ON ALTINCI YÜZYIL ŞAİRİ

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

Ömer ZÜLFE

Ankara 2009

© T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

3190 KÜLTÜR ESERLERİ 441 ISBN 978-975-17-3414-3

www.kulturturizm.gov.tr e-posta: yayimlar@kulturturizm.gov.tr

Bu kitap internet ortamında ilk kez yayımlanmaktadır.

 

2. ÖZGEÇMİŞ Doç. Dr. Ömer ZÜLFE 1973 yılı Eylül ayının 29’unda Edirne’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Edirne’de tamamladı. 1991 yılında kayıt yaptırdığı Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1995 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı’nda başladığı Yüksek Lisans Eğitimini Nâşid [1749-1791]: Dîvân İnceleme-Tenkitli Metin adlı tezle 1998 yılında; yine aynı enstitüde 2000 yılında başladığı Doktorluk eğitimini Yakînî [ö. 1568]: Dîvân: Tetkik-Tenkitli Metin Dizin adlı tezle 2004 yılında tamamladı. 1996 ile 2001 yılları arasında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. 2001 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne atandı. On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri adlı kitabıyla 11 Aralık 2007 tarihinde Doçent oldu. Hâlen Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doçent olarak görev yapmaktadır.

3. ÖZET “On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri” adını taşıyan bu kitapta, on altıncı yüzyıl şairlerinden Selîkî’nin şiirlerinin tenkitli metni hazırlanmış, eseri bilimsel metotlar çerçevesinde incelenmiş, hayatına dair bilgiler ortaya konmuş ve edebî kişiliği değerlendirilmeye çalışılmıştır. SUMMARY In this book, titled “On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri” the editional critical text of poems of Selîkî who was the sixteenth century poet has been prepared, his text was studied in scientific methods, the details of his life has been mentioned, literary personality has been tried to evaluate.

.

1832 MUSAMMATLAR ...........1.............454 AÇIKLAMALAR.......4.........09 GİRİŞ........................ K u l l a n ı l a n V e z i n l e r ...........................................................................3............................................................................................................................1132 METİN VE ÇEVİRİ .........................................................................................................2655 BEYİTLER .. D i l v e Ü s l û p l a İ l g i l i D i k k a t l e r ...................3................................................ A d ı v e M a h l â s ı .....166 1..................................................211 2............................................................................................2....................................... K e n d i Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i ......................................................... H a y a t ı v e K i ş i l i ğ i n e D a i r İ z l e r ..........................5.....................................1...................5 ÖN SÖZ .............................................................................152 1......................................................................................................152 1...........................4.....476 SÖZLÜK...................................30 KAYNAKÇA ........................................................................ D o ğ u m Y e r i v e Y ı l ı .......................332 DİZİN ....5.........2666 ...............131 MÜELLİFİN HAYATI VE ESERLERİ ............................................................................................ E s e r i ...........................152 SELÎKÎ............17 EDEBÎ KİŞİLİĞİ.........244 2................................................................................................4 İÇİNDEKİLER ..................................................................................................6 KISALTMALAR........................................................................... K a y n a k l a r ı n Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i .......................166 1....................211 2....................... Ö l ü m ü .......................177 1..................................152 1........222 2...............28 SONUÇ............................................................................................3 ÖZET ....................................................... E ğ i t i m i v e M e s l e ğ i ...............152 HAYATI ......1865 GAZELİYYÂT.4....................................................................2021 KIT‘A ...1832 KASİDE..................2............................................................................................... İÇİNDEKİLER ÖZGEÇMİŞ............

.

şairin edebî sanatlar yoluyla kelimeye yüklediği anlamlardır. şairin hayatının ve edebî kişiliğinin karanlıkta kalan noktalarını gün ışığına çıkarma gayesini taşıyor. Bilindiği kadarıyla şairin divanın bugüne ulaşan bir örneği yok. Mecmualardaki şiirleri de Selîkî’nin on altıncı yüzyıldaki yaygın şöhretinin bir belgesi. sözü dilden dile. özellikle on altıncı yüzyıldaki başka şairlerin konuyla ilgili benzer söyleyişlerine de yer verildi. ana kaynaklardan bilgiler derlendiği gibi. yazdıkları elden ele dolaşarak sesi bu günlere ulaşan seçkin şairler olduğu gibi.5. çok değerli ve zengin bir kaynak durumundaki mecmualardan . Burada verilen karışılıklar. Metindeki kimi noktaların izahını ihtiva eden Açıklamalar (12. Kitabın birinci bölümü (8. Böylece bir konunun aynı zaman diliminde yaşayan şairlerce gelenek çerçevesindeki işleniş biçimine de ayna tutulmuş oldu. Ondan geriye kalan yalnızca dağınık şiirleri. Edebî kişiliği bölümünde. Bir çok şiir derlemesinde ondan örnekler görmek mümkün. Çalışma.). yaşadığı yıllarda şiirleri bilinen ve sevilen ancak zamanla adı sanı unutulan şairler de var. Kitabın ikinci bölümünde (B). metinde geçen karşılıkların yanı sıra çengel “§” işaretinden sonra eğik yazı biçimiyle kimi kelimelerin benzetmelik anlamları yazıldı. Kaynaklar onu övgüyle anıyorlar ve döneminde çok tanındığını bildiriyorlar. dil ve üslûp bakımından dikkat çekici noktalara değinildi. bunların toplanmasıyla oluştu. Metin. bilgi enginliği ve ruh inceliğiyle çağını aşan. Sözlük kısmında (13. Selîkî de bunlardan birisi. metin ve çeviri var. ÖN SÖZ Duyuş derinliği.).) bölümünde. Bu kısımda öncelikle kaynakların verdiği bilgiler tasnif edildi ve şairin hayatının ana çizgileri belirlendi.

Bu kitapta metin yayınının yanı sıra çeviriye de yer verildi. ses ve kelimelerdeki inceliklerle süslerse belki şiirin zevki yeniden tesis edilmiş olur. yaşayan dile kazandırılmadıkça dünü bugüne. Özellikle bizzat şairler ya da şiir meraklılarınca derlenenleri. Öyleyse çeviri yapılmalı mı? Ya da nasıl yapılmalı? Geçmişi geleceğe bağlayan köprüler durumundaki. Ancak. İster istemez. divançe diye nitelenebileceği gibi Selîkî’nin varlığı bilinen ancak şimdilik ele geçmeyen divanından seçmeler olarak da anlaşılabilir. Kabul etmek gerekir ki çeviri. Böyle kabul edildiğinde şiirlerin. eseri hazırlayan değil. beytin kafiyesi. en beğenilen şiirleridir. bugüne kadar divanı mevcut olan şairlerden yapılan ve çoğunlukla eseri hazırlayanın dikkati ya da zevki doğrultusunda sunulan seçmelerden farklı bir yönü ortaya çıkıyor. geriye yalnız anlam kaldı. şiirin tadı kaçıyor. Mecmualar.  derlendi. Bu kitapta seçmeyi. İçlerinde çok çeşitli şekil ve türlerde şiirlerden. eserleri zamanın sisi altında kaybolan kişilikleri gün ışığına çıkarmak bakımından çok önemli bir kaynak. devrini belgeleyen birçok yazı örneği harmanlanmış bir hâlde. Mecmualarda Selîkî’nin bir divançe meydana getirecek sayıda şiiri tespit edildi. Bir anda bütün büyü bozuluyor. Bu yüzden. bugünü de geleceğe taşımak bir hayalden öteye geçmez. Türkçe’nin yapı taşları bu metinler. Belki burada sunulan örnekler. devrin ve sonraki devirlerin edebî zevki yapmıştır. . Selîkî’nin en sevilen. bir kelebeğin kanatlarına dokunmak gibi. okuyucu anlamı zihnine resmedip beyte tekrar döner. anlaşılabildiği ve anlatılabildiği kadarıyla kitaptaki bütün şiirler günümüzün diline aktarılmağa çalışıldı. biçim. bir şeye ihtiyaç duyulduğunda ilk bakılan çekmeceler gibi. onu kanatlandıran ses feda edildi ve çağrışımlarla süslenen kelimelerin üstü örtüldü. Bu kitapta sunulan metin. farklı yönlere doğru dallanıp budaklanan faydalı bilgilere kadar.

. ilk kitapta görülen yanlışlar düzeltilmiş ve daha sonradan mecmualardan tespit edilen üç gazel metne eklenmiştir.).  SELÎKΠVE ŞİİRLERİ  9  Bu kitabın ilk baskısı 24 Kasım 2006 tarihinde yapılmıştı (ZÜLFE. Kültür Bakanlığı e-Kitap Projesi kapsamında ve Kültür Bakanlığı’nın istediği düzen çervesinde neşre hazırlanan bu ikinci baskıda. Ömer: On Altıncı Yüzyıl Şairi Selîkî ve Şiirleri: Ankara 2006. 250 s. İstanbul 2009 Ömer ZÜLFE 9 . Edebiyât.

.

S. K. S. 3722. MK3: Millî Kütüphane Yazmalar 240. B. 458. N. Ali Nihat TARLAN Kit. F. C. md.: Kıt’a. .3: Süleymaniye Ktp. Bk.: Beyit.3: Zübdetü ’l-Eş‘âr Nuruosmaniye Ktp. A.: Arapça. S.: Kitaplığı.4: Süleymaniye Ktp.8: Süleymaniye Ktp. Ali Nihat TARLAN Kit. Esad Efendi Kit.: raēiya ’llâhu ‘anhu.2: Süleymaniye Ktp. 3724. 563. 3398. M. MK1: Millî Kütüphane Yazmalar 44531. Kt.: Farsça. 62.E. Ali Emirî Manzum Kit. Ktp. A.: ‘aleyhi ’s-selâm.: Madde. S.7: Süleymaniye Ktp.: Bakınız.: Kütüphanesi.: sayfa.6: Süleymaniye Ktp.1: Nuruosmaniye Ktp. m.6. 315.2: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ Nuruosmaniye Ktp. Ali Emirî Manzum Kit. 76. 59. 4962.5: Süleymaniye Ktp. S.3: Millet Ktp. Aşir Efendi Kit. Ali Nihat TARLAN Kit. N.1: Millet Ktp. rh. KISALTMALAR A. 580. MK2: Millî Kütüphane Yazmalar 436. NM: Nazmî Mecma‘u ’n-Nezâ’ir. Ali Nihat TARLAN Kit.E. Ar. N.E. S.: Kaside.: Gazel. S. 67.2: Millet Ktp. 4077. 674. s. ‘a. Ali Emirî Manzum Kit. G. Kit. Fatih Kit.1: Süleymaniye Ktp.: Cilt. S. Çelebi Abdullah Kit.: Musammat. DVİA: Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.

4: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp.: yaprak. Ty. 4078.16: Süleymaniye Ktp.: Yunanca.10: Süleymaniye Ktp. 2644.: sallâ ’llahu ‘aleyhi ve sellem.9: Süleymaniye Ktp. st. 615. Kit.: sayı. yr. Ü. Fatih Kit. Hâlet Efendi Eki Kit. 285. III. Ü. Ü. Tahir Ağa Kit. Hasan Hüsnü Paşa Kit.4: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. S. Ty. Ahmed Kit. Giresun Kit. sy.: Türkçe Yazmalar. Kit.2: Nazmî. Kit. Ty. Kit. S.13: Süleymaniye Ktp. Ty. Zühdü Bey Kit. 2955.: Soğdca. m. 1909. 244.12: Süleymaniye Ktp.1: Pervâne Beg: Mecmû‘a-i Nezâ’ir. Yun. 3563. S. Kit. 180.1: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. Soğd. Ü.3: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. S. T. Mecma‘u ’n-Nezâ’ir: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. . Revan Kit. T. Ty.: satır. Fatih Kit.5: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. 1802. s. Ty.11: Süleymaniye Ktp. Ty. Revan Kit. 5424. Ü. S.15: Süleymaniye Ktp. UBTKM: el-Ukyânûsu ’l-Basît fî Tercemeti ’l-Kâmûsi ’l-Muhît.6: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp.2: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. 3418.3: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. S. 1031. T. Zühdü Bey Kit. S.14: Süleymaniye Ktp. 226. 1972. T. 1969. Kit.  S. Ü. 1532.

şiirdeki kudretleri kaynaklarca teslim ve takdir edilmesine ve devirlerinde şöhret bulmalarına rağmen. hem de bütün Osmanlı şiirine katkı sağlamak maksadıyla metinde geçen bazı kavram ve ifadeler. Selîkî de yaşadığı devirde şöhret bulmuş ve şiirleri elden ele dolaşmış bir şairdir. Metindeki bütün kelime ve ibareleri ihtiva eden sözlük de eseri anlama ve anlatma gayretinin bir sonucudur. GİRİŞ Osmanlı Devleti’nin. birçok farklı mecmuada bir divançe teşkil edecek sayıda şiirinin bulunmasından anlıyoruz. Bu kitapta. yetişen şair sayısı ve bu şairlerin edebî kudretleri bakımından Türk edebiyatı tarihinin altın çağı sayılabilir. hem Selîkî’nin şiirini daha anlaşılır kılmak. devrin öbür şairlerinden getirilen tanıklar vasıtasıyla izah edilmeye çalışılmıştır. birçok şairin şiirleri yazık ki müstakil kitaplar hâlinde günümüze ulaşamamıştır. İlmî ve edebî faaliyetlerin güçlü ve yaygın bir biçimde sürdüğü on altıncı asra ait birçok edebî eser zamanımıza intikal etmiştir. şairlerin edebî kimliklerini belirlemek için çok değerli kaynaklar olan ve bir çeşit antoloji hüviyeti taşıyan mecmualara müracaat etmek mecburiyetindeyiz. . Ancak. Bütün şiirleri yaşayan Türkçeye aktarılmış. Bu asrın edebî eserlerinde devrin ihtişamını ayrıntılarıyla görmek mümkündür. Bunu. asır. ayrıca. belli başlı mecmualar taranarak Selîkî’nin şiirleri bir araya getirilmiş ve şairin Türk edebiyatındaki yeri belirlenmeye gayret edilmiştir. Ancak. hemen her sahada en mükemmel seviyeye çıktığı XVI. bildiğimiz kadarıyla bugüne ulaşamamıştır.7. Böyle durumlarda. divan tertip edememiş ya da ettiyse bile eseri.

.

793. GELİBOLULU ‘Âlî b. C. A d ı v e M a h l â s ı Adı Şaban’dır 1 .. huy. s. Latîfî’nin “Bu ‘asr şu‘arâsındandur. C. s. es-selîka (< Ar.. C. 446. 793. md. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. 2611a. BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129... . Ş. KÂTİB ÇELEBÎ: Keşfu ’zZunûn: I. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482.. 446. s. C. el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II. D o ğ u m Y e r i v e Y ı l ı Hemen hemen bütün kaynaklar Selîkî’nin Isparta [Hamîd]’lı olduğunda birleşirler.. s. Şiirlerinde Selîkî mahlâsını kullanmıştır. ancak doğum yılı konusunda herhangi bir bilgi vermezler. s. s. güzel söylemeğe ve yazmağa yetenekli.. KÂTİB ÇELEBÎ: Keşfu ’zZunûn: I.. s. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. SÂMÎ: Kâmûs-ı Türkî: 733... ‘iyi huylu. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. C. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. MÜSTAKÎM-ZÂDE: Mecelletü ’n-Nisâb: 258a. s. iyi huy. Ş... 2611a. s. Ş. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. s. BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. s. 1.. s.1. GELİBOLULU ‘Âlî b. s.” biçimindeki ifadesi ve Gelibolulu Âlî’nin de şairi Kanunî Sultan 1 2 3 SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301.2.. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. REDHOUSE: A Turkish And English Lexicon: 1075. C. s. s-l-k) kelimesi ‘yaradılış. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. md. 928. C. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a.. MÜELLİFİN HAYATI VE ESERLERİ SELÎKÎ HAYATI 1. 1852. 1852. s. tabaka şairler arasına katması. düzgün ve açık söyleyen ve yazan’ anlamındadır. s. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309.. DEVELLİOĞLU: Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat: 932. MÜSTAKÎM-ZÂDE: Mecelletü ’n-Nisâb: 258a.8. SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. yaradılıştan gelen güzel söyleme ve yazma yeteneği’ 2 anlamlarına gelir.... s.. 3 Sehî Bey’in onu VIII. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. Bu kelimeden oluşturulan Selîkî mahlâsı.

Ömer ZÜLFE Süleyman Han [1520-1566] dönemi şairleri arasında anması Selîkî’nin XVI. md. Şairin Mankûb kadılığından önce Tepedelen kadılığı yaptığı bilgisini sadece Âşık Çelebi vermektedir. yüzyılda sancak olan Kefe’ye bağlı beş kazadan birisidir [ÖZTÜRK: "Kefe": DVİA: 25. s. 1852. C. Âşık Çelebi.3. 5 1. Bu üç kaynak arasında en yenisi olan Gülşen-i Şu‘arâ’nın yazılış yılı 1563 olduğuna göre Selîkî 1560’lı yıllarda henüz hayattadır. s. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. XVI. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. 2611a. Kasaba kadılığına atanan Selîkî. önce Tepedelen daha sonra Kefe yakınlarında Mankûb 4 kadılığı vazifesinde bulunmuştur.]. şairin ölüm yılını yazmamış olabilir. C. Genellikle şairlerin ölüm tarihlerini yazmağa itina göstermeyen Ahdî. 1.. Ö l ü m ü Selîkî’nin ölüm yılını gösteren herhangi bir bilgiye rastlanamadı. Sehî Bey. 182-184. Latîfî ve Ahdî’nin. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. 446.4. TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. Medine-i Münevvere kadısı olan Hakîmzâde’nin ilim adamları arasından danişment aldığı sırada kendisini Monla Çelebi’den alarak mülâzım verdiği bildirilmektedir. . C. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 282b. şairin ölümünden hiç söz etmemelerinden hareketle tezkirelerin yazıldığı yıllarda Selîkî’nin hayatta olduğu hükmüne varmak mümkündür.. Zâtî’nin cenazesine iştirak ettiğini bildirdiğine 6 göre şairin 1546 yılında hayatta olması gerekir.. E ğ i t i m i v e M e s l e ğ i İlmiye sınıfına mensup bir şair olup medrese eğitimi gören Selîkî kadılık vazifesini yürütmüştür. 4 5 6 Mankûb. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı fikrini akla getirmektedir. bugün Kırım yarımadasında Ukrayna sınırları içerisinde kalan bir liman şehri olup.. Ancak bunu da kuşkuyla karşılamak gerekir. Ş.. s. s.. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. s..

5. 7 1. Âşık Çelebi Selîkî’nin Mankûb kadılığı vazifesinden alındıktan sonra İstanbul’a gelirken Dobruca’da Deliorman içerisinde malı mülkü. 2611a. C. KINALIZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. Selîkî’nin bazı beyitlerinden sağlığında divan tertip ettiği sonucunu çıkarmak mümkündür: n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben (G. KÂTİP ÇELEBÎ: Keşfu ’z. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a.. Ş.50/5) ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni (G.. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4.. 8 Kaynaklar şairin bundan başka bir eserinden söz etmezler. ailesi. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. s. 17 . Gülşen-i Şu‘arâ ile Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ’nın yazıldığı 1563 ile 1568 yılları arasında öldüğünü kabul etmek yerinde olacaktır. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. C. H a y a t ı v e K i ş i l i ğ i n e D a i r İ z l e r 7 8 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 17 Şairin ölüm tarihi hakkında kesin bir kayıt varsa o da Âşık Çelebi tezkiresinin yazıldığı yıllarda [1568] hayatta olmadığıdır. s.75/6) Ancak bugün için adı geçen eser ele geçmemiştir. C. Buna dayanarak şimdilik Selîkî’nin.. 1. Şairin ölüm şekli hakkında iki ayrı bilgi vardır.Zunûn: I. E s e r i Latîfî ve Kâtib Çelebi Selîkî’nin divanı olduğunu söylerken Kınalızade Hasan Çelebi de bu divanın müretteb ve mükemmel vasıflarını taşıdığını bildirmektedir. s. 2611a. çoluğu çocuğu ve hizmetçileriyle birlikte kayıplara karıştığını bildirmektedir.5. s.. 793. Ş.. Hasan Çelebi ve Riyâzî ise şairin aynı bölgede bütün ailesiyle birlikte haramîler tarafından şehit edildiğini söylemektedir.

Kendisine üstat kabul ettiği Saçlı Emir. Âşık Çelebi. noktasız mısın?” diye sataşır. sınırlı sayıda da olsa Selîkî hakkında böyle bilgi kırıntıları vardır. herkes senin şiirlerini yazını beğendiği için mecmuasına yazdırıyor. s. mahlâsına üç nokta koyarak Şıllıkî hâline getirdiği yukarıda anılan iki kaynağın ulaştırdığı rivayetler arasındadır. karşılaştıklarında Selîkî’ye mahlâsını kastederek “Noktalı mısın.” dese mahlâsı söyleniş bakımından yanlış olacak.. şairin 9 SEHÎ BEG: Heşt Behişt: 301. cönklerde şiirini arayıp bulduğu. Hasan Çelebi de benzeri ifadeler kullandıktan sonra Selîkî’nin yaradılış güzelliği ve zarif yapısıyla bilgili ve görgülü kimseler arasında Berat gecesi gibi ün saldığını dile getirir.. atışmaları hatta kavgalarına varıncaya kadar şairlerin birbirleriyle münasebetlerine ayna tutan zengin bir kaynaktır. Şair cevap veremez.. Tezkireler şakalaşmaları. s. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. sataşmaları. Yoksa onlar öyle çok tutulan şiirler değildir. içi şen. Kimi zaman zikredilen lâtifelerde şairlerin hayatına ve kişiliğine dair bilgiler bulmak mümkündür. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. kin gütmeyen. Ahmed: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232.” dese Şıllıkî biçimine girip kötü bir anlam kazanacaktır. GELİBOLULU ‘Âlî b. Âşık Çelebi ve Gelibolulu Âlî şöyle bir lâtife zikretmektedirler. Döneminde birçok şairle çekişen hatta kavga eden Hayalî’nin Selîkî’yi sevmediği. sohbete ve şakalaşmaya yatkın kişiliğini gözler önüne sererken. Selîkî’nin nesih yazıyı çok güzel yazdığı bilgisini verdikten sonra birilerinin.Ömer ZÜLFE Kaynaklar Selîkî’nin hoş sohbet ve zarif bir kimse olduğu konusunda birleşmektedirler. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. . tutulur kalır.” dediğinde. 9 Âşık Çelebi onun neşeli. s. s.“Molla Selîkî. Tezkirelerde. Çünkü “Noktasızım. temiz kalpli. “Noktalıyım.

19 . ‘Kaza geldiği zaman göz görmez olur’ anlamında Arapça mesel ihtiva eden bir beyit sunduğunu söylemektedir. kaza ve kadılık ilgisi sebebiyle.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 19 huzurunun kaçıp çok kızdığını bildirmektedir. mevkiden ve gözden düşmüş’ anlamını ima ederek şaire. 10 10 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 69a. “Kâēî-i menkûb olduñ” diye takıldığını anlatmaktadır. Selîkî Mankûb kadılığına atandığında menkûb kelimesinin ‘talihsiz. Selîkî kadılık vazifesini yürütürken gözünden rahatsızlandığında ona. Bunlardan başka Selîkî’nin Cevherî mahlâslı şairle arkadaş olduğu ve sık sık sohbet ettiği bilinmektedir. Bununla birlikte tezkire yazarı. Yine Âşık Çelebi.

.

K a y n a k l a r ı n Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i Kaynaklar Selîkî’nin şairliğini övmekte. bir iki örnek vermekle yetindiğini söyleyerek değerlendirmelerine son vermektedir. Selîkî’nin üslûbunun açıklığına. söyleyişinin akıcılığına ve duruluğuna. C. Hasan Çelebi.. murabba ve tesdis üslûbuna dilinin döndüğünü ve bunların her birinde ustalık kazandığını söylereyerek şairin edebî kişiliği hakkındaki fikirlerini beyan etmektedir. Ş. GELİBOLULU ‘Âlî: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihu ’l-Efkâr: 232. 11 Âşık Çelebi onun şiir sanatıyla derinden ilgilendiğini. . şiirlerini beğenmektedirler. bütün cihanda tanınan ve üstünlüğü kabul edilen şairlerden olduğunu söylemektedir. şairin edebî kişiliğine ışık tuttuğu öbür düşünceleri arasına. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. onun söyleyiş güzelliği ve yerinde anlatımı ile dünyaya ün salan.1. s. Selîkî’nin şiirlerinin güneş gibi âlemi aydınlattığı için.. Ahdî. Tezkire yazarının. üslûbunun tatlılığı sebebiyle Selîkî’nin şiirlerinin. yaradılış bakımından tahmis ve terci-bend türüne yatkın olduğunu. güzelliği dillere destan dilberler gibi ilgi uyandırıp sevildiğini belirtip. sözlerinin yakıcılığına değindikten sonra. Selîkî’nin beliğ ve fasih şiirleriyle sanatta ve ilimde bayraklaşmış şahsiyetler arasında nam saldığı ve kabul gördüğü bilgisini de eklemek gerekir.. Tezkire yazarının. 2611a.EDEBÎ KİŞİLİĞİ 2. LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. 11 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162a. Selîkî’nin dokunaklı ve iç açıcı beyitlerinin ufuktan doğan güneş gibi kendisini gösterdiği yönündeki övgüsünü de burada anmak gerekir. RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a. Hasan Çelebi. s. s. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b.. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. doğru ve çok çalışmayla bu yolda derece kazanmağa çalıştığını ve sonunda başarıyı yakaladığını dile getirir.

K e n d i Ş i i r i n i D e ğ e r l e n d i r i ş i Osmanlı şairleri geleneğin çizdiği sınırların dışına pek çıkmazlar. belâgat-şi‘âr. Kaynakların Selîkî’yi iki bakış açısıyla değerlendirdikleri görülmektedir. pâk. anlatımı güzel. sûznâk. mergûb. Şairin kendi şiirlerini tanımladığı iki kavram âbdâr ve sûznâk’tir. okınmaga kâbil sözleri ne nâdir u ne hod mütekâsir. parlak ve su gibi akıcı ifadelerle donatıldığı. hem-dem-i nesîm-i belâgat u mahrem-i harîm-i fesâhat. Birincisinde genel bir yaklaşımla onun şairliği ele alınırken. döneminde ün salmış bir şair olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. mahbûb.Ömer ZÜLFE Latîfî. sûznâk ise anlam yönünü niteler. ikincisinde ise ifade edilen düşüncenin etkileyiciliği. lutf-ı ta‘bîr ü hüsn-i edâ. bî-misâl. hayallerin . nâzım-ı fesâhat-disâr. Çoğunlukla gazellerin makta beyitlerinde şairlik bakımından kendisini övmüş ve bunu yaparken de kullandığı ibarelerle sanatı hakkında ipuçları vermiştir. Bu değerlendirmelerden Selîkî’nin şiirle yakından ilgilenen.” diyerek onu sanat bakımından takdir etmektedir. Birincisinde şiirin söyleyiş bakımından kusursuz.2. şi‘re kemâl mertebe müştegil ve nazma müteveggil. Selîkî’nin sözlerinin güzelliğinden bahsetmekte. selîka-i nazmiyyesi gâyetde hûb.” diyerek Selîkî’yi orta seviyeli şairler kervanına katar. Yukarıdakilerden farklı olarak yalnızca Gelibolulu Âlî. gibi ifadelerle vasıflandırılmaktadır. Riyâzî ise “Gerçekten şairdir. Âbdâr şiirin söyleyiş yönünü. “Okunmağa değer sözleri ne az ne de çoktur. Şemseddin Sâmî’nin şair hakkındaki görüşü de çok makbul şiirlerinin olduğu yönündedir. selîka-i şi‘ri pâk. ikincisinde doğrudan şiirlerinin özellikleri hakkında yorumlar geliştirilmektedir. Selîkî’nin şairliği şu kelimelerle tanımlanır: şi‘ri kedd-i şedîd ve sa‘y-i sedîd ile ele getürmişdür. bî-nazîr. Selîkî’nin şiirleri ise hûb. 2. Selîkî de kendi şiirini anlatırken bu çerçevenin içinde kalmıştır. pürsûz.

31/5) Aşağıdaki beyte bakılarak Selîkî’nin şiirde Husrev-i Dehlevî [1253-1325]’yi örnek aldığı söylenebilir: ehl-i dil bezmin n’ola pür-şevk ederse sözleri çünki yakmışdur selîkî sûz-ı husrevden çerâg (G. Selîkî için de divanı kendisiyle ilgili her şeyi saklayan bir belgedir: 23 . yalın.32/5) Şairin divan sahibi olduğunun anlaşıldığı aşağıdaki beyitte. hem de söyleyiş bakımından parlak.61/5) Selîkî şiirde düşünce ve anlamın değerini inci benzetmesiyle sunmaktadır. Sevgilinin güzelliği karşısında dili tutulduğunda hislerini şiir sunarak dile getirir: yazup selîkî eyle eş‘âruñ-ıla iş‘âr hayretden edemezseñ ol şâha hâlüñi ‘arz (G.50/5) Selîkî için şiir. hikmetli sözleri canlı bir üslûpla dile getirdiği iddiasındadır: bahr-i fikretden çıkardum çok ma‘ânî dürlerin ey selîkî gûş-ı şâha lâyık etse istimâ‘ (G. Açıklamalar: 40). akıcı ve çekici olması demektir.25/6) sûznâk ü âbdâr olur selîkî sözlerüm ger gazel desem leb ü ruhsâr-ı cânân üstine (G. kendi iç dünyasını ve duygularını yansıttığı bir vasıtadır. hem anlam yönüyle hikmetli olup öğütler barındırması.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 23 inceliği ve şiirin anlam bakımından dokunaklı oluşu ifade edilmektedir (Bk.29/6) Her sanat eseri. Aşağıdaki beyitte incinin sultanın kulağına küpe olması. fahriyye özelliği göze çarpmaktadır: n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben (G. Şair bu iki kavramı çağrışımlar yoluyla kullanır: âbdâr u sûznâk edüp selîkî sözlerin âb u âteş cem‘ edüp ya‘nî kerâmet gösterür (G. sanatçısının izlerini taşır. Buradan anlaşıldığına göre şair.

53/5. Selîkî’nin şiirlerinde bazı hayal ve söyleyiş biçimlerinin küçük farklılıklar taşımakla birlikte yinelendiği görülmektedir. Sevgili için selvi ve ay benzetmelerinin seçilmesi sebepsiz değildir. hüsn-i ta‘lil ve teşbih sanatlarından yararlanılarak kurulan yukarıdaki beyitte. Âşık Çelebi’nin. Bu benzetmede mihr kelimesi özellikle ‘sevgi’ ve ‘güneş’ anlamlarını hatırlatacak biçimde yer alır. ahın bir yana gittiği dile getirilmektedir. yerde gökde bulmaga ol serv-kadd ü meh-veşi gözyaşı bir yaña gitdi âh u efgân bir yaña (G. D i l v e Ü s l û p l a İ l g i l i D i k k a t l e r Şairin dili kullanımına ve anlatımında öne çıkan kimi belirgin noktalara göz atmak.24/1.3. şiirini süslerken yararlandığı hayallerden birisi de âşığın yakasını yırtıp bağrını açmasını. Selîkî’nin üslûbunun ana hatlarını çizmek bakımından yararlı olacaktır. Bu beyit. âşığın ahı ise göğe yükseldiğinden aya benzetilen sevgiliyi gökte arayacaktır. G. .46/5. şiirin dış yapısını oluşturan ses ve biçim özellikleri üzerinde durmak.075/2). Sık sık tercih edilen yöntemlerden bir tanesi yer ve gökle ilgili unsurların çeşitli edebî sanatlar vasıtasıyla işlenmesidir.06/2) Leff ü neşr. Şairin beyti düşünüp üzerinde çalışarak düzenlediği iddia edilebilir. Selviye benzetilen sevgiliyi bulmağa giden gözyaşı onu yerde arayacak.75/6) 2.Ömer ZÜLFE ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni (G. G. Selvi yerde ay ise göktedir. güneşin ufku yırtarak doğuşuna benzetmesidir. G. sevgiliyi yerde ve gökte bulmak için gözyaşının bir yana. Özü değişmemek kaydıyla tekrar eden bu hayal ve ifadeleri şairin kendisinin bulduğu ve her birini yeni kabul ederek çeşitli biçimlerde işlediği düşünülebilir. Aynı tarzın uygulandığı başka örnekler de vardır (G. Selîkî’nin. Selîkî’nin şiirde başarıyı çok çalışarak elde ettiği yönündeki görüşünü doğrular niteliktedir.

Bu âdetin şekillendirdiği beyitlerde ev âşığın göğsü. G.).1/18): reşkden zerd oldı cismüm halka oldı kâmetüm şehsüvârum gördüm ayaguñ öper zerrîn rikâb (G. G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 25 Göğüs veya göğüsteki yanık yarası. ayrıştırılamayacak biçimde birden fazla unsurdan meydana gelen bir tasavvur (mürekkeb) ise böyle teşbihe temsilî teşbih adı verilir (Bu teşbihlerin benzeyiş yönleri birden fazla olan teşbihlerle karıştırılmaması lâzımdır. “Teşbihte vech-i şebeh/benzeyiş yönü. Sarı bir yüz ve bükülmüş bir boy. öbürüne kendisine benzetilen adı verilir.22/3. 25 .” 12 Selîkî’nin temsilî teşbihi bir üslûp özelliği olarak kullandığını söylemek mümkündür (K.21/1) Teşbih. Şair zihninde canlandırdığı bu teşbihi birbirine benzer ifadelerle yinelemektedir (G. altın üzenginin sevgilinin ayağını öpmesi karşısında kıskançlığın verdiği acıyla âşığın yüzünün sarardığı ve belinin büküldüğü anlatılmaktadır.24/4): her kaçan ey meh hayâlüñ sînede mihmân olur âteş-i âh-ı derûnumdan hamel biryân olur (G. Kimi zaman benzetmede benzetme edatı kullanılır.18/5. Bu tarz teşbihlerde vech-i şebeh hissî ve müşahhas değil. Bu iki unsurdan birine benzeyen. onu ziyarete gelen konuklar ise ya sevgilinin hayali ya da dertlerdir (G.07/5) Beyitte.35/2) Eve gelen misafiri en iyi biçimde ağırlamak sıkı sıkıya uyulan görgü kurallarındandır. Bu hâliyle onun altın bir üzengiden farkı kalmaz. Bu unsurların ortak noktalarına vech-i şebeh (benzeyiş yönü) denir.17/3.48/4): subh gibi dest-i şevk-ıla yakamı çâk edüp gün gibi ol mâha mihrüm âşikâr etsem gerek (G.42/5. biçim bakımından güneşe benzetilir. aralarında bir veya birden çok bakımdan benzerlik bulunan iki şeyin birini öbürüne benzetmektir. s. G. G. aklî ve hayalî bir tasavvurdur. âşığın 12 SARAÇ: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: 121.

ifade edilen düşüncenin açıklığı ve yapmacıklığa düşmeden dile getirilen hikmetli cümle. cevr-i devr-i çarh-ı kej-rev gibi üçlü Farsça terkiplere de başvurduğu görülmektedir. i‘âde. şiirde ya da nesirde. gönülle yanmanın ilgisini duru bir Türkçeyle ince ince işleyen şu beyit.Ömer ZÜLFE içinde bulunduğu durumu tarif etmek için yaygın olarak kullanılan ifadelerden olmakla birlikte. cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşık. şairin dili kullanmadaki gücünü göstermektedir: çün gelen geçdi konan göçdi bu mihmân-hâneden bir iki gün dahı kendüñ anda mihmân oldı tut (G. s. Beyitteki manzaranın okuyucunun zihninde canlanmasını sağlayan. duru ve akıcı anlatımıdır. bir sehl-i mümtenî örneği olarak kabul edilebilir: derdümi kime aglayayın kime yanayın kaldum bu gözüm göñlüm elinden mihen içre (G. beytin veya cümlenin sonunda yer alan kelimeyi kendisinden önce yinelemektir. ‘aks gibi sanatların içine katmak mümkündür. Kelime veya ibarelerin yinelenmesi. Kelime anlamı ‘sonu başa çevirmek’ olan reddü ’l-‘acüz ‘ale ’s-sadr. Bütün söz veya sözcük tekrarlarını.62/4) Türkçe ifadelerin yanında şairin hûn-ı gam-ı hecr-i yâr. Şu beyitteki tekellüfsüz söyleyiş. beyitlerin anlam ve ses örgüsünün inşasında önemli bir yer tuttuğu gibi şairin üslûbunun dikkat çekici bir noktasını da teşkil eder. ikinci mısradaki zerrîn rikâb ifadesidir. tekrîr şemsiyesi altında toplanabilecek olan reddü ’l-‘acüz ‘ale ’s-sadr. 13 13 SARAÇ: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: 237. . Selîkî’nin üslûbunda ilk bakışta kendisini hissettiren. bu benzetmelerin arkasına bir üzengi hayali gizlenmiştir.09/4) Gözle ağlamanın.

24/7) su gibi bu dem cânı bir serve revân eyle cân içre yer edüp al ol serv-i revândan haz (G.30/5) Bazan tekrarlanan kelimelerin sayısının dörde çıktığı da görülmektedir: cânını selîkî çün ol rûha revân etdi cân câna olup sürdi ol rûh-ı revândan haz (G. 27 . ahengin sağlanmasına yardımcı olmakla birlikte beytin anlamının sağlamlaşması ve ifadenin etkileyiciliğinin artırılmasında önemli bir vazife üstlenir: la‘l ü mercânına etme hvâce-i dehrüñ hased kanlu yaşlar kim dökersin la‘l ü mercân oldı tut (G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 27 hem-nişîn olmak diler göñlüm ‘acebdür yâr-ıla anı bilür kim gedâlar şâha olmaz hem-nişîn (G.53/4) n’ola saymazsa hisâba bizi ol ‘âlî-cenâb ‘âşık-ı bî-dilleri olmışdur anuñ bî-hisâb (G.22/5) zât-ı bî-çûnuñda kesret oldı aslı vahdetüñ kesret-i ‘âlem olupdur vahdetüñe yine dâl (K. rûh-ı revân ifadelerinin bir düzen içerisinde ardı ardına yinelenmesi.07/1) ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı elümden âh kim n’ola feryâd eylesem yokdur elümde ihtiyâr (G. serv-i revân ve rûha revân.14/5) İkili söz tekrarları şiirde. tekrir sanatları içerisinde böyle bir şubenin bulunabileceğini akla getirmektedir.1/07) Yinelenen sözcüklerin sayısı üçe çıktığında beyitteki ses uyumu daha açık bir biçimde hissedilmektedir: ey selîkî cehd et ol şâhuñ gedâ-yı kûyı ol kim ki ol kûyuñ gedâsı ola ol sultân olur (G.09/3) zâhire bakma selîkî bâtınuñ ta‘mîr kıl bâtını ma‘mûr olanuñ zâhiri vîrân olur (G.30/6) Yukarıdaki iki beyitte serve revân.

Bunlardan sıklık bakımından ilk sırayı Remel. Aşağıda /s/ ünsüzünün tekrarı. K u l l a n ı l a n V e z i n l e r Elde edilen şiirlerde aruzun birinci ve ikinci dairesinden on çeşit vezin kullanılmıştır. kapalı bir ağız hayalini canlandırmaktadır. üstü kapalı ve sanatlı bir biçimde yapılan taklidî âheng 14 bulunduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. yer yer ifadesi iki gazelde redif olarak kulanılmıştır (G. s. Son kelime sîn.53/1) ‘ışk-ı dildâr-ıla ‘âlemde melâmet olalı göñlüm aslâ istemez oldı selâmet ‘âlemin (G.20). İkilemelerin kimi zaman ardı ardına geldiği de görülmektedir: âh kim dōlâb-veş çarh etdi ser-gerdân beni döne döne iñlerem iñletdi bu devrân beni (G.4. 2. beyte ahenk verirken selâm ve sîn kelimelerine de vurgu yapmaktadır. beytin tasarlanarak kurulduğunu göstermektedir: n’ola şâd olsam selâmuñdan senüñ ey nâzenîn kim açar cân riştesinüñ ‘ukdesin dendân-ı sîn (G. delik delik gibi ikilemelerin yanı sıra. Şiirde farklı yerlere serpiştirilen döne döne. .2/IV/3) Ses tekrarının /m/ ünsüzüyle sağlandığı yukarıdaki mısrada. ikinci sırayı Hezec bahrinin aldığı görülmektedir.52/5) ‘aklumı cem‘ eylerem kim söyleyem hâlüm revân (M.19. ahenk ve anlamın örtüştüğü söylenebilir. kulakta bir musiki havası bırakarak şiirin etkisini artırır. konuşamayan.75/1) Beyit içerisinde belli seslerin yinelenmesi. G. Sevgilisine derdini anlatamayan âşığın hâli dile getirilirken dudak ünsüzü /m/ye dayandırılan ses tekrarı. aynı zamanda anlama olan katkılarıyla da şiirin iç ve dış yapısında etkilidir.Ömer ZÜLFE Beytin ahengini güçlendiren ikilemeler. Bu mısrada. 14 TÂHİR’ÜL-MEVLEVÎ: Edebiyat Lügatı: 17.

G.31. G.32. B.37.10. G. Hezec [Türkü]: Hezec-i müsemmen-i sâlim 15 : Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün +–––/+–––/+–––/+––– Hezec-i müsemmen-i ahreb-i mekfûf-ı mahzûf (G.4.57): Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün +–––/+–––/+–– Hezec-i müsemmen-i ahreb (G. G. 29 .5.28): Müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün ––+–/––+–/––+–/––+– 3. G.73.40.17.08. G.30): Mef‘ûlü mefâ‘îlün mef‘ûlü mefâ‘îlün ––+/+–––/––+/+––– 2.23.62): Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün ––+/+––+/+––+/+–– Hezec-i müseddes-i mahzûf (G.13.50. G.09.74.03. G. G.27.34. G.39. G. G.2. G.11.41. G. G.36.48. G.01. G.02. G.19.52. Recez [Titrek]: Recez-i müsemmen-i sâlim (G. G.12.42. G.14. G.33. G. G. G.43.49. Remel [Koşma]: Remel-i müsemmen-i mahzûf 16 : 15 16 B. G.35.46.06.18. G. G. G.47. G. G. G. G.05.15. G. G. B. G. G.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 29 En çok kullanılan vezinler Remel-i müsemmen-i mahzûf (Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün) ve Hezec-i müsemmen-i sâlim (Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün)’dir.51. G.24.16. G.07.22. Selîkî’nin hem hece hem ses bakımından uzun ve kalın kalıpları tercih ettiği anlaşılmaktadır.25. G. G. G. G. G. G.20. G.21.04. G. G. Birinci Daire (Dâ’ire-i mu’telife) 1.

G.38. G.68.3. G.55. Muzâri‘ [Benzer]: Muzâri‘-i müsemmen-i ahreb (G. G.Ömer ZÜLFE Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün –+––/–+––/–+––/–+– Remel-i müsemmen-i mahbûn-ı maksûr (G.2. G.58): Fe‘ilâtün (fâ‘ilâtün) fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (fe‘ilân) + + – – (– + – – ) / + + – – / + + – – / + + – Remel-i müsemmen-i mahbûn-ı maktû‘ (B.1. M. G.29): Mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün ––+/–+––/––+/–+–– Muzâri‘-i müsemmen-i ahreb-i mekfûf-ı mahzûf 17 : Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün ––+/–+–+/+––+/–+– 2. G.66): Fe‘ilâtün (fâ‘ilâtün) fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün + + – – (– + – – ) / + + – – / + + – – / – – İkinci Daire (Dâ’ire-i muhtelife) 1. G. G. M.61. Müctes [Kopuk]: Müctes-i müsemmen-i mahbûn-ı mahzûf (M. G.5): Mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün +–+–/++––/+–+–/++– G.26.53. G. G.71.72.60. G. M.56. Kt. G. .75.45. G.4. G.70.69.54. K. G.63.1.1.67.

Bu yüzden şairin edebi kişiliği hakkındaki tespitler ihtiyatla karşılanmalıdır. şimdilik kaynakların görüşlerinden ve bugüne ulaşan sınırlı sayıdaki şiirden hareket etmek mecburiyeti vardır. Gerçek ve mecaz anlamları arasında geçişlere sahne olan deyimler ve atasözleri de Selîkî’nin şiirinde göz ardı edilmemesi gereken önemli unsurlardır. kelimeler arasında güçlü bir mantık ve çağrışımlarla süslenen özenle kurulmuş anlam ilişkileri hissedilmektedir. Şiirlerinin dış yapısına göz atıldığında.9. Buna dayanarak onun edebî kişiliğini on altıncı yüzyıldaki Osmanlı şiirinin genel çerçevesi içerisinde değerlendirmek gerekir. Yahya Bey çizgisinde bir şair saymak çok da yanlış olmayacaktır. Bunun yanı sıra şiirlerin derinliğinde. açık bir Türkçeyle tekellüfsüz söyleyişi benimseyen. Necatî Bey ve T. şairin musammat ve gazel nazım biçimlerine ağırlık verdiği dikkat çekmektedir. Sonuç olarak duru. tasavvuftan beslenen dünya görüşü ve günlük hayatın türlü renkleri kendisini göstermektedir. yer yer birçok şairde görülen vezin ve kafiye kusurlarına rastlanmakla birlikte Selîkî’nin şiir tekniği bakımından başarılı olduğu söylenebilir. kelime seçimi ve söyleyiş bakımından tok sesler ve sert ifadeler içeren metîn üslûptan çok. . Sehl-i mümteni diye tanımlanabilecek olan açık ve akıcı beyitlerde. daha ince sesler ve yumuşak ifadeler içeren latîf üslûba yatkın olduğunu söylemek mümkündür. geniş bir bilgi birikimi. Selîkî’nin şairlik bakımından kucağında yetiştiği geleneğin dışına çıkmadığı görülmektedir. Kaynakların verdiği bilgilerle örtüşecek şekilde. SONUÇ Selîkî’nin şiir sanatındaki derecesi hakkında sağlıklı fikir yürütmeği sağlayacak müstakil bir eseri elde bulunmadığından. Şairlik gücünün aynası durumundaki bu iki nazım biçiminden hareketle Selîkî’nin. duygu derinliğiyle içli bir anlatımı seçen Selîkî’yi.

.

3722. 774. LATÎFÎ [1491-1582]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: [Yazılışı: 1546] LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’nNuzamâ (İnceleme-Metin): Hazırlayan: Rıdvan CANIM. C. 42. XXV+299a yr. KAYNAKÇA Metnin Kaynakçası ‘AHDÎ [ö. sy.7. ‘Abdu ’llâh Hâcî Halîfe [1609-1657]: Keşfu ’z. Ahmed [1541-1599]: Künhü ’l-Ahbâr ve Levâkihü ’l-Efkâr: [Yazılışı: İstanbul 1591-1599] 1597’ye değin. Türk Tarih Kurumu Yayınları: XVIII. KÂF-ZÂDE FÂ’İZÎ: [1572-1622]: Zübdetü ’l-Eş‘âr: [Yazılışı: İstanbul 1622] Nuruosmaniye Ktp. Câru ’llâh [ö. MEREDITH-OWENS: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ or Tezkere of ‘Âşık Çelebi: London 1971. 1593]: Gülşen-i Şu‘arâ: [Yazılışı: Bağdad 1563] Millet Ktp. Hazırlayan: Mustafa İSEN: Künhü ’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı: Ankara 1994. Tezkireler Dizisi – Sayı: 2. I. İstanbul 1360-1941.. ‘ÂŞIK ÇELEBÎ [1520-1571]: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1568] G. 2 C. Dizi – Sa. [VI]+73+[VII]+576 s. Mustafa b. M. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları XVIII. Ali Emirî Tarih Kit. II. Mustafâ b. Dil ve Tarih Yüksek . 396 s. Atatürk Kültür. BEYÂNÎ. sy. [IV]+578-1094+[II] s. C. KÂTİB ÇELEBÎ. Ankara 2000.. Atatürk Kültür. KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: [1546-1604]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1586] Eleştirmeli baskıya hazırlayan: İbrahim KUTLUK. Atatürk Kültür. Ankara 1981.. Dizi-Sa. [VI]+93+[7]+340 s. 1597]: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1592] Eleştirmeli Baskıya Hazırlayan: İbrahim KUTLUK. Dizi–Sa. 2056 s.10. 41. Ankara 1978. Türk Tarih Kurumu Yayınları: XVIII. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını – Sayı: 93.Zunûn ‘an Esâmî ’l-Kütübi ve ’l-Fünûn: [Mehmet] Şerefettin YALTKAYA-[Ahmet] Rifat BİLGE. GELİBOLULU ‘Âlî b. Ankara 1997.

Hâlet Efendi Kit. 628.. sy. sy. Ty. Aşir Efendi Kit.. 3563. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp.Ömer ZÜLFE Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 225 Tezkireler Dizisi: 7. Giresun Kit. Ali Nihat Tarlan Kit. Çelebi Abdullah Kit. 4077. 436.. Ty. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. 244. sy. sy. Zühdü Bey Kit. MÜSTAKÎM-ZÂDE Süleymân Sa‘deddîn Efendi: Mecelletü ’nNisâb: Süleymaniye Ktp.. sy. 4962.. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. 1909. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. Ty. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy. sy. 580.. Ty. Ali Emirî Manzum Kit.. sy. Mecmû‘a: Millet Ktp.. sy. Ty. sy.. sy.. sy.. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp.. Mecmû‘a: Millî Kütüphane. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Kit. 67. sy. Fatih Kit. Esad Efendi Kit. 458. 563. Kit. 76. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp.. 1532. Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Millî Kütüphane. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Ali Nihat Tarlan Kit. Ali Emirî Manzum Kit.. Ty. sy. 62. Hasan Hüsnü Paşa Kit. Mecmû‘a: İstanbul Üniversitesi Merkez Ktp. sy. 315. 285. Mecmû‘a: Millet Ktp.. Tahir Ağa Kit. Kültür Bakanlığı Yayınları/2355 Kütüphaneler Genel Müdürlüğü Yayın No.: Tıpkıbasım. Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. T. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. 240. 226. Mecmû‘a: Millî Kütüphane. C.. 59. 472 y. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp.. Fatih Kit. sy. sy. . Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy. sy. sy. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp.. sy. Kit. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. 3418. 1031. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. sy. Ali Nihat Tarlan Kit. sy.. 4078.. 32. 2955. Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Mecmû‘a: Nuruosmaniye Ktp. 3398. sy. 5424. Hâlet Efendi Eki Kit. Mecmû‘a: Millet Ktp. 1802. sy.... sy. sy.. Ali Nihat Tarlan Kit. sy. 4453. 180.. 674. Ankara 2000. Ali Emirî Manzum Kit.. Fatih Kit. sy.

615. Tarih Vakfı Yurt Yayınları 127. C. C. s. Ş. İnceleme-Tenkitli Metin: Ankara 2001. Mecmû‘a: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. Mecmaü’n-nezâ’ir. RİYÂZÎ: [1572-1644]: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: [Yazılışı: İstanbul 1609] Nuruosmaniye Ktp. PERVÂNE BEG: Mecmû‘a-i Nezâ’ir [Derlenişi: 1560]: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Bağdat 406. İsmail Hakkı: “Dîvân Şiirinde Okçuluk Terimleri”. sy. 35 . 1969. 2644. ÂHÎ: Dîvân: Necati SUNGUR: Âhî Divânı İnceleme-Metin: Ankara 1994. [TUMAN]. XXI+406 s. Millî Eğitim Bakanlığı. 1548]: Heşt Behişt: [Yazılışı: 1538] yyl. NAZMÎ: Mecma‘u ’n-Nezâ’ir [Derlenişi: 1524]: M. Revan Kit. 468-1264 s. Günay KUT. Harvard 1978 [Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kitaplığı 3544].. III. Fatih KÖKSAL: Edirneli Nazmî. AKBAYAR. Türklük Bilimi Araştırmaları: Sivas 1995. 99+176+467. 1972. 3 C. XIV+223 s. Zühdü Bey Kit. sy. VIII+189+73 s. NAZMÎ: Mecma‘u ’n-Nezâ’ir: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. Revan Kit.. sy. Cemal KURNAZ. 3724. sy... AHMED Paşa: Dîvân: Ali Nihad TARLAN: Ahmed Paşa Divanı: İstanbul 1966. [Ankara 2001]. IV+452 s. Açıklamaların Kaynakçası Abuşka Lûgatı veya Çağatay Sözlüğü: Besim ATALAY: [Yayınlayan: Süleyman TONGUZALP] Ankara 1970. Yayımlar Dairesi Başkanlığı Türk Klasikleri Dizisi/32. İnehân-zâde Mehmet Nâil: Tuhfe-i Nâilî Divân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri: [İstanbul] 1949: Haz. sy.. Bizim Büro Yayınları.. Mustafa TATÇI. Doktorluk Tezi. sy. 1.. II.. Mecmû‘a: Topkapı Sarayı Müzesi Ktp.. Ayyıldız Matbaası A. I. Ahmed Kit.. XVI+3042 s. 81-94.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 35 Mecmû‘a: Süleymaniye Ktp. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Hacettepe Üniversitesi. AKSOYAK. sy.. Nuri: Osmanlı Yer Adları Sözlüğü: İstanbul 2001. Kültür Bakanlığı Yayınları/1617. SEHÎ BEG [ö..

Ankara 1993. XIV+768 s. BEHİŞTÎ: Dîvân: Yaşar AYDEMİR: Behiştî Dîvânı Behiştî Hayatı Şahsiyeti Eserleri ve Divanının Tenkitli Metni: Ankara 2000... XVIII+472+3 s. XII+289 s. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 568. Metin: 40 Gün 40 Gece Eski Donanma ve Şenliklerde Seyirlik Oyunları: İstanbul 1959.. BÂKÎ: Dîvân: Sabahattin KÜÇÜK: Bâkî Dîvânı Tenkitli Basım: Ankara 1994.. Alî-Şîr Nevâyî Külliyatı: 14. Ferit: Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat: Yayına Hazırlayan: Aydın Sami GÜNEYÇAL. Yeniden . Yenilik Basımevi. XI+262 s. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 529. 253-267. ATEŞ. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 3298. sy.. AYDEMİR. [VI]+508 s. Türkiyat Mecmuası.. XI+266+80 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2538. Atatürk Kültür. yy.. İstanbul. AND. VIII+190 s. Metin: “İlk Türk Canbazları”. Atatürk Kültür. Mayıs 1967. Taç Yayınları. VII-VIII. C. ‘AMRÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Amrî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1979. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/90. Hayat Tarih Mecmuası. DEVELLİOĞLU. s. şairi Çâkerî ve Dîvânı: İstanbul 1999. AND. Divanlar Dizisi 8. 5.. Metin: Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları: Ankara 1982. AND. C. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi 1197. BAYTOP. İstanbul 1942. Abdullah: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: Ankara 2003.. s. ÇÂKERÎ: Dîvân: Hatice AYNUR: 15. Atatürk Kültür. Sanat Eserleri Dizisi: 2.. XIV+198 s. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 601. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 601. Ahmet: “Metin Tenkidi Hakkında”. 207 s. Turhan: Türkçe Bitki Adları Sözlüğü: Ankara 1994. 34-38. 4..Ömer ZÜLFE ALÎ-ŞÎR NEVÂYÎ: Mîzânu ’l-Evzân (Vezinlerin Terazisi): Hazırlayan Kemal ERASLAN.

2. Eren. Aydın Kitabevi Yayınları Sözlük Dizisi: 1. el-FÎRÛZÂBÂDÎ. Ahmed [1541-1599]: Vâridâtü ’l-Enîka: Kudret ALTUN: Gelibolulu Mustafa Âlî ve Dîvânı=Vâridâtü ’l-Enîka. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 3559. XI+573 s. Yekta SARAÇ: Emrî Divanı: İstanbul 2002.. I.. II+391 s.. EMRÎ: Dîvân: M. Baskı. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 517. Mecdu ’d-dîn Ebû Tâhir Muhammed b. III. Abdülbaki: Mevlânâ: Mesnevî: Çeviren: Veled İZBUDAK. [II]+943 s. Ankara 1993.. FİGÂNÎ: Dîvân: Abdülkadir KARAHAN: Kanuni Sultan Süleyman Çağı Şairlerinden Figânî ve Divançesi: İstanbul 1966. 381 s.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 37 Düzenlenmiş ve Genişletilmiş 11. 389 s.. C. İstanbul 1943. Abdülbâkî: Kur’ân-ı Kerîm ve Me’âli: İstanbul 1958. DİLÇİN. 1. XIV+3+423 s. FUZÛLÎ: Dîvân: Kenan AKYÜZ-Sedit YÜKSEL-Süheyl BEKENMüjgan CUNBUR: Fuzulî Türkçe Dîvân: Ankara 1958.. A. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 37 ... III+347 s. VI. XLVII+531+8. VI+2+334 s.. GELİBOLULU ‘Âlî b. İstanbul I: ’-r 21268. Özlem Kitabevi. Cem: Örneklerle Türk Şiir Bilgisi: 5. Remzi Kitabevi. 18+XXX+214+29 s. C. Baskı. [II]+939 s. İş Bankası.. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 1257 Divanlar Dizisi: 11. C.. C. Niğde 1999. VIII+432+1 s. III: k-v 21272. ENVERÎ: Dîvân: Cemal KURNAZ-Mustafa TATÇI: Ümmî Divan Şairleri ve Enverî Divanı: Ankara 2001. II. XII+531 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 1181. Ankara 1999. GÖLPINARLI. C. Gözden Geçiren: Abdülbaki GÖLPINARLI. XIX+1195 s. XII+16+372+5 s. C. [II]+975 s. C.. Atatürk Kültür. XI+251 s... Türk Tarih Kurumu Basımevi. V. GÖLPINARLI. C. IV. Ya‘kûb: el-Ukyânûsu ’l-Basît fî Tercemeti ’l-Kâmûsi ’l-Muhît: Çeviren: CENÂNÎOGLU Ahmed ‘Âsım.. II: r-k 21269. 382-740+CXXXVIII s.

Galib’in el yazısı ile Hüsn ü Aşk’ın tıbkı basımı: İstanbul 1968. IV. İstanbul 1974..Ömer ZÜLFE 770. III.. 832 s. XV+471 s. C. V. XXIII+448 s. GÖLPINARLI. VI+274 s. metin.. II. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 549. Altın Kitaplar Yayınevi.. açılama. Abdülbaki: Mevlevi Âdâb ve Erkânı: İstanbul 1963. Abdülbâkî: Mevlânâ Celâleddin Dîvân-ı Kebîr: I. GÖLPINARLI. İstanbul Millî Eğitim Bakanlığı. İstanbul 1957. HAYÂLÎ Beg: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Hayâlî Bey Divânı: İstanbul 1945. Ahmed Halid Kitabevi. VI. 349+27 s. Ali TANYERİ: Hayretî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1981. 1960. Sözlük. GÖLPINARLI. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2674 Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 724 .. 1958. Remzi Kitabevi. Abdülbaki: Nedîm Dîvânı: İstanbul 1972. İnkılâp Kitabevi. Abdülbâkî: Yunus Emre Dîvânı [Metinler. Şark-İslâm Klâsikleri: 33. C. C. VII+460 s. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 98. 1959. C. 1958. GÖLPINARLI. İnkılâp ve Aka Kitabevleri [Mevlânâ Celâleddîn Dîvân: Türkçeye Çeviren Abdülbâkî GÖLPINARLI.. I-II C. VII+720 s. HAYRETÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. XI+520 s. 190 s. 509 s.. C. 1974. bugünkü dile çevirisi. XL+470 s. Abdülbâki: Şeyh Galib Hüsn ü Aşk Önsöz.. VII+720 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2868. lûgatler. Şark-İslâm Klâsikleri: 12. 1000 Temel Eser Dizisi: 99. Abdülbaki: Şeyh Gâlib Divan’ından Seçmeler: İstanbul 1971.. .. Açılama] I-II: İstanbul 1943. 24+450 s. GÜVÂHÎ: Pend-nâme: Mehmet HENGİRMEN: Güvâhî Pend-nâme (Öğütler ve Atasözleri): Ankara 1983. VII+511 s. GÖLPINARLI. GÖLPINARLI.. 283 s. İnkılap ve Aka Kitabevleri. İnkılâp ve Aka Kitabevleri]... C.

399 s.. 207 s.. sy. sy. HÜDÂYÎ: Dîvân: Millet Ktp.. Ali: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları (La Vie quontidienne des Musulmans en Moyen Âge): Çeviren: Doç. II.. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2979. Manzum 508. Recep-OKÇU. Millî Eğitim Basımevi. Basım: İstanbul 1997. (Mikrofilm Arşivi 623. Varlık Yayınları Sayı 1706. NEV‘Î: Dîvân: Mertol TULUM. Atatürk Kültür Merkezi Divanlar Dizisi 1.. MAZAHERÎ. Klaus Schwarz Verlag Berlin 1982. ME’ÂLÎ: Dîvân: Edith AMBROS: Candid Penstrokes The Lyrics of Me’âlî. İSHÂK Çelebî: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. 406 s..SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 39 HELÂKÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Helâkî Divan Tenkitli Basım: İstanbul 1982. Dr. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2160. 15+731 s. V+303 s. Mustafa-TOPARLI. İPEKTEN. Bahriye ÜÇOK. İstanbul 1972. Mustafa S. 39 .. XII+580 s. Ali Emirî Kit. M. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 592. MESÎHÎ: Dîvân: Mine MENGİ: Mesihi Divanı: Ankara 1995. NaciKARABEY. KAÇALİN. and Ottoman Poet of the 16th Century. Başvuru Kitapları Dizisi: 27. 378 s. Faydalı Kitaplar 132.. [II]+XXVIII+557 s. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2342. XX+607 s. XV+557 s.) 1b-54a. Ali TANYERİ: Nev‘î Divan: İstanbul 1977. Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları No: 15. XII+520 s.: Dedem Korkut’un Kazan Bey Oğuznâmesi Hikâyet-i Oguz-nâme-i Kazan Beg ve Gayrı Metin ve Açıklamalar: İstanbul 2006. Ali TANYERİ: Üsküblü İshâk Çelebi Dîvan Tenkidli Basım: İstanbul 1989. Atıf: Osmanlı Devletinde Spor: Ankara 1995. Kitabevi. Türk Edebiyatı Dizisi: 25. NECÂTÎ Beg: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Necati Beg Divanı: İstanbul 1963. Kültür Bakanlığı: 1967. Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2. KAHRAMAN. Turgut: Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü: Ankara 1988... Halûk-İSEN.

Ömer ZÜLFE NİDÂ’Î: Dürr-i Manzûm: Ümran AY: Nidâî Dürr-i Manzûm (İnceleme-Karşılaştırmalı Metin): İstanbul 2000. ÖZTÜRK. 295 s. C. sy. 182-184.. İstanbul 1972. İstanbul 1971. C. XXVIII+616 s.. XVI+2224 s.. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. Türk Dili: Ankara (Mart) 1993. A. SUN‘Î: Dîvân: Halil İbrahim YAKAR: Gelibolulu Sun‘î Dîvânı ve Tahlili: İstanbul 2002. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.. Mehmet Zeki: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: I. . 125+27 s. ŞEM‘Î: Dîvân: Murat Ali KARAVELİOĞLU: On altıncı Yüzyıl Şairlerinden Prizrenli Şem‘î’nin Divanı’nın Edisyon Kritiği ve İncelenmesi: İstanbul 2005. İstanbul 2001. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Ankara 1992. LXV+500 s. Doktorluk Tezi. Millî Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/77. 784 s.. C. II. III. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Atillâ: “Klâsik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Âdetler ve Günlük Hayattan Sahneler I”. 670 s.: A Turkish And English Lexicon/Kitâbı Ma‘ânî-i Lehce: Constantinople 1890. 870 s. VIII+1539 s. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. s. 1993/1. Sir James W. Yücel: “Kefe”. ONAY. 651+59 s. REDHOUSE. Yekta: Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat: Genişletilmiş II.. PAKALIN.. A. İstanbul 1971. 384 s. DVİA: 25.. F. Baskı. STEINGASS. ŞENTÜRK. Ahmet Talât: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: Hazırlayan Cemâl KURNAZ. s. 2 C. Yüksek Lisans Tezi..: A Comprehensive Persian-English Dictionary: London 1892. Enderun Yayınları: 18. SARAÇ. 175-188.. Doktorluk Tezi. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü. C.. Bilimevi. SERTOĞLU... M. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Midhat: Osmanlı Tarih Lügatı: İstanbul 1986. 495..

Osmanlı Araştırmaları XXVI The Journal of Ottoman Studies Prof. TÂHİR’ÜL-MEVLEVÎ: Edebiyat Lügatı: Neşre Hazırlayan: Kemâl Edip KÜRKÇÜOĞLU. Kaşgar Neşriyat. Türk Dünyası Araştırmaları: Haziran 1994. Akçağ. s. M. X+706+[VI]+III s. Tıpkıbasım. 41 . ŞİRVÂNÎ: Tuhfe-i Murâdî: Mustafa ARGUNŞAH: Muhammed b. Ziya: Farsça-Türkçe Lûgat Gencine-i Güftar Ferheng-i Ziya: İstanbul 1944. XV+586 s. Yapı Kredi Yayınları-1287. Ankara 1996. İstanbul 1973. 272 s. Dr. Mehmed ÇAVUŞOĞLU’na Armağan . KAÇALİN: “Nazmu ’tTabâyi‘ [Özelliklerin Sıralanması]”.. with a critical edition of his dîvân: İstanbul 1983. [I]+1375-2040+[II] s. 1947. İstanbul 1984. I. XVI+674 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1070.. s. SÂMÎ: Kâmûs-ı Türkî: Der-i sa‘âdet 1317. XI+294 s. 184 s. Ş. Atillâ: “Osmanlı Edebiyatında Felekler. Mahmûd-ı Şirvânî Tuhfe-i Murâdî İnceleme-Metin-Dizin: Ankara 1999. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 722. sy. 131-179. Ali: Örnekleriyle Divan Şiirinde Deyimler: Ankara 1999.. ERÜNSAL: The life and works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi. Atillâ: Osmanlı Şiiri Antolojisi: İstanbul 1999. II. Atatürk Kültür. Seyyare ve Sabiteler”. A.. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. 1951. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3103. 90. TANYERİ.. Enderun Kitabevi Enderun Yayınları: 3. TÂCÎ-ZÂDE Ca‘fer Çelebî: Dîvân: İsmail E. Ş. TARLAN..SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 41 ŞENTÜRK. CXXX+523 s.. III. ŞÜKÛN. sy. [I]+707-1374+[VIII] s. ŞEYHÎ: Nazmu ’t-Tabâyi‘: Mustafa S. 1575 s... ŞENTÜRK: A. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 6 C.II: XXVI. Ali Nihad: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: İstanbul 1964.. 351-412.

Türkiye Türkçesi Sözlükleri Projesi Eski Sözlükler Dizisi: 2. Selîkî: 134-136.. Ali İhsan-KAÇALİN. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1216. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi: İstanbul 1946. Muhammed Hüseyn b. İstanbul 2002. ZÂTÎ: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: I. C.. 390 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 2233. Atatürk Üniversitesi FenEdebiyat Fakültesi. Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı. Semih: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: İstanbul 2001. sy. Mütercim Âsım Efendi: Burhân-ı Katı: Hazırlayanlar: Mürsel ÖZTÜRK-Derya ÖRS.. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları Nu: 74. Mustafa S. 1568] Divan Tenkitli Metin-Tetkik-Dizin: İstanbul 2004. C. İstanbul 1970. 1- . C.. Kabalcı Yayınevi. Süleyman: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: Genişletilmiş Yeni Basım. XLIX+1197 s.. 1. Halef: Tibyân-ı Nâfi‘ der Terceme-i Burhân-ı Kâtı‘: Çeviren: CENÂNÎOGLU Ahmed ‘Âsım.. YURT. Ankara 2000. Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı. 472 s. USÛLÎ: Dîvân: Mustafa İSEN: Usûlî Hayatı. s. XXXII+496 s. TEZCAN. s. Atatürk Kültür. YAHYÂ Beg: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU: Yahya Bey Divan: İstanbul 1977. İstanbul 1968.. ZÂTÎ: Dîvân: Ali Nihat TARLAN: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: II. Ali Nihad: “Eski Mecmualar Arasında”. Sanatı ve Divanı: Erzurum 1987..Ömer ZÜLFE TARLAN.. et-TEBRÎZÎ. XXII+285 s. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 733.: Akşemseddin [1390-1459] Hayatı . Yapı-Kredi Yayınları-1457. YAKÎNÎ: Dîvân: Ömer ZÜLFE: YAKÎNÎ [ö. 122-136.Eserleri: İstanbul 1994. 2. ULUDAĞ.. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü. Doktorluk Tezi. 424 s. Edebiyat-394. XVI+646 s. 530+64 s.

C. İstanbul 1987.. Ali TANYERİ: Zatî Divanı (Edisyon Kritik ve Transkripsiyon) Gazeller Kısmı: III.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 43 502 s. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3369. [II]+1-527 s. ZÂTÎ: Dîvân: Mehmet ÇAVUŞOĞLU-M. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 1216. 43 .

11. DİZİN
Âdem: M.7/I/1, G.17/5. Ahmed: B.4. Allâh:G.58/1. Cem: G.40/3. Cennetü ’l-me’vâ: G.18/4. Ferhâd: G.01/4-5, G.26/3, G.41/3, G.48/3, G.54/5, G.55/1, G.63/1. Firdevs: G.29/1, G.65/3. Hâdî: G.63/8. Halîlu ’llâh: G.52/6. Hatm-i enbiyâ: K.1/19. Hızr: K.1/14. Husrev: G.01/5, G.43/3. Husrev-i Dihlevî: G.32/5. Ísâ: G.69/3, G.70/4. Ka‘be: G.08/3, G.29/3, G.54/4, G.55/2. Kur’ân: G.60/4. Leylî: G.17/1, G.24/6, G.34/3, G.48/3, G.73/5, G.74/3. Mecnûn: G.17/1, G.24/6, G.26/3, G.34/3, G.48/2-3, G.49/1, G.54/1-5, G.63/2, G.73/5, G.74/3. Meryem: G.70/4. Mevlevî: G.31/2. Mısr: M.1/I/2, G.39/1. Nûh: G.11/6, G.12/3. Selîkî: G.1/1, M.1/V/4, M.2/V/4, M.3/V/1, M.4/V/5, M.5/V/4, M.6/VII/1, G.01/5, G.02/5, G.03/7, G.04/5, G.05/5, G.06/5, G.07/7, G.08/5, G.09/5, G.10/5, G.11/5, G.12/5, G.13/5, G.17/7, G.15/5, G.16/6, G.17/5, G.18/5, G.19/7, G.20/5, G.21/5, G.22/5, G.23/5, G.24/7, G.25/6, G.26/5, G.27/5, G.28/5, G.29/6, G.30/6, G.31/5, G.32/5, G.33/5, G.34/5, G.35/5, G.36/5, G.37/5, G.38/5, G.39/5, G.40/5, G.41/5, G.42/5, G.43/5, G.44/4, G.45/5, G.46/6, G.47/5, G.48/5, G.49/5, G.50/5, G.51/6, G.52/6, G.53/5, G.54/5, G.55/5, G.56/9, G.57/5, G.58/5, G.59/5, G.60/5, G.61/5, G.62/5, G.63/9, G.64/5, G.65/5, G.66/5, G.67/5, G.68/5, G.69/5, G.70/5, G.71/7, G.72/5, G.73/5, G.74/5, G.75/6. Süleymân: G.09/2, G.40/3, G.41/2, G.46/4. Şeytân: G.72/2. Şîrîn: G.48/3, G.55/1. Yâkût-ı Müsta‘sımî: G.14/1. Yûsuf: M.1/I/1, G.39/1. Züleyhâ: G.39/1.

12. AÇIKLAMALAR
01. K.1/02 ‘akl-ı küll: “Hukemâ mesleğini kabul eden, yani

Yunan felsefesini İslâmîleştiren filozoflara göre yaratıcı kudretten, yalnız bir tek faal kudret doğmuştur ki buna bütün akıl anlamına (akl-ı küll) derler; zaten onlarca birden, ancak bir çıkar. Akl-ı küll, edilgen bir kabiliyet olan nefs-i küllü meydana getirmiştir. Bu ikisinden dokuz gök ve dokuz göğün faal kabiliyetleri, yani akıllıları ve edilgen kabiliyetleri, yani nefisleri meydana gelmiştir. Bu dokuz göğün, olgunluk iştiyakıyla dönüşleri, sıcaklığı, soğukluğu, yaşlığı, kuruluğu var etmiş, bunlar ateşin, yelin, suyun, toprağın varlığına sebep olmuştur. Bu dokuz gökle dört unsur, yani ateş, yel, su ve toprak, birleşince cansızlar, bitkiler ve canlılar var olmuştur. Mutlak olgun varlık olan yaratıcı kudret, kâ’inât gibi noksanlarla dolu bir zıtlar âlemini yaratmaktan münezzehtir, ondan yalnız, bütün akıl zuhur etmiştir.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I-426. s). “Bâtınîler, Âdem’i Tanrıdan, yani yaratıcı kudretten doğan ve zatının iktizası olan faal kuvvet, yani Akl-ı küll, Havva’yı da bu faal kuvvetin, nefsinde vücuda getirdiği edilgen kabiliyet, yani nefs-i küll olarak kabul etmişler ve akl-ı küll’e Âdem-i ma‘nâ nefs-i küll’e Havva-yı ma‘nâ demişlerdir. (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 615. s.). Aynı zamanda ‘akl-ı küll Cebrail demektir. Bu açıklamalara dayanarak beyitteki ‘akl-ı küll’ün Âdemle (‘a. m.) temsil edilen ‘insan aklı, beşerî akıl’ anlamında olduğunu söylemek mümkün. Allah’ın birliğine ulaşmada bütün akılların çaresiz kaldığına örnek olarak şu beyit gösterilebilir: nokta-i vahdetüñe bulmadı bir zerre vukûf ‘akl-ı kül yıllar ile tıfl-ı sebak-hvân oldı (Nev‘î: Dîvân: Kt. 51/1)
[= Akl-ı küll yıllar boyu ders okuyan bir çocuk oldu da yine senin birliğinin bir noktasını anlayamadı.]

Ahmed Paşa’nın şu beyti, ‘akl-ı küll’ün ‘beşerî akıl’ anlamını hatırlatmaktadır:

Ömer ZÜLFE

‘akl-ı külli leylî-i zülfüñde mecnûn eyleyüp cânı meftûl-ı dilâvîzüñde meftûn eyleme (Ahmed Paşa: Dîvân: G.276/3)
[= Akl-ı küllü zülfünün Leylâ’sında/karalığında Mecnun/deli edip, canı gönül alan saçının kıvrımında büyülenmiş bir âşık etme.] 02. K.1/03 tahayyür: (< Ar. h-y-r, hayret) ‘bir nesneye, sivri bir

şeye çok bakmaktan dolayı gözleri kamaşmak, bir şeyi görememek; nereye gideceğini bilememek, yol ayrımında kalmak; başı dönmüş, aklı gitmiş, sersem ve sarhoş olmak; suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması; bulutun bir yana gidemeyip olduğu yerde durması ve kabın bütünüyle dolu olması’ (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I, 832. s.) anlamlarına gelir. Bunların yanı sıra ‘esrar içmekten doğan sarhoşluk hâli, taş kesilme’ (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 155. s.) anlamı da vardır. Yukarıda sayılanlardan ‘suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması’, beyitteki girdâb-ı tahayyür tamlamasıyla uyuşmaktadır. Şair bu tamlamayı bilerek kullanmış olmalıdır. Gönül kayığı Allah’ın zatını bilmede şaşkınlık girdabına kapılıp çaresiz kalmıştır. Tasavvufta hayret, “Kalbe giden bir tecelli (vârid) sebebiyle sâlikin düşünemez ve muhakeme edemez hâle gelmesi. Hayret ya delilde olur veya medlûlde. Allah’ın varlığını ispatlayan delilde hayrete düşmek zındıklık ve mülhitliktir. Medlûlü, yani delille varılan Hakk’ın tecellilerini temaşada hayrete düşmek sıddıklıktır.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 162. s.) diye tarif edilmektedir. Beyitte, Allah’ın tecellileri karşısında hayrete düşme söz konusudur.
03. K.1/07, G.52/2 vahdet-kesret: “Vahdet, Allah’tan başka bir

var ve varlık tanımamak, her şeyin onun tecellîsi olduğunu bilmektir.”; kesret, “Yani çokluk âlemi, bu âlemdir. Fakat buradaki kesret, denizin dalgaları gibidir. Hakikatte dalgaların ayrı varlığı olmadığından bu çokluk, nazarî ve itibarîdir. Vahdet âlemi, yani mutlak varlık, zuhur edince kesret âlemi meydana

zerrelerin varlığının güneşe bağlı olduğu inancını doğurmuştur. bu çokluğun hakiki bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk’ı görmeye vahdet denir. Buna göre bu dünya kesret âlemidir ve birlik de yine bu âlemin içinde gizlidir. Bu. 704. s. “Bir olan Hakk’ın ad ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk hâlinde görünmesi kesret. G. Zerre gibi olan âşık.” (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı. Başka şairlerden örnekler: 04. Âşık bir zerre olarak düşünülmekte ve varlığı sevgilinin mihrine/sevgisine bağlı gösterilmektedir. Beyitte.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 49 gelir.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 210.1/11. pertevin bir gün salar mihr-i ‘inâyet bâkiyâ zerre-i nâçîzler hûrşiyd-i nûr-efşân olur (Bâkî: Dîvân: G. 708.). sevgilinin aşkı sayesinde azametli bir güneşe dönüşecektir.1/09 güneş-zerre: Işınların arasında uçuşan toz parçacıkları yerden yükselerek güneşe doğru hareket eder gibi görünürler. hâlbuki vahdet âleminde bütün sıfatlarla adlar yok olmuş gibidir.45/2.05/2. güneşin büyüklüğüyle zerrenin küçüklüğü arasındaki tezada yer verilmektedir. 365. Beyitlerde kesret ve vahdetin iç içe geçmiş bulunduğu. G. G. gerçek sofi çoklukta birliği görür. sıfat ve bu münasebetle sıfat ve adların karşılaşmasından doğan itibarî bir aykırılık vardır. raks etmek ve başı dönmek gibi ifadelerle tanımlanmaktadır.49/6). K.20/3. G. Fakat kesret âlemi.159/6) 49 . G. Ayrıca beyitlerde şevk kelimesinin ‘ışık’ anlamına özellikle işaret edildiği görülüyor. hakikatte vahdet âleminden başka bir şey değildir.).” “Birlikte çokluk çoklukta birlik. Yalnız kesret âleminde isim. Vahdet ehline göre vahdet gerçek. kesret hayaldir. 621. Bir olan varlığın çok görünmesi yalnızca bir görünüş meselesidir.01/1. Bundan başka yerden götürmek ifadesi de güneş-zerre hayaliyle birlikte sık sık yer alıyor (K. Güneşe doğru dönerek yükselen zerrelerin hareketi. s. âlemdeki kesretin Allah’ın birliğinin kanıtı olduğu dile getiriliyor.

06. K. hafif. “şol sâfî ve hafîf ve hoş-güvâr soguk suya denir ki asla bogazda ilişmeyüp hemân mürûr eder ola gûyâ ki kayıp gider” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III. çünkü ışık yayan güneş zerreyi yerden kaldırır. ak ve başı karamtık olur. yardım güneşi bir gün olur aydınlatır da değersiz zerreler ışık saçan bir güneş olur. s.1/16) . berrak. şiire güzellik katmak amacını taşımaktadır.). Su içre korlar gayette soğuk ve lezzetli eder. soğuk su mânâsına Arapça olup kaymak mânâsına gelen Z kelimesinden müştaktır. okuyucunun zihninde beytin gerçek anlamının yanı sıra bir yan anlamın canlanmasına sebep olur. İnce. s. Allah’ın yardımı zülâle benzetiliyor. bâr-ı derd-i ‘ışkuñ altında kadüm dâl eyleyüp yâ ilâhî eyle dîn ü devletüm[e] anı dâl (K. “Dağlarda kar birikip eskidikçe içinde peyda olan kurttur ki suyun içine konunca soğutur ve tatlılandırır.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 849.5/21) [= A sultanım.” (ŞÜKÛN: Ferheng-i Ziya: 1077.). K.1/16 harf oyunları: Harflerin biçimlerinden hareketle yapılan oyunlar. s. singin. 235. Sâfi.Ömer ZÜLFE [= Ey Bakî.] 05.1/13 âb-ı zülâl: “zulâl: kar kurdudur ki bülent dağlarda be-her sene kar müterakim olup eskidikçe bi-iznihi teala içinde mütekevvin olur. sıkıntılar akşamında zerre gibi yok olur giderdim. Böyle oyunlar. Oyunların işleyişi sırasında benzetme sanatlarından yararlanıldığı görülmektedir.] vermese pertev-i mihr-i keremüñ baña vücûd zerre-veş şâm-ı meşakkatde olurdum nâ-bûd (Yakînî: Dîvân: K. dünyanın zulmünden bu Hayalî kulunu kurtar. Arabîde zulâl duru ve saf mânâsınadır.).] dehr zulminden hayâlî kulunı kurtar şehâ çün götürür zerreyi yerden ziyâ-güster güneş (Hayâlî Beg: Dîvân: 15/K. Hafifliğinden dolayı gûya boğazdan kayıp gider.5/13) [= Eli açıklık güneşinin ışığı beni var etmese. O suya âb-ı zulâl derler.

boyu ise elif harfiyle temsil edilmektedir. Âşığın boyu aşk derdinin yükü altında bükülmüş ve bu hâliyle dâl harfi kılığına bürünmüştür. tabîbüm şerbet-i vasluñ yetişür aña dermân et ki fikr-i zülf ü kaddüñle olupdur dilde vâ peydâ (G. Şair sevgiliye hem ‘göz’ hem de ‘ayın harfi’ anlamına gelen ‘aynum diye seslenmekte ve o olmayınca ‘âlem’in elem’e dönüşeceğini söylemektedir. zülf lâm harfine. hicrân sözcüğünün sonundaki nûn harfi gibi boyum eğrildi ve onun noktası da göğsümdeki taze yara oldu diyerek içinde bulunduğu durumu anlatırken harf oyunlarından yararlanmaktadır. Bu durumda hicrân kelimesinin sonundaki nûn harfine işaret vardır. ‘âlem kelimesinden ‘ayn harfinin çıkarılması gerekir. kadd (boy) elif harfine. çeşm ü kadd ü zülf ü agzuñ fikri bir ‘âlem-durur gerçi ey ‘aynum baña sensüz olur ‘âlem elem (G. Bir de burada kişinin gözü 51 . Din ve devlet kelimelerinin ilk harfine işaretle birlikte dâl kelimesinin ‘kanıt’ anlamı da ima edilmektedir. Sevgilinin zülfü ve boyunun düşüncesiyle âşığın gönlünde vâ ‘vah’ ortaya çıkmaktadır.32/2) Buradaki harf oyunu hicrân kelimesiyle ilgilidir. Harf oyunu kelimeden bir harf eksilterek yeni bir kelime elde etme yöntemi üzerine kuruludur.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 51 Beyitteki oyun dâl harfi ekseninde şekillenmiştir. ağız ise mîm harfine benzetilmekte bunlar ardı ardına sıralandığında ortaya ‘âlem kelimesi çıkmaktadır. kulp’ kelimesi bir harfin kelimenin sonunda bulunduğunu gösterir. sevgilinin zülfü biçim bakımından vâv harfiyle.01/3) Bu beyitte. Böylece ortaya elem kelimesi çıkar. ey elif-kad gûşe-i hicrânda kaddüm oldı nûn oldı anuñ noktası sînemde olan tâze dâg (G. Şair. Bu durumda ‘ayn harfiyle temsil edilen sevgili yok olunca. Âşığın bu hâlinin din ve devleti için delil olması dilenir. gûşe ‘köşe.40/2) Biçim bakımından çeşm (göz) ‘ayn harfine.

Ayrıca. O cidden . yere ve dağlara arzettik. Kişi lâ gibi alçak gönüllü olunca illâ ibaresi gibi birliğe ulaşır. onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar. kanâ‘at içinde doğru olması.1/16 ‘ışk: Aşkın tanımlarından biri şöyledir: “bir kimsenüñ sevdügi mahbûbdan gayrı nazarında dilber ü mahbûb olmayup nazarı aña hasr eylemek ‘alâ kavlin ifrât üzre mahabbet eylemekden ‘ibâretdir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III. Bu tanıma dayanarak beyitteki aşk.‘eğilmek. ondan korktular da onu insan yüklendi. başını ayak eyle. Kelime-i tevhidin yazılışında illâ ibaresi Allâh lâfzının hemen yanında yer aldığından böyle bir söyleyiş biçimi benimsenmiştir.). Bir de rây-ı kej ifadesinde râ harfine işaret vardır. hırs içinde râ harfi gibi eğilmemesi yönünde öğüt verilmektedir. 23. K.deyimi ‘baştaki bir harfi sona getirmek’ anlamında olabilir. 07. biz o emaneti göklere. âşık için aşkın yük olması biçimindeki ifade şu ayete dayanılarak açıklanabilir: “Evet. Bu ince işaretin yanı sıra hırs içinde bulunmanın yanlış bir düşünce olduğu da dile getirilmektedir. Bu tür beyitlerde içre kelimesi oyuna konu olan harfin kelimenin ortasında bulunduğunu gösterir.68/1) Bu beyitteki oyun kelime-i tevhidle ilgilidir. s.68/2) Beyitteki oyun iki kelime içerisindeki belli harflere işaret edilmesi esası üzerine kurulmuştur. alçak gönüllü olmak’ demektir. İki harf de adı geçen bu iki kelimenin ortasında bulunmaktadır. onun sevgisinden başka bir sevgiyi gönle sokmamak biçiminde anlaşılabilir. Elif harfine benzetilen boya. râst ol ey kad kanâ‘at içre mânend-i elif rây-ı kejdür kılma ham hırs içre kaddüñ râ gibi (G. Beyitteki. lâ kelimesinin yazılıştaki eğriliğine işaret vardır. Allah’tan başkasını sevmemek. râh-ı hakda başuñ ayag eyle ey dil lâ gibi menzil-i tevhîde ermek isteseñ illâ gibi (G.Ömer ZÜLFE çıkınca âlemin gözüne karanlık olacağı gibi bir gerçeği de hesaba katmak gerekir. Başını ayak eyle.

ne derece aşka dalarsa o derece başka şeylerden kesilir ve bu suretle bütün mevhum varlıklardan soyunur. zatî iktiza olduğundan insanı doğrudan doğruya zata ulaştırır. 617. geçici aşk. zuhura olan meylidir ki buna ilm ve aşk da denir. çok câhil bulunuyor. Şu hâlde kâinatın zuhuruna sebep olan şey hubb-i zatî de denen aşktır.). güzeller bağlılık nedir bilmez.13: 7a. s. Geçici aşktan geç.] 08. Aşk-ı mecazî. hakikatin köprüsüdür diyerek bu aşkı da hoş görürler. Aşkın ağır bir yük olduğunu ifade eden başka bir örnek: bir demür tagı delüp boynına almak gibidür her kişi ‘âşık olurdı eger âsân olsa (Yahyâ Beg: Dîvân: G. Bu sübut da kâinatı meydana getirmiştir. mecaz. Allah aşkına gönül ver.386/3) [= Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir.] Tasavvuf anlayışında ise aşkın tanımı şöyledir: “Sofiler. Sofilerce aşk. M.” (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı.1/III/2 dünya-kocakarı-er: Bu üç unsurun bir arada işlenerek hayaller geliştirilmesi şairlerin sıkça başvurduğu yöntemlerdendir. onlardan el etek çek.) [= Ey Rızâyî.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 53 çok zâlim. Sofiler. Aşk. Bütün var olan şeyler. Ahzâb: 72). Burada kulluk ve aşk bağlantısını düşünmek gerekir. Mutlak varlığın zatî iktizası. bu âlemde bilgi suretleri biçiminde sabit olmuştur. Bu bilgilere uygun olarak gerçek aşkın Allah aşkı olduğunu açıkça ifade eden bir beyit: ey rızâyî çün güzeller bî-vefâdur fârig ol geç mecâzîden göñül ver ‘ışk-ı mevlâdan yaña (Rızâyî: S.” (Kur’ân: 33. Âşık. Aşk-ı hakikî. Sonunda sevdiği şeyden de vazgeçince hakikî aşka ulaşır. Kolay olsaydı herkes âşık olurdu. iki kısma ayrılır: Aşk-ı mecazî. varlık suretlerinden herhangi bir surete bağlanıştır. Felek bir kocakarı olarak nitelenirken onun 53 . Sofilerce “Hakikat-i Muhammediyye” de Tanrının bu ilk tenezzülüdür. Tanrıyı mutlak varlık bilirler.

.] kimseye çift olma ferd ol ey usûlî merd iseñ kim bu dehr-i pîre-zen evlâdı hep nâmerd olur (Usûlî: Dîvân: G. öbür seyyarelerle müştereken âlemi idâre edermiş. her devrenin ilk bin senesinde seb’a-i seyyâreden biri müstakilen. Birinci devrin ilk bin senesi Zühalden başlamış. Bu devirde fitneler peydâ olurmuş: Âhir zaman alâmeti denilen budur. bu dünya denilen kocakarının verdiği söz yalandır. Bu müddet yedi devre ayrılır. yani kâfirlerin Müslüman memleketlerini ele geçirmesi olduğu anlaşılıyor. Bu inanış çerçevesinde siyah rengiyle kâfir askerine benzetilen ayva tüyleri. Ötekilerin devresi hitâm bulmuş.) Kıyametin kopmasına yakın çıkacağına inanılan fitnelerden bir tanesinin de küfrün hâkim olması. tedbir ve idâre şimdi kamer (ay)de imiş.02/3 fitne-i âhir zamân: “Nebatîlerden kalma bir itikada göre âlemin bir devir müddeti 49 bin sene imiş. fitne yakıştırmasına sahne olmaktadır. G. âhir zaman alâmeti. onu doğru sanma.Ömer ZÜLFE karşısına kocakarının bütünüyle zıddı özelliklere sahip olan er çıkartılmaktadır.” gibi tâbirler bu itikada dayanır.. Beyitlerin genellikle döneklik-mertlik tezadı içerisinde işlendiği görülüyor: eger kim merd iseñ anuñ vefâsın umma sıdk etme bu dehr-i pîre-zen ‘ahdi yalan ey gerçek er gerçek (Zâtî: Dîvân: G. çünkü bu dünya denilen kocakarının çocukları namerd olur. s. Bu hayalin çeşitli şairlerde örneklerine rastlamak mümkün.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 123. Halk dilindeki “Zaman. altı bin yılda.. Buna devr-i Âdem de derler. Benzeri iki örnek: .734/5) [= Ey gerçek er. er isen kimseye arkadaş olma yalnız ol. Gûyâ kıyâmet bu devrin sonunda kopacakmış..20/7) [= Ey Usulî. Er isen ondan vefa bekleme.] 09. âhir zaman oldu.

) [= Ahir zaman fitnesi olduğu için.1: 485a. gönül evini kargaşa ateşiyle tutuşturdu. çalışma düzenini bilmeyen halk tarafından “hayret” ve şaşkınla karşılanır ve “ibret”le seyredilirdi. Ayrıca Cafer 55 . sevgilinin ayva tüyleri. Daha küçük ebatta olup dıştakine bir eksenle bağlı olan içteki fenerin üzerinde dönünce hareket ediyormuş gibi görünen ve Karagöz oyununda olduğu gibi ışığı geçiren boyalarla renklendirilmiş birtakım resimler vardır.1: 97b.03/5 fânûs-ı hayâl: Bu konuda dile getirilen dikkat çekici veriler şunlar: “Bütün bu bilgiler ışığında “fânûs-ı hayâl” hakkında şöyle bir tarif geliştirmek mümkündür: “İnce deri yahut bez gibi ışığı geçirecek maddelerden mamul iki tabakalı bir fener cinsidir.) [= (A sevgili) Yanağın. Selîkî’nin beytinde ve aşağıda gösterilen öbür örneklerde de fanusa yansıtılan tasvirlerin gerçeklikten uzak birer hayal oluşu ve feleğin özellikle de dönüşüyle hayal fanusuna benzetilmesi ortak noktalar olarak kendisini göstermektedir. Fener üzerindeki ışıklı resimlerin hiçbir el yardımı olmaksızın kendi kendine dönmeleri.] 10. Bunun içinde yanan mumun ışığıyla içerideki resimler dıştaki fenere aksederler.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 55 fitne-i âhir-zamân oldugı içün hatt-ı yâr sanasın sâhib-kırândur rûma salmışdur harâc (Śübûtî: T. s.). Çarşı pazar eğlence yerleri gibi halkın görebileceği mekânlara bir ip yahut zincirle asılan fenerin üst kısmında. sanki Anadolu’yu haraca bağlayan büyük bir hükümdardır.” (ŞENTÜRK: “Klâsik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Âdetler ve Günlük Hayattan Sahneler”: 179. içerisinde yanan mumun oluşturduğu sıcaklığın dışarı çıkmasını ve hava akımından içteki fenerin ekseni üzerinde dönmesini sağlayacak birtakım delik yahut aralıklar vardır. Ayva tüylerin.] dil hânesin’urdı yanaguñ âteş-i âşûb cân kişverine saldı hatuñ leşker-i fitne (Miyânî: T. can ülkesine fitne askerini gönderdi. G.

Ömer ZÜLFE Çelebi’nin beytinden fanusların üzerine kırmızı veya yeşil ya da kırmızılı yeşilli kumaş örtüldüğü sonucuna varılabilir. G.] 11. Beyitte. Mercan ve Gevher gibi adlar verildiği bilinmektedir. Merkür) feleği de onun üstüne yeşil ve kırmızı bir örtüdür. Mercân denildiğini şu beyitlerden anlıyoruz: dedi yâkût u gevher lâlâ ey cân durur kapuda ister gire fermân dedi mercân lâlâ ey şûh-ı şengül ki senüñ cennetin bâgında bülbül” . çarha erişmese lutfu kala bî-rûh suver nakş-ı fânûs olan sûret-i bî-cân şekil (Hayâlî Beg: Dîvân: 28/K.93/5) [= Yer ile gök. Biri ağladıkça öbürü güler. âşığın ağlamakla saçtığı kanlı gözyaşları kırmızı renkli değerli bir taş olan lâl’e.8/16) [= Onun lütfu feleğe erişmese.] 12. sevenle sevilene benzer. Başka şairlerce de işlenen ağlamak-gülmek tezadına bir örnek: ‘âşık u ma‘şûka beñzer âsmân ile zemîn kim biri agladugınca birisi handân olur (Ahmed Paşa: Dîvân: G. Dilek (Utarid. sevgilinin de gülmekle görünen dişleri inci’ye benzetilmekte ayrıca bu benzetme girye ve hande la‘l ü dürer sırasıyla verilerek mürettep leff ü neşr sanatı yapılmaktadır. “Harem ağalarına tâ yedinci hicrî asırda bile Yakut. Gevher. G. fanusun nakşı olan cansız görüntüler biçiminde ruhsuz kalırdı. G.22/2): Ağlamak-gülmek tezadı şairlerin hayal güçlerine bağlı olarak çok çeşitli biçimlerde söz konusu edilmektedir. bütün suretler. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.03/6 ağlamak-gülmek (G.11/48) [= Ay ve gökyüzü senin şeref pazarının fanusudur.04/1 yâkût-mercân-bende: Eskiden kölelere özellikle de harem ağalarına Yakut.] çârsû-yı kadrüñüñ fânûsıdur gerdûn u mâh üstine çarh-ı ‘utârid sebz ü vâlâ pîrehen (T.21/5.

kul. Beyitteki yâkût ve mercân’ı bu çerçevede birer köle olarak düşünmek mümkün. Bunun yanı sıra devlet el ver. s. Bunun da bir âdabı olduğu ve bir merasime tâbi bulunduğu anlaşılıyor.05/5 bayram-el öpme-devlet el ver-: Osmanlı insanının seçkin âdetlerinden biri de bayramda el öpmedir. adı kimi Yakut olur.deyimi.] Beyitlerde de görüleceği üzere yâkût ve mercân gibi kelimeler hizmetçi. Saygı göstermek amacıyla yaşça ve rütbece büyüklerin elleri öpülür.129/3) [= Mercan dudağının hizmetçisi ve anber saçının kulu. lâlâ ve köle gibi unsurlarla birlikte geçmektedir.460/1) 57 . s. Abuşka lügatındaki şu bilgi uygulanan yöntemi açıklar nitelikte: ölçeş [< ölce-ş] Bir kişi ekâbir öñinde bir dizin yere koyup bir dizin kaldurup elin başına koyup varup elin öpse ve görüşse bu vasfa derler.” (Abuşka: 108.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 57 (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 194. 13. gözyaşım eşiğinde hizmetçi olduğu için.48/5) [= A sultan.] hâdim oldugı-y’çün eşküm eşigüñde şehâ gâh yâkût olur adı vü gehî mercândur (T.). Ey gül menekşe de ayva tüylerinin karavaşı (cariyesi) oldu.). Beyitlerden. G. Benzeri örnekler görmek mümkündür: devlet el verse yüzin gördügüm eyyâm olsa merhabâ eylesem ol şûh ile bayrâm olsa (Bâkî: Dîvân: G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. padişahın da bayram günlerinde elini öptürdüğü anlaşılmaktadır. Bunun benzer görünüşlerine başka şairlerde de rastlanıyor: mercân lebüñe hâdim ü ‘anber saçuña kul oldı benefşe hattuñuñ ey gül karavaşı (Me’âlî: Dîvân: G. talihi yardım etmek’ anlamlarının yanı sıra gerçek manasını da çağrıştıracak biçimde yer almaktadır. kimi Mercan. ‘bahtı açık olmak.

] her şeb ey dil âh-ı âteşnâkden çarh-ı bed-mihrüñ yerin od eyledüñ (Bâkî: Dîvân: G. acı çektirmek.306/5) [= Devlet el verdi de sevgilinin elini öpebildim. yanında böyle ateşler içinde kalmazlardı.Ömer ZÜLFE [= Devlet el verse de yüzünü gördüğüm günler gelse. dertler içinde bırakmak. Beyitlerde ateşle ilgili unsurların da deyimin gerçek anlamına işaret edecek biçimde kullanıldığı görülüyor: yeri od olmaz idi yanuñda zülfüñ’öykünmeseydi ‘anberler (Enverî: Dîvân: G.] .89/3) [= Anberler senin zülfüne özenmeseydi. G. hayatını cehenneme çevirmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir. Bana böyle çektiren de ateşlerde yansın.156/1) [= Bayram günü geldi herkes sevgilinin elini öpüyor. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. bahtımın açık olduğuna bayram delil oldu.] dest-bûs-ı yâra erdüm devlet el verdi baña tâli‘üm sa‘d olduğına ‘âliyâ ‘îd oldı dâl (Gelibolulu ‘Âlî: Dîvân: G.] 14. zor durumda kalmak.07/3 yeri od ol-/ yerini od eyle-: Bu deyimin ‘sıkıntı çekmek.] yerde gökde sıgmadum âh-ı cihân-efrûz-ıla yeri od olsun anuñ kim yerimüz od eyledi (Şem‘î: Dîvân: G.] rûz-ı ‘îd oldı öper her kişi dildâruñ elin baña el vermedi devlet ki öpem yârüñ elin (T. her gece ateşli ahlarınla bu insafsız feleği ateşler içinde bıraktın.186/3) [= Âlemi yakan ahımla yere göğe sığmadım. o oynak sevgiliyle selâmlaşsam bayram olsa. Bana devlet el vermedi ki sevgilinin elini öpeyim.263/4) [= A gönül. Ey Âlî. sıkıntı çektirmek.

onun yerinde su çıktı da mı. ıztırâb kelimesinin yukarıda sıralanan anlamları çerçevesinde kullanılmasına birçok örnek vermek mümkün: 59 .) [= Yoksa. gönül götüren sevgili böyle gözümün önünden uzaklaştı. çırpınma. çalkalanma’ gibi anlamlara geldiği görülmektedir. çarpma.25/3) [= Ayrılığında yerimi cehennem eden kendi gönlümdür. titreme. Şimdilik ‘rahatsızlık duymak. Bir örnek: gözümden gitdi âh ol serv-i dil-cû yerinde yohsa anuñ çıkdı mı su (Fakîrî: T.). G. karşılaşılan durumdan dolayı bulunduğu yeri terk etmek’ karşılıkları verilebilir.07/4 yerinden su çık-: Memnuniyetsizlik sonucu kişinin bulunduğu yeri terk etmesi durumunda söylenen bu sözün deyim olma ihtimali yüksektir. Kendi inleyişlerim beni dertlere düşürdü.] 15. Bunun yanı sıra beyitte. ıztırâb (< Ar. z-r-b) “çalkanmak ma‘nâsınadır deryânuñ çalkanması gibi ve râbıtası mün‘adim olup muhtell ve müşevveş olmak ma‘nâsına müsta‘meldir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. Abuşka lügatında da bunu destekleyici bilgi vardır: “uçmak ve uçmag hareket ve ıztırâb ma‘nâsınadur ki gözde isti‘mâl olsa göz segrimege derler yürekde isti‘mâl olınsa yürek oynamasına derler.). s.. s.07/7 ıztırâb (G.1: 472a.65/4): Kelimenin ‘kıvranma.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 59 kendü göñlümdür firâkında yerüm od eyleyen nâle vü feryâdum ugratdı beni gavgâlara (Hayâlî Beg: Dîvân: 355/G. ‘suyun bir yere akmayıp olduğu yerde çalkalanması’ anlamı da bulunan hayret kelimesi özellikle seçilmiştir. G. Eldeki az örneğe bakarak bu ifadeye doğru bir anlam vermek güç.] 16. Beyitlerde sulu bir yeri ifade etmek için yaşlar sebebiyle göz söz konusu edilmektedir.. bir felâket sonucu zor duruma düşmek. Bu sözün bugün de kullanılan suyu mu çıktı biçimindeki deyime benzediği görülüyor. 187.” (Abuşka: 91.

Ömer ZÜLFE

girdâb sanma ditretür anı teb-i firâk deryâya tâb-ı mihr-i ruhuñ verdi ıztırâb (Yakînî: Dîvân: G.011/5)
[= Girdap sanma onu ayrılık ateşi titretir. Denizi, güneş gibi yanağının ateşi titretti.]

dil-i bîmâruma a‘zâsı segirmek gibidür ıztırâb-ı elem-i fürkate nisbet hafakân (Emrî: Dîvân: G. 379/3)
[= Ayrılık derdinin çarpıntısına göre kalp oynaması, hasta gönlüm için bir yeri seğirmek gibidir.]

bir güzeller şâhınuñ uyup hevâ-yı ‘ışkına kendüyi deryâ gibi pür-ıztırâb ister göñül (Hayâlî Beg: Dîvân: 266/G.15/4)
[= Gönül, bir güzeller sultanının aşkına kapılıp deniz gibi coşkun, dalgalı olmayı ister.]

göñlüm müşevveş olsa n’ola zülf-i yârda bir kuş ki dâma düşe çeker lâ-büd ıztırâb (Figânî: Dîvân: G.II/4)
[= Gönlüm, sevgilinin zülfüne dolaşıp dertli olsa şaşılmaz. Bir kuş tuzağa yakalanırsa çırpınır/acı çeker.] 17. G.05/4 göz ucıyla bak-, göz ucıyla işâret (G.08/2): göz ucıyla

nazar kıl-, göz ucıyla merhabâ et-; göz ucıyla selâm et- biçimleri de bulunan bu söz yaygın olarak sevgilinin âşığa çok az da olsa iltifat ettiğini, belli etmeden baktığını ifade etmektedir. Âşık sevgilinin kısacık da olsa ilgisinden memnundur. Başka şairlerde de bunun çeşitli örneklerine rastlanıyor: bir göz ucıyla nazar edüp bu ben dîvâneye demdür insâniyyet etsen ey melek-sîmâ yine (T. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.10/53)
[= A melek yüzlü, zamanıdır, bu ben çılgına bir göz ucuyla bakıp da bir iyilik etsene.]

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

61

göz ucı ile merhabâ etdüm demiş ol bî-vefâ pâdişehdür hâşe li ’llâh anı kim yalan eder (Necâtî Beg: Dîvân: G.141/6)
[= O vefasız, “Bir göz ucuyla merhaba deyip selâm verdim.” demiş. Allah korusun, padişahtır, onu kim yalancı çıkarır.]

baña ‘ayn-ı sa‘âdet göz ucıyla bir selâmuñdur bütün dünyâca ‘izzet yarım agız bir kelâmuñdur (Nev‘î: Dîvân: G.137/1)
[= Benim için mutluluk kaynağı, göz ucuyla bir selâmındır. Dünyalar kadar lütuf yarım ağız bir kelâmındır.]

katlüme kasd edüp atar iken kemânı tîr göz ucı-y-ıla bakducagı kan bahâ yeter (Sürûrî: T.1: 121a.)
[= Beni öldümeğe niyetlenip yay kaşıyla ok atarken, bir göz ucuyla bakışı kan pahası olarak yeter.]

Ancak, Selîkî’nin beytinde (G.08/2) deyimin, ‘öldürücü bakış’ anlamında kullanıldığı söylenebilir. Beyitteki bu anlamı destekleyici bilgiler şunlar: “Bu noktada gerek Osmanlı sarayında sultanların, gerekse yetki sahibi paşaların mecbur kalmadıkça fazla konuşmayarak gerektiğinde çevrelerine bir göz işaretiyle emir vermeleri geleneğine de ima vardır. Evliya Çelebi’nin naklettiği; Sultan Murad [1623-1640]’ın, huzuruna getirilen ve cellât başında bulunduğu hâlde bağışlanması için af dileyen bir suçluya ilgisiz davranması ve bir zaman sonra padişahın bir göz işareti ile cellâdın kılıcının havada parlamasıyla gövdeden ayrılan kellenin yerde yuvarlanması hadisesi, bu şiirde sık sık kullanılan kan saçan gamze görüntüsünün boyutlarını gösterecek niteliktedir.” (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 89. s.). Bütün bu bilgilerden anlaşıldığına göre göz ucuyla işaret ölüm demektir. İfadeyi gamze’nin karşılığı olarak düşünmek mümkün.
18. G.08/3 şîşe-sâ‘at: Âşığın gözlerinin bir kum saati olarak

tasavvuru şairlerce sık sık işlenir. Biçim ve saydamlık göz önünde bulundurularak yapılan benzetmede sevgilinin

61

Ömer ZÜLFE

yollarındaki tozun, saatin içindeki kumlar gibi gözlere dolması istenmektedir. Aynı yönde söylenmiş bir beyit: şîşe-i çeşmüm yoluñ kumu ile ey seng-dil pür edüp her gün bu nev‘ ile geçürdüm sâ‘atüm (Hayâlî Beg: Dîvân: 276/G.13/5)
[= A taş yürekli, gözümün şişesini yolunun kumuyla doldurup saatlerimi böyle geçirdim.]

Beyitte dikkat çekici sözcük sâ‘at’tir. Kelime, bir zaman dilimini ifade eden anlamının yanı sıra, kum saatini de çağrıştıracak biçimde tevriye-îhâm sanatıyla süslenerek beyte yerleştirilmiştir.
19. G.09/2 Süleymân-taht-yel: “Hz. Süleyman Kur’an’da

adından sık sık sözedilen bir peygamberdir. Büyük dünya nimetlerine mazhar olmuştur. Dillere destan, darb-ı mesellere konu olan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilini bilirdi. Rüzgâr emrine âmâde idi ve istediği yere çok kısa zamanda gider, gelirdi. İnsanlar, cinler ve kuşlardan müteşekkil orduları vardı. Bakır madeni ilk kez kendisi için bir pınar gibi akıtılmıştı.” (AYDEMİR: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: 187. s.). Süleyman (‘a. m.), Tevrât’a göre Dâvûd’un Kudüs’te başlattığı büyük mabedi tamamlatıp sonra onun yerine geçen bir padişahtır. Kur’ân’a göre ise peygamberdir. İnsanlara, cinlere, perilere, devlere, bütün yabanî hayvanlara, kuşlara ve rüzgâra hükmederdi. Her türlü dili bilir, kuşlarla, hayvanlarla konuşurdu. (GÖLPINARLI: Yunus Emre Dîvânı: 634. s.). Kur’ân’da Süleyman (‘a. m.)’ın yele hükmetmesi mealen şöyle ifade edilmektedir: “Andolsun ki, Süleyman’ı fitneye düşürdük ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tevbe ile önceki hâline döndü. Ya Rab, beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki ardımdan hiç kimse yarışmasın. Şüphesiz bütün dilekleri veren sensin, Sen.” dedi. Bunun üzerine biz rüzgârı onun emrine verdik. Emriyle istediği yere yumuşacık akardı.” (Kur’ân: 38. Sad: 34-36).

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

63

Süleyman (‘a. m.)’ın tahtını rüzgârların götürmesi yaygın olarak işlenen hayallerdendir. Ayrıca taht-ı Süleymân bir gemi türüdür: “taht-i Süleyman aynı zamanda bir çeşit gemi ismi olduğundan “rüzgârın taht-i Süleyman’ı ber-bâd etmesi” ifadesi, aynı zamanda böyle bir geminin fırtınaya yakalanarak batması görüntüsünü çağrıştırmak üzere maksatlı olarak kullanılmıştır.” (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 462. s.). Bu ifadenin gemi anlamına bir örnek: bogazını alalum bahr gibi sürh-serüñ geçelüm taht-ı süleymânlar ile üsküderi (Yahyâ Beg: Dîvân: K.7/5)
[= Deniz gibi kızılbaşın boğazını alalım, taht-ı Süleyman’lar ile Üsküdar’ı geçelim.]

Süleyman (‘a. m.)’ın tahtı hakkında hurafe hâlini almış birçok rivayet vardır. “Söylentilere göre Hz. Süleyman’ın ahşaptan mamul bir döşemesi (bisat-taht?) vardı. Bir gezinti, bir sefer, bir kral veya düşmanla savaşmak gerektiğinde, lâzım olan her şey bunun üzerine yüklenirdi. Bu öyle geniş bir döşeme idi ki, bütün (portatif?) evler, döşekler, çadırlar, mallar, malzemeler, atlar develer, ağırlıklar, ins ve cinden erkekler, kuşlar ve öbür hayvanlardan her şeyi istiab ederdi. Yükleme işi bitince rüzgâra emreder, o da döşemenin altına girer ve onu havaya kaldırırdı. Muayyen bir yüksekliğe çıktıktan sonra, tatlı ve yumuşak esen rüzgâr onu alır götürürdü. Daha seri bir hareket arzu edilirse o zaman bu işi şiddetli esen rüzgâr yapardı.” “Anlatılan bu gibi şeylerin sahih nakillere muhtaç olduğu unutulmamalı ve bilinmeli ki rüzgârın Süleyman’ın emrine amade kılınması konusunda pek çok rivayetler vardır ve bu rivayetlerde hâkim unsur israiliyattır.” (AYDEMİR: İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler: 195; 196. s.). Selîkî’nin bu beytinde büyük bir hükümdarlık sahibi olan ve tahtını rüzgârın götürdüğü Süleyman (‘a. m.)’ın bile sonunda ölüme yenik düşdüğü ve bütün varlığını dünyada bırakmak zorunda kaldığı ifade edilmektedir. taht, yel ve berbâd

63

Ömer ZÜLFE

kelimelerinin birbirine yakın düşünceleri anlatmak için bir arada kullanıldığı görülüyor: berbâd kıldı taht-ı süleymânı rûzgâr sultân selîm hân-ı sikender-serîri gör (Bâkî: Dîvân: M.1/VII/5)
[= Zaman, Süleyman’ın tahtını savurdu götürdü. İskender tahtlı Sultan Selim Han’ı gör.]

gırre olma ‘izzine bu hâkdân-ı mihnetüñ ‘âkıbet taht-ı süleymân olsa çün berbâd eder (Nev‘î: Dîvân: G.131/2)
[= Bu mihnet dünyasının verdiği yücelikten dolayı büyüklenme; sonunda Süleyman’ın tahtı da olsa savrulur gider.]

bir zamân yel götürür zâyi‘ eder âhir-i kâr her hazân yapragını taht-ı süleymân bilürüz (Yahyâ Beg: Dîvân: G.156/4)
[= Bir zaman gelir yel götürür sonunda da yok eder. Her hazan yaprağını Süleyman’ın tahtı biliriz.]

Beyitlerde berbâd kelimesinin ‘yıkılmış, harab olmuş’ anlamıyla birlikte ‘havada, hava üzerinde’ anlamına da özellikle çağrışım yapıldığı görülüyor.
20. G.11/2 şafak-yeni ay-hancer: Şafakta görünen hilâlin kanlı

yara içerisindeki hançere benzetilmesi, şairlerin hayal güçleri nispetinde çeşitli biçimlerde sık sık işledikleri bir tasavvurdur. Özellikle Emrî’nin aşağıdaki beyti Selîkî’nin beytiyle büyük benzerlik gösteriyor: zahm-ı pür-hûnumda zerrîn hancerüñ ey sîm-ten mâh-ı nevdür kim şafakda âşikâr olmış-durur (Emrî: Dîvân: G.196/2)
[= A gümüş bedenli, kanlı yaramdaki altın hançerin, sanki şafakta görünen yeni aydır.]

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

65

hilâl-i ‘îd kim gird-i şafakdan göricek anı hayâl etdüm göñülde hancer-i hûn-rîz-i cânânı (Nev‘î: Dîvân: K.XLIX/1)
[= Bayram hilâlini, akşam kızıllığında görünce, sevgilinin gönlümdeki kanlar saçan hançeri gözümün önüne geldi]

dönmese kutb-ı murâdı üstine bu çarh-ı dûn pür-şafak eyler döker kanın hilâlüñ hanceri (Yahyâ Beg: Dîvân: K.8/16)
[= Bu alçak felek, onun dilek ekseni üstüne dönmese, yeni ayın hançeri onu (feleği) akşam kızıllığına bular, kanını döker.] 21. G.11/3 kara top-alay bagla-: Beyti üç anlam katmanında

ele almak gerekir. Birincisinde top kelimesinin eski biçiminin tüp olup ‘savaş düzeni almış ordu merkezi’ anlamına geldiği düşünülebilir. “tüp, doğu Türkçesinden alıntıdır, ‘savaş düzeni almış ordunun merkezi’ anlamını taşıyan bir terimdir. Bkz. TMEN c. 1, no. 307 Moğoca ğol. Drs.” (TEZCAN: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: 147. s.). Kelimenin bu anlamını alay bagla- deyimi güçlendiriyor. Bu durumda sevgilinin zülfünün, âşıkların gönül ordusunu dağıtmak için savaş düzenine geçmiş bir birlik hâline geldiği varsayılabilir. İkincisinde, sevgilinin saçlarının toplanmış hâli göz önünde bulundurularak, bir top güllesi hayali canlandırılabilir. Üçüncüsünde ise yine toplanmasından hareketle saçların, bir savaş aleti olan topuza benzetildiği düşünülebilir. Üç anlamın da ortak noktası sevgilinin saçlarıyla âşığın gönlünü alt üst etmesi, aklını başından almasıdır. Başka beyitlerde de yinelenmesi, bu hayalin şair tarafından yeni ve ayrıcalıklı kabul edildiğini akla getiriyor.
22. G.11/5 doğanla avcılık (G.16/5): Doğanla avcılık, Osmanlı

insanının gündelik hayatında önemli yer tutan bir oyun ve eğlencedir. Yakalanmalarından avcılıkta kullanılmalarına kadar alıcı kuşlarla ilgili pek çok unsur, çeşitli özellikleriyle şiirin konusu içine çekilmektedir. Beyitlerden anlaşıldığına göre, alıcı

65

Ömer ZÜLFE

kuşlarla avcılık, sultanların ve beylerin ilgi alanına giren, yüksek tabaka eğlencesidir. Bunun bir sonucu olarak beyitlerde doğan ve şahin gibi avcı kuşlarla birlikte, sultan veya bey gibi unsurların yanı sıra el üstünde tut-, ele al- gibi deyimler bir arada işlenmektedir. Doğanla avcılık yüksek tabakaya mahsus bir eğlence olduğundan, alıcı kuşların köylü gibi alelâde kimselerin eline yakışmayacağı da beyitlerde dile getirilen düşüncelerdendir: kolına ala seni seyr ede lâyık mı rakîb şehbâzı ne revâdur ala dihkân eline (Hüdâyî: Dîvân: G.198/3, 48b.)
[= Rakibin seni koluna alıp gezmesi olacak şey midir? Köylünün eline doğan alması uygun mudur?] 23. G.11/6 Nûh: “Zamânında tufan olduğu ve ona inananlardan

başkalarının boğulduğu, insan soyunun, tekrar ondan ve ona inananlardan ürediği için “ikinci Âdem” diye anılan ve XXXIII. sûrenin 7. âyetinde İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ peygamberlerle ve Hz. Muhammed’le (s. m.) anılan ülülazm peygamberlerden. Nevvâh, çok ağlayan demektir. Uzun müddet ağladığı rivâyet edilmiştir. “Ahd-i Atıyk”de Nûh’un dokuz yüz elli yıl yaşadığı bildirildiği gibi (Tekvîn, IX, 29), Kur’ân’da da bu, tekrarlanır; ancak Kur’ân’da kavmi arasında bin yıldan elli yıl eksik bir müddet kaldığı, sonra tufan olduğu bildirilmektedir ki bu dokuz yüz elli yıl, dâvet müddetidir; ondan önce ve sonra da yaşadığından ömrü bin yılı pek çok aşmaktadır (XXIX, Ankebût; 14).” (GÖLPINARLI: Hüsn ü Aşk: 307. s.; Divan-ı Kebîr, VII, 699. s.). Adı Kur’ân’da 43 kez geçen Nuh (‘a. m.), uzun ömrü sebebiyle şiire konu edilmektedir. Beyitte ayrıca girdâb kelimesi de Nuh tufanını hatırlatacak biçimde kullanılmıştır.
24. G.14/2 hatt-nesh: Beyitte hat sanatıyla ilgili hatt, ta‘lîk et-,

safha, nesh et- ve hatt-ı gubâr gibi kelime ve ibareler îhâm-ı tenâsüb oluşturacak biçimde ustalıkla seçilmiştir. Beytin ilk anlam katmanında, sevgili güzelliğini ayva tüylerine bağlamakta

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

67

âşığa vefa göstermemektedir. Âşık da sevgiliye seslenerek, ayva tüyleri yüzünün güzelliğini bozmadan kendisine vefa göstermesini istemektedir. Beyit, ikinci anlam katmanı olan yazı sanatı çerçevesinde düşünüldüğünde toz gibi küçük bir yazı çeşidi olan hatt-ı gubâr’ın, ondan daha büyük bir yazı çeşidi olan nesh’e dönüşmesi söz konusudur. Bu, ayva tüylerinin artık sakal hâlini alması, sevgilinin güzelliğinin kalmaması demektir. Nesh kelimesi için sözlükte verilen anlamlar şunlar: “nesh (< Ar. n-s-h) bir nesneyi yerinden zâ’il kılmak ma‘nâsınadır mü’ellifüñ Basâ’ir’de beyânına göre nesh bir nesne âher nesneyi müte‘akkib olarak zâ’il kılmak ma‘nâsına mevzû‘dur zıllüñ şemsi ve şemsin zılli ve şîbüñ şebâbı izâlesi gibi ba‘zen bundan izâle münfehim olur ki bi-l-külliye evvelkini zâ’il eder ve ba‘zen isbât münfehim olur nesh-i kitâb gibi ki bir mektûbuñ sahîfe-i uhrâya sûretinüñ nakli gibi ve ba‘zen izâle ve isbâttan ikisi de münfehim olur intihâ ve nesh bir nesneyi tagyîr eylemek ve bozmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi ibtâl edüp âher nesneyi anuñ makâmına kâ’im kılmak ma‘nâsınadır mesh ma‘nâsınadır ki bir nesnenüñ sûretini bir kubh sûrete tahvîl eylemekden ‘ibâretdir ve bir kitâbı karşısında nüsha edüp sûretini yazmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi âher mahalle nakl ve tahvîl eylemek ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I, 563. s.). Bu anlamlar çerçevesinde hatt-ı gubâr’ın safha-i ruhsâr’ı nesh etme’si ayva tüylerinin sakala dönüşmesi, yüzün güzelliğinin bozulması demektir.
25. G.15: Türkçe Dîvân’da bu gazelin, yalnızca bir yazmaya

dayanılarak Fuzulî’ye ait gösterilmesi (G.LXVI) büyük bir ihtimalle yanlıştır. Gazel, üç ayrı mecmuada Selîkî adına kayıtlıdır. Bununla birlikte ilk beyit, Hasan Çelebî, Beyânî ve Fâ’izî tezkireleriyle birlikte Kâmûsu’l-A‘lâm ve Tuhfe-i Nâ’ilî’de Selîkî’den gösterilen örnekler arasında yer almaktadır. Ayrıca Riyâzî tezkiresinde de gazelin tamamı Selîkî maddesinde yazılmıştır (KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. s.; BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. s.; RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-

67

Ömer ZÜLFE

Şu‘arâ: 148a; Ş. SÂMÎ: Kâmûsu ’l-A‘lâm: 4. C., 2611a; TUMAN: Tuhfe-i Nâ’ilî: I. C., 446. s., 1852. md.). Anlaşılan, Selîkî’ye ait bu gazel, şimdilik bilinmeyen bir yolla Fuzulî’nin divan nüshalarından birine geçmiştir. Kaynaklar gazelin ilk beytinin, ailesiyle birlikte haramîler tarafından şehit edilen şairin, hasbıhâli olduğunu bildirmektedir (KINALI-ZÂDE Hasan Çelebî: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 482. s.; BEYÂNÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ: 129. s.; RİYÂZÎ: Riyâzu ’ş-Şu‘arâ: 148a).
26. G.17/4 mehekk: Altın veya gümüş gibi değerli maddelerin

üzerine sürülen ve oluşan çiziğe çeşitli derecelerde asitler konulmasıyla maddelerin ayarını tespit etmeye yarayan sert, siyah bir taştır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 498. s.). Beyitte, altın ve gümüşün yanı sıra sür- fiilinin yer alışı, altının değerinin mihenk taşıyla ölçülmesi sebebiyledir. Âşığın sararmış yüzü altına benzetilmekte ve mihenk durumunda olan sevgilinin cefa taşlarına sürülmektedir. Böylece âşığın sevgiliye olan aşkının derecesi ortaya çıkacaktır.
27. G.18/4 cennetü ’l-me’vâ: me’vâ (< Ar. ’-v-y) ‘barınak,

sığınak, yurt’ demektir. Kur’ân’da adları cennet-i huld, dârü ’sselâm, dârü ’l-karâr, cennâtü ’l-‘adn, cennetü ’l-me’vâ, cennetü ’n-na‘îm, ‘illiyyîn ve firdevs diye geçen sekiz cennetten birisidir. “Cennetlerden birinin adıdır. Oraya ancak peygamberlerle şehitler girer.” (GÖLPINARLI: Kur’ân-ı Kerîm ve Me’âli: 51. s.). Kur’ân’da üç yerde geçer. “Evet, iman edip o salih amel işleyen kimselerin yaptıklarına karşılık konukluk olarak kendilerine Me’va cennetleri vardır.” (Kur’ân: 32. Secde: 19); “Kasem olsun ki onu bir daha da inişinde gördü; sidre-i münteha’nın yanında ki cennetü ’l-me’vâ onun yanında!” (Kur’ân: 53. Necm: 13-14); “Her kim de Rabbinin makamından korkmuş, nefsini kötü arzulardan engellemişse muhakkak cennettir onun varacağı.” (Kur’ân: 79. Nâzi’ât: 40-41). Me’vâ cennetine şehitlerin gireceği yönündeki bilgiye göre, âşığın

G. üçüncüsü de oku uzağa düşürmek için yapılan atış (menzil atışı). İkincisi. Bunlardan birisi nişan atışı (puta atışı). Taşı dikmek için müsabakada en ileri atmak lâzımdı. Nişan taşı: “Ok müsabakasında atılan okun düştüğü yere. atanın maharetine nişan olmak için taş dikilir.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II. Orta Çağ döneminde genellikle üç çeşit ok atılıyordu. Baştaşı geçmeğe “menzil bozma” denilir ve çok 69 . hatıra olarak.). meydan ihtiyarlarının da iznini alarak.). “Osmanlılardan önce yazılmış olan okçulukla ilgili kitaplardan öğrendiğimize göre. dikilen taş hakkında kullanılır bir tâbirdir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 69 sevgili için canını vermesi şehitlik mertebesine ulaşması demektir.19/1 menzil-nişân: Okçuluk hem bir harp oyunu hem de eğlence olarak Osmanlı kültür hayatındaki yaygınlığı derecesinde şiire de yansımıştır. açılmış bir menzilde durup yani baştaşı geçmek için çalışıp geçebilecek düzeye gelince. 1928. s. “menziltaşı” da denilen bu taşa ok atanın adıyla atıldığı tarih yazılırdı. birinci olmuş sayılır ve taş dikmeğe hak kazanırdı. onların önünde kurallara uygun biçimde atarak baştaşı geçerse. sayfa 132) menzil taşı tâbirinin ok talimgâhı mânâsına geldiği ve bu türlü talim yerlerinin memleketin birçok yerlerinde bulunduğu yazılıdır. ikincisi kütük veya kalkan gibi sert şeyleri delmek için yapılan vurma (darb). Müsabakaya girenler hizayı ayak taşına bakmak suretiyle temin ederlerdi. 480.). Taşı en ileri atanın adı ve atıldığı tarih yazılırdı. 28. Ok atışlarında en uzak mesafeye ulaşan okun düştüğü yere. s. Birçok beytin okçuluk ıstılahlarıyla süslendiği görülmektedir.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 394. Menzil taşı: “Okun düştüğü yere dikilen taş hakkında kullanılır bir tâbirdir. 700. Ok atış yerindeki taşa da “ayak taşı” denilirdi. “Taş iki sebepten ötürü dikilirdi. Spor ruhu adlı eserde (İstanbul. Selâmet Matbaası. Birincisi Peşrevle (900) gezin üzerinde ok atan her atıcı taş dikebilirdi. s.

”. Atıcılar bu taş yığınına “cift” derler. Beyitte sevgilinin âşığa vurduğu taşlar.] 29. bazıları da atışın arkasından savaşa veya görevle başka yere gitmeleri vesilesiyle bir kısmı da çeşitli sebeplerden ötürü taşını dikmez veya dikemez. Okun düştüğü yere nişan olmak üzere taş dikilmesi örneğini başka şairlerde de görmek mümkün: atduk murâd menziline âh okların taşlar dikildi oldı nişâne mezârumuz (Hayâlî Beg: Dîvân: 196/G. 415. İki örnek: ol serv-i lâle-hadsüz ben zâr u nâ-tüvâna yeşil kızıl görinür bu âh-ı âteşînüm (Emrî: Dîvân: G. yukarıdaki bilgiye uygun olarak.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 413. G. Böyle durumlarda okun düştüğü yere çevreden toplama taşlar yığılır. çevreden toplanan taşların yığılmasıyla inşa edildiği anlaşılıyor.Ömer ZÜLFE önemli sayılırdı. yemek ve hediyelerin parasını verecek güçte olamadıkları için.). “Bazı atıcılar yoksul olup taş yaptıramaz. Kızıl yeşil dumanım göğe ulaştı. Burada söz konusu edilen nişanın. felekte görüneni gök kuşağı sanma.343/3) [= O lâle yanaklı selvi olmayınca ben zayıf ve dermansıza. ateşli ahım yeşil kızıl renkte görünür. Taşlar dikildi mezarımız nişan oldu.] . sevgilinin attığı okların ulaştığı yer olan âşığın göğsünde bir nişan taşı vazifesi görmektedir.19/4 kızıl yeşil duhân: Yaygın olarak kullanılan bu ifadede âşığın ah dumanı kızıl ve yeşil renkle vasıflandırılmaktadır.168/2) [= A hilâl kaşlı.5/2) [= İstek menziline ah oklarını attık.] kızıl yaşıl dütünüm oldı çarha peyveste felekde kavs-i kuzah sanma ey hilâl-ebrû (Yakînî: Dîvân: G. s. Kırmızı ve yeşilin karışması siyah rengi vereceğinden şairler böyle bir söyleyiş biçimini tercih etmiş olabilirler.

âşığın yüz rengini çağrıştırıyor. s..) [= (Sevgili). Burada şairin ilahî bilgiye karşı bir tavır 71 . kasımpatı’.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 7. Ra‘d: 2).” (Kur’ân: 13. Güzün açması da beyitlerde değinilen bir başka özelliği. demiş gülzâr-ı kûyumda kaçan cem‘ olsa ‘uşşâkum refîkî ol gülistânda emîr-i ‘âşıkân olsun (Refîkî: T.1: 448a. Şarapla tenavülü burûdet-i mideyi müzildir. s.). “Gökleri direksiz yarattı-onları görüyorsunuz-. uruz otu.”(Kur’ân: 31. Resim: 82).1: 480a. Edviyeye dahi ithal ederler.19/5 mîr-i ‘âşıkân: (chrysanthemum segetum) L. çiçekleri katmerli ve türlü renkte güzden kışa değin açan bir süs bitkisi. Araplar ona hayyu ’l-‘âlem derler.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 71 30.20/3 gökyüzü-direk (G. Bazılar indinde âbrûn bustân-efrûz ismidir ki Türkîde bostan güzeli. G. Sarı renkli bu çiçek. Ayrıca emîr-i ‘âşıkân şeklinde de geçiyor. Ekseriya duvar diplerinde ve kuru yerlerde biter.” demiş.] berg-i mîr-i ‘âşıkandur rûy-ı zerdüm yâ hazân bir nazar baksañ bilürdüñ defter ü dîvânuma (Subhî: T. Burhân-ı Kâtı’da âbrûn maddesinde şu bilgiler var: “Reyâhin envaından Türkîde kayakoruğu tabir olunan reyhana füsûl-i erba‘ada ter ü taze olduğu alakasıyla alem-i hâs eylediler. Bazı diyarda arzu otu.54/2): Kur’ân’da iki yerde göklerin direksiz olarak yaratıldığı bildiriliyor: “Allah odur ki semalara direksiz irtifâ verdi-onları görüyorsunuz-. kulak otu ve yara otu dahi derler. krizantem.] 31. Lukman: 10).) [= Sarı yüzümün kasımpatı mı güz yaprağı mı olduğunu bir bakış olsun defterime divanıma baksan bilirdin. “Bir yıllık otsu ve sarı çiçekli bir bitkidir (BAYTOP: Türkçe Bitki Adları Sözlüğü: 135. mîr-i ‘âşıkân ve beg börkü dedikleri çiçektir. G.. Birleşikgillerden. “Sokağımdaki güllükte âşıklarım ne zaman toplanırsa Refîkî o gül bahçesinde âşıkların sultanı/kasımpatı olsun. (compositae) ‘horozibiği.

21/1 hamel: “Gökyüzünde bir koç biçiminde görünen yıldız kümesinin adıdır. zamane. Ay akrep burcundayken sefere çıkılması uğursuz karşılanırmış (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 60. s.” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebîr VII: 675. Selîkî’nin bu beytinden ay Akrep burcuna girdiği zaman yağmur yağacağına dair bir kanaatin de varlığı ortaya çıkıyor. bu kümelerdeki yıldızlar. Güneş bu burca Martın 21. oldukları yerde dönen yıldız kümelerine burç denmiş. Seyyare ve Sabiteler”: 174.). G. kader. ecel. Bu ifadenin çeşitli biçimlerini görmek mümkün: ‘âkıbet seng-i mezâr eyler emel câmın şikest neçe cemler sâkî-i devrân elinden içdi kan (Nev‘î: Dîvân: G.22/1 kamer-‘akrep burcu-bârân: “Güneş manzûmesi içinde olup o manzûmeyle giden. 33. Yalnızca herkesçe bilinen bir gerçeğe şairane bir yaklaşımla yorum getirilmektedir. 34. ölüm’ gibi anlamlara geldiği söylenebilir. feleklerin dönüşünü hatırlatmak sebebiyledir. bir adamın yıldızının bu burca girmesi.22/4 sâkî-i devrân: Eldeki örneklere bakarak şimdilik bu ifadenin ‘felek. G. gecesi yahut günü girer ve geceyle gündüzün bir olduğu ilkyazın bu ilk gününe “Nevrûz” denir.). başka bir yıldızın çevresinde dönmeyen. s. 32. s. mefrûz bir hatla birbirlerine ulanınca benzetilen biçimlere göre adlandırılmışlardır. Şair bu beytinde çektiği ateşli ahlardan dolayı gökyüzünde koç burcunun pişerek kebap olacağını mübalağalı bir ifadeyle dile getirmektedir. dünya. çıkıncaya dek sâhibine yomsuzluk getirir. Yıldız bilgisine göre. Âşığın kafatasını kadeh yaptığında sâkî-i devrân’ın sarhoş olup başının döneceğinin söylenmesi. G.Ömer ZÜLFE takındığını düşünmemek gerek. Bunlardan biri de akreptir.378/4) .).” (ŞENTÜRK: “Osmanlı Edebiyatında Felekler. Bu bakımdan Hamel burcu daha çok bahar tasvirlerinde söz konusu edilmiştir.

24/5. Bu hayal bir de mumun erimesiyle âşığın akan gözyaşları arasındaki benzerlik ilgisiyle desteklenmektedir. şah damar’ diye tanımlanabilir. arzuların kadehini kırar.LXXXV/7) [= Ey Fuzulî.67/6) [= Rind. Ey zaman ve devir meclisinin hakanı elimden bir tut.] cür‘a-veş ayakda kodı sâkî-i devrân beni dest-gîr ol ey emîr-i meclis-i devr ü zamân (Bâkî: Dîvân: K. ‘can damarı.53/1): İnsanın hayat kaynağı ve hayatın bağlı olduğu ip diye nitelenen rişte-i cân. Şairler hayatlarının bağlı olduğunu söyledikleri bu can ipini. sevgili uğruna mumun fitili gibi can ipini yaktığı söylenir. senin can damarındaki. Muma teşbih edilen insanın. Nice Cem’ler zaman sakisinin elinden kan içti. kuşkusuz mum gibi yanmadan açılmaz.] 73 . G.057/7) [= A put gibi güzel. türlü hayallerle süsleyerek şiirin konusu içine çekmişlerdir. bu kesret meclisinden çekilip gidendir. G. Şem‘î zülfünün ve yanağının aşkıyla gece gündüz yanmak için.23/3 rişte-i cân (G. sevgilinin sümbülünden olan düğümler.] ey fuzûlî şem‘-veş mutlak açılmaz yanmadın tâblar kim sünbülinden rişte-i cânuñdadur (Fuzûlî: Dîvân: G.22/27) [= Zaman sakisi uzun süre beni ortalarda bıraktı.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 73 [= Sonunda mezar taşı.] 35. zaman sakisi elinden kadehi dolmadan. can damarını fitil etmiştir. İnsan-mum benzetmesinin başka örnekleri de vardır: rişte-i cânın edüpdür sanemâ şem‘î fetîl yanmaga zülf ü ruhuñ şevkı-y-ıla leyl ü nehâr (Şem‘î: Dîvân: G. Bunlardan bir tanesi de mumun fitiliyle rişte-i cân arasında ilgi kurulmasıdır.] rind oldur kim götürdü bezm-i kesretden ayag sâkî-i devrân elinden tolmadan peymânesi (Hayâlî Beg: Dîvân: 424/G.

15. Beyitte. G.53/2). Burada insan bedeni.Ömer ZÜLFE 36. 37. Ancak kelimenin. topraktan yapılmış ev. biçim verilmiş] bir balçıktan yarattık!” (Kur’ân: 15. 33 ve 55. Hicr: 26). Şu bilgiler. Rahmân: 14 olmak üzere beş ayette geçmektedir. bil ki mana güllüğünün gülü bu su ve topraktan açılır.312/5) [= Ey Bâkî. bir yandan da elindeki defi çalarak gösterisini seslendiriyordu.23/4 âb u gil: İnsanın balçıktan yaratılması Kur’ân’da 6. şairin beyitte yer verdiği çadır . çâder. Vücudun âb u gil diye nitelenmesi başka şairlerce de tercih edilen bir yaklaşımdır: vücûduñ hâkini ter tut gözüñ yaşıyla ey bâkî gül-i gülzâr-ı ma‘nâ açılur bu âb u gilden bil (Bâkî: Dîvân:G. çarh-ı felek ve sûret ifadelerinin yer alması sebepsiz değildir. Anlaşılan lu‘betbâz. hem Selîkî’nin beytinde hem de aşağıdaki öbür örneklerde görüleceği gibi. kendi hamurunun. “Filhakîka biz insanı selsâl’den [kuru çamurdan]. ruh ise saraydır.] Selîkî bir başka beytinde. bugünkü gölge oyununda olduğu gibi bir çadırın içinden ya da perdenin arkasından çeşitli tasvirler sergileyerek oyun yapıyor. hileci’ anlamındadır. En‘âm: 2. insanları eğlendirmek için bir çadırın içinde kuklalarla Kargöz oyununa benzer gösteriler yapan veya bir perdenin ardından çeşitli göz bağcılık hünerleri sergileyen meslek erbabının da adı olduğu anlaşılmaktadır. 28.25/2 lu‘bet-bâz: Metinlerde genellikle lu‘bet-bâz kelimesi ‘oyuncu. çeşitli tasvirleri film şeridi gibi dönerek harekete geçiren bir düzenek kullanıldığını da akla getiriyor. vücut toprağını gözyaşıyla sula. sarây-ı cân u dil insanın manevî varlığını.22/5). Şair kendisine seslenerek iç dünyasını düzeltmesini dışıyla ilgilenmemesini istiyor. Beyitte lu‘bet-bâz. Benzeri bir ifade başka bir beyitte de vardır (G. mesnûn [değişken. âb u gil ma‘mûresi ise maddî varlığını temsil etmektedir. Hicr: 26. G. Özellikle çenber veya çarh-ı felek ifedelerinin geçmesi bütün bu işlemleri gerçekleştiren. gözyaşları ve sevgilinin mahallesinin toprağından yoğrulduğunu söylüyor (G.

Tanrıdır. sandallar üzerinde hanendelere şarkılar söylettiği. böylece âdeta bir cennet bahçesi tasvir ettiği. Sûret “araz”dır. gemileri karada yürüttüğü. sûret. sûretle ve sûret biçiminde tezahür eder. daimîdir ve bütün bunlar. “Her şeyin görünen biçimi ve vasıfları sûrettir. mânâdır. Kim sana git de bu dünya denilen göz bağcıya çember ol diyor. bir perdenin ardına gizlenme ve çeşitli hayaller gösterme gibi unsurlarla bire bir örtüşüyor: “pes ol mahalde bir harîf-i lu‘bet-bâz ve bir zarîf-i ‘arbede-bâz bir hayme-i zü ’l-‘acâyib ve bir perde-i bü ’l-garâyib meydânda nâzükâne gelüp kurdı ba‘dehu envâ‘-ı temâsîl-i garîbe perde ardından yürütdü ve kendü hicâb içinde kalup bir mikdâr san‘atin sürütdü. sofralar kurup güzelleri oturttuğu. Vahdet-i vücutçularca mânâ. bazı kukla ve tasvirleri canlıymış gibi gösterip kuşlar uçurduğu. Benzeri beyitlerde aynı ortak unsurlar vardır: kâmetüñ ham eyleyüp her nâ-kese verme selâm dehr lu‘bet-bâzına kim der saña var çenber ol (Hayâlî Beg: Dîvân: 259/G. Sûretlerde sayı vardır. bu felek denen göz bağcı pes etti.VII/8) [= Bu seçkin eğlence gün gibi görününce. yani kendi kendisine ve başlı başına duramayan. Mânâ ise “cevher”dir. beyitteki ifadelerin dönemin eğlence hayatının bir yansıması olduğunu göstermektedir. s-v-r) ‘biçim. Murad’ın 1582 şenliği: AND: 40 Gün 40 Gece: 79.2/3) [= Eğilip de her alçağa selâm verme.] sûret (< Ar. hepsinden de münezzehtir. sûret düzülür. bütün kâinattır. yani başlı başına ve esasen vardır. Fakat mânâ. onun zuhuru olmakla beraber o. kılık’ demektir. olamayan bir şeydir. meclisler kurup yedirip içirttiği ve bir ejderha çıkarıp insanları yutturduğu anlatılır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 75 kurma. Devamında göz bağcının çeşitli gösteriler yaptığı.” (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 75 . Sûret biçiminde tecellî eden.] çü oldı gün gibi rûşen bu ‘işret-i mümtâz kodı el arkasın yere çarh-ı lu‘bet-bâz (Yahyâ Beg: Dîvân: TB. Bütün bu bilgiler.” (III.). bozulur. s.

25/3 hüccet: “Hâkim huzurunda ikrar ve takrir ve akit ve vasi tâyini ve bir hususa izin verilmesi gibi hükmü ihtiva etmiyen hususlar hakkındaki vesikalar hakkında kullanılır bir tâbirdir. “Bu dünya hayat bir eğlence ve oyundan ibaret ve hakîkaten son yurt işte hâlis hayat o! Amma bilselerdi.). davacının alacaklı olduğunu gösteren senet yerine geçmektedir. ayetlerde de yer alan. bürhan. al kâğıda yazılmış ayva tüylerinin senet olmasıdır. 38. Hepsinin ardındaki felek veya kader diye nitelendirilebilecek olan gizli göz bağcı. Ankebût: 64. Ayva tüylerinin hüccet diye nitelenmesi sık rastlanan bir yaklaşımdır: dil ü cân nakdini emrî budur kılduguma pîşkeş yazılmış âl kâgıdda hat-ı ruhsârı hüccetdür (Emrî: Dîvân: Mk. s.).] . kavil veya fiilin sübutuna medar olan nesne demektir. Arapça bir kelime olan hüccetin lügat mânâsı delil. Bu açıdan beytin.151/2) [= Ey Emrî.Ömer ZÜLFE 644. Bu dünya denilen çadırın içerisinde görünen her şey bir gölgeden ve görünüşten ibarettir. 865. (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: I. can ve gönül akçesini armağan etmemin sebebi. Şer‘iyye mahkemelerinden verilen hüccetler tâlik yazı ile yazılırdı. Eskiden bir hükmü havi olsun olmasın hâkim (kadı) tarafından hukukî bir hâdiseye dair tanzim olunan vesikaya bu ad verilirdi. Sevgili ayva tüylerini delil olarak sununca. Cem‘i hücec gelir. aşk hâkimi âşığın canını vermesi gerektiği kararına varır. Selîkî’nin bu beytini tasavvufî zeminde değerlendirmek gerekir. G. çeşitli oyunlar yaparak insanları oyalamaktadır. Eski hukuk ile ilgili bilgilerle donatılan bu beyti şairin kadılık vazifesini icra etmesinin bir ürünü olarak kabul etmek gerekir.” (Kur’ân: 29. Bu vesikalarda hâkimin imzası vesikanın altında değil üstünde bulunurdu. s. Burada ayva tüyleri yazılı belge.) mealindeki bilgiye dayandığı söylenebilir.

Mutlaka tarî. taze ve siyrâb nesneye de denir meyve ve cevahir gibi.037/3) [= Her ne kadar yazı kurtulmağa sebeb olsa da beni ayva tüylerin belgeyle kul eder.61/5): âbdâr “Bir nevi otluktur. Bu anlayışta şiirin kaynağının ilham olduğu yönündeki inanış da önemli bir yer tutmaktadır. Aşağıdaki ilk iki örneğe göre bu iki kelime. sûznâk ‘yakıcı. âbdâr kelimesinin ‘sulu. şiir kalemin ne maharetli bir büyücüdür. sûznâk kelimesinin ‘dokunaklı.1: 95a. ağlamaklı’ anlamındadır. kelimelerin ‘sulu’ ve ‘ateşli’ anlamlarına çağrışım yapılarak ateşle suyun bir araya gelemeyeceği söylenmekte ve keramet gösterildiği veya büyü yapıldığı iddia edilmektedir. ateşli. su gibi sözlerle ateşli anlamlar birbirine kaynaşıyor. Suyunu bulmuş kılıca. Örnekler: hâme-i şi‘rüñ ne sâhirdür sinânî kim bulur âbdâr elfâzla ma‘nâ-yı pür-sûz imtizâc (Sinânî: T.) [= Ey Sinânî.25/4 keyfiyyet-esrâr (G. içinde bulunulan durumu nitelemek için hâlet kelimesi şairlerce özellikle seçilmektedir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 77 beni hattuñ kul eyler hüccet ile olur hat gerçi kurtulmaga bâ‘is (Nev‘î: Dîvân: G. sûznâk ise mana yönünü ifade etmektedir. gam. gubâr. Esrar sarhoşluğunu ifade eden keyif ve keyfiyet ve bunun sonucu. G.25/6 âbdâr-sûznâk (G. hurma lifine şebîh olur. 40. s. keyfiyyet ve hâlet ‘keyif verici madde’ anlamında geçen kelimelerdir.] 77 . Bir arada kullanıldıklarında.46/2): esrâr. açıklığı ve söyleyiş güzelliği. dokunaklı.] 39. Bu tür beyitlerde en önemli nokta.). kelimelerin uyuşturucu madde anlamlarıyla îhâm-ı tenasüp oluşturulması ve beytin ilk anlamının ardında çağrışım yoluyla yeni bir manzara canlandırılmasıdır. coşkun. parlak’ anlamı ışığında şiirin akıcılığı. şiir için sıfat olarak kullanıldığında âbdâr şiirin lâfzî yönünü. içli. hançere ve sair âlâta dahi ıtlak olunur.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 4. coşkun’ anlamı ışığında ise şiirin anlam bakımından etkileyiciliği nitelenmektedir. G.

Ey Ulûmî.Ömer ZÜLFE ma‘nâ-yı sûznâki elfâz-ı âbdârı cem‘ ede miydi hâmeñ ger olmasaydı sâhir (İshâk Çelebî: Dîvân: G. ‘su.] .42/2) [= (Ey İshak) Kalemin büyücü olmasaydı. doğanın da değerli bir kuş olması önemli bir yer tutar. ateşli anlamlarla su gibi sözleri bir araya toplayabilir miydi?] âbdâr elfâz ile sûz-ı yetîmî der gören sâmirî sihri degül mi zarf olmak nâra su (Yetîmî: T.] Selîkî’de şiir ıstılahı olarak yer almadığı zaman âbdâr kelimesi.26/1 hümâ-şehbâz: Âşığın kendisini yükseklerde uçan bir hüma kuşuna veya bir doğana benzetmesi şairlerin sıkça işledikleri hayallerdendir. Kuşluğumdan Anka gibi nice kuşlar kaçırdım. fezâ-yı ‘arşdayuz hem-cenâh-ı tâ’ir-i kudsüz bülend-mertebe bâzuz hümâ-yı sidre-mesîrüz (Yakînî: Dîvân: G.075/3) [= Arş göğündeyiz. kutsî kuşlarla kanat çırparız. Değeri yüksek doğanız.141/2) [= Kolu kanadı kırık bir kuş isem ne var? (Aslında) hüma avlayan doğanım. “Suyun ateşe kılıf olması Sâmirî sihri değil midir?” der. sulu’ anlamında kullanılmakta.] n’ola ger murg-ı zâr-ısam yine bâz-ı hümâ-saydam nece ‘ankâ gibi kuşlar uçurdum murgzârumdan (Yakînî: Dîvân: G.) [= Su gibi şiirlerle gönül ateşini yatıştırır. Sidre’de gezinen hümayız.) [= Su gibi sözlerle Yetîmî’nin ateşini gören. âbdâr ise parlaklık bakımından sevgilinin yanaklarını nitelemektedir.1: 466b. çünkü su ateşe dokunsa onu sâkinleştirir. Bu benzetmede hümanın yükseklerde uçması. G.1: 466a.] âbdâr eş‘âr ile sûz-i dili teskîn eder ey ‘ulûmî sâkin eyler çünki erse nâra su (‘Ulûmî: T. sûznâk renk ve yakıcılık bakımından sevgilinin dudaklarını. 41.

G. Beyitte nasîb kelimesi bu âdete işaret etmek amacıyla özellikle seçilmiştir. ‘Oku menzilin ötesine atmak’ demektir. Talip. Ayrıca deyim olarak ‘dikkate almamak. Konuyu daha iyi açıklamak bakımından. Anlı şanlı anka hiç sivrisineğe av olur mu?] da‘vî-yi ‘ışk eylemek mecnûna ben şeydâ ile bir meges da‘vâ-yı pervâz etmedür ‘ankâ ile (Hayâlî Beg: Dîvân: 354/G. Âşığın oka benzetildiği beyitte. kabza alacak atıcı şeyhin önünde yere diz çöker.24/1) [= Mecnun’un ben çılgın ile aşk iddiasına tutuşması. Büyük Kabza Alma Töreni’nde Destar Bozarak birinci gelen atıcıya uygulanan merasime göz atmak yerinde olur: “Şahitlerin bu biçimde tanıklık etmesiyle (900) gezden yukarı ok attığı belirlenince. çilesi yere gelecek biçimde bir yay önüne konulur. ankanın yüceliği ile sineğin aşağılığı tezat oluşturacak biçimde yer almaktadır. değer vermemek’ manasındadır. s.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 79 42.027/6) [= Her yeni yetme.okçuluk ıstılahlarındandır. Selîkî’nin anlam incelikleriyle süslü bu beytinde dikkati çeken bir ifade de el öpmek’tir. G. Bunun yanı sıra oku çekenler yâ nasîb diye bağırırlar (AKSOYAK: “Dîvân Şiirinde Okçuluk Terimleri”: 18. Beyitte iki anlama da çağrışım yapılıyor. Kabza kısmı yukarıya.27/1 ‘ankâ-meges: Sevgili ankaya. onu uzaklara atacak olan sevgili yayı çekerken oku da tutacak böylece âşık onun elini öpmüş olacaktır.). Bununla birlikte bir de el öpmenin okçuluk ıstılahı olarak anlamı vardır. Başka şairlerde de aynı yönde söylenmiş örnekler vardır: murg-ı ‘ışkı sayd ümîdin etmesün her bü ’l-heves hîç olur mı peşşeye ‘ankâ-yı ‘âlî-şân şikâr (Yakînî: Dîvân: G.31/1 nasîb-el öp-yabana at-: ok gibi yabana at. aşk kuşunu avlamayı ümit etmesin. bir sineğin anka ile yarışmağa kalkışmasına benzer. âşık ise onu avlamağa çalışan bir sineğe benzetilmekte. sağ elini yayın kabzasına koyup kaldırarak parmaklarının içe gelen kısmını 79 .] 43.

hattâ her zerrenin devir ve hareketinin bir temsîlidir. Yukarıdaki bilgilere göre el öpmek ifadesi bir okçuluk ıstılahı olarak kabul edilebilir. musikiye uyarak sağdan sola. 305. Talip üstadının önünde diz çöküp elini öpünce üstadı. sol elinin parmak uçlarını kabzanın üzerine koyup. çırağının sol kulağını sağ eliyle tutarak öğüt verir. s. Sağdan sola doğru dönülür ve sol ayak yerde sâbit kalır. sağ ve sol elleriyle belli bir usul içerisinde hırkayı tutarak. kollarını açarak dönmektir (GÖLPINARLI: Mevlevi Âdâb ve Erkânı: 40. eski Yunan filozlarında da mevcuttur. Şair tevriye-îhâm yoluyla bu âdete imada bulunmaktadır.31/2 semâ‘: Mevlevî tarikatında. unsurlarla feleklerin birleşmesinden cansızlar.” (GÖLPINARLI: Mesnevî: II. sol ayak . der. sağ elini de bu sol elinin üstüne (avuç içi avuç içine gelecek biçimde) koyarak iki eliyle yayı havaya kaldırır ve sol elinin üstünü öper. tennureliyse. Bu. dönmektir. güzel ses. Sonra ayağa kalkıp şeyhin elini öpünce şeyh: -Götürün üstadı kabza versin. nebatlar ve hayvanlar vücut buluyorsa filozof da hareket-i şevkiye ile feleklere uyup dönünce kendisinden fikirler ve hakikatler meydana gelir. semâa başlamış ve Divan-ı Kebir’indeki o harikulade gazelleri hep semâda söylemiştir. Mevlevî semâı olmuştur ki bu.. s. Ruhî bir hâletten başka bir şey olmıyan ve semâ denen bu dönüş ve raksediş. sağ ayakla sol yana çark atılır. G. dinlerken coşup kendisinden geçerek hareket etmek. nasıl “hareket-i şevkiye” ile dönüyor ve bu dönüşten tabiatlar ve tabiatların mazharları olan unsurlar meydana geliyor.Ömer ZÜLFE öper. Şems’le buluştuktan sonra onun teşvikiyle.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 390. Onlara göre felekler. Zamanla remizleşmiş.). müzik dinlemek. 44. “Semâ’ ve simâ’. kâinâtın.). Mevlana.. hırkalıysa. “Sofilerde çok eskiden beri güzel seslilere şiirler okutup çalgılar çaldırarak vecde gelmek ve kalkıp dönmek ve raksetmek âdeti vardır. Başka bir el öpme biçimi de şöyledir: Öbür işlemler aynen yapıldıktan sonra. s. bir dînî rakstır ve ibtidâî dinlerde de vardır. Vekilharç atıcıyı üstadının önüne götürür.).

.] 81 . G. lâlenin yine parmağı üzerinde lâl renkli bir çanağı var. sevgilinin vasıflarını duyunca döndüklerine göre. Gül suyu hakkında eski tıp kitaplarında şu bilgiler var: kurudur issidür tab‘ı gülâbuñ verür soguk yürege magza kuvvet velî ishâle kemdür lîk bulur şarâb-ı kuzu kulagıyla sıhhat (Şeyhî: Nazmu ’t-Tabâyi‘: 371.31/2 kâse-bâz: Parmağında ya da bir çubuğun ucunda birkaç tabağı çevirerek gösteriler yapanlara kâsebâz denir. âşıkların toprağından yapılmış olmalıdırlar. Baş ağrısını geçirmek için gül suyu kullanıldığı anlaşılıyor. sudâ‘(< Ar. Benzeri örnekler şunlar: kâse-bâz olmış çimen hengâmesinde var yine barmagı üstinde bir la‘lîn çanagı lâlenüñ (Zâtî: Dîvân: G. gül-âb) ‘gül suyu’ demektir.). kuru ve sıcaktır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 81 geriye doğru sürülürek gene sola doğru yürünür. Soğuk yüreğe güç verir.] 46.674/4) [= Çimen kalabalığında bir kâsebaz olmuş. Beyitte bu gösteriye işaret vardır. Ancak kuzukulağı şerbetiyle bu zarar ortadan kalkar. senin aşk meclisinde.] kâse-bâz-ı âhum oynadur alup barmagına bezm-i ‘ışkuñda yedi çînî tabakdur âsmân (Enverî: Dîvân: G.” (GÖLPINARLI: Şeyh Gâlib Divan’ından Seçmeler: 219. ah kâsebâzımın parmağına alıp oynattığı yedi tane çini tabaktır. s. İnce bir hayalin işlendiği bu beyitte kâseler. s. s-d-‘) ‘başın çatlayacak gibi ağrıması’ anlamına gelir. zihni açar. 45. Gelgelelim ishale zararlıdır.202/2) [= Gökyüzü. [= Gül suyunun yapısı. G. 27).31/4 gülâb-sudâ‘: gülâb (< F.

dışarıya çıkmamak.] Âşığın gözyaşlarıyla sevgilinin gül yüzünün yansıması bir gül suyu manzarası oluşturuyor. âlemin baş ağrısını sen giderirsin.Ömer ZÜLFE ıssıdan olsa gülsuyı kâfûr et tılâyı aña kabak yagı sür (Nidâ’î: Dürr-i Manzûm: 181. zarurî ihtiyaç olmadıkça kimseyle görüşmemek. Bazı mezheplerde.).) [= Baş ağrısı sıcaktan olunca.106/2) [= Nergis başını dağlayıp ilâç etmeye çalıştığına göre galiba sarhoşluk ağrısı artıp müzmin baş ağrısı hâline geldi. bazılarında muayyen camilerde olabilir. cuma kılınan her camide olur. aşk ve şevk ile dolu bir âlemdir. Beyitte ince bir hayalin işlendiğini söylemek mümkün. Meyhaneyle kastedilen tekkedir. Şair mescitleri bırakıp meyhaneyi yurt edindiğini söylüyor.11/15) [= A sultan.] 47. bilhassa son on gününde. 693. s. konuşmamak. niyetle i‘tikâf olabilir. “Meyhâne: Ârifin bâtınına derler ki. Bazılarında bir an dahi. bir camiye girip ibâdetle meşgul olmak. G. “Ramazan’ın. Göklerin şişesi boşuna çiyden gül suyunu akıtmasın. Bazı mezheplerde üç günden aşağı olmaz. Huzur .” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebir: VII. ilahî şevkin hakikat ve marifetleri ile doludur. gül suyu.] Aşağıdaki beyitten sudâ‘’ın başın dağlanmasıyla da tedavi edildiği sonucuna varılabilir: humârı gâlib olup var-ısa kazandı sudâ‘ ki başına dögün urup ‘ilâc eder nerkis (Mesîhî: Dîvân: G. o. kâfur ve kabak yağından merhem yapıp sür.”.33/5 mu‘tekif-harâbât: i‘tikâf. b. “Meyhane köşesi her türlü ihtiraslardan uzak. Gül suyunun baş ağrısına iyi geldiğine başka bir örnek: şîşe-i eflâk akıtmasun gülâb-ı şebnemi kim sudâ‘ın ‘âlemüñ sen def‘ edersin ey emîr (Mesîhî: Dîvân: K. İtikâfa girmiş kimseye mutekif denir.

Mürşid-i kâmil orada aşk şarabını sunan pîr-i mugandır. İkincisi kendisini Leylâ’dan ayrı görmemeli başkalarıyla bir tutmamalıdır.). s. G.” (TARLAN: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: 20. Hatta ‘genelev’ anlamına geldiği de bilinmektedir (TEZCAN: Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar: 195. bira ve rakı içilirdi. Meyhane hizmeti görmesinin yanında batakhane özelliği de taşımaktadır. Leylâ’nın çanağı kırmasının altında iki sebep yatmaktadır. Mecnun bu duruma sevinir.34/3 Leylâ-kâse kırmak-vefa: Leylâ günün birinde hayır yapmak amacıyla yemek dağıtır. gam yemeli aşa meyletmemelidir. Mecnun da öbür ihtiyaç sahipleriyle birlikte sıraya girer ve elindeki çanağı uzatır. s.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 83 ve kemal oradadır. onları kadınların odalarının açıldığı bitişik bir avluya götürürlerdi. Bu davranış görünüşte cefa ise de aslında vefa örneğidir. Tasavvufî anlamı bir tarafa bırakıldığında kûy-ı harâbât’ın oldukça kötü vasıfları vardır.). Leylâ kepçeyle vurarak çanağı kırar. Aş verme işini de bizzat kendisi üstlenmiştir. Bu hadiseyi Güvâhî Pend-nâme’de şöyle anlatıyor: hak içün aş edüp bir vakt leylî yedürdi halka hayr eyledi haylî kazanlar üzre turuban ayagın verürdi aşı sunana çanagın meger mecnûn da çanak sundı vardı anuñ çanagını kefçeyle urdı uşandı anda mecnûnun çanagı sevindi görüben mecnûn o lâgı 83 . Bu bilgi de harâbât’ın yalnızca meyhane olmadığını gösteriyor. “Bâzâr-ı Harâbât bir sıra dükkândan oluşurdu ki.). Bu dükkânları aracılar tutarlar. s. müşterileri karşılarlar. Birincisi Mecnun dert çekmeli. 48. burada şarap. çünkü Leylâ onu başkalarıyla bir tutmamıştır.” (MAZAHERÎ: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları: 76.

Kazanların başında durup. Bu arada Mecnun da gidip çanağını uzattı. (Leylâ) onun çanağına kepçeyle vurdu. ben de herkes gibi olurdum”.Ömer ZÜLFE dediler ey za‘îf ü haste vü zâr ne iş etdi saña gör ol cefâ-kâr eder aş verüben kamuya ‘izzet senüñ sıdı çanaguñ zî-mezellet dedi siz añlamazsuz âli vardur ben-ile anuñ özge hâli vardur egerçi zâhiren ol iş cefâdur hakîkatde velî ‘ayn-ı vefâdur vereydi aş baña dahı o dilber olurdum ben de halk ile berâber bu işde var iki ma‘kûl tevcîh ki mecnûna beşâretdür o tenbîh biri bu kim dedügi oldı leylî gamum ye eyleme sen aşa meyli ikinci bu ki ben senven çü sen ben neçün gayrılar işin işledüñ sen bu ne bîgânelik kim edersin ikilik yolına neçün gidersin (Güvâhî: Pend-nâme: 12351246. b. O güzel bana da aş verseydi. Aş dağıtırken herkese ikram ediyordu. halkı doyurup hayır yapıyordu. “Ey zayıf. çanağını uzatana aş veriyordu. Görünüşte o iş cefa ise de. Ona. Leylâ’nın bu davranışı gerçekte Mecnun için sevinç kaynağıdır. “Sen benim gamımı ye. o cefalı yâr sana böyle ne işler etti.) [= Bir zaman Leylâ Allah için yemek dağıtıyor. gerçekte vefanın ta kendisidir. Bu vuruşla Mecnun’un çanağı kırılıverdi. onunla benim aramda bambaşka bir hâl var. hasta ve dermansız. (Mecnun). Mecnun bu cilveyi görünce sevindi. “Siz anlamazsınız işin içinde iş var. Bu işte akla yatkın iki yorum çıkıyor: Birincisinde Leylâ. aşa . ama seni aşağılayarak çanağını kırdı” dediler.

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 85 meyletme” demekte.] Bu hikâyeye işaret eden başka örnekler: ser-i ferhâddur yâhōd delinmiş tîşe zahmından ya kaysuñ dest-i leylâda şikest olan çanağıdur (Hüdâyî: Dîvân: G. ne diye yabancı gibi duruyor.] kâkül-i dost sıdı göñlüni ben mahzûnuñ der gören kâsesini leylî sımış mecnûnuñ (Ahmed Paşa: Dîvân: G. ikincisinde ise “Ben senim ve sen de bensin ne diye başkaları gibi davranıyorsun. G. ‘seçim gücü’ anlamıyla birlikte elde ol. “Leylâ Mecnun’un çanağını kırmış” der. saçı’. n-s-r) ‘saçmak.35/5 nisâr: nisâr (< Ar.) [= Ya Ferhad’ın kazmayla delinmiş başı.] 49. Sultanların. Benzeri örneklere sıkça rastlanır: şarâb-ı ‘ışk-ıla mestem gidüptür ihtiyâr elden güzeller sevmede sofî anuñ’çün ihtiyârum yok (Şem‘î: Dîvân: G.] 50. Gören.ve elden çıkifadelerinin özellikle seçildiği söylenebilir. ‘yaşlı’ anlamı söz konusu edildiğinde pîr-i mugân’ı da hatırlamak gerek. ikilik yoluna gidiyorsun” demekteydi.] pîr-i mugânı mey-kedede görmedüm bugün anuñ’çün ihtiyârsuz aglar gözüm müdâm (Yakînî: Dîvân: G. bir şehri ziyaretlerinde av veya bir başka 85 .172/1) [= Sevgilinin kâkülü. Ey sofu. bu mahzunun gönlünü kırdı. 25a.123/2) [= Bugün meyhaneciyi meyhanede görmedim. seferden dönüşlerinde.041/5. G.98/6) [= Aşk şarabıyla sarhoşum kendimden geçmişim. ya da Mecnun’un Leylâ elinden kırılan çanağıdır.34/4 ihtiyâr: Kelime ‘seçim gücü’ ve ‘yaşlı’ anlamları arasında çağrışım yapacak biçimde kullanılıyor. Onun için elimde olmadan durmaksızın ağlarım. onun için güzelleri sevmekte iradem elimde değil.

her zaman ayağına saçmak için. kuyu dolabı gibi. baştan başa gözden geçirdim. âşıkların gözyaşlarıyla beslenmesine bağlıyor. atının da ayağına inci saçıldığı. G. Hassaten dûlâb-ı mahuttur ki Türkîde dahi müsta‘meldir.Ömer ZÜLFE sebeple saraydan çıktıklarında. 52.). G. Selîkî’nin beytiyle benzerlik gösteren örneklerden birkaçı şunlar: gözüm merdümleri pür etdi rengîn dürle dâmânuñ nisâr etmek içün pâyuña cânâ neçe demlerle (Figânî: Dîvân: LXXXIV/2) [= A can. Şair burada. “ma‘rûf meyvedir ve erâk ya‘nî misvâk agacınuñ . Dökülen gözyaşımı. üvez ağacı’. ‘-n-b) (sorbus aucuparis) ‘kızıl iğde. Bu âdetin işlendiği birçok örnek vardır.] nisâr-ı hâk-i pâyuñ lâyıkı bir gevher isterdüm kamu gözden geçürdüm katre katre eşk-i galtânı (Fuzûlî: Dîvân: G. Şair gözlerini çanağa. “Hareket-i devriyesi olan nesneye denir. bahçe sulamağa yarayan bir düzenektir. s. Hatta sultanın değil. gözyaşlarını inciye benzetiyor ve göz çanağından gözyaşı incilerini sultan konumundaki sevgilinin veya atının ayakları altına saçıyor. göz bebeklerim eteğini parlak incilerle doldurdu . damla damla. Bu yüzden beyitteki anı ayagına ifadesi atı ayagına biçiminde düşünülebilir.36/1 dōlâb: (< F.] 51. Su dolabı. dönen gökyüzünü bir dolaba benzetiyor ve bütün cihanı sulayabilmesini. ipek dolabı. elbisenin etek kısmına doldurularak da saçıldığı anlaşılıyor. geçtiği yerlere kumaş yayıldığı bugüne ulaşan bilgiler arasındadır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 425.37/2 ‘unnâb: (< Ar.CCLVI/6) [= Ayağının toprağına saçmağa lâyık bir inci istiyordum. su veya hayvan yardımıyla döndürülen. s.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 188.). dûlâb). basacakları yerlere ve ayaklarının altına inci veya başka değerli mücevherlerin saçılması âdetti. Dolap. Beyitlerden inci ve mücevherlerin yalnızca tabak ve çanakla değil.

bir metni açıklamak. Ayrıca.] 53. Müshilatta istimal ederler. “Bu isimle maruf meyvedir. s. Âşığın gözyaşları hünnap renginde yani kırmızıdır. 484. ‘unnâbî ‘hünnap renkli’ demek olduğu gibi bir lâl çeşidinin de adıdır. Ayva tüyleri. anlam da tam oturmuyordu. 87 .” (ŞİRVÂNÎ: Tuhfe-i Murâdî: 136. 214).). Başka şairlerde de ayva tüylerinin sevgilinin güzelliğini açıklayan şerhe teşbihi sık sık rastlanan bir durumdur.38/2 şerh-hatt: Beyitte iki hece eksik çıkıyor.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 87 yemişine denir ki butm kadr ü kemâl-ile oldukda siyâh ve bir mikdâr halâvetli olur edviyedendir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. ayrıca lâl taşıyla ilgili anlamına ve kanı azaltmakta kullanıldığına işaret eden bir beyit: gözüm çün toptolu kandur aña göster leb-i la‘lüñ demi gâlib olan merdüm olur ‘unnâbdan mahzûz (T. Bu durumda bütününe bakılarak beyit onarıldı.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 793.81/4) [= Gözüm kanla dopdoludur. G.). sayfaya şerhi sığdırmak için küçük toz gibi bir yazı çeşidi olan gubârî hattın seçildiği düşünülebilir. 54a/1). Mahbubun lebinden dahi kinaye-i şairanedir. Kanı fazla olan adam hünnaptan hoşlanır. “altıncı sınfa ‘unnâbî derler rengi ‘unnâb rengine beñzer kıymetde sârekîden ednâ durur. s. s. Bunun sebebi de sevgilinin hünnap renkli dudağının hayalinin. âşığın gözünde kalmasıdır. ş-r-h) “müşkil ve mübhem ve mahfî makûlesini keşf ve izhâr eylemek ma‘nâsınadır ve kesmek ma‘nâsınadır ve açmak ma‘nâsınadır ve fehm eylemek ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. Tercih edilen lebüñ kelimesinin yerine ruhuñ kelimesi de getirilebilir. Ayva tüyü benzetmesine bakarak. inceliklerini göstermek için metnin kıyısına veya satır aralarına yazılan şerhe benzetiliyor. sevgilinin dudaklarına ve âşığın gözyaşlarına benzetilmesine delil teşkil eden. Tasfiye-i dem hususunda bî-nazirdir. Hünnabın. ona lâl dudağını göster. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. şerh (< Ar. la‘l-i ‘unnâb tamlamasının hem ‘hünnap renkli dudak’ hem de ‘‘unnâbî la‘l’ anlamlarına geldiği düşünülebilir.

“Sandık tahtadan yapılmış olup. atış bu beyaz kısma yapılır. s. ayağının tozunun keyfiyetini iyice inceleyip toz yazıyla kan saçan gözün akına yazmışlar.39/4 oh mahal: Okçulukla ilgili bir ıstılah olarak kabul edildiğinde bu ifadenin nişan veya darb atışlarındaki ‘hedef’i temsil ettiği akla gelmektedir. 403.] idrâk-i ‘akl erişmeye şerh-i cemâline hat yazmaz ise hâşiye hüsnüñ kitâbına (Necâtî Beg: Dîvân: G.5) ve yüksekliği (3) karıştır.479/8) [= Ayva tüyleri güzelliğinin kitabına açıklama yazmazsa.139/5) [= Güzellik kitabını ayva tüylerin uzun uzadıya açıklar.] havâss-ı hâk-i pâyuñ şerhini tahkîk edüp merdüm gubâr ilen beyâz-ı dîde-i hûn-bâra yazmışlar (Fuzûlî: Dîvân: G. Belini kemerin derli toplu anlatır.). Okçulukta nişân veya sanduk adı verilen hedefin biçiminin insan göğsünü andırması.LXVIII/2) [= Halk. “Nişan. boyu (4). Bir de buradaki oh kelimesinin ‘ok’ ve ‘oh. ne hoş. iyi’ biçiminde iki anlama gelecek şekilde özellikle seçildiğini söylemek mümkün. ifadenin beyte kattığı anlamı biraz daha zenginleştirmektedir.” (KAHRAMAN: Osmanlı Devletinde Spor: 396.Ömer ZÜLFE Fuzulî’nin aşağıdaki beyti şerhlerin gubârî yazı ile yazıldığına delil kabul edilebilir: kitâb-ı hüsni hatuñ şerh eder ‘ale ’t-tafsîl miyânuñı kemerüñ añladur ‘ale ’l-icmâl (Me’âlî: Dîvân: G.”. eni (2. genellikle sepet veya bir tahta üzerine. beyaz boya ile yapılmış çenber biçimi olup. Kelimenin bu yöndeki kullanımlarına şu beyitler örnek gösterilebilir: .] 54. G. aklın anlayışı güzelliğini anlamağa yetmez. İçi ağzına kadar pamuk çekirdeği ile doldurulur.

] tîrine cân vereyin yayına kurbân olayın oh ne yaraşmış eyâ enverî sadak (Enverî: Dîvân: G. Hutbede Allaha hamdedilir.40/3 seg-sifâl: Sevgilinin mahallesindeki köpeklerin çanağından yemek bir alçak gönüllülük gösterisidir.] 56. yerdeki çanaktan yemek yediği rivayet edilir. can o zaman sevinip dedi.064/2) [= Sokağının köpekleriyle aynı çanaktan yemek.).] kaçan kim tîr-i gamzeñ câna geçdi sevinüp cân dedi oh uşda mesken (Çâkerî: Dîvân: G. Bunun yanı sıra sevilene ne kadar değer verildiğini sergilemenin de bir yoludur.96/4) [= Ne zaman kıyıcı bakışının oku cana geçti. sadak ne güzel yakışmış. G.41/3 hutbe okut-: “Müslüman memleketlerinde cuma ve bayram namazlarıyle yağmur vesair toplu dualarda hatip tarafından irad edilen hitabe. Akşemseddin [1390-1459] ile Hacı Bayram-ı Velî [ö. 1430] arasında geçen böyle bir vaka kaynaklarda kayıtlıdır (YURT-KAÇALİN: Akşemseddin Hayatı ve Eserleri: 48. bunu 89 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 89 geldükçe okı sîneye oh dersin egerçi sakın çekilicek verür ey dil saña zahmet (Emrî: Dîvân: G. Özellikle tasavvuf ehli arasında bu tür davranış biçimlerine rastlanmaktadır. Cuma hutbesi farz-ı ayn olup öbürlerinde bu şart yoktu. G.144/5) [= Ey Enverî. Bir örnek: seg-i kûyuñla hem-sifâl olmak ulu ni‘met büyük sa‘âdetdür (Yakînî: Dîvân: G.62/4) [= Ey gönül. bundan sakın çünkü çekilince sana zahmet verir.] 55. yayına kurban (ok çantası) olayım. “İşte mesken”. ulu nimet büyük mutluluktur. Akşemseddin’in Hacı Bayram’a olan bağlılığını göstermek için. oh. oku göğse geldikçe oh dersin. onun okuna can vereyim. s.

G.) salâvat takip eder.” (SERTOĞLU: Osmanlı Tarih Lûgatı: 154.). ceketini de ters çevrilmiş giyerek ip üstünde sıçrayıp raks ediyordu. m. bunlara Evliyâ Çelebi pâçilebâz adını veriyor. at tüccarı.42/3 cân-bâz: (< F. Bir kısmı gerilmiş ip üzerinde yürüyüp hüner gösterenler ki. Müslümanlar dine sarılmağa davet olunur. Cambazların ellerinde meşale bulunduğu hâlde ayaklarına yağ sürerek gösteri . 58. Ötekiler ise yüksek direklere. cân-bâz) ‘canıyla oynayan. Hüsrev. İp üzerinde takma tahta ayaklarla yürüyenler de vardı. Cambazlar Osmanlı eğlence hayatında önemli bir yer işgal eden. 1582 yılındaki sünnet düğününde kimi ip üzerinde sırtında birini taşıyarak yürüyor.41/4 mu‘ammâ-ad çıkarmak: mu‘ammâ. ‘ün salmak’ ve ‘bilmecedeki gizli adı bulmak’ anlamlarına gelecek şekilde kullanılmıştır. Şîrîn’e kavuşmakla. s.). s. ipler üzerinde tehlikeli gösteriler yapan oyunculardır. bir kişi adı çıkacak biçimde yazılan manzum veya mensur bilmecedir. dikili taşlara (At meydanı’ndaki dikili taşlara olduğu gibi) tırmanıyorlardı. cesaretli. sonuçta dua ile sona erdirilirdi. G. sevgilisine kavuşamayarak canını veren Ferhad’dır. tehlikeli gösteriler yapan kimse. pehlivan’. ip üzerinde gösteri yapan. gözü pek. bunlara özel olarak rismân-bâz deniyordu (yani ipte oynayan). Bir başka cambaz on kılıcın keskin yanını ayaklarına ve bedenine bağlayıp ip üzerinde öyle yürüyordu. Memlekette kim hükümdarsa hutbede onun adını zikretmek âdetti. 57.” (AND: “İlk Türk Canbazları”: 34. Buna kısaca hutbe ve sikke denirdi. Şair âşık olmakla dünyada kalıcı bir ad bıraktığını iddia ediyor.Ömer ZÜLFE Peygambere (s. “Cambazlar iki türlüdür. aşkta hükümdar olmuş gibi görünse de gerçekte âşıklığın sultanı. Müslüman memleketlerinde hükümdarlığın iki belli başlı alâmeti hükümdar namına para bastırılması ile hutbede adının anılması idi. ad çıkarmak beyitte. kimi de ayakları bağlı. İp cambazlarına gelince bunların “terazi” veya “mizan” denilen bir denge değneği kullananları olduğu gibi kullanmayanları da vardı. asker.

kılıç vb. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.13/5) [= Sevgilinin misk renkli ve kokulu kâkülü eğilip çenber olduğuna göre sanki o. keskin aletler bağlayarak ipte oynamaları beyitlerde dile getirilen ifadeler arasındadır: meger cân-bâzdur her şeb çerâg ile gelür bezme hoş oynar rîsmân üzre sürüp pâyına yag âteş (T.128/10) 91 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 91 yapmaları. ey usûlî san‘atuñda pehlevân ol gam yeme ‘ışk cân-bâzı iseñ allâh oñara kâruñı (Usûlî: Dîvân: G. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K.] gûyiyâ hengâme-i hüsn içre bir cân-bâzdur kim egilüp oldı çenber kâkül-i müşkîn-i dost (T. sâzû-bâz “Çâtûbâz vezninde cambaz ve rismân-bâz’dır ki ıstılâh-ı nâsda pehlivan dahi derler. ‘Âlî: Vâridâtü ’l-enîka: G.] Cambazlara pehlivan adı da verilmektedir. ateş bir cambazdır.” (TEBRÎZÎ: Burhân-ı Kâtı‘: 648.). Felek cambazı ayağına kılıçlar bağlamış. bir oyun ile tepesi üstüne yere gelir.] rîsmân-ı dûd-ı âhumdur degül yer yer şihâb baglamış pâyına cân-bâz-ı felek şemşîrler (G. sevgilinin saçının halkasına geçse.] İp üzerinde çemberle gösteri yapmaları veya çemberle denge sağlamaları. tehlikeli hareketler göstererek çember olacak biçimde bükülebilmeleri de cambazların beyitlerde göze çarpan bazı özellikleridir: cân-bâz geçse çenber-i gîsû-yı dilbere bir lu‘b ile gelür tepesi üstine yere (Emrî: Dîvân: G. s.24/10) [= Anlaşılan.423/1) [= Cambaz. güzellik topluluğu içinde bir cambazdır. ayaklarına hançer.92/3) [= Yer yer görünenler kayan yıldız değil ah dumanımın ipidir. her gece bir meşaleyle meclise gelir ve ip üzerinde ayağına yağ sürerek güzel güzel oynar.

insan kılığında biçim. Bu sıralanan bilgiler ışığı altında hayâl. hayâl kelimesinin ‘ince’ anlamına geldiğine iki örnek: . cesaretli kimse’ anlamında kullanıldığını da düşünmek mümkün. s. “şahin uçurması”. Bununla birlikte cân-bâz kelimesinin bir meslek erbabının yanı sıra ‘canıyla oynayan. 204. korkuluk’. ince. “karga sekmesi”. karaltı. s. ince. hayalet gibi insanın sıfatıdır. zayıf. zayıf. “pertav” gibi terimler vardır.] Aşağıdaki bilgilerden beyitteki pertâb kelimesinin bir cambazlık ıstılahı olduğu ortaya çıkıyor: “Eski belgelerde çeşitli cambazlık terimleri buluyoruz. Bunlardan “ecel beşiği”. G. 59.217/3) [= Senin okun.” (AND: “İlk Türk Canbazları”: 37. aşk cambazı isen Allah işini yoluna koyar. kendüyi pertâb edüpdür zenberekden gûyiyâ başı perçemlü güzel cân-bâzdur tîrüñ senüñ (Hayretî: Dîvân: G. h-y-l) ‘görüntü. “insânuñ mütehayyilesinde yakaza ve ru’yâ hâllerinde mürtesim ve müteşebbih ya‘nî sûretpezîr olan şahs ve timsâle denir mü’ellifüñ Basâ’ir’de beyânına göre hayâl ve hayâlet fî ’l-asl sûret-i mütecerrideden ‘ibâretdir menâmda ve mir’âtda ve suda ve mer’înüñ gaybetinden soñra kalbde mutasavver olan sûret gibi ba‘de mütehayyilede tasavvur olunan her nesnede isti‘mâl olundı kezâlik hayâl mecrâsında olan nâl gibi nahîf ve rakîk şahslara isti‘mâl olundı ve hayâl bir adamuñ şahs ve tal‘atına ıtlâk olunur ki karaltısı olacakdır ve oyuk ta‘bîr olunan şey’e denir ki bir agaca bir siyâh kilîm örtüp ekinli tarla bâg ve bâgçe kenârlarına nasb ederler ta ki behâyim ü tuyûr anı insân zannıyla tevahhuş ederler fârisîde tandîsa derler” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: III. sanatında usta ol üzülme.).45/4 hayâl: (< Ar. sanki kendisini zemberekten fırlatan başı perçemli güzel bir cambazdır.] Şu beyit de pehlivanların perçem bırakmaları gibi cambazların da perçemli olabileceğini akla getiriyor.Ömer ZÜLFE [= Ey Usulî.). varla yok arası.

s.46/3 bâde-tıynet-tahmîr: Osmanlı şairlerince yaygın bir şekilde kullanılan bu ifade ile. Benzeri iki örnek: ger sorarsañ tâ ezelden ne-y-dügin keyfiyyetüm bâde-i ‘ışk ile tahmîr eylemişler tıynetüm (Behiştî: Dîvân: G.104/7) [= Hayali beni öyle zayıflattı ki kıl kadar güç bırakmadı. toprağının suyla değil de şarapla yoğrulmasıyla açıklar. Sevgilinin bekçisi. şaraba düşkünlüğünü.360/1) [= Ezelden beri keyfiyetimin ne olduğunu sorarsan. kelimenin ‘gözetici’ anlamına vurgu yapılmıştır. Âşık. koruyucusu olan rakip. toprağımızı şarap ile yoğurmuş.). Galiba takdir eli. 146.107/6) [= A gonca dudaklı.] 93 . 60.”] düşerüz küp küp ayagına meyüñ dest-i kazâ gâlibâ hâkümüzi hamr-ıla tahmîr etmiş (Yakînî: Dîvân: G. “Mayamı aşk şarabıyla yoğurmuşlar. senin kıl belinin hasretiyle öylesine inceldim ki vücudumu kimse hayal edemez. Ey Yakînî. Beyitte. r-k-b) “hâfız ve nigehbân ma‘nâsınadır ve bir nesnenin zuhûr u vukû‘unu gözetici muntazır ma‘nâsınadır ve bekçi hâris ü pâsbân ma‘nâsınadır” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: I. insanın balçıktan yaratıldığı yönündeki ayetlere işaret edilmektedir.] rakîb (< Ar. sevgilinin belinin hayaliyle incelen âşığı görememektedir. Buradaki şarabı ilahî aşk olarak düşünmek gerekir. Hasan’ın hayali bedeni kıla çevirdi.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 93 kılca tâkat komadı kıldı hayâli beni zâr ey yakînî teni mû kıldı hayâli hasanuñ (Yakînî: Dîvân: G.] hasret-i mûy-miyânuñla senüñ ey gonca-leb şöyle inceldüm vücûdum edemez kimse hayâl (Şem‘î: Dîvân: G.082/2) [= Küp küp şarabın ayağına (kadehine) düşeriz. G.

335/1) [= O peri gibi güzel. 3. Bunların içinde en büyüğü Süleyman’dır. Buhtunnasr. Zelle vukûunda erkân-ı ‘arştan bir rükne koydu.47/3 nâz uyhusı-bahâr: Beyitlerden. Âşıkları görmezden gelmeğe böylece incelik göstersin. 62. 1. çünkü bahar günleri seher uykusu tatlı olur. vuhûş ve tuyûr yılan ve karınca. ikisi kâfirdir: Nemrud. Lâ ilâhe illâ ’llâh.). G. Tevrat’ın hükmüyle amel ederdi kendilerinden sonra peygamberlik Îsâ’ya intikal etmiştir. çünkü ins ve cin. s. sevgilinin parmağında bulunmakla el öpmek şerefini kazanmıştır. Bi-smi ’llâhi ’r-rahmâni ’r-rahîm. Bu yüzük Âdem’in parmağında idi. Süleyman. dev ve perî. 61. naz uykusunu kendisine âdet edinsin. Yüzük. ikisi muvahhiddir: Süleyman ve İskender.Ömer ZÜLFE G.” (TARLAN: Şeyhî Divanı’nı Tetkik: 262. Muhammed resûlu ’llâh. naz uykusunun sevgilinin âşıkları görmezden gelmek için seçtiği. yalandan uyuma şekli olduğu sonucu çıkarılabilir: ol perî nâz uyhusın kendüye ‘âdet eylesün görmeze urmaga ‘uşşâkı zarâfet eylesün (Yahyâ Beg: Dîvân: G. Bu Peygamber kuşların da dilinden anlardı. el öpebilmek için yüzük gibi bükülüp halka hâline gelmeği ister. Âşık.] İlkyazda uykunun tatlı olacağına dair bir kanaatin örneği aşağıdaki beyitte görülebilir: nerkislerüñi ko uyusun gül yüzüñde kim olur bahâr günleri hvâb-ı seher leziz (Necâtî Beg: Dîvân: G. Süleyman zamanında Cibrîl yüzüğü Allah’ın fermanıyle getirip Süleyman’ın parmağına taktı.46/4 Süleyman-yüzük: “Cihâna dört sâhib-kıran gelmiştir. rüzgârlar Süleyman’a müsahhar idiler.] Ayrıca şairler. Yüzüğünün taşı kibrît-i ahmerden olup üzerinde üç satır vardı. 2.54/3) [= Nergislerini bırak gül yüzünde uyusunlar. çeşitli vakitlerin ve çeşitli hâllerin uyku için uygun olduğu yönündeki inançları işlemişlerdir: .

) [= Sokağının yolunda yanağına canımı vermek isterim.358/5) [= Yahya. kavuşma sabahına ulaşırsa aşkından ölür. senin sokağında kendinden geçip dalarsa ne var? Mescitte insanın gözüne uyku gelmesine şaşılmaz.1: 115b. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G.21/5) [= Cafer. Bu meşhurdur.] Yağmur yağarken uyku: bârân-ı tîrüñ ile ölenler safâ sürer meşhûrdur ki uyhuyı bârân eder lezîz (Gubârî: T. yağmur uykusu tatlı olur.] Kâbe yollarında uyku: cân vermek isterem reh-i kûyuñda haddüñe olur tarîk-i ka‘bede hvâb-ı seher lezîz (Sabûhî: T.1: 116b.] 95 . Dostlar seher vakti uyku tatlı olur.] Mescitte uyku: n’ola kûyında bî-hod olsa kendüden geçüp yahyâ gelür mescidde insânuñ gözine ‘âdetâ uyhu (Yahyâ Beg: Dîvân: G.1: 170a. insan kanını şu kadar içti ki ne zaman gördüysem kan fazlalığından dolayı uykudadır.) [= Ok yağmurun altında ölenler safa sürer. Kâbe yollarında seher uykusu tatlı olur.] Ayrıca uykunun vücuttaki kan fazlalığından ileri geldiği söylenmektedir: çeşm-i mestüñ hûn-ı insânı şu deñlü içdi kim kesret-i demden ne dem gördüm ki hvâb üstindedür (Sabâyî: T.) [= Sarhoş gözün.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 95 Seherde uyku: ca‘fer ki subh-ı vasla ere şevkdan ölür vakt-i seherde uyhu olur dostlar lezîz (T.

229/2) [= Bu bülbülünü böyle kötü durumlara düşürdüğü için. göreyim o goncanın iki yakası bir araya gelmesin. göreyin iki yaka issi olmasun gonca ki böyle ol kodı ben bülbülini göñleksüz (Necâtî Beg: Dîvân: G. çıplak bırakmak. Ancak şimdilik ‘parasız pulsuz bırakmak. G.191/6) [= Gonca. çıplak bırakmak’ anlamları verilebilir.101/5) [= Gam kuyusunda abdal Sun‘î’yi çıplak bıraktı. perişan etmek.51/1 göñleksüz ko-: Elde bulunan sınırlı sayıdaki örneğe bakarak kesin ve doğru bir anlam vermek güç. Ah ah.] . senin dudağının şarap kokusunu sabah melteminden işitince.Ömer ZÜLFE 63.51/2 yakasuz ko-: Eldeki örneklere bakarak şimdilik bu deyime ‘züğürt bırakmak.] hevâ-yı sohbet-i fasl-ı bahâr-ı rûy-ı yâr âhir yakasuz kor güli vü bülbüli peşmîne-pûş eyler (Emrî: Dîvân: G. çaresiz ve perişan bir hâle düşürmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir. G. Hey o Yusuf yüzlü ne gömleksiz kucaklanasıdır.] neçe pîrâheni mihrüñle ey meh çâk çâk etdük dirîgâ bizi ‘âlemde göñleksüz koyan sensin sen (Enverî: Dîvân: G.186/2) [= A ay gibi güzel. senüñ bûy-ı mey-i la‘lüñ sabâdan işidüp gonca dedi kim ‘âkıbet bizi yakasuz koyacak budur (Necâtî Beg: Dîvân: G. “Sonunda bizi perişan edecek budur/kokudur” dedi. sonunda gülü çıplak bırakır.] çâh-ı gamda sun‘î-i abdâlı göñleksüz kodı hey ne göñleksüz kuculasıdur ol yûsuf-cemâl (Sun‘î: Dîvân: G. bülbülü de aba altına sokar.] 64. nice gömleği aşkınla parça parça ettik.173/2) [= Sevgilinin bahar mevsimi gibi yüzünde sohbet arzusu. bizi âlemde züğürt bırakan sensin sen.

Sûret “araz”dır. kavuşmanın tadını bulacaktır. Kavuşulmak istenen sevgili Allah’tır. bozulur. Bu suret âlemi. kınanma.).” (GÖLPINARLI: Yûnus Emre Dîvânı: 644.). görünüşler ve ayrılık âlemidir. s. Bu dünya çokluk. olamıyan bir şeydir. yani başlı başına ve esasen vardır. mânâ âleminin tecellisidir. onun zuhuru olmakla birlikte o. Böylece her şeyin ardındaki sırra. İbrahim (‘a. Sûret biçiminde tecellî eden. 67. zâhirî duygularımızla idrâk ettiğimiz tezahürdür. sûret. Fakat mânâ. zahirbâtın. “Her kimdir o kimseden daha güzel dinli ki özü muhsin olarak yüzünü tertemiz İslâm ile Allah’a tutmuş ve hanîf (yalnız hakka boyun eğen muvahhid müslim) olarak İbrahim milletine 97 .185/1) [= Nice bin yakalar yırttıran bir gümüş tenli sensin sen. kesret-vahdet. G. Tanrıdır. suret-mana. Beni sonunda bu âlemde züğürt bırakacak sensin sen. G. s. her şeyin görünen biçimi. yani kendi kendisine ve başlı başına duramayan. mânâdır. daha doğrusu. cennet-dünya. sûret düzülür. Âşığa düşen. bütün kâinattır. daimîdir ve bütün bunlar. yani birliğe ulaşılmış olur.” (GÖLPINARLI: Mesnevî: II.] 65.)’. sûretle ve sûret biçiminde tezahür eder. Böylece ayrılıkta. melâmet-selâmet ve firkat-vuslat zıtlığı işlenmektedir. kanaat-feragat. 308. Sûretlerde sayı vardır. Mânâ ise “cevher”dir. Mana âlemini anlamak. m. 66. Vahdet-i vücutçularca mânâ. Ancak idrâkimizle anlayabildiğimiz hakikatına ise “Mânâ” deriz.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 97 nece biñ yakalar çâk etdürür bir sîm-ten sensin sen beni âhir yakasuz koyacak ‘âlemde sensin sen (Enverî: Dîvân: G.52/4 sûret-ma‘nâ: “Her şeyin görünen biçimi ve vasıfları sûrettir.52: Bütünüyle tasavvufî zeminde söylenmiş bu gazelde. G. Ancak birliğe ulaşmanın yolu da yine dünyadan geçer. aşka sarılmak ve dünyanın gönül çeken bütün aldatıcı güzelliklerinden geçmektir. hepsinden de münezzehtir. suret âlemini terk etmekten geçer. “Sûret.52/6 halîlu ’llâh: ‘Allah’a dost.

G. Enbiya: 66-70).).) ve Hz. sevgili selâm verdiğinde. Musa (‘a. İsa (‘a. bir iş yapacaksanız!’ ‘Ey nâr [ateş]! Serin ve selâmet ol İbrahim’e!’ dedik!” (Kur’ân: 21. Bu ayetten hareketle İbrahim (‘a.). Şairler böyle bir ayrıntıyı atlamayıp şiirde bir süs unsuru olarak kullanırlar. m. İbrahim (‘a. Bunun gibi birçok örnek bulmak mümkün: gül-i gülzâr-ı cennet âteş-i nemrûd olur ey dil görinmezse eger kim gözüme dîdâr-ı ibrâhîm (Zâtî: Dîvân: G. sabırlı ol.974/4) [= Ey gönül. Şair bu kıssaya telmihte bulunuyor. zarar da edemeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz? Yuf size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?’ ‘Siz bunu’ dediler. m. Can ipinde düğüm olması ‘iç sıkılması’ anlamında olmalıdır. ancak ateş onu yakmamıştır. Putları kırdığı için ateşe atılmış. “O hâlde dedi: ‘Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda veremeyecek. bu durumdan memnun olan âşığın can ipindeki düğümün açılacağı söyleniyor.53/1 . ‘yakın da ilahlarınızın öcünü alın. Nuh (‘a. m. Beyitte. Muhammed (s.). Nisâ: 125).Ömer ZÜLFE uymuştur? Allah ki İbrahim’i halil [dost] edindi.” (Kur’ân: 4.)’e halîlu ’llâh denir. m. m.)’in atasıdır.9/5) [= Ey Hayalî. m. Muhammed (s.)’le birlikte ülülazm denilen beş büyük peygamberden birisi ve Hz. cennet güllüğünün gülü Nemrud’un ateşi olur. İbrahim’in yüzü gözüme görünmezse. Fuzulî’nin şu beytinde bunun bir örneği vardır: 68. Anlatıldığına göre ateş gül bahçesine dönmüştür.] ‘ukde-dendân: Parmaklar yardımıyla düğüm açılamadığı zaman dişlerin devreye girmesi günlük hayatta hemen herkesin başvurduğu yöntemlerden birisidir. düşmanların kıskançlığından dolayı üzülme. Allah Nemrud’un ateşini İbrahim’e güllük yaptı.] reşk-i a‘dâdan hayâlî çekme mihnet sâbir ol eyledi hak âteş-i nemrûdı gülzâr-ı halîl (Hayâlî Beg: Dîvân: 263/G. m.

“Canımın içi” sözüyle buna işaret edilir.” (GÖLPINARLI: Divan-ı Kebîr: I. balgam’dan dördüncüsü sevda. Bazen aşırı sevgi ve şiddetli aşk sebebiyle bu siyah nokta tahrip olur. hırs ve aşk gibi hâller ve hastalıklar. İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur olan. “Eskilere göre dört hılttan biri.). günlük hayattan bir sahne ile birlikte harf oyunları ve teşbih sanatıyla süslenmiştir. senin can damarındaki. dem.54/1 sevdâ’: (< Ar. s.” Bu derecesi Türkçede karasevdâ denilendir.] Beyitte bir de harf oyununa yer verilmektedir. Ödün fazlalığı benzi sarartır ve insanı hasta eder. Vücuttaki fazlalığı delilik derecesinde sevme hastalığına sebep olur. G. s. “Bir illet ki insana ârız oldukta pek gam-nâk ve mükedder olur ve şiddet üzre olur ise bazen kendisini telef eder. Kalbin en değerli yeri burasıdır. tamâ‘. sevdâü ’l-kalb. s-’-d) ‘çılgınlık derecesinde sevme’. sevgilinin sümbülünden olan düğümler. Dişle düğüm açma âdetinin yansımaları başka şairlerde de görülüyor: hande kıl nev‘îye dendânuñ görüp dil-şâd ola kim açarlar ey şeker-leb ‘ukdeyi dendân ile (Nev‘î: Dîvân: G. Yürekte siyah bir nokta vardır. a şeker dudaklı. 457. parçaları bütün vücuda 99 . çünkü düğümü dişle açarlar. dâne-i dil gibi adlar verilir. Beytin incelikle işlendiği söylenebilir. öd.] 69. Bu hastalık iç sıkıntısını vesveseyi meydana getirir. safra. “Arzû.404/5) [= Nev‘î’ye bir gülümse dişlerini görüp içi açılsın. Dişle düğümün açılması gibi sevgilinin selâmı âşığı sevindirecek. içindeki sıkıntıları giderecektir. suveydâü ’l-kalb. Canın canıdır. selâm kelimesinin ilk harfi olan sîn’in yazılışındaki diş biçimine işaret vardır. kuşkusuz mum gibi yanmadan açılmaz. İfade edilen bu düşünce.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 27. buna habbetu ’lkalb. “İlahi aşk.LXXXV/7) [=Ey Fuzulî.).SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 99 ey fuzûlî şem‘-veş mutlak açılmaz yanmadın tâblar kim sünbülinden rişte-i cânuñdadur (Fuzûlî: Dîvân: G.

Şu beyitler bu hastalığın özelliklerini gösterir nitelikte: biri sevdâdur bu erkânuñ berd ü yâbis tabî‘atı anuñ mâlihülyâ olur mücârrından ‘aklı nâkıs eder bu varından bedeni beñzi hem siyâh eyler âdemüñ işin âh u vâh eyler fasl-ı güz olıcak gerek perhîz görmeyem der iseñ maraz hergiz (Nidâ’î: Dürr-i Manzûm: 132-135. Bunlar aşk yoluna başlarını koyan âşıklardır. Aynı şekilde. Hiç hastalık görmeyeyim diyenin. sevdiklerini çılgınca severler. bir ayak oyunuyla zaman denilen Cem’i yendim. Bunlara sevdalı (sevdâî) denir.54/3 ayag ile bas-: Bu ifade güreş ıstılahlarından olmalıdır. ayakla oyun yaparak yenmeği ifade eder. G. Hasmı. şimdi hile yapan yener. s. Kol kuvveti arama. Artık bu türlü âşıklarda akıl mantık kalmaz. Başka birkaç örnek: bir ayag ile cem-i devrânı basdum nev‘iyâ zûr-ı bâzû isteme şimdi yeñer âl eyleyen (Nev‘î: Dîvân: G.244/5) .] bir ayag ile basmak baña âsân der imiş anı bugün ey enverî çek bâde-i gülgûnı meydâna (Enverî: Dîvân: G. b) [= Bu dört unsurun biri sevdadır. aklı devreden çıkarır. meydân kelimesinin de ‘şarap kabı’ anlamına ince bir işaret görülüyor. Fazlalığı malihülyaya sebep olur. Bedeni.Ömer ZÜLFE dağılır. Onun tabiatı soğuk ve kurudur.] 70. benzi karartıp insana ah vah ettirir.324/5) [= Ey Nev‘î. sonbaharda perhiz yapması gerekir. Beyitlerde ayag kelimesinin ‘kadeh’ anlamına da işaret vardır.” (ULUDAĞ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: 310.).

G. Su da yeri geldiğinde ayna vazifesini icra ettiği için bu iki kelimeyle birlikte kullanılır. yüz üstü sürünsün.1: 213a.] bakuban âyine-i hüsnüñe magrûr olma ey perî âyine çün âdemi hod-bîn eyler (Şâvur: T.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 101 [= “Bir ayak oyunuyla onu yenmek bana kolay dermiş”. ateşe dokunduğunda cızırtılar çıkarır.] 71. Aynaya bakan kişinin kendisini görmesi gerçeğine dayanan beyitlerde. Ayna vazifesini gören su da bu çerçevede düşünülmelidir. çektiklerinden dolayı da âşığın gönlünün ateşe benzetilmesi sık sık işlenen bir teşbihtir: geçse peykânuñ göñülden arturur efgânumı nâleler peydâ eder tokundugınca nâra su (Yahyâ Beg: Dîvân:G. Bugün ey Enverî.] 72. o ayna sana nasıl bir yüz gösterdi. Çeşitli örneklere rastlamak mümkündür: çü yâr anı görüp hod-bîn olupdur yüzi üzre sürinsün göreyin su (Ahmed Paşa: Dîvân: G. ayna sevgiliye kendi güzelliğini gösterip onu kibre sürüklediği için hoş karşılanmaz. Göreyim su. Su.1: 6 [= A can. bir bakış bakmakla seni kibirli ve kendisini beğenmiş etti.56/8 âyine-hod-bîn: Osmanlı şiirinde hod-bîn kelimesi genellikle ‘kendisini gören’ anlamı sebebiyle ayna ile birlikte yer almaktadır.) T. Bilmem.362/3) [= Temrenlerin gönlümden geçse inleyişlerimi artırır.] bir nazar bakmag-ıla hod-bîn ü magrûr eyledi bilmezem cânâ ne yüz gösterdi ol güzgü saña (Rahîmî: b.256/4) [= Sevgili onu görüp kendisini beğenir. G.) 101 .56/5 ‘ârız-su-göñül-nâr: Parlaklık ve berraklık bakımından sevgilinin yanaklarının suya. gül renkli şarabı meydana/şarap kabına çek.

Müşteri gelince birkaç metelik karşılığında aynanın üstü açılır ve o. Işık kaynağı olup dünyaya feyiz . Bunun çeşitli örneklerini görmek mümkün. sarığını düzeltir.57/1 çeşm-sihr: Sevgilinin gözlerinin ve bakışlarının büyücüye benzetilmesi şairlerce sık sık işlenen bir teşbihtir. Beyitlerden anlaşıldığına göre. Ca‘fer Çelebî: Dîvân: G. sakalını tarar.] 74. Hem aynanın süslenme alışkanlıklarındaki yerini göstermesi hem de kendisini beğenmişlik-ayna ilgisini daha açık sunması bakımından şu bilgiler dikkat çekicidir: “Bu çağın şık erkekleri yüzlerine ve vücutlarına çokça özenirlerdi. Anlaşılan bakışın yaşlı gözümün uykusunu bağlamış. üzerini bir örtü ile kapatırlardı. A peri gibi güzel.ifadesinin kullanıldığı görülüyor: bagladı gamzeñ meger yaşlu gözümüñ hvâbını kim geceler subha dek yılduz sayar uyhusı yok (T.).] Aynalar şık erkeklerin kılık kıyafetlerine çeki düzen verdikleri bir eşya olarak sosyal hayat içerisinde önemli bir yer tutmaktaydı. Bu ifadeler ışığında. ayna-kendisini beğenmişlik ilgisi daha iyi anlaşılıyor. Böyle durumlarda uyhu bağla.58/1 Allâh okına ugra-: ‘Allah’ın cezasına uğramak. Allah’ın gazabını çekmek’ anlamında bir ifade şekli olmalıdır.59/3 çeşme-i mihr-yüzi suyı yere dökil-: Güneşe çeşme-i hâver. kişiyi uykusuz bırakmak amacıyla büyü yapılıyordu. sokaklarda arada sırada ayinedar denilen kişilerin önünde dururlardı. G. Uzun uzun aynaya bakmaktan çekinmezler. Bunlar iyi temizlenmiş bir aynayı bir ağaca veya bir duvara asarlar. çeşme-i felek de denir. Sakallarına kokulu briyantinler sürer ve kadınlar gibi gözlerine Isfahan sürmesi çekerlerdi. 75.85/4) [= Geceler boyu sabaha kadar yıldız sayar uykusu yok. ayna insanı kendini beğenmiş eder.” (MAZAHERÎ: Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları: 87. eksiklerini tamamlardı. s.Ömer ZÜLFE [= Güzelliğinin aynasına bakıp da kibirlenme. G. aynada kendisini seyretmeğe fırsat bulur. G. 73.

deyimini ‘utanmak.178/2) [= Şu güneşe/güzele.228/2) 103 . çünkü kanı kan ile yıkamazlar.. G.] 76. suçum dudağını emip kan ettiğimse. güneş gibi her gün yüz suyunu her yerde toprağa dökmektedir. s. senin dudağına hangi yüzle özenmiş. Birçok örneğine rastlamak mümkün: ger suçum la‘lüñ emüp kan etdügümse sâkıyâ kanlar aglatma beni kanı yumazlar kan ile (Nev‘î: Dîvân: G. Güneş ışınlarının görüntüsüyle oluktan akan suyu andırması bu benzetmenin dayandığı temel esaslardandır.] lebüñe âb-ı hızır ne yüz ile öykünmiş ele girerse yüzi suyını yere dökeyin (Enverî: Dîvân: G. GÖLPINARLI: Nedîm Dîvânı: 436. Işınları toprakta süründüğünden dolayı güneş değersiz kabul ediliyor: şu mihre zerre-i sergeşte olma kim her gün yüzi suyın döke gün gibi hâke her yerde (Yakînî: Dîvân: G. Beyitte kan et. değerini kaybetmek. Burada yüzi suyı yere dökil. kötülükle ortadan kaldırılamayacağını anlatan bir atasözüdür. haya.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 103 ve bereket yağdırması sebebiyle güneş çeşme diye adlandırılmıştır (ŞENTÜRK: Osmanlı Şiiri Antolojisi: 79.deyimi de ‘kan dökmek. cinayet işlemek’ anlamıyla yer alıyor. aşağı bir durumda olmak’ anlamında düşünmek gerek. yüz suyı.60/2 kanı kan ile yumazlar: Kötülüğün. s. yerde sürünmek. ise ‘kutluluk. itibar’ anlamlarına gelir. beni kan ağlatma.). Elime geçerse yüzü suyunu yere dökeyim. Güneşin yüz suyunu yere dökmesi ise ışınlarının yere vurması demektir. başı dönmüş bir zerre olma.] müstagrak etdi kana okuñ kanlu yaşumı gerçi yumazlar ey kaşı yâ kanı kan ile (Enverî: Dîvân: G. çünkü o.194/3) [= Bengi su. hicap.404/4) [= A saki. namus. şeref.

Kur’ân ve Hadis’teki açık hüküm. “Bir haberi isnâd ile kâ’iline dek ref‘ eylemek ma‘nâsınadır ve bir kimseden bir şey’iñ nihâyetini soruşdurup ötesini araşdırmak ma‘nâsınadır ve bir nesneyi ızhâr ve beyân kılmak ma‘nâsınadır ve bir kavl ü fi‘li re’îs-i ekbere isnâd edüp anda tevfîk eylemek ma‘nâsınadır şârih der ki nassu ’l-kur’ân ve nassu ’l-hadîs ki gayrı muhtemel olmayan ma‘nâya delâlet eden lafzdan ‘ibâretdir ve bu ma‘nâdan me’hûzdur ve delîl ma‘nâsına olan nassu ’l-fukahâ’ bundan me’hûzdur ve ‘inde ’l-ba‘z istihrâc ve ızhâr ma‘nâlarından me’hûzdur” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II.” (PAKALIN: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü: II. “Tevile ihtimali olmayan söze. G. delile de nas denir.). n-s-s) ‘açıklık. tartışılmaz kanıt’.). Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu’ndaki (c. .Ömer ZÜLFE [= A yay kaşlı. Gamzeler sevgilinin güzelliğine kesin kanıt iken. f-s-r) ‘açıklamak. 404. ayva tüyleri onları bir de Kur’ân’dan delil getirerek açıklamakta. “Sarih mânâyı hâvî olup delil makamında iradolunan âyet yerinde kullanılır bir tâbirdir. bürhan mânâlarında kullanılan nas’ın fi’l-asıl beyan ve izhar etmek mânâsına olduğu yazılıdır.1. böylece. hüccet. delil. Meselâ ilmin şeref ve faziletini bildirmek isteyen bir zat. s. açığa çıkarmak’. “pûşîde ve mestûr nesneyi rûşen ve ‘ayân eylemek ma‘nâsınadır lafz-ı müşkilden ma‘nâ-yı murâdı keşf ve beyân ve te’vîl iki muhtemel olan ma‘nânuñ birini zâhir-i kelâma mutâbık olan ma‘nâya redd eylemekden ‘ibâretdir” (el-FÎRÛZÂBÂDÎ: UBTKM: II. bilmek ile bilmemek arasındaki farkı ifade hususunda nas olmuş olur. 16) izahı şöyle: “Söyleyenin cihetinden ileri gelen bir sebeple mânâsı zahirden daha açık olan lafızdır.60/4 nass-ı kâtı‘-tefsîr: nass (< Ar. tefsîr (< Ar. s.] 77. s. Kamus-ı Osmanî’de haber. kıyıcı bakışların keskinliği bir kez daha kanıtlanmış olmaktadır. kesin delil.). açık hüküm. s. “bilenler ile bilmeyenler müsavi olurlar mı?” dese bu söz. gerçi kanı kanla yıkamazlar ama okun kanlı yaşımı kana buladı. 68. 657.

1: 554a. Benzeri iki örnek: bîgâne tutarmış seni şevkî seg-i kûyı gurbet ne katı müşkil olurmış vatan içre (Şevkî: T. Aşığın vatanı sevgilinin mahallesidir. dudakların böyle sadeyken bile can alıyor.534/3) [= A saki.127/5) [= Helâkî senin sokağında ayrılık derdiyle ömrünü geçirdi.114/3) [= Şarap içip de her bir köleyle sürekli öpüşme. ‘zulüm üstüne zulüm etmek. Bunlardan ikisi: câm içüp her bir gedâ-y-ıla öpüşme dem be-dem kan olur kan üstine devletlü sultânum benüm (Şem‘î: Dîvân: G. birbirine girmek birbirini öldürmek’ anlamlarına geldiği söylenebilir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 105 Ayrıca beyitte.] 105 .] sâkî böyle sâde iken cân aparur leblerüñ ger şarâb-âlûd ederseñ kan olur kan üstine (Necâtî Beg: Dîvân: G.61/2 kan üstüne kan et-/ol-: Bu sözün. Vatan içinde gurbet çekmek ne de zormuş. Kan üstüne kan olur devletli sultanım benim. 78.] 79. k-t-‘) kelimesinin ‘kesici’ anlamı sebebiyle gamzenin keskinliğine de ince bir ima var.] kûyuñda gam-ı hecr ile ‘ömrini geçürdi gurbet elemin çekdi helâkî vatan içre (Helâkî: Dîvân: G.62/3 vatan içre gurbet: Kişinin kendi vatanında gurbetlik çektiği. Vatan içinde gurbet acısını yaşadı. Bir de şaraba bularsan kan üstüne kan olur. G. vatanındaki haklara sahip olamadığı durumlarda söylenen bir sözdür.) [= Ey Şevkî. Orada sevgiliyi göremeyince kendi vatanında sürgün muamelesi görmüş olur. G. Özellikle sevgilinin dudaklarıyla şarabın bir araya geldiği beyitlerde söz konusu edilen bu ifadenin birçok örneği görülüyor. kâtı‘ (< Ar. sokağının köpekleri seni yabancı sayarmış.

Buna göre reh-i ‘ışk. Şair gözyaşlarını böyle iplere benzetiyor. girmek istediği bu yola. kutlu ve değerli olmak. 399.Ömer ZÜLFE 80. G. Şair. yani mutlak varlığa âşık olmak ve bu aşkta kendini yok etmektir. 82. 81. her şeyin Allah’tan kaynaklandığını görme ve anlama yolunu tutmuş.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I. iki kısımdır: Geçici aşk. benlik bırakmaz. insanın mevhum varlığını yok etmesi bakımından değerli makbul bir şeydir. gerçek aşka ulaşma yoludur. Böylece kendisini gerçek aşka ulaşmış ve başkalarına da yol gösteren bir mürşid seviyesine çıkarıyor. yani âşıklık yoluna Allah’ın yardımıyla girdiği anlaşılıyor. Sonunda. Şairin. s.65/2 tınâb: (< Ar. gerçek aşk yolundaki yolcuları kendisinin doğru yola ilettiğini. s.” demişlerdir.).). gerçek aşk. artık güzele değil. işleri yolunda olmak’ anlamlarına geldiği söylenebilir. G. âdeta onu. Irmak ve deniz gibi unsurlarla birlikte anılması. hakikat yolcusudur (GÖLPINARLI: Şeyh Galip Dîvânından Seçmeler: 219. Tanrı’ya.67/4 iki yaka issi ol-: ‘İki yakası bir araya gelmek. 83. onlara kılavuzluk ettiğini ifade ediyor. hakıykatin köprüsüdür. gerçek aşka hazırlar. İnsanda bu aşk tecellî edince insan.63/5 sâlik: Her varlıkta Allah’ın kudretini. Gerçek aşk. kendi mevhum varlığı kalmaz. zengin olmak. herhangi bir şeye. Geçici aşk.63/8 reh-i ‘ışk: “Sûfîlerce aşk. hem bolluğu ve bereketi ifade etmek hem de . Gözyaşlarının kanlı veya gümüş renginde olduğu düşünüldüğünde çadır iplerinin gümüş tellerle ve kırmızı renkli iplerle örülmüş olabileceği akla geliyor. mutlak ve gerçek varlıkta var olur ki bu da birliğin gerçekleşmesi demektir. yaratış gücünü. Bu bakımdan “Mecaz. G. Otağın veya çadırın ortasındaki kazığa ve kenar perdelerine bağlanarak bir ucu yere çakılan iplere tınâb denir. bir kişiye gönül vermektir. Onlarca aşk. G. yani geçici aşk. güzelliğe âşık olur ve mutlak güzelliği her şeyde görür. t-n-b) ‘çadır ipi’. Çünkü seven adamda varlık. Sûfîlerce bu aşk da iyidir.

“Hz. iki yakam bir araya gelmedi.] olmadum iki yaka issi elümden ne gelür dest-i fürkat çekeli kendüye dâmânumdan (Enverî: Dîvân: G.69/3 ‘Îsâ-mücerred: İsa (‘a. Muhammed gibi arşa urûc ederdi. 107 . Umûr-ı dünyevîden yani dünya malından hiçbir nesneye mâlik olmamıştır.” (ONAY: Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 220. s.603/2) [= Fakir bir kimsenin deniz gibi iki yakasını bir araya getiren kişinin yaptığı hayır. Kur’ân’a göre öldürülmemiş. Hattâ feleğe urûc eylediğinde bir sûzen (iğne)den gayrı bir nesne bile götürmedi. eskilerini yamamak için (!) Hattâ derler ki ol iğneye taalluk sebebiyle çarh-ı çârümde karâr eyledi ve el’an Hz. şu kim bir ‘ûrı etmiş iki yaka issi deryâ-veş deñizler katresinden hayrı ol şahsuñ füzûn olmış (Zâtî: Dîvân: G. Nisâ: 157-158). bütün bağlardan kurtulan insanın İsa (‘a. göreyim o goncanın iki yakası bir araya gelmesin. “Îsâ’yı tecrîdle vasfederler. Durmağa mecbur oldu. Hâlbuki mücerred Îsâ’nın başlıca sıfatıdır.). m.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 107 deniz ve ırmağın gerçek anlamda iki yaka sahibi olduğuna işaret etmek içindir. denizlerdeki her damladan fazla olur.) gibi yükseleceği mertebesinin yüce olacağı anlatılmaktadır. m. ileri gidemedi.] göreyin iki yaka issi olmasun gonca ki böyle ol kodı ben bülbülini göñleksüz (Necâtî Beg: Dîvân: 229/2) [=Bu bülbülünü böyle kötü durumlara düşürdüğü için. elimden ne gelir.184/2) [= Ayrılık eli eteğimden tutup kendisine çektiğinden beri. göğe yükseltilmiştir (Kur’ân: 4. G.). Tasavvufî zeminde söylenmiş beyitte. yani bir iğneyi bile beraber götürdü. Îsâ semâya urûc edince dördüncü katta üzerinde dünya malı olarak bir iğne bulundu.] 84. Zîrâ teehhül etmemiştir.

dört gün önce ölmüş birisine kalkmasını buyurduğu. Sofiler. Bu. dilsizleri söylettiği. . kefeninin bağlarını sökerek dirilip mezarından çıktığı anlatılmaktadır (XI). G. X. Luka İncili’nde bir genç erkeği. bir genç kızı. VIII.70/4 Meryem-‘Îsâ-söz: Hz. ölüyü dirilttiği. XII). Tahrîm: 12). can kulağını açmak. m. IX. gönül hastalıklarını iyileştirmek. kötürümleri yürüttüğü. Yuhannâ’da. abraş illetine tutulmuşları iyileştirdiği. Meryem 18-22. çok defa “nefes”le birlikte anılır. İsa (‘a. evlerde yenenlerle saklananları bilip haber verdiği bildirilir (III. eğlence arzusunda olmak.20/4) [= A Süleyman’ım. gönlüm kavuşma arzusuna kapılmakta. 21 Enbiya 91. üfürünce canlanıp kuş olduğu. yahut sözle emrederek hastaları iyileştirdiği. nazlanmak.70/2 hevâya yelten-: Bu sözün mecaz anlamıyla ‘arzularına kapılmak. 66.] süleymânum hevâ-yı vasluña çün yeltenür göñlüm deminde eyle ol mûr-ı za‘îfe vuslatuñ himmet (Enverî: Dîvân: G. Kur’ân’da Îsâ’nın. gerçek anlamıyla ‘havada uçmak’ manalarına geldiği söylenebilir. Oğlunu. 49. Îsâ’nın eliyle dokunarak. bu mucizeleri.)’nın annesidir. Cebrail’in nefesiyle babasız olarak dünyaya getirmiştir. gül yaprağı gibi havaya kapılıp.Ömer ZÜLFE 85. “Ahd-i Cedîd’de. can gözünü.] 86. Şark-İslâm edebiyatında. topraktan kuş biçiminde bir heykel yapıp ona üfürdüğü. kaçmak’. anadan doğma körlerin gözlerini açtığı. Amrî’nin eğlencesini bülbül gibi ağıta çevirdin. uzaklaşmak. V.57/5) [= Ah ne yazık. adamın. körlerin gözlerini açtığı anlatılır (Meselâ bakınız. G. Meryem. Çeşitli örneklerine rastlamak mümkündür: hey yazuk gül yapragı gibi hevâya yeltenüp ‘amrînüñ eglencesin bülbül-sıfat efgân koduñ (‘Amrî: Dîvân: G. 110). Bu inanç dolayısıyla Îsâ. buyruğuyla dirilttiği (VII. Kur’ân’da anlatılır (Kur’ân: 19. zamanı geldiğinde o âciz karıncaya vuslatını bağışla. VIII). Matyos.

Şair. bu yüzden ölü gönülleri canlandırdığını ifade ediyor.).70/5 topu göklere ag. 87. ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım. bu dünyaya zerre kadar itibar etmedin.” (GÖLPINARLI: Dîvân-ı Kebîr: I.57/5) [= Ey Hayalî. Onu tesviye ettim [sûret verip] de ruhumdan ona nefheyledim [üfledim] mi derhâl ona secdeye kapanın!’ (Kur’ân: 38. s. Şimdilik ‘değerli olmak. Beyit. 69/5): Birçok şairde örneklerine rastlanan bu ifade.] zerre deñlü kılmaduñ dehre hayâlî i‘tibâr topuñ agsun göklere mihr-i cihân-ârâ gibi (Hayâlî Beg: Dîvân: 419/G. tek kişi. şiirlerinin kaynağının ilham olduğunu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 109 ölüye benzeyen canları diriltmek tarzında tevil de ederler.1: 409b. devrin Îsâ’sıdır. çünkü o meydanı boş bulmuştu. beyitlerde geçtiği hâliyle Gûy u Çevgân oyunundan kaynaklanan bir kalıp söz ya da deyim olmalıdır. yani “kutup”.) 109 . ‘Haberiniz olsun. geniş bir kültür birikimiyle örülmüştür. edebî sanatlarla incelikle işlenmiş. başarı kazanmak’ anlamlarıyla karşılanabilir. üstün gelmek. 401. güneşin topunun göğe yükselmesine şaşırma. Sad 71-72. Beyitteki nefahtu fîh ibaresi şu ayetten iktibas edilmiştir: “Rabbin melâikeye dediği vakit. şerefli bir mevkide olmak.).] yâr ‘ışkuñ büküben kaddümi çevgân etdi hüsnünüñ topı göke agsa yeridür güzelüm (Fazlî: T. Gökte bulunması ve topu andırması sebebiyle güneş ve Çevgân oyunundan dolayı meydan gibi kelimeler bu sözü esas alan beyitlerde sık sık sergilenmektedir. değeri artmak. Benzeri örnekler: güneşüñ topı göke agdugını tañlama kim hâlî bulmış idi ey yañagı gün meydânı (Necâtî Beg: Dîvân: 612/3) [= A güneş yanaklı. zaten onlarca her devirdeki olgun insan. topun dünyayı bezeyen güneş gibi göklere ağsın. G.(G.

90. sevgiliye olan bağlılıkları. sevgilinin mahallesinde bulunmalarıyla âşığın dostlarıdır. güzelliğinin topu göklere yükselse yeridir. aşkın boyumu eğip çevgâna çevirdi. Yaygın olarak kullanılan bir hayaldir.47/2) [= Sidre gibi uzun boyu gölge ettiğinden beri. ahımın kıvılcımlarını Gezegenlerin güneş karşısında hükmü olmazmış. Bu yüzden övgüye konu olan kavramlar güneşe.134/2) [= Putun.] cânı yokdur ki sanem ede senüñle da‘vâ gerçi bu sûret ile şâhid-i kâşâne geçer (Necâtî Beg: Dîvân: G.71/3 güneş-yıldızlar: Gezegenlerin ve yıldızların ışığını güneşten aldıklarına inanılır. Güneşin parlaklığı onların ışığını görünmez kılar. onun karşısına çıkarılanlar ise yıldızlara veya gezegenlere benzetilir. savaş âleti olan topu konu alan beyitlerde yer alması da ihtimal dahilindedir. Benzeri birçok beyit bulmak mümkün: . G.71/2 cânı yok: Bu ifadenin hem ‘canlı değil’ hem de ‘gücü yok. G. Selvinin gerçek anlamda canı olmadığı gibi. 88.] 89. uzun selvinin sulak bahçelerde salınacak canı yok. seninle güzellikte yarışacak kadar canı yok.Ömer ZÜLFE [= Güzelim.024/2) [= Güneş yüzünü görmek. G. Bu ifade cansız nesnelerle birlikte geçmektedir: sidre gibi müntehâ kaddi salaldan sâyesin ravzada salınmaga serv-i sehînüñ cânı yok (Âhî: Dîvân: G.] yatıştırır.75/5 seg-yârân: Köpekler. değeri yok’ anlamlarında kullanılan bir söz olduğu anlaşılıyor. gün yüzin görmek şerâr-ı âhumı teskîn eder mihre olmazmış mukâbil encüm-i seyyâre hîç (Yakînî: Dîvân: G. bir de bu görünüşüyle saray güzeli geçinir. sevgilinin boyuyla yarışacak derecede değeri yoktur. cesareti yok.] Bu sözün yukarıdakilerin dışında.

gonca parmağını kaldırıp iman getirir. Kt. kaypak oğlan. hangi güzeli görse ona meyleder. kuşkulardan arınıp parmağını kaldırarak imana geldi.245/4) [= Bu gönül denilen çocuk.) [= A gönül.] ey dil segân-ı kûyı ile hem-sifâl ol yârân-ı bâ-vefâ-ile ‘ayş u tena‘‘um et (Hüdâyî: Dîvân: G. Güvenilmez olsa kınamamak gerek.1/4 şehr oglanı: Bu ifadenin.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 111 vardum segân-ı kûyın aradum sokak sokak yâ rab ne hikmet oldı ki yârân görinmedi (Yakînî: Dîvân: G. Beyitlerde bu âdete işaret vardır: kâfir oldı deyü nerkis gözüñe öykünüben kaldurur barmagını getürür îmân gonca (Şem‘î: Dîvân: G. O zaman senin sohbetinde onun üzerine nur indi. barmak kaldur-: Müslüman olmayan birinin İslâm’a geçişi bir merasime bağlı olurdu. orta malı ahlâksız kimse’ anlamına geldiği söyenebilir: kankı mahbûbı görürse meyl eder bu tıfl-ı dil bî-hakîkat olsa ‘ayb olmaya şehr oglanıdur (Me’âlî: Dîvân: G.019/3. AE: 23a. çünkü şehir oğlanıdır. Kişi kelime-i şehadet getirirken Allah lâfzının geçtiği yerde işaret parmağını kaldırırdı.] şem‘ barmak kaldırup îmâna geldi bî-gümân sohbetüñde üstine nûr indi anuñ ol zamân (Enverî: Dîvân: G.202/1) [= Mum.biçimi de vardır: 111 .4. Ey Allah’ım ne hikmettir dostlar görünmedi. ‘Güvenilmez.190/6) [= Gidip mahallenin köpeklerini sokak sokak aradım.] İfadenin barmak götür.159/3) [= Nergis gözüne özenip de kâfir oldu diye. B. sevgilinin sokağındaki köpekler ile çanak paylaş. vefalı dostlarla ye iç.] 91.] 92.

kalem gibi parmağını kaldırıp şehadet getirir.131/2) [= Onun nakışlarındaki mucizeyi görünce.] . Çin ressamı.Ömer ZÜLFE göricek mu‘cize-i nakşını sûret-ger-i çîn götürüp hâme-sıfat barmagın îmân getürür (Bâkî: Dîvân: G.

aç-: açmak. âfâk: (< Ar.) su. 0011. söz. isim. ‘aceb: (< Ar. açılmış. 0025. üzülmek. şaşma. insan. ad: ad. benzetmelerden çıkarılan karşılıklardır. a 0001. nemli § su.) duru. bir nesneyi kapalı durumdan kurtarmak. SÖZLÜK Kimi maddelerdeki çengel (§) işaretinden sonra eğik dizilenler. 0024. ‘acz: (< Ar. âftâb: (< F. namus.13. âfitâb-ı ‘âlem-ârâ: (< F.) bengi su. bayındır.) âlemi süsleyen güneş § sevgili. silmek. 0012. ölümsüzlük suyu § sevgilinin dudağı. ad et-: ad bırakmak. ırz § kılıç. 0020. açmak işi parlaklık. âftâb-ı lem-yezâl: (< F. açuk: açık. 0004.) acaba. ırmak § gözyaşı. açıl-: açılmak. mamur. bir kimseyi. âb-ı revân: (< F. sevgili.) bağışlama. 0009. 0019. 0023. 0003. a‘dâ: (< Ar. toprak. ‘adem: (< Ar. taze. 0007. âdâb: (< Ar. soğuk ve tatlı su § Allah’ın lütfu. değer.) düşmanlar. 0014. yapamama.). âb-ı ‘ârız-ı yâr: (< F. 0013. beceriksizlik. kara yağız kimse.) şen. 0022. ‘afv: (< Ar.) aciz. 0017. âdem: (< Ar. bildirmeye yarayan söz.) yokluk. lâkap. âbdâr: (< F. ün. 0005. güzellik. 0015. . 0021. hayret. parlak. yanak.) büyük felâket. âbâd: (< F. çok güzel § güzel.) akarsu. 0016. âfet: (< Ar.) ufuklar. Âdem (‘a. bir nesneyi anlatmağa. 0008. âb-ı hayât: (< F. m. 0006.) güzel davranışlar.) sulu. mahzun olmak. kapalı olmayan. 0002. 0018. şiir. yapılmak ya da açmak işine konu olmak.) batmayan güneş.) sevgilinin yanağının parlaklığı.) adam.) güneş § zerre. şöhret kazanmak. acı-: acımak. yüz. âb: (< F. âb-ı zülâl: (< F. 0010.

Cebrail. 0041. âh-ı serd: (< F. 0046. en sonunda.) hâller. âhir zamân: (< Ar. engeller. 0032. 0031.) akıl. en son. 0034. 0036. en aşağıda bulunan § âşık. incitici. âhen: (< F.) demir. beyaz. baştan geçenler. ag: ak. konuşmak. 0047. kıyametin yaklaştığı devir. ilenme. beddua § bulut. durumlar § çekilenler. feryat. katı ah. 0050. âh-ı seher-gâh: (< F. indirmek. er geç. 0039. aydınlanmak.) Selîkî’nin ahı. can sıkıcı ah. ok. 0043. âhını al-: ahını almak.Ömer ZÜLFE 0026. 0051. 0035. 0042. akmasına yol açmak. ahterân: (< F. bedduasını almak. ahker: (< Ar.) soğuk ah. Allah’tan başka her şey § diken. beyazlaşmak.) yabancılar. 0040. en sonunda. akrân: (< Ar. 0029. temelsiz ah. aglar: ağlayan. beşerî akıl. rüzgâr. agar-: ağarmak. başkaları.) yaşıtlar.) övülmüş.) yıldızlar. 0033. dökmek. 0037. duman. ‘âkıbet: (< Ar. ateş koru § yıldızlar. ahvâl: (< Ar. 0048. 0044. ahkar: (< Ar. agla-: ağlamak. 0052.) son.) son zaman. agız: ağız § var yok arası. donuk.) hakir olan. agız aç-: ağzını açmak. agdur-: yükseltmek.) kor. acıdan dolayı inleme. 0028. . direk.) son. agyâr: (< Ar. ‘akl-ı küll: (< F. çıkmak. 0027. düşmanlar. dert yanmak § yağmur yağmak. tesirli beddua § ok. hakkını yemek. akıt-: akıtmak. benzerler. nihayet. 0053. 0038. aşağı. insanlığın aklı. ag-: yükselmek.) küllî akıl. âhir: (< Ar. sonuç. ‘akl: (< Ar.) seherde edilen ah. 0030. akmasını sağlamak. 0049. özel ad. âh-ı Selîkî: (< F. 0045. gözyaşı dökmek. âh: ah. ak-: akmak. Ahmed: (< Ar.

alın: alın. ‘alâyık: (< Ar.) mana âlemi. F. zaman.) ilgiler. aşağı. bu yüzden. hatırlamak. yüksek. aklına getirmek. añ-: anlamak.) Tanrı. 0073. 0077. 0062. altun: altın. takım. anlayış. gelgelelim.) alay.) dünya. 0074. dürüst. ‘âlî: (< Ar. ulu. temiz. ‘âlem-ârâ: (< F. bölük. 0065. 0079. 0070.) âlemi süsleyen.) yüce. bütün yaratılmışlar. düzen. kıvrımlı saç. uygulama. 0072. 0066. yüzün ön tarafı. ammâ: ama. yalnızca. T. ‘aks: (< Ar. 0069. sürü. dünya tutkusu § ayak bağı. sevgilinin yüzünde hissedilen güzel hâl. 0063. saf. ‘aks-i ruhsâr: (< F. 0059. düşünce. elde etmek. aydınlatan. alçak: alçak. 0064. 0058. yalnız. 0068.) alımlılık. 0056. yüce. 0076. akrep burcu § turra. alma: elma § güneş. 0057. ‘akreb: (< Ar. 0078. ay. nişan.. ‘âlem-i ma‘nî: (< F. öldürmek. ancak: ancak.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 115 0054. namuslu. sözünü etmek. 115 . sıra. fakat. 0055. ucu ucuna. zekâ.. üç tabur.) iz. işaret. büyük. alt: alt. çağ.) yansıma.) iş. sevgilinin yüzündeki tarife sığmayan manevî güzellik. ‘âlî-cenâb: (< Ar. Ar. aşağıda bulunan. yüzün kaşlarla saçlar arasındaki bölümü § güneş.) cömert. ‘amel: (< Ar. 0061. alay bağla-: savaş düzenine girmek. alnı açuk yüzi ak: doğru. belge. düzenleyen § güneş. askerin saf saf olması.) yüzün yansıması. ‘alâmet: (< Ar. ele geçirmek. ‘âlem: (< Ar. alın saçı. ân: (< F. davranış. Allâh: (< Ar. 0060. eğlenme § gülşen. birlik.) dünyayı parlatan. 0075. 0067. 0071. bir nesnenin yere bakan yanı. ‘âlem-tâb: (< Ar. alay: (< Yun. al-: almak.) akrep. F. dünyaya bağlılık. şerefli § sevgili.

zaman zaman. 0092. dam. 0101. ‘arak-rîz: (< Ar. 0096. 0093.) yücelik göğü. âsiyâb: (< F. ârzû: (< F. asl: (< Ar. sırrına vakıf olmak. âstân-ı yâr: (< F. en.) eşik.) mutluluk dergâhı. güneş. 0086. 0094.) sunma. ara: orta. art-: artmak.) gök. dergâh. anlaşılmak. sevgilinin eşiği § cennet. araya sovukluk düşür-: araya soğukluk girmek. 0102. gösterme. âsmân: (< F.) can dinlencesi § sevgili. ara sıra. ‘arz eyle-: (< Ar. mutluluk kapısı § sevgilinin kapısı. 0106. âstân: (< F. yeryüzü § döşek. kapı. çoğalmak. eğlenme.) yüzünü gösterme. âstân-ı devlet: (< F. 0095. başlangıç. ârâm: (< F. 0085. 0103.) çardak.) simurg kuşu § aşk. arz: (< Ar. heves. âsmân-ı mecd: (< F. âşık. ârâm-ı cân: (< F.) sokağın ucuna ulaşma isteği.) su değirmeni § felek.) durma. mekân. içini dökme.) hiçbir zaman. soy. arası bozulmak. büyüğe sunma. hâlini anlatma. 0083. F. erimiş temren. 0082.) ter § çiy. daha çok. ‘arz-ı cemâl: (< F.) yanak § su. ‘arz: (< Ar. mevki.Ömer ZÜLFE 0080.) hâlini bildirme. 0084. 0081. 0100. ânî: (< Ar. çatı.) temel. dokuzuncu kat gök. ârzû-yı ser-i kûy: (< F. 0090. 0105. içinde. güç. 0097. 0089. takat. artuk: çok. pabuçluk. . anlatma. 0091. bulmağa çalışmak.) sunma. yerleşme. ‘arş: (< Ar. 0104. añla-: anlamak. geçici. 0087. güzellik denizi. enlem. 0088. yol. kaynak. ‘arz-ı hâl: (< F. bir anda. ‘ârız: (< Ar.) terleyen. sevgili. 0099. bilmek. terli. ara-: aramak. aslâ: (< Ar. çadır. rahat etme. mahal.) dünya. felek § gönül. başka. 0107. ‘arak: (< Ar.) sevgilinin dergâhı. o 0094.) istek. genişlik. ‘ankâ: (< Ar. yer.) hemen. 0098.

) ayıp. 0118.) od. parlak demir. ayak bas-: adım atmak. 0123. çer çöp.) göz. aşk. 0119. birbirinden uzaklaştırmak. 0115.) çılgın âşık. kendisi § sevgili. âteş-i âh: (< F. âyîne: (< F. at-: atmak. aşağı.) yuva. 0110. garip. 0117. ortaya çıkmış. ev § çene çukuru. çan. gösterici. eyle-): (< Ar. 0129. ‘âşık-ı şeydâ: (< F. âteş-i ‘ışk: (< F. Ferhad. ayır-: ayırmak. âşiyân-ı sîne: (< F. 0120. sinek.) dert ateşi. ‘ayân (ol-) (eyle-): (< Ar. meydanda. göğüs yuvası. âteş-i gam: (< F.) ayrılık ateşi. âteş-i hicrân: (< F. zülfün kıvrımı. altın. ‘âşıkân: (< Ar. tutulmuş. toz. ayak: ayak. âşikâr: (< F.) aşk ateşi. Mevlevî.) gönül aynası. yakın. 0134. ‘âşık-ı bî-dil: (< F. ateş.) belli. 0133. azmetmek. kadeh. 0112.) bildik. cam ve çelikten yapılan görüntüyü yansıtan alet. açık. 0127. 0111. görünür. 0135. ‘ayb (et-. 0113. tanıdık. aşk sultanı. ortaya çıkmak. ‘âşık: (< Ar. 117 . dost.) belli. ‘ayn: (< Ar. 0130.) âşıklar. ayagına düş-: yalvarmak. âşinâ: (< F.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 117 0108. ayaklara ko-: ayaklar altına almak. 0132. kuş yuvası. açık. ney. 0116. biliş. köpek.) kara sevdalı âşık. âteş-i âh-ı dil: (< F. âşık § mum.) ah ateşi.) içten gelen ah ateşi. aslı. 0131.) gönülden gelen ah ateşi § yalın kılıç.) göğüs evi. ayıplamak. ayıt-: söylemek. 0125. açığa çıkarmak. görünmek. âteş-i âh-ı derûn: (< F. yalnız bırakmak. kınamak. 0114. tutkun âşık. 0121. 0126.) ayna. değersiz. âyîne-i hâtır: (< F. 0124. 0122.) tutkun. eziyet etmek. güzgü. âteş: (< F. âteş-i hışm u cefâ: (< F. kusur. görünen. 0109. âşiyân: (< F.) zulüm ve azgınlık ateşi. 0128.

0151.) belâ denizi. 0145. bahr-i hüsn: (< F. deniz.) bahane. 0149. 0159. ayva: ayva. 0150.) rüzgâr. 0148. b 0142.) sokağının bahçesi. 0160.) kıymet. . göğüs.) düşünce denizi. 0139. 0140.) aşk denizi. değer. 0141. havadan. 0143. bahr-i fikret: (< F. yol. verme. bâg-ı kûy-ı yâr: (< F. ‘azm: (< Ar.) güzellik denizi § yüz. bahâr: (< F. bahs: (< Ar. 0143. 0161. ayrıl-: ayrılmak. 0154. bahâ: (< Ar. şarap kadehi § zehir. sebep olarak gösterilen. ‘aynına alma-: dikkate almamak. döş. 0147. inatlaşma. 0138. bahr-i belâ: (< F. 0143.) varlık bahçesi.) serbest. 0155. yanak. kaygılanmamak. kavuşmaya götüren yol. 0156.Ömer ZÜLFE 0136. bâd-ı hevâ: (< F. 0153.) yönelme. niyet. ‘ayn-ı ‘iyân: (< F. bâg: (< F.) iddia. bâd: (< F. hür.) sevgilinin sokağının bahçesi. bâb: (< Ar. 0158. 0146.) rüzgâr yoluyla gelen.) dünyanın denizi. bağışlama. göl.) sabah meltemi. kaçma. yalan uydurma. 0143. bagla-: bağlamak. bahr-i ‘ışk: (< F. bâde: (< F.) nehir. bagır: bağır. bâd-ı sabâ: (< F. uzaklaşmak. yel. 0144. ilkyaz. âzâd: (< F. bâg-ı vücûd: (< F. bahş (eyle-): (< F. bahâne: (< F.) bağış. bâg-ı kûy: (< F.) bahar.) aşk şarabı. beleş.) kapı. salıverilmiş. sorumluluktan kurtulma.) şarap. bâde-i ‘ışk: (< F. dünya. bağ ya da başka bir araçla tutturmak. meltem. 0137. 0152.) bahçe § dünya. kurtulmuş. 0157. bahr-i ‘âlem: (< F. bahr: (< Ar.) apaçık gören göz.

) kanat. kısmet. değer vermek.) tam olgunluk.) sebep. bazı. kol. basmak. 0176.) dert yükü. kaynak § çanak. kafa. harekete geçmek. bâr-ı belâ: (< F. 0175. ok.) yüce. 0187. bakma. bâl: (< F. yücelmek. bâkî: (< Ar. çevirmek.) korku. değişmeden kalan. basar: (< Ar. başını ayak et-: alnını yere sürmek. barmak: parmak § akan yıldız. 0171. kalımlı. başını kesseler vaz geçme-: asla vaz geçmemek.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 119 0162. bârân: (< F. 0172. 0186. 0177. baş: baş. nazar.) aşk derdinin yükü. 0189.) bari.) yağmur § gözyaşı. 0170. bâr-ı derd-i ‘ışk: (< F.) öğüt yağmuru. baht: (< F. (Sadaka edilecek nesnelerin baş çevresinde çevrildikten sonra verilmesi göreneği. 0178. değişik. baskın yapmak.) göz. 0174. 0173. 0182. bakış: bakış. başla-: başlamak. hiç olmazsa. 0180.) kalıcı. bas-: ele geçirmek. bâr: (< F. ayak basmak. 0169. bir işe gücü yetmek. talihli olmak. 0179. bâr-ı mihnet: (< F. bâlâ: (< F. uzaklaştırmak. 0164. 0165.) 0184. bâ-kemâl: (< Ar. savmak. yara. 0183.) kader. ilgilenmek. farklı. bir işe girişmek. bâk: (< F.) dertlerin yükü. mükemmellik. 0166. yüksek. 0168. iyi ya da kötü talih. kaygı. önsüz sonsuz. göz atma. başına çevür-: başı etrafında dolaştırmak. başa çık-: baş etmek. yenmek. 0188. alçak gönüllülük göstermek. sakınma. bârân-ı pend: (< F. 0185. alt etmek. başka: başka. bârî: (< F. 119 . 0163. bâ‘is: (< Ar. başında devleti ol-: rütbe kazanmak. görme.) yük. başına su kuy-: üzmek. sıkıntı vermek. bakım yapmak. 0167. 0181. bak-: bakmak.

0214.) savrulmuş. yüz rengi § sonbahar. bat-: gömülmek. 0202. 0213. anlaşılan. yüz. açılma. 0199. bed-likâ: (< F. ber: (< F. büyük sıkıntı. 0197. berg-i hazân: (< F. 0212. içe. sıkıntı. bend: (< F. aynısı sanmak. anlatma. 0220.) hazan yaprağı. 0194. gitmiş. vücut. belki: belki. berü: beri. dert. 0191. bir şeyin yerini tutan şey. saplanmak.) yer ve gök arası.) belâ.) sevdalı köle § âşıklar. iç yüz.) göğüs. berbâd: (< F.) kul. ayva. perişan. içeriye. bende-i bî-dil: (< F. anlaşılıyor ki. derdini açma. bel: bel.) ayrılık belâsı.) toprak. bende: (< F. bâtın: (< Ar. kara. bağlama. 0198. yemiş. beñdeş: benzer. meyve. düğüm.) bedel. beñzer: öyle görünüyor ki. gönül. sonbahar yaprağı § âşık. beg: bey. iki kişi ya da nesne arasında birbirini andıracak denli ortak nitelikler bulunmak. 0204. dert çeken. dertli.) sevgiliden ayrı kalmak belâsı. 0195.Ömer ZÜLFE 0190. 0210. beñiz: beniz. berg: (< F. bencileyin: benim gibi. bitmiş. 0217. yok olmuş. insanın ortası § var yok arası. belâ-keş: (< F. 0201. beñze-: benzemek.) iç. bukağı.) çöl. bedel: (< Ar. 0193.) azgınlık çölü.) belâ çeken. 0215. beyâbân: (< F. kilit. karşılık. ekilmek. 0209. 0206. 0203. beyne ’s-semâ’i ve ’l‘arz: (< Ar. han § sevgili. 0205. 0208.) çirkin. andırmak.) açıkça söyleme. berr: (< Ar. beden: (< Ar. 0192. birinci teklik kişi zamiri. olsa olsa.) bağ. yele verilmiş. ben: ben. beyân: (< Ar. karavaş § âşık. A. 0216. belâ-yı hecr-i nigâr: (< F. 0218. beyâbân-ı ēalâlet: (< F.) yaprak.) gövde. belâ-yı hecr: (< F. beñzer añ-: benzetmek. . 0219. 0200. 0196. belâ: (< Ar. 0211. eş. 0221. 0207. köle.

hesapsız.) sayısız. 0244. bî-çâre: (< F. 0245.) eşsiz.) sınırsız. çok.) tutkun. benzersiz. bî-dil: (< F. meclis.) izi bulunmayan. binlerce. 0233. görünmeyen. 0246. Allah. zavallı. 0242. boş yere.) benzersiz. şaşkın. 0243. 0238. binâ-yı hâne-i dünyâ: (< F.) uyanık. sayılamayacak kadar çok. bî-nişân: (< F. bin sayısı.) boş.) sesi soluğu kesilmiş § âşık. 0227.) temelsiz. 121 . 0232. sarhoş § gönül.) varlık binası. 0241.) dert meclisi. bî-bünyâd: (< F. bıçag: bıçak. sonsuz.) çaresiz. 0223. bezm: (< F. bî-karâr: (< F.) aklı başından gitmiş. âşık. bî-hadd: (< F. 0247. uyandırmak.) hasta § âşık. bezm-gâh: (< F. perişan. A. binâ-yı vücûd: (< F. 0239. ev. 0226. farkında olmak. aklı başından gitmiş. bırak-: bırakmak. 0228.) rahatsız. bî-amân: (< F.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 121 0222. 0248. evi. bî-nevâ: (< F. benzersiz. 0236. aklı başından gitmiş. 0225. aşk sarhoşu. bî-kes: (< F.) meclis. sevdalı. anlamak. bî-hûş: (< F. koymak. 0230. bî-hemtâ: (< F.) eğlence yeri. 0235. bîmâr: (< F. içki meclisi. 0240. 0224. 0237. duymak. biñ: bin. bil-: bilmek. kendisinden geçmiş. kendinden geçmiş. bezm-i nedâmet: (< F. bezm-i mihnet: (< F. tanımak.) eşsiz. ) acımasız.) pişmanlık meclisi.) kimsesiz.) yapı. 0249. bî-çûn: (< F. 0231. bîdâr (eyle-): (< F. bî-hisâb: (< F. 0229. kaybolup gitmiş. sanmak. binâ: (< Ar. bî-hûde: (< F. vücut binası. 0234. bî-bedel: (< F. yalnız § âşık.) dünya evinin yapısı. eşsiz.

) sonsuz. çok. Ferhad’ın delmek zorunda olduğu dağ. yok etmek. vurmak. bunca: bu kadar.) aldırış etmez. çok.) sözünde durmayan. 0269. büyümek.) kesin kanıt.Ömer ZÜLFE 0250. Burhân-ı Kâtı‘. 0253. epey. 0254. 0251.) keskin. boz-: bozmak.) bina. bürrân: (< F. bir nesneyle. bu: gösterme zamiri. 0275. arayarak kanadı kırık. bükül-: bükülmek. bülbül-i şeydâ: (< F. 0272. bî-sütûn: (< F. 0261. bir yaña eyle-: öldürmek. ya da aramadan. bit-: yetişmek. 0260.) sütunsuz.) bıkmış.) delil. 0274.) kimsesiz. 0267. hedefi bulmak. tanıdığı olmayan. 0277. bünyâd: (< F. Güneşin ayrıldığı kısımlardan her biri. düzenini değiştirmek. tandır. bî-pâyân: (< F. bî-zevâl: (< F. bulın-: bulunmak. 0257. sahip olmak. gökyüzü. uçsuz bucaksız.) sayısız. bî-per ü bâl: (< F. kolsuz kanatsız § gönül kuşu.) çılgın bülbül. bu kadar çok. bülbül: (< F. ayarını bozmak. burc: (< Ar.) sonsuz. kale. bir kimseyle karşılaşmak. tanık. bî-şümâr: (< F. boyun: boyun. bu deñlü: bu kadar. 0252. 0259. bî-pervâ: (< F. 0256. 0276. ah dumanı. . dostu. bî-yâr: (< F. bul-: bulmak. temel. isabet etmek. yapı. bir: bir. biryân: (< F. vefasız § sevgili. 0263. 0255. böyle. yıldızlar kümesi. burhân: (< Ar. ortadan kaldırmak. 0265. kale kulesi. kanıt. 0271. 0273. kazanmak. bî-zâr: (< F.) bülbül § âşık. umursamaz. eğilmek. şair.) kolu 0264. 0270. 0268. 0262. korkusuz.) kebap. 0266. bir nesneyi elde etmek. bulut: bulut § âşık. iki kat olmak. değiştirmek.) burç. hayatından bezmiş. burhân-ı kâtı‘: (< F. 0260. 0258. tek § sevgili. bî-vefâ: (< F.

cân-bâz: (< F. cânâ: (< F.) zulüm kadehi. şairin sözleri.) çan. 0304. kuş. 0283. cân-bâz-ı cân: (< F. çabalama. cefâ: (< Ar. 0301. can.) yer yer.) büyücü. dert. câm-ı Cem: (< F. ülke.) eziyet. kilise çanı § gönül.) cambaz.) ey can.) inleyen gönlün yarası. 0300.) sevgili. 0293. ‘uşşâk: (< F. şiir.) alın § ay.c 0278. cerâhat-ı dil-i zâr: (< F.) cennet § sevgilinin dergâhı. cânân: (< F. hayat § sevgili. cân: (< F. sıkıntılar. 0287. 0292.) Cem’in kadehi. 0279. ilkyaz.) âşıkların canı. ceres: (< Ar. 0288. cerâhat: (< Ar. akçe. 0296. ölecekmişçesine korkuya kapılmak. içki bardağı.) çalışma. câdû: (< F. cebîn: (< Ar. aşk kadehi. 0303. iddialaşma. yüz § güneş.) yara. savaş.) can cambazı. bir araya getirme. zulüm. 0298.) aşk şarabı. ceng: (< F. hayat veren. 0282. sığınılacak yurt § sevgilinin sokağı.) kavga. cennetü ’l-me’vâ: (< Ar. 0280. çekişme. canıyla oynayan. mülk. çatışma.) me’va cenneti. cân-ı her yerde.) can bağışlayan. Cem: (< F. câm-ı sitem: (< F.) toplama. dertler. 0294.) sevgili. cân-bahş: (< F.) yüz güzelliği.) kadeh. cana can katan § söz.) hükümdar. 0281. cennet: (< Ar.) savaş. câ be-câ: (< F. inleyiş. saray. ey sevgili. 0302. 0286. 0289. 0305. 0297. canını tehlikeye atan. 0291. 0299. 0285. cadı. cehd: (< Ar. cânı agzına gel-: çok korkmak. şarabı icat eden kişi. cedel: (< Ar. kervanlarda develere takılan çan. 0295. cemâl: (< Ar.) gönül. 0284. sıkıntı. câm-ı ‘ışk: (< F. cem‘: (< Ar. âşık. câm: (< F. güzellik. 0290. . cânâne: (< F.

akarsu.) yön. hareket. dert § ok. cevr-i cânân: (< F.) yaralı beden. cism: (< Ar. 0331. savaş. 0311. ciğer. cünbiş: (< F.) sevgiliyi arama.) aşk kadehinin şarabı.) yudum. cür‘a-i şâdî: (< F. inatlaşma. dünyayı aydınlatan. cüst: (< F.) dünya. bahçeler. cinân: (< Ar. 0308. cidâl: (< Ar. deliliğin üstadı. cûybâr: (< F. cevr-i devr-i çarh-ı kejrev: (< F. gövde § sarı. cünûn-ı zû-fünûn: (< F. cihân-tâb: (< F. 0315.) sevgilinin zulmü.) sevgiliyi arayıp sorma. cümle: (< Ar.) cennetler. çekişme. cism-i figâr: (< F. iç § kebap.) dünyayı bezeyen.) ırmak § gözyaşı. cihet: (< Ar. telve. 0332. 0319.) aksak feleğin döne döne zulmü.) delirme. delilikte âlim. ç 0321.Ömer ZÜLFE 0306. 0330.) araştırma. cür‘a: (< Ar.) düşmanların zulmü. . cür‘a-i câm-ı mahabbet: (< F. cû/cûy: (< F. 0324. 0322. 0317. cüst ü cûy-ı yâr: (< F. şarap.) dünyayı ısıtan. cevr-i agyâr: (< F. 0333.) karaciğer.) beden.) âşığın gözyaşı ırmağı. çıldırma. 0307. 0325. âlem. 0327.) eziyet. 0318. aşkın artışı.) kımıldanma.) neşe şarabı. 0309. cevr: (< Ar. altınlı kaftan. tortu. kâinat § bağ. 0320. 0316. 0313.) kavga. toz. delilik.) bütün. araştırma.) bilgili deli. 0310. cihân: (< F. 0314. ırmak. cihân-ârâ: (< F. sıkıntı. cûş (et-): coşup taşma. delicesine davranış. hocası § âşık. 0312. çevirme. 0329. cûş u hurûş: coşup taşma. 0326. hep. ciger: (< F. sebep. cüst ü cû: arayıp sorma. 0330. cûy-ı yâr: (< F. 0328. cünûn: (< Ar.) arama. 0323. cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşık: (< F.

çâre: (< F. ilâç. çeşme-i mihr: (< F. çünkü. yemyeşil bahçe § ayva tüyleri. çukur § girdap. 0345. d (< F. çevür-: çevirmek. yeşillik. yırtık. dönen. ortaya koymak. çark. içmek.) yaka yırtma. çâk (et-): yarık. yola koyulmak. yüklenmek.) büyücü göz.) dikine tutularak çalınan eğri saz. felek. içki içmek. 0335. 0351. katlanmak. 0337. kandil. 0361. 0355. surat. 0343.) şu sebepten. burgaç. çâk-i girîbân: (< F.) göğüs yarığı. çünki: (< F. çerâg: (< F. gerilemek.) yardım. yükselmek. yırtma. ağlayan göz. . döndürmek.) gök çarkının çadırı. 0354. 0340. çok: çok. ayrılmak. 0358. 0356. gam dağıtan. çık-: çıkmak. kaynak. çâder-i çarh-ı felek: (< 0348. çâh-ı zenahdân: (< F. madem.) kuyu.0334. çü/çün: (< F. 0347. devreden. çihre: (< F. madem ki.) göz § büyücü (sevgili). çâk-i sîne: (< F. 0336. çeng: (< F.) mum. 0344. çeşm-i câdû: (< F. çarh: (< F.) gibi. 0346. 0339. 0349.) eğri gidişli felek. çarh-ı kej-rev: (< F. 0342. pençe § boy. gök kubbe. büyüleyici göz.) çadır. 0350. 0360. meşale. 0338. taşımak.) yaş döken göz. çimen: çimen. çeşme: (< F. çokdan: uzun zamandır. silâha davranmak. çeşm: F. çıkar-: çıkarmak. 0341. çâh: (< F. çekil-: çekilmek. çeşm-i giryân: (< F.) pınar. görünmek. çek-: çekmek. 0359. 0352.) yüz.) gök. ortaya çıkmak. 0353.) çene çukuru § yuva. çâder: (< F.) güneş çeşmesi. gitmek. 0357.

dahı: dahi. 0372. işaret. dâg: (< F. 0383. ocak.)’in cennetten kovulmasına sebep olan meyve. 0369.) dâl harfi.) ortadan kaldırma. gelişigüzel.) doğru yoldan çıkma. dâl: (< Ar. dehân/dehen: (< F. 0379. 0365. ēâll: (< Ar. damga § güneş. degül: değil. 0377. dâyimâ: (< Ar. varlığıyla yokluğu belli olmayacak kadar küçük olan. giderme. savan.) baş ağrısını geçirme. def‘-i a‘dâ-yı gam: (< F. 0373. düşmek. 0375. kıl ucu. değerinde olmak. de. dagıl-: dağılmak. yemiş. uzaklaştıran.) aşağılık dünya. 0367. ēalâlet: (< Ar. deg-: nasip olmak. istemek. azgın. dâg-ı mihr: (< F. savma. varla yok arası nokta. iki kat. dâne: (< F. günahkâr. söylemek. 0374. 0380.) gam dağıtan. kambur § zülf. dâyim: (< Ar. def‘-i sudâ‘: (< F. henüz.) aşk yarası § güneş.) doğru yoldan çıkmış. dâfi‘: (< Ar. devamlı. 0381. değmek. azma. . 0366.) yanık yarası. 0376. def‘: (< Ar. 0378. derdi alıp götüren.) sürekli. azgınlık.) ağız § zerre.) sürekli.0362. her zaman. 0370. m. 0368. kalmak. hâlâ. 0371. de-: demek.) dünya § kocakarı. Âdem (‘a. düzeni bozulmak. dâg-ı gam: (< F. bir daha. aklı dağılmak. çare olan. 0363. kanıt. iyileştiren. devamlı. dehr: (< Ar. 0379. ait olmak. dâfi‘-i gam: (< F. nokta.) def eden. lâlenin ortasındaki kara nokta.) derd damgası § lâlenin ortasındaki kara nokta. ulaşmak.) gam düşmanlarını savma. yakışmak. 0382. degme: alelâde. erişmek. 0364. yokluk.) tane. dehr-i dûn: (< F.

dendân: (< F. 0413. 0400. kanıt. 0394. kırmak. derdmend: (< F.) dert. 0401. 0389. delîl: (< Ar. derûn: (< F. derdâ: (< F. nefes.) 0399. 0395. 0411. okyanus § âşığın gözyaşı. ders: (< Ar. iz. zaman. 0408. delik açmak. dem-beste: (< F.) sürekli. tasalı § âşık. 0388. derk: (< Ar. 0385. 0412. harfinin dişi. nefes etmek. yakalama. sırdaş.) dertli.) her zaman.) deniz.) çare. aşk.) anlama. 0403. deryâ-yı bî-pâyân: (< F.) aşk denizi. 0404. sık sık. 0405. dem-â-dem: (< F. incitmek.) kapı kapı dolaşan. dek: +a kadar.) iç. ürkme. soluğu kesik.) sîn dünya denilen kocakarı. ilâç. ırmak. delil § gönül ahının alevi.) arkadaş. sürekli.) aşk derdi. derd: (< F. 0390. ders-i cünûn: (< F.) tanık. tasa. elde etme. 0407.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 127 0384. 0392.) korku. dem be-dem: (< F.) yazık. denli.) delilik dersi. 0410. dehr-i pîre-zen: (< F. dehşet: (< Ar. 0393. işaret. vah vah. kavrama. serseri § âşık. okun ucuna geçirilen demir parça § ter. delinmiş. çok. del-: delmek.) uçsuz bucaksız deniz. deñlü: kadar. derd-i ‘ışk: (< F. ipsiz sapsız. akarsu § övgü. aklı şaşırtacak kadar ürkme. dendân-ı sîn: (< F. an. gönül. dilsiz.) soluk. belge. 0402. 0387. okuyup üflemek.) diş. dem ür-: (< F. durmaksızın. dem-sâz: (< F.) bir şeyden söz etmek. derbeder: (< F. selâm kelimesindeki sîn harfinin dişi. dem: (< F. kaygılı. 0406. deryâ: (< F. delâlet: (< Ar. demren: ok ucu. 127 . 0391. 0398. ele geçirme. 0396. 0397. dermân: (< F. gözyaşı.) suskun. 0386. 0409.) gösterme. delik: delik.) ders. deryâ-yı ‘ışk: (< F. kaygı § derman.

iliştirmek. hizmetçi.) dünya denilen puthane. 0433. 0440. .) çöl. dest-i heves: (< F. 0441. tarağın dişleri § kuş. İbrahim (‘a. dik-: dikmek. felek. 0424.) 0429. dünya. dil. deyü: diye. âşık eden. destân: (< F. 0418. dilber: (< F. devrân: (< Ar. devr-i gül: (< F. ülke. 0439.) kilise. 0422.) dünya.) gam çölü. 0430. tarla. devr: (< Ar. dil-ârâ: (< F. çare.) yüz.) tutku (ışık) eli. 0420. 0434. dil: (< F. dönüş. diyerek. saray. divane. destan. puthane. dest-yâr: (< F. kendine çeken § sevgili. ekmek. ova § dert.) heves eli. deşt-i gam: (< F. 0423.) gül mevsimi.) gönül alan güzel. devlet: (< Ar. görüşme. görme. 0428.) göz. diken: diken § ağyâr. deşt: (< F.) yardımcı. peymane. zaman. devr-i bî-amân: (< F. dîde-i cânân: (< F. 0436.) çağ. pençe. gam. deyr: övgü denizi. deryâ-yı medh: (< F. yabancılar. dest-i şevk: (< F. 0425. sevgili.) mutluluk. ilkyaz. 0416. 0426. 0421. 0438. istek.) kıssa. uşak § testi. devr-i hüsn: (< F. meyhane. arzu. felek. 0427. gönül çeken. 0432. dîdâr: (< F. devlet. bahar. 0415. ahir zaman fitnesi. dönme. döneklik. ev. ilkyaz. deli.) gönül alan.).) sevgilinin gözü § fitne-i devrân. dîde: (< F. göz bebeği. 0431. kader. kader. hikâye. içinde bulunulan zaman. 0417.) ağlayan göz. dil-âvîz: (< F.) güzellik mevsimi. bahar. (< Ar. 0435.) gönül. uğur. 0419.) gönül alan.) acımasız zaman. saplamak. dîde-i giryân: (< F. devâ: (< Ar.) ilâç. 0437. iplikle tutturmak. göz ucu § çadır. deyr-i cihân: (< F. dönüş.) el.Ömer ZÜLFE 0414. dest: (< F. m.

0447. diyâr: (< Ar. canlanmak. dilber-i Leylî-hırâm: (< 0457. 0469. 0470. dirîg: (< F. dil-teşne: (< F. dil-i vîrân: (< F. 0464. zayıf ve yaralı gönül. 0456.) inleyen yaralı gönül. âşık. yeniden canlılık kazanmak. dil-efgâr: (< F.) dost. sona ermek. 0458. dil-i şeydâ: deli gönül § pervane. eyvah. kulak F. dirlik: sağlık. diñ-: dinmek. kesilmek. beyin. 0468. parça.) deli gönül. durmak. diñle-: dinlemek.) divan. 0460. 0467. şiir iklimi.) şiirin ülkesi. arzulamak. şiirlerin toplandığı kitap. dōlâb-veş: (< F. dîvâne: (< F. dil-i sad-pâre: (< F. dîn: (< Ar. dimâg: (< Ar. vurmak. 0451.) akıl.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 129 0442. 0462.) yol. diyâr-ı nazm: (< F. Allah’a dayanma § sevgili.) deli § gönül. 0452. dedikodu yapılmak.) hayvanların çektiği dönerek çalışan bahçe sulamağa yarayan düzenek. gönül kaptırılan § Allah. dil-i dîvâne: (< F. 0455. kolu kanadı kırık gönül. 0445. diril-: dirilmek. dirigâ: (< F.) içi yanmış.) yıkık gönül § ev.) çok yazık. kulak tutmak. 0459.) gönlü yaralı. 0448. dile-: dilemek. ağaçtan ya da demirden yapılan uzun ve kalın destek. dil-i zâr u figâr: (< F. dōst: (< F. eyvah. 0454. vermek. dilim: dilim. sütun § ah dumanı. dildâr: (< F. memleket.) dolap gibi. 129 . 0449. hayat.) yazık.) parça parça gönül. şuur.) Leylâ gidişli güzel. istemek. dög-: dövmek. 0446. 0463.) sevgili. yaşayış. 0461. direk: direk. 0444. damak. ezmek.) ülke. sevgili. dîvân: (< Ar. düşünme gücü. adı kötüye çıkmak. dile düş-: dile düşmek. 0450. 0443. dōlâb: (< Ar. 0453. 0465. bitmek. 0466.

iki kat. 0489. sürekli. yukarıdan aşağıya inmek. kapılmak. duhân-ı âh-ı sîne: (< F.) kara duman § âşığın ah dumanı. 0483.) duman. 0482. döne döne: dönerek. bitirmek. dürlü: türlü. inci gibi öğüt. dûd: (< F. dünyâ/dünye: (< Ar. tütün. çeşit çeşit. 0478. dûd-ı siyâh: (< F. içine itmek.) ah dumanı § direk. anlam. 0479. düşmen: (< F. 0476. dök-: dökmek.) öğüt incisi. dürr-i pend: (< F. inmek.Ömer ZÜLFE 0471. düş-: düşmek. 0473. 0477. dürr-i ma‘rifet: (< F. 0486. direk. yeryüzü. 0488. yakalanmak. dün: gece. 0475. muhtelif. döy-: dayanmak. 0474. 0475. alçak § dünya. tütün § çimen ve lâle. 0480. düşür-: düşürmek. diş. 0495. akıtılmak. yemek. dökil-: dökülmek. döşek: yatak § yer.) aşağılık. 0472. saçmak. 0484. gözyaşı. 0481. 0492.) dünya § alçak. 0490. dûn: (< Ar. şiir. âşık olmak. düşman. 0498.) duman. 0496. sütun. dütün: duman. duhân: (< Ar. düket-: gözyaşı dökmek. dûd-ı âh: (< F. ah dumanı.) düşman. büyük inci. 0487.) uzak. saray. . dü-tâ: (< F. koyulmak. 0494. çizginmek. dür/dürr: (< Ar. kambur. akıtmak. ardı ardına. katlanmak. dön-: dönmek. dûr: (< F. dürer: (< Ar.) inci. üst üste. dört: dört. 0491. dört sayısı.) iri inci taneleri § dişler. boşaltılmak. dün ü gün: gece gündüz. 0485. konmak. 0497. dalgalanan su § bilgi. kara kaygı. e tüketmek.) göğüsten çıkan ah dumanı.) Allah’ı bilme incisi. serpmek. bulut. dürr-i ma‘ârif: (< F. tutulmak.) bilme incisi.) iki büklüm. 0493.

) buyruk. efzûn: (< F. 0509. 0508. efendi: efendi. -sa. 0500. 0506. dokunmak. egin: sırt. elif: (< Ar.) acıyla çığlık atma.) büyük yılan. keder. sakınmak. ehl: (< Ar. 0526. 0519. dünya kaygılarından ve bağlarından kurtulanlar. 0527.) kavrayışlı. 0520. ebr-i bahâr: (< F. masal. ehl-i dil: (< F. ehl-i sonu olmayan gelecek zaman. elde etmek.) fazla. 0507. 0511. elt-: iletmek. 0517. ister. felekler. se.) elif harfi § boy.) yaralı. . 0523. önünde sonunda. 0518. eksük: eksik. üst. sebep. yağmur bulutu. eger: (< F. § âşıklar. 0501.) âşıklar. 0529. egerçi: (< F.) elif boylu § sevgili.) aslı olmayan hikâye.) usta. bir yolu tutmuş olan. 0516. efgân: (< F. açık görüşlü. 0503. 0504. iş. elif-kad: (< Ar. ebr-i âh: (< F. 0514. 0521. ebed: (< Ar.0499. 0528. 0512. tohum ekmek. eflâk: (< Ar.) gökler. nazar: (< F. efsâne: (< F. 0510.) sonsuzluk. 0502. 0530.) ah bulutu. ehl-i mahabbet: (< F.) eğer. el ver-: fırsat vermek. ehl-i tecrîd: (< F. arka. elem: (< Ar.) bahar bulutu. el: el. ek-: ekmek. ise de. ebr: (< F. nisan bulutu. 0522. saygı göstermek. ejder: (< F. elbetde: (< Ar.) mutlaka. elle-: ellemek. yüz yılı aşkın yaşayan yılan. emr: (< Ar. 0516. ulaştırmak. 0524. efgâr: (< F. 0515.) dert. 0513. elinden çık-: kaybetmek. edin-: edinmek. elinde tutamamak.) âşıklar. imkân tanımak. sultan § sevgili.) bulut § ah. 0525. el üstinde tut-: değer vermek.) her ne kadar. anlayışlı.) el etek çekenler. boş söz. 0505.

) erguvan çiçeği. 0544. etki.) kaygı. 0532. 0538.) iz.Ömer ZÜLFE 0531. eriş-: ulaşmak.) ehiller.) gözyaşı. bilinmeyen şeyler. eyyâm: (< Ar. et-: etmek. becerikli kimseler. nişan. ergavân: (< F. resimler. suretler. imkânsız emir. isabet etmek. tasa § arı. enbiyâ: (< Ar.) günler. 0552. 0551.) âşıklar. duruşlar. doruk.) kanlı gözyaşları. 0553. 0536. 0560. 0533. eri-: erimek. çağlar. 0545.) peygamberler. 0541. dostlar.) davranışlar. eyü var-: iyi yapmak. 0558. seslenme. 0539. yöntemler. zamanlar. esrâr: (< Ar. dert. er-: ulaşmak. eşk-i hûnîn: (< F. evzâ‘: (< Ar. durum. iyi iş yapmak. seslenme. endûh: (< F. ırmak. eyyâm-ı bahâr: (< F. uyuşturucu madde.) ilkyaz günleri. 0546.) tavırlar. 0561. çadır ipi. erit-: eritmek. eser: (< Ar. görünüşler. etmek. başlangıç. 0555. evkât: (< Ar. sevdalılar § mum. ilkbahar. eyâ: nida.) gönlü temizler. . evc: (< Ar.) yıldızlar § kıvılcım. sıvı hâline gelmek. encüm: (< Ar.) vakitler. kırmızı renkli bir çiçek § yüz. emr-i muhâl: (< F. er: erkek.) imkânsız iş. eyle-: eylemek. 0542. biçimler. eşk: (< F. erbâb-ı şevk: (< F. 0563. erbâb: (< Ar. 0538. eşk-i çeşm: (< F. 0543. evvel: (< Ar. 0534. 0562.) şiirler.) ilk. sıvı hâline getirmek. etvâr: (< Ar.) gizler.) yüksek. işler. eş‘âr: (< Ar. ustalar. 0547. 0556. 0557.) şekiller. ey: nida. 0535. hedefi vurmak. 0540. 0554. erbâb-ı safâ: (< F. eyü: iyi. keyif. 0537. 0548. hareketler. hâl. eşkâl: (< Ar. 0559. eşik: eşik. durumlar. 0550. 0549.) gözyaşı § gümüş para.

) küre biçiminde cam kapak. fer: (< F. fenâ: (< Ar.) açma. fânûs-ı hayâl: (< F. içini dökme. 0578. ferruh-ı ferhunde: (< F. âşık. 0586. ferâmûş: (< F. fânûs: (< Ar. ferâh: (< Ar. çığlık. zaman. şikâyet.) lâmbanın içerisindeki yanmayı sağlayan bez. dünya. kurtarıcı.) ayrılma. 0572. kapının açılması. yakınma. arzularına kavuşmak. feryâd: (< F. feth: (< Ar. fetîl: (< Ar.) içi rahat. 0581.) su. feth-i bâb: (< F. farz: (< Ar. başkalık. sevinç. 0582. 0577. 0573. kaderlerini takdir ettiği zaman.) çok kutlu. kesin emir. sızlanma.) yardıma gelen. gökyüzü.) Ferhad ile Şirin hikâyesinin erkek kahramanı § aşk ülkesinin sultanı. Allah’ın f canlıları yarattığı. aydınlık. 0567. 0584.) kapıyı açma. ezel: (< Ar. fârig-bâl/ fârigu ’l-bâl: (< Ar.) üstü çeşitli resimlerle süslü. gönül şenliği. vaz geçme. feryâd-res: (< F. suyun taşması. çok uğurlu. içinde mum yakılan küre biçimli cam nesne. kader § hayal fanusu.) yardım isteme. 0575.) mum fitili § can ipi. Ferhâd: (< F.) unutma.) kutlu. 133 . feyz: (< Ar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 133 0564. 0585. ferhunde: (< F. uğurlu. fetîl-i şem‘: (< F. 0565.) parlaklık. baş. yaraya konan sargı.) gök.) tahminde bulunma. kutlu. 0566. 0568.) yokluk. 0580. 0579. el çekme. tepe. 0574. ferruh: (< F.) ayrılık. fark: (< Ar.) başlangıcı bilinmeyen öncesizlik. 0570.) açığa çıkma. felek: (< Ar. fâş: (< F. su bolluğu. 0571. varsayma.) uğurlu. 0583.) neşe. özgür. dinin kesin kuralı. ferâgat: (< Ar. kayırma. bir işte başarı sağlamak. mutlu. 0569. 0576. 0574.

fezâ: (< Ar. dert. fürkat: (< Ar. fitne: (< Ar. 0591.) içinde. gâh/gâhi: (< F. gaflet: (< Ar. 0612.) aşk derdi. 0598. 0610. firâk: (< Ar. varsayalım. boyun ve saçın düşüncesi. 0597.) imkânsızı düşünme. fî ’l-mesel: (< Ar. uyku. galtân (eyle-): (< F.) zaman bildirir.) zamanın fitnesi § sevgilinin gözleri. fülk: (< Ar.) ayrılık derdi. gam-ı hecr: (< F. 0600.) kıyamete yakın çıkan karışıklık. 0589.) kayık. 0605. 0588. bazan. musibet. boş bulunma. fikir. 0604.) kederli. 0595. gam-ı ‘ışk: (< F. 0593. fîh: (< Ar.) övgü meydanı. belâ. yaralı. 0609. gemi § gönül. meydan. fülk-i dil: (< F. ayrılık acısı § cehennem. 0596. figân: (< F. misaldeki gibi. kimi zaman. 0608. dalgınlık. hayal.) fırsat. figâr: (< F.) meselâ. fitne-i âhir-zamân: (< F. kaygılı § âşık.) ayrılık. 0603. kaygı § çöl. 0602. 0610. uygun zaman. 0601. dert. fitne-i devrân: (< F. gamnâk: (< Ar. feryat.) gönül kayığı.) acıyla inleme. . fikr-i muhâl: (< F. ayrılık acısı. karışıklık.) belâ. 0592. firdevs: (< Ar. imkânsızı düşleme.) bağışın bereketi. azgınlık. uyku basma hâli.) uçsuz genişlik. gam-ı la‘l: (< F. onda. fikr-i zülf ü kad: (< F.) ayrılık. oy.) bilmezlik. 0606.) yuvarlanan. dertli.) cennet. feyz-i ihsân: (< F. düşünce. fikr: (< Ar. fursat: (< Ar. 0613.) yara. gam: (< Ar. 0590. fikret: (< Ar.) lâl dudağın gamı. düşünce.) boyu ve saçı düşünmek.) düşünme. yuvarlama. musibet.Ömer ZÜLFE 0587. 0599.) keder.) düşünme. g 0607. 0611. 0594. fezâ-yı midhat: (< F.

son derece. içinden geçmek. kılıç. 0637. genc-i hüsn: (< F. zâlim. gâyet-i ihkâm: (< F. kan dökücü. ger: (< F.) bazı. 0628.) gizli. keskin yan bakış.) hazine. sağlamlığı fazla. garîb: (< Ar. işlemek.) 0627.) kanlı kıyıcı bakış.) her ne kadar. gürültü. gedâ-yı kûy: sokağın kölesi. gel-: gelmek. kavga. 0622. delil. 0642.) dert tozu. batma. artmak. 0623. son. âşık. 0624. gerçi: (< F. 135 . 0616.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 135 0614.) toz. içine geçmek. gam yeme-: kaygılanmamak. bilinmeyen. gâyet: (< Ar. uç. vatınından ayrı kalmış kişi § âşık. geçip gitmek. 0621. gelür: kazanç. gerçek: gerçek. gamze-i hûn-rîz: (< F.) buğday § Selîkî. dert. gayrı: (< Ar. 0625. sıkıntı tozu.) eğer.) çok sağlam. geçinmek. yapmak.) güzellik hazinesi.) dilenci. gedâ: (< F. geh: (< F. -se. 0634. gamze: (< Ar. 0640. dışarıya. kıya bakış. kapının kölesi § âşık.) yetinme hazinesi. 0641. sultan. 0618. fazla. lâzım.) ayrı. vaz geçmek. edalı bakış § ok.) gurbette kalmış. gerd-i melâl: (< F. gayb: (< Ar. gendüm: (< F.) gazel. kötülük yapmak. gam-ı zülf ü hat: (< F.) boğulma. gerekli.) kıyıcı bakış. 0620. 0631. 0615. ölmek. 0617. ara sıra. gark: (< Ar. 0626. geç-: ayva tüyleri ve zülfün gamı. kan dökücü bakış § kılıç. sıkıntı. 0633. 0630. genc: (< F. 0631. gerd: (< F.) çok. 0632. gerü: geri. iğne. başka. gavgâ: çekişme. 0629. ise de. tok gözlülük hazinesi. -sa. 0635. 0619. öldürücü keskin bakış. geçmek. kimsesiz. 0638. 0636. gece: gece. karanlık. genc-i kanâ‘at: (< F. yoksul § gönül. dalma. gerek: gerek. ok. gazel: (< Ar. 0639.

yönelmek. gonca-i hamrâ: (< F. sıkıntı. 0657.) ağlayan.Ömer ZÜLFE 0643.) sevgilinin ayrılık burgacı. 0649. ağlayış. yaş döken. kızıl gonca.) kızıl gül. girdâb: (< F. gir-: girmek. gonca. kötü huylar. kayık.) burgaç § ayrılık.) gönül bozukluğu. 0648. tereddüt. 0655. 0670. taş (sevgili). gönder-: göndermek. gök: gök.) gonca. (yola) koyulmak. kaybolmak. 0671. mücevherli yüzük. ortadan kalkmak. gıll: (< Ar. aldatma. köle. ateş. ev. kil. mavi § gönül.) yaka. gıdâ: (< Ar. gil: (< F. çelik (sevgili). işlemek.) incili yüzük. ölmek. çamur. 0658.) şaşkınlık ve hayranlık burgacı. 0663.) ağlama. gör-: görmek. eziyet. gonca-veş: (< F. gök. ilgilenmek. gıdâ-yı mûr u mâr: (< F. 0644. 0651. 0653. 0646. 0668. girye: ulaştırmak. 0645. üst elbisesi. gibi: gibi. 0665. içine girmek. girdâb-ı hecr-i yâr: (< F. azık. ağız § gönül. ölmek. göñlini ele al-: güler yüz göstermek.) yılan ve karıncaya besin § âşığın bedeni. 0652. gemi. 0650. 0664. 0660.) gonca gibi.) hainlik. gizli düşmanlık. 0647. 0661. göñli alçak: alçak gönüllü. girîbân: (< F. gonca-leb: (< F. 0666. yaşlı. sultan. gış: (< Ar. hile. gözyaşı § lâl taşı.) balçık. göñül: gönül § kuş. . yapmak.) gonca dudaklı § sevgili. ağlar. 0656. gıll ü gış: (< Ar. gökyüzü. anlamak. gök rengi. çan. 0667. göñlek: gömlek. getür-: getirmek. 0654. yollamak. 0662. 0659. göç-: göçmek. 0669.) besin. girdâb-ı tahayyür: (< F. giryân: (< F. gitmek. git-: gitmek. gonca: (< F.) kin ve içten pazarlılık. (< F. gevher-nigîn: (< F.

görin-: görünmek. 0676. söyleyici. gûş-ı şâh: (< F. 137 . konuşma. gül suyu. gûş-ı cân: (< F. 0682. 0704. gözden bırak-: gözden düşürmek.) edilmek.) sanki. gûş: (< F. gûş-ı dil ü cân: (< F. kaygı. gûşe-i hicrân: (< F. kaldırmak. 0678. konuşma. sevgili. 0683. 0700. göz: göz § şişe. 0702. gurbet: (< Ar.) zamanın dertleri.) gariplik. 0689. gûy-ı mihr: (< F. gû: (< F.) belâ köşesi.) can kulağı.) can ve gönül kulağı. gûy: (< F. güftâr: (< F. kaygılar. 0698. 0694. göster-: göstermek. okyanus. gözini aç-: uyanmak. 0705.) köşe. yüklenmek. gumûm-ı zamâne: (< F. 0675. dayanmak. top. gûyiyâ: (< F. kadeh. fark 0687. 0681. 0695.) gamlar. deniz. 0684. her şeyi göze almak.) ayrılık köşesi. gûşe-i mey-hâne: (< F. güft ü gû: dedikodu.) söyleyen. gumûm: (< Ar.) gül suyu § ilâç. 0692. sezilmek. taşımak. ayrılık derdi. 0680. 0691. söyleme. 0699. 0697. gümüş para. beden. âşık. gül: (< F. 0677. dert. 0688.) meyhane köşesi. gülâb: (< F. gözyaşı: gözyaşı § yağmur. yazı çeşidi § ayva tüyleri. gûşe: (< F. 0693.) söz. yabancılık.) kulak. 0679.) sultanın kulağı. gül suyu. uygulamak. gözle-: gözetmek. gussa-i hicrân: (< F. yanak. gubâr: (< Ar. uymak.) güneş topu § elma. 0685. kederler.) toz. şiir söyleme. cam. aklı başına gelmek. 0703.) söz. 0690. güft: (< F. gûyâ: (< F.) sanki. 0673.) gül § ok yarası. götür-: götürmek. gussa: (< Ar. gûşe-i belâ: (< F.) keder. yüz. 0701. asker. gözden çıkarmak. kum saati.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 137 0672. 0686. göz kara kıl-: gözünü karartmak. 0674. 0696. ırmak. gül-: gülmek.) söyleme.

tereddüt. 0708. gidiş. geçiş. 0723. vuslat. gül-i ra‘nâ: (< F. dünya denilen güllü bahçe. yoldan çıkmış. (< . 0720. yara.) meclisler kurulan güllü bahçe.) gül yanaklı. güllük § sevgilinin mahallesi. güneş: güneş § yüz. 0714. gül-reng: (< F.) gülen gül.) günah.) düş. 0715. 0722. gümrâh: (< F. güzerân: (< F. yanak. gün § yara.) cennetlerin güllüğü. güng: (< F.) dünya denilen güllü bahçe. konuşamaz. 0719. apaçık. gülşen-i bâg-ı cinân: (< F. 0710. gitme.) sanı.) yanağın gülü. endişe. gül-i handân: (< F. 0724. sezme. zan. gülşen: (< F.) dilsiz. gümân: (< F. gülşen-i dünyâ: (< F. gülzâr-ı cinân: (< F. kuşku.) yolunu kaybetmiş. güzer: (< F. gülzâr-ı kûy: (< F. yazık. gül-i hadd: (< F.) geçme.) sokağın güllüğü § cennetü ’l-me’vâ. 0726.Ömer ZÜLFE 0706. olumsuz kuşku. 0728. gülzâr: pembe. uyku. gülşen-i ‘âlem: (< F. 0707. 0729. gün: güneş. gül-‘izâr: (< F.) dünya gülşeni.) gül bahçesi. gündüz: gündüz. h 0731. 0718. şüphe. 0712. gökçek. gülşen-i ‘işret: (< F. 0721. 0713. gülgûn: (< F. hoş.) geçme. yalnızca güllerden oluşan bahçe. 0709. gül gibi yanak. 0730. günâh: (< F. iri güzel gül. hvâb: (< F.) gül renkli.) sarılı kırmızılı gül. 0727. 0725.) gül renkli. 0717. F. 0716. güllerin de bulunduğu bahçe § dünya.) gül bahçesi. 0711. gün gibi âşikâr et-: gün gibi ortada. güzel: güzel.) cennetin güller bulunan bahçeleri § sevgilinin mahallesi.

0752. İbrahim (‘a. boşluk. hadd: (< Ar. 0749.) bozukluk. Allah. m. silme. hâk-i râh: (< F. âşığın yüzü.) hoca. 0758. hâk-i pây: (< F. 0746. 0750. Hâdî: (< Ar.) kabarcık.) dünya denilen tüccar.) ben § nokta.) durum. m. hâlis: (< Ar. kadı. sevgili. sarhoşluk.) yerle bir. hak: (< Ar. hvâce-i dehr: (< F. insanlar. yargıç. 0761. hâl: (< Ar. hükümdar. hâl.) yanak § gül. 139 . 0734. eksiklik. 0740. 0753. doğruluk. halel: (< Ar. hakîkat: (< Ar. hadd: (< Ar. haber: (< Ar.) Allah. 0733.) bir şeyin aslı. 0745. 0760. Muhammed (s.) ayağın tozu. arı.) sevilen.) doğru yolu gösteren. 0759.) haberli. 0757. hâcet: (< Ar. 0736.). 0741. toz toprak içinde kalmış. aşk hakkında hüküm veren.) sokağın tozu toprağı. hadeng: ok. 0756.) yanak ve alın.) yolun tozu § âşık. gerçek. tüccar. gaflet uykusu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 139 0732. 0748. 0735. haberdâr: (< Ar.) sınır.) toprak. 0743. hadd ü cebîn: (< Ar. 0742.) yaratma. zarar. toz § beden.) bilmezlik uykusu. doğruluk. hvâb-ı gaflet: (< F. hakk: (< Ar. habîb: (< Ar. emir. gerçek. habâb: (< Ar. hâlet: (< Ar. kayın ağacı. vali. hâl: (< F. 0751.) her şeyi yöneten. incinme. 0754. samimî. saf. efendi. 0755. 0738.) ihtiyaç.) bilgi. hâk-i hava kabarcığı.) § gönül. hâk: (< F. Hz. hâk-sâr: (< F. 0739. kenar.) durum. Allah’ın adlarından. hâkim: (< Ar. halk: (< Ar.) kazıma. hâkim-i ‘ışk: (< F. 0744. halîlu ’llâh: (< Ar.) aşk yargıcı. perişan. kûy: (< F. içinde bulunulan şartlar. 0737.) halis dost. 0747. içten § âşıklar.) katıksız. hvâce: (< F.

harâb: (< Ar.) kızıl. hamdü li ’llâh: (< Ar.) kuzu. 0786. hâr: (< F. kâkülün kıvrımı § yuva. 0769. halka-i zülf: (< F. halk-ı cihân: (< F. hancer-i zerrîn-i yâr: (< yuvarlak biçim. sevinçli. harâret-i ciger-i tâbdâr: (< F. kıvrım.) keskin hançer. yıkık mesken § dünya. harâb-âbâd: (< F. mermer. kapı halkası § âşığın boyu. gülücük § inci.) katı taş. yay gibi. tüketmek.) kâkülün halkası. . eğrilmiş. hande: (< F.) Allah’a hamd olsun. hancer-i hasret: (< F.) dünya sofrası.) eğri. hilâl. 0770. halka-i kâkül: (< F. 0778.) meyhane. gülüş. yeni ay. daire.) gülen. 0766. Koç burcu.) yıkık. ham: (< F. hâra: (< F. bükülmüş.) ayrılık hançeri. bayağı. hvâr: (< F. 0780. 0777. 0774. hâne-i dil: (< F. 0765.) ev. 0771. harâret: (< Ar.) hor.) diken.) gönül evi. 0785.) humma. hancer: (< Ar. pavyon § tekke. dünya denilen sofra. harca-: harcamak. hvân-ı dehr: (< F. hancer-i bürrân: (< F. 0789. 0787. 0784. ateş. 0772. sivri uçlu iki yanı keskin bıçak § hasret.) zülfün kıvrımı § yuva.) gülme. viran. sevr ile süreyya yıldız kümesi yakınlarında bulunan burç. 0763. ayrılık acısı. 0782. harâbât: (< F. ateşi.Ömer ZÜLFE 0762. 0773.) dertli ciğerin humması.) ortası boş 0775. 0776. hamel: (< Ar. 0779. 0767. hamrâ: (< Ar. sıcaklık. handân: (< F. hâne: (< F. aşağı.) sofra. F. batakhane.) sevgilinin altın hançeri § hilâl.) yıkık ev. bitirmek. yeni ay.) dünya halkı. halka: (< Ar. ayrılık.) hançer. 0764. hvân: (< F. 0781. hamîde: (< F. 0788.) eğri. 0783. 0768.

). sözcük.) kıskanç. resmî belge.) harf. m. üstü mühürlü yüzük § boy. 0797.) göreceği gelmek. hâtır-nişân: (< Ar.) mücevherli. özlem.) toplama. 0810. gönle yazılan. karınca. harem: (< Ar. Muhammed (s. hat-ı sebz: (< F. hatt: (< Ar. hâtem: (< Ar. şuur. ahir zaman fitnesi. 141 . hatt-ı dilber: (< F.) gizli seslenici.) herkese 0803. 0806. buğu. 0800. haste: (< F. gaipten gelen ses. biten. 0811. 0793. gaipten haber veren melek. toz. ürün verme. hâtır: (< Ar. gönül. hatm: (< Ar. bitiş. harf-i ümîd: (< F. 0809. hâsıl: (< Ar. yeşillik. bitme. özenme. hâşâk: (< F. hâr ü has: (< F. haşr: (< Ar. 0813. has: (< F. çekemeyen. hasret: (< Ar.) çer çöp. 0797.) ayva tüyü. kıskanma. harf-i mahabbet: (< F.) ümit kelimesi.) bitmiş.) biten. ürün. 0802. kelime.) gönül. Kur’ân ayetleri. açık olmayan özel yer. dirilme. 0791. hased: (< Ar. ölülerin diriltilip toplanması. 0808. ümit harfi. 0792. 0812.) sevgilinin ayva tüyleri § yazı.) çer çöp § âşık. hasûd: (< Ar.) ot parçası.) kıskançlık. 0796.) hasta § âşık. pas. F. çizgi § kâfir. yazı. çalı çırpı. süprüntü. bilinç. 0804.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 141 0790.) peygamberlerin sonuncusu. elde edilen. hâtem-i gevher-nigîn: (< F.) boz ayva tüyleri. 0805. 0795. hasret-i hadd: (< F. imrenme. yazı. ortaya çıkan.) son.) aşk kelimesi. resmî belge. ürün. hâsıl (ol-): (< Ar. hâtif: (< Ar. 0801. 0807. söz. harf: (< Ar.) akılda kalan. 0798. gelir § âşığın ahı. çimen. 0794. üstü mühürlü yüzük § âşık. Hz. çer çöp § âşık.) mühür. 0799.) yanağın özlemi. hatm-i enbiyâ: (< F. yetişme.

kavuşma arzusu. haz: (< Ar. hatt-ı müşkîn: (< F. kaza. varla yok arasında olma § bağ. tat. ağzı açık kalmış. utanç. âşığın bedeni. talihsizlik. hiçbir zaman. 0832. nasip.) ölme. incelik. düş. havf-ı visâl: (< F. korkudan veya acıdan taş kesilme § can.) hemen. 0819. madem ki. 0827. et ve kemikten sıyrılacak kadar zayıflama. 0826. hatt-ı gubâr: (< F. 0824. karışıklık. mahvolma. . bahçe. sıkıntı. pay.Ömer ZÜLFE 0814. helâk: (< Ar. dert. böylece. 0833. büyük korku.) epeyce. havâdis: (< Ar. sevgilinin beli. asla. şaşkınlıktan donmuş. 0834. hayâ: (< Ar. sevinç.) haber. felâket.) ayrılık.) hünnap renkli dudağın hayali. hây u hûy: gürültü. gubarî hat. hemân: (< F. hazân: (< F. 0821. canlılık.) dirilik. hecr: (< Ar. havâle: (< Ar. 0817. korku. haylî: (< F. hem de. onun hayali. 0815. 0816. 0831.) utanma.) sonbahar § âşığın yüzü. Allah korkusuyla günahtan sakınma. hem: (< F. et ve kemikten sıyrılma. kalabalığın gürültüsü.) toz 0822. 0829.) şaşkın. âşık. belâ.) hayal. arzu.) üstüne kalma. şaşırma. 0828. kavuşma ümidi. 0830. 0825. taş kesilme. kendinden geçme. sevgiliyi düşünme. o anda. hayrân: (< Ar. çokça. edep. hayâl (ol-): (< Ar. havf: (< Ar. 0818.) misk kokulu ve renkli ayva tüyleri. yalnızca. saldırma. 0823.) kavuşma korkusu. hoşlanma. 0820. F. tasavvur.) zevk. dert. hele: madem. hayâl-i la‘l-i ‘unnâb: (< yazı. dedikodu.) şaşakalma. şaşma. toz gibi ayva tüyleri. sıkılma. hayât: (< Ar. hayret: (< Ar.) hem.) korkma.

aşk havası. hevâ: (< Ar. kıssa. 0847. 0849. hidâyet: (< Ar. (< Ar. hem-nefes: (< F. hikâyet: (< Ar. aşk fırtınası.) o 0848. hırs: (< Ar. 0855. 0861.) kâkülün arzusu. hıdmet: (< Ar.) sonsuz istek. yok denecek kadar az. hiçbir zaman. 0842. Hak yolunu gösterme. hem-nişîn: (< F.) kızgınlık. 0856. 0839. 0850. tutku. hîç: (< F. fırtınası. seslenme. birlikte nefes alan. hevâ-yı ‘ışk-ı yâr: (< F. hırmen-i sabr u karâr: (< F. 0844.) istek. sırdaş. hevâ-yı zülf-i yâr: (< F. sevgilinin saçının rüzgârı.) binlerce. gücü. 0837. buyruk altında olma. 0843. tarla § gönül.) hikâye. Hızr-ı lutf: (< F. 0862.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 143 0835. 0841.) aşk arzusu. azgınlık. arzu. hem-dem: (< F. 0845. aşk. hırmen: (< F. nazlı nazlı yürüme. 0854. bütün. 0859. 0853.) asla.) yoldaş.) direnme ve dayanma ürünü.) sevgilinin aşkının arzusu. öfke.) harman. 143 . 0836. birlikte düşüp kalkan. ansızın. heves: anda. hey: hey.) ayrılık. 0846. 0858. istek. 0857. ayrılık acısı.) iş görme. hemân-dem: (< F. macera. 0860. hicrân: (< Ar. 0851. bağlanma. her: (< F. hizmet. 0840. 0838. hem-râz: (< F. azgınlık. hışm: (< F. hiç bir zaman. sevgi. hırâmân: (< F.) Hızır. sevgilinin aşk fırtınası. Hızr: (< Ar. asla. hem-râh: (< F. öfke. ürün. arkadaş.) lütuf Hızır’ı. hezârân: (< F. hevâ-yı kâkül: (< F. sırdaş. her bir. hergiz: (< F. hevâ-yı ‘ışk: (< F.) aşk. 0852.) sıkı fıkı arkadaş.) arkadaş.) her.) yoldaş.) hiç. hava § fırtına.) salına salına.) doğru yolu.) arkadaş.) sevgilinin saçının arzusu.

0888. . hurşiyd-i ‘âlem-tâb: (< F. iç acısı. 0882. F.) incelikleri gören. zalim.) hesap. hûrşiyd/hurşiyd: (< F. yardım. 0865. hûn-ı ciger: (< F. himmet: (< Ar. 0874. hurşiyd-i cihân-ârâ: (< F. hurde-dân: (< F.) sevgilinin ayrılık gamından olan kan. 0872.) kan. iyi.) parlayan güneş § sevgili. hûrî: (< F. hōş: (< F.) dünyayı süsleyen güneş. hûn-ı gam-ı hecr-i yâr: (< F. derin acı.) ciğer yâr: (< F. hikâyet-i gam-ı hicrân-ı 0877. 0867. 0889.) kanlı. gözyaşı § sel suyu. 0871. kuşatma. öldürme.) saygı. gaddar § sevgili.) sevgilinin ayrılık derdinin hikâyesi.) etrafı çevrili kale. hûnîn: (< F. hil‘at: (< Ar. kanı. 0881.) kendisini beğenmiş § sevgili. çalışma çabalama.) Tanrı. hurşiyd-i rahşân: (< F.) incelikleri bilen.Ömer ZÜLFE 0863.) kanlı. 0883. hûn-âb: (< F. hisâb: (< Ar. ciddiye alma. 0879. 0875. 0880.) dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneş § sevgili.) kanlı su. 0885. büyük acı. saygınlık. hudâ: (< F. 0873. hilâl kaşlı § sevgili. 0866.) güzel. 0878. emek.) güzel.) gayret. 0886.) güzeller § yıldızlar. haramlık.) kan döken. iyi. hisâr: (< Ar.) cennet hatunu § sevgili. yüksek iradeli birinin yardımı. 0887. hûn: (< F. kan saçan § gamze. saymak. hisâba say-: hesaba katma. kana bulaşmış. hûn-rîz: (< F. hōd-bîn: (< F. kan dökücü. 0868. hoş. 0864. hilâl-ebrû: (< Ar. 0884. 0870. temizlik.) güneş § sevgili.) yay kaşlı. hurmet: (< Ar. hûbân: (< F. hûb: (< F. sayma.) padişah tarafından bir rütbe vermek amacıyla giydirilen süslü kaftan § eski çul. hurde-bîn: (< F. 0876. 0869. hûnî: (< F.

0908. i dildâr: (< F. 0898. ‘ışk: (< Ar. huzzâk-ı rûzgâr: (< F.) işinde usta olan. şamata. han. hüşyâr: (< F. ‘ıkâl: (< Ar. ateş. 0907. ızhâr: (< Ar. eskiden ı 0904. elemler. telâş. ayık. 145 . 0902. 0893. buyruk. sevgi. 0906. hüsn-i dil-âvîz: (< F. hümâ: (< F.) devlet kuşu. emir. hüsn: (< Ar.) güzellik. 0900. çalkalanma. 0897. hurûş: (< F. ırag: uzak. meydana çıkarma.) aklı başında. dünyaya bağlılık.) aşk. kitapların başındaki süslü nesir başlangıcı. ıztırâb: (< Ar. tutku.) gösterme. 0894. hükümdar. 0903.) sevgilinin aşkı § Allah aşkı.) hüma gibi yüksek uçan § âşık. sarsılma.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 145 0890. hükm: (< Ar. huzzâk: (< Ar.) ayak bağı § mahkemelerde hak ve sahiplik göstermek üzre verilen resmi belge § ayva tüyleri. hutbe-i ‘ışk: (< F. 0905. 0896. çırpınma. şarap.) zamane ustası.) acılar. 0892.) hüküm. hüccet: (< Ar. husrev: (< F.) delil. kanıt. titreme.) dinî öğüt. hükümdarlık alâmeti. aşıklıkta hükümdarlık alâmeti. kıvranma. 0901.) sultan. hüsn-i bî-hadd: (< F.) aşk hutbesi. gözü başkasını görmeyecek biçimde sevme § deniz. 0908. sevgili. 0899. 0891. 0895. hutbe: (< Ar. Ferhad ile Şirin hikâyesinin erkek kahramanlarından Hüsrev § sevgili. ısıt-: sıcak tutmak. 0905.) gönül alan güzellik.) coşma.) sonsuz güzellik. ‘ışk-ı dünya sevgisi. hümâ-pervâz: (< F.

vuslat. iki cihân: dünya ve ahiret. ipek ip § âşığın bedeni.) doğru yola iletme. sızlanmak. ibrişîm: (< F. ilet-: iletmek. iki: iki sayısı. ilâhî: (< Ar. reddetme. kayırma. âdem. 0910. iki dillü: iki yüzlü. 0925. . 0926.) gücenme. katlanma.) karışma. insân: (< Ar.) sağlamlaştırma.) yaptığını gizleme. feryat etmek. 0932. 0924.) +dan başka. 0940. 0934. 0918. 0930. 0941. deva. aşağı inmek. 0928.) ibrişim. samimî olmayan. meğer. igen: çok. ulaştırmak. iki yakası bir arada olan. ihtilât: (< Ar. 0927. beddua.) insan. katışma. kırılma. insanın hamurunun yoğrulması. iñlet-: inletmek. lâ ilâhe illa ’llâh’taki illâ. rahat. sınama. içür-: içirmek. 0916. 0920. doğru yolu gösterme. birleşme. 0917. ille. in-: inmek. 0911. 0931. içre: içinde. ‘îd: (< Ar. kaynaşma. içinde: sınırları dahilinde.) karışma. mutlaka. 0914.) kavuşma bayramı. inkisâr: (< Ar. 0913. uyuşma. îmân: (< Ar. uygunluk.) seçme. içün: için. üzülmek.) bayram § kavuşma.) ilâç. yaşlı § yâr. ağlatmak. 0911. 0919.) suyla toprağın karışması. yardım.) iman. karşılaşma. 0935. illâ: (< Ar. 0929. ile: ile. ihtiyâr: (< Ar. 0912. incin-: incinmek. iñle-: inlemek. ihsân: (< Ar. gücenmek. 0938. iki kat. 0937. pek çok. 0915. 0939.) deneme. 0933. sıkıntı verme. zengin. ‘ilâc: (< Ar. iki yaka issi: iki yaka sahibi. irşâd: (< Ar.0909.) bağışlama. 0922. sevgili. 0923. iç-: içmek. 0921. seçim. inkâr: (< Ar. ‘îd-i vuslat: (< F. 0936. inanç § sevgili. imtizâc-ı mâ’ u tîn: (< F. imtizâc: (< Ar.) ey Allahım. imtihân: (< Ar. ihkâm: (< Ar.

çalışmak. istignâ: (< Ar. 0952. ‘isyân: (< Ar. ‘îş ü nûş: (< Ar. sevgilinin eğlencesi. büyüklük. işte bu. ‘îş-i cihân: (< F. 0953. k 0966. ağırdan alma. işâret: (< Ar. içkili eğlenme. 0944. sevgiliyle yaşama. 0948. işitme. iş (geç-): eziyet. 0965. içine işlemek. iş‘âr: (< Ar.) dünyanın eğlencesi. 0961. ölüm.) sevgiliyle eğlenme.) çiy § gözyaşı.) yücelik. 0950. değer. duymak. nazlanma.) belli. beklemek. 0959. 0947. ‘izz: (< Ar. jâle: (< F. ‘îş-i dildâr: (< F.) kanıt ve tanık göstererek doğruyu ortaya çıkarma. irtihâl: (< Ar. eziyet etmek. gösterme. sevgilinin kapısı.) göçme. 0960. ‘izzet: (< Ar. apaçık. meydanda. issi: sahip. açık. ‘iyân: (< Ar. işit-: işitmek. 0963. 0958. 0962. ‘Îsâ: (< Ar. 0955. kûy: (< F. güç. jeng: (< F. 0946. işbu: bu. 0957. ölme.) dört büyük peygamberden biri § şairin sözleri. 0951. eğlenme. 147 . ter.) dinleme. 0949. kulak verme. kötülük yapmak. isbât: (< Ar. yaşayış. 0945. Ka‘be-yi sevgilinin sokağı.) yücelik.) eğlence. nişan. köpek § âşık. şiirleri.) mahallenin Kâbesi § sevgilinin mahallesi. etkilemek. iste-: arzu etmek. işle-: içine geçmek.) bir şeyi bir organ yoluyla j 0964. istimâ‘: (< Ar. 0954. hatırlatma yoluyla verilen emir.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 147 0942. 0943. iz. ‘işret: (< Ar. aramak.) azla yetinme.) pas § buğu.) yazı ile bildirme. Ka‘be: (< Ar. 0956.) Kâbe § 0967. ululuk. it: it.) içki içme.) baş kaldırma § çöl.

0984. nun.) boy § halka. yay. elif. 0991. kabr: (< Ar. eğri. kafes: (< Ar. tutuk evi. yüzük.) alın saçı. yay. yanak. 0986. 0992. derece. üzengi. altın işlemeli de olur § gam. adım. inançsız. kamer-tal‘at: (< Ar.) değer. kal-: kalmak. râ harfi. 0974. 0973. yıldızların parlaklık dereceleri. kalb: (< Ar.) yürek. avuç. kabza-i ‘ışk: (< F. kadr: (< Ar.) mezar. hapishane. 0990. itibar. kapılmak.Ömer ZÜLFE 0968. çeng. sultanlara ve devletin ileri gelenlerine mahsus elbise.) inleyen kalp. gönül. kâfir: (< Ar. 0969. alnın üstüne düşen saç § şebboy. kâbil: (< Ar.) tutamak. 0980. azıcık. bağlanmak.) bardak. 0976. rütbe. eteği ve yeni uzun üst elbisesi.) uzun boy. 0983.) aşkın pençesi. 0975. 0988.) ay yüzlü § sevgili. 0981.) az. kâkül: (< F. içki bardağı.) yetenekli. 0993. 0985. her ne zaman.) ay § yüz.) uzun boy § sevgilinin boyu. F. örtücü § ayva tüyleri. beden. 0979. biraz. 0989. arıtma. yüzük. kâl: eritme. ay yanaklı § sevgili. kemer.) ay yüzlü. yok etmek. kâmet: (< Ar. kâmet-i bâlâ: (< F.) Tanrı tanımaz.) sevgilinin boyu. kaftân: olabilirlik. alın. kabza: (< Ar. kadd-i bâlâ: (< F. kadar: (< Ar. kaçan: ne zaman. bel § yay. . kamer: (< Ar. kadeh: (< Ar.) ayak.) kafes. kamer-ruh: (< Ar. kadem: (< Ar.) boy. temizleme. 0977. örten. kuş kafesi § sine. kalb-i nâlân: (< F. sap. yükseltmek. 0987. 0978. kapı halkası. 0982. el. 0970. kad: (< Ar. kaldur-: kaldırmak. kabul edici. uğur. durmak. 0972. uğurluluk. 0971. kadd-i yâr: (< F.

0995. kaş: kaş § yay.) feleklerin köşkü. kanı: hani. ödünç verme. işlemek.) kâseleri parmakları veya çubuklar üzerinde çevirerek gösteri yapan oyuncu. kasd: (< Ar. 1010. kanı kan ile yumazlar: kan kan ile temizlenmez. kasr: (< Ar. karz: (< Ar. huzur. kanış. kâm-rân: (< F. 1000.) çeşitli maddelerden yapılabilen kap. baştan başa. 1002. kâni‘: (< Ar. 1005. katlanma. dayanma gücü. kara. karşılamak için bir iki adım öne çıkmak. kafatası.) rahat. sabır. 1015. 1019. kan et-: kan dökmek. konak. karşu: karşı. toprak. ödünç alma. kasr-ı eflâk: (< F. karşu çık-: karşısına çıkmak. ağırlamak. 1016. kamu: bütün. kâse: (< F. kanda: nerede. 0998. karaya ur-: karaya vurmak. karaya çıkarmak. 1008. uzaktan. tas. sevgilinin kapısı § cennet. 1017. 0996. 1007. durak. 1001.) gök köşkü. kâr-hâne: (< F. görüş. 0999. kârbân-ı derd: (< F. karaya oturmak. 1022. 1004. kanâ‘at: (< Ar. karâr: (< Ar. gökyüzü. 1021. her nerede. 1020. nerede.) köşk. 1006.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 149 0994. çanak § şarap kadehi. 1009. 1003. tok gözlülük.) kanaat eden. göz çukuru.) kutlu. kasr-ı sipihr: (< F. karşısına dikilmek.) borç. kârbân: (< F.) arzularına kavuşmuş § sevgili. 1011.) kurma. 1014. kalkışma. niyet. kapu: kapı. yetinen. kâse-bâz: (< F. kan: kan.) iş yeri. kanına girmek. yetinme. 1013. kangı: hangi. karañu: karanlık. 0997. kara kaygu: çok acı düşünce § ah dumanı. 1012.) kanma. kâr (et-/eyle-): (< F. dert kervanı. saray.) iş. göklerin köşkü.) kervan. 1018. 149 . 1023. kara: siyah.

) kıyı. ateşle suyu bir araya getirme. 1032. 1035. eğri giden.) aksak. 1031. kaygı. kemâl-i kudret: (< F. kir. 1055.) ölünün sarıldığı bez § gömlek.) defa. 1053. 1030. huzur. katı. değersiz § âşık. kemâl: (< Ar. 1029.) bağış. tandır § ciğer.) eğri. kaşlı § sevgili. 1043. 1034.) mükemmellik. kerâmet: (< Ar. kelâm: (< Ar. boyun eğmiş.) varlık.) gemi § gönül. kes-: kesmek. son § kurtuluş.) aşağı. aklı yatmış.) söz. keder: (< Ar. taş gibi.) yay (< Ar. söyleyiş. tasa. gücün sonsuzluğu.) bütün varlık.) söz. 1036. 1032. 1046.) gücün büyüklüğü. büyüklük.) kesen. kâyil: (< Ar. 1040. kez. kıyıya çıkmak. kendisi. 1044. kayır-: endişelenmek.) çokluk. 1038.) kafa. tasa. keştî: (< F. çevirme.) pas. kej-rev: (< F. 1037. kesb: (< Ar. 1048. . 1054. cümle. katre: (< Ar. kat: kat. 1052.) söyleyen. dert. ermişlerden ortaya çıkan olağanüstü hâller § şiir. 1051. kendü: kendi. büyüleyici sözler söyleme.) çalışıp kazanma. 1039. oluşum ve dönüşüm. kerre: (< Ar. birliğin zıddı. 1050. kavl: (< Ar.) damla. 1042. yanlış yolda olan § felek. kemân: (< F. kej: (< F. 1027. ibare. elde etme. kâtı‘: 1041. katı: sert. 1047. kesin.Ömer ZÜLFE 1024. kesret: (< Ar. selâmete ulaşmak. olma. yan. kenâr: (< F.) kâinattaki çokluk. kebâb: (< Ar. kenâr bul-: kurtulmak. kemter: (< F. kelle: (< F. zaman ve mekân. kaygu: kaygı. noksansızlık. diyen. kâinat. kenâr um-: kurtulmayı ummak. kemân-ebrû: (< F. uç. kevn ü mekân: (< Ar. 1045. kesret-i ‘âlem: (< F. kefen: (< Ar. 1026.) ateşte veya kap içerisinde pişirilen et. 1049.) yay. kevn: (< Ar. 1033. doğruluğu su götürmeyen. 1025. 1028. aksak.

kifâyet: (< Ar. yerleştirmek. âşığın göğsünden çıkan duman.) ekinlik. kork-: korkmak. koy-: koymak. 1068.) göğüs ekinliği § gönül. 1086.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 151 1056.) Mecnun’un kıssası. kez: kere. sökmek. kopar-: koparmak. kuc-: kucaklamak.) dünyanın sonu. eğlence. kim: ki. 1084. kiştzâr-ı sîne: (< F. 1087. 1069. saç teli. kişi: kişi. ki/kim: (< F. 1090. bütün insanların hesap vermek için toplanmaları. 1076. keyfiyyet: (< Ar. keyif. esrar içenlerin içinde bulunduğu keyifli hâl. bir şeyin özü.) güç. 1079. kimsene: kimse. 1080. yeterlilik. saz teli. 1071. endişelenmek. dirilmek.) delilik ve aşk ülkesi. kişver: (< F. kûh-ı gam: (< F.) belâ dağı. 1070. 151 . haşr olmak. köle. 1083. 1075. 1065. kıl: kıl. kiştzâr: (< F. kul: kul. el verme. 1081. 1082. bırakmak.) gam dağı.) yaşanmış macera. 1057.) yetişme. kimse. 1078. 1073. duman rengi § çimen ve lâleler. kimse: kimse. soru zamiri. 1058.) aşk esrarının keyfi. 1062. kişver-i ‘ışk u cünûn: (< F. 1077. kon-: konaklamak. durmak. 1059. yolcunun bir yerde durması.) nitelik. kıssa: (< Ar. kızıl yaşıl: kızıl yeşil. kudret: (< Ar. kıl yar-: kılı kırk yarmak. 1060. aşk sırlarının niteliği. 1067. 1061. kıssa-i Mecnûn: (< F. 1085. kıyâmet: (< Ar. 1063. 1066.) ülke.) dağ. kızıl: kırmızı. 1074. yapabilme. kop-: ayağa kalkmak. kıssa-i ‘ışk: aşk kıssası. kûh-ı belâ: (< F. ayırmak. âşığın ateşli ahı. kûh: (< F. dikmek. 1072. kılıc: kılıç § ah. iyice incelemek. kıl-: kılmak. 1089. keyfiyyet-i esrâr ‘ışk: (< F. 1064. büyük belâ § sevgili. ekin tarlası § gönül.) edat. kadın ve erkek insan. ko-: koymak. 1088.

kuvvet: (< Ar. lâm: (< Ar. Allahın sözü. fakat. kûy-ı yâr: (< F. lâle: (< F. 1100. gelincik. sokak. . çok. künc-i belâ: (< F.) lâle çiçeği. kulak: kulak. sırtını yere getirmek. 1093. değerli kırmızı taş. künc-i istignâ: (< F. Muhammed (s. kûy: (< F. 1109. kuş: kuş. 1110. 1107. la‘l-i dilber: (< F. 1106. kurumuş. bastırmak. lâkin: (< Ar. 1120. küştgîr: (< F.Ömer ZÜLFE 1091. 1094. Kur’ân: (< Ar. yalnızlık köşesi. kûy-ı Leylî: (< F. kur-: kurmak. künc: (< F. 1104. küştgîr-i gussa: (< F. küs-: basmak. lâl: (< Ar. la‘l: (< Ar. kuru: kuru.) Leylâ’nın sokağı.) köy. 1103. kulagına girme-: işitmemek.) İslâmın mukaddes kitabı. 1115. 1117.) güç. m.) sevgilinin sokağı. 1108. 1118. 1099.) bütün. 1095. l 1112. hücre.) köşe.) sevgilinin dudağı. Hz.) vaz geçme köşesi. fikir. dert hücresi. kuyıl-: dökülmek. ancak. 1105. lahza: (< Ar.) güreşçi. kurtul-: kurtulmak. sevgilinin bulunduğu yer § vatan. kûy-ı nigâr: (< F.) ama. kaçmak. yetenek.) olumsuzluk 1102. 1111. kurtar-: kurtarmak. 1116. emirleri. bileğini bükmek. lâ: (< Ar. kırmızı § dudak.) belâ köşesi. dert köşesi. 1113. duymamak.) kaygıların pehlivanı.) dilsiz.) sevgilinin dudağı. 1114. göz ucuyla bakacak kadar zaman. dili tutulmuş. edatı. 1119. küll: (< Ar. la‘l-i cânân: (< F. gözyaşı.)’in mucizesi. nitelik.) kızıl yakut. mahalle. 1101. önemsememek.) an. 1097.) elifbanın yirmi altıncı harfi § zülf. 1096. 1098.) sevgilinin sokağı § gül bahçesi. 1092. hazırlamak.

yakıcı.) yakışır.) yakut renkli dudak. 1143. bengi su. leb-i dildâr: (< F. 1129. lâkin. 1123.) can levhası.) asker. gizli kuklacı. levha-i cân: (< F. uygun.) sonsuz. levh: (< Ar. F. Leylî-hırâm: Leylâ gidişli. 1133.) sonsuz. lu‘bet-bâz: (< Ar.) sevgilinin dudağı § bengi su. 1131. 1144. gece gibi karanlık. lezzât: (< Ar. sarhoş. üzerine yazı yazılan düz plâka. göz bağcı. Leylâ yürüyüşlü § sevgili.) ancak. dünya sayfası. lem-yezâl: (< Ar.) dünyanın zevkleri.) kayıtsız. leb-i yâkût: (< F. aklı başında olmayan. kalıcı. lîk: (< F. Şirin. lâ’übâlî: (< Ar. gelgelelim. 1122. 1134.) yüz. hayalci. gizli hayal oynatıcı.) sabır çapası. kuklacı.) dalgın. 1124.) gölge oyuncusu. 1126. levh-i ‘âlem: (< F. kendisinden geçmiş. 1130. yakut.) yassı. leylî: (< Ar. lâyık: (< Ar. yiğit § gözyaşı. 1137. 1125. sayfa. lu‘bet-bâz-ı gayb: gaybın göz bağcısı. 1136. iyilik. 1141. gizli göz bağcı. le’âl: (< Ar. lenger: (< F.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 153 1120. 1127. kırmızı renkli dudak. lezzât-ı cihân: (< F. levha: (< Ar. 1121. lâ-yezâl: (< Ar.) dünya yüzü.) tatlar. leb: (< F. 1139.) Leylâ ve Mecnun hikâyesinin kadın kahramanı. likâ: (< Ar. 1128. geceye ait § saç. 1140. 1135. lutf: (< Ar. inci satıcısı. can. 153 . ölümsüzlük suyu. 1142. leşker: (< F. 1138.) dudak § erguvan şarabı. lâ-ya‘kıl: (< Ar.) inciler.) gemi çapası. kan kırmızı. lenger-i sabr: (< F.) bir yere aldırışsız § sevgili. 1132.) yardım. düz. m asılmak üzere yazı yazılmış plâka.

mahabbet: (< Ar.) sevme. aranan § aşk. Allah’ı bilme işi § inci.) ana. . hilâl § hançer.) sinek gibi. 1175. mâh-ı tâbân: (< F. 1163. 1172. ma‘mûre-i ‘âlem: (< F. biliş. 1173.) dünya ana. ma‘nî: (< Ar. güzel. biliş. 1149. mâh-rû: (< F. mahbûb: (< Ar. 1170. eş. ma‘mûr: (< Ar. nutfe. Allah bilgisi.) ay § sevgili. benzer. makbûl: (< Ar. 1157.) ustalık. 1158. matlûb: (< Ar.) varlık. sevgili. yenme. bilme. 1150.) bayındır. aşk § tohum. 1166.) kıyamet günü toplanılacak yer. 1152. yüz.) yüzük gibi § boy.) yer. 1159. ma‘ânî: (< Ar. sevilmiş. sebep. 1146. 1160. 1176.) yas. mâder-i dehr: (< F. mahşer: (< Ar.) bilme. mânend-i meges: (< F. iç yüz. mânend: (< F. kabul edilmiş.) sevilen. 1156. 1168.) bayındır. mâtem: (< Ar.) istenilen. mât: (< Ar. 1164.) elif gibi.) ay yüzlü § sevgili.) satrançta yenme.) anlam.) dünyanın yapısı. 1167. alıkoyma. ma‘rifet: (< Ar. para. 1169. mâr: (< F.) yılan § zülf. dünya.) sabah vakti gibi.) dünyanın bayındır binası. mâ’: (< Ar. mâl: meni § insan. düş. mâder: (< F. ma‘mûre: (< Ar. mânend-i hâtem: (< F.) anlamlar. mâh/meh: (< F. etkili düşünceler § inci. 1151. sevgi. bina § beden. 1153. ma‘ârif: (< Ar. mahal: (< Ar.) parlak ay § sevgili.) içli dışlı. mahrem: (< Ar. mâni‘: (< Ar. 1147. ma‘mûre-i dehr: (< F.1145.) yeni ay. 1155. 1162. mâh-ı nev: (< F. 1174. lâyık.) gibi. servet. mânend-i elif: (< F. 1148. alt etme. 1161.) su.) engel. mânend-i subh: (< F. (< Ar. 1154.) beğenilmiş. 1165. 1171.

) yönelmiş. 1182. 1195. vasıta. 1190. 1193. 1179. deneme ölçüsü § sevgilinin cefa taşı. 1203. övgü § deniz. fırsat. yuva. 1196. mekteb-i dehr: (< F. deli. ölçü.) dönüş noktası. 1199. 1178. medhûş: (< Ar. hevesli.) ay gibi güzel. takat.) oysa ki. meclis: (< Ar. mehekk-i imtihân: (< F.) güç. 1185. korkmuş. parlak alınlı § sevgili.) yer. mekân-ı mûr u mâr: (< F. 1184.) ay yüzlü § sevgili. yansıma yeri. 1189. 1187. meger: (< F. âşık. Kays § gönül.) dünya denilen mektep.) altın ve gümüşün ayarını belirlemeğe yarayan taş. ancak.) dertli Mecnun. mâyil: (< Ar. meclis-i derd ü belâ: (< F. 1194.) dert ve belâ meclisi. istekli.) yaralanmış. eğilmiş. mehekk: (< Ar.) yücelik. meh-veş: (< F. mazhar: (< Ar. mazhar-ı mihr-i cemâl: (< F. 155 . sevgili. şaşakalmış.) yılan ve karıncaların yuvası § âşığın kafatası. 1188. meh-likâ: (< F. mecrûh: (< Ar. mekân: (< Ar. mecd: (< Ar. 1197. medh: (< Ar.) sinek § âşık. 1200. Mecnûn-ı belâ-keş: (< F. 1191.) meclis. meges: (< F. in. meh-pâre: (< F. ev. medâr: (< Ar.) ay yüzlü § sevgili.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 155 1177. 1183. 1201. mecâl: (< Ar.) güzellik güneşinin aynası § kâinattaki her zerre.) görünme yeri. toplanılan yer. A. olsa olsa. 1181. meh-rû: (< F. ürkmüş § akıl. dayanak noktası.) şaşkın. sebep. meh-cebîn: (< F. mecnûn: (< Ar. 1186. yörünge. gönül.) ay parçası § sevgili.) okul. 1180. ululuk. 1192.) çılgın. 1202. mekteb: (< Ar.) yardım. oturulan yer.) ay alınlı. meded: (< Ar. ayna.) imtihan ölçüsü. Mecnun.) övme. 1198.

melâmet: (< Ar. okçulukta okun düştüğü yer. oturulan yer § yıkık gönül.) ün salmış. 1209. merhamet: (< Ar. 1222. 1212. dokuma. 1223. usanma. mescid: (< Ar. mesel: (< Ar.) sarhoşçasına. melek-manzar: (< Ar. metn-i cemâl: (< F. yer.)’nın annesi. mest-i mey-i ‘ışk: (< F. 1217. 1215. önleme.) düşünce. usanma. her yerde tanınan § âşık. kendisinden geçmişçesine. denizden çıkarılan kırmızı renkli madde (el biçiminde olurmuş). 1220.) secde yeri. gözyaşı. meşhûr: (< Ar.) sıkıntı. engelleme.) acıma. güneş.) İsa (‘a.) sıkıntı.) melek görünüşlü § sevgili. .) atasözü. vahdette varılacak yer.) ayıplama. merâm: (< Ar.) birlik konağı.) dünyaca tanınan. mesken: (< Ar. menzil: (< Ar. 1226. kınanma. eskiden kölelere verilen adlardan § dudak. m. 1206. sığınılacak yer. dert. 1224. eziyet. 1214. melâlet-i gam-ı zülf-i nigâr: (< F. 1207. hayal Meryem’i. F. Meryem-i fikr: (< F.) güzellik metni § sevgilinin yüzü. 1211. 1213. kendisinden geçmiş. namaz kılınacak yer. melâl: (< Ar.) yurt. bıkma. metin: (< Ar. mestâne: (< F. 1205. 1227. meşhûr-ı âfâk: (< F. bıkma. menzil-i tevhîd: (< F. 1216. mesken.) ev. melek-sîmâ: (< Ar. me’vâ: (< Ar.) istek.Ömer ZÜLFE 1204. 1221. Meryem: (< Ar. yazı. 1210. 1208. mercân: (< Ar.) sarhoş. 1218.) melek yüzlü § sevgili.) mercan.) konak. melâlet: (< Ar.) metin. 1208. mest: (< F. yalnızlık köşesi. 1219.) aşk şarabının sarhoşu.) sevgilinin zülfünden doğan gamın sıkıntısı. men‘: (< Ar.) yasaklama. 1225.

mey-i gül-reng: (< F. 1238. can atma.) ülke. 1233. tutulma.) Mevlevîlik yolunu tutmuş kimse § âşık.) gül renkli şarap.) kapı kanadı. mihr-i cihân-tâb: (< F.) telli sazları çalmağa yarayan alet. 1246.) dalga. 1232. 1228.) iyiliğe karşı borçlu hissetme. misafirhane § dünya. milket: (< Ar. belâ. meydân: (< Ar.) geniş alan. 1231.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 157 cennetlerden birisinin adı § sevgilinin kapısı. dize. aşk § yüz. 1237. 157 . iyiliği başa kakma. mihr-i cihân: (< F. mısra‘: (< Ar. 1253. 1247. içki içilen yer. mihr-i cihân-ârâ: (< F. mızrâb: (< Ar.) aşk şarabı. minnet: (< Ar. 1235.) konuk evi.) atasözü gibi mısra. konaklayan. övgü. beytin her bir kanadı. Mevlevî: (< Ar.) dert. 1239. musibet. kanat. yönelme. mey: (< F. mihmân: (< F. mevc: (< Ar. mey-i ‘ışk: (< F. 1252.) dünyayı süsleyen güneş § top. 1244.) eziyetler.) can ve gönül ülkesi. lütuf sayma. meyl: (< Ar. şarap kabı. 1248. Mısır. isteme. güzellik Mısır’ı. ilgi.) şarap § gözyaşı. alın.) dünyanın güneşi. mihnet: (< Ar.) dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneş.) sevme.) övme. ülke. mihen: (< Ar. mevc-i gam: (< F.) belâ dalgası. sevgi. mısra‘-ı mesel: (< F. mısr-ı cân u dil: (< F.) güzellik ülkesi. mey-hâne: (< F. 1245. 1250. 1243. 1234.) meyhane. 1254. sıkıntılar.) konuk. mihmân-hâne: (< F. 1241. mısr: (< Ar. midhat: (< Ar. 1242. akma. mısr-ı cemâl: (< F. mevc-i belâ: (< F. 1236.) dert dalgası.) şehir. 1230. 1249.) güneş. 1251. 1240. mihr: (< F. bağlanma. iyiliğe teşekkürde bulunma. 1229.

birbirinden farklı. yoğrulmuş. mûnis-i cân u dil: (< F. beli kıl gibi ince § sevgili.) olmayacak. 1271.) âciz. 1262. beceriksiz. kumandan.) mayalanmış. yıkılmaz. imkânsız. 1273. 1264. murâd: (< Ar. 1256. 1257.) cana yakın. mîr-i ‘âşıkân: (< F. mu‘ammâ: (< Ar.) çeşit çeşit. misl: (< Ar.) benzer. 1278.) bilmece.) ayna § yüz. mir’ât-ı ezel: (< F. alışmış.) can kuşu.) cilâlı. horozibiği. 1266. muhkem: (< Ar.) kıl belli. murg-ı cân u dil: (< F. mûr: (< F.) can ve gönlün alıştığı. 1275. belirlenmiş.) kıl. . murg: (< F.) karınca § ayva tüyleri. 1260.) oğlancı.Ömer ZÜLFE ağırdan alma.) ezel aynası. bir kişi adı çıkacak biçimde yazılan mensur veya manzum bilmece. istememe. can ve gönül dostu § sevgili. dilek. can.) sevgilinin aşk sırlarının bilmecesi.) kuş § gönül. murg-ı cân: (< F.) bel. muhammer: (< Ar. 1277. eş. muhâl: (< Ar. mûnis: (< Ar. mû: (< F.) baş. miskîn: (< Ar. compositae) sarı çiçekli bitki. orta § varlığıyla yokluğu belli olmayan. 1261. 1274. krizantem.) sağlamlaştırılmış. lekesiz ayna § yüz. miyân: (< F. zavallı. sağlam. 1267. 1265. takdir edilmiş. 1269. çekinme. mukadder: (< Ar. 1255. mir’ât-ı sâf: (< F. mîr: (< F. 1270. türlü.) yazılmış. gizli söz. mir’ât: (< Ar.) arzu. 1279.) can ve gönül kuşu. 1258. 1272. 1268. 1259. 1263. mû-miyân: (< F. mu‘ammâ-yı rumûz-ı ‘ışk-ı cânân: (< F. 1276.) (chrysanthemum segetum. muglim: (< Ar. kasımpatı. kavuşmak istenilen şey. beklenti. bey. muhtelif: (< Ar.

) ülke § can ve gönül.) aşk ülkesi. değerli. mu‘terif: (< Ar.) geçer. 1282. 1286. 1301. murg-ı mahabbet: (< F.) sönmüş. savrulan.) gönül 1291. müdâm: (< Ar. ay tutulması. 1300. mücerred: kuşu. mühr: (< F. 1284.) rahatsız. münhasif: (< Ar. 1288. (< Ar. 1305.) düşkün. bir mescide çekilip oruç. murg-ı melâmet: (< F. mu‘tekif: (< Ar.) uygun. mübtezel: (< Ar. 1299. itibarlı. muztarib: (< Ar. 1292. müjgân: (< F. 1287.) itiraf eden.) ısrarla istenen. 1285.) tutulmuş. tutulmuş. acısı olan. mürde: (< F. 1290. tutulmuş. sıyrılmış.) çalgıcı. imza. mülk: (< Ar.) mühür. mülk-i cân: (< F.) seçkin. sayılır. güneş tutulması. mülk-i ‘adem: (< F. çırpınıp duran. hor kullanılan. 159 . 1304. bol ve ucuz. mülk-i ‘ışk: (< F. 1289. mümtâz: (< Ar. 1296. mülk-i hüsn: (< F. hayal âlemi. mülâyim: (< Ar.) son uç. mültemes: (< Ar.) sürekli. mübtelâ: (< Ar.) kirpik § iğne. mu‘teber: (< Ar. 1304. kepaze § âşık. müntehâ: (< Ar. katışık olmayan.) aşk kuşu. murg-ı dil: (< F. 1303. dertli. suçunu açığa vurup kabullenen. arzulanan. şarkıcı. 1283. 1294.) alışılmış. mutrib: (< Ar. güçsüzlüğünü bildiren. mu‘tâd: (< Ar.) soyunmuş. 1293. başarısızlığı kabul eden. bilinmezlik. her zaman. alışmış § âşık. münkesif: (< Ar.) değersiz.) güzellik ülkesi.) ibadete çekilme. üstün § âşık. 1295. 1281.) can ülkesi.) kınanma kuşu. namaz ve zikirle meşgul olma. 1297. yalnız. ok. 1298. yadırganmayan § zulüm ve sitem.) yokluk ülkesi. alışma.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 159 1280. sınır. 1302.) ölü.

nâr-ı gam: (< F. 1307. 1331. nâb: (< F.) açıklık.) ah ateşi. nâr-ı âh: (< F.) inleyici. 1321. 1315. 1314.) kolay. nâ-hem-vâr: (< F. mürûr: (< Ar.) yüz yıllık ölü. müstahak: (< Ar. tarikat piri § âşık. yakışır. 1325. sona erme. lâkap. geçiş.) pay. kısmet. nabz: (< Ar. hiç hükmünde olan § âşık. nasîb: (< Ar. İslâm’a bağlı. acı ile çığlık atma. . müselmân: (< Ar.) doğru yolu gösteren. müşkil: (< Ar. mürşid: (< Ar. Kur’ân veya Hadis’in anlamı açık hükmü.) akçe. gönül.) ateş. nâ-peydâ: (< F.) arı.) ansızın. 1333.) gam ateşi. sızlanma. 1322. 1310. kayıp. karmaşa. nass: (< Ar. 1319. müsellem: (< Ar. nakd: (< Ar. cehennem § ayrılık. mürûr-ı zamâne: (< F.) müslüman. nâle: (< F. birden bire.) lâyık.) geçen zaman. 1311. katıksız. damar. misk kokulu. dindar. 1327.) öğüt. 1320. para § can. 1326. 1330.) misk renkli.) değersiz. anlamı açık. iskelet. müşkîn: (< F.) uygunsuz. kılavuz. zor. 1318.Ömer ZÜLFE 1306. 1332. 1308. nâçîz: (< F. kolaylıkla elde edilen.) güç. buyruk altına girmiş § âşığın can ülkesi.) inleme. nâsıh: (< Ar. zamanın geçişi. 1309. teslim edilmiş. nâliş: (< F. 1323. 1324. inleyen. 1313.) ögütçü. yüz yıllık ceset. 1312.) atardamar. n 1316.) inleme. 1317. nâr: (< Ar. uygun. ün. bozuk. nâm: (< F. nâgehân: (< F.) geçme.) görünmez. 1329. hakkına düşen. mumya § âşığın bedeni.) ad.) verilmiş. nasîhat: (< Ar. müyesser: (< Ar. doğruluğa çağıran. nâlân: (< F. mürde-i sad-sâle: (< F. 1328.

) sabah yeli. 1362. 1346. göz atma.) soluk. nây: (< F. nazm: (< Ar. saklı.) istemez görünme. nedâmet: (< Ar. 1349.) baygın bakışlı nergis § göz. nidâ: (< Ar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 161 1334. bakma. ölçü. 1336. kesin kanıt. 1360. 1357. nigehbân: (< F. birçok. 1361. düzenleme.) saçma. 1345.) ilkyaz § güzellik. elle çizilmiş gibi güzel. zayıf. nîş: (< F. 1359. nasla sabitleşmiş hüküm § bakış.) güçsüz. nerkis: (< F.) put. nesîm: (< Ar. nâ-tüvân: (< F.) gül yanaklı güzel § sevgili.) kıyaslama. nâzenîn: (< F. serpme. tablo gibi güzel. put gibi güzel. hükmünü kaldırma. 1358. vezinli uyaklı söz.) inleyiş neyi. soluk alacak kadar kısa zaman § ah. nev: (< F. nigâr: (< F. nesîm-i subh: (< F. 1338. insan. 1335. an. 1352. bozma.) pişmanlık. narin § sevgili. inat. ne kadar. nihân: (< F. 1354. çirkinleştirme. ney. zülf. nigâr-ı gül-‘izâr: (< F. 1344. eş. 1356. 1353.) bekçi § ejderha. nây-ı nâle: (< F. nihânî: (< F. 1351. nazîr: (< Ar.) benzer.) nergis çiçeği. ince. 1340. 1355. kısa zaman. 161 .) gizlilik.) gizli. 1347. sabah meltemi. nisâr: (< Ar. nev-bahâr: (< F.) nazlı. ney: (< F.) kamıştan yapılma üflemeli çalgı aleti § gönül. 1339.) yeni. sevgili. 1341. 1339.) açık delil. değiştirme. 1342. nece/neçe: nasıl.) iğne. benzemeye çalışma. görünmeyen. nisbet: (< Ar.) dizme. yüz güzelliği. nezd. nâz: (< F. keskin bakış. 1348. 1343.) kamıştan yapılan çalgı aleti. çok.) kaldırma. 1350. saçı.) bakış. ses verme.) meltem. nesih yazı. nevâ: (< F. nass-ı kâtı‘: (< F. nazar: (< Ar. 1337.) ses. nerkis-i şehlâ: (< F.) seslenme. nefes: (< Ar. bitkin. nesh: (< Ar. arı iğnesi § dert.

ufalamak § öldürmek.) ışık. ‘ömr-i güzerân: (< F. 1367. konuşma. od: ateş. 1388. dertlere uğratmak. 1393.) sevgilinin vuslatına kanmak. 1370. . 1382. 1390. 1398.) ömür. ‘ömr: öğütmek. nişân: (< F. nücûm: (< Ar. 1387. 1364. 1392. belirti. 1369. 1366. 1376. zayıf. ol: söndürülmek. ok: ok § yağmur. okı-: okumak. Nûh: (< Ar. oynat-: oynatmak. 1377. belâ. nişâne: (< F.) iz. 1391. od bırak-: yakmak. aydınlık.) kusursuz güzelliğin ışığı.) çekişme. nûş-ı vasl-ı yâr: (< F. 1381. nûş (et-): (< F.) geçici ömür. okıt-: okutmak. nutk: (< Ar. sevgili. 1379. nuhûset: (< Ar.) benek. (< Ar. öldür-: öldürmek. öl-: ölmek.) içki içmek. 1383. 1378. otag: padişah çadırı. ö 1394. 1386. nûr: (< Ar. 1385. hayat. nokta: (< Ar. leke. söyleyiş.) arık. 1371. 1368. karşı çıkma. nokta § dağ yarası. 1396. 1389.) zulüm iğnesi.) yıldızlar § güzeller. 1384. 1372. nûn: (< Ar.) uğursuzluk.) elifbanın hedef § göğüs. 1399. nasıl ki. ocak: ocak § göğüs. oglan: oğlan. parıltısı. beddua.Ömer ZÜLFE 1363.) söz. otur-: oturmak. o 1380. 1395. 1365. 1397. ol-: olmak. kavga. ocagına su kuyul-: ocağı yirmi sekizinci harfi. ögün-: övünmek. nîş-i cefâ: (< F. kana kana içmek. 1375. n’ola: ne olur. nizâ‘: (< Ar. nûr-ı cemâl-i bâ-kemâl: (< F. parıltı. 1374.) Nuh peygamber. nitekim: gibi. belirti. ben. geçip giden ömür. orta: orta. ögüt-: teklik üçüncü kişi zamiri. 1373. nizâr: (< F.) iz.

1425. öñ: ön. perî: (< F. 1417.) baba. kulampara. pîr: (< F. örti: öpmek. öte: öte. 1421. 1429.) peri.) hakan. 1420. 1427. 1426. ihtiyar. hükümdar § Allah. perî-peyker: (< F. (< F. pîr-i muglim: (< F.) temiz. 1403. peder: (< F. Selîkî. perîşân: (< F. akort. ortada. arka. pelâs: (< F. alt üst olmuş § âşık. arı. 1415. pertev: (< F. pinhân: (< F. pâre: (< F. 1408. dertli.) kart zampara.) kocakarı.) parça. özge: başka. 1412. p yorgan. pōlâd: (< F.) yaşlı.) büyük kadeh. 1409. karşı. pâdişâ/pâdişâh/pâdişeh: 1416. 1413. kök.) çelik. öp-: 1402.) öğüt. 1406. (el öp-) yenilgiyi kabullenmek. 1418. pîre-zen: (< F. nihayet. açıkta. 163 . kinden ve hainlikten temizlenmiş. pes: (< F. per: (< F. peydâ: (< F. 1411. pervâne: (< F.) dağınık.) öyle ise. pîrehen: (< F.) ışık. 1407. 1405.) meydanda. ard. A. eski çul § gam.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 163 1400. 1428. gönül.) ışığın çevresinde dönen küçük kelebek § âşık. peykân: (< F. uç. parlaklık. peri kızı gibi güzel § sevgili. 1410. sonuç olarak.) gizli. sevgili. 1405. 1402. 1401.) peri yüzlü § güzel. pest: (< F.) paçavra.) son. pâk: (< F. 1422. sultan. sevgili. örtü gökyüzü. hil’at.) kanat. şarap kabı § gönül. pâyân: (< F. başbuğ. alçak. 1424. perde: (< F.) aşağı.) ayak.) bir müzik parçasını oluşturan seslerin bütünü. farklı. § 1404. 1423. 1419. 1414. ayar. saklı.) yaradılışı temiz. dip. âşık. pây: (< F. peymâne: (< F. pend: (< F.) gömlek § kefen. pâk-meşreb: (< F.) temren § kafes demiri.

râh-ı Hak: (< F.) eğri râ harfi. çirkin yüzlü rakip § şeytan.) Allah yolu.) doğru. sayı.) ucuz. 1441.) çok istekli. A. râyegân: (< F.Ömer ZÜLFE 1430. çirkin rakip. 1445. 1435. 1451. parasız. arzuyla dolu. nefsine kapılmış. râh-ı ‘ışk: (< F. pûte: (< F.) vefalı. koruma.) yazı. yazma. 1440.) düşünce.) ‘adem: (< F.) boyun eğme.) yokluk yolu. pür-himmet: (< F. 1439. çok sözünde duran § sevgili. 1453. 1435. yardımsever § sevgili. pür (et-): (< F.) yol. coşmuş. rahşân: (< F.) pota. 1435. fikir. gerçeklik. 1444. râ: (< Ar. pür-lutf: (< F.) sır § aşk. râst: (< F. yokluk. rakîb: (< Ar. pür-vefâ: (< F. A. 1449. rakam: (< Ar. râh-ı 1434. 1456. 1457.) gözetleyen. rakîb-i bed-likâ: (< F. arzulu. birbiriyle yarışan § şeytan. rây: (< Ar. 1450.) kanlı. râz: (< F. 1446. 1436. râm: (< F. 1454. 1455. 1452.) gönül sırrı § aşk.) rakipler. 1447. kanla dolu. rây-ı kej: (< F. koşma.) aşk yolu. A. 1432. rakîbân: (< F. râstî: (< F. beleş. pûte-i mihr ü mahabbet: (< F. 1433. ölüm.) ihsanı bol § sevgili.) havayla dolu. pür-hûn: (< F. ölüm.) dolu.) güzel. doldurmak. ra‘nâ: (< Ar.) acıma.) aşk ve sevda potası. rahm: (< Ar. uygun. râh: (< F.) araştırma. 1434. r 1437.) gayreti çok. 1448. pû: (< F. 1442. râz-ı derûn: (< F. A. aydınlık.) parlak. pür-hevâ: (< F. . râh-ı fenâ: (< F. 1443.) râ harfi § boy. yanlış düşünce. 1438. 1431. içinde maden eritilen tava. arama.) doğruluk. çok heyecanlı.) yokluk yolu. A. pür-şevk: (< F. eğri düşünce.

1474.) söylenti. rind: (< F. 1464. 1476. ruhsâr-ı ‘arak-rîz: (< F. 1467. yüz § erguvan. terli yanak § gül. rîş: (< F. reng-i şarâb-ı ergavân: (< F.) fikir ve anlayış.) yazma. canlılık § sevgili. 1470. ruhsâr: (< F. desen. 1472. bir anda. gösterişli. iz.) can bağı. kalender. 1475. 1459.) görüş.) yaralı. sevgilinin mahallesinin tozları. rîk-i harem-i ka‘be-i kûy: (< F. eser. 1469. reşk: (< F. ayna.) renk. feda etmek.) akıp giden ruh § sevgili. gül suyu. gitme. can ipliği.) kılavuz. hemen. 1484.) aşk yolu. reh: (< F. 1478. rişte-i cân: (< F. çizme. revân (et-): (< F. 1482. kum § salınarak edalı yürüme. istiareli.) dünyaya aldırmayan. re’y ü ân: (< Ar. taslak.) kıskanma. 1486. ruh: (< F. yüz § ay.) yürüyüş.) damar.) ip. reg-i cism-i nizâr u nâtüvân: (< F.) renkli. rivâyet: (< Ar. F. üslûp. 1463. re’y: (< Ar.) Kâbe gibi olan sokağındaki hareminin tozları. 1466. ruh-ı mücerret. akıtmak. akıp giden. nefs-i natıka. akıcı.) arık ve kuru bedenin damarı § ip.) toz. 1471. reg: (< F. parlak. 1479.) ruh. rîsmân: (< F. 1483. rikâb: (< Ar. 1460. haber. rûh-ı revân: (< F. 1477.) erguvan şarabının rengi.) kılavuz. can. rengîn: (< F. davranış. reftâr: (< F.) terli yüz. 1485.) ip § damar.) yanak. rûh: (< Ar.) yol. resm: (< Ar. 165 . parlak. 1462. fitil. sulu. rîk: (< F. reng: (< F. reh-i ‘ışk: (< F. 1468. rişte: (< F. 1473. vermek. 1481. rehber: (< F. 1461. 1465.) akma.) yanak.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 165 1458. resim. reh-nümûn: (< F.) üzengi. aldırışsız. şah damar § mum fitili. 1480. fikir.

1491. rûy-ı cihân: (< F. 1505. sad-pâre: (< F. 1488. bozuk kader. rûz u şeb: (< F. rûz-ı mahşer: (< F. ayıplanan § âşık. 1510. inci kabuğu. sabâ: (< Ar. sâdık: (< Ar. saç: saç § Leylâ. sadef: (< Ar.) 1495. zaman. rûy: (< F. rumûz-ı ‘âlem-i gayb: (< F. çehre. (< Ar. rumûz: (< Ar. sâde-dil: (< Ar. kötü kader. 1497. 1490. 1500. gül renkli yüz § gül.) rezil. katlanma. meydanda.) gece gündüz. 1508. hava § ah. ölüm § kum saati. 1499. gerçek.) yüz parça. kınanmış. sadef-i gûş: (< F. açık. sabr: (< Ar. 1509. 1506. sa‘âdet: zamane. rûşen: (< F.) sedef.) kınama yüzü. 1493. rûy-ı melâmet: (< F. sırlar. rûzgâr-ı nâ-hem-vâr: (< F. ayıplanmış.) bilinmeyen âlemin sırları. rüzgâr.) ses. rûzgâr: (< F. s 1503. 1494.) gün ve gece eşit olduğu zaman gün doğusundan esen hafif meltem. 1489. yankı § mutluluk. 1502. rûz: (< F. bağlı. 1496.) anlamı gizli sözler. remizler. sevgilinin yüzü § sulu. rüsvâ: (< F.) bozuk zaman.) doğru.) veda günü.) zaman. dünya.) dünyaca kınanan. 1511.) aydınlık. 1498.) temiz kalpli § sevgili. ayrılma günü. .Ömer ZÜLFE 1487. F. rûy-ı gülgûn: (< F. vakit. kader. 1492.) yüz. rüsvâ-yı cihân: (< F. değersiz. parlak. 1505. rûz-ı vedâ‘: (< F. parlaklık.) yer yüzü. 1504.) 1507. 1507.) kulağın sedefi.) dirilip toplanma günü. ruhsâr-ı cânân: (< F. 1501. sâ‘at: (< Ar.) gün.) gül renkli yanak. inleme.) saat. sadâ: (< Ar.) dayanma.

) put. sanem: (< Ar.) meyhane sokağının müşterisi. 1519. 1538. temiz kalpli § sevgili.) arılık. var olma.) sayfa. bir şeyin düz yüzü. göz. sâlik-i râh-ı hakîkat: (< F.) su dağıtan yıllık. sâf: (< Ar. bekleyen. 167 . sahrâ-yı ‘âlem: (< F. yüz. varlık çölü.) duru.) varlık sahrası. gökyüzü. batakhanelere demir atmış § âşık. ikamet eden. 1539. sahrâ-yı sîne: (< F. safha-i hâtır: (< F. sâfî-zamîr: (< Ar. felek. zamanın sakisi. yaymak.) ova. neşe. 1528. put gibi güzel § sevgili. san: sanki.) oturan. 1537.) şarap. safha-i ruhsâr: (< F. sâlik. 1524. 1516. sâg: sağ. 1526. 1515. kır. 1513. temizlik.) saray § can ve gönül. sâkî: (< Ar. 1529.) yıl. sal-: göndermek.) dünya ovası.) göğüs bozkırı § âşığın göğsü.) güvende. esirgemek.) yüz 1527. sâkî-i devrân: (< F. 1518. 1534. diri. sahrâ-yı vücûd: (< F. 1517. 1531. berraklık. sâgır: kadeh § kafatası. sâfî: (< Ar. emin. 1521.) bir yola girmiş. safâ: (< Ar. 1520. sarây: (< F. zannetmek. 1536. 1518.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 167 1512. güzel. 1535. san-: sanmak. katıksız. 1522. bozkır. sad-sâle: (< F. sevgili.) şarap kadehi. bir tarikata girmiş. sahrâ: (< Ar. saçmak. düşünmek. 1540. çöl. sâgır-ı sahbâ: (< F. sâkin: (< Ar.) devran sakisi. 1525. 1533. sahbâ: (< Ar.) hakikat yolunun yolcusu. temiz.) yüz sayfası. 1514. sakla-: korumak. 1530.) gönlü temiz. farzetmek.) gönül sayfası. 1532. safha: (< Ar. 1523. sâkin-i kûy-ı harâbât: (< F. sâl: (< F. sevinç. muhafaza etmek. sâlik: (< Ar. sâlim: (< Ar. dünya. arı.) katıksız.

1550. hastalık. A. 1546. seher-gâh: (< Ar. gökyüzü § örtü.) yasemin. 1548. çalgı 1559. 1560. tan yeri ağarmadan önceki vakit. semâ‘: (< Ar. dert sebzesi. 1565. 1568. semen-çihre: (< F. seher: (< Ar. yay. sâz: (< F. 1567.) aşk dersi.) köpek.) ayrılık okunun korkusu. sebak: (< Ar. 1561. sehî-kad: (< F. sehm-i tîr-i hecr: (< F. 1558. semend-i ‘akl-ı küll: (< F. 1564.) dert bitkisi. seg-i kûy: (< F.) aşk ve sevgi bitkisi. semend: (< F.) bozukluk. 1566. yeşillik § ayva tüyleri. 1555. sekâmet-i ten-i bîmâr-ı zâr: (< F. F.) çalışma.) korku. selâm: (< Ar. .) dönme. seg: (< F.) çevik at.) sokak köpeği. 1551. Selîkî: şairin mahlâsı.) ders. semen: (< F.) av.) yeşillik. avlanma. sebze-i mihr ü mahabbet: (< F. sa‘y: (< Ar. boylu.) akl-ı küllün çevik atı. bülbül. sehm: (< Ar. selâmet: (< Ar. 1557.) ses.) çalgı. çabalama. ermiş.Ömer ZÜLFE 1541. savt: (< Ar. 1543. inleme. garip. dalgıç. 1569.) sabah vakti. sebak-ı ‘ışk: (< F. düzgün ve ölçülü boylu § sevgili. 1545.) seher vakti. 1570. say-: saymak. dönüş.) şarap kadehi.) selâm.) secde. 1567. sebze: (< F. testi.) yasemin yüzlü § sevgili.) uzun sesi. sayd: (< Ar. 1552. 1563.) ok. 1549. Mevlevîlerin kendisinden geçerek dönmesi. çimen. secde: (< Ar. sarı renkli. şarap kabı. 1547. sebze-i endûh: (< F. padişah. (< F.) gök.) kurtuluş. sakatlık. 1544.) yeşil. mahallenin köpeği § dostlar. 1571. sebz: (< F. önem vermek. 1562. selâmlama. semâ: (< Ar. sekâmet: (< Ar.) arık ve hasta bedenin sakatlığı. sebû: (< F. 1542. şairin kendisi § âşık. 1553. kurtulma. 1556. 1554. sarı: sarı.

akar gibi giden selvi § sevgili. 1595. seng-i cevr: (< F. ser: (< F.) baştan başa. aşk hastalığı. 1601. zehir 1586. 1574. 1599. uç. senâ: (< Ar. sen: teklik ikinci kişi zamiri. çirkin. 1581.) salınan selvi. sevgilinin boyu. 1584. ser-â-ser: (< F. aşk hastalığı. sergeşte-hâl: (< F.) katı taş.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 169 1572. 1598. tutku.) ağu. kenar. uçtan uca.) aşk. sı-: kırmak. ölçü.) konak. doruk § kâse. 1573.) zulüm taşı. serv-i hırâmân: (< F. seng-i endûh u belâ: (< F. sevdâ-yı hatt: (< F. mermer. serv-kadd: (< F.) salınan selvi. 1585. 1600. 1593. 1597.) başta bulunan. baş. sarhoş § âşık. övgü. seng: (< F.) selvi § sevgili. serd: (< F. 169 . çok az şey § sevgilinin ağzı.) gezinme. büyüklenen § sevgili.) inatçı. çanak. 1576. cefa taşı § mihenk. serv-i revân: (< F. 1588. sevgi. seng-i hâra: (< F. ileri gelen § sevgili. seyl: (< Ar. seyr: (< Ar. Ar. dik başlı. 1592. umursamaz. ser-i mû: (< F. ser-âmed: (< F.) selvi boylu § sevgili.) gam seli. semm: (< Ar. nemli. serv: (< F. izleme. ser-menzil: (< F.) kafa. 1575.) övme. sev-: sevmek.) sevgilinin ayva tüylerinin sevdası. aşk acısı. § şarap. seng-i cefâ-yı yâr: (< F. şaşkın.) belâ ve dert taşı § devlet tacı. 1577.) kıl ucu.) sevgilinin cefa taşı § mihenk. seyl-i gam: (< F. seyl-âb: (< F. 1580. ölçü.) soğuk.) aşkın sevdası.) taş.) sel suyu § kanlı gözyaşları. seyretme. ser-gerdân: (< F.) başı dönen. can sıkıcı. 1589. 1596. başı dönmüş hâlde olan. 1583.) sel. sevdâ’: (< F. 1587. 1582. 1591. 1594. 1590. 1579. 1578.) şaşkın hâlde. ser-keş: (< F. sevdâ-yı ‘ışk: (< F.

1626. 1615. subh-dem: (< F. sîm-i eşk: (< F. dere § âşık. keramet. su. dinin kurallarına sıkı sıkıya bağlı.) sabah vakti.Ömer ZÜLFE 1602. kader. gözyaşı akçesi.) gözyaşı akçesi. siyâh/siyeh: (< F. subh-veş: (< F. akıp gitmek. sız-: 1618. 1625. talih. söyin-: sönmek. 1605. 1609. küslük. soñra: sonra.) tasavvuf ehli.) gözyaşı gümüşü.) yanan göğüs. gelecekte. ocak. gümüş para. esmer § sevgili. ateşli göğüs. sîm: (< F. sirişk: (< F. 1611. 1612. 1630. 1621. âşığın başı.) sîn harfi. nişan. sor-: sormak. yer edinmek. lâkırdı § şiir.) gözyaşı § ırmak. saklanmak.) çanak. ateş. 1603. sîn: (< Ar. can veren. tan vakti.) kara. 1620. siñ-: yerleşmek. sîne-i mecrûh: (< F. 1610. 1631. subh: (< Ar. sîne: (< F. sîne-i sûzân: (< F.) gümüş bedenli § sevgili. bildirmek. 1607.) eziyet. sîm-i sirişk: (< F. sîmîn-beden: (< F. 1624. fırın.) gümüş bedenli § sevgili. 1627. sovukluk: soğukluk. söyle-: söylemek. 1632. şarap. sitem: (< F. saksı § Cem’in kadehi. İsa (‘a. 1606. sofî: (< Ar.) büyü. temren. sihr: (< Ar. 1616. sifâl: (< F. emmek. 1614. yüz. 1608.) yaralı göğüs § şafak. gökyüzü. sovu-: soğumak. ok yeri. sıhhat: (< Ar. . 1622. 1633. çay. sîm-ten: (< F. 1619.) gümüş. sitâre: sızmak.) kara yağız. sofu. 1604. söz: söz. 1629. 1628. yakın hissetmemek. 1623. meşale. su: su.). siyeh-çerde: (< F. 1617. (< F. tan zamanı § âşık. yanak. sinmek. m. ayrılık. sipihr: (< F.) sabahleyin. kuş kafesi.) sabah vakti gibi. 1613.) yıldız. soru yöneltmek.) göğüs § tarla.) gök.) sağlık. anlatmak. güler yüz göstermemek.

) Süleyman peygamber § sevgili. sun-: sunmak. 1648. 171 .) sevinç. şâd: ateşi.) sümbül § saç. sultân-ı mülk-i ‘ışk: (< F. köle. ateş.) şişe.) ayrılık iğnesi. ateşli § söz. 1641. tespih tanesi. 1651. sûz: (< F. Süleymân: (< Ar. 1642.) söz. 1644. geçirmek. sûret: (< Ar. sübha: (< Ar. görünüşler.) göğüs ateşi.) iğne § gamze. arz etmek. sevgilinin dudağı. sür-: sürmek. ş 1661. görünüş. 1636.) Hüsrev’in ateşi. neşe.) aşk ateşi. 1659. kılık. gönül ateşi. mercandan tespih tanesi § kanlı gözyaşı. safa sürmek. 1660. 1654. şafak: mutlu.) aşk ülkesinin sultanı § Ferhad.) sevinçli. kıyıcı bakış iğnesi. sula-: sulamak. sultan. iç yangını.) mercan tespih. suhan: (< F. hükümdar. sûz-ı ‘ışk: (< F. 1635. su vermek. sûzen: (< F. sultân: (< Ar. surâhî: (< Ar.) yanan. sünbül: (< F. 1661. han § gönül.) gün doğmadan veya batmadan önce gök yüzünde görülen kızıllık § kanlı yara. 1640. şiir. (< Ar. sûzân: (< F. 1646. sudâ‘: (< Ar. 1647. 1655. 1639. şâdî: (< F. sûzen-i hecr: (< F.) suretler. 1652. suver: (< Ar. sûz-ı Husrev: (< F. sübha-i mercân: (< F.) gönül ateşi. sürûr: (< Ar. 1649. sühan: (< F.) gönül rahatsızlık. 1657. sûz-ı derûn: (< F.) padişah. 1653.) tespih.) baş ağrısı.) mutluluk. 1643. yaşamak.) bakış iğnesi. şarap şişesi.) yanma. (< F.) yakıcı. 1637. sûzen-i gamze: (< F. 1656. yüz. 1662. sûz-ı dil: (< F. sûznâk: (< F. şiir. biçim.) söz. sûz-ı sîne: (< F. 1645. sevinç.) biçim.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 171 1634. 1658. 1650. 1638. görüntüler. kirpik.

1678. 1682. 1666. şefkat: (< Ar. iz. şâhin: (< F. beyatlı. şehîd-i tîg-ı ‘ışk: (< F. şehsüvâr: (< F. işaret. şâh-ı hayâl: (< F. 1683.) tarak.) şahitlik. şeh-i ‘ışk: (< F.) zülf doğanı.) mum gibi. inanç.) mum § âşık.) acıma. padişah § sevgili. 1694.) aşk şarabı.) elâ göz. şarâb: (< Ar. şarâb-ı ergavân: (< F. şehlâ: (< Ar. 1690.) yarma. 1667. şehbâz-ı zülf: (< F. şâh/şeh: (< F. şehitlik. 1674. şarâb-ı nâb: (< F. sızlanma. 1675. 1673. yüz. yarılma. şehâdet: (< Ar.) aşk kılıcının şehidi § âşık. şeb-bû: (< F.) şehir.) şarap.) erguvan şarabı § dudak. 1692.) yüce sultan. saf şarap.Ömer ZÜLFE 1663. 1671.) Yusuf yüzlü sultan § sevgili. acıyarak sevme. tatlı şaşı.) kutlu sultan § sevgili. 1680. şeb: (< F. 1664. içki § gözyaşı.) hakan. cömert sultan § sevgili. . şem‘-veş: (< F. şâh-ı ‘ışk: (< F.) aşk sultanı § âşık. şeh-i Yûsuf-likâ: (< F. 1672. 1669.) sevgilinin aşk şarabı. 1677. şekvâ: (< Ar. şâne: (< F.) sultanlara yakışır. şâhâne: (< F. 1679. 1665. şeh-i ‘âlî-cenâb: (< F. 1686. şehbâz: (< F.) gece.) şikâyet.) Allah yolunda öldürülen. şerâr: (< Ar. şehr: (< F. şehîd: (< Ar.) aşk hakanı. bir şeyin doğruluğuna inanma. âşık. şarâb-ı ‘ışk: (< F. 1688. şâh: (< F. tanıklık.) doğan § göz. 1676.) kıvılcım § yıldızlar. şarâb-ı ‘ışk-ı dilber: (< F. 1693. şakk: (< Ar. 1687. 1668.) şebboy § kâkül. 1691. aşkın sultanı. şem‘: (< Ar. 1689. şâh-ı kâm-rân: (< F. 1681. 1684.) doğan § âşık. 1685.) hayalin sultanı.) iyi binici. sultan.) arı.) dal § âşığın bedeni. 1670.

) şirin ağızlı. sıkıntı. 1717. şîşe: (< F. kırılma. 1721. şerâr-ı âteş-i âh: (< F.) 1709. acı. 1701.) hararet. kuvvet. 1716. fazlalık. şerbet-i vasl: (< F. anlama.) şişe. şiddet: (< Ar.) arzu. 1703.) yakınma. Ferhad ile Şirin hikâyesinin kadın kahramanı § dudak. açıklama. 1713. şübhe: (< Ar. 1708. 1711. 1707. 1720.) altı. şöyle: şu kadar.) av. 1702. 1699. şimden gerü: bundan sonra. etki.) açma. 1710.) güç. şevk: (< Ar. şiddet-i hicrân: (< F. tutkun.) şerbet. şîrîn: (< F. avlama. 1719. şümâr: (< F. vuslat.) hesap. 1704. şikâyet-i elem-i rûzgâr: ah ateşinin kıvılcımları § yıldızlar. kavuşma ilâcı. 173 . 1706.) ün. şîve: (< F. şöhret: (< Ar. şikâyet. şol: şu. F. 1723. şeydâ: (< F. 1696. 1698. 1718. 1714.) aşk arzusu. 1722.) görme. şerbet: (< Ar.) kavuşma şerbeti. güneşin ışığı.) akan yıldız.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 173 1695. şikest: (< F. aşırı etki.) alev. yıldız akma § parmak. şîrîn-dehen: (< F. sayı. 1715. 1700. 1726. tâ: +a kadar. tutku.) deli divane. ad.) eda. şevk-ı mihr: (< F.) şeytan. şühûd: (< Ar. t 1725. 1724. ışık. öylesine. şerh: (< Ar. şu‘le: (< Ar. şu‘le-i âh-ı dil: (< F.) tatlı.) kuşku. (< F. şikâyet: (< Ar. cam § göz. izleme. kırık. şaşkın § âşık. aşk. şeytân: (< Ar. tatlı ağızlı § sevgili. 1712.) gönül ahının alevi § açık delil. sızlanma. 1705. şikâr: (< F. tâb: (< sıcaklık. ilâç § kavuşma.) kırma. şihâb: (< Ar. 1697. şeş: (< F.) zamanın dertlerinden şikâyet. âşık. şümâra gel-: hesaba katılmak.) ayrılık acısı.

güzellik § güneş. târ: (< F. 1755.) onarma.) aşk yolu.) ışıklı. taraf: (< Ar. ta‘mîr: (< Ar. 1739. tasavvuf. ta‘rîf: (< Ar. parlak. 1746. saç teli. 1738. 1731. fırsat.) bağlama. 1747. tal‘at-ı hüsn: (< F.) bina kemeri § boy. tañ: şaşma. sabır. dağıtma. tâkat: (< Ar. tâb-ı ‘ışk: (< F. hayranlık. sıkıntılı. tabip § sevgili. dağınık. 1734. ta‘n: (< Ar. alt üst.) devlet tacı § belâ ve dert taşı. tarîk: (< Ar. ta‘mîr-i sarây-ı cân u dil: (< F.) doğan. 1753. tal‘at: (< Ar. yön. 1751.) şaşkınlık. tabîb: (< Ar. tâc: (< Ar. dayanma gücü. belli bir zamana bırakma.) ışıklı.) ayıplama. 1749. 1744. paramparça. saz teli. 1742. tap-: bağlanmak. tahayyür: (< Ar. 1754. 1729. 1728. tarîk-ı ‘ışk: (< F. savurma. ta‘n-ı rakîbân: (< F. tâli‘: parlak. 1735. târmâr: (< F. taht: (< F. 1757. hayret. 1741.) yol. taş: taş § nişan. aydınlık yüz. ta’lik (askıda) yazı. yerme. tag üstü bâg ol-: keyfi yerinde olmak. mutlu olmak. öğretme. 1745.) can ve gönül sarayının onarımı. ta‘lîm: (< Ar.) hükümdar başlığı. kınama. ders verme. 1737. 1750.) güzel yüz § güneş.) aşkın harareti.) hükümdar koltuğu. âşıklık. .) güç.) okutma. tâb-dâr: (< F. 1752. tag: dağ. tâk: (< Ar.) perişan. 1732.) rakiplerin kınaması.) yan. üzüntülü.) hekim. 1730. meslek. 1740. 1756.) ayrıntılarıyla anlatma. doğma.) tel. bir şeye bağlı gösterme. 1743. tâbân: (< F. onarım. tabîb-i cân u dil: (< F.Ömer ZÜLFE 1727. (< Ar.) gönül ve can doktoru § sevgili. 1748.) yüz. ta‘lîk: (< Ar. dertli. tâc-ı devlet: (< F. 1736. 1733.

) fırın. tek: yalnızca.) çevresini 1771. 1785. 175 . Allah’a yönelme. tîn: (< Ar. tîg-ı âbdâr: (< F. başını feda etme. 1775. tek ü pû: (< F. 1761. Allah’a yönelme.) her şeyden uzaklaşma. 1763. 1781. terâzûla-: tartmak. maya.) kılıç § gamze.) eziyet kılıcı. te’sîr: (< Ar. 1770.) her şeyden uzaklaşma. inme. kılıçla öldürmek. terk-i ser: (< F. zorlama.) koşuşturma. 1784. yaratılış. hacı olmak için Kâbe’nin çevresini belli kurallara bağlı kalarak dolaşma. 1774.) baş verme. tecerrüd: (< Ar. tenezzül: (< Ar. kıyıcı bakış. yaş. tîg-ı cevr: (< F. sadece. 1762. ten: (< F.) çadır ipi.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 175 1758. salıverme. Kur’ân’ı anlam bakımından açıklama. tekâzâ: (< Ar. su verilmiş kılıç. kuru vücut. terk: (< Ar.) etkileme.) gövde.) seyretme. tefsîr: (< Ar. 1786. körpe. 1776.) yeni. karşılaştırmak. sıtma. 1779. tandır § göğüs. hayal. izleme. temâşâ: (< F. balçık. tâze: (< F. 1772. zayıf.) bırakma. su. huy. dokunma. tıynet: (< Ar. beden § yılan ve karıncaların besini. mizan.) dolaşma. 1773. 1782.) parlak kılıç. 1769.) terazi. tavâf: (< Ar. tınâb: (< Ar. 1783. 1766. sarı ve iki büklüm beden § sarı ibrişim. 1762. 1780. birlik. tîg-ı cefâ: (< F. alçalma. içe işleme. teb: (< F. 1777.) hararet. 1767. tîg içür-: kılıç çalmak. 1768. iskelet. kuru dal. tîg: (< F. terâzû: (< F. 1760.) zulüm kılıcı. 1778. ten-i zâr: (< F. tecrîd: (< Ar.) sıkıştırma.) arık beden. 1764.) düşme. tartı.) yorum.) çamur. ten-i zerd-i dü-tâ: (< F. 1765.) balçık parçası. tevhîd: (< Ar. hamur. menevişli kılıç § su. tennûr: (< Ar.) birleme.

1806.) tohum. 1816. 1799. 1803. 1794. tiyzrek: çabucak. 1793. zerre. topluluk. 1799. 1791. belirmek. 1808.) peygamberliğinde bütün dünyanın gökten yağıp yerden kaynayan suyla kaplanması. togur-: doğurmak. tiyz: (< F. top: top. tolu: şarap kadehi § yağmur. tolaş-: belâ. . topuz.) belâ oku. toz: toz.) keskin kıyıcı bakış oku. 1812. 1798. 1804. doğrulmak.) uzunluk. 1802. tûfân: (< Ar. tohm-ı ümîd: (< F. konak. tîr: (< F.) kirpik okları. tîr-i âh: (< F. aşk. 1809.) felâketlerin topu. m. 1810. yığın. top-ı havâdis: (< F.) kavuşma umudunun tohumu. 1815. 1796. tîr-i belâ: (< F. 1811. 1797. düz bir biçimde üstüne gelmek. toldur-: doldurmak.) ah oku.) sevgilinin ayrılık derdinin oku. yuvarlak şey. fırtına. tudak: dudak. tîr-i müjgân: (< F. çekirdek § umut. sel. birlik.) çabuk. ilişmek. dolanmak. togrul-: dosdoğru olmak. tol-: dolmak. 1807. turra: (< Ar. 1815. tog-: doğmak. dolaşmak. 1799. tîr-i fürkat: (< F. 1789. tusunami. 1790. uç. 1814. tur-: ayağa kalkmak. kıvrımlı saç § akrep. turak: durak. 1800. sataşmak. tokın-: değmek. toz kaldırmak.) Nuh (‘a. 1801. tîr-i derd-i hecr-i nigâr: (< F. savaş aleti. 1813. dokunmak. tohm-ı ümîd-i visâl: (< F. ah. toz kondur-: zarar getirmek. 1792. tutulmak. ordunun savaş düzeni almış merkezi § bağlanmış saç. 1795. boylam. tûl: (< Ar.Ömer ZÜLFE 1787. tohm: (< F.) ayrılık oku. toz kopar-: alt üst etmek. akrep burcu. tîr-i gamze: (< F.) alın saçı.) umut tohumu.) ok § ayrılık. tokuz: dokuz.) ayrılık oku. 1788. tîr-i hicrân: (< F. gülle. 1805.

‘unnâbî: (< Ar. saklamak. 1825. üstühvân: (< F. âşık. 1831. kenar. uç: uç. uydur-: sürüklemek. üstâd: (< F. üstühvân-ı kelle: (< F. muallim. 1840. dudak.) hünnap renkli. uyar-: ışığı yakmak. 1829. etmek.) kafatası § karınca yuvası.) kemik. uyhu: uyku. ordinaryus § âşık. 1819. uy-: uymak. ‘uşşâk: (< Ar. ugra-: uğramak. bırakmamak. üstâd-ı bî-bedel: (< F. 1845. (< Soğd. ür-: üfürmek. 1820. büyük şair. matem tutmak. yukarı. 1830. bir meslek veya sanat dalında en üst seviyede bulunan. uç-: uçmak. üç sayısı.) düşkün. uyu-: uyumak.) cennet. ürk-: ürkmek. beklemek. 1826.) engin deniz. kırmızı renkli bir yemiş § gözyaşı. 1838.) âşıklar. koymak. üç: üç. 1842. unut-: unutmak. üflemek. üstühvân-ı ser: (< F. atmak. maruz kalmak. umut etmek.) eşsiz üstat. 1832. ur-: vurmak. 1841. 1847.) yol. damgalamak. yöntem. usta. hatırlamamak. tut-: tutmak. sürmek. uyuma. 1844. muhafaza etmek. yanında götürmek. ‘unnâb: (< Ar. 1821. ‘ukde: (< Ar. um-: ummak. 1846. ele geçirmek. ümîd: (< F. 1843.) düğüm. 1827.) umut. u saymak. 1835. 1834. kırmızı renkli. 1823. tuy-: duymak. üftâde: (< F. 1833.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 177 1817. 1824. ü 1837. 1822. uçmak: 1828. usûl: (< Ar. 1836. uçup gitmek. 1839. ‘ummân: (< Ar. başına gelmek. 1818.) hünnap. farz +dan saymak. yakışmak. üst: üst. uygun olmak. 177 .) sanatkâr.) kafatası.

kazandırmak.) kavuşma.) yıkık.) vatan.) bilen. zenginlik § aşk. içinden çıkılmayacak iş.) ayrılma. vakt-i irtihâl: (< F.) saygıdeğer vasıflar. vîrân: (< F. beden.) kavuşma. var-ısa: olsa olsa. girdap. velî: (< F. 1871. elde eden. vücûd: (< Ar. y ayrılış. mevcut. 1873. . 1854. sevdiğine kavuşma. 1851. açılmış gül § sevgilinin yüzü. galiba.) yazık.) sözünde durma. topluca 1849. bilgisi olan.) ölüm zamanı. ah. verd: (< Ar. ürküntü. varlık. varmak. 1861. bağışlamak. 1874. 1870. burgaç. sevgilinin mahallesi. 1868. virâne: (< F. vâkıf: (< Ar. 1865. ulaşma. verd-i handân: (< F. yurt § cennet. 1858. 1867. gelmek. üzre: üzerinde.) ancak. veh: vah.) gül.) övme. 1869. vedâ‘: (< Ar. var: var. 1859. vatan: (< Ar. vasf: (< Ar. 1851. vakt: (< Ar.) yıkık. vâ: (< Ar. 1860. eyvah.) korku.) birlik. vefâ: (< Ar. 1852.) kavuşma § cennet. yıkılmış bina. tarif. v 1850. bahş etmek. 1864. 1862. gül bahçesi. fırtına. 1855.) gülen gül. vuslat: (< Ar. 1856. visâl: (< Ar. 1853. bir kimsenin özüne dair özellikler. var-: gitmek. ilâç. gelgelelim. yıkılmış.) gövde. varlık. bulunma. 1857.) kuyu. 1872.Ömer ZÜLFE 1848. vasf-ı zât: (< F. 1863. birleşme § şerbet. 1866.) zaman. vahdet: (< Ar. vahşet: (< Ar. üşüşmek. üş-: toplanmak. vasl: (< Ar. göndermek. varta: (< Ar. ver-: vermek. yer.

yan: yan. şikâyet etmek. yara: yara. 1906. acı çektirmek. acı çekmek. ya: yay § kaş. örtüsüz. 1888. 1899.) sevgili. yañak: yanak.) anma. veya. 1895. 1893. yarık yarık olmak. sıyrılmış. mihnet. yâr: (< F. yarak gör-: hazırlık yapmak. yarıl-: yarılmak.) kendisine âşık eden sevgili. ok. yakın. yak-: yakmak.) kesin bilgi. onarmak. nezd. 1897. yagmur: yağmur § kadeh.) dostlar. 1905. yandur-: yandırmak. umursamaz. hatırlama. yakîn: (< Ar. yad: yabancı. yoldaş § gül. yaka: yaka. değerli bir taş. yaban: (< F. yalıñ kılıç: kınından sıyrılmış kılıç § âşığın ateşli ahı. doğrusu. yan-: yanmak. kır. 1879. kapsız. 1902. ya‘nî: (< Ar. yâr-ı dil-ârâ: (< F. dost. tutuşturmak. 1904. 1889. âşığın 1892. yâd: (< F. 1876. 1878.) hazırlık. 1882. 1901. 1883. yandan. yalıñ: yalın. tutuşmak. dert ortakları § sevgilinin mahallesindeki köpekler. boyu. eskiden kölelere verilen adlardan. arkadaşlar. şarap.) yakut. yana yana: yanarak.1875. yap-: yapmak. yakın: yakın.) eşsiz sevgili. 1890. güneş. yahut. 1900. bir başına. yag-: yağmak. hattat Yâkût-ı Musta‘sımî § dudak. yârân: (< F. yarak: (< F. . göndermek.) ıssız. 1898. 1887. 1886. yagdur-: yağdırmak. yâ: seslenme.) sözün kısası. yaña: tarafa. 1884. inşa etmek. 1896. yâkût: (< Ar. yâr-ı bî-hemtâ: (< F. 1885. yalıñuz: yalnız. 1894. 1877. 1881. 1903. 1891. yana yakıla. yan. 1880. taraftan.

1910. yum-: yummak. mahv etmek. yerden götür-: yükseltmek. yine: yine. 1920. yol: yol. ırmak. içten. yük: yük. 1918. ayna. yer: yer. yay: yay. 1921. yet-: yetmek. Yûsuf-likâ: Yusuf yüzlü § sevgili. 1935. 1941.Ömer ZÜLFE 1907. 1915. var olmayan. ay. 1933. yetiş-: ulaşmak. yüz: yüz. 1929. kapamak. yan § güneş. yeterli olmak. tekrar. yıl: yıl. 1911. örtmek. tüketmek. yırt-: yırtmak. ara ara. bir yerde kalamamak. yaz-: yazmak. 1914. 1932. 1919. 1916. toprak. samimî. Yûsuf: (< Ar. harap olmak. 1937. yu-: yıkamak. harap etmek. yaşıl: yeşil. gül suyu. yön. yek-dil: (< F. 1908. parçalamak. m. tespih tanesi. 1939.) Yusuf (‘a. 1934. yer yer: her taraf. ye-: yemek. 1930. özenmek. taraf taraf. yat-: yatmak. 1922. 1923. 1926. sıkıntıya düşmek. yohsa: yoksa. yeri od ol-: utançtan sıkılmak. elinden çıkmak. ardı ardına. . bir yıl. yık-: yıkmak.) gönlü bir. katıksız seven.) § sevgili. 1912. 1913. üslûp. okyanus. 1928. gül. 1927. bitirmek. 1938. tutulan yol. 1909. yıkıl-: yıkılmak. 1936. kaybetmek. yok: yok. perişanlıktan kurtarmak. yaş: gözyaşı § lâl. yıldızı düşkün ol-: talihsiz olmak. yele ver-: savurmak. yıldız: yıldız § ateş koru. yitür-: yitirmek. yeterli olmak. tarz. altın. deniz. 1940. ağırlık. 1925. 1924. kavis. yer yüzü. 1931. mercan. yerinden su çık-: evini su basmak. 1917. yelten-: yönelmek. yel: rüzgâr. ateş basmak. ara sıra. fazlalık § baş. yazıl-: yazılmak. bir daha.

öz. vaz geçmek. solgun. 1950. yüzi suyı yere dökil-: utanmak. 1959.) kanlı yara § şafak. 1970. zer-i hâlis: (< F. katıksız altın. 1955. za‘f: (< Ar. felek. 1968. 1961. zerd: (< F.) kendi. 1945. 1943.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 181 1942. zâhir: (< Ar.) zayıf. inleme. zâhiren: (< Ar.) eşsiz. 1948. 1957. zayıf. zayıf.) görünen. eşek arısı § derd ve belâ. görünürdeki.) devir.) zerreler. za‘f-ı ‘ışk-ı yâr: (< F.) kâinattaki her zerre.) sevgilinin ok yarası. zâhirî: (< Ar. zahm-ı pür-hûn: (< F. 1967. sararmış § altın rengi. güçsüz. ortaya çıkmış. arzu. 1956. 1966. zâr: (< F. utanacak hâle düşmek. ağlayan.) saf. benzersiz. 1965. 1951. za‘îf: (< Ar. 1944. dönmek.) çene. mütevazi. yüzi yerde: alçak gönüllü. arık. küçük parçacıklar.) görünen. zenbûr-ı endûh u belâ: (< F.) sarı. yüz çevür-: yüz çevirmek. zahm: (< F. yüzi ak ol-: talihli. 1969.) sevgilinin aşkına olan bağlılık. 1962. Allah. zenbûr: (< Ar. zât-ı bî-çûn: (< F. 1958. istek. âşığın beden rengi. zebûn: (< F. zer: (< F. 1953.) diken yarası § düşmanların kınaması.) dert ve belâ arıları. 1952. z 1946. zahm-ı hâr: (< F. 1963. zayıflık. âşığın yüz rengi. zerrât-ı cihân: (< F. dış.) görünüşte. zaman.) arı. 1954. kutlu olmak. 1949. bir deri bir kemik kalmış § âşık. zamâne: (< Ar. arık. zât: (< Ar. 1964.) yara § taze gül.) güçsüz. yara.) inleyen. zahm-ı hadeng-i yâr: (< F.) azık § gam. zâd: (< Ar.) tutku. zamane.) altın § yüz.) zaman. zamân: (< Ar. 1947. görünen âlem. zerrât: (< Ar. devir. ağlama. 181 . zenahdân: (< F. 1960.

) kayık § gönül. dâl harfi.) zarar.) karanlık yer altı hapishanesi § dünya.) eziyet. 1973.Ömer ZÜLFE 1971.) çünkü. yılan. . kara top. 1986. 1978. zikr: (< Ar. altından yapılmış. zevrak: (< Ar. Yusuf (‘a. yanak saçı § ejderha. zerre: (< Ar. ağız (sevgili). zerre-veş: (< F.) gönül kayığı. Zü ’l-celâl: (< Ar. 1974.) bilgili. 1975. doğan.) anma.) zerre gibi. lâm harfi. âşık. Allah. m. zindân: (< F.) yücelik sahibi. 1977. hayat.)’un eşi. zerrîn: (< F. 1987. 1984.) altın. zulüm. zerrîn-rikâb: (< F. altın gibi sarı. 1982.) sevgilinin yanaklarına sarkan saçı. toz. tatlı su. bekçi. toz gibi. âşığın boyu. 1981. zindegâne: (< F. ziyân: (< F.) Züleyha. güzel. bir yiyeceğin dokunması.) yaşayış.) yanaklara sarkan saçlar. zevrak-ı dil: (< F. zîrâ: (< F.) küçük parça § güneş. 1976.) soğuk. zülf-i yâr: (< F. Züleyhâ: (< Ar. 1972. geçim. zû-fünûn: (< Ar. dokunma. zülâl: (< Ar. 1983. 1979. 1980. 1985. haksızlık.) altın üzengi § âşık. zülf: (< F. zulm: (< Ar. dirilik. 1988.

B METİN VE ÇEVİRİ [KASİDE] [TEVHÎD] 1. ey kemâl-i kudretüñ vasfında ‘âlem güng ü lâl v’ey fezâ-yı midhatüñde murg-ı dil bî-perr ü bâl ‘izzetüñ sahrâsına ermez semend-i ‘akl-ı küll ger tek ü pû eylese anda hezârân mâh ü sâl sâlimem deryâ-yı medhüñ içre göñlüm zevrakı kaldı girdâb-ı tahayyürde velî sergeşte-hâl zâtuña lâyık senâ emr-i muhâl olmış-iken gece gündüz [etmede] cân u göñül fikr-i muhâl midhatüñ ser-menziline nece ere ‘aklumuz var-iken yâ bende bu deñlü ‘alâyıkdan ‘ıkâl 03. Ey gücünün büyüklüğünü övmede bütün yaratılmışların dilsiz olduğu ve ey övgü göğünde gönül kuşunun kolsuz kanatsız düştüğü (Allah). 02. 04 05 . 04. 1. 05. gelgelelim gönül kayığı şaşkınlık ve hayranlık burgacında başı dönmüş ve perişan bir hâlde kaldı. Dünya tutkuları bana bu kadar ayak bağı olmuşken seni övme konağına aklım nasıl ersin. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 01. binlerce yıl koşuştursa da senin yüceliğinin ovasına ulaşamaz. Seni sana yakışır biçimde övmek imkânsız bir iş olmuşken can ve gönül gece gündüz imkânsızı düşünmektedir. 4b etmede: eder S.10.10: 118b. Ben seni övme denizinde güvendeyim. Akl-ı küllün çevik atı binlerce ay. 01 02 03 S.

10. 13. 09. (o kişi) yücelik göğünde batmayan bir güneş olur. Gücün sonsuz ve ülken uçsuz bucaksızdır.Ömer ZÜLFE 06. Her zerrede mükemmel güzelliğinin ışığı görünür. 08. Kimi sevginle/güneşinle zerre gibi yerden kaldırırsan. mahşer gününün karmaşasında susuzluktan içi yanmaz. pür olan dürr-i ma‘ârifle derûnı çün sadef midhatüñ deryâsı içre yumdı agzın pür-le’âl zât-ı bî-çûnuñda kesret oldı aslı vahdetüñ kesret-i ‘âlem olupdur vahdetüñe yine dâl mazhar-ı mihr-i cemâlüñdür bu zerrât-ı cihân görinür her zerrede nûr-ı cemâl-i bâ-kemâl pâdişehler pâdişâhısın ki yok mislüñ senüñ milket ü ‘izzüñ olupdur bî-zevâl ü lâ-yezâl dest-i şevkuñla yakasın çâk eder mânend-i subh mihr yüzinden kime kim eyleseñ ‘arz-ı cemâl zerre gibi kimi kim yerden götürseñ mihr-ile âsmân-ı mecde olur âftâb-ı lem-yezâl hvâb-ı gafletden anı kim eyledüñ bîdâr ol gözini açar [u] görür kim bu hvâb u bu hayâl rûz-ı mahşer nâlişinde olmaya dil-teşne hîç feyz-i ihsânuñdan ol [kim] nûş ede âb-ı zülâl 07. 12. Gaflet uykusundan uyandırdığın kişi gözünü açar hayal neymiş. Güneş/sevgi yüzünden kime güzelliğini göstersen o. Cihandaki her zerre güzellik güneşinin aynasıdır/göründüğü yerdir. seni övme denizi içerisinde ağzını inci dolu olduğu hâlde yumdu. . Senin lütuf pınarının tatlı suyundan kana kana içenin. Sen padişahlar padişahısın benzerin yok. aşk pençesiyle sabah vakti gibi yakasını yırtar. 06 07 08 09 10 11 12 13 Gönlü sedef gibi marifet incisiyle dolu olan. Kâinattaki çokluk da yine birliğinden izler taşır. kesret vahdet kaynağı oldu. Eşsiz ve akıl sır ermez varlığında. 11. düş neymiş görür.

peygamberlerin sonuncusu olan sevgilin Muhammed (s. 185 . kalmışam ‘isyân beyâbânında gümrâham meded hızr-ı lutfuñ baña erişmezse müşkil oldı hâl benden artuk müstahak olmaz hudâyâ ‘afvuña bâ‘isi anuñ günâhıysa eger yâ zü ’l-celâl bâr-ı derd-i ‘ışkuñ altında kadüm dâl eyleyüp yâ ilâhî eyle dîn ü devletüm[e] anı dâl rehber et lutfuñ hidâyet kıl selîkî bendeñe kalmaya tâ kim beyâbân-ı ēalâlet içre ēâl gıll u gışdan pâk olam tâ kim zer-i hâlis gibi pûte-i mihr ü mahabbetde beni sen eyle kâl ol habîbüñ hurmeti-y’çün k’oldı hatm-i enbiyâ gönder îmân-ıla şol dem k’ola vakt-i irtihâl kalbümi sâf eyleyüp zikrüñle pür eyle anı şol zamân kim güft ü gûya kalmaya bende mecâl 15. lütfunun Hızır’ı bana ulaşmazsa işim zor. 14 15 16 17 18 19 20 İsyan çölünde kalmışım.)’in hürmetine beni iman ile gönder. 17. 18. 19. Selîkî kuluna yardımını rehber edip doğru yolu göster. m. aşk derdinin yükü altında belimi dâl (harfi) gibi büküp onu dinime devletime dâl (kanıt) yap. bir kişinin günahlarının çokluğu bağışlanma sebebiyse bağışlamana benden daha muhtaç yoktur. yolumu kaybetmişim yardım et. Ey Allah’ım. sen beni aşk ve tutku potasında erit. kalbimi arıtıp onu zikrinle doldur. (Ey Allah’ım) Azgınlık çölünde yolunu yitirmiş bir hâlde kalmasın diye. Ölüm zamanı geldiği o anda. Bende konuşacak güç kalmadığı o anda. Ey yücelik sahibi Allah’ım. (Ey Allah’ım) Halis altın gibi kötülüklerden temizleninceye kadar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 185 14. 16. 20.

Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni. cefâ: vefâ S. 4. 5. 4. 1. A vefasız. Dünya ile kıyasladım seni a sevgili. 1. S. terci‘-bend-i Selîkî I A Yusuf yüzlü sultan. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.2: 9a. 2. 6. İndin teraziden. 1. Bu dünya senin ayağının tozuna bile değmez.12. 2.Ömer ZÜLFE [MUSAMMATLAR] 1. gözüm seni gördü göreli Bu can ve gönül ülkesine sultan bildim seni. 3. Dünya nedir ki sen varken bağlanayım ona. 3. bana seni gerek seni. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I tâ gördi gözüm ey şeh-i yûsuf-likâ seni etdüm bu mısr-ı cân u dile pâdişâ seni dünyâ ile terâzûladum dilberâ seni indüñ terâzûdan dilese dil n’ola seni dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni II dünyâ gibi ne deñlü olursañ da bî-vefâ dünyâ deger senüñ baña her etdügüñ cefâ olmaya hâk-i pâyuña dünyâ senüñ bahâ dünyâ nedür ki sen var-iken meyl edem aña dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni S. dünyâ senüñ: iki cihân S. 5. II Dünya gibi ne denli vefasız olsan da Senin bana her ettiğin eziyet değer dünyalara.12: 278b. 6. şaşırma gönül istiyorsa seni.12. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 .

ola: olsa S. 6.3: 59a.6: 52b. 5 6 187 . 4. A sultanım. A vefasız. 6. Efendim.3: 22b. IV Efendim. 2. sen varken bu dünyayı kim ne yapsın? dünyâyı kim n’eder: dünyâya kim bakar S.12. Sana kavuşmak iki cihana ağır basar. 2. 3. dünyâ nedür ki ben deyem ey şâh-ı nev-cüvân S.2. S. S. Ü. 4. sensiz dünya gözüme zindan görünür. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni. Dünya ile seni bir anda bağışlasalar.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 187 1. Bu can sensiz cihanda bir soluk olsun rahat eder mi? 2: 1 S.4: 74a. 1. 5. A vefasız. III dünyâ katumda olmaz-ısa n’ola mu‘teber bakmaz bu dehr-i pîre-zene her kim ola er sen var iken efendi bu dünyâyı kim n’eder bahş eyleyüp cihân-ıla cânâ seni eger dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni IV sensüz efendi gözüme zindân olur cihân sensüz cihânda bir nefes ârâm eder mi cân iki cihân visâlüñe olur çü râyegân dünyâ nedür ki tapam eyâ şâh-ı kâm-rân dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 A vefasız. bana seni gerek seni. bana seni gerek seni. Ü.5: 29b.2: 14b. 5. III Benim katımda dünyanın değeri olmazsa ne var? Er olan kişi bu dünya denilen kocakarıya bakmaz. bana seni gerek seni. 3. S. dünya nedir ki ona bağlanayım.9. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.

dertlerimi söylemeğe kalkışsam.3: 22b. Ü. 6. 5.5: 29b. 1. Ü. A vefasız.4: 74a. Ü. 1 2 3 4 5 6 2. S. bana seni gerek seni.3: 59a.2 // yâr bî-pervâ-durur derdâ ki bilmez hâletüm S. Selîkî sensiz dünyanın gül bahçelerini ne yapsın.3: 59a. S.12: 216b.4: 74a. S.5: 29b. 3. S. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – I za‘f-ı ‘ışk-ı yâr-ıla kalmadı tende kuvvetüm bâr-ı mihnet çekmeden iki büküldi kâmetüm yâr bî-pervâ-durur bilmez dirîgâ hâletüm gerçi yokdur bir nefes nutka mecâl ü tâkatüm söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm V Güzel yüzünü seyreden iki renkli gülü ne yapsın. bî-pervâ: bî-vefâ S.3: 22b. 1 2 3 I Sevgilinin aşk derdiyle bedenimde güç kalmadı. 4 5 6 . 6. Ü. 5. V hüsnüñi seyr eden gül-i ra‘nâyı n’eylesün la‘lüñ katında gonca-i hamrâyı n’eylesün gören yüzüñi nerkis-i şehlâyı n’eylesün sensüz selîkî gülşen-i dünyâyı n’eylesün dünyâyı bir yaña kosalar bir yaña seni baña seni gerek seni ey bî-vefâ seni 2.6: 52b. S. 3. S. za‘f-ı: derd-i // kuvvetüm: kudretüm S.3. 2. S. 4. Dünyayı bir yana koysalar bir yana seni.2: 14b. 4. Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. 2.2: 14b. Sevgili umursamadığından hâlimi bilmiyor. MK3: 99b. Kırmızı dudağının yanında kızıl goncayı ne yapsın. S. Yüzünü gören baygın bakışlı nergisi ne yapsın.12: 216b. Gerçi (hâlimi) anlatacak bir soluk bile gücüm kuvvetim de kalmadı. Sevgiliye hasretimi.6. S. Dertlerin yükünü çekmekten boyum iki kat oldu.Ömer ZÜLFE 1.

kim: ki S. erersem: erişem S. dertlerimi söylemeğe kalkışsam. 2. yüzüme baktı bana şöyle dedi: “Aşk derdi. S. dertlerimi söylemeğe kalkışsam. 3. 2. 2. 4. Nabzımı tuttu.12. IV O peri yüzlü ne zaman karşıdan görünse her kaçan kim ol perî-rû karşudan olsa ‘ayân S. 1. 1.12. 4. O güneş gibi güzel dünyayı sabahleyin aydınlatınca.2. 5. 6. Sevgiliye hasretimi. Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz.3. Buna ancak sevgili çare olur”. Sevgiliye hasretimi. derdimi bir tabibe açtım.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 189 1. Mahallesine gidip ona hâlimi anlatayım. II her gece fikr eylerem ki subha erersem eger subh-dem ‘âlemlere saldukda ol hûrşiyd fer hâlümi ‘arz edem aña kûyına edüp güzer lîk varup ‘arz-ı hâl içün edüp aña nazar söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm III bir tabîbe hâlümi ‘arz eyledüm ben mübtelâ nabzuma el urdı bakdı yüzüme dedi baña derd-i ‘ışk ancak buña dildârdan olur devâ ben dedüm dermân yog-imiş kim kaçan varup aña söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm IV ol perî-peyker kaçan kim karşudan olur ‘ayân tagılur ‘aklum benüm bî-hûş oluram bir zamân II Her gece düşünürüm: Sabaha çıkarsam. Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. Ancak içimi dökmek için gidip ona bakınca. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 189 . buña: saña S. III Ben hasta. 6.12. 5. 3. O zaman ben de ona: “Bu derde derman yokmuş” dedim.

Ömer ZÜLFE

3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

‘aklumı cem‘ eylerem kim söyleyem hâlüm revân lîk kaldum şöyle hayrân kim nece edem beyân söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm V hâlümi bilmez benüm pes n’eylesün baña habîb bilmeyince hastenüñ derdin ‘ilâc etmez tabîb yog-imiş dermân ezelden derd-imiş baña nasîb nece ‘arz edem aña hâlüm selîkî ben garîb söylemek kasd etdügümce yâra derd ü hasretüm aglamak tutar beni güftâra kalmaz kudretüm 3. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + –
I

1. 2. 2 3

gâhi fürkat bir yañadan göñlüme verür elem gâhi hasret bir yañadan cânuma eyler sitem
Aklım gider, bir müddet kendimden geçerim. Hâlimi açıkça anlatmak için aklımı toplarım. eylerem kim: edemem kim S.2, S.4, S.6, Ü.3, Ü.5 // eyledüm kim S.12. Ancak öyle hayran kaldım ki nasıl açılayım. beyân: ‘ayân S.12. Sevgiliye hasretimi, dertlerimi söylemeğe kalkışsam, Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. V Sevgili hâlimi bilmez, öyleyse bana ne yapsın. Hastanın derdini bilmeden tabip ilâç edemez. Dert bana ezelden nasipmiş, bu derde derman yokmuş. Bu ben garip Selîkî ona derdimi nasıl anlatayım. edem: etdüm S.12. Sevgiliye hasretimi, dertlerimi söylemeğe kalkışsam, Ağlamaklı olurum konuşmağa gücüm kalmaz. S.1: 34b, S.7: 136b, T.4: 83b, Ü.2: 66a. I Bazan ayrılık bir yandan içimi sıkar.

4 5 6 1 2 3 4 5 6 3. 1

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

191

3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4.

gâhi mihnet bir yañadan gösterür râh-ı ‘adem gâhi gam bir yaña cânum almak ister dem be-dem dört yañadan baña olurlar havâle n’eyleyem gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam II tîr-i fürkat geh delüp bagrum derûna kâr eder hancer-i hasret geh olur sînemi efgâr eder derd ü mihnet gâh beni künc-i belâda zâr eder gâh gam göñlüme geldükçe beni bîmâr eder her biri bir yaña ‘âlemden beni bîzâr eder gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam III dil belâ bezminde her dem ney gibi nâlân olur gözlerüm yaşı şarâb olup ciger biryân olur şem‘ olup ol bezme cânum riştesi sûzân olur zerd olup beñzüm dem-â-dem gözlerüm giryân olur
Bazan özlem bir yandan canımı yakar. Bazan dert bir yandan yokluk yoluna koşar. Bazan gam bir yandan canımı almağa kalkar. dem be-dem: n’eyleyem S.7. Dört bir yandan saldırırlar ne gelir elden, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. II Ayrılık oku bağrımı delip gönlüme işler. Özlem hançeri gün gelir göğsümü deler. Bazan dertler, sıkıntılar beni belâ köşesine iter. Bazan gam gönlüme geldikçe beni hasta eder. Her biri bir yandan beni hayatımdan bezdirir, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. III Gönül belâ meclisinde her an ney gibi ağlamaklı olur. olur: olup S.7. Gözlerimin yaşı şarap ciğerim de kebap olur. Canım o meclise mum olup fitili de tutuşur. Benzim sararıp durmaksızın gözlerim yaşarır. göñlüm aña açuben gözlerüm pür kan olur T.4.

2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4

191

Ömer ZÜLFE

5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

‘îş içün ben bî-kes ile hem-dem ü yârân olur gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam IV olmış-iken ol perî ‘ışkuñda şeydâ bir yaña kâkülüñden var-iken başumda sevdâ bir yaña cevr ederken câna ol yâr-ı dil-ârâ bir yaña dil çekerken cevr-i agyâr-ıla gavgâ bir yaña cânumı almak içün eyler tekâzâ bir yaña gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam V ey selîkî gâhi fürkatden n’ola kılsañ figân gâhi hasretden yeridür yaşuñ olursa revân gâhi mihnetden n’ola olsañ za‘îf ü nâ-tüvân gâhi gamdan tañ mı olursa vücûduñ bî-nişân râh-ı ‘ışka girenüñ olur yolunda her zamân gâhi fürkat gâhi hasret gâhi mihnet gâhi gam

5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6

Eğlenmek için bu ben kimsesize yoldaş olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. IV Bir yandan o peri gibi güzelin aşkıyla delirmişken. Bir yandan kâkülünün sevdası başımdayken. Bir yandan o gönül alan sevgili canıma eziyet ederken. Bir yandan gönül engellerin zulmünü çekerken. Bir yandan canımı almak için sıkıştırır, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. V Ey Selîkî, artık ayrılıktan ağlarsan şaşılır mı? Ara sıra özlemle yaş akıtırsan yeridir. Dertlerden bitkin düşüp bir deri bir kemik kalsan şaşılır mı? Gam vücudundan iz bırakmasa şaşılır mı? Aşk yoluna girenin yolunda her zaman olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ

193

1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3

4. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – I gâh fürkat bir yañadan göñlüme verür elem gâh hasret bir yañadan cânuma eyler sitem gâh mihnet bir yañadan gösterür râh-ı ‘adem gâh gam bir yaña cânum almak ister dem be-dem dört yañadan baña olurlar havâle n’eyleyem gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam II gark olup bahr-i belâya zevrak-ı dil bir yaña sînem olur âteş-i ‘ışk-ıla sûzân bir yaña yaş dökerken ey sehî-kad çeşm-i giryân bir yaña âh ederken ey kamer-ruh kalb-i nâlân bir yaña göñlümi etmek diler her biri vîrân bir yaña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam III gördi sünbül kim perîşânam perîşândur baña bagrına dâg-ı gam urdı lâle sûzândur baña jâle sanmañ görinen nerkis de giryândur baña
Bazan dert bir yandan yokluk yoluna koşar. Bazan gam bir yandan canımı almağa kalkar. Dört bir yandan saldırırlar ne gelir elden, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. II Bir yandan belâ denizinde gönül gemisi batar. Bir yandan göğsüm aşk ateşiyle yanar. A selvi boylu, yaşlı gözlerim bir yandan yaş saçar. A ay yüzlü, inleyen kalbim bir yandan ah çeker. Her biri bir yandan gönlümü yıkmak ister, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. III Sümbül perişanlığımı görüp perişan olur bana. Lâle bağrını gamla dağlar yanar bana. Çiy sanmayın görüneni, nergis de ağlar bana.

193

Ömer ZÜLFE

4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 1. 2. 3. 4. 5. 6.

agladıgum gördi bülbül zâr u giryândur baña ‘ışk gülzârını seyr etdükçe yârândur baña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam IV başuma üşdi benüm zenbûr-ı endûh u belâ n’eyleyem kim cânuma kâr eyledi nîş-i cefâ nûş-ı vasl-ı yâr olmadı müyesser hîç baña derdümüñ kangı birisin deyeyin ben mübtelâ eksük olmaz dâyimâ ben bî-nevâya bir belâ gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam V ‘îş-i dildârumsuz olmışdur elem ‘âlem baña leblerüñsüz içdügüm bâde olupdur semm baña hecr-ile öldüm tutar ‘ışk ehli hem mâtem baña olmadı ol mûnis-i cân u dilüm mahrem baña ey selîkî yalıñuz komaz olur hem-dem baña gâh fürkat gâh hasret gâh mihnet gâh gam

4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6

Ağladığımı gördü, bülbül sızlar bana. Aşk bahçesini dolaştıkça bana yoldaştır, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam. IV Kaygı ve belâ arısı başıma üştü. Ne yapayım cefa iğnesi canıma geçti. Sevgiliye kavuşup kanmak bana hiç nasip olmadı. Bu ben hasta derdimin hangi birisini söyleyeyim. Bu ben gıkı çıkmayana bir belâ eksik olmaz, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.
V

Sevgilim olmayınca âlem bana elem olur. Dudakları değmeden içtiğim şarap zehir olur. Ayrılık derdiyle öldüm âşıklar yasımı tutar. Can ve gönül dostum benimle içli dışlı olmadı. Ey Selîkî, beni yalnız bırakmaz, dert ortağı olur, Bir ayrılık, bir özlem, bir dert, bir gam.

6. nazîre-i selîkî-i merhûm rahmetu ’llâhi ‘aleyh I Put gibi güzelin zülfünün açtığı derdin acısı mı diyeyim? Parçalanmış gönlün yaraları mı diyeyim? İnleyen ve hastalıklı vücudun illetleri mi diyeyim? zâr: yâr S. 4. Yanan ciğerin ateşi mi diyeyim? Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? II Sevgilinin ayrılık burgacına kapılmışım eyvah. Bu tehlikeden gönül daha kurtulmadan ah.8: 76a. 3. 2. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 N.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 195 1. Mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün Müctes + – + – / + + – – / + – + – / + + – I melâlet-i gam-ı zülf-i nigâr mı deyeyin cerâhat-ı dil-i zâr u figâr mı deyeyin sekâmet-i ten-i bîmâr-ı zâr mı deyeyin harâret-i ciger-i tâb-dâr mı deyeyin hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin II medâr olup baña girdâb-ı hecr-i yâr dirîg döne döne göñül eylerken âh ü zâr dirîg bu vartadan dahı dil bulmadın kenâr dirîg düşürdi bir dahıya anı rûzgâr dirîg hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin 5. 6. Zamane onu bir kez daha düşürdü eyvah.8. bulmadın: bulmadı S. 2. 5. 1. 5. S. 5. 4.8.1: 355b. 3. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? 195 . Gönül döne döne inleyip dövünüyor ki eyvah.

2.8. III belâ-yı hecr-ile olmış-iken göñül mu‘tâd bu yolda hûn-ı gam-ı hecr-i yâr-iken baña zâd bu rûzgâruñ elinden kime edem feryâd ki etdi hırmen-i sabr u karârumı berbâd hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin IV derûna geçmiş-iken tîr-i derd-i hecr-i nigâr anuñla olmış-iken sîne rîş ü dil efgâr ne toz kopardı görüñ rûzgâr-ı nâ-hem-vâr ki âb-ı ‘ârız-ı yâra getürdi hatt-ı gubâr hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin V belâ-yı hecr-i nigâr etdi hâk-sâr beni ayaklara düşürüp eyledi gubâr beni III Gönül ayrılık derdine alışmıştı. 1 2 3 4 5 6 1 2 3 4 5 6 1 2 . 3. 4. Ayaklara düşürüp beni toz etti. hecr: ‘ışk S. 4. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? V Sevgiliden ayrı kalmanın belâsı beni yerle bir etti. 5.8. 3. 1. 5. Bu bozuk zaman ne tozlar kopardı görün. Bu zamandan kime şikâyet edeyim? Sabır ve sebat harmanımı yele verdi.Ömer ZÜLFE 1. 1. Onunla göğsüm yaralı ve gönlüm dilim dilim dilindi. görüñ: göre S. 2. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? IV Sevgilinin ayrılık derdinin oku içime geçti. 2. 6. Sevgiliden ayrılmanın acısını tatmıştı. 6. Tuttu sevgilinin yanağına gubârî hat getirdi.

2. Sevgiliden ayrı düşmenin hikâyesi mi diyeyim? Zamanın dertlerinden çektiklerim mi diyeyim? S. 4. 4. bunca tutku neden? Bir damla su iken. S. 1 2 3 4 5 1 2 3 Arzularıma uydurup kararsız etti. 5. 197 . 5. 6. 3. 3 4 5 6 6. 3. gör bu zaman beni ne hâle getirdi. hevâya uyduruben etdi bî-karâr beni selîkî n’eyledi gör kim bu rûzgâr beni hikâyet-i gam-ı hicrân-ı yâr mı deyeyin şikâyet-i elem-i rûzgâr mı deyeyin 6. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I âhir bu ten ki hâk ola bunca hevâ neye bir katre mâsın âteş-i hışm u cefâ neye dâyim murâduñ okı erişmez nişâneye kaddüñ hamîde oldugı gussayla yâ neye gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye II etme cidâl saña cefâ eylese felek bâr-ı belâ vü câm-ı sitem her ne gelse çek harf-i ümîdi safha-i hâtırdan eyle hakk el vermedi zamâne saña n’eyleseñ gerek 1.10: 114b. Öyleyse belinin dertlerle bükülmesi neden? Gördün zamane uymadı. zulüm ve hırs ateşiyle yanmak neden? Arzularının oku hiçbir zaman hedefe ulaşmıyor. sen uy zamaneye. 1. 4.8: 4. S.8: 3. 2. Selîkî.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 197 3. Belâ yükü de dert kadehi de her ne gelirse çek. I Sonunda bu beden toprak olacak. II Felek sana zulmetse de sen ona karşı koyma. Umut harfini (kelimesini) gönül sayfandan kazı.

Eşsiz üstat bu mısraı çok güzel söylemiş: Gördün zamane uymadı. Zamanın elinden ney gibi inleme. 3. 5. V Bir gece belâ köşesine çekilmiştim. 3. 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 . sen uy zamaneye. Sözün kesin bir kanıt olsa da çekişme. IV Bu acımasız zaman bağrını delik deşik ederse. 2. 1. Çünkü zaman çığlıklarının neyine uymadı. Usulü koru perdeyi asla bozma. Gördün zamane uymadı. 2. 4. 3. Gizli bir yerden can ve gönül kulağına bu ses ulaştı. 1. sen uy zamaneye. 4.Ömer ZÜLFE 5. gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye III ger kavlüñ-ile eylemese kimsene ‘amel küsmedügüñ elin öpegör kim budur mesel burhân-ı kâtı‘ olsa sözüñ eyleme cedel ra‘nâ demiş bu mısra‘ı üstâd-ı bî-bedel gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye IV bagruñ delik delik ede ger devr-i bî-amân devrân elinden eyleme gel ney gibi figân uymadı nây-ı nâleñe çünkim senüñ zamân sakla usûli bozmayıgör perdeyi hemân gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye V bir gece k’olmış-ıdı yerüm gûşe-i belâ olmışdı dil zamâne belâsıyla mübtelâ hâtifden erdi gûş-ı dil ü câna bu nidâ derdi bu mısra‘-ı meseli kim selîkiyâ Zamane seninle dost olmadı (talihin yaver gitmedi) ne yaparsın. atasözü böyledir. III Kimse senin sözüne kulak asmıyorsa Bükemediğin bileği öp. 2. Gördün zamane uymadı. 4. 5. 1. sen uy zamaneye. gel. Gönül zamane belâsına tutulmuştu.

sen uy zamaneye. gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye 7. I A gönül. 1. sen uy zamaneye. 5. II S. Âdem gibi daneye meylettiğin için. Umut harfini (kelimesini) gönül sayfandan kazı.10: -.1. cevri zamâne eylese yer yok bahâneye N. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – I âdem gibi dilâ çün edüp meyl dâneye geldüñ tenezzül-ile çü bu kâr-hâneye var-ısa meylüñ âh-ıla ger zindegâneye devr ü zamân ne eylese yer yok bahâneye gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye II incinme saña cevr ü cefâ eylese felek bâr-ı belâ vü câm-ı sitem her ne gelse çek harf-i ümîdi safha-i hâtırdan eyle hakk el vermedi zamâne saña n’eyleseñ gerek gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye III her dem habâb gibi igen olma pür-hevâ Bu atasözü gibi mısraı dedi: Ey Selîkî. Bu dünya denilen ticarethaneye düşüp geldin. 4. N. 4. 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 199 . 2. Gördün zamane uymadı. Ah ile yaşamağa meylin varsa.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 199 5. 3. S. Felek sana zulmederse incinme. Gördün zamane uymadı.1: 155a. gücenme. 4 5 7. sen uy zamaneye. 3. Gördün zamane uymadı. Belâ yükü de dert kadehi de her ne gelirse çek.10: 115a. III 1. Zamane seninle dost olmadı (talihin yaver gitmedi) ne yaparsın. 5. 2. Zaman ne yaparsa yapsın bahaneye yer yoktur. 1.

4. V S. IV S. 5. 3. karşı gelme. 4. sen uy zamaneye. 5. Bu öğüt incisini kulağına tak. 2. binâ-yı: fenâ-yı // fenâ: bekâ N. 5. Gördün zamane uymadı. Ezelden yazılmış olan sonunda gerçekleşir. Zaman sana boyun eğmezse kızma. 2.10: II. 3. 1. Olanları zamane mi yaptı sanırsın? Edep yolunu tut. 3. âb üzredür binâ-yı vücûduñ bulur fenâ sanma bu rûzgârı ki bâkî kalur saña devrân murâduñ üzre olur sanma dâyimâ gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye IV bârân-ı pende tut sadef-i gûşuñı müdâm tâ dürr-i ma‘rifet ola gûş etdügüñ kelâm dâyim murâduñ üzre müyesser degül merâm ta‘n eyleme zamâneye olmasa saña râm gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye V âhir gelür vücûda mukadder olan ezel devr ü zamânenüñ mi sanursın olan ‘amel âdâbı gözle bahsi ko var eyleme cedel bu dürr-i pendi gûşuña tak kim budur mesel gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye Her zaman köpük gibi çok havalı olma.10: -.Ömer ZÜLFE 2. Gördün zamane uymadı. inadı bırak. Zaman hep senin istediğin gibi olur sanma. sen uy zamaneye. 4.1. atasözü şöyledir: Gördün zamane uymadı. 1. Öyle ki bilgi incisi olsun işittiğin her söz. 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 1 2 3 4 5 . sen uy zamaneye. İstediğin şey hep düşündüğün gibi olmaz. Bu zaman (gençlik) kalıcıdır sanma. Vücudunun yapısı su üstündedir. yok olur gider. Öğüt yağmuruna kulak sedefini her zaman aç.

1 2 3 4 5 201 . Fikir yürütüp düşünerek (onunla) savaşıp çekişme. Çünkü zaman çığlıklarının neyine uymadı. gel. sen uy zamaneye. perdeyi asla bozma. 4. VI bagruñ delik delik ede ger devr-i bî-amân devrân elinden eyleme gel ney gibi figân uymadı nây-ı nâleñe çünkim senüñ zamân sakla usûli bozmayıgör perdeyi hemân gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye VII kimse selîkî başa çıkamaz zamân-ile etdüm şühûd anı hele ‘ayn-ı ‘iyân-ile ceng ü cidâl eyleme gel re’y ü ân-ile diñle benüm nasîhatümi gûş-ı cân-ile gördüñ zamâne uymadı uy sen zamâneye VI S. Benim bu öğüdümü can kulağıyla dinle.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 201 1. Gördün zamane uymadı. 3.1. kimse zamanla başa çıkamaz. 2. sen uy zamaneye.10: -. 1 2 3 4 5 Bu acımasız zaman bağrını delik deşik ederse. Usulü koru. Gördün zamane uymadı. 2. 1. Bunu bütün çıplaklığıyla gördüm. Zamanın elinden ney gibi inleme. 4. VII bir gece k’olmış-ıdı yerüm gûşe-i belâ olmışdı dil zamâne belâsıyla mübtelâ hâtifden erdi gûş-ı dil ü câna bu nidâ derdi bu mısra‘-ı meseli kim selîkiyâ gördüñ zamâne uymadı sen uy zamâneye N. 5. Ey Selîkî. 5. 3.

güneş doğunca yıldızlar görünmez olur. 1.Ömer ZÜLFE [GAZELİYYÂT] [Elif] 1. bir derman ol. 4.1: 34a. A tabibim. 3. A ay yüzlü. A sultanım. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. Selîkî belâ dağında göründüğünden beri Ferhad’ın dünyada yalnız adı kalmıştır. çünkü a ay gibi güzel. boyunu ve zülfünü düşünmekten gönlümde vâ çıkmıştır. cemâlüñde dehânuñ olmadı ey meh-likâ peydâ güneş yüzinde olmazdı egerçi zerre nâ-peydâ görelden tal‘at-ı hüsnüñ görinmez gözüme hûbân ki tâli‘ olsa mihr olur nücûm ey mâh nâ-peydâ tabîbüm şerbet-i vasluñ yetişür aña dermân et ki fikr-i zülf ü kaddüñle olupdur dilde vâ peydâ işidüp nâlemi beñzer añup ferhâdı iñlerler ben âh etdükçe taglardan k’olur yer yer sadâ peydâ hemân bir adı kalmışdur cihân içinde ferhâduñ selîkî olalı kûh-ı belâda husrevâ peydâ 2. ama nedense yüzünde ağzın görünmedi. öyle anlaşılıyor ki dağlar çığlıklarımı işitince Ferhad’ı hatırlayıp inliyorlar. güneşin önünde zerre görünmemezlik etmezdi. Güzel yüzünün aydınlığını göreli güzeller gözüme görünmez. 5. T. 1 2 3 4 5 . Sana kavuşmanın şerbeti ona yeter. Ben ah ettikçe dağlardan ardı ardına sesler geliyor.

ancak gözyaşlarından o eşik bir türlü görünmez ki. Dudaklarının yansıması gözümde görülse şaşılır mı? Çünkü erguvan şarabının rengi şişeye yansır. ne gönlümden bir iz kaldı. Ey müslümanlar. 1. T. S. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – ederken şevk-ı mihrüñle göñül âh-ı seher peydâ nesîm-i subhdan hîç olmamışdı bir eser peydâ 2. ancak kavuşma arzusuyla yeni bir canım daha ortaya çıkar.1: 35a. A can.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 203 2. çıka şevk-ıla cânum olsañ ey cân nâgehân peydâ velî havf-ı visâlüñden olur bir tâze cân peydâ miyânuñla dehânuñ arayu cân u göñül gitdi ne cânumdan eser kaldı ne göñlümden nişân peydâ çıkup kâfir hatı dil kişverin basdı müselmânlar hemân-dem oldı aña fitne-i âhir-zamân peydâ gözümde zâhir olursa ‘aceb mi leblerüñ ‘aksi ki olur şîşede reng-i şarâb-ı ergavân peydâ selîkî yâr eşigine yüzin sürmek diler dâyim gözi yaşından olmaz lîk bir dem âstân peydâ 3.1: 35b. 1 203 .14: 80b. Ne canımdan bir eser. T. 5. Ahir zaman fitnesi ansızın ortaya çıktı. kâfir ayva tüyleri çıkıp gönül ülkesini bastı. Selîkî sevgilinin eşiğine hep yüzünü sürmek ister. Gönül aşkının arzusuyla seherde ah ederken sabah melteminden daha hiçbir iz yoktu. 1 2 3 4 5 3. 4. 2. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. 3. ansızın görünsen sevinçten ölür giderim. Belinle ağzını ararken can ve gönül gitti.

Ömer ZÜLFE 2. Sevgili. 6. her an orada bin türlü biçim ve görüntü ortaya çıkmaktadır. Yüzün ve alnın gönül göğünde ay ve güneş iken. ne de karalar ve denizler. 1 . ne de ay vardı. 7. 5. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – la‘l-i dilber kim müsellemdür bu mülk-i cân aña hıdmetinde bendedür yâkût-ıla mercân aña 3. gökyüzünde ne güneş. ortaya birçok lâl ve inci çıkarıyor. 2 3 4 5 6 7 4. göz. Gönül. eğri gidişli feleğin dönekliğinin cefalarından ciğer kanlıdır. Yakut ve mercan onun emrinde köledir. Bu can mülkü sevgilinin dudağının buyruğu altındadır. âlemdeki karalar ve denizler âşık olduğu zamanlarda ne âlem vardı. Ey Selîkî. Sordukça ağzından bir haber alabilselerdi. onun kırmızı dudağının hasretiyle ağladığımı görüp gülüyor. T. Durmaksızın gözümden ciğer kanı şaşılır mı? S. 4.1: 4b.2: 108b. göñül göz berr ü bahr-i ‘âlem ‘âşık oldugı demde ne ‘âlem zâhir olmışdı ne anda bahr ü ber peydâ göñül göginde mihr ü mâh-iken alnuñla ruhsâruñ ne mihr olmışdı zâhir âsmânda ne kamer peydâ rumûz-ı ‘âlem-i gayba dil ü cân vâkıf olurdı eger sordukca agzuñdan olaydı bir haber peydâ felek gûyâ ki fânûs-ı hayâl oldı ki döndükçe olur her lahzada biñ dürlü eşkâl ü suver peydâ gam-ı la‘liyle ben agladıgum görüp güler dilber eder bu girye ol hande neçe la‘l ü dürer peydâ selîkî cevr-i devr-i çarh-ı kej-revden ciger hûndur dem-â-dem olsa çeşmümden n’ola hûn-ı ciger peydâ 4. Gökler sanki bir hayal fanusu oldu. 1. gönül ve can bilinmezlik âleminin sırlarına vakıf olurlardı. Döndükçe. Bu ağlayış ve o gülüş.

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 205 2. 2 3 A can. S. 5. Yüzünü görmek fırsatı ne zaman elime geçse şaşkınlık aklımı alır. kıyıcı bakışının oku canıma o kadar işledi ki yaralar ağzını açıp ona hayran kaldılar. 4 5 5.15: 57a.2.2. 2. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kaçan olsa cemâlüñ görmege fursat baña hayret alur ‘aklumı mâni‘ olur dehşet baña kim bilürdi ben za‘îfi zerre-veş nâçîz-idüm vermeseydi mihrüñ ey meh-rû eger şöhret baña 3.2: 111b. 385. tîr-i gamzeñ cânuma şol deñlü işler geçdi kim agzın açup kaldı cânâ yaralar hayrân aña derd-i ‘ışkuñ geldügince haste dil sıhhat bulur ey tabîb-i cân u dil derdüñ-durur dermân aña genc-i hüsnüñ kim nigehbân oldı zülfüñ ejderi dilde sâkindür ki meskendür dil-i vîrân aña ey selîkî hâsıl olsun der-iseñ tohm-ı ümîd ebr-i âhuñla gözüñ yaşını kıl bârân aña 5. Zülf ejderinin bekçi olduğu güzellik hazinen gönülde durur.1: 25b. NM: II. çünkü ona mesken ancak yıkık gönüldür.2. Aşkının derdi geldikçe hasta gönül iyileşir. A can ve gönül tabibi. 5b âhuñla: çeşmüñden S. A ay yüzlü. senin derdin ona dermandır. aşk/güneşin tanıtmasaydı/ortaya çıkarmasaydı zerre gibi önemsiz olan ben zayıfı kim bilirdi. 1 2 205 .15. T. 1. gözyaşını yağmur yap. Ey Selîkî. S. korku bana mâni olur. ümit tohumu yeşersin istersen ona ahını bulut. 3a geldügince: gitdügince S. 4. 2a zerre-veş: zerre-i S. 132. S.

yerde gökte bulmak için gözyaşı bir yana gitti. O afet bir göz ucuyla bile baksa bana yeter. kavuşma bayramında sevgilinin elini öptüm.8: 67b. O selvi boyluyu. 1. Ayrılıp ben bir yana gitsem o sevgili bir yana. 1 2 3 4 . 5b k’erdi andan zâyil olmaz özge keyfiyyet baña NM. Yeter ki bana bakmaktan cayıp beni gözden çıkarmasın. Ey Selîkî. 5. o ay parçasını. o anda hemen beden bir yana gider. S. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ayrılup ben bir yaña gitsem o cânân bir yaña gider ol demde hemân ten bir yaña cân bir yaña yerde gökde bulmaga ol serv-kadd ü meh-veşi gözyaşı bir yaña gitdi âh u efgân bir yaña vasf eder hadd ü cebînüñde sa‘âdet ahterân mâh-ı tâbân bir yaña hurşiyd-i rahşân bir yaña acır aglar fürkatüñde gözlerüm yaşın görüp bir yaña ebr-i bahâr ey dōst ‘ummân bir yaña 4. 3. çığlıklarım bir yana. 2. dehr-i dûnuñ gussasın tañ mı ferâmûş eylesem cür‘a-i câm-ı mahabbet verdi bir hâlet baña tek nazardan dûr edüp gözden bırakmasun beni bir göz ucıyla bakarsa yeter ol âfet baña ‘îd-i vuslatda elin öpdüm selîkî dilberüñ şâd u handânam ki el verdi yine devlet baña 6. Alçak dünyanın tasalarını unutsam şaşılır mı? Aşk kadehinin şarabı beni sarhoş etti. yanağında ve alnında kutluluğa işaret eder. Sevinçli ve mutluyum devlet bana el verdi. can bir yana. ayrılığında gözlerimin yaşını görünce nisan bulutu bir yandan. parlak ay bir yandan güneş bir yandan. engin deniz bir yandan acıyıp ağlar. 3 4 5 6. Yıldızlar. A dost. 4.Ömer ZÜLFE 3.

kıskançlık ateşiyle yanıp/kaynayıp gül suyuna dönüştü. Göğsümün ah dumanı göklere çıkarsa ne var.1: 56b. sonunda sevgilinin zulmü bir yandan. A ay. O yüce sevgili bizi hesaba katmazsa şaşılmaz. A beyatlım. 5. 3. ey selîkî ‘âkıbet bir yaña eylerler beni cevr-i cânân bir yaña ta‘n-ı rakîbân bir yaña [Bâ’] 7. onun için uyku. dert ateşiyle ciğerim döne döne kebap oldu. 2. rakiplerin kınaması bir yandan beni bir yana atar/öldürür. Ey Selîkî. A gonca dudaklı. Galiba yanağının yansımasıyla rahatsız oldu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 207 5. altın üzenginin ayağını öptüğünü gördüğümde. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – n’ola saymazsa hisâba bizi ol ‘âlî-cenâb ‘âşık-ı bî-dilleri olmışdur anuñ bî-hisâb n’ola agarsa duhân-ı âh-ı sînem göklere âteş-i gamdan ciger döne döne oldı kebâb gördi ruhsâr-ı ‘arak-rîzüñ senüñ ey gonca-leb yeri od olup hayâsından hemân oldı gül âb ‘ârızuñ ‘aksiyle yerinden su çıkdı var-ısa anuñ içün gelmez oldı çeşmüme bir lahza hvâb reşkden zerd oldı cismüm halka oldı kâmetüm şehsüvârum gördüm ayaguñ öper zerrîn rikâb seyr edüñ yer yüzinüñ hurşiyd-i rahşânuñ deyü barmag-ıla gösterür gökden seni ey meh şihâb 1. 4. 5 7. T. boyum bükülüp halka oldu. 6. “Yeryüzünün parlak güneşini izleyin” diyerek akan yıldız seni gökten parmakla gösterir. çünkü kara sevdalı âşıklarının haddi hesabı yoktur. bedenim kıskançlıktan sarardı. senin terli yanağını görünce gül. bir an olsun gözlerime uğramaz oldu. 1 2 3 4 5 6 207 .

3.3. Gönüldeki derdini artık inkâr edemem. Ey Selîkî. T.1: 83a.3: 54a.Ömer ZÜLFE 7. 7 8. zira ahımla gözyaşım ona tanıklık ettiler. Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün Hezec – – + / + – – + / + – – + / + – – öldürmege ‘âşıklaruñı tîg ne hâcet kim gamze-i hûn-rîzüñ eder aña kifâyet cân-ısa murâduñ bu kadar cevr ü cefâdan yetmez mi aña göz ucıla bir kez işâret rîk-i harem-i ka‘be-i kûyuñla habîbüm tolaydı gözüm şîşeleri kanı o sâ‘at dilde gamuñı kalmadı inkâra mecâlüm âhumla yaşum eylediler aña şahâdet ‘ışk âteşi pinhân mı olur dilde selîkî âhum dütüni eyler-iken aña delâlet 1. A. Bu kadar zulüm ve eziyet etmekle istediğin can ise ona bir kez göz ucuyla işaret etmen yetmez mi? Kâbe’yi andıran mahallenin haremindeki kumlarla göz şişelerim dolsaydı keşke. hayretten yüzüne bile bakamazken bir yandan sevgilinin yüzünü görmek için canım kıvranıp durur/acı çeker.E.E. 2. 5. ey selîkî hayretümden bakamazken yüzine görmege yârüñ cemâlin cânum eyler ıztırâb [Tâ’] 8. 4. Âşıklarını öldürmek için kılıca ne gerek var? Çünkü kan döken kıyıcı bakışların onlara yeter. nerede o saat. ahımın dumanı yerini belli ederken aşk ateşi gönülde gizli kalabilir mi? 5a ‘ışk: dil A. 1 2 3 4 5 . Ey Selîkî.

gam paçavrasını sırtına sultanlara yakışır kaftan say. S. gördi gamnâk oldugum oldı çün ol cânân ferah zâhirüm gamnâk olup oldı safâdan cân ferah 9. 1 209 . O sevgili. görünüşte üzgün olsam da sevinçten canım ferahladı. istersen kendini. 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 209 9. Dünya denilen tüccarın lâline mercanına özenme. bedeninin sararıp solmuşluğunu altınlı bir kaftan say.9: 56a. dertli olduğumu görüp sevinince. 1 2 3 4 5 10. her şeyden geçip Allah’a yönelme ülkesine başbuğ oldun. Gelen geçti konan göçtü bu misafirhaneden. bir iki gün kendini orada misafir oldun say. bir kölesin. bir gedâsın ey göñül kendüñi sultân oldı tut gam pelâsın egnüñe şâhâne kaftân oldı tut ‘âkıbet berbâd eder anı bu devr ü rûzgâr tahtuñı yel götürüp kendüñ süleymân oldı tut la‘l ü mercânına etme hvâce-i dehrüñ hased kanlu yaşlar kim dökersin la‘l ü mercân oldı tut çün gelen geçdi konan göçdi bu mihmân-hâneden bir iki gün dahı kendüñ anda mihmân oldı tut ey selîkî pâdişâh olduñ tecerrüd mülkine cismüñüñ zerd oldugın altunlu kaftân oldı tut [Hâ’] 10. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. MK2: 26b. 3. tahtını rüzgârın götürdüğü Süleyman say. Sonunda bu zamane onu da savurur. 5. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 2. Ey gönül. döktüğün kanlı yaşları lâl ve mercan say. 4. kendini sultan say. Ey Selîkî.

Feleğin sakisi. gönlümü bir an olsun neşeyle doldurmadı. sanki şafakta görünen bir yeni aydır. açılıp saçılan gül ise gücükler saçar. gussamı ızhâr edüp yârâna vahşet vermezem yoksa hîç olur-m’ıdum ‘âlemde ben bir ân ferah nâr-ı gamdan dil yanup cân gözi aglar şem‘-veş zâhiren şevkum görüp sanur beni yârân ferah sunmadı devr içre hergiz cür‘a-i şâdî baña etmedi göñlümi bir dem sâkî-i devrân ferah ey selîkî n’ola ben agladugumca gülse yâr bülbül aglar gussadan olur gül-i handân ferah [Râ’] 11. hîç başdan çıkmaya sevdâ-yı hatt u zülf-i yâr ger olursa üstühvân-ı ser mekân-ı mûr u mâr zahm-ı pür-hûnumda zerrîn hanceri ol âfetüñ mâh-ı nevdür gûyiyâ oldı şafakda âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr 2. yoksa ben bu âlemde hiç neşeli olur muydum? Mum gibi dert ateşiyle içim yanıp can gözüm ağlar. ben ağladıkça sevgilinin gülmesine şaşılır mı? Bülbül dertten ağlar. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 3. dıştan arzulu oluşumu gören dostlar beni sevinçli sanırlar. Ey Selîkî. 3. Kanlı yaralarımda o afetin altın hançeri. Ömrüm. 2 3 4 5 11. T. bu devir içinde sevinç kadehinden bana hiç sunmadı.Ömer ZÜLFE 2. Kafatasım yılanların ve karıncaların yuvası olsa bile sevgilinin zülfünün ve ayva tüylerinin sevdası başımdan hiç çıkmaz. 1 2 3 Derdimi söyleyip de dostları korkutmak istemiyorum. savaşa hazır kara bir bölük oldu. âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. 5. . 4.2: 88b. 1.

3. Aşk denizinin içinde öyle bir burgaca kapılmışım ki Nuh’un ömrü gibi ömrüm olsa kurtulamam. Ey Selîkî. savaşa hazır kara bir bölük oldu. 6. Aşk denizinin içinde öyle bir burgaca kapılmışım ki Nuh’un ömrü gibi ömrüm olsa da kurtulamam. 4. 4 5 6 12. 1.1: 157b. Ömrüm. can ve gönül kuşu böylesine hürken zülfünün doğanıyla bir sultan onu avladı. n’ola dil düşdiyse zülfüñde diline şânenüñ dillere düşer bu sevdâyı kılanlar ihtiyâr murg-ı cân u dil selîkî şöyle fârig-bâl-iken eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr düşmişem deryâ-yı ‘ışkuñ içre bir girdâba kim nûh ‘ömri gibi ‘ömrüm olsa bulmayam kenâr 12. 211 . zülfünde tarağın diline düştüyse ne var? Bu sevdaya kapılanlar dillere düşer. Sevgilinin zülfünün fırtınası sabır çapasını şiddetiyle yerinden koparıp gönül kayığını karaya vurdu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 211 4. 1 2 3 4 Gönül. sanki şafakta görünen bir yeni aydır. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – sîne-i mecrûhum üzre hancer-i zerrîn-i yâr mâh-ı nevdür gûyiyâ oldı şafakdan âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr düşmişem deryâ-yı ‘ışkuñ içre bir girdâba kim nûh ‘ömri gibi ‘ömrüm olsa bulmayam karâr şiddetiyle lenger-i sabrı yerinden koparup karaya urdı göñül fülkin hevâ-yı zülf-i yâr 5. T. 2. âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. Yaralı göğsümün üstünde sevgilinin altın hançeri.

bu göñül murgı selîkî şöyle fârig-bâl iken eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr 13. Belâ dalgası onun saçının aşkı fırtınasıyla kabarınca. 3. Bir gün gelir zaman/rüzgâr onu karaya çıkarır. Ey Selîkî. gönül gemisi karaya vurup paramparça oldu. Can sıkıcı ahlarımı işitip o sevgili benden soğudu. zülfünün doğanıyla bir sultan onu avladı.Ömer ZÜLFE 5. 1a benden: bizden NM // sovudı: sovurdı NM. Sağlığımda saçının ve ayva tüylerinin ıstırabı beni yedi bitirdi. NM: II. artık kurtulmayı ummasın. 1 Ey Selîkî. Ah ah rüzgâr araya soğukluk düşürdü. 5 13. 911. 768. Gönül gemisi ona düştü. gam dalgasından gönül kayığı çalkalanmaktadır/acı çekmektedir. Ölünce bedenimde yılanlara karıncalara yiyecek bir şey kalmadı. 2. T. 4. bu gönül kuşu böylesine hürken. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – âh-ı serdüm işidüp benden sovudı ol nigâr âh kim ortaya sovukluk düşürdi rûzgâr cûş edüp zülfi hevâsından anuñ mevc-i belâ karaya urup göñül keştîsi oldı târmâr ‘ârızuñ çâhı ki bahr-i hüsnüñüñ girdâbıdur düşdi aña fülk-i dil bir dahı ummasun kenâr dirligümde yedi düketdi gam-ı zülf ü hatuñ kalmadı tende ben ölicek gıdâ-yı mûr u mâr ey selîkî mevc-i gamdan muztaribdür fülk-i dil dem gelür bir gün kenâra eltür anı rûzgâr 1. 2 3 4 5 . 5. Yanağındaki çukur güzellik denizinin burgacıdır.1: 160b.

âşıkların kalbini dağıtıp perişan etmek için zülfün. 14. Gör bu rüzgâr daha ne tozlar koparacak. geldi âhumdan leb-i yâkûtuña hatt-ı gubâr göresin dahı ne tozlar kopara bu rûzgâr mihrüñi gel hattuña ta‘lîk etme kıl vefâ safha-i ruhsâruñı nesh etmedin hatt-ı gubâr oklaruñ zahmın ten-i zârumda cânâ der gören bir kuru şâh üzre olmış tâze güller âşikâr bir kara top oldı zülfüñ baglayup alayını etmege ‘âşıklaruñ kalbini ‘ömrüm târmâr ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı elümden âh kim n’ola feryâd eylesem yokdur elümde ihtiyâr n’ola yanında şümâra gelmez-isek ol şehüñ bende-i bî-dilleri olmışdur anuñ bî-şümâr 2.1: 112a. arık bedenimde oklarının yarasını gören. A.2: 88b. Feryat edersem şaşılır mı? Elimde iradem. NM: -. O sultanın yanında hesaba katılmazsak ne var? Onun kara sevdalı kölelerinin haddi hesabı yok. bir kuru dal üzerinde güller açmış der.E.E. 1 2 3 4 5 A. 6. ihtiyarım yok. A. Ahımdan sevgilinin yakut dudağına gubârî hat geldi. NM: -. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. o da elimden çıktı. A can.E. 4. 768. 6 213 . 3.E.2. A.2. İsteğim yârdı. NM: II. Ayva tüyleri. 5. Ömrüm.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 213 14. savaşa hazır kara bir bölük oldu. 912. yüzünün sayfasının hükmünü kaldırmadan vefalı ol da aşkını ayva tüylerine bağlama.

1a verem gibi: verdüm ki S. gözlerimin yaşı döküldü. çünkü ne sende merhamet. 5. bu gönül kuşu keyfince uçarken zülfünün doğanıyla şahin bakışlı bir sultan onu avladı. Ey Selîkî. anlaşılan yıldızımda uğursuzluk var. 1 Ey Selîkî. İçimde yolunda can verecekmişim gibi bir his var.16. 2 3 4 5 . S. şefkat ne bende sabır ve takat var.1: 31b.Ömer ZÜLFE 7. Ü. ey selîkî fârigu’l-bâl-idi murg-ı cân u dil eyledi şehbâz-ı zülfiyle anı bir şeh şikâr NM. 2. sevgilinin aşk şarabında başka bir hâl var. Köleyi âleme hakan. hakanı köle eder. A kan dökücü. Efendim sultanımsın gidip kime yakınayım.1. 4a pâdişâhumsın: pâdişâhum ben S. 3.16 // kılam şekvâ: edem şekvâyı S. Gönlümde. 4. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – yoluñda cân verem gibi derûnumda ‘alâmet var şehîd-i tîg-ı ‘ışk olmaga göñlümde şehâdet var dökildi gözlerüm yaşı nazar kılmaduñ ey meh-rû düşüpdür yıldızum beñzer sitâremde nuhûset var beni gel öldürüp kurtar belâdan çünki ey hûnî ne sende merhamet şefkat ne bende sabr u tâkat var efendim pâdişâhumsın kime varup kılam şekvâ baña çok cevr ü zulm etdüñ saña senden şikâyet var gedâyı ‘âleme sultân u sultânı gedâ eyler şarâb-ı ‘ışk-ı dilberde selîkî özge hâlet var 1. fârigu ’l-bâl-idi dil murgı selîkî eyledi zülf şehbâzıyla bir şâhin bakışlu şeh şikâr 15. 7 15. aşk kılıcıyla şehit olacağım inancı var. bana bakmadın. Bana çok zulmettin sana senden şikâyet var. A ay yüzlü.16: 36a. gel beni öldürüp dertlerden kurtar. S.1: 75a. Yıldızım düşmüştür.E.1. ey selîkî murg-ı dil ‘âlemde fârig-bâl-idi eyledi şehbâz-ı zülfüyle anı bir şeh şikâr A.

4. 16. 5.E. Felek değirmeni bu Selîkî denilen buğdayı bir gün öğütür. Beyler anlaşılan senin gözüne benzediği için şahini el üstünde tutuyorlar. ama saati var. 3. ne güzel davranışı ne güzel gayreti var. Dedim: “Gel dirilelim hey kıyamet” dedi: “Sabr et. 215 . 1 2 3 4 5 6 A. daha vakti var”. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün Hezec + – – – / + – – – / + – – 1. Başını ayaklar altına alıp kapına varan iyi iş yapmış olur. hürmeti var. Şarap kadehini yere koymazlar el üstünde tutarlar. hümânuñ kadd-i yâra nisbeti var ne hōş sa‘yi ne ‘âlî himmeti var dedüm gel haşr olalum hey kıyâmet dedi sabr et ki dahı sâ‘ati var başın ayag edüp varan kapuña eyü varur başında devleti var şarâbuñ yere komazlar ayagın el üstine tutarlar hurmeti var gözüñe beñzedi beñzer [o] şâhin tutar begler el üzre ‘izzeti var selîkî gendümi çarh âsiyâbı ögüdür bir gün ammâ sâ‘ati var 2. Hümanın sevgilinin boyuna özenişi var.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 215 16. kıymeti var. başında devleti var.2: 89a. 6.

1 T.1: 224b. Her ne kadar sevgilinin ok yarası beni konuşamayacak kadar zayıf düşürse de yine o sevgiliye ağzını açıp gönül hâlini söyler. . T. Benim derdime iyi gelen ciğer kanıyla gam ve tasadır. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – beni zahm-ı hadeng-i yâr egerçi nâ-tüvân eyler velî agız açup yâra göñül hâlin beyân eyler 2. Sevgilinin cefa taşına altın gibi yüzümü sürsem ne var? Çünkü o gümüş bedenli. Bunlardan başka ne yesem içsem zarar verir. 1. 17. Selîkî’nin düşkünlüğünü görüp kınama.1: 224b. O ay gibi güzelin gönlümde sakladığı aşk yarasını yazık ki göğsümün yarıkları güneş gibi açığa vurur. 4. Ey öğüt veren. 1 2 3 4 5 18. Leylâ’nın mahallesinin çer çöpünden yuva yaptığı için kuşa başı üstünde yer verir. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. onu (cefa taşını) imtihan ölçüsü yapmıştır. 5.Ömer ZÜLFE 17. aşk şarabı adamı elbette dünyaya rezil eder. 3. Mecnun. anuñ’çün murga mecnûn başı üstinde mekân eyler ki kûy-ı leylî hâşâkinden anda âşiyân eyler mülâyim derdüme hûn-ı cigerle gussa vü gamdur baña anlardan artuk ne yesem içsem ziyân eyler derûnumda nihân etdügi dâg-ı mihrin ol mâhuñ dirîgâ sînemüñ çâki güneş gibi ‘ayân eyler n’ola seng-i cefâ-yı yâra zer gibi yüzüm sürsem ki ol sîmîn-beden anı mehekk-i imtihân eyler selîkînüñ görüp rüsvâlıgın ‘ayb eyleme nâsıh mey-i ‘ışk âdemi elbetde rüsvâ-yı cihân eyler 18.

5. degül çâh-ı zenahdânuñla cânâ halka-i zülfüñ dil ü cân murgı sen serv-i revâna âşiyân eyler dil ü cân sabr u ârâmın yitürdi mülk-i hüsnüñde göñül cânâ dehânuñla miyânuñda gümân eyler turagı cennetü ’l-me’vâ olur anuñ ki ‘âlemde varup gülzâr-ı kûyuñda saña rûhın revân eyler derûnında nihân iken yakasın subh-veş yırtup selîkî mihrin âfâka güneş gibi ‘ayân eyler 19. A can. can ve gönül kuşu sen salınan selvide kendisine yuva edinmiştir. T. 2. sabah gibi yakasını yırtıp ufuklara güneş gibi gösterir. 1 2 3 A can. ırmaklara âlem ovasında yer bırakmadı. Bedenimde oklarının açtığı yaralardan devamlı kan aksa ne var? Ciğer kan dolmuştu yol bulup oluk oluk aktı. Irmaklar şikâyet için deryaya doğru aktı. Bana attığın taşları. Güzellik ülkende can ve gönül dayanma gücünü yitirdi. okunun eriştiği yerde nişan olsun diye yer yer gönül ovasına koydum. gönül ağzınla belinin varlığı konusunda kuşkuya düşmüştür. 1. 2 3 4 5 19. 3. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – tenümden oklaruñ zahmından aksa n’ola kan yer yer ciger hûn olmış-ıdı yol bulup oldı revân yer yer şu taşlar kim baña urduñ kodum sahrâ-yı sînemde okuñ erişdügi menzilde olmaga nişân yer yer sirişküm yer komadı cûlara sahrâ-yı ‘âlemde şikâyet etmege deryâya oldılar revân yer yer 3. Âlemde. 217 . (onlar) çene çukurunla zülfünün kıvrımı değildir. Ü4: 30a. Gözyaşım. kim gidip mahallenin güllüğünde sana ruhunu verirse onun durağı me’vâ cenneti olur.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 217 2. 4. Selîkî içinde gizlediği aşkını.1: 145a.

14: 57b. çimende lâleler sanmañ biten hâkinde ‘uşşâkuñ çıkar sûz-ı derûnından kızıl yaşıl duhân yer yer hat-ı sebz ü gül-i haddüñ gamı beñzüm hazân etdi ger ölürsem bite hâkümde mîr-i ‘âşıkân yer yer yanup gök nâr-ı âhumdan kalupdur câ be-câ ahker degül yılduzlar ey meh her gece olan ‘ayân yer yer büküldi kâmetüm gamdan belâ bezmine çeng oldı selîkî her kılum bir savt-ıla eyler figân yer yer 20. 4 5 6 7 20. ah ateşimden (yanıp yer yer) kalan korlardır. ölürsem toprağımda yer yer kasımpatı biter. 3. Renkli yanağını anıp gözümden o kadar kan akıttım ki nereye bakarsan yer yer erguvan bitmiş sanırsın. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – añup rengîn ruhuñ gözden akıtdum şöyle kan yer yer ki kanda bakar-ısañ bitmiş anda ergavân yer yer sular sanma akanlar bâg-ı kûyuñda benüm servüm eridüp her kişi cânın saña eder revân yer yer ‘acebdür bî-sütûn dedükleri bu kasr-ı eflâke çıkup göke direk olmışken âhumdan duhân yer yer 5. sokağının bahçesinde akanları sular sanma. 7. A ay yüzlü güzel. 1. 2. A selvi boylum. Gamdan boyum bükülüp belâ meclisinde çeng oldu.Ömer ZÜLFE 4. 1 2 3 Âşıkların toprağında biteni çimendeki lâleler sanma. Boz renkli ayva tüylerin ve gül yanağının gamı benzimi güz mevsimine döndürdü. 6. herkes canını eritip sana doğru akıtmaktadır. S. Ey Selîkî. gökyüzünde her gece görünenler yıldızlar değildir. her kılım ayrı bir sesle yer yer inler. onlar âşığın gönül yangınından çıkan yeşil kızıl dumanlardır. Ahımın dumanı göklere çıkıp direk olmuşken bu göklerin kasrına sütunsuz denmesine şaşılır. .

4. can hayran olur. ölürsem toprağımda yer yer kasımpatı biter. Ona hâlimi nasıl anlatayım. 4 5 21. 2 3 4 5 219 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kaçan ey meh hayâlüñ sînede mihmân olur âteş-i âh-ı derûnumdan hamel biryân olur nece ‘arz edem aña hâlüm ki görsem yüzini ‘akl medhûş u göñül bî-hûş u cân hayrân olur mihrüñ-ile hâk olursa cismüm ey meh haşre dek hâkümüñ her zerresi şevkuñla ser-gerdân olur kiştzâr-ı sînede ekdüm mahabbet tohmını gözlerüm yaşı anuñ’çün dem be-dem bârân olur ey selîkî aglaram gâyet sürûr u şevkden her kaçan kim aglasam ol hazz eder handân olur 5. onun için gözyaşlarım sağnak yağmur gibi yağar. 3. 939. 1. Ne zaman ağlasam o bundan hoşlanır ve gülücükler saçar.1: 144a. 2. hat-ı sebz ü gül-i haddüñ gamı beñzüm hazân etdi ger ölürsem bite hâkümde mîr-i ‘âşıkân yer yer selîkî göklere çıkdı şerâr-ı âteş-i âhum degül göklerde encüm her gece olan ‘ayân yer yer 21. 5. yüzünü görünce akıl ürkek. gönül sarhoş. A ay gibi güzel. 1b âteş-i âh-ı derûnumdan: âteş-i âh-ı derûnumda NM. NM: II. göklerde yer yer görünenler yıldızlar değil. Ey Selîkî. ah ateşimin göğe yükselen kıvılcımlarıdır. 5b her: kim // kim: ben NM. 1277. Aşkınla bedenim toprak olursa ahirete kadar toprağımın her zerresi senin aşkından sarhoş olur. Göğüs tarlasına aşk tohumunu ektim. sevinç ve arzuyla çok ağlamaktayım. Ey Selîkî.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 219 4. T. 1 Boz renkli ayva tüylerin ve gül yanağının gamı benzimi güz mevsimine döndürdü. hayalin ne zaman göğsüme konuk olursa (o zaman) ahımın ateşinden Koç burcu kebap olur.

içi abad olanın dışı berbad görünür. 1261. 3. Ey saki. T. Her kimin aşk ile gonca gibi bağrı kan olursa o. dış görünüşünle uğraşma ey Selîkî. 4. göğüs fırınında can ve gönül tandır olur.Ömer ZÜLFE 22. 1 NM: II. T. 1 . 5. kadehler meclise yağmur gibi yağınca eğlence yeri olan gül bahçesinde gönlümün goncası açılır. 22. saçının ardına gizlense gözlerimden yaşlar akar. 931.1: 144b. Dışa bakma. 1. turradan alnuñ nihân olsa gözüm giryân olur kim kamer gelseydi ‘akreb burcına bârân olur sâkıyâ yagmur gibi yagar tolular meclise gülşen-i ‘işretde göñlüm goncası handân olur hâne-i dilde gamuñ mihmânum oldukça benüm sîne tennûrında murg-ı cân u dil biryân olur sâkî-i devrân ki sâgır eyleye ser kâsesin bezm-i mihnetde mey-i ‘ışkuñla ser-gerdân olur zâhire bakma selîkî bâtınuñ ta‘mîr kıl bâtını ma‘mûr olanuñ zâhiri vîrân olur 23. Gönül evinde derdin benim konuğum oldukça. içini onar. Devran sakisi kafatasımı kadeh edinirse sıkıntı meclisinde senin aşkının şarabıyla sarhoş olur. NM: II. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 2 3 4 5 23.1: 145a. 1a turradan: turrada NM. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her kimüñ kim gonca-veş ‘ışk-ıla bagrı kan olur gülşen-i ‘âlemde âhir gül gibi handân olur 2. çünkü ay Akrep burcuna girerse yağmur yağar. 939. 1278. en sonunda âlem denilen gül bahçesinde gül gibi güler. Alnın.

Bırak. 5a meclisin: her kaçan T. Dert ile ah etsem kevn ü mekân yanar tutuşur.1.1. 5. 5b sûzân: giryân T. Can ve gönül sarayını abad et. 1279. 940. gün gelir pişmanlık meclisinde inim inim inler. her kimüñ kim ney gibi ola dimâgı pür-hevâ dem gelür bezm-i nedâmet içre ol nâlân olur şem‘ gibi zâhiren handân olur erbâb-ı şevk rişte-i cânı yanar her dem gözi giryân olur eyle ta‘mîr-i sarây-ı cân u dil k’olmaz harâb âb u gil ma‘mûresin yapma ki tiyz vîrân olur ey selîkî rûşen eyler ehl-i diller meclisin âteş-i ‘ışk-ıla şol kim şem‘-veş sûzân olur 24. Ey Selîkî. Er geç âlemin yapısı baştan başa yıkılır gider. çünkü çabuk yıkılır. 1 2 221 .1. Topraktan sudan yapı yapma. 2. NM: II.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 221 2. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hasret-ile aglasam cümle cihân tûfân olur derd-ile âh eylesem kevn ü mekân sûzân olur ko dil ü cân mülkini derd ü gamuñ kılsun harâb ‘âkıbet ma‘mûre-i ‘âlem kamu vîrân olur 3. 4a k’olmaz: olmaz // 4b tiyz: bu T. aşk ateşiyle mum gibi yanıp tutuşan kişi âşıklar toplantısına ışık saçar. 4. 2 3 Her kimin aklı ney gibi havayla dolarsa o. can mülkünü dert ve gamın yıksın. Ayrılık acısıyla ağlasam bütün âlemi tufan alır. Dıştan mum gibi gülseler de (gerçekte) âşıkların içten içe can damarı yanar her zaman gözü yaşlı olur. o viran kalmasın. 1. 4 5 24.1. 3a olur: edüben // erbâb-ı şevk: nâr-ı şevk T.

A Leylâ gidişli. çünkü o kapının kölesi olan sultan olur. 1 2 Güzelliğini ben nasıl anlayayım? Çünkü yüzünü görünce akıl ürkek. Ey Selîkî. 7. Ne zaman gönül evinde derdin konuğum olsa ben göğüs tandırında can kuşunu pişiririm. gönül sarhoş. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ‘ışk mir’ât-ı ezel bir hûb sûret gösterür lîk soñra ‘âşıka rûy-ı melâmet gösterür çâder-i çarh-ı felekden gör ki lu‘bet-bâz-ı gayb bir nazarda ‘âleme biñ dürlü sûret gösterür 4. 6. sonra da âşığa asık surat gösterir. bir bakışta âleme bin türlü suret gösterir. 3 4 5 6 7 25.2: 89a.Ömer ZÜLFE 3. 5. Gök çarkının çadırında bu gaybın göz bağcısı.E. derdinden düştüğüm hâlleri söylesem Mecnun kıssası gibi dillere destan olur. 1. can hayran olur. . A. hüsnüñi ben nece derk edem ki görsem yüzüñi ‘akl medhûş u göñül bî-hûş u cân hayrân olur sîne tennûrında cân murgını biryân eylerem her kaçan kim hâne-i dilde gamuñ mihmân olur hasret-i haddüñle hicrân meclisinde her gece rişte-i cânum fetîl-i şem‘-veş sûzân olur ger gamuñdan söylesem ahvâlüm ey leylî-hırâm kıssa-i mecnûn gibi ‘âlemde bir destân olur ey selîkî cehd et ol şâhuñ gedâ-yı kûyı ol kim ki ol kûyuñ gedâsı ola ol sultân olur 25. 2. ezel aynasında önce güzel bir yüz gösterir. Yanağının hasretiyle ayrılık meclisinde her gece can damarım mumun fitili gibi yanar tutuşur. çalış çabala o sultanın sokağında köle ol. Aşk.

ama o bizi öldürmeğe bir hayli minnet gösterir. A. O. 5. hüma gibi yüksek uçarız. Alçaklara süzülmeyiz. Ferhatla. Yoluna can vermeği biz büyük lütuf sayarız. Bağrımızı belâ oku deldi. inlesek şaşılmaz. Aşk esrarının keyfini (niteliğini) kimse bilmez. 3. hâkim-i ‘ışk aña hükm etse n’ola cân nakdini hatt-ı dilber cânumı almaga hüccet gösterür kimsene vâkıf degül keyfiyyet-i esrâr-ı ‘ışk ‘âşık-ı bî-dillere biñ dürlü hâlet gösterür yolına cân vermegi biz câna minnet görürüz ol bizi öldürmege bir haylî minnet gösterür âbdâr u sûznâk edüp selîkî sözlerin âb u âteş cem‘ edüp ya‘nî kerâmet gösterür [Zâ’] 26. 1 2 3 Aşk hâkimi beni can parasını ödemeğe mahkûm etse şaşılmaz. çünkü sevgilinin ayva tüyleri canımı almak için senet gösterir. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – yok-durur meylümüz alçaga hümâ-pervâzuz ‘ışk ‘ankâsını sayd eyleyici şehbâzuz bagrumuz tîr-i belâ deldi n’ola iñleyevüz meclis-i derd ü belâ içre neye dem-sâzuz ‘ışk esrârını ferhâd-ıla mecnûn-ıla biz añladuk bir iki üç hem-nefes [ü] hem-râzuz 4. 3 4 5 6 26. 2. kara sevdalı âşıklara bin türlü hâl gösterir. 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 223 3.E. 223 .2: 88b. 6. Aşk ankasını bile kapan doğanız. Dert ve belâ meclisinde neye arkadaşız. Selîkî sözlerini ateşli ve su gibi akıcı yapıp ateşle suyu bir araya getirir de keramet gösterir. Mecnunla biz aşk sırlarını anlayan bir iki üç sırdaşız. arkadaşız.

4 5 27. bambaşkayız. ancak yaşıtlarımız arasında bugün seçkiniz. Gönül çan gibi çınlamağa başladı.Ömer ZÜLFE 4. 2033. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ol hümâ-pervâz saydına dilâ etme heves ‘âlem içre ola mı ‘ankâ şikâr etmek meges kârbân-ı derd-ile girdüm melâmet râhına nâle vü feryâda başladı göñül gûyâ ceres şevk odı yakar beni mâni‘ degüldür gözyaşı oda yanmaz gerçi kim deryâ yüzinde hâr u has rûz-ı mahşerde kopardum şübhesüz îmân-ıla cân verürken ger senüñle hem-dem olsam bir nefes 5. gözyaşı da buna engel olamaz. NM: II. Gerçi deniz üstündeki çer çöp ateşte yanmaz. Hiç dünyada sineğin anka avladığı görülmüş mü? 1a etme: etmez NM. 3. 1. o hüma uçuşluyu avlamağa yeltenme.1: 264a. 2. 2 3 4 . Mahşer gününde kuşkusuz iman ile kalkardım.4: 45a. Can verirken seninle bir nefes yakın/soluktaş olsaydım. 1 Eşiğindeki köpeklerin en aşağı ve en bayağısıyız. Ü. 3b hâr u has: olsa has NM. ama aşk ateşi beni yakar. Selîkî. Ey gönül. hüma gibi yüksek uçarız. eşigüñ itlerinüñ ahkarı vü kemteriyüz hele akrânımuz içinde bugün mümtâzuz ‘azmümüz kûy-ı nigâr olsa selîkî n’ola ger yok-durur meylümüz alçaga hümâ-pervâzuz [Sîn] 27. 4. T. Dert kervanıyla kınanma yoluna girdim. sevgilinin mahallesine konmak niyetinde olsak ne var? Alçaklara süzülmeyiz. 1306.

5. Ey Selîkî.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 225 5. Sevgilinin mahallesine beni ulaştıran gözyaşımdır. 4. deşt-i gamda yakasını çâk edüp rahmuñ umar umaram lutfuñ selîkîye ola feryâd-res 28. Ahımı aldığın için yanaklarını ayva tüyleri kapladı. Dostum gerçi sana kavuşmak âşıklara imkânsız olmuştur. Müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün Recez – – + – / – – + – / – – + – / – – + – uçmaga kûyuñdan yaña bu murg-ı cân eyler heves peykânlu sînem lîk aña olmışdur âhenden kafes deyr-i cihânda ey sanem sorsañ benüm evkâtumı feryâd u nâleyle geçer her sâ‘atüm gûyâ ceres çün âhumı alduñ benüm erişdi hatt ruhsâruña mir’ât-ı sâfa jeng erer zîrâ erişicek nefes gerçi visâlüñ dōstum ‘uşşâka olmışdur muhâl lâkin dil-i dîvâneye rûz u şeb oldur mültemes kûy-ı nigâra ileden yaşum-durur her dem beni oldum selîkî gûyiyâ âb-ı revân üstinde has 1. 225 . Bu can kuşu mahallene doğru uçmak hevesindedir. 1306. ancak deli gönlümün gece gündüz ısrarla istediği budur (sana kavuşmaktır). sanki ırmak üzerindeki çer çöp gibiyim. Soluk değince parlak ayna pas tutar (buğulanır). cihan kilisesinde benim hâlimi sorarsan çan gibi her anım ağlamakla inlemekle geçmededir. Ancak temrenli göğsüm ona demirden kafes olmuştur. 3. 5 28. 2. 2034. Umarım lütfun Selîkî’ye yardım elini uzatır. 5a dest-i gamda yakası feryâd edüp rahmuñ umar NM. NM: II. A put gibi güzel. 1 2 3 4 5 Gam çölünde yakasını yırtıp acımanı umar.

4a ki: T. 6. 5a harcadı: harcandı NM // 5b alup-durur: olup-durur NM. 2177. NM: -. Yârin ağzını görmek için iyiden iyiye yaklaştım “yoktur” dedim. Ü.4: 61a.Ömer ZÜLFE [Dad] 29. Ayrılığından dolayı gözyaşı gümüşüm çoktur. 29. hiç kalmadı. gerçekten de ona dünyada uç bucak yokmuş. 5. 3 4 5 6 .1: -. Ü4: -. Firdevs cenneti kendisini sevgilinin mahallesine benzetmesin. firdevs kûy-ı yâra kendüyi etmesüñ ‘arz zîrâ ki farkı vardur beyne ’s-semâ’i ve ’l-‘arz dil zevrakını saldum derdâ ki bahr-i ‘ışka gerçek-imiş yok aña dünyâda tûl ile ‘arz hecrüñde sîm-i eşküm çokdur benüm ki baña ka‘be kapuñ tavâfı çokdan olup-durur farz vardum yakın ki görem yârüñ dehânını ben geldi yakîn ki yokdur bir nokta eyledüm farz sîm-i sirişki çeşmüm harcadı kalmadı hîç kan aglasa ‘aceb mi dilden alup-durur karz yazup selîkî eyle eş‘âruñ-ıla iş‘âr hayretden edemezseñ ol şâha hâlüñi ‘arz 2. çünkü gönülden borç almaktadır. Ancak bir nokta farzettim (Bir nokta kadar bile yoktur dedim. Bana Kâbe gibi kapını dört dönmek/tavaf etmek çoktan farz olmuştur. NM: -. T. 4. 3. Kan ağlasa şaşılır mı.1. çünkü yer ve gök arasında fark vardır. hayretten o sultana hâlini anlatamazsan bari şiirlerinle hâlini arz et. 1 2 NM: II.1: -. Gönül kayığını aşk ırmağına saldım.). 1374. Yazık ki. 2b: gerçek-imiş dünyâda yok aña tûl ile ‘arz T. T. Gözüm gözyaşı paralarını harcadı. Ey Selîkî.1: 288b. Mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün Muzâri‘ – – + / – + – – / – – + / – + – – 1.

can içinde yer verip o salınan selvinin tadına var. NM: 2. 1 NM: II.1: -. 4. Fırsat varken biz bu devirden nasibimizi alalım.1: 296a. Bülbül ne der dinle: Gül zamanı çabuk geçer. 3b biz: gel NM. 2 3 4 5 6 227 .SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 227 [Zı] 30. NM: 3. 1a erdi: oldı NM. ney sana boşuna “Çabuk geçer. 6. 5. T. Ey sofi. Mef‘ûlü mefâ‘îlün mef‘ûlü mefâ‘îlün Hezec – – + / + – – – / – – + / + – – – 1. İlkyaz geldi. 2b tavr: tur NM. eyyâm-ı bahâr erdi al ‘îş-i cihândan haz etmez kişi bu demde gülzâr-ı cinândan haz gûş et ki ne der bülbül gül devri-durur ânî tur vaktidür oturma var alıgör andan haz toldur kadehi sâkî çün devr degül bâkî fursatdur alalum biz bu devr ü zamândan haz bî-hûde degül sofî çün ney saña aydur kim tiyzrek geçer alıgör ‘ömr-i güzerândan haz su gibi bu dem cânı bir serve revân eyle cân içre yer edüp al ol serv-i revândan haz cânını selîkî çün ol rûha revân etdi cân câna olup sürdi ol rûh-ı revândan haz 2. NM: 4. Bu mevsimde kişi cennet bahçelerinden bile hoşlanmaz. 2234. Ey saki. can cana olup o akıp giden ruhun tadına vardı. geçici ömrün tadına var” demiyor. 3. çünkü mevsim kalıcı değil. Selîkî canını o ruha akıttı. 1402. Bu mevsimde canını bir selviye su gibi akıt. ondan tat almağa/payını almağa bak. kadehi doldur. Kalk! Vakti gelmiştir. 30. 4a sofî çün ney: savtı cûyuñ NM. dünya eğlencelerinin tadına var. T. oturma.

4. Dünyanın hay huyundan doğan baş ağrısını gidermek için. 3 4 5 . Kâse oynatıcının kâsesi galiba âşıkların toprağından.1: 297b. T.1. Ey Selîkî. 1 2 NM: II. 1410. 3. Yalnızca veda gününde elinden öpmek bana nasip olsun yeter. Gönül sırlarını açığa vuran gözyaşım ve ahımdır. Ok gibi beni yabana atsan asla karşı çıkmam.4: 65b..Ömer ZÜLFE [‘Ayn] 31. çünkü senin adın geçtikçe kâseler Mevlevî gibi sema ediyor..4. 2a hâkinden: hâlinden T. yüzünün yansımasıyla gözyaşımdan oluşan gül suyum var benim. ok gibi atsañ yabana etmezem hergiz nizâ‘ tek elüñ öpmek nasîb olsun baña rûz-ı vedâ‘ kâse-bâzuñ kâsesi ‘uşşâk hâkinden gibi vasfuñ okındukca eyler mevlevî gibi semâ‘ eşküm ü âhum-durur râz-ı derûnı fâş eden kim demişler küllü sırrin câveze ’l-isneyni şâ‘ ‘aks-i ruhsâruñla yaşumdan gülâbum var benüm hây u hûyından cihânuñ etmege def‘-i sudâ‘ bahr-i fikretden çıkardum çok ma‘ânî dürlerin ey selîkî gûş-ı şâha lâyık etse istimâ‘ 2. Ü. 5. 5a bahr-i fikretden: bahr-i fikretde NM. 2252. fikir denizinden sultanın kulağına lâyık birçok anlam incisi çıkardım. 31. çünkü “İkiyi aşan her sır yayılır” demişler. bir işitse. Ü. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1.

4.4: 66a. 4b çâre kurtulmaga var başuñ içün gör bir yarag NM. Ey rakip.4. alnım açık yüzüm ak. âşıkların meclisini aydınlatırsa ne var? Çünkü Selîkî Hüsrev’in ateşinden meşale yakmıştır. A elif boylu.1: 304a. Onun noktası göğsümdeki taze yaradır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 229 [Gayın] 32. bana dağ üstü bağ olur (keyfim yerinde olur).1. Başın için git hazırlan. ayrılık köşesinde boyum nûn oldu. gönül ahının ateşi yalın kılıçtır. Hayalin gam dağında benden uzak olmazsa. T. Kurtulmağa çare yok. Ü. 3b alnum açuk yüzüm: yüzüm açuk alnum T. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 2299. 1a kûh: kûy T. selvi boylu. 1433.1. a gül yüzlü. Aşkında sadıkım a ay yüzlü. 32. kûh-ı gamda ger hayâlüñ benden olmazsa ırag ey yüzi gül serv-kadd olur baña tag üsti bâg ey elif-kad gûşe-i hicrânda kaddüm oldı nûn oldı anuñ noktası sînemde olan tâze dâg subh-veş şevkuñla çâk etsem yakam incinme kim sâdıkam mihrüñde ey meh alnum açuk yüzüm ag âteş-i âh-ı dilüm yalıñ kılıcdur ey rakîb çâre yok kurtulmaga var başuñ-içün gör yarag ehl-i dil bezmin n’ola pür-şevk ederse sözleri çünki yakmışdur selîkî sûz-ı husrevden çerâg 2. Sözleri. 2 3 4 5 229 . Sabah gibi aşkınla yakamı yırtsam incinme. Ü. 3. 5. 1 NM: II.

Kâkülün altında alnın sanki tutulmuş aydır.Ömer ZÜLFE [Fâ’] 33. sonsuz güzelliğini gören âcizliğini itiraf eder. doğrusu bu. 2. Ayva tüyleri çıkmış yanağın sanki tutulmuş bir güneştir. nerede o mescitlerde itikâfa çekilmelerim. 33. 2355. A elif boylu. Âlem levhasında birsin senin benzerin yoktur. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. 1 . kimisi yok der. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – benem bir ‘âşık-ı şeydâ benüm ‘akl-ıla kârum yok benüm bir ‘ışkdan gayrı iki ‘âlemde varum yok T. meyhane sokağına postu sermişim. 1. Ey Selîkî. 4. NM: II. Ben senin vasıflarını hangi üslûpla anlatayım. T. 5. Ben çılgın bir âşığım benim akılla işim yok. İncelikleri görüp kılı kırk yaranların kimisi ağzınla belin için var. 3. sen en önde gelensin.1: 311a. Benim bir aşktan başka iki âlemde varlığım yok. söylenti çeşit çeşit. hat getürmiş ‘ârızuñ gûyâ güneşdür münkesif turrañ altında cebînüñ san kamerdür münhasif hurde-bîn ü hurde-dânlar agzuñ-ıla belüñi kimi vardur kimi yokdur der rivâyet muhtelif ben ne resm-ile edem ta‘rîf vasf-ı zâtuñı hüsn-i bî-haddüñ gören ‘aczine olur mu‘terif levh-i ‘âlem içre birsin yok-durur mislüñ senüñ râstı bu kim ser-âmedsin sen ey kaddi elif ey selîkî sâkin-i kûy-ı harâbât olmışam kanı ol olduklarum mescidler içre mu‘tekif [Kaf] 34. 1458.1: 317b. 1 2 3 4 5 34.

3b anı: eltüp NM. 2 3 4 5 35. 1520. Gözyaşım dinmezse şaşılmaz. Sevgilinin sokağındaki bahçeye gözyaşımı ırmak etmem gerek. 3. NM: II. Bedenimi yokluk yolu içinde toz etmem gerek. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – cismümi râh-ı fenâ içre gubâr etsem gerek yele verüp zerre zerre târmâr etsem gerek subh gibi dest-i şevk-ıla yakamı çâk edüp gün gibi ol mâha mihrüm âşikâr etsem gerek n’ola diñmezse yaşum bagrumda anuñ başı var bâg-ı kûy-ı yâra anı cûybâr etsem gerek Bulut gibi yaşlar döküp dağlara düşsem şaşılır mı? Sevgilinin zülfünün arzusuyla benim bir an durum durağım yok. 1 2 3 231 . Ey Selîkî. 2. Feryatlarımı kınamayın elimde ihtiyarım yok. bulut gibi döküp yaşlar ‘aceb mi taglara düşsem hevâ-yı zülf-i yâr-ıla benüm bir dem karârum yok vefâdur leylî mecnûn kâsesin urup şikest etmek eger ser kâsesin cevr-ile sırsañ inkisârum yok cihânda ihtiyârum yâr-ıdı çıkdı o da elden benüm ‘ayb etmeñ efgânum elümde ihtiyârum yok selîkî aldı ol dilber karâr u sabrumı elden anuñ’çün râh-ı ‘ışkında benüm sabr u karârum yok [Kef] 35.1: 349b. 5. 1. 1a içre: üzre NM. yele verip zerre zerre savurmam gerek. Kafatasımı zulüm ile kırarsan incineceğim yok.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 231 2. Dünyada yârim ihtiyarımdı. Onun için aşkının yolunda benim sabrım kararım yok. 3. 4. T. Sabah gibi arzu eliyle yakamı yırtıp gün gibi o aya aşkımı anlatmam gerek. çünkü bağrımda onun kaynağı var. 2485. Leylâ’nın Mecnun’un kâsesini vurup kırması vefa örneğidir. o dilber sabrımı sebatımı elimden aldı. o da elden çıktı.

suyunu âşıkların gözyaşı ırmağından mı alıyor? Gözümde hünnap renkli dudağının hayali kaldı. 1 2 3 4 5 Bana attığın taşları bir yere topladım. gözlerimin çanağını incilerle doldurup onu o sultanın ayağına saçmam gerek. çünkü senin kapın sevgilinin dergâhıdır. 2. bir hilâl kaşlı ay yüzlü güzele gönül verdim. 3. kapılar açmak/arzularına ulaşmak istersen orada boyunu halka yap. 2602. Gam askerini savmağa yıkılmaz bir hisar yapmam gerek. Ey Selîkî. anlaşılan can ve gönül teline senin mızrabın dokunmuştur. Ey felek. . 1577. 4 5 36. NM: II. senin dolabın bütün dünya bahçesini sulayabildiğine göre. can ve gönül senin sazına eşlik ediyor. baña şol taşlar ki urduñ bir yere cem‘ eyledüm def‘-i a‘dâ-yı gama muhkem hisâr etsem gerek ey selîkî pür edüp dürlerle çeşmüm kâsesin anı ayagına ol şâhuñ nisâr etsem gerek 36. 4. Ey felek. Ey Selîkî. 5.Ömer ZÜLFE 4. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – cûy-ı eşk-i çeşm-i ‘âşıkdan mıdur âbuñ senüñ kim cihân bâgın sular ey çarh dōlâbuñ senüñ eşk-i çeşmüm n’ola ‘unnâbî olursa dem be-dem kaldı çeşmümde hayâl-i la‘l-i ‘unnâbuñ senüñ mutribâ sâzuñ yanınca cân u dil eyler nevâ beñzer erdi cân u dil târına mızrâbuñ senüñ bir hilâl-ebrû mehe verdüm göñül kim ey felek aña nisbet zerredür mihr-i cihân-tâbuñ senüñ feth-i bâb isterseñ anda halka eyle kaddüñi ey selîkî âstân-ı yârdur bâbuñ senüñ 5. 1. Ona nispet cihanı aydınlatan güneş bir zerre gibidir. gözyaşım sürekli hünnap renkli olursa şaşılır mı? Ey çalgıcı.

4. o gül yüzlünün. tarağın bağrı neden dilim dilimdir bildi. mutlu kişinin âlemde yüzü ak olsun. iki zülfün biri lâm ve bir dâl. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. mihrini mühr etmişem cânumda ol cânânenüñ ol saçı sünbül yüzi gül gözleri mestânenüñ sûretüñ şem‘ine yanarsa dil-i şeydâ n’ola oda yanmakdur işi her kandasa pervânenüñ tolaşalı zülfinüñ bendine bu miskîn göñül bildi kim bagrı nedendür pâre pâre şânenüñ ferruh-ı ferhundenüñ ‘âlemde ag olsun yüzi göz kara kılup şehâ ‘ışkuñ odına yananuñ yanmayan şevk-ıla bilmez ey selîkî anı kim ihtiyâr-ıla degüldür cünbişi dîvânenüñ [Lâm] 38. delinin elinde olmadan delice davrandığını bilmez. 1509. 37. Ey Selîkî. Bu miskin gönül zülfünün düğümüne dolaşalı. Yüzünün mumuna yanarsa bu deli gönül şaşılmaz. 233 . gözünü karartıp aşk ateşine yanan o uğurlu. 5. o mahmur bakışlının. A sultanım. pervanenin işi nerede olursa olsun (iki eli kanda olsa) ateşte yanmaktır. O saçı sümbülün. 1733. 1 NM: II. 2461. 2925.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 233 37. A elif boylu. o sevgilinin aşkını canıma mühürlemişim. 1. Onlar da gönül çeken güzelliğine dâl (delil) oldular. 1 2 3 4 5 38. 3. aşk ile yanmayan. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – ey elif-kad iki zülfüñ biri lâm u biri dâl oldılar hüsn-i dil-âvîzüñe anlar dahı dâl 2. NM: III.

1 2 3 Dudağının üzerindeki ayva tüyleri. . Yanağının üzerindeki ben. Züleyha da anan olsun. Aşk sultanının gönlümdeki kalesi öyle sağlamdır ki felâketlerin topundan ona zerre kadar zarar gelmez. “Güzellikte Yusuf’a bedel varsa sensin” dedim. gönül aynama sıkıntı tozu konmasın. güzellikten anlayanlar işitip “Ne güzel bedel” dediler. 1669. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – ger peder yûsuf züleyhâ mâder ola fî ’l-mesel gelmeye mısr-ı cemâle bir senüñ gibi güzel yûsufa hüsninde var-ısa bedel sensin dedüm işidüp ehl-i nazarlar dediler ni‘me ’l-bedel şöyle muhkemdür şeh-i ‘ışkuñ hisârı dilde kim zerrece gelmez aña tōp-ı havâdisden halel 3.) baban. 1. 5. 4. güzellik metninin şerhidir.Ömer ZÜLFE 2. ama yine o sevgili bir kere bile beni gönlüne almaz. 3. Yusuf (‘a. ârız kelimesinin noktasıdır. Ben sıkıntıdan toz olmuşu/gücenmişi bana hatırlatmayın. kaskatı kesilirim. 2. güzellik ülkesine yine de senin gibi bir güzel gelmez. şerhidür metn-i cemâlüñ [lebüñ] üstindeki hat ‘ârızuñ noktasıdur ‘ârızuñ üstindeki hâl ben melâl-ile gubâr olmışı añmañ baña kim konmasun âyine-i hâtıruma gerd-i melâl hîç bir kerre getürmez beni göñline o yâr nece yıllar-durur oldum gam-ı ‘ışkıyla hayâl ‘arz-ı hâl edemezem yâra selîkî göricek hayret alur kaluram şöyle ki dem-beste vü lâl 39. Var sayalım. 2791. sevgiliye hâlimi anlatamam. NM: III. 2 3 4 5 39. Yıllardır aşkınının derdiyle hayale döndüm. Görür görmez dilim tutulur. Ey Selîkî. m.

derdimin binde birini açsam.E. oh demek sana lâyık mı?” derler. A gözüm. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mihnet ü derd ü belâ vü gussa vü endûh u gam şeş cihetden câna oldılar havâle n’eyleyem çeşm ü kadd ü zülf ü agzuñ fikri bir ‘âlem-durur gerçi ey ‘aynum baña sensüz olur ‘âlem elem âstânuñda seg-i kûyuñ sifâli var-iken istemez göñlüm süleymân milketiyle câm-ı cem ‘ışk yolında başum gördüm ki yükdür boynuma terk-i ser kıldum tarîk-ı ‘ışka tâ basdum kadem ey selîkî biñde birin derdümüñ şerh eylesem edemezdüm biñde birin biñde bir anuñ rakam 5. Selîkî kapı kapı dolaşan horlanmış bir dilenci olmasın.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 235 4. kaygı ve gam altı yönden canıma saldırdılar ne yapayım. Aşk yolunda başımın boynuma yük olduğunu gördüm. boyun. Gözün. Ey Selîkî. A. dert. 1. onun binde birinin binde birini bile anlatamam/yazamam. Sıkıntı. tîr-i müjgânuñla sînem pür görenler der baña gamze-i hûn-rîze dil verdüñ ola mı oh mahal âstân-ı devletüñde feth-i bâb umar senüñ kalmaya tâ derbeder olup selîkî mübtezel [Mîm] 40. 4.2: 90b. tasa. gerçi sensiz bana âlem elem olur. 235 . Dergâhında sokağındaki köpeğin çanağı varken gönlüm Süleyman’ın saltanatıyla Cem’in kadehini istemez. “Kan dökücü edalı bakışa gönül verdin. 5. zülfün ve ağzının düşüncesi bir âlemdir. Senin kutlu dergâhında kapıların açılmasını/arzularına kavuşmayı umar. belâ. 3. Aşk yoluna ayak basınca başımı terk ettim. 1 2 3 4 5 Kirpik oklarınla göğsümü dolmuş görenler bana. 2. 4 5 40.

1: 392b. bu âlem ülkesi baştan başa perişanmış bildim. S. 1 . 3. Dünya evinin yapısı temelsizmiş bildim. 1. 5b nedâmet: melâmet T1. Dünyada kişiden geriye kalan bir ad imiş bildim. 1 2 3 4 5 S. bu zamane. O zamandan beri yüzüme bakmıyor.6: 65b. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. Sevgilinin aşk yolunda kanlı gözyaşlarımı akıttım. Sevgilinin aşk sırlarının bilmecesinden ad çıkardım.1: 112a.11: 54a. adına aşk hutbesini okuttuysa da gel gelelim aşk ülkesine sultan olan Ferhad’mış bildim. 41. 5. A. 42. Ey gönül. T. Her ne kadar Hüsrev. sanki kan döktüm. kimin aklı fikri ney gibi arzu ve istekle/hava dolu olursa işi pişmanlık meclisinde feryat etmekmiş bildim. 4.E. Ey Selîkî. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – reh-i ‘ışkında yârüñ eşk-i hûnînüm revân etdüm yüzüme bakmaz ol demden berü gûyâ ki kan etdüm 2. yıkılmağa yüz tutmuş imiş bildim. Süleyman’ın tahtını bile aldı götürdü. binâ-yı hâne-i dünyâyı bî-bünyâd-ımış bildüm fenâ taşıyla yapılmış harâb-âbâd-ımış bildüm süleymân tahtını verdi yele bu rûzgâr ey dil bu ‘âlem mülkini âhir kamu berbâd-ımış bildüm egerçi hutbe-i ‘ışkı okıtdı adına husrev velî sultân-ı mülk-i ‘ışk olan ferhâd-ımış bildüm mu‘ammâ-yı rumûz-ı ‘ışk-ı cânândan çıkardum ad cihânda kişiden bâkî kalan bir ad-ımış bildüm selîkî her kimüñ k’ola dimâgı pür-hevâ çün ney nedâmet bezm-gâhında işi feryâd-ımış bildüm 42.Ömer ZÜLFE 41. Yokluk taşıyla yapılmış.

ben o ay gibi güzelin aşk yarasını o kadar açığa çıkardım ki göğsümün yarığından güneş gibi doğdu.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 237 2. canımın cambazı üstüne çıksın da oynasın diye zayıf ve kuru bedenimin damarını ipe çevirdim. Ey Selîkî. MK1: 102b.. 2. Şehir/ay içerisinde bir ay yüzlü güzeldir sevdiğim. temiz seciyeli. sevgiliye sunduğum bin parçaya bölünmüş gönlümdür. A canım. 2 3 4 5 43. kimse böylesini görmemiştir. 237 . samîmî. Güzellikte bir benzeri yoktur. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – şehr içinde bir kamer-tal‘at güzeldür sevdügüm yok felekde misli bir âfet güzeldür sevdügüm lâ’übâlî pâk-meşreb sâde-dil sâfî-zamîr pür-vefâ pür-lutf pür-himmet güzeldür sevdügüm yok letâfetde nazîri kimseler görmiş degül bir melek-manzar perî-peyker güzeldür sevdügüm 3. vefalı. degüldür katre katre kan dökerüm iki çeşmümden dil-i sad-pâredür kim dîdeden yâra revân etdüm temâşâ eyle kim cân-bâz-ı cânum çıkmaga cânum reg-i cism-i nizâr u nâ-tüvânum rîsmân etdüm hasûduñ gözine görinmemek bir başka ‘âlemdür anuñ’çün ben bu ‘âlemden vücûdum bî-nişân etdüm selîkî çâk-i sînemden güneş gibi ‘ayân oldı ne deñlü kim o mâhuñ dâg-ı mihrin ben ‘ayân etdüm 43. 1 2 3 Gözlerimden damlayan kan değil. 1. peri görünüşlü güzeldir sevdiğim. Kayıtsız. Kıskancın gözüne görünmemek bir başka âlemdir. felekte bir benzeri olmayan afet güzeldir sevdiğim. elinden geleni esirgemeyen bir güzeldir sevdiğim. ihsanı bol. bir melek yüzlü. saf gönüllü. 3.. bir izle. 5. 4. Onun için ben bu âlemde varlığımdan iz bırakmadım.

ben öyle her önüne gelen güzele tutulmam. Gönül tarlasına umut tohumunu ektim.Ömer ZÜLFE 4.) derdi.” (Senin kadar güzelim. çok güzeldir sevdiğim. Cefa kılıcınla gönlüm dilim dilim olsa da yolunda gerçek âşık olsam. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – huzzâk-ı rûzgâr sebû eylese gilüm mey-hâne gûşesinde ola yine menzilüm hâküm surâhî ede mürûr-ı zamâne ger kan akıda gözüm yine pür-hûn ola dilüm yek-dil olam yoluñda iki dillü olmayam tîg-ı cefâñ-ıla dilüm olsa dilim dilim ekdüm ümîd tohmını dil kiştzârına oldı selîkî sebze-i endûh hâsılum 5.E. 2. ay yüzlü güzeldir sevdiğim. 3. içim kan ağlar. A. Zamanın ustaları toprağımdan şarap testisi yapsa da yerim yine meyhane köşesi olsa. 4. âfitâba tog ya togdum derdi dahı togmadın bir hilâl-ebrû kamer-tal‘at güzeldür sevdügüm ey selîkî degme bir mahbûba mâyil olmazın müntehâdur hüsn-ile gâyet güzeldür sevdügüm 44. . güzellikte benzersizdir. 1. iki yüzlü olmasam. güneşe “Doğ yoksa ben doğarım. Ey Selîkî.1: 127b. Ey Selîkî. elime geçen dert bitkisi oldu. 4 5 44. 1 2 3 4 Daha yüzünü göstermeden. bir hilâl kaşlı. Geçen zaman toprağımdan sürahi yaparsa yine gözüm kan çağlar.

5. 3211. Ey Selîkî. ‘arz-ı hâl etmege ey şeh nece açam dehenüm ‘âleme od bıragur sûz-ı dilümden suhanum hatt u zülfüñ ko helâk eylesün ey dōst beni mûr u mâra çü gıdâ olsa gerekdür bedenüm ey semen-çihre beni öldüre ger müjgânuñ hûrîler sûzen-i gamzeyle dikerler kefenüm hamdü li ’llâh beni kûyuñda rakîbüñ göremez kim belüñ fikri-ile şöyle hayâl oldı tenüm ârzû-yı ser-i kûyıyla ölürsem yârüñ gülşen-i bâg-ı cinân ola selîkî vatanum 46. A dost. Aşk ülkesinin şahıyım. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. 1872. dert yanmak için ağzımı ne zaman açsam. 2. 45. sevgilinin sokağının başına ulaşma arzusuyla ölürsem cennette bir gül bahçesi vatanım olur.12. 2a dōst: rûh S. elhamdülillâh rakip beni (artık) senin sokağında göremez. 1 2 3 4 5 46. 2b bedenüm: kefenüm NM.E. 2994. NM: III. sıkıntı çulu kaftanım. 3.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 239 45. 3b hûrîler: hûblar S. 4. A yasemin yüzlü. kirpiklerin beni öldürürse huriler kefenimi bakış iğneleriyle dikerler.1: 112a. A sultan. Bedenim yılanlara ve karıncalara azık olsun.12. Senin belini düşünmekten bedenim hayale döndü. S. 1768. 1 239 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mülk-i ‘ışkuñ şâhıyam mihnet pelâsı hil‘atüm seng-i endûh u belâ başumda tâc-ı devletüm A. Belâ ve kaygı taşı başımda devlet tacım. sözlerim gönül yangınının ateşlerini âleme saçar.12: 169b. saçın ve ayva tüylerin bırak beni öldürsün. 1. NM: III.

4. 6. aşk kadehinden içmeyen benim sırrımı bilmez. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – yarılur yer yer yüzüm gözden akan hûn-âbdan hâkdür gûyâ ki yer yer çâk olur seyl-âbdan şevk-ı mihrüñdür beni meşhûr-ı âfâk eyleyen zerreler peydâ olur hurşiyd-i ‘âlem-tâbdan 3. çünkü zerreler. . bir türlü ayılmam. 5. ahlarımı görüp bana acırsa ona minnetim yerden göğe kadar olur. Değerim az olsa ne olur? Gayretim yüksektir. T. A Süleyman’ım.1: 440b. 2025. 2 3 4 5 6 47. tutkunluğum o ay gibi güzelin uzun boyunadır. Hamurum aşk şarabıyla yoğrulmuştur. gözyaşımı.Ömer ZÜLFE 2. 1 2 Elhamdülillâh sırlarımı herkes bilmiyor. Ey Selîkî. elini öpmek umuduna kapılalı boyum yüzük gibi bükülmüştür. 3509. O selvi boylu. hamdü li ’llâh her kişi vâkıf degül esrâruma câm-ı ‘ışkı içmeyen bilmez benüm keyfiyyetüm tâ ebed mest-i mey-i ‘ışkam ki hüşyâr olmazam bâde-i ‘ışk-ıla olmışdur muhammer tıynetüm ey süleymânum elüñ öpmek ümîdin edeli tâk olmışdur benüm mânend-i hâtem kâmetüm eşküm ü âhum görüp ol serv-kadd ü mâh-rû rahm ederse var aña yerden göke dek minnetüm kadd-i bâlâsınadur meylüm selîkî ol mehüñ n’ola kadrüm pest-ise ‘âlîdür ammâ himmetüm [Nûn] 47. sanki yüzüm. sel suyuyla yer yer çatlamış topraktır. ay yüzlü. 2. Sonsuza kadar aşk şarabının sarhoşuyum. Beni dünyaca meşhur eden aşkının arzusudur/ışığıdır. 1. âlemi aydınlatan güneşle görünürler. NM: III. Gözden akan kanlı yaştan yüzüm yer yer yarılır.

beni mahrum etme. Varlık çölüne Mecnun daha ayak basmadan. Leylâ saçlıya âşık iken Ferhad’la Mecnun’un daha adı sanı bilinmiyordu. 1 2 3 4 Güzellik mevsiminde bırak gözün naz uykusunu uyusun. A tabibim. sen Şirin dilli.1: 426a. T. Sulu. parlak (menevişli) kılıcından gel bana içir. ama bir türlü sevgiliden ve saf şaraptan vazgeçemedim. hastayı sudan esirgemek olmaz. 3. Aşkının yarası göğsümün üstünden güneş gibi doğdu. İnsan bahar günlerinde uykudan hoşlanır. 5. A can dinlencesi. dünyanın bütün nimetlerinden vazgeçmişim. Gönül. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – çıkmaya sevdâ-yı hattuñ başdan ey ârâm-ı cân üstühvân-ı kellem içre mûrlar tutsa mekân dahı sahrâ-yı vücûda basmadın mecnûn ayak yapmış-ıdı başuma murg-ı mahabbet âşiyân ‘âşık iken sen lebi şîrîn saçı leylîye dil yog-ıdı ferhâd u mecnûndan dahı nâm u nişân subh-veş çâk-i girîbân eyledüm ey mâh-rû dâg-ı mihrüñ sînem üzre gün gibi oldı ‘ayân 4. 4. 3 4 5 48. 2.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 241 3. kafatasım içine karıncalar yuva yapsa bile ayva tüylerinin sevdası yine başımdan çıkmaz. 1. 241 . A ay yüzlü. sabah vakti gibi yakamı yırttım. Ey Selîkî. aşk kuşu başıma yuva yapmıştı. devr-i hüsnüñde ko çeşmüñ uyusun nâz uyhusın hazz eder insân bahâr eyyâmı olsa hvâbdan gel içür men‘ etme tîg-ı âbdâruñdan beni ey tabîbüm hasteyi men‘ etmek olmaz âbdan ey selîkî cümle lezzât-ı cihândan geçmişem geçmedüm ammâ ki mahbûb u şarâb-ı nâbdan 48.

Şimdi yokluk vadisine doğru akmaktayım. Ey Selîkî. 1b melâmet: melâhat NM. 1980. 4. senin ayrılık okunun korkusuyla can kuşu göğsümüzün yuvasından ürküp kaçtı. sevgili aşka delil isterse yeri göğü gözyaşım ve ahlarımla baştan başa doldurayım. NM: III. 5 49. her kavuşmanın bir ayrılığı vardır. eziyet taşından yüz çevirmez. 1 2 3 4 5 Ey Selîkî. bedenim aşkının hararetiyle eriyip su oldu. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – yog-iken ‘âlemde mecnûndan dahı nâm u nişân yapmış-ıdı başuma murg-ı melâmet âşiyân yüz çevürmez seng-i cevrüñden saña hâlis olan eyleseñ ‘âşıklara anı mehekk-i imtihân sehm-i tîr-i hecrüñ-ile ey kemân-ebrû senüñ âşiyân-ı sînemüzden ürküp uçdı murg-ı cân tâb-ı ‘ışkuñla eriyüp oldı su cismüm benüm olmışam cânâ ‘adem sahrâsına şimdi revân ey selîkî her visâlüñ bir firâkı var-dur[ur] devr-i gülde n’ola bülbül eylese âh u figân 1.Ömer ZÜLFE 5. Âlemde Mecnun’un daha adı sanı yokken kınanma kuşu başıma yuva yapmıştı. 3412. A yay kaşlı. 5. 2. yer ü göki eşk ü âhumla ser-â-ser tolduram ey selîkî yâr isterse eger ‘ışka nişân 49. 3. 2b eyleseñ ‘âşıkların eyle mihekle imtihân NM. Onu âşıklara imtihan ölçüsü yapsan sana bağlı olan. A can. Gül mevsiminde bülbül ağlasa şaşılır mı? .

SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 243 50. 2110. T. ben şiir ülkesinin sultanı oldum. 1. NM: III. A ay yüzlü. Ey Selîkî. 243 . 1a göñleksüz: göñülsüz NM. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. Bedenim aşkının ateşiyle yanar. Dostum bu âlemde beni gömleksiz bırakan sensin. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – sûz-ı ‘ışkuñdan yanar döymez tenümde pîrehen dōstum sensin beni ‘âlemde göñleksüz koyan 2. Benim attığım ah okları her taraftan göğü delmektedir. ona gömlek dayanmaz. her gece gökte görünen yıldızlar değildir.13: 301a. 50. 4. 1 2 3 4 5 51.13: 305a. 3687. Olur da bir yol bulup ayağını öperim diye ben. gözyaşı döküp her gün ah etmek günah ise o günahı ben o kadar işledim ki yer gök kaldıramaz. 5.1: 459a. Bütün dünya divanıma ilgi gösterirse şaşılmaz. Sevgili eziyet okunu bana yağmur gibi yağdırsa ne var? Ben kara bir dumanı bulut gibi göğe yükseltmişim. 1 S. S. A can. nice yıllardır o selvinin yolunun tozu oldum. günâh-ısa döküp gözyaşın etmek her gün âhı ben götürmez yer ü gök cânâ çog etdüm ol günâhı ben n’ola yagmur gibi yagdursa cevr okın baña dilber bulut gibi göke agdurmışam dûd-ı siyâhı ben görinen her gece gökde degüldür encüm ey meh-rû deler eflâki yer yer atdugum’çün tîr-i âhı ben ola kim bir tarîk-ıla ayagını öpem deyü neçe yıllar-durur ol servüñ oldum hâk-i râhı ben n’ola halk-ı cihân dîvânuma mâyil olur-ısa diyâr-ı nazmuñ oldum ey selîkî pâdişâhı ben 51. 3.

Çok kişi. A ay yüzlüm. çünkü dünyayı süsleyen güneş zerreden yüz çevirmez. yakamı şevkuñla çâk etdüm görenler dedi kim yakasuz kor derdmend âhir seni ol sîm-ten tîr-i hicrânuñ neler geçdi baña ey kaşı yâ gerçi şimdi añmag olmaz anı kim geçdi geçen gussa-i hicrân gider dilden görince hattuñı ey cemâli nev-bahârum dâfi‘-i gamdur çimen gam yemez agyârdan hâtır-nişân eden seni zahm-ı hârı ‘aynına almaz efendi gül diken ey kamer-tal‘at selîkîden çevürme yüzüñi âftâb-ı ‘âlem-ârâ yüz çevürmez zerreden 52. A güzelliği ilkyazım. S. o gümüş bedenli işte böyle seni yakasız bırakır” dediler. 5. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – mâle meyl etmez bilen genc-i kanâ‘at ‘âlemin mülke bakmaz seyr eden hergiz ferâgat ‘âlemin bir olan dildâr-ıla agyârdan bâk eylemez neçeler bulmış-durur kesretde vahdet ‘âlemin 3. 4. A yay kaşlı.5. 1. 2 . Yetinme hazinesini bilen mala bağlanmaz. çünkü çimenlik sıkıntıları dağıtır. 1b hergiz: künc S. 2a şevkuñla: şevk-ıla NM. ayrılığının oku bana neler geçti bir bilsen. T. 2. 1a mâle meyl: mâl sayd S. A efendim.Ömer ZÜLFE 2.5. Vazgeçme ülkesini gezen mala mülke asla dönüp bakmaz. Gerçi şimdi anmağa değmez. Selîkî’den yüzünü çevirme. gül diken gülün dikenlerine aldırmaz. ayva tüylerini görünce ayrılık kaygıları gönlümden gider. 1 Yakamı aşkınla yırttım da görenler “A dertli.5: 23a. 6. 2 3 4 5 6 52. Sana gönül veren ağyardan incinmez. çoklukta birlik âlemini bulmuştur.1: 439a. çünkü geçti geçen. Sevgiliyle bir olan engellerden korkmaz.

kabukta kalmayıp bu görünüş âlemini terk etseydin. 6 53. a narin güzel. T. mana âleminden haberin olurdu. gönül sanki İbrahim (‘a.1. 1 2 3 245 . 2. 1. gözyaşım kızıl yakut olalı. T. m. 3493.1: 457b. A can. 6.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 245 3. gönlüm kurtuluş âlemine dönüp bakmaz oldu. Sîn harfinin dişi can ipinin düğümünü açıyor. 5. Gönül ayrılıkta kavuşma âlemini buldu. su toprağa karışmamışken gözyaşım sokağının tozuna karışmıştı. NM: III. öl diril de sevgilinin eşiğini yurt edin. senin selâmına sevinmeme şaşılır mı? 1b riştesinüñ ‘ukdesin: ‘ukdesinüñ riştesin T.1: -. 3. Ey gönül. gam beni kaşlı bir yüzük gibi elden bırakmıyor. Sevgilinin aşkı vesilesiyle âlemde aşağılandığımdan beri. Ey Selîkî.)’dir. âstân-ı yârı me’vâ edegör var öl diril bulmak isterseñ eger dünyâda cennet ‘âlemin ‘âlem-i ma‘nîden olurduñ haberdâr ey göñül kalmayup zâhirde terk etseñ bu sûret ‘âlemin ‘ışk-ı dildâr-ıla ‘âlemde melâmet olalı göñlüm aslâ istemez oldı selâmet ‘âlemin san halîlu ’llâhdur ki gülşen oldı nâr aña ey selîkî buldı dil fürkatde vuslat ‘âlemin 53. 3 4 5 Dünyada cenneti bulmak istiyorsan. 2017. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – n’ola şâd olsam selâmuñdan senüñ ey nâzenîn kim açar cân riştesinüñ ‘ukdesin dendân-ı sîn hâk-i kûyuñla sirişküm eylemişdi ihtilât dahı olmamışdı cânâ imtizâc-ı mâ’ u tîn ‘ışk-ıla halka olup kaddüm yaşum la‘l olalı komaz elden gam beni san hâtem-i gevher-nigîn 4. ateş ona gül bahçesi oldu. Aşk ile boyum halka.

NM: III. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – olmışam sevdâ-yı ‘ışkuñla cünûn-ı zû-fünûn neçe yıl mecnûna ta‘lîm eylerem ders-i cünûn olur-iken dûd-ı âhum göklere yer yer direk pes ne ma‘nîden denür kasr-ı sipihre bî-sütûn dest-yârumdur sebû kim bir ayag-ıla basar küştgîr-i gussayı meydânda edüp ol zebûn ka‘be-i kûyuñ tavâfı sa‘y ile olmaz nasîb olmayınca baht hem-râh u sa‘âdet reh-nümûn 5. 1a ‘ışkuñla: ‘ışk-ıla NM. Yıllardır Mecnun’a delilik dersi veriyorum.1. 2002. Ey Selîkî. 5b bir: bu NM. 5 54. 1. bir gül yanaklı ay yüzlüyü sevmedikçe. sevgiliyle oturmağa can atıyor. Aşkının sevdasıyla delilikte üstat oldum. 1 2 3 4 . Ahım göklere çıkıp direk olmuşken bu göklerin kasrına sütunsuz denmesine şaşarım. hem-nişîn olmak diler göñlüm ‘acebdür yâr-ıla anı bilür kim gedâlarla şeh olmaz hem-nişîn ey selîkî eşk ü âhum yeri göki tutmadı sevmeyince bir nigâr-ı gül-‘izâr u meh-cebîn 54. Mutluluk yol gösterici.1: 450a. meydanda/şarap kabında sıkıntı pehlivanını açık düşürüp bırakıp bir ayak oyunu ile yener. 3.Ömer ZÜLFE 4. T. 4b gedâlarla şeh: gedâlar şâha T. hayret. 4 Gönlüm. 2. 3461. gözyaşımla ahım yeri göğü kaplamadı. 4. 4a ka‘be-i kûyuñ: ka‘be-i hüsnüñ NM. 2b pes ne ma‘nîden döner kasr-ı sipihr-i bî-sütûn NM. kölelerin sultanlarla oturamayacağını bildiği hâlde. talih arkadaş olmayınca sokağının Kâbe’sini tavaf etmek çalışmakla nasip olmaz. Testi benim hizmetçimdir.

arşı yıkmak gibidir.2. 2b ka‘be: dünye S. 5 55. MK2: 26b. 5a dünyeden: dünyede NM. bundan böyle mum. ayrılığının acısıyla biz öldük. 2. S. Ey Selîkî. çılgınlık ve aşk ülkesi bana kaldı.başında çevirip azat etsin. Yakınlarını unutur elleri anarmış. Biz de el olduk bizi de bir ansa ya. 1 2 Belâ çeken Mecnun ile Ferhad dünyadan gitti. 3 4 5 247 . taşları döven bir kuluyum adımı Ferhad etsin. 3. 5. 4. Gönlümü şenlendirsin. Ey Selîkî. pervaneyi sadaka verir gibi. o sevgili bari kabrimizin üzerine gelsin de ruhumuzu şad etsin. O bal ağızlıya söyleyin dünyada bir ad versin.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 247 5. bu. Aşk ateşine yanmak için ben yeterim. çünkü o dünya yapmak gibidir. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – deñ o şîrîn-dehene dünyede bir ad etsün taş dögen bir kuluyam adumı ferhâd etsün ‘arş yıkmak gibidür göñlümi yıkmasun igen ka‘be yapmak gibidür göñlümi âbâd etsün âşinâyı unıdup yadları añar-imiş biz de yad olduk aña bizi de bir yâd etsün yeterin yanmaga ‘ışk odına şimden gerü şem‘ çevürüp başına pervâneyi âzâd etsün ey selîkî gam-ı hecriyle biz öldük bâri kabrümüz üzre gelüp rûhumuzı şâd etsün 1.2: 52b. gitdi ferhâd-ıla mecnûn-ı belâ-keş dünyeden ey selîkî baña degdi kişver-i ‘ışk u cünûn 55. Aman gönlümü yıkmasın.

4.3: 178b. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. ama sevgilinin taş yüreğine ahım tesir etmiyor. çünkü içi yanan hastaya su çok tatlı gelir. Güz yaprağını ırmakların güllüğe götürmesi gibi beni de sevgilinin sokağına götüren gözyaşlarımdır. T.Ömer ZÜLFE [Vâv] 56. ilkyazda suların coşması gibi. yine göreyim diye sağa sola koşuşturur. A can. 7. . senin güzellik mevsiminde benim de gözyaşlarım çağlar.3: 158b. Yanağın aklıma geldikçe inlesem şaşılmaz. yok karârı cüst ü cûy-ı yâr eder bî-çâre su var-ısa bencileyin ‘âşık-durur dîdâra su ben za‘îfi kûy-ı yâra ileden eşküm-durur nitekim berg-i hazânı iledür gülzâra su devr-i hüsnüñde yaşum günden güne efzûn olur kim bahâr eyyâmı ola artar ey meh-pâre su hancerüñden dil safâ kesb eylese cânâ senüñ hōş gelür gâyet harâretlü olan bîmâra su ‘ârızuñ göñlüme geldükçe figân etsem n’ola nâleler peydâ olur tokındugınca nâra su dōstum dîdâruñı bir kerre görmişdür senüñ cüst ü cû eyler yine görem deyü bî-çâre su katı göñline nigâruñ hîç te’sîr eylemez âteş-i âhumdan olur gerçi seng-i hâra su 2. çünkü ateşe su dokundukça cızırtılar gelir. su senin yüzünü bir kere görmüştür. gönül senin hançerinden tadabilse. 1 2 3 4 5 6 7 A. 5. 6. 56. A dostum.E. Zavallı su dur durak bilmeden. öteye beriye koşup sevgiliyi arıyor. 3. galiba benim gibi o da sevgilinin yüzüne âşık. Ahımın ateşinden mermer su gibi oluyor. A ay parçası.

söze gelince kılı kırk yardırır. kâkülünün başımdaki sevdası. ama gözlerim yaş döktükçe benim göğsümdeki ateş artıyor. NM: III. 4. T. 5 249 . gerçi ateşe su dökülse söner. bana bir kara kaygı olmuştur. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün Hezec + – – – / + – – – / + – – baña sihr eyledi ol çeşm-i câdû ki bir lahza gözüme gelmez uyhu hevâ-yı kâkülüñ başumda cânâ batupdur san sifâl içinde şeb-bû güneş yüzüñi ey meh görmeyelden gözüme bu cihân oldı karañu dehânuñ kıl yarar söze gelicek meger ey mû-miyân oldı ser-i mû selîkî başum üzre dûd-ı âhum baña olmış-durur bir kara kaygu 9. 3. 5. 2. A kıl belli. gâh geh hōd-bîn olur yokdur benüm mislüm deyü gösterür ‘aksini beñzer ara mir’ât ara su sûz-ı sînem artuk olur gözlerüm dökdükçe yaş ey selîkî söyinür gerçi dökilse nâra su 57.1: 471a. başımın üzerindeki ah dumanım.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 249 8. A can. A ay. güneş yüzünü göremediğimden beri bu dünya gözüme karanlık oldu. 1. 8 9 57. sanki çanak içine ekilmiş bir şebboy gibidir. 2242. Ey Selîkî. anlaşılan bazan ayna. ağzın kıl ucu kadar küçük oldu. 1 2 3 4 Sevgili zaman zaman “Benim benzerim yoktur” diyerek kendini beğenmişlik taslıyor. Ey Selîkî. O büyücü göz bana öyle bir büyü yaptı ki bir an bile olsun gözüme uyku girmiyor. 4b ey: ol NM. 3956. bazan da su ona aksini gösteriyor.

6: 101b. 1 2 3 4 5 59. göreyim tez günde Allah’ın okuna uğrasın. sabır ve sebat ocağına sular döküldü.Ömer ZÜLFE [Hâ’] 58. Sevgiliyi görünce gözyaşım göğüsteki yaraya aktı. her okunduğunda âşıkların canında yer eyleyecek biçimde anlat. zulümle boyumu yay gibi bükme. korkarım.1: 486a. A yay kaşlı. 1. T. 58. . yoksa yine o (can). sultanın okunu karşılamağa çıkmazdı. Ey Selîkî. 3. Göğsünü sen sultanın okuna nişan etmeyen. 1 Ü. 4. sînesin her ki nişân etmeye sen şâh okına tiyz günde göreyin ugraya allâh okına cevr-ile kaddümi ey kaşı kemân eyleme yâ korkaram ugrayasın âh-ı seher-gâh okına cânumı sûzen-i hecr-ile diküpdür tenüme yohsa karşu yine çıkmaz-ıdı ol şâh okına kâmetüm yay edüben âhum aña eyledi tîr bula her gâh tutar-ısam felegi âh okına tîr-i müjgânını vasf eyle selîkî tâ kim cân-ı ‘uşşâkda yer eyleye her gâh okına 59. feleği ne zaman ah ile oka tutsam hedefi bulur. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. 5. Boyumu yay edip ahımı ona ok yaptı. Canımı ayrılık iğnesiyle bedenime iliştiriyor. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – yârı görince akdı yaşum sîne dâgına sular kuyıldı sabr u karârum ocagına 2. sevgilinin kirpik oklarını. seher vakti çekilen ah okuna uğrarsın.

ama yine de o ay yüzlü güzelin bir an olsun kulağına girmedi. 1. çünkü kanı kanla yıkamazlar.E. Bedenimde bin canım olsa hepsini sana feda ederdim.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 251 2. Hey afet. kan etsem bile zulüm kılıcıyla beni kanlara boğma. 2 3 4 5 60. 5. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – gel beni öldür hey âfet hancer-i bürrân-ıla kurtulayın günde biñ kez ölmeden hicrân-ıla kan dahı etdümse cânâ tîg-ı cevr-ile beni kanlara gark etme kim kanı yumazlar kan-ıla tende ger biñ cânum olsa saña eylerdüm revân bende olmalu degül midür saña biñ cân-ıla 3. sana bin can ile köle olmak gerekmez mi? 251 . A can. Selîkî’nin ahı dokuz kat gökten öteye geçti. Kadehin dudağı sevgilinin dudağına dokundukça içim kan dolar. A. canım ağzıma gelir. 2. gel beni keskin kılıcınla öldür de ayrılık derdiyle günde bin kez ölmekten kurtulayım. O ay yüzlü güzelin terli yanağına bakınca güneş çeşmesinin yüzü suyu yerlere döküldü.2: 120a. 4. ser-keşlik etme mâyil ol üftâdeñe deyü düşdi yaşum o serv-i revânuñ ayagına yere dökildi çeşme-i mihrüñ yüzi suyı bakup ‘arak dökerken o mâhuñ yañagına reşk-ile kan tolar dile cânum gelür lebe erdükçe sâgıruñ lebi yârüñ tudagına âh-ı selîkî geçdi tokuz çarhdan öte ol mâhuñ âh girmedi bir dem kulagına 60. 1 2 3 “Bu aşkına düşmüşe ilgi göster umursamazlık etme” diyerek gözyaşım o salınan selvinin ayağına düştü. 3.

NM: III.1: 546a. Senin gül renkli yanağının üzerindeki damla damla her ter. 4254. 4 5 61. 1. sanki gülen bir gülün üzerine düşmüş çiy tanesidir. 5. Ey Selîkî. Ey Selîkî. sevgilinin dudağı ve yüzü üzerine gazel söylesem sözlerim parlak ve yakıcı olur.Ömer ZÜLFE 4. 2. 5b leb ü ruhsâr-ı cânân: leb-i ruhsâr-ı cânân NM. S. gönül ahının ışığı bana açık bir delil olarak yeter.13: 319a. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – geldügince hatt-ı müşkîn la‘l-i cânân üstine yazılur harf-i mahabbet levha-i cân üstine rindler sâfî meye cânlar verürken sâkıyâ ger lebüñ ‘aksi düşerse kan olur kan üstine halka-i kâkül degül başında belki murg-ı dil âşiyân yapmışdur ol serv-i hırâmân üstine dâne dâne her ‘arak kim rûy-ı gülgûnuñda var jâledür gûyâ düşüpdür verd-i handân üstine sûznâk ü âbdâr olur selîkî sözlerüm ger gazel desem leb ü ruhsâr-ı cânân üstine 5. ben aşkı kanıt sunarak ispat ettim. Onun başındaki halka halka alın saçı değil. bilâkis gönül kuşu o salınan selvinin üstüne yuva yapmıştır. Ey saki. Misk kokulu ayva tüyleri sevgilinin dudağı üzerine geldikçe can levhasına aşk kelimesi yazılır. . ayva tüylerin geldi onu bir de Kur’ân ile açıkladı. 3. 2384. 4. rindler saf şaraba canlar verirken bir de dudağının yansıması onun üstüne düşerse kan üstüne kan olur. T. 1 2 3 4 5 Alım ve güzelliğine kıyıcı bakışların başlı başına apaçık kanıtken. ân [u] hüsne başka nass-ı kâtı‘-iken gamzeler geldi hattuñ anı tefsîr eyledi kur’ân-ıla şu‘le-i âh-ı dilüm yeter baña rûşen delîl ey selîkî ‘ışkı isbât eyledüm burhân-ıla 61.

bengi suyu mat ederim. 4. Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün Hezec – – + / + – – + / + – – + / + – – 1. Sular çimenlik içinde sinecek yerler ararlar.E. Sokağın bana mesken olmuş. A.1: 597b. T. onu kefen içinde yüz yıllık bir ölü/mumya zannederler.1: 554a. sevgilinin dudağını söz içinde ansam. 253 . 3. 1 2 3 4 5 63. yeni yetme ayva tüyleriyle yanağını gördüler. Senden ayrı bedenimi gömleğimin içinde görenler. 1 T. bu gözüm gönlüm elinden dertler içinde kaldım. vatan içinde gurbet ne elem ne elem.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 253 62. 5. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – kûh-ı gamda ben ederken dün ü gün feryâdı mâder-i dehr togurmamış-ıdı ferhâdı 2. Ben gam dağında gece gündüz feryat ederken dünya ana daha Ferhad’ı doğurmamıştı. A selvi. hecrüñde görenler tenümi pîrehen içre bir mürde-i sad-sâle sanurlar kefen içre tâze hat-ıla ‘ârızuñı gördiler ey serv sular siñecek yerler ararlar çimen içre kûyuñ baña mesken yüzüñi göremezem lîk gurbet elemi müşkil olurmış vatan içre derdümi kime aglayayın kime yanayın kaldum bu gözüm göñlüm elinden mihen içre ögünme degül âb-ı hayâtı ederem mât añsam leb-i dildârı selîkî sühan içre [Yâ’] 63. T. Derdimi kime ağlayayım.4: 77a. hâlimi kime yanayım. 62. Ey Selîkî. ama yüzünü göremem.1: 105b. 1. övünme değil.

A sevdiğim. ateşli ahım çeliği eritir. çünkü herkese alıştığı hoş gelir. gam seliyle yıkılacağını sanma.Ömer ZÜLFE 2. 7. yiyintisi de gamdır. T. 8.1.1: -. // 8a matlûbum: maksûdum A. 4. T. Hakikat yoluna düşenin kılavuzu benim. Bütün âşıklara doğru yolu ben göstermişim. 2 3 4 5 Dünya mektebine Mecnun daha ayak basmamışken aşk dersi okuyanın üstadı ben idim. // 5b hakîkat: mahabbet A.E. A. 6.1. gönülde aşkının yapısı son derece sağlamdır. Elhamdülillâh doğru yolu gösteren (Allah) bana yardım etti. Bu kervanın yoldaşı sıkıntı. 5. Ey Selîkî. 6 7 8 . T. ama sevgilinin katı gönlüne bir türlü işlemez.E. Ah ah ne yapayım. çanı inilti. basmadın dahı kadem mekteb-i dehre mecnûn sebak-ı ‘ışk okıyanuñ ben-idüm üstâdı dehenüñ fikri ile gitdi ‘adem mülkine dil yârı mihnet ceresi nâle vü gamdur zâdı hazz ederse n’ola cevr ü sitemüñden dil ü cân hōş gelür çünki şehâ her kişiye mu‘tâdı sâlik-i râh-ı hakîkat olanuñ mürşidiyem cümle ‘ışk ehline ben eylemişem irşâdı seyl-i gamla yıkılur sanma habîbüm dilde ‘ışkuñuñ gâyet-i ihkâm-iledür bünyâdı katı göñline nigâruñ eser etmez n’edem âh gerçi ki âteş-i âhum eridür pōlâdı ey selîkî reh-i ‘ışk-ıdı benüm matlûbum hamdü li ’llâh ki baña etdi hidâyet hâdî 3. Gönül ağzını düşüne düşüne yokluk ülkesine gitti. benim istediğim aşk yoluna girmekti. Can ve gönül eziyet ve zulmünden hoşlanırsa şaşma.1.1: -.1. T.E.4: -.

Bir kere bana “Sev” demeğe yanaşmadı. Kendimi beğendirmek mümkün olmadı.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 255 64. Göğüs ocağını ben aşk ile yaktığımdan beri.13:18a. 5. Gönül tarlasına kavuşma umudunun tohumunu hevesle ekmiştim bir türlü ürün vermedi. [yandum de] baña dedüm o şeh kâyil olmadı makbûli olımadum anuñ kâbil olmadı biñ kerre secde etdüm öñinde o perînüñ bir kerre baña [sev demege] kâyil olmadı dil hırmeninde tohm-ı ümîd-i visâlini dest-i hevesle ekmiş-idüm hâsıl olmadı âhum yeli o serve eser etmedi dirîg ser-keşlik etdi veh ki baña mâyil olmadı kurtulmaz ey selîkî gumûm-ı zamâneden her kim şarâb-ı ‘ışk-ıla lâ-ya‘kıl olmadı 65. aşk şarabıyla kendisinden geçmeyen zamanenin dertlerinden kurtulamaz. bana ilgi göstermedi. 64. S.12: 348b. 1 2 3 4 5 65. O perinin önünde bin kere secde eyledim. bana bir şey söyle (benimle konuş)” dedim.1: 592b. ahımın yeli o selviye eser etmedi. 255 . 1. Ey Selîkî. o sultan söylemedi (konuşmadı). 4. Yazık. âşıklar kandilini benden yakarlar. T. “Yandım. 1 S. Umursamadı beni. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – 1. 3. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – ‘ışk âteşiyle yakalı sînem ocagını benden uyarur ehl-i mahabbet çerâgını 2.

sabah melteminden başka beni yerden kaldıracak kimsem yok. kim kapını yurt edinirse onun gözü firdevs cennetini bile görmez. eşküm çekilse her tarafa n’ola çün tınâb dîdemde kurdı şâh-ı hayâlüñ otagını her kim kapuñı edine me’vâ senüñ şehâ ‘aynına çünki almaya firdevs bâgını cân kuşı çıkmak içün aña eyler ıztırâb cân kasdına çıkarsa o hûnî bıçagını gam başına sular kuyayın der-iseñ eger koma selîkî sâkînüñ elden ayagını 66. 2. Ey Selîkî. 2 3 4 5 66. 3. 5. hayalinin sultanı gözümde otağını kurdu. 1. O kanlı sevgili.Ömer ZÜLFE 2. Herşeyden el etek çekenler yokluktan başkasını ister mi? (Onu) Yer ve gökten başka bir örtü döşek hiç ısıtabilir mi? Ayaklar altında kalıp bedenim toz toprak oldu. 1 2 3 Gözyaşım her tarafa çadır ipi gibi çekilse şaşılmaz. 4. A sultan. MK2: 26b. canı almak için bıçağını çıkarırsa can kuşu çıkmak için çırpınır. . derdi ve gamı dağıtmak istersen sakinin kadehini elinden bırakma. Öylesine kimsesiz kalmışım ki belâ oklarından başka dosdoğru bana gelen hiç kimsem yok. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fa‘lün Remel + + – – / + + – – / + + – – / – – ehl-i tecrîd olan ister mi fenâdan gayrı ısıtır m’örti döşek arz u semâdan gayrı kaldum ayakda gubâr oldı tenüm kimsem yok beni yerden götürür bâd-ı sabâdan gayrı kalmışam bî-kes ü bî-yâr ki yokdur hergiz togrılup baña gelür tîr-i belâdan gayrı 3.

Güzellikte sen melek yüzlü gibi hiç kimse yoktur. T. ağlarsam şaşılır mı? Havadan/beleş gelenden başka ne gelirim var? Ey Selîkî. Ey gönül. 3. 1. varlık âlemini terk etsem ne olur? Yokluk ülkesinde anka gibi olmak bana yeter.13: 343a. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hûblukda olmaya hîç sen melek-sîmâ gibi ‘ışkda bulınmaya ben ‘âşık-ı şeydâ gibi saña lâyık mı ki hem-râh olasın her dûn-ıla yalıñuz seyr eyle hurşiyd-i cihân-ârâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyen deryâ gibi ey selîkî n’ola terk etsem vücûdum mülkini kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi 5. S. bu gönlün ve canın pasını saf şarap ile safâ ehlinden başkası asla silemez. 4 5 67. Âşıklıkta da ben çılgın âşık gibisi yoktur. hâsılum âhdur ancak n’ola ger aglarsam dahı nem var gelürüm bâd-ı hevâdan gayrı ey selîkî açamaz bu dil ü cânuñ kederin bade-i sâf-ıla erbâb-ı safâdan gayrı 67. 257 . 2. 1 2 3 4 5 Bütün elimde olan âhımdır. 4. Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir. Her alçağa yoldaş olmak sana yakışır mı? Sen dünyayı süsleyen güneş gibi yalnız dolaş.1: 602a. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. 5.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 257 4. Ey Selîkî.

E.E. Sinek gibi dünya denilen sofraya saldırıp küçük düşme. T.E. Eğri bir düşüncedir. NM: III. 5052.2. 1 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. A. 2a kad: dil A. Ey boy. anka gibi yetinmeyi bil. 2b kılma: etme A. ham hırs içinde boyunu râ gibi yapma. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – bakmazam bâg-ı vücûda bülbül-i şeydâ gibi kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi A.2: 89b. birlik konağına illâ gibi ulaşmak istersen Allah yolunda başını lâ gibi ayak et. NM. 1.E. Yokluk ülkesinde anka gibi olmakla yetinirim.1: 602b. 5. 2769. köpür.2.2: 89b. T. 2. 5053. yücelerden ol. 1a menzil-i: menzilüñ A.1: 602b. Irmak gibi iki yaka sahibi olmak istersen hiç durmadan aşk arzusuyla coş. râh-ı hakda başuñ ayag eyle ey dil lâ gibi menzil-i tevhîde ermek isteseñ illâ gibi râst ol ey kad kanâ‘at içre mânend-i elif rây-ı kejdür kılma ham hırs içre kaddüñ râ gibi hvân-ı dehre hırs edüp hvâr olma mânend-i meges ‘izzet ehli ol kanâ‘at eyleyüp ‘ankâ gibi dem be-dem cûş u hurûş eyle hevâ-yı ‘ışk-ıla iki yaka issi olmak isteseñ deryâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey selîkî meskenüm var künc-i istignâ gibi 69. NM: III. 4.2. 1 2 3 4 5 69. 2769. 68. kanaat içinde elif gibi doğru ol. 3.Ömer ZÜLFE 68. Ey Selîkî.E. Ey gönül. dünya sarayına ilgi göstermiyorsam ne var? Benim gözü tokluk köşesi gibi bir konağım var. Ben çılgın bülbül gibi varlık bahçesine bakmam.

Boyum. 1 2 3 Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir. 4. her şeyden soyun. 2. Sevgilinin eşiğini istersen varlığını terk et.E. Topun dünyayı süsleyen güneş gibi göklere yükseldi. yerüñ eflâk: felek yerüñ NM. Gam ateşiyle benzimi ayva gibi sarartan. yerin İsa gibi felekler olsun. 5. 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 259 2. 3b ol mücerred: kıl tecerrüd // eflâk: felek A. göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyeñ deryâ gibi varuñı terk eyle isterseñ eger yâr eşigin ol mücerred kim yerüñ eflâk ola ‘îsâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi ey selîkî başuñ eşiginde galtân eyledüñ topuñ agdı göklere mihr-i cihân-ârâ gibi 70.2. Ey gönül. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. 259 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – nâr-ı gamda beñzümüñ rengin eden ayva gibi gûy-ı mihri oynadur destinde bir alma gibi ok gibi benden kaçar dilber hevâya yeltenüp kabza-i ‘ışkında ham oldukca kaddüm yâ gibi şâh-ı ‘ışkam kim melâmet mülkini almaklıga leşkerümdür gözyaşı aksa gider deryâ gibi 3. Ey Selîkî.E. güneş topunu elinde bir elma gibi oynatır. aksalar ırmak gibi giderler.2: 89b. aşkının pençesinde yay gibi büküldükçe sevgili arzularına kapılıp ok gibi benden kaçar. A. başını onun eşiğine yuvarladın. Gözyaşlarım askerlerimdir. Kınanma ülkesini almak için aşk sultanı oldum. 3. 2 3 4 5 70.

Ömer ZÜLFE 4. 1 2 3 4 5 Düşünce Meryem’im “Biz ona rûh üfürdük”ten konuşur (soluklanır). Topun dünyayı süsleyen güneş gibi göklere yükselsin. Âşıklıkta da ben çılgın âşık gibisi yoktur. 4 5 71. 2. Âleme cihanı süsleyen güneş gibi ışık saçarak dünyanın bütün güzellerini yıldızlar gibi görünmez kıldın. Ey gönül. NM: III. 3. meryem-i fikrüm nefahtu fîhden ürür demi sözlerüm cân-bahş olursa yeridür ‘îsâ gibi terk edüp başuñ selîkî âstân-ı yâra at topuñ agsun göklere mihr-i cihân-ârâ gibi 71. 1. . Yerim her zaman meyhane köşesi olursa ne var? Ben garibi şarap gibi hoş tutan kimse yok ki. Güzellikte o benzersiz sevgili gibisi yoktur. Sözlerim Îsâ gibi can bağışlasa yeridir. 2770. 5054. Ey Selîkî. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – hûblukda olmaya ol yâr-ı bî-hemtâ gibi ‘ışkda bulınmaya ben ‘âşık-ı şeydâ gibi başı göke erse servüñ cânı yokdur kim ola şîve vü reftârda ol kâmet-i bâlâ gibi eyledüñ encüm gibi pinhân cihân hûbânını ‘âleme pertev salup mihr-i cihân-ârâ gibi n’ola meylüm yog-ısa dünyâ sarâyına benüm ey göñül bir meskenüm var künc-i istignâ gibi gûşe-i mey-hâne olursa n’ola yerüm müdâm ben garîbi hōş tutar yok sâgır-ı sahbâ gibi 5. benim dünya sarayına ilgim yoksa ne var? Benim yalnızlık köşesi gibi bir meskenim var. Selvinin başı göğe erse de yürüyüşte ve salınışta o uzun boylu sevgili gibi olacak canı yoktur. 4. başını tutup sevgilinin eşiğine at. 5.

2. 6 7 72. A. 261 . Dinim imanım. Ey Selîkî. sarı ibrişime dizilmiş mercan tespih gibi oldu. Ateşler içinde yanan göğsüm gibi bana bir içten acıyan yok. sevgilinin aşkının arzusu/fırtınası gönlüme gelse gözyaşlarım o anda okyanus gibi kabarır.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 261 6. 5.E. Yaşlı gözlerim gibi bana içten ağlayan yok. göñli alçakda yüzi yerde gerekdür dâyimâ iki yaka issi olmak isteyen deryâ gibi ey selîkî n’ola terk etsem vücûdum milketin kâni‘em mülk-i ‘ademde olmaga ‘ankâ gibi 72. varlık ülkesini terk etsem ne olur? Yokluk ülkesinde anka gibi olmakla yetinirim. 1 2 3 4 5 Irmak gibi iki yaka sahibi olmak isteyenin her zaman gönlü alçakta yüzü yerde gerektir. 1. 3.2: 90a. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – derd-ile bir aglarum yok dîde-i giryân gibi bir içinde acırum yok sîne-i sûzân gibi dînüm îmânum seni benden diler kim ayıra aradan çıkmaz rakîb-i bed-likâ şeytân gibi sebze-i mihr ü mahabbetdür hemân dilde biten cevr okın yagdurdugınca üstüme bârân gibi bu ten-i zerd-i dü-tâda katre katre kanlu yaş sarı ibrişîmde oldı sübha-i mercân gibi ey selîkî göñlüme gelse hevâ-yı ‘ışk-ı yâr cûş eder yaşum o dem deryâ-yı bî-pâyân gibi 7. Bu sarı ve iki büklüm bedenimde damla damla kanlı yaşlarım. çirkin rakip seni benden ayırmak istiyor ve şeytan gibi aramızdan çıkmıyor. Ey Selîkî. 4. Cefa oklarını yağmur gibi üstüme yağdırdıkça gönlümde yeşeren sırf aşk ve sevgi otudur.

düşüpdür bir perî ‘ışkına dil dîvânedür şimdi kodı ma‘mûre-i dehri yeri vîrânedür şimdi bugün bir beg-durur rûy-ı cihânda ol siyeh-çerde dahı bir beñdeşi yokdur hemân bir dânedür şimdi bugün mest olmışam ‘âlemde bir bezmüñ meyinden kim neçe ser kâseler andan döner peymânedür şimdi yerüm mescid elümde sübha-i mercân-ıdı evvel mey-i gül-reng destümde yerüm mey-hânedür şimdi selîkî bir saçı leylînüñ oldum yine mecnûnı anuñla hâlümüz ‘âlemlere efsânedür şimdi 74. 2a siyeh-çerde: siyeh-çihre T. Bir benzeri yoktur bir tanedir şimdi.E. 3b kâseler andan: kâsesi anda T. Gül renkli şarap elimde. Bugün âlemde bir meclisin şarabından mest olmuşum ki bir çok başlar o şarapla dönen birer kadehtir şimdi. 5. Dünya köşkünü bıraktı yeri meyhanedir şimdi. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – 1. elimdeki de mercan tespihti. 2. Gönül bir peri aşkına düşmüş. delinin tekidir şimdi. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – düşüpdür bir perî ‘ışkına dil dîvânedür şimdi kodı ma‘mûre-i dehri yeri mey-hânedür şimdi S. O esmer güzeli. 1 2 3 4 5 74. 4.1. Önceden yerim mescit. 1.1: 30b. A.1: 105b. T.1. bugün yeryüzünde bir beydir. 73. Ey Selîkî.Ömer ZÜLFE 73. Gönül bir peri aşkına düşmüş delinin tekidir şimdi. yerim meyhanedir şimdi.1: 608a. 3. Dünya köşkünü bıraktı yeri viranedir şimdi. bir Leylâ saçlının yine Mecnun’u oldum. Onunla aşkımız âlemlere efsanedir şimdi. 1 .

Gönül Leylâ salınışlı bir güzelin Mecnun’u oldu. 263 . 1 2 3 O esmer güzeli. bugün bir beg-durur rûy-ı cihânda ol siyeh-çerde dahı beñdeşi yokdur hemân bir dânedür şimdi göñül bir dilber-i leylî-hırâmuñ oldı mecnûnı cihânda kıssa-i ‘ışkı anuñ efsânedür şimdi mahabbet bezm-gâhında ‘aceb mi ‘îş u nûş etsem sirişküm mey gözüm sâgır dilüm peymânedür şimdi selîkî bir şeh-i ‘âlî-cenâbuñ bendesi oldum kamu evzâ‘ u etvârum benüm şâhânedür şimdi 75. Bir benzeri yoktur bir tanedir şimdi. Onun aşk hikâyesi dünyada bir efsanedir şimdi. A sultanım. gönlüm peymanedir şimdi. Ey Selîkî. bu felek beni dolap gibi döndüre döndüre sersemletti. ah. NM: III. 1. yana yana içimi döksem şaşılır mı? Bu ayrılık ateşi yaktı yandırdı beni. Benim bütün davranışlarım şahanedir şimdi. 2 3 4 5 75. Ah. karşılık beklemeden yardımda bulunan bir şahın kölesi oldum. 3. yer ve gök ehline bugün destan ettiler beni.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 263 2. 5. Aşk meyhanesinde içip eğlensem şaşılır mı? Gözyaşım şarap. gözüm kadeh. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – âh kim dōlâb-veş çarh etdi ser-gerdân beni döne döne iñlerem iñletdi bu devrân beni çıkdı göñlümden gözümden âh u eşküm n’eyleyem yer ü gök ehline etdiler bugün destân beni yana yana ‘arz-ı hâl etsem ‘aceb mi ben gedâ yakdı yandurdı şehâ bu âteş-i hicrân beni 3. 4. 5029. ben köle. 2. 2757. Gönlümden ahlarım gözümden de yaşlarım çıktı. Ne gelir elden. Döne döne inlerim inletti bu devran beni. bugün yeryüzünde bir beydir.

Bu devran yeteri kadar ayaklar altına aldı beni. Hastayım. Eşiğinde yatıyorum. 6. kimse hâlimi bilmiyorken meclis içinde divanım açılırsa işte o açığa vurur beni. kendi elinle bir kadeh sun da gönlümü ele al. dostlarım görmeğe gelmiştir şimdi beni.Ömer ZÜLFE 4. bir tolu sun baña destüñden ele al göñlümi yeter ayaklara kodı sâkıyâ devrân beni eşigüñde yataram üşdi seg-i kûyuñ baña hasteyem kim görmege gelmiş-durur yârân beni ey selîkî kimse vâkıf degül-iken hâlüme açılursa meclis içre fâş eder dîvân beni 5. Sokağının köpekleri başıma üşüştü. Ey Selîkî. 4 5 6 Ey saki. .

ellemişler dün gece yârüñ gül-i handânını sayda çekmişler tutup ol ehl-i diller cânını pîr-i muglim pendidür işbu nasîhat dōstlar kucma sen düşmen olur dünyâda şehr oglanını 2. 1 2 LATÎFÎ: Tezkiretü ’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü ’n-Nuzamâ: 309. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 265 [KIT‘A] 1. O âşıkların canını tutup avlamışlar. s. sen sakın şehir oğlanını kucaklama. 1. Kart zampara öğüdüdür bu öğüt dostlar: Sonradan düşman olur. 265 . Dün gece sevgilinin gülen gülünü ellemişler.

1: 112a. 1 N.E. 1 3. ferd Sevgilinin gözleri uykuya daldığında işte o zaman fitne uyumuş olur ve gönüller belâdan kurtulur. Sevdiğim dudağını gizlice ağzıma verdi. 1.Ömer ZÜLFE [BEYİTLER] 1. 1 2. Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün Remel + + – – / + + – – / + + – – / + + – 1. .3: 68b.1: 112a. N. Engeller duyar diye canım ağzıma geldi.E. Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün Muzâri‘ – – + / – + – + / + – – + / – + – ey dil kayırma şiddet-i hicrâna sabr kıl âhir visâle erişür elbetde sag olan 1. A. A. agzuma verdi nihânîce lebin cânânum tuya agyâr deyü agzuma geldi cânum 2. 1. üzülme ayrılığın şiddetine dayan. Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – her ne dem kim hvâba varur dîde-i cânân uyur kurtulur diller belâdan fitne-i devrân uyur 3.2: 86b. ferd Ey gönül. Sağ olan önünde sonunda sevdiğine kavuşur.

kesseler şem‘üñ başın geçmezdi nâr u nûrdan barmagın kaldurdı gördükde cemâlin ahmedüñ 5. 1 5. 267 . Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün Remel – + – – / – + – – / – + – – / – + – 1. ateşimden eriyip sızan temreninin damlalarıdır. Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün Hezec + – – – / + – – – / + – – – / + – – – su olup demrenüñ sûzumla sızdı çıkdı cismümden degül tebden dökilenler ‘arak cism-i figârumdan 1. Yaralı bedenimden akan sıcaktan dökülen terler değil.SELÎKÎ VE ŞİİRLERİ 267 4. Mumun başını kesseler ışıktan da ateşten de geçmezdi. 1 ‘ÂŞIK ÇELEBÎ: Meşâ‘irü ’ş-Şu‘arâ: 162b. ‘AHDÎ: Gülşen-i Şu‘arâ: 109b. 4. ancak Ahmed’in yüzünü görünce parmağını kaldırdı/iman etti.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful