You are on page 1of 85

Ahmed Refik ve Lâle Devri

Türk okuyucusuna tarih okuma zevkini veren Ahmet Refik istanbul'da doğdu. BeĢiktaĢ Askeri RüĢtiyesi'ni ve Kuleli Askeri Ġdadisi'ni bitirdi. Babası Sultan Abdulaziz'in Vekilharcı Ürgüplü Ahmet Ağa'dır. Gürlükçüoğulları lakabıyla tanınırlardı. Ahmet Refik, ToptaĢı Askeri RüĢtiyesi ile SoğukçeĢme Askeri RüĢtiyesi'nde coğrafya öğretmenliği yapmıĢtır. Dört yıl süren bu görevden sonra 1902 yılında Harbiye Mektebi Fransızca öğretmenliğine nakledildi. 1903'de birinci mülazım, 1907'de yüzbaĢı oldu. Bu yıllarda bazı gazete ve mecmualarda ilk yazılarını yayınlamaya baĢladı. "Ġrtika, Malumat, Hazine-i Fünun, Mecmua-i Ebuz-ziya" bunların baĢhcalarmı teĢkil eder. Ayrıca Tercüman-ı Hakikat ve Millet gazetelerinin baĢyazarlığını yaptı. Balkan savaĢı sırasında Askeri Sansür MüfettiĢlığı'nde bulundu. SavaĢ sonrasında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Birinci Dünya SavaĢı'nda aynı rütbeyle tekrar orduya alındı. Türkiye-Rusya münasebetlerine dair makaleler yazmakla görevlendirildi. Mısır meselesiyle ilgili olarak yazdığı bir yazıda Kavalalı Mehmet Ali PaĢa’nın ihanetinden söz etmesi devrin sadrazamı Said Halim PaĢa'yı kızdırdı. Bir alaylı yüzbaĢının maiyyetinde arpa ve saman memurluğu ile 8 LALE DEVRĠ 9

AHMED REFĠK

UlukıĢla'ya sürüldü. Ancak bu durum tarihçinin Anadolu'yu yakından tanımasına yardım etmiĢtir. Birinci Dünya SavaĢı esnasında, EskiĢehirde sevk komisyonu reisiyken hastalandı ve istanbul'a getirildi. Enver PaĢa'nın araya girmesiyle Sadrazam Said Halim PaĢa'nın öfkesi teskin edildi. SavaĢ sonrasında, Doğu Anadolu'nun Rus istilasından kurtulduğu yıllarda Ermeni mezalimini tesbit etmek üzere yabancı gazetecilerden oluĢan bir heyetin baĢkanı olarak Doğu Anadolu'ya gitti. Kars, Ardahan, Batum, Erzurum, Erzincan, Trabzon illerini görevle dolaĢtı. Bu sırada topladığı notlarla "Kafkas Yollarında" isimli eserini hazırladı. Daha sonra bazı ilavelerle "iki Komite Ġki Kıtal" adlı eserini meydana getirdi. Vak'anüvis Abdurrahman ġeref Efendi'nin ölümü üzerine Tarih Encümeni BaĢkanlığı'na seçildi. Ünlü tarihçi hayatının son yıllarını sefalet içinde geçirdi.Değerli kütüphanesini parça parça sattı. Sonunda 10 Ekim 1937'de öldü. Vasiyeti gereği cenazesi Büyükada’nın Tepeköyü mezarlığına defnedildi.

ÇağdaĢları tarafından "Tarihi Sevdiren Adam" diye nitelendirilen Ahmet Refik, dünya tarihinden çocuk kitaplarına kadar geniĢ bir sahada kalem oynattı. Akıcı bir üslupla yazdığı ve "GeçmiĢ Asırlarda Türk Hayatı" baĢlığı altında yayınladığı "Bizans KarĢısında Türkler", "Sokullu", "Cem Sultan", "Alimler ve Sanatkarlar", "Kadınlar Saltanatı", "Felaket Seneleri", "Lâle Devri" gibi eserleriyle büyük bir ün kazandı. dede akıcı bir üslubu ve kolay anlatma yöntemini tercih etti. Kitabın tamamını okurken göreceğiniz gibi eserini yer yer Ģiirlerle süsledi, nesrini de adeta ĢiirleĢürdi. Okuyucuyu yaĢadığı ortamdan çıkarıp geçmiĢ zamanın lâle bahçelerinde gezdirmek için kendine mahsus bir yol izledi. Yazarın amacı, diğer eserlerinde olduğu gibi Lâle devrinde de okuyucuya tarih Ģuurunu vermekten ibarettir. Okuyucularımıza takdim ettiğimiz Lâle Devri, yazarın adıyla özdeĢ hale gelen bir eserdir. BaĢka bir ifadeyle söylemek gerekirse, Ahmed Refik'in bu eseri sahasında kaleme alman ilk orjinal bir çalıĢmadır. Önce 1908 yılında Ġkdam gazetesinde tefrika edildi, daha sonra kitap halinde yayınlandı. Ahmed Refik, halka tarihi sevdiren adam olarak, bu eserinAhmet Refik Altınay (1880-1937) Lale Devri

ONYEDINCI YÜZYIL, Osmanlılar için, elemli bir felâket yüzyılıydı. Bu musibet Viyana surlarından baĢlamıĢ, Tuna sahillerine kadar devam etmiĢti. Osmanlılar böyle bir felâketle karĢılaĢacaklarım asla düĢünmemiĢlerdi. Sultan III. Mehmed devrinden itibaren Osmanlı saltanatının iç kuvveti çürümüĢ, tefessüh etmiĢti. Memleketin geleceğini sağlam temeller üzerine kurmaktan çok, kendi askeri Ģereflerine Ģeref katmak isteyen sadrazamlar, Osmanlı ordularını halen uzakta görülen zaferlerin peĢinde sürüklemekten, ülkenin geniĢ sınır boylarında kanlı insan yığınları oluĢturmaktan usanmamıĢlardı. SavaĢ, baĢından sonuna kadar Osmanlı saltanatının yegane kuvvetim teĢkil etmiĢti. Tuna'nın bir sahilinde baĢlayan cenk ve cidal Budin üzerinden bir yıldırım hızıyla geçerek Uyvar'a kadar devam ediyor, on onbeĢ sene süren harp ve kıtal, memleketin ilim ve marifet, sanat ve kültür hayatım periĢan ediyordu. Birkaç Osmanlı veziri, savaĢı ülkenin huzurunu ve saadetini sağlayan bir görünüme sokmak istemiĢler, bu hususta teĢebbüsde bulunmuĢlardı. Fakat Sadrazam Kara Mustafa PaĢa, Viyana'ya karĢı açtığı seferle Ģöhret hırsını tatmin etmekten baĢka bir Ģey düĢünmemiĢti. 12 LALE DEVRĠ

Kara Mustafa PaĢa'nın Viyam önünden çekiliĢi çok acı ve çok kanlı olmuĢtu. Gerçi bir bucak asır önce Kanuni Sultan Süleyman'ın ordusu da Viyana önünden çekilmiĢti. Fakat o Ģâhâne ric'at ile bu zelil hezimet arasında büyük bir fark vardı. Eylül'ün on ikinci günü (1683) Jan Sobyeski'nin ordusu gelecekten bihaber, vatanın yarınki düĢmanlarını Türk topçularının kızgın güllelerinden kurtarmak için Doğu'dan yıldırım hızıyla yetiĢtiği zaman, Sadrazam Kara Mustafa PaĢa ne yapacağını ĢaĢırmıĢtı. MuıniĢ bir ihanet, Türk vezirini büyük bir felaketle karĢı karĢıya getirmiĢti. Bu felâket mağlubiyetten çok, ĢaĢkınlıkla ve hayretle ortaya çıkan bir bozgun hareketiydi. Osmanlılığın ric'at demleri bu dakikadan itibaren baĢlamıĢtı. Asırlardan beri Osmanlı kılıcının altında boyun eğen, Ģafak bulutunun içinde parlayan hilâli, kin dolu gözlerle takip eden Avrupa, artık ilmiyle, fenniyle mü-, cehhez bir halde bütün Osmanlılardan intikam almak için harekete geçmiĢ, ve azminde baĢarılı olmuĢtu. Bu baĢarı Doğu Avrupa'nın tarihinde önemli bir devre oluĢturuyordu. Artık bir buçuk asırdan beri yorgun ve takatsiz kalan, duraklamaya baĢlayan Osmanlı hakimiyeti, Ģimdi kesin bir Ģekilde ric'at etmeye baĢlamıĢtı. Bu geri çekiliĢ, müthiĢ bir kayaya çarpan coĢkun bir selin, bütün kuvvetiyle geriye çekiliĢini andırıyordu. Osmanlı ordularının Viyana önlerine kadar ilerlemesi, zevale düçâr olan bir kuvvetin son faaliyetiydi. Bu durum, tıpkı uzun sahillere doğru birden bire atılan dalgaların metruk ve geniĢ kumsalları bir an istilâ ettikten sonra hemen orada durup çekilmesinden baĢka bir Ģey değildi. 1683'ten 1699 tarihine kadar devam eden savaĢlar hep bu ric'atın muhtelif kanlı safhaları idi. Osmanlı ordusu adeta korkunç bir paniğe kapılmıĢtı. O zamana kadar hasımlarını sürekli firar etmek zorunda bırakan yeniçeriler, birbirlerinden kopuk bir durumda, periĢan ve yavaĢ hareket eden insan kümeleri halinde yuvarlanıyorlar; ne zaman düĢmanla karĢı karĢıya gelseler cesetlerinden yığınlar oluĢturuyorlardı. Avusturya orduları ani bir saldırıyla Tuna vadisini takip ederek Budin'i, OsmanLALE DEVRĠ 13 linin Avrupa'daki bu son merkezini de geri almıĢlardı. Budin'in ele geçirilmesiyle Osmanlılık bir buçuk asır öncesine geri dönmüĢ bulunuyordu. Bu büyük ve hazin felaket, Budin'in bağlarından, gönülleri okĢayan ovalarından ve dağlarından ayrı düĢen Osmanlıların kalplerinde, Ģanlı bir devrin, Ģimdi uzaklarda kalan hatıralarını canlandırırdı. Osmanlılar, Kanuni Sultan Süleyman'ın en parlak bir zamanında, bu muhteĢem baĢkentte, taçlar ve tahtlar dağıtmıĢlar, kralları ve imparatorları himayelerine almıĢlardı. ġimdi iki asırlık hayat, iki asır kalplerde iz bırakan gelenekler, kan tufanının içinde boğulup gömülüyorlardı. Maziye çevrilen bu bakıĢ çok elem vericiydi. Osmanlılar Budin'de geçirdikleri hayatı, Avusturyalılara karĢı asırlardan beri kazandıkları zaferleri, Ģimdi büyük bir üzüntüyle düĢünüyorlardı. Allah'ım, o ne devirdi! Bir taraftan Kanuni Sultan Süleyman Han'ın tuğları ve altınlar içinde yeĢil ovalara doğru ilerleyen otağ-ı hümayunu karĢısında bütün Macaristan baĢ eğiyor, Tuna sahralarında yankılanan zafer Ģenlikleri, Süleymaniye Camii'nin

kubbelerinin ve saçaklarının altında ilahi sesler çıkarıyordu. Devrin bütün Ģairleri Osmanlılığın, Osmanlı hakanının zaferini ve Ģanını tebcil için kasideler inĢad eyliyordu. Ol Ģehsüvâr-ı mülki saadet ki, rahĢına Cevdân-ı deminde arasa-i âlem gelirdi tenk. BaĢ eğdi âb-ı fiğine a'day-ı engürüs, ġemĢîr-i cevherini pesend eyledi frank! tarzında yazılan medhiyeler, zamanın Süleyman'ının meziyetlerini tekrim için az görülüyordu. Artık o eski Ģevketten ve azametten eser kalmamıĢtı. Bir Mo-haç bütün Osmanlılığı Uy var önlerine kadar ilerletmiĢti. ġimdi bir Viyana, Yeniçeri cesetlerinden Salankamen ve Zenta ovalarında iki büyük, kanlı âbide meydana getiriyordu. Mamafih Osmanlılar bu ric'al hareketinde yine bir satvet harikası göstermiĢlerdi. Zabitleri ve vezırleriyle canlarını feda etmedikçe hakimi14 LALE DEVRĠ

yetlerinin devam ettiği her avuç toprağı Osmanlı kanıyla boyamadıkça bir adım bile geri atmamıĢlardı. Hatta Viyana hezimetini takip eden iki senelik harp ve cidal esnasında bazı baĢarılar da göstermiĢleri nihayet Karlofça AntlaĢmasıyla bu kıtal devrine son vermiĢlerdi. Karlofça AntlaĢmasından itibaren Osmanlı Ġmparatorluğu'-nun paylaĢılması baĢlamıĢtı. Fakat Türkiye'de bu paylaĢımın baĢladığını, ülkenin büyük bir tehlikenin karĢısında bulunduğunu kimse anlayamamıĢtı. Büyük Avrupa devletleri, bu antlaĢmadan sonra ortak çıkarları için, Türkiye'nin iĢlerine karıĢma hakkına sahip olduklarım Babıâli'ye kabul ettirmiĢlerdi. AntlaĢmanın sonucu Osmanlılar için çok zararlı olmuĢtu, imparatorluğun sınırı Eğri'nin kuzeyinden Kumran'a uzanıyor, Istoni Belgrad'ın batısından güneyine doğru geçiyordu. Bu on altı senelik mağlubiyet neticesinde, TameĢvar'dan baĢka, Tuna’nın öte yakasında bulunan memleketler tamamen Avusturya'ya terk ediliyordu. Felaket yalnız bununla da kalmamıĢtı: Ruslar, Almanla-! rın Osmanlı ordusuna karĢı kazandıkları zaferler üzerine Haçlı' lara katılmıĢlar, neticede onlar da Azak kalesini almayı baĢarmıĢlardı. Karlofça AnlaĢması'm takip eden yirmi beĢ yıl içinde Osmanlılar, Avusturya ve Rusya ile hep tek baĢlarına çarpıĢmıĢlardı: Osmanlı ordusu bu iki büyük hasmından birini tepelemiĢ, öbürüne karĢı daima baĢarısızlığa duçar olmuĢtu. Büyüt Petro, Rusya'yı vahĢet hayatından kurtararak Hıristiyanlık namına silâh kullanmaya baĢladığı tarihten itibaren, Osmanlılara karĢı da düĢmanlık göstermekten geri kalmamıĢtı. O zamanlar Büyük Petro'nun yegâne rakibi, isveç Kralı DemirbaĢ ġarl idi. Fakat Petro, bu hasmından kendisine hiç bir felâketin gelmeyeceğine inanmıĢ, Doğu'daki Hıristıyanları kurtarmak gibi, Rusların biricik emellerim gerçekleĢtirmeye teĢebbüs etmiĢti. Petro, Osmanlıları yavaĢ yavaĢ mağlup ederek ilerleme yöntemini izlemekten çok, Osmanlı

Osmanlılara karĢı komĢusundan daha baĢarılı bir Ģekilde hareket ediyordu. Bu sırada Avusturya imparatoru Altıncı Kari. Avusturya'yı Türkiye'nin ortasına yerleĢtiriyor. Bundan baĢka. Avusturya yalnız Tuna ve Balkanlar'da Cermen ırkının mümessili olmakla yetinmi16 LALE DEVRĠ 1 7 LALE DEVRĠ yordu. Avusturya hakimiyetim Karadeniz sahillerine kadar yaklaĢtıracaktı. Avusturyalılar. bu kadar kârlı. Avusturyalıların Romanya topraklarına kadar ilerlemeleri ise Tuna sahillerindeki hakimiyetlerini kuvvetlendirecek. Osmanlı topraklarını paylaĢmak için kesin ve samimi bir ittifak akdetmiĢlerdi. Prens Öjen'in galip ordusu Osmanlıları Petervaradin'de mağlup ettikten sonra Belgrad'ı kuĢatmıĢ. Sırbistan'ın bir kısmının zaptı. Sava nehrinin güney sahilinde bulunan Bosna arazisinin bir bölümü tamamen Avusturya'ya terk ediliyordu. Pasarofça AntlaĢmasından sonra Belgrat ile Sırbistan'ın büyük bir kısmı Aluta nehrinin batısındaki Ulah kıtası. Büyük Petro ile birinci Katerina zamanında Ondör-düncü Lui ile birleĢmenin yolunu tutmuĢlar. batıda diğer hasmı da XIV Lui'nin genç halefi idi. Avusturya'nın iĢgal ettiği bu yerlerden anlaĢılıyordu ki. Avusturya için ele geçirilmesi imkansız bir köprübaĢı durumundaydı. Avusturya. O zaman bozguna uğrayarak mağlup olmuĢken karısının sadakati sayesinde esir olmaktan yakasını kurtarmayı baĢarmıĢtı. Prut hezimet iyle hayli gecikmeye uğramıĢtı. Yalnız Rusya'nın istilâkârâne hareketi. Ruslar. Ahmed ise. Bu siyasetten maksat. Rusya ile Avusturya. Sava nehrinin her iki sahilini elde etmesi. artık bu kere Balkanlar'dan hiç çıkmamaya karar vermiĢti. Bu vaziyet. öbürü bütün kuvvetiyle ona yardım edecekti. bu derece korkutucu bir vaziyet aldığı asla vaki olmamıĢtı. Osmanlı devletinin arazisini paylaĢmaya baĢlamıĢlardı. Yapılan bu andlaĢma gereğince.Imparatorluğu'nu birdenbire mahvetme hülyasına kapılmıĢtı. fakat bu tekliflerinin mütemadiyen reddedildiğini görmüĢlerdi. gerektiğinde Rus kuvvetlerinden bir kısmım . zor bir durumda bırakıyordu. Fakat bu elim hülya zelil bir esaretle LALE DEVRĠ 15 neticelenmiĢ. Avusturya'nın doğuda. fakat bütün dikkatini sadece doğuya çevirmek istemiyordu. her iki taraf kendisine yönelecek bir saldırıya karĢı otuz bin kiĢilik bir kuvvet hazır bulunduracaktı. Avusturya ordularını aynı zamanda Selanik ve istanbul'u tehdit edecek bir vaziyette bulunduruyordu. Büyük Petro. Artık iki devlet. Bosna'yı tabiî sınırlarından mahrum ederek bütün vilayeti Avusturya'nın saldırısına maruz bırakıyordu. hangisi Osmanlı Devleti ile savaĢa giriĢecek olursa. Gerçekten de Belgrat. Prut anlaĢmasıyla Azak kalesini de elden kaçırmıĢtı. Batıda Avrupa hegemonyasında Burbon hanedanının elinden almak istiyordu. Bunun üzerine Avusturya ile iĢbirliğine gitmiĢler. Habsburg hanedanının doğuda bir hasmı III. doğuda parlak ve devamlı galibiyetler kazanıyor. gelecekte de taarruza geçmelerini kolaylaĢtıracak saldırıya elveriĢli noktalar elde etmiĢlerdi.

Osmano-ğullarının kendi yetiĢtirmeleri olan yeniçeriler tarafından kanlı cezalara uğratıldıkları görülmüĢtü. ney ve tanbur nağmesıyle. Fazıl Mustafa PaĢa'nın kumandasında bulunan asker arasmda büyük bir fark vardı. Hatta ileri seviyede bulunan fen ve teknikten istifade ederek. Osmanlı Devleti için büyük bir tehlike idi. Rusya'nın da doğuda serbestçe hareket etmeleri sağlanmıĢ oluyordu. Diğer taraftan da Rusya'yı Babıâli'ye karĢı devamlı olarak serbest bırakmaktı. Osmanlı tahtının birkaç defa yeniçeri mızraklanyla kanlar içinde yuvarlandığı. Avrupa devletleriyle boy ölçüĢmek imkan haricinde kalmıĢ bulunuyordu. Devletin bu insafsız hareketi. insanlık için faydalı. Bali Bey'in maiyetinde hareket eden Osmanlı akıncılarıyla. kararsız ve periĢan bir halde günden güne zayıfladığı sırada hilâlin Avrupa ufuklarından çekilip batmasına bütün gayretleriyle çalıĢan Avrupalı devletler. Askere düzenli maaĢ vermek Ģöyle dursun. Babıâli. NevĢehirli ibrahim PaĢa olmuĢtu. Artık Türkiye için harp ve cidal siyasetini bırakmak. kadınların ve cariyelerin arasında günlerini geçiliyorlardı. Osmanlı tahtında. Zenta ve Petervaradin muharebelerinde vermiĢti. Bu taĢkınlıklar sonucunda. en parlak meyvelerini Salankamen. harp sanatına olan vukufiyetleri. Rusya ile Avusturya'nın bu ittifakı. Artık Osmanlı Devleti için. Üçüncü Ahmed'in veziri. zaferi. pürĢevk ve neĢat. bu iki devletten herhangi birine harp ilan etse. Osmanlı idaresi.imparatorun Fransa'ya karĢı kullanmasına meydan vermekti. her ikisinin de taarruzuna uğramıĢ olacaktı. zaten terbiyeden ve disiplinden mahrum bulunan askerler arasında taĢkınca hareketler meydana getirmiĢti. hasımlarının askerlik bakımından iptidai ve dağınık bir halde bulunmalarıydı. Osmanlı'nın mevcudiyetini zedeleyebilecek bir mahiyetteydi. Ordunun teĢkilatı tamamen bozulmuĢtu. Avrupa'ya ilim ve sanat silahıyla mukabele etmek gerekliydi. Artık orduyu. günlerini zevk ve eğlence içinde geçiren sultanlar geçmiĢti. Bunlar. Montekukulli'nin Sengator baĢarısından sonra baĢlayan bu çalıĢma yıllarca devam etmiĢ. ordularının intizamı. geleceği temine hizmet edecek bir siyaset takip etmek. O zamana kadar Osmanlıların zaferden zafere koĢmalarını sağlayan sebepler ve unsurlar. 18 LALE DEVRĠ Damâd ibrahim PaĢa (1670-1730) 19 . Osmanlıların silahlarından daha üstün silahlar da elde etmiĢlerdi. üzengisini tamir eden bir neferi: "Orduya esnaf girmiĢ" diye asker saflarından çıkaran padiĢahların yerine. vatanın kurtuluĢunu düĢünen kalmamıĢtı. dedelerinin kulaklarım dolduran cenk ve cidal seslerine karĢılık. düzensiz bir Ģekilde verilen para bile ayarı bozuk para ile ödeniyordu. sarayın zevk ve sefahat masraflarına bile yetmiyordu. Bu suretle Avusturya'nın batıda. Bu siyasetin teĢvikçisi. Eski devirlerin zafer mirası. Fakat bu taarruz. Osmanlıların harp sanatına da vakıf olmuĢlardı.

sebep olacağı masraflardan son derece sakı-'. Ġbrahim Bey. Ahmed büyük ve kanlı bir ihtilalden sonra cülus ettiği zaman Ġbrahim Bey de Da-rüssaade ağasının katiplik hizmetine tayın edilmiĢti. Babası izdin Voyvodası diye bilinen Ali Ağa idi. Ahmed'in en belirgin özelliklerindendi. Ahmed savaĢtan asla hoĢlanmazdı. NevĢehir'de doğmuĢtu. Vezirleri padiĢahın bu özelliğini bildikleri için fazla masraf yapmaktan kaçınırlar. Sultan III. yazıcı halifeliği yaptıktan sonra. Paraya muhabbet etmek Sultan III.Ne\Ģehirli Ġbrahim PaĢa 1 BRAHIM PAġA. 2. Üçüncü Ah-med'in olağanüstü teveccühünü kazanmıĢtı. adeta sırdaĢı sayılırdı. Sultan III. gelirin çoğalması için sürekli gayret gösterir-lerdi. Ġbrahim PaĢa'ya gidip istemiĢti. sadrazamlık mevkiine geldiği tarihten itibaren ülkenin iç iĢlerinde iyimserlik havası kendini göstermeye baĢlamıĢtı. s. Ġbrahim Bey. bendesinin eski hizmetlerini hatırlamıĢ. Tamahkârlığı o kadar ileri götürmüĢtü ki. Üçüncü Ahmet son derece hasis bir yaratılıĢa sahipti: Ezcümle Ģehzadelere cep harçlığı olmak üzere çok az para verirdi: Bir gün Ģehzadelerinden biri parasını bitirmiĢ. Bir süre sonra da kızı Fatma Sultanı kendisine nikahlayarak damatlığa kabul etmiĢti. seferden sonra yazılan raporları Üçüncü Ahmed'e takdim etmek için görevli olarak Edirne'ye geldiği zaman padiĢah. Ġbrahim PaĢa’nın. 1688'de hemĢerilermi ziyaret etmek için istanbul'a gelmiĢ. akrabalarından birinin yardımıyla Saray-ı Hümayun helvacılarının arasına katılmıĢtı. 152 LALE DEVRĠ ibrahim Bey. SavaĢın getireceği felâketlerden. evkaf katipliği. padiĢahın Ģehzadeliği zamanında daima yanında bulunur. daha sonra NiĢ defterdarlığında bulunmuĢtu/1'1 Son Avusturya selen sırasında Petervaradin'de bulunan 1 20 Tarıh-i Atâ: c. Ahmed'in hazinelerini doldururdu. parayı nereden bulduğunu . Daha sonra aldığı paralan. kendisinden öncekilerden hiçbiri bu derecesini göstermemiĢti. böylece değerini ve itibarını bir kat daha artırmıĢtı. Fakat bir süre sonra gözden düĢerek Edirne'ye sürülmüĢtü. Silahtar Alı PaĢa'nın vezirliği zamanında Mora'ya gitmiĢ. Sultan III. Bu süre içinde fikirleriyle. ibrahim Bey. Ģehzadesinin bu cömertliğini görünce hayret etmiĢ. Fakat artırılan gelirler. birbiri ardı sıra ruznâme. Ahmed. huzurunda cirit oynayan içoğlanlara ihsan etmiĢti. nırdı. birinci mirahur ve rikâb-ı hümayun kaymakamlığı hizmetlerinde kullanmıĢtı. fıtri zekasına ilave olarak dirayeti ve gayreti sayesinde bakacılık. Ġbrahim Bey'i. umumun menfaati için harcanmaktan çok. Sultan III. görüĢleriyle padiĢaha müsteĢarlık görevinde bulunmuĢtu. Hatla kendisine müteaddit defalar vezirlik teklif edildiği halde kabul etmemiĢ. Ġbrahim PaĢa Pasarofca andlaĢmasmdan sonra Osmanlı siyasetini idare etmeye bu tarihten itibaren baĢlamıĢtı.

milletin malı demektir. Çünkü baĢka türlü hareket edecek olursam ne sız tahtınızı ne de ben mevkiimi koruyabilirim. sizden gördüğüm ihsanları da halka bol bol dağıtmam gerekir. Ġbrahim PaĢa ise Sultanın III.. derhal bu kaydı sildirmiĢ ve paranın senedini de kendisine iade etmiĢti. eh. Bunun üzerine Sultan III. Ülkenin gelirlerini hazinelerine doldurarak. Fakat benim baĢka Ģekilde hareket etmem. PaĢa daha Rikab-ı Hümayun kaymakamı iken büyük bir nüfuza ve yetkiye sahipti. Aslında sağlam ve sürekli bir mevkiye sahip olmak için sadrazamlığa geçeceği zamanı bile büyük bir dikkatle kollamıĢtı. fena da etmiyorsunuz. seçkin devlet adamlarım hasislik ve tamahkârlık uğrunda kurban etmiĢti. ibrahim PaĢa'dan aldığını söylemiĢti. Defterdar ibrahim PaĢa’nın borç olarak bin kese akçe aldığına dair bir kayıt görmüĢ. zaten kendisinin çok para harcadığından haberdar olduğunu söylemiĢti. padiĢaha büyük bir cesaretle Ģu cevabı vermiĢti: . en önemli makamlara kendi adamlarını yerleĢtirmiĢti. Ahmet hayli Ģiddet göstermiĢ. Devleti tavsiyeleri ve fikirleriyle kendisi idare ediMarki dö Bonnak'ın Sefaretnamesi. 154. Ahmed'in ihtiraslarına hakim olmuĢ.ġevketmeâb! Tedbiriniz sizi hazineler yığmaya mecbur NEVġEHĠRLĠ ĠBRAHĠM PASA 21 ediyor. Fakat padiĢahın hasisliği ile halkın hoĢnutsuzluğuna sebep olmamak için hükümdarın yerine kendisi sarfiyatta bulunarak tebasmı memnun etmeye çalıĢmıĢtı. 161 ¦Um 22 LALE DEVRĠ ¦ .«• Ġbrahim PaĢa’nın sadrazamlığına gelinceye kadar Sultan III. intizam ve ekonomi ne kadar lazımsa cömertlik de o derece lüzumludur. Fakat hükümetin menfaatlerine ve aynı zamanda da kendi menfaatine hizmet ederek bütün iĢlerinde imparatorluğun çıkarına hizmet etmek. Bir memlekete.sormuĢtu. Ahmed sakinleĢmiĢ. PadiĢahın hazinesi. s. Sultan III. güvenilir ve faydalı teĢebbüslerde bulunmak. Para hükümdarların kuvveti ve dayanağıdır. nizam... derhal hazine kayıtlarını getirtmiĢti. Ġbrahim PaĢa'yı derhal çağırtmıĢ.'31 Ġbrahim PaĢa bu ihtiyacı tam anlamıyla idrak ediyordu.. ' / . fırsat zuhur ettiği zaman daha büyük iĢler görmek arzu-sunda bulunduğu görülüyor "Marki dö Bonnak'ın Sefaretnamesi. Ahmed. Ġbrahim PaĢa mevkiini sağlamlaĢtırmak için uğraĢmıĢ. Hiç olmazsa bu paradan bir kısmının padiĢahın veya vezirlerin eliyle kendilerine verilmesi gerekir.. tabiatının daha çok yumuĢaklık kazanmasına vesile olmuĢtu. s. halkı fakirlikle ve zaruretle yüzyûze bırakmıĢtı. Ġbrahim PaĢa. ġehzade cevaben. öfkeli bir sesle azarlayarak Ģehzadeleri çok para harcamaya alıĢtırmamasını.

Avusturyalıları payitahtın kapısının önünde görmekten sürekli bir korkuya kapılıyordu. Daha Ģimdiden harikulade iĢlerinden bahsedilen genç kralınız da hakkımızda ecdadı gibi düĢünecektir. yaratılıĢı itibariyle savaĢçı olmadığı için. o tarihten itibaren sadrazamhk makamını elde etmeye karar vermiĢti.yordu. Fakat bu mevkiin son derece tehlikeli olduğunu bildiği için Pasarofça antlaĢmasının imzalanmasını beklemiĢti. kafası kesilecek seksen kiĢinin içine ibrahim PaĢa'yı da dahil etmiĢti. Ġbrahim PaĢa. barıĢın yapılması belli oluncaya kadar sadrazamlık makamında kalmıĢ. iki devletten birinin veya her ikimizin bu tehlikenin önünü aldırmak. savaĢı tamamlar tamamlamaz. baĢlarında iyi kumandanlar olmadığı için savaĢa korka korka gidiyorlardı. barıĢ imzalanır imzalanmaz sadaret makamını ibrahim PaĢa iĢgal etmiĢti. en önemli iĢler için ibrahim PaĢa'ya müracaat edilir. onun da azledilmesi üzerine dostu ve hemĢerisi NiĢancı Mehmed PaĢa sadrazam olmuĢtu. Fakat bütün sefirler biliyorlardı ki. Fransa yine eski prensiplerine dönecek. ibrahim PaĢa'yı Edirne'de. memleketi periĢan bir halde bulmuĢtu: Damat Ali PaĢa en tecrübeli zatları öldürtmüĢ. Avusturya imparatoru yeni bir sefere devam edecek olursa Orsmanhları istanbul'dan da çıkarabilirdi. "Askerler. . Fransa ile bizim düĢmanlarımız aynıdır. kendisine sunulan teklifleri tamamen kabul etmiĢ. biz nasıl harp edebiliriz? Ali PaĢa bu memleketi periĢan etli. s. O zaman o da anlayacaktır ki. sadrazamla da usulen görüĢülürdü. DüĢmana verdiğimiz yerleri almak. Bu mevkiyı önce BaĢtancıbaĢı Halil PaĢa'ya verdirmiĢ. Mehmet PaĢa. aslında utanç verici olan. er geç bize samimi bir sevgi göstereceğinden emin bulunduğumuz Fransa'nın Avusturya imparatoru hesabına ispanya'ya karĢı savaĢla meĢgul olduğu bir zamanda. Silahtar Ali PaĢa'nın Ģehadeti üzerine serbest kalmıĢ. istanbul'a döneceği zaman. Bu korkaklık Saray-ı Hümayuna kadar sirayet etmiĢti. her iki devlet için de zararlıdır. O sırada Varadin muharebesinde bulunan Ali PaĢa da bu hâle vâkıftı. fakat o sırada muhakkak gerekli bulunan anlaĢmayı imzalayarak barıĢın gerçekleĢmesini sağlamıĢtı. Onların kuvvet kazanmaları. sonra düĢünülecek bir iĢtir. özellikle bütün devletlerin bizden yüz çevirdiği bir zamanda. Bu zararı gidermek için zamana ve sükunete ihtiyaç vardır. yahut durdurmak için teker teker veya birlikte hareket etmemiz lazımdır. yeniçerilerde nizam ve intizam kalmamıĢtı. Bu sebeple. ibrahim PaĢa bu gerçeği Fransa sefiri Marki do Bonnak'a bizzat söylemiĢti. O hale gelmiĢti ki. Fakat sadrazam imparatorun sarayındaki nifakı ve padiĢahın barıĢsever bir insan olduğunu bildiği için bu durumdan yararlanmıĢ. . Esasen padiĢah. Bu sebepten dolayı."'4' O sırada Fransa sefiri do Bonnak. 139 NEVġEHĠRLĠ ĠBRAHĠM PASA 23 çadırında ziyaret ettiği zaman. ibrahim PaĢa. Türkiye'nin küçülmesinin kendisi için ne kadar zararlı olacağını anlayacaktır. 4 Marki do Bonnat'ın Sefaretnamesi. Bu sırada kendisi Rikâb-ı Hümayun kaymakamı kalmıĢtı.ġu gördüğünüz askerle. Ġbrahim PaĢa Pasarofça andlaĢ-ması hakkında sefire Ģu mütalaada bulunmuĢtu.

Osmanlı Devleti'nin aleyhinde akdedilen 1725 ittifakının etkisini birkaç yıl geciktirmiĢ. Yabancılara güzel davranır. dirayetiyle günlük hertürlü problemi çözüme kavuĢturuyor. Bilhassa saray entrikalarının bütün inceliklerini biliyordu. Ezcümle Fransızlar doğuda ticari yönden en müsait bir konumda bulundukları halde.ibrahim PaĢa'nın bu mütalaasını Marki dö Bonnak da tasvip etmiĢti. hatta Rusya ile de uyuĢmak isliyordu. Ġbrahim PaĢa. Avusturya ile savaĢ sona erince Türkiye'ye komĢu devletlerle barıĢ içinde yaĢayacağını. Karakter itibariyle sevimli fikri yönden cevval son derecede anlayıĢ ve kavrayıĢ sahibi. 3 Sefer. Babıâli üzerinde icra ettikleri nüfuz sayesinde. Pasarofça antlaĢmasından sonra. Osmanlı Dev-leti'nin maruz kaldığı tehlikeleri tam manasıyla anlamıĢtı. ibrahim PaĢa. Bir Fransız sefirinin dediği gibi. istanbul'da Fransa Sefaretlerine Dair Tarihi Muhtıra. Pasarofça antlaĢmasından sonra Avusturyalılar da aynı müsaadeleri elde etmiĢlerdi. Daha doğrusu Rusya ile Avusturya arasında. s. yumuĢak tabiatlı ve sükunete mütemayil. ibrahim PaĢa’nın bu siyaseti. 3 I 24 LALE DEVRĠ ¦ . Ahmed'in eslâfı zamanında Fransa'ya verilen müsaadelerin bir kısmını iptal ettirmiĢlerdi.^> Gerçekten de Ġbrahim PaĢa ülkede barıĢı yerleĢtirmek istiyor. Vatanı bu tehlikeden kurtarmak için ibrahim PaĢa’nın düĢündüğü tek çıkar yol düĢmanlarıyla anlaĢarak yaĢamaktı. BarıĢ ortamının güzelliklerinden istifade etmeyi bilir. Ģiddet göstermede bile maharet sahibiydi. gücünden ve nüfuzundan korktuğu düĢmanlarla birleĢmiĢti. s. memlekette birtakım projeler uygulamak suretiyle Osmanlılığa eski Ģanını ve Ģerefini kazandırmayı baĢaracağını kesin bir dil ile söylerdi. Rusya ile . Babıali Fransa'nın Avusturya ile rekabetinden istifade edecek yerde. harp sanatında Osmanlılara üstün geldiğini anlamıĢ. istanbul'da Fransa Sefaretlerine Dair Tarihi Muhtıra. Avrupa Devletleri arasında daha sonra ihtilal meydan gelirse bundan istifade etmek çarelerine tevessül etmiĢti:'7' Ġbrahim PaĢa. ülkeyi ancak bir süre Rusya'nın ve Avusturya'nın istilâsından kurtarmıĢtı. Batı medeniyetine karĢı hiçbir düĢmanlık göstermezdi. Osmanlı vatanını on üç yılı geçen bir süre içinde Avusturya ve Rusya taarruzundan kurtarmak için bu siyaseti takip etmiĢti. yeniden asker yetiĢtirmek. fakat bu sırada Fransa'nın çıkarlarını doğrudan doğruya sonuçsuz bırakmıĢtı. Zaten sadrazamlık makamının Ģerefini koruyacak bütün özelliklere sahipti. ileri görüĢlü. Ġbrahim PaĢa gerçekten akıllı. Sultan III. Hotin ve Ben-der'de istihkâmlar inĢa ettirerek bu tarafları kapamak. bu devirde "Osmanlılar dostluktan ziyade korkuya tabi" olmuĢlardı.15» ibrahim PaĢa siyasette büyük bir itidal göstermiĢti. fakat ertesi günün tehlikelerini ve zorluklarını ortadan kaldırma maharetini gösteremiyordu. Ġbrahim PaĢa. sanal zevkiyle beslenmiĢ bir vezirdi. Hıristiyanların Sefer. Bu tarihten itibaren Rusya ve Avusturya hükümetleri.

sadrazamlık makamını elde ettiği zaman memleketin dahili ve siyasi durumunda da büyük değiĢiklikler meydana gelmiĢti. O kadar ki Pasarofça antlaĢmasından sonra. devletin namusu için gösterilmesi gereken her Ģeyi gözler önüne sermiĢti. Rusya ve ingiltere ise Prusya'yı kendilerine rakip saymıĢlardı. Viyana'ya sefir gönderilmesi icabettiği zaman PadiĢah tarafından son derece pahalı hediyeler yollanmıĢtı. Rusya ile Avusturya arasında rekabet ortamı oluĢturmak için Rusya ve Polonya ile iyi 26 ' LALEDEVRĠ /^p"'v. ibrahim PaĢa’nın devrinde Saray-ı Hümayûn'un serveti ve ihtiĢamı çok parlaktı. ibrahim PaĢa bir taraftan Rus Kapı Kethüdası Daskov'u kabul etmiĢ. Hatta Avrupa siyasetine. Daha çok tehlikeyi ertelemiĢ. bu ülkenin Türkiye'ye olan ithalâtı on milyon kadar azalmıĢtı. '''. Türkiye'nin bu teĢebbüsünü Fransa. Ahmed'in veziri. Osmanlı Devleti'nin baĢında dolaĢan fırtınaları bir süre erteleyebilirdi. ibrahim PaĢa’nın bu konuda aldığı tedbirler. Fransa'nın ticaretini etkilemiĢ. Avusturya. Sultan III. Rum ve Ermeni takımından Hıristiyan teb'ayı boĢ ve bâtıl bir Frenk âyinine ve mezhebine davet etmek suretiyle. Keza Avusturya'nın ve Rusya'nın nüluzu arttığı için Fransız sefirleri Katoliklerin hukukunu da savunmaktan aciz kalmıĢlardı. Daha doğrusu ibrahim PaĢa’nın siyaseti Osmanlı Devleti'ni idare etmek için kesin bir yol değildi. Batılı devletlerin vaziyetine daha fazla . Ezcümle Macarlı Rakoçi'nin teĢvikiyle ilk defa Prusya ile dostane bağlar kurmak için gayret göstermiĢti. O zaman Ģıkk-ı sânî defterdarı bu hediyelerle Viyana'ya gitmiĢ. Frengi hastalığı gibi sirayet ettiği için "konsolos bulunmayan yerlerde Katolik rahiplerinin ikamet etmeleri yasaklanmıĢtı. büyük Ģehirleri ve beldeleri taraf taraf dolaĢıp. fakat en çok sanat Ģevkiyle Osmanlı tarihinde önemli bir çığır açmıĢtı. Fakat bu fırtınaların kesin olarak yön değiĢtirmesi imkansızdı. bazılarının içlerine büyülü tesir ve muhabbetleri.Avusturya'nın Türkiye'ye karĢı kurdukları ittifaktan sonra Fransa sefiri7 Marki do Bonnat'ın Sefâretnâmesi s 25 153 NEVġEHĠRLĠ ĠBRAHĠM PASA nin istanbul'daki nüfuzu gittikçe azalmıĢtı. bu süre içinde dahilde teĢkilat ve tensikat ile meĢgul olmuĢ. Ġstanbul dibasından baĢtan baĢa altın eğerler bulunuyordu. fesatçı bir maksatla. diğer taraftan Fransa sefiri Marki do Bonnak'la iliĢki kurmaktan geri durmamıĢtı. Miktarı hayli yekun tutan bu hediyelerin içinde özellikle elmaslar. Gümrük vergilerinin artırılması ise."(I 725) Osmanlıların böylece Katolik propagandasına engel olmaları Fransızların iĢine gelmemiĢti. iliĢkilerin kurulmasına çalıĢmıĢtı. Ezcümle "Osmanlı mülkünde Efrenç rahipleri cinsinden bazı insan Ģeytanı kimseler.'' ' . Ġsveç ve Napoli hükümetleri memnuniyetle karĢılamıĢlardı. Ġbrahim PaĢa. inciler ve zümrütlerle süslü çadırlar ve kılıçlar.

o da Ġbrahim PaĢa’nın teĢviki ve himmetiyle ilerlemiĢ. kızlarından Atike. Cülusunun ilk on yılı içinde Sultan III. Daha önce Fatma Sultan'm Sadrazam Ġbrahim PaĢa ile icra edilen düğünleri de gayet parlak olmuĢtu. PadiĢah. Hıristiyanların hileleri hakkında bilgi elde etmiĢ. her birinin değerine göre. halkı Ģevk ve ahenk içinde yaĢatmıĢtı. bu yörede imal edilen kemerlerden öteden beri alman on akçe gümrükten fazla olarak. genç Sultana karĢı kalbinde hâsıl olan aĢıkane zevki Doğululara mahsus nazikane bir edâ ile tasvir etmiĢti. Yeni Saray C>ULTAN III. on üç yıl uzayan sulh ve selamet devresi zevk ve sanatla geçmiĢti. Bu sefarete. kayda değer binaları ihtiva etmiyordu. Ģehzadelerinden dördünün sünnet düğünlerini yaptırmıĢtı. Bu zevk ve neĢe âleminin kutbunu Sultan III. Oysa Osmanlılar fen ve sanata yönelmedikçe. Devlet hazinesi. Hatta o zaman ibrahim PaĢa. maliye hazinesinin yedi milyon kuruĢ tasarruf etmesine vesile olmuĢtu. AHMED devrinde. BarıĢ. fakat rahip Dübuva'nın idaresizliği yüzünden faydalı bir netice elde edememiĢti. 40-60 akçe tahsiline karar vermiĢti. Üçüncü Ahmed. böylece servetle dolduktan sonra sınırda yalnız NiĢ ve Vidin kaleleri inĢa edilmiĢ.(1719) Meh-med Efendi Paris'te parlak bir Ģekilde karĢılanmıĢ. Son Avusturya seferinden sonra memleketin geleceğini sağlayacak bazı tedbirler alınmıĢtı. incelikleri bilen ve iĢten anlayan bir kimse olması dolayısıyla Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi seçilmiĢti. Bu düğünleri baĢkenti günlerce Ģevk ve Ģetaret içinde yaĢatmıĢtı. Yalnız Ģiir ve sanat. zihinlerini düĢünce yönünden çe-liĢtirmedikçe bu yenilgilerin daha acı bir Ģekilde tekrarlanacağı. Fatma Sultan'm aĢkıyla nâlân olarak manzumeler okumuĢ. Bundan baĢka Sakız'da nüfus sayımı yaptırmıĢ. Ahmed'in kız ve erkek yirmi dört çocuğu dünyaya gelmiĢti. Petervaradin hezimetinden sonra Avusturya seferlerinin kanlı safhaları da unutulmuĢtu. Ġstanbul tabii güzelliklerini hemen tamamen muhafaza ediyordu. Boğaziçi mavi ve ahenkli sularının okĢamasıyla titreĢen yeĢil sahillerinde dört beĢ beyaz. geri kalanı da memleketin imarına tahsis edilmiĢti. iki asırlık hâkimiyet mirasını on onbeĢ yıl içinde kahredici bir hezimeüe terk eden Osmanlıların geleceğini de garanti altına almıĢtı. ibrahim PaĢa devletin Ģerefini ve haysiyetini korumak için hiçbir masraftan kaçınmıyor. sanatkarca yapılmıĢ köĢkten baĢka. Ahmed oluĢturuyordu. Mesela sadrazamlığının ilk üç yılı içinde kimsesiz olarak ölen yeniçerilerin aylıklarının hazineye kalması için çaba göstermiĢ. BeĢiktaĢ sahillerinin çamlıkları altında vezir sarayının muhteĢem . memleketin gelirini artırmak amacıyla her yola baĢvuruyordu. Hatice ve Ümmü Gülsüm sultanların nikahlarıyla. hatta Osmanlılığın da tehlikeye maruz kalacağı kimsenin aklına " PAġA NEVġEHĠRLĠ ĠBRAHĠM 27 gelmemiĢti. savaĢın felaketli devirleri geçer geçmez kızlarının düğünlerini yaptırmıĢ.vakıf olmak için Fransa'ya sefir göndermeye karar vermiĢti. Fakat onlar da sonuçsuz kalmıĢtı. artık asırlardan beri düĢmanlarının hücumları karĢısında geri çekilen.

Üçüncü Ahmed. sütunları gül rengi mermerden. her padiĢah zamanında bir daire ile geniĢletilmiĢti. çinilerle ve çeĢmelerle süslüydü. padiĢahın ikametine mahsus bir çatı meydana getirilmiĢti. sonra. kokularla dolu mavi bir deniz. Kapıların üstünde. Bu sofa. kasideler yazılmıĢtı. kubbeleri ve revakla-rıyla sahil boyunu süsleyen Yalı köĢkleri ve incili köĢkler. yirmi ıkı adım geniĢliğinde inĢa edilen bu büyük salon.binası. 30 LALEDEVR! Sarayın en müstesna dairesini. Sultan III. diğer dairelere ayrı ayrı kapılar açılmıĢtı. büyük bir Ģevkle birbirleriyle yarıĢmalarını mest olmuĢ bakıĢlarla takip ederdi. Salonun sol tarafında hamama. Sarayın sahilden baĢlayarak Ayasofya önlerine kadar uzayan surlarının ortasında yüksek servilerin. sarıĢın cariyelerin. kemerleri üzerindeki müzeyyen ve mülevven kubbesiyle gerçekten seyrine doyum olmayan bir manzara oluĢturuyordu. Salonun Halice bakan pencerelerinin önüne yüksek bir sofa teras yapılmıĢ. Aynaların çerçeveleri girift asma dallarıyla tezyin edilmiĢ. hamam koridoruna. Boğaz'ı bütün güzellikleriyle süslüyordu. beyaz zemin üzerine mavi. Ahmed genellikle bu salonda fasıl ettirir. Terasın sağ tarafında baĢlıkları yaldızdan. kırmızı zemin üzerine övgü dolu beyitler. Tersane Bah-çesi'ne bazen . Sarayın dıĢ kısmı. bütün bu köĢklerin üzerinde kademe kademe yükselen Bağdat köĢkünün zarafetine ve sanatına. etrafı çiçeklerle süslü. yüksek kubbeli Hünkâr sofası teĢkil ediyordu. terasta oturan hanende kızların ney ve santur seslerinden kubbelere yansıyan nağmelerle kendinden geçer. sarayı hemen tamamen ihya etmiĢti. Osman ı mimari sanatında bedii bir örnek teĢkil edecek mineli çinilerle süslenmiĢti. ulu ağaçların arasında. sade ve tabii güzelliklere sahip olduğu gibi. Duvarları yer yer süsleyen dolap kapakları tamamen hendesi Ģekillen içine alan sedefli çiçeklerle ve kabartmalarla müzeyyendi. Özellikle Sultan Dördüncü Mehmed. Sarayburnu ile istanbul semtleri. çiniler Osmanlı sanatına numune olabilecek bir nezihlikte. içi de gül bahçeleriyle süslüydü. mine renkli çiçeklerle telvîn olunmuĢtu. değiĢen renklerle nazireler teĢkil eden lâle bahçeleri görülüyordu. denizin mavi sularının üstünde Beyoğlu sırtlarının göz okĢayıcı yeĢillikleri görülüyordu. Saray her devirde tamir edilmiĢ. Otuz adım uzunluğunda. Ġlkbaharın parlak güneĢi. kıĢ mevsimini bu sarayda geçirirdi. bazen Karaağaç KöĢkü'ne. Ģuh ve Ģâtur kahkahalarıyla billur topu tutmak için sıçrayıĢlarını. Anadolu sahillerinde küçük bir kaç caminin beyaz minareleri. Salonun duvarları boydan boya aynalarla. yüksek servilerin ve ıhlamurların arasından göz atıldığı zaman. Salonun Halic'e bakan pencerelerinden. Bu çatının önüne süslü bir billur top asılmıĢtı. Ġstanbul'un parlak ve taze yeĢilliklerini yaldızlamaya baĢlar baĢlamaz. parmaklıkları mozaik iĢi sedeflerle iĢlenmiĢti. Sarayın hemen bütün salonları rengarenk çinilerle altın ve süse boğulmuĢtu. bu tabii güzelliklerin arasında müstesna bir mevki oluĢturuyordu.

Valide Sultan KöĢkü'ne giderdi. bu kurnanın etrafındaki deliklerden dıĢarı doğru serpiliyordu. Saraym odaları sayı itibariyle yüzü geçiyordu. duvarları zarif çinilerle süslüydü.de Eyüb'e. Üçüncü Ahmed'in zevke ve safaya son derece düĢkün olduğunu anlayan ibrahim PaĢa'nın sanatkârca gayretiyle inĢa . Bu padiĢah döneminde kır gezintileri ve eğlence âlemleri o kadar yay' ' YENĠ SARAY 31 ¦'" gm hale gelmiĢti ki. Sarayda birçok sofa görülüyordu ki. Mesela Silahtar Ali PaĢa’nın Fatma Sultan ile evlenmeden önce yaptırdığı saray gerçekten seyretmeye değerdi: Saray deniz kenarında ve son derece elveriĢli bir noktada bulunuyordu. Her bahçede birçok ağaçlık. tamamen mermerdendi. suların zemzemesi karĢısında mutlu bir ömür geçiriyordu. Daha birçok oda vardı ki. Pencerelerin camları Ġngiltere'nin ¦ en güzel billurlarından seçilmiĢti. Üsküdar ve Kadıköy sahilleri de tamamen köĢklerle süslenmiĢti. Hemen hemen hepsi harikulade bir Ģekilde süslenmiĢti. Ahmed'm ikametine tahsis edilen odanın duvarları hep sedefle süslenmiĢ. cennet gibi bahçelerle süslenmiĢti. binayı hoĢ bir gölgenin altında bırakıyordu. PaĢakapısı'nda Fatma Sultan Sarayları ile Kandilli Sarayı ne kadar muntazam ve mükemmel ise. koruluk ve fıskiyeler vardı. Özellikle hamam dairesi çok güzeldi. Hamamın yanında iki geniĢ daire vardı. Alıbeyköyü yakınında Hüsrevâbâd. uiak mermer kurnalara dökülüyor. yaldızlar. renkler o derece koyu idi ki. Ġstanbul'un en ferahfeza mevkilerinde yapılan köĢkler ve bahçeler de aynı intizam ve mükemmellikteydi. aralarına çivi yerine zümrütler serpilmiĢti. Bazılarına çini kaplan32 LALE DEVRĠ mıĢtı. Zeyrek'te AyĢe Sultan. En yüksekteki bir set Ģeklindeydi. meyve vazolarıyla süslenmiĢti. Sarayın duvarlarının etrafına dikilen hanımellerıyle asmalar yeĢil bir örtü meydana getiriyor. Saray erkânı bu ağaçların altında. Sarayda sultan III. döĢemeler.(8) Bütün bu kasırlar. Bahçelerin letafeti de sarayların tantanasıyla doğru orantılıydı. Dört köĢesinden Ģelâleler Ģeklinde sular akıyor. Fakat nakıĢlar o kadar ince. etrafları çiçek saksıları. Bunların hepsi alçıdan yapılmıĢtı. Her odada mermerler. duvarları hep zeyünağacı kaplı ve sedefle müzeyyendi. gayet ince resimler bol miktarda mevcuttu. Tavanı yaldızlarla. Kağıthane'de Sa'dâbâd kasırları hep Sultan Ahmed devrinin yadigârlarıydı. Arkasında ormanlarla kaplı bir tepe vardı. Cıgala Sarayı civarında Ferâhâbâd. Bu sarayda muhteĢem bir imparatorluğa sahip. Defterdar'da NeĢatâbâd. Ġstanbul'un en gönül okĢayıcı noktalan zarif köĢklerle. her türlü ziynete malık bir sultanın temaĢa edebileceği azamet ve tantana tam anlamıyla mevcuttu. Yalnız bu sahilde yüzden fazla zarif ve göz alıcı saray vardı. sonra büyükçe bir kurnada toplanıyor. Bebek'te Hümâyûnâbâd. Bunlardan Salıpazarı'nda Emnâbâd. bunların bir sanat eseri olduğuna bir türlü marnlamıyordu. Kurnalar. çeĢmeler.

Osmanlı sanatının renkli bir cevheri denilmeye layık olan çeĢme idi. ibrahim PaĢa Üçüncü Ahmed'in ruhuna vâkıftı. havuzlarla. 140-144 33 YENĠ SARAY zam böylece mevkiini sağlamlaĢtırıyor. Hatta bütün eğlencelerin çeĢitli. Fakat istanbul'un her köĢesi Osmanlı sanatının zarafetim yansıtacak çeĢmelerle. köĢklerle. bu vasıtayla Hazine-i Hümayun'un gelirlerini artırıyor. Ġbrahim PaĢa. Sadrazamın ziynete olan düĢkünlüğü ile beraber padiĢahın da zevk ve safaya iptılâsı bu devre baĢka bir renk vermiĢti. aynı zamanda hükümdarının istirahatını sağlamak için bütün nüfuzunu kullanıyordu. bu mısra'm bir kaside ile taçlanmasını arzu etmiĢti. umumi menfaatlerle ilgili masraflar azaltılıyor. Sadra8 Madam Montegü. ÇeĢmenin çevresi ve süsleri Batı tarzmday-dı. böylece büyük bir servet biriktiriliyordu. Sultan Üçüncü Ahmed çeĢmeyi inĢa ettirdikten sonra: Aç besmeleyle iç suyu Han Ahmed'e eyle dua (1141) tarihini bulmuĢ. kütüphanelerle. sükûnet ve ahenk içinde kafasını dinlendirmek istiyordu. çok kibar bir inceliğe ve davranıĢlarında yumuĢak bir vakara sahipti. Gerçi önceki sultanların inĢa ettirdikleri gibi muhteĢem kubbeli müteaddit minareli camiler inĢa ettirilmemiĢti. ibrahim PaĢa mütenasip bir vücuda. Sürekli yenilenen eğlencelerden zevk aldığı için güzel bir sarayda tertiplenen âlemler onu son derece mutlu ediyordu. Ġbrahim PaĢa. Devlet iĢlerinden usanan Üçüncü Ahmed. Elleri tıpkı zarif ve yumuĢak bir kadın eli gibi elmas ve zümrüt yüzüklerle müzeyyendi. s. medreselerle ve abidelerle süslenmiĢti. çeĢmenin etrafına yazılmak üzere. Bunun için ilk önce baĢkentin çeĢitli binaları tamir edilmiĢti. Üzerindeki çiçek süslemesi Ģark sanatının en seçkin örnekle-rindendi. Üçüncü Ahmed'in arzularını yerine getiriyordu. Zevk ve safaya bu kadar düĢkün olan padiĢah aynı zamanda servet toplama konusunda da büyük bir hırs sahibiydi. O zaman Seyyid Vehbi'nin: ġehinĢâh-ı âli nesep Sultân-ı memdûhül'l-haseb Fermandeh-i Rûm û Areb Han Ahmed-i kiĢvergûĢâ . Ziynet ve debdebeye. sanata düĢkünlüğü kiĢiliğinde de kendini gösteriyordu. Çinileri Tekfur Sarayı'nda açılan fabrikada yapılmıĢtı. Sultan Üçüncü Ahmed'in inĢaata karĢı olan merakını cidden takdir etmiĢti. Bu çeĢme. Ġbrahim PaĢa. padiĢahın bu iki özelliğini büyük bir dirayetle idare ediyor. sanatkârca ve muntazam olmasını istiyordu. Ahaliden vergiler almıyor. Saray-ı Hümayun'un kapısının önüne inĢa edilmiĢti. Elbiseleri baĢtan ayağa elmaslarla ve incilerle bezenmiĢti. hatta bu iki zıt temayülün fena bir tesir hasıl etmesine meydan vermiyordu. Bu abidelerin en göze çarpanı. Özellikle kendisi de zevke ve sefaya meyyaldi. ġark Mektupları.edilmiĢti. Muhtelif renkte ve yaldızlarla bezenmiĢ olan süsleri güneĢin doğmasıyla birlikte tatlı gölgeler bırakan saçakların altında ahenkli bir manzara oluĢturuyordu.

Asıl tarihi içine alan: Târihi Sultan Ahmed'in câri zebân-ı lüleden Aç Besmeleyle iç suyu Han Ahmed'e eyle dua beyti ise Üçüncü Ahmed'in elyazısıyla bu sanat Ģaheserinin tam cephesine yazılmıĢtı. böylece dinî hayatın tezahürlerinden birini göstermiĢti. toprağının feyiz ve bereketi meĢhurdu. Sultan Üçüncü Ahmed Ģehrin sanat abidelerini çoğalttığı gibi. zevk ve sanat için sayfiyelerin çoğaltılması.^1 Sonra "PûĢide-i Resû-lü's-sakaleyıV'i'^1 Osmanlı sanatkârlarına imal ettirerek Mübarek Belde'ye göndermiĢ. ahali akın akın Kağıthane'ye dökülürdü. 157 Peygamberimizin türbesine örtülen örtü Sâdâbâd ve Lâle Saf alan IvAĞlTHANE. pembe ve mor çiçeklerle süslü. beyaz. kümelerle koyun sürülerinin dolaĢtığı görülürdü. ÇeĢmenin yuvarlak köĢeleri. narin. köĢklerin imarı idi. camiler. zarif bir dantela gibi iĢlenen oymaların sanatı. Ġbrahim PaĢa da Kağıthane'de. Üçüncü Ahmed en fazla Sâdâbâd'dan hoĢlandığı için Sadrazam Ġbrahim PaĢa da en çok bu gönül alıcı mevkinin ihyasıyla meĢgul oldu. mektepler.mısralarıyla baĢlayan parlak kasidesi çeĢmenin etrafına. renkli bir zemin üzerine yazılmıĢtı. kokulu çayırların üstünde Kağıthane'de geçirirlerdi. hamamlar ve kütüphaneler yaptırmıĢ. saçağından kaidesine kadar çeĢmeyi süsleyen ince. Fakat mevkii uzak olduğu için Kağıthane'den yeteri kadar istifade edilemiyordu. Çayırlarının bolluğu. 9 10 Tarih-i Ata: c 2. s. Fakat tbrahim PaĢa’nın en çok önem verdiği inĢaat. Ġstanbul'un fethinden beri Türkler tarafından eğlence yeri olarak kabul edilmiĢti. Ġstanbul'un zevk ve safa erbabı ilkbaharın mehtaplı gecelerini. HocapaĢa'da. ara sıra Yeniçeri Ağası da . Baltacılar Ocağı'm tamir ettirmiĢti. Burada Bizanslılardan kalma bir kağıt fabrikası vardı. pembe ve yeĢil taĢların gönül açan 34 LALli DEVRĠ yaldızların kaynaĢması hemen her gün zarif bir sanat demeti gibi gözleri neĢelendirmeye baĢlamıĢtı. aynı modelde Azapka-pısında. Kağıthane'den en çok istifade edilmeye onyedinci yüzyılda baĢlanmıĢtı. vatanı olan NevĢehir'de. Kağıthane civarında birçok ağıllar tesis edilmiĢti. Sultan Üçüncü Ahmed'in çeĢmesi artık örnek alınmıĢ. hemen birçok günlerini. altın yaldızlı parmaklıklarının sanatkârca birleĢtirilmesi. Dördüncü Murad zamanında burası en ünlü gezinti yerlerinden sayılıyordu. Üsküdar'da ve Tophane'de de birer çeĢme yapılmıĢtı. Kağıthane deresini!1. derenin berrak sularını yeĢil gölgelerle Ģenlendirdikleri zaman. Derenin kenarını süsleyen büyük çınarların altında. çayırlara yüzlerce çadır kurulur. sarı. Kağıthane eğlencelerine nezaret etmek üzere Dergah-ı Ali'den dört oda yeniçeri çorbacısı tayin edilir. daha sonra. kenarındaki çınarlar.

köpek oyunları. Önce Kağıthane deresinin aktığı yeri temizletti! Mimarlarla ve diğer ustalarla Kağıtha38 I. ut ve keman sesleri. bu kasrın hepsinden üstün olmasını istedi. ġevkâbâd. Ġbrahim PaĢa. ġerefâbâd. Fakat Ġbrahim PaĢa. Evliya Çelebi'nin yaĢadığı devirde Kağıthane. Kağıthane kasrının inĢası için gerekli olan malzeme kolayca tedarik edildi. Akide kolu gibi oyuncu kollarının bu mevsimde Kağıthane'de hüner sergiledikleri görülürdü. sihirbaz. yiyecek ve içecek satılırdı. ayı. Bahariye sahilleri. santur ve tambur. Emnâbâd gibi köĢkler inĢa edilirken. Çengelköyü'ndeki Kuleli Bahçe Kanuni Sultan Süleyman zamanındaki Ģöhretini kaybetmiĢti. neĢelendiren sevinç dolu yerlerden sayılırdı. (22 ġaban 1134) Ogün yapılacak kasrın ilk temel taĢı Ģatafatlı bir surette konuldu. yüksek tabakanın ve halkın gezinti yeri olan gönül açıcı. Hatta Evliya Çelebi "yârân-ı safâ’nın birinden. Hüsrevâbâd. Devrinin usta mühendislerini bu görevle görevlendirdi. 36 LALE DEVRĠ Nedim (1681-1730) SADABAD VE LALE SAFALARI 37 Geceleri her çadırdan çıkan cenk ve rübap. muhteĢem Sultan saraylanyla süslüydü. ortalığı teftiĢ ederdi. Nazlı kolu. Dolayısıyla Ġstanbul'un mevki ve manzara bakımından en önemli noktalarına NeĢatâbâd. fikrini yitirmiĢ âvâre! Niçin gam çölünde Mecnun gibi mahzun olup bu aĢk ve heves dolu Kağıthane'den haberdar değilsin? Bu yüce Osmanlı devletinin zuhurundan beri hiçbir mesire yerinde bu Kağıthane eğlenceleri gibi Ģenlikler olmamıĢtır. Esasen Eyüp civarı bu devirde son derece rağbet görüyordu. sinibaz. mum ve fenerler ile çırağan ederlerdi. Kağıthane'ye de kasır yapılması isabetli olacaktı. Devrin en meĢhur oyuncuları SamurbaĢ kolu. Sabahlara kadar fiĢekler ve toplar atılır. Halkın ihtiyacını sağlamak için her tarafta dükkanlar açılır. dünyada bir Ģey görmüĢ değildir: istanbul halkının Kağıthane'ye olan ilgisi yıllarca devam etti. 'her tarafta binlerce kandil. inĢaatı sür'atli bir Ģekilde bitirmek istedi. Kuleli Bahçe'deki yontulmuĢ ve perdahlanmıĢ mermerleri .Ey gam köĢesinde gönlü periĢan olan biçare! Aklını. zevkleri ve eğlenceleriyle meĢhurdu. O sırada. maymun. ibrahim PaĢa. Kağıthane âlemi muazzam bir eğlence teĢkil ederdi. zurna âvâzeleri ortalığı çınlatırdı. latif bir mesire ve hiçbir ülkede benzeri olmayan. pehlivan güreĢleri seyrederek eğlenirlerdi. Bu bayram yerini görmeyen âdem. Kağıthane âlemlerini sorduğu zaman Ģu cevabı almıĢtı: . Damat ibrahim PaĢa’nın sadrazamlığı sırasında da Kağıthane. gündüzleri de hokkabaz. Geceleri saz ve nağme ile vakit geçiren halk.ALE DEVRĠ SADABAD VE LALE SAFALARl 39 neye gitti. Bahçedeki kale yıkılmıĢ. ateĢbaz.gelir. Asafâbâd. harap bir hale gelmiĢti.

Büyük havuzun ortasına yapılan ejder ağızlı fiskiye-nin suyunu böylece temin etmiĢti. Kumbarahane civarına sırma iĢlemeli çadırlar kurulmuĢtu. Bu devirde Karaağaç bahçesi mamur haldeydi. ibrahim PaĢa Kumbarahane tarafında da eski mecradan daha geniĢ ve daha muntazam bir mecra açtırmıĢtı. Artık kasrın her kısmına. Nev-peydâ gibi isimler. Havuzun içine. Hele bilmem nice tecviz olunur imkânı diyordu. ayrıca iki fıskiye. yeĢil çınarların altında Sâdâbâd ve teferruatını teĢkil eden kasırlara. mermer teknelerle çağlayanlar oluĢturulmuĢtu. süslü ve muhteĢem otaklar. altınlar . gerekse civardaki tekkeler hep Ģairane isimlerle isimlendiriliyordu: Kasr-ı NeĢât. Cedvel-i Sîm.çekıiri gemiler ile Kağıthane'ye getirtmiĢti. Dere. Hayrâbâd. köprülere. Gerek Sâdâbâd'daki kasırlar. Sâdâbâd nâmını vermiĢti. Sultan Üçüncü Ahmed genellikle bu bahçede vakit geçirirdi. KoĢuda kazananlara "öndü namına kumaĢlar". Nehrin havuza döküleceği yerde büyük setler. Cisr-i Nûrânî. taĢçılar ve iĢçiler toplatmıĢtı. Öyle ki bu kadar inĢaat. PaĢa. bu sütunların üzerine bir Kasr-ı Hümayun inĢa edilmiĢti. At koĢuları yaptırılmıĢtı. Karaağaç bahçesine gelen suyu borularla mermer setten Kasr-ı Hümayun'un beri tarafına geçirtmiĢti. Kağıthane kasrının tamamlanması. AçılıĢ töreninde devlet erkânı hemen hemen tamamen hazırdı. parlak bir alayla Sâdâbâd'ı ĢereflendirmiĢti. hep Ģairane isimler veriliyor. Kasrın bitirilmesine tarihler söyleniyordu. bizzat kendisi: Mübarek ola Sultan Âhmed'e devletle Sâdâbâd tarihiyle bu yüksek kasra. Kağıthane deresinin yatağını değiĢti itmiĢti. bu isimlendirmelerde bile Ġran etkisi kendini gösteriyordu. Kasr-ı Cinan. Sadrazam ibrahim PaĢa bu eserinin tarihini hiçbir Ģaire bırakmamıĢ. ÇeĢme-i Nur. edebiyatta olduğu gibi. gerek derenin üzerindeki köprüler. ayrıca hamamları havi bir harem dairesi inĢa edilmiĢti. Kumbarahâne'den sekiz yüz arĢın mesafeye kadar iki tarafı mermer rıhtımlarla süslü bir mecra kazdırmıĢtı. Ġbrahim PaĢa. altmıĢ günde son bulmuĢtu. (27 ġevval 1134) O gün kasrın iki tarafına da. Bahariye sahillerini takip ediyordu. Cisr-i Sürür. ibrahim PaĢa. iĢçiler gece gündüz çalıĢıyorlardı. Ģairlere latif bir konu teĢkil etmiĢti. havuzlara. Sâdâbâd'ı inĢa ettikten sonra açılıĢ töreni parlak bir Ģekilde yapılmıĢtı. Üçüncü Ahmed. Bu sürate herkes. nehrin kenarına da iki çeĢme yapılmıĢtı. Nehrin kenarına otuz sütun dikilmiĢ. pürsükûn suların üzerinde. mimarlar. Devlet erkânına ziyafetler verilmiĢti. köprülere ve tekkelere verilen isimlerdi. sırf Ġbrahim PaĢa’nın gayretiyle. Kasrın önüne gayet büyük bir havuz yapılmıĢtı. Kasrın mümkün olduğu kadar sür'atli inĢa edilmesi için. Kağıthane kasrı ve havuzları bu Ģekilde inĢa edildikten sonra kasırdan Baruthane'ye kadar dere kenarına yalı tarzında köĢkleri. hatta Nedim bile hayret ediyor: Cend m ah içre bu denlû eser-i v âl ânın. Hürremâ-bâd.

raks ve neĢe yeri olmuĢtu. parlak yapraklarıyla büyük saksıların içinde Sâdâbâd'm kıymetli süslerini oluĢturuyordu. O tarihten itibaren Sâdâbâd. safa dostlarının ve Ģairlerin toplanma yeriydi. lütjunla Sâdâbâd'ı çün. AkĢamlara kadar ziyafetler verilmiĢ. Devlet erkânına. Ģairler taralından da övülüyordu. Ol da yüz sürmeli diler Hünkârımın dumanına 40 l^LE DEVRt ' ¦ •¦-¦'¦¦ Çünki Sâ'dâbâd'ı seyrettim ĢehinĢâha buyur. koyu yeĢil.verilmiĢti. Bu köĢkler hep saray er-kânımndı. Sâdâbâd'm tasviriyle ilgili olarak istanbul'dan gönderilen bir mektubu neĢrediyordu. hoĢ bir manzara ortaya koyuyordu. yüksek çınarların dallarının altında Cisr-i Nurânî. renkli gölgeli sahillerinde. Derenin iki sahili. gönül ehli kimselerin. rakslarıyla. krallarına yazdıkları raporlarda. bu yüksek kasırdan bahsettikleri gibi Pariste yayınlanan Merkür gazetesi bile. oyunlar oynanmıĢtı. ilk baharda çiçekli çayırların üstünde. Nedim bile bu tutkunluğunu. Sair Nedim: GümüĢ renginde bir dlbâ biçinmiĢ Cedvel-i Simin Ve lâkin hâre gibi mevti var Ģeffaf ü nûrânl mısralarıyla cetdvel-i sîm'ini tasvir etmekle kalmıyor. Eyleyüb teĢrif verdin taze nevnük sânına. PadiĢahın Kağıthane'yi tebcili. Sâdâbâd. seraser'e kaplı erkân kürkleri ihsan olunmuĢtu. zurna seslerinin ortasında. ruhta. zevk ve ferahlık. On dördüncü Lui'nin Versay'ına. nağmeleriyle övdükleri görülüyordu. Fransız sefirinin padiĢaha takdim ettiği kırk kadar portakal ağacı. Sâdâbâd sahillerine derin bir çekicilik hasıl olurdu. Sâdâbâd'm inĢası önemli bir olaydı. Ayı ve samsun güreĢleri seyredilmiĢti. Lâlezârm da acaip zevki var. Bahar. zarif ve beyaz köĢklerle dolmuĢtu. piyade koĢuları tertiplenmiĢti. uzun kasîdelerle Sâdâbâd'ı edebiyyen gelecek nesillerin hatırasında yaĢatacak tasvirler de meydana getiriyordu. Büyük elçiler. çiçekleri ve renkleriyle istanbul'un güzel ufuklarını süslediği zaman. O gün Damat Ġbrahim PaĢa için Ģanlı bir baĢarı günüydü. Ey ĢehinĢâh-ı cihan. Çayırların çiçeklerini öperek akan derenin üzerinde Cisr-i Sürür. garip endamlı kadınların kol kola oynadıkları bu sulh ve huzur devrini aĢklarıyla. tzzü devletle Çırâğân'ın dahi seyrânına Sâdâbâd civarı en kısa zamanda ĢenlenmiĢti. Sâdâbâd adeta nazî-re teĢkil ediyordu. Fakat bütün tasvirler içinde yine en seçkini milli Ģairimizin eserleriydi. Ģu parlak mısralarla tasvir etmiĢti: Çektirip pek seheri doğruca Sâdâbâd'a Tutayım zinde iken cennct-i âlâda makam '¦'< SADABAD VE LALE SAFALAR1 41 . Atlı ciridi. hasrettedir.

. istanbul'da öyle bir faaliyet gösterilmiĢti ki. sıhhat olur bana haram Hurremâbâda varınca gideyim zevrâk ile. bütün binalar muhtelif mimari tarzlarda inĢa ediliyordu.. zarif ve sanatkarca tanzim edilmiĢ bahçelerle süslenmiĢti. fasl-ı bahar ola da. Asya'dan istanbul'a birçok mimar çağrılıyor. Sâdâbâd'm Zevkim eylemeyim.¦-.:. c. Bir diraht altına ferĢ eyliyeyim. alayım bârijelekten bir kam Havzdan kevser-i pâkizeyi nûĢ eyliyeyim Kasrdan büy-ı cinânı edeyim istiĢmâm Ġd ola. Boğaziçi'nin zümrüt gibi sahilleri yeryer köĢklerle. . . hatta o devirde Ġstanbul'un tavsifine dair bir de eser yazmıĢtı. dinen yasak olan nice fesatlıklar meydana gelmiĢ olduğu için(l2' haneleri kısmen asıl Hatlarıyla satın alınmıĢ. Avrupa'dan. Ģehirden uzak yerlerde iskânlarına yüce ferman sâdır olmuĢtu. Sonra havdın öte yanına çıkıp zevrâkdan . Kağıthane sırtlarının arasından sükunetle cereyan eden akar suların etrafında. kısmen de Müslümanlara icar edilerek.^1» Artık istanbul'un her tarafında inĢaata devam ediliyordu. 1. ġevkile .. s. nehrin her iki tarafındaki arazi ve dağlar ileri gelen devlet adamlarına ve hizmet ehline ihsan DuyurulmuĢtu. bir ihram . Balıkpazarı civarında oturan Musevilerin "sokak ve çarĢıların pislenmesine sebep olmala11 42 Tarih-i RaĢid.. Marmara'nın parlak sularının üzerinde renk renk yankılar meydana getiren çinili . kâh Isfahan mimari tarzı uygulanıyordu. . birçok süslü ve renk renk büyük konaklar vücuda getirilmiĢ. nilgün ufukların üzerinde yükselen kubbeleri ve minareleri. Ġstanbul.. gayri bizimdir eyyam „¦.. böylece parlak bir semanın altında. Böylece meydana getirilen binalarda kâh Versay. KöĢklerin planlarını Paris'ten Fransız sefareti tercümanı Mösyö Lönuvar getirmiĢ. kısa bir zaman içinde. > Keç edüp güĢe-i destânmı rindâne geçüp Oturup eyliyeyim bir iki saat ârâm demiĢti.. Bîkusar eyliyeyim seyr-i kusuru itmam Bir münasipçe refik ile girersek kayığa *' kullanırız. Bir gün olsun. Hatta Ģehrin dahili temizliğine de önem verilmiĢ. Bahariye'nin pembe erguvanlarla göz alan sahillerinde.Varayım hâb-i tarâbnâkine yüzler süreyim. 443 LALE DEVRĠ 43 SADABAD VE LALE SAPALARI n hasebiyle ve Müslümanlara rakı ve Ģarap gibi Ģeyleri satma kabahatlerini irtikâba cesaretleri dolayısıyla.

denizin kucağında yeni tamir edilen Kızkule-si'nin gönül okĢayıcı akisleriyle bir güzellik tablosu halini almıĢtı. 5. fakat müsrifâne bir bedia daha ilave etmek istemiĢti. Saray-ı Hümayun'un lâle bahçesi bütün Ġstanbul'da en renkli bir Ģiir ve renk güldestesi sayılabilirdi. Lâle yetiĢtirmek için bahçeler düzenleniyor. ibrahim PaĢa bu lâleden yetiĢtirenlere mükâfat vaadinde bulunmuĢtu. Ġstanbul'a Dördüncü Mehmed zamanında Avusturya sefiri. lâlenin bu kadar dikkatle ve muhabbetle arandığı. Simit Von ġivarnhorn tarafından getirilmiĢti. bahçelerde ve gülistanlarda ilgiyle karĢılandığı görülmemiĢti. Hiçbir devir de lâlenin bu derece revaç bulduğu görülmemiĢti. bütün Ģairlerin duygularını tahrik etmiĢti. istanbul semasını. 468 saksıların üzerinde lâlelerin renkli endamı sanat gözünü nurlandırıyordu. Ġstanbul'un hemen hemen en güzel bahçelerini lâleler süslüyor. Sâdâbâd ve . sayfiyeler meydana getirmekle kalmamıĢtı. renk renk lâlelerle süslenmiĢti. s. Artık istanbul'un güzelliklerini tasvir etmek için gazeller okunuyor: Bu Ģehr-i Stanhul ki bl misi ü bahâdır Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında HurĢid-i cihantâb ile tartılsa sezadır Her bağçesi bir çemenistân-ı letafet Her gûĢesi bir meclis-i pürfeyzi safadır Ġnsaf değildir. Ġbrahim PaĢa yaratılıĢ itibariyle güzelliğe ve sanat zevkine tutkun olduğu için lâlenin yayılması için büyük bir gayret göstermiĢti.' nmn altında uzanan yemyeĢil tarlalar üzerinde. tarihçi Hoca Hasan Efendi vasıtasıyla yayılmıĢtı. ġehrin tabîi güzelliğine zengin. risaleler yazılıyor. Fele-menk'te bile. iĢte o zaman Saray'ın Boğaz'a karĢı yükselen çitlenbik ağaçla.köĢkleri. Osmanlının sanat zevkini yıllarca meĢgul eden lâlelerdi.. Boğaziçi'ni ve Kâğıthane sahillerini tezyin eden Kasr-ı Hümâyûn bahçeleri Topkapı Sara-yı'nın en müstesna bir noktası. 12 Tarih-i RaĢid. Lâle. ağaçlar filizlenir. birçok evin pencerelerinde. O kadar ki Felemenk'ten gelen lâleye "Lü'lü-i Erzak" nâmı verilmiĢ. erguvanlar pembe renkleriyle gözleri Ģenlendirir. renk renk lâleler çiğ tanelerinin içinde gözleri kamaĢtırırdı. Ġstanbul'da mevcut lâle türleri günden güne çoğaltılıyordu. ruha neĢeler saçan bir bahar kokusu sarar. Ġbrahim PaĢa Ġstanbul'un tezyin edilmesi için yalnız kasırlar inĢa etmekle. Bunun için müsabakalar açılıyordu. Sadrazamın bu yeni icadı. Ġstanbul'da olduğu kadar hemen hiçbir yerde. Daha önce Dördüncü Murad'm Bağdat seferinden dönüĢünde. Lü'lü-i Erzak en fazla Çırağan. ânı dünyaya değiĢmek Cülzârların cennete teĢbih hatâdır tarzında vücuda getirilen manzumeler bütün dillerde terennüm ediliyordu. BaĢkentin tabiat eliyle ve sanat zevkiyle zinetlenen manzarası. c.

(1726) Lâlenin fiyatı son derece arttığı gibi bazı esnaflar karaborsaya bile baĢlamıĢtı. Laleler açılmaya baĢladığı zaman istanbul'un zevk ehli halkı. Hatta hükümet tarafından ġeyh Mehmed Lâle-zarî'yi "SerĢükûfeci" tayin ederek belirli fiyatından fazla lâle satanların. her birine. fakat soğanı bulmak bir türlü mümkün olmamıĢtı. Sâmî de baharın teĢrifini alkıĢlarken: Her lâle-i yakut gün olmaktadır. Artık lâle ticareti yapanlar her tarafta çoğalmıĢtı. Eller üstünde gezib revnâkı zıbâ lâle beytini içine alan uzun bir gazelle lâleyi tasvir ettiği gibi. Ali PaĢa: Renkden renge hulul eylemese bulmaz idi. Mahbûb lâle ıçm bin kuruĢ 44 LALE DEVRĠ narh konulmuĢtu. sâgarnümûn Mânend-i bldî sernigûn. soğanı bh' süre sonra kaybolmuĢtu. O kadar ki. lâlelerin açılıĢını seyretmeye gidiyordu. Mîrîden çiçeklerin zaptedilmesi ve sahiplerinin sürgüne gönderilmesi hakkında ferman çıkarılmasını sağlamıĢtı. hava sıcak olduğu zaman renkleri uçmasın diye üzerine beyaz örtü örtülürdü. Ġran'ın Lâle-i Duh-terisine Ġstanbul'da Mahbûb Lâle adı verilmiĢ. her esnafta bulunan lâlenin emsini ve miktarını tayin ettirmeye. Lâlenin zarafeti rengi ve tazeliği o kadar ilgi çekmiĢti ki. Ġbrahim PaĢa’nın emriyle bütün sokaklara tellallar çıkarılmıĢ. Lâle ticareti istanbul'da cevahircilik gibi bir sanat haline gelmiĢti. böylece lâlenin çeĢitleri de çoğalmaya baĢlamıĢtı. Fakat baharın bütün çiçekleri içinde en fazla terennüm edilen de lâle idi. Hemen her bahçede ayrı ayrı cins lâleler yetiĢtiriliyor. Daha sonra sefirlerden biri de Tâc-ı Kayser adıyla bir lâle getirmiĢ. Lâlelerin bu kadar rağbet görmesi halk arasında da müsabaka duygusunu uyandırmıĢtı. en kısa zamanda istanbul'da 839 çeĢit lâle yetiĢtirmek gibi bir baĢarı elde edilmiĢti. Dünyanın her köĢesinden Ġstanbul'a muhtelif cinste ve muhtelif renkte laleler getiriliyordu. Rumanî lâle de dört yüz altına satılmaya baĢlamıĢtı Nihayet bu fiyat çok görülmüĢ. dönsün sürahiler müdâm SADABAD VE LALE SAFALARl 45 . Ġstanbul'da kendini gösteren lâle merakı hemen bütün dünyaya yayılmıĢtı. Hemen herkes yetiĢtirdiği cinsi bir diğeriyle değiĢ tokuĢ etmeye baĢlamıĢ. her biri için bir fiat koymaya mecbur olmuĢtu. Ģairane isimler veriliyordu.NeĢatâbâd bahçelerinde yetiĢtirilir. Özellikle bahar Ģairler için feyizli bir mevsimdi. istanbul'un hemen her köĢesi aranmıĢ. bir soğanı beĢyüz ila bin altına. ibrahim PaĢa suiistimallerin önünü almak için her bahçede.

Bazılarının kenarına "eski kağıtta". niyâz-ı andelibân seyrine . BaĢta vezir-i azam olmak üzere.tarzında bahan mestane duygularla övmüĢtü. Gü-vez. lâlezânn didesi rûĢen. Bunlardan Mensûb-i Ferah. . Çıragan vakfı geldi. Kıt'a-i Yâkût. Simen46 LALE DEVRĠ •' 47 SADABAD VE LALE SAFALAR1 dâm. id hengâmı. bahar eyyamıdır ġevk ile meyletmede diller gülistan seyrine îzz ü nâz-ı gül. Saye-i Elmas'tı. Çemenler döndü rûy-i yâre rengi lâle vü gülden Çırağan vakti geldi. Yegâne. Kerem-i Bari. Mensûb-i Ferah. her birinin yetiĢtirilmesine son derece itina edilirdi. Sun'-ı Hü-dâ. Mücella Turuncu. bahar eyyamıdır :i Lâle faslı. Nah!-i Erguvan. Bununla beraber beyaz. ġâh-ı âlem dahi gelmez mi Çırağan seyrine hengâmı. Mücessem Turuncu. HoĢ Turuncu. mor. Lâlelerin renkli . ReĢk-i Elmas. Ģarkılarında lâleyi en renkli bir Ģekilde tasvir eden Nedim'di: EriĢdi nevbahâr eyyamı. elli ilâ yüz kırk tane olmak üzere. Âl-i Hailde. Dürr-i yekta unvanlı beyaz bir lâle vardı ki. bahçelerini lâlelerle süslüyoıiardı. Dilcû. Lâle puslalarında. Nevvâr-ı ġeyh. kırmızı. elâ renkler vardı. Teselli-i Hatır. beĢ altı yüz soğan birden ısmaıiamrdı. Zîb-i Hümâyûn. lâlezânn didesi rûĢen Açıldı dilberin rahsân gibi lüleler güller YakıĢtı zülf-i hûban veĢ zemine saçlı sünbüller Nevasâz olmada Ģevk ile aĢüfte bülbüller. lâlezânn didesi rûĢen Üçüncü Ahmed'in lâleye olan tutkusu. Nize-i Lâleyin. Câm-ı HurĢid. lâlenin değerim bir kat daha artırmıĢtı. açıldı gül ü gülsen Çıragan vakti geldi. id hengâmı. "üç kağıtta" diye iĢaret konulurdu. Hadenk. Vaht-i gidgeĢti çemen sevr-i nigâr eyyamıdır Lâle faslı. vezirler ve devlet erkânı. ġû'le-i Çemen. sarı. Sun-i Hüdâ ile Sâye-i Elmas. Ismarlanan lâleler her renkten ve cinsten. Yalnız bir bahçede bu kadar çeĢitli lâle emsi görülür. îd Bu devrin Ģairleri arasında. rengi. kimde bulunduğu yazılırdı. Ah-ı Fütâ-de. özellikle Çıragan safa-ları. kuzusu. l'tidalü revnak-ı leylü nehâr eyyamıdır Lâle faslı. leylâkî idi. oldukça rağbet görürdü. manzaralarının arasında. lâlelerin adedi. Ģairlerin Üçüncü Ahmed'den söz etmemeleri mümkün değildi. bahar eyyamıdır. Hazine-i Evrak'la çıkan lâle puslalarına bakılacak olursa en çok rağbet gören lâle.

¦. Zaten üçüncü Ahmed'i ibrahim PaĢa da rahat bırakmazdı. kerametîü efendim. mor ve ateĢ gibi renkleri. PaĢa. Üçüncü Ahmed'i lâle seyranına davet etti. efendim. ibrahim PaĢa dayanamadı. renk renk laleleriyle bir gül bahçesi haline gelmiĢti.. Mesela sarayın bahçesinde yeni iki lâle ortaya çıkar. o zaman devrin en seçkin Ģâiri. ona bir isim koymak ister: ¦. olmuĢ nâmı Gülruhsâr Ola hünkârımızın bezminde sad Ģevk ile hizmetkâr kıt'asıyla Ģairane ve ubûdiyetkârâne. sümbüllerin ve fulyaların sarı.. az zaman içinde. karanfillerin ve . birer Nâz-ı Çemen gibi. lâleler en cazip renkleriyle açılmıĢtı. padiĢahım hazretlerinin dır. bütün tantanasıyla baĢlardı." Bazen Üçüncü Ahmed de coĢar: Mıırâd. Kulunuza göre bugün-yarın ol bir gün buyurmalarıdır. meha-betlû. teĢrif-i hümayunları tamam vaktine tesadüf eder. Baharın yeĢillikler sunan feyzi. sıhhat. afiyet ve çırağanlara ait manasız sözler teĢkil ederdi. baharın güneĢli ve hoĢ kokulu günlerinden hemen hemen hiçbirini kaybetmek istemezdi. erikler ve Ģeftaliler açılır. velî-i nimetim. biniĢleri. vakti geçmeden ve havalar dahi böyle letafet üzere iken. göklere baharın yayılan güzel kokusunu. asla bir manı olur halet yoktur. pembe. ol gün teĢrif-i hümayûnlanyla bu zerre değerindeki kulu topraktan kaldırmaları babında emir ve ferman. Yazdığı telhis Ģuydu: "ġevketin. muntazam bahçeleri. Ģevketlü kerâmetlü. aeyr-i makâmât-ı aĢk ise ey dil Çemen çemen yürü gez andelîbin ardınca gibi manzumeler yazıp damadına gönderirdi. Yannki perĢembe günü yahut cuma ve cumartesi günlerinin herhangisinde teĢrifi hümâyûnları buyurulur ise. Lalelerin dahi temaĢa olunacak zamanı olup. Lâlelerin miktarı. HemiĢebu müferrih lâle-i dilcûy-ihüsnâmlz Ola ismi gibi bezm-i ġehenĢah'a ferâhengîz Bu nâzik lâle-i ziba ki.Laleler açılırken. baĢkent bahçelerinde canlanmaya baĢlayınca ağaçlar tomurcuklanır. yeĢil koruları. Ġstanbul. muhtelif renkteki cinsleri. Bu üç gün içinde I H herhangi bir gün arzu-yu Ģahanelerine uygun gelürse. günden güne artıyordu. gül bahçelerini süslüyordu. duygularım ifade ederdi. Nedim'in: Olmadı tenhâda bir iĢret çemende yâr ile Üstüme göz dikdi nergisler nigeh-bân oldu hep Ģikayetini mucip olacak derecede nergisler ve fulyalar. Bir bahar. Üçüncü Ahmed'in yalı safalan. devletçe ikbâl ile saye endazı iclâl olmaları münasiptir. YeĢil tarhların ortasında açılan laleler. InĢaallah dahi yannki gün hava böyle lâtif olursa. Aralarında geçen haberleĢmelerin büyük bir bölümünü. göz alıcı renklerle saçıyordu.

yürü Sâdâbâd'e . Dağ-ı Dil. ġairlerin bahar manzumeleri. DûĢize'nin açık pembe. HekimbaĢı Sansı'nın sa-rıĢın tebessümleriyle tarhları Ģenlendirdikleri görülürdü. ney ve tambur sadalarınm arasında. kayıklar akın akın Sâdâbâd safasma dökülürdü. Lâlelerin bu renkli ve çeĢitli güzellikleri karĢısında. Sanelâ. ulu çınarlarla salkım söğütler altından zümrüt renginde akan sularının üzerinde. yürü Sâdâbâd'e iĢte üç çifte kayık. müstesna bir renk ve tazelikle gözleri büyülerdi. Ġbrahîmî Hibetullah. Bütün bu gül bahçelerinin bu hassas ve en âĢık bir Ģeydâ bülbülü vardı. ZerefĢân. kalabalık gruplar halinde lâle gezintilerine çıkar. Tabiatın bu bahaı güzelliklerinin içinde lale bahçeleri. Fewâre-i Bahar. iskelede âmâde. Câm-ı Cemlerin Ģafak bulutlan içinde parlayan ateĢli ve pembe renklerinin birbiriyle kaynaĢtığı görülür. Lâle mevsimi girince bütün bahçelerde renk renk tarhlar görülürdü. içi beyaz çiçek taçlan. ġafakgûn. Bu mevsimde halk. Ġstanbul renkli ve çiçekli bir bahar neĢesi içinde bir hayat geçirirdi. Öteden bir ses. Reyhanı. ġah Bânû ile Pehlevî'nin eflâtun ve gümüĢ renkleri. mesela Bekir Ça-vuĢ'un Hüseynî Faslından: Dil. kâh bir aĢk nağmesi Ģeklinde. Nüman PaĢa. Ģevk ve neĢ'e ile dolu bir Ģarkısı iĢitilirdi: SADABAD VE LALE SAFALAR1 49 Bir safa bahĢedelim gel. ezcümle DilgüĢâ ve Zehebî'lerin. Gidelim serv-i revanim. ġeh-i Hübân.uçları yeĢil. O zamanlar bahçelerin yeĢil çimenlerinin. Kadeh-i Zerrin. Ģu dil-i nâĢâde. rûyıne bakmaktan usansın mı efendim? Nezzâre-ı ruhsânna kansın mı efendim? Derler ki sem mihr ü vefa semtim bilmezi AĢık hu söze hiç inansın mı efendim? Ģarkısını yavaĢ ve yorgun nağmelerle terennüm ederken. Gülendam. Sâdâbâd'ın yeĢil sahilleri. Bahar bu hassas Ģairin ruhu okĢayan Ģiirlerine bir ayna olurdu. göz alıcı renkleriyle Gülbahâr. âteĢin yaprakları. O da Ģair Nedim Efendi idi. bende cesim bir top çınarın taze ve parlak yapraklarının altında Nedim'in. diğer tarafta Arûs-ı Bahar. Simendâm. güneĢin saçtığı allın yaldızlar ve ufuklarda kaynaĢan altın parıltılar karĢısında cilâlı bir renk alıp. El-maspâre ve SınepüĢâların ruhu etkileyen güzellikleriyle gözlere neĢe verdikleri görülürdü. Nedim'in gazelleri okunurdu.lâlelerin binlerce çeĢit renklerine rekabet etmeye baĢlardı. Zertar gibi renkli lâlelerin sarıĢın. Gidelim serv-i revanim. Hürmüz'ün elmas parçası gibi beneklerle parıldayan açık mavi yapraklan Tâc-ı Kayser'in gümüĢ gibi parlaklıklar saçan renkleriyle karıĢarak bukalemuna benze48 LALE DEVRĠ yen renkli bir örtü gibi tâ uzaklardan gözleri süslerdi. kokulu ve çiçekli ağaçlarının arasında Sürh-i Nahid'in siyah mızraklı. Bir tarafta Sarıkız. Tutipeçe'nin aĢağısı sa-rı. kâh sanat eseri bir kaside tarzında kulağı okĢardı. yeni açılmıĢ karanfillerin zarif ve katmerli nergislerin.

Nedim.. yürü Sâdâbâd'e Geh varub havz kenarında hırâmân olalım. Tahsil ve terbiye görmüĢ hiçbir zata tesadüf edilmezdi ki. . Gidelim serv-i revanim yürü Sâdâbâd'e. âĢûfte bir meserret sadası gibi dağların yüksek ufuklarına aksettiği iĢitilirdi.Gülelim. Sâdâbâd'ın hemen her köĢesi Ġstanbul halkıyla dolardı. Nereye gitti o hercaî. daha mutlu bir kalbin: Gülzâra salın. o zâlim. beride daha neĢeli. Ve hükmünü ey nehl-i çemen köhne bahamı Dök zülfünü samur gibi. ġiirlerinde saklı halde bulunan neĢe duygusu hemen hemen herkesin hissine tercüman olurdu. Nedim'in gazelleriyle huzur ve neĢe duymuĢ olmasın. o sitemkâre aceb? kıt'ası uzun bir hasret iniltisi Ģeklinde yankılandığı sırada. kâm alalım dünyadan Mâ'-t teĢriim içelim ÇeĢmei Nevpeydâ'dan Görelim âb-ı hayat aktığın Ejderhâ'dan Gidelim serv-i revanim. oynayalım. arızın üzerine Ver hükmünü ey nahl-i çemen köhne baharın Ģeklindeki kıtasının cazip. neĢeli. YeĢil 50 LALE DEVRĠ çınarların geniĢ gölgeleri pembe çiçekli erguvan ağaçlarının kokulu gölgelikleri aĢıklar meclisi için hep birer iltica yeri teĢkil ederdi: ġair Nedim bile: id ola. bu devrin bahar Ģairiydi. Sâdâbâd'ın hemen her köĢesi Ģeydâ Nedim'in âhı ve feryâdıyla dolardı. dilruba. Gâh Ģarkı okuyuh. Geh gelüb Kasr-i Cinan seyrine hayran olalım. gâhî gazelhan olalım. Meselâ sahilin bir köĢesinde: Kimlerin çeĢmine ol sine bu Ģeb nûr oldu. mevsimidir geĢt ügüzânn.fasl-ı bahar ola da Sâdâbâd'ın Zevkini eylemeyim. o mehpâre aceb? Kimlerin yâresine merhem-i kâfur oldu? . Kandedir kande. sıhhat olur bana haram eliyordu.

ayı ve köpek kavgaları icra olunurdu. "NiĢancılıkta maharet gösterenlere padiĢah tarafından altınlar. renk renk cübbe ve kiriĢleri. Ģairler de padiĢahın teĢrifini övmek için kıt'alar. Her tarafta yarıĢlar yapılır. Arabaların içine oturmaya mahsus yastıklar konurdu. Üzerleri ipek astarlı. Enderun ağaları. at koĢuları tertip edilirdi. ehl-i imana düĢman olanların evleri barkları gibi berbat edilirdi. gönüllü Zeamet sahipleriyle dört bölük ve Sipahi ağalan. Rikâb-ı Hümâyûn ağalan. Kağıthane safasma en çok parlaklık veren. geniĢ Ģalvarları. Bir araba. Ġlkbaharda Üçüncü Ahmed. kakum ve zerdeva kürkleriyle padiĢah maiyetinin. pehlivan güreĢleri. kenarları gayet ağır iĢlemeliydi. Ziyafetin sonunda niĢan talimleri. Samsunlu neferler. Sâdâbâd safasına bazen de büyük saltanat layıklarıyla gelirdi. kasideler söylerlerdi. gereken kimselere davetiyeler gönderilirdi. Sultan Üçüncü AhSADABAD VE LALE SAFALARl 31' med. hanımların kafeslerine bağıladıkları ince tül yaĢmaklar. damatlara samur kürkler. Silahtar çavuĢları. at yarıĢları. kırmızı çuha örtülü. elmaslı hançerler ihsan buyurulurdu. PadiĢahın huzurunda yarıĢlar yapıldığı. Ziyafetlerde her günkü sarık ile ferace samur kürk giyilir. ġeyhülislâm'ı. kâtibi sarıkları. Mirahor KöĢkü'ne son derece süslü ve mükemmel bir alayla gelirdi. Mesirenin tabii güzelliklerinin arkasında. sadrazam Ġbrahim PaĢa'ya veya elçilere burada ziyafetler verirdi. Ziyafetler son derece gösteriĢli olurdu. her tarafa çadırlar kurulurdu. Bazen top talimleri de yapılır. sıkma feracelerle bu bahar Ģenliğine baĢka bir tatlılık yeni bir cazibe kattıkları görülürdü. Kenarlarında zarif saçaklar vardı. sonra sırasıyla Dergah-ı Ali çavuĢlarıyla. uzun ve beyaz kavukları. Kâğıthane'ye geldiği zaman. baltacı ve bostancı neferlerinin kapı yoldaĢlarının dolaĢtıkları. Meselâ devrin seçkin Ģairi Seyyid Vehbî.Ahaliden bazıları arabayla gelirlerdi. dört kiĢiden fazla almazdı. niĢangahlar "yıldırım gibi hareket eden güllelerin isabetiyle. yeniçeri tayfasının. ondan sonra da Mehterhane takımı gelirdi. Alayın önünde kılavuz çavuĢ. niĢan müsabakaları gerçekleĢtirildiği sırada. cebecilerin ve kumbaracıların. Ġçleri çiçek sepetleriyle ve Ģiirlerle süslüydü. devlet erkânı tarafından parlak bir törenle karĢılanırdı. Üçüncü Ahmed. Bütün devlet erkânı. Üçüncü Ahmed'in sadrazamın. Sultan Üçüncü Ahmed. zamanının büyük bir bölümünü Sâdâbâd'da geçirir. veya elçilerin ziyaretleri idi. yüksek çınarların altında. Sultan Üçüncü Ahmed ile vezirinin bir kayıkta. Zât-ı $âhâne. Üçüncü Ahmed'in teĢriflerini Mirahor KöĢkü'nde beklerdi. Sultan Üçüncü Ahmed. Reisülküttap ve Yeniçeri Ağası'ndan baĢka bütün devlet erkânını kethüda bey davet ederdi. samur. devlet erkânı davet edilmeden hazır bulunur. ağaçların altında dolaĢmasını tasvir etmek için: Bindi bir zevraka dâmâdı ile Hazret-i ġâh . atlara kemerraht vurulurdu. Arabalarda boyalı ve yaldızlı kafesler vardı. Her ziyafette. Sâdâbâd ziyafetleri resmi bir mahiyet kazanmıĢtı. beĢ yüz kadar dalfes nefer.

Çektirüb pek seheiî doğruca Sâdâbûd'a. Gecesi dahi olub maslâhat-ı hâb temam.ya Karaağaç Bahçesi'ne veya Eyüp civarında bulunan Valide Sultan yalısına gerçekleĢtirilirdi . Ramazaniyeler. Nedim daha nezih. Çün ikinci gün ola. Birgun olsun alayım bari felekten bir kâm. Sami'nin. . Vehbî'nin. Bülbülün 1 ân esidir kâse-i tanbııra bedel. . hemen çâre ne simden sonra? Edelim hükm-l gaza destine teslim-i zimâm ġevkimiz Ģimdi ana düsdü ki inĢâallah Ola sıhhatle. Nedim'in. EıiĢüb Hızı gibi âh mübarek bayram Ibtidâîd gün. nergislerin ve menekĢelerin arasında. Lâle Devrini yaĢatan birçok Ģairin Ramazaniyeleri. Üçüncü Ahmed ile vezirinin takdirine mazhar olur. Ģebboyların. Çırağan salalarının zevki de Lâle Devri'nde yaĢayanların ömürlerinin çerağı gibi söndü gitti. böylece ahdeylemisim Ki ne sabrevleyim ol gün.Burc-ı Ahi'de kıran eyledi san mihr ile mâh beytini söylediği sırada. bahara tesadüf etmiĢti. Çırağan salalarında Tâc-ı Bahar. son derece parlak iftarlarla geçti. Bahariyeler. Samî'nin: Sazdır her giyeh-i taze kenâr-ı cüda. Haliç veya Boğaziçinin gülbahçelerinde okunurdu. Bahar Ramazanları Ģairler için bedîi bir sermaye idi. Taycran etse olur ġekl-i Peri musîkar mısralarıyla tasvir etliği baharın en güzel günlerine rastlayan bir Ramazanı Nedim zevk ve sürür günleri için zaruri bir ara verme saymıĢ: Olacak oldu. Bütün Ģairler. AĢûb-ı Çemen ve Tâvus-ı GülĢen'lerin mor ve leylâki.b-ı dili Ab-ı Hayat'a slrâb. Ģairlere hediyeler ihsan edilirdi.lâlelerin. Varayım hâfe-i tarâbnâkine yüzler süreyim. Ġlkbahar ramazanları 1730 yılma kadar. Lâle Devri ricalinin son çırağanlarını gördü ve o tarihten itibaren. bahara rastlayan Ramazanların güzide mahsûlleridir. Bâdi-i nağme olup âna nesîm-i eshâr. O gün davet. selâmetle meh-i rûze temam Kıla crhâ. daha Ģairane teĢbihlerle dolu kasideler tanzim ederdi. SADABAD VE LALE SAPALARI 53 Tutayım zinde iken Cennet-i A'lâ'da makam. 1726 yılından baĢlayan ilkbahar Ramazanları her sene Hüsrevâbâd'ın veya Ferâhâbâd'ın pembe erguvanlarının henüz tomurcuklanan 52 \AU\ DEVRĠ asırlık ağaçlarının altında. ne direng ü ârâm. icrâv-i merasimle geçüb. sarı ve yakut renkleri karĢısında. güllerin. Lâle devrinin birkaç Ramazanı. ya Mirahor KöĢkü'ne.

Cuma'dan ben Ferâhâbâd'daydı. Vezir-i Azam. BeĢiktaĢ'a. Kimsenin bir Ģeyden haberi yoktu. Defterdar. Reisülküttâb. Çırağan eğlenceleri yapılmaya. devlet ricalini ansızın bastıran bu Ramazan kimseyi memnun etmemiĢti. Deftereminı.diyerek kendisim bayramda. Devrin vak'anüvisi Küçük Çelebizâde Asım Efendi'nin de canı sıkılmıĢtı. O yıl (1726) Ramazan. Ramazan sabit oldu. geceleri saz ve ahenk içinde Çırağan fasıllarıyla geçiren devlet ricali. Üçüncü Ahmed. en lâtif ve en geniĢ bahçelerle süslü bir kasırdı: Divâr-ı tâbdârın zahneyleme münakkaĢ. Kazaaskerler. erkeklerden ve çocuklardan kalabalık bir güruh ile kadı efendinin huzurunda Ģehâdet etmeleri üzerine. Ģehir ahâlisi. . kimsenin istemediği. Ferâbâbâd Çağaloğlu'nda. baharın güzel günlerini orada geçirecekti. Bir yana çeĢmesân etmiĢ beyâna âğaz Evsâj-ı tab'-ı sâf-ı Vassâj-ı rüzgârı. Çığalazâde Sarayı'nın civarında Ferahâbâd'da Çırağan yapmayı daha uygun gördü. Baharın en safalı bir gününde. bütün o gece mescitlerde ve camilerde teravih namazını kılmaya kalkıĢmıĢlardı. Ramazan hilâli göründü diye yolda rastladıkları kimselerin arasında yayarak. Yatsıya doğruydu. lâlelerin karĢısında ka54 LALE DEVRĠ 55 SADABAD VE LALE SAFALAR1 dehler dönmeye. Bir yana lâlezun kiĢt-i piyâle-i Cem Bir yana gül sitânı kânın hazinedarı. Üçüncü Ahmed. Sa-ray-ı Âsâfî'ye gelecek. hep oraya toplanmıĢlardı. Minarelerin kandilleri tamamen yanmıĢtı. Devlet ricalinin içki arzusuyla sarhoĢ bakıĢları. mutaassıp Arnavud'un iyi ve kötü her sözünü tasdik etmeye alıĢkın olan bir iki ırgat ile elhamdülillahi teâlâ. Ġstanbul Ramazan neĢesi içindeydi. Üçüncü Ahmed. Hemen Ģimdi kandil yakılsın ve teravih namazı kılm-sın. Sâdâbâd'da "Sarığın köĢesini yana eğerek" süreceği zevk ve salalarla kendine teselli vermiĢti. bütün devlet ricaliydi. Ramazanın ilkbaharda geliĢinden memnun olmayan yalnız Nedim değildi. diye her kafadan bir sadâ ve her ağızdan bir ses iĢitilmesinden dolayı. Vezirler ve devlet erkânı ise Pazartesi günü gelmiĢlerdi. Gece. DüĢmüĢ behiĢtin âna aks-i Ģükûfezân. birden bire hayretler içinde kalmıĢtı. kısacası ülkenin bütün gelir kaynaklarını avuçlarının içinde tutan. Çırağan safâlarımn ortasında apansızın bastırmıĢtı. ġaban'm yirmi altıncı Cuma günüydü. Fakat kalabalık bir maiyette BeĢiktaĢ'a gitmektense. Diyor ki: "Büyük Ayasofya’nın baĢ kayyumu olan mürâî. Müneccimlerin hesabına göre Ramazanın Pazarlesi günü olması imkan haricin-deydi. Lâle Devri'nin zevk ve selâ erbabını. sorulmaksızm kandillerin yakılmasına emir verildiği bildirilince. BaĢta Üçüncü Ahmet olmak üzere. Ferâhâbâd muhteĢem bir gün yaĢıyordu. Meclise ânî bir soğukluk gelmiĢti. tanbur ve keman" Ferâhâbâd korularını inletmeye baĢlamıĢtı. halkın sıkıntısına ve sefaletine yabancı. "def. ġaban ayının son günleri idi. ġeyhülislâm.

olmadı Ģa'bân temam. O gece ibrahim PaĢa: "Teklife ne hacet varırız hâne bizimdir. bellü hesâb. jirâĢında imâm. takvimde mi? Hele bir kizb var ortada. o gecenin zevkinin ve huzurunun Ģerefine. bayramı ramazana karıĢtırdığı çok olurdu. Ġbrahim PaĢa bu kere özel bir Çırağan hazırlamıĢtı. Sultan Ahmed. sorulmadan kandillerin yakılmasına cür'et etmesi. büyük validesi Turhan Sultan'm Bahçekapısı'nda tamamlattığı Yenicami'nin geniĢliği ve cemaatin çokluğu dolayısıyla. Ģahitleri "ırğat'lıkla tavsif ettirecek derecede memnuniyetsizliği mucip olmuĢtu. Galata Camii. Baharın bu mehtabını çırağansız geçirmek devlet için önemli bir kayıptı. Üsküdar Camii. O tarihte cuma vaizleri yalnız Eyüp. Bayezid. Sultan Selim. Hâb içün yatmıĢ iken etdi teravihe kıyam Ramazan için bazı icraata teĢebbüs edilmiĢti. Mehmet PaĢa'ya haber gönderilmiĢti. Sultan Ahmed. Ayasofya camilerinde mevcuttu. Bu vaizlere "Selâtin ġeyhi" unvanı verilmiĢti. bu camilerdeki vaizler de Selâtin ġeyhi mertebesine yükseltilmiĢti. Bâyezid. Eyüp. Heyet ilminin (astronominin) bu kadar ileri bir derecede olmasına rağmen. ġehzade Camii. Yeni Cami. Süleymaniye. Fâtih. Buna Nedim de Ģehâdet ediyordu. O yıl Ģeyhülislâm arzetti: Sultan Üçüncü Ahmed validesi GülnuĢ Sultan'm Galata'da ve Üsküdar'da yaptırdığı camilerle. Bağteten sabit olub gurre. Ramazan bir gün sonraya da kalabilirdi. Vezir-i Azam tarafından ihsan buyurulmuĢtu. Fakat Ramazan mehtabı yaklaĢıyordu. Süleymaniye. "sair selâtin camilerinden aĢağı olmayub. Ayasofya'da en yüksek dereceye ulaĢırdı. Biı iki miblâğ-ı berĢ ile urup öldürecek Geldiler eylediler böyle cihân-ı senam. O tarihten itibaren vaizlik silsilesi su sıra ile kararlaĢtırılmıĢtı. Hem ġaban da tamam olmamıĢtı. Ģahidde mi. budur sıdk-ı kelâm Ehl-i keyfin birisi der ki: "Behey Sultanım! Aydın ay. Bu. Hakikaten Ġstanbul halkının da çoğunun Ramazandan haberleri yoktu. Bilemem bende mi. Vaizler silsile itibariyle Eyüp'ten baĢlar. Âsim Efendi'nin tabiriyle.Gerçekten de kimsenin istemediği mürâî Arnavud'un. acınacak bir durumdu. Bu ev o tarihte Ġbrahim PaĢa'nın damadı ve kethüdası Mehmet PaĢa'ya. belki her biri abid ve zahitlerin secde yeri" olduğunu bildirmiĢti. Mesele "halkın halifesi"nden sorulsaydı. Bozuk havaların Ramazanı bayrama. Ramazanın onbinnci perĢembe gecesiydi." teranesiyle damadı56 LALE DEVRĠ . Ayasofya. Ramazanın onuncu günü. Fatih. Kızlar Ağası Süleyman Ağa'nın kâtibi iken oturduğu evi uygun görmüĢtü. Müslümanların Ramazanı ve bayramı yüzyıllardan beri bir türlü tespit edilememiĢti. Sultan Selim. O yıl da böyle olmuĢtu.

Bayrama iki gün kala. yedinci kubbe vezirine kadar. Nitekim istanbul'da ilk Türk matbaası açılmıĢ. Sarây-ı Ģehnyân bir aceb bâğ-ı meserctdir. Ġbrahim PaĢa. Cebeci Ocağı’nın ve Topçu Ocağı’nın tebriklerini kabul ederdi. Bahara rastlayan Ramazan mehtabı. bayram tebrikinde bulunurlardı. belki bir söz alalar. divan esvâbıyla Divanhâne'ye gelirdi. son derece zevk. "Benim vezirim. bahara rastlayan bayram da. sonra ġeyhülislâmı ziyaret eder. bütün hatalarını unutturacak ilk irfan müessesesini kurmuĢtu. oğlu Musahip Mehmet PaĢa. ikinci vezir gelir.nın evine gelmiĢti. Vezir-i Azam'a yazacakları "'îdiyye'lere nefis bahariyelerle mukaddime yapmıĢlardı. yeniçeri ocağı. sonra Bölük halkının. Bir Kubbe Veziri sadrazamın sarayından çıkmadıkça öbür vezir evinden hareket edemezdi. Türkiye'nin kültür hayatına hizmet edecek icraata adamakıllı hazırlanmıĢtı. Vezir-i A'zamı teselli etmek için Ģu kıt'ayı yazmıĢtı. O dönüp evine geldikten sonra. devrin Ģairlerine seçkin Ģiirler ilham etmiĢti. Bütün vezirler. Ertesi gün. böylece hareket ederlerdi. Ocak halkı sadrazamın . miyvedâr-ı izz ü devletdiı: "Atalar taĢı elbette diraht-ı miyvedâr üzre" Lâle devrinin son yıllarında. O zamanlar bayram tebriğıne Ramazanın yirmi beĢinde baĢSADABAD VE LALE SAFALAR1 57 lanırdı. Bütün Ģairler. o yıl keyif sürmekte bir hak görüyordu. yolu hatırıma geldi. Ġbrahim PaĢa. Davetliler genellikle Ġbrahim PaĢa'nın akrabası ve seçkin devlet adamlarından bazılarıydı. önce Vezir-i A'zam'ı. Bir güzelce gezsünler. O bağın her dirahtı. neĢe ve sevinç ile Çırağanı temâĢâ buyurdular." ibrahim PaĢa. içlerinde en önemli sımalar. Ülkede savaĢ endiĢesi tam anlamıyla ortadan kalkmıĢtı. "O gece saat üçe kadar. ondan sonra kimseyi ziyarete gitmezdi. bayrama üç gün kala da ulema efendiler. Kazaskerlikten ve istanbul kadılığından azledilenler ile beylerbeyiler ve beyler. bakalım ne cevab alurlar?" Fakat Ġbrahim PaĢa kimseyi bulduramamıĢtı. ibrahim PaĢa'nın diğer damadı Kaptan Kaymak Mustafa PaĢa. Fâideden hâli değildir. Nedim. çukadaıiardan ve sayirlerden beĢ on âdem tebdül edüb Saray-ı Hümayun etrafında olan yerler ve bayırlar üzerinde bulunan evlere gezdirib avretlerden ve uĢaklardan ve erkeklerden gözleri kestikleri âdemlere atılan taĢların sohbeti yollu sözler ile sual ederek ve bazı korkutucu sözler ile konuĢulursa. KurulmuĢtuı esâsı izz u câh u ıjühâr üzre. son derece parlak olmuĢtu. Dâmâd-ı ġehriyârî NiĢancı Ali PaĢa ve saire idi. Önce ġeyhülislâm "örf ve izafet ile" Vezir-i Azam'ı ziyaret ederdi. Sadrazam Divan a gelir gelmez önce yeniçerilerin.

Ramazanın geliĢinden hiç memnun olmamıĢtı. çil akçalar serpmiĢti. ġu ünlü Ģarkısını. Nedim ise zamanın çoğunu Çırağan safalarında geçiriyor. sabah namazından sonra odasında oturur. Vezir-i Azam. Nedim. tarzındaki tekliflerle hayat geçiriyordu. ġeyhülislâm ile vezirlere ve kazaskerlere tebrike giderlerdi. Hele "Kuzattan Nedim Ahmed Efendi" o kadar bizardı ki. Vezir-i Azam Ģerbeti içer ve altınlar ihsan ederdi.yanından çıktıktan sonra. iĢ baĢında olmayan kazaskerlerin. 58 LALE DEVRĠ 39 SADABAD VE LALE SAFALAÎU Kıla erbâb-ı dili Âb-ı Hayât'a sîrâb EriĢüb Hızr gibi âh mübarek bayram demekten kendini alamamıĢtı. kendisine bir kâse Ģerbet sunardı. lâle safâlarma. güzel yüzlü ceylânlara": Sen dolu üç def acık çek camı da. ikindi namazını orada kılardı. Sâdâbâd seyranlarına engel oluyordu. sonra senin Vuslatın muhtâc-ı ibram oha da mânı' değil. Edirne Kapısı'ndan ġehzade Camü'nin önüne geldiği zaman eski odalardan AltmıĢ bir Solakların OdabaĢısı. Kara Mustafa PaĢa'nın koyduğu kanun buydu. Onun için: Neler çeker Ramazan içre id'e dek göresin. Istanbulda Ģatafatlı bayram alayları yapılıyor. demekte haklıydı. Vezir-i Azam Ġbrahim PaĢa'ya takdim ettiği "Ra-mazaniyye" de bile. Nedim terk-i mey-i hoĢgüvâr edinceye dek. Ramazan'dan beri Sâdâbâd'm hasretini çekiyordu. Arefe günü. halk akın akın Sâdâbâd'a dökülüyordu. Lâleler ve erguvanlar Sâdâ-bâd bahçelerini süslüyordu. Saray erkânı alaylarla meĢguldü. Ramazan Çırağan eğlencelerine. O yıl bayram Mayısa rastlamıĢtı. istanbul kadısının.ı hiç Ģüphe yoktur: . bahara rastlayan o Ramazanda yazdığın. "sürmeli gözlü. Vezir-i A'zam bayramın üçüncü günü Eyüp Sultan'a gelmiĢ. Eyüp Sultan türbesini ziyaret eder. müderrislerin tebriklerini kabul ederdi. Ġkindiye doğru da Selî-mi ve erkân kürküyle ġeyhülislâmı ziyarete giderdi. Fakat artık bayramdı. Ġstanbul'un bütün bahçeleri ve güllükleri. Bayramın üçüncü günü sadrazam. sarayına dönüĢte Alay KöĢ-kü'nün önünden geçerken. Vezir-i Azamla ġeyhülislâm ve diğer vezirler padiĢahı bayramın birinci günü tebrik ederlerdi. Zevk ve Sefa erbabı. ağaçların körpe yeĢil filizlen ve mor salkımlanyla gözleri okĢuyordu. herkesin sevdiği altınlar. halka avuç avuç.

iki santü-rî. elçinin kabul edileceği odanın direklerine murassa kılıçlar. iki nefir. bir kerre Ġd olsun da gör GûĢe gûse mihrler. Çifte Havuzlar'da. . Selâm Ağası yüksek sesle selâm alırdı. hatta dıĢarıda özel merasim ile bekleyen çavuĢlara. Ġbrahim PaĢa’nın elçilere ve devlet erkânına vereceği ziyafetlerde de aynı Ģekilde merasime riâyet edilirdi. Seyr-i Sâ'dâbâd'ı sen bir kere id olsun da gör Dur zuhur etsün hele her gûĢeden bir dilrubâ. Ziyafetin sonunda bütün davetlilere. Boğazın mavi sularına bakan ziyafet odaları. sekiz neyzen. Defterdar'da. bazen okuyucularla çalgıcıların toplamı altmıĢ kiĢiye ulaĢırdı. samur veya kakum kürkler. üç kemani. mehler pedld olsun da gör Seyr-i Sâdâbâd'ı ten bir kerre id olsun da gör Anda seyr et kim. Tıfl-ı nâzım. Bazen Bentler'de. I t Simdi anlanmaz hele bir hoĢça kadr ü kıymeti. çoğu zaman denize testi dikerek. dört tanbûrî. Ziyafet esnasında daima fasıl devam ederdi. Enderun ağaları kareli kaftanlar giyerler. çiçeklerle ve meyvalarla süslenir. hediyeler ve hil'atlar verilirdi. Ziyafet esnasında. ne fırsatlar girer cana ele: Gör ne dilcûlar. ne mehrîdar. Ziyafet padiĢaha verildiği zaman sadrazam padiĢahı gelirken ve giderken özel bir merasimle karĢılardı. bir düdük. NeĢâtâbâd Kasrı'nda da eğlenirdi. bellerine mücevherli hançerler takarlardı. o zaman hayli 60 LALE DEVRĠ Ģöhret bulan Bahçıvan Kolu tarafından köçekler oynatılırdı. bir cenk. yastıklar üzerine. Seyr-i Sâ'dâbâd'ı sen bir kerre id olsun da gör: Sultan Üçüncü Ahmcd yalnız Sâ'dâbâd'a gitmezdi. ne ahular gele. Elçilere ziyafet verildiği zaman. Sadrazam PaĢa da Topkapı'da Vezir Bahçesi'nde. Saz takımı genellikle on üç hanende. Kimi gitsün bağa doğru. odada herkes ayağa kalkar. Ġçeride devlet erkânı samur kürk giyerlerken. iki miskalîden meydana gelir. derhal alkıĢ sesleri göklere yükselirdi. son derece parlak olur. Türklerin askerliğe ve niĢancılığa olan meraklarını böylece isbat ederlerdi. mücevherli hançerler konulurdu. sadrazam ve misafiri kurĢun atarlar. dıĢarıda çavuĢlara iĢaret edilir. Bak nedir dünyada resm-i sohbet-i zevk u safa. sevdiğim bir iki gün sabret hele Seyr-i Sâdâbâd'ı sen bir kerre id olsun da gör Gerçi kim vardır anın her demde baĢka zlneti. Rfı^e eyyâmmda da inkâr olunmaz haleti. ziyafet dairesine sadrazamın geliĢi. kimi sahradan yana. Kandilli Bahçesi'nde ziyafetler tertip ederdi.id eriĢsün bâ'is-i Ģevk-i cedid olsun da gör Seyr-i Sâ'dâbâd'ı sen. Daha sonra kukla ve hokkabaz oyunları verilir.

bütün Ģehrin bahçelerin ve . Gece yarılarına kadar ahenk ve sürür ile vakit geçirilir. Sefirlerden birinin Ģerefine verilen bir ziyafette teĢrifatçıya hil'at verilmemiĢ. Hava serince olduğu zaman. Boğaz'm sarhoĢ ve 13 Ziyafetlerde teĢrifatçılara da hil'at verilirdi. Bazen ferace kürk giyer. Genellikle parmaklarına gayet kıymetli elmas ve zümrüt yüzükler. Salıpazarındaki Em-nâbâd Sarayı'na. Bütün lalelerin arasına çeĢitli renklerde Ģekerler konur. sarayın Lâle Bahçesi de renk renk nurlara gark olurdu. bu ziyafetlerde büyük bir debdebe ve ihtiĢam gösterirdi. çavuĢlara ve bütün saray ricaline verilen samur kürkler. O devirde baharın gündüzleri güzel sanat eserleri seyretmekle geçtiği gibi. Sonra padiĢahın dönüĢü çok parlak olurdu. Ġbrahim PaĢa’nın BeĢiktaĢ'taki Âsâfâbâd Kas-n'na Çırağan temaĢası için gelirdi. billûrî ve cazip kahkahalarla lâlelerin arasında koĢuĢtukları. ibrahim PaĢa. bu Ģenliğe sarıĢın hasekiler ve cariyeler de katılırdı. sohbetler yapılırdı. Galiba hatırından çıkmıĢtır. beline murassa hançerler takar. dizlerinin üzerine gayet ağır. bazen de kırmızı çuha kontoĢ kürk giydiği görülürdü. ziyafetin sonunda yalnız sadrazamın Yeniçeri ağasının maiyetindekilere verdiği ihsanlar. Sonra ahenk. sırma iĢlemeli. geceleri de Çırağan safalanyla değerlendiriliyordu. hil'atler yirmiden yüz kuruĢa kadar bağıĢlar. Çırağan eğlenceleri Topkapı Sarayı'nın bahçelerinde icra edildiği zaman. Sadrazam padiĢahın önünde yer öper bu sırada askerler alkıĢ tutarlardı. Çırağan Bahçesi'ne. en çok sevdiği kimselere her zaman kullandığı Cevahir Macunu'ndan ikram ederdi.113) Yeniçeri Ağası. o zamanın parasıyla 6521 kuruĢu bulmuĢtu. o da teĢrifat defterinde. ziyafetin sonuna Ģu satırları ilave etmiĢtir: "Sair ziyafetlerde bu hakire ve elçinin üzerine memur çorbacıya birer donluk çuha ve birer donluk kumaĢ verilüp lakin mumaileyh efendi hazretleri tarafından verilmedi. zevk ve sevinç içinde bütün cariyelerin kumral ve siyah saçlarını dökerek. Ģeker kapıĢmak için birbirleriyle rekabet ettikleri görülürdü. aralar kandillerle ve mumlarla donatılırdı. her elçi kabul ediliĢini müteakip hükümet erkanına. sadrazamın hediyesi kethüda bey vasıtasıyla Darüssaâde Ağası'na teslim edilirdi. padiĢahın maiyetinden ayrılıp makamına döndüğü zaman da tekrar edilirdi. Bu denâetin hüsn-ü tabiri ile iktifa olundu. denizin sakin sularına bakan bir pencerenin önünde vakur bir azametle kendini gösterirdi. Ģiirler okunur. Her ziyafeti. Genellikle padiĢah. Gece. neft! ipek bir örtü koyar." TeĢrifat Defteri (1130-1137) SADABAD VE LALE SAFALAR1 61 durgun suları üzerine elmas parçaları serptiği zaman. Bu alkıĢlar sadrazam. mehtabın gümüĢten parıltıları.Ziyafet sadrazam tarafından Üçüncü Ahmed'e verildiği zaman. Çırağan safalan Ramazana tesadüf ettiği zaman. NakkaĢ PaĢa Sarayında ibrahim PaĢa'ya bir ziyafet vermiĢ. büyük bir yekuna ulaĢırdı.

O gün elçinin binmesi için bir at. Divân-ı Hümayun tercümanı vasıtasıyla mürüvveten meyva ve çiçek gönderir. merasim yapılmazdı. Nemçe ve Moskof kapıkahyaları. Elçinin bineceği ata abâyi kumaĢtan Divan takımı vurulurdu. Bülbül âĢüjtelenüb bezme gazelhan geldi. bazen de elçinin hatırını sorma lütfunda bulunurdu. geliĢinin ertesi günü Sadrazam. Saltanat ve ĠhtiĢam 1 ĠBRAHĠM PAġA zevk ve eğlence âlemlerinde büyük bir debdebe gösterdiği gibi. Seyrolub raksı yine dilber-i mümtazların Yine eflâke çıkar nâlelen sazların. vakt-i Çırağan geldi. vakt-i Çırağan geldi. Müjdeler gülĢene kim. Yalnız. Nağme-i bülbül ü kumriye olub hem âheng.minarelerin mahyalarla donatıldığı görülürdü. Venedik balyosu. Nedim bir Ģarkısında Çırağan mevsimini Ģöyle tasvir etmektedir: Yine hezm-i çemene lâle fürûzan geldi. vakt-i Çırağan geldi. O zaman Ģehrin bu parlaklığı ve safası bütün Ģairlere söz sermayesi olurdu. Ġsveç beyzadeleri. baĢlarına mücevveze. Elçilerin mektup takdimi için sadrazamla mülakatı da hayli debdebeli olurdu. Her elçinin Ġstanbul'a geliĢinde ayrı ayrı karĢılama töreni yapılırdı. kendisine özgü bir ihtiĢam ile yerine getirirdi. Ney ü santur u rebâb a dej ü tanbûr ile ceng. Boğaz'a iki Çekdiri gönderilir. Mesela Ġstanbul'a Fransa elçisi geldiği zaman. Müjdeler gülĢene kim. Venedik balyosu geldiği zaman. arkalarına erkân kürkü 64 ' LALE DEVRĠ giyerlerdi. . Sadrazamlığa tebrik için gelecek olan elçiler Ģu sırayı takip ederlerdi: Fransız elçisi. Müjdeler gülĢene kim. Felemenk elçisi. ÇavuĢbaĢı i-le çavuĢlar katibi ve yirmi otuz kadar çavuĢtu. KarĢılanması için gidenler. vakt-i Çerağân geldi. baĢlarında keçeler. Muhzır Ağa neferleri ile Deliler. Bunların hepsi büyük üniforma. maiyetinde bulunanlar için de ayrıca atlar gönderilirdi. Cana ateĢ bırakur Ģulesi avazların. elçilerin kabul merasiminde de o devrin fevkalade Ģatafatlı merasimini. Bu devirde elçiler için bir sıra tanzim edilmiĢti. gönüllüler ve satırlar dizilirdi. Pür eder âlemi sevk u tarâb-ı rengâreng. Müjdeler gülĢene kim. alayla konağına götürülürdü. Ġngiltere elçisi. Sarayın önüne.

Mektûbî ve TeĢrifat!. daha sonra elçiye tatlılar ve kahveler ikram edilirdi. . Gelen kapı kethüdası olduğu için ibrahim PaĢa o gün kallavî giymemiĢti. Bu sırada elçinin maiyetinde bulunanlara ve divan tercümanına hil'atlar giydirilir. Selîmî kavukları ve erkân kürkleri ile Kâhya. bir iskemleye otururdu. vezir kapıcıbaĢı ağalan bulunurdu. bu defa kapı kethüdasını. Reisülküttap ile ÇavuĢbaĢı Ağa'ya selâm verirdi. o zaman Divan çavuĢlarının alkıĢ sadaları etrafa yansırdı. Reisülküttap mektubu alır. solunda Kethüda Bey. eski satveti ve debdebeyi göstermeye son derece önem verirler. Bu merasimden sonra elçiye hil'at giydirilir. zevk ve sefadan. mücevve-zeler giymiĢ çavuĢlar katibi ile çavuĢlar emiri. Fransa'da Versailles saraylarının geniĢ gül bahçelerinde. Fransız elçisini bu suretle kabul etmiĢ. Tezkereci. elçiyi ÇavuĢlar kâtibi ile divan çavuĢları iskeleye kadar yolcu ederlerdi. Bu devirde devlet erkanı protokol hususunda geleneklere. Artık Sadrazam makamına oturur. misafir odasında bir süre sohbet ettikten sonra Arz Odası'na girer.»4) Ġstanbul'da saray halkı ile birlikte elçiler heyeti de. Bu sırada Selâm Ağası yüksek sesle selâm alırdı. Sadrazam yerine oturduktan sonra mektubu vermek için elçi ayağa kalkar. SALTANAT VE ĠHTĠġAM 65 Ġbrahim PaĢa. Sadrazam makamına oturduğu zaman sağında Reisülküttap. arkada Enderun Ağaları dururdu. hil'at giyenler birer birer dıĢarı çıkarılır. . Kapı kethüdasına abâyî kumaĢtan divan takımı vurulmuĢ bir at gönderilmiĢ. Elçinin dönüĢünde diğer devlet erkânı kalırlar. odada yalnız tercümanlardan birkaç kiĢi bırakılırdı. divani esvaplanyla AsesbaĢı ve subaĢı karĢılamaya gitmiĢlerdi. ÇavuĢbaĢı Ağa. solunda kapıcılar baĢı olduğu halde kendine mahsus bir vakar ile Arz Odası'na gelir. koynuna kapıcılar kethüdası vasıtasıyla boyama ve yağlık konulurdu. Daha sonra sadrazam. Sadrazamın önünden Reisülküttâb ile ÇavuĢbaĢı Ağa girerdi. Elçi çavuĢlar katibi vasıtasıyla getirilir. sadrazamın yanındaki yastığın üzerine kordu. Daha sonra elçiye Ģerbetler ve buhurlar takdim edilirdi. Bu merasim icra edildikten sonra önce sadrazam hazretlerine. arkasına ¦ da erkân kürkü giyerdi. yirmi kadar çavuĢ. Sadrazam o gün baĢına kallavî. dikkatli bir Ģekilde yazıya geçirirlerdi. Bir süre sonra sadrazam ibrahim PaĢa büyük bir tantana ile odayı Ģereflendirirdi. parlak ziyafetlerden geri durmuyorlardı. ulu ağaçların altında. protokol usulünü mükemmel.Arz odasının önünde mücevveze ve erkân kürkleriyle. Avusturya kapı kethüdasını kabul ettiği zaman merasim baĢka türlü yapılmıĢtı. Muhzır Ağa ile Bostancılar OdabaĢısı.

Ģırıltılı fıskiyelerin karĢısında geçirilen hayatın küçük bir örneği de istanbul'da hüküm sürüyordu. Üçüncü Sultan Ahmed'in tahta çıktığı günden beri istanbul'a Ferriol, Des Alleurs, dö Bonnak, Andrezel gibi önemli elçiler gelmiĢler, Beyoğlu'nda OnbeĢinci Lui'nin sefarethanesine pek ziyade revnak vermiĢlerdi, ingiltere'de Montagu'dan sonra Stannian'ı göndermiĢ, o da tabî bulunduğu hükümetin Ģerefim korumak için Ģenlikler vermekten geri durmamıĢtı. Elçiler arasında hüküm süren bu rekabete iĢtirak etmekten Venedik ve Felemenk elçileri de geri durmuyorlardı. Saray halkı Çırağan safaları, Kağıthane ziyafetleri ile meĢgulken, elçiler de hemen bütün bir yılı Ģenlikler, balolar, komediler, akĢam ziyafetleri ve köy gezintileriyle geçiliyorlardı. O devirde Belgrad Köyü Ġstanbul'un en önemli sayfiyesiydi. Yazın hemen hemen bütün kibarlar buraya çekilirler, Fransızların ve ingilizlerin en zenginleri buralarda otururlardı. En ziyade, Ģehirde otur14 66 Hazine-i Evrak: TeĢrifat Deften (1130-1137) LALE DEVRĠ 6 7

SALTANAT VE IHT1 SAM

maktan canı sıkılan kadınlar, burada zevk ve sefa âlemine daldıkça dalarlar, bütün meclisleri güzellikleri ve tebessümleriyle Ģenlendirirlerdi. Bazen Karadeniz sahillerinde kır gezintileri düzenlenir, özel olarak kurulan çadırlardan, denizin hırçm dalgalan, sahillerde yankı yapan hıĢırulan iĢitilirdi. Bu sesler, cemiyetin âhengine ve neĢesine ilâve olarak gayet lâtif bir nağme meydana getirirdi. Bazen Belgrad Bentleri'ne giderler, geliĢigüzel minderlerin üzerine uzanarak, suların Ģırıltısını dinlerlerdi. Elçiler bu kır gezintilerinin hepsinde Doğu'nun güzide manzaralarını tasvir etmek için yanlarında birer ressam bulundururlardı. Bu ressamlardan biri de Jean Baptiste Van Mour'du. Van Mour, Flandr'da Valenciennes'de doğmuĢ.(1671) Memleketinde sanat sahibi olduktan sonra Felemenk elçilerinden biriyle Ġstanbul'a gelmiĢ, Doğunun renk renk muhtelif kıyafetlerini çizmeye baĢlamıĢtı. Van Mour, Üçüncü Sultan Ahmed ile saray erkanının birçok resimlerini vücuda getirmiĢti. Böylece ihtisas kazandıktan sonra, elçilerin çevresinde büyük bir Ģöhret elde etmiĢti. Van Mour yalnız elçilerle düĢüp kalkmaz, Osmanlı muhitlerine de devam ederdi. Lâle devrinin hüküm sürdüğü bu zamanda Osmanlılar ile Batılılar, özellikle Fransızlar arasında samimi bir hava meydana gelmiĢti. Ġbrahim PaĢa’nın ilen görüĢü ve siyasi tedbirleri sayesinde Paris'e, Viyana'ya gönderilen elçiler ülkelerine döndükleri zaman Avrupa medeniyetinin eserlerini de yaymaya çalıĢmıĢlar, elçilerle düĢüp kalkmıĢlardı. Bu sebepten Lâle devri Osmanlılar için parlak uyanıĢ devri olmuĢ, Avrupa medeniyetinin ġark'ta tam anlamıyla yayılması için ilk safhayı teĢkil etmiĢti. Ezcümle Sâdâbâd kasırlarının inĢasında Fransız zevkinin büyük etkisi görülmüĢ, Ġstanbul'un siyasi

çevrelerinde hep Fransızlık taklit edilmeye baĢlanmıĢtı. Fransız elçisi. Sultan Üçüncü Ahmed'e kırk kadar zarif portakal ağacı takdim etmiĢ; bu parlak ve yeĢil yapraklı fidanların taptaze manzarası Sultan Üçüncü Ahmed'i son derece memnun etmiĢ. bütün saksıları Sâdâbâd köĢkünün önüne dizdirmiĢti.-^1 Van Mour sürekli bu güzel manzaraları tablolaĢtırmakla meĢgul olmuĢtu. Hemen hemen bütün elçiler Von Mour'a müracaat etmiĢler, özel olarak tablolar sipariĢ vermiĢlerdi. Van Mour, Ġstanbul'da otuz yıl oturmuĢ, yetmiĢ yaĢında öl-müĢtür.G 737) Van Mour Lâle devrinde Ġstanbul hayatını ve manzaralarını bütün tablolarında yaĢatmıĢtı. ġarkın bu usta ressamı Ġstanbul'un genel manzarasıyla ilgili olarak nefis tablolar ortaya koymuĢtu. Fakat en çok, Osmanlıların bu dîvirde hayli parlak ve muhteĢem olan teĢrifatını (resmi törenlerini) tasvir eden tablolarla Ģöhret kazanmıĢtı. Ressam bu tablolarda ġark'm renk renk kıyafetlerini, durumlarını ve davranıĢlarım tasvir etme konusunda büyük bir maharet göstermiĢti. Bu merasim hep aynı salonda, aynı tarzda ve aynı kıyafetlerle icra edildiği için Van Mour, bu gizli, kabul resmi tablolarını çok kolay bir Ģekilde vücuda getiriyor, kendisine verilen sipariĢleri en kısa zamanda hazırlamasını biliyordu. Ġstanbul'da Sultan Üçüncü Ahmed veya sadrazam tarafından gerçekleĢtirilen kabul resimlerinin yapılıĢ biçimleri Van Mour'un tablolarından bütün ayrıntılarıyla anlaĢılıyor, elçilerin devletlerine gönderdikleri raporlardan daha açık bir surette vak'aları gözlerde canlandırıyordu. Mesela Fransız elçisi do Bonnak, huzura kabul edileceği Ģuada, iki oğlunun da beraber gelmesi için müsaade almıĢ, fakat huzura geleceği gün ne düĢünmüĢse düĢünmüĢ, çocuklarını getirmemiĢti. Kabul resminden önce divanda verilen ziyafet esnasında sadrazam Ġbrahim PaĢa elçinin çocuklarını aramıĢ, bir türlü görememiĢti. Nihayet elçiye sormuĢ, dö Bonnak da nezaket göstererek: "Bu kaçlar debdebeyi ve saltanatı görmeye onların gözü tahammül edemez. Madam, onların yerme kardeĢi rahip dö Biron'u gönderdi." demiĢti.

Ġbrahim PaĢa da, bilmukabele, rahip do Biron'un teĢriimden 15 A. Roppe: On Sekizinci Asırda Boğaziçi 68 LALE DEVRĠ Ressamları, s. 1 2-35

son derece memnun olduğunu, fakat Ģehzadelere çocukların geleceğini haber verdiği için derhal onların da getirilmesini, hatta beklemek ıcab ederse Divan'ı daha üç saat uzattırabileceğini söylemiĢti. Bunun üzerine Marki dö Bonnak çocuklarını getirtmiĢ, onlar da huzura kabul edilmiĢti. Arkalarına birer kürk uydurulmuĢ, böylece ibrahim PaĢa’nın arzusu yerine gelmiĢti.

Van Mour, bu tabloyu öyle büyük bir dikkatle tasvir etmiĢ ki, çocukların arkalarında kürklerin uzun kollarını, vücutlarının kürklerin içinde kayboluĢlarını olanca dikkatiyle gözler önüne sermiĢti. Diğer bir tablosunda da sarayda verilen ziyafetleri canlandırmıĢtı. Ziyafet için beĢ sofra kurulmuĢtu. Ortadaki sofrada, sadrazamın karĢısında elçi, solunda Anadolu ve Rumeli kazaskerleri oturmuĢlardı. Fakat bunlar, Hıristiyanlarla bir sofrada oturmuĢ olmamak için, ayrı kapta yemek yemiĢlerdi. Diğer sofrada da Kaptan PaĢa, NiĢancıbaĢı ve Defterdar ile birlikte diğer sefaret erkânı oturmuĢlardı. Von Mour'un bu tabloları Lâle devrinde Osmanlıların kılık kıyafetlerini ve yaĢayıĢ tarzlarını tetkik etmek için büyük bir değer taĢıyordu. Sultan Üçüncü Ahmed devrinin bu mahir ressamı tam 132 parça eser meydana getirmiĢti. Bunların en meĢhurları; padiĢahın Marki dö Bonnak'ı huzura kabul etmesi, Sultan Üçüncü Ahmed tarafından Madam Markiz dö Bonnak'a ziyafet çekilmesiydi. Keza Fransız elçileri Vikont Andrezel ile Felemenk elçisi Kalkoenin Üçüncü Ahmed tarafından kablulü Ģekline Sadrazam Ġbrahim PaĢa tarafından BeĢiktaĢ Sarayı'nda verilen ziyafetlerle ilgili olarak da birçok tablolar yapmıĢtı. Bunlardan Patrona Halil'in üç tablosu ile, istanbul hayatına ve manzaralarına; saray erkânının vilâyet halkının kıyafetlerine dair birçok tablolarla Sultan Üçüncü Ahmed'in ve Ibrahin PaĢanın da resimlerini yapmıĢtı. Von Mour'un bu tabloları o devirde büyük ilgi görmüĢ, her biri Avrupa salonlarını süslemiĢti. Ġbrahim PaĢa’nın sanatkâr ruhuyla parlayan Lâle devri böylece Fransa'da büyük yankılar meydana getiriyor, kalıcı eserler bırakıyordu. Ġbrahim PaĢa asaletli tavırlarıyla, nazik sözleriyle bü. SALTANAT VE ĠHTĠġAM 69

tün elçileri aklına ve irfanına hayran bırakıyordu. Birçok sefirler, krallarına yazdıkları raporlarda Sadrazam ibrahim PaĢa’nın asaletinden, nazik davranıĢlarından söz ediyorlardı. Ġbrahim PaĢa, elçilere ve sanatkarlara iltifat edici davranıĢlarda bulunuyor, böylece hem devletin siyasetini idare ediyor, hem de mevkiini korumasını biliyordu. * * *

Sultan Üçüncü Ahmed gecelerini zevk ve safa ile gündüzlerini Tersane Bahçesi'nde, Karaağaç KöĢkü'nde, Sâdâbâd'da, Ok Meydanı'nda ok talimleriyle geçirdiği sırada, veziri Ġbrahim PaĢa da devlet iĢleriyle meĢgul oluyor, zevk ve safayı disiplin altına almaya çalıĢıyordu. Gerçekten de dokuz yılı geçen bir zaman içinde Ġstanbul'da artık barut kokusu, kan lekesi görülmemeye baĢlamıĢ, fikirlerde bir nezâket, ahlakta ve yaĢayıĢta bir değiĢiklik kendini göstermiĢti. Herkes süse ve debdebeye olan düĢkünlüğünü gösteriyor, Boğaz'm ve Halic'in mavi sularının üstünde, rek renk atlas döĢeli kayıklarla Sâdâbâd'a, Kandilli Bahçesi'ne veya Büyük Dere sahillerine gitmek için halk birbiriyle rekabet ediyordu. Her taraftan altın ve gümüĢ

eğerlerle, elmaslarla ve yakutlarla süslü alınlıklar, son derece ağır koĢum takımları görülmeye baĢlamıĢtı. Kağıthane mevsimi gelir gelmez herkes olanca servetini zinete ve ihtiĢama sarfetmek hissine kapılıyordu, ibrahim PaĢa, bu zevk ve eğlence masraflarının önüne geçmek için, her zümreye özgü kıyafetler belirlemiĢti. Sadrazam tarafından konan kurallar gereğince herhangi bir kimse ve esnaf, yüksek tabakaya mahsus kakum kürklerden giyemeyeceklerdi, ibrahim PaĢa’nın en çok dikkatim çeken Ģey, kadınların kıyafetiydi. PaĢa hanımların kıyafetini belli bir sınırla sınırlamak istemiĢti. Hanımlar, bundan sonra uzun yakalı ferace giyemeyecekler; üç değirmiden fazla yemeni, belirlenen miktardan fazla ende kordela bağlayamayacaklardı. Doğrusunu söylemek gerekirse erkeklerin lâleye ve güzelliğe 70 LALE DEVRĠ , , ,

olan düĢkünlüklerinin yanı sıra, hanımların da süse ve lükse karĢı ilgilen artmıĢtı. Kadınların latif endamlarını, bütün cazip ve sihirli çizgileriyle gözler önüne seren kıyafetleri o derece israfa sebep olmuĢtu ki, Ġstanbul'da düğün merasimi için büyük bir servet harcanmasına lüzum hissedilmiĢti. Sonuçta birçok hanımın zevk ve ziynete olan aĢırı düĢkünlükleri yüzünden kocalarından ayrıldıkları görülmüĢtü. Bu devirde özellikle sultan düğünleri gayet parlak olur, damatlar çok fazla masraf ederlerdi. Ali PaĢanın Ümmü Gülsüm Sultan ile düğünleri yapıldığı zaman Damat Ali PaĢa, gelin sultana zifaf gecesi bir mücevher kuĢakla bir mücevher saat takdim etmiĢ; Üçüncü Sultan Ahmed, bütün saray erkanına, mesela Ģehzadelerden Süleyman, Mehmed, Mustafa, Bayezid ve Numan ile Fatma, Hatice, Atika, Saliha, Zeynep, AyĢe, Emetullah, Safiye ve Emine Sultanlara baĢ kadın efendi ile ikinci, üçüncü, dördüncü ve beĢinci kadm efendilere, Saliha ve AyĢe Sultanların validelerine; Reyhan, Rukiye ve Rabia sultanların validelerine ki, yekûn olarak beĢ Ģehzade, on iki sultan, beĢ kadın efendi, sekiz sultan ve Ģehzade valideleri ve bundan baĢka kâhya kadın, haznedar usta ve Dârüssaâde Ağası'na birer düzine Dibây-ı Rûmî, birer düzine Nevzuhur Hıtâyî, birer düzine de sâde Hıtâyî hediye olarak vermiĢti. Hanımların ev içindeki elbiseleri ve kıyafetleri, Sultan Üçüncü Ahmed devrinde hayli renkli ve güzeldi. Mesela sultanlar arkalarına, baĢtan aĢağı incilerle süslü, düğmeleri elmas, uzun bir entari giyerlerdi. Sonra bellerine gayet geniĢ ve elmaslarla süslenmiĢ bir kemer bağlarlar: boyunlarına zinet yerine safî inciden yumurta büyüklüğünde zümrütlerle süslü bir kordon, kulaklarına fındık büyüklüğünde armudî elmas küpe takarlardı. Hotozların etrafı yakuttan yapılmıĢ güllerle ve incilerle süslenirdi. Saçlara iliĢtirilen iğneler, tamamen elmaslı ve zümrüdüydü. Özellikle yüzükler benzeri görülmemiĢ büyüklükte iri elmas taĢlarla süslüydü. Vezir hanımlarının kıyaletlerinin de ayrıca bir zarafeti vardı. SALTANAT VE ĠHTĠġAM

Bu sohbetler kıĢın. feslerine sardıkları yaĢmakların inceliği dikkati çekti. elmastan yaseminler. Ġnciler. Genellikle sarıĢın saç örgülerinin gözalıcı bir parlaklıkla topuklara kadar süründüğü görülürdü. kibarlar arasında modaydı. Lâle devrinin devlet adamları edebiyat ve sanatta da büyük bir incelik göstermiĢlerdi. etrafı iĢlemeli. Sadrazamına olan fazla sevgisini isbat etmek için: . kâh devlet erkanı tarafından padiĢaha verilirdi. Nihayet zarafeti arttırarak.71 Hanımlar. muhtelif renkte yakutlardan güller. Helva sohbetlerine davet etmiĢlerdi. düğmelen inciden entari giyilir. çiçek taklidi yapılır. bu durumun devam etmesi mümkün olamadı. güzelliği parlak bir Ģekilde ortaya koymak isteyen hanımların. sırma iĢlemeli. âdet olduğu üzere devam etmiĢti. gömleğin altından görülürdü. lâlelerin zarafeti nisbetinde zarafet kazanmıĢtı. Lale Devri'nde ise hanımların mesire kıyafetleri. Fazla masraf etmek istemeyenler. Helva sohbetleri saraylarda yapılır. 1717 LALE DEVRĠ Nevbahann gerçi seyr-i gülsen ü sahrası var Fasl-ı sermânın ve lakin sohbet-i helvası var. Fakat bir süre sonra. ayaklarına sırma iĢlemeli beyaz terlik giyerlerdi. kaĢlara ıtri Ģahiler sürülürdü. hürriyeti kötüye kullanmalarına karĢı müdahale zorunluluğu ortaya çıktı. bencil bir gayretle incitmeyecek kadar yükseklik gösterememiĢlerdi. Sonra üzerine kollu. Ev içindeki bu kıyafet. Bununla beraber zevk ve eğlence. sarı yakuttan fulyalar vücuda getirilirdi. nüktesiyle zevk ve gönül adamlarını gece salalarına. ipekten zarif bir Ģalvar. ġairler: 16 72 Madam Montagu: ġark Mektupları. kıĢın Helva Sohbetleri yine yapılıyordu. Zenginlerin kemerleri daima elmaslarla ve incilerle süslü bulunurdu. yakaların uzunluğu. Fakat kalplere Ģiir ve sanat ilham eden güzellikleri. kolları yarı bileğe kadar uzun ve geniĢti11 iV Gömleğin yakası bir elmas düğme ile iliklenir. kenarı iĢlemeli. Önce hanımların sıkma feraceleri. göğsüsün bütün beyazlığı. Yazın Çırağanlar. Saçlar daima örülür. kâh Sultan Üçüncü Ahmed tarafından devlet erkanına. Saça elmas takmak. Hanımların baĢlarına giydikleri hotozlar. üzerine dört parmak kalınlığında kemer bağlanırdı. kemerlerini beyaz setenden yaptırırlardı. kadifeden olup etrafı elmaslarla ve incilerle süslüydü. Çırağan eğlencelerinin yerine yapılıyordu. çoğu zaman topuklarına kadar pembe. ġalvarın üzerine giyilen gömlek. dıĢarıda da aynı zarafetle kendini gösterirdi. beyaz ipekten.

. ¦¦'¦¦¦ Nedim. Üç de kız kardeĢi vardı. Sultan Üçüncü Ahmed'm son yıllarını teĢkil eden Lâle devri sanat zevkiyle de geliĢmiĢti. sohbet-i helvaya gel. AyĢe hanımlar. Ģiirlerinde tabiatının düzgünlüğü ve . Etrafta görülen bahar parlaklığı. Kadılardan Ahmed Nedim Efendi. yoktur minnetin Ģevketlü Hünkârım Kerem.Çırağımsen benim sen. SALTANAT VE ĠHTĠġAM 73 Nedim. ikbâl ü Ģevketle. kıymetli hü'atlar ihsan edilirdi. Ġbrahim Çelebi'nin kızı Ümmü Gülsüm'le evlenmiĢ. sadâkat ile meĢhûr-ı cihânımsın. tarzında duygularını anlatırdı. çerağ-ı hâssının zîrâ. Efendim gel. Ruki-ye. Bu sohbetlerin sonunda. Sadrazam ibrahim Pa-Ģa’nın BeĢiktaĢ'taki sarayında toplanırlar. Fikret'in de dediği gibi. Ġbrahim PaĢa da. Bazı geceler. ingiliz elçisi Stagnian.. devlet erkânıyla Ģairler. mürüvvet kıl. kıl. Duygularda meydana gelen güzellik sanat ve edebiyatta da güzel eserlerin ortaya konmasını sağlamıĢtı. Fransız elçisi dö Vilnör. senindir bende vü hâne. Sair sevgilisini evine Ģöyle davet ediyordu: Aman pek yârelendim ol nigâh-ı Ģuh u ev baĢa. Felemenk elçisi Kornelius. hem vezîr-i nüktedânımsın Nazîrin yok. Ezelden abd-i memlûkün. Helva sohbetine davet etmek için. sadrazamın tabii meyli en çok edebiyatın yenilenmesine hizmet etmiĢti. Rusya kapı kâhyası Nepluyef Ģerefine de ziyafetler verildiği görülürdü. Senindir hâne. Sebeb sensin beni ihyaya devletle. Çoğu zaman özel olarak. Hamide. yolun uğrarsa BeĢiktaĢ'a. Bu yeniliğin büyük dâhisi ise Nedim'di. her zamanki gibi damatlara veya devlet erkânına samur kürkler. Nedim. Diğer bir yerde de Ģöyle diyordu: Münâsiptir sana tıjl-ı nâzım hüccetin al gel. tarzında teveccüh beyan eden Sultan Üçüncü Ahmed'i. ondan bir kızı dünyaya gelmiĢti. Kapıldım doğrusu ol yal ü bale ol güzel kaĢa Geçersen semtimizden. "ġiirimizin çihre-i cevânîsi" idi. Nemse kapı kâhyası Tal-man. se'âdetle. BeĢiktaĢ'ta. yeni bir nüktenin mânâsını açmak veya yeni tarzda ve üslupta bir kıt'adaki his ve hayâlin inceliğini tahlil etmek suretiyle vakit geçirirlerdi. BeĢiktaĢ'a yakın bir hâne-i viranımız vardır. Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesinde oturuyordu.

fakat kalbini yaralayan ayrılık acılarım ve âĢıkça temennilerini de: Yeniden eski muhabbetleri tecdîd edelim. "Kemer güĢıste. bahçelerin renk renk çiçeklerini. kullandığı mce ve ahenkli kelimelerle. Kâmkâr et. Ruhunun arkadaĢına gülden elbise. derin bir Ģairlik heyecanına kapılır. Nedim'in hayâl kuvveti çok parlaktı. Ģiirlerinde Türk dilinin Ģivesinden ayrılmamıĢtı. Bundan dolayı Nedim. Nedim'in Ģiirlerinde Fuzû-lî'nin ateĢli aĢkı. ruhundan kopan bütün özellikleri bol bol vermiĢ. kasırları tasvir ederken. güzellikleri tasvir ederken gösterdiği olağanüstü yeteneğe. Sâdâbâd eğlencelerinin. Ģuhsun nâzende dilbersin! tarzında. Nef'î'nin yüksek ifadesi bulunmuyorsa da. ziyafetlerle ve helva sohbetleriyle geçen hayatını. bazı gazellerinde pek açık saçık tasvir74 LALE DEVRĠ lerde bulunmakla beraber. lâleden ve yâsemenden. dilsitânsın. bir id edelim. lâle ve karanfil bahçelerinin. saz ve ahenk içinde yapılan Çırağan safâlarmm büyük etkisi olmuĢtu. her noktasındaki güzelliği ile ve bütün incelikleriyle tasvir ederek ülkeye karĢı sevgi duygularını uyandırmaktan da geri kalmıyordu. Özellikle her parlak kaside okuyuĢunda. Cevân-ı mihribânsın.ifadesinin açıklığı ile üstünlük elde etmiĢti. nazperv ersin. Ģairin mücevher tarihler. Damat Ġbrahim PaĢa'ya kitapçılık ve musahiplik yapan . ağlattı firakın bu dil-i bimân. görülmedik mazmunlar ortaya koymasını sağlıyordu. özellikle Ģürlerindeki ahenk ve zarafetle göze çarpıyordu. vatanının baĢkentini. Övgülerinde bile bile gülden ve bahardan. Nedim. bir id edelim. Sultan Üçüncü Ahmed devrinin bütün debdebe ve ihtiĢamım. istanbul'un bu Ģuh yaratılıĢlı Ģairi. hiçbir Ģair yetiĢememiĢti. tarzında bütün hüzünlerıyle tasvir etmede büyük bir ustalık göstermiĢti. Lâle devrinin bu seçkin Ģairi. Serâpâ hüsn ü ansın. Yeter etdindi hayâlin bana âh u zân. kendinden önceki Ģairler kadar Farsçaya hayranlık duyduğu halde. renk ve rayihadan ayrılmamıĢtı. ömrünün zevk ve eğlence âlemlerinde geçirmiĢ. sarayların zinet ve renklerini. bahariyeler söylerken de büyük bir ustalık göstermiĢti. ağzının cevahirle doldurulması. Seni bir câm-ı musaffa ile hurĢîd edelim. benim kaĢı hilâlim bize. bir îd edelim. Gel. Ģuh ve güzel benzetmele-riyle zamanının en kalender tabiatlı Ģairleri sırasına girmiĢti. devrin vezirinin takdirini kazanmak. benim kaĢı hilâlim bize. içinde yaĢadığı yüzyılın. Ģiirlerinde yaĢatmıĢtı. yasemin kokusundan gömlek tasavvur eden hassas Ģair. Nedim. çırağanlarla. Bazen kalbinin iĢtiyak duyduğu bir güzeli tasvir ettiği sırada. Yeter. perakende gûĢe-i destâr". bizi bir görmek ile gel bari Gel benim kaĢı hilâlim bize. Gel. aynı zamanda tabiata karĢı büyük bir sevgi gösteriyor. etrafını çeviren gül ve sümbül. Nedim'in Ģairlik tabiatına.

Ey tîg-i yâr.ı koruduğu gibi.*17'1 17 76 Çelebizade Asım Tarihi. matbaacılığın da. vaktiyle (1719) Fransa'ya elçi olarak giden Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin oğlu Mek-tûbî-i Sadr-ı Âli hulefasmdan Mehmed Said Efendi olmuĢtu. beĢer onar forma taksim ederek. Ġstanbul'a SALTANAT VE IHTIĢAM 75 dönünce de vefat etmiĢti. Sultan Ahmed ÇeĢmesi'nin üzerindeki nefis kasideyi tanzim ederek. Halep Mevlevıyetinde bulunmuĢ. Sa-ıd Efendi. Bu komisyonlar da Ģair Nedim.(1728) Buna da sebep. sîne-i ağyarı etme ca. Mirza Efendizâde Mehmed Salim ve-Nahifi gibi devrin en büyük Ģairleri ve âlimleri de hazır bulunurdu. Safâî Ģiirde üstadhk makamını iĢgal etmiĢlerdi. ortama uygun Ģiirler kaleme alırdı. fikir hayatının yükselmesi için elinden gelen gayreti göstermiĢti. en kısa zamanda tercüme ettirmiĢti. ilimlerin ve fenlerin. Ģairlerinden ve fazilet sahibi kimselerinden oluĢan ilmi komisyonlar teĢkil ettirmiĢti. makbule geçen bir tarih takdim etmiĢti. Böylece Edirne Camii kütüphanesinde tek nüshası bulunan Ġmam Bedrüddın-i Ay-nî'nin "Ikdu'l. Sultan Üçüncü Ahmed devrinde icra edilen ve Sûr-ı Hümâyûn denilen padiĢah düğününü tasvir ederek. çoğu zaman Sâdâbâd safâlarına katılır. birçok Ģair yetiĢtirmiĢ. aĢk yolunda Ģiirler de söylemiĢ. Neylî Ahmed. Ģairlerin reisi olan Seyyid Vehbi.Cuman fi Târîh-i Ehli'z-Zamân"ı âlim ve fâzıl kiĢilerden meydana gelen otuz kiĢiye. ġehzade Ġbrahim'in doğumu üzerine padiĢaha. ezcümle . dilde yerin yok mudur senin? gibi nice hislerle dolu güzellikler meydana koymuĢtu. bir surnâme yazmıĢtı. ilk defa olmak üzere yurdumuzda faaliyet götermesine yardım etti. nâmına edebî bir âbide dikmiĢti. Seyyid Vehbi. Devrinde. 538 LALE DEVRĠ Ġbrahim PaĢa ilmi ve cdebiya-. PaĢa en kaim ve en ciddi eserleri en kısa zamanda tercüme ettirmek için devrin âlimlerinden. o zamanlar babasıyla birlikte Paris'e gitmiĢ. Osman-zâde Ahmed Tâib Efendi. daha sonra Hondmîr'in "Ha-bîbü's-Siyer"ini sekiz kiĢiye. asrında ilimlere ve fenlere büyük bir ilgi göstermiĢ. daha sonra MüneccimbaĢı’nın Sahâifü'l-Ahbâr'ını da Türkçeye tercüme etmiĢti. Seyyid Vehbî.(1736) Vehbî. Asrın melikü'Ģ-Ģu'arası olduğu her yönden ortaya çıkmıĢ ve isteği olmuĢtur" diye kendisini lütufla sevindirmiĢti.Nedim. DurmuĢzâde Ahmet Bey gibi hattatlar da görülmüĢtü. s. bu sebeple gazellerinde: Bizden kesilme. Seyyid Vehbî. fakat bu devirde Dürrî Efendi gibi âlimler RâĢid ve Sami gibi tarihçiler. Gerçekten de Lâle devri. ibrahim PaĢa. Nahifi. Nedim'in çağdaĢı olan Ģairlerin içinde Seyyid Vehbi ile Ah-med Neylî. Sultan Üçüncü Ahmed: "Makbul-i Hümayunum olmuĢtur.

Rakoçi'nin Yeniköy'de ikameti sırasında ise Hazine-i Amire'den maaĢını almıĢtı.matbaacılığın hangi seviyede bulunduğunu inceden inceye görmüĢtü. memleketinde layıkıyla tahsil görmüĢtü. Tuhfetü'l-Kibar fî Esfâri'l-Bihar. Sultan Üçüncü Murad zamanında Vankulu Mehmet Efendi tarafından Türkçe'ye tercüme edilen "Sıhah-ı Cevheri". matbaacılık sanatına tam manasıyla vâkıftı. Takvimü't-Tevârih. Füyûzât-ı Mıknatîsiyye. Memleketine döndüğü zaman Der-gâh-ı Ali müteferrikalarından Macar Ġbrahim Efendi'yi bu sanata vâkıf bulmuĢ.(1714) iki yıl sonra Avusturya ile yapılan savaĢ sırasında Belgrad'a gelen Macarlara tercümanlık etmiĢ. Naima Tarihi. ibrahim Ağa istanbul'a gelerek (1694) Islâmiyeti kabul etmiĢ. "Vesîletü't-Tebâ'a" adındaki eserini Ġbrahim PaĢa'ya takdim etmiĢ bütün masrafı kendinden ödenmek üzere bir matbaa açılmasını rica etmiĢti. bir çok nefis eserler de peĢpeĢe gelen yangınlar sırasında mahvoluyordu. GülĢen-i Hulefâ. harbin bitiminden sonra. Rakoçi'nin Tekirdağı'nda ikameti esnasında kendisine katiplikte bulunmuĢtu. Bu eserlerden Tarîh-i Efgâniyân (Tarih-i Seyyah) Polonyalı jezviüerden ve Rakoçi'nin rakibi Kruzinski tarafından ibrahim PaĢa için Türkçe yazılmıĢtı. Fakat dini kitapların basımı SALTANAT VE ĠHTIJAM 77 hakkında. o sırada Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin oğlu Saıd Efendi'nin delaletiyle matbaa kurmak için harekete geçmiĢti. Tarih-i Mısr. Tarih-i Hindü'l-Garbî. Tarîh-i Timur. Tarîh-i Efgâniyân. . RâĢid Tarihi. Macaristanda Kolojvar Ģehrinde fakir bir aileden dünyaya gelen (1674) ibrahim Müteferrika. Tarih-i Bosna.<ıg) Ġbrahim PaĢa bu gayretiyle Osmanlı mülkünde gerçekten faydalı bir uyanıĢ devrinin baĢlamasını sağlamıĢtı. Islâmî ilimleri ve usulleri öğrenerek "Risâle-i Islâmiyye" adıyla bir de eser yaz-mıĢtı.<18> Ġbrahim PaĢa fetvayı elde ettikten sonra devrin âlimlerinden birkaç zatı musahhih olarak tayin etmiĢ. Özellikle Kamus ve Gevheri gibi hacimli kitapları medrese talebelerinin elde etmesi imkansızdı. Usûlü'l-Hikem gibi eserler basılmıĢtı. Bu sebepten Ġbrahim Efendi. Pasarofça AntlaĢmasından sonra Ġbrahim Efendi sadrazamla iliĢki kurmuĢ. kısa zaman sonra da Ferhengi ġu'ûri. Holderman'm Sarf-ı Türkî'si de bu matbaada basılmıĢ. kendisiyle müĢavere ederek istanbul'da bir matbaa açmaya karar vermiĢti. yazma eserler çok pahalı olduğu gibi. Cihannüma. Sonra Orta Macar Kralı Tököli Imre'nin Osmanlılarla yaptığı savaĢta esir edilmiĢti (1693). Gerçekten de ibrahim EFendi. Fransızca harfler Paris'ten getirilmiĢti. Gerçekten de bu devirde Türkiye'de bir matbaanın açılmasına son derece ihtiyaç vardı: Evvelâ. Bu matbaada ilk defa olarak. ġer'î yönden müsaade olup olmadığını ilan etmek için ġeyhülislâm'a müracaat etmek lüzumu ortaya çıkmıĢtı. Ġbrahim Müteferri-ka’nın Sultan Selim'de kendi evinde kitap basmasına izin vermiĢti.

Bu altınların her biri yirmi dört ayar halis altındı. Bu veçhile faideyi azimeyi müĢtemil olmağla ol kimesneye müsaade olunup bir kaç âlim kimesneler sureti nakĢ olacak kitabı tashih için tayin buyumlursa gayet müstahsene olan umurdan olur. inĢaata duyulan meraktan dolayı çinicilik de ileri bir seviyeye yükselmiĢti. Fakat zaman geçtikçe çini imalâtı da yüz üstü bırakılmıĢ. Sadrazam Tekfur Sarayı'nda bir çini fabrikası inĢa ettirdiği gibi. Ġbrahim PaĢa güzel sanatlara karĢı olan sev-: gisini. 19 ibrahim Mütferrika daha sonra Kumbaracı Ahmed PaĢa ile beraber siyasi iĢlere de karıĢmıĢ. Para ve Çil akça basıla-mamıġ." Tarih-i Âsim. Tebriz'in iĢgali üzerine orda da bir darphane açılmıĢ. büyük bir faaliyetle Sultanî altınlar basılmıĢtı. yüz on dirhem olacak. Birinci Sultan Mahmud zamanında gerçekleĢtirilen Avusturya savaĢından sonra siyasi konuĢmalar için memur olmuĢtu. ibrahim PaĢa’nın para basma iĢinde de gayreti görülmüĢtü. GümüĢ dirheminin halk arasında yirmi akçeden yirmi iki akçeye çıkması üzerine de Darphâne-i Âmire'ye gümüĢ gelmemeye baĢlamıĢtı. Bu sebepten Zolata. bu sanatı teĢvik etmek suretiyle isbal etmiĢti. zabitliğine Fransız dönmelerinden Gerçek Davut AgaVı tayin etmiĢti. çini imalatı Osmanlı mülkünde son derece revaç bulmuĢtu. Bunun üzerine bedesten ve sarraf kethüdalarından bir meclis kurularak gümüĢün dirhemi için kanunen yirmi iki akça. ibrahim PaĢa'nın zamanında bütün sarraflar ve para eriticileri Hazine-i Âmire'ye her ay elli beĢbin dirhem halis gümüĢ veriyorlardı. 78 LALE DEVRĠ Lale devrinde yalnız edebiyat ve matbaacılık terakki etmemiĢti. binaları yangından korumak için bir de tulumbacı ocağı kurmuĢ. her . lügat ve mantık ve hikmet ve . doğunun nefis çinileri eski binaların duvarlarından baĢka yerlerde görülmez olmuĢtu. Her yüz adedi. yeni kesilen zolatalara doksan akça (otuz para). neticede ticari hayat aksamıĢtı.18 "Basma sanatında maharet iddia. hey'et ve bunların emsali ulûm-u âliyeden te'lif olunan kitapların huruf ve kelima-tının suretlerini bir kalıba nakĢedüp evrak üzerine basmağla ol kitapların misillerini tahsil ederim dese. 5. Hasb-i hâli ola Nevres mısrâ-ı târih anın. Vefat ettiği zaman (1745) Kasım PaĢa'da idris-i Muhtefi'nin kabrinin civarına gömülmüĢtü. yeni kuruĢ için yüz yirmi akça fiyat konulmuĢtu. altın için dört yüz. Ezcümle Yavuz Sultan Selim Han Çaldıran zaferinden sonra Ġranlı sanatkârlardan birkaç çini ustasını Ġznik'e yerleĢtirmiĢti. Zeyd'in bu veçhile amel-ı kitabete mübaĢeretine Ģer'an ruhsat var mıdır? El-cevap: Basma sanatında mahareti olan bir kimesne musahhah kitabın huruf ve kelimatın bir kalıba samihan nakĢ edüp evrakına basmağıyla zaman-ı kalilde bi-lâ meĢakkat nüsah-ı kesire hâsıl olup kesret-i kütüp rahis baha ile temlike bais olur. Ölüm tarihi mezar taĢının üzerinde yazılıdır. Ġznik Çinileri en kısa zamanda yurdumuzda ilgi görmeye baĢlamıĢtı. Kısaca söylemek gerekirse. c.eden Zeyd. Basdı ibrahim Efendi sahn-ı Firdevs'e kadem.

sıcakların sonu. üzerine bir ceviz kabuğu yapıĢtırırdı. iğnenin ucu ne kadar alırsa o kadar aĢı kor. s. intizama olan dikkatini burada da göstermek suretiyle Islan'. . 224 LALE DEVRĠ olarak yetiĢtirilmelerinde de gerekli gayreti göstermiĢti. Hastalık esnasında yaralar bütün cerahati loplar. Ezcümle çiçek hastalığının aĢısı oldukça pratik bir Ģekilde uygulanıyordu. biri her iki kollarına. AĢı için en uygun zaman. Bununla beraber. vücudun kapalı kısmındaki damarlarından aĢılanırlardı. bir haftaya kadar iyi olup oynamaya baĢlarlar. Ġbrahim PaĢa altınların kenarlarının düzgün ve zincirlerini '. birkaç aile toplanır. o zaman iki. onaltı kiĢiyi bulunca aĢıcı kadınlardan birisi davet edilirdi.-ul'dan Tebriz'e örnek altınlar göndermıĢSALTANAT VE ĠHTĠġAM 79 ti. Daha sonra diğer beĢ altı damara da aynı iĢlemi yapardı. Bundan dolayı çiçek hastalığını herkes bir eğlence kabul ederdi. 338 Madam Montagu: ġark Mektupları. nadiren üç gün yatakta kalırlardı. hemen hiç kimsenin öldüğü görülmezdi^2!! Ġbrahim PaĢa. Birçok kadın vardı ki. Kadm önce bir ceviz kabuğu dolusu en iyi bir aĢı getirir. Bu konuyla ilgili olarak aldığı Hatt-ı Hümâyûn'u hekimbaĢıya tebliğ ettirmekten de geri durmazdı. yani son baharın baĢlangıcı idi. çiçek hastalığının zehirinı çeker. aldığı cevaba göre büyük bir iğne ile istenilen damarı çizer. sonunda Sadrazam Ġbrahim PaĢa'nın eline geçmiĢti. Bu altınlardan birkaç tanesi tedavül ede ede Ġstanbul'a kadar gelmiĢ. AĢıdan dolayı. çiçek hastalığından kimsenin korkusu yoktu. AĢılanan çocuklar. Ģiddetle yayılmasına engel olurdu. Fakat bu yaraların izleri kaybolmadığı için bu yöntem fena bir tesir hasıl ederdi. Bu sırada yüzlerinde yirmi otuz kadar çiçek çıkar. hiç bir eser bırakmazdı. Sekiz gün sonra. kızı Fatma Sultan da hastalıktan epey çekmiĢlerdi. s. Her yıl. biri de göğüslerine olmak üzere haç Ģeklinde aĢılanmayı uğur sayarlardı. muntazam olmadığının farkına varmıĢ.^Bu devirde Osmanlılarda hekimlik iptidaî bir halde bulunuyordu.birinin değeri dört yüz akçeden ibaret bulunacaktı. ibrahim PaĢa'nın buna önem vermesinin bir sebebi vardı. Sultan Üçüncü Ahmed de. Ehliyetsiz hekimlere iĢten el çektirirdi. ülkede tabiplerin mesleklerinde uzman 20 21 80 Tarîh-i Çelebizâde. binlerce çocuğa bu Ģekilde aĢı yapılırdı. AĢı yöntemi Türkiye'de keĢfedildiği için. sanki hiç hasta olmamıĢ gibi gezmeye baĢlarlardı. sanatları aĢıcılıktı. sonra aĢıyı bağlar. oraya tırmık gibi bir iĢaret yaptıktan sonra. toplamı onbeĢ. baĢka memleketlerle kıyaslanmayacak kadar ileri bir seviyedeydi. hangi damara aĢılanacağını sorar. Bu mevsimde çiçek hastalığına yakalananlar olup olmadığını her aile birbirine sorar. Rumlar. bazı hastalıkların tedavisi. Çünkü. genellikle biri alınlarına. Bu sebepten en çok kollar ve bacaklar gibi. sonra biraz sıtmaya tutulurlar.

Ġbrahim PaĢa.748 kuruĢ sarfetmek suretiyle Yedikule'den Eğrikapı'ya kadar tamamen tamir olunuyor. sık sık meydana gelen yangınlarda yayılmaya engel olmak için ahĢap kısımların inĢa edilmemesine dikkat ettiği gibi ara sıra çarĢıları dolaĢıyor. Mahut Londra. PadiĢah ile veziri sayesinde baĢkentin her köĢesinde imar eserleri kendini göstermeye baĢlamıĢtı. Kütüphanenin tavanına sanat değeri yüksek bir kandil ile bir fanus asılmıĢtı. Selanik . Avrupalılara kahve satılmasını engellemeyi baĢarmıĢtı. Ezcümle Mora. Mısır'a kahve ihracına mâni olmuĢlardı. Bu ithalat on beĢ milyon lirayı bulurdu. yaldızlı ciltlerin nakıĢlarında ve çiçeklerinde de kendini göstermiĢti. BeĢiktaĢ Sarayı ile Dolmabahçe arasındaki Arap iskelesine gelen Fındıklı ahalisine Dolmabahçe içinden yol veriliyordu. istanbul'da çok fazla sari edilen kahve ticaretini de disiplin altına almaya gayret etmiĢti. eksik ekmekle karĢılaĢır karĢılaĢmaz derhal istanbul kadısını görevden alıyordu. iç süslemesine büyük özen gösterilmiĢti. köĢkler ve bahçeler yapılıyor. kahve ve Fransa sanayiine ait iptidaî maddeler gönderilirdi. BeĢiktaĢ'tan KabataĢ'a rıhtımlar inĢa ediliyordu. Ġstanbul'a gelen kahve Yemen'den Cidde ve Mısır yoluyla ulaĢtırılırdı. Fransa'nın yalnız Langedok Ģehrinde imal edilen GeniĢ Londra. bunun önünü almak için Yemen Ġmamı'na Dergâh-ı Âli çavuĢlarıyla Name-i Hümâyûn göndermiĢ.'22' Ġbrahim PaĢa’nın sadrazamlığı zamanında Fransa ile olan ticari münasebetler hayli ilerlemiĢti. Ģehrin dıĢarıya karĢı intizamını sağlamaya da gayret ediyordu. Sonra Li-yon'un sırmalı kumaĢları. Lâle devrinin sanat inceliği ve temizliği. Saray-ı Hümâyûn dahilindeki kütüphane de bu sırada yapılmıĢtı. Marsilya'nın boyalı kumaĢları. tıbbi ecza ve zinet eĢyası da gönderiliyordu. O zaman Avrupalılar Yemen'e gemiler sevk ederek kahveyi yerinden yüksek fiyata satın almıĢlar. Kütüphaneye dört binden fazla kitap konmuĢ. ibrahim. Sadrazam'm bu gayretini Sultan Üçüncü Ahmed de teĢvik etmiĢti.Devlet Ġdaresi I BRAHIM PAĢA memleketin fikrî terbiyesine hizmet edecek çalıĢmalardan da geri durmamıĢtı. Osmanlı ülkesinden Fransa'ya hububat. Langedok'tan her yıl istanbul ve doğu ülkelerinin iskelelerine beĢ bin balyadan fazla kumaĢ gönderiliyordu. Ezcümle sarayın etrafındaki surlar 227. îbrahim PaĢa. Birinci Londra ve Adî Londra denilen kumaĢları yurdumuzda çok tutuluyordu. pamuk ipliği. Kitapların bütün ciltleri Osmanlı sanatına örnek olacak bir zarafette iĢlenmiĢti. diğer taraftan mektepler ve kütüphaneler inĢa ediliyordu. Bir süre sonra. Mısır'dan Avrupa'ya kahve ihracatı yasaklanmıĢtı. 82 LALE DEVRĠ 83 DEVLET ĠDARESĠ Ġbrahim PaĢa. Bu devirde ekmek terazi ile tartılıp satılıyordu. herkesin yararlanabileceği kütüphaneler ve mektepler inĢa ettirdiği gibi. Bir taraftan yalılar. Ģehrin tanzimine.

cehalet ve taassup hislerini temizlemeye. devrin zevk erbabı bir ricaline: ġivesi. ince bel. içtimaî hayatın ıslâhına da oldukça önem vermiĢti. Ticaret erbabı kimseler. Kamame Kilisesi kubbesinin tamirini baĢarmıĢtı. Yahudilerin nüfuzu çok büyüktü. Kıbrıs.ve Golos'tan buğday. ibrahim PaĢa. ibrahim PaĢa bu kütleyi ıslâh etmekten çok Ģahsi zevkini tatmin etmiĢ. izmir. Gerdeni püskürme benli. Her paĢanın maiyetinde mutlaka bir Musevi bulunur. her dakika kaynayıp taĢmaya hazır bir isyan ve cehalet kütlesi yine yaĢamaya devam ediyordu. zarif bahçelerle. Fakat kafalarda. mor hareli . gülgülî kerrakeli. safran ve kösele. izmir. s. sanat ve edebiyata. hatta bir dereceye kadar hafifletmeye bile muktedir olamamıĢtı. Fransa ile münasebette bulunmak için yirmi sekiz Celebi Mehmet Efendi'yi elçi olarak Fransa'ya göndermiĢti. Bu devirde Türkiye'de en zengin tacirler Museviler idi. Mısır'dan pirinç. Fransa ile iyi iliĢkilerin kurulması için müsaade etmiĢ. kahve. her türlü gayretine rağmen. Tabipler. Sayda'dan pamuk ipliği. Kamame Kilisesi hakkındaki müsaadelerinden sonra. sim gerden. nazı. memlekette medeniyet fikrinin yerleĢmesini baĢaramamıĢtı. genellikle elçileri vasıtasıyla iĢlerini gördürürlerdi. Bütün terakki ve tekâmül geçici ve gösteriĢten ibaretti. c. Lâle bahçelerinin göz kamaĢtırıcı güzellikleri arasında her zaman isyan etmeye. Selanik ve Akka'dan pamuk ve yün. Fakat yüzyıllardan beri memlekette hükümran olan içtimaî hastalığı. zülf tel tel. göz okĢayıcı köĢklerle tezyin edilmiĢti. ithalat ve ihracat mallarını tetkik etmek hep onun elindeydi. 22 Tarıh-i RâĢid. onların devamını sağlayacak değiĢiklikler meydana getirilememiĢti. edan. hediyeleri almak. handesi pek bîbedel. Gül yanaklı. 144 ibrahim PaĢa zamanında Marki dö Bonnak saray ile sıkı bir iliĢki kurmuĢ. bütün iĢlerini o düzene kordu. tercümanlar hep Yahudilerden seçilirdi. 5. 84 LALE DEVRĠ Sırma kâkül. Fransa tebaası Doğu'da on yıldan fazla oturamazdı. ibrahim PaĢa. Ticaretle ilgili herĢey onların elinden geçiyordu. Trablus-ı ġam. Mora ve Halep'ten ipek ile hindistan cevizi sevk edilirdi. NevĢehirli Ġbrahim PaĢa. Osmanlılar son derece ilgisiz oldukları ve sanayiden nefret ettikleri için bütün ticaret Yahudilerin elindeydi. sinameki. PaĢanın memur olduğu vilayetlerde piyasayı teftiĢ etmek. Her yıl Fransa ile Osmanlı Devleti arasında beĢ yüz ticaret gemisi gelir giderdi. gözleri gayet güzel. bakla. Gerçi bütün Ģehir. hatta Rumlar ve Ermeniler hakkında da müsamahalı davranmıĢtı. vekilharçlar.

Büyük Petro fabrikalarda çalıĢarak. müstebit valilerin zulmü altında inliyordu. Bunun üzerine Afganlılar 86 LALE DEVRĠ 87 ZEVKĠN SONU Ġran'ı istilâ ederek Ġsfahan'ı yağma etmiĢler. Hindistan'a ancak Ġran'dan geçilebileceğini dile . Zevkin Sonu 1BRAHIM PAġA'nın. Bir süre sonra Mir Mahmud'un biraderzâdesi EĢref. Fakat iĢin gerçeği bunun tamamen aksiydi. milletine Asya'da yeni servetler tedarik etmenin çarelerini göstermiĢti. amelelik yaparak Rus milletini kurtarmıĢ. sonuçta Sultan Üçüncü Ahmed'in düĢüĢünü hazırlayan 1730 isyanı. Daha sonra seri bir yürüyüĢle Hazar Denizinin Batı sahillerini tamamen iĢgal etmiĢti. halk ekmek parasına muhtaç. üç kahveci ile birkaç manavın isyanı Osmanlı tahtını sarsmıĢ. Büyük Petro'nun bu istilâdan maksadı çok açıktı: Petro. Gerçi yabancı memleketlerden gelen elçilere devlet Ģerefinin gereği büyük bir tantana ve ihtiĢam ile gösterilmiĢ. karĢılarına çıkan yalçın kayaların gerisinde aydınlık ve harika Ģehirler bulunduğunu anlatıyor. Vilayetler sefil ve periĢan. Gerçi Ġstanbul'un Ģuh meĢrep Ģairleri: Ahâlî izz ü devletde. bütün askerlerine söylediği nutukta. bu ihtilâlden istifade ederek Kafkas dağlarıyla Hazer Denizi arasındaki araziden Ġran'a girmiĢti. Rusya'nın bu istilâ hareketine Ġran'da ortaya çıkan ihtilâl sebep olmuĢtu.dilberler elinden badeler nûĢ ettirerek tatlı ve ahenkli bir hayat geçirtmiĢti. Sultan Üçüncü Ahmed ile veziri Sâdâ-bâd'da vakit geçirirlerken. ġairlerin gördükleri parlaklık. Büyük Petro durmadan Ġran'ı istilâ ediyor. Orta Asya'da zuhur eden siyasi değiĢikliklerin neticesiydi. sarayın olanca süsü ve zineti ayaklar altına döĢenmiĢti. hanımlarının çapkın ve baĢtan çıkarıcı bakıĢlarındaydı. Safevî Hanedânı'ndan ġah Hüseyin. re'âya emn ü râhatde Hüner erbabı rifatde. bütün akraba ve yakınlarını kılıçtan geçirerek devlet idaresini elde etmiĢti. Ġstanbul'un saraylarında ve mesirelerinde. Öyle ki birkaç yıl sonra ortaya çıkan Patrona Halil isyanı. Büyük Petro. altına ve zinete boğulmuĢ olan erkânını kanlar içinde yere sermiĢti. Ġran sınırı sürekli bir çarpıĢma içinde bulunuyordu. mevkiini bile muhafaza edecek metaneti gösterememiĢti. Ġran saltanatının darmadağın enkazı üzerinde kuvvet gösterisinde bulunmanın yollarını arıyordu. cihan yekpare nûrânl namesiyle zevk alarak renk renk lâlelere bakmaktan her tarafı Ģafak renginde görüyorlardı. Sultan Üçüncü Ah-med'in muhteĢem vezirini. Fakat memleketin geleceğini kuvvetlendirecek siyasi ve sağlam bir tedbir alınamamıĢtı. Safevi hanedanından Tahmasb'ı firar etmek zorunda bırakmıĢlardı. On üç yıldan fazla bir zamandan beri devlet idaresiyle meĢgul olan Damat Ġbrahim PaĢa. Afgan Emîri Mîr Mahmud'a saltanatı terk etmiĢti.

bu iki zıt cereyanı birleĢtirmek zorunda bulunuyordu. Petro. bu müracaat üzerine Ġranlıları savunmaya meyletmiĢti. böylece barıĢ ortamını sağlamaktı. Fakat Ġbrahim PaĢa çok zor durumdaydı: Halk.(2rt Meclis toplandıktan sonra Ġbrahim PaĢa Fransız elçisi do Bonnak'a Divan tercümanını göndermiĢ. s."us. "ġeyhülislâm. Ġbrahim PaĢa da Ġran seferinden dönüĢte olanca gayretiyle Hıristiyanlar üzerine atılabilirdi. Fakat Damat Ġbrahim PaĢa. Anadolu ve Rumeli kazaskerleri. Rusların.. Mekke ve Medine kadılıkları ile isim yapmıĢ. 37 24 Çelebizâde Âsim. zahitlerin ileri gelenleri ve bütün devlet memurlarının büyükleri. Rusya kapı kethüdası Nepluyef arasında uzun uza-dıya icra edilmiĢti. Bu sebepten Ġbrahim PaĢa. 128. Ġbrahim PaĢa. 201212 lunduğunu da biliyordu. Ġslâm halifesine müracaat etmiĢti. bu zor görevi yerine getirmek ve Ġran'a sefer açmamak için olağanüstü bir meclis toplamıĢtı. s. Rusya ve Ġran hakkındaki fikrini sormuĢtu. ulema. Ġran'ın Büyük Petro ile beraber paylaĢılmasını Ġstanbul'da çeĢitli konferanslarda müzakere ettirmiĢti. hemen hepsi de Ġstanbul'a. Petro'nun amacı. öteden beri takip ettiği barıĢçı siyasetten ayrılmayarak. Ġran'dan Hindistan'a yol açmak. o civarda yaĢayan Müslüman ahaliyi.getiriyordu. vezirler. ocakların ağalan. Ġbrahim PaĢa. onları Arnavutlarla BoĢnaklar-dan oluĢturmak istiyordu. Sultan Üçüncü Ahmed. Büyük Petro. sünnilerin oturduğu topraklara tecavüz ettiğim çekemediğinden savaĢa taraftar bulunuyor.. Bu müzakereler. Çar'm mükemmel bu23 Valizevski. Asya'nın bu zengin yarımadasından Rus milletini faydalandırmaktı. Ġran'ın yardımından ümitsiz bırakmıĢ. Bu yolu kimse bizden alamaz!" diyordua23) Büyük Petro'nun bu hareketi. emeline eriĢmiĢ hürmete layık mevâli. Dolayısıyla on iki bin kiĢilik bir Ni-zam-ı Cedit askeri teĢkil etmek. Sultan Üçüncü Ahmed ise para sarfet-memek için kesinlikle savaĢı arzu etmiyordu. Defter Emini Hacı Mustafa Efendi ile Reisülküttap Mehmed Efendi. BarıĢın imzalanmasında Fransa'nın da alâkası vardı: Çünkü Osmanlı Devleti Ġran ve Rusya ile . Venedik'in. Ġstanbul. "ġayet bu maksada muvaffak olur ve yeniçeriler tarafından direnme görmezse o zaman kendi askerleri daha mükemmel olur. maiyetindeki askerlere: "ĠĢte bizim Hindistan yolumuz. Bu mecliste bütün devlet erkânı. en çok dost bildikleri Fransız elçisinin lisanından siyasi vaziyetin tehlikelerine vâkıf etmek.^41 Ġbrahim PaĢa’nın maksadı Ġran yüzünden Büyük Pelro ile savaĢmamaktı. Felemenk'in ve Ġngiltere'nin bir biri ardına zengin olma emellerini gerçekleĢtiren Uzak ġark ticaretini Rusya'ya döndürmek istiyor./Marki do Bonnak'ın Sefâretnâmesi. Ġbrahim PaĢa’nın bundan maksadı büyük bir kısmı savaĢ taraftan olan meclis erkânım. Ġran'ın savaĢsız paylaĢılmasını Sultan Üçüncü Ah-med'in halet-i fikriyesine daha uygun görmüĢtü. saltanat tahtının erkânı sadrazam sarayına davet edilmiĢti. Çünkü Osmanlı ordusunun durumuna tam anlamıyla vakıf olduğu gibi. Avrupa hükümetlerini yüzyıllardan beri iĢgal eden.

böylece gerçekleĢecek üçlü bir pakı ile dünyayı titretmek- . Bunun üzerine tercüman elçinin sözlerini. 13 Ikına Kânun (ocak) 1724 26 88 Çelebizâde Âsim. BarıĢa karar verilmesi onu da son derece sevindirmiĢti.savaĢmayacak olursa. sırf benim eserimdir. Ġbrahim PaĢa da meciistekilere ne fikirde olduklarını sormuĢtu. fevkalade neĢeliydi. ibrahim PaĢa devlet erkanından bazılarıyla konağına dönmüĢtü. Ġbrahim PaĢa barıĢın imzalanmasını baĢardıktan sonra ertesi gün Fransız elçisiyle Rus kapı kethüdasını davet etmiĢ. Sultan Üçüncü Ahmed orada Ġbrahim PaĢa'yı bekliyordu. demiĢti. kuvvetlerini muhafaza edecekler. O gün Ġbrahim PaĢa baĢarısından dolayı son derece memnun. Alman kararlara göre. BarıĢın güzelliklerinden bahsediyor. Binaenaleyh o gün 25 Marki do Bonnak'ın Fransa Hariciye Nazırı'na mektubu. O zaman herkes. Ġbrahim PaĢa da kendine göre baĢka bir menfaat düĢünüyordu. Hazar Denizi'nin batı sahili ile Derbent havalisi Çar'a. Maksadım Osmanlı Devleti ile Moskof-lar arasında Fransa ile olduğu gibi. Kafkasya'nın orta kısımlanyla. Tiflis ve Revan Üçüncü Ahmed'e terk edilmiĢti. 145. Çar ile bozuĢmanın münasip olmayacağını söylemiĢ. ciddi bir sebep olmadan. hiç tereddüt etmeden barıĢ fikrini tercih etmiĢdi. Geri kalan kısımlar da Afgan Emiri'ne bırakılmıĢtı. bu zat bizim büyük bir dostumuzdur. O gün Meclis dağılmıĢ. yani Devlet-i Ali-ye'nin bu kanuna hazımlı davranmasının ve ihtiyatlı hareket etmesinin gerektiğini. LALE DEVRĠ Divan tercümanı gelir gelmez Ġbrahim PaĢa bütün meclis erkânını göstermiĢ: . O da Fransa ve Rusya ile beraber üçlü bir ittifak oluĢturulması fikrindeydi. hiç bir Ģekilde bozma taraftarı değilim.Ben de sizinle aynı fikirdeyim.Fransız elçisi ne söylediyse aynen anlat. bu kuvvetler Avusturya'ya karĢı daima tehdit görevim görecekti.bir ittifak meydana getirmek. s. demiĢti. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bu barıĢa "ebedi sulh" adı verilmiĢti.Ebedi sulh. Çar ile yapılan anlaĢmayı. Buna da öyle basit fikirlerle teĢebbüs etmedim. Hatta bu sevincini göstermek için: . paylaĢma konusunu gündeme getirerek harita üzerinde sınırlar belirlenmiĢti. Bu amacını gerçekleĢtirdiği takdirde Avusturya'dan artık korkusu kalmayacaktı. Herkes bilir ki. Fakat bu anlaĢma ancak iki yıl yürürlükte kalabilmiĢti. Fransız elçisine Ģunları söylüyordu: . Bize iyi nasihatlerde bulunacağından hepimiz eminiz.

27 Marki do Bonnak'ın Fransa Hariciye Nazırına Mektubu. bu sözleri fevkalade bir asaletle. mertçe ve samimi bir eda ile söylüyordu. ġah Tahmasab. Fransız elçisi . Ġbrahim PaĢa bu maksada nail olduğunu isbat etmek için ġeyhülislâmın fetvasını gösteriyor. bu ziyafette ikinci Mustafa'nın damadı ÇerkeĢ Osman PaĢa ile kendi damadı Kaymak Mustafa PaĢa. göğsüne hançerimi saplamakta tereddüt etmeyeceğim. ġah Hüseyin vefat etmiĢ. Çar.Bana kalırsa Rusların sadrazam hazretleri kadar sağlam dostları olamaz. gülerek ilave ediyordu: . komĢularının kıskanmalarına rağmen Ġran'da istediğini yapabilir. Ġbrahim PaĢa. barıĢın devam etmesi için ne kadar açık ve samimi hareket ediyorum. fakat Fransız elçimi dö Bonnak derhal sözünü keserek: .^*1 bir hafta sonra da parlak bir kabul resmi icra edilerek. Sonra. sulh ve sükuna o derece bağlıyım ki. diyordu. fakat öĢür almasın! ibrahim PaĢa.. bu iyi niyetime karĢılık vermezse. Size bunun yeni bir delilini daha göstereyim. Bu projeye o kadar âĢık. Fakat Babıâli'yi ihmal edecek olursa. bu baĢarıdan sonra Fransız elçisiyle Rus kapı kethüdasının Ģerefine BeĢiktaĢ'taki sarayında bir ziyafet vermiĢ. ġayet Çar. ġimdi mirasım bunların arasında taksim etmek gerekiyor. o zaman da yine aynı samimiyetle savaĢa devam edeceğim. Çar.Görüyorsunuz ya. altı madde ve bir hatime üzerine tertip edilen barıĢnameler teati edilmiĢti. Yemekten sonra herkes çıkmıĢ. ġah Hüseyin bizim de. oğlu Mahmud PaĢa ve daha bir takım zevat hazır bulunmuĢtu. bu barıĢ ortamını ihlâl edecek olursa. sonra Rusya kapı kethüdasına hitap ederek: . o zaman herkes bilir ki sadrazam hazretleri Ģimdiye kadar Devlet-i Aliyye vezirlerinden hiçbirine nasip olmayan vasıtalarla hareket edebilir. 22 ikinci Kânun 1724. 90 LALE DEVRĠ Bunun üzerine Rusya kapı kethüdası. ĠliĢkilerin kopmaması için ne kadar çalıĢıyoruz. Ġbrahim PaĢa elçiyle yalnız baĢına kaldığı zaman Rusya kapı kethüdasına: . ikisi sadrazamın sözleriyle geçmiĢti. ibrahim PaĢa.Taksim etsin. Çar'ın Ġsveç'le dost olduğunu söylemek istemiĢ.Görüyorsunuz ya. Dostumuz Fransız elçisi de bize taksimcilik görevini veriyor. Çar'ın durumunu onun zannettiğinden daha fazlasıyla biliyoruz. Ruslarla ebedi sulh imzalamıĢ. sizin de dostunuzdu. Bu münasebetle kendisini bir baba farz edelim. demiĢti.ZEVKĠN SONU 89 tir. demiĢti. Ģayet birisi. bu iyi niyetten emin olarak.. üç de evlât bırakmıĢ: Devletimiz. Hatta komĢularının hakkındaki düĢüncelerinden bile haberimiz var.(27) O gün toplantı dört saat sürmüĢ.

iĢi barıĢ yoluyla bitirmekti. zulmü. 1 58-169 ZEVKĠN SONU 91 ateĢ içinde boğmuĢtu. Sakız Ada-sı'ndaki Kapusenler aleyhinde verilen hükümleri iptal ettirmiĢti. kendisine Tahmasb-Kulu Han unvanını vermiĢti. Hiç olmazsa halkı sakinleĢtirmek ve yatıĢtırmak için aldatıcı bir seferberlik hazırlığına gerek duymuĢtu. içeride isyanların doğmasına sebep olacağını anlamıĢtı. Hatta Fransız elçisi daha ileri giderek. Fakat ibrahim PaĢa. EĢref Hanı kaçmak zorunda bırakmıĢtı. PadiĢah Üsküdar'a geçecek. Nadir. Nadir. iran'a savaĢ açma lüzumu ortaya çıkmıĢtı. bütün kuvvetiyle Türkleri kana boğmuĢtu. Sultan Üçüncü Ahmed. o sırada Ġran'ı kurtaracak bir kurtarıcı için en önemli özelliklerden sayılabilirdi. Hatta cevap beklemeden Tebriz'i basmıĢ. bu hizmetinin mükâfatı olmak üzere. Ege Denizi adalarında konsolosluklardan açarak. . s. hilekârlığı. Ġstanbul'da bütün bu felâketler haber alınmıĢtı. Önce Ruslarla anlaĢmıĢ. esasen Türkiye'ye karĢı gaddarca bir siyaset takip ettiği için. Avusturya ile Türkiye'ye karĢı gizli bir ittifak imzalamıĢtı. Ġbrahim PaĢa’nın maksadı. Bir süre sonra Ġranlıların Tebriz'deki zulümleri de öğrenilince. Ġstanbul'da bu taksim yapıldığı sırada Ġran'da bir hayat eseri kendini göstermiĢti. fedakâr bir kurtarıcıya sahip olmuĢtu: Âdi bir kervancının oğlu iken eĢkiya reisliği yapan Nadir. Bu anlaĢmadan iki yıl sonra. Mahareti. Rebiulâhir 1 137/Tarih-i Celebizâde Âsim . kadere boyun eğmesi. Artık o tarihten itibaren Ġsfahan'da zahiren Tahmasb Han. Sonra Salevîlere sadık Ġranlıları maiyetine alarak Ġsfahan'a yürümüĢtü. iĢgal ettiği yerleri bırakmıĢtı. Bu sırada Iran. Afganlıları kılıçtan geçirdikten sonra. Osmanlılara yapılan bu saldırının. karĢısına Ruslarla Türkler çıkmıĢtı. Büyük Petro tarafından da teĢekkür edilmiĢti. Ġstanbul'a elçi göndermiĢti. Fakat her iki devlete birden saldırmayı uygun görmemiĢti. PaĢa’nın tedbiri olarak. önce tacından ve tahtından ayrı düĢen Tahmasb'ı himaye etmiĢ. kan ve 28 18 Temmuz 1 724. ġehri. Fakat Rusya ile Fransa arasında Türkiye hakkında mevcut fikir ayrılığından dolayı bu barıĢ anlaĢmasının ömrü çok fazla olmamıĢtı. fakat gerçekte Tahmasb-Kulu Han hüküm sürüyordu. Büyük Petro. Ģöhret hırsı. Ġbrahim PaĢa ile yaptığı anlaĢma hükümlerine hiç önem vermiyordu. Ondan sonra Türklere müracaat ederek Babıâli'nin istilâsı altında bulunan yerleri istemiĢ. ordugah kurulacak. bu sırada büyük bir ordu ile Horasan dağlarından inmiĢti.ile Rusya kapı kethüdasına samur kürkler ihsan olunduğu gibi. savaĢa girmeyi kesinlikle istemiyordu. bir taraftan da barıĢ görüĢmelerinde bulunularak Ġran meselesi yatıĢ-tırılacaktı. birçok orduları sevk ve idare edecek meziyetlere sahipti. Nadir.

ulema ve devlet erkânının. sedefler ve incilerle süslü silahlar almıĢlar. fakat Kadıköy'e geldiği zaman birdenbire dağılmıĢtı. PadiĢah saltanat kadırgasıyla Boğaz'a doğru açılmıĢ. Daha doğrusu. Askerin bir bölümü Ģehre gönderilmiĢ. olanca debdebesiyle Üsküdar'dan geçmiĢ. yedek sarığını. Sultan Üçüncü Ahmed'in bu hareketi çok muhteĢem ve çok aldatıcı idi. Halkın savaĢ ilan edildiğine inanması için her türlü yola baĢvuruluyordu. Bütün halk bir padiĢahın nüfuzuna ve istibdadına. Memleketin birçok yerinde medreseler açılmıĢtı. bütün donanmanın Üsküdar sahilini dolaĢtığı görülmüĢtü. padiĢahın yedekte sevk edilen beygirinin üzerinde mızraklar ve kalkanlar görülüyordu. bir bölümü de ordugâhın muhafaza edilmesi için bırakılmıĢtı. iç oğlanlarının silahlarla geçtikleri görülüyordu. O zaman devlet erkânı. Ağustosun ilk günlerine doğru parlak bir alay ile Üsküdar'a geçmiĢti. onların da bir kısım anlayıĢtan yoksun olanları. bazıları da Boğaziçi'ndeki yalılarına gitmiĢlerdi. at üstünde ilerliyordu. devlet erkânı. bütün bu alay. iç oğlanlarıydı. Üçüncü Ahmed. Patrona Ġsyanı GERÇEKTEN DE baĢkentte. sadrazamının bu teklifini istemeyerek kabul etmiĢ. Sarayın ince ve kadınlaĢmıĢ erkânı. keyfine ve heveslerine tabi gibi yaĢıyordu. Hemen bütün oğlanlar. halkı aldatmak için bir tiyatro sahnesi olarak ortaya çıkmıĢtı. isyana hazırlananların cür'elini bir kat daha artırıyordu. hatta Sultan Üçüncü Ahmed aleyhinde alttan alta bir kaynaĢma kendini göstermeye baĢlamıĢtı. Yeniçerilerin bir çoğu esasen hazar vaktinde esnaflık yaptıkları için sözlerini halk arasında pek çabuk yayıyorlardı. Fakat bu kaynaĢmanın sebebi. abdest ibriğini taĢıyordu. Üsküdar alayının üzerinden birkaç hafta geçmiĢti. Ġran sınırından gelen yeniçerilerin düĢmandan gördükleri zulümler hakkındaki rivayetleri. Alay bütün parlaklığıyla. önünden geçiyorlardı. kadifeli ve sırmalı okdanlıklarma yaldızlı oklar doldurmuĢlardı. Devlet adamlarının Üsküdar'da bulunmaları. Uzaktan. ibrahim PaĢa. Üsküdar'da ahaliyi kandırmak için her türlü tedbire baĢvurulmuĢtu. halk . yalnız devlet adamlarının zevk ve sefaya olan düĢkünlüğü değildi. Fakat bunlardan sırf hoca yetiĢmiĢ. zırhların üstüne ipekli sargılar sarmıĢlar. halkın taassubunu galeyana getiriyordu. PadiĢahın önünden tuğlar çekiliyor. zurnalarla geçiyorlardı.Sultan Üçüncü Ahmed. ġehirde yavaĢ yavaĢ bir kaynama hissi belirmiĢti. uzun sorguçlu peyklerin süsleri ve bezekleri ortasında. Alaya en çok revnak veren. herkesin dikkatini çekmeye baĢlıyordu. Bunlar da davullarla. O gün Ak Ağalar ve Harem Ağalan da zırhlar ve miğferler giymiĢlerdi. Ordugâhtan. omuzlarına altınlar. Arkada sarayın ileri gelen erkânı. Bu geçit resmi tam dört saat sürmüĢ. civardaki saraylara. Türkiye'de içtimaî hayat hemen hemen hiçbir ilerleme göstermemiĢti. Babıâli'nin kurnazlığı. süslü ve hiçbir iĢe yaramayan kıymetli bir takım silahlarla halkın. mütemadiyen müzakerelerle meĢgul oluyor. Daha sonra Ģeyhülislâmın. padiĢahın değerli 92 LALE DEVRĠ taĢlarla süslü kılıcını.

Bunların biricik hizmetleri. bu esaret hayatına karĢı hiç kimsenin Ģikâyet ettiği görülmüyordu. isyanlar sonunda. bir Ģahsî görüĢleriyle en sağlam müesseseleri yıkacak tesirler meydana getiriyorlardı. sefer zamanında yağmacılıktan ibaretti. Avrupa'da toplum hayatı hakkında kanunlar çıkarıldığı sırada. bu sınıfa karĢı kalplerinde daima büyük bir bağlılık meydana getirmiĢti. duygusu. tahsilden refah ve medeniyetten mahrum yaĢıyordu. halk genellikle tahsilden mahrum olduğundan hocalara aer tarafta büyük bir saygı ve hürmet gösteriliyordu. devlet adamlarının bir çokları bu noktayı anlıyamıyor. Halkın ilme ve dine beslediği hürmet. Gerçek manada âlim olan hocalardan ilim ve sanat dünyası büyük istifadeler görmüĢtü. Doğudan Iran. yeniçeriler de maddî silahlarıyla halk kütlesi. kahrolmuĢ ve periĢan bir ömür geçiriyor. Oysa. güneyden Arabistan. Bu sınıf manevi silahlarla. temiz yüreklilikten çok taassup ve cehalet olanca Ģiddetiyle hüküm sürüyordu. ibrahim PaĢa gerçekten on üç yıla yakın bir süre içinde memleketin fikri yönden geliĢmesine hizmet etmiĢti. harp ve darptan. halka dinî hükümleri telkin etmek için vicdanından çok menfaat duygusunu rehber kabul ettiği görülmüĢtü. halkın fikirlerinin ve beyninin üzerinde uyuĢturucu bir tesir meydana getirmiĢti. memleketin geleceğini sağlama alacak bir kuvvet meydana getirerek. Sarayburnu'nu süsleyen kubbelerin ve revakla-rın altında zevk ve sefa ile meĢgul. yeniçerilik. içinde bulunulan durumun korunmasını. hatta saray erkânı üzerinde nüfuz icra etmiĢlerdi. bir çok defalar dini tesirleri. esnafçılık ve rençberlik yapan halk. Bunun g:bi.arasına taassup tohumları saçmaktan baĢka bir Ģeye hizmet etmemiĢlerdi. Hatta bütün Ģairler. Ekserisi büyük tımar sahiplerinin yanında çalıĢan. hatta Macaristan içlerine kadar yayılan bu insan kütlesi. bütün bu halk kütlesi. Halkın bu elinde olmayan alıĢkanlık haline gelen baĢ eğmesine karĢı. dünya ahvalinden haberi olan devlet adamlarının görevi. insanlık haklarından mahrum. Bu sınıfta. geleceğin garanti altına alınmasına tercih ediyordu. bir ihtilâle sebep olmak üzere kullanılmıĢtır. Mesela. teĢrifatçının küçük bir hatasıyla Hırka-i Saâdet'e davet edilmeyen Ayasofya Kürsü ġeyhi'nin hemen ertesi gün devlet aleyhinde fikirler ileri sürdüğü. beĢ-on kiĢinin eseriydi. Fakat yüzyıllardan beri çürüyen muhiti. Fakat bu his. Yüzyıllardan beri ülkede hüküm süren istibdat. Ģahsi menfaatlere alet edenler tarafından. Halkın birinci tabakasını hoca sınıfı teĢkil ediyordu. tarihçiler ve edebiyatçılar 94 LALE DEVRĠ hocalardan yetiĢmiĢti. Halkın diğer bir kısmını ise esnaf ve aĢağı tabaka oluĢturuyordu. yüksek mevki iĢgal edenler. müstebit bir paĢanın veya yeniçeri ağasının keyfine tâbi. Çoğu zaman ayak takımının himayesinde. yıllardan beri Avusturya hücumları karĢısında ezilen vatanı kurtarmak. keyif ve istibdada boyun eğmemiĢti. kuzeyden Tuna ve Rusya'ya. tam anlamıyla düzeltmeyi baĢara- .

ibrahim PaĢa 50 yaĢındaydı. yalnız Fatma Sultan^29' bir defa Fransız elçisi Milnöv'ün Ģikayetlerini dinlemiĢti. on üç yıl iĢleri idare etmiĢ. ibrahim PaĢa’nın zevcesi Fatma Sultan'a müracaat eylemiĢti. Fransa'nın doğu ticaretini alt üst etmiĢti. doğrudan doğruya sarayla iliĢkisi olan Cenevizli bir kadın elde etmiĢti. pek çok iyilikleri de görülmüĢtü. Ġbrahim PaĢa. Daha doğrusu. Ege Denizi adalarındaki ve Çanakkale'deki Fransız konsolosluklarını da kapa29 Fatma Sultan. kendisini hapse attırmıĢtı.'30) Gerçekten de bu devirde sarayın en nüfuzlu siması. Anadolu'yu eĢkiyadan temizlemiĢ. Fransızlara bir iyilikte bulunmak istemiĢti: 1729 yılında Milo konsolosu. hatta nisbeten zulmedilmesine mani olmuĢtu. s. korkunç bir gemi kazasından sonra. bir Ceneviz gemisinin kaptanını himaye ettiği sırada. kadılıkları layık olanlara verdir-miĢti. yalancı Ģahitlerin Ģahitliğini yasaklamıĢ. devlet idaresini tek baĢına yürütmüĢtü. bu hakareti temizlemek için sadrazamdan birçok defa görüĢme talebinde bulunmuĢ. Bu durum. Fransa'nın himayesinde yaĢayan Cenevizli bir kadın bu sanatta pek usta olduğu için kendisini genellikle saraya çağırır. sultanların devlet idaresine karıĢtıkları görülmemiĢ. bu sırada 64 yaĢındaydı. Aynı zamanda mevkiini korumak için padiĢahın arzusunu yerine getirmekten. 184 96 LALE DEVRĠ tmıĢtı. P Vilnöv. padiĢahın kızı Fatma Sultan idi. Bununla birlikte ibrahim PaĢa değerli kimselerden ve padiĢahın gözdelerindendi. ġark Mektupları." Montagu. Nihayet Vilnöv düĢünmüĢ. Silahtar Ali PaĢa'ya dört yaĢında niĢanlanmıĢ (1709) PaĢa'nın Peter-varadin'de Ģehit düĢmesi üzerine ibrahim PaĢa ile evlendirilmiĢtir (1716). Sultan Üçüncü Ah-med. dikiĢ dikmek. Çırağan safalarında bulunmakla meĢgulken Ġbrahim PaĢa kadın nüfuzuna engel olmuĢ. Bir çok kimseler. ibrahim PaĢa ise devleti idare etmiĢti. fakat bir türlü sonuç alamamıĢtı. lâleleri ve sümbülleri arasında kadınlarla dantela örmek. Hatta bununla da kalmamıĢ. konsolos bu hakaret üzerine haklarını korumak için Ġstanbul'a gelmiĢti. temayüllerine uygun hareket etmekten de geri durmamıĢtı. Valilerin zulümlerine mümkün olduğu kadar engel olmaya çalıĢmıĢtı. para almadıkça hiçbir yol göstericilikte bulunmayacaklarını söylemiĢlerdi. Son Ġran hadiseleri sırasında Bağdat valisine gönderdiği mektupta. Fatma Sultan dantelaya çok meraklıydı. yeniçerilerin saldırısına uğramıĢ. Sultan Üçüncü Ahmed saltanat sürmüĢ.PATRONA ĠSYANI 95 mamıĢiı. kadından dantela . hükümet idaresi ve harp usulü hakkında çok önemli ve akıllıca nasihatler vermiĢti. Fakat kaptan paĢa konsolosun arzusunu yerine getirmek Ģöyele dursun. Ġbrahim PaĢa zamanında Kösem ve Turhan Sultanlar devrinde olduğu gibi.(1668-1730) PaĢa’nın hatalarına karĢılık. Bu sırada Fatma Sultan 13. O zaman istanbul'da bulunan ingiltere elçisinin karısı Madam Montagu bu evlenmeden söz ederken diyor ki: "Fatma Sultan 50 yaĢında bulunan kocasını görür görmez gözyaĢını tutamadı. Evvela saray ile devlet adamları arasında denge kurarak.

Fatma Sultan'm bu asıl davranıĢından son derece ' etkilenmiĢ. ancak yeniçerilerin katılmasına bağlıydı. nihayet bu kadın vasıtasıyla konsolos meselesini Fatma Sultan'a bildirmiĢti: Bir ğün. Bu sırada yeniçerilerin iĢtirak etmeleri için de önemli sebepler yok değildi: Ġbrahim PaĢa "Ni-zam-ı Cedit" askeri yetiĢtirmeye baĢlamıĢ. kazan kalkmadıkça padiĢah kuvvetinin sukut ettiği görülmemiĢti. Sarayda. hatta elçiye selamlar göndererek: "Kendisinin kat'i surette memnun olmasını arzu ederim!" demiĢti. Cenevizli madam. Vilnöv'ün Sefareti. "Benim Fransızlara pek çok sevgim vardır. Fatma Sultan'm emri yerine getirilmiĢ. paĢanın aczinden veya istidadından ziyade kazandığı parlak mevkii rakiplerinin çekememesin-den ileri geliyordu. Bu siyasi ve latif hikayeler Fatma Sultan'm kafasında silinmesi mümkün olmayan izler bırakmıĢtı. kendisine çok değerli üç elmas düğme takdim etmiĢti. Ahalinin Ġran seferini bahane etmeleri ise oldukça zahiri bir sebepti. Hele babam. 110 I PATRONA ĠSYANI 97 cümanına iltifatta bulunmuĢ.'3" ticaret vergisi olmak üzere "Bid'at" adıyla bir vergi koymuĢtu. Fatma Sultan pek müteessir olmuĢtu. Ģayet bu gerginlik devam ederse Fransızlarla Osmanlılar arasında savaĢ çıkmasının bile mümkün olduğunu anlatmıĢ. Fatma Sultan bu hediyeleri almamak için çok ısrar etmiĢ. Bu devirde. Vilnöv. Fransa ile Babıâli'nin barıĢmasının yakın olduğunu. Bütün tahtlar yeniçeri silahlarıyla devrilmiĢ. Osmanlı sarayında Fransızlara devamlı sempati gösteriliyordu. O tarihe gelinceye kadar yeniçerilerin ve sipahilerin dıĢında kalanlar isyan etmemiĢlerdi.öğrenirdi. s. iran'dan gelen askerlerin sözleri.'32' . bütün bunların bir kağıda yazılıp kendisine getirilmesini emretmiĢti. sonra onunla evlendiğini anlatırlar. halk arasında hayli etkili oluyordu. Sultan Üçüncü Ahmed zamanında saray nüfuzu sadece bu gibi ufak tefek tesirlerden ibaret değildi. fakat bu tabakanın kendi kendine isyan etmesi imkansızdı. Bu sebeple Ġbrahim PaĢa hakkında ortaya çıkan husumet. büyük ölçüde entrikalardan da eser kalmamıĢtı. Böyle bir isyanda baĢarı. Fransızlarla son derece dosttur!" diye bağırmıĢ. bir süre sonra da Ġbrahim PaĢa sefaret ter30 Vandal. Sultan Dördüncü Mehmed zamanında Valide Sul-tan'ın gönlünü kazanmak için toplar atan Fransız gemilerinden söz ederlerdi. Bu sebepten Cenevizli madamı dinler dinlemez canı sıkılmıĢ. nezaket icabı kabul etmek zorunda kalmıĢtı. bir Fransız konsolosunun hapsedilmiĢ bulunduğunu. Vilnöv. Mesela saraylılar vaktiyle padiĢahlardan birinin bir Fransız kralının kızını denizde korsanlar elinden aldığını.

memlekette taassubun ve hükümetsizligin bulunduğuna açık bir delildi. 233 Atâ Ederun Tarihi. Sarayda meydana gelen oldu bitliye karĢı koca Osmanlı imparatorluğunun vilâyetlerinden hiçbir itiraz veya kabul sesi yükselmezdı. s. iki yüz yıl önce. Esasen bu isyanlara. Bu sebepten yeniçeriler arasında derhal hoĢnutsuzluk baĢ göstermiĢti. devlet adamları için en son hürmet yerine geçerdi. SavaĢ meydanından gelenler ise esnaf arasına sokulmuĢlar. Cahil ve hırslı eller kullandırılarak yaptırılan bu taĢkınlıklar. Böyle isyanlar çıkarmak için ihtiraslı bir PATRONA iSYANI 99 paĢanın veya zorba birkaç Ģahsın ortaya çıkması yeterliydi. PadiĢahın her emri yıldırım hızıyla yerine getirilir. Hükümet. 3 akça eden bir dirhem gümüĢün değeri. Türkiye'de birkaç defa ihtilâller olmuĢ.Yeniçerilerin büyük bir bölümü savaĢ olmadığı zamanlarda ticaretle uğraĢıyorlardı. devlet erkânını istedikleri gibi mahvetmeyi 31 32 98 Dö Bonnak'ın Sefâretnâmesi: s. Fakat Bâb-ı Hümâ-yûn'a vurulan kuvvetli bir darbe bütün imparatorluğun sinirleri üzerinde hiçbir tesir icra etmezdi. memleket sevgisinden habersiz bulunmasından ileri geliyordu. Lâle devrinde köĢk ve bahçe sahibi olanları çekemeyenler. düĢüncelerde ve duygularda birlik ve beraberlik meydana getirmemiĢti. ülke için faydalı ve medeniyete yarar bir netice vermemiĢti. Fakat bütün bu kargaĢalıklar hemen istisnasız birer isyandan ve eĢkiyalıktan baĢka bir mahiyet göstermemiĢti. ibret taĢlan. bu devirde 20 akçaya verilen bir dirhem gümüĢ. Hiçbir ayaklanma. hatta sadrazamlar. yeniçeri ağaları ve Da-rüssaâde ağaları bile kendilerini müdafaa edecek durumda değillerdi. 1. taĢmaya hazır bir vaziyette bulunuyorlardı. Ġbrahim PaĢa’nın rakipleri. Bu sebepten her hükümet ister müstebit. zamanımızda kırk para iken. kesinlikle . onlar için padiĢahı tahttan indirmek iĢten bile değildi. 153. Su halde halkın esnaf takımı ile yeniçeriler. Hiçbir kimse. Türkiye'de hiçbir zaman geliĢememiĢti. Herkes hükümetin vereceği ulufeye. hocalarla yeniçerilerin katılması. LALE DEVRĠ baĢarabilirlerdi. hiçbir hareket. Memlekette esasen tahsil ve terbiye. padiĢahlıar öldürülmüĢtü. halkı öteden beri bu para ile baskı altında tutuyordu. bu zümreyi elde ettikten sonra. Memlekette Ģahsi teĢebbüslerle. halkın yaĢama zevkinden. ister âdil olsun. ferdi servetler ortaya çıkmamıĢtı. Halk. bu felâketten hiç kimse yakasını kurtaramazdı. ancak altı para edebiliyordu. onları da teĢvik etmeyi baĢarmıĢlardı. Bütün Osmanlı topraklarının kalbini saray teĢkil ediyordu. Halkın tek düĢüncesi Ģahsi refahım temin etmekti. Sarayda meydana gelen değiĢiklikler meĢru ve itaati gerektiren bir oldu bitti sayılırdı. esasen yardıma ve korunmaya muhtaç bir durumda bulunuyordu. c. KarĢılıklı yardım ve hak gözetmek duygulan. efendilerinin ihsanına muhtaç durumdaydı. Bu his. Zaten yeniçeriler elde edildikten sonra. ahali için birdi.

Osmanoğullarını keyiflerine baĢ eğdirmek isteyen yeniçeriler. saltanat erkânına karĢı isyan ettiren bu hocalar vatanseverlik duygularından çok Ģahsî ihtiraslara tabi oluyorlar. Arnavut tellaklarla yeniçerileri "Sizde yüce din gayreti yok mudur?" diye teĢvik ediyorlardı. hoca sarığının peĢinde ihtirasla koĢan cahil kimseler üzerinde. Ulema sınıfına mensup olan bu iki zat.. müs-lüman çocuklarını havaya atarak. Bu üç kiĢi. isyana ön ayak olan üç cahil kimse vardı: ÇarĢı tellâlı Arnavut Patronu Halil. istanbul kadısı Arnavut Zülâlî Flasan Efendi idi. Bu sırada Ġran'dan gelen askerler. isyanı Ģiddetli hale getirmek ve hareketlerini meĢru göstermek için paĢanın israflarından. dine olan bağlılıklarından yararlanmanın yolları unutulmazdı. bakkal. cehaletin kararsız kalplerde meydana getirdiği bağlılık duygusunun tesiriyle. pekçok defalar isyancı eĢkiya kafilelerinin hücumlarına. manav. hoca kıyafetiyle halk üzerinde nütuz icra ediyorlardı.^41 Ġsyan için bu teĢvikler yapıldığı sırada. Çünkü memlekette düĢünce tekamü. Fakat Sultan Üçüncü Ahmed'i düĢürmeye azmeden halk kütlesini alttan alta iki kiĢi idare ediyordu ki. Kahveci Ali. Esasen. halkın yırtıcılık damarları bu vasıta ile uyandırılmıĢ. Hasan Efendi'yle Ispirizâde. istanbul halkım. daima Kahveci Alı veya Patrona Halil bulmakta zorluk çekmezlerdi. servetinden. hocalardan Ġbrahim PaĢa’nın yakınlarını çekemeyenler. içtimaî değiĢiklik olmamıĢtı ki siyası inkılaplar kendini gös-terebilsin. muhafız askerlerin burunlarını kestiklerinden. Fakat içeride padiĢahlar ve sadrazamlar. dıĢarıda daima tekbir sadasmm Bizans ufuklarına yükseldiği iĢitilirdi. tellak ve kayıkçı esnafı arasında. bütün Ġstanbul'un avam tabakasını aldatmıĢlardı. kendilerini idare etmek için. daima bu gibi tesirler altında meydana gelmiĢ. Bununla beraber. büyük bir tesir icra ediyorlardı. âsilerin üzerinde manevi bir tesir icra ediyorlardı. Bâb-ı Hümâyûn. cellatlar vasıtasıyla boğdurulur veya hançerlerle parçalattırılırken. kılıçla parçaladıklarından bahsediyorlardı. iki yıl önce kadılık zamanında Ġstanbul'da bereket olma100 LALE DEVRĠ 101 PATRONA ĠSYAN! di diye iĢinden çıkarılmıĢ. kadınlara laf . Bütün taĢkınlıkları halkın cahil sınıfına karĢı meĢru göstermek ve böyle kuvvet kazanmak için onların saflığından..sonra bunun intikamım almayı biricik gaye haline getirmiĢti. iki ellerini böğürlerine soktuklarından. Zaten yeniçeri isyanları. Ġranlıların iĢgal ettikleri kalelerde. yağmacılığa ve eĢkıyalığa hep bu dini hisler siper yapılmıĢtı. hoca kıyafeti de görülüyordu. Ġsyanı hazırlayan kahveci. balta ve gürz vuruĢlarına hedef olmuĢtu.bir inkılap olamazdı.-33. 1730 isyanı da aynı düĢünceler ve aynı tesirler altında icra olunmuĢtu. onlar da Ayasofya vaizi lspirîzâde ile. hamamları dolaĢıyorlar.¦ lü. Halkın bir kısmı da devlet erkanının üstün mevkiini çekemedikleri için zaten isyana hazır bulunuyorlardı. Özellikle Zülâli Hasan Efendi. Manav Muslu.

dükkanlarını gürültülerle kapamıĢlar.1351 Ġstanbul'da isyan alâmetleri baĢladığı zaman. Etmeydanı'na gelir gelmez büyük bir kalabalık oluĢturdular. s. Bütün asiler. OnbeĢ. Yeniçerilerin arasında. kendisinin 2004 kese. çıplak ve kocamıĢ çınarlarını yaldızladığı sırada. Mehmed Kethüda'nınki ise. 1143) Subhi Tarihi. Bir dakika sonra esnaf. Kafile Etmeydanı'na doğru ilerledikçe bir kat daha çoğalıyordu. 15 Rebiulevvel) sonbahar güneĢi sarayın karanlık servilerini. (PerĢembe. taraftarlarını artırmaya çalıĢıyorlardı. mevsim sonbahardı. kısacası kime rast gelirlerse yoldan çeviriyorlar. Ġsyana katılmak istemeyenler. korkunç ve her an değiĢen bir sel gibi Etmeydanı'na doğru ilerliyorlardı/371 Büyük bir kargaĢalık içinde üç koldan ilerleyen kafile. 1.1-38' Katılanlar da ya Lâle devri erkanına düĢmanlıklarından veya merak sebebiyle ve seyirci olarak iltihak ediyorlardı.attığından. ibrahim PaĢa’nın zorunlu olarak. ellerinde parlak silahlar. hallerinden memnun olmayanlar ise. esnafı tehdit ediyorlar.) ġam Ruznâmçeçısi Mehmet Efendi'nin Defteri. Asiler kuĢluk vakti Parmakkapı'da toplanmıĢlar. Kaptan Mustafa PaĢa'nınki 365 kese. 61 kuruĢ. Fakat ne o. Ayasolya vaizi Ġspirizâde ile Arnavut Zülâli Hasan Efendiden almıĢ oldukları talimata göre hareket ediyorlar çarĢıları ve sokakları dolaĢarak. s. dükkânlarını kapayıp bayrak altına gelsin!" diye bağırmıĢlardı. s. halka savaĢ ilanı sahnesi göstermesinden tam iki ay geçmiĢti. 1730 isyanının bu zorba elebaĢıları. 375 kuruĢ. sonra Bedesten'e yürüyerek "Dâ-vây-ı Serimiz vardır. Ümmet-i Muhammed'den olan. halk isyana davet ediliyordu. 3365 kuruĢ tutmuĢtu. s. Levent. çarĢıya doğru Arnavutlardan oluĢan velvelelı bir kalabalığın ilerlediği görülmüĢtü. onaltı kiĢiden ibaret olan bu kalabalığı Patrona Halil (3ö! Manav Muslu. Bir sabah. Yeniçerilerin de kendilerine katılmasıyla büsbütün kuvvet bulmuĢlardı. top arabası. 43/lstanbul inkılapları. Halbuki inkılaptan sonra paĢanın serveti toplanmıĢ. 61 5/Ġstanbul inkılapları. dükkanları kapatıyorlar. 46. Bizans'ın sakin ve uyuĢuk havasında yine bir isyan bulutu dolaĢmaya baĢlamıĢtı. Kahveci Ali idare ediyordu. c. halkın arasında altlan alta fısıltılar iĢitiliyordu. cebeci. elde edebilecekleri mevkilerin hayalleriyle 33 34 35 Çe-ebızade. Artık bütün sokaklarda davullar çalmıyor. Birinci Cemaat ile Cebecilerden BeĢinci Bölüğün kazanını ve bayrağını çıkardılar. Birçokları da saray erkanına içten besledikleri intikamdan dolayı seviniyorlar. Bu türlü geliĢmeler bazı devlet adamlarına. Sonra. evlerinden çıkmaya cesaret edemıyorlardı. 32309 kese.) . silahlarımı kaparak Etmeydamna koĢmuĢlardı. ne de Ġbrahim PaĢa böyle bir hareketin ortaya çıkacağına kesinlikle inanmamıĢlardı. 36. Damad Ġbrahim PaĢa’nın milletin hukukunu ayaklar altına aldığından ve daha bunun gibi birçok iftiralardan bahsediyorlardı. bu arada Sadrazam Kethüdasına da anlatılmak istenmiĢti. yeniden devlet erkânıyla çevirecekleri fırıldakların.

Yeniçeri ağası da tehlikeyi hisseder etmez. s. derhal limanda bir kayığa binerek. maksatlarının hükümetin ıslâhı ve zalimlerin cezalandırılması olduğunu.. yeniçeri ağası bu tehdit üzerine ne yapacağım ĢaĢırmıĢtı. korkusundan dolayı uğrayacağı tehlikeyi düĢünerek evinden çıkmamaya karar vermiĢti. Patrona Halil. Etmeydam'na kadar ilerlemiĢ. c. Üsküdar'a geçPATRONA ĠSYANI 103 misti. fakat hiçbir netice elde edememiĢti. Bütün devlet erkânı. fakat dostlarına rastgelerek.. kavuklu. 1. Mehmed PaĢa. gerektiğinde çıkar için kullanılan bir vasıtadan baĢka bir tarzda açığa vurulmazdı. bu sebeple kendisinin de Muhammed ümmetine katılması gerektiğini anlatmıĢtı. isyana iĢtirak etmek için kendilerinde kuvvet bulabiliyorlardı. cübbeli. fakat Patrona tehdit edici bir görünüme bürünerek. Ġlâh" Tarıh-ı Asım. Dm gayreti ise. Hatta yeniçeri ağası da maiyetine birkaç kiĢi alarak. Devlet-i Osmaniye Tarihi. isyan Ģehirde baĢ gösterir göstermez. Fakat durumu sadrazama haber verecek yerde. Türkiye'de her türlü duyguya galip gelmiĢti. yanındaki zabitlere karĢı nüfuzunu muhafaza için Patrona ile Ģiddetli konuĢmak istemiĢ. keçeli. 4 ġam Ruznâmçeçısi Mehmed Efendi'nin Defteri 1143 102 LALEDEVR! . tellâl. sadrazam kethüdası Mehmed PaĢa yola çıkmıĢ. aç. . sadrazamın damadı idi. Kendisinin yaĢma saygı gösterilmesini istemiĢ. aksi takdirde elbisesini kanlara boyayarak Muhammed ümmetine sancak yapacağını söyleyince. zahiri. Menfaat ve intikam. Üsküdar sahilindeki ordugâhta. manav. yalılarında sakin ve rahat. Yeniçeri ağası. Patrona takımından bir kiĢinin bu hitabından dolayı çok müteessir olmuĢtu. Ġstanbul'da yeniçeri ağası ile sadrazamın kethüdasından baĢka kimse kalmamıĢtı. nihayet uygun bir fırsat bulur bulmaz kıyafet değiĢtirerek kaçmıĢ.<•'. "Donanmay-ı Hümayun gemilerinden Riyale ve Patrona. 316 37 Subhi Tarihi. sonbaharın güzellikleriyle meĢguldüler.36 Patrona Halil'in vaktiyle levent iken bulunduğu geminin adıdır. âsilere ricalarda. s. onların zoruyla geri dönmek mecburiyetinde kalmıĢtı. Evvelâ. azgın kütleyi iki kuvvet idare ediyordu. Bu sırada yeniçeri ağasının maiyetindeki zabitlerden bir çoğu âsilere katılmıĢtı. asilere daha iyi meram anlatmak için atından inmiĢ. sırf aldatıcı. tellâk. — . Menfaat duygusu. kahveci... ihtiraslı. cahil. 6 38 Mınyo. Sözün kısası. tehditlerde bulunmuĢtu. c. ağaya susmasını. yeniçeri ağasına doğru ilerlemiĢ. Ġbrahim PaĢa'nın vüeudunu ortadan kaldırmak isteyen asilerin "Kethüdây-ı Sadr-ı Âli"yi ilk görüĢte parçalayacakları kesindi. bütün bu sarıklı.

akĢama doğru Üsküdar'a geçmiĢler. Fakat ikisi de böyle bir hadisenin meydana gelmesine bir türlü ihtimal verememiĢlerdi. Sultan Üçüncü Ahmed. Ġbrahim PaĢa’nın damadı Kaymak Mustafa PaĢa o sabah Boğaziçi'ne. Fakat Sultan Üçüncü Ahmed'in büyük korkuya ve dehĢete kapılmasına engel olamamıĢlardı. Gerçekten de hiçbir dükkan yağma edilmiyor. hatta Sultan Üçüncü Ahmed'e: "ĠĢte Ģimdi saltanatınızı ve hayatınızı tehlikeye sokan bu sersemlere nasıl ceza verilmez?" diye Ģikayet etmiĢti. s. ibrahim PaĢa. reis efendi de bu vakayı ancak Boğaziçindeki yalısında haber alabilmiĢti. Fakat ceza vermenin zamanı çoktan geçmiĢti. ele geçirdiği silahları kapıĢarak serdengeçti ağaları davet ediyordu.Bu sırada üç yüz kadar âsi. hayatım muhafaza için icabında onları feda etmesini . Hıristiyanlara hiçbir saldırı da bulunulmuyordu. manav dükkanlarını açıp herkes iĢiyle meĢgul olsun.<-39> Patrona’nın. kul kethüdaları tayin ediyorlardı. "Bâğ-ı Ferah" adını verdiği köĢke. Zaten devlet erkânı. Fakat bir süre sonra olayı bizzat gören kimselerden iĢin önemini. kasap. âsileri yatıĢtırmak için devlet erkânından henüz hiç kimse gözükmemiĢti. Reis Efendi ile Kaptan PaĢa kendilerim sorumluluktan kurtarmak için vak'ayı çok önemsiz göstermeye çalıĢmıĢlardı. O gün isyan sabahtan akĢama kadar devam etmiĢ. Muslu'nun ve Ali'nin yegane düĢünceleri kuvvetlerim ve taraftarlarını artırmak gayesine yönelikti. Ġbrahim PaĢa ise kaymakam ile Reis Efendi'nin gevĢekliğinden son derece müteessir olmuĢtu: Hiçbir disiplini olmayan bu eĢkiya çetesini küçük bir askeri kıt'a ile dağıtmak mümkün iken. bu kuvveti toplamak için asilere bol bol vakit bırakıyorlardı. Hatice Sultan ise vükelayı kesinlikle yanından ayırmamasını. cebeci basılar. büsbütün ümidini kesmeyerek Üsküdar sahilindeki sarayda devlet erkânından oluĢan bir meclis toplamıĢ. bakkal. Fakat bu isyan büyük bir disiplin içinde yapılıyor. Vil-növ'ün Sefareti. sultan Üçüncü Ahmed'in Sancağ-ı ġerifi alarak istanbul'a dönmesine karar vermiĢti. 152. Namuslu kimselere herhangi bir saldırı olmaz!" diye bağırıyorlardı. 104 LALE DEVRĠ . Bir taraftan halk dalga dalga hareketli." Albert Vandal. Etmaydanı'na birkaç kiĢi toplanmıĢ ise de bunların az bir kuvvetle çoktan dağılmıĢ olduğuna hükmetmiĢlerdi. hiçbir harekette bulunulmamasını bir türlü affe-dememiĢ. isyanı idare eden vaiz ile kadı’nın büyük tesirleri görülüyordu. Ağa Kapısına geliyor. Sonra sokak sokak münadiler: "Ekmekçi. asilerin gittikçe çoğaldıklarım haber alınca. PaĢa'ya karĢı karĢıya geldikleri tehlikeyi anlatmıĢlardı. ihtiraslı korkunç bir kütle halinde Etmeydam'na doğru koĢarken öbür taraftan asiler aralarında Ģeyhülislâmlar. Ġstanbul kaymakamı. Sultan Üçüncü Ahmed ile beraber ibrahim 39 "Askerler isyan esnasında bile disiplini muhafaza ediyorlardı. lâlelerle meĢgul olmaya gitmiĢ. kendisinin nasıl hareket edeceğini hemĢiresi Hatice Sultan'dan sormuĢtu. böylece kuvvet temin eder etmez Sipahi pazarım yağma ediyor. hapishanelerden katilleri ve canileri çıkarıyor. velveleli. Çengelköyü'ne.

Etmeydam ve civan büyük bir gürültüyle kaynıyordu. Sultan I 'çüncü Ahmed. Ġbrahim PaĢa dehĢete kapılmıĢ. Devlet erkânını teĢkil eden ricalin hepsi bu olaydan sorumlu oldukları için hiçbir kimse Sultan Üçüncü Ahmed'in görüĢlerine aykırı fikir beyan edememiĢti. Cuma sabahı olmuĢtu. mehtaba karĢı parlıyordu. KarĢıda Topkapı Sarayı’nın siyah ve yüksek servilerinin etrafında yükselen binalardan ve kubbelerden sönük ziyalar saçan birkaç ıĢık. hatta ilâveten: "Kulun istemediklerini ver!" demiĢti. kalben büyük bir ıstırap içinde. onu da bir fermanla saraya davet etmiĢti. durumu padiĢaha arzetmiĢti. ayın on altıncı gecesiydi. Sultan Üçüncü Ahmed zayıf yaratılıĢlıydı. bu hareketin makul olmadığını. sabah olsun. Fakat bunlar silah kullanmasını hiç bilmezler. derhal gece yarısı bütün devlet erkanına büyük bir Divan kurdurmuĢtu. Ģimdiye kadar çok fazla zaman kaybedildiğini. Fakat o sırada sarayda hazır bulunan yeniçeri ağası.tavsiye etmiĢ. Mademki eĢkiya gece bir Ģey yapmıyor. Has Bahçe'den geç-mıs. Bize bağlı askerleri toplamak için bunların arasından nasıl geçilir? Gerçi sarayda beĢ altı yüz bostancı ile bir o kadar iç oğlanı var. Artık Üsküdar'da durmak imkan hariciydi. Sancağ-ı ġerifi alıp asilerin üzerine yürümeyi düĢünmüĢtü. Fakat âsiler. nereden asker bulacağız? Âsiler hep silahlı. mehtabın Marmara'ya nur saçan aydınlığı içinde yola çıkmıĢlardı. yalnız kapıcı baĢı • ağa gelmemiĢti. ne kadar dikkatli hareket ettiklerini.ġimdi gece yarısı. Orada. O zaman ben kendilerine emreder. Ġbrahim PaĢa. Hırka-i Saadet yanındaki daireye gelmiĢti. Bırakalım. dağıtırım. gece yarısına doğru kayıklara binmiĢler. Etmeyda-nı'ndakı asilerin miktarım. Devlet erkânının bu kararım Ġbrahim PaĢa da tasvip etmiĢ. Devlet erkânı gece geç vakte kadar müzakerelerle meĢgul olmuĢtu. Sultan Üçüncü Ahmed. O gece. Sarayburnu'na çıkıldığı zaman gece yarısı olmuĢtu. isyanın teĢvikçilerinden Zülâli Hasan Efendi'yi Filorya'daki sayfiyesinden saraya getirtmiĢti. dolayısıyla sarayda ve kıĢlalarda mevcut askerle karĢı konulmasının her zaman kabil olduğunu söylemiĢlerdi. Divanda devlet erkânının ileri görüĢlü ve akıllı olanları. Ġstanbul'da. PATRONA ĠSYANI 105 bütün sokaklara karakollar çıkarıldığını haber almıĢ. maksatlarının memleketin selâmeti olduğunu. Sonra. O da olmazsa Sancağ-ı ġerifi çıkarır. Diğer taraftan Sultan Üçüncü Ahmed de bostancıbaĢıyı yirmi kiĢi ile âsilerin yanma göndermiĢ. Ġbrahim PaĢa. ümmet-i Muhammedi davet eder. demiĢti. derhal dağılmalarım aksi takdirde de hepsini periĢan edeceğini haber vermiĢti. padiĢahlarına . Bu divanda bütün devlet adamları bulunmuĢ. Sadrazam'm bu teklifine karĢı: . bütün vezirler üzgün. kuvvete karĢı kuvvetle karĢılık veririz. Kız Kulesi'nin solgun fenerleri. Yalı KöĢkü'nün önünden. kendisine hiçbir ferdin katılmayacağını anlatmıĢtı.

Patrona ve adamları hep baldırı çıplak takımından ve mevki hırsına kapılmıĢ kimselerden ibaretti. s. yırtıcı bir hayvan gibi. tehdit ile. onlarla uzun uzadıya müzakerelere giriĢmiĢti.durumlarını arz edeceklerini. Livây-ı Muhammedi altına toplananlara yirmi beĢer kuruĢ verileceği halka ilân edilmiĢti. diye yazdıkları tezkereden malum iken. Ġstanbul'un hiçbir zümresi. Ġstanbul'a iki gündür heyecanlı saatler yaĢatan bu türediyi ortadan kaldıracak hiçbir kuvvet. Türkiye'de âsi kuvvetler daima . saraya doğru geldiği sırada ikinci kapı üzerinde Sancağ-ı ġerifin dalgalandığını görmüĢtü. Yalın 40 Tarih-ı Subhi. isyanın gerçek teĢvikçiler ile. 107 PATRONA ĠSYANI ayak. Bu cür'et daha önce defalarca meydana gelen isyanlarda da gösterilememiĢti. önce. Ayasofya'ya gidip padiĢahı tahtından indirir. bu sayede ġancağ-ı ġerif altına toplananları da kendisine çekmiĢti. b. O gece müftü efendi. ömrünün son günlerinde gördüğü bu felaketten dolayı üzgün. boĢ yere niçin zahmet çekeriz ve çaresi ortada olan bir husus için neden üzülürüz? Hemen sabah namazım kılar. sarayda ulema meclisine gelmiĢ. Ertesi sabah Patrona Halil. Sonra San-cağ-ı ġerif Orta Kapı'ya dikilmiĢ.ġevketin padiĢahımızdan hoĢnuduz. artık Ġstanbul'un tek hâkimi olmuĢtu. Arz Ağala-n'nın odasında kalmıĢlar. böylece hepimiz kurtuluruz^+0) demiĢti. hiçbir yürekli kimse ortaya çıkmıyordu. c. Patrona Halil. Sancağ-ı ġerif altına toplanacakları rica ile. Bostancılar dairesinde sabahlamıĢlardı. Damad Ġbrahim PaĢa ile vezirler. baĢıboĢ bir kalabalığa baĢkanlık eden. fiillerinde övülmüĢ bir halife isteriz.aĢkenti karıĢtıran bu eĢkiyayı tepelemek cüretini gösteremiyordu. hepimiz. Bu sırada asilerin sayısı gittikçe artıyordu. para ile kandırmak. istekleri yerine getirilmedikçe bir adım bile atmayacaklarım söylemiĢler: 106 LALE DEVRĠ . Fakat münadiler Ayasofya Camii'nden öteye seslerini iĢittirmeyi baĢaramamıĢlardı. diğerleri Sultan Murad odasında. O gün böylece geçmiĢti. Babıâli bu eĢkiya çetesine karĢı Ģiddet ve metanet gösterecek yerde. Sonra nefsini her Ģeye tercih ederek Sultan Üçüncü Ahmed'in hal' edilmesinden bahsetmiĢ: — Toplananların maksadı. göz yaĢlan dökmeye baĢlamıĢtı. toplananların sayısı artacak olursa üzerlerine derhal saldırmaktı! Ali. Vezirini. kethüdasını ve kaptan paĢayı istemiyoruz diye cevap vermiĢlerdi. 1. Bütün vezirler geceyi sarayda geçirmiĢti. Ali'nin görevi. maiyetinde-kilen çoğaltmak için. Patrona Halil. Kahveci Ali'nin maiyetine altı yüz kiĢi vererek Sancağ-ı ġerife karĢı gönderiyordu.

Kaptan PaĢa'nın bu hareketini haber alır almaz. daha sonra derin bir sessizlik! Bütün faaliyet. Nihayet. Herkes yağma ile servetlerinin mahvolacağından korkmuĢtu. Hatta bir süre sonra Patrona'ya vatanın kurtarıcısı nazarıyla da bakmaya baĢlamıĢlardı. derhal muntazam askerle Sarayburnuna gelmiĢ. Bu zayıf ve ilkel kuvvetle Kahveci Ali'nin azgın. Memlekete hizmet et. Ġbrahim PaĢa’nın baĢkanlığında toplanan Divan'da büyük bir korku havası kendini gösteriyordu. derin ve dehĢet verici bir sessizlik içindeydi. Ġçoğ-lanlan’nın sayısı son derece azdı. benim hayatımı kurtarmıĢtın. bizimle beraber ol. basık kubbeli binaları. saray erkanı içinde en cesuıiarmdandı. hamiyetli vicdanlar vardı. mesleği herkes tarafından biliniyordu. bu Divan'da da hayli za108 ¦ LALE DEVRĠ man kaybedilmiĢ. Yalnız koca koca çınarların altında. Memlekette Patrona'yı hizmetçi olarak bile kullanmayacak çok sayıda zeki insanlar. Sarayın yüksek mazgallı kapıları. Fakat Patrona. Sarayda hiçbir hayat eseri görülmüyordu. sarayın içindeydi. ülkeye az çok hizmet eden adamların yok edilmesi onlar için çok basitti. sefil bir menfaat duygusuna tabi olarak yaĢamak. O kadar ki altı yüz kiĢiden ancak otuz kiĢi toplanabilmiĢti. Abdi Kaptan. Menfaatleri kurtulduktan sonra. cahillerin elinde bile olsa yine yaĢamak. Kaptan paĢalık yine sende kalacak. KaptanpaĢalığı Abdi Kaptan'a tevcih ettirmiĢti. Fakat o sırada bu korkak herifler birer deliğe kaçmıĢlardı. zelil de olsa yine yaĢamak istiyordu. Halbuki henüz bir saldırıya uğradıkları sözkonusu değildi. Çünkü istanbul'da isyan olduğu halde nizam ve intizam yine hüküm sürüyordu. saray kapılarına her an hücuma hazır duran askerlerine karĢı koymak imkansızdı. Sancağ-ı ġerif önünde. haĢan. saray kapılarının önüne geldikleri halde. Patrona Halil'in Ģahsı.gelecek ümidiyle ve menfaat duygusuyla okĢanmıĢ. leventleri toplamak için kayıklar getirtmiĢ. neticede bostancıları toplamaya karar verilmiĢti. Sarayburnu'na kadar inerek bizzat gitmek istemiĢti. Fakat ben levent iken. Fakat gel. nasıl bir insan olduğu. Fakat herkes alıĢkanlık haline gelmiĢ bir tesire. Bizans'ın saf ve mavi semasının altında dalgalanan Sancağ-ı ġerif. Bu iyiliği unutmuyorum. Bu sırada Ġbrahim PaĢa. Asiler.Abdi! Zalimleri himaye için bu çapkınları nereden buldun? îĢte hayatın elimde. Emin ol. demiĢ/4" Kaptanı Derya da bu teklife razı olmuĢtu. kirli mavi kuleleriyle yükselen bir kapı. PaĢa. Mevcutları ise silah bulmaktan acizdi. . sonra sarayın siyah ve can sıkıcı taĢ binalarının ortasında ruha ölü kokuları saçarak uzanan birkaç servi. bu kuvvetlerin vahĢice hücumlarına karĢı daima tarafsız kalınmıĢtı. paĢanın maiyetindeki Leventlere otuz kiĢi telefat verdirmiĢti. kendilerini dağıtmak için hiç kimse dıĢarı çıkmıyordu. Sonra büyük bir metanetle direnen Abdi PaĢaya doğru ilerleyerek: .

O zaman yeni atamalar baĢlamıĢ. konaktan alman paraları Hıristiyan mahallelerine döktürmüĢ: . Bu sırada saray. Sonra vezirlerin yakınları da aynı felakete uğramıĢtı. asiler arasında da büyük bir faaliyet görülüyordu. demiĢti. zaruri ihtiyaçlara cevap verecek dükkanların açılmasını emretmiĢ. Patrona.PadiĢah seni de. diye bağırtmıĢtı. Hıristiyanların sempatisini kazanmak için. yeĢil kumaĢ kaplı bir kürkle yetinilmiĢti. diğer vezirlerin ise padiĢaha büyük hizmetlerde bulunduklarından bunların katledilmelerinin uygun olamayacağını beyan etmiĢlerdi. kaptan PaĢayı da. Asileri beslemek için para lazımdı. fakat müftünün katline Ģerl yönden imkân olmadığını.Patrona’nın maiyeti böylece bir kat daha kuvvet bulmuĢtu. Asiler. Sarayda mevkiler dağıtıldığı sırada. Keza sekbanbaĢmm da yeniçeri ağası yapılması arzu edildi. Alınız. Sonra müftüye doğru dönerek gerekli tavsiyelerinin karĢılığı olmak üzere. Patrona. Fakat sarayın içinde müthiĢ bir heyecan vardı. vezirlere hitaben: — Ben nasıl olursa olsun. Bütün eĢya.iĢte bu hırsız herifin sizden çaldığı paralar. 1. ufak bir yolsuzlukta bulunacakların cezalandırılacaklarım ilan etmiĢti: Keza Hıristiyanların bu harekete katılmalarını engellemek için kendilerine hiçbir kötülükte bulunulmayacağım haber verdirmiĢti. derhal vezirlerden beĢinin konağını yağma ettirmiĢ. demektir. DıĢarıda. 109 PATRONA ĠSYANI Sarayın tereddüt ve endiĢesi hâlâ devam ediyordu. Fakat bu zat. derhal sarayı kuĢatmaya karar vermiĢti. yok pahasına satılmıĢtı. arzu ettikleri vezirlerin azledileceğim. kırgın bir sesle: . yeni bir müftü tayin edilmiĢ. saray erkânının Hıristiyanlardan yardım görmelerine meydan vermemekti. kasapların. Bu sıradaydı ki: Sarayda uzun uzadıya müĢavere edildikten sonra âsilere ulemadan iki zat gönderilmiĢti. Fakat bu kararı uygulamaya geçmeden. velinimetimizi düĢünmektir. asilerden korkarak bu mevkii kabul etmemiĢti. fırınların. O gün bostancılar toplandığı sırada sabaha doğru Ġbrahim PaĢa da Revan KöĢkü'ne gelmiĢ. Patrona’nın bu tedbirleri almaktan maksadı. Fakat hepimizin selameti. artık öldüm. Ezcümle Galata ve Beyoğlu muhafızının konağı yağma edilmiĢti. 41 Tarih-i Suphi. s. Patrona. kethüdayı da azletti. Sultan Üçüncü Ahmed'in henüz cevabı gelmemiĢti. Sultan Üçüncü Ahmed'den bir cevap gelmediğini görmüĢ. altınları ve gümüĢleri kendi defterdarına teslim etmiĢti. Bunlar eĢkiyanm ileri gelenlerine. sarayda beyaz libas bulunmadığı için. c. bu haber üzerine Orta Cami'ye toplanmıĢlar yapılan müzakere neticesinde müftünün . demiĢti. henüz kuĢatılmamıĢtı.

sakin ve üzgün adımlarla yürüyor. mosmor cesetleri boylu boyunca uzanmıĢ yatıyordu. sarayın iki sıra halinde bulunan uzun servilerinin. hatta rütbelerini teyid etmek için fermanlar vermiĢti. Artık sabah oluyordu. harem Daıresi'nin önünde yüksek külahları ile ağaların ve baltacıların dolaĢtıkları görülüyordu. ibret taĢlarının kara ve lekeli yüzlerini aydınlatıyordu. karanfillerle ve çırağanlarla geçen günler gelmiĢti. Gecenin karanlıkları. Sultan Üçüncü Ahmed'in o dakikada gözlerinin önüne lâlelerle. Arabalar. Etmeydam'na doğru gidiyorlardı. Ayasofya’nın yüksek duvarlarının önünden aheste aheste ilerliyorlar. Zira. karanlık köĢeleri. Sukan Üçüncü Ahmed'i de tahtından indirmekti. ölüm kokuları hissediliyordu. üç öküz arabasının kulakları tırmalayıcı gıcırtılarla çıktığı görülüyordu. Sarayın boĢ muhitinde. sarayın korkunç sessizliği içinde Ġbrahim PaĢa ile kethüdasını ve kaptan paĢayı Orta Kapı'ya göndermiĢti. asilerin son tekliflerini almıĢ.katledılmemesine. Sultan Üçüncü Ahmed. Sarayburnu'nun suları hafil bir hıĢıltı ile akıyor. Kaymak Mustafa PaĢa’nın ve kethüdanın sapsarı. Onların fikrince. PATRONA HALĠL ĠSYANI 111 Birkaç dakika sonra saray kapıları âni ve ağır bir gürültü ile açılmıĢtı. baltacılar dairesi. Çünkü o zaman padiĢahı tahtından indirmek için ellerinde ciddi bir sebep bulunacaktı. daha önce. bazı devlet erkanını odasına çağırarak gizli müzakerelerde bulunmuĢtu. Sarayın basık kubbeleri. . Nihayet bu renkli ve çiçekli hayattan uzak kal-maktansa. Ay. Sultan Üçüncü Ahmed. vezirlerin katlini bir an önce gerçekleĢtirmek istiyorlardı. gece yarısı. O gün akĢam olmuĢtu. kardeĢi Ġkinci Mustafa'yı halederek kendisini tahta çıkaranları birer birer mahvetmiĢti. sabah vaktinin sessizliği içinde. Bunlar. Arabaların önünde bostancıbaĢı. Ortalık ağarmaya. Sultan Üçüncü Ahmed'in bu tekliflerini reddetmesini istiyorlardı. Ġçeride ise isyana ön ayak olanlardan bazıları boĢ yere telaĢlarla. Fakat o sırada sarayın büyük kapısından. bütün hüznüyle Bizans semasına yükseliyor. Orta Kapı’nın önündeki siyaset (ölüm) çeĢmesinin kanlı taĢlarını. fakat diğerlerinin mutlaka katlolunmasma karar vermiĢler. Sonra. Fakat bu teklif âsilerin ilk Ģartlarıydı: Patrona ile Muslu'nun ve Ali'nin fikri. içlerinde Ġbrahim PaĢa’nın. O gece Orta Kapı’nın karanlık odalarında rutubetli duvarlar arasında Sultan Üçüncü Ahmed'in Çırağan arkadaĢları cellatların elinde boğuluyordu. vezirlerini feda etmeyi uygun görmüĢtü. yüksek'çınarlarının altında. kubbe altı civarı sükunet içinde uyuyor gibiydi. Uzaktan arabaların geldiğini sezen yetmiĢ bin âsi vezirlerin cesetlerini görmek için koĢuyorlardı. bu kararlarını Sultan 110 LALE DEVRĠ Üçüncü Ahmed'e bildirmek için kendi reis efendileri ile kadılarını saraya göndermiĢlerdi. Sultan Üçüncü Ahmed'i tahtından indirmedikçe kendilerinin varlıklarını devam ettirmeleri mümkün değildi. sisli ufuklardan pembe bir güneĢ yükselmeye baĢlamıĢtı. boyunları sıkılmıĢ. gönderdikleri kimseleri güzel bir Ģekilde kabul etmiĢ. Sultan Üçüncü Ahmed'i korkutmak.

Rum taifesinden. Fakat âsiler. tıraĢlı. kalbi yaralı. HerĢe-yi onlara bırakma. her iĢi onlara bıraktığımız için Ģu senin çıktığın tahttan indik. . sapsarı kesilmiĢti. demiĢ. tekrar "Allah Allah!" diye bağrıĢarak Etmeydam'na gelmiĢlerdi. Üçüncü Sultan Ahmed'i tahtından indirmeyi bahane olmak için bunu ileri sürmüĢler ve derhal Ġbrahim PaĢa’nın boynuna ip takarak saray kapısına kadar sürükleyip götürmek istemiĢlerdi. Sonra Ġspirizâde'ye: "Peki. Mabeyin Kapısı’nın yanma getirtiyordu. ġiddetli. Sadrazam al sakallı.<42) Oysa eĢkıya Ġbrahim PaĢa’nın cesedini sürüklemeye.. Artık Ispirizâde ile Zülâlî Hasan Efendi olanca faaliyetlerini gösteriyorlardı. Sultan üçüncü Ahmed. saltanatı teslim ediyordu. arada sırada kaldırımlar üzerinde dolaĢan saray ağalarının ayak sesleri iĢitiliyordu. Sultan Üçüncü Ahmed'in vezirine kıyamadığını sanmıĢlardı. Kendini vezirlerin nüfuzunun altına sokma. Sultan Üçüncü Ahmed. Sonra. bu sırada kardeĢinin oğlu ġehzade Mahmud'u kafesten çıkarıyor. bu elem verici görevi derin bir hüzün ile yerine getirmiĢ. DıĢarda denizin fısırtıları. 216: "Adı geçen. sakalsız bir adam idi. Etmeydanı'na gidiyorlar. gök gözlü. Daha sonra PaĢa’nın boynuna bir ip geçirerek bir atın kuyruğuna bağlamıĢlar. Divanyolu'ndan sürükleye sürükleye. titrek ve pür heyecan bir sesle: . cennetmekân Sultan ikinci Mustafa Han hazretleriyle ben.Artık herkes memnun olmuĢtu. bütün saray erkânı karĢısında yaralı ve müteessir bir kalple alnından öpüyor. fakat âdil ol. padiĢahın saltanatı terk etmeye razı olduğunu haber veriyorlar.") 112 LALE DEVRĠ nulmamak Ģartıyla saltanatı bırakmaya razı olduğunu beyan etmiĢti. gözleri yaĢla dolu. aldıkları kabul cevabını Sultan Üçüncü Ahmed'e bildiriyorlardı. dar koridorlardan Ģehzadeler dairesinin basit ve karanlık odalarına doğru yürümüĢtü. sırf vezirlerimize teslim olduğumuz. s. Hayatım ve evlatlarım sana emanettir. Bizi berbâd ve periĢan eden hallerden sakın. Patrona kaptan paĢa ile kethüdanın cesetlerini Etmeydam'na astırmıĢtı. Sultan Üçüncü Ahmed. Hıristiyan olmakla. Ġbrahim PaĢa’nın cesedini KürkçübaĢı Manol'a benzetmiĢler. bunu bana daha önce niçin söylemediniz?" demiĢ. hayatına ve çocuklarına doku42 Divân-ı Hümâyûn Mühimme Defteri 136. parçalaya parçalaya Bâb-ı Hümâyun önüne bırakmıĢlar. Sarayın yaldızlarla ve çinilerle süslü loĢ odalarında derin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Sen bizden ibret al. Halbuki Ġbrahim PaĢa’nın Manol'a benzemesi mümkün değildi. Kendin gör ve anla. sarı bıyıklı. gök gözlü. isyancıların PadiĢahı da istemediklerim söylemiĢti. Bu sırada sarayda Ġspırizâde huzura çıkmıĢ. Gece saat dörde gelmiĢti. Allah'a ısmarladık. kürkçü Manol ise sarı bıyıklı.. melûl bakıĢlarını kardeĢinin çocuğuna yönelterek.Oğlum! Baban.

Benim yaptıklarımla da yetinme. ihtiyaç sahiplerine adaletli davran. Huda bahtını açık etsin. . Kimseye etme kendini teslim PATRONA ĠSYANI 113 Hacet eshâbına adalet kıl. Sürekli iktidar ve Ģevket sahibi olasın. Fakirlerin durumunu gözet. silahlarıyla ve bayraklarıyla Saray-ı Hümâyûn'a gelmiĢler. Fakat sarayda lâğım hazırlanmıĢ diye. bu feci düĢüĢten son derece etkilenmiĢti. Daha sonra kendilerine teminat verilince. Herzaman padiĢahlık tahtında olmanı temenni ederim. ġehzadeler sana emanettir. Bu sırada istanbul'un hemen her tarafında dükkanlar ve mağazalar kapalıydı. Sana Ģehzadeler emanettir. Lâyık-ı Ģan olan siyanettir. Bir taraftan devlet erkanı Hırka-i Saadet odasında biat ediyor. Kaymak Mustafa PaĢa 43 Ey iyilik düĢünen bağıĢ sahibi varlık. biat merasiminde bulunmuĢlardı. Kendini kimseye teslim etme. Fakat. hem biat merasimi yapılmıĢtı. aralarında çıkan havadis üzerine içeri girmekten kaçınmıĢlardı. Kimsenin inkisarını alma. Sultan Mahmud'a gönderdiği bir manzumede duygularını Ģöyle dile getirmiĢti: HayırendîĢ ey vücûd-ı kerim. Daima saltanatta var olasın. halefini olsun bu felaketlerden korumayı düĢünmüĢ. Sarayda aziller ve tayinler icra edilirken Horhor ÇeĢmesi'nin ve Atpazarı'nın önünde. Sana yakıĢan onları korumaktır. Ömrünün çadırı ayakta . Hanedanının böyle acı darbelere uğraması nefsine çok ağır gelmiĢti. Eyleye bahtını küĢâde Huda Hayme-i ömrün ola pâbercâ Fer bulup necm-i baht-ı mes'ûdun Ola meĢhur nâm-ı Mahmûd'un «3> O gece hem cülus. Ferr ü Ģevketle ber karâr olasın. Benim ettiklerime hem kalma. Kimsenin bedduasını alma. Fukara hâline riâyet kıl. diğer taraftan ulema ve meĢayihten taĢrada bulunanlara biat için tezkereler yazılıyordu. w+) O sabah biat töreni için asilerin elebaĢıları da davet edilmiĢti.Sultan Üçüncü Ahmed.

2. büyük bir gizlilik içinde. Alayın önünde aĢağılık zayıf. c.) 44 izzetlü BaĢkapucu ağa! Salât-ı Subhi Ayasofya'da edâ eyleyüb Ģevketlu kerâmetlü. değerini ve meziyetini kendi de takdir ederek: . yeniçeri kıyafetiyle gidiyor. bir sima görünüyordu. milleti felaketten o kurtarmıĢtı. Sarayın altınları ve elmasları halkın gözlerini kamaĢtırıyor. Patrona. ġehzade Cami-i ġerifi'nin yakınında. Bu sebepten Sultan Mahmud Patrona'yı bir süre için okĢamak istemiĢ. tavırları çekingendi. DıĢarıdan bakınca öyle görünüyordu ki. bütün istanbul'un ve sarayın zorbası kesilmiĢti." Ata Tarihi. ahaliye para dağıtmaya uğraĢıyordu. Sultan Mahmud'un mütenasip simasında hilim ve sükûn müĢahede ediliyordu. Damat ibrahim PaĢa’nın Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakılan. gecenin ortasında. O gün bütün halk Eyüb'e toplanmıĢtı. Ġsyanı hazırlayanlar arasında Patrona’nın siması en belirgin çizgileriyle kendini gösteriyordu. Sultan Mahmud'un Eyüb'de kılıç kuĢanma töreni yapılıyordu. Sultan Mahmud asil bir tavırla at üstünde sorguçlu peyklerin ve solakların arasında tantanalı ve muhteĢem bir alay ile ilerliyordu. 158 Ġsyandan Sonra t) ĠR GÜN SONRA. mehâbetlû padiĢah-ı âlem Penah Sultan Mahmud Han Efendimiz hazretlerinin taht-ı cihandâriye cülûs-ı hümâyûnları vuku' bulmağın mu'tad-ı kadfm üzere biat ve dâmen bûsi jçû'n cümle kapusu ağalan saray?ı hümayunda mevcûd bulunalar dey u" ġam Rüznâmçecisinin Defterinden. 1143. Mahmud (övülmeye layık) adam meĢhur olsun. Mesut talihinin yıldızı parlasın. EĢkiya güruhu tamamen onun emrinin altındaydı. O zaman Patrona. sanki bütün bu muhteĢem alayı kendi hazırlamıĢ.dursun. 45 "MüĢarün ileyhin âzasından geriye kalanların mümkün olanlarını. 1730 isyanının bu cahil serserisi. baldırı çıplak. bu haydutların çarĢısından satın almak suretiyle toplayıp.. köpekler tarafından parçalanan. ırz ve namusu çiğnemekten duyduğu eĢkıyalık zevkinden baĢka bir Ģey değildi. 116 U\LE DEVRĠ . bir haydudun hak yemekten. kendisinin yaptırdığı sebilin bitiĢiğinde bulunan hazireye gömmüĢlerdir. kendisine vasıtalı olarak rütbe teklif etmiĢti.) 114 ' LALE DEVRĠ ' ile Kethüda Bey'in cesetleri hakaretlerle sürükleniyor. çıplak bir iskelet halinde yatan cesedi1-45) sarayın faaliyetlerine karĢı soğuk ve sırıtmıĢ diĢleriyle korkunç bir Ģekılde gülümsüyordu. s. Fakat derinden duyduğu hisler. Patrona Halil!. kudretlu. ġehzadeler rutubetli odalarından birden bire ıĢıklar ve kendini büyük bir ĢaĢkınlık içinde bulmuĢtu. PadiĢahın vücudu gayet dairesinin karanlık ve renkler içine çıkınca.

aziller ve tayinler birbirini kovalıyordu. . kapı kethüdası. Patrona’nın hakimiyeti hükmünü sürdürdüğü sırada tstanbul büyük bir karıĢıklık içindeydi. Sâdâ-bâd'm müzeyyen ve ma'mur sahilleri bir harabeye çevrilmiĢti. O kadar ki üç gün içinde. 1. Dolayısıyla köĢklerin yakılmasına razı olmamıĢ. Zaten hempalarından Saraç Mehmed. bir süre sonra vezirliği kabul etmek zorunda kalmıĢtı. Bana bak. Asilerin bu isteği Sultan Mahmud'a bildirildiği zaman. Patrona'ya bir jest olmak üzere para bağıĢında bulunulmasını ortaya atmıĢ. Mesela Patrona’nın adamları kendilerine birer at tedarik etmek istiyorlar. ağaçlan sökerek gasp ve yağmaya devam ediyorlardı. SekbanbaĢı. ben öleceğim. Dükkânlar kapalı. Ona göre devlet idaresi için cesaret ve gözü peklik en büyük meziyetti. yeniçeri ağası. ġimdiye kadar padiĢah tahta çıkaranlardan hiç kimse yatağında ölmemiĢ-tir ki.diye tahriklerde bulundukları zaman ilk önce onun hamiyet duygulan kabarmıĢtı. bahçeleri bozuyorlar. medeni fikirleri yaymaktan ziyade öldürmeyi ve yok etmeyi prensip haline getirenlerin kurbanı olmuĢtu. saray erkanına derhal arzularını bildiriyorlardı. fena halde canı sıkılmıĢtı. 8 117 ĠSYANDAN SONRA birer sürülüyor. Patrona Halil. ihtilali idarede gösterdiği parlak hizmetlerin haklı bir mükafatı idi. Sonra yeniçeri ağası. Ġstanbul kadısı Deli ibrahim'in içtihadı ile Sâdâbâd köĢklerinin yakılmasına bile karar verilmiĢti.w O gün bütün sokaklara münadiler çıkarılıyor. Dolayısıyla kendisi için vezirlik. Zaten o tarihe gelinceye kadar Osmanlı Devleti. c. Deli Mustafa.. fikirden çok pazu kuvvetiyle hareket edenlerin. olanca hamiyet duygusuyle temeyyüz eden Patrona Halil'in vezir olması büyük bir Ģey değildi. ahali heyecan içinde yaĢıyordu. Fakat bu arzuyu yerine getirmemenin de büyük bir tehlike oluĢturacağını düĢünmekten kendini alamamıĢtı. sahiplerinden önce saldırarak köĢkleri yıkıyorlar. ticaret hayatı durmuĢ. Deli ibrahim istanbul kadısı olduktan sonra.Ġstanbul'un bütün hazineleri benim. Urlu. köĢklerin yıkılması emrediliyordu. demiĢti. yeniçeri ağası! Hem sen. Fakat geçici hayatını hiç olmazsa zevk ve sefa içinde geçirmeyi düĢünmüĢ. benim iĢime karıĢma. EĢkiya talep konusunda o kadar ileri gitmiĢti ki. Patrona buna da cevaben: .*401 Hamamlarda toplanan yeniçeriler: "Sizde din gayreti yok mudur?". baĢına gelecek felaketleri tam anlamıyla biliyordu. yalnız yıkılmasına izin vermiĢti.Ömrümün nasıl sona ereceğini bilmiyor değilim. Sonra sen de ötekilerin yanma gidersin demiĢti. s. Sultan Üçüncü Ahmed döneminde devlet adamı olarak görev alanların yakınları birer 46 Tarih-i Subhi". Etmeydanı'na toplanan eĢkıya güruhu içinde. EĢkiya ise.

Bunun gibi." Ġstanbul inkılapları. Avusturya ve Rusya ittifakı. istediğini tayin ettiriyordu. kendisini devlet idarecisi ve padiĢahın naibi yerine" koydukları için istediklerine tımar ve zeamet veriyorlar. Muslu da doğrudan doğruya sadrazamın huzuruna giriyor. kendilerine tenezzül etmeyen "tımar. 11 48 Subhf Tarihi. Kızlar Ağası vasıtasıyla Valide Sultan ile görüĢüyordu. hiçbir meziyeti. Tellaklardan ve kaldırımcılardan meydana gelen bu grubun ileri gelenlerinden "Çoğu. F"Wt cahillikleri yüzünden ülkenin uğrayacağı felaketi asla düĢünmüyorlardı. Ģeriat ve kanuna aykırı olarak. belinde palası Vezirler Divam'na geliyor. ulufe verileceği gün saraya geliyor. s. Hatta Mus-lu bile yeniçeri ağasına kethüda tayin ediliyordu. Artık bu türedilerin istibdadı çekilmez bir dereceye gelmiĢti. 16: Patrona'nın idamından daha sonra serveti hesap edilmiĢ üç buçuk milyon frank çıkmıĢtır. bir parça ekmeklerini ellerinden zorla alıyorlardı. zeamet. Ezcümle Patrona. s. istediğini azlettiriyor. mukata ve tevliyet sahiplerinin. Sonra dükkanları birer birer yağma ediyorlar. en yüksek mertebeleri zorla elde etmiĢler. ġimdi bir sürü serseri. para toplamak çarelerine bakıyorlardı. devlet büyüklerinden "kimini korkutarak ve tehdit ederek. çırak ediyorlar. devlet . memleketin dıĢtan karĢılaĢtığı tehlike bütün dehĢeti ile göz önünde dururken. s.EĢkıya güruhu artık bütün nüfuzu ve kuvveti eline almıĢtı. hep devletin mevki ve memuriyet derecelerinden geçerek. O âna kadar memleketi idare edenler. <49) Devletin caniler ve haydutlar elinde duçar olduğu çöküntü. EĢkıya reisleri kendilerini o derece büyük ve asil görmeye baĢlamıĢlardı ki. 95 118 LALE DEVRĠ Boğdan Voyvodası tayin etmekten geri durmuyordu. yeniçeriler tarafından selamlanıyor. kendilerini Osmanoğulları ile bir tutma cür'etini göstermiĢlerdi. namuslu insanlara tahakküm etmeye baĢlamıĢlardı. ilim ve tecrübe ile kendini tanıtan kimselerdi. Bir taraftan Ġstanbul kadısı Deli Ġbrahim YetmiĢ Dokuzuncu Cemaat Odası'nı mahkeme yerine koyarak hükümler veriyor. çocukları dünyaya geldiği zaman Valide Sultan'a Ģerbet göndermeye kadar cesaret etmiĢler. insaniyet ve medeniyet fikirleriyle beslenen hamiyet sahiplerini derinden yaralıyordu. hiçbir resmiyeti haiz olmadığı halde. c. kimini bazı münasip hizmetlere yönelterek"'-48' taraftar elde etmek. "Tarih-i Subhf. diğer taraftan Patrona Halil. devletin siyaseti hakkında görüĢlerini belirtmek küstahlığında bulunuyordu. sarayda uzun süre tecrübe görmek. Bu kadar o'day-ı din ve devlet olan milel-i nasaraya bais-i hande olacak bir mevad olmağla ancak hedm ve tahribine ruhsat ve iznim olmuĢtur. Devletin büyük mevkilerine ulaĢmak. orduda iyi hizmet etmekle mümkündü.1. ihtilal esnasında kendisine para ve et tedarik eden bir kasap katilini 47 "ihtirakına rızây-ı hümâyûnum yoktur. Patrona.

arzu ettiği takdirde Topal Osman PaĢa. saray erkânıyla ve namuslu yeniçerilerle istediği zaman tepeler. Said Efendi. BeĢir Ağa'nın tavsiyesi üzerine sadrazamı ve diğer devlet erkanım toplatmıĢ. hepsinin periĢan olacakları kesindi. neticede eĢkıya elebaĢılarının saraya davet edilerek katledilmeleri uygun görülmüĢtü. c. eĢkıyanın elebaĢılarını idam etmeye karar vermiĢti. ġıkk-ı Evvel Defterdarı Ali Efendi ve diğer vatan sevgisi ve medeniyet fikriyle yetiĢen zatların fikirlerinden yararlanarak. azimlice sağlam bir kuvvete ihtiyaç vardı. . gerektiğinde kendisine dayanak olmak üzere hiçbir kimsenin Etmeydanı'ndan ayrılmamasını istemiĢti. 78 ĠSYANDAN SONRA 119 diĢahın bu teĢebbüslerim ertelettirmiĢti. büyük bir azimle hareket etmeye karar vermiĢti. Sultan Birinci Mahmud. kalpleri mevki hırsıyla hasta. Laz ve Arnavutlardan meydana gelmiĢti. Gerçekten de BeĢir Ağa'nın düĢündüğü gibi. mud. her türlü rütbe ve memuriyete kavuĢturan. s. ülkede bir huzur devrinin açılmasını baĢarırdı. eĢkıya güruhunu oluĢturan Ģahıslar. Nihayet Darüssaâde Ağası BeĢir Ağa. Devlet ve memleket. haysiyet ve namus on-': larm yanında bir hiçti. Zaten elebaĢıları da onlara güvendikleri için baskınlık yapıyorlar. Hatta birkaç defa eĢkıya topluluğunun dağıtılması için teĢebbüslerde bulunmak istemiĢ. ülkeyi alçakların tasallutundan ve zorbalığından kurtarmak için. o dakikadan itibaren Sultan Mah. Patrona ve adamlarını. Bu sebeple elebaĢıları ortadan kaldırıldıktan sonra. Bundan dolayı Patrona'yı ve etrafmdakileri ortadan kaldırmak.iĢlerinin ilim ve marifetten. 16 LALE DEVRĠ ederek. eĢkıyanın dağıtılmasını uygun görmemiĢ. Hatta Patrona Halil. Gerçekten de Birinci Mahmud. menfaatlerine düĢkün aç ve hırslı kimselerden. O. fakat Sadrazam tedbir ve ihtiyat tavsiye ederek pa49 istanbul inkılapları: s. Osmanlı Devleti için felaketti. ağızlarına atılacak ekmeğin çıktığı yerden daha uzak bir uiuk görmeye muktedir değillerdi. icabında cür'et göstererek devlet erkânının azlini ve katlini sağlayan elebaĢılara itimatları idi. 1. Çoğu aç ve sefil oldukları için. cür'et gösterisinde bulunuyorlardı. Toplanan mecliste uzun uzadıya müzakerelerde bulunulmuĢ. orduda ibrahim PaĢa’nın kurmak istediği disipline düĢman olan yeniçerilerden. bütün gayeleri para toplamak olan bir eĢkıya grubunun elinde oyuncak olması. hamal ve tellak takımından. kaptan-ı derya Canım Hoca ile Kırım Hanı'nı da sırdaĢ 50 120 SubhîTarihi. Bu gerçeği Sultan Birinci Mahmud da anlamıĢtı. bu özellikleri yeteri kadar gösterecek bir yaratılıĢın sahibiydi. hükümet hissinden mahrum.*30) Yegâne bağlan da kendilerini idare eden. Etmeydanı'na toplanan eĢkiya güruhunun mahiyetini PadiĢah'a anlatmıĢ.

Patrona da: "Babalarımızın gittikleri gibi!" diye cevap vermiĢti. bütün saklı adamlar. Halil Ağa. kendisine bazı nasihate benzer sözler söylemiĢti. hep rütbe ve memuriyetle uğraĢarak taraftarlarını çoğaltıyor. bu Ģekilde son bulmuĢtu. Sefa KöĢkü'ne gelmiĢ. Revan Odası'na girer girmez Patrona’nın üzerine atılmayı kahramanlığa yakıĢtıramamıĢ. Muslu ve diğer zorbalar saraya gelmiĢlerdi. Patrona. Ocak Ağaları Arslanhane'de oturmuĢlar birlikte padiĢahın gelmesini beklemeye koyulmuĢlardı. bunun imkânsız olduğunu söyledikten sonra Patronaya nasıl gidilebileceğini sormuĢtu. Patrona’nın bundan hiç haberi yoktu. O gün sarayda Patrona ile birlikte suçlu suçsuz pek çok insan bulunduğu için. Patrona Halil'in raenĠSYANDAN SONRA 121 sup olduğu Onyedınci Bölük'ün galibi idi. iki gece önce. koca bir ordu ile Rusya'ya yürümek gerektiğini ileri sürmüĢ. Patrona. Halil Ağa. memnuniyetle kabul edilmiĢ. Ģayet Ruslar tarafından anlaĢma bozulursa. Patronaya vezirlikle birlikte Rumeli eyaleti de verilmiĢti. Bu Divan'da Ġran'a sefer açılması. Ģimdi namuslu görevini yerine getirmek için hazırlanmıĢtı. Sonra sarayın öbür odalarında saklanan saray ağalarına iĢaret edilecek. Patrona bu sözleri çok uygun bulmuĢ. fakat Han. birdenbire: . haksız yere onların da ölümlerine meydan verilmemesi istenilmiĢ. bir hamlede eĢkıyanın hepsi tepelenecekti. meclisin toplandığı gün adamlarıyla birlikte -belinde palası. Bu mesele için Kırım Hanı ile görüĢmüĢ. Yeniçerilerin bu namuslu çorbacısı. Bu sırada Sultan Birinci Mahmud. Meclis. Ġsyan günü eĢkıyaya katılmadığı için içinden çıkarılmıĢ. adamların sarayın çeĢitli odalarına saklamıĢ. O gün Rusya'ya karĢı savaĢ ilânından bahsedilmiĢti. Patrona Halil ile adamlarından en önemlileri davet edilecekti. sarayda toplanacak meclisi Ģereflendirdiği zaman. Patrona ve arkadaĢlarına davetnameler gönderilmiĢti. diye bağırmıĢtı. EĢkiyayı tepelemekle Halil Ağa görevlendirilmiĢti. Han'la birlikte Ģeyhülislâm huzurdan çıkınca Halil Ağa'ya iĢaret etmiĢler. Hizmetinden padiĢahın son derece memnun olduğunu. oraya kuvvet gönderilmesi kararlaĢtırılmıĢtı. bu haykırıĢ üzerine derhal yerinden . Vezirler ve ulema ile birlikte Patrona Halil de Revan KöĢkü'ne gitmiĢti. içeride sadrazamın huzurunda Divan toplanmıĢtı. O. bu isteğini dile getirirse daha uygun olacağını söylemiĢti. sarayda yapılan müzakereleri Pat-rona'ya sezdirmemek için.sarayda hazır bulunmuĢtu. Patrona’nın öldürülmesi baĢka bir toplantıya bırakılmıĢtı. Bu fikir. Kırım Hanı. Hatta son zamanlarda sadrazamla Ģeyhülislâmın ve Dârüssaâde Ağası’nın da azledilmesini isteme cüretinde bulunmuĢtu. saldırıya hazır hale getirmiĢti. bu hususta düĢünceleri sorulmak üzere. Halil Ağa gerekli hazırlıkları yapmakla meĢgulken. Revan Odası'na hücum etmiĢlerdi. isteklerine karĢı gelenlerin kafalarını uçurmaktan çekinmiyordu. Kırım Hanı'yla ve Ģeyhülislâmla görüĢmüĢtü. Artık Patrona'ya padiĢahın huzurunda hil'at giydirilmesine sıra gelmiĢti. Nihayet belirlenen gün Patrona.Yeniçeri ağası olacak herif kimdir.Bunun için Iran meselesini çözüme kavuĢturma bahanesiyle bir Divan düzenlenecek.

dıĢarıda Muslu'nun iĢi bitiriliyor. Sonra bütün askeri erkana. Sultan Mahmud'un gazasını övüyorlardı. ağalara. sıra onlara da gelmiĢ. Dûd-ı âhı zu'ajâ etdi semâvâta su'ûd. hançerlerle temizleniyordu. oda-baĢılara ve yeniçerilere yazdığı hatt-ı hümâyunda herkese itaat ĠSYANDAN . Herkesin yüzünde neĢe ve gülümseme görülüyordu. Aslanhane ve Revan Odası'nda bu iĢler yapılırken. Sarayda büyük bir sevinç hüküm sürmeye baĢlamıĢtı. Sultan Birinci Mahmud bu baĢarıyı kazandıktan sonra.fırlamıĢ. O kadar ki. Verdi nâgeh bize bir padiĢah-i zât sütûd. manzumeler yazıyorlar. orduya yeniden ağalar tayin ediyordu. eĢkıyadan ele geçenler birer birer. gürültülü ve tüyler ürpertici bir tepinmeden sonra kanlar içinde yere yuvarlanmıĢtı. Bâb-ı Hümayun önüne. Ertesi gün ülkenin güzide Ģairleri. Etmeydam'nda eĢkıyadan tek bir kiĢi kalmamıĢtı. Artık bütün saray halkı pencerelere üĢüĢmüĢlerdi. Zorbalar mel'aneün baĢlıyacak icraya. Sultan Ahmed çeĢmesinin taĢlıklarının üzerine seriliyordu. palasına davranmak istemiĢ. Vezirler ve devlet erkânı. artık üzgün ve korkak halde ve tam bir ümitsizlik içinde dağılmıĢlardı. Menfaat ve intikam peĢinde koĢan bu aç ve sefil kalabalık. Gûyiyâ hûn-i adû oldu o yerde bir rûd Kıncak zorbaları. Sonra. ArĢa asdı bu kılıcın yed-i Sultan Mahmud. bir iki dakikalık korkunç. eĢkıyayı teĢvik eden ulemayı sürgüne gönderiyor. Ġçeride Patrona’nın cesedi yerlerde sürüklenirken. bu felâketi Etmeydam'ndaki arkadaĢlarına haber vermiĢlerdi. kılıçlarla. Diğer taraftan sarayın kapıları büyük bir gürültüyle ka122 LALE DEVRĠ panmıĢtı.SONRA 123 ve bağlılık. Sultan Birinci Mahmud'u bu parlak baĢarısından dolayı tebrik ediyorlardı. hepsi de hil'al giydirilecek diye Bâbüssâade'den içeri alınmıĢ. EĢkıyaya tabi olanlar. Ģair Fasihî de duygularım halka Ģu Ģekilde anlatıyordu: Bîaded hamd ü sipâs ola Cenâb-ı Hakk'a.1^11 . Bazıları milletin kurtuluĢuna tarih düĢürdükleri gibi. karaya düĢürüp oldu nâbûd Eldiler Yeni Sc ay içre gazây-ı ekber. fakat bir kılıçla kolu parçalanmıĢ. Sarayda bu faaliyet hüküm sürdüğü sırada. huzur ve sükûn tavsiye ediyordu. Patoröna'yı Ģecâ'at ile aktarma edüb Paralattı. EĢkıya ölüleri birer birer dıĢarı çıkarılıyor. Bâbüssâade ile Ortakapı arasında bekleyen adamlarının hiçbir Ģeyden haberleri yoklu. vücutları birer birer ortadan kaldırılmıĢtı. O sırada ani bir gürültü koparan bir silah sesinden korku ve dehĢet içinde kalan eĢkıyalar olanca kuvvetleriyle kaçmıĢlar. karamsar ve ümitsiz bir halde adalet silahıyla parçalanıyorlardı. dedi Fasihi tarih.

Cümlenizi Cenab-ı Hakk'a emanet eyledim. Osmanlı siyaseti bu devirde parlak bir vazife görmeye baĢlamıĢtı. Osmanlıların Rusya ve Avusturya ittifakına karĢı. Fransız elçisi Vilnöv'ün gayreti.Sultan Birinci Mahmud bu hatt-ı hümayunu yayınladıktan sonra. fakat Sultan Mahmud. Bir taraftan padiĢah kütüphaneler kurarak hüner ve sanat sahiplerini teĢvik ediyor. Fransa ile iĢbirliği Osmanlı siyaseti-ninde baĢarısını sağlıyordu. kocaman çınarların. Said Efendi gibi diplomatlar. kalblerinde bir güven duygusu. peyâm-ı mülûkânem ile taltif ederim. Yine eskisi gibi elçilere ve beyzadelere parlak ziyafetler veriliyordu. Ecdad-ı izamım zamanı saadet iktiranlarında bu devlet-i aliyyede nice güne hizmetiniz sebkat eylediğinden maada hususan bu defa cülûs-ı hümâyun meymenet mekrûnumda azfm hizmetiniz zuhura gelmekle duây-ı hayr-ı padiĢahâneme mazhar olmuĢuzdur. Topal Osman PaĢa gibi güçlü ve çalıĢkan kumandanlar ordunun ve Osmanlılığın haysiyetini yükseltecek faaliyetlere hazırlanıyorlardı. kurĢunla tepelenmiĢ. devletin haysiyetini kıracak isyanlardan eser görülmüyordu. sizi selam-ı meserret. saltanat ve adalet kuvveti bütün felaketleri ortadan kaldırmıĢtı. ġimdi memleket için yeni bir yükselme devri hazırlanıyordu.. bir rahatlık hissetmeye baĢlamıĢlardı. Etmeydam'nda toplanan eĢkıya güruhu. Memlekette huzur ve asayiĢ sağlanmıĢ. Ve erazil ve eĢkıya makûlelerinı içlerinize kabul etmeyüb merkez-i itaat ve ubudiyette sabit kadem olasız. Ġstanbul eĢkıyadan kurtarılmıĢtı. Osmanlı Devleti türedilerin elinden kurtulmuĢtu. Herkes iĢiyle.) 124 LALEDEVRt ordularımız Ġran ve Macaristan içlerinde zaferler kazanıyorlardı. kılıçla. Nân ü nüm-ku'm size helal olsun. kurĢunlu kubbelerin arasından görünen serviler ve minarelerle uzaktan seyrettikleri zaman. Ġbrahim Efendi'nin matbaası bir süreden beri kapalı kalmıĢken vârislerinden satın almıyor. gücüyle meĢgul oluyor. onları isyana teĢvik edecek kimse kalmamıĢtı. reislerinin intikamını almak için cür'et göstermek istemiĢler. Topkapı Sarayı'nı. asilere karĢı asker sevk ederek. Subhi Efendi gibi tarihçiler. büyük bir gayretle kitaplar basılıyordu. vatanı menfaat ve intikam. Ġstanbul halkı felaketi . Sadâbâd ziyafetleri tekrar baĢlamıĢtı. Berhudar olasız. Lâle devrinin çiçekli ve renkli günleri herkesin gönlünde acı bir hatıra uyandırıyor. dükkânlar açılmaya baĢlamıĢ. ordunun disiplini sağlanmıĢ. imdi taraf-ı hümâyûn-ı mülûkânemden nasb olan ağanıza kemal-i yenbaği" itaat ve ocağınızın kanun-ı kadfmine riâyet edüb ulü'l-emre imtisal ile âlemleri yoktan var eden Allahü AzimüĢĢan'ın ve Peygamber-i Ahirüz-zamanın emrini yerine getüresiz. garaz ve ihtisas uğrunda haftalardan beri karıĢıklıklar içinde yaĢatan zorbalar. Gerçi. çorbacıları ağalar ve odabaĢılar ve eskiler ve bayraktarlar ve zabıtan ve neferat kullarım siz. diğer taraftan 51 Suret-i hatt-ı ġerif: "Siz ki dergâh-ı muallam yeniçerileri. Halk. Artık eĢkıya güruhunu yönlendirecek.

DüĢmanlara kaldığıma ağlarım. tatlı tatlı çınlıyor. Namazım kûınmadığına ağlarım. Lâle Dev-ri'nin uzak ve hazin hatıraları. bu ismi çok . Ġbrahim! ile Hibetullah'm gözalıcı goncaları seyredildiği zaman. Ġbrahim PaĢa'nın tantanalı saltanat kayıklarına. Fermanın yürüsün dağ ile taĢa. ettim akaret.. Ġstanbul'un saf ve berrak seması yine yeĢil ve çiçekli ağaçlar üzerinde ruhu mest eden kokularıyla gönülleri Ģenlendiriyordu. . kalpte elem verici hüzünler uyandırıyor. Yahya Kemal tarihimizin 18. Öksüz kaldı oğlum Mehemmed PaĢa. Ġbrahim PaĢa devrinin parlak birer hatırası gibi hassas gönüllerde ebedi bir hüzün uyandırıyordu. sarı ve âl lâleleri. ibrahim PaĢa'ya maktul dediler. Anın yetim kaldığına ağlarım. On üç yıldır ben de ettim vezâret. Yediler. ĠSYANDAN SONRA 125 YaĢa Sultan Mahmud tahtında yaĢa. Sâdâbâd yine eski neĢesini kazanmıĢtı. Onun acınacak haline destanlar bile yazılmıĢtı: PerĢembe günü koptu büyük galebe. mor ve beyaz sümbülleriyle yine geliyor. Varın söylen oğlum giysin karayı. îmdâd edin bana Kırklar. Bununla beraber. üzgün bir dille ister istemez Nedim'in Ģu mısraları dökülüyordu: Bir nım neĢ'e say bu cihanın baharını. ALE DEVRI'nin isim babası Yahya Kemal'dir. Defterdar Bahçelerinin gönül okĢayan tarhlarını süsleyen rengarenk lâleler. LeĢimi çıkardı bilin araba.. ilkbahar pembe ve nefis erguvanları. Paris'de tarihçi Ahmet Refik'le konuĢurlarken. Çıraklarım gitsün beni arayı. saray halkının sırma ipekli görünümlerine Ģahit olan sahiller yine sevinç ve neĢe içinde. Bir sagar-ı keĢideye tut lâlezânnı. Harap olsun Üsküdar'ın sarayı. herkes zevk ve safasma koyulmuĢtu. Ka-deh-i Zerrin ile Sîmendâm'm sarıĢın renkleri arasında. Lâyık mıdır bana bunca hakaret? Hakaretle öldüğüme a£ arım. Uryân olup kaldığıma ağlarım. as-rındaki bu medeni hamle devrine Lale Devri diyeceğini söylemiĢ. Ġbrahim PaĢa'yı kimse unutamıyordu. LeĢimi cümle köpekler yediler. Fakat bahçelerin yeĢil çimenleri. Otaklarım cümle oldu harabe.ve musibeti pek çabuk unutmuĢ. EK BÖLÜM LALE DEVRĠ HAKKINDA YAZILANLAR Bir Lâle Kervanı Nihad Sami BANARL1 L. Bunca evkaf yaptım.

düĢüncesizce. Lale Devri de böyle oldu: Memlekete sulh. ibrahim PaĢa devrinden sonra da yurtta yenilik yapmak ıstiyenlerin aynı taassupla durdurulduğu. içimiz üzgün. Avrupa'nın üstünlüğünü. Ģahsi ve maddi menfaatler yüzünden. yurt içindeki bütün beĢinci kollara dirsek dayadığı gün kapanabilir. açık alınla. Lale Devri. her milletin tarihinde büyük felaket olmuĢtur. Laleyi Türkiye'den Avrupa'ya Kanuni devrinin Avusturya elçisi Busbecq götürdü. tahtından. süngümüz düĢkün. dikkate değer incelik ve derinliktir. kendiliğimizden yapacağımız inkılabı da bu felaketten bir asır sonra. Batı dünyasındaki medeni hamlelerin farkına vararak aynı hamleleri Türkiye için de lüzumlu gördüğü çağdı. Bizim. dıĢtan kırmızı bir neĢ'e gibi görünen çimen lalesinin içinde gizli. bir sadrazam. toptan tüfekten ziyade. tarihimizde Lale Devri diye ebedi-leĢti. sükûn ve yeni bir irfan getirmek isteyen bir padiĢah. toprağın lale rengi kanlarla kızardığı görülür. AnlaĢılır ki milletlerin tarihinde böyle lale devirleri ancak bütün bir milletin bilgili ve Ģuurlu bir ideal etrafında birleĢip. Fakat cemiyetlerin talihsizlikleri her zaman hükümetler yü-zünden değil. Böylelikle Nedim'in Ģiirinde Devr-i Sultan Ahmed-i Gaazi diye isimlendirilip baharlarından "Çerağan vakti" ve "fasl-ı sâdâ-bâd" diye bahsedilen bu çağ. Bu devirde devletin. . yine taht ve baĢ verilip. zalimce durdurmak ve devirmek için kazan kaldıran her halk tehevvürü. asır gibi. Osmanlı sarayının. bu mânâdaki Lale Devri'nin 1730'da bitmediği görülür. Anadolu'daki edebiyatımızda.beğenen Ahmet Refik de o sıralarda hazırladığı bir kitabı Lale Devri yle isimlendirmiĢti. Belki de dıĢ görünüĢünün bütün neĢ'eli allığına rağmen bu bedbaht rengi yüzündendir ki bizim tarihimizdeki Lale Devri de dıĢtan Ģuh bir neĢ'e ve içten bir kara talih oldu. lale için mısralar söyli-yen ilk Ģairimiz Mevlana Celaleddin Rûmî'dir. 128 LALE DEVRĠ Türkiye'nin 18. Avrupa'nın zoru ve baskısıyla yaptık. kültürde. Lale Devri 'nde. hayatından oldu. bazan "toplum" iradesinin yanılmasıyla olur: Bir imar ve medeniyet devrini ve yepyeni bir kültür hamlesini birtakım müteassıp görüĢler. hâlâ kuvvetli bir çağında. matbaada farkedip yeni medeniyeti yurdumuza matbaa yoluyle getirmek isteyiĢi. siyah rengi düĢünmüĢ ve onun gülüp açılmasını tebessümlerin en bedbahtı saymıĢtı. Tanzimat çağında. Mevlana. Tarihimize böyle bakınca.

. yurda daha geliĢmiĢ daha güzelleĢmiĢ dönüyor. seler görmüĢ askerler. bir milli vefa örneği midir? Lâle De\rVnde Sââabâd AkĢamları RuĢen EĢref ÜNAYDIN D URAYA her geliĢimde kendi kendime sorarım: Acaba asırların senelerini göre göre belleri bükülmüĢ bu ağaçlar. vatanını unutmadı. yine Türkiye'den Ģöyle bahsediyor: "Vazıle ve memuriyetleri. zafer alıĢkanlıkları. Büyük devlet ve büyük millet oluĢumuzu sağlayan meziyetlerimizi yakından görmüĢtü. fıtri kaabiliyet ve istidat düĢünür." eliyordu. sonraları bozgunlarla dolu tarihimizin rakik. Lale. harabesi karĢısında durduğumuz Sâdâbâd'dan ve orada geçmiĢ devirden bahsetmek istediğimi anladınız! Evet Lale Devri! Evvelleri zaferler. seciye arar. ġimdi bir lale kervanı halinde. Türkiye'den yabancı illere gidip orada yerleĢen. Bunu yaparken ne zenginliğe ehemmiyet verir." diyen 16. ne boĢ rica ve davalara. taĢları kopmuĢ rıhtımlara dökülürler? Sanırım. meĢakkatlere tahammül kaabiliyeü." "Namussuz. yurda dönmiyen ve bir çiçek kadar da vefalı olamıyan kimselere mukabil. hiç sarsılmamıĢ bir kuvvet var. her baharda o zarif maziyi tekrar bulmak için mi yapraklanırlar. kanaatkarlık ve uyanıklık var." "Türklerin. her sonbaharda o günlerin daha uzaklaĢan hatıralarını bile yaĢatamadıkla-rı için mi solarlar."Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese ettiğim zaman istikbalin baĢımıza getireceği Ģeyleri düĢünerek titriyorum. Busbecq. asırlarca Hollanda topraklarını öyle bir vatandan gelmiĢ bir çiçek güzelliğiyle süsledi. asır Avusturya elçisi. o zamanki bize hayrandı." "Türklerin tarafında kuvvetli bir imparatorluğun bütün kayBĠR LALE KERVANI 129 naklan mevcut. birlik. harpde tecrübe ve tatbikat var. Ģu mermerleri sökülmüĢ. Fakat asil ve vefalı ruhiyle. disiplin. Türkiye'den Hollanda'ya o devir Türkiyesi'nden birkaç damla kan gibi gidip. hiçbir zaman yükselemezler. hakim bir ırk haline gelmelerinin ve gün geçtikçe büyümelerinin sırrı ve hikmeti buradadır. Acaba nice yıllardan beri. neye teĢebbüs ederlerse muvaffak olmalarının. lale'nin bu yaptığı. tembel ve âtıl olanlar. renkli ve kokulu Lale Devri! Pasarofça . Yanlız liyakate bakar. herkese sultan verir.. onun için mi Ģu çamurlu sulara eski gölgelerini salarlar ve heyhat. intizam. baygın.

Lâlezarlar.. sadrazam. Sa-rayburnu'nda yeni bir semiramis bahçesi. Limanın içinde ne rahat kaçıran bir düdük yaygarası. yekpare çam gölgeleri! ĠĢte istanbul medhalı! ĠĢte gökler altında bir eĢi daha yok. elmaslar ve zümrütler özlerdi. bir hayal kadar narın ve sessiz! Bütün bu güzellikleri doya doya tatmak için bir Ahmed-i salıs. yalnız Vidin ve NiĢ delikleri tıkattırılarak durdurulabildi. Ve bütün nazarlar memleketin içine çevrildi. ağır ve yüksek taĢ binalar yok. devletin ağır iĢlerini zevkin hafif buğusu altında uyutmak isterdi! Davul ve top sesinden usanmıĢ Ģahane kulakları.muahedesinden sonra yorgun padiĢah. çardakların. Ģevketlisinin ruhunu ne güzel anlatmıĢtı! Garptan ve Ģimalden zehirleyici birer rüzgar sertlığiyle esen Avusturya ve Rus kuvvetleri.halife Ģehri. sazların. iĢte çiçeklerin. zevke mağlup halife Ģehri! PadiĢah. sırmalar ve ipekler. bodur ĢimĢir sayeleri. sipahiler değil. bahçeli ve saraylı payitaht bir rüya belgesi kadar Ģa'Ģaadar. birer sedef gibi beyazlı. kasırlarla süslendi. Gözleri. Ģair ve ahali bu zevk ummamnın sarhoĢluk veren coĢkun dalgaları üstünde her gün bir baĢka sahile çarSÂDÂBÂD AKSAMLARI 133 . basık ve somurtkan tahta evler yok. kuĢların muhasarasına uğramıĢ. sahilsaraylarm ve kasırların önünden geçmek. Ģeffaf gerdanlar. ne leke yapan bir siyah duman parçası! Minareli ve kubbeli. ahu bakıĢlar. akasyalarını. kuĢların bitmez cıvıltılarını ıĢite iĢite parlak sularda akmak! Ve bu cazibenin füsunu altında limana girmek! Yâ Rabbî ne o Ģiir! Nefti serviler arasında fıĢkıran gümüĢi kubbeli sarayın basamak basamak lalezarı. bir Ġbrahim PaĢa olmalıydı! Mesela ılık bir bahar günü Bebek'teki "Hümayun-abad" dan. sihirkar. Ahmed-i Sâlis'in hem hazinesinde çok para. gülistanlar istanbul'u renklere ve kokulara bürüdü! ġimdi o vakitki Ġstanbul gözümün önüne geliyor: Tepelerde sıkıĢık. berrak.KarĢıda Tophane'de "Enabad"m latif sümbül kümeleri. dağların merzenguĢlarmı. billuri seslerin. hem Ģehrinde 132 LALE DEVRĠ çok eğlence isteyen alacalı arzusunu bir kiĢi yerine getirmiĢtir: Ġbrahim PaĢa. sümbüllükler.. salkamlarını koklaya koklaya. onun tenevvüü. Nazenin payitahtta bir safa alemi kuruldu. kırmızılı yalılarla. Sarayda bir helvacı çocuğu olan bu NevĢehirli ve-zir-i azam. çağlayan suların ahengini arardı. boğuĢan kavuklular. Ģiirlerin. saltanat kayığına binerek koruların. Misilsiz Boğaz'm yeĢil kıyıları nadide birer mercan. onun ıtırları!.

kovulmağa billah Hep kailim amma ki efendim senin olsam ġem olmaz isem bezmine bu sûz ile bari Dergahına bir meĢ'ale-i ruĢenin olsam ÇeĢmanımn öğrensem o kafirce nigahın Bir lahza Ne dim-i nigeh-i pürfenin olsam .. rayihalı.. "Tac-ı kayserlerin". Ah Sadabad'm akĢamlan! Tahayyülü bile insana en Ģuledar anlar yaĢatan o akĢamlar! Hafif kırıĢıklarla mavi Halic'e inen bu sularda kayıklar. on üç bahar çerağan sefası sürdüler! Öyle sanıyorum ki Nedim ve efendileri en sabırsızlıkla baha... Kim bilir otuz sütunlu beyaz kasrın yayvan pencerelerinden. korulardakı leylakların. Sadr-ı cihan "Cedvel-i sim"in mermer basamaklarından sarayın serin.Yamaçtan yamaca akseden nükteli ve renkli bülbül demleri. "ġah-bânûlarm". Ve baharda en güzide buldukları yer Sada-bad'dıL. "DüĢizelerin" ayak ucunda hafif kokulu mütevazi menekĢeler. On üç kıĢ helva sohbeti ettiler. on üç bahar lale zevki ettiler. sövülmeğe.Çağlayanın mermer bayırlardan köpüklerle dökülüĢü.Sadabad'a sultan değil. fıskiyeli bahçesine çıkarken iplere bürünmüĢ levend kavuklular yerlere kapanarak teĢrifine alkıĢ tutardı.. YetmiĢ kiĢilik bir saz faslı.de doyamam görmeğe bari Ey gevher-i Ģeffaf senin mahzenin olsam Döğülmeğe. atlas hil'atli yahut hançerli. kadifeli Ģobboylar boyun bükerdi. "Sim-endamların". Parlayan ve yakmayan bahar güneĢi de bu saltanatlı bahçenin üstünde semavi bir taç gibi saatlerce kalırdı. Dağlardaki kokulan toplayarak. salkım söğütlerin taze yapraklarından süzülerek saraya koĢan hafif meltem!. oymalı ĢehniĢininlerinden büyük veziri karĢılamak için bu sulara kucak kucak laleler saçılır mıydı? Ve kim bilir o laleler narin küreklerden sızan Ģebnemler altında üç çifte piyadenin etrafına birer hale örer miydi? Fakat biliyoruz ki Ģu sedler birer lalezardı: "îbrahimilerin ".. fakat veziri sık giderdi. zümrüt yüklü vezir-i azamı ve Ģeyda Nedim'ini beklerdi. gökten suya vurmuĢ birer hilal gölgesi gibi ağır ağır kayar. Sonra bir tanburun damla gibi ahenklerine karıĢan davudi bir sesle: Bir kimseye açılmaz idim damenin olsam Kim görür idi sineni pirahenin olsam 134 LALE DEVRĠ Daim arayan bulsa civanım seni bende Bir gönce gül olsan da senin gülĢenin olsam Destide kadeh.. çiçekleri dalgalandırarak.parak on üç sene yüzdüler.' n gözlerdi.

nağme. geda'yı muhteĢem" Fuzûli nerede! Zevkin huruĢu içinde baygın: . Onu "adem-âbâd"a göndermiĢti. kuhsarlan!" Ve bütün bu nihayeti gelmez eğlenceler içinde gamı görmeye : vakti yoktu. Nedim'in iĢte ilham men-baaları: Bütün renk. Bu Ģetarete karĢı goncalar bile yeĢil dudaklarmdakı handeleri tutamazlar. sedirinde bağdaĢ oturan vezir-i azamın verdiği neĢ'eler arasında Ģen ve sermest Nedim. Bu dil-ârâ Ģehrin bir taĢma bütün Acem mülkünü feda ederdi. o hassas Ģair! m SÂDÂBÂD AKSAMLARI 135 Nedim. hanendelerin. güft ü gûlar var idi diyen mce ve Ģen melalli beyitler ! Sâdâbâd'm iĢte bir eğlence saati. kuru ve boĢ çölün arkasında herkesten ayrı. devran bî-sükûn Derd çok. onda böyle misk bulunur mu! diye haykırdı. ateĢli hûlar var idi Böyle bi-halet değildi gördüğüm sahra-yı aĢk Anda mecnun bidler. bülbüller uçuĢan lale bahçelerinde Ģen ve sermeĢt Nedim nüktelerin. birer kahkaha gibi açılırlar ve gül olurlardı. bû.diyen kıskanç güzel. Ġstanbul'u güneĢle tartılacak kadar ağır bir pırlanta görürdü. kendi "neĢât-âbâd"a gitmek için. Hoün hakanına götür ve sor. düĢman kavi. tali' zebun demiĢ "Fakir-i padiĢeh-âsâ. hem-der d yok. değil ki o rind. çarĢıları. sakilerin. Ġstanbul'un sarayları. Payitahttan uzak. kasırları. oyunları. Nisan mehtabının mavi gölgeleri altında. koĢan rüzgara: Bunca zamandır Ġran'ı. divane câlar var idi Ben bugün bir nev-bahar-ı hüsn ü an seyr eyledim Tarf-ı destarında sümbül gibi mâlar var idi Sen yine bir nev-niyaz aĢk mı peyda eyledin Kuyuna yer yer dökülmüĢ âb-rûlar var idi Ey Nedim. nükte. sebularm. yahut ney fısıltıları arasında: Sinede evvel ne muhrik arzular var idi Lebde serkeĢ ahlar. ey hülbül-ü Ģeyda niçin hâmûĢsun Senden evvel çok nevaler. camileri. oralarda böyle sermedi bir yer var mı? Sana Ģunun toprağından bir damla vereyim. her lütfa müstağni yaĢayan bedbin Fuzûli: Dost bî perva. Çerağlar dolaĢan. hele zevklerle dolu "bağları. o müstehzi. hamamları onu coĢ-tururdu. Turan'ı gezmektesin. felek bî-rahm.

Halife çini duvarlı. ibrahim PaĢa öyle bir güneĢtir ki zernigarlı tavanlara asılmıĢ avizelerin ziyası onun tabiĢi karĢısında sönük kalır. germabeler. incelikleri bunlar içinde ve bunlar için yaptı. Nedim bütün yenilikleri. müzmin ilhamkarıdır: KıĢ gelse onu hatırlar. divanını Ġbrahim PaĢa için yazdı! Ġçinde hemen bir kaside yoktur ki orada vezir-i azamın sitayiĢi bulunmasın! Ġbrahim PaĢa bir meclise girdiği zaman göğüse girmiĢ can gibidir. saki. rakık birer kahkahadır! Ve asırlar arasında bu iki büyük Ģairin birincisinden bize. Ġbrahim PaĢa Nedim'in sabit fikri. ağuĢlar pirayesi. loĢ. biraz da Ģehvani handesi kaldı. Nedim. medreseler. bu haĢmeti altüst etmek için kafi geldi. orası hemen ruhlanıverir. zevkle beraber yeniliği. Dahi bir yıldır yanından aynlalı dayesi diyen Ģen Nedim nerede! Nedim'in engin ruhunda gamın barınabileceği ufak bir liman bile yoktur! Kasideleri. bağlar. ratib bir sara)' odasına tıkıldı. BĠR SAKĠ . hamamlarda. Lale. o günleri hâlâ bizde bile bütün güzelliğiyle yaĢatan dehalı ruhu! Alemin uzunluğuna bir had çizemez. Ġbrahim PaĢa. burada her bahar o Ģen günleri anarlar. Memlekete zevki.Gel benim kaĢı hilalim bize bir iyd edelim Gidelim sei'v-i revanim yürü sâdâbâd'a ġehniĢinler ziyneti. çöllerde esen rüzgar gibi yanık. Bana öyle geliyor ki o zamandan beri çıplak dağlar. ikincisinden ta-rabın süzgün. gazellen ahenkdar. çesmesarlar. darphaneler. Ve ebedi olacaktır. Sâdâbâd. hasretli bir ah. Ona mecburiyeti ezelidir. bakımsız sular. Ġran'ı da. Ahmed-i Sâlis! iĢte Nedim Divanı. kasırlarda. sanatı sokan ibrahim PaĢa'nın kağıthaneler. tıbaathaneler. sûklar. kaĢaneler kurduran Ġbrahim PaĢa'nın cesedi bile katillerin ellerinden kurtulamadı. 136 LALE DEVRĠ Denebilir ki Nedim. avare kuĢlar. sıkıntı demlerinde medet umduğu hep odur. Fakat heyhat! Hep dönen ve hep değiĢtiren arz üzerinde payidar ne vardır? Bir haydut Patrona bütün bu saltanatı. "Hızr tohm-ı Ömr-i cavid ekdi nahlistamna" der. gül muy. o safa günlerinin Ģeyda bülbülü. ġu rıhtım boyunu süsleyen yüz yirmi köĢk Mahmud-i Evvel'in tahtı ayağına bir harabe olarak serildi. bağlarda hatırladığı. ramazan girse onu hatırlar. Ġbrahim PaĢa öyle cömerttir ki saçtığı altınlar bir imar tohumu gibi mülkün her köĢesine ekilmiĢtir! Ġbrahim PaĢa öyle derin nazarlı bir siyasidir ki bir bakıĢı padiĢahın gönlünü de teshir etmiĢtir. bayram olsa onu hatırlar. "hayatı bitmeyecek bir dem-i Ģegaf" sanırdı. Ġstanbul'u çıldırasıya seven Nedim orada kendine belli bir mezar bile bulamadan toz oldu.

Yahya Kemal BEYATLI O muğbeçeyle tanıĢ timdi Lâle Devri'nde Fütâdegânına son bir piyâle devrinde On altı yaĢına dahil o Ģûh-ı Sâ'dâbâd Cihanı verdi idi ihtilale devrinde Lisanı Ģîve-i ġîrâz'dan nümûne idi Acem-perest-i Rûm'un imale devrinde Teferrüd etmedi derler naziri bir saki Cem'in Ģeririne calis sülale devrinde Kemal Kasr-ı Cincin içre ser-be-ser bir Ģeb O muğbeçeyle tanıĢtımdı Lâle Devri'nde 138 LALE DEVRĠ Mükerrer Gazel Gönül o afete meftundu Lale Devri'nde Ki verdi Ģân u Ģeref yal ü bale devrinde Mücevherata ziya saldı hüsn ü ânından ġükuh-bahĢ idi semmur ü Ģale devrinde Nigarhane-i îran'e zeyn olan hüban Ne yâda geldi ne akl ü hayale devrinde Nizam-ı âlem'i birfitne-i nigahıyle Verir gibiydi o Ģûh ihtilale devrinde Kadehde lâ'lini gâhi görür deriz ki Kemâl Gönül o afete meftundu Lâle Devri'nde .