanlk, aire dikildiler, dimdik baktlar. O bir kadn, batan aa bir kadnd... Dilerini skt, onlarn arasndan, keskin, ar bir sesle:

-Yalnz...- dedi, -Yalnz bu kitap dehan ve kudretini bana gsterdikten sonra aramzda lzumsuz olmaya balyor... Ve gryorum ki o seni hemen hemen benim kadar alakadar edecek...

Hi buna imkan var m air? Senin kafanda, ruhunda, hatta en ufak bir hceyrende (hcrende) bile benden bakasnn yer almasna tahamml edebilir miyim?

u halde bsbtn senin olmam iin bu engelin ortadan kalkmas lazm. Ve sen benim iin yazdn bu kitab yine benim

iin yok etmekte eminim ki tereddt etmeyeceksin, hatta bunu ben yapacam.-

Ve gen airin elinden ekip ald aheseri, orada, mercan alevlerle yanan ocaa frlatt.

Ve bir feryat, duvarlar sarsan, havay kartran, yzyllk aalarn frtnada devrildikleri zaman yaptklar grltye, ormana bir yldrm dt zaman vahi hayvanlarn kopardklar lklara, ate saan bir yanardan geni atlaklarndan frlayan bouk ve yrtc slklara benzeyen bir feryat gen airin gsnden frlad...

Ve o, kendisini oraya, minimini alevlerin kitabn mein cildini alayl bir trtyla bktkleri ocaa doru att.

Fakat gen kz daha evvel koarak ocan nn vcuduyla kapatmt. Vahi bir glle: -ekil!- dedi.

Erkek, ki o zamana kadar gzlerinde sonsuz bir tatllk ve ilahilikten baka bir ey bulunmazd ve hareketleri devaml bir ekingenliin arln tard, birdenbire buulanan baklar, pene haline giren kollarla oraya hcum etti ve her iki azdan birden frlad: -ekil!..- ve hibirisi ekilmedi...

O zaman aralarnda yle korkun bir mcadele balad ki, kpren azlardan feci soluklar ve hrltlar kyor, duvarlara

iddetle arpan kafalar orada kanl sa demetleri brakyordu. Birdenbire erkek, gen kz -gittike artan dermanszlna ve erkein yzn paralarken dklen trnaklarna ramen vcudunu ocan nnden ayrmayan gen kz- boazndan yakalad; kendininkilere korkun bir sebatla bakan byk ve kanl gzler hareketsiz kalncaya kadar skt.

Sonra, kollarnn arasnda yava yava geveyen, kanla bulak olmayan yerleri ezik bir sarlk alan vcudu yere brakarak ocaa eildi, gittike hafifleyen alevlerin arasndan mein kitab ald.

Kavrulan, eklini kaybeden bu ateten cildi at zaman yere ancak bir avu mavimtrak kl dkld... Ve bunu gren air oraya, boylu boyunca yatan lnn stne -bir kadnn elinden kurtaramad aheseriyle beraber- cansz yklverdi...

1929

(Atsz Mecmua, s. 17, 25.09.1932)

...

Krlanglar

ehrin kysnda, ufack bir derenin kenarnda, dallar suya sarkan ihtiyar bir st aac vardr. lkbaharn balanglarnda

bu sdn dallarna bir dii krlang gelip kondu; derenin bir bandan bir bana yldrm gibi uan, beyaz gslerini suya dokundurarak effaf kanatl kk bcekleri yakalayan dier krlanglara bakmaya balad. Ban hafif hafif sallyordu. Derin dncelere dald belliydi.

Sdn dallar hrdad. Bir erkek krlang geldi, diinin karsndaki dala kondu.

Krlanglar arasnda pek teklif yoktur. Uzun uzadya takdim filan edilmeden konumaya baladlar ve pek az sonra da ahbap oldular.

Evvela havadan, sudan bahsedildi. (ki kii birbirlerini yeni tandklar zaman havadan sudan bahsetmek adettir.) Fakat biraz sonra erkek bir iki dal ileri geldi, dii daha az ekingen bir hal ald.

Muhabbeti kaynattlar.

-Olur ya!- demeyin, iki krlangcn ilkbaharda, herkes drt tarafa koup alrken bir st dalnda oturup yarenlik etmeleri gndelik ilerden deildir.

Bizim krlanglarn ikisi de antika mahluklard, yani teki krlanglara benzemiyorlard. (Bakalarna benzemeyenlere antika derler.) Evvela dii krlang laf derin tarafndan at:

-Siz hi almyorsunuz?-

Baka bir krlang olsayd hemen: -Ya siz neden burada oturuyorsunuz?- diye ikinci bir sorguya kalkrd. Fakat bizimki derin derin iini ekti ve sustu.

Ve dii onun syledii eyleri anlyormu gibi ban sallad ve gzlerini aada prtyla akan suya dikti.

Bir mddet daha sustular. Erkek birdenbire gzlerini diiye dikerek sze balad:

-Baknz unlara...- Ve aada birbirini aprazlayarak uan ve dokuma tezgahnn mekiklerine benzeyen krlanglar gsterdi. -Baknz unlara... Sabah akam demeden, yaz k demeden alyorlar. Ben bunlara ok kere sordum: Neden byle durmadan urayorsunuz, dedim, cevap vermediler. Omuzlarn silkip yanmdan uzaklatlar.-

Dii:

-Birbirimize sen diye hitap etsek nasl olur?- dedi. Erkek okkal szlerine cevap olmayan bu laf beklememekle beraber, bu tekliften holand ve tekrar balad:

-Adeta utanyorum...- dedi, -Btn kular sraya dizseler

biz herhalde sonuncu gelmeyiz. Klmz, kyafetimiz dzgndr. Aklmz, u sabahtan akama kadar avaz avaz baran blblden herhalde stndr. Kanadmz bir vursak en hzl gvercinden daha ok yol alrz. Halbuki btn kularn en zavalls bizmiiz gibi hi durmadan didiniyoruz. u budala sere bile gnlk mrn keyifle geiriyor da, biz, arasndan utuumuz aalar bile fark etmiyoruz.

Biraz durdu, diiye doru yandan bir gz att:

-Yarn ldmz zaman birisi bize sorsa: 'Dnyada neler grdnz?' dese herhalde verecek cevap bulamayz. Komaktan grmeye vaktimiz olmuyor ki...-

Dii, gzlerinin ii buulanarak:

-Ah- dedi, -tpk benim gibi dnyorsun.-

Erkek cevap verdi:

-Zaten seni burada tek bana grnce benim gibi dndn anlamtm. Doru deil mi ama? u dnyay adamakll grmeden, dnyann ne olduunu adamakll anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaadmzn farkna varmayacak olduktan sonra ne diye yayoruz?-

Dii tasdik eder gibi ban sallad:

-Etrafmza gz gezdirince- dedi, -ben de senin gibi, drt tarafa koan krlanglardan baka bir ey grmyorum. Ben de bunlardan mym, diyorum, sonra da bunlardan deilim galiba, diyorum. Onlar da beni pek istemiyorlar. Ne yapaym, burada oturup etrafa bakyorum. Siz de, ey, sen de gelmesen byle yapayalnz bu yaz geirecektim.-

Akama doru laflar daha derinletirdiler... Sonra ayrldlar. Ve her gn bulumaya baladlar.

Aman yarabbi, neler konumuyorlard!.. Eer krlanglarda kitap yazmak adet olsayd, bunlarn yazacaklar kitaplar muhakkak ki niversitelerde okutulurdu.

Gitgide birbirlerine daha ok altlar. ok kere dii daha evvel gelir, gzlerini suya dikerek erkei beklerdi.

Bir gn ieklerden, bir gn yldzlardan, bir gn teki krlanglardan bahsederlerdi. Hep dnceleri birbirine uygundu.

Yalnz her ikisinin de iinde gizliden gizliye byyen bir korku vard: Bir gn gelip ayrlmak korkusu.

Hibirisi bu korkusunu tekine sylemeye cesaret edemiyordu. Kim bilir, belki brnn yanl anlayacandan ekiniyordu. (nk iten duyulan eyler hep yanl anlalr.)

lerinde bu ayrlk korkusu bydke bunu mnasip bir ekilde dierine sylemek iin dnmeye baladlar.

Mesela:

-Hi ayrlmayalm, olmaz m?- demek vard, fakat bu pek geni manal ve mphemdi. Nasl ayrlmayalm?.

-Bir yuva kuralm!- deseler, bu da pek baya kaacakt. Hem o zaman baka krlanglara benzeyeceklerini sanyorlard.

Dnyann geiciliinden, gkyznn sonsuzluundan, sulardan ve dier kularn yaaylarndan bahsederlerken, gzleri birbirine hasretle bakar ve: -Birbirimizden nasl ayrlacaz?- demek isterlerdi.

Tesadfn pek merhametli olmadn ve birbirine byle yakn olanlar bir ikinci defa kar karya getirmediini biliyorlard. Fakat konutuklar dil, dier krlanglarn diliydi ve bu dilde, sylemek istedikleri eyleri sylemekten utanyorlard. Bu dil, onlarn iindeki eylere uygun deildi.

Yava yava gzlerine ve baklarna bir gamllk kt. Dostluktan filan bahsederken, sesleri titriyor gibiydi; yahut onlar byle zannediyorlard. Fakat byle zamanlarda hemen birinden biri, bir kahkaha atar ve ii alaya bozard: i burkulduu halde...

Nihayet gnn birinde ikisi de bunun byle srp gidemeyeceini anladlar. kisi de birbirlerine almaya karar verdiler.

Sabahleyin kar karya gelince dii sylemek istedii eyleri gzleriyle anlatmak istedi. Tam bu srada, zerinde oturduklar stten sar bir yaprak koptu, iki tarafa sallanarak aralarndan geti ve diinin en manal bakt zamanda gzlerinin nn kapatt.

Erkek bu bak gremedi.

Fakat her ikisi de sar yapra grdler.

Erkek azn at:

-Senden hi ayrlmak istemiyorum...- demek zereydi ki, buvvv diye souk bir rzgar esti...

Dii, erkein szlerini iitemedi.

Fakat her ikisi souk rzgarn sesini duydular.

Birbirlerinin gzlerine baktlar; artk yuva kurmak zamannn getiini, sonbaharn geldiini, ayrlacaklarn anladlar.

kisi de iini ekti.

Tepelerinden birok krlanglar geti: Scak yerlere dnyorlard.

Ayrldlar... Ve bir daha birbirlerini grmediler.

Fakat ikisi de kk derenin kenarndaki sd ve orada geirdikleri gzel ilkbahar ve yaz unutmadlar.

Ve ikisi de, byle bir yaz geirmemi olan dier krlanglara tepeden baktlar... (nk azlkta kalanlar ok olanlara nedense tepeden bakarlar.)

1933

(Varlk, s. 40, 01.03.1935)

...

Viyolonsel

Gne, yzne yeil yelpaze tutan mahup bir kadn gibi iri yaprakl aalarn arkasna saklanrken, muhtelif milletlere mensup bir seyyah kafilesi -sar otlardan yaplm evleri ar kovanna benzeyen- bir zenci kyne girdiler.

Kabile reisi, yirmi seneden beri Afrika'nn bu sapa kesine

uramayan beyazlar gzel karlayabilmek iin btn boncuklarn, fildiiriden yaplm ziynetlerini takt, eline, zerine ilemeli byk yayn alarak maiyetiyle beraber kyn ortasndaki meydanda bekledi.

Birtakm atafatl merasimden sonra seyyahlar, reisin kulbesinde istirahat etmekteydiler ki, ky dolamaya km olan melez tercman koarak geldi, elli adm kadar tede bir Avrupal tarafndan yaplm olmas pek muhtemel olan tahta bir kulbe grdn syledi.

Golf pantolonlarnn altna oraplarn tekrar giymeye vakit bulamayarak hep birden oraya kotular. Tercman doru sylyordu. Bu, intizamsz kerestelerden yaplm bir yerdi ve nnde vahi orman ieklerinden vcuda getirilmi bahemsi bir meydanlk vard.

Yanlarna gelen reis, binann iki seneden beri aralarnda yaayan bir beyaza ait olduunu syledi.

Tercmana sordular:

-Neredeymi kendisi?-

-Belli olmaz- dedi reis, -o, buradan algsn alr kar ve ne zaman isterse o zaman gelir!-

-Ne algs?-

-Byk... adeta bir timsah yavrusuna benzeyen bir alg..-

Seyyahlar birbirlerine sordular:

-Belki bir harp?..-

Reis:

-Bir denee gerilen at kllaryla alnyor!- dedi.

-yleyse bir kontrbas...-

-Yahut bir viyolonsel...-

-Evet, evet... Herhalde bir viyolonsel.-

Seyyahlar, reise tekrar sordular:

-O, bu algy nerede alyor?-

Elini uzatarak gsterdi:

-Ormanda!-

-Peki, bizi oraya gtrr msnz?-

-Olmaz, o algsn alarken hi kimseyi istemez... -

Seyyahlar:

-Biz uzakta dururuz, kendisinin haberi olmaz!- dediler ve srar ettiler.

Reis raz oldu. Alacakaranlkta kyden karak ormana doru yrdler. Yaklatklar zaman, kulaklarna tok bir viyolonsel sesi geldi. Alman seyyah biraz dinledikten sonra:

-Sonbahar arks!..- dedi.

Rus ilave etti:

-aykovski'nin.-

Ormana girince reis durdu ve on adm kadar ileride, geni gvdeli baobap aalarnn altndaki karalty gsterdi: -te!..-

Dikkatle baktlar ve dinlediler. Glge hi kmldamadan, byk bir maharetle ayn paray alyordu.

Sesler, birbirine giren yapraklar titreterek dalrken ngiliz seyyah:

-Bu adamn ne olmas mmkndr?- diye sylendi.

Fransz seyyah: -Bir sanatkar...- dedi, -midi krlm bir sanatkar... Hakiki sanatn takdir edilmediini grerek insanlardan kaan bir talihsiz.-

Rus: -Hayr, bu belki cemiyetin hakszlklarndan kurtulmak iin buraya gelen birisi ki, sanat kendisine teselli vastas yapm...- diye, mtalaasn yrtt.

Alman: -Bana kalrsa- diye fikrini syledi, -bu geni arazide rahat ve dertsiz yaamay, bu basit refah, medeniyet dnyasnn didimelerine tercih eden bir akll.-

-Zannediyorum ki- dedi ngiliz, -vahilerin hkmdarln eline geirmek iin kendisine gre bir plan yapan onu sabrla tatbik eden bir akgzdr bu ve belki de tehlikelidir.-

Gece olmu ve ay kmt. Ay ormann iindeki ufak bir meydanl aydnlatnca, etrafna talar dizilen bir toprak ynna dayad viyolonseli gzlerini kapayarak alan adam daha iyi grdler... Siyah, kvrck sakallarnn ereveledii yznde, nerede balayp nerede bittii belli olmayan izgiler vard. Alnna doru dklen dank salar soluk yanaklarn glgeliyordu.

Seyyahlar sordular:

-Hep burada m alar?-

-Ve o toprak yn nedir?-

-Burada alar- dedi reis, -karsnn baucunda...-

-Kars da var myd?-

-Vard ve ld.-

Sustular. -Gidelim!- dediler. -Kye dnd zaman anlarz...-

Fakat ertesi sabah geri dnen adam, onlara kendi hayat hakknda hemen hemen hibir ey sylemedi.

-Bir vapur kazasndan sonra buraya dtm, karm da burada ld... Ve ben baka yere gitmek istemem- dedi.

Seyyahlar yollarna devam etmek iin bu garip mnzeviyi terk ettiler. Her biri jurnalna baka baka eyler yazd, fakat hibirisi o adamn asl hikayesine temas etmedi.

te o adamn hikayesi:

Akdeniz'in yal ehirlerinden birinde yle bir gen vard ki kendisine rast geldikleri zaman, mahcubiyetle balarn een kadnlar, onu ok kere ryalarnda grrlerdi.

Ve zerdeva (aa sansar) tyleri gibi yumuak olan kumral byklar gen kzlarn minimini kalplerini gcklamaktan geri kalmazd.

Fakat bu gencin, dalgal salarndan, lacivert gzlerinden ve bir ark kams gibi kvrlan vcudundan daha kymetli bir eyi vard:

Gzel nianls...

Bir zamanlar btn ehir delikanllarnn hayalini dolduran bu gen kzn, daima dnyormu gibi gergin duran aln artk bir karde busesi iin en mnasip yerdi. nk o delikanllar biliyorlard ki, dounun donuk pembeliini tayan dudaklar bakasna nasip olmutur. Ve menevilerindeki manay kimsenin okuyamad kahverengi gzler yalnz bir kiinin nnde kvlcmlanacaktr.

Bu kz ayn zamanda ehrin en iyi viyolonsel alanyd.

Oturduu iskemlede bir ayan geri uzatp dolgun gsn algsna dayad zaman, yle sesler karrd ki, memleketin ihtiyar ve stat musikiinaslar bile balarn arkaya evirerek gzlerini kurulamaya mecbur olurlard.

Gen kz, nianlsyla beraber olmad zamanlar yalnz viyolonseliyle konuurdu; ve ona, nianlsndan dinlemek istedii eyleri syletirdi.

Lakin gafil gen bunu bilmiyor, onun, algsn kendisi kadar ok sevmesini kskanyordu.

Ve bir gn:

-Ey sevgilim- dedi, -ey narin vcudunun, ipek salarnn, donuk pembe dudaklarnn deil, btn ihtiras ve iptilalarnn da bana ait olmasn istediim sevgilim, artk viyolonseli brak, yalnz beni dinle, yalnz benim kalbimin tellerinde nameler bulmaya al.-

-Ak ne kadar hodbindir!-

Gen kz:

-Mademki sen istemiyorsun sevgilim- dedi, -ben artk viyolonsel almayacam... Namelerimi yalnz senin szlerinde arayacam.-

Gzlerinde, sahibi iin, yaad orman brakan bir ceylann garip mahzunluu vard. Sanat, ilahi sanat aka yenilmiti.

-Ve ak ne kadar kudretlidir!-

-Lakin sevgilim!- dedi gen kz ve bunu sylerken elleri delikanlnn avularndayd. -Elbet bir gn ihtiyarlayacaz ve lm bizi alacak. Eer o, bana senden evvel gelirse, bil ki tek isteim, gzlerim hayata kapanrken baucumda bir viyolonsel dinlemektir; bunu bana vaat ediyor musun?-

-Evet- diye cevap verdi, -senden sonra yaamak gibi bir ceza bana mukadderse, kahverengi gzlerinin stne yemin ederim ki, baucunda en yksek sanatkara, en gzel besteyi aldracam.-

Bunun zerine balar geriye doru uzand. Sylediklerini tekit etmek (pekitirmek) isteyen dudaklar birleti.

-Ve ak ne kadar atelidir!-

..

Heyhat, saadet dedikleri el, insanlar okamakta pek hasistir. Yalnz glmsemek ve sevimek iin yaratldklarn sanan bu genler de o elin mukadder tokadn yemekte ge kalmadlar.

Evlenmiler; birbirlerinin olmulard. Bahtiyardlar. Bahtiyarlklarn bulunduklar yerde hapsetmek istemediler. Onu her tarafa gsterebilmek iin, bir gn, ehrin rhtmnda duran gemilerden birine binerek seyahate ktlar.

Gezdikleri yerde her grdkleri eyin kendilerini sevindirmek iin yaratldn sanyorlard. Deniz onlara bir ak masal, ormanlar bir vefakarlk hikayesi anlatyordu.

Bilhassa engini ok seviyorlard. Baz yerlerde erkein gzleri gibi lacivertleen sular, baz yerlerde her ikisinin kalpleri kadar berrak ve effaf oluyordu... Ve dalgalarn kvrmlarndaki kpkler, sulara srnerek uan beyaz kular gibiydi.

Lakin bir gn, ufuklar karard. Bir frtna balad. yle bir frtna ki, tasvirini ancak herkesin kendi muhayyilesi yapabilir.

Geminin kaburgalar atrdamaya balad zaman, birbirlerine sarldlar. Gzlerini kapadlar...

..

Ancak ertesi gn -kendilerini sahilin kumlarna uzanm bularak yabani otlarla tedaviye alan zencilerin arasndagzlerini atlar.

Ve uzak kayalarda paralanan enkazdan baka canl bir ey gremediler.

Zencilerin sahilden epey ieride olan kylerinde birka ay oturup, onlarn dillerini renmeye balaynca anladlar ki, buras

Afrika'nn en kimsesiz yerlerindendir ve on sekiz seneden beri hibir beyaz adam uramamtr.

Ara sra sahilde balk tutmaya giden kafileler tekrar sylediler ki, o denizde imdiye kadar uzaktan geen bir gemi bile gzlerine ilimemitir. Ve artk hissettiler ki -frtna kendilerini baygn olarak kyya att zaman- vahileri orada bulunduran tesadfe minnettar olmaktan baka yaplacak ey yoktur.

Erkek: -Mademki beraberiz- dedi, -ve birbirimizi seviyoruz, yaaymzn herhangi bir yerde olmas bizim saadetimizi bozmamal!-

Fakat kadn hastayd...

Evet, kadn hastayd. Gnden gne eriyor, sararyordu. Nasl baz aalar yerleri deitirildii zaman -usta bir bahvan elinde bile olsalar- yaayamazlarsa, gen kadn da burada yaayamayacakt. Erkek btn kudretiyle alt, vastaszlk iinde btn arelere bavurduu halde, bunun nne geemeyeceini anlyordu.

Onu, sert kokular datan aalar arasnda, berrak sulu nehirlerin kenarnda gezdiriyor; geceleri, yalnz Afrika'ya mahsus olan parlak ay altnda onun, mavimtrak damarlaryla bir

istiridye kabuuna benzeyen kulaklarna, yaamay tatl gsterecek, arklar sylyordu. Fakat hepsi neticesizdi ve kadnn bir sene daha mr olmad muhakkakt.

O zaman, bu ksa mddette kadna saadet verebilmek iin areler dnd, aklna viyolonsel geldi. Belki algs olsayd o, bu kadar zlmeyecekti.

Ve bir gn, maun aacndan haftalarca uraarak yapt viyolonselle geldi. -Sevgilim- dedi, -hayatmz ok yalnz geiyor. Bak, sana bir arkada daha getirdim. Seni bir zamanlar bunu almaktan menettiim iin ne kadar bedbaht olduumu bilsen... Sonra sklarak ilave etti: -Hem bana da retmeni rica edeceim.-

Gen kadnn soluk yznde, batan gnete grlen bir krmzlk belirdi. Titreyen dudaklaryla:

-Ben leceim- dedi, -ve sen, baucumda viyolonsel alarak vaadini yerine getireceksin...-

..

renmeye baladktan pek az sonra, ufak paralar alabiliyordu. Kadn, hayvan derileri zerine yazd notalar buna mek ettiriyor, bu da onlar alarak yabani ormanda saatlerce alyordu.

rendii paray akam zerleri latif stadna tekrar ederken onun azndan kacak bir takdir sayhas (haykr) kendisine en byk i geniliini verirdi.

Kadn da ara sra alyordu. Ve o zaman bu ekilsiz alet, bu at kllarndan yaplan yay, baka bir dyann seslerini gen erkein kulaklarna, oradan ruhuna gtrrd. Bir gn kadn:

-Bak, bu 'Sonbahar arks'dr- dedi.

Ve nameleri insann iine grnmez mayiler halinde akan bir besteyi bitirdikten sonra:

-te- dedi, -lrken senden bunu isteyeceim.-

Erkek:

-Ver- dedi, -alaym...-

-Hayr, bunu son gnmn yaklatn hissettiim zaman vereceim...-

Ve baka bir notay uzatt.

Bazan zntlerin uzatt, bazan yalanc bir sevincin ksaltt gnler ok abuk geti. Ve kadn artk ayakta duramayacak kadar eridi. Gzlerinin esmerleen kenarlarnda, beyaz

dudaklarnda lmn tayf halinde dolatn gen erkek gryordu.

Belki, evet, belki iki gnlk mr vard. Fakat hala -Sonbahar arks-n vermemiti.

Birka defa, zerlerinde nota yazl olan derileri kartrrken, eline geen bu arky bir trl retmiyordu. lmn bu kadar yaknnda dolatndan ihtimal ki haberi yoktu.

Gen adam onun son istediini yerine getirememekten korkuyordu: Ya kadn birdenbire lverirse?

O zaman bu arky alamayacakt.

Ve gsnn st tarafnda przl bir cismin ar ar gezindiini hissediyordu.

Notay istemek imkanszd. Bu, hastaya mrnn sonuna geldiini belli etmek olacakt.

Bir tek istei, onun son gnlerinin msterih gemesi olduu halde, bu nasl yaplabilirdi?

Nihayet bir gn, gene baka bir besteyi uzatrken, kadnn ba kucana sessizce dverdi: Baylmt... Erkek etrafa kotu. Bir toprak anaktan yzne sular serpti. O, gzlerini aar amaz kuru otlardan ibaret olan yastnn altndan -Sonbahar

arks-n ekerek:

-Al- dedi, -ve abuk ren. Korkuyorum ki, vakit az kald!-

Erkek yabani ormana kotu, deriyi bir baobap aacnn gvdesine ilitirerek almaya balad.

Saatler geti. Akam oldu. Elinde viyolonsel ve nota ile kulbeye koan erkek, alyordu. inde snmez bir ac vard. Ya ldyse, diyordu, ya yetiemediysem!

Kulbeden ieri girince, yatakta, gzlerini kapya dikerek kendisini bekleyen gen kadnn yznde bir glmseme dolat, elini uzatt...

Elini uzatt ve erkek o eli yakalayp sakallarndan szlen yalara srerek perken, kadnn gzleri tekrar kapand.

Kadn lmt.

Ve erkek bunu hissetti.

O zaman deli gibi viyolonsele sarlarak almaya balad. -Sonbahar arks-n ona duyurmak istiyordu.

Dikkatle bakt, kadnn gzleri alacak m diye bakt. Hayr, almyordu.

Sevgilisinin son isteini yerine getirememekten doan bir yeisle yayna daha iddetle bast ve parmaklar daha iten oynad. Onun kulbenin civarndan uzaklamadn zannettii ruhuna bu sesi yetitirebilmek iin hrsla alyordu.

Gzleri, yatakta glmseyerek yatan lye dikilmiti. -itmiyor musun, bak, ne kadar akla alyorum, ne kadar gzel alyorum, iitmiyor musun?- demek istiyordu.

O zamana kadar bu kulbede alnan viyolonsel, vahileri alakadar etmezdi. Fakat imdi bu ark, gen adamn kalbinden strap ve hkrk halinde viyolonselin tellerine dklen bu beste, onlar da artt, donuk hassasiyetlerine kadar iledi ve hepsi koarak kulbenin etrafna toplandlar.

imdi kapda birbirinin stne karak algy dinleyen zenciler, siyah bir zm salkmn andryordu. Annelerinin yapraktan eteklerine sarlan kk ocuklar bile susmulard. Ve kulbenin n alayan zencilerle -evet bu bir mucizeydi ve hepsi birden alyorlard- bir ar kovannn azna benziyordu.

Gen adam, algsyla beraber topran stne baygn yuvarlanncaya kadar ald.

ki gn sonra aylnca, vahiler, kendisini ormana, her zaman viyolonsel ald bir aacn altna gtrdler.

Burada taze bir mezar vard.

..

te bu gen adam, salnda dinletemedii paray karsnn ruhuna duyurabilmek iin, bu mezarn banda, senelerden beri viyolonselini alar.

1928

(Meale, s. 7, 01.10.1928)

...

Birdenbire Snen Kandilin Hikayesi

Hasta sinirlerim iin tavsiye ettikleri bu kimsesiz ve grltsz yerlerde, uzun bir akam gezintisinden dnyordum.

Scak bir sonbahar gnnn sonuydu. Gecenin yaklatn gren tabiat, serin bir nefes almak iin kmldanyordu.

Biilmi tarlalarn ortasnda slak bir halat gibi parlayarak uzanan patikaya giderken, kar tepelerin birinde yksek bir ta bina gzme iliti.

Perdesiz pencerelerine vuran gne, ona krmz gzl bir canavar ekli veriyordu. Ve ykk duvarl bir bahenin ortasnda, harap bir kaleyi veya bo braklm bir kona andran hazin bir ihtiam vard.

Vaktin daha erken olduunu dnerek bu binay yakndan grmek isteine kapldm.

Kurumu tarlalarn zerinde yrdkten, hafif bir srt trmandktan sonra, yarsna kadar ak duran pasl bir demir kapy getim, aralarndan otlar fkran akl deli bir yoldan yrmeye baladm. ki tarafmda vahilemi aalar ve artk tmsek halini alm eski iek tarhlar vard... Kuru bir havuzun kenarnda devrilmi mermer sakslar duruyordu. Ve onlarn arasnda naslsa kalm olan beyaz bir kasmpat, buralar rten siyah perdenin zerinde gemii grmek iin braklm bir delik gibiydi.

Yanna yaklatka insana sebepsiz bir rkeklik veren binann hibir mimariye uymayan acayip bir tarz vard: ap on iki metreyi gemeyen bir silindir eklinde epeyce ykseldikten sonra birdenbire daralyor ve bylece kule gibi bir para daha uzanarak zeri camekanl bir kubbeyle bitiyordu. Alt tarafn kaln bir ta ember kuak gibi sarmaktayd ve btn bina bu haliyle eski bir ya kandilini andryordu. Tam kapnn stndeki odann darya doru cumba eklinde yapt bir knt da bu kandilin kulpuydu.

Binann niin bu ekilde yapldn ve sonra hangi cehennem nefesinin buralarda estiini kestirmek imkanszd. Keskin bir bakla alm hissini veren ince uzun pencereler korkutucu bir karanlktan baka hibir eyi aa vurmuyorlard.

Ta emberin zerinde oyulmu birka ayak merdiveni karak pasl ivili, byk kapya geldim. Senelerden beri insan eli dokunmam gibi duran, rmeye yz tutmu tahtalara yaslandm. Yar yerine kadar batan gnein sararm ayrlara, kk bulut kmelerine, bir ylan dili gibi kvrarak uzatt son krmz klar uzun uzun seyrettim.

Etrafmda hibir hareket yoktu. Kertenkeleler bile, yosunlu talarn zerinde, akamn alacakaranlna bakarak, yavaa ilerliyorlard. Yalnz slak tahtalarn gnete kardklar sese benzeyen baz trtlar vakit vakit duyulmaktayd.

Gittike koyulaan sessizliin iinde, derin bir kuyuya muntazam aralklarla talar atlyormu gibi bouk sesler iittim. Evvela istikametini kestiremediim bu grltnn, biraz sonra, evin iinden geldiini anladm. Sesler, ayn muntazam aralklarla durmadan yaklamaktayd. En sonra bsbtn alarak ta merdivenlerden ar ar inen admlar haline girdiler ve dayanmakta olduum kapnn arkasnda durdular. Dorulmu, korku, merak ve hayretten ibaret bir halita (karm) halinde kaskat kesilmitim. Bam arkaya eviremiyordum, fakat -ufak

bir gcrt bile yapmad halde- kapnn yavaa aldn ve souk, buz gibi bir nefesin ensemi yalayarak daldn hissettim.

iddetle dndm; ve o zaman, akamn abucak artan karanl arasnda, bu ta kulenin esrarl adamyla karlatm:

Bu, byk bir batan -iskelet halinde bir vcudun stne konmu- byk ve krmz bir kafadan ibaretti. Bir cehennem nebatnn liflerine benzeyen kpkzl sa ve sakallarnn arasnda beyaz, fakat salarn renginde illerle kapl bir deri grnyordu. Ve bunlarn hepsini, rm bir meyvenin donuk rengi, bir toz tabakas halinde, rtmekteydi.

Ve sonra gzleri... Krmz illi kapaklar arasnda, bir granit yosununa benzeyen soluk yeil gzleri vard. Derin ve karanlk ukurlarn sonunda birer mahzen kapan hatrlatan bu gzler hi, ama hibir ey ifade etmiyorlard.

Srtnda siyah, harap olmu bir elbise, ayanda eskimi rugan potinler vard. nsan onu, bir cenaze dnnden sonra hi soyunmayarak senelerce ayn halde kalm sanabilirdi. Ve imdi kuru vcuduna bol gelen bu siyah elbiseler ona bir korkuluk kl veriyorlard.

Elini bana doru uzatt. -Ah, bu, dnyada grdm eylerin belki en korkuncudur-. Bu da ayn krmz illi, rk beyaz deriyle kaplyd ve bir insannkinden ziyade ince bir eldiven

giydirilmi bir iskeletin eline benziyordu. O kadar zayf, o kadar hayattan uzakt. Ve gecenin karanlndan pek fark edilmeyen siyah bir ceketin kolundan frlad iin, zerime bolukta aslym gibi geliyordu.

Omuzuma bir gece kuu gibi konduu zaman korkuyla bardm ve silkindim:

-Ah... Ne istiyorsunuz?-

Fakat bu el, bu kemik el oraya bir yenge kskac gibi yapmt. Ve o, skunetle eildi, gsnden deil, yalnz aznn iinden gelen hafif bir sesle bana sordu:

-Siz birdenbire snen kandilin hikayesini biliyor musunuz?-

-Hayr!- dedim. -Oh... Hayr...-

-ylese geliniz!-

Dediini yapmamak mmkn deildi, parmaklarn omuzuma batrarak ekiyor ve actyor, actyordu...

Ayaklarmzn altndan kayan bir zemini getik, minarelerin esrarl merdivenlerini andran dar ve ta bir merdivene trmanmaya baladk. Korkuyu imdiye kadar iimde byle madde halinde hissetmemitim. Karanlk, bir gecekuu kanad gibi

yzme srnen, kokusu beynime kadar ileyen bir karanlk vard. Etrafmdaki duvarlardan biz yrdke dklen svalarn grlts, admlarmzn bouk sesine karyordu.

Ve ben, btn korkuma ramen, nerede ve nasl biteceini bilmediim bu merdiveni kvrla kvrla kyordum. Sanki onun parmaklarndan benim omuzuma geen bir irade, beni yediyor, ayaklarm darack basamaklar zerinde, ona yetitirmek iin, abuk abuk hareket ettiriyordu.

Her kata yaklatmzda, beni srkleyen adamn, evvela kark sal ba belli oluyor, sonra hafif bir aydnlk yava yava btn vcuduna yaylyordu. Eyvah... Gece bu merdivenlerden ok aydnlkt...

Her katta, yarsna kadar alm oda kaplar vard. Bombo odalara alan kaplar... Ve dar pencerelerden nur halinde giren gece bu kaplardan bize kadar uzanyordu. Ve pencerelerin dnda siluet halinde aalar, kark ekilli dalar, hayat ve k dnyas vard... Ben bu yarm aydnln verdii cesaretle ona soruyordum:

-Nereye gidiyoruz? Niin gidiyoruz?-

Eiliyor, buz gibi nefesi yzmde dolaarak yavaa tekrar ediyordu:

-Siz, birdenbire snen kandilin hikayesini okudunuz mu?-

-Hayr!-

-Pekala, yrsenize!-

Parmaklar etlerime bsbtn geiyordu; bir kle halinde tekrar srkleniyordum.

Bu sefer de merdivende evvela ba kayboluyor, nmde, siyah ve geni pantolonun iinde kuru bir dal gibi duran ve basamaklar abuk abuk atlayan iki ayak kalyordu. Sonra gene o mayi halindeki karanlk, gene kopup den svalarn haykr... Ayak seslerimiz ve hepsinin birden, toprak altndan gelen bir bar halinde yaptklar korkun uultu...

Sonra ikinci ve nc bir kat geliyor, kaplar yar ak bo odalar, bak yaras gibi ince uzun pencereleri ve artk tepelerindeki birka yapra fark edilen siyah aalar tekrar gryordum. Her katta, daha kuvvetsiz olarak, dudaklarm kmldard:

-Nereye gidiyoruz, niin gidiyoruz?-

Fakat cevap hep aynyd:

-Siz, birdenbire snen kandilin ne olduunu biliyor musunuz? O halde yrynz!-

Ve korkun k tekrar balyordu.

Nihayet, nerede olduumu, ne kadar zamandr bu ykseliin srdn, hatta kendimi bile bsbtn unuttuum bir zamanda birdenbire durduk. nmdeki adam eliyle bir kapa kaldrd. Oradan girdik. Kapa tekrar kapamak iin omuzumu brakt zaman, derin bir ryadan uyanyormu gibi oldum ve etrafma baktm.

Buras yuvarlak bir odayd. Kulenin en tepesinde olduunu tavandaki camekanl, kk kubbeden anlyordum. Oda, tekilerin bsbtn aksine olarak, ok gzel denmiti. Karanl k duvar kenarlarnda muhteem koltuklarn glgeleri belli oluyordu.

Tam camekanl kubbenin altnda, yani odann ortasnda, yuvarlak bir masa zerinde hareket etmeyen bir alevle hafif hafif yanan bir ya kandili vard: Aynen iinde bulunduumuz binann eklinde bir kandil...

Uzaktaki kede, ierisinde biri yatyormu gibi kabark duran bir yatak vard, bana nazaran eri olduu iin, kimin yattn gremiyordum. Dayanlmaz bir merakn drtmesiyle yaklatm ve orada yatan grdm. Grdm... Ve boazna iler sokulan bir hayvan gibi ac bir lk kopardm: Orada bir iskelet yatyordu. Kurumu ve siyahlam etleri yanak kemiklerine

yapm ve sar salar rk bir yast kme kme ylm bir kadn iskeleti..

Bu anda, krlan bir camn angrtsn andran bir kahkaha kulaklarmn dibinde patlad, siyah elbiseli adam:

-Pek mi korktun?- diyordu. -Niin, niin korkuyorsun? Senden, yani hayattan bsbtn ayr bir ey diye mi? Fakat bu aptallktr. Onun bizden fark, bizim ondan farkmz nedir ki? Hi... Bak, eil de bak... Bu diler yok mu, bu muntazam diler, onlarn arasndan, imdi bizim konutuumuz eylere benzemeyen ne tatl szler kard bilsen... Dnyor musun ki, bakmaya tiksindiin bu dileri grebilmek iin onun tebessm etmesi nasl sabrszlkla beklenirdi!.. Tahmin edebilir misin ki, boazna dolanarak seni boacakm gibi korktuun bu salarn gne altnda ne hayat dolu parlaylar vard.

Hem bu kadn benimdi. u ellerim, u sana laf syleyen azm nasl benimse, o da yle benimdi. Fakat biliyor musun, kollarmn arasndan syrlvermesi ne kolay oldu... Onunla aramzda hibir mesafe yoktur. Bizim onun haline geivermemiz iin bir sebep bile lazm deil; ve bu iskelet bize o kadar yakndr ki, ondan korkmak iin ancak bir insan kadar kr ve dncesiz olmaldr.-

imdi sesi pirin bir havan gibi tyordu. Sanki bu adamn boaznda bir perde vard ve bazan iinden gelen iddetli sesler

bunu kaldrarak kulaklar nlatyor, sonra iddet azalnca perde tekrar derek sesler, bir duvar arkasndan syleniyormu gibi, kslyordu.

Verecek cevap bulamamaktan doan bir rkeklikle sordum:

-Sizi bu kadar sarsan, fakat hakikate yaklatran bu lmn sebebi neydi?- dedim. -Nesi vard?-

-Hi!- diye cevap verdi. -Hibir eyi yoktu. Senin kadar hayata bal, bu ta bina kadar salam -eliyle camekan kubbeyi iaret etti- ve u yldzlar kadar nurlu ve zarifti.

Saadeti aramzda bir alev gibi hissediyor, bu alevden snyor ve aydnlanyorduk... Fakat...-

Ses yine uzaktan geliyormu gibi yavalad:

-Fakat biliyor musun, o kuvvet ki, hibir eyi eksik olmayan ya kandillerinin alevini gelip alarak onlar birdenbire karartr!-

Ne demek istediini anlamayarak yzne baktm.

-Gel- dedi, -seninle birdenbire snen kandilin hikayesini okuyalm. O zaman bu kadn hangi lnn gtrdn anlayacaksn. -

Orta yerdeki masaya doru yryerek orada, kandilin

nnde ak duran siyah kadife kapl ince bir kitab ald.

-Bunu, yanmzdaki kadnn yzlerce sene evvelki cetlerinden biri yazm- dedi.

Geni bir kanapeyi masann kenarna srkledi. zerine yan yana oturduk. Ve ben, kurumu yapraklar rengindeki sar ve kaln sahifelerde eski, fakat keskin bir el yazsn, gzlerimi ara sra uzaktaki iskelete evirerek ve yanmda, bana vuran krmz kla, akam seyreden bir sfenks gibi duran adama bakarak merak ve sonra hayretle okudum:

-Yzlerce eser yazdm. Her eserime kalbimin veya dimamn bir parasn koyuyordum. Ve bunlar, hakikate ok yakn eylerdi. Fakat hibir yazmda bizzat hakikatin bulunmadn biliyordum. Her gzel yazan gibiydim: Konutuum eyler benden evvel yzlerce defa tekrar edilen laflarn deitirilmi ekliydi. Halbuki ben, kulaklara bilmedikleri eyleri sylemek, gz hudutlarnn arkasna gemek istiyordum. Ve bunun iin enemi avularma ve kollarm dizlerime dayar, gzm yere veya ufka evirerek grdklerimin daha tesindeki eyleri de bilmek isterdim. Fakat topran alayc bir susuu, ufkun lakayt bir ka vard. Bana, 'Senin gzlerin,' diyorlard, 'ak braktmz eyleri grmek iin bile ok kk ve zayftrlar. Sakladmz hakikatleri nasl bir cesaretle anlatmak istiyorsun?..' Fakat ben aryor, mtemadiyen aryordum.

Yine bir gn odamda, masamn banda enemi defterlerime dayamtm, beyaz kadn zerine yaylan sakallarmn kvrcklarna bakyordum. stiyordum ki, bu beyaz tellerin her biri ince bir kalem olup bu yapraklar btn bilmediim eylerle doldursunlar ve ben onlar hi durmadan okuyaym, okuyaym.

Fakat birdenbire katlar ve sakallarm grnmez oldu. Odam anszn kararvermiti. Bam kaldrnca, nmde senelerden beri ayn intizamla yanan kandilimin snm olduunu grdm. Hibir rzgar veya hareket olmadna gre, yann bitmi olmas lazmd. Lakin elime alp baknca, yann dolu, fitilinin kusursuz olduunu grdm; haznesinde bir delik, boaznda bir sakatlk yoktu.

Benim farkna varamadm bir rzgara hamlederek (yorarak) tekrar yakmak istedim... Fakat hayret: Yanmyordu. Yaklatrdm ateler yalnz fitili kzartyor ve oradan ho olmayan kokular karyordu. Alev, senelerden beri devam eden krmzmtrak alev artk yoktu.

Hangi sebebin bu ihtiyar amdan kararttn dnrken, kaybolan aleve benzeyen bir n kafamn iinde parlamaya baladn hissettim. Ve karmdaki kandilin arkasnda, ona benzeyen says bellisiz kandiller sralandn grdm. Kimisi benimki gibi snmt ve kimisi hala krmz ve deimez bir alevle parlyordu. Fakat ara sra bunlardan biri, hibir rzgar, hibir fleyen olmad halde, yavaa kararveriyordu. Ve bu

snk kandillerin bir daha aydnlanmas da mmkn deildi.

-Silkindim, bunu kendime bir ihtar telakki ettim. Artk bulmak istediim hakikati burada arayacaktm:

Yalar ok, fitilleri kusursuz ve her eyleri tamam olan kandillerin sebepsiz yere niin sndklerini ve kaybolan alevlerin nereye ekilip gittiklerini bulmalydm.

Bunun iin, aynen kandilimin eklinde bir bina yaptrarak oraya yerletim. Etrafmda dolatn hissettiim byk hakikate burada kavuacam biliyordum. imdi, en yaknlarm bile sokmadm bu odada, gzlerimi tepedeki camlardan geirere k yukarlara bakyor, orada birdenbire snen kandillerin alevlerini aryorum...-

Kitabn intizamsz aralklarla yazlan dier ksmlar, bir kazana hapsedilen buhar gibi kenarlarn sktran bir kafann, grnmeyen, iitilmeyen ve dokunulmayan bir hayaleti takip ediyormu gibi etrafna nasl hamleler yaptn gsteriyordu.

Bataklk kenarlarndaki rk sazlarn rutubetli ve eki kokusunu datan kaln yapraklar parmaklarnn altndan bahtiyar bir gnn saatleri gibi abucak geiyorlard.

Ve sebepsiz yere snen ya kandillerinin hazin hikayelerini, bir brani peygamber gibi, iim sarslarak okuyordum:

-Beraber yanmak iin yaplm iki tane kandil vard. Alevlerini, birlemek istiyor gibi, birbirlerine eerlerdi ve birisinin yetiemedii yeri teki aydnlatrd..

Aralarnda ipek kumalar gibi kvrlan ve parlayan k huzmeleri gidip gelirdi... O kadar benzer klarla yanarlard ki, etrafa dattklar aydnln ayr yerlerden geldiine ihtimal vermek mmkn deildi... Fakat bir gn, ya ok, fitili yolunda, haznesi salam olan bu kandillerin biri, en beklenmedik zamanda, yavaa kararverdi. Titrek bir kla yas tutmak isteyen dieri ise, onun arkasnda gitmekte gecikmedi.

Ve ben, drt be tanesi bir arada birok kandiller daha grdm. lerinde savatan km bir kl gibi parlayan yenileri olduu gibi, mahzenlerdeki yosunlu kplere benzeyen eskileri de vard. Ve byk kandillerin yannda civciv gibi duran kkler, oynak alevlerle kprdyorlard. Ve bunlar, adeta ses karan bir etaretle (sevinle) beraberce yanarlarken ayn hissedilmeyen rzgar, hibir benzerlik srasna bakmayarak, hepsini birer birer sndrverdi.

Yalar daha bitmemiti yarabbi, daha uzun mddet yanabilirlerdi. Ben, artk anlamak istiyorum, bu alevleri alp gtren hangi sarslmaz kudret, hangi dayanlmaz sebep, hangi yaradl mantdr?..

Ve ben, altndan yaplm yeni ve ok gzel bir kandil grdm. Usta bir kuyumcu elinden kt, kenarlarn ssleyen gz alc ziynetlerden belliydi.

O kadar tatl bir vard ki, kandilin parlak madenine su halinde akan bu k, plak omuzlara dklen kumral salar andryordu.

Ve alevi o kadar beyaz, o kadar hayat doluydu ki, yanaca mddeti sonsuzlukla ifade etmek, onun mrn ksaltmak olurdu.

Fakat bu da, gzkapaklar ald zaman kaybolan bir rya gibi, kendisine itiyakla (zlemle) bakanlarn nnden ekiliverdi.

Ah... Yanmak isteyen kandilleri sebepsiz yere ve birdenbire sndrlen kuvvetin, bu alevi saklayacak kadar gzel yerleri var myd acaba?..-

Artk sonlarna yaklatm kitab avularmn arasnda skyor, isyandan ve kzmaktan vazgeerek bir iman ve tevekkl ifade etmeye balayan satrlar kandilin kzl na tutarak okuyordum:

-steklerime varabilmek iin d dnya ile balarm azaltmak lazm geldiini seziyordum. Vcudumdaki her ykl, kafamda yeni bir parlakla yol ayor. Ellerimin titremesi artt, fakat ben baktm eyleri daha sebatl ve ihtizaml grmeye

baladm. Ah, ey peinde kotuum hakikat, nihayet seni yakalayacam. -

Dier sahifeler gittike karan bir yazyla yle devam ediyordu:

-Gryorum... Parlak alevlerin zerine uzanarak onlar alp gtren siyah eli artk fark etmeye baladm. Yazdm yazlar semekte glk eken gzlerim, bu alevleri ok uzaklara kadar kovalayabiliyor. Belki yaknda onlarn nereye saklandklarn syleyebileceim. Hibir eyleri eksik olmad halde, birdenbire snveren kandilleri hangi kuvvetin kararttn ve alevlerin nereye gittiklerini renmek zereyim. Ey her tarafmdan yava yava ekilen hayat, yalnz kafama ve gzlerime birik!-

Son sahifeye gelmitim. Burada yaz artk okunmaz bir ekil alyordu. Delilie yakn bir merakla gzlerimi bsbtn yaklatrdm ve devam ettim:

-Geri ellerim kmldamakta glk ekiyor ve gzlerim yazdklarm grmyor, fakat ne ehemmiyeti var? Artk hakikatin pek yaknndaym.

Konaca daln etrafnda uan bir ku gibi bamn zerinde kanat rplarn duyuyorum.

nmde sralanm birok kandiller var... Parlak klar birdenbire yok olan zavall kandiller...

Onlarn stne doru uzanan siyah ve byk bir hayalet gryorum. Ve alevler titreerek hep bu istikamete uuyorlar. Fakat nereye gidiyorlar, Yarabbi: Ve o hayaletin asl nedir?

Bazan alr gibi olduu halde gzlerimin zerine tekrar den bu perde ne zaman bsbtn kalkacak? .

Lakin artk bir hakikat dnyasn grmek zere olduum muhakkak. Gittike kuvveti artan bir k, bana yaklayor, yaklayor... Etrafm gittike daha aydnland... Ah... te... te o kandilleri birdenbire sndren kuvvet... -

Eyvah... Kitap burada bitmiti. Okuduum mddete hi ses karmadan yanmda oturan adama lgn gb sarldm:

-Syleyiniz- dedim, -kitap niin burada bitiverdi? Syleyiniz, kandilleri birdenbire sndren hangi kuvvettir?.. Syleyiniz, bu adam niin yazmam, niin devam etmemi?.. -

Siyah elbiseli adam yavaa ayaa kalkt, hafiften gelen sesiyle:

-Bir gn- dedi, -onu elinde kalemiyle bu masada ve bu kitabn banda l bulmular...-

Birdenbire tepemizdeki camlar sarsan bir kahkaha att:

-Fakat- dedi, -yalar ok, fitilleri mkemmel, hazneleri

kusursuz olan kandilleri birdenbire ve sebepsiz yere sndren kuvvet, o adaletli ve efkatli kuvvet, bu adamn emeklerine acd; ancak son dakikada bulduu, fakat ifade edemedii byk srrn kaybolup gitmesini istemeyerek, bu hakikati onun ocuklarnda hi amadan devam ettirdi!-

Kolumdan tutarak yataa doru yrd. Orada; yarm kalm bir ikayete devam etmek istiyormu gibi, az aralk duran iskeleti gsterdi. Sonra, kurumu dallarn rzgarda kardklar iniltiye benzeyen bir sesle:

-te- dedi, -o zamandan beri, bu adamn neslinden gelen herkes, hibir sebep olmadan, en parlak zamanlarnda, bylece snverdiler...-

skelet halindeki bann neresinden ktna atm iki damla ya, gzlerinin derin ukurlarndan aaya doru yuvarlanyordu... Kemikten ibaret kolunu onlar silmek iin kaldrrken oda birdenbire karard.

Masann zerindeki kandilin krmz alevi, hi klmeden ve titremeden, yavaa yok oluvermiti.

1929

(Atsz Mecmua, s. 1, 15.05.1931)

:::::::::::::::::

kinci Ksm

Bir Delikanlnn Hikayesi

yle zamanlarm olur ki, beni sessizce bekleyen odama giderken, bu her akamki yry beni skar, boar ve ben caddeyi rten kaln kar tabakasnn stne uzanarak oray nefesimle eritmek, ta topraa kadar bir delik amak isterim. Evin kapsn her akamki gibi anahtarla amak, sonra kapamak, karanlk koridorda yavaa ilerlemek, merdiven basamaklarn ayaklarmn ucuyla aramak, -ki onlar saym ve ezberlemitim ve dneme yerlerinin kanc ayaktan sonra geldiini gayet iyi bilirdim- nihayet odama girmek... Btn bunlar beni deli eder. Bir kere de baka eyler yapabilmek iin mesela balkona trmanmak, pencerenin camlarn krarak ieri girmek ihtirasn duyarm.

Odamda beni kitaplarm bekler. Bu yegane tesellidir. Her eyasn ayr ayr ve gayet iyi tandm bu odada yalnz onlar her zaman iin yeni bir koku tarlar. Her zaman syleyecek birok laflar vardr. Mesela, masann kenarndaki ucu krk mermer ttn tablasn belki yz defa stten, alttan, sadan, soldan tetkik etmi, elime alarak saatlerce krk yerdeki ince damarlar ve przleri seyretmiimdir. O, bana artk kendi sesim kadar bildiktir. Halbuki en ok okuduum bir kitabn en ok okuduum bir satr bile bana bazan baka eyler syleyebilir.

Yalnz onlarn byle en mahrem taraflarn bile grebilmek iin uzun bir beraberlik lazmdr. Kitaplar yeni tandklarna kar ok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik olduklar her eyi verirler ve onlar bizim isteyebileceimiz her eye fazlasyla maliktirler. Kitaplar bir kadn gibi sevenler, yalnz bekar odalarnn azabn daha az duyarlar. Ellerinde bir kitapla beraber yattklar, baularndaki lambay yaktklar zaman, bahtiyar bir evlilik hayatnn daima tekrar edilen saadetini hissederler: Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam, beerliinden kurtulmaya balamtr. Ve biz daima, daima beeriz.

Kadn hibir zaman inkar etmedim. Hatta geceleri beni odama o kadar kark bir halde yollayan, ekseriye bir kadn muvaffakiyetsizliidir. Ve ben, bilmiyorum neden, hibir kadndan ak iltifat grm deilimdir. Kadnlar benden holanyorlar, fakat beni sevmiyorlar. Ben onlarda herhalde ya pek ocuk; ya pek ukala bir tesir yapyorum. Gayet iyi bilirim ki, en mnevver ve zeki kadn bile, mesela bir -Balzac romanlarnn kymeti- bahsini ancak yirmi dakika dinleyebilir. Halbuki ben en gzel bir kadn bile bir -Balzac romanlarnn kymeti- musahabesine (sohbetine) feda edebilirim. Ve bende, onlarn asl bayldklar gurur ve teenniden (yavalk, dikkatli davranma), arlktan eser yoktur.

Btn bunlara ramen kadn gene benim en zayf tarafmdr. Fena bir zamanmda bana her halt ettirebilir. Kadn benim etimin, kemiimin, kanmn ve muhayyilemin mthi bir ihtiyacdr.

Buna malup olmak bir hayvanlk, bunu inkar etmek daha byk bir hayvanlktr. Onlarla beraber olduum zaman donuk, ihtirassz, adeta cinsi hislerimden uzaklam bir adam oluyorum. Ve kadn muvaffakiyetsizliklerimin en byk sebebi de, zannediyorum ki, budur. Bilmem bunun sebebi bir utanma veya bir korku mu? Fakat dimamn, iimde kabarmak isteyen bu ihtiyac bana adi, pis ve gln gstererek beni susturduunu biliyorum. Ama yalnz ve kadndan uzak kaldm zamanlar... O zaman dimam da beni yalnz brakyor: Yahut bana hkmn geiremiyor ve ben feci bir hrs ve imkanszlk iinde rpnyorum. yle zamanlarm olur ki, -bunun iin de mesela bir kitabn ok masum bir cmlesi veya sokaktan gelen bir kadn sesi kafidir- o zaman benim iin yalnz kadn vardr. liklerimin iinden bile -Kadn!- diye baran sesler iitirim. Ve o zaman benim iin yalnz bir tek kadn vardr. Yani, btn kadnlar benim iin birdir. O zaman gen, ihtiyar, gzel, irkin, herhalde bir kadna malik olmak, benim iin su imek gibi bir eydir. Hatta bu ihtiyacn derece ve iddetini anlamak iin muhayyilemde kabaran kadn hayallerini gittike irkinletirir, ktletiririm. Nihayet yle bir an olur ki, bu hayal pis ve korkun bir acuzeye kadar iner. Ve ben, ben onu da isterim. Byle zamanlarmda kadnlar yalnz bir tek hissimle severim, hatta anam bile... Her geliinde bomaya mecbur olduum bu hislere gitgide daha ok esir oluyorum.

Bir gn haftalk bir mecmuadaki bir orap reklam iddetle gzlerimi buulandrd ve damarlarmda, kadn isteyen acayip

bir kann drtnala dolatn hissettim. Koltuun kenarlarn yakaladm. Sonra ayaa kalkarak odann bir bandan bir bana hzl hzl yrmeye baladm. Nihayet daha fazla duramayarak sokaa frladm. Caddeye knca bu kadn kalabal iinde ardm. Geliyorlar, gidiyorlar, glyorlar ve konuuyorlard. Hepsinin yzne sanki bir tand aryormu gibi srarla bakyordum. Gzlerimi vcutlarnda gezdiriyor, kalalarda uzun mddet kalyor, bacaklara indiim zaman tkandm, boulur gibi olduumu, avaz avaz barmak istediimi hissediyordum. Ve her eyden evvel, kendilerini soyuyordum: rplak... Sonra bu plak vcutlar yakalyor, eziyor, kvryor, boyunlarn, enselerini ve kollarn pyordum. Hibir zaman kendimi kaybetmi deildim. Hatta yrymdeki, bakmdaki tabiilik ve skunetin iimdeki vukuatla yapt tezada, kendime bile hissettirmeden, ks ks glyordum. Akam zeriydi ve kadnlar daha ok birbirlerine benzemeye balamlard. O kadar ki, boylar ve vcutlarnn ekli bile gitgide ayn oluyordu. Ve ben onlarn baka baka kadnlar olduunu yalnz deien kokularndan fark ediyordum...

Simsiyah bir ekle arptm ve durdum. Ba ancak gsmn hizasna gelebilen bir kadnd. Biraz ne doru eilerek zr diledim. Bu, onun homurtusunu ve balam olduu fena bir kelimeyi yarm braktrd. Yzne baktm zaman, gzlerinin etrafnn iddetle karartlm olduunu grdm. Siyah bir tlle smsk sard bann iki kenarndan ak sar salar frlyordu. Yakas ve kollar siyah kadifeli dz bir mantosu vard.

Ve hayret! Dudaklarnn kenarlarndaki buruukluklara, pikin glne ramen, on alt yalarndan hi de fazla grnmyordu. Bulunduumuz yer bir kebayd ve samzda lo ve kimsesiz bir sokak uzanyordu. Kolundan tuttum, o tarafa doru ektim. Mukavemet edecek oldu; gzlerimi yumdum ve bamla gelmesini iaret ettim. arm gibiydi. -Olmaz!- diye kolunu ekiyor, fakat sahiden vazgeeceimden korkarak, cesaret vermek isteyen bir glle yzme bakyordu. Bundan istifade etmek iin kolumu gevettim. O zaman biraz yaklaarak sordu: -Evin uzakta m?- -Hayr, urada!..- diye cevap verdim. Kendisini serbest braktm ve yan yana yrmeye baladk.

Yukardan aa bir szdm: Yry muntazamd, fakat kk ve biraz akn admlar atyordu. Kalalar pek yoktu. Gzm yannda sallanan eline iliti. Durakladm. Bu kk, temiz ve midimin stnde gzel bir eldi. Parmaklarn biraz ieri doru kvrmt. Bzlm minimini bir kua benziyordu. Hemen yakalayacaktm, fakat kendi kendime: -Hepsini odaya saklayalm!- dedim. Merdivenleri karken bacaklarna dikkat ettim. nce, gergin ve ahenktardlar. Eski ve siyah orabn altndan bile pembe ve tatl bir deri grnyor gibiydi. Sakin olmak iin bir elimle merdiven trabzanlarna sarldm, bryle de boyunbam smsk yakaladm. Niin, mesela cek etimin kenarn deil de, boyunbam yakaladm, bilmiyorum.

Oda kapsn anahtarla amaya urarken iimde sevince benzeyen bir ey, sabrszlk ve hrs vard. Ellerim titriyordu. Ve

bu kk an, bana btn geldiimiz yoldan uzun grnyordu. Fakat ieriye girince hi beklemediim, ok tuhaf birtakm vakalar cereyan etti. Hatta o akamdan sonra uzun mddet kendimi toplayamadm, acayip bir hava iinde yaadm, btn bunlar srasyla aadaki ekilde oldu:

Odadan ieri girip kapy kapaynca, hibir ey sylemeden, hatta yz yze bile bakmadan, derhal kendisini yakaladm; yar kucamda ve yar srkleyerek duvar kenarndaki kanapeye gtrdm. Kz bir kere, -Ah!..- dedi ve galiba baka eyler de syledi. Fakat ben, aldr etmedim. Gzlerim smsk kapal, onu rastgele pmeye baladm. Dudaklarmn altnda scak ve ince bir deri duyuyordum. Sonra kollarn yakalayarak yzn, enesini ve dudaklarn pmek istedim. O, dudaklarn ieriye doru skmt; rpnyor, tokatlyor, kapal azndan kesik iniltiler karyordu: Ate gibi yanan yanaklarna azm gtrdm zaman lk bir yalk hissettim, gzlerimi atm ve onun aladn grdm. akn, kararsz, dorulmutum. Anlamayarak bakyordum. O da dorulmu, kanapenin kesine bzlm, yz, ellerinin, titredii uzaktan bile fark edilen kk ellerinin iinde, omuzlar iddetle sarslarak alyordu. Bir mddet yle durdum. htimal birka dakika geti, birdenbire byk bir hiddetin kafama doru ktn fark ettim. Orta yerdeki masann stne srayarak oturdum. Ellerimle iki yanm yakaladm. Biraz da byle bekledikten sonra barmaya baladm:

-Bu da ne? Yeni moda m bunlar? Bana bak! Sahiden anlamyorum

ne demek istiyorsun?.. Sen buraya neden geldin kzm? Baka ey mi bekliyordun? Yoksa byle birdenbire balaym namusuna m dokundu? Yanna oturmal, evvela elini yakalamal, bakp glmeli, yarm saat cilvelemeliydi, deil mi? Yook yavrum, ben i g sahibi adamm, u kitaplar gryor musun, okuyacak adam bekliyorlar. Ben her zaman en ksa yoldan giderim... te bu kadar...-

Biraz durdum, aklma bir ey gelmiti. Parmam aklattm ve devam ettim:

-Yoksa bunlar hep komedi mi?.. yle ya, hep komedi... Syle, ne yapmak istiyorsun bir komediyle? Ahha, imdi anlyorum. Bari bu usul ok tatbik ettin mi? Sen karn yolunu tutmusun be kzm!.. Bu dnyada merhamet ehli oktur, seni herhalde istediinden ziyade, memnun ederler. Fakat bu iyi usul... Sizin gibi kadnlarn namuslu rolne kmas, bu gayet iyi usul... Sukut etmi (dm) masume... Allah Allah... Alt yz sahifelik roman... Beybaban miralayd... Komunun olu... Sylesene?.. Yoksa baka trl m? Baba ehit, anne a... Kardeler var... Hem de mektebe gidiyorlar. Derhal kendini feda ediyorsun, deil mi? Ne mthi ey be! Sylesene, senin hikayen hangisi? Belki de sen adamna gre baka eyler anlatyorsun. Bu da senin zekan gsterir. O kadar g bir ey de olmasa gerek, sen kitap okur musun? Ha? yleyse hi korkma... Bir kiiye drt hikayeyi birletirip anlatsan sermayen gene tkenmez... Bizim memleketin byk muharrirleri her gn yenisini yazyorlar.

Fakat ne yaman usul be... Bunu hepiniz yapyor musunuz imdi? Vay haline cmlemizin... Biraz gzya, biraz arpnt, dinleyeni de syleyen gibi alatan feci bir hikaye: Ah, hayat, hayat, lanet sana!.. Sonra da burun kanamadan, drt kiiden alamayacan bir para... htimal daha fazla verenler de vardr. Artk o sizin ustalnza, adamn hassaslna bal. Ve sonra kalpsiz herifin biri kp da muhakkak srar ederse kaybedilen bir ey yok ya... Biz alknz deil mi?-

Masadan indim. Karsna geip ellerim pantolonun cebinde biraz durdum. nsafsz ve hain, devam ettim:

-Fakat iki gzmn bebei, bu sefer yanl kap aldn. Sen bu usul daha ziyade krkn gemi memurlarla, lise talebesine tatbik edecektin. Onlarn yrekleri daha yufkadr. Bana vz gelir... u kitaplar gryor musun? Yarsndan ou hep seninkine benzeyen masallarla dolu. Ve senden yz kat akll ve usta adamlar anlattklar halde, gene beni kandramyorlar. Gryorsun ya, sktremedin. A canm, ben de vakit braktm m ya? Kapdan girer girmez... Hah hah hah...-

Glyordum. Ellerini yznden ekti. Yalar gzlerinin kenarndaki siyahl, hatta btn yzn ykamlard. Dudaklarnn kenarnda o, sokakta iken grdm; pikin izgiler yoktu. Bu, on be yanda, hatta daha kk bir kz ehresiydi. ikayet dolu bir sesle, dudaklar titreyerek sordu:

-Niin bana byle eyler sylyorsunuz?.. Niin siz... -

Bu ocuk sesi, bu kalnlamam, bu yalvaran ocuk sesi...

Yanna yaklatm. Yzne dikkatle baktm:

-Yoksa... yoksa sen sahiden mi aladn?-

Odann bir bandan bir bana iki kere gidip geldim.

Pencerenin yannda durdum. Karanlk caddeye uzun uzun baktm. Kafamn ii bombotu. Topuumun zerinde hzla geriye dndm. O, tekrar ellerini yzne kapam, alyordu. Birka kere daha gidip geldim. Ara sra durup ellerimle havada iaretler yapyor ve onun sarslan bana bakyordum. (Siyah tl dmt, biraz uzunca olan sar salar omuzlarna dklyordu.) Ya... hmm... ya... diye karmakark ve manasz heceler mrldanyor, meseleyi kavramaya alyordum. Fakat galiba bundan biraz korkuyordum da... imde utanmaya benzer ar bir ey vard ve bu sonra nedamete benzer bir ey oldu. Bu ocuu fena yaralamtm. Gzlerime bir yan kmak istediini hissettim ve alt dudam srarak bunlar geri gnderdim. -Peki ama, a ocuum- dedim, -niin hemen sylemedin? Niin sahiden aladn hemen sylemedin? Vakit braktm m desene.. . Dinleyecek halde miydim? Ahhh...-

Yanna gittim, bir elimle enesini tutarak ban yukarya

kaldrdm. Hi mukavemet etmeden gzlerimin iine bakt.

-Ne kadar ok alamsn sen- dedim, -ne kadar ok.- Yanna oturdum. Elimi omuzuna koydum. Her eyi tamir etmek istiyor, fakat rabtasz birok laflar sylemekten baka bir ey yapamyordum.

-Artk sus ama... Susacaksn deil mi? Vah yavrum, vah benim ocuum... Seni ne kadar korkuttum kim bilir? Sen envai trl adamlarn keyiflerine uymu, trl sarholarn trl kepazeliklerini grmsndr. Bu hayatta hepsi olur; buna ramen, bu hi beklenilmedik vaziyet senin hala ocuk olan kalbini kim bilir nasl rktt? Her eyi unutarak minimini bir kzcaz gibi alamaya baladn. Vah sana... Ben ne hayvandm yarabbi... Ama artk sus... Hala kzyor musun? Benden ok nefret ediyorsun, deil mi? Belki de hi kzmadn da yalnz ardn... Baksana bana... Aman yarabbi, ne gzel gzlerin var senin... Mavi deil mi onlar? Fakat bebekleri odann alacakaranlnda o kadar byyorlar ki, uzaktan siyah gibi grnyorlar. Ben hi byle gz grmemitim: Gndzn ak mavi, geceleri siyah... Hala omuzlarn titriyor, korkuyorsun! Sen bir yabani rdek kadar rkeksin... Ve o kadar da gzel... Nasl oldu da sen bu yollara dtn be kzm?-

Parmaklarm salarnda gezdiriyordum, sonra minimini ellerini avucuma aldm:

-Bak u ellere... Kk bir sultann elleri gibi... Bunlar hi de kahr ekmie benzemiyor. Sen daha pek yeni yuvarlandn galiba kzm?.. O sokaktaki halin de ufak bir sarsntyla hemen kayboluverdi... Sen kendine dnmek iin bir iarete bakyormusun. Daha bu kadar acemisisin bu ilerin. Ban omuzuma dayyorsun... Artk bartk deil mi? Benden artk nefret etmiyorsun, korkmuyorsun... Zaten sen kimseye kzamazsn ki... Daha o kadar ocuksun. Fakat sylesene kzm, nasl oldu bu? Nasl oluyor da sen... Bu kadar ince, bu kadar temiz... Anlatsana bana hepsini!.. Koy ban gsme, bylece, ellerin avularmn iinde bana anlat. stersen alaya alaya anlat... Yahut dur, niin anlatacaksn? Sen sylemeden de ben bilmiyor muyum sanki? Ben seni byle de anlamyor muyum? Hem belki daha iyi anlyorum. Hibir ey syleme, syleyeceklerini batan aa biliyorum. Seninki de btn dierleri gibi deil mi? Btn dier hikayeler gibi... Hi fark yok... Ve ite bunun iin gzel, bunun iin byk... Kendisine benzeyen binlerce hikayeden hi fark olmad iin byk... Zaten bu hikayeler, bu birbirine ok benzeyen hikayeler en asil olanlardr.-

Ban gsme yatrmt. ki eli minimini bir yumak gibi avucumun iinde duruyordu. Ve ben, ne doru eilmi, yzm onun sar salarna karm, kulana yava sesle birok eyler sylyordum: Ba ve sonu olmayan ve neye dair olduunu kendimin de bilmediim karmakark szler. O, ara sra ban bsbtn gsme bastryor, bana doru sokuluyordu. Ben de avucumun iindeki yumruklarn skyor, elimi salarnda

usulca gezdiriyordum. Ve ikimiz de esrarl bir musikiye uyuyormuuz gibi ar ar sallanyorduk...

-Bu oda karanlk- diyordum, -bu oda yalnz bugn deil, her zaman byle karanlk... Burada kitaplarmla ben yaarz ve bize aydnlk getirecek kimsemiz yok... Ben burada yalnzl bardak bardak iiyorum. Ve ihtiyar kanepelerle konumak istediim zaman, onlar artk bana anlatacak yeni bir ey bulamyorlar... Sen bu odaya hi grlmemi bir ey gibi geldin... Bu sar duvarlar, bu yllanm eya seni bir daha unutamazlar. Bana her gn senden bahsedeceklerdir. Onlar da benimle beraber seni arayacaklar, buraya her giriimde sorucu gzlerle bakarak: 'Nerede o?..' diyeceklerdir. Tahmin etmiyorum ki senin bulunduun yerler buradan daha aydnlk olsun. Buraya gelmek, tekrar ban gsme koymak, ellerini byle yumruk yaparak avucuma vermek istediin anlar olacaktr. O zaman hi dnmeden gel; beni kitaplarmn temiz arkadalndan ayracandan korkma... Ve bu eve girerken iinden hibir tereddt gemesin: bu odann eiine bilmem imdiye kadar senden daha temiz biri ayak bast m?- Sonra elimi yananda gezdirerek sordum: -Geleceksin, deil mi?-

-Ya... Geleceim!- dedi. Ban bana doru evirdi. Alamaktan kzaran gzleri glmsyordu. Onu tekrar gsme bastm.

-Ben artk gideyim!- dedi. Doruldu. Yanma oturdu; stn ban dzeltmeye balad, ara sra yzme bakp tekrar glmsyordu.

Hazrlanp ayaa kalkt, sordum:

-Niin bu kadar erken?-

ok hafif bir sesle cevap verdi:

-Caddeler bsbtn tenhalamadan...-

Sustum. Gzleri mahzunlam, dudaklarndaki glmseme silinivermiti. Kadife yakal siyah mantosunu giydirdim. Ban hafife saa bkerek:

-Allahasmarladk...- dedi ve ellerini uzatt. Onlar alarak dudaklarma gtrdm. imde mthi bir alamak ihtiyac vard, kendimi tuttum.

Ellerini ekti ve ayaklarn sryerek ar ar kapya kadar gitti. Orada bir an durdu. Arkasna dnerek yzme bakt. Ve birdenbire bana doru kotu. Kollarn boynuma att; yzm tekrar tekrar ve ksa aralklarla delice pmeye balad. Dudaklar ate gibiydi ve vcudu titriyordu. Kendimi toplayp onu tutmaya vakit kalmadan syrld, gzyalarn silmeye alarak kapya kotu. Bir saniye sonra merdivenlerde kayboldu.

Bulunduum yerden kmldayamyordum. Tahta merdivenleri koarak inen ayak sesleri abucak uzaklatlar, iitilmez

oldular. Ben daha uzun mddet, belki yarm saat, belki daha fazla, ayn vaziyette kaldm ve dinledim. Kanepeye gidip oturarak masann stnden bir kitap aldm.

1930

...

Bir Gemici Hikayesi

ap Denizi'nde dolaan gemilerin ateilerine kazanlarn n gverteden daha serin gelir.

te bunun iin baaltndaki kamaradan karak ocak vardiyasna giden gen bir atei, gzlerini kapayp ne doru eilerek kouyor, gemiyi yalayp duran scak rzgardan kamak istiyordu. Fakat frtnann nndeki gemi cezbeli bir dervi gibi kendini drt tarafa arpyor ve makine dairesine doru komaya alan gen atei dmemek iin bazan kpeteye, bazan kaptan kamarasnn ak duran kapsna sarlyordu. Biraz sonra ufak kapya yetiti. Darack demir merdivenleri koarak indi.

Bu gen atei daha on dokuz yandayd. Tercmei hali (biyografisi) gayet ksadr: Babas yzbayd. Tekat olunca olunu okutamad. Zaten ocuun dilindeki kekemelik, okumasna engeldi. Onun iin mektebi drdnc snfta brakt. On drt yandan on sekiz yana kadar yalnz bo gezdi. Babasnn evinde yiyip

ierek ve sokakta kavga ederek geen bu gnler, babas kalp sektesinden lnceye kadar devam etti. Olunun haylazlklarnn, olduka gn grm olan babann lmnde fazlaca tesiri olduu da sylenebilir. Yalnz bu lmden sonra sert bir -ekmek kazanmak- devresi balad. Babasndan kalan maa, anasyla kk kz kardeine bile yetmiyordu. htimal, deniz kenar bir ehirde olmalar, gemilere girmesine sebep oldu. Bunda katiyen bir tercih falan yoktu. Ayn ihtimalle ofr ve bakkal ra da olabilirdi. Fakat imdi bir senelik deniz hayat onu baka ey olmak istemekten vazgeirmiti. Eski serserilii de kalmamt. Uzun seyahatlerin ve karanlk bir istikbalin verdii tabii bir filozofluk, haddinden fazla almann verdii lakayt bir drstlk ve ahlakllk, onun hayatn idare ediyordu. Dnd iin deil, vakti olmad iin fenalk yapmyordu.

Dili onu biraz da mnzevi yapmt. nsanlara pek g meram anlatyordu; yarm saat uraarak bir kelime karabiliyor, etrafndakileri gldrmese bile skyor, daha fazla da kendisi sklyordu. Deniz ona olduka mkemmel bir arkadat. Baaltndaki kirli yatanda, geminin burnuna arpan dalgalarn uultusunu dinler, onlar uykusunda bile duyard. Zaten skmadan uzun uzun anlatmasn bilen yegane geveze, denizdir. mrlerinin drtte n denizde geiren ihtiyarlarn arasnda bile, sularn sesini skc, yeknesak bulan, bu sesten bkan birine tesadf edilmemitir.

Dier btn tayfalar gibi kaaklk yapar, Rusya'ya ruble,

Msr'a esrar gtrerek kazand paralarn birazn anasna gnderir, st tarafn skenderiye'de Habe, stanbul'da Rum, Sivastopol'da Rus kadnlarna yedirirdi. ki imedii ve geveze olmad iin, kadnlarn ona hususi bir tevecchleri vard. ri vcudu, kuvvetli kollar, siyah, gzel yz arkadalarn da kendisine balamt. Ve, hibirisi okumak yazmak bilmeyen bu adamlarn arasnda, drt senelik tahsil ve yatann baucundaki birka kitap, ona baka bir mevki veriyordu.

Bu gemiye gireli daha bir ay olmamt. Hangi eytan onu bu Allah belasn veresice tekneye sokmutu yarabbi? Gemi deil, bir cehennemdi bu... Altm sene evvel talya'da yaplm, kocaman, drt direkli, yelkenli ve tek kazanl bir vapurdu. Bir Ermeni'den daha ok tebaa deitirmi, Yunan veliahdna yatlk, Danimarka hkmetine mektep gemilii, bir Rus tccarna posta vapurluu yapmt. Ve imdiki sahibi stanbullu bir Yahudi, bu hurday Aden ile stanbul arasnda ilep olarak iletiyordu.

Yelkenler artk kullanlmaz bir haldeydi, direklerden bile korkulurdu. Ve tek kazan, bu timsah lsne benzeyen ynty yrtebilmek iin, patlayacak derecelere geliyordu. Yalnz bu kadar da deildi: ar, yemekler fena, kaptan sarho ve edepsizdi. Sabahtan akama kadar ier ve sverdi. smi F Kaptan'd. Bu isim kendisine yle verilmi:

Bu adam vaktiyle gene byle hem buharl, hem yelkenli bir gemide svariyken, kamarasnda fitilli bir barut fs dururmu.

Tayfann yar aylklarn i ettii, yahut baka bir mnasebetsizlik yapt zaman, millet ayaklanr, herifi denize atmak isterlermi. O zaman kaptan, dudandan hi dmeyen sigara ile fya yaklar: -Eer yanma sokulursanz, hep beraber uarz!der, tabii tayfa da sokulamaz, dalrm, sonra akgz bir mio, geceleyin herifi gzetleyerek; fnn arka tarafndaki musluktan bardak bardak arap doldurup itiini grm ve i meydana km. Kendisine o zamandan beri F Kaptan diyorlarm... Mal sahiplerine yaranacam diye, btn tayfann cann karyordu. Elinden gelse yemek bile vermeyerek kumanyay olduu gibi geri getirecekti. Zaten verdii yemek de sade suya bakladan ibaretti. le ve akam bakla.

te bizim on dokuz yandaki gen ateimizin scak rzgardan boulmamak iin eilerek kotuu ve bu srada dmemek iin kpeteye ve ambar kapandaki kahve uvallarna sarld gn, bu sade suya bakla btn tayfann canna tak demiti ve herkes ilk iskelede vapuru brakp kamay dnyordu.

Gen atei, sylediimiz gibi, demir merdivenleri koarak indi. ine balad. Vardiyay kendisine teslim eden arkada dev gibi bir adamd, yumruklar hemen hemen bir ocuk kafasndan bykt. Yeni gelene sordu:

-Ne yediniz?-

-Bakla!-

ri adam mthi bir kfr savurdu. Vapura girdi gireli bir kere bile karn doymamt. Sylenerek ve tehditler savurarak yukar kt.

Gen atei sngy alarak oca kartrmaya balad. Kapak alr almaz insann yzne rzgara benzeyen bir ate arpyor, deri kavrulur gibi oluyordu. Ocan ii hayret edi lecek kadar beyazd. nsan bunu adeta eritilmi bir maden zannedecekti. Ve bir tenceredeki kaynar su gibi fkrdyor, aynen onun gibi buhara benzeyen beyaz dumanlar sayordu.

Gen atei be dakikada bir srsklam olan beyaz gmleini karyor, skyor, vcudunu kuruluyor, tekrar skyor ve sonra giyiyordu. Islak salar kvrlm ve kordon kordon terli alnna dmt. Kabark ve krmz pazlarndan birbiri arkasna beyaz damlalar yuvarlanyordu. Atein keskin parlatt, cilalandrd bu slak vcut insanda diz kmek ve gzleri kapamak isteini uyandryordu.

Gen atei, ara sra sngsne dayanyor, bir an iin kapad siyah kapaa gzlerini dikerek dnyordu:

drt sene sonra ne yapacakt? Bu yle bir iti ki, en salam adam birka senede tamamlard. Ondan sonra makine yaclna, vinilie, hatta hamalla gemek, yar sakat ve rk bir vcudu birka gn daha yaatabilmek iin uramak

icap edecekti. Ve daha sonra? Allah bilir...

Alt dudann sol tarafn dilerinin arasna alarak bayla ksa bir hareket yapt. Bir ey dnmek istemedii zaman byle yapard. Ve bu sefer bunlar dnmek istemiyordu. Sonra dnmek istemedii iin birdenbire kendi kendine kzd. Geri, bu ona bir yarann stnde parmakla oynuyormu gibi bir strap veriyordu, fakat mademki elinde olan bir tek imkan buydu; kendisinden her eyi almlar, bir bunu alamamlard, artk bundan da istifade edemezse aypt.

Peki, kendisinden her eyi niin almlard? Birok yerlerde birok adamlarn konumalarna kulak vermi, onlardan daha az akll olmadna kanaat getirmiti. Kuvveti de yerindeydi; u halde srf bir tesadf onu byle, tekileri yle yapmt ha? O zaman birdenbire farkna vard ki, kendisini ve arkadalarn, hatta btn kendisine benzeyenleri bir hareketten, bir kabartan meneden bu -tesadfe inanma-dr. nk yle anlar olur ki, insan, ok cretli denebilecek eylere bile kalkar, hi akran olmayanlara bile hcum eder; fakat hcum edecei eyin yalnz bir fikir, grnmez bir kuvvet, bir -tesadf- olmas, onu yerinde oturmaya mecbur eder... Halbuki, mademki eninde sonunda hep birdi ve hibir zaman imdi olduklarndan daha fena olmalar mmkn deildi, niin -tesadf-e de hcum etmekten ekinmeliydi?

Evet, hep tesadf... Onun srtna giyecei yoktu ve mal sahibi

seksen kat st ste giyebilirdi. Bu tesadft... Fakat, eer mal sahibi bunlara ayda yirmier lira fazla verse, -bunu yapmak onu hi de sarsmazd- o zaman bunlarn da birer kat, ikier kat elbiseleri, amarlar olur ve -tesadf- byle olmazd...

Tesadfn bu kadar kolay deiebilecei hi de aklna gelmemiti.

Birdenbire karnnda bir gurultu balad. Biraz evvel yedii yemek boazna kadar kt ve oray ate gibi yakarak tekrar geri dnd. Ne berbat yad bu be!..

Gen ateinin ba dnmeye balad. Hem kazan bana vuruyor, hem de midesi bulant yapyordu.

Biraz evvel buraya doru koarken kaptann ak kapsndan dar vuran et kokusu burnuna geldi. Ve dima bir anda u konumay yapt:

-O neden et yiyor, o sarho?-

-nk o, kaptan!-

-Fakat o, bir kzden daha budaladr!-

-Fakat o, senden ok okumutur!-

-Beni de okutsalar ben de okurdum...-

-Ne yapalm, senin baban abuk ld, senin diline baktrlmad ve sen okuyamadn... Tesadfn cilvesi bu!..-

Gen atei birdenbire krei ve sngy frlatt, demir merdivenlerden yukar trmanmaya balad.

Baalt kamarasnda uyuklayan, trk syleyen tayfalar, vardiyasn brakp gelen ateiyi grnce bir kaza falan oldu sanarak korktular; fakat o bard:

-Hadi be, ne duruyorsunuz, kaptana gidip et isteyeceiz. Vermezse zorla alacaz... Kuru baklayla ate yakamayz biz!.. -

O zamana kadar byle bir ey yapmay hibirisi aklna bile getirmemiti. Fakat sanki her zaman ve her vapurda yaptklar bir eymi gibi bu szler onlara gayet tabii geidi. Cgaralarn atp keleriyle sndrerek arkasndan yrdler. riyar atei hala homurdanyordu. Birtakm da ellerine silah falan almlard. Lostromo ile ahnn, kaptann adam olduunu dnerek ihtiyatl hareket ediyorlard.

Gemi mthi sallanyordu; o yakc rzgar tayfann derilerini pul pul ediyordu. Maamafih, i korktuklar kadar uzun ve g olmad. Kaptan zaten telala odasndan frlam, bunlara doru geliyordu. Aada kimse olmad iin, istim dm, vapur yavalam ve gittike dnmeye, frtnaya yann vermeye

balamt. Vaziyet tehlikeliydi. Kaptan ahya kilerdeki yarm koyunun derhal bunlara verilmesini syledi. Tabanca elinde, kaptan mdafaaya hazrlanan lostromo, onu sylenerek cebine koydu; fakat isyan eden tayfann lombar direine ekildii eski gnleri dnerek iini ekti.

Yarm koyun bir ie yaramad: Acele ile yaptklar pirzolay scaktan yiyemediler ve denize attlar.

Ve kaptan, gen ateiyi hemen Port-Sait'te, dierlerini stanbul'da vapurdan att.

Fakat bunlar: -Kuru baklayla ate yakamayz!- demesini ve kaptann yarm koyununu almasn renmitiler...

1930

(Resimli Ay, s. 8, Ekim 1930)

...

Bir Orman Hikayesi

-Orman bizim her eyimizdir delikanl, anamz, babamz, evimiz...- diye, yanmda oturan ihtiyar anlatmaya balad. Alacakaranlk gittike artyordu. Gne, aalarda uzanan ovadan tamamen ekilmiti. Yalnz arkamzdaki byk ormanda,

aalarn stne atlm krmz bir uha gibi rzgarla hafif hafif kprdyordu. Biraz sonra bsbtn kayboldu. Ve o anda her ey deiiverdi. imdiye kadar yaayan, kmldayan, ses karan ova artk lyd ve beyaz, ince bir sisle rtlmeye balamt. Buna karlk orman canlanyordu. Sabahtan beri ancak mrltlar duyulabilen aalar konuuyorlar, baryorlar, sallanyor ve ellerini birbirine uzatyorlard. Yalnz aalar deil, yerdeki otlar, kuru yapraklar, allar, aalarn gvdesine sarlan sarmak soyundan nebatlar, hatta kahverengi mantarlarla koyu yeil yosunlar bile canlanmt. Grltl bir kmldama, bir ses kargaal ormann kenarlarndan dar dklyordu. Arkamzda byk bir ehir gerinerek uyanyor zannediyordum. Birden bir iaret almlar gibi bu ahenge hayvanlar da karverdiler. Ku haykrlar, ulumalar, acele koan ayaklarn altnda krlan dallarn sesi birbirini kovalyordu. Ara sra ovaya kadar uzanarak oradaki mutlak sessizlii bile yrtan ac ve keskin bir feryat, arkasndan bir bouma grlts ve uzun hrltlar, bu karanlkla beraber canlanan ehre korkun bir mahiyet veriyordu.

Biraz ileride n ayayla hrn hrn eelenen atm kinedi ve ban bana doru evirerek inler gibi sesler kard. Sonra, tekrar otlamaya balad.

Yanmdaki ihtiyar, dirseklerini dizlerine dayam oturuyor ve sigara iiyordu. Buruuk dudaklarnn bir kenarndan aa doru sallanan bu kk ate, sakallarna tuhaf bir krmzlk

veriyordu. Skarak ufaltt gzlerini ayaklarnn ucuna, yahut yzme dikerek krptryordu.

-Her eyimiz, delikanl, varmz youmuz ormandr bizim... diye devam etti. -Orman evimizden iyi tanrz, her aa bizim kahrmz anamzdan ok ekmitir. Kymz bir ormann ortasndayd, etrafn aalar bir duvar gibi sarmt. Biz onun dnda da dnya olduunu bilmezdik bile. ocukken deneklerden yaptmz kanlara kuru yaprak doldurur, arabaclk oynardk. Daha sonralar babalarmza yardm etmeye zenir, kaybolan deve torumlarn aramak iin en sk yerlere dalardk. Orada kaybolmamz mmkn deildi. Hi bilmediimiz yerlerde bile sknt ekmeden yolumuzu bulurduk. Krk dallar, devrilmi ktkler bize yol gsterirdi. Hem insan kendi evinde kaybolur mu? Bydke ormann, bizim iin daha baka eyler olduunu da anladk: Srtmz o giydiriyor, karnmz o doyuruyor, evimizin kerestesini o veriyordu. Ormansz yaamak!.. Bunu aklmza getirmiyorduk bile...-

htiyar, kolumu tuttu. Elleri titriyordu. Kendisine bir ey olmu gibiydi. Kk, dermansz gzleri ya doluydu. Buruuk yznde birok izgiler daha belirmiti. Bir ey sylemek istiyor, fakat tkanr gibi oluyordu. Yznden, aznn kenarlarndan, gzlerinden, hatta vcudunun her sarsntsndan dklen bir ac beni saryor, kucaklyordu. Nihayet, boazn tkayan bir ey varm da onu frlatmaya muvaffak olmu gibi birdenbire ve bir haykra benzeyen bir sesle:

-Delikanl, bizim elimizden ormanmz aldlar, bizi ormansz braktlar... Bizi bir tek aasz braktlar!.. - diye bard.

Sonra elini bana gtrd. Kasketini geri iterek seyrek beyaz salarn yakalad. Bylece bir mddet kald. Ben onun ierisindeki vukuat takip ediyor ve kurulmas biten bir duvar saatinin rakkas gibi nasl yava yava skunete geldiini gryordum.

Dudaklarn yakmaya balayan cgaray att. Sakalndan klleri silkti ve yzme bakmadan, olduka sakin bir sesle, yle anlatt:

-Babalarmz dedelerimizden, biz de babalarmzdan ne grdkse onu yapyor, tpk onlar gibi yayorduk. Bundan memnunduk. Zaten yeryznde baka bir eyin de olabileceini bilmiyorduk ki memnun olmayalm. Btn vazifemiz, bize verilen emanetleri oullarmza vermek, onlara da byle yapmalarn sylemek zannediyorduk. Dardan gelecek bir elin bunlarn hepsini altst edeceini dnmyorduk bile...

Bir gn hkmetin bir irkete ormann br banda ilemek msaadesi verdiini duyunca, ihtimal bunun ne demek olduunu pek bilmediimizden, hi aldr etmedik...

Fakat ok gemeden ormann br ucunda birbiri arkasna devrilen aalar, gittike byyen meydanlar grnce nasl

bir tehlikenin yanatn fark eder gibi olduk; bu tehlikeyi gcmzn yettii kadar kendimizden uzak tutmaya abaladk. Fakat ormana den bu yara, yava yava yayld, kkleti. En eski, en byk aalar, nnde bilmeden rperdiimiz, ceddimizmi gibi ekindiimiz ihtiyar gvdeler birbiri arkasna devriliyor, plak meydanlar gn gnden artyordu. ocukluumuzda gbela aralarndan geebildiimiz, gnein bile giremedii kuytu, sk yerlerde imdi kel birer meydan vard. zerlerinde yalnz ezilmi otlar, ufak yongalar grlen bir meydan... Sonra bu yara, ileyerek, byyerek bizim kyn baltalklarna kadar dayand. Biz buraya yabanc bir baltann girmemesi iin hep birden kar koyduk. Ne para, ne tehdit bizden aalarmz alamayacakt. Fakat irket yle dalavereler, dolaplar evirdi ki, nihayet odunumuzu satamaz olduk. Kerestemiz elimizde kald, yok pahasna gene irkete verdik. Hatta isizlikten baz genler irkete baltac girecek oldular, hepimiz olmaz dedik. Fakat nihayet ormanmz para para elimizden almalarna raz geldik.

Delikanl, biz kyl adamlarz. Aklmz ok ilerisine ermez. irket bize, bu ormanlar son sistem ileteceim, dedi. Ormancln usul budur, dedi. Siz beceremiyorsunuz, dedi. Belki doru sylyordu. Fakat bu iteki geriliimizden istifade ederek bizi eli brnde brakmak revayhak (Burada, -doru muydu, dorulua yarar myd?- anlamnda.) myd? O bizim cahilliimizi, zavalllmz kesesini doldurmak iin bahane yapt. Kendisiyle at yartramayacamz biliyordu. Hi insaf etmeden

hepimizin canna okudu.

Artk ocukluumuzun, delikanllmzn getii yerlerde yreimiz szlamadan dolaamyorduk. Genliimde kz kardm zaman arkasna snp drt kiiyle dvtm bir aa vard. Gvdesinde o zamandan kalma kurun yaralar dururdu. Onu devirirlerken uzakta durup baktm. Bir bacam, bir kolumu kesiyorlarm gibi oluyordum. Ne gelir elden delikanl? Gzmn yan silip ayaklarm kuru otlarda sryerek uzaklatm.

Her ey, her ey bitmiti artk... Hibirimizin yznde glmek takati kalmamt... Ky bile artk eski ky deildi. Biz ihtiyarlar; onu tanmakta glk ekiyorduk. Etrafn aatan duvarlarn evirdii, dnyadan uzak ky deildi bu... imdi kasaba yolunun kenarnda, bir kulbede, yabanc biri irketin amelesine yiyecek ve iecek satyordu. Bunlar da ky sokaklarnda yklarak dolayorlard.

Fakat be alt yz aalk bir para, bir koru vard ki, btn ky, lse burasn satmamaya, kaptrmamaya karar verdi. Artk bununla geinmeye alacaktk. ocuklar, babalarnn anlatt eski, byk ve esrarl orman burada bulmaya alacaklard. Bu, kye eski gnlerinin bir yadigaryd. Hibirimiz, ama hibirimiz buraya el srdrmek istemiyorduk. irket de, galiba ileri gitmekten korktuu, bizi darltmay da menfaatine uygun bulmad iin, buray elde etmeye pek hevesli grnmyordu.

Fakat bunun uzun srmeyeceinden korkuyorduk. Nitekim yle oldu, onlarn aalarna son gnlerde kurt dtn, byk ziyanlar verdiini duymutuk. irket, bunun altndan kalkmak isteyecekti. Bir sabah, bizim koruya baltaclarn girdii haberi ky dolat. Herkes evinden kyor, gene giriyor, komuya kouyor, sokaklarda akn, acele gidip geliyordu. Fakat bu aknlk ok az srd. Herkesi bir arlk, mitsiz kararlar verdikleri zaman insanlara gelen bir arlk kaplayverdi. Hepimiz, bulunduu siperde son kurunu atacan, sonra orada muhakkak leceini bilen bir nefer gibi sakindik. Tpk o nefer gibi, dudaklarmzn kenarnda ac bir istihza vard. Sansarn azndaki bir pilicin, yahut kesilmek zere olan bir koyunun son rpnlaryd bunlar, delikanl... Onlar da bunun faydas olmadn belki ok iyi bilirler ama... -

htiyar biraz durdu. Sert bir rzgar kmt. Ormann btn dallar, btn yapraklar tyor, haykryordu. Bu sesler frtnal bir denizin grltsne benziyordu; aalar byk dalgalar gibi iniyor ve kyorlard. Ormann zerimize devrileceini zannediyordum. Zaman zaman ykselip alalan, mtemadiyen makamn deitiren bu muazzam uultu, ihtiyarn kelimelerini bytyor, kvryor ve kendisiyle kartryordu. Onun szlerini, orkestra iindeki bir fltn dier aletlerin sesinden ayrt edilmeyen sesi gibi kark duyuyordum. htiyar devam etti:

-Ta ne zamanlardan beri sesimizi karmayp iimize attmz eyler, hep birden uyand; hepsinin acsn birden duyduk.

Bu ac, genleri, ihtiyarlar, kadnlar ve ocuklar hep birden bir kurt srs haline koymaya kafi geldi. Elimizde baltalar, sopalarla ormana daldk. iler daha yeni balyorlard. Bir tek aaca el srerlerse analarn belleyeceimizi syledik; durdular. Azlktlar ve byle bir ey beklemiyordular. Derhal eyalarn toplayarak ormann kenarna ekildiler. Biz de aalarn altna, onlara kar oturduk. imizden birini kasabaya, hkmetin bu ilere karan memuruna yollayp bekledik. Bu bekleyi akama kadar srd. Biz akama kadar azmz ap konumadk. Hkmetin memuru ge vakit, yannda irketin bir memuruyla beraber geldi. Bizim yanmzdan geip gittiler, amelenin bandaki adamla konutular.

Sonra hkmetin memuru yanndaki iki candarmaya bizi gstererek:

-Srn bunlar ormandan dar!- dedi.

irketin memuru, ameleye:

-inize bakn siz!..- dedi.

O zaman kyl; kadn, erkek, btn kyl, hibir iaret almadan, hi kavillemeden (szlemeden), sanki bir elden idare ediliyormu gibi, o anda yerlerinden frladlar. Gzleri kapal, karlarnda duranlarn hepsine saldrdlar. Odunlar, balta saplar inip kalkmaya balad. Ormann akamla koyulaan alacakaranlnda glge gibi cisimlerin birbirinin stne atld grlyordu. Kapal

azlarda hapsedilen ksk ve iniltiye benzeyen seslerden baka bir ey duymak mmkn deildi. ok srmeden irketin iileri teker teker kayboluverdiler. Geri kalanlar da selameti kamakta buldular. Fakat hkmetin gbekli memuru ancak kye kadar koabildi, orada ky odasna saklanarak kapy arkadan srmeledi.

Biz de, artk her eyin bittiini, bunu bizim yanmza brakmayacaklarn pekala biliyorduk; artk yapacak bir eyimiz yoktu. Biz iimizi bitirmitik. imdi bekleyebilirdik.

Her ey beklediimiz gibi oldu:

Ertesi gn imdat alp gelen candarmalar, ocuklar ve kocakarlardan baka, kadn, erkek btn ky halkn iplerle balayarak kasabaya gtrdler ve memuru kurtardlar.

Sonra duydum ki, delikanllarla kadnlar onun bulunduu oday sabaha kadar durmadan talamlar. Bir ey yapamamaktan, bir ey yapamayacan bilmekten doan bir aknlkla talamlar. Tpk eytan talar gibi... lerindeki hrs bylece sndrmeye abalamlar... Zavalllar.-

htiyar sustu. Rzgar durmutu. Ormandan hafif sesler geliyordu. Aalarn zerinde, uzun ve atlas bir etek dolayormu gibi fsltlar vard. Yapraklar, ierisinde piyano bulunan bir odada barld zaman piyano tellerinin kard hafif,

ince uultuya benzeyen kark, birbirinden ayrlmaz, acayip mrltlarla kmldyorlard. Orman dev byklnde bir ocuk gibi ml ml uyuyordu ve bu sesler onun nefesleriydi.

htiyar yeni bir sigara yakarak kalkt. Bilmediim bir tarafa doru ar ar yrd. Ben de atma binerek bu uyuyan ormann zifiri karanlna doru yavaa szldm.

1930

(Resimli Ay, s. 7, Eyll 1930)

...

Kazlar

Dudu, elinde mektupla hzl hzl retmenin evine gitti:

-unu okur musunuz?- dedi, -Seyit'ten geliyor!-

Kyde bekarlktan can kan retmen, Dudu'nun enesinin altndan doru grnen gsne yandan bir gz att. Kadnn esmer teninde elbiselerinin hafife glgeledii bir yol, retmeni bir iki kere yutkundurdu. Sonra elini uzatarak: -Ver bakalm- dedi.

Dudu'nun kocas sene evvel dn yerinde birisini vurmu,

on sene yemiti. Geri lene kurun atanlar sekiz kiiydi ve rastlayan kurunun kimin silahndan kt belli deildi, fakat Seyit'le arkada Durmu'tan gayrs kazadaki mstantie (sorgu yargc) para yedirip men'i muhakeme (yarglamay nleme) karar almlard. Vilayet ar cezas da bu ikisine onar seneyi dayamt. retmen mektubu okudu:

Evvela selam edip karsnn hatr erifini sual ettikten sonra, kendisinin pek o kadar iyi olmadndan, koutaki yerinin pisliinden ve bitten ikayet ediyor, Dudu gelirken bir iki kaz getirirse bagardiyanla mdre vererek yerini deitirteceini, kouun ba taraflarnda, biti az, temizce bir yere geeceini sylyordu.

Dudu mektubu retmenin elinden ekip ald. Koynuna iyice yerleti. Bu esnada retmen Dudu'nun gsndeki glgeli yolu biraz daha aalara kadar takip etmek imkann buldu.

Dudu okulun kenarndaki gbrelikte yuvarlanan olu Hsn'y elinden tutarak dnceli dnceli evine dnd; ne yapacan bilmiyordu.

Topu topu bir kaz vard; onun da yumurtalarn bakkal lyas Efendi'ye balamt. Kaz her gn yumurtlarsa, geenlerde Hsn'ye ilik yapmak iin ald bezin parasn bir ayda deyecekti. imdi kaz ehre iletirse lyas Efendi evinde yorgan dek koymaz, alr gtrrd.

Hem sonra bir kaz... Halbuki Seyit iki tane istiyordu...

Eltisinin evine gitti; bu, Seyit'in aasnn karsyd. Kocasn daha on be gn kadar evvel maktuln akrabalar avda vurmulard. Dudu Seyit'e gtrmek iin bir kaz isteyince yeni dul bard:

-Git uradan, git! O Seyit olacak gidinin yznden kocam elimden aldlar. Damlarda srnsn de kamasn inallah... Ve alamaya balad.

Dudu kapdan dnd ve korkusundan baka akrabalarna gidemedi... Gece gzn kapayamad. Evde drt yandaki olundan baka kimsesi yoktu. Bu gece korkuyordu. Seyit'in dmanlar kocasna yardm etmemesi iin onu mtemadiyen tehdit ediyorlard. Seyit'in aasn bile, kardeine ara sra yardm ettii iin vurmulard. Kyde kime gitse kovulacakt.

Halbuki Seyit iki tane kaz istiyordu. Hem de kendisi iin deil.

Yavaa yataktan kalkt, avluya indi. Kmesten kaz yakalayarak ayaklarn balad. Kaz barmaya balad. Komu bahedeki itin arkasndan baka kazlar cevap verdiler.

Dudu biraz dnd. Sonra itin bozuk yerine doru yrd. teki baheye geti. Birbirlerini itip kakalayarak keye

sinmeye alan kazlardan bir tanesini yakalad.

Kpek, tand iin sesini karmyordu.

Dudu, Hsn'y srtna balad. Kazlar ayaklarndan tutarak bir eline ald. teki eline de bir torba bulgur yklendi.

Hsn'nn eline de ufak bir mlekle pekmez verdi. Ara sra aya taa arpnca pekmezler arkasna dklyordu.

Gecenin serinliinde ehre doru yrmeye balad.

ehirle kyn aras yayan dokuz saatti.

..

Seyit aa yukar aydan beri hastayd, hapishane doktoru hastanede yatmasna lzum gsteriyor, birka gn yatyor, daha ar bir hasta gelince taburcu ediliyordu.

En nihayet hi kabul etmeyiverdiler:

Tedavisi kabul olmayacak kadar ilerlemi olan veremleri hastaneler kabul etmiyorlard. Nizamnameleri (ynetmelikleri) byleydi.

Byle hastalarn cezalarnn tecili ve tahliyeleri icap ederdi.

Fakat Seyit, hastalnn ne olduunu bilmiyordu.

Hapishanelerin bu gibi dalaverelerini bilen akgz ve pikin mahpuslarn da onunla megul olduklar yoktu. nk ok fakirdi.

Evrak ve raporlar mddeiumumilik (savclk) kaleminde duruyor, takip eden olmad iin sra bekliyordu.

Kouun en fena tarafnda, aptesliin yannda yatyordu. Hem de yar a.

Hasta olduu iin alamyor, kimseye hizmet edemiyor, su falan tayamyor ve bir taynla kalyordu.

Bu bir tayn da gnde yiyor, kalan ikisini satarak katk yapmak istiyordu.

Ve btn gn, hi kalkmadan yatard.

Biraz ilerideki pencereden bir avu kadar gkyz grnrd: Masmavi...

Gzlerini oraya diker, hi konumadan beklerdi.

Kye mektup yazdrdktan sonra uzun mddet yollayamad. ift srme zamandr, iler yarm kalr diye tereddt ediyordu.

Daha fazla bekleyemeyeceini anlaynca, iki bkl mektubu kuann arasndan ald. Grme gnnde nizamiye kapsna giden bir mahpusa:

-unu bizim gelip giden kyllerden birine ver!- dedi.

Ve daha sabrszlkla beklemeye balad.

Mektubu gtrecek olan kylnn bir sr mahkemeleri vard, on gn kadar ehirde kald; ve Seyit hep bekledi.

Gzleri, avu ii kadar mavi ge dikilmi, yatt. Yalnz akamzerleri, yatt yerde biraz kuru taynla biraz pekmez yiyor, sonra uyumaya alyordu.

Dudu gelirse nasl kalkp kapya gideceini dnyor, -srne srne bile olsa gene giderim!- diyordu.

Evlendikten bir ay sonra askere gitmi, tezkere aldktan yirmi gn sonra hapsedilmiti. Ve Dudu'ya hi doymam gibiydi. O da nedense hala gelmiyordu.

Artk bekleyemeyecekti galiba.

Dudu hapishaneye geldi. Kapnn n tenhayd. Sokulduu zaman candarma itti ve -geri git!- diye bard.

Kapda duran gardiyan, kazlar ve torbay grnce onu armak iin elini kaldrd. Fakat tam bu srada birka hapis bir sedye kardklar iin o tarafa gitti.

Hapishane katibi: -Musallaya gtrn, ben kaydna iaret veririm!- diye bararak odasna giriyordu.

Bagardiyan da elindeki bir kad gardiyanlara ve baz mahkumlara imzalatyordu. Bu, lnn bir yorgan, bir bakr kab ve bir ift eski kunduras kaldna dair mzekkereydi.

Sedye kapdan karken gardiyan biraz tede duran Dudu'ya sordu:

-Kimi istedin?-

-Opruklu Seyit'i.-

Gardiyan yzn buruturdu. Eliyle, kapdan biraz evvel kan ve bir gardiyanla hafif cezal iki mahkum tarafndan musalla camiine gtrlen sedyeyi gstermek zereyken, gzleri tekrar kazlara ve torbaya iliti.

Elini uzatt:

-erde ama, bugn grme gn deil. Ver onlar da sen haftaya gel!-

Torbay, kazlar, pekmez mleini ald, duvarn kenarna koydu; hala daha kapnn dibinde oturan Dudu'ya:

-Haftaya gel, dedik ya... Biz bunlar kendisine veririz. Hadi bakalm, bekleme!..- diye bard.

Dudu ehirde bir hafta kalabilir mi hi?

Hsn'y kolundan tutup ekerek yrmeye balad.

ocuk dnp dnp arkaya bakyor:

-Hani ya babam?.. Nerde ya babam?.- diye vzldanyordu.

Dudu ocuu hzla bir ekti:

-Ne diye barrsn?- dedi, -Gstermediler ite!-

Sonra biraz yumuad:

-Harmanda geldiimizde grrz!..-

Kye dndler.

..

Kye gelir gelmez Dudu'yu candarmalar yakalad. Kaz ald

iin kasabada muhakeme edildi ve aya mahkum oldu. Yalnz, cezasn kaza hapishanesinde yatt iin, harman zamanna kadar, Seyit'in lmnden haberi olmad.

1933

...

Bir Firar

ki candarma dris'i aralarna alm gtryorlard.

dris ayaklarna basamayacak haldeydi. Candarmalar ok dvmlerdi, fakat seke seke yrmeye alyordu.

Bayram namaznda mamky Camii'ni bastn ve orada namaz klanlar soyduunu en nihayet itiraf etmiti.

Halbuki byle bir eyden haberi bile yoktu...

Ne are?.. Dayak bu... Her eyi syletir.

En aa yedi sene yiyecekti.

Seke seke yryor, ara sra aya bir taa taklp sendeledike candarmalarn birisi koluna yapyordu.

Biraz yrdkten sonra kendisine bir de sigara verdiler...

Bunlar da aslnda fena adamlar deildi... Fakat ne yapsnlar, vazife... Takibe karken, -faili bulmadan gelirseniz gzme grnmeyin!- diye yzba sk sk emirler vermiti. Ky soyan oktan kirii krm olaca iin, ne yapp yapp fail bulmak lazmd.

dris de zaten ka senedir buralarda serseri serseri dolayor, binbir trl dalaverelere girip kyordu.

Birka kere de sigara kad ve akmakta satarken yakalanmt.

Asl mhimi, kyl kendisinden ikayetiydi. lk zamanlarda rahmetli babasnn -babas kyn imamyd- hatrn sayanlar bile onun bu hallerini grnce kaybolmasn istemeye baladlar.

dris kyde kaldka candarmann aya kesilmeyecekti.

Bunun iin candarmalar dris'i yakalaynca, muhtarla ky bakkal, dris'i vakadan bir gn evvel mamky tarafna giderken grdklerini sylediler...

Bu kadar yeterdi. st tarafn candarmalar sylettiler...

dris mamky Camii'ni bayram namaznda nasl soyduunu anlatt..

imdi mamky'ne gidiyorlard.

dris dnyordu; adamakll dalmt.

Bu dakikada aklnda, ne yedii dayak ne de yiyecei yedi sene vard. Onun zihnini bsbtn baka bir ey, baka bir dnce dolduruyordu.

Bu dnce ona dayaktan ve hapisten daha ac geliyordu.

Fazla ilemeye almam olan kafas bir are aryor, bulamyor, skntsn, darya frlayan gzlerinde, yznn birbirine karan sinirlerinde gsteriyordu.

Dnd ey uydu:

dris dayak yerken, ky soyduunu sylemiti. bu kadarla bitmiyordu. Deliller de lazmd. Bunun iin paralar ve gm saatleri nereye koyduunu sylemek icap ediyordu.

Ne paras? Ne gm saati... Hatta ne soygunu?.. Fakat sylemek lazmd... Sopa, dipik ve tekme dayanlr gibi deildi. Beyni kafasndan frlayacak gibi oluyordu: Ne sylesin?

-mamky'n ben soydum!- demek kolay... Fakat paralarla gm saatleri meydana karmak zor...

Hem ok zor...

Denekler, tekmeler, dipikler kalkp iniyordu. Baylacak gibi oldu. Gzleri karard. Elini hafife kaldrd:

-Diyivereceim!- dedi.

Candarmalar braktlar. Yzne su serptiler. Bir sigara verdiler. O zaman dris ilk aklna gelen ismi syledi:

-Paralar mamky'nde kahveci Sleyman Aa'da!- dedi.

Dayak kesilmiti. dris'in de o zaman dnd yalnz buydu. Fakat mamky'ne doru yola knca bsbtn baka eyler dnmeye balad. -Yand garip Sleyman Aa!- dedi

Sleyman Aa, kendi kynde olsun, mamky'nde olsun, ona hala yardm eden bir tek kiiydi. Kahvesinde yatacak yer verir, ona nasihat falan ederdi.

Nereden aklna evvela bu zavallnn ismi gelmiti?..

imdi candarmalar, hibir eyden haberi olmayan ihtiyar yatracaklar ve dveceklerdi. Gebertinceye kadar dveceklerdi.

Sleyman Aa: -Bilmiyorum!- diyecek, binbir trl yemin edecek, fakat daya yiyecekti. Titrek sesiyle yalvaracak, anlatmak

isteyecek, kvrm kvrm kvranacak, fakat daya yiyecekti.

Ak sakall ihtiyarn, sakallarndan yalar akarak aladn grr gibi oldu. htiyarn iki kat olmu beline tekmelerin, dipiklerin indiini grr gibi oldu. Beyaz, gr kalarn altnda, feri kap dar frlayan iki gzn kendisine dikildiini, -beendin mi ettiini, dris!- demek isteyerek baktn grr gibi oldu.

Beline tekrar bir dipik yemi gibi inledi.

Candarmalarn biri ona yandan bir gz att... Sonra bir sigara daha karp verdi...

dris sigaray gbeinin zerinde sallanan kelepeli elleriyle yakalayarak azna gtrd. Sk sk bir iki nefes ekti.

Be on adm daha gittiler...

Sigara dris'in azndan dt...

A-ah... Bunu yapamayacakt...

Kardan mamky grnmt... Evvela bir iki uyuz aa, sonra birka kerpi ev... Be on plak ocuk...

Yz adm daha... Sonra kye geleceklerdi... Ve Sleyman Aa.

dris etrafna bir baknd... osenin sa taraf fundalkt. Candarmalara bakt: Silahlar ellerinde gidiyorlard.

Bir srad, hendein br tarafna atlad, dt, tekrar kalkarak fundalkta komaya balad. Candarmalar -rrak- diye mekanizmalar ap kapadlar, ondan sonra iki tok ses... Havada ksa ve keskin bir vnlama oldu, dris olduu yere ykld.

Candarmalar yanna kotular. Azndan ince bir izgi halinde kan geliyordu. Gzlerini at: -Sleyman Aa'nn bir eyden haberi yok...- dedi: Ba yana dt. Azndan tekrar ve ok kan geldi. Tekrar gzlerini aarak: -Benim de...- dedi.

Gzlerini bir daha kapayamadan hafife gerildi. Olduu yerde dimdik kald.

1933

...

Kanal

umra Kanal'nn sular Beyehir Gl'nden karken su rengindedir; Konya Ovas'nda kan renginde...

Siz buna, ovann krmz toprann rengidir diyeceksiniz; ben, Dedemkyl Mehmet'le kardeinin kanlarnn rengidir diyeceim.

Konya Ovas'nn ufuklar mavi deil, sardr, sapsardr...

Siz bunun, rzgarn kaldrd tozlardan byle olduunu syleyeceksiniz; ben, Konya hapishanesinde yatan Zaar Mehmet'in benzinin sarlndan diyeceim.

..

Bozkrlardan mahsul trnakla kazyarak alnr. Sapan ilemez topraklar devedikeninden ve iki santimlik otlardan baka bir eyi zerlerinde yaatmak istemezler, susuzluktan yanan gslerini, rplak gkyzne amak isterler.

nsan ellerinin at kanal, bu ovalarn yalnz susuzluunu artrr. Bulank ve tembel, sanki buraya geldiklerine kzyorlarm gibi yzlerini buruturarak ar ar akan sular, biraz tede atlaklarn -su!- diye bir kar aan topraklar doyurmak deil, buular ve serinlikleriyle olsun avutmazlar. Bir zeytinya rma gibi koyu, skntl bir akla sallana sallana geip giderler.

Bu ovadaki uyuz aal, kl ynna benzeyen kylerde insanlar para para elleri, yank derili yzleri, kenarlar ok krk gzleriyle alarak inat topraktan bir lokma ekmek skp almaya urarlar.

Dedemky, kanaln yaknndadr. Yalnz, sular Beyehir

Gl'nden gelinceye kadar yle azalr ki, deil dnm dnm tarlalar, karlk bir bostan bile doyuramazlar.

Yamur yllarnda glen yzler, parlayan gzler kurak senelerde buruur, kanaln sar sularna dikilir, faydas olmayacan bildii halde bundan medet umar; yamur yllar da ancak be senede bir kendini gsterir.

..

Dedemkyl Menmet'le Zaar Mehmet kap bir komuydular. Aralarnda ya fark da yoktu. Kkken kyn harman yerinde beraber emeklemiler; sokan gbreli tozlarnda beraber yuvarlanmlar; sska inekleri, ellerinde boylarndan byk bir denekle, kyn kysndan geen srtmaca beraber gtrmler; kanalda beraber kurbaa talamlard...

Biraz daha byynce analaryla beraber pazara ya ve yourt satmaya giderler, yedi saat tedeki dadan eekle odun getirirler, hatta bunlar beraber satarlar ve bazan acemi ve yabanc bir memurdan be on kuru fazla koparrlarsa, bir rnek mintanlk zifir alrlard.

Delikanllklarnda beraber dnlere gitmiler, avrat oynatml ar, kadn kaldrmlard. Btn Orta Anadolu insanlarnda olduu gibi bunlarda da lakrd haline gelmeyen bir dostluk vard. Bu dostluk pek delikanl zamanlarnda, yan yana giderken

birbirlerinin elini tutup sallamak eklinde grnrd. Biraz sonra topraktan ekmei diiyle skenlere mahsus ciddilik onlar da arlatrd. Ev yk stlerine knce, daha az buluur oldular, Zaar Mehmet evlenmiti; Dedemkyl Mehmet'in babas ld iin anas, bacs, bir de on sekiz yanda olan kardei onun bana kalmt.

ki eski arkada bazan, akamzerleri caminin duvarlar dibinde yan yana melerek kye dnen srlara bakarlar, yarm saat kadar konumadan dururlar, sonra birbirlerine bakp, yalnz azlarnn kenarnda kalan bir glle srtarak evlerine giderlerdi.

Nihayet, evin iindeki alan elleri artrmak iin Dedemkyl Mehmet'le kardei Mustafa ayn gnde evlendiler. Yalar yirmiyi gemeyen iki tane gelin kerpi kulbenin birer kesine yerletiler.

Hayat, yzyllardan beri devam ettii gibi, kat topraktan bir lokma bir ey skmek iin, sessiz bir dv halinde ilerlemeye balad.

Dostluklar, hovardalklar, kabadaylklar, yalnz ekmek dnenlerde yava yava yok olmaya balayan bu hisler ve hareketler, bir hatra bile olamayacak kadar kafalarda sislendi.

..

Bir gn Zaar Mehmet, tarlasn kanaldan sularken, arkn yava yava boaldn, meydana sar bir amur tabakas ktn grd. Ban kaldrp evvela kanala, sonra biraz yukardaki Dedemkyl Mehmet'in tarlasna bakt. Suyu orada nlediklerini ve kendi tarlalarn suladklarn grd.

Alt yandaki olunu oraya yollad. ocuk plak ayaklaryla tezeklerin stnden koarak Dedemkyl Mehmet'in tarlasna gitti ve: -Babam suyu koyuversinler diyor!- diye bard.

Mehmet hi cevap vermedi. ocuk biraz daha bekledikten sonra gene koarak kendi tarlasna dnd.

O zaman iki Mehmetler, aralarnda yz elli adm mesafe olduu halde, birbirlerine yle baktlar.

Bu bak birok eyler ve her eyden evvel, o gnden itibaren aralarnda barmas olmayan bir dv baladn sylyordu. Bu bakta kin yoktu, nk aralarnda kin douracak bir ey gememiti. Bu bakta yalnz toprak ve su kavgasnn glgeleri, insanlarn iini kapkaranlk yapan glgeleri vard. Hatta ihtimal biraz da teessr vard: Yaayabilmek, u atlak tarladan bir avu ekin karabilmek iin birbirleriyle lme kadar dvmeleri lazm geldiini bilmekten doan bir teessr.

nk birbirlerine bakaca kinleri yoktu.

Zaar Mehmet iki erkek kardele baa kamazd. Bunun iin evvela sulh olmak istedi. Byle bir eyin mmkn olamayacan, suyun iki adam kandracak kadar ok olmadn biliyordu. Nitekim Dedemkyl Mehmet onun gnderdii habere cevap bile vermedi.

Zaar Mehmet gene bekledi. Tarlasna gitti, dibindeki amurlar kuruyup atlayan su yollarna, sonra yukar taraftaki tarlada dolaan Mehmet'e uzun uzun bakt ve bekledi. Gkyzne bakt, bir bulut arad ve bekledi...

Ekinler, sska ekinler, yava yava bir kar kadar oldular.

Ondan sonra gne bu bir kar yeillii kurutmak iin iini gcn brakp bozkrlarn bu keciine dklmeye balad. nce yapraklar gnein altnda, scaktan soluyan bir kpein dili gibi titreiyorlard.

Bir kartan fazla byyemiyorlard... Zavall ekinler...

Dedemkyl Mehmet'in tarlas diz boyu oldu. Zaar Mehmet'inki hala bir kar... Ve gne, grnmeyen bir borudan yalnz Zaar Mehmet'in tarlasna akyordu. Yapraklar daha bir karken sararyorlard.

umra'da sulama idaresi vard, bu idarenin mdr, muhasebecileri,

memurlar vard, fakat kanal Dedemkyl Mehmet'in tarlasndan teye bir damla yalk bile gemiyordu.

Zaar Mehmet, bir karken sararan ekinlerle beraber karsnn, akamlara kadar elinde apa ile iki kat alan altmlk anasnn ve alt yandaki olunun da sarardklarn gryor, dnyor ve bekliyordu. Bozkr kylsnn ne dndn ve ne beklediini kimse bilmez.

..

Bir gn sabahleyin erkenden, mavzerini alp tarlaya gitti. Kuru su yolunun iine yatt. Dedemkyl Mehmet'le kardei tarlada grndkleri zaman be el ate etti.

Bu l topraklarn stnde hibir ey lmek ve ldrmek kadar kolay deildir.

Zaar Mehmet koup gelen karsna, kanal amasn, tarlay sulamasn, bundan sonra kanaln suyunu kimseye kestirmemelerini, nk yukar tarlann artk erkei kalmadn syledi.

Kars kanal amaya giderken arkasndan seslendi, olunu zebil etmemesini, ara sra hapishaneye beraber getirmesini, kocakarya da hakaret etmemelerini tembih etti.

Sonra tarlann kenarna oturdu. Kanal aan karsna bakt,

bakt ve uzaktan doru gelen muhtarla candarmay bekledi.

..

Dedemky kanalnn sular kpkrmzdr: Mehmet'le kardeinin kanlar gibi. Konya Ovas'nn ufuklar sapsardr: Zaar Mehmet'in benzi gibi... Ve hapishanede, aasndan ylln almadan gitmedii iin davar ald diye iftiraya urayarak iki seneye mahkum olan Dedemkyl bir oban, Zaar Mehmet'in kouundan uzak bir yerde, etrafna toplanan hapislere, gzlerini kapayp ban biraz arkaya atarak, Dedemkyllerin arksn syler:

Ecel gelir kapmz dolar,

Kara haberimiz kye ular,

ifte gelin kuzu gibi meleir.

Yuma hocam, yuma, kanmz aksn,

Dostumuz alasn, dmanlar baksn...

Zaar Mehmet'in bu arky dinlemeye yrei dayanmad iin, kendisi uzaktan grnnce hemen susar.

1934

(Varlk, s. 25, 15.07.1934)

...

Candarma Bekir

Hapishanede all Halil Efe'ye hep sorardm:

-Sana ne diye yz bir sene verdiler? Ne haltlar kartrdn?-

-Asmadklarna kr, efendi!- diye cevap verir, sinsi sinsi glerdi. Birka kere, vukuatn renmek iin, sk sk sordum, nihayet bandan savar gibi: -Devlet benden iki babozuk, bir candarma, bir mavzer, iki at soruyor- dedi.

Devletin sorduklarn o kadar abuk sayverdi ki, azm ak yzne bakakaldm:

-Ne diye bunlar senden soruyorlar?- dedim.

-Kaypmlar da, grdn m diye soruyorlar!- dedi. Tepeden bir glle yzme bakt. Efendi olduum iin hapishanede ilknce bana pek itibar etmezlerdi. Zaman getike sndk; Halil Efe'yle de ahbapl ilerlettik, o zaman yapt vukuatlar ksm ksm anlatt.

Bunlarn her biri ayr ayr hikayelere mevzu olabilirler; ben

imdilik yalnz bir candarma, bir at ve bir mavzeri niin Halil Efe'den sorduklarn anlatacam.

..

-al'da Sleyman' vurduktan sonra zmir'e katm, orada yakay ele verince beni Denizli Hapishanesi'ne gnderdiklerini sana anlatmtm. Mahkememizi bekler dururken, gnn birinde beni hapishane mdrnn odasna ardlar, 'al Mddeiumumisi seni istedi, tahkikat geniletecekmi, al'a gideceksin!' dediler. zmir'den gelirken tabanlarmda alan yarklar yeni iyi olmutu, yreim cz dedi. Sen bilmezsin, karakoldan karakola yayan sevk olmak ne demektir. Hele bu yakalarn candarmalar beni hep tanrlard, dostum olan vard, dmanm olan vard. Mdre yalvardm: 'Aman etmeyin, beni kaza mddeiumumisine gndermeyin!' dedim. 'Emir kt bir kere, gitmemenin yolu yok!' dedi. Ne yapalm, devlet kuvvetine g yetmez ki. Hapishanede birisini yaralayp hakkmda tahkikat atrsam, iki ay daha kalrdm, ama asl mahkemem grlmemiti. Reis kt tanrsa encamm iyi olmaz diye dndm. Hemeriler sa olsunlar, birka tayn topladlar, biraz ke peyniri, biraz da kuru soan verdiler, hepsini kn yaptm, postallar ayama sicimle baladm, nizamiye kapsnn altnda merkezden gelecek candarmay bekledim. Kapc gardiyan Necip Efendi benden hi hazzetmezdi. Hem efe, hem fakir olduuma m kzard kim bilir... Candarma gelince bir kenara ekti, biraz konutular, ondan sonra candarma kelepeyi ille arkadan

vuracam diye tutturdu. 'Aman, ocana dtm, uzun yol gideceiz; insaf et!' dedim. Dinlemedi bile, kollarm arkaya kanrtp kelepeyi vurdu. Dzldk yola. Denizli'den al az yol deildir. Temmuz ortasyd. Scakta yedi sekiz saat yol alyorduk. O yanlarda karakollar birbirine yakndr, gnde iki candarma deitii olurdu; uyuya uyuya fsta dnm candarmaya be saat yol koyar m? abucak br karakola ulatrp geri dneyim diye beni koturur, 'Aman, bir kyda biraz oturalm, hi dermanm kalmad!' deyince dipii basard. En kts, gne ortal kavurduu zamanlar yanndan getiimiz harmanlara urar, gsne barna dke dke ayran bakracn bana diker, kyller verse bile bana bir yudum iirmezdi.

nc gn akama doru Baklan Ovas'nda tren boyunda Kaklk kyne geldik. Artk al uzak deildir diye iim ferahlamt. Bir de karakolda kimi grsem: Bizim Kara Muradn Bekir'i. Candarma olmu. Beni grnce bir gld. 'Yandn garip Halil'im, yandn! dedi. Bir mahalleliydik ama, kkten beri hi aramz barmamt. Birbirimize diyivermesek bile, iten ie hasm gibiydik. Ben, u bildiin kar meselesinden Sleyman' vurunca, Bekir bsbtn kanma yrr oldu. Sleyman'la pek arkadatlar. Bacsn da galiba rahmetliye vermek niyetindeydi. Ben ekya olup daa knca kyde rahat oturamaz oldu. ki kere de yataklarm ihbarlad. O zaman: 'Eceline susamadysa edebiyle otursun, all Halil'in gzne gayr dnya grnmyor!' diye haber saldm... Sesi kmaz olduydu. imdi karmda naml anl candarma olmu, yzme bakp

bakp srtyordu. Sonra yanma sokuldu, elini omuzuma vurdu: 'Gel bakalm hemerim, gemi olsun, kasavet etme, zeybek ksm dayankl olur! dedi. 'Allah Allah, olan halimize acd!' dedim; ama o yvk srtmas hi durmuyor, gi tgide zihnimi kartryordu. Beni ald, kendi yatt odaya bitiik olan kyn misafir odasna gtrd, kelepeyi zmeden ieri brakt: 'Yat uyu bakalm da, yarn sabaha kuvvetli bulun!' dedi. Gene yle kt kt srtt. Ben toprak sedirdeki hasrn stne uzandm. Bekir'in bu glleri netameli ama, Allah hayr verir inallah dedim, uyudum.

Sabahleyin afakla beraber uyandm. Odann iki duvarndaki ufak pencerelerin nnde kalabalk vard. Ne oluyor ki diye dorulacak oldum, Bekir ieriye girdi; hep akamki gibi glyordu. Yanma sokuldu: 'Kalk bakalm Halil Efe, seninle eski hesaplar temizleyelim. Bak ne kadar dostun varsa topladm geldim!' dedi. Kendi kendime bir daha: 'Yandn garip Halil Efe yandn!' dedim. Gzlerimi yle bir pencerelere, kapnn aralna doru gezdirdim. Amann ne greyim! Yedi kyn ayan (ileri gelenleri) muhtar burada... Bekir gitmi, bana dman ne kadar ky varsa hepsinin ihtiyarlarn toplam gelmi. Hi renk vermedim. Bekir yanma sokuldu. Kelepeye yapp bir asld, hemen doruldum. eke eke odann ortalk yerindeki diree gtrd, bir ip kard, beni oraya smsk balad. Ondan sonra bast sopay...

Mahpuslukta adam dayak yemekten ylmaz. Eer Bekir

yalnz dayak atsa, bunu da tenha bir yerde yapsa, hi arma gitmezdi. Candarma deil mi, helbet dvecek; ama byle yedi kyn muhtarn bana toplayp da envai trl hakaret etmesi bana pek dokundu. Be on denek vurduktan sonra gidiyor, kapdan yalak gibi azn ap bakan muhtarlarla, oraya biriken kyllerle konuuyor, sonra dnp yanma gelerek soyuma sopuma svmeye, suratma tkrmeye, temi berimi tekmelemeye balyordu. O tkrnce ben elimi yzme gtrmek istiyordum. O zaman balar bileimi actyordu... Yzm acdan buruturunca, bakanlarn hepsi katla katla glyorlard...

Bizim Bekir bir saatten ziyade benimle elendi; her yanm dayaktan rtt, uyuz ite yaplmayacak hakareti yapt... Ama ben de azm ap bir of demedim. Onun meram beni zebun edip yalvartmakt. O kadar adamn karsnda lm serilse bunu yapamazdm; yine de yapmadm.

Bekir yorulunca yakam brakt, kyllerle beraber yemek yemeye gitti. Ben iimden: 'len Bekir, sen bir elime dmeyesin!' dedim. Ben all Halil Efe olduktan sonra kimsenin ettiini yanna komazdm.

Az sonra Bekir grnd. Hi sesini karmadan balarm zd, dar kard, atna bindi, beni nne katt, al'a doru yrmeye baladk. Denizli'den beri hi atl candarma ile yrmemitim; bu da kaderde yazlym dedim.

yle byle iki saat kadar yrdk. Ovann ortasndaydk. Bekir atn ar ar sryordu, ben de dizime kadar kan otlarn iinde bir yryp bir koarak sol yannda gidiyordum. Bir aralk baktm, kelepenin ortasndaki vida sallanyor. Ellerimi yavaa iki yana evirdim, kuvvetli kuvvetli bastm, pasl kelepenin vidas t dedi, dt. Hi sesimi karmadan daha bir yarm saat gittik. Ondan sonra Bekir'e dndm, ellerimi uzattm: 'Bekir Efe' dedim, 'bu kelepenin vidas dm.' Bekir aklnca kabaday adamd. Elinde mavzeri, altnda at olduktan sonra ben nereye kaabilirdim ki? Hi istifini bozmad. 'kar kelepeyi, koy cebine!' dedi... Dediini yaptm; biraz daha yrdk, o zaman kuamdan gm tabakay kardm, Bekir'e uzattm: 'Al bakalm Bekir Efe, sar bir cgara!' dedim, 'Ben all Halil, sen all Bekir olduktan sonra, biz daha ok raklar ieriz, ok kadehler tokutururuz...'

Yzme bir bakt. Durdu, durdu, ondan sonra elini uzatp tabakay ald. Elinde tuttuu mavzeri dizlerinin stne yatrd, dirseklerini onun stne dayad, tabakay ap cgaray sarmaya balad... yle yandan bir gz attm. Hem cgaray saryor, hem de dirseklerini sk sk mavzere basyordu. Silahn namlusu benden yana olduu iin hi umut yoktu. 'len Bekir, bunu da aktn!' diye iimden syledim. Tam bu srada Bekir cgaray, slatp yaptrmak iin, dudaklarna gtrd. Dirsekleri mavzerin stnden yle bir nefes alm kalkt.

O, daha ne olduunu anlamadan ben mavzeri kapnca yirmi

adm teye frlamtm. Oradan bardm:

-n bakalm Bekir avu, imdi de biz hesap grelim!- Bekir hemen indi, glerek yanma sokulmak istedi. 'Olduun yerde kal!' diye bardm, -Kelime-i ahadet getir, seni vuracam!'

Bey, Bekir'in bu szleri dediim zamanki halini bir grmeliydin. Yz sararverdi, melil melil yzme bakmaya balad:

'Aman Halil Efe,' dedi, 'yavuklum var, bir garip anam var, canma kyma da ne yaparsan yap.'

Yreim acmad deil, ne kadar aramz ak olsa, yine hemerilik vard. Bir mahalle delikanlsydk. Ama onun ettii hakareti kandan baka bir ey temizlemezdi. Bekir sa kaldka insan iine kamazdm: 'Vuracam seni Bekir, baka yolu yok; bir vasiyetin varsa syle!' dedim.

Bunu dedim, mavzeri de dorulttum. O zaman Bekir kurtulu olmadn anlad. Garip garip bana bakt, sonra ban evirdi, te yanda yularn sryp otlayan atn bir szd. Sonra ban kaldrp gkyzne de bir gz att. Tekrar bana dnd, azn at, tam bir ey syleyecekti, tetie dokandm.

Bekirceiz oraya yklverdi.

Ama sana bir ey syleyeyim mi efendi, sen istersen gene

inanma, benim tetie dokunmamla, Bekir'in yere dmesi bir oldu. Allah bilir ya, garip olan kurundan deil, korkudan ld. Benim kurun ona diriyken deil, lp yere yklrken dedi. -

1934

...

Sarho

Kanuni Kamil, bahe sahibinden yevmiyesini aldktan sonra bir saat kadar daha orada kald. Hanende Muhsine adamakll sarhotu, tam balta olacak srayd. Zaten Kamil de burnunun ucunu grmyordu.

Garsonlar yava yava radyom lambalarn sndryorlard. Bir bekiyle iki polis, kenardaki salkmsdn altna yklp kalan bir kundurac ran kaldrmlar, dar karmaya alyorlard. Gazino sahibi o tarafa koup hesap isteyince, sarho rak bir daha yklr gibi oldu. Azn bir tarafa eerek anlalmaz laflar mrldand. Fakat gazinocu pek dolma yutar soyundan deildi. Yakasna yapp bandan kasketini alnca olan aylr gibi oldu. Pantolon cebinde bir hayli arandktan sonra paray verdi, polislerin kolunda, kp gitti.

Gazinocu bfeye dnd. Kamil'le Muhsine bfeden vuran aydnla bir masa ekmiler, kar karya oturuyorlard. nlerinde

ufak bir ie rak vard. Kamil nne bakyor, kz kendi kendine hafif arklar mrldanyor ve sonra durup dururken glyordu. Bu, daha ziyade yz sinirlerinin acayip bir gerilmesine benzeyen bir glt.

Kamil dnyordu:

Gazinocu, Muhsine'yi alp otele kadar gtrmeden defolmuyor; ne yapmal da bu akam beraber gitmeli? Sonra asl mhimi: Bizimkini ne yapmal?.. Geceyars sokaklara frlar, karakollar ayaa kaldrr. Ne irrettir o... Sska, sar yzyle kars gznn nne geldi: imdi otelde oturmu, pencereden sokaa bakyor, beni bekliyordur, diye dnd. rkt ve elini yzne gtrp gezdirerek akn bir hareket yapt.

Bu srada gazinocu geldi. Muhsine'ye: -Hadi bakalm!- dedi. Muhsine kalkt. Kamil de beraber... Bahede yrdler. Yollar kumluydu ve gcrdyordu. Kamil kolunun altnda sk tutmaya alt siyah klfl kanununu birka defa aaca arpt, yklacak gibi salland.

Yolda be on adm gittikten sonra bir araba geti. Gazinocu eliyle iaret etti, araba durdu; evvela Muhsine bindi, gazinocu, kzn arkasndan binmek isteyen Kamil'i eliyle iterek ieri atlad ve araba yrd.

Kamil yolun ortasnda bir mddet sallanp durarak dnd.

Hemen hemen her akam bu byle olduu iin kzd falan yoktu. Yalnz, her akam byle arabaya ayan atarken itilip sokakta yalnz kalnca bir mddet dnmek adetiydi. Sonra sallanarak kendi oteline doru yrd.

Drt katl otelin en st penceresinden beyaz bir glge sarkyordu.

Kamil rperdi.

Yukardan ksk bir ses bard:

-ingene!.. Alak ingene!.. Bahe dalal bir saat oluyor. Gene o Muhsine dedikleri kaltan peindeydin deil mi?-

Kamil ban yukar kaldrd, muvazenesini kaybederek yere yuvarlanyordu, kanunu destek gibi kulland ve ayakta kald. -Ne baryorsun gece yars be!.. Hesap gryorduk...-

-Hesap m? Arabann peinde kpek gibi dolatn, grmedim mi sanyorsun? Dinsiz, imansz ingene!.. -

Yukardan doru alayan bir ocuk sesi duyuldu. Kamil okkal bir kfr savurdu. Fakat kendini tutamad, yere yuvarland. Siyah torbal kanunu yerden kaldrp koltuunun altna sktrrken yukarda btn soka nlatan bir feryat koptu. -Gelme buralara alak... Sokmam seni ieri... Gelme!.. -

Beyaz ba ieri ekilmek istedi, fakat hzla ekilirken pencereye arpt, pencerenin kenarndaki denek dt. Ar ereve btn ykyle kadnn bana indi. Kamil yalnz bir cam angrts iitti.

Merdivenleri hzl hzl kt, otel hizmetisi, alkn olduu iin, fazla ehemmiyet vermedi. Don gmlekle yatandan kalkp kapy amt, tekrar yerine kotu.

Kamil sylene sylene odaya geldi. Kanunu bir duvar kenarna dayad.

Ortada, karyolann ayak ucundaki demirle pencere arasnda, bir salncak sallanyordu.

ki yalarnda kadar bir ocuk salncakta oturmu katlrcasna alyordu.

Kamil cam angrtsn unuttu. ocuun yanna gitti. -Sus iki gzm, sus anam babam!-

Salncan yanna diz kerek ocuu sallamaya balad, bu srada yayvan yayvan ninni sylyor, karmakark eyler mrldanyordu:

-Ah o anan olacak kar... Ah... Nereden bama sardm bu sska kalta... Senin de bann derdi, benim de... Eeee... Uyu bakaym... Hadi uyusana... Ninni... Ninni... - Sonra makamla

sylemeye balad:

-Bir gn stanbul'a gitsek, niiiinni...

u kary bamzdan savsak, niiiinni,

O zaman sen de kurtulursun ben de, niiiinni.-

Birdenbire durdu; odadaki sessizlik onu artt. Kars barmyor, gelip san ban yolmuyordu... Garip bir korkuyla yerinden doruldu... Odada gzlerini gezdirdi. ocuk da susmutu... Kars hala pencereden dar bakyordu. Kamil bunu grnce ksk bir kahkaha att:

-Ne bakyorsun be?..- dedi, -Ne var darda?.. Mahalleyi nasl ayaa kaldrdn m seyrediyorsun?- Yar kapal gzlerini amaya alarak bir kahkaha daha att. Fakat bunu yarda kesti. Gzleri bsbtn ald. Bir adm kadar ilerledi.

Kars pencerenin nnde diz km, ba darda, duruyordu. Kamil krlan ve aa den camn farkna varmad. Fakat yerde biriken kanlar grd. Bu kanlar pencerenin kenarndan balyor ve duvarda bir nehir gibi kvrntlar yaparak iniyordu. Kamil hi sesini karmad; yava yava geri ekildi, iinde kirli amarlar bulunan bir sepetin stne oturarak o tarafa doru uzun uzun bakt... Sabaha kadar yle oturdu ve bakt...

1933

:::::::::::::::::

nc Ksm

Bir Cinayetin Sebebi

Ar ceza muhakeme salonunun n hncahn kalabalkt.

Efendi klkl adamlar, klhanbeyler, hukuk fakltesi mdavimleri, lise talebesi hanmlar, kahvede tavla oynamaktansa burada muhakeme seyretmeyi ekonomiye daha muvafk bulan gekin isizler koridorlarda geziniyorlard. Salon dolmutu, ine atacak yer yoktu. Zaten darda dolaanlar da ieride yer bulamayanlard. Hi olmazsa girerken, karken suluyu grrz, neticeyi de reniriz diye bekliyorlard.

Kznn nafaka davas iin ikinci hukuka gelen ihtiyarca bir kadn bir orta mektep talebesine sordu:

-Evladm, buras neden kalabalk?-

-Hsameddin'in muhakemesi de ondan!..-

-Ne yapm bu Hsameddin?-

ocuk, kadnn cahilliine gld:

-Adam ldrm, adam!..-

Ve izah etti:

-Bu sene muallim km, Anadolu'ya tayin etmiler, harcrahn urada burada yemi, sonra da, yol paras iin, tand bir komisyoncuyu tabancayla ldrm...-

-Gen desene!-

-yle, daha ocuk bile... Drt defadr da bir bahaneyle muhakemesini talik ettiriyor, (erteletiyor) bakalm bu sefer... -

Sz yarm kald. Halk harekete gelmiti. Balar birbirinin omuzundan merakla uzanyordu:

-Geliyor!-

-Geliyor!-

-Hani yahu?-

-Kr msn be! Elleri kelepeli, ban nne emi... -

Siyah apkasnn altnda sararm yz bir kat daha zayf grnen ince, orta boylu bir gen iki candarmann arasnda hzl, dolak admlarla geti. zerine dikilen gzlerin tesirinden kurtulmak iin etrafna baknyordu.

Salonun yanndaki ufak aralkta ellerinden kelepeyi kardlar. Kendisini pencerenin yanna att. Ayasofya'nn nndeki aalara, aadaki ayran, kuru poaa, simit satan adamlara bakt. Gzn etrafta bir gezdirdi. Bu ak gklere, bu gri kaldrmlara hasret ektii besbelliydi.

Pos bykl mbair arnca apkasn eline alarak ieri girdi. Yerine oturuncaya kadar dinleyici sralarn szd. Kendisine bakan gzlerden azap duyduu grlyordu. Nefsini zorlayarak yukar localar, sralar falan bir daha gzden geirdi, aradn bulamad anlalyordu. Yumruklar skld, yz burutu, enesi titredi. Az daha alayacakt. Sonra byk bir gayret sarf ederek ban evirdi ve yerine oturdu.

Reis bey, msaade ederseniz artk her eyi, btn hakikati syleyeceim! Ben, reis bey, komisyoncu Nuri Efendi'yi sizin bildiiniz, imdiye kadar da benim sylediim gibi, para iin ldrmedim. Ben onu, kendisiyle mnasebeti bile olmayan bir mesele yznden, bir ak, bir gnl meselesi yznden ldrdm.

Bunu size balangcndan anlataym:

Bir gn, arkadalarm, stanbul liselerinden birinden bu sene mezun olan bir hanmn benimle tanmak istediini sylediler. Peki dedim, fakat pek o kadar da alakadar olmadm. nk bilirsiniz ki erkekle kadn arasnda daimi bir arz ve talep vardr: Birincisi kadn, ikincisi erkek tarafndan; eer talep kadn tarafndan olursa o kadar ho olmuyor.

Neyse, tantk... Grnte alelade bir kzd. Beni bizim mektebin msamerelerinde grm, rollerimi beenmi, onun iin konumak istiyormu.

lk gnlerde o beni aryor, ben ekingen durduka stme dyordu. Elimde olmayarak alaka gsterdim. Uzun uzun her mevzudan konutuk. O zaman anladm ki bu kz grnd gibi deil: ok zeki, her eyi kavryor, her eye akl eriyor.

Zeki kimseler ok houma gider. Ben de onu aramaya baladm. Ve bu sefer de grdm ki reis bey, bu kz bana ok benziyor: Huylar, dnceleri, hayata kar felakkileri, itiyatlar... Hatta yz bile... Grenler bizi karde sanyorlard.

Bu defa da ben onun stne dtm... Ve mnasebetimizi arkadalk hududunun dna karmak istedim... O zaman aramzda birbirimize hissettirmeden bir mcadele balad... Bu mcadelede ikimiz de btn zekamz kullanyorduk. Ben bu

gibi eylerde pek acemiydim reis bey, onun iin her mbahaseden (konumadan) yenilerek kyordum. O serseri ruhluydu, birlemeyi, bir bala -velev manevi olsun- balanmay havsalas almyordu. Ben kapal olarak onu ne kadar iknaya altmsa olmad. Ne cepheden hcum etmek istesem daha evvel anlyor, cevabn veriyordu. O ok zekiydi: nsann syleyecei eyleri deil , sylemek isteyebilecei eyleri bile hissediyordu. Bir gn dedim ki:

ki kii mcadele ederken birisi malubiyeti kabul ederek dierine dehalet etmek (snmak) istese tekisi ne yapar?

-Muhtariyet (zerklik) verir!- dedi.

Benim dehaletimi bile kabul etmiyordu.

Dnn efendim, bu kadar altktan, onu bu kadar tandktan, kendime bu kadar yakn bulduktan sonra ondan nasl ayrlabilirdim? Bunun imkan yoktu reis bey. Ben de artk her eyi brakarak yalnz ona sahip olmak gayesine kendimi verdim... O yava yava kendini ekti. Benimle konumamak iin bahaneler buluyor, bana elinden geldii kadar az rastlamaya alyordu. imdi baka arkadalar, baka ahbaplar vard.

..

Ah, reis bey, sevmek, hele benim gibi sevmek berbat bir eydir. Hayatmda yalnz o vard. Gzm kapadm zaman

onu, atm zaman onu, uyuduum zaman onu, uyandm zaman onu gryordum.

Halbuki ben onun iin bir hitim; gelmi ve gemi birisi... Nasl anlataym efendim, orabnn yrt, apkasnn kurdelesi kadar benimle alakadar olmuyor, evlerindeki kedi kadar bile beni sevmiyordu.

(Dinleyiciler arasnda iki kii gld. O, mfrit (ar) jestler yaparak, ellerini gsne vurarak devam etti.)

Ne yaptmsa, reis bey, fayda etmedi. stne dtke benden kat. Her eyi aka sylemek istiyor, fakat cesaret edemiyordum.

Hatta bir akam, arkadalarn tertip ettii bir vapur gezintisinde, ona bir kelime, -Seni seviyorum!- kelimesini syleyebilmek iin, itim, yklncaya kadar itim.

Beni dinlemedi bile... Yanna gittiim zaman kat, en sonra da: -Sarho olduun zaman ok mzi (can skc, rahatsz edici) oluyorsun!- dedi.

Artk birbirimize kar son derece souk ve resmiydik.

..

Gelelim asl vakaya reis bey:

Bir gn buna birka arkadayla beraber yolda tesadf ettim. -Adliyeye gidiyoruz- dediler, -Necmi'nin muhakemesine. Haydi bize yer bul!..-

Dndm; ona hizmet etmek bile tatlyd. eride yer bulamadk. Fevkalade zldler. Adeta byk bir frsat karm gibi tela ediyorlar, -Ne diye az daha erken gelmedik!..- diyorlard.

Bir han bekisini para iin keserle paralayan bir katilin muhakemesine bu kadar alaka gstermek bana garip geldi; bu alelade bir merak falan deil, bir hrst.

Uraa uraa onlar yerletirdim, kendim de aada katili beklemeye baladm. Ben de elimde olmayarak merak ediyordum. Biraz sonra hasr apkasyla grnd. Yirmi belik, illi yzl, basit, hatta baya tavrl; aalk bir tenasb (burada d grn anlamnda) olan birisiydi.

O da tpk demin benim geldiim gibi elleri kelepeli, iki taraf candarmal olarak geti. Bir sirk gibi buraya toplanan halk onu grmek iin de birbirinin omuzuna kyordu.

Muhakeme bittikten sonra kzlarn yanna gittim. Necmi'nin mbahasesiydi. ardm: Aman yarabbi, sokakta grseler balarn bile evirmeyecekleri bu adam katil olunca gzlerinde bir ehemmiyet almt. Bir kahraman gibi ondan bahsediyorlar,

azn anda, sz syleyiinde, elini kaldrnda, her hareketinde bir gzellik, bir kibarlk buluyorlard.

Bunlar lisede okumu, liseyi bitirmi kzlard. Bilhassa o en batayd.

-Ah- dedi, -hi adam ldrecek kyafet var m onda! Yazk vallahi...-

-Yahu- dedim, -katil olacak surat olmasa katil olmazd.-

O zaman hepsi birden itiraz ettiler: Erkeklerin zaten birbirlerini beenmediklerini, birbirleriri kskandklarn sylediler.

Kendimi aratrnca Necmi'yi sahiden kskandm hissettim: Gzelliini; tavrlarn deil, katilliini...

nk onun bu kadar beenilmesine sebep, yalnz katil olmasyd. Adam ldrnce bunlarn gznde ykselmiti...

Dndm: O bana bu kadar alaka gsterse ben neler yapmazdm?..

Acaba, dedim, birisini ldrsem benimle bu kadar megul olurlar m?

Dndke bu fikir beynimi sarmaya balad.

Gzmn nne, bu salonda muhakeme olunurken onun alaka ile beni dinlemesi geldi. Kalarn kaldrm, zeki, afacan gzlerini am, bana bakyor, imdiye kadar grmedii gzellikler kefediyordu.

Adam ldrmek ve mahkemeye dmek bende deimez bir fikir oldu.

Halbuki hoca olmu, harcrahm almtm. Dndm, aklma bir fikir geldi: Bu paray barlarda falan yer, yol paras iin de birisini ldrrdm.

yle yaptm.

Kumar falan bilmiyordum. Elimdeki yz liray iki gecede yemek iin ekmediim kalmad. Onu bitirir bitirmez, bir gece, eskiden tandm komisyoncu Nuri Bey'in evine gittim.

Hibir eyden haberi olmayan zavall adam drt kurunda yere serdim..

Hapishanede, reis bey, muhakeme gnnn heyecanyla yaadm. Seyirciler arasnda onun ince uzun yzn gryordum. Halbuki ilk muhakemede gelmedi. Belki haberi yoktu, dedim, yahut ii kmtr. kincide gene yoktu. Gzlerimi btn localar ve sralarda gezdirdimse de onu bulamadm. Bilseniz reis bey, zerinize garip bir hayvana bakar gibi merakla dikilen

yzlerce gze bakmak ne zor ey... Ben nc muhakemede, drdnc muhakemede hep baktm, gelmemiti. Her bulamaymda, muhakkak gelecek sefere gelir, diyordum. Onun nazarnda bu kadar hi olacam tahayyl edemiyordum.

Hele bu sefer, evvelden gelen bir his onu herhalde ieride bulacam syledi. Darda da birka arkada gzme iliince, muhakkak, dedim, gelmitir.

Aman Allahm, reis bey!.. Ben onun iin, yalnz onun iin adam ldrmken, bu sefer de gelmedi reis bey, bu sefer de gelmedi..

1927

...

Bir Siyah Fanila in

Kadky vapuru bir lodos dalgas gibi iddetle arparak kprye yanat. Evvela bir iki cesaretli kendini iskeleye frlatt. Arkasndan sarsntyla zlp iindekiler dalan bir krpnt bohas gibi alacal bulacal bir kalabalk skld.

Ksa lacivert etek, beyaz bere giymi, uzun burunlu, gzlkl, elindeki antasndan mektepli, hatta darlfnunlu olduu anlalan bir hanm kz stanbul tarafna yrd. Tam Ada

iskelesinin yanndan geerken kulann dibinde birisi bard:

-Boyyalm!.. Ayna gibi... Kk hanm tozunu alalm!.. -

Mektepli kz tozdan beyazlaan iskarpinlerine bakt, o tarafa yrd, sildirdi.

Sandn stne bir yzlk atp giderken boyac arkasndan seslendi:

-Gzin Hanm!.. Beni tanmadnz m?..-

Gzin Hanm hayretle dnd. Bu eski psk elbiseli, siyah fanilal, ince kumral bykl klhanbeyini szd. Evet, gzleri yabanc deildi, ama ne mnasebet! iddetle ban sallad:

-Hayr!-

teki gld:

-Azck gelir misiniz?..- dedi.

Gzin Hanm istemeyerek yaklat:

-Tanyamadm dedim ya!-

-Dnn bakalm!.. O kadar uzak deil canm... Syle bir sene evvel... mer... Mlkiyeli mer!.. -

-mer!.. Sahi sen misin?..-

-Ha bileydin unu!..-

-Fakat bu ne hal?..-

-te byle Gzin abla, boyaclk yapyoruz!..- teki hala inanamyor gibiydi.

-Hani seni bir yere kaymakam yapmlard ya?.. Neydi orann ismi?.. Tuhaf bir ey canm... Adana myd?.. -

-Adana kaymakamlk deildir!..-

-Peki, nasl oldu bu? Anlatsana!..-

-Tuhafsn be Gzin!.. Burada olur mu?.. Dur yahut, gel uraya girelim!..-

Beraber yrdler, Ada iskelesinin ikinci mevki bekleme salonuna girdiler... Tahta kanapelerden birine yan yana oturdular. Ara sra kapdan uzanp bakanlar, sandn yanna koymu gen bir boyacyla gzlkl bir mektepli kzn hararetle konutuunu gryorlar, acayip acayip balarn sallayarak ekiliyorlard.

..

Erenky'ne gidiyormu kadar basit ve zntsz, stanbul'dan ayrldm. yle Pendik'i geince iime bir gariplik falan da kmedi; gittiim kazay, staj grdm vilayetin ufak bir numunesi gibi tahayyl ediyor, -ki sene oturmaktan ne kar?..diyordum, -nsan pikinleir, hayat anlar!-

Kasaba, istasyona saat uzaktayd. Ancak gece yars gelebilen khne forda binerken ofr:

-Yollar bozukadr beyim- dedi, -birka yerde ineceiz!-

Bu laf biraz zihnimi bulandrd.

Yarm saat ancak gitmitik, birden durduk.

-Yolu kaybettik!..- dediler.

-ose yok mu?..-

-Var ama tamir ediliyor, otomobil gemez!..-

-Ne yapacaz?..-

-Yolu arayacaz!..-

Gece zindan gibiydi. Otomobil karanlk bir odaya kapatlm

bir kedi gibi alevden gzleriyle drt tarafa atlyor, duruyor, geriye dnerek tekrar kouyordu. Ova dzd. Zulmet (karanlk) gz alabildii kadar uzuyordu. Tam iki saat byle kah otomobille, kah inerek fenerle dolatk. Nihayet yol dedikleri birka araba izini bulabildik.

Sallana sallana yarm saat daha gitmitik, arabamz gene durdu:

-neceksiniz beyim!..-

ndik, nmzde yaya klmas bile g bir yoku vard. Ksa fakat dik bir yoku. Otomobil evvela geriledi. Sonra avna atlan bir taz gibi iddetle frlad. Bu hz onu ancak yarya kadar karabildi. Artk canl bir mahluk gibi soluyor, homurdanyor, lakin bir adm ileri gidemiyordu. Dnd, yokua arkasn verdi; byle kmak istedi... Ama yalnz bir iki adm fazla yrd. ofr kan ter iinde iniyor, artk isyan eden motrn kolunu eviriyor, arkadan dayanyor, bu esnada kfrlerin de binini bir paraya savuruyordu. Nihayet bizim de yardmmzla makine yokuun ban buldu.

Bu ekilde birka kere daha inip bindikten sonra hzl hzl sarslmamzdan kasabann kaldrmlarna geldiimizi anladm.

Gne uzaktaki dalarn arkasnda kollarn gererek uyanrken ben belediye reisinin evinde yumuak bir yer yatanda

uykuya sarlyordum...

..

Birka hafta zarfnda ehri ve civarn gezdim. Ahalisini gzden geirdim.

Hayatmda bu kadar inkisara urayacam tasavvur edemezdim.

Memleketin bende brakt yegane intiba basitlik oldu. Burada tabiat basit, muhit basit, halk basit, hulasa her ey basitti...

Benim gibi karmakark ruhlu bir adamn byle yerlerde ne hale gireceini tasavvur et.

Ahali manasz ve fesatt.

Bilir misin Gzin, bambu bastonlar olur, ben onlar ok severim; nk bnyelerinde deiiklik vardr, dz deildirler...

Bir de hezaren bastonlar vardr: Bunlar dz olmakla beraber aalar asildir, temizdir, onun iin iyidirler.

Bazan kavak aacndan da baston yaparlar... Dn ne berbat eydir bunlar!.. Dz, basit, sonra da nevileri adi.

Hadi bunlara da saf olduklar iin tahamml edilebileceini

farz et!.. Ya ileri de kurtlu olursa?..

te burada halk adi, alelade ve rk ruhluydu.

Anadolu'da isizliin dourduu yegane i olan dedikodu, alm yrmt. Mektep muallimi hususi muhasebe memurunu, tapucu mddeiumumiyi (savcy), malmdr ube reisini ekitirir, on dakika sonra da kahvede beraberce tavla oynayp garson kzlara sarkntlk etmekten sklmazd.

lkmektep mdr mfetti olmak iin alrd, nk alaca harcrahlarla, algl kahve kzlar uruna girdii borlar deyecekti...

Belediye reisi mebus olmak iin faaliyet gsterirdi, nk imdi di geiremediklerinin o zaman tepesine binecek, ahbaplarna caka satacakt...

..

Tabiatta da hi deiiklik yoktu... Oh... O birbiri arkasna uzanan nihayetsiz sra dalar!.. Geri kasabann karsnda -herkesin ilk vesilede methini yapt- bir amlk vard, gzeldi, ama buraya yakmyordu. Bu esmer dalarn ortasnda, kirli bir bakkal nlne yamanm yeil kadifeyi andryordu.

Dalarn stnde ne bir aa, ne iri bir kaya vard. Yalnz

ufak ufak akllar... Hani ose yollarna dkerler, en by yumruk kadar talar olur ya, sanki onlar almlar, avu avu serpmiler... Neye benziyordu biliyor musun?.. Zmpara kadna; mrmz, zevklerimizi trpleyecek bir zmpara kadna...

Kyler, bilmem neden, da kelerine, ukur vadilere yaplmt. Kireli, beyaz dalarn dibine snan bu mamureler (bayndr, insan bulunan yer) insana cibinlik kelerindeki tahtakurusu yuvalarn hatrlatyordu.

-Konuacak, dert yanacak bir adam!..- diye kendi kendime haykrdm...

Yoktu... Malumat sahibi, derin, mulak bir kimseye rast gelmek mmkn deildi.

Mthi surette yalnz kaldm hissettim. Ah!.. Bilhassa bu kadar kalabaln iinde yalnzlk ne ac oluyor yarabbi!..

stanbul hasreti beni fena halde sard. Evleri, sokaklar, denizleri, insanlar gzmden gitmiyordu. Aksaray'da karpuz satan bir klhanbeyi, bana bu Orta Anadolu kazasnn en yksek memurundan daha cana yakn, daha tabii, daha konuulur geliyordu.

Bir gn stanbul'a gnderilen bir tahrirat (yazy) imzalatmaya getirdikleri zaman:

-Ah!..- dedim, -u mbarek yerin ismini yazmak bile tatl!..-

Yerli katibin yannda yaptm bu hafiflie sonra kendim de kzdm.

Her eyi brakarak buraya gelmek isteyince, karma istikbal hlyalarm, mektepte muhayyilemin ssleyip psleyerek kafama yerletirdii tasavvurlarm kyordu. Ama yle bir hale geldim ki, ldracaktm. Dnyordum: Gidersem istikbalimi kaybedecektim, fakat durursam aklm... Yalnz kaldm gnlerde benim yegane dostum olan aklm... Her eyden fazla sevip beendiim aklcazm!

Ne kuvvetliymiim ki; bir siyah fanila bana oradan ayrlmak lgnln yaptracak tahasssleri (duygular) verinceye kadar tahamml ettim.

K gelmi; kar, yerli tabirle, gdk devenin kuyruuna kmt. stanbul'unki onun yannda konfetidir. Orada kar her yerdeki gibi yumuak, tatl deil; dolu gibi iri, yerleri tekmeler gibi sert yaar, biraz sonra da rzgar onlar alarak l kumlar gibi yznze frlatrd... Gnei bulutlarn arasndan alay eder gibi dilini kard zaman grebilirdik...

Bir sabah uyannca gene kar yamakta olduunu grdm. Hava bazan nmzdeki camii gstermeyecek kadar bulanyor, bazan da ta uzaklardaki dalar bile grnyordu. Sanki tabiat

byk bir sinema makinesini net yapmaktayd... Karmzdaki amla yakn karlar, aktrlerin beyazlatmak iin salarna serptikleri pudralar andryordu.

Titreye titreye kalktm. Ceketi omuzuma atarak yzm ykamaya gittim...

Gelip aynann karsna geince, tanmadm birisi bana bakt... ardm. Aynada ince bykl, siyah fanilal, ceketi omuzunda bir klhanbeyi duruyordu. Bu... Bu... Bendim, yeni brakmaya baladm byklarm, dank salarm, aba ceketimle bendim... Ama srtmdaki siyah fanila? Nereden gelmiti bu?.. Bu bkn fanilasn ne zaman giymitim?..

Zihnimde bir imek akt: Dn bir kutu fanila alarak eve yollamtm, demek ilerinde bir tane de siyah varm; ben de gece amar deitirirken farknda olmadan giymiim!..

Birden deitiimi hissettim... O kadar sratle deimitim ki, eski benliimle yeni benliim arasndaki ayrc izgiyi elimle tutabileceimi zannediyordum...

Aynadaki adam gzleriyle bana yle diyordu:

-Gafil!.. Burada seni skan, halk, muhit deil kendi mevkiindir; sen efendi olmak kabiliyetinde deilsin... Sen nizam, kanun gibi kaytlara tabi olamayacak kadar serserisin... Muayyen

bir daire, muayyen bir ikametgah seni skar, sana hergn deien bir i, her gece deien bir yatak lazmdr... Ne yazk ki bunlar daha imdi anlayabiliyorsun... Artk yapacan, mukadderin olan yaaya avdettir. Bunun iin de evvela bandan melon apkay, srtndan kolal gmlei karmal, siyah fanilanla tam bir uar olmalsn... Greceksin ki hayatn zevki deiikliktedir... Ama yle elbise deitirir kadar basit olanlarnda deil, hayatna yeni bir istikamet verecek kadar byk tenevvlerde (eitliliklerde)...

Bundan sonra a kalmay spor, dayak yemeyi elence bilecek, kendinden kuvvetli olanlara aktr, kendinden zayf olanlara hakim, enayilere kar insafsz olacaksn... Bilmelisin ki, yaptklarn zekann hamakate (aptalla) galebesinden ibarettir... Artk hayatnn sahifelerinden yeisi, bedbinlii, kederi sil, nk kuvvetli bir kafann sevince eviremeyecei strap yoktur... Hadi... Dnme... stanbul'a dn... Kendi hayatna dn!..-

Aynadaki adam sustu. Dikkat ettim, eski kaymakama hi benzemiyordu. Vcudunda bir kvraklk, gzlerinde hayat anlayan bir parlt vard...

Bu adam salarn tarar, kollarn gerdii zaman fanilasnn altnda ikin memeleri belirirse ok gzel olacakt... Siyah elbiselerine aykr den byklar bile, imdi dudaklarn tatl tatl glgelendirmeye balamt.

ki gn sonra stanbul'daydm. Tasavvur ettiim hayata kavutum. Bana vatanperverlikten, oralarn tenvire (aydnla, aydnlatlmaya) ihtiyacndan bahsetme! Syleyeceklerin dorudur, lakin -burada sesini alaltt- lakin bizim iin, yani benim iinde yetitiim genlik iin, memleket muhabbeti bir fantezi, feragat lgatten silinen bir kelime, hodbinlik en makul seciyedir.

Benim bakalarndan farkm; samimiyetim, dncelerimi aka syleyip yapmamdr.

Adaaam sen de, ite a kaldm yok. Ara sra ahbaplara da rastlyorum, beni davet ediyorlar, glp eleniyoruz. Ama bazlar yol gstermeye, nasihat etmeye kalkyorlar ki, gece yars evlerini brakp katm oluyor.

..

Yavaa ellerini uzatarak sandn kayn yakalad.

-Uzun konutuk, Gzin!- dedi, -Cann sktm. Ara sra geerken urarsan hem boyarz, hem de bir iki laf atarz... Bana msaade... -

Kutusunu afili bir tavrla omuzuna vurarak yrd. Gzin Hanm arkasndan bakt, bakt, sonra dudaklarn bkerek o da yrmeye balad. Ve bir para uzaklatktan sonra yavaa mrldand:

-Kak!-

1927

...

Komik-i ehir (nl Komik)

-Yeni bir tiyatro kumpanyas gelmi!..-

Bu haber kasabaya seferberlik havadisleri kadar abuk yayld.

Akamzeri bir elinde ngrak, teki elinde kocaman bir levha ile eee binerek sokaklar dolaan boyal cce, arkasnda alvarl ocuklardan, kahveci raklarndan bir kuyruk srkledi.

narl emede su dolduran kadnlar, testilerin stne oturarak, biri gitmeden biri gelen bu tiyatrolara beddua ettiler.

Mddeiumumi, mugayiri ar ve haya (edep ve namusa, ahlaka aykr) danslara, oyunlara kar ne gibi tedbirler alnacan dnd...

Kopuklar, kr Veysel'in meyhanesinde kafa kafaya vererek daha yzlerini grmedikleri kzlarn gzellikleri hakknda iddialar yaptlar.

Mnevver genler, meydan yerindeki eczanenin nne iskemle atp bu heyetin -kymetli sanatkaranesine- dair mnakaada bulundular.

Krtasiyeci, dekor yapmak iin mukavva alp parasn vermeden giden teki kumpanyay dnerek birka kfr savurdu...

Herkes botu, herkese i lazmd, herkes az ok alakadar oldu.

Candarma kaymakamlndan (eskiden yarbay karl bir rtbe) mtekait belediye mimarnn eseri olan ta tiyatro binas daha tamamlanmamt. Fakat iinde oyun verilebiliyordu. Memleket bykleri erkenden localar doldurmulard.

Birinci loca kaymakamn...

Bu, mlkiyeden yeni km, kodral bir gentir... Emsalinde bulunan her ey kendisinde var: Ukala, kendini beenmi, ktcl (kt gz sahibi)...

Sokakta ban ileri uzatarak, bastonunu kaldrmlara sert sert vurarak bir yry var ki...

Akl itibariyle herkesten stn olduuna kanaat etmitir...

Kazann doktorlaryla bile, ders anlatan bir mderris tavryla konuur...

Hayatta namuslu adam tasavvur edemez: Ona gre btn kadnlar orospu, btn erkekler buna benzer illetlerle malul, yahut hrszdr..

Yannda oturan da candarma kumandan. Kaymakamn hemerisi... Bilseniz ne habistir... Memlekete yeni gelen memurlara her trl kolayl gsterir... Srf onlarla ahbap olarak gece toplanmalar yapmak, bylece aile kadnlaryla emierez (ili dl olmak) geinmek iin...

Byk bir hrs da -iki kelimeyi bir araya getiremedii haldeitimalarda nutuk sylemektir. Her milli bayramda hkmet meydannda masann stne kar:

-Evet arkadalar... Evet... Bu memleket, evet... - diye saatlerce ter...

Nedense kaymakamla da pek anlatlar.

teki loca mddeiumuminin...

Bu da Manastr'n Ohri kazasndan bir Arnavut'tur. Domuz itlafndaki (ldrmedeki) hizmetinden dolay nasl takdirname aldn anlatan ziraat mdrn dinliyor, ara sra:

-Dil mi fendm?.. ayan ayret!- diye kafasn sallyor...

Dier localar da bo deil.

Hususi muhasebe memuru, harcrahlar eksik tahakkuk ettirmekteki maharetiyle mehurdur. iman gbeini locann kenarna dayayarak aaya, iki polis refakatinde umumhaneden gelen sermayelere bakyor.

Gazete mdr, yanndakilere, devlet ricaliyle nasl ilidl olduunu, mebuslarn ounu nasl isimleriyle ardn anlatmakla megul.

Belediye azalar ara sra koridora kyor, biraz sonra byklarn silip azlarna leblebi atarak giriyorlar... Bu kasabann kaak raklar pek enfestir...

Eraf kzlarna szgn szgn bakan gen zabitler, arkadalarnn ensesine vurarak kibar akalar yapan muallimler de bu localardadr.

Aada ise herkes sarho, kafay eken gelmi... Kimisi bol keseden kabak ekirdei smarlyor, kimisi yanndakinin yakasndan tutmu, dili dolaarak:

-Syle... Yakarz deil mi... Ha?.. Ha?.. Sylesene, yakarz...

Deil mi?..- diye baryor. teki onu dar kararak hava aldrmaya alyor.

Perde ald...

Alakadarlar birka kiiden ibaret olan kantolar oynand.

Son alta herkes karsnda arlistoncu Suzan' buldu.

Bir alk koptu. Klarnet, ud, trampetten ibaret olan cazbantla beraber dans balad. Belli ki ok oynam, fakat stnden iftetelli edasn atamamt. Ayaklar yumurta alkalamak iin kullandklar teller gibi birbirine dolayor, gzlerine inen oksijenli salar, kibar bir el vuruuyla geriye atlyordu.

El akrtlar, tekmeler, slklarn gayretiyle bu numara birka kere tekrar edildi.

Perde kapand zaman herkes cokundu, mddeiumumi ziraat mdrne eildi:

-Akiki zenatkar... Dil mi fendm?..- dedi; mutad (alkanl) zere ban bir daha sallad...

Bir sr dettolar, kuvarettolar oynand, yrtk sesli kz,

karsndaki pazen alvarl ccenin karnna vurarak:

-nandn m hey budala hah hah ha...

Turp skaym aklna hah hah ha... -

Dedike, hususi muhasebe memurunun karn, glmekten locann kenarn ykacak gibi sarslyordu...

Bunlar da bitti...

On be dakika istirahatten sonra feci dramlar, kahkahal komediler balayacakt...

Komik-i ehir Rahmi, sahnenin arka kapsndan dar bakarak sylendi:

-Of... be, ne kar bu?..-

Sonra arkasnda duran aktris Viktor'a dnd:

-Amma berbat memleket ha!..- dedi, - gn evvelki hava neydi, imdiki hava ne!..-

Yava yava kaplar kapad, etrafna baknd... Kimse yoktu... Viktor'u elinden tutarak kendine ekti, kucaklad...

Drt seneden beri beraberdiler... Rahmi bir mzka binbasnn Harbiye'yi yarda brakarak tuluatla heves eden olu, Viktor zmirli bir Yahudi zengininin kzyd...

Babas galiba bir para meselesi yznden intihar edince -herkesin kolayca tasavvur edebilecei birtakm safhalardan sonra- bu seyyar tiyatro kumpanyalarna girmi, Garbi Anadolu'yu senelerce dolamt...

Bir gn, Edremit'te, yarm yamalak bir heyetle oyunlar veren Rahmi'ye tesadf etti...

Bu kzl sal, yeil gzl, gzel ve biraz da delimen komik kendisini yanna ald...

Sevitiler, fakat bu aklar, nedense kumpanya deitike deien aktris sevdalarndan biri olmad...

Rahmi artk onu kantoya falan karmad, piyeslerde, komedilerde ufak tefek roller verdi.

Byle olduu halde, Viktor, boyal aktrislerin yannda ok gze arpyordu. Hatta birka akam evvel birisi altn saatini:

-Var ol be!..- diyerek bararak dramn en heyecanl yerinde sahneye frlatmt...

Rahmi onu bir dakika yanndan ayrmyordu... teki aktrlerle konumasna bile raz deildi... Kendisinden bakasnn onun sar salarna, gzel yzne bakmasna dayanamazd...

Dolgun vcudunu kucaklad zaman, mavi damarlar belli olacak kadar effaf yzne bakyor, sevincinden alamak istiyordu. Biliyordu ki, yaadklar yaamak deildir... Fakat bu tuluatlk yle bir eydir ki, bir kere yakalanan yakasn kolay kolay syramaz... Kumar gibi, sigara gibi bir eydir. A kalr, souk han odalarnda geceler, herkesten istihfaf (aalama) ve tahkir grr, lakin onu gene brakamazlar...

En iyi sanatlar, en kazanl iler onun bir nktesine, bir sahne irticaline (doatan oynanan bir sahne anlamnda) feda edilir...

Rahmi sahneye girdi:

-E...- dedi, -hazrlandnz m bakalm?..-

Tiran rollerini yapan Mnir yanna sokuldu:

-Hazrz!..- Sonra kulana eilerek:

-Biliyor musun Rahmi?- dedi, -Birka akamdan beri n

tarafa oturup mariz karan, patrt yapan klhanbeyler yok mu?.-

-Bu akam yoklar deil mi?.. Ben gremedim...-

-Tabii gremezsin... ki tanesi darda dolayor, tekiler de ieride kuytu kelere sinmiler... Bir gidip gelmeler falan var ama... Hani biraz tetik olsak fena olmaz...-

-Da banda myz yavrum?..-

Ayrldlar, Rahmi kukuland... Fakat ehemmiyet vermemeye alt... Aldrmad...

-Evhaml ocuk...- diye gld.

Oyun balad...

Oyun epeyce ilerledi...

Rahmi sahnedeydi...

Viktor Rahmi'nin boynuna sarlmt...

Piyes Namk Kemal'in -Zavall ocuk-uydu...

Viktor sylyordu:

-Muhabbet, Atacm... Muhabbet...-

Birden ortalk kart...

Birbiri arkasna tabancalar patlad... Salondaki ve sahnedeki lks lambalar snd; korkanlar, zerlerine lambalarn scak gazlar dklenler baryorlard...

Herkes birbirini ineyerek kat...

Rahmi paltosunun cebinde elektrik fenerini ararken bir tabanca kabzas yedi...

Akl bana geldii zaman sahne, polisler, candarmalarla dolmutu... Ayaa kalkar kalkmaz bard:

-Viktor... Nerede Viktor?..-

Mddeiumumi ifadesini almak iin susturdu:

-Anlatmanz lazmdr nasl oldu mesele... Dil mi fendm?.. -

O gece sabaha kadar uyuyamad... Ortadan kaybolanlar Viktor'la Suzan'd...

Halbuki Suzan biraz sonra geldi... ok abaland iin herifler brakmlard: -Trnaklarmla yzlerini paraladm...- diyordu... Viktor'un baygn ve mlekizade'nin kucanda olduunu syledi...

Rahmi sabah zor yapt... afakla beraber candarma kumandannn dairesine gitti... Ortal spren bir neferden baka kimse yoktu...

Darda, kar altnda dolat... Kahvelere girdi kt... Vakit gemiyordu.

Meydan yerindeki byk saat dokuzu vurdu...

Rahmi topuklarna kadar kara gmlerek dolat...

Saat buuu ald...

Saat onu ald...

Candarma kumandan gocuuna brnm, izmelerini ekmi, elinde dikenli bastonuyla grnd.

Rahmi kotu. Fakat teki bunu grr grmez: -Grdnz m akam yaptnz?.. Bamza i atnz!- diye azarlad..

-Biz mi beyim?..-

-Elbet siz... Hep kendi ihtiyatszlnz!-

-Niin efendim?.. Ne yapabilirdik ki?..-

Cevap vermedi... Rahmi sordu:

-Yalnz... Bir takip falan kmad m daha?..-

Yrye yrye odaya gelmilerdi. Dik dik bakt:

-Ne takibi?.. Bu havada m?..-

ard: -Nasl... Onlar brakacak msnz?..-

-Getirirler!..-

-Ne zaman?.. stediklerini yaptktan sonra, deil mi?.. Neye yarar?.. -

teki, izmelerini sobada kurutarak, cevap verdi:

-Pencereden dar bak bakalm... Bu havada sen gider misin?.. -

-Giderim... Yanma iki candarma verin, giderim!.. -

-Hadi be sersem...- diye mrldand.

Rahmi cotu... ldracakt... Bard:

-Peki ama, siz bu memleketin inzibatn temine memur deil misiniz?.. Herkes cann ve namusunu size emanet etmedi mi?.. Mesul olacanz dnmez misiniz?.. Bu yaptnzn korkaklk olduunu dnmez misiniz?-

-Posta!-

Bir nefer girdi.

-At unu dar!..-

-Ba stne beyim!- Rahmi'ye dnd:

-Buyurun!-

O zaman: -Yapmayn yzbam!- diye yalvard, -Allah akna yapmayn... Bir tek candarma... Ben yayan yryeyim... Yalnz bir tek svari candarma verin. Beraber gidelim. -

-At dar!-

Nefer kolundan tuttu.

O, sallana sallana kt.

Ryada gibiydi... Ne yapacakt?.. Kime gidebilirdi bu yabanc yer de?..

Hkmet yok muydu?.. Balarnda kendilerinin hr, namuslarnn emniyette olduunu syleyen bir hkmet yok muydu?..

-Oh!- dedi, -Sahi... kaymakama kmadm. Ona sylerim, yalvarrm, hatta tehdit ederim.-

Yrd... Hkmet konana girdi:

-Beyim... Akam siz de vardnz... Kadnlarmzdan birisini kardlar... Bir takip karsanz.-

-Hay hay... imdi candarma kumandanna yazarm.-

-Efendim, ben ona gittim: Beni dar att. Bu havada takip olmaz, dedi. Yalvardm... Bardm... Dinlemedi... -

-Ya...-

Dnd... Herhalde kumandann istemeyiinde bir sebep vard... Pencereden bakt... Hakikaten kar lgn gibi savruluyordu.

-Peki... Siz gidin, ben aresine bakarm.-

-ok teekkr ederim beyim.-

Rahmi kt. Sz alm demekti... Handa biraz oturdu... leden sonra hkmete urad. Kaymakamn yanna girdi:

-Beyim... Takip kt m?..-

-Haaa... Bak unutmutum!-

-Oh... beyim, nasl olur ya?..-

-Hem biliyor musun... Bouna klfet... Nasl olsa birka gne kadar getirirler.-

-Fakat bu birka gnde... Buna nasl tahamml edilir?.. -

-Canm herhalde kadnn da gnl vard. Bak... teki nasl kurtulup gelmi...-

-Baygnm efendim...-

-Laf!..-

-Beyefendi... Bo eyler konuuyoruz... Vakit geecek!.. -

teki kzd... Kendisine, kazann kaymakamna bu laf sylenir miydi?..

-Bo eyler mi konuuyoruz?.. Biliyor musun ne dediini?..

Bir orospu iin bamza i mi aacaksn?-

Bu sefer Rahmi kzd:

-Orospu... Orospu ha... Kaymakam bey... O, sizin namuslu geinenlerinizden bile namusludur!..-

Bu lafa da kzmak lazm geldiini hissetti:

-Edepsiz... Takip karmyorum!..-

Nasl?.. Takip karmyor muydu?..

Niin kendisine hakim olamamt, niin byle mnasebetsiz laflar sylemiti?.. Bunu tamir etmeliydi:

-Beyim...- dedi, -beyciim... Kusuruma bakmayn... Pek perian oldum... Aklm bamda deil... O benim iin her eydir beyim... Ben onsuz yapamam... Siz de gensiniz; siz de sevmek nedir bilirsiniz... imdi onun ne halde olduunu dnmek bile beni ldrtyor... Yalvarrm kaymakam bey... Emredin de iki candarma olsun karsnlar...-

-Havalar alsn da o zamana kadar gelmezse karakollara sordururuz...-

-Bekleyemem... O kadar bekleyemem... Muhakkak deli

olurum...-

Ellerini uzatarak yalvard:

-Oh beyim... Onu buldurunuz, onu buldurursanz size ne kadar dua edeceiz... Sizi ne kadar seveceiz... nsanlardan bsbtn yksek bir kimse olarak tanyacaz, -szlerine bir dram edas verdi- siz bizim akmzn yegane mabudu olacaksnz... Siz bizim...-

-Amma yapkan eysin be!- diye bard, -Odacy aracam imdi...-

Bu adam rikkate (duygulandrmaya almak anlamnda) getirmeye almak neticesizdi... Gzyalarn avularna silerek kt...

Kaymakam koltuunun arkasna yaslanarak derin bir oh ekti:

-yi ki candarma kumandanna sordum... mlekizadelerle urap dertsiz bama dert mi aacaktm?..- diye sylendi.

Rahmi akama kadar dolat ve bedelinin yarsn vererek birka gn iin bir at kiralad... Tek bana Viktor'u aramaya gidecekti... At alr almaz sabah falan beklemeden yola kt...

ehirden uzaklanca gece olmutu. Hayvann onlarn gittii sylenen Trkmen kylerine doru srd. Kar kesilmi, bulutlar hafiflemiti, ay bunlarn arkasnda kuruni abajurlu bir elektrik ampul gibi hafif hafif parlyordu... Yalnz souk bir rzgar vard. Nihayetsiz ovalarn karlarn yalayp gelen bu rzgar sanki her mesamesine (deri zerindeki gzle grlmeyen delikler, gzende) kzdrlm bir ine sokuyordu... Muambasna daha iyi sarld, fakat ayaklar fena halde d iin attan indi, dizginleri koluna geirerek hzl hzl yrmeye balad...

Karlar ayaklarnn altnda, azda kauuk ineniyormu gibi sesler karyordu... En ufak bir hareket bile yoktu... Ara sra durarak etraf dinledii zaman, cebindeki saatin tkrtsndan baka ey duyulmuyordu...

Kan tekerleklerinin siyah izlerini tayan yollar, beyaz kar sahralarnn ortasnda, bir l elinin mor damarlar gibi kvrntlar yaparak uzuyordu...

-Ne bitmez yollar yarabbi!..- diye sylendi... gn, tam gn yrd... Hastalkl kyllerden ekmek istedi. Tezek alevinde snan ocuklara bir kerpicin stne oturarak ders anlatmaya alan ky muallimlerinden yol ve haber sordu...

nc gnd. leye doru byk bir am ormanndan eli tabancasnda, kurt sesleri dinleyerek geerken, uzaklarda at nallarnn sesini duydu...

Biraz sonra tepeden drt be svari grnd. O, kenara ekilerek bekledi, yaklatklar zaman grd ki bunlar aradklardr ve birisinin kucanda Viktor yatyor. Hemen nlerine kt... Onlar bunu grr grmez filintalarn dorultarak:

-Depreme!..- diye bardlar... Yaklanca kendi aralarnda mzakereler oldu. Sonra birisi inerek Rahmi'nin stnden silahlarn ald, tekrar atna atlad. Kucaklarnda baygn duran kadn karlarn stne brakarak gerisingeriye drtnala uzaklatlar...

Siyah yamlarnn eteklerini savurarak beyaz am dallar arkasnda gzden kaybolduklar vakit Rahmi ne yapacan dnd...

-Dnmeli!..- dedi.

Viktor'u kucana alarak hayvana atlad... Ar ar yrd... Souk yoktu... Hele ormandan ktklar zaman gne bile grnmeye balamt. K gnlerinin bu tatl le gnei bulutlarn arasndan ovaya, karlarn stne uzandka insan kendisini altn stunlu bir kubbenin altnda ve bir mermer sarayda zannediyordu.

Drt gn sonra, bir gece yars kasabaya girdiler... Zayflamlar,

sararmlar, boazlarna kadar amura batmlard... Karlar eridike balklaan yollar, zamkl katlara yapan sinekler gibi onlar abalandrmt...

Handa, Rahmi Viktor'u kendi eliyle soydu, yataa yatrd... Onun rutubetten szlayan ayaklarn avularyla ovarak stt...

Sac sobal ufak odaya btn kumpanya efrad birikmi:

-Akolsun be- diyorlard, -biz seni grltye gitti sanmtk...-

O anlatt... Heriflerin Viktor'u ehre kadar getirmek zahmetine bile katlanmayarak karlarn ortasnda nasl braktklarn; dnte kalmak istedikleri kylerin kendilerini nasl istemeyerek kabul ettiklerini anlatt..

Kaymakamla candarma kumandannn kendisine neler yaptn anlatt.

ki gn sonrayd; le zeri Rahmi yol tedarikleri yapmak iin arya gitmiti. Bir candarma geldi:

-Viktor Hanm' kaymakam bey istiyor, baz eyler soracakm! - dedi...

Ban cama dayayarak uzak dalara bakan Viktor, duygusuz bir makine gibi hazrland. nk komiserlerin, candarma kumandanlarnn, kaymakamlarn armasna alknd... Bu vukuat eksik olmayan hayatta ka kere istintaklar (sorgular) geirmi, ka kere toprak zeminli tevkifhanelerde yatmt...

Kaymakam odada yalnzd... Viktor girince:

-Gemi olsun- dedi, -inallah hepsi cezalarn bulacaklar...-

Evvelce bir takip bile karmayan adam imdi alakadar oluyor, ince ince sualler soruyordu. Bunun tek sebebi igzarlkt. Baz kt niyetlilerin: -Meseleyi rtbas etti!- demelerine meydan vermemek iin, hazr kadn da bulunmuken, bir faaliyet gstermeliydi. Nasl olsa iin grltl patrtl ksm gemiti...

Yalnz konuma ilerledike tuhaf tuhaf bir eyler olduunu hissetti... Gzlerini Viktor'un beyaz, solgun yznden, koyu mavi gzlerinden ayramyordu. inden: -Amma enfes ey be!..- diye sylendi.

Bu kadna kar zapt edilemez bir hrs duyuyordu...

Koltuundan kalkarak kzn yanndaki iskemleye oturdu. Elleri iradesini dinlemeyerek, onun aaya doru mecalsizlikle

sallanan uzun kollarn yakalamak istiyordu.

Niin ekiniyordu sanki?.. Bu sapa kazann kral demek deil miydi o?.. Kim hesap sorabilirdi kendisinden?.. Bilhassa byle bir tiyatrocu kz iin!..

Yz kpkrmz olmutu. Damarlarnda dolaan kan deil, yanarda lavlaryd sanki. Her uzvu geriliyor, titriyor, dudaklar, farknda olmadan, dileri arasnda paralanyordu. Ne sylediini armt:

-Senin bu kadar gzel olduunu bilseydim takibe kendim kardm!- diyor, mfrit hareketlerden menetmeye alt elleriyle onun omuzlarna dokunuyordu.

Nihayet kaynayan bir aydanlk gibi tat... Viktor'un kollarn smsk yakalad:

-Gel!- dedi, -Gel!.. Bitirdin beni!..-

Gen azalarnn kuvvetiyle unu kucaklad... Bazan solan, bazan krmzlaan titrek dudaklarn kadnn gerdanna yaptrd...

Viktor serbest kalan bir eliyle onun ban itmeye alyor:

-Ne yapyorsunuz?.. ldrdnz m?.. Ne yapyorsunuz?.. diye baryordu...

Odann teki bandaki kanepeye gtrmek iin kucaklad esnada kadn silkindi... Kollarn kurtard, o zaman kaymakamn aklna bile getirmedii bir ey oldu:

Beyaz, zayf bir kol kalkt... Kaymakamn suratna iddetle indi.

Kaymakam ince parmaklarn tombul yananda brakt izleri ovuturarak masann yanna srad.

A bir kpek itahla sarld bir et paras azndan kapld zaman, nasl kzar ve vahileirse, kaymakam da ylece kzd, vahileti ve kudurdu...

yle adamlar vardr ki, haysiyet, eref gibi kaytlara aina olmadklar halde, gurur ve nahvetlerine (kibir, burnu byklk) dokunulur, acizleri yzlerine arplrsa kendilerini kaybedecek kadar hiddetlenirler.

Bu da, her ne kadar sakin olmaya, itidalini (soukkanlln) muhafazaya alyorsa da, gzleri bir noktaya dikilmi, bu tokada mkemmel bir mukabelede bulunabilmek iin dnyordu:

Masann stndeki kalemi iddetle ald... Titreyen elleriyle be alt satr yazd.

Kapnn nndeki hademeye karakol kumandann acele armasn syledi, o gelince kad uzatarak:

-Bu kadn al...- dedi. -Fahielik yapyormu; mlekizadelerle daa falan kam, evvela hkmet doktoruna, sonra da umumhaneye gtrrsnz...-

Birbiri arkasna gelen bu vakalarn aptallatrm olduu Viktor'u kolundan tutarak gtren karakol kumandanna:

-Dikkat edin ha... Mesul ederim!- diye bard.

Biraz sonra odaya gelen candarma kumandanna vakay anlatt ve hiddetle mrldand:

-Grsn kaymakam tokatlamay!..-

Dilerini kararak srtt... Islk gibi bir sesle: -Hem ne zaman olsa elimizde demektir- dedi, -yalnz aras biraz sousun!..-

Bu son vaka Rahmi'yi fena halde sarst, muvazenesi bozuldu. Bir meczup gibi sokaklarda dolayor, her grd adamn yanna sokularak derdini anlatyor, muavenet (yardm), merhamet dileniyordu.

Ka gece kaymakamn kaps nnde bir kpek gibi uluyarak alad... Ka kere candarma kumandannn yolunu bekleyerek onun eteklerine sarld... Ka gece umumhaneye girmek isteyerek nbeti candarmadan azar ve tekme yedi.

Kumpanya efrad da artk dalmaya balamlard. Yalnz eski patronlarn bu halde brakp gitmeye gnlleri raz olmayan drt be kii, onu kandrmaya, buradan gtrmeye alyordu..

Gene bir akamd, alacakaranlkta evine giden kaymakam, yolda Rahmi'ye tesadf etti:

-Gene mi sen?..-

-Viktor'u bana ver!- dedi. -Viktor'u bana ver, bir saat bile beklemeden buradan gideceim.-

Beklenmedik bir cesaretle kaymakamn yakasndan tuttu:

-Eer vermezsen... O zaman... Biliyor musun... O zaman seni ldrrm... Bu elimle... Boazn skarm... Seni zevkle... Kahkahayla ldrrm... Bilsen seni ldrmek ne tatl olur... Yarn dairene geleceim... Onu orada bulurum deil mi?.. Yoksa!..-

Ellerini uzatarak korkun iaretler yapt... Hzl admlarla dolak sokaklarda kayboldu...

Kaymakam armt, bu gzlerin sahibi dediini yapacaa benziyordu... Bu adam bir deliydi... yle ya... Adamakll deli.

Sonra bu vaziyet, halk arasnda ufak tefek mrltlar kmasna da sebep oluyordu...

Bir are... Btn bunlar toptan temizleyecek bir are lazmd...

Gld... Bir fabrika gibi eytani fikirler yapan kafas, bu areyi de bulmutu:

Ertesi gn, Komik-i ehir Rahmi Bey kumpanyas, birok vukuata, memleket inzibatn ihlal edecek ahvale sebebiyet verdiklerinden, bir yaylya doldurularak, idareten kaza hududu haricine, -iki candarma refakatiyle- karlyordu...

Yayl, amurlu yollarda ac, bouk sesler kararak ilerliyordu... Hava kapank ve skntlyd... zerinde yer yer su birikintileri duran ova, kirli bir sofra muambasn andryordu... Alak bir tavan gibi, slak yerlere yaklaan bulutlarla, ufkun manzaras mnasebetsiz ve irkindi. Tepelerinde beyaz kar ynlar duran krmz toprakl dalar, Rahmi'nin gzne, iltihapl kan banlar gibi grnyordu...

leye doru zmc Deresi'nin alts iitildi... Arabac:

-ay tam diyorlard... Galiba kpr korkuluklarn da sel gtrm... Su oksa geemeyiz...- dedi. Geldikleri zaman suyun epeyce alalm olduunu grdler... Araba, tekerlekler dokunduka yerinden oynayan kalaslarn zerinde sarslarak yrd. Dere, aada, alayan iddetiyle akyordu. amurlu, asabi sular baz byk talara arparak kpryorlar, sonra beyaz bir sakal gibi uzayarak kayboluyorlard... Kprnn ortasna gelmilerdi... Birdenbire atlar aha kalkt... Balarn kaldryorlar, tepine tepine kprnn kenarna yaklayorlard. eride feryatlar koptu... Nasl oldu bilinemez, araba -birbiriyle konuarak yanndan giden iki candarmay da srkleyerek- aaya utu. Kahverengi sulara gmld...

XV

Bir gn odasnda:

-Teverrm ettii melfuf tabip raporuyla de teeyyd eden umumhane sermayelerinden (verem olduu iliteki doktor raporuyla da dorulanan genelev kadnlarndan) Viktor'un hastaneye sevki...hakkndaki evrak okuyan kaymakamn yanna topal birisi girdi ki bu, mahut vakadan -sakat olarak kurtulabilen yegane adam- candarmalardan biriydi...

Hastaneden yeni kt iin dermanszd, bir kanapenin

ucuna iliti:

-Beyefendi!.. ime dert olacak da...- diye balayarak birok eyler syledi.

Bilhassa, o vakann, sylendii gibi kaza olmadn, nk kprnn stnde giderken arabann iindekilerden kzl sal bir adamn atlp dizginleri yakaladn, iddetle aslarak arabacnn ve hayvanlarn mukavemetine ramen dereye srklendiklerini anlatt...

Fakat kaymakam kendisine, -Herhalde korkuyla hayalet grm olduunu, byle zrva laflar brakmasn, sonra elalemin alay edeceini, hatta mesuliyeti bile olduunu, hlasa enesini kapatmasn- syledi...

1928

:::::::::::::::::

KANI

Kan

Bir tarla meselesi yznden Savruklarn Hseyin, Arkba'nda Sar Mehmet'i vurdu.

Otuz evli ky birbirine girdi. ardlar. Herkes korku iinde

candarmalarn gelmesini bekliyordu. Halbuki karakol buraya alt saat uzakta idi; kyden kimse cinayet haberini gtrmedike on be gn bile uramazlard. Bu; kylnn aklna en ge geldi; ondan sonra kyn ihtiyarlar kahvede Hseyin'in babas Mevlt Aa'nn etrafna toplandlar. Sar Mehmet'in bir tek ihtiyar anasndan gayri kimsesi yoktu. Onu karlarna aldlar; davac olmamas iin kendisine nasihat etmeye baladlar. mam:

-len kocakar- diyordu. -Dava edersen ne kazanacaksn? Kim gider de Mevlt Aa'nn olu adam vurdu diye ahitlik eder? Etse bile sen ayda bir iki defa kasabaya gidip her seferde drt be gnn gavur edersen tarlan kim eker, iine kim bakar? Kasaba iki gnlk yol, gidersin, ahitlerin gelmedi, haftaya ura derler, mahkemen talik olur. Sen gnn arp gidemezsin, candarma seni alr gtrr, gayr kendin istesen bile yakan syramazsn, evin barkn yklr. te bir kazadr oldu. Cenab Hak byle istemi, Allah'n emrine mahkeme ile mi kar koyacaksn? Ne yapsan olun geri gelmez. Gel bu ii kapatalm. Sar Mehmet'in sana zaten bir faydas yoktu ki; dnde seyranda gezer, sattn iki inik ekinin parasn avratlara yedirirdi. Bak Mevlt Aa bundan sonra seni hep kollayacan sylyor. Ne dersin?-

Btn bu szleri oturduu yerde ban sallayarak dinleyen ve apakl, alamaktan kzarm gzlerini, budakl bir dala benzeyen iri mafsall, atlak derili elleriyle silen kocakar , imam lafn bitirdikten sonra da hep ayn ekilde sallanmakta devam ediyordu. Bir demet kuru ot gibi bandaki yamal ve kirli rtnn

altndan frlayan knas solmu kr salarn yznden ve slak yanaklarndan ekti. Anlalmaz eyler mrldand.

Orada oturanlardan birka daha kocakarnn karsna geip melerek yar kandrr, yar tehdit eder ekilde uzun uzun sylendiler: -yle deil mi, ha? Diyiversene, ha! Akln yatt m? Diyiversene!- diye diller dktler.

Bu srada l darda, kahvenin bahesindeki peykede bir hasrn stnde yatyordu. stne eski ve pis bir kee rtmlerdi. Baucunda iki sinek dolayor, vnlyordu. Biraz tede, gneten gzlerini krptran bir sr ufak ocuk, ellerinde boylarndan byk deneklerle ve hi seslerini karmadan bu st rtl lnn, keenin alt ucundan frlayan ayaklarna bakyorlard. Tabanlar ve topuu tamamen delik kaln bir yn orabn iinde donuk bir sarlk alan bu hareketsiz ayaklar ve bunlarn zerinde uan ve kalkp inerken gnee rastlaynca yemyeil parlayan sinekler onlar elendiriyordu. Ara sra ilerinden biri uzaklardan kendisini aran anasnn sesine kouyor, biraz sonra yine koup gelerek eski yerini ve kmldamayan tavrn alyordu.

Kahvedekiler yava yava ktlar. Kocakar olunun baucuna gidip oturdu. Bir eliyle sinekleri kovmaya, teki eliyle ihtiyarlktan ve hastalktan bir nohut kadar ufalm olan gzlerini silmeye balad. Bir hastann ban bekliyor gibiydi. Elini ar ar sallayarak sinekleri kovalyordu. Bir ihtiyar, ksk sesiyle

bararak ocuklar evlerine gnderdi. Dierleri de yava yava daldlar. Birka delikanl cenazeyi alp evine gtrdler. Akama doru her ey eski haline gelmiti. Sanki uzun bir hastalktan sonra eceliyle lm kadar skunetle l ykand ve gmld. Mevlut Aa, ezandan evvel Sar Mehmet'in anasna iki tane stl kei ile bir torba un ve bir kesekad eker yollad.

Bir ay kadar sonra idi, kye iki svari candarma geldi. Kahvenin nnde indiler. Bunlar grnce muhtarn yrei -hop- dedi, nk bunlar karakolun candarmalar deildi, herhalde vilayetten geliyorlard. Candarmalarn biri kahvede hemen kat kalem kard, muhtardan balayarak herkesin ifadelerini almaya koyuldu. br candarma kyn meydannda aa yukar dolayordu.

Mesele derhal kye yayld. Savruklarn Hseyin'le kavgal olan ve kasabada pabuuluk yapan Garip Mehmet, kyllerden duyduu cinayet iini hemen hkmete bildirmiti. Mddeiumumi evvela kendisi doktoru da alp gelecekti. Sonra austosun bu scanda at stnde gnlerce yolculuu pek gzne kestiremedi; ii tahkik etmelerini syleyerek akgz iki candarma yollad. Doktor, daha ihtiyatl bulunmak iin, eer bir cinayet varsa cesedi karp kasabaya getirmelerini candarmalara sk sk tembih etti.

Sar Mehmet'in anas ifadesinde hibir ey sylemedi. Yalnz: -Ben kimseden davac deilim!- dedi. -Olun eceliyle mi

ld, vuruldu mu?- sorgusuna bile ayn cmle ile mukabele ediyordu. Olunun acs daha iinden kmamt, fakat hkmet kapsna dmek ona olunun lmnden ok daha korkun geliyordu. Otuz sene evvel bir kere kasabann pazarnda kyllerden biri bir torba bulgur aldrm ve bunu ahit gstermiti. O zaman tam alt ay mahkemeye gidip geldiini ve tarlalarn yzst kaldn dnyordu. Halbuki o zaman daha genti de...

Sonra Mehmet geri gelecek deildi, Mevlt Aa'y dman etmekten de hayr kmazd; sonra kyde alktan lrd. Onun iin hep inkar etti.

kindist candarmalar mezarla gidip kyllerle Mehmet'in lsn mezardan karttlar. Ancak yarm metre kadar topran altnda olan ceset, iddetle taaffn ediyordu (kokuyordu). Herkes be on adm geri ekildi. Candarmalar Mehmet'in anasn ararak: -Ko bakalm kany! Olunu kasabaya gtreceksin... Doktor muayene edecek!- dediler.

Kadn: -Yavrumu mezarnda bile rahat komadlar!- diye iki yann dvyor ve btn Anadolu kadnlar gibi ses karmadan ve pek az hkrarak ve melerek alyordu. Mtemadiyen sallanmakta ve atlak, kuru yumruklarn azna ve gzlerine gtrmekte idi. Candarmann biri ayayla hafife arkasndan dokundu: -Kalk bakalm!- dedi.

Kadn kansn kotu, olunun kurtlanm lsn para para olmu bir yorgana sard, eski bir ilteyi kanya serdi, ly onun zerine yatrarak hepsini birden balad. Bunlar yaparken ikide birde duruyor ve bir mddet alayp kendi kendine sylendikten sonra tekrar balyordu. Gece olduktan sonra yalnzca yola dzld. Candarmalar daha evvel muhtar, imam, Savruklarn Hseyin'i birbirine balayarak nlerine katmlar ve yollanmlard.

htiyar kadn, iki sska ve kk, birer eek kadar kk kzn ektii kannn arkasnda plak ayaklar talara taklarak; elinde denek, alamaktan kslm sesiyle kzlere barmaya alarak, yryordu. Yaz gecelerinin parlak ay altnda akallarn sesini bastran bir gcrt ile ar ar ilerleyen bu kan, hi de bir l tara benzemiyordu: kzler srtlarna vuran aydnlk altnda canl ve grbz; yamal yorgan ve khne kan fevkalade kymetli bir madenden yaplm gibi gzel ve yeni grnyorlard. Kadnn glgesi, elindeki denekle beraber, beyaz talarn, allarn zerinden atlayarak metrelerce uzanyor, rakseder gibi sryordu.

Halbuki altmlk kadn, kandan yaylan ar koku ile sersemlemi, sendeleye sendeleye yryor, bazan birdenbire hzlanan kzlerin yannda gitmeye abalyordu. Yava yava ayaklar srklenmeye, alamaktan, iine akta akta alamaktan daralan gs nefes alamamaya balad.

Kannn kenarna tutunarak biraz daha yrd. Ayaklar birbirine dolayordu. kzlere -oooha- diye barmak istedi, sesi boazndan kmad; elleri kandan kurtuldu, yere yuvarland, tozlarn iinde tekrar ayaa kalkarak kotu. Kardan doru yeni kan serin bir rzgar etekli entarisini ve alvarnn paalarn uuruyor, yrtk yazma bartsn siyah bir bayrak gibi dalgalandryordu. Kanya yetiemeden tekrar dt, yz yolun beyaz ve kl gibi ince tozlarna gmld.

Kan, talara arptka, zerinde bal ly iki tarafa frlatarak ve ykselip alalan uzun, yank gcrtlar kararak ve ay nn altnda ve gecenin sessizlii iinde arkasnda hafif bir toz bulutu brakarak, ar ar kendi bildiine ilerliyordu.

(Varlk, 15.09.1935)

...

Kamyon

Kamyon, Zincirli Han'n dar ve bask kapsndan, yan duvarlara srtnp svalar dkerek ve zerine balanm sepetlerle uvallar drt tarafa frlatarak kna skna kt. ofr bir eliyle direksiyona yapm, drt metre geniliindeki sokan kar tarafndaki berber dkkanlarna girmeden sola manevra yapabilmeye urayor, teki eliyle de azna peynirli pide tkyordu. Toz, amur, benzin, makine ya tabakalarnn altnda

elbisesinin ve yznn rengi pek belli olmayan ofr yama arka tarafta durmu, iki yana koarak ofre:

-leri!.. Geri!.. Yana!..- diye iaretler veriyor, bir taraftan da soan ekmek tknyordu. Kamyon, iindeki yirmi iki mterisiyle beraber sokaa kp biraz ilerledikten sonra durdu. Uzaktan doru koup gelen bir ocukla, otomobilde heybesini bacaklarnn arasna alm deirmi sakall birisi fiskos edip konumaya baladlar. Ara sra duyulan -Buday, veresiye defteri, inik, sekiz metre kara dimi...- gibi szlerden, zmir'e giden manifaturacnn, oluna; dkkan idaresi ve kyllerle veresiye muamelesinin ekli hakknda son talimat verdii amlalyordu. kide birde sabrszlkla arkasna dnp bakan ofre yle bir ban evirip:

-Dur azck... patlamadn a!..- diyor; sonra gzlerini mterilerde de gezdirerek sznn yalnz ofre deil, baka sabrszlananlar varsa onlara da dokunur olduunu anlatmak istiyordu.

Bu srada, srtnda eski bir heybe ile ok gen bir kyl otomobile yaklat; tereddt eder gibi bir mddet ofre baktktan sonra:

-zmir'e mi?- diye sordu.

-Oraya!..-

-Beni de alr msnz?-

-Yer yok!..-

Delikanl hemen arkasn dnd, uzaklamaya balad. Fakat ofrn penceresine dayanarak ona birtakm eyler havale eden esmer, uzun boylu, srm gibi incelmi boyunbal birisi arkasndan bard:

-Gel buraya! Hey... Delikanl!..-

Kyl dnd. Esmer, uzun boylu adam ofre:

-Ne diye yer yokmu, arkada bir yere skmtr!..- dedi.

Bu adam kamyonun sahibi idi. ofr yzn buruturarak indi. Delikanldan yarm lira pein ald. Sonra, arabann arka kapan geveterek eri bir ekle koyan ve zerine ullarn seren teki kylleri sktrp, yeni gelene bir yer at. Zaten dizleri zerine melerek ancak sabilen yolcular hem; -olmaz, buraya nasl sar!- diye syleniyorlar, hem de her setre pantollunun emrine itaate alk bir tavrla birbirlerini iterek yer ayorlard. Gen kyl bir kyya meldi, heybesini altna ald ve kamyon, hzla bir sarsldktan sonra yrd.

ofrn yannda oturan siyah elbiseli, gm ereveli gzlk takm; yalca, snepe tavrl bir adam -Beyehir taraflarna dava toplamaya giden bir avukat- ban arkaya evirerek!

-Uurlar olsun cmlenize!- diye bard. erdekiler hepsi birden ayn sz tekrarladlar. Konya'dan kp Beyehir'e giden yolun balangcndaki dik yokuu trmanmaya balaynca, herkes yanndaki ile veya aprazlama ta br bataki biriyle lafa koyuldu; birka kii yalnz cigara iip dumann savuruyordu. Birbiri arkasna dizili tahta sralarda oturmayp yarm lira eksiine en arkada yere melen ve kamyonun iddetle sarslan bu ksmnda ikide birde, balamak zere olan uykularndan frlatlan kyller, cgara da imeyerek, bo gzlerle bakyorlard.

..

Sonradan gelen gen kyl ilk defa otomobile biniyordu. Benzi sapsaryd. Bunun yars almad bir eyde hzl hzl gtrlmenin verdii heyecan ve korkudan, yars da baka bir eyden geliyordu.

Konya'ya bir saat tedeki bir kyden olan bu delikanl otomobile binmiti, zmir'e gidecekti. Araba zmir'e gelince ofr yolcular selametlemeden evvel nedense yol parasnn stn toplamak adetindeydi. Bunu gen kyl de biliyordu, fakat yazk ki ofrn bu isteini yerine getirecek vaziyette deildi. Yannda be paras bile yoktu.

Mahsuller para etmeyince, vergiler denmez hale gelince, evde tuz, gaz tkenip yerine yenisini koyamaynca oul babasn bir kenara ekmi:

-Baba, ben gidip ehirlerde alaym. Bak, kyn yars gitti, zmir'de ok i varm. Fabrikalarda adamna gre yarm lira yevmiye bile veriyorlarm. Kn burada kalp yk olacama, gidip ekmeimi ararm, harman zamannda gene gelir, tarlada alrm...- demiti. htiyar babas akl ermedii ve fakirlikten sz syleyemez, fikir ortaya atamaz hale geldii iin peki dedi. Ve on sekiz yandaki delikanl, bundan evvel zmir'e gidip gelenlerden akl danmaya gitti.

zmir'e gitmek iin evvela Konya'dan otobse binmek lazmd. Beyehir, Karaaa, demi zerinden iki gnde varlyordu. Yol paras be lira idi. zmir'e varnca hemerileri bulup, tesini onlardan renmek lazmd.

Delikanl bunun zerine yol paras tedarikine kt. Fakat evindeki eski bir ifteye bir liradan fazla veren bulunmad. Be lira gibi mhim bir paray kyde bir araya getirebilmek, bir hafta urat halde, mmkn olmad. Ne yapacan arm bir halde iken bakkaln oluna rastlad. Bu ocuk bir zamanlar babasnn yanndan kap ofr muavinlii yapmt. Kendisine akl retti:

-len, sen deli misin? Otomobile de para m verilirmi?.. dedi ve ona, ofre yarm liray pein verdikten sonra bir daha be para vermemesini, zmir'e yaklatklar zaman usulca arkadan atlayarak tymesini ve zmir'e yayan girmesini syledi.

Yalnz unu da ilave etti:

-Amann tetik ol, zmir'e girmeden otomobili durdurup yol parasn toplarlar. Sen daha evvel atlamazsan yandn gndr. ofrler seni yatrp suyunu karana kadar dverler, stelik de don gmlekten gayr neyin varsa alrlar... -

te bu on sekiz yandaki kyl delikanls, cebindeki elli kuruu pein verdikten sonra, bylece on parasz otomobile binmi, zmir'e amelelie gidiyordu.

Yolculuun ikinci gn akamna doru gen kyl olduu yerde rahat oturamamaya balad. Yola kaldan beri at. Kyden beraber ald azck yufkay daha biner binmez yemiti. Yan banda kuru ve siyah bir ekmei ar ar geveleyen kyllere yutkunarak bakyor, sanki ba dnyormu gibi gzlerini kapayarak kafasn kamyonun sarslan tahtalarna dayyordu. Sonra birdenbire irkiliyor, yerinden azck dorularak ne, ofre doru bakyor, tekrar skt yere bzlyordu. inde, otomobil ilerledike byyen bir korku ona ara sra aln unutturuyor, yahut alkla kararak onu sersemletiyordu. zmir'e yaklatklarn yolcularn konumalarndan anlamt. Fakat ne kadar yaklatlar? Atlayacak, kaacak zaman geldi mi? Eer daha ok varsa bu Allah'n dalarnda gece yars yolu nasl bulacak, buralarda nasl geceleyecek? Ya candarmalarn eline derse?.. Ya ofr paray vermeden atlayp katn karakola

haber verirse?.. O zaman candarmalar kendisini dvmezler miydi? Acaba candarmalarn daya m daha kt idi, ofrn daya m? Belki otomobildeki mterilerden bir merhametli kar da bunu dvdrmezdi. Fakat bu kadar adamn iinde rezil olmak vard. stelik don gmlekle kalacakt. Bu klkta zmir'e nasl girer, hemerilerini nasl arard? Atlamaktan baka are yoktu...

Fakat atlamay nasl becerecekti? Kamyon, arkasnda atlm pamuk gibi bir toz yn brakarak kouyor, dar dnemelerde, iindekileri bir yandan bir yana frlatarak, kvrntlar yapyordu. Birok defa grd halde hi iine binmedii bu acayip ey, kard grlt ve insan sersem eden hzyla, cierlere ve beyne dolan scak benzin kokusu ile birdenbire korkun bir klk alan bu makine ona anlalmaz bir rkeklik veriyordu. Bu toz, grlt ve srat kargaal iinde dumanlanan kafasndan, bozuk bir rya eridi gibi, ky, kendisine anlatlan zmir'in hayalinde yaratt vuzuhsuz ekilleri, ofrn benzin kokulu yz, Beyehir'de inen gzlkl avukatn siyah ceketinden frlayan sska ensesi geiyordu.

Ara sra otomobil herhangi bir sebeple yavalar gibi olunca delikanl yznde zapt edemedii bir dehet ifadesiyle yerinden frlyor, -Acaba duracak m? Para toplamaya m balayacak?diyor; araba tekrar hzlannca derin bir nefes alarak yerine ekiliyor ve atlamak iin kati kararn veriyordu. Fakat nasl atlayacak? Bu kamyon, bu gitgide gznde byyen, btn

hislerine alamad ve ezici tesirler yapan korku makinesi kendisini bir kska gibi yakalamt. Buradan kurtulmasna imkan olmadn sanyordu. Gzleri alev alev olmu, drt tarafna baknyor, etrafndaki kyllerin, n sralarda oturan efendilerin hep kendisine baktklarn, biraz kmldasa yakasna yapacaklarn zannediyordu. Alnndan yanaklarna doru terler akyor ve akaklarndaki ayva tylerini slatyordu.

Otomobil birdenbire yavalad. Yolun sol taraf sarp bir kesme idi ve sa tarafta, iki minare boyunda bir yar, esner gibi azn amt. Yol birdenbire darlayordu. Motrn hafifleyen grlts arasnda aadan doru gelen bir su rlts duyuluyordu. Henz ta bile denmemi olan osenin bu ksmnda kme ve kayma tehlikesi bulunduu iin yolcular burada yayan yrr ve otomobiller yava yava ilerlerdi. Bunun iin otomobili tamamen durdurmadan ofr ban arkaya doru evirdi ve:

-Haydi beyler!- dedi.

Birdenbire arka tarafta bir hareket oldu: Delikanl, gzleri dnm, korkudan titreyerek, kendini darya, yolun stne frlatt. Fakat daha durmam olan otomobilden bu tersine atlay ona muvazenesini kaybettirdi; olduu yerde birka kere dndkten sonra aya boa gitti ve eliyle allara tutunmaya abalayarak, kafas sivri talara arpa arpa ve arkasndan ac bir hrt ile akan topraklar ve ufak talarla birlikte, yardan aaya, imdi rlts daha ok duyulan dereye doru yuvarland.

Ayda Bir, Eyll 1935

...

Kafakad

Akamzeri hapishaneye bir sr adam getirdiler. Hepsi elli kadar vard. Bu kadar kalabal sng takmam iki candarmann arasnda grnce yol paras borcundan buraya geldiklerini anladk.

Nizamiye kapsndan girince avluda sra oldular. Bir gardiyan elindeki kada bakarak yoklama yapt. Ondan sonra duvar kenarna dizilerek meldiler, konumadan beklemeye baladlar.

Klklar pek periand. Poturlar para para sarkyordu ve ounun ayanda kunduraya benzer bir ey bile yoktu.

Srtlarnda devety uldan ksa ve gene para para cepkenler, bunun altnda solmu, lime lime ypranm ve yamadan grnmez olmu mintanlar vard. Siperini sa veya sol yanaklarnn stne getirdikleri kasketleri ya iindeydi ve yrtk siperden koyu sar mukavvalar frlyordu.

Yanlarna koyduklar ul heybelerin yan yatan azlarndan birka somun kara ekmek, birka drm yufka ve bazlarnnkinden birka taze soan yapra grnyordu.

Hangi koua gideceklerini ve ne yapacaklarn syleyen olmad iin uzun zaman beklediler. Aralarnda ara sra bir eyler fsldayorlard. Kendi kylerinden birka mahpus yanlarna sokulunca isteksiz ve ekingen tavrlarla onun suallerine cevap veriyorlar, ara sra balarn baka tarafa evirip uzaklara bakarak bu konumaya devam etmekten pek holanmadklarn anlatyorlard.

Hakikaten, tanmadklar mahpuslardan ziyade hemerilerinden tanyor gibiydiler. Katilden veya baka ar crmlerden yatan kendi kyllerinin karsnda, yol paras veremedikleri iin hapse dm olmak onlara pek ar geliyordu.

lerinde bir de ihtiyar vard. Grnte altm oktan am olan bu adamn artk yol paras vesaire ile alakas olmasa gerekti. Mavi damarlar frlam ve ktklemi ellerinde tuttuu eri ve kaln bir sopaya dayanarak kalkabiliyor ve iki kat olmu belini hemen bir yere yaslamak iin duvarn yanna gidiyordu.

Kupkuru ve uzun enesinde birka tel sallanmakta, dklerek adamakll seyrekleen ak salarnn altnda lekeli ve pul pul olmu bir deri parlamaktayd.

st ba tekiler kadar, hatta daha fazla periand. Belindeki mein silahlk, belki altm senenin kahrn ekmi olduu iin, tylenmi, atlam, taban astar gibi incelmiti.

Yanna yaklatm. htiyarlktan ufalm gzlerle bana bakt. Geeceimi sanarak ban gene baka tarafa evirdi.

Yanna diz ktm:

-Merhaba, dede!- dedim.

Dnp bakt. Gzlerinde ufak bir hayret parlad ve dnd.

-Eyvallah!-

Her yeni gelene sylenen beylik cmleyi syledim:

-Gemi olsun!-

-Sa ol!-

Tekrar nne bakt. Bir cgara karp verdim. Titrek elleriyle ald, sonra silahlndan teneke bir tabaka kararak at. inde bir tutamdan az ttn tozu ve bir fitilli akmak vard. Bunun seferberlikten kalma olduu besbelliydi. Avcunun ii ile hzl hzl akt, sonra fitili dzeltip birka kere daha denedi. Bir trl yanmyordu. Bu srada benim yakp uzattm kibritle cgarasn ateledi ve ar ar, derin derin ekti.

Ben gene sordum:

-Vukuatn ne, dede?-

-Ne vukuat oul, susa yolu paras veremedik!-

-Ka yandasn?-

-Ne bileyim? Seksen olmal!..-

-Nasl olur? Altmn geenlerden yol paras istemezler... -

-Benden istiyorlar...-

-Bir yanllk olacak.-

-Yanllk deil oul!- dedi ve anlatt:

-Drt olum vard, birisi katilden hapse dt, sekiz sene yattktan sonra ld; ikisi seferberlikte gitti; biri de candarma idi, ekya takibinde vuruldu, topal kald, imdi kyde oturur, benim elime bakar. br oullarmn ocuklar yoktu. Bunun da bir tek olu oldu, o da sekiz yanda stmadan ld. leli yirmi yl akndr. O zamandan beri topal olumla otururuz. Benim kocakar ile topaln kars tarlay srer, ekerler, ben de harmana yardm ederim, topal da ardakta oturup bostan bekler, kt kanaat geiniriz. sene evvel bizim aa dere boyundaki ufak tarlamza sahip kar oldu. Bardk ardk, fayda etmedi.

Olan sakat, bende de derman yok, hakkmz kendimiz arayamadk. Mecbur olduk hkmet kapsna dmeye. ki sene mahkememiz srd. Bizim tapumuz filan yoktu ama, btn kyl o tarlann bize dededen kaldn bilirdi. Bunu soran olmad, aa yalanc ahit dinletti, mahkemeyi kazand. Mahkeme srerken benden kafakadm istediler, nereden bulaym? Askerden dneli devlet kapsna iim dmemiti; aradm aradm yok... Sonra mushafn arasnda bizim topaln len olunun kafakadn buldum. Onun da ad Mehmet'ti. Kafakad deil mi, hep bir, dedim, vilayete kaydn grdrdm, yeniden adres verdim.

Mahkemede bir ey kmad. Vilayete gelip giderken br tarlay yzst koyduumuzla kaldk. Alt ay sonrayd, kye tahsildarlar geldi. Yol paras vereceklerin arasnda muhtar beni de okudu. Yanl olacak diye kulak asmadm. Birka kere gelip gittiler, aldrmadm. Yirmi senedir yol parasndan muaftm.

Bu sefer tahsildarlar candarmayla beraber geldiler. Yol paras vermeyenlerle beraber beni de aldlar; ben seksen yandaym dedim ama, dinleyen olmad. Nfusa geldik, defteri ap baktlar, daha yirmi dokuz yandasn dediler. Amann etmeyin, halime bakn dedim, olmaz, tevelldn ite burada, adresin de belli, diye dayattlar. Cebimdeki nfusu karp verdim, orada da 29 gsteriyormu, o zaman aklm erdi ama, neyleyim? Daha ok kurcalarsan bana i alr, dediler. Ben de sesimi karmadm. Alt liray bir denkletirebilsem verir kurtulurdum

ama, bu zamanda alt lirann yolu nerde? Kaderde yazlym dedik, geldik buraya...-

Glmeye balamtm:

-Ama babacm, hi insan torununun nfus kadn alr m?- dedim.

Bkkn bir tavrla elini sallad ve:

-Ne olurmu sanki?- diye mrldand, -Hepsi devletin kad deil mi?-

Aa, 14.03.1936

...

Gramofon Avrat

Azime bu kz eline geireli bir sene bile yoktu. Fakat ad imdiden btn Konya hovardalarnn arasnda yaylm, bunun sayesinde Azime'nin knna yeil yeil bangonotlar dolmaya balamt.

Ya daha yirmi sularnda idi. On be senelik oturak avratlarndan gzel oyun oynuyor, btn trkleri, en zorlarn bile, gzn krpmadan sylyordu. Bir yank sesi vard ki... Bu ses

iin ismi Gramofon Avrat olmutu. Asl ad pek malum deildi. Nereden geldiini de bilenler azd. Dilinin epeyce dzgn olduuna baklrsa herhalde ehirde bir efendi yannda evlatlk kalm olacakt. ki sene evvel ilk defa olarak Derekyl bir delikanlnn yannda Meram'da bir oturaa gelmi, ondan sonra bir iki ay bu ocukla dolamt. Derekyl bir gece kavga arasnda vurulup lnce btn teki kimsesiz ve efesiz oturak kadnlar gibi Azime'nin eline dt. Azime ne tkenmez hazine yakaladn bilmez deildi. Kz evvela terzi Mrvvet'e gtrp hanmlar gibi giydirdi, ayana tokal pabular ald, bir hafta, on gn istirahat ettirdi. Ondan sonra bir geceliine oturaa gndermek iin otuz, krk, yerine gre yz lira alarak ve sryp gtrmesinler diye yanna kendi adamlarndan bir silahly -efesidir, yalnz gndermez- diye katarak kz altrmaya balad.

Anasnn beibiryerdelerini, babasndan kalan iki dnm tarlay, Araplar Mahallesi'ndeki eski evi satan her delikanl paralarn kuana basp Azime'ye geliyor ve bir gececik oynatmak iin Gramofon Avrat' istiyordu.

teki avratlar hep yal kadnlard. Oyundan anlayan hovardalarn beenebilecei bir oyun, ancak on be yirmi senede renilebiliyor ve bu mddet iinde yzler, kaln dzgn tabakalar altnda saklanacak kadar kyordu. Az kl ralarn veya snk lambalarn ziyasnda oynayan bu kadnlarn yzlerinden ok ayaklarna ve trl trl ahenklerle kvrlan vcutlarna bakld iin yzlerinin ve yalarnn pek ehemmiyeti yoktu.

Fakat bu Gramofon Avrat... Daha bu yata, yllanm kadnlardan gzel ve ustaca oynayan, en kvrak arklar konuuverir gibi kolayca syleyen, rak verirken adamn gzlerinin iine bakp glen bu yaman kadn brlerine benzemiyordu. Bu kz iin millet birbirini kryordu. Azime kz oynatacak olanlarn akll uslu olmalarna ne kadar dikkat ederse etsin, her oturakta muhakkak kavga kyor, silah atlyor, adam vuruluyordu. Fakat eytan kz, bunlarn hepsinden yakay kurtarmasn biliyordu. Tam kavga alevlenip kendi yznden dvenler kendisini unutunca usulcack svyor, onu getiren ve asla kavgaya karmayan adamla beraber, kapnn nnde bekleyen arabaya atlayp balar arasndan dolaarak -Azime yengesinegeliyordu.

Gramofon Avrat'n acayip bir huyu vard: Bir grdn bir daha hi hatrlamyordu. Uruna evini barkn harcayanlar bile ikinci grnde tanmamazlktan geliyor, daha dorusu sahiden tanmyordu. nk karsndaki kendisini ona hatrlatmak iin: -Nasl bilmezsin canm, Silleli'nin bana gittik ya... Orada Kk Ali beni baklad da drt ay hastanede yattm ya!..- dedike yle masum bir tavrla: -Bilemedim hay efendiciim, bilemedim ite!- derdi ki, yalan yaptn sylemek insafszlk olurdu.

Kendisini alp gtren ve oynatanlarn, hatta bir iki gece yanlarnda alkoyanlarn ne zengin ne de -aslan gibi delikanl-

olmalar, bunlarn Gramofon Avrat'n kafasnda yer brakmalarna yetmiyordu. Yalnz bir kiiyi ve uzun zaman unutmad:

Azime'nin eski dostlarndan Rumelili bir Hseyin Aa vard. Konya'dan istasyondan knca insann karsna dizilen bir sr ift atl paytonlarn belki drtte biri bu adamnd. Azime'ye araba lazm oldu mu, buna haber salar, Hseyin Aa da iin sonunda bazan vukuat da kabilecei iin en gen ve kuvvetli arabacs Murat' yollard.

Bu delikanl, hi konumadan, hi arkasna bakmadan kendisine sylenen yere atlar srer, hangi baa gidilirse, kapsnn nnde bekler, arlsa bile ieri girmez ve sabaha kar oturak bitince yahut bir vukuat kp silah sesleri ve barlar arasnda Gramofon Avrat badan dar frlaynca hemen atlarn torbalarn alr, drtnala ehre dnerdi.

Ne kadn ona, ne o kadna bir laf sylemi deildiler. Aylardan beri onun doru atlar ve hafif arabas kadn birok yerlere gtrd, birok yerlerden, bazan arkalarndan atlan kurunlara ramen, selametle evine getirdii halde, belki bir kere adamakll birbirlerinin yzne bakmamlard.

Fakat bir gece Murat hastalanp yerine baka arabac gelince Gramofon Avrat bindii arabadan atlad ve gitmem diye dayatt; ne yalvarmak, ne barmak fayda vermedi. Azime pohpohlamak iin birka gn sonra bunu olana syleyince o, aldr

etmezmi gibi, omuzlarn silkti.

Bir gn Meram'n ta br banda bir oturaa gittiler. erde sazlar alnp arklar titreen dut yapraklarnda dolarken, dnen ve oynayan kadnlarn kak sesleri tal bir yolda drtnala koan at nallar gibi geceye yaylrken, her zamanki ey oldu: Barmalar, svmeler balad. Birka silah sesi duyuldu. Murat ban evirerek ban tenha kapsna bakt, neredeyse bu kapdan kp arabaya atlayacak olan kadn ve -efesinigzledi. Fakat bunun yerine ierden keskin bir kadn sesi nlad:

-Amann Murat yeti, beni vurdular!-

Olan yerinden srayarak bahe kapsn omuzlad. erde hala bouanlar vard. Birka kii kadn kucaklayp ba evine sokmaya alyorlard. Kadn Murat' grnce ellerini ona doru uzatt ve ilk defa olarak ona, hem de ok eyler syleyen gzlerle, bakt. Murat yavaa ceketinin cebinden iri nagantn kararak oradakilere doru skt; onlar, nereden geldiini anlamadklar bu ateten ardklar srada abucak kadn yakalayp dar frlad ve arabaya atlayarak ehrin aksi tarafna, dalara doru srd.

Fakat buralar iyi tanmad ve snacak kimsesi olmad iin birka gn sonra candarmalarn eline dt, kendisini hapishaneye, kadn hastaneye kaldrdlar. Gramofon Avrat hastaneden knca ilk ii Murat' sormak oldu. Tabanca att zaman

yaralananlarn biri ld iin, delikanl, esbab muhaffefesi (hafifletici sebeplerden dolay ceza indirimi) filan ktktan sonra, tam on iki buuk sene yemiti.

Bu gnden sonra kadn ne bir oturaa gitti, ne eline ka k alp oynad, ne de gzel ve yank sesini duyan oldu. Evvela yalca birinin yanna kapatma girdi. O kendisini kap dar edince de umumhaneye dt. Fakat her sal gn muhakkak hapishaneye gidip Murat' grr, ya birka kuru para, yahut da ya, bulgur, cgara gibi bir ey brakrd. Aralarnda bir iki kelime bile konumadklar halde kendi uruna hi dnmeden adam vuran bu ocuu, vcudunu satp kazand paralarla besliyor, belki de artk yalnz bunun iin alyordu.

Resimli Herey, 05.12.1935

...

Arap Hayri

Mektep kitaplarndaki haritalarda bir insan eli kadar kk grnen Anadolu, eit eit birbirine benzemez insanlarla doludur. bek bek kasabacklar, kendi ilerine kapanm birer kk dnyadr. Geri, bozkrlar altm kilometre ile geen trenin ara sra durduu tenha istasyonlardan veya tenezzh otomobillerinin yarm saat iin mola verdii aal hkmet meydanlarndan bu dnyay grebilmek kolay, hatta mmkn deildir,

fakat yirmi be yolcu tayan bir evrole kamyonla buralara gelip drt gece kraathanenin stndeki otel klkl yerde yahut avlusu amur ve benzin kokan handa kalanlar, eer gzleri kr deilse, hayatn akna sessizce uyup giden, balbana bir dnya grrler. Fakat bu da grmek deildir: Oralarda uzun zaman oturmak, aka kaplarak yaamak lazmdr. Birka byk ehrimizi dolduran ve dnyay oradan ibaret sananlar bu kasabalara geldikleri zaman, ne kadar ayr bir alemin insanlar olduklarn anlarlar. Kendileri iin ehemmiyetli olan birtakm eylerin buralarda adnn bile anlmadn, senelerin burada ancak resmi birka binada ve kahvenin mermer masasnn zerinde ay lekeleriyle yatan bir iki gazetede yrdn, yayl arabann yerini tutan otomobilin, kk bir daire zerinde ar ar dnen hayatta bir deiiklik yapmadn fark edince arr ve hemen kamak isterler.

Bilmezler ki bu donmu sanlan hayatn da byk dalgalar, ehirlerdekine nazaran daha az aktrce, daha plak ve iten ihtiraslar, daha sarsc maceralar vardr. Bu maceralar byk bir olaanlk iinde geip gittiinden roman veya piyes haline konulmazlar, pek seyrek olarak baz gazetelerde bir tara muhabirinin mektubu olarak kar ve unutulurlar.

Bizim burada anlatacamz vaka bu nevidendir; fakat imdiye kadar hibir gazetede kmamtr.

Beyehir'in en mhim ve lzumlu adam, muhakkak ki boyac

Arap Hayri idi. Berberin kapsnn kenarnda kk sandna ayaklarn, amur sval duvara srtn dayayarak uyuklarken onun bu ehemmiyetinin farkna varlmazd. Diz boyu toz iinde yzen bu kasabada herkes kundura boyatmann samaln biliyor ve byle bir lks bayramlara saklyordu. Hatta bunun iin Hayri yalnz Beyehir'i deil, drt be saatlik yerlerdeki Seydiehir'le Akseki'yi de idare ediyordu. Konya'dan bir kamyon gelince hemen ofrn yanna gider, onun makine ya iindeki postallarn temizleyip boyar ve makine Seydiehir'e doru kalkp giderken kutusuyla beraber amurlua yaprd.

Hayri'nin kymeti muayyen gnlerde ve birdenbire anlalrd. Valinin, kolordu kumandannn veya bunlara yakn mertebede baka bir devletlinin otomobili, Beyehir Gl'nn st tarafndan doru, iki yan balar ve aalarla sarl oseyi toza bulayarak skn etti mi, derhal kasabay bir tela kaplar, gelen ile -teerrf- edecek olan veya bunu mit eden ne kadar memur ve eraf varsa birer adam gndererek Hayri'yi artrlard. Kendisine kimsenin muhta olmad zamanlarda bile ar bir istinay (tokgzllk, nazlanma) her haliyle belli eden bu boyac, kendisine Arap ismini verdiren ve koyu kahverengi bir kseleye benzeyen yznn derisini hafife buruturur, koup gelenleri, glmsemeye benzeyen bir ifade ile karlard.

Hakimin gnderdii mbair, kaymakamn gnderdii candarma, istihkam taburu kumandannn gnderdii odac birbiriyle Hayri'yi paylaamazlar ve ekimeye balarlard. O

zaman Hayri amur sval duvara dayad ban ve arkaya doru kayklan vcudunu azck bile kmldatmadan dik gzlerle, nnde barp aranlar szer ve nihayet sabr tkenen kaymakamn candarmas tekileri hzla itip:

-Kalk len! Basarm tokad ha!- diye barnca ar ar sandn yakalayarak candarmann nne derdi.

Bazan bu arayclar onu her zamanki yerinde bulamazlar, soruturmaya balarlard. O zaman, glgeli dkkannda bir baavuun veya bir ky mualliminin byklarn krpan berber ban evirmeden barrd:

-Akseki'de, Akseki'de, Arap' aradnzsa Akseki'de!.. -

Ve drt gn sonra Beyehir'e dnerek kendi yokluunda arand haberini duyan Hayri, eski yerine oturur, nnden geen kaymakamn tozlu ve burunlar yukar kvrk sar iskarpinlerine glerek bakard.

Hayri'nin kymeti bir de kasabaya tuluat kumpanyalar gelince anlalyordu. Para vaziyetleri yznden bir arada be alt kiiden fazla seyahat edemeyen bu kumpanyalar ikinci derecedeki aktrlerini indikleri yerin garsonlarndan, raklarndan ve bota gezenlerinden semek adetinde idiler ve onlarn Beyehir'deki gediklileri bu Hayri idi. Bir oyuncu kumpanyas gelir gelmez Hayri'nin yz bsbtn tuhaf bir ciddilik alr, tavrlar

daha bir kurumlu olurdu. Sandn kahve ocana saklatr, heyetin adeta vekilharl, rehberlii, hatta bir dereceye kadar direktrl vazifesini stne alrd... Kahvenin stndeki otelde ancak bir tek plak oda tutabilen bu -Gen Trk- veya -Asri Temsil- heyetinin gdasn tedarik iin kolunda sepetle alverie kan ihtiyar kantocu aziment'le beraber zerzevat ve kasaplar dolar, beraber pazarlk eder, parann stn kendisi sayp alr, elleri dolu olan kantocunun antasn ap bunlar oraya attktan sonra, teberinin de yarsn kendisi yklenirdi.

Temsillerde esas vazifesi perdecilik olmakla beraber rollere kt, hatta bazan birka laf ettii de olurdu. Onu grnce seyircilerin hepsi kahkahay bast halde Hayri glmez, hatta kzgn ve istihfaf eden (hafifseyen, kmseyen) bir bakla aay szerdi.

Kasabaya son gelen kumpanya, -Sahir Sha-nn -Sanatkar Genler- temsil heyeti idi. Hanay Kahve dedikleri iki katl gazinonun st katnda, daha geldikleri akam, elbiselerinde otomobil yolculuundan kalma tozlarla oyun vermeye balamlard.

Bu gelenlerin arasnda, Sahir Sha'nn kars olduu sylenen Adalet isminde bir gen kadn vard. lk akamdan itibaren derhal gze arpt. Zayf ve ufak tefek olduu iin, gzelliine ramen, bu gz ette olan seyircilere ho grnmeyebilirdi; fakat ok gzel oyunlar oynuyor, nefis halk arklar sylyordu. Birok oturak alemi kadnlarnn, Meram balarnda bir genlik

braktktan sonra, ancak otuz be krk yanda eriebildikleri bir ustalk ve hnerle kvrlan, koan ve dnen bu gen kadna bakarken insan, etraf kerpi duvarl bir bada, kt fener klar arasnda, uar gibi rakseden ve hareketlerinin grlmemi gzellii ve ahengi iinde yzlerinin buruuklar ve boyalar silinen o oyuncu kadnlardan birini grdn sanyordu. Bu aktris Adalet, ayaklarnn ve ellerinin hareketine ky oyunlarnn gzelliini ve sadeliini, oturak oyunlarnn sarho edici kvrntlarn koymasn bilmiti. Bu yzden, kyl, efendi, esnaf, btn seyirciler hep birden kendisine tutuldular. Onun kk avularnn arasnda tahta kaklar krldka oturanlarn gsnden iniltiler frlyordu. Sesi insann gzlerini yaartacak kadar yankt ve syledii arklar o kadar benimseyerek sylyordu ki,

Uzun uzun kavaklar,

Dklyor yapraklar;

Ben yarime doymadm,

Doysun kara topraklar...

derken gzlerin nnde, sar yapraklarn hafif bir rzgara kaptran ince uzun kavaklar ve bunlarn dibinde kk bir tmsek belirir gibi oluyordu. Perde ald zaman gazino tekmeler ve alklardan yklacak gibi sarslyor ve herkes kendine gre tutkunluunu gsteriyordu. Sarho bir sara ra alyor;

bir nfuzlu zat otelci ile hususi konumalara giriiyor; istihkam taburunda ihtiyat zabitlii yapan bir edebiyat muallimi gzl buulanarak baka dnyalar dolayor ve kulandan kafasna bir urup gibi akan bu halk arklarna kalbinin avularn uzatyordu. Fakat, sahnede, perdelerin bzlp topland sa kenin arkasnda oturan ve elinde perde iplerini tutarak gzlerini oyuncu kadna diken Hayri bu tutkunlarn en sahicisi idi. ok kere kadnn oyunu bittii halde o dalgn dalgn bakmakta devam eder, seyircilerin grltleri ve alayc kahkahalar balaynca kendine gelerek silkinir ve iplere aslrd.

teki kadnlarn oyununu, bulunduu yerde, arkalksz bir iskemleye oturarak seyrederdi ve galiba mterilerden ayr olmamak iin iskemlesini biraz sahneye srerek ban perdenin kenarndan karr, herkesin bakt taraftan sahneye bakmak isterdi.

Fakat Adalet ortaya gelince derhal iskemlesini ieri eker, seyrederken kimse tarafndan grlmek istemezdi.

Ancak gen kadn kendisini adamakll oyunun hummas iine atnca Hayri de yava yava kendini unutur gibi olur, adm adm ilerler ve kenara toplanan perdenin arkasndan evvela ne doru uzanm ba, sonra eski, elbiselerinin iinde titriyormu gibi grnen gvdesi meydana kard.

Oyundan baka zamanlarda da Adalet'in yanndan ayrlmyor

ve gl kysna gezmeye giderlerken olsun, kahvede oturup hesaplarlarken olsun, hep hazr bulunuyor ve emir bekliyordu. Sahir Sha byle bir adamlar olduu iin adeta iftihar duymakta idi ve aklna bir ey gelmesine de imkan yoktu. Nitekim btn kasabada da hi kimsenin aklna ciddi olarak Hayri'nin Adalet'e tutulaca gelmezdi. Yalnz Adalet bunun farkna varm grnyordu. Bu ok pimi ve ruhu muhakkak ki ok kaznm kadnda zavall Hayri'ye kar adeta acmaya benzer hisler belirmiti. Ona bir ey sipari ederken sesine okamak isteyen tonlar karyordu. Hayri'nin gzleri kadnn yzne, binlerce defa onun uruna lebilecek bir ballkla dikilirken, Adalet tatl bir glmseme ile ocua isteyebilecei eylerin hepsini birden vermi oluyordu.

..

Kumpanyann gidecei gnn gecesi kasabann ileri gelen memurlarndan birka, istihkam taburunun gldeki tombazlaryla bir gl ve ay safas tertip ettiler. Drt tombaz yan yana getirildi ve zerine kalaslar kondu, masalar yerletirildi, raklar ve yemekler kenarlara dizildi, aktris Adalet ile kocas denilen Sahir Sha da bu elentiyi ereflendirdiler. Arap Hayri ve birka neferle bir iki odac sofralara hizmet ediyorlard. Hayri pek sessiz ve durgundu. Hizmet ettii masalardan kendisine rak uzatyorlard; o bunlar alp bir nefeste dikiyor, fakat hi deimeden iine bakyordu. Gitgide herkes cvtt. Adalet fitil gibi oldu ve Sahir Sha bir kenarda szd. Gs bar plak

gen kadn birka ayk hovardann kucanda dolayordu. ki neferden baka ayakta hi kimse yoktu. Arap Hayri diz km, yalca bir adamn kucanda yatan ve gzleri kendisine rastlaynca yzn -anlarsn ya!- demek isteyen bir sarho gl kaplayan Adalet'e bakyordu. Sal gln orta yerlerinde hafif hafif sallanyor ve demir teknelere arpan minimini dalgalar cvldar gibi sesler karyordu. Aalarn rzgarszlna kar gkteki kk bulutlar o kadar abuk kouyorlard ki, ay, bunlarn birinden kp tekine girerken, kalaslarn zerine serilen bu sarho ynnn stnde bin bir trl glge oyunlar yaratyordu.

Hayri, koyu mein yz ay ndan ve gzleri kendinden parlayarak, hep diz st km ve elleri dizlerinin zerinde, Adalet'e bakyordu. Hem yal adam hem de kadn uyumulard. Adalet'in gerdan akt. Ay onun ykselip alalan beyaz gsne yeilimtrak bir k gnderiyordu.

Sal yava yava sallanmaya balamt, neferler n tarafta sahile doru krek ekiyorlard. Yz metre kadar tede, gln kysnda siyah ve bodur stler grnyordu. Hayri hafife eildi, yal memurun uzun ve pis trnakl ellerini gen kadnn gsnden zd ve onun zaten kck olan vcudunu kucaklayarak tombazn kysna srkledi; orada, ayn birdenbire bulutlardan kurtularak dkmeye balad serin k altnda, kadnn yzne uzun uzun bakt; ince ve rengi kam dudaklar hafif hafif kprdyor ve dank siyah kalarn altndaki gz

kapaklar bir nabz gibi atyordu.

Hayri uyuyan kadn kalaslarn zerine yatrdktan sonra kendisi kenara tutunarak yavaa aaya, gle doru szld, ay altnda gs kabarp inen kadn grltszce kendine doru ekti; bir eliyle kenar tutuyor, tekiyle onu kucaklyordu. Hayri'nin kucandan aa doru uzanan ayaklar suya dokununca kadn gzlerini aar gibi oldu; fakat bu srada ocuk saln kenarn brakt iin birdenbire ve grlt karmadan ikisi de suya gmldler.

Ay sarholarn yal ve i gzlerine vurarak parlyordu. Neferler hibir eyin farknda olmadan, gzleri kydaki karanlk stlerde, sular prdatarak krek ekiyorlard. Tombazlarn demir gvdelerine vuran sular ku cvldamalarna benzeyen sesler karyordu.

Varlk, 01.05.1935

...

Bir aka

Konya Hapishanesi'ne ilk girdiim gn Cavit Bey'le tantm. Beni ihtilattan menederek (sanklarn ya da tutuklularn grmesini, bir araya gelmesini engelleme) bagardiyann yatt odaya kapamlard. Gece olunca nbeti gardiyan kapm aarak beni yukarya, -yze gelen

mahpuslar- kouuna gtrd.

Gaz lambalarnn asl durduu duvarlarn kenarlarndaki minderlere oturarak yava yava konuan, mangallar kartran, fasulye ayklayan, Kuran okuyan mahpuslarn arasndan geerken hepsi sratle yerlerinden kalkyorlar, -gemi olsun beyim!- diye mrldanyorlard.

Gardiyanla beraber ufak bir odaya girdik. Burada drt be kii vard. Kap alnca -rrak!- diye bir tavla kapand. Fakat oyuncular gelenin kse gardiyan, yani ahbap olduunu grnce tavlay telaszca bir kenara koydular. tekiler duvar kenarnda yl duran ve stleri birer hal ile rtlen yataklara yaslanmlard. Gzleri yar kapal, dnyorlar veya dnmyorlard. Kede, bir mangaln banda, salar makine ile kesilmi, ok zayf bir adam oturuyor, ay demliyordu. Gzleri kll atete, hafif hafif sallanrken dudaklar da kmldyor gibiydi. Ya otuz be sularnda olabilirdi. Bizi grnce odadakilerin hepsi ayaa kalktlar: -Gemi olsun, buyurun yle...- diyerek yer gsterdiler. Kim olduumu sylemeye hacet yoktu. Hepsi haber almlard.

ay demleyen adamn yanna oturduk. Bu adam Cavit Bey'di.

...

Bu Cavit Bey Adapazar taraflarnda bir yerde muhasebe-i hususiye memuru iken bacanan vurmu. Neden vurduu pek belli deil. Sinirli bir adam olduu iin ihtimal birden bir parlama neticesinde bunu yapm. Galiba karsn bacanandan kskanyormu. Aradan sekiz sene getii ve Cavit Bey Konya'ya gnderileli ancak alt ay olduu iin iin esasn renmek kolay deildi. Yalnz darda iken pek huysuz, kavgac, rakya dkn olduunu syleyenler vard. O zaman on be sene vermiler. Kars ve imdi on drt yalarnda olmas icap eden bir olu, o vakadan sonra kendisiyle btn alakay kesmiler.

Cavit Bey bunlardan hi bahsetmezdi. Hatta onun hapishanenin dnda da yaam olduunu tahmin etmek gt. O burada hapishanenin talardan, demir parmaklklardan, candarmalarn mavzerlerinden ayr olan maneviyatn, ruhunu yaatyordu. Dorudan doruya hapishanenin manevi tarafyd.

lk gnlerde bana baucundaki rafms yerden ald el yazmas bir kitaptan Tur Da'na (Musa Peygamber'in Tanr'yla karlat da), Hallac- Mansur'a (aslarak ldrlen (M.S. 922) bir mufasavvf), Mnkir, Nekir'e (lmden sonra insanlar sorguya ekeceklerine inanlan iki melek) dair yerler okurdu. Kitabn koyu viner ile kahverengi arasndaki mein cildi kurt yenii iinde ve dklmek zere idi. Kabn i sayfalarnda acemi yazlar, ii esrarl izgilerle dolu daireler, vezni bozuk beyitler vard.

Onun eski hayat hakknda duyulanlara inanmak gt.

Akamlar az ateli mangaln banda hafif hafif sallanan, gayet yava sesle konuan, kendisine bir ey sylendii zaman ilknce anlamayarak insann yzne saf bir glmseme ile bakan, sonra bir cevap verebilmek iin gzlerinin kenarn buruturup alnn gererek kendini zorlayan bu adam baka trl, mesela rak masas banda tasavvur etmek elden gelmiyordu.

Mahpuslar yalnz parallara ve zorbalara itibar ettikleri halde Cavit Bey'e merhametle kark bir hrmetleri vard. Bazan istidalarn ona yazdrp be on kuru verirlerdi. Hibir yerden on paras gelmeyen ve devletin verdii bir tayna kalan bu adama hali vakti yerinde mahkumlar para, erzak vererek yardm ederlerdi.

Bu da onlara, akamlar gene o hafif sesiyle dini ve mistik dersler verirdi. Ve onlar bu karmakark ve iine Arapa cmleler serpitirilmi szleri hibir ey anlamadan derin bir alaka ile dinlerlerdi.

Cavit Bey de sylediklerini pek anlam deildi. Birok birbirine benzeyen ve birbirine zt bilgiler ve fikirler kafasnda, tpk, hafif rzgarl bir havaya serpilmi ku tyleri gibi, uuup duruyorlard. Bu, onlardan hangisini yakalayabilirse, eline hangisi gelir, yzne hangisi srnp geerse onu sylyordu. Bunun iin kendisiyle konumak zor, szlerini anlamak imkanszd. Birok grameri dzgn cmleler azndan yava yava dklr, fakat bu cmleler, hatta bu cmlelerin iindeki kelimeler

birbirine manaca balanamazd.

Bir gn doduum gn sordu. i takvim gibi izgiler, mnhani (eri) iaretlerle dolu bir defteri kartrd; zayieme (Yldzlarn belli zamandaki yerlerini, durumlarn gsteren cetvel) bakt ve bana burcumu ve huylarm syledi. Bu gnde doanlar halim selim ve felaketleri hafif ve devamsz olur, dedi. (Birinci noktay bilmem fakat ikincide galiba yanlyordu.) Ben, fel aket iinde olan her adam gibi, kolay inanr olmutum. Beraat edeceksin diye verdii teminat dinliyor ve mitlere dyordum. Mahkum olduktan sonra da evrakmn temyizden bozuk geleceini ryalarm tabir ederek, haber verirdi.

...

Cavit Bey asl Havzal idi. Galiba oralarda akrabalar da vard. Konya gibi gurbet elde hapislik ona ok ar geliyordu. stida vererek Samsun Hapishanesi'ne naklini istemiti. stidasnda shhi vaziyetini ne srd iin hastaneye, heyet muayenesine gnderildi. Ondan sonra heyecan iinde neticeyi beklemeye balad. Ve ben bu gnlerde mrmn en byk mnasebetsizliini yaptm.

Hapishanenin hareketsizlii, vukuatszl, yeknesakl iinde hayatn ufak hadiseleri bile o kadar ehemmiyet alr, o kadar byr ki, mesela mahpuslarn bir kpeinin lmesi insan ruhlar zerinde, darda iken ancak bir yangnn, bir zelzelenin

yapabilecei tesiri brakr. Bir akam komu koua gitmek iin gardiyanlardan izin istemek, aktaki bir memurun devletten i istemesi kadar mhim bir eydir. ok kk balayan bir vaka bile, her trl meguliyetten uzaklatrlm ve ufak bir odaya hapsedilmi olan bu kafalarda yava yava byr, bir ehemmiyet alr, hatta bir zaman iin hayatn tek hedefi olur.

Sonra bir hapishaneden tekine gnderilmek dardan baknca ehemmiyetsiz, hatta kelepeli yolculuun zorluklar dnlnce, fena gibi grnrse de, bildik yerler, tandk muhitler hibir yerde hapishanede olduu kadar iddetle aranlmaz. Grme gnleri kapya kimsesi gelmeyenler, mahkumlar arasnda en zavall saylrlar. Bunun iin gurbet hapishanesine denler hep memleketlerine nakil iin urarlar.

Ben bunlar o zaman bilmediim, dnmediim iin Cavit Bey'in bu nakil iine bu kadar ehemmiyet veriini gln buluyordum. Samsun da hapishane, buras da hapishaneydi. Bunun iin ufak bir aka yaparak hep beraber biraz glmekte bir fenalk grmedim.

Cavit Bey'in, hastanedeki rapor iini, bir hafta kadar evvel tahliye edilmi bir malmdr takip ediyordu. ki gnde bir kapya gelerek havadis verir, hakikatte bir hiten ibaret olan bu havadisler Cavit Bey'i o gece uykudan mahrum ederdi.

Bir gn, akamst bu malmdrnn azndan bir tezkere

yazdm: -Vakit ge olduu iin sizi gremedim, shhati niz yalnz naklinize deil, cezanzn teciline sebep olacak kadar sarslm grndnden heyeti shhiye (salk kurulu) tahliyeniz hakknda rapor yazyor. Mteessir olmaynz. ktktan sonra nasl olsa kesbi afiyet (saln kazanma) edersiniz!- dedim. Bu ufak kad o gn izinden gelen bir gardiyana vererek kendine gnderdim, kad darda malmdrnden aldn sylemesini de tembih ettim... Bu iten birka mahkumun daha haberi vard. Gardiyan glerek tezkereyi ald ve yukar gtrd.

Nedense o anda Cavit Bey'in bu akaya inanvermesi ihtimalini dndm ve yaptma birdenbire piman oldum...

Cavit Bey sahiden inand. Yukardan ks ks glerek inen mahkumlardan biri, onun, elinde tezkere ile odadan odaya kotuunu, herkese mjde verdiini syledi.

im cz dedi; ne yapacam bilemeyerek ardm kaldm. Herkes katla katla glyordu. Ben gitgide daha azapl bir nedamet iine dyordum. Nihayet ii dzeltmek iin koarak yukar ktm. Tam merdiven banda kendisi ile karlatm. Beni kolumdan tuttu, sesi titreyerek:

-kyorum!- dedi ve tezkereyi uzatt.

Aldm. Okuyormu gibi yaptm. Sonra kalarm atarak:

-Ama niin seviniyorsunuz? Hasta olduunuzu yazyor!- dedim.

Bu ehemmiyetsiz ey zerinde durduuma ayormu gibi yzme bakt:

-Bir kere kaym da, sonras kolay. lsem ne olur?- dedi. Benim szlerimi dinlemeden, heyecanla, fakat gene o yava sesiyle anlatmaya devam etti:

-Ben zaten bunu dn akam grdm. Havza'daki evde oturuyormuuz, ablamn kk bir olu vard, pek severdim, alt yanda iken lmt. O geldi kolumdan tuttu: 'Gel day baheye kalm!' dedi. te bak... kyorum!-

Kolumu brakt, ufak admlarla koarak gitti.

Ona bu cokunluu, bu hudutsuz saadeti iinde hakikati syleyebilecek cesareti kendimde bulamadm.

Cavit Bey, btn koua, knca nerelere gideceini, nasl i tutacan anlatyordu. O zamana kadar hi azna almad halde bu akam birdenbire karsndan ve ocuundan bahsetmeye de balamt. Olu iin -Bymtr kerata...- diyor ve karsnn ismini sylemeyerek sadece -bizimki- diyordu. Ve bu -bizimki-, btn mlkiyetiyle -benimki!- demek istiyordu. Etrafndakilerin yzndeki alay fark etmeyecek kadar kendini hlyalarna kaptrmt ...

Herkes yattktan sonra da Cavit Bey'in sabahlara kadar Kuran okuduunu; dualar ettiini, hatta uzun uzun aladn ertesi sabah mahkumlardan duydum.

mrmn en ac saatlerini yaadm.

leye doru Cavit Bey ii sezer gibi oldu. Birka mahkumun pek ak alaylar onun kulan bkmt. Ac hakikatin tesiri, saadetindeki kadar byk oldu. Yldrm arpm gibi bahedeki ktklerden birinin dibine kt. Sonra kalkt, sarho gibi sallanarak yukarya, odasna kt. Hi kimse yanna gitmeye cesaret edemiyordu. Felaket, nedense, bakalarnda olduu zaman bile bizi yanndan karyor.

Cavit Bey iki gn kendini toparlayamad. Benim iin: -Ondan byle ey beklemezdim!- dediini haber aldm, fakat kendimde gidip zr dileyecek kuvveti bile bulamadm.

...

Bu hikaye burada biter: Fakat ben, bununla mnasebeti olan baka bir vakay da uraca koymaktan kendimi alamyorum:

Rapor akasndan bir hafta kadar sonra hapishane mdrlne benim hakkmda bir kat geldi:

-stanbul mddeiumumiliine teslim edilmek zere candarmaya

teslimi- deniliyordu.

Sevindim. stanbul ne kadar olsa daha alkn olduum bir yerdi. Arkadalarm oktu. Gelenim, gidenim fazla olurdu. Geri Konya'da da yalnz deildim, fakat bu nakil bir deiiklikti ve bana fena gelmedi. Hemen eyalarm topladm. Kitaplarm bir sanda yerletirdim, vakit ge olduu iin herhalde yarn gidecektim. O akam kou kou dolaarak tandklara, tanmadklara: -Hoa kaln, Allah kurtarsn!..- dedim. Cavit Bey'in odasna gittiim zaman o hemen yerinden kalkt ve yanma gelerek elimi skt, hibir ey olmam gibi konumaya balad. Dargn ayrlmak istememiti. Bir mddet beraber oturduk. Kendisi stanbul Hapishanesi'nden buraya geldii iin oradaki baz nfuzlu mahpuslara tavsiyeler yazd, biraz serbest olmak, rahat edebilmek iin lazm olan hususi malumat verdi.

..

Ertesi gn akama doru candarmalar nizamiye kapsna geldiler. Ben kitap sandm evvelce yollamtm. Kolumda paltomla bahedeki mahpuslarn arasndan getim. Fakirler yavaa yanma sokularak be on kuru istiyorlard. Hepsine biraz bir ey uzattm. Ancak tahliye edilenlerin yaptklar bu cmertlik bana onlarnkine benzer tatl bir zevk veriyordu. En sonra Cavit Bey'i grdm. Tekrar elimi skt ve ben ona da iki lira verdim... Tahliye edilen mahkumlarn birou gibi...

Fakat ben tahliye edilmiyordum. Ve trene bindikten sonra candarmann elindeki sevk kadna baknca grdm ki, stanbul mddeiumumiliine, Sinop Hapishanesi'ne gnderilmek zere teslim edilecektim. Bunu okuyunca ker gibi oldum. Bir deniz kenarnda yapyalnz duran bir hapishane gzlerimde canland ve iinde bir tek bile tandm olmayan o yal ehrini dndm... -Gurbet hapishanesi!- dedim...

Zorluklar, azaplar anlatmakla tkenmeyecek bir yolculuktan sonra Sinop'a geldim... Hapishane ve ehir o kadar fena grnmedi bana... Mahpus her eye abuk alr, mahpus kalender olur...

Fakat geldiimden on gn kadar sonra Konya'dan aldm bir mektup beni hem gldrd, hem de uzun uzun dncelere daldrd.

Mektup Cavit Bey'dendi. stanbul'a deil Sinop'a gnderildiimi renince btn arkadalarn ok zldklerini sylyor ve yle devam ediyordu:

-Kardeim, size yaptm byk fenal vicdanma mazur gsterebilmek iin beni affettiinizi sylemeniz lazm. Size kar olan hatam byktr. Bir mddet iin hiddetime yenilmi, bana yaptnz o akadan sonra geceleyin temiz kalple Allah'a dua ederek: 'O da bana yapt gibi bir eye urasn!..' demitim. Duamn bu kadar abuk kabul edilecei ve size bu kadar

ar dokunaca aklma gelemezdi... Yaptm bu ktl bana balaynz!..-

Ayda Bir, Ekim 1935

...

Duvar

Uzun zamanlar deniz kenarnda ve surlar iindeki bir hapishanede kaldm. Kaln duvarlara vuran sularn sesi ta odalarda nlar ve uzak yolculuklara arrd. Tylerinden sular damlayarak surlarn arkasndan ykseliveren deniz kular demir parmaklklara hayretle gzlerini krparak bakarlar ve hemen uzaklarlard.

Bir mahpusu dnya ile hi alakas olmayan bir zindana kapamak ona en byk iyilii yapmaktr. Onu en ok yere vuran ey, hrriyetin elle tutulacak kadar yaknnda bulunmak, ayn zamanda ondan ne kadar uzak olduunu bilmektir. On adm tede en byk hrriyetlere gtren denizi dinlemek ve sonra aradaki kaln kale duvarlarna gzleri dikerek bakmaya, denizi yalnz muhayyilede grmeye mecbur kalmak az azap mdr? Bahede insann ayakucuna inerek ekmek krntlarn toplayan ve ayn hrriyetsiz topraklarda saa sola adm atan bir kuun bir kanat vuruuyla bu duvarlar aarak serbestliklerle kucaklamaya gittiini grmektense, nefes almaktan baka hrriyeti

hatrlatacak hibir ey bulunmayan bir yerde kapanmak daha iyi deil midir?

Fakat benim kaldm hapishanede her ey, her ses, hrriyeti gzlerin nne kadar getirmek, sonra birdenbire ekip gtrmek iin yaplm gibiydi. Surlarn stnde byyen ufak aalar, yosunlu talardan aa sarkan sar iekler bir bahar havas iinde eli kolu bal olmann btn aclarn iime dkerdi. Usuz bucaksz gkte bir kuu gibi ar ar yzen kk beyaz bulutlar benden bir tek teselliyi: unutmay alrlard.

Ve burada konuulan eyler hep eskiye, darya ait eylerdi. Sanki hi kimse buraya girdikten sonra yaamyor, yahut hafzas bunu zapt etmiyordu. Buradaki hayattan bahsetmek lazm gelince de o kadar isteksiz anlatlrd ki, insanda, syleyene azap veren bu eyleri susturmak arzusu uyanrd.

Yalnz kr sal bir mahpus bana hapishaneye ilk geldii senelere ait bir vaka anlatt. Belki bunu ona sklmadan anlattran, ieriden ziyade darya ait olmasyd. Bu, yar kalm bir firar hikayesiydi.

Yalnz daha evvel hapishanenin duvarlarndan bahsedelim:

Avlunun drt tarafn eviren surlar kara tarafnda kaln ve birbiri arkasna birka tane idiler. Bir zamanlar buras ehrin i saray imi ve imdi sar yzl, sakall ve dnyadan uzak zavalllarn

dolat bu bahede asrlarca nce gen cariyeler, belki ayn hrriyet akyla gzlerini yukar evirip denizi dinleyerek, dolarlarm. Bu kaln surlar onlar hem yabanc gzlerden, hem de dmandan korumak iin yaplm.

imdi yer yer ken ve zerlerinde biten bin trl ot altnda talar grnmez olan bu duvarlarn garp kesindeki ksmnn yktrlmasna balanmt. Buraya yeni mnferit (hapishanede tek kiilik hcre) daireler yaptrlaca syleniyordu.

Bir gn yukarda sylediim kr sal mahpusla birlikte bu yktrlan duvar seyrediyor, kazmay vurduka para para aa dklen harlara bakyorduk. Sekiz metre kadar geni olan surun yktrlmas epey uzun sryordu ve d bahenin bu tarafna gelmelerine msaade olunan emniyetli yahut eski mahpuslar, uzun seneler iinde pek bol olarak grlmeyen bu -elenceyi- sabahtan akama kadar oturup seyrediyorlard.

Duvar yar yarya yklmt ki, benim yanmda sesini karmadan duran kr sal mahpus yavaa kulama eildi:

-Bir zamanlar ben bu duvardan kaacaktm!- dedi.

Merakla yzne baktm. O, bahenin bir kenarndaki kuru ayva aacna doru yrd. Yan yana meldik, gzlerini para para aa den duvardan ayrmadan anlatt:

-Dokuz sene evvel, yeni hapse dtmn birinci senesinde bu duvarlarn dibinde ahap dkkanlar vard. Baz mahpuslar orada marangozluk, oymaclk, kuyumculuk yapar ve kardklar ileri dardaki komisyonculara vererek limana gelen vapurlarda sattrrlard. Biz de, crm arkadamla birlikte, evimizden be on kuru getirterek u imdi yklan duvarn nndeki bir dkkanda almaya baladk. Sessiz insanlar olduumuz iin mdr bizi koruyordu. Biz de karmzdan ona be kuru ayryorduk. Fakat ne bu i, ne de kazan bize darsn unutturamyordu. Dn! kimiz de yirmi iki yandaydk. Darda ele avuca sar ey deildik. Bir, orospu kadn yznden vukuat yapp ieri dtmz zaman, burada birka gnden fazla kalacamz aklmz kesmiyordu. Fakat cezamz tasdik olup on be sene yklendikten sonra aklmz bamza geldi. Daha dorusu aklmz bamzdan gitti. Ama ne yaparsn? Drt taraf drt duvar. Belki af kar; cezasn sonuna kadar yatan ka kii var ki?.. diye kendimizi avutmaya altk.

Bir gn dkkann bir kesinde tutkal kaynatyorduk. anan altna srdm odun, duvarn tana arpt. Bana, ta yerinden oynar gibi geldi. Hemen atei ve ana oradan kaldrdm, tan soumasn beklemeden yaptm. Azck kire dkldkten sonra, koca bir tepsi ekmei kadar byk olan ta yere dt. Eilerek ieri baktm. Gzlerime inanamayacaktm: Uzakta, ta ileride dar bir k grnyordu. Hemen arkadam ardm. O da yere yatarak bakmaya balad. Sonra bana dnp:

'Bu delikten dar kmak zor olmasa gerek, hemen kaalm!' dedi.

Ben kendisine 'dnelim' diye cevap verdim. Acemilik etmeye gelmezdi. Akama kadar i gremedik, bir ieri, bir dar dolatk.

Baz geceler, i ok olursa, gardiyana be on kuru vererek dkkanda kalmak mmknd. Gardiyan, kou yoklamasnda bizi mevcut gsterirdi. O akam ddk alp herkes koularna giderken Arap gardiyann eline bir yirmi be kurulukla bir tutam esrar sktrdk. O da: 'Hapishaneden banker olup kacaksnz ellalem!' diye yarenlik ederek gitti. Gece oluncaya kadar ceviz takozlarn keserle yontup szmona sedefli naln yaparak vakit geirdik.

Yatsdan sonra lambay keye ekerek ta oradan aldm, arkada pencereden nbeti gardiyan gzlyordu. Kafir Arap her sefer esrar ekince bir kede uyur kalrd ama, bu sefer domuzuna dolaaca tutmutu. Ben delikten ieri szldm. Gzm br bataki delikteydi. Ay olmad iin oras imdi koyu yeil bir fener gibi parlyordu. Biraz daha srnerek ilerledim. Srtm talara dokunuyor, enseme kireler dklyordu. ki adam boyu kadar gittikten sonra birden ferahladm. Elimle iki yanm, stm yoklaynca geni bir yerde olduumu anladm, yine yoklaya yoklaya doruldum.

Buras adm eninde, adm boyunda bir yerdi. Bam

eerek ayakta durabiliyordum. Duvara dayanarak solumaya baladm. Srnrken olduka yorulmutum. Bylece biraz bekledikten sonra dkkan tarafnda bir patrt oldu ve delik karard. nce korktum, sonra baktm bizim olan geliyor. Sanki bu yerin dibindeki delikte bizi duyacaklarm gibi, yava sesle:

'Arap gardiyan uyudu mu ki?' diye sordum. Yatt yerde ilerlemeye alarak: 'yle olmal, yarm saatten beri dolamaz oldu!' dedi. O benden daha zor srnebiliyordu. Nihayet benim durduum yere geldi, hemen:

'Buras ne biim yer?' diye sordu. Sonra ellerini duvarda gezdirerek sylendi:

'Vyy, her yanlar da ya!'

Elimle onu aradm, parmaklarma mein bir torba dokundu. O zaman ne diye zor zoruna srklenebildiini anladm.

Gndzn acele ile bu torbay bulmu, belli etmemek iin yalnz kendi taynlarmz iine koyarak saklamtk. Belki bir gn, iki gn insan yz gremeyecektik...

Ben bunu unutmutum bile, arkada unutmam ve beraber getirmi. O da biraz dinlendikten sonra: 'Haydi bakalm dayan!' dedim. Bu sefer o ne derek imdi daha yakna gelen delie doru ilerlemeye balad. Ben de yere uzanarak arkasndan

gitmeye hazrlandm. nmdeki, birdenbire durdu: 'Buradan geilmez!' dedi. Ba delie yaklat iin, darda, kalenin stnde dolaan candarmann duymasndan korkuyor ve yava konuuyorduk. Sonra, sesi talarn ve kendi elbiselerinin arasnda boulmaktayd. Ben kalktm; o geri geri srnerek geldi.

'Delik birdenbire darlat. Bir ta var, onu sktrmek lazm. Ondan sonras yine ferah!' dedi.

O skntl yolu bir daha geerek dkkana dndm. Baheyi bir gzel dinledim: Ne ayak sesi, ne de Arap'n ksr duyulmuyordu. Lambay biraz atm. Sandn iinden bir keski ile bir eki alarak geri dndm.

Ondan sonra sra ile delie girip almaya baladk. Ses karmamak iin ekici hi kullanmyor, yalnz keski ile tan etrafndaki harlar dkmeye, ta oynatmaya abalyorduk. Bizi dar atacak olan delie yarm adm bile yoktu. 'Bir u ta dse!' diyordum.

Gzm karanla alt iin darsn seebiliyordum. Karmda teki surun talar vard. Fakat bu surlar pek harap olduu iin aralarndan gemek kolayd. Kasabadaki olanlar bile kuzularn alp burada yayarlard. Bu vakadan sonra hepsini tamir ettirdiler.

Bylece her birimiz drt kere girip ktk. En son ben girmitim. Yarm saat kadar uratktan sonra ta, bir sr sva ile beraber, nme yuvarlanverdi. Sevincimden deli gibi oldum. Arkada sesleri duyan arkadam da sabrszlanyordu. Ellerimle smsk sarlarak ta geri geri getirdim. Onu bir kenara iter itmez delie doru atldm.

Fakat ben bu ile urarken hi dar doru gz atmamtm; delie yaklanca ne bakaym: afak skm bile.

Bam yavaa uzattm ve elli adm kadar tedeki kalede nbeti candarmann glgesini grdm.

Tere gmlvermitim. Ar ar geriye dndm ve: 'Yazk, kaamayz!..' dedim.

Arkadam evvela gld ve delie kendisi girdi. Fakat biraz sonra o da geldi. Kar karya durduk, artk gzlerimiz birbirimizi seiyordu.

'Bu akam geti, baka bir akam inallah!' dedim.

Fakat bu kadar yaklatktan, hatta serbestliin iine byle ban uzatp baktktan sonra insana geri dnmek pek zor gel iyor. Arkada ban sallad:

'Baka akam falan yok, bu akam gideriz!' dedi.

'Artk bu akam kalmad, bugn diye konu!'

'Peki, bugn gideriz!'

lknce ben de geri dnmeyi ister deildim, fakat bunun lazm olduunu ona anlatrken onu deil kendimi kandrdm. En sonunda szlerime o kadar inanm ve kendimi o kadar korkutmutum ki: 'Sen istersen git, ben kalrm, candarma kurunuyla geberecek halim yok!' diye bardm, hzla geriye dnp dkkana doru srnmeye baladm. O arkamdan bard:

'len gitme! Candarmann gzn avlar, daha ortalk adamakll aydnlanmadan otlarn arasna sine sine gideriz!' dedi.

Fakat benim yreim, kr olas bir korku, bir can korkusu ile yle yaman atmaya balamt ki, stm bam yrta yrta kendimi dkkana zor frlattm ve ta eski yerine kapatarak sabah ve koularn almasn bekledim.

O gn kuluk vakti i meydana kt. Gardiyanlar, candarmalar dkkana doluverdiler. Ben yar korkudan, yar aknlktan aptala dnmtm. Ta ektiler, delik meydana kt. Eilip baknca br bataki delik, bu sefer kocaman olarak grnyordu. Yol bombotu... Bir candarma mavzerini uzatarak iki sk att. Kurunlarn kar surlara vurduklar duyuldu. Hemen btn dkkanlar boalttlar. Duvarlar muayene edildi, bizim

arkadan kat delik iki yandan rdrld ve bir daha byle dkkan amak falan yasak edildi.

Ben ok dayak yemedim. Kendim kamadm iin hapishane mdr, karakol kumandan, hatta mddeiumumi halime acdlar. Fakat keke dayaktan ldrselerdi!..-

Kr sal mahpus bir mddet sustu. Yar kapal gzleri bir hayali kovalyor gibiydi. Ban bana evirmeden, kfrediyormu gibi keskin keskin:

-Ah... ne enayilik ettim!- dedi, -Ne enayilik ettim! Bir candarma kurunu on be seneden daha m kt sanki? Bir korku yznden genliimi yok ettim.-

-Halbuki o... kim bilir imdi nerelerdedir? Bir daha buralarda grnmedi. Herhalde uzak bir memlekette, kendisini tanmayanlar arasnda yerleti, akll uslu adam oldu... Belki oluk ocua da karmtr. stesem ben de onunla beraber olabilirdim. Fakat bir dakikalk korku... O kahrolas korku...-

enesinin adaleleri gerilmiti. Hayatmda kendisini bu kadar istihkar eden, kendisine bu kadar kzan insan grmedim; her gn st ste ylarak mthi bir kin halini alan bu nefret dudaklarndan karak bir tkrk halinde kendi korkaklnn yzne frlatlyordu.

Karda ameleler duvar iyice alaltmlard, ikimiz de ayaa kalkarak o tarafa yrdk. Tam bu srada grltyle birka tan yuvarland duyuldu.

Ameleler geri frladlar. Yanmdaki glmsemeye alarak: -O benim sylediim bolua geldiler galiba, duvarn tam orta yerindeki bolua... Ben o zamandan beri ok dndm, ama bunun ne diye yapldn bulamadm. Kim bilir, eski zamanlarda burada duvar iinde yollar, kaplar m vard?- dedi.

Ameleler bu sefer talarn dt delie yaklamlar, ieri doru bakyorlard. Birka ta daha ellerine alp bir kenara koyduktan sonra birdenbire, yzlerinde elle tutulabilecek bir dehet ifadesiyle, doruldular...

Etrafta bulunanlar ve bunlarn arasnda kr sal mahpusla ben, o tarafa yrdk; artk bir metreye kadar inmi olan duvara trmanarak delie yaklatk. Herkes halka olmu, ses karmadan, aa bakyordu. Bunlar aralayarak biz de sokulduk ve gzlerimizi oraya evirdik...

Elime birisinin yaptn, smsk tuttuunu ve sinirli sinirli titrediini hissettim.

Orada, binlerce seneden beri gne grmemi olan rutubetli talarn stnde bembeyaz bir insan iskeleti uzanyordu.

ou birbirinden ayrlm olan kemiklerin ayak ucunda bir ift eski kundura, yan banda mein bir torba vard.

Bam kaldrarak yanmdakine baktm. O hala elimi tutuyor ve sinirli sinirli skmakta devam ediyordu.

Yz sapsaryd ve bu yzde, henz lmden kurtulanlarda grlen akn bir hayata sarl vard...

Ayda Bir, 01.05.1936

...

Pazarc

Tekat olduktan sonra karsnn memleketi olan Ege Denizi kylarndaki bu kasabada ufak bir dkkan ap tuhafiyecilik yapmak istedi. Pek becerikli idi. Balkan Harbi'nde yaralandktan sonra da bir kere istifa ederek askerlikten ayrlm, skdar'da Uncular Soka'nda ufak bir ya ve sabun dkkan amt. O zaman ayda iini o kadar ilerletti ki, kar srada daha byk bir maaza tutarak oraya tand. Fakat seferberlik knca iler kart, tekrar askere istediler. Bir hastalk bahane ederek gitmemenin imkann bulmak zere idi; kars tutturdu, -lle beli kll zabit isterim, ben yac kars olaym diye sana varmadm!- dedi. O da sesini karmad. On sene, anakkale'den Afyonkarahisar'a kadar birok yerlerde, cephe gerisi hizmetinde

olsa bile, epeyce yprand. Bu sefer tekat olduu zaman salar adamakll beyazlanmt.

Elindeki birka yz lira ile at tuhafiyeci dkkan ilk zamanlar olduka iyi iliyor, yani kendisini, karsn ve iki ocuunu geindiriyordu. Mahalle arasnda ufak bir meydana bakan ve ad tuhafiyeci dkkan olmasna ramen iinde knadan gazyana, orap ipliinden defter ve kaleme kadar her ey bulunan bu bask yerin n, akamlar, topuklar anm takunyal ve salar otuz rgl kzlarla, elinde bir gaz iesiyle bekl eyen ve birbiriyle kavga eden yalnayak olan ocuklaryla dolard. Yzer paralk, beer kuruluk alverilerini ettikten sonra yollarda yarm saat elenerek evlerine giden bu ocuklarn akn bitince, dkkann nne iskemlesini atar, emeden dnen ve testiyi taktklar kollarnn mukabil tarafna 45 derecelik bir zaviye (a) ile meyleden biraz daha byk ocuklar ve camiye akam namazna giden ihtiyarlar seyrederdi. Bu mahallede oturan bir iki memur, geerken onunla birka laf atarlar ve o, dkkann kapayarak bunlarn en sonuncusuyla beraber evine yollanrd.

Fakat ocuklar yava yava bymeye balamlard ve bask tavanl dkkann kazanc onlar biraz g geindiriyordu. Mesela iki seneden beri kendi srtna bir elbise yaptramam, yzbalndan kalma niformalarn bozdurarak giymiti. Gene bozdurarak ilk mektebin son snfna giden oluna palto yaptrd kuruni pelerinini, bir zamanlar, aarmam salarnn

altnda ve dik omuzlarnda dalgalanr gibi kvrlan bu imdi hav dklm kuma, sska olunun srtnda grdke gzleri yaarr gibi oluyordu. Balkan Harbi'nden sonra ticarete atlan o eski ve becerikli adam bu deilmi gibi, vaziyeti bozulduka ekingen ve akn bir hal alyordu.

Nihayet kiray da veremeyerek dkkan kapatt. indekileri eve tad, sonra iki gaz sand alarak pazarcla balad.

Kasabaya birer saat uzaklkta iki ufak kasaback daha vard; birinde sal, birinde perembe gnleri pazar kurulurdu. Kendi kasabalarnn pazar da cumartesi idi. Haftann bu gnnde dkkandan kalan ufak tefek mallara, ube reislii yapt zamanlar yannda yazc olarak bulunmu olan ve burann byke tccarlarndan saylan bir genten veresiye ald eyleri de katarak bir kede ufak bir sergi ayor; heybelerini bir kenara brakan ve ekie ekie pazarlk eden kyl kadnlara hafif ve hala tatl sesiyle beendirmeye alarak, makara, sakz, dme, gelin teli satyordu. br kasabalara gitmek iin, yalnz o gnlere mahsus olarak kiralad bir eee, ierisine btn o orap kutularn, iplik ilelerini, kna torbalarn doldurduu iki gaz sandn ykler, gne domadan yola karak erkenden, pazar olan kasabaya varrd. Orada kendisine pek hrmet eden bir helvacdan genie bir kap kanad alarak kaldrma yatrr, kapnn darda bota kalan ksmn talarla besler, sonra onun zerine eit eit kutular aard. Kn yamur bastrp bunlar yar slak toplayarak bir dkkana snd,

yazn gs bar ak, ak salar ter iinde, yan banda bir katta duran kirazlardan azna birka tane atp serinlemeye alt olurdu.

Akama doru kyller -aksata-y (alverii) bitirip eeklerini ne katarak yola dzldkleri ve gne fersiz ve eri klaryla gzleri kamatrr olduu zaman, o, yar kapal gzlerle en tatl meguliyetine; hatralaryla oynamaya balard. O zaman ta mektep sralarndan, Harbiye'nin arka duvarndan atlayp kaarak Beyolu'nda apknlk etmekten balayan ve Anadolu ve Rumeli'nin kkl bykl birok ehirlerinde, kylerinde dopdolu geirilen bir hayat, gzlerinin nnde inanlmayacak kadar canl bir resmi geit yapard.

Halinden ikayeti olan ve bulunduu vaziyete asla alamayan btn insanlarda olduu gibi onun da muhayyilesi, kendisini bile artan bir mkemmellikle iliyordu. Kafasnn iinde, kah Arnavutluk'ta sarp bir kayann zerindeki kaleden bulank vadinin grn; kah Yalva'ta nianlanp sonra dedikodu yznden ayrld ve bu yzden uzun zaman ikiye vurduu tfeki ustasnn kz; kah stanbul'un o zamanki levantenlere mahsus elence yerlerinden birinde Rum kzlar ve kendisi gibi izinli arkadalarla geirdii bir alem; kah bir azgn yaz at; bir muharebe meydan; hulasa elli senelik mrnn her safhasndan, bazan pek ehemmiyetsiz, bazan hayatnn gidiini deitirmi bir para diriliyor, hem de dn olmu gibi canl, vuzuh iinde ve tesirli olarak yeniden yayordu.

Eeini nne katp, alveriin brakt on be yirmi liray cebine atarak sarp ve byk bir tabiatn btn gzelliini toplayan yollardan kendi kasabasna dnerken bile, bu hatralardan ayrlmazd. O kadar bugnden uzak, o kadar eski hayatnn iinde yayordu. Yan banda onunla beraber eeklerini nlerine katan ve harl harl alveri laf eden Alanyallar, nnde yrtk pabularn srye srye giden ve toplayabildikleri sadakalar torbalarna doldurup srtlarna vuran profesyonel dilenciler, dahaa birok kyller, nane yaclar, bir yayl araba ile geen manifaturaclar, ortal toza bulayan bir otomobille yoldakileri iki yana frlatan zeytinya fabrikatrleri ona, tanmad, yeryznde bulunduunu bile bilmedii bir memleketin adamlar gibi yabanc, uzak, sis iinde grnyorlard.

Bir gn, bir vaka onu bugnden alarak eski hayatnn ta ortasna; btn romantiklii ve acayiplii ile muhayyilesinin dnyasna gtrd. Bylece hayatnn son ve gzel hadisesini yaad, fakat bu, ayn zamanda onun her eyinin sonu oldu:

Gene byle grup halinde pazardan dnerlerken, dar bir boazda, fundalklarn arasndan silahl grnd. Etrafndakilerin iddetli korku nbetleri geirdiklerinin, telala kaacak yer aradklarnn farkna bile varmayan eski zabit, -Soyunun!diye baran bouka bir sesle kendine geldi. Derhal eli ceketinin i cebine gitti. Pazardaki alveriin brakt yirmi iki lira burada idi ve bu btn sermayesinin yarsndan fazlasyd.

Birka haftadan beri azlarda, kar meselesi yznden daa kan ve birka ky basan bir ekyann laf dolayordu; fakat bu sk zamanlarda onun byle yol kesecek kadar ileri gidecei, her eyden kukulanan Aksekili aktarlarn bile aklna gelmemiti. zerlerine dikilen silahlarn karsnda herkes sratle soyunuyor ve eit eit elbiseli adamlarn yerinde beyaz amarl ve titreen ekiller kalyordu. Ekyalardan biri uzakta ve silah elinde bekledi, teki ikisi yolcularn yanna gelerek yerdeki elbiseleri kartrdlar, btn paralar ve saatleri aldktan ve elbiselerden de kendilerine takm setikten sonra, bir keye birikmi bekleyen pazarclarn yanna giderek azlarnn iini, avularn muayene ettiler ve parmaklarndan gm yzkleri skp aldlar.

Akamn alacakaranlnda, aalarn yukardan doru gelen uultusuyla derenin aadan gelen arlts arasnda bu beyazlar yn ve onlarn arasnda, amarlarndan daha beyaz kalm kollar ve seyrek beyaz salaryla eski zabit hi de gln olmayan bir manzara idi. Dudaklarnn kenar ac ac bklmt, kah ekyalarn kartrdklar gaz sandklarnn altnda teye beriye dnen eee, kah gzleri patlayacakm gibi dar frlayan Alanyal manifaturacya bakyordu.

Ekyalar ilerini bitirdikten sonra bunlara stlerini giymelerini sylediler. Ondan sonra silahlarn dorultarak: -Hadi bakalm, mar!- diye bardlar. Herkes ar ar ve adeta ayaklar

gitmek istemeyerek yryordu. Geride durup bekleyen ekyann: ete bann nnden geerken hepsi korkudan nlerine bakyorlard. Kafilenin en sonunda giden eski zabit ban kaldrarak orada, yar adam boyu yksekliinde bir tan stnde silahna dayanm duran adama uzun uzun bakt, merakla bakt ve sonra gzlerini ileri evirerek yrmeye balad. Fakat ekya birdenbire bulunduu tatan atlayp onu kolundan yakalad, kendine evirerek, gitgide koyulaan akamn iinde hayretle batan aa szd. Sonra, elleri yanna ekilmi, gzleri hzn iinde: -Beni tanmadn m bey?- dedi.

O bakt, bu zayf, sinirli, krmzmtrak gzl yze dikkatle bakt, sonra omuzundan tutarak yava sesle: -Tandm, sen ey deil misin?- dedi ve onun ismini syledi. Bu karsndaki, kendisi bir zamanlar anakkale'de divanharp azas iken, askerden kaan, sonra bir gece yars kapya gelip: -Aman bey, beni kuruna dizdirme, ben teslim olacam!- diye yalvaran bu tarafl bir neferdi. O zaman divanharpte onu kurtarm, sonra da bir ay kadar yanna emirber almt. Namuslu bir ocuk olduu halde ok sinirli ve atakt. Ufak bir laf iin arkadalar ile boaz boaza girerdi. Bu yzden yannda fazla alkoyamayarak karargaha gndermi ve o zamandan beri bir daha adn bile duymamt.

teki hemen arkadalarn ararak eski zabiti onlara tantt, elini ptrd. Aldklar parasn geriye verdikten sonra, onun birka misli daha da para verdiler. Eski neferin: -Vah beyim, siz bu hallere mi geldiniz!- derken gzleri yaaryor gibiydi.

Kendisinden bahsederken: -Ne yapalm beyim, bir namus meselesi yznden bamza bu iler geldi. Eh, a da durulmuyor, Allah taksiratmz affetsin!- dedi. Zabiti en ok sarsan ey, eski neferinin tavrlar idi. Hibir zaman kendisine kar eski muamelesini deitirmiyor, elleri yannda, adeta bir i buyurmasn bekliyordu. teki iki kii de biraz geride ve elleri gbeklerinde bekliyorlard. Biraz daha konutuktan sonra: -Hadi beyim, ge kaldm, bizi gnlden karma duan bekleriz!- diyerek onu gnderdiler.

Eski zabit, ormann yukarsndan gelen uultusu ile derenin aadan gelen arlts arasnda, gzleri kar yardan doru kan ayn ilk klarnda, ar ar yryordu. erisi bu dereden ok daha byk birtakm nehirlerle dolup boalyor, kah glyor, kah gzleri yaaryordu.

Fakat kasabaya gelenler hemen meseleyi karakola haber vermilerdi. lerinden biri bunun geriye kalp ekyalarla uzun boylu grtn de saklanp seyretmi ve candarmalara bildirmiti. ehre girerken yakalayp ifadesini almaya gtrdler. zeri arand zaman kan paralar ve biraz perian gzleri, pheleri bsbtn arttrd. Ekyalarla szl olduu, onlara habercilik ettii iddiasyla tevkif edildi. Tahkikat ilerleyince meselenin meydana kaca muhakkakt; fakat buna vakit kalmadan o, tevkifinin yirminci gn, mrnn o belki en geni gnrt kovalayan bu dar gnlere tahamml edemeyerek hapishanede ld.

Varlk, 01.07.1935

...

Apartman

Siri damn zerinde, keskin bir koku datan ya tahtalara keseri vuruyor, bir taraftan da batya doru inmeye balayan gnei gzlyordu. Austosun sonuna yaklatklar iin mal sahibi atnn abuk rtlmesini istemiti. Yamurlar balar diye korkuyordu. Bunun iin sekiz kii iki gndr hep atda urayorlard.

leyin yle on dakika dinlenip biraz ekmekle yarm karpuz yemi, hemen ie balamt. Byle yksekte (apartman be katl idi) ve yar yatm, yar ayakta durarak ya tahtalara abanmak ve mtemadiyen bann st tarafmda keser sallamak insana sersemlik, hatta ba dnmesine benzer bir ey veriyordu.

Bir akam olsa, bir eve gitse, bir arka st yatsa ve kars ile kk kzna yle gsn kabarta kabarta bir barp arsa!..

Mal sahibi kar apartmanda oturuyordu (oras da kendi mal idi). Onun iin burada barmak deil, hzl bile konuamyorlard. Herif bazan pencereyi ap gbeini kenara dayayarak saatlerce bakt ve ara sra: -Orasn iyi kapat!- yahut: -Lakrdy brakalm!- diye emirler verdii iin iilere, o olmad

zaman da devam eden bir ekingenlik gelmiti. Sessiz sessiz alyorlard.

Birdenbire irkildi. Etrafna baknrken ilerideki sokak banda kk bir kfecinin iki kat olmu geldiini grd. i, safras kabarm gibi, allak bullak oldu. Eliyle yar ivilenmi tahtalardan birine yapt, aaya doru dikkatle bakmaya balad.

Kfeye ykletilen eyann altnda, ayaklar sokan bozuk talarna yapkm gibi admlar atarak ilerlemeye alan kk hamal kendi olu idi.

Bir gn i bulup on gn bulamad sralarda, onu, zaten sebebini anlamadan i olsun diye gnderdii mektepten alm, bir daha gndermemiti.

Bir kars ve bu olundan baka iki de kz ocuu vard. Ayn en ok on gnnde ald en ok altmar kurula bunlar doyuramyordu. Kk olan ufaktan almaya balamalyd.

Ucuzca bir eski kfe aldktan sonra onu pazarlara gnderdi ve ocuk gnne gre yirmi yirmi be kurua kadar kazanp getirmeye balad. Bydke belki be on kuru daha fazla da karabilirdi.

Fakat bu sefer fena yklemilerdi. Alnna gne vurduka terlerin parldadn o buradan grebiliyordu. ocuun yannda

giden uak klkl bir adam ara sra ona durup bir eyler sylyor, galiba: -Yrsene be!- filan diyordu.

Yaklatklar zaman kfenin iinde neler olduunu da semeye balad. Bir sr ielerin arasnda irili ufakl konserve kutular vard, renkli kat kuaklara sarlm teneke kutular. Ve sonra ieler, ksa, tknaz, f biiminde, huni biiminde, dar boazl, i gerdanl ve iinde beyaz, yeil, vine rengi ve kan rengi sular bulunan birok ieler. ocuk bu ar yklerin altnda yklacak gibi yryordu.

ocuun yannda yryen adam tand: Apartman sahibinin ua idi. Herhalde bu akam karda ziyafet olacakt. Bu ikiler, bu eit eit balk ve konserve kutular bunu gsteriyordu.

Kfeci ve uak kar apartmann kapsna geldiler. ocuk ufack elleriyle duvara tutunarak bir ayan merdivene att. Babas yukardan bu ayan pazlarnn nasl titreye titreye gerildiini grd. Fakat ocuk teki ayan bir trl kaldramyordu. Yk herhalde ok ar olacakt. Uak can sklm bir tavrla ve eli arkada seyrediyordu. ocuk bir hamle daha yaparak o basama ve ayn glkle teki basama kt, kapdan ieri girdi.

Babas yukarda adeta nefes bile almayarak bekliyordu. Ustaba damn br ucundan: -Hey... durma!- diye bard. Silkinerek, keseri bann zerindeki tahtalara vurmaya balad.

Fakat akl hep arkada, kar apartmanda idi. Ara sra gene durarak dinliyor, fakat kalbinin gmbrtsnden baka bir ey duymuyordu. Biraz sonra, keser seslerinin arasnda, kulana angrtya benzeyen bir ses geldi. Durdu, geriye ve aaya doru eilerek dinlemeye balad. Kar apartmann iinde kaln bir ses baryordu. Fakat sylenen szleri anlamak mmkn deildi. Ara sra ince bir vzldanma kulana gelir gibi oluyordu. Biraz sonra sesler kapya yaklat.

Yukardaki adam bsbtn eilerek bakmaya balad. Kapdan, nce olu kt. Hkra hkra alyor ve bir eliyle kfesini ipinden tutup srklyor, teki eliyle de sa dizini ovuturuyordu. Bu aya kan iindeydi.

Arkasndan uak grnd. ok kzgnd:

-Haydi bakalm, ek araban!- diye ocua bard.

ocuk bsbtn alamaya balad. Bu arada anlalmaz bir eyler sylyordu. teki hzla bard: -Defol ulan! Senin yznden ben de laf iittim! Tayamayacaktn da ne diye yklendin... -

ocuk yine bir eyler mrldand. Uak:

-Pamuk ykletecek deildik ya!..- dedi.

ocuk gzlerini silmeye balayarak:

-O kadar yerler dolatrdnz, param verin hi olmazsa!diye yalvard.

teki omuzlarn silkti:

-ki arap iesi krld, yz ellierden lira... Bir de para m istiyorsun?- diyerek apartmann kesindeki ufak kapdan ieri girdi. ocuk hala orada duruyor ve uuuf, uuuf... diye alyordu. Ayandan szan kanlar apartmann nndeki beyaz parkeleri krmzya boyamt.

Babas yukardan donmu gibi bakyor, bir ey syleyemiyordu. e karr ve ocuun kendi olu olduu anlalrsa mal sahibinin kendisini kovacan zannediyordu. yle ya, -ocuu niin alattnz?- yahut, -ocuun parasn verin!..- demeye kalksa derhal defedilirdi. inden ayrlp aaya da gidemezdi. Zaten bunlar bu anda hi dnmyordu. Yalnz aptal gzlerle aaya bakyor ve gsn paralayacakm gibi arpan kalbini tutuyordu.

Birdenbire kar pencere ald, apartman sahibinin evvela byk gbei, sonra krmz ba grnd. Dar uzanmaya alarak grler gibi bard:

-Hey!.. Zrlamasna pencerenin nnde!.. Defolup gitsene!..-

Uak hemen girdii kapdan frlad.

Kfesinin stne oturarak ve yaral dizine baka baka alayan ocuu omuzundan tutarak kaldrmak istedi.

ocuk baryordu:

-Grmyor musun be!.. Cam krklar dolmu iine... Uuuf... -

-Haydi git baka yerde ala!..-

-Be kuruumu verin!..-

Penceredeki adam hrsndan kpkrmz kesilerek bard:

-At u pii uradan be!..-

Uak, kfeciyi kolundan yakalayarak srklemeye balad. O, kfesini bir eliyle tutuyor ve hkra hkra alyordu. Kalkt yerde parkeler kpkrmz idi ve gne orasn donuk donuk parlatyordu.

atnn stndeki adam hi kmldamadan aaya bakyordu. Gzlerinin ii yanyor ve beyni karncalanyordu. Yakas boazna dar geliyormu gibi bir hisle elini boynuna gtrd.

ocuk gitmek istemiyordu. imdi para filan istediinden

deil, ayann acsndan olduu yerde kalyordu. Gzleri penceredeki adama ilien uak ocuu hzla itti; o, kfesiyle beraber yzkoyun yuvarland. Artk alad bile duyulmuyordu.

atdaki adam gzlerinin bsbtn karardn ve gne vurmu gibi beyninin iinde grltler olduunu hissetti. atnn kenarna dayanan ayaklar titriyordu. Yava yava dizlerinin gevemeye ve bklmeye baladn fark ederek elleriyle bann st tarafndaki tahtalara tutunmak istedi. Fakat parmaklar da gevemiti ve hibir eye skca yapamyordu. Vcudu ya tahtalarn stnde hafif bir gcrt kararak ar ar kayd. atnn kenarna kadar gelip orada bir an taklr gibi olduktan sonra, aaya, sokan ortasna, ii toprak dolu bir uval gibi bouk bir ses kararak dt.

ocuu kaldrmaya uraan uak onu brakarak beri tarafa kotu ve penceredeki adam bir eyden tiksiniyormu gibi yzn buruturduktan sonra, kanatlar hzla vurarak ieri ekildi.

Ayda Bir, Kasm 1935

...

Arabalar Be Kurua

Akam, caddelerin kalabalk zamannda, ke bana bir kadnla bir ocuk gelirdi. Siyah bir arafa brnen kadn elleriyle

arafn yzne kapatr, yalnz iki siyah gz, sokan yar aydnlnda, parltsz, nne bakard. ocuk yannda ayakta dururken o melir, kk bir uvaldan birtakm oyuncaklar karrd: Bunlar bir denein ucuna taklm bir ift tahta tekerlekti. Tekerleklerin zerinde, iki yuvarlak tahtann arasna ivilenmi drt ubuktan ibaret kameriye gibi bir ey duruyor ve tekerlekler yerde yrtlnce bu kameriye frl frl dnyordu.

Oyuncaklar kadnn nnde dizilince ocuk bir tanesini eline alyor, kaldrmda ileri geri gtrerek incecik sesiyle barmaya balyordu:

-Arabalar be kurua... Be kurua... Arabalar be kurua!..-

Ve sokaklar tenhalancaya kadar, belki drt saat, burada duruyorlard.

ocuk sekiz yanda vard, fakat ilk grte alt yandan fazla denilemezdi. Zayf ve minimini idi. Sonra, hi durmadan baran sesi kk bir kzn sesi gibi ince ve titrekti. -Be kurua!derken --lere basyor ve dudaklarnn arasndan onlar ezerek karyordu.

Kendisi de annesi gibi hep nne bakar ve ban kaldrmazd.

Bulunduklar kenin biraz tesinde parlak vitrinli bir tuhafiye maazas vard. Byk kristallerin arkasnda trl gz

alc renklerde boyunbalar, k tokal kemerler, yn kazaklar, eldivenler ve daha birok, insanlara lazm olan ve olmayan eyler, geenlerin yzne glyordu. Ana oul bunlarn nnden geerken, getikten sonra kelerine yerleirken, balarn hi evirmemeye gayret ederlerdi. Eer sokan amurlu kaldrmlarna akseden ve oray yer yer parlatan klar da olmasa belki byle bir maazann bulunduunu bile fark etmeyeceklerdi.

Halbuki gelip geenlerin ou, bilhassa ocuklar, bu parlak camekanlarn nnde durup, orada bir keye, ustaca bir karmakarklk iinde ylm oyuncaklara gzlerini dikiyorlar; sonra, mahzun bir tavrla yollarna koyulunca karlarna kveren tahta tekerlekli arabalara dudaklarn kvrarak ve adeta hayallerinde vitrinden kalan gzel ekilleri bozuyormu gibi canlar sklarak bakyorlard. Fakat kk satc onlarn bu isteksizliklerini fark etmez, nne bakarak ksa aralklarla barrd:

-Be kurua, arabalar be kurua...-

Bycek bir otomobil, maazann nnde durdu; iinden ssl ve imanca bir kadnla sekiz dokuz yalarnda, beyaz bereli ve tozluklu, yumuak lacivert paltolu bir ocuk indi. Beraberce maazaya girdiler.

Biraz sonra ocuk i vitrinleri seyrede ede dar kt, sokaa indi ve oyuncaklarn olduu keye bakmaya balad. Tam bu srada kk satcnn sesi iitildi.

-Arabalar be kurua!..-

Ban evirip bakt, sonra koarak o tarafa gitti, siyah arafl kadnn yanndaki ocuun elini tutarak:

-Aaa!- dedi, -Sen burada araba m satyorsun?-

Satc ban kaldrp bakt. Hemen yz gld, o da -Aaadedi ve ilave etti: -Annem yalnz gelemiyor, sonra baramyor da... Onun iin ben de geliyorum!..-

Beyaz tozluklu ocuk, yn eldivenli ellerini paltosunun cebine sokarak kk bir kesekad kard, iinden bir badem ezmesi alp azna att, bir tane de arkadana verdi. Azn iirerek sordu:

-Derslere ne zaman alyorsun?-

-Mektepten knca... ki saat filan alyorum, dersleri yapyorum. Ondan sonra buraya geliyoruz. Hem gece zaten alamam ki. Gaz masraf ok oluyor.-

-Bizim retmeni grdn mi? imdi buradan geti!.. -

-O benim araba sattm biliyor!-

Ve ileride birka ocukla bir kadnn geldiini grnce szn keserek bard:

-Arabalar be kurua!..-

kisi de el ele tutumulard. arafl kadn hazin gzlerle bunlar szyordu. Beyaz tozluklu ocuk hesap vazifesini yapp yapmadn sordu:

-Ben demin evde uratm, yapamadm, gece beybabama soracam!- dedi. teki:

-Nesini soracaksn, ok kolay...- dedi ve anlatt.

Adamakll lakrdya dalmlard. Hatta kk satc artk -arabalar be kurua- diye barmay bile unutmutu.

teki, arkadann kolunu sarst ve: -Hit!- dedi, -Benim yanmdaki ocuun az kokuyor, ben syleyeceim de senin yannda oturacam... Hem daha iyi alrz!.. -

-Benim yanmdaki kalkmaz ki; hem ben syleyemem. Mahalle komumuzdur... O da bizim gibi fkaradr...-

Szne devam etmedi. -Onu kaldrd da yerine zengin ocuu oturttu derler...- diyecekti, vazgeti.

Baka eylerden bahsetmeye baladlar.

Fakat tam bu srada beyaz bereli, yumuak lacivert paltolu, beyaz tozluklu ocuun annesi maazadan kt, iki tarafna baknd. Ellerinde paket vard. ofr koarak onlar ald ve kendi yanna yerletirdi. Kadn keye doru baknca ocuunu grd ve ald eylerin keyfi ile glmseyen yz birdenbire sertleti. Hzl admlarla o tarafa yrd. ocuk, annesinin byle hiddetle kendisine doru geldiini grnce hemen susmu, akn, fakat glmseyen bir bakla gzlerini ona dikmiti. Bir an hepsi birden kmldamadan durdular.

Kk satcnn annesi ban kaldrm, yuvarlanr gibi gelen bu krk mantolu ve ylan derisi iskarpinli kadna bakyordu.

Kadn yaklanca, hala akn akn glmseyen olunu bileinden yakalad:

-Bu ne hal?- diye bard. -Kimlerle konuuyorsun?-

Ve teki elindeki emsiyeyi, elini hala unutarak arkadann avucunda brakan kk satcnn omuzuna vurdu. Sonra haykrd:

-Pis, baksana, senin konuabilecein insan m bu?-

ocuklarn kollar birbirinden ayrlp aa sallanverdi. Siyah

arafl kadn duvarn dibine bzlmt ve kk satcnn gzleri kolunun acsndan yala dolmutu.

Arkadann gzndeki yalar gren ocuk, henz birok eyleri renmedii iin, ruhundan fkran bir isyanla:

-Anneciim-, dedi, -o benim mektep arkadam!-

Kadn, yz kpkrmz kesilerek, olunun szn kesti:

-Ben yarn mektebinize de telefon edeceim. Seni kendi seviyende olmayanlarla temas ettirmeyi gsteririm!.. -

Olunu kolundan ekti. Geride kalan kk satc ile anasna, yerin dibine geirmek ister gibi tahkir edici ve ezici baklar atarak yrmeye balad. Olu hala dnp geri bakyor ve yal gzlerini baka taraflara eviren arkadan grnce kendinin de gzleri yaaryordu.

Kk satc, o titrek ve ince sesiyle baryordu:

-Be kurua... Arabalar be kurua!..-

Ayda Bir, ubat 1936

...

Fikir Arkada

Gel, urada birka tane atalm!.. Canm efendim, yarm saat oturmakla evde sopa yemezsin. Evli deiliz ama, byle eylerden anlarz. Burada enfes meze veriyorlar; hem de ucuz. Bu kadar grmlmz var, bir rakmz i bari...

Yavrum... Hey, garson!.. Getir bakalm bir eyler!..

Otur iki gzm. Seninle ahbaplmz o kadar eski deil ama, nedense pek sevindim. Ben arkada canlsym. Bilhassa fikir arkada olabilecek insanlara baylrm. Deil mi kardeim, u memlekette be on entelekteliz, birbirimizi tanyp tutmazsak halimiz ne olur? -imdi menfaat dnyas, hasbi (karlksz) arkadalk yok!..- diyorlar ama, ben bu fikirde deilim. Biz adi halk gibi dnebilir miyiz hi? Ne tahsilimiz, ne karakterimiz, ne de fikirlerimiz buna msait deildir. Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi baa, insanlar birbirine yaklatran bir hisse inanyorum. Dn, dnyada birbirini severek, birbirine yakn olmak hisleri de olmasa yaamann manas kalr m? Bizi ktlenin fevkine ykselten yalnz bunlardr. Fakat biz entelekteller arasnda da muayyen birtakm fikir balar yok, herkes kendi havasnda ve menfaat peinde... Onun iin candan bir arkada bulunca drt elle sarlyorum. Buras ufak yer. nsan boulacak, her mnevverin hayat hakknda, insanlar hakknda birok dnceleri, ne diyeyim, kendine gre felsefesi var. Bunu anlayacak, mukabil fikirlerini dinletecek bir dosta

hepimiz muhtacz. Dedim ya, yok... yok... Bizim dairede on kii kadar varz... Hep mnevver, tahsilleri yerinde, zeki adamlar; fakat hibirisi ile kafa dengi olamyorum. Halbuki yle candan, karde gibi bir arkadala dnyalar feda... Koca dairede bir bizim u olan vard. Hani canm, bana bir felaket geldi... te o... Galiba avukatln da sen almsn... ok insan ocuktu dorusu, prlanta gibi bir kalbi vard. Samimi arkada diye bir onu tandm. Ne yaparsn? nsanlar byle ite... Bir iftira, haydi kodese... Hani hi kabahati de yok deildi, enesini tutmaz, ileri geri sylenirdi. Ka kere dedim: Olum, devir o devir deil, dnyay sen mi slah edeceksin? Al buuk kuru maan, otur bir kede... Deil mi efendim? Biz de fikir sahibiyiz... Ben kendi nefsime ondan ok daha ileriyim... Evet, bu dnya byle yrmez, fakat her eyin sras var... Bak, ben azm ayor muyum? nsan karda yryp izini belli etmemeli... Fakat cahil ocuk, dinlemezdi ki... Hep burnunun dorusuna giderdi. Sanki tek bana dnyann mihverini (eksen) deitirecek...

Olum, garson!.. Bize birer rak daha getir bakalm!..

Okur okur, kitaplarda yazlan eyleri hakikat zannederek kafasna yerletirirdi. Hayata bakmal, hayata; kitaplarda bir ey yok... Kim bilir, belki biz de evimizde okuyoruz... Fakat hayat bsbtn baka... Etraf ve zaman kollamal... Vakti geldii zaman ben ondan daha fedakarca ortaya atlrm... Kafamdaki bir fikir uruna kanm son damlasna kadar aktmazsam namerdim. Ama dedim ya, zaman var.

Ah, ah... Yakt kendisini olan, yakt... Buras ufak yer... Her ey hemen bytlr... Sessiz sedasz bir keye ekilip yaamak lazm. Halbuki o nne gelene atard. Memleket byklerinin hepsini darltt. En sonra da, o mahut heriflerle tututu. O zaman kendisini ardm: Yavrum, dedim, bunlarda din, iman yoktur, insana en sonra yaplaca en nce yaparlar... Fakat dinletemedim. brleri iki yalanc ahit bulunca bastlar iftiray... Olan da girdi ieri...

nanmazsn, o gn akama kadar deli gibi drt yana dolatm. Aklma geldike gzlerim yaaryordu. Evet, aladm! stersen inanma kardeim; dedim ya, ben arkada canlsym; hele byle sevdiim birisi iin canm feda... Hilafsz sylyorum, cierim kopmu gibi oldum. Ne paras var, ne kimsesi var... Anas, kardeleri onun eline bakyorlar. Felaket, hem de ne felaket... Kendi param yok ki vereyim... Olsa, dedim ya, canm feda... Fakat malum... Biz maa ehliyiz... Sonra kimseye gidip bir ey de syleyemezsin... Crm fena... nsan hemen lekeleyiverirler. Alemin on parmanda on kara... Hapishaneye de gidip gremedim. Biliyor musun? Yz souktur u menhus yerin... Fakat elimden gelen her eyi bu ocuk iin yapmak isterim... Dedim ya, arkada iin canm feda...

Seni avukat tuttuunu duyunca ok memnun oldum: nk nazik mesele... Her avukatn becerebilecei i deil... Gen olmak, ateli olmak, davann ruhunu duymak lazm. Hakikaten

yanlmamm... lk celsede yaptn mdafaay anlattlar (ey, ben o gn biraz rahatszdm da kendim mahkemeye gelememitim, arkadalardan tafsilatn dinledim), yaman bir mdafaa yapmsn... Hani neredeyse birka celsede olan kurtaracaksn...

Garson... Gel bakalm, u mezeleri deitir...

kardeim i!.. Vallahi unu kederden iiyorum. Yreim nasl yanyor bilsen... On sene arasam byle kafa dengi bir arkada bulamazdm. Onu da talih elimden ald. Dnyorum da, biz burada kafay ekerken o, ta odalarda kim bilir ne yapyor?.. Hey gidi dnya!..

Ama biliyor musun?.. Bu belki onun iin bir derstir. Bir mddet yatsa hi de fena olmayacak... Ona byle bir sille lazmd, deil mi? Ha?!.. Ne dersin? Gitgide aztyordu. Maazallah tuttuu yol ipe kadar varabilirdi. Gene hafif atlatt... Yatsa yatsa bir iki sene yatar, bu da ona lazm... stikbali, hayat, mrnn skuneti namna lazm... Mefkuremiz namna lazm... Anladn m, mefkuremiz namna lazm... ki gzm kardeim, sen de onu seviyorsan mdafaa etme... Ona iyilik etmek istiyorsan brak biraz burnu srtsn...

Mussolini ne demi? Adam olmak iin u kadar sene hapis yatmak gerek, demi; deil mi? Yaman herif u Musolini vesselam... Cemiyetin bu feci halinde bir entelektel iin hapis yatmak elzem. Olgunlamak, hayat anlamak iin baka are yok.

Bizimki de belki bu sayede biraz kitaplardan ban kaldrr da etrafn grr, kr krne atlganlktan vazgeer.

Dedim ya, onu seviyorsan mdafaan gevek tut. Her eyin altn o kadar kurcalama... Mahkemede pek ateli olduunu duyunca hem memnun oldum, hem de olann hesabna zldm. Seni buraya arm da bunu grmek iindi. Zaten kendisi sinirlidir, ileri geri laflaryla nasl olsa hakimleri kzdracak, ii bsbtn berbat edecek, cezay da yiyecek... Hah... Hah... Bir senecik yatar... Ne diye ban sallyorsun?.. Avukatlk creti alacaksan, vicdanszlk m olur diyorsun?.. Bu ona fenalk deil ki, dorudan doruya iyilik... stersen bu paray alma! Bir arkada iin fedakarlk et de alma... Hem ka lira verecekti? Yirmi be lira deil mi? Ben otuz lira veririm; sen yalnz onu mahkum ettir!.. Gryorsun ya, ben onun iyilii iin hibir fedakarlktan kanmyorum. Yalnz bu kadar m? Byle candan bir dosttan, byle bir fikir arkadandan mahrum olmaya da katlanacam...

Ne? Otuz liray nereden mi bulacakmm?.. ey, bizim olan hapse girince yeri ak kald tabii... lerine vekaleten ben bakyorum. Bu aydan itibaren maama ilave olarak krk lira kadar da cret alacam...

Garson!.. Birer rak daha!..

Ayda Bir, Aralk 1935

...

Dman

Gece, hafif yamur iseliyordu.

Asfalt yolda yrrken yeni rugan iskarpinleri nemli nemli parlyor ve siyah, izgili pantolonu bunlarn zerine tatl bir akla dklyordu. Paltosunun geni yakasn kaldrm, kaln eldivenli ellerini arkasna balamt.

Dalgn dalgn yryor ve bo gzlerle ayaklarna, slak asfalttan biraz yukarya doru kalkp sonra kolayca ileri uzanan ve yine slak asfalta dokunan iskarpinlerine bakyordu. -Hayat bu rugan iskarpinlere ne kadar benziyor!- dedi, -Tpk bunlar gibi biz de gnler getike anmaya, bir tarafa kayklmaya, irkinlemeye ve nihayet ie yaramamaya balayacaz...-

Sonra bu dnceleri istedii kadar ince ve zekice bulmad iin dudaklarn bkt. Biraz evvel bir arkadann evinde oynad pokeri aklna getirdi. Otuz lira kazanmt.

-Yanma o kar oturmasayd daha ok kazanabilirdim!- diye sylendi, -Kadn hem kocasnn parasna gvenerek cesur oynuyor, hem de eilip katlarma bakyordu.-

Ar, fakat tatl bir pudra, esans ve sa kokusu burnuna gelir gibi oldu, yutkundu.

Hayat ne gzel fakat ne can skc eydi!.. Gndz daire... Hafif bir i, bol para... Akamzerleri gzel bir yemek, bazan sinema... ay... Poker... Sonra uyku... Bunlarn hepsi gzeldi, fakat btn gn dolduran bu elendirici ilerin iinde insan bir boluk hissi duymaktan kurtulamyordu. Bir ey eksik gibiydi, btn mrnce ilemeyen bir yeri varm gibiydi.

imdi evine dnerken gene bu boluun farkna vard. Gnn gzel geirdiini, hatta otuz lira da kazandn dnyor ve iinde gene doyurulmam bir yer kalmasna ayordu. -Belki bu hayat, sk sk uykusuzluk sinirleri bozuyor!- dedi.

Evinin nne gelmiti. Aralk duran bahe kapsn ayayla itti. ki taraf iekli akl yolda yrmeye balad. Geceleri eve hep arka taraftaki kk kapdan girerdi. Salona ve n kapya yakn bir yerde yatan hizmetiyi uyandrmak istemedii ve yatak odas bu kapya daha yakn olduu iin farkna varmadan kendini buna altrmt.

Ba yukarda yryordu. Kapya yaklanca elini cebine gtrp anahtar kard ve ileriye bakt.

iddetle rkerek olduu yerde kald: Bir karalt kapnn hafif girintisine bzlm, kmldamadan duruyordu.

Elini cebine gtrd. Tabancasn almamt. Karalt birdenbire kmldad.

Gen adam barmak ve kamak ister gibi bir tavr ald, fakat karalt parman azna gtrerek yavaa -Suss!- dedi.

Bunu o kadar tabii, o kadar emirden uzak, fakat hakim bir sesle syledi ki, teki, elinde olmayarak durdu ve merakla o tarafa bakt.

Karalt yaklat:

-urada biraz uyumu kalmm. Bir fenalk iin geldim sanmaynz... Yatacak yerim yok!- dedi.

O zaman ev sahibi yabancy dikkatle szd ve hayret etti: Bu, ne bir dilenciye, ne de bir serseriye benziyordu. Kl olduka dzgn, boyunbal, adeta efendi soyundan bir eydi.

Lakayt grnmeye alarak yabancnn yanndan geti ve elindeki anahtar kapya soktu.

Sonra birdenbire korkarak durdu. Bu herife pek abuk inandn dnd ve bir an, kafasna bir ey inmesini bekledi.

teki, ayaklarn srkleyerek birka adm gitmi, sonra

durup yzn tekrar gen adama dnmt:

-Bu gece bahenin bir kesinde yatmama msaade etmeyecek misiniz?-

Bunu syleyerek ufak bir leylak aacnn altna doru bir adm att.

Evin sahibi geriye dnerek yabancya bakt. Yzn dallar ve yapraklar glgeledii iin pek gremiyordu. Yalnz sesi o kadar emniyet verici idi ki, btn korkularn ve tereddtlerini silip gtryordu.

Kafasnda bir k parlayp sner gibi oldu. Bu sesin emniyet vericiliinin bir tanklktan geldiini zannetti. imdi bu sesin dimandaki akisleri ona bir ahbabn sesi gibi geliyordu.

Birka adm daha ilerledi. Yamur durmu, bulutlar birbirlerini kovalamaya balamt. Gece yarsndan sonra kan yarm bir ay dallarin arasndan geerek yabancnn yzn yer yer aydnlatyordu.

-Msaade etmiyorsanz gideyim!- dedi ve etrafna baknd.

Fakat gen adam onun ne sylediini anlamad. Dallarn arasndan geen k yabancnn azn ve enesini aydnlatmt. Bu dileri, sz sylerken iki kenar aa doru ekilen bu dudaklar tanr gibi oldu.

Eilip karsndakinin yzne bakmak istedi, o geri ekildi.

O zaman sordu:

-Siz ey deil misiniz?..-

teki, elini azna gtrd:

-Sus... Oyum!.. Ben seni grr grmez tandm. Fakat beni hatrlayacan sanmamtm...-

Ev sahibi karsndakini bileinden tuttu, kendine doru, ay nn altna ekti.

-Pek az deimisin- dedi... Sonra ilave etti: -Hayr... ok deimisin... Geri yznn hatlar deimemi gibi ve azn, burnun hep ayn... Hele azn... Fakat nasl syleyeyim, ihtiyarlam gibisin; ama bu ihtiyarlk da deil, benden daha gen duruyorsun... Hulasa bir baka trl olmusun. Yznn d deil, ii deimi gibi. Aman canm... Anlatamadm ite... -

teki hafif bir glle dinliyordu. Sadece:

-Sen de biraz deimisin!..- dedi.

Kapya yaklamlard; ev sahibi yanndakine dnd:

-Dars serin deil mi? eri girelim!-

teki bsbtn gld ve mrldand:

-Beni evinin iine sokmak tehlikelidir!-

Gen adam birdenbire durdu. lk pheleri tekrar kafasna gelmiti. Onun bu duraklaynn farkna varan arkada:

-Yok canm- dedi, -evini filan soymam. Fakat polis tarafndan aranyorum...-

Ev sahibi arkadana dikkatle bakt. Sonra glerek:

-Kim bilir ne iler kartrdn!.. Gel bakalm!.. - dedi.

Karanlk koridordan getiler, bir merdiven ktlar ve bir salona girdiler.

Ev sahibi elektrii at.

Misafir dudaklarnda hep o hafif glmseme ile etrafna bakmaya balad:

Olduka iyi denmi, bilhassa fazla ssten kalm olan oda biraz danka idi. Sahibinin bekar olduunu, yazhaneye

benzer bir masann stndeki perian katlar gsteriyor ve hizmetinin bu oda ile megul olmaktan menedildii anlalyordu. Yerde kk bir hal, alak sigara iskemleleri, rahat iki koltuk ve kede bir sedir vard. Pencereleri krem renginde tl perdeler kapatyordu.

Ev sahibi:

-On iki sene oluyor, deil mi?- dedi.

-Evet; mektepten ktmzdan beri grmedik!-

-Ne yaptn da seni polis aryor? Ben bir zamanlar tehlikeli fikirlere saplandn ve iinden karldn duymutum!-

-Tahmin edebilecein eyler!-

-Dnyay deitireceini mi sanyorsun?-

-Siz dnyann deimez olduuna inanmaya mecbursunuz!-

Bir mddet sustular. Her biri birer koltua oturdu ve ev sahibi sa tarafndaki radyoyu kartrmaya balad. Biraz sonra uzaklardan gelir gibi hafif bir mzik duyuldu.

kisi de ses karmadan dinlemeye koyuldular. Bir operann son ksmlar alnyordu. Grltl aletlerin derinden gelen

sesleri yavalaynca kavala benzer tatl nameler iitiliyor ve her ikisinin de yzlerinde yumuak, lk bir hava dolar gibi oluyordu.

Misafir gzlerini yerdeki halya dikmiti. Yznde yine bir glmseme vard, fakat bu seferki gl, biraz evvel dudaklarnn kenarna yerleip, sahibinin etrafna bir duvar ekilmi gibi, yaklamak isteyenleri uzaklatran bir gl deildi. Bir ocuun tebessm kadar iten ve yaklatrc idi.

Ban yavaa kaldrd. Arkadana dnd:

-Ne gzel deil mi?- dedi, sonra ilave etti: -Drt senedir mzik dinlemedim!-

-Neden?-

-Frsat dmedi.-

Radyodan uzun ve srekli alklar geldi. Arkasndan Almanca szler balad ve ev sahibi elini uzatarak dmeyi evirdi.

Oday birdenbire bir sessizlik kaplad.

kisi de birbirlerinin yzne baktlar ve gltler. lerinde bir saniye iin on iki sene evvelde yayorlarm hissi uyand. Baklar o kadar arkadaa idi.

Ev sahibi kalkt, tekinin yanna geldi, elini omuzuna koyarak:

-Anlat!- dedi.

-Sen anlat!-

-Gryorsun... Normal yollarda yrdm ve eh, bir para bir eyler oldum!-

-Normal yollarda yrdne bu kadar emin misin?

-Neden?.. altm, faydal oldum ve ilerledim!-

-Yryn bilmem... Normal olabilir... Fakat zerinde yrdn yola bu kadar inanyor musun? Hele faydal olduuna... -

Cevap vermedi, teki tekrar sordu:

-Ne demek istediimi anlyorsun, deil mi?-

-Biraz!-

-Yaptn ve faydal olduunu sylediin eyleri, sana gelinceye kadar geirdikleri merhalelerde ve senden sonra aldklar yollarda takip ettin mi? Kimlere ve ne kadar faydal olduuna baktn m?-

Ev sahibi zntl bir tavrla elini sallad ve glmeye alarak:

-Brak u derin laflar canm!- dedi.

O zaman misafir de ayaa kalkt:

-Hi derin laflar deil- dedi, -Bir kere grebildikten sonra o kadar ak ve elle tutulur eyler ki... Fakat doru, brakalm... nk insann kafas bir kere bunlar dnmeye balarsa bu rahat koltuklarda bu kadar rahat oturmak mmkn olmaz sanyorum. -

-Seni byle dncelere gtren sakn bu rahat koltuklara eriemediinin kzgnl olmasn...-

Bu szler zerine arkadann yz birdenbire deiti. Dudaklarnn ucundaki yumuak glmsemenin yerine ac ve yukardan bakan bir srtma geldi:

-Kafama dnmeyi, gzlerime grmeyi yasak edebilsem, senin ktn zannettiin yere varmann bana g gelmeyeceini bilirsin...-

-Bilmem... Mektepte en ilerimizdin!-

-imdi?..-

-imdi en ayrmz!..-

Bu laf rastgele sylemiti. Fakat syledikten sonra azndan kann nasl plak bir hakikat olduunu anlad. Karsndaki ile eski arkada arasnda hibir mnasebet yoktu. Eski uysal, laf sylemekten utanan, itirak etmedii fikirleri bile itiraz etmeden dikkatle dinleyen alkan ve drst ocuun yerinde, inattan ve sabit fikirlerden yaplm gibi trmalayc bir adam vard. Eskiden hep yumuak ve tatl bakan ve insana yanna sokulmak hissini veren bol kirpikli siyah gzleri imdi vakit vakit donuk bir parlt ile karsndakine evriliyor ve onu tepesinden basarak kltr gibi oluyordu. Bu baklarn altnda ezilerek ban baka taraflara evirdi. Sonra misafirinin yzne bakmaya alarak:

-Yorgunsun, sana yatacak yer gstereyim!..- dedi.

-Demek beni evinde yatrmaya cesaret edeceksin!-

-Niin bana hakaret etmek istiyorsun?-

Cevap vermedi, yavaa ayaa kalkt.

Baka bir ey konumadan salondan karak merdiveni indiler, biraz evvel girdikleri kapnn yanndaki oday aan ev sahibi:

-Burada yat... Benim odamdr. Ben yukarda sedire uzanrm!- dedi.

Misafir ses karmadan ieri girdi.

-Rahat uykular...- diyerek eline kapya gtrrken durdu, arkadana dnd:

-Gel seni bir kere kucaklayaym. Belki bir daha gremeyiz!.. - dedi.

-Neden? Yarn burada deil misin?-

-Ben erkenden kalkar ve usulca giderim. Evinde kaldmn duyulmas iyi olmaz. Gel, seni peyim, bilirsin ki eskiden seni ok severdim...-

teki -imdi?..- diye sormak cesaretini kendinde bulamad.

Birbirlerini kucakladlar. ptler. kisinin de gzleri yaarmt. Misafir tekrar:

-Rahat uykular!- dedi.

-Rahat uykular!-

Kap yavaa kapand.

Ar ar merdiven basamaklarn karken, iinde, bir azas yerini deitirmi, bir yeri boalm yahut bir yerine fazla bir

ey dolmu gibi hisler duydu.

-Syledii eylerde bir hakikat bulunabilir mi ki?.. - diye dnd. -Zannetmem... Btn dnya budala m?.. nsan acayip mahluk... Kafas bir kere bir eye saplanverince en akllsndan byle bir mecnun douyor!..-

Tekrar salona girince radyoyu kartrd. Birka ngiliz istasyonu, senelerden beri nevileri deimeyen dans havalar alyordu. Dmeyi saa sola evirdi; Leningrad'n verdii bir ngilizce konferanstan baka bir ey bulamad. Masasnn bana geip oturdu.

Bir trl uykusu gelmiyordu. Dar kp bir dolaptan bir battaniye getirdi. Sedirin zerine brakt. Uzun ve yorucu bir mkalemeden (konumadan) km gibi kafas yorgun ve dankt. Halbuki bir ey de konumu saylmazlard.

Arkadann tepeden bakan gl ve sz sylerken: -Bu en ak hakikatleri de bana ne diye syletirsin sanki?..- demek isteyen kendinden emin ve isteksiz tavr gznn nnden gitmiyordu.

Ona kzar gibi oldu. Ruhunun durgun suyuna att bir tala onu byle rahatsz eden, iyi kurulmu bir makine gibi senelerden beri hi aksamadan muayyen birka forml iinde ileyen maneviyatn birden sarsan bu kstah eski dostun buna hi hakk olmadn dnd.

-Gidip onu kaldraym ve mnakaa edeyim!..- dedi.

Aa indii zaman arkadann uykuya dalm olduunu grd. Elektrii yakt halde uyanmamt. Yz kendisini hayrete drd: Bu ehre, sanki demin yukarda ona kar buzlanveren gergin, sinirli yz deildi. Burada, kendi yatanda, ocuk glmsemeleri ile ml ml bir delikanl uyuyordu. Bu uyuyann polisten kaan bir sergzeti, cemiyete di bileyen bir adam olmasna imkan var myd? u anda muhakkak ki ak ryalar gryordu.

Onu uyandrmaya kyamad. Tekrar odasna dnd. Sonra dnd ki, birka mphem manal ve keskin cmleden baka aralarnda bir ey konuulmu deildi. Kendisi zihninde bu mkalemeleri devam ettirmi ve bir kmaza girmiti. Fakat bunu dnnce titredi. Demek ki aada uyuyann dedii doruydu: Farknda olmadan bile biraz dnnce insann rahat kaacakt.

Masann zerindeki gazeteleri kartrmaya balad ve nc sayfada gz bir yere iliti, dikkatle okudu:

Arkadann ismi geiyor ve polis tarafndan iddetle arand, fakat artk yakalanaca, nk zabtann iz zerinde bulunduu yazlyordu.

Birka satrla da, imdiye kadar yapt crmlerden bahsediliyor; bu adamn iyi bir tahsil grm olmasna ve bir zamanlar memlekete faydal olaca mitlerini vermesine ramen bugn sosyal nizam iin bir tehlike haline geldii ve cemiyetin sarih bir dman olduu anlatlyordu.

Uzun zaman bu satrlara bakt. Sonra ar ar mrldand: -Dman!-

O zaman gznn nne geldi ki, arkada ona hakikaten bir dmandan baka bir gzle bakmamtr.

Yz uzaklatrc bir hava ile sarlan ve eski gnleri hatrlaynca yumuar gibi olsa bile, bugne dner dnmez bir kale gibi kapanveren ve ancak hcum iin alan bu adam bir -dman-d...

-Bir gn o ve onun gibiler hakim olursa...- dedi ve rperdi. O zaman onunla kar karya gelmeyi dnmekten bile korkuyordu.

Sonra, aada; polisten kaan ve kendi evine snan bir zavallnn kendisini bu kadar korkuttuuna kzd.

-Aptal!- dedi, -Kuvvetin kendilerinde olmadn bilmiyor!.. -

Evet, kuvvet kendisinde idi ve btn bir devlet, polisleri, candarmalar, mahkemeleri, hatta bankalar, mektepleri ve gazeteleri ile kendisini koruyordu.

Bir an iinde btn bu messeselerle olan yaknl ve arkadann kendisinden hzla uzaklap sisler, karanlklar iinde kaybolduunu hissetti.

Kendisine daha ok emniyet vermek iin pencereye gidip sokaa bakt. Ta ilerideki kede bir polis dolayordu. Hemen pencereyi ap onu armak istedi; nk aadaki orada kaldka burada rahat uyuyamayacakt. Fakat barsa sesinin onu uyandrabileceini dnd ve geri dnd. Gazeteyi tekrar kartrd. Demin bulduu yeri bir daha okudu ve sylendi:

-Polis izi zerinde imi... Ya benim evimde bulunursa?.. -

O zaman gznn nnden karakollar, hapishaneler, mahkemeler geiverdi. Etrafna baknd... Bu scak odadan, bu alt eyalardan ayrlmay dnd ve bunun korkusuyla btn etrafndaki eylere adeta yapt.

Hayr, daha fazla duramazd. Bir eli yavaa telefona gitti; br eliyle de rehberi kartrp numaray bulduktan sonra telefonu at.

Karsna gelen nbeti komisere meseleyi anlatp telefonu kapaynca bir ryadan uyanr gibi oldu. Elleriyle ban tutarak odada dolamaya balad.

Birok fikirler birbirini kovalayp bann iinden geiyorlard. Kah: -En byk alakl yaptn, evine snan birini ele verdin!- diyor, kah: -Bir dman elimle saklamak beni koruyan kuvvetlere hyanet etmektedir...- diye dnyordu.

Dakikalar getike bsbtn yerinde duramaz oldu. Demin onun kendisini nasl kardee, nasl iten ve nasl inanarak pt aklna geldi: Yanaklar tututu. Nihayet daha fazla dayanamad, aa inerek onu kaldrmaya, -Ka, geliyorlar!- demeye karar verdi.

Merdivenleri hzla atlayarak alt kata vard. Arkadann yatt odann kapsn at: -Kalk!- diye baracakt, sesi boaznda kald.

Bir anda zihninden geen bir dnce onu durdurdu:

imdi bir ocuk gibi uyuyan bu adam, dorulur dorulmaz ii anlayacak, o insan ezen glyle, o elik gibi parlayan gzleriyle kendisine bakacak ve bu onun karsnda klecek, klecek, kaybolacakt.

Bu manzaray gzlerinin nne getirince rperdi. zerinde arkadann korkusuz, alayc, kendine gvenen bak dolayormu gibi silkindi. Onun karsnda bu perian halde grnmek, onu btn szlerinde tasdik etmekten baka bir ey deildi.

Dakikalar geiyordu.

ki birbirine zt his arasnda ne yapacan aran gen adam kapda durmu, yatan stne elbiseleri ile uzanarak kaygusuz bir serseri uykusuna dalan arkadana bakyor, ara sra onu uyandrmak iin bir adm atar gibi olduu halde, uyannca onun nasl bu g vaziyette bile derhal kuvvetli olacan ve kendisinin, btn byk yardmclarna ramen nasl klp zayf kalacan dnerek duruyor ve terliyordu.

Darda ayak sesleri duyar gibi oldu ve her eye ramen kararn verdi, birka adm ilerleyerek elini uykudakinin omuzuna koydu.

Tam bu anda sokak kapsna yavaa vuruldu. Hemen oraya koarak kapy at. Bunlar, ikisi sivil, ikisi resmi drt polisti.

Sessizce ieri girdiler.

Gen adam, girenlere, yar aralk duran oda kapsn gsterdikten sonra, acele admlarla, grlt karmadan merdivenlere doru yrd, koarak yukar kt.

Ayda Bir, Ocak 1936

...

Bir Skandal

Muallim olarak geldiim ehir Orta Anadolu'nun bozkrlarnda bir cilt yaras gibi intizamsz, kark ve kirli uzanyor, yaylyordu.

Stma benizli kerpi evlerden, yapraksz dallarn iri rmcek ayaklar gibi geren aalardan ve nasl dolap hareket ettiklerine hayrette kaldm, hayatla alakas olmayan insanlardan baka bu ehrin hususiyetleri yoktu.

ehre bir trl snamadm, nk snmak niyetinde deildim: imde gizli bir hiddetle buraya gelmitim, sebebi basit:

iddetle aktm ve bana ak olmay aklndan bile geirmeyen sevgilimi stanbul'da brakmtm.

Yakc, kavurucu bir akt bu; beni deliye eviren, geceleri sabahlara kadar sokaklarda dolatran bir ak. Fakat onu bu hale sokan biraz da bendim. Akla tehlikeli bir oyuncak gibi oynamak istiyordum... Lise ve niversitedeki deliliklerimin bu en delicesi idi... Zavall kzcaz benimle ahbap olmak istemiti. Halbuki daha iki kere konumadan ben kendisine abay yakm ve herkese ilan etmitim. Kz neye uradn bilemedi, ard. Ben ona herkesin karsnda akm ilan ettim. Yolda kendisini grdm zaman koltuumun altndan kitaplarm drdm

ve fenalk geirir gibi duvarlara yaslandm. Adm adm onu takip ettim ve baygn baygn yzne baktm, hulasa beni sevmemesi iin ne icap ettiyse yaptm. Ve kzn artk hakikaten bu mnasebetsizliklerden skldn, benden sinirlendiini anladm gn ona sahiden ak olduumun da farkna vardm. te geceleri sokaklar dolamak, ei dostu kandrp ierek, onlara dert yanmak gibi iddetli ak tezahrleri bundan sonra balad. Ne are, artk i iten gemi, kz ciddiyetime inandrmak imkansz olmutu.

Baz gn evinin etrafnda dolap komularn dikkatini, daima pencere kenarnda oturan ktrm halasnn hiddetini, kendisinin de nefret ve asabiyetini stme ekiyor; baz gn onun ismini azlarna alan bir sr arkadala dverek yzm gzm mosmor ediyor, baz gn de bir kahve kesine ekilerek aruz vezni ile akane iirler yazyordum.

Sevgilime deil, aka, beni sarsan, serseri yapan, vukuat kartan bir aka aktm. imde bo durmay hi istemeyen; mtemadiyen kmldayan bir eytan vard ve bu eytan, eskiden beri, i bulamad ve beni mektepten attracak veya karakolda geceletecek bir vakaya sevk edemedii zamanlar hi olmazsa birisine ak ederdi... Ama kime olursa olsun...

Deli gibi yayordum o zamanlar... Ve baka trl yaamak aklma gelmiyordu. Etrafmdakileri hayrete dren bir zekann imtiyazlarndan istifade etmekten baka bir ey istemiyordum.

Belli bal fikirlerim de yoktu.

En byk zevklerimden biri, mtefekkir geinen birok adamlar, samaln kendimin de bildiim fikirlerle susturmakt. Onlar bu doru grnen, fakat manaszln aklselimin derhal anlamas mmkn olan lakrd kalabal karsnda hayret ve takdirle azlarn aarken ben deli bir kahkaha saanan zor zapt eder, biraz evvelkinin tamamen zdd yeni birtakm mtalaalar beyanna balardm. Bunlar bana zekann en tabii haklar gibi geliyordu. Kendi kendime:

-Budalalarla alay etmeyecek olduktan sonra niin zeki oldum?diyordum. Ve etrafmdaki insanlar arasnda bir parack olsun budala olmayanlar nadirdi. Aklma eseni yapyordum, nk etrafm her yaptm ho grm, beni hareketlerime gem vurmamaya altrmt. Bakalar iin ayp olan eyler bende affediliyordu. Geri hareketlerimin iyi veya fena olanlarn ayrmakta glk ekmiyordum, fakat etrafmn bana verdii bu fazla nefis itimad en kt vaziyetlerden bile kurtulmamn kabil olduuna beni inandrmt.

Hi dnmeden yayor, her eyi kaprislerime brakyor ve bol bol ak oluyordum; hem de deli gibi ak... En ilerlemi vaziyetlerde bile derhal toplanacamdan emindim ve kalbim aklmn itaatli bir ua idi. Eer istedii gibi at oynatyorsa bu kafamn bu ite bir mahzur grmeyerek bunlara msaade etmesiyle

oluyordu.

Zekann bazan kendisinde sz sylemek iktidar grmeyerek susabileceinden ve dnyann en kuvvetli adamnn bile bazan eli aya balanm gibi acze debileceinden habersizdim. rademizin ve dimamzn karamad mehul kuvvetlere dair; iimizdeki namtenahi gizli yanardalara dair bir fikrim bile yoktu. Etrafmda yalnz aciz ve hamakat (ahmak) grdm iin kendimi olduumdan ok kuvvetli sanyordum. -Budala-lar beni haddinden fazla martmlard.

Bu ehre geldiim zaman ite vaziyetim bu merkezde idi.

lk olarak ehrin mnevver snf ile temasa geldim; ama ne temas, ne mnevver snf!

Bir gece, galiba geldiimin ikinci gecesi idi, bizim mektebin muallimlerinden biriyle kulp klkl bir yere gittik. Be on kii toplanm, gya radyo dinliyorlard. Ben girdiim zaman hararetli bir mnakaa vard; biraz dinleyince alaturka-alafranga musiki mnakaas olduunu anladm. in tuhaf, bu mnakaa bizde mutat olduu zere: -Alafranga bizim ruhumuza uygun deildir, kuru grltdr!- veya -Hayr, alaturka basittir, monotondur, ruhlar uyuturur- gibi, mehur musikiinaslarmzn makalelerinden alnma cmlelerle deil, gayet orijinal bir

tarzda cereyan ediyordu: Mnakaaclardan biri tekinin Anadolu'nun bir kesinde bulunan memleketini zikrederek orada alafranga musikiyi renmek ve anlamak deil, duymak bile mmkn olmadn sylyor, dieri ise ocukluundan beri alafranga ile kula dolu olduunu, memleketindeki bir komularnn mkemmel bir gramofonu bulunduunu ve daha yedi yanda iken -Tuna Dalgalar-n slkla alacak kadar ruhunun alafrangaya sndn ileri sryordu. Bizdeki gibi be on kiiyi deil, milyonlarca adam iki dakikada alatmak veya gldrmek ve neelendirmek iktidarnda olan bir musikinin hararetle mdafaasn yapyor, byk bestekarlardan ve onlarn hayatlarndan, pek de mnasebeti olmayarak misaller getiriyordu. Yalnz bu srada baz sinema artisti isimlerini musikiinas isimleri diye yutturduu nazar dikkatime arpt. Sinema gibi pek de ciddi olmayan bahislerdeki cahilliklerinden istifade ederek karsndakileri malup etmeye alan bu gen sinirime dokundu ve hemen sze kartm:

-Aman birader, bu isimde bir artist vardr, ama bestekar var m bilmiyorum!-

teki hi tereddt etmeden cevap verdi:

-ey canm, yanl syledim, ey diyecektim... -

Bu sefer de stanbul'a gelen Macar takm kalecisinin ismini att, ben de bu delikanlnn musikide deilse bile sinema ve

spor hususunda epeyce malumatl olduunu tespit ettim.

Bana fikrim sorulduu zaman, -Vallahi pek aklm ermez!diyerek sustum.

Bahis biraz sonra daha ciddi meselelere, siyasiyata intikal etti:

-Buhran fena, halimiz ne olacak bilmem!-

-Ah bir harp ksa!-

-Deli misin be!-

-Neden? Biz harbe karmayz. Umumi harpte tecrbesini grdk... Bu sefer bitaraf kaldk m, sat harp eden milletlere yumurtay, sat tavuu, sat buday, bak buhran filan kalyor mu?-

Hakikaten ben bu usul dnmemitim; yalnz pek az bir zaman sonra daimi encmen azasndan biri bu sene kuraklk yznden mahsul olmadn ve hariten buday ithal edilmesi lazm geldiini syledi. Bu fikri biraz evvel musip mtalaa (doru, isabetli dnce) ile bir trl telif edemedim.

Bir mhendis uzun mddet edebiyattan, bir doktor bahesinde yetitirdii ieklerden bahsetti ve bir lise muallimi belediyenin yeni yaptrd ehir plann tenkit etti. Nihayet bu ciddi

bahislerden yorulan mnevverler sz havaiyata dktler; ben de bu -havaiyat- bahsi esnasnda, bir ilk mektep hocasnn karsndan boanma davas atn, eczac Nahit Bey'in bir elencede fena halde dayak yediini, baz mektep talebesinin kt hretli bir kahveye devam ettiklerini ve olduka byk memurlardan birinin dn akam btn maan pokere verdii iin iki gecedir evine gidemediini rendim. Bu laflar da bittikten sonra birka kii gerine gerine esnedi ve herkes yava yava apkasn, bastonunu alarak evine dald.

Yaman eydi bu bizim memleketin mnevverleri vesselam...

Baz aileler kendi aralarnda toplanarak gece elentileri yapyorlard.

Bu toplantlarda tombala oynanyor, dedikodu yaplyor, bazan da ufak poker partileri evriliyordu. ehrin yksek sosyetesine mensup kimselerin devam ettii bu meclislere ben de bir vesile ile girmek imkann buldum: nk, bir bekarn byle aile kadnlarnn bulunduu bir meclise girebilmesi, mebus intihap edilmesinden daha gt.

Bu muhit, ehrin bu en gzide muhiti fikri hayat itibaryla merhamete ayand. Bilhassa o kadnlarn cehaleti, kstahl ve benlik davas. Ve bilhassa o erkeklerin basitlii...

Bundan evvelki hayatmda sergzet ve maceralarmdan baka bir ey dnmediim ve kendi hayatmdan bakasn grmediim iin bizim itimai hayatmzn pek ainas deildim. Burada i g olmad iin etrafma dikkat ettim ve dehet iinde kaldm.

Erkekler belki mhendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmulard, fakat bunu bir fikir ihtiyac olarak deil, iyi karnn doyurmak, iyi giyinmek, gzel kar alabilmek iin yapmlard. Yani dima gibi en asil bir uzuvlarn midelerine ve tenasl cihazlarna uak olarak kullanyorlard. Yalnz ekmek paras dnen ve asl vazifelerini, tefekkr (dnme) kabiliyetlerini tamamyla unutarak basit birer makine haline giren bu kafalarda akl, saf ve maddiyatn dna kabilmi akl, artk lzumsuz bir eydi. Mnevverlerimizde dimalarn rol krbarsankinden daha fazla deildi.

Dnyaya, millete, devlete, vatana dair muayyen ve ezberlenmi fikirleri vard ve bunlarn suya sabuna dokunmamasna azami derecede dikkat ediliyordu. Bu vatanperverlerle il k atmamz da byle bir vesile ile oldu.

Yine bir aile toplantsnda kadnlar bir kenara ekilmi, fiskos ediyorlar ve erkekler undan bundan konuuyorlard. Bir aralk sz, kylye, kylnn dertlerine intikal etti; kuraklktan, ktlktan bahsolundu ve gz mebuslukta olan Vasaf Bey isminde muhteremce bir zat:

-Fakat ne de olsa, kyl bizim efendimizdir- dedi.

Ben derhal lafa kartm; geldim geleli hi bu kabil mnakaalara girimemi olduum iin herkes sustu ve kulak verdi, ben sordum:

-Niin?-

teki, sualime hayret eder gibi yzme bakt:

-Niin mi? Bizi besleyen, bizi ve memleketi doyuran odur da ondan!-

-Yalnz bir ey syleyeceim: Efendi diye bakasn altran ve ona hkmn geirene derler; alp abalayp en sonunda elindekini bir hi mukabilinde verenlere deil...-

Herkes akn gibi yzme bakyordu. Ben bir kere kendimi unutmutum. Eski pervaszlm, heyecanmla devam ediyordum:

-Rica ederim, biraz hakikatlere bakalm, mesela biz ehirliler de hkmete vergi veririz deil mi? Buna mukabil hi olmazsa sokamzda bozuk bir kaldrm, yollarda snk bir lamba, evlerimizin ve ahsmzn selameti iin mevcut olduu sylenen bir zabta vardr; ocuklarmz hi olmazsa bo gezmekten kurtaracak bir mektep buluyoruz. Fakat sorarm size: Kyl verdiine mukabil ne alr? Yolunu kendi yapmaya mecburdur,

sokaklar zavall talihinden daha karanlktr ve mektep, yz kyn birinde bile yoktur. Candarma oralara asayiten ziyade vergi tahsilini temin iin gider. Kendimizi aldatmayalm, kyl mtemadiyen vermi, buna mukabil hibir ey, kelimenin btn manasyla hibir ey almamtr. Bunlar itiraf etmek belki eer bir para vicdanmz varsa, yediimiz bir lokma ekmein boazmzda kalmasna sebep olacaktr ve ihtimal vicdanmzn sadasn duymamak iin: -Kyl efendimizdir!- gibi cmleler gzel birer morfindir. Fakat hibir cmle hakikati deitirmek iktidarnda deildir.-

Sustum, etrafmdakilerin yzne baktm zaman ardm, muhterem zat da dahil olduu halde hepsinin ehresinde bir aknlk, bir korku vard.

Ayn zamanda bana kzgn nazarlarla bakyorlard. Kadnlar da lakrdlarn brakp etrafmza gelmilerdi, hibir eyin farknda olmayarak onlar da umumi korkuya ve aknla itirak ediyorlar, bana kocalar gibi hiddetli hiddetli bakyorlard. Yalnz bu iman, pudral ve hususiyetsiz ehreler arasnda bir gen kz gzme arpt. Temiz bir yz vard ve ok gzeldi; o kadar ki, baka tarafa bakarsam greceim her eyin bu ehrenin kafamdaki aksini bulandracan zannediyor, gzlerimi yznden ayramyordum. O da olan bitenden bir ey anlam deildi, yalnz bana herkes gibi hiddetle bakmadn grdm. Bu gen kz nedense hibir ey anlamadan benimle beraberdi.

Herkesi bir soukluk kaplad ve ben, beni buraya getiren arkadamla beraber ktm. Bu arkada kendisini mkl mevkide braktm iin bana fena ierlemi, beni getirdiine de, getireceine de piman olmutu, kar kmaz:

-Grdn m ettiin halt?- dedi.

-Ne olmu?-

-Daha ne olacak, sen bu kk ehir hayatn bilmezsin; yarn rivayetleri seyret. Szlerinin nasl deitiine sen bile aacaksn.-

-Ne syledim canm?-

-Aktan aa muhalefet yaptn ayol!-

-Allah Allah... Abdlhamit zamannda deiliz ya, tabii dndm ve doru bulduum eyleri aka syleyeceim; sylediklerim yalan myd, sen ondan bahset.-

-Yalan deil, deil ama...-

-O halde kes lakrdy. Hem ben ne syledim Allah akna? Kyly mdafaa etmedim mi? Yasak m bu?-

O mrldand:

-Kyly mdafaann filan ne lzumu var efendim?-

-Sus, byle syleme, kyl bizim efendimizdir!.. -

Bir gn ehrin gezinti yeri makamnda olan bir tepede otururken kardan be alt kadndan ibaret bir grup skn etti. Yanmdan geerken birisini gzm srd. Bunu muhakkak bir yerden tanyacaktm. Sonra aklma geldi: O mnakaa akam bana dost gzlerle bakan gen kzd. Bu sefer de bakt. yle manal filan bakmad; fakat bakt ve ben nedense bu baktan lzumundan fazla memnun oldum.

Derhal kendi kendime u muhakemeleri yrtmeye baladm:

-Bu kzn bakndan memnun oldum ve heyecanlandm, bu muhakkak. Neden? Galiba Selmin'e benziyordu da ondan (Selmin, stanbul'da braktm sevgilimin ismi idi). Ama olum, kendini aldatma. Bu hanm kzn Selmin'e benzer taraf yoktu...

-u halde ne olabilir? Ak deilim, buna imkan yok. nk ben daima ilk grte ak olurum. Halbuki iki gn evvel grdm bu kz neredeyse bugn tanyamayacaktm. Demek ki ak olmak yle dursun, ehresini hafzamda g zapt etmitim... -

-yi ama, neydi o deminki heyecan? Bak, hala kalbim arpyor... nsan anlalmaz mahluk vesselam... Adaaam sen de!.. -

Ve baka eyler dnmeye baladm.

Uzun mddet tek bama dolatm. Ortalk kararnca evin yolunu tuttum. Deminki gen kz yine aklma geldi:

-Ne tuhaf yz var! nsana garip bir ekingenlik veriyor. Gzel kadnlara kar imdiye kadar duyduum eyleri bu kzcaza kar duymadm. Mesela ben gzel bir kadn grdm zaman muhakkak en evvel pmek arzusu duyarm: Kucaklamak, pmek ve sonra... brakmak. imdiye kadar kadnlara kar olan hissiyatmda daima biraz da istihfaf ve hakimiyet karkt. lk defa bu ok gzel kz pmek arzusu duymuyorum. lk defa olarak bu gen kza kar iimde hrmete benzeyen eyler beliriyor. Galiba Anadolu, insan romantik yapyor da ondan... Gln ey...-

Tekrar baka eyler dnmeye baladm: Taaa yatncaya kadar. Yatakta hi farknda olmayarak yine aklma geldi. Kendi kendime gldm. Fakat hayalimdeki ehreyi karp atmak cesaretini kendimde bulamadm. Daha dorusu bunu istemedim. Bu kz dnmek bana tuhaf bir zevk vermeye balamt. Dncelerimde devam ettim:

-Evet, bu kz imdiye kadar duymadm birtakm hislerin bende uyanmasna sebep oldu.

-Bunlarn ak olmasna ihtimal yok. nk kendisine malik olmak arzusunda deilim. O halde bu bilmediim hislerin manas nedir? Kendisini gzmn nne getirince yalnz bu gzel ehre ile kar karya oturmak, onu uzun uzun seyretmek istiyorum. O zaman adeta bir yorgunluktan dinleniyormu gibi olacam. Hatta imdi bunlar dnmek bile bana tatl bir skunet hissi veriyor: Ak olduum zaman duyduum strapl ve yakc heyecanlara hi benzemeyen bir skunet hissi. Fakat bu kzn benim zerimde yapt bu tesir nedir? Kendisini on dakika bile devaml grmediim halde btn gn onu dndm!.. -

Bir trl uyuyamyordum. Dimam imdiye kadar bende tesadf etmedii bu acayip hislerin meneini bulmadan rahat etmek niyetinde deildi.

Birdenbire, hi farknda olmadan dudaklarmn arasndan u szler dkld:

-Ah, byle bir kardeim olsa!-

Derhal doruldum. imde byk bir hafiflik vard, ancak ok tatl ve gzel ryalarda grlen bir hafiflik. Kendi kendime tekrar ettim:

-Ah, byle bir kardeim olsa!-

nsan kendini ne kolay aldatyor. Kafam hemen rehavetle yastklara doru kayd. Gzel ve efkatli bir hemirenin kollarndaym gibi tatl bir uykuya daldm.

Bu ehir, bu ehrin insanlar sahiden canm skmaya balad. Ak sak iki laf sylemeye imkan yok, derhal ehreler deiiyor ve birisi kulama eilerek:

-Brak bu laflar Allah akna, ortal dzeltmek sana m kald?- diyor.

Ortal dzeltmek bana kalmad ama, memleket ahvaliyle alakadar olmaktan bu kadar sersemce bir ekingenllkle kaan bu adamlar artk bende nefret uyandrmaya balad. Bilhassa: -Hakkn var, var ama, bunlar sylemenin sras deil!- diye beni candan ikaz etmek isteyenlere mthi sinirleniyorum. Fikirlerime itiraz etse, nihayet dndn sylyordur ve fikirler bir dereceye kadar hrmete layktr.

Fakat bana: -Doru dnyorsun ama, bunlar syleme!diyen adam. adeta namussuzluk tavsiye ediyor demektir ve bu sersemler bunun farknda deil. Bakalarnn malna, canna, karsna hrmet etmeyi bilen bu adamlar -tabii yalnz szde-

bunlarn hepsinden daha kuvvetli ve mhim olan fikirlere, kanaatlere hrmet etmeyi bilmiyorlar. Bunu lzumsuz, manasz buluyorlar. Hatta biroklar iin bir fikir ve kanaat sahibi olmak yalnz lzumsuz ve manasz deil, ayn zamanda tehlikeli ve ayp bir ey, muayyen fikirleri olan, yani kendisine dnmek iin bir kafa verilmi olduunu unutmayan bir adama cemiyetin skunetine bomba koymaya gelmi bir anarist nazaryla bakyorlar.

Kendileriyle daha fazla temas beni skmaya, sinirlendirmeye balad iin yava yava kendimi ektim. imdi btn ehirdeki en iyi ahbabm, kitaplarm iin bir dolap yaptrdm marangoz Fazl. Her gn mektepten knca dkkanna gidiyor, hem onu alrken seyrediyor, hem konuuyorum.

Bizim arkadalar arasnda tabii bu iyi tesirler brakmyor: -Kendi ayarmda olmayan- adamlarla dp kalktm iin beni ayplyorlar. Hatta bir gn mektep mdr bile bunu hafife tlatacak oldu: Mhim bir ey syleyecekmi gibi beni yanna ard:

-Nurullah Bey, daha gensiniz, tecrbesizsiniz, atelisiniz. Ben sizin aabeyiniz saylrm, hani aklnza bir ey gelmesin, fakat biraz daha ar davrannz, her yerde almamanz sizden rica edeceim; yok, bir ey olduundan filan deil; fakat malum, dedikodulu muhit!..-

-Ne yapmm mdr bey?-

-Canm, bir ey yaptnzdan deil. Fakat burada hi yoktan adamn aleyhinde cereyan uyandrmay meslek tutmu olan kimseler vardr, hakknzda sylenenleri bir duysanz!-

-Ne diyorlar?-

-Dehetli bir muhalif, hkmete filan atp tutuyor diyorlar!-

-Yalan!-

-Yalan olduunu ben de biliyorum, sizden byle hafiflikler tabii beklenmez, ama gelin de bunu anlatn...-

-Ne halt ederlerse etsinler, vz gelir bana!-

-Byle deme Nurullah Bey, siz buralar tanmyorsunuz!-

-Allah akna mdr bey, bu cmleyi ikide bir elbirlii etmi gibi bana tekrarlayp durmaynz. Ben Merih yldzndan gelmedim. Ben de bu memleketin ocuuyum, buralar ben de sizin kadar, belki sizden iyi tanrm.-

Mdr ac ac gld. inden bana -zavall- dedii muhakkakt.

-Vallahi siz bilirsiniz!- dedi. -Ben sizi kardee ikaz etmek

istedim. Sonra sizin kendi seviyenizde olmayan insanlarla fazla dp kalktnz da syleniyor, bilmem ki... -

Derhal atldm:

-Konutuum adamlar bu memleketin namuslu hemerileridir mdr bey, ekmeklerini itimai dalaverelerle deil, alnlarnn teriyle kazanan hemerilerdir.-

-Fakat sizin fikri seviyenizde olmadklar iin fazla temasnz nazar dikkati celbediyor.-

Hanginiz bir fikri seviyedesiniz, hatta hanginizin bir fikri var ki sizinle konuaym, diye barmaktan kendimi g zapt ettim. Yalnz:

-Mdr bey- dedim, -onlar kendi seviyelerini bilen, bunun haricine kmay akllarna bile getirmeyen adamlardr; bilmedikleri eylere burunlarn sokmazlar; bildikleri eyleri olduka iyi bilirler. htiraslar mahdut ve kabiliyetleriyle mtenasiptir. Hulasa benim seviyemde olan adamlarn tamamen zdd. Bunlarla olan mnasebetim beni tatmin etmese bile hi olmazsa sinirlendirmiyor. Brakn beni kendi halime... -

Mdr: -Siz bilirsiniz- diye mrldand; fakat: -Sen grrsn!demek istedii besbelliydi.

Nihayet gnn birinde o kzla daha yakndan tanmak mmkn oldu.

Ailesinin ve bir sr kts ok insann yannda gze batmadan uzun uzun konumaya imkan yoktu. Mektebine, derslerine dair birka sual sordum; ban yere eerek ve ayaklarnn ucuna bakarak ksa cevaplar verdi. smi Beria idi, mektebi geen sene bitirmiti; bir seneden beri de derslere dair aklnda bir ey kalmamt. Neleri mi seviyordu? Ara sra sinemaya gitmeyi, roman okumay filan. Tabii can sklyordu, ama ne yaplr baka bu ehirde?

Syledii buna benzer eylerdi. Fakat bu basit laflar onun minimini azndan karken yle tatl ve cazip bir ahenk alyordu ki insan asla sklmyordu.

ehresinin her uzvu yakndan bakld zaman ayr ayr gzel olmamakla beraber hep birden nadir ve fevkalade bir ahenk tekil ediyorlard. nce, beyaz, ok mtenasip bir boynu, narin bir vcudu, omuzlarna dklen koyu kumral kvrck salar vard.

Ben onu dinliyordum. Hayret! En zeki ve gzel kzlar bile dinlemekten sklan, kadnlarla yalnz akdalk etmekten holanan ben, ciddi konuan kadnlara iin iin glen ve onlar

batan karmak iin planlar yapan ben, bu gen kzn basit szlerini samimi bir alaka ile ve akll uslu dinliyordum.

Zaman getike birok kereler daha grtk. Tabii gayet ciddi. Hibir ey istemiyor, yalnz onu grebilmek, onun sesini iitebilmek arzusunu duyuyordum. Bir zamanlar bana yabanc gelen bu arzular gln bulmaktan da vazgemitim. Fikirlerim birdenbire deimiti: Artk zekay her eyin fevkinde bulmuyor, hayatta ondan ok daha kuvvetli, ok daha hrmete layk eyler bulunduunu seziyordum.

Budala adam olmadm iin kendi kendimi aldatmaya devam etmiyor, bu tahavvllerde (deime; bir halden baka bir hale girme) Beria'nn byk rol olduunu itiraf ediyordum. Hayatmda ilk defa olarak baka birisinin tesiri altnda kalmtm. Tuhaf deil mi, bundan hi mteessir olmuyordum: Tesiri altnda kaldm kimsenin benden zayf olduunu bildiim halde...

Hem de niin o benden zayf olsun? Zekay ve akl en byk kuvvet farz ediyoruz. Fakat bakalm baz aklllarn kendilerine gre verdikleri bu kymet hkmleri doru mu?

Eyaya kendi dimamzn mikyaslar ile kymetler veriyor, bunlara kr krne inanyoruz. Halbuki tabiatn, asl idare eden kuvvetin verdii kymet hkmleri bizimkilerden kim bilir ne kadar ayrdr.

te ben de, kuvvetli olduunu sandm ve bana daima byle olduu tekrar edilen zekann, imdiye kadar hi tesadf etmediim, hatta mevcudiyetinden bile haberdar olmadm kuvvetler karsnda eli kolu balandn gryor, aryordum.

Hibir telkin; hibir nasihat beni biraz olsun skunete getiremezdi. En aklllarn szlerinde bile zayf ve alay edilecek taraflar bulmakta byk bir maharet sahibi idim. Halbuki bu gen kz, bana bir tek kelime ile byle bir ey teklif etmedii, bir tek tavryla benden byle bir ey istemedii halde onun mevcudiyeti beni sakinletirmi, arlatrmt. Beni asla anlamad muhakkakt; ben de onu pek anlam deildim. Birbirimizi anlayan bir tarafmz herhalde vard. Fakat bu, biz farknda olmadan iini yrtyordu. Yani uurumuzun haricindeki bir kuvvet, bir amil, bizi ve bizim aklmz hie sayarak istedii gibi hareket ediyordu ve biz bilmediimiz, anlamadmz kuvvetlere itirazsz itaat, inkyat (boyun eme) mecburiyetinde olduumuzu gryorduk.

Muhakkak ki o da ayn halde, fakat tabii daha akn ve bihaber vaziyette idi. Bazan etrafndan ekindii, belki de ne yapacanda mtereddit kald ve muhakkak bir hareket tarz semek istedii iin bana souk davranr, suallerime ksa ve susturucu cevaplar verirdi. Fakat ben bu ekil hareketten muber olduumu (gcendiimi) anlatacak bir tarzda yanndan uzaklamak isteyince derhal manasz ve abuk bulunmu bir sual ile beni durdurur, dargn gitmemin bu ekilde nne gemek isterdi.

Bir zamanlar bunlar dnyann en gln, en souk ve ocuka hareketleri telakki ederdim, imdi ise gayet tabii, korkun derecede tabii buluyordum. Beni elinde tutan kuvvet yalnz itaat deil, ayn zamanda hrmet ettirmesini ve inandrmasn da biliyordu.

Hayatmn bir dnm noktasnda olduumu fark ediyordum. Bo yere abalamamak ve akllca teslim olmak iin kararm kati olarak verdim: Bu gen kzla hayatm birletirecektim.

Bu karar verdikten sonra yava yava daha dnceli hareket etmeye, etraf da kollamaya baladm. Eski pervaszlm imdi lzumsuz buluyor, eski sergzetlerime istihfafla deilse bile lakayt gzlerle bakyordum. imde mthi bir yorgunluk hissi vard. Tpk bir nbetten sonra gelen rehavet gibi... Yalnz dinlenmek, mutlak bir skun iinde dinlenmek istiyordum. Nasl bir frtna bittikten sonra bile dalgalar bir mddet yorgun kmldamalarla harekette devam ederlerse, bende de herhalde baz ufak tefek taknlklar eksik olmuyordu; fakat bunlarn da zamanla geecei tabii idi.

te tam bu sralarda btn hayatma tesir eden tesadf vukua geldi.

Burann muallimler birlii ara sra elenceler vermeye zeniyordu. Bu elenceler ekseriya perembe akamlar ve muallimleri bir araya toplayabilmek iin yaplyordu. Fakat manzara

bazan ok tuhaft:

Kadnlar bir kenara ekilip kendi aralarnda konuuyorlar, erkekler de baka bir kenarda kahkahal musahabeler yapyorlard. Bu hal bazan dalncaya kadar devam ediyor, bazan da birlik reisinin ve muallimlerden birka tarafndan vcuda getirilen cazbandn gayretiyle sonlara doru hakikaten bir elence ehresi alyordu.

Byle bir perembe akam, yeni gelen bir muallim kadnla tantm. Kz mekteplerinden birinde resim hocas idi ve dier meslektalarna hi benzemeyen bir serbestlii, bir uhluu vard. Derhal ahbap olduk, hem adamakll... Bana stanbul'dan, oradaki akrabalarndan uzun uzun bahsetti. Sempatisini saklamayacak kadar serbest ve akt. Gzel olmamasna ramen hoa giden bir yz, mat ve gzel bir teni vard, fakat bilhassa nerede bulunduunu bilmiyor zannettirecek kadar etrafna ehemmiyet vermeyii beni hayrete dryordu.

Ya hakikaten muhite ehemmiyet vermeyecek kadar kendisini kuvvetli ve emin hissediyordu, yahut da ne yaptnn farknda olmayacak kadar ocuk ve dncesizdi. Fakat benimle her zaman grmek istediini syledii zaman memnun oldum ve hakikaten bundan sonra kendisini sk sk grmeye baladm.

Hayatmn eklini deitirmek zere olduum bu zamanlarda bu gen kadn bana eski gnleri hatrlatan bir ey gibiydi.

Bunda da Selmin'e ve dier bir sr sevgililerime benzeyen taraflar vard ve ben eski Nurullah olsaydm kendisine muhakkak delice ak olurdum. imdi ise basit ve bana ho gelen bir arkadatan baka bir ey dnmyordum. erimde hala eski Nurullah'tan kalma bir eyler vard ve ben onlara hi olmazsa bu kadarck bir tatmini ok grmyordum.

Aklma baka herhangi bir ihtimal gelmedii iin ok ak ve samimi davranmaktan da ekinmiyordum.

Bir gn anlatp duruyordu:

-Vallahi Nurullah, hi arkadala filan itimadm kalmad...-

-Ne mnasebet?-

-Kiminle samimi bir arkadalk tesis etmek istediysem olmad... Ne kadar fenadr u erkekler: Bir sene gzel gzel konuuyorlar da en sonunda ilan ak ediyorlar...-

-Allah Allah!- dedim; -bir sene nasl sabrederlermi?..-

Katla katla gld...

Bir gn de:

-Ben ok fakir bir kocaya varmak istiyorum. On parasz bir

kocaya!..- diyordu. Cevap verdim:

-Kzm, bu szn bir izdiva teklifi gibi telakki ediyor, iddetle reddediyorum!..-

Bir kahkaha daha... Ve byle devam ediyordu...

Szlerimi mtemadiyen tartmak, her hareketimde etrafma dikkat etmek mecburiyetinde olduum bu ehirde kendisiyle endiesiz ve serbest iki laf atabildiim bu kadn zararsz bir arkadat benim iin... Fakat fazla bir ey deildi ve olmasna da ihtimal yoktu...

Fakat bu arkadalk hi beklemediim neticeler ald ve bunlar deitirmek benim elimde deildi. Btn vukuat hayret verecek bir sratle cereyan etmi, ben bamn stnde dnen bu hadiselere, akn bakakalmtm.

Bir gn yolda kufe'ye rastladm (kufe yeni arkadamn ismiydi). Beni uzaktan grnce acayip bir tavr ald, yolunu deitirmek ister gibi yapt. Ben anlamayarak ona doru bakarken yanma yaklam bulundu. Kendisinde imdiye kadar grmediim sert ve ciddi bir tavrla:

-Nurullah Bey-, dedi, -bundan sonra sizinle grmeyeceim,

size ok dargnm...-

Afalladm ve sordum:

-Ne oldu yahu?-

-Siz gayet iyi bilirsiniz!-

-Vallahi bir eyin farknda deilim!-

-yleyse renirsiniz!-

-Syleyin imdi canm!-

-Olur mu byle sokak ortasnda?-

-Peki, ben mektebe gelir sizi grrm!-

Cevap vermeden yrd. Olduum yerde bir mddet kaldm. Olan bitenden bir ey anlam deildim. akn akn glmsemeye alyor, fakat beceremiyordum. Bu haddizatnda ok gln hadisesinin muhakkak ki adamakll ciddi taraflar vard.

Dndke ierlemeye baladm; imdiye kadar hibir kadn bana kar bu ekilde davranmak cesaretinde bulunmamt. Evvela, buna meydan verecek eylerden kanr ve herkese

tahamml edebilecei ekilde muamele ederdim. Sonra hepsi, byle lzumsuz ve fazla -kadnca- tezahrlerin bende iddetli akslameller (tepkiler) yaptn bilirlerdi.

imdiye kadar olan mnasebetlerimde, arkadalmzn lzumsuz olmaya baladn ilk syleyen daima bendim ve hibir hanm bunu kendisi yapmaya kalkamazd. Sebebi ok basitti: Btn mnasebetlerimde, taknlma ve pervaszlma ramen, azami bir nezaheti (incelii) muhafazaya dikkat eder, bylece, benden hi beklemedikleri bir tarz- hareketle onlar artr, zerlerinde nfuz sahibi olurdum. Her temiz olann bakalar zerinde nfuzu olduu gibi.

Beni hakikaten birazck anlayanlarn bana mutlak surette itimat etmelerine almtm. Herkes bilirdi ki benim szlerimin daima bir tek manas vardr ve her szm dinleyenin anlayabilecei kadar sarih sylenmitir. Bende dalavere olmadn ve olmayacan bilmeyenler yalnz uzaktan bakp hkmlerini veren ksa grllerdi...

Halbuki bu kadnla birbirimizi anlayacak kadar konumutuk. O, ne denirse densin ve ne duyarsa duysun, hatta ne dnrse dnsn bana biraz evvel syledii szleri sylemeyecekti, sylememesi lazmd. Benim bir kadna bunlar syletecek hibir harekette bulunmayacam bilmeliydi. En kuvvetli olduunu bildiim tarafma hcum edilmesinden doan bir hiddet duyuyor, ayn zamanda bu kza kar bu hisleri duyduum

iin kendi kendimi insafsz buluyordum. Belki hakk vard. Belki bir hafiflik yapmtm. Fakat ne yapsam yine bu szleri syletecek, -Bundan sonra sizinle konumayacam!dedirtecek eyler yapamazdm. Bu kadn haddini bilmemi, ok ileri gitmiti. Hiddetimden adeta rpnyordum.

Ka gndr ne rahattm. Nereden tanrsn byle sersem mahluklarla? Sana hayat tatllatran, munis baklaryla seni hakikatlerden uzaklatracak kadar kendinden geiren bir Beria var. Hani eski Nurullah artk lecekti? Seni byle mnasebetsizliklere yuvarlasn diye onun hi olmazsa bir ksmn iinde sa braktn deil mi?

Beria aklma gelir gelmez hiddetim bir para geti. Onu yalnz dnmek bile bakalarna kzmaktan alkoyacak kadar beni yumuatyordu.

Mamafih mnasip bir zamanda kufe'yi grp o szlerin manasn sormaya karar verdim.

Ne kadar kendime hakim olsam ierimde byle eylere tahamml edemeyen bir yer vard ve insan herhalde be on gnde deiik baka bir adam oluvermiyor.

kufe'yi grmek iin mekteplerine gittiim zaman bi r talebeye bir eyler anlatmakla meguld ve beni adeta grmemezlie geldi. Talebe kncaya kadar ayakta bekledim, talebe

de mmkn olduu kadar ge kmaya niyet etmi gibiydi. kufe benim odada mevcudiyetimden haberdar deilmi gibi davranyordu.

Hibir eye karar veremeyerek bekliyordum. Vaziyet benim iin ok azapl idi. armtm, nk o zamana kadar byle eylere rastlam deildim. kp gitmek mi lazm, yoksa bekleyip vaziyetin tavazzuhuna (aklanmasna, aydnlanmasna) almak m? Fakat bence ortada bir vaziyet de yoktu. Ne olmu? Bu hanm benimle grmek istemiyormu! Pekala, grmesin, ne kar bundan. Bu hanm benim iin nedir? Ve gayet samimi cevap veriyorum: Hi!.. u halde neden geldim buraya?..

Can sknts, isizlik ve bir ey yapmak ihtiyac... Belki de bir izzetinefis meselesi... Budalalk...

Tam brakp kmak zereyken talebe oday terk etti ve biz yalnz kaldk.

-Niin geldiniz?..- dedi.

Hay Allah belasn versin. lk suali ben sorsaydm, hakim vaziyette ben olacaktm. Onun abuk davranmas beni kltt. Adeta buraya zr dilemeye gelmi vaziyetine dtm. Bunu bilmek beni deli edecekti. Ne yapmak istiyordu bu kadn? Ne demek istiyordu?

-Sormaya geldim!- dedim.

-Siz bilmiyor musunuz?-

-Hibir ey bilmiyorum!-

Birdenbire ve samimiye ok benzeyen bir infialle (gcenerek, darlmayla) sylemeye balad:

-Sizden hi mit etmezdim, Nurullah. Ben size hibir erkek arkadaa gstermediim samimiyeti gsterdim, sizin bunu bu kadar fena tefsir edeceiniz aklma bile gelmezdi!-

-kufe, anlamyorum!-

-Ben imdiye kadar kimsenin olmadm Nurullah, olsam bile uras muhakkak ki, sana urada burada 'kufe artk benim oldu demektir' dedirtecek en ufak bir harekette bulunmadm.-

-Neee!..- dedim. Azm ak kald. Sz sylemek imdi bana dehetli g geliyordu. Her sz bir inkar ve bir mdafaa olacakt. Bu kadar aalk bir eyde kendimi mdafaa deil bir kelime ile -hayr- demek bile bana ar geliyordu.

Bir dkkandan yirmi be kuruluk bir orap armakla itham edilsem bu kadar armaz ve kendimi klm hissetmezdim.

Bu kz hi beklemediim, yapabileceine ihtimal vermediim hareketlerle beni artyor, budalaya eviriyordu. Ne istiyordu? Bunu anlayamyordum. Sahiden benim byle bir ey syleyeceime inanacak kadar budala myd? Benimle konuurken gzlerini kapayarak m konumutu? Buna inanmyordum; u halde neydi btn bu szlerin manas?

-kufe- dedim, -en aalk bir klhanbeyi bile mahallede yapt apknlklar sylemeyecek kadar asalete maliktir ve kadn dnr. Kald ki ortada sylenecek bir apknlk yoktur ve ben herhalde bir klhanbeyi kadar ruhi asalete malikimdir. Sen bana yalnz yapmadm muhakkak olan meselerlerden deil, yapmama bilakaydu art (kaytsz artsz) imkan olmayan eylerden bahsediyorsun. Benim tabiatm bunlar yapmaya, istesem de msait deildir! Bunlar sylemek bile bana tasavvur edemeyecein kadar azap veriyor. Bunlara inanmann bana dorudan doruya hakaret demek olduunu anlamyor musun?-

-nanmak istemedim Nurullah ama... Ben ok sinirli bir kzm. Bakn, ak sylyorum, bana bu szleri syledikleri gn sizi grseydim ok fena kavga edecektim!-

ocuk muydu bu kz sahiden? Bazan insana ok kuvvetli olarak bu hissi veriyordu.

-Arkadalarm bilirler- diyordu, -sizi ne kadar beendiimi. Sizinle arkada olmay ok istemitim...-

-Benimle arkada olsanz ziyan etmezdiniz!- dedim.

Gld, ben de gldm:

-Bartk m?- dedim.

-Evet!- dedi.

Ellerimizi sktk. Ayrldm. Hala olan bitenden birey anlam deildim. Yalnz hi istemediim ve aklma bile gelmeyen eylerin olduunu biliyordum. erimde bu karmann verdii bir... znt vard. Neden bilmem.

Bu vakadan sonra kendisini belki bir ay grmedim.

Beria'y her gn gryordum. Hala aramzda ciddi ve kalplerimize temas eden iki kelime bile teati edilmi deildi. Yalnz onun yzn grmek, byle bir mkalemeye ihtiya brakmayacak kadar beni tatmin ediyordu. Gzlerinden, bakndan her zaman iin benimle beraber olduunu, bakasyla beraber olmasna imkan bulunmadn anlyordum. Bu da bana kafi idi. Dehetle romantik olduumun farknda, fakat bundan ikayeti deildim.

Beria'y grmediim zamanlarda boyuna kitap okuyordum. Kadnlar, erkekler, mnevverler vesaire bana yalnz can sknts veriyordu ve bende artk bunlar bara bara sylemek, etrafa rastgele hcumlarda bulunmak hevesi kalmamt. Daha ar, daha sakin, fakat daha dnceli ve emin admlarla ilerlemek lazm geldii kanaatindeydim. imdiye kadar etrafa yaptm hcum ve tenkitlerin bana zarar vermekten baka bir neticesi olmamt. Bu herifler kendileri gibi iki elli, iki ayakl bir adamn szlerini dinlemeyi nedense haysiyetlerine yediremiyorlard. Bunlar yola getirebilmek, bunlara bir ey yaptrabilmek iin, iptidai kavimlerde olduu gibi, fevkalbeer (insanst) zannolunan kuvvetler lazmd. Ben de, kafa itibariyle, onlarn yetimelerine deil, anlamalarna bile imkan olmayan bir seviyeye kararak, gzlerine bir heyula, bir dima heyulas gibi grnmeye karar verdim. Kendi basit dillerinde sylenen szlere metelik vermeyen bu adamlara ancak peygamber yalanlar tesir edebilirdi.

Okuyordum. Etrafla alakam kesmi gibiydim. Birka akl banda arkadatan baka kimseyle mektuplatm bile yoktu. ehirde konutuklarm mahduttu. Nadiren aile toplantlarna, ara sra sinemaya veya muallimlerin haftalk elentilerine gidiyordum. Marangoz Fazl'la baz akamlar buluur, ehrin yanndan geen demiryolu hizasnda dolar, yahut tenha bir yere ekilip iki kadeh atardk. Doru drst maksadn ifadeye bile muktedir olmad halde sohbeti beni skmyordu. Bunda derecesini bilen ve snfna uyan bir hal vard. -Mnevverler-de

olduu gibi derecesi ve mevkii zerinden ereti elbise gibi akmyordu. Ayn zamanda teminata lzum gstermeyen bir dostluu gzlerinden okumak kabildi, bunu ima edecek bir tek kelime bile sylemekten ekindii halde...

-Ne var ne yok, Fazl?-

-Ne olsun beyefendi?-

-Yine mi beyefendi?-

-Canm, dilim alm ite, stne alnmasana sen!-

-Bu da pek fena oldu Fazl...-

-Daha iyisi elimden gelmiyor...-

-Biraz gezelim mi?-

-Sen beni aylakla altracaksn!..-

-Sanki i gryormu gibi... Yr yle tren yoluna kadar gidelim!-

-Beyimin ayaklar yorulmasn?-

Ve sonra ciddi ciddi iten, gten bahsederdik... Kibarlara

pek ierliyordu. Hele bir avukat yeni evi iin yaptrd panjurlar karm beenmedi diye drt defa geri gndermiti. Fazl grse herifin boazna atlacakt: -Bari kar da bir kar olsa!- diye merhametle dudak bkyordu.

Bylece hayatm, hi aklma bile gelmeyen bir ekil almt ve ben bundan memnundum.

Beria'ya ak olmadan onunla hayatm birletirmek karar verdim ve bu karar verdikten sonra ona ak oldum yahut nceden de aktm da bunu ancak bu karardan sonra kendime itiraf ettim.

Muhakkak olan, bu akn imdiye kadarkilere hi benzemedii idi. imdiye kadar olanlar bir kasrga, dallar budaklar kran, ortal birbirine kartran ve bir mddet sonra ekilip giden bir kasrga gibiydiler. Halbuki bu seferki akm bir mevsim gibi sakin, ar, belirsiz admlarla gelmiti. Ve nasl bir mevsim bu belirsiz geliine ramen ortalkta hayret verecek bir deiiklik yaparsa bu ak da beni bu tannmayacak hallere sokmutu ve artk ekilip gidecee hi benzemiyordu.

Dnyada hibir akn ebedi, hatta uzun mrl olmad muhakkaktr. Bunun aksini dnenler bakalarn veya kendilerini aldatmaya alan divanelerdir.

Dnyada en tahamml edilemeyecek ey de artk ak olmadmz birisiyle beraber yaamak mecburiyetidir. u halde ak olduumuz birisiyle hayatmz birletirmek, en hafif tabiriyle, dncesizliktir.

Eer ben bu kzla buna ramen hayatm birletirmek istiyorsam, bu sebepsiz deildi. Ben bu kz grdm zaman ona malik olmak, onu pmek arzular duymu deildim. Yalnz bir beraberlik, hi bitmeyecek bir beraberlik istiyordum, baka bir ey deil. Ve ok samimi olarak daha evvel de sylediim gibi, kendisine kar olan hissiyatmda biraz da, hatta birok da kardelik vard. Bir sevktabii (igd) bizim birbirimize herkesten daha yakn olduumuzu bana fsldyordu. Bilmediimiz bir kuvvet her ikimizin iine mterek bir ey koymutu. Bunun ne olduunu bilmiyorduk, fakat cinsi arzularn stnde bir ey olduu phesizdi.

Biliyordum ki, bu herkesinkine benzeyen ak az bir zaman sonra yok olunca arkasnda bir boluk deil, bizi asl birbirimize balayan bu ebedi anlamay brakacaktr. Biliyordum ki, biz birbirimizi bu ak getikten sonra nihayetsiz bir skun iinde ve hi yorulmadan daha ok seveceiz.

Hatta bazan ok menfi dnr, dnyevi ve adi birtakm sebeplerin (ok kere hayatmzda asl istikameti veren bu hi ehemmiyet vermediimiz adi ve kk eylerdir) bizi birletirmekten

menedebileceini tasavvur ederdim. Hayatn hi mant olmayan cereyan bizi baka baka istikametlere srkleyebilirdi ve biz, bu kadar birbirimize yaklatmz halde, tekrar ve her zaman iin ayrlabilirdik. Fakat bu bizim hayatmzdaki itirak noktasn yok edemezdi. Mademki bir kere birbirimizi grmtk, ne vaziyette ve nerede olursak olalm, artk unutamazdk. Artk bundan sonraki hayatmz, tekrar birbirimizi bulmak iin sessiz, fakat ebedi bir didinme olurdu. Biri dierinin yaayabilmesi iin elzem olan iki mahluktuk biz, bunu istesek de, istemesek de...

Acaba Beria bunlarn farknda myd? Hayatn, irademizle alakas olmayan bu kanunlarna ve hkmlerine pek de vakf olacan zannetmiyordum. htimal, o, birbirimiz iin ne kadar lazm olduumuzu bilmiyor, masum ve daha ocuk olan ruhuyla benden yalnz holandn zannediyordu. Ayrlmadmz takdirde byle zannetmekte devam edecekti. Fakat herhangi bir kuvvet bizi ayrrsa o zaman her eyi anlayacak, bir ln ortasna braklm kk bir ku yavrusu gibi kendini yalnz bulacak ve rpnacakt. Hayat bir kere verdii hkmleri biz farknda olsak da, olmasak da tatbik eder ve onlara itaatle boyun emek lazmdr.

kufe'yi bir ay kadar grmemitim. Bir gn aklma esti mekteplerine gittim.

-Niin geldiniz Nurullah Bey, bir ey mi syleyecektiniz?dedi.

Suratma bir kam yemi gibi oldum. Evvelce de sylediim gibi, bu kz en mit edilmeyen hareketleri yaparak insan artmak istiyordu; niin bilmem.

-Konumaya geldim yahu!- dedim.

-Ben size, gelmeyiniz, dedikodu yapyorlar, sk sk grmemiz doru deil dememi miydim? Niin geldiniz?-

Bu kz ya tamamen kak yahut haddinden fazla pikindi.

Bir kere bana artk seyrek grelim manasna gelebilecek bir kelime bile sylemi deildi, ikincisi bir aydan beri kendisini ilk defa gryordum. Beni budala yerine mi koyuyordu acaba? Yoksa kendisine herkesin inanaca ve asla itiraz edemeyecei kanaatinde miydi?

-Darlmayn sakn Nurullah Bey- diye tekrar balad.

-Muhiti biliyorsunuz. Btn kabahat onda. Yoksa sizinle arkadalk etmek beni her zaman memnun eder. Bana gcenmenizi asla istemem.-

Kirpiklerimin ucuna kadar kpkrmz kesildiimi fark ediyordum. Azmn ii kurumutu ve bir tek kelime syleyemiyordum... Niin bu karmdaki mahluk bir erkek deildi ve niin ben onu tokatlayamyordum?

Bu aknlm nasl tefsir edeceini tahmin ettiim iin btn btn kzyordum. Fakat mademki ona bu yaptklarnn cezasn vermeye, hatta bunlar yzne arpmaya muktedir deildim ve mademki karmdaki bir kadnd, u halde, susmak, hazmetmek, aldr etmemek lazmd.

Glmsemeye altm. Hala kpkrmz olduumu, yzmn yanndan anlyordum. Kim bilir ne kadar komik vaziyetteydim ve bu vaziyet karmdakini kim bilir ne kadar elendiriyordu.

Tekrar glmeye altm. Bir trl ekilip gidemiyordum. Ben bu vaziyette sahneyi terk edecek adam deildim. Fakat baka ne vard yaplacak?

Ne talep etmitim bu kzdan ki onu reddediyordu?

Bana yalnz kendi kafasnn iinde yaayan roller veriyor, sonra bu hakikatmi gibi tavrlar alyordu. Bunlardan korunmak kudretinde bile deildim, nk bu acayip gen kz btn bunlar artc bir cretle yapyordu. i yle ekillere dkyordu ki, yaplacak herhangi bir hareket, menfi bile olsa, onun istedii manada tefsir edilebilecekti, hatta skut bile.

Nihayet: -yleyse gideyim!- dedim, szler azmdan ben farknda olmadan dklmt.

-Darlmadnz deil mi?- dedi. -Yine her zamanki gibi arkadaz?..-

Tebessm ettim. ri ve biraz kabaca olan elini uzatt, sktm ve ayrldm.

kar kmaz kendi kendime atmaya baladm:

-Ne gidersin a salak! Bu kadnn kendisine macera, hi olmazsa elence aradn anlayamadn m? Bak, beenmediin bu kadn Nurullah' parmanda evirdiini syleyecektir ve bunda hakk da var. Btn bunlar kendine fazla gvenmenin neticeleri. Neydi o mektep talebesi gibi kzarmalar. Sen diyeceksin ki, bu kadar kstaha bir cret grlm ey deildir ve ben yle eylere mukabele etmeyecek kadar marurum. Fakat a sersem, senin bu gururunun nasl anlalacan hi dndn m? Bu skutu, bu mukabele etmeyii zillet zannedecekler ve o, senin gibi bir erkei neredeyse ayaklarna kapanacak hallere getirdiini dnerek iftihar edecek. Glyorsun ve inanmak istemiyorsun. nsanlarn bazan ne kadar budala ve aalk olduunu bilmiyor gibisin be Nurullah!-

imde dehetli bir can sknts ve znt vard. Kt eyler yapabilecek kadar kzdm, hi zedelenmeye gelmeyen bir

tarafma dokunulduunu hissediyordum.

Bu gen kz, ihtimal kudretini denemek, kadnlk gururunu beslemek iin birisiyle oynamak istemiti. Fakat bunun iin beni semekle byk bir hataya dmt.

Beria da benim kufe ile olan ahbaplm duymutu. Fakat bundan haberdar olduunu herhangi bir ekilde ihsas etmeyecek kadar marur ve asildi. Halbuki dedikodular pek edepsizce olduu iin mteessir olmamas imkanszd.

Bunlar tashihe, kendisine izahat vermeye imkan yoktu. Gzlerinden okuduum dargnlk bana gnlerimi zehir ediyordu. Ve halkn dahi kafas her gn yeni bir rivayet karmakta devam etmekteydi.

Bilhassa bu rivayetlerin bir ksmnn kufe'den ktn hissediyordum. Mesela onlarn mektebine de giden bir musiki muallimi bir gn, -Yahu, Allah versin- dedi. -kufe'nin peini brakmyormusun.-

-Ne mnasebet?-

-Hadi canm, az yapma, aranzda evlenmekten bile bahis gemi. Ne inkar ediyorsun, bilmeyen mi var? Neyse, Allah iyi

etsin...-

Bu adamn da ne demek istediini anlamadm; dilini bilmediim bir memlekette gibiydim bu ehirde.

Anladm yegane ey, hi istemediim, bana adeta bulantya benzer hisler veren birtakm ilerin, etrafmda dnp durduu idi.

Ne istiyorlard benden hep beraber bu adamlar ve bu karlar? Filanca filan yerde benim lehimde sylemi! Ne mnasebet! Hepsi birden yerin dibine gesin!

Hi baka ileri yok muydu bu heriflerin? Benden bahsetmeye onlar sevk eden neydi? Kendilerine dorudan doruya ne bir fenalm, ne bir iyiliim dokunmutu. Onlarla hibir zaman ve hibir suretle alakadar olmu deildim. Buna ramen tanmadm bir sr herif urada burada beni ekitirmek veya mdafaa etmekle meguld. Anlamyordum, bu adamlar, bunlar yapmaya sevk eden saikler nedir? Bu hareketlerinin mekanizmasn anlayamyordum. O zamanlar insanlarn ok cahili idim ve baz adamlarn dimalarnda, srf fenalk yapmak iin konulmu, hususi bir cihaz bulunduunu bilmiyordum. O zamana kadar birisine fenalk yapmak iin muhakkak bir sebep lazm geldii kanaatindeydim. Fisebilillah (karlk beklemeden) ktlk yapan adamlar bulunacan, ktln baz insanlara hususi zevkler verebileceini tasavvur edemiyordum.

Gliverin cceler memleketine dt zamankinden daha ok hayret iindeydim. Ve bana tiksinti veren bu ruh cceleri beni de her tarafmdan smsk balamlard. Kprdanmaya imkan yoktu.

Niin bu adamlara malup oluyordum? Gayet basit. lk zamanlarda onlarn silahlarn bilmiyordum. Bana o zamana kadar bilmediim ekillerde hcum ediyorlard. Mesela ben aklselimi en byk hakem tandm halde, onlar bunu herhangi bir dalavereye feda etmekte tereddt etmiyorlard. Ve ancak menfaatlerini haleldar etmedii mddete namuslu idiler. cap ettii zaman yznze kar en hayaszca yalanlar sylemekten, en namussuzca hareketleri yapmaktan ekinmeyen bu adamlar on dakika sonra size akllarn almad bir kstahlk ve pikinlikle namustan, faziletten bahsederlerdi. Ve bunu gayet samimi ve tabii olarak yaparlard. Ben bu hareketler karsnda eli kolu bal, hayret ve dehetten az ak bir vaziyette bakakalyordum.

Onlarn btn hareketlerinin ve muvaffakyetlerinin iyzn rendiim zaman bana yle bir irenme hissi geldi ki, ayn silahlarla mukabele deil, kendimi mdafaa etmek bile istemedim, bu bile bana ar grnd.

Yalnz bir gn dayanamayp patlayacamdan korkuyordum.

Ve nihayet gnn birinde korktuum ey oldu. Nihayet benim sabrm da tkendi, her eyi unuttum ve o zamana kadar gizli gizli benimle uraanlarn aktan aa hcumlarna, av arkasnda koan bir kpek srs gibi peime dmelerine sebep oldum. Hem de ne manasz bir vesile ile yarabbi!

Yine muallimlerin topland bir gece idi ve kufe de oradayd. Yalnz bir kere selamlatk. Niyetim biraz durup gitmekti. Yanna oturduum arkadalardan biri bermutat kufe'yi ima ederek manal szler sylemeye balad. Nedense bu akam iimde byle eylere tahamml kabiliyeti yoktu, derhal surat astm ve; -Sus!- dedim, -Bana bunlardan bahsetme, sinirleniyorum...-

-Hadi be- dedi, -kzn neredeyse yolunu kesecekmisin!-

-Yaaa!!!- dedim, gidip bir kere de btn bunlar kendisinden sormak istedim.

O esnada galiba bir fokstrot almaya balamt, gittim, kufe'yi davet ettim.

-Allah akna, imdi yorgunum, biraz sonra!- dedi.

Bir dakika durakladm, fakat srar etmek beni daha feci vaziyete drebilirdi.

ekildim.

Fakat kararm vermitim, ona bu akam ne pahasna olursa olsun her eyi syleyecektim.

Bunu takip eden dansta ben daha gitmeye vakit bulamadan, baka birisiyle kalkt. Etrafmda birka kiinin alayc gzlerini zerimde hissettim.

Kati karar verenlere mahsus bir skunetle bekledim ve biraz sonra kendisini yine dansa davet ettim.

-Biraz sonra dedim ya Nurullah Bey!- dedi, -Bundan sonraki dans yapalm!-

Bir mddet sabit nazarlarla yzne baktm, gzlerini benden evirdi. Sallanarak uzaklatm. Kafama iddetli iki yumruk yemi gibi idim. Etrafmdaki mstehzi baklar gitgide oalyordu.

Bir mddet bir kede oturdum, dar kp dolatm, tekrar ieri girerken kapda ona rastladm. Glmeye alarak:

-Hani ne oldu bizim dans?- dedim. Hala malubiyeti kabul etmek istemiyordum.

-Ben bu akam sizinle dans etmeyeceim Nurullah Bey- dedi.

Derhal kafamn iinin allak bullak olduunu hissettim.

-Bunu ilk geldiim zaman syleyemez miydin?- dedim.

-Maksadn beni kepaze etmek mi burada? Senin iin bilmem fakat bunun benim iin hi ho bir ey olmadn anlamyor musun?-

Daha ileri gitmekten kendimi menetmek iin sratle dndm ve yerime oturdum.

Hibir ey grmyor, iitmiyordum. Bir aralk kulama kufe'nin sesi geldi; biraz tede birka arkadayla beraber oturmu, gzleriyle beni iaret ederek:

-Efendim, zorla m kalkacaz, bir boazma sarlp srklemedii kald!..- diye syleniyordu. Ar ar iskemlemden kalktm. Kendimin de tanyamadm bir sesle ve parmamla gstererek:

-Susturun u kadn!- dedim. -Syleyin u kadna enesini kapasn yoksa fena eyler yapabilecek bir haldeyim.-

Ar admlarla ktm, koridorda dolamaya baladm.

Az bir mddet sonra yanma birisi geldi. Koluma girerek beni kk bir odaya gtrd:

-Beyim- dedi, -giderken iade ederiz, fakat imdilik tabancanz bize veriniz!..-

-Ne tabancas?-

-Israr etmeyiniz, ierde bir hanma tabanca ekmisiniz. Btn aileler tela iinde. Yakr m bu?..-

Vaziyet msait olsa glecektim. Yalnz:

-Hadi efendi, hadi- dedim, -ben jilet ba bile tamam; kardnz m siz?..-

Bu esnada odaya birok kimseler daha dolmulard.

Odann n de kalabalkt. Birtakm hanmlar vestiyerden eyalarn alp gidiyorlard.

Odaya girenlerin bir ksm yakamdan tutarak bana yaptmn doru olup olmadn soruyorlar, bir ksm ise beni himaye etmek isteyerek dierlerini teskine alyorlard. Btn bunlara dilim tutulmu gibi aptal aptal bakyordum. Nihayet ortalk skunet bulur gibi oldu. Davetlilerin bir ksm sylenerek salonu terk etmilerdi. Benim mdafilerden biri de beni koluna alarak tekrar ieri gtrd, bir iskemleye oturttu. Bir mddet sessiz sessiz oturdum, arkadamn yanmdan uzaklat bir

srada yavaa karak vestiyerden apkam aldm ve savutum.

Ertesi gn beni her gren:

-Yahu ne olmu dn akam?-

-Yahu ne yapmsn dn akam?- diye soruyordu.

Sanki gece elentiden kan herkes kap kap dolaarak hadiseyi ilan etmiti.

Kulama yle rivayetler geliyordu ki, glmek mi lazm, alamak m, ben de aryordum. Kimisi o akam kufe'yi dvdm, kimi ise benim dayak yiyerek sokaa atldm sylyordu.

Btn ehir bu vakann hikayesiyle alkalanyordu; sokakta dolamak imkanszd. Yoldan geen kadnlar bile beni birbirlerine gsteriyorlar, arkamdan bakyorlard.

Yerin dibine geiyordum. rlplak soyularak ehrin ortasna, herkesin gz nnde braklm gibi ldrc bir hicap duyuyordum. ok kere alayacak derecelere geldim. Ne yapmtm ben bu kadna? Ne istemiti benden? Ufak bir kaprisi iin beni rezil etmekte tereddt etmemiti. Ne kadar insanlktan uzak mahluklard bu kadnlar. Onlar anlamaya asla imkan yoktu. nk anlalacak taraflar yoktu. Onlar kendileri de ne

yaptklarnn farknda deillerdi ve sevktabiilerine tabi olarak akllarna eseni yapyorlard. Onlarn hareketlerinde sebep ve uur arayan bizler, byle bir ey bulamaynca, -kadn anlalmaz ve derin bir mahluktur!- diyoruz; eytani bir kuvvetle bizim zerimizde hkm yrten bu mahlukun bo, manasz ve basit bir -yar hayvan- olduunu kendimize itiraf etmek istemediimiz iin...

Tabii bunlarn da mstesnalar olacakt: Mesela Beria... Beria'y bu umumi tasnife dahil etmeye bir trl gnlm raz olmuyordu. O baka bir mahluktu; o bu topran mal deildi; o baka bir alemden tesadfen buraya dm gibiydi. Etrafna o kadar az benziyordu ve onlarn o kadar stnde idi ki, onu bu zavall mahluklarla bir tutmak gnaht.

Muhakkak ki, o da benim gibi bu dnyaya yabanc idi. Fakat daha bunlar dnp hkmn veremeyecek kadar kkt.

Ve beni korkutan da bu idi. Ya ona hakikati anlatamazsam! Ya o da btn bu sylenenlere inanr, kendi hakiki benliinin deil, etrafn verdii ereti benliin hkmlerine kulak verirse? Ne yapardm ben o zaman? Bundan tesini dnmek bile bana korkun geliyordu. Beria'nn da beni itham edebileceini tasavvur etmek aklm bamdan alyordu. Odamda kendi kendime onunla konuuyor, yalvaryordum:

-Beria, oh Beria, sen bunlara inanmyorsun deil mi? Sen

bana, yalnz bana inanyorsun! Ben sana bir tek kelime bile sylemeden bana inanyorsun deil mi? Eer bugnlerimde beni sen de yalnz brakrsan ne yaparm ben o zaman? Nereye tutunabilirim? Ben etrafa ve sana gsterilmek istendii gibi de ilim. Beni bari sen anla Beria!..-

Yatan zerine kapanyor, kuru gzlerle alyordum... Ayaa kalkyor, odada aa yukar dolayor ve mtemadiyen onun ismini tekrar ediyordum.

XV

Niin onu gidip gremiyor, ona her eyi anlatamyordum? Birbirimize bu kadar yakn olduumuz halde niin bir aile meclisinde ve bir sr gzn altnda ancak birbirimizi anladmz syleyen baklar ve havadan sudan szlerle iktifaya mecburduk? Niin ben onun ellerine sarlp alayarak btn iimi dkemiyordum? Ve niin o, ince parmaklarn yzmde gezdirerek bana, yalnz bana inandn syleyemiyordu? Gzleri, yardmszlk iinde rpnan gzel gzleri etrafa inanmak istemediini bana sylyordu. Fakat ne de olsa o daha bir ocuktu ve etraf ok kuvvetliydi. Susmak bilmeyen cehennemi bir makine gibi onun masum kulaklarnn dibinde uulduyor ve benim yaptklarm sayp dkyordu. O ne kadar inanmak istemese, inanmak ona ne kadar azap verse, gnn birinde elimsiz mukavemetinin krlaca muhakkakt. Ve ben, onu hemen her gn grdm halde kendisine asl

bize, bizim ikimize ve bizim ikimizin hayatlarna taalluk eden meselelerden bahsedemezdim, buna -muhit msait deildi!!!Etrafn keskin ve hain gz bizim zerimizdeydi.

enelerin yorulmak bilmeyen insafsz makinesi hi durmadan iliyor ve bana bulunduum yeri cehennem ediyordu. Bir kpek srs tarafndan kovalanarak bir keye sktrlm ve etraf sarlm bir geyik gibi akn, meyus, fakat marur ve etin, kendimi mdafaaya alyordum. Uzaktan yaptklar hcumlarla iktifa etmeyerek bana daha ok sokulmak isteyen ve dilerini gsterenleri iddetli, fakat mitsiz darbelerle kendimden uzaklatryordum. Lakin onlar biraz sonra tekrar ve daha kuvvetli hcuma geiyorlard.

kufe'nin evine sk sk devam eden birtakm nfuzlu ve yksek zevat bile ie burunlarn sokarak daha yksek makamlara kadar bu meselenin aksetmesine sebep oldular. Tomar tomar katlar gitti, geldi. Bana resmen sualler soruldu. Raporlar verildi ve fezlekeler yapld. -Mumaileyhin tabanca ektii tespit edilememise de, naho bir hadiseye sebebiyet verdii muhakkak olduundan...- gibi cmlelerle devam eden evrak kaleme alnd. Ve btn bunlar dakikas dakikasna ehre yayld.

Bu kadar grltnn arkasndan hibir ey kmayacan biliyordum, bu igzarlklar, bu yaranmalar, bu -kerataya haddini bildirmeli!-ler herhalde dne dolaa akl banda bir yere de urayacak ve orada anlayl bir tebessm dourduktan

sonra kapanp gidecekti. Birdenbire ortaya kan siyasi crmlerimin de pek ipe sapa gelir taraf yoktu. O zamana kadar sylediim laflarda, btn gayretlerine ramen, kanuni bir crm bulamyorlard. Fakat tekrar elde edilmesi mmkn olmayan bir eyi kaybetmitim: En nihayet Beria'y, Beria'nn kalbini benden uzaklatrmlard. imdi kendisini grdm zaman ban eviriyor, suallerime souk ve ksa cevaplar veriyordu. Birka kere bunu tekrar dzeltebilmek iin mmkn olan eyleri yaptm. aka edecek oldum, daima souk ve hareketsiz kald. Anladm ki, artk onun gznde de ben maceraperest bir serseri idim. Ve bu darbe, bana hepsinden daha ar geldi. Kendimi buna tahamml edebilecek kadar kuvvetli bulmadm. Dimam o zamana kadar grmediim bir perianla, bir atalete dmt. Alamak bile elimden gelmiyordu. Aptal baklarla ve ne istediimi bilmeyerek dolayordum. Bir gn odamda aynaya baktm zaman tannmayacak kadar deimi olduumu grdm: Gzlerim ieri kam, derim sar ve kirli bir renk alm, sakallarm uzamt. Aynadaki hayalime kar ac ac gldm, o da bana gld.

Birka gn sonra eyam marangoz Fazl'a, kitaplarm mektebe hediye ederek stanbul'a hareket ettim. stasyona yalnz Fazl gelmiti, tren kalkncaya kadar bir tek kelime konumadk; yalnz son kampana ald zaman, birbirimizin boynuna sarldk. Ayrlnca Fazl'n gzlerinin ya iinde olduunu grdm. Demek ki bu ehirde beni seven hi olmazsa bir kii vard...

Bir Kadn Dalaveresi, Yeni Anadolu Gaz., 08.05.1932-21.06.1932

:::::::::::::::::

SES

...

Ses

Bizi Beyehir'den Konya'ya gtren kamyon, Barsakderesi dedikleri bir boazda sakatland. ofr ve muavini motr kapaklarn atlar. Oturduklar minderi kaldrp onun altndan kardklar bir sr alet ve edevat ortaya dktler. Ondan sonra saatlerce sren bir tamir balad. Bazan her ikisi makinenin altna srnp arka st yatyorlar ve elleriyle motorun alt ksmn kurcalyorlar, bazan da biri ofr mahallinde gaza basyor ve motr iletiyor ve dieri bu esnada porselen balkl birtakm memeleri yerlerinden oynatyordu.

kindi gnei altnda kamyonun muamba kapl karoseri tahamml edilemeyecek bir hal almt. Yolcular birer birer atlayp daldlar. Bir ksm merakla ofr seyrediyor ve o dinlenmek iin motrden biraz ban kaldrp duracak olsa:

-Bitti mi?- diye heyecanla soruyordu.

Daha az merakl birka yolcu ile ben ve arkadam boazn garp tarafna, glge bir yere doru yrdk ve birer tan stne oturup beklemeye ve etrafmza baknmaya baladk.

Kamyonun durduu yerin biraz ilerisinde, yolun kenarnda iki adr ve bunlarn etrafnda birka kazma krek ile bir el arabas vard. Daha uzakta ise ta krmakla ve kum tamakla megul bir miktar yol amelesi grlyordu.

Gne arkamzdaki srta gmldke, kar taraftaki tepenin zerine serpilmi bulunan am aalarna gitgide krmzlaan bir k yolluyor, vadiyi sratle artan bir lolua terk ediyordu. Serin bir ilkbahar gn idi ve orta yerde akan kk dere mrltya benzer seslerini duyurmaya balyordu.

Yoldan birka araba ve otomobil gelip geti. Bizim kamyonun yannda biraz durdular ve ofre bir ey lazm m, diye sordular. erisinde bo yer bulunan bir kamyon, vakit getike telalar artan ve mtemadiyen ofre sylenen bizim yolculardan iki kadn ald, Konya'ya gtrd.

Dier yolcular grup grup oturmular, bir eyler anlatyorlard. Bizim yanmzda bulunan ve buraya yakn kylerden birinde bakkal olduunu syleyen tahta ayakl bir ihtiyar, kalkp

otomobile gitti, uvaln srtlad, ofre birka kfr savurduktan sonra yola dzld.

Adamakll akam olmutu. Yol amelesi, adrlarna dnerek ate yakmaya balamlard. Bizim kamyon osenin bir kenarnda muazzam bir hayvan ls gibi hareketsiz duruyordu. ofr ve muavini, stleri ya ve toprak iinde, yzlerinden siyah terler damlayarak, bir kenara oturup uzunca bir dinlenme yapyorlard.

Yolcularn ekserisi bu gibi hadiselere alk olduklar iin, sadece balarn sallyorlar ve sepetlerini, knlarn aarak bir eyler yiyorlard.

Bir mddet daha geip, ortalk adamakll kararnca ofr, yol amelesinden bir fener alarak yeniden iine koyuldu. Biz yolcular, birdenbire ken skutun iinde, olduumuz yerlere uzanm, kmldamadan duruyorduk.

Arkamzda gnein kaybolup gittii tepenin aalar birdenbire mavimtrak ve soluk bir a gmld. Arkadamn yzne baktm. O, gzlerini karya dikmiti. Yamacn zerine seyreke serpilmi olan siyah amlar, sratle aydnlanan gkyzne titrek siluetler iziyorlard. Arkadam bir mddet bunlar seyrettikten sonra:

-Neredeyse ay grnecek!- dedi.

Tam bu srada, kekik kokular ve ince trtlarla dolu havay hafiften gelen bir saz sesi titretti. Mzikle uraan ve bir mzik mektebinde vazifesi olan arkadam doruldu. Kalarn atarak dinlemeye balad.

Yol amelesinin adr tarafndan gelen saz sesi, ustaca alnan bir meyandan sonra, susar gibi oldu ve bir erkek sesi o zamana kadar duymadmz, fakat bize yabanc da gelmeyen bir halk arks sylemeye balad:

Dndm daldan kopan kuru yapraa

Seher yeli, dat beni, kr beni;

Gtr tozlarm burdan uzaa

Yarin plak ayana sr beni...

Bu sefer ben de doruldum. Saz tekrar kvrak bir ara namesine balad halde, kulamda hala deminki sesin nlamalar vard.

Arkadam:

-Bu ne?- demek ister gibi yzme bakt.

-Fevkalade!- diye mrldandm.

Ses tekrar ve btn vadiyi nlatrcasna balad:

Aldm saz ktm gurbet grmeye,

Dnp yare geldim yzm srmeye,

Ne lzum var una, buna sormaya,

Senden ayr ne hal oldum, gr beni.

mrmde bu kadar gr, tatl bir erkek sesi dinlememitim. Bir insan grtlandan bu kadar manal ve sarc seslerin nasl kabildiine hayret ediyordum. Arkadam kalkt, beni de kaldrd. Amelenin adrna doru yrmeye baladk.

Ovada, adrn nnde, drt be kii oturmulard. Etraflarnda kazma ve krek serpilmi duruyordu. adrn kapsna aslm bir fener sallandka, vadinin iine doru uzanan ve balar karanlkta kaybolan glgeler belli belirsiz kmldyorlard.

Yirmi yandan fazla gstermeyen bir delikanl adrn nnde, yan yatrlm bir el arabasnn stne oturarak saz alyordu. Ba gsne yatm ve gzleri yere dikilmi olduu iin ehresini tamamen grmeye imkan yoktu. Fenerin aydnlatt aln ter damlalaryla kapl idi. Saznn uzun sap, artc bir sratle aa yukar kayan parmaklarnn altnda, canl bir

mahluk gibi titriyordu. Tellere vuran sa eli, kk fakat kendinden emin hareketler yapyor, bu el sazn gvdesine her yaklatka, insan, sanki o tahta ile bu et arasnda gizli, fakat ok manal ve mhim bir konuma oluyormu zannediyordu.

adr ve bulunduumuz yeri bir aydnlk yalayp geti, vadinin br ucuna kadar uzand. Bamz kaldrdk, karmzdaki srt ap yukar frlayan ay grdk.

Saz alan delikanl da ban kaldrd ve gzlerini biraz yumarak, tam karsnda beliren bu aydnlk yzl dinleyiciyi szd. Sonra saza vuran eli yavalad, gzleri kapand, boaz gerildi ve yz krmzlat. Biz hayretle onu seyrederken, ince dudaklarnn arasndan beyaz diler grnd ve delikanl, bu sefer aya hitap eder gibi, arksna devam etti:

Ayn avk vurur sazm stne,

Sz syleyen yoktur szm stne

Gel ey hilal kalm, dizim stne

Ay bir yandan, sen bir yandan sar beni.

Otomobilin dier yolcular da toplanmlard. Herkes hayretle bu kpkrmz yzl gence bakyorlard. O, esrarl bir dil konuan ellerini sazn zerinde hareket ettirmeye balam ve

gzlerini yere yahut kucandan frlamak ister gibi srayan sazna dikmiti. Pek az bir duraklamadan sonra, bu sefer ban kaldrmadan, daha yava, fakat eskisi kadar tatl ve derinden gelen bir sesle unlar okudu:

Sekiz yldr uramadm yurduma,

Dert orta aramadm derdime,

Geleceksen bir gn dp ardma,

Kula deil, yreine sor beni.

Ve sazn, iki kuvvetli vurutan sonra, yanna brakarak ban kaldrd. Orada bulunanlardan birka, yaa, diye bardlar. O, gzlerini hi kimsenin zerinde durdurmayarak, bolukta dolatrmaya balad. Hafife tebessm etmeye de alyordu.

Arkadam yanna sokularak sordu:

-Senin adn ne olum?-

-Ali!-

-Nerelisin?-

-Svaslym!-

-Saz nerede rendin?-

-Ne bileyim? Kkten beri alarm.-

-Sylemeyi?-

-Onu da yle... Sonra bir iki usta ak yannda gezdim.-

Arkadam bana bakt:

-Harikulade bir ses azizim, yllarca arasak bulamayz. Ben bu olann arkasn brakmam!- dedi. Sonra tekrar ona dnerek yan sordu. Yirmi iki imi. Cebinden defterini kararak bir eyler not etti ve delikanlnn adresini almak istedi. ocuk evvela ard. Verecek bir adresi yoktu. Bugn burda, yarn orda amelelik yapyordu. -Beyehir yolunda Svasl Ali desen olmaz m?- diye soruyordu. Nihayet Konya'da, gelip getike urad bir hann ismini syledi. Dostum onlar da kaydetti. Bu srada, epeyden beri yanmzda durup bizimle saz dinleyen ofr:

-Beyler, otomobil hazr!- dedi.

Delikanlya birka ark daha syletmeye hazrlanan arkadam, dier yolcularn hemen yerlerinden frladklarn ve torbalarn, antalarn kavrayp kamyona doru yollandklarn grnce iini ekti, sonra yerinden dorulmu olan Ali'ye dnd:

-Seni arattrp bulursam hemen gel. Sana paral bir i bulurum, daha usta aklarn yannda alr, sazn ilerletirsin, olmaz m?-

Ali hibir ey anlamadan tasdik etti!

-Olur beyim!-

Omuzuna vurup:

-Hadi bakalm, allahasmarladk!- dedik.

Btn amele hep birden:

-Selametle- dediler ve biz ayrlrken, Ali'nin etrafna toplanp glerek onunla konumaya baladlar. Herhalde, arkadamn szlerini kendi kendilerine izaha ve bundan Ali iin parlak neticeler karmaya alyorlard.

Dostum, Ankara'ya geldikten sonra, hakikaten o delikanlnn ii ile hi durmadan megul oldu. Onu bir mzik mektebinde yetitirmeye muhakkak azmetmiti. Bu kadar stne dt bu i hakknda konutuumuz zaman:

-Bilmezsin, kardeim- diyordu. -Olann sesi kulaklarmdan

gitmiyor, ben bu iin acemisi deilim, aa yukar kendime insan sesi esnaf diyebilirim, fakat byle bir sesi az dinledim. -

Ben de kendisi gibi dnmekle beraber, daha akll grnmek iin yle diyordum:

-Hakkn var. Fakat o sesin bizim zerimizde bu kadar kuvvetli bir iz brakmasnda onu dinlediimiz gecenin hi tesiri yokmu idi acaba? Mehtap! rlts kah duyulan, kah kaybolan kk dere... ki da arasnda uzanan kvrntl dar vadi ve nihayet hi beklemediimiz bir amele adrndan tabiatn iine yaylveren bir ses... Btn bunlar, o gecenin rkek sessizliinde bizi garip bir romantizm iine atm ve alelade veya biraz daha iyice bir sesi bize fevkalade gibi gstermi olamaz m?-

Fakat bunlara ramen, Svasl Ali'yi buldurup Ankara'ya getirmek ve onu burada da dinleyerek sesini terbiye ve inkiaf ettirmek, itiraz edilecek bir fikir deildi. Ne kadar yanlm dahi olsak, herhalde birinci snf bir istidat karsnda bulunduumuz inkar edilemezdi.

Arkadam imdiden hlyalar iinde yzyordu. Svasl Ali'nin bir gn mehur ve dnyaca tannm bir opera tenoru olarak Avrupa ehirlerinde konserler verdiini dnyor:

-Onun frak iindeki vcudunu ve beyaz yakasndan frlayan krmz yzn grmek, harikulade bir ey olacak!- diyordu.

Nihayet istediini yaptrd. Birok yerlere bavurarak Svasl Ali'nin Ankara'ya getirilmesini temin etti. Bu ilerle uraan makamlar, zaten yeni istidatlar aramakta idiler. Sk sk imtihanlar yaplyor ve opera mugannisi yetitirmek iin talebe seiliyordu. Bu meyanda Konya'ya yazld. Pek uzun olmayan bir aratrmadan sonra bizim gen tenor bulduruldu. Yol paras Konya Belediyesi'nce temin edilerek Ankara'ya gnderildi.

mtihann yaplaca mektebin mdr odasna girer girmez, bir kenarda elinde sazyla bekleyen Svasl Ali'yi tandm. Yz biraz daha krmz, baklar adamakll rkekti. kesi bask ayakkablarnn arkasndan topuklar delik oraplar grnyor ve zerinde bulunduu hal, tabanlarn yakyormu gibi sk sk ayak deitiriyordu. Sazn bir silah gibi sa ayann kenarna dayam, sapn iki parmayla yakalamt. Odada konuup glenlerin yzne bakmyor, gzlerini yerde ve kar duvarda gezdiriyordu.

Odadakilerle selamlatktan sonra Ali ile konutum. Yolculuun nasl getiini sordum. -Kt deil!- dedi. Elindeki saz yeni idi. Glmseyerek yzne baktm, derhal anlad: -ndiim handa buldum, sekiz kat verip aldm. Benim krk saz ile efendilere almak yakk almaz herhalde!- dedi.

Siyah ve gzel gzleri, imdi aydnlkta ve ak olduu halde, bana o akam grdm gibi yar kapal hissini verdiler.

Dikkat edince, bu byk ve dalgn gzlerin daimi bir rya iinde yaadn fark ettim. Bir anda kendimi onun yerine koymak istedim.

Buraya kim bilir neler dnerek gelmiti? Herhalde dostumun kafasndan geen opera mugannilii ve frakl Avrupa konserleri, ona yabanc idi. Olsa olsa Ankara'da -byklerdenbirka kiinin kendisini dinleyeceini, belki be on kuru vereceini dnm olabilirdi. Hatta belki de daha salam bir istikbalin kendisini beklediini sanyor, beenildii takdirde hademelik, kapclk gibi bir ie konularak kayrlacan ve ara sra -byk- meclislerde saz alp be on kuru alacan mit ediyordu. Bazan valilerin bile byle aklar koruduklarn, onlara meclislerinde saz aldrdklarn herhalde duymutu.

Mektebin muhtelif milletlere mensup mzisyenlerinin Trke, Almanca, Franszca konumalar ortal doldururken, mdr odasnn kaps vuruldu ve ieriye iki kii girdi. Bunlardan biri, bir maarif mfettii idi. Biraz evvel vekalete mracaat eden ve imtihan edilmek isteyen bir ocuu getiriyordu. Orta mektep mezunu olduunu ve sesini hocalarnn beendiini syleyen bu ocuk; sarn, olduka iman, dalgal sal, cesur bakl bir delikanl idi. Odada bulunanlar: -Hay hay!- dediler. Zaten bir tenoru imtihan edeceklerdi, ikisini beraber de dinleyebilirlerdi.

Hep birlikte ktk. Arkadam memnun ve kendisinden

emin bir tavrla imtihan odasn at. Buras parke deli, bir tarafnda yeni kurulmu sahnemsi bir yer bulunan geni bir salondu. Sahneye yakn kelerden birinde de bir kuyruklu piyano vard. Oda birdenbire doldu. Grup grup Trke ve Frenke konumalar balad. Bazan mnakaalar birbirini bastryor ve anlalmaz bir grlt benim bile bam artyordu. Gen bir Alman kadn piyanoya geip tulara dokundu. Svasl Ali mrnde hi grmedii bu alete hayret dolu bir gz att, sonra, ihtimal acemilik gstermemek iin, lakayt bir hal almaya alt. Bu srada gen mzisyenlerden biri sahneye beyaz boyal demir bir iskemle koyarak Ali'ye:

-Otur bakalm!- dedi.

Dier bir mzisyen atld:

-Canm, iskemleye oturup an yaplr m? Ayakta sylesin!-

-Amma yaptn ha, ayakta saz alp ark syleyen halk airi grdn m?-

Bu mnakaa esnasnda Ali, gzleriyle odann bir hastane ameliyathanesine benzeyen beyaz, plak duvarlarn, byk, perdesiz pencerelerini seyrediyor ve oday sesleriyle dolduran bu bir sr adama, ameliyat masasna yatacak bir hastann doktorlara bakna benzeyen rkek nazarlar frlatyordu.

Benim yanmdaki gen mzisyenlerden birine:

-Bunu iskemleye oturtup syletmek doru olmaz, bada kurup sylemeye almtr, belki sklr!- dedim.

O bir an -doru- der gibi bana bakt, fakat sonra:

-Yok canm, ne mnasebet! Frenklere kar bada kurup oturtmak olur mu? Herifleri kendimize gldrrz!- dedi.

Ali, beyaz demir iskemleye, ate stne oturuyormu gibi iliti. Saz tutan eli titriyor ve kran alnndan kirpiklerine ve ayva tyl yanaklarna terler szlyordu.

Konuanlar yava yava seslerini kestiler. Herkes bir keye yasland veya bulabildii bir iskemleye oturdu, gzlerini sahnenin ortasnda tek bana kalveren Ali'ye dikti.

Gen adam iki dizini smsk birbirine yaptrm, dilerini skmt. Saz kucana ald. Fakat bir trl yerletiremedi ve arp etrafna baknd. zerine dikilen gzleri grnce bsbtn ard. Terler sar mintanna arka arkaya damlamaya balamt. Sa eline kiraz kabuundan tezenesini ald, tellere birka kere dokundu.

Bu sesler onu bir an iin aar gibi oldular. Yzne skunete benzer bir ifade geldi. Biraz daha aldktan sonra sylemeye

hazrlanarak boynunu oynatt. ksrmek isteyip utanyormu gibi bir hali vard. Nihayet gzlerini zerimizden ekip tavann bizim tepemizdeki kesine dikerek, bir halk arksna balad.

Sesi yine gzel, fakat birtakm hrtlarla karkt. Ykselince pek belli olmayan bu yabanc sesler alaklara inince derhal kendilerini gsteriyorlard. Ali de bunun farknda idi. Kendini toplamak istedi, fakat bu hareketiyle ancak boaznn adalelerini biraz daha gerdi ve yz daha ok krmzlat.

Mthi bir gayret sarf ediyordu. enesinin yanlarndan aa doru uzanan ve iki elik direk gibi kmldamadan duran yuvarlak, katmerli et paralar aka grnyordu. Ali gsnden kuvvetle frlatt sesi bu cenderenin arasndan geirebilmek iin ter dkyordu. Nihayet arky bitirdi ve saz eline alarak ayaa kalkt.

Alman mzisyenlerden biri derhal:

-Fena deil, fena deil... tekini de dinleyelim...- dedi ve bayla sarn genci gsterdi.

Yznde kendinden emin bir tebessmle sahnenin drt ayak merdivenini kan delikanl hemen, hatta odadakilerin susmasn bile beklemeden, plaklara gemi bir halk arksna balad. Evvela hafif ve tatl kan sesi, yava yava byd ve btn oday dalga dalga dolduruverdi. Hakikaten gzel sylyordu.

Birka yerde, hanende taklidi baya hnerler yapmaya zenmesine ramen, mkemmel bir ses materyaline sahip olduu meydanda idi. arky bitirir bitirmez yine deminki Alman -Bravo!- diye sylendi. -Bu ocuu yetitirebiliriz!-

Bu aralk gzlerim Ali'ye iliti. Bu odada olanlarn hibiriyle alakas yokmu gibi gzlerini boluklarda gezdiriyor ve can sklan bir adam tavr alyordu. Piyanodaki gen kadn, eliyle onu yanna ard. Namzetlerin kulak terbiyeleri denenecekti. Sa eliyle basit bir melodi alarak Almanca:

-Bunu aynen tekrar et!- dedi.

Trk mzisyenlerden biri izah etti:

-Piyanoya gre syle bakalm!-

Ali bir bana, bir de gzleriyle arayarak dostuma bakt. Ben, -eyvah!- dedim. Zavall delikanl mrnde grmedii, sesini duymad, adn iitmedii bir aletin karsna getirilmiti. Kendisine sylenen szn manasn bile anlamyordu. zah etmek istedim:

-Olum, bu hanmn aldna gre ses kar.-

Piyanodaki kadn ayn melodiyi tekrar etti, Ali byk bir gayretle tekrar boynunu gererek:

Bir haber yolladm canan iline...

diye balad. Oradakilerden birka gld ve Ali derhal sustu.

-Yok, iki gzm- dedim, -ark syleyecek deilsin, bu sesleri karacaksn.-

Sknt iinde grtlandan birka ses frlad, orada can sklm gibi duran Almanlardan biri eliyle sarn tenoru ararak, -Bu sylesin- dedi.

Piyanonun arka arkaya ald birka kk melodi bir ses nehri halinde ve berrak olarak delikanlnn azndan dklyordu. i abuk bitirmek isteyenler, usulen Ali'ye bir ark daha sylettiler. Bu sefer birinciye nazaran ok fazla gayret sarf eden ve her eyin bu bir tek arkya bal olduunu sezen Ali, en gzel arksn syledi. Hi de fena deildi. Hatta orada bulunanlar: -Mkemmel!- der gibi balarn sallyorlard. Fakat ark bitip Ali sazyla bir kenara ekilir ekilmez onu derhal unuttular. Sarn delikanl yine plaklardan renme bir tango syledi. Muhakkak ki gzel bir sesi vard. Artk imtihan kafi grlerek bu ocuun ne yolda yetitirilmesi lazm geldiine dair mnakaalara geildi. Bte meselesi ortaya atld. Hazirandan evvel talebe olarak alnrd, alnamazd gibi szler oldu. Hi kimse ayn odada bir kenarda bir de Svasl Ali'nin bulunduunun farknda deildi. Onu ta buralara kadar getirten dostum,

mnakaa edenlerin yannda, hibir ey dinlemeden duruyordu. kimiz de Ali'nin yanna gitmeye cesaret edemiyor, hatta onun yzne bile bakamyorduk.

Ben yavaa gzlerimi kaldrnca, hayret iinde kaldm. Ali'de hi de feci bir halde bulunan bir insan tavr yoktu. Bo gzlerle biraz evvelki gibi duvarlar szyordu. Sanki bu odadakiler onu zerre kadar alakadar etmeyen kimselerdi. Yznde en ufak bir teessr, en kk bir hiddet yoktu. Hatta olduka uzun sren bir skntdan, bir ikenceden kurtulmu gibi sakin, dinlenen bir hali vard. Gzleri sarn tenora rastladka bir mddet duruyor, belki biraz hayret ve merakla onu szyordu. Bu baklarda kk bir haset, hatta gpta aradm ve bulamadm.

Saz yine silah gibi sa ayann yannda idi ve bu aya gayet kk bir hareketle yerden kalkyor ve tekrar parkelere dokunuyordu. O zaman iimde bir eyin burkulduunu hissettim. Gen adamn btn yeisi, btn inkisar, btn krlan mitleri bu ufak ayak hareketlerinde kendini gsteriyordu. Vcudunun her tarafna hakim olan, yznn en ufak bir rpermesiyle bile iindekileri dar vurmayan gzleri sonsuz bir derinlik ve skunet iinde yumuak bir kla parlayan bu adam, farknda olmadan kendini sa ayann bu minimini ve sinirli kmldamasyla boaltyordu. mrmde hibir insan yz, hibir alay bana bu kadar ac, bu kadar manal grnmemiti.

Kendimi toplayarak, onun yanna doru yrdm. Onunla

muhakkak konumak, ona bir eyler sylemek lazmd. Konya'ya dn, biz iin olunca seni buldurur, haber veririz.Ali btn bunlar, fevkalade ehemmiyetli bir eymi gibi, kalarn hafife kaldrarak dinliyor, adeta ezberlemeye alyordu. Fakat gzleri bana, iliince irkildim. Nedense bu siyah ve byk gzler bana, sahibinin bu laflarn bir tekine bile inanmadn ifa eder gibi geldi.

Herhangi bir ey yapm olmak iin:

-Gelin, bir lokantada yemek yiyelim!- dedim.

Odadakilerin mnakaas hala devam ediyordu. Bizim ktmzn farkna bile varmadlar.

Bir kebapda karnmz doyurduk ve bu esnada hemen hemen hibir ey konumadk. Onu kandrmaya imkan yoktu. -Seni arp zahmet verdik, affedersin!- de denilemezdi.

Ben bunlar dnrken kebapdan ktk. Ali bir ey sylemek ister gibi birka kere yutkundu ve boynunu bkerek:

-Sizi mahup kardm, beyim, sakn kusura kalmayn!dedi.

Sonra, hayret edilecek bir eyden bahsediyormu gibi, gzlerini hafife aarak ilave etti:

-Ben o odada bir trl sesimi bulamadm!-

Ve yanmzdan ayrlp gitti.

Ertesi sabah, aramzda topladmz birka liray kendisine vermek ve onu Konya otobslerine bindirip selametlemek iin Haymana Han'na giden arkadama hanc, Svasl Ali'nin, sazn iki liraya satp yol paras yaptn ve afakla kalkan bir kamyona binip Konya yolunu tuttuunu sylemi.

Her Ay, Haziran-Temmuz 1937

...

Kpek

ok scak bir yaz gn idi. Vakit ikindiye yaklat ve gne biraz yana dt halde, bozkrn sar otlarnda en ufak bir kprdanma bile yoktu: Her gn bu vakitlerde Kohisar Gl taraflarnda esmeye balayan ve gz alabildiine uzayan ovay yer yer toz bulutlarna gmen rzgardan henz bir eser grnmyordu.

Kvrck tylerini, diken midir, ot mudur pek fark edilmeyen bozkr nebatlarnn zerine sererek yan st uzanan tiftik keileri uyku sersemi gzlerini yar kapal tutuyorlar ve apar

kirpiklerinin arasndan, ufkun ark tarafnda hareketsizce bekleyen, avu ii byklndeki birka beyaz bulutu seyrediyorlard.

Birbirinden iri ve alacal iki oban kpei uzaka ve srye hakim birer tepede mevki alarak yatmlard. Uyur grnmelerine ramen ara sra bir elektrik cereyan gemi gibi kulaklar sarslp dikiliyor, kk gzleri btn sry ksa bir an iinde tarayarak tekrar kapanyor ve yorgun balar ileri doru uzanan ayaklarnn zerine yavaa dyordu.

oban daha yksek bir srtta oturmu, deneine dayanarak uyukluyor ve iki yz adm kadar uzaktan geen Ankara-Konya yolunun zerinde yan yana uzanan yarmar metre derinliindeki tekerlek izlerini gzleriyle ufka kadar takip ediyordu.

Bu izler on ift kadar vard ve ok derinleerek ortadaki ksmlar otomobillerin altna dokunmaya balaynca terk ediliyorlar, vazifelerini yan balarnda birdenbire peyda olan yeni arkadalarna brakyorlard.

Gen oban, yan yana ve kvrla kvrla uzanan bu oluklarn zamanla ne kadar oalabileceini dnyor, ierisi un gibi bir toprakla dolu olan ve rzgar esince bir anda ykselerek ufku tozdan bir bulut eridi halinde birbirine balayan bu ukurlarn bir gn ovay batan baa kaplayverdiini gryordu.

Kendi kendine:

-O zaman aa keileri satar herhalde!- dedi. imdi bile hayvanlar saatlerce dolayorlar ve bulabildikleri birka clz otu kye dnmeden eritiyorlard. Baharda drt parmak kadar ykselen yeil ve seyrek otlar hemen bitiyor ve keilere urada burada frlayan ve sanki yeermeden sararp kuruyan birka aly tr tr kemirmek kalyordu. Ama onlar bundan ikayeti grnmyorlard. Bu clz otlara ramen, tyleri uzun ve ipek gibiydi. Gzlerinde geni bir memnunluk ve geveklikten baka hibir ifade yoktu.

oban btn ovann tozlu otomobil yollaryla kaplanarak keilere ot kalmamas ihtimalini dnrken aklna birok eyler daha geldi:

-Aa koyunlar satar, beni yolcu ederse, acaba yllm tam verir mi?- dedi.

Senede on iki lira alacakt, ekmek ile katk da aadand, fakat iki senedir on para ald yoktu. Aas:

-Paray nideceksin? Bende biriksin, toptan veririm!- diyor, st ba perian ise, eski bir pantolonla mintan vererek savyordu.

-ki seneliimi birden alsam iyi olur emme!- diye pheli bir tavrla ban sallad.

Ya daha on sekiz ya var, ya yoktu. Buday yzl, ak kumral sal ve kahverengi gzl idi. Biraz ileri frlak dileri ve gzlerinin zerine km kalaryla kendisine pek gzel denilemezdi, fakat duruunda insann houna giden bir arballk, bir ciddilik vard.

-Bizim kocakar olmasa, ehre gider, be on kuru yapardmdedi. Fakat bu da ona pek tatl bir ihtimal gibi grnmedi. ehre gidip drt sene kaldktan sonra daha perian, daha bitkin ve mitsiz kye dnen birka kiiyi hatrlad. Bunlar, orada hamallk, kara amelelikten baka bir i bulamadklarn, gnde yirmi be, otuz kuru kazandklar zaman kendilerini zengin saydklarn ve kaldrmlarda gecelerken kyn scak samanlklarn ok aradklarn anlatyorlard.

-Neylemeli?- dedi.

Anas tarlada alamaz olduundan beri, gen obann aklnda hep byle eyler dolayordu. Fakat kendinden evvel ayn eyi dnp deneyenlerin halini grdke mitsizlie dyordu.

Mesela, akrabalarndan biri, birka sene evvel zmir'e gidip bir fabrikaya amele yazlmt. lk gnlerde vaziyeti kt deilmi diye haberler geliyordu, fakat gnn birinde tek bacakla kye dnd. Ayan makineye kaptrm; eline krk elli bangonot sktrmlar, kap dar etmiler. Konya'ya dilenmeye gitti. Orada da belediye rahat vermiyormu. Zavallnn hali berbatm.

Kyde kalp bir baltaya sap olmak bsbtn imkanszd. Az buuk mahsul verir bir tarla almak iin on sene, bir ift kz sahibi olmak iin ise on be sene almas lazmd ve ondan sonra da hayatn daha tatl bir ekil alaca pheli idi. Bir tarlas ve bir ift kz olanlarn hali kendininkinden pek farkl deildi. Bir sene kuraklk olunca onlar da btn kyl gibi dalara ot yemeye gidiyorlar, stelik kzlerinin alktan ldn veya onda bir fiyatna satldn gryorlard. Kendisi onlara nazaran, hatta daha iyi vaziyette idi, nk aa ktlk senelerinde de onun ekmeini ve katn veriyordu. Belki bir gn parasn da verecekti? Kim bilir?

Gzlerini keilerin zerinde dolatrd. Sonra sa tarafndaki srtta yatan kpee doru:

-Karaba!- diye bard.

Kpek hemen ban silkip dorularak sesin geldii tarafa bakt, yava yava bacaklarn gerdi, sratli admlarla obann yanna geldi.

Dier kpek de olduu yerde dorulmu, ban obana evirmiti. Kendisi arlmad iin acele etmiyor, tylerine yapan tozlar ve otlar itina ile silkiyordu.

Karaba, obann bir adm kadar nnde durdu. Tyl

kuyruunu havada ar ar sallamaya ve bekleyen gzlerle karsndakine bakmaya balad.

oban elini uzatarak hayvan n bacandan yakalad, kendine doru ekti. ayann zerinde sekerek yaklaan kpek, ban delikanlnn kucana koydu ve uzand. ri vcudu keyfinden sarslyor, kuyruu iki tarafa gidip gelirken yerin kk akllarn yuvarlyordu.

oban ve kpei hi ses karmadan birbirlerinin gzne bakyorlard. Ta ilerine; en derin yerlerine kadar anlatklar ve birbirlerine en iptidai, en kkl bir sevgi ile bal olduklar grlyordu. obann ileri frlak beyaz dilerinin arasndan kan msterih bir nefes, hayvann yzne yaylyor ve onun pembe dili bu nefesi emiyormu gibi titriyordu.

Soldaki tepede ayakta duran ve srye nezaret iinin u anda tek bana kendisinde olduunu derhal hisseden dier kpek, birdenbire olduu yerden frlad ve havlayarak aa atld. oban ve kucanda yatan Karaba, kafalarn o tarafa evirdiler.

Uzaktan, Ankara yolundan bir toz bulutu yuvarlanp geliyordu. Yaklanca bunun bir otomobil olduu fark edildi. imdi obann nnden frlayan kpek de aa inmi, yolun, daha dorusu yollarn kenarna varmt. kisi de balarn ileri uzatarak havlyor ve mthi bir sratle yaklaan dman bekliyorlard.

Aradaki mesafe azalnca ona doru kotular. Bu esnada keiler hayret verici bir lakaytl muhafaza ediyorlar, uzun ve ok boumlu boynuzlarnda, gnein artk epeyce alaktan gelen n parlatyorlard.

Otomobil, daha kpekler yaklamadan durdu. Bu, bembeyaz tozlarn altnda da ak mavi boyas belli olan byk ve kapal bir araba idi.

Kpekler havlamalarn azalttlar. oban, bulunduu yerden onlar ard. kisi de ar ar ve ara sra arkalarna bakarak uzaklatlar.

Otomobilin n kaps ald ve dar siyah sal, ince bykl bir gen atlad, eliyle obana gelmesini iaret etti.

Bu delikanl, tahsilini kolejde ve sonra Amerika'da yapm bir mhendis idi. Memlekete bir sene evvel dnmt. yi mevkili akrabalarn delaletiyle ksa zamanda bilmem hangi bankann bilmem ne seksiyonu efi ile alakas olmayan bu vazifeden ikayeti deildi. zeri kristal masasnn bir kenarnda duran ve iini birtakm riyazi (matematikle ilgili) formller, iaretler dolduran drt kitap; onun bir fen adam olduunu ispat eden ebedi ahitler gibi el srmeden yerlerini muhafaza ediyorlard ve o, ne olduunu pek anlayamad halde hi hatasz yapt birtakm krtasiye ilerini birka saatte bitirince, zamann, ngilizce birka magazini -belki nc defa- gzden geirmek suretiyle ldryordu.

Alt ay kadar evvel bankann mhim erkanndan birinin kzyla nianlandktan sonra bo zamanlarn daha iyi ekilde geirmenin de mmkn olabileceini anlad.

O zaman satn ald ve nianlsyla gnlk gezintilerini yapt otomobili Ankara'da bir tane idi. Bir sokak kesinden sessizce belirip iri gvdesinde tatl parltlar yaparak bir kede kayboluuna veya dz bulvarda uar gibi szlne, gelen geen muhakkak bir kere durup bakyorlard.

Bugn de Konya'ya, kendisi gibi Amerika'da okumu bir mhendis arkadan ziyarete gidiyordu.

Nianls ve onu yalnzca gndermeyi pek mnasip bulmayan kaynanas da beraberdi. Gen kadn bu deiiklikten memnun, mtemadiyen glmsyor, anas ise tozdan ve sarsntdan harap bir halde somurtuyordu.

Mhendis yere atlayp oban ardktan sonra ayaklarn sallayp dolaarak uyuukluunu gidermeye alt.

Srtna gri sko kumandan bir spor elbise ve bana ayn renkte bir kasket giymiti. Golf pantolonunun altnda, belki yirmi be renkli, kareli oraplar; yuvarlak burunlu ve derisi tyl kaln iskarpinler vard. Hususi otomobili olan ve iin lksn tam yapmak isteyen herkes gibi onun da iskarpinleri benzin ve

makine yayla kirlenmi ve sa tekinin taban gaza basmaktan delinmiti.

ki tarafa gidip gelirken otomobilin yannda durdu ve kollarn yan kapnn ak duran penceresine dayayarak, nianlsna:

-Nereden aklna esti obanla konumak!- dedi.

Gen kz, omuzlarn, kollarn, gzlerini oynatarak:

-Merak ediyorum ayol, ben hi kyl grmedim ki!- dedi.

Yannda oturan annesi ban evirmeden:

-Ne mnasebet!- dedi. -Ankara'da pazarlarda, yollarda hi grmedin mi?-

-Aa! Onlar kyl m, amele... Hem ben byle obanlar falan grmek isterim. Sonra yavru keileri de okayacam. -

Mhendis:

-Burada yavru kei yok ki, hepsi kocaman eyler!- dedi.

Her sz syleyiinde, her hareketinde, hatta her baknda muhakkak vcudunun birok ksmlar oynamaya balayan ve yars isteyerek yaplyorsa, yars da sinir bozukluundan gelen

bu cilveli kprdaylarla, gln bir oyunca andran gen kz, infial ile silkindi ve incecik sesiyle:

-Aman, ne olmu duralm dediysem? Canm yle isteyiverdi ite! Keilerin yat houma gitti.-

Bu srada oban yaklam ve kpekler yerlerine dnp sry gzlerinin himayesine almt.

Gen mhendis, biraz ileride durup bekleyen obana:

-Yaklasana!- dedi. -Sen nerelisin?-

oban eliyle ovann imal tarafndaki bir ky gsterdi:

-Buralym!-

-Bu keiler senin mi?-

-Yok, aann!-

-Her gn buraya m gelir otlatrsn?-

oban gzlerini bir an karsndakinin zerinde gezdirip bu sualin ne mnasebetle sorulduunu anlamak istedi ve omuzlarn silkerek:

-Neresi olursa olsun, gideriz; belli olmaz!- diye mrldand.

Mhendisin bu neviden daha birok suallerine cevap vermek mecburiyetinde kalan ve:

-Ne stne vazife de soruyorsun? Hadi iine gitsene!- diyemedii iin bsbtn can sklan oban, ikide birde ban evirip srye bakyor ve ara sra da otomobilin iine gz kaydryordu.

Bu srada ierdekiler kapy atlar. Gen kz beyaz keten tayyr ve alak keli iskarpinleriyle yere atlad. Annesi arkasndan ar ar iki tarafa tutunarak indi. htiyar kadnn yz bsbtn askt. -Ne diye burada vakit geiriyoruz? Ne manasz ocuklar unlar!- diye dnyordu.

Gen kz, nianlsnn yanna gelip iki elini birbirine kenetleyerek onun omuzuna asld, sonra dudaklarn ne doru uzatarak:

-Baksana bana oban- dedi. -Senin yavuklun var m?-

Bu kelimeyi birka sene evvel okuduu birka hikayede grm bellemiti. oban hayretle sordu:

-O da ne ki?-

Kz, mhendise bakt. O izah etti:

-Canm, yavuklun ite... Yani nianln. yle bir al yanakl dilber. yle ite...-

Ve enesini omuzuna dayam bulunan nianlsnn yanan skt.

oban, ii ekimi gibi yzn buruturduktan sonra:

-Ne gezer, beyim- dedi. -Karnmz zor doyuruyoruz.-

-Zengince bir kz bul... Bir aa kz falan.-

oban cevap vermedi. Gzlerini am, hayretle kaynvalide hanma bakyordu. Boyal sar salarnn sahte kvrntlar altnda salkm salkm kpeler sarkan, gzlerinin etraf mora, yanaklar vinerne yakn boyalarla rtlen bu kat kat gerdanl ve dall emprime elbiseli kadn onu birdenbire fevkalade alakadar etmiti. Bakyor, bakyor ve gzlerini baka tarafa eviremiyordu.

Suallerinin birounun cevapsz kaldn gren ve iini yava yava, -halkla, kyl ile temas- cazibesi saran, daha dorusu, obann kendinden emin tavrndan ve arlndan sinirlendii iin, onu sktrmak isteyen mhendis, kendisine hakim olmaya alan bir eda ile, fakat asikar bir sitemle karsndakine:

-Ne diye cevap vermiyorsun?- dedi. -Bak biz seninle nasl alakadar oluyoruz. Sen bizim kyl kardeimizsin. Biz de sizdeniz!-

oban alaka ile sordu:

-Kimlerdensiniz?-

Mhendis evvela anlayamad, sonra:

-Yok canm, yle deil- dedi. -Biz de sizin gibi kylyz, aslmz kyldr. Hepimiz biriz demek istiyorum. -

oban gzlerini karsndaki kiinin zerinde bir mddet gezdirdikten sonra garip bir ekingenlikle:

-Bilemedim beyim!- dedi ve tekrar valide hanm seyre balad.

Mhendis artk ak bir ibirar (gcenme) ile:

-Nereye bakyorsun yle?- dedi.

Hanmefendi arkadan cevap verdi:

-Nereye bakacak, gzlerini yiyecek gibi bana dikmi duruyor. Vahi midir, nedir?-

obann gzleri bsbtn byd.

htiyar kadnn az alnca meydana bir sr kauuk, porselen, altn ve birka tane de sar uzun di kmt.

Mhendis, elinde olmadan gld. oban ban evirerek arkasna bakt. Artk bu konumadan skld anlalyordu. O zaman mhendis, halka hitap etmek ve ona doru yolu gstermek gibi itimai bir vazifesi olduunu hatrlayarak sze balad:

-Beni dinle, oban karde- dedi. -Siz daha ok gerisiniz. Bak! Biz, yerimizden, yurdumuzdan kalkp sizinle konumak, derdinizi dinlemek iin buralara geliyoruz; siz gznz, kulanz drt ap istifade edeceiniz yerde, etrafnza baknyorsunuz. Senin ihtiyalarn nedir? Skntlarn nedir? Bunlar renmek istiyorum, bana btn kalbini amalsn. Ben senin kardeinim. Ha, yle deil mi?-

oban kpkrmz olmutu. Btn bu szlerden bir ey anlamyor, yalnz karsndakini herhangi bir ekilde gcendirdiini hissederek zlyordu.

Mhendis tekrar lafa balad:

-Ben mhendisim, senin iin alyorum; sen kylsn, benim iin alyorsun. Birbirimizle anlamazsak olur mu ya?..-

Daha bir eyler sylemek, uzun uzun anlatmak istiyordu.

Sahiden mteessir olmutu. Bu anda karsndakiyle anlamak ihtiyacn duyuyordu; fakat onun anlayaca dili pek tayin edemeyii, hatta alelumum (genel olarak) Trkesinin biraz kt oluu, szlerini yarda braktryordu.

oban eliyle birka kere ksa ve ret manasna gelmek isteyen iaretler yapt ve kekeledi:

-Ben bir ey demedim, bey... Kt bir ey mi yaptm ki, bey?-

Mhendisin nianls birdenbire deien bu mkalemeden bir ey anlamam ve sklmaya balamt. Annesiyle bir gz iaretinden sonra gen erkein kolundan ekti ve:

-Hadi cicim, gidelim!..- dedi.

Mhendis birka ey daha sylemek iin azn at. Kelime bulamad. Arabasna atlayarak motr iletti ve otomobil biraz kmldadktan sonra tozlar iinde hzla ileri atld.

oban bu ksa an iinde o zamana kadar duymad bir teessrle akna dnmt. Karsndakine belki bir hakszlk yaptn, onu kzdrdn mphem bir ekilde fark ediyor ve:

-Pek mi yabani durdum ki?- diye dnyordu.

Mhendis ise birdenbire mthi bir hiddete kaplmt. Adi

bir obann karsnda yalvarr gibi szler sylemi olmak, ona tahamml edilmez bir izzetinefis yaras gibi grnyordu. Biraz evvelki szlerinde ileri srd kardelie ramen, obanla kendisi arasndaki byk fark vazh (ak, belirgin) olarak gryor, dilerinin arasndan:

-Adam olmaz bu sersemler!- diye mrldanyordu.

Nianlsnn bir l ile silkindi ve ban yana evirince otomobilin iki tarafnda havlayp srayan kpekleri fark etti. Eli hemen arka cebine gitti. Sonra durdu. Dnd. Farknda olmadan yapmak istedii bu hareket, ona imdi en lzumlu bir eymi gibi grnyordu. Dier birtakm dnceler olmasa, bu anda silahn ihtimal obana kar bile kullanacakt. Kk ve babasndan kalma mavzer tabancasn pencerenin yana doru alan srgl camndan dar uzatarak alacal kpein ak azna doru ate etti; sonra gaza basarak arabasyla beraber bir toz bulutunun iine gmld.

Karaba uzun tyleriyle yolun kenarna yuvarlanm ve derhal hareketsiz kalmt. Dier kpek, Karaba'n yannda; ayaklarn, daha ileri gitmesine mani olmak istiyormu gibi, ileri uzatm, bekliyordu. oban koarak oraya geldi. Diz kerek sevgili arkadann ban okad. Deminki teessrnn yerini daha hakiki, daha yerinde br ac almt. Gidenlere hibir alakas, hibir yaknl olmadn, bilakis onlarn kendisini en sevdii bir eyden ayrdklarn apak gryor ve yaaran gzleriyle

l kpei okuyordu.

teki kpek de eilmi, arkadann yzn kokluyordu. imdi hepsi yerlerinden kalkm bulunan beyaz, uzun tyl, masum gzl tiftik keileri, ufukta yuvarlanp giden bir toz kmesine hayretle bakyorlar ve srtlarnda gnein krmz n oynatarak, ar ar l kpein etrafna toplanyorlard.

Yedign, 23.06.1937

...

Scak Su

ki candarma alacakaranlkta kyn kenarna varnca, atlarndan indiler ve dizginleri kardan koup gelen kahveci rana vererek, bacaklarn gere gere yrmeye baladlar.

Kyn sokaklarnda kimse yoktu. Uzaktan yank bir inek brmesi iitiliyordu. Rzgar st aalarnn dallarnda hafif mrltlarla dolayordu. Kyn bat tarafrtdaki srtlar kaplayan orman, oraya km bir bulut yn gibi kmldyordu.

Candarmalar kahveye girip kahveci ile yava sesle birka kelime konutuktan sonra dar karak kye doru yrdler. Evler bsbtn karanla dalmt...

Tam kyn br ucunda, ormann balad yerdeki ufak bir eve yaklatlar. Ses karmak istemedikleri anlalyordu. Evin etrafn saran ite gelince, ayaklarnn ucunda ykselerek evin k grnen penceresine baktlar. eride bir kadn diz km, orba iiyordu. Birok rglere ayrlm salar arkasna braklmt. kide birde pencereden darya da kaamak bir gz atyordu.

Candarmalardan biri:

-Bire domuzun kars, nasl da haberi yokmu gibi yapar ya!..- diye sylendi. teki:

-Bu drdnc geliimiz. Hibirinde kstramadk. Bu sefer de smail yok gibi ama, bakalm!- dedi.

itin kapsn iterek girdiler. Bir candarma, bahenin arkasna doland. tekisi kapy vurdu.

erde hi bir tela eseri grlmedi. Yalnz yerinden kalkan kadnn etekli entarisinin yaklaan hrts duyul du. Sonra kapnn arkasndan taze bir ses:

-Kim o?- diye sordu.

-A... smail'i aryoruz!-

Bir srg ekildi, kadn kapy aarak:

-Buyurun arayn, smail evde yok. Geen sefer geldiinizde syledim: Bahardan beri smail gelmiyor. Drt ay m ol du ki ne!..-

Candarma bard:

-Sus, iki gndr buradaym, bize haber geldi!-

Kadn yumuak bir sesle:

-Yalan aacm, yalan! smail vukuat yaptktan sonra bu yakalarda grunmedi bile. Kim bilir ne yanlara gitti? Belki de dalarda ld kald!-

Candarma, yk at, yataklar devirdi, sonra etrafna baknd. Ev bu bir tek odadan, bir de aralktan, ibaretti. Aralkta bir zeytinya testisi ile bir ekmek tahtas ve ne olduklar pek belli olmayan birtakm eyler daha duruyordu. Biraz genie olan odann bir kenarnda bir minder uzanyor, onun bir kesinde de, ak bir mushaf duruyordu.

Candarma, evvela gzellikle ie balamak isteyerek kadna sokuldu:

-Bana bak, Emine- dedi, -inkar brak. Bu olandan gayr

sana hayr gelmeyeceini anladn. Devlet onu sana brakmaz. Ondan sorulacak hesab var. Nesine acrsn yabann katilinin? Ama diyeceksin ki, o keyfinden adam vurmad, cann kurtarmak iin vurdu. Peki, ne diye daa kt yleyse? Devletin mahkemesi yok mu? Vurduu uak, aa ocuu diye onu yiyecek deiller a! Hakk ne ise o kadar yatp kacakt. Dedim ya, brak sen onun arkasn da, nerede olduunu, bu akam nereye katn bize syle. Bak genliin var. Kendine yazk etme... Hadi Emine, deyiver bakaym, smail biraz evvel buradayd deil mi? Kim haber verdi bizim geldiimizi?-

-Syledim ya, ne diye stelersiniz! Drt aydan beri smail'i grmedim!..-

-Emine, bunun sonu kt olacak. Biz de buraya keyfimizden gelmiyoruz, yzba sylemedik laf komuyor; bu sefer de yakalamadan gidersek, iflahmz keser. Kim bilir hangi da bandaki karakola gnderir.-

Kadn nne bakp susuyordu.

Candarmalar birbirlerine baktlar. Svnra yan yana gelip birka kelime fsldatlar. Birisi:

-hbar sahi miydi acaba?- dedi.

br kurnaz bir glle:

-imdi anlarz!..- diye cevap verdi ve bu ilerin kurdu olduunu gstermek ister gibi elini sallad. Sonra kadna dnp:

-A uray!..- diye bard ve eliyle odann bir kesindeki kk tahta kapy gsterdi.

Kadn bir dakika tereddt ettikten sonra, o tarafa giderek tahta mandal evirdi ve kap kendiliinden alverdi. Buras kk bir guslhaneydi.

erde kimse yoktu. br candarma sorucu gzlerle arkadana bakt:

-Hani ya?- diye mrldand.

-Sus!-

inde isli bir teneke ile kk bir tahta iskemle grnen guslhaneye yaklaarak elini tenekenin iine soktu. Sonra parmaklar yanm gibi hzla geri ekti:

-Bu scak su ne olacak?- dedi.

-Hi!..-

-Hi olur mu?- ve anlayl bir srtma dudaklarna yayld.

Kadn kzararak mrldand:

-Su dknecektim...-

-Allah'n gndz kalmad m? Kime yutturuyorsun? Kocan burada deil de, gece vakti ne diye scak su hazr edersin?-

Sonra arkadana dnerek:

-Bu en salam usuldr!- dedi. -Bir kaan evini ararken evvela guslhaneye bakarm!..-

Birdenbire kadn kolundan yakalayp ekerek bard:

-Artk inkar para etmez! Syle bakalm, smail nerede? Su adamakll scak olduuna gre, herhalde yeni kam. Buralardan uzak deildir. Sylemezsen kendin bilirsin!-

Kadn, benzi sapsar kesilmi bir halde, kolunu kurtarmaya alt, sesi titreyerek: -Bilmiyorum!..- dedi.

O zaman candarma, kadnn kolunu hzla brakarak odada dolamaya balad. Arkada bir duvara dayanm duruyor ve kadnn sratle inip kalkan gsne bakyordu.

Dolaan candarma birdenbire durdu, arkadan eliyle ararak yava, fakat kadnn duyabilecei bir sesle:

-smail herhalde uzakta deildir, bize teslim olmaya gelmezse, karsnn rzn kurtarmaya da gelmez mi?..- dedi, sonra daha yava bir sesle ilave etti:

-Ben imdi Emine'yi yakalayp mindere atarm, barrsa, nasl olsa smail dayanamaz, neredeyse kar gelir. O zaman kapnn yannda bekler, ya lsn, ya dirisini yakalarsn... Barmazsa... Eh, ne yapalm... Bir kere de sen denersin!..-

Kadn sapsar kesilmiti ve titriyordu. Alt dudaklarn kanatacak kadar sryordu. ki tarafna baknd. Drt duvardan ve iki candarmadan baka bir ey yoktu.

Biraz evvel scak suya bakan candarma, gzleri parlayarak kadn bileinden yakalad ve odann kenarna srkledi. br candarma silahn eline alarak dar kt.

Fakat ne teki, ne de bu, kadnn azndan bir kelime bile alamadlar... O, her eye ramen bir kere bile barmad, yardma kimseyi armad.

Bir mddet sonra candarmalar silahlarn omuzlarna vurup yzlerinde tatl bir yorgunluk ve ilerinde hafif bir endie ile evi terk ederlerken, Emine de yavaa arkalarndan dar szld. itin kenarlarna sine sine ormana dald.

Sabaha kadar uzaktaki allarn arasnda bekleyen smail, ortalk aard halde hala evde k yandn grnce srne srne sokuldu ve yar ak kapdan garip bir znt ile ieri girdi.

Oda darmadand. Ya bitmeye yz tutan lamba, czrtlarla yanmaya abalyordu. Ortada kimseler yoktu.

Kapnn nne karak bir slk ald. Ky tarafndan on drt yalarnda bir ocuk grnd. Koarak ve etrafna baknarak geldi. smail onu hemen aaya, kahve tarafna yollad. -Candarmalar Emine'yi gtrdlerse n'eylemeli?- diye dnyordu. Fakat yarm saate varmadan dnen olan, candarmalarn gece yarsna doru atlarna binip kasabaya yollandklarn ve kimseyi gtrmediklerini syledi.

O zaman kyden gelen daha birka kii ile beraber Emine'yi aradlar. Her eve sordular, ormanda dolap:

-Kz Emine... Nerdesin?- diye bardlar. Fakat ne o gn, ne de ondan sonra, hibir yerden Emine'ye dair bir haber kmad.

Ayda Bir, 01.07.1937

...

Mehtapl Bir Gece

Yksek ve zerinde yer yer otlar fkran bir duvara dayanp yar kapal gzlerini yukar kaldrnca etrafa alacakaranln km olduunu grd. Gidecei yere yaklam biri gibi derin bir nefes ald. nnde, zerinden demiryolu geen bir kpr vard. Bunun altna doru, duvarlara tutunarak yrd. Ayaklar titriyor ve gs mthi hrltlar kararak inip kalkyordu.

-Burackta lebilirim!- diye dnd.

Fakat sanki onda bu midin bir andan fazla yaamasn istemiyorlarm gibi, kar taraftan, ellerinde knlaryla birka adam grnd. Hzl hzl konuarak yanndan geip gittiler; tam arkasndan gelen tek atl bir araba, bozuk kaldrmlarda hoplayarak, sratle ilerdeki yola dald.

Buras da tenha deildi. Buradan da gelip geenler vard. Sada, solda ykselen kaln ve harap duvarlar onu insan gzlerinden saklayamayacaklard. Daha tenha ve kimsenin onu rahatsz etmeyecei, kendisinin de kimseyi rahatsz etmeyecei bir yer bulmas lazmd.

plak ayaklarna geirdii tabanlar delik pabular ar birer zincir gibi sryerek ve ksrdke yrtlr gibi acyan gsn eliyle bastrarak ilerlemeye balad.

gnden beri tamamen at ve belki aydr doyuncaya

kadar yemek yememiti.

Alk aklna gelince, bir eliyle, adeta okar gibi karnn yakalad. Sonra, yer yer atlam dudaklar gerilerek, yzn tebessme benzeyen korkun bir ifade kaplad. Karnndaki kvrandrc arlar dn akamdan beri kesilmiti. imdi onun yerinde tam bir hissizlik ve biraz da bulant vard.

Demiryolu kprsnn altndan getikten sonra karanlk bir sokaa dald. ki tarafta ahap evler ve sokaklarda tek tk ocuklar ve kediler vard. Baz pencerelerin arkasndan kadn barlar, kfrler, ocuk alamalar geliyordu. Yer yer irkef ukurlaryla rtl olan yolda, birka admda bir durarak ilerledi. Biraz daha... Ondan sonra tenha bir ke, insansz bir yer herhalde gelecekti. Birka takunyal kz, ellerinde su tenekeleri ile geerlerken durup ona baktlar. Yryn hzlandrmak isteyince bir ksrk nbetine tutuldu. Gsnde tel fralar dolayormu gibi kvranyordu. Nihayet kaps kapal bir evin eiine kverdi.

ksrk nbeti getikten sonra, yaaran gzlerini nne dikti. Ayaklarnn arasnda patlcan ve soan kabuklar ile iki ak kemii vard. Bir aralk bunlar kayboldular ve o, tkenmez bir yolda giden bir adam durup durup arkasna baktran bir hisle, bir anda ve hzla, hafzasnda geriye doru kayd.

Memleketinden ayrlal be seneyi gemiti. ocuk denecek

bir yata gurbete atlm, her trl ie girmi ve birok eyler renmiti. Son senelerde bir kk fabrikada motrc yamakl yapyordu, hastal orada iken balad. Daha dorusu kkten beri zaman zaman kendisini yoklayan nefes darl, bu fabrikann havasz, kk motr dairesinde boucu bir illet haline geldi.

Bir mddet her eye ramen dayanmaya alt. Ba aa giden bir cereyana bir kere yakasn kaptrdktan sonra kurtulu olmadn seziyordu. Fakat gnden gne artan bir halsizlik ve gsnn iinde zaman zaman diken demetleri gibi dolap gzleri kanlanncaya kadar onu kvrandran ksrk nbetleri mtemadiyen artt ve iddetlendi. Yara haline gelen nefes borular motr dairesinin rutubetli, boucu havasn ieri alrken bile szlamaya balad.

Bir gn sabahleyin uyand zaman, yerinden kmldayamayacak halde olduunu grd. Birka gn a ana yattktan sonra g halle dorulup fabrikaya gidince, onu ieri bile almadlar.

Aylardan beri korktuu yuvarlan balad. Bir hafta kadar cebindeki be on kuruu idare etti. Sonra tekrar birka gn alk...

Memleketten gelip ehirde yerlemi, olduka hali vakti yerinde bir days vard. Onu arad ve korka korka evin iki kanatl kapsn ald.

Buna birka gn iin taln bir kenarnda yatacak yer verdiler ve nne birka lokma koydular. Fakat burada da daysnn ocuklarndan rahat yoktu. En by on iki yanda olan bu be olan, bir trl sebebini anlayamad bir zulm ihtiyacyla onu canndan bezdiriyorlar, uyurken bana su dkyorlar, hatta bazan ksrk nbetiyle sarslrken uzun deneklerle suratn ve vcudunu drtyorlard.

Celeplikten epeyce para kazanan ve eve ge vakit gelip erkenden giden days, onun bir kere bile halini sormamt. Yanndan geerken anlalmaz bir eyler homurdanyor ve gzlerini hastann zerinde bir an tuttuktan sonra, yoluna devam ediyordu.

Bir sabah, erkenden sokaa kyordu, yeeninim nnde biraz durdu, sonra:

- haftadr burada yatyorsun... Bunun sonu yok, git, devletin bir hastanesine bavur...- diyerek yoluna devam etti.

Hemen o gn kendisini kap dar ettiler. Akama kadar birka hastane dolat ve her birinin kapsndan daha yorgun, daha mitsiz ayrld. Bir mddet de hemerilerine yk oldu. Her biri kendisi kadar fakir olan bu adamlar, ona ellerinden gelen yardm yapmaya uratlar. Bu da birka haftadan fazla srmedi. Yeniden bir dolama balad. Bir trl bitmeyen ve nereye varaca belli olmayan bu yolculuklar belki hastalktan

da beterdi. Dolaba koulmu bir hayvan gibi ayn caddeden bir gnde on be defa getii oluyordu. Bazan dileniyor, bazan polislerden kamak iin kouyor ve tenha bir kede ksrk hamleleriyle yerlere yuvarlanyor, bazan da sokaklardan ve mahalle aralarndaki p tenekelerinden ekmek paras ve meyve kabuklar toplamaya urayordu. Hastal bu ite bile onun ellerini balayan bir engel idi. p ynlarnn bana en sekiz on yalarndaki ocuklar, onu kolayca bir kenara itiyorlar, hatta kendisinin bulduu bir eyi bile kolayca elinden alveriyorlard. Eki ve yapkan kokular nereden bu ynlar kartrrken eline geen bir kavun kabuunu, zerinde birka rk zm tanesi bulunan bir salkm veya henz iinde ya bula grnen bir sardalya kutusunu yrtk gmleinin alt na tela ve korku ile saklyor, bir keye ekilip, etrafnda sinekler gibi dolaan a ocuklara kaptrmadan, elleri titreyerek yemeye, syrmaya alyordu.

Fakat gnden beri bunu da yapamyordu. Midesi, kim bilir nasl bir istina ile kendisine gnderilen bu eitli maddeleri hemen dar yolluyor, hibir ey, hatta su bile istemiyordu.

O zaman derhal her eyi anlar gibi oldu. Bu hal, sonun yaklatna alametti. Artk lmekten baka yaplacak ey kalmamt. Bunu gayet sakin karlyor, mmkn olduu kadar skntsz bir ekilde bu dnyay brakp gitmek istiyordu.

Garip bir his, ona, midesinin isyanna ramen, alktan de il,

asl hastalndan, gsnden leceini sylyordu. Bunun iin karnn hemen hemen unutmu gibiydi. lk gnlerde kaburgalarnn aasna doru yaylan ince ince szlar ve ezilmeler artk tamamen durmutu. imdi sade gs, ksr ve halsizlii vard. Her admda cannn biraz daha azaldn sanyor, azndan kesik darbeler halinde kan nefesini, para para dar frlayp havada kaybolan ruhunu grmek ister gibi, sabit baklarla aratryordu.

Dermanszl arttka, lecek tenha bir yer aramak ihtiyac da oald. Bir tek korkusu vard: Kalabalk bir yerde, mesela bir sokak kesinde dverirse, bana rler, ifade almaya, itip kakalamaya, gtrmeye kalkarlar, onu rahat can vermeye brakmazlard. Can ekiirken hrpalamaktan d kopuyordu. Kendisine herhangi bir ekilde yardm edilip kurtarlabilecei dncesi kafasndan o kadar uzakt ve dnyada kendisiyle megul olabilecek bir insan bulunabilecei ihtimali ona yle yabanc idi ki, bu bitip tkenmez yryte onun ktleen sinirlerini ne bir mit, ne bir hiddet kvlcm harekete getirebiliyordu.

Hayatnda yalnzlktan baka bir ey grmedii iin, mthi yalnzlnn farknda bile deildi. Etrafndan gelip geenlere, herhangi ecnebi bir maddeye, bir duvara, bir aaca, bir kpee bakar gibi dz, alakasz belki biraz ekingen nazarlar frlatyordu.

lm ona hibir zaman fevkalade bir ey gibi grnmemiti. Etrafnda, kkten beri, en ok grd ey lmd.

Yalnz lmn bir ekli vard ki, dndke tylerini rpertiyordu.

Kyde len srlara, atlara ve dier hayvanlara, gndz kargalarn ve gece akallarn nasl tklerini ve ertesi gn o leten nasl birka para krmz renkli kemikten ve birka tutam kldan baka bir ey kalmadn ok grmt. Farknda olmadan imdi onu bu korku avucuna alm bulunuyordu: Kim olduklarn, ne olduklarn bilmedii ve kendisine bir akal veya bir karga kadar yabanc bulduu bu adamlarn ihtimal onu ayn ekilde dideceini, tannmaz hale sokacan sanyordu.

Oturduu kapnn nunden kalkt zaman, adamakll gece olmu ve evlerin alt ksmlarn karanlk sarmt. Biraz daha yukarlarda, atlara doru gitgide alan bir aydnlk vard. Birka adm att. Evlerden birinden bir ud sesi, birka sokak teden sarho naralar ile kpek havlamalar geliyordu. Ba nunde yrd. Karsna tekrar yksek bir sur kt. Onun kenarn takip ederek on be yirmi adm daha gidince n birdenbire ald.

Alnndan birisi drtm gibi duraklad. Ban kaldrp ileriye doru baknca, nnde, birka adm ilerde, alabildiine uzanan ve ayn klar altnda hafif hafif prdayan denizi grd.

Bu gece, harikulade gzel bir geceydi. Her zamankinin iki misli kadar byk grnen ay, yerinden frlam, topraa ve denize adamakll yaklam gibiydi. Duvar harabelerinin ve p ynlarnn zerinde fkran arsz nebatlar bir masal bahesinin

iekleri gibi nazl nazl sallanyorlard. Sahili ara sra yalayan dalgalarn slatt yosunlu akllar, trl renk oyunlar yapan kymetli talar gibiydi. Her eyde yar sarho, yar baygn bir hal vard. Her eyden, bu sessizlie ve baygnla ramen, oluk oluk hayat fkryordu.

Gzlerini bir mddet denize, bir mddet aya dikti ve sonra birdenbire iini bir sznn kapladn, lmek istemediini anlad. te buras sessiz ve kimsesizdi. Bir keye arkas st uzanr ve gzlerini tepedeki soluk yldzlara dikerek gelecek an bekleyebilirdi. Buna ramen, szlayan gsnn derin ve hayat dolu bir nefes almak iin kabarmak istediini fark etti. Gzleri yaarmt. Hayatnda hi bana gelmeyen bu hal; ona hayret verdi. Daha fazla dnmeye vakit kalmadan gsn kaplayan bir ksrk onu birka dakika kvrandrd, giderken de, garip ve o zamana kadar almad bir hzn brakt. leceine olan kanaati sarslmamt, fakat bu ona yarm bir ey gibi geliyordu. Etrafnda bir eksiklik vard, dnmeye alt: Kafasndan sis halinde birtakm ekiller getiler, kimisini kyne, kimisini anasna benzetmek istedi, fakat hibir eyi tamamyla seemedi. Yavaa bir tan zerine oturdu.

Ne kadar sonra olduunu pek bilmiyordu, biraz ilerisinde bir cisim harekete geti. Eskiden beri orada myd, yoksa yava yava m sokulmutu? Bunu dneyim derken ince bir kadn vcudu ona doru yaklat, bir adm ilerisinde durarak gzlerini erkein yzne dikti.

Erkek ban kaldrnca her eyden evvel karsndakinin gzleriyle karlat. Renkleri belli olmayan, fakat acayip bir kla parlayan bu kk noktacklar, vcudu zerinde ar ar dolayorlard.

Kadn mehtab arkasna ald iin, yz karanlkta kalmt. Glgesi erkein dizinin yanna dyordu. ri elleri incecik kollarn ucunda ar bir cisim gibi sallanyordu. plak ayaklarnda atklar balanmam ve topuklar krk iskarpinler, srtnda rengi belli olmayan, yalnz gs kirden ve lekelerden koyulaan ksa bir entari vard.

Kadn bir adm daha att, erkein yanna oturdu ve kalarn manal olmak isteyen bir ekilde kaldrarak yzn yanndakine evirdi.

Erkek, imdi ay nn tamamyla aydnlatt bu yze hayretle bakt.

Bu esmer ve yal ehrede iek belki en korkun tahribatn yapmt. Derin ukurlar yer yer birlemiler ve geni sahalar kaplamlard. Dudaklar ince ve beyaz iki izgi halinde geriliyor ve yzndeki ukurlara birok da krklar ilave eden ylk ve yalanc bir gl, gzlerinin altna kadar uzanyordu. Kesik ve yorgun nefes alan ve bulunduu yerde yklp kalmamak iin elleriyle iki tarafn tutan hasta adam, kadnn bu glyle

rperdi. Etrafndaki btn irkinliklere, btn kirlere gm bir rt rten ve her eyi bir an iin gzelletiren ay, bu iekbozuu yz bir kat daha iren yapyordu... Yalnz bir ey biraz tuhaft: Yann ka olduunun tahmin edilmesine imkan olmayan bu kadnn koyu siyah gzleri, en gen parltlarla hareket ediyor ve insann zerinde duruyordu. Bunlarn derinlerinde, yzdeki korkun tebessmle tam bir tezat tekil eden, bir hzn sakl gibiydi.

Kadn biraz daha sokularak:

-Konusana!- dedi ve bunu atlak bir ses ve apak bir kyl ivesiyle syledi.

O zaman biraz kendine gelmeye alan delikanl, dinlene dinlene:

-Sen nerelisin?- diye sordu.

-N'ideceksin?-

-Hi!-

-Gel biraz, yle gidelim.-

-Ne diye?- Kadn fevkalade bir tabiilikle:

-Buras pek ortalk yer. Gren olur!- dedi.

Bir an iin parlam olan alakas hemen snen erkek, ters bir omuz silkmesiyle homurdand:

-Hadi, sen iine gitsene!-

Kadn bu hakareti duymam gibi gld. Bacak bacak stne atarak, pikin bir eda ile:

-Meteliksiz misin?- dedi ve sa elinin ba ve ehadetparmaklaryla para iareti yapt.

Erkein yznde glmsemeye benzeyen bir ifade dolat.

teki, elini hastann omuzuna koyarak:

-On be kuruun da m yok?- dedi. Sonra bu miktarn azln mazur gstermek ister gibi ilave etti:

-Biz alakgnllyz...-

Erkek bouk bir sesle:

-Hadi git be!- dedi ve eliyle iddetli bir hareket yapt. Fakat bu, onu derhal eskilerinden daha berbat bir ksrk nbetinin iine frlatt. Yerinden hopluyor, iki kat oluyor, dar frlayan

gzlerini yardm ister gibi etrafndaki eyaya eviriyordu. Kadnn orada bulunduunu unutmu gibiydi. Belki be dakika kadar sren bu nbetten sonra, biraz evvel oturduu tan dibine ylverdi. Gzleri donuklam, yz manasz ve sarkk bir hal alm, dudaklarnn kenarnda kanl kpkler belirmiti.

Bu mddet zarfnda ayakta ve kararsz bekleyen kadn yavaa eildi:

-Amann- dedi, -sen hastaymsn ya!-

Gen adamn ifadesiz gzleri bir mddet karsndakinin zerinde kald, sonra ba yavaa nne dt.

Kadn dizleri zerine kerek:

-Neyin var? Ne diye nceden diyivermedin!- diye mrldand. -Kalk seni uraya gtreyim, biraz uzanp yatarsn!Sonra daha yava bir sesle ve ban sallayarak ilave etti: -Herhalde asn da!-

Hasta hibir ey sylemeden, ok g bir i yapyormu gibi, ban dorulttu. Gzleri karlanca birdenbire yzn skunete benzeyen bir ifade kaplad.

Bir mddet evvel kadnn gzlerinde grr gibi olduu hzn, imdi onun esmer ve iekbozuu yzn, ince ve renksiz dudaklarn da sarmt. Yerinden kmldamaya alt. Kadn

onu kolundan tuttu:

-Uzak deil, urackta!- dedi.

Be on adm yrdler. nlerine yanm bir evin drt duvar geldi. Bo bir delikten ibaret olan kapnn iki ayak merdivenini karak ieri girdiler. st ak olan ve etrafndaki kocaman ta pencerelerden deniz grnen bu duvar harabelerinin bir kesine, bir metre kadar ykseklikte, bir uval gerilmiti. Onun altnda bir kk testi, rtye benzeyen bir paavra yn ve bir miktar otun zerine serilmi, yer yer yrtk bir kee vard. Duvarn talar arasna sokulmu bir tahtada ezik bir sepet asl duruyordu. Kadn hastay keenin zerine arkas st yatrd, sepeti duvardan alarak iinden birka kuru ekmek paras kard ve:

-Ye bakalm!- dedi.

Erkek kalarn kaldrd.

Kadn sordu:

-Ka gnden beri bir ey yemedin?-

Erkek parmaklaryla diye gsterdi.

-Dur yleyse, sana scak bir ey kaynataym.-

Duvarn mukabil kesine giderek yongalarla bir ate yakt. Kapaksz ve eri br bir aydanlkta biraz su kaynatt. Sonra sepetin iini uzun mddet aratrp bulduu tane ekeri bu suya atarak kartrd ve hazrlad ekerli scak suyu yudum yudum gen adama iirdi.

Gsnden aa yavaa inen bu kaynar mayi, onun kaburgalar arasndaki yaralar sanki yakyor ve hi arkas kesilmeyen batmalar her yudumda bir miktar azalyordu.

Bunu itikten sonra yavaa arkas st kayd, olduu yere uzand. Kmldadka altndaki otlar hrdyordu.

Kadn bir kenarda duran paavralar onun bann altna doru srd.

Gen adam bir mddet gzleri kapal bu halde kaldktan sonra kendinden geer gibi oldu, fakat birdenbire gsnde yanmalar ve grtlan paralayan ksrklerle yerinden frlad. Kadn onun rpnan kollarn tutmaya alyor, akn gzlerle etrafna baknyor ve mtemadiyen:

-Amann Yarabbi!.. Ne yapsak ki?- diye syleniyordu.

Sabaha kadar bu ekilde birok kere nbetler tekrarlad. Her defasnda kadn onun savrulan ban yakalyor, eliyle terli

alnn siliyor, hala lkln muhafaza eden ekerli sudan birka yudum iiriyor ve sonra, nbet geince, ban yavaa paavralarn zerine koyuyordu.

Ay, her eyi yalanc bir gzellie bryen rtsn sryerek garp tarafndaki srtlara yaklayor ve karlarndaki dalarn tepeleri hafif pembe bir a gmlyordu.

Gen hasta uzun zamandan beri arka st yatarak, gkyznde gitgide solan ve hala sallanr gibi kmldayan yldzlar bo gzlerle seyretmi ve tekrar boazna sarlacak bir nbeti korkuyla beklemiti. Nihayet bu beklemeden usanm gibi gzlerini yumdu ve mthi bir yorgunluun tesiriyle ii geer gibi oldu.

Fakat bir mddet sonra garip bir hisle kendine geldi. Evvela gzlerini amayarak bunun ne olduunu anlamak istedi: Yzne ksa aralklarla damlalar dyordu. Hafife gzlerini aralad. Btn vcuduna o zamana kadar bilmedii tatl bir rperme yayld. Alacakaranlkta yz pek belli olmayan kadn, zerine eilmi, ses karmadan alyor, yalnz ara sra, gsnde bomak istedii bir hkrkla sarslyordu.

Gen adam, bann st tarafnda bir insan kalbinin hzla arptn duydu. Gzlerini bsbtn aarak yukarya bakt. Kadnn esmer, yal ve iekbozuu yz ona plecek kadar gzel geldi. Bu yzde, imdiye kadar hibir insanda rastlamad bir alakann izleri, bir karde, bir ana, bir sevgili alakasnn

ifadesi vard. Hi tanmad, ne olduunu, kim olduunu bilmedii bir insann zerine eilerek byle perian, byle ac gzyalar dkebilen bu kadn ona harikulade bir mahluk gibi grnyordu.

Gzleri birbirine rastlaynca kadnnkiler glmser gibi oldu, fakat bunun arkasnda yine o her zamanki gen ve mahzun ifade vard.

Erkek, sebebini anlayamad bir geveklie dtn hissetti. Elleriyle kadnn kemikli, iri ve sert parmaklarn tuttu, gsne doru ekti. Gzlerini kapayarak, hala yzne damlayan scak yalarn altnda, belki senelerden beri ilk defa olarak, sakin ve tatl bir uykuya dald.

Tan Gaz., 16.11.1937

...

Kstence Gzellik Kraliesi

Drt seneden beri grmediim Berlin'e yeni gelmitim. Kah kerpi evli kasabalarda, kah kzgn gnele ak mavi denizin kavutuu Akdeniz kysndaki ehirlerde oturarak ve bazan da yal bir at srtnda ve fundalkl yollarda kyden kye giderek geirdiim bu drt seneden sonra; Berlin bana eskiden hi grmediim bir yer gibi geldi. Alacakaranlkta indiim istasyonun

merdivenlerinde ayaklarm ve karma kan byk bir gazinonun iddetle aydnlatlm pencerelerinde gzlerim acemileti. Eyam bir otele brakr brakmaz, stm bile deitirmeden, sokaa frladm, ar ar yrmeye baladm.

Fakat etrafmdaki evler stme yklacak gibi canlandlar; sokaklarda yuvarlanan tramvaylar, otobsler, telal insanlar hep birden bana doru komaya baladlar. Kaacak bir yer aradm. Girmek isteyerek kotuum gazinolarn iinden doru fkran kalabalk kokusu ve insan grlts beni geri frlatt. lerine kadar girdiim yerlerde gene her eyde o canlanmay, bana doru kouu grr gibi oldum. Dans edenler benim etrafmda dnyorlarm sanyordum. Tavandaki donuk avizeler yaklap uzaklayordu. Acele ile hesap grerek dar frlarken, garsonlar durup bana bakyorlard.

Byk ehir beni sarmt. Onun iinde, uzun zamandr alk olmadm midesinde biraz daha kalrsam boulacaktm. lk gelen otobse atlayarak rastgele bir istikamete yollandm. Hava hafif yamurlu olduu iin, arabann st katnda kimseler yoktu. Oraya ktm. Nemli muamba kanapelere oturdum. Biraz kendime gelir gibi oldum. nsanlar aada, yaya kaldrmnda koumakta devam ediyorlard. ki taraftaki binalar elektrik reklamlarnn arkasna saklanmlard. Esmer renkli evlerin pencerelerinden frlayan klar yolun iki tarafndaki aalara yapp kalyordu. Bu aalarn baucumda sallanan ve birbiri arkasna geip giden dallarna elimi uzattm. Yapraklar

parmaklarm slatt. Btn vcuduma bir serinlik yayld. O zaman nasl ate gibi yandm anladm.

Otobs, gitgide tenhalaan yollarda, yolun tenhal nispetinde hzn artrarak gidiyordu. Muayyen bir hedefim yoktu; yalnz uzaklamak, beni birdenbire sarho eden, byk ve canl bir mahluk gibi penelerine almak isteyen ehirden kurtularak kendime gelmek istiyordum. Berlin'in merkezinden uzaklap kenar semtlere geldike asfalt yollar bitmi, kaldrm balamt. Araba hafif hafif sarslarak ilerliyordu. Bir ke banda durduk. Bileti gelerek buradan ileri gidilmeyeceini syledi. ndim. Etrafma bakndm. Hi tanmadm yerlerdi. ehrin imaline doru geldiimizi biliyordum, o kadar. ki tarafmda dmdz cepheli yksek binalar vard. Otobs homurdanarak geri dnerken ben de rastgele yrmeye baladm. Birdenbire kulama uzaktan bir mzik sesi geldi.

Bu, Berlin'de her evin herhangi bir penceresinden zaman zaman sokaa dklen bir piyano, bir ev mzii sesi deildi. Buralarda herhalde, iinde alg olan bir gazino bulunmalyd . ine girmek iin deil, yle bir nnden gemek iin gzlerimle aratrdm, o zaman sokan kar tarafnda ve biraz ileride klar aadan doru sokaa vuran bir yer grdm.

Buras bir bodrumdu. Drt ayak merdivenle inildikten sonra alak bir kap vard. O anda kapldm bir merakla merdivenleri indim, kapy iterek ieri girdim.

Yzme iki kokusu ve slak bir hava arpt. Girintili kntl bir salonun kenarlarna datlm masalarda krmz suratl adamlar oturuyorlar ve zaman zaman iri bira bardaklarn dikiyorlard. Bir kede, ykseke bir yerde, drt kiilik bir mzik takm (bir piyano, bir viyolonsel, bir keman ve bir davul), bu kabil mzikli yerlerin hi deimeyen ebedi paralarn alyordu. Kapya yakn bo bir masaya giderek oturdum. Girerken vestiyere benzer bir ey grmediim iin apkam ve elimdeki birka gazeteyi bir iskemleye braktm. Bir bardak bira getirdiler. Ben de etrafa gz gezdirmeye baladm.

zerlerinde mavi damal rtler bulunan masalarda, ekserisi ii klkl insanlar oturuyor ve hzl hzl konuuyordu. Mzik ara sra altm senelik bir vals almaya balyor, iriyar herifler masalarndaki sarho kadnlardan birini alarak zplamaya balyordu. Bu kadnlar, yzlerinde bir bkknlk ve rklk ifadesi tayarak, ayaklarna basan bu bir gecelik hovardalara glmsyorlard. Danstan sonra, viyolonsel alan esmer adam, piyano ile beraber sanatn gsterdi. O zaman; pek de acemi olmayan eller, buralarn en yksek mzik seviyesini tekil eden paralar birbiri arkasna sundu. Her kk gazinoda yzlerce defa alnan bu eserler: Bu Barkarol, bu Noktrn, bu Macar Rapsodisi ve Karmen... ve bunlar alanlarn yzn kaplayan mhim ifade beni buradan da karacakt. Fakat bu srada ieriye garip bir adam girdi.

Kap evvela hafife araland ve iki ak mavi gz salonda dolat. Sonra korkak admlarla, kk, zayf bir vcut ieri szld. Baklar oradakileri incitecekmi gibi, rkek gzlerini etrafta gezdiriyor, bir yere oturmaya cesaret edemiyordu. Ben yanmdaki iskemleden apkam ve gazetelerimi aldm. Bunu grnce yznde bir teekkr dolat ve yanma oturdu.

Yakndan olduka yal gibi duruyordu. Gzlerinin kenar buruuklar iindeydi. ncecik boynunda ta ensesine kadar uzanan izgiler vard ve kulak memeleri tyl idi. Gzleri bana iliince teekkr etmek ister gibi srtyor ve ince dudaklarnn arasndan sar dileri grnyordu. Gazinonun i taraflarna dikilen gzleri bir an parlad. O tarafa baktm. Uzun boylu bir kadn bize doru geliyordu. Yaklanca Almanca selamlad: -Ho geldin Gravila!- dedi. Sonra anlamadm bir dilde konutular. Kadn bir iskemle ekip oturdu ve konumasna devam etti. Ara sra laf bitmi gibi durularndan, muayyen bir mevzu etrafnda konumadklarn anlyordum. Kadnn tavrnda garip bir melankoli vard ve bu, onun zaten gzel olan yzn bsbtn cazibelendiriyordu. Fakat bu, eski ve metruk atolarn d manzarasna benzeyen, biraz da rktc bir cazibeydi. Glleri insanda beraber glmek deil, belki gzleri evirmek, hatta karmak isteini uyandryordu. Bu gllerin arkasnda bir ey sakl gibiydi. Btn bunlar toplu bir halde, insan onun mukadderatna balamakta gecikmiyordu. Daha imdiden zor zapt ettiim bir merakla onun gidecei dakikay bekliyordum. Hemen yanmdakine sormaya balayacaktm.

Halbuki o, sska boynunu ileri uzatm, gzleriyle karsndaki kadna, mmkn olsa, onu ebediyete kadar brakmamak ister gibi yapmt. Kadnn her szn sanki iiyor ve vcuduna bu szler iddetli bir mayi halinde giriyormu gibi zaman zaman sarslyordu.

Biraz sonra kadn do,ruldu. Elini yanmdakinin omuzuna vurduktan sonra ar, fakat ahenkli admlarla uzaklat. O zaman erkein gzlerinde biraz evvelki tatl ve yalvaran bakn yerini alev gibi parlayan bir ihtiras ald. rperdiimi hissettim. Hayatmda hibir erkein bir kadna bu kadar isteyerek, bu kadar deli gibi, bu kadar yeis iinde baktn grmemitim. Hibir ey sormaya cesaret edemedim.

Kadn ileride birka yal ve iman adamn yanna oturdu. Bunlarn halleri, evlerinden bir gecelik kaamak yapan orta halli esnaf olduklarn gsteriyordu. Zaman zaman yanlarndaki kadn unutarak birbirleriyle mnakaaya dalyorlar ve kadn bu srada uyuklar gibi oluyordu.

Yanmdaki adamn gzleri hala o tarafta idi. Yavaa, bir ey imesini teklif ettim.

Hep o teekkr etmek isteyen bak ile beni szd:

-arap ierim...- dedi.

Garsonu ardm. Yanmdakine arap getirmesini syledim. Tanr gzlerle ona bakt ve yanlmadmsa glmser gibi oldu. Bu benim iin pek de ho olmayan bir glmseme idi.

Yanmdaki bir bardak doldurup bir nefeste diktikten sonra zeki bir bakla:

-Burada beni tanrlar- dedi ve ilave etti: -Gene arap smarlatacak birini buldum diye glyor!-

Hayretle baktm.

-Her zaman sizin gibi biri kmyor... - dedi. -Btn gece bir ey imeden oturuyorum. Barn sahibi de kzyor... -

Gzlerini buulamaya balayan araptan biraz daha ierek:

-Marina da smarlayabilir, fakat sarho olmam hi istemiyor. Sonra beni eve gtrmekte glk ekiyor.-

Gzleri tekrar kadna doru kayd ve deminki gibi alevleniverdi.

Zaman geldiini sanarak:

-Arkadanz mdr?- dedim.

-Evet!- dedi. Fakat bu evette benim anlayamadm bir

eyler de gizli gibiydi. Yzne baktm.

-kimiz de Romanyalyz!- dedi. -Alt senedir de beraberiz...-

O zaman alelade bir vaka karsnda kalvermekten doan bir inkisara uradm. Fakat birbirlerine kar olan hallerini hatrlaynca, bu aleladeliin arkasnda baka eyler, anlalmaz, karanlk birtakm eyler bulunmas lazm geleceini dnerek bsbtn meraklandm.

Yanmdaki ikinci ieye de balamt. Salonu gitgide daha ok sis kaplyordu. Masalar tenhalam, kadnlarn yzne daha ak bir yorgunluk kmt. Masalarda uyuyup kalmamak iin kendilerini sarsyorlard. Bfedeki adam da bir kenara oturmu ve enesini eline dayayarak dnceye dalmt. Keman bilmem ka yznc defa Toselli'nin serenadn haykryor ve piyanist ban arkaya frlatarak, bu paray ilk defa ald zamanki cokunluunu bulmaya abalyordu.

kinci ieyi de yarlayan adam, elini omuzuma koydu:

-Siz garip bir insansnz!- dedi. -Konumuyor, sormuyorsunuz. Fakat yle bir haliniz var ki, her eyi anlayabilirsiniz hissini veriyor.-

Eliyle yakasn tuttu, arap iesini itti. Bir ey sylemek istiyordu. Masann stnde duran elime yapt: -Artk dayanamayacam...-

dedi. -Artk dayanamayacam. Syleyin bana... Ben ne yapaym?-

Elimi ektim. O da toplanr gibi oldu ve nne bakt. Sonra hafif bir sesle:

-Affediniz... Affediniz. Aman Yarabbi, sizi ne kadar taciz ediyorum...- diye yalvard.

Kendisini teskin ettim:

-Syleyiniz- dedim, -sizi alaka ile dinleyeceim!-

-Ah!.. Alaka ile deil... Beni anlayarak dinleyiniz... Bana acynz. Ahhh!..- diye inledi. Sonra birdenbire, mukaddeme filan yapmadan, anlatmaya balad:

-Sekiz sene evvel... O zaman Bkre niversitesi'nde okuyordum. Dii olacaktm. Babam Kstence'de doktordu. Vaziyeti fena deildi. Bana neeli bir talebe hayat temin edebiliyordu. Bilmem gittiniz mi, Bkre, dnyann en neeli ehri, Bkre niversitesi dnyann en neeli mektebidir... Ben de orann en neeli talebesiydim... Belki de en yaramaz talebesi. Kadnlarn zerinde de hususi bir nfuzum vard. Onlar mhimsemeden kendilerine lakayt olmadm hissettirmenin usuln biliyordum. Birok istasyonlar arkasnda brakan bir tren kadar tabiilikle birinden tekine atlyordum. Fakat son snfta iken kk bir Besarabyal kz beni kendine balamaya muvaffak

olmutu. Hatta ikimiz ayn pansiyona tanmtk. ok apkn bir mahluktu. Dnyada kederin ne olduunu bilmiyordu. Birka ay beraber yaadktan sonra k vakans geldi. Ben Kstence'ye gidecektim. Hi teessrsz birbirimizden ayrldk. On be gn sonra dnecektim.

Kstence'ye le zeri geldim. Trenden kar kmaz kalabalk bir alayla karlatm. Durup seyrettim. Bir sr halk arasnda, ieklerle sslenmi bir kamyon geiyor ve bunun iinde beyaz elbiseler giydirilmi, adeta daha ocuk denebilecek bir gen kz ayakta durup etrafa selamlar veriyordu. Banda hanmellerinden bir ta vard. Yanmdakilere sordum. 'Kstence Gzellik Kraliesi!' dediler; ilk kralie seimi bu sene olduu iin, halk pek cokun ve dn akamdan beri btn Kstence ayakta imi.

Otomobildeki kza baktm. Yz biraz yorgun, biraz akn ve biraz da mesuttu.

Alay getikten sonra evime gittim.

O gece kralienin erefine bir balo veriliyordu. Arkadalarm muhakkak benim de gelmemi istediler. Yorgun olduumu filan syledim, srar ettiler.

Biliyor musunuz, bir dakika, hatta bir saniyede verilen veya verilmeyen bir karar, bir tereddt an, insann hayat zerinde

ne usuz bucaksz neticeler dourabiliyor.

O gn baloya gitmesem, arkadalarmn muhakkak fazla iddetli olmayan srarlarn biraz kuvvetle reddetsem, hayatm kim bilir nasl bir istikamet alm olacakt.

O akam baloya gittim. Kalabalktk. Kralie her dansta baka bir gencin kollarnda grlyordu. Birka kere yanmdan geti. Yz gndzki gibi biraz yorgun, biraz akn ve biraz da mesuttu.

Bir aralk bfeye gitmitim. Arkamdan birisi ekti. Dndm: Arkadalarmdan biri. Yannda kralie vard. Bizi tantrd, sonra:

'Bkreli niversite talebesine bir dans bahetmez misiniz?' dedi.

Dnmeye baladm ve ilk olarak o zaman bu kadna dikkatle baktm. Ayaklarm dolar gibi ve iimde, uzak sezilerle, bir ey krlr gibi oldu. Onun da gzleri bana dikilmiti. Kendimde bir ey syleyecek kudret bulamadm ve dans bitinceye kadar kendime gelmeye abaladm. Hibir ey konumadan ayrldk.

Fakat ondan sonraki danslarda, isminin Marina olduunu, bir maazada satclk ederken gzellik kraliesi seildiini ve yarn gene ie balayaca iin bu iki gnlk yorgunluun kendisini dndrdn rendim.

Bu tatl, fakat devamsz ryadan artk uyanmak ister gibi bir hali vard. Bu hal beni bsbtn ona yaklatrd. htimal etrafmda bu kadar tabii mahluklar grm olmadm iin bu kzn yan bana lk ve grltsz bir ke gibi grnyordu. Ertesi gnlerde de kendisini grmek iin sz aldm.

Ne diye uzatmal bu laflar, efendi!.. Hulasa o geceden sonra onu her gn grdm. Kstence'de kaldm on be gn bir saat gibi geti. Ah, o on be gnn hatrasn iimde nasl bir yerde saklyorum bilseniz... O gnlerde btn dnyay bir parmamla yerinden oynatabileceimi sanyordum. O gnlerde benim iin her ey kabildi. Btn kainatn ve milyonlarca senelik hayatn hibir manas olmasa byle bir on be gnn bunlara mana verebileceini dnyordum. Sahilde yan yana dolayor ve sadece birbirimize bakp glmsyorduk. Yalnz rzgarn dolat ve dalgalarn yalad plajlarda paltolarmza brnerek kouyor ve birbirimizin souktan kzaran yanaklarn pyorduk.

Fakat on be gn ok abuk geti. Bkre'e dnmek zaman geldi. Ona evlenmeyi vaat etmitim, fakat bunu aileme amama ihtimal yoktu. Bir maazada satc olan ve sonra gzellik kralielii gibi, burjuva muhitlerinin aforozuna kafi bir sfat zerinde tayan bir kzn lafn evde azma almak bile tehlikeli olurdu.

Mektebi bitirince hemen gelip kendisini alacam, o zaman mstakil olacam iin kimseye danmaya hacet kalmayacan syledim. stasyona gelmesi doru olmad iin, bir gn evvelden ayrldk. O dakika hala gzlerimin nndedir. Belki yarm saat birbirimizi kucakladktan ve alatktan sonra, ben uzaklarken, arkamdan seslendi. O zamana kadar kendisinden duymadm ciddi bir sesle:

'Sakn beni brakma... Ben sonra ok fena olurum Gravila!' dedi.

Ben bu ihtarn dehetini hi dnmedim. Fakat ne bilirdim... Bunun bu kadar iddetle hakikat olacan ne bilirdim?..-

Gravila biraz durdu. Gzlerini uzaktaki kede uyuklayan kadna evirdi ve sonra arap bardan yakalayarak sonuna kadar iti. arap damlalar tral enesinden kirli gmleine szlyordu. Eliyle onlar siler gibi yaptktan sonra devam etti:

-Ben Bkre'e dndkten sonra birka ay mektuplatk. Onun her mektubu daha atelenmi olarak geliyordu. Fakat ben dnyann en neeli ehrinde ve dnyann en neeli insanlar arasnda Kstence Gzellik Kraliesi'ni icap ettii kadar ok hatrlayamyordum. Son mektuplarmdan bunu, hissetmi olacan zannediyor ve zlyordum. Fakat o hibir ekilde bunu ima edecek bir ey yazmyordu. Benim mektuplarm gitgide seyrekleti. Dersler, arkadalar beni ok megul ediyorlard ve

tekrar ayn pansiyona tandmz kk Besarabyal, insana gz atrmyordu. O da beni unutmaya balad diyordum. nk, st ste mektubunu cevapsz braktktan sonra o da yazmaz olmutu. Ben bu maceray da dier hatralarn arasna gmdm. Yalnz, onlar hatrlamak bana tatl bir i gibi geldii halde, bunu aklma getirmekten adeta korkuyordum.

niversite bitti. Ben hi Kstence'ye uramadan, o sralarda Bkre'e gelmi olan babamn ve annemin gnln yaparak, buraya, Almanya'ya geldim. Mesleimde ilerlemek istiyordum. Neeli ve ho gnler tekrar balad ve bir buuk sene srd. Sonra Romanya'ya dndm. Bir kabine amak iin lazm olan paray koparmak maksadyla Kstence'ye gittim. Bu srada gzellik kraliesi hakknda korka korka malumat almak istediim bir arkada, onun uzun zaman evvel birdenbire ortadan kaybolduunu syledi. Oh, dedim, mukadderat bizim ayr yollarda yrmemizi istemi, ne yapalm?

Fakat ne kadar yanlyormuum. Ah, efendi, bilseniz ne kadar yanlyormuum. Fakat sizi skyorum, deil mi? Affediniz, sonuna geldim... Evet, babamdan bir miktar para alp Bkre'e dndm gnlerde, birka kii birlikte bir mzikhole gitmitik. Onu orada, birka sarho talebenin masasnda grdm. Gs bar ak ve fitil gibi sarhotu. Beni uzaktan tanyamad. Yanna yaklanca glerek doruldu. Sonra birdenbire kalar atld. Sarho dima birok hatralarn hcumuna uruyormu gibi gzleri buland ve beni eliyle gsmden iterek sallana

sallana uzaklat; o akam bir daha salonda grnmedi.

Ben harap bir halde kaldm. Fazla oturamayarak yattm yere dndm ve ertesi akam erkenden ayn mzikhole kotum. Oradayd, benim geleceimi biliyormu gibi, hayret etmeden yanma yaklat. Masama oturdu. undan bundan konutuk. Fakat ne bir kelime ile kendi vaziyetinden, ne de eski gnlerden bahsetti. Ben sz amak isteyince sert bir tavrla susturdu ve:

'Ben btn geen gnleri unuttum. Hibir ey hatrlamyorum!' dedi.

Her akam oraya devama baladm ve her akam aramzdaki bu manasz konumalar tekrarland. Benimle bir arkada gibi konuuyor, beraber iiyor, dans ediyor, fakat bir kelimeyle bile eski eylere dokunmama msaade etmiyordu.

Tekrar deli gibi ona ak olduumu hissettim. Bir uurumun kenarnda ve yuvarlanmak zere olan bir adam gibi rpnyordum. Son bir mitle kendisine buradan ayrlmasn ve benim yanma gelmesini syledim; sadece gld, ac ac gld.

O zamandan beri benim iin dayanlmaz hayat balad. Marina bir yerde durmuyor, muhtelif ehirleri, memleketleri dolayordu. Ben de her eyi brakarak onunla beraber dolamaya baladm. O, buna itiraz etmedi. Hatta benimle alakadar oldu. Bana yardm etti. Fakat baka hibir ey... Sanki etten, kemikten

ve sinirden yaplm bir mahluk deildi. Sanki bir mermer, bir kaya yahut bir lyd. Ne alamalarm, ne kendimi mahvedercesine gemii tamire alm fayda vermedi. Alt senedir bu hayat, bu cehennem hayat devam ediyor. Bu alt senede onun kalbinin bana kar bir kere bile yumuadn grmedim. Demin grdnz gibi, benimle ok alakadar ve dosttur. Fakat o kadar. Bir kere kapad kalbini bir daha amyor. Dolatmz ehirlerde ayn yerlerde, bazan ayn odada kalyoruz. O, aramzda grnmez, souk bir duvar bulundurmasn biliyor. stiyorum ki, bana kzsn, beni tahkir etsin, beni dvsn. Her eye razym. Hatta beni ldrsn. Yalnz aramzdaki bu kahredici uzaklk bir para azalsn. Tahamml edemeyeceimi, bu hayat daha fazla srkleyemeyeceimi sandm anlar oldu. O zaman her eye bir son vermek istedim. Fakat bir mit elimi balad. Bazan gnlerce ortadan kayboldum. stedim ki, o benim artk brakp gittiimi sansn ve baka bir erkek bulsun. Bugnlerde onu hep uzaklardan gzetledim. Yannda bir erkek grsem, eve baka bir erkekle girdiini veya onun baka bir erkee gittiini grsem bir anda kurtulacak, hem onu, hem kendimi ldrerek, bu paralayc azaplara bir son verecektim. Fakat bir kere bile, efendi, onu bir kere bile baka bir erkekle grmedim. Beni asl berbat eden bu... Onun beni sevdiini, hala beni sevdiini, deli gibi beni sevdiini, benden bakasn asla sevemeyeceini bilmek... Fakat bir kere olan eyi artk unutamadn, srf bunun iin yaamann ikimiz iin de dnyann en dayanlmaz ikencesi olduunu dnmek... Ah... bilseniz o beni ne kadar seviyor. Bunu anlyorum. Siz anlamadnz

m?.. (O da ne kadar azap ekiyor grmyor musunuz? Ne yapaym efendi, ben ne yapaym?..-

Ak mavi gzlerinden yalar boanyordu.

eride kimseler kalmam gibiydi. Marina ar ar geldi. Hibir ey sylemeyen gzlerle beni szdkten sonra onu omuzlarndan tutarak sarst:

-Kalk Gravila, gene sarho oldun. Eve nasl gideceiz?..-

Gzleri ivilenmi gibi, erkein alamaktan sarslan bana bakyor ve anlalmaz klarla, gizli bir muhabbete benzeyen bir parlt ile yanyordu. Yznde bir an onu kucaklyormu gibi bir tatllk belirdi. Fakat hemen silindi. imdi bu ehrede demin grdm sarsc melankoliden baka bir ey yoktu. Aman Yarabbi, bu kadn ne kadar azap ekiyordu.

Daha fazla duracak ve bu sahneyi seyredecek kudretim kalmadn hissederek yerimden frladm. Sudan bir veda ile kendimi dar attm. Sabah yaklamt. Kafama serinlik veren bir sisin iinde yrmeye baladm. Byk ehir btn karmakl, sonsuzluu iinde sessiz sedasz uyuyor ve koynunda birbirine benzemez milyonlarca insan ve macera saklyordu. Esmer ta duvarlar aan bir muhayyile iin bunun tasavvuru bile korkuntu. Fakat bir insan kalbi bu ehirden daha karmakark, daha usuz bucaksz deil miydi?

Ayda Bir, Haziran 1936

:::::::::::::::::