Genel Yayın: 621

TÜRK EDEBİYATI

ATTİLÂ İLHAN HANGİ ATATÜRK?

© TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 20 0 3

GÖRSEL YÖNETMEN

BİROL BAYRAM
GRAFİK TASARIM U YGULAM A

T ü r k iy e iş b a n k a s I k ü l t ü r yayIn l a r I
I. BASKI, 1 9 8 1 TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYIN LA R IN D A V. BASKI, NİSAN 2008

ISBN 978-975-458-386-1

BASKI

ŞEFİK MATBAASI (0212) 4 7 2 15 00
M ARM ARA SANAYİ SİTESİ M BL O K 2 91 İKİTELLİ 3 4 3 0 6 İSTANBUL

TÜ R K İY E İŞ BANKASI KÜ LTÜ R YAYINLARI
İSTİKLAL CA D D E Sİ, NO: 14 4 /4 BEYOĞLU 3 4 4 3 0 İSTANBUL

Tel. (0212) 252 39 91 Fax. (0212) 252 39 95 www.iskultur.com.tr

Deneme

hangi atatürk?
Attilâ İlhan

Kültür Yayınları

İÇİNDEKİLER

Ö nsöz yerine .......................................................................................

15

Mustafa Kemal’e eğilmek
1. Cumhuriyet’in hakkını, Cumhuriyet’e! ................... .
Z3. İki ö l ç ü t .......................................................................................... T arih tan ık tır ...........................................................................

29
33 36

4. Başlayış, o başlayış ........................................................... 5. Yanılgının kökeni ................................................................

39 42

İnönü Atatürkçülüğü
1. 2. 3. 4. A tatürkçü değil, İnönücü! ............ .................................... 51 ‘Atatürkçülük’ diye y u ttu rd u k ları.................. ................. . . 53 A tatürkçülük, ‘putperestlik’ olam az ................ .............. 56 Özetlersek ............................... .............................................. 60

‘Siyaset esnafı’ ve Atatürk
1. 2. 3. 4. 5. Kırk yıl uyum uşuz ............................................................... Biraz ciddi konuşalım ........................................................ ‘M illi istiklâl bence hayat meselesidir’ .......................... ‘Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır’ .................. ‘T ürk inkılâbı, ihtilâlden de vâsi bir tahavvüldür’ 67 70 73 76 79

Atatürk milliyetçiliği
1. M illiyetçiliğin ‘m ’si .............................................................. 2. ‘Atatürk milliyetçiliği’ diyorlar y a .................................... 3. ‘Ulusal Egemenlik’ ve ‘tam bağım sızlık’ ........................ 4. ‘Milliyetçilik’ bir ‘ırk’ sorunu değil, bir ‘yurt’ sorunudur ............................................................................... 85 88 91 94

Devrim, iktidarın yapısal dönüşümü ise...
1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. Ulusal kültür tartışm ası .................................................... İki tutum da yanlış! ............................................................ ................ Yozlaşmayı b a şla ta n ‘halifeler’ değil mi? Devrim, iktidarın yapısal dönüşüm ü ise......................... Adına devrim y a p ıla n ‘sınıf’ , oluşm am ış ise................ Özgün bileşimi yapabilm ek ......................................... Durum u yeni koşullara göre değerlendirmek .............. 101 104 107 110 113 116 119

‘Geçiş dönemi' kavramı
1. 2. 3. 4. 5. M ustafa K em al’e tuzak ..................................................... Ü lk e ,‘az gelişm iş...’ ............................................................ Devrimin ‘d’si ........................................................................ ‘Anadolu ihtilâli’ ................................................................. Kimler geldi kimler geçti..................................................... 129 131 134 137 140

‘Çağdaş uygarlık düzeyi’ diyalektik bir kavramdır
1. 2. 3. 4. 5. 6. En büyük belâ ....................................................................... Kim ki soruna başka türlü yaklaşır.................................. B ir ‘teslimiyet’ p r o g ra m ı.................................................... ‘Ç ağdaş uygarlık düzeyi’ kavram ı ................................... M ali bağımsızlık gerçekleşmedikçe.................................. M ustafa K em al’i kim tahrif etmiştir? ............................ 147 150 153 156 159 162

Yanlış ‘ekonomik’ tercih
1. ‘Sahibinin sesi’ ..................................................................... 169 2. H angisi haklı çıktı? ............................................................. 172 3. ‘Yanlış ekonom ik tercih’i kim yapıyor? ........................ 175

‘Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa...’
1. 2. 3. 4. ‘ Bu devlet ekonom ik egemenliğini sa ğ la rsa ...’ ............ ‘Batı bizi yıkm ak için ne lâzımsa yapm ıştır’ ................ ‘Sistem’ in KİT’lere düşmanlığının kanıtı ........................ Hey Kem al Paşa, hey... ..................................................... 185 188 191 195

İflasa giden yol
1. Türk’ün aklı geç mi gelir? ................................................. 201 2. Tekerleği yeniden keşfetmek ............................................ 204

3. ‘İflastan başka çıkışı olm ayan y o l...’ ............................... 2 0 7 4. Elini verirsin, kolun g i d e r ................................................... 2 1 0

‘Müdafaa-i hukuk’
1. 2. 3. 4. O rdu Kemal P aşa’nın ordusu ise......... ............................ Komitacı değil, kongreci .................................................... M ustafa K em al’ in ‘ ulusal savun m a’ anlayışı ................ Ulusal savunm a kavramı: ‘M üdafaa-i hukuk’ .............. 217 220 223 226

Durum muhakemesi
1. 2. 3. 4. ‘Üs vermek’ Atatürkçülükle b ağdaşır mı? ...................... Sovyetler’in ‘ortak savunm a’ isteğini reddetmiştik ...... M ustafa K em al’in ‘durum m uhakem esi’ ........................ ‘Türkiye’yi içinden çökertm ek’ planı .............................. 233 236 239 242

‘Yükseklerde gezen mağrur b a ş...’
1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. ‘ O güneş yüzü asla solm asın !’ .......................................... ‘Ajan devlet’ kavram ı ....... ................................................... Belgeler ne diyor? ................................................................. ‘ Yükseklerde gezen m ağrur b aş’ eğilince ....................... Emperyalizmin ‘ördekleri’ .................................................. ‘ Emperyalizme karşı müştereken m ücahedat’ .............. Rusların istediği, Kemal Paşa anlaşmalarına dönmek Türk-Sovyet ilişkilerinin temelleri .................................... 249 252 255 258 261 264 267 27 0

Kulağımıza küpe
1. 2. 3. 4. Önce duygusal......................................................................... ... Sonra belgesel ................................................................... Taşın altındaki çapanoğlu .................................................. Kulağım ıza küpe olsun ... ................................................... 279 282 285 288

‘Şarktan doğan güneş’
1. 2. 3. 4. 5. 6. ‘Şarktan doğan güneş’ ......................................................... Sultan G aliyev’i takdim ....................................................... Galiyev’ in bazı tezleri .......................................................... Sultan Galiyev ve M ustafa Kemal .................................... ‘Mazlum, milletler’in önderleri ne diyor? ....................... M ustafa Kemal ne diyor!.. ................................................. 295 299 302 305 308 311

...........Suriye ..........................Irak federasyonu’ düşüncesi ................................................... 2.......... 2 .................................... 349 Osm anlı A rap’ı söm ürdü mü? .. 355 Kemal Paşa ‘batı’cıları ya sürdü ya da astı....... ........ 367 368 392 415 .............. 4............. 5........ ya Damat Ferit 1.. 3....... 4.................... 358 ‘Batı’ ya Enver Arar.... İntibah Başladı .. 5.................... ‘H atay ’a çete reisi olacağım !’ ............... G âzi’nin Solculuğu .. 352 Anti-emperyalist ideoloji olarak İslâm dayanışm ası . H anidir ısrar ediyorum ...................... T ü rk ’le A rap’ı İngiliz düşm an etti ...Emperyalizme karşı Türk / Arap dayanışması 1............... M u stafa K em al’in A rap politikası emperyalizme k a r şıd ır ................ ................................................................... ‘M isak-ı M illi’mizde muayyen ve müsbet hat yoktur’ ................... ‘Türkiye ........ ......... M ustafa Kem al’in dış politikasını onlar izliyor .................................................. 321 324 327 330 333 336 339 ‘Batı’ ya Enver Arar............. ya D am at Ferit.......... 3............. Kemalizm M üdafaa-i H ukuk Doktrini ..................................... ....................... Emperyalizme karşı Türk / Arap dayanışm ası ................. 7................................................ ........................................... 6.... 361 Meraklısı için ekler Az I II III şey mi? .

.". yabancıların planlarıyla yükselebilsin?” Mu s t a f a K em a l 6 Mart 1922 . Hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatlarıyla..

Türkiye. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi. Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uy­ 1 1 . Peşte ve Belgrad’ta yenilmeseydi. Türkiye gerilemiş. mil­ letimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran en güçlü gelişmeler. İtalya. birçok zekâlar. Viyana’dan sonra. ittifak etmişlerdir. Hepiniz bilirsiniz ki. elbette. duygular. fikirler. Ve bunun so­ nucu olarak. aynı kaynaktan esin­ lenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendir­ mişlerdir.B ir şeyin zararıyla. “ . bir şeyin yok olmasıyla yük­ selen şeyler. Almanya’da. Fransa. düştükçe düşmüştür. Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat gö­ renler. Türkiye’nin gerilemesiyle or­ taya çıkmışlardır. Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiş­ tir. Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeye­ cekti. dene­ bilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. âde­ ta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş. o şeylerden zarar görmüş olanı alçal­ tır. Ve bu geleneğin. Avrupa’nın en önemli devlet­ leri.. Bugün bütün dünyayı etkileyen. Türki­ ye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır.. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine.. Türkiye’yi yok etmeye girişenler.." . yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda. Ve bu yoğunlaşma. Türkiye’nin zararıyla. zararlı olmaktan çıkmışlar. yüksel­ mesine ve uygarlaşmasına karşılık.

. Durum incelenirse görülür ki. bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneti­ ciler yüzünden. bu büyük memleketi. Türkiye Doğu ‘maneviyatı’yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. her saat. " . ahlâk bakımından da düşüyor. Oysa bu güç ve kuvvet. Ar­ tık durumu düzeltmek. Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle... Bunun etkisi altında kalarak. İşte Türkiye de. asıl mayamız olan Doğu ‘maneviyatından tamamiyle soyutlanıyoruz. galip düşmanlar karşısında. tarihte böyle bir olay yaratma­ ya kalkışanlar. zehirli ve yakıcı bir sı­ vı katmıştır. daha çok düşmüştür. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuv­ vetini elde etmişlerdir. nihayet Türkiye’yi ıslah etmek. Hiç şüphesizdir ki. Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla. Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar. biraz daha çok gerilemiş. her gün. “ . Ne yazık ki Türkiye ve Türk hal­ kı. Bu düşüş. bu alçalış. hayat bulmak. bu milleti. bütün dersleri Av­ rupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. iç yönetimine işlemiş ve sızmış­ lardır. yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir..gulanması sonucunda. Türkiye’nin iç hayatına. milletin. en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. aczle başla­ mıştır. Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine. yalnız maddi şeylerde olsay­ dı. bütün işleri Avru­ p a’nın emellerine uygun yürütmek. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz. sus­ 12 .. hiçbir önemi yoktu. insan olmak için.. zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. her yüzyıl. çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez (bundan). " . mutlaka Avrupa’dan nasihat almak. Türkiye’nin. Batı’ya yaklaştığımızı zannettiği­ miz takdirde. Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatlarıyla.

düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara. Diyorlardı ki ‘Biz adam değiliz ve ola­ mayız. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı. varlığımızı. âdeta kendi kendilerine ha­ karet ediyorlardı.’ Bizim canımızı.” M ustafa Kemal 6 M art 1922 13 . Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektirdiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yok­ tur. tarihimizi.maya mahkûmmuş gibi. Türkiye’de fikir adamları. kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. bize düşman olan. Türkiye’yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı.

‘Milli Mücadele’ kadrosunun çoğunluğu. toplumun ümmet aşamasından ‘millet’ aşama­ sına dönüşümü. Mustafa Kemal Paşa.ÖNSÖZ YERİNE. ‘inkılâpçı’dır. ‘Kuva-yı Milliye’. tarihsel düzeyde. Bandung Konferansının (ya da Sultan Galiyev’in tasarladığı ‘Mazlum Milletler Beynelmileli’nin) ilk bil­ dirgesidir.. ulusal 15 . Padişah ve Halife’nin emper­ yalizmle işbirliği. nasıl ki ‘Müdafaa-i Hu­ kuk’. hareketin ‘demokratlaşmasını’ sağla­ mıştır. ‘müs­ tevliyi defettikten sonra’ işlerinin biteceğine inanıyordu. aslında X X . Pek pek. Düzen değişmeyecekti. ‘Kuva-yı Milliye’nin amil. İstanbul’daki hükümete baş­ kaldırdığı zaman ‘ihtilâlci’. iç içe üç büyük eylemi var: Emperya­ lizme karşı kurtuluş savaşı. padişaha karşı demokratik devrim. Mustafa Kemal’in. irade-i milliye’nin hâkim’ olacağını söylemenin. anti-emperyalist kurtuluş savaşıyla eşzamanlı yürüdüğünden.. M ustafa Kemal. Da­ ha 1919 yılının Aralık ayında. Savaşın emperyalizme karşı verilişi. devraldığı toplumu dönüştürmeye koyulunca. O kadar. bireysel ve teokratik bir iktidara karşı. ‘devrimciliğinin’ gerçek boyutla­ rı gözden kaçırılmıştır. ‘mazlum milletler’in hepsi için ilk kurtuluş öğre­ tisi. Devrim. ‘ulusal­ lık’ bilincini pekiştirmiş. Talat ya da Enver Paşa’nın yerini alacaktı. ‘kur­ tarıcılığı’ ağır basmış. yüzyılın gördüğü ilk ‘Halk Kurtuluş Ordusu’dur.. Oysa.

egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinde tutan. hürriyet ve istiklâl için.” Gerçekte 10 Temmuz’la 23 Nisan arasındaki fark. İs­ tanbul’dur. Bunun ne müthiş bir dönüşüm olduğunu.ve demokratik bir devrimi içerdiğini. gençlere nasıl anlatacağız? Acaba şöyle mi: Hangimiz. hiç! Çünkü o. İkincisin­ de halkın doğrudan doğruya Padişah’ın yerini almasıdır. Mustafa Kemal’in sırtında beyaz gömlek. milletin doğal olarak aradığı hürriyet havasını teneffüs ettirdiğini zanneden bir harekettir. Tarihen böyleydi ama. üstelik teokra­ tik otoriteye başkaldıran bir ‘asi’. yarım yüzyıl sonra. İstanbul Hükümeti’ni daha başından An­ kara’ya mahkûm gibi anlatır. bize tatsız bir şaka gibi mi gö­ rünüyor? Dürrizade’ye öyle görünmüyordu. ‘hain’ diye asılacağını doğru dürüst düşünmüştür? İnkı­ lâp tarihimiz. Bu iki devrin arasındaki fark. en nihayet kayıt ve koşullar­ la denge arayan bir zihniyeti elde etmeyi amaçlıyordu. Mustafa Kemal’se. Hele ‘hukuken’. 16 . tarif olunamayacak kadar büyüktür zannederim. il­ kinde Padişah’ın halka bazı haklar ‘lütfetmesi’. hiçbir vakit eski şekiller­ le karşılaştırılamaz. yolda dökülmüşlerdir. İdamına fetva çık­ ması. Bütün büyük devrimciler de öyle yapmışlardı. Hele Vahdettin’e. Bu ilkenin bağlı olduğu şekil. müstebit bir hü­ kümdarla millet arasında. merkezî. Mustafa Kemal ‘meşrutiyeti’ yetersiz bulur. fi­ ilen değil. acaba kaç kişi kestirebilmişti? Kestiremeyenler. Bunu gizlememiştir de: “ 10 Temmuz devrimi. meşru­ tiyet yöntemini dahi yeterli saymaz. ‘meşruluğunu’ var olan iktidarın yasa ve fermanlarından almıyordu. tarihten ve halktan alıyordu. Birincisi. Oysa bizim devrimimiz. Fakat İkincisi mille­ tin hürriyet ve egemenliğini fiilen ve maddeten tespit ve ilân eden mutlu bir devrimdir. başarısızlığa uğrasaydı. asla! Devlet ve hükümet. sağlam bir ilkeye dayanır.

bugün­ kü döneme değgin gerçekleştirmesi. olağan ve kaçınıl­ maz bir tarih akışı idi. Beliren ulusal savaşın tam amacı. eylemin ‘meşruluğu’ de­ mek. Bu kaçınılmaz tarih akışını. ilk andan başlayarak ulusal savaşın amansız düş­ manı oldu. İlerde olabilecekler üzerinde çok konuşmak. Osmanlı meşruluğunu reddet­ miş. bütünüyle açığa ‘vur­ madık ve söylemedik. ge­ lenekten gelen alışkanlığı ile hemen sezinleyen padişah soyu. milletin genel duygu­ larına tercüman olmakla gerçekleşir. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. Ben de öyle yaptım. Oysa. ‘ihtilâl’in ta kendisidir.. Şu sözlerini de: " . Millet işleri de an­ cak milli kararlara dayanmakla. giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş kuruntular niteliği verebilirdi. Amas­ ya Tamimi’nden itibaren. her şey olup bittikten sonra. daha işin başında. tarihsel meşruluğu önemsemiştir..Mustafa Kemal'in gözünde. her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. halkça onaylanmış olması demektir. ilk anda ben de gördüm ve sezinledim. hiçe saymak demektir! Mustafa Kemal.” Bunları Söylev’de söylemiş. ilk anda.) Başarı için pratik ve güvenilir yol. ‘Dünyada hükümet için 17 . ulus iradesine dayanan yö­ netiminin bütün ilkelerini ve şekillerini.. Ama baştan sona bütün evrele­ ri kapsayan sezgilerimizi.. ‘meşruluğu’ bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişahı ve Halifeyi silmek. Bu kaçınılmaz tarih akışını. Büyük Millet Meclisi’ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı. başarıya ulaştıkça. ‘milli kararlara dayanmak’... O da farkında bunun. onda her iş meşru olmalıdır. Bir devreye ye­ tiştik ki. (. devrimin gelişme sürecini ba­ kın ne güzel anlatıyor: " . Buysa.” Siz Osmanlı ülke­ sinde. evre evre. yurdu dış saldırıdan korumak olduğu halde. bu savaşın. Yoksa Kong­ releri.

hâkimiyet-i milliye kavramlarının. klâsik çağın do­ laysız demokrasisini bakın nasıl bir tutuyor: " .. Isparta’da. yasa yaparlardı. Yay­ gın bir devlette.J. yalnız ve yalnız meşverettir’ diyen odur.. memur atarlardı.” Böyle bir düşüncenin. Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle. bir türlü açıklığa kavuşturula­ mamıştır? Kitabı okudukça. öncelik diye ne varsa. Fransız Devrimi’nin ‘babaları­ na. şart-ı evvel. ceza verirlerdi. ayrıcalık.. Saint-Juste üzerinden tâ J. halkın kendisidir. 'irade-i şâhâne’nin karşısına koyduğu besbellidir de. Rousseau’ya uzandığı. ‘irade-i milliye’yi. O da bu ege­ menliğin sahibi olan insanların doğrudan doğruya bir araya gelerek yasama. güç. o da meşveretten iba­ rettir. Efendiler. Tutarlı bir hükümette iktidarın mutlak hâkimi. yürütme ve yargılama görevlerini ‘bizzat’ yerine getirmesiyle olasıdır. gazetesi I ’Ami de Peuple'de (Halkın Dostu) verdiği şu demokrasi reçetesini. Ve söylediğimiz şey. Ta­ bii tarihi incelemiş arkadaşlarımız bileceklerdir ki. ondadır.meşru yalnız ve tek bir esas vardır.. Roma tarihinden çevresindekilere demokrasi dersi veren de o. gerçekte bizim yaptığımız şeyleri yapıyorlar­ dı. Kartaca’da var olmuş genel meclisler. halkın temsilcileriyle etkili olması. Atina’da.. ‘biz­ 18 . Robespierre. Ege­ menlik gerçekte yalnız bir şekilde belirir. Hükümet için şart-ı esasi.. gerçek egemen. Ve her şey yaparlardı. acaba neden Mustafa Kemal’in kullandığı irade-i milliye. en yüce otorite onun­ dur. herkesin her şeye katılması olası sayıla­ mayacağından. daha 1921 M artı’nda. Marat. Roma’da. tarihte ‘fiilen’ mevcut olmuş şeylerdendir. Mustafa Kemal’in ver­ diğiyle karşılaştırmamız fena mı olur? “ . Mustafa Kemal’in Anado­ lu İhtilâli’nin Fransız ‘ihtilâl-i kebiri’nden esinlendiği­ ni söylediğini göreceksiniz. mahke­ me ederlerdi. efendiler. ama M arat’nın 15 Eylül 1789’da.

H âlâ suçlanır..) Ne var ki mutlak ve sınırsız egemenlik er­ ki yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. onun devrimci ki­ şiliğinde. kullandığı yöntemlerde Robespierre’le Saint Juste’ün rüzgârını bulmuşumdur hep. bal gibi Jacobin’di. çıkarlarını gözetmek... Devrimci şiddet. aynı sertlik. sanırım. Eğer gerçek egemen halkın kendisi ise her şey ondan sorulmalı. onun kuşağının ilericileri Fransız Devrimi’nden esinlenirlerdi. gerektikçe toplanabil­ mesi devletin ilk ve temel yasası olmalıdır. aynı radikallik. yine tarihten şiddet kul­ lanma yetkisini aldığını söylemez. bakanları. Ondan ayrılamaz ki! Devrim. her devrimin tarihten edindi­ ği meşruluğu sürdürmek için. Mustafa Kemal’in ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulu­ sundur’ formülü arasında bir fark olduğunu savunabi­ lecek? Mustafa Kemal.zat’ çözümleyemediği işleri önderleri. büyük yasaklar koyduğu ileri sürülmüş­ tür. ayrıca halkın toplu halde kendini satması. onu devirmek isteyenlere de hoşgörüyle 19 . Ne hikmetse hiç kimse. vekilleriyle kullan­ malıdır. (Yaraya Tuz Basm ak'ta belirtmiştim). aynı kararlılık. kendine ihaneti. ‘devrimci şiddet’ sorununa do­ laşıyor. temsilcilerini seçmek amacıyla. Mustafa Kemal sık sık ‘diktatörlükle’ suçlanmış­ tır. zira genel ira­ denin (irade-i milliye) bir sonucudur bu. (. ya da kö­ tülük etmesi düşünülemez. devirdiği iktidarın güçlerine yasallık tanıyamayacağı gibi. ister sosyalist. ege­ menlik hakkını bizzat kullanamazsa. yalnız ve yalnız halkın kendisindedir’ formü­ lüyle. ister demok­ ratik olsun. Halk egemenliği adına halka acıma­ sız davrandığı.. Bu yüzden vatandaş kısmı­ nın. H âlâ sürülür. M arat’nın ‘mutlak ve sınırsız egemenlik. kamu işlerini düzene koymak.” Peki şimdi hanginiz. subay­ larıyla düzenlemesi gerekir. Söz burada. ta­ rihsel meşruluk kavramının içindedir.

daha farklı olamadı: Kızıl ve be­ yaz terörler hem birbirlerini. Mustafa Kemal. isterseniz.. Fransız Devrimi’nin bas­ kı görmüş gruplarının aynıdır: Dinci gericilik. Hiçbir devrim de bakamamıştır. Egemenlik ve 20 . Şapka ‘devrimine’ ve reformlara karşı gelenlerden ası­ lanlar oldu. " . İlginçtir. dönemleri arasında önemli yer tutan Terör/Tedhiş Dönemi’ni hatırlayacak­ lardır. Ne saçmalık! Bu mahkemelerin Fransız ve Sovyet devrimlerinin ‘halk mahkemelerinden’ çok mu farkı var? Anadolu İhtilâli’nin tarihsel meşruluğu elbette tarihsel şiddetle pekiştirilmiştir.. Atatürk döneminde eski ittihatçı li­ derlerden asılanlar oldu. Bu sert tutum Atatürk devriminin gerçeklerindendi. saraya bağlı işbirlikçi ihanet! Rasih Nuri’nin şu yazdıklarını okumuş muydunuz? Hele bir göz atın. Mustafa Kemal..” ‘İstiklâl Mahkemelerinin hukukiliği hâlâ tartışılır. Devrim. eşitlik ve kardeşlik’ öyle mi? İyi ama. gazetesinde çatır çatır savunduğunu bilir miydiniz? Fran­ sız Devrimi’ni kurcalamış olanlar. hem kendi kendilerini yi­ yip bitirmişlerdir. kardeşlik dev­ rimi bu. baskı altında tuttuğu gruplar. temel hak ve özgürlükleri doğu­ ran ana. Fransız Devrimi’nin ilkeleri neydi? ‘Özgürlük. eşitlik. Özgürlük.. Ancak asılan ya da ağır ce­ zaya uğratılan sol eğilimli tek bir kişi yoktur. Giyotin sepetlerine düşen kafalardan piramitler kurabilirsiniz. Albay (Ayıcı) Arif Bey ve Rüş­ tü Paşa (Zorlu) bunlardandı. Sarıklı yobazlar asıldı. Rus Devrimi. ben son derece il­ ginç buldum: " .bakamaz. gizler mi bunu? Yooo! Hadi bir göz atalım. Nakşibendiler asıldı. Demokrasiyi. Yalnız Stalin’in ‘kestiği’ komünist sa­ yısı on binlerin üstündedir deniyor. şu yukarda andığımız M arat’nın ‘dev­ rimin selâmeti için’ yüz bin kafa kesilmesi gerektiğini. devrimini ciddiye alıyordu. akıl almaz bir tutkuyla engel gördüğü her şeyi ezip geçer.

.saltanat. Aksi takdirde. ben ken­ di başıma yalnız kalsam. meclis ve herkes sorunu tabii görürse fikrimce uygun olur.” Başka bir vesileyle. ‘devrimin çocuklarından 21 .” Çok mu acımasız? İyi ya. kudretle ve zorla alınır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir. o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili. güçle. egemenliğini bırakacak mı­ yız. bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. ‘kökü dışardaki’ sağ ve sol tehlikeye karşı. Derim ki ben şahsen onların düşmanıyım. bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Burada toplananlar. Sorun zaten olupbitti olmuş bir gerçeği açıklamaktan ibarettir. görüşülerek. yalnız benim amacıma değil. egemenlik ve saltanatını isyan ederek. yine tepeler ve yine öldürü­ rüm. Robespierre’in iç ayak­ lanmalar ve yabancı işgallerle karşılaşınca. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım. yalnız benim kişi­ sel inancıma değil. Benim ve benimle aynı bi­ çimde düşünen arkadaşlarımın yapacağı şey. 1793’te ‘ge­ çici bir süre için’ diktatörlük gereğini savunduğunu. bunu sağlayacak meclis olmasa. ulusa saltanatını. hiç kimse tarafından hiç kimseye. mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Bu bir olupbittidir. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganların hadlerini bildirerek. bilim gere­ ğidir diye. Söz ko­ nusu olan. Bu ‘behemahal' olacaktır.. saltanat. Sizlere. Egemen­ lik. bu ülkede kimse okumamış mıdır? Dahası. o adım ulusumun ha­ yatına karşı bir kasıt. bakın ne kadar ağır konuşuyor: “ . Bu tasallutlarını altı yüzyıldır sürdürmüş­ lerdir. yine gerçek. öyle olum­ suz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse. kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Eğer bunu sağlayacak ya­ salar olmasa. tartışılarak verilmez. usulü dairesinde açıklanacaktır. o adım ulusumun kalbine yönel­ tilmiş zehirli bir hançerdir.

Kont Von Metternich’in. Almanya’nın. Bunu yapmasaydı. Dr. Jöntürkler’in liberalizmi. o kadar üzerine titredi­ ği bağımsızlık da. Selanik komprador burjuvazisinin ‘evladı’.. tutucular kadar devrimciler de dışa bağımlıdır. O Cavit Bey ki. Hürriyet. Hem.. İngiltere Kralı V. Sultan Hamit rejiminin coşkulu bir destekleyicisi oldu­ ğuna inanıyorlardı. işin başından beri Angloma­ nia belirtileri gösteriyordu. dizi dizi kurşuna dizilenler? Mustafa Ke­ mal de. daha o zamandan gümbürdeyecekti.. bütün i’lerin noktaları kendiliğinden yerini bulur. Danton’u ve Danton’cuları da. İdamına karar çıkan. ” Oysa Kaiser Wilhelm. Önce Edward Mead Earle’in. halk egemenliği de. Rohrback’tan aktar­ dığı şu saptamayı okur musunuz? " . Halife’yi ve Şeriat’ı kullanan emperyalizme (Kürt İsyanları ‘şeriat ve halife’ istiyordu) son derece azimli davranmış. İngiltere. halk hükümeti ve ülkesi olarak.Hebert’çileri de. parlamento. İhtilâl. eski İttihatçı Cavit Bey’i kurtarmak için.. Her tonda liberal olan Jöntürkler. ucunun yine emperyalizme uzandığı gittik­ çe daha iyi anlaşılan ittihatçı muhalefetiniyse acımasız­ ca ezmiştir. ‘sivil’ ittihatçıların önderi. olaya ilişkin raporunun altına. gözünü kırpmadan idam ettirdiği unutuldu mu? Ya Sovyet dev­ rimi sırasında. Paris ya da Londralı Jöntürkler tarafın­ 22 . sadece Enver Paşa’yla rekabetine bağ­ lamak. Bu yüzden Alman nüfuzunu yeni li­ beralizm dönemi için bir tehlike olarak görüyorlardı. Mustafa Kemal’in itti­ hatçılara tepkisini. Osmanlı masonlu­ ğunun ‘büyük üstadı’ idi. gündelik gazeteler­ de övülüyordu. yüzeysel olmuyor mu biraz? Osmanlı’nın batış çağında. 14 Ağustos 1908’de. George’un Çankaya’dan af istediğini bir hatırlayın. aynen şu notu düşmüştür: “ .

Yalnız bununla mı? Kozmopolit Osmanlıcılı­ ğa karşı uluslaşmak bilinciyle de. İngilizcilik ya da Al­ mancılığa indirgenemez mi? Mustafa Kemal’in devrim­ ciliği -ki emperyalizme karşı net bir milliyetçiliği içerir-. olayların gelişme­ si Kaiser Wilhelm’i haklı çıkarmıştır. Sivil ittihatçılar bu savı benimse­ mişlerdir. ardı arkası kesilmeyen silâhlı Bal­ kan komitacılığı. Selanik komprador burjuvazisi. M a­ kedonya’da Bulgar. derebeylerin yöre­ sel kısıtlama ve sınırlamalarından kurtulacak! Gel gele­ lim. Her şeyi denetimleri altına almış olan subaylar. kesinlikle Al­ man dostudurlar. Ne var ki. ülke tek bir pazar olacak da. ordu tarafından. ister istemez. Zaten İttihatçı İtilafçı uyuşmazlığı. ‘Genç Kalemler’in orada çıkması tesadüf olabilir mi? Milliyetçilik. hem komp­ rador: Bu da. Sırp ve Rum chauvin’liği güdenle­ re karşı geliştirilmişti.” Bu iki saptamanın ikisi de. Tümüyle askeri bir ihtilâldir. Türk milliyetçiliğinin sınıfsal düzeyde boş­ lukta kalmasına neden oluyor. ‘son tahlilde’. ve de ‘Alman subaylar’ ola­ rak bilinen. ‘meş­ rutiyeti’ Osmanlılık bileşkesine oturtmuştur. Almanya’da eğitim görmüş Türk askerleri tarafından yapılmıştır. onu izleyen subaylarda Türk milliyetçiliğinin filizlenmesine yol açıyor. 31 M art’tan sonra duruma ve İttihat ve Terakki’ye askerler egemen olmuş. Bazı ay­ dınlarda da. Selanik Yahudi ve ‘dönmelerinin’ savıydı. tarihsel gerçeğin bir par­ çasını içeriyordu. Gerçekte bu sav.dan değil. gerçekleştirdiği ‘tarihsel blo23 . İmparatorluk çoku­ luslu değil mi ya. M ustafa Kemal boşlu­ ğu asker/sivil bürokrasi. Osmanlı burjuvazisi hem gayr-i müslim. kısmen halkla doldurmayı bilmiş. artık herkes biliyor. kısmen eşraf. aydınlar. bir burjuva ideolo­ jisidir. ‘Türkçülük’ hareketinin Selanik’te belirme­ si. ittihatçılardan ve itilafçılardan tam bağımsız oluşuyla ayrılıyor.

yarattığı burjuvaziyi de denetim altında tutmak istemesinden kaynaklanıyor ki. ‘resmi’ ideolojinin ‘Ata­ türk Devrimleri’ adını verdiği üstyapısal iyileştirme ça­ baları. ‘kültür devrimi’yle de. yeni toplumun tutarlılığı elde edilecektir. İnönü dönemi. Sonraları ‘kültür devrimine’ (başka deyişle ‘Atatürk Devrimlerine’) ağır­ lık verilmesi. ‘Az gelişmiş’ toplumda devrim. devrimin başlan­ 24 . iktidardan hoşlanan merkeziyetçi bürok­ rasinin. Sözgelişi Çin. ‘merkeziyetçi bürokrasi diktasına’ dö­ nüşüyor. Kültür devrimi mi? O da ne? Altyapıdaki dönüşümler. devrimci iktidarlar. bu devrimin ikinci aşa­ masıdır. üstyapıda kültürel devrim atılımları yapmak zorundadırlar: Böylece.ku’ ustalıkla bir ‘ulusal kurtuluş cephesi’ne dönüştür­ müştür. Daha da ilginci Mustafa Kemal’in. ülkenin kültürel ortamı­ nı derebeylik (mandarin) üstyapısından arındırmaya uğraşmaktadır. tarihsel misyonlarına ihanet et­ mek istemiyorlarsa. sınıfsal tabanını bu­ lamadığından. Mustafa Kemal ulusal demokratik bir devrim yaptı. bunun o zamanki adı. Müdafaa-i Hukuk. bu sınıfsal tabana denk düşen kültürel/üstyapısal dönü­ şümü sağlamak zorundadırlar. buna gü­ zel bir örnek: Harıl harıl endüstrileşmek isterken. tarihsel anlamda ‘kültür devriminden’ başka bir şey de değil. ger­ çekte rejimin tabanını oluşturacak proletaryayı yarat­ maya. bir yandan da. toplumlann üstyapısına ‘şipşak’ yansımaz. ulus­ laşma sürecine girildikten sonra. onun içindir ki. bir yandan altyapıdaki üretimsel dönüşümü gerçekleştirirken. bu diktalar. bu devrimin sınıfsal tabanı ulusal burju­ vazidir. sınıfsal tabanlarını ‘yaratmak’. bir yandan ‘Ata­ türk Devrimleriyle’ kültürel ortamı feodal ümmet üst­ yapısından arındırmaya çabalamıştır. Anadolu İhtilâli bir yandan ulu­ sal burjuvazi yaratmak peşine düşmüş.

nasıl ki. Türkiye’deki sınıfsal durumun irdelenmesinde Şefik Hüsnü ile bera­ berse. zira o özgürlük. okudukça göreceksiniz. gerçekte. Mustafa Ke­ mal öğretisinde. sonraları bazı ‘hızlı’ toplumcuların dal­ ga geçtiği ‘imtiyazsızlık sınıfsızlık’ Marksist değil. gayr-i müslim ve komp­ rador burjuvazi tasfiye edilir. ahali­ ye paylaştırılırsa. hele Rum. sınıf­ sal çıkarları ‘temsilen’ kurulduklarını belirtmiş. de­ mokratik burjuva toplumu bunu siler. yasalar karşısında bir sürü ayrıcalıklının yaşadığı bir toplumdur ya. ‘vüzerayla’ ortak Galata ban­ kerlerinin Beyoğlu’nda cirit atamayacağı. Hukuk düzeyinde. hukuksal düzeyde kalır. ansik­ lopedist anlamda kullanılmıştır: Teokratik feodal top­ lum. Ermeni tüccar ve ağalarının Anadolu’da bıraktığı mal ve mülk.gıcında. Sultan Galiyev’le beraberdir. kökeni doğal hu­ kuktadır. li­ beral burjuva toplumları içinde. dediklerini yapma­ dı diyebilir miyiz? Demediklerini niye yapmadığını sor­ mak. sosyalizm serpilip bü­ yüye bilmiştir. Ferik olamayacağı. (yine jacobin’ler gibi) ‘imtiyazsız sınıfsız’ bir toplum idealini benimsemesi ve savunması. klâsik anlamda bir sınıfsal karşıtlık­ tan söz edilebilir mi. bilmem doğru olur mu? Kaldı ki. 1920’ler Türkiyesi’nde. anti-emperyalizmin 1920’ler aşamasında Mustafa Kemal. hukuk düzeyinde eşit olmayan. bunun içindir ki. ‘hakiki müs­ tahsil olan köylünün’ nihayet insan onuruna kavuşaca­ ğı bir toplumdur. M ustafa Kemal Balıke­ sir’deki bir söylevinde siyasal partilerin. Padişah ‘veletlerinin’ daha on ya­ şında I. Anado­ lu’da bu bağlamda çıkarları çatışan toplumsal sınıfların 25 . ‘mazlum milletler’de sınıfsal çelişkinin ikinci plana itilebileceği kanısın­ da. şüpheli. Mustafa Kemal’in anladığı ‘imtiyazsız sı­ nıfsız’ Türk toplumu. ne var ki eşitlik anlayışı ekonomi düzeyine ulaşamaz. eşitlik ve kardeşlik ideallerine bağlıdır.

zar zor ulaşabilecekleri bir bilinç aşamasıdır. her türlü halkın toplanacağı ör­ gütü. Başka deyişle.” Son cümleye dikkat isterim. özellikle Tanzimat döne­ minden sonra. ‘ulusal emek cephesiyle’ (Sây Misak-ı Mil­ lisi) ekonomik bağımsızlık savaşına yönelmek istemiştir. kırk yıl kadar son­ ra. Geçmişte. Attilâ İlhan Kavaklıdere (Ankara) Kasım. Ve böyle bir Sây Misak-ı Millisi etrafında toplanmaktan hasıl olacak siya­ sal şekil ise.. Prog­ ramdan söz edildiği zaman.. âdeta denilebilir ki. Bu tavır ve bu tutum.. Yanlış hatırlamıyorsam. İzmir iktisat Kongresi’nde şunları söyler: " . emperyalizme karşı ‘ulusal kurtuluş cephesiyle’ kazanılan siyasal bağımsızlık sava­ şından sonra. bütün halk için bir sây misak-ı millisidir. ecnebi sermayesi memlekette ayrıcalık­ lı bir yere sahip oldu. 1980 26 . yeryüzündeki bir sürü ‘ilerici’ liderin. her uygar ülke gi­ bi. Bize övünmek düşer. yeni Türkiye’de buna muvafakat edemez. ‘alelade bir parti niteliğinde’ düşünmüyor.. Ve bilimsel anlamda denilebilir ki.” Peki buna nasıl karşı konula­ bilecektir. Burası tut­ saklar ülkesi yapılamaz. nasıl bir programla? Cevap hazır: " . devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığın­ dan başka bir şey yapmamıştır. emper­ yalizmle savaş halinde bir ülkede. alelade bir parti niteliğinde düşünülmemek lâzım gelir. birleşecekleri ortak­ laşa bir cephe olarak düşünüyor. Ulusal Emek Cephesi şundan belli ki. karşıt­ lıkları aşırı keskinleşmemiş toplumsal sınıfların. bu yüzden de hepsinin ‘halk’ kavramının kapsamı içinde düşünülebileceğini varsaymıştır. Artık.tam anlamıyla oluşmadıklarını.

Mustafa Kemal’e eğilmek
“Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görm esi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görm esi ve bilmesi lâzımdır.”
M u s ta f a Kem al

1930

1 CUMHURİYET' N HAKKINI, CUMHURİYET' İ E O tarihte Akdeniz Postası’nı Denizyolları’nın en köhne gemileri yapardı. O tarih dediğim, 40 yıllarının sonu mu oluyor? Sirkeci’den kalkıp, yukarı Marmara liman­ larını dolaşarak, Edremit’e bilmem kaç günde varıyo­ ruz ki, yalnız Çanakkale Boğazı’ndan geçişimiz bile baş­ lı başına bir “ serencam” . Ben bu yolculuğun hikâyesi­ ni, Abbas Yolcu adındaki yolculuk notları kitabımda anlatmışımdır, aklımda yanlış kalmadıysa, bir yerinde derim ki: “— ... Bütün yol boyunca kıyılarımız, bir zindan karanlığı içindeydi. Geceleyin küpeşteden baktın mı, de­ niz nerede bitiyor, kara nerede başlıyor ayıramazdın; yurt kıyılarında, uzak uzak deniz fenerlerinden başka, hiçbir şey canlı kalmamıştı.” O zamanki bu saptama ne kadar doğruysa, bugün aynı yolu yapanların hiç de o eski karanlık ve ıssızlık gö­ rüntüsüyle karşılaşmayacağı, o kadar doğrudur; bıra­ kın, yirmi beş yılda Türkiye’nin elektrikle daha barışık bir yaşantıya girdiğini, çoğu sahil kasabalarının uzak­ tan küçük samanyollarına döndüğünü, yalnız başına tu­ rizm çılgınlığı bile kıyılar boyunca öylesine sık, öylesine
29

bol ‘"tesis” oturtturmuştur ki, Anadolu kıyıları ışıktan kolyelerle süslenmiştir. Cumhuriyet’in katkılarından biri daha! Romanlarımdan birindeyse, (Kurtlar Sofrası'nda mı?) Kuva-yı Milliye kuşağından bir yaşlı kahraman der ki: “— ... Cumhuriyetçi olmanın ne büyük bir inkı­ lâpçılık demek olduğunu anlatamadık! Herkese padi­ şahın kovulması, halk hâkimiyeti rejiminin getirilme­ si oyuncak geliyor. Cumhuriyet’in, ne büyük bir yeni­ lik hamlesi olduğunu, genç nesle anlatabilseydik, Cum­ huriyetçi kuşaklar başlangıçtaki atılımı sürdürebilecek­ lerdi.” Doğru, anlatamamışlardır: Bizim kuşak ki, düpedüz Cumhuriyet kuşağıdır, o bile Cumhuriyetçiliği inkılâp­ çılık saymamış, Cumhuriyet'i ilân eden, ondan sonraki gelişme adımlarını atan adamları, bir bürokrat oligar­ şinin kalantorları olarak görmüştür. Öyledir ama, bu Cumhuriyet’in varlığını da, tek dereceli serbest seçimle somutlaşmasını da gölgelemez. Nasıl ki, Cumhuriyet yö­ netiminin Anadolu toprağını, karınca kararınca şenlen­ dirdiğini gölgelememelidir. Bugünkü Türkiye, Cumhuriyet rejiminin devraldığı Türkiye midir? Buna evet diyebilecek Türk vatandaşının çıkabilece­ ğini sanmıyorum. En gözü kanlı padişahçı da, en insaf­ sız Kemal Paşa ya da İsmet Paşa düşmanı da olsa, hiç kimse, geçmiş yılların bu ülkeye kattıklarını gözü kapa­ lı yadsıyamaz. Bırakın temel bazı sağlık sorunlarıyla eği­ tim sorunlarının kökünden çözümlenmiş olmasını, ger­ çekleşmiş kadarıyla sanayileşme, ulaşım, iletişim, gü­ venlik vs. altyapı olanakları hep onun eseridir. Bugün her ilde en az bir fabrika bacası... (Fakat, hayrola? Bana ne oluyor, güneş mi çarptı da
30

böyle durup dururken, açık bir Cumhuriyet savunma­ sına giriştim?) İki şeyi çok yanlış buluyorum, onları belirteceğim de ondan: Birincisi, bazı delikanlılarımızda fark ettiğim, Cum­ huriyeti küçümseme eğilimi. Bunlara bakarsanız, Mus­ tafa Kemal hiçbir şey yapmamış, Cumhuriyet Anadolu halkının kaderine hiçbir değişiklik getirmemiş, hep ye­ rimizde saymışız, o kadar ki bugün herhangi bir üçün­ cü dünya ülkesi bile bizden ilerde bulunuyormuş! Bu id­ dialar ipe sapa gelmez iddialardır: Hangi istatistiğe başvursanız, çürütülürler... Bırakın istatistikleri, yaşı Cum­ huriyetle bir olanlar ülkenin nasıl geliştiğini, toparlan­ dığını gözleriyle görmüş, elleriyle tutmuşlardır. Salaklı­ ğın âlemi yok, Türk halkına sana hiçbir şey yapmadılar demek, hem yalan söylemektir, hem onun gözünde ya­ lancı durumuna düşmektir, o neler yapıldığını bilmez mi sanırsınız? (Hele bu iddiaları Osmanlıcı tezlere bağlayanları hiç ciddiye almayın, zira Osmanlı’nın 1919’da Cumhuriyet’i yapacak olanlara nasıl bir ülke bıraktığı büyük Söylev’in başında saptanmıştır. Bütün Anadolu’da atölye sayısı düzineyi bulmuyordu, motorlu araç on, on beş kadar­ dı, her tarafın “ fiili düşman işgali” altında olmasından başka! Bir de bugün gidin bakın, kalbinize elinizi ko­ yun, kararı öyle verin. İnsan diye bir şey vardır!) Bir de kendilerini daha akıllı sayanlar var, diyorlar ki evet, Cumhuriyet rejiminde bazı gelişmeler olmuştur, ül­ ke daha derlenmiş toparlanmış, eğitim öğretim ilerlemiş, sanayileşme ucundan ucundan başlamıştır, fakat... İşte bu fakat müthiş, zira arkasından şu geliyor: Ca­ nım böyle bir ilerleme, her ülkenin doğal ilerlemesidir,
31

bu kadar uzun bir zaman parçası içinde nasıl olsa buna benzer şeyler gerçekleştirilecekti. Bu bakımdan, yapılan­ ları Cumhuriyet’in başarı hanesine kaydedemeyiz! Böylelerine cevap yerine başka bir sorum var: İyi ama, Osmanlı rejimi, son iki yüz yılı içersinde acaba neden zaman içinde doğal ilerlemeyi gösterememiş de, batmıştır? Bizi de batırmıştır? Buna karşılık Cumhuri­ yet rejimi elli yıl içersinde o batmış ülkeden pekâlâ eli ayağı düzgünce yepyeni bir devlet çıkarabilmiştir? Ha, işte bu soruya karşılık veremezler, zira eleştirileri sağ­ duyunun gereklerini taşımamaktadır. Olumsuzluğu devrimcilik, disiplinsiz isyancılığı ilericilik sanmakta­ dırlar. Söz uzadı ama, bir iki şey daha ekleyeceğim. Cumhuriyetçilik önemli bir inkılâpçılıktır, Cumhu­ riyetçiler basbayağı inkılâpçılardır. Bir kere bu kabulle­ nilecek. Peki ya sosyalist eleştiri? Ha, ona gelince, onun da temeli var: Cumhuriyetçilik, kısmen liberal, kısmen dikta altında gerçekleştirilmiş bir kalkınmayı; halk yı­ ğınlarının sırtından bir endüstri burjuvazisi yaratmak­ ta, yarattığı bu burjuvaziyi semirtip mutlu kılmakta kul­ lanmıştır. Eğer düzen toplumcu tutulsaydı, hem bu ya­ pılandan çok daha fazlası yapılabilirdi, hem de bu hal­ ka çok daha ucuza mal olabilirdi. Üstelik, son yirmi beş yıllık yönetimlerin, Cumhuriyet ilkelerine de ters düşen uygulamaları sonucu, içine yuvarlandığımız bağımlılık çukuruna yuvarlanılmazdı. Eleştirmek yadsımak değildir, yeni bir ölçüyle değer­ lendirmektir. Toplumcunun elinde pırıl pırıl diyalektik ölçütü varken, toplumcu geçinenlerin dangalakça inkâr­ ları devrimcilik sanması insanı üzüyor basbayağı. (29 Temmuz 1975)
32

2 İKİ ÖLÇÜT Hepimiz toplumcu geçiniyoruz, toplumsal olayları sos­ yalizmin bilimsel yöntemiyle değerlendirdiğimizi sanı­ yoruz ya, gerçekten öyle mi? Gerçekten bütün olaylara uyguladığımız değerlendirme yöntemi ve ölçütü bir ve aynı mı? Hemen karşılık vereyim: — Hayır! Aramızdan çoğu, Türk halkı ve Türkiye ile ilgili sorunlara başka, Türkiye dışındaki ülkeler ve onların halklarıyla ilgili so­ runlara başka gözle bakmakta, başka ölçütlerle değer­ lendirmeler yapmaktadır. Gerçekte bu, elbette, sosyalizmin bilimselliğinin de, gerçek yönteminin de farkında olmadığımızın bir işare­ ti sayılabilir. Fakat biliyorsunuz, öyle havaya konuşma­ yı sevmem; iddiayı hemen somut bir kanıta oturtmak­ tan hoşlanırım. Bu ölçüt ikiliği, değerlendirme çarpık­ lığı üzerinde iki örnek seçtim; onların üzerinde konuşa­ rak, durumu daha açık göreceğiz. Nâzım’ın Kuva-yı Milliye Destanı nasıl başlar hatır­ lıyor musunuz? Pek ünlü bir giriştir. Türk halkını över; işçisinden köylüsüne, üretim dallarını birer birer saya­ rak, herkesi sıralar; “Destanımızda yalnız onların mace­ raları vardır” diye bağlar. Şimdi diyeceksiniz ki, Nâzım’ın destanının konuşa­ caklarımızla ilgisi ne? Çok! Kuva-yı Milliye Destanı, te­ mel olarak, Türkiye’nin anti-emperyalist bir savaş ver­ diği fikri üzerine kurulmuştur. Nâzım Hikmet o eşsiz şiirinde bu anti-emperyalist savaşı Türk halkının bütün kademeleriyle verdiğini, hemen her toplumsal kattan belirli tipler alıp işleyerek gösterir. Nâzım, gerek sosya­ list olarak, gerekse Kuva-yı Milliye’ye bizzat katılmış, ka33

tılanları görmüş, aralarında yaşamış biri olarak, yaptı­ ğını bilinçle yapmıştır. Kaldı ki, Kurtuluş Savaşı’nda süngüsüyle düşmanın üzerine gidenlerin, eşraf ya da bürokratlar olmadığı, bil­ diğimiz Mehmet’ler yâni köylüler, işçiler, yoksul halk ol­ duğu besbellidir. Yalnız on bin dolayında şehidimiz var­ dır ki, hepsini eşraftan sayamazsınız herhalde. Künye­ lerini kurcaladığımız zaman, her birinin Anadolu’nun bir bucağından kopup gelmiş halktan erler olduğunu he­ men görürsünüz... Bilinen şeyleri mi yineliyorum? Hayır! Belirli bir sü­ reden beri, Türk toplumcuları arasında, Türk Kurtuluş Savaşı’nın “ halka rağmen” yapıldığı iddiası yayılmak­ ta, hâttâ “ İstiklâl Mahkemeleri” nde asılıp kesilenlerin cephedeki şehitlerden fazla olduğu gibi, bazı hayali ka­ nıtlar da ileri sürülerek, mücadelenin çapı da, Önemi de küçültülmek istenmektedir. Bunları diyenler akıllı, ‘bilimsel’ solcular oluyorlar da, tam tersini söyleyen Nâzım Hikmet yanılgıya düş­ müş solcu oluyor, öyle mi? Gülerim. Şimdi gelelim öteki ölçüte! Şu bizim Kurtuluş Savaşı’mızı halkımıza rağmen yap­ tığımızı sanan şaşkınlar, beride Rus devriminin bütün Rus halkının gönüllü katılmasıyla olduğunu rahatça sa­ vunurlar. Lenin çıkmış, “zaman tamam bugün” demiş, bütün Ruslar sosyalizm için ayağa kalkmışlar, sanki! Oysa biraz tarihle ilgilenen herkes de bilir ki, Türkiye’de Mustafa Kemal Paşa’ya ve kurtuluş mücadelesine karşı, padişahı yâni halifeyi de arkasına alarak, halk arasında kışkırtma yapan emperyalistler ufak tefek isyan ocakla­ rı kurabilmiş, ama bir iç savaş “tahrik” edememişlerdir; Rusya’da ise, iç savaşın daniskasını örgütleyecek kadar
34

Hem de. hayır! Lenin n e p uygulamasına geçer. Lenin’le Mustafa Kemal Paşa üç aşağı beş yu­ karı (ayrı amaçlar. Gerçekte bu iki ölçütlü kafa. bu arada demokrasiyi bü­ tün sonuçlarıyla gerçekleştiremez. hem de güzeli: Mustafa Kemal Paşa de­ mokratik bir devrimin lideridir. solundan şiddetle eleştirildiği halde. bizzat Lenin tarafından kişiliği. diktatörün önde gideni. Şimdi sıkı durun. bizim ‘bilimsel’lerin gözünde doğru ve haklı hareket etmiş olur. Ama bizim “ bilimsel” lere sordunuz mu. nedense mazur görülür. Fakat.taraftar da bulabilmişlerdir. yaptığı iş gerçek bilimsel gözle ele alınıp. ayrı devrim düzeylerinde) aynı ger­ çekleştirme oranı içindedirler. savaş da yapabilmişlerdir. Lenin’in yaptıkları yeter­ li. geri dönüşleri. zaferden s o n r a on yıl gi­ bi kısa bir süre yaşar ve ölür. eğri ve haksız sayılır. Mustafa Kemal’inkiler de öyledir. iktidar olduktan k ıs a bir süre sonra n e p uygula­ masına geçer (yâni ufak çapta kapitalizme döner). ileri atılışları yerindeyse. sos­ yalizmi kuracağım. dev­ rimi tehlikede görünce takrir-i sükûn kanununu çıkartın. bilmem neyle suçlanir. o da kısa süren iktidarında vaat ettikleri­ nin çoğunu gerçekleştiremez. onların devrimi halkla beraber! Dahası var. Kurtuluş Savaşı’mız halka rağmendir. bu yüzden bizdeki sözde “bilimsel toplumcu” takımı tarafından yerilip dik­ tatörlükle. kim­ se gık demez. Az gelişmiş sosyalistler arasındaki beliriş biçimi de bu! (18 Ekim 1975) 35 . Mustafa Kemal. emperyalist batının sö­ mürdüğü ülkelere zorla benimsettiği bir aşağılık komp­ leksinin en tehlikeli ürünüdür. ni­ hai amaçlarını gerçekleştirme oranlarıyla değerlendiriyorsak. Burada da iki ölçüt yok mu? Eğer devrim liderlerini. bal gibi takdir edildiği halde. komünizme doğru gideceğim diyen Lenin.

onu göstermek en iyi­ sidir. Anadolu. Gençlerimizin dik­ katine arz ederim.” Şu sözler Şefik Hüsnü’nün: “ .. İstilacılara kuy­ ruk olup memleket ve halkımızı kulluğa düşürmeye ça­ lışan İstanbul hükümetine karşı başkaldıran ve Rusya İş­ çi ve Köylü Şûralar Cumhuriyeti ile kol kola giden Ana­ dolu devrimcilerine her türlü yardımı yapmak birinci işimizdir. 70 yıllarının solcu­ ları Kurtuluş Savaşı’nm anti-emperyalistliğine dudak büküyorlar. Mustafa Kemal hareketi­ nin anti-emperyalist niteliğini unutturmaya çalışırken. Aşağıdaki satırların her biri sosyalist hareketin en bü­ yük adları tarafından imzalanmıştır. Dudak büküyorlar deyişim kibarlığımdan.. Buna ne hacet. kutsal görevimizdir.. bunun altını çizen kimlerdi bilir misiniz? Cezaevinde sü­ ründürülen. Açın o yıllarda yayımlanmış dergileri. sürgünden sürgüne gönderilen solcular. İnönü diktası. Elimizde kalan bir parça toprakla bir dilim ekmeği. bu zalim ve yağmacı Av­ rupa ve Amerikan emperyalistlerine kaptırmamak. fetihler pe36 . Şu sözler Mustafa Suphi’nin: " . açık­ ça görürsünüz.3 TARİH TANIKTIR 40 yıllarında. Düşündüm ki. böy­ le bir günde sosyalist hareketin en büyüklerince M us­ tafa Kemal nasıl değerlendirilmiş. içlerinde Kemal Paşa’yı faşistlikten İngiliz ajanlığına ka­ dar türlü boyaya boyayanı çıkıyor.. bu gözü doymaz emperyalist ve arlanmaz Yunan istilacıla­ rına karşı direnmek. Nâzım Hikmet Kurtuluş Savaşı Destanı'm tam da o yıllarda yazmamış mıdır? Talihin şu garip cilvesine bakın ki. gazeteleri.

Kurultayı da Doğu’nun ezilen halklarını yabancı emperyalizmlerin boyunduruğundan kurtarmaya çalışan ulusal devrimci hareketleri desteklediğini bildirir. Çünkü Kanton ve Ankara’nın mücadele­ si emperyalizmin güçlerini parçaladı. Böyle hareket etmekle doğru yaptık ve Lenin’in adım­ larını izledik. hayran­ lık verici bir cesaret ve fedakârlık ruhu ile meşum Sevr Anlaşması’nı yırttı ve bağımsızlığını geri aldı. ” Şimdi geçelim ötekilerine: Şu sözler Lenin’in: " . Kurultay. ” Şu sözler. emperyalizme karşı savaş yürütürken.. Türk köylüsü ve yoksul halkı.şinde koşturulan Yunan ordularından temizlendi.. çağdaş ulusların yağmaya karşı direnişlerinin hesa­ ba katdması gereken bir şey olduğunu kanıtlamışlardır. onlara yardım etmemiz doğru değil miydi? Elbette doğruydu. Türkiye’de Ankara.. Türkiye’nin işçileri ve köylü­ leri... en başta da İngiliz ve Fransız emper­ yalizmine karşı mücadele eden bütün Türk savaşçıları­ na duyduğu yakınlığı ifade eder. Şark Milletleri 1. Doğu halklarım ezen ve sömü­ ren ve dünya emekçilerini kölelik altında tutan dünya emperyalizmine.” Şu sözler Stalin’in: " .. Türkiye emperyalist devletlerce yağma edilmeye öyle bir şiddetle karşı koydu ki. içlerinden en kabadayı olanı bi­ le ondan elini çekmek zorunda kaldı. Kongresi gibi. Çin’de Kanton.” Şu sözler Ho-Şi-Minh’in: " . Komünist Enternasyonal’in 2. onu zayıflattı ve soyutladı. Emper­ yalizmin düzenlerini yendi ve sultanların tahtını devir­ 37 .. Bakû Şark Milletleri Kurultayı Nihai Bildirisi’nden: ". dünya kapitalist soyguncuları­ na bilmeyerek alet olan Yunan emekçilerinin oluşturdu­ ğu saldırgan orduları kovmak için. Türk halkı.. tarihte eşi az görü­ len bir kahramanlık ve yiğitlikle savaştı.

Dünya sosyalist hareketi. Elde silâh. Daha Kurtuluş Savaşı sırasında başlayan. emperyalizm elbette zamanla bu felsefenin yaratıcısı ve eyleme çe­ viricisi olan Mustafa Kemal Paşa’yı aşındırmak. Müdafaa-i Hukuk öğretisinin bu temel özelliğini ne unutmalı. Bitkin. bunlara benzer daha nice sözler. dinselliğe ve bölücülüğe dayanılarak. yalnız nitelendirmekle de kalmamış. gazete yazılarını. birleş­ miş ve güçlü bir Cumhuriyet haline getirdi. uzun süre yakamızı bırakmayan şeriat isyanları.” Şu sözler Dimitrov’un: “ . ne unutturmalıyız. nice kan paha­ sına yurtlarından emperyalist istilacıları kovmayı başa­ ran ve ulusal bağımsızlığını elde eden Türk ulusu büyük gurur duymakta haklıdır. Anadolu ihtilâlini anti-emperyalist bir devrim olarak nitelendirmiş.. İs­ temiştir de. Nedeni belli: Değil mi ki Türkiye’nin kuruluş felse­ fesi böyle anti-emperyalist bir felsefedir. anti-emperyalist ve demokratik yeni iktidarın yıpratılması için kullanılma­ mış mıdır? Dün olduğu gibi bugün de kullanılmamak­ ta mıdır? Kemal Paşa’nm anti-emperyalist düşünce platformu­ na ve eylemine sahip çıkmalıyız. parçalanmış ve çiğnenmiş bir ulusu. yazılar bu­ lacaktır.” Meraklısı eski söylevleri..di. onu her bakımdan desteklemiştir. emperyalizme karşı sava­ şımında. ken­ di ulusunun gözünde küçük düşürmek isteyecektir. Devrimini yaptı. arşivleri karıştırsın. (10 Kasım 1978) 38 .

bir tek ‘Ludwig Fe­ uerbach ve Klâsik Alman Felsefesi’nin Sonu?nu bulmuş­ tum Türkçe olarak. günahlarını almaya­ lım. yine de sosyalist­ liğimden yanıma varılmıyor. tek kelime anlayamamıştım) olsun varsın. Yooo. Bir anda. Donakaldığımı hatırlıyorum. oysa onun bana ülkem. Söyleyebileceğim son derece genel. bu de­ likanlıyla ‘Gotha Programı’nın Eleştirisi’. Ke­ mal Paşa’nın ne dedikleri. handiyse anlamsız şeyler. Mustafa Kemal mi. O BAŞLAYIŞ O itirafımı yapmış mıydım? Ben. ne var ki duygusal bir şeydi bu. ne yaptıkları üzerine eğilinnıiş. o da. f k p üyesi bir Fransız arkadaşımdır. adı neydi onun. devrimci bir lideriniz ola­ cak. 40 yıllarında sosyalistler Kemal Paşa’yı küçümsemezlerdi. sizin diyor. bilir misiniz ki. (çok iyi hatırlıyorum. tek kitaplarını okumuş olmam olanak dışı. (akşam mıydı?) St-Michel Bulvarı’nda otobüslerin fren larribaları kırmızı kır­ mızı parıldarken. ülkemin devrimci lideri konu39 . varsa yoksa sosyalizmin babaları. ara tara. M ustafa Kemal’i önemsemezdim pek! Sosyalist geçindiğimden mi nedir.4 BAŞLAYIŞ. Bir akşam. hiçbirinin adı dilimden düşmüyor! O tarihte dil bilmediğim. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastı. sağa mı sola mı? Ana ilkeleri nelerdir? vs. iktidarda olan ‘Milli Şef’e oranla basbayağı saygı duyarlardı ona. ne de doğru dürüst bir değerlendirme yapılmıştı. ülkede yoğun bir yasak olduğu için. Sunyatsen’e göre nereye koyabilirsin. Beni bu işe sardıran. ya da ‘Tarih­ te Şiddetin Rolü’ üzerinde takır takır tartışabildiğimi. lise öğrenciliğim sırasında. memle­ keti düşmanlardan kurtardı falan filân. o kadar kötü çevrilmişti ki. nedir tutumu.

sunda sorduklarını cevaplamakta aciz ve çaresiz kaldı­ ğımı görüp utanıyorum. Siz olsanız ne yapardınız? Bu işler burada ayaküstü olmaz deyip, savuşturdum, ote­ le gider gitmez de Türkiye’de arkadaşlarıma yazıp, Mus­ tafa Kemal’in Söylev'i ile Söylev ve Demeçler’inin üç ki­ tabını (ya da o zaman henüz iki miydi?) istedim. Başlayış, işte o başlayış. Şimdi sık sık, içine düştüğümüz çetrefil bir durum ya da bir çıkmaz karşısında Mustafa Kemal düşüncesine başvuruyor, onun devrimciliğini İsmet Paşa’nın körlettiğini ileri sürüyorum ya, bu türden çıkışlar yapan her­ kese olduğu gibi, bazı genç bilim adamları, ya da ‘dev­ rimciler,’ hemen damgayı basıyor: ‘İnönü düşmanı.’ Biz, ünlü deyimiyle 40 kuşağının toplumcuları, o tarihlerde İnönü diktasının belâsını çektiğimiz, işimizden olduğu­ muz, tabutluklarda yattığımız için ‘İnönü düşmanı’ sa­ yılıyoruz, bu da ‘Demokrasi Kahramanı’ İsmet Paşa’yı doğru değerlendirmemizi engelliyor, daha da kötüsü, Kemal Paşa’nın diktatörlüğünü, zalimliğini, asıp kesiciliğini görmezden gelmemize neden oluyor. Oysa Kemal Paşa, kurtarıcı murtarıcı ama, gerçekte demokrasi düş­ manı bir adam, onun döneminde ‘Türkiye nefes alama­ m ış buna karşılık İnönü şahıs tahakkümüne karşı unu­ tulmaz bir demokrasi mücadelesi vermiş, vs. vs.’ Önce şunu mu demeliyim, bilmem. Genç bilim adam­ ları ve devrimciler, büyük çoğunluğuyla, İnönü’nün Menderes/Bayar İkilisine karşı giriştiği ‘biçimsel özgürlükler’ savaşımı döneminde yetişmiş kişiler, o zamanki havaya uygun olarak koşullanmışlar, sanıyorlar ki, Menderes/ Bayar İkilisinin tahakkümü sahiden bir faşizan diktadır, da İsmet Paşa ve onun artık ne mal olduğu gittikçe da­ ha iyi anlaşılan CHP’si, Batılı anlamda liberal ve demok­ rat bir özgürlük partisidir. Önce bu yanılgı düzeltilme­
40

li d p iktidarı, tahakküm babında Milli Şef döneminde­ ki c h p diktasının eline su dökemezdi, hepsini bırakın, sa­ dece muhalefet olarak siyasal partilerin ve basının var­ lığı, bütün karşılaştırmaları geçersiz kılar. İyi kötü de­ mokratik bir ortam içinde eski diktatör İsmet Paşa’mn özgürlük mücadelesi vermesi, o dönemde çocuk ya da li­ seli genç olanları belki Paşa’mn özgürlükçülüğüne inan­ dırmıştır ama, Mustafa Kemal dönemindeki bazı özgür­ lükleri aynı İsmet Paşa’nın nasıl silip yok ettiğini gör­ müş olanları kandıramazdı. Kandıramıyor. Diyeceğim, gençler eski kuşağın toplumcularını Mus­ tafa Kemal’i abartmak, İnönü’ye düşmanlık etmekle suç­ larken, farkında olmadan yanlış bir İnönü hayranlığına düşüyor, bu yüzden ölçüleri karıştırıyorlar. Nasıl mı, ba­ sit: Menderes/Bayar İkilisi de, çevrelerindeki baskı yan­ lısı, soğuk savaşçı yönetici ekip de ‘Atatürkçü’ geçinmi­ yorlar mıydı, işte tamam, Atatürk de bunlar gibi ceberrut ve mütehakkim bir adam, oysa İnönü onun tam kar­ şıtı, gücü tartışılmaz bir diktatörken kendi arzusuyla de­ mokrasiye inanan, bunu uygulamaya kalkıp kaybetti­ ği ilk seçimlerde iktidarı bırakan büyük lider. Türkiye demokrasiye geçmeseydi, San Fransisco Kon­ feransına katılamayacak, savaş sonrasında müttefikle­ rin hazırladığı bazı olanaklardan yararlanamayacaktı, bu bir; Kırım’da Nazilerin kurdurduğu Tatar Cumhu­ riyeti dolabında Saraçoğlu’nun ve Von Papen’ın fırıl­ dakları vardı, bu yüzden Rusları kızdıracağını biliyordu, Batıhlara hoş görünmek zorundaydı, bu iki. Bunlar da olmasa, Enver Sedat ‘sistem’e dahil olur olmaz, neden demokratlaşmaya başladıysa, İnönü de ondan başlamış­ tı, bu üç. Yoksa Türkiye’yi Franco İspanyası ile bir tu­ tacaklar, Birleşmiş Milletler’in dışında bırakacaklardı. Kaldı ki, Milli Mücadele’ye muhalefetli Meclisle başla­
41

yıp, sonraları her fırsatta partilerin kurulmasını özen­ diren İsmet Paşa değildi, Kemal Paşa idi. Ya! (19 Şubat 1979)

5

YANILGININ KÖKENİ Kızlı erkekli delikanlılar geliyor, tartışıyoruz: Birisini küçümsemek istediler mi, dudaklarından aynı kelime dökülüyor: Atatürkçü. Aslında küçümsediklerinin Mus­ tafa Kemal’le de, onun savunduklarıyla da ilgisi yok, 1950’den bu yana ülkemizde görmeye alıştığımız o bi­ çimsel Atatürkçüler yok mu hani, Amerikan Soğuk Savaşı’nı Mustafa Kemal’in Müdafaa-i Hukuk doktrini ye­ rine koyan, aşırı uçlar edebiyatını icat eden, jeep’lerde Kemal Paşa’mn büstünü gezdirip halkı selâm vermek zo­ runda bırakan, işte onlar. Gel gör ki, Mustafa Kemal’i de, anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’nı da, teokratik bir iktidarı halk egemenliği rejimine dönüştürerek, toplum­ sal iktidarın yapısını değiştirişini de es geçip, doğruyla yanlışı birbirine karıştırıyorlar. Sözgelişi Mustafa, bıçak gibi keskin toplumcu oldu­ ğunu söyler. M ustafa Kemal’i tanımaz, bunu yapmak­ la ülkenin geçirdiği bir demokratik devrimi hiçe saydı­ ğını, böyle toplumsal bir olayı hiçe sayarak sosyalist bir dönüşümü hiçbir toplumsal kökene oturtamayacağını unutur. Sözgelişi Ahmet açıkça söylemez ama, biliyo­ rum gizliden gizliye şeriatçıdır, en azından tutucu, Tür­ kiye’nin keferenin tasallutundan kurtarılmasını diler de, bu işi savaşarak yapan Mustafa Kemal’i hesaba katmaz,
42

buna karşı Alman emperyalizmini memleketin harim-i ismetine sokan Abdülhamid’i ve önemini abartır. Neden hep aynı neden, sağcısı da solcusu da, gerçekte şu son otuz yıllık iktidarların muhalifidirler, oysa şu son otuz yıllık iktidarlar, Mustafa Kemal’in devrimini yozlaştıra yozlaştıra ‘sistem’in denetiminde bir Filipin demokrasi­ si kılığına sokmuş, ama bunu Atatürkçülük etiketi altın­ da yapmışlardır, bu da giderek Atatürk’e karşı olunma­ sını olağanlaştırır. Onların düşüncesine katılmadığımı tekrarlamam ge­ rekir mi? Türkiye ulusal bileşimini yapacaktır. Bu bileşimin toplumsal kökeni ulusal burjuvazi, (karşıtların birliği ilkesine göre, aynı zamanda) ulusal proletaryadır. Her iki toplumsal sınıf, ancak Kemal Paşa’nın demokratik devrimi ve onun uygulanışı sayesinde tarihsel birer ger­ çek olarak ülkemizde ortaya çıkabilmişler, bürokrat ik­ tidarların karşısında ağırlıklarını duyurmuşlardır. Tür­ kiye’nin uluslaşması, sanayileşmesi ve kentleşmesi, ger­ çekte Mustafa Kemal devriminin kendine saptadığı ilk aşamaya ulaşmaya yönelmesidir. Bu yöneliş, bir taraf­ tan anti-emperyalist ulusallık bilincinin doğmasını, bir taraftan uluslararası sınıfsal dayanışma bilincinin be­ lirlenmesini sağlıyor. Türk burjuvazisi daha doğarken, kendilerine bol keseden Atatürkçü sıfatı veren sağcı ik­ tidarlar ülkeyi ‘sistem’e tutsak etmiş, bu da gelişmek­ te olan burjuvazinin komprador özelliklerle yozlaş­ masına neden olmuştur. Bunda kültür emperyalizminin getirdiği yabancılaşmaların da etkili olduğu kesin. O halde, uluslaşmasını sanayileşme ve kentleşme ile bütünleyecek olan Türkiye, hem geçmiş kültür ve uygar­ lığından yararlanacak (bu elbette Ahmet’in istediği de­ mektir), hem de ulusal özgürlüğü, daha ileri toplumsal
43

aşamalara doğru atılımiar yapmak için dayandığı, bi­ rikimlerden çıkaracaktır (bu da herhalde M ustafa’nın dilediği). Günümüzde Atatürkçü olmak, Mustafa Kemal’in ger­ çekleştirdiği ulusal demokratik devrimi, toplumsal sü­ rekli değişme içerisinde, bir sonrakine ulaşmak için ge­ çerli bir birikim, bir aşama saymakla başlar. Hem üm­ met olarak kalmak, hem de çağdaşlaşmak hiçbir yerde gerçekleşmemiştir ki, Türkiye’de gerçekleşsin. Elbette uluslaşacaktık, uluslaştık, uluslaşıyoruz. Bu Mustafa Ke­ mal demektir. Ama hepsi değil. Türk ulusu, ulusluğunu saldırgan emperyalist sisteme karşı savaşarak elde etmiş­ tir, bu da Müdafaa-i Hukuk doktrinini, ülkenin sonra­ ki yaşantısı için geçerli ve sürekli kılar. Ulusallığın bir başka belirgin karakteristiği kültürse, özgürlük ve ba­ ğımsızlık alanında, ‘sistem’e karşı gösterilecek direnişin, kültür alanında da gösterilmesi gerekiyor. Ulusal kültü­ rü, ulusal geçmişten yararlanmadan yaratamayız. Bu da, İnönü döneminde olduğu gibi Yunan/Latin klâsik­ lerini başucu kitabı yapmakla olmaz, tam tersine, Mus­ tafa Kemal döneminde olduğu gibi, Türk Tarih Kurumu’nun, Türk Dil Kurumu’nun, işi ciddiye alıp, ulusal tarihi ve dili, üzerinde çalışacak zemin olarak belirleme­ si ile olur. Buysa, içinden geldiğimiz Doğu/İslâm/Türk/ Bizans kültürlerinin, çağdaş yöntemlerle kaynaştırılma­ sı, bileşkesinin alınması anlamına gelir. Bilmem farkında mısınız, sıraladığım bu şeyleri yap­ mak, yaratıcılığı zorunlu kılıyor. Zaten İnönücülükle Atatürkçülük arasındaki gerçek fark da buradadır. Mus­ tafa Kemal yeni bir ülke yapmayı istiyordu, İnönü ise bu ülkeyi Batılı emperyalist sistemin ülkelerine benzetmeyi. O zaman, özellikle gençlerin şu sorun üzerinde dü­ şünmelerini istemek, acaba çok mu olur? Ümmet anla44

mmda aynen aktarılmak istenen ve uygulanması düşü­ nülen bir İslâmcılıkla, bundan hemen hiç farksız bir ak­ tarmacılığı deyimleyen dogmacı Stalincilik, İsmet Paşa’mn liberal kapitalist aktarma batıcılığından farklı mı­ dır? Fikir, prensip, köken olarak elbette farklı, ama baş­ ka ortamlardan alınıp Türkiye’ye aynen aktarılmaları yö­ nünden, aynı: İsmet Paşa Yunan/Latin klâsiklerini, üm­ metçi dinsel dogmaları, Stalinci ise Stalinciliğin dogma­ larını tartışmasız aktarıyor. Oysa bağımsız ve özgür olmak demek, özgün bile­ şim yaratmak demektir. (20 Şubat 1979)
M ERAKLISI İÇİN NOTLAR

İnönü diktası dönem inde, Tü rkiye’nin faşizmle ilişkisi üzerin­ de yeterince durulmamıştır. Konuyla ilgilenenler için, yararlı tek kitap, sanırım johannes Glasneck’in Türkiye’de Faşist Alman Propagandası adlı kitabıdır. Bu kitaptan aktaracağım birkaç sa­ tır bile, ‘demokrasi kahramanı’ İnönü’nün aslında neyi temsil ettiğini pek güzel gösterir: "... Tü rk iye’de Kemalist devrim de Turancılıktan vazgeçm e anlam ına geliyordu. Birinci Dünya Savaşı’nm em peryalist ga­ lip d evletlerine karşı savaşım ında, siyasal bağım sızlığın pekiştirıTmesinde ve ekonom ik bağım sızlığın kurulması çabala­ rında, uzun süre için, Tü rk m illiyetçiliğinin ilerici eğilim i üs­ tü n lük kazandı. Kemal Atatürk, tüm şoven örgütleri ve basın organlarını baskı altına aldı. Volga bölgesinden, Kırım ’dan, Kafkasya ve Orta A sya ’dan gelen, daha çok İstanbul ve Anka­ ra’da yerleşm iş olan ‘beyaz orducu’ mültecilere, her türlü S ov­ yet aleyhtarı siyasal etkinliği yasakladı. Bunların önderle­ rinden bir kısmı Tü rk iye ’den çıkarıldı. "... ama H alk Partisi’nin gerici çevrelerinde, E nver Pa­

45

şa’nm ailesinde ve bunların taraftarları arasında Turancılığın şoven düşünce mirası, faşist ırk öğretisinin yen i dürtüsü ile canlı kaldı. Tü rk ulusal burjuvazisinin iç ve dış politikada ge­ rici bir yola girm esi ölçüsünde, Turancı akım lar yeniden üst düzeye çıktı. Bayar hüküm eti ve İnönü’nün başkanlığı zam a­ nında çıkarılan genel aña, örneğin Enver’in ailesi, 1932 ve 1938 yılla rı arasında Alm anya’da yaşayan, en tanınm ış Tu ­ rancılardan biri, Zeki Velidi Togan sürgünden döndüler. Bun­ lar aydınlar, özellikle öğrenci gençlik, devlet memurları ve su­ baylar arasında, yeniden Turancı görüşlerin propagandasını yapm aya başladılar.” Ya şu satırlara ne buyrulur: "... Alman askeri gizli se rvisi­ nin aracıları ve ajanları yolu ile, Alman Dışişleri Bakanlığı, ku­ lislerin ardında birTurancı komitesinin bulunduğunu öğrendi. Komitede birçok m illetvekili, ayrıca Dışişleri Bakam Saraçoğ­ lu ve Tü rk iye’nin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket de vardı. Ankara Hükümét çevrelerinin hedefi, Kafkasya’da ve Ortaasy a ’da ‘tam pon d e vle tle r’in kurulm asıydı. Saraçoğlu, E ylü l 1941'de Kırım Tatarları ve Azerbaycan mültecilerinin önderle­ riyle görüşm eler yaptı, Papen’e Tü rk hükümetinin, Tü rk genç­ liğinin m illiyetçi baskısını tam am iyle dikkate alacağını s ö y ­ ledi...” Aynı dönem dedir ki, Mustafa Kemal Paşa döneminde göre­ ce bir özgürlükten yararlanan toplumcular, benim bir şiirimde ‘40 karanlığı’ dediğim karanlığa giriyorlardı. Glasneck’in kita­ bını okuyun, çok şeyleri daha iyi değerlendirmek fırsatını bu­ lacaksınız, Atatürk’ü ve İnönü’yü de! Öyle sanıyorum ki, ‘Cumhuriyetçi olmanın ne türlü bir d e v­ rimcilik oldu ğu n u ’ iyice anlayabilm ek için N iyazi Berkes’in ‘Türkiye’de Çağdaşlaşma’sini —özellikle son bölüm lerini- dik­ katle okumak gerekir: Mustafa Kemal’in devrimciliği, egem en­ liğin kayıtsız şartsız halkın olacağı ‘yeni bir devlet’ kurmak ta­ sarısında yatıyordu, oysa onu desteklemiş olanların çoğunda

46

örneğin mandat isteme. hüküm etin ve meclisin niteliği. blitün diplom atik e yle m le ­ rinin asıl hedefi haline gelen S ovyet devrim ine karşı dönm e tutumu olabilir. karşıtlaşm ası. bu tür muhaliflerinin. Görüşlerin ayrılm ası.kurtuluşu başarıp ‘eski düzen’e dönmek eğilimi vardı. Batıcıların. ya da düşm anla uzlaşm a yoluna giderek. M eşrutiyet. batı tem ellerine dayanan bir rejim yanlısı oldukları için.. bunların.” 47 . m üttefiklerin kabul edeceği sanılan bir dış siyasa. Batı ya n lılığ ıyla kaste­ dilen şey. y e ­ ni Osm anlIların görüşünden daha öteye giden bir rejim iste­ diklerini gösteren hiçbir kanıt yoktur. çatışması. daha sonraki olayların ışığı altında inan­ dırıcı değildir. Savaş süresi içinde gerekli siyasal rejim ko­ nusunda. En güze­ li de. Batı ile uzlaşıldıktan sonra. Am erikan him ayesini çağırma. yâni anayasa sorunu üzerindedir. mevcut rejime. onun bu rejim i bırakmaya giden tutumu olmuştur. kom ü­ nist bir rejim kurup kurm am ak üzerine değil. Saltanat ve Hilafet rejim inin tutulmasından öteye giden bir görüşleri yoktur ve Mustafa Ke­ m al’e karşı oluşlarının as»! nedeni.. Şu halde asıl çatışma konusu kapita­ list ya da sosyalist bir rejim kurulm ası üzerine değil. sadece savaşı yürütecek geçici bir hüküm et kurulm asından öteye g i­ dilm em esi tezi üzerinedir. Niyazi Berkes’in şu satırlarına bir göz atar mısınız: ". S o v­ yet sisteminin alınışına karşı oldukları yolunda Halide Edip’in belirsiz tanım layışı. çokluk ‘Batı yandaşları’ arasından çıkması. hât­ tâ ondan bira 2 sonraya kadar süren siyasal çabalarında. çiinkU bunların Cumhuriyet'in kuruluşuna. Batı devletlerinin daha Bi­ rinci Cihan Savaşı sona erm eden. Saltanat-Hilafet rejim ine dönülecekti.

İnönü Atatürkçülüğü “Beni görm ek demek. Benim fikirlerimi» benim duygularım ı anlıyorsanız ve hissediyorsanız. mutlaka yüzüm ü görm ek demek değildir.” M u s t a f a Ke m a l 11 Ağustos 1929 . bu kâfidir.

” Bu sözleri söyleyen adamın. Bu. şu noktaya dikkati çekmiş: " . İnönü dev­ rinde olduğundan çok daha serbest konuşur ve yazar­ dık. Bir Şah değildi.. işin kötüsü son yirmi beş yıl içe­ risinde. Atatürk hiçbir şey yapmamışsa yeni bir Türk devleti kurmuştur. İNÖNÜCÜ! Zekeriya Sertel. Atatürk’ü inkâr etmek affedilmez büyük bir gü­ nah olur. Biz onun devrinde.. Atatürk bizim anladığımız anlamda Doğulu bir diktatör değildi. Hanidir dikkati çekmeye uğraşıyorum: Türk toplumunun demokrasiye geçiş süreci içinde. İsmet Paşa diktasının özellikleri Kemal Paşa dö­ neminin özellikleri sanılmak gibi berbat bir yanılgıya dü51 .1 ATATÜRKÇÜ DEĞİL. hiç akıldan çıkarma­ yınız.” Arkasından şu sözler: İlk önce şunu belirtelim. ayağının tozuyla yaptığı konuşmalardan birinde. O tarihten sonra Türkiye kendi sınırla­ rı içinde bağımsız bir devlet olabilmiştir. Mustafa Kemal Paşa ile çatışmış bir Türk aydını olduğunu. M ustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa arasında. son dere­ ce önemli farklar vardır. Türk tarihinin en önemli olayla­ rından biridir.

İstiklâl Mahkeme­ leri işlemiştir. oysa sağcılardan asılanlar vardır. İnönü dönemi CHP’sini etkilediği. özgürlükçü ve ba­ ğımsız bir demokratik devrim olduğunda birleşmekte­ dirler. Saraçoğlu’ndan başlayarak da yüzeysel batıcı faşizan bir dikta uygula­ masına geçildiği meydandadır. Glasneck. Atatürkçülük adına. bakın Rasih Nuri ne diyor: a) Atatürk zamanında sıkı bir Sovyet dostluğu vardır. yasakçılık etmektedir.) Ya şu saptaması­ na ne buyrulur: Kemal Paşa döneminde nice sıkıyöne­ timler yaşanmış. kendimi­ zi bu yanılgıdan kurtarmak zorundayız. ama özellikle Türk solu. isyanlar görülmüş. b) Kısa dönemler haricinde klâsik sol neşriyat serbesttir. İnönü diktası.şülmüştür. özlenilen demok­ ratik rejimin sağı solu kesilmiş bir yasaklar rejimi olma­ 52 . Petrosyan gibi tarihçiler Ana­ dolu ihtilâlinin emperyalizme karşı. Neden mi. Avrupa’da etkisini şiddetle artıran Naziliğin ve faşist­ liğin. birtakım siyaset esna­ fı ortaya çıkmakta. Hepimiz. buna rağmen çok ağır hüküm giyen tek solcuya rastlanmaz. Sperniyev. demokratik bir rejimi özlediği ne kadar gerçekse. özlemektedir. seçkin aydınlarla eşraf ve bürokrasi üçgenine dayanan. Kemal Paşa’nın sosyalist ya da Bolşevik olmadığı. aslında demokrasiyi değil İnönü diktası tü­ ründen bir diktayı öngörmekte. c) Yasak olan sol örgütlenmeye karşı verilen cezalar şa­ şılacak kadar hafiftir. Bunları neden hatırlıyoruz peki? İkide bir. savaş vurguncularıyla el altından iş­ birliği yapan merkeziyetçi bir dikta olarak oluşmuştur. Bu da unutulmaması gereken önemli bir nokta. Kemal Paşa’nın ölümünden itibaren tutum değiş­ miş. (1925’te Şefik Hüsnü iki davadan toplam bir buçuk yıl hüküm giymiş. Demokrasi­ yi korumak bahanesi altında gerçekleştirmek istedikle­ ri yasaklar.

bal gibi İnönücülük ol­ duğu hemen görülür. örgütün başında kalanlar. Bu perspektiften bakıldı mı. Hele Kemal Paşa’nın ta İttihât ve Terakki’den b6ri ordunun politikaya karışmasına mu­ halif olduğu. KemaJ Paşa devriminin özü ve cevheri diye savunulamaz. ‘askeri de­ mokrasi’ diyebileceğimiz ‘geçiş dönemi’ uygulaması. aşama aşama bütün özgürlükleri. 1925 sonrasının. 27 Mayıs’ın. etkili olabilmek için. her birisi kendi ‘Lenimzmlerini’ piyasaya sürmüşlerdir. İnönü diktası uygulamasını Atatürkçülük diye piyasaya sürmüştür. bürokratlığından mı­ dır. Bu toplumda sosyalistlerin de yeri olacaktı. yaradılışından mıdır. ülkemizde bürokrasinin etkinliğinden midir. Oysa Mustafa Kemal devrimi­ nin asıl amacı. nasıl ki hareketin daha başlangıç konağında bile olmuş­ tu. Erzurum kongresinden beri de devrimini halk temsilcileri ve meclisleriyle kademe kademe gerçek­ leştirdiği düşünülürse! (25 M a rt 1977) 2 ‘ATATÜRKÇÜLÜK’ DİYE YUTTURDUKLARI İtalyan Marksisti Valentino Gerratana. resmi ideoloji haline gelmiş­ 53 .dığı da. o kadar gerçektir. ilginç şeyler söylüyor: Leniıı öl­ müştür. neden­ se. 12 Mart’m aslında Atatürkçülük filân değil. sürekli olarak özgürlükleri denetim altında tutan bir rejimden yana olmuştur. rakiplerini birer ikişer alt edip. Leninizmin do­ ğuşundan söz ederken. sonunda. bütün karşıtlıkları içeren bir hoşgörü ve serbestlik toplumuna ulaşmaktı. duruma egemen olan Stalin’in ‘Leninizmi’. İsmet Paşa. Sonraları bir sürü İnönücü türemiş.

Bıçağın Ucu. bu yüzden demokratik devrimi o kurumlaştırmıştır. Ko­ nuya dönüşüm. ülke­ sinde başardığı sosyalist devrimde başına gelen. öy­ le araştırılmalı ve tartışılmalıdır. Nasıl şimdi bütün dünyada Leninizmin gerçek nite­ liği. Mustafa Kemal’in başardığı demokratik devrimde başına gelmiştir. Böylece. Stalin’in oha verdiği anlamdan ayıklanıp araştırı­ lıyor. Yeni kurulan Cumhuriyet’e biçün vermek için or­ taya atılan “Atatürkçülük” genç kuşaklara. roman­ larımı okuyanlar (Kurtlar Sofrası. bizde de bunlardan birisi. Aslında sosyalizmden değil. ya da Fethi Bey’e göre başka bir Atatürkçülük vardır. biliyorsunuz. tartışılıyorsa. ta 1950 yıllarına uzanır. Atatürk’ün yaşamöyküsü ve yaptığı işler biçiminde aktarılmıştır. ülkemizde de Mustafa Kemal dü­ şüncesinin ve eyleminin asıl anlamı. Yaraya Tuz Basmak) kanıtlarını oralarda bulmuş­ lardır. Bu uyduruk Leninizmin. ne türden bir kasapiığı ve istibdadı içerdiğini bilmeyen kalmadı gibi bir şey. Kâzım Karabekir’e göre başka. Hanidir yazar dururum: Lenin’in. ülkemiz­ de. İs­ met İnönü’nün Atatürkçülük anlayışı egemen olmuş. sonradan oluşmuş bir ‘ideoloji’ yâni ‘Atatürk­ 54 . Lenin’in gerçek düşüncesiyle ilgisi ilişkisi araştırılıyor ve tartışılıyor. Aslın­ da başlayışım eskidir.tir. Siyasal yazılarımda sık sık üzerine düşerim. Atatürkçülükten söyleşe­ lim istiyorum. Ben. bu işi karınca kararınca yapmaya çalışıp duruyorum. Mustafa Kemal’in ölümünden son­ ra. Rusya’da olduğu gibi. Açın devrim arkadaşlarının anılarını. Sırtlan Payı. Adnan Adıvar’a. İnönücülüğün ona eklediği uyduruk yorum ve kurumlardan ayıklanıp. Rauf Orbay’a göre baş­ ka. Aklın yolun bir. bu doğrultuda genç bir bilim adamının ileriye sürdüğü görüşleri aktarmak için.

Atatürkçülük” Halk Partisi’nin ünlü altı okuna ve Osmanlı’nm yadsınmasına dayanır. Bir başka biçim­ de söylersek. olariaklı olduğu ölçüde bunları en geniş çizgide gerçek­ leştirmiştir. Atatürk yalnızca siyasal iktidarın dine dayalı olmasına karşıdır. Oysa M ustafa Kemal Paşa. Toprak ağalan. Bunun sonunda da gerek Ata­ türk’ün gerçekten yapıp ettikleri. eşraf. Atatürk’ün din düşmanlığı ko­ nusundaki yanılgıdır. altı ok.. tüccar. gerekse Bağımsızlık Sa­ vaşı gibi olayların ve Türk milliyetçiliği gibi olguların nitelikleri değiştirilmiş. Emre Kongar.çülük’. âyan. Bir başka örnek. kendisinden önce oluşmuş eylem ve olayların yorumunda kullanılmış. Devamı şöyle: ". 55 .” Bunları kim mi söylüyor? Türk Dili dergisinin Ocak sayısında bir konuşması yayımlanan genç bilim adamı Dr. Önce Atatürk’ün kendi yaşamına ilişkin bir örnek vereyim: Mustafa Kemal’in uzlaşmaz bir siyasi adam olduğu kanısı özenle işlenen ilkelerden bi­ ridir. İşte gerek olay­ lar ve olgular. Ben bu nedenle hem Atatürk’ün hem de Atatürkçülüğün günün koşullarına göre gözden geçirilmesi kanısındayım. sivil ve asker ‘bürokratlar’ sürekli ittifaklar yaptığı top­ lumsal katmanlardır. Aslında Osman­ lI’nın yadsınması altı oktan önce gelir. Atatürk’ün İslâm dinine ve din adamlanna tümüyle karşı olduğu. Osmanlıya tepki olarak kurulan ye­ ni Cumhuriyet’in simgesel nitelikleridir. Oysa her iki grup da yanılmaktadır. “ . gerekse Atatürk’ün kendi yaptıkları bu iki genel çizgi (Osmanh’nın yadsınması ve altı ok) çerçeve­ sinde saptırılmıştır.. şeyhler... Bağımsızlık Savaşı sı­ rasında içte ve dışta her türlü ittifakın peşinde koşmuş. resmi ideolojinin de onun karşıtlarının da (Türkiye’nin kurtuluşunu dinsel ilkeler çerçevesinde görenlerin de) özenle savunduklan bir noktadır.

Atatürk de öyle yapmıştır. bunlar ancak din adamı ol­ dukları için siyasal iktidara ortak olmak isterlerse olum­ suz bir tutum takınır. Bir devrim­ ciden ‘meşru’ olmasını beklemek safdillikten başka bir şey değildir.Din adanılan açısından da. (7 Şubat 1978) 3 ATATÜRKÇÜLÜK. ne Müdafaa-i Hukuk yıllarının anti-emperyalist tutumuna sahiptir. çağdaş-uygarlık düze­ yini bilimsel yöntemlerle ulusal bileşime kavuşarak ya­ kalamayı öneren. isterseniz Emre Kongar’ın bu soruyu nasıl cevaplandırdığına bir bakalım. tam bağımsızlıkçı kişilik taşıyan tutu­ ma! Benim kestirmeden ‘İnönücülük’ dediğim o ‘resmi’ Atatürkçülük en mükemmel ifade ve uygulamasını 40 yıllarında bulur ki. Onun başkaldırdığı Osmanlı düzenine göre ‘meşru’ sayılması olanaklı değildir. ‘PUTPERESTLİK’ OLAMAZ (Hanidir yeni bir moda çıkardılar. Moda şu. ne de çağdaşlaşmak için. yararlanırız. daha önce altını çizmeye çalıştığım bazı nok­ talar. Tanzimat tü­ ründen bir Batıcılık. aklıma hep onun sözleri geliyor.” Nasıl. başkalarınca doğrulanıyor mu? Resmi ideoloji kı­ lığına sokulan Atatürkçülük. o da faşizan bir dikta. kurcalandıkça görülür. televizyonda ne za­ man görsem. Siyasal iktidara el koymuş bir dev­ rimci için bundan doğal bir davranış olamaz. Peki M ustafa Kemal’i ve Atatürkçülüğü günümüz­ de nasıl değerlendirmeli? Bu tartışma açıktır. 56 . Devrimci kendi ‘meşruiyetini’ kendi gücünden alır. üstyapısal kültür aktarmalarıyla ki­ şilik kaybım ilerleme sayan tatlısu alafrangalığıdır.

çağdaş bir ulusal dev­ let yaratma çabasını simgeler. Türk kültürünün ulusallaşarak. çağdaş ulusal 57 . birincileri garga­ raya getirip. Yurttaşlık Yasası. İsiânun yok edil­ mesi ya da Batı’nm benimsenmesi değil. Milliyet Sanat dergisinde yazdığı başka bir yazıda kültürel açıdan Atatürkçülüğü şöyle tanımlıyor: Aslında kültürel alanda Atatürkçülük. Kasaba ya da şehir halkının başlarında yö­ neticileri. Mustafa Kemal Paşa’nm bir büstü jeep’in birine bindiriliyor. Çünkü Atatürk. Emre Kongar. alfabe ve benzerleri. Tarih ve dil tezleri de bütünüy­ le bu açıdan değerlendirilmelidir. önce ‘fikirleri ve duyguları’ yüzünden önde geliyordu. öte yandan da Batı’da gelişmiş olan ‘ulusal kapitalist devlet’in üstyapı ku­ ramlarını topluma aşılar. hep kozmopolit imparatorluktan ulusal devlete geçiş için harcanan çabalardır. Kültürel açıdan Ata­ türkçülük. bir yandan üretim güçlerinin ge­ lişmesini sağlayıcı önlemler alırken. Anayasa. mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Amaç. ka­ pitalizm öncesi aşamadadır Cumhuriyet’in kuruluşun­ da.’) Dr. yüzü yerine büstlerini ortada dolaştırdığı­ mızı duysa. o şehre ‘temsili’ gi­ riş yapıyor. bir ortaçağ imparatorluğundan. bu kâfidir. saat. takvim.‘Bir yerin kurtuluş günü mü. takım takım büstü karşıladıklarını unutma­ mak lâzım.” Evet. benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız. Benim fikirlerimi. gi­ yim kuşam biçimleri. evrensel bo­ yutlara ulaşmasının savaşım vermektir. Bu nedenle Atatürk. acaba ne yapardı? Biz gelelim ‘fikirlerine ve duygularına. ne İslâm düşmanlığı ne de Batı hayranlığıdır. Üstelik üretim güçleri. Şimdi bu Atatürkçülük mü? Ne münasebet! Her seferinde hatırladığım sözü şudur: “ Beni gör­ mek demek.

İslâm kültürünü yadsımaktan.. on beş yıl gibi bir zaman süresi için­ de damgasını vurabilmiş bir devrimcidir. Öte yandan İslâm yadsınamaz.. hem gerçekçi olurlar... Atatürk. Atatürkçü geçinen­ ler.. Bu ulusal devlet. diye haykıran bir şiiri ulusal sim­ ge yapm ıştı. Sanırım. Türkiye için. İslâmcı olduklarını ileri sürenler de şeriata dayalı devleti geri getirme arzu­ larından vazgeçerlerse. hem de Tür­ kiye’nin yeni kültürel bileşimine daha olumlu ve etkili kat­ kıda bulunurlar.. Üzülerek belirtmeliyim ki. ‘Atatürkçülük’ ise bu damganın vurulmasında ‘işlevsel’ olarak kullanı­ 58 . Oy­ sa siyasal düzenin artık geriye dönmesi olanaksızdır.. başka bir yanlışa yol açmaktadır: İslâm kültürünün güzelliğini ve zenginliğini savunmak ile. Türk bağımsızlık savaşının komutam. Cumhuriyet ye­ rine şeriata dayalı devleti geri getirmek arzulan birbiri­ ne karıştırılır.” Ya şu cümlenin akla yakınlığı: “ .. Pek doğal olarak bu yan­ lış. Batı kültürüne tes­ lim olduğu söylenen genç Cumhuriyet. hem İslâmcılar.. Kongar’m Atatürk’ü ve Atatürkçülü­ ğü günümüzdeki değerlendirişine! Bu satırları Türk Dili’nin Şubat sayısından alıyorum: " . hem de Atatürkçüler aynı yanlışı yapmaktadırlar. “Türkiye’de yapılan en büyük yanlışlardan biri Cumhuriyet’i kuran kadroların siyasal savaşım.bir devlet yaratılmasıdır.. İslâm kültür mirasım yadsı­ mak. büyük ölçüde üstyapısal güdümlemelerle des­ teklenmektedir. tek dişi kalmış canavar. Batı uygarlığına. altyapı ilişki­ lerinin yetersizliği. insanın bedeninin yarışım kesmesi kadar acildi bir sonuç verir. yeni Cumhuriyet’in kurucusu ve altı yüz yıllık bir impa­ ratorluğun üzerine. kültürel alan­ da yorumlamaya çalışmaktır.” Sıra geldi Dr. üretim güçlerinin az gelişmişliği yü­ zünden.

. Şimdi bulundu­ ğumuz noktadan da ileri gitmek zorundayız. top­ lum bilimsel olarak ‘tutucu’ diye nitelenenlerin elinde bir silâh olarak kullanılmak tehlikesi ile karşı karşıya­ dır. (8 Şubat 1978) 59 .. böyle bir davranış en başta Atatürk’ün kendisinin benimsemeyeceği bir yaklaşım olurdu. layık olduğu tarihsel yere oturtmaktır. Yoksa ‘tek parti döneminin’. Bu tehlikeyi engel­ lemenin birinci koşulu. Emre’nin dediklerine ne kadar yakındı? En başta çağdaş uygarlık düzeyi değiş­ miştir. yeni erekler vardır. Yoksa? Yoksa ne olurmuş.. Yoksa Atatürk’ün altmış yıl önceki dünyaya ve Türk toplumuna verdiği buyruklara kayıtsız koşulsuz uymak değil. Günümüzün değişen ve gelişen koşullan içinde Atatürk ve Atatürkçülük ne yazık ki.lan araçtı. gericiliğin simgesi olur çıkar Atatürk ve Atatürkçülük! Ben de bunu söylemiyor muyum? Tartışma açılmış­ tır. (. ‘çağdaş uygarlık kavramı’ başlığı altında söylediklerimi. Atatürkçü olmak bu yeni düzeyin ardına düşme­ yi zorunlu kılar.” Hatırlayacaksınız elbet. Müdafaa-i Hukuk Atatürkçülerinin sürekli devrim­ ciliği. toplumumuzu günümüze getirmiş ve böylece işlevini başarı ile tamamlamıştır. onu da Emre’den dinleyelim: “ . Büyük bir devrimcinin bundan daha büyük bir iha­ nete uğraması söz konusu olamaz.. Sanırım. Atatürkçülüğü dogmatik bir putperestlik biçimi­ ne döndürmüş İnönücülerin hakkından elbet gelecektir. Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü gü­ nümüz toplumunda doğru yere. Yeni atılımlar için yeni çözümler oluşturmaktır Atatürkçülük kanım­ ca.) Artık elimizde yeni bir toplum. ‘otoriter rejim’ özlemlerinin yâni bugünkü özgürlükçü demokra­ siden geriye gidişin. toplumun daha ileriye gitmesine karşı çıkanlann. Bu araç.

Jöntürkier’in (ne yazık ki biraz da Batılı emperyalizm adına) başlatıp da gerçekleştireme­ dikleri ulusal demokratik devrimin anti-emperyalist bir platformda gerçekleştirilmesinden ibaretti.4 ÖZETLERSEK Cumhuriyet’in İnönü diktası döneminde yozlaşarak. ‘mazlum milletler’e karşı azgın saldırganlığını sür­ düren emperyalizmle boğuştuğu için de yaman bir Üçüncü Dünya lideridir. artık iyice eskimiştir ama. Bence Kemal Paşa. Anadolu İhtilâli’nin özü ve gerçek içeriği gözden kaybe­ dildiğinden. hem de ulusal kuv­ vetleri (Kuva-yı Milliye). iktidarın yapısal niteliğini değiştirdiği için önemli bir devrimci­ dir. ulusal iradenin (irade-i milli­ ye) buyruğuna vererek! Bir önceki iktidarın hâlâ dinsel nitelikler taşıdığı. Mustafa Kemal Hareketi. Ben M ustafa Kemal’i önemserim. üze­ rinde doğru dürüst düşünen yoktur: Yarım yüzyıl ön­ ce geçmiş olayları. olmayı da düşünmedi. kendisine bulduğu kalıp. ama bir türlü ger­ çek doğrultusunu bulamayan uluslaşma sürecine gerçek dinamiğini verebilmiş. Tan­ zimat’la Mütareke arasında oluşan. bellekte taze tutmak için tekrarla­ nıp duran ‘kurtuluş günleri’ törenleri de. Osmanlı’mn ümmet toplumundah Türk ulusunu çekip çıkarmıştır. hâlâ teokratik bir düzenin üzerinde oturduğu hatırlanırsa. 10 Kasım’dan 10 Kasım’a tekrarlanan Atatürk’ü anma törenleri de. Önemsememde haklı olduğuma inanırım. tatsız tuzsuz formaliteler halinde sürdürü­ lüp duruyor. 60 . “ Egemenlik kayıtsız şartsız ulu­ sundur” ilkesinin ne büyük bir devrim sloganı olduğu şıp diye anlaşılır. Sosyalist bir devrim değildi elbette bu.

bu dü­ zeyde. her ikisi de adına devrim yaptıkları toplumsal sınıflara tam anlamıyla sahip değildirler. Atatürkçülük diye iki yanlışa inanmış­ tır: Birincisi. her ikisi de az gelişmiş ülkelerde gerçekleştiklerinden ister istemez merkeziyetçi bürokrasi diktalarına doğru yozlaşırlar. çünkü nasıl Sovyetler’de proletar­ ya oluşmuşsa. her iki devrimin devrim olmak niteliği­ ne gölge düşürmez. başrol onda değildir. tam tersine başından başlayarak devrimi önce halk kongreleri. Türkiye’de de ulusal burjuvazi oluş­ muştur. sonra Millet Meclisi yönetmiştir. tam tersine sırası geldiğinde 61 . bunların çoğu selâmeti Tür­ kiye dışına kaçmakta bulmuştu. Anadolu İhtilâlinde hiç kuşkusuz ordunun rolü bü­ yüktür ama. asla dönüştürmemiş. Ne var ki bu. ayrı bir hikâyedir. yâni ulusal burjuvazinin henüz Türkiye’de o tarihte oluşmamış bulunmasıdır. o ayrı hikâye! Nasıl ki Rusya’da oluşan proletaryanın iktidara el ko­ yup koyamadığı. Kurtuluş Savaşı tam bağım­ sızlık ilkesini öne alınca.M ustafa Kem al’in talihsizliği. Kemal Paşa. adına devrim yaptı­ ğı toplumsal sınıfın. M ustafa Kemal hareketini. 1960 sonrası. Bilindi­ ği gibi yabancı sermayesi Osmanlı mülküne girdikten sonra Müslüman olmayan azınlıklardan bir kompra­ dor burjuvazisi oluşmuş. ordu ulusal iradeye tâbi kılınmış­ tır. Mustafa Kemal’in Ulusal Demokratik Devrimi ile Lenin’in Sosyalist Devrimi arasında bir kader ben­ zerliği vardır: Her ikisi de yukardan aşağıya devrimlerdir. Ama ulusallığını koruyabiliyor mu. Gariptir ama. 27 Mayıs ya da 12 Mart türünden bir cuntacılık sanmaktır bunun. hele Karabekir ve Ali Fuat Paşalar onunla birlik olduktan sonra. istediği anda Anadolu hareketini bir askeri cunta hareketine dönüştürebilir­ di.

ama Lenin dönemi ile Stalin dönemi farklı dönemler­ dir. gençler M ustafa Kemal gerçeğini ta­ rihsel bağlamı içinde yeniden ele alırlarsa.askerin sivile dönüşmesini şart koşmuştur. bir Fran­ sız Devrimi devrimcisidir. ora­ da da belirttiğim gibi Atatürk bir Jacobin’dir. bütün toplumsal ve ekonomik özünden soyut­ lanarak bir üstyapı devrimi haline getirilmesi demek olu­ yor. ödüncü. bir uçu­ rum!) 1960 sonrası kuşaklarının ikinci yanılgısı. 27 Mayısçılar 12 Martçılar ise Bonapartiste’tirler. ilköğretim se­ ferberliği gibi öğeler bu İnönü Atatürkçülüğümün te­ melleridir. İnönü dönemi. Lenin zamanında da yönetime katılmış­ tı. Yanılgılar. Fikrim­ ce bu yanılgı dönemini aşmaya başladık bile! Bunda el­ 62 . diktaya eğilimli bazı yönetici kadroların Atatürkçü geçinmelerinden. en azından onun sunyatsen konumunda olduğunu görecek. üste­ lik çok daha radikal bir girişimci olduğunu saptaya­ caklardır. Batı musikisi. klâsiklerin çevirisi. büyük sana­ yileşmeden yana. Bana kalırsa. İnönü ile Atatürk’ü karıştırmak oluyor. tam bağımsızlıkçı Anadolu devrimi il­ keleri ile yakınlığı tartışma götürür. genç kuşakların dâ inceleyip araştır­ madan buna inanmalarından doğuyor besbelli. Atatürk devrimciliğinin biçimleşti­ rilmesi. Bu temellerin anti-emperyalist. Gerçi İnönü Kurtuluş Savaşı boyunca ve savaştan sonra da Mustafa Kemal’in yanında bulunmuştur hep. bunun için de ağırlık üstyapısal dönüşümle­ re verilmiştir. sonraki İnönü döneminden farklıdırlar: Nasıl ki Stalin. İnönü için çağdaşlaşmak hemen Batılılaşmak hali­ ne gelmiş. emperyalist yardakçısı. aradaki fark uçurumdur. ama o dönemler Kemal Pa­ şa dönemleridir. köy enstitüleri. halkevlerinin önem kazanması. (Yaraya Tuz Basmak adındaki romanımda bu sorun tartışılır.

yeniden Müdafaa-i Hukuk koşullarının doğması et­ kili oluyor. bittabi. Hal­ buki hangi istiklâl va rd ır ki. o şeylerden m utazarrır olanı alçaltır. Önce Mustafa Kemal’in iki küçük metnini okuya­ lım: a/ “ Efendiler. Ne dersiniz? (9 Kasım 1978) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR . in­ san olm ak için. eski devrin hurafatından ve evsaf. İnönü dönem inde İngiltere ve Fransa île ittifak anlaşmalar. A rtıkısla h -ı hal etmek için. bütün iş­ leri Avrupa’nın amatine göre tedvir etmek. Ve filhakika A vrupa’nın bütün terakkisine. b ir şeyin za ra rıyla . Daha 1937’de Mustafa Kemal Paşa’nın Hatay dola­ yısıyla savaşmaya kalkıştığı Fransa ile. p la nla ­ rıyla yükselebilsin? Tarih b öyle bir hadise kaydetm em iştir. Nasıl ki dtş politikada. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘çağdaşlaşmak’ ilkesi (‘m uassır m edeniyet seviyesine ulaşm ak’). bütün dersleri A v­ rupa’dan alm ak gibi birtakım zih n iyetler küşayiş buldu. şarktan ve garbten gelen bilcüm le tesirlerden uzak. gayet ustalıkla ‘Batılılaşmak’ biçimine dönüştürül­ müştür.bet.1 fıtriye m izle hiç de m ünasebeti olm ayan yabancı fikirlerden. Onun için m illi bir terbiye prog­ ramından bahsederken. Mustafa Kemal’in ölüm üne ka­ dar Batılı em peryalist ülkelerle ittifaklara girm eyen Türkiye. Tü rk iye bilakis tedenni etmiş ve sükût vadisinde yuvartanadurmuştur. b ir şeyin im h a sıyla yükselen şeyler. İnönü’nün faşizan c h p diktası dönem inde. Kültür düzeyinde yozlaşm ayı bir iki alıntıyla gözden geçir­ mek otasıdır. seciye-i 63 .' im­ zalamıştır. ecnebilerin nesayihiyle. tealisine ve te ­ m eddününe m ukabil.” (6 Mart 1922) b/ “Ş im d iye kadar takip olunan tahsil ve terbi­ y e usullerinin m illetim izin tarihi tedenniyatında en mühim am il otduğu kanaatındayım . m utlaka Avrupa’dan nasihat alm ak.

devrim ci­ si ile gelenekçisi ile. Çünkü deha-yı m illim izin inkişafı. onun için ne denli uğraşsak AvrupalIlar gibi olam ı­ yoruz. onun için de ‘severekten.” c/ "Gençleri. Aristophanes’i. aydınları bu ‘laubâlilikten vazgeçir­ m ek’ gerektiğini ileri sürmektedir. Kültür (haraset-i fikriye) zem inle mütenasiptir. İnönü’nün gözde bir adamıydı (Cumhurbaşkan­ lığı çevirmeni mi neydi. İnönü dönem inin kültür önderlerinden Nurullah Ataç’ın Türkiye için çıkar yolu nerede gördüğüne ge­ çebiliriz. O nların etkisi ile yetişen Avrupa edebiyatlarının eserlerini okusunlar. Yunanca öğrenm edik." (Temmuz. yüreğim iz kanayaraktan kapata­ cağız divan şiirini’ dem em iş midir? 64 . Ataç’ın sözlerinin. AvrupalIların eğitim inden geçmedik. ancak böyle bir küttür ile te­ min olunabilir. şim diye kadar takib olunan yabancı kültürlerin tahrib edici neticelerini tek­ rar ettirebilir. Bu eğilim. Euripides’i.m illiye ve ta rih lye m izle m ütenasip bir kültür kasdediyorum . ‘halk musikisini sevenleri’ u y­ garlığa düşman saymakta. partinin kültür işlerin­ de önemli söz sahibiydi). o zem in m illetin seciyesidir. Divan şiirini okum amak gerekir­ miş.” Buna karşılık. Mustafa Kemal düşüncesinin tam karşıtıdır. Ve rgilliu s’u okusunlar. İnönü dönemi ulusal eğitim politika­ sı hatırlanırsa. 1921) Şimdi isterseniz. eski Roma’nın edebiyatı. kendilerine hür edebi­ yatı öğreterek kurtarabiliriz. Ataç. Latince öğrenm edik. Ataç. Buna üzülüyoruz.” b/ “ Biz görüyoruz eksiğim izi. o dönemin eğilimini yansıt­ tığı hemen fark edilir. ‘O zaman alaturka m usiki­ den de belki kurtulur’muşuz. Horatius’u. Yalnız birini değil hepsini okusunlar. Ataç d iyor ki: a/ “ Bizim devrim dediğim iz hare­ ketin amacı bu ülkeyi Batı ülkelerine benzetm ektir. Eski Yunaneli’nin. Platon’u. Ulus’ta yazardı. Laalettayin bir ecnebi kültürü.

. dışından zorlamaktan kolaydır. Bu gerçeği bizden iyi biten düşm anlar bu cephem izi yıkm ak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. ulusu tutsak ettiren iç cephenin düşmesidir....‘Siyaset esnafı3ve Atatürk ". Gerçekten kaleyi içinden almak. Bugüne kadar başarı da kazanmışlardır.” M u s t a f a Ke m a l 1927 . Önemli olan. memleketi temelinden yıkan.

İstedikleri zaman istedikleri eşya­ yı. Teşkilât ve ferdi kıymet nokta-yı nazarlarından ik­ tisat sahasmda bizden çok kuvvetli olanlar. istedikleri şerait tahtında memleketimize sokuyorlar­ dı. memleketi­ mizde. hakikaten çok kahir idi.” Uyarmam gerekiyor mu? Mustafa Kemal için. ‘rakip­ 67 . inkişaf ve tekâmül-ü ik­ tisadi ve mâliyemizin önüne geçtiler. Gümrüklerimizi el­ lerinde tutuyorlardı. Avrupa rekabetine karşı kendisini müdafaa edemeyen iktisadi­ yatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zincirleri ile bağ­ ladı. bir de fazla olarak. 30 yıl­ dır kuyruğuna takıldığımız Avrupa ve Amerika.1 KIRK YIL UYUM UŞUZ Emperyalizmin Tanzimat’la birlikte ekonomimizi nasıl duman ettiğini söyleyip duruyoruz ya. “ Efendiler! Bize karşı yapdan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru.. Zi­ raatımızı da rahnedar eylediler. imtiyazlı mevkide bulunuyor­ lardı. bakın Mustafa Kemal Paşa 1922 Martı’nda bunu ne güzel anlatıvermiş: “ . Temettü vergisi vermiyorlardı. Rakiplerimiz bu surette inkişafa müsait sanayiimizi de mahvettiler.. Bütün iktisat şubelerimize bu sayede mutlak hâkim olmuşlardı. Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri.

Gelelim sanayiye. Uyuyacak mıyız? Yoksa daha Cumhuriyet’in ilk yılla­ rında işaret edilmiş bu zorunlu hedeflere ulaşıp bağım­ sızlığı ve özgürlüğü bize bırakabilmek için canlarım ver­ miş olanlara nihayet layık olacak mıyız? . yine 30 yıldır. kırk yıldır uyumuşuz biz. kırk yıl boyunca gelmiş geçmiş bütün iktidarlar hem kendileri uyumuş. kırk yıl önce. beş yıllık ilk sanayi planının geri kalan ve bütün hazırlıktan bitirilmiş olan birkaç fabrikasını da sürat­ le başarmak ve yeni plan için hazırlanmak icabeder. Bu bir. Çalışması ve yaşaması için ekono­ mik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük küçük her çeşit sanayü kuracağız.lerimiz’dir.. sanayileşmeye! 1 Kasım 1937’de şunları diyor: Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız ara­ sında yer almaktadır.. Kemal Paşa. bütün tayyarelerimizin ve motörlerinin memleketimizde yapılması ve harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. nerede 1937 nerede 1980? Ben lâf dinlemem ar­ kadaş. hâlâ da üzerimize ölü toprağı serperek.” Evet. Bu ka­ naatle. hem milleti uyutmuşlar. uyutmaya kalkışmaktaiar. Tanzimat’ta olduğu gibi ‘yabancı sermayesi­ ni’ memleketimizde imtiyazlı kılmamızdır. tam da ha­ va kuvvetlerinden söz ederek işaret etmiş imiş. bu bir zarurettir. işleteceğiz. En başta vatan müdafaası olmak üzere. en ileri ve refahlı Tür­ kiye idealine ulaşabilmek için. zi­ raatımızı rahnedar edenler’dir. Bunun nedeni de. mahsullerimizi kıymetlendirebilmek ve en kısa yoldan. bugün ye­ ni keşfetmiş gibi dört elle sarılmak istediğimiz ulusal sa­ vunma sanayii zorunluluğuna. ‘inkişafa müsait sanayiimizi mahvedenler. “ . Bundan sonrası için.

Artık bü­ tün manası ve çıplaklığıyla hakikati görüyor ve anlıyor. Çünkü bir kere nasıl demiş. sanayileşeceğiz de bunu yaparken demokrasi­ den... Bu milleti bütün mevcudiyetiyle temas ettiği hakikat­ ten.” Neden mi. neden olduğunu da 1925’te söylemiş: " . Hâkimiyet-i milliye esasma müstenit ve bilhassa Cumhuriyet-i idareye malik bulunan memleketlerde si­ yasi fırkaların mevcudiyeti tabiidir. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Türk milleti. Türkiye Cumhuriyeti’nde de yekdiğerini mürakip fırkalar tekevvün ede­ ceğine şüphe yoktur. hayır..” Kökeni itibariyle Türk devriminin demokratik bir devrim olduğunu söylemekle bırakmış mıdır. hakikate yürümekten men etmek imkân ve ihtima­ 69 ..” 1924 yılı Aralık ayında. Her ka­ naat bizce muhteremdir. Fakat o tarihten beri beşeriyet terakki etmiştir. “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” . 4 Aralık 1923’te demiştir ki: " ..Peki. Cumhuriyet serbesti-i efkâr taraftarıdır. lâkin kendisine has vasf-ı mümeyyizle inkişaf et­ miştir.. Zira her millet inkılâbım içtimai muhitinin tazyikat ve ihtiyacına tabi olan ve hal ve vaziyetine ve bu ih­ tilâl ve inkılâbın zaman-ı vukuuna göre yapar. aynı önemde olacaktır. Türk demokrasisi Fransa ihtilâlinin açtığı yolu takip et­ miş. sonra şu çok anlamlı sözleri söylemiş: Fransa ihtilâli bütün cihana hürriyet fikrini nefheylemiştir ve bu fikrin hâlen esas ve menbaı bulunmak­ tadır. daha da açıyor: “ . özgürlükten vaz mı geçeceğiz? Hayır. artık mazinin bin türlü seyyiatı ese­ ri olarak dimağında yer tutan pası tamamen silmiştir. Gözleri önünde her gün biraz daha fazla tekasüf etti­ rilmek istenen bulutlan katiyyen dağıtmıştır. ikisi bir ara­ da.

Başka türlü söylersek.” (24 Şubat 1977) 2 BİRAZ CİDDİ KONUŞALIM İşiniz yoksa. özgürlük isteğin­ den ibarettir. M sp’ n in görüşü o. uzun süre işçi sınıfının 70 . T ip ’in gö­ rüşü bu. Tanzimat özgürlük ister. gelin biraz ciddi konuşalım. Olmalıdır. bir yandan demokrasiyi en geniş anlamıyla gerçekleştirip özgürlükçülük niteliğini somut­ laştıracağız. O kadar ilginçtir ki bu. Osmanh sosyalistleri de. Ve m ütem adiyen im ha edilecektir. Cumhuriyet özgürlük ister. Cumhuriyet sosyalistleri de. Demirel öyle diyor. Jöntürkler’den bu tarafa Osmaniı devrimcilerinin ‘taleplerine' dikkat ettiniz mi? Sanırım en güzel biçimiy­ le Namık Kemal’in ve Fikret’in mısralarıyla özetlenmiş­ tir. demokrasi özgür­ lük ister. iyi güzel ama. Türkiye Cumhuriyeti devletinin içinde bulunduğu gelişme aşamasında temel çıkarı ve ana tutumu ne? Kurtuluş Savaşı’m bir demokratik dev­ rim izlediğine göre. Meşrutiyet özgür­ lük ister. Ecevit böyle diyor. (değil mi ki şimdi kapitalizme geçiş sürecini yaşıyoruz) devletin ana tutumu bir yandan sa­ nayileşmek bir yandan demokratikleşmek olacaktır. yıkılm ıştır. T ü r k m illetini kendi nefsini bile anla­ m aktan men eden setler im ha edilmiştir. o da sonsuz bir hürriyet aşkından.li kalm am ıştır. yıkılacaktır. Şimdi dikkat isterim. bir yandan ulusal en­ düstrimizi kurup ele gürie muhtaç olmadan çağdaş bir yaşamaya ulaşırken.

bir de ne görüyoruz. Osmanlı uyruklarına eşitlik getiriyor. Peki. Bu işi sağlama bağlamak. Tanzimat. Yâlnız. özgürlük savaşımı vermişlerdir. petrol kanununa. bir de ba­ kıyorsunuz kaşla göz arasında mülkün yarısı gitmiş. kıssadan hisse. Kemal Paşa ve arkadaşlarının. > Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Müdafaa-i Hukuk ru­ huna uygun olarak. Demokrasi kendine göre bazı özgürlük­ ler getiriyor ama. ülkenin ekonomisini duman edip gümrükleri kaldırarak sanayi diye elde ne kalmışsa Avrupa sana­ yi ürünleri karşısında dağılmasına yol açıyor. on yıl içinde. yeniden yar» sömürge statü­ süne dönmüşüz. Meşruti­ yet. O zaman.iktidarı sloganını akıl edememişler. ‘hürriyet’i getiren îttihât ve Terakki gık diyemez. aynı şey: İlânı ile birlikte Trablusgarp ve Bosna el­ den çıkar da. O gelen ‘hürriyet’le. tam bağımsız bir ekonomiden. demokrasi döneminin getirdiği ‘hürriyet’le birlikte yabancı sermayeyi teşvik kanununa. sanayileşmeden yana tutumları. bırakın toprak olarak uğrattığı ka­ yıpları. özgür­ lük getiriyor ama. yurt içinde ya da dışında “ hürriyet” için savaşanlar. ekonomik düzeyde bu bağımsızlık ve serbestliğin üzerine oturaca­ 71 . kötü şey mi? Ne münasebet. Amerika ile ikili anlaşma­ lara dönüşüyor. bizim özgürlük savaşlarının şöyle garip bir sonucu oluyor. herkesin bil­ diği şey. ya­ bancı sermayesine karşı. günün birin­ de savaşı kazanıp ülkede iktidar oldular mı. imparator­ luktan elimizde kalanı cömertçe dağıttığı. tam bağımsızlığı sadece demokratik düzeyde serbestlikler sağlamakla olmaz. elbette iyi şey. istibdada karşı özgürlük istemek. bir ülkenin özgürlüğü. Kemal Paşa’nm kan ve ter pahasına ele geçirir gibi olduğu ‘milli iktisat* devri gümbürdemiş gitmiş.

uyumlu ve düzenli bir biçimde yapabilme soru­ nudur. ne kadar iyi. demokratikleşmeyi ve sanayileşmeyi aynı za­ manda. sıkı yönetimlerden söz etmeye. yaparsa ya uyduluğa tökezlenir. sanayileşme diye tutturmuş. tam bağımsızlığım korumak is­ teyen. Ortalık­ ta Atatürkçülük dendi mi. c h p diye­ ceksiniz. Köy­ lü nüfusu erozyona uğrayan bir ülke de bunun anlamı ne? Öbür partiler de bu iki partiye göre. direkt olarak. iyi ama. Peki. ya yarı sömür­ geliğe ki ikisi de aynı kapıya çıkar. şu içinde yaşadığımız devleti kuranların bu so­ runu böyle koymuş olmalarından ileri geliyor. aklı başında çağdaş bir ülke başka türlüsünü ya­ pamaz. sanayileşme. O halde. bili­ yoruz. İki sebepten böyledir bu. Mustafa Kemal’in ekonomik bağımsızlık. ya öbür yanma.ğı temelleri atmak lâzımdır. oysa Türkiye Cumhuriyeti devletinin yakın ve uzak çıkarları için bu iki amacın ikisine birden önem vermek. onun ağzından demokratikleşme lâfı düşmü­ yor. iktidar olursa 141/142’yi. 163’ü kaldırması bile olası. aman ne iyi. besbelli en­ düstrileşmeyle atılacaktır. herkes aslan kesiliyor ama. İkinci neden. 72 . siz hiç Ecevit’in iktidarı dö­ neminde doğru dürüst bir sanayileşme çabası gördü­ nüz mü. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ölüm kalım sorunu. köylü kalkınmazsa sanayileşme olmaz bile demeye getirir. O temeller ise. ikisini birden gerçekleştirmenin çarelerini arayıp bulmak gereklidir. buna karşı partilerimizin tavrı ne? a p . parti ya­ saklarından. güvenlik mahkemelerinden. başlıyor komünizm öcü­ sünü ortalara salıp. yalnız iş demokratikleşmeye geldi mi. birincisi tarihi determiniz­ min gereğidir de ondan. işin ya bir ya­ nına ağırlık veriyorlar. muhalefet döneminde sanayileşmenin üstüne kalın kalın bastığı bir konuşması kulağınıza çalındı mı? Durur durur köylünün kalkınmasından söz eder.

‘Ata­ türkçü’ geçiniyorlar öyle mi? Ağızlarından Atatürk’ün adı eksik olmuyor. sorunları koymak­ ta en akıllıca yol. Türk gençliğine hitabesinde ‘Muhafaza ve müdafaa’ mecburiyetinden söz ettiği iki şeyden birisi (ve birincisi) Türk İstiklâli’dir. Olur mu?. onun bağımsızlığıdır (istiklâli). ekono­ mik bağımsızlığın bu devletin kuruluş amaçları arasın­ da ne kadar önemli bir yer tuttuğunu üstünkörü de ol­ sa bir görelim. Binaenaleyh. kime oy verelim so­ rusuna cevap aranırken.. şu karşımıza geçmiş oy isteyenler. devletin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nın ilkelerine başvurmak: İlkelere göz atacağız. Şöyle bir numaralan da var. son­ ra bakacaksınız. Türk gençliği neden yabancı düşünürlere başvuruyormuş.bağımsızlık ve özgürlük konularında söylemiş oldukla­ rı kimsenin kafasını kurcalamıyor. (28 Şubat 1977) 3 ‘MİLLİ İSTİKLÂL BENCE HAYAT MESELESİDİR’ Şimdi bunlar. İsterseniz bir göz atalım da. düşündüm. gereklerini yerine getirmiş. Oldu mu? Mustafa Kemal Paşa’mn Türkiye konusunda üzerin­ de en çok durduğu şey. 1919 Mayısı’nda. oyunuzu ona göre vereceksiniz. Atatürk varken? Onun için. ya istiklâl ya ölüm!” 73 . Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun ev­ ladır. sanayileşmenin. ne diyor: “ Türk’ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyük­ tür. politikacı makûlesi ne dereceye ka­ dar onun dediklerine bağlı. efen­ dim.

Mustafa Kemal Paşa’nm ‘istiklâl’den neyi anladığını da hatırlamalıyız. Ancak. istiklâline unvanı ne olursa olsun hiç kimseyi müdahale ettirmeyiz! Milletin kendisi. bu arzusundan vazgeçinceye kadar. adli.” Ya şu: “ Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun. muamelatına. benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletm. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet. siya­ si. evet! Otuz yıldır. ha­ tırlamalısınız: “Tam istiklâl denildiği zaman. ilginç söz­ leri: “ Milletimizin kurduğu yeni devletin mukadderatı­ na. mali. ‘istiklâl’ üzerine unutulmayacak sözler söy­ lenmiştir. şu hâlâ ne kadar güncel görünen.” İyi mi? Hadi bir de. yaşayabil­ mek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalı­ yım. kültürel vs. uluslararası ilişkilerde bağımsız­ lık dendi mi ne derece titiz olduğuna şöyle bir göz ata­ lım: “ Millet ve memleketimin menfaatleri icab ettirirse.” Dahası. kurdu­ ğu devleti ve onun istiklâlini muhafaza ediyor ve ilelebet muhafaza edecektir. amansız düşmanıyım.” Yaşa Paşam! 74 .Nutuk'ta. askeri. tam serbestlik denilmektedir. is­ tiklâlden mahrum bir millet. iktisadi. buyurun birkaçını okuyun: “ Ben. Bu sebeple milli istiklâl bence hayat meselesidir. her hususta tam istiklâl. insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. tabii. medeni insanlık karşısın­ da uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liya­ kat kazanamaz.” Anlamlı görünüyor. ‘Atatürkçü ge­ çine geçine bazı politika esnafının bizi nerelere sürükle­ diğini daha iyi'canlandırmak için. millet ve mem­ leketin hakiki manasıyla bütün istiklâlinden mahrumi­ yeti demektir.

hava kuv­ vetlerimizin donatılması için bizi yabancıların eline baktıranlar kimlerdir. yozlaştırılmazsa. ne kadar zengin olursa olsun. askeri. Tam bağımsızlıktan yanadır. istiklâline’ hiç kimseyi karıştırmayacağını açıklamaktadır. bunun için de Türk milletinin yeni kurdu­ ğu devletin ‘mukadderatına. parçalara bölüp zedeledi? Hangisi milli or­ dumuzu yabancıların iradesine bağlı kıldı? Hangisi ekonomimizi» yabancı ekonomilerin ve güçlerin arzu ve iradesine uygun bir gelişmeye sürükledi? Hangisi hâlâ bu ödünleri “ Atatürkçülük adına utanmadan savunu­ 75 . donanmamızın. alanların herhangi birinde dahi tam bağımsızlığı yitirmenin. çoğunun Ata­ türkçü filân olmadıklarım hemen fark edeceksiniz ya. topraklarımızda yabancılara üs verdi? Hangisi iki­ li anlaşmalar yaparak. gerçek anlamda ele alınır. bu arada bağımsızlığımızın çok alanlarda güme gitmiş ol­ duğunu dehşetle göreceksiniz. yabancı ül­ kelerle ilişkilerimizde istiklâlimizin tehlikeye düşmesi­ ne şiddede karşı çıkmakta. böyle bir işe kalkışan yaban­ cı ülkeye ‘amansız’ düşman olmamızı öngörmektedir. muamelatına. bağımsızlığını yi­ tiren bir ülkeye ancak uşak muamelesinin yakışacağını söylemekte. bir ‘Atatürkçü’ geçinen politika esnafının yaptıklarını düşününüz. hiç şaka kaldırmı­ yor. ayrıca. iktisadi vs. ekonomimiz için şundan bundan borç para dilendirenler? Çok sahip çıkar göründükleri Atatürkçülük. dehşetiniz öfkeye dönüşecektir: Ordumuzun.Bir Mustafa Kemal Paşa’mn istiklâl (bağımsızlık) ko­ nusunda dediklerini okuyunuz. Hele Mustafa Kemal’in. tam bağımsızlığın bö­ lünmez bir bütün olduğuna inanmaktadır. bölünmez bir bütün olan bağım­ sızlığımızı. bütün alanlarda yitirmek anla­ mını taşıdığını söylediğini okuyunca. Hangisi “Atatürkçüyüm” diye bangır bangır bağıra­ rak.

onun ismi Cumhuriyet’tir. Kemal Paşa bunların alayını bir pu­ la harcardı. devletin kurucusu için ‘Cum­ huriyetten bile önde gelen. demokrasi nedir. hikâye.yor. gündelik işlere çevirmeyi kurnazlık sayıyor? Bunlara bakıp. devlet teşkilâtımız. FİKİR SERBESTLİĞİ TARAFTARIDIR’ Siyasal partiler arasında. kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükümettir ki. “ bağımsızlık” ilkesini garga­ raya getirip. oyunuzu vereceksiniz. yine dev­ letin kurucusu bu konuda ne demiş. bağımsızlığımızın şu yukardan beri sıraladığım anlamda savunucusu olduklarım açıklayamayanlara kulak asmayın! “ Atatürkçüyüm” filân da derler ya. önemli bir nokta da. Ama size bir şey diyeyim mi. gerçek anlamda bir Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hu­ kuk Mustafa Kemalciliğine döneceğim söyleyebiliyor? Hangisi bu derece önemli. (19 Mayıs 1977) ‘C U M H U R İY E T. bu partilerin ve yöneticilerinin demokrasiyle ilişkileridir: Demokrasiyi nasıl anlıyorlar. Araştırırken. hangisini neye göre yeğleyece­ ğiz. lâfı ikinci derece konulara. Türk ve dün­ ya kamuoyu karşısında. nasıl anlaşılması gere­ kirdi? Bunların çoğu “ Atatürkçü” ya. Artık hükümet ile millet arasında mazideki 76 . bir kurcalayalım: “ Bugünkü hükümetimiz. doğrudan doğruya milletin kendi kendine. isterseniz. sürdüreceğini ilân ediyor? Hangisi son vereceğini. elinizi vicdanınıza koyup.

taç ve tahtlar batar. bu da ayrı ay­ rı hepsi saygın olan fikirlerin serbestliğini gerektirir.ayrılık kalmamıştır.” (1923) Ne görülüyör? Devletin kurucusuna göre. hâkimiyetini almıştır ve isyan ede­ rek almıştır. kimseye vermez. Milletlerin esirliği üzerine ku­ rulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdur­ lar. onun karşısında zincirler erir. Alınmış olan hâkimiyet hiçbir suretle terk ve iade edi­ lemez. 27 Mayıs ve 12 Mart aslanlarının kulakları çınla­ sın). Mustafa Kemal Paşa gelişmiş Batılı burjuva ülke­ 77 .” (1924) Özgürlük fikrine gelince. kendile­ rinin milletten gayri olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. hükümet millettir. bunu özgürlük içersinde “ ifade” eder. Artık hükümet ve hükümetin mensuplan. bir de M ustafa Kemal Paşa’nın bu konudaki sözlerine uzanalım isterse­ niz: “ Millet hâkimiyetini almıştır ve isyan ederek almış­ tır. “ Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir. mahvolur. Cumhu­ riyet fikri (demokrasi) bağımsızlıktan (istiklâl) ayrılır bir fikir değildir. Her kanaat bizce muhterem­ dir.” (1925) Cumhuriyetin (demokrasinin) iki temel direği nedir. haysiyetin. millet hükümet­ tir. aynı heyecanla savunuyor. Bence bir millette şerefin. ikisi­ ni de birlikte. namusun ve insanlığın vücut ve beka bula­ bilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. M ustafa Kemal Paşa bu fikri hiçbir vakit bağımsızlık fikrinden ayırmıyor.” (1922) Ayrıca “ Milli hâkimiyet öyle bir nurdur ki. terk etmez (hâttâ tevdi et­ mez. Kı­ sacası. Samimi ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. millet. kayıtsız şartsız millet egemenliğiyle öz­ gürlüğü içerir. “ Cumhuriyet fikir serbestliği taraftandır. ulusal egemenlik ve özgürlük değil mi. Tevdi edilemez.” (1921) Ayrıca.

ama daha önce de söyleştiğimiz gibi. ama Mustafa Kemal Paşa’mn kısa iktidarı boyunca (on yıl mı nedir). ne zaman rahat­ laşa hemen çoğulcu demokrasiye geçiş deneylerine kal­ kışması. ama nasıl. koyduğu ilkelere inancını da. Şimdi birisi çıkar der ki. ne demek­ tir düşündünüz mü hiç. ister is­ temez. tam olarak uygulayamadı. 1925 Eylülü’nde. iç ve dış müdahalelerle uğraşmayı gerektirmiş. Bunu yapanlar. bu diktanın (ya da önceki askeri demokrasi döneminin) geçici özellikleri Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleriymiş gibi savu­ nulmaya başlanmıştır. Oysa. eğer sosyalist bir parti halkın çoğunluğunu kazanırsa su içinde iktidar olur demektir. bunun başlangıç safhası.lerinde uygulanmakta olan bir demokratik düzenden yanadır. eğer Cumhuriyet’in ana ilkelerine karşı çıkmıyorsa mu­ 78 . bu da sıkı/düzenli bir “askeri demokrasi” döneminin yaşan­ masına neden olmuştur. hâlâ da Ata­ türkçülük budur diye yutturmaya uğraşıyorlar ama bo­ şuna. bir “ demokrasiye ge­ çiş” dönemi içindedir. “ askeri demokrasi” dönemini atlatalı yıl­ lar oldu. 1946’dan bu yana çoğulcu demokrasiyi uygu­ lamaya uğraşıyoruz. orada kalmayı çıkarlarına uygun görenlerdir.” Çok şükür. gerçekte devrimin 1930 konağından 40 konağına zar zor geçip de. sağlığında bunu tam olarak uyguladı mı? Hayır. iyi ama. Türkiye’de uy­ durma bir Atatürkçülük icat edilmiş. Türkiye 1919’dan başlayarak sürekli bir devrim. bunu şiddetle savunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti halkı ileriye ve yeniHğe uzun adım­ larla yürümeye devam edecektir. dediği gibi: “ Şuur daima ileriye ve yeniliğe götürür dönüşsüz bir haslet olduğuna göre. İnönü diktasından başlayarak. uygulama azmi­ ni de göstermeye yeter. bütün koşullarıyla mı? Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur demek.

yıllar yılı. “ aşırı sağ aşırı sol” palavrasını yemez. çoklarının tüyleri diken diken oluyor. halkın çoğunluğunu elde ederse bal gibi iktidar olur demektir. buna göre kara­ rınızı verin! (20 M a yıs 1977) t 5 ‘TÜRK İNKILÂBI. demokrasi dediğimiz ülkelerde de. Lenin’i sıralamıyorum. demokraside böyle bir şey yoktur. İHTİLALDEN DE VÂSİ BİR TAHAVVÜLDÜR’ Devrim dedin mi. an dışında. ulu­ sal egemenliğin kayıtsız şartsız uygulanmasından da yok­ sun bırakmıştı^ zira ulusal egemenliğe kendi çıkarları­ nı koruyan “ kayıtlar ve şartlar” getirmişlerdir.sayıyorlar. M ustafa Kemal Paşa’nm düşüncesini aktarıyorum. bunları yıkmayı amaçlayan karanlık ve hain şeyler. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesi. Cumhuriyet’in ve demok­ rasi. ölçün biçin. bir Kemal Paşa’nın açık sözlerini ve ülkülerini! Kim onun dediği doğrultu­ yu savunuyor? Kim dediklerini gerçekten uygulamış? Nerede sağlam bir demokrasinin ilkeleri? Kimler “ Ata­ türkçü” geçinerek faşizan diktaları. ağzından kazara devrimci sözü çıktı mı. fikir serbestliğinden de. Engels’i. Devrimi ve devrimciliği. görüyorsu­ nuz.hafazakâr bir parti. Şimdi bir bunları hatırlayacağız. Türkiye’nin geleceğine ilişkin öne79 . Türk halkını Kemal Paşa’mn ideal edindiği demokrasiden de. Bu bizde Mustafa Kemalciliği diktacı bir İnönücülüğe çevirmiş siyaset esnafının büyük palavra­ sıdır ki. yabancı kokan mü­ dahaleleri tezgâhlamışlar? Her şey ortada: M arks’ı.

Atatürk devrimciliği sürekli devrimciliktir. devrimciliği umdukları ya da sandıkları gibi Maozedun’a ya da Che Guevera’ya bağlamayaca­ ğım. “ Henüz kurtulmuş değiliz.riieri değiştirici. ayrıca ondan daha geniş bir değişikliği deyimliyormuş. yeni töre­ ler. Değişmeleri göz önünde tutmayı. hem bilimlerin ona ulaşmak için verdiği araçlar ve yöntemler. atılan adımlar bundan 80 . onlara göre hareket etmeyi Musta­ fa Kemal söylememiş midir sanırsınız: “ Medeniyet yo­ lunda muvaffakiyet teceddüde vabestedir. amacı değiş­ kendir de ondan. yeni yasalar getireceğini anlamak istemiyorlar. devrimcilik­ le de ilişkisini kesmiş idare-i maslahatçı. Mustafa Ke­ mal ihtilâlcidir. ondan daha vasi bir tahavvülü ifade etmektedir. İçtimai hayat­ ta. eylemcilikte maşallah hiç de onlardan geri kalma­ yan Mustafa Kemal Paşa’ya bağlayacağım. atılımcı olmaktan çok. “ idare edici” . Oysa bize devrimci partiler lâzım! Yoo hayır. ülkenin halkı için de. tutu­ cu. ilim ve fen sahasında muvaffak ol­ mak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. bir başka münasebetle iliştiğim gibi. neden.” Beğendiniz mi? Türk inkılâbı bir kere ihtilâl demekmiş ya. “hakiki mür­ şit olan” bilimle ulaşılacaktır ne demek? Hem çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor. bunu Türk devrimini anlatırken açıkça söyler: “Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp. Yeni koşulların. ülke için de. ihtilâlden de geniş bir değişiklik tasarlayan adam devrimci değildir de nedir? Kaldı ki. iktisadi hayatta. Cum­ huriyetin ellinci yıllında rejimin "ayrılmaz parçaları sa­ yılan” siyasal partilerin çoğu devrimle de. oyalayıcı. yeni yaşama biçimleri.” Z a­ ten. yenileyici. amacı iktidar olan örgütler haline düşmüştür. çağdaş uygarlık düzeyine. kelimenin veh­ leten ima ettiği ihtilâl manasından başka.

bir bizdeki “ devrimci” sözcüğünden ürken ödlek siyasal partileri. sürek­ 81 . söylemiştir de: “Fransa ihtilâli bütün cihana hürriyet fikrini yaymış­ tır. demokrasiyi kurmak istiyordu. kurulacak demokrasinin de geliştirilme­ si..sonra atılması lâzım gelen adımların başlangıcıdır. gelişmiş demokrasi toplumlarında çağdaş uygarlığın ilkesi yerine geçmiştir. Ve bu fikrin halen kaynağı bulunmaktadır.” Kal­ dı ki " .. göreceğiz ki karşımızda ülke­ yi yönetmek için bizden oy isteyenlerin çoğunu. bir de yaptığı işi ‘ihtilâlden de geniş değişiklikler içeren’ bir eylem diye tanımlayan. bütün geniş­ liği ve açıklığıyla tamı tamına kurulması şarttır. Fakat o ta­ rihten beri beşeriyet ilerlemiştir. Türk demokrasisi Fran­ sa ihtilâlinin açtığı yolu izlemiş. Bu­ nu elbet. değiştirilmesi. fikrini gizlememiş. ayrıca sosyalist demokrasi kura­ mı. sürekli yenileşme ve ilerlemeden yana Mus­ tafa Kemal’e bakacağız. b) Çağ­ larla koşullar değiştikçe gelişmenin tek yolu yenileşmek olduğuna göre. gözlerini Fransız devrimine dikmişti. Daha önce işaret ettiğim gibi. gelişmesi ve yenileşmesi zaruridir. lâkin kendisine has özel­ likleri ile gelişmiştir!” Bütün bunlardan hemen iki sonuca varılmaz mı? a) M ustafa Kemal devrimciliği en azından Fransız devrimi türünden bir devrimi kesin sonuçlarına kadar geliştirmeyi gerektirir. Çağımızda demokrasinin özgürlükçülüğü inanılmaz bir genişliğe ulaşmış.” Mustafa Kemal ihtilâlini yaparken. O zaman. o devrimin getirdiği özgürlük fikri­ ni gerçekleştirmek. tutuculuğu “ Atatürkçülük” diye yutturmaya uğraşan türlü boy ve boyadan siyaset esnafına bakacağız. çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılma­ sı gerekir. Türkiye’nin koşullan içinde yapacaktı. Hayata ve geçime hâkim olan hükümlerin za­ man ile değişmesi. yâni demokrasinin.

Ülkemizde siyasal bir iktidar oluşturmak mı gereki­ yor. bu iktidara heveslenenlerin tutumu karşılaştırılmalı. tek siyasal partiye rastlamadım dersem. acaba yanlış mı söy­ lemiş olurum? Buna karşı. özgürlük ve demokrasi. silâhlı kuvvetlerin donatımı için zorunlu ambargo konusunu bile tartışmaktan yan çiziyorlar. Varın ötesini düşünün! (21 Mayıs 1977) 82 . istiklâl (bağımsız­ lık). etmektedir. bence devletin kuruluşundaki üç temel ilkeyle.li devrimci M ustafa Kemal düşüncesi çoktan mahkûm etmiştir. bura­ da bazılarına şöyle ucundan iliştik. leğen örtüsü kabilinden ay­ rıntıları gözümüze sokuyor. nihayet devrimcilik! Seçim kampanyasında bu üç temel ilkeye şu satırları yazdığım âna kadar hakkı olan ilgiyi gösteren tek politikacıya.

'Atatürk milliyetçiliği’ “ Ne mutlu Tü rk’üm diyene!” M u s ta f a Ke m a l 1933 .

si­ lâhlı kuvvetlerini kendi olanaklarıyla donatmasını. başka havadan çalıp olamazsınız.. kaim bir cahilliktir arkadaş! Hanidir konu üzerinde dururum. nedenmiş o derseniz.1 MİLLİYETÇİLİĞİN M’Sİ Bir numara da bu. çe­ şitli yazılar yazmışımdır. “ . bazılarına bakarsanız hapı yuttu. “ milliyetçiliğin” paten­ tini almış bunlar. sağcılık. bu da. hele somutlaştıralım. öyle mi? Nedir bu iyilik: En azından. Yeni Ulus’ta şunları söylüyorum. çağdaşlaşmış bir Türkiye! Böyle biraz soyut oluyor ga­ liba. adamın biri solcu mu. ağır endüstrisini geliştirmiş olacak. bağımsızlaştıracak.. Bir kere ekonomisini güçlen­ direcek. kendine yetip de artar hale getirecek. İzninizle! 22 Aralık 1974’te. onla­ rın türküsünü çığırırsanız ‘milliyetçi’ olabiliyorsunuz. ancak onların kafasından olur. öldüm Allah “ milliyet­ çi” olamaz. solculuk ve “mil­ liyetçilik” üzerine eğilen bir tanesini yeniden ele almak istiyorum. hele solcuysanız! Bu eğer milleti enayi yerine koymak değilse. ha 85 . Mustafa Kemal Paşa’nın dediği. sosyalist mi. herkesin birbirini olmadık suç­ lamalara boyayacağı şu sırada. Türk dediğin ülkesinin iyiliğini ister.

hem Süveyş’e yâni petrol yoluna.deyince yaman ve zorlu bir güç olarak. “Görebiliyor musunuz tabloyu: Yüz milyon nüfuslu. hele bir anlat­ sınlar da anlayabilelim! Fakat. ağır endüstrisi ve bütün öteki endüstrileri tıkır tıkır işleyen... bu arada bağımsızlıkları çiğniyor. Türkiye’nin coğrafyadaki ye­ 86 . yazının arkasını da gözden geçirmeliyiz: ". pet­ rol bölgesine ve yollarına egemen olması. güçlü. özgür­ lüklerin canına okuyorlar. gelmez mi? Gelmez arkadaş! “ Doğu Akdeniz’de bu çıkarların ardında olup den­ geyi sağlamaya çalışanlar Amerikalılar ve Ruslardır. amacınız bu olun­ ca da siz bir Türk milliyetçisisiniz. hem Ortadoğu’ya yâni petrol bölgesine egemen bir yerde. bu ülkeyi gerçekleştirmek zorun­ dasınız. Türkiye gibi yüz milyonluk. o Tür­ kiye’ye ulaşmak için sosyalist yolu önermem. milliyetçi­ likten iskat edilmeme nasıl yol açarmış. tarımı çağdaşlaştırılmış. acaba daha önceden o bölgeye ve yollara egemen olmuş ve olmak­ ta olanların işine gelir mi. Eh bu arada nüfusu filân da artar elbet. açıkça cevaplandırılmış değil mi? Amacım şu tablosunu verdiğim Türkiye ise. yüz milyonu bulur. “ Ben diyorum ki. üs­ telik çevresinde kendi çapında başka Müslüman güç de yok. solcuy­ sanız sosyalist yoldan. aralarında pazarlıklarla bölgede savaşı ve barışı pişirip kotarıyorlar. yönetim sorunları toplumsal bir hakseverlikle çözümlenmiş koskoca bir ülke! “Nerede bulunuyor. ülkesinin ve çı­ karlarının savunmasını başarabilmesini sağlayacak. bu ülke? Doğu Akdeniz’de stra­ tejik bakımdan. ordusu donanması kendi olanaklarıyla donatılmış. amacınız ister istemez budur.” Sorun açıkça konmuş. sağcıysanız liberal yoldan. ekonomisi kadar silâhlı kuvvetleri de kendi buyruğunda bir ülkenin.

Intelligence Service. bin yıllık politikasına uzanacak. zira milliyetçi filân de­ ğildirler onlar. iki elimiz yakalarındadır. ‘muhip’tirler. Türkiye’nin güçlenmesi halin­ de neler olacağını buradan kestirmek olağandır. İkincisi kültürel geçmiş yakınlıkları dolayısıyla Türklerin petrol pazarın­ da bir güç olarak kendilerini hissettirmelerini sağlar. (8 Nisan 1977) 87 . ‘muhip’. oy­ sa bir Kıbrıs çıkarması derhal gerekli yakınlaşma için bü­ yük olanaklar getirmiştir. So­ nucu başka düşündüler de. sağcısı için de. aralarındaki fark yöntem far­ kıdır ancak. el altından senin ülke­ ni hayalini kurduğun yere çıkarmanı önlemeye çalışa­ caktır.. hele bölgede nüfuz alanı pe­ şinde koşanların ‘formüllerini’ bize kaktırmaya kalkış­ tılar mı. Türklerle Arapları birbirine düşüre­ bilmek için yüzyıldır dünyanın altınını harcamıştır. tıpkı ‘İngiliz M u­ hipleri’ gibi. Hoşlanmazlar çünkü bölge Müslüman ülkeleri hemen onun çevresine yollar.rinin gereği. kafanı duvar­ lara vursan kimseyi içtenliğine inandıramazsın.” Bakın ben ne diyorum. ‘üstün vatanseverlik’ diye. Bu önlemenin formüllerini sana 'büyük politika’ diye.. asıl Türk milliyetçiliği. sağcı libetal olarak oraya varacağım der. ‘yaman milliyetçilik’ di­ ye yutturmaya çalışacaktır. zira gerçek Türk milliyetçiliğinin yolunda değilsin. Anadolu’da hükümet kurmuş bütün dev­ letlerin. deriz. onu uygulaya­ cak duruma gelmesinden katiyyen hoşlanmaz bunlar. sonuç değişmez. sağcılık solculuk hikâye. biz toplumcu olarak varacağız. solcusu için de birdir ve yukarda söylediğimdir. Bu palavralara inandığın gün milliyetçiyim diye göğsünü dövsen. İyisi mi? İyisi mi ne? “ Amerika’sı da. bu da bir kere ekonomik güç olan Türkiye için yeni pazar kapıları açar. Rusya’sı da.

nasıl ele alınmalı. yine de söyledikleri pek genel lâflar. bu Müdafaa-i Hukuk öğretisinin kaçınıl­ maz sonucudur. ya da M ü­ dafaa-i Hukuk öğretisiyle ilişkili değildi de. Başlan sıkıştığı zaman akıllarına geliyor. iyi ama nedir bu ‘milli siyaset’.. oysa sorunu ele alıp doğru dürüst işlemiş olsalardı. günlük kaygıları ge­ çiştirmek için başvurulmuş bir formül olarak görünü­ yor.. daha ziyade. ama yapmazlar. 1961 Anayasası düzenlenirken parlayıveren ‘milliyetçilik’ tar­ tışmaları bile. Mustafa Ke­ mal’in ‘milli siyaset’ anlayışı üzerinde eyleşmek yarar­ lı olabilir. Sözün özü. ne yolda geliştiril­ melidir. Düşündüm ki. arayın bakalım son kırk yılı. böylece Müdafaa-i Hukuk öğretisinin ‘milli88 .. nasıl ta­ nımlanmış. ‘so­ ğuk savaş’ esprisinden kurtulamamış olanlar ‘milliyet­ çiliği’ komünizme karşı olmak sanıyorlardı. bu yönde ciddi çalışmaların so­ nucu olmadığı belli. ortaya ilk atan tarafından nasıl özetlenmiş­ tir. onun için ‘Atatürk milliyetçiliğini’ hatır­ lar gibi oldular. ülke geliştikçe. memleke­ ti sanki ele geçirmek üzere olan komünizmle ilgiliydi. şu ara Kürtçülük davası yüzünden baş­ ları sıkıştı da. devletin kuruluş felsefesiyle. diyelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kökeninde ‘milli siyaset’ vardır. yönetim sorumlu­ luğunu yüklenmiş iktidarlarca bu doğrultuda en küçük bir çalışma yapılmış mıdır. boşuna uğraşırsınız. bu fırsattan yararlanıp. hiçbir zaman yapmamışlardır. üze­ rinde düşünülmüş değü. böyle ikircikli anlarda kamuoyu kendiliğinden çözümlere ulaşabilirdi. iyi-kötü sol­ cu geçinen bazı zevat ise ‘milliyetçiliğe’ karşı çıkmayı ile­ ricilik.2 ‘A TA TÜ R K M İL L İYE TÇ İLİĞ İ’ D İYO R LA R YA.

bütün dün­ ya milletlerinin huzur ve refahım düşünmeli... Müdafaa-i Hukuk milliyet­ çiliğinin ‘hümanist’ bir milliyetçilik olduğunu 1937’de­ ki bir konuşmasında. dolayısıyla anti-emperyalist..yetçıliği’ ile... (. Bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Söylev’de şöyle demiş: Bizim açık ve uygulama niteliği gördüğümüz öğreti (siyasi meslek) ‘milli siyaset’tir. açıkça belirtir: “ .” Böyle derniş ya.) ‘Milli siyaset’ dediğimiz zaman. ‘ulusal siyaset’in ‘ırkçı’ niteliklerinin olmadığını şöyle belirlemiş: " . Söze Mustafa Kemal’in kendi sözleriyle başlamakta son derece yarar görüyorum. kendi mil­ letinin mutluluğuna ne kadar değer verirse. kastettiğim mana şudur: Ulusal şuurlarımız içinde.. Bu itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar. Gerçi bi­ ze milliyetçi derler. bütün dün­ ya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. ama biz öyle milliyetçileriz ki. Onların milliyetçiliklerinin bütün icaplarım tanırız. her şeyden ön­ ce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup memleketin gerçek mutluluk ve imarına çalışm ak..” Dahası var. biraz da Amerikan ‘soğuk savaş’ propaganda edebiyatından müdevver ‘milliyetçiliğin’ bir ve aynı şeyler olmadığı mey­ dana çıkar. Türkiye önemli ve büyük bir çaba harcı­ 89 . Müdafaa-i Hu­ kuk ‘milliyetçiliği’ gerçekte bir mazlum milletler milli­ yetçiliğidir. sonradan biraz ırkçı Turancılardan. daha 1920’de. bunu da tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklık­ la saptar: “ . Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencilce ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. bizim­ le işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ve riayet ede­ riz. anti-kolonyalisttir..” Bu kadarla da yetinmez.

bu düşünce­ nin veciz bir ifadesi sayılmalıdır. din farklarını reddeden bir milliyetçiliktir.) Milli mücadelede şahsi hırs değil. Şu halde.. bu yüzden de bütün ırk. ünlü özdeyişinde ‘Ne mutlu Türk olana’ değil de. aziz milletim­ de gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı ifade eden başka bir şey yapmadım. 1925’te şunları diyor: MüH mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir. yalnız Kürt değildir. Hadi konuyu biraz daha açalım. dil.” (1922) Nihayet. basbayağı geleceğe dönük bir inancın işaretlerini taşıyan şu sözleri: “ Müstemleke­ cilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yer­ lerine milletler arasında hiçbir renk ve ırk farkı gözet­ meyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı egemen olacaktır.. şeref ve şanını kurtarmak için 90 . Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. Burada maksut olan ve yüksek mec­ lisimizi oluşturan kişiler yalnız Türk değildir.. hukukunu. Milletin evlatlarıdır. fakat hepsinden oluşmuş Müslüman öğelerdir. Ben milletimin efkâr ve hissiyatına yalandan vakıf olmaktan. yalnız Lâz değildir.. milli izzeti-nefs gerçek itici güç olmuş­ tur. Esa­ sen. bu yüksek heyetin temsil et­ tiği. Kurtuluş Savaşı’nın gerçekleşme­ sini koyuşunda da. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ demiş olması.yor.” (1933) Bilmem tereddüde mahal var mıdır? Politikacıların ‘Atatürk milliyetçiliği’ dedikleri milliyetçilik. gerçekte insancı olan.. hayatım. Meclis’in niteliğini de daha 1920’de şöyle tanımlamıştır: “ .” Kaldı ki. insancılığı temel alan. Çünkü savunduğu bütün ‘mazlum milletlerin’. milleti Meclis’in temsil ettiği­ ne inanmış. Mustafa Kemal’in ‘milliyetçilik’ anlayışı.. bü­ tün ‘Şark’ın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye ka­ dar Türkiye.” 1923’te dedikleri şunlar: " . içtenlik­ li bir toplamdır. açıkça belirir. (. yalnız Çerkez değildir.

bilimsel ve olumlu anlamıyla ‘milli’ bir devir yaşamadık.. 1923’teki konuşmasında onu da pek güzel anlatır: “ . Türkiye toplumunu ümmet aşamasından millet aşamasına yükselttiğinin adam akıl­ lı bilincindedir. Cihan bizi temsil edenlere göre tanı­ yordu. Sırf şâhâne bir armağan olarak ecnebilere bağış­ lanmış olan ve özel bir lütuf diye ülke dahilindeki Müs­ lüman olmayan azınlıklara verilmiş olan her şey kaza91 .” N e demek mi istiyor. . M ustafa Kemal. Onun için de ‘milli’ bir tarihe sahip olamadık. ekonomik gelişmemize neden ge­ rekli ilgiyi göstermediğimizi açıklarken. yaptığı de­ mokratik devrimin gerçekte. yalnız bir İslâm unsuruna ait değil­ dir. Yalnız onun mu? Gittikçe yozlaşan Osmanlı’mn.azmettiğimiz emeller.” Daha nasıl anlatsın? (25 Nisan 1979) '3 ‘ULUSAL EGEMENLİK’ VE ‘TAM BAĞIMSIZLIK’ Bir şeyin adamakıllı farkındadır...” Demek ki neymiş. biz üç buçuk sene evveline ka­ dar ‘cemaat’ halinde yaşıyorduk. nasıl bir yabancı egemenliği altına düş­ me süreci içerisinde tamamlamakta olduğunu da gör­ müştür. bir yerini düşü­ rüp şöyle der: " .. Bizi istedikleri gibi idare ediyorlardı. çeşitli İslâm öğelerinden oluşmuş bir kütleye aittir. Hanımlar beyler. biz henüz şimdi­ ye kadar. gerçek. Nasıl mı. . Üç buçuk senedir tamamen ‘millet’ olarak yaşı­ yoruz. itiraf edelim ki. ‘üm­ met’ aşamasını. İtirafa mecburuz ki. şunu: “ . 1923’te yaptığı önem­ li bir konuşm asında.

” Ve bir yer gelir. (. çalışmaktan geri durmadılar. mil­ let için en büyük tehlike. vatan için. bir devlet ki ken­ di uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara satamaz. Pek güzel bilirsiniz İd. gerçekte ve fiilen bağımsızlıktan yok­ sun bir duruma getirilmişti. Yabancılar bir taraftan içerdeki azınlıktan kışkırtıyorlardı. diyor ki: “ . korumayı becerdikleri için örgütlerine da­ yanarak. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez.. kış­ kırtmasına ve yardımına sığınıp. kişisel saltanatla yönetilen ülke­ leri nasıl bir tehlikenin beklediğini saptamasıdır. devletin ve asli unsu­ runun ortadan kaldırılmasıyla siyasal bir varlığa kavuş­ mak için. memleketin gereksinmeleri­ ne göre düzenlemekten uzaktır. Belki her gün onlan biraz da­ ha çoğaltmak için çareler aradılar ve buldular.. Güm­ rük işlemlerini. Öyle ya.” Fakat daha ilginci. 1923’teki konuşmasında. resimlerini.mlmış hak sayıldı.. sultanlarla halifelerle yö­ netilmiş ve yönetilmekte olan ülkelerde. Bu. yeni ye­ ni birtakım ayrıcalıklar. Devletin ve mil­ letin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar de­ 92 .. Bunu 1927’de yapmış. Ve bir devlet ki. dış güçlerin sürekli olarak özendirmesine.) Osmanlı Devleti. emperya­ lizmin Osmanlı mülkünü nasıl çökertip teslim aldığını ne güzel anlatır: " . Elbette musibettir. sultanların ve halifelerin düş­ manlar tarafından satın ahnmalandır. Dahilde­ ki azınlıklar. yaban­ cılar üzerinde yargılama hakkım uygulayamaz. diğer taraf­ tan da kendileri müdahale ediyorlar ve her müdahale­ de yine devlet ve milletin aleyhine olmak üzere.. Böyle yönetilen ve egemenlikten vazgeçen bir milletin akıbeti elbette felakettir. Fakat yabancılar yalnız bu haklan korumakla yetinmediler. haklar alıyorlardı.. ekseriya ko­ laylıkla sağlanmıştır.

Kemal Paşa. Şu halde ha­ yatım sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız ola­ bilir mi? Arz ettiğim gibi gerçekte devlet istiklâlini çok­ tan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin bir sö­ mürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı için­ deki Türk milleti de tamamiyle tutsak bir duruma geti­ rilmişti. O halde kesinlik­ le diyebiliriz ki. fabrika yapmak için. her şey yapmak için devlet serbest değildi.ğildi. arz ettiğim gibi. Bu sonuç. bugün onun milliyet­ çiliğini savunur görünenlerin içtenliklerine bizi inandı93 . Bu bakımdan. Doğrudan doğruya milletin hayati gereksinmelerinden olan.” ‘Atatürk milliyetçiliği’ni. iki şeyi saptadım. bu mil­ liyetçiliğin eylem düzeyinde somutlaşması yurt halkın­ dan “ Türküm” diyen herkesin ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı gerçekleştirmek amacıyla birleşmesini içeri­ yor. Kurtuluş Savaşı yıllarında da. Mutlaka müdahale vardı. Birisi şu: Onun için milli­ yetçilik ilkesi. daha fazlaydı. acaba ne di­ yecekler? Şunları yazmak için Kemal Paşa’nın çeşitli dönemler­ de söylediklerini (kim bilir kaçıncı defa) yeniden gözden geçirirken. milletin kendi ege­ menliğine ve kendi yönetimine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun tarafından kullamlagelmiş olmasından doğuyordu. biz milli bir devir yaşamıyorduk ve mil­ li bir tarihe sahip değildik. onu izleyen yıllarda da. ya ırksal. ya da ‘soğuk sa­ vaşçı’ bir çerçeve içine sokmaya çalışanların. kendi söz­ lerinden bu milliyetçiliği nasıl emperyalizme karşı ve in­ sancı bir içerikle tanımladığım okuyunca. iki ana fikir çerçevesinde dönmüştür: Hâkimiyet-i Milliye (ulusal egemenlik) ve İstiklâl -i Tam (tam bağımsızlık). kesinlikle emperyalizme ve emperyaliz­ min yurtiçindeki işbirlikçilerine karşı. İkincisi. sözgelişi demiryolu yapmak için.

Allah bilir sittin sene Yahu­ di olduğunu anlayamazdım: Konuşmasıyla. hiçbir neden ve biçimde terk edi­ lemez. Musevi asıllıyım. bugün yalnız bir nokta çevresinde top­ lanmış ve sonuna kadar kanım akıtmaya karar vermiş­ tir. Şimdi ona sorsam ne diyecek. her şeyden önce. kültürüy­ le.” (26 Nisan 1979) 4 ‘M İL L İY E TÇ İL İK ’ BİR ‘ İR K ’ S O R U N U D EĞ İL. O nokta. istisnasız bütün milletin bireyleri. davranışıyla tam bir Fransız. geri verilemez. kısacası Fransızlaşmalar. eğer kendisi söylemeseydi. ‘Ulusal Egemenlik’ ilkesinin işleyi­ şini kusursuz sürdürmeleri ile mümkün olacaktır. belki taşıdığı zorlukların tam farkın­ da olmaksızın. çocukla­ rı.” Ya her okuyuşumda ürperdiğim şu söz­ ler: “ Mület egemenliğini almıştır ve isyan ederek almış­ tır.. Çünkü ne demiş: “ . önce Franstzım diyor. yeniden üikemizde ‘ayrıca­ lıklar’ arayan yabancılara ‘karşı’ tam ‘bağımsızlığı’ ger­ çekten savunmaları. B İ R ‘Y U R T ’ S O R U N U D U R Siz hiç Fransız Yahudisi gördünüz mü? Ben gördüm. Alınmış egemenlik. Bırakılamaz. yoksa Fransız mı? Denediğim için biliyorum. almak için kullanılmış olan araç­ ları kullanmak gerekir. Yahudi miyim. oysa dinleri Hı­ 94 .rabilmeleri. ora­ da Anadolu’dan gitme hayli Ermeni de vardır.. o ülkenin uyruğu­ na geçmişler. Bunu yalnız Yahudiler yapmaz. cahil. tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sür­ dürülmesidir. sonra ilâve ediyor. Âlim. torunları elbet o ülkede doğmuş. Bu egemenliği tek­ rar geri alabilmek için.

ilâve ediyorlar. ekonomik ortaklıklarına. Evet. dili başka. Korsikalılar. Bröton asıl­ lıyım. ana dili bal gibi İtalyanca olduğu halde. hayli ‘etnik grup’ vardır: Brötonlar. İrlandalılar vardır. Fransa için dövüşmüş. onun da sorunuza vereceği cevap öbürlerinden farklı mı olacaktır sanırsınız? Paris Polis Müdüriyeti’nde ikamet izni alabilmem için bana ‘torpil yapan’ Baba Sanguinetri Korsikalıydı ama. Ermeni asıllıyım. boyumuzun ölçüsünü almıştık: Fransızım diyor. onları unuttuk). yaralanmış. Fransızcasını zor an­ lardım. dahası Gregoryen. ama İskoç asıllıyım. Heybeliada’dan Paris’e düşmüş Ermeni dostum Barkef Şemikyaıı’a sormuş. üstüne varırsanız Fransızım derdi. kültür birikimlerine göre bir­ 95 . kendilerine özgü kültürleriyle belirli azınlıkları oluşturan kümelerin davranışları. kendi arala­ rında hâttâ okuyup yazıyorlar. Alzaslılar vb. Ermeni mi Fransız mı? Daha 1950’de. sık sık yazarım. Orada da İskoçlar. Galler. Sorduğunuz zaman hepsi Britanyalıyım der. kül­ türü farklı. o toprağın halkından olup. tarihsel yazgı beraberliklerine. kimisinin dili farklı. Fransa toprağında yaşayan. Daha ilginci. ana dilleri de farklı. Üç aşağı beş yukarı hepsiyle temasım olmuştur. Hotel le Tango’nun yöneticisi Bröton’du. dışardan gel­ me olmayıp. ama değişik dilleri.ristiyan ama mezhepleri Ortodoks. kimisinin dini başkadır. Benzeri sözleri size İngiltere’de yaşamış bir Türk de tekrarlayabilir. Basklar. tutsak düş­ müştü. Gerçekte bu saptama. Mari-France Normand’dır (sahi. ya da İrlanda asıllıyım. Peki bunlar ne. Ermenice konuşuyor. göreneği kendine göre. İnsan gruplarını ırksal köken­ lerine göre ayırmaz da. çağdaş uluslarda bizdeki birtakım salakların tartıştık­ ları ‘halklar’ sorununun hangi düzeyde çözüldüğünü pek güzel göstermektedir. Fransa’da.

Bes­ belli yüzyıllarca Türk kaderini paylaştıkları için. M adam Victoire da. Türklüğü kişinin benimsemesine bıraka­ caktır.likte düşünürsen. kökeninden ko­ pararak. Anadolu’dan şu ya da bu neden­ le Avrupa’ya. milliyetçiliği soğuk savaş miliiyet96 . kimisi Bursa-’dan. benim Türk ol­ duğumu öğrenir öğrenmez de kimisi Yozgat’tan haber sordu. çağdaş ulus anlayışı ortaya çıkar. sofrasında tahin helvası. ama şu ya da bu asıldandır. Ya­ hudi’yi doğduğu toprağa düşman edip. Hiç unutmam. bun­ da da esas. oradaki yaşantısından açıldı mı. gramofonunda De­ niz Kızı Eftalya’nın plakları olan bir Türk. fark etmez. bin beter kötü bir talihe mahkûm etmiştir. Rum’u. Emperya­ lizm. Çerkez değildir. böyle hissetti mi. içlenir. En azılı Türk düşmanı Ermeni komitecisi bile. Acaba bilir misiniz. Maison de la Pensee Française’deki bir Türkiye belgeselinin gösterisinde. Kürt değildir. o ulusun çocuğudur. onun için yıllar sonra Türk milliyetçiliğini tanımlarken ‘Ne mutlu Türk’üm diye­ ne’ diyecektir. söz Anado­ lu’dan. Paris’te İstanbul’dan gitme Madam Victoire’i bana tanıtan. kalabalığın büyük kısmını gözü yaşlı Türk Ermenileri ve Rumları oluştu­ ruyorlardı. (toprağı bol olsun) da­ ha ilk sözünde bana kahveyi orta mı şekerli mi içeceği­ mi sorduğuna göre. ‘Türk’tür’ diye tanıtmıştı. Fransız Musevisi dostum. Amerika’ya dağılmış Musevi ya da Ermenilerin kendi soydaşlan arasındaki adları Türk’tür. gözleri ağlamaklı olur. ben bunu gözümle gördüm. elbette Türk’tü. bitti. onun için ‘Bu­ radaki öğeler yalnız Türk değildir. Mustafa Kemal Meclis’teki milletvekillerine seslenirken. Salonunda Boğaz resimleri. Türk yönetimleri. Osmanlı’yı dağıtmak için Ermeni’yi. Lâz değildir’ diyor. yurttaşın kendini içinde yaşadığı ulusun his­ setmesidir.

hepsi hepimizindir. Erme­ ni Krallığı döneminin insanlarına da. Mecusi de bulur. Şimdi Kürtçülük taslayanlar acaba o zaman dedelerinin ya da babalarının neden Kemal Paşa’ya ha­ yır demediklerini hiç düşünmüşler midir? Türkiye. Asurlulardan kalma olanlarına da. cam isteyen bu toprakta Süryani de bulur.çiliği diye almca ya da soruna ırksal bir açıdan yakla­ şınca en büyük yanlışı yapmışlardır. Sultan Orhan’ın annesi Ermeni değil miydi? Bütün Osmanlı padişahla­ rı bölgedeki çeşitli halklardan çeşitli kadınlara anne demediler mi? Bunda şaşıracak ya da üzülecek ne var? Türk olmak. Ama bunun tersi de doğru: Kürt olmak. Türk olma­ yı böyle almak. mutfağımız­ dan müziğimize. düpedüz faşistliktir. Kuva-yı Milliye’yi örgütlerken. düpedüz faşistliktir. Yezidi de bulur. her devletten bir sü­ rü zenginlik taşıyor. ilk başvurduğu kişiler.) Mustafa Kemal Paşa. bir yurt sorunudur. üs­ tünde uygarlıkların ve devletlerin doğup öldüğü eski bir topraktır. ırksal bir ayrıcalık değildir. Rum olmak da ırksal bir ayrıcalık değildir. he­ pimizin de bildiği gibi Doğu Anadolu’daki Kürt beyle­ ri olmuştur. Milliyetçilik bir ırk sorunu değildir. Anlaştık mı? (27 Nisan 1979) 97 . böyle koymaksa. İstiklâl Savaşı’nda Intelligence Service’ten Mim Mim Grubu’na gizlice ha­ ber aktaranlardan birisi Ermeni Pandikyan Efendi de­ ğil miydi? (Toprağı bol olsun. Bunu böy­ le almak ve koymak. Ermeni olmak. elbette her uygarlıktan. kurcalayan Urartu’dan kalma insanla­ ra da rastlar. göreneklerimizden oyunlarımıza değgin ne çok şeyimizde ne kadar çok halkın katkısı var.

... kültürü yaygınlaştırm ak istediğini gösteregelmişlerdir. ulusun cahillikten kurtulamaması olmuştur. “. Ancak bu isteklerine ulaşm ak için Doğu’yu ve Batı’yı taklitten kurtulamadıklarından.Yüzyılla rd ıru lu su m uzu yöneten hükümetler. iktidarın yapısal dönüşümü ise..Devrim. sonuç.” Mu s ta f a Ke m a l 1 Mart 1922 .

Sorunu düşünmeye başlayışım daha eski. O kitabın gördüğü büyük ilgi Türk aydınları arasın­ da hem Batılılaşmak konusunun. Sonra sonra. Bakıyorsun bir kültür merkezi ulusal kültür konusunu haftalarca tartışmaya açmış. Bakıyorsun dergin in biri ‘ulusal demokratik kültür politikası’ konusunda seim ner düzenlemiş. hem ulusallık konusu­ nun ne derece önem kazandığını belirtmeye kanıt sayı101 ... ulusallık kavramı tartışılıyor.1 ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMASI Duyup gördükçe nasıl seviniyorum bilemezsiniz. en çok da ülkemizin ‘ilerici’ sayılan aydın­ ları arasında yaygınlaştırılmış bazı Batı taraflısı önyar­ gıların üzerine gittim.. yaşanabilen somut bir gerçek halinde algılayışım beni fena halde çarpmıştı. Nasıl sevinmem? Ulusal kültür bileşimi üzerine ilk defa 1960’ta mı 1961’de mi ne. Varlık dergisinde bir yazı yazmıştım. o gü­ ne kadar sadece kitapta okuyup filmde seyrettiğim ‘Batı’yı. Paris’e ilk adım attığım 1949 yılına uzanıyor. Özel top­ lantılardaki söyleşilen çekişmeler açıklama çabaları ayrı. Bildiğiniz gibi. S a ğ d a solda. fırsat bulduk­ ça yazdım. Hangi Batı bu ya­ zıların bazılarının derlenmesiyle oluşmuştur.

Bakıyorsun bir kültür merkezi ulusal kültür konusunu haftalarca tartışmaya açmış.1 ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMASI Duyup gördükçe nasıl seviniyorum bilemezsiniz.. Sağda solda.. o gü­ ne kadar sadece kitapta okuyup filmde seyrettiğim ‘Batı’yı. ulusallık kavramı tartışılıyor. Paris’e ilk adım attığım 1949 yılına uzanıyor. Özel top­ lantılardaki söyleşilen çekişmeler açıklama çabaları ayrı. Nasıl sevinmem? Ulusal kültür bileşimi üzerine ilk defa 1960’ta mı 1961’de mi ne. yaşanabilen somut bir gerçek halinde algılayışım beni fena halde çarpmıştı. Sorunu düşünmeye başlayışım daha eski. hem ulusallık konusu­ nun ne derece önem kazandığını belirtmeye kanıt sayı101 . O kitabın gördüğü büyük ilgi Türk aydınları arasın­ da hem Batılılaşmak konusunun. en çok da ülkemizin ‘ilerici’ sayılan aydın­ ları arasında yaygınlaştırılmış bazı Batı taraflısı önyar­ gıların üzerine gittim. Sonra sonra. fırsat bulduk­ ça yazdım. Bildiğiniz gibi. Bakıyorsun derginin biri ‘ulusal demokratik kültür politikası’ konusunda semi­ ner düzenlemiş.. Varlık dergisinde bir yazı yazmıştım. Hangi Batı bu ya­ zıların bazılarının derlenmesiyle oluşmuştur.

ondan. kültürün. Ayrıca. aklımın erdiğince ucundan kıyısından bunlara ilişeceğim. bu arada ulusal kültürün diyalek­ tik değil. daha da sevindirici. bazı siyasal saplantılarımızın.. bir kere yöntem olarak yan­ lış. her şeyde olduğu gibi ulusallıkta da. arzulanan kişiliğin bir türlü el­ de edilemediğinin kanıtıdır da. dogmatik ya da metafizik diyebileceğimiz bir 102 . kendi kendine yeter. İkincisi. kültürde de. bir kerede olmuş bitmiş..labilirdi ya. son zamanlarda çoğalan seminer. ya da ideolojik önyar­ gılarımızın etkisinden kurtulamıyoruz. İkisi de. olmuş bitmiş. bu saçmalıkların yaygınlaşmasını önlemek için bazı arınmalara. Öyleyse şimdi neyin üzerinde duracağım? Her şeyi­ mizde olduğumuz gibi. kültürde ulusallığın hâlâ şuna ya da buna kar­ şı olmak diye konması. ondan. sürekli olarak değişen koşulla­ rın getirdiği tezler. terk edilemez ulusallık diye alıp dışardan (Ba­ tıdan) gelecek her şeye karşı onu savunmak biçimidir. İkincisiyse yurtta sadece halkın yarattığını (folklor) ulu­ sun malı kültür sayıp onu olmuş bitmiş. antitezler ve sentezler vardır. doğru dürüst lâflar ederken. özellikle Arap ve Acem’den) gelen her şeye karşı sa­ vunmak biçimidir. Bir de. onlara. arındırmalara gerek var. paldır küldür saçmalamaya başlıyoruz. Türk kültür çevresinde ulusallık iki biçimde ele alınır durur. bunlar­ dan birisi geleneksel kültür birikimini tek başına. Hadi isterseniz. ulusallık konusunu tartışırken de. yanılgı­ ların üzerine yaslandığı geleneksel diyebileceğimiz ha­ reket noktaları yanlış ilkeler var. tartışma ve açık oturumlar tam da ‘ilerici’ aydınların işin içine adamakıllı girdiğini gösterdiğinden benim için daha önemli. değişmez ve terk edilemez aşama­ lar söz konusu olamaz. terk edilemez ulusallık diye alıp dışardan (doğu­ dan. onlardan başlayalım.

kendince ilerici geçinenlerde de önemli yanılgılara yol açabiliyor. b/ Kendinden sonraki prole­ ter kültürle. hem de nerede. tek başına ‘sı­ nıfsal’ bir proleter kültüründen söz edebiliyorlar. üretim ilişkilerinin değişmesi sonucunda burjuva toplumu çıkmış gelmiş. gelmesiyle. klâsik edebiyat herkesin edebi­ yatı. yöneticiler öteki vatandaşlar karşısın­ da yasal yönden eşit vatandaşlar oluyorlarsa. kültürün de karşıtların zıtlığı ve birliği yasasına uy­ gun geliştiği düşüncesini bir yana bırakıp.I düzeyde ele alınması. üretim güçlerinin geliş­ mesi. klâsik mutfak herkesin mutfağı sayılıyor. onun aleyhine bir karşıt­ lık ilişkisi içinde bulunur. kendi aleyhine bir karşıtlık ilişkisi içinde bu­ 103 . en az ümmet kültürünü ulusal kül­ tür diye hâlâ günümüzün geçerli kültürü saymak kadar yanlış ve dogmatik bir tutum olduğu muhakkak! Ulusal kültür demek. Toplumbilimsel ulus aşaması. kültür de böyle ulusallaşıyor. Ama her tez antitezini beraberinde taşır. a/ Ken­ dinden önceki feodal kültürle. bilimsel anlamda toplumların burjuva egemenliğine ulaştıkları yer oluyor. toplumların toplumbilimsel ola­ rak ‘ulus’ aşamasında ulaştıkları kültür bileşimi demek. bir ulus ünitesi içinde! Böyle bir tutumun ileri­ cilik filân olmayıp. Bu anlamda ulusal kültür. eski aris­ tokrasinin kültür değerleri de demokratikleştirilip top­ lumun yaygın kültür değerleri arasına giriyorlar: Klâsik müzik herkesin müziği. feodal toplumun içinden bakıyorsun. ikili bir karşıtlık ilişkisi içindedir. Burjuva demok­ ratik devrimi. Ekonomi nasıl artık kapalı değil de. üstyapısal kurumları da. ulusal sınır içinde­ ki açık bir pazara (sonraları sömürgelere de) üretim ya­ pıyorsa. kendinden önceki her şeyi demokratikleş­ tirmesiyle ünlü. Nasıl padişah ya da kral artık ‘tanrısal’ olmaktan çıkıp. bu arada kültürü de değiştirip kendine uyduruyor. Her şeyin olduğu gi­ bi.

lunur. Bunu önlemenin çaresi ise. (bir sanayi aşaması. aydınları iğdiş etmek­ tir: Sızdığı ülkede. emperyalizm kendi kültürünü o ül­ kenin aydınlarına benimsetti mi. ne kadar sömürüîürse sömürülsün. (Han­ gi Sağ) Bu kültürün oluşması emperyalist sistemin istek­ leri ve planlan içindedir. ya­ şama biçimi de. tıpkı onun gibi komprador bir kül­ tür de oiuşur. ‘komprador’ ilerici. Şimdi geldi sıra bizim kültürümüze! (16 Nisan 1978) 2 İKİ T U T U M D A YA N LIŞ ! Handiyse yirmi yıldır. Aydının ‘kompradorlaştırılması’ başka işe yarıyor: Sömürülen ülkede. kendi başına ayağa kalkamayacağı top­ lumsal olarak kanıtlanmış: Ancak aydınlarla güçbirliği yaparsa. nasıl komprador bir burjuvazi oluşursa. halkla aydın­ 104 . sömürüye direnecek olan genellikle halktır. Daha önce değinmiştik sanıyorum. tamam. sömürücü komprador burjuvazi olunca. ne demek! Anlatayım: Türk toplumu gibi. demokratik devrim hareketlerine kalkışabi­ liyor. Al bakalım bir lâf daha. tek tek ne birisi ne ötekisidir. geçmiş kültür mirasımızı ‘komp­ rador’ ilericilere karşı savunmaktayım. Sistem ne derse onu yapar. Bu toplumsal yığının. Komprador burjuvazisi. Ulusal kültür bu karşıtlıkların bütünüdür. kolay kolay düşünülemeyeceğine göre) köylülüktür. giderek bağlandığı üikeninkiyle özdeş­ leşir. emperyalizmin etkisine girmiş toplumlarda. nasıl komprador bir ekonomi. çıkar­ larıyla sisteme bağlıdır.

kül­ türel düzeyde başka bir kültürün (Batılı emperyalist kül­ türün) adamı. bu anlamda yurttaki çoğu Hıristiyan ya da Musevi olan azınlıklardan seçilmiş komprador bur­ juvazisiyle uyumlu. kendi aralarında çelişik. ülke ulusal bir üre­ tim süreci yaşayamıyor ki. eğer dışardan gelen yabancı kültür aynı nitelikte bir kül­ tür olsa. Olmuyor da. bunun adma ilericilik adı verilir. nitekim Haçlılar döneminde böyle bir kültür çatışması olmuş. güm­ rük düzenini. ulusal burjuvazinin doğuşu ama. buna folklorla. her ikisi de ümmet kültürünün öğeleri bunlar. batılı kültür de egemen olamamış. yâni Hıristiyan ya da Musevi bir dinsel feodal kültür olsa. Üç yüz yıldır Batı Türkleri’nin yaşadıkları dram iş­ te budur. artık uluslaşmış ülkelerin ulusal kültür­ leri emperyalist sınıfsal yabancı kültürü olarak geliyor. sorun yok. Jöntürkler’den bu yana. Hiç olabilse. Bunun ilacı elbet­ te. eşdeğerli karşıtlar halinde çatı­ şacaklar. Türk aydınının ilericisi. fakat bu de­ fa durum farklı. böylece sömürü düzeni bütünleşir. Daha da iyisi. dışardan yabancı ulusların sömürü örgütü halinde gelen emperyalist kültür. üretim düzenini bozan hep o. aydınlar. tehlikeli önderlik önlenmiş olur. yurtiçinde karşısında eşdeğerli rakip bulamıyor. doğulu kültür hiç de tutsak düşmemiş bundan. o olunca ne görüyoruz. ya folklorla karşılaşıyor. ya feodal dinsel kültürle. üç yüz yıldır bütün kültür kalelerimizi birer birer ‘Batılı’ emperyalist kültüre teslim eder miy­ 105 . ya da dinsel kültürle karşı koyabilmek olmayası bir şey. ama ümmet kültürü sistemi içinde tutarlı.ların arası açılır. halkıyla çelişkili. komprador burjuvazisiyle aynı yaşa­ ma biçimini paylaştıklarından. toprak düzenini bozan aslın­ da emperyalizmin yurda girişi: Ticaret düzenini. burjuva kültü­ rüne karşıt.

Türkiye. emperyalizmin üretim düzeni. Çare. baş ede­ mez. İki düzeyde çuvallıyor: a/ Üç yüz yıldır ilericiliği komprador kültürünü be­ nimsemek sanmış. ondan hayır umuyorlar. katkısını yapacaktır. Bu tür ay­ dınlar ilericiler arasında da var. öbür yandan ilericilik diye komprador kültürünü savunmu­ yorlar mı? Bunların gözünde ulusallaşmak Türkiye’yi geçmişinden ayrı. sorunu çağdaş bir çözüme ulaştıracak yerde. ulusal kültürün yaratılması. İşte ‘ilerici’ Türk aydınının çuvalladığı yer burası. ya çok zor bulabiliyorlar.dik? Ümmet kültürü feodal dönemin kültürüdür. gericiler arasında da. İç ve kapa­ lı halk topluluklarının özünü bozmaması için dayanak olabilir belki ama. sonra kaybolur. Hâlâ daha nice sosyalist bildiklerimiz bir yandan komprador ekonomisine karşı çıkıyor. b/ İlericilik diye sunulan komprador kültürün ne tür­ lü bir tuzak olduğunu anlamış olanların büyük çoğun­ luğu ise. Her iki tutum dâ yanlış. Sömürgeleşmiş Asya ve Afrika halkları. içindeki çelişkiler demetiyle. Osmanlı’nın bizzat kendisinin bu kültürel yozlaşmayı başımıza belâ ettiğini unutmuş görünüyor. folk­ lorlarım ya hiç bulamıyorlar. yoksa Osmanlı. ekonomik olarak tutsak yaşadıkça. ulusal burjuvazisini doğuramıyor^ doğuramadıkça da kültürde ulusallık çağını yaşayamıyor. 106 . giderek toplum düzenini altüst etmesine değgin sürer bu. Yunan/Latin kökeni üzerinde koz­ mopolit bir kültür uydusu haline getirmekten farksız. ama tek başına yabancı ulusal kültürü durduramaz. Folklorun zaten o kadar da şansı yok. burju­ va (ulus) dönemi kültürü içinde gerileyen öğe olarak el­ bet karşıtlığını sürdürecek. duygusal diyebileceğim bir tepkiyle bu defa geçmişe sı­ ğmıyorlar. Varsa Osmanlı.

Biliyorsunuz. bütün halk yığınlarının yaratacağı ulusal kültürle kar­ şı çıkılır ki. feodal kültürden hız alıp proleter kültüre yönelen bir sentezdir. yutan da bulunur bu dol­ mayı. İngiiizlerin M ustafa Kemal’i ortadan kaldırmak için. ezilen ve sömürülen yığınlarla bütünleşmiş aydınlarca yaratılır. Çoğu. Aslında halk tarafından yaratılır demektir bu. solcusu da! Hele şu son otuz yılın işbirlikçi yönetimlerinde açıkça ya da el altından. sağcısı da karşı. ulusal burjuvazinin eko­ nomik olarak güçlenemediği yerlerde ve hallerde. ‘yüksek’ uzmanlıklarını bilinmez han­ gi kaynaklı Amerikan burslarıyla Amerikan üniversite­ lerinde yapmış bu yiğitler. İşin tuhafı. M ustafa Sagir diye özel suikastçı bir ajan yolladıkları­ nı unuturlar da. Devlet-i Aliyye’yi kurtarmak için. 107 . şimdi ona karşı olmak basbaya­ ğı moda. dönüp dolaşıp Kemal Paşa’ya da­ yanıyor. Buna ulusal burjuvaziyle birlikte. bü­ tün ümitlerini ‘İngiltere devlet-i fehimelerine’ bağla­ mış Damat Ferid’le Halife Vahdettin’in yerine onu koy­ maya kalkışırlar. yabancıdır. Kuva-yı Milliye Ankarası’na. bu kültür. (17 Nisan 1978) 3 Y O Z L A Ş M A Y I B A Ş LA TA N ‘H A LİF E LE R ’ D EĞ İL Mİ? Ulusallık tartışması. bayı­ lıyorum. Mustafa Kemal’in ‘Ba­ tı’ emperyalizmiyle ilişkilerini aramaları yok mu. komprador kültü­ rüdür. emper­ yalizmin yaratacağı çelişkilerden yararlanarak.Komprador burjuvazisinin kültürü. iktidarlarla çalışmış o aslanların.

13 Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı ad­ lı eserinde bakın ne yazıyor: Kınm muharebesinden sonra ve muharebenin getirdiği yenilik. Bunun milletçe çok zararlarını çektik. onu savunmaya kalkı­ şanların yanlış adamlar olmasıdır.. Binlerce liralık sermayedara sahip memleketimiz genellikle sefalet için­ de kaldı. yüz­ de beş yüz zarara uğradı. Halife-yi 108 . Avrupalılarla daha yakın temasımız so­ nucu Türk usulü yaşamış olan halkımızın yiyecek. gi­ yeceklerinde. doğrudan doğruya Avrupa fabrika­ larına ısmarlanmaya başlandı. Zanaat ve ticaret hususunda İslâm ahali. Zavallı halkımız bundan son­ ra emile emile bir iskelet haline geldi.” Sultan Hamit dediği.. onun başlat­ madığını. çocuklannınkine varıncaya kadar Paris Büyükelçisi Tahsin Paşa vasıtasıyla Avrupa’dan getirtirdi.. (.. Her çeşit süs eş­ yası dışardan oluk gibi akmaya başladı ve hele 1272 ve 1273 (1856-1857) tarihlerinde yapılan saray düğünle­ ri için lüzumlu görülen ipekli kumaşlar ve dış ülkeler­ de yapılan eşyalar.” Bir de Niyazi Ahmet’in verdiği bilgiyi görelim: “ Sa­ raya lâzım olan eşya. Bu ısmarlanan eşya dolayısıyla da Fethi Paşa’ya ‘Bezirgan Paşa’ adı ve­ rilmişti. Bundan sonra da yerli kumaşlar günden güne itibardan düştü. sağdan da sol­ dan da karşı çıkılan Batıcı yabancılaşmayı.Mustafa Kemal’in talihsizliği. evlerinin düzeninde büyük değişiklikler doğurmuştu. Zamanın padişahından milletin fertlerine kadar herkes ziynete ve gösterişe düştü. tam tersine Osmanlı’nın başlattığını kim bil­ miyor? Hadi bir örnekle keyiflenelim! Balıkhane Nazır-ı esbakı Ali Rıza Bey.) Sultan Hamit bütün giyim eşyasını. Tophane Müşiri Fethi Paşa’nın aracılığıyla Fransız tebaasından meşhur Krenpler eliy­ le Avrupa fabrikalarına ısmarlanırdı. Yoksa.

hiç sanmıyorum. biraz da Fransa. pe­ 109 . ‘İn­ giliz’ Kamil Paşa’nın sadaretidir. gelenler Hıristiyan diye gel­ miyor da ondan. herif Alaman diye. sen Türk diye karşı çıkmazsan hapı yuttuğunun resmi­ dir. sömürgelerinde­ ki Müslüman halkları kışkırtmak için bunun Wilhelmstrasse tarafından (Alman Dışişleri Bakanlığı) Abdülhamid’e telkin edilmiş bir oyun olduğunu öğrenirsi­ niz. Osmanlı mülkünü Alaman İmparatoru Wilhelm’e peşkeş çeken o değil midir? Halifeliğini kendisinden ön­ ceki padişahlardan farklı olarak fazlaca ön plana çıkar­ ması. Müslümanlığa düşkünlüğünden miydi dersiniz. gitti Osmanlı mülkü elden diye! Ama o kadar da gitmemiş canım. Jöntürk iktidarının ilk zamanları. O sıralarda İstan­ bul’daki Alman sefaretinin yazdığı raporları okumalı. Şimdiki çiçeği burnunda Osmanlıcıların Mustafa Kemal’in sırtına yüklemeye kalkıştıkları Batı taklitçili­ ğinin kökeni. Jöntürkler’i Abdülhamid’in başına musallat eden İngiltere ile İtalya’dır. herifler kan ağlıyor. fazlaca Alman yanlısı göründü­ ğünden yaparlar. O tarihten sonra Osmanh’nın dış politikası tamamıyla Alman rayına girmiştir artık. bildiğiniz gibi Enver Paşa Babıali baskını adı verilen uyduruk bir hükümet darbesi ile iktidarı ele geçirir. Almanların intikamını almış olur. İngiliz İm­ paratorluğunu güç duruma düşürmek. ama bunu ‘mumaileyh’ fazla Müslüman olduğundan yapmazlar. açıverin Alman belgelerini. Osrnanhnm son iki yüz yılına damgasını basmıştır be! Hadi bir örnek daha! Meraklısı bilir. İngiliz diye geldi mi. imparatorluk batıncaya kadar. Acaba o güçlü ve köklü ümmet toplumunun Müslüman kültürü bu çok yönlü etkilere neden direnememiş? Nedeni açık.Rü-yi Zemin Abdülhamit değil mi? Ta kendisi! Sorarım size. O yüzden Kutsal Cihad ilân eden Osmanlı batar.

. Başka arkadaşlarla da bunları konuşuyoruz. Türk diye direnen ve karşı çıkan M usta­ fa Kemal davayı kazanır. gerçekte Mustafa Kemal’in devrim­ ciliğini değil. 12 Mart Muhtırası’nda sözü edilen ‘devrim yasaları’m diline dolamış. bunu böyle görmek ve böyle savunmak. Geçenlerde -kendine özgü köylü alaycılığıylaSüleyman Demirel. bu ‘Atatürk devrimleri’ lâfına takı­ lıyorum. Jehuda L. onlardan hoş­ lanmadıklarını belli edermiş. Atatürk devrimlerinin günümüzdeki durumunu sor­ muş! Bir kere ben. nihayet merakımı giderdim. sorun 110 .rişan olur da. İKTİDARIN YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ İSE. Bu arada o Babıali baskınında Yakup Cemil’ce vurul­ duğu söylenen Harbiye Nazırı Nâzım Paşa’mn niye öl­ dürüldüğünü hep merak ederdim. bir tarihten sonra bu devrimciliğin indir­ gendiği komikliği savunmaktır. bunların kıyafet ka­ nunu. Şule’nin mektubuna ne tarafından baksan geç cevap ver­ miş olacağım. şapka kanunu gibi birtakım ya­ salar olduğuna işaret etmişti. Peki bunlar mı Atatürk Devrimleri? Ben hiç sanmıyorum.. alfabe kanunu. (18 N isa n 1978) 4 DEVRİM. bir ‘resmi’ Alaman raporu­ na göre bu Nâzım Paşa meğerse Türkiye’deki Alaman askeri misyonlarına hiç iyi davranmaz. Waliach’ın Bir Askeri Yardımın Anatomisi adlı kitabmı okurken. Zavallı Yakup Cemil. onu vurmakla Allah bilir memlekete hizmet ettiğini de san­ mıştır.

Bunun sonucunda. Atatürk devrimleri yoktur. yönetimin teokratik olmaktan çıkıp demokratik. böyle üstyapısal kül­ tür öykünmelerini savunan bir lideri.hep aynı: Mustafa Kemal.” İşte bu. vatandaşları yasa­ lar karşısında eşit. yapısal olarak değiştirip hukuk düzeyinde halka aktarmıştır. Mustafa Kemal Paşa Türk toplumunu ümmet toplu­ mu olmaktan çıkarıp ulusal bir toplum aşamasına getir­ meyi amaçladığı için devrimciydi. egemenliği önce kong­ relerde. Asıl Atatürk devrimi. devrimi dönüşüm anlayan bir kafa. nasıl has devrim­ ci diye savunabilir? Sanıyorum sorunun püf noktası buradadır. devletin dinden ayrıldığı. galiba şöyle diyeceksiniz: Ana­ dolu ihtilâli. toplumsal ve ekonomik açıdan baktınız mı. Atatürk’ün öncülüğünde yapılmış ulusal demokratik bir halk devrimi vardır. bu böyle. hani o Büyük Millet Meclisi’nin duvarında koskocaman yazılı olan söz var­ dır ya. liberal kapitalist. Türki­ ye’nin feodal ümmet toplumundan burjuva millet toplumuna geçişidir denilebilir. Tanzimat’tan beri içine yuvarlandığımız yozlaşmanın evc-i bâlâsını oluşturmaz mı? O zaman. eh pek gerçekleşmemiş de sayamazsınız. şimdilerde var­ dığımız aşamaya soğukkanlılıkla bakarsanız. ne şapka giymiş olmamızdadır. daha sonra ise Meclis’te yoğunlaştırmakla bu ııı . Bu devrimin toplumbilimsel açıklaması. M ustafa Kemal Paşa’mn öncülük ettiği devrim budur. giderek iâik ve liberal olması yok mudur. Siyasal düzeyde bir açıkla­ ma denemek isterseniz. ondadır işte: “ Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulu­ sundur. ne Latin harfleriyle yazmamızda. daha önce padişahın halifelik sıfatı dola­ yısıyla da Tanrı’dan aldığım söylediği iktidarı. bir biçim Batıcılığının gerçek­ leştiricisiyse. Ta­ rihsel. çağdaş bir demokrasiye ulaşılmak gerekiyordu ki.

Terör Dönemi diye bir döne­ mi olan devrim o demokratik devrim değil midir? Sorunu böyle gerçek yerine oturttunuz mu. tam tersine komprador niteliklerle dışa bağlı olarak oluştuğu bir toplumsal or­ tamda. o bu devrimi burjuvazi­ nin organik olarak oluşamadığı. Mustafa Kemal’i zalimlikle. birbirlerine diş gıcırdatmaktadır. o kadar iki ayrı ulus olmuştur ki bu iki vilayet. İlk hedefinin hem sınıfsal dayanağı olacak burjuvaziyi yaratmak olması. aynı dine inanmış. üstelik ikisi de Arap. kendi arasında bile uyuşamamakta. hem de -benzer bütün devrimlerde olageldiği gibi. Arap ülkelerinin bu Türkiye ile bir organik bütünleşmeye gireceklerini sanır mısınız? Olmayacak şey! Bizim Şam vilayeti Suriye. Ulus gerçeğinin.devrimciliğinde Fransız Devrimi çizgisini izlediğini gös­ termiş oluyordu. şu içinde yaşadığımız toplumu kurmak olduğu 112 . Amacın. ona üm­ met toplumu açısından saldıranların kanatları düşer. Şu farkla ki. ümmet gerçeğinden çağımızda çok da­ ha baskın olduğuna bundan iyi kanıt mı istersiniz? Kim ki M ustafa Kemal öncülüğünde Anadolu’da gerçekleştirilmiş devrimi değerlendirmek istiyor. ikisi de Müslüman.liberalleşme ve demokratik­ leşme konağına ulaşmadan önce işi hayli sıkı tutması anlaşılmayacak bir iş değil. ya da adam asıp kesmekle suçlayanlar hele Fransız Devrimi’ne bir göz atıversinler. Bağdat vilayeti Irak ol­ muştur. ikisi de Baasçı olduğu halde. Uluslaşmış bir toplumun ümmet ölçütlerine (kriter) dönmesi olasılığı yoktur ki! Sözgelişi siz bugün Türki­ ye’yi halifesi başında bir şeriat toplumu haline getirseniz. önce onu devrimler sıralamasındaki sınıfsal yerine koyacak. bizden de fazla Müslüman geçindik­ leri halde. bırakın halifesi başındaki yeni bir Osmanlı toplumuyla organik bütünleşmesini. tarihsel bir blok aracılığıyla somutlaştırmaya ça­ lışıyordu.

kapitalist ve burjuva libe­ ral bir cumhuriyeti amaçladığına hiç kuşku yoktur ve bu amaç. Ya ondan proleter bir devrimin liderliğini bekleyip bulamayanlar? İsterseniz onu konuşalım.. Belki daha radika­ lini arzu ederdi o. 113 . te­ peden inme. hâttâ yığınsal katkıyla gerçekleştirilecek devrimler. yarı sömürge bir ümmet toplumunun hüküm sürdüğü bir aşamada zehir gibi dev­ rimciliktir.. yine biz bize söyleşeceğiz ya. OLUŞMAMIŞ İSE. Efendim. konu biraz soyut konuşmayı gerektiriyor. yoooo merak etmeyin o bazı yazarlarımızın ustası olduk­ ları önü ilikli bilimsel yazılardan birini döşenmeyece­ ğim.. gerçek amaçlarına ulaşamazlar. ekonomik düzeyde. birçok hallerde bu geçiş dönemlerinin merkeziyetçi bürokrasi diktalarına dönüştüğünü gö­ rürler. ama soru­ na böyle yaklaşmaktan başka çare göremiyorum. feodal. (19 N isan 1978) 5 ADINA DEVRİM YAPILAN ‘SINIF’. uzunca geçiş dönemleri yaşar.. ama çok partili. Bilmem biraz fazlaca kuramsal mı kaçacak. diyeceğim şu: Bir toplumun ulaştığı gelişme aşaması. soldaki hızlılarımız ne kadar burun kıvırırlarsa kı­ vırsınlar.Mustafa Kemal’in sözleriyle sabittir. hiç kuşkusuz bağımsız olmasını ister­ di. teokratik. çoğulcu. siyasal düzeyde gerçekleş­ tirmek istediği tasarıların temelini oluşturmamışsa.

hadi şimdi biraz daha söyleşi havamıza çevirelim. anhası minhası bu aşamaya ulaşır ama. Elimizde bir toplum. sosyalizm bir endüstri toplumunda (yâni proletaryası oluşmuş ve gelişmiş bir toplumda). yarı feodal bir toplumu önce sanayileş­ tirmek. ama feodal bir ümmet toplumu henüz. bir işçiler şûrası devleti kurulur. çarın kudreti handiyse tartışılmaz. endüstri sonrası için tasarlanmış bir öğre­ tidir diye. İşte bu Rus­ ya on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden başlayarak demokratik bir devrimin sancılarını çeker durur. hâlâ Sovyet toplumunun bir endüstri toplumu olduğunu söyleye­ bilmek son derece güçtür. belli başlı birkaç şehrinde de biraz sanayi. yâni dayanacağı toplumsal sınıfı yaratmak yü­ kümlülüğü ve zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyor. Sosyal Demokrat Partisi’nin Bolşevik kanadı Lenin’in ustaca yönetimi ve fırsatları iyi değerlendirmesi sayesin­ de iktidarı ele' geçirir. Hep yazıp söylüyorum. ticaret bur­ juvazisi ufak ufak oluşmaya başlamış. toplum o aşamada olmayınca bu defa sos­ yalist iktidar. o zamana kadar da iktidara bu sınıf adına onun partisi olduğunu iddia eden bürokratlar sahip oluyor. böylelikle ne olur. diyelim ki Çarlık Rusyası. yabancı sermayenin. Bunun Rusya’yı Stalinciliğe ve çağımızın en ağır diktaların­ dan birisine getirdiğini bilmeyen kalmadı. bü­ yük devletten sayılıyor. proletaryanın henüz Rusya gibi son derece geniş bir ülkede ulaşması gereken büyük orana ulaşamamış olmasına rağmen. dolayısıyla biraz da işçi var. olağan gelişmesi liberal burjuva bir kapitalist toplum aşaması­ na ulaşmasıdır. Hıristiyanlık ağır basıyor. arazisinin ucu bucağı görünmez.Gördünüz mü yine de cafcaflı bir tanımlama oldu bu. Sovyetler Birliği’nin bir en114 . bu arada Batılı emperyalizmin bu ülkeye sızmış olduğunu da unutmayalım. Ha.

ulusal burjuvazi sanayileşme atılımını çoktan gerçekleştirecek. Türkiye. askerli polisli bir bürokrasinin dikta­ sı duruma el koymuştur.. bunların bü­ tününden oluşan bir tarihsel bloka dayanarak gerçek­ leştirdiler. hemen de demokratik bir devrimin olağan mesnedi olacak burjuvaziyi yaratmaya kalkıştılar. Nasıl Rusya bu işe kalkışırken gerçek anlam­ da bir proletaryaya dayanmıyorduysa. sivil ve asker bürokrasiye. kısmen de onlara katılan sivil ve asker bürokratlardan oluşmuş bir tarih­ sel blokla gerçekleştirdiler. demokratik devrimlerini aydınlara. epeyce de saldırgan savaşların ve işgallerin iti­ şiyle gerçekleştirilmiş devrimlerdir bunlar. Mustafa Kemal önderliğinde demokratik devrimini yapmaya heveslenmiştir.diistri gücü olduğunu söyleyebilmek çok kolay olduğu halde. 115 . Türkler ise. Türkiye’de bürokrasi ile yavaş yavaş geliş­ mekte olan burjuvazinin iktidar çekişmesi son otuz yı­ lın en ilginç olayıdır. tıpkı Rusların Lenin’in önderliğinde sosyalist devrimini yapmaya özen­ mesi gibi. bu arada sağlıklı yoldan oluşmuş proletarya. kıs­ men liberal aydınlar. nesnel devrim koşullarının tam anlamında oluş­ madan. Belki Türk ekonomisi yeniden em­ peryalist sistemin denetimine verilmemiş olsaydı. dayanak oluşturacak toplumsal sınıf güç­ lü olmadığından. eşrafa ve tabii olarak halka. Türkiye de bu işe kalkıştığı sırada gerçek anlamda bir burjuvaziye da­ yanmıyordu. hemen de devrimlerine da­ yanak olacak proletaryayı yaratmaya kalkıştılar. sosyalizmi tarihsel olarak ve sapasağlam gündeme getirecekti. kısmen işçiler.. ikisinde de geçiş dönemi derhal özgürlükçü demokratik özellikle­ rini yitirmiş. İki­ si de. Ruslar devrimlerini kısmen köylüler. Rusya’da işçi sınıfı adına rejimi hâlâ parti bürokra­ sisi yönetir.

onu bana değil Zekeriya SertePe soracak­ sınız. Uygurlar da zaten Site uygarlığı aşamasına ermiş. doğru. Diyeceksiniz ki iyi kötü daha bir sanayileşirdik. baş­ ka deyimle göçebelikten kurtulabilmiş ilginç Türk boy­ larından biridir. kalkıp Medeni Kanunu İsviçre’den. eğer Türk alfabe değiştirmekle yozla­ şıyorsa. Demek ki Türk’ün Arap alfabelerini benimsemesi İslâmlıkla bera­ ber olmuş bir şey. alfabelerini de yaratmışlardır. alfabeyi Latinlerden almanın âlemi var mıydı? Bu itiraza dört başı bayındır karşılık verebilmek için. neden orada kalmamış da buraya gelmiş acaba? (20 N isan 1978) 6 ÖZGÜN BİLEŞİMİ YAPABİLMEK Gelelim o itiraza! İyi ama canım. daha o zaman yozlaşmış gitmiş arkadaş! . yüz­ yıllarca sürdüregelmiş olduğumuz uygarlığımız ortada durur iken. ister misiniz biraz eskileri karıştıralım? Arap alfa­ besi bildiğiniz üzere Türklerin ilk alfabesi değildir. kılık kı­ yafeti Avrupa’dan. yan­ lış bilmiyorsam Orhun yazıtlarım Uygurca yazmışızdır. belki adı sos­ yalist olacaktı bunun. Azerbaycan ya da Gürcistan kadar! Burası ile orasının farkını merak ediyorsanız.Kıssadan ne hisse mi çıkacak? Şu: Bazı solcuların he­ ves ettiği gibi Mustafa Kemal devrimini sosyalist bir devrime dönüştürmeye kalkışsaydı yine de merkeziyet­ çi bir bürokrasi diktası yaşayacaktık ama. demokrasi değil. memleketi kurtardıktan sonra.

tanımlamada etkileyici olamaz. composant’lar ne olursa ol­ sun. Türk/Arap/İran/ Bizans potasında eritilip kaynaştırılması. kökeni Mezopotamya uygarlığına kadar uzanan bir uygarlık birikiminin. bazıla­ rının savundukları gibi İran/Arap öğelerinden de ibaret değildir. o ki bu özgün bileşime varılmıştır. minyatürü İran­ lılardan. hem de övünülecek kadar değerli­ dir). gerçekte onun­ cu yüzyıldan bu yana bu topraklar üzerinde yaşayan halkların çeşitli kültür öğelerini kaynaştırarak ve çatış­ tırarak gerçekleştirdiği bir bileşimdir. herhalde Türk Mimarisi dediğimiz nesne­ yi de Orta Asya’dan beygir terkisinde getirmedik. bunu 117 . Osmanlı. Ta­ mam mı? Daha size bin şey sayabilirim. onu oluşturan toplumun adıyla anılır. hem muktesebatımızdır. ya nedir. gaz diye de­ ğil sıvı diye tanımlanırsa. Müslümanlığı Araplardan. mimari ve toprak düzenini Bizanslılardan al­ mış olabilir. Bu bir. kaybediyoruz diye yerindiğimiz şey. Çoğumuzun muktesebatımız diye övündüğümüz (doğrudur. ne gocunacak yanı. Cumhuriyet’ten sonra.Bırak alfabeyi! Şu cafcaflı cafcaflı Türk Sanat Mu­ sikisi dediğimiz musiki Orta Asya’dan alıp geldiğimiz bir musiki midir? Rivayet muhtelif: Küçük Asya ve çev­ resinde bu musikinin Ermeni/Bizans kökenli olduğu id­ diası yaygın! Göçebe bir halk halinde Türkiye’ye aktı­ ğımıza göre. bazılarının kandırmak ve inandırmak iste­ dikleri gibi sadece Türk/İslâm öğelerini içermez. özgür bir bi­ leşim çıkartılmasıdır. Öyle bir bileşim­ dir ki hem. su nasıl oksijen ve hidrojen diye iki gazdan oluşmuştur da. şunu şuradan. bunun ne ayıbı vardır. şu ya da bu uygarlık composant’larında oluşmuş özgün bir uygarlık. önemli olan alınanlardan Osmanlı damgasının basıldı­ ğı özgün bir bileşimin çıkarılıp çıkarılmadığıdır.

Demek ki. aynı etkiyi kadın­ lar üzerinde göstermedi mi? Kadınların serbestleşmesi­ nin. evvelden nasıl bileşim yapmış isek. Hıristiyanlara ben­ zemeyiz. siz bakın bileşim yapa­ bilmiş miyiz yapamamış mıyız? Yapabilmiş isek. Mustafa Kemal anam ba­ bam töresi gitseydi. sadece sanayileşmeye heves etseydi. sakallı tıraş­ lı mı yaşarlardı sanıyorsunuz? Çok değil üç yüzyıl ön­ ce Batılı toplumda erkek değme kadın kadar süslü püs­ lü. giyim kuşamının gittikçe hafifletilmesinin de geliş­ mesi sanayi toplumunun gelişmesine paraleldir. sanayileşmeden bile bal gibi olduk. Evvelden de almış idik. ne sanıyor? Mustafa Kemal. ne gam. Batılı insanlar oldum ola­ sı saçı kesik. dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine bugün bulunduğu­ muz yer olacaktı. Bir kere. Sanayileşmenin doğu­ şu. öyle mi? Yahu kaç kere söyleyeceğiz. Siz. istese de artık eski yaşa­ ma biçimini sürdüremez. dantelli. üstyapısal dediğimiz deği­ şikliklere kalkışmasaydı da. öyle olmazdık deme. üstelik son derece 118 . İkincisi biraz daha alengirli bir nokta! Eski uygarlığı. bunun getirdiği hayat biçimidir onu bu hale koyan. kadınların sanayiye girmesi. onun benimsettiği gelenek göreneği korumak isteyenler. mille­ te zorla şapka giydirmeseydi. o ki bir ülke endüstri aşamasına ulaşmıştır. saçlarını kestirmeseydi. saba­ hın köründe fabrika ya da yazıhane yollarına düşüren. kadınların başını açmasa. (Sen sus. düdük gibi pantolonlar içinde. yine yapıyoruz demektir.buradan almışız. hiç önemi yok. yaygınlaşışı. bu bir. sakın biz Müslümanız. saçını kestirip. İkincisi Hıristiyan toplumu ol­ mayan ama sanayileşmeyi başarmış. görene­ ği geleneği altyapısal ilişkiler belirler diye. kokulu bir yaratıktı. kılığını basitleştiren. Dahası. eski görenek ve gelenek sürüp gidecekti. milli mücadeleden sonra.

zaten Milli Mücadele esnasında Bolşevik Ruslar­ la teşrik-i mesai etmesi bir tesadüf müdür sanırsınız? Lâikliği ilân ve halifeyi yurtdışına sürgün etmesi. soldan Atatürk aleyhtarıdır. onun nasıl Hıristiyan ve Bolşevik temayüller taşıdığının kat’i 119 . sonra etkisizleştirmiştir.. bu birikimin önde gidenlerini önce böl­ müş. o tarihte pekâlâ sosyalist bir birikim oluşuyordu. teknolojinin gündelik hayata girmesi ne hale getirmiş acaba onları? Japonun kadını da erkeği de.) Ötekisi gelmiş asıp kesiyor: — Birader senin bu Mus­ tafa Kemal merakını anlayamadık gitti. acaba Batılı endüstri ülkelerininkinden farklı mı? Hiç de değil.tutucu Japon toplumuna hele bir göz atıver. (Bu.. Mustafa Kemal Osmanlı mülkünün olanca muktesebatını çarçur eden. zira Enver Paşa’yı Rusların destek­ leyeceği anlaşılmıştı. biz neyin tartışmasını yapıyoruz Allah aş­ kına! (21 N isan 1978) 7 DURUMU YENİ KOŞULLARA GÖRE DEĞERLENDİRMEK Biri gelmiş şöyle atıp tutuyor: — Mustafa Kemal deyip duruyorsun. ülkenin ahlâk ve maneviyatını ortadan kaldıran bir zın­ dıktır. ne de Yunanı yenebilir­ di.) O halde. köyü de. Hem zaten İngilizler ol­ masaydı. Bolşevik Rusya meydana çıkınca İngiltere Mustafa Kerçal’i destekledi. şehri de. fakat M ustafa Kemal ne yapıp etmiş. ne iktidar olabilirdi. tahmin edeceğiniz üzere. bu adam 1919/20 yıllarında Türkiye’deki solcu hareketin başını yiyen adamdır.

Mustafa Kemal şu ya da bu şekilde 1919’dan itibaren Anadolu’da kademe kademe vaziyete hâkim olmuş. solun da Mustafa Kemal’e ba­ kış açısı. Le~ nin’e Almanların destek olduğunu nasıl unutur? Musta­ fa Kemal’e Bolşevikler destek oldu diyen sağcı. mürteci diyerek ehl-i îslâmı sehpalarda sallandırması ne türlü bir adam olduğunu yeterince gösterir. Bu derece büyük ve çalkan­ tılı bir olayın. asıl onu söylemek istiyorum: Türkiye’de sağın da. biraz İngiliz kışkırtması Kürt isyanları nedeniyle. biraz ge­ rici isyanları.) İkisi birbirine karşıt şeyler söylüyor gibi görünü­ yorlar ama. Mustafa Kemal’e İngiliz destek oldu diyen solcu. arkasında ‘gayr-ı memnunlar’ bırakma­ ması olası mı? Cumhuriyet sonrası yıllarının. o kargaşalıkta her birisi kendisine göre bir devrime ya da bir iktidara oynayan çeşitli kişi ve kuruluşları birer bi­ rer haklayarak.delilleridir. bu ‘gayr-ı memnunların’ yakınmalarım açığa vurmalarını engellemiş.. (Bu da. ‘kuyruk acılarına’ dayanıyor.. dini handiyse yasaklaması. Mustafa Kemal aleyhtarlığı sağda da solda da kendisini göstermiştir. çok önemli bir ortaklıkları vardır. nesnel gerçeklere. Memleketin bütün mazisine hakaret etmesi. Açıkça görülen bir şey var. kendi anladığı iktidarı. hayli sıkı bir baskı düzeni içinde geçmesi. sağdan Atatürk aleyhtarıdır. kendi tasarladı­ ğı Cumhuriyet’i kurmuştur. tahmin edeceğiniz üzere. rejim Mustafa Kemal’in ölümünden epeyce sonra onun özlediği ideale yaklaşınca (başka deyişle liberal burjuva demokrasisinin asgari koşulları gerçek­ leşince). tarihsel verilere dayanmıyor. Hıristi­ yan ve Musevi baskısına karşı Müslüman Arapları Sovyetler’in desteklediklerini nasıl unutur? Yeni durumlara eski kuyruk acılarıyla değer biçme dönemini artık aşma120 .

o sözüm ona hızlı Ata­ türkçü takımı yok mu o. Ata­ türkçülük diye bunu handiyse dikta zoruyla ulusa be­ nimsetmeyi iş edinmişlerdir. sindirilmişlerdir. yine de Türkiye Cumhuriyeti’nin bağım­ sızlığını. Yeni bir devlet ortaya çıkmış. birtakım giz­ li iktidar isteklerini Atatürkçülük diye ortaya atıp sağdan soldan beliren bütün demokratik muhalefetleri buna kar­ şı olmak suçlamasıyla sindirmeye kalkışmaları! Bana sorarsanız. ne çağ­ daş uygarlık düzeyi kavramındaki sürekli devrimcilik diyalektiğinin. bunlar ne Mustafa Kemal’in ba­ şını çektiği demokratik devrimin farkındadırlar. şöyle bir kurca­ ladınız mı ne çıkıyor. en büyük Atatürk düşmanları bu sözde ‘hızlı’ Atatürkçülerdir. Bunların özelliği. toprak bütünlüğünü. ormanlarını işletmek. Ben size bir şey diyeyim mi. sağdan soldan Mustafa 121 . asıl onlardır ki Türkiye’yi şimdi pençesinde kıvrandığı em­ peryalist sistemin tutsağı etmişler. yüceliğini ve geleceğini savunmaktadırlar. bunlar sadece. şu: Gerek soldan. İnönü’lü Bayar’lı takım. kıyılarında otel açmak için elin keferesinden izin dilen­ mek gibi utanç verici hallere düşürmüşlerdir. Cumhuriyet’in ilk yılla­ rında o zamanki çağdaş uygarlık düzeyidir diye Batıdan esinlenmiş üstyapısal uygulamalardan kendilerine göre Tanzimatçı bir kozmopolit Batıcılığı çıkarmışlar. İşin tuhafı. öbürleri gibi onu şu ya da bu kuyruk acısıyla yermeleri değil. tam tersine. üstelik yöneticileri­ nin dirayetsizliği yüzünden yeni tehlikelere düşmüştür. Buna rağmen. bu Atatürkçü ge­ çinenlerin baskısı altında bunaltılmış. onu kusur­ suz saymaları.hyız. Sanırım işte burada Mustafa Kemal’e en büyük kötülü­ ğü yapan Mustafa Kemal aleyhtarlarından söz etmek ge­ rekiyor. dediğini dogma yapmaları. buna karşılık. gerek sağdan Atatürk muhalifi geçinenler elli yıldır. Nedeni basit ve açık.

b/ Mustafa Ke­ mal’in anti-em peryalist tavrı. aslında ise Reşit Paşa Tanzimatçısı takımından kurtaramayacağız. Atatürk ve Komünizm adlı kitabında. Solcular.Kemal’e eski kuyruk acılarıyla karşı çıkmak hiçbir şe­ yi çözmez. daha ziyade. Bakın. Şefik Hüsnü’nün bir irdelemesini aktarıyor. halkın bütününü ‘prole­ ter’ saym aya meylediyordu. bu öğ­ reti. Mustafa Kemal’i ulusal demokrat devrim aşamasındaki yerine koymanın. ilginç bir ‘tahlil’ denemesini gözden geçirsek mi? Rasih Huri.) Şimdi. hiçbir şeyi hiçbir yere götürmez. Dr. Şefik Hüsnü’nün ‘Türkiye’nin sınıfsal yapısı’ üzerindeki değerlendirmelerinin ne kadar birbirine yakın olduğunu. Atatürk’ü Anado­ lu’da sınıf mücadelesini reddetmekle. bir yandan o dönem e ilişkin düşüncelerini yazarken. 1920lerde. (22 N isa n 1978) M iR A K LISİ İÇİN NOTLAR 1920’lerde. ‘Marksist gözle’ Anadolu’da durumun ne olduğuna ilişkin. ne solcularımız bilir. bu sonuncuların iç toplum sal çelişkilerinin ikinci dere­ cede b irönem taşıdığını ileri sürüyor. Yoksa daha sittm sene yakamızı bu sözüm ona Ata­ türkçü. hâttâ sınıfların varlığını hiçe saymakla suçlar. Suitan Galiyev'in ‘m azlum milletler’ öğretisine uygundur. ama bunu yaparken iki önem li noktayı gözden kaçırırlar: a / 0 tarihte Anadolu’nun toplum sal yapısı. (Bilindiği gibi. em peryalist ülkelerle ‘mazlum milletler’ arasındaki çatış­ mada. ne şeriat ge­ ri gelir. ne sağcılarımız. bundan sonrası için ne yapmamız gerektiğini doğru dü­ rüst araştırmanın zamanıdır. bir yandan da. ne şûralar hükümeti kurulur. ne demiş: 122 . Mustafa Kemal’i haklı çıkaracak durumdadır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mustafa Kemal Pa­ şa ile İstanbul’daki Türkiye işçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası lide­ ri Dr.

ancak üstya­ pı reformları yapmayı düşünmektedirler. herhangi bir dö­ nüşüme karşı fazla bir tepki gösterm eyecek durumdadır. Kaldı ki. an­ cak proletaryanın ağır basmadığı dönemlerde bu olumsuz/ne­ gatif bir ölçektir. Ancak bu bölge büyük ço­ ğunluğu ile işgal altındadır. 1338). Ancak ko­ nuyu olumlu yönden.000 kadar tahmin ettiği) bu sınai proletaryasından sos­ yal bir devrim yapmak yönünde yararlanamazdı. istiklâl savaşım ız dönem indeki büyük burjuvazi ya ya ­ bancıydı veya o dönem de m em leketi bölmek isteyen gayrim üslüm azınlıklardan İbaretti. Mustafa Kemal Paşa isteseydi de (20. bu proletar­ ya düşman gerilerinde. ulaşım alanında yaptığı grevlerle ve mücadelesiyle. bir sosyal ya­ pı dönüşmesi yapacak sınıfsal nitelikleri yoktur. 123 . Türkiye'deki büyük ziraat ve çiftçilik ile sanayi tesisleri (Ergani hariç) batı bölgesinde ve sahiller bo­ yunca kümelenmiştir. bunların bir ara so­ la yönelir gibi olmaları milli mücadelenin diyalektiği sonucu olmuştur. örneğin Âdana’da. toprak a ta la rın ın ve beylerinin çoğunluğu Anado­ lu ihtilâline karşıydılar. Bu jncelemeye göre. Şefik Hüsnü.".. durum o derece açık değildir. (Dr. Bu yönden köklü sos­ yal bir dönüşüm milli cepheyi peksarsmayabilirdi. işgal altındaki bölgelerde.. hareketin öncülüğünü yapan Müdafaa-i Hukuk derneklerinin kurucuları eşraftan ve asker/sivil aydın kadrodan gelmektedirler. Evet Ana­ dolu halkı o dönemde ‘plastik’ bir durumdadır. 1919 Türkİyesi’nin sınıfsal yönden ilk tahlil denemesini sosyalist lider Dr. zaten elinden geldiği kadar istiklâl savaşımı­ zı destekliyor. işbirlikçiydiler. sosyal anlamda. devrimci potansiyel bu bölgededir. Şefik Hüsnü aynı yıl Kurtuluş dergisinde yapmıştır. yâ ni bu dönüşümün dayanacağı güçler yönünden inçlersek. Proletarya bu bölgede bulunmaktadır. Türkiye ve içtimai inkılâp. yâ n i zaten bu mücadelenin sıncf olarak dışındaydı. Anadolu’da ise ilkel küçük atölyelerde çalışa­ rak savaş gücümüzün devamını sağlıyordu.

Diyarbakır’daki 13. Şefik Hüsnü’ye göre.Dr. Yâni hem etnik ve hem de sosyal rejim bakı­ mından değişik karakterli olan o bölgede. Bu yüzden de kesin bir toprak sorunu bulunmamaktadır. şeyhlerine körü körüne bağlıdır. tefeci. veya ‘devrimci teoriyi bilen çekirdekten’ bir partiden gelebilir­ di. Batı’da gelişebile­ cek sosyalist yönlii bir hareketi destekleyebilecek sosyal bir zümre bulunmamaktadır. Geride Orta Anadolu bölgesi. küçük köylüler çoğunluktadır.aşiretler bulunmaktadır. bezirgân üçliisüdjir. Çok ilkel hayat ve üretim şartlan vardır. bütün memleketi sarsacak 124 . Kolordu Kumandanı Ahmet Cevdet (Pa­ şa) 18 Şubat 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği cevapta aynı konuyu değerlendirmektedir: ‘Derebeylik haya­ tı süren bu bölgede bir Bolşevik teorisi uygulanmayacaksa. 1919 Türkiyesi’nde sosyalist bir devrim ancak dıştan. feodal devlet. yâni asıl savaş alanımız kal­ maktadır. Ancak sınai proletaryasının. Üretim pazar üretimi değildir. Dr. karşı uçta. Şefik Hüsnü*ye göre bu bölgede nüfus gayet sey­ rek ve halk fakirdir.göçebe ve de feodal karakteri olan -kısmen yerleşmiş. bu ise dış tehlikeyi artıracak. ‘barış ant­ laşmasına KOrtçOlerin emellerine uygun maddeler* koydura­ rak onların bizden kopartılabileceği tezini savunmaktadır. yâni ya Enver’in yapmak istediği gibi Rusya’dan gelen bir ordu aracılığıyla. ulaşım yok gibidir. Bu durum incelemesi bize göstermektedir ki. Bolşevik başarılarını sağlamaya yöneltilmiş hareketlere reis­ lerinin katılmayacakları ve hâttâ mani olacakları’. ziraat dönemine bile ulaşmamış -feodal öncesi. Bu fakir köylü. Sömürücü güçler. çoğunluğu ile ‘sosyal devrim’e karşı de­ ğilse de. halkları çoğunlukla Kürt olan bu aşiretler. beylerine. yâni batı bölgesi ile sahille­ rin güçlü bir sosyal mücadelesi sırasında o mücadeleyi yürü­ ten devrimci örgütün bu zümrenin isteklerini dile getirmesi ile onları sosyal mücadeleye katması mümkündür. böyle bir devrim için yönetici bir güç teşkil etmemek­ tedir.

" Gerek Dr. Bazılarının sandığı gibi.. Türk So/u’ndaçıkan bir yazısında (Sayı: 15). bütün halk için bir ‘sây misak-ı miüisi’dir.) Bina­ enaleyh programdan bahsolunduğu zaman. gerçekte 1920’lerde Tü rk iye ’de toplumsal sınıf mücadelesinin. Türk sosyaliz­ minin önemli ‘simalarından’ Reşat Fuat Baraner de. Mustafa Ke­ mal'in.bir girişim olurdu. Şefik Hüsnü’nün de saptadığı-Anadolu gerçeğine de u y ­ gundur. Paşa ‘em peryalizm e karşı halk cephesi’ form ülü öneriyor. Kele etnik farkların bulunduğu. etraflı düşünm eyen çoğu solcularca aleyhine kullanılan şu sözleri. alelade bir fırka (parti) mahiyetinde tasavvur edilmek lâzım gelir. tam da Mustafa Kemal Paşa’nın değerlendirdiği gibi. âdeta denilebilir ki. Trabzon’dan Karaman’a kadar Yunan hayallerinin bulunduğu bir dönemde. bilakis mevcudiyetleri ve mesailerinin muhassalası yekdiğerine lâzım olan sınıflardan ibarettir. Türkleri ve Kürt beylerini etnik ve dinsel yönden alabil­ diğine kışkırtmaya uğraştığı bir dönemde bu çok tehlikeli bir oyun olabilirdi.. 1339/1923. Adana’dan Bitlis’e kadar Ermeni iddiaları.. A y rı­ ca. gerekse Rasih Nu­ ri’nin gözlem ve saptamaları. Dr. (. Şefik H üsnü’nün irdelemesi.” Bu sözlerin tarihi. açıkça görülüyor ki. Ingilizlerin Arap­ ları. önünde sonunda. bu öneri dönem in ‘mazlum milletler' öğretisine uygun olduğu kadar -D r. o tarihte Anado­ 125 . Ve böyle bir sây (emek) misak-ı millisi mahiyetinde olan program etrafında toplanmaktan hasıl olacak olan şekl-i siyasi ise.. Ve unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Paşa’nın Kürt beylerini kendi safına çekmek için tek silâhı bu Er­ meni iddialarına karşı ortak cephe kurmak teklifiydi. ‘faşizm özlem leri’ değil. Şefik Hüsnü’nün savlarına katılmakta. anti-em peryalist mücadeleye oranla ge­ ri plana düşm üş olduğunu göstermiş oluyor mu? Atatürk’ün. Şefik H üsnü’nün Kurtuluş 'ta 1338’de yayım ladığı irdelemenin başka türlü söylenişinden ibarettir: Bizim halkımız menfaatleri yekdiğerinden ayrılır sınıf halinde değil.

potansiyeli azattan ek bir faktör daha vardır. ben de benzer bir saptama yapmıştım. Yeni Ortam'daki yazılarım da. 126 .” Demokrat İzmir’deki. Ege’deki emval-i metruke gerçeğine da­ yanarak. O da Yunan ve Erm eni m al­ larının paylaşılması faktörüdür. yeni bir kanıt da­ ha getirm ektedir: “Anadolu’da sosyal gerilim i. Bu durum sınıf m ücadelesini yumuşatıcı bir rol oynamıştır.lu’da sm ıf mücadelesinin keskin olmayışına.

Yoksa gelişm eye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir.‘Geçiş dönemi5kavramı ". bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir. 1923 .” M u s ta fa Kem a l Ağustos. Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişm eye ve uygarlığa doğru bir yo l açmıştır... Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev.

ne 129 . öteden beri eleştirdiğiniz asker ve bürokrasi kökenli devrimciliğin. buna karşılık devrimin örgütsüzlüğüne bağladığı görülüyor. şöy­ le dikkatli bakınca Yakup Kadri’nin. başarısızlığı.. Yazı Yakup Kadri’nin Mil­ liyef te çıkan Büyük İnkılâp. hem de onun lideri üzerinde kafa yor­ makta. ya da ‘putlaştırıp’ törenlerde büstünü dolaş­ tıranlara yerinde bir öfke duymaktadır. Neden Kemalist Devrim başarısız kal­ dı? Yoksa başarısız olduğunu biz mi uyduruyoruz? Bu konulara dokunan bir yazı yazdım . Yakup Kadri’nin eserini bu ilgiyle okumuş. Devrimin önderi..” İzmir Halkevi Başkam Yaşar Aksoy’un mektubu böy­ le başlıyor. Mustafa Kemal Paşa’yı ‘resmileştirip’ rafa kal­ dıranlara. sava­ şın örgütlülüğüne. yok mu başka yazacak? Çağrınız üzerine si­ ze bir yazımı gönderiyorum. Küçük Politika isimli ese­ ri üzerinedir. Yakup Kadri bu so­ runu kurcalıyor. örgütsüz ve kadrosuz kalınca. O da birçok Türk aydım gibi. Cumhuriyet’in ilk on yılında nasıl apışıp kaldığı ile ilgili.1 MUSTAFA KEMAL’E TUZAK Hadi. hem Kurtuluş Savaşı üzerinde.. Sorun.. yazısında önce onun saptama­ larını sıralıyor^ yedi sekiz madde toparlamış ama.

Ve eğer fırsatım yakalarsa. Kemalistler. Ama bundan sonra devrimin bürokrasiye teslim olması neden?. düşmana karşı omuz omuza çarpış­ mışlardır.olmuş peki? Onu Yaşar Aksoy’un yazısından öğrene­ lim: * Türk ulusal Kurtuluş Savaşı.. devlet kurar ve devleti korur. ama devrim yapamaz. Çünkü ordu ve bürokrasi. Dış düşmanın varlığı birleştirici bir unsurdur ve mücadele edenler arasındaki fikir ayrılıklarım ertele­ yici niteliktedir. giriştiği an130 ... yurtsever ilericiler ile yurtsever tutucuların bir hassas koalisyonu sonucunda başarıya ulaştırılmıştır.” İşte burada neyle karşılaşıyoruz? Ya devrim liderinin. Mustafa Kemal Paşa bir ulusal demokratik devrim ile yetinmeyecek. daha sola açılmamış olmasıdır. devrimi hem saptırmış hem de belli kalıplar içine sı­ kıştırarak tutucu yapm ıştır. “ İşte bu nokta. hatırlayalım baka­ lım: “Kemalizmin başarısızlığına asıl neden. Kurtuluş Savaşı’nda ne kadar hizmetleri olursa olsun. devrimi ya saptırır veya ona sımsıkı yapışarak devrimi tutuculaştınr. Türk devrimimin en can alıcı açma­ zını teşkil eder. Buraya kadar tamam. eski İttihatçılar. Türk bürokra­ sisi. Bu. savaş yapar. Ama savaş bitince. din adına dö­ vüşenler ve çeteciler. bürokrasiyi alt edemeyişiyle! Tam ora­ da. TBMM içinde İkinci Grup diye adlan­ dırılan tutucular. devrim kadrosuna sahip olma­ yışı yüzünden. Mustafa Kemal Paşa’ya soldan yöneltilen önemli eleştiri kendisini gösteriyor. emperyalizme kar­ şı. Ve sonunda mutlak surette.” Yâni ne.. tutucular tasfiye edilecektir. fikir ayrılıklarının ve kadro çekişmelerinin başlaması kaçınılmazdır. yeni devletin kuru­ luş ve devrimler aşamasına geçerken. Nedir o. bürokrasiye uymuş olmasıyla ya da yal­ nızlığı yüzünden.. saltanata bağlı olanlar. ta­ rihsel bir olgudur.

hele öldükten sonra tutuculaşması gibi bir sonuçla karşılaşmıştır? b/ Mustafa Kemal Paşa. acaba şu iki ana soru çevresinde toparlayabilir miyiz? a/ İktidarın yapısal niteliğini değiştirip tek kişinin sul­ tasından ulusun egemenliğine aktaran adam. Öyleyse Yaşar Aksoy’un getirdiği sorunu. eğer ulusal demokratik dev­ rim aşamasında kalmayıp sosyalist bir atılıma girseydi.. yalnız şimdiden Yakup Kadri Bey’in de. (7 O c a k 1977) 2 ÜLKE ‘AZ GELİŞMİŞ'. Mustafa Kemal’in “yalnız dev­ rimci” imgesini yeterli bulmadığımı. devrimcinin de tutucunun da katıldığı bir ‘hassas koalisyon’u sonucunda kazanılmıştır. Yaşar Aksoy ne güzel söylemiş? Bizim Kurtuluş Savaşı. Yaşar’ın söylemediği. bizim hatırlatacağımız. günümüzde de çok sosyalist tarafından paylaşılan bu eleştiri ne dereceye kadar geçerlidir? Bu da başlı ba­ şına bir sorun. uygulama­ da neden bürokrasinin tutsağı olmuş. neden devriminin gittikçe yozlaşması. Yaşar Aksoy’un da. Çoğu sosyalistlerin çokluk ortaya sür­ düğü. ilerleme sürecini engellemesini önlemiş olur muydu? Her iki soru da son derece ilginç. bu ‘hassas koalisyon’un sınıfsal yapısı! 131 . başarısızlığın (var­ sa eğer) başka toplumsal ve ekonomik nedenleri oldu­ ğunu söyleyebilirim. cevaplandıracağız. onları ele alacağız. acaba devrimin yozlaşmasını ve bürokrasinin..ti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’nı sosyalist bir devrimle tamamlayacaktı.

ona cevap vermek daha kolay: Mustafa Kemal daha sola açılsa. Bu. Az ge­ lişmiş bütün ülkelerin siyasal sistemlerinin özelliği. aydınlarla.. sultana karşı burjuvazi.Az gelişmiş ve yarı sömürge Osmanlı toplumunda. yükselen burjuvazinin ön­ derliğinde değil. öyle! Şimdi. onların işbirlikçisi ‘sultana ve komprador burjuvazisine’ karşı yürütülüyor. kısa zamanda devrimle öz­ deşleşiyor. sözü Fransız Ko­ münist Partisi Danışma Bürosu ikinci başkanı Jean Elleinstein’e bırakacağım. nihayet kişisel dikta­ törlüktür. işçi sınıfını ve köylülüğünü ardına alarak başkaldıracak ve ulusal demokratik dev­ rimi yapacak.. burjuvazi de. ‘halkın ve eşrafın oluşturdu­ ğu bir ‘tarihsel blok’ tarafından gerçekleştiriliyor. bürokrasiyi alt edebilir.. devrimini kurtarabilir miydi? Bizim allâmelere bakarsan. Kurtuluş Savaşı ve onu izleyen ulusal de­ mokratik devrim. henüz sahip olamayışından doğuyordu.” Mustafa Kemal Paşa’nın bürokrasiye teslim olması.. Ama yok. işin güzeli emperyalistlerle. ancak komprador ve gayr-i müslim nitelikler­ le belirdiğinden. bütün az gelişmiş ül­ kelerde örgüt diye ne varsa. ülkemizde. Bazı toplumcuların ileriye sürüp de. devriminin kadroları ve örgütü de oluş­ muş olacak. anlamlı anlamlı kafa salladıkları öteki soruya gelince. devrimini yaptığı sınıfa. gerçekte Türk toplumunun. hele dinleyin ne diyecek: 132 . sosyalist ol­ sa. olmayınca. bu kadar basit ve açık işte. Osmanlı toplumu klâsik gelişme şemasını izlemiş ol­ sa. bürokrasi egemenliğidir. bu da bilindiği üzere askeri ve sivil bürokra­ siden ibaret! Mitterand bir kitabında az gelişmiş ülke devrimlerinden söz ederken aynen şunları demektedir: " . tek partidir. o zaman da feodal Osmanlı toplumu için­ de. burjuvazi. son zamanlarına doğru kişisel diktaya yatışı.

ve nihayet. devletinkinin dışın­ da örgütsel olarak siyasal yapıların noksanlığıyla. Rusya’da ve öteki ülkelerde görülen ba­ zı tarihsel karakteristiklere bağlı bir şeydir. o toplu­ mun yapısal özellikleri gereği. eninde sonunda bir Stalincilik haline dönüşür. sosyalist devriminin az gelişmiş bir ülkede bürokrasinin elinde yozlaşması diye tanımlanmaktadır. sivil toplumun cılızlığına muka­ bil devletin üstünlüğü.. sosyalist bir devrim de yapsan. sosyalizme ya da sosya­ list üretim biçimine bağlı (ondan ileri gelen) bir şey de­ ğildir. ayrıca hayat düzeyi çok düşük. Demek istiyoruz ki. aktardığım bölümde bunu bütün sosyalist uygula­ malara yaygınlaştırıyor.“ .. kültürel gelişme çok zayıf (halkın yüzde 75-80’i okuma yazma bilmez). ulusal burjuvazisi olmadığından. demokratik devriminin kadrolarını bulamayan Kemal Paşa’nın. Bana kalırsa Stalincilik. çağımızın ünlü Marksist kuramcılarınca. Jean Elleinstein.” Stalincilik. daha çok. Çin’i ele alırsak. az gelişmiş bir toplumda. daha ileri bir aşamayı temsil eden proletarya­ nın öncü devrimci kadrolarını nereden bulacağı cevap­ lanması gereken önemli bir soru! Türkiye o tarihte (bir 133 . siya­ sal demokrasinin ve kamu özgürlüklerinin yokluğu. Bu arada Çin ve Maoculuk örneğini vermiş olması çok ilginç! Şimdi gelelim M ustafa Kemal’in daha sola açılma­ sıyla.. devrimini bürokrasiden. kurtarıp kurtaramayaca­ ğına! Sınıfsal olarak. bütün bu ülke­ lerin ortaklaşa özellikleri şunlardır: Endüstriyel gelişme­ leri ya çok az ya çok yeni ve yabancı sermayesinin ege­ menliği altında gerçekleştirilmiş. Bu o kadar gerçekten böyledir ki. kim içtenlikle bir ‘Maoculuk olayı’nın olmadığını ileri sürebilir? “ Çekoslovakya bir yana bırakılırsa. teknik araçları ilkel. yaptığın devrim.. dikkati çekecek önem­ li oranlarda kırsal toplum (halkın yüzde 95’i kırsal ke­ simde).

Paris’te Quartier Latin’de solcu öğrencilerle tartışıyoruz. iktidar oldun mu tamam.. Hâlâ karıştıran karıştı­ rana! Sanıyorlar ki. Paris’te. 1947 nere? Otuz yıl içinde diyor­ lar. Ortodoks sosyalistlik buna inanırdı. ay­ nı konu. Tartış­ manın tabanı. gerçekleşmedik sosyalistlik mi kalır bre? Arkasından da sıralanıyor. kamu mül­ 134 .anlamda bugün bile). komünistsen komünistliğini gerçekleştirirsin! Kazın ayağı öyle mi ya? Biraz anılara bulaşalım mı? Yıl kaç. faşistsen faşistliğini. Rus Komünist Partisi’nin 1936’dan bu yana söyleyip durduğu gibi. 1949. nasıl bir türlü işin aslını öğrenemez. O tarihte.'Gençler malum tez canlı olurlar. emek üzerine ku­ rulu düzen vs. sovkhozlar. Elleinstein’in tanımladığı az geliş­ miş ülke görünümünde değil mi? Böyle bir ülkedeki te­ peden inme sosyalizmin nereye ulaşacağını Elleinstein pek güzel göstermiş: Bürokrasi diktasına! Bilmem durum aydınlandı mı? (8 O c a k 1977) 3 DEVRİMİN ‘D’Sİ Benim gençliğim devrim konusunu tartışmakla geçti de­ sem abartmış olmam. o tez can­ lılıkla biz.. İzmir’de. 1917 nere. kolhozlar. nasıl ki kamulaştırmanın özel mülkiyeti yok ettiğine. gerçekleştiği­ ne yatkın. O zaman da nasıl her kafadan bir ses çıkardı hey Allahım. kahrım­ dan çatlardım. Rusya’da sosyalistliğin gerçekleşip ger­ çekleşmediği! Çoğunun fikri. siyasal iktidarı ele geçirmekle devrim yapma­ yı birbirine karıştırır dururduk. İstanbul’da.

ücretlilik kalkmadıkça. koyuyor ama. Fransız devrimi gibi öteki devrimler için geçerli değil mi? Öyle ya. Artık toplumcu­ luğa heves etmiş çocuklar bile biliyor ki. artı değerin bu defa kapitalistlere değil. toplumsal devrimi gerçekleştirmek arasında. Şimdi burada bir soru: İyi ama. dönemi’ ilkelerine uygun olarak yapılıyor. dahası merkez komitesinin. orada da burjuvazi derebeyliğe ve krallığa sepet havası çalıp ikti­ dara el koyuyor. bir ‘geçiş döneminin’ olduğu. Yaşadıkları olayların (sözgelişi Çin’deki kültür devriminin) çözümlemesi de ‘geçiş. ne de üretim araçla­ rını sadece kamulaştırmak sosyalistliğin bütün sonuçlarıy­ la oluşması! İktidarı ele geçirirsin. yeryüzünde sosya­ listlik iddiasındaki bütün ülkelere. eğer partin. kay­ betmiş eski toplumsal güç arasında sınıf mücadelesinin sürdüğü! Artık Rusya ve Çin dahil.kiyetinin sömürünün kalkmasına yettiğine inanılırdı. siyasal iktida­ rı ele geçirmekle. geçiş dönemini yaşa­ yan toplumlar gözüyle bakılıyor. diktası olur bu da bal gibi kişiye tapmaya götürür bir toplumu. dahası politbüronun. dahası genel sekreterin. ne iktidara el koymak devrimi gerçekleştirmektir. bu kavramın Rus. üretim araçlarına ka­ mu adına el koymuş olan bürokrasiye gitmesine yol açar. araştırma­ ların yapılması çok sonraları olmuştur. işte bu ilginç! Sonuç. şu bildiğimiz demokrasi pat diye krallığın yerini ala­ biliyor derebeyliğe ilişkin ekonomi ve toplum düzeni bü­ tün üstyapı kurumlarıyla pat diye devrilip kapitalizm 135 . iktidarı ele geçirmiş yeni toplumsal güçle. koymasıyla bitiyor mu iş. daha sonra Çin devrimlerine uygulanıp. acaba yalnız sosyalist devrimler için mi geçerli? Sos­ yalist devrimlerden. kamulaştırma ise. önce oluşmuş. partiden çok aygıtsa iktidar giderek partililerin. bu geçiş döne­ minde de. ‘Ge­ çiş dönemi’ kavramının ortaya çıkması. ‘geçiş dönemi’ gerçe­ ği. Peki sonuç? Ha.

devrimi gerçekleştirmek değildir. neden sonra Fransa’ya yerleşebiliyor. soyluluk lağvedilir falan filân derken. üstyapı düzeyinde de yıllarca sürüyor. 1892 vs. eski ayrıcalıklar işlemeye. Tam tersine. derebeylik toplumu kendi için­ den çıkarmışsa da. bildiğimiz burjuvazi egemenliği ve klâsik kapitalist dü­ zen. üstyapı olarak da kapitalizmin gerçekleşmesi o kadar kolay olmamıştır. iktidara siyasal olarak el koymak. Sonra şu: Akıllı adamların Mustafa Kemal Paşa’nın gerçekleştirdiği Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet devrimine bu perspektiften bakmazı lâzımdır. Bu kadar lâftan çıkacak ilk sonuç ne olmalı? Önce şu: Toplumsal devrimlerde. bir bakarsın toplum yeniden imparatorluğa dön­ müş. Bu saptama sosyalist devrimler için olduğu kadar.).gerçekleşiyor mu? Her ne kadar burjuvaziyi. Fransız Devrimi’ni ve sonrasını bi­ raz incelemiş olan herkes bilir. nedir pe­ ki bunlar. o kadar ki 1789 devrimi. ardısıra bir sü­ rü başka devrimler yumurtlar (1848. Kolay olmadığım. eski üstyapı geçerli sayıl­ maya başlamış. Onu da konuşalım mı? (31 Ocak 1977) 136 . sınıf mücadelesi alt­ yapı düzeyinde de. apaçık feodal toplumdan kapitalist topluma ‘geçiş dönemi’ sorunları değil mi? Elbette. ulusal demokratik devrimler için de geçerlidir. kapitaliz­ min egemenlik öğelerini. toplumuna göre değişen ‘uzunlu kısalı geçiş dönemlerini’ içerir. altyapı olarak da. onlar. demokrasi ilân edilir. in­ san hakları geçerli sayılır. devrimin ekonomik ve toplumsal düzeyde gerçekleşti­ rilmesi süreci bu elkoyma olayından sonra başlar. Burju­ vazi 1789’da iktidarı siyasal olarak ele geçiriyor. toplum­ sal ve ekonomik düzeyde de ele geçirdiği bir sürü şey var ama klâsik kapitalist liberal toplumun gerçekleşebilme­ si için yıllar ve yıllar geçiyor aradan.

hâlâ mülk ve top­ rak sahipliğine dayanan. önce Anadolu devriminde koşullar nelerdi. aradaki karşıtlık da devrimi oluştu­ ruyor. eşraf. Bunlar olmuş mudur. b) Liberal seçim demokrasinin gelmesi. Osrııanlı toplumunda durum böyle mi. nedir Anadolu ihtilâli? Yapısı teokratik ve feodal. köylülük ve inteligentzia gibi sınıf ve züm­ releri içerir. burjuva­ zinin önderliğinde halk yapıyor. egemenliği sultan. soylulardan soylular dışında kalanlara geçecek demektir. vatandaşların ‘kanun karşısında eşit sayılması’nı sağlar. toplumsal ve eko­ nomik alanda altyapı değiştiği halde. Feodal toplum içersin­ de ticaret burjuvazisinin gelişmesi. tartışma bu değil. yooo. onlara ayrıcalık tanıyan üstya­ pı geçerli sayılıyor.4 ‘ANADOLU İHTİLÂLİ’ Önce tanımını yapalım. durumu yarı sömürge. ulusal demokratik devrimi. yâni iktidarın yapısal niteliğini halk lehine değiştirmek! Bu tanımdan dakikasında şunlar çıkar mı çıkmaz mı: a) İktidar. sultan ve çevresindekilerden halka geçecek demek. c) Ayrıcalık­ lı feodallerin elindeki toprağın köylüye dağıtılması (toprak reformu) ve sanayileşmenin gerçekleşmesi de­ mektir. saray aristokrasisi ve işbirlikçi komprador bur­ juvazisi bir ülkede. halkın ‘kayıtsız şartsız’ egemenliği­ ni kurmak. bu da proletaryanın da içinde olduğu burju­ vazi. konuşmuştuk 137 . Klâsik şemada. giderek sanayiye kay­ ması. devrim nasıl bir doğrultuyla başladı onu hatırlayacağız. olmamış mıdır. değerler düzenini değiştiriyor. in­ san haklarının güvence altına alınması.

Kurtuluş Savaşı’mn kazanılması saray. kavga. yerli burjuvazi de olmadığına göre. bu da ‘da­ marlarımızdaki asil kanda mevcut olan kuvvetle’ başa­ 138 . . Türk devriminin (hâlâ adına Atatürk devrimleri diyen çoktur) bir kere de olup bittiğine inandırılmıştı. ülkenin ekonomisi o kadar geri. 1933’te filân devlet kapitalizmine heveslenmele­ ri bundandır. bu arada sömürgeci ve emperyalistlerle birlik olmuş teokratik iktidarı da deviriyorlar. fakat bu devrimin eko­ nomik düzeydeki savunucusu henüz ortada yoktur. zaten sultam da. onlar da buna uğraşırlar ya. hayır. fakat milletin bü­ tünü olmayan bir zümre. şu halde devrimin birinci görevi bunu. yabancı sermayesi komprador burjuvazisi yarat­ mış. geriye onu korumak kalıyordü ki. hatırladınız mı? Aym zamanda sö­ mürgeciliğe ve emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı veriyor. komprador burjuvazisi. devrimi kim sürükleyecek? Cevabı biliyorsunuz. yaban­ cı bankalar egemenliğine son verecektir. Siyasal iktidara. Ulusal de­ mokratik bir devrim yapılmıştır. bu burjuvazi göbeği dışa bağlı işbirlikçi burjuvazi. koşullar o kadar elverişsizdir ki kolay olmaz bu iş. bir kere burjuvazi oluşmamış. toprak ağasından destek görüyor. Bizim kuşak. böylece teokratik feodal iktidar­ la emperyalizmin çıkarları çakışmış. neden oluşma­ mış.ya. devrimi ülkemizde bürokrasi. yâni bürokratlar. saray çevresini de kendine bağlamış. İzmir İktisat Kongresi’nde başlaya­ rak. aydınlar sürüklüyor. kim el koyacaktır peki? “ Egemen­ lik kayıtsız şartsız milletindir” diyen. yâni ulusal burju­ vaziyi yaratmaktır. emperyalizmle birlik. çünkü ülke Tanzimat’tan başlayarak sömürgeleş­ miş. Tarih­ sel bir blok demiştik. ceberrut bir yabancı işga­ line karşı kurtuluş savaşı kimliğinde başladığı için taş­ ra eşrafından.

Türk Devrim Tarihi ele alınırken. iç uzan­ tılarla sürdüğü askeri demokrasi dönemi. Şeyh Sait isyanına. burjuva demokrasisini düşündüğü­ ne pek şüphe yoktur. O halde. Mus­ tafa Kemal Paşa’nm. ‘geçiş dö­ nemi’ kavramı. 27 Mayıs’a ve 12 M art’a kadar birçok aşamanın. gerek M ustafa Kemal’in sağlığında yaptıkları. kapitalizmi!. anlamla­ rını tarihsel olarak verebiliyorsamz. gerek onun ölümünden sonra yapılanlar. bunlar­ dan ilki emperyalizme karşı savaşın birtakım. nasılmış? (1 Şubat 1977) 139 . bu üç dönemin eklemlerini oluşturduğunu elbette fark eder­ siniz. İnönü’nün demokrasiye geçiş kararına. adına uygun bir demokratik dev­ rim olabilmek için bile. ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ dediği zaman kapitalizmi. üçüncüsüyse sistemin yetiştirmeyi başardığı burjuva­ ziyle iktidar mücadelesi sürecidir. Bana sorarsanız. görünen nedir? Türk devrimi. Olayları biraz derinlemesine görüyor da. hayli uzun bir geçiş sürecine gir­ mek.. sonunda kapitaliz­ mi gerçekleştirmek zorundadır. Nasıl mı? Bakalım. Evet. Halife’nin çıkarıl­ masından tutun da. İkincisi bü­ rokrasinin mutlak egemenliğine dayanan İnönü dikta­ sı. geçiş dö­ nemi ana çizgileriyle üç büyük evreye ayrılıyor. gerçekte. yalnız bu demokrasi içinde par­ tisine solda bir yer ayırdığı ileriye sürülebilir. son amaç gözönünde tu­ tularak değerlendirilmelidir.rılacaktı. o kadar. Oysa şu konuştuklarımızın ışığında. ciddi olarak ortaya konulmalı. Hatay sorunu­ na. çalkantılı evrelerden geçerek.

Son ortaya atılan iddialara bakarsanız. söyler. lâfta kalır. meraklısı kurcalasın.. isyanla­ rı bastırmak için yöresel ağalara ve eşrafa muhtaç oldu­ ğundan toprak reformunu söyler. Stalin dönemindeki merkeziyetçi bü­ rokrat sultasının kurulmasına yol açmıştır. daha Kurtuluş Savaşı sırasında devrimi hırpalamaya. bizi burada ilgilendiren o değil. Çünkü Mustafa Kemal Paşa iktidarı Lozan’dan sonra kendi ha­ line bırakılmış sayılmaz. son­ ra da birtakım iç isyanlar. bu çok önemli bir etkile­ yici öğe.. dış gailelerle Cumhuriyet’in te­ melini sarsmaya gayret etmişler. Türk devriminde ben­ zer bir “ savaş demokrasisi” döneminin yaşanmış olma­ sı. ikisinin de az gelişmiş bir ülkede gerçekleşmiş olmak gibi bir benzerliği vardır. bütün sertliği.5 KİM LER G E LD İ KİM LER GEÇTİ. iç savaşlarla geçen dönemde. başarısını engellemeye çalışmışlarsa. nasıl emperyalizm ve kullandı­ ğı çeşitli isyanlar. iktidarı ele geçirdikten sonra. Beyazlarla savaş boyunca gelişti­ rilen savaş komünizmi düzeni. iyi kötü yapılan demiryollarından ibarettir. acımasız diktasıyla. şimdiki düşünürlere göreyse. Türk dev­ rimi ile Rus devrimi arasında. öteki sosyalist devrim ama. kurulmuş partile­ ri kapatır. 140 . Birisi demokratik. Rus devrimine bakınca. Bana sorarsanız bu dönem. ya ne. iç savaş sonrasında da belirle­ yici etken olmuş. Doğru mudur yanlış mıdır. Bu yüzden Mustafa Ke­ mal özgürlükçülüğünü uygulayamaz. savaş komünizmi yöntemlerinin geçerliliğini görüyoruz. en­ düstrileşme ise Sovyet yardımıyla gerçekleştirilen bir iki fabrikadan. aşırı disip­ lini. 1919’dan başlıyor. taaa Dersim îsyanı’nm bastırılmasına kadar sürüyor. darda kalınca askeri rejimi ilân eder.

aşırı ihtiyatlı İnönü’yü. hem rejim kaskatı bir bürokrasi diktasına dönüştürül­ müş. Bu niyet Türk toplumuna son derece paha­ lıya oturmuştur. ölçüp biçip değerlendirmek mi istiyorsunuz.Mustafa Kemal’in rejimini. üretim araçlarının çoğunu elinde tu­ tan. bü­ rokrasi onları ihtikârla suçlar. savaş darlığı da savaş sonrası­ nın yatırım birikimini karaborsadan sağlayıp ceplerine ve kasalarına koyar. İnönü dönemi. halkevleri. bürokrasi­ ye karşı iktidar mücadelesini başlatacak nüveye kavuş­ muştur. biraz da mücadelesinin meyvelerini tatmak ni­ yetindedir. Bu ulu­ sal burjuvazi çekirdeğimizin bürokrasi diktasına kini­ ni oluşturduğu kadar. BürokrasiN1919’dan beri rejimi savunmaktan yorgun düşmüştür. birinci dönemin fideliğinde iyi kö­ tü yetişmiş tüccarlar da ezilirler. Bu arada. karaborsayı başlarına yı­ kar. Egemen sınıf. dikta dönemidir. aslında faşizan bir diktanın kültürel temsilcile­ ridir. (ya da tutmakta olan eşrafla işbirliği halindeki) bü­ rokrasidir. Hemen dünya savaşı başlamıştır. içer­ de “esen rüzgârdan hile sezmeye” götürmekle kalmamış. Dış savaş. artık yer­ leşmek. Yabancı güçler birbirleriyle uğraştıklarından. kapita­ lizme geçiş döneminde bir “ askeri demokrasi” olduğu­ nu göz önünde tutacaksınız. 141 . Savaş bittiği sırada ulusal burjuva­ zi (daha çok ticaret burjuvazisi niteliğinde). içişlerimize burunlarını so­ kabilecek durumda değildirler. hem de Atatürk döneminin ulusalcılığı birer iki­ şer verilen ödünlerle Tanzimat batıcılığının ellerine tes­ lim edilmiştir: Köy enstitüleri. onun sağlığındaki haliy­ le. Yunan/Latin temeline dayanan bir kültür seferberliğinin kaleleri sa­ yılırlar. varlık vergisi çıkarıp sürgünlere gönderir. hem fena ezilirler.

aması mey­ danda. ulusal burjuvazisi yeniden komprador özellik­ lere bulaştı. se­ çimle olamayacağını hissedince. kapitalizme geçiş döneminde (önce ti­ caret. İlk bakışta başarıya ulaşmış gibi görünür ama. Bun­ lar hep gerçek anlamda bir demokrasi. (yâni bundan sonraki mücadelenin ana öğesini de) getirir. Şu halde. liberal kapitalist bir toplum olabilmenin sancıları.. ayrıca sanayi burjuvazisi sahneye çıktığı için beraberinde proletaryayı da. Menderes’i ve Demirel’i de değerlendirirken. İşçi sınıfı ve köylülük siyasal mücadele için­ de bilinçlendikçe ağırlığını sermaye partilerinin kefesin­ den alıyor. gerçekte bürokrasinin. bundan yararlanan bürokrasi bir kere daha iktidara el koymuştur ama. Fikrimce kapitalizme geçiş süreci hâlâ bitmedi. çok geçmeden bu kere a p ik­ tidara gelir. 12 Mart. emek partilerinin kefesine kaydırıyor. 1950 sonrası. 27 Mayıs dediğimiz.Köylü ve işçiyse diktanın baskısından zaten bunal­ mışlardır. bu sonun­ cusunun yeni Anayasa’dan yararlanarak sesini fazlaca çıkarmasından doğmuş. yirmi beş yıllık bürokrasi dik­ tasından bunalmış halkın. Bu arada Türkiye uluslararası emperyalist sisteme katıldı­ ğından. İnönü’yü ve diktasını da. sonra sanayi burjuvazisi) devrimin sahipliğinden. Demokrat Parti hareketinin pat­ lama halinde belirmesi. iktidarı ara­ yan burjuvazinin (tarımsal kapitalizme yönelen eşraf ve ağalar da vardı aralarında) ardına takılması sayesinde oluyor. dolayısıyla iktidardan vazgeçmek istemeyen bürokrasi arasındaki çekişmedir. kitle olarak. Burjuvazinin kanatları arasında çekişmeler çıktı ortaya. iktidarı zorla ele geçir­ me girişimi. Mustafa Ke­ mal’i de. Türk Ulusal Demokratik Dev­ 142 . toplumsal ve ekonomik yasaların etkisi göster­ mekte gecikmez kendini..

rimi’nin geçiş sürecine göz kulak olmak, değer ölçüleri­ mizi ona ayarlamak zorundayız. Aksi halde kafadan atmış oluruz. (2 Şubat 1977)

143

fÇağdaş uygarlık düzeyi’ diyalektik bir kavramdır
“... Ulus, saydığım değişim ve dönüşüm lerin doğal ve zorunlu gerçeği olarak, genel yönetim in ve bütün yasaların ancak-dünya gereksinm elerinden esinlenmesini; ve gereksinmelerin gelişm e ve değişm eleriyle aralıksız gelişip değişmesini benim seyen, ‘d ün yevi’ bir yönetim anlayışını ‘hayati’ saymıştır.
M u s t a f a Ke m a l

Kasım, 1925

1 EN BÜYÜK BELÂ Ben, “teslimiyetçilik” ten dehşetli ürkerim! Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük belâ budur, çünkü yönetici kadro, devleti ayakta tutanlar, bunun kan dolaşımı demek olan kültürel fikir alışverişi, gele­ ceğine olan güvenini yitirmiş, savaşmadan, savaşmayı düşünmeden kaleyi teslimi çare sanmaya başlamıştır. Allah muhafaza! İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bi­ lir misiniz? Özetleyeyim; Sadrazam Damat Ferid Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komi­ seri Amiral Caltrophe’a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Adı geçen belge budur işte, içeriğiyse nedir tahmin edebilir misiniz, hayır mı, öyleyse sıkı durun; bu belge, yâni sözleşme ile son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdeddin’in “ yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması” için Türkiye’yi on beş yıl süre ile İngiltere’ye sömürge olarak teklif etmiştir. İngiltere İmparatorlukta uygun gördüğü her yeri işgal edebilecek, istediği her şeyi yap147

tıracak, Vahdeddin’in kafasına göre böylelikle “ ülkenin bağımsızlığı ve iç güvenliği” korunmuş olacaktır, ne “ dehşetengiz” bir tasarı değil mi? Teslimiyetçiliğin sanırım bu kadarı az görülmüştür. Ama yakın tarihimizde başka ve çok hazin teslimiyet­ çilik örnekleri vardır. Bakın 1 Eylül 1919’da Alemdar gazetesinde Refii Cevad (Ulunay) ne yazıyordu; İstiklâl bizim gibi idare bilmeyen ellerde milleti harp ve ihtilâl ile zulm ile mahvetmek için veba gibi tahrip edici bir felaket oldu. Güzel memleketimizin bundan sonra elimizde kalan kısmım korumak için tecrübe görmüş bir hocaya ihti­ yacımız vardır. Bu hoca bizim istiklâlimizi muhafaza et­ mekle beraber bizi yaşamaya ve yaşatmaya layık bir halde bulundurmalı. (...) İstiklâlimizi temin edebilmek için kuvvetli bir devletin müzaharetine muhtacız, o devlet ki İngiltere’dir ve İngiltere olması lâzımdır, bizi elimizden tutmalı ve para sarf edilmesi lâzım gelen yer­ leri bize göstererek yaşamaya layık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemelidir.” Aynı 1919 Eylülü’nün ortalarına doğru İngiliz Mu­ hipleri Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla Türkçe İstan­ bul gazetesinde şunları yazıyordu: " ... Artık mukadderatımız üzerinde ne himaye ne manda kelimeleri bahis mevzu olabilir. Şimdi İngiliz ta­ raftan, İngiliz dostlarınca bahis mevzuu olacak şey, o is­ tiklâlcilerin, takip ettiği gibi beynelmilel bir vaziyeti in­ taç edecek olan istiklâl değil, İngilizlerin yardımı ve hi­ mayesiyle teeyyüd edecek olan bir istiklâldir.” ‘Teslimiyetçi’, iç ve dış çok ağır sorunlar karşısında kaldığı zaman, bu sorunları olanaklarına ve gücüne da­ yanarak karşılamayı, üstesinden gelmeyi havsalasına sığdıramayıp; sorunların sahibi görünen güçlü ülkelere
148

sığınmayı, akıllı ve işbilir çözüm sanan kişidir. Küçük devlet büyük devlet ilişkilerinde çok rastlanır bu olaya. Ülkemizde en ağır biçimiyle Mütareke’de rastlanmıştı. 1950’den bu yana yine sık sık rastlanıyor, empc.j ’ Üst sistem, Türkiye’de istemediği şeylerin geliştiğini görüp de ortalığı karıştırmaya, ambargo üstüne ambargo koyma­ ya başladı mı, bazı politikacılarda, gazetelerde, sözcüler­ de bakıyorsunuz, garip bir yumuşama; ülkenin çıkarla­ rı üzerinde direnme yerine, gündelik çıkmazlan abartıp, kademe kademe teslimiyetçilerle, ‘durumu kurtarmak’ usta politikacılık sanılıyor, ortaya öyle sürülüyor. Aman dikkat! Ne çektiysek, teslimiyetçilikten çektik. Dün ülkeyi yönetemediğimizi kabul edip bağımsız­ lığımızı ve iç güvenliğimizi koruması için ülkeyi İngilte­ re’ye peşkeş çekmekle, bugün iç ve dış kaynaklarımızın tıkandığım, dışarda Kıbrıs yüzünden çok ciddi sorunlar­ la karşı karşıya kaldığımızı, askeri ve iktisadi ambargo yüzünden bunaldığımızı ileri sürüp Dünya Bankası’nm, Para Fonu’nun, tek kelimeyle emperyalist sistemin is­ teklerine baş eğmek, o kadar da farklı şeyler değillerdir. Zira son hesaplaşmada, her iki halde dizginleri ele ala­ cak olan emperyalizmdir, boynunu sanrın altına uzata­ cak olan da Türkiye... Ama bakın, 2 Ekim 1919 tarihli îrade-i Milliye'ât imzasız çıkan (ama Mustafa Kemal’in yazdığı bilinen) yazıda Türk’e yakışan çıkış yolu nasıl işaret edilmiştir; " ... Hasis menfaatlerini kutsal duygulara tercih edip gücünü halktan almayan resmi bir kuvvetle, bunların gücünden yararlanan çıkarcı ve duyguları bakımından yozlaşmış bir azınlığın dışında bütün millet ve memle­ ket, Anadolu’nun sinesinde verilen bir işaret üzerine yı­ ğın halinde kıyam etmiş birleşmiştir. İşte hareketi mil­ liye bugünün en büyük sorunu olan ulusal bütünlüğü ve
14 ?

ulusal istiklâli (bağımsızlığı) korumak için bütün mille­ tin azim ve imanından doğdu... Bu ayaklanma yalnız hamiyetsiz bir iktidarı bulun­ duğu yerden düşürmek değil, memleketin mukaddera­ tını beürlemede ulusal iradeyi egemen ve ‘milleti amil’ kılmak ve şu anda dışarıdan da varlığımıza yöneltilecek saldırıları red iptal ve sonsuz olarak halk egemenliği sağlamak gibi üç cepheli bir sahnede mücadeleyi göze alm ıştır...” Bir yanda mülkün istiklâlini korusun diye İngiltere’ye onu teslim eden teslimiyetçi kafa, öte yanda milletin is­ tiklâl ve hâkimiyetini dışarıdan yöneltilecek saldırılara karşı, yine milletin savunacağını belirten Müdafaa-i Hu­ kukçu kafa: Neredeyse 60 yıl sonra, Türkler için seçe­ neklerin hâlâ aynı, ya da çok benzer olması hazin değil midir? (20 Temmuz 1977)

2 KİM Ki SORUNA BAŞKA TÜRLÜ YAKLAŞIR... Ömür çocuk, yazıyı kesmiş saklamış, lâf arasında çıka­ rıp gösterdi: — Ağbiy bak, sen bunu iki yıl önce yaz­ mışsın, 26 Haziran 1975’te, yazının başlığıysa şu: ‘Am­ bargo kalksa ne yazar?’ O yazımı unutmuşum, hatırlat­ ması hoşuma gitti, gitti ya, hâlâ aynı yerde otlamış ol­ mamıza üzüldüm doğrusu. Pek paldır küldür girdik galiba, kusura bakmayın, aslında kafam tartıştığımız konuda, konuysa güncel ne lâf, hayati; ikili bir ambargo, ikili bir abluka altındayız, hem askeri, hem iktisadi, üstelik bunu bizim müttefiki­
150

miz olduğunu iddia eden ülkeler yapıyor, ambargoların etkisini hissettikçe tadımız kaçmakta, kaçtıkça tartışma­ ların öfke dozu yükselmektedir. Şöyle bir bakarsanız, çözüm, durumun ‘normale’ döndürülmesidir, iyi ama nedir o normal, üstelik sahiden ‘normal’ midir? Bu oyunu severim, isterseniz beraber oynayalım: Ga­ yet basit, olmayanı olmuş gibi düşüneceğiz, sözgelişi; as­ keri donatım yüzünden sıkıntı mı çekiyoruz, Para Fonu, Dünya Bankası vs. bizi ekonomik ablukaya mı almış, bundan kurtulmanın yolu nedir, dediklerini yerine ge­ tiren bir ‘teslimiyetçilik’ mi, razı olalım, bakalım çıkış yolu mudur? Ne istiyorlar? Bir kere, Kıbrıs sorunu onların arzu­ larına göre çözülecek. Ne demek bu? İkili federasyon olacak belki ama, Magosa’dan, Omorfo’dan çekileceğiz, Türk askerini Kıbrıs’tan çekeceğiz, tek kelimeyle, Kıb­ rıs sorununda Yunanistan’ın eğilimlerine uygun bir çö­ zümü kabul edeceğiz. Ettik diyelim. Sonra? Şu sanayi­ leşme, Amerikalı bankacının deyimiyle ‘şu kahrolası kal­ kınma tutkusuna’ bir son vermemiz gerekecek, ağır sa­ nayileşme, elektrik, elektronik endüstrisi, savunma sa­ nayii filân, geç bir kalem! Ya ne yapılacak, göllere ba­ lık ekilecek, köylerde arıcılık ve tavukçuluk, kıyılarda turizm, ormanlık bölgelerde orman ürünleri sanayii ge­ liştirilecek vs. Kısacası, Ecevit’in hani televizyonda şe­ malarla yutturmaya çalıştığı hap! Ona da eyvallah. Pe­ ki, mukabilinde kârımız nedir? Sanayileşmemiş olacağız, bu ‘tam bağımsızlığımızı’ etkileyecek. İktisadi ve askeri ambargonun kalkmış gö­ rünmesi, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine, serbest hareket olanaklarını verecek mi? Diyelim ki hava kuv­ vetlerinin donatım noksanı tamamlandı, uçaklarımızı
151

yarın iş­ ler kızışırsa sınırlarımızı ve çıkarlarımızı rahatça savu­ nabilecek miyiz? Hiç sanmıyorum. istediğimiz yere göndermek serbest­ liğimiz olacak mı? Atina’nın Ege ve adalarındaki den­ gesiz davranışları malum. yardımları gerçekleştirsinler. Dikkatle okuyalım: “ Tam bağımsızlık. sayfasını. Kıbrıs’ta dediklerini yaptık diye hadi ambargo­ yu kaldırsınlar da.istediğimiz zaman. savunulması gerek­ li bir koyuş biçimidir. 152 . hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten (kayıth bağımsızlık altında) ileri gel­ miştir. nasıl koyacağımızı açık seçik göstermiş. Peki nasıl koymalıyız? Elinizin altında Mustafa Kemal’in Nutuk’u var mı. bütün ulusa ve tarihe kar­ şı ‘deruhte edilmiştir. bunda başarı kazanacağımız oldu. hava sahası uyuşmazlığımız mevcut. daha başından kendimizi teslimiyetçiliğe mahkûm edip bulunduğumuz bataklıkta daha da derinlere itmek­ tir. Biz böyle işe başlamış adam­ larız. âlâ. hoşlanacağı hangi hükümeti kurabiliriz diye koy­ mak. Fakat sonunda edindiğimiz kanı ve inanç. ambargoları kaldırmak için emperyalist sisteme hangi ödünleri vere­ biliriz. Bu görev. “ Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden (buraya çok dikkat edin) ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. Onun için. sorunu. Şimdiye ka­ dar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler alda gelirse.’ Bu görevi üzerimize alırken uygu­ lanıp uygulanamayacağı üzerinde kuşkusuz çok düşün­ dük. Bu yanlış yolda yürümenin sonucu mutlaka. Bana sorarsanız. bizim bugün üzerimize aldığımız görevin temelidir. Kemâl Paşa’nm soru­ nu koyuşu. kıpkızıl komünistinden yemyeşil gericisine kadar bütün Türk halkı için geçerli. açın öyleyse 386.

Yanlış bir yolda yürümek yüzünden bu niteliklerden yoksun kalmaya katlanamayız. Bilgin. 153 . cahil. “Tam bağımsızlık denildiği zaman. ‘istisnasız’ bütün ulusumuz. haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir ulusuz. elbette. siyasal. İbretle okuyun! “ Ecevit. Türk halkına iktidar değişikliği manevrasından sonra ‘yutturu lacak dolmaları’ açık açık bakın nasıl yazıvermiştir. iMF’nin üzerin­ de kesin ısrar ettiği ekonomik önlemleri kabul edecektir. askeri. ‘teslimiyetçidir. O nokta tam bağımsızlığımızın sağlan­ ması ve sürdürülmesidir. gerçek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksun ol-. mali.memleket ve ulusun bütün haysiyetinden ve bütün ya­ şama gücünden uzak kalmasına neden olabilir. elindeki iki spektaküler manevra imkânına güvenmektedir. adli.. mak demektir.’ O kadar! (26 Temmuz 1977) 3 B İR ‘TESLİM İYET’ PROGRAM! Daha çok felaket dönemlerinde (12 Mart gibi) ortaya çı­ kan ‘şeamet tellalı’ bir Amerikan ‘muhibbi’ gazeteci. Bu say­ dıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun ol­ mak. belki güçlükleri tamamiyle algılamakstzın bugün yalnız bir nokta çevre­ sinde toplanmış. “ Biz yaşamak isteyen. ekonomik. kültürel vs. Yeni devalüasyon dahil. fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir..” Tek cümle ekleyeceğim: Kim ki. her hususta tam bağımsızlık ve serbestlik kasdolunmaktadır. başka türlü yaklaşır soruna.

Ecevit’inki elve­ rişlidir. Kıbrıs işinin çözü­ mü. bunun sebeb-i hikmetini ortadan kaldıracaktır. en önemlisi bu. göreceğiz.” 154 . CHP Genel Başka­ nı iktidarı tekrar ele geçirirse. o ayrı sorun.” Yâni ne diyor. baksanıza ünlü yazar na­ sıl devam ediyor: “Doğru tutumun Ecevit’in tutumu olduğu muhak­ kaktır. kendi iktidarı sırasında belki de kendi emriyle uygulanmış ikinci barış harekâtının ‘gereksizliğini’ tes­ cil etmiş olmayacak mıdır. ama yaparsa. Ambar­ go Kıbrıs işi dolayısıyla konmuştur. bir anlam da. Türkiye’ye kredilerin derhal açılmasını sağlayacak­ tır. bunu yapa­ cak mıdır.Bu. Ama ‘dolm a­ lardan’ birisi. Vance’ın özel temsilcisinin T ürki­ ye’ye getireceği yeni Amerikan çözüm planını -ki Yunan çözüm planıdır. İkinci spektaküler imkânı Türk Yunan ilişkile­ rindedir Ecevit’in geçenlerde New-York Times gazete­ sine verdiği demeç dikkati çekicidir. iMF’nin yeşil ışığım yaktırabilecek cesarette hükümet olmaktır. Ambargo gökten zembille inmiş değildir. Gazete ekliyor: “ Demire! beklemeyi tercih etmişti. Ama asıl önemlisi başka. Amerikan Kongresi’nin Türkiye’ye askeri yardım sağlayan bir anlaşmayı tasdik etmesini beklemeden Kıbrıs sorununa bir çözüm araya­ cağını söylemiştir.yeni iktidarın uzun etme­ den kabullenmesi demek değil mi? Ecevit. ülkeyi adamakıllı ‘sistem’in denetimine vermiş olacağız. vereceği toprak ödün­ leriyle. Demirel’in tab’ı b u n a elverişli değildir.” Ne demektir bu. Döviz darboğazı dönülecektir. Böylelikle. İş. Uluslararası Para Fonu ve yabancı ban­ kalar konsorsiyumu. Türkiye için ileri sürdükleri koşul­ lara ‘cesaretle’ baş eğeceği için Ecevit’e kredi açacaklar­ dır. Bir bankalar konsor­ siyumu bunun ayrmtdannı bile hazırlamıştır.

hazin. aa bir de bakıyo­ ruz karşımıza o ‘sevimli şeyler’ çıkmıyor mu yine..” Evet. Bunları şöy­ le sıralayabiliriz: Önce Kıbrıs’ta ödün. O zaman. Kıbrıs’ı feda et. Yunanistan’la 155 . Türkiye nüfus artışım hızla düşürmelidir. bil­ hassa Amerika’yı çok etkileyecek bir barış taarruzuna geçecektir ve ambargoyu sökecektir. böyle diyor.bir barış taarruzuna geçmesi. Yunanistan’a karşı. yeni devalü­ asyonla birlikte ücretler dondurulrnasa bile denetim altına alınmalıdır vb. CHP Genel Başka­ nı bunun senaryosunu yazm akta ve mizansenini yap­ makta Enver Sedat’tan daha az mahir değildir.. Allah aşkına şu değerlendirmeye bir ba­ kın. Ecevit’in Yunanistan’a -Amerika’yı çok etkileyecek. bu adamın yaptığı. Türkiye’ye kabul ettirilmek istenilen ‘tes­ limiyet programı’nm anahatları belirmiştir. Bu perspektif­ ten bakılınca. Üs­ telik bunun kolay olmayacağım teslim ediyor ama. başarıya ulaşamazmış: Biri Demirel’le koalisyon yapm azsa. Ecevit’ie Enver Sedat arasında pa­ ralel çiziyor. Kurtuluş Savaşı sırasında M us­ tafa Kemal’in Yunan Kralı Konstantin’in ayağına gidip (İngilizlerin baskısıyla) barış dilenmesidir. ‘hariçten gazel okuyan’ yazara göre. Hazindir bunlar. Tür­ kiye imkânlarının üzerinde yaşam aktan vazgeçmelidir. ben Ecevıt olsam kahrımdan yerin dibine girerdim: “ Ecevit başbakan olur olmaz. rahatla diyor adam. Sedat’ın jestini somutlaştırmak için dedi ki. İkincisi ‘daha derinde olan hastalığını’ iyileştirmek için gerekli önlemleri al­ mazsa! Neymiş onlar dediğimiz anda. Ecevit’e güveni var. acaba neye benzeyecek? Maharette Sedat’tan geri kalmadığı ileri sürüldüğüne göre. Ece­ vit iki yola başvurmazsa.Sözün kısası. Geçen gün Ilhan (Selçuk) güzel bir benzet­ me yapmıştı. Ne var ki.

nüfus artmasını engelleme. Benimsemezse. Demirel iktidara paraşütle indirildiği zaman her şeyi kabullenmiş görünü­ yordu.uyuşma. Bu programda. zi­ ra bunlar kredi ve hammaddelerinin dıştan kısılması suretiyle. sanayileşme­ ye paydos (baksana kardeşim kirlenme yapıyor). dı­ şardan denetlenen “ tüketim” sanayilerine yer vardır. “ sevimsizleşmesine” yetti. Bir iktidar dönemi. hemen sıvanıp çemrenip sosyalist bir program döktüreceğimi! Oysa dedim. ama sonra “ derindeki hastalığı­ nı tedavi için” Türk ekonomisini sımsıkı bir korse içi­ ne almayı planlama: Kalkınma hızı düşük. Ayrıca sanayileşmenin sürdüğü havasını vermeleri de. N A To’ y u kurtarma. propagandaya faydalı olur. Peki. teslimiyet programına bir karşı program çıka­ rılamaz mı? (9 Ocak 1978) 4 ‘ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ’ KAVRAMI Teslimiyetçiliğin karşıtı bir program dendi mi. Yeni iktidar bu teslimiyet programım benimser mi? Göreceğiz. ortalıkta dolaşanları mat etmek için sosyalizmin büyük adlarına başvurmaya hiç 156 . bu sayede kredileri sağlayıp hiç değilse bir süre için genişçe bir nefes alma. elbette dışa bağımlı. tarımsal kalkınma yoluyla hiç de­ ğilse durağanlaştırılacak bir topluma kalkınıyoruz izle­ nimini verme. Unutmayalım ki. istenilmeyen iktidarları devirmek konusunda gerekince işe yaramaktadırlar. çoğu ne sanıyor. “ sistem” elbette onun defte­ rini de dürecektir. sonra IMF önerilerini ka­ bul.

Kemal Paşa’nın iki büyük hüneri vardır ki. kızmışım. Bir tarihte. “ Türkiye’yi çağdaş uy­ garlık düzeyine çıkarmalıyız” ne demek oluyor. Amerika’nın denetimindeki Batılı emperyalist sistemi yutturmaya ça­ lışıyorlardı. Mustafa Kemal’in bir tek sözü.” Önce bunları kavramayı öğrenelim. birtakım dogmatik ‘Ata­ türkçüler’ bana çağdaş uygarlık düzeyi diye. bir tek ilke­ si üzerinde bile doğru dürüst düşünmemiş. Her geçen gün insanlık yeni buluşlarla uygarlık düzeyini da­ ha ileri götürüyor. ötekisi bunun içinden çıkan bir düşünüş biçimidir. götürdükçe de Mustafa Kemal’in Tür­ kiye’ye tespit ettiği amaç yenileşiyor. bir kenara yazmazsan. aynı şey olabilir mi. Önce biraz bunu yapalım diyorum. Oysa biraz kurcalasan al sana programların en ha­ lisi. Atatürkçülük adına 157 . tartışıyorduk. olamaz elbet. istediğin kadar Atatürkçüyüm diye yırtm.gerek yok. Bunu anlamaz. aynı şey mi. tutturmuşuz en büyü­ ğümüzden en küçüğümüze. çünkü çağdaş uygarlık düzeyi dogmatik değil diyalektik bir kavram. pek sanmıyorum. Allah sizi inandırsın. başkala­ şıyor. ha bre tekrarlıyoruz. en sağlamı. Ne gi­ bi mi. dedim ki “Arkadaş. boyutları nedir. Dünün uygarlık düzeyiyle bugünün uygarlık düzeyi bir mi. Örnek mi? Alın şu her karşı programın temelini oluş­ turması gereken ünlü sözünü. birisi bu ‘çağdaş uy­ garlık’ deyimi. neyi nasıl ele alıp uygulayacaklarına kafa yormamışlardır. ama içerdiği nedir. hiç dü­ şündünüz mü. kendi karşıtlarıyla çarpışa birleşe gelişiyor. gerekleri nedir. Mustafa Kemal Paşa’nın şaşılacak bir ileri görüşlülükle öne sürdüğü ilkeleri ciddiye almak yeter. Bunlar hanidir ‘Atatürkçü’ geçiniyorlar ya. araştıran yok. şöyle: Çağdaş uygarlık düzeyini hedef diye aldın mı. gelişiyor. bir kere sürekli devrimciliğe mecbursun.

Demirel’den Ecevit’ine. Şimdi hal böyle iken Atatürk bize o düzeyi demiyor. fikrim odur ki siyasal ve toplumsal 158 . bir kere bilimsel olmak zorundadırlar. bu. ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız dediği sırada. iç içe iki şeyi amaçlar. nükleer ve elektronik teknolojisi düzeyidir. çağdaş uygarlık düzeyinin hâlâ yerde mi. Peki bilimler sabit. çağdaş uygar­ lık düzeyi diyor. bilimlere dayanarak. Mustafa Kemal. metodu da vermiştir. O halde. dogmatik mi. yapan var mı bunu? Sık sık düşünmüş. İkincisinin olamayacağını kestirmiş. Batılı bilim ve teknolojidir. Kemal Paşa’nın tutumundan çok uzaklardasın. bazen de yazmışımdır: Mustafa Kemal kuşağı için. Batılı toplumlardır. Türkiye bu devrimi şimdiye kadar çoktan gerçekleştirmeliydi. İkincisi bu altyapının içerdiği topluma ulaş­ mak! Birincisine varıldı mı.olmadık zulümler yapıp ileri fikirli aydınları ezaya çek. ne münasebet. ilerliyor. bu bakımdan çağdaş uygarlık düzeyine ulaş­ mak için. Hadi somut konuşalım: Kemal Paşa sağ iken “çağdaş uygarlık düzeyi” ne idi? Onun kuşağı için. İkinci­ si dogmatik değil diyalektik olmak zorundadırlar. yenileşiyor. yoksa başka yerde mi olduğunu saptamak zorundadırlar. üçüncüsü zaman içinde verilmiş hedefleri sık sık yeniden de­ ğerlendirmek. bu düzeye ulaşacağız demek. onlar da çağdaş uygarlık düzeyi gibi aralık­ sız değişiyor. Allah aşkına söyleyin. uygarlık düzeyi endüst­ ri devrimi idiyse. “ hayatta en hakiki mür­ şit ilimdir” ne demek. o sıralar­ da dünyaya hükmeden sanayi devrimini yapmış. endüstri sonrasının sorunlarını içeren. Çünkü bir süredir çağdaş uygarlık düzeyi. birincisi çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak. emper­ yalizm çağma ulaşmış “ Batı’dır” . Türk aydın­ ları kendilerini sahiden Mustafa KemaPin-savaşçıları sa­ yıyorlarsa.

toplumların bugünkü çağdaş uygarlık düzeyleri üzerinde bir fırt olsun düşünmüşler midir? Mustafa Kemal’in atılımcılığı. onun düşüncesindeki diyalektiği öldürüp atıhmctlığı mahvediyorlar.. Kemai Paşa’nın sağlığında liberal anlamda demokratik olan bu toplumlar. Acaba Atatürkçülüğü kimsele­ re vermeyenler. Türktoplumunu aşamadan aşamaya sıçratmayı öngörmekte. Dedik ki. kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi bir aşamada don­ durmaktan kurtarmayı içermektedir.oiarak da. yaşadığı çağda “ uygarlık düzeyini” Batı ülke­ leri oluşturduğu için Mustafa Kemal o uygarlığı (asıl 159 . Ara­ da önemli fark var.. Bana kalır­ sa. bu düzeyin içeriği günümüzde değişmiştir. sosyal ya da sosyalist toplum başka. günümüzün koşullarında bu kavramın en ilerici yorumuna varıp onu nasıl uygulayacağımızı tartışmamız gerekiyor. içeriği. liberal toplum başka. sürekli devrimciliği. onu hak­ kıyla değerlendirmesi bunda baş koşuldur. Vatan kur­ taran aslan rollerine hevesleneceğimize! (10 Ocak 1978) 5 M ALİ B A Ğ IM S IZ LIK G ER Ç E K LEŞ M E D İK Ç E . toplumsal anlamda demokratik olma aşamasına ulaşmışlardır. Oysa Mustafa Ke~ makiliği donuk bir milliyetçilik gibi kabul ettirmek iste­ yenler. İşte teslimiyetçi olmak istemeyen bir programın ön­ ce Mustafa Kemalciliği yerli yerine koyması. bugün o aşamayı geçmiş.-hepimizin çağdaş uygarlık düzeyi kavramı. sonra da ‘Atatürkçü’ geçiniyorlar. kapsamı ve sınırları üzerinde düşünmemiz.

emperyalist deneti­ mindeki Para Fonu ve Dünya Bankası’nın bazı “tavsiye­ lerle” çıkacağını bildiğimizden. bunu yaparken Avru­ pa halklarıyla. Çünkü her devlet organı an­ cak mali kuvvetle yaşar.. Eğer bugün Fransız milleti ile. İtalyan milleti ile. doğru ama. Bugünkü savaşımlarımızın gayesi tam bağımsız­ lıktır. bu milletlerin seslerini işittirememelerinden ve kendi yöne­ ticilerinin istila ve sermaye emelleri için bizi yok etme­ lerine ses çıkaramamalarmdandır. Avrupa emperyalizmini ayırt etmediğini mi sanırsınız.anlamıyla endüstri toplumunu) Türkiye’ye amaç olarak göstermiştir. gerçekte hangi Müdafaa-i Hukukçu tezlere dayanmamız gerektiğini araştırmak. Yeni kurulacak bir cumhuriyet hükümetinin önüne. hepimiz için bir görev! 1 Mart 1922’de Mustafa Kemal şunları söylemiş: “ . yabancı banka konsorsiyumlarının. Avru­ pa’nın yöneticilerden ve sermayedarlardan ayrı olan asıİ milletleri. Bağımsızlığın tamlığı ise ancak mali bağımsızlık­ la mümkündür. milli mücadelenin egemen yaban­ cı burjuvaziye ve onun saldırgan sömürücü emellerine karşı yapıldığını işaretlemiştir. o devletin bütün hayat kollarında ba­ ğımsızlık felce uğramıştır. mali bağımsızlık. Bunun için çağdaş uygar­ lık düzeyi kavramının ilk basamağı Mustafa Kemal’de hep tam bağımsızlıktır (istildâl-i tam). karşı bir program için. hâttâ İngiliz milleti ile düşmanlık halinde bulunuyorsak. Mali bağımsızlığın korunma­ 160 . Bir memleketin mâliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca. bizim hayatımızı bize çok görmüyorlar.. Doğru. çok aldanırsınız: 2 Temmuz 1920’de şu sözleri o söylemiştir: Yaşamak isteyen milletimizin isteği tek kelime­ de özetlenebilir ve gayet meşrudur: Bağımsızlık.” Gördüğünüz gibi asıl halkla egemen yönetici çevre­ leri bir güzel ayırmış.

. o zamanki ‘uygarlık düzeyi’nin yö­ netici ve sermayedarlarla halk karşıtlığını taşıdığını bi­ liyor. lâkin iktisadi esaretle bizi felce uğratıyorlardı. ülkeyi yönettiğini zanneden­ ler anlamış mıdır? Anlasalardı hem ‘Atatürkçüyüz’ di­ ye bas bas bağırıp. Güzel va­ tanımızı yoksulluğa.. Bunlar ik­ tisadi mahkûmiyeti anlamayan bedbaht hayvanlardı.” M illet belki anlamıştır. İktisadi hayatımızda tam bağımsızlık..” 16 M art 1923’te söyledikleri ise şunlar: “ . bütçenin iktisadi yapı ile uygun ve denk olmasıdır. Peki. bizim bazı haklarımı­ zı tanımış gibi vaziyet alırlar. Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi.sı için ilk şart. (. bunun yolu ne olacak? Ne yapacağız da. iktisa­ di hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur. hem de ‘mali bağımsızlığımızı’ teh­ likeye atan ilişkilere girerler miydi? M ustafa Kemal. hakikatte iktisatta elimi­ zi kolumuzu bağlarlardı.. Bu esarete katlanan mevki sahibi kimseler. bizi yutmak isteyenin de. Binaenaleyh devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya müracaat etmeksizin memleketin geri kaynak­ larıyla idare edilmesi çare ve tedbirlerini bulmak lâzım ve mümkündür.. ‘iktisatta elimizi kolumuzu bağlayan’ 161 .. o yabancı sermayedar­ larla onların maşası yöneticiler olduğunun farkındadır.) Devletler şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gös­ terişli müsaadelerde bulunuyorlar gibi görünüyorlar. memnundu. özellikle mali bağım ­ sızlığımızı savunmaktadır. memleketi yıkıntıya sürükleyen çeşitli sebepler içinde en kuvvetli ve en önemlisi. Çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardı.. Fakat artık bugün milletimiz hayat noktasının nerede olduğunu pek güzel anlamıştır.. Fakat hakikati halde mil­ leti manen miskinlik çukuruna atmışlardır. buna karşı tam bağımsızlığımızı.

. (11 Ocak 1978) 6 M. Filosu var diye donanmayı ihmal edenleri. çünkü ölmeden bir yıl önce 1 Kasım 1937’de söy­ lemiş! Bir de sonrakilerin yaptıklarını hatırlayınız. Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız ara­ sında yer almaktadır. KEMAL’İ KİM TAHRİF ETMİŞTİR? Ha sahi.yabancılara boyun eğmeyeceğiz? Cevabı açık ve seçik­ tir: Sanayileşerek! ". En başta vatan müdafaası olmak üzere ürünlerimizi değerlendir­ mek ve en kısa yoldan. 1930’lardaki görüş ufkuna bile sahip değildiler. Basbayağı tahrif ederek. demişimdir ki. onu Lenin’le 162 .ki Kemal Paşa’nın 1920’lerdeki.” Bu sözleri onun ekonomik vasiyeti saymak bile müm­ kün. evet ne yazık. en ileri ve refahlı Türkiye ide­ aline ulaşabilmek için.. ne vakit sözün ucu Mustafa Kemal’e dokunsa. bu bir zarurettir. Amerikalılar uçak verecek diye Kayseri Uçak Fabrikası’m kapatanları! İkili anlaşmalar imzalayıp “ bizim bazı haklarımızı tanırmış gibi vaziyet alan” ya­ bancı ülkelerle inanılmaz uzlaşmalara girenleri! Hepsi “Atatürkçü” geçiniyorlardı. üstelik bu tatlısu frengi alafrangalı­ ğını yeni kuşaklara Atatürkçülük diye yutturdular. Sosyalistler arası tartışmalarda. henüz size söylemedim. Ak­ deniz’de Amerikan 6. görüşleri Tanzimat paşalarının görüş­ lerini aşamıyordu. Çalışması ve yaşaması için ekono­ mik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük kü­ çük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz.

Olaylar denk düşürdükçe Mustafa Kemal’in sözle­ rinden örnekler veriyorum. o ufak fa­ kat yararlı Atatürk’ün Temel Görüşleri adındaki kita­ 163 . İnönü. özellikle başlangıç yıllarında hissedilen. bilerek kullan­ dım. Az önce tahrif lâfı ağzımdan kaçmadı. toplumumuzdaki Kuva-yı Milliye atılımını kemik­ leştirdi. yaygın görüntüsünden ne kadar farklı bir adam olarak belirdiğini. halkçılık eğilimleriyse. Bunların çoğunu yapamadık. ona yakıştırılmasından ibarettir. Devri­ min. yukarıdaki kom­ şumuzda kopan sosyalizm kıyametinden gelmektedir. bu demokratik devrimcilik. (yerli burjuvaziden çok) aydınların. bin yıllık arkadaşım Fethi Naci. Mustafa Kemal sosyalist değil demokra­ tik bir devrim denemişti: İktidarın yapısal niteliğini. Şimdi bir de sözlerinin nasıl tahrif edil­ diğine. o tarihten sonra Ata­ türk'ün yaptıkları. dondurdu. lâik bir bur­ juva cumhuriyeti aşamasına ulaşmasıdır. ister istemez bir ‘maz­ lum milletler’ anti-emperyalistliğiyle kaynaşıyor. Nedeni belli. Anadolu devrimi. Örneğin. dediklerini tahrif etmeye kadar varıyor. eşrafın ve halkın elbirliğiyle tarihsel bir blok oluşturup gerçekleştirdiği demok­ ratik bir devrimdir. toprak reformunu yapması. değiştirildiğine değgin bir örnek vereyim. yapılmakta olanların. ya da yapmayı tasarladıkları değil. Müdafaa-i Hukuk dönemindeki top­ lumsal atılganlığı ise bürokrat birtakım kurumlara dö­ nüştürerek frenledi. biraz da dünya savaşını bahane ede­ rek. Ama bütünüyle ele aldınız mı. olağan sonucu da endüstri devrimini başarması. pa­ dişahın iradesi yerine halkın iradesini koyup da değiş­ tirerek! Emperyalizmin azgın dönemine rastlandığın­ dan. gözleriniz­ le görüyorsunuz. Atatürkçülük. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra. onun. Robespierre’le karşılaştırmalı. hayli yoğun toplumculuk. İş.karşılaştırmak yanlıştır.

Cilt 1. Hadi bera­ berce okuyalım: " . Baskı 1961. Atatürk’ün ‘Bu iti­ barla da bu noktai nazardan bizim istikametimizde Bol­ 164 . 95) Behçet Ke­ mal Çağlar’da ‘işçiler’ (s. 79) olmuş. s. “ Ayrıca Atatürk’ün ‘amele sınıfı’ (s. bizim için de teşekküre layık bir neticedir’ diye sadeleştirdiğim cümlenin aslı şöyledir: ‘İslâmiyetin en âli kaide ve kanunlarım ihtiva eden Bolşevizmin. Mustafa Kemal’in düşüncesini tahrif eden ki­ şi yıllarca ülkemizde Atatürkçülüğün bayraktarı geçinen ünlü Behçet Kemal Çağlar. Behçet Kemal Çağlar tarafından bugünkü dile aktarılmıştır. evet. bizim varlığımı­ za da göz dikmiş olan düşmana karşı bugün kazanmış olduğu zafer bizim için de sevilmeye sevinilmeye değer bir sonuçtur.. bi­ zim dahi mevcudiyetimize kasdetmiş olan müşterek düş­ man aleyhinde. Behçet Kemal Çağlar.. ta kendisi. Kolaylıkla fark edilebileceği gibi.bında açıklıyor. bugün ihraz etmiş bulunduğu zafer bi­ zim için de şayan-ı teşekkür bir neticedir. bugün elde etmiş ol­ duğu zafer.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. nedense Atatürk’ün sözlerine ‘özenmiş’ kelime­ sini eklemek ve ‘müşterek düşmanı’ düşman yapmak gereğini duymuştur. 1968 yılında yayımlanan bu kitabın 80. Atatürk’ün yukarıya aldığım cümlesi bugünkü dile şöy­ le aktarılmış: ‘İslâmlığın en yüce kurallarıyla yasaları­ nı içine almaya özenmiş Bolşevikliğin. sayfasında. Atatürk’ün sözlerini tahrif etme denir.’ " .. Buna Atatürk’ün sözlerini bugünkü dile aktarma değil. 95) “Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı bir kitap vardır: Bugünün Diliyle Atatürk'ün Söylevleri. bizim de varlığımıza kasdetmiş olan müşterek düşman aleyhinde. Son derece meraklı bir konu. nasıl ol­ masın ki. ‘İslâmiyetin en yüksek kural ve kanunlarını içi­ ne alan Bolşevizmin.. Kitap.

81. ‘tearuz etmez’i (çatışmaz. Yâ­ ni Behçet Kemal. Çün­ kü Atatürk’le ilgili bir kitabın Kurum tarafından denet­ lenmeden yayımlanması düşünülemez. buna karşılık Atatürk’ün söylemediği ‘ilk bakışta’ kelimelerini eklemiş.şevik istikameti görülebilir’ (s. diyalektik bir görüşle değerlendirilmelidir. 82) olmuş. işte görün. Bolşeviklerinkiyle ilk bakışta zıtlaşmayabilir’ (s. işte akıl almaz bir tahrif daha: Atatürk’ün ‘Elbette böyle bir prensip Bol­ şevik prensipleriyle tearuz etmez’ (s. 101) cümlesi. 101) cümlesi. Türk Dil Kurumu da en az Behçet Kemal Çağlar kadar sorumludur. bunları da Atatürk’ü sürdürenler sanıyordunuz bel­ ki. Bunlar pek önemli sayılmayabilir ama. zıtlaşmaz) ‘zıtlaşmayabilir’ yapmış. şaştınız öyle mi? Ben burada bunlar Atatürk­ çü filân değillerdir dedikçe.” Nasıl. Atatürk’ün dü­ şüncelerini işte böyle tahrif etmiştir. orada kanla ve ateşle ya­ zılmıştır. Atatürk’ü bunların anlattı­ ğı. ‘Atatürkçü’ Behçet Kemal Çağlar. Beh­ çet Kemal’de şu şekle sokulmuş. Ve Atatürk’ün pa­ rasıyla yaşayan Türk Dil Kurumu da.. 82). Behçet Ke­ mal’de ‘Bu bakımdan bizim davramşımızdı Bolşevikli­ ğe dayanan bir yön görenler bulunabilir’ (s. Atatürk’ün cümlesindeki ‘elbette’ ke­ limesini atmış. (12 Ocak 1978) 165 . Kuva-yt Milliye ve Müdafaa-i Hu­ kuk çerçevesi içinde yeniden ele alınıp. mal meydanda: Mustafa Kemal’in eyle­ mi de. göz göre göre tah­ rif edilmiş bu düşünceleri Bugünün Diliyle Atatürk’ün Söylevleri adı akında yayımlamıştır. düşüncesi de. Bugünkü Türkiye’de ‘teslimiyetçi’ programlara baş eğenlere ‘karşıt bir program’.. ‘Böyle bir ilke.

az zamanda söner. ekonom ik egemenliğimizin (hâkimiyet-i iktisadiye) sağlanması. ekonom ik zaferlerle taçlandırılmazlarsa. askeri zaferler ne kadar büyük olursa otsunlar.." M u s t a f a Ke m a l Şubat.Yanlış ‘ekonomik9tercih ". yaratılan zaferler sürekli olmaz. ekonom im izin.. güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılm ası gereklidir. en güçlü ve parlak zaferimizin bile sağlayabileceği bayındırlık yararlarını (semerat-ı nafıa) saptayabilmek için. Bu bakımdan. 1923 . Siyasal.

öyleymiş. geçen gün. ‘sahibinin sesi’ yazıyordu. bu ‘dehşetengiz bilinçlendirmeyi’ galiba şöyle özetleyeceğiz: “ Önlem 169 . birincilerine itibar et­ tiği için onların tirajı gün günden artmakta olduğu hal­ de.-‘ideolojilerine göre’ ahkâm kesiyormuş. birkaç gün sonra. Mümkün mertebe sadık kalarak..1 ‘S A H İB İN İN S E S İ’ Ülkemizde iki çeşit gazete olduğunu bilir miydiniz. Muhte­ remi. ne var ki enayi değilmiş halkımız.. evet. yaygın ve büyük tirajdan yararlanarak ‘hal­ kı gerçekten nasıl bilinçlendirdiğini’ gösterince ilişmeden duramadım. ne kısalıyormuş. ikinci çeşidindeyse ‘krip­ tolar’ uygulamalara ‘aklın ve bilimin yönünü’ vermeye çalışacak yerde. gülüp geç­ mek mümkündü ya. kısacıkmış yâni. Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birisinde. biraz vaktinizi alacağım. özür dilerim. İkincilerin tirajı ‘eşeğin kuyruğu gibi’ ne uzuyor. ülkemizde iyi kötü herkes tanıdığı için. aynı gazetede. bir çeşidini halkı gerçekten bilinçlendiren ‘ger­ çek ilerici’ aydınlar çıkarıyor. buna aslında şükretme­ miz gerekirmiş efendim. öbürleri kendi kendilerine ge­ lin güvey oluyorlarmış. Bu saçmaları. ay­ nı sütunda. zira halkımızı asıl bilinçlendi­ ren o büyük gazetelermiş.

(onlara sonra gelece­ ğiz) oysa Türkiye’nin paçayı kurtarması ancak kendi öz kaynaklarının yerli ve yabancı sermaye katkısıyla değer­ lendirilmesi sayesinde mümkün olabilir. evet. uygula­ maları ‘aklın ve bilimin’ ışığıyla değerlendiren ‘sahibinin sesi’ne göre Türk halkını bilinçlendirmenin yolu. Her ikisi de vardır. Bize kestirmeden yerli ve yabancı sermaye yatırımı gerekiyor. baksanıza Çin’e. bak­ kallığını mı. Ama nereye? 170 . tamam. oysa şu işi hayrına Metin Toker’e verseler. Amerika’nın yapacağı yatırım ise 25 milyar dolar olabilecekmiş. Japon bankaları 9. Alman bankala­ rı 11. gıda maddesi. Tür­ kiye. kumunu. ikide bir ilişkilerimize posta koyuyor­ lar. meyve sebze satarak kendi dövizini kendi bulacaktır. Fransız bankaları 7 milyar do­ lar yatırım öngörmüşler. uçuşunun kanatlarını sağlaya­ caktır. güneşini. Türkiye’de bunu yap­ mak zorundadır. bunu engellemiştir. Aslın­ da ‘sistem’ bunu hanidir hazırlamış ya. şıpın işi böl­ genin bakkalı.paketi filân. canlı hayvan. bir de bakacağız. bunu yaparak batıya da doğuya da. bu yüzden de Ecevit gibi ‘beceriksizler’in eline düşü­ yoruz. uçuyoruz. kuzeye de güneye de. buna karşı Türkiye Batı’nın unculuğunu mu. Türkiye bunu ya­ pacaktır. buğday.” İşte ‘ideolojinin kalıplarına bağlı kalmayan’. ‘kriptolar’. sebzeciliğini mi. ah şu ‘Menderes tipi’ iyi niyetli fakat ekonomi tercihi yanlış siyaset adam­ ları ile. daki­ kasında yoluna koyacak. sütçülüğünü mü yapacaktır diye itiraz ederler. ‘sistem’e ne diye bozuluyor. deni­ zini onlara kiralayarak. ne zaman yapmaya niyetlense iki tür adam çıkmış. Maden­ lerini aynı sermayeye açarak. kanatlanmışız. ‘uçuşunun kanatları’ hazır. otelciliğini mi. İngiliz bankaları 14. kasaplığını mı. kasabı. bunlar hikâyedir. onun kendisine öner­ diğini yapsın. manavı olmuşuz.

Hiç merak edip de Türkiye’nin IM F ile imzaladığı ni­ yet mektubunu kurcaladınız mı? Türkiye’yi bakkal. böylece Türkiye hem borçlu kal­ makta devam eder. Sadece bir haberi aktarmakla yetineceğim. Türkiye. dünya konjonktürü. IMF üyesi ülkelerle. sütçü ve manav. Türkiye’ye sattığı­ nın üçte biri kadar mı ne mal alırmış bizden. ikili ödeme anlaşmaları yapmamayı taahhüt eder. yahu biz sizden dünyanın malını alıyoruz. Dr. Gelelim ‘sahibinin sesi’ tarafından her şeyi çözümle­ yecek sihirli değnek olarak sunulan ‘yabancı sermaye’ konusuna. sonra bu para ile o ülkelerden gerek­ sindiğimiz mal alınır. Yabancı sermayeli firmala171 . ‘taze para’ bulunur. diyelim ki jeopolitik durumumuz.’ İşin inceliğini bilmeyenler için bir anlamı yoktur bu lâfların ama. siz de bizden buna eşit bir şeyler almalısınız diyemeyeceğiz de­ mektir. i m f anlaşması süresince. ya ne olur.. Sözgelişi Federal Almanya. hem de bakkal. arka­ daş seninle takas yapalım. i m f niyet mektubuna göre olmaz. bu ne­ denlerinden dayatmaya karar verdik. manav yapmakta çok hevesli görünen bu örgüt. yabancı sermayeli firmalarm yüzde 56 oranmda ithal malı kullandıklarını belirtti.Uzatmayacağım. IMF üyeleriyle karşılıklı oturup ticaret anlaşması imzala­ mayacaktır demek. iki basit ama somut örnek üzerinde durmak istiyorum. önce ‘sistem’den kredi bulunur. buyurun okuyun: Doç. gerçekte Türkiye’nin kendisinden mal almayandan mal satın almaya zorlan­ ması anlamına gelir. yooo. Türkiye’de­ ki yerli firmaların toplam ara malı ve girdi kullanımının yüzde 14’ü kadar ithal malı kullanmalarına karşılık. diyeceğiz ki.. Türkiye’den şöyle bir garanti almıştır: ‘İki yd süreyle Türkiye. şu. (karşılıklı ticaretimizin ‘sistem’in ül­ keleri lehine sürekli açık vermesi gerçeği karşısında) bu ülkelere. Cem Alpar. ka­ sap.

karlan düşük görünür.. tartışmayı başlatan biz değiliz. hele ‘sistem’in sömürüsüne açık ülkelerde. Doğrudur. Yapılan hesap­ lara göre. yaygınlığı az olur. dedi ki: Bu ana firmalar. böylece peşinen kâr transfer etmiş olurlar. hem de öteki yabancı firmalar kâr koku­ sunu alıp o ülkeye yatırana heveslenmez.. vergileri düşer.) 172 .. hak ettiği cevabı alırken başkalarının da ayağına basılırsa. üretim için gerekli ara mal­ ların ve hammaddelerin bu ana firmalardan getirildiği­ ni belirterek. o iki tür gazeteye. (Kimse üzerine alın­ masın.” Şimdi gelelim. bu sayede hem yerli ortakların paylan azalır. orasını bilen bilir. arkasında güç­ lü sermaye olmadığından sesini duyuramaz gibi görü­ nür.. kusur bizim değil. Türkiye aley­ hinde 440 milyon dolarlık bir fark olduğu saptanmıştır. Bu uygulamanın sonucunda. ama tarihsel perspektif içinde et­ kisi de az mıdır. (28 Mart 1979) 2 HANGİSİ HAKLİ ÇIKTI? . yabancı sermayeli firmalann ana firmaların­ dan yaptıkları ithalâtla ihracat arasında. genellikle iki tür gazete vardır. Avrupa ya da Amerika’da bir ana firmaya bağlı ol­ duklarını hatırlatan Alpar. bunların birincisi komp­ rador basınıdır ki.rm. çamuru atan ‘sa­ hibinin sesi’dir. az gelişmiş ülke­ lerde kendilerine bağlı olarak çalışan şirketlere ham­ madde ve ara malı gönderirken bunun fiyatım dünya fi­ yatlarının üzerinde tutarlar. İkinci­ siyse ulusal çıkarları savunmaya çabalar. memleketi denetlemeye uğraşan ya­ bancı sermayesi ile gizli açık işbirliği halindedir.

sonra kendi kendine çekilecek bir devlet bulunamaz.. yok yok. eksik olmasın.” Nasıl. memleketin sayısız dertleri­ ne pratik çare arayanlar arasındaki fark. iyi ama kardeşim. bir tarafın teo­ riler üstüne uzanıp yatmasından ve diğer tarafın büyük maddi ve manevi mesuliyetten korkmayarak ve kaçma­ yarak pratik bir yol aramasından ibarettir. o devlet ki İngiltere’dir ve İngiltere olması lâzım gelir. itirazınızı duyar gibiyim. yahu bunlar nasıl sözler. Bir taraf ‘ideolojilerin’ üzerine uzanıp yatıyormuş da.” 173 . İstiklâlimizi temin edebilmek için kuvvetli bir devletin yardımına muhtacız. onu da Metin Toker’den altmış yıl önce pek güzel gösteriyor: Birçokları.. öteki taraf memleketin dertlerine pratik çözümler arıyormuş. böyle bir devlet vardır ve Amerika’dır. aradan altmış yıl geçmiş olmasına rağmen. O halde. pa­ ra sarfedilmesi lâzım gelen yerleri bize göstererek yaşa­ maya layık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemeli. ilginç bulmuyor musunuz. İstanbul’da yayımlanan Alemdar gazetesinde Refii Cevad Bey. bu bir hayaldir diyorlar. demek ki yol gösterici aydınlarımızın ‘aklın ve bilimin ışığında buldukları çareler’ pek değişme­ miş. aynı 1919 Eylül ayında Ahmed Emin’in Vakit’te yazdığı şu unutulmaz satırları okuyunuz: Yararlı ve pratik bir siyaset yolu aramayarak sa­ dece beklemeyi ve bu sırada bağımsızlık isteriz diye ba­ ğırmayı meslek edinenlerle. Biz iddia ediyoruz ki. 1919 Eylülü’nde.” Aman yarabbi. ‘halkı bilinçlendiriyor­ du’: " . diyorsunuz ki. şu tarihsel perspektife. insan 1979 yılında Metin Toker’in kaleminden çıktı sanır. Refii Cevad İngiltere diyor.. bizimle insanlık amacıyla ilgilenecek. bizim elimizden tutmalı. oysa şimdi.Şimdi gelelim. memleketin istiklâlinin na­ sıl kurtulacağım şöyle anlatıyor.. Peki neymiş o çözüm. Ahmed Emin.

bunun etkisinden yararlanan aç­ gözlü ve yozlaşmış bir azınlığın dışında. kitle kitle kıyam etmiş. dalga dalga. bir de ikinci türden gazete örneği vermek isterim. milletin yazgısını belirlemede ulu­ sal iradeyi egemen ve ulusu etkin kılmak ve şu anda dı­ şarıdan varlığımıza yöneltilecek saldırılan red ve iptal et­ mek ve ebediyen halk egemenliğini sağlamak gibi üç cepheli bir sahnede savaşımı göze almış olmakla cihan tarihinin bir mislini daha kaydetmediği en azametli bir harekettir.. bütün millet. yalnız insanlık ve uygarlık bakımından bir kıyıcılık ve vahşilik olmakla kalmaz... aynı zamanda bilim ve doğa­ ya karşı işlenmiş bir cinayet de olur.. toptan bir parçalanma ve çökme korku­ su ile kıvranırken meydana çıkan manda sorunu..İşte size birinci türden gazete örnekleri. “ harekât-ı milliye. bütün memleket. “ . Anadolu’nun sinesinden verilen bir işa­ ret üzerine. en muazzam hareket-i medeniye­ dir” başlığını taşıyan bir yazı yayımlamıştı. “ . Bağımsızlığını korumak için dört yılda nüfusu­ nun dörtte birini feda eden Türk milletinin artanını da manda namı altında İngilizlerin tutsaklığına vermek. bugün 174 . Şimdi izniniz olursa. herkes aynı duygu ve isteğin itişine kapılarak birleşmiştir. Mütareke sonunda uğradığımız üzüntü ve umut­ suzluk içinde. 2 Ekim 1919 tarihli sayısın­ da.. günümüzün en büyük sorunu olan ulu­ sal bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığı korumak için bütün milletin azim ve imanından doğdu. şunları di­ yordu: “ Hasis çıkarlarım kutsal duygulara yeğleyip halkın dışında resmi bir güçle. İşte harekât-ı milliye. Bu ayaklanma yal­ nız hamiyetsiz bir hükümeti inatla tutunduğu iktidar­ dan düşürmek değil. Sivas Kongresi tarafından çıkarılmasına karar veri­ len İrade-i Milliye gazetesi.

adam en büyük oyçoğunluğuyla demokrasinin ilk Başbakanı oldu.. ülkenin ‘zinde kuv­ vetleri5 de buna katlanamayarak isyan hakkını kullan­ dı. Şu kestirmeden yazıverdiğim cümle. Sakin ve metin duran milletimiz. bu yazıyı yazan bir paşadır. gittikçe re­ jimi sertleştirerek önce bir Meclis tahakkümüne.” Evet. bir parça barışa ve bir par­ ça sakinliğe muhtaçtır. son hareketi ile. ken­ disine ‘Sabık Başbakan’ dedirtmemek için. Acaba uygarlık dünyası anlıyor mu ki. Kemal Pa­ şa İrade-i Milliye’deki yazısında ‘aklın ve bilimin’ gerek­ lerine pek uyar görünmüyordu ama. pek çok fazla satıyorlardı.bilincini ve birliğini kazanan Türk’ün ve bu durumu gö­ ren uygar âlemin gözünde önemini yitirmiştir. adı da M ustafa Kemal’dir.. yıllardır hedef olduğu iftiralardan bir anda kurtuldu. yazı im­ zasızdı ama çok sonraları denildi ki. Alemdar ve Vakit gazeteleri o zaman pa­ yitaht gazeteleriydiler ve ‘kötü’ İrade-i Milliye’den çok. gerçekte bütün 175 . bu da soru mu. halkı bilinçlendiren oydu. hangisi haklı çıktı? (29 M art 1979) 3 ‘YANLIŞ EKONOMİK TERCİH’I KİM YAPIYOR? Rahmetli Menderes’in büyük günahı neydi? Şimdi diyeceksiniz ki. Türk milleti yükselmek ve iler­ lemek için mandaya değil. sonra bir şahıs tahakkümüne dönüştürdü. Ayıptır sorması. ikinci türden gazetede bunlar yazılıydı. bu bir. Şimdi geldik sorunun can alıcı noktasına.

Mende­ res’in günahının bu olduğunu sık sık tekrarlamıştır. birbirleriyle hiç ilgisi bulunmayan iki grup buna şiddetle karşı koymuşlardır. fakat ekonomi tercihini yanlış yapmış siyaset adamları oluşturmuşlardır. Yâni yıllardır liberal ol­ madıkları. iyi niyetli.27 Mayıs edebiyatının özetidir. Sebep hep şu yanlış ekono­ 176 . Mende­ res’le adamakıllı uğraşan. demokrasiyi kötü uyguladıkları iddia edilen Menderes gibi. Oysa. O tarihlerde. Demirel gibi adamların asıl suçu ansızın gün ışığına çıkıveriyor: Kardeşim bunlar ‘ekonomi ter­ cihleri yanlış’ politikacılar. Yassıada davaları filân gerekebiliyor. İkinci grup bir proleter ihtilâ­ liyle rejimi değiştirmeyi amaçlayanlar ve bu proletarya­ nın ancak sanayiyi suni şekilde itekleyerek. iktidarlarım ciddiye alıyor. son yazısında soruna başka bir yanından yak­ laşıyor. gönüllerinde onu besleyen.” Siz bu sözlerden ne anladınız? Benim anladığım şu: Menderes (ve elbette Demirel) türünden siyaset adanı­ lan memleketin sanayileşmesini istiyorlarmış ve bu ‘ekonomi tercihleri’ yanlışmış. Bunların ti­ pik örneği Menderes’tir. şehir gece­ kondularında işçi kümelendirmesi yaparak yaratacak­ larım bilenlerdir. memleketi sanayileştirmeye kalkışıyorlar. müdahaleler. Grupların birin­ cisini sanayileşmiş bir Türkiye isteyen. Lütfen bir göz atar mısınız: Türkiye ekonomisinin böyle yönlendirilebilmesinin (yabancı sermayeye iyice açılması) ne zaman bir fırsatı çıktıysa. Türk halkının bunu o tarih­ sel önsezisiyle bilerek. cezaevini boylaması gerekin­ ce efendi gibi gidip cezasını çeken Metin Toker. dolaylı olarak da o hiç beğenmediği solcuların çok eskiden yapmış olduğu bir saptamayı doğruluyor. araltksız bu adamlara iktidar vermesi. olur mu hiç? Daha kötüsü. onlarca yıl. Bu yüzden işler karışıyor.

kazancıyla et kombina177 . biraz pratik. Oysa Metin Toker’e göre vahim bir hatadır bu. İsmet Paşa’yla beraber acayip bir üstyapısal alafran­ galık akımına dönüştürülmeseydi. biraz işbilir olsana! Yabancı sermayeyi bağrımıza basmak fırsatı çıkınca.. Osmanlı’nm son iki yüz yılına bakıp anlayabiliriz. Demirel. Allah Allah. sanayileşmenin evci balâsına ulaşmış Ba­ tılı toplumlarda. Menderes. Türkiye’nin aklı başında adamları. bir de sol­ cular oluyor. çünkü ‘Tür­ kiye bugün canlı hayvan satar. sanayileşme ola­ cak. ül­ keyi tam bağımsızlığına kavuşturacak. Mustafa Kemal çağdaş uygarlık düzeyini aşacağız mı demiş. acaba ‘sistem’ Tür­ kiye’yi bu kadar gafil avlayabilir miydi? Hayır. O dönemi bilmiyorsak. Erbakan ‘yanlış ekonomi tercihi’ yaptıkları için sanayileşmeyi savunmuyor. Mustafa Kemal’i ne karıştırıyorsun işe.. eğer Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlatılmış olan sanayileşme atılı­ mı. amaçlan belli hınzırların. proletarya birikecek. buna karşı aynı yanlış politikayı savunanlar. komünist­ lik olsun diye sanayileşmeyi savunmuyor. neyine gerek senin sanayileşmek be birader. hem Müdafaa-i Hukuk’un. şu içinde yaşadı­ ğımız dönemi de mi bilmiyoruz a canım. Peşin parayı gördünüz mü nasıl da gülersiniz! Bre Metin Toker. Sanayileşmediğimiz takdir­ de ne olacağımızı. onca örgütlenmiş komünist partile­ rin. o dediğin devrimi hâlâ yapamadıklarını nasıl gör­ mezsin de^ Türkiye’nin az buçuk sanayileşmesinden he­ men bir komünist ihtilâli tehlikesi çıkartırsın? Adama bunu sormazlar mı? Türkiye’de solcular elbette sanayi­ leşmeden yanadırlaç çünkü ancak sanayileşmedir ki.mik tercihte. hem de Kuva-yı Milliye’nin gerçek amacına ulaşmasını sağlayabilecektir. Türkiye için tek çıkış yolu­ nu sanayileşmede gördükleri için bunu yapıyor. bununla da devrim yapıla­ cak.

Şimdi gör­ dünüz mü rahmetli Menderes’in zavallı Demirel’le Erbakan’ın. Türkiye yok­ suldu. mümkün mertebe uzak durmaya. en çok da yabancı sermayeden. klâsik anlamda yeterince tüccarı bite yoktu. o kadar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki artık onu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacak­ tır. üstelik bunu en kısa zamanda yapmak istiyor­ lar. doğrudan doğruya ekonomik ne­ denlerdir. ambalaj sanayisini geliştirir. besin sa­ nayisi ile yetineceklerine. ne de komünist­ liklerinden. süt ürünleri ihraç eder. Müdafaa-i 178 . gı­ da ihraç eder. bir türlü onaylayamadıkları da budur. ne var ki bu yokluklar. evet böyle diyor ve ilâve ediyor. bunu Mustafa Kemal şöyle dediği için. yılda yüz milyon ton çelik üretmek is­ tiyorlar. Gıda sanayisi kurar.lan kurar. ak­ lın yolu da bu olduğu için yapıyorlar: Efendiler. elektronik sa­ nayisi istiyorlar. ekonomik düşüncelerdir. Bunun küçümsenecek değil. bırakın teknik kadroları.” (18 M art 1923) (30 Mart 1979) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Mustafa Kemal Paşa’mn ‘kalkınma m odeli’ yabancılardan. görülüyor ki bu kadar kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler. süt ihraç eder. ülkenin kendi olanaklarına güvenm eye dayalıydı. ağır sa­ nayiye de (eğer bırakılırsa) bu yoldan gidilir. et. ‘bilumum’ sosyalistlerin bağışlanmaz kabaha­ tini. İşte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri.Bunu ne saflıklarından yapıyorlar. heves edile­ cek tarafı vardır. başlarım önlerine eğip kuzu gibi süt. et ihraç eder. sermayesi kıttı. Çünkü bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa. elektromekanik.

kendisini ye p ye ­ ni koşullarla karşı karşıya bulmuştur.Hukuk iktidarlarını yıldırm ıyordu. Bu ise ancak yabancıların yön etse l katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. kendilerini bir kısır döngü için­ de bulan Tü rk liderlerini düşündürm eye devam etmektedir. Bu yeni koşulların en önem lilerinden biri de. büyük bir dış borç altına girilm esi. hızlı bir üretim artışı sağla­ yabilir. özellikle. Tü rk iye ile iş yapan yabancı tüccar. Hemen be­ 179 . giderek yabancı tüccarla re­ kabet edecek durum a gelm esidir. bakın nasıl da yakınıyor: ‘'Yüz y ıllık ka p itü la syonlar rejim inin tarihe karışm asıyla birlikte. Bakın 11 Nisan 1925 tarihli sa­ yısında ne diyor: “Yabancı serm aye sorunu. Bağım sızlığını ve Türklerin d eyim iyle ‘ulusal bütünlüğünü’ koruması için. Bu yen i koşullar altında geçen iki yıla bakmak ve mali iktisadi politikasını uygulam ak­ ta ısrarlı bir çaba gösteren Hükümet'in başarı ya da başarısız­ lığını ve sürekli artmakta olan yerli rekabet karşısında durum ­ larını korumak için enerjik bir mücadele vermekte olan yaban­ cıların çabalarını değerlendirm ek ilginç olacaktır. Mustafa Kemal’i de Metin Toker’in sanayileş­ miş bir Türkiye isteyen. Başından itibaren ekonom i­ yi Türkleştirm ek sürecine girmişlerdi. baksanıza The Economist onun tavrından hiç de hoşnut değil. ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanm ası. m ut­ lu ya ln ızlık ve m utlak bağım sızlık tutkularından vazgeçm esi gerekm ektedir. iyi niyetli. fakat ‘ekonom ik tercihini yanlış yapm ış siyaset adamlarından’ saym ak gerekiyor. o yıllarda ünlü The Economist?in Tü rk iye’yi eleştirilerinde görm ek olasıdır. Bunda direndiler. Bu di­ renişin kanıtlarını.” Bu hesapça. gönüllerinde onu besleyen. geçm işte ticaret alanında etkisiz g ö ­ rünen yerli halkın b ir kesim inin. Hele 7 Ağustos 1929 tarihti sayısında. Ancak her şeyden önce Cum huriyet yönetim inin. ülkenin zengin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirm esi zorunludur.

'Türkiye Türklerindir’ ilkesi uyarınca çıkartılan yasa ve düzenlem eler sayesinde yabancılarla rekabet eder durum a geçmektedir. belki de abartm ak olacaktır. ayrıca ‘yanlış ekonom ik tercihi’ kimin yaptığını da kanıt­ lamaz mı? Ticaret için iki ş e y lâzım dır: Biri. kurnazca önlem lerle ticaret ve iş olanak­ larını yabancılardan M üslümanlara doğru kaydırm akta o ld u ­ ğu bir gerçektir. m uhasebe ve resm i ya ­ zışm alarını Türkçe sürdürm eye ve cuma günleri tatil yapm a­ ya zorlanm aları.. Sani­ yen ticarette düşüneceğim iz ikinci iş ihracat ve ithalâtım ıza tavassut vazifesini gören ticareti ağyar elinden kurtarmaktır. Artık halkımızın tüccar sı­ nıfını zengin edebilm ek için. ticaretin hariç ellerde bulunm a­ sına m ani tedabiri ittihaz etm ek m ecburiyetindeyiz. “ Ekonom ik hayatın her dalında ve hâttâ tıp ve hukuk gibi serbest m eslek dallarında faaliyet gösteren yabancılar. girişim cilik ve işadamlığı yönlerinden. arm atör ya da banker.. son d e­ rece iyi düşünülmüş. M illi ticaret m üesseseleri birer birer elim izden çıkmıştı.) Yabancı firmaların artan sayıda eğitim siz ve hünersiz yerli eleman kullanm aya. ticaret ve iş hayatını çığnndan çıkarmaktadır. ya ­ bancıların çok gerisinde kalan ye rli tüccar. Maatteessüf bu ticaret elim izde değildi. Binaenaleyh. bir an evve l otom obiller.” The Economist’m gözlem ve saptamaları doğrudur. şoseler ve şim endifer yapm aya m ecburuz. Tü rk m eslekdaşlarına uygulanm ayan ciddi engellem elerle karşı­ laşmaktadırlar. A rk a ­ 180 . bütün kuvvetim izle. (. Musta­ fa Kemal Paşa'nm sadece şu sözlerine bir göz atmak bunu ka­ nıtlar. yabancıları piya­ sadan ve ülkeden kovm ak am acıyla uygulandıklarını s ö yle ­ mek. Bu olm azsa ticaret y o k ­ tur. Ancak hüküm etin. harice çıkarılacak m ahsulat m ercilerini temin etmektir. B unlan harice sevk edebilm ek için seri ve emin va sıta la ­ ra muhtacız. S öz konusu kararname ve düzenlem elerin.lirtelim ki tecrübe.

Elbette ‘ekonom ik tercihinin’ ulusallaşmak olduğunun kanıtı diye de alınabilir. Kazancımızın kısm-ı m ühimmi bu suretle sizden çıkıyor. 181 . şoseler. Daha o za­ mandan (yıl 1923) ‘otomobiller. m em alik-i ecnebiyeye sevk edilirken ağyar eline geçiyor.daşlar. m enbaalarım ız bizden olg. ilerde başka bir m ünasebetle tekrar dokunacağız. ithalâttan ziyade ihracattır ki.” Ben bu sözlerde. gerçekte ‘em peryalizm in’ tavrıydı. Kemal Paşa’nın ‘komprador kapitalizmine’ açık karşıtlığını görm üşüm dür. The Economist'm tutumuna.n tüc­ carlarım ızın elinde bulunm alıdır. manavı. ayrıca yakınmalarının o dönem deki Ingiliz y ö ­ netimi sorumlularınca da paylaşıldığını göreceğiz: Gazetenin tavrı. memleketi zengin yapa­ caktır. şimendifer yapmaktan’ söz eden bir liderinse. Onun için ihracat. Halbuki ihracatım ız ancak sahillere kadar g id iyo r ve oradan bu ihracat. ‘bölgenin kasabı. sütçüsü olma­ yı’ benim seyebileceğini iddia edebilm ek olanak dışıdır.

askeri. Tarihin ve deneylerin saptadığı bu gerçek. bütün yükseliş ve açılış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. M u s ta fa Kem a l 18 Şubat 1923 . Kuşkusuz. . birçok siyasal. Gerçekten. Türk tarihi incelenirse.(Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa. bizim ulusal hayatımızda ve ulusal tarihimizde de tamamen belirir. toplum sal nedenler bulmakta ve saymaktadır. ulusların yükselm e ve alçalma nedenlerini ararken. alçalışıyla ilişkili olan. Fakat bir ulusun doğrudan doğruya hayatıyla. 3 “Tarih. bütün bu nedenler toplumsal olayları etkiler. . yükselişiyle. ulusun ekonomisidir.

bu işler nasıl mı oluyor? Şöyle: Sistem.. yeni zamanlarda olsun. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra. eskimiş teknolojiyle bazı battal 185 . ötesi yasaktır. oradaki hammaddeleri ucuz tarafından kapatıp. emperyalist sistem.. Mamul madde ihracı yerine sermaye ihracı yeğ­ lenir oldu. o da şu: Eski zamanlarda olsun. böylelikle moda­ sı geçmiş teknolojilerine de pazar bulmuş oluyorlardı. Öte yandan. Sonraları. hele elektronik devriminden sonra gelişmiş ülkeler. bilgiçlik taslamak desek de olur mu? Emperyalistin eskisi. bunlardan ürettiği mamul maddeleri aynı ül­ keye pahalıya satardı. ucuz emek itha­ lini yeğlemeye yöneldiler. bu tür emperyalistlik eskidi. eski ve battal endüstrilerin çevre ülkelerinde ku­ rulmasını özendirmeye bile başladılar. hammadde ithali yerine. az gelişmiş ül­ keye el koyar. dene­ timi altına aldığı ülkeye izin verdiği kadar gelişme ola­ nağı tanır.1 ‘BU DEVLET EKONOMİK EGEMENLİĞİNİ SAĞLARSA.’ Eskiler şu yapacağıma ‘malumatfuruşluk taslamak’ der­ lerdi. bildiğimiz yabancı işçi kullan­ mak usulü aldı yürüdü. bildiğiniz üzere. gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Yalnız.

ille onu zayıflatmak. işte bu olay. bu işi emperyalizmin dene­ 186 . ne dış pazarlarda onlarla boy ölçüşebilmek. Bilir ki. Bu saptamadan. eğer ulusal ekono­ minin temel direği kamu sektörü ise. de­ netimi altında tutmak istediği ülkeler varsa. şunun bunun dışardan denetleyebileceği nitelikler taşımaz. dağıtmak. Zaman za­ man. ithalâtına koyacağı kısıtlama umurunda bile olmaz. Sanayileşmemizin doğru dürüst sanayileşme ol­ madığım. aa. ortadan kaldırmak ister. b) Kalkın­ mak zorunda olan bir ülke. bu dedi­ ğimizi doğruluyor. ya da tekstil üretebil­ men dışardan (özellikle de emperyalist sistem ülkelerin­ den) getirteceğin bazı ithal girdilerine bağlı. ‘döviz darboğazlarına’ girip üretimi ağırlaştırma­ mız. buna dayanarak ileri sürüyoruz. kaşla göz arasında bir fırıldak çeviriyor. güçlülüğü­ ne katlanamaz. handiyse dış pazarda borusunu öttürebilecek. o ülkeler­ de kamu sektörünün varlığına. bir de bakıyorsun Türkiye almış yürümüş. Peki bu işin bağımsızı nasıl olacak? Kolay. akıllı bir kamu sektörü. kamu sanayileşmesine öncülük vereceksin. ne var ki elin oğlu ya senin tekstil endüstrini yabancı sermaye or­ taklıklarıyla denetim altına almış. ülkeni denetle­ mek isteyen yabancı sermayenin ya da emperyalizmin. hemen.endüstrileri (sözgelişi tekstil). ya da durdurmak zorunda kalmamız da. bir ül­ kenin ekonomik bağımsızlığının güvencesidir. bir terslik olur da sistemin denetiminden kaçayım dersen. çevre ülkelerde gelişmeye bırakıyor. seni o girdilerden yoksun bırakıyor. O zaman ekonominin altyapısı. ne tekstil üretimi kalıyor ortada. egemenliğine. Başka de­ yişle. ama bu işin içine yabancıları karıştırmadan yapacaksın. Yıl­ lardır Türk solunun ‘dışa bağımlı’ gelişme dediği. iki son derece önemli sonuç çıkar­ mamız olasıdır: a) Sistemin denetimi altına almak.

ulusumuzun yeteneği o kadar­ dır. artık bunu yerinden oynatmak müm­ kün olamayacaktır. (Şimdi şuraya dikkat!) Çünkü bu devlet. Biz bu haktan vazgeçmeyeceğiz ve ne kadar haklı isek. bu elbette karma ekonomiye yer vermeyecek demek değildir ama.timi altına düşmeden yapmak istiyorsa. Gâzi Mustafa Kemal’in açış söylevinden birkaç satır aktarayım. bazılarının kafası bu dedik­ lerimi bir türlü almıyor. kamu sektörünün güç­ lü ve bağımsız olması. hiç kimseden fazla bir şey istemiyoruz. eko­ nomik düşüncelerdir. Biliyorum. görülüyor İd bu kadar kesin ve yüksek bir zaferden sonra bile. okuyun da görün. sanayileşmesi­ ni altyapısından başlayarak kamu egemenliğinde ger­ çekleştirmeye yönelir. çünkü bu devlet daha kurulur­ ken zamanın yöneticileri emperyalizmin her şeyden ön­ ce ekonomik bağımsızlığa musallat olduğunu saptamış. ulusallığını sağlar. İşte düşmanlarımızın. Efendiler. bu ulus. ekonomik egemenliğini sağlarsa. an­ lamamışlar mı Vehbi’nin kerrâkesini: Efendiler. bu yüzden de Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasını kamu sektörü öncülüğünde bağımsız bir sanayileşme­ ye bağlamıştır. ister misiniz o liberalliğe açık kapı bıraktığımızı söyledikleri ünlü İzmir İktisat Kongresi’ni. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip oldu­ ğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımı­ zı teslim etmelidirler. Çünkü hakkımız doğaldır. gerçek düş187 . doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir. Cumhuriyet’in elli küsur yaşında bu gerçeklerin yi­ nelenmesi üzüntü verici. o ka­ dar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye baş­ lamış olacaktır ki. yasal­ dır vç bize gereklidir. özel sektörün de yabancı serma­ ye karşısında direnişini. bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler. bu hakkımızı savunma ve koruma için de memleketimizin. anlamışlar mı.

yeni devleti demiryollarından başlayıp denizyolları­ na. ‘ecnebi düşmanlığı’ konusunu açmış..” Tehlikenin nereden geleceğini de biliyordu. madenlerinin işletilmesinden başlayıp ilk sanayi gi­ rişimlerine kadar. Mem­ leketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. bakın Mustafa Kemal 1 Kasım 1933’te ne demişti: " . hem de taa 1923’te. memleketin sınai donatımını tamamlamak için bütün çaba ve dikkatinizi çekmeyi yerinde buluyorum.. Fransız.inanlarımızın bir türlü rıza gösteremedikleri. her alanda bir kamu iktisadi teşeb­ büsleri şebekesine yöneltmişti. demokratik bir devrimden doğmuştur. onaylayamadıklan budur. “ Mem­ leketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. işaret et­ miştir. Ama bağımsız ve özgür bir demok­ rasiydi amaçladığı.. arkası şöyle gelir: “ Bu nedenle. Üstelik Fransız gazetecisi Maurice Pernot’ya verdiği demeçte. burası muhakkak.. her ba­ kımdan yürek istirahati duymamıza imkân yoktur” di­ rektif niteliğinde bir söz. sosyalizm değil demokrasi amaçlıyordu. yürek istirahati duymamıza imkân yoktur. Meclis’i açış konuşmasından bir cümleyle bağlamıştım değil mi? Ne diyordu.” (17 Mart 1923) Türkiye Cumhuriyeti. bu teşebbüsler bir yerde devletin egemenliğinin ve özgürlüğünün ‘teminatı’ olu­ yorlardı.” 2 ‘BATI BİZİ Y IK M A K İÇİN N E LÂ Z IM S A Y A P M IŞ T IR ’ Sözü Kemal Pâşa’nm 1933. Bu bağımsızlık ve özgürlük idealidir ki. Gâzi’nin anti-emperyalist düzeyde bir milliyetçi olduğunu biliyor ya. her ba­ kımdan. Kemal Paşa’da 188 . Başka türlüsünü nasıl düşünebiliriz.

Bu çok büyük bir yanılgı­ dır. bize çok pahalıya mal olan özgürlüğümüzü kaybet­ mek korkumuzdandır. Eğer bazen ihtiyat­ lı hareket ediyorsak.. Bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak 189 . o kadar pahalı el­ de edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şey­ den nefret etmek anlamı çıkarılırsa. Batılı zihinlerine yerleşmiş olan bu fikirler özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir. Henüz güvenimiz ye­ rinde değildir. birinciden hiçbir eksikliği (madunluk) yoktur. ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygdar. bu araç gereç yoksunluğundan başka. sonuna kadar açık sözlü olacağım. Size açıkça söyledim. İşte Avrupa ile Türkiye birbirine karşı bu durumdadır. aşın derecede kuşkulu davranıyor­ sak. bunlardan biri zengin ve emrine her türlü araç verilmiş.. Yüzyıllardır düşmanlanmız Avrupa uluslan ara­ sında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri telkin et­ mişlerdir.. o demecinde de neden dolayı Türk’ün ‘ecnebi’den kuşkulandığını şöyle açık­ lıyor: " . bakın neler söylüyor herjfin sura­ tına: " .susacak göz var mı. bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir. moral ve fikir yönünden gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu sanılmaktadır. İkincinin.. Eğer ecnebi düşmanlığından. bütünüyle ortadan kalkmış değildir...” Hemen hemen aynı günlerde. bu defa bir Alman ga­ zetecisine ‘uygar ve Hıristiyan Batı’mn Türkler karşı­ sındaki durumunu eleştirmiş. Cevabımı basitleştirmek için size şu örneği vereceğim: Farz ediniz ki karşınızda iki adam var. evet. diğeri ise yok­ sul ve elinde hiçbir araç yok. Avrupa’da bu­ gün de Türk’ün her türlü ilerlemeye düşman bir adam olduğu. Bu zihniyet hâlâ ve bütün olaylara rağmen mevcuttur. evvelce Türkiye’deki ecnebi teşebbüsleri­ nin.

” Adamlar ağızlarıyla söylüyor. yıllardır devletin kal­ kınma felsefesi olan kamu öncülüğünde sanayileşme il­ 190 . (Bu Kemal Paşa’nın çizdiği yol. Türkiye ise.tanımakla yetinmemiş olan Batı. ya da hiç olmazsa. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz zihni­ yet budur. Batılının önümüze açacağı tuzaklardan uzak durmamı­ zı öğütlüyor. çünkü tarih boyunca yıkılmamızı çabuklaştırmak için elinden geleni yapmıştır. sanayi­ leşmeyi emek-yoğun alanlara kaydırıp (geri teknoloji. batta! sanayii) yozlaştırmayı gözettikleri anlaşılmakta­ dır. hem tarihten. geleneksel ta­ rım ürünlerine dayanan bir gelişme stratejisini benimse­ mesi için çaba sarf ettikleri...) 1950’den bu yana. 1977 seçimlerinden epeyce önce. öncekiler gibi neyi gösterir? Devletin Kurucusu. Amerikan iş çev­ relerinin özel dergisi Türkiye ile ilgili olarak yayımla­ dığı gizli raporda ne diyordu hatırlar mısınız? Aynen şunları: “ . ba­ ğımsızlığı ve özgürlüğü gerçekten korumak istiyorsak. bu­ nun en önemli kaynağım bulmak için. çabuk bir kamu sanayileşmesine dayanmaktadır. hem de baş dön­ dürücü hayat serüveninden biliyor ki.” Neue Freie Presse muhabirine verilmiş bu demeç de. Şimdi isterseniz madalyonun öteki yüzünü çevirelim. bu ulusun ekonomik egemenliğini sağlaması­ nı’ istememektedir. Avrupa'ya bak­ malı. kamu öncülüğünde bir ağır sanayiye yö­ nelmek ve bu şekilde yoksulluk ve geri kalmışlıktan kur­ tulmak için ısrar etmiştir. Çünkü O. yıkılmamızı çabuklaş­ tırmak için ne yapmak lâzımsa yapmıştır. emperyalizm ‘bu devletin. Türk gelişme stratejisinin esası. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşıt iki ilke söz konusu ise. Atlantikçi güçlerin (em­ peryalist sistem demek ister) Türkiye’nin.

bu yüzden de bütün yabancı uzmanların düşmanlığını üstlerine çekmişler. ekonomik bağımsızlığı onlar temsil ediyor da ondan.. Birinci ve İkinci Beş Yıllık Plan dönemlerinde tüm yatırımların yüzde 31. ekonomiyi bağımsız tutan kamu sektörüne önem ver­ mekte devam edişimiz.1 ’i sanayi sektörün­ de yapılmıştı. İlk iki planda yatırımların daha fazla özel sektöre ağırlık tanıdığı ileri sürülebilirken. Üçüncü Beş Yrilık Plan dönemin­ de de yatırımların yüzde 45.4’ü sanayi sektörü için ön­ görülmüştü..1 ve 3 7.” Gördünüz ya. bu düşmanlıktan kuş­ kusuz beş yıllık planlan kamu öncülüğünde ciddi bir sa­ nayileşmeye yönelten planlama örgütleri de nasibini alı­ yor. b ir türlü içlerine sindiremedikleri bu. Kamu İktisadi Teşebbüsleri Türk ekonomisinin temel direkleri olmakta direnmişler. hiç oimazsa yozlaştırmak için çalışmışlar. KİT’le re neden karşı çıkıp duruyor. KIT’ler kadar..kesini bize bıraktırmak. (7 Ocak 1979) 191 . ne var ki özei sektör ne kadar ‘sistem’in tu­ zağına düşüp girdileri dışa bağımlı bir montaj sanayi­ leşmesine kayarsa kaysın.. Executive Intelligen­ ce Review’nun gizli raporu bakın ne diyor: “ . Biz istediğimiz kadar Planlama Teşkilâtını yeterin­ ce radikal olmamakla suçlayalım. Ama bu Kemal Paşa’nın vasiye­ tiymiş. yıllardır IMF olsun. herif anlar mı. Dünya Banka­ sı olsun. üçüncü ve yalanda açıklanacak olan Dördüncü Beş Yıllık Plan’da yatırım ağırlığının büyük ölçüde kamu sektörüne yönel­ diği görülmektedir. Bu oranlar planda öngörülmüş hedeflerin çok üstüne çıkmıştır.

Aralık ayından b eri IMF ile sürdürülen müzakereleri ele almış bir yazıdan. Sana­ yi kesiminde çalışanların yüzde 6 ’sı KIT’lerde çalışmak­ tadır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri genel anlamda sana­ yileşmeyi yönlendirmektedirler. kâğıdı. he­ men ardından şu cümleleri eklemekte gecikmiyor: " . kimya Ve makine imalat sanayisinin de büyük kısmına egemen durumda bulunm aktadır..” Şimdi isterseniz bir de. bunun yanı sıra da tekstil. ” ■Şu kısacık özet bile gösteriyor ki. bağımsızlığını el­ de tutabilecek olan da odur. Tüm fabrikalarında üretilen mallardan yarısı bu kuruluşlardan gelir ve mevcut ağır sanayinin en önem­ li kısmım bu sektör oluşturmaktadır. Neden olarak da Dünya Ban­ kası KIT’lerin ekonomik olmadıklarım ve ‘sosyal hedef­ ler’in galebe çaldığını ileri sürmüştür. kömür. Sayıları yüzün üzerin­ dedir. çimento.. Ne var ki aynı rapor. KIT’lerin özel sek­ töre satılması için çeşitli hükümetler nezdiııde sürekli baskılarda bulunmuştur. gübreyi.. Executive Intelligence Review"nun ‘hizmete özel’ gizli raporunda şöyle okuyoruz: " . demiryollarını. hava ve denizyollarını.3 ‘SİS TEM İN KİT’LERE DÜŞMANLIĞININ KANITI Seçimlerden çok önce. şeker. 3950’lerden beri Para Fonu. a b d Hükümetinin) Türk ekonomisinin temel di­ rekleri sayabileceğimiz sektörler hakkında ne düşün­ düklerini. elektriği. Uluç Gür192 . Türk ekonomisi­ nin temeli kamu sektörünün elindedir. . . petrol rafinerilerini. ulaştır­ mayı tekel halinde elinde bulundurmakta. Devlet sektörü tam anlamıyla çeliği. Amerikan özel sektörünün (gide­ rek. ekonomiye katkıları yaklaşık yüzde ondur..

Pa­ ra Fonu damgalı kişi kredi kısıtlamaları sonucu işlerlik­ lerini yitirdikleri gözlenmektedir. Nitekim 6 milyon ton kapasiteye çıkacak olan İskenderun Tevsi Tesisleri’nde gene Sovyetler çalışmaktadır. kamu kesiminin fi­ nansmanında yoğunlaşmaktadır.kan’m Cumburiyefteki yazısından şu satırları gözden geçiriniz: Bununla birlikte Türkiye ile Para Fonu arasında bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi konu­ sunda ciddi bir sorun yoktur. Para Fonu’nun sorunu. Enerji Bakanı.. Türklerin çelik üretim kapasitelerini artırmak arzusunda oldukları çok kesin bir biçimde belli olmak­ tadır. Örneğin. Kamu kuruluşlarına açılan her kuruşluk kredinin hesabı sorulmaktadır. İtalya ve Almanya’nın 60. böyle bir tutum. bakalım ne demiş: * . bugün Türk lirası bulamamak­ tan yakınmaktadırlar. Her biri ayakta durabilmek için milyarlarca liralık finans­ man gereksinimi içinde olan kamu kuruluşlarının. ABD’nin 120 193 . ihracat ya da iş­ çi dövizi öngörülerinin gerisinde kalınması. Çünkü plan hedefleri bu sektörde şimdikinden üç kat daha fazla yatırımı öngörmektedir. Bunların dışın­ da iki çelik tesisi daha etüd halindedir. SSCB bu sanayinin kurula­ bilmesi için Türklere yardımcı olmaktadır. mektedir.. bizi çocuğunu boğan bir anaya benzetmez mi? Dönelim ‘gizli rapor’un çelik bölümüne.” Ne demek bu. ‘sağlık ol­ sun5 ‘iyi olur inşallah’ benzeri yaklaşımlarla geçiştiril­ . Japonya’nın 110. Türkiye’nin çelik sanayisini genişletmesinden hoş­ nut olmadığını belirtmişken. yaptığı konuşmada önümüzdeki beş yıl içinde Türk çe­ lik üretiminin 20 milyon tona varacağını söylemiştir. Yakın zamanlara değ­ gin döviz darboğazının yatırımları aksattığından yakı­ nan kamu kuruluşları. (Şuraya dikkat!) ABD.

bu konuda şunlar ya­ zılı: Bunların yanı sıra petro-kim ya. şimdiye kadar bin kere sap­ tadığımız bir şeyi. Dün­ ya Bankası da.. bir kere daha saptıyoruz: ‘Sistem’ Türkiye’nin ‘pazar’ olarak alıkonmasmı istiyor. fazla sermaye gerektirdiği gerekçesiyle tav­ siye etmemekte. Bunların arasında askeri yönetimlere başvurmak yolu da vardır. bin türlü baskı yapmışlardır.. T ü rk iy e için. Çünkü bu takdirde Türkiye kendi kendine yetebilen büyük bir devlet olacaktır. Türkiye’nin yılda 20 milyon ton çelik üretimini amaçlaması Amerika’yı hoşmit etmiyor. Çünkü bakın.. Hele bu işin kamu sektörünce yapılma­ sı tüylerini diken diken etmeye yetmektedir.) D ü n y a Bankası ise bu tü r tesisleri. petro-kimya sanayi dalındaki hedefleri­ mize de bozuluyorlar. ekono­ mi alanında onu bağımsızlaştıracak hele büyütecek gi­ rişimlere kesinlikle karşıdır.ve Sovyetler’in 135 m ilyon ton yıllık çelik ürettikleri göz önünde tutulursa.” Uzatmaya gerek var mı. kimseyi de iplemeyecektir. Bunun için değil midir ki.” ‘Sistem’in Türkiye’den ne istediğinde kuşkusu kalan­ lar varsa. T ü rk iy e ’y i petro-kim ya ürünleri bakım ın­ dan kendi kendine yeterli olacak b ir hale getirmeye ça­ lışmaktadır.. Amerika’nın kendisi de Türkiye’yi bu türlü girişimlerden geri bırakmak için bin türlü yol de­ nemiş. (. yapılm alarına karşı çıkm aktadır. B ü yü k devlet kuruluşlarından birisi olan Petkim. T ü r k iy e ’nin ya k ın b ir gelecekte İtal­ ya ve Alm anya ile bu sanayi dalında b o y ölçüşmeye kal­ kışacağı anlaşdm aktadır. okudukları şu satırlardan sonra herhalde ayılmışlardır: Türkiye çelik üretmeyecek. Raporda. gübre ve kim ya­ sal maddeler alanlarında da T ü rk iy e b ü yü k yatıranlar­ da bulunmaktadır. aynı raporda ne yazılmaktadır: 194 . Yıllardan beri IMF de.

Para Fo­ nu’nun önerileri arasında vergilerin büyük ölçüde yük195 . ” (8 O cak 1979) 4 HEY KEMAL PAŞA. Bu kadar­ la kalsa iyi.... DemirePin IMF’nin emirlerini yerine getirmediğini. HEY. Türk Hükümeti’nin (Demirel Hükümeti) Para Fo­ nu’nun önerilerini kabul etmektense borçlan için bir moratorium ilân etmeyi tercih ettiği ileri sürülmüştür. onları ancak yönetimi eline alan ordu getirebilirmiş. arkasını şöyle getirmiş o diplomat: " . bize.“ Yunanlı bir diplom at. Evet. Executive Intelligence Review’nun rapo­ runda vardığı sonuç da aynı doğrultudadır: " . ancak ordunun yöne­ timi ele alm asıyla bu önlemlerin alınabileceğini söyle­ miştir. . Türk bası­ nında çıkan bazı haberlerde Londra’nın iş çevrelerinde.... böyle diyor. Nitekim..) Amerikan bankalannın büyük kısmı. Para Fonu’nun önerilerini kabul etmesini istemekte ve ancak bu takdirde borçlann yeniden düzenlenip öden­ mesinin ertelenebileceğini ileri sürmektedir.” Gerçekte. (.. Yunanlı diplomat Amerikan iş çevreleri için çı­ kan Executive Intelligence Review'nun Türkiye hakkındaki ‘hizmete özel’ gizli raporunda. Türkiye’nin. Demirel Para Fonu’nun ‘emirlerini’ yerine getirmiyormuş. Türki­ ye’nin bir an önce askeri bir yönetime kayması.. 1967 yılında Yunanistan’da başarıyla ger­ çekleştirilmiş ve NATO tarafından planlanmış askeri dar­ be hareketine çok benzemektedir. Oy­ nanan oyun. Para Fonu tarafından arzulanmaktadır..

yüzde 75 oranında bir devalüasyon (yüzde 60 kada­ rını yaptık..) Görünüşe göre Para Fonu. daha bir yüzde otuz istiyorlar) ve ithalatın tamamen durdurularak hem kamu.seltiimesi (ne tesadüf. ufak ufak dışa bağımlı olmaktan çıka­ cak bir savunma sanayisi oluşturmak yoluna girmiş bu­ lunması. bu bir anlamda o seçeneğin gündemden çıkarıl­ masını gerektirir belki ama. istediklerinden önemli bir bölümüne Türkiye’de askeri yönetim olmadan kavuş­ muştur. uçak da” demiyor mu? Neyle yapacak. hem de özel sektö­ rün tamamen felce uğraması vardır. üstelik “bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı. Ne var ki. tank da yaparız.. Daha geçen gün konuşmadık mı? Genelkur­ may Başkanı ne diyor: “ Bize gerekli parayı verin. ambaıgodan beri. daha düne kadar ‘sistem’in Türk ekonomisini batıracak önlemleri yutturmak için. “Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin. yöne­ timi eline almasını istediği Silâhlı Kuvvetler’in de.. gelişme hızının yüzde 8’den yüzde 5’e düşürülmesi (o iş oldu bi­ le). devamlı ithalâtta bulunuyorlar ve bir türlü o kahrolası gelişme programlarından vazgeçmiyorlar. vergi tasarıları Meclis’te). yıkıl­ 196 . Mustafa Kemal Paşa’dan kalma o “ kamu öncülüğünde çabuk sanayileş­ me” ilkesi Türk planlamacılarına hâlâ egemen olmasa. Kamu İktisadi Teşebbüsle­ ri olm asa. ithalatın kı­ sılmasıyla Maliye Vekili övünüyor bile. elbette Türkiye’de kamu öncülüğündeki Türk sanayisiyle. ecnebi amaçları­ nın içimizde uyandırdığı kaygılar..” (Eh.. ” İşin en güzel yanı. Çünkü. bütünüyle ortadan kalkmış değildir” . aynı raporda zikredilen bir New-Yorklu ban­ kacının dediği gibi. “Türkler çok gururludur. denizaltı da. Kemal Paşa’nm (Cumhuriyet Or­ dusunun Başkomutanının) daha o zaman dediği gibi. KİT’lerin temsil ettiği..

Türkiye’nin ekonomik egemenliği.mamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lâzımsa yapmış­ tır” . ‘yürek istirahati duymasına’ olanak yoktur. her bakım­ dan. bu ülus ekonomik egemenliğini sağlarsa. Executive Intelligence Review'n u n ‘h izm e te ö z e l’ r a p o ­ ru n d a n o k u y a lım : “ . KİT’lerin hesaplı ça­ lışması. h a d i o n u d a b en sö y le y e y im . Peki ya sivil yönetim? İtiraf edelim ki. Zaten. Daha önce de dış borçlar için moratorium ilân edilmiş. yıllardır gelmiş geçmiş bütün iktidar­ lar KIT’leri arpalık gibi kullanmışlar.. tek kelimeyle. iM F’nin ö n erilerin i k a b u l e tm e k te n se m o ra to riu m ilâ n etm eyi yeğley en e sk i ik tid a rla rın . memleke­ tin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. “ gerçek düşmanlarımı­ zın bir türlü rıza gösteremedikleri. büyümesi ve gelişmesinden geçmektedir. onaylayamadıkları da budur. o kadar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki. iMF’nin gri adam ­ larının gelip de bu kuruluşları ‘ekonom ik’ bulm am ala­ rı için ellerinden geleni ardlarına koymamışlardır. artık onu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır.” O h ald e chp ik tid arın ın e k o n o m i p o litik a sı. teknolojilerini yenilemele­ rine fırsat tanımamışlar. daha önce de Para Fonu buna engel olmak iste­ 197 . Verimli ve kârlı ça­ lışmalarım önlemişler. ‘siste m ’le ilişk ile rin d e KİT’ lere u y g u n g ö re c e ğ i işle m . adam kayırmak için en elverişli yer olarak ofrları görmüşler. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin de. birçoğu ‘sistem ’in tekelleri ve çokuluslu şirketleriyle içli dışlı olm uş bazı özel sektör kuruluşlarından değil. çünkü “ bu devlet. KİT’lerden. ‘ b a ğ ım s ız lık ’ ve ‘ ö z g ü r lü ğ ü ’ k o n u s u n d a e lim iz e ö n e m li ip u ç la rı v e re ­ cektir. Şu halde.. Artık aklını başına toplamalıdır politikacılarımız. b a ş b a k a n la r ın u ğ ­ ra d ığ ı â k ıb e t h ay li ilg in ç .

.. hey. (9 Ocak 1979) 198 . 1958 yılında Başbakan Menderes ekonomik du­ rumun çökmek üzere olduğunu ve döviz yedeklerinin sı­ fıra indiğini görünce. 1960 yılında Menderes bir as­ keri darbe ile devrilmiş ve yargılanarak idam edilmiştir..miştir.. 1965 ydında ise Başbakan İnönü borçlar konusunda OECD nezdinde moratorium ilân etmeyi düşündüğünü belirttikten sonra üç hafta içinde düşürülmüş ve iki yıl sonra Para Fonu’nun seçtiği adam olarak ve onun istek­ lerini yerine getirmek üzere Demire! başbakanlığa geti­ rilmiştir. Ancak Demirel Uzun süreden beri gelişme ta­ raftan işadamlarının ve sanayicilerin baskısı altında bu­ lunmaktadır.. H e y Kemal-Paşa. hem bir moratorium ilânına gitmek istemiş. 12 M a rt’ı hepim iz hatırlıyoru z..” R a por bundan sonrasını ya zm ıyo r ama. hem de SSCB ile ekonomik bağların gelişmesini arzuladığını belirtmişti.

Burası esir ülkesi yapılam az. ecnebi serm ayesi memlekette ‘m üstesna’ bir yere sahip oldu. yeni Türkiye de bunu kabul edem ez. devlet ve hükümet ecnebi serm ayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her uygar devlet gibi. özettikle Tanzimat dönem inden sonra.” M u s ta f a Ke m a l Şubat 1923 . Ve bilimsel anlamda denilebilir kî.İflasa giden yol Geçmişte.

1 TÜRK’ÜN AKLI GEÇ Mİ GELİR? Yaşıtlarımın. biletçiler­ le ahbap olduklarını hatırlarım. kışları kapalı. Yanlış hatırlamıyorsam. İzmir’de. Tramvay yolunda oturanların. ortadan silinmeleri 50 yıllarına denk geliyor. Öteki Türk şehirlerindeki çocukları bilmem ama. İstanbul çocuklarına oranla bir aşağılık duygusuna düşmeleri olasızdı. sanırım çok yıl­ lar önce atlı tramvaylarını elektriklileriyle değiştirmiş­ ti. vatmanlarla. Atlı tramvay ne demek!. 40 yılları boyunca gö­ revlerini sürdürdüler. Bostanlı’ya ve Soğukkuyu’ya gidip gelen. ben ilk defa tram­ vaya İstanbul’da değil. Ne o. atlı idi. şehrin Alsancak yöresinde atlı tramvaylar işle ye dursun. şaştınız mı? Hiç şaşmayın. yazla­ rı açık. İşin tuhafı. Güzelyalı’ya (o zamanlar adı Kokaryalı idi) 201 . İzmir’de binmişimdir. her vapur gelişinde Naldöken’e.-. çocukluğumun Karşıya­ ka’sında. İskele’nin önünden. İzmir çocuklarının bu alanda da. çoğundan farklı olarak. İstanbul. son derece sevimli taşıt araçları. öyle çabu­ cak kalkmadı da bu tramvaylar. Üstelik bindiğim tramvay elektrikli değil. Nede­ ni belli. atlı tramvaylar hâlâ saltanatlarını sürdürüyor­ lardı.

otobüslerin vı­ zır vızır işlediği bir dönemde. diyor ki. benzin piyasadan çekilince. ilerde şe­ hirlerimizi trafik sıkışıklığından geçilmez hale getirecek bir ‘tarihsel yanlışlığa’ düşüyormuşuz. bunu anlamak için acaba şu son otuz senelik savurganlığı yaşamak mı gerekirdi? Savaş yıllarında. zira. mizah dergilerindeki karikatürlerin çoğu tramvay üzerine idi. Meğerse böyle yapmakla dı­ şa bağımlı bir taşımacılık anlayışına yatıyor. şehir hayatının ayrılmaz bir parçası olarak yerleşmiştir. bir sabah. bir kere tramvay petrolsüz 202 . Maçka-Beyazıt tramvayları ise. Şimdi öyle söy­ lüyorlar. Otomobilin pahalı bir lüks. kesin ya. arabanın gittik­ çe önemini yitiren kıt bir taşıma aracı olduğu dönem­ de. hâlâ raylar üzerinde giden bir taşıma aracına bağlı kalmayı ilkellik saydık. önce tramvaylarımı­ zı otobüslerle. şehir içi trafiğini keşmekeşten. Maçka-Tünel. otomobillerin de hurdaya çı­ kacağı kesin. Elbette doğru bir söz. tramvayın önemini nasıl küçümsersiniz? Küçümsedik. ül­ ke ekonomisini savurganlıktan kurtarmak için tek yol. sabahın köründen beri görev başındaydılar. Türkiye petrol ithâl ede­ mediği gün otobüslerin de. tramvaya dönmektir. sonunun nereye varacağını hiç düşünmeden. büyük şehirlerimizde insan taşımacılığı kimlerin omzuna kalmıştı hiç mi dü­ şünmediler? Elbette tramvayların! 40 yıllarında İstanbul’da tram­ vay olmasaydı.Konak’tan gıcır gıcır elektrikli tramvaylar kalkıyordu. Avrupa ve Ame­ rika’dan yedek parça gelmeyince. bavulumuzu koyacak taksi aramış bu­ lamamıştık. sonra otobüslerimizi özel otomobillerle değiştirme yolunu tuttuk. 30’larda. yalnız küçümsemedik. Şimdi büyük şehirlerimizden birinin belediye başka­ nı çıkıyor. şehir dururdu be! M açka’dan Taksim’e kadar. yaşı elli dolayında olanların belleğinde. Tramvay.

Bu başkana göre. Türkiye’nin tramvaylara veda etmek kararını verdiği tarihlerle.” O tarihlerde bu sözlerin. çağdaşlaşmak sanıyordu bizim yöneticilerimiz. size satacağımız motorlu araçlar için yol yapın. yakından ince­ lerseniz göreceksiniz ki. Bunu ilerlemek. bu sözleri duyunca ne hisseder dersiniz? Adamakıllı koyu bir hüzün! Bundan otuz yıl önce. Çünkü. yol ve liman lâzım olduğuna inanmak icab eder. en işe yaramaz. motor­ lu ve benzinli araçlar için elverişli hale getirmekle baş­ ladılar. Galiba yazmıştım. 1947 Haziranı’nda Türkiye’ye gelen bir ikisat heyetinin başkanı. arkasından sokak­ larımız en iddialı.işler. zaten yer­ yüzünden gittikçe kalktıklarını ileri sürenler de. zira bu araçların az süratli olduklarını. tramvaylarda ısrar etmenin şehir içi trafiğini altüst ede­ ceğini. sonra tramvayları kaldırdılar. Türkiye’nin Amerika ile sıkı ilişkilere girdiği tarihler üç aşağı beş yukarı ay­ nıdır. ihraç edeceğimiz mallan indirmek için liman in­ şa edin anlamına geldiğini sosyalistlerden başka kimse anlamamıştı. göğsünü gere gere di­ yordu ki: “ Türkiye’ye her şeyden evvel. en çok benzin yakan Amerikan otomobilleriyle doldu. her türlü kal­ kınma ilânlarından evvel. 1950’lerin ilk yıllarında. sonradan devralan d p de (eski Demokrat Parti) işe şehir içi yollan asfaltlamak. ne de onca dövizi­ miz çarçur! Memleketi yönetmek gibi bir iddiası olmayan orta­ lama vatandaş. CH P’d e . İkincisi yurt içinde yapılabilir. üçüncüsü vagonla­ rı çoğaltılarak bir kerede yüzlerce kişiyi bir yerden bir yere götürebilir. aynı partinin belediye başkanları idi. en lüks. Avrupa’ya yolum düşüp de oralarda 203 . Türkiye’nin tramva­ yı terk etmesi gerçekten tarihsel bir yanılgı olmuştur. siz kalkın­ maya boş verin. eğer bu yanlışlığa düşülmeseydi bugün ne şehirlerimizin iç trafiği böylesine berbat olacaktı.

tramvayların tıkır tıkır işlediklerini görünce ne kadar şaşmışımdır! Türk’ün aklı geç gelir diye bir atasözümüz vardır. say­ fasında daha o zaman bakın ne demişti: Bizim vu­ zuh ve tatbik kabiliyeti gördüğümüz siyasi meslek. 27 Temmuz 1948’de İzmir’de yaptığı bir konuşmada Adnan Menderes DP adına kelimesi kelimesine şunları söylüyordu: “ . aklın. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana şudur: Milli sınırlarımız için­ de her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak var­ 204 .. Milletimizin kuvvetli. ilmin. Dünyanın bugünkü umumi şartları ve asır­ ların dimağlarda ve karakterlerde topladığı hakikatler karşısında hayale kapılmak kadar büyük hata olmaz. Tarihin ifadesi budur. Mustafa Kemal büyük ‘Nutku’nun 276. mesut ve müstakar yaşaya­ bilmesi için. ‘mil­ li sıyaset’tir.” Oysa. en iyisi yollarınızı yapın” demişti de­ ğil mi? Bundan tam bir yıl sonra. Mil­ li veya bağımsız diye adlandırılan dış siyaset gerçekte Birleşmiş Milletler’deki demokrasi anlayışından uzak­ laşmak demektir. ne kadar doğru! (18 Ağustos 1978) 2 TEKERLEĞİ YENİDEN KEŞFETMEK 1947 Haziranı’nda İstanbul’a gelmiş olan Amerikan İktisadi Heyeti’nin Başkam ne demişti “ Siz kalkınma­ yı filân boş verin. devletin tamamiyle milli bir siyaset takip et­ mesi ve bu siyasetin iç teşkilâtımıza tamamiyle uygun olması ve ona dayanması lâzımdır.. mantığın ifadesi böyledir.

o yıl boyunca hangi şehirlere ulaştığımızı halka müjde­ lerdi. Mustafa Kemal her Meclis’i açış konuşmasında sorun üzerinde ayrıca durur. Türkiye’yi sömür­ geleştirmek amacını güdüyordu). bir yerde mutluluk. bizzat İnönü uzun başvekil­ lik yıllarında. Bu ekonomimiz için de gereklidir. Abdülhamit. Ana­ dolu Demiryolu Kumpanyası’na da Bağdat Demiryolu Şirketi’ne de (her ikisi de yabancı idi. demiryollarımızın yenilenmesi ve yenilerinin yapılması zorunludur: Ülkeyi kuzeyden güne­ ye. doğudan batıya yeni demiryollartyla katedeceğiz. emperyalizmin kışkırt­ 205 . Türkiye Menderes’in ağ­ zından. savunmamız için de! Tekerleği yeniden keşfetmek değil de. Bizim çocukluğumuz ‘demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan’ efsanesi içinde geçmiştir. İlk Cumhuriyet hükümetlerinin ulusal siyasetlerinin başlıca odaklarından birisi demiryolu siyaseti idi. harıl harıl. Mustafa Kemal’in özetlediği bu ulusal siyaseti uygulamak için uğraşmış. İnönü/Bayar takımı­ nın 1947’de başlayarak. Oysa. Amerikalılar geldiler. onu da biliyorsunuz. nedir bu? Doğrusu istenirse Türkler demiryoluna öncelikle sa­ vunma yüzünden ilgi duymuşlardır.lığımızı koruyup memleketin iç saadet ve imarına çalış­ mak! ” Devletin kuruluş felsefesi budur. Öyle ki. Sorumlu bakan şimdi çıkmış diyor ki. ‘ulusal sı­ nırlarımız içinde he'r şeyden önce kendi gücümüze da­ yanarak varlığımızı koruyup. memleketin gerçek mut­ luluk ve imarına’ çalışmıştır. Sonra. bir yerde bağımsızlık demek oluyordu. karayolları ta­ şımacılığı ülkemizi geniş ölçüde dışa bağımlı kılmakta. ‘milli siyaset’in Birleşmiş Milletler ilkelerine uy­ madığını ilân etti ve demiryollarımız talihine terk edildi. pahalıya gelmektedir. demiryolu demek bir yerde uygarlık. ülkeyi getirdikleri yer neresidir.

Güneyde Nusaybin’e giden hattan başka yurt içinde bü­ 206 .) Gene bunun gibi İstiklâl Harbi’nde Kafkas Cephesi’nden Eskişehir’e getirdiğimiz toplan kaç ay bekle­ diğimi hiç silinmeyecek bir derinlikle hafızamda taşırım. Şark Demiryollan’nı (yabancdardan) satın almış olduğumuzu bilirsiniz. anılarında demiryolunun öne­ mi konusunda şunları yazıyor: " . İsmet Paşa ise. Diyarbakır’dan doğuya uza­ nacak hattın da inşaatına başlanmıştır. Si­ vas’tan sonra doğuya doğru uzayıp gitmekte olan hat da. Cumhuriyet’in ilk senelerinden beri dikkatle.. (. geçen yd içinde Sivas/Malatya iltisakıyla birbirine bağlanmıştır. Demiryollan bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlanyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. askeri za­ ruretlere dayanmış ve seferlerin canlı hatıralan bizde hiç gevşemeyen bir etken olmuştur. D a­ ha 1870’den beri bu hakikat meydana çıkmış ve strate­ ji nazariyatına. demiryolsuz menzil hatları ile idaresi mümkün değildir. hedeflerine ulaşmak için.. iktisadi ve içtimai sebepler yanmda... İstiklâl Harbi’nden sonra taldb ettiğimiz şimendifer po­ litikası. ilk menzili Divriğ’e varmıştır. dur­ madan ve başan ile tatbik olunmaktadır.tığı isyan bölgelerine çabuk asker sevk etmek için izin vermişti. ısrarla üzerinde durduğumuz demiryollan inşaat siyaseti.. temel prensiplerden biri olarak geçmiş­ ti..” Mustafa Kemal ise 1 Kasım 1937’de (ölümünden bir yıl önce) hâlâ demiryolu başarılarımızla şöyle övünü­ yordu: “ . Zonguldak’a varmış olan hat dahi bu zen­ gin kömür havzasını iç vatana bağlamış bulunuyor. Doğu ve gü­ neyde Sivas. Diyarbakır gibi büyük menzillere varan hat­ lar. Ben Kafkas muharebelerinde esaslı bir kanaat edinmiştim: Yeni harblerin modern ordularının. Bu kol önümüzdeki yd Er­ zincan’a ulaşmış olacaktır.

Bir ülke kapitalist uluslararası ticaret dü­ zeni içindeyse. geliş­ miş devletler daha az gelişmiş olanlara. sonra bağımsızlığım teslim almaları anlamına gelir. Ame­ rikan siyasetini benimsemişlerdi.” (Alkışlar. Bunlar genel lâflar.. öyle koşullarla kredi açar. Batılı emperyalist sistemin Osmanlı’yı teslim 207 . kapitalizmin ma­ yasında var. Sorun bu il­ kede değil.) Cumhuriyet’i kuranların ‘milli siyaset’i bu idi.. Kredi verip bir ticaret kurumunu kurta­ rabildiğin gibi. borç verirler ki. gerçekte o ülkelerin ön­ ce ekonomisini. bu siyasetin Bir­ leşmiş Milletler’in ilkelerine uymadığım ilân edip.. sonra­ dan kendilerine ‘milliyetçi’ diyenler ise. Şimdilerde. borç da alır. diğer bazı firmaları ele ge­ çirmek için. batırabilirsin de. ama doğru lâflar.’ Krediyle iş görmek. bunun hesabı onlardan sorulmayacak mı? (19 Ağustos 1978) 3 ‘İFLASTAN BAŞKA ÇIKIŞI OLMAYAN YOL.tün demiryollarının idare ve işletmeleri Cumhuriyet Hükümeti’nin elindedir. yaptıkla­ rı yanlışın vehametini anlar gibiler ama.. onlara aşırı derecede kredi açtıkları görül­ memiş şey midir allahaşkına? İşte ülkeler arası ilişkiler­ de de böyle oluyor: Bir ülke öteki ülkeyi kalkındıraca­ ğım diye öylesine borçlandırıyor ki. yâni borçlanmak. bu. sonunda borçlanan alacaklısının tutsağıdır. Kapitalizmin emperyalist aşamasında. borç da verir. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı ortalarına kadar ödediği Osmanlı borçlan. herkesin bildiği bir şey değil mi bu? Bazı firmaların.

. Osmanlı’mn kapitalist ekonomi düzeninden bir şey anlamayışı. Olmayan bir rakamdır bu. bir kere borçlanmaya başlayınca. (.000..000.000 lira kalır. buna karşılık ele geçen miktar: 3. şu müthiş sonucu bulu­ yor: Borçlanılan miktar: 5.297.) Türkiye’nin Avrupa Bankalan’na ödediği faiz ora­ nı yüzde 15-20’den aşağı değildi. Borçların bütçe üzerindeki ağırlığı.012.000. dev­ 208 . bu konuda ne diyor: Türk Hükümeti. harca. Gerçek gelir 17. yönetim ve başka devlet har­ camaları için gerçekte ancak 4.676.500 Frank. doğru tarafı çok: İçlerinde saray yaptıranı da vardı. hesapsızca ve ihti­ yatsızca borçlanmak suretiyle yine göstermiştir..almak için kullandığı en etkili ve geçerli ekonomik araç­ lardı.000 ayırmak gere­ kir. Heidborn.714 Frank.000. her para verenin ileri süreceği her koşulu kabul etmeye kadar varmıştır. 1854/1874 arasında Osmanlı DevIeti’nin borçlarını hesaplamış. Hesabı yapan A. Bakın Parvus Efendi. bu yüzden de borçlanma politikasına ba­ lıklama dalışı ötekilerin işini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla hükümete. Parvus Efendi.000’dur. Ele geçen paramn.000 Osmanlı lirası gelir gösterilmiştir.” Boz­ dur bozdur.” Etmiştir de. önceleri borçlanmamakta gösterdiği aşırılığı. Bundan devletin dış borçları için de 13. Durum. başka türlü çar­ çur edeni de. Parvus Efendi’nin yorumu da şu: “ . Böyle bir mali politi­ kanın iflas etmesi zorunluydu. Türkiye Mâliyesi adında­ ki eserinde şunları yazıyor: “ 1874/75 yılı bütçesinde 25. İlkokullar­ da bile okutulmaz mı. padişahlar yabancılardan aldık­ ları borç paraları sefahatla yediler diye.884.. borç faizlerinin ancak yeni borç sözleşmeleri yapmak suretiyle Ödenebildiği kesinlikle dikkate alınmamıştır.

Borsa işlemleri ve banka politikası. Hem de 209 . borcunu ödemeyen de O. elde sözleşmeler var. Ancak yukarki rakamlar göz önüne alınırsa bu gürültü ve öfkenin.. banka..000 Frank havadan borç yüklenmiş olmak­ tadır. Avrupa­ lI Osmanh’yı dolandırmış. Türkiye’yi iflastan başka çıkışı olmayan bit yola sürükleyecek güçtedir.000.000. sanki nice yıllar sonra yeniden aynı yollardan geçeceğimizi sezmiş gibi sözün burasında bir de nasihat veriyor ki.676. Sonralan Türkiye ödemeleri durdurduğu zaman bütün Avrupa gürültü ve öfkeye boğulmuştu. çerçeveletip Maliye Bakanı’nın başucuna asmak gerekir sanırım. alacak­ lı olan elbette alacağını isteyecek. Yâni devlet beş santimini bile alamadığı parayı ödemek yükümlülüğüne sokulmuştur. Parvus Efendi bunu da açıkça yazıyor: “ . komisyon ücretleri ve başka birtakım giderlerin düşülmesiyle. Finans dünyasıyla ilişki kurulacağı zaman.000 Frank’m kullanılabilecek durum­ da olduğu anlaşılır. borç alman 5. Gerçekte ise. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’ne 2. Zamanın Düvel-i Muazzama’sı Osmanlı’nın tepesine üşüşüyor..500 Frank’tan ancak yansının.700. geçi­ rilen bu tecrübeyi daima dikkate almak gerekir. yâni 2. iyice altmış altıya bağlamış.lete borç olarak yükletilen paradan. Osmanlılann güç durumlanndan. Osmanlılar da öyle yapmışlar: Borçlan ödemi­ yorlar. Haklılar mı.” Parvus Efendi. Osmanlı memurlarının düşüncesizlik. borçlanan Osmanlı.297. ödemeye mecbursun. dışardan bakarsan öyle gibi.. ödersin. “ .500.. şöyle asarız. ‘çamura yatıl­ maz’ mı. böyle keseriz diye.. Gürültü kıyamet. acemilik ve ihanetlerinden yararlanan Av­ rupa maliyecilerinin her türlü açgözlülük sınırım aşma­ sı demek olduğu sonucuna kolayca varılacaktır.” Böyle bir çıkmaza girilince ne yapılır.

boşuna mıdır sanırsınız? Osmanh’nm yıkılışını kolaylaştıran ekonomik çözü­ lüşün kökeninde. ‘paldır küldür. biliyorsunuz. İngiltere ile yapılan 1838 Ticaret Anlaşması’nm bulunduğunu. Mustafa Kemal döneminde. ülkeyi iflasa götürecek bir yola girersiniz’ deme­ miş mi? Osmanlı. Cumhuriyet’in. vs. KOLUN GİDER Mustafa Kemal’in. Şimdi de benim söylememin hiçbir an210 .paldır küldür ve sorum lu kişilerin ruhu bile duym adan girilen bir y o la . Bu anlaşma. işin uzmanlan sık sık söyle­ miştir. olayın ayrıntılarından Başbakan’ın haberi bile yokmuş. Üstelik. Osmanlı ekonomisini yabancılara teslim ediyordu. yakın tarihîmizde yaşa­ dığımız dramlara ne kadar benziyor. Anlaşmanın sakıncaları giderilecekmiş.. yeniden gözden geçirilmesine çalışılıyormuş. vs.. sorumlu kişilerin ruhu bile duy­ madan. yılan­ dan kaçar gibi kaçması. basit fakat etkileyiciydi: Ösmanh’nm yakın tarihi­ ne bakardı. (1881) (31 O c a k 1979) A ELİNİ VERİRSİN. yeni Türkiye devletinde neyi nasıl yapmamak gerektiğini saptamak için kullandığı yön­ tem. Tarım ürün­ lerinin rehin edilmesi sorunu. Şimdi gel de Parvus Efendi’ye hak verme. iflasım Muharrem Kararnamesi ile ilân et­ mişti.” Bunları niye anlatıyorum. yabancı sermayesinden ve yabancı borçlarından. Alacaklı Wells Fargo’ya ta­ nınmış ayrıcalıkların. Anka’nın verdiği bir habere bakılırsa. ne demiş adam.

Kıbns’m şeker endüstrisi.. Diğer taraftan. Türk.) Başkentin yakınında uçsuz bucaksız yerler bomboş durur. Bunlar arasında pamuklu endüstri gelir ki bugün tamamıyle İngiliz endüstrisi tarafından sağlanmaktadır. eskiden Türkiye’ de yetişen ve yabancı memleketlerde büyük ünü olan Türk endüstrisinin birçok kollan şimdi mahvolmuştur. Para kuru­ nun durumu. Bütün bu endüstri kollannm bugün bu topraklarda artık izi bile kalmamıştır. yaban­ cı malların yerli hammaddelerle değiştirilmesinden iba­ ret. gördünüz mü Batıya açılmayı Batıhlar nasıl anla­ tıyor? Peki ya bizimkiler? Niyazi Berkes. elde ettiği para ile yabancı endüstri ürünlerini ödeyip alamıyor.” Edward Michelsen adındaki bir İngiliz yazarı da.. Teselya’mn Türk kızılı iplik boya endüstrisi hep yok olmuştur.” Bunlar 1853’te yazılmış. Lütfi Tarihi’nden şu ilginç bölümü aktarır: “ . kendi yasalarının himayesi altında ya­ şayarak. (. Türkiye hammadde­ lerini yabancı ülkelere sattığı halde. Şam’ın çelik bıçaklan. bu devletin içinde bir sürü devlet yaratan ya­ bancıların elinde olması bundan.. anlaşmadan yirmi yıl kadar sonra. paranın değerini düşürmek gibi hazin ön­ lemlere bundan ötürü başvuruluyor.lamı yok. O muahede ile tekel usulü kalktı ise de ye­ 211 . hükümet Odesa’dan buğday alır... şunları saptamış: " . Türkiye’nin bütün ticaretinin. o zamanki Türk/İngiliz anlaşmasının etkilerini incelerken. ama 1835’te. ormanlar.. Top­ raklar. hammaddesini kendi yurdunun yetiştirdiği bir okka işlenmiş kumaşa karşılık.ham iplik veriyor. yâni daha anlaşmanın imzalan­ masından üç yıl önce Türkiye’ye askeri uzman olarak ge­ len Von Moltke şunları yazıyordu: Ticaret. sular olduğu gibi duruyor. İznik’in çini en­ düstrisi. on okka.

‘Sanat ve Ticaretimiz’ başlıklı bir yazıda ise. En sonunda esnafımiz. tüccarımız.. daha önce devletin Galata bankerleri ve Osmanlı Bankası’yla olan ilişkilerinde ge­ çerli olan bazı usuller. uşaklığa. Parvus’a göre. Bir yandan. Bundan Düyun-u Umumiye adıyla bildiğimiz korkunç örgütün ortaya çıktığını söylemiştim sanırım. Yaban­ cı sermayenin ve yabancılardan alınan borçların. Yüksek devletin tebaası­ nın esnaflığı ve ticaretini. dengemizi altüst etmiş. dış borçlanmalar yüksek faizler­ le birbiri üzerine binerek. bu kararname ile Avrupa finans kapitaline de tanınıyor. yabancı sermayesini içeriye buyur etmişiz. kırık çürük birkaç edavatla nasıl karşı konulabilirdi?” Şimdi. tüccarımızı pe­ rişan etmiş. Osmanlıları çeyrek yüzyılda getirdiği yer.rine yabancı tekeli geldi.” İbret gazetesinde. Osmanlı Hükümeti. birkaç satırla şöyle çizil­ miş: " . hem ne geliş. Muharrem Kararnamesi işte bunun üstüne geliyor. Mil­ yonlarca kapitale birkaç torba bakır beşlikle nasd kar­ şı durulabilirdi? Yeni eğitimin uygulanışının özü diyebi­ leceğimiz Avrupa fabrikalarına. yabancılara borçlarını tahsil ede212 . ya da onlara kiralanı­ yordu. böylece iyi kötü var olan endüstrimizi yıkıp. durumu toparlayalım: Bir yandan. ekonomimiz ve mâliyemiz git­ tikçe bozulduğundan.. Osmanlı ülkesinde yabancılar hırdavatçılığa kadar girdiler. yabancılar adım adım elleri­ ne aldılar. İç endüstri bütün mahvoldu. böylece devlet gelirleri alacak­ lıların ya yönetimine bırakılıyor. Avrupa emti­ ası revaç bularak. hal-i pürmelâlımız. o gelişmiş teknoloji­ si ve hızlı yayılma gücüyle iç pazarımıza yerleşmiş. kalan paramız da Avrupa’ya çekilip gitti. iflasın tam ken­ disidir. kolculuğa dökülmekten başka çare bulamadılar.

biimeleri için, tütün ve tuz tekel gelirlerini, bunların ya­ nı sıra damga pulu resmini, alkollü içkiler resmini, İstan­ bul ve daha bazı bölgelerin balık resmini, birçok yerin ipek öşrünü, tömbeki resmini rehin ediyordu. Pratikte Düyun-u Umumiye idaresi geniş kapsamlı bir örgüt olarak ortaya çıkmış, devlet mâliyesinin ya­ nında, ona paralel, ondan güçlü bir örgüt olarak çalış­ mıştır. Hem de, ‘Avrupa diplomasisinin, özel bir şirket değil de, sanki kendi temsilcisiymiş gibi davrandığı’ bir örgüt olarak. Şimdi sözü yine Parvus Efendi’ye bırakıyorum: " ... Ül­ kenin her yanında şubeler açarak, binlerce memuruyla koskoca bir örgüt oluşturan Düyun-u Umumiye’nin, bu örgüte dayanarak devlet gelirinin büyük bir bölümünü kendi pençesine düşürmemesi olanaksızdı. (...) Bu yolda yürümenin ne tür sonuçlar verdiğini iyice kavrayabilmek için, aşağıdaki sayılara bir göz atalım: 1882/83 yılında devlet gelirleri Düyun-u Umumiye yönetimine girdiği zaman, örgütün yönetimi altındaki geliri; 2.522.498 Osmanlı lirasından ibaret iken, bu sayı 1911/12 yılında 8.258.292 liraya ulaşmıştır. (Artış oranı yüzde 288.)” Gel de Kemal Paşa’nın dediklerini hatırlama: “Evvel­ ce Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin, ecnebi amaçla­ rının içimizde uyandırdığı kaygılar bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Bazen aşırı derecede kuşkulu davranı­ yorsak, bize çok pahalıya mal olan özgürlüğümüzü kay­ betmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923) (1 Şubat 1979)

9
213

c Müdafaa-i hukuk’
"... Biz Batı em peryalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağım sızlığımızı korumakla yetinm iyoruz. A ynı zamanda, Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen araçlarıyla, Türk milletini em peryalizm e araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizm et ettiğimize inanıyoruz."
M u s t a f a Ke m a l

20 Haziran 1920

1 ORDU KEM ALPAŞA’NIN ORDUSU İSE... Geçen gün yeri düştü, Genelkurmay Başkanı, Ordu’nun asıl göTevi vatanın savunmasıdır gibi bir söz etti, helâl olsun! Diyeceksiniz ki bundan daha tabii ne olabilir? Şu son yirmi beş yılın olaylarını bir hatırlarsanız, kazın aya­ ğının pek de öyle olmadığını hemen fark edeceksiniz! Türk Silâhlı Kuvvetleri, isteyerek istemeyerek birkaç kere politikaya bulaştırılmıştır; bu bir dram, üstelik bu iş Atatürk ve Atatürkçülük adına yapılmıştır, bu da İkin­ cisi.. Yıllardır yazarım, Gâzi Mustafa Kemal’in ordu an­ layışı, politika anlayışı ile hükümet darbelerini, askeri müdahaleleri bağdaştırmak olanak dışı bir şey! Biraz ta­ rih bilen birisi, yakın tarihimizde bu türden darbelere, müdahalelere hevesli olanların, ittihatçılar olduğunu, Mustafa Kemal Paşa’mnsa başından itibaren bu eğilime karşı çıktığım bilir. Ben bazı kitaplarımda (Faşizmin Ayak Sesleri, Hangi Sol) konuya epeyce daldım, kendi­ me göre açıklamalara giriştim, sorunun tam anlamıyla aydınlığa çıktığını sanmıyorum, fikrim odur ki İnönü toplumu hayranlan, askeri demokrasi tutkunları, işler istediği gibi gitmedi mi konuyu sık sık gündeme getir217

mekte, işin garibi, bunu yine Atatürkçülük adına yap­ maktadır. O halde daha bir zaman tartışacağız. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Şevket Süreyya’ya yazdığı bir mektupta İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki faali­ yetlerini anlatırken, M ustafa Kemal’le onun, ülkenin önemli sorunlarına dikkati çektiklerinden dolayı ‘cemi­ yet rüesası’ tarafından sevilmediklerini söyler, arkasını şöyle getirir: " ... Bu meseleleri ortaya koyduğumuz zaman ara­ mızda ihtilâf çıktı. Bunun üzerine bizi Selanik dışında rehberlik vazifesine verdiler. Ben Selanik’le Manastır, Mustafa Kemal de Selanik’le Üsküp arasında, rehberlik işlerimizi yapıyorduk. Fakat Hürriyet’in ilânından son­ ra, aramızdaki ihtilâf da arttı. Mustafa Kemal, cemiyet­ le meşgul olan subayların ya orduyu bırakmalarını, ya cemiyetten büsbütün ayrılmalarını istiyordu...” İttihât ve Terakki Cemiyeti, esasında bir zabitler komitesiydi, Mustafa Kemal ise görüldüğü gibi daha 1900’lerde ordunun politikaya bulaştırılmasına karşı çıkmıştı. Sene 1909, Selanik’te İttihât ve Terakki’nin ikin­ ci büyük kongresi toplanıyor. Mustafa Kemal Trablusgarp delegesi olarak kongreye katılmaktadır. Tevfik Rüş­ tü Aras’ın hatıralarına göre, Mustafa Kemal’in ortaya attığı ve genel kurulun epeyce tartıştığı tez ise şu: " ... Ordu mensuplan cemiyet içinde kaldıkça hem parti kuramayacağız, hem de ordumuz olmayacaktır. Mensuplarının pek çoğu cemiyet azası olan III. Ordu tam manasıyla modern bir ordu sayılmaz. Orduya da­ yanan cemiyet de millet bünyesinde kök salamamaktadır. Bunun için bir an evvel, cemiyetin muhtaç olduğu zabitleri veyahut cemiyette kalmak isteyen ordu mensup­ larım, istifa suretiyle ordudan çıkaralım. Bundan son­
218

ra zabitlerin ve ordu mensuplarının, herhangi bir siyasi cemiyete girmelerine mâni olmak için kanuni hükümler koyalım.” Kemal Paşa’mn askerin siyasete bulaşmasına karşı olduğu bundan d a h a a ç ık bir şekilde söylenebilir mi? Ama iş büyür, tartışmalar genişler, Şevket Süreyya’ya göre “ bu hususta Edirne’de II. Ordu’daki cemiyet men­ suplarının da fikirlerini almak için heyet gönderilmesi kararı bu tartışmalar sırasında alınmıştır” ve M ustafa Kemal Bey’in fikirleri şu biçimde özetlenebilir: “ a/ Cemiyetin bir siyasal parti haline getirilmesi, b/ Ordunun politikaya karışmaması, c/ Cemiyetle mason­ luk arasında bir ilgi kalmaması, d/ Cemiyetin içinde eşit­ lik olması, d Hükümet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması.” İttihât ve Terakki ileri gelenleri, Mustafa Kemal’in fi­ kirlerine itibar etmezler, etmezler de ne olur, ordu boğa­ zına kadar politikaya dalar, Balkan Savaşı patlayınca re­ zil olur. Osmanlı, İttihât ve Terakki’nin bu hatasını ne kadar ağır ödemiştir bilir misiniz? Alın size bilanço: " ... Görüşleri ne yazık ki doğru çıkmıştı. Siyaset ku­ manda kadrosunu parçalamıştı. Moral noksanı birlik­ leri başıboş kümeler haline getirmişti. Stratejik hatalar ve tedbirsizlikler de harbi kaybettirmişti. Vatanın en gü­ zel parçalan elden gitmişti. Hem uğrunda o kadar çalışdan 23 Temmuz ihtilâli başansmdan sonra ve hepsi hepsi ancak 4-5 yıl içinde karşılaşdan kayıplar düşünü­ lürse, bilanço ne kadar feci idil Zaten ve fiilen elden çık­ mış olmakla beraber Bulgaristan Doğu Rumelisi’nin, Bosna Hersek’in Girit’in kaybı, Trablusgarp-Bingazi’nin İtalyanlara geçişi, şimdi de Doğu Trakya’dan gayri bü­ tün Avrupa Türkiyesi’nin ebediyyen kaybı... Bu ne baş döndürücü bir tablo idi.”
219

Peki siz, askerin politikaya girmemesi gereğini sa­ vunmuş, girince öngördüğü belâlara uğradığımızı gör­ müş Mustafa Kemal gibi bir adamın, kendi kurduğu devlette bunun aksini isteyip savunabileceğine nasıl ina­ nırsınız? (24 Temmuz 1977)

2 KOMİTACI DEĞİL, KONGRECİ Mustafa Kemal’in ordu anlayışı, politikayla ilişkisi ko­ nusundaki düşünceleri, Silâhlı Kuvvetleri politikaya çek­ mek, partiler arasındaki çekişmelere karıştırmak ama­ cına elvermez de; devrim anlayışı, tepeden inmece aske­ ri darbe devrimciliğine elverir mi? Asla ve kat’a! Hiç unutmayınız, 19 M ayış’ta Anadolu’ya geçen Paşa, 9. Ordu Müfettişi sıfatım taşımaktadır, daha ön­ ceden Karabekir Kâzım Paşa’yla, Cebesoy Ali Fuat Paşa’yla ülkeyi düşmandan temizlemek, gerekirse Ana­ dolu’da bir harekâta başlamak için ‘mutabık’ kalmış­ tır. Hadi başka türlü söyleyeyim, Mustafa Kemal, iste­ se, Anadolu harekâtını paşalar arası bir cunta, subay­ lar arası bir devrim komitası olarak kurup geliştiremez miydi? Pekâlâ yapar geliştirirdi. Üstelik, o zamanki orduda bulunan İttihâtçılık geleneği elverişliydi buna. Yapmamıştır. Komita fikri yerine kongre (şûra) fik­ rini benimsemiş, askeri bir hareket yerine halk hareke­ ti fikrini uygulamıştır. İttihatçılar ne yapmışsa, o tersi­ ni yapar. Halktan delege çağırır, bunları toplar, Müdafaa-i Hukuk için kararlar alınmasını sağlar, milli müca­
220

delenin başlarında; üstelik bu örgütlerin silâhlı eylem ka­ nadı da düzenli ordu değil, Kuva-yı Milliye Milisleridir, yâni silâhlanmış halktır. Kongreler, olağan gelişmeleriy­ le Büyük Millet Meclisi’ne, Kuva-yı Milliye de Büyük Millet Meclisi Ordusu’na dönüşür. O ki komutandır, o ki hareketin ruhudur, beynidir, her şeyidir, kurduğu or­ duların başkomutanı olmak için Meclis karşısına çıkar, yetki ister, nefes tüketerek zar zor alır. Ne mecburiyeti vardır birader, paşalar nasıl olsa ondan yanaydılar, cart diye başkomutanım dese kim hayır diyebilecekti, demez ama, neden demez, çünkü egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olacağı bir devleti kurarken, önce kendisi herke­ sin uygulamasını isteyeceği bir ana kurala uymazlık ede­ mezdi. Uymuştur. Onu Türkiye Büyük millet Meclisi ordu­ larının başkomutanı yapan Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi olmuştur. Hadi bir anımı anlatayım: 12 Mart ertesinde, Demok­ rat İzmir’de bir âdet çıkardım; Kemal Paşa’nın bir resmi­ ni her gün yayımlıyor, altına da demokrasi, özgürlük, cumhuriyet, ordu, askerlik konularından seçilmiş sözle­ rini koyuyordum. Sıkıyönetim komutanını en çok bu ra­ hatsız etti. Neden? Kemal Paşa’nın sözleri, Cumhuriyet’in Silâhlı Kuvvetleri’ni kesinlikle Cumhuriyet’in sınır­ larını ve güvenliğini savunmakla görevlendiren sözlerdir, emperyalist sistemin telkinlerine uyarak ülkenin içinde bir işgal ordusu görevini üstlenmesini öngörmez. Söz temsili, şu dedikleri: “Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi Hükümeti’nin ordusu istilalar yapmak veya saltanat­ lar yıkmak ve saltanatlar kurmak içiri şunun bunun elin­ de alet-i ihtiras olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müs­ takil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı mefkûre ile mütehassis ve yalnız onun emrine tabi ve sadık
221

Kemal Paşa’nm sonucu verdiği satırlar. Meclis olağanüstü toplantıya çağrılmıştır. mebus olan Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ve kumandanlar. politikacıların çe­ virdiği bir entrikaya araç olacak bir görüntü verirler. Muharebeye hazır ve âmâde bu­ lundurmak zorunda oldukları ordularını başsız bırakıp vaktiyle hazzetmediklerini ifade eyledikleri politika sa­ hasına şitap ettiler.” (Nisan 1922) Ya davranışı? 1924 Ekimi’nde başımız derttedir. ya komutan­ lığı tercihlerini ister. komutanların çoğu milletvekilliğinden ayrılmıştır. Harb ihtimalini göze aldık. Onun daha 1909’da bu düşüncede ol­ duğunu bilmiyor muyuz? Sonuç istediği gibi olmuş.” Burada acı acı eleştirdiği kişiler. bu baptaki 222 . Meclis’te ona ve Cumhuriyet’e karşı. orduda siyasetle alâkadar unsur bulunmasındaki mahsuru takdir ederek. Kemal Paşa derhal Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya ve aynı zamanda milletvekili sayılan öteki ordu komu­ tanlarına başvurarak. Kemal Paşa Nutuk'ta diyor ki: “İngiltere’nin ültimatomuna malum olduğu veçhile ce­ vap verdik. İngil­ tere Ankara’ya ültimatom veriyor. ikisinin bir arada bulunamayaca­ ğından emindir. Hak­ kari bölgesinde ordu Nesturi ‘tedibatı ile meşgul’. bir ecnebi devletin bize hü­ cum edebileceği zamanda. İşte bahsettiği­ miz zevat bu müşkül anda. kendilerinin de bize taarruz ve hücum ederek hedeflerine sühuletle vasıl olabilecek­ lerini tahayyül ettiler. Cumhuriyet ordusunun siyaset kulisinden uzak durması konusunda açık direktiflerdir: “Efendiler.öz evlatlarından mürekkep muhterem ve kıymetli bir he­ yettir. Ali Fuat Paşa gibi Milli Mücadele arkadaşlarıdır. ya milletvekilliğini. Karabekir Paşa gi­ bi. tered­ düt edenler de milletvekilliğini seçmiş sayıldılar.

Bu nokta kavranmazsa. yıl­ lardır masal dinliyoruz. bunda İslâm’ın Hıristiyanlık karşısında genel bir geri­ lemesi olarak görür. Bu nokta önemli. ne Kurtuluş Savaşı sıra­ sında Hind Müslümanlarının Anadolu hareketine gös­ 223 . yüzyılın sonundan. KEMAL’İN ‘ULUSAL SAVUNM A’ ANLAYIŞI Osmanlı. 17. ‘demokratik devrim’ özellikleri olan bir savaştır. devleti birkaç ilden ibaret ufacık bir beyliğe dönüştürüyordu. aynı zamanda.teklifim i hüsnü telakki ve bana fiilen itim atlarım izha r ettikten sonra Cevat ve Cafer T a y ya r Paşaların müfettiş­ lik ve kumandanlıkta kalmaları caiz görülemezdi. 1699) aralıksız gerilemiştir. emperyalizmin (hepsi de Hıristiyan ülkele­ ridir) boyunduruğuna düşmesiyle koşut olduğundan. bir anlamda Kur­ tuluş Savaşı. Os­ manlI’nın Avrupa içlerinden adım adım Anadolu içleri­ ne gerilemesi. kavramak lâzım. Bir de Atatürk böyle isterdi diye. Müttefiklerin Damat Ferid Hükümetine imzalattırdık­ ları Sevres Antlaşması. Bina­ enaleyh derhal askeri vazifelerine hitam ve rild i. Biz kefeni yırtıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğumuz için pek aldırmayız. adım adım. yüzyılın başından itibaren (Karlofça Barışı. öteki İslâm ülkelerinin.” İyi okudunuz değil mi? ‘Derhal askeri vazifelerine hi­ tam verildi’ diyor. bu gerilemeyi Anadolu’da sür­ dürüyor. padişahlığa ve halifeliğe karşı da sürdürül­ müş. 18. gel gör ki Müslüman dünyası olayı böyle görmez. iyice. Ne de öyle istermiş ya! {25 Te m m u z 1977) 3 M.

çalış. son otuz yıl içinde Mustafa Ke­ mal’in savunma anlayışını terk etmiş. ne de Kıbrıs çıkartmasının çevremizdeki Müslüman ülke­ lerde uyandırdığı heyecan. Bu uğurda her türlü özveriye razı olm alıdırlar. ‘Türk öğün. Yeniler bil­ mez. dünyada insan diye yaşamak isteyenler. Açıklaması çok kolay. söz dönüp dolaşıp Türkiye’nin ‘kendi’ atom bombasına. gü­ ven’ vs. Hıristiyanlık karşısında yüzyıllardır gerileyen İslâm’ın tekrar kükremesini. Bunları niye anlatıyorum? “ Her şeyden önce kendi­ mize güvenmeliyiz” diye bir lâf ettim. Kendi­ lerine güvenemeyen uluslar.” Belki hiç beklemiyordunuz ama. Yoksa bizi hiçbir uygar ulus onların kendi arasında ve çizgisinde görm ek istemez.terdikleri yakınlık ve yardım gerçek yerine konabilir. ‘kendi’ savunma sistemine gelecek. Hani şu Atatürkçülükten dem vu­ ran politikacılar var ya. tam karşıtını yap­ mışlardır. öteki ulusların oyuncağı olu­ yorlardı. ayağa kalkması­ nı görmektedirler. ona geleceğim. Mustafa Kemal için ya­ bancı komutanların işin içine karışacağı ‘ulusal’ bir sa­ 224 . Cumhuriyet ilk nesillerini ısrarlı bir ‘güven aşılama’ kampanyasıyla yetiştirmiştir. öteki Müslüman ülkeler. Sonraları çoğumuzun alay ettiği. insan olm ak niteliklerini ve güçlerini kendilerinde görm elidirler. ‘kendimize’nin üzerine özellikle bastım ya. Her iki harekette de. Mustafa Kemal tarafından bilinç­ li olarak ortaya atılıyor. ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’. gibi sloganlar. bununla. Şu sözler onundur: “ Benim kanaatim o idi ve o oldu ki. Çünkü Mustafa Kemal Paşa bir şeyi iyi anlamıştı: Bağımsızlık­ la bir ulusun kendine güveni arasındaki ilişkiyi. yüzyıllardır birbirini izleyen sürekli yenilgilerin bunalttığı Türk insanının ba­ şını dik tutmasını öğrenmesi amaçlanıyordu.

Böyle bir başvuru üzerine gelen bu heyet. beceriksizliğin­ den açık biçimde söz edilmiş.. Ben ordunun. bütün sırlan 225 . artık bu memlekette ulusal bir genelkurmay heyeti yoktur. zamanın Dışişle­ ri Bakanı’na demiştir ki: “ . elbette bizim devlet reisimiz ve özellikle devlet adamlanmızdır. bir Alman genelkurmayı vardır. asıl tenkide lâyık olan­ lar. görüşlerini na­ sıl belirtmiştir: “ . hâttâ haysiyetsiz telakki ederse. ya­ bancı denetiminden ne kadar irkildiğini. Savaşın en tumturaklı bir ânında. mazur görülebilir. Bu he­ yete Türk milletinin kabiliyetsizliğinden. kendilerine âdeta gelip bi­ zi ‘adam etmeleri’ teklif olunmuştu. farkında değil misiniz ki. o Alman genelkurma­ yı ki. Konuyla ilgili olarak. Bütün harb-i umumi boyunca Alman genelkurmayı ile Alman generalleri ile dalaşmış durmuş­ tur. içlerine girdikleri insanlan ve çevreyi. Başkomutanlığım vekâletine ve onun genelkurmayına başvurmak ve tereddüderimi gi­ dermek. Beni o heyete mi gönderiyor­ sunuz?” Fâlih Rıfkı’ya yazdırdığı anıları okuduysanız. Beyefendi. Türk ordusunun güçsüz ve kabiliyetsiz oldu­ ğu inancıyla.. güçsüz. Enver Paşa’yı ve arkadaşlarım bakın nasıl eleştirmiş.O (Enver) ve arkadaştan zaten daha önce Türk ulusunu uygunsuz duruma sokmuşlardı.. Bana bir şey önerdiniz ki ben onu yapamam.. ilk iş olarak... benim gibi dik başlı bir askeri ordu­ dan çıkarmak karan verdi. ülkenin ve or­ dunun ne kadar ‘kendisine’ güvenmesinden yana oldu­ ğunu görürsünüz. Bu açıdan Almanlan ve Alman aske­ ri heyetini tenkit etmek istemem. kayıtsız şartsız.vunma olamaz. verilmesidir. o heyeti. ayaklarına kadar giderek ve ri­ ca ederek memleketimize davet edenler onlardı. Bu uygunsuz durum ordunun yabancı komutanlann eline bırakıl­ ması.

bir rastlan­ tı ile durumu öğrendiğim zaman. ‘ulusal bir savunma’ kavramına sahip değil miydi? Elbette sa­ hipti. Tanrı da biliyor ki. nükleer silâhlar konusunda da kendimize güvenmemiz gerektiğini anlasalar bari. Yeni yeni bazılarının uyanır olduğunu gör­ mekteyiz. İtirazlarıma kimse cevap vermedi. hem de en iyisine: Başkomutanı Gâzi Mustafa Ke­ mal Paşa’nm saptadığı ‘ulusal savunma kavramına. Türk’ün kendine güvenini yitirmesine neden ol­ muşlardır. bunun da en iyi biçimi o ‘ulusal savunma kavramını’ Kemal Pâşa’nın sözleriyle aktarmaktır: 226 .ile Alman askeri heyetine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgünüm.’ İs­ tiyorum ki. Çünkü. Atatürkçülük adına son otuz yılm yöneticileri Türk savunma anlayışım kökünden saptır­ mışlar. bu takdir­ de Kemal Paşa’nın son otuz yıllık savunma anlayışımız hakkında ne düşündüğünü elde edeceksiniz. ne yapın biliyor musunuz.” Zalim ve dehşet verici bir oyun oynamak isterseniz. Geç kalmadan. şu yukarıda verdiğim metin­ de Alman askeri heyeti sözlerini n a t o . Daha karar vermezden önce. sesimin erişebileceği m akam lara kadar itirazlarda bulunmayı görev saym ış­ tım. (20 Temmuz 1979) 4 ULUSAL SAVUNM A KAVRAMI: ‘MÜDAFAA-İ HUKUK' Türk ordusu N A To’y a tutsak edilmeden evvel. Almanlar sözle­ rini de Amerikalılar kelimeleriyle değiştirin. konuyu lâfa boğmadan görüşelim.

kendi içinden teslim ettiği bireyle­ rini. Böyle verilen emirlerle milletin araç­ ları ye devlet.. parasal.” (Mayıs 1920) Bilmem yorum ge­ 227 . yasal. bilgisiz. Gâzi Mustafa Kemal. O nokta. Bu sa­ vunma araçlarının başmda gelen ordu kuşkusuz asıl gö­ revini yerine getiremiyordu. düşman saldırısına uğrayan bölgelerin savunması­ na. (. bugün yalnız bir nokta çevresinde topla-umş ve so­ nuna kadar kanmı akıtmaya karar vermiştir. doğrudan doğruya ulusun kendisine yönelmiş olu­ yordu. belki içindeki zorlukları tamamiyle anlamaksızın.. kültürel vb. vatam savunma ve korumadan ibaret olan asıl görev.. işte budur.herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun­ luk. her yönde tam bağımsızlık ve serbestlik demektir. düşman saldırısına uğrayan kardeşlerinin hayatının savunmasına memur etmeye mecbur olmuştur. ulusun ve devletin bağımsız­ lığını koruyacak toplam güçlere (kuvve-i umumiye). düşmanların kuvvetli çemberi içinde. vatanı savunacak.“ İstiklâl-i tam. gerçek anlamda bütün ba­ ğımsızlığından yoksun olması demektir.. İstanbul’da hükü­ met merkezi vardı ve bütün kuvvetler oraya bağlanmış­ tı. ‘ulusal savunma kavramı’nda örgüt sorununa şöyle yaklaşıyor: “ . Şimdi gelelim örgüt (teşkilât) soru­ nuna. ulu­ sa emrediyorlardı. Bu saydıklarımın. ekonomik. deruhte ettiğimiz vazi­ fenin ruh-u aslisidir. Hükümet merkezi. bütün millete ve tarihe karşı deruhte edilmiştir. (Buraya dikkat!) İşte bunun içindir ki. asıl görevini yerine getiremiyordu.) Bilgin. bütün hal­ kımız. Bu vazife. bizim bugün. ulusun ve memleketin.. Tam bağımsızlık (istiklâl-i tam) denildiği zaman elbetit siyasal. askeri. (5 Ekim 1919) Ulusal savunma kavramının temel ilke ve hareket noktası. Ulus orduya. İşte bu­ na Kuva-yı Milliye (ulusal kuvvetler) diyoruz.. tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sürdürülmesidir. Ve bütün evren de böyle diyor.

çünkü Gâzi’nin 1922 Nisam ’nda işaret ettiği gibi “ Türkiye Bü­ yük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu istilalar yap­ 228 . Silâhlı Kuvvetleri de içine al­ mış bulunuyordu. Onda silâh söz konusu değildir. bir de sivil savunma örgütü konusu var ki. bu iradenin emrettiği biçimde ulusal çıkarları korumak ve savunmaktır.” O zaman şöyle mi toparlayacağız. Türk Silâhlı Kuvvetleri.” (Mayıs 1920) Ne kadar açık. ulusun iradesinin bir savunma aracıdır. yönetilmek. memleketin en uzak köşele­ rinde bile meydana gelmiş doğrudan doğruya yasal ve uygar bir örgüttür ki ona Müdafaa-i Hukuk Örgütü di­ yoruz. handiyse bir özdeyişe indirgeye­ rek 1919 Aralıkı’nda şöyle ifade etmişti: “ Kuva-yı milli­ ye amil. Bu. aslında onu da­ ha da açık bir biçimde. Ve bu teşkilâtın ruhu budur. (. Tam tersine.. Türkiye Cumhuriyeti’nin Silâhlı Kuvvetleri’nin ‘ulusal savunma kavra­ mı’ aslında Müdafaa-i Hukuk (hakların savunulması) öğ­ retisidir. Belki uygar. Bunların ba­ şında tam bağımsızlık ve özgürlük geliyor. yalnız Kuva-yı Milliye eratından ibaret değildir. irade-i milliye hâkim olacaktır. bütün memlekette. silâhlı eylem tarafı işin. Gâzi Mustafa Kemal.) İşte merkezde merci bulamayan ordu da elbette bir taraftan korunmak. yöneylendirilmek (sevk ve idare) gereğini duyuyordu ve böylece Müdafaa-i Hukuk Örgütü. görevi. Kemal Paşa’nın ulusal savunma kavramı ulusun tam bağımsızlığını ‘kendi kuvvetleriyle’ savun­ ması ilkesine dayanmaktadır.. ona yakla­ şımı da şöyle: Ulusun birliğini yaratan ve İstanbul’un içinde bulunduğu koşullara rağmen bu birliği dahilde ve ha­ riçte göstermeye yönelik bir amaçla yapılan örgütlenme ise. top­ lumsal ve genel bakımdan siyasal bir demek (cemiyet) demektir.rekiyor mu.

ulusal savunma kavramının gereği elbette ödün verip Yunanistan’la uyuşmak. yoksa ambargo gelir fi­ lân fıstık. buna karşılık vurucu gü­ cümüzü bizi tehdit ettiği kuşkulu kuzeye yönelik tut­ mak değildir. O itirazı biliyorum. ordu vardır ve olacaktır. Bu itiraza da cevabı ben vermeyeceğim. ordu dağılsın. pa­ ramız bitti. vurucu gücü Batı’ya toplamak ancak kuzeyi güvenceye almakla mümkündü. Efendiler. Gâzi Mustafa Kemal Paşa o zaman tehdidin Batı’dan (Yunanistan) geldiğini hemen saptamış. saltanatlar yıkmak. 1922) Kurtuluş Savaşı’nı kazanan işte bu ‘ulusal savunma kavramıdır. şimdi biri çıkar der ki. ister olsun ister olmasın.mak. İnsan­ ca ve bağım sız yaşam aktan başka gayesi olmayan ulu­ sun.” (Mayıs. para vardır ya da yoktur. o da böyle yap­ mıştı. ordu yaparız.’ (18 Ocak 1.” Cumhuriyet’in ulusal ve savunma kavramı böyle oluş­ turulurken ülkenin işgal altında olduğunu unutmama­ lı.979) 229 . Stratejik ola­ rak doğrudur bu. paramızla orantılı bulundurmak görüşünü kabul edenlerden değilim: Tara vardır. aym ülküye bağlı ve yalnız onun emrine baş eğen ve sadık öz evlatlarından oluşmuş saygıdeğer ve değerli bir topluluktur. ordumuzun varlığını ve gücünü. Mus­ tafa Kemal Paşa verecektir: “Ben. a b d ile iyi geçinmek zorundayız. iyi ama Si­ lâhlı Kuvvetler’imizin donatımı için N A T o’d a kalmak.’ Benim için böyle bir mesele yoktur. ulusal çıkarla­ rın kuzeyde bir anlaşma gerektirdiğini görerek ‘Bolşeviklerle anlaşmak’ fikrini ortaya atmıştır. saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. Şimdi eğer Türkiye Batı’dan aynı biçimde tehdit ediliyorsa.

İşte o kadar. Dostlara sahip. tam manasıyla Tü rk’üz. bulunmak. tam bağımsızlığımızı korumak. Osmanlı İmparatorluğu’nu m ahveden ideolojiye tepkidir.Durum muhakemesi "Biz Tü rk’üz. her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek. Bu gerçekçi görüştür. Asya için ve Avrupa için bizim kanunum uz aynıdır. Bize İyi Müslüman olmak yeter.” M u s t a f a Ke m a l 1921 .

ya da hiç bilmiyorsunuz. bıyıklı bir hali vardır ya. Lozan Konferansı ve Barışı ile ilgili o noksanlığı. Lozan Barışı’nda Ke­ mal Paşa’nın hiç hazmedemediği. ‘Düvel-i Muazzama’nın Osmanlı ülkesini parçalaması yetmezmiş gibi. Oysa. Kuva-yı Milliye Destanı’nda bu halini ‘sarışın bir kurda’ benzetmiştir. Ne o şaştınız mı? Öyleyse siz de çoğumuz gibi yakın tarihimizi ya dedikodulardan biliyorsunuz. yeniden bağımsız ve özgür bir ülke olmak onuruna. Hadi öyleyse.1 ‘ ÜS V E R M E K ’ A TA TÜ R K Ç Ü LÜ K LE B A Ğ D A Ş IR MI? Hayırdır inşallah. Lozan Barışı’nı çok büyük bir ba­ şarı saymaya alışmışlardır. yeni ku­ rulan Türk devletini de denetimi altında tutmak girişim­ lerine ateş püskürüyor! Uyanınca düşündüm: Benim gibi ‘Cumhuriyet’in ilk kuşaklarından olanlar. rüyamda Mustafa Kemal Paşa’yi gör­ düm. hani kalpaklı. bağımsız ve özgür bir Türk ülkesine hiç yakıştıramadığı kayıtlar vardı. yetki­ li bir kişinin ağzından. Nasıl saymasınlar ki. bunlar ‘behemehal’ kaldırılmalıydı. bu barış sa­ yesinde kavuşmuş oluyoruz. o haliyle! Nâzım. Paşa “Türkiye Cumhuriyeti’ni ve is­ tiklâlini’ sağlamak telâşında. Rüya bu. Korutürk’ten aktarayım: 233 . sözde Lozan Konfe­ ransı günleriymiş.

maddelerine göre Türkiye.” Gerçekten de böyledir. Lozan’ın Türk Boğazlan dediğimiz Karadeniz Boğazı . konu üze­ rinde şunları da söylemektedir: “Lozan’ı Atatürk. ' Diyeceksiniz ki. 1923 Lozan Andlaşması. Montreux Boğazlar Konferansı işte bunun sonucun­ da gerçekleşmiştir.” Kemal Paşa'nın haritasında ‘bağımsız’ bir ülkenin topraklarında yabancıların denetimi diye bir şey yoktu. 1930’lara düşen o öğrenim yıllannda. ‘Boğazlar Komisyonu’ adı altmda Türklerin yanında yabancılann da katıldığı ortak bir uzmanlar heyetinin kontroluna bı­ rakılmış olması. aramızda sık sık tartışmalara neden oluyordu. tahkim edilemez bulunması. Korutürk. ve 5. boğazların yabancıların da katıldığı bir uluslararası komisyonun denetimi altında tutulmasını benimsemek zorunda bırakılmıştı. Deniz Harp Akademisi’nde öğrenci olduğum sı­ ralarda. bazı hükümleri ile. 24 Temmuz 1923’te imzalan­ mış ‘Boğazlar Rejimini İlişkin Sözleşme’nin 4." . durup dururken Boğazlar statüsüne 234 . biz genç subaylara ıstırap veriyordu. Aynca. Bu gerçek yanında. uzun Osmanh dönemine ait tarih­ te emsali geçmemiş siyasi bir zafer olarak nitelemiştir. onun için de Lozan’ın bu eksikliğini içine sindiremiyordu. getirdiği mutlu sonuç yanında. Boğazla* çevresini askerlik­ ten arındırmak.Marmara Denizi ve Çanakkale Bo­ ğazı kompleksinde teşekkül edeiı coğrafi sınırlar içinde Türk egemenliğini tamamiyle sağlamış olmadığı da bir gerçekti. özellikle Türk Boğazlan sta­ tüsü ile. Lozan’ın Anadolu yarımadasının deva­ mı olan Ege adalarım Türk hâkimiyeti dışında bırak­ makla Cumhuriyet Türkiyesi’ne kâfi derecede bir güven­ lik getirilmiş olmadığı da muhakkaktı.. Boğazların askerlikten arındınlmış olması..

Kemal Paşa’nın rüyama girmesi de. ulusal egemenliği ulusal toprakların bütününe yay­ mıştır. Mustafa Kemal. alenen ve resmen yabancı ülkelerin dinleme. Boğazlarda sözgelişi İngiliz ya da Fransız üs­ lerinin kurulmasını değil). oysa Ankara hükümetleri. gözleme.parmak basmak nereden icab etti? Nereden olacak. ilk fırsatta bunu değiştirme­ ye kalkışan. sağlıklı ve sağ­ lam bir direnişle bütün bu çabaları boşa çıkartmış. Türkiye’nin Kuva-yı Milliye döneminden itibaren uluslararası politikası. 1936’ da. bir haklarını savunma politikası olmuştur. ka­ 235 . donatım ve ikmal üslerine açan ‘yeni tanzimatçı’ Türkiye. ka­ pitalist emperyalizme karşı bir Müdafaa-i Hukuk. egemenlik haklarına ve bağım­ sızlığına uygun bulmayıp. uluslararası anlaş­ malarda Türk Boğazlarının silâhtan arındırılmasını (sa­ dece bunu.20 Temmuz tarihleri arasında toplanmış olan uluslararası konferans. değiştirmeyi başaran Müdafaa-i Hukukçu Türkiye var. yâni yeni bir dünya savaşının patlamasından üç yıl önce. Montreux şehrinde 22 Haziran . Boğazlar üzerindeki yabancı denetimine son ver­ miş. Tür­ kiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile ‘yabancılara topraklarımızda üs vermek’ davranışının uyuşup uyuş­ madığını araştırıyorum. Şimdi şu bizim ‘Atatürkçü’ geçinen politikacılarımız kulaklarını dört açıp dinlesinler. çeşitli iç isyanlarla sersemletip güçten düşürmeye ça­ lışmışlardır. Onlar ısrarla yeni Türkiye’yi de Osmanlı gibi önlerinde diz çöktürme­ ye. ulusal toprakları üzerinde mil­ yonlarca metrekare toprağı. Boğazlar sorununu o sıralarda sür­ dürülen silâhların azaltılması ve sınırlandırılması kon­ feransından yararlanarak yeniden gündeme getirmiştir. bu yüzden. Bir tarafta. Lozan ve Montreux Konferanslarını hatırla­ mam da. bir tarafta.

ona da bir bakalım is­ terseniz. yaban­ cıların üs isteklerine boyun eğmek değil. Ne var ki. (11 E k im 1978) 2 S O V Y E T L E R ’İN ‘O R TA K S A V U N M A ’ İS TE Ğ İN İ R E D D E T M İŞ TİK Şöyle bakarsan tarihin karanlıklarına dalmış gibiyiz ama. Sahi. neden takılmış. sindirememiş. Başarmıştır da.rış karış ulusal topraklar üzerinde ulusal egemenliği ge­ çerli kılmıştır. Müdafaa-i Hukukçu bir Türkiye. Türk Boğazlan 1936’dan itibaren Türklerin olur. İkinci Dün­ ya Savaşı boyunca da Montreux anlaşması hükümleri­ ne göre işlem yapılır. meçhul. Kemal Paşa Lozan Andlaşması’nda Boğazların uluslararası denetime verilme­ sini. İngilizlerdir. yurdumuzda yeni­ den faaliyete geçirilen Amerikan üsleri konusunu tartı­ şıyoruz. askerden arındırılmasını ulusal egemenliğe aykırı bularak ilk fırsatta bu yanlışın düzel­ tilmesi için harekete geçmiştir. toprağında üs iste­ nirse nasıl davranır? Dedim ki. Truman şöyle diyor­ du: “ Ulusal su yollan sorunu çok ilgilendiriyor beni. gerçekte çok güncel bir sorunu. dünyanın paylaşıldığı Yalta Konferansı’nda sorunu gündeme ge­ tiren Amerikalılardır. B u 236 . niçin takılmış.içine. böyle bir sorun geç­ mişti değil mi? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mosko­ va Boğazlarda üs istemiştir denir. bizimle Ruslar arasında da. uluslararası su yolları sorunu Amerika’nın kafasına takılmış bir kere. Atatürkçülük bunu sürdürmektir. bilinen o ki.

neler çıkıyor?: Bir kere Rusların Boğazlar­ dan üs istemesinin kökeninde. Adam bakın ne demiş: “ . Yalta’da ve Berlin’de. üç büyüklerin birlikte aldıkları karar varmış meğer.” İngiltere’nin Baş­ bakanı Atlee’nin dedikleri şunlar: “ Genel olarak. Stalin bu soruna neden öncelik tanımak gerek­ tiğini anlamadığını söyleyecektir.. İkincisi. Sovyetler Birliği’nin bu amaçla Türkiye’ye verdiği ünlü nota (8 Ağus­ 237 . ama beklenmedik bir anda önümüze sürüldü. Ka­ radeniz Boğazlan sorununu İngilİzler gündeme koydur­ dular. sonra da ertelendi bu sorun (.. Ulaşım yollarının kullanılması konusunda ke­ sin bir karara varılmasını çok istiyorum. Ulu­ sal su yollarının kullanılışı için ortak bir siyasetin önem­ li bir katkısı olacağına inanıyorum. Stalin tek başına hareket ermemiş. incelenmesi gerekir. protokolün 10.. onun için elimizde bu sorun­ la ilgili malzeme yok.. bu ko­ nudaki Amerikan önerileriyle aynı fikirdeyim. Anhası minhası.” Başka bir oturum­ da ise. çünkü bu yol­ larda geliş-gidiş özgürlüğü çok büyük önem taşıyor. 17 Temmuz 1945’te “ Üç Büyükler” Potsdam’da toplanıp Üçlü Berlin Bildirisi denilen metin­ de. Çözmek için bu konuyu iyi bilen kimseler gerekli.” İyi mi? Nereden..) Bence de önem­ li bir sorundur..” Sonradan Türkiye Boğazlarında ortak savunma iste­ yecek Sovyetler’i Yalta’da temsil eden Stalin’in sözleri­ ni aktarmazsak. Yeni bir sorun bu.sorunu görüşerek bazı ilkeler üzerinde anlaşmak iyi ola­ cak. ayıp olur. Bu konuda Türkiye hükümeti ile her üç hükümet arasında görüşmeler yapılmasına karar verilmiştir. maddesinde şu esası kabul edecek­ lerdir: “ Üç hükümet bugünkü koşullan karşılamama­ sı nedeniyle Montreux’de yapılan (Boğazlar) sözleşme­ nin değiştirilmesi gereğini tammış bulunmaktadır.

topraklan üzerinde hem de komşularını tedirgin edecek yabancı üslerinin 238 . Türk topraklan üzerinde yabancı egemenliği. Türk toprakları Türklerindir. Boğazların Türkiye ile Rusya tarafından ‘ortak savunmasından’ söz etmiş. Türkiye tek ba­ şına komşularının aleyhine davranışları önleyebilecek güçte ve durumdadır. dakikasında reddedilmiştir. 1947’den başlayarak birden dü­ men kırmış. ancak Türklerin denetimi altında bulunabilir. gittikçe artan bir biçimde. İnanmayan çıkabilir diye. An­ kara’nın. Anka­ ra’nın bu öneriye tepkisini biliyorsunuz. 1946’da. Montreux’da Boğazların yabancı denetiminden kurtarılması için savaş veren. 1945/46’da üç büyükle­ rin ortaklaşa aldıkları bir karara dayanarak Rusların ileri sürdüğü bir ortak savunma önerisini aynı egemen­ lik haklarına sığmazlık gerekçesiyle reddeden Anka­ ra’ya ne olmuştur da. Osmanlı tanzimatçılığı ve ödüncüiüğüne düşerek.tos 1946) açıkça üs istemeyip. kaleler de. tersaneler de. Üs istiyorlar mıydı. o ayrı. o kısmı aynen aktarıyorum: Boğazlardan terimsel geliş-gidişin serbestliği ve Boğazların güvenliğini sağlamak konusunda en fazla il­ gili. Türkiye ve SSCB bu Boğazların Karadeniz’de sahi­ li bulunan devletler aleyhine öteki devlet tarafından kul­ lanılmasının önüne geçmek için bunların savunmasını or­ taklaşa araçlarıyla sağlarlar. Beni burada ilgilendiren. İşte.” Hikâyeyi uzun uzun tekrarlamaya hacet yok. Peki. bu toprak­ lar üzerindeki üsler de. haklarımızı savunmamızın özeti bu. konu Sovyetler’in Boğazlardan üs istediği biçimde kamuoyuna ge­ tirilmiş. istemiyorlar mıydı. bunu gerçekleştirmeye en yetkili olmaları bakımın^ dan. ya da denetimi demek olan böyle bir şeye karşı bildiğimiz Müdafaa-i Hukuk esprisi ile red ceva­ bı vermesidir.

direnemeyip faaliyet izni veriyor? Şu da var: Müdafaa-i Hukukçu. Bir de şu tabii: Nasıl oluyor da. bu bakımdan bunlar mütareke sonrasın­ da yarattıkları ‘fiili’ durumu barış andlaşmasıyla gerçe­ 239 . Kiirşad. Harp Tarihi Dairesi açıkla­ mış. 1946’da toprakların­ da ortak savunma tesislerini Sovyetler’e ulusal egemen­ lik gerekçeleriyle reddeden Türkiye. O yıllar­ da ülkenin içinde bulunduğu ortam kadar. Müthiş bir şey. uluslarara­ sı ilişkilçri ve bu ilişkilerin Türkiye’nin çıkarları açısın­ dan değerlendirilmesi ancak bu kadar ustaca yapılabi­ lir. Dünya’da Mustafa Kemal’in 1920 Ocak ayında Ali Fuat Paşa’ya yazdığı ‘siyasal durum muhakemesini’ yayımladı. diyor ki emperya­ lizm (İngiltere) Boğazlar üzerindeki denetimi elinde tut­ mak istiyor. hazin sorulardan başlıcası bu. bu Anadolu’nun denetimini elinde tutmak anlamına gelir. otuz yıl sonra Ame­ rika’nın tekrar açılmasını istediği üslere. Ben ilk defa görüyorum. Bir kete hareket noktası sağlam. Değerlendirmenin önemli yanı da şu: Kemal Paşa’nın o zamanki düşünceleri günümüz için de geçerli. Dr.açılmasına izin vermiştir? Gelecek kuşakların cevaplan­ dıracakları. ah ne kadar yazık ettiniz! 10 Kasım günü. C. Üzerinde biraz oyalanmak istiyorum. tutumun ne olduğu başından beri belli olduğuna göre bu davranışını nasıl ‘Atatürkçü’ sayabiliyor? (12 Ekim 1978) 3 M U S TA FA K E M A L’İN ‘ D U R U M M U H A K E M E S İ’ Okumadıysanız.

ğe dönüştürmek isteyeceklerdir. belki Kuzey Kafkas hükümetlerinin bağım­ sızlıklarını tasdik ederek. bir de Türkiye’de kurulacak hükümetlerin ‘zayıf’ olmalarına çaba göstermektir. İtalya ve Ameri­ ka’nın işe müdahalesi ve Türkiye’nin bu çelişkilerden yararlanmayı bilmesi.. Kemal Paşa’da onun cevabı da şöyle: " . İran ve Afganistan ve Hindistan kapılarını müthiş bir surette açmış olacaktır. İkincisi Rusya’da kopan Bolşevik fırtınası. güçlü Türk iktidarları kişiliklerini ortaya koyabi­ lir. Bu durum karşısında itilaf devletleri Bolşeviklerle Türklerin arasını Kafkas milletleri aracılığı ile kesmek planını bulmuşlardır. emperyalistlerin ‘Türkiye’yi kahret­ mek için’ bu düzenlerini nasıl uygulamaya koydukları­ na. ayrıca ‘müttefikler arası’ çelişkilerden yararlanabi­ lirler. Batılı emperyalizm bu fırtınadan ürkmüştür. elbette bağım­ sız bir Türkiye’nin sonu. Bu açık kapıları kapamak için sonuç alıcı. Ermenistan.” O zaman ne yapmışlardır. Bu ise. Türkiye ile bağlantı kurduğu tak­ dirde Anadolu ve Boğazlar üzerindeki egemenlik hayal­ lerinin süpürüleceğim görecek kadar da akıllıdır. çünkü Mustafa Kemal’e göre: Türkiye Kaf­ kasya’dan Bolşevik istilasmı kolaylaştırmak ve onunla haceket birliğini sağlamakla. Batı’dan Doğu’ya doğru Anadolu. Gürcistan.. Suriye. Irak. Azerbaycan. Türkiye ile Sovyetler arasındaki bağlantıdan korku­ yorlar. stratejik taarruz ha­ reketlerini yapacak kuvvetleri süratle sağlayamazlar. Mustafa Kemal’e göre. Şimdi gelelim. Kemal Paşa buna katlanabilir mi? Elbette hayır. onları kendi yönlerine çevir­ 240 . onun için yapmaya kalkışacağı şey ne pahasına olursa olsun Türkiye ile Sovyetler arasında bir bağlantı kurulması­ nı önlemek. İki şans görüyor. birincisi İngilizlerin aşırı iştahından rahatsız olan Fransa. Bunun nedeni de belli.

Bunun lam’ı cim’i yok! Buna karşılık. hem Bolşevik istilasımn durdu­ rulmasını sağlamak için kan dökeceklerdir. müstemleke askeri şeklinde ordular meydana geti­ rerek. emperyalizm.” Mustafa Kemal daha o zamandan saptamış: Türki­ ye’yi avucunda tutmak istiyorsa. O tarihte itilaf devletlerinin silâhla karşı koyma yolunu seçtiklerini biliyoruz. itilaf devletleri subaylarının emri altında ‘bir müstemleke ordusu gibi’ Ruslara karşı savaşa sürüle­ ceklerdir. Kemal Paşa’nm seçtiği yol nedir? Bakın neymiş: “ . Ne olacağını da söylüyor: Türkler..diler. Ondan dinleyelim: “ . Bolşeviklerle temas eden millet ya sosyal ya siyasal bir hare­ kât birliğine veya onun gelişine silâhla karşı koymaya mecbur olmuştur” .. o 1920’de müttefik planına karşı bir Türk planı geliştirmişti.. Türkiye için karşı koy­ ma vasıtaları temelinden yıkılmış olur. Sovyetler’e bağlantısını kesmelidir. güvenlik anlayışından kalkın­ masına kadar her şeyi ile ‘itilaf devletlerinin’ komuta­ sı altına girmiştir. Kemal Paşa’mn bu sözlerinin ne yaman bir ‘kehaneti’ gizlediği ileri sürüle­ mez mi? Türkiye Kuva-yı Milliye döneminde emperya­ lizmin yaratmaya çalıştığı ‘Kafkas Seddi’ni bu kere ken­ disi yaratmış. hem Kafkasya milletlerinin (emperyalizmin) em­ ri altında tutulmasını. 1947 sonrası düşünülürse. (. Bu halde itilaf devletlerine kesin teslimiyet halinde dahi Türklerin canlarını vermekten kurtulmaları güven altında de­ ğildir. Ondan sonra si­ yasal varlıklarını temelinden kaybedecek olan Anado­ lu Türkleri itilaf devletlerinin subayları komutası altın­ da. Bu sebep241 ... Peki. bunu yaptıktan sonra da savunma anla­ yışından ekonomisine..) Eğer bu plan başanya ulaşır ve Kafkas millet­ lerinin bize karşı kesin şekilde engel olma durumları ile memleketimiz kuşatılmış kalırsa.

Bu 10 Kasım’da duyur­ dular. Kafkas Şed­ dini arkadan yıkacak yığmaklara başlamak... Bundan böyle muharip herhangi bir devletin harb sefinelerinin Boğazlardan geçmesi memnûdur. niye yüz­ lerinizi saklıyorsunuz? (20 Kasım 1978} 4 ‘TÜ R K İY E ’Yİ İÇ İN D EN Ç Ö K E R TM E K ’ PLA N I Meğerse arşivde Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1936 Meclis’i açış söylevi varmış da. Bu münasebetle.. adamın düşünesi geliyor: “ . on beş seneden beri her türlü tecrübeden geçmiş olan dostluğun. kararlarını ve durumlarım anlamak. ilk gündeki kuvvet ve samimi­ yetini tamamiyle muhafaza ederek. ka­ rada ve denizde büyük komşumuz Sovyet Rusya ile aramızdaki. ‘Atatürkçü’ geçinen politika esnafı. Şu cümlesini işitmeyelim diye mi bunca yıldır saklamışlardı.” Ne o. özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gi­ bi İslâm hükümetleriyle acele ternasa geçerek itilâf plan­ larına karşı. Bize sed olmaya karar verdikleri takdirde taarruz harekâtı­ mızı birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşm ak. tabii inkişafatında devam ettiğini beyan etmekle de. Yeni Kaf­ kas hükümetleriyle.. ayrıca memnuniyet 242 .Ierle Kafkasya Seddi’nin yapılmasını. Türkiye’nin kesin­ likle yok edilmesi projesi kabul edip. bu Şeddi itilaf dev­ letlerine yaptırmamak için en son güç ve vasıtalara baş­ vurmak ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze almak. yıllardır biz bunu Paşa’nın kendi sesinden duyamazmışız.” Bunun için de önerileri şunlar: “ Doğu cephesinde res­ mi ya da gayri resmi seferberlik yaparak.

kararsız hükümetler sayesinde elde edebileceklerdir. Lütfen her kelimenin hakkım vere vere okuyunuz: “ Birinci derecede Kafkas planını ve ikinci derecede içerdiği çöküntüyü sağlamaya gerekli zamanı itilâf dev­ letleri ancak. Çünkü Ata­ türk. fakat Kemal Paşa’nm o zaman ülkenin çökertil­ mesi için emperyalizmin başvuracağı çarelere ilişkin söyledikleri. Nasıl mı.duyarım. Aynı 1920 tarihli durum muhakemesinde. emperya­ lizmin bizi ‘kahretmek için’ başvuracağı ikinci yolun ne olduğunu Kemal Paşa şöyle açıklıyordu: Karşı koy­ ma gücümüzü yok edecek tedbirlerin İkincisi. Kemal Paşa onu da o tarihte şöyle söylemiş. yine mevcut siyasal kar­ gaşalık çok iyi bir araç olarak kullanılıyor. Çünkü bu gibi hükümeder itilâfın bas­ kılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladık­ ları gibi. resmi veya resmi olmayan kararların 243 . Bu hususta memlekette mevcut si­ yasal karışıklık İtilâf’ın elinde çok iyi bir araçtır. ” Şim­ di bakin. 1936’daki de­ ğerlendirmesinde aynı rolü oynamaktadır. İtilâfçılar bu araçtan ve bazı makamların kesin teslimiyet ta­ raftarlıklarından istifade ederek çalışmaktadırlar. bugün için de geçerli: Yine Türkiye içinden oyularak çökertilmek isteniyor. Türkiye’yi içinden oyarak çökertmektir.” Kemal Paşa’ntn 1920’deki değerlendirmesin­ de Sovyeder Birliği ne rol oynamış idiyse. fülen var olan ortak idareden istifade ederek. zayıf. Türkiye’nin kuzey komşusuyla dostluk bağlantı­ sını kopardığı anda kapitalist emperyalist sistemin (o zamanki deyimiyle itilâfçılarm) kucağına düşeceğini bi­ liyor. yine emper­ yalizm bu araçtan ve bazı ‘makamların kesin teslimiyet taraftarlıklarından istifade ederek’ çalışıyor. aradan geçmiş yarım yüzyıldan fazla bir za­ man. kamuoyunu da devamlı surette korku ve endi­ şe içinde tutarak.

Sorunun iktidar ve muhalefetin kabahati birbiri üzerine atmasıyla çözümlenecek bir 244 . kaç yıldır ‘zayıf ve kararsız’ hükü­ metlerin yönetiminde yaşıyoruz. millete. önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta ilişki kurarak. sonra maskelerini birdenbire atarak İstanbul’da geniş ölçüde tutuklamalara. kaç yıldır bu zayıf ve kararsız hükümetler emperyalizmin baskılarına boyun eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtlıyorlar. Kemal Paşa’nın saptamaları o kadar doğru ve yerindedir ki. açık olmayan. siyasal kargaşalıkları. sarılmış Türkiye’nin çeşitli cephelerinde yığmaklara ve kuşatma tedbirlerine başlayacaklar ve aynı zamanda idam hük­ mü özelliğini taşıyan barış şartlarını tebliğ edecekler­ dir. yönetimi za­ yıf düşüren silâhlı eylemleri değil. tır­ manan terörizmi ve yaygınlaşan bölücülük faaliyetleri­ ni de açıklamaktadır. kaç yıldır kamuoyu devamlı surette korku ve endişe içinde tutu­ luyor. doğru bulunmayan ümitler telkin etmektedir­ ler. devamlı. yalnız o dö­ nemdeki iç isyanları. bugünkü anarşiyi. kaç yıldır resmi ya da resmi olmayan kararların alınmasına engel olunuyor? Ya emperyalizmin iktidar­ ların. Bu telkinler zayıf hükümetin sağladığı zamanı ar­ tırmakta ve faaliyetleri kolaylaştırmaktadır.alınmasına kesin şekilde engel olurlar.” Hele bir düşünün. millete telkin edip durduğu açık ve doğru olmayan ümit­ ler? Bütün bunlar. Bundan başka itilâf devletleri İstanbul’un önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta akla gelebilecek bütün toplu bulunulan yerlerde doğrudan doğruya ilişki kurarak. tıpkı o zamanki gibi Türkiye’nin ku­ şatılmasını ve içerden çökertilmesini amaçlamıyor mu dersiniz? Ben size bir şey söyleyeyim mi. Bu şekilde kazanılan zamandan istifade ederek itilâf devletleri so­ nuçta Türkiye’nin kuşatılmasını ve içinden çökertil­ mesini tamamlayacaklar.

işler bir kere bu yola girdikten sonra. Bu hareket tarzımızın. bu du­ rumu şimdiden görüp kabul etmeliyiz. siyasal durumu­ muzun gereklerine uygun tedbirleri. Fakat. Eğer böyle bir hükümet kurulmasına imkân yoksa -üzülerek belirteyim ki ümit­ li olmamıza sebeb görülemiyor. içte ve dışta ilişkilerin kesilmesini ne zaman ve ne surette mey­ dana çıkaracağını kestirmek mümkün değildir. -Nasıl ki. ilişkilerin kesilme­ si herhalde uzak görülmemektedir. Aynen demiş ki: Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti için acele bir görev. bir an evvel kestirmektir.5 . o durum karşısında öne sürdüğü çareler de tam gönlümüze göredir. C H P ’n in eski adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi değil mi? Durup dururken aklıma gelişine ne dersiniz? (21 Kasım 1978) 24. Bunun üzerine alacağımız tedbirler Heyet-i Temsiliye arkadaşlarımızı derhal İstanbul’dan çekmek. hükümede tam bir görüş ve fikir birliği içinde olmaya imkân olup olmadı­ ğını. yabancı güçlerin ülkemizdeki ‘be­ şinci kol’ faaliyetleri olduğunu öteden beri söyleyip durduğumuz için. Kemal Paşa’mn yarım yüzyıl geriden yolumuza tuttuğu bu ışık doğrusu bizi ayrıca y ü re k le n ­ diriyor.aldanmayarak. yukarda bildirdiğim tedbirlere gayr-ı resmi fakat fiilen başvurmaktır.” Şey. Kafkas milletlerine müra­ caat etmek.sorun olmadığını.

varlığım ızı ve hayatımızı korumak için.. bir güç kaynağı aramak lâzım gelirse. dışardan bir kaynak. her kaynaktan yararlanm ayı da uygun gördük.fYükseklerde gezen mağrur baş.. yine daima kendi görüşlerimiz (nokta-i nazarlarımız) ‘baki kalmak’ koşuluyla.” M u s t a f a Ke m a l Nisan 1920 .J Her ihtimale karşı.

1 ‘O GÜNEŞ YÜZÜ ASLA SOLMASIN!’ 1927’de şöyle bir söz etmiş: “ Vaziyeti muhakeme eder­ ken ve tedbir düşünürken. benim duygulanım an­ lıyorsanız ve hissediyorsanız. Kendimizi ve birbirimizi al­ datmak için lüzum ve mecburiyet yoktur. . bu kâfidir.” Şimdi. İktidarların Atatürkçülük diye gagamıza dayadıkla­ rı. ölümünden şu kadar yıl sonra. mutlaka yüzümü gör­ mek değildir. topairlanmamıştır. hâlâ sistemli bir biçimde ele alınıp. Benim fikirlerimi. ‘hakikati ko­ nuşmaktan korkmayalım’: Hepinizin bildiği gibi. hakikati görmek­ ten bir an geri kalmayınız. İster misiniz bazı örneklerle dediklerimi pekiştire­ yim? 249 . acı da olsa. Mus­ tafa Kemal’in ‘fikirleri ve duyguları’. hâlâ bun­ lardan bir fikir bileşimi çıkarılmamıştır.sorunu daha açık koyar: “ Hakikati ko­ nuşmaktan korkmayınız.” O yıl. Müdafaa-i Hukuk düşüncesi ve Kuva-yı Milliye eylemiyle yakın uzak bir ilişkileri bulunduğunu sanmıyorum. İnönü faşizan diktası döneminden kalma kurumlar ve kurallardır ki. şu ünlü sözü de söyle­ diği yıldır: “ Beni görmek demek.” İki yıl sonra. derlenip.

Bittabi biz kendisine bu tasavvuratın gayr-ı kaabil-i icra. ‘Size mevcudiyet verebiliriz.. milletimizce gayr-ı kaabil-i kabul ol­ duğunu söyledik. Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1924 tarihli Mec­ lis Gizli Oturumu’nda yaptığı konuşmadan. “Yani görülüyor ki İngilizler bize karşı dostluk te­ mini talep ettikleri zaman bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarmı temin için istemişler­ dir. herkes el altından Anka­ ra ile temas arıyor. Hem dost olmak is­ tiyor. fakat Mütareke’den sonra İngilizler öyle şeyler yapmışlardır ki fikri değişmiştir. Ve kendisiy­ le münasebatımız teakup etmiştir. milletimiz İngilizlere aleyhtar değildir. İstanbul’un vaziyeti çok tuhaf tesadüf etmiştir. Yoksa bizim menfaatımıza ait hiçbir teşebbüsleri ol­ mamıştır. İngilizler bu işi -kuşkusuz Intelligence Service’le irtibatlı— Rawlinson adında bir yarbayla yapmışlar. Gerisini. Ingilizlerden İtalyanlara. Ve diğer taraflarda bazı kontroller yapılırsa bundan size bir zarar gelir mi?’ “ Efendiler! Bu sözleri bana sarf eden ve bütün Kaf­ kasya’da mümessil olan ve Londra’da haiz-i selahiyet olan Rawlinson adında bir kaymakamdır. et­ kinliğini ölçmek için. Bir kısmı yeni hareketi tartmak. Kemal Paşa. Yalnız. onun ağ­ zından dinleyelim: “ O zaman denildi ki. diyor ki. hem de bu dostluğunu istihsale aykırı isteklerde bulunuyorlar. bilakis yüceltir durur..” 250 . yine de İngiltere dürüst davranırsa milletimizin tavrı değişir. Boğazlardan vazgeçemez misiniz! Adalar denizi sahilin­ de Yunanlılara bazı imtiyazat ve Fransızlara bazı imtiyazat vermek sizi sarsmaz zannederim. bir kısmı yararlanmak için. onun Türklerin İngiliz düşmanlığı iddialarına karşı.Kuva-yı Milliye’nin ilk yılları Bolşeviklerden Araplara. herife.

Bu takdir­ de otuz yıllık iktidarların. ‘ulu­ sal savunma’yı nasıl anladığını açıklıyor.. şuradan buradan gelecek kuv­ vetlere’ dayamayı öngören sağcı iktidarların savunma politikasını. başlı başına bir ders. şuradan buradan gelecek kuvvetlere dayanarak emel takip edersek ve o kuvvetten ve o imdattan yardım gelmezse hayal kırıklı­ ğına uğrarız. kendi kuvvetimi­ zi dikkat nazarına almaksızın hariçten. kendi vicdanımızda bulmak prensibini İcra He­ yeti (hükümet) kabul etmiştir. Amerikalılara karşı. 29 Mayıs 1920’de. sonra da Ata­ türk ilkeleri diye cart cart ötmelerine mukabil. tabii an­ layana: " . Bir defa mevcudiyetimizi muhafaza ve milli emellerimizin temini için hakiki dayanağı hariçte değil dahilde.” ‘Bir bu sözleri ele alın. bir de Türkiye’nin savunma­ sını otuz yıldır ‘hariçten.. bu politikanın ‘yardım gelmeyince’ memle­ keti uğrattığı ‘hayal kırıklığım’ düşünün. Aynen aktarı­ yorum: " . Bugün İstanbul demekle Londra demek arasında hiçbir fark yoktur!” O güneş yüzü asla solmasın! 25 i ..(Buradaki İngilizler sözlerini de Amerikalılar sözle­ riyle değiştiriniz. İstanbul düşmanm resmen ve fiilen işgali altın­ dadır. “ Bunun için önce kendi kuvvetimize ehemmiyet ve­ riyoruz. ileri sürebilir misiniz? Bir başka gizli konuşması. üç aşağı beş yukarı otuz yıllık Türk/ Amerikan ilişkilerinin haritası ortaya çıkar. M usta­ fa Kemal’in İngilizlere karşt davrandığı gibi davrandı­ ğını. Çünkü. Türki­ ye’nin kaderine otuz yıldır biçim verenlerin gerçekten ‘Atatürkçü’ olup olmadıklarına siz karar verin! Şöyle bir sözü var ki..

Yahu. 17. Ara­ mızda konuşmuştuk. derebeylik ilişkilerden sıyrılıp kapitalist ilişki­ lere giriyor. düzen iyi. bilir misiniz? Fakat önce.2 ‘AJA N D E V L E T ’ K A V R A M I Derler ya. Osmanlı’da derebeylik yoktu ya. ‘ayanlık’ diye bir belâ başlar. çıt çıkmamıştır. hem Katolikliklerinde özgür olacaklar. biz gideriz tersine! Nasıl ol­ duğunu ben söylemesem de. o ka­ dar ki Lehistan’dan Padişah’a heyet gönderiyor köylü­ ler. kendi dinsel ve ırksal özelliklerini koruyarak var olurdu bu devletin sınırları içinde. Bunun ne müthiş bir sonucu olmuştur. siz bulup çıkaracaksınız. ne­ den. ‘bizim oraları da fethetseniz n’olur?’ ricasıyla. Paris’te buradan gitme Er­ menilerle tartışırdık. özellikle köylüyü borca batırıp soyan toprak mültezimlerinin. lâf lâfı açar diye! Gerçekten öyle oluyor. bir de bakarsın iş çığrından çıkmış. haberi başka yerden verelim. Osmanlı ise ‘dirlik’ düzenini bozup Avru­ pa’nın bıraktığı derebeyliğe yatıyor. biz sizinle 19. eskiden emir-ül-mümine ait sayılan topraklar sonradan kendi­ lerine ‘ağa’ diyeceğimiz derebeylerinin olmuş. yöresel paşaların himmetiyle. ‘dirlik düzeninin Avrupa ortaçağı­ nın serflik düzenine’ üstünlüğünden ileri gelmiştir. yüzyıla kadar beraber ya252 . çokuluslu bir imparatorluktu. Osmanh’nm Batı’yı fethedişi ‘iman kuvvetinden’ değil. malûm. Ne ilginç değil mi? Herkes gider Mersin’e. Avmpa. Osmanlılık. güzel! Gel gelelim. yüzyıldan itibaren tersi­ ne dönmüştür bu iş. işler yo­ lunda iken. hem serflikten kurtulacaklar da ondan! İyi. onları susturmak için baş kanıtım şuydu. her ulus.

eşitlik. Batı emperyalizm aşama­ sına ulaşmış olduğundan. Susar kalırlardı. kardeşlik sloganlarıyla avlamışlar: Emperyalizmin para babaları da onları silâhlandırarak. Fransız devrimi­ nin özgürlük. sınırları içindeki ulus­ lar kendilerini tutsak sayıyor. öyleyse 19. emperyalizmin gizli servisleri. Rumluk. hiçbir sızıltınız duyulmuş mu. Bit yeniği burada işte. üretim ilişkileri geri kaldığı için. Jöntürkier de aynı devrimin kutsal özgürlük. Osmanlı’dan kopardığı her yeni halkı Ortadoğu bölgesinde kendisine bağlı bir ajan devlet haline sokuyordu: Bulgaristan Rusya’nın. evet. sonradan başımıza bin türlü belâ olan isyanlara salmış­ lardır. ona oranla üretim ilişkilerini daha ile­ ri bir aşamaya ulaştırmış. hayran olmamak elde değildir. onlara alımlı geliyordu. yüzyılda Osmanlı’nın Doğu ve Orta Avrupa derebeyliklerine göre sahip oldu­ ğu üstünlüğü kazanmışlardı. hayır. 15. Yalnız. İçişlerinde bile özgürlükleri lâftan ibarettir. 253 . Bulgarlık. sözde bu halkların özgürlüğe ka­ vuşması savunuluyordu ama. Osmanlı’yı dağıtmak için Fransız devrimini ve ilkelerini o kadar iyi kullanmış. Batılı emperyalizmler Osmanh’yı yemeye karar verdikleri zaman. sonunda işi Ermenilere ve Kürtlere kadar öylesine bulaştırmıştır ki. Hâlâ da öyle değil midir? Emperyalizm. Osmanlı mülkündeki çeşitli halkları. adı da emperyalizmdir.şamadık mı. Gerçekte Sırplık. Tersine çalışıyordu şimdi mekanizma: Osmanlı derebeyliğe doğru gittiği için. Araplık da­ vaları ortaya atılıyor. yüzyıldaki başkaldırmada bir bit yeniği var. Yuna­ nistan ise İngiltere ve Fransa’nın ajanıydılar. Bit yeniği gerçekten vardı. Batı (emperyalizm) aslın­ da Fransız devriminin özgürlükçü demokratik ilkeleriy­ le yayıldığı için. Canım öteye gitmeye ne gerek var.

de­ miştim ya canım. dokunup geçtiğim bir fikre ilişiyor. Musul üzerindeki hak iddialarımıza karşı. İngilizlerin Şeyh Sait İsyam’nı kışkırttıklarını vermiştim.eşitlik ve kardeşlik ilkeleri adına harekete geçmezler mi? Öyle olur. bilmem devlet yıkma rekorunu ittihatçıla­ rın elinden kim alabilir? Bu lâfları niye konuşuyorum? M araş’tan mektup yazan heyecanlı bir okur (Ali Salman). oysa ben konuyu Paris’te Kâmuran Bedirhan’la da konuşmuşumdur. sonunda isyanları devlete dönüştürürse. beliren devlet­ ler de bildiğimiz bağımsız devletler olmamış. yirmi beş yıl ka­ dar önce. İngilte­ re’nin çıkarlarını savunan ajan devletler olmuşlardır. ittihatçıların ülkenin kaderine el koyduğu 1908 ile devletin battığı 1918 arasında sadece on yıl vardır. örnek olarak da. doğrusu ya Ortado­ ğu’daki Kürtçülük hareketinde İngiliz parmağının ol­ madığını iddia eden böyle bir delikanlıyı görse şaşakalırdı. yüzyıl içindeki. o hareket ken­ di başına. olur ya. ilerici bir hareketti anlamına lâflar ediyor. o ki İngilizcilik suçuyla yüz ellilik sür­ günü olarak Paris’te bulunuyordu. yüzyıl başındaki bütün Or­ tadoğu kargaşalıklarında İngiltere’nin parmağı vardır. Kürtlükle ilgili birtakım sav­ lar ileri sürüp. Paris’te Ermeni arkadaşlarla yaptığımız tar­ tışmalara benzer bir tartışma kapısını zorlamış: Son za­ manlarda moda oldu ya. 20. Türkiye ne zaman O rtadoğu’da hak­ kım arasa mutlaka bu Kürtçülük dalgası yayılır diye. (15 Şubat 1977) 254 . Ali Salman bozulmuş buna. 19.

.. Musul sorununun. 20 Ekim 1925’te yazılmış şu satırları da gözden geçirsen fena olmayaeak: “ .. Türkiye’nin gü­ ney sınırı yakınında Kürtlere bir çeşit anayurt kurma girişimi Türk hükümeti tarafından doğrudan doğruya kendi politikasına yönelmiş bir tehdit olarak görülü­ yor. " . başladığımız noktaya yâni Musul soru­ nunun Türk-İngiliz ilişkilerinin gelişmesi önünde duran bir engel olması konusuna dönmüş oluyoruz... baka­ lım 16 Ekim 1925’te Ankara’daki İngiltere Büyükelçi­ si Lindsay Londra’daki Dışişleri Bakanı Chamberlain’e ne demiş: Türkler. hele şu satırlara bir göz at..” Yine aynı adamdan aynı bakana..3 BELGELER NE DİYOR? Kardeşim Ali Salman. Bugünkü lâik düşünceli hükümetle (Mustafa Kemal Hükümeti) Doğu arasında uzlaşmaz bir düşman­ lıktan başka hiçbir şey olamaz. Son bir­ kaç ay içinde ortaya çıkan ajitasyonlardan sonra (Şeyh Sait İsyam’nı kastediyor) Majestelerinin Hükümeti bü•tün kozları ele geçirmiş ve istediği kartı oynayabilecek duruçıda.. ancak sorunun yalnızca bir sınır düzeltmesin­ den öte bir önem taşıdığı gözden uzak tutulmamalı. Eğer her şeyi kökünden değiştirecek bir olay çıkmaz ve cumhuriyet rejimi sürer­ 255 . Güney Kürdistan’da milliyetçili­ ği geliştirmek yolunda geri dönülmez bir biçimde bağ­ lantıda bulunmuş olabilir. Türk-İngiliz dostlu­ ğu önündeki tek engel olduğunu sık sık söylüyorlar ve bu sözde önemli bir gerçek payı bulunuyor. Ma­ jestelerinin Hükümeti... Böylece. Majestelerinin Hükümeti’nin. “ .

o zamanki İngiltere Dışişleri Bakanı Austen Chamberlain. . Daha da berbatı. konseyinden bir karar çıkartmış. Mr..se. lâik bir Cumhuriyet’e karşı ‘şeriat’ temeline dayanan ‘gerici’ bir isyan olduğunu da çıkarmışsmdır. ister­ sen bir de İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Elçisine yazdık­ larına bir göz atalım. O zamanki Milletler Cemiyeti ki doğru­ dan doğruya emperyalist devletlerin denetimi altında­ ki bir örgüttü. 256 . Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasında İngiliz Dışişlerinin şu yazış­ malarından. İngiliz-Irak anlaşmasının ve Milletler Cemiyeti denetimi­ nin sona erdiği 1928 yılında. Güneydoğu Anadolu’da baş gösteren Şeyh Sait isyanının doğrudan doğruya Musul’a (petrole) el koymak isteyen İngiliz emperyalizminin kışkırtmalarıy­ la ilgili olduğunu anlamışsmdır elbet.. Yalnız Musul sorununu biliyor musun? Musul askıda bırakılmıştır. eğer gerçekten böyle isen...” Kardeşim Ali Salman. hükümet bastırma hareketlerini de beraberinde ge­ tiren bir dizi ayaklanma ile karşı karşıya kalacaktır.. Amery. bölge şeyhlerin ve beylerin mahalli yönetimine terk edilecektir. yukarıda sözü edilen ko­ şul yerine getirilmediği takdirde bölgenin Türk egemen­ liğine bırakılmasını daha yararlı görmektedir. Ya da hükümetin gücü ayaklanmaları bastırmaya yet­ meyecek ve eski günlerde Arnavutluk’ta uygulandığı gi­ bi. Musul bölgesinde işlerin Kürtiere bırakılması gereğini ileri sür­ müştü. Ankara’daki Büyükelçisi Lindsay’e yaz­ dığı bir mektupta bu koşulu ileri sürerek diyor ki: “ . mektubunda toplumcu oldu­ ğunu yazmışsın. kime ait olacağı 1928’de anlaşılacaktı. Komisyon (Milletler Cemiyeti Komisyonu). Yine de kafan tam bir aydınlığa ulaşmadıysa. İşte..

Daha çok yakın za­ manlarda yine Musul petrolleriyle ilgili olarak Irak’m başına Kürtçülük gailesini kimler çıkartmışlardı sanır­ sınız? Biçâre Barzani mi? Şeyh Sait ne idiyse Barzani de o. ona uyanlar da gümbür­ deyip gidiyor. gel gör ki umduklarını bulamıyorlar. bölgede bir Kürt milliyetçiliği hareketi geliştirmeyi zorunlu görmüş. Ankara’nın gücü İngiliz oyununu bozu­ yor. Ama Elçinin yazdığı gibi İngilizler ‘bir dizi isyan fik­ rini’ fark etmez kolay kolay! Hatay sorunu ortaya atıl­ dığında. ama bu arada Şeyh Sait de. umutları da besbelli Ankara’nın gücünün ayaklanmala­ rı bastırmaya yetmemesi imiş. Doğu’da ne türlü fırıldakların çevrildiğini anlamak için ze­ hir hafiye olmaya hiç gerek yoktur. daha uzatmaya gerek var mı? îngilizin oyunu açıkça ortada görünmüyor mu? Musul’un (petrolün) Türkiye’ye kalmaması için. Komisyon’un yuka­ rıda sözü edilen karan uyannca tartışmak bölgeyi Tür­ kiye’ye bırakmış olacaktır. “Majestelerinin Hükümeti. yoksa gider de Şah’a sığınır mıydı? İkisi de emperyaliz­ min kuklaları! (16 Şubat 1977) 257 . Eğer bunu yaptığı ya da konuyu Cenevre'de ele almaya yanaşmadığı takdirde.Konseye bölge halkının halen geniş bir özerklik içinde bulunduğunu ve bunu daha da genişletmeye hazır oldu­ ğumuzu bildirmiştir.” Ne dersin arkadaş. bu açık teminatından ge­ ri dönemez. işe şeriatı karıştırarak Şeyh Sait ve tayfasını kışkırtmışlar... Dersim isyanı tezgâhlanmıştır: Kıbrıs’ta Türki­ ye’nin ödün vermeye niyetli görünmediği sürece.

Bu ise ancak yabancıların yönetsel katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. Ayrıca yabancı sermayeye ayrıcalıklar da tanıma­ lıymışız. b ir de şu n a göz atınız: “ . Ancak her şeyden önce Cumhuriyet yönetiminin mut­ lu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeç­ mesi gerekmektedir. İngilizlerin ünlü The Economist der­ gisi. Bağımsızlığım ve Türklerin deyimiyle ‘ulu­ sal bütünlüğünü’ koruması için.” Evet küstahlığın bu kadarı görülmüş müdür? Herif açıkça Türkiye’ye nice kan ve ter pahasına zar zor eline geçirdiği ‘mutlak bağımsızlığından’ vazgeçmesini öne­ riyor. Ne var 258 . Türkiye ile ilgili makalesinde şunları yazmıştır.. ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması hızlı bir üretim artışı sağlayabilir. Yetmezse.” (26 Haziran 1926) Ya şu n a ne b u y u r u lu r : “ .. Yabancı sermaye sorunu kendilerini kısır bir dön­ gü içinde bulan Türk liderlerini düşündürmeye devam etmektedir.. “ . dünyayı ve özgürlüğü kurtaracaklar diye kıçına takıldığımız.. Hükümet en­ düstri hayatını geliştirmek istiyorsa yabancı firmalara bazı kolaylıklar göstermek zorundadır. . TBMM tutanakların­ dan da görüleceği gibi savaş sonrası Türkiye’sinin lider­ leri yoğun ve sürekli bir kalkınma hamlesinin ‘anavata­ na’ sağlayacağı yararları çok iyi bilmektedirler. Özellikle büyük bir dış borç altına giril­ mesi.4 ‘YÜKSEKLERDE GEZEN MAĞRUR BAŞ’ EĞİLİNCE Ucundan ilişmiştik değil mi? 1925 yılının 11 Nisan gü­ nü çıkan sayısında. Batılı ‘hür dünya’nm bize ba­ kışı daha o zamandan budur. Sonradan. . ülkenin zengin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirmesi zorunludur.

güvenilir bankalardan iyi koşullarda sağla­ yabilir... Ve ülkenin şimdiki dış itibarı.” (7 Hazi­ ran 1930) Şimdi içinizden biri çıkar da derse ki.” 29 Haziran 1929 tarihinde ise Anadolu içinde yapıl­ mış bir gezinin genel gözlemleri verilirken... İngiliz Dışişleri Bakam Henderson’a. Ankara’dakiler başlarını dik tutu259 .. Helm’in görüşüne göre.ki bu hedefe ulaşmak için büyük paralar harcamak zo­ runludur ve Türkiye’de bu para yoktur. halen az sayıdaki nüfusun ürettiği verimsiz ürünün da­ ha da düşmesi kaçınılmaz olacak. şunları yazıyor: “ . devam ettirilebi­ lirse. ” Demek ki neymiş. Demek ki bu paranın yabancı para piyasalarından gelmesi gereklidir. Devletin yüksek çıkarları. ona ne cevap verebilirim? İşte cevap! 11 Temmuz 1929’da İngiltere’nin Türkiye Büyükel­ çisi Clerk. Türk bakanlarının yabancı kapitalistlere karşı takındıkları olumsuz tavrı bir kez daha gözden geçirmelerini ve yabancı sermayeye güven verecek önlemlere yönelmelerini gerektiriyor. Türkiye’nin doğu­ sundaki ekonomik. çok ihtiyacını duyduğu sermayeyi. bu yardımlar sayesinde gelişebilir ve uygar ve zen­ gin bir ülke haline gelebilir. Mr. Türki­ ye’nin doğu illerinde gezmiş bir İngiliz’in izlenimlerini aktarırken. An­ kara rejiminin geleceğini tehlikeye sokacak ölçüye var­ mış durumda ve Türk hükümeti bu konuda danışman­ lık ve yardım için yabancılara başvurmadığı takdirde. iyi ama bu yaz­ dıkların nihayet bir gazetenin görüşüdür. daha doğrusu tarımsal gerileme. Eğer Türkiye yükseklerde gezen mağrur başını biraz eğer ve gerçekleri görürse. şu hepimiz için ibret olması gereken sözler ediliyor: " ..

‘görülmemiş kalkınma hamleleri için’ olduğu kadar ‘Türkiye’nin savunması’ için de. Batılı ‘hür dünya’ için geçerli bir baş­ kent değildir. Sonrasını hem herkes hatır­ layacak yaşta olduğundan. yabancı çokuluslu şirketlere memleketin kapılarını açışımızı! a e t serüvenini bile açmak istemiyorum. ordusunun donatı­ mı ya da Sovyetlerle saldırmazlık paktı sorunlarında ya­ 260 . kolay­ lıklar göstermesi. oysa Batıkların fikri yeni Türkiye’nin ya­ bancılara. bugün Kıbrıs çözümü. The Econom isf in daha Fet­ hi Bey’in ‘Serbest Fırka’sı kurulduğu zaman umutlan­ dığı bir sonucun alınışıydı. dünya savaşı boyunca istesek de yapamazdık. O ki Ankara bağımsızlıkta diretiyor. Türkiye ‘mutlak bağımsızlığından. ‘mağrur başını yüksek­ lerde gezdiriyor’. ‘Batılı hür devletler camiasına’ girmemize ka­ rar verdiler. Gerçekte bu. Batılıların başın­ dan beri istedikleri yolda ödünler verir vermez. burada ne Atlantik ittifakı­ na girişimizi söz konusu edeceğim. O tarihte ‘üzerinde güneş batmayan İngiliz impara­ torluğunun’ Türkiye’deki temsilcisine ‘mağrur başını yükseklerde gezdirdiğini’ söyletebilen ‘mutlak bağımsız Türkiye’ ile. Sonuç ortada. ne de ‘yabancı ser­ mayeyi teşvik yasalarım’ ardı ardına çıkarıp. yabancılara yüz vermiyorlarraış. 1947’den baş­ layarak sağcı iktidarlarımız. ayağı kaymış. ‘kalkınmasını’ böylece sağlamasını öngörüyormuş. kendi sınırları çevresinde kendi çıkarlarını ‘müttefiklerinin’ izni olmaksızın savunamaz hale düş­ müştür. yabancı sermayeye kapılarını açması. ya onların dediklerini yaparsa? Mustafa Kemal dönemi boyunca yapmadık. Peki. bu yüzden batma­ ları olasıymış. Bu da elbet ‘mutlak bağımsızlık’ hülya­ larından vazgeçerek gerçekleşebilecek bir çözüm.yor.

. emperyalist sistemin ve bu sistemin başı Amerika’nın.bancı yönetimlerden neredeyse ‘icazet ve izin bekleyen’ Türkiye aym ülke midir? (18 Şubat 1977) 5 EMPERYALİZMİN ‘ÖRDEKLERİ’ Fâlih Rıfkı. Sovyetler Birliği ile olan ve Türkiye’nin itilâf’a (Batılılara) karşı savaşında değer biçilemeyecek bir arka destek sayılan dostluğu Türk bağımsızlığının direği olarak ni­ teliyordu. herkes­ çe biliniyor. Truman Doktrini denilen dolaba düştüğümüz. Geriye bakddığı zaman: Türk hükümet çevre­ lerinde ilerici eğilimlerin Atatürk’le birlikte ölüp gitti­ ği söylenebilir. O ’nun ölümü Türk tarihi için de bir dö­ nüştür. 1936’dan bu yana özellik­ le Bayar’m hükümetin başına gelmesinden sonra iki dev­ let arasındaki ilişkiler soğumaya başladı.” Yine Glasneck’e göre. Bu arada Tür­ kiye büyük emperyalist devletlere daha çok yaklaşma­ ya çalışıyordu. Alman tarihçisi J. Soğuk savaş dönemi boyunca. ‘Çankaya’ anılarında yazmıştır. Türkiye’nin kaderine egemen olun­ 261 . Atatürk’e göre Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin dostça ol­ ması Türkiye’nin yararınadır. Glasneck şöyle diyor: “ Atatürk. Bayar/Menderes İkilisi.. “ .” Buraya kadarı bellekleri tazelemek için! Hangi koşullar altında Rusya’yla bozuştuğumuz. Türkiye’yi Ortadoğu’da nasıl kullanmış olduğuna işaret ettik.

Güney kana262 . Bütün ördeklerimizi hizaya sokmak istiyor­ duk. işte öyle. bir onları uyandırmak için. çoğununsa az gelişmiş ülkelerde görülen merkeziyetçi bürok­ rasi diktalarına dönüştükleri çoktan saptandı. Mustafa Kemal Paşa’nm ‘Özgür ve bağımsız Türkiyesi. ve politikacıları Batı’nın nasıl gördüğünü göstermek için iki alıntı yapacağım. Ana ördek yavrularını hizaya dizmez mi. Rusların ba­ ğışlanmaz yanılgılarının da itişiyle kesin bir politika ol­ muş. bir de yanlış yapıyoruz: Amerika önce Bağdat Paktı.ca. Dışişleri yetkililerimizin bir kısmında. her emperyalizme karşı kımıldanışı Bolşevikliktir diye damgalayıp Türkiye’ye düşman gösteriyor. Şimdi. bazı yüksek kademe subaylarımızda. acı acı gülümseyeceğiz. Varıyor ha! c ia üzerine yaman bir kitap yayınlamış olan eski ajan Victor Marchetti. Sovyetler’e karşı sa­ vunmanın kuzey kanadmı oluşturmaktadırlar. CIA için Türkiye. 193 6’da. İran.. Kıbrıs olaylarından sonra (Darbe) şu açıklamayı yapmıştı: “— . emperyalist yabancı sermayenin kucağına düş­ müştür. kendisini duyumsatan eğilim. Arap ülkelerinde beliren her ilerici hareketi. Bütün bunların Ortadoğu’daki durumla ilgi­ si var tabii. Bu arada. kimilerinin iyice su koyverdikleri. bir de Türki­ ye’deki Batı eğilimli. sonra c e n t o aracılığıyla Doğu Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu (petrol bölgesini) güven altına almak is­ tiyor ya. Yunanistan. Oysa bu türden devrimlerin hiçbirisi o gün bugün Bolşevik olma­ dıktan başka. Ortadoğu Arap devrimcilikle­ rinin topunu ‘Bolşevik oyunu’ görmek eğilimi hâlâ var­ dır. Rusların Akdeniz’e inmesini engellediler.. Yalnız şimdi durum de­ ğişti: Artık Ruslarla daha az ilgileniyoruz. serbestçi sosyalizme karşı politika­ ları.

” Efendim. Fethi Bey ölüleri diriltmez. bu sayede de Türkiye’yi Kemal Paşa’nın dış politikasından saptırıp Ortadoğu’daki em­ peryalist çıkarlarının bekçisi haline düşürdükleri mey­ danda değil mi? Ruslar. Özellikle. elverişli durumda bulunabilmek için kuvvetlerimizi ayarlamaya çalışıyoruz..” Öbür alıntı 16 Ağustos 1936 tarihli The Economist’ ten.. sonraları İsmet Paşa ile Celal Bayar’ın uygulamakta birbirleriyle yarıştıkları. Yunanistan ve Kıbrıs’ı da hizaya sokmaya çalışıyorduk. askeri alanda da yakınlaşabiliriz diyorlar ya. şu yorumu da ekle­ mişim: Fikrimce Türkiye’nin dış politikası kesinlik­ le Araplarla iyi ilişkiler. Şu günlerde İran’a yaptığmuz onca yardımın sebebi ne? İşte bu.” The Economist’in 1930’da Fethi Bey’e önerdikleri­ ni. N A T o’y a ve Varşova Paktı’na rağmen. fakat sürgündeki Türkleri geri çağırarak yanma aldığı ve ‘yabancı serma­ yenin ülke kalkınmasına katılması için gerekli koşulla­ rı yaratabildiği’ takdirde partisi için başarı yolları açı­ lacaktır. dostluk ve yakınlık üzerine ge­ liştirilmelidir. Marchetti’nin bu “itirafını” ben 27 Mayıs 1975’te Yeni Ortam’da yayımlamış. O yüzden eğer genel duruma müdahale gerekirse.. Bunun gibi Türkiye. İngiliz emperyalizminin ünlü organı Türkiye’de ku­ rulacak Serbest Fırka ve Fethi Bey’den söz ederken ba­ kın ne diyor: “ . şu yukardan beri söylediklerimin ışığında bir düşünülme­ lidir. Ama olmadı. Türkiye savunmasının sorumluluğunu yük­ lenmiş olanlar tarafından! (23 Mart 1977) 263 .di oluşturan Ortadoğu bizi daha çok meşgul ediyor. bu dedikleri..

. Eski Çarlık Rusyası ile Sovyet Rus­ ya arasındaki ayrımı sözle değil.) Bilirsiniz ki güvensizlik ağır geçer.. istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor.. işle göstermek ve anlat­ mak gerekmektedir. Mustafa Kemal Paşa elbette sosyalist değildir. kabiliyetli bir üder. akıl­ lı bir devlet adamı. yırtma­ 264 .İ. (.. İngiliz’in ‘Türkiye’ye mevcudiyet verebilmek için’ anasının nikâ­ hı bir fatura ödetmek niyetinde olduğunu biliyor. O. İlerici. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemi­ ni anlamış olup. Çarlık yüzyıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır. sakınarak çalış­ mak gerekmektedir.” İkincisi şu: “ .) İngiltere onların üzerine Yunanistan’ı saldırttı. Milli burjuva ihtilâlini idare ediyor. bu. İngilte­ re’yle Amerika bizim üzerimize de sürüyle memleket saldırttı.. Aralov’a şu iki önemli ta­ limatı vermiştir: " . Kuva-yı Milliye Ankarası’na gön­ derdiği Sovyet Büyükelçisi S.. Sizi ciddi işler bekliyor. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilâtçı. Bunun için de sabırlı.. tabii Rusya’nın Türkiye’nin amansız düşmanı oldu­ ğuna dair yapılan propagandalarla halkın belleğinde derin izler bırakmıştır. elbet sürdüreceğiz. bu türden faturaları ödemeye değil.. Emperyalistlerin gururunu kıracağına. dikkatli. biz de Paşa’mn. (.6 ‘EMPERYALİZME KARŞI MÜŞTEREKEN MÜCAHEDAT’ Söz açıldı bir kere. padişahı da yar­ dakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum.. Vladimir İliç Lenin.” Bu işin Rusya cephesi. hadi isterseniz şimdi de Tür­ kiye cephesine bir göz atalım: Kemal Paşa. Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davra­ nıyor..

Evet. Biz. Böyle bir mesele ile bizim iştigale ihtiyacımız yoktur.. Bu suretle bittabi. bir kere Lenin’le Kemal Paşa’nın karşılıklı durum değerlendirmelerinde mutaba­ kat içinde oldukları. Ancak.. Yalnız heyet-i icrâiye bu bap­ taki teşebbüsünde gayet müdebbir olmak lüzumunu ka­ bul etmiştir. Binaenaleyh. kemal-i emniyet ve itimatla arz ederim ki Bolşeviklerle ittifak ve itilâf için.ya yatkın olduğunu biliyoruz. söz Bolşevikliğe ve Bolşeviklerin yardımına ‘in­ tikal eder. düşmanlarımızın adedinin çok­ luğunu nazar-ı dikkate alarak. Ulusal savunma anlayışı­ nın ‘önce kendi kuvvetimize ehemmiyet vermek’ oldu­ ğunu da! Peki bu yetmezse? 29 M ayıs 1920 günü yapılan ‘gizli’ Meclis toplantı­ sında.’ Kürsüde Kemal Paşa vardır. Bolşevik Rusya ile ittifak etmekten bahsediyoruz. Ve muvaffak olacağımıza ümidimiz berkemaldir.. Şark’tan gelmesi muhtemel olan müsbet kuvvetlere iltifat edeceğiz. Fakat kendi kuvvetimize. Biri Bolşevik olmak. ” Buraya kadar görülen ne. temin ve teşrik-i harekât için maddeten heyet-i icrâiye (hükümet) esbabına tevessül etmiştir. Bolşevik olmak büsbütün başka bir meseledir.. heyet-i icrâiye.. Yoksa Bolşevik olmaktan bahsetmiyo­ ruz. ... kuvvet ilâve etmek bir fa­ rizadır.. Lenin Kemal Paşa’nın Bolşevik ol265 . Bolşevikliğe ve hare­ kâtına ve Bolşeviklerden edebileceğimiz istifadeye bi­ gâne değiliz. Fa­ kat ittifak meselesi kemal i ciddiyet ve ehemmiyetle takib edilmektedir. Dediklerini din­ leyelim: " . diğeri Bolşevik Rusya ile ittifak etmek... Önce kendi kuvvetimize ehemmiyet veriyoruz. demek oluyor ki biz. bu nok­ tada iki ciheti birbirinden tefrik etmek lâzımdır.

. Sovyetlerle bir siyasal belge imzalayıp saldırmaz­ lık paktına gitmesi. Aynı konuşmasında. onların üzerimize saldırttığı Yu­ nanistan’a karşı savaşta. Bakın ne diyor: " . ‘emperyalizmle savaşta emper­ yalizmin Garp’te.. olmasını da beklemiyor.’ Aslında bu. İslâm âlemini oldukları gibi.” Dikkat buyruldu mu. estek köstek. Ama bazıları hemen seslerini yükseltiyorlar..madiğim biliyor. yok efendim Bolşeviklerle işbirliği olur muymuş. kendi gücümüz yetmezse ‘müsbet/olumlu’ kuvvetlerin Şark’tan yâni Rusya’dan gele­ ceğini biliyor. Kemal Paşa ise Batılı emperyalizmlere.) Binaenaleyh. (. bundan 57 yıl önce. evet. bizi tutsak ederlermiş. gerçekte Kemal Paşa’nın Müdafaa-i Hukuk dış politikasını uygulama­ sı demektir. Mustafa Ke­ mal Paşa onların ağzının payım vermiş. öteki demokratik devrim peşinde olan. Bolşevik olmayı düşünmemekle beraber. bize hiçbir pratik yararı olmayan NATo’n u n askeri kanadından çekilmesi.. Filhakika Bolşevikler ortaya çıktıkları sıralarda yalnız kendi prensiplerine riayet eden ve bütün mana­ sıyla Bolşevikliği kabul edenlerle anlaşmışlar ve fakat bütün milletleri birden bu içtimai (toplumsal) esaslara uydurmaya imkân olmadığından ve emperyalizme ga­ lebe çalmak için İslâm âlemi ile ittifak lâzım geldiğine kani olmuşlar ve bir milletin dini ve milli esaslanna ri­ ayet etmeye karar vermişlerdir. canımıza okurlarmış.. ‘Bolşeviklerle ittifak akdetmeyi kemal-i ciddiyet ve ehemmiyetle takib ediyor. iki az gelişmiş ülkenin emperyalizme kar­ şı işbirliği değil midir? Bugün Türkiye aynı emperyalizmin avcuna düş­ müştür. birisi sosyalist.. kendilerine müttefik yapa­ bilirlerse o zaman Garp’te emperyalizme karşı galebe ça­ lacaklarına kanidirler. yâni Batı’da olduğundan’ söz ediyor 2 66 .

İyiniyet gös­ terisini. o zaman. anlaşmayı sal­ dırmazlık paktına dönüştürmenin yollarını arıyorlardı. bir tanesi olsun. Rusya’yı baş düşman belletip. bizim Dışişleri’nin “ şaşm az” n a To’cularını müşkül durumda bırakacak derecelere çıka­ rıyor. o sözlerini hatırlar mı? Bir de Atatürkçüyüz diye böbürlenir dururlar. hâlâ yapmaktasın. şu huzurunda eğilen yönetici başlar arasında. Ankara’yla Mustafa Kemal döneminin “ sı­ cak ilişkilerini” kurabilmek çabasındadır. Siyasal belge konusunda da. 267 . müştereken mücadele’de de­ miş. böyle olmadı mı? Rusların isteği. Duymuş olmalısınız. sana saldırmazlık paktı öneriyor. dostluğu. konuşmasının daha ilerisinde ‘emperyalizme kar­ şı müştereken mücahedat. K E M A L P AŞA A N L A Ş M A L A R IN A D Ö N M E K Moskova. (11 K a s ım 1977) 7 R U S LA R IN İS TE D İĞ İ.Paşa. Türkiye’ye tehdit mehdit yoktur” yollu söyledikleri onları daha bir ümit­ lendirdi. Ruslar. Bizim Dışişleri’ndeki ‘Amerikancı’ takımının uğradı­ ğı zorluğu düşünebiliyor musunuz? Türkiye’yi Ameri­ ka’nın kıçına takmışsın. ne yapıp yapıp. yıllarca propaganda yapmışsın. Türkiye’nin önerdiği taslak üzerinde konuşmayı kabul etmekle beraber (as­ lında bu da bir ödündü). son­ ra bu Rusya gelmiş. siyasal belge üzerindeki müzakerelerde. Ecevit’in Ame­ rika yolculuğu öncesi “Sovyetler’den. daha çok saldırmazlık pak­ tı esprisine uygun bir belge imzalamak. oldum olası.

hep de biz olduk. Türkiye’nin Sovyet desteğine ihtiyacı yok mu. Ya o neymiş: “ Rusya’nın Türkiye’nin kurtuluşu için karşılaştığı birtakım güçlüklerde belirli yardımlar ya­ pıp destekler sağlaması. Türkiye’nin içişlerine karışmadan o eski iyi günlere dönmeyi arzuluyor. Sovyetler. buna karşılık Türkiye’nin dün­ ya proletaryasının kurtuluşu ile mazlum ulusların kur­ tuluşunun bir ve aynı kavga olduğunu benimsemesi. NATo’n u n g ü n e y d o ğ u k a n a d ın ı Rusya’ya karşı pekiştirmek için. önce 1925 dostluk ve saldırmaz­ lık paktına dönülmesi! Neymiş o.” Rusların önerdiği ne. gerekçe bulmak da ko­ lay değil doğrusu. Yorgunu yokuşa süren biziz. nedeni emperyalist sistemin çarkına kapılmamış olmamızdır. Başbakan’m kendi ağ­ zıyla.“sistern’in mantığı ve çıkan gereği.” Buna da yandaş olmuyoruz. Batılı müttefiklerimizin ne karar­ 268 . (peki. dünyanın n a t o ve Varşova Paktı ülkelerinden ibaret sayılamayacağını söyleme­ miş miydi?) Gerçekte. gerekli iyiniyeti de yardım yaparak saldırmazlık paktları önererek gösteriyorlar. “ iki taraf birbirine saldırmayacaklarını beyan ettikleri gibi. lâzım ama. Bunun üzerine Ruslar 16 M art 1921 tarihli Türk-Sovyet andlaşmasına donelim diyorlar. Helsinki çerçevesinde kalalım. savaş sonrasında Stalin-Molotov-Beria kliğinin düştüğü büyük yanılgıyı hanidir fark etmişlerdir. niye. Daha ö n ce. Sovyetler’den aldtğımız ekonomik desteğin. diyor. birbirleri aley­ hine olan ittifaklara da girmeyeceklerdir. bu öneriyi Türkiye’ye reddettirmek lâzım.” Türkiye bunu reddediyor. Ba­ tıklardan aldığımızdan çok olduğuna işaret etmesine ne buyrulur) ya da üçüncü dünyanın ‘mazlum’ uluslarını desteklemek artık bizim politikamız değil tnı? (Daha n a t o zirvesinde Başbakan.

Yunan gazetesi Elefteretipia’ya dayanarak bunu bildirmiş. ‘sistem’in çı­ karları elbette sisteme dahil böyle ufak tefek ülkelerin ulusal çıkarlarından önce gelir. Birleşik Ame­ rika ile Almanya. Carter’in çektiği söylevler.lar almış olduğunu tartışmamış mıydık? Sistemin çıkar­ ları. NATo’nun güneydoğu kanadın­ da Türkiye ile Yunanistan’ın ulusal çıkarları için birbirIeriyle dalaşmalarına fırsat verilir mi hiç. Buna karşılık Yunanistan’ın Ortak Pa­ zar’a 1980’de tam üye olması için sürdürülen görüşme­ ler hızlandırılacak. 269 . işin aslı olduğu şuradan belli ki. Afrika’daki ayaklan­ malara karşı bir ara takınılan müdahaleci tavır bunu yansıtıyor. Baksanıza. Mustafa Kemal Paşa’nm anti-emperyalist. Verdiği habere bakılırsa. Oysa Sovyetler’in Ankara’ya hatırlatmak istedikleri. alınmak isteniyor. böyle bir süreci başlatmışlar­ dır bile. hele nötron bombasıyla görece bir güç üstünlüğü­ nü elde ettikten sonra. tam bağımsızlıktan yana. Bu durumda. Ekonomisi iflasın eşiğine getirilen Türkiye’nin duru­ munu düzeltmesi için Batılı devletler para muslukları­ nı açacaklarmış. bu kere ünlü Al­ man gazetesi Süddeutsche Zeitung bir başka ucundan kapak kaldırıyor. o zaman da bunun çare­ si düşünülür. Sovyetler’e ve uydularına karşı “ sertleşmeyi” gerektiriyor. beğendiniz mi? Gel de bu durumda Rus’la anlaş! Türkiye bu kafes içine alınmıştır. üzerinde konuşmuş­ tuk. o eski Türkiye. yiğit Türkiye’si. Düşünülmüş kardeşim. n a t o çerçevesi içinde Türkiye ile Yu­ nanistan’ı “ barıştırmak” için bir plan geliştirmişler. Bu­ na göre Türkiye’ye uygulanan silâh ambargosu kaldırı­ lacakmış. Nasıl. ayrıca Yunanistan’a Ege Adaları’na karşı bir Türk saldırısı olasılığı için NATO garantisi ve­ rilecek.

politikasını Tür­ kiye’nin çıkarlarına göre bağımsız tutmuş. bu anlaşmaların günümüz için geçer­ siz sayılması gerektiğini ileri sürerken. hanidir Amerikan kaşığıyla Alaman şe­ yini yemekteyiz. her ikisinin de Mustafa Ke­ mal Paşa tarafından. bismillah’ deyip. hayır.tutmuşlar müzakereler boyunca 1925 anlaşmasından. Bizim sağcı ve Amerikancıların. özellikle savunma sanayi merkezlerini gezecektir. Bunun askeri amaçlı bir gezi olduğuna şüp­ he var mı? Danimarka’daki Fransa Elçisi’ne göre de yok. bunlara bağlı. Hayli ilginç bir telgraf doğrusu. saptkdığı ve geliş­ tirdiği Sovyetler Birliği politikasına bir göz atabiliriz. Kuzey’den destek ve güvence aramış. onun dış politikasına uygun bir uy­ gulama olarak yapılmış olması! Malûm ya. ama Batı’dan 270 . 23 Mayıs 1920’de Fransa’nın Danimarka’daki Bü­ yükelçisi Paris’teki Dışişleri Bakanlığı’na bir telgraf yol­ lar. Demek ki. M usta­ fa Kemal’in Moskova’ya Azerbaycan üzerinden Musta­ fa Efendi adında bir mülâzım gönderdiğini bildiriyor. Kurtuluş Savaşı’na başladığı ilk anlardan itibaren. bağımlı politika mı izlemiş. Aramış dâ. Şundan ki. Bu Mustafa Efendi. (9 Temmuz 1978) 8 TÜ R K-S O VYET İLİŞKİLERİNİN TEMELLERİ Söz açılmışken. 1921 anlaşmasından dem vurmuşlar. M ustafa Kemal ‘Destur. Mustafa Kemal Paşa’nın Kuva-yı Milliye’nin ilk günlerinden başlayarak. kaytardıkları nok­ ta neresi biliyor musunuz. üç hafta boyunca Sovyet Sanayi Merkezleri’ni.

hay hay! 1920 Temmuzu. Kemal Paşa şunları söylüyor: Bir yandan Avrupa emekçi çevrelerinde Sovyet Cumhuriyetleri’nin yarattığı üstün ahlâk otoritesinin. çünkü Mustafa Ke­ mal bunları Erzurum’da tutuklatır. Kemal Paşa’nın o tarihi mektuplarım da hatırlayıverdim. geçemez. Beyaz Ruslar Bolşeviklere karşı iç savaş ör­ gütlüyor. Fransız işgal komiserliğinin Trabzon’daki temsilci­ si valiye çıkıp. Birincisinin tarihi 20 Kasım 1920. çünkü 30. hay­ li altınla birlikte Erzurum’a düşer. öte yandan İslâm dünyasının Türk ulusuna karşı duyduğu sevginin. topunu Annamite adındaki Fransız torpidosuna bindirip İstanbul’a göndertir. o kadarla da kal­ maz. ayrıca burju­ 271 . o tem­ silciyi de tutuklatır.000 kişilik bir Bolşevik kuvvetinin. oradan Rusya içleri­ ne doğru harekete geçecek. Tiflis/Erzurum bağlantısını sağ­ lamak için harekete geçtiğini bildirmektedir. İngiliz Harbiye Nezareti’nin İstanbul’dan aldığı bir haberi Paris’e geçer. Oldu olacak. bugüne kadar Batı emperyalizmini sabır y ad a cahillik sebebiyle destekleyenlerin uyanıp birleşmesine elverece­ ğine inanmaktayız. Haber de haberdir hani.” Kemal Paşa bu mektubunda sö­ mürgecilik politikasını cinayetten sayıyor. Mustafa Kemal Paşa tarafından Sovyet Dışişleri Komiseri’ne gönderilmiş. Tıflis/Alekssandropal demiryolunu tutarak. Ermenistan’a karşı Kuva-yı Milliye’yi desteklemek. Ermenilere karşı Türkleri desteklemek için! Bunu da sinek pislemedik bir yere yazıverin bakalım. bunu protesto etmeye kalkışınca.gelen belâyı defetmek için Kuzey’den güvence gerektiği­ ni o şaşmaz gerçekçiliğiyle saptamış! Uygulamadan bir örnek mi istediniz. Albay Annoyef diye bir Wrangel heyeti. hayır: 1920 Ağustosu’nda. Evet. Londra’daki Fransız Askeri Ataşe­ si. O böyle yapar da Ruslar bundan geri mi kalır.

. 1920’de kayıtlı bu belge de gösteriyor ki. Kuva-yı Milliye’yi zayıf düşürmek.va iktidarlarının er ya da geç yıkılacaklarına kesin inan­ cını belirtiyor. Dışişleri’nde ‘gele­ neksel Batı’ dostluğundan. Sovyet kuvvet­ leri Gürcistan’a karşı askeri harekâta girişirse. O Batı’ya ki. Türkiye Dosyası 1. Sovyetler bugün o günlere dönelim diyorsa.” Sovyet Dışişleri Bakanlığı. Türkiye ile Sovyetler.. ayrıca teknik gereçlerle sağlık gereçlerinin ve aynı zamanda Sovyetler’in isteği üzeri­ ne Doğu’da harekâta girişecek Türk birliklerinin bakı­ mının sağlanmasını rica ederim. Türkiye’nin kaderini Batı’ya bağladığından söz ediliyor. Hadi ona da bir göz atalım: " .. raf 2. bunun Ankara için anlamı Mustafa Kemal’in anti-emperyalist Müdafaa-i Hukuk doktrinine dönmek olmalıdır.) Halkımızın öteden beri yaşamakta olduğu topraklan işgal eden emperya­ listlerin kovulması ve öte yandan ortak mücadelemizin sürdürülmesi için beş milyon altının verilmesini ve mik­ tarı yapılacak görüşmelerle saptanacak silâh ve cepha­ neyle güçlendirilmemizi. yukarki mek­ tubunda Atatürk “ Kafkasya’dan püskürtülmelerini” sağlamak için Sovyetler’le işbirliği yapmıştır. M ustafa Ke­ mal tarafından ‘gizli’ olarak yazılmış. yaprak II.. İkinci mektubun tarihi 26 Nisan 1920. o günlerde İngiliz servisleri Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt aşiretleri arasında cirit atıyorlardı. bir kader ortaklığı yaşamışlardır. uygulamada da eylemsel bir bera­ berlik. Mustafa Kemal Paşa ile Lenin dö­ neminde. Oysa. Dahası var. emperyalizme karşı yalnız ortak bir cephe tut­ makla kalmamışlar. Amaçları belli. M oskova’ya ile­ tilmiş. Türk kuvvetleri emperyalist Ermenistan’a karşı askeri hare­ kâta girişecek ve Azerbaycan’ın Sovyetler’e katılmasını zor kullanarak sağlayacaktır. (. isyan­ 272 .

Önce m illi topraklarım ızı işgal altında bulunduran em ­ peryalist güçleri kovm ak ve ilerde em peryalizm e karşı m eyda­ na gelecek ortak m ücadelelerim iz için iç güçlerim izi kurtar­ m ak üzere. (10 Temmuz 1978) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Ankara Hükümeti ite Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin ku­ rulması ve geliştirilmesi.” Peki ya. top­ raklarımızda bir sürü yer vermişsek?. İngilizlerin yerini alan Amerikalılara. bir İngiliz subayının Osmanh topraklan üzerinde işi yoktur. durumu kesin olarak bildiriniz. 26 Nisan 1920’de Büyük Millet Mec­ lisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla ‘Moskova Hükümeti’ne gön­ derilen bir öneriyle başlar. Tü rk iye Hükümeti de em peryalist Erm eni Hüküme­ ti üzerine bir askeri harekâtı yöneltm eyi ve Azerbaycan Hüküm eti’ni Bolşevik d evle tle r grubuna sokm ayı yüküm lenir. Kendisine nezaketle ve askerce.. Em peryalist hüküm etlere karşı harekâtı ve bunların egem enliği ve sömürüsU altında bulunan ezilen insanların kurtuluşu amacım güden Bolşevik Ruslarla çalışm a ve hare­ ket birliğini kabul ediyoruz. Öneri aynen şöytedir: “ı. beş milyon altının ve ka­ rarlaştırılacak sayıda cephane ve d iğe r savaş m akine teknik 273 . 3 . Bolşevik güçleri Gürcistan üzerine askeri harekât yapar. Alay Komutanı’na Mustafa Kemal’in emri hepimiz için açık bir ders sayı­ labilir: “ Kim olursa olsun.larda oyalamak. ya da izleyeceği politika ve göstereceği etki ve nüfuz ile Gür­ cistan'ın da B olşevik birliğine girm esini ve içlerindeki İngiliz güçlerini çıkarm ak için bunlara karşı harekâta başlam asını sağlarsa. 2 . Bu ajanlardan birisinin bölgesine gel­ diğini haber veren Malatya’daki 15. şim dilik ilk taksit olarak.

Doğu Trakya’nın ve bütün Tü rk Arap halklarının karma olarak ya şa d ıkları devlet topraklarının. Lazistan’m. s s c b adına Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin im­ zasıyla 3 Haziran 1920’de ‘resmi’ bir cevap verilmiştir. Başında Ankara Büyük M il­ let M eclisi bulunan yeni Tü rk Hüküm eti’nin dış politikasının tem ellerinin ilkelerini Rus S o vye t Hükümeti büyük bir m em ­ nunluk duyarak öğrenm iş bulunmaktadır. 274 . 2) itira z edilm eyecek kadar Tü rk toprağı olan toprakların. 6) Boğazlar sorununun çözüm lenm e­ sinin Karadeniz'de kıyısı olan devletlerce toplanacak konfe­ ransa sunularak görüşülmesi. 5) B üyük M illet Meclisi yönetim indeki yen i Tü rk devleti­ ne ait topraklarda yaşamakta olan milli azınlıklara. 7) Ecnebi devletlerin mali kont­ rolüne ve kapitülasyon rejimine son verilm esi. 8) Her türlü ec­ nebi nüfuz alanlarının ortadan kaldırılm ası. Kürdistan’ın. mültecilerin ve istekleri dışındaki se­ beplerden dolayı göç etm ek zorunda kalan tüm göçmenlerin de bu bölgelerde serbestçe yapılacak bir referanduma katıla­ bilm eleri. kendi kaderlerini kendi eliyle tayin etme hakkının tanınması. her iki m illeti tehdit eden ecnebi em ­ peryalizm e karşı ortak m ücadeleye katılma isteğinizi açık­ layan ve kendisi ile düzenli ilişki kurm ak isteyen yazınızı al­ dığını doğrulam akla şeref duyar. S ovyet Hükümeti olarak. Türkiye Ermenistanı’nm.araçlar ve sağlık araçlarının ve ya ln ız Doğu’da harekât yapa­ cak güçler için yiyeceklerin Rus S o vye t Cum huriyeti’nce sağ* lanm ası rica olunur. O da şöyledir: “S o vyet Hükümeti. bunların yerlerine geri getirilm esini doğal sa yıyo­ ruz. Bu ilkeler şunlardır: ı) Türkiye'nin b ağım sızlığının ilânı. Avrupa’nın en serbest hüküm etlerinde yaşayan m illi azınlıklara tanınan tüm hakların tanınması. Batum bölgesinin. T ü rk devletine bağlanm ası. 4) B üyük M illet M eclisİ’nce alı­ nan karara göre.” Bu mektuba. 3) Arabistan ve Su riye’nin birer b ağım sız devlet gibi ilânı.

ezilen halkların kurtuluşu gibi şan­ lı bir davaya dayanan askeri harekâtlarınızı em peryalist hükü­ m etlere karşı sürdürürken. buna karşılık Çiçerin'in Sovyet propagandasının ilke­ leriyle. diplom atikyazışm a dilinin özelliklerinden yararlandığı açıkça görülüyor. bu işte arabulucu g ö ­ revini üstlenm eye hazırdır. ‘halkların kendi kaderlerini kendileri­ nin tayin etme’ ilkesinden dem vuruyor. d iğer taraftan Ermenistan ve İran arasında.Bolşevikler alttan alta türlü fı­ rıldak çevirdikleri halde. Büyük Millet Meclisi’ne yardım edeceğini umar. Tü rk iye He Rusya arasındaki iyi kom şuluk ilişk ile rin in ve sürekli bir dostluğun kurulm ası amacı ile. kendi kaderlerini tayin etme olanağına sahip halkların hakları ve adil bir biçimde. doğrudan doğruya diplom atik ve konsolosluk iliş­ kilerinin kurulmasını önerir. Pazarlık uzun sürmüş. Biri şu: Mus­ 275 . Rus S o vye t Hüküm eti. neye karşılık neyi istediğini açıkça belirtmiştir. O sı­ rada Kafkasya’da ingilizler'in örgütlediği Kafkas devletlerini ele geçirmek için -başta Stalin. Büyük M illet M eclisi’nin çalış­ m alarını ve bu ideallere göre davranma kararınızı dikkate alıyor. Rus S ovyet Hüküme­ ti. sonunda Türk/Sovyet anlaşması gerçekleşmiştir. diplom atik görüşm elerin. Tü rk m illetinin bağım sızlığı ve egem enliği uğruna sürdürdüğü kahramanca m ücadelesini tüm dikkatiy­ le izliyor ve Türkiye için zor olan bu günlerde. Her halka kendi kaderini tayin et­ me hakkının tanınm ası ilkesine sonuna kadar bağlı olan Rus Sovyet HükUmeti. ilgili tarafların çağrısı üzerine her an. Rus S o vye t Hüküm eti. kesin sınırların çizilm esine. Tü rk ve Rus hal­ kını birleştirecek bir dostluğun sağlam tem elini kurabilm ek­ ten büyük bir m utluluk d uyu yor.Rus S ovyet Hükümeti. Mustafa Kemal için önem li olan Ermenistan konusudur. Burada hatırlatılması yararlı iki nokta vardır. Çiçerin Ermeni konusundan ancak dolaylı olarak söz ediyor. Kemal Paşa’nın kartlarını açık oynadığı.” İki belge karşılaştırılınca. bir ta­ raftan Tü rkiye.

Edward İstanbul’a Mustafa Kemal’in ayağına kadar geldiği halde. s s c b sınırları içindeki Türk ve Müstümanlara. Sovyet ik­ tidarının. 1936/37’de bile. Kaldı ki. Hatırlanacak ikinci nokta. Oysa. Türkiye üzerindeki ‘emellerini’ hiç de giztemiyordu. ama bunun tepkisi dostluk ve saldırm az­ lık anlaşmasını feshetmek. Sovyetler’le yaptığı ilk anlaşma­ ya sadık öldü. Türkiye Cumhuriyeti. jeopolitik yeri gereği.) Bu da S o vyetle r’le iyi ilişkiler. Nasıl düşünebilirdi ki. Bu pekâlâ Batı’yla bir yakınlaşma konusu yapılabilirdi. bunların bir kısmı haklı da sayılabilirdi (savaş içinde bazı Türk iktidarlarının Nazilerle birlikte Rus­ ya ’daki Türk toprakları üzerinde pazarlıklar yapm ası kantarına dokunm uş olabilir).tafa Kemal öiünceye kadar. bu ‘Bolşevik olm ak’ değildir. Kurtuluş Savaşı’nda karşısında olduğu emperyalist Batılı ülkelerle bir ittifak sistemine girm eyi asla düşünmemiştir. Türki­ ye ’yi NATo’nun kucağına aslında bu itmiştir. H ititler’den B izans’a kadar. sadece Tatarların başına gelenleri şöyle bir düşünmek. Mustafa Kemal Paşa’mn en doğru tercihi yaptığını sanıyorum . 276 . aynı durum da bulunmuşlardır. yeter. Sovyetler’le ittifak bile yapılsa. Mustafa Kemal. Yine de. M usso­ lini îtalyası. dostluk ve saldırmazlık paktı gereğini içerir. dış politikada. Batılı em peryalist ülkelerle uyuşm adı. gerçek­ ten ‘her halkın kendi kaderini kendisinin tayin etmesi’ ilkesine uygun davrandığı epeyce su götürür. ikinci Dünya Sayaşı’ndan sonra. İngilte­ re Kralı VIII. güneyine açılmak zorundadır. (Anado­ lu’da kurulmuş bütün devletler. Türkiye. Rusla­ rın gerekçeleri vardı. Mustafa Kemal’in taa o zaman işaret ettiği gibi. doğu illerimizde hak iddia etmek olmamalıydı. ku­ zeyini güvene almak.sorunu vardı. Boğazların savunmasında ortaklık istemek. Fransızlarla Hatay. Sovyetler’in Türkiye’ye karşı takındıkları olum suz tavır.

Gerçekten de gayrimüslim lerin Osmanlı Devleti ve ulusu bağrında yararlandıkları ayrıcalıklar üç yü z yılı aşkın bir süredir fazlasıyla mevcuttur. öteden beri devletim iz ve ulusumuzca riayet edilmişti.. her türlü hakları ve gelişmeleri için gereken her şeye. “.Kulağımıza küpe.şey değildir. Bu kayıt da bizim için yeni bir. Gayrim üslimlerin can ve mal güvenliği.” Mu s ta fa Kem a l Ocak 1920 ...

ben kah­ vemi içerken o eski bir gramofonda Türkçe şarkılar çal­ dı. metroya atlayıp 279 . Bana açık bir İç Anadolu Türkçesiyle önce ne­ reli olduğumu sordu. çocukluğunun. İzmirli olduğumu öğrenince. Bir öğle sonu. Evde Türkçe konuşurlarmış. çok şekerli mi içtiğimi öğrenmek istedi. Öğrendim ki anasıgil İç Anadolu’dan tehcir sı­ rasında (büyük bir olasılıkla daha önce) Fransa’ya hic­ ret etmişler. ina­ nılmayacak kadar iri siyah gözlü. Arkasından kahvemi az şeker­ li mi. Hayatıma Maria Misakyan diye bir kız girmişti. belki de ilk gençliğinin uzak yıllarından sisli bir mutluluk manzarası halinde belleğinde pırıldıyordu. görenekleri de Anadolu görenekleri.. İnanılmayacak kadar güzel. 1950 yıllarının başında geçiyor. Olay.1 ÖNCE DUYGUSAL.. aca­ ba Yozgat’ı ve Bursa’yı görmüş müyüm. sık sık da iki elini havaya kaldırıp “ Sebep olanlar kah­ rolsun!” diyordu. onu merak et­ ti. Bütün bunlar olurken. Bu iki şehir. gözyaşlarını bu tülbentin ucuyla sili­ yordu. Takuhi Hanım sürekli ağlıyor. ay ışığı tenli bir Erme­ ni kızı. Takuhi Hanım. Ben Takuhi Hanım’a Paris’te rastladım. başına bütün Anadolu kadınları gibi bir tülbent örtmüştü.

bu yaş­ lı Anadolu kadınının Kasabamın Koyunları türküsü eski gramofonda çalarken döktüğü tertemiz gözyaşlarıdır. aziz dostum Agop Arad’ı buldum (bu dediğim epeyce sonra İstanbul’da oluyor tabii). insan yiyicili­ ğini” anlata anlata bitiremezmiş! Oysa. bu kız ille benimle birlikte Türkiye’ye gelmek. Danfert Rochereau dolaylarında birtakım güleç Ermeniier bulmuştuk. Bu pasaportu taşıyanları galiba o tarihlerde Tür­ kiye’ye almıyorduk. Savarş adın­ daki bu delikanlı. bin bir zorluk çıktı. o tarihte Fransız gizli servisleri­ nin bunlara yardım ettiğini de öğrenmiştim. Getirmeye kalkıştık. pasaportları Nansen pasaportu denilen bir pasa­ porttu. udları. Türklerin “ zalimliğini. Türki­ ye’den gitme Ermenilerin oralarda kendilerini ne kadar “ gurbette” hissettiklerini bana en iyi anlatan. Taşn. Gittim. bir türlü bulamadık.gittik. Birlikte M aria’yı Türkiye’ye getirmenin çareleri­ ni aradık. Takuhi Hamm’ia tanışmamız böyle oldu.aksutyun örgütünde çalışırdı: Oldum olası Türklere düşman bir örgüt. Var­ 280 . Doğrusu Maria Misakyan da etkilemiştir beni. Nâzım Hikmet’i kurtarmak için Paris’te yaptığımız toplantılarda. sevdi­ ği Türk müziğini çaldtrabilmek için bir saz heyeti ara­ yınca. toplantı günü kanunları. yandan’ı çalmışlardı. aile büyük­ lerinden o kadar dinlediği bu efsane ülkesini gözleriy­ le görmek istiyordu. Zaten sonradan hayli ün kazanan Maria Misakyan şiirini yazışım da bunun üs­ tünedir. ama Ermenilerle olan ilişkilerimizi duygusallıktan ayırmamız mümkün müdür? Maria’nin uzak bir hışmı aklımda yanlış kalmadıysa. kemençeleri ve bütün o Anadolu çalgılarıyla gelip !mapusane çeşmesi yandan akıyor. Duygusal şeyler bü anlattıklarım.

Keğam’ı nasıl unuturum? Vartan o upu­ zun boyun atkısını Paris gecelerinde kuyruklu yıldız gi­ bi sürükleyerek dolaşır. Takuhi Hanım. Büyük şehirlerimizdeki bazı terörist eylemleri. ben bu kanlı ve karanlık işlere girişenlerin o ya­ kından tanıdığım Ermenilerden olduklarına. Yurtdışındaki görevli Türk diplomatlarına bir­ kaç yıldır üstüste yaptıklarım biliyorsunuz. yoksa nasıl 900 yıl sızıltısız yaşardık? Hırgürün çıkması Çarlık Rusyası’mn. olabilecek­ lerine ihtimal veremiyorum. Keğam’la derseniz. Osmanbey’deki eski Suna Pastanesi’nden tutun. açık­ ça bir gizli Ermeni terörist örgütünün üstlendiğini bil­ diriyor. Strasbourg-St. bin yıllık ortak­ laşa bir kültürün. İnönü Stadı’nda kapalı tribünlerde birlikte sey­ redilmiş Galatasaray maçlarına kadar. Barkef.tan’ı. acılardan ve sevinçlerden geçmiş ço­ cukları olalım da. duyarlılıklarını. Türk yaşama biçiminden Türk işleme sanatlarına. Barkef’i. Türk musikisinden Türk mima­ risine. inceliklerini. Deniş metrosunun yanı başındaki kahvede gece yarıları bir tek bira atmak için beni beklerdi. Anadolu halkı arasındaki uyumun mükemmelliği su gö­ türmez. Hepimiz. Lüb­ nan’da yayımlandığı bilinen bir Ermeni gazetesi. Bütün bunları neden yazdığımı haberleri biraz olsun yakından izleyenlerimiz çoktan fark etmiş olsalar ge­ rektir. bin yıl­ lık arkadaşız. heyecanlarını katmışlardır. Kim ne der­ se desin. daha sonra da Batılı emper­ yalizmin onları kışkırtmakta yarar görmesiyle başlar. ellerini göğe kaldırarak. yerden göğe haklıydı. niye durup dururken birbirimize kı­ 281 . — “ Sebep olan­ lar kahrolsun!” diyordu ya. onlar bin yıllık Osmanlı sentezi içerisinde çok büyük katkıları olan Anadolu ve İstanbul efendileridir ki. Ermeniler dost olarak yalnız benim kişisel hayatıma mı girmişlerdir sanırsınız? Yanlış.

. Fransa bölgesi. Bıı işin içinde bir bit yeniği var. Gerçekten de.. Mr. bu­ nun için de buldukları en iyi çare. SONRA BELGESEL Takuhi Hamm’m kahrolmasını istediği sebep olanların başında kim gelir? Az buçuk tarihe bulaşmış herkesin bu soruya vereceği cevap belli: Çarlık Rusyası. Sykes. bu anlaşmada... Sırpları nasıl kışkırttılarsa Ermenileri de öyle kışkırt­ maktan ibaretti.. bildiğiniz gibi Sykes-Picot anlaşması denilen an­ laşmadır. Bulgarları. kendi sınırlan içinde gelişip 282 . Eski Roma veya küçük Ermenistan kısmının Fransa’ya ilhakı ve ekli haritada (san) ile gösterilen kıs­ mın da Rusya’ya katılması.) Bu çözüm tarzının ya­ rarları şunlardır: 1/ Rusya.. çeşitli dil ve din­ den halkları Osmanlılık kavramı içinde eritmeye çalışan imparatorluğu dağıtmayı kararlaştıran bunlardı.) 2/ Fransa.) Barışsever Ermeni un­ surların maksat ve gayesi. (.. Van ve Bitlis’i alır. Hepinizi ilgilendireceğini sanıyorum. (17 Ekim 1978) 2 .. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı İmpara­ torluğumu paylaşmayı öngören gizli anlaşmaların en ünlüsü. Ermenistan bölgesini alır. İngilte­ re. Amerika ve Fransa. Rumları.. (.yalım. onun için konu­ da biraz yayılacağım. Ermenistan’la ilgi­ li olarak şunları demiştir: " .. (. bu suretle Ermeni duygu­ larının beşiği ve merkezi olur. Ermeni halkı en az olan Er­ zurum.

onlarla hiçbir zaman beraber yürümemişlerdir. hem de Anadolu hareke­ ti ile işbirliği yaptılar... En büyük zorluk. Türkleri öldürmeleri için verdiğimiz silâh­ ların AzerbaycanlIlara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım. Hakiki bir seçim yapılırsa çokluk daima Ermenilere düşman grupların eline geçecektir.. Kafkasya ve Azerbaycan’daki anarşistsosyalist Ermenilerle karışmak istemiyorlar. İngiltere yine de Ermeni komite­ cilerine 25 bin tüfek vermekten kendini alamaz. Hâttâ Lord Curzon şöyle yazar: Bogos Nubar Paşa ve Mr. " .” 283 .. İngiliz Dışişleri Bakanlığı gizli arşivinde Vansittart’dan Lord Curzon’a yazılmış 11 Ocak 1920 tarihli gizli rapor müthiş gerçeği açıklamaktadır.” Burası böyledir ya. bunu Sevres andlaşmasındarı biliriz. İran ve İstanbul’daki Ermeniler. Sovyet devriminin gerçekleş­ mesi yüzünden gerçekleştirilemedi. Anadolu’ya dağılmış 500 bin Ermeniyle. Ermenis­ tan’da hiçbir yerde Ermenilerin çoğunlukta olmaması­ dır. Ame­ rika. Aharonyan beni ziya­ rete geldiler. ” Sykes-Picot anlaşması. Kendilerini aptalca hareketlerinden dola­ yı azarladım. bağımsız bir Ermenistan yaratılıyor. kendilerini Milletler Cemiyeti’nde tut­ mayacağımı söyledim. çünkü Ruslar hem bu gizli anlaşmayı açıkladılar. Rusya Ermenistam’ndaki 1.. Şayet böyle düzensizlik edip komşularına ta­ arruz ederlerse..5 milyon Ermeniyle birleşip Ermeni Krallığı­ nı meydana getireceklerdir. Trabzon’dan Adana’ya kadar uzanan büyük Erme­ nistan rüyasına karşıdır. hadi söyleye­ yim: a b d Başkanı Wilson’a! O dönem kanlı bir dönem­ di. Peki Batıklar Ermenistan’ı bölmek fikrinden vazgeçmişler miydi ? Hayır. Hakikat ve man­ tık. öyledir ya. sınırlarının tesbiti ise kime bırakılıyordu.ileriemek olup.

Bu Ermenilerin adlarım iyice bilemediğim için burada anamayacağım. kes” deyince on kişi daha keserler ve çukura atıp üzerine toprak örterlermiş. Ermeniler. Batılılar Türklerin yaptığı kırımı abarta dursun. Biz­ zat müteahhit.. hiç değilse Ruslar olayın gerçek yüzünü biliyorlar. iç­ li dışlı yaşamış Ermeni ve Türk halkları değil. ikiye bölünüp yarısının Çar­ 284 . Türk Ermenileri kesmemişler midir? Bir kere iş şirazesinden çıkınca ölenin haddi he­ sabı olmaz.. raporunda şu korkunç olayı anlatıyor: Türk kırımı. Anadolu’da yüzyıllarca kardeş kardeş. Ermenistan’ın tek ve büyük olarak yaratılamayacağım. ‘emper­ yalist çıkarları için bu halkları birbirine karşı kışkırtan düvel-i muazzama’ idi. Hem de ne kesmek!.Lord Curzon’un kaygısı boşuna. o dönem kanlı bir dönemdir. Geçmişin acılarını deşmekte yarar yok. Türkleri elhak kesiyorlardı.” Dedim ya. Sözgelişi Rus ordusunun komutanı General Odişelitze. Ellerinde o bölgede bu­ lunan görevli subaylarının raporları bulunuyor çünkü. Sykes-Picot anlaşması. Takuhi Hanım. bir eve doldurduğu sek­ sen kadar zavallının kapıdan çıkarken birer birer kafa­ larını parçalam ış. Ermeniler Türkleri kesmişlerdir de. Büyük çukurlar açılmış ve zavallı Türkler bu çukurların başı­ na götürülüp hayvan gibi boğazlanmış ve bu çukurla­ ra doldurulmuş. Ermenilerden birisi sayarmış: “ Yetmiş mi oldu? On kişi daha alır.. bir doktor ve müteahhit tarafından düzenlenmiş. büyük acılar çekmiş insanların o her şeyi anlamış bilgeliğiyle ellerini havaya kaldırıp “ Sebep olanlar kahrolsun” demiyor muydu? Doğrusu budur. Her türlü savunmadan yoksun ve silâhsız 800’den fazla Türk öldürülmüştür. yâni herhalde eşkıya tarafmdan düzenlen­ memiştir. Se­ bep olanlarsa. eğlenmek için.

Türkiye’de Hâkimiyet-i Milli­ ye rejimleri. iki yeni re­ jim. Türk kuvvetleri. Tiflis/ Aleksandrapol demiryolunu tutarak.lık Rusyası’nın. olur mu? M.” Çok açık ve seçik olarak görülen şudur. Rusya’da Bolşevik. Londra’daki Fransız askeri ataşesi. Sovyet kuvvetleri Gür­ cistan’a karşı askeri harekâta girişir veya onu diploma­ tik yoldan Sovyetler’e katar.” Bu. yarısının Fransa’nın denetime verilece­ ğini belirtmiyor mu? Ermenileri onlar yiyeceklerdi. Lenin ve Mustafa Kemal. emperyalist Ermenistan’a karşı askeri harekâta girişme­ yi taahhüt eder ve Azerbaycan’ın Sovyetler’e katılması­ nı zor kullanarak sağlar. Demiştim ya. Kafkasya’dan ve Anadolu’dan emperyalist­ leri ve emperyalistlerin denetlediği sözde milliyetçi ha­ 285 . Ermenistan’a kar­ şı Türkleri desteklemek ve Tiflis/Erzurum bağlantısını sağlamak üzere harekete geçmiştir. Türkler yönünden görünüşüne bakalım. Ke­ mal Paşa 26 Nisan 1920’de Moskova’ya ilettiği gizli bir yazıda şunları yazmaktadır: " . daha işin başlan­ gıcında işbirliği yapıyor. İngiliz Savaş Bakanlığı’nın İstanbul’dan aldığı bir haberi Paris’e şöy­ le bildirir: “ 30 bin kişilik bir Bolşevik kuvveti.. Kafkas topraklarından İngilizlerin piiskürtülmesini sağlarsa.. (18 Ekim 1978) 3 T A Ş IN A L TIN D A K İ Ç A P A N O Ğ LU Batılı emperyalizmin kullandığı sözde Ermeni milliyet­ çiliğine karşı. 1920 Ağustosu’nda... olayın Ruslar yönünden görünüşü! Şimdi bir de.

itibar ederler. Ruslar bunlardan Şahin Arturya. Öte yandan. İşin güzeli nedir derseniz.. İstanbul hükü­ metleri ‘beyazlardan’ yana olduklarını bu kerte belli edince.reketleri süpürmekte güçbirliği yapmaya karar vermiş­ lerdir. Ruslar bu işin peşini bırakmadılar. ayrıca Azerbaycan’a ait Nahcivan ve Karabağ bölgesiyle.. Finan­ cial Times'de hem açıklıyor hem yorumluyor. Bunun nedenini anlamak zor değil Bolşevik devriminin Rusya’dan kaçırdığı beyaz Ruslar (50 bin do­ laylarında oldukları söylenir) paldır küldür İstanbul’a dökülmüşlerdi. Türkiye’deki Ermeni (!) toprak­ larını istiyor. gittikçe anlaşılıyor ki olayı ulusal birlik örgütü diye Ermeni milliyetçisi bir grup düzenlemiş. otuz kadar kişinin ölümüne neden olmuştu. bizim yaşadığımız bazı terörist hareket­ ler var: Galata Köprüsü’ne konan bomba olayı gibi. Sirkeci vapur iskelesinde bir kişinin ölümü­ 286 . Mütarekede bu beyaz Ruslara İstanbul hükümetleri ve padişah şehri işgal eden müttefiklerden birisiymiş gözüyle bakar. Basında çıkan haberlere bakarsanız köklerini eski Ermenistan olaylarına dayandıran bu ör­ güt Sovyetler’den ayrı bir Ermenistan davası güdüyor. gütmekle kalmıyor. Aralarından Helsinki grubu adı altında bir hücre oluşturmuşlar. An­ kara ve İstanbul’daki bazı resmi dairelere bomba atıl­ ması gibi. Robert Nazaryan ve Stepan Zatikyan’ı tutuklamış. vaktiyle Bogos Nubar Paşa’yla Şe­ rif Paşa’nın Kürt Ermeni ittifakına sayfalarında yer ve­ ren İngiliz basını bu olayı da şıp diye yakalamış. M oskova’nın İstanbul hükümetlerine karşı ör­ gütlenen Anadolu devrimini desteklemesinden daha do­ ğal ne olabilirdi ki? Peki yakın tarihin bu olaylarım günümüze nasıl bağ­ larız? Şöyle mi? 8 Ocak 1977’de Moskova metrosunda bir bomba patlamış.

Türkiye için durum daha ilginç: Nasıl Türkiye’nin doğusundaki Kürtçülük hareketleri. aynı zamanda Türkiye’de ve Rusya’da yeniden bir ta­ kım şiddet eylemleriyle ortaya çıkmaları insanı düşün­ dürüyor. sadece ırksal nedenlerden yerilmekte. 1920’lerde olduğu gibi 1970 sonlarında da bu yeni terörizm ve bölücülük hareketinin kökeninde. Bu olayları. işte bura­ 287 . ya da açıkça yazarak üstleniyorlar. şimdi bazı Batılı solcu gazetelerde sosyalizmin uygulanmasında teklediği. hem İstanbul’da. Bunu yapanlar da Ermeni örgütleri. hem Beyrut’ta ba­ zı kişiler gazetelere telefon ederek.ne. ya da Stalincilikten bir türlü tam anlamıyla sıyrılmadığı için değil. yıllarca Sovyetler Birliği’nden ya­ na görünmüş olan Siyonizm ve uluslararası Yahudi ör­ gütleri elbirliğiyle harekete geçmişler. ay­ nı Ermeni örgütlerini kırk yıl süren kış uykuları boyun­ ca el altından besleyen. Sanıyorum ki. Kıbrıs olayıyla bir­ denbire yoğunlaşmaya başlamışsa. Ermeniler için de aynı yoldan bir çıkış aran­ dığı söylenebilir. Doğ­ rusu ya. Nazilere eş ¿ir Yahudi düşmanlığının merkezi olarak gösteril­ mektedir. elli yıldır sesi soluğu çıkmayan bu örgütlerin. Daha düne kadar sosyalist devrimin kalesi sayılan Rusya. Ermenilerin kurtu­ luş eylemleri de bu hareketle birlikte belirmiş. bu ülkeyi küçük düşürmek için bütün dünyada geniş çaplı bir propagan­ da etkinliğine girişmişlerdir. Söz buraya geldi mi. on iki kişinin yaralanmasına neden oian bomba ola­ yı gibi. gelişme yoluna girmiştir. emperyalist odaklar yok mudur acaba? Sovyetler’deki bölücülük hareketi Ermenilere özgü bir hareket sayılamaz. gel de benim bir süre önce verdiğim bir bilgiyi hatırlama: Stokhoim’da toplanan bir Ermeni Kürt ittifak komitesi toplantısını Yunanlılar finanse etmişlerdi.

1965 yılının Ocak ayında Etiyopya’nın merkezi Adisababa’da kiliselerara288 . komitacılık... ciddi bir yanılgıyı içeri­ yor. tam tersine. Kıbrıs olayından sonra ansızın çok eskilerde olduğu gibi silâhlı eyleme dönüşüyor: Bü­ yükelçilerin öldürülmesi. Türkiye’deki anarşi ve terörü sadece ülkücülere ya da solcu geçinen küçük terörist gruplarına bağlamak. Bilmem haberiniz olmuş muydu. Galiba ağzımdan şöyle bir lâf çıktı: Yıllardır saman al­ tından su yürüten Ermeni komitacılığının birden su yü­ züne vurması. genel yerlere bomba atılması vs. Ne ilgisi mi var. Türkiye’nin Kıbrıs’ta işlenen cinayetlere kayıtsız kalamayacağım kanıtlamasından sonradır. kilise ayini. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin. bakalım göreceğiz.. postayla gönderilen bombalı paketler. üstesinden gelinebileceğini hiç sanmıyorum. bağımsızlı­ ğını ve tarafsızlığını kıskançlıkla koruduğu zamanlar­ da da. ne hikmetse.da yine Takuhi Hamm’ın gözleri yaşlı olarak kahretti­ ği o sebep olanların üzerine parmak basmış oluyoruz. (19 E k im 1978) 4 K U L A Ğ IM IZ A KÜ PE O LS U N . ufak tefek gazete broşür yayım. Gel de aradaki bağlantıları arama. Ben size bir şey söyleyeyim mi.... onun için de Megalo İdea’nın Ermenilerle ilgisini araştıracağım. resmi dairelere. N A To’y a ve CENTO’y a tam teslim ol­ duğu zamanlarda da. Sorunu kapsamlı olarak ele almadıkça.

neler? Sözgelişi. açık açık bu dergide. Ermeni ve Yunan kardeşliği di­ ye bir kitap yayımlanmış. Ermeni cemaatı bir büyük şölen düzenler ve Baş­ kan Nikoşyan efendi işgali göklere çıkaran bir konuş­ ma yapar. Başpiskopos Makarios ile Türk düşmanlığında anlaşmasına da şaşmayacağız. M anisa’da Yunan işga­ lini hazırlayanlar. Bu kadarla kalsa iyi. bir de ne görelim: Ermeniler adına toplantıya katılan Kilikya Kotogikosu 1. neler canım. Horen’in Adisababa’da. Arşak Cosanyan’m ve Eleterios Venizelos’un söylevle­ ri bir arada. Venizelos’un düşürülmesinden sonra ise.” Şaştınız mı? Öyleyse. kolkola: Sadece yedikleriyle içtikleri ayrı gidiyor. Venizelos’tan yana çıktiğmı bilmiyorsunuz.. içinde Bogos Nubar Paşa’mn.sı bir toplantı yapılır.. avukat Agop Papazyan vs. Onun için Kilikya Kotogikosu I. İzmir’in işgali sırasında. aa. Atina’da. Yunan işgali sırasında Ermenilerin. Düvel-i Muazzama’nın dürtüsüyle. Ermeniler büyük gösteriler yapmakla kal­ maz. birçok Ermeni ileri gelenleri bulunu­ yordu: Despot Tiryat. hele Türk düş­ manlığı dediniz mi. Torkom adındaki bir komitacı Erm eni. örgütlenerek Rumlarla işbirliği ya­ panlar arasında. Kemal’in büyük Nutuk’undaki şu cümleden yararlanacaklardır: “ Ermeni patriği Zaven efendi Mavrimira heyeti ile hemfikir olarak çalışıyor. düşündükleri arasında milim fark yok. Londra’da İn­ gilizce ve Fransızca olarak Armenia And New East di­ ye bir dergi çıkarıyor. M. Bunun tarihsel anlamda ne demek olduğunu kav­ ramak isteyenler. yurtiçinde ve dışında bir­ takım komitacıların yeniden terörist eyleme geçmesinin 289 . Ermenilerin aynı zamanda Rum emelleri için savaşacağını ilân ediyor. Horen ile Kıbrıs Kilisesi’nin Başpiskoposu Makarios. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor.

Hâttâ. binnetice Fransızlar orasını da tahliye etmeye mecbur edilmiştir. ateş esnasında öl­ düler.Kıbrıs olayından sonra başlamasına da şaşmayacağız: Hele. daha doğ­ rusu Fransızların teşvik ve himayesiyle Ermeniler. aynı söylevinde. Ermeni hamisi bir adamdır. bütün Amerika’da dalgalandırddar. Bilhassa Kilikya dahilinde bulunan bir Miralay vardı ki o da Raymond. Yunan Stratejik Araştırmalar Dairesi Başkanı Ge­ neral Tagaris’in. Ermenileri çıkarlarına 290 . Ermenilerin sebebiyet ver­ mesi yüzünden yine muharebe ve müsademe olmuş. Bittabi müsademe esnasında Fransız kisvesi altında aha­ li-i İslâmiyeye tecavüz eden Ermeniler. ‘Doğu sorununu’ yeniden canlandır­ mak. Ve bunun neticesi olarak M araş’ta ahali-i İslâmiyeye tecavüzatta bulundular.. Tazyikten bir an bile tevakki etme­ di. Urfa’da da aynı vaziyet olmuştur. Ve oradan Fransızlar çekildi.” Kemal Paşa. Halbuki milletimiz tarafından tecavüz vuku bulmuş değildir.. Fransızlar çekildikten sonra daha ile­ riye gitmekten de sarf-ı nazar eyledik. Bu. Bu hadiseyi bütün Avrupa’da. Yine Fransızlar tarafından. onları tevkif ettiler. İslâm düşmanı. Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis gizli oturumlarından birisinde (24 Nisan 1920) söylediklerini aktarmak doğ­ ru olacak: " . Vuku bulan tecavüze mukabele edilmiştir. ne kadar acı. Müsademe oldu. kendi nefsi haya­ tını muhafaza eden ahali-i İslâmiye de. Ve ahali-i İslâmiye kendilerini muhafaza etti. ahali-i İslâmiyeye tecavüz etmiş. ne kadar hem Türk hem Ermeni düşmanı olduğunu anlatabilmek için. Anadolu’da kurulacak beş ayrı devlet-arasında bir de Ermenistan bulundurmak gerektiğini ünlü raporun­ da yazmasından sonra! Oyunun ne kadar eski. Netice itibariyle vaka büyüdü.

. Ve düşman­ larımızın bu emellerini elde etmek için kullanacakları kuvvetleri de bilmekteyiz. istiklâlimizi sağ­ lamak için. amaçla­ rına ulaşmak için keşfettikleri en güçlü araç. Efendiler.. bu söz hepimizin kulağına küpe olsun!. mevcut düşmanlan görüyoruz /e bu düş­ manlarımızın emellerini yakından biliyoruz. yine bizi birbirimize çarpıştırmaktan ibaret olmuştur. Aksine. (20 Ekim 1978) 291 .alet eden emperyalistlerin asıl amaçlarını da şu sözlerle bir güzel saptamış: " .” İşte böyle Keğam.. varlığımızı korumak. Fakat düşmanlarımız ih ti rıh­ larını bizim yok olmamızla sağlamak için ellerindeki kuvvetlerden hiçbirini kullanmıyorlar.

.‘Şarktan doğan güneş3 ".. Batı’da kara ve müthiş bir pençe sürüp gitmektedir.” M u s t a f a Ke m a l 25 Eylüt 1920 . Doğu’da ittifak vardır. Kısacası.

biraz da Maozedung üzerinden eski sö­ mürge ve yarı sömürge ülkelerin kurtuluş savaşı platfor­ mu olan bu kuram neyi içerirdi. günün ağardığını nasıl görüyorsam. bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyo­ rum. bir şiir gibi okurum: “ Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! “Bugün. İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacak­ lar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. tam anlamıyla sömü­ rülen ülkelerin sömüren ülkelere oranla “ proleter mil­ letler” oldukları fikri mi? Bu fikrin M ustafa Kemal’de olduğunu söylersem. din 295 .1 ‘ŞARKTAN DOĞAN GÜNEŞ’ Geçen gün yeri düştü. şaşar mısınız? Şu sözleri -ki 1933’te çoğumuzun artık devrimciliği bitmiştir sandığımız bir tarihte söylemiştirne zaman elime geçse. Onların yeniden doğuşu. Sultan Galiyev’i andım. “ Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk. şüphesiz ki terak­ kiye ve refaha müteveccih olacaktır. uzaktan. bu arada onun “ mazlum milletler” kuramını: İkinci Dünya Sava­ şımdan sonra.

zulüm altında tutulan Asya ve Afri­ ka halkları ile Batı’daki işçiler. bu sözleri unutturmak için çok uğraşmışlardır..” İnönü Atatürkçüleri. Kemal Paşa. bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu his­ sediyorum. Türkiye azim ve mü­ him bir gayret sarf ediyor.. 29 Kasım 1920’de III. çünkü o Dışişleri Bakanı M usta­ fa Kemal’in elbette 1922 Temmuzu’nda söylediği şu söz­ leri de gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerine. Enternasyonal toplantısı dolayısıyla Sovyet Dışişleri Ko­ miseri Çiçerin’e gönderdiği bir telgrafta şöyle yazar: “ . ne de Batı­ cılıktan! Daha da müthişi vardır. yâni “ mazlum milletlere” aktaracaktı: Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Tür­ kiye’ye ait olmadığını. hep Bandung Konferansı’nda. “milli mücadele”nin en civcivli gün­ lerinde. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız ken­ di nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa. bü­ tün mazlum milletlerin. milletlerarası kapitaliz­ 296 . daha az kan­ lı olur ve daha çabuk bitebilirdi. ne Batı’dan söz ediyor.ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır. zamanın Türkiye Dı­ şişleri Bakanı söyleseydi diye düşünürüm.” Farkında mısınız. Mustafa Ke­ mal’in yeni Türkiye’nin dış politikasını üzerine yerleştir­ meye çalıştığı bu önemli sözlerini. kendisiyle bera­ ber olan Şark millederinin beraber yürüyeceğinden emin­ dir.. Çünkü müdafaa ettiği.. Bütün vatandaşlarım tarafından da paylaşılan kanaatim şudur ki. acaba dünya­ daki yerimiz bugünkü yalnızlık olur muydu? Olmazdı sanırım. bütün şarkm davasıdır ve bu­ nu nihayete getirinceye kadar Türkiye. başarmışlardır da: Bir kere olsun ulusal şenlik günlerinde TRT’den işittiniz mi? Bense bunlara rastladıkça.

Kurtuluş savaşı ve sonrasını kim namusluca incelese bu gerçeği çırılçıplak görecektir.. bir yandan mazlum mil­ letlerle. Fakat esas itibariyle tetkik olunursa bi­ zim noktai nazarlarımız -ki halkçılıktır. Bizim nokta-i nazarlarımız bizim prensiplerimiz cümlece malûmdur ki Bolşevik prensipleri değildir. Elbette böyle bir prensip Bolşevik prensip­ leriyle tearuz etmez (ters düşmez). sağdan ve soldan iki itiraz belirir. Bahusus Bolşevizm millet içinde mağdur olan bir sınıf halkı nazar-ı müta­ 297 . Bi­ zim itikadımıza göre. şimdiye kadar cehalet ve uyuşukluklarının neticesi olarak. ne zaman kendi aramızda tartışsak. hâkimiyetin. ne yâni Mustafa Kemal Paşa Bolşevik miydi? El­ bette hayır.. demiştir ki: " . kud­ retin. Lâf. milletimizin temin-i hayat ve te­ alisi kendi kâbiliyet-i hazmiyesiyle mütenasip olan nok­ ta-i nazarlardır. zaten Mustafa Kemal Paşa bunu kendisi söy­ lemiştir. idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Sağdakiler der­ ler ki. bir yandan da “yeni bir tarzı içtimai tesisine ma­ tuf mücadele” veren ülkelerle Batı emperyalizmine kar­ şı iş ve güçbirliği politikasını içerir. sscB’nin Avrupa işçi­ leri üzerindeki yüksek manevi otoritesi ve Müslüman dünyasının Türk milletine olan bağlılığı.” Müdafaa-i Hukuk doktrini. buraya gel­ di mi. efendilerinin çıkarları için istismar et­ mek gayesiyle sabırlarını suistimal ettiklerini anladıkla­ rı ve çalışan kitleler tarafından müstemlekeci siyasetin meşum tesirinin şuuruna varıldığı zaman burjuva sını­ fının kuvveti ortadan kalkacaktır. itaatları sayesinde müstemlekeci kuvvetini desteklemiş olan her­ kesi Batılı emperyalistlere karşı birleştirmeye samimi dostluğumuzun kâfi geleceğini bize açık şekilde göster­ mektedir.min kendilerini.kuvvetin.

olmayı da düşünmüyormuş ama. tabii ki sosyalist değildir. Peki. politikasını da çok geniş tutuyormuş. Sovyet Rusya’ya olumlu davranıyor. istilacı­ lara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. yeri Bakû. Emperyalistlerin gururunu kıracağına.laaya alır. Fakat İngiliz hükümetinin aleyhinde yürü­ tülen her inkılâp mücadelesine yardım etmeye hazırız. Bolşevik miymiş. iki. bu mü­ cadelenin getirdiği dış politikasının da geçerliliğini azalt­ maz. sonradan vazgeçmiş! Bu bir de­ ğerlendirme yanlışıdır. yâni bizim siyaseti­ miz değildir. III. Lenin’in Aralof’a dediklerini tekrar hatırlamakta ya­ rar olsa gerek: “ Mustafa Kemal Paşa. Birisi Zinovyef. bir. soldan ne derler? Onlarsa Kemal Paşa’yı devrimini neden sosyalizme kadar götürmediğinden sorumlu tutmaya eğilimlidirler. komünist Enternasyonalin. Bir de. kabiliyetli bir lider. amacı böy­ le bir devrimin amaçları çerçevesinde kalır. İlerici. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilâtçı. ama bu devriminin de. Enternas­ y o n a li Genel Sekreterlik etmiş bir adam. mil­ li burjuva ihtilâlini idare ediyor. Lâf biraz uzadı ama. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup. değilmiş elbet. Bu itibarla dahi bizim milletimiz beşeriyeti tahlise müteşebbis olarr kuvvetler tarafından himayeye şayestedir. padişahı da yardakçılarıyla silip 298 . hadi bunun için de size iki geçerli tanık dinleteyim. 1 Eylül 1920. akıllı bir devlet adamı. San­ ki hesabında varmış da. idare dahil ülkede her şeyi halkın egemenliğine vermeyi tasarlıyormuş. diyor ki: “ Mustafa Kemal hükümetinin Türkiye’de yürüttüğü siyaset.” Bu konuşmasının tarihi. O.” Neymiş. Mustafa Kemal Paşa ulusal bir demokratik devrim lideridir (Sunyatsen gibi). anti-emperyalist mücadelesinin de. Bizim milletimiz ise heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur.

merak eder diye düşündüm. Koşullar öyle ki.” Bundan ne çıkar. Rusya ile Amerika’nın “ barışı koru­ mak için” bu bölgeye ortaklaşa bir müdahale yapabile­ ceklerinden söz ediliyor. yumuşama falan filân diye birtakım ge­ rekçeler uydurup. Tür­ kiye ile mazlum milletler arasındaki ilişkilerin de kurul­ masında ve geliştirilmesinde. onu böyle benimsemişlerdir. o zaman bir Alman Başbakanı çıkıp. barış içinde bir arada yaşama. (18 Haziran 1975) 2 SULTAN GALİYEV’İ TAKDİM Neymiş neymiş.süpüreceğine inanıyorum. günümüzde en büyük toplumsal çeliş­ ki sosyalist blokla kapitalist blok arasındaki çelişki miy­ miş? Gülerim buna! Dehşet dengesi. bu çelişkiyi nasıl da usturupla “ buz­ dolabına kaldırdılar” görmüyor muyuz? Görmüyor musunuz? Diyelim ki Ortadoğu karışıyor. iki yanın birbirini gerçek­ çi değerlendirişi yararlı olmuş. yâni Türk halkına yar­ dım etmemiz gerekiyor. belki dış politikamızı gerçekten Müdafaa-i Hukukçu bir ek­ sene oturtmaya heveslenenler çıkar da. Ona. İki ülkenin de. bu sayededir ki Türk dış politikası Cumhuriyet’in ilk yıllarında inanılmayacak kadar büyük başarılar kazanmıştır. İyi ama Ortadoğu’da müdaha­ 299 . Bütün bunlara ne gerek mi vardı? Ne bileyim. şu: Sovyetler. çıkar çıkar. Kemal Paşa’dan antiemperyalist bir milli burjuva devrimi lideri olarak söz et­ mişler.

uzun yıllar birlikte çalıştığı Galiyev’i 1923’ten itibaren kuşkuyla izlemeye başlamış. 1922’de şöyle demiş: “ Avrupa toplumunda bir sını­ fın. Sömürgelere gelince. kapitalist sınıflaşma he­ nüz belirginleşmediği için. kim okur kim dinler Sultan Galiyev’i? Kazanlı bir Türktür Galiyev. 1928’dey se açıkça suçlayarak on yıl Sibirya sürgününe mahkûm ettirmiştir. Peki o zaman daha yüzyılın başlarında Sultan Galiyev’in dedikleri doğrulanmış olmuyor mu? Diyeceksiniz ki. gerçek adı da sanırım Mir Said Sultan Alioğlu’dur: Sosyalist bir devrimcidir. Stalin. Sonrası meçhul! Bir rivayet Stalin’in onu da diğer birçok devrimci arkadaşları gibi kestirdiğidir.leye uğrayacak olan kim? Petrol üreticisi bir sıra devlet­ ler. proleterdirler ama. Sultan Galiyev’in bir özelliği var: Daha o zamandan gelişmiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki ilişkile­ rin. bu arada edebiyatla uğraşmak için izin istediği biliniyor. Galiyev’in 1939’da sürgünden dönüp Kazan’da oturması yasaklandığı için Kuybişev’e yerleştiği. Rusya’da devrim patladığı zaman Tiirkler arasında sos­ yalistlik için uğraşmış. Böyle bir değişiklik olduğu takdirde. Milliyet­ ler Komiseri iken. topu birden. Ona göre endüstrileşmiş ül­ keler. ne var ki kafa koçanında “ az gelişmiş ülke” yazıyor hepsinin. yâni burjuvazinin yerine konacak bir proletarya yö­ netimi mazlum ulusların durumunda hiçbir değişiklik yapmayacaktır. Molla Nur Vahıdof ile birlik­ te önemli sorumluluklar yüklenmiştir. 300 . proleterlik bütün olarak ulu­ su içerir. mazlum milletlerdir onlar. sömürgeler karşısında aynı tutumu korumakta­ dırlar. gelişmiş ülkeler sözde sosyalist olsalar dahi pek de değişmeyeceğini söylüyor.

” X X .bu mazlum uluslar halkı için iktidara yeni bir efendinin geçmesinden başka bir anlam deyimlemeyecektir. Amerika’nın Ai­ lende Şilisi’ne davranışıyla. her iki taraf. parti yönetici kadroları içinde gittik­ çe güçlenen teknotratlar olarak görülüyor. merkeziyetçi bürokrasi diktası sosya­ list toplumlarda. Galbraith’in teknostrüktür dediği teknik kadrolar. yüzyılın son çeyreğine girerken ne görüyoruz? Dünyanın önemli başkentlerinde yapılan hemen bü­ tün uluslararası toplantılarda (sözgelişi dünya besin top­ lantısı). sözgelişi. İşin garibi. üstelik bu kuralların sosyalisti kapitalisti pek yok. birbirinin davranışını inanılmayacak bir anlayışla karşılıyor. “ bilimsel sosyalizm” iddiasında bulunanların öğretiye uygunluk dereceleri sanki onlardan daha mı ileridir? Bir kere şu gerçeği hiç gözden kaçırmayacağız: Endüstri uygarlığı kendi kurallarıyla geliyor. Rusya’nın Dubçek Çekoslovakyası’na davranışı birbirinden çok farklı değil! Üs­ telik. Galiyev’in o tarihte son derece ga­ rip. O kadar ki. Bu sos­ yalizmler elbette öğretisel ve bilimsel sayılmazlar ama. (Stalin niye yalnızdı da Brejnev’in yanında hep bir Kossigin oldu sa­ nıyorsunuz?) Ayrıca. tıpkı onun öngördüğü gibi ilerlemiş devletler sultasına karşı girişilen birçok bağımsızlık ha­ reketi sonunda sosyalist bir renge bürünmüştür. 301 . endüstrinin çalışma ve yaşama çarkı giderek her iki toplumu da aynı kalıptan dökül­ müşe çeviriyor. eskiden sömürge olan şimdi ise geri bırakılmış sayılan ülkelere karşı sosyalisti ve kapitalistiyle gelişmiş ülkelerin beraberce hareket ettiğini mi? Günümüzde yeryüzünün büyük çelişkisi endüstri­ leşmiş ülkelerle geri kalmışlar arasındaki çelişki olarak beliriyor. monopolcü kapitalist toplumda. hâttâ yanlış karşılanan bir savı da bu arada handiy­ se gerçekleşmiş.

Türki­ ye ile onca ilgili Sultan Galiyev üzerinde yeterince bilgi­ nin olmayışı: Galiba. öte 302 . önce proleter ulusları artık proleter olma­ yanların sultasından.O zaman çağdaş sorunumuzun konumu ne olmalı­ dır? Endüstrileşmenin. sağda da solda da. akılcılığı. geri bıraktırılmış toplumlarla içten özgürlük ilişkilerine girmek mi? Ba­ na sorarsanız.). barışı koruma ayaklarıyla basbayağı iş­ birliği yapan. uzun süre Milliyetler Komiserliğinde Stalin’le birlikte çalışışı onu Bolşeviğin önde gideni saymaya yeter. solcular ise sağcı diye! Malûm ya. gelişmişlerle gelişmemişler arasında. Rus­ ya Türkleri arasında. endüstrileşmiş toplumlarda ise bu toplumların ezilmişlerini ezenlerin sultasından kurtar­ mak gerek! Şu halde toplumsal diyalektik. beni asıl şaşırtan. zalim ve duygusuz bir ik­ tidar haline getirmesinden kurtarmak. yeryüzü ça­ pında ana çelişkiyi. sağcılar onu solcu diye bir köşe­ de bırakmışlar. Bolşevik partisine üye oluşu. gelişmiş ülkeler çapındaysa. Bu arada cevap aranması ge­ reken en önemli soru da galiba şu. az gelişmişlere kar­ şı yumuşama. libe­ ral demokrat Müslümanlarla (Sadri Maksudi vs. proletarya ile burjuvazi arasında saptamış oluyor. sosyalist etiketli ve kapitalist gelişmelere karşı gelişmemişlerin tavrı ne olacak? Sultan Galiyev’in tavrı mı? (19 H a z ir a n 1975) 3 G A L İY E V ’İN BAZI TE ZLE R İ (Yok ama. cedit hareketinin ileri gelenleriyle bu sıfatla mücadele edip.

Rusya Türkleri arasındaki büyük etkisiyle ilginç. ilginç bir adam bu Sultan Galiyev! O dönem için ileri sürdüğü fikirle­ rin değişikliğiyle ilginç. Bunun için de asıl bu ülkelere el uzatıl­ ması gereklidir. s s c b Dışişleri Komiserliği gözlemcisi olarak Mahmudov adında Rusyalı bir Türk de bulunuyordu. Galiyev de bu fikirde. yalnız o ulusal kurtuluş hareketlerinde ve ulusal demokratik 303 . yâni sömürge ya da yan-sömürge durumuna indirgenmiş Doğu ülkelerin­ den gelecektir. hâttâ Rusların elindeki Türk tutsaklarından iki bin kadarını örgütleyip devrimci bir parti kurmaya iteleyen de. hem değil: Mu­ tabık. dünya devriminin Batı proletaryasından kopacağını bekleyen Rus Bolşeviklerine karşı kesinlikle bunun bir yanılgı olduğu­ nu savunuyor: “ Batı proletaryasından hayır yoktur. daha sonra Mus­ tafa Suphi’yi oralarda sorumlu kılan da.yandan. kimdi derseniz. devrim mutlaka mazlum ülkelerden. bu yüzden Stalin’le uyuşmazlığa düşüp bu uyuşmazlığı ha­ yatıyla ödemiş olması da sağcılığına kanıt sayılabilir.) Haberiniz var mıydı? Bizim Sivas Kongresi’nde. hep o! Nedeni de belli bunların: Sultan Galiyev. mücadele gücünün yüksekliğiyle ilginç. zira Lenin o tarihlerde Komintern’in ikinci'kongresine sunduğu bir programda (Temmuz 1920) ulusal demokratik devrim ve kurtuluş hareketlerinin destek­ lenmesini öneriyordu. Gönderten de. Oysa. ne yanından bakılırsa bakılsın.” Bu konuda. Rusya Türklerinin haklan için savaşmış. nihayet Türkiye Türklerinin kaderine karışan bazı ey­ lemleri ve çabalarıyla ilginç! O yüzden biraz daha üzerinde oyalanacağız. Lenin’le hem mutabık. Sultan Galiyev’di elbet! 1919 Ağustosu’nda Rusya’daki “Jöntürklerle” “ İslâmın Kurtulu­ şu Birliği” diye bir örgüt kurduran da.

kapitalist olsun. İkinci neden de şu: Burjuvazi yabancılaşmış. bu güç birliğinin “ geçici” olacağı konusunda da herhangi bir kesinlik getirmiyor. sosyalist olsun. Doğu’da o tarihten bu tarihe bir sürü “ devrim” gerçekleştiği gibi. birincisi şu: Galiyev’e göre. o ülkelerde Batılı anlamda burju­ va sınıfının ve proletaryanın gelişemediğinin kanıtıdır. küçük burjuvalar olacağını. oluşan burjuvaziyi kendi çıkarlarına bağlı yabancı. İki nedeni var galiba bunun. bu örgüt Bandung Konferansı’ndan itibaren üçüncü dün­ ya halklarının işbirliği olarak somutlaştı sayılır. en­ düstrileşmiş ülkelerin bugünkü dünyada henüz geliş­ mekte olanları kendi kanatları altında denetimde tuta­ 304 . dediği biçimde gerçekleşti. Bu da. o ülkelerin mazlumluğu mil­ letin bütününe yayılmakta. bu devrim­ ler üstelik tam da Sultan Galiyev’in dediği koşullar altın­ da. proletar­ ya ve köylülüğün de onları izleyeceğini ileri sürüyor. O sözgelişi bir Sömürü­ len Halklar Enternasyonali kurulmasını öneriyordu ki. sömürülen mazlum ülkelerde sömüren zalim ülke­ ler zaten ekonominin belini kırıp onun olağan gelişme­ sini önlemekte.devrim girişimlerinde başı çekenlerin bu ülkelerde ister istemez aydınlar. Şu dediklerim üzerinde biraz derinleşelim: Rusların Batı proletaryalarından sosyalist devrim beklemelerinin ne kadar yanlış olduğu sonradan mey­ dana çıkmadı mı? Bütün dünya hâlâ Batı proletaryala­ rından “devrim” bekleye dursun. bu da gerçekleşmedi mi. şu halde kurtuluş savaşıyla ulusal demokratik devrimi sürekli bir güçbirliği halin­ de geliştirmeleri şart olmaktadır. proletar­ ya ise gelişmemiş olunca. Ayrıca. Hıristiyan ve komprador bir niteliğe ulaş­ tırmaktadırlar. onun bir de daha önce sözünü ettiğim endüst­ rileşmiş ülkelere duyduğu güvensizlik konusu var.

” Rusların da buna pek ses çıkarmadıkları görülüyor. herkesi yarı budala yerine koyuyorlar: Neymiş. 305 .. onların âhenk içinde uyuşmasını öngören” bir düşünceymiş. bu konuda kuşkularınız olduysa bir güzel dağılacak.. var. KEMAL Canım siz olsanız kafanız bozulmaz mı? Bunu ikide bir yapıyor. onun için ben size ‘sevgili Henry’nin. M ustafa Kemal düşüncesi “ sınıfları reddeden. daha Sultan Galiyev böyle bir blok demek olan Sömürgeler Enternasyonali’ni ortaya attı­ ğında iyice bozulmamışlar mıydı? Fakat benim. Sultan Galiyev’in yarı sömürge toplumlarm ulusal demokratik devrim ve kurtuluş savaşlarını yorumlayan savlarıyla.kafamı bir de ne kurcalıyor bilin baka­ lım. Mustafa KemaPinkiler arasındaki müthiş ya­ kınlık! (20 Haziran 1975) 4 SULTAN GALİYEV VE M. elbette çıkarmazlar. za­ ten bu yüzden “ sosyalizmlerden ayrılır” mış. yâni Doktor Kissinger’in Ottova gezmesinde bazı söyledik­ lerini aktaracağım. Var. Bakın ne diyor “ Sevgili Henry” !: " . ‘yumuşama’yı gerçek bir barış niyetine yo­ ranlar var. Haklı özlemlerini anlayışla karşılamakla birlik­ te üçüncü dünya adı altında yeni bir kuvvet bioku kurul­ masına karşıyız.bilmek için bir yumuşama (detente) politikası icat ettik­ lerini kim bilmiyor. Kendilerini hiçbir bloka bağlı olmayan­ lar diye tanımlayanların yeni bir blok oluşturmalarını hoş karşılayamayız.

ne var ki onun yaklaşımı. Mustafa Kemal Paşa sosyalist değildi. Ana­ dolu’daki Ermeni ve Rum burjuvazisinin hemen hepsi­ ni de. “ ulusal birliğe” inandığı ve savunduğu söylenir olmuştur. asıl CHP’nin ilk kurulacağı sıralarda İz­ mit toplantısında belirtilmiştir. Buradan tutturarak. Müslü­ man olmayan azınlıkların yabancı şirketlerle kurdukla­ rı işbirlikleri gelişmiştir. “ amele sını­ fına” dayanmasını ileri sürüyor. Başka türlü söylersek. yeni kurulacak “ fırka” nın herhangi bir “ içtimai” sınıfa dayanıp dayan­ mayacağı sorununu tartışıyorlar. Mustafa Kemal. bir kere. o tarihte Türkiye’de çağdaş toplumsal sınıfların “teşekkül etmemiş” olduğu kanı­ sındadır. çokluk fırın işletecek bir Türk bul­ 306 . Orada. Mustafa Kemal Paşa’nın sınıflara ilişkin görüşleri. Ya nasıldır? İşte burada Sultan Galiyev’i hatırlayacaksınız! Mustafa Kemal. Atatürk’ün sosyal sınıflara inanmadığı. yurttan sürüp çıkardığı bir gerçektir. Acaba ne de­ receye kadar gerçektir bu? Daha önce yazdığımı sanıyorum. yarı sömürge olan im­ paratorlukta ya komprador liman burjuvazisi oluşmuş. Bazıları. sınıf soru­ nuna bir sosyalist gibi yanaşmamış olması gayet olağan­ dır. ya da ticaret ve endüstri burjuvazisi niyetine. buna yandaş çıkmamış! Bütün yoksullan içeren “ halk” deyi­ mini partisinin adı olarak yeğlemiş.Alın size bir “ İnönü Atatürkçülüğü” daha! Yanılmıyorsam. büyük bir demokrattı. sonradan sınıflararası iş­ birliği ve âhenk propagandasının şampiyonluğunu ya­ panların ileriye sürdükleri gibi de değildir. Kurtuluş mücadelesinin komp­ rador burjuvazisinin önemi ve etkili bölümünü de. halk yığınlarının ya­ şadığı kasabalarda. O kadar ki Yakup Kadri ve Fâlih Rıfkı sık sık emperyalizmin bizi ulusça mahkûm ettiği yoksulluğu.

Yalnız yeri gelmişken Mustafa Suphi’nin Galiyev’le yakın ilişkileri olduğunun kesin sayılması gerek­ tiğine işaret edelim. ana çelişkiyi Türkiye’nin “ mazlum” halkı ile emperyalizm arasında görüyordu. Mücadele hâlâ daha. daha sonraları üçüncü dünyanın emperyalizmle mücadele ku­ ramına temel sayacağı görüştür. Mustafa Kemal. o ta­ rihlerde Sultan Galiyev’in de işleyip geliştirdiği. işçi. böyle olunca da 307 . eşraf. artık biliyoruz ki.) Burada bir başka şeyi daha hatırlatacağız! Mustafa Kemal Paşa’nm “ Sây/Emek Misak-ı Milli” si programım. tartış­ mak gerekir. memur. asker. her türden ayrıca­ lıklara. Rusya’da onun yürüttüğü eylemden ve savunduğu fikirlerden ha­ beri olmuş mudur olmamış mıdır? Olmaması bana ga­ rip geliyor ya. Ne diyordu Mustafa Kemal. ilerici aydınlarla halk arasında ge­ lişmiş bir tarihsel blokun sürdürdüğü ve kazandığı sa­ vaşın diyalektiğine dayanarak. nasıl di­ yordu. “ Nasıl olsa bize muhtaç olacaksınız” diyen Lord Gurzon’a ve ülkesinin Türkiye içinde kışkırttığı karşıdevrimci isyanlara karşı veriliyordu. aynı emperyalizmi eko­ nomik alanda bir Sây/Emek Misak-ı Millisi içinde omuz omuza verip yenelim ve kovalım. hatırlayalım: Saldırgan emperyalizmi köylü. Böylece mazlum uluslarla emperyalizmler arasındaki çelişkiyi ön plana alıyordu. omuz omuza verip nasıl Misak-ı Milli ile yenip kovduysak. Mustafa Kemal’in çağdaş anlamda karşıt çıkarlı sınıfların yokluğundan söz etmesini işte bu perspektif içinde ele almak. Bu. zabit. o da şu: Mustafa Kemal Paşa’nın Sultan Galiyev’den.manın bile zorlaştığını yazıyorlar. henüz bu alanda ciddi bir araştırma yok sanırım. (Burada beni meraktan çatlatan bir şey var. Türkiye içindeki yabancı şirketlere.

ikin­ ci İngilizlerce kışkırtılan Kürt ve irtica isyanlarında ye­ ni rejime dayanak olması zorunluluğu. bütün “ hızlı tüfekçiler” nasıl kabul etmiş­ lerdi de. (Bilmem ama. (21 Haziran 1975) 308 . Emperyalizme karşı Halk Cephesi! Bu mu sımfsızlık politikası? Buysa. nihayet toprak­ sızlardan önemlice bir bölüğüne kaçmış Ermeni ve Rum arazilerinin dağıtılabilmesi (Ege’de mübadillere kırkar dönümlük toprak verilerek handiyse fiili bir toprak re­ formu gerçekleştirilmiştir) sonradan sivrileşecek toprak­ lı topraksız çelişkisini hayli törpüleyip ikinci plana iti­ yor. Stalin dahil. sonraları uygulaması çok görülecek bir ulusal cephe girişimi. bana Halk Fırkası girişimi. bir halk cephesi girişimi gibi görünmektedir. Mustafa Kemal de bunlara dayanarak. Bakû Doğu Halkları Kurultayı’nda da. bir parti girişiminden çok. destek­ lerini açıklamışlardı.sömürücü burjuvazisi azınlıklardan oluştuğu için çoğu yurdu terk etmiş ve dağılmış olan Türkiye’de sınıfsal bir iç çelişki keskin ve vahim olarak görülmüyordu.) Hiç mi itiraz edilemez? Peki ya eşraf. sanayileşme ufukta görünmediği için de proleter varlığım hissettiremiyordu. bizde henüz çatışan sınıflar yok. tek sınıfız yâni halkız diyebiliyordu. Mus­ tafa Kemal’in saptadığı da bu olsa gerekir. yalnız eşrafın bir kere kurtuluş sa­ vaşında ulusal harekete destek olmuş bulunması. ya toprak sa­ hibi ayan da yok muydu da mı denilemez? Elbette denilebilir. Sultan Galiyev’inkini. hepimiz yoksuluz. o tarihlerde.

. acaba patron ile müşteri ilişkisinden başka mümkün olabilecek diğer ilişki biçimleri yok mu­ dur? “Asya ve Afrika ülkelerinin çoğu ve özellikle bağım­ sızlıklarına yeni kavuşan devletler. kimliklerini koruyabilecek irili ufaklı öteki bü­ tün devletlerle ilişkilerinde hareket esnekliğini sürdüre­ bilecek. şimdi kimse hatırlamak istemez. Gücü olanlar etkilerini bin farklı şekilde duyurmakta­ dırlar. " . Bunlardan biri. bir yazısında aynı şeyden yakınmakta.. Gerçekte birçok ülkenin içişlerine önemli ölçüde kanşma söz konusudur. bir süper devletin çıkarlarına karşıt başka bir süper devletin bütün stratejik çıkarlarım benimsemek309 .. Birleşmiş Milletler’de. sadece kâğıt üstünde kabul edilmiştir. ötekinden pek çok avantajlar sağlayabilecektir. şu Hindis­ tan’daki İndira Gandi var ya.” Aşağı yukarı aynı nedenlerden Gandi’nin kaderini paylaşan Pakistan eski Başbakanı Zülfikâr Ali Butto ise.5 ‘M A ZLU M M ÎL L E T L E R İN Ö N D E R LE R İ N E DİYOR? Hadi hadi. Bunların pek büyük çoğunluğu için. milliyetçiliklerini ifade ede­ bilecek. özellikle ev­ rensel bir yarışa katıldığı zaman karşılığında yeter Öl­ çüde bir şey vermeden. bloklar dışında kal­ ma yolunu seçmek suretiyle içgüdülerine uyarak bu du­ ruma şerefleriyle mukabelede bulunmuşlardır. kelimesi kelimesine şunları söylemişti: Bir halkın kendi hükümet türünü seçme hakkı. bir tarihte. Bir süper devlet ile daha küçük bir devlet arasında. çare olarak blok­ suzluğu görmektedir. Bir evrensel devlet ile daha küçük bir devlet arasındaki gibi olamaz..

Halkların iradesinin zaferinden ve emperyaliz­ min yıkılmasından söz etmek ve bunun sentezine var­ mak yeni bir şey değildir. Ama işin halkımızın iradesi ile ilgili olan yanının.) Dolayısıyla işbirlikçi ge­ rici isyancılar sıfatı tam olarak uymaktadır ona. halkların iradesinin nerede zafe­ re ulaşacağını ve emperyalizmin ne zaman devrileceği­ ni önceden tahmin etmek olması lâzımdır. hayır: Bir de. hak kuvvetlerinin haksızlık kuvvetle­ rine karşı benimsediği bir taraflılıktır.975’te diyor ki Saddam Hüseyin: " . Bu yalnız yüksek dağlarda ve yalmz emperyalizmin uşak­ larının isyanı değildi.ten kaçabilecek.” Bitti mi. Uluslararası düzeyde. " . bu suretle dengesi bozulmuş dünyaya biraz denge sağlayabilecek tek yol budur.. karşı te­ mel ilkeleri. Böyle istiyoruz ve tarafsız bir ülke olarak bu­ nu istiyoruz. Aynı zamanda devrime. emperyalizmin sillesine uğra­ mış. Böyle is­ tiyoruz ama Irak’ı böyle isterken emperyalizmin ters yönde başka bir şey isteyeceğinden emin olmalıyız.. 7 Haziran 1. (Barzani isyanını kasdediyor. politikası ve yöntemlerine. Bu tarafsızlık onu sömürenler arasında bir tarafsızlık değil.. Emperyaliz­ min bu ülkedeki tüm varlığı yüksek dağlarda devrildi. Doğru olanın yanında doğru olmayana karşı bir taraflılıktır.” Eylüle girdiğimizden midir nedir. şu günlerde Allende’yi anıp duruyorum. genel olarak de­ ğişik birlikleriyle devrim kuvvetlerine karşı girişilen gerici bir isyandı. emperyalizme karşı güdü­ len politikanm pekiştirilmesinde öncü rol oynamak is­ tiyoruz. hadi emperyalizm ve Üçüncü Dünya konusunda ondan da yeni birkaç söz aktarayım: 310 . yiğitçe uğraşarak onurunu kurtarmış bir ülkenin (Irak’m) Devrim Konseyi Başkam Saddam Hüseyin’in bir konuşmasından bazı şeyler duyurmak istiyorum..

mali ve ticari düzen. topluluğumuzun türdeş olmadığı. dayanılmayacak koşullar altında yaşayan güçlerin egemenliği altındadır. zenginleşen uluslarla hâlâ yoksul olan uluslara bölündüğüdür. kültürel etkiler ve bazı durum­ larda ve bazı ülkelerce her türlü baskı BM Anayasa­ sın da benimsenen koşullan bozarak silâhlı müdahale dahi kullanılmaktadır. Topraklarının tümü ya da bir kısmı yabancıların elindedir..Dünyayı olduğu gibi görebilmeli. Bunlardan da kötü olarak. " . Fakir ulusların içlerinden daha fakir olanlar. Bu uluslar hâlâ sö­ mürge boyunduruğuna katlanmak zorundadırlar. Bu savun­ mada ekonomik güçler. Hatırlanması gereken ilk nokta.. Nü­ fuslarının çoğunluğu ırksal önyargı ve ırk ayrımının bas­ kısı altındadır. kendimizi bir taraftan hayallere ve esrarlı tavırlara karşı korurken. (14 Eylül 1977) 311 .. şimdi M ustafa Kemal’in aynı konudaki düşünce­ lerini ele alacağız. bolluk içindeki ülkele­ rin çoğu tarafından inatla savunulmaktadır. karşılaştırmada çok işinize yaraya­ caktır. “ .” ‘Mazlum’ ulusların ‘mazlum’ liderlerinden birkaçı­ nın dünyanın düzeni üzerindeki düşüncelerini öğren­ dik. derin toplum­ sal eşitsizlik kitleleri baskı altmda tutar ve sadece ayrı­ calıklı bir azınlığa yarar. di­ ğer taraftan eski sorunlarımız için yeni çözümler sağla­ yabilecek şekilde yaratıcı olmalıyız.. Üçüncü dünyanın bu kadar aleyhine olan bu ekonomik.

dış politika üzerine tartışma açılıyor... özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir.” Üçüncü dünya liderlerinin durumu nasıl ele aldığım konuştuk. Bu zihniyet hâlâ. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz bu zihniyet mevcuttur. devleti uluslararası kuruluşlarda. Batılı zihinlere yerleşmiş bu fikirler.6 M U S TA FA K E M A L N E D İYOR!. bu arada Birleşmiş Milletler’de temsille görevli diplomat­ larımız. Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının hangi eksene oturtulmuş olduğu daha gü­ zel meydana çıkacak. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşı iki ilke söz konusu ol­ duğu vakit.. ” (Eylül 1923) 312 . Ne demiş bakalım. O zaman. (. Ve Avrupa’da hâlâ Türk’ün her türlü gelişmeye karşı bir adam oldu­ ğu. onu göreceğiz.) Bizi aşağılanmaya mahkûm bir toplum olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı.. hem üçüncü dünya­ yı idare edebilirmişiz. manen ve düşünsel düzeyde gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu zannedilmektedir. ‘dünyalara be­ del’ Mustafa Kemal’imiz: “ Yüzyıllardan beri düşmanlarımız Avrupa ülkeleri arasında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri yay­ mışlardır. bunun en büyük kaynağını bulmak için Avrupa’ya bakmalı. çöküntümüzü çabuklaştırmak için elinden geleni yapmıştır.. şimdi bu devletin kurucusu nasıl ele alıyor­ muş. Bu çok büyük bir ya­ nılgıdır. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri’nde. emperya­ lizmin yararına işleyen statükodan yana görünüyorlar: “ Hem Batıklar arasında kalabilir. her şeye ve bütün olaylara rağmen mevcuttur. üçüncü dünya ülkelerinin ağırlığını duyumsat­ tığı ‘yeni ekonomik’ düzenden yana değil de.

söylediklerine göz atalım: “ Efendiler. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa. Gerçi bu izlenimleri duyan ulusların başında hâlâ mev­ cut müstebit dimağlar istibdadlannı kuvvetleriyle yaşat­ maya çalışıyor. Türkiye büyük bir. sen Doğu milletlerinin Türkiye ile birlikte yürüyeceğinden söz ediyorsun.. İşte ancak o zaman Batı’da.” (Temmuz 1922) (Hey Paşam hey. Bütün insanlığın zihniyetinde önemli izlenimler doğmuştur. bu hücumlar elbette kırılacaktır. harb-i umu­ miden yalnız Rusya ve Türkiye’de ders alınmadı.. Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türki­ ye’ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş ise­ ler de bunu bir defa daha doğrulamak gereğini duyuyo­ rum. Efendiler. dünyadaki son olaylardan. bütün mazlum milletle­ rin. İşte o zaman milletlerin bütün amacım insanlık ve karşılıklı sevgi oluş­ turacaktır. kendisiyle beraber olan Doğu millet­ lerinin beraber yürüyeceğinden emindir. biz onları terk ettik. önemli bir ça­ ba harcıyor. onlar bizim aç­ tığımız yolda yürüyorlar. bütün Doğu’nun davasıdır ve bunu nihayete getirin­ ceye kadar Türkiye. Çünkü savunduğu. Anadolu bu savunmasıyla yalnız kendi hayatı­ na ilişkin bir görevi yerine getirmiyor. bütün dünyada gerçek sükûn. 313 . daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. üstelik bu­ nu yapanlar bu kötülüğü senin adına yaptılar...) Hadi bir de ‘Ukrayna Cumhuriyeti Fevkalâde Mu­ rahhası’ General Frunse’ye." . gerçek refah ve insanlık hüküm sürebilecektir. belki bütün Doğu’ya yöneltilmiş saldırılara bir sed çekiyor.” (Ekim 1921) “ . Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. Fakat az zaman içinde bütün dünya hak­ kın ne tarafta olduğunu teslim edecek ve toplumlar bi­ rer yüksek insanlık kitlesine dönüşecektir.

” Hem Batılılar arasında bulunulur. Bugün günün ağardığım nasıl görüyorsam..) Sömürgecilik ve emper­ yalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler ara­ sında hiçbir renk. Onların yeniden doğuşu. fikirlerine derin vukufum vardır. yoksa Türkiye Dı­ şişlerinin ‘sayın’ yetkililerinin söylediklerine mi? Onun 1933 Martı’nda söylediği şu sözlerin altına imzasını ata­ bilecek bir Dışişleri sorumlusu düşünebiliyor musunuz bugün: “ Şark’tan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. şu sıraladığım sözlerle Bandung Konferansı’nın ve üçüncü dünyanın temel ilkelerini daha 1920’lerde atmıştır. As­ ya’da rastladığımız gibi. Saldırganlar ve onların saldırgan or­ duları baskılarını üstlerinden eksik etmedi. (. Kemal Paşa ki. Kemal Paşa’mn sözleri üçüncü dünyanın lider­ lerinin söylediklerine mi benziyor. Fakat bu baskı ne kadar güçlü olursa olsun. Ben bir yıl süren bir savaş sırasında Afrika’da o savaşı­ mı yapan insanlar içinde bulundum. bu büyük fikir hare­ ketine karşı duramayacaktır. kuşkusuz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır. Bütün mazlum millet­ ler zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir. hem de üçüncü dünya ile iyi ilişkiler sürdürülürmüş. bütün Do­ ğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. Bağım­ sızlık ve özgürlüğüne kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır..“ Bu fikir hareketinin güçlü eserlerine Doğu’da.” (Ocak 1922) Nasıl. Afrika insan­ ları belki kişisel özgürlüklerini daha önce algılamışlardı. uzaktan. fırsat bulamadılar. İnsanlığa yönelen fikir ha­ reketi er geç başarıya ulaşacaktır. Afrika’da da olduğunu görürüz. Onlarla yakından temasın. ken­ di Cumhuriyeti’nde böyle emperyalist göbek atanları 314 .

Bi­ lindiği gibi. 1 9 Tem m uz 1336 (I920)’da y azdığı şifre­ ye bakılırsa. doğduğuna! (15 Eylül 1977) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Mustafa Kemal Paşa’nın. Süleym an Sami’nin bundan sonra da arada kuryelik ettiği. Mustafa Suphi ve Türk Bolşevikleri üzerinden yansımış olması büyük bir olasılıktır. türlü tanıklıklarla saptanm ıştır. Galiyev’in tezlerinden çok uzak oldukları söylenemez. Bilmediğimiz. Rusya’daki Türk Bolşeviklerinin. Türkiye’de Sol Akım lar'nda.. Bu arada. sınıf savaşımını geri plana ittiğini biliyoruz. Sovyet Devrimi’nin en civcivli zamanında. İlişkinin varlığı uzun süredir biliniyorsa da. Süleyman Sami Türkiye’ye gelmiş.kulağından tuttuğu gibi. bu konuda dikkatli notlar göze çarpıyor. Baku’da örgütlenmiş olan Türkiye Komünist Fırka­ sı adına.. ‘Mazlum milletler’ kuramının. ‘kurtuluşun şarktan geleceği’ fikrinin. şundan ki bunları bir araya toplayan ve örgütleyen Galiyev'in ta kendisidir. m üstemleke halkının bütün sınıf­ ları arasında bir birleşme gereklidir” dediği. İşin derinliğine inil­ dikçe. doğ­ duğuna pişman ederdi. Mustafa Suphi ile Mustafa Kemal’in ilişkileri ak­ la gel iyor. (Mete Tu n çay’ın. özel olarak Rusya’daki Türk Bolşevikleri arasında sıkı ilişkiler vardı. Mustafa Kemal ile Mus­ tafa Suphi arasında bir mektuplaşmanın cereyan ettiği.) 315 . ne yapardı bilir misiniz. Trabzon’dan. Sultan Galiyev’in de. Ankara Hükümeti ile ge­ nel olarak Bolşevikler. Galiyev’le Mustafa Kemal arasında fikir paralelliklerine daha çok rastlanır. Kemal Paşa’ya. Kapsamı­ na ilişkin bilgi azdır. 3. “sınıf mü­ cadelesinin m üstemlekelerde tatbiki tam gerçekleşem ez” ya da “ istiklâl mücadelesi için. em peryalizme karşı savaşırken. Mustafa Suphi’den Mustafa Kemal’e bir mektup getirmiştir. sayfa ı 192 ve sonrası. 1920’li yılların başlarında. Kafkas Fırkası Komutanı Miralay Rüştü Bey’in.

. fakat G aliyev ve ya n ­ daşları zayıflayınca eleştirilm eye başlanmıştır. Mustafa Sup­ hi’nin Yeni Dünya’da yayım ladığı yazılar. daha sonra idil ve Ural çevresinde. Stalin’in bu anlaşmayı geçerli saymadığı yazılmaktadır.Teşkilâtım ız Rusya Komünist (Bolşevik) Fırkası’yla daha yakın m ünasebete girişm ekle beraber.” Aynı layihada ‘faaliyeti­ nin dört cephesini’ sıralarken önce Idil ve Ural bölgesini (Ka­ zan. Müslüman İşleri Komiserliği’nde. Müslüman iş­ leri Kom iserliği’nden alıyor. Müslüman ‘zahm etkeşleri’ne yayım ladığı bildiriler.. nihayet bütün Rus­ ya M üslüm anlarını içine alacak boyutta bir Turan Sosyalist Cum huriyeti için Lenin ve Troçkiy’le anlaştığı.. o tarihte Sultan Galiyev’in başında bu­ lunduğu örgüt ve hareketin kapsamı içindedir. Saratov) sonra Kırım bölgesini. sonra Türkistan’ı nihayet Azerbaycan’ı saymıştır. ‘Tü r­ kiye Komünist Teşkilâtı Merkezi Heyetinin faaliyeti hakkında* Bakû Kongresinde verdiği ‘layihayı’ incelersek görüyoruz. benim bütün Rusya Müslüman İşleri M erkezi Heyet İdaresinde âzâ ve B eynelm ilel Şark Tebligat ve Neşriyat Şubesinde reis o l­ m aklığım . G a liye v’in ve arkadaşı N u rV a h idof'un. Belçika’daki Mouton Yayınevi’nin Le Souttangaliyevisme adlı ilginç incelem esinde. ilk teş­ kilât devrinde bütün maddi ve manevi vesaitini. M üslüm anlar arasında küflenm iş fikirlerin yık ıla ra k inkılâp ruhunun yükselm esine sarf ediyor.. He­ sapça. kuvvetinin m ühim bir kısmını. Şamara. gerekse çatıştığı yerler. G aliyev’in ‘resm i’ tutumu (ki Mustafa Suphi’nin de bu­ nu uygulam aya çalıştığı görülmektedir) Sovyet iktidarı zayıf iken Bolşevik Partisi’nce onaylanm ış. Ba­ kın ne demiş: “. Stalin’le bunun anlaşmasını imzaladığı. Gerek bağlı bulunduğu örgüt. bütün faaliyetim izin Rusya’daki M üslüman işle riy­ le beraber ilerlem esine sebep olarak. m erkezi heyet. önce Kazan ve çevre­ sinde.Peki Mustafa Suphi’nin o zamanki tavrı nedir? Bunu. Galiyev tezlerinden izler taşı­ 316 . fakat beyazlara karşı Kazan’ı savu­ nurken kırılan Müslüman Kızılordusu gücünü yitirdikten son­ ra.

. sonra M oskova’da kötü kişi olması. Belki bu durum. dünyanın bütün 317 . ikisinin de em peryalizm e karşı mücadeleye öncelik ver­ mesi kadar.. Şark’ı onun etinden kurtarm ak gerektiği' önkoşuluyla. Mustafa Suphi’nin Mustafa Kemal’e yazdığı mektuplarda da görm ek olasıdır. Mustafa Suphi’nin Kemal Paşa’nın koşulları­ nı kabul etmekteki aşırı uysallığını açıklar. Rusya’da Gaiiyev hareketinin eleştirilm eye başlamış ol­ ması. Anadolu hareketinin sosyal bir ihtilâl olmaktan çok Tü rk m illetinin em peryalist düşm anlara karşı bağım sızlık ve hürriyetini kurtarmasından başka bir şey olma­ dığına kani b u lu n u yo ru z. Rus Bolşeviklerine karşı da aynı tutumda bulunmasıdır.. m azlum milletlerin kurtarılması. Fakat G aliyev’le Mustafa Kemal arasındaki asıl önemli ben­ zerlik. Mustafa Suphi’nin kendisine şunları söylediğini Ati Fuat Paşa naklediyor: “.. ‘em peryalizm e öldürücü dar­ beyi indirm ek için. Mustafa Kemal’in ‘Anadolu yalnız kendisi için de­ ğil. Üçün­ cü Enternasyonal kom ünizm in Tü rk iye dahilinde uygulanm a­ sını m utlaka kabul etm iş değildir. Galiyevciliğin gittikçe bir suçlanma konusu haline gelmesidir. bütün m azlum m illetler için savaşıyor’ ilkesi. Ayrıca. 2 Ocak 1921’de. Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya geçmek istediği sıralarda..maktadır. Kars’ta. anlayabildiklerim izi. Anadolu Hareketi’nin güçlendiği sı­ rada. Sultan Galiyev’in fikrine göre. anti-em peryalist (yâni dışardaki sınıf savaşımı) savaşın kazanılması sapta­ masına dayanmaktadır. bağım sızlığına kavuşturulm ası konusunda. genel siyaset bakım ından u y­ gun g ö rü yo ru z” diyor. Sultan Galiyev’in önce el üstünde tutu­ lurken.” Daha sonra Mustafa Kemal Paşa’nın ilkelerini anlam aya çalıştıklarını ilâve eden Mustafa Suphi “.’ demesi düşü­ nülemezdi. Türkiye'nin sosyal kaderi kendisine bırakılmıştır. Aynı fikri. aynı temel saptamaya içerdeki sınıf savaşımından önce. Daha da ilginci. Aksi halde Mustafa Kemal’in ona ‘amaç ve ilke yönünden bizim le tam a­ men birlik olan Tü rk iye İştirakiyyun Teşkilâtı..

Mustafa Suphi. hem Mustafa Kemal için. Mustafa Kemal ona şunları demiştir: “ Bizi dünya tanımazsa. Mustafa Kemal’in tutumu da bundan farksızdır. Görüşüm üzde sam im iyiz. Am a ne olursak biz oluruz. sosyalizm yapacaksa. ancak ikinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda olabilmiştir. kurulan yeni dünyada yerim izi alırız. “ Biz Ankara kom ünistiyiz” demesidir. daha pek çok bi­ linm eyeni aydınlatacaktır.” Demek ki. kendi kaderini kendisinin tayin etme­ sini istiyor. ‘Rus Bolşevikleri’ de gi­ riyordu: Hem Galiyev için. bu bir oyun değildir. Kars’ta rastladığı Mustafa Suphi’ye.mazlum milletlerine tanınan bağımsızlık ve özgürlük hakkın­ dan. Bunun en ilginç belirtilişi. Dünyada­ ki ilerici hareketlerin bu aşamaya ulaşabilmesi. fakat kendi kafasına göre yapm asını arzuluyordu. asla ya ba n a eli ka­ rıştırm ayız. Fakat m em le­ kete yabancı eli sokm ayız. Mustafa Ke­ mal ilişkilerinin ayrıntılı olarak incelenmesi. Sovyetler Birliği sınırları içinde Müslümanların ve Türklerin de yararlanm asını istemesi olmuştur. Başka bir deyişle. ilginç bulm u­ yor musunuz? Herhalde Galiyev. kuşkusuz bunu Ruslarla iş­ birliği halinde. Moskova’ya delege giden Tevfik Rüştü’nün. Rusya’daki Türk halkının. Zira. Tevfik Rüştü yola çıkarken. ‘yabancı eli’ kavramına. kom ünistlerle birlik olur. 318 .

mantığa. Bütün İslâm toplumlarmın.” M u s ta f a Ke m a l Aralık 1921 . Bilime. bütün bu toplum ların bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve yönetim ini düşünmek istiyorsak. bu bir hayaldir. İslâm dünyasının refah ve m utluluğu kendi refah ve m utluluğum uz gibi değerlidir. Ve bu her gün apaçık ortadadır. doğal olarak yeryüzündeki dindaşlarımızın mutlu ve refah içinde olmasını isteriz: Dindaşlarımızın. Onunla büyük bir coşku ve mutluluk duyarız. çeşitli yerlerde m eydana getirmiş oldukları toplumların bağımsız yaşam asını isteriz. Fakat efendiler. Ve bütün onların da bizim m utluluğum uzla ilgili olduklarına tanığız. fene aykırı bir şeydir.Emperyalizme karşı Türk!Arap dayanışması “ Panislâm izm ’i ben şöyle anlıyorum : Bizim ulusum uz ve onu temsil eden hükümetimiz.

Mısır ise (Sü­ veyş anlayın) İngiltere dominyonu sayılırdı. İki­ si birleşti mi. İngilizlerin emperyalist “ parçala ve egemen ol” ilkesinin bölgemize bir uygulanışı olduğunu anlıyoruz bunun. pek pek on beş yıl önce. Çocuktuk bilemezdik. böylelikle bölgeyi denetimleri altında tutabiliyorlar. 321 . güneydeki komşularım sevmiyorlar. Şu işe bak! Sonra sonra. Lawrence İngiliz altınlarını çöle dökmüş. Avrupa için o kadar parlak sayılmaz. bu ülkelerin ülke­ mizle dolaysız ilişkileri olduğunu! Ortaklaşa tarihimizin yüzyıllarla ölçüldüğünü! Ortalıkta bir ‘Araplar bize iha­ net ettiler’ lâfı dolaşıyordu. Arapla­ rı aleyhimize ayaklandırmış! Sonuç: Cumhuriyet’in son­ raki kuşakları. Mekke Şerifi başta olmak üzere. o da bana ‘Türklerin Araplara ve Müslümanlığa ihanet ettiklerinden’ dem vuruyor. Türkleri Araplara Arapları Türklere karşı kışkırtıyorlar. Yıllar sonra Paris’te Mısırlı El Barudi’yi tanıyorum. felaket! Önceden yaşanmış dört yüzyıl.1 ‘MİSAK-I MİLLİ’MİZDE MUAYYEN VE MÜSBET HAT YO K TU R ’ Coğrafyayı. yeni kuşaklar okumuyor! Biz ilkokuldayken Türkiye’nin güneyinde İngiliz mandası altındaki Irak ile Fransız mandası altındaki Suriye vardı.

Edward Mead Earle’m o zamanlar için verdiği rakamlar şöyle: İngiltere’nin 85 milyon. Mustafa Kemal H a­ tay sorununu ortaya attığı zaman yok muydu bu Misak-ı Milli. Çoğu ‘Atatürkçülükleri’ gibi bu da hikâye! İş. Belki duydunuz. bundan kim zarar görür? Herhalde Türkiye ile Arap komşuları değil. iyisi mi bun­ ları birbirine düşüreceksin! Düşürmüşlerdir. Atatürkçülüğün ve Misak-ı Milli’nin de. sonunda Hatay’ı ulusal sınırlar içerisine katmıştır. Türk sınırları içinde bulunması gerek­ tiğini. sömürge imparatorluklarında adam akıllı bol Müslüman olması. 322 . Mustafa Kemal Paşa İskenderun Sancağı’nın Türk olduğunu. tarihçi Mete Tunçay.” Eh Müslümanlararası ilişki­ ler.Bir korkulan da. Oysa ne duyarız. Başka deyim­ le. Rusya’nm 17 milyon. ‘Türkiye’nin güney sınırlarının ötesiyle ilgilen­ memesi gereğini koyduğu’ karıştırılarak. bu ayrılık gayrılığı geleneksel bir politika biçimine dönüştürmüşlerdir. O kadar ki. Birikim'1 1976 Ey­ in lül sayısında ‘Misak-ı Milli’nin Birinci Maddesi Üzeri­ ne’ başlıklı bir yazı yazmış. İsrail’in kuruluşu sıra­ sında Türk basını Arapları yermekte. bu sınırlar Lozan’da tescil edilmiştir fa­ lan filân. eğer Hatay öncesi sınırları Misak-ı Milli’nin şaş­ maz sınır düzeni ise. Fransa’nın 15 milyon Müslüman uyruğu vardı. emperyalist sömürgecilere karşı bir dayanışma ve di­ reniş doğrultusunda gelişirse. başından yanlış tutulmuş. yok muydu bu Lozan anlaşması? Hep bili­ yoruz ki. yeni Türkiye Misak-ı Milli sı­ nırları içindedir. bu deyimin Türkiye için ke­ sin sayılabilecek bir smır düzeni getirmediğini ileri sür­ müştür. bu düzeni ‘bizzat’ bozmuştur. O bir şey değil. İyi güzel ama kardeşim. İsrail’i övmekte oybirliği halindeydi. Fransızlara çatır çatır kabul ettirmiş. belki duymadınız. işin içine bol mik­ tarda ‘irtica edebiyatı’.

hatırlarına getiremeyecekleri kadar kuvvet­ li bir Türkiye vardır. Meclis’in gizli oturu­ munda Türk-Fransız İtilâfnamesi tartışılıyor. Şimdi s î rasıyla bir göz atalım. maddesi ‘bir Hatt-ı Mütareke tasavvur ediyor. Yıl 1936.” Bu bir. yoktur.... Yıl 1921. O zamanki müza­ kerelerde Türk Murahhası baştan sona kadar ‘Antak­ ya İskenderun Türk’tür.Ama aslına bakarsanız. Hatt-ı Mütareke nedir? Var mıdır böyle bir hat.) Yalnız Fransa değil. Onun üst tarafındaki yer inkısam tefrik etmez. dedikleri şunlar: “ . Misak-ı Milli’nin 1.. Meclis.” 323 . üstelik Musta­ fa Kemal. yok öy­ le bir kısıtlama. Hatt-ı Mütarekeyi hudud-u milli tasavvur ediyor.” Bu da iki. günlerden 27 Kasım. bölgedeki durumun yeni­ den düzenlenişi sırasında başka düzeyde bir Türk/Arap işbirliğinin olanaklarını yoklamış! Evet öyle. bizim bu meselemizle meşgul olacak bütün milleder bilirler ki bugün karşılarında İtilâfname’nin akdi sırasındaki Tür­ kiye yoktur. Tartışma sı­ rasında Kemal Paşa söz almış. yok öyle bir düzen! Mustafa Kemal bu­ nu ağzıyla söylemiş. Mete (Tunçay) haklt. Milli Mücadele’nin başından itibaren güne­ yimizdeki ‘eski vilayetlerimiz’le ilgilenmiş. Biraz daha sonra dediği de şu: Misak-ı Milli’mizde muayyen ve müsbet hat yoktur. Sevres Sözleşmesi’nin kabul edilmemesi. şimdi Fransa’da bulu­ nan Franklin Bouillon’a soruyorum. birazdan göreceğiz. Kuvvet ve kudreti­ mizle tesbit edeceğimiz hat hatt-ı hudud olacaktır. Hatay soru­ nunu tartışırken söz ister istemez Ankara İtilâfnamesi’ne geliyor: Yusuf Kemal o günleri anlatırken diyor ki: O zaman zaruretler vardı. o zaruretlerdir ki bi­ ze bu fena hududu kabul ettirdi. behemahal alınacaktır’ sözünü tekrarlamış değil midir? (. günlerden 16 Ekim.

fakat Türkiye arazisinin bir sömürge değil. (7 Aralık 1977) 2 ‘HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM!’ 1936 kışında. Sırası geldi. karaciğerinden ağır hasta. Günü­ müzde. Fransızca La Tribüne des Nations gaze­ tesinde çıkan bir yazıdan şu satırları tüyleriniz ürperme­ den okuyabilecek misiniz bakalım: Kemalistler kendi işlerine yabancıların müdahalesini katiyyen kabul etmiyorlar. O Misak-ı Milli sını­ rıdır. ölümü yakın Mustafa Kemal’in Hatay sorununu “ ken­ di usullerince çözmek için’ bulduğu çaredir. ama bu konu bir derya.” Daha müthişi. Fransız Hükümeti’yle sürüp giden gö­ rüşmeler tıkanır gibi olunca.Böylece Misak-ı Mitli’nin güneyimizle ilgilenmemize ‘Atatürkçülük’ bakımından engel olup olmadığına göz atmış olduk. sık sık onlara anlatmışımdır. Ernesto Che Guevera’mn gerillacılığım. daha neler var söy­ lenecek. ötesi bizim ilgi ve ilişki alanımız olamaz dedikle­ ri Hatay için.. devlet ve iktidar nimetlerini tepip dava hizmetine koşuşunu yücelten delikanlılar çok ya. Mustafa Kemal 1937 kışında sorunu ‘si­ lâhlı eylem’ yoluyla çözmek zorunluluğu başgösterirse ne yapacağını Haşan Rıza Soyak’a şöyle anlatmıştır: İşi silâhlı bir hareketle halletmek zorunda kahr324 . Ben bunu okurken ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. kelimenin gerçek manası ile içinde yeni bir ulusun ye­ tişmeye başladığı bir yurt olduğunu anlayabilenlere el­ lerini uzatmaktan geri durmuyorlar. size de anlatayım..

biliyor musun ki ben Cumhurbaşkanlığını bı­ rakıp Hatay’a çete reisi olacağım. içeri buyurun’ dediğim vakit. Oradaki mücahitler­ le ve Anavatan’dan kaçıp bize katılacağına şüphe etme­ diğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım. gene o dalgın hali ile döndü ve bir masaya oturdu. soğuk alırsınız. İç salona geçtik­ ten sonra balkona çıktı. Fahrettin Paşa da (Altay) anılarında aynı konuya dokunuyor. hât­ tâ mebusluktan istifa edeceğim. ölümünden bir yıl önce) onun 1919’a yeniden başlamaya hazır olduğu­ nun kanıtı değil midir? Üstelik nerede. biraz da terli idi. isterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaş­ larımı asi ilân eder ve hakkımızda takibat da yapar. sert rüzgânn karşısına göğsünü vermişti.’” 325 . doğ­ ruluğundan kuşkulanır. serbest bir Türk vatan­ daşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim. az bulunur bir örnek sayabileceğimiz bu davra­ nış yalnız Haşan Rıza Soyak’ın anılarında olsaydı.. 1937 yılında Ocak ayında İstanbul’a gelen Ata­ türk beni Park Otel’e çağırttı. Üşütmesinden korktuğum için. 1937’de (hey Allahım. ‘Hava çok sert. bildiğin gibi bunun her zaman imkânı ve çok emin yollan vardır. Hadi onu da bir okuyun: “ . tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyo­ rum. Saçlan rüzgârdan uçuşuyor ve o dalgm dalgın Marmara’yı seyrediyordu. Ama değil.sak. mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. gittiğimde kendisini sıkın­ tılı bir halde buldum. böyle bir durumda derhal Devlet Reisliği’nden. Bir şeyler söyleyeceğini bekliyordum ki dudaklarından şu cümle­ ler döküldü: ‘Paşa. elbette bir kulp takarlardı..” Bu gerçekte. sözde Misak-ı Miili’nin Türkiye’ye yasakladığı güney bölgelerde! Kemal Paşa’mn ‘silâhlı eylem’ ilkesini güzelce aydın­ latan.

onun bağımsızlığı için çarpışma­ yı planlayan çağdaş devrimci önderlerden. Amerikan emperyalizmine karşı Boliv­ ya halkını örgütleyip. Zaten tatbi­ katı. M ustafa Kemal Paşa sadece Türk olduğunda ısrarlı olduğu Hatay’ı kurtarmakla kalma­ yacak.) " . güneyindeki emperyalizme kar­ şı direniş hareketlerine. kısa yoldan gerek Suriye ve gerek Lüb­ nan’ın özledikleri gerçek istiklâllerini temin edebiliriz. Bina­ enaleyh (buraya çok dikkat buyurun. (ona da ge­ leceğiz) bir kere de. (Bunları Haşan Rıza Soyak’a söylemiştir. bu eylem planının neyi eksik? Neden benim gençliğim Kemal Paşa’sınm bu yanım görmez de onu neredeyse bir put ha­ line indirgemiş olanların kendisine gösterdiklerine ina­ nır? Neden Türkiye’nin. daha 1919’da Türkiye’nin kurtuluşu­ nu örgütlerken. hem Irak. şaşmaz bir anti-emperyalist eylem­ dir. öyle mi? Şimdi şu noktanın altım çizmek zorunlu: Kemal Paşa’nın tasar­ ladığı ‘gerilla eylemi’. niyetinin bu olma­ dığım aslında taa 1919’da açıklamış zaten. Lüb­ nanlı ve Suriyeli Araplarla birlikte.” Efendim neymiş. onların bağımsızlık­ ları için Fransız emperyalizmi ve sömürgeciliğiyle sava­ şacakmış! Peki.. hem Suriyeli Araplarla. Ata­ türkçülüğe aykırı sayılır? O Atatürk ki. ey yıllardır Ata­ türkçü geçinen politikacı esnafı) biz hareketimizi onlara da teşmil ederek. şu gerçekliğini olaylar ‘teyit etmiş’ sözleriyle belirtiyor. an326 . Bir şey daha söyleyelim: Ben bugünkü (1937) Fransız idarecilerinin. yaygın bir kırsal gerilla savaşı örgütleyip.Davranışın doğruluğu iyice belirdi. Arap topraklarını işgale gitmiyor. destek ve dayanak olması.. birtakım yersiz bahanelerle üç sene sonraya talik et­ meleri (ertelemeleri) de buna delil telakki edilebilir. Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay istiklâl vereceklerinden emin değilim.

Emir Faysal’la Halep’te imzaladığı bil­ dirilen anlaşmanın tarihi 16 Haziran 1919. Tarih 20 Ağustos 1919. Belge de belge ha! Her ne kadar gerçekliğinden kuşkulanıyorlarsa da. ne işitmişim: Paris Konferansı’nda İngiliz Başdelegesi olan Mr. Hadi birazını okuyalım: 327 . Neye mi ilişkin. temaslar yapmıştır. bel­ geler arasında bir belge ki. en iyisi siz bunu İstan­ bul’daki ve Kahire’deki ‘adamlarınıza’ incelettirin! Belgenin Fransızca kopyası kitaba alınmış. Mustafa Kemal Paşa ile Emir Faysal arasında im­ zalanmış bir anlaşmanın ‘sureti’. Kemal Paşa Samsun’a 19 Mayıs’ta mı çıkıyor. kendisi söylüyor. daha o tarihte Mustafa Kemal’in güneyde olup bitenle­ re o kadar da ‘bigâne olmadığını ayan beyan’ gösteriyor. bir kere şundan.ti-emperyalist mücadele için harekete geçmiş. o zamana değgin ne görmü­ şüm. görmek lâzım. gerçek olabilir. merak bu ya. sahte de olabilir. Tamam mı? (8 A ra lık 1977) 3 EMPERYALİZME KARŞI TÜRK-ARAP DAYANIŞMASI Epey oluyor. oturmuş ‘İngiliz belgelerinde Atatürk’ün birinci cildini karıştırıyorum. Balfour diyor ki. İngiliz gizli servislerine eline geçirdiği bir belgeyi vermiş. o da Dışişleri Bakanı’na iletiyor. aa o ne. Onu da görüşelim. Ben uydurmuyorum. bu belge dönüp dolaşıp Mr. ellerin­ deki. Balfour’a ulaşmış. efendim bakın neye: Bogos Nubar Paşa. içeriği ise. Balfour’un İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazısı. Mr.

Türk ulusu ve soy­ lu Arap ulusu. İslâm âleminde şu anda mevcut ayrılığı üzülerek saptamakta. manevi ve dini çıkarlarla bağlanmış iki ulusun işbir­ liğini sağlamayı kutsal bir görev bilmektedirler. Arap Hükümeti’nin ku­ rulmasını resmen tanıyacağını kabul ediyor.“ 16 Haziran 1919’da Halep’te. Türklerin bir­ lik ve özgürlüğünün tehlikede olduğu şu günlerde. çün­ 328 . Şerif Hüseyin Araplarâ bir bildiri yayımlaya­ cak. Anadolu’daki gibi ulusal ordular kuracak. Paris Barış Konferansı’nm bize ilişkin kararını verdiği günün ertesinde. Her iki ulus da. Madde: 3) Sözleşmenin tarafları.. Suriye’yi ve dolaylarım. Küçük Asya'nın önemli bölümlerini aralarında paylaş­ mak isterlerken. ” Hepsi uzunca. Kutsal savaşı başlat­ mak için. şu girişi bile. Anado­ lu’daki Kuva-yı Milliye’ye yardım edecek. aralarında mad­ di. Madde: 1) Sözleşmenin tarafları. başlangıçta nelerin düşü­ nülmüş olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Yetmesine yetiyor. anlaşmayı bü­ tün Araplar’a duyuracak vs. dini ve vatani güçlerini birleştirerek savunmalı­ dırlar.. ya­ bancı devletler Irak’ı. Filistin’i. birbirlerine karşılıklı olarak yardım etmeli. vatam ve dini savun­ mak için kutsal savaş (cihad) ilân etmeye karar vermiş bulunuyoruz. yine de öteki maddeleri özetlemekte yarar gö­ rüyorum: Osmanlı Hükümeti.. Madde: 2) Arapların bağımsızlığının. bunu kaldırmayı. Türk İmparatorluğu’nun ve Arabistan’ın yabancı güçlerce paylaşılmasını ve işgalini kabul edemezler. Türk ve Arap hükü­ metleri arasında imzalanmış ve Kerek’te Mutasarrıf Esat Bey aracılığıyla teati edilmiş gizli anlaşmadır. Araplar da hutbelerde onun admı okutmayı. İngiliz servisleri haberi alınca etekleri tutuşmuş..

kü aynı haber. M ustafa Kemal’in Hatay so­ runundaki tavrı. Bakalım Paşa’nın güney komşularımızla ilgili düşünceleri neymiş? (9 Aralık 1977) 329 . ilahi.. Söylendiğine göre. Hadi onu da göz­ den geçirelim. bu arada Suriye ve Lübnan’ın da ‘istik­ lâlleri için beraberce mücadele etmek’ doğrultusunda­ ki arzusu birbirleriyle pekâlâ tutarlıdır. Milli Müdacele’nin ta başında Türki­ ye’nin. sahte olsa ne yazar? Mustafa Kemal Paşa bu türden temaslar yaptı­ ğını. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiser Ve­ kili Amiral Webb’in de Dışişleri’ne yazdığı belgelerde gö­ rülüyor. onun dayanağı ise İstanbul’daki bir Intelligence Service Subayı Hoyland’ın raporu. Kemal Paşa ile Emir Faysal arasmda imzalandı­ ğı söylenen anlaşma örneğinin ilişikte sunulduğu. emperyalist saldırgana karşı bir güçbirliği ve dayanışma tavrında ol­ duğu değil mi? Bu tavırla. Bundan ‘Cum­ huriyet Hükümetleri ’nin alacakları bazı dersler olmama­ lı mı? Nasıl.” Ne görülüyor. Anlaşmanın bir başka kopyasının da Fransızlar hesabı­ na Topçuyan adındaki bir Ermeni tarafından satın alın­ dığı. yabancı işgaline karşı direnmek konusunda Araplarla anlaşmaya varması için Mustafa Kemal’e Harbiye Nazın ve Hükümet tarafından yetki verildiği. Anlaşmanın sahte olması ihtimali v s.. anlaşma ya sahte idiyse mi. bağımsızlığını elde edecek Araplarla. Bu kopyanın bir ajan aracılığıyla Osmaniı Dahiliye Nezare­ ti arşivinden alındığı. ashmn Küçük Cemal Paşa tarafın­ dan İstanbul'a getirilip Padişah’a sunulduğu söylentisi. hem de hayli ayrıntılı olarak Millet Meclisi’nin 24 Nisan 1920 tarihli gizli oturumunda önemli bir ko­ nuşma ile açıklamış ve kanıtlamıştır. o raporun özeti de şöyle: “ M.

devletimizin geleceğiyle yakından olağanüstü ilgilidir. Mustafa Kemal Türkiye’ye kar­ şı bir ‘Haçlılar seferi’ düzenlendiği kanısındadır. srnır dışından bize yarduncı olacak. Mustafa Kemal Paşa iç ve dış olaylarla ilgili bilgi vermiş­ tir. önce Arap ve İslâm âlemi karşısın­ daki genel yaklaşımım şöyle ortaya koyuyor: " . Yer: Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi. bütün cihan ve Hıristiyan politikasının en şid­ detli hırslarla Haçlılar Savaşı (Ehl-i Salip Muharebesi) yapmasma karşı. ‘se­ lâmet ve necat için’ tek kaynak. Elbette. “İşte.” Açıkça görülen nedir. bi­ rer dayanak noktası oluşturacak kuvvetleri düşünmek zorunluluğu da olağandı. Ecnebilerin en çok korktukları. 4.4 ‘T Ü R K İY E -S U R İY E -IR A K FEDERASYONU’ DÜŞÜNCESİ (Tarih: 24 Nisan 1920. em­ peryalistler İslâmeılık politikasından dehşetle ürktükle­ ri için (hâlâ ürkmüyorlar mı?) bunu ‘alenen ifade etme330 . 2. gerçekte bu da­ yanak noktasını aramaktan geri durmadık. (Bize) Dinsel bağlantıları olmakla ve ‘bu cihet­ le’ bütün İslâm âleminin bize yardımcı ve destekçi oldu­ ğunu zaten kabul ediyoruz. Oturum gizli olarak geçmiş. dışar­ dan dayanak noktası aramak gereğini düşünmüş. dehşetle ürktük­ leri İslâmeılık politikasmın da açıkça (alenen) ifadesin­ den mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimizi mecbur gördük. İslâmlık âlemi birçok noktalardan ulu­ sumuzla.. Birleşim.. Fakat maddî ve manevi kuvvetler kar­ şısında. açıkça söylememekle beraber. İslâmlık âleminin kuv­ vetleri olmuştur.) M ustafa Kemal. Oturum.

Şimdi gelelim. o aşağılayıcı yönetim biçimine hedef olduktan son­ ra.” M ustafa Kemal. Biz. Emir Faysalla bağlantının nasıl doğduğunu an­ latıyor: “ . Buna göre çalıştılar. Kemal Paşa bakın bu ko­ nuda neler söylüyor: " . ne yazık ki (o sıra­ da) hepimizi birden yok etmeyi kafasına koymuş düş­ manlarla işbirliği ettiler. bir parçası olmaktan bunlar çok yakınır. bu bölgedeki Müslümanlar (ehl-i İslâm) pek büyük bir yanılgıya düştüklerini anladılar ve bundan sonra bir kısmı kendi içlerinde bağımsız olmak. Fakat sonucu alabilmek için kendi kuvvetlerine dayan­ manın yetersiz olduğunu gördüler. İslâm âleminden özel bir kesime. yâni Arabistan. onlarla temas soru­ nuna geçiyor. “ Fakat (Birinci) Dünya Savaşı’mn sonucunu gördük­ ten sonra. Suriye halkı ve Irak halkı. açık ve resmi bir yetki taşımadığımız için. Ana­ dolu’nun güneyindeki ülkelere.. Suriye’de İngiliz ve Fransız yönetim biçimi­ ne. İngilizler. Osmanlı Devleti’nin bir organı. içlerinden bazılarının ‘bağımsızlık da istemeyip’ Osmanlı’ya bağlı kalmak isteklerini ile­ ri sürdüklerini söyledikten sonra. Fransızlar kendileri­ nin hayali olan amaçlarını gerçekleştirecek diye onların eteklerine sarıldılar. ba­ ğımsız olmak amacını güderlerdi. Intelligence Service yazışmalarına neden olan..mekle beraber’ İslâm âleminden dayanak noktası ara­ maktan geri durmamıştır. an­ cak bu akımların gerçek doğrucusu olan uluslar aracı­ 331 . Bunun aksini iddia edecek olanın alnını karışlarım.. fakat yine ‘bir su­ ret ve şekilde’ Osmanlı topluluğu içinde bulunmak ci­ hetini düşündüler.. 1914 tarihinden evvel (bunlarla) aynı smır içinde bulunduğu­ muz zamanlarda hepimizce bilinir.

Fakat bizim Suriye’de İslâm­ lık amacı ile bağlantı ve ilişkilerimiz. Ve bunun içindir ki bizim kendi sınırlarımız içinde bağımsız olduğumuz gi bi Suriyeliler de sınırlan içinde ve bağımsız olabilirler.’” Demek neymiş. örgütlenmeye (taazzuv) orada bir saltanat tesisiyle uğraşan Emir Faysal’ı idare eden Fransızların dikkatini çekti. sonunda Emir Faysal özel delegelerini bizimle temasa geçirdi. Mustafa Kemal iddia edildiği gibi gü­ neyimizdeki halk ve ülkelerle bağlantısını kesmek şöy­ le dursun. onların da kendi kurtuluşlarım sağlamasını. Dedik ki: kuvvet oluşturacağından.tâ onlarla Türkiye arasında federatif ya da konfede­ ratif ilişkiler bulunmasını ileri sürmüş. Fransızlar­ la veyahut herhangi bir ecnebi devlet ile ilişkinin ken­ dileri bakımından sonunda tutsaklık (esaret) olacağına inandılar ve bundan bize başvurdular. bizim karşılık olarak gösterdiğimiz şekil şundan ibaretti. Resmi kanallarla bu başvurmanın bizce kabul edilen noktala­ rım açıklamak isterim. Herhalde Suriyeliler.lığıyla temas etmiş oluruz. kuşkusuz memnunlukla karşılarız. Bizimle uyuşma ya da bağlaşmanın üstünde bir biçim­ de. İslâm âleminin manen olduğu gibi maddeten de bağlaşık ve birleşik olmasını. Çoğunun işine gelmeyecek ama. ki federatif ya da konfederatif denilen biçimlerden birisiyle bağlantı kurabiliriz. hât. tarih böyle söylüyor. Peki ya Irak? (10 Aralık 1977) 332 .

Almanlar. bunun çeşitli kanıtları­ nı bulursunuz. 24 Nisan 1917’de General Sir Stanley Maude. Zaten Iraklı Arapları da ‘Osmanh’dan kurtarmak’ için kışkırtmış. Sırası geldikçe ben de söylüyorum. hiç de gidici olmadıklarını belli edi­ yorlar. geçen yüzyılın sonlarına ilişkin hangi tarih kitabına el atsanız. KEMAL’İN ARAP POLİTİKASI EMPERYALİZME KARŞIDIR Irak’ı Türkiye’den koparmak için İngilizlerin yapmadı­ ğı kalmamış! Hanginiz. kuraklık. planlarını tam anlamıyla gerçekleştirmelerine en elverişli ortamı hazırlamış olu­ yor. Bu hattın 333 . Bağdat ile Bas­ ra arasında hemen bir demiryolu döşendi. bataklıkları kurutmak ve sulama te­ sisleri yapmak için bir Su İşleri Dairesi kuruldu. Birin­ ci Dünya Savaşı’nın sonu.. zaferi pekiştir­ mek ve sürekli bir işgalin temelini atabilmek için yüzler­ ce Ingiliz memuru Bağdat’a akın etti. İngilizler bölgeye yerleşir yerleşmez.5 M.. Çünkü Gene­ ral M aude’un ordusunun arkasından. savaşın son yıllarında Türkler aleyhine çevirmiş değiller midir? Gel gör ki. tamamlanmamış Bağdat hattının M ezopotam ya’da ulaşmış olduğu son noktası Samara’yı ele geçirince şüp­ heler daha da arttı. Aslında bunun daha 1917 Şubatı’nda bazı belir­ tileri var. şüphelerin yerini tam bir panik alabilirdi. Zira­ at Dairesi sulanan toprakların ekilmesi ve özellikle İn­ giliz emperyalizmi için çok şey ifade eden pamuğu yetiş­ tirmek amacıyla araştırmalara başladı. Edward Mead Earle’ın ilginç kitabında şöyle belirtilmiş: “ . İngilizlerin Mezopotam­ ya’daki ilerlemesinin anlamını kavrayabilmiş olsalardı. İlk önce su bas­ kınları.

çin334 . Fakat bunu.. kendi güçlerinizle. genel olarak Osmânlı memleketinin bir parçası ol­ mayı kabul ettiler. (Onlara dedik ki): Kendi dahilinizde. her şeyden önce bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışı­ yoruz. Müslüman halkın gönlünü fena halde kırmıştı... dış görünüşü ne olursa olsun.1919’da tamamlanması ile İstanbul Basra’ya bağlanmış oldu. Irak’a gelince. Biz kendileriyle temas aramadan evvel onlar bizimle temas aradı. Bütün belirtiler İngilizlerin Mezopotamya’da kal­ maya azmetmiş olduklarım gösteriyordu. Mustafa Kemal Paşa’dan dinleyelim. Irak konusunda da. bu iki bölgedeki dindaş­ larımızın kalpleri bizimle beraberdir. Suriye ve Irak’taki milli faali­ yetlerle onlar yüzünden. Bağdat’ta vesair birçok yer­ lerde (..) vaka olarak birçok hadiseler meydana çıktı. dış görünüşü ne olursa olsun. daha dün karŞı çıktıkları Osmanlılarla temasa geçmek şeklinde oluyor. Fakat biz onlara karşı Suriyelilere söy­ lediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık.” Suriye konusunda olduğu gibi. Aynı Meclis toplantısında.” Buna İraklıların tepkisi. Biz de.. kendi var­ lığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. “ Bugün dahi. Bugün bile. “ Ve Musul dolaylarında. Eğer bundan son­ ra gereği yapılırsa bunlardan fazlasıyla yararlanmak mümkündür. Irak’ta İngilizlerin yaptıkları işlem­ ler. gerek İraklıların ve gerek Suriyelilerin. bizi yok et­ meye çalışan düşmanlar. Kemal Paşa kesinlikle emperyalizme karşı bir tutum i.. aynı gizli oturumda di­ yor ki: “ . bize karşı kullandıkları kuvvet­ leri azaltmaya mecbur olmuşlardır. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir engel kal­ maz.

‘ecnebi işgaline karşı’ savaşlarının. Hatay dolayısıyla Fransız emperyalizmine kar­ şı pekâlâ verebileceğini belli etmiştir. Utanmadan. ulusal kurtuluşlar sağ­ landıktan. onun bölgedeki zuhurat ajanı İsrail’i ya da Ürdün gibi. Daha başında bu ülkelerin ulusal varlıklarını ta­ nıyor. Suudi Arabistan gibi oldum olası ajan devlet sayılabilecek ül­ keleri desteklemişlerdir. bağımsızlıklar elde edildikten sonra ise. hepimizin gözünün içine baka baka da.’ Sonraları.. Bu iktidarlar. birleşme­ miz için hiçbir engel kalmaz.dedir. “ Hain” Sedat’a ‘yağcılık etmeyi’ de öyle sanmıyor­ lar ir»? (11 Aralık 1977) 335 . bu­ na Atatürkçülük derler. ... Türkiye’nin yürüttüğü savaşla özdeşleştiğini kabul ediyor. yardım­ laşma ve dayanışma fikrindedir. Mustafa Kemal 1937’de. bu ülkelerin tam bağımsızlıklarına kavuşması için. Hal böyleyken. Ortadoğu’da emperyalizme karşı ulusal kurtuluş hare­ ketlerini değil. ar­ lanmadan. o zaman da Mustafa Ke­ mal Paşa’nm Hatay sorunu dolayısıyla. emperyalizme karşı verecekleri savaşta nasıl bir sorumluluk yüklenmeye ha­ zır olduğunu da biliyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdükleri Arap politikasını anla­ maya ve benimsemeye olanak yoktur. Cezayir’in aleyhinde oy vererek de. bu marifetlerine tüy dikmişlerdir.. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Onun ‘Atatürkçü’ ol­ duğunu iddia eden hükümetlerinin. Türkiye bağım­ sızlığını elde ediyor ama. Che Guevera’nın Bolivya’nın bağımsızlığı için Amerikan emperyalizmine karşı ver­ meye hazırlandığı savaşın bir benzerini. “resmen ve alenen” emperyalizmi. ‘fe­ derasyon ya da konfederasyon biçiminde’. Suriye ve Irak Fransız ve İngi­ liz mandası altında kalıyorlar.

güncelliğini hiç kaybetmemiş bir yazı. onlara dayanarak. mutlaka bana da uğrardı. yayımlandığı tarih 13 Şu­ bat 1975. gerçekleştiğini biraz da şaşırarak gördü­ ğü Şeylerdi. pek de basında çı­ kanlara uymayan. imza fakirin. dış politikadan da! Benim. dedi ki bana: ‘— Arap politikası üzerinde niye ısrar ediyorsunuz? Türkiye ile Arap ülkeleri arasında ne gibi bir yakınlaş­ ma olabilir? (O günlerde ısrarla bunu yazıyordum ben. üstelik bu ilişkiler sayesinde petrole muhtaç Batı’yla Ortadoğu arasında çok önemli bir rol oynaya­ bileceğimizi!) “ Gerçi o gün nasıl bir yakınlaşma olabileceğini Mis336 . bölgede ekonomik yöriden de siyasal yönden de. ayrı ve değişik doğrultuda gelişen yo­ rumlarım onu özellikle ilgilendiriyor sanıyordum. güçlü olabilmemiz için^cıddi ve yakın ilişkilere girmemiz ge­ rektiğini. Şu de­ diklerimi düşünerek. “ Bir keresinde.6 HANİDİR ISRAR E D İYO R U M Ben size bir şey diyeyim mi. dilimizi çoğumuzdan iyi konuşan bu yaman İngiliz’le iç politikadan da konu­ şurduk. benim Arap çorap diye tut­ turuşum yeni değil. “ Mister Hyde ne zaman İzmir’e gelse. 12 Mart’m en ‘dehşetengiz’ günlerinde bu işin yürümeyece­ ğini yazmam ve söylemem. 1965’ten bıı yana yazıyorum. “Yıllardır Türkiye’de bulunan. önceleri onun kuşkuy­ la karşıladığı. çıktığı gazete Yeni Ulus. iki yıl önce yazılmış. c h p içinde Ecevit’in duru­ ma egemen olacağında diretmem. Başlığı “ Sıra Suriye ve Cezayir’de” . Niyetim size bu ısrarın kanıtını gösteren bir belge vermek. hiç unutmuyorum.

şimdi özellikle Suriye ve Cezayir ile ilişkilerimizi daha mükemmel bir düzeye getirmek zorundayız.ter Hyde’a nasıl açıkladığımı bugün hatırlamıyorum. Bu durumun Ame­ rikalıları irkiltme derecesi o kadar yüksektir ki solu­ muzdaki düşmanla yetinmemişler. 337 . o düzeye getirmeli. Irak ve Libya’dan sonra. bunun da. emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş ülke olmak saygınlığımızın nihayet ye­ rini bulmasına yol açacaktır. Hiç değilse bunun yakın bir gelecekte gerçekleşebilece­ ğinden umutlu değildi. sağımızdan bizi teh­ dit edecek bir başka ülke yaratabilmek için c e n t o müt­ tefikimiz İran’ı usturuplamışlardır.) Bunlar beyhude çabalar! “Türkiye Müslüman ve Arap ülkeleriyle dostluğunu geliştirmelidir. CEN To’ d a n müttefikimiz İran Doğu’dan bizi teh­ dit ediyor. (Emperyalizm itti­ faklarının nasıl aleyhimize çalıştığına daha sağlam ka­ nıt mı istersiniz: NATo’ d a n müttefikimiz Yunanistan Batı’dan. ötesine de geçilmelidir. Geliştirecektir. yalnız yazdıklarım doğrultusunda bazı şeyler söylediği­ mi. “ Ortadoğu’da o son derece ilginç jeopolitik ve stra­ tejik yerindeki Türkiye’nin. gerçekte duygu ve izlenimlerini hiç bel­ li etmeyen dostum Mister Hyde’m pek hoşuna gitmedi­ ğini sanıyorum. “ Şu günlerde Mister Hyde da beni hatırlasa gerektir. Besbelli içinden Türkiye’nin Güney’de etki ve nüfuz sahibi olabileceğine olasılık tanımıyordu. Suriye ile de Cezayir ile de belirli bir Uyuşmazlığımız yoktur ama. Buna Pakistan’la olan iyi ilişkileri de katılma­ lıdır. Hâttâ Afganistan’la olanlar da. bugün Müslüman Arap dün­ yasından iki petrolcü Arap ülkesiyle ilişkileri son dere­ ce iyidir. henüz ilişkilerimiz Irak ve Libya düzeyinde değildir. zira bu ülkeler­ le yakınlığımız bizim üçüncü dünyadaki yerimizi çok daha sağlamlaştıracak.

asıl o tar­ tışmaya değer. ‘Sistem’ bunun farkındadır. Fakat ‘Amerikan Mühipleri’nin gerekçesi. Dışişleri Bakam ol­ madık bir zamanda Kahire’ye damlamış. vs. Libya.“ Bunun için de Amerika ile ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilmesi. fikrim değiş­ medi. önceden iki başbakan yar­ dımcısını Irak ile Libya’ya uğurlamışız. “ Buna ne buyrulur Mister Hyde?” O günden bugüne epeyce zaman geçti. şu ara. üstelik aralarından emperya­ lizme karşı olanlarını seçmesini gerektirdiği kanısında­ yım: Cezayir. ne formül değil mi. İsrail’e doğru it­ mekte kullanıyor. Bir bakıyorsunuz. gücünü bizi ‘emper­ yalist sistemin’ uşağı Arap ülkelerine. nasıl diyorlar. Amerikan üslerinin ve dinleme sis­ temlerinin yurtdışına sepetlenmesi hem gereklidir hem yararlıdır. Filistin. minarenin kı­ lıfım hazırlamak için de. Araplar arası uyuşmazlıklarda yokuz. Irak. Gerçek Müdafaa-i Hukuk çizgisinin Türkiye’nin Araplarla yakınlaşmasını. aramızda hiçbir sorun ol­ mayan Ruslarla tatsızlık çıkaramayız. biz onun casusluk araçlarım top­ rağımızda barındırıp. Elin oğlu bize peşin paraya bile silâh satma­ mak için karar alırken. sevsinler! (12 Aralık 1977) 338 . Bunun birinci aşamasında Suriye ve Cezayir’le yakınlaşmamız başlıca koşuldur. bir dereceye kadar Su­ riye. çevirdikleri ve çevirmeye kalkışacakları entrikalara ku­ lak asmayıp. Araplarla birliğiz ama. Yurtiçinde telâ­ şa düşmüş ‘Amerikan Mühipleri’nin lâf kalabalığına. yeni bir savunma ve dış politika düzenle­ mesine geçmeliyiz.

. üstelik teh­ likeli. Birleşik Amerika’nın Dışişleri Bakanı! Peki bana ettiği iyilik nedir ki. Ayıp ayıp! Yahu dünya âlem bilmiyor mu. bu gerekçenin geçersizliğini anlatayım di­ yordum. ‘Batılı ülkelerin’ çıkarlarına göre elde ettikleri Arap liderlerini. al sana elle tutulur. bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarlarım ko­ ruduklarım? Biliyor elbet. ona dua ediyorum? Anlatayım. somut bir olay. yalnız yanlış değil. tam bu sırada Mister Vance’ın gezisi imdada yetişmez mi.7 M U S TA FA K E M A L’İN DIŞ P O L İTİK A S IN I O N L A R İZLİYO R Allah razı olsun Mister Vance’den! Vance dediysem.. Bizimki­ ler Dışişleri Bakam’mn Kahire’ye gidişinden sonra. emperyalizmlerin cirit attıkları bir bölge olduğunu. Araplar arası uyuşmazlıklarda taraf de­ ğilmişiz! Bu gerekçenin altında ne yatıyor? Sedat’ın İs­ rail gösterisinden sonra. bugüne bugün adam. Mister Vance cenapları. biz ona da selâm çakarız. ama yine de. çünkü Arap­ lar arası uyuşmazlıktır. ucundan tuttun mu her şeyi şıp diye çözeceksin. . biz Araplardan yanaymışız da. ya­ pılan işin sevimsizliğini gizlemek amacıyla bir gerekçe uydurdular. neden. buna d a!” Bu düşünce yanlış. Mısır’la öteki Arap ülkeleri arasındaki çatışma bizi ırgalamaz. ya da çekememezlik yüzünden birbiriyle atışır ‘geri ülkeler’ görüntüsüne itiyor.. sı­ radan Amerikalı belleme arkadaş. Sedat’ın gezisinden son­ ra Ortadoğu’da ‘bir cevelana’ karar verip. ‘barışı gerçek339 . elde edemediklerine karşı oy­ nayıp. Bizimkilerin gerekçesi ne. “ efendim.. Ortadoğu'nun taa Osmanlı’dan bu yana. zira bölgeye emperyalist sızmayı örtbas ediyor: Arapları geçimsizlik.

bu arada nereleri ziyaret ediyor. Sedat’ı desteklemek için yapıyor bu geziyi. TRT’nin yalancı­ sıyım. bir konfederas­ yon örgütlenmesi derecesinde ileri bir yakınlık olarak düşünüyor. Bu dediklerimin itiraz kaldırır tarafı yoktur. Peki kardeşim. ama besbelli Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullardan kendi kurtuluşlarını kendileri­ nin sağlamasını istiyor (zaten olağanı budur). Fransa’nın Lübnan ve Suriye’ye ‘istiklâllerini kolay kolay vermeyeceğini’ söyleyip. El Bekr’in. Khaddafi’nin Bumedyen’in bugün takındıkla­ rı tavrı o daha 1930’larda. Başka bir deyişle. Türki­ ye’nin onlarla işbirliğini bir federasyon. em­ peryalizmin oldum olası denetim altında tuttuğu yerle­ ri.leştirmek’ girişimine yönelmeseydi. Ürdün. herhalde Türkiye’nin gücünü de hesaba kattığından. bu ülkelerde Araplarla birlikte anti-emperyalist kurtuluş savaşı örgütlemeyi tasarlıyor. M is­ ter Vance cenaplarının zahmetine ne gerek var? Uyuşmazlık Araplar arası filân değildir. Başka bir deyişle. uyuşmazlığın Araplar arasında mı. yoksa başka taraflar arasında mı oldu­ ğunu bu derece somut gösteremezdim. d Arap ülkelerinin emperyalizme karşı kurtuluş savaş­ larını kazanıp bağımsız olmalarından sonra. Arap­ ların İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı müca­ delesini destekliyor. emperyalist sistemle onun denetimine girmemekte direten radikal Arap ülkeleri arasındadır. Suudi Arabistan. 340 . ama em­ peryalizme karşılığı. 1920’lerde takınmış oluyor. Mister Vance. uyuşmazlık Araplar arası olsa. Milli Mücadele’nin başladığı sıralarda. Şimdi gelelim Kemal Paşa’nın Arap politikasına! Üç noktada özetleyebiliriz sanıyorum: a/ M ustafa Kemal. Lübnan gibi ülkeleri. Arapları desteklediği kesin! ja/ H a­ tay sorunu döneminde.

Dışişleri Bakam’mn gidip'Sedat’ın Mısır’ı ile bilmem ne anlaşması imzala­ masını. Kuva-yı Milliye’ye karşı ‘Halifenin ordusu’ diye Kuva-yı Inzibatiye’yi. bugün de gerçek ve hak. emperyalistlerden yana olan Kuva-yı İnzibatiye’de değil. şöyle bir bakarsan. Bir düşünseler ya. Acaba Dışişleri Bakam da biliyor muydu? Çok merak ediyorum. Irak gibi Arap ülkelerinin çizgisini korumalı.Burada Kemai Paşa’nın ağzından. Çünkü Kemal Paşa’nın dış politikasını onlar izliyor. bunu. O zaman denilecek şudur: Eğer iktidar­ dakiler gerçekten dedikleri kadar Atatürkçü idiyseler. bize has ‘Atatürkçü dış politika’ diye yutturma­ ya kalkmamalıydılar! Yutturamazlar ki! Açık açık ortada: Ortadoğu’da Araplar arası gibi görünen uyuşmazlık. bugün Arapları birbirine düşüren de emperyalizmdir. Cezayir’in bulunduğu taraf­ tadır. yıllardan beri Nuri Esseyit’i değil Albay N âsır’ı tutma­ lıydılar (hadi onu yapmadılar ağızlarına yüzlerine bulaş­ tırdılar diyelim). Libya’nın. Anzavur’u ve adamlarım gönderenler kimlerdi. Türkiye’ye her sıkış­ tığı anda en büyük ilgiyi gösteren Libya gibi. Kuva-yı Milliye’de ise. kendi sözleriyle ele aldık. Fransızlara karşı savaşan Cezayirli şehitlerin cep­ lerinden çıkan M ustafa Kemal resimlerinden beri bili­ yoruz. emperyalizmin kışkırttığı bir uyuşmazlıktır. (13 A ra lık 1977) 341 . Nasıl o tarihte gerçek ve hak. Şimdi en azından. tartıştık. Irak’ın. Sedat’ın ve Mısır’ın bulunduğu taraf­ ta değil. Türkler arasında gibi görünen uyuş­ mazlığın ardında kimler bulunuyordu? Nasıl o tarihte Türkleri birbirine düşüren emperyalizm idiyse.

Ve silâhlarımızı memleketimizi böl­ mek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Din­ daş gibi yaşayalım. Bu çağrıyı dinlemez­ seniz pişman olacaksınız. Hakka inanan mücahitler yakında Arap dindaşlarının misafiri olacak ve düşmanı dört bir yana dağıtacaklardır.. ‘Türk milliyetçilerinin Suriye’de faali­ yet halinde olduğuna’ işaret edilmekte. Konya’nın ele geçirilmesiyle de düş­ man ulaştırma hatlarının kesilmiş olduğu belirtilip. ‘milliyetçi Arap grupla­ 342 . Ha­ di bunlardan bir örnek aktaralım: Kahire’de bulunan İngiltere Siyasi temsilcisi Miralay Meinertzhagen.M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Milli Mücadele sırasında. Bir dindaşınız olarak. İngiliz Ortadoğu İstihbaratının başı olan Miralay Meinertzhagen’e. İstibdadın ve düşmanlarının kötü niyetleri eline düş­ müş kederli bir milletin sesine kulak verin. Bu raporda. aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘em perya­ lizme karşı’ Araplarla işbirliği araması. İngiliz gizli servisleri­ nin Arap ülkelerinden verdikleri raporlarda da gözüküyor. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz!” Bildiride ayrıca Konya’nın ve Bursa’nın düşmandan tem iz­ lendiği ileri sürülmekte. nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na verdiği bir raporda. Düşmanlarımız kahrolsun!” Bu kadarla kalmıyor. şu sözleri içer­ mektedir: ".N.. Bu rapora göre.. 1919 Kasımı’nın sonlarına doğfu Suriye’de bulunan ajanı Binbaşı J.. Clayton’dan gelen ilginç bir rapor var. şöyle denil­ mektedir: ". daha önce dağıtılmış olan bildiri söz konusu edildikten sonra. bildiri 'Mustafa Ke­ mal’in Suriyelilere hitabı’ başlığını taşımakta. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. 9 Ekim 1919’da Halep’te Tü rk­ lerle Arapları ingilizlere karşı birleşmeye çağıran bildiriler da­ ğıtıldığını haber veriyor.

Erzurum ’dan İzm ir’e kadar bu dava uğ­ runda silâha sarılmıştır. Batı’nın sorun karşısındaki ‘hassasiyetini’ bildiğinden.) Halep’teki M üslüm an çoğunluk ve Şam Vitayeti'nde çok sayıda M üslüman Arap. (. Ecne- 343 .N. 3) Din ayrım ı gö ze t­ m eksizin halka gü ve n lik vaadediyoruz.” Binbaşı J.. fikrimce.) Son zam anlarda dönmekte olan savaş tutsaklarının büyük bir kıs­ mı da Tü rk taraftarıdır. Mustafa Kemal’e sempati duyduklarına’ değinilm ek­ tedir... 7) G ayelerim ize karşı cephe alan M üslüman ve H ıristi­ yan kim olursa olsun. Tü rk em elle­ rine ya kın lık duym aktadırlar ve sevilm eyen. on altı milyon T ü rk ’e hak tanım am ışlardır. 4) M illetim izin ya ­ bancıların eline düşm em esi için... 6) Herkes işi gücü ile m eşgul olsun. istenm eyen bir Avrupa devletinin maridat’sı altında kalmaktansa. ölünceye kadar m illetim izin haklarını (Müdafaa-i Hukuk) müdafaa edeceğiz. silâ hım ız ada­ lettir. Clayton.N. kartlarını açık değil gizli oynamıştır. İngiliz İstihbarat Subayı Binbaşı J. Tü rk iye ile birleşm eyi tercih etm ektedirler. em peryalizm e karşı İslâm daya­ nışması faktörüne.. her zaman gereken önem i verm iş. Arap çevrelerinin duygularını da ş ö y­ le aktarıyor: “. Ne diyordu hatırlasam za:". 9) M ille­ tim iz doğudan batıya.rının da.” Mustafa Kemal. m erhametsizce öldürülecektir. (.. Tü rk faktörünün hâkim olduğu Halep’te de durum aynıdır. bütün orta ve altsınıfların Tü rk taraftan olduklarını beyan etmişlerdir. halifelik hakkım ızdır. yalnız t b m m gizli oturum undaki konuşmasında değindiği gibi. 8) Padi­ şahım ızı seven M üslüm anlar. 5) W ilson prensiplerine rağm en Tü rk iye ’ye ait bölgeleri birleştirm ek istiyoruz. Hayata kıym et verm eden haklarım ızı savunacağız.. 2) Ü lke­ m izde yabancı bir hüküm et istem iyoruz. Clayton’ın raporun­ da zikrettiği ikinci bildiri şöyledir: “ı) Yabancılarla bir harbe tutuşm ak istem iyoruz. Görüştüğüm çeşitli eşraf ve ileri gelenler. 10) Üç yü z bin Erm eniVe hak tanıyan­ lar.

Enver Paşa’nın -k i kom ünizm i benim­ semiş görünüyordu-. yaptığı devrimin ‘Fransız devrimin- 344 . ikisine de yandaş sayılam azdı.. Panislâmizmin meydana vurulmasından çekinmek icabedeceği hususudur. ‘âlem-i İslâmî’ ayağa kaldı­ racağını bildiren Enver Paşa’ya. A Ekim 1920 tarihinde ya zd ı­ ğı mektupta. aynı şeyi tavsiye eder. Dikkat isterim." Nitekim. Acemistan gibi. aksi halde Bakû Kongresi’ne gönderdiği murahhaslara “. sosyal dev­ rim de töre ve dinim iz itibariyle elverişlidir. y u ­ karda değindiğim üzere. biri İngiltere’yi. çünkü em peryalist AvrupalIlarla ve İstanbul hükü­ m etiyle savaş halindeyiz" talimatını verm ezdi. demek sadece Batılılara karşı değil.” Mustafa Kemal’in tavrı. ‘yabancının’ kendisi. Kaldı ki. nereden gelirse gelsin ‘yabancı nüfuzu’. der ki: Üzerinde durul­ ması gereken. Türklük ve İslâmlık davalarım ‘alenen’ or­ taya koyduktan sonra uğradıkları âkıbet ne kadar haklı olduğu­ nu gösterir. İslâm memleketlerinde. ‘fırıldaklar1olduğunu saptamıştı. zannımca her ikisinin de Alman istihbarat servislerince O s ­ manlI Teşkilât-ı Mahsusası’na. M oskova’dan bir m ektup yazarak. ancak daha vak­ ti değildir. İslâmlık davalarını hoş görm eyeceğini kestiriyor.. Ruslara da karşı: Onların da Türklük. Rusları şüphe ve endişeye sevketmemesi için. henüz rüşeym (tohum) halinde bulunan mesai ve icrââtın ve bu hususta ittihaz edilecek emellerin ve maksatların. ‘yabancı ideolo­ jisi* değil. İdari devrim i yaptık. Afganistan. Mustafa Kemal’in Türk ve İslâm dayanışm asını red­ dettiği iddiası başka! Mustafa Kemal’in reddettiği. öbürü Rusya’yı sarsmak için telkin edilmiş. Mustafa Kemal Paşa. Bu başka. Peki haksız mı çıkmıştır? Sultan Galiyev’in -k i kom ünistti-. Doğ­ rudur. dehşetle ürktükleri İslamcılık po­ litikasının da. Türkistan. açıkça (alenen) ifadesinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimizi mecbur gördük. Burada birisi onun ‘Panislâmizm ve Panturanizm cereyanlarına’ karşı söylediği ünlü cümleyi hatırlatabilir.bilerin en çok korktukları.

den’ esinlendiğini ağzıyla söylemiş. dem okra­ si dediğim iz düzen de ona dayanır. böylelikle ‘yabancı bir ide­ olojiyi Türkiye koşullarına uyguladığını’ belirtmiştir. Fransız devrim i burjuva ideolojisinin kaynağıdır. Malûm ya. 345 .

Bu. kolaylıkla sağlanabilmiştir. halifelerle yönetilm iş ve yönetilen memleketlerde. ulus için en büyük tehlike." M u s t a f a Ke m a l Ekim 1927 . Sultanlarla. Meclislerle yönetilen memleketlerde de... ya Damat Ferit ".‘Batı3ya Enver Arar. vatan için. sultanların ve halifelerin düşm anlar tarafından satın alınmalarıdır. çoktuk. bazı m illetvekillerimizin ecnebi nam ve hesabına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclisleri’ne kadar girm ek yolunu bulabilen vatansızların varlığı tarihin bu yoldaki örnekleriyle bellidir. en yıkıcı yan.

aynı etki ve görkemle sürdürülmüş bir olay gibi anlatırlar.. Batılıların da. bu dinsel kurumu enine bo­ yuna kullanan padişahın 2. nedense genç kuşakla­ ra Osmanlı padişahlarının ‘halifeliğini’ Yavuz Sultan Selim’den itibaren. bu ulusları. gözlerini ‘zaten Batı’ya’ çevirdikleri için ‘hali­ feliği’ o kadar önemsememişlerdi ki. ‘halifeliğe’ biraz da siyasal bir içerik katarak. Abdülhamid olduğunu hay­ li geç anlayabilmişimdir. 349 . hele Tanzimat pa­ dişahları. tarih dersi mi yapıyoruz? Yooo..1 TÜRK’LE ARAP’I İNGİLİZ DÜŞMAN ETTİ Cumhuriyet eğitim ve öğretimi. Hayrola. Hal böyle olunca. Ondan önce. Batı. Kendi hesabıma. dene­ timleri altında olmayan bir halifeliğin. emperyalizme bulaştıktan sonra ‘halifelik’ onu ilgilendirecektir. çünkü egemenliği altına alacağı ulusların çoğu İslâm uluslarıdır. Demek ki emperyalizm (o zamanki koşullar içinde bu İngiliz. aşırı derecede önemsediğini gösteren pek kayıt kuyut yok. met­ ropole karşı kışkırtabilmesi olasılığı her zaman vardır. buysa her zaman o ülkelerden alınacak hammadde ve o ülkelere satılacak mamuller için bir tehlike dernektir. sadece za­ man zaman toplanıp konuşan bir Türk/Arap/İslâm iliş­ kileri konferansının çağrıştırdıkları bunlar.

Bu işi yapan. Nuri Sait gibi eski Osmanlı uyrukları. o da halifeliğine sarılıyor. Wilfrid Scawen Blunt adında bir İngiliz’dir. halifeliğini. Emperyalizmin. bunlar birbirine düşman edilmelidir. Aksi hal­ de. bu tepkiyi kültürel düzeyde şeriatçılığa ve Arap hayranlığı­ na döken 2. eğer Araplar İngiltere ile anlaşırsa halifelik onla­ ra geri döner. İstanbul’daki halife Batıhlar için. bir çeşit Panislâmizm yapıyor adamcağız. Rus’un kış­ kırttığı Müslüman uyruklarına karşı. dolayısıyla di­ ni ve şeriatı ön plana çıkarmakla. öbür yandan belki de Efgani aracılığıyla bir Arap halifeliği davasını tutturmaya uğraşır. İngiliz’in Fransız’ın. Müslüman ülkele­ re el atınca. Payitahtta. Fay­ sal. özellikle İngiliz emperyalizminin bu alandaki çalışmaları hayli yoğundur: Bir taraftan Lawrance aracılığıyla bir Arap milliyetçiliği doğsun diye uğ­ raşır. amaç değişmez: Türklerle Arapların arasındaki bağlılık koparılmalı. Ne yapsın. Abdülhamid.Fransız ve Çarlık Rusyası demekti). Şerif Hüseyin. ilginç bir sav değil mi? Efgani’nin bu savına ortak olan adam. Araplık dava­ sı adına halifeye karşı çıkıp da. İngilizler planlarında başarıya ulaş­ mışlardır. İngiliz emperyalizminin sömürdüğü Müslüman ülke­ lerinde tam bir denetim sağlanamaz. Doğrusu istenirse. halifeliği önemsemeyen. Arap kültürünü göklere çıkarıp benimsemekle. Suriye ve Arabistan’da­ ki Türk ordularım İngiliz ordularıyla beraber ‘arkadan 350 . Nasıl. Halifelik Arapla­ rın hakkı iken. Türkler tarafından ellerinden zorla alın­ mıştır. Hangisini tutturabilirse tuttursun. Birinci Dünya Savaşı’nda. kendi uyruğu Müslümanlara karşı. Hele İstanbul’da bütün Müslümanlara sahip çıkan bir halife bulunursa. hâttâ Tanzimat padişahlarına tepki olarak geldiğinden. halifelik Osmanlı padişahı için önem kazanıyor. zira onun ege­ menliği altında da Türk olmayan bir sürü Müslüman bulunuyor.

kutsal cihad ilân edilmesine rağmen. zaten ümmet­ ten millete dönüşen Türk toplumunda yeri olmadığına da belki bu nedenden hükmedilmiştir. en azından. Doğmuştur da. 1920’lerden başlaya­ rak İslâmlıktan uzaklaşmış. Şu hal­ de Araplarla Türkler arasında herhangi bir yakınlık ne­ deni kalmıyordu. Osmanlı’yı çıkar­ dıktan sonra ele geçirdikleri Arap topraklarında. Paris’te tanıştığım ‘ilerici’ Mısırlı delikanlılar. İngilizler. 2. Osmanlı döneminde bölgede tutunamamış siyonizmi Filis­ tin’de egemen kıldılar. yıllarca on­ ları sömürmüştü. iki ana temayı işlediler: 1. hilafet makamının yararsızlığını ortaya dökmüş. Müslüman Türklerle savaşmaları. Arapların Hıristiyanlarla değil. hem de 351 . Osmanlı döneminde Müslüman Arap ülkelerini sömürge yapmış. bu iki iddiayı da bana kar­ şı rahatça ileri sürüp savundular. Gerçekten de. Fransızlar ve İtalyanlar. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna ka­ dar bu böylece sürdü gitti. Müslüman ülkelerin uyanışı hem geç oldu. ‘gâvur’ olmuşlardı. Savaşın için­ de halifelik kurumunun siyasal düzeyde kullanılması. Araplar Türklerden.) Böylelikle emperyalizm amacına ulaşmış oluyordu: Türkler Araplardan nefret ediyorlardı. Düşünmelisiniz ki. İstanbul’da çıkan önemli gazetelerin birçoğunda İsrail devleti göklere çıkarılıyor. Müslümanlar arasındaki bu ikilikten yararlanarak. Araplarla ilişki­ lerimize gelince. petrol bölgesinde keyfince cirit atmasını sağlaya­ caktı. Batılılar. emperya­ lizmin. (1950 yıllarında. soğuktu. o tarihlerde. Sonrasında bile. Aynı Türkler. Türkler. bu girişim neredeyse Türki­ ye’ye örnek olarak gösteriliyordu.vurunca’ Türkler arasında Araplara karşı bir tepkinin doğmaması şaşırtıcı olurdu. bu karşılıklı nefret elbette Ortadoğu’da kesin bir Müslüman egemenliğini ortadan kaldıracak.

hanidir sorun üzerinde durduğumdan. Ne var ki durum. sorunun hem Arapları. Hele yayımlanan bildiride aşağıdaki satırları okumak. daha önce size aktardığım. Sadece şu sayılar bile. Zaten bunu belirtebilmek için şu özeti yapmak gereğini duydum. beş ül­ keden seksene yakın bilim adamı katılmış. Başlangıç için hiç de fena sayılmaz. nasıl gün­ demde olduğunu göstermeye yetiyor. Hatırla­ dınız değil mi? Hani Kemal Paşa. Bugün dahi Batılı emperyalist sisteme karşı gerek­ li bilinç aydınlığı içinde oldukları söylenemez. beni İster istemez. hem Türkleri ne kadar derinden meşgul ettiğini gösteriyor.güç. Fakat asıl güzel olan. So­ nunda bu türden toplantıların ilerde de yapılmasının kararlaştırıldığım. sonra da gerekirse Türki­ ye’nin bu ülkelerle bir federasyona gidebileceğini açık­ 352 . hâttâ bunların örgütlenmesi için An­ kara’da sürekli çalışan bir komitenin kurulmasının uy­ gun görüldüğünü biliyorum. konferansla ilgilendim. yirmi yıl önceki durum da değildir. toplantıda sunulan bildiriler: İç­ lerinde öyleleri var ki. (1 Temmuz 1979) 2 O S M A N L I A R A P ’I S Ö M Ü R D Ü MÜ? Türk/Arap ilişkileri üzerindeki son konferansa. Türklerle Araplar arasındaki ilişkinin ne kadar güncel. 30 dolayın­ da bildiri sunulmuş. Ben. Kurtuluş Savaşı’nın başında önce Suriye ve Irak’m ulusal güçleriyle kurtul­ maları gerektiğini söylüyor. M ustafa Ke­ mal Paşa’nın ‘gizli’ demeçlerine aldı götürdü.

Bu de­ fa. bölge ve dünya barışı için birlik. Anadolu’nun durumuyla. düşmanlıklarını Türklere tevcih ettirdi.. Bundan sonraki adımlar. bakın ne demiş: 353 . Ana­ dolu’da öyle semirmiş bir hal var mıydı? Yoktu elbet. Şimdi bir de toplantı sonundaki bildiriden şu satırla­ rı okur musunuz: “Türk ve Arap ulusları. Türkler aralarında söyler durur: Yahu kardeşim biz Arap topraklarında sömürgecilik filân etmedik. Suriye’nin ya da Lib­ ya’nın durumu arasında benzerlik açıktı: Onlar da çıp­ lak ve açtılar.” Daha büyük. okullarda Türkleri sömürgeci gösteren öğretime bir son vermeye çalışıyordu. bu hiç kuş­ kusuz önemli bir adım sayılır. bu ara­ da tutabildiği kadar yükünü tuttu. Emperyalizm. Bu­ nun yaman bir kanıtı var: Her sömürgeci ülke. yıllarca emperyalizmin Türkler ve Araplar ara­ sına ektiği ayrılık tohumlarını ayıklamak doğrultusun­ da olacaktır. elbette. Arapları sömürebil­ mek için.lıyordu. Hatay sorunu sırasında söylediklerini de dü­ şünmedim değil: Ne demişti Kemal Paşa.. Fransızlar bağımsızlık konusundaki sözlerim tutmamaktadır­ lar. Şimdi Arap ülkele­ ri birer ikişer bu gerçeğin farkına varıyorlar: Bir süre önce Khaddafi’nin. konferansta konuşan Cezayir’in eski Ankara Bü­ yükelçisi Ahmet Tevfik El Medeni de. yalnızca tek­ nik. biz de. Eh dini­ ni seven söylesin. Bunu Suriye için de yaparım. Fransız emperyalizmine karşı kurtuluş savaşı ör­ gütlerim. “ Ben Hatay’a geçer. imparatorluğu yitirdikten sonra. kendisi semirir. şömüri düğü yerleri tamtakır bırakır. Mısır’ın. birbirlerinin dava­ larına destek ve dayanak olmalıdır. Libya’da ciddi bir kültür devrimine giriştiğini tartışmıştık. Çünkü.” Bunlar Atatürk’ün kendi sözleri. da­ ha geniş ve ayrıntılı bir iş ve güçbirliği için. kültürel ve ekonomik işbirliği yapmakla kalmama­ lı.

Kefere elbette Türkler Arapları sömürdü diyecekti. Osmanh İmparatorluğu’nun Arabistan Yarımadasındaki görüntüsü şimdiye kadar birkaç kü­ çük araştırmaya konu olmuşsa da aydmhğa kavuşturu­ lamamıştır. biz de) gerçek budur: Türkler.” Bir kere.. Osmanlılann Arabistan’a getirdikleri yöne­ timin niteliğini. bu sorunun üzerine gitmek şart. uluslararası ulaşım köprüsü olması bakımın­ dan önemlidir. elbette Batılı emperyalizmin iddi­ asında bir doğruluk payı arayabilirdik. gerek Arap gerek Türk tarafının değindiği üzere..” 354 . soruna başka bir yanından yaklaşıyor: " .” Doç. Şu halde. Türkiye çeşitli paktlara üye­ dir. Müslüman Türkler tarihte Arap ülkelerinde sö­ mürgeci olarak bulunmamışlardır. pe­ kâlâ. işte koskoca bir in­ celeme ve araştırma alanı. Ne var ki. (onlar da çulsuz. Arapla­ rın aleyhine gelişseydi. Bunu da sanırım.. Abbasiler gibi bir İslâm İmparatorluğu sayılması da gerçeği deyimleyebilir. Emeviler. Bunun açıkhğa kavuşması.. Sonuca bakarsanız. Osmanlı’nın Cezayir toprağında bulunmasını sömürgeci­ lik. Salih Özbaran ise. o dönemler için zenginleşmeye başlayan Türk arşiv kaynaklarına daya­ narak ortaya koymaya başlamak mümkündür. Yalnız. Osmanh İmparatorluğu’nun. Arapları rahat­ sız edebilecek bir nokta olduğunu hiç gözden uzak tut­ mamalıyız. Ama Khaddafi’nin de altını çizdiği üzere. Bu iddialar asla doğru değildir. Araplar­ la Türkleri bir araya getiren komşuluk.." . Türk/Arap yakınlaşmasında. genç bilim adamlarına. Düşmanlarımız.. coğrafi konum­ dan da öte. vurgunculuk ve istismarcıhk olarak göstermişlerdir. Türkiye’nin Arap dün­ yasına politikasını açıklaması gerekir. sosyo-ekonomik yapıyı. Amman Üniversitesi Tarih Profesörü Ahmet Bakhit şöylece özetlemiş: “ .

Zaman zaman Galiyev’den söz et­ tiğimiz için. Volga Müslümanlarından olan Sultan Galiyev. en başta. daha 1910’Iarın sonu ve 1920’lerin başında. elbette Sultan Galiyev. Emre Kongar’ın söyledikle­ ri. İslâm dünyası için­ de en gelişmiş ülke olarak Batı söm ürüsüne karşı oluş­ turulan İslâm /Arap işbirliği çerçevesinde bu birliğe en çok katkıda bulunabilecek bir ülkedir. A ra p la r ile T ü rk iy e arasında yeni b ir ya ­ kınlaşma nedeni olmuştur.” Bu satırları okuyup da. Çok yakın bir tarihe kadar Türki­ ye’nin bölgede İran ve İsrail’le iş ve güçbirliği yaptığı herkesin belleğinde duruyor. üzerinde ayrıca durulmasını gerektiriyor. çoğunuzun yabancısı sayılmaz. Tü rk iye . Arapları (giderek bütün Müslüman ülkeleri) Müs­ lümanlığı anti-emperyalist bir yorumla ele aldığına inan­ dırmak olmuyor mu? (2 T e m m u z 1979) 3 A N T İ-E M P E R Y A L İS T İD EO LO Jİ O L A R A K İS LÂ M D A YA N IŞ M A S I Türkiye’nin Arap ve İslâm ülkeleriyle olan ilişkilerinin tartışıldığı konferansta Dr. Asya’daki Müslüman ve 355 .Sizi bilmem ama ben Ahmet Bakhit’in yanlış söyle­ diğini ileri süremem. daha Bolşevik Dev­ rimi sırasında ve sonrasında. Türk dış politikasına düşen görev... Neden mi? Nedenini sonra görüşürüz. İslâm dininin anti-emperyalist b ir ideoloji olarak kullanılm ası. İslâmlığı anti-emperyalist bir ideo­ loji olarak ele alanları hatırlamamak elde mi. önce siz şu satırlara bir göz atm bakalım: ".

bu hareket noktasından ‘mazlum milletler’ kuramım geliştirmiştir. sonradan Stalin’in ‘sapma’ saydığı tezleri ne diyordu. Panislam izm bu b u yru k ve baskı­ dan kurtulm a cehdlerini içeriyor. zi­ ra İslâm ülkelerinin hepsi em peryalizm in buyruğunda ve baskısı altındadır. İslâm lık ba­ kım ından bizim ümmetçiliğimiz va rd ır ki. size o tarihlerde komintern genel sekreteri olan Zinovyef’in bir sözünü aktarmıştım. milliyetçiliğin çizdiği kısıtlı daireyi sonsuz b ir alana aktarır ve bu ba356 . ‘sömürü ve baskı altındaki uluslarda burjuvazi yoktur. bu bakımdan bu ulusların Hıristiyan Batılı uluslarla sava­ şımı gerçekte anti-emperyalist bir savaşımı deyimlemektedir. Sonraları Maozedung’un ele alıp daha da ge­ liştireceği ‘mazlum milletler’ teorisi. Galiyev’e göre. bütünüyle Türkiye’nin ‘mazlum millet’ olduğu esası üzerine kurulmuştur. nasıl bir toplumda zalim ve mazlum sı­ nıflar varsa. Ö zellikle biz İslâm olduğum uz için. Galiyev’in düşünceleri zamanın Rusya’sında Bolşevikler arasında da itibar görmüştür. aşağı yu k a rı diyordu ki: “Panislâm izm i sadece geri b ir ideoloji diye alm ak yanıltıcı olabilir. uluslararasmda da zalim ve mazlum ulus­ lar vardır. Bir kere Kemal Paşa’nın Müdafaa-i Hukuk öğ­ retişi. bir bakıma.Türk halkların ezilmişliğine dikkati çekmiş. Asya ve Afrika uluslarının çoğu böyledir. egemen sı­ nıf sayılabilecek eşrafın da ezdiği köylüden pek farkı ola­ maz’ değil mi? Bir de Mustafa Kemal Paşa’nın yeni Tür­ kiye’nin neden Bolşevik olmayacağını açıklamak için 1920’de şu söylediklerine bakınız: "... Sultan Galiyev’in.” Peki bunun Türkiye’yle ilgisi ne? Çok. çoğun­ luğu şu ya da bu Batılı Hıristiyan ve emperyalist ülke­ nin tutsaklığında bulunan Müslüman ve Arap ülkeleri­ ni kapsıyor ve kurtuluşa çağırıyordu.

insanlığı kurtarmaya giriş­ miş olan kuvvetler tarafından korunmaya yaraşır. şu yukardaki tavrı hiç hesaba katmıyor. İşte burada. Time dergisinde. yoksa Or­ tadoğu’ya geri mi dönecek?” Görüldüğü gibi. Dr. yâni Batılılaşmaya devam mı edecek. Atatürk’ün yolunu. Onun Atatürkçülük’ten anladığı son otuz yıl içinde İnönü/Bayar iktidarlarının türküsünü çağırdıkları yeni-Tanzimatçılık gibi bir şeydir. başka ve önemli bir noktaya geliyoruz. Batılı­ laşma diye alırken Kurtuluş Savaşı sırasındaki ve sonra­ sındaki. Türkiye’nin Ortadoğu’ya komşusu ve ya­ 357 .kundan da bizim doğrultumuzda Bolşevik doğrultusu görülebilir. hem de bu alanda ‘bütün insanlığı kurtarmaya girişmiş olan kuvvetlerin korumasını’ isteyecekti. bu­ nu da hem Kuva-vı Milliye (ulusal güçleriyle) yapacak. Mustafa Kemal Paşa’nın gözünde Türk ulusu bütünüyle ‘mağdur ve mazlum’ olduğu için Müdafaa-i Hukuka (haklarının savunulmasına) muhtaçtı. Mustafa Ke­ mal’in ölümünden itibaren yitirilmiş olan bir dış poli­ tika doğrultusunu yeniden gündeme getirmektedir..” Demek ki. Özellikle Bolşeviklik. Türkiye. Bizim memleketimiz ise heyet-i umumiyesiyle mağdur ve mazlumdur. Time’a ba­ karsanız a b d Dışişleri Bakanı Vance’m olayı somutlaş­ tırması şu biçimde olmuştur: “ Türkiye. Amerikan gü­ venlik sisteminin Güneydoğu’daki kalesidir.” Oysa. O kadar böyledir ki bu. Kongar’ın söyledikleri. Beyaz Sa­ ray’ın Savunma Danışmanı. Atatürk’ün çizgisinden gidecek. uluslar içinde mağdur olan bir halk sınıfını göz önüne alır. bir de Brzezinski’nin koyuşuna bakın.Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Brzezinski’nin ne dediğini okudunuz mu? Önce okuyalım: “ Sorun çok önemlidir. Öyle de yaptı. hiç benzer yeri var mı? Tam tersine. bir M ustafa Kemal’in olayı ele alışma. Bu iti­ barla dahi bizim ulusumuz. Bu takdirde.

Hadi belki bana inanmazsınız. Batı taklitçisi Jöntürk aydınları olduğu­ nu biliyorlar mı sanki? Bunu da nereden mi çıkardım? Hiçbir yerden.. bı­ rakın halkı. öteki İslâm ülkelerine tek kelimey­ le ‘mazlum milletler’e dönmesi. Brzezinski’nin dediklerine çok mu içerlemişim dersi­ niz? Dönüp dolaşıyorum. Mustafa Kemal Paşa’nm en çok uğraşmak zorunda kaldığı zümrenin. Atatürkçülüğü. hiç de bu türden bir Batıcılığı içermemesi. İyi ama. padişahçı şeriat­ çı takımı kadar. Cezayir’den Libya’ya kadar birçok Arap ülkesinin Mustafa Kemal’i Üçüncü Dünya’nm ilk lideri saymaları bundan ileri gelmiyor mu? (3 Temmuz 1979) 4 K E M A L PAŞA ‘BATI'CILAR! Y A S Ü R D Ü Y A D A A S TI. Müdafaa-i Hukuk öğretisinin. Zaten. tarih böyle söylüyor. İkincisi. Ne halkı canım. size ko­ nunun uzmanı birisinin.” Bu.. Kur­ tuluş Savaşı sırasında. hem zorun­ 358 . Türkiye Batılılaşmaya devam eder. Tanzimat türünden bir Batı taklitçiliği diye anlayan bir sürü Türk aydını yok mudur.kını Arap ülkelerine. gericiliğe dönmüş olur demeye geliyor... yoksa Or­ tadoğu’ya dönmüş olur. gerçekte. doğru dürüst okumuş yazmış olanlar. Başlangıçta Batıcılar. Niyazi Berkes’in dediklerinden bölümler vereyim: ". Öfkem niye? İki sebepten: Birisi. bu gerçeğin bir türlü Türk halkına aktarılamaması. bir anlamda. aklımda o lâf: “ Atatürk çizgi­ sini izlerse. Atatürkçülüğe dönme­ si sayılmalıdır.

saltanat ve hila­ fet rejiminin tutulmasından öteye giden bir görüşleri yoktur ve Mustafa Kemal’e karşı oluşlarının asıl nede­ ni. Amerikan himayesi gibi sorunlar­ la ilişkili görülmekle birlikte. Şu halde asd çatışma konusu kapitalist ya da sos­ yalist bir rejim kurulması üzerinde değil. mübarekler hiç değişmemiş. işleri güçleri Batı’ya el uzatmak. İlk zamanlarda bu istek. tuttuğunu kolay bırakmıyor. meş­ rutiyet rejimini saltanat ve hilafetiyle birlikte tutmak üzere Batıya el uzatma yanlısı olanlardır. ya da düşman­ la uzlaşma yoluna giderek. Sovyet devrimine karşı dönme tutumu olabilir.. çağdaş uygarlığa uyan bir rejim kurulması yanlıları değil. kurtuluş mücadelesi sırasında batı yandaşı geçinen ta­ kımın ne istediğini daha da açıklığa kavuşturuyor: ". Batı devletleriyle uzlaşma yanlısı olanlardır. Man­ da ve Wilson ilkeleri. onlardan bağımsız ulu­ sal egemenliği ortaya atması aşamasma getirdiğinde. Batı devletlerinin daha Birin­ ci Cihan Savaşı sona ermeden. hâttâ ondan biraz sonraya kadar süren siya­ sal çabalarında. yeni Osmanlılann görüşünden daha öte­ ye giden bir rejim istediklerini gösteren hiçbir kanıt yok­ tur. bu­ na karşıt tutum almaları bunu gösterir. Savaş süresi için gerekli siyasal rejim konusunda bunların meşrutiyet. Batı’mn himayesinde yaşamayı iste­ mek. bütün diplomatik eylem­ lerinin asıl hedefi haline gelen. Amerikan himayesini çağırma. müttefiklerin kabul edeceği sanılan bir dış siyasa. Mustafa Kemal. gör­ dünüz mü. Batı yanlılığıyla kastedilen şey. sadece savaşı 359 . örneğin Manda sistemi­ ni istçme. Bunların (Batı yandaşlarının) Cumhuriyet’in ku­ ruluşuna. sorunu saltanat ve hilafetin kaldırılması. hem de devrimci saydıkları yeni re­ jimin kurulmasından kaçınmak için. Fakat Niyazi Berkes..” Nasıl. Batıcdar.lu gördüklerinden. onun bu rejimi bırakmaya doğru giden bir tutumu ol­ muştur.

padişahı ve halifeyi koruyan ‘meşruti’ eski rejimi savunuyorlardı.davasına sahip çıkıp İslâmlığa anti-emperyalist bir içerik verir­ ken. Kemal Paşa’nın Bolşevik olmayacağını. İkincisi. toplumsal eğilimlerine ve hal­ kın ihtiyaçlarına tamamiyle uygun bir hükümet şekli­ dir. Başka bir deyişle. 28 Ocak 1921’de bunu şöyle tanımlamıştır: “ Kurduğumuz hükümet şek­ li ülkemizin koşullarına. çağdaşlaşmadan yana olan. mevcut meşru rejime.” İşte o zamanki batı yandaşlan. Acaba? Cumhuriyet rejimi kurulunca. antiemperyalist bir Cumhuriyet olacaktı. ülkesine ‘çağdaş uygarlık düzeyini’ hedef gösteren Mustafa Kemal Paşa bir ‘Batıcı idi” . öte yandan ülkesinde emperyalizmle fiili işbirliği halinde bulunan halife’yi devre dışı bırakacak yapısal bir iktidar değişikliğine yöneliyordu.yürütecek geçici bir hükümet kurulmasından öteye gi­ dilmemesi tezi üzerindedir. Mustafa Kemal. şu mu: Kurtuluş Savaşı sırasın­ da. saltanat hilafet rejimine dönüle­ cekti. Batı ile uzlaşıldıktan sonra. Bu bir. Lenin’in Türkiye’ye gön­ derilen ilk elçi Aralof’a söyledikleri bunu tamamiyle te­ yit eder. Rusların Kuva-yı Miüiye’ye yardıma başlarken ilişkiye girdikleri hükümet de bu hükümetti. bir yandan emperyalizmin ezdiği ‘mazlum milletlerin’ -ki çoğu Müslümandır. Ruslar. Beyaz Saray’ın Güvenlik Danışmam Brzezinski sanı­ yor ki. Kemal Paşa’ya en çok direnenler Osmanlı’nın ‘Batıctla360 . Bolşevik­ lik yapmayacağım biliyorlardı. anti-emperyalist bir lider olması ha­ sebiyle yardıma gidiyorlardı. buna karşı çıkıyor­ lar. Yalnız ulusal demokra­ tik devrimini yapan. ” Buradan ne çıkıyor. Kuracağı hükümet egemenliğin kayıtsız şartsız halkın elinde olacağı. Batı’yla uzlaşacak. Ama konumuz o değil.

ittihatçı Cavit Bey’in Batı yanlısı görü­ şünü şöyle yansıtır: “ ... 361 . hemen hemen tüm sınıflarıyla Ankara’ya ısmamamıştı. Batı yandaşlığı Mustafa Kemal’in yoluymuş. Batı­ kların çıkarları için daldıkları ülkelerin hiçbirinde. halk ayağa kalkar.. Talihsizliği de budur ya. Gazetelerin ve ülke aydınlarının toplandığı merkez olan İstanbul.. bir gü­ zel astı. Batılı emperyalist... bir de ne görür. bu patırtı içinde Batı yandaşı iktidarın po­ litikacısı ‘himayesinde bulunduğu’ ülkenin yardımını is­ teyince.. Fâlih Rıfkı ne yazıyor: “ . görülmedi. Halt etmişler. Y A D A M A T FERİT. on­ ları kayıtsız şartsız destekleyen politikacıların ‘mutlu bir sona’ ulaştıkları. kimse umursamıyor.) 1923’te İstanbul’un mustaripleri. Bu politikacı sözde ‘hür dün­ ya’dan yana olacak. Ör-.rı’ olmuşlardır..” İşte Brzezinski’nin bayıldığı “ Batıcı görüş” bu.. aaa.. Büyük Avrupa devletlerinin yar­ dımı olmaksızın ve bu yardımı sağlayacak ödünleri ver­ meksizin. bu görüşü savunan adamıy­ sa. Ankara’ya karşı hoşnutsuzlar seferberliğinin gönüllüleri olmuşlardır. çıkarı için denetleyeceği ülkede ‘Ba­ tı yandaşı’ politikacı arar. gerçekte ise ülkesini emperyalizmin sömürüsüne açacaktır. öylesine vahşi bir baskı uygularlar ki. (. (4 Temmuz 1979) 5 ‘B A Tİ’ Y A E N V E R A R A R .” Yine Fâlih Rıfkı. Anadolu’nun ortasında tek başımıza devlet kurup yaşamamız olanak dışıdır. Adamın ülkesini öylesine sömürür... Mustafa Kemal Paşa ne yaptı biliyorsunuz.

ülkenin geleceğini ‘İngiltere devlet-i fehimesinin’ el­ lerine bırakan emperyalist kuklası politikacıları. bir süre önce kendilerinden oldu­ ğunu söylediği Bolşeviklerle dövüşürken öldü. terörizm derken. Alman­ lar. ‘Batı yan­ daşı’ deyimlerinin hangi içeriği taşıdığını belirtmek için 362 . kimisi ası­ lıyor. Shygman Rhee. Bütün bu lâfları. Anadolu hareketine karşı İngiltere’yi. askeri ambargo. Çankayşek. iç ka­ rışıklık. Menderes’i sayabiliriz. kısa­ cası ‘Batı yandaşlığı’ yapan ‘zevat’ değil miydi? Sonlan ne oldu ha? Bir de. yakın döne­ min ‘Batıcı’ devlet adamları. Yerlerine elbette ‘sistem’in kendisine daha sadık saydığı başkaları getiriliyor. kimisi öldürülüyor. Tabii. Ya Damat Ferit Paşa? Ya Padişah Vahdeddin? ‘Hürriyet ve İtilâf’ın ileri gelenleri? Mütareke’den son­ ra.. yandı. emper­ yalizm..'ni­ hayet Muhammed Rıza Pehlevi. ne Cemal’i. Van Thieu. Ben de tutmuş. yabancı ülkelerden örnek gösterip duruyorum. bakıyorsun gümbürde­ miş. Nasıl mı? Şöyle: Emperyalist bir ülkenin. ülkesinin çıkarım da ihmal etmi­ yor. Bunun en geçerli örneği. yahu buna gerek ne? Hep biliyoruz. uğradıkları ‘hazin’ âkıbetler var. İngiliz emperyalizmini savunan. kimisi yargılanıyor. çok. Enver Paşa Türkiye’de Almanya’nın ‘el ulağı’ idi. ne Enver’i. gerçekte.nek mi. Anadolu hareketinin başarıya ulaştığı gün yüz­ üstü bırakmadı mı? ‘Yüzellilikler’ diye devrim tarihi­ mizde geçen yüzelli kişi. Oysa Türkiye’yi onların adına savaşa sokan bun­ lardı. sa­ nırım Zülfikâr Ali Butto. ne de Talat’ı kurtarabilmiş­ lerdir. anarşi. hâttâ Somoza. siyasal düzeyde ‘Batılı’. az kalsın unutuyordum. bu adam ‘sistem’in çı­ karını kolluyor ama. ekonomik ambargo. gitti Türkistan’da İngilizlerin kışkırttığı Basmacıların başında. ya da ‘sistem’in adamısın diye tutup seni paraşütle iktidara in­ diriyorlar. bir süre bakıyorlar ki.

çünkü ülkenin sorununun tartışılma­ sına gereksinimi büyük. Söze Türk/Arap/İslâm ilişkile­ rine değgin bir konferansla başlamıştık değil mi. Brzezinski adındaki herif-i na-şerif kalkıp. zinhar çağdaşlaşma taraftarıdır diye anlamaya­ caksınız. İtalyan. falan ülkedeki ‘Batı yandaşı’dır de­ di mi. bunları (Batıcı) sayıyor. çağdaşlaşma yanlısıydı. bu düpedüz ‘işbirlikçi’dir. Batı’nın çıkarlarını ulusunun çıkarlarından fazla korur demektir. Uzatırım zahir. Alman. Türk. şimdi bu iktidarlar ‘Atatürkçü’ geçindikleri için de. karşımıza çıkan aynı sorun. alın si­ ze İstanbul’da bir başka toplantı. Fransız bir sürü uzmanın katıldığı bir seminer.söylediğimi elbette anladınız. -ilk önce Niyazi Berkes’in işaret ettiğini sandığım. konuyu uzattığımı söyleyebilir. döndürüp dolaştırıp 363 . ‘sistem’in basını ve yayın organları.böyle bir yanılmadan söz edilebilir: Mustafa Kemal. oysa Batı’nın istediği 1950’den itibaren yaşadığımız İnönü/Bayar türünden iktidarlar. Mustafa Kemal’den Batı hiç hoşlanmamıştır. “Türkiye’nin dış eko­ nomik ve politik ilişkilerindeki seçenekler” çevresinde dönüyor. kendi çağında çağın uygarlık düzeyini Batı’da gördüğü için. İçinizden birisi çıkıp. Batı’nın gözünde ulusalcıdır. Mustafa Kemal konusunda da. ‘Ortadoğu’da Amerikan savunmasının Güneydoğu kalesi’ olmamızı Atatürk’ün yolunda gitmek diye tanımlayabiliyor. size 1919-23 tarihleri arasında The Econom isf in Mustafa Kemal’e ‘yabancı sermayeye’ direndiği için na­ sıl yüklendiğini örnekleriyle aktarmıştım. Mustafa Ke­ mal. ama bu siyasal düzeyde Batı’nın çıkarlarından yana olduğunu. anti-emperyalisttir. ‘Sistem’. a b d . ‘Ba­ tılı’ ülkelerden gelen konuşmacılar. uygarlık doğrultusundaki atılımlarında o taraftan esinlendiği olmuştur. bu çıkarları savunduğunu deyimlemez. Orada konuşulanlara ku­ lak kabartıyorsunuz. Tam tersine.

. Seminerde konuşan Türk uzmanlar. tehlike­ li boyutlarda gelişen bu işbirliği giderek ülkenin Batı’dan kopmasına yol açabilecekmiş” vs. Cumhuriyet Söyleşileri dizi­ sinden çıkan Bir Sap Kırmızı Karanfil ve Ufkun Arkasını Görebil­ mek başlıklı kitaplarda yer almıştır. ne zaman Amerikalı çıkıp da ‘Bats’nın görüşünü söylediyse. genellikle Amerika­ lı ve Almanlara karşı çıkmışlar. Bu zatı Türkiye yıllarca en önemli diplomatik görevlerde kul­ lanmıştır. Şimdilik bir noktaya ilişmekle yetineyim diyorum. Bu kafayla acaba Mustafa Kemal’in ‘M üda­ faa-i Hukuk’ öğretisine mi hizmet ediyordu.sözü Türkiye’nin Sovyetlere ve Arapiara yakınlaşması­ nın hiç de iyi olmadığına getiriyorlar. Oradan izlenebilir.. yalnız eski bir diploma­ tımız. “ Batı ülkelerinde Türkiye’nin Arap ülkeleriyle işbirliğini artırması kuş­ kuyla karşılanmakta imiş” .. yoksa “ sis­ tendin çıkarlarına mı? Batıkların istediği Batı yandaşlığı bu değil mi? (5 Temmuz 1979) M ERAKLISI İÇİN NOT Gazi Mustafa Kemai Paşa’nın ideolojisi’ ve Müdafea-i Hukuk Doktrini hakkında. arkasından kalkıp onu onaylamış. daha sonraki tarihlerdeki ‘tespit’ ve ‘de­ ğerlendirmelerin’ hemen tamamı. vs. Sovyetier Birliği ile ilişkilerini geliştirmekten zararlı çıkacakmış.. 364 . “Türkiye. ulusal çıkarlarımızı ve bağımsızlığımızı savunmuşlar.

Meraklısı için ekler .

artık elle tutulur top­ lumsal davranışlara dönüşmektedir. tarih perspektifi içinde fena halde gündeme gelme­ si... ‘soyut’ fikir ve kav­ ram düzeyinde.‘tek kutuplu dünya’nm.AZ ŞEY Mİ? (. 367 . İşte o güne kadar geçmişi irdeleyip güncel sonuçlar çıkarmaya çalışan ‘Demokratik Sol’.‘ulusal devlet’e düş­ man. kitaba ek olarak verdiğimiz bu mülâkatlarm yapıl­ masına ve sorunun tartışılmasına imkân hazırladı. ‘somut’ bir ‘toplumsal’ ve ‘ulusal’ düze­ ye yükselmesi bu sayede yaşanıyor. ‘Doğu Bloku’nun dağılıp ‘Sovyet Parantezi’nin ka­ panması. ‘Kemalist Sol’ ve ‘Sosyalist SoFun. ‘klâsik emperyalizm’ olduğu..) Attilâ İlhan Kasım. Sonuçta. bu defa da ülkemizde başı ‘inkılâpçı gençlik’ çekmektedir: Son dö­ nemde Kemalizm’in ve onun Batı’yla gerçek ilişkileri­ nin. .. açıkça meydana çık­ tı: Çıplak ve ahlâksız bir ‘hegemonya kurmak’ için te­ şebbüse geçtiler. ‘Soğuk Savaş’ boyunca özgürlük savaşçısı ro­ lünü oynamış ‘Sistem’in (emperyalizm) birden maske­ sini atıp gerçek yüzünü göstermesine yol açtı: ‘Küreselleşme’nin . bir ‘dip dalgası’ içindeyiz. Az şey mi?. her defasında olduğu gibi.. Oku­ nunca görülecektir ki.. 60’lı yılların başından itibaren savunduğumuz ilke ve tutumlar. 2002 Maçka/İst. ‘taban’dan geldiği tartışılamaz..

ilk inti­ bah Silâhlı K u vve tle r’de başladı. hâlâ A vru p a Birliği hep kaytarıyor. Biz Devlet-i Aliye’nin parlak zamanını yaşarken Türk­ lük iddiasında değildik. Çünkü Türkler yeniden kendi kimliklerini tartışmaya başladılar.I İN TİB A H B AŞLAD I (Dış politikada bize birtakım şeyler zorlanıyor. O kadar kendinden ve Osmanlılığından emin. O ka­ dar girmiyorlardı ki. şöyle söyleyebi­ lirim: Türkler. kalleşlik ediyor. hâlâ Ege adaları önüm üzde. yâni Macaristan’ı fethettikten sonra Macaristan’ın başına bir Macar’ı getirip koydu. Osmanlılık iddiasındaydık. Fırıldaklar çeviriyor. Osmanlı Budin’i zaptettikten son­ ra. ya­ lan söylüyor. zannediyorum ki. Ve Osmanlı camiası içerisinde yaşayan toplulukların hiçbi­ ri etnik tavırla bir kimlik iddiasına girmiyorlardı. daha evvel ne zaman kimlik krizi yaşa­ mışlardı. Bu neden ve na­ sıl ortaya çıktı diye soracak olursanız. “G aliba biz yanlış bir taraf seçmişiz” düşüncesine doğru gelmeleriyle b ir uya­ nış başladı.) Türkiye bir kimlik krizi yaşıyor. buna bir bakmak lâzım. “Acaba bun lar ne der?” diye sorular konunca. H âlâ Kıbrıs sorunu önüm üzde. 368 .

dinleri. Ermenilerin isyanı. biz çekildikten son­ ra. bu beraber yaşama­ lar boyu siz Ermeni isyanı hatırlıyor musunuz? Yoktur.T ü rk iy e ’ nin k im lik krizi Peki bizde bu sorun ne zaman başladı? Bunu ben Erme­ ni arkadaşlarla konuşurken sık sık dile getiririm. Ermenilerle Osmanlılar. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli etnik gruplan tahrik ederek. çünkü 19. Parçalamaya karar verdiği ülkelerin başında da Osmanlı İmparatorluğu gelmektedir. Biz böyle bir 36 9 . Yâni bizim bu topraklarda yaşayan insanların kimlik sorunlarının tartışılmaya başlanması. Hep onlara sorduğum bir soru vardır. Buna mukabil. Halbuki çıktılar. emperyalizmin bu ülkeyi dağıtmak istemesinden doğmuştur. Bunu yalnız bizde yapmıyorlardı. asrın başlarında Batılı kapitalizm. Zaten dinlerine de müdahale edil­ miyordu. İran’da da yapıyorlardı. emperyalizm aşamasına gelmiştir. Bunu parçalamak için buldukları çare de. Bunun nedeni çok basittir. 20. onları serbest bıraktıktan sonra. Çin’de de. kül­ türleri ile olduğu gibi çıkamazlardı. dilleri. Ermenilerin isyan hareketleri tıpkı Sırpların. Bulgarla­ rın. Rusya’da da yapıyor­ lardı. Anadolu Selçuklu­ ları ve diğerleri beraber yaşadılar. Ermenilere yapılan zulüm lâfları edilir. hâttâ bundan daha evvel. dillerine de. Kendi ha­ yatlarını yaşıyorlardı. gerek dini açıdan gerek milli açıdan on­ lara bir kimlik yakıştırıp o imparatorluğu dağıtmaktır. yüzyılda başla­ mıştır. İngiltere veya Fransa imparatorluğunun topraklarından çıkanlar hâlâ İngilizce ve Fransızca ko­ nuşuyorlardı. Ondan evvel hiç kimse böyle bir teşebbüste bulunmuyordu. asrın son­ larından itibaren. Eğer biz onlara baskı yapsaydık. Rumların isyan hareketleri gibi 19. Kültürlerini kaybetmişlerdi.

Demek ki o kadar yüzyıl boyunca.baskı yapıl­ mamıştır. Meclis kurulduğu zaman. ona bu konuda bir . Bunu dürüstçe yazan Fâlih Rıfkı Bey vardır. Halbuki bir Senegalli çıkamıyor. e m p e rya lizm e karşı çıkan d e m e k tir Emperyalizm bu diğer kavimleri etnik olarak tahrik edin­ ce. Yâni bir Bulgar. Batılının ona olan baskısına kar­ şı koyan adam demektir. Türkçü olduğunu söyler. Şeyh Sait isyanına kadar. ki pek çoktur. Cezayir yazarları hâlâ Fransızca yazıyor­ lar.şey yapmadık. Tü rk ç ü . Bu çok açık ve tarihi olarak ispatlanmış bir olaydır. Bunların hepsinin dibini kurcala­ dığımız zaman şaşılacak bir şekilde etnik bir tahrik bu­ luyoruz.. Yâni Düzce isyanından tutun da. Türkçü. bir Cezayir­ li çıkamıyor. Daha evvel Rusya’da başlamış olan Türkçülük hareketi Türkiye’ye sirayet etti. Onlar daha önce Türkçü hareketin içindedirler.. Türkiye’de de bunu yap­ mak istiyordu. resmi tarih yeteri ka­ dar incelemiyor. Batılı emperyalizme karşı ayağa kal­ kan ve ona karşı çıkan adam demektir. Türkçü ne demektir? Türkçü. Türk kimliğini açığa çıkarıp. Türklerin de kendi kavimleri için araştırmalara gir­ melerine yol açtığım görüyoruz. Emperyalizm işte budur. Osmanlı’da da. tam bağımsız ve öz­ gür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan adam de­ mektir. Kuva-yı Milliye’yi ve Müdafaa-i Hukuk’u örgütleyenler Türkçülerdir. Şimdi pek çok insanın unuttuğu veya hatırlamak is­ temediği bir şey var. Şimdi bu hava içerisinde Anadolu hareketine girili­ yor ve Anadolu hareketi içerisinde Ankara’ya karşı is­ yan eden gruplan. Meclis etrafındaki 370 . Osmanlı oradan çekildik ten sonra Bulgar kültürüyle çıktı oradan. Türkçü.

Bir ümmet kültüründen 371 . Türkiye Cumhuriyeti ilân edildikten sonra. Mustafa Ke­ mal Paşa’nın Türklere vermeye çalıştığı kişilik. Bununla yetinildi mi? Hayır. Diyeceksiniz ki isyanlar var. Dersim isyanı vardır. Bir defa onun ne kadafr ulusalcı bir adam olduğunu anlamak için bir tek şeye bakmak kâfidir. sana ne tarihten! Biliyor o. ya Kürtler çıkar. Peki o zaman Türkler neydiler? Türkler bir kişilik elde etmeye çalıştılar. O zaman tabii Mustafa Kemal Paşa sağ olduğu için kısa sü­ rede halledilmiştir. toplanacaklar. Türklerin kimliğini oluşturmak lâzım. Türkiye Hatay üze­ rinde Misak-ı Millî sınırları içersindedir diye bir iddiada bulununca. doğru. İngilizler tarafından örgütlen­ miştir. İsyanın dibini kurcaladığı­ nız zaman. kendisi­ nin kafasında doğmuş bir şey değildir. Fransızlar böyle bir işe kalkışmışlardır. ya Çerkezler çıkar. en başta Şeyh Sait isyanı var. Bunun için de tarihi çok ciddi bir şe­ kilde inceleyeceksin. o bir petrol ve şeriat isyanıdır. Bu nasıl incele­ necek. ku­ rultay yapacaklar. tarih âlimlerini çağıracaksın. M ustafa K e m a l’ in ve rm e y e ça lıştığı kişilik Bunun dışında Türkiye’de bir kişilik hareketi olmamış­ tır. orta­ ya çıkarmak lâzım. yâni et­ nik bir şey çıkar. Yahu sen asker­ sin. Kararlar alınacak. Batı daima bu oyunu oynamıştır. II. farkında. Bunların da etnik olmadıkları aslında konjonktürden bellidir. Mustafa Kemal Paşa ölene kadar. Dersim isyanı çok iyi biliyorsunuz ki Hatay’la ilgilidir. başka çaren yok. Tarih Kurumu kuruyor. Türkiye istiklâlini kazandıktan son­ ra Kemal Paşa.bütün bölgeler isyan ederler. İkincisi. cumhurbaşkanı olmuşsun. Dünya Savaşı çıkana kadar hiçbir etnik sorunla karşılaşılmamıştır.

Kürtler. hepsinin bir araya gelerek yaptıklarını söyler. hem Farsçayla hem Arapçayla ilişkili. Lazlar. Ve Türkiye’deki Cumhuriyet hareketlerini ve İstik­ lâl Savaşı’nı yapanların da Türkler. bunun teşebbüsü için Dil Kurumu’nu kuruyor. Ve bu böyle karma bir harekettir. Çünkü açıkça söyler. kültür hayatına. Nasıl Hıristiyanlıkta Latince ve Yunanca böyle bir özellik taşıyorsa.geldiğimizin son derece farkında. Yu rt m illiyetç iliğ i Zaten Mustafa Kemal Paşa’nın Kemalizmi’nin oturdu­ ğu fikrî zemin. ki milli devlet ken­ di dilini oluşturmak zorundadır. ulusal edebiyat gi­ bi temaları ciddi şekilde izlemeye çalışıyor. Osmanhcada bunların olması çok doğal­ dır. Ama sen milli bir devlet olursan. Bu­ nun için de ulusal şiir. daha çok kültüre ve yurda dayanan bir 372 . İslâmiyet’te de bunlar taşıyor. fikri hayatına baktığı­ mızda çok net görünüyor. Öbür taraftan sanatta da “Türkleri nasıl olur da üm­ met kültüründen çıkarabilirim” diye uğraşıyorlar. OsmanlI­ ca. ulusa] roman. Tarih Kurumu’nu kuruyor ve bunlarla ulusal devletin platformunu hazırlamaya çalışı­ yor. Çerkezier. aslında Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’in bir sentezidir. Bunların ortaya atmış olduğu bütün dü­ şünceleri. Bunlar tartışıla­ maz. âlimlerle paylaşarak bunlardan ortaya bir Türk Milliyetçiliği çıkarmıştır. dünya milletleri kardeş olmuşlardır. çünkü dilinde bir üm­ met kültürünün getirdiği bütün özellikler var. Bu o günle­ rin edebiyatına. Peki Türk kimliği nedir? Türk kimliği ırka dayanan bir kimlik değil. Bu milliyetçilik kesinlik­ le şoven değildir. Mustafa Kemal Paşa kendi düşüncesi içinde yoğurmuş. ırkçı değildir. Farsça-Arapça İslâm’ın dini dilleridir.

İstiklâl Savaşı bir çeşit Fransız Devrimi’nin tekrarıdır. bağım­ sızlığımızı kazandık. Türk kimliğidir. Bask var­ dır. Ama bunlara sen nesin dediğin zaman Fransızım derler. ulusal bir kültürle nasıl yetiştirebiliriz fikri karara bağlandı. Başka başka dillerde kanunları. Biz ulusal. Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye’de. yalnız o değil. millete intikalini sağ­ ladık. Şimdi Türkiye tamamıyla modernist bir devlet ola­ rak düşünülmüştür. M illi Eğitim Ama bu kimliğin bir yurt milliyetçiliği getirdiğini. kendilerine göre kül­ türleri vardır bunların. Türk devleti. Üniter devlet fikrini Fransa’dan almış­ tır. biz İstiklâl Savaşı’yla birlikte bir inkılâp yaptık. dini okulları. İki. yâni misyoner okullarını tasfiye etmiştir. diğer dini miies373 . Büyük tartışmalardan sonra. kesin­ likle bir ırkçı milliyetçiliği olmadığım bilmek lâzımdır. İşte o zamanlar çeşitli Maarif Kong­ releri yapıldı. Bu. Biz İstiklâl Savaşı’nı yaptık. Ama bunun içersinde çeşitli etnik kökenler olabilir. Yâni bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar Türk sıfatını taşırlar. medreseleri vb. Böyle bir hava içersindeydik biz. Yeni yetişecek olan nesil­ lerin. yabancı okul­ ları. demokratik ve lâik bir devrim yapıp bir devlet kurduk ve bunun kimliği de çok netti. ulusal bir kültür al­ malarıyla olabilirdi. O ka­ rarı hepiniz biliyorsunuz. yâni tekkeleri. İşte Fransız Devrimi’nin yaptığı budur. Bu inkılâbın içerisinde de hâkimiyetin bir kişiden çıkıp. neresinden bakarsanız bakın. Fransız Cumhuriyeti’nde Korsikalı vardır. ben Bask kö­ kenliyim derler. sonra da eklerler. bir. Bunu sağlamak için çok önemli bir şeyleri gördük. Tevhid-i Tedrisat Kanunu.kimliktir.

Yetişen yurttaş­ lar da Cumhuriyet’e sahiptiler. Ama bununla yetinmiyor Cumhuriyet. yoksa kendi­ liğinden mi söylüyordu? Burası henüz meçhul. birleştirile­ rek yapılıyor. Bunların yerine bu lâik. aynı zamanda da bir ulusal ekono­ mi gerçekleştirmeye çalışıyor. Nasıl Fransa ihtilâlden sonra mis­ yoner mekteplerine karşı inkılâbı ve ulusallığı yerleştir­ mek için yeni. mantık ve estetik derslerinin hepsini derinlemesine okurduk. Onun gelişebilmesi için ulusal eğitim ve öğretim kuruluyor. Ama şunu söyler: “Nasıl elbirliğiyle bir Misak-ı Milli gerçekleştirdiysek. Bizi yıkamamaları da on­ dan. Bu liselerde ve bu eği­ timle Türkiye’de yurttaş yetiştiriliyordu.” ‘Say’. emek demektir. Bunu önce İzmir İktisat Kongresi’nde çok açık bir şekilde tüccarlara bırakmıştır. Çok sağlam bir eğitimdi. Çünkü Mustafa Kemal Paşa Galiyev’in fikirlerine sahiptir. demok­ ratik eğitimi sağlayabilmek için eğitimi birleştirerek bir tek eğitim sistemi getirmiştir. Liselerde o zamanki eğitim yurttaşlık üzerine kuru­ ludur. ulusal bir eğitim için liseler kurulmuştur. sosyo­ loji. bizde de aynı şey yapılmış. yi­ ne Fransa alınmıştır. Bunun için de örnek. ■ Yâni evvela ulusallık kuruluyor. Biz lisede felsefe. psikoloji. Ama dün­ yada. astronomi. özellikle sömürülmüş olan ülkelerde sınıfların tam oluşamadığını. demokratik.. Bu..seseleri tasfiye etmiştir. çünkü hâkim sınıfların yabancıyla işbir374 . Bir emek Misak-ı Millisi koyuyor. Biliyor muydu. aynı şekilde bir say Misak-ı Milli’si gerçekleştireceğiz. G â zi’nin m illi iktisat p rog ra m ı Mustafa Kemal Paşa. Bizde de lâik. Biz o eğitimden geçtik. lâik. demokratik ve ulusal bir eğitim sis­ temi kurmuşsa ve bu eğitim sisteminin kaleleri liselerse.

Çünkü Mustafa Kemal Paşa ölünceye kadar Türkiye’nin emperyalizmle hiçbir ilişkisi yoktur. Bu zurna nerede zırt der? Bu zurna. Şimdi bu çerçeve içersinde bunun ekonomisi ne ola­ caktı? Gâzi’ye göre. O dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hızı yüzde sekiz. bitiririz. Dünya Savaşı’nda.ligi yapan komprador kapitalist olduğunu. Şimdi bu tablo çok açık. Beş kuruş borç almayız. Kamu öncülüğünde bir kalkınmanın da nasıl örgütlendiğini hepimiz biliyoruz. D ü n ya S a va ş ı’ ndan son ra A m e rik a ’nın kucağına o tu rd u k Türkiye Cm huriyeti’nin teklemeye başlaması 2. Ortadoğu’yu Sadabat Pak­ tı ile kontrol eder. Osmanlı borçlarını öde­ riz. Bu ittifak aksar. önemsiz bir derecededir. Dün­ ya Savaşı’yla olur. Niye 375 . yeni bir devlettir. ilk önce 2. Tür­ kiye’nin Kemalist geçmişidir. müttefiki Sovyetler Birliği’dir. Kendine göre ithalatımız ihracatımızı dengelemiştir. Bunu uygulamaya girdik. yakını. Bağımsız. En büyük dostu. bütün alanlarda dev­ letçi ama halkçı-devletçi bir programa başladık. sonra da Soğuk Savaş döneminde zırt der. geri kalan­ larının hepsinin üç aşağı beş yukarı ‘halk’ diye adlandı­ rılabileceğini ve bunların hepsinin antiemperyalist bir cephede buluşması gerektiğini savunuyordu. Türkiye’de enflasyon çok düşük. 2. Balkanları Balkan Paktı ile. Dengeli. Dünya Savaşı’ndan itibaren Fransızlar ve İngilizlerle ittifak dener. 2. ulusal bir ülke halindedir. bunun ekonomisi kamu öncülü­ ğünde bir kalkınma olacaktı. yüzde dokuzlarda sey­ reder. Sümerbank’ından Etibank’ına biz. güçlü. Halk Partisi’ni de böyle kurmuştu. bir Kemalist tablodur. Antiemperyalist bir savaştan çıkmıştır.

Almanlarla kırıştı­ rırken. sanıyordu ki bizimkiler. Biz Amerika ile işbirliğine başladığımız Ve Marshall Planfnı kabul ettiğimiz zaman. îngilızler bizi savaşa girmeye zorlar. Tür­ kiye’ye para gelir. Biz. Amerika’nın kucağına otururuz. Ameri­ ka çok hayırhah bir ülkedir. Çünkü Almanlar Rusya’ya saldırın­ ca.. Türkiye için de aynı hesaplan yaptı. Çünkü Sovyetler Birliği gelip Almanların Hariciye Ba­ kanlığından bizim bütün bu gizli hikâyelerimizi öğrenir. Hayal güzel. Oralara biz bura­ dan adam göndeririz. Biz telâşa düşeriz. Almanlar yenilince biz çok müşkül duruma düşeriz. “ Bunların memleketinde din yok. savaşa girecek durumda olmadığımızı söy­ leriz. Böyle bir şey ola­ maz. güçlü ama bir o kadar da saçma bir hayaldir. birin376 .. büyük.aksar? Fransızlar yenilir. Biz. Tür­ kiye’yi nasıl kendi istedikleri biçime sokabiliriz diye dü­ şündüler. Böyle birtakım teşebbüslerimiz vardır. Türkiye’ye kredi açar. Bir yere girdiğinde oradan çıkmayı hiç dü­ şünmüyordu. Mareşal Fevzi Çakmak’la Şükrü Saraç­ oğlu Almanlarla gizli temaslara girer. Çünkü Almanlarla kırıştırırız. Çünkü Amerika. Türkiye hayal kuruyor. dünyanın önde gelen emperya­ list ülkesiydi. Öğrenince Rusların kafası kızar. İngilizler buna kızar. Türkiye’nin sanayileşmesinin güçlen­ mesini sağlar. Daha 47’de buraya gelmiş olan Amerikalı uz­ manlar. Ruslar bizden toprak ve Boğazlar’dan geçiş isterler. Yâ­ ni Tataristan’a. Rusların karşısına dikilmesini böylelikle temin etmiş olur. İşte ondan sonra başlar bugünkü krizin ucu. O telâşta ne yaparız? Gider. Ama biz Almanlarla işbir­ liğini sürdürürüz. O ülkeleri yönetsinler diye. Almanlar bizden krom satın alırlar ve silâh ya­ parlar. bunların bü­ tün aydınları dinsiz” diye rapor vermişlerdir. ‘Oradaki Türkleri acaba apartabilir miyiz?’ diye bir hayal kurarlar.

S a n a yile ş m e m izi A m e rik a ö n le d i Şimdi bu çerçeve içersinde siz ne yapıyorsunuz? Burada inanılmaz bir kamu sektörü var. Kim güçlüyse ötekini ezer. Karı-koca ayrı yatakta yatarlar. hatip yetiştirip camilere yollayacaklardı. Bir de bunu alıp önce okul. Çünkü tabiat faşisttir. Bunlarla işbirliğine girdi. sonra da ilahiyat fakül­ teleri haline getirmişlerdir. Amerika’nın isteğiyle olmuştur. öldürür. Niye? Çünkü o. İki yatak vardır.. Oradaki dördüncü madde olan imam-hatip okulları. Bir çeşit sosyal Darwinizm vardır orada. Amerika devletçiliğe de karşıydı. Hollywood filmlerinde karı-koca aynı yatakta yatamazdı. Dindar olduğu için de. Kendine en kötü liberalizmi uygu­ lar. A m e rik a d in d a r ve lib e ra ld ir Bu.cıl olarak her şeyin tabanı ve kökü olan Tevhid-i Tedri­ sat yasasını delmişizdir. Gidin. Amerika’da 1930-40’h yıllarda dini cemiyetler Hollyvvood’u kont­ rol ederlerdi.. Bizde de o sıralarda Demokrat Parti iktidar olabilme ihtiyacındaydı. Öne aldığı için de Türkiye’de böyle şeyler oluyor. seyredin o eski filmleri. yer. Neden olmuştur? Çünkü Amerika. Amerika’da lâiklik yoktur. sadece ‘hidemât-ı diniye’. sonra lise. Amerika dindardır. Zaten illegal birtakım tarikatlar vardı. li­ beralizmin zirvesidir. yâni imam. Kamu sektörü vaziye­ 377 . bizimkiler bunu sık sık unutuyorlar. yâni vahşi liberalizm kurar. Bunun için tarikatlardan yararlanmayı düşünüyordu. Aynen tabiatta olduğu gibi. bu işlere girdiği ülke­ lerde dindarlığı öne alır. lâik değildir.

Sanıyorlardı ki. Başından itibaren önce Menderes ihtilafa düşmüştür. Aralarında hır çıktı. Çünkü onlar başladı­ lar finans numaralarına. Sanayi filân da düşünmüyorlardı. Menderes’in devrilmeden önce Havza’daki konuşma­ sında. Kendilerini liberal ve demokrat sanıyor­ lar ama iki örnek vereceğim.McNamara. Res­ men ve alenen silâh vermez. Fakat bunlar iktidar oldukları andan itibaren yırtınırlar: “ Sa­ nayileşeceğiz! Büyük Türkiye! Görülmemiş kalkınma!” Amerika. Kıbrıs’tan dolayı öyle bir hale gelir ki. O zaman ~çok meşhurdur. Tartışmalar böyle bir çerçeve içinde geçi­ yor. biz. Bunlar farkında değillerdi. Menderes onla­ rı dinlemiyor. Yâni daha o zamanda bi­ zimkiler kazığı yediklerini anladılar ama nasıl çıkacak­ larım bilmiyorlar. biri Demirel. Sonunda döviz kıtlığı başladı. benzin sarf et” diyorlar. 378 . Kıbrıs kazığı en büyük kazık­ tır. görülmemiş kalkınma yapacağım diyor. Hiç öyle bir şey düşünmü­ yordu Amerikalılar. Nasıl gider? En büyüğü. Biri Erbakan. Dünya Bankası’mn başındaydı. beş para yoktu. Rusya’ya karşı N A To’ d a onu savuna­ cak olan ülkeyiz ama bize silâh ambargosu koyar. Berbat bir haldeydik. İlk o zaman başladı. sen yolları yap. Ameri­ ka’nın müttefiki. 60’h yıllarda yediğimiz kazıktır. îkisi de liberal sanıyorlar kendilerini. biz sanayi kuracağız. Ondan birkaç ay sonra devrilmiştir. Amerika bize para verecek. Onlar. “ Boş ver kalkınmayı. Neden oldu bu? Çünkü Menderes onları dinlemedi. Bu kazık süregitmiştir. Bizde Cumhuriyet neslinin nasıl yetişmiş olduğunun güzel örneğidir. deli oluyordu bunları duyduğu zaman.te hâkim. Bir de üstelik bizimkiler hâlâ Amerika ile işbir­ liği yapıyorlar. önümüzdeki sonbahar Kruşçef’le görüşmek üze­ re Rusya’ya gideceğini söylediğini herkes bilir.

bunların hepsini kapatmıştı. Çünkü yalnız Si­ vas’ta altmış tane misyoner okulu vardır. Çünkü bunların tarzları Birleşik Amerika’ya uymaktadır. din düzeni bozuldu. Ama bu­ nunla yetinmediler. Öte­ ki Nurcular. ılımlı İslâm kolunda. Bunun tabii neticesi. Bunlar yeniden. vakıf üniversiteleri diye birtakım gecekondu üniversiteler açılır. Dinî girişte birtakım tarikatlar tercih ediliyorlar. yabancı dille göndermeler yapmaya ve yabancı dil çağrışımları içinde büyütmeye başlarlar. Nakşiler. M aarif düzenini de bozdular. hem de Türkler ta­ rafından açılır.E ğitim s is te m im iz b o zu ld u Tevhid-i Tedrisat bozulduktan sonra bu kadarla yetin­ mezler. Zaten Maarif düzeni. Çünkü bununla beraber Arapça tekrar Türkçe’ye girer.İngilizce olmak üze­ re birçok kolej kurulmaya başlanır. Suudi Arabistan kolunda. yabancı okullar buraya getirilir. Cumhuri­ yetin kimliğini bozmaya başlamanın ucudur. kolejler. bakın nasıl oluyor: Bir taraftan dinî bir giriş oluyor. İkincisi. Türkler çok güzel bir şekilde vatandaşla­ rını yabancı dille düşünmeye. Hâttâ El Ezher’e öğrenci gönderilir. Arapça eğitim girer. Lâiklik gidiyor. Bu ikisi tercih edilirler. Şimdi. Türkiye’de imam-hatip okullarının yanı sıra yabancı dille ama -dikkat isterim. oradan yetişen çocukların geleceklerini o ülkelerde arama heyecanıdır. Kolejler vasıtasıyla yabancı dille öğretim tekrar edilir. bi­ rinci uç. Yunan Latin kökeni ile İsmet Paşa zama379 . Biri Nakşiler. Bu. Bu kadarla da ye­ tinilmez. Bu. Nurcular da daha liberal. Bu üniversitelerde Türk çocuklarına Amerikan tipi öğretim aşılanır. Onların kafalarına uymaktadır. Yabancı dille öğretim Ösmanlı’n'ın batmasının sebeplerinden biridir. Şimdi. Gâzi. Tarikatlardan tercih edilenlere bakın. Bu kadarla yetinil­ mez.

Geriye ne kaldı? Ulusal iktisat kaldı. Özel sektörü kullanıyordu. Buraya kadar getir­ diler işi. Özellikle İsmet Paşa döneminden sonra. Biz­ de de ‘nomenklatura’ olmuştur. kendini bu malların sahibi gibi görüyor­ du. Ülkemizdeki darbelerin bir kısmının sebebi budur.. Bunu da hayli baskı ile hükümetlere zar zor uygulatıyorlar. Onun üzerine bu geldi oturdu. Aynen Rusya’dakine benzer bir durumdur bu. Herkes ona sahipti. Yâni ben çocukken Dev­ let Demir Yolları Sivas’a vardığında bütün Türkiye bay­ ram etti. Bunu da bozdular. Bir tanesi: Üstteki ka­ mu sektörü.. Ara­ larında bir sürtüşme çıktı. Bürokrasi.. Bunu da iyi bilmek lâzım.. Biz Karabük Demir Çelik fabrikasını açtığımız zaman Türkiye’de bayramdı. Baş­ ka ülkelerde üç senede yaptıkları işi Türkiye’de otuz se­ nede yapamadılar. Bizdeki kamu sek­ törü halkla birlikte olmuştur. Şimdi. özel sektör onu kullanmaya başladığı zaman sinirlendi. Bu de­ fa ulusal iktisadı tahrif etmeye başladılar. Bunların hepsi Türkiye kalkınmasının. Özel sektör gelirse. bu işte iki tane özellik var. 380 . Böyle bir durum bir türlü özel­ leştirmeyi istedikleri yere götürmeyi sağlayamıyordu. Bu. B izd e kam u se k tö rü halkla b irlikte k u ru ld u Şimdi. Tabii. bu iş daha iyi olur. bunların üzeri­ ne gelindiği zaman halk da direniyor Türkiye’de. Onun için. özel sektörle birlik­ te iş yapıyordu.nmda bozulmuştu. s e k a öyle. Buldukları numarayı biliyorsunuz. Özelleştirme numarasıdır. devlet tarafından yukarıdan aşağıya indirilmemiştir. Müdafaa-i Hukuk’un aşağı yukarı birisi M aarif’te birisi ikti­ satta somut hale gelmesiydi. Türkiye’de bürokrasi kesinleşmiş ve katılaşmıştır. buna başka bir şey de sebep oldu.

întibah başlar’ ne demek? Yâni bir uya­ nış başlarsa. hâlâ Ege adaları önümüzde. Çünkü Sovyetler yok. Bunü.. çünkü Türkiye böyle bir tavır içinde. Kendileri de yutuyorlar. Tanzimat dönemi­ ne. Nasıl oldu? Eğer Sovyetler Birliği dağılmasaydı belki de olmazdı. zannediyorum ki. belâlar devam ediyor. artık ulusal holding­ ler de yok. Dön­ dük mü biz Meşrutiyet yıllarına. milli ekonomi dememiz çok zor.Buna çok sinirleniyorlar.. Bunu halka yuttu­ ruyorlar. O zaman soru işaretleri başladı: “ Acaba neden oluyor?” Dış po­ litikada bize birtakım şeyler zorlanıyor. Hâlâ Kıbrıs so­ runu önümüzde. kendisini Cumhuriyet hükümeti ve Atatürk­ çü zanneden hükümetler yapıyorlar.. Sovyetler Birliği dağılınca. yalan söy­ lüyor. Türkiye’de uyanış geç başladı ama baş­ ladı. “ bunların gerisinde galiba biz yanlış bir ta­ raf seçmişiz” düşüncesine doğru gelmeleriyle bir uyanış başladı. kalleşlik ediyor. Çok az kaldı. . “ Acaba bunlar ne der?” di­ ye sorular konunca. ilk intibah Silâh­ lı Kuvvetler’de başladı. Bu demektir ki. ilk in tib a h S ilâ h lı K u vve tle r’d e başladı Bugün tabii. hâlâ Av­ rupa Birliği hep kaytarıyor... Bu holdingler de yabancı ser­ mayenin Türkiye’deki bir çeşit acentaları halinde. 3S1 . bundan on beş sene öncesine göre artık ekonomimize. Fırıldaklar çeviriyor. Şimdi buraya geldikten sonra eğer bir intibah başlar­ sa işler zorlaşır. Yavaş yavaş içlerine attıkları meseleleri. o zamana kadar başımıza Sovyetlerin açtığını zannettiğimiz belâ­ ların hiç de onlar tarafından açılmadığı meydana çıktı. Büyük holdinglerin büyük bir kısmında %25 ile %75 arası ya­ bancı ortaklık var..

Sana diyor ki. Kuzey Kore. O kadar başarılı oldular ki. kendine göre savunma planlan yapıyor ve planları niçin yaptığını biz anlamıyoruz. Sen böyle bir harekete başladın mı. Çünkü Türkiye biliyor ki. İşte o zaman sen krize ge­ be bir ülke olursun. Nükleer olmadın mı sen kendini savunma imkânına sahip değilsin. Türkiye Çin’le işbirliğinin zemini üzerindedir. Çin’de. Bu. Bomba bile yaptı. 382 . Yâni biliyorsunuz. Türkiye’ye çok ciddi bir nük­ leer ambargo var. onların teknolojisi değil.” Bunu söyleyen. Tür­ kiye’nin bütün etrafı nükleer. Çünkü Türkiye roket yapı­ yor. Endişelenen kendileri. Bunu ben söylemiyorum. Kıbrıs’ta bana ambargo koyan. inanmadığımız için de Genelkurmay Başka­ nı Pakistan’da. Halbuki onlar roket yapanlara ‘serseri millet’ di­ yorlar. Bu yazı. Etrafındakilerden korkan yok. Etrafındaki­ ler de korkuyorlar” deniyor. Bunu ben söylemiyorum. Gitmiyor. Amerikan Hava Kuvvetleri Türkiye M asası uzmanı bir yazı yazdı. Bizim buna inanmamı­ zı istiyor. Niye? Çünkü Türkiye uyanık. savunmasını Brüksel’e g ö ­ re ayarlamak istemiyor.Bu son zamanlarda son derece net bir duruma gel­ di. Pakistan Çin ile işbirliği ya­ parak nükleer teknolojiye geçmiştir. Türki­ ye’de de yayınlandı. kendile­ rini solcu zanneden birtakım şaşkınları da saflarına al­ dılar. “ Sana nükleer silâhı ben veririm. Hem de milli roket. Genelkurmay Başkanı kendisi söy­ lüyor. ‘Toros’ roketini 160 km’ye kadar attık ve vurduk. Irak roket ya­ pıyor. Bu­ nu Amerikalılar söylüyor. Şimdi ulusal olarak t s k . biz de roket yapıyoruz şimdi. Askeri işbirliği konuşuluyor ve bu olduğu sırada Tür­ kiye’nin Genelkurmay Başkanı bir NATO toplantısına ilk defa iştirak etmiyor. O yazıda çok açık bir şekilde. Halbuki. “ TSK güçleniyor. Nükleer yapmamaya uğraşıyorlar.

bunu açıkça Helmut Schmith söyledi. Niye Türkleri de araya soka­ yım ki?” O zaman sen hiçbir tarafa yaranamayan. Çok önemli bir şey onun için. Türkiye’nin içine düş­ tüğü kriz ortamının sebebi budur. Türkiye’de sermaye hareketle­ riyle senin ekonomini darmadağınık etmek için gerekli numaraları yapmaya hazırlanırlar. İkincisi. Avrupa’nın içinde Avrupa’ya kar­ şı Türkiye’yi kullanmak istiyor. şimdi bu iki toprakta kullanmak istiyorlar.çeşitli malî fırıldaklarla. Birincisi. Orta Asya. onların hiç işine gelmez. Yâni bizi daha evvel Ruslara karşı nasıl kullandılarsa. A m e rik a T ü rk iy e ’yi Tru va A tı o la ra k k u lla n m a k is tiyo r Türkiye şimdi Batı ittifakı ile olan ilişkilerini gözden ge­ çirme eğilimindedir. Türkiye’yi mutlaka Orta Asya’ya karşı kullanmak zorundalar. Orta Asya’da niçin istiyor? Orta Asya petrol gölü ve dünyadaki petrol kırk yıl içinde bitecek. dünya çapında politikacılardır. Bizim de hafsalamız almıyor. çoğu Bolşevik Parti’nin önemli yerlerine gelmiş. Çün­ kü Birleşik Amerika Türkiye’yi iki yerde Truva Atı ola­ rak kullanma kararındadır. gider Amerikalılarla yaparım. Peki Türkiye Orta Asya’daki soy­ daşlarıyla niye kendi hesabına anlaşmaya girmesin de. Amerika hesabına girip oralarda bir de casus durumu­ na düşsün? Bunu Amerika’nın hafsalası almıyor. kö­ tü bir devlet durumuna düşersin. Onlar. O zaman şöyle bir mantık işliyor oralarda: “ Eğer ben Amerika hesabına Türklerle iş yapacaksam. Olayı hemen görüyorlar ve hemen değerlendirebiliyorlar. Niye girelim ki biz böyle bir oyu­ na? Üstelik oradaki Türkler birçoklarının sandıkları gi­ bi saf insanlar da değil. 383 . Bu.

Ruslar çok açık ve seçik bir şekilde ge­ çen yıl Putin’le söylediler: “ Küreselleşmeye inanmıyo­ ruz. Şimdi böyle bir ortaklık kabul edilme­ si neyin gereği? Atatürkçülüğün gereği. Hindistan. Çünkü bir Irak meselesi yü­ zünden. satan bir topluluk halindedir. tek kutuplu dünyaya inanmıyoruz” dediler. Şimdi. Amerika ile ilişkilerini as­ kıya aldığı andan itibaren Suriye. Cumhurbaşka­ nı tarafından kabul edilirdi ve. Kâzım Karabekir Paşaya 384 . bu gerçekleri görmek zorundadır ve görüyor. Bize gelip stratejik ortak­ lık teklif ettiler. Bizim Rusya ile. Faal olarak gösteriyorlar da bunu. Rusya.ne diyorsa not alınırdı. Meselâ Irak mese­ lesinde Birleşik Amerika’nın Savunma Bakanı buraya geldi. Türkiye eskiden böyle bir şey yapar mıydı? Eskiden bizzat Savunma Bakanı giderdi. aynı şekilde. Bunlar. Çünkü M usta­ fa Kemal Paşa Kuvva-yı Milliye’de bu ortaklığı kendisi Ruslara teklif etti. Irak’ın parçalanması­ nı istemediğimizi söyledik. Irak’la yapaca­ ğımız ticarette inanılmaz döviz kazanacak durumdayız. Özal’ın Amerikancılığı yüzünden çok açık bir kazık yedik. Çin’le ilişkilerimiz Doğu Asya’da inanıl­ maz pazar ilişkileri açıyor. Hindistan ve Çin Avrasya politikala­ rını oluşturuyor. Asya’da inanılmaz pazar ilişkileri açıyor.T ü rk iy e D o ğ u ’ya d ö n ü y o r Bu durumlara düşmemek için Türkiye Cumhuriyeti de birtakım tedbirler almaya başlıyor. Türkiye bugün. bizim ekonomik gücümüzden çok yararlanmak isteyen ülkeler. Meclis açıldıktan üç gün sonra M us­ tafa Kemal Paşa bir yazı yazar. Halbuki şimdi adama çok açık bir şekilde Irak’m bü­ tünlüğünden yana olduğumuzu. Savunma Bakanı’m müsteşar yardımcısı karşıla­ dı burada. Ermenistan bile Türk sanayisinin birçok mallarını kullanıp. Türki­ ye. olan ilişkilerimiz. İran.

Onu kim temsil ederdi bilir misiniz? Türkiye Cumhuriyeti temsil ederdi. Bu ittifakı yaparız. hem Birleşik Amerika’yı rahatsız ediyor. Bu durum Batı’yı rahatsız ediyor. Biz bunu kabul ettiğimiz anda. Onun içinde Türkiye’nin Rusya ile stratejik ittifak yapmak is­ tediği açıkça yazılmıştır. Belki ulusal savunma sanayisini kurma yolunda çok önemli adımlar atacağız. Bunu önleme­ nin çaresi.. Böyle bir durumumuz var. İktisadi bakımdan olduğu kadar askerî bakımdan da bir tek kaynağa bağlı donanımdan kurtulacağız. Bunlardan kurtulaca­ ğız. Ondan son­ ra öyle bir dostluk kurarız. Burada İnönü bizi saptırmıştır. Almıyorlardı komünist diye. şim d i t ü s İa d Bir kere. Çünkü o durumdayız. büyük sermayeyi kullanıyorlar. Hem Avrupa’yı. Bu nasıl engellenir? Çok kolay! Öyle birtakım fırıl­ daklarla ekonomimizin içine girmişler ki. O da Sovyetler Birliği’ne. Genç nesiller bilmiyorlar. o zamanki Milletler Meclisi’nde Ruslar yoktu. bu iki tarafın da lehine çalışır. Lenin’e ulaştırır. t ü s İa d onların Türkiye’deki acentası halinde. Türkiye’nin belini doğrultmasını engellemek­ tir. E sk id en D ü y u n -u U m u m iye ’yd i. Bütün bunlar önümüzde. Şim­ di Rusya aynı şeyi teklif ediyorsa bunu kabul etmemiz lâzım.k Rüştü Bey çıkar... O zaman bunu yapmışız. Tevfi. Şimdi bir ihtilaf çık­ tığı zaman bize yedek parça göndermezler. Tanklar iş­ lemez. gönderir. Eskiden Düyun-u Umu­ 385 . yâni biz Avrasya po­ litikasına ağırlık verdiğimiz taktirde hem çok geniş pa­ zar bulacağız. Çünkü Cumhuriyet’in geleneği budur. öyle karşılıklı ilişkilere gi­ reriz ki. Rusya’nın çıkar­ larını savunurdu orada. hem kamu sektörünü çok geliştirebilecek imkânlar sağlayacağız.

Türkiye’ye Rusya tarafından stratejik ortaklık teklif edilmiş.” her dakika söyledik­ leri lâf. Bu sözcüler sürekli Türk halkına bunu telkin et­ meye çalışıyorlar. Nükleer olmak için de temasları var. gençlerin. Şimdi T üsiA D o görevi yapıyor. Karadeniz dev­ 386 .miye’ydi. Onların gündemi ne? Onların gündemi: “ Eğer şunu da yaparsak a b bizi alacak” gibi bir palavrayı yıllar bo­ yu sürdürmek. Türkiye’de akıllı insanların. bir holding birleşimi örgüt­ se. Amerika’yı küstürmemeliyiz. dikkat edin. sivil toplum kuruluşlarının. gündemin değişmesi lâzım. İkincisi ne oluyor? Türk bası­ nı ve medyası onların buradaki sözcüsü haline gelmiş oluyor. Türki­ ye şimdi roketlerini yapıyor. önce onların gün­ deminden çıkması lâzım. Türkiye’nin Suriye. Burada eğer TÜSİAD. Fevka­ lâde güzel ekonomik ilişkileri var. O zaman. bir ‘Karadeniz İşbirliği’ diye bir an­ laşma yaptık. Aman Dünya Bankası kızmasın. Çünkü. Türkiye nükleer olmak is­ tiyor. “ Avrupa’ya mutlaka girmeli­ yiz. onların lehine konu­ şuyor. TÜSİAD ne zaman konuşsa. O zaman. K a ra d e n iz İşb irliğ i A n tla ş m a s ı’nı ya p tık . Halbuki Türkiye’nin asıl gündemi bu değil.” Gündem bu Türkiye’de. siyasi partilerin. Aman iM F’nin dediğini yapalım. Bunun içinde Rusya var. Türkiye’nin değil. Irak ve İran’la fevkalâde güzel ilişkileri olabilir. Onların gündemi ne? “ Aman Amerika’yı küstürmeyelim. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle ilişkileri yepyeni bir şek­ le girebilir. k riz patladı! Dikkatinizi çekerim. Türk basım ve medyası tamamen holding basını ve medyası haline gelmişse. Tür­ kiye’nin Rusya ile çok güzel ticari ilişkileri var.

Han­ gisinin % 75’e kadar yabancı sermayeyle çalıştığını. Rusya da. Şu Ege meselesini çözsek.letlerinin hepsi var.vermeyelim. anlaşma imzalanıyor. Onların gazete ve televiz­ yonları o tavır içinde olunca. Niye? Bunun izahı zor değil. Türkiye’de gündem bu olu­ yor. isim . TüsİAD’daki holdingleri inceleyin. Türkiye’de­ ki krizin gerisinde işte bu sebepler yatıyor. “ Canım. bu gündem konusu iken bizim basınımızda tık yok. İşte krizin bir sebebi de bu. Önce gözlemci olarak katılıyorlar. Karadeniz an­ laşmasının imzası arasındaki tarihlere bakın. Şimdi bu politika oluşurken. Basın hâlâ öbür meseleleri bizim önümüze pişirip pişirip getiriyor. Bu defa Türk Cumhuriyetleri de katılıyorlar. Halbuki Türkiye’nin gündemi bu değil. Geçenlerde ye­ ni bir toplantısı yapıldı. Yâni Avrasya politikası oluşuyor. şu Kıbrıs da çok uzadı. en öndeki büyük patronlardan bir tanesi. Şimdi. Onlar ille de Karadeniz’e de burunlarını sokmak istedi­ ler ve Yunanistan’ı da sokmak istiyorlardı. Bir hafta filân var. Türkiye de bunu istemedi ve giremediler. Şangay Beşlisi anlaş­ ması bu Avrasya politikasının Doğu ucu. onların gaze­ teleri de o tavır içinde oluyor. “ Yabancı bakan getire­ lim” bile dedi. En ileri ge­ lenlerinden. sonra onlar da katılacaklar. han­ gisinin % 50’ye kadar çalıştığını görürsünüz. Hele içlerinden bir tanesi. Anlaşma imzalanıyor. Türkiye’de krizin başlamasıyla. Yunanlılarla dostluk tazelesek” dedi. kriz patlıyor. Kriz pat­ larken. Çinlilerle birlikte Şangav Beş­ lisi ile beraber bir anlaşma yaptılar. Gazetelerde araştırın. Öbür taraftan Ruslar. 387 . tü s İad bu tavır içinde olunca. Türkiye ve Rusya’nın muhalefetiy­ le Amerika oraya alınmadı.

Bu diklenmeyi önlemenin tek ve en kolay çaresi. Yavaş yavaş dikleniyor. Amerikan hâkimiyetinde dünyayı barış içine sokmak demek. Vietnam’ı halledebildiler mi? Kaddafi’yi düşürebildiler mi? Saddam’ı düşürebildi­ ler mi ? Bu olmuyor. “ Borçlarımı ödemiyorum. bilmiyorlar. daha çok genç ve dünyadan habersizler.. Kendilerini çok güçlü gördükleri için her yeri de hallederiz sanıyorlar. Hayal. Kore’de yaratıldığım hatırlayacaksınız. ödemeyeceğim” dedi. Yalan yanlış düşlerine dayanarak iş­ ler yapıyorlar. Hayal kuruyorlar. Hayır! Bu olmayacak.T ü rk iye a rtık o n la rın e m ir kulu o lm a k is te m iyo r Türkiye. onu da bilmiyorlar. o kadarla kalıyor. bu çeşit spekülasyon krizlerini yansıtmaktır. Bu diklenmeye tahammül edemiyorlar. bizden önce olmuştu. Bu krizlerin Rusya’da da yaratıldığını hatırlayacaksınız. onlar bizden önce diklenmişlerdi. sarsması söz konusu değildir. Benim Amerikalılara söylediğim bir lâf vardır. Rusya o kadar diklendi ki. Bunların 21. Moratoryum istedi. bizim Osmanh’nm yıkılış tarihi kadar­ dır. Dün­ ya nedir. Çünkü. Çünkü onlar tam bir ‘Pax-Amerikana’ düşünüyorlardı dünyada. emir kulu olmak iste­ miyor. Bunlar. Biz. yüzyıl için kurdukları güvenlik strate­ jisi daha ilk on yılda çuvallıyor. Dört dörtlük istik­ 388 .. Bize gelince. artık onların emir uşağı. her­ kesi köleleştirecek ve istediği gibi yönetecek demektir. Ama bunların Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkması. attık. Onlar. Onla­ rın bütün tarihi. 1919 şartlan içinde emperyaliz­ mi bu topraklardan süpürdük. Böyle daha çok kriz çıkar. Dünya politikası nasıl yönetilir. Bu işlerle de bunu başaracaklarım sanı­ yorlar. Batı’nın ka­ zığına herkes kafa tutmaya başlıyor.

Dünyanın ilk altı silâhlı gücü için­ deyiz. A ynı şe k ild e mhp z a te n k a y n ıy o r. b u k a ­ d a r se n e d ir s o ld a y ım . Yâni Der­ viş’in bir önemi olduğunu zannetmek çok yanlış bir şey. Şimdiki şartlar altında mı yapmayacağız! Dünyanın ilk yirmi ekonomisi içindeyiz. B en . Eğer Türkiye’de kişilik sahibi bir iktidar olsaydı zaten o geldiği gün. “ Sen kimsin?” diye. o kadar kolay değil bu iş. Konuşma da meşhurdur. İki kere iki dünyanın her yerinde dört eder” . “ Siz yanlış yapıyorsu­ nuz” demiştir McNamara. Onun için bütün bunlar.lâl-i tam sahibi ve özgür bir devlet kurduk. İsm i lâ z ım d e ğ il. Derviş de bunun farkına vardı. Çünkü M cNam ara’yı kovmuştur Men­ deres. milleti kandırıp. o perişanlıkla biz bunu yapan ülkeyiz. MHP’d e y u k a r d a y a p ıla n la r la a ş a ğ ıd a k ile r b irb irin i tu tm u y o r. s o s y a lis t o ld u ğ u n u a ç ık a ç ık s ö y ­ leyen b iriy im . On-on beş günlük ma­ ceradan sonra hemen anladı ki. M e n d e re s M cN a m ara ’y ı kovm u ştu ! Derviş’in getirilmesinin de hiçbir önemi yok. MHP’n in iç in d e n b ir ta k ım a d a m la r b a n a g e liy o r ­ lar: “ A ğbiy. O n la r d a ü lk ü c ü k ö k e n li kişiler.ki.” Bu doğrudur. Götüre­ mezler! Bir yere kadar getirirler. O şartlar içinde. “ Yanlış hesap Bağdat’tan döner” diye bir lâf vardır. Bu olmaz. sonra oradan aksar. ne y a p a c a ğ ı z ? ” d iy e so ru y o rla r. bir sömürgeye geldi. “ Bizim hesaplarımız doğru­ dur. O sanıyordu . davayı istedikleri istikamete götürmek içindir. Bu mümkün değil. emir verecek. B en im 389 . Men­ deres’in cevabı çok meşhurdur: “Türkiye’de bazen beş eder. Onun için hiç endişeye mahal bir şey yok. hemen valizini toplar geri yollardı. herkes de onu yapacak. holding basınının bütün palavraları ortalığa toz bulutu kaldırıp.

Çünkü. Bundan yirmi sene evvel biri gelsey­ di. Ama Fransızca konu­ şan insanlara Türkçe cevap verirdi. sen umumi vali misin. dikkat edin. Ne derdiniz?” dedim. Zaten soyu da biraz karışık. ben size bir benzetme yapayım. “ Rus ajanı derdik” dediler. yirmi beş senedir Moskova’da çalışıyormuş. ona gö­ re bir karar verin. Türkiye’nin sokağından geçemezsin! Mustafa Kemal Paşa bu konularda çok hassastı. Yâni. Kültürsüzleştirme politikası. Ta­ banda böyle bir durum var. nesin? Milli haysiyet diye bir şey var. “ O zaman bu da ne. Türkiye’ye bunu gönderselerdi ve biz de onu birden bi­ re devlet bakanı yapsaydık. Bir Rus kadınla evlenmiş. Çünkü bizi kültürsüzleştiriyorlar.yazdıklarım onların akıllarına daha çok yatıyor. Orada­ ki bilmem ne bankasında ve çok da başarılıymış. Kemal Paşa Fransızca bilirdi. Biz buna mecbur muyuz? Onların büyüttükle­ ri adamı buraya gönder. Türkçülere ben şunu söyledim: “Nasıl düşünüyorsu­ nuz bu adam hakkında?” “ Vallahi biz tereddütteyiz” dediler. Bunu yok ettiler. Öyle değilsin! Ne demek gelmek. “ Bakın. Hele Kemal Paşa’nın neler yapmak istediğini bilen insanlar için çok rahatsız edicidir. Sen sömürge va­ lisi misin. Tevhid-i Tedrisat’m de­ linmesiyle başladı ve sürüyor. kendi hükümetlerinin yaptıklarını beğenmiyorlar. Yukarısı da bunun rahatsız­ lığım hissediyor. T ü rk iy e ’nin s o k a ğ ın d a n g e ç e m e zsin Olay bu. işte anlayın” dedim. Gittikçe daha öte götürü­ yorlar. burası sö­ mürge mi? Tabii bütün bunlar bizim yakın tarihimizi il­ gilendirir. Halbuki şimdikiler İngilizce konuşmayı marifet sayıyorlar. neredeyse Türk televizyon390 .

S o ru n u m u z m illi k im lik so ru n u Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sorunu milli kimlik so­ runu.iarında Türk Sanat Müziği çalınmaz oldu. Böyle bir-iki nesil yetiştiriyor. Komprador kültürünü yerleştir­ meye çalışıyor. Bu milli kimlik sorununu nasıl halletmiş? Milli eğitim. Hiç kimse böyle bir şey düşün­ medi. Sen kendi memleketinin müziğini bıra­ kıp gidiyorsun. Bu ruhu bize kaybettirdiler. Tam tersine. Türkiye sefaletten kırılırken kimsenin aklında yoktu. Ama buna mukabil. aynı Osmanlı’da olduğu gibi. memlekete hizmet etmek için. Bana so­ rarsanız. Bunların yerine. Bütün bunları teker teker bozuyorlar. Ama düşüyorsun. Cumhuriyet Kanunla­ rı onların hepsini Yüce Divan’a sevk edip bunların he­ sabını soracak kanunlardır. Halk müziği duyulmaz oldu. 391 . Böyle bir şey Kuva-yı Milliye’nin veya Müdafaa-i Hukuk’un hemen akabinde. Amerika’nın bil­ mem neresindeki topluluğun çaldığı en son küp buralar­ da seyrediliyor. Çok ucuz ma­ aşlarla çalışıyorlardı. ki aşağı yukarı bin senelik bir müziktir ve çok kaliteli bir müziktir. yurtdışındaki Türkler Türkiye’ye ge­ liyorlardı. Amerika’ya gitmeye uğraşıyor­ lar. hepsi Yüce Divan’lıktır. Sen zannediyorsun ki. milli ekonomi. Bu 1947’den itibaren ik­ tidara gelmiş tüm iktidarların sorumluluğudur. Yeşil kart al­ mak için millet ayakta. emperyalistlerin kompra­ dor eğitimini getiriyor. Sen bunu yok sayıyorsun. ilerliyorsun. Her şeyi milli olarak götürüyor.

Il KE M A LİZM M Ü D AFA A-I H U K U K D O K TR İN İ evvelâ ‘socialiste’ olmalı. anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’yla eşzamanla yürüdüğünden. ‘Millet’ aşamasına dönüşümü! ‘Kuva-yı Milliye’ aslında 20.” 30 Kanunuevvel (12 Ocak) 1904 Kemal G iriş Mustafa Kemal’in iç içe üç büyük eylemi var: Emperya­ lizme karşı Kurtuluş Savaşı. devraldığı toplumu dönüştürmeye koyu­ lunca ‘inkılâpçı’dır. nasıl ki ‘Müdafaa-i Hukuk’. ‘Ulusallık’ bilinci­ ni pekiştirmiş. Devrim. ‘Maz­ lum Milletler’in hepsi için ilk kurtuluş öğretisi. ‘devrimciliğinin’ gerçek boyutları gözden kaçı­ rılmıştır. ‘Mazlum Milletler Beynelmileli’nin) ilk bildirgesidir. padişaha karşı Demokra­ tik Devrim. 392 .. ‘kurtarıcılığı’ ağır basmış. Bandunş Konferansının (ya da Sultan Galiyev’in tasarladı­ ğı. padişah ve halifenin emperyalizmle işbir­ liği. Savaşın emperyalizme karşı verilişi. hareketin ‘demokratikleşmesini’ sağlamıştır. toplumun ‘Ümmet’ aşamasından. Mus­ tafa Kemal İstanbul’daki hükümete başkaldırdığı za­ man ‘ihtilâlci’. yüzyılın ilk ‘Halk Kur­ tuluş Ordusu’dur. ‘madde’yi anlamalı!.

O ka­ dar.. en nihayet. tarihsel düzeyde. yolda dökülmüşlerdir. kayıt ve koşul­ larla denge arayan bir zihniyeti elde etmeyi amaçlıyor­ du. müstebit bir hükümdarla millet arasında.” olacağını söylemenin. ‘Meşrutiyet’i yetersiz bulur. hürriyet havasını teneffüs et­ tirdiğini zanneden bir harekettir. İstanbul Hükümeti’ni.Oysa. Bu ilkenin bağlı olduğu şekil. padişahın yerini alma­ sıdır. Tarihen böyleydi ama. Meşrutiyet yönetimini dahi yeterli saymaz. egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinde tutan bir ilkeye dayanır. Fakat İkincisi. bireysel ve teokratik bir iktidara karşı. gençle­ re nasıl anlatacağız? Acaba şöyle mi? Hangimiz başarı­ sızlığa uğrasaydı. doğrudan doğruya. ulusal ve demokratik bir devrimi içerdi­ ğini acaba kaç kişi kestirebilmişti? Kestiremeyenler. hürriyet ve istiklâl için. Bunu giziememiştir de: 10 Temmuz devrimi. Kuva-yı Milliye’nin âmil.. “ . işlerin biteceğine inanı­ yordu.. Pek pek. il­ kinde padişahın halka bazı hakları ‘lütfetmesi’. milletin hürriyet ve egemenliğini fiilen ve maddeten tespit ve ilân eden mutlu bir devrimdir.” Gerçekte 10 Tenımuz’la 23 Nisan arasındaki fark. ‘Millî M ücadele’ kadrosunun çoğunluğu.. 393 . irade-i milliye’nin hâkim . Bu iki devrin arasındaki fark. İkinci­ sinde halkın. Düzen değişmeyecekti. hiçbir vakit eski şekiller­ le karşılaştırılamaz. Daha 1919 yılının aralık aymda. Talât ya da Enver Paşa’nm yerini alacaktı. Mustafa Kemal Paşa.. Mustafa Kemal’in sırtında beyaz göm­ lek. tarif olunamayacak kadar büyük zannederim. Oysa bizim ‘Devrimimiz’.. Bunun ne müthiş bir dönüşüm olduğunu. ‘hain’ diye asılacağını doğru dürüst düşünmüştür? İnkılâp tarihimiz. daha başından Ankara’ya mahkûm gibi anlatır. ‘müstevliyi defettikten sonra’. Birincisi mil­ letin doğal olarak aradığı. Mustafa Kemal.

beliren ulusal savaşın tam amacı.olmalıdır. Osmanlı meşruluğunu reddetmiş. ta­ rihsel meşruluğu önemsemiştir. ‘ihtilâl’in ta ken­ disidir. milletin genel duygularına tercü­ man olmakla gerçekleşir..” Siz Osmanlı ülkesinde. Hele ‘hukuken’. olağan ve kaçınılmaz bir tarih akışı idi.. Buysa. ‘meşruluğunu’ var olan iktida­ rın. bugünkü döneme değgin gerçekleştirmesi. Hele Vahdettin’e. ‘meşruluğu’ bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişah ve halifeyi silmek. on­ da her iş meşru. M ustafa Kemal.. üstelik teok­ ratik otoriteye başkaldıran bir ‘asi’.. M eşru te k esas: ‘M eşve re t!. İstanbul’dur. Mustafa Kemal ise merkezî. başarıya ulaş­ tıkça. Bütün büyük devrimciler de öyle yapmış­ lardı. Bü­ yük Millet Meclisi’ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı.. yurdu dış saldı­ rıdan korumak olduğu halde. 394 . Şu sözlerini de: “ . ‘mil­ lî kararlara dayanmak’. yasa ve fermanlarından almıyordu. asla! Devlet ve hükümet. Amasya Tamimi’nden itibaren. O da farkında bunun. tarihten ve halk­ tan alıyordu. hiçe saymak demektir.’ Mustafa Kemal’in gözünde eylemin ‘meşruluğu’ demek. ba­ kın ne güzel anlatıyor: “ . yarım yüzyıl sonra bize tatsız bir şaka gibi mi gö­ rünüyor? Dürrizâae’ye öyle görünmüyordu. İdamına fetva çık­ ması. bu savaşın. bir devre yetiştik ki. Yoksa kongreleri. ulus iradesine dayanan yönetiminin bütün ilke­ lerini ve şekillerini evre evre.fiilen değil.. devrimin gelişme sürecini. hiç! Çünkü o.. halkça onaylanması demektir. Millet işleri de ancak millî ka­ rarlara dayanmakla.

memur atar­ lardı. şart-ı evvel. (.” Bunları Söylev’de söylemiş: Her şey olup bittikten son­ ra. ilk anda ben de gör­ düm ve sezinledim... ceza verirlerdi. baştan sona bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi. giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş ku­ runtular niteliği verebilirdi. Ulu­ sun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. Roma’da.. o da meşveretten ibarettir. ilk andan başlaya­ rak. ilk anda bütünüyle açığa vurma­ dık ve söylemedik..) Başarı için pratik ve gü­ venilir yol. bir araya gelerek. Hükümet için şart-ı esâsi. her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Ve söylediği­ miz şey. Ben de öyle yaptım :. gelenekten gelen alışkanlı­ ğı ile hemen sezinleyen padişah soyu. “ . O da bu egemenliğin sahibi olan insanların. Ama. ulusal savaşın amansız düşmanı oldu. doğrudan doğruya.. dünyada hükümet için meşru yalnız ve tek bir esas vardır. klâsik çağın dolaysız demokrasisini..Bu kaçınılmaz tarih akışını.„egemenlik gerçekte yalnız bir şekilde belirir. İsparta’da. yasama.” “ . mahkeme ederlerdi. Efendiler yasa yaparlardı. tarihte ‘fiilen’ mevcut olmuş şeyler­ dendir.. tarihi incelemiş arkadaşlarımız bilecekler­ dir ki. yürütme ve yargılama görev­ lerini ‘bizzat’ yerine getirmesiyle olasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle.. Tabii.... Kartaca’da var olmuş genel meclisler. Ve her şeyi ya­ parlardı. yalnız ve yalnız meşverettir” diyen odur. Roma tarihinden çevresindekilere demokrasi dersi ve­ ren de o. İlerde olabilecekler üzerinde çok ko­ nuşmak. daha 1920 M artı’nda. bu kaçınılmaz tarih akışını. gerçekte bizim yaptığımız şeyle­ ri yapıyorlardı. Atina’da. efendiler. bakın nasıl bir tutuyor: “ ..” 395 . Oysa daha işin başında.

yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. Eğer gerçek egemen halkın kendisi ise. bakanlan. ger­ çek egemen halkın kendisidir. öncelik diye ne varsa. vekilleriyle kullan­ malıdır. ondadır. ya da kötülük etmesi düşünülemez. olası sayılamaya­ cağından. yalnız ve yalnız halkın kendisindedir’ formülüy­ le.. zira genel ira­ denin (irade-i milliye) bir sonucudur bu. tutarlı bir hükümette iktidarın mutlak hâkimi. şimdi hangimiz Marat’nın ‘mutlak ve sınırsız ege­ menlik. Yaygın bir devlette. Rousseau’ya uzandığı bir türlü açıklığa kavuşturu­ lamamıştır? M arat’nın 15 Eylül 1789’da gazetesi l’Ami du Peuple’da (Halkın Dostu) verdiği şu demokrasi re­ çetesini. (.” Peki. Saint-Juste üzerinden. kamu işlerini düzene koymak. herkesin her şeye katılması.. ayrıca halkın toplu halde kendisini satması..j. önderleri. Bu yüzden vatandaş kısmının. Robespierre... gerektikçe toplanabil­ mesi devletin ilk ve temel yasası olmalıdır. Fransız Devrimi’nin ‘baba­ larına’..Böyle bir düşüncenin. her şey ondan sorulmalı. halkın temsilcileriyle etkili olması. en yüce otorite onundur. ta J. Marat. Mustafa Kemal’in ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulusun­ dur’ formülü arasında bir fark olduğunu savunabilecek? 396 . Mustafa Kemal’in verdiğiyle karşılaştırmamız fena mı olur? " . acaba neden Mustafa Kemal’in kullandığı ‘irade-i milliye’. subaylarıy­ la düzenlemesi gerekir. güç. ‘irade-i şâhâne’nin karşısına koyduğu besbellidir de. temsilcilerini seçmek amacıyla. ayrıcalık.) Ne var ki mutlak ve sınırsız egemenlik er­ ki. çıkarlarını gözetmek. ‘hâkimiyet-i mLİliye’ kavramlarının. kendine ihaneti. ‘bizzat’ çö­ zümleyemediği işleri. ege­ menlik hakkını bizzat kullanamazsa. ‘irade-i milliye’yi.

yenileyici. bir kere ‘ihtilâl’ demekmiş ya. ülke için de ülkenin halkı için de. amacı değişkendir de ondan. Türkiye’nin geleceğine ilişkin öne­ rileri. idare-i maslahatçı. ‘çağdaş uygarlık düzeyine’. bunları yıkmayı amaçlayan. ih t ilâ ld e n d e v â s i bir t a h a v v ü l d ü r . rejimin ‘ayrılmaz parçala­ rı sayılan* siyasal partilerin çoğu devrimle de. ihtilâlden de geniş bir dö­ nüşüm tasarlayan adam. eylemcilikte onlardan hiç de geri kalmayan. ayrıca ondan daha geniş. hem bilimlerin.” Beğendiniz mi? Türk inkılâbı. devrimi ve devrimciliği. devrimci­ likle de ilişkisini kesmiş. ona ulaşmak için verdiği araçlar ve yön­ temler!. ‘sürekli devrimcilik’tir. ‘hakiki mürşit olan bilimle ulaşılacaktır’ ne demek?: Hem çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor. yeni töre­ ler.“ T ü r k İ n k ı lâ b ı. Oysa bize ‘devrim­ ci’ partiler lâzım! Yoo. bir değişikliği deyimliyormuş. karanlık ve hain şeyler sayıyorlar. neden. oyalayıcı. ondan daha vâsi bir tahavvülü ifâde etmektedir!. yeni yaşama biçimleri. değiştirici. hayır ‘devrimciliği’ umdukları ya da sandıkla­ rı gibi Maozedung’a ya da ‘Che’ Guevara’ya bağlamaya­ cağım. görüyorsu­ nuz. ‘devrimci’ değildir de nedir? Kaldı ki Atatürk devrimciliği. Mus­ tafa Kemal Paşa’ya bağlayacağım. atılımcı olmaktan çok tutu­ cu. Değişmeleri göz önünde tutmayı. Cumhuriyet’in ve demok­ rasinin dışında. ” ‘Devrim’ dedin mi. Yeni koşulların. amacı ikti­ dar olan örgütler haline düşmüştü. bunu devrimini anlatırken açıkça söyler: “Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp. ‘idare edici’. yeni yasalar getireceğini anlamak istemiyorlar^ Cum­ huriyet’in ellinci yılında bile. Mustafa Kemal ihti­ lâlcidir. çoklarının tüyleri diken diken oluyor. kelimenin ilk anda imâ etti­ ği ihtilâl manasından başka. onlara göre 397 ... ağzından kazara ‘devrimci’ sözü çık­ tı mı.

bundan sonra atılması lâzım gelen adımla­ rın başlangıcıdır” . “ . demokrasiyi kurmak istiyordu. Zaten. ilim ve fen saha­ sında muvaffak olmak için.. zaman ile değişmesi ve yenilenmesi zo­ runludur. Ve bu fikrin hâlen kaynağı bulunmaktadır... Kaldı ki.” Mustafa Kemal. gözlerini Fransız Devrimi’ne dikmişti.. söylemiştir de: “ . İçtimai hayatta. Türk demokrasisi Fransa İhtilâli’nin açtığı yolu izlemiş.. o devrimin getirdiği özgürlük fik­ rini gerçekleştirmek. atı­ lan adımlar. Fransa İhtilâli bütün cihana hürriyet fikrini yaymış­ tır. henüz kurtulmuş değiliz. lâkin kendisine has özellikleri ile gelişmiştir.. yâni demokrasinin bütün genişliği ve açık­ lığıyla tam tamına kurulması şarttır. de­ ğiştirilmesi. yegâne tekâmül ve terakki yolu budur” . ‘ihtilâlini’ yaparken.hareket etmeyi.. Mustafa Kemal söylememiş midir sanır­ sınız? medeniyet yolunda muvaffakiyet teceddüde vabes­ tedir. en azından Fransa Devrimi tü­ ründen bir devrimin kesin sonuçlarına kadar geliştirme­ yi gerektirir. bu­ nu elbet Türkiye’nin koşulları içinde yapacaktı.. " . gelişmenin tek yolu yenileşmek olduğu­ na göre.. iktisadi hayatta. Fakat o tarihten beri beşeriyet ilerlemiştir. ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ne ulaştırılması ge­ rekir. hemen iki sonuca varılmaz mı? a) Mus­ tafa Kemal ‘devrimciliği’. 398 . b) Çağlarla koşul­ lar değiştikçe.. hayata ve geçime hâkim olan hükümlerin. fikrini gizlememiş.” Bütün bunlardan. kurulacak demokrasinin de geliştirilmesi.

buluşlarla. insanlık. bana ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’ diye. aynı şey mi. bunun içinden çıkan düşünüş bi­ çimi (metot)dir. bu düzeye ulaşacağız demek. İkincisi.Ç ağ da ş u yg a rlık d ü ze yi. Hadi. Kemal Paşa’nın iki büyük hüneri vardır ki. iç içe iki şeyi amaçlar: Birincisi. Mustafa Kemal. ‘d iy a le k tik ’ b ir k a vra m d ır Bir tarihte tartışıyorduk. bilimlere da­ yanarak. somut konuşalım: Kemal Paşa sağ iken. Önce bunları kavramayı öğrenelim!” Ne gibi mi? Şöyle: Çağdaş uygarlık düzeyini hedef di­ ye aldın mı. uygarlık düze­ yini daha ileri götürüyor. aynı şey olabilir mi? Olamaz el­ bet! Her geçen gün. o sıralaeda dünyaya hükmeden sanayi devrimini yapmış. çün­ kü ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’ dogmatik değil. kızmışım. diyalek­ tik bir kavram. Batılı bilim ve teknolojidir. bu. ‘Çağ­ daş Uygarlık Düzeyi’ ne idi? Onun kuşağı için. kendi karşıtlarıyla. birisi bu ‘Çağdaş Uy­ garlık’ deyimi. İkincisinin olamayacağını kestirmiş. bu bakımdan. çarpışa birleşe geli­ şiyor. gelişiyor^ başkalaşıyor. Peki bilimler sa­ 399 . ötekisi. bu altyapının içerdiği topluma ulaşmak! Birincisine varılmadı mı. ‘Çağdaş Uygar­ lık Düzeyi’ne ulaşmak için metodu da vermiştir: “ H a­ yatta en hakiki mürşit ilimdir” ne demek. emperyalizm aşamasına ulaşmış ‘Batı’dır. bir kere ‘Sürekli Devrim’e mecbursun. çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak. Batılı toplumlardır. dedim ki “ Arkadaş. götürdükçe de M ustafa Ke­ mal’in Türkiye’ye tespit ettiği amaç yenileşiyor. Amerika’nın ‘denetimindeki’ Batı emperyalist ‘sistemi’ yutturmaya çalışıyorlardı. “Ül­ kemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız” dediği sı­ rada. Dünün uygarlık düzeyiyle bugünün uygarlık dü­ zeyi bir mi. birtakım dogmatik ‘Atatürk­ çüler’.

diyalek­ tik olmak zorundadırlar.bit. Türk toplumunu. iler­ liyor. ‘sürekli devrimciliği’. aşamadan aşamaya sıçratmayı öngör­ mekte. yenileşiyor. kendilerini sahiden Mus­ tafa Kemal’in savaşçıları sayıyorlarsa. ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’nin hâlâ aynı yerde mi. ama öyledir: Hangi öğrenciye ‘Misak-ı Millî’yi sorsan. siyasal ve toplumsal olarak da günümüzde değişmiş ­ tir: Kemal Paşa’nın sağlığında liberal anlamda demokra­ tik olan toplumlar. Ara­ da önemli fark var. yoksa başka yerde mi olduğunu saptamak zorundadırlar. Sık sık düşünmüş. biraz olsun düşünmüşler midir? Mustafa Kemal’in atılımcılığı. Acaba ‘Atatürkçülüğü’ kimse­ lere vermeyenler. Anadolu dikdörtgenindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin. kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi. İkincisi dogmatik değil. toplumsal anlamda demokratik olma aşamasına ulaşmışlardır. toplumların bugünkü çağdaş uygarlık düzeyleri üzerinde. ‘sosyal’ ya da ‘sosyalist toplum* başka. oniar da ‘Çağdaş Uy­ garlık Düzeyi’ gibi aralıksız değişiyor. bazen de yazmışımdır: Mustafa Kemal kuşağı için. Türkiye bu devrimi şimdiye kadar çoktan gerçek­ leştirmeli idi. dogmatik mi? Ne münasebet. bugün o aşamayı geçmiş. kan ve barut yıllarında kesinleştirilmiş. üçüncüsü zaman içinde veril­ miş hedefleri sık sık yeniden değerlendirmek. bir aşa­ mada ‘dondurmaktan’ kurtarmayı içermektedir. bir kere bilimsel olmak zorundadırlar. o ateş. nükleer ve elektronik teknolojisi düzeyidir. çünkü bir süredir ‘Çağdaş Uygarlık Düze­ yi’ endüstri sonrasının sorunlarım içeren. O halde Türk aydınları. ‘liberal toplum’ başka. Kaldı ki bu düzeyin içe­ riği. Üç Misak-ı Millî Tuhaftır. uygarlık düzeyi ‘endüstri devrimi’ idiyse. 400 .

‘Mazlum Milletler’de sınıfsal çelişkinin. Osmanlı ‘mülkünün’ nihayet üzerinde yaşayanlara bir ‘yurt’ ya da ‘vatan’ olmasıdır ama. vazge­ çilmez bir şarttır. şüpheli.. Mustafa Kemal. ikinci plana itilebileceği kanısında. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile gerçekleşiyor. Hangi Atatürk't bir önsöz yazıyorum. emperyalizme karşı ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’yle 401 . nasıl ki Türkiye’deki sınıfsal durumun incelenme­ sinde. Başka de­ yimle. 1) Sâ’y Misak-ı Millîsi: 1980 sonbaharı.. toplumsal sınıfların tam anlamıyla olma­ dıklarını. bu yüzden de hepsinin ‘halk’ kavramının kap­ samı içinde düşünülebileceğini varsaymıştır..” “ . anti-emperyaiizmin 1920’ler aşamasında.Misak-ı Millî’ye bağlıdır: İlki ‘Sâ’y (Emek) Misak-ı Millî’si. ‘Üç Misak-ı Millî’ birbirini tamam­ lıyor. şu satırlar.. İkincisi ‘M aarif Misak-ı Millî’si! Mustafa Kemal. bu şartın gerçekleşmesi ise. Sultan Galiyev’le beraber­ dir. Şefik Hüsnü ile beraberse! 1920’ler Türkiyesi’nde gayrimüslim ve ‘komprador’ burjuvazi tasfiye edilir. ciddi bir ‘uluslaşma’ sürecini başlatıyor: İlk Misak-ı Millî Anadolu’nun toprak bütünlüğü. Rum. ilkinden İzmir İktisat Kongresi’nde. O yurtta yaşayan halkın ‘millete’ dönüşmesi.. Balıkesir’deki bir söylevinde. bu yetmez.‘toprak bütünlüğünü’ anlar. Dr. böylece.. diğer iki -ve nedense es geçilen. si­ yasal partilerin. gergin son­ bahar. adlı adınca söz etmiştir. tüccar ve ağalarının Anadolu’da bı­ raktığı mal mülk ahaliye paylaştirılırsa. adetâ kendiliğinden geliyor: “ . gerçekte sınıfsal çıkarları temsilen ku­ rulduklarını belirtmiş. (ki öyle olmuş) sınıfsal bir karşıtlıkları söz edilebilir mi. Mustafa Kemal. Oysa Gâzi Mustafa Kemal’in inkılâp idrakinde. Anadolu-’da bu bağlamda çıkar­ ları çatışan. Ankara. İkincisi. Ermeni. kalemimin ucuna.

Tan­ zimat ve Meşrutiyet. Osmanlı’yı geleceğine değil. bir yanda ecnebi dille öğretim yapan. hiç kuşkusuz. âdeta denilebilir ki bütün halk için bir Sâ’y Misak-ı Millîsi’dir. bu programın adım Gâzi. ve böyle bir Sâ’y Misak-ı Millîsi etra­ fında. aynı ‘ulu­ sal cephe’ Tevhid-i Tedrisat (öğretimde birlik) Kanunu ile oluşturuluyor. üstelik birbirine karşıt. çeşitli Hıristiyan ta­ rikatlarının ‘misyoner’ okulları. çağdaş ve ulusal kültür sentezini başaramamış. Batılı ‘metropol’ ülkelere benze­ meyi marifet sanıyor. medrese ve zaviyeler. hâttâ ‘enayi’ bir parti haline düşürenler için. bu zararlı ‘ikiliği’ tasfiye edecekti. Bunların ilki. CHP’yi ‘alelâde’.. ‘komprador’ aydın üretiyorlar. lâik ve de­ mokratik Cumhuriyet’in kültür politikasında.. toplanmaktan hâsıl olacak siyasi şekil ise. tekke. harıl harıl ‘ümmet aydını’ yetiştiriyorlar.” (Şu­ bat 1923) Son cümle. İzmir İktisat Kongresi’nde koymuştu: programdan söz edildiği zaman. geçmişine çekmek meraklısıdır. alelâde bir parti niteliğinde düşünülmemek lâzım gelir. 2) Maarif Misak-ı Millîsi: Tam bağımsız. Neden öğretimde birlik? Tanzimat sonrası Osmanlısı. İkincisi ise.. ciddi. Osmanlı’mn son iki yüzyılı.kazandan siyasal bağımsızlık savaşından sonra. bu 402 . bu iki aydın türünün çatışmasıyla geçmiş. yaman bir ‘fırça’dır. bir kültür ‘ikiliği’ ya­ şıyor: Bir yandan mahalle mektepleri.” Yanılmıyorsam. hem de hınzırca kullanıyordu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu. ulusal. Devlet-i Aliyye batmıştır.. ‘Sistem’ bu çatışma­ yı. hem tahrik ediyor. geç­ mişi ‘külliyen’ reddedip. demokratik ve lâik Cumhuriyet’in. neticede. Ulusal Emek (Sâ’y) Cephesi (Sâ’y Misak-ı Millîsi) ile ekonomik bağımsızlık savaşma yönelmek istemiştir. harıl harıl.

sürü sepet ortalığa salıverilmiştir. yeniden formas­ yonu şeriat olan ‘ümmet aydınları’ üretmeye başlamış­ tır. Jakoben cum­ huriyetçilik rüzgârlarının olanca hızıyla estiği. Türkiye’ye ‘Sistem’e alındıktan sonra (1-950 sonra­ sı) merkez sağ/merkez sol yönetimleri. tekke ve zaviyeler kapatılıyor.. meslek okulu se­ viyesindeki imam-hatip okullarını ‘liseleştirmekle’ Cum­ huriyet öğretiminin ‘birliğini’ bozmuş. M a­ arif Vekili İsmail Safa Bey. bu yetmezmiş gibi. 2) Yeni kuşaklar. O m e lû n ‘ik ilik ’!. tedrisatta şu mak­ satları güdecektir: “ .sadece dört gün sonra. bu tamime göre ‘Cumhuriyet M aarifi’. 1920’li yıllar. bilahare Misak-ı M aarif di­ ye vasıflandırılacak bir ‘tamim’ (genelge) yayınlıyor. eskiden olduğu gibi. o liseleri bir zamanların ‘misyoner okullarına’ çevirmiş. eğitim tarihimizdeki şerefli yerini alıyordu. Müdafaa-i Hukuk’un inkılâpçı heyecanı. bunların yerine ‘münhasıran’ din adamı yetiştirecek imam-hatip meslek okullarının kurulmasını öngörü­ yordu. saygılı davranılmak.vasıfları taşıyan çağdaş aydınlarını yetiştirmek için ta­ sarlanmıştı: Medrese. çağdaş Türk toplumunun aydın fidelikleri ola­ rak. ancak ulusal varlığa zarar vermemeleri koşuluyla. çalışma ve üreti­ 403 . Osmanlı’yı batıran kültür ‘ikili­ ğini’ (karşıtlığını) özellikle istermişçesine.. onun dışında. devlet liselerin­ de ecnebi dille öğretime geçerek. değişik görüş­ lere.. İzmir’deki İktisat Kongresi’nin son erişimden -yâ­ ni Sâ’y Misak-ı Millîsi’den. Cumhuriyet’in ‘kültür kaleleri’ li­ seler. 1) Ulusal duygular güçlendirilmeli. ül­ kesine ve kültürüne ‘yabancılaşmış’ kozmopolit aydın­ lar.

Kılıç Ali. terbi­ ye ve Tedrisatın tevhidi umdesinin. Kanunun gerekçesinde. 67. geleceği uzak geçmişte değil.. Refik Koraltan.. bunda muvaffak olamamış ve aksine bu hususta ‘ikilik’ 404 . Recep Peker ve Hâcim Mu­ hittin Beyler!.” (1 M art 1924) Ertesi gün Halk Fırkası grubunda. bilâ-ifate-i an tatbi­ ki lüzumunu müşâhâde ediyoruz. 1995) Gâzi Mustafa Kemal. aralarında şu imza­ ların da bulunduğu 57 mebus. tamiminde iki müthiş söz etmiştir ki. Cevat Abbas.. bi­ risi aynen şudur: " . Bölüm. en çok da siyaset esnafının okuması gereken. Yunus Nadi. öğretimin birleştirilmesine başlamak istemişse de.. s. Ruşen Eşrçf. 3.. Şerafettin Turan. 1. Ülkenin kalkınma­ sı ancak böyle sağlanabilir. Meclis’i açış konuşmasında. hassas noktanın üstüne dikkatle basmıştır: “ .” İsmail Safa Bey. bugün bile hepimizin. Ben halkım!” (Türk Devrim tarihi.. 1839 Gülhâne Hatt-ı Hümâyûnu’ndan sonra baş­ layan Tanzimat Döneminde sona eren Osmanlı Salta­ natı. Bilgi Yayınevi.. ünlü Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birliği) Kanunu’nun lâyihasını vereceklerdir: Vasıf Çınar... şu satırlar yer al­ mıştır: “ . 3) Uygar dünyada. Ağaoğlu Ahmet. İkincisiyse Condorcet’den bir alıntı: bana hakkımı verin! Fakat ondan nasıl yararlanacağımı bilmiyorum. ya­ rının gelişmelerinde aramalıdır” . Celâl Nuri. uygar ve insancd (hümanist) ülküler taşımak gereklidir.ci olma düşünceleriyle yetiştirilmeli. Kitap. Yahya Galip. Şük­ rü Kaya. milletin ârâ-yı umûmiyesinde tespit olunan...

yâni lâik. Türk basınının ‘gündemi’ neydi? İnkı­ lâp!. Bir milletin fertleri bir eğitim görebilir. imam-hatip okullarının ‘tiseleştirilmesine’ kimlerin. demokratik ve sapına kadar ‘ulusal’: ‘Çağdaş’ Türk aydınları böyle yetiştirili­ yor. 4. Basının o tarihte -henüz radyo bile yok. 69) TBM M ’ n in 3 Mart 1340 (1924)’ta kabul ettiği Tevhıd-ı Tedrisat Kanunu.” (Ay­ nı eser. okurun zamanla ‘yurttaşlık’ bilin­ 405 . G â zi’nin d e va m ı mı? 40’lara değgin. yüksek diniyât mütehassısları ye­ tiştirmek üzere.inkılâp theme’ierini işlemesi. Dârülfünûn’da bir ilâhiyat fakültesi te­ sis ve imamet ve hitabet gibi hidemât-ı diniye ifâsı vazi­ fesiyle mükellef. Eğitim ve öğretim.bile meydana gelmiştir. ayrı mek­ tepler küşat edecektir. ilahiyat fakültesi ve imamlık/hatiplik konusunu çok açık bir şekilde çözmüştü. böyiece öğretim ve eğitimini bütünüy­ le Cumhuriyet Maarifi’ne emânet ediyordu. maddesi.. 40Tı yıllarda ‘savaş. Bu ‘ikilik’ eğitim ve öğretim bir­ liği bakımından zararlı sonuçlar doğurdu.. 50’li yılların gün­ demidir.memurların yetişmesi için de. M aarif Vekâleti. s. nasıl ve neden karar verdiği araştırılmamah mıdır? İn ö n ü .” Halen yürürlükte olması gereken bu kanunun bu mad­ desi ortada dururken. bu ise duygu ve düşünce bir­ liği ve dayanışma amaçlarına tamamiyle aykırıdır. 40’lı yıllara değgin. Madde aynen şöyledir: “ .. ‘inkılâp’ eğirim ve öğretimiydi. iki türlü eğitim bir memleket­ te iki türlü insan yetiştirir.. ‘demokrasi’..

meşruti bir hayat tekâmülü ge­ çirmelidir. cilt 1. inkılâbın ‘ulusal yönünü ve o yönde gelişmesini’ tartışıyorsa. başyazarlar. İttihât ve Terakki rejiminden başka türlüsünü yapamazlar. hâttâ aynı devletlerin teminâtı ile. 52. bu mem­ lekette. inkılâp. siyasettir: Ulusal fabrikalar. Türkler kendi başlarına kaldılar mı. Dünya Yayınları.. ne de milliyetçi­ dir. s. o günkü cemiyetin yetiştirdiği ‘normal’ bir insan tipi idi. fark etmez! Tespitin ‘niteliklerini’ Fâlih Rıfkı Bey pek güzel veriyor.” (Çankaya. dediği gibi yazarak yaşayabilmek için.. demiryolu organizas­ yonu. okurların. ‘ec­ nebi’ şirketlerin kamulaştırılması. vb. ahlâkı.cini pekiştirir. Buna Mütareke aydını da di­ yebiliriz. Ona göre Osmanlı Devleti. Ne iktisatlarını. o bir Tanzimatçı’dır. ancak Düvel-i Muazzama’ntn himayesi altında yaşayabilir. ‘sıcağının’ ardından gelen ‘Soğuk Savaş’ın. Mütareke’deki Peyâm-ı Sabah (sermuharriri) Ali Kemal Bey’i. ne mâliyelerini düzeltebilirler. 5) 406 . Ne istiklâlci. s s c b ve Doğu Bloku karşısında Ankara’yı dımdızlak yalnız yakalaması! İşte Tanzimat aydınına dönüşümüzün ko­ şullan ve başangıcı budur... Fakat huyu suyu. daha son­ ra da. ‘manşet’ olursa. Şimdi buna bir şey daha ilâve etmek lâzımdır: Ali Kemal. İt­ tihât ve Terakki yahut ona benzer ‘milliyetçiler’ iktida­ ra geldi mi. yeni bir dünya sava­ şı tehdidinin ülkemize yönelmesi olmuştur. imtiyaz­ lı yabancılar kadar ‘arkalı* ve ‘teminatlı’ olmalı idi. bakınız. hanende çapkınlıkları ya da futbol­ cu kaprisleriyle ilgilenmesini nasıl beklerdiniz? Türkiye’de gündemi değiştiren. kulis dedikoduları. Ali Kemal için ömrünü gurbette veya hapis­ te geçirmekten başka çare kalm azdı. nasıl ta­ nımlamış: “ . üslûbu ile zamanının tam bir ‘millî’si.

‘Zeytindağı’nda Cemal Paşa’yı. her ikisine de kavuşmuş bir ülkenin çocukları. Fâlih Rıfkı Bey’in. hele Atatürk’ün çok uzağında iken. İstan­ bul’da biraz daha bilgi edinmiştim. Mustafa Kemal’den aldığı izlenimleri. made in u s a ‘müfredatı’ ile. sahte ve mürâi bir ‘Demokrasi aydını’ üretmiştir ki. He­ nüz Gâzi bile değil. İttihâtçılar’a bakarsanız. ne İngiliz’ci veya Fransız’cı idi. Ali Kemal Bey ‘tanımını’ önce bir kere daha okuyunuz. is­ teyerek ve özenerek ayrılmak istediği belli idi. Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’yı. basbayağı ‘eleştirel’ anlatır.Kimi anlattığını söylemeseydim. ‘kendici’ idi. Gururlu ve tenkitçi ola­ 407 . ‘erken’ Cumhu­ riyet dönemindeki ‘ulusal’ eğitim ve öğretim ‘müfreda­ tı’ ile taş gibi ‘Cumhuriyet aydınları’ üretmişti ki. Ne Alman’cı. gündemi dü­ pedüz Tanzimat’tır. ‘D il’ v e ‘ta rih ’ k u ru m la rım n iye açm ıştı? Fâlih Rıfkı Atay acımasızdır: İkisi de ‘velinimeti’ oldu­ ğu halde. benzerlerinden yalnız tabii olarak ayrı değil. sonra da bugünkü gazetelere bakınız ya da televizyon ekranlarında ‘haberleri’ izleyiniz: Sizce arala­ rında ciddi bir fark var mı? Kemalizm. na­ sıl dile getiriyor: kendisini şık bir asker makfarlanı ile Lebon Şekerlemecisi’nden çıkarken görmüştüm. Bütün parlaklığı üstünde. günümüzden ne çok kişiyi o sanabilirdiniz. ‘Hürriyet ve îstiklâl-i tam’ için vuruşmuş. gün­ demleri şaşmaz bir şekilde ‘inkılâp’tı ve ‘inkılâp’ kaldı. lü­ zumundan fazla. varım yüzyıl son­ ra Tanzimat kafasına ve Mütâreke gündemine dönme­ li miydi? Bu soruya doğru cevap arıyorsanız. bakar mısınız. oysa Soğuk Savaş.

(. Mustafa Kemal de ‘Türkçü’dür. bu esvabı Mercan Yokuşu’ndaki aske­ rî terzi camekânlarından birine daha çok yakıştırıyor­ dum.. s. iş vatanı kurtarmaya düşünce. Gâzi’nin Maarif Vekili Mustafa Necati ya da Saffet Arıkan beylerin adını bilmez? Oysa ‘Cumhuriyet’ aydınları. gergin yaya oku takmak gibi. Enli bir nişan kurdelâsı ile. Gâzi. Doğu’ya (Anadolu’ya) geçince meydana çıkacaktı. yoksa zaferi müteakip.” (Çankaya.. Niye kime sorarsanız ‘Millî Şef’ İnönü’nün Millî Eğitim Bakanı Haşan Âii Yücel’iıı adı­ nı bilir de. çünkü onun aradığı ‘özgür ve tam bağımsız bir. beyanname gibi bir şeydi.. Paşa esbabı pek süslü ve res­ mî idi. onun hırsını da iktidara yaklaştırmak tehlikeli olan bir adam dı. nemi ve dumanı üs­ tünde ütüsü ile.rak tanınmıştı. Batı’dan ‘himaye’ arıyordu. olmasa... 58-59) Gâzi’nin ‘zevahirdeki’ alafrangalığı. ‘Genç Osmanlılar’ ya da ‘Jöntürkler’ gibi Batı’ya (Avrupa’ya) değil. niye Tarih Kurumu’nu. Türk’ün bin yıllık tarihine bırakıyordu. cilt 1.. gön­ lünde yerini. bu İkincilerin hazırladığı liselerden yetişecek 408 . Tanzimat da­ ima. bir Tanzimat ‘münevveri’ olmadı­ ğı.” Paşa’nın o zamanlar. medeniyet’ti: ‘Türk Medeniyeti’.. Söylemeyi unuttum sanırım: Fâlih Bey ‘Türkçü’dür.. Batı’yla savaş­ mıştır.) Fotoğrafın altındaki ithaf yazısı. fakat bir türlü kayıtsız kalınamayan. Sevilen veya sakınılan. Di! Kurumu’nu örgütlesindi? Yurttaşlığın. Müdafaa-i Hu­ kuk ‘fikriyatı’nda Yusuf Akçura ile Ziya Gökalp’in ne işi vardı? Üzerindeki ‘alafranga’ Batılı şatafatı. dil ve tarih bilinci­ ni içerdiğini biliyor. Selanik ‘kompradorluğu’nun bir yansıması. Ruşen Eşrefe ithaf ettiği fotoğra­ fı anlatışı da şöyledir: " . Tanzimat ‘ıslahatçılığının gizli etkisi olabilirdi.

Başkalarına güvenemiyor. Balkan Antantı. çağdaş aileyi. M û cib -i m erak. işe kalkıştığı zaman. yâni doğru olan mantık! Ne kadar öğretim ve eğitimini. Mustafa Kemal. Türk sanatçılarına çal­ dırıp söyletmeyi yeğler. onlarla meşk ettiğini Hatıralar’mda yazmıştır. viyola. Özsoy Operası! Bu bir ‘birleşim/syhnthese’ mantığıdır. aslında yine ‘kendici’ idi. piyano) Batılı hafif yemek müziğinden çabuk bıkmış. Sov­ yet Dostluğu. benim için. Sadabat Paktı üzerine kurulu. ‘Batıcılığa’ -yâni Tanzimat’adönüş anlamına gelir. Osmanlı’nın en kompra­ dor/kozmopolit yöresi Makedonya’da. Türk bestekârına besteletip. Kayzer Erkân-ı Harbiyesi’nin yönlendirdiği Osmanlı askerî mekteplerin­ de görmüş. Fikrîye’yi harcaya­ rak kurabileceği yanılgısına düşmüştü. ‘komprador’ zengini ve kibar bir ailenin kızıyla evlenip. ister istemez -Fâlih Rıfkı’nın tespit ettiği— Tanzimat virüslerinden etkilenmiş olsa da. Çünkü ‘çağdaşlığın’ belki opera gerektirdiğini fark etmişti ama. Cumhuriyet dış politikasına o kadar sadık görünürdü de. İngi­ liz/Fransız İttifakı’na girmekte acele etmiştir? b) Gâzi’nin Başvekili İsmet Paşa’nııı Maarif politika­ 409 . köşkün Fâsıl Hey’eti’ni ge­ ri çağırmıştı. oldum olası ‘mûcib-i me­ rak’ oldu: a) Gâzi’nin Başvekili İsmet Paşa. yâni Türk’tü ve de Türkçü! . “ Millî Şef’ İnönü neden. iki ‘v a h im ’ nokta İki önemli nokta. bu doğru ama. aralarına bizzat oturup.lerdir. Türk şairinin metni­ ni. Burhanettin Ökte. Lâtife Hanım’ın zaferden sonraki Çankaya’ya yerleştir­ mek istediği (keman. onun ölümünün hemen ertesinde. Yücel ve sonrası.

Gâ~ zi’nin Cumhuriyeti’nde ‘menkûp’ eski Batı yandaşı. Cumhuriyet’in kültür politikasını. Hindistan sömürgesindeki tutsak Hindulara uyguladı­ ğı.sı. Saffet Bey’le yürüttükleri ‘ulusal politika’ iken. bilerek isteyerek. buna üzülüyoruz. kendi elimiz­ le boğazımıza geçirdiğimiz anlamına gelir. 410 . öncekinin ke­ sintisiz devamı gibi sunuyor. şu vahim yan­ lışla özetlemesine göz yumabilir miydi? biz görüyoruz eksiğimizi. Yunanca öğrenemedik. Acaba? Öyle idiyse. burada Gâzi’nin Cumhuriyet aydın­ larına önerilen. onun için ne denli uğraşsak. ‘Mil­ lî Şef’ İnönü’nün Haşan Âli Yücel’e uygulattırdığı. Batı klâsiği taş plakları al­ mış olmasından mı? Gâzi’nin âdeta insiyâki olarak sa­ hip olduğu. operasız baş­ kent olmaz mantığım Cari Ebert’le Smetana’nın Satıl­ mış Nişanlı operasına bağlamaya çalışır? Yemen Harbi’ride ‘mumaileyhin’.. acaba Batı İttifakı’mn (Fransız/İngiliz) bir ‘uzantısı’ mıdır? 'Resmî Tarih’. ele geçirilen bir İngiliz karargâ­ hında tesadüfen buldukları. Avrupahların eğitiminden geçme­ dik. maalesef ‘Millî Şef’ sahip görünmez: Aksi halde Kültür Danışmanı Nurullah Ataç’ın. yeni kültür ve eğitim politikası (Yunan/Lâtin temeli). İnönü’yle beraber. meselâ İngiltere devlet-i fehimesi’nin.” Farkındasınız elbet. en yüksek makamlara dönüşü neden­ dir? Neden ‘Millî Şef’in çağdaşlık anlayışı. asılacağımız ipin ilmiğini. hât­ tâ ‘hanedanın kalmasına taraftar’ Terakkiperver’cilerin. klâsik kolonyal kültürsüzleştirme politikasıdır ki. yöntem ve bileşim (syhthese) yeteneğine. o da bir ‘erkân-ı harp’ olduğu halde.. İnönü Cumhuriyeti’ni. Lâtince öğrenemedik. Avrupahlar gibi olamı­ yoruz. bizdeki tam ifadesi Yeni/Tanzimatçılık olabilir. Hem de.

1970) 411 .‘K e m a list’ başka ‘A ta tü rk ç ü ’ başka! Onlar ‘Kemalist’e özellikle içerliyorlar. Kendisi ‘Mason’ imiş. şaşırtıcı bir misafirden söz eder: » “ . Aslında hiç unutulmaması gereken. ‘Bolşevikler’le de dosttur. bir kere Gâzi Mustafa Kemal Paşa. bir ‘etiket’ bu: Anti-emperyaiizm es geçilmiştir. o Müdafaa-i Hu­ kuk ‘mücâhidi’dir ki. çünkü o. fakat ısrarla unut­ turulmak istenen ‘önemli nokta’ acaba şu ‘ayrıntı’da gizli olabilir mi? ‘Mason Locaları’. Fahrettin Paşa (Altay) Büyük Taarruz’un o ‘baba’ Süvari Kolordusu Kumandanı. onlara ecnebi ajanslar.” {On Yıl Savaş. şaşı gözlü bir doktor gelerek Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu. fakat kabul etmediğini söyledi.a z sonra isminin Râsim Ferit olduğunu öğrendiğim. istifa ettirmiş. aynı zamanda ‘Türkçü’ ve ‘antiemperyalist’. Çanka­ ya Hatıraları’’nda (1925).. Gâzi’nin Cumhuri­ yetinde yasadışına çıkarılmıştı. Temyiz (Yargıtay) azasından Servet ismin­ de bir zatmış. ‘Kemal’in Adamları’ anlamı­ na! ‘Atatürkçü’ deyimi. barut ve kan) emperyalist öfkesinden almıştı. kara gün dostluğu sona eriyor. ‘Atatürk’ olduktan. daha ilginci. ‘Atatürkçü’den farklıdır: Adını 20’li yılların (ateş... ebediyete intikal ettikten sonra ortaya atılmıştır: Daha çok. İnönü Cumhuriyetinde serbest bırakılmıştır. Atatürk. s. ‘Kemalist’ diyor. sosyal ve siyasal tavrına ve tutumuna ya­ kıştırdığı. 408. bir zamanlar kendisini de Mason yapmak istediklerini. İnsel Yayınları. konuşmaya başladı. Türkçülüğün yerini Yunan/Lâtin ‘söylemi’ alır. Bolşevik Rusya ile. ‘İnönü Cumhuriyeti’nin.. İstanbul’da Mason Üstad-ı Azami. sözleri de ‘Masonluk hikâyeleri’.

.. Çankaya’da Fahrettin Paşa’nm tanık olduğu sözlerin doğruluğunu. acaba Mason Lo­ caları Maşrık-ı Azamlığı’nı. hayli rivayet üretilmiş­ tir. Sander Yayınları. suçlu bulunarak ‘asilmiş’ olan Câvit Bey. bunu herkes bilir. tuhaftır ama. Şimdi iyice 412 . Giriş töreninde aday üye. gizli cemiyetleri doğurmaya uygun bir havası vardı. öteden beri. basım. Selânik’in. sırlarını ele vermeyeceğine.4. oysa Fahrettin Paşa açıkça söylüyor: Bir Yargıtay üyesinin ‘masonluğuna’ katlanamayacak kadar buna karşıdır. Mustafa Kemal’in yaradılışına aykırıydı. 57.günler. 1972) Gâzi’nin masonluğu hakkında. o sıra henüz. besbelli. ünlü eserinde doğruluyor: “ . farmasonların binalarından ve tekniklerinden bol bol yararlanıyordu. gözleri bağlanarak pelerin ve maskeli üç kişinin huzuruna alı­ nıyor ve memleketi kurtaracağına. Bu çeşit maskara­ lıklar. meşhur ‘M a­ liyeci’ Mehmet Câvit Bey’den ‘devralmış olduğunu’ da bilir mi? Atatürk’e suikast davasında yargılanıp. bilir de.. şiddetli İngiliz/Fransız (Batı) ta ra fta n idi.” (Ata­ türk/Bir Milletin Doğuşu. s.. onun Selanik yıllarına tekabül ediyor.. orada geçirdiği. (. hem Kur’an hem de kılıç üzerine yemin ediyordu.. ‘İttihatçı’ sı­ fatıyla aynı zamanda Mason Locaları Maşrık-ı Azami bulunuyordu.¿Mustafa Kemal’in sözünü ettiği o ‘bir zamanlar’. Cemiyet’in emirleri­ ni tutacağına. Ne gibi mi? Sevres Muahedesi’ni. Lord Kinross da. ‘Hürriyet ve İtilâfçı ‘Feylesof’ Rıza Tevfik Bey im­ zalamıştı. o da Rıza Tevfik Bey gibi. ba­ zı şeyleri unutamıyordu. Gâzi’yi iknaya yetmeyecektir. Râsim Ferit Bey’in ‘Masonluğun faydalan’m anlatmak için Çankaya’ya yaptığı ziyaret.) İttihat ve Terakki Cemiye­ ti de. cilt 1.

102. Köylü­ ler için. aynen Mustafa Kemal Paşa gibi.ölçüp tartınız! İnönü Cumhuriyeti yıllarında. uğradığım şaşkınlığı bugün bile hatırlıyorum: Çünkü Gâzi M ustafa Kemal.” (Enver Ziya Karal. o kolay. İş Bankası Yayınlan. ana metni ilk de­ fa 1957 kışında Erzincan’da askerliğimi yaparken oku­ muştum. Binaenaleyh Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükü­ metinin. acaba bu sözü.) 413 . (Yoksa kestirmeden Tanzimatçı mı demeliydim?) Anadolu İhtilâli’ni yaşamış olanlar. 1922 M artinda. spe­ külasyona kalkışan acemi takımı kimseyi kandıramaz: ‘Kemalist’.. ikisi de ‘Atatürkçü’ sayılabilirlerdi. ‘Atatürkçüler’dir. Atatürk’ten Düşünceler. onu ilkel. bu gaye-i asliyi istihsale matuftur. öteki ‘ihanet’ten sü­ rüldü. herkesten çok refah. komprador/kapitalist ve liberaldir. tam tamına ne demiş olduğuna bir bakar mıydınız? ". unutturan ve yozlaştıranlar. 1956.. ama G âzinin Cumhuri­ yetinde ‘Kemalist’ sayılmaları. ‘memleketin sahibi ve efendisi köylüdür’ diyen. siyaset-i iktisadiyesi.. o böyle mi söylemişti? Yanılmıyorsam. Örnek mi? İstediğiniz örnek olsun. ‘Kemalizm’ ve ‘Kemalist’ kavramları üzerinde. elbette M ustafa Kemal Paşa idi ama. ‘anti-emperyalist’ ve ‘solcu’dur. ‘Atatürkçü’ ise. eylemini de sürekli tahrif eden. O halde. saadet ve servete müstahak ve elyak olan köy­ lüdür. Baticı. hakiki müstahsil olan köylüdür. s. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun ceva­ bım derhal birlikte verelim: Türkiye’nin sahib-i hakiki­ si. ‘Kemalistler’ idi. her bakımdan imkân haricidir: Birisi ‘suikast’tan asıldı.. yâ­ ni Gâzimn söylemini de. o önemli tespitini tama­ mıyla ‘soldan’ yapmıştı. ‘Türkçü’. tek yönlü bir irti­ ca düşmanı lâikliğe indirgeyenler.

414 . Mustafa Kemal Paşa. ‘emekçi’ anlamına. sonraki ‘Atatürkçü’ kesiminin..kabul edemeyeceği bir ‘radikallik’!. yâni emeğiyle üre­ tim yapan. Toprak Reformu’nda işin başından beri. -belki de hiçbir za­ man. onu ülkenin ‘sahib-i hakikisi’ saymamıştır.Dikkat isterim. ‘Kemalist’ tavrı işte bu! Bir bakıma. o kadar ısrarlı olmasının sebebi de budur. ‘hakiki müstahsil’ deyimi. ‘sahici üretici’ anlamına kullanılmış. şu halde Gâ2i daha o za­ man ‘ağa’yı (mütegallibe’yi) gerçek çiftçiden ayırmış. Toprak Reformu’nu asla gerçekleştiremeyen. kolay kolay. ‘hakiki müstahsil olan ‘köylüden söz ediyor.

ilk yönetici ‘kadro’ tarafından na­ sıl anlaşıldığı ve nasıl v a ’zedildiği unutulm uştur. Yoksa unutturulmuş mudur? Mustafa Kemal’in anti/emperyalist ve Üçüncü Dünyacı ‘tavrının’ kanıtları olan. ister ‘Solcu Kem alist’. daha sonra. Ata415 . Gâzi’den ve Gâzi hakkında öğrene­ cekleri ne çok şey var! ‘Erken’ Cumhuriyet dönemimiz..III G ÂZİ'N İN S O LC U LU Ğ U (İster ‘Sosyalist’ olsun. daima Ruslardan yardım sağlamak için kalkışıl­ mış. yeni top­ lumcu kuşakların. yeni to p­ lum cu kuşakların. öyle kalın bir sis perdesiyle örtülmüştür ki. çoğu ‘hatıralar’da ve araştırma­ larda. ilk yönetici ‘kadro’ tarafından na­ sıl anlaşıldığı ve nasıl va’zedildiği unutulmuştur. gözlerini o kadar hırs bü­ rümüş!. İddiada kullanılan ‘kanıt’ tektir ve şudur: “ . ister ‘Solcu Kemalist’. ‘İhtilâl’ ve ‘İnkılab’ın. bir ‘şark kurnazlığı’ gibi sunulmuştur: Aslında po­ litika diye.. Gâzi’ye riyakârlık (ikiyüzlülük) yakıştırdık­ larının farkında bile değiller. G â zi’den ve G â zi hakkında öğrene­ cekleri ne çok şey var! ‘Erken’ C u m h uriyet dönem im iz.) G â zi’d en ö ğ re n e c e k çok ş e y va r İster ‘Sosyalist’ olsun. ‘ısrar­ lı’ Sovyet dostluğu ve Meclis’te kurduğu Türkiye (Anka­ ra) Komünist Fırkası. ‘İhtilâl’ ve İn k ıla b ’m. öyle kalın b ir sis perdesiyle örtülm üştür ki.. daha sonra.

. bir süre sonra. Ankara’nın ‘dışa ba­ ğımlılığa’ alerjisiyle açıklanabilir. Bilmem ama. ‘Çer­ keş’ Ethem Bey vak’asıyla bir ilişkisi olmasın? Hiç unu­ tulmaması gereken nokta. Yeşilordu Cemiyeti’nin de..Şimdiki zamanda iki Komünist Parti vardır. hem Bolşevik hem Çerkeş görünmeye özel önem verdikleridir. hem de Çerkeş. öteki Ko­ münist ‘fırkalarını’ da kapatıyordu: Çünkü karşı idi!” . ‘O y u n ’ m u ‘m üd a fa a -i n efs’ refleksi mi? “ . Ankara’da­ ki Sovyet Heyeti Sekreteri ile Mustafa Kemal Paşa’nm ‘Komünist Parti’ hakkında yaptıkları sohbetin tutana­ ğı bulunmaktadır. sohbet esnasında Mustafa Kemal Paşa t k p hakkında şunları söylemiştir: “ . Hatıralar’ında Et­ hem Bey yazmıştır. Doğrudur Parti’nin bazı sorumlu üyeleri. Üstü örtülmüş birçok Müdafaa-i Hukuk ger­ çeğini pek güzel anlatıyor. ki siz haklı olarak onu hükümetçi olarak vasıflandırdınız. Ethem Bey’in de. Yavuz As­ lan’ın eserinde aktardığı önemli dipnotu. o ‘fırkayı’ kapattı. Fakat en iyisi galiba. bir kere daha okumak. Bu belgeye göre. İştirakiyun’un (‘Baytar’ Salih Bey) kapatılması. ‘. Kuva-yı Seyyare mensuplarının aralarında Çerkesçe konuştuklarını.türk. Birincisi t k f . bu bana doğru görünmüyor. 24 Ocak 1921 tarihinde. hem Komünisttiler. yâni onlar da. Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet En Yeni Tarih Arşivi’nde.. ve işin ilginç yanı. Meclis’te kurulan Tür­ kiye (Ankara) Komünist Fırkası’nın lideri Hakkı Behiç Bey de ‘Çerkes’di. zira ben ona yardım ettim ve (buraya dikkat) bu partinin üyesiyim.. zaten. Ankara Komünist Fırkası’nın kapatılması acaba öyle midir? Sorunun. konuyla ilgili olarak. İstanbul’la anlaşma ve çeteler meseie416 .

Partide gerçekten şeref­ li insanlar vardır..) Kurtuluş Savaşı sırasında. hâttâ bazı aile dostu Çerkeslerin. (Türkiye’de Yerel Kongre İktidarları. yaşım gereği o zaman layıkıyla değerlendire­ 417 . şöyle bir cümle dikkati çekiyor: Mütareke dönemi kongre hareketleri. bunların çoğu Hakkı Behiç. *Şark-ı Karip Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ni kuracaklar. Ethem’in kardeşi Reşit. 17. şu ya da bu etnik grubun çıkarlarım güdenler vardır ve bu. Çerkeslerin faaliyeti özellikle es geçilmiştir. Dil ve Tarih Kurumu Yayını.si hakkında özünü lekeledi. 1998..) G â zi’nin s o lc u lu ğ u son ra da sürdü İzmir çocukluğumda.” . 1997. Ama bu durum Parti’nin bü­ tün öğelerini gözden düşürmez. s. hareketin ulusal niteliğine zarar vermektedir.. Bülent Tanör’ün küçük fakat çok yararlı eserinde.. Anadolu’daki bazı ‘etnik faaliyetleri’ göz önünde tutmadıkça. bu dernek de 24 Ekim 1921’de İzmir’de büyük bir kong­ re toplamıştır. aile büyüklerinden. 295’teki dipnot. (TKP’nin Kuruluşu ve Mustafa Supht. Ethem Bey ve Yeşilordu’yla temasları hakkında bazı şeyler işitmişimdir. Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin ve Ankara Hükümeti’nin aldığı bazı ön­ lemleri gerçek anlamıyla değerlendirmek yanlış olabilir. oysa dikkatli olunur­ sa. açıkça görülmektedir ki. (buraya dikkat) Yunanistan güdümünde bir Özerk Çer­ keş Kölemen Yönetimi kurma amacıyla. Çerkeş’lerdir. Hacı Şükrü vs. yalnız Türkmenler cephesinde görülen bir eylem ve örgütlen­ me biçimi değildir. çevredeki Çer­ keş faaliyeti. Örneğin birtakım Çerkeş gruplan. direnişe katılanlar arasında. bunun yanında bazı egoist şahsiyet­ ler de vardır ki.” . s.

Zi­ ra. Rusları kandırmak için bir oyun olmasından çok.. benzer ‘istihbaratı’ Mim Mim vasıta­ sıyla şüphesiz toplamış olan Gâzi’nin ve yakın çevresi­ nin. on­ ların tavrı ve mücadelesi.. yeni kurula­ cak devletin ulusal birliğini korumak amacıyla günde­ me alındığını düşünmek daha mantıklı görünüyor. Kuva-yi Seyya­ re ve t k f perdesi altında. ‘devrim’ düşünüyordu da. Türk 418 . kelimesi kelimesine şunla­ rı yazmıştı: “ . s s c b ile işbirliği.. halkçı. vefatından bir yıl önce (1 Haziran 1937) zamanın Sovyetler Birliği Büyükelçi­ si M. Bu dava daha uzun müddet sürecek. ‘Erken’ cumhuriyet dönemin­ de de sürüp gitmiştir. kayboluşunu. ne türlü bir faaliyet yürüttük­ lerini anlamış olacağı kesindir. bazı ‘egoist şahsiyetlerin’ Yeşilordu. Müdafaa-i Hukuk Doktrini’nin ‘inkılâpçı’ çekirdeği. Biliyoruz ki. Bolşevikler’e değil de.memiştim ama. Bu bakımdan. aca­ ba ‘Çerkeş’ Ethem Bey. yâni anti-emperyalist. ‘Baytar’ • Salih Bey gibi. liberalizm ve demokrasi direğine sarılacaktır. her dema­ gog.. Gâzi’nin ‘solculuğu’. sonradan da sürüp gitmiştir. ‘İşgalci’ ve ‘Emperyalizm’in kuklası’ Yunanlılara sığınmıştı? Şimdi bazı ‘hızlı’ solcu ve ‘devrimcilerimizin’ başla­ rı sıkışınca.. lâik ve demokratik tavrı... Karskiy’e demiştir ki: “ . zorunluluğu var: O kadar ‘Bolşevik’ti. TKF’ nin sonradan ikinci plana çekilip. niye sonunda meselâ. o takımın en hızlı kalemi Fâlih Rıfkı Bey. Bir de şu irkiltici soruya cevap bulmak. çok değil.” M ustafa Kemal ise. devletçi. hiç kuşkusuz Gâzi ile etrafındaki ‘Solcu Kemalist’lerdi.. ‘emperyalist’ ülkelere sığınmaları gibi! B ir ‘te s p it’ v e b i r ‘ta h m in ’. 1933’te.

dört beş parti -gaze­ teleri. mal bul­ muş mağribi gibi. 60’lı yıllardaki ‘Demokrasi Harekâtı’nda uyguladığı.hal-i faaliyette olduğu halde. O gün bu gündür.ne gaze­ telerimizin ilgisine mazhar olmaktadır. zaten bukalemuna dönüştürdüğü CH P’sin in . Türkiye İşçi Partisi. cevabı hayli basit: CHP’ yi 419 . İnönü. İsmet Paşa o tarihte. bir ‘üvey evlat’tır. münhasıran ‘tevkifatlar’da ‘manşete çıkma’ hakkım haiz. -içlerin­ den. görmek istemediği. ansızın keşif ve ilân edivermiş. ecnebi’ye yakınlığı ‘rri. zamanın ‘ilerici’ basını da. ‘numara’dır: Sahnede yeni bir güç belirmişti. neden derseniz. ne televizyonla­ rımızın. ‘Num ara’ Milli Şef’in. Türkiye.üsellem’ birisi hariç. bu dâhiyane buluşun üzerine atlamış­ tı. eğer on­ lar ‘solcu’ysa. dergileriyle. Son bir­ kaç yıldır.. belirmekle kalma­ mış. Fâlih Rıfkı Bey’in tahmini gerçekleşmedi mi? G â zi’d en ‘s o s ya lis t sot’a g e rçe kçilik d ersi Holding M edia’sı.” Gâzi’nin attığı ‘temel’ terk edilince. ‘sosyalistlik’ iddiasında. ‘solcu’ deyip durur. Meclis’e girmişti. ‘Sosyalist Sol’. yine de. oldum olası ‘Ortanın Solu’nda olduğunu. ‘yerli’ bir ‘sosyalizm’ vaat ediyor­ du. bunların ‘kısm-ı azam i. ‘Demokrasi Kahramaninı oy­ nuyordu. hiçbir şekilde bu işbirliğinden vazgeçmeyecektir. hiç kuşkusuz ben de ya şilebim. ABD ve a b li­ beralliğine fena halde bulaşık.dış politikasının temelidir. son elli yı­ lın ‘gayr-ı milli’ iktidarlarından sorumlu. sermaye ile içli dışlı ‘oligarşimizin (Bürokrasi+Burjuvazi) ‘sağ kolu’ bazı ‘siyasetçilerimize’. M edia’mızm gör­ mediği. ya da lo­ komotif!. bazı ‘zevat’tır ki. hiçbir bedel uğruna. bu ‘numarayı’ uygulamaktan kendi­ ni alamadı.

Nehama. ‘Solculuk’ tahtına oturan c h p . ‘inhi­ tat’ Osmanlısı’nın . Cumhuriyet’in de. -M ason alafran­ gası. ülkeyi ‘sistem ’e teslim edecekti: Bu film h â­ lâ gösteriliyor. ‘Hürriyet. hak­ lı davasını kaybedecek.bir kere ‘O rtanın So lu ’na oturttunuz mu. bu sayede ‘Sosyalist S o l’ -G â zi’nin ta 2 0 ’ li yıllarda tanıdığı mevcudiyet h ak k ı. biraz da içindeki çelişkilerden. Müsavat. ister gizli olsun. Enternasyonal’in. işi ‘D em okratik Sol’a kadar uzatıp. kökeni Rus Narodnik eğilimi. daha sonra Spartakistler! Osmanlı’dan bu yana.gün ­ deme gelebiliyor am a. beri­ kiler an cak im kânları nispetinde görünebiliyorlar. g ö zle g ö rü le n le te rb iye ’ ‘Sosyalist Sol’daki ‘çıkmaz’. ya da 3.Sosyal Demokrat eğilimi: Jaures. Kardeşlik’ adına. solcu parti.‘Milli Şeften başlayarak. neresinden baksanız. solcu ik­ tidar ‘ayaklarıyla’ iMF’ye ve D ünya B an k ası’na hizmet arz ederek. m edia’mızm sol deyin­ ce anladığı CHP ya da DSP’den ibaret kaldığı için. nihayet değiştirm eye kalkışm ası. b) Batı Avrupa ülkelerinden gelen. anayasa yandaşı Tanzimat ve Meşrutiyet ‘aydınları’nın safına katıyordu ki. daha Selânik yıllarından başlayarak. yâni ‘y asad ışın a’ itilmiş oluyordu. ‘ikili’ bir ‘taklit’ eğilimindedir: a) Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen. uy­ gulamada. ya 2. bu onları istemeseler de. TİP haliyle ‘Aşırı S o l’. sonucun ne olacağı belli: TİP. ken­ 420 . tek fark O ligarşi’nin. ister açık. Enternasyonalin çizgisinde olmuşlar­ dır.çıkmazıdır: Tanzimatçılıkü ‘Sosyalist Sol’. ‘A k la u yg u n u . örgütlenmiş ‘sosyalist’ parti­ lerin hepsi. galiba yarısını geçtik. anti-dem okratik kanunları (m evzuatı). am ası var.

gözle görülenle ter­ biye esası: Evvelâ sosyalist olmalı. diğer kısmı ise. halkımıza kesinlikle yabancı kalı­ yor. üstelik fraksiyonlar arası. taklit yandaş­ ları ise. Enver Hoca’cı. akla uygunluğun. ülkelerinin değil. gösterdiği ‘ihtiyati gösterebilmekti: Modernizm’den (Avrupa’dan) metodu alıp. sentezi içinde yaşadığımız ulusal koşullardan üretmek! Bunu yapmasını becere­ mediğimiz takdirde. Oysa yapılması gereken. ‘naklidirler. genel olarak. filân ya da falan Batılı düşünürün. Demokrasi’ye yaklaşımında olduğu kadar. bilimselliği tercih etmişlerdir. ulusalcı bi­ leşim peşinde olduğundan. madde’yi anlamalı” . mahiyet itibarıyla aynıydı­ lar. gözle görülene üstün olması. fakat bir türlü ulusal bileşime ulaşamadığından. ‘komprador alafrangası’ aydın davranışları içinde. neticede. 68 Kuşağindaki M ao’cu. bir kısmı. Mustafa Kemal’in o müthiş gerçekçi tespiti gelmemiştir: “ . Guevara’cı ya da Moskova’cı fraksiyonlar da. oysa hiç kimsenin aklına.dilerini bir ‘tercüme ilericiliği’ içinde buluyorlardı. TKP’nin Galiyev fraksiyonu (Mustafa Suphi) ile Moskova fraksiyonu (Dr. anlamsız ve zararlı bir re­ kabete düşüyoruz.. ya da devlet adamının. te­ mel bölünmenin metot ve taklit bölünmesi olduğu söy­ lenebilir. o ecnebinin çıkarına hizmet eder. akla uygunluğu.. Ayrıntılar bir kenara bırakılırsa.. te­ ori ya da pratiğini öne çıkarıp. yerli olmak ister. yâni metafizik (formalist)! Başka türlü sanırım şöyle de söylenebilir. -maalesef. Şefik Hüsnü)’dur. halkına yaban­ cı kalır: Örnek.‘kültür ilericiliği’ tuzağına düşmüş olanlar. yâni rasyonalist (diyalektik). bununla beraber. Gâzi’nin.. metot yandaşları. Ulusal Demokra­ tik Devrim uygulamasında. Bolşevikliğe sokuluşunda da. 421 . bilimsel metodu ulusala uygulayıp. onu savunur. aralarında belki sadece derece farkı!.. ‘aklidirler.

özellikle sosyalistler için. hâlâ ve hâlâ aydınlarımızın gençleri arasında. aralarında ne türlü çekişirse çekişsin. komünist bir partidir: Evet! 422 . Memleketi kurtarmak için bü iki zihniyet arasındaki ayrılığı durdurmak. doğrusu merak ediyorum? TBMM’de kurulan ilk siyasi parti. an’anelerini doğ­ ru. bileşenin biri olmadı mı. paha biçilmez bir ders mahiyetindedir: ". yâni metodu ..” (20 Mart 1923. biraz da aydınları­ mızın çok hızlı gitmesi gerekmektedir. işçilerin güve­ nine sahip değil! Sonuç: Halkla aydın arasındaki uçurum. bizde aydınlar oluyor. dürüst bir bakışla görmeliyiz. itiraf edelim ki. İşin tuhafı. onlar da. ruhunu. ‘havada’ konuşuyor. hareket noktası ‘üretim gücü’. sağlam.‘diyalektik uygulamayı’. yâni işçiler olacağına. kültürel yabancı­ lık.) ‘ İlk m e c lis ’in solculuğu!. (Buraya dikkat!) Lâkin halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak.. ilerici­ likle Batıcılığı karıştırıp durduklarından. O yüzden. Acaba bilir miydiniz. diyalektik metot ve işçi sınıfı bir bileşimdir. halk­ la mutabakat kesin-değildir.A s ıl ta rtışılm a sı g e rek en nedir? Asıl tartışılması gereken bu! Yüzyıldır. yürü­ meye başlamadan evvel. Gâzi’nin şu sözleri. Türkiyeli sosya­ listler. sosyalist aydınlarla işçi sınıfını bir araya geti­ remiyor. Bunun için de biraz halk kitlesinin yürümesini hızlandırması. olmaz: Oysa. havanda su dövüyorlar. Milletimizin tarihini. Neden? Çok basit: Sosyalizm.ulusallaştır­ mamak. Sosyalizmle halk arasındaki uçuruma dönüşüyor. bu iki zihniyet arasındaki mu­ tabakatı sağlamak lâzımdır.. daha çok ve daha ziyade aydınlara düşen bir görevdir.

. bir kere alelade bir komünizm vardır. ancak yetmiş yıl sonra akla gelebile­ cek bazı önemli ‘tespitleri’ yapıyor. yerden göğe kadar haklıdır. Marksizm uygulama­ sının yorumunda. Kari M arks’m prensipleri. Bu komünizm bütün milletleri. bir nev’i milliyetin tecelli ve temayüzünü zaruri görmekte hata olmaz kanaatin­ deyiz. memleketten memle­ kete ve harfiyyen.O muğlak ve mütereddit 1336 (1920) sonbaharında. Yeni Gün başyazarı Yunus Nadi Bey. hem de şaşırtıcı. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları. fakat asıl onların.. sol eğilimli ‘Halk Zümresi’yle. okudunuz mu siz? Hem ilginç görünüyor­ lar. önceki ‘par­ ti’ değildi. sonraki ‘gizli’ sayılıyordu. Siyasi milliyet esasına muarız olan Enternasyonalin. her zaman o kadar da ‘uysal’ olmadığı­ nı. TKF’nin kurucu üyelerinden. dünyada.. Komünizm’in her memlekette tatbik veçhinde.. Müdafaa-i H u­ kuk ise. Taarruz etmiş olmaksızın. Bakar mısınız neler yazmış? “ . ‘resmi tarih’te ‘muvazaa partisi’ diye geçer. bu uluslararası ruhuna taarruz etmiş olmayalım. demek oluyor ki. öyle hatırlıyorum. Mete (Tunçay). milletlere özellik tanımakta. bir bakıma öyledir. lisanların ayrılığı bedahatine daya­ narak. ama ‘farklı’ ve son derece ‘özel’ ! Bunu sinek pislemedik bir yere yazmalısınız. me­ selâ emperyalizm ve kapitalizm afetlerine muaraza gi­ 423 . Hakkı Behiç Bey’in liderliğindeki bu ‘fırka’. Lenin yoldaş. ‘Yeşil Ordu’ ona tekaddüm etmiştir ama. ‘Türkiye Komünist Fırkası’nı kuruyorlar. ünlü kitabında yazmıştı. yâni tıpatıp ve harfi harfine uygula­ nır formüller değildir. muhtemel bir Türk sosyalizmi bahsinde neler yazdıklarını. o zaman ‘soldan’ bir doğum müjdeliyor. hâlâ ‘cemiyet’! Düşünebiliyor musunuz ‘Kuru­ cu Meclis’ de sayılabilecek TBMM. ‘soldan’.

bir araçtır. Bu itibarla nev’ama müstakil bir Türk Komünizm’i vardır ve olacaktır. Sosyalizm konusundaki sonraki geliş­ meler. 433. ‘Ana­ dolu İhtilâli’nin en renkli. ‘tespit’in ‘özgün’.” (A. Komünizm Türkler için bir ideal değil. Cerrahoğlu. en heyecanlı. Enternaşyonal’in ‘mızıkçılığı’ (daha doğrusu.) 424 . Yunus Nadi Bey’i haklı çıkardığına göre.. May Yayınları. bakar mısınız neler diyor: “ . korkunç bir kasırganın. Milliyetçiliği inkâr etmek.. ölümle eş anlamlıdır.) 2.bi.” (Yeni Gün. s. o kadar hayali kurulan ‘Dünya Devrimi’ne engel olduğuna. bir uygulama biçimi vardır ki. Rus değildir... ‘farklı’ ve son derece ‘özel’ olduğundan şüphe edebilir miyiz? ‘Tu ra n s o s y a liz m ’ine ne b u yru lu r? Bu kadarla kalsa iyi! TKF’nin başka bir kurucusu.. umumi fikirler altında toplayabilir. bu da ilmi esasların. ondan hiç de aşa­ ğı kalmıyor. (Buraya lütfen dikkat!) Milli kollektivizm. İdeal ‘Altun Elma’dır. adına Bolşeviklik denilen bir Rus Komünizmi olduğu gibi. İzmir meb’usu Mahmut Esat Bey’in (Bozkurt) aynı Yeni Gün gazetesinde yazdıkları. İkinci safha ola­ rak. aç­ gözlülüğü). Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı.. Bolşevizm’in tehdidi altındayız. o memleketteki icaplara göre in­ celenmesiyle. Türk milletini birleştirecek yoldur. en vurucu isim­ lerinden. bir komünizmin memleketten memlekete ve çok farklı bir veçhi tatbiki. uzlaştırılıp toplanmasından meydana ge­ lir. 20 Teşrini­ evvel 1336 [1920]. Türkler. İstediğimiz Türklerin siyasi değil. top­ lumsal ve kültürel birliğidir. Bolşevizm Rusya’nın koşullarına uygun olarak geliştirilmiştir. Ta­ rihsiz.

üçü de anti-emperyalist ve anti-kapitalist! Acaba yaşanmış bunca deneyim. Sovyetler’in dağılışı. (Ankara) TKF’na. Türklerin Sovyetler Birliği’nde ‘Turan Sosyalist Cumhuriyeti’ adıyla. dolayısıyla t k f . tutumu çok tartışılmış ve eleştirilmiştir. Doğ­ rudur da bu! Sovyetler Birliği’nin dağılışına kadar. dilde birlik!’ ‘Altun elma’ derseniz. sorunu ortadan kaldırmadı. üçü de ‘solcu’. başka bir zemine taşıdı: Çin. bilindiği gibi. O Turan ki. Kamenef ve Radek’in tasfiyesinden sonra. 3.Hadi bakalım. Yu­ goslavya’da. Polonya’da ve Macaristan’da kar­ şılaştığı problem ve zorluklar aynı sebepten doğuyordu. Vladimir İliç Lenin’e ve Lev Davidoviç Trotsky’e. Enternasyonal tarafından asla kabul edilmeyip. -ta o zaman. bir bakıma. Yunus Nadi Bey’in işaret ettiği gibi. ‘milliyetçi’ hâttâ ‘cha­ uvin’ bir ‘sapma’ olarak ilân edilecektir. bir bütün olarak temsil edilmelerini kabul ettirmişti. Tatar Sovyet liderlerinden Mollanur Vahidof ve Sultan Galiyev. Rusya’daki ‘Cedit’ aydınlarının öncüsü sayılan İsmail Bey Gaspirinskiy’in (Gaspıralı). Bunu yapan. Küba yaşıyorlar.‘milli bir uygulama’ sayılması icabettiği ileri sürülecektir. hem de Galiyev’in sicimiyle! Zaten kaderleri de aynı olmayacak mıdır? Bu platform. hele Zinovyef. Stalin’in mantığı! Diyalektiğin esnekliğini bilen başka sosyalistlerce. inatla ve ısrarla. ‘Turan’ın ta kendisidir. çünkü ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ uygulamasının da. Ziya Gökalp çağrışımlarıyla gelir. Kuzey Kore. ye­ ni oluşacak aynı yoğunlukta anti-emperyalist ve antikapitalist bir Sosyalizm Platformu’nu sunuyordu. Mustafa Sup­ hi Bey bağlıyor. Çin’de. şaşmamak elde mi? Gösterilen ‘ideal’. üçü de ‘ulusal’. va’z et­ tiği ‘ideal’dir: ‘İşde. gelecekteki muhte­ mel solcu örgütlenmelerde aydınlatıcı olamaz mı? 425 . ‘Baku’ TKF’nı. kültürde.

ka­ leme alınmış oldu.” O 426 . na­ sıl ‘ilk Meclis’te atılmış temel.. on iki işçi-sendikacı tarafından kurul­ muş olan Türkiye İşçi Partisi idi. bu temelin oluşturduğu ilk mayadan beslenip serpildiğini göstermek amacıyla.Bu ‘girizgâh’ın amacı nedir? Gerçekte bu ‘girizgâh’.başarılı olmuş ‘Sosyalist’ bir partinin. Türkiye’de kurulmuş ve -her şeye rağmen. felsefesi Marksist ise de.. tüzüğü ve programı -Yunus Nadi Bey’in kullandığı tabirle. Meraklısının kolayca tahmin edebi­ leceği gibi..“ . o parti.. ilmi esasla­ rın o memleketteki icaplara göre incelenmesiyle uzlaştı­ rılıp toplanmıştı. Bu partinin tutumu di­ yalektik.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful