You are on page 1of 211

PAUL IMBERT

LA RENOVATION
DE

L'EMPIRE OTTOMAN
AFFAIRES DE TURQUIE

(Avec deux Cartes hors texte.) •

PARİS
LIBRAIRIE ACADEMIQUE

PERRIN ET Cie, LIBRAIRES - EDITEURS
35, QUAI DES GRANDS - AUGUSTINS, 35 1909
Tous droits de traduction et de reproduction r^servis pour tous pays.

PAUL IMBERT

OSMANLI ÎMPARATORLUĞU'NDA Yenileşme Hareketleri


TÜRKİYE'NİN MESELELERİ
Türkçesi: Adnan Cemgil

ENfllN YAYINaUK

n

İstiklal Caddesi, Ayhan Işık Sokak No: 11-2 Deniz Ap. Beyoğlu- İstanbul. Tel: 251 52 89 - 612 05 53

ARAŞTIRMA, İNCELEME DİZİSİ:

ISBN

975-379-173-9

OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ fTürkive'nin Meselelerim Yazan: Paul Imbert. Orijinal Adı: La R^novation de L'Empire Ottoman (Affaires de Turquie), Paris, Dizgi/Baskı: ENGİN Matbaacılık Sanayi ve Ticaret. Ltd. Şti. Topkapı-İstanbul. Tel: 612 05 53

dünyanın en iyi halklanndan biri olan müthiş bir güç ve anavatan ya da islam ve iman sözkonusu olduğunda sa­ vaş alanında yüce kahramanlıklar gösterebi­ len dindar ve düşünceli Türk halkını koru­ sun ve esirgesin.Allah ve Halife. Les D^senchantees) . (Pierre LOTI.

.

Kimileri de. Türkçe'de olup bitenleri az çok dikkatle izleyenleri hiç de şa­ şırtmadı. Osmanlı İmparatorluğu için kesin sonuç verebilecek bir krizle başladı Lamartine. daha son zamanlarda. Türkleri edilgin. yirminci yüzyıl. . ama kısa bir sürede dünyayı şaşırtacak hızlı ilerleme­ leri farketmiştik. Türk ırkının uyanışı! Bunun böylesine yakın olduğuna kim inanırdı? Herkes. önüne geçilmez biçimde yeniden ortaya çıkmış bulunmaktadır. 24 Temmuz 1908'de. Doğuya yaptığımız geziler sırasında bugün meydana gelen yenileşme hareketlerinin belirtilerini yerinde saptamış­ tık. derin erdemlerini övdükleri hayranlık uyandıran Türk halkı­ nın geleceğini de etkileyecek bir durumdu bu. mutlakjyetçi rejimin uzun yıllardan beri süren baskısı al­ tında uyuşmuş kaderini eline alma gücünden yoksun sanıyor­ du.o N s o Z OSMANLI'LARDA UYANIŞ Doğu sorunu. Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığı bile birçok diplomatı derinden derine düşündüren bir sorundu. gerçekten eşine az rastlanır bir sus­ kunluk ve rahatlık içinde meydana gelen rejim değişikliği. yazgısına boyun eğ­ miş. Ondokuzuncu yüzyıl bu sarsıntılı olay­ larla noktalanmıştı. ElisEe Reclus ve daha nicelerinin yaradılışındaki meziyetleri. onbeşinci yüzyılın ortasında Bayezit'lerin. En kılı kırk yaran gözlemcilerle birlikte. batıda pek sezil­ meyen.

Yalnız İmparatorluğun yenileşmesinin kökenini değil öğe­ lerini. enerjisi. yoksulluk. yabancı boyunduruğurvu sarsacak güç kalmamıştı. En karanlık önsezi­ leri haklı gösterecek bir çöküntü görünümü oluşturmaktaydı bütün bunlar! Ama işte birden hiç umulmadık bir olay: «Hasta adam» içine gömüldüğü uyuşukluktan silkinip çıkıyor. hareketsizliğe. Birkaç milyon Türk. Balkan demiryolları Yeni Pazar (Novi-Bazar) okumdan ve Rumeli demiryolları krizinden beri güncelli­ ğin ilk planında yer almış bulunmaktadır. Hicaz hattı. Batı bu sıçramayı biraz bir­ den bire olmuş gibi görüyor belki: ama sanıldığı kadar önce­ den belli olmamış değildi bu Yıllar öncesinden beri canlan­ ma belirtileri başlamış. eski girişimlerin başarısızlık nedenlerini. Fetih yo­ lundaki olağanüstü atılım gittikçe zayıfladı. Os­ manlı halkının yaratıcı gücüne parlak bir kanıt vermiştir. müslüman olmayanların İmparatorluk içindeki ko- . İslâm dininin itibarını ayakta tuttu. İmparatorluk topraklarını yitiriyor. dışta başarısızlıklar. Ama Osmanoğullan'nın yıldızı daha sonra sönmeye başladı. manevi güçsüz­ lük. ilk. gerileme. Artık çöküntü başlamıştı. Ülkenin içinde bölünme. durgunluğa gömülüyordu. akla durgunluk veren askerlik becerile­ riyle uzun süre. Abdül­ hamit'in padişahlık dönemini simgeleyen reformlar. Türkiye kendi gücüyle kalkınacağını duyuruyor. Ka­ pitülasyonlar ve Fransa'nın Doğu'daki himaye yönetimi (Protectorat). eziklikler almış yürümüş. yeniden canlanma olanağını sağlamış bulunmaktaydı. Anadolu. orta.Mehmet'lerin kılıç gücüyle kurdukları bir devletin yaşamını sürdürmesini bir anormallik olarak düşünüyorlardı. düşünsel ve manevi olduğu kadar ekonomik alanda da güçlü bir çaba harcamaya girişilmişti. Lübnan. bu günkü ba­ san olasılıklarını kavramak için bu reformların incelenmesi gerekir Bağdat olayı uluslararası rekabetlerin iç yüzünü açı­ ğa çıkarmaktadır. Hicaz demiryolları gibi bityük demiryolla­ rının yapılması. istibdat. yüksek okullarla meslek okullarının açılmasıyla öğretimin yoğun olarak yaygınlaştıniması. yerini gerilemeye bıraktı.

şullanna ve Bab-ı Âli'nin Avrupa devletleriyle olan ilişkileri­ ne bağlıdır. Bu iki eğilimin çatış­ masından yeni rejimin karşılaştığı ilk anlaşmazlıklar doğdu. Artık. Savaştan kaçınmak için kahramanca bir bilgelik gösterdiler: Ilımlı tu­ tumlarını tüm Avrupa alkışladı. kararlıkla ilerleme yoluna girdi. iyi niyetli fakat vakitsiz girişimleri geride kaldı Ülke uzun süreden beri reformlara hazırlandı. Osmanlı halkının başta gelen bağlaşığı (müttefi­ ki) iyi günde de. Hem Türkiye. yurtseverliklerini en çetin bir sınavdan geçiren çok ağır dış karmaşıklıklara karşı koymak zorunda kaldılar. iş­ te temel sorun buydu. Daha iktidara gelir gelmez bu yeni yöneti­ ciler. Tanzimat ve reformlar tarihi. Abdülhamit'in tahttan indirilip V. hem Avrupa yeni rejimin kuruluşunu ön­ ceden sezinlemiş olmalıydı. merkezleşme­ den uzak bir örgütlenmeden yana olanlar ise. Kimse. reformcu hareketin kesin başarısı bunların uzlaştınimasına bağlı. hristiyanlann kendi aralarında da uzlaşmayı sağlamak. Genç Türki­ ye'nin devlet adamlarını coşkunca bir solukla harekete geçi­ ren. Mahmut ve Abdülmecit'in. Otuz yıldır sessizce gelişmekteydi. Batı'nın parlamen­ to yöntemlerini benimsemiş olanlar ırkların hukuksal ve din­ sel eşitlik içinde kaynaşmasını tasarlıyorlardı. kötü günde de sadık dostu Fransa kadar bundan sevinç duyamaz Uzlaşma ve özgürlük. Ülke içinde daha güç bir uğraş bekliyordu yeni Osmanlı yöneticilerini: müslümanlarla hrist^anlar arasında olduğu gi­ bi. dünün istibdatından 1908 Temmuz ve 1909 Nisan Meşrutiyet günlerindeki za­ fere ulaşmak için geçirilen evreleri göstermektedir. Bu sorunun çözümü Osmanlı reform­ cularını ikiye böldü Merkezciliğe tutkun. adalet ve kardeşlik gibi büyük ve sihirli söz­ ler bize Fransız devriminin ilkelerini anımsatıyor. Mehmet'in (Reşat) çıkarılmasına yol açan kanşıklıklann üstünde çokça durul- . onun ruhudur. ırkların ve dinlerin eşitliği. etnik gruplara ve ayn ayn mezheplerden olanlara yerel özgürlükler ve yöne­ tim güvencesi verme eğilimindeydiler.

Selim olmalı . Gerçekten bir çıkar dayanışması var. ülkenin banş içinde yeniden kurulması bütün Jöntürklerin (Jeunes Turcs) verimli birliğini gerektirmektedir. Avrupa'­ nın bugünkü durumunda Napoleon'un Sultan Selim'in (III.dM. Dostumuz Türklerle bizim aramızda çok güçlü ya­ kınlıklar var. onlann giriştikleri çabanın büyüklüğünü ve çetin­ liğini bilmiyor değil Jöntürkler eski Osmanlı İmparatorluğu'nun yenileştirme yolundaki çabalarını derin bir sevecenlik­ le izliyor. Fransa. Fransa için de mutluluk ya da mutsuzluk olacaktır.) elçisine söylediği şu söz her zamankinden daha çok doğru gözükmektedir: «Osmanlılar'ın her mutluluk ya da mutsuzluğu.ç.» 25 Mayıs 1909 .

ÇEVİRMENİN NOTU

Osmanlı împaratorluğu'nuı^çöküntü ve parçalanış döne­ mine ilişkin araştırmalar gittikçe önem kazanmaktadır. Bu yoldaki çalışmalara zorunlu bir nitelik kazandıran, yalnızca bilimsel bir kaygı değil. İmparatorluğun yıkılışından sonra kurulan Yeni Türki'nin bir çok sorununun kökenine gidebilmek, bunları tarihsel süreç içinde anlayabilmek için adı geçen dönemin irdelenme­ si gerekiyor. Paul Imbert bu kitabında, İmparatorluğa «Hasta adam» sıfatının yakıştınldığı dönemi ele almıştır. Yapıtın en ilginç ya­ nı, topraklarına el koyabilmek, hiç olmazsa yan sömürgeleş­ tirmek amacıyla demiryollan imtiyazları kopartabilmek için sömürgeci batı devletlerinin - Çarlık Rusyası da içinde ol­ mak üzere - giriştikleri çetin rekabeti, çevirdikleri manevrala­ rı açığa vuran bölümleridir. Türkiye ye geldiği anlaşılan yazarın İmparatorluğun son dönemindeki toplumsal, siyasal ilişkileri yakından izlediğini göriiyomz. Paul Imbert, gözlemlerini, incelemesinin sonuçları­ nı sergilerken Türkiye'ye ve Türk'lere duyduğu sempatiyi de dile getiriyor. Ne var ki bu dı^gusunu genelleştirerek, kendi ülkesinin, Fransa'nın da Osmanlı İmparatorluğuna çıkar dü­ şüncesinden uzak bir dostlukla bağlı olduğunu ileri sürerken gerçeği yansıttığı söylenemez Kaldı ki, kitabının çeşitli bö­ lümlerinde, Fransa'run da İmparatorluğun mirasına konma yansında öteki devletlerden geri kalmadığm vurgulamışttr.

Fransa'nın dostluğuna kanıt olarak NapoMon'un bir sö­ zünü anımsatması bu bakımdan yerinde olmamıştır: Suriye seferinde 12 bin tutsak Türk askerini boğazlatmış olan Napoleon Bonaparte'ın bu «özdeyişi» ancak diplomatik bir formül olarak yorumlanabilir Bu noktaya değindikten sonra, tarihimizin adı geçen dö­ nemi üzerinde düşünenlerin, araştırma yapanların Paul Imbert'in yapıtından yararlı bilgiler edineceklerini söylemeliyiz. A.C.

I DEMİRYOLLARI POLİTİKASI

T

una, İstanbul Boğazı, Kızüdeniz, Basra Körfezi arasın­ da ulaşım kolaybgı sağlayan yollar yapmak, her dönem­ de, Osmanlı Padişahları için büyük bir zorunluluk olmuştu. Büyük Fatih Sultan Mehmet, o düşlere giren mücevheri, iki kıta ile iki denizin birleşim noktasında, iki kehribarb ve iki zümrütlü bir yüzüğü andıran eşsiz kenti aldığmdan beri, yani Osmanh Türkleri Avrupa toprağına ayak bastıkları gündenberi ataları Ertuğrul ile Osman'm XII. yüzyılda ça­ dırlarım kurdukları Anadolu yanmadasmda egemenlikleri­ ni sürdürmek padişahlann sürekh kaygısı idL Çoğu kez batı­ ya doğru yürüyüşlerini yanda bırakarak Selçuklu'ların ege­ menliğindeki Asya topraklarma döndükleri ve yeni istilâcı­ lara karşı koydıddan obnuştur. Belgrad ya da Budapeşte'­ den son hızla Kafkasya'ya Kızıldeniz'e, İran ya da Arabis­ tan sınırma koşmak gereğini duyuyorlardı. Egemen oldukla­ rı İstanbul'dan sık sık Bağdat'a seferler düzenlemişlerdi. Bunun nedeni de İmparatorluğun az zamanda çok bü­ yük boyutlara ulaşmastydı. İslâm dininin yenilmez savunu­ cusu yiğit askerler olan Türkler, egemen oldukları toprakla­ rı durmadan genişletmekteydiler. Yavuz Selim, Kürdistan'ı, Irak'ı, Suriye'yi, Mısır'ı, Yemen'i ve Mısır'a bağh olan Hicaz'ı aldı. Bir Arap şairi: «Kısa sürede büyük işler başardı ve çelenklerinin gölgesi dünyayı kapladı,» demişti Granada'daki son Berberi krah yazdığı acıkh bir şiirle Selim'e «İki kıtanm ve iki denizin sultam» diye yalvartyordu. Hiç de dalkavukça bir söz değildi bu, çünkü gümüş ayh kır-

14

PAUL IMBERT

mızı sancak çoktan üç kıta ve dört deniz üstünde dalgalanı­ yordu. Beşinci Karl'ın (Charles - Quint) düşmanı olan Kanuni Sultan Süleyman, Tuna'dan Basra Körfezi'ne, Fırat'tan At­ las denizine kadar egemendi. Bugün de, bunca değişmeler­ den sonra İstanbul'daki Padişah Avrupa, Asya ve Afri­ ka'da hükümdarhğmı sürdürüyor. Rumeli, Anadolu ve Trablus'ım bu mutlak hükümdarı, Bulgar prensini değilse bile, Arabistan emirlerini ve Mısır hidivini kendi buyruğun­ da görüyor. Bu geniş imparatorluk, bu ulu ağaç, daUaruun altmda minareleri, kubbeleri, dikilitaş ve ehramları barmdırmaktadır. Ama böyle bir devletin yapısındaki sakathk hemen gö­ ze çarpmıyor mu? ZajTiflığının başhca nedeni böylesine yaygm oluşudur. Artık türdeş (mütecanis) bir kitle sözkonusu değil, tersine İmparatorluğun sınırlan içinde böhne oluştu­ ran engellerle birbirinden ayrılan, ayrık bölgeler bulunmak­ tadır. Rodop, Makedonya'5a Tral^a'dan ayırıyor; Toroslar, Küçük Asya yaylasınm önünü kapıyor, doğudan Anti-Toros1ar da KHkya'nm yukarı oüaklarma set çekiyor; sonra Er­ menilerin ve Kürtlerin yaşadıklan eski uygarhklarm beşiği olan yerler, sınırları belirsiz Suriye ve Filistin; eskiden çok refah içinde olan Mezopotamya ve Arabistan çölü. Hiç bir yerde doğal smır yok; ne Tunus, ne Balkan ne de Kafkas­ ya'da. Her yerde birbiriyle bütünleşmiş bölgeleri gelişi gü­ zel bölen, hiç bir kurala ujmadan çizilen sınırlar. Bunlar da istilâya elverişü açık yoUar oluşturmakta: bir yanda Türklerden hemen hemen koparılan Balkan yanmadasınm anahtan MĞsie^*) yaylası, öte yanda Rusların öteden beri göz diktiği talihsiz Gürcistan. Sonra bu bölünmüş, doğal sjn]rl;ardan yoksun, ama et­ nik güçlerin kavşağmdaki topraklarda çok acaip bir ırklar, diller, dinler karması çoğu kez birbirlerinden ayırdedilemez.
(•) M£sie: Günümüzde Bulgaristan'ın bulunduğu bölgenin eski adı. (yancı­ nın notu)

OSMA>JLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 15 Moğollar. yurtseverlikleri­ ni öğrendiler. Türkler. her mezhepten hıristiyanlar. Gregoryen Ermeniler. yüzyıldır miUiyetlerin uyanışına tanık olunmakta­ dır. Ermeniler. bunları ne özellikleri içinde canlandırıyor ne de kendi içinde eritiyor. Küıt ve Ennenilerin çekişmeleri ise Sason (Bitlis civan)'u kana buluyordu. diz çöktürülmüş halklar ya­ vaş yavaş dillerim. Askerlikteki yetenekleriyle övünen. Araplar. Kürtler. Aryenler. Anadolu yaylasınm dışmda. Çingeneler. ne var ki bu halklarm arasmda da yoktu bu. Bir vakitler. Arnavutlar. 11. Ortodoks Rumlar. Bulgar ve Sırp Slavları. Birbirinden böylesine ayrık elemanlar arasında Osmanlı egemenliğinden başka bir bağ yoktu. boyun eğdirdikleri yenikleri son de­ recede küçük gören Türkler. boyun eğdirilmiş. Rumlar. maruni Suriyeliler. Türkler. yendikleri halkları özümlemezlerdi. patriklere b a ^ Sırplar. bunlara boyun eğenler arasmda kaynaşma olmamıştı. «ulus»lar halinde örgütlenmişlerdir. katoUk ya da nasturi Keldanilerden oluşan bir halk. bunları kendi egemenliğine de bağlayabilmiş değil­ di. Mehmet (Fatih) İstan­ bul'a girer girmez Osmanh İstanbul'un yamsıra yeniden bir Fener Bizansı kurdu: bugün de İmparatorluk'daki hristiyan1ar ayrı cemaatler. Yüce anılar uğruna Avrupa Yunanistan'ı (*) Bulgarlann iç çekişmeleri Makedonya'yı. Rumlarla Bulgarlar. geniş İmparatorluğundan eğ­ reti olarak yerleşti. Yeni toprakları fethedenlerle. Katolik­ ler ve Protestanlar. yambaşmda düş­ künce yaşamaya bırakıyordu. Ama tümünü baskı altmda tutan Türkler. Türkmenler. Bunlar arasmdaki çatışmalar her gün Makedonya'yı ve Sason'u^*^ kana bulamamaktaydı. geleneklerini. Yahudiler. Tatarlar ve Kırgızlar. Çerkesler. tarihlerini. Kürtlerle Ermeni­ ler derin çekişmelerle ayrıltyorlardı birbirlerinden. Kutza-Valaklar (Koutza-Valaques). ekzarkist Bul­ garlar. (Yayıncmm notu) . hiç bir yerde fetihlerini özümleme (assimilation) ile t a m a m l a m a d L Oysa.

yollar. karışıkhklarm baş gösterdiği yere çabucak çullanabilmeli. Ulusal duygunun bu genel atıhmı karşısmda Türkler kayıtsız kalamadılar. duruma göre. Edirne'den birkaç saat ötede manevra ya­ pıyor. daha sonra yeni Balkan devletleri oluştu. Rus. Yönetimin bütün ipleri buraya bağhydı. Avusturyah Selânik'e göz dikmiş. Ermenistan ve Yemen gibi karışıldık odaklarınm birbiri ardmca. sınırlan bekle­ yen birlikler gerekliydi: geride. örne- . Bulgar. İngiliz yönetimindeki Mısır fellahlan arasmda da doğdu. demiryolları. Böyle olunca padişahm iradesi çabucak iletilmeli ye buna harfi harfine ujmImahydı. Türkiye'ye her yanda. Makedonya. Türkiye'nin siyasal yaşamı burada yoğunlaş­ mıştı. burada düzeni yemden kurduktan sonra hemen yeni tehlikeleri önlemeye gitmel^di. Türkler. koca im­ paratorluğun beyni ve yüreği yapan aşın bir merkeziyetçili­ ği benimsediler. ordunun büyük verimli ova­ larda yığmak yapmış olan büyük bölümü. Aynı zamanda bu. Osmanh yöneticileri İstanbul'u.16 PAUL IMBERT kurtardı. Elverişli ve hızh ulaşım araçları. daha dün. Bundan da. en uzak bölgeler için bile az çok önemli olan bütün önlemler burada ahnırdı. temeUi bir et­ keni. zorunlu bir aracıydı. Erzurum'a bir günlük uzaklıkta bulunuyor. bunlar­ daki güçlü cansuyu hâlâ boyunduruk altındaki kardeşlerin umudunu pekiştirdi. Suriyeliler ve esrarh yarımada Arapları. işte bunım için padişahm bu halklar üzerindeki otoritesinin. her yerde azınhkta olduklarmdan. onun dış güvenliğinin en önemli ko­ şuluydu. Onım her zaman İmparator­ luğun en güçlü kişisi olması gerekirdi. burada da Yıldız Sarayı'nı. Yunanh Makedonya'da dümenler çevirmekte. yalnız Yunanhlarda. Avrupa Romenlerinde değil dünyanm her yanma dağıl­ mış bulunan Ermeniler. çoğu kez eşza­ man olarak çabalarım arttırma istekleri bu ayrışık İmpara­ torlukta otoritelerini sürdürmek için. Bu yeni özleyişler. şu ya da bu harekât alanına gönderilecekti. Dudaklarmdan dökülen hiç bir buyruk boşa gitmemeUydi.

en başta gelen stratejik bir zorunluluktu. Bundan başka ihtiyatlarm gidişini de güvence altma almak gerekliydi. Mezopotamya'yı Pont'a^*) bağlayan çevre ulaşım ağını gerçekleştirmek zorunluluğu doğuruyordu.da kurulan eski bir krallık. (*) Anadolu'nun kuzey doğusunda M. Tutucu ve kaderci olan Türkler. (Yayıncının notu) . Karadeniz'e koşut dilimlere ayrıldı­ ğından savaşta ilk saldırı birliklerini oluşturan redif taburlarmı sağlayacaktı. Asya'da tamamiyle Türklerin yap­ mış olduğu Hicaz hattı Medine'ye varmıştı.Ö. yeni ülkelere el atmak ve işletmek arayışmdaki Av­ rupa sermayecileri. İmparatorluk için. M. Avrupa­ lılar. 63'de Roma İmpaıatoriugu'na katıldı. Kı­ sacası. Bir demiryolu politikası olmalıy­ dı. Burası. yenilemezler. ince zekâsıy­ la kavramakta gecikmedi. yy. IV. bu hat Şam'ı Mekke'ye bağlayacaktı. büyük hatlar geçiyor­ du. birbirine gereği gibi bağlanmış bir ulaşım yolları ağı Türkiye için. Otuz yıl boyunca. Osmanh yayıhşınm merkezi olan Anadolu yaylası ordulann asker deposuydu. Peygamberin öngörmediği değişiklikleri pek sev­ mezler. Basra Körfezi'ne bağlayacak olamdır: bu da daha yeni başlamış olan ve şimdiden efsaneleşen Bağdat hattı­ dır. Şurası ilginçtir ki. Türkiye'ye başvurup demiryolu imtiyaz­ ları istediler. kazançlı yatırım alanları ve ticaret pazarları peşinde koşan. Elindekini olduğu gibi tutar.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 17 ğin Malcedonya'yı Trakya'ya.S. bu girişim İstanbul'dan gelmemişti. Bu dilimlerin her birine. yakın bir savaşta ölüm kalım sorunu olabilirdi. her yandan bu bölgede yapılacak yeni hatlarm incele­ me projeleri geliyordu. beslediği orduyla bağmtılı bulundurmak üzere iletişim hatları gerekliydi. Balkan yarımadasmdan. metodlu bir demiryolu döşe­ me ve işletme planım başarı ile uyguladı. vardı da. Bu iki açııun büjoik önemini. sefer­ berlik planlarma göre. bugün en çok tartışmalara yol açan İstanbul Boğazını. Bu da. Abdülhamit. Ama bütün bu girişimler arasında en önemlisi.

böyle bir girişimin kazançlarmı ele geçirmek için çe­ kişiyorlardı. Le Sul­ tan. eski Babü. 1903. uzım süredir dikkatleri üstüne toplamış ve Doğu sorununu yeni bir görü­ nümde ortaya koymuştur. Kazanana dünya ege­ menliğini sağlayacak olan bu çekişmede. in-12). in-12). Le ehemin de fer de Bagdad (Plon. Bal­ kanlardaki kriz başlamadan önce Bağdat işi. Bu geniş proje. A . (•) Bu kısım. büyük Avrupa Devletleri'nin bir yayılma alanı. Balkan yanmadasmdan sonra.II BAĞDAT DEMİKYOLl/'^ vrupa'yı hızlı bir ulaşım yoluyla Hint denizlerine bağla­ ma düşüncesi. Osmanh ülkesinde İstanbul Boğazmdan Basra Körfe­ zi'ne uzanan bir demiryolu ağı kurmak sözkonusuydu. Bagdad) (Colin. Bu sorunla ilgili olaıak bakınız: Andrd CHfeRADAME. çünkü demiryolu girişimi. Ren^ HENRY. her şeyden önce hattm geçtiği bölgeleri ilgilendiriyordu. güçlü ra­ kipler. 1908. hırslarımn ve rekabetlerinin çatıştığı bir sahne haline geldiği gün ortaya atıldı. Vıctor BfiRARD. in-12). İlerleme ta­ şıyıcısı olan lokomotif. Ninova ve Bağdat İmparatorlukları'm binlerce yılhk uy­ kudan uyandıracaktı. Keldani ve Asuri ülkelerini. bir bölümüyle Revue des Deux Mondes'da yayınlandı (1 Ni­ san 1907). sızmak ve etki altma almak için güzel bir yoldu. 1907. Des monts de Boheme au golfe Persique (Plon. Le Mecque. Asya'run Türklerin elindeki bölümünün. bir sö­ mürgeleştirme programıyla atbaşı gitmekteydi. Bu. ekonomik tasarı­ lar siyasal erekleri örtmekte ve payandalamaktadır. rislam et les Pnissances (Constantinople.

İlkin Büyük İskendeı'in generali Seleucos I tarafından kurulan Seleucid hane­ danının. kamuoyunu Avrupa'yı. şiirsel masalları.) . Arap camileri. papahk tacı biçimindeki kubbeleri. Bu değişik hırslardan doğan birçok proje geliştirildi. İsken­ derun Körfezindeki Suedieh'den -eski Seleucie^*^. Bunlarm hemen hepsi. Akdeniz üstündeki baş­ langıç noktası geleceği olmayan körfezi gemiler için İsken­ derun Körfezinden daha az güvenilir önemsiz bir iskeleydi. pazarları.Basra Körfezindeki Kuveyt'e bir demiryolu döşeme amacıyla 1851'de bir şirket kuruldu. hiç bir önemli kente (*) SeleDcie: Dicle üzerinde Bağdat yakınlannda eski bir Asya kenti. Halifeler dönemin­ deki göz kamaştırıcı parlaklığı. (Yay. böylece imtiyazları su­ ya düştü. buraya ancak yelkenli büjrük fakat az tonajh mavnalar yanaşabiltyordu. halka hisse senedi satmaya girişemediler. n. 1856'da Bab-ı ÂU'den bir imtiyaz fermamyla. 1872'ye doğru Seleucie-Kuveyt projesi yeniden ilgi gör­ dü. büyük demiryolları girişimcilerinin gözünde karşı konulmaz bir çekicilik yaratmıştır. Altmış yıl kadar önce Londra'da. Avam Kamarası'nda çoğu kez ileri sürülen öneriler.OSMA^JLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLEIÛ 19 Öyle görünüyor ki. William Andrew. Mezopotamya'dan geçerek Hindis­ tan'a bağlayacak bir demiryolu düşüncesine alıştırdı. bu güvence için gerekli teminatı elde edemedikleri için. hattm geçe­ ceği yolun büyük sakmcaları vardı. Bu şirketin yönetmenleri olan general sir Francis Chesney ile M. Bin dört yüz kilometre uzunluğundaki hattm maliyeti on milyon sterling olarak hesaplamyordu. Fırat üzerinden su yolu taşımacılığıyla Bağdat'a ulaşmaktan sık sık söz edili­ yordu. rayları bu­ raya kadar uzatmaja düşlemişlerdir. Halep'in dışmda. kullanılacak sermayenin geliri için güvence vaadi kopardılar. ardından da Partlann merkezi olmuştur. Ama. kervansarayları ile halkm hayalini gıcıklayan Harun Reşid'in esrarh kenti Bağdat. Ama.

şirket aym zamanda hattı yukarı yaylaya kadar uzatmak için kilometre garantisi sağladı. Aşağı yukarı sekk yüz kilometre kadar Suriye çölünden ge­ çecek olan bu yolboyu (güzergâh) kesin bir başarısızlıkla sonuçlanırdı. burası bugün gelişmiş olan bir demiryolu ağmm çıkış nok­ tasıdır.20 PAUL IMBERT açılmıyordu. İskenderun kör­ fezine egemen olan Kıbrıs adası İngilizlerin eUne geçtikten sonra bile bu proje ciddi olarak ele alınmadı. Bu iş öylesine tehlikeli görünüyordu ki. ' Bu sırada Anadolu'da yapılacak demiryolu imtiyazları birbirini kovalamaktaydL Daha 1856'da Aydm-Demiryolu Şirketi İzmir'le Dinar arasmdaki hattm yapımma başlamış­ tı. Akdeniz'i. Kerbelâ üstünden Bağdat'a gidecek bir kol ile. Trablusşam'dan Bağdat'a gidecek bir hattm daha kısa yoldan gerçekleşebileceğini tasarhyorlardı. başka bir İn^liz şirketi İzmir-Kasaba (Krezüs'ün başkenti Sard) şube hattım döşedi. Bundan başka. Buna karşıhk güvenliğinin sağlanabilmesi için hemen hemen bütün Suriye Çölünden geçmesi gerekiyor­ du. bu hat az sonra Alaşehir'e kadar uzatıldı. Arabistan'm kum çöUerini geçmek bundan otuz beş yıl ön­ ce düpedüz deüLik olarak görülmekteydi. Yine Londra'da. Bugün ise bu en­ gel hiç de aşılmaz gibi görünmemektedir. Basra Körfezi'ne bağla­ yan bir demiryolu projesi yapmışlardı. O zaman bu pro­ je olmayacak bir şey gibi görünmüştü: Bedeviler arasmdan. Yolu belirleyen Necid vahaları artık daha iyi biliniyor. bir ara. yavaş ve masraflı kervanlarm yerine hızh bir ula­ şım getirmekle bölgenin tarımsal kaynaklarım geliştirdiği gi- . Arap şeyhlerinin koruyucusu ve Mısır'm egemeni olan ingiltere'­ nin İskendertye ile Hindistan arasmda bir demiryolu yapıl­ ması tasansmdan vazgeçtiğini kimse söyleyemez. Ruslar da. Bu iki demir­ yolu ağı. 1894'de bu işletme Fransızlarm ehne geçti. Süveyş Kanah açıldıktan sonra İsmailiye'yi Kuveyt'e bağlama sözkonusu oldu. 1896'da ereğj olan Afyon Karahisar'a vardı. Birkaç yıl sonra. Kont Wladimir Kapnist'in kurduğu bir sendikaca.

Ona göre yol Sivas.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 21 bi İzmir'in Yakm Dogu'nun ticaret merkezi olmasma da yardım etti. İşte Pressel'in düşüncesi de buydu. hem de İzmit'i dünyaca tiftik ticareti­ nin merkezi olarak bilinen Ankara'ya bağlamak üzere de­ miryolunu yapma imtiyazmı elde etti. kırk kilometre kadar uzunluktaki Mudanya-Bursa hattım döşedi. Osmanh Şirket-i Şahanesi»ni kurdu. Osmanlı Hükümeti. daha sonra da Alman kapitalistleri­ ne kiraladı. Berlin'deki Deutsche-Bank'm ve Stuttgart'daki bir bankamn vekili olarak hareket etmekteydi. Bu hatlarm gerçekleştirilmesi sık sık tartışma ko­ nusu edilmişti. Boğaziçi kıyısmdaki Haydarpaşa olmak üzere -eskiden Mitridat'm rakibinin Romahlara teslim ettiği Bitinya'nm Nikomedyasıİzmit hattmı döşediler. Pressel. Tam o sırada Alınan şirketi. AJfred KauUa hem önceden yapıl­ mış hattm işletilmesi. İzmit hattmı doğrudan doğruya kendisi işletmek istediyse de kazanç sağlanamaması üzeri­ ne bir İngiliz şirketine. Kaulla. başlangıç noktası. Üç yıl sonra Anka­ ra hattı işletmeye açıldı. 1888'de M. M. ileriki Bağdat hattmm başlangıcı olacaktı. İs­ tanbul'un karşısmdaki Üsküdar'm bir semti olan. Bu iki mâU kuruluş 1889'da Ahnan sermayeleriyle «Anado­ lu. 1871 ile 1873 arasmda Wurtemburg'lu mühendis Wilhelm von Pressel'in gerçekleştirdiği bu yüz kilometrelik hat. Bu hat Kuzey hattı (Erzurum'dan geçen) ile güney hattırun (Konya'dan geçen) karşıtıydı. programmı kabul ettiremeden 1902'de öldü. Eskişehir-Konya şube hattıyla. Daha sonra da Fransız-Belçika sermayesiyle kurulan şirket de. İstanbul'da çok göz­ de olan bu Alman mühendisi tüm Anadolu')^ kaplayan bir demiryolu ağı plam yaptı. Musul. Bağdat ve Kuveyt'ten geçmeliydi. Merkez Çizgisi (hattı) adı verildi. Bu arada Türklerin kendileri de. Ankara'yı Kayseri'ye bağlayan . Dtyarbakır. Bu çizgiye (hat­ ta).

Bu ereğe varılması her zamankin­ den daha uzak görünüyordu. Bu tehlikeyi uzaklaştırmak için Çar'm Büyükelçi­ si Zinovief. birbiri ardmca baş­ kent olan iki kentini birbirine bağlamıştı: Selçukîlerin ünlü kenti Konya (eski Iconium). 1899'da Anadolu Demiryollan yöne­ tim kurulu başkam Doktor SiĞmens. 1900 nisan ayında. Bu isteğinden. ücra yerlerden çabucak kaçtılar. Bununla birlikte. Çoktandır Erzurum'a göz diken Rusya. Conrad III.n PAUL IMBERT ve ileride Sivas ve Dçrarbakır'a kadar uzatılabilecek olan Bağdat hattının imtiyazını da elde etti. On yıldır buralardan geçen lokomotifler Türk egemenüğinin. Berlin Antlaşması'yla saptanan. Her büyükelçi­ lik. Buralarda Dorylee'yi yenen Godefroy de Bouillon'un haçhlan açlık ve susuzluktan perişan olmuşlardL Daha son­ ra. derhal vazgeçildi. Bu hattm Bağdat'a kadar uzatılması projesi de yüzüstü kaldı. kendi yurttaşlarımn projelerini ustaca manevralarla des­ teklemekteydi. Yıldız Sarayı üzerinde­ ki Alman etkisi gittikçe artıyordu: sonımda Almanlar rakip­ lerine üstün geldiler. Bab-ı Âli'den. dış etkiler belirlemişti. yapımmda güçlükle karşılaşılmadı. sindirme yoluna başvurdu. Bay. Rusya. ilke olarak. Ya. İzmit'ten Eskişehir'e doğru 800 metrelik bir rampadan sonra Türkiye İsviçresi'nin il­ ginç boğazlanndan geçerek biteviye yaylaya doğru iniyor­ du. Yıllarca bu sorun diplomatlar arasında sü­ rüncemede kaldı. Eskişehir-Konya hattı 1896'da tamamlandı.lnız. özellikle kuzey hattmdan ürküyordu. Osmanhlar'm en büyük övüncü İstanbul. Padişah'dan bir ira- . ardmdan da Frederic Barberousse bu çe­ tin. 57 milyon Frankhk savaş tazminatınm gecikmiş olan taksitlerinin he­ men ödenmesini istedi. Bu seçimi. İstanbul'da entrikalar almış yürümüştü. Konya'­ dan Basra Körfezi'ne gidecek bir hattm imtiyazım aldı. çok pahahya malolacagı anlaşılan Ankara-Kayseri hattımn yapımmdan. Osmanh birliklerinin kısa sürede doğu Anadolu'da yığmak yapmasım sağlayacak bir Alman hattı projesini hoş görme­ mekteydi. Bizans Doğusu'nun kraliçesi.

Dicle vadisinden Bağdat'a varıyordu. Ana hattm kökeni Anadolu'nun göbe­ ğindeki Konya'da olup. Deutsche Bank adma Arthur Gwinner. Adana'ya uğ­ ruyor. Anadolu şirketi çoktandır işlemek­ te olan demiryolu ağına İlişkin imtiyazı uzatma hakkmı el­ de ediyordu. Anlaşmadaki maddelerin bütün Bağdat işinin başarıya ulaş­ ması yolunda bir önlemi içeriyordu. Bu da «Anadolu hatlarmm Basra Körfezine kadar uzatılmasma iliş­ kin anlaşmada» yer akyordu. Ereğli'ye doğru geniş bir eğri çizdik­ ten sonra. Ana­ dolu şirketi adma da Zander ve Huguenin taraflarmdan im­ zalanmıştı. Ceyhan vadisine yükseliyor. Harran ve Nusaybin'den kuzeydoğu'ya saparak Musul'a ulaşıyor. doğuya yönelerek. Kuzey yoluna böylece set çekildiği ve merkezden geçişde uygulanamaz gibi göründüğü için. şimdiden İzmir ve İstanbul ile bağıntıb bulunmaktadır.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 23 de . *** İlk bakışta 1903 Anlaşması. sonra nehiri aşarak. Osmanh Hükü­ meti adma Ticaret ve Nafia Nazırı (Baymdırhk Bakanı) Zihni Paşa ile. Alman mühendisleri güney hattım benimsemek zorunda kahyorlardı. Şirket. Böylece Almanya bir anda partiyi kazanmış olu­ yordu. 1903 yıhnm 5 Mart günü kesin olarak imzalanan bu ana belge bugün de işletmenin tüzüğü olarak yürürlüktedir.İriade-i Seniyekoparıncaya kadar vazgeçmedi. bu hat Kilikya Torosları'm aşıyor. Bu anlaşma. Bu ira­ deye göre Ruslara «Karadeniz havzasmdan her tür ulaşmı yolunun yapmıı ve işletilmesi konusunda. Bağdat demiryol­ larıyla aynı koşullarda ve bu bölgede daha önce verilmiş imtiyazlar sakh olmak kaydıyla tercih hakkı» tanmıyordu. yani yeni ağın ta ilerdeki bitimi ne kadar. Fırat'dan aşarak Kerbela. Necef ve Zübeyr'den . imtiyaz sahipleri için çok kazançh görünmektedir. Birecik'in birkaç kilometre güneyinde Fırat'a ulaşıyor. Haydarpaşa-Ankara ve Eskişehir-Konya batlarım 99 yıl boyunca. Bun­ dan sonra. işletecekti.

İşlerin sona erdirümesi için hiç bir süre istenmemiştir. Bağdat. çok değerli ek ka­ zançlar elde ediyordu: Dicle. 16. bu hatlarm işletme geliri uzun süre. Böylece şir­ ket toplam olarak.500 Frank. maliyet fiyatmı son de­ rece arttırıyordu. İşletme gelirleri her pay dağıtımmdan önce 4. .500 Frankhk bir kilometre garantisi elde etmiş olacaktır. İs­ tanbul'un demiryoluyla Basra Körfezi'e uzakhğı. tek yol bile olsa.000 Frank. 12. işletme masrafı olarak da 4. Urfa. bu masrafı karşılayamaz. şube hatları Castabol. Mardin'e uğruyor Zübeyr'i Basra Körfezi üze­ rinde belirlenen bir noktaya bağlıyordu. Resmi bilgiler ve doğru çizilmiş haritalar olmadığı için bu yolun uzunluğu 2300 kilometre olarak kestirilmektedir. Fırat ve Şat-el Arap'da gemi işletme hakkı. Normal yoldaki hat. saatte ortalama 75 kilometre hızı olan trenlerin işlemesine elverişli olacaktır. büyük sermayeler gerekmektedir. Halep. Bu uzun ana yol.000 Franklık taksie gelince «Hükümetle Şirketin birlik­ te saptayacakları özel tahsisat üzerinden almacagı kesinlik­ le kabul edilmiştir. Basra ve Basra Körfezi üstünde li­ man yapımı ve işletilmesi imtiyazı. Ama imtiyaz büjoik bir ka­ zanç güvencesini öngörmektedir: kilometre basma ve yılhk faiz ve yapım sermayesi amortismam karşıhğı 12.500 Frank olan işletme masrafım karşılayacaktır. Böyle bir hattm yapımı için. Buna karşılık şirket. Bu bağımlılık. demiryolu ağmdan ayrı­ lan bir şube hattıyla Mersin limamnı Suriye'nin Trablusşam limanma bağlayarak Akdeniz'e ulaşmak için bir imti­ yaz elde etme olasıhgı. kendisini birçok üretim merkezine bağlayan bir ağm eksenini oluşturmaktaydı. Paris'le İs­ tanbul arasmdaki uzakhğa aşağı yukarı eşittir: bu hat 3050 kilometreden biraz fazladır.24 PAUL IMBERT geçiyor ve Şat-el Arap'da Basra Körfezi'ne varıyordu. Şube hatlarıyla bir­ likte demiryolu ağımn toplam boyu üç bin kilometredir. Bundan ötürü çok dik rampalardan ve çok küçük yançaplı eğrilerden sa­ kınmak gerekecektir.» İşletmenin çalışmaya başlaması da bu tahsisata ilişkin formahtelerin tamamlanmasma bağhdır.

Birkaç ayda. korkunç Toros kitlesine giden ikinci bö­ lüm başlayacaktı. Sey­ han'ın bir kolunun aktığı jKiksek Korkun vadisine açılarak tath bir eğilimle Adana . . mâli örgütlenme nasıl ola­ caktı? Demiryolunun geçiş yolu topografya bakımmdan büyük güçlük göstermiyordu: ana kitlesi 3500 metreyi aşan Toros dağ zincirinin dışmda.OSMAMLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 25 1903 İmtiyazı. 10-12 kilometre uzunluğunda bir tünelle delecektir. eski adı Cydnus olan bu çayda Frederic Barberousse boğulmuştu. Ama. Her ne kadar Pylae Ciliciae 1. Yaygm olan bir görüşün tersine. İşte burada. güney yamacmdaki baş döndürücü inişler. Ortaya iki ana sorun çıkmaktaydı: girişim hangi teknik koşullara bağhydı? Sonra. bu yol büyük bir eğri çizdîcten sonra dağ duvarmı heUs biçi­ minde. elbette çok pahahya mal olacaktı. dahası turist taşıtlarma rahatça geçit veriyorsa da. dağ zinciri boyunca kuzey-doğuyu izleyecektir. raylar Ereğli'ye ve Bul­ gur dağırun eteğindeki Bulgurlu'ya kadar döşendi. Bu 200 kilometrelik bölüm hiç bir engelle karşılaşmadı. Birçok yapı işlerini gerektiren bü bölüm. Anadolu Şirketi'ne son derecede bir konum kazandırmış oluyordu. Hattm geçeceği kesin yol. lokomotifler için elverişli değildi. Hattm baş­ langıcı olan 1027 metre yükseklikteki yaylada bulunuyordu ve bu rakım geçici son durak olan Bulgurlu istasyonuna ka­ dar değişmiyordu. sözleşmenin yamsıra başka öğeleri de gözönünde tutmak gerekirdi. Dağ kitleleri. Etütler tamamlanmıştır. Simplon tünelinin açılmasmda becerilerini göstermiş olan uzmanlarca planlan özenle çizilmiş olan bu tünel. Tarsus ırmağımn suladığı dar şerit üzerinde birden deniz düzeyine inmektedir. genel ekonomisi içinde. yol İskender'in ve Haçlılarm klasik istilâ yolu olan Kilikya'nm ünlü kapısı Gülek Boğazı'ndan geçme­ yecektir.ovasma kadar inmektedir.160 metrelik pek çok olmayan joiksekliği ile deve kervanlarma. Ama mühendisler işe başlamaya hazırdılar ve ça­ lışmalar 1907'de başlayabilecekti.

Ne var ki.-hiç olmazsa o an için. kesinlikten yoksundu. ana hattm döşenmesinden önce Basra ile Bağdat arasmda tren işletmeyeceğini belirtti. Basra'da mı ya da başka bir nokta­ da mı duracağım bilmediğini söyledi. Nafia Nazın (Baymdırlık Bakam) Hükümet'in de başka hiç kimsenin de henüz hattm Kuveyt'de nii. Adana'dan sonra. bu «Arap Venedik'i» önemsiz limanıyla. Hat. Bunlar. Fao'da mı. diplomatik bir anlaşmazlık çıkartarak. Almanya ve İngiltere arasmda. görkemli Ninova harabelerinin karşı­ sında bulunan Dicle üzerindeki Musul'a varacaktı. Bagdat'dan sonra güney-batıya dönerek. Ashnda daha ilerki bir zamana ilişkin olduğu için bu sorun o sırada ilginç değildi. buranın seçilmesinden vazgeçilmesini sağladı. derin. Yukarı Mezopotamya'nm kurak bozkırlarmda ilerleyerek Kürtlerin yaşadıkları Mardin dağ­ ları inişlerine dalarak.) bir soru önergesine karşı. Böylece Türkler. Şirket.26 PAUL IMBERT Yolun daha ilerki bölümü üzerindeki etüdler henüz ka­ bataslaktı. Bunun için. Yol. Basra Körfezi ko- . sözleşmeye eklediği ke­ sin bir madde ile.ç. güleryüzlü Akdeniz bölgesini geride bırakarak engebeh Gâvurdağı yöresine sapacak. son durak so­ runu geçici olarak askıda kaldı. ikinci kez Fırat'ı aşarak Peygamber'in damadı Ali'nin türbesinin bulunduğu şii müslümanlarm kutsal kentleri Kerbelâ ve Necef e uğrayacaktı. kesin bir şey yoktu. Kuveyt şehrinin koruyucusu olan İngil­ tere. Öyle ki. en iyi limamydı. Basra Körfezi'nin tartışmasız. Sonra. böylesine önemli bir demiryolu hattmm son durağı olamazdı. rüzgarlara karşı iyi korunmuş bir körfezi olan Ku­ veyt düşünüldü. Çöllerle çevrelen­ miş ve az bir nüfusu banndıran bu bölge pek güvenilir gibi değildi. Bagdat'dan 400 kilometre uzaklıktadır. Musul. Son durak olarak Şat-elArap deltası üzerindeki Fao ve Karoun üzerindeki Mohammerah'da sözkonusu oldu. bu. en kö­ tü olasılıkla düşünülmüştü. Ne var ki. 27 Şubat 1909'da Osmanh Meclisi'ndeki (Meclis-i Mebusan . Arabistan-Irak batakhklarmdan uzaklaşarak nehrin eğrisini izleyecek Zubeyr yönünden Şat-el Arap üzerindeki Basra'ya varacaktı. geniş.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 27 nusunda kendileri bu y ö n e k a r a d a n ordu birliklerini gönder­ meden önce. Bağdat hattı için 1 metre 44'lük normal yol üze­ rinden. işlemekte olan hatlarm benzeri mas­ rafları içinden bir değerlendirme öğesi bulmak gerekirdi. ara kârlar vb. Türkiye'de döşenen bir k i l o m e t r e demiryolunun mali­ yetini 189. Viyana. Bir kelime ile bu. Selânik-Istanbul bağlantı hattmı yapan şirketin direktörü B. Ay­ rıca yolcu taşunacılığmm pek az kâr getirdiği bilinmekte­ dir. Bunu tüm demiryolu ağma uygulayahm. Buna. Zamandan sağlanacak ka­ zanca karşılık daha çok yorgunluk meydana gelecektir. her türlü tesisat. İstanbul. Uzakdoğuya giden yolcularm bir bölü­ münü hafif ve havaleU olmayan yüklerin ve dahası. Londra'dan Bombay'a. bu işi tamamlamak için yedi ya da sekiz yüz milyon tutarmda bir sermaye gerekecektir. burada bir ortalama sözkonusudur. kabataslak bir yaklaşımla 200. bir anlaşma olmasmı önlemiş oluyorlardı.000 kilometre uzunluğundaki bu demiryolu ağmm maltyet fiyatım nasıl hesaplamalıydı? Ayrmtılara girmeden karşılaştırma yoluyla. . Fırat ve Şat-el-Arap üzerinde Uman yapılması. Brindizi üstünden ve Kızıldeniz yoluyla on dört günde gidilir. Elbette.110 frank olarak hesapladL Bu paraıun içinde şu harcamalar vardı: toprak ahmı. Bağdat hattmm maliyetini hesapla­ mak güç olduğu kadar bu hattm işletme gelirini bulmak da güçtür. bölümlere göre altyapı giderleri değişik olacaktır. Yaklaşık bile olsa. 3. Rey.000 frank diyebiliriz. kimi günlerde Hindistan postasmm Süveyş yolundan gitmesini önleyecek. hisse senedi çıkartma masrafı. yapım. sa­ bit ya da hareket eden malzeme. çeşitli harcamalar da eklenirse. Yeni hat Avrupa'dan Hindistan'a en doğrudan ve en hızh yol olacaktır. Dicle. bir kilometre demiryolunu işletmek için gerekli ser­ maye idi. 600 milyonluk bir rakam elde ederiz. Bağ­ dat ve Kuveyt yolu on gün sürer.

Orada insanlar. büyük umutlar besliyorlardı. ne gibi özveriler pahasma gerçekleşebilir? Bu ana sorun üzerinde birbirinden daha ayrı görüşler ileri sürülmüştür. Bu kalkın­ ma ne ölçüde. her şeyden önce bu geri kalmış yerlerin değerlendirilmesine bağhdır. bol buğday. Padişah'm temsil­ cisi Turhan Paşa. Öyle ki. Toprak eski çağda üstün­ de yaşayanları refaha kavuşturan verimliliğini yitirmemiş.^ PAUL IMBERT Avrupa mallannın İran ve Hindistan'a. iki denizi birleştirecek ve yü­ ce bir ağaç gibi dallarım her yöne salacak. . Yeni uygarlık ve zenginlik merkezleri fışkıracak ve her yanda refah artacak. Gemi taşımacıhğı. kalkmacaklar. iki aktarmah ve önemsiz bir zaman kazancmdan başka kazancı olmayan pahah bir demir yolu ulaşımmı gerektiren karma bir yola üstün gelecektir. Türkler. Bağdat gibi uzun bir demiryolu hattı ancak yerel taşımacılıkla yaşayabi­ lir. denizdir. Seyrek görülen vahalar kanıthyor bunu. Geçtiği yerlerde ticaret ve refah artacak. Yerinde yapılan bir anket bize bu konuda bir değerlendirme yapabilmek için birkaç ipucu vermektedir. Avrupah sömürgeciler. çağdaş ilerlemeyle temasa geçince eski görkemlerine yeniden kavuşacaklar. Geçtiği ülkelerin toprağı besler bu yolu. daha az tyimser değil­ di. Beş altı bin yıl önce parlak uygarhklarm beşiği olan Asuri ve Geldani ülkeleri. çahşkan ve iyi aletlere sahip olan bu insanlar. pamuk ve meyva devşirecek1er. buralarda yaşayanlar mutlu ola­ cak.» Almanya'da yaygm olan görüş. Oysa hemen tü­ mü boyunca bu hat eskiden zengin iken bugün harabohnuş bölgelerden geçecek. 25 Ekim 1904'de. her şeyden önce. toplumlar. yerinde maden kömürü ve petrol bulacaklardı: halkın hayalini gıcıklayarak gözalıcı olasılıklardı bunlar. düşünceler pek canh pek hareketliydi. buranınidlerin de Avrupa'ya transit olarak taşınabileceği düşünülebilir mi? Büyük ticaret yolu. Mezopotamya'da bu Adanmış toprağm ürünü­ nü elde edecek. Konya-Ereğli hattımn açıhş töreninde şöyle diyordu: «Bu hat toprakları verimli büyük vilayetlerden geçecek. geleceği.

büsbütün temelsiz değil­ di. başhca tarıma dayah bir ülkede toprak ve­ riminin arttığma kesin bir kanıttL Ashnda. bağmtı kurulamıyordu. bir yıl öncesine göre yüzde otuz artmıştır. istenerek çıkarılması yüzünden. ilk çağdan kalma kağnıyı kullamyorlardı. Buralarda yetişen patatesler küçüktür ama tadı güzel ve pişmesi kolaydır. tırpan. elli kilometre da­ ha uzayarak. Afyon Karahisar ganndan gönderilen mallar on yılda bire yirmi arasmda artmıştı. Bu kağnılarm gıcırtısı kulağı duyarlı olanları perişan eder.öğreniyorlardı. ikisi de Afyon Karahisar'dan geçen Kasaba-İzmir ve Anadolu hatları ancak 1909'un ilk yıİlarmda birleştirilmiş­ tir. Hükümet. doğal bir akışla İzmir'e giden mallan İstan­ bul'a çekmek istemekteydi. daha önce yapılmış olan hatlarm eriştiği bölge­ lerdeki görülen ekonomik gelişmenin ilk belirtilerine daya­ nıyordu. Karaman ovalarmda hantal köylülerin toprağı karasabanla sürdüğü görülüyordu. Anadolu Demir Yolları Şirketi pek de haklı sayılamayacak nedenlerle buna karşı çıkıyordu. tarım ve işletme yöntemleri çok ilkel olarak kalmıştı. Yalnızca Adana ilinde.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 29 Bu umutlar. 1906'da. Ama. bir raym. Ana­ dolu demiryolları şirketi bunları çiftçilere indirimli fiatlarla veriyordu. pata­ tes tarımı kısa bir sürede yaygınlaştı. kabul edilmeli ki. döğerbiçer gibi. 1906'da patates ekilen tarlalar. buraya patates ekimini soktular. ticaret iki katma çıktı Eskişehir'e demiryolu döşemek üze­ re gelen yabancılar. geliştirilmiş tarım aletlerine rastlanmaktadır: demir saban. köylüler de bu gereçleri kullanmayı yavaş yavaş . Konya'da da patates ekilmesi için eUnden gelen çabayı harcamakta­ dır. Görkemli ama pek işlek olmayan Haydarpaşa lİmanmm imtiyazım elinde bulundu­ ran bu şirket. tren istasyonlarmda. Şuna da işaret edelim ki. Bunlar. Ulaşunda da. Yol böylece. kapak bir deniz olan Marmara'ya varmaktay- . birleştirme hattı bulunduğu halde. Demiryolunun geçtiği bütün illerde aşar (vergi) ge­ liri artmıştı: bu. 2 milyon franklık tarım makinası dışalımı yapıldı: bu ilde beş yılda. O vakte değin. Konya ilinin İzmir'e gönderdiği tahıl miktarı yıldan yıla artmaktaydı.

Bu madenle­ rin başhcalan: manganez. nikel ve bakır yatak­ ları bulunan bir bölgeden geçilmiş olacaktL Sonra Sivas.illeri gelir. Gaudens'in değeılendinnesi. Konya'mnki 45. Nüfu­ su.000(') oldu. en elverişH bölgeleri değerlendirebilecek gjbi değildir. topraklarım suyu bol iki nehir sular. buğday.000 iken 5560. «Küçük Atina» denilen Alaşehir'in nüfusu. Bu denizde son derece yüksek fener vergisi alınıyordu. Mersin ve Silifke'ye ulaşmaktaydı. Toros b o ğ a z l a n n d a n geçerek An­ talya. Ne var ki. Türkler. şimdi iyi para getiren pazarlar bulmaktaydL Bundan ötürü de çiftçilüc kazançh oluyor. uğradığı bunca felaketten sonra 15.000. 200. bakır ve gümüş kanşımı kurşun. Elazığ. 300 milyon hrahk bir ticaretle birlikte. Diyarbaku. Fırat yakınlarındaki dağlarda büyük (*) Konya'daki katolik başpapaz R P. çinko. Nüfusun böylesine artışı maden işletme sanayii için gerekh el emeğini sağlamıştı.000'den 320. ağır ağuilerleyen deve kervanları. Konya yöresinde maden ara­ mak için bir çok ruhsat verildiği söylenmiştir. Amasya-Sivas-Diyarbakır ya da Ankara-Sivas-Diyarbakır yoluyla zengin maden kömürü. Osmanh yasamasımn pek de hberal olmayan maden yasasım değiştirirlerse ruhsat is­ tekleri daha da çoğalacaktır. bunlar ergeç bu demiryollarımn üzerinde taşmacaktır. ilerde yapılacak olan Bağdat hattımn yolbo­ yu.30 PAUL IMBERT dı. Afyon Karahisar'ınki 20. Anadolu topragınm altmda de­ ğeri ölçülemez zenginlikler yatıyor.000'e çıkan İzmir'i bir yana bırakırsak. Metodlu bir nüfus sayımı olmadığı için aşağı yukan rakam­ lar ileri sürmek durumu bulunmakla birlikte birkaç kentte topladığımız rakamlar ciddi verilere dayanmaktadır.000 iken 35. Bunun için Afyon Karahisar'da yüklenen çuvallar İzmir limanmdan gemilere yükleniyordu. krom. Bundan b a ş k a . cıvadır.000'den 25. ıhmh bir iklimi vardır. nüfus artıyordu.000'e yükseldi. Buralar her bakımdan üstün­ lüklere sahip yerlerdir. . demir. Eskiden yerinde çok düşük fiyata satılan ya da yıkıcı bir taşıma ücreti binen arpa.

Eskiden burada toprakları verimlendiren geniş ve dörtbaşı mamur bir kanal sistemi vardı. denize ulaşmak için bir ara-hat alacaktır. Bundan sonra da tarım yapılmaz olmuş. İşte yeşil Eğin. De­ miryolu artık cdız otlaklı yukarı Mezopotamya'ya yöneUyor. Birecik'te Fırat'ı geçtikten son­ ra Suriye'nin büyük kentlerine ya da ümanlanna yönelir. çiçekli Malatya ki. Bu geniş ovalarm yam sıra sık ormanhklar karlarm erimesini yavaşlatıp su rejimim düzene sokuyordu. ^'^ Dicle ve Fu-at'ta bentler yapılmış­ tı ve bu nehirler Mısır'daki Nil gibi dönem dönem taşma­ larla buralarm topraklarım verimlendiriyordu. Musul'dan başlayarak yollar birbirine karışır. üzüm. Daha ötelerde. Weissenbruch. sanayi­ ci olsun çok zengindi. pirinç. İstanbul'da pek sevilen Tokat ve Amasya meyvaları. erikler ve kayısılar bu yoldan gönderilir. Gel gör ki. tam tersine. ticaretle uğraşmayan insanlar­ dı. Bu bölgede çepeçevre yüzlerce fersahhk bir alanda ne insana ne bitki­ ye rastlanır. Yağmur da az olduğu için. bugün hâlâ kaİmtıları görülmektedir. boya çıkartılan kızılkök ye­ tiştirilir. J. ağaçlarm yok edilmesi her şeyi harabetti. çiftçilik­ leri zayıf. Çıplak kayalarm üstün­ deki kar. şeftaliler. Artık asıl Mezopotamya'ya girilmiştir. Doğu Fırat vadisi buraya bakırmı. gereksinmeleri az. Buralardaki nüfus çiftçi olsun. Sivas'tan Samsun'a giden yol boyun­ ca uzanacak bir şube hattı. Ötedenberi de. ilk güneş ışınlarıyla eriyip seller oluşturarak bent­ leri yıkmış ve kanalları doldurmuş. bu­ ralarda dut. ele ahnan güney yolu nereler­ den geçiyor? Önce verimh toprağı sıcak ve ılunh ülkelerin en değişik ürünlerini veren Adana ve Halep'ten geçtikten sonra kıyı bölgesiain güzellikleriae sırt çevrilmektedir. kürklerini ve ipeklilerini gönderir. Buralarda oturan Araplar bedevilikten yeni çıkmış. 1904. susuz tarım (•) Turquie d'Asie: Yazan: İzmir'deki Belçika başkonsolosu M. tütün. (Bruxelles. armutlar. burada bir çok sürüler. Binlerce yıl boyunca. bugün de ticaretle uğraşırlar.) .OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 31 bir rakım farkı vardır. DUCKERTS.

Büyük bir gelir sağlayabilecek 1. Bunlar. ürün elde edilemiyordu. iki işletmeye yatırdan sermayeden büyük bir kazanç sağlanır. büyük umutlar karşısmdayız. Bu çölü yemden canlandırmak için halklarm önlem al­ mayışı ve yöneticilerin savsaklamaları yüzünden yokolmuş durumu yeniden kurmak gerekmekteydi: ağaçlandırmak.100. çöker. 1868'de küçük gruplar halinde Hayfa ve Yafa (•) VİTAL CUINET. Bu ilk düzenlemeler -ki çok gereklidirdemiryolu işletmesi beslenemediği için. Nil sarmçları eski yönetmeni ünlü ingiliz mühendisi Sir William WiUcocks da imtiyaz sahibi şirkete demiryolu döşeme işiyle sulamanm koşut yürütülmesini sahk vermişti. gerçe­ ğe d e p de düşe yakm görünüyor. üstelik de zu­ lüm altmda inlediklerinden ya göç ediyor ya da ölüyorlardı: Nemrud ve Asur harabeleri kumlara gömülmüştü. İşletmeyi örgütlemek için Avrupa'dan işçi getirtmek gerekir. Burası..n PAUL IMBERT olasılığı yoktu. yoksulluk içindeki yerliler. kanalları düzene sokmak. .. Tnrquie d'Asie.»^*) îşte on beş yıl kadar önce uyanık bir adam olan Vital Cuinet böyle diyordu. Burada da. «Bir tren yolunun yararlı olabilmesi ve varlığım sürdürebilmesi için büyük bir zorun­ luluk olan ülkenin yeniden değerlendirilmesi. diyordu. çiftçileri düze­ ne ve güvenceye kavuşturmak. bentler yapmak. daha önce­ den bentlerin ve Dicle ve Fırat kanallarmın yapılması zo­ runluluğu vardL.000 hektarhk arazinin elverişli hale getirilmesi için beş yüz milyon gerektiğini ileri sürüyordu. yol kesen Kürtlerin buluşma-yeri olmuş. Bağdat'm yukansmda ve aşağısmdaki topraklarm yarısınm işletme imtiyazım elde eden şirket. Alman gazetecileri bu­ nu düşünmüşler. Önce Anadolu'ya sonra da Mezopotam­ ya'ya binlerce sömürge çiftçisi (colon) göndermeyi tasarlamışlardL Filistin'e göçeden Macaristan Almanları'm (souabes). Bu ülkede hemen hiç in­ san kalmamış. Kuraklık bir felaket halini ahnaktaydı. sadece göçebe Araplann.. Şimdiye ka­ dar yararlanılmayan doğal zenginlikleri geliştirmeye az bir çaba yetecektir. Ayrıca.

arıcıhk ve şarap­ çılıkla uğraşıyorlardL Yaşadıkları bölgenin çevresi de bü­ yük ölçüde gelişti. Eskişehir-Konya hattmm yedi bin frankmdan. belki de yüz yular boyunca sürekli çaba harcamak gerekecektir. ama buna da pek bel bağlamamak gerekir. Oysa. «templier»ler örneği tek bir olgu gibi görün­ mektedir. Her yer­ de bunlarm gözahcı kıyafetiyle karşılaşırsmız. topraklarma son sığmakları. Ne var ki. Bu aknanlarm inatçı çalışmaları sonucu olarak işletme­ leri çok gelişti. İmparator Wilhelm. Kutsal-Ülke'ye yap­ tığı ziyaret sırasmda buradaki Almanlarm başarılı sömürge­ ciliğini övmüştü. yöneticilerin çıkaracağı zorluklar. ülke­ nin ekonomik kalkınmasma dayanan öngörülerden başka ne kalıyor? Güney yolunun benimsenmesi. dinine sımsıkı bagh halkm. Sebze ve meyva üreticiliği. FiHstin'dekinden de büyük güçlüklerle karşılaşır. Bağdat hatîımn benimsenebihnesi için. Kasaba uzantısmm beş bin frankmdan daha az bir kilometre (*) Temple tarikatından. Kafkasya Çerkesleri müslümanlığm geleneklerini sürdürürler bu topraklarda. Türkmenler. Anadolu'da hele Mezopotamya'da. bunda ağaçlarm yok edilmesi­ nin de rolü olmuştur elbet. İklim zamanla değişmiş olmah. sonuçlarmm el­ de edilmesini çok ilerilere bırakmaktadır. aşırı sıcaklar bu­ raları kasıp kavurmaktadır. (Çev. Bu. İşletme gelirini hesaplamak için Haydarpaşa-Ankara arasmm on iki bin frankmdan. göğüslerinde çapraz fişeklik ve başlannda astragan kalpak. bu durumu düzeltmek için büyük paralara gereksinme olacağı gibi. Türkler. uzun gömlek. Öyleyse. dahası. katolik şövalyeler.) . ülkesine gâvurların ayak basmasım hoş göreceği nasıl düşünülebilir? Yerlilerin düş­ manca davranışları. en büyük hazineleri gözüyle bakarlar. top­ rak ağahğı rejiminin karmaşıkhkları arasmda Babil toprak­ larma göçen Avrupahlar buralara ahşmakta çok güçlük çe­ kecekler. sömürgeleş­ tirme.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 33 limanlarına yerleşen «tempüer»^*) leri örnek gösteriyorlar­ dı.

gerçek gü­ venceler istemektedirler. son dere­ cede pahahya malolacak demiryolu bölümünü ele ahnak gerek^ordu. Oysa. ** * Bu kazanç garantisi sorunu Bağdat işinin sonuçlanmasmda büyük bir engel gibi görünmektedir.500 franklık yıllık işletme harca­ m a ^ Anadolu demiryolu kilometre garantisinden saglamyordu. Yapım mühendislerinin işe sarılmak için sade­ ce bir buyruk beklediklerini söylemiştik. Öncülerinin umdukları kazancm sağlanabilmesi için yıllarca beklemek gerekecektir. Türkiye'de de­ miryolu işletmeciliğine girişen sermaye sahipleri. . şüphesiz bir çık­ mazla sonuçlanacak ve denize ulaşamayacaktır. Stalisticıue des principaıuc resultats de re}qıloilalion des chemins de fer de PEmpire ottoman pour 1907. Ama bunun için de paraya gereksinme vardı.000 frank için garanti veriyordu. Toros'u aşıp Adana'ya ulaşacak olan. Osmanlı hükümeti yüzde dört faizle 54 mil­ yon borçlanarak. ayrıca. Osmanlı İmparatorluğu'nun gu-tlağma kadar borca batmış maliyesi yeni yeni güven­ celer verecek halde değildi. Viyana ve Paris'de sermaye toplamaya girişti. para çekebilmek için (*) ALEXIS REY. hüküme­ tin sözleşmedeki ödenti vaadtyle yetinmemekte. Hem son­ ra İskenderun körfeziyle Basra körfezi arasmdaki uzaklık çok olduğundan. Zayıf bir ortalamayı hesabetmeli ve kâr sıkmtısı içindeki sermayelerin son sığmağı olan kilometre garan­ tisini sağlama bağlamahdır. Şimdi. İlk Konya-Bulgurlu bölümü için imtiyaz sahibi şirket yeterii güvence almıştı: 4.34 PAUL IMBERT gelirini uzun süre beklemek gerekir/*^ Bağdat hattınm ilk bölümü aşağı yukarı 1600 frank getirir. gelir yavaş elde edilecektir. Bu çözüm sayesinde Deutsche Bank önceden işletilmeye başlanmış olan Eregli-Bulgurlu bölümü için Berlin. kâr ödemeleri ve yapım sermayesi amortismam olan 12. Şirket.

Buna göre birinci sermaye payı Al­ manlara dörtte bir. kalanım da çeşitü sendikalar karşılaya­ caktı. Her ulustan üçer kişi olmak üzere altı yönetici merkezi İstanbul'da olan yönetim kurulunu oluşturacak. Böylece aralarmdaki orantı saptan­ mış olan sermaye grupları yönetim kuruluna katılmahydı1ar. hattm geçtiği bölgelerdeki koyun vergisi ile Düyun-u Umumiye yönetimine bırakılmış olan gelir fazlası gösterildi. Sermayenin beşte birini Fransızlar. Ama Bağdat Şirketi kurulunca tamamiyle Almanlar­ dan oluştuğu görüldü. Fransız ve İngilizlere dörtte birer. «Bağdat Demiryolları. Anadolu Demiryolları. edeceklerdi İşüı böylece düzenlenme­ si ilgili taraflarca benimsedi. böylece anlaşma suya düştü. bu kurula başkanlık. Osmanh Bankası. Daha 1899'da Berlin'de toplanmış olan Deutsche Bank.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 36 daha masraflı olan hattı daha kazançh olan sonraki bölüm­ lerle birlikte ele almayı daha elverişü buldu. Bundan hoşlanmayan İngilizler çekil­ diler. 11 Alman ve 2 de öteki gruplarm temsilcilerinden oluşacaktı. Ayrıca Fransızlarla Almanlar eşit paylarda sermaye yatırımı yapma ve işletmenin yönetimine eşit olarak katıl-' ma konusunda anlaştılar. böylece Hicaz hattınm başlangıcı olan Şam'la bağmtı kuracak olan bir şube hattmm yapımma izin verildi. Fransızlarla Almanlarm eşit haklara sahip olduğu yeni bir şirket kuruldu. Şirket-i Şahanesi»nin Anadolu Şirketi'nden ayrı tutulmasım kararlaştırdı­ lar. . bir o kadarım Almanlar. son dörtte bir de Anadolu Şirketi'ne ve katkıda bulunan öteki kuruluşlara veriliyordu. Güvence olarak. nöbetleşe. Pe­ ki ama bu 800 kilometrelik hattm döşenmesi için gerekli 200 milyonu kim verecekti? Bir kere daha para sorunu or­ taya çıkiyordu. Kesin imtiyazdan sonra anlaşma iki belge ile belirlendi. Padişah'ın 25 Mayıs 1908 günlü iradesiyle yolu Halife (Mardin'in güne­ yinde) kadar uzanan dört bölümle. Yönetim Kurulu 11 Fransız. Bu güvence yeterli görünüyordu. İzmir-Kasaba Şirketi temsilcileri. Fransızlar ve Almanlar. Halep'deki Tel-Habeş'e giden ki.

Bunun için de halkm hisse senedi ahnası için ge­ rekli işleme girişilmedi. Deutsche Bank'la sıkı ilişkileri olan Paris'teki kuruluşlardı. Katkı payı İtalya'dan. en küçük bir katılma isteğin­ de bulunmak şöyle dursun. Bu sermayeyi sağlayanlar. hükümet istediği koşullarm yeterince yerine gelmemiş olduğuna hükmetmişti. askı­ da kalmıştı. Oysa Rus basım gittikçe daha şiddetle karşı çıkıyordu.» Ne var ki.36 PAUL IMBERT Aslında etki eşitliği gerçek olmaktan çok görünüşteydi. Fransa'mn bu girişimde bulunmasım kmamaktaydL 24 Mart 1902'de. Bununla birlikte Deutsche Bank'la. Anlaşma özel ve resmi onaydan tamamiyle yoksun olduğundan benimseye­ mezdik. bir ulaşım yerinden olduğu kadar taşı­ ma işinden de yoksundu. Oysa. buna şunu da ekliyordu: «Bugün bu. Avusturya'dan ya da Rusya'dan geli­ yorsa eşitlik söz konusu değildi. isterlerse girebi­ lecekleri ve Fransızların yapım.» Sonra bakan. Delcasse. Bankerler arasmda Paris ve Berlin'de yapıhnış olan görüş ahşverişinden sonra Almanlarm. Al­ manya. işletme ve yönetimde en elverişli durumdaki yabancı ortakla tamamiyle eşit olaca­ ğı bir şirket kurulursa bu şirkete katılacağımız için kendimi­ zi kutlamahyız. sermaye toplamak üzere çağrıda bulunma­ ya durum elverişli görüldüğü sırada. Fransa'nm katılma koşullanm şöyle açıklamıştı: «Eğer. Anado­ lu hattı gibi. Şüphesiz. bir an önce yapımım bitirmek iste­ dikleri. bu bölümün denizle bağmtısım sağlayacaktı. Bağdat hattınm ilk bölümü. Fransız sermayesinin yardımı ile yapılmıştı. çözüm yürürlüktedir. ashnda temelli bir önem taşıyan bölümün yapımı için Fransız sermayecilerinin desteğini sağladıkları görülü­ yordu. bu işte azıcık üstünlüğe sahipti. Ruslann. Bu hat. Bağdat hattınm imtiyaz sahibi olan Anadolu Şirketi'nin yerine. Türkiye'de demir­ yolu imtiyazma sahip Fransız sendikaları arasmda imzalan­ mış olan anlaşmalar. ilke olarak yürürlükteydi. hattm . Hattm Toros'un ötesinde durmuş olan yapımı. kendisine soru önergesi yöneltilen Dışişleri Bakam B. Bulgurlu-Adana hattı.

Adana bö­ lümü. Adana-Tarsus-Mersin demiryoluyla basit bir bağlanma ile sağlanabilirdi. hisse senetlerinin çoğunu satm ala­ rak işe egemen oldu. Bir kez daha Anadolu Şirketi. Bütün yayılma umutlarım yitirmekle kalmıyor. Mersin. Osroene'nin^*). Bir Fransız-İngiliz şirketince yapılan bu 67 kilometre­ lik küçük hat. Bununla birlikte. işsizlikten ölümü bekler du­ ruma gelfyordu. Son bir şans da Bağdat hattma bağlanmaktı. Yalnız. ama bağmtı. Eskişehir-İstanbul yönünde uzun bir dönüş yapmaktan kurtularak Adana-Mersin yolundan kıyıya ulaşacaktL Oysa. şirket. yeni yol. (Yay. O Mezopotamya'nın kuzey batı kısmı. güvenilir Umarımla Akdeniz'in bir ucu olarak İskenderun'la tamamlanmaktaydı. Almanlar sü­ rekli olarak buna karşı çıktılar. seferlerini besleyen Adana'nm ötesindeki bölgelerin transi­ tini de kendine çekeceğinden.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 37 yolu İskenderun körfezinin hiç bir noktasına varmış değildi. Klikya'nm. günün bi­ rinde. Kürdistan kervan yollarmdan İran'ı tehdit edebilir. Gerçekten de Diyarbakır. çok önemU stratejik nedenlerle Diyarbakır'a kadar uzatılmasmdan yana olduğunu açıklamıştı. n. az derinlikli ama geniş. Urfa yakınlannda. Deutsche Bank. mersinler ülke­ si. Harbiye Nazırı hattm. Karaman'm ürünleri. şirketin hisse senetleri durmadan değer yitirerek gülünç bir fiyata düş­ müştü. Ön Asya'nm kilit noktasıydı. Fırat vadisinden Erzurum'u savunabilir ve Kafkaslar'a yürüyebilirdi. Karadeniz'e kadar uzayan bir yolun başlangı­ cı olacaktL Yirmi yıl boyunca şirket. her yöne yayılabilir. veto­ suyla her şeyi durdurdu. Buradan bir ordu. ülkenin içerilerine doğru uzanmak istediğinde bulundu. onlara denize ulaşma olanağım sağlamıştı. başarıya yaklaştığmı sanmıştı. artık imtiyazm Bağdat Şirketi adma geçirilmesini ve iki hattm birleştirilmesi izninin çıkmasmı bekliyordu. AJmanlarm elinde büyük bir değer kazandı. Ama bir kez daha bütün bu dü­ şünceler kenara itildi. Kısa bir süre sonra da Bağdat imti­ yazının ahnması Şirketin umutlarım büsbütün suya düşür­ dü.) .

ürünü de en yüksek fiyata satm al^or. Bu üretimi geliştirmek üzere Deutsche Bank ile Deutsche Levante Linie. Gittikçe artan gi­ rişimler. sanayiciler. .^ PAUL IMBERT BİT süre sonra Bulgurlu-Adana bölümünün yapılmasıy­ la İstanbul Boğazı kıyalan. bu hat. hızh tesislerin işletilmesi­ ni bekleyen büyük lüks vagonlarm üstüne daha şimdiden. Bu hattm yapımırun sona ermesi. Eskişehir deposunda. (Livlaison du 31 d&embre 1906). tüccarlar. bağımsız bir yol oluşturacaktı. Bu fabrika Adana'da çok geliştiril­ miş pres ve ayıklama makinaları fabrikaları kurmuştu. (*) BuUetin de la Chambre de Commerce françabe de Constantinople. Suriye ktyilanna bağlanmış ola­ caktı. fakat Akdeniz'den Basra Körfezi'ne giden hattm yapı­ mım sağlayacak yeni bir atıhmm karşısma doğa d e p insan­ lar çıkıyordu. Artık İstanbul Boğazı'ndan değil. Yıllardan beri çalışmalarım Adana bölgesinde yoğunlaştırmışlardL Bu verimli ova pamuk üretimine son derece elve­ rişliydi. Bu güçlü atılımla dokuma ürünü hem nicelik hem de nitelik bakımmdan daha ^ileşti. Amerika'­ dan dışahmmı yaptığı tohumu çok kazançh koşullarda çiftçi­ lere veriyordu. bu durumdan yararlanmak için tetikteydi. bir duraklamadan sonra kesin bir ev­ reyi işaretleyecekti. Yaylada. Bu ilde ve yörelerinde bir çok Alman incelemede bulunu­ yordu: mühendisler. Satm ahnan pamuklar Hamburg'a gönderilerek buradaki büyük bir Alman iphk fabrikasmda işleniyordu. bu şirket pamuk ekimiyle uğraşan çiftçilere her türlü yardımı sağlamaktaydh Çok düşük faizle avans ver^or. kendine yeterli. Daha ötelerde yeni bir yol yapımı söz konusuydu: Almanlar hırsla işe sarılarak İngiltere'nin eski tasansım gerçekleştireceklerdi. Almanlar. Toroslarm ötesinde sabırsızlıkla istenen Alman demir­ yolu Anadolu yarımadasmı Haydarpaşa ile Mersin arasm­ da köşegen (diagonal) biçimde kesiyordu. Yakmdoğu Alman Pamuk Şirketi­ ni kurdular. işletmeleri daha da ileriye götürecek olan lokomo­ tiflere yolu açıyordu.

Al­ manya sonradan çıka geüp bütün rakiplerini saf dışı etmeğe kalkmıştı. İstanbul'u Galata'ya bağlayan Haüç üzerindeki büyük Karaköy köprüsü gibi. II. pek çok düşmanca rekabet gözlemekteydi. Drang. yayılma. aşağı yukarı bir milyarı hareke­ te geçirecek olan Bağdat Demiryolu. dayanılmaz bir gereksinme oldu Almanya için. İngiltere dahası Fransa çoktan mevzie girmişken. İstanbul'da da durma­ mıştı. Toroslar'a ulaştı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 39 büyük harflerle Bagdad adı yazılmıştı. ya da son zamanlarda. gittikçe artan nüfusuna bir boşalma alam gereküydi. pazar sağlamayı sakmcalı buhnamıştı. *** Anadolu'yu. Prens Bismarck. Wilhelm'in Almanyası daha da ileri gitti. Böylece ekonomik etkinliği ve sanayii olmayan bir ülkeyi Almanya'ya müşteri olarak kazandırdı. Gezgin Kayser'in öncülüğünde. Berlin Kongresi'nde Avusturya'yı cermenliği Balkanlara sızdırmakla görevlendirdi. uzun yıllardan beri. ticaretine pazarlar. Ama bu etiket daha uzun süre aldatıcı olarak kalacaktı. Sanayiine ucuz hammadde. Drafig nach Osten (Doğuya doğru atıhmı) Selanik'te de. yeni bir rakip. İmparator'un kendisi de. buna karşılık mal ve siparişten başka bir şey istediği yoktu. diplomasiyle onu her za­ man desteklemeye hazırdı. Abdülhamit'in büyük koruyucusu olan Almanya. Bütün imtiyazlar Almanlara veriliyordu: Haydarpaşa Ticaret Limanı. İstanbul Boğazı'm aştı. Almanlarm. Şimdi «Ham- . Gücüne güvendiği üre­ tim araçlarmı çok güçlendirme sonucu öyle bir gelişmeye er­ di ki. Mısır'ı ve İran'ı kapsayan müs­ lüman doğudaki geniş bir çatışma alanmda. Padişah katmda itibarmı güçlendirmek amacıyla İstanbul'a gitti. Arabistan'ı. Almanlarm Fırat vadi­ sinde doğuya doğru atıhmlarmı. Rusya. Avrupa devletle­ ri arasmda korkunç bir yarışma başlamıştı. Anadolu'ya girdi.

Bağdat hattı bojmnca serpilmiş işletme ve yerleşme alanları.40 PAUL IMBERT burg-Amerika Linie» kumpanyasının Alman bayrağım dalga­ landıran gemilerinin sokulduğu Basra Körfezi'ne inmek için Dicle ve Fırat vadilerine dalmaya hazırlamyor. Rusya ve İngiltere bu eski ülkelere göz dikmişler­ di. Osmanlı egemenliğindeki bu zayrüık. Öte (') Hazer-ötesi demiryolu. Birini bir yana. Kürt ve Arap köylüler. (ç. Kendisine bir yer açmak için Drang. nehirler ara­ smda. üzüm yetiştiriHyor. Rusya. Uzakdoğu'ya sıçramak üzere. Çoktandır iki büyük As­ ya devleti. pohtikasmm büyük tasarılarmı Asya'ya yöneltmişti. yağmacı çetelerle ba­ şa çıkamadığı görüldü. Son zamanlarda Musul Valisinin. isyancı. padişahm buyruklarma pek uymamaktadırlar. bugün Orenburg'a ve Avru­ pa'ya bağlanmış olan «transcaspien»^*) demiryollarınm yapımmı gerçekleştirdiler. pamuk. Skobeleff 1er Türkistan'm istilasmı tamamladılar. Al­ manlarm dirençli çalışması İktisatçılarm programım gerçek­ leştirecekti: Mezopotamya'yı çöplükten çıkartıp. Oysa. çoğu göçebe. Anadolu'nun ve Ortadoğu'nun uzak bölgelerinde. planlarım engellemekteydi. uzun süredir mirasçısı olduğunu iddia ettiği Os­ manlı İmparatorluğu'nun yakm komşusu Ermenistan'da kal­ mıştı. onlarm çıkarlarım çiğnemekte. Paris'te. Halifeler zamanmdaki inanılmaz refaha kavuşturmak. Fırat va­ disinden Basra körfezine kadar sokulabilecek miydi? Bu so­ ru Londra'da. öte­ kini bir yana iterek.) . Bunlardan her biri kendi etki ve sızma alanım çizmişti. Bugün Amuderya nehrini aşıp Özbelcistan'a kadar uzayan demiryolu. Berlin'de ortaya atıhyordu. artık yalnız Türkler yaşamıyor. Berlin Antlaşması'yla Balkanlardan uzaklaşmış. onun vasiliği altma girmek istemeyen yeni devletlerin etkisiyle İs­ tanbul'dan ayrılmış olan Rusya. Bağdat demiryolunun geleceği bunun yanıtma bağlıydı. Annenkoflar. Bir zamanlarm verimsiz topraklarmda şimdi dut ağaçlan. buralara göz dikenleri kışkırtıyordu. yavaş yavaş eski rakip­ lerini buralardan sürüp uzaklaştırmakta. ülkeye yoksun olduğu el emeğini kazandıracaktı.

Rusya'nın tehdidi altındaki Afganis­ tan'ı korumaktaydL Bu iki devlet arasındaki r e k a b e t öylesi­ ne keskinleşmişti ki. aralarında akşama sabaha savaş çıka­ cağı düşünülür olmuştu: ama iki devlet. ancak 1895'de sona erdi. Rusya'nm İskenderun Körfezi'ne doğru büyüme tasarılarma karşı çıkan İngiltere. 1900'de Sibirya Demiryolu «Doğu'nun Egemeni» Vladivostok'a vardı. ne var ki burada savaşa girmek zorunda kalacaktL Japonlarla giriştiği savaşta gerilemek zorunda kalan. O vakitten beri çekiş­ meler durdu. İngiliz askerlerinin marşları Hindistan yolunu kapamaktaydı. Fırat yaylasma dalarak Hozat ve Har- . Rusya'nın. Bu içine kapamştan çıkmak isteyince faahyetleri için nerede bir açık alan bulacaktı? Önüne yığılan engeller. Rus yayılması Orta Asya duvarı önünde durmak zorundaydı. dostça anlaştılar. uzaktan büyük ticaret kay­ naklarım ele geçirmeye çahşıyor. Bu­ nun ardmdan Afgan smırmı Pamir üzerinden çizmek gereki­ yordu. «Kazak tehlikesi»nden ürkerek. Türklerden Kıb­ rıs'ı ahna karşıhğmda Erzurum'u aşılmaz bir tabya alanı ha­ line sokmuştu. Rusya Uzakdoğu'ya yöneldi. iç karışıklıklar yüzünden kımıldayacak hah kalmayan Rusya. Berlin Antlaşması bu devlete Ermenistan'm bir bölü­ müyle Kars ve Ardahan'ı vermişti. Başlangıçta başarıh görünen gözü pekçe bir atıhmla. Hindistan'a ve Çin'e giden eski yolları başka yöne çeviriyordu. pek az seçe­ nek bırakıyordu. Afganistan'm dağlık bölgeleri. Bu iş. Pasifik'deki açık denizde bir limana sahip olmuştu. Kars'a ve Erivan'a yerle­ şen bir Rus ordusu. hiç bir zaman ilgilenmekten vaz­ geçmediği Batı Asya'ya gözlerini çevirdiği bir çok belirtOerden anlaşılmaktaydı. Rusya. Ne var ki Ayastefanos (Yeşilköy ç.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETI-ERİ 41 yandan İngiltere. Moğol illeri. Hindistan'ın üstüne titriyordu. Gerçekten de Ermenistan yaylası Batı As­ ya'nm stratejik düğüm noktasıydı.) Anlaşması'na soktuğu Doğu Bayezit ve Erzu­ rum verilmemişti. Rusya'nm etki alanma girdi. yayılma siyasetinden soğumuş görünüyordu. Port-Arthur'u alarak. Kaldı ki. geçici olarak.

«Bizans yolundan» geri çevrildiği gibi. başlangıçta tasarlanan yol belki de yemden il­ gi görür? Bu yolun ekonomik bakımdan üstünlüğünü kabul . 1877'de Bağdat'daki Türk kolordusu Ermenistan savaş alanma. Orto­ doksluk adma «Kutsal topraklarm» egemeni olma yolundaki geleneksel isteğinden vazgeçiyordu. bu mesafeyi büyük ölçüde kısaltacaktı. Avrupalılarca çoğu kez benimsenmiş olan ırk hakkmdan sonra. iki ay süren zorunlu yürüyüşle. Oysa. Aym zamanda. Avru­ pa'da «Hasta Adam»m panslavizm adma hak iddia ettiği mirasmdan pay almaktan vazgeçtiği gibi Fihstinde de. Basra Körfezi'ne uza­ yan ve Almanlarm mah olan demiryolu daima hırsla gözdiktikleri açık denize ulaşma yolundaki atıhmlarmı kesinlikle durduracaktL Böylece Büyük Petro'nun ve Katerina'nm rü­ yaları suya düşmüş oluyordu. Bağdat girişimi gerçekleşirse bu yol ke­ silmiş olacaktı. Kudüs yolunun da kendisine kapandığını görüyordu. Ama Konya-Basra Körfezi hattı da gerektiğinde önemli bir rol oynayabilirdi. doğuda çok güçlü olan din hakkmı da ileri sürmeyecekti. kendi sahip olduğu bölgelere girilmesini is­ temeyecekti en azmdan. Kars'm düşmesini ve Erzurum'un kuşatılmasım önlemekte geç kalmıştL Demiryolu. tehlike kar­ şısmda bulunduruyordu. Her ne kadar başka alan­ lardaki uğraşlan onun geçici olarak bunlara sırt çevirmesini gerektiriyorsa da. Anadolu'da sıkışıp kalan Rusya'nm hiç bir zaman ele al­ mak için telaş etmediği projelerinin zaman aşımma uğramasma göz yumacağı düşünülebilirdi. Kolordu'nun redifleri ve Bağdat'm ünlü «dilsiz»leri bir­ kaç günde Diyarbakır'da toplanmış olacaklardı. Çar. VI. Kimbilir. as­ kerlerinin bir bölümünü yitirerek varabildiği için. İstanbul Boğazı'ndan. kendi smırlarmı he­ def alan Kuzey ve Merkez yollarınm yapımmı önleyebilmiş­ ti. Daha önceden. Oysa Bağdat Demiryolu onu ta kendi evinde Kafkasya'nm zengin topraklarmda.^ PAUL IMBERT put'daki Türk birliklerini hırpaladıktan sonra Halep yoluyla Akdeniz'in gözahcı kıyılarına ulaşmak için çok iyi bir konum­ da bulunurdu.

Harput. Bunun kazançlarmı tamamiyle anlaya­ rak. Zengin Sivas. . l'Asie Anl«rieure. Yukan Dicle boylarmda ve Fırat vadisinde. «Avru­ pa'dan Hindistan'a giden büyük yolun Fırat vadisinden ve Iran yaylalarmdan geçeceğini kabul ediyordu. eskisi gibi Merkez ve Güneyden geçmesini isteyecekleri düşünülebilir. Ne var ki. Bağdat hattınm Rus ürünlerinin doğal pazarı olan Kuzey İran'a. İngiltere önceleyin karşı olduğu Süveyş Kanalı'na egemen olunca.OS^MNLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 43 etmiştik. Kafkas demiryolu üzerinden ve Hazar Denizi yoluyla gönderilmesi­ nin de kösteklenmesinden korkulurdu. Türkistan demiryoluyla ve zaten yapımı büyük güçlüklerle karşı karşıya bulunan ilerki Hindistan hattıyla da rekabete girişmiş olacaktı. Bağdat hattma olan ortaklaşa düşmanhklan ölçüsünde yaklaştı. Kafkas yataklarmm zararma. bunun askerlik bakımmdan da böyle olduğu açıkça bellidir. Belki. Hin­ distan Genel ValiHği'yle olan ilişkilerinin ne kesintiye uğramasma ne de gecikmesine katlanamazdı. İngiltere de sahnede göründü ve dünkü rakibi Rusya'ya. Geçeceği yol ne olursa olsun Bağdat Demiryolu. Çok geniş ticaretinin. burada sarsılan yal­ nızca Rusya'mn çıkan değildi. İngiltere. Geopraphie universeUe. Mezopotamya petrollerinin işletilmesini de sağlayacaktı. Bu hat. »^'^ Uzun za­ mandan beri durdurduğu Ruslarm İran topraklarmdaki (*) Elisee RECLUS. Divriği ve Erzincan arasmdaki hızh tren se­ ferleri Türklerin sayıca azınhklanm yıldırım hareketleriyle karşılamış olacaktır. Böy­ lece Adana eğer istenirse Mersin Anadolu hattmm ve uzantısmm son durağı olacaktır. Rusya'nm siyasal amaçlarım engeUtyor ve Anadolu'daki asker­ sel üstünlüğünü tehlikeye sokuyordu. Diyar­ bakır. Ne pahasma olursa olsun Hindistan'a giden yolları kendi egemerdiği altmda bulundurmahydı. IX. Elazığ ve Diyarbakır illerifiden toplanan tanm vergisi (aşar) imtiyaz sahibinin kâr garantisini karşılayacaktır. Asya'da ele geçirdiği toprakları koloni impara­ torluğunun incisi ve dış poHtikasmm simgesi sayıyordu. ekonomik duru­ mu üzerinde olumsuz bir etki de yapmaktaydı. Almanlara verilen imtiyazda yolun.

İngiltere'nin bu konudaki kararhhğı Padişahı geriletti Osmanh Hükümeti'nin Şam'­ dan Mekke'ye uzanarak denize açılan yararh bir kapıya varma tasarısı suya düştü. şimdi de İngiliz Asyası'ıun ta göbeğinde. Tabah vahası yüzünden İngilizlerle Türkler arasmda bu sınır üze­ rindeki çatışma unutulmamıştır. Süveyş kanahna ve Kızıldeniz'e olduğu kadar Basra Körfezi'ne doğru Mezopo­ tamya'dan geçen demiryoluna da egemen olurdu. tüccarları. Memleketin içlerindeki şeyhlerle birbiri ardmca yapılan andlaşmalarla burarım hinterland'ı durmadan geniş­ lemişti. Bonaparte ve I. Ama İngiltere'yi küçümsememek gerekirdi. bağlaşığı Japonya kesin olarak sona erdirmişti. İngiliz emperyalizminin onuruna balta in­ direcekti. İngilte­ re'nin ereği bu egemenlikti. Arabistan yanmadasma egemen olan Avrupa ve Hindistan'm kara ve deniz yollarma. Umman'da Maskat emiri. Fakat şimdi ortaya yeni bir tehlike çıkmıştı: Fırat vadisin­ den. aym anda her taraftan Arabis­ tan'ı sarmıştL Kuzeyde Süveyş ve Akaba Körfezleri arasm­ da bir burun oluşturarak uzanan Sina Çölü de Mehmet AK'nin fethinden beri Mısır'm bir parçası olmuştu.44 PAUL IMBERT İlerleyişini. Hicaz'la Yemen'in tarihsel olarak bağımlı bulunduğu Mısır'ı işgal et­ mişti: Arabistan her zaman Nil'e egemen olanlarm izindey­ di. Öyle ki Sina'ya kadar bir demiryolunun döşenmesi büe düşünülmeye başlanmıştı. Ahnan sanayicileri. Dünyanm bütün pazarlarmda İn­ giltere'nin rakibi olan Almanya. Cermen Drang'ı dev adımlarıyla ilerliyor ve onunla birlikte Almanya'run WeltpoIitik'i (Dünya poHtikası) büyük umutlan canlandırıyordu. ekonomik üstünlüğünü zorla kabul ettiriyor­ du. Oysa. Güney İran'la ticaret yolunu saptıracak Hind Okyanusu'ndaki İ n p i z teke­ lini tehdit edecek. Bağdat hattı. Güneyde Yemen'in giriş limanı Aden'di. Paul'ün «büyük tasan»lanra çağdaşlaştırarak benimsiyorlardL Barış yoluyla Hindistan'ı ele geçirerek İngiltere'ye «öldürücü bir darbe» indirme yolundaydılar. .

yolu üzerinde de ona korkunç bir engel ha­ zırlıyordu. Buralarda başkaldıran imamlar. İngilizler. (*) Negib AZOURY. Bender-Abbas ve Bender-Buşir'e uğradıktan sonra Mezopotamya'nm kapısı olan Basra'ya ulaşıyorlardı. Le reveU de la nation arab dans l'Asie lurque. Efendi­ sinin hesabma. El-Hassa kıyısmda.^'^ Arabistan uyanmıştı. padişahm tükenmiş olan askerlerini yerlerinden kımıldatmıyorlardı. Bahreyn adaları İngiltere'den gelen makara depoluk ediyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 45 Fransızların nüfuzundan kurtulmak için İngiltere'nin koru­ yuculuğuna sığınmıştL Basra Körfezi ktyilarmı ise Lord Curzon.y. Alman ilerleyişi bir çıkmazda durmak tehlikesiyle karşılaşabilirdi. Yemen örneğine uyarak Türk garnizonlarmı buralardan söküp atmış ve Osmanlı egemen­ liğinden kurtulmuşlardı.)'daki vapur seferlerini ele geçirmişlerdi. Bir gezgin Bağdat'da kalacağı zaman bavulunda bir kat siyah elbise bulundurmaya dikkat etmekydi. Şat-el-Arab ve Dicle'den yukarı çıkan turistler. (Plon. Bağdat demiryolunun ulaşacağı bütün son duraklan elinde tutmaktaydı. Mekke yakınlarım ve Mezopotamya'yı etkisi al­ tmda tutuyordu. Öyle ki. İngiliz altı­ nı burada isyan üstüne isyan kışkırtıyordu.n. Öte yandan Asir ve Hicaz. Kuveyt emiri. Ama İngiltere için Drang'ı varış noktasmda önlemek yeterli değildi. burada vahabilerin mirasçısı ve Necid'in en su götürmez efendisi olan emir ibn Suud. bütün rakipleri uzaklaştırarak bir İngiliz gölü yapmak isti­ yordu. Onun desteğiyle. Bu da. bu kapak denizi. ancak İngiliz bandırak vapurlarda rahatlık bulabiliyorlardı. tümüyle Osmank egemenkğine karşı ayaklanan Arabistan'dı. Bombay'dan ve Karaşi'den kalkan vapurlar. İngiltere'nin vassalı ve adamıydı. 1905) . Osmank imparatorluğu'nun gemiler için buralardaki en iyi demir atma yerlerini ele geçirdi. Hindistan'm yayılma alanı içine aldı. Çünkü halifelerin kentinde İngiliz âdetleri benimsenmişti. İran'm giriş kapdarmdan biri olan Karoun (ırmağı .

öyle ki. Süveyş Kanalı gibi. onlar gibi. Bu denetim Akdeniz'den Hindistan'a. Fransız dehası sevilirdi. 1905) . Daha son zamanlarda. ora­ larda Fransızca konuşulur. Pohtika varsayımlarma girişmeden. Doğu Anadolu'dan İran yaylaları­ na kadar uzanacaktı. büyük Bağ­ dat demiryolu tek bir iradeye bağımlı olur. yerini alabilirdi. durum değişirdi: açıkça kışkırt­ tığı bağımsızlık hareketini kendi çıkarma dönüştürmek İn­ giltere'nin elindeydi. yani Osmanlı İmparatorluğu'na ve İstanbul Boğazı'ndan Basra Körfezi'ne kara ulaşım yolları­ na kumanda eder. Silahlandırdığı ve koruduğu şeyhler aracıhğıyla. Süveyş Kanalı girişimini Fransa başarıya eriştirdi: şayet Bağdat işine ilgisiz kalırsa Fransa'nm prestiji ne olur? O De FREYCİNET. Şüphesiz göçebelerin disiplinsizhği ve birleşmemeleri ordularm gücünden daha çok padişahm otoritesinin yerleşmesine yardım etmişti. (Calmann-L^vy. Eskiden buralardaki ticaret tekeü Fransa'nm elindeydi. La question d'Egypte. Bura­ da herkesin ağzında şu özdeyiş duyulur: «Tüfeğim şeyhimdir benim». Ön Asya'da ya da Bas­ ra Körfezi'nde korunacak yaşamsal çıkarları yoktur. istediği gibi Suriye'nin efendisi olabilir. bugün de bir bölümü böyledir. Kuvejrt ve Tabah olaylan B. Canla başla ileri götürülen Hicaz hattı da bunu tamamlayacaktL Ama bir Avrupa dev­ leti işe karışmayı düşünürse.»^*) İngiltere'nin dostu. onun sayesinde Fransız zevkine değer verilir. Ama ne Yakm-doğu'daki ayrıcahklı durumunu ne de şanh bir geçmişten kendisine kalmış olan hakları unutabilirdi. Çok eski zamanlarda Türklerin egemen olduğu Asya bölgelerin­ de batı halklamun uygarhğmı temsil eden Fransa idi. Freysinet'nin şu görüşünü Al­ manlara benimsetti: «Mısır'a egemen olan ve dünyamn en güçlü donanmasmı elinde bulunduran İngiltere. Arabistan bir bireysel anarşi yuvasıdır.46 PAUL IMBERT Şüphesiz. Araplarm yaşadığı yerlerde Osmanh egemenüğinin değilse bile denetiminin. Rusya'nm bağlaşığı olan Fransa'­ nm. Drang yolu üzerinde. hem Anadolu'ya hem de Fırat bölgesine egemen olur.

dört ya da beş Avrupa Devleti­ nin işbirHlini sağlamış olacaktL Tecrübe göstermiştir ki. Demiryolunun tama­ miyle AJmanlarm mah ohnasmı ve böylece Drang'a yolu­ nun üstünde ne görürse yutmasmı önleyerek ilerleyişine olanak sağlamak söz konusuydu. ödünç verecek çok güçlü ve her gün daha çok yayılmak eğiliminde olan tek bir ödünç verici yerine. devletlerin ortaklaşa koruyu­ culuğuna güvenebilirdi. birçok du­ raksamadan sonra. bu durumda İmparatorluğun «bütünlüğü» için yeni bir güvence bulmuş olacağı gibi. Rusya da şid­ detle karşı çıkmasmdan vazgeçiyordu. kendi çıkarlarma bütün adı geçen dev­ letlerin çıkarlarma oranla öncelik sağlamış olacaktL Asimda. Fransa. entemasyonalleştirihniş olan Bağdat de­ miryolu üzerindeki Alman yayılmacıhğı (Pangermanisme) amacmdan. Rusya ve i n ­ giltere. bir enternasyonallzasyon düşüncesini işlemeye başlamışlardır. az çok uzak ama kaçmılmaz çatış­ maları önlemek için bu işi düşünmek zorundadır. bu yüzden Alman demiryolu büyük bir zarara uğrardı. Osmanlı Devleti'nin ilgisini saptırırdı. Bu kombinezondan imtiyaz sahibi de kazançlı çıkmıştı. dış poUtikasımn ilkelerini saptayarak ni­ hayet açıklanan İngilizRus andlaşmasmı destekleme kararı­ nı vermişti. Türkiye'ye gelince. Belki de boşuna isteyip duracağı parasal katkıyı sağlamış oluyordu. yine bu bölgelerde esaslı konumları savunmaktaydı­ lar. İngiltere sürekli düşmanlığmdan. çatışan hırslan bir dizi andlaşma ile uzlaştu-maya çalışmasmdı? Londra ile Petesburg. Bun­ ları önlemek ödevi Fransa'ya düşmüyor mu? Neden Fran­ sa. Alman­ ya. Bundan başka İstanbul'da böyle bir siya­ sal yön değiştirme. Böylesine bir karşıthk korkunç şeyler doğurabilir. Bu formülde bir uzlaşmanm öğeleri görülmüyor mu? Böylece Almanya.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YEMLEŞME HAREKETLERİ 47 Bunun için Fransa. meşrutiyetçi (überale) Türkiye başlangıçta başka kombinezonlar arar gibi görünmekteydi Osmanh . karşı durulmaz yayılma gereksinmesini gideren bu doğu­ ya doğru Drang'a bütün varhğıyla bağlanmıştı. En­ ternasyonal bir nitelik ahrsa.

Doğu işleriyle her zamankin­ den daha çok ilgilenen Avrupa devletlerinin politikasmdaki ağırhk merkezlerinden biri olmuştu. yeniden yapılacak hatlarla ilgili sözleşmeyi feshedebilir­ di Bu bir kelime bir Bağdat demiryolunun millileştirilme­ si demekti Bu eğilimler Türkiye MecUsi'nin (Meclis-i Mebusan ç. Bağdat Andlaşması'nm tamamiyle ye­ rine getirileceğini. Alman iş­ letmesine yeni garantiler vermeyi reddedebilir. . stratejik konumlar elde etme. kilometre fiyatmm aşırı derecede yüksek oluşu­ nu sözkonusu eden soru önergelerini yanıtlayan Nafia Nazı­ rı (Baymdırhk Bakam). varış yerlerine sa­ hip ohna. nüfuz. yüklediği ağır masrafları. doğu ege­ menliği konusunda büyük devletlerin giriştikleri yarış böyle­ ce daha da belirginleşmiş oluyordu. İstanbul ve Selanik'ten sonra Bağdat da lokomo­ tiflerin yarattığı mucizeyle. Devletin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini. söyledi Bu kesin sözler alkışlarla kesil­ mişti Bu da Türkiye'nin itibarım destekler gibiydi Artık çatışmanm her zamankinden daha büyük bir şiddetle enternasyonalleştirme sorunu üzerinde süreceği anlaşılıyordu. aralıksız bir rekabet. bin bir entrika ile sürüp gitmekteydi.) 24 Şubat 1909 günkü oturumunda ortaya çıktı. daha sonra da işle­ mekte olan bütün demiryolu ağmı eline geçirmek isteyebi­ lir. A d a n a Mersin hattını kısa sürede satm ahr. Sözleş­ me maddelerindeki özel koşuUarm ağırlığmı.48 PAUL IMBERT Devletinin işlerine yabancıyı kanştırmamak için. Bu kavga sadece de­ miryolu seferleri üzerinde değildi. bir demiryolu projesi üzerinde. bir kelimeyle yeni bölgelerde üstünlük elde etmek için çekişiyorlardı Batıh devletler. Böylece.

Tuna'yı Adriyatik'e ya da Orta Avrupa'yı doğunun kapısı olan Selânik'e bağlayacak yeni hatlarla ilgili projele­ rin ele ahndıgmı bildiren telgraflar gelmesin. Bu. Edirne'ye uğradıktan sonra İstanbul'a varır. . Bu hat. Budapeşte'den geçerek İstanbul'u altmış üç sa­ atte Paris'e bağlayan büyük uluslararası hattır. Trajan kapısmdan geçip Maritza vadisine. Mü­ nih. Kimi aylar. Bu.ç. Filibe'ye. bir baş­ kent olan Sofya'ya uğrar. son Sırp-Bulgar savaş alanı olan Pirot Çaribord dağ zincirine dalar.) 1000 kilometre­ den fazla uzunlukta bir demiryolu Balkanları diyagonal ola­ rak geçip Tuna'yı İstanbul Boğazı'na bağlamıştı. do­ ğal bir yol izleyerek bir başkent olan Belgrat'dan hareketle Morava nehrinin vadilerinden geçer ve bu nehrin kollarmı aşar. Diplomatlarm ve gazetecilerin hayalhanelerinden çıkan bu projelerin kaçımn yaşama niteliği vardı? Bunlardan kaçı uygulama dene­ yinden geçmeyecekti? Bu demiryolu sorunu her şeyden ön­ ce Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceğini ilgilendirdiği için. ilk Haçldarm Asya'ya Osmanlüarm da Avru­ pa'ya giderken izledikleri eski tarihsel yoldur. gün geçmezdi ki ya İstanbul'dan ya da Viyana'dan. Viyana. Sırbistan'daki Niş kalesi'nden geçer. Balkan yarımadasımn her yarandan geçeceği tasarlanan bu demir­ yolları üzerinde düşünmek uygun olacaktır.III BALKAN DEMİRYOLLARI 1 908 yılında Balkan demiryollarından çok sözedilmişti. iki kriz arasmda az ya da çok hayal ürünü olsa da. Bundan tam yirmi yıl önce (1889 .

Selânik'den İstanbul'a (840 kilometre).44 m. Bütün hatlar. Fransızlarm olan son hat böyle değildir. gittikçe Alman nüfuzu altma giren Avusturya Doğu Demiryolları Şirketi'nindir. Belgrad'la Selanik arasmdaki 700 kilometrelik yolu yirmi iki saatte geçerler. Balkan ülkelerinin hatırı sayıhr bir gelişme çağma girmek üzere olduğu bu günlerde da- . Doğu sorununun yeniden canlanması için bu devletin burada demiryolu yapmak niyetinde olduğunu açıklaması yeterh oldu. Bu trenler. Türk­ ler buralarm bir bölümünü Sırbistan Kralhğı'na bıraktılar. Vardar vadisinden İbar va­ disine tırmanarak Balkan yanmadasınm kilit noktası sayı­ lan ve çekişmelere konu olan ünlü Mesi yaylasma varır. normal 1. Yalnız. Bu hatlar. Adriya­ tik'e. kendi politikası konusunda bü­ yük yankı uyandıran bir açıklama yaptı: «Balkan'da. Bu görev. diyordu. 1059 kilometrelik Belgrad-İstanbul yolunu yirmi yedi saatte aldığı halde. Tuna'ya. bizim uygarlaştırıcı ve ekonomik bir görevimiz var. ya da takım adalara kadar keyfince sarkabilir. *** 27 Ocak 1908 günü Macar delegasyonunun dışişleri ko­ misyonunun bir toplantısmda Avusturya-Macaristan Dışişle­ ri Bakanı baron Aehrenthal. buradan ayrılan iki koldan biri kuzey­ den Mitrovitza'ya kadar Mesi yaylasına. Avusturya ise. Bu egemen bölgeye sahip olan devlet.50 PAUL IMBERT Niş'ten çıkan bir şube hattı Cep dağ zincirinden geçe­ rek Üsküp'e gider. Üsküp-Mitrovitza bölümü. ağır gidişU trenler. yirmi dört saatte varırlar. L'Orient-Express. genişliktedir. Bosna'yı alarak çevresini denetimi altma soktu. öteki güneyde Vardar vadisinden geçip Selânik'e ulaşır. Ege Denizi kıyılarma yakm bir yoldan uzanan bir hat bagmtısmdan geçerek.

Bu hat. Bosna demiryolu ağı Osmanh hattma bağ­ landığı zaman. elçimiz. Mitrovitza bağlantısma gelince. Türk ve Sırp sınırına kadar uzanacak bir demiryolu yapımım daha sonraki bir evrimin temeli sajayoruz. komşu hatlarla temasa geçirmek­ le kalmayacak. ticaret ve askerlik yollan yap­ mak hakkım elde ettiği Yeni Pazar (Novi-Bazar) sancağın­ dan geçiyordu. özellikle Rusya'da heyecan uyandu-dı. fakat bize yeni demiryolları yapımı olasıhğını kazandıracak. sancak hattı Viyana üe Doğu pazarları arasmda bir ticaret akımı . Atina ve Pire arasmda doğrudan bağlantı kuru­ lacak ve Orta Avrupa. Budapeşte.. «ara vermeden çahşmahyız.. Bunu Sırbistan'dan elde etmek güç değil. Asimda sözko­ nusu olan ne idi? 150 kilometrelik bir bağlantı hattı.. Bunun sonucu olarak Türk hattınm kuzeyde Bosna.» Özetle. bu da buralarda yaşayan halkm bu barışçı işlere olan ilgisini arttıracaktır. Padişahm katkısım da sağlayabiliriz samyorum. böylece Makedonya vilayetlerinde yeni bir ekonomik çağ açılacak. Baron Aehrenthal'e inanıhrsa bu girişim ta­ mamiyle ekonomik amaçhydı: «Bu hattm gerçekleşmesin­ de. Avusturya'nm Berlin Andlaşmasıyla ele geçirdiği ve garnizonlar bulundurmak. sonra Sırp tarafmda. Vardista'ya kadar olan hat tamamlanmış bulunuyor.» Avusturya'nm projesi öğrenilir öğrenilmez Avrupa'da.. Her şeyden önce bu hatlar üzerindeki birleştirme yol­ ları için önlemler tasarlamaktayız. bu yolun yapımı için. birleştirme hattı ilerliyor. Böyle olunca.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 51 ha da önemUdir. tren seferlerimiz SarayBosna üzerinden doğ­ ruca Ege Denizi'ne ve Akdeniz'e yönelecektir. Bu girişimlerimizde. Öte yandan Yunan ve Türk hatları arasmda az zamanda bağmtı kurula­ cağı da umulabihr. güneyde Yunan hattıyla bağmtısmı gerçekleştirecek.. Bu hat sadece Bosna hattını.. Saray-Bosna. Mısır ve Hindistan arasmda en kısa yolu oluşturacaktır. Viyana.» diye eklemişti sözüne. izin almak üzere Padişahla görüşmek için görevlendi­ rildi. Yine de çok önemsizmiş gibi bir dış görünüşle ileri sürülmüştü.

bu diplomasi tezinin çürüklüğü en küçük bir incelemede anlaşılacaktı. Bundan başka bir­ kaç kez. bu görüşü nezaketle be­ nimsediler. Isvolski. Bosna Brod'dan Doboj'a kadarki yol o denU bozuktu ki. liman işini gören Kattaro ve .52 PAUL IMBERT yaratacak ve demiryolunun geçtiği yerlerde refahm artmasma neden olacaktır. Balkan Devletleri'nin ve halklannm ekonomik geliş­ melerine çok yakm bir ilgi gösterdiği için. bağlaşığı Rusya'mn bu görüşünü benim­ sedi. İtalyan Meclisi'nde B.» Fransa. Saray Bosna'ya ve Mostar'a uğradıktan sonra Dalmaçya'da Adriyatik'e ulaşıyordu. B. birkaç yıldır Bosna vadisini izleyerek Doboj'dan. aktarma yapma zorunda kalmaması için hattm döşeneceği yerin Brod'dan SarayBosna'ya kadar genişletilmesi de düşünülmüş. bu amaçla bazı çahşmalara da başlanmıştL Adriyatik yönünde de denize varan duraklar çoğaltıhyordu.'lik dar yol olan ana hat Sava'dan Bosna Brod'a gidiyor. von Bülow. yarımadanm çe­ şitli bölümlerini birleştirecek ve bu bölgeyi çevreleyen de­ nizlere serbestçe ulaşmalarım sağlayacak olan demiryoUarınm buralarm barış içinde gelişmelerini sağlayacağım düşün­ mektedir. Tittoni «kendi düşüncelerini de çok iyi yansıtan» Rus bildirisini hiçbir koşula bağh olmadan benimsediğini açıkladı. Ragusa'da. Avusturya Macaristan projelerinin Berlin antlaşmasma tamamiyle uy­ gun olduğunu ve yalnız ekonomik amaçlar güttüğünü behrtti Ne yazık ki. Sava'nm Samak'taki koluna kadar ye­ ni bir hat yapılması tasarlanmaktaydı. Fiume'ye giden marşandizlerin. 76 cm. Sir Edward Grey de Avam Kamarası'nda (İngiliz Kraliyet Meclisi) İngiltere'nin ticareti gelişti­ recek nitelikteki bütün demiryollarııun yaygmlaşmasım iyi karşıladığım bildirdi. Son olarak B. birbiri ardmca. Uzatılması sözkonusu olan Bosna-Hersek yoUarı en elverişsiz koşullar içinde kurulmuş­ tu. Demiryolu. Başbakanlıklar. şu açıklamada bulundu: «Rus Hükü­ meti.

Yeni Pazar . köprü. su bendinden geçerek çok engebeh dağhk bir bölgede. Bosna-Hersek smrrmda.^'^ Hattm. yapım tasarısı incelenmekte olan Uvak Mitro­ vitza uzantısı da aym güçlüklerle karışlaşmaktadır. ama platformu normal yola göre yapıhn^ olup daha sonra Selanik demiryolunun geçici son durağı olan Mitrovit­ za'ya kadar uzatılması tasarlanmaktadır. 30 büyük köpriisü ya da bendi var. Mecece-Vışegnıd-Vaıdista. Bu hat. öte­ ki Mitrovitza'da ohnak üzere.000 Franka malohnuştur. Toplam olarak 99 tüneli.yakmmda Drina ve İlbar havzalannm ayırım çizgisini aşmak zorundadır. 31 kilometre. 129 kilometre. Bunun için Avus­ turya-Macaristan ticaretinin yakmdoğuya ulaşmak üzere iz­ lediği yolu değiştirmesi için hiçbir neden yoktur. kimi yerde bin metrelik yükseldikten Bosna ve Drina vadilerine dalar. . Mahyet fiyatı elbette çok yüksek. Bosna eyaletinin başkentinden ayrılan ve 1 Temmuz 1906'da işletmeye açılmış olan bir şube hattı Priboy ve Uvak'tan geçerek Yeni Pazar sancağı smırma ulaşır. birçok tü­ nel. Hersek eyaleti'nin başkenti olan Mostar'a yönelir. işletme geliri de çok az olacaktır. Narenta ve Bosna vadilerini ayıran Ivan dağınm tepesini (1012 m. Bu uzantı. (•) 170 kilometre (Saıay-Bosna-Mecece-Uvak.) uzunluğundaki bu hat 60 milyon Kurona malolmuştur. Bu hat da öncekiler gibi dar yolludur ve yer yer dişh bindirmelidir. Ortalama profili metrede 18 milimetrelik bir rampa gösterir.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 53 Gravoso üstündeki Zelinka'dan ve Narenta üzerindeki ne­ hir limanı Metkoviçe'den.) bir dişli bindirmeli yardımıyla bir tünelden aşarak Saray Bosna'ya ulaşır. Bu hattm yapımı kilometre basma 385. Bugünkü du­ rumda marşandizler karşıhkh olarak dar yoldan normal yo­ la normal yoldan dar yola geçmek için iki kez aktarma yap­ mak zorunda kalacaktır: Biri. Saray-Bosna ve Mitraovitza'dan geçmek üzere Buda­ peşte'den Selânik'e giden yol Belgrad ve Niş'den geçecek hattan 236 kilometre daha uzun olacaktır.

Kosova.geniş bir imparatorluk üzerinde ege­ menlik kurduğunu unutmamışlardı. daha dar alanda. yalnız Yeni Pazar sancağmda değil. Bu da halklarm sürekli özlemleriyle çatışmak­ taydı. askerlik ve politika bakmamdan büyük bir önemi var. Sava kıyılarmdan Vardar ağızlarma kadar uza­ nacak olan ray.Mitrovitza hattmdan en çok zarar gören Sırbistan'dı.54 PAUL IMBERT Her ne kadar tasarlanan hat ekonomik bakmıdan çok ilginç değilse de. Selanik. kardeş bir ulusun yaşadığı bu ülkeden ayıran Yeni Pazar sancağı üzerinde Avusturya'nm egemenliğini sağlayacaktı. Sırplar. Rusya'nm tepkisi gecikmedi. Manastır vilayetlerinde de Avusturya için iyi bir sızma -Almanya için de yayılma. Böyle­ ce çifte bir denge bozulması meydana gelecek: bugün Balkanlar'da üstünlüğü elde etmek için çekişen büyük devlet­ ler arasmda. tasarladıkları hat Romanya'mn demiryolu ağıyla Turnu-Severina'da birleşecek. güney slavlarmm doğal vasisi olan Rusya Balkan halklarımn gözönünde itibarınm ağu" bir biçimde sarsıldığmı görecekti. Budapeşte'den Bükreş'e giden . Bu hat Belgrad-Niş arasmdaki büyük Sırp demiryolundaki trafiğin bir bölümünü saptıracak. Bu halklar. Üsküp'te dinsel törenle taç giymiş olan Sırp çarı Duşan'm Tuna'dan Adriyatik kıyılarma uzanan -şimdi parçalanmış. Avusturya-Macaristan projesinin zarar verdiği çıkarlarm savunmasım üstlendi ve bu zararı karşılamak üzere başka demiryolları taşanlarım desteklemeye hazır olduğunu belirtti. Avusturya'nm tuttuğu Yunanistan. Makedonya'daki etnik ele­ manlar arasmda. *** Saray Bosna . Avusturya'nm ekonomik denetiminden kurtul­ mak için Tuna'dan Adriyatik'e giden bir ulaşım yolu döşen­ mesini istiyorlardı. Nehrin üzerinde kurulacak bir köprü ile. Bulgarlarm ve Sırplarm zararma üstün gelecek.aracı olacaktır. Sırbistan'ı Karadağ'dan.

yine Budapeşte hattı üzerindeki. Niş'e vannca. Tuna'nm sağ kıyısmdaki Radujevak'a ulaşacak­ tı. engebeli bir araziden geçiyordu ve en az 650 metrelik bir yüksekliğe kadar çıkacaktı. Romanya'mn Kraiova kenti olacaktL Çoktan yapımı kararlaştırılmış olan bir şube hattı. Ne var ki. Bu hattm başka bir değişik biçiminin başlangıcı. iki yolun birleştiği nokta olan. Timuk va­ disine vardıktan sonra. bu hat daha ucuza malolacaktı. Çünkü Drina vadisindeki bölümü çok bir duvarcılık işi gerektirmeyecekti Demiryolunun geçtiği bölgenin top­ rakları verimli. Sofya'ya ve İs­ tanbul'a. Niş'e kadar uzanacak olan Radujevak'la Kniazevak arasmda yapılmakta olan hatla birleşe­ cekti. Türk topraklanndaki hatta gelince. ya da güneydeki Usküp ve Selânik'e yönelmeyerek. güneydoğu'daki. yapımı da çok güç olacaktı. Bu hat. Arnavutluk hattmdan daha kısa olmakla birlikte daha pahal^a mal olacağı gibi. buradan ayrılarak bir köprü aracıhğı ile. sonra Arnavutluk'daki Üsküdar'a ve Adriyatik kıyısmdaki Giovanni di Medusa'ya ulaşacaktı. ve Pristina'dan Türk­ lerin kalelerinin bulunduğu yukarı Drina vadisindeki Prizrend'e kadar bölgeyi diyagonal biçimde kesecek. nüfusu da çok olduğu için buradaki tren se­ ferleri iyi kazanç sağlayacaktı: Ticaret açısmdan Tuna-Adriyatik hattı Sancak hattmı iflas ettirecekti Parasal önlem­ lerin almdığı ileri sürülüyor ve Fransız kapitalistlerinin bu . Mesi yaylasma doğru yükselecek. Kuzey hattı adı verilen başka bir hat da Sırbistan'daki Kurşunlu kasabasmda öncekinden ayrılarak kuzey Arnavutluk'daki ipek'den geçecek ve Mokra'da Hırvatistan'a gire­ rek San Giovanni di Medusa'ya Arnavutluk Üsküdan'ndan giden bir şube hattıyla Antivari hm anma kadar inecekti. Timok ve Niş'teki birleşim hattmm uzunluğu elli kilo­ metre kadardı. Hırvatistan'dan geçecek olan bu hat.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 55 büyük yol üzerindeki Demir Kapı'ya ulaşacaktı.

Adriyatik ve Akdeniz arasmda ge­ lişen ticaret hareketinin dışmda kalmasmdan korkuyorlardL Bu işte Türklerin doğrudan doğruya hiç bir ekonomik ya da stratejik çıkarları yoktu. uzakhktaki Vardista'da son buluyordu. Ruslarm ve îtalyanlarm des­ teklediği Sırp projesi hemen hemen aşılmaz engellerle kar­ şılaşıyordu. Böylece Sırp projesi fazla bir basan şansma sahip de­ ğildi. Tuna^ kıyısmdaki Metroviç'ten hareket eden Hersek demiryolu ağı. Sırplardan bir bağmtı kur­ ma izni almanm güç olmayacağmı söylemiştir. Fakat diplo­ matik sorun çözülmüş değildi. Osmanhlar bakımmdan bir Ku­ zey hattınm. tersine. bu projede evvelce yapılmış olan büyük hatlardan hiçbir kullanılmıyordu. PAUL IMBERT İşletmeye katkıda bulunacakları bildiriliyordu. kıyı boyunca Hırvatistan smırma gidecek bir şube hattı gerekliydi onlara. Bulgarlar bu tasarıya şiddetle karşı çıkıyorlardı: genç kralhklarınm Karadeniz. Arnavutluğu gözaltmda bu­ lundurmak için Prinzenol'den. Dikkate değer bir nokta da şu ki. daha güneyde.56 . Üsküdar'a giden yol değil. Yalnız Tuna ile Adriyatik arasmda. Baron Aehrenthal da delegelere. Bu hat Visegrad'dan geçtikten sonra Sırp sınırma 500 m. Elbette ki böyle bir yol kolayca gerçekleşmeyecektir. büjöik temel hatları olan Istanbul-Selânik demiryolunun bir uzantısı üzerinde Manastır'dan Durrazzo'ya kadar. bugün sadece stratejik bir önemi var. 1 Temmuz 1906'da işlet­ meye açılan bu hattm. Fakat bunu Sırp arazisi içine uzatmak sözkonusudur. tamamiyle Osmanh İmparatorluğu dı­ şmda yapılmış en kısa ulaşım yolu olacaktır. gerçekten de Saray-Bosna'ya varıyor ve Saray-Bosna-Uvak hattı Mecece'de bir şube hattı oluşturuyordu. *** . büyük bir kazancı yoktu. Oysa ne kadar gariptir ki çoktan Adriyatik kıyılarmdan Sırbistan'm Bosna sınırma kadar trenle gidilebilmekteydi.

Buna göre Mesi yaylası üze­ rinden Kuzeye çıkılacaktır ki.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 57 Bulgarların da bir Tuna-Adriyatik projesi vardı. Vardar üstündeki Niş-Üsküp hattma. Mitrovitza hattmı kullanmak gerekir. Bu iki hattm ikisi de Bulgaristan için elverişUdir. 1908 Temmuz aymda Türk sınırma varmış olmahydL Uzun süredir düşünüldüğü gibi bu hat Üsküp'e kadar uzatılmalıydı. Türklerle Bulgar­ lar arasmda 1904'de imzalanan bir anlaşma uyarmca. Daha­ sı ayrı ayrı hatların yapılmasını öneriyorlardL Bunlardan bi­ rincisi Tuna'dan ayrılıp Vidin'e gidiyordu. ya da güneye doğru sarkarak Dibra'ya varmak üzere çetin bir yo­ la sapılır. kurulacak bir köprü. bu hat. Ülkenin bir ucundan öbür ucuna giden bir Bulgar hattı da Romanya demiryolu ağıyla. Sofya-Radomir-Köstendil hattı. yüksek Kara Drina vadisinden aşarak Ar­ navutluğun Durazzo limanma varır. Sırp yoluna rastlaymcaya kadar. asimda kolay olan yapımı uzun sü­ redir düşünülmekteydi: ihaleye bile çıkartılmıştL Radomir-Köstendil-Türk smırı hattma gelince. Eğri-Palanka'ya kadar çıkmak gerekecektir. çoktandır. bu hattı Romanya demiryolu ağı üzerindeki Kalafat'a bağlayacaktL Bu hat Mezdra'da. Bu hatlar. Burada daha ciddi güçlükler ortaya çıkmaktadır. Varna'dan Sofya'ya giden büyük. Balkanlarm büyük ticaret piyasası haline getirecektir. Radomir'e. Sofya'yı yarıma­ danm coğrafî merkezi. Tuna üzerinde kurulacak bir köprü aracılığıyla birleşir. Şimdi bunu Üsküp'e uzatmak sözkonusudur. Bu yol. bunun için. hatta bağlanacaktı. Komanova'da bağlanmak üzere. . Köstendil'e ve Türk sınırma kadar uzatılmıştır. bu hat bü­ yük Vama-Sofya hattı üzerindeki Somovit-Plevne şube hattmdan yararlanır ve önceki hatla birleşir. Vidin-Mezdra bölümünün. Struma vadisindeki Köstendil'den. Korabia-Somovit de. Bulgar girişimcile­ ri 1908 sonunda bu hattı işletmeye açtılar. Üsküp'ten Adrtyatik'e gitmek için en kısa yolu benimsemek demek 2500 rakımlı Şar-Dağa çarpmak demektir.

stendil ve Üsküp yolundan Selanik'le bağmtıyı hazırlamıştı: bu. bu devletin Arnavutluk pohtikasma yaradığı gibi ticaretine pa­ zarlar da kazandınyordu. Fakat Bulgar Hükümeti'nin çabalarma karşm. Bu hattm izleyeceği yol şöyle ohnahydı: ÜsküpManastır-Ohrida gölü ve Durazzo ya da daha iyisi Otrant'm karşısmdaki aym adı taşıyan körfezin kıyısm­ daki Avlonya. şaraplan. Fakat. imtiyaz iradesi bir türlü çıkmadı. Osmanlı Hükümeti'nin karşı koy­ malarım kırmaya kararh olan Bulgar hükümeti bu hattm harcamalarım yüklenmeğe de hazırdı. Bulgarlarm projelerinin karşısmdaki en büyük engel Türkler'in bu zamana kadar kınlamayan haklı karşı çıkışlarıydL Çoktan Sofya-Radomir şube hattı K(). Bu hat. Bu da belki bir gün Belgrad'ı Niş. Bu . 1908 ilkbaharmda işletmeye açıl­ mış olan Pire-Atina-Larissa büyük demiryoluna bağlanırsa Orta Avrupa ile Mısır ve Hindistan arasmda en doğrudan ulaşım yolu kurulmuş olurdu.58 PAUL IMBERT Bâb-1 Âli (Osmanh Hükümeti ç. Böylece demiryolu hattı Roma'nm Arnavut­ luk'tan geçerek Ege Denizi'yle ulaşımım sağlayan eski Ro­ ma yolunu via Egnatia'yı izlemiş olacaktı. KuzeyGüney arasmdaki büyük hatta bir şube ekleyecekti. ger­ çekleşirse. Eğer Yunan ve Türk demiryollarınm bağlantısı Kastorya'da olur ve Tesalya'daki Yunan hatları. Üsküp ve Manastu. Bununla birlikte demiryolunun da­ ha güneyde bir yol izlemesi İtalya için daha kazançh ola­ cak gibi görünmekteydi. Manastır'dan Üsküp'e kadar Makedonya dağ kollarmm kenarmdan gide­ cek olan bu hat. meyvalan. bunu da hare­ kât üssüyle ilişkisini rahatça sürdürerek yapabilecekti. Adriyatik'e ulaşmayı amaç edinen her plan için olduğu gibi İtalya.üstünden Atina'ya bağlayacaktı. bir Bulgar ordusu Makedonya'ya saldıracak ve İstanbul'u Rumeli vilayetlerinden ayıracak.) Komanova'da Bulgar sımrma ulaşacak bir hattın yapımma izin vermeyi kabul etmiş­ ti. Bulgar tasansım da destekhyordu. sanayiinin ürünleri için Balkan devletlerinde ve Rusya'da büyük bir pi­ yasa bulmayı umuyordu.

bu durumu Aya Stefanos Andlaşması az kalsm gerçekleştiriyordu. Osmanh Hükümeti imtiyaz sahiple­ rinden hattm Serez'den. Anadolu'daki ordu birlikleri İzmir'de gemilere bindirile­ rek birkaç saatte Serez'in limanı olan Orfani'ye ve Bulgar smırma ulaştırılacaktı. Asknda bugünlük düşünülmediği görülen bu tasarı Tür­ kiye için en çok kabul edilebilir bir çözümdü. Türkiye'nin savunması bakımmdan İstanbul-Selak'e dayanan stratejik yelpazeye dayanarak İmparatorluğun Avrupa'daki vilayetlerinde her yöne yayılacaktı. Ülkeyi baştan sona geçecek bir hat yerini Struma demiryolunun Makedonya'nm kenarmdan geçmesi elbette ki Bulgaristan'm siyasal amaçları için daha az elverişli olacaktL Buna karşılık önemH bir merkez olan Serez'e uğrayacak ve Sofya ile Ege Denizi arasmdaki mesafeyi hissedilir d e r e c e d e kısalta­ caktı. rıhtımı olan Orfani'nin son durağı­ na kadar uzatılmasım isteyebilirdi. seferberlik halin­ de. fazla bir . Bu yo­ lun.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 59 tehlike bir yana bırakıhrsa. Böylece Osmanh İmparatorluğu'nun bütünlüğü büyük ölçüde sarsıl­ mış olacaktL Türkler hiçbir zaman böyle bir tehlikeye göz yumamazlardı. Karade­ niz'den Ohrida gölüne kadar yayılacaktı. Rodop'u yandan sıyırarak ileriki operasyonlara sahne olabilecek olan Trakya ve Makedonya ovalarmı birbirinden ayıran böl­ meyi ortadan kaldıracaktı. Bununla birlikte Bab-ı Ali'yi tedirgin etmeden SofyaSelanik hattımn bağmtısım kurmanm basit bir yolu vardL Struma vadisinden ayrılmadan Radomir'e ya da Kösten­ dil'e kadar yapılmış olan bölümden yararlanılabilir. Bu. Cuma'dan Serez'e ya da daha doğrusu İstanbul-Selanik bağ­ lantısı üzerindeki Demir Hisar'a kadar inilebilirdi. Burada bir yükleme rıh­ tımı yapılacaktı. Makedonya eksenini izleyerek Sofya'dan Selanik'e inecek olan demiryolu bütün Bıügar-Makedonyahlarm büyük Bulgaristan düşünü canlandıracak­ tı: böylece Bulgaristan Tuna'dan Ege Denizi'ne. Türkler için aym sakmcaları yoktu. En sonunda.

Rusçuk-Tirnovo yolunda Varna-Sofya demiryolundan gelen bir şube hattıyla birleşmektedir. Rusya. Balkan demiryolu (le Transbalkanien) Romanya ve Rusya demiryolu ağlarma. Son durağmdah önce bu hat Balkanlar'ı 864 metre yükseklikten aştL Bu demiryolunu ya doğrudan doğruya ya da Kazanhk'tan Stara-Zagora'ya kadar uzatmak sözkonusu olmuştu. kendisini özenle uzak tuttuğu kom­ şu demiryolu akarıyla bağlanmasma razı olabileceği tek çö­ zümdü. Bükreş ve İstanbul arasmda en doğrudan ulaşım yolunu oluşturacaktı. Rusya. Bu hat. dış ülkelerdeki temsilciliklerine gönder­ diği bir genelge ile tasarlanan demiryoUarınm yapımma hiç­ bir kişisel ilgisi olmadığım bildirmiştir. Bu tür bir ödün. büyük Sofya-İstanbul hattma bağlanacak olan Çirpan bölümü kullanılacaktı.60 PAUL IMBERT İhtiyatsızlığa düşmeden. Ashnda bunun yerine başka yerlerde ödün koparmayı düşünmekteydi. Tuna üzerinde kuru­ lacak bir köprü ile birleşecekti. Balkan devletlerinin demiryolu imtiyazı isteklerini destekleyecek ama kendi he­ sabma hiçbir istekte bulunmayacaktı.) 1908 yıh sonunda işletmeye açıldı. Osmanlı Padişahı- . Aşağı Tuna ile Selanik Körfezi arasmda bir akımm doğmasma yol açardL Bunun sonucu. uzun zamandır. ön Asya'ya göz dikmişti. Timovo-Boruştika bölümü (75 km. Rusçuk'ta. Bu hat büyük bölümüyle zaten yapılmış bulunuyordu. Daha sonra. henüz gerçekleş­ memişti. Bu bağlantının yapılması için Bulgaristan'la Doğu Demiryollan Şirketi arasmda bir anlaş­ ma imzalanması gerekmekte ise de bu. *** Rus Hükümeti. belki İmparatorluğun güveıüiği için son derecede önemU olan başka bir hattm yapımınm ertelenmesi olacaktı: bu da Sofya'ya uğramadan Balkanları baştan başa geçerek Bul­ gar kuvvetlerini doğrudan Türkiye sınırma ulaştıracak bir hat olacaktı.

Bu hatlarm bütünü yarımadayı en sağlam bir ilerleme ve barış güvencesi oluşturacak bir ulaşım yolu ağıyla kaplayacaktır.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 61 nın bir iradesiyle. Ashnda bu demiryolları projelerinin öncüleri. (Ç. (Ç. bu projeleri özel amaçlar için kullanmayı düşünüyorlar­ dı. Fransa da. İşte Bab-ı Ah'nin büyük bir başarı gösterdiği bu tahtaravaUi oyunu. önce de gördüğümüz gibi. maddi çı­ karlardan çok. Bu basit demiryolu bölümü bir Rus ordu­ suna doğu savunmalarını geçerek Fırat vadisini izledikten sonra Halep vilayetinden İskenderun körfezine inme olana­ ğım sağlayacaktL Türklerin.N) . geleneksel (*) Kaıs. hakh ola­ rak. tahkimath Kars kentini^') Anadolu'nun gerçekten kiUt nok­ tası olan Türklerin elindeki büyük tahkimath Erzurum'a bağlayacak olan bir hattm yapımım incelemek istediklerini ileri sürmüşlerdir. Osmanhlar son direnme noktası olan bu Anadolu yaylasını. kendileri için yalnızca tehlike getirecek olan bu imtiyazı nasıl verecekleri anlaşılır gibi değil. Ticaret alanmda yarışma görünümü altmda. siyasal hırslan doyurmak istiyorlardL Şüphe­ siz bu hatlardan her biri geçtikleri yerlerde ekonomik geliş­ meye katkıda bulunacaktı. Ne var ki. hiç bir zaman. bunları öneren dev­ letler. Ruslara daha başlangıçta.N) (*•) Bu söz gerçeği yansıtmıyor. kendi istekleriyle yabancılara açmaya­ caklardı. Bu açıdan Fransa gibi çı­ kar düşüncesi gütmeyen bir devlet^*') genel yararla ilgili projelere kayıtsız kalamazdı. o tarihte Rus Çariıgının elindeydi. Bundan ötürü Rusya Avusturya'nm istediği ka­ zançlara denk düşecek çıkarları Avrupa'da aramak zorund a y î . Balkan demiryolları projelerine en iyi başa­ rı şansmı kazandırmış oldu. Denildiğine göre böylece Ruslar. Bağdat'm ilk yolunu Eskişehir ve Konya üstünden güneye saptırma olanağını kazandırmıştı. Karadeniz havzasmda Rusya'ya Bağdat demiryollarıyla aym koşullarda her türlü ulaşım yolu yapma konusunda «tercih hakkı» tanmmıştL Bu anlaşma. Avrupa'nın öteki emperyalist devletle­ ri gibi çıkar peşindeydi.

on yüzyıl önce olduğu gibi. Bu da 400 milyon­ luk bir sermayeyi gerektirmekteydi. Daha 1860'da. . Tuna'­ dan Adriyatik'e kadar Orta Avrupa İmparatorluğu için çe­ kişiyorlardı. bugün de Sava'dan takun adalara. Abdülmecid'in bakanları Fuad ve Ah (Paşalar . politika­ dır. Bundan da Burgaz üzerindeki herhangi bir noktadan bir Edirne-Dedeağaç şube hattı ayrıldıktan başka bir hat da Selânik'den başlayarak Avusturya smırma ulaşacaktı. Tasarlanan bütün hatlar arasmdaki bir hat onları çok ilgi­ lendirmekteydi. Bu tasarıya uygun olarak İstan­ bul ile Bağdat arasmda bir ana hat döşenecekti. doğu krizi. Başbakanlıklar arasmda gidip gelen notalarda ve basmdaki polemiklerde az çok ciddi demiryolu projeleri ile çoğu kez hayal ürünü yolboyu tasarıları çatışırken. Buna göre Balkan yarımadasımn bir ucun­ dan öteki ucuna gidecek olan bir demiryolu İstanbul Boğa­ zı ile Tuna arasmda ulaşım sağlayacak ve İstanbul'u Viya­ na ve Paris'e bağlayacaktı.) büyük bir demiryolu programı hazırladılar. Böyle olunca kim bütün bu demiryolu projeleri­ nin geleceğinin ne olacagmı kestirebilirdi? Bunları ortaya çıkartan ve zaman zaman güncelliğe kavuşturan. engel olacak olan teknik ve parasal güçlüklerden çok. bunlarm gerçekleşmesine belki de daha uzun zaman. siya­ sal nedenlerdir.ç. yeni Osmanh rejiminin başlangıcım işaretleyen çetin çatışmanm bir ev­ resi oldu. da­ ha önceden yapıhnış bulunan demiryollarınm mülkiyetinin tartışma konusu olmasıyla karmaşık bir hal aldL Bulgaristan'm Rumeli'deki demiryollarma el koyması.62 PAUL IMBERT çekişmelerini. Balkanlara egemen olma yolundaki sürekli çatışmalarmı gizHyorlardL Germenlerle Slavlar.

Anlaşma 22. baron Hirsch imtiyazı ele geçirdi. Şimdi Baron Hirsch'e bu geliri sermayeleştirmesi işi kalıyordu. Böylece. 1903). Ancak güçlü bir şirket başarı olasılığıyla bunu ele alabilirdi. Bu şirket ötekinin yerini alarak demiryolunu işletecek ve bunun karşılığmda ona kilometre basma 8000 Frank yıllık gelir ödeyecekti. 200. bu süre boyunca demiryolu ağını işletecek olan imtiyaz sahibi şirketin yükümlülüğünde kalacaktı. ertesi gün de Avrupa Türkiyesi De­ miryolu Genel İşletme Şirketi kuruldu. demiryolu ağmm yapımı için 99 yıl boyunca kilometre basma 22. Osmanlı Hükümeti 99 yıl 14. Baron Hirsch. Essai sur l'histoire financiere de la Turquie (Rousseau. 54 milyon sermayeli iki şirket kurdu.000 Frankhk bir yılhk gelir sağlamış oluyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 63 Böylesine büyük bir işi başarmak için Türk Hükümeti gerekli kaynaklara ve kişilere sahip değildi. Tahviller biri (•) Du VELAY.980. Bu da bir kilometre demiryolunun yapımı için zorunlu görü­ len paraydı. geri kalan 8000 Frank ise. bunlar andlaşmada belirlenen sürede ilk işleri yapamadıkları için 12 Nisan 1869'da imtiyazları ellerinden almdL Birkaç gün sonra. Bu amaç­ la 1.000 Frankhk tahvil çıkardL Hisselerin nominal de­ ğeri 400 Frank olup yılık geliri 12 franktı ve kura ile amor­ ti edilecek ve büyükçe bir prim ödenecekti. İmparatorluk Demiryolu Şirketi. Önce 5 Ocak 1870'de bunlar­ dan hatları döşeyecek olan Avrupa Türkiyesi Demiryolu İmparatorluk Şirketi. Bu 22000 Frank garantiyi sağlamak üzere. bu paranm dörtte biri ödenmişti. Ne var ki. Bu miktar Osmanlı Hükümeti'nin aldığı borcun fa­ izine denk olup.000 Frank ödeyecekti.'^') Rumeli demiryolu imtiyazı 31 Mayıs 1868'de müteah­ hit Van Elst Kardeşler şirketine verildi. .000 Frankhk bir sermayenin geliri idi. Ama anlaşmaya ilk on yıh içeren bir sürede Osmanlı Hü­ kümeti'nin kendisinin ödeyeceği yazıldı.000 Franklık kilometre garantisi esasma göre yapıldı.

1885'den 1888'e kadar Selanik-Üsküp hattı Belgrad'a kadar uzatıldı. Avrupa Türkiyesi DemiryoUan İmparator­ luk Şirketi. imtiyaz hakkım. Dede-KuleliBurgaz. 1894 borçlanmasmm içinde erimiş bulunmaktadır. şirkete % 55. amortisman bedeh de % 1 ola­ caktı. tstanbul-Belova hattı da. kilometre basma brüt gelir üzerinden alman 7000 Frank ile işletme masrafları ve yatırdan ser­ mayenin faizi karşılanacaktı. Bu hatlarm toplam uzunluğu 1. Bu pay. bugün. Böylece Osmanlı Devleti 1. 18 Mayıs 1872'de. Birleştirme hatlarmm yapımmdan beri. bunun faizi % 7. işletme şirketi ile arasmdaki sözleşmenin sağladığı kazançla birlikte Osmanlı Hükümeti'ne geri verdi. Doğu şirketiyle Osmanlı Hükümeti arasmda 22 Arahk 1885'de imzalanan bir anlaşma ile gelirlerin paylaşunı dü­ zenlenmişti. işletme gelirinden hükümetin payma düşen bölümün güvencesiydi. Selanik-Mitrovitza hatlarmı içine ahyordu.300 kilometre­ ye indirgenmiş olan yapılacak bölümünün sahibi oluyordu. Bulgar ve Sırp demiryolu ağlarma bağlandı. kalanı da. Bu yıUık gelir. Doğu Şirketiy­ le Osmanlı Hükümeti ve Bulgar Hükümeti arasmda çeşitli anlaşmalar imzalandı. Böylece İstanbul ve Sela­ nik Viyana ve Paris'le bağmtüı hale gelmiş oluyordu. Türkiye Genel Demiryolları Şirketi bundan sonra 1878'de başlayarak Doğu Demiryolları İşletme Şirketi adı altmda tek basma çahşacaktL Berlin Antlaşmasmdan önce Baron Hirsch tarafmdan yapılan demiryolları ağı. İstanbul-Edime-Belova. Os­ manlı Hükümeti'ne % 45 olmak üzere paylaşılacaktı.64 PAUL IMBERT Mart 1870'de öteki Eylül 1872'de olmak üzere iki kez satı­ şa çıkarıldL Bu satış pek başarıh olmamıştı.145 kilomet­ reydi. Tirnova-Yambolu. Önce. Bulgar hükümeti 1894'de Belova ile Vakarel arasmdaki Osmanh hükümetinin mah olan demir- . Bu arada. Bu­ na karşılık Osmanlı Hükümeti kilometresine en az gelir ol­ mak üzere 1500 Frank ödemeyi üstleniyordu. Bundan baş­ ka şirket de hükümete 23 milyon frankhk bir cari hesap açıyordu.

18 Eylül 1908 günü Doğu şirketi memurları üc­ retlerinin arttırıhnaması üzerine greve gitmişlerdi. Birçok hoşa giden girişimlerden sonra Bab-ı Ali. Bu uzlaşma gereğince Bulgar Prensüği Hükümeti 25 Mart 1899'da 25 yıl süreyle tüm paralel ya da. bu hattm sahipli­ ğinden vazgeçti ve Şirket de yıhk bir ödenti karşıhğı işlet­ meyi Bulgarlara bıraktL Şirketle Bulgar Hükümeti arasmda tarife anlaşmazlık­ ları çıktığı için. Bu maddeye göre «Bab-ı Ali'nin Doğu Rumeli de­ miryolları üzerindeki haklan ve yükümlülükleri tamamiyle saklıdır. kuzeyde Kazanhk'a yönelen Stara Zagora'da Kazanlık hattıyla birleşen bir hattm yapım hakkım elinde tutu. Bu hat daha kuzeye yönelerek Nova Zagora istasyonun­ da Tirnovo-Yambolu hattıyla birleşecekti. Doğu Şirketinin hattma paralel.smırı aştı. tamamlanmış olan Çirpan-Nova Zagora hattım şirkete kiraladı. Berlin Anlaşması'nm 2 r n c i maddesine dayamyordu. Aym 2rinde grev sona erdi. ama Doğu şirketinin görevlileri işe başla­ mak istediklerinde Bulgar memurları yerlerini bırakmadı- . Orta Av­ rupa ile ilişkiler kesildi. Nova-Zagora-Çirpan hattı tamamlanmış olup Çirpan'm Fiübe'ye bağ­ lanması kahyordu. Bu çeşitU anlaşmalarm hukuksal temeh. Bulgar Hükü­ meti üan ettiği önlemleri uygulamaya koydu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 6S yolu bölümüne el koyarak Bulgaristan prensliği ile Doğu Rumeli arasmdaki -bugün silinmiş olan. uluslararası bakımdan. bir hat yapımma karar ver­ di. Memur­ lar şirketin ücret önerilerini kabul etmeyince. Bun­ dan başka aym süre için. Fakat.» Oysa. şirket hat­ tıyla rekabet edecek hatlarm yapımım durduruyordu. Bu sırada şirketle Bulgar Devleti arasm­ da bir uzlaşma oldu. Filibe'den başlaya­ rak. bunun üzerine Sofya Hükümeti gre­ vin uzaması halinde demiryolunun işletilmesini bir demir­ yolcu birhğinin askerleriyle sağlayacağım bildirdi. Bulgar Hükümeti Filibe'den başlayarak. Bu «paralel hat­ tm» döşenmesi şirkete çok zarar veriyordu.

antlaşma ve anlaşma­ larla işletme hakkma sahip olduğu hat bölümünün verilme­ si için harekete geçmelerini istedi. parasal bir kombinezonla. konuşmalar birkaç kez ertelendi. Berlin antlaşmasmı imzalamış olan devlet­ lere bir genelge göndererek Şirkete. Za­ rarı bol bol ödenen Doğu Şirketi. Bundan sonra da bu sorunu Bâb-ı Ali ile değil fakat şirketle görüşmek istediğini açıkladı. Rusya. Bulgaristan. Bulgar Hükümeti beklenmedik girişiminden sonra. İleride göreceğimiz gibi. uz­ laşmacı bir tutum içinde olduğunu kanıtlamak gereğini duy­ muştu. TürkBulgar anlaşmazhğırun giderilmesini ustaca telkin etti. Balkanlar'da hazırlanan demiryolu yapımı girişimlerine katılabilirdi. Şirketin başvurusu üzerine Bulgar Hükümeti. buna bağım­ sızlığım ilân ederek yamt verdi: bundan sonra demiryolu işi ikinci plana geçiyordu ve tek basma bir düzenleme konusu olamayacaktL Doğu sorunu yeni bir görünüş altmda bütün enginhğiyle ortaya çıkmış oluyordu. Türkiye'de. Bunun­ la birlikte Osmanh Hükümeti'yle girişilen görüşmeler başa­ rısızlığa yüz tuttu. . ekono­ mik çıkarlarıyla birlikte ulusal savunmasmm.66 PAUL IMBERT lar. Birkaç kez Tirnovo «ulusal hareketinin» sarstığı maddi çıkarlarm zararmı ödeme ilkesini kabul etti. ülkesinden ge­ çen bir demiryolunun. bir yabancı şirketçe işletilmesi yü­ zünden zarara uğradığmı ileri sürerek Bulgar memurları çekmeyeceğini bildirdi.

Ye­ men'i yeniden ele geçirmeyi başardılar. Bab-ı Ali'nin adamı olmayı kabul eden kişileri ge­ çirdiler. Ne var ki. Ancak yir­ mi otuz yıldu. l'islam et les Puissances. kabileleri­ nin özerkliğini korumayı başardılar. 1907. Bagdad). nişan­ lar. göçebe olsun Araplar. Hilâh Hindistan sınırlarmdan Poitiers ovalarma kadar götüren cenkçilerin to­ runları olduklarım göstermişlerdir. Yerleşik olsun. bu yeni başarı. unvanlar. bu im­ paratorluğun bir parçasıdır. Bununla birlikte hiçbir zaman Arabistan yarımadası üzerinde egemenliklerim tamamiyle sürdürmüş değillerdi. yüzyıldan beri Osman­ lı İmparatorluğu'nu oluşturan ülkelerden biridir. bir yıl önce Basra Körfezi'ndeki El-Hassay eyaletini aldıktan sonradu" ki. Yavuz Sultan SeUm'in Nil vadi­ sini ele geçirmesinden sonra. ne de içtenhkli bir anlaşma oldu. kuramsal olarak. Ashnda pek de sağlam olmayan bir işgaldi bu. Türklerle aralarmda ne kaynaşma. XVI. bir çok değişmelere uğradı. Yalnızca. (*) Victor BĞRARD'ın şu kitabından yararlanılabilir (Le Sultan. pöhpöhlemeler ve armağanlarla Arap topluluİdarmm basma. îki yüzyıl bo­ yunca Osmanhlarm buradaki nüfuzu kararsız durumdaydı. Colin. A .ki becerikH Osmanh valileri. son zamanlarda Arap miUiyetçiüğinin hızh atılımıyla sarsılmış bulunmaktadır. Daha 1633'de Türkler.IV MEKKE HATTI^'^ rabistan. (Constantinople. Yemen'i yerel şeyhlerin yönetimine bıraktılar. Her zaman. Le Mecque. Mısır'a bağunh olan Hicaz ve Yemen Osmanh egemenliği altma girmişti.

müslümanhğm odağınm bulunduğu topraktL Hem sonra otuz üç yıl boyunca müslümanhğa es­ ki gücünü ve görkemliliğini kazandırmayı amaç edinmiş olan bu Padişah için. Arabistan'm ayn bir değeri vardı. bu iki kutsal kentin hadimi (hizmetçisi) ve koruyucu­ su. dünyaıun yazgısımn biricik hakemi. Edirne. nüfuzu Kuveyt'ten Şam'a ve Kızü­ deniz yakınlarma kadar yayüdt İbnSuud'a karşı gönderilen VI. Arap yarımadası onun gözün­ de. Onım gözünde bu iki un­ vanın. İstanbul. Os­ manh hükümdarlarınm resmi unvanları «Sultanların sulta­ nı. bunlardan başka Arapça iki unvana daha sahç)tirler: «Hahfe ve Mekke ve Medi'nin. Sultan Abdülhamit. Ermenistan. bütün hükümdarhğı süre­ since dünya müslümanlarmm mânevi önderi olmayı düşün- .ffl PAUL IMBERT 1904'de Necid emiri İbn-Suud. Türk Kolordosu Komutam müşir (mareşal) Feyzi Paşa yenilgi üstüne yenilgfye uğradı. Bursa'nm Padişahı. Osmanhiar'daki şatafath teşrifata gölge düşürmediği şüphesizdir. Arabistan'da baş gösteren tehlike da­ ha da artmamıştı. üç kentin. en güçlü imparatorların imparatoru. Irak'da yaşayan aynı kan­ dan halkı uyandırarak bir zamanki birhği yemden kurabile­ cek miydi? Eski günlerin şanh anılan silinmiş değildi.» unvanım da taşımaktaydılar. güzellikle ya da zorla çevresinde topladı. ayrıhkçı hareket bugün de hâlâ korkutu­ cu olmakla birlikte. Surfye'de. Allahm yeryüzündeki gölgesi» ise de. iki kıta ile iki denizin egemeni. Makedonya gjbi kuvvetle ilgilendiği yabancılann hırslarına karşı İmparatorluğun hesaph bir ilgi üe sa­ vunmakla onur duyduğu herhangi bir eyaleti değildi. tüm bir edebiyat bu anıları kuşaktan kuşağa aktartyordu. Geç­ mişin örneği yeniden Arap «ulus»unu çelıkleştirecek miy­ di? Bununla birlikte. Uzun süreden beri Arabistan'ı kaybetme olasıhğı AbdüUıamid'i tedirgin ediyordu. Orta Arabistan'da eski Vahabi İmparatorluğu'nu bir bölümüyle yeniden kurduktan sonra. hanlann hanı. İbn-Suud'un girişimlerinin uyandırdığı korkular gerçekleşmedi. yarımadadaki belli başh şeyhleri. dahası San'ada çevriU kaldL Ibn-Suud Filistin'de. kutsal kentlerin. Arabis­ tan.

Ama Hindistan'da. ve buyurduklarıfta uy­ maya*^*) çağırmışlardı. Sudan'da 250-300 milyon müslüman yaşamaktadır. . Dinsel tarikatlarla ilişkisi olan Abdülhamit. Mısır'da. halklarm hayal gücüne. Abdülha­ mit'in Panislamizm yolunda başarı kazanması için en sağ­ lam güvenceydi. Bir zaman yirmi yıl kadar önce. Çin'de. Türklerin birgün Balkanlar'daki hristiyan uyruklulara ya da Kafkaslar'a kar­ şı cihada (kutsal savaş . Kutsal top­ raklarda kendisine itaat edilmesini sa^amak.) kalkan bağnazlaştırıhnış Arap yığınlarmm yardımmı görmeyeceğini kim söyleyebilir? (•) Gabriel CHARMES.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 69 müş. Tunus'da. (Paris. Bugün bütün müslüman topluluklarımn gözlerim Osmanh padişahma çevirdikleri açıkça görül­ mektedir. Bundan başka yartmadanm güneyindeki Yemen. politikalarınm yönetimini onun eliıe bırakmaya. Batlamyus'un ve Strabon'un mutlu Arabistan'ı. hacılara para yardımmda bulunmak gibi eylemler. kutsal kentlere sahip olınaktan daha az etki yapardı. Osmanh İmpa­ ratorluğu'nun en zengin ve tarımm ileri olduğu bölgeleriydi. Asya'nm uzak bölgelerine ve Orta Afrika'ya kendisini övmekle görevli adamlar gönderdi. dinsel bayramları candan kutlamak. «îslam ülkelerinin hükümdarlarım ve halklarım Halife'yle içtenlikle ihşki kurmaya. derinden istemiştir. L'avenir de la Turquie. Bunun için İstanbul'daki padişah için Mekke ile Medi­ ne'ye komuta etmek çok önemhydi Kur'an'm buyruklarma harfi harfine uymak. Sumatra'da. din adamlarım onurlandırmak. Arabistan nefis üzümler ve baharat ülkesi olduğu kadar tü­ kenmez bir insan ve enerji deposuydu. kendisi­ ne yakm gazeteler. Ordulanmn en küçük başarısı. Ceza­ yir'de. Cava'da.ç. daha son zaman­ larda Yunanistan'a karşı kazandığı zaferde olduğu gibi ina­ nılmaz bir hızla sarı kıtanm ve kara kıtanm en ücra köşelerüıde yankılanmaktadır. 1882). Türk İmparatorluğu'nda ancak 16 ya da 18 milyon müslüman vardı.

Böylece. güneye doğru da San'a ve Aden kentleri kurulmuştur. Arabistan yarımadasına gerçekten ege­ men olmak. Bundan başka Hint Okyanusu'nun güneyi ile Umman deni­ zi dağlarla çevrilidir. Sur^e ve Anadolu hacılarınm Kabe'ye gitmek üzere izle­ dikleri geleneksel yoldur. Öy­ le ki. İyi mevsimde kullanılan ve kervanlara elverişh yerel patikalarm dışmda topu topu iki büyük ulaşım yolu vardır: biri. güneyindeki Dahna'da da yağmur ve akarsu yok­ tur. Bâb-ı Âli için ölçülemez bir değer taşımaktaydL Ama bu engin yaylaya hükmetmek ve bunu sürdürmek güç bir şeydi. bu iki büyük yo­ lu ele geçirmek zorunludur. biri Bağdat'a ve Mezopotamya'ya. ikiye ay­ rılır. C^leki yer yer iki bin metre yüksekhgi bulan bir tabya içine kapanmış gibidir. Ama Abdülha­ mit daha tyisini düşündü. Öteki bıma tamamiyle dikey du­ rumdaki yoldur.70 PAUL IMBERT Bundan ötürü. buralarda bir bitkiye ve bir canh yaratığa pek seyrek rastlanır ya da hiç rastlanmaz. kurak rüzgarlarm yakıcı soluğundan korunmuş durumdadır. Kızddeniz kıyısmda. Bir demiryolu hattı döşetmek iste- . Bu coğrafya koşulları. Ülkenin içlerinde Kızıldeniz'in ve Basra Körfezi'nin ötesindeki îran ve Sahra'nm çöl niteliğindeki iklim yapısı hüküm sürmektedir. Arabistan yarımadası batıda Kızıldeniz'in do­ ğu kıyışım çevreleyen büyük bir dağ zincirine dayanmıştır. uzunluğunda suyu bol bir nehrin suladığı zengin ve yer yer canh vahalarla bezenmiş Necid bölgesi vardır. Arabistan'da yol yapımım olanaksızlaştırmıştır. öteki Basra Körfe­ zi'nin k^ısma ulaşır. Mekke'ye giden geçitte yer yer kışlalar kurmuşlardı. Bu. Mısır. Başka yerlerde ise ısı 40-50 dereceye kadar yükselir. Türkler. Burada kutsal kentler. dağhk arazinin eteğin­ deki kıyı şeridinden geçer. Bu yol Necid'den geçtikten sonra. bu bir askeri işgalden daha başka bir şeydL Onun politikası için boş yere bir demiryolu politi­ kasıdır denilmemiştir. Burada iklim sağhklı olup. Hicaz'da. yarımadaya hükmetmek için. Yalnız bu iki çölün arasmda 1300 km. Yarımadanm kuzeyindeki Nefud'da.

genellikle sona erişmez.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 71 miş. böylece Mekke dolaylarmda. kendinden sonraki padişah da Mekke ile Medine'yi birleştirdikten sonra Şam'a bağlamıştı. Bu hattm bu denli başarı ile ve böylesine çabuk gerçekleştirilmesi. Hattm baş­ langıç noktası müslümanlar için kutsal kentlerden sayılan. uygulanmasmda. temelinde dinsel amaçla siyasal hırsm birleşmesiyle açıklanabilir. Hacıları Peygamber'in türbesine kadar götürecek olan bu hat. Bu girişimin şaşırtıcı yönlerinden biri de. yerh bir hükümdarm ortaya çıkıp eski halife­ lerin ünvanmı ve iktidarmı ele geçirmesine engel olacaktır. 1900 Mayısı'nda bir irade-i seniye ile (padişahm buyru­ ğu) Suriye'yi Mekke ve Medine'ye bağlayacak olan bir de­ miryolunun döşenmesi düşüncesi ortaya atıldı. Ona göre. Öyle görünüyor ki. müslümanlarm emirinin askerlerini de kutsal kentlere ve Necid yakınlarma kadar iletecektir. ya­ pılması en zorunlu işler bile belli olmayan bir zamana erte­ lenirdi. En iyimser kim­ seler bile burada da Osmanh Hükümeti'nin Haydarpaşa-İzmit. Böylece müslümanlarm saygm kentlerini birbirine bağlayan «Hicaz demiryolu» en görkemh bir kutsal yol oluyordu. *** Ashnda bu işin büyük güçlükleri vardı. Daha sonra bu hat Halep ve Konya'dan geçerek İstanbul'a ulaş­ tı. Arabistan'm kapısı Şam kenti idi. Oysa Osmanh İmparatorluğu'nda reformlar. buna girişmiş. sonra yabancı imtiyazlarm eline geçmek gj- . Mudanya-Bursa hatlarmdaki uygunsuzluklarla karşılaşacağmı görüyorlardı: bu demiryollannm yapımma devlet başlamıştı ama. bugün Hicaz ve Yemen üzerindeki egemenliğinin gerçekleşeceğiyle övünmektedir. he­ men hiçbir yabancı katkısı bulunmadan böylesine çabuk ve metodlu bir biçimde gerçekleşmiş olmasıdır. bu büyük tasarımn onuru son padişa­ ha gelmektedir: Arabistan'daki «Hamidiye» demiryolu sa­ yesinde.

birkaç hafta süren hacı yolcular çok ucuza taşmdıkları için . Üstelik Padişahui. Şam'dan hareket edecek olan hattm karşılaşacağı bir güçlük de bu kentte.işletme harcamalarmı karşılayamıyordu. Isı en alt dere­ celerden en üst derecelere kadar değişiyordu bir gün için­ de. kış rüzgarları termo­ metreyi kimi zaman sıfırm altmda 10-15 dereceye düşürür­ ken. Ama yine de bu son derecede çetin bir iştir. Türkiye'nin maliyesi. sonra denetleyecek ve adım adım ilerlemesini yönetecek teknik personel hemen hemen yok gibiydi. Sonra rüzgarlarm sa- . Bu 2000 kilometrelik hat üzerinde he­ men hiç trafik yok gibiydi. bu hattı yahıız müslüman çalışan­ lar ve müslüman ülkelerden elde edilen gereçlerle gerçek­ leştirme düşüncesi bu durumu daha da elverişsiz hale geti­ riyordu. yabancı imtiyazh şirketlerle karşılaş­ mış olmasıydı: Hayfa-Şam hattım yapacak olan Syrian RaiIwayCompany ve Beyrut-Şam^Havran Fransız Şirketi gi­ bi. Ru­ meli demiryolu ağmm uğradığı acı sarsmtıya uğramazsa. hacıları ha­ raca kesen bedevilerin denetimi altmdadır. bu girişimin öncüleri çok mutlu sayacaklardı kendilerim.72 PAUL IMBERT bi bir felakete uğramıştL Eğer. Bunun gibi dülgerlik işlerini yapacak usta işçiler de yoktu. Yaylalarda Ürdün'ün güneyinde. Demiryolunun geçece­ ği yerleri saptayacak. en çetin başhca engel Osmanlı hazine­ sinin parasızlığı idi. En göze çarpan. Demiryolunun geçtiği yerlerdeki su kaynakları. Doğa da hattm yapımı karşısma bir çok engeller çıkarmaktaydL Bozkırdan ve çölden 2000-2500 kilometrelik bir demiryolunu geçirmek bugün artık gerçekleştirilemeyecek bir iş değildir. Böyle olunca. hattm döşenmesi için zorunlu pa­ ra nereden bulunacaktı? Bundan başka Türkiye'de böylesine önemli bir girişim için gerekU sanayi kuruluşları yoktu. Bu şirketin yaptığı Mzerib demiryolu Havran'dan elde edilen ürünleri Şam'a getiriyordu. Nefud'da ise yakıcı muson kasırgalarımn etkisiyle ısı gölgede 50-60 dereceye çıkmaktaydı.

Kızıldeniz'in iki kuzey gi­ rintisi vardL Kasvetli ve zayıf bir kalesi olan Akaba'ya ker­ vancılar uğrarlardı zaman zaman. müfrezeye komuta eden subaym. elçisi de Bab-ı Aü'ye karşı tehdit edici bir dil kullandı. Çalışmalarm yapıldığı yere daha yakm bir giriş kapısı gerekliydi. Akaba körfezinin batı kıyısmda bulunan Tabah. Bunun üzerine Tabah'daki Türk birliği çekildi. Buna karşılık tek bir yön­ deki rampalarm toplamı gidiş geliş için 4200 m. Akaba'dan çı­ kan bir Türk taburu geüp Tabah'ta karargâh kurdu.. gereçlerin bölgeye sokulması için gerekli bir liman bulunmayışı idi. Ama Hayfa. Hidiv'in isteğim İstanbul'a bildirdi. hem de su sarnıçları bulu­ nan Tabah limanı vardı. yanlış bir ha­ reketi miydi.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 73 vurduğu kum yığınları kurak bölgeleri kaphyordu. yoksa. ingiltere. Ama Akaba'nm hemen yakmmda hem ulaşılması kolay. bunu çözmek güçtür. Bundan başka yoldaki büyük iniş çıkışları da düzletmek gerekiyor­ du. Arabistan falezlerinin eteklerindeki ince kıyı şeridinde. Bir b«şka sıkmtı da. İngiliz Hükümeti. burası hem tarih bakımmdan hem de 1892 İngiüz-Türk anlaşması uyarmca Mısır'a bağlanmıştı. Oy­ sa Akaba körfezinin iç taraflarmda. Akdeniz filosuna da Ça­ nakkale'ye doğru bir gezinti yaptırttı. Hicaz yolunun başladığı Maan'dan 400 kilometre uzaklıktaydı. . Bu ha­ reket köyün işgaü demek miydi. İngiltere ayrıca Mısır'da­ ki garnizonunu güçlendirdiği gibi. Bab-ı Aü'nin ileri sürdüğü gibi. Sina yarımadası topraklarmm bir parçasıy­ dı. Tren böylece aşağı yukarı 8000 metre­ yi aşacaktı. 1906 Ocak aymda. bu da Andes Cordillere'inin en doruktaki yük­ sekliğine eşitti. Suriye topraklarmdaki Hayfa'yı seçmek gerekiyordu. Bu. Ne olursa olsun İngiliz­ ler bunu protesto ettiler.'lik yoldaki en doruk noktası 1300 metreyi geçmiyorsa da en çukur yeri 236 metreye kadar düşmektedir. Burası bir limandan çok demir atmaya elverişü bir yerdi. öteki yön­ deki 3600 metreydi. Hayfa ile Medine arasındaki 1340 km. İngiltere'nin Padişahm tasarısma karşı gösterdiği karşıthğm bir bölümünden başka bir şey değildi.

Panislamizm yanlısı kimi gaze­ teler aşırı bir coşkuya îcapıhp kutsal demiryolunun Mısır'ı elinde tutanlara karşı bir silah olabileceğini açıklamak yanılgısma kapılmamış olsalardı bile. Girişimin gereksinmelerini karşılamak üzere bir çok olağanüstü kaynak yaratıldı. Aden'e. Basra Körfezi. Memurlarm maaşlarmm yüzde onu kesildi. Yeni pul gelirine ve gümrük harçlarma başvuruldu. Bas­ ra Körfezi'ne ve Hindistan'a yönelebilecek bir yolun yapılmasmı hoş karşılamamıştu-. İngiltere'ye göre.ç.) poUtikasmm ereklerinden biri olduğu düşünülürse. Arabis­ tan. İngilizle­ rin kutsal hattm gerçekleşmesine engel olmaları mantığa pek uygun düşer. Süveyş Kanah'na egemen olmalarmı sağlamasıydı. *** Bütün bu güçlüklerden en az çetin olam yine de para sorunuydu. Kızıldeniz. Mısır'm işgal edilmesinin başlıca değeri. Londra bu konuda kay­ gı nedeni bulmaktan geri kalmayacaktı. Bu. Kahire'de ve Habeşistan'da entrikalar çeviren Almanya'yı mat etmek olacaktı. Rusya ile bir anlaşma imzalamışlardL Mısır'm kurtarılmasmm. Kuve)rt şeyhim korumalarına almış. Hicaz hattmm karşılaştığı en çetin engeldi. Türklerin bu yoldaki azimlerini kırmak.74 ^ PAUL IMBERT hiçbir zaman Kızıldeniz kıyılarmdan geçerek. Bunun için İngüizler'in karşı koyması. Halifenin (Abdülhamit . Mısır'a yapılacak bir istila tehlikesini önlemek demekti. bütün imparatorlukta kur­ ban bayrammda kesilen koyunlarm derilerinin satışmdan gelen paraya el konuldu. bütün bunlar Hindistan'a giden cadde­ lerdi. Maksat ve Bahrejoı'i işgal etmiş. İstanbul'da büyük bir nüfuza sahip olan. Sonra da İslâm dünyasmda Akdeniz'den Sonda . Kanahn kapatılmasma kullanıdırılmamasma varmcaya ka­ dar düşünmüşlerdi: bir demiryoluyla Nil'i Sudan limanma bağlamışlardL Almanya'nm Mezopotamya ile ilgili projele­ rini suya düşürmek için. fatihlerin geleneksel yolu olan Suriye ve Sina yarımadası üzerinden. ashn­ da.

OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

75

adalarına varıncaya kadar bir bağış kampanyası açıldı. Bun­ dan gittikçe artan ölçüde büyük bir para elde edildi. Bu pararun miktarmı saptamak güç ise de 150200 milyon frank kadar olduğu kestirilmektedir. Avrupa'da, Asya'da ya da Afrika'da olsun, hiçbir kasaba, hiçbir köy yoktu ki bağışa katılarak kutsal işin başarısma yardım etmek istememiş ol­ sun. Hidiv, araç-gereç vermeyi vaadetti; iran Şahı da şii ol­ makla birlikte, payma düşen parayı verdi. Hint müslümanları da, büyük paralar göndererek tehlikeye uğramadan İn­ gilizlere karşı duydukları hoşnutsuzluğu açığa vurma fırsatı­ nı ele geçirmişlerdi: Luknov ahalisi 700.000 Frank, Rangunlular ve Madrah'lar bir buçuk müyondan fazla gönderdi­ ler. Ganj vadisinden bir raca, Medine garmm yapımım üst­ lendiğini bildirdi ve adamlarma binanm olabüdiğince lüks olmasmı buyurdu: garm yapımı aşağı yukarı bir milyona maloldu. Demiryolunun Medine'ye ulaştığı 1908'e kadar, her yıl 7-8 milyon toplanmıştı. Bunun için bu şaşırtıcı demiryolunun eşsiz bir nitehği vardı, hisse senedi ya da tahvil sahibi ortakları yoktu. Giri­ şimin sermayesi geri verilmeyecek ödünç paralardan oluş­ muştu. Gereksinmeye göre yalnızca islâm kaynaklarmdan elde edilmiş olan sermaye kendiliğinden amorti edilmiş olu­ yordu. Krediye başvurmadan müslümanlar güzel bir inanç atıhmı ve coşkusuyla gerekü milyonları sağlamışlardı. Bu para ustaca yönetildi. Abdülhamit, hiç aralıksız ve yakmdan bu işle uğraştL Şüphesiz başlangıçta üzücü yanhşlıklar yapılmadı değil: Beyrut limanmda bırakılan dekovil­ ler, raylar, vagonlar paslandı, müteahhitlerle zararh anlaş­ malar yapıldı. Ama bu boşuna harcamalar uzun sürmedi: demiryolu işlerinin yönetimi, Padişah'm başkanlığmdaki bir yüksek komisyonun yönetimine verildi. Günlük işlerin ayrmtıları, demiryolunun yapımma ihşkin sorunlarm çözümü ile Şam'da bulunan bir mâli komisyon görevlendirildi. Bunla­ rm uygulamasmı da müşir Kâzım Paşa üstlendi. Sonra da harcamalarm genel denetimi Gaudin admda bir Fransıza

76

PAUL IMBERT

verildi. Bu uzman, yeteneğini, Anadolu'daki bir çok demir­ yolu işletmesinin başmda bulunurken göstermişti. Dikkate değer bir nokta da şu ki, sekiz yıl boyunca gerek ücretlerin gerek öteki harcamalarm ödenmesi hiçbir kesintiye uğra­ madı: Osmanh İmparatorluğu'nun büyük baymdırhk işleri­ nin tarihinde eşine pek seyrek rastlanır bunun. Böylece, başlangıçta karşılaşılan bütün güçlükler, çahşmalan yönetenlerin becerikliliği sayesinde giderildi. Raylarm döşendiği topraklara devletin sahip olması için çeşitli yollar düşünüldü. Hiç kimsenin toprağma el konulmadı. De­ miryolunun geçtiği kuzey bölümündeki topraklar oldukça değerliydi. Ama bunlarm sahiplerinden hiç biri, işin kutsallıgma duydukları saygıdan ötürü hiç bir ödenti isteğinde bu­ lunmadılar. Hattm uzandığı Arabistan topraklarmda hiç bir mülkiyet sorunu söz konusu olmadL Bunun gibi el emeği de ucuza elde edildi. Osmanh or­ dusunun erleri çalıştırıldı. Şam ve Bağdat'ta bulunan kolor­ dulardan demiryolunun yapımmda çalıştırılmak üzere ahnan erlerden 7000 kişilik bir birlik kuruldu. Her ne kadar bu deneysiz işçiler başlangıçta az çok acemilik gösterdiler­ se de, bunlarm yanma verilen İtalyan ve Arnavut ustalarm yardımıyla, bu büyük iş en iyi koşullarla başarıldı, demiryo­ lu ve duvarcıhk işleri pek iyi bir biçimde yapıldı. Bu asker işçilerin ücretleri Harbiye Nezareti (M. Savunma Bakanhğı - ç.) bütçesinden ödendiği için, demiryolu bütçesine yük olmadı. Hem sonra bu el emeği kaynağı kurumak şöyle dursun, tükenmez bir nitelikteydi: müslüman askerler, onur duyuyorlardı bu kutsal hattm yapımmda çalışmaktan. Bundan başka Padişah'm buyruğu ile, demiryolunda çahşan askerlerin hizmet süreleri üçte bir oranmda kısaltılmıştı. Bu da birliklerin gayretini büsbütün arttırdı. Böylece, maki­ nist, ateşçi, telgrafçı, gardfren ve makasçı olarak iki bin as­ ker görevlendirmişti. Türk mühendisleri de yeteneklerini pek güzel bir bi­ çimde ortaya koydular. Teknik çahşmalar, Alman Meiss-

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

77

ner'le yardımcısı Fransız Schroeder yönetimine verildi. İtal­ yanlar da görevlendirilmişti. Bundan başka istihkâm alayla­ rı ve İstanbul'daki mühendis okulu b i l ^ ve becerikli çahşanlar sağladı: bunlardan Muhtar Bey, keşif ve etüd işleri­ nin bir bölümünü gerçekleştirdi. Hayfa hattı için o güzel Yarmuk yolunu çizmişti. Şam'da rastlanan demiryolu ağları ya satm almdı ya da kutsal hattm rekabetine katlanmak zorunda kaldı. İmti­ yazmı henüz yeni uygulamaya koymuş olan Syrian Railway Company bunu 1.250.000 Franka satmaya razı oldu. Fran­ sızlarm BejTut-Şam-Havran şirketi daha pazarhkçı davran­ dı: 100 kilometrelik Şam-Mzerib bölümü için önerilen 7.500.000 Frankı kabul etmedi. Havran'm buğdaylarım Şam'a ve Beyrut'a ileten bu hat için daha yüksek bir fiyat istiyordu. Bunım üzerine Abdülhamit hemen Fransız hattı­ nm yam sıra yeni bir demiryolu döşetmeye girişti. Şam'dan Deraa'ya giden, Fransızlarmkine koşut bir demiryolu dö­ şendi, sonra bu son noktadan Hayfa limanma giden bir hat çekildi; bu hat Hicaz demiryolu ağmm geçici başı olacaktı. Bununla birlikte Şirketin ve Fransız elçisinin isteklerini şid­ detle ileri sürmeleri etkisini gösterdi. Hahfe'nin Şam-Deraa hattı elinde kalacaktı. Buna karşıhk Fransızlar 3.400.000 Franklık götürü bir ödenti (tazminat) ile kuzey Suriye'de Şam ile Halep arasmda yapılacak bir hattm imti­ yazmı aldılar. Bu hat, Mekke hattmı, ileriki Bağdat demir­ yoluna bağlayacaktL Bütün rekabetler böylece uzaklaştırıhnca, iş, doğal en­ gelleri yenmeye kahyordu. Demiryolu dar hath olduğundan ve herhangi bir derecede bir ticaret ulaşım aracı olarak yapılmadığmdan yol.boyunca engebeh araziye uydurulması kolay oldu. Yarmuk vadisi dışmda hiçbir yerde büyük köp­ rü, tünel işleri gerekmemişti. Hemen hemen bir çöl nitehğinde olan Hicaz bölgesinde aşılacak hiç bir akarsu ohnadığı gibi, ikJinf de elverişü olduğundan, demiryolunun büyük bölümünde dip sularınm akıp gitmesi için kanal duvarları

78

PAUL IMBERT

Örmek gereği de yoktu. Tersine en büyük sıkmtı su kaynak­ ları bulunmayışmdan ileri gelmekteydi. Hiçbir nemliliğin bulunmadığı noktalarda sarmçIar yaparak vakit kaybetme zorunluluğu doğuyordu. Yola yakm yerlerde bulunabilecek yeraltı su birikintilerinin aranması savsaklandı. Susuzluğa karşı çoğu kez, 400 ya da 500 kilometre uzaklıktan sarmç-vagonlarla su getiriliyordu. Bir de insanlarm demiryolu çalışmalarma karşı çıkışla­ rı vardı. Yağmacı bedevilerin saldırılarma karşı, garları, da­ hası evleri, küçük birer kale haline getirmek gerekmişti. Taştan yüksek duvarlar yapıhyor, bu duvarlarda yalnız bir­ kaç mazgal deliği bırakılıyordu. Sonra evler ve bürolar de­ mir kapılarla korunduğu gibi, iç avlulara sarmçIar yapıhyordu. Uzun süreden beri İngilizlerin bu işe -karşı gösterdikle­ ri düşmanlık da sonunda kırılmış gibi görünüyordu. 1907'de imzalanan İngiliz-Rus anlaşması, «Asya'daki dengeyi, daya­ nıldı temellere oturtarak, kurduğu için»^') İngiltere'ye, Hin­ distan'm şuurları için güvence vermekteydi. Bu yandan gü­ vene kavuşunca, Hicaz demiryolunun döşenmesine pek kor­ kusu kalmadığı için engel olmaktan vazgeçti. Daha sonra Hürriyet'in ilânı üzerine İstanbul'da İngiliz nüfuzu yeniden güçlenince, İngiltere Hükümeti Padişahm Mısır üzerindeki kuramsal isteklerini savsakladı. Jön Türklerin dostu olan İngiliz diplomatları, artık Hicaz hattınm döşenmesine karşı herhangi bir davramşta bulunmaktan çekindiler. Bundan ötürü de hattm yapımı olağanüstü bir hızla ilerledi. İlk beş yılda Mzerib'den öteye ancak 400 kilometre hat döşendiği halde, 1906'da 250 kilometre, 1907'de 300 kilometre, 1908'de de daha çok demiryolu yapıldı. O yiim Eylül aymda da Medine'ye varılmıştı. Dolaylardaki Arap kabilelerinin karşıthklarma karşm 1910 başlarmda Mekke'ye ulaşılması umuluyor. Böylece İslâmm büyük demiryolu gerçekleşmiş
(•) A. TARDIEU, La France et les alliances. (Alcan, 1909).

bunun onuruna düzenlenen eğlence programmdan hiç­ bir kısmtı yapmadı. Jön Türk partisi (İttihat ve Terakki Cemiyeti) eski rejimin bu eserini büyük bir coşkuyla benim­ sedi.^') Bu sırada coşkun askersel ve dinsel gösteriler düzenlendi. Abdülhamit önce bu törenlerin başmda bulunmayı ya da oğuUarmdan birini göndermeyi düşünmüştü. hacılarm namaz kıldıkları cami vagonu idi.faaliyetin gerçekten canlanışmm işaretini vermiş oluyordu. Bunlar arasmda en acaibi. Bunun yankıları tüm müslümanlarm yüreklerini doldurdu. Uzun süre burada işleyen tren­ lerle turistler yolculuk yapmadılar. Öyle ki. 1908 Eylülü'nde. Osmanh İmpa­ ratorluğu'nun siyasal merkezi olan İstanbul'u Şam-Medine demiryolu. Bu hat Bab-ı Ali'nin gücünü büyük ölçüde arttırmıştı. Bütün dünya müslümanlar arasm­ daki dayamşmamn neler yapabileceğini hayretle görmüştü. müslümanhk alanmdaki. Her ne kadar müslüman olmayanlara kapalı idiyse de bu hat. Çabucak sona erdirilen Türklerin demiryolu tasarısı. yukardan gelen buyrukla hacılann dışmda. Halife en güzel ve parlak unvanlarım elinde tutacak. Bu demiryolu sayesinde. manevî nüfuzu ta Asya ve Afrika'nm uzaklarma kadar yayılacaktı. B. Hicaz demiryolunun resmen açılışı dolajosıyla büyük törenler düzenlendi. hiçbir Avrupalı kutsal kentlere gitmeyi göze alamıyordu. Böylece bu parti de eline geçen bu aracm değerini kavradığım göstermiş oluyordu. Mekke ile Paris ve Londra arasmdaki yolculuğu altı gü­ ne indirmişti. . tslâmlığm kutsal kentlerine rayla bağhyordu. Daha bugünden bu hat işletmeye açıldı. Gervahs Courtellemont buralara gidebilen tek kişi oldu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 79 oluyordu. haUca kapatıldı. Müslümanlığm (*) Questions diplomatgues et coloniales (16 Eylül 1908). Siyasal nedenlerle payitahttan (Başkent) ayrılamadı. Fakat bu hat Maan'm ötesinde. Belçika'dan da­ ha çok Almanya'dan getirilmiş olan 600 vagondan yalnız 30'u sefere konulmuştu. Avru­ pa'da kaybettiklerine karşılık Asya'da hem toprak hem nü­ fus kazanmıştı.

adı tüm camilerde ibadet eden üçyüz milyon müminin duaları arasmda anılacaktı. Halife-i tuyu zemin (Yeryüzündeki Müslümanlarm Halifesi) idi. . iki kutsal kentin. Osmanh İmparatorluğu ne olursa ol­ sun.80 PAUL IMBERT merkezinin hâkimi. Medine-i Müneyvere üe Mekke-i Mükerreme'nin koruyucusu ve hadimi (hizmet­ çisi) olarak kahyordu.

Ne var ki. Hiçbir mezhebi benimsemeyen Cumhuriyet (Fransa . «Fransa doğuda acaib bir hoşgörüy­ le Katoliklerin korujmculuğunu yapmakta» denihyordu. Osmanh egemerdiği altmda bulunan ve hakh olarak «Yakm Doğu Fransası» adı verilen yerlerdeki nüfuzumuz üzerinde olumsuz bir etkisi olup olmadığı sorulmaktadır. geleneksel haklarımız daha yeni paramparça edilmiş de­ ğildi. do­ ğuda Katolik çıkarlannm vasiHğini elde tutmaktayız. Protektorat'dan yararlananlarm bir bölümünü oluştu­ ran katolik tarikatlan (congregations) üzerine çıkarılan ye- S . burada (Fran­ sa'da . Bu metinde hafifçe üstü kapah olarak ileri sürülen bu tehdit Vatikan'm basm organlarmda zaman zaman yinelenmekte­ dir.ç. Bir çok kez bu haklardan kendimiz bölüm bölüm vaz­ geçtik. sınırlarınm dışmda Katolik dinini korumayı sürdürecek mi? Papa'nm yamnda ayrıcalıklarımızı savunan bir görevlinin bulun­ mayışı bunu elimizde tutmamıza olanak sağlar mı? B.ç. Fran­ sa yüz)allardır bunu kendi «özel alam» saymaktadır. Elbet­ te.) devletin topyekûn laikleştirilmesine giderken. Loubet'nin Nisan 1904'de Roma'ya gidişinden son­ ra Papahkça elçimize verilen notada Fransa'run ayrıcalıklı durumuna değinilerek.V DOĞUDAKİ FRANSIZ PROTECTORAT ' SI on yıllarda Fransız hükümetinin iç politikasmm.). Bir yandan dinsel tarafsızhk ilkesi adma. devletle kilisenin ayrılmasının başlangıcı olan Vatikan'la diplomatik ilişkilerimizin kesilmesinden be­ ri sorun bütün keskinhğtyle ortaya çıkmış bulunuyor.

sözcüğün asd anlamıyla bizim profektorat'ımıza sığmmış insanlardır. Fran­ sa'ya bağlı olduklarım söylerlerdi.^') Ashnda doğu ve uzak-doğu katoUkHğin korunması ko­ nusunda birbirlerinden dikkatle ayrıt edilmelidir. İşte bunun içindir ki. «Müslüman­ larm ruh haU düşünülürse. Dinin ulusalhgm hem bekçisi hem de simgesi olan Yakm-doğuda ise. durumlarmdaki ayrılığı unutmak­ tadırlar. Kudüs'teki Kut­ sal örtüyü (le pavülon). Bundan başka bir kaç yüz ydhk bir gelenek gereğince Padişahm uyrukluları ara­ smda doğu mezheplerinden olan Rum.' türdeş ırklar arasmda çahşmaktadırlar. İmparatorlukta. müslüman olmayan kişi aym anda hem din dışmda hem de yasa dışmdadır. Osmanlı ülkesinde medeni kanunla dinsel kanun bir saydır. misyonerler çoktanberi insanları hristiyan yapmaktan vazgeçmişlerdir. Bunun için misyonerler metodlu bir propaganda çahşmasmı sürdürürler. Süryani. Halklarm dinsel inançla­ rım ayakta tutmaya çahşmak ulusal karakterlerinin ana çiz­ gisini koruyarak onlarm bağjdddarım sağlamakla olur. papalıkla iHşkilerin kesilmesi ve bunun sonucun­ da danışarak yapılacak etkinliklerin daha da güçleşmesi.» diye yazıyor P. Kapitülasyon­ lar ve antlaşmalar uyarmca Kutsal-yerler. Bunları koşutlaştıranlar çoğu kez. 1905. az çok uzak bir gelecekte «Fransa'nm doğudaki ve uzakdoğudaki nüfuzuna ağır bir darbe indirecektir». Piolet.» İs­ lâm ülkesinde bir kimsenin dinini değiştirmesi vatanım de­ ğiştirmesi saydır. Bu yol­ da çahşan bütün misyonerler böyle düşünmektedirler. «hristiyanlaştırma girişiminin sonuçsuz kalacağı anlaşıhr. yakm-doğudaki katolik misyoner ta­ rikatlarım koruma hakkma sahibiz. Bu insanlarda din inancı ulusallıktan ba­ ğımsızdır. .«2 PAUL IMBERT ni yasalar. Bu halklar ve bu misyonerler. Uzak-doğuda misyonerler. Çok eski zamanlarda katolikler. Ermeni ve (*) Livre blanc du Saint-Siege sur la separation de FFe^ise et de 1' etat. Bundan ötürü yakmdoğudaki hristiyaıdarda dışardan desteklenmek ve korunmak için hakh bir gereksin­ me ve istek vardır.

Birkaç yıldu-. Fransa'nm yardımım istediler. Koruduğumuz bu insanlarm bize yö­ nelttikleri çağrılar. Ortodoks Rumlar. birkaç hristiyan cenkçi kabile yan bağımsızhklarmı elde tutmayı başarmışlardı. Arnavutluk Mirditleri. Akdeniz'e karşı. sekiz yıl sonra da si­ lahlı bir Zeytinli grubu dağdan inip denizi aşarak bizimle birlikte savaşa katıldılar. bu yetkilerimizden vazgeçmemizi sıkmtısız- . doğulularda pek önemli bk yeri olan âdetlere. Kaideliler ve Ermenilere ka­ dar uzanmaktadır. Bu iki tutumumuzu kıskananlar var. özerklikleri tehlikeye düş­ meden. küçülmeden. yakmdoğudaki hristfyanlar üzerindeki koruyuculuğumuzu elimizden almayı tasarlayan rakip ulus­ lar varsa da. bizden aldıkları etkin yamtlar. 1860'daki Lübnan deneyinden sözetmeden. Tehlike anmda. halk­ larm özgürce seçimleri ve Padişahm resmi onayı ile sahip olduğu geleneksel mandat'dan vazgeçemez. Roma'ya bağh reaya yani Lübnan Marunileri. Koruduğumuz ve bize dost olan bu dağmık kalabalıkla­ ra her zaman yüksünmeden iyilik etmemiz başka.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 83 Kıpti'ler (Mısır hristiyanları ç. katolik misyonerlerle bunlarm kurumları üzerindeki kesin koruma hakkımız başka bir şeydir. Bunlar 1862'de. Zeytun ermenileri için yaptığunız diplomatik girişimi anımsatmamız ye­ ter. hiçbir zaman bu noktada ayrışıklığa düşmemiştir. Çok katı ba­ zı mantıkçılar. hakkımızm özünü oluşturan. bu kendi halinde insanlar minnet borçlarım kanlarıyla ödemişlerdi. Toroslarm son tepelerinde.) üzerinde bir tür koruyuculu­ ğumuz olduğu gibi. Her ne kadar. resmi me­ tinler bulunmadığı zaman. Bunlarm yararma bir öneride bulunmak için. misyonerler üzerindeki protektorat'mız için iş böyle değil. Fransa'da bu haktan vazgeçmeyi düşünen kimse bulunmadığı söylenebilir: Fransa. ve Bab-ı Ali'nin bir çok kez gösterdiği hoşgö­ rüye dayanmaktayız. bize gös­ terdikleri içten sevgi zaman zaman bizim iyüikçi vasiliğimi­ zi güçlendirdiği gibi haklıhğmı da göstermiş bulunmaktadır. Fransız kamu­ oyu. bugün de bu dostça vasiliğimiz.

B. de Lânessan'e göre «Bundan sonra.Ama yine de diyeceklerdir ki «Yakmdoğu haUa. Fransız devletinden ayırdığımız bir kiliseyi yabancı ülkelerde korursak acaib bir mantıksızlık içinde olduğumuzu karatlamış oluruz»^') Ama politika bir tedbirlilik. Papahğm. Örneğin. bugün hâlâ.) ( " " ) G. Bunlar bizim. katı islâmhk içinde canhhk ve bağımsızhk odağı idi.000 katoUğin bulunduğunu unutmak olmuyor mu? «Bu hrist^an kiliseleri. 1907.»^") . bize yararmdan çok zararı dokunmaktaymış. kimi katı görüşlü­ ler bunu «Fransa'nm sonu» gibi düşünüyorsa da. «bütün dünyada Fransa demek. 1908). katohklik demektir» diye düşünen geleneğe bağh insanlar. (*) D E L A N E S S A N . 1907). Osmanh İmparatorluğu'nda çeşitli mezheplerden dört milyon hristiyamn ve sadece Anadolu'da Osmanh istüasmdan önce de bugünkü toprakla­ rmda yaşamış olan 700.(***') Bu insanlar Fransa'mn dünyadaki etkisini yitirmekte oldu­ ğunu görerek. Onlara göre bu koruyuculuğumuzun çe­ lişik iki yönü var: iç politikamızm ilkelerine ters düştüğü gi­ bi.e. Les Missions et leur protectorat. Les Nations apotres. (Calmann-Levy. (Penin.Ama bu. bu haklardan vazgeçme pohtikasma inatla karşı çıkmakta­ dırlar. (Alcan.g. (***) Paul DESCHANEL. duruma göre davranmayı ge­ rektiren bir incelik işi midir? Yoksa sadece bir mantık ko­ nusu mudur? . Öyle ki. çoğu kez de can sıkıcı koruyuculuğumuzdan hoşnut değiller.»^*") Yani halklarm ulusal varlıklarım koruma haklarım yadsımak Fransa'ya mı dü­ şer? Ashnda. ürpermektedirler.84 PAUL IMBERT ca istemektedirler. GOYAU. bizim misyonerlere karşı gösterdiğimiz ardı arkası kesilmeyen. . PoIilique inlerieure el etrangere. bu hiç ol­ mazsa «protectorat'nm sonu» diye yorumlanabilir. bu kihseler ezilen uluslarm kurtuluşuna yardım etmişlerdi. Doğu'daki «dünyasal vekili» (vicaire temporele) ohna tarihsel rolünden her gün biraz daha vazgeçmekte oluşumuzu üzülerek karşıhyorlar. ( " ) a.

La Frotection dqıIomatique et consulaire dans les Echelels du Levant et de Barbarie (Larose. 1535'den beri kesin bir anlaş­ mayla Osmanh İmparatorluğu'nda Fransızlara^ dinsel özgür­ lük ve Kutsal Yerlerin bekçihği tanınmıştır. (*) REY. Bdıard (Colin. Bu haklar yaşamlarmı sürdürecek mi. Pdlissi^ du Rausas. yoksa yitip gidecekler mi? En gerçekçi bir anlayışla bunları bırakmak mı yoksa elde tutmak mı daha kazançlı? Eğer. Bu anlaşma. in 8. protectorat'ımızm yasası olarak yürürlük­ tedir. Askerhkle ilgih bir anlaşma ve birkaç kez yenilenmiş ekonomik kazançlar­ la pekiştirilmiş olan bu dinsel ayrıcahk. Preface de la PoIitiqne dn Sultan. 1899). Yüzyıla kadar rastlanır. Recoefl des taril£s de b Porte ottomane. bunu daha da genişlet­ ti. TESTA. ("). Yüzjddan XIX. din konusunda pohtikamızm gidişiyle Fransa'nm doğudaki geleneksel ayrıcalık­ larım kullanması nasıl bağdaştırılabihr? Çoktandır başta gelen bir nokta aydınhğa kavuşturul­ du: bu da misyonerlerin protectorat'sınm çok sağlam hu­ kuksal bir temele dayandığıdır. Bu­ gün de bu metin.E. Lavisse.) . «hangi mezhep ve ulustan olursa olsun. 1902-1905).OSMA^^LI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 85 Her türlü mezhep kaygısmuı dışında kalarak sadece Fransa'mn sürekh çıkarlarını gözönünde tutanlar için. Fransızlarm dinini yayan başka bir deyimle Türkiye'ye ya­ bancı nitehğiyle yerleşmiş bulunan latin mezhebinden din adamlarmı» bizim koruyuculuğumuz altma sokuyordu. elde tutmak varsayımı sözkonusu ise. yakm doğuda yaşayan tüm hristiyanlarm koruyuculuğunu kazandırdL 1740 kapitülasyonu ise. az zamanda bize. Le regime des Capitulations dans rEmpire ottomane (Rousseau. LAVISSE. bu düşünce çatışmasmdan önce haklarımızm gerçek değerini ayırdetmek ve bunlarm gelecekte ne hale geleceğini şimdi­ den görmek gerekir. 1896.«Fransa^ Latinleri koru­ ma konusunda kesin bir hakka sahiptir»^**) diye yazar E. Bu görüşü kanıtlayan metinlere XVI. par V.

koyu hristfyan Fransa Kralınm eski dostluklannı. gele­ neğe çok düşman rejimler bile öteden beri gelen örneğe yu­ muşak başhhkla uydular.86 PAUL IMBERT Aslında. Fransa'da. Hollanda'ya da verildi Ama Fransa'dan ayn olarak bu devletler elde ettikleri haklan sürekli olarak kullanamadı­ lar. geleneksel haklarımızı doğu halklarmm gö­ zünde belirgin işaretleri olan dışsal biçimlerini tutundurmak buyruğunu almıştı. İstanbul'a elçi olarak giden SemonviUe «Comite du Salut PubUc»ten. benze­ ri ve o genişlikte koruma hakkmı başka devletlere de ver­ miş bulunmaktadır. uyruklularma ele geçirilmesini vasiyet et­ tiği Türk İmparatorluğu'na göz diktiğini açığa vurmuştu: Yunan projesini hazırhyordu. Moskova'nm. Fransa ise. Padişahla. mezhep ayrıhğı olmaksızm genellikle katolik din adamlarmdan sözedilmektedir. Yalnız monarşi değil Convention ve Directoire rejimleri de yetkilerimizi kuvvetle savundu­ lar. Osmanhlarm onurunu incitmeden bir çok girişimlerde bulundu. Kutsal Roma İmparatorluğu'na (Papahk) tanım^tır. Kaynarca Antlaşması'na kendisine. ortodoks dinini genel nitelikte olarak koruma hakkım verir gjbi görünen. Polonya'ya. böyle bir hakkı. Padişah'la olan ilişkilerimizin zaman zaman bozulmasma karşm haklarımı­ zı tamamiyle kullanmaktan geri kalmadık. Çoğu kez bunlarm ayncahklan lafta kaldı. bizim kapitülasyon anlaşmasmda sadece latin mezhebinden din adamlarmdan söz edildiği halde Avusturya ile yapılan anlaşmada da. Bonaparte da. Rusya da. ashnda za­ man aşımma uğradı. birlikte yürüttükleri savaşları pohtika alanmdaki karşıhkh yardımlarım anımsattL Bundan ötürü. Osmanlı Hükümeti. Ama bu istilâcı hırs. kendi iç işlerine karışmasım her zaman tepkiyle kar­ şılamış olan Bâb-ı Âh'yi ürkütmekten başka bir şeye yara­ madı. Osmanh İmparator- . İngiltere'ye. Katerina. Venedik'e. Karlofça antlaşması. Daha da ileri giderek. tersine. Güçlü ama çıkar gözetmeye­ rek. o zamandan beri. Büyük Petro'nun. Aym ayncahk. bir madde koydurttu.

OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 87 luğu İle barış yapılırken. diplo­ matlar ve konsoloslar da bu görevi büyük bir çaba ile yeri­ ne getirmişlerdir. Ashnda. Özetle. Berlin Antlaşması'nm 62. Haklarımıza kıskançlıkla sahip çıkmakla yetinmedik: geçen yüzyıl boyunca. 1863'de İngiltere Ege adalarmdaki Protectorat'smı bıraktığı sırada Avusturya ve Prusya.» Bütün dışişleri bakanlarunız da hiç şaşmadan bu yolda görev yapılmasmı istemişler. hristiyanları ve özellikle Kutsal yerlere giden bü­ tün kervanları. misyonerlerin etkisi ye­ niden güçlendikçe daha da bir oturmuşluk kazanacak ve bu etki yakm doğunun çeşitli ticaret yerlerinde Fransızlarm saygmhğmı arttıracaktır. keşişlerin ve bunlarm Kutsal Yerlerde ve başka yerlerde bulunan dinsel ve hayu" kurumlarmm koruyuculuğu Türki­ ye'deki diplomatik görevlilerin ve konsoloslarm yetkisi içindedir. hacılarm. iyice anlaşılabileceği gibi Kutsal Yerlerdeki . Üç ay sonra Brune'e şöyle yazıyordu: «İstan­ bul'daki elçi Suriye'de. Bu metne göre: «Her ulustan rahiplerin. Londra Konferansı'nda. tarihimizin hiç bir döneminde protecrat'nm uygulanmasmda gevşeklik gösterilmemiştir. yine Brune'e şöyle diyordu: «Her za­ man Fransa elçisinin elinde bulunan. 1830'de. Maddesi'nin yakm doğuda yeni bir durum yarattığı ileri sürül­ müştür. Ermenistan'da bulunan bütün ma­ nastırları. kimi zaman. «bu is­ teğin hakhiığım» dile getirerek. Osmanlı İmparatorluğu'­ nun öteki eyaletlerinde de din koruyuculuğu hakkunızı. yeniden koruması altma almahdır. uluslararası anlaşmalarla bunlar için yaptırımlar elde ettik. üs­ tü kapalı olarak. Bunun gibi. 25 Haziran 1802 anlaşmasına eski kapitülasyonların yeniden canlandırılmasma ilişkin bir mad­ de koydurttu. tanımış oluyorlardı. dolaylı olarak bizim ayrıcahğımızı onaylamışlardı. yakın doğu hu^istiyan kurumlarmm koruyuculuğu unvanı. ingiltere ve Rusya. ilerde kurulacak olan Yunan KraUığı'nda katolik dininin öz­ gürlüğü için güvenceler sağladık.» 1804'de TaUeyrand. Fransa'mn sahip olduğu haklar özellikle sakh tu­ tulmuş olup.

Maraş dolaylarmda. çeşitli uluslardan Avru­ palı katolik cemaatleri tüzel kişi olarak bizim protectorat'mız altmda bulunmaktadır. Fransisken rahibi olan P. serbestçe ibadet edilmesinin sağlanması. Keşişlerin tarikatları. İlk cümle bizim yetki­ lerimizin hiçe indirilmesmi kesinleştirir gibidir. suçlularm cezalandırılmalarım birlikte istemişlerdi Fakat. din adamı da olsa. bu da bizim ayrıcahğmıızm paramparça edilmesi demektir. dinsel korumanm konusu çoğu kez. Waddington ile Prens Gorçakofun isteği üzerine asıl metne eklenen paragrafm ikinci cümlesiyle. bizim patronaj hakkımız. le Regime des Capi­ tulations. korporasyon olarak papahğa bağhdır. Asimda birbirine karşıt haklarm yan yana konulmasmdan nasıl bir rejim ortaya çıkmaktadır? Bu haklar bagdaştırılmaya kalkışılmıştır. Uygulamada. Buna göre. nerede otururlarsa otur­ sun» tüm hristiyanlarm Fransa'mn koruyuculuğu altmda ol­ duğu kesinlikle belirtilmiştir. 1895 Kasım aymda öldürüldüğü zaman. Fransa'nm temsilcisi ile bu kişinin hükümetinin tem­ silcisi arasmda bir anlaşma yapılmaktadır. . Bismarck'm dediği gibi «Hristiyanlığı tümüyle tek bir ulusun elinden almaja» dile getiriyordu. Fransa ve italya el­ çileri. kendi uyruklusu bütün kişileri ve bunlarm kurumlarmı koruma hakkma sahiptir.^') okuUarma ve hastaneleri­ ne tanman serbestüğin sürdürühnesi olmaktadır. Örneğin.» Böylesine açık olmayan bir metne pek az rastlanır. katolik tarikatlarmm gümrük bağışıklıklarmdan yararlandırılması. Salvatore Lili. Papa'nm Bâb-ı Ali'de büyük elçisi bulunmadığmdan onlarla ilgih bütün işler Fransa'nm yetki alanma (*) Bütün manastıılar ve dinsel tarikatlann kurumlan. kapitülasyonlar­ da denildiği gibi sakh tutulmakta ve «Osmanh İmparatorlu­ ğu'nda hangi ulustan olursa olsun. Oysa. Plon. 1898). her devlet. ibadet için ya da üye­ lerinin bakımı için gerekli şeyler konusunda ab anliquo gümrük bağışıklı­ ğından yararianırlar. Bunlardan birinin üyesi olan bir kişinin özel çıkarlarmı savunmak sözkonusu olduğu za­ man. (UN ANCIEN DIPLOMATE. B.PAUL IMBERT Statü quo hiçbir şekilde bozulmayacaktır.

1899'da B. Papalık meclisinde (Consulta) Crispi'nin birinci başbakanhğı zamanında. Doğu'da. Waldeck . Quai d'Orsay'a birbiri ardmca gelen Fransa Dışişleri Bakanları Fransa'nm haklarmı ara verme­ den savundıılar ve bu haklarm elimizden ahnmasma göz yummamaya kararlı olduklarmı açıkladılar. Fourens'a göre: «Fransa'nm protectorat'sı sadece bizim manevi etki­ mizin gehşmesinin aracı değil. başlangıçta hristiyan kişilerce uluslararası dayamşma ile kurulup bu sı­ fatla yönetilmiş olan kurumlarla bugün de Roma'nm din propaganda merkezince yönetilen kurumlar 1878'den önce ve sonra olduğu gibi yalnızca Fransa'nm koruyuculuk alam içinde kalmaktadır.» 1890'da B. bunun dı­ şmda.OS^MNH İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 89 girmektedir. Bununla birlikte belirli bir devletçe kurulmuş olan ve onun tarafmdan paraca desteklenen ve bunun sonu­ cu olarak ulusal bir niteliğe bürünen kurumlar. Ne var ki. B.» 1896'da B. Yalnız. Nitekim bu da oldu. Hanotaux. eski ayncahklarımızm kaldırıldığı ileri sürülmüştü. metnin iki anlama da gelmesini önleyememektedir. Ribot şöy­ le diyordu: «Hükümet. maddedeki açık seçik çelişkiyi gidermek için yapdan bu yorum. bu devletin temsilcileri tarafmdan korunabilirler. başba- .Rousseau. Berlin Antlaşması'nda Fransa'ya tanman bi­ ricik hakkm sadece Kutsal-Yerlerle sınırh olduğu. Bu savlara karşı. Diplomatik bir metindeki bu kapaUık her çeşit çekişmeye yol açmaktadır. hangi ulustan olursa olsun bütün katohkler üzerindeki protectorat'sınm zayıflamasma -göz yummayacaktu-. Daha sonra Almanya İmparatoru'nun doğu seyahati sırasmda. Delcasse: «Protectorat'nm bütün yükümlü­ lüklerini yerine getirmeye ve Berlin Konferansı'nda Avru­ pa'nın kesinlikle tamdıgı haklara sahip çıkmaya kararh ol­ duğunu» açıkladL 1904'de B. o vakit dışişleri bakanhğmda müsteşar olan Von Bülow da buna benzer bir tez ileri sürmüştü. fakat Doğu'daki itibarımızm ve ticaretimizin de bir güvencesidir. «Fransa uygu­ ladığı dinsel protectorat ödevlerini unutmamaktadır.» diyor­ du. 62.

benden önceki dışişleri bakan­ ları gibi ben de bu anlaşmayı yadsımak niyetinde değilim. Maddesi'nden kaynaklanmaktadır. Görülüyor ki.90 PAUL IMBERT kan iken. Bu­ nunla birlikte bu resmi açıklamalar ne derdi yinelenmiş olursa olsun. Bu madde ile Fransa'mn özel ve ayrıcalıkh durumu. 1888'de. dünkü ve bugünkü bakanlar. Bundan ötürü misyonerlere. bulunduğu her yerde dinselce bir çaba üe sürdürülmehdir. Berlin Kongresi'nin kapanışı sı­ rasmda Papa. bunda da Fransa'mn ayrıcalığı açdc seçdc belirtdmekteydi. Pichon bu konuda şöyle açıklamada bulundu: «Doğudaki dinsel protectorat Osmanh Hükümeti'yle yapılmış olan söz­ leşmelerden doğmuştur. Kardinal Simeoni'ye bir bildir­ ge yayınlattı. Ayrıcahklarımızı her türlü itirazdan uzak tutmak ve her­ hangi bir girişimden korumak için Vatikan'm kendisinin onaymı almak gerekiyordu. Kont Lefebvre de Behaine. 25 Aralık 1907'de. Bu konuda yeni herhangi bir değişdcliğe hiçbir neden yoktur. Bu hak aym zamanda Berlin Antlaşması'nm 62. Misyonerler merkezinin (La Propagande) Aspera rerum conditio genelgesinde: «Fransa'ma protectorat'smm ikiyüz yddan beri doğu ülkelerinde yürürlükte olduğu ve bu­ nun uluslararası anlaşmalara dayandığı behrtüiyordu. Fransız Hükümeti'ne katoİdderin çdcarlanm savunmada gösterdiği çabadan dolayı en içten teşekkürlerini sunması için görevlendirmişti. Paris'teki elçisini. Bu sözleşmeler 1802 anlaşmasıyla karşılıkh bir nitelik kazandı. elde ettiği ve koruması gereken üstünlüğün kendi döneminde zayıflamasma olanak verme­ yeceğini» söylüyordu. Bu protectorat. rakiplerimizin manevralarım bozmaya yetme­ di. iki mechsin onaymdan geçmiş olan düşünceleri dile getirmişlerdir. yardıma ge­ reksinme duydukları her an Fransız Konsoloslarma ve öte- . kazanılmış hakları onaylamakta olup bu maddenin yürürlükten kaldırılması düşünülmemekte­ dir.» diyordu. «Bugünkü hükümetin hiç bir zaman Fransa'mn dış ülkelerdeki nüfuzunun. Dışişleri Bakanı B.

1898'de. misyonerlik örgütü­ nün başmda bulunan ve geçici olarak tarikat işlerini yönet­ mekle görevlendirilmiş olan yüksek rahip değil. Mezhep­ ler Bakam B. dolambaçh yorumları sürerken. 4 Nisan 1905'de. bu Kongrenin kararlarıyla bağlı ohnadığmı ve bunun sonucu olarak da Fransa ile.'in kendisi Kardinal Langenieux'ye yazdığı mektupta «Fransa'nm katolikleri koruma yetkisine dokunuhnasma as­ la izin vermeyeceğini» belirtmişti Daha sonra da 1905'de din ve dünya işlerinin ayrılmasmm (Fransız parlamentosun­ da . *** Haklarımıza kapitülasyonlardan ve uluslararası anlaş­ malardan başka dayanak görmeyen tezi nasıl ihtiyatla kar­ şılamamız gerektiği görülüyor.) onaylanması üzerine Vatikan. Bu kadar kesin açıklamalardan sonra hâlâ rakiplerimi­ zin ileri sürdükleri savlarm ne önemi kahyor? Padişahm dostça kabul ettiği.ç. diplomatlarımızca çok et­ kin bir çabayla yürütülüp daha dün Papahkça onaylanan protectorat'mız sağlam temellere dayanmakta olup yakm doğudaki bütün katoliklerin çıkarlarım en geniş ve genel bi­ çimde.Siege sur la separation de l'Eglise et de FEtat. Vati­ kan. Bienvenu-Martin. uzun geleneği anım­ satarak son kuşkuları da gidermek amacıyla. Ribot'ya yamt olarak. Büyük devletlerin başbakanlıklarmdaki vicdan muhasebeci­ lerinin (casuistes). Papa Leon VlII. «Berlin Kongresi'ne katılmamış olduğu için. . pro­ tectorat konusundaki ihşkilerirun Kongre'den sonra da ön­ ceki gibi kalacağmı» açıklıyordu. kendi buyruğunda olanlara Fransa'nm ayTicalığma say­ gı göstermelerini bildiriyordu. öteki devletlere karşı üeri sürülebile­ cek bir dizi metinle desteklenen. yalnız bize özgü olarak kucaklamaktadır. Meclis'te yaptığı konuşmada şöyle demişti: «Fransa'nm (*) Livre blanc du Saint . B.OSMANLI İMPARATORLUĞU'>JDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 91 ki görevlilerine başvurmaları bildirilmelidir» deniliyordu.

protecto­ rat'nm uygulanması Papahk'la anlaşmayı içerir. Doğu katoliklerini Fransız görevlilere başvurmaya zorlamış ve başkalarmdan yardım istemelerini yasaklamıştır. «Her ne kadar Fransa koruma hakkım.. ama bu doğu pro­ tectorat'sı Papa'nm iyiükseverüğinden değil.. bunlarm vakıflarmı.» denilmektedir. öksüz jaırtlarını. Ama XVI. Yine bu metinde. Peki öyleyse bu son yıllara kadar nasıl olup da protectorat'mızı Fransa'nm dışmdaki uluslardan olan misyonerlerin ve bunlarm mallarınm üzerinde sürdürmüşüz? Nasıl olup da hukuksal olarak bölünmüş olan protectorat uygulamadan bizim elimizde ka­ labilmiş? 1905'de Papahğm yayınladığı Beyaz Kitap'ta (Livre Blanc): «Yalnızca Fransa'nm elinde bulunan bu hakkm uluslararası antlaşmalardan doğduğu boşuna ileri sürülmüş­ tür. «Çünkü Papa. Gerçekten de hangi antlaşmadır ki. Fransa temsilcileri­ nin korumasmı istemeye itmiştir?» Gerçekten son yıllara kadar. dispanserlerini. Türkiye'de ya da başka yerlerde kendi ulusundan olan dinsel ya da la­ ik kişileri koruma doğal hakkma sahipti. dinle devlet ay­ rıldıktan sonra da.» Bu tez bütün kesiıüiğiyle benimsenmese bile. Papahkla olan anlaşmamızdan kaynaklanmış­ tır.92 PAUL IMBERT haklarını olduğu gibi saklamak istiyoruz. din adamlarım ken­ di öz ülkelerinin temsilcilerinden çok. hastanele­ rini. Yakm do- . koruma yetkimizi kapi­ tülasyonlardan aldığımız doğrudur. Yüzyıldan beri Osmanlı Devleti. öteki devletlerle birlikte kapitülasyonlardan aknışsa da. Bundan başka her devlet. Bu da başka bir deyimle. okuUarmı. yabancı din adamlan üzerinde de süregelen protectorat'mız yalnızca Osmanh devletiyle aramızdaki antlaşma­ lardan değil. uluslararası anlaş­ malardan kaynaklanmaktadır. kiliselerini vb. Fransa'ya koruyacağı kişileri belirleyen Papahk'tır. bugünkü gibi uyulması gereken ve Concordat ile ortaklaşa hiçbir yam olmayan.» Elbette yakmdoğuda yaşa­ yan hangi ulustan olursa olsun latin mezhebinden katolikleri. öteki devletlere de bizimkine denk ayncahklar vermişti.

anlaşmalara karşm ayrıcalıkları­ mız geçerlihğini yitirir.000 hastayı ve yoksulu barmdıran 300 hastanemiz. Bu da yitirilirse bu. her yerde Fransız dilini ve uygarhğmı yayan 100. 100.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 93 ğuda bütün katoliklerin çıkarlarını korumamız. İki yüzyıldan beri y a k m d o ğ u limanlarmdaki ticaret tekelimizden bir şey kal­ madı. Yakm doğu'da katolikhğin nüfuzunu kendi tekehnde bu­ lundurmaktadır. rıhtımlarımız. Denebilir ki. kısırlaşır. açıkça dile getirilmeyen bir Concordat uyarınca gerçekleşmektedir. İstanbul'da bile on yıldanberi sürdürülen politika bi­ zim için elverişü ohnadı: Almanya sanayi işletmelerini.000 öğrenciH 300 okulumuz ve yakm doğu halkları ara­ smda daima canhhğım sürdüren geleneksel poUtikamızla el­ bet Osmanh İmparatorluğu'nda daha uzun zaman ön sıra­ da bir yer tutarız. Çünkü bugün de protectorat sayesinde. 1700 kilometrelik demiryollarımız. Ayncahklanmızm uğradığı kısmtdara karşm hâlâ rakiplerimizden ç o k ilerde bulunmaktayız. bizün korujruculuğumuzdaki katoliklerin büyük bölümünü yitiririz. kendi elçilerine ve konsoloslarına başvurma buyruğunda bulımursa. böyle­ ce korunacak kimse kalmaması yüzünden protectorat sona erer. Buna sırt çevirmekle su götür­ mez kazançlarımızı yitiririz. nüfuzumuza indiril­ miş ağır bir darbe olacaktu". Türkiye'ye yatırdığımız iki milyar tutarmdaki sermaye­ lerimiz. fenerlerimiz. *** . Yarın Vatikan'daki misyoner örgütü (La Propagande) kal­ kar da misyonerlere. demiryollarmı ya da kanalları kaptL Sadece dinsel üstünlüğü­ müz yaşamaktadu". hakları­ mız derhal sarsmtı geçirir. bunun kendisine verdiği hakları kullanarak Fran­ sa. gereksinme halinde. Ama buna sahip ç ı k m a z s a k pek yakmda öncehğimizin en sağlam güvencelerini elimizden kaçırırız.

Papahğm. güçlü v e saygm Fransa'nm ye­ rine. On yıldır. Almanya. Fransa'nm protectorat'sı ohnaksızm Doğu'da katoliklerin çıkarları na­ sıl savunulabilirdi? Bu ödevin doğrudan doğruya Vatikan'm temsilciHğine verilmesinin istenildiği görülmüştü. Papa'nm İstanbul'da bulunan ve Fransız elçiHğinin aracıhğı olmadan Padişah'la konuşamayan temsilcisi ye­ rine bir büyükelçi göndermesi düşüncesini Papa'ya aşılama­ ya çalışmaktadır. yüzyıUar boyunca süren bir işbirüğinin yararlarmı unutmamıştır. Fran­ sa'nm haklarım tamamiyle tamdığım belirtiyordu. Türk Hükümeti. Osmanh Hükümeti'nin yaklaşma isteğine yamt vermedi. Bununla birlikte gelenek bozuhnadL Papahk. Derin anılarla ülkemize bağh olan Vati­ kan yarmdan hiç bir zaman kuşku duymamıştır. Papa'nm. Papa'nm katolik çıkarlan­ nm vasihğini elimizden alacağı söylenildi durdu. Ama Leon XIII. katoliklerle ilintili işle­ ri Osmanlı Hükümeti'yle doğrudan doğruya konuşabilecek elçiliğe dönüştürme niyetinde olduğu dedikodusu yayıldı. Papahğm çevresinde alabildiğince çok devletin kendisince onaylanmış temsilcisini toplamayı istemekle bir­ likte «Vepres Armenienne»'in hemen ardmdan Türktye ile diplomatik ilişkiler kurmaya cesaret edemedi. Bize yardımda bulunmayı sürdürmesi bunun kiliseye olan yararmdan kaynaklanmaktadır. Kardinal Langenieux'ye gönderdiği yayınlanmış mektubunda. bu konuda ne kararlarmda ne de hareketlerinde tamamiy­ le serbesttir. İstanbul'daki temsüciHğini. Kaldı ki. Ama entrikacılar bir türlü yenik düştüklerini kabul et1904'de Monsenyör Bonetti'nin ölümü üzerine. kendisine ne bir gemi ne de bir t o p verebilecek olan miyorlardL .94 PAUL IMBERT Vatikan'la diplomatik bağlarm kopmasmdan ve devlet­ le kilisenin aynlmasmdan sonra bu durumun sürüp gideceği umulabilir mi? Çoğu kez. 1898 yıh içinde birden bire Asım Bey'in Vatikan'a konsolos olarak gönderildiği öğrenildi. bizim Yakm doğudaki nüfuzumuzun olduğu gibi kahnasma yardunmı esirgemek ni­ yetinde olduğu ileri sürülmüştür. Bu sefer de.

1870'de Vatikan'daki misyonerlik örgütüyle fiskosa geçerek yenik düşen (Almanya ile savaşmda . İtalya'nm ileri sürdüğü isteklere karşm Fransa. bizim yerimize geçmek için adayhklarım ileri sürmüşlerdir.ç. Üçüncü Cumhuriyet'in. bizimle yanşa girmek için bahane verdi. Ama Papahk tamamiyle platonik olan protestolarm etkisizliğini farketti. italya Hükümeti'nde de­ rin kaygılar uyandırmış değilse bile. Bunun için. Depretis-Mancini Hükü­ meti İtalyan misyonerlerini yalnızca kendi diplomatik gö­ revlilerin koruması altma ahna savım ileri sürerek bu yön­ de bir yasa taslağım parlamentoya sundu. uyrukluları arasmda. Birkaç yıldan beri. kato­ liklerin çoğunlukta olduğu ve İstanbul'da itibarı olan tek devlet değildir. İstan­ bul'a bir Vatikan elçisi gönderme tasarısı gerçekleşmedi. Doğu'daki din adamlarmm kurumlarmm bir dünya devletince korunması gereğini anladı. Roma pohtikası. Rakip­ lerimiz. Protectorat çevresindeki bu yanşma. 1885'de. Aralarmda Doğu egemeıüiği peşinde koşan­ lar da bulunan kimi yabancı hükümetler. Almanya'run. İtalya. Protectorat'yı doğrudan doğruya eline almaktan vazge­ çen Papalık bu görevi bizim elimizden ahp başka herhangi bir devlete verebilir mi? Fransa. 1887'de. Bu girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Floransa'da Kral'm koruyuculuğu altmda İtalyan misyonerleri- . ilginç telgraflar.) Fransa'­ nm rolünü yapamayacak durumda olduğunu ileri sürmüştü. Papalık üzerinde güvensizlik yaratmaktan başka bir şey elde etmemektedirler. ama hiç bir devlet bizim sahip olduğumuz lüteüğe sahip değildir. Avusturya'nm dahası İtalya'nm mirasımıza konmak için Vatikan'la görüşmelere giriştiği haberini yaymaktadır. büyük devletlerin Osmanh İmparatorluğu'ndaki rekabetlerinin ayrı bir görünüşünden başka bir şey değildir. Tunus'u işgal edince Yakmdoğu'daki İtalyan-Fransız çatışması keskinleşti. birliğini sağlar sağlamaz bu görev için ileriye atıldı. YıUarca.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 95 bir devletin geçmesini rahathkla kabul edebilecekti. Çekişme hâlâ sonuçsuz olarak sürüp gidiyor.

tüzüğünde de belirtildiği gibi. doğu'da yalnızca İtalya'nm korunmasmda kurul­ muş ve bizim korumamıza kesinlikle sırt çevirmişlerdir. Pie X. Bize sevgi ve minnet duymadan an­ cak buyrukla kabul ederler bunu. Bu başarısızlıklar İtalyan Hükümeti'nin doğu'ya yönelik hırsla­ rım gem altma almadı. çok jaırtsever insanlar olan İtalyan misyonerleri yabancı korumasma güç katlanırlar. Bu girişimin nasıl sonuçlandığı bilinmektedir. (P^res Conventuels) adı altmdaki tarikat içinde toplanmış olup bütün görevlileri İtalyan'dır ve kendilerini canla başla İtalyan propagandası­ na vermişlerdir.96 PAUL IMBERT nin korunması için ulusal dernek kuruldu. «İtalyan misyonerleri­ ni yabancı devletlerin nüfuzundan kurtarmak»tı. Bu sırada Krallık. bundan soma Victor emmanuel'in (İtalya Krah . Bir megalomani nöbeti içinde bütün yakm doğuda laik okulları çoğalttı ve bunlara devlet hazinesinden yılda 1. Derneğin amacı. Hüküme­ tin paraca desteklediği bu dernek. hemen Senatör Lampertico'ya. Öğretmenler yerine daha ucuza malolan keşişleri kullandL Dinsel tarikatlarm en İtalyanı olan Fransisken tarikatı. ülkesi için Akdeniz'de primato olmayı ve doğamn İtalya'ya bağışla­ mış göründüğü İmparatorluğu düşlüyordu. Fransız diplomasisi bundan olabildiğince zarar- .000 Frank para harcadı.500. Bunlarm üyeleri. Fransa'nm tarihsel haklarma saldırtmak üzere bir broşür yazdırttı. Kudüs'deki Castodie'yi elinde bulunduruyor ve yakmdoğu'daki latin cemaatlerinin çoğunu yönetiyordu.artık Türkiye'de tem­ sil edilmemektedir.'nun Papa oluşun­ dan sonra. Bu durum bizim tarafımızdan bazı ödünler verilmesini gerektirdi. Crispi.) elçisine baş vurma isteğini gösterdiler.ç. çabuk büyümesinin övüncü içinde. kendisini büyük anılarmm büyüsüne ve dün­ ya pohtikasmm çekiciHğine bırakmıştı. Oysa. Dahası var: (Salesiem)lerinki ve (Soeurs d'Ivree) gibi yeni tarikatlar. Cordehfer'ler gibi eski bir tarikat -ki eskiden Fransa'da gehşmiş ve halkm sevgisini kazanmıştı. bir kaç kez.

Varsm ar­ tık kendi bayraklarınm gölgesinde yaşasınlardı. Bunun için Papahğm çıkarlarım İtalyan Hükümeti'nin eline bırakacağı düşünülemez. Ashnda biz yaban­ cı kurumları vasihğimizden çıkartmış oluyorduk. Bu kurum­ lar İtalyan uyruklularla doluydu. bu kurumla­ rı gönül hoşluğuyla İtalyanlara bıraktık. Buna göre «kendiliklerinden istekte bu­ lunan dinsel kurumlar» Roma ve Paris Hüküm etleri'nin bu­ nu inceleyip araştırmalarmdan sonra İtalyan protectorat'sı altma girebileceklerdi. bu bırakıhşm bizim tarafsızhğımızdan ya da Papahğm girişimin­ den kaynaklandığmı düşünmek yanhştır. protectorat'mızm parçalamp çöküşü gibi gö­ zükmekteydi. Fransa'da kamuoyu bu aktarma işinden son derece te­ dirgindi Olay. Vatikan'la İtalyan Devleti ara­ smda çok acı anılar. Durup dinlenmeden sürdürdüğü siyasal gezilerin -bu arada İzmir'e Selanik'e ve Kudüs'e git­ mişti. Vakitsizdi bu kaygılanma. ileri sürülmesi g e c i k m e ­ di. yayılmamıza düşman değillerse bile ilgisizdiler. yakınlaşma. bu da İtalya ile Fransa'nm son zamanlarda­ ki yakmlaşmasınm sonucu olmuştu. Bunda İstanbul ve İzmir'deki Dominiken misyonerlerinin ve Bingazi ile Trablus'daki Fransisken misyonerlerinin elindeki kili­ se. önüne geçilemeyen sürtüşmeler olmuş­ tur. Fransızca öğretmiyorlardı. Papalık.OSMAJNLI İ M P A R A T O R L U Ğ U ' N D A YENİLEŞME HAREKETLERİ 97 sız çıkmayı başardL Bu ödünleri vermeye 1905 sonbaharmda razı olduk. da- . Bundan ötürü. Bu. Ama. 1907 Ocak aymda Fransa ve İtalya elçilikleri Osmanlı Hükümeti'ne birbirinin benzeri birer nota verdiler. manastır ve okullarm kesin olarak İtalyan protecto­ rat'sı altma gireceği bildiriliyordu.meyvasım topluyordu. bu işte «tarafsız» kaldı. Biz. Papahkla bağmtısı ol­ duğu bilinen İtalyan elçisi Marki Imperiah di Francavilla'nm parlak bir başarısıydı. İsteklerin. bu da bizim nüfuzumuza zarar verecek bir şey değildi. İki devlet arasmda bir anlaşma imzalandı. beUd de işin böyle sonuçlanmasmdan az çok üzüntü bile duymuştur. Sinir bozucu Roma sorunu­ nu zamanm yatıştıracağım ve Kral'm esnekhğiyle Papa'nm yurtseverüğinin bir uzlaşmaya varılmasma yardım edeceği­ nin birçok belirtileri görülmektedir.

Daha 1875'de Mısır'daki hukuk reformunu bahane ederek Fransa'nm kapitülasyonlardan gelen ayrıcahklarmı yadsımaya kalkışmıştı bu devlet.» 1886'da Kultur Kampf sonunda. doğudaki bütün hristiyanlar üzerinde protectorat'ımızı kurmak niye­ tinde değiliz. «Do­ ğu'daki katolik kurumları üzerinde hiçbir protectorat tekeli­ ni tanımayan İmparatorluk hükümeti.'nin yakm doğuya yaptığı gösterişh geziden sonra. Wilhelm Il. İmparatorluğun koruması altmda Al­ man kurumlarım desteklemek üzere bir «Filistin Derne­ ği» kuruldu. Bildirgesinde amacı şöyle açıklamyordu bu der­ neğin: «Fransa Cumhuriyeti bütün katolik kurumlar üzerin­ de protectorat'smı uygulamaktadır. ancak Alman vatandaşlarmm korunması yal­ nızca İmparatorluğun hakkıdır. Pek umulmadık olmakla birlikte. Böyle bir du­ rum sürüp gitmeh midir?» Piskopos Anzer.» Ne var ki İmparatorluk Hükümeti Alman misyonerlerini yüreklendirdiği ve kurumlarma paraca yar­ dımda bulunduğu halde. İtal­ ya'da papazlara karşı bir hareketin yeniden canlanması. von Bülow Reichstag'da şöyle konuşmuştu: «Biz. Fransa'mn karşısma: Almanya İmparatorluğu.» Bu yalanmaya ve bunun .^ FAUL IMBERT ha başlangıçta uzun süre sarsıntıh olarak kalacaktı. bu kurumlardan biri­ ne bağlı Alman uyruk ya da yönetilenleri üzerindeki haklaMia sahip çıkmaktadır. Daha dün böyle harekete tanık olmamış mıydık? Roma parla­ mentosunun papaz düşmanlarınca ele geçirilmesi Papahk için iç açıcı bir belirti midir? Diplomatlarının becerikliliği­ ne karşm haksızca bir ele geçirmeden yararlanan İtalyan Kralhğı'nm. ta­ mamiyle sönmemiş olan kuşkuları uyandıracaktır. davacı Papahk'dan Fransa'nm şanh mirasmı alabileceğinin pek kolay olduğu sanılmamahdır. bu düşünce üze­ rinde durarak 1889'da şöyle diyordu: «Doğu ve uzakdoğudaki hristiyanlarm protectorat'sı Alman katohkhğinin elin­ de olmalıdır. bir koruma tekeh peşinde olduğu yolundaki hırsmı hiçbir zaman açıkça ileri sürmemiştir. Bu ayrıcalıkları Fransız­ lara Doğu'da güçlü bir'durum kazandırmıştır. 'Aix-la-ChapeIle'de. İtalyanlardan az inat­ çı olmayan başka bir rakip daha çıktı.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

99

ardından söylenenlere karşın, Wilhelın II. Papaügı, Weltpolitik'ine alet etmek istemiştir; zaman zaman Kutsal İmpa­ ratorluğu diriltmeye hazırmış gibi görünüyordu. Charlemagne'm ya da Barberousse'un yolundan giderek kendini katolikliğe adamaya can atıyordu sanki. Ama Vatikan ne Bismarc'm mayıs yasalarını ne de Hohenzollern'lerin Lütherciliğini unutmuş değildi. Vatikan'm koyu hristiyan krallarm mirasçısı olarak Friedrich Il.'yi gösterdiğini sanmak saçma bir şeydi. Bu rol şüphesiz eski Habsburg hanedanımn bugünkü basma, hâlâ bir çok şanları arasmda «Majeste ApostoUque» ve Kudüs Krah adım taşıyan, hükümdara daha uygun düşer. Viyana ile Roma arasmdaki dostluk ta eskilere da­ yanır; Charler-Ouint'in mirasçıları hiç bir zaman katolildiğin çıkarlarma ilgisiz kalmamışlardır. 1870'de uğradığımız bozgundan sonra, AvusturyaMacaristan, Kont Beust'ün aracıhğıyla katolik protectorat'smı paylaşmayı önerdi. Bu girişi­ min başarısızhğuıa karşm Avusturya bu hırsmdan vazgeç­ medi. Birçok noktalarda dinsel nüfuzunu bizimkinin karşısı­ na çıkardL Böylece yukarı Mısır'da bizim misyonerlerimi­ zin katolikleştirdiği Kıptileri koruması altma aldı. Venedik'in bunlar üzerinde kendisine bir takım haklar verdiği yolunda çürük savlar ileri sürdü. Avrupa'da da; Mirdite'lerle olan eski ilişkilerimize karşm, Arnavutluğu kendi katolik nüfuz alanma sokmaya kalkıştı, ilerlemesini, Selanik'e ve Ege denizine doğru Drang'mı sürdürdü, etkisini Makedon­ ya'ya kadar yayarak, bizi bir gün Balkan yarımadasmdan atmakla tehdit etti. Uzun süredir Papalık, bu hakka el uzatma girişimini hoşgörü ile karşıladı, böylece kendisine yapılmış hizmetleri unutmamış oluyordu. 1888'de Vatikan'daki misyonerlik da­ iresi (Propagande) bizim haklarımızı açıkça tamdığım ilan eden genelgesinde Avusturya'ya da bir yer vermişti: «mis­ yonerlerin çahştddarı ve Avusturya ulusunun Protectorat'sı­ nm yürürlüğe konduğu yerlerde, bu protectorat olduğu gibi

100

PAUL IMBERT

kalmabdiT.» Bunun nedeni de François-Joseph'in Papa'yı ve temsilcilerini iltifatlara boğması ve Papa'yı gücendirme­ mek için bağlaşığı İtalya Krah'mn Avusturya'ya gelmesine karşılık vermek üzere İtalya'ya gitmekten çekinmesiydL Kardinaller MecUsi'nin (conciave) son toplantısmdan beri Avusturya'nm Vatikani'da kalababk bir yandaş grubu var; bu gruptan olan gayretkeş ve ortalığı kanştıncı kişiler, Avusturya'nm dinsel alanda nüfuzunun yaygınlaşmasmı sağ­ lamak için canla başla çalışıyorlar. Ama eski Habsburg hanedam yaşlandı. Herşeyden ön­ ce yönetimi altmdaki haklarm her an çözülebilecek birhğini koruma kaygısı içindedir. Bir aralık yayıhna pohtikasmdan pek de iç açıcı sonuçlar almamış gibi görünüyordu. Ün­ lü geçmişini unutmamakla birlikte, hırslarım sınırlandırdı. Bu iküi kraUıktaki yarı protestan ve türdeş olmayan Maca­ ristan gittikçe daha önemh bir yer tutuyor ve Balkanlar'a ya da Adriyatik'e göz koyması her zaman Papahk'taki mis­ yonerler yönetimiyle bağdaşmıyordu. Bugün bile Habsburg1ar, Balkanlar'da etkin bir pohtika izledikleri halde, katolik Arnavutluk üzerindeki isteklerini hafifletmiş gibidirler; hırs­ ları daha gerçekçi ereklere yönelmiş gibidir. Doğu'da etkinhği olan Kihse'nin dostu, Almanya'nm bağlaşığı Avusturya, bizim için küçümsenmeyecek bir rakip ise de yerimize geç­ mek içüı yaptığı çabalar sırasmda, Protectorat'nm bazı parçalarmı koparabilir ama, tümüne sahip olamaz. Kaldı ki, bütün rakçlerimiz de bu durumdadır. Ne ka­ tolik devletler -1796'da Directoire'dan Kutsal-Yerlerdeki dinsel kurumlarm kendisine bırakılmasım isteyen İspanya, Portekiz, Belçika,- ne de İngiltere, ABD gibi protestan dev­ letler Yakm Doğu'daki latinleri koruma işini üstlenebilir­ ler. Birincilerin gehşmiş konsolosluk örgütleri yoktur; ikinci­ ler de bütün vaatlere karşm Papalıkça şüpheyle karşılanmaktadu-lar. Fransa'nm yerine ona denk bir başka devleti geçirmek kolay değildir; bu durum Vatikan'm bizim hakkı­ mızdaki tutumunu açıklar. Bundan başka Roma, protecto-

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

101

rat'nın birçok devletler arasmda bölünmesindeki sakmcayı görmezlikten gelemezdi. Böyle bir ödevi parçalara bölmek, etkinliğini daraltmak olurdu. Papahk diplomasisi, eylemini dağıtırsa zayıf düşer. Savunucularının, Osmanh Hükümeti'nden güvence aldıktan sonra misyonerler az çok savunu­ lur; bu gibi hallerde türdeş olan iki kurum ayrı ayrı işlem görür. Bundan başka korumacı devletin sfyasal amaçlar güt­ mesinden de korkulur, öyle ki, «protectorat'nm amacı, ar­ tık misyonerlerin bu nitelikleriyle korunması değil, günün koşullarmdan etkilenen devletin çıkarı olur.»^') Hem sonra birbiri ardmca bütün devletlerin yardımma sığınmak, birgün, bunlardan hiç birinden yardım görmeme tehlikesini do­ ğurmaz mı? Daha 1886'da B. Lefebvre de Behaine, B. Freycinet'den aldığı çok sağlam bilgilere dayanarak Papa­ lıkta: «Koruma hakkmm ulusallaştırılmasmm» güveıüi etkin bir yardım yapılamajoşı sonucunu vereceğini, bunun savun­ ması için daima hazır bir silahtan yoksun kahnacağım anlat­ tı. Yine bu yönde olmak üzere Kardinal Langenieux Leon XIire şunları yazıyordu. «Protectorat'mızm çökertilmesin­ den ülkemiz için elbette mutsuzluk ve horlanış olacaktır, ama şu da bir gerçektir ki, bu. Kilise için birçok sakmcayı da beraberinde getirecektir. Gerçekten de, Fransa olmasa, temelden katohkçe olan bu ödevi hangi ulus yerine getirebi­ lir? Eğer, onu kıskanan devletler, bu ince rolü paylaşmayı başarırlarsa, açıktır ki siyasal çıkara dayanan böyle bir vasiUğin ömürlü olacağının hiçbir güvencesi yoktur ve birlikten yoksunluk, uygulamada, çoğu kez birbirine karşı görüşler sonunda etkisini sıfıra indirecektir.» Böylece, Vatikan, kendisini yüzyıllardan beri bize bağ­ layan anlaşmadan (concordat) vazgeçmeyi tasarlarsa, olabi­ lecek gibi görünen üç çözümden hiçbiri, uygulamada ger­ çekleşemez: Yakm doğu'da kendisi katoliklerin çıkarlarım koruma görevini üstlenemeyeceği gibi. Papa, Fransa'dan başka bir ya da birkaç devletin yardımma başvuramaz.
(*) G. LOUİS-JARAY, La Papaute, la Tripk-ADlance et la politiqııe exterieure de la France (Questions diplomatique et coloniales, 1904.)

ıra

PAUL LMBERT

Çok eskilerden gelen bir uygulamaya ve doğu halklarmm ahşkanhğma dayanan, Türk Hükümeti'nin sürekli onayıyla yürürlükte olan Protectorat'nm başkasma aktarılması yeni­ den elde edilmesinden daha güçtür. Belki geçerliliğini yiti­ recektir. Ama hakh olarak denildiği gibi ya yok olacak ya da Fransa'nm elinde kalacaktır.^*)

** *
Roma'ya bağh kaldıkça geleneksel ayrıcahklarunız ehmizden çıkmayacak gibi görünmektedir. Vatikan öteki dev­ letlerin isteklerine karşı durur. Bununla birlikte, o da bizim gibi, kilisenin tarihinde yeni bir olgunun varhgım ve gittikçe daha sık olarak, misyoner kurumlarm ulusallaştınlmasını hesaba katmak zorundadır. Dinsel tarikatlarm çoğu ashnda uluslararasıdır, her yerden üye ahriar. Papaz yetiştiren okullan-(novicat)nı kapatan ülkeler, her tarikatta kendi uyruklularmdan olanlann sayısmm azaldığım görecektir. Eğer bu olay genelleşirse her tarikatta ya da kurumda yalnız bir devletin uyruklusu görülecek, yani bu kuruluş ulusal bir ni­ telik kazanacaktır. Birkaç yıldır başlamış olan bu hareket zararımıza gelişecek gjbi görünmektedir. Daha dün yalnız Fransız misyonerlerinin bulunduğu yerlerde, İtalyan, Al­ man, Belçikalı, İngiliz keşişleri görülecek ve bunlar kendi devletlerinin örgütlerinin korumasmı isteyecekler. Şüphesiz tarikatlar hakkındaki yasa ve Devletle kilisenin ayrılması henüz köklü değişimler getirmedi. Uzun zaman, Fransa, mânevi olarak Vatikan'a bağh, her addan tarikattan misyo­ nerlerin üçte ikisini sağladL Uzun zaman Vatikan'daki mis­ yonerlik örgütünün (Propagande) Sainte-Enfance, l'Oeuvre apostoHque'e ve Oeuvre d'Orient'a bağış sağlayan yine Fransa'dır; bundan ötürü bugünden yarma tarihsel görevini bırakması beklenemez. Ama, misyonerlik kurumlarmda Fransızların sayısı eksildikçe Fransa'nm korumacıhğı pek
(*) Denys COCHIN, Lettre aa Journal des Debats (20 Eylül 1906.)

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 103 haklı görülmeyecek ve savunulması daha güç olacaktır. üçte ikiye indirgenmiş ola­ rak yardım ve öğretim işlerine ayrılmıştır. Bunun içüı artık zaman zaman Protectorat'nm varhğım tartışma konusu yap­ mak için bu durum bir bahane oluşturabilir. şöyle diyebümiştü-: «Eğer herhangi bir devlet bu protectorat'yı üstlenmek isterse. pohtDcamıza hiz­ met ettiğmi üeri sürüyorlar: orJara göre Fransa. her yıl doğudaki Fransız kurumlarmm ödeneği sözkonusu olurken. Bu­ gün tamamiyle İtalyan misyonerlerin bulunduğu kurumlan biz daha son zamanlarda italya'nm vasihğine bırakmıştık. Eskiden üstün durumda olan Fransızlarm sayısı her yerde azınlıkta olduğu gün. dört milyarhk bir bütçede 800. Bu ödeneğin bir bölümü. varlık nedeni ve ya­ rarı kalmadığı sonucunu mu çıkartmak gerekir? Henüz bir olasılığı öngörerek şimdiden Protectorat'ya boş vermek mi gerekir? B. çünkü Fransa bundan sadece sücmtı duymaktadır ve hiçbü" kazan­ cı yoktur. az çok dirençle bu çeşit öneri­ ler parlamentoya sunulmaktadır. Lanessan'la birlikte «asimda hemen hemen misyonerlerimizin tümünün başka devletlerin yakm doğuda­ ki misyoner örgütleri ehmizden aldığma göre. ayrıcalıklarımız için tehlike olsa bi­ le dünden bugüne bunun yok olacağiaı. ülkesmde çahşmalarına göz yummadığı insanları ve kurumları desteklemekle. korumamızm çökmesini hangi engel önleyebilir? Gelecekte.» . Yakm doğudaki okul. Eski bir başbakan olan Combes. doğudaki halklarm Fransız pohtİkasmı pek acaib bulmaları­ na neden olacaktır. yandaş sağlamak için aşırı hk çaba içinde olan misyoner kurumla­ rma paraca yardım yapmakla prestijini tehlüceye düşüre­ cekti. ona hiçbü. Ayrıca kendi sınırları dışmda.güçlük çücartmayız. protectorat'mızdan vazgeçmemiz akıl kârı değil midir?» mi demeüyiz? Bilindiği gibi. Rakiplerimiz Protectorat'mızm asimda hiçbir maddî ve mânevi kazanç sağlamadığmı sadece. dispanser ve hastanelere.000 Frankhk bir ödenek ayırmak­ tayız.

doğudaki Fransız propaganda­ sı. pro­ tectorat'nm kazançlarım gözden uzak tutmamışlarda. Çin hristiyanlarınm protectorat'sınm bizim için can sıkıcı bir güçlük kaynağı olduğu ve her zaman da yeterü bir kazançla karşılanmadığı yolundaki savm doğru olup olmadığmı incelemeyeceğiz. Biz. Sonra. Tür­ kiye'de hastaneleri ve okuUan dolduran misyoner orduları­ nı dilimizin en çalışkan yaygmlaştmcılan ve bundan ötürü de nüfuzumuzun ve itibarunızm en yararh savunuculan ola­ rak görmüşlerdir. Hristiyan okullarınm Freres'leriıü «FiUes de la Charite»lerin ve onlarm ardmdan da çeşith misyonerlerin 1840'dan beri İtalyanca ya da Yunanca yerine Fransızca (*) Bunlar tamamiyle Fransızlaşmış kurumlardır ve davamıza çok büjfük yar­ dımlarda bulunmuşlardır. (BuUetin de la Chambre de commerce française de Smyrne.» Bundan vazgeçmekle sadece. Pressense de: «Tehükeü protectorat hayaUeriıuzden vazge­ çilmesini» istiyor ve tezine destek olarak da uzak doğudan ahnmış bir çok olguyu ileri sürüyor.104 PAUL IMBERT Dışişleri bütçesi eski raportörü B.» Daha da üst perdeden konuşan B. «AUiance israeüte üniverselle» laik gruplar. Yakm doğuda bile. tarikatlarm tekelinde değildir. Bir çok elçimiz. Şüphesiz. 31 Temmuz 1907. «çağdışı ve tehlikeli birşeydir. Onlarm yam sıra ve onlar­ la yarış edercesine protestan misyonerleri. katoüklerin çıkarlarmm korunmasımn her zaman bir çok sıkmtıya mal olduğu yadsmamaz. Korumaları altmdaki ki­ şilerin taşkınlıklarım frenlemek zorunda kalsalar bile. «en elverişü zamanda bile gerçekleş­ mesi şüpheü ve yıUardanberi de elde edilemeyen kazançlan yitirmiş olacağız. Marki de ViUeneuve gibi. Dubief e göre de: Ayrıcalıklarımız. Oysa bunlarm burada geçerü olmadığım söylemiştik.) . Nankör bir iş bu. l'Alüance Française gibi ku­ rumlar dahası özel kişilerin yiğitçe girişimleri de vardır. aralarmdaki anlaşmazlıkları yatıştırmak ve gayretkeş­ liklerini gidermek için misyonerleri iyice azarlamak zorun­ da kalmışlardır. ama temsilcilerimiz hiç­ bir zaman yapmamazhk etmediler. Yalnız İzmir'de 1500'dcn çok öğrenciye Fransız­ ca öğretmektedirler.

Selçuklularm eski başkenti Konya'da -ki bugün Bağdat hattı üzerinde önemli bir istasyondursoeurs'lerin de yardımıyla bir avuç (Assomptionistes) Anadolu çocuklarma dilimizle birlikte iilkemize sevgi duymayı da öğretmektedir. koşullarm zoruyla. Buralarda. çalışmak için tetikte bekleyen yabancı okulları açıla­ cak. Bu sözlere şunu da ekleyelim ki. üstünde üç renkli bayrak sallanan bu kurumla­ rı mı görmek gerekir? Anadolu'nun göbeğinde. Eğer parlamento verilmekte olan ödeneği ke­ serse. istenilen bir sonuç değildir sanırım.» demiş­ ti. İstanbul'da. desteksiz kalır da Fransız okulu kapanırsa Alman misyo­ nerleri bunlarm yerine hemen Alman okulunu açarlar. öğretimi misyonerler ya­ pacaklardır. Sela­ nik'te. Mardin ve Musul gibi. laik kurumlar büyük bir başarı ile çalışabilirler. bunlar her türlü denetimden uzak kalacak. sonuç ne olacak? Birkaç okul kapanacak. üzerinde çahşılacak o kadar çok insan var ki. Pek de konuksever olmayan bu­ ralardaki insanlar dinlerine çok bağhdırlar. Fransa. İç Anadolu'da­ ki merkezler için bu söylenemez: Eskişehir. Düşüncemizin taşıyıcısı olan dilimizin yaygınlaşması bakımmdan bu. büyük kentlerde. Pichon. Sonra kapananlarm ye­ rine. Al­ manya ikinci konsolosunun çabasıyla birkaç yıl önceden alınmış olan arsaya her an bir okul binası yapılabilir. seyahatimiz sırasmdan bize kısmet olduğu gibi. yabancı misyonerlerin çoğunlukta olduğu tarikatlar Fransa ile son baglarmı koparma hevesine kapılacaklardır. İzmir'de. bugün Protec­ torat sayesinde bütün ülkelerden misyonerlerin ortaklaşa . Bu yerlerde la­ ik okul. limanlar­ da.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 105 Öğrendikleri unutuluyor mu? Fransa'nm yayılışma yaptıkla­ rı hizmeti anlamak için. ödeneklerin hepsi kesilmiştir. Eğer bir gün ödenekleri kesilir. Kon­ ya. Kayseri. öğretmeni de öğrenciyi de çok güç bulur. Beyrut'ta. İşte Dışişleri Bakam B. başka okullar da var ama. Böyle bir değişiklik kime yarayacaktır? Başka yerlerde. 12 Arahk 1906'da Meclis'deki konuşmasmda bunu kamt alarak ileri sürmüş ve: «Tutahm ki.

Ana­ dolu'da. kazançh bir anlaşma ko­ nusu olabilir. bize sağladığı kazançlar için vazgeçeceksek. Nasıl olup da her yerde bizi kıskananlarm türemesine yol açan Yakmdoğu'daki bu ayrıcahkh durumumuz görülmü­ yor? Protectorat'yı bırakmaktan yana olanlar en işini bihr. son zamanlardaki bir kriz sırasmda halklarımızm degiş-tokuş değerini anlamıştık: Algesiras'm öncesinde bunlarm bir bölümünü İtalya almıştır. Bu ödünün Fransız-1talyan yakmlaşmasımn bir sonucu olduğunu söylemek aşırı­ lık sayılabilir mi? Eğer protectorat'dan kendisi için. Kaldı ki engel ohnamızm olanağı bulunma­ yan koşullarda parçalanma. Yabancı devletlerin konsoloslarınm. Fransız misyonerlerinin hazırladıklarma konacaklardır. Amerika Birleşik Devletle­ ri. oysa ilerde rakiplerimiz olan îtalya. Gücümüzün ve şanunızm kaynağma kıskanç­ lıkla sahip çıkalım. «Mısır'da haklarımızdan vazgeçtiğimiz gibi. (Calmann Levy. Almanya.106 PAUL IMBERT çalışmasından yararlanmaktadır. kendi uluslarmdan olan kişileri -misyoner bile olsalar. bunları zaman aşımma uğratmamak için uygulayalım.»(') Eğer haklarımızdan vazgeçmek istemiyorsak. PoIitique Interieure et etrangere. Bizim için tüm eski değerine artık sa­ hip değilse bile. Şüphesiz protectorat için büyük ve yaygm kısmtılardan korkulur. bizi kıskanan başkaları için bir çok değeri vardır. Bunu onlara hiç bir karşıhğı olmadan vermeye hak­ kımız yok. Suriye'de. burada bizim için değerh bir pazarhk aracı olduğu gö­ rülmüyor mu? Böyle bir durum meydana gelebihr ve ayrıcahklarımızdan elimizde kalanlar. Protecto­ rat'yı özellikle her an Fransız adınm gerilemesinden yarar­ lanmaya hazır bekleyen devletlerin el koymasma karşı sa­ vunalım. paylaşılma başlamış bulunu­ yor. Lübnan'da da haklarımızdan vazgeçme­ miz çılgmhk olur. dünün bu örneği­ nin. en çıkarma düşkün halklarm göz diktikleri bir mirastan vaz­ geçmeyi nasıl düşünebihyorlar? Biz de. İngiltere. .korumalarma engel (•) Paul DESCHANEL. 1907).

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

107

olamayız. Geleneksel olarak Fransız Elçiliği ile bağmtılı olan cemaatler, kurumlar, tüzel kişiler söz konusu olursa gittikçe ulusallaştınlan dinsel kurumları sürükleyen akımı durduramayız, onlarm kendi hükümetlerinden yardım iste­ melerine engel olamayız. Bu yönde ödün vermeye hazırız. *** Ama bir kitle var ki, onu elden kaçırmamalıyız: bun­ lar da uluslararası nitelikte olan ve hareketlerini saptarken Roma'dan esinlenen kurumları dolduran kişilerdir. Bir ke­ şiş kitlesi mi? denecek. Bunlarm önemini küçümseyecek olanlara, sadece İstanbul kentinde bulunan şu kurumları hatırlatmak gerekir: sekiz okul, Ticaret Enstitüsü'nde «freres^lerin öğretimindeki 1.800 öğrenci, Saint Benoit Koleji ve «lazaristes»lerin 450 öğrencisi, «Maristes Freres»lerin 300 öğrencisi, büyük ve küçük «Capucins» semineri (papaz okulu - ç.) «Assomptionnistes»lerin seminer ve «novicat»lan, buralarda yerli seçkin kişiler ve doğulu papazlar öğre­ tim yapmaktadırlar, sonra Nötre Dame de Sion «Seurs»lerinin iİd okulu^*) ve 500 öğrencisi «seurs obhates de l'Assomption»un('*) 600'den fazla öğrencisi olan üç okulu, «se­ urs Franciscaüıs»lerin 400 öğrencisi, «FiUes des Charite»lerin yönettiği on iki kurum: (1500 öğrencili) okullar, öksüz yurtları, yetimler yararma çalışan işlikler, kreşler, hastane­ ler, dispanserler, yaşhlar için huzur evleri, deliler ve iyi ol­ mayacak hastalar için bakunevleri. Anadolu'da, Bağdat hattmm ilk bölümünde yer yer varlıklarım duyuran iyilikse­ ver «Assomptionnistes»leri de anahm mı? Bu hattaki yolcu­ luğumuz sırasmda Fransızlarm kurduğu yuvaları, okul ve dispanserleri gezdik. İzmit'de (Bitinyaldarm Nikomedi ken­ ti); Haçldarm ünlü «Dorylee»si Eskişehir'de, Anadolu'nun
(*) Pangaltı ve Kadıköy'de. (*•) Haydarpaşa, Kumkapı ve Fener'deki kurumlar. Bu okullardan ilki kısa zamanda öyle bir gelişme gösterdi ki bir Alman okulunun kapanmasma neden oldu.

1^

PAUL IMBERT

başkenti (eski Iconum) Konya'da. Başka ayrıntılara girme­ den, Yakın Doğu'daki katolik misyoner örgütlerinin, aşağı yukarı 500 kuruma sahip olduklarmı söylemek yeterhdir; bunlara 1500 grup bağhdır. Bunlarm kolejleri ve okuUarı ırk ve mezhep aynmı olmadan 90.000 öğrenciye Fransızcayı öğretmektedir.^') Hastanelerinde her yıl 100.000 yoksul hasta ve sakata bakdmaktadır. Bu, Fransa için savsaklana­ bilecek bir kitle midir?
(*) Tam bir gelişme halinde olan kurumlardaki öğrencilere bir ör­ nek olarak Haydarpaşa'daki «soeurs obliat de rAssomprion»Iarm yönettikleri okulda sürekli olarak 15 Nisan 1907'de bulunan 387 öğrenciyi uluslarma göre sıraltyahm:

Yabancılar

Avusturyah İtalyan İsviçreh Alman Fransız
Toplam

19 56 4 7 9
95

Osmanlı
Ortodoks Rumlar Ermeniler Laünler Katolik Araplar Yahudiler Çeşidi

Uyruklular
55 37 3 5 126 64

Toplam

292

(BuUetin de la Chambre de Commerce Française de Constantinople, 30 Eylül 1907.)

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ

109

Roma'da elimizden abnmak istenilen işte bu kitledir. Eskiden, Avusturyalılar, İspanyollar ve Portekizlilerle bir­ likte Papa'hkla ilişki halinde olan hemen hemen yalnız biz­ dik. Ama yarım yüzyıldu:, siyasal çıkarlar nedeniyle Vati­ kan'daki elçüikler çoğaldı. Uzun bir ayrıhştan sonra protestan Prusya elçiliğini açtı. Buna verdiği önem, elçisinin seçi­ minden belH olmaktadır. Gerçekten de Prusya'nm Vati­ kan'daki temsilcisi Von Mühlberg'in Alman diplomasisinin en uzman kişilerinden olduğu bilinmektedir. Ortodoks Rus­ ya da Papa'nm yamnda resmi bir temsilci bulunduruyor. Protestan İngiltere de, zaman zaman heyetler gönderiyor. İngiltere Malta yasasmdan önce bağmtısmı kurmuştu. Kili­ seyle devletin ayrılığmı bir anayasa ilkesi yapmış olan Belçi­ ka da Papa'hğa bir temsilci göndermişti. Brezilya Cumhuri­ yeti de Papa'hkla olan anlaşmasım feshettikten sonra bile Vatikan'daki elçihğini kuvvetlendirdi. Pohtika alanıyla din alanım kesin smu^larla ayırmış olan Amerika Birleşik Dev­ letleri de FiUpinler konusunda Papalık'la konuşup görüş­ müştür. Bunca çeşitH örnekler, Papalık'la anlaşmalı rejim ya da dinle devleti ajaran rejim sorunu Roma ile anlaşma yolundaki bir girişimin temelden ayn bir şey olduğunu ve bunları birbirine karıştırmamak gerektiğini açıkça göstermi­ yor mu? Şüphesiz yeni bir Concordat (Papalıkla anlaşma - ç.) imzalamak sözkonusu değildir. Karşıhîdı bir bağunsızhk rejimiyledir ki, devlet ve kilise kesin bir barışa kavuşmuş ola­ caktır. Diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için, bugün, iki tarafm da aşırı istekler ileri sürmesi konuşmaları son derecede güçleştirecektir. Sonra, bir iç pohtika sorunu olan devletle kihsenin aja^ıhnası ve bir dış pohtika sorunu olan protectorat'nm uygulanması arasmda hiçbir bağıntı yoktur. Başka alanlardaki çatışmalarm bunun üzerine etki yapaca­ ğı boşuna ileri sürülüp durulmaktadır. Directoire zamanmda Fransa ayrıcalıklarma kıskançlıkla sahip çıktığı halde. Papalık buna dokunmadı. Birkaç ay önce, (Congregation

no

PAUL IMBERT

des Affaires Ecclesiastiques) (Rahiplerle ilgili işler örgütü - ç.) sekreteri Monsenyör Gasparri protectorat'mız konu­ sunda kamuya yaptığı bir açıklamada, protectorat'nm he­ nüz devletle kilisenin ayrılmasmdan etkilenmediğini söyle­ mişti. Papahk da protectorat hakkmda tam bir «tarafsız­ lık» uyguladığım ileri sürdü: haklarımızı sarsacak en küçük bir davramşta bulunmaktan çekiıüyor. Bunu, 1908 Haziranı'nda İstanbul'a yeni papahk (apostohque) delegelerinin yerleştirilmesi sırasmda gördük. Herşey, geleneklere ve bi­ zim ayrıcalıklarımıza uygun biçimde oldu. Ama misyoner örgütlerinin ödeneğini kesmeye kalkarsak durum değişebi­ lir: «O zaman,» diye sözünü bağhyor Mgr. Gasparri, «Fran­ sa'nm nüfuzu azalmaya başlar ve bundan rakipleri olan uluslar, özellikle İtalya, Almanya ve Rusya çok sevinç du­ yarlar.» İtalyan Kardinah'nin bu sözlerinden bize olacağı bildi­ ren bölüm üstünde durmahyız. Şurası bir gerçektir ki, Fran­ sa'nm Yakm Doğu'daki çıkarları çoğu kez katolikhğin çıkar­ larıyla karışık bir haldedir. Eğer bundan hiçbir şeyi feda et­ mek istemiyorsak, dinsel bile olsa Fransızca konuşulan okul, hastane gibi kurumlarm ödeneklerini vermehyiz. İtal­ ya ve Ahnanya, bu kurumlarm ödeneklerini durmadan art­ tırırlarken bizim azaltmamız, akıUıca bir taktik sayılabilir mi? Bîr arahk, laik kurumlarm ödeneklerini arttırma isteği­ nin, tarikatlarla ilişkisi olan kurumlarm ödeneklerini azaltmasmdan korkulmuştu. Yeni bir yasayla Dışişleri Bakam, Fransa'nm Yakm Doğu'daki hayır işleri ödeneklermden ahnarak laik kurumlara yılda 18.000 frankhk bir ödenek ver­ mekle görevlendirilmişti. 23 Ocak'da Mechs'de 13 ve 14 Mart 1908'de Senato'da yapılan tartışmalar Osmanlı İmpa­ ratorluğu'nda laik ve dinsel örgütten hangisinin daha iyi ola­ cağı konusunda karşıt görüşlerin ilertye sürülmesine baha­ ne oldu. Bakan B. Pichon, çok yerinde olarak ve tarafsızlık­ la sorunu açıkladı. Laik kurumlarm -özellikle orta eğitim.

Clemenceau ile birlikte diyoruz ki. işte devlet adamlarımıza düşen ödev bu­ dur. B. doğudaki Fransız kurumlarma açdan krediyi oy birUğiyle arttrrmasmdan mutluluk duymaktayız. yüzyıllık haklarmdan vazgeçemeyeceğini ve bu hakları elden bırakma pohtikasmm düşkünlüğünü kabul et­ meyeceğini düşünmelidirler. Ukalaca önyargılanm hafifletmekte sıkmtı du­ yanlar. «ülkemizin yabancı ülkelerdeki çıkarlarının savunul­ ması için elimizde kalan kurumlarının yeni faaliyet ve nü­ fuz araçlarıyla güçlendirmektir. Bu anlayışladu" ki.000 Franktan 900. ötedenberi ödünler­ den yararlananlara hiçbir zarar vermedi. Paul Deschanel'in bir gün dediği gi­ bi «On beş yüzyıllık bir emeğin ve şerefin mirasçısı oldukla­ rım anlamışlarsa. Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan laik kurumları olabildiğince güç­ lendirdik ve bunu eskiden beri varolan kurumlara zarar vermeden yaptık. dinsel kurumları aşağılat­ madan yerine getireceklerine işaret etti.000 Fran­ ka çıkartılacağım söyledi.» dedi. gerçekçi görüşler karşısmda bizimki gibi büyük bir ülkenin. Bu yurtseverce çabaya belki de bütün Fran­ sızlarm yüreklerinde yer etmiş olan bir protectorat'nm gele­ ceği babıdır. Doğu'daki Fransız kurumlarınm ödeneğinin 800. Bize kalan mirasm hesabım yarınki Fransa'ya vermek zorundayız.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 111 meslek ve ticaret öğretimi alamndayüklendiği görevleri an­ lattı. yeni bir poütikanm ge­ reklerine uydurmak B. onu sevece- . Öyle ki. bu kurumlarm görevlerini. bundan sonra birbirinin karşısma çıkaramaz. çok kor­ kunç anlarda yazgısı ellerimize bırakılmış olan bu büyük ve soylu Fransa'nm onarılmaz bir zar-ıra uğramasma göz yumulamaz. «Benim rolüm. Bunun için. Parlamentonun. onu saKmacağız. Onu koruyacağız.» Bu amacma güvence olarak Bakan. Sonra particilik de Fransa'nm çıkarı için birbiriyle yazışması gereken ku­ rumları. Geçmişin geleneksel güçlerini. bir lise açılması için Se­ lanik'deki laik kuruma yapılan yardun.

onu. daha yüksek. Ödevi daima güzelliğini arttırmak olan kuşaklara daha yüce.112 PAUL IMBERT ğiz. daha güzel aktarmak için çaba harcayacağız. »(*) Fransız adımn onuru uğrunda. (•) 6 Ekim 190Tde Amiens'de verilen söylevden. Cumhuriyet'in dünyadaki itibarı uğruna Doğu'da protectorat'mızdan ne geri kalmışsa korumak zamam gelmiştir. .

Toprağjn sahibi müslümanlardı. bir medeni. hristiyan olmayanlarm oturmasma izin vermeyen Orta Çağ hristiyanlarmdan farkh olarak. Bununla birlikte fatihlerin istibdatma karşı kendilerini savunma ve cemaat halinde ya­ şamak için. daha başlangıçtanberi. SEIGNOBOS. ticaret ve ceza hu­ kuku vardı onlar için. Reaya yani müslüman olmayanlar toprak mülki­ yetinden ve siyasal yaşamdan uzak tutulmuşlar.VI REFORMLAR VE TANZİMAT O smanh padişahlarımn kurduğu ve Fatih Sultan Meh­ met'in fetih hakkma dayanarak Asya kıyılarmdan Bal­ kan yarunadasma kadar genişlettiği askerlik gücüne daya­ nan. dilleri ve medeni hukukları için (*) CH. egemen olduklan topraklarda eski Bizans İmparatorluğu'nun hristi­ yan haUdarınm yaşamasma izin vermişlerdir. ordu yalnız onlardan oluşuyor. mutlakiyetçi bir monarşi nitehğindeki Osmanh İmpa­ ratorluğu. devlet görevlerine yalnız onlar getiriUyordu. in-8) . Histoire politique de FEurope contemporaine (Co­ lin 18%. Türkler. ama onları aşağı bir duruma indirgemiş ve dört yüz yıl boyunca belir­ siz bir halde ve bağımlı olarak yaşatmışlardır. ^) İktidar müslümanlarm elindeydi. dinleri. yenenle yenilenlerin eşitsizhğine dayamyordu. daha düne kadar olduğu gjbi kalmıştı. kendileri­ ne gösterilen dinsel hoşgörüye karşıhk kişi basma bir vergi ödemek zorunda bırakılmışlardı. Devletin siyasal rejimi. Katoliklerin egemen olduğu yerlerde. yalnızca Kur'an'da belirtilen vergileri verirlerdi.

Yunanhlan. çünkü bunlar aracıhğıyla uyruklarıyla ilişkilerini daha kolay­ ca sürdürmekteydiler. katolik cemaat­ lerinin resmi temsilcisi ve hükümete karşı sorumlu önder­ lerdi Batı'dan gelmiş olan yabancı hristiyanlar için. Evlenmeler.gerçekten bir yönetsel örgüt haline gelen dinsel cemaat­ ler oluşturabilmişlerdi. Osmanlı uy­ ruğundaki bir bölüm hristiyanm da korunması hakkım tmdı. ulus için­ de uluslarm. siyasal önderi ve doğal yargıcı olma hakkmı elde ettiler.114 PAUL IMBERT güvence elde etmişlerdi. Bulgarları. Müslümanlar arasmda da tam bir anlaşma yoktu. Anadolu'nun uzak bölgeleri ile Arabistan'daki müslümanlar geçmişin geleneklerine bağlı kalmakta ayak diretiyorlardı. Avrupa'daki ve Asya'nm kıyısal bölgelerindeki müslümanlar. Ortodoks rumlar için İstanbul patriği sadece en büyük din adamı değil. Asya'da da Er­ meniler. Böyle­ ce Padişah. Osmanh hükümetleri bu kuruluşları iyi karşılıyorlardı. devlet içinde devletlerin oluştuğu bir İmpara­ torlukta hükümdarhk etmekteydi. daha son­ raları padişahlar. Arnavutları ve Romanyalıları karşı karşıya getirmişti. Özellikle Fransa Katoliklerin protectorat ayrıcahğmı elde etti. reaya hakkmda hergün artan bir hoşgörü göster­ melerine ve Batı uygarhğım sürekli olarak benimsemeleri­ ne karşm. Dürziler ve Maruniler uzlaşmaz bir haldeydiler. Hristiyanlar. konsoloslanran kendi uyruİdularınm. kimi devletler önce. Avrupa'daki es­ ki rekabetler. halkm sadece hukuksal setlerle değil fakat ırk ve din karşıthklarıyla bölündüğü çeşith etnik unsurlar arasmda kaynaşma ve bağlantı gerçekleşmesi şöyle dursun. Her dinden olanlar -yahudiler bi­ le. miras işle­ ri ve vasiyetlerle ilgjh bütün uzlaşmazlıklarda son yargı onundu. Süryaniler. Rusya'ya da Ortodoksları koruma hakkı verildi. Sırpları. bir yüksek yargıçtı. Katolikler için de baş piskoposlar. yabancı elçilik görevlilerine. Osmanlılarm boyunduruğunu kırmak istiyorlardı ama. her yanmda siyasal ve sosyal eşitsizhğin bulun­ duğu. .

doğu iktidarları örneğine uygun bir kuru­ luş. Bu. padişah ile gözdelerinin despotça iradeleri. Osmanhlarm özel ve kamusal yaşamları üstüne büyük bir korku çökmüştü. İmparatorluğu yöneten açgözlü bir kliğin keyfe gö­ re yönetimiydi. Künse İstanbul'dan izin­ siz çdcamazdL Heryerde. Bu güruh Yıldız Sarayı'nda herkesin nefretine karşm en ezici bir istibdatla bütün imparatorlukta sıkı bir s^asal polis ve hafiyelik örgü­ tü kurarak en aşağıhk ve inanılmaz bir jurnalcihğe başvura­ rak tutımuyordu. Ama ülke içinde hiçbir bağı olmayan. Reform tasardan kurduğundan ya da liberal düşüncelerden esinlendiğinden kuşkulandan bir in­ san mahvolmuş demekti Bir elçihğe ya da bir konsolosluğa girmek değü. sdc sdc önünden geçmek de bir suçtu. Yabancdarla tanışan Türkler. böylesine birbirine düşman halkları yö­ netip yürütmekteki güçlük bu sefer hükümetin üstünde de etkisini gösterdi. kar­ maşık bir birleşim. Hü­ k ü m d a r m katmdaki itibarmı ancak her gün onu uydurma tehhke haberlerine ve tehlikeyi ancak kendilerinin giderebi­ leceklerine inandırmakla sürdürüyorlardı. bunlar da . bü" düzene bağh değüdi.OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 115 Böylesine ayrı. Artık fetihlerin şanh günlerindeki gibi. Her ne kadar hükümet görevlüerinin hemen hepsi vergi toplamada çahştırdırsa da Türkiye'nin tam anlamıyla ne bütçesf ne de maliyesi vardı. ulu­ sun desteğini kazanamamış ve perde arkasmdan iş gören bu zümre. çoğu kez hiçbir y a r g d a m a olmadan insanlar hapishaneyi. sürgünü boylar ya da öldürülürdü. sokakta. en küçük bü: ih­ bar üzerine. başvezirin ve jTiksek memurların oluşturdukları Divan'm buyruklarırun bir karması değildi bu hükümet. dahası evlerde büe hafiyeler herkesi gözetlerdi. iktidannm sallantıda olduğunu anlamıştı. Devlet işleri de baştan savma ve gelişigüzel yürütiüüyordu. ancak tutuklanmayı göze alarak on­ larla buluşup konuşabilirlerdi Basm dizgin altma aimmıştı. batı gazetelerini okumak yasaktı. resmi dairelerde. artık padişaha hük­ meden. Memurlarm maaşları düzenh olarak verümezdi.

Padişahm bir iradesiyle. çünkü elinde güçlü bir ordu var­ dı ve en küçük bir protesto girişimi şiddetle cezalandırılmaktaydL Oysa 24 Temmuz 1908 günü bu sessizhğe gömülmüş. korku içinde sinmiş. Bir bakanlar kurulu oluşturuldu ve iki mecUsh bir seçim öncesi parlamentosu kuruldu. Türkler nasıl şaşkma dönmüşlerse Avrupa da şaşıp kalmıştL Müslümanlar da. hristiyanlar da genellikle istibdat rejimini daha sağlam. «Doğu sorunu»nu oluşturan ve çözümlenemez samlan sorunları çözüvermişti bugünden yarma. Öyle birdenbi­ re olmuştu ki devrim. Bütün bu derin kötülüklere karşm bu çürü­ müş rejim sürüp gidiyordu. Manastır'da. karanhk işler çeviren bakanlar kaçtılar. yıkıhp yokolmuştu. İz- . daha dirençh samyorlardı. gözdeler. jurnalci uşak giiruhu süprüldü. eşit ilân edildi. rüşvetçi memurlar mahkemeye verildi. Halkm coşkun sevinci arasmda. bu ağır vergilerin altmda eziliyorlardL Kendi­ lerini mahveden tefecilere ya da adaleti parayla satan yar­ gıçlara karşı haklarım almalarım sağlayacak bir destek bu­ lamıyorlardı. İstanbul'da. hangi dinden olurlarsa olsunlar. çökmüş impara­ torluğun üstüne bir şan ve özgürlük güneşi doğdu. artık hepsi. Çıktığı yer olan Selânik'de. Özgürlükten yana olanlann çoğu. Basm ve toplantı özgürlüğü ilân edildi. İmparatorluğun bütün uyrukluları. dünyada en ge­ niş topraklarma sahip olan bir devleti alt üst etmişti barış içinde. umutlarım yeni padişahm tahta çıkmasma bağlamışlardL Bundan ötürü dev­ rim bütün imparatorlukta coşkun bir sevinçle karşılandı. Bu kan dökülmeksizin gerçeÛeşen büyük bir devrimdi.116 PAUL IMBERT yaşamak için yasa dışı kazanç sağlamaya çalışırlardL He­ men bütün memurlar bu çeşit kazanç elde etmeyi tasarlıyorlardL Oysa yükümlüler borçlu olduklarmm üç dört misU vergi veriyor. sonsuza dek gidecek sanılan bir re­ jim. dağılmaya yüz tutmuş. bu bozuk düzen pohtikasınm kötülüğü açığa vuruldu ve feshedilmemiş ama uyutul­ muş olan 23 Arahk 1876 Anayasası yürürlüğe konuldu. bütün kamu görevlerine atanabilme olanağına sahip oldu­ lar. Abdülhamit'in çevresindeki çürü­ müş.

1908. Ama böyle hareketlere kalkışılmasma ahşık olan istibdat yönetimi. Türk ordusu Abdülhamit rejiminin yenilmez kalesi gibiydi. Kimsenin ölmediği bir devrimin uyandırdığı mutlu fa­ kat geçici bir hayaldi bu! Avrupa bu birdenbire doğan atıhmm olasıhğma inan­ mak istemiyordu. beklenmediği ölçüde büyük bir coşkunluk­ la karşılandı. Özgürlüğün mucizesiyle yeniden can bulan Türkiye: «uzun süren sessizce aynı umutları besleyen insan­ larm hep birlikte kurtuluşa ermenin coşkun sevinciyle dop dolu bir kardeşhk günü yaşadL»*^*^ Şu olağan üstü hal görüldü: bütün halklar bütün dinler­ den olanlar genel bir coşku içinde. daha atılgan görünmekle birlikte şurada burada olaylar çıkacağı öngörülüyordu. ne var ki yüzyıldan beri Av­ rupa devletleri içinde yalnız o sık sık kendini değiştirmeye kalkışmıştı. Ama Türklerin (*) Rend PINON. Bugün de onun geçmişini yads^arak. Başbakanlıklarda. Ne var ki bu ordu. Uzun süredir en uyanık Osmanhlar tam bir dö­ nüşümün zorunluluğunu düşünüyorlardı. Bütün muhalefetleri boğan ve dışardan. Avrupa'nm dersim tamamtyle benimsemesini ummak çocukluk olur. özgürlükçü komitelerin herzamankinden daha canh. Ne var ki beşjmz yü kendini bütün öteki halklardan üstün görmeğe ahşmış olan bir halka küçümsediği âdetleri ve kurumları. tek bir atümıla. (Revue des Deux Mondes. Türkiye hareket­ siz bir ülke olarak biliniyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 117 mir'de heryerde. içerde hareketsizhği sağlayacak kadar destek bulan bu re­ jim o oranda yerleşmiş. lER Semtembre. yerel karışıklıklan bastıracak güçte görünüyordu. değişmez gıT?i görünüyordu. Az devrim böylesine iyi hazu-lanmış ve böylesine sü­ rekli bir çabanm sonunda gerçekleşmiştir. bir duy­ gu birhği içinde ortaklaşa vatanm yeniden doğuşunu kutlu­ yordu.) . birkaç haftadan beri. «İttihat ve Terakki» komitesinde birleşen bu ordunun subayları bu rejimin yıkılmasma öncülük etti. La Torquie Nouvelle. hiçbir ge­ çiş olmadan benimsetmenin güçlüğünü biliyorlardı.

Tuna eyaletlerinin (•) A ENGELHARDT. Karpatlar'dan Nil'e kadar. Buda. Avrupa'nm göbeğine kadar götürdü. otuz kraUık bölgesinde Pa­ dişah'm adma hutbe okundu. 1882-84. dahası kurban­ ları olmuştur. La Turquie et le Tanzimat on Histoire des reformes dans FEmpire Ottoman depuis 1826 jusqu'â nos jours. Savaş. Türkleri Bizans imparatorlu­ ğu'na ulaştırdL Savaş orilan Suriye'ye. Venedik elçilerinin dediğine göre vergiler o zamamn parasıyla padişaha 140 milyon franklık . Padişah adı­ na Macaristan'ı. (Paris. 2 Yol. Bagdad. François I. Türkiye'de aslında kötülüklerin artmasından duyulan acıdan doğmuştur. Gerçekten de yer yer buna koşutluk gösterir. en şanh dö­ nemiydi. batıdaki yenileşme hareketlerine benzetihniştir. yasalar çıkar­ tacak büyük baymdırhk işlerine girişiyordu. Bu geleneğin de şanlı bir çaba ve uğraş geçmişi vardır. Viyana kuşatıldı. yüzyıhn başlangıcmda. Tunus Osmanlılarm eline geçti. Mısır'ı ve Suri­ ye'yi yönetiyordu. O. şairleri koruyor. Belgrad. Anadolu'yu. Dört defterdar. Bu. Irak'a. Mısır'a. bunun da havarileri. Yenilmez yeniçeri ordusu bütün Av­ rupa'ya dehşet sahyordu. çöküntü belirtileri ağurlaştıkça ortaya çı­ kıp belirginleşmiştir.8) . Bu büyüklüğün hemen ardmdan çöküntü başladL Da­ ha XVII. Eyaletlerde beyler ve beylerbeyleri ye­ nik halka egemendiler. Türk gücü­ nün doruğa çıktığı. Adriatik'ten Basra Körfe­ zi'ne. in . başkentinde güzel sanatları. Osmanh İmparatorluğu iç ve dış düşmanlarımn saldırısma uğradı. Macaris­ tan'a. (bugünkü değerinin ahı-yedi misü) bir gelir sağhyordu.118 FAUL IMBERT yüz yılı aşan bir yenileşme geleneği de vardır. Romanya'yı.'in bağlaşığı Kanunî Sultan Süleyman'm padişahhğı zamanmda Rodos. Tarihi boyunca re­ formcu eğilimler. Bu. Reform gereksinmesi. Osmanh tarihinin en parlak.

)'nun. bugün de yandaşları ve tutkunları olan bir programdı. Bu dönemde Saint-Gothard zaferi kazanılmış. müslüman istilâcüarm topraklarma girmek. ve özellikle başvezir (Vezir-i azâm) Köprülüler anarşiyi önlemek ve sınırları yeniden ge­ nişletmek için değerh çabalar harcıyorlardı. dünya imparatorluğuna sahip olacaktır. günden güne doğuya yönelen hırslarm akışma kaptırıyordu kendini Tuna'yı izleyerek doğuya yayıl­ mak.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 119 başkaldtrnıası. Artık yeni ve son derece hırslı rakipler İmparatorluk kapışma dayanmışlardır. Port-Arthur'a kadar uzanmasmı sağ­ layan girişimlerle.ç. açık denizlerde bir liman. yeniçeri ayaklanmalarL kazamşı. Ayrıca Rus ortodokslarma göre Türkleri yenmek kutsal bir işti. Rus hükümetlerinin uzun zamandır bir dogma gibi benimsediği düşünce şuydu: İstanbul'a egemen olan. Murat IV. Marie - . Elizabet'in ve Katerina'nm Rusyası. topraklarım ge­ nişletmekle kalmamış. Kutsal İmpara­ torluk topraklarmda genç Prusya Krallığı'nca yerden yere vurulan Avusturya. Öte yandan dünyaya ege­ men olma isteğinde düşkırıklığma uğrayan. başarısızhklarm birbirini kovala­ yışı ve eski güce yeniden erişmek için yapılan güçlü atılım­ ların tarihiydi. Girit alınmıştır. Kınm. Ayasofya'nm kub­ besine hilâlin yerine yeniden haçı koymak düşüncesi o vakittenberi bir dış pohtika formülü. bu girişim ve­ rimli olmamıştır. buzsuz olg^anuslara açılan bir kapı bulmaya çalışmaktadır. Artık Osmanh Tarihi. Mustafa Köprülü (Fazıl Musta­ fa Paşa .ç. Transilvanya'nm bağımsızlık Irak'm yitirilişi. Yine bu dönemde Hristiyan uyruklularm ardı arkası kesilmeyen başkaldırmaları ve bunlarm aşırılıkları karşısmda telaşa dü­ şen Türk hükümeti eyalet yönetimlerine düzen vermeyi düşünmeye başlamışlardır.) yayınladığı genelge ile reayanm durumunu dü­ zeltmek için bir girişimde bulunmuş ise de. Bundan başka. Besarabya ve Moscovite'i al­ makla yetinmeyerek. yıkılan Rum imparatorluğunun öcünü almaktı. Büyük Petro (Deh Petro .

Drang nach Osten'in ilk adımı olacaktı. Smırlardaki savaş ve iç kargaşalar. cesaretleri de kırılmıştı. Rusya için tü­ kenmez bir hazine olmuştur. Bu çöküntü içinde Osmanlı İmparatorluğu kurtuluş (umud . Polonya'­ nın paylaşılmasmm ilk evreleri Katerina'nm olduğu kadar Marie-Thferese'in de Lşîihasmı kabartıyordu. Korkuya kapılan Türkler Kaynarca barış antlaş­ masmı imzaladılar. işe yaramadı. ana yollarda kol gezi­ yorlardı. Rusya'nm Türkiye'nin iç işlerine karışmasmı sağlayan «yasal hak» işte bu tarihte başlar: denildiği gibi bu.ç. her bölgede Rus kışkırtıcılara uyarak ayaklananlarm kurdukla­ rı çeteler düşmanla işbirhği yapıyor. Hristiyan çocuklarmm müslümanlaştrrıhp yeniçeri ocağma sokııhnası biçiminde uygulanan devşirmehk kaldı­ rılmıştı. Düşmanlar heryerde sınırları aşıyorlardL İçeride vergiler iyi toplanamıyordu. Ruslar yalnızca aldıkları topraklar üze­ rindeki egemenlik haklarmm tanınmasıyla yetinmediler. bundan sonra Osmanlı uyruğu olan Ortodoks Rumlarm bir çeşit Rus protectorat'sı altma girmesini de sağladılar. sadece Fransız Devrimi yüzün­ den Doğu işlerinden yüz çevirmiş olan Büyük Devletlerin aralarmdaki rekabete bağlamıştL Yıldızınm sönmeye yüz tutuşu. Barış görüşmelerinde her an kullanılabilen savaş ilam bahanesi hep bu haktan kaynak­ lanmaktaydı.m FAUL IMBERT Thferese'in hükümdarlığı zamanmdan beri. Daha Mustafa III. çevredeki halktan zorbahkla haraç alarak.) unu. Balkanlarda. uğradığı eziklikler. yeniçeriler de cenklerden ün ve onur kazanmaya. . Eskiden İmparator­ luğun yenilmez dayanağı olan ordu. zamanmda Ruslarm kazandıkları zaferler. ters­ likler Türkiye'de şiddeth bir reform isteği uyandırdı. dağılıp parçalanmak­ taydı. Osmanh İmparatorluğu'nda hergün daha da kaygı vererek sürüp gidiyordu. gelecekteki Onurlu Belgrad Antlaşması'nm bu sabırsız komşularm ilerlemesini bir süre durdurması. kışlalarmda ke­ yif çatıp eğlenmeyi yeğler olmuşlardL Askerlerin güçleri zayıfladığı gjbi.

Paris. . geri kafahlar Se­ lim'in başlattığı yenilikleri ortadan kaldırmak için var güç­ leriyle işe koyuldular. subaylar. dış düşmanla­ rı ülkeye çekmekle suçlandL Bir fesat düzenlendi. yeni yöntemlere bağlı kalmışlardı. zamanmda yeniden ele almdL Türkler. Padişah imparatorluğu zayıflatmakla. askerin ayaklanması başkentte de yayddı. yalnız Çanakkale ve İstan­ bul Boğazlannm tahkimatımn yapılmasını Padişaha kabul ettirmekle kalmamıştır. «Hükümetindeki bütün kusurlan gidermek isti­ yordu.»^') Ama Mustafa barış antlaşmasmdan önce öldü. işçiler Batı'nm düşünce ve tekniklerini yaymaktaydılar. İngiltere'nin İstanbul ve İskenderiye'de darbeleri kışkırtması müslümanlarda kuşku ve şovenizm yarattı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 121 bir yeniden örgütlenme gereksinmesi duyurmuştu. bu uğurda despotluğunu bile feda etmeye hazır­ dı. Ama Avrupa öğrenimi görmüş su­ baylar. 1784. imparatorluğunu kalkmdırmayı düşündüğünü de anlatır. Mustafa IV'ü tahta oturttular. Fransız öğretmenleri düzerdi Osman­ lı birldderinin kurulmasıyla görevlendirdi. İngiltere'den. tarihlerinde ilk kez Avrupa'dan örnek aldılar. Fakat Napole­ on'un Mısır seferi. Choiseul'ün görevlisi Baron de Tott.ç. yeniçerüer bir hükümdar taslağmı. Altı ay boyunca. Mustafa'nm iktidarı ashnda bir dctidar boşluğu (fasıla-i saltanat . Saray ele geçirüdi. ken­ disiyle birlikte mühendisler.) oldu. İs­ veç'ten. tamamiyle koşulu sahra toplan getirdi. padişah tahttan inmek zo­ runda kaldL ** * (*) Memoires sur les Tmes et les Tarlares. Sehm öldürüldü. Fransa'dan getirilen bilginler. anılarmda bu akıllı ve güçlü padi­ şahm Süveyş Kanah'nm ileride Uzak Doğu'ya geçit olacağı­ nı sezerek. Tuna üzerinde bir ayaklanma hazırlandı. Convention'ca İstanbul'a gönderilen General Anbert-Dubayet. Re­ form tasarıları Selim III.

Rusya'daki Sterlitz'ler gibi Türkiye'de de Yeniçeriler ilerlemenin en inatçı düşmanlarıydı. O. uzun süredir hiçbir işe yaramadığı gibi. yürekliliği ve inanılmaz çalışkanhğı üe kendinden öncekile­ re üstün bir şehzadeydi. olağanüstü ve hukukla bağdaşmaz.000'ine ayhk verildiği halde yalnız 20. Ama düşmanm üzerine yürümeyi istemiyorlardL Bunlardan 400. kışlalardan kaçanlar çoğaldı. buyruklarla belirtilen talimler unutuldu. Sultan Mahmut tahta çıkar çıkmaz. Reformlan önlemek üzere her ^ an ayaklanmaya hazırdılar. Başvezir büyük bir divanda ordunun ta temelden yenileştirilmesi zo­ runluluğunu şöyle sergiledi: «Kimse.122 PAUL IMBERT Mahmut II 1809'da tahta çıktığmda koşuUar reform­ cu bir pohtika için elverişli görünüyordu. yetenekleri. Nöbetçi yeniçeri­ ler ya da kol gezen birlikler halkı koruyacak yerde reaya- . dün olduğu gibi bugün de yenilmez olurdu. Ama bu ocakta görevler mertliğe ve yeteneğe gö­ re verilecek yerde satıldı.000 kişi cephede bulunuyordu. Hesapçı ve herşeyi inceden ince­ ye düşünce süzgecinden geçiren zekâsıyla uyruklularmm çı­ kar ve gereksinimlerini çok iyi a n l a m ı ş t L Kendine başvezir olarak devrimin öncülerinden birini seçti ve amcası Selim'in izinde yürümeye karar verdi. haydutluklarma elverişli olan bir rejimin sürüp gitme­ sinde çıkarları vardı. Disiplin tanımaz. İmparatorluğun çözülüp dağılmasmda da başlıca rolü oynam a k t a y d L Yeniçeriler gerçekten bir kast meydana getir­ mişlerdi. Eğer ona tehlikeli kötülükler sızmasaydi. Büyük Petro gibi Sultan Mahmut da bu eski askerlik ocağını söndürmeye karar verdi. katılmakla onur duyduğum bu şanh yeniçeri ocağma benim kadar saygı duyamaz. babadan oğula kalan ayrıcahklan v a r d L Yeniçeri Ocağmda boşalan yer­ ler bu kahtım yöntemiyle doldurulamayıp da dışarıdan adam almak gerektiğinde en aşağıhk kimseler bu işe geti­ rilmekteydi. acı­ masız örgütleri. düş­ man karşısmda zayıflık gösteren bu adamlar güçlerini yal­ nız haUa soyma ve boğazlama yolunda harcıyorlardL Bun­ larm. Aileleriyle birlikte İstanbul'a ve başka kentle­ re yerleşmiş olan yeniçeriler her zanaatı yaparlardı.

Padişahm vaadlerine kanan yeniçerilerin yük­ sek komutanları buna karşı çıkmadılar. gizh basm ve derneklerle yürütülen propaganda ile açığa vurmaktaydı. Mısır'da Memlukları tepeleyen Mehmed Ah. Makedonya'da.. bir zamanlar dünyayı titretmiş olan bu şanh ocağjn yararsızlığı.» Yeniçerilerin yeteneksiz egemenlikleri altmda Os­ manh Devleti günden güne çökmekteydi Saraymdan çık­ mayan bir padişahm uzaktan denetlediği hükümet işleri git­ tikçe gevşiyor. (Asâkir-i Mansure-i Muhammediye . Arabis­ tan'da Vahabîler ayaklanmışlardı. kendini savaş hazırhğı ile. giydirüen. okullarda. İsyancılara karşı .. Sonuç: askerlik sanatı bilinmez oldu. Yunanistan'da. Amavutluk'a Yanyah Ah Paşa Epir'e saldıracak ka­ dar güçlenmişti. Napoleon'dan ve yeniden doğan Polonya heyulasmdan kurtulunca eski «Yunan tasarısmı» yeniden ele aldı. talim et­ tirilen yeni bir ordu kuruldu.» Bununla birlikte yeniçerilerin direnişini kırmak. hazine dar boğazlara sürükleniyordu. Voltaire doğru söylemiş: «yeniçeri ocağı her zaman tahtı destekle­ mekle birlikte kimi zaman ele geçirip devlet işlerini altüst eder.). Mistik kafasıyla. Bunca düşman karşısmda Sultan Mahmut. giriştiği sa­ vaşları kazanarak özerk hükümetini kurmuştu. Ama askerler ayaklandı. bir hükümdar gibi davramyordu. Bağdat valisi olan Paşa. Yunan miUiyetçihğinin uyanışı. Adalar'da. Sultan Mahmud'u hiçe saya­ rak İstanbul'da ferman okumalarını sürdürdüler. Kutsal-Baglaşıklık'm kurulmasmda (Sainte AUiance) Türk­ lere karşı yöneltilecek bir haçh seferinin ilk adımım gör­ mekten hoşlamyordu. yeniden örgütlenme ta­ sarılarım yaşamıyla ödettiler. Balkan yarımadasmda Sırplar. Ceza­ yir ve Tunus artık Bâb-ı Alî'ye sadece lafta baghydılar. Sonra da Çar Aleksandr I.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 123 yı haraca bağladılar. avrupavari bir ordu kurmanm kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu an­ lamıştı. başvezirin konağmı yıktılar. Sterhtz'lerinkinden zor olda Başvezire. 28 Mayıs 1826'da yaymlanan Hatt-ı Şerifle Fran­ sız ordusu örneğine göre silahlandırılan.ç. disiplinsizlik aldı yürüdü. K a r a d a ^ a r ve Boşnaklar sürekh çalkantı içindey­ diler.

Bu Alman Generah sonradan Doğu Üzerine Melttuplar'mda (1841'de yaymlandı) Türk ordusu için. 1828'de Ruslara onurla karşı koydu ve bir yıl boyunca Maritza yolımu onlara kapadı. yabancı gemilerin Karadeniz'e geçmesi güvence altına alınıyordu. Yunanistan kıallığınm. bunları İstanbul'daki at meydanmda çevirtti. 40. uydurma bir ordu. reformun adı vardı sadece. Operet Ordusu diye yazmıştır. asker­ ler Rus askeri gibi giyiniyorlardı. bu anlaşma uyannca. Kafkasya'da zaptettikleri topraklar Ruslarm elinde kalıyor. Bu da Tanzimat çağı­ nın başlangıcıdır (15 Haziran 1826). Tuna'nın sağ kıyısındaki bütün tahkimatı yıkmaya razı oluyor. Osmanh İm­ paratorluğu'nun yeniden bir parçalanmaya uğramasım da içeren Edirne Barış Anlaşması'ndan^*) sonra Mahmut II (•) Padişah. Sultan Mahmut artık serbest­ çe ülkesini yenileştirebilecekti. talimnameler Fransa'­ dan. silahlar da Belçika'dan ahnmıştL Sarıklı askerler Ma­ car eğeri. Avrupa örneğine göre bir ordu kurulmuştu. taslaktan başka birşey değildi. Eflâk ve Boğdan eyaletlerinden vazgeçiyordu.) açan Sultan Mahmut. bu­ nunla birlikte denildiğine göre. . Sırbistan Prensliği­ nin (kalıtsal kıal olarak Miloş başta olmak üzere) bağımsızlığmı kabul ediyor. Askerlerin eğitimi için. Yeniçerilerin karargâhı olan Ocak. Av­ rupa'dan ve Mısır'dan subaylar getirtildi. Yeniçeriler gibi bozulan eski Sipahi örgütü de kaldırıldL Onbeş-yirmi şüpheh kişi başkentin dışma sü­ rüldü. Sultan Mahmut işe ordu)ru düzenlemekle başladı. İşte Türkiye'run gerçek re­ form yoluna girişi o günden başlar. Ay­ rıca şöyle diyordu: «Reform diye yapılan herşey dış görü­ nüşten. kaçıp kurtulsunlar diye kışlalarm arka kapılarım açtırtmış. kışlalarmm önünde tüfek ve makineh tüfek ateşine tuttu.000 kişilik bir kuvvet kurdu. İngiliz kıhcı kullamyorlardı ve de her ulusun or­ dusunun yöntemine göre eğitimden geçirihyorlardı.124 PAUL IMBERT Peygamberin bayrağım (Sancâk-ı Şerif . Bundan başka Padişah Rusya'ya savaş masraflannı ve büyük bir ödün ödemeyi kabul ediyordu.» Al­ man generalinin bu görüşüne karşm oldukça güçlü ve sa­ vaşkandı bu ordu. Isyam bastırma hareketi günlerce sürdü. Alman Moltke de bunlar arasmdaydı. bütün imparator­ luktaki koUanyla yokedildi.ç.

m e m u r l a r aristok­ rasisini parçaladı. Ömrünün sonuna doğru t a n m m . sarık sarmayı yasakladı.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 125 reformlarım sürdürüp daha da tyileştirdi. Divan'm gücünü v e birhğini bozmuşlar. yahudileri havrada g ö r m e k isterim. m u v a z z a f or­ dunun asker sayısı 70. tapmaklarının dı­ şmda h e p s i b e n i m uyruklulanmdır v e b u nitelikleriyle d e b a b a c a k o r u m a m a v e s e v g i m e h a k l a n vardır» demişti. balolar. avrupavari e ğ ­ lenceler. Türkçe'nin güzel yollara k a v u ş m a s m ı istiyordu. Viyana v e Paris h ü k ü m e t l e r i n e sürekH elçiler gönderiyordu -ki b u bir yenilikti-. k a m u sağhğı ile u l a ş ı y o r . hristiyanları kihs e d e . Bunlar sarayda v e başhca k e n t l e r d e bi­ rer kahtsal sülale oluşturma yoluna girmişlerdi. Bir gün «Ben m ü s l ü m a n l a n c a m i i d e . şeri­ at hukukuna (Fıkıh . konserler düzenletiyordu. sanayiin v e ticaretin gereksinmelerini i n c e l e m e k v e y e n i yasalar d e m e t i hazu^latmak ü z e r e komisyonlar kur­ durdu. karantina yerleri kurdurarak ş ü p h e h g e ­ mileri karantinaya aldırıyordu. bir posta örgütü kurdu. y e d e k birlikler kuruldu. Avrupa'yı s a d e c e kulaktan d o l m a bilen Mahmut II.ç.000'e çıkartıldı. sorunları h e r bakanla ayrı ayrı inceleyip ç ö z m e y e başlamışlardı. Mahmut II. yeniden kuruluş yolundaki işlerine ne bir ke- .) v e bilimine dayanarak reformlara karşı çıkan ulema'yı susturdu. Navarin'de yakılan d o n a n m a n m bir bölümü y e n i d e n kuruldu. Subay yetiştirilmek üzere Saint-Cyr'in b e n z e r i bir okul açıldL Doğu Anadolu'da v e Balkanlar'da büyük tahki­ m a t işlerine girişildi. Dahası m ü s l ü m a n olsun olm a s m bütün ujnruklulannm eşithğini ilan e t m e y i tasarhyordu. Fransızca v e Türkçe olarak yayınlanan Moniteur Ottoman adh bir g a z e t e çıkarttırdı. kendisi d e alafranga elbiseler giyiyordu. Sultan Mahmut. Tiirk gençleri a s kerhk eğitimi g ö r m e k ü z e r e Fransa v e Almanya'ya g ö n d e ­ rildi. h e k i m yetiştiren bir okul (Mekteb-i Tıbbtye-i Şaha­ n e ) açtırdL Ne yazık ki. dış ülkelere gidip g e l e n l e r e pasaport uygulamayı tasarlıyordu. Sivil y ö n e t i m d e düzene sokulup iyileştirildi. uyruklu­ larmm kıyafetlerini v e sakallarım avrupa örneğine g ö r e dü­ z e n l e m e y i düşünüyor.

dış görünüşlerine dayamyordu. geri kalrnış halkm gözünde şüpheli kişi­ lerdi. Meh­ met Ah.despotça. Okuma yazma bi­ len bü.zamanda yaşamış olmasıydı. Konya'da. ordunun dışmda. Türkiye'yle bü. Mısır'm isteklerine karşı Padişaha yar- . Reform isteği. iki devlet savaş ya da iç kargaşahk halüide bü-bü-lerme yardım vaadüıde bıdunuyorlardı. İmparatorlu­ ğun bütünlüğünü büyük devletlerin hırslarma karşı savumdmasınm olanaksız olduğu bü. Bu iyi işleri -başkalarınm kötü işleri yapması gibi. 1830'da Fransa Cezayü-'i işgale başlamıştı. Türk ordusunun. Kaldı ki. Oğlu ibrahim. Bezlem'de.Türk. Türkler Çanakkale Boğazı'm yabancı donanmalara kapatacaktı. Bundan başka hep kişisel kaygdar içindeydi. tasarılarmı gerçekleştirebümd yolunda pek az yardımcı bulabümişti. etkisiz ve uygulanamaz durumdaydL Vergi sistemim temelden değiştirme çabası tamamiyle suya düş­ müştür. tasarüarmm uygulama değerini ölçüp biç­ meden yaptı. Mahmut II müslümanlar arasmda. Kağıt üzerinde pek hoş görü­ nen yasaları. Oysa Mahmut Il'nin çevresine topladığı yabancı uzmanlar hristi­ yan oldukları içüı. Oysa Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu teh­ likeler ve Çar'm ne kadar olayhkla kargaşayı kışkırtabUeceği düşünülürse. Bu derdi çok reforma birden girişUmesi vakitsizdi. «Doğudaki insanlarm anlayışı konusunda bir fdck edinmek Avrupahlar içüı olanaksızdır. Türk halkı böylesine bir. Padişah saraymm üeri gelenlerinin en iyi öğrenim görmüş­ lerinden büi dünyanm yuvarlak olduğunu bUmiyordu. gücüne sınır tanımayarak Suriye'yi istüa ediyor­ du. Nizib'de üç kez bozguna uğrattı.126 PAUL IMBERT sinlik ne yeterince yöntem getirebildi ne de bunun gerçek­ leştirilmesi ve gözetimi yolunda geniş bir anlajaş gösterebil­ di. dönüşüme hazır değddi.» diye yazıyordu Moltke. Bundan başka Mahmut Il'nin talüisizhği.sa­ vunu ve saldm bağışıkhğı kurdu. otoritesinin üstüne titriyor ve hükümdarlık ayrıcahklarma kıskançhkla bağlı kalıyordu. işlerin temelinden çok. kendini bügüı sanır. Rusya korumasınm bedeh olarak Hünkâr iskelesi anlaşmasıyla. Ertesi yd.

Cilt X. Yaşlı müslümanlar onu. denildiği gibi. Bosna'da ve Makedonya'da ayaklanmalar yeniden başlamıştı. Bu eski ordunun dağıtılmasıyla Peygamberin topraklarmm yabancılara açıl­ mış olduğu dedikodusu ortalığı kaplamıştı. Padişahhğımn so­ nuna doğru.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 127 dun İçin gönderdiği ordu ve donanmayı İstanbul'a sokabile­ ceği anlaşılır. Bir gün Galata köprüsünden geçerken kendüıi ermiş sanan bir derviş şöyle bağırmıştı Padişaha: «Gavur Padişah! İşledi­ ğin kötülüklere doymadm mı daha? Allah soracak senden günahlarınm hesabım?»^') Mahmut II. Asya'da Kürtlerin başkaldumaları gerçekten bir seferin yapılmasmı zorunlu kılmıştu". Afrika'da Trablus ve Tunus Arapları kay­ naşmaya başlamıştı. kendisini Kanuni Sultan Sü­ leyman'dan beri haksızca elden bırakılmış olan Osmanlı geleneklerini sürdürdüğünü ileri sürüyordu. gavurlarm şenliklerine ve şölenlerine katılan bir Padişah. boş yere. Her tarafta. Eski yeniçerilerin yakmma ve kışkırtmalarma ilgiyle kulak kabartmaktaydılar. oğlu Mecid'in kişihğinde babasınm utanç ve­ rici işlerini yokedecek padişahı bulduğunu düşünmüştü. Reformları ka­ dar. . Histoire Generale. Bu. hristiyan uygarhğmdan esinlenmekle suçluyorlardL Av­ rupalı gibi giyinen. reformlara kızan paşalar homurdamyorlardı. onu Türklerin gözünden düşürüyordu. İkinci Mahmut. kendisini Kur'an'm öcünü alan adam diye satan kur­ naz İbrahim Paşa'nm başarılarmı alkışlıyordu. Arnavutluk'ta. kadınlarmm halkm karşısma çıkmasma izin veren. Türkiye'nin Rusya'ya ba­ ğımlı hale gelmesi demekti. kendinden öncekiler gibi sarayma çekihp oturacağma illeri dolaşması çok garip karşılanıyordu. Bu gezi­ lerinde halk kendisini hoşnutsuzlukla karşılamaktaydı. 1838'de öldüğü za­ man. Sultan Osman'm kılıcım taşımaya lâyık değildi. diplomasi ve askerlik alanmdaki başarısızlıkları da. devlet iş­ lerinin ters gitmesine bunlarm neden olduğuna inanan halk. şarap içen hem de aşırı derecede içen. Türkiye. «Gavur Padi­ şah» m yeniliklerinin sadece felâket getirdiğine. (*) Lavisse et Rambaud.

reaya uluslarm temsilcilerinin. hberal. doğrudan ya da dolayh olarak reformlarm yapılma­ smı sahk vertyordu. içinde anlaşmazhklann olmadığı bir Türkiye istemek Padişahm olduğu ka­ dar İngiltere'nin de çıkarmaydı. bir yenilikçi olarak değü. hiç olmazsa ilk büyük anayasa. devlet büyüklerinin. Sultan Abdülmecit. Genç padi­ şah. Bu ferman. hoşgörülü. Reşit Pa­ şa (Mustafa Reşit Paşa) uzun süre Paris ve Londra'da ya­ şamış. eski sos­ yal düzenm yeniden kurucusu olarak gösteriyordu kendisi­ ni. batı kurumlarım gerçekten ve çok iyi tamyarak yur­ duna dönmüştü. bağunsızhğm ve bütünlüğün koşulu oluyordu. Reşit Paşa. «Yeni Rejim»in kökeni ol­ muştur. İn­ giltere. Gülhanb Parkmda biraraya geldiği büyük ve görkemh bir toplantıda. biçimine varmcaya kadar parlamenter mo­ narşilere öykünüyordu. «2 Kasım 1839'da Gülhane Hattı ŞeriPi»ni resmen ilân etti. Yeni padişahm tahta çıkışmm daha dördüncü aymda meşrutiyetle yönetilen ülkelerin «Charte»larınm örneğine göre hazırladığı bir yasayla ilk yenileş­ tirme önlemlerini ilân etti. çahşkan ve geniş düşünceli bir şehzadeydi Ama zayıf ruhluydu ve yakmlarınm hemen etkisinde kalır­ dı.*** Gericiler önce umut kırıküğma uğradılar. Türkiye'de bir dizi überal reformun ilk adımı değil idiyse bile. top sesleri arasmda Abdülmecit. Eski âdetleri övmek ve kutsal şeriat yasasınm buyrukla- . Olağanüstü bir törenle. iyi niyeth. Reform. İmparatorluğu Rus vasihğinden kurtar­ mak için çağdaşlaşmış. Padişahhğınm ilk zamanmda Başveziri (Sadr-ı Azam) Reşit Paşa'nm öğütlerini dinlemekten hoşlanırdı. Avrupah elçi­ lik görevlilerinin. Hükümet işlerinde düzen ve adalete uy­ gunluk getirmeyi içtenlikle isteyen bir devlet adamıydı. re­ formcu hareketi dile getiren ilk önemli metindi. bu ferman Tanzimat'm.

Avrupa örneğine göre tümenlere ayrılan beş kolordudan oluşuyordu. ödeneklerden yararlanma fırsatıy­ dı. askere alma işleri. Ta eskiden beri sürüp gelen bozukluklardan yararlananlar. Gerçekten de kötü işleyen kimi tekelleri kaldırdılar.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 129 rmı göklere çıkartmakla işe başladı. . 1840'da yeni bir ceza yasası çıkardılar. mahkemelerdeki du­ ruşmalar açık olarak yapılacaktı. İllere yeni valiler gönderdiler. Hiç şüphe yoktu ki Abdülmecit v e Reşit Paşa bunları yerine getireceklerdi. Askerler beş yıl silah altmda yedi yıl da yedek­ te İcahyorlardL Subay yetiştirmek üzere yeni okullar açıldı. Vergi tabam ve toplanması. harcamalarm denetimi sağlanacaktı. Eski rejimi tutanlar. can ve mal güvenliği. ulema (medreseli­ ler) vilayetlerdeki paşalar. Fakat. hiç kimse yargılanmadan ölüm cezasma çarptırıhnayacaktı. Ama bunlarm çoğu için görev. Reşit Paşa'nm başladığı devleti yeniden örgütleme işini ta­ mamiyle gerçekleştirmesine engel oldu. Daha sonra bunlarm yetkileri üç görevli arasmda İjölündü. Üç dört büyük kentte yarısı Av­ rupalılardan. yarısı Türklerden oluşan karma mahkemeler kuruldu. hiç kimsenin malma el konulmayacaktı. Kimi valilerin çevresinde. dinsel hoşgörü güvencesi sağhyordu. Asimda Osmanlılara haklarım ve bağışıkhkiarım sağlayan bir yasa vermiş oluyor­ du. Müslüman olsun ohnasm bütün uyruklularma bireysel özgürlük. eski kafahlar. hepsi de devlet gelirlerinden so­ rumluydular. din elden gidiyor diye bağırmaya başladılar. ordu. Bir Osmanh Üniversitesi ve daha sonra da eğitim bakanhğı (Maarif nezareti) kuruldu. Hem maliye hem de askerlik işlerini yöneten bu valiler vergi toplama işini kiraya veriyorlardL Halktan zorla vergi topluyor ve topladıklan paranm ancak küçük bir bölümünü hazineye gönderiyorlardı. tekeller kaldırılacaktı. Bunlar büyük vaadlerdi. Mahmut Il'nin karşılaştığı güçlüklerin benzeri. daha başlangıçta bu önlemlere karşı çıktüar. Ordunun örgütlenmesi düzene sokuldu. eşraftan oluşan vilayet meclisleri toplandı.

bir is­ lâm ülkesinde hristiyanlara bunca hak verilmesinin karşısm­ da telaşa düştüler. Umulan bunca düzeıüemelerSfen pek az sonuç elde edilmişti. Mustafa Reşit Paşa zaman zaman görevinden atüdı. Bunlarm ileri sürdükleri istekler liberal Türkleri bile kaygılandırıyordu. Rusya da Akdeniz kıyılarma kadar yajndmayı amaçlamak­ taydı. bir daha yaklaşmamak üzere uzaklaştırmak istiyordu. Hristiyanlar da. yaşamı artık korunmaz olmuştu. vergilerin ve gümrüklerin kiracılara (mültezimle­ re . yaşamlarma getirilen rahathk içinde. Gericihk yeniden zafer kazanmış. valiler yeniden eski güçlerine kavuşmuşlardı. sonra yi­ ne çağrıldı. İki büyük rakip devlet olan İngilte­ re ile Rusya arasmdaki nüfuz mücadelesi gittikçe şiddetlentyordu. Mustafa Reşit Paşa başvezirhkten uzaklaştu^ıldı. Doğu sorununun bir ara Avrupa hükümetlerinin um- . şiddet hareketleri başgösterdi. Rıza Paşa da Rusya'nm adamıydı. Karşıhkh nefret duyguları kapıştı. Çarı İstanbul'dan ve Hindistan yolun­ dan. Abdülmecit eski kafahlarla yenilikçiler arasm­ da bocalayıp duruyordu. bu karışıklığı inatla körüklemekten geri kalmı­ yordu. yine uzaklaştu-ıldı. Mustafa Rf şit Paşa İngiliz yanhsıydı. İkisinin de padişahm çevresinde bulunanlar arasmda adamları vardı. baskı altmda yaşamaya boyun eğdiklerini unuttular. İllerdeki yönetim rüşvete. Rusya. Bu anlaşmazlıklar ahnan ön­ lemlerin etkisini yok etmekteydi. karma mah­ kemeler olağanüstü kurumlar olarak sürdü.) verilmesi yöntemine dönüldü. vergi dağılımı da yeniden keyfe göre yapılmaya başlanmıştı. Abdülmecit'in padişahhğı dönemi hemen hemen hep böyle geçti.130 PAUL IMBERT Bunlar kadar çıkarcı olmayan ama bağnaz kişiler. Adalet belki eskisi kadar baştan savma değildi. Mustafa Reşit Pa­ şa'nm kurmaya çahştığı bankanm yerini memurları Avrupa­ lı olan Osmanlı Bankası aldı. sonra yine başvezir oldu. Namuslu me­ murlar bulunmayışı yüzünden vergi reformu yüzüstü kaldı. uyruklularm özgürlüğü. İngiltere. Yeniden. baskıya dayanıyor ve devletin hazinesini tüketiyordu.ç. daha insancaydı.

Ama egemenliğini çiğnememiş olmak için dolambaçh yoldan buna teşvik etmeyi uygun gördüler. polis­ te ve ceza sisteminde reform yapılması. fakat Avrupa devletleri Os­ manh İmparatorluğu'nun bütünlüğünü güvence altma ahyorlardı. il mechslerinde ve kurulacak olan Şura-i Devlet'de (Damştay) temsil edileceklerdi Bu. Çok iyi anlaşılacağı gibi. hiçbir biçimde. Hatt-ı Hümayun da. aynı zamanda Hahfe olan Padişahm vicdan özgürlüğünü böyle bir resmi . Dine dayanan bir devletin başı. Padişaha. Padişah Hatt-ı Hümayun'u 18 Şubat 1856'da ilân etmiş ve bunu Avrupa devletlerine iletmişti. padişahm bu fermam. Bunlardan başka daha da cömertçe vaadler ileri sürülüyordu. ırk ve din aynhğma bakmaksızm özgürlüğü ve yasa önünde eşitliği ilkesi benim­ seniyordu. taşradaki yönetimin tekrar örgütlendirilmesi. imparatorlu­ ğun teokratik nitehğinin giderilmesi demekti Daha ileri gi­ dilemezdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun özgürlükçü ve çağ­ daş bir devlete dönüşmesiyle kendiliğinden çözülmesi. devlet gehr gideri­ nin denetlenmesi gibi. padişahla uyrukluları arasmdaki ilişkilere ve imparatorluğun iç işlerine toplu olarak ya da tek tek ka­ rışma hakkı vermiyordu. Türkiye'nin Avrupa'nın dengesi için gerekh olduğunu bu nedenle reform yolunda sağlam adımlarla iler­ lemesini öğütlediler. Müslümanlarla hristiyanlar arasmdaki her türlü yasal ayrışıklık kaldırılmıştı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 131 duğu gibi. hristiyanlar her rütbede hiz­ met edebilmek üzere orduya girebilecekler ve her göreve atanabileceklerdi. Paris Kongresinde Eflak ve Boğdan'm özerkliği kararlaştırıldı. bü­ yük devletlere. Artık adam basma vergi (capitation) ödemeyecekler. Padişahm uyruklularmm 1839'da olduğu gibi sadece güvencesini değil. Bunlar bu iletişimin «büyük bir değer taşıdığım» belirterek yamtladılar. Rus­ ya'mn isteklerine aykırıydL Nüfuz mücadelesi Filistin olay­ larıyla büsbütün karmaşık bir hal aldı ve bunun sonucu ola­ rak Kınm Savaşı doğdu. Gülhane Hatt-ı Şerifinde üstleni­ len birçok yenilikleri içeriyordu: karma mahkemelerin ku­ rulması.

132 PAUL IMBERT bildirgede açıklaması bağnazları kızdırırdı elbet. ama hergün ciddi dar­ beler yiyiyordu. Osmanh İmparatorluğu ağır adımlar­ la. Kağıt üstünde herşey yeni­ leşmişti ama uygulamada değişen pek az şey vardL Bununla birlikte hiçbir şeyin değişmediğini ileri sür­ mek de haksızhk olur. Türk ulu­ su. Buna göre. YüzyıUardanberi boyun . bütün bu yeniliklerden kaygıya düşenler. Türkçe olarak yazılmış ulusal tarih denemeleri ya­ yınlanmaya başladL İstanbul'da bir Ermeni'nin kurduğu ti­ yatroda türkçe piyesler oynamyordu. bir müslüman 89'u idi. Avrupa halklarmdan ve kurumlarmdan istekle uzak duran. 1856 Hatt-ı Hümayun'unun da basma geldi. laikleştirümişti. İlke olarak en az altı yüz evlik her köyün bir okulu olacaktL Yüksek öğretim kurumları (Telgrafçılık Okulu. her dinden olanlar ibadetlerini özgürce yapabilecekler. sürdürme gücünde olmadığı bir mücadeleye girişmişti. Bununla birlikte bu. Avrupa belirsiz bir madde ile yetinmek zorunda kaldı. Bir devrimdi. Bütün çıkarları tehlikeye giren­ ler. 1839 yasasımn basma gelenler. Ormancıhk Okulu. Şüphesiz eski dü­ zen hiç de ortadan kalkmış değildi. el yordamıyla ve zaman zaman önüne geçilmez gerile­ melerle batı uygarhğma doğru yürüyordu. Eskiden ilk halife'lerin zamanmda olduğu gibi yalnızca ulemanm elinde olan ulusal eğitim. Madencilik Okulu gibi) açılması tasarla­ nıyordu. üstünlüğü ile övünen. reforma karşı içgüdüsel bir biçimde birleştiler. Ashnda ne hükümet ne de bundan yararlanacağı belir­ tilen hristiyanlar reformlarm tümden basan kazanması için istek duymuyorlardL Müslümanlarm kâfirlerle eşitliğini be­ nimsetebilmek için Osmanh hükümeti. Os­ manlı uyruklularmdan hiçbiri dininin gereğini yerine getirdi­ ği için rahatsız edilmeyecek. Türkiye'nin tarihinde tehlikeli bir yenilikti. Böylece (Paris Kongresi'nde denildiği gi­ bi) Avrupa kamu hukukunu benimsemiş oluyordu. fatih ırk olma nitehğinden vazge­ çiyor demekti bu. din değiştirmeye zorlanmaya­ caktı.

Asker olmak istemedikleri için be­ del veriyorlardı. Bâb-ı Âh'ye bir nota verdiler. elçilikler. Resmi olarak kaldırılmış olan kişi basma vergi sistemi uygulamada. bir ara bütün yeniden örgütlenme düşüncelerinin bir yana bu-akıldığmı sandılar. bu konu- . hristiyanlarm. Yerine geçen kardeşi Abdülaziz başlangıçta kararsız görünüyordu. hristiyanlarm. Ama Abdüla­ ziz büyük bir ilgi ile otoritesini göstererek taşradaki kamu yönetiminin yeniden örgütlenmesi işini sürdürdü.» Rusya. yargıç önünde kendileriyle eşit olarak tanık­ lık etmelerine razı olmuyorlardı. Bulgaristan. 5 Ekim 1859'da. kendi kendisine yardım etmemiş. Bunda Paris Anlaşması'nm uygulanmasmı sağlama)^ üstlenen devletler reformlarm gerçekleşmemiş olmasmdan üzüntülerini dile getirerek şu görüşü ileri sür­ mekteydiler: «Türkiye. Abdülmecit 21 Haziran 1861'de öldü. bu da onları müslümanlar karşısmda savunmasız bırakıyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 133 eğdirdikleri halkları aşağı görmeye ahşık olan Türkler. ayrıcahklarmdan vazgeç­ meleri gerekiyordu. Balkan işlerine karışmaktan yana olmayan İngiltere bile şöyle diyordu: «İmparatorluğun geniş toprakları Paşalarm sömürdüğü bir çiftlik olarak kalamaz. bunu iste­ yen yabancı devletler arasmda kalmıştL Avrupalılarm dik­ katini Balkanlar'dan uzaklaştıran İtalya savaşı sırasmda ge­ çici olarak sıkmtıdan kurtulmuştu.» Padişah. Bosna ve Hersek hristiyanlarmm durumları üzerine ulusla­ rarası bir soruşturma yapılmasmı isteyecek kadar ileri gitti. reformları derece derece ve hiç gevşetilmeden uygulamamış. Reform başarı­ ya ulaşmamıştı. askerlik hizmetinden bağışıklık vergisi olarak yeniden işlemeye başlamıştı. 1856 Fermam'nda gösterilmiş olan hedefe ulaşmak üzere yeterince çaba göstermemiştir. Eski kafah Türkler. hris­ tiyan subay ve memurlara itaat etmek istemedikleri gjbi. Bu sömürü bu top­ rakları ele geçirmiş olan ırkm yararma sürüp gidemez. Öte yandan eşitlikten ya­ rarlanabilmek için. reforma karşı olan uyruklularıyla. Oysa kamu hukuku onlar için özel bir koruma getirmemişti.

«istibdattan doğan bütün acüara .134 PAUL IMBERT da çağdaş kurumları örnek ahyordu. Her vüayette bir mahkeme üe bir de eşraftan oluşan vüayet meclisi bulunuyordu. Onlarm katkısıyla 1864'de vilayetlere ihşkin önemli bir yasa hazırlattL Bu yasaya göre yürütme üe yar­ gı a)mhyor ve belediye seçimi ükesi benimseniyordu. Bunlarm üçü müslüman üçü de hristiyandı. 1867'de.) toplanması. 1859'dan beri istenüen uluslararası soruşturmayı yapan yabancı konsolosluklar reformun her yerde ancak başlangıç halinde bulunduğunu saptadüar. Mustafa Fazü Paşa.ç. İmpa­ ratorluk vilayet adı verüen geniş bölgelere bölündü. birkaç kez kaldırümak istenümekle birhkte. Bu ödünlere karşm. kamu harcamaları denetlenmiyor. sancaklar kazalara. Türk köylüsü vergi yükü ve memurlarımn hırsızhğınm ağırhğı altmda ezüiyordu.» diyordu. Vüayetler sancaklara. Adanm Yunanistan'la birleşmesini istiyorlardı. Hristiyanlar orduda müslümanlarla birlücte hizmet et­ mek istemiyorlar. bu ayaklanma üd yü sürdü. Bu meclis üyelerinin yarısı atanma üe yarısı da seçimle geliyor­ du. Bunlarm ahlaksızca davranışları ve aç­ gözlülükleri dindaşlannm büe gözüne batıyor. Hristiyanlarm devlet görevlerine ve mahkeme üyehklerine girmesi lafta kalmıştL Onlara sadece alt derecedeki görevler verihyordu. kazalar (üçe) de na­ hiyelere (bucak) bölünmüştü. eski müslü­ man memurlardan daha kötü görünmelerine neden oluyor­ du. Büt­ çe diye birşey yoktu. rüş­ vetçiler kovuşturuhnuyordu. Asimda hükümet işle­ rini reformdan yana olan Âh Paşa ile Fuat Paşa'nm ehne bırakmıştı. Padişaha sunduğu ünlü raporun­ da: «Avrupa. Mechste atanma üe gelmiş olaıüarm bıüunuşu sayı üstünlüğünü her zaman müslümanlara kazandırıyordu. durumda pek değişiklik olmamıştL Girit rumları 1866'da ayaklandüar. hemen hemen her yerde yürürlükteydi. bunla­ rm basma da vah adı verüen sivü yöneticüer getirüdi. müslümanlar da hristiyan subaylarm buy­ ruğu altma girmeye karşı çüayorlardL Vergüerin kira yoluy­ la (ütizam .

» Bu bozulmanm dışmda kalmış olan üd kurum vardı: dinsel cemaatlerin ayncalddarı ve patrikferin yetküeri. boyundu­ ruk altmda iıüiyorlar. Hristiyanlarm dinleri ve haklan bugü­ ne kadar korundu. hazine­ nin boşluğunun daha da zorunlu küdığı mahye reformuna özen gösterdi. polis halkm salona girmesine en­ gel oluyordu. Fakat hristiyanlar İmparatorluğun yük­ sek görevlerine atanmıyordu. keyfe göre yapılan işlemlere. Fran­ sa'nm uyarısıyla. hayasızca daha çok soyuluyor. Hiç de böyle değü. Öğretimi yaygınlaştırmaya girişti. Avrupa yeniden homurdanmaya başladı ve 1856 Hatt-ı Hümayunu'nun uygulanmasmı istedi. Hristiyanlar hükümet işlerinden uzak kalmış oldukları için bunlarm düeklerini çoğu kez Bâb-ı Âli katmda yabancı devletler desteklemekteydi. Çünkü eski kurumlardı. Bun­ larm içinde de bir takım kötülükler yok değüdi. elU kişi büe olsa hristiyanlarm tanüdığı kabul edümemektedir. Şimdi bü­ tün görevler. Abdiilaziz bir kez daha işleri düzene sok­ maya söz verdi. artık yalnız kişinin yeteneği söz konu- . iki müslümanm parayla tanüc olarak tutulması gere­ kir. Bundan ötürü. Sadr-ı azamide (başbakanlüc) büe müslüman olmayanlara açüitır.» Mahkemelerde duruşmalar kamuya açık olarak yapılmıyordu. Eski sistemdi bu. Soma da Şurâ-i Devlet'i (Danıştay) kurdu ve bu kuruma hükümet ve adalet işlerinin denetimi yetkisi­ ni verdi ve buna müslüman olmayan üyelerin büyük bk oranda katümasmı sağladı ve başkanlığma da üstün değeri­ ni ve reformlardan yana oluşunu kanıtlamış bulunan Mit­ hat Paşa'yı getirdi. jandarmaya ahnanlar genellikle çapulcu takımmdan kimselerdi. Müslümanlar hiçbir yabancı devlet kendileriyle ilgilenmediği için. aşağılanmalara uğratılanlarm yalnız hristiyanlar olduğunu samyor.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 135 katlananların. Bu mecüsin açüdığı gün Padişah yeni­ den güven verici şu demeci verdi: «Benim gözümde müslümanlarla hristiyanlar arasmda hiç bir ayırım yoktur. Selârük'deki İngiliz konsolosu şöyle yaz­ mıştı: «Bir mahkemede bir Türk davalı ya da davacı ise.

Yalnız müslümanlar arasmda değil. Çünkü Fransa ötedenberi idealizmiyle. buna o kadar inanmıyordu ki. Paris'e ve Marsilya'ya burslu öğren­ ciler gönderdi. Türkiye'nin işlerine ilgi göstertyor ve her zamanki iyi niyetiyle. bu ırklardan her biri için «özel güvence istiyor ve dinsel ve kamusal ku­ rumlardan başlayarak. bunlarm ulusallık ilkesine uymasım» ileri sürüyordu. sonunda. bu arada «Institut de France»m toplantı tutanakları bile yayınlanıyordu bu gazetelerde. Fransız programma içtenlikle bağhydı. güzel sanatlara yer verihyor.136 PAUL IMBERT SU olacaktır. Avusturya'nın pohtikasmı yöneten Kont Beust ve Rusya Çan boşuna «karmakarışık Osmanh ırklarınm kaynaşacağma inanmadıklaruu» yineleyip duruyorlardı. Aleksandr II. hristi- . Abdülaziz. Daha iyi kamu görevlileri yetiştirilmek üzere. Benim iyi niyetime güvenin. Batı modasma göre tefri­ kalar. ırklarm kardeşçe bir birlik içinde kaynaşacaklarma inanarak. Bu dönemde padişah.» Böylece Abdülaziz gerçekten bir birlik pohtikası uygu­ lamayı denemişti. liberal ve parlamen­ ter bir Türkiye'nin potasmda eritmesini salık veriyordu. çağdaş romancılanmızm yapıtları basılıyor ve bunlar İmparatorluğun her yanma dağıtıhyordu. Asimda pek desteklememekle birlikte Türkçe gazetelerin çıkması­ na izin vermişti. padi­ şaha bunları yavaş yavaş çağdaşlaşmış.» Bu da. gençlere Avrupa kültürü kazandırmak istiyordu. Rusya şu öğüdü de vermekteydi: «Avrupa dengesinin gereklerine uygun olarak Padişahm otoritesi al­ tmda bulunan müslüman ve hristiyanlarm çıkarları aynlmah ve bunlarm miUiyet açısmdan gelişmeleri koşut olarak sağlanmalıdır. yalnızca padişa­ ha bağlı olma ile sımrh olarak bir self government (kendi­ ni yönetme) hakkmdan yararlanmasıydı. özerk küçük bir halk topluluğu oluşturması. Osmanlı Hüküme­ ti daha çok Fransız diplomasisinin söylediklerine kulak veri­ yordu. din ye u-k ayruııı gözetmeksizin bütün uyruklularunm refahını istiyorum. her hristiyan ulusunu. Bu gazetelerde bilimsel konulara. edebtyata. Fransız büjöik klasik yazarlarmm yapıtlarmdan özetler.

Daha ikinci yıhnda Lise'deki öğrencilerin 277'si müslüman.) Fransızca. Yüz yıUardanberi. Dahası. rumları bu okula gitmemeye kışkırttı. Fransa'ya verilen önemin res­ men tanmması demekti. 7'si protestandı. Galatasaray Lisesi'nde (Mekteb-i Sultani ç.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 137 yanlar arasmda da öğretimi yaymayı amaçlayan her deneyi bu arada Fransız Bakanı Duruy'nin girişimiyle İstanbul'da Fransızca öğretim yapan Galatasaray Lisesi'nin açılmasmı (1 Eylül 1868) desteklemişti. Türki­ ye'yi bütünleşmiş ve çağdaş bir ülke olmaya teşvik ettikleri zaman sadece güzel bir düşü beslemiş değil. 40'ı bulgar. Ger­ çeği görmek gerekiyordu: Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşa­ yan tüm halklar arasmda bir uzlaşma sağlanması ütopyacı. olanaksız bir girişim değildi. Bu modası geçmiş yöntemlerden vazgeçmek. Gerçekten de müslüman gençleri. öğretimin temelini Kur'an'm oluşturduğu dar bir skolastik ve dogma­ tik nitelikteki bu okuUar. gençUğe yeni zevkler ve istekler aşüamak gere­ kirdi. Mustafa Reşit Paşa'nm bütün la­ ikleştirme çabalarma karşm çağdaş toplumun gereksinme­ lerine tümden yabancıydı. 65'i katolik latin. buna neden olarak bu okulda Yunan- . öğretim dih olarak Batı kültürünü yaymaya elverişli olmadığı düşünülen Türkçe'nin kuUanılamayacağı düşünülüyordu. gerçekleşebi­ lir bir çözümü de öngörmüş oluyorlardı. JCamuoyu da düşüncelerimizin ve uygarhğunızm bu başarısmı onaylamakta gecikmedi. Şom ağızlılarm. 85'i rum. Avrupa uygarhğmı benimsetecek bilgileri ne Osmanlı okuUarmdan ne de med­ reselerde elde edebilirlerdi. Rus elçisi bu du­ rum karşısmda öylesine sinirlenmişti ki. öğretmenler ve öğrenciler için zorunlu dil olarak kabul edilmişti. 91'i gregoryen ermeni. Fransız diplomatları. 28'i katolik ermeni. Karşdıkh ırk ve din düş­ manlığı yüzünden Türkiye'de karma okul açılamayacağı yo­ lundaki ön yargı da böylece geçerliliğini yitirmiş oluyordu. 29'u yahudi. yeni kurulan hsenin ömrünün çok uzun sürmeye­ ceği yolundaki falcılıklarma karşm daha 1869 Aralık aym­ da 622 öğrencisi vardı ve eğer okulun binası elverişli olsay­ dı bu sayı daha da çok olacaktı. Bu.

Fransa'ya düşman bir rum. Her zamanki düşmanlığıyla Rusya. *** Fransa için olduğu kadar Türkiye için de iyi olan bu dostluk havası ne yazık ki çok kısa sürdü. müdür olarak atan­ mıştı. Kendile­ rinden kuşkulanan Avrupalılar kenara itildi. kamu görevlilerinin savurganhkları. Türkiye'nin en dostça ve çıkardan uzak öğütlere en çok gereksinmesi olduğu bir dönemdi bu. harem .138 PAUL IMBERT ca'ya çok az yer verilmiş olmasmı ileri sürüyordu. önderler ye­ tiştirdi.» İmparatoriçe Eugenie'nin Süveyş Kanah'nm açıhşmdan Paris'e dönerken İstanbul'a uğrayışı Türkiye'de sıcak bir coşkuyla karşılandL Belki de Fransa'nm. doğru yolda olduğumu gösterecekti bana. Vergi toplayıcılarm rüşvetçilikleri. Oysa. imparatorluğu yeniden parçalamaya yönelik bir girişimde bulundu. birden itibarımızm ve etkimizin azalmasma neden oldu. Bağımsız bir Bulgar kihsesi kurulması hakkmı elde etti. Basma getirttiği özerk başpa­ paz bu özgürlüğe susamış ulus için okullar açtı. Bu sırada Abdülaziz'in padişahlık döneminin iki reformcu bakam görevden çekildiler. Ülkemizin bu geçi­ ci zayıflayışı. Öğrenci sayısı birden 47 Ve düştü. Galatasaray Lisesi'ne. 1871 Mayısı'nda Londra Konferansı'nda Rus donanmasma Karadeniz'i ve İstanbul Boğazı'nm girişini denet­ leme hakkı tanmdı. Hamid ve Reşad'm yerine tahtı oğ­ lu Yusuf İzzettin'e bırakmak. Bundan başka bütün İmpara­ torluk maliyesi perişan bir haldeydi. Avrupa düşmanı bir devlet adamı olan Mahmut Ne­ dim Paşa'nm başkanhğmda bir hükümet kuruldu. Fuad Pa­ şa bu konuda şöyle demişti: «Eğer aldandığımdan kuşkula­ nacak olsaydun Rusya'nm bu işe düşmanhğı. Yaşlanan Abdülaziz'in tek bir kaygısı vardı: Yeğenleri Murat. Fransa'nm Lorraine ovalarmda bozguna uğrayışı Doğu'da derin yankılar uyandırmıştı. Fransız düşüncesinin ve admm bütün Doğu'da en elverişli bir durumda olduğu dönemdi bu.

Hersek'de hristiyan köylüler ayaklanddar. Ama sonunda Batı'nm sabrı t ü k e n d i Büyük devlet­ ler artdc v a a d l e r k o m e d i s i n e i n a n m a z oldular. Berlin v e Petesburg hükü­ m e t l e r i aralarmda konuşup damşarak gözdağı verici bir n o t hazırladdar. olgular istiyorlardı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 139 kadınlarının lükse düşkünlüğü. p e k kurnaz bir adamdı. nabza göre şerbet v e r e n . Bunda Rusya'nm da p a r m a ğ ı vardı herhalde. Avrupa ü e Türkiye'nin v e a y a k l a n m ı ş olan vüayetlerd e y a ş a y a n halklarm çıkarları arasmda bağmtı olduğunu ka­ bul e t m e k t e d i r l e r . Çevresinde giderek k a b a r a n öfkeyi yatıştırmak için h ü k ü m e t oyalayıcı m a n e v r a l a r a başvuruyordu.. Artık t e k t e k kişder için değü.. b u notayı Avusturya Dı­ şişleri Bakanı Kont Andrassy Padişaha üetti: «Devletleri­ miz. Reformlar yoluyla yıkıcı v e k a n h bir ça­ tışmaya s o n v e r i l m e s i g e r e k t i ^ kanısmdadu-lar. ulus a y r u m olmaksız m t ü m hristiyanlar için ö n l e m l e r a h n m a s ı s ö z konusuydu. Hristiyan­ lar kendderini hâlâ k ö l e gibi görünüyorlar.. Öte y a n d a n Bâb-ı Âh.. Avrupa'nm onayı ü e . Öte yan­ dan da s o n d e r e c e hareketli v e hırsh Rus etkisine kendini bırakmış görünüyordu. y e n i bir f e r m a n yayınladı (1875). Viyana.. vergUerin kiraya v e r ü m e s i usulü kaldırdacaktı. padişahın y e n i saraylar y a p ­ tırma m e r a k ı o n yıldır yalnız devletin düzerdi gelirini tüket­ m e k l e k a l m a m ı ş . olağanüstü kaynakları tükettiği gibi ödünç alma gücünü d e zayıflatmıştL VergUerin ağırlaştırdm a s m a boşuna çalışddL Bunun tek sonucu halkm hoşnutsuz­ luğunun artması oldu.v e para kıtlığı da bulunduğu için h ü k ü m e t bir yarı h d e h iflas yoluna saptı: tahvd sahiplerine borç faizinin a n c a k yarısmı ö d e y e b d e c e ğ i ni bddirdi. Abdülaziz. Kandırıcı. dünya­ da biricik c a n d a n dostunun Rus elçisi olduğunu s ö y l e y e c e k h a l e geldi. Rus elçisi. Bütçe açığı büyük olduğu -1875 ydmda 110 m ü y o n .. General İgnatief. hristiyanlar bütün rütbe v e g ö r e v l e r e atanacaktı. programlar değü. İstan­ bul'da p e k g ö z d e durumdaydı. Çarm elçisi. Yasa önünde eşithk ükesi ünparatorlugun her yanmda u y g u l a n m a m a k t a - . Hristiyan dini v e hukuksal olarak v e uygulamada islamlıkla e ş ü d ü z e y e g e t i r ü m e d e n bir a n l a ş m a olasdığı yoktur. a d a l e t y e m d e n örgütle­ necekti.

Bunlar arasmda büyük reform­ cular çıktL Reşit.. ba­ tı tarihini ve kurumlarmı incelemişlerdi. belki de Osmanlı tarihinin XIX. Bu parti üyele­ ri. bilgileriyle iktidarm yap­ tıkları üzerinde düşünülebilecek ya da bunları denetleyebi­ lecek insanlardan oluşan bir sınıf doğuyordu. yargıçlarm seçimle gelmesi ilkesini. Fuat Paşalar gibi. reformlarm gerçekleştirilmesini istiyor ve bunu elde edeceklerine ye­ min ediyorlardı. dahası kuşkulu gözlerle baktL Oysa on yada yirmi yıldır.. Almanya'ya gitmiş. Dahası bu in- . Türkler arasmda yeni kurulan bir parti de harekete geçmişti. Devlet işlerindeki anarşiyi protesto ediyor. Ama bu sefer. yüzyıldaki belli başh o l a y ı y d L Uzun zamandır Avrupa kühürüne içtenlikle bağlı Türk­ ler vardL Çoğu İngiltere'ye. Fransa'ya. Bunlarm oluşturdu­ ğu grup daha en yakm günlerde ufak bir çekirdek iken git­ tikçe büyümeye başlamıştı.. ipin ucunu tamamiyle elden kaçırmış­ tı.140 PAUL IMBERT dır. vergilerin birleştirilmesini üst­ lendi. bu bakımdan hristiyan ve müslüman eşraftan oluşan bir denetleme komisyonu kurul­ malıdır. Hersek ayaklanmasınm yatıştırılması şöyle dursun bu ha­ reket gerçekten bir iç savaşa dönüşmüştü. Ali.. Bulgarlar 1876'da yerel bir ayaklanmaya giriştiler.) adı verilen bu grubun 1875-1876 yıllarmdaki kamu hayatmda görünmesi.» Bosna ve Hersek için de Lübnan ve Girit'inkine benzer bir özel statü istenmekteydi. Türkiye'de görece üstünlüğü olan. buralarda y a ş a m ı ş t L Kimileri de doğudan ayrılmaksızm. Öyleki ülkede seç­ kin bir azınlık olduklarmdan halk yığınları onları anlamadı. kültürlü insanların sayısı artmaktaydL Yavaş yavaş bunlar. Bâb-ı Âh. Reformlarm uygulanması paşalarm keyfine bırakılmamah. Vergileri kiraya verme usulü. Ama bunlarm ey­ lemleri de özlemleri gibi etkisiz kaldı. bir kez daha. bütün imparatorluğu kucakla­ yan bir reform yapılacağı vaadini ileri sürerek notayı yanıtladL Yürütme organmı yargı organmdan ayırmayı. bir daha geri gelmeye­ cek biçimde kaldırdmahdır. Jeune Turquie (Yeni Osmanlılar ç.

olarak yazı­ lan bu arapça adı Fransızlar. ülkemiz kur­ tulmuş olurdu. İlk iş. ulemanm ve bakanlarm padişahı eleştirebile­ ceklerini. dahası yasaları çiğnemeyi sürdürürse tahtmdan indirebileceklerini söylüyordu. Mazzini'nin Genç İtalyasinı anımsayarak. (*) General Kereddine. Ne var ki. Khair al-Din. onun. başlıca iş bir anayasa yapmaktL Daha 1867'de merkezi Paris'de olan bu örgütün. Hayred­ din Paşa'nm reformcu/ıslahatçı görüşleri. Avrupalılaştırmaktı. çeşhli biçimlerde.n. yabancılarm ülke işlerine karışmasmm ezildiğine katlanamıyor. Yüz yılm ilk yarısmdaki batılı devrimciler gibi. Doğu için son derece atılgan­ ca olan bu doktrin Jön Türklerin. ülkelerini çağdaşlaştırmak. bu Türk aydınları.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 141 sanlar gerçek kamu yarannı gittikçe daha iyi anhyor. bütün dinlerin temsilcilerinden oluşan bir damşma meclisine dayanan bir hükümdar bulunsaydı. Khereddine olarak yazmaktaydılar.Tunuslu Hayreddin Paşa. Jeune Turquie adı altmda örgütlendi­ ler. aykırı olmak şöyle dursun Türk hükümetinin temel ilkesi ashnda seçime dayanır. Andrassy'nin mektubuna yanıt olarak 1876'da büyük devletlere gönderdikleri mani­ festoya da yansımıştı: «Eğer Türkiye'nin başmda bir despot yerine. Bu reformcular. yabancılar olmaksızm ken­ dileri reformları elde etmek ve uygulamak istiyorlardı. kutsal ya­ saya göre. ayrıca tarihe ve geleneklere de dayanıyorlardL Kendilerinin Türkiye'ye en iyi hizmet edecek olan gerçek yurtseverler olduklarmı söylüyorlardı. Daha 1868'de bunlardan General Kereddine^*^. İşte doğu sorunun asıl çözümü: Bu. ulusun kendisine verdiği yetkiyi kötüye kullanan hükümdar düşürülebilir. bu yararları savunabileceklerini ve yönetebi­ leceklerini ileri sürüyorlardı. ünlü «Akwam al-masalik fi ma'rifat alnval almamalik» başlıklı risalesinin giriş bölümünde yeralmaktadır. direnirse halkm öfkesinin sonuçlarma katlanır. Programlarınm temeli. Türkiye içinde gizh şubeleri var­ dı. Kur'an'a da aykırı değildir. Sultan Süley­ man'ı anarak. (Yay.) .

birkaç gün sonra da öldüğü duyuldu. Çok ürken padişah hemen Sadr-Âzamı'na işten el çektirdi.) daha sonra Şura-i Devlet başkanlı^da. Bu rejimde yine de otorite ilkesi koru­ nacak ve olabüdiğine müslümanlarm üstünlüğü sağlanacak­ tı. Ona deh diyenler de vardı. Ama parça parça ödünler yetmiyordu artık. Bulgarlar'm çıkardıldarı kanşıkhklarm uyandırdığı öfkeyi de sömürdüler. Hükümetin başmda güç­ süz kaldı ve düş kırıkhğma uğradı. îçin için büyüyen bu nefret yenilikçilerin işine yaramıştı.ç.1^ PAUL IMBERT Jön Türkler. Kendi dileğine göre geliş­ meyi çok ağu.bularak daha ileri gitmeye kalktı. Abdülaziz ne istediklerini sordu: «Bir şey istediğimiz yok ama bugünkü yönetim hiçbir işe yaramaz.» diye yamt verdiler. İstanbul'da medrese öğrencileri. tahta geçtit Yeni padişah he­ men «Devletin adaletU ve sağlam bir temel üzerinde yeni­ den kurulacağmı» ilân etti Gerçekten de bunun gecikme­ den yapümasma gereksinme vardL Vilayetlerde karışıkhk sürüp gidiyordu. Başlangıçta Bulgarlarm yaşadığı bölgenin valisi (Tuna vahşi . softa'lar. Selanik'de Fransız ve Alman konsolosları öldürüldü. Rusya ve Avusturya İmpara- . Bağdat valiliğinde bulunmuş olan Mithat Paşa Sadr-ı Âzamlık kol­ tuğunda birkaç hafta oturabilmişti. Avrupa her zamankinden daha çok Osmanlı hü­ kümetinin üstüne varıyordu. Gittikçe artan karışıklıklar karşısmda bakanlar görevlerinden ayrıl­ mak zorunda kaldılar. akima eseni yapmasma karşı homurdanmaya başlamıştı. hoşnutsuzlar arasmda yeni yandaşlar buluyorlardı. olaylardan ustaca yararlandılar. Halk padişahm çılgmlıklarma. halkm Abdülaziz'e karşı hoşnutsuzluğu artmıştı. çağdaş dev­ letler örneğine göre bir özgürlük rejimi kurmanm zamanı geldiğine inamyordu. Abdülaziz 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildi. Başlangıç­ ta padişahtan yardım görmüşlerdi. Yerine yeğeni Murat V. Birkaç yıldır. saraym önünde bir gösteri düzenlediler. Bundan başka. Yerine Jön Türkler'in en doğru ve halkça en sevileni olan Mithat Paşa'yı getirdi.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 143 torları Reichstadt'da biraraya gelip konuştular (8 Temmuz 1876). reformcular kadar özgürlükçü geçiniyordu. Osmanh hazine­ si. . bunlar memlekette zorbalıklarıyla korku salıyorlardı. Avrupa onu önce ateşkese zorladı. başı bozuklarm gönderilmesine içerlemişti. Mithat Paşa'yı Sadr-ı Âzam yaptı. «Hasta Adam»m mirasma konmayı beklemiyorsa da Osmanh İmparatorluğu'na kendi­ ni yönetme gücünden yoksun küçük bir çocuk gözüyle bakı­ yor ve vasilik altma ahnması gerektiğini düşünüyorlardı. Avrupa devletleri artık reform vaadlerine inanmıyorlardL Bunlarm hepsi Çar gibi. Murat tahttan indirildi. İngiltere'nin liberal basım Gladstone'un öfkeli söylevi üzerine «Bulgaris­ tan'da yapılan vahşetler»i açığa vuruyor ve İngiliz Hüküme­ ti'nin şiddetle hareket geçmesini istiyordu. Hersek. Rusya ve Avusturya'nın gizli. uygulayaca­ ğı bir reform programı hazırlamak üzere İstanbul'da bir uluslararası konferans toplamasım istedi. Bulgaristan ayaklanmıştL Slavhk adma başkaldıran Sırbis­ tan ve Karadağ Türkiye ile savaşa girişti. Abdülha­ mit. *** İmparatorluğun her yanmda durum son derece kötüy­ dü. Türkiye. Hristiyan halk. Hiç güçlük çıkartmadan Jön Türklerin bütün koşullarmı kabul etti ve hiç vakit geçirmeksizin yeni anayasayı ilân edeceğine söz verdi. Abdülhamit amcası Abdülaziz'in devrilmesinden üç ay sonra 31 Ağustos 1876'da tah­ ta çıktı. alacakhiarma borcunun yarısmı bile ödeyemeyecek hal­ deydi. İşte bunun üzerine Mithat Paşa ve arkadaşları Abdülmecid'in ikinci oğlu Abdülhamit'le işbirliği ettiler. açık kış­ kırtmalarıyla her yerde harekete geçmişti. ayaklanmış olan Sırpları yendiği halde. Sultan Murad daha yeni tahta çıkmışken delirdi. Bosna. İngiltere ayaklanan Bulgarlarm üzerine düzensiz bir­ liklerin. sonra da padişahm.

Abdülhamid'in daha ilk hareketlerin­ den. Mithat Paşa ile arkadaşlarmm planmda yer almış değildi. Türkiye'nin. aydm bir hükümdarm yöneti­ minde akla uygun. ihtiyatlıca. Ne yazık ki ne padişahm ne de bakanlarmı bekleyecek vakitleri ve araçlarmı seçmek olanakları vardL Avrupa teh­ dit ediyordu. Berhn notasmda Osmanlı Hükümeti'nin üstü- . İlerlemeye meraklıydı. Özgürlükçüler. Genç Türkler de dışardan yapılan baskıyla reform ger­ çekleştirmek istemiyorlardı. eşine az rastlanır ince ve esnek zekâh bir hükümdardı. kendi isteklerine göre devleti yönetmeyeceğini anla­ mışlardı. Ama dışardan gelecek bir baskı. Kişiliğinde az rastlanır bir azimlilikle üıtiyatlıhğı birleştirmişti. reform yap­ ma konusundaki niyeti ve uyruklularmı ne denh sevdiği hak­ kmda behrsiz güvenceler vermekle yetindi. çahşma ve yapıcılık gücüne sahipti. ıhmh. Şüphesiz ülkesini Ruslar'la Avusturyahlar'm anladığı biçimde dışarmm baskısıyla değiştirmekten hoşlanmıyordu. Belki de daha önceden bir hazırhğm gerekh olduğunu düşünüyordu. Egemenhği altmdaki halkm büyük çoğunluğu­ nun Avrupa kültürünün benimsenmesine karşı olduğunu bi­ liyordu ve hiçbir şeyi değiştirmeden önce onları hazırlama­ yı düşünüyordu. Fransız diplomasisinin geleneksel öğütlerine uygun olarak kendi kendini yenileştir­ mesini yeğhyordu herhalde. Tahta çıktığı gün okuduğu ve Mithat Paşa'nm yaz­ mış olduğu söylevden bir meşrutiyet (Anayasa) rejimi'nin kurulacağı konusundaki bütün vaadleri çizdi. Yapacağmı gözünü kırpmadan yapardL Osmanh tahtma yüz yıllar­ dan beri bu denli uyanık bir politikacı çıkmış değildi. Jön Türkler hem Avrupa'yı hoşnut etmek hem de mutlakiyetçi rejimin kötülüklerini gi­ dermek için İmparatorluğun bir meşrutiyetçi monarşiye dö­ nüşmesini özlüyorlardı: Osmanh ulusu kendi işlerinin yöne­ timini kendi ehne alacak ve ülkeyi yeniden düzene soka­ caktı.144 PAUL IMBERT O sırada otuz dört yaşında olan Abdülhamit.

gerekirse diploma­ tik girişimlerin ardmdan etkin ö n l e m l e r e b a ş v u r m a k t a n s ö z ediliyordu. bunlardan s e n a t o ü y e l e ­ rini. Saf­ fet Paşa y ü k s e k p e r d e d e n : «Bu t o p sesleri Padişahm İmpa­ ratorluğa armağan ettiği Anayasa'yı s e l a m h y o r ! » d e d i Av­ rupa'nm istediği d e buydu. millet m e c l i s i üyelerini d e ırk v e din farkı g ö z e t m e k s i z i n Osmanh uyruklularm t ü m ü n ü temsil e t m e k ü z e r e ulus s e ç e c e k t i Ba­ s m v e toplantı özgürlüğü. Se­ ç i m l e r olaysız geçti. a n l a ş m a z h k bir süre gizh kaldı. İki m e c h s h bir p a r l a m e n t o kurulacak. Abdül­ hamit'in liberal reformlarm d ü ş m a n ı k e s i l m e s i n e v e Mit­ hat Paşa ile arkadaşlarım e z m e s i n e y o l a ç a n a n l a ş m a z h k böyle başladL Bununla birlikte. bunun sayesinde h e r k e s isteklerini ileri sürebilecek v e haksızlıklara karşı sesini y ü k s e l t e b i l e c e k t i Avrupa ö r n e ­ ğine göre sorumlu bir bakanlar kurulu oluşturulacaktı. Padişah. d e r n e k kurmak hakkı. y a s a önünde eşitli. tersine Fransız devrimi ilkelerine göre. Avrupa devletlerine y e n i anayasanm .OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 145 n e Avrupa'nın «ağırlığını» k o y m a k t a n . Gerçekten d e imparatorluk hberal bir rejime kavuş­ muştu. Büyük devletlerin t a m yetkili temsilcileri İstan­ bul'da toplantılar yapıyorlardL Tehlikeyi uzaklaştu-acak biri­ cik ç a r e hberal istekleri bir a n ö n c e b e n i m s e m e k olarak görünüyordu. Batılı b i ç i m d e örgütlenmiş y e n i Türkiye'm t e m e l yasası olmahydı. 23 Aralık 1876 günü Konferans'm oturumları başladığı sırada bir tiyatro sahnesi gerçekleşti: Fransa temsilcisi B. d e Chaudordy. h e r k e s i n k a m u görevlerine ahnabilmesi. verginin hakça dağıtılması. yargıçlarm güvencesi. zorunlu bir ilk ö ğ ­ retim. Avrupa'nm isteklerine karşı bir a l d a t m a c a olarak düşündüğü halde. bunlarm h e p s i öngörülmüş v e v a a d e d i h n i ş t i Abdülhamit Anayasa'yı. Türkiye h ü k ü m e t i n e program m e t n i n i verdi­ ği v e tartışmalarm başladığı sırada t o p sesleri duyuldu. Sadr-ı Âzam'a g ö ­ re. ö m ü r boyu k a l m a k ü z e r e atayacaktı.

1877 Ocak aymda elçiler bir re­ form ültimatomu verdikleri zaman Osmanlı Hükümeti. bu isteklerin Anayasa'ya aykırı oldukları yamtmı verdi. 5 Şubat günü Mithat Paşa'yı sarayma çağu-ttı. Paşalarm adamlarmdan oluşan mechs hiçbir işe girişmek istemiyordu. Anayasa'nm imparatorlukta «bir özgürlüğün. Böylece onlara Avrupahlar'm isteklerinin geri çevrilmesi onaylatılmıştı. Türkler 1856'da olduğu gibi şunun tek- . Öyle ki reformlan gerçekleştirmek için toplanmış olan bu parla­ mento. elinden devletin mühürünü aldı. Arabistan'daki bir kale­ de boğduruldu (26 Nisan 1883): Türkçe'nin yenileşme ha­ reketi böylece ünlü bir kurban vermiş oluyordu. Mithat Paşa. Gözden dü­ şen. Milletvekilleri her öneriyi hep bir ağızdan evet diye onaylıyorlardı. Abdülha­ mit hoşuna giden yöntemlerle devlet örgütünü yenileştirme hazırhğma girmeyi düşünüyordu. kendi yatıyla Brendizi'ye gönderdi. önce Şam sonra İzmir vahhğine atanan ve Abdülaziz'i öldürtmekle suçlanan Mithat Paşa. Bunun için onlara Evet Efendimciler adı takılmıştı. hepsini ertelemeye başlamıştL Abdülhamit'in kişi­ sel yönetimi başhyordu. Büyük devletlerin bir şey istemeleri için artık pek ne­ den kalmıyordu. adaletin ve eşithğin egemen olması. Doğru ama çoğu kez es­ neklikten uzak olan başbakaruna katlanamıyordu. *** Bu başlangıç çetin ve acılarla doluydu. Anaya­ sa çerçevesinde bile olsa bütün reform isteklerinin geri çev­ rilmesine kızıyordu. Avrupa. Böylece Jön-Türklerin yapmak istedikleri işlerin ger­ çekleşmesi suya düşmüştü. uygarhğm zaferini sağlaması. bir vaadden ibaret kalmayıp ger­ çek ve kesin bir hareket olarak Osmanhlar'm mah olması» için çaba harcıyordu. Öyle ki.146 PAUL IMBERT metni gönderildi. Bunlar ashnda padişahm iradesine aykırıydı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun vasilik altma konulma­ sı demekti: asimda bu tasarı lafta kalmamış uygulanmaya başlamıştı bile.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 147 rarlanabileceğini sanıyorlardı: «Siz şu ya da bu vilayet için reform istiyorsunuz. eğer umutlan yeniden suya düşerse birlikte gerekeni düşüneceklerdir. Schopoff'un takma adı) La justice turque et les reformes en Macedoine (Plon. oysa biz. zora başvurarak elde etmek» istiyordu. ki Rusya'nm «yaşamsal çıkarı» idi. Rusya'ya göre her şey­ den önce: «Türk yönetiminin hoşgörülmez kötü tutumuna karşı hristiyanlarm yaşam ve güvenliklerinin sağlanması» gerekmekteydi. Bu çıkarm. O güne kadar bütünlük ilkesini ve genel reformlar sistemi­ ni desteklemiş olan İngiltere. Rusya. Saffet Paşa da bir ge­ nelgesinde «Avrupa'nm küçük düşürücü vasihğinden» söz etmekteydi. 1907).» Bu. vasiHğini yaptığınm mirasma konmak için sabırsızca davramyordu: «Büyük devletlerin el birliğiyle inandırma yoluyla gerçekleştiremediklerini. Türklerin Şıpka'daki kahramanca savunmasma karşm. dük Decazes açıkça: «Türkiye vasilik altmdadır. Resmi bir telgrafta. . Rusya'nm Türkiye'nin iç işle­ rine karışma pohtikasma katılarak Avrupalı görevlilerin de­ netimi altmda hristiyanlarm özerkliğinin sağlanmasmdan ya­ na oldu. Moskova'nm pohtikasmı nerelere götürebileceğini açı­ ğa vurmaktaydh Bir Rus ordusu Balkan dağ zincirlerini zor­ ladı. unutulmaz bir kuşatmadan sonra Plevne kalesini aldı ve Edirne'ye kadar ilerledi. Daha ne istiyorsunuz?»^*^ Büyük devletler artık Osmanlüar'm vaadleri­ ne inanmaz olmuşlardı. Düşmanm başkentin kapışma (*) o. Şimdi. Oyuna geldiklerine inanıyorlardı.» diyordu. imparatorluğun bütün vilayet­ lerini kapsayan daha geniş reformlar veriyoruz. 31 Mart 1877'de Londra'da toplanan yeni bir konfe­ ransta hazu-lanan protokolde şöyle denihyordu: «Büjoik dev­ letler elçilerinin ve yerh görevlilerin aracıhğıyla Osmanh hükümetinin vaadlerini yerine getirip getirmediğini denetle­ meye karar verdiler. FOCIEF (A.

Emperyalizm doktrinlerinin şampiyonu Lord Salisbury. Büyük Bulgaristan projesinden. Moskova'nın hırslarma bir set çek­ mek üzere genç Alman İmparatorluğu'nu Türkiye işleriyle ilgilendiren de odur. iktidara geldi. Bismarck'm başkanlığmda Berlin'de toplandı. Artık yalmz padişahla değil. . Anadolu'nun stratejik bir düğüm noktası olan doğusundan da İskenderun körfezine ya da Basra körfezine inmeye hazırlanıyordu. Avrupa'yla karşı karşıya gelen Rusya. Bosna-Hersek de. Asya'da Kaflcasya'nm gü­ neyinden ilerleyerek Türkiye'nin doğusunun bir bölümüne kadar yayılacaktı. Ayastefanos anlaşmasmm gözden geçirilmesi için. Fırat nehrinin kaynaklarmdan ve Boğazlarm serbesthğinden vazgeçti. kendi­ sinden ne istenilirse yapacağjnı vaadetti. Açılan Boğazlar yo­ luyla da Mısır'a etki yapacaktı.148 PAUL IMBERT dayandığını gören Padişah büyük bir korkuya kapıldı. Her ne kadar İngiltere Reaya'nm kurtuluşu için Rusya'nm Osmanh İmparatorluğu ile savaşa girişmesine göz yummuş ise de. uluslararası bir kongre toplanmasmı önerdi. Oysa Rusya. Londra çok telaşlanmıştı. Sırbistan. Ruslar. Bunun üzerine Osmanh devletine yaptığı yardımm karşılığı olarak Kıbrıs'ı ele geçiren İngiltere. Türkiye Hindistan yolu üzerindeydi ve şayet Hindistan'a giden yolla­ ra egemen olmaktan vazgeçerse imparatorluk davasmdan da vazgeçmesi gerekirdi. Karadeniz'den Ege'ye kadar uzanan bir prenslik oluyordu. İstanbul ve Çanakkale Boğazları Çar'm donanmasma açık tutulacaktı. Bulga­ ristan da kuramsal olarak bağımh ama asimda özerk bir prenslikti. Karadağ ve Roman­ ya'nın bağımsız devletler olarak kurulmasım sağladı. Ayastefanos (Ye­ şilköy) anlaşmasıyla Bulgaristan Osmanh İmparatorluğu'na yarı bağh. Çarm Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlan üzerinde üstün bir etki sağlamasma katlanamazdı. Büyük Bulgaristan yoluyla Balkan yarımadasmdan denize açılan bir kapı elde ederek Süveyş kanahnı tehdit edecekti. düzenin sağlanması için Avus­ turya yönetimine geçti. Kongre.

içtenlikle meydana getirilmiş bir yapıt değildi ve olamazdı da. Türk ordularmm uğradığı bozgunlar. Bundan sonra Avrupa hükümetlerinin amacı artık ge­ rektiği zamanda Padişahtan vilayetlere düzen verme hakkı­ nı azaltmasmı sağlamak. 170. hberalizm ve parlamenter rejim yoluna yönlendirmesi için öğüt vermekte vazgeçti. Padişahlarm ve vezirlerin Türkiye'yi çağdaşlaştırmak yolun­ daki az çok kendihğinden çabaları Osmanlılarca girişüen topyekûn bir çağdaşlaşma çabasmm ve onlardan yerine ge­ tirmeyecekleri vaadlerin istenilmesinin yararsızlı^uu göster­ mişti. . Çatışmalar başlamadan az önce iktidara getiril­ miş olan Jön-Türkler vatanm uğradığı felâketin sorumlusu olarak gösterildi. Eski kafah Türkler ve bun­ larm esinlendiği dinciler hükümet toplantılarmda Anaya­ sa'ya karşı çıkıyorlardL»(') Jön-Türkler arasmda da hâlâ ge­ leneklere bağlı kalmış olanlar da.. Ölü doğmuş gibiydi bu Anayasa. yenenlerle yenilenlerin özümlenmesinin temel koşulu olan müslümanlarla hristi­ yanlarm eşitüği ilkesini benimseyemiyorlardı. bunu ısrarla istemekti Tanzi­ mat'm geniş reform isteği sonuçsuz kalmıştı. Avrupa. padişahm otoritesinden çok 23 Aralık 1876 Anayasası'nm başlıca savunucularımn itiba­ rını sarsmıştL Artık kimse bu Anayasa'nm getirdiklerinin korunmasmı istemiyordu. pohtikasmı halklarm kaynaşması. a. s. Bunlarm başları yabancı ülkelere gitmek zorunda kaldılar. Yarım yüzyıldan beri Bâb-ı Âli ile süregelen görüşmelerin deneyi. İngiltere'nin ileri sürdüğü genel re­ form isteği sonuçsuz kalmıştL Yeni bir anlayış üstün gçldi ve Anayasa tıpkı onun kadar görkemh ve onun kadar etki­ siz 1839 ve 1856 Anayasaları'nm yanma imparatorluk arşi­ vine kaldırıldı. Padişaha.OSMANa. Berhn Kong­ resi'nde delegeler.e. Anayasa'dan yana olanlar azaldı. Cilt II. Yeni bir (•) ENGELHARDT. «Asimda bu. Anayasa'ya hiç değinmediler.! İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 149 Böylece Türkiye bir kere daha savaşın bedelini ödemiş oluyordu.g. Çünkü müslüman halk bunu serbestçe ve kendi iradesiyle istemiş değildi.

ç. imparatorluk arşivine kaldırıldı. Dahası. bü­ yük başarılar elde edildi ki bu. yeni başarılara da olanak sağlayacaktı. Osmanh devleti Balkanlarm. Daha 1848'de Abdülmecit'in bir Hatt-ı Şerifi ile «güzel sanatlarm ve sanayiin ilkeleri ile bilimlerin öğre­ tilmesi için okullar açılmasmı en ivedi işlerden olduğu» be­ lirtilmişti. ÖzeUikle öğretimde. Bundan sonra Avrupa hükümetlerinin amacı artık ge­ rektiği zamanda Padişahtan vilayetlere düzen vermek hak­ kmı azaltmasmı sağlamak. genel bir hristiyan hükümeti içeren bir statüyü kabul etti. bunlarm uygulamşmı denetleyecek olan bü­ yük devletlere zaman zaman bilgi verecekti. Yalnız bımun süresi belirlenmiş değildi. Mekteb-i Mülkiye'de (Siyasal Bilgiler Okulu . bunu ısrarla istemekti. Padişah. Bağmısızhk ve bütünleşme ilkesini bir yana bırakan Avrupa.) .» İşte Berhn Kongresi'nin Osmanh hükümetine zorla ka­ bul ettirdiği ödünlerin bilançosu buydu ve Tanzimat'm cö­ mertçe girişimlerinin sonu bu oldu. imparatorluğa pamuk ipliğiyle bağlı olan Bulgaristan'ı içine alan bütün kuzey bölümünü yitirmiş­ ti. Makedonya'nm ve Avrupa'daki öteki illerin sutmda bağmıhhk yükümlülüğünü sürdürüyordu. Girit'in. Bundan başka «Bu amaçla alacağı önlem­ ler konusunda. Bosna-Hersek'in yönetim yetkisini Avusturya-Macaristan'a vermişti. uygulanabilecek örgütsel düzenlemelerin daha önceden.150 PAUL IMBERT anlayış üstün geldi ve Anayasa tıpkı onun kadar görkemli ve onun kadar etkisiz 1839 ve 1856 Anayasaları'nın yamna. Rumeli uluslararası komisyonunca incelenmesi gerekiyordu. Çünkü bu bölgelerde. Berlin Antlaşması uyarmca. Bundan başka doğu Rumeli'nin yönetsel özerkUk koşuUarmda. kurumlarda yapacağı reformlarda İngiltere ile anlaş­ mak zorundaydı. Tanzi­ mat'm geniş reformları gerçekleşmemişti. doğrudan doğ­ ruya ya da dolambaçh olarak imparatorluğun işlerine el at­ ma yoluna gidiyordu. Asya'daki vilayetlerde ya da hiç olmazsa ermenilerin oturdukları yerlerde Osmanlı hükümeti bundan sonra.

ç. her zamankinden daha doğu­ lu olarak çıktı: Tanzimat çağı kapanmıştı. kenara itilmişti. daha mutlakiyetçi. Bundan başka kurulan ilkokullarla öğre­ tim köylere kadar yayılmaktaydı. Türkiye'nin içişlerine karışma pohtikası bütünleştirmek pohtikasma gö­ re daha öncehk kazanmıştı: bu da Avrupa'nm Osmanhlar'm işlerine sürekli olarak burnunu sorması biçiminde gö­ rünmüştür. yerel ora halkınm gereksinme ve özlemlerine uygun re­ formlarm gerçekleştirilmesine çalışıyorlardı. Böylece öcünün alınması için zemin hazırlanmış oluyordu. Orta öğre­ tim. Ama siyasal ve toplumsal reformlar başarısızlığa uğramıştı.)'lerde ve Galatasaray'da çok iyi yapılıyordu. büyük devletler de. Bu «çağdaşlaşma» krizinden Türkiye. Avrupa devletleri her vilayette bölümsel. bütün dünyanm alkışlan arasmda ona yeni bir güç kazandu-mak üzere uyuşukluğundan çıkarmcaya kadar böyle kalacaktı. sivil ve asker idadi (Lise . «İttihat ve Terakki» ko­ mitesinin. Türkiye'nin kendi­ si de hristiyan halkm yaşamsal çıkarlarmı güvence altma alamadıklarmdan. Elh altmış yıldır.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ İSİ İÇ yönetim için gerekli görevliler yetiştiriliyordu. daha müslüman. Anayasa kaldırıl­ mış değildi ama. .

kendisine siyasal alanda ve ticaret alanmda kazançlar sağlarken. Osmanh devleti. yüzyıldan başlayarak. Kahramanca fetihlerin anılarıyla övünen. kendisine saklamak istediği bir av gibi. daha ilk kapitülasyonlar döneminden başlar.VII TÜRKİYE'NİN YENİLEŞMESİ VE BÜYÜK DEVLETLER vrupa devletlerinin Türkiye'nin işlerine karışması. kendilerine boyun eğen halkı özümlemeden ayrı bir kat­ mak gibi bunlarm üstüne yerleşmişlerdi. Yokedilmesi gereken or­ taklaşa bir düşman olmaktan çıkmca devletlerden her biri. Oysa. Osmanlı İmparatorluğu'nun hristiyan uyrukluları için güvence istemişti. Çünkü hükümranhğmı kısıtlayan Avrupa devletle­ ri arasmdaki rekabet olmasaydı. Osmanlı devletini. adam sendecihği ve zayıflığı yüzünden yozlaşması karşısmda nef­ ret duyduğu reayanm denetimini yavaş yavaş Avrupa'ya kaptırdı. Onlara. birbirlerinin yutmak hırsma karşı korumaya girişti. En temel haklarım bile kullandırmıyorlardı. Daha XVL yüz­ yılda Fransa. XVIII. çoktan bir Avrupa devleti olarak ortadan kalkmış olacaktı. İmparatorluğun siyasal yaşamma yabancı konuklarmış gibi hoşgörüyle davramyorlardı. Bunun A . Bâb-ı Âli hükümranlık haklarımn bir bölümün­ den vazgeçtikçe bağunsızhğı için en iyi bir güvenceye kavu­ şuyordu. üstünlük duygusuyla dolup taşan Türkler.

Elbirhği et­ miş olan Avrupa devletleri karşısmda zajrrf olduğu ve sürek­ li olarak kuvvete başvuruhnasmdan korktuğu için her vakit her türlü vaadde bulunuyor ve herşeyi imzahyordu: ne var ki bu vaadlerin hemen hemen hiçbiri tutulmadı. Padişah. köleleştirilmiş hakla­ rı adma. mühendislerini sokmayı ve on­ lar hesabma ayrıcalıklar ve tekeller koparmayı yeğliyordu. Osmanlı devletinin iç işlerine karış­ mak için bir sürü bahane vardı. kendi ulusundan maddi çıkarlarmı hesaba katmasmı ve zora başvurma tehdidiyle bu çıkarları savunan durumda ohnasm. Bunlardan birincisi. Osmanh İmparatorluğu'­ nun bütünlüğü Avrupa pohtikasmm temel ilkelerinden biri olmuştu. Ardı arkası kesilmeyen bu yerleşme girişimlerine kar­ şı Osmanh hükümeti. birçok iyi ni­ yetli kişinin gözünde Türk hükümeti ezenden çok ezilen olarak görünmeye başladı. Türkiye ile olan ilişkilerinde. islâmlık karşısmda hristiyan halk­ larla geleneksel bir dayanışma zorunluluğu anlayışma daya­ nıyordu. Bugün hiçbir Avrupah hükümet yoktur ki. Doğululara özgü esnekh ve ihti- . hem de Tür­ kiye'nin bütünlüğünü koruma pohtikası izhyorlardı. Bu öyle bir hal almıştır ki. Bu da doğrudan doğruya Bâb-ı Âh'nin yükümlülüklerinden doğmaktaydı. Dengeyi koruyabilmek için Avrupa devletleri savaşa kadar gidecek olsalar bile içlerinden birinin doğuda üstüıdüğü elde etme­ mesi için çekişme halindeydiler. büyük devletlerin birbiriyle rekabetle­ rinden yararlanarak kurtulma yolu bulabihyordu. Türkiye'ye işadamlarım. Ama eski haçh ruhuna yeni öğeler de eklenmişti: çağdaş liberalizm insan hakları adma. ulusallık ilkesi adma da ezilen ırklarm boyunduruktan kurtulmasmı istiyordu. bankerlerini. köleleştirilmiş halklarm kurtuluşu için uğraşıyor­ du. bundan kendi egemenhği için uluslarara­ sı anlaşmalarm hükümlerinden daha sağlam bir güvence olarak yararlanmaktaydı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 153 İçin de diplomatlar çelişik iki duygunun etkisi altmdaydılar: hem iç işlerine karışma pohtikası güdüyorlar. Öte yan­ dan Avrupa da reform istemekten vazgeçmişti.

Ayastefanos anlaşmasmda öngörülen Büyük Bul­ garistan'ı elde tutamadığı için küskündüler. Çarm kurtardığı halklar bile ondan uzaklaşıyorlardı. Onun tahttan çekilmesinden sonra «Bulgaristan Bulgarlarmdır» sloganmı ortaya atan Stambulof. 1877-78 savaşlarmı kazanmış ohnası Rusya'yı hristiyan uluslarm kurtarılışı pohtikasmm temsilcisi. Oyalayıcı yollara başvurarak en iyi kanıtlara dayanan istekleri bile kenara iten Abdülhamit. bağlar koptu. Rusya'ya karşı olan ulusal partiye yaklaştı. Öteki devletlerin elçileri. Da­ ha 1883'te Aleksandr IlI'ün yeğeni Prens Aleksandr de Battenberg. bütün kurtuluş umutlarmm kendisine bağlandı­ ğı güçlü koru)aıcu olarak kaldı. ötekilerin yardımmdan destek arıyordu. Çarm kurtardığı Bulgarlar. Gerçekleş­ tirdiği zaferlerin kazancmdan yoksun bırakılan bu büyük Slav devleti. öncüsü yapmıştL Berim Kongresi'nde Ayastefanos antlaşmasmm Rusya için çok ka­ zançh olan maddelerinde yapılmış olan değişiklikler bu dev­ letin Balkanlar'daki saygınhğma dokunmamıştı. bu ustaca tahtaravalh oyunuyla otuz yd bojoınca kişisel ve pan-islamcı pohtikasmı sürdür­ meyi başarmıştır. Ne Rus­ ya'nm öteden beri İstanbul'da gözü olduğunu ne de son savaşm facialarmı unutmuştu. Os­ manlı İmparatorluğu'nda başrolü oynamaktaydı. Moskova'­ nm vasihğinden bıkmakta gecikmediler. Padişah'la konuşmalarmda birbirleriyle yanş edercesine Petesburg'un telkinlerini zayıflatmaya çalışıyorlardL Çar'm çaba- . hükümetin basma geçti. Ne var ki.154 PAUL IMBERT yatla devletlerden birinin aşın isteğinin tehlikesini sezer sezmez. Sofya'da katla­ nılan 5 yühk Rus egemenhğinden sonra. Öte yandan Abdüfiıamid de ka)4arıyördu. yeni kurulan Balkan devletleri. *** Abdülhamit'in padişahlığmm ilk evresinde Rusya. Böylece.

ticaret. Filibe devriminde oldu bittiyi tanı­ mak üzere elini çabuk tutmuştu. Tutucu olsun. savaş aç­ mış. Osman­ lı İmparatorluğu'nun Türkiye'de sahip olduğu topraklara başka bir devletin egemen olmasmdan her zaman son dere­ ce korkmuştur. Rus­ ya'ya karşı yürüttüğü mücadelede kazandığı en parlak za­ ferdi. Almanya nöbetleşe doğu . Padişah da yakm doğuda İngiliz çı­ karlarmı korumaya çahşıyordu. İstanbul'da ve Balkanlar'da karşı karşıya olanlar yal­ nız İngilizler ve Ruslar değildi. Osmanh İmparatorluğu'nun işlerine karışmak için gittik­ çe artan bir eğilim duyuyorlardL 1885'ten sonra Ruslarm hırsları karşısmda her zaman kaygı duymuş olan Padişah'm da görüşlerine katılmasmı sağladılar. Bu siyasal maçta «zorunlu olmasa da yararh bir bağlaşık olarak» Türkiye'yi kurtarmış ve güçlendirmişti. hberal olsun. Yıldız Sa­ rayı'nda Rus nüfuzu yerini İngiltere'nin üstünlüğüne bu-akmıştL Hindistan'a sahip olan ve Mısır'ı işgal eden İngiltere yakm doğuda etkih bir politika gütme hırsmı ve zorunlulu­ ğunu duymamazhk edemezdi. yüzyıllardır. İngiliz diplomasisinin. Şüphesiz. İngiliz devlet adamla­ rı.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 155 larına karşın. Asya'daki İmparatorluğa gi­ den yollara egemen ohna kaygısmda olan İngiltere. deniz ulaşımmda ön planda yer almışlardt Bu. İtalya. Ayastefanos antlaşmasım Berlin Kongresi'nde değiştirtmişti. Kraliçe'nin bakanları Londra'dan Osmanh Padişahmı destekhyor. 1886'da Prens Aleksandr'ın hükümeti sırasın­ da Bulgaristan'la Rumeh'nin birliğini benimsedi. cesaretlendiri­ yor. İngilizler. Çar'ı İstanbul'dan uzaklaştu-mak için Rus­ ya'nm doğudaki pohtikasmı yüz yıldır engeUemiş. Türkiye ile Rus İmparatorluğu arasmda tampon oluşturacak olan «Büyük Bulgaristan»a Beaconsfield'in kar­ şı çıkmasma üzülecekti. sanayi. ona öğütler veriyor. Bu iki büyük devlet başrolü ele geçirmek içir çekişirlerken onlarm çevresinde başka oyun kişileri: Avusturya. İngiltere'nin doğu pohtika­ sı değişti.

Daha ötede. ihtiyath bir geride durmanm ödülü olacaktı. Saxe-Coburg prensi Ferdinand'ı oturttu. Ashnda bu yeni bir politikaydı. Berhn Kongresi de İngil­ tere'nin teşvikiyle bu iki vilayeti yönetme görevini bu devle­ tin yapmasmı onayladı Avusturya'nm isteği Türkiye'nin par­ çalanması değildi: Osmanh İmparatorluğu'nun bütünlüğü bozulmamalıydı. Tarafsız kalmasma karşı­ hk Çar Aleksandr II. Ordularım Selânik'e doğru indirmesine karşı çıkılabihrdi. 1866'dan beri Almanya işlerin­ den uzaklaştırılan Habsburg monarşisi Doğu'ya yönelmişti. Bu pohtika Bis­ marck'm Avusturya-Macaristan'ı «Drang nach Osten» e it­ tiği gün açığa çıktL Avusturya Ege Denizi'ne giden yola göz dikmişti. Türkiye'nin işleriyle. Bundan başka Arnavutluk kıyılarma yerleş­ mek de hoşuna gidecekti: bu. Harekete geçme arunı bekleyerek kabu­ ğuna çekilmiş gibiydi. Osmanh İmparatorluğu'nun mirasmm paylaşıl­ ması sırasmda Trablus'un İtalya'ya düşmesi pek uygun ola­ caktı onun için.156 PAUL ıMBERT sahnesinde görünüyorlardı. Sırp Krah Milan da yumuşak başh ve değerh bir yardımcıy­ dı. Avusturya hükümeti uzun süre ılımlı tasanlar besliyormuş gibi göründü. Avusturya gibi ilgilenen Genç İtal­ yan Krallığı da doğu entrikasınm iplerinden birkaçım ehnde tutuyordu. Sofya ve Belgrad'da aynı zamanda başarı kazanmıştL Bulgaristan tahtma Avusturya ordusu­ nun bir subaymı. Gerçekten de Avustur­ ya'nm nüfuzu istanbul. Bir kazanç sağlamış olsa bile bu. zayıf ama öğütlerini dinleyen bir İmpara­ torluk olarak kalmahydL Bu gerçekçi politikaya böyle bir çözüm uygun gibi görünmekteydi. yakm doğuda latin katoliklerinin pro- . ve Gorçakof daha 1876'da Reichstadt anlaşmasmdan hemen sonra Avusturya'ya Bosna-Hersek'i işgal etme hakkım tamdılar. ona Venedik'ten kalan bir ge­ lenekti. kazançh bir statut quo ile yetinecekti. Güçlü bir devlet kendi sınırıyla Ege Denizi araşma yerleşmedikçe. Balkan yarımadasmda yayıhnasma elverişh bir açık kapı arıyordu.

Makedonya'da. Türkiye'de çıkara dayanmayan bir pohtika izleyebihyordu. Yalnızca Cermenligin çıkar . o da bundan yararlanarak Türkiye'yi parçalamaktan kurtardı. Tanzimat'm bütün yeni­ likçi girişimlerini desteklemişti. Ayastefanos antlaşma­ sıyla Padişahm elinde kalan Avrupa'daki topraklar birbirin­ den uzak iki bölüme ayrıhnıştı. zafer kazanmış olan Almanya'day­ dı. Fransa.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 157 tectorat'sında Fransa'mn yerine geçmek üzere önlemler al­ maya başlamışta. Dinsel örgütlere paraca yardımda bulunu­ yor ve bunları destekltyor. Osmanlı İmparator­ luğu'nun bütünlüğüne saygı göstermişti. tarihine sadık olarak. ihtiyatlı davrandı ve yüz yıUardanberi gelen haklarmı savunmakla yetindi. Reformlarımızı bize öğreten odur ve bunun için de başarımızı ona borçluyuz. Ama. Bismarck başbakan olmuştur. Arnavutluk'ta. okullar ve hastaneler açıyordu. 1870 savaşı doğu işlerine sürt çevirmemize neden ol­ du. Bunca hırsm ortasmda yalnız kalan Fransa. Berhn Kongresi'nde Fransa kendini sümemekle birlikte. Öte yandan da bu ilkenin gerekli sonucu olarak. Aym anda. Doğuda bir latin imparatorluğu kurmayı tasarlamıyordu şüphesiz. Bu da İtalya'nm İngiltere ile anlaşmasınm ve bağlaşığı Avusturya'ya soğuk davranmasmm en etken nedeniydi. Şimdi üstünlük. Jön-Türklerin umutlarım da yıktı. Galatasaray Lisesi'­ nin kuruluşu etkimizin doruğa ulaşmasmm bir belirtisiydi. 1840'ta Sadr-ı Âzam M. Yüzyıllar­ dan beri Padişahla iyi ilişkiler kurmuş. Anadolu'da ka­ zançh girişimlerde bulunmaya çahşıyordu. Reşit Paşa şöyle demişti: «Biz her zaman Fransa'ya baş­ vurduk. ama Osmanlı İmparatorluğu'na ihşkin işleri özen­ le izliyordu.» Daha sonra Âh ve Fuad Paşa­ lar da öğütlerimizden esinlenmişlerdi. Güçlülüğün ve başarısınm sağladığı üstünlük Prusyah «namuslu simsarı» devletler arasmda hakemhğe yükseltmişti. katoliklerin protectorat'smı üstlenmiş ve İmparatorluktaki halklarm yaşam koşullannm iyileşmesine katkıda bulunmuştu.

Frantz DESPAGNET: La Diplomatie de la Troisieme Republique el le Droil des Gens. gr. O zamana kadar büyük devletler.158 PAUL IMBERT larım düşünen Bismarck. Böylece Almanya'nm Osmanlı İmparatorluğu'ndaki politikası daha başlangıcmda belh olmuştu. maddesinin verdiği hakkı (•) Eımeni olaylan üzerine bakınız: Victor BERARD: La Politique du Sul­ tan (Colin. Çara bağlı «Büyük Bulgaristan»ın Avusturya'nın Balkanlar'da güttüğü amaçlara engel olacağım düşünüyordu. in-8. bunlar arasmdaki General von der Goltz. yolu açacaktL Bismarck'm Berlin Kongresi'ndeki tutumu Wilhelm Il. 1908 İn8). ermeni halkınm seçkin­ leri arasmda büyük umutlar uyandırmıştı. 1856 Hatt-ı Hümayun'u ile desteklenmiş olan Paris antlaşmasmm Avrupa'daki hristiyan Osmanh uyruklularm korunmasıyla ilgili 9. 1900. Bu büyük tasarıya Alman dçlomasisi de et­ kili bir katkıda bulunmuştu. Daha tahta geçer geçmez genç imparator.'nin doğu politikasmm yol almaşım sağladı. Avusturya'nm Ege Denizi'ne doğru ilerleyişinde. öteki­ ler de Mauser ve Krupp fabrikalarma silâh siparişleri sağhyorlardı. in-12). Türkiye işle­ rine büyük bir ilgi göstermeye başladı. Pomeranyah bir erin kemiklerine değmeyeceği» zaman ge­ ride kalmıştL 1882'den beri bir Alman sub^ylan grubu Türk ordusunun eğitimini yönetiyordu. 1904. özellikle 4 Hazi­ ran günlük Türk-İngiliz antlaşması. subay yetiştiren okulları yeniden düzene sokuyor ve kurmayhğı yeniden örgütlüyordu. ermeni krizi sırasmda parlak bir başarı fırsa­ tı ele geçirdi:^*^ Ayastefanos antlaşması. sanayii olmayan yeni bir ülkenin ekonomisine egemen ol­ ma yolundaydı. (Larose. «Doğu sorununun. yirmi 5aldan beri çağdaş tarih­ teki bütün çalkantılar arasmda Türkiye için son derecede elverişli olan bu diplomasi değişmedi. Makedonya'nın Türklere geri verilmesi. ** Almanya.) . Hiç gevşeme­ yen bir düşünce ve güzel bir metod anlayışı ile Almanya. Rene PINON: L'Europe et L'Empire Ottoman (Penin.

gözdağı verici deyimlerle.) . Uygulanması güç olan bu hü­ kümler sadece kağıt üzerinde kaldı: Avrupa bu konuyla ilgi­ lenmiyor gibi görünüyordu. İngiltere bir soruşturma açılmasmı istedi. adam öldürme olayları duyulur duyulmaz Lord Salisbury. Sason'da yeni ayaklanmalar oldu. Karışıklıklar devam (*) Adolphe d'AVRIL. (Leıoux. Fransa ile Rusya da onun bu isteğini desteklediler. Osmanh İmparatorluğu'nun iş­ lerine burnunu sokmak için fırsat arıyordu. elbirliği ile zor kullan­ mak gerekirdi. Yalnız. Zalimce bir baskı çok büyük aşırılıklar için bahane ol­ du. Uygarlık dünyasım irkilten zalimce hareketlere son vermek için. İlk ayaklanmalar çabucak bastırıldL Fakat 1893 ve 1894'de Kayseri'de.^*) İmparatorluğun her yanma dağılmış bulunan ermeniler hiçbir vilayette çoğunluğu oluşturmuyorlardı. Öyle ki 1885'den sonra.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 159 kuIlanmamışlardL Berlin antlaşmasının 61. güçlü bir baskı yapmak. Rusya'nm entrikalarmdan korktuğundan. Negociations relatives au traite de Berlin. 1886. Oysa. bu amaçla alman önlemlerin sonucu hakkmda. İngiltere. in-8. yerel ge­ reksinmelerin gerektirdiği düzenlemeleri ve reformları ger­ çekleştirmeyi. çerkeslere ve kürtlere karşı güvenlik sağla­ mayı. maddesi uyarmda Bâbı Âli: «ermenilerüı oturdukları vilayetlerde. Yabancı ülke­ lerde özellikle Londra'da Ermeni ulusal kurtuluş komitele­ ri kurulmuştu. ne Paris'de ne de Petersburg'da. Almanya bu konu­ da Avrupa devletlerinin arasmdaki anlaşmanm dışmda kal­ mıştı. ermenilere ihşkin sorunlarm çözümü İngiltere'­ nin işiymiş gibi oldu. yakmda Osmanlı İmpa­ ratorluğu'nun çökeceği yolunda peygamberce demeçler ve­ rirken. Oysa Londra'da. öteki Avrupa devletlerinin elçilikleri kıyıdan kenar­ dan Bâb-ı Âh'den reformlar koparırken. bunla­ rm uygulanışmı denetleyecek olan devletlere zaman zaman bilgi vermeyi» üstlenmişti. Berlin'in katılmak istemeyeceği zorlama önlemle­ rine başvurulması istenilmiyordu.

Avrupa devletleri reformlarm yapılma­ smı istediler. İs­ tanbul üstündeki nüfuzunu daha da arttırdL İmparatorun 1898 Ekim aymda yakm doğuya yaptığı seyahat Ahnanya'nm Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki itibarmı doruğa çı­ karttı. Konuklarmı armağanlara boğdu. Daha sonra. bol bol belirsiz vaadlerde bulunup reformlan erteledi. Alınmak istenilen önlemle­ re yalnız Alman diplomasisi karşı çıkmıştı ya da şöyle ya­ rım ağızla bunlara katılıyor gibi göründü. imparatora da . İmparatoriçeye paha biçilmez bir taç verdi. Yunanlılar'm kötü bir yolda olduğunu söyleyerek bu hare­ keti sert bir dille eleştirdi ve bu askerlerin geri çekilmesi için Pire'yi abluka altma almak gibi zora başvurma önlem­ leri ahnmasmı önerdi. İstanbul'da Abdülhamid'le en candan dostluk gösterilerine girişti Abdülhamid de bir köşeye çekilip otur­ ma ahşkanhğmı bozarak şatafath bir biçimde sıcak dostluk duygularım dile getirdi. Avrupa'da he­ yecan başgösterdi.160 PAUL IMBERT ediyordu. Bunlar Zeytin Dağı'ndan İstanbul'a sıçradt 26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankası'na yapılan silâhlı saldu-ı başkentte yeniden kanh baskınlara yol açtı. Ermeni olaylarmm ve Tesalonya savaşımn ertesinde. Öldürme olayları sona erdikten sonra da davranışı kendisi için elverişli tek devlet olan Alman­ ya'nm kucağma atıldL Girit ve Yunanistan olayları bu yakınlaşmayı büsbütün sıkılaştırdL Albay Vassos komutasmdaki Yunanh savaş bir­ liği ayaklanan Girit'e çıkartma yaptığı sırada Wilhelm II. İstanbul Boğazı'nda demirleyen gemiler iki katına çıkartıldı. Bu anlaşmazlık karşısmda Abdülhamid. Avrupahlar'm vicdanlarım rahatsız etmekten çekimneyen Wilhehn II. Yunanistan çılgınhğa kapılıp Türkiye'ye karşı savaşa girişince Alman imparatoru Osmanh ordusunu övüp kutladı ve Yunanhiar'm felaketini hafifletmek için yapılacak her türlü girişime karşı çıktı. Bu devletler adma B. Hanotaux «artık bir damla kan akmamahdır» dedi.

kısa bir süre Bağdat demiryolunun imtiya­ zmı e l d e etti. Ayasofya'dan çıkıp da Sul­ tan Ahmet Camii'ne giderken. Osmanlı sanatınm bir incisi olan . koruduğu Abdülhamid'le dayanışma h a h n d e olduğunu bütün dünyaya gösteriyordu. dan­ telle şerefeli minareleri. Bütün bunlar bu arenanm eksenini belirlemektey­ di.» Bu c o ş k u n duygular t ü m d e n y a p m a c ı k değildi. Boğaziçi'ndeki f e n e r alaylarınm ışıkları s ö n m e d e n . Delf tapmağmdan getirtilen yılanh sütun. Konstantin Porfirojenet'in duvarla örülmüş piramidi vardı. Bu ünlü meydanda eskiden Bizanshlarm hipodromları var­ dı. Böylece bağlaşığı olan. Birçok k a z a n ç h s ö z l e ş m e i m z a - landL Deutsche Bank'm yöneticisi Doktor Siemens büyük bir güç kazandı. Yunanistan'm nefis havası Ayasofya'nm kubbesini. Bugünkü biçimi de bu hipodrom planım anımsatır.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 161 bir ç o k armağanlar. bu meydan imparatorlarm keyiflerince diktikleri gözahcı yapıtlarla süs­ lenmişti. Yine bu meydanda büyük Teodos'un Mısır'dan getirttiği dikihtaş. At meydaranda birkaç adım atmca kubbeli. Şam'da kadehini kal­ dırarak yankılar uyandıran ş u sözleri söylemişti: «Padişah hazretleri v e kendisine halife olarak saygı g ö s t e r e n üç y ü z milyon m ü s l ü m a n e m i n olsunlar ki Alman­ ya İmparatoru h e r zaman onlarm dostu kalacaktır. acayip küçük bir yapı ile karşılaşır. Eski kentin yıkmtılanyla dolu olan bu ışıklı dekor için­ de. Selamlık töreni sırasmda Wilhelm'in ö n ü n d e n 20 bin askerlik bir Osmanh Ordusu geçti. *** İstanbul'u gezen bk turist. tren hattı­ nm başlangıç noktası olan Haydarpaşa'da bir ticaret limanı y a p m a hakkmı veriyordu. Osmanh İmparatorluğu'nda Cermen çağı baş­ l a m ı ş oluyordu. Bu s ö z ­ lerin altmda g e r ç e k siyasal bir çıkar gizhydi. Padişah büyük bir c ö ­ mertlikle Ahnanlar'm işlettiği Anadolu şirketine.

162 PAUL IMBERT Ahmet III. Bir de Ekim 1898 yazısı var. böyle kutsal bir yerde bitmiş! . Padişahm dostu oluvermişti. ticareti için pazar elde etmek. Uyanık bir vasi olarak. sanayii için de sipariş almak yetiyordu ona. imparatorluğun hristiyan olan tek vilayeti Makedonya'yı. Abdülha­ mid. Anadolu. Almanya'nm sayesinde elinde tutabildi. Ekonomik faahyeti için yoksun olduğu bir yayıhna alamydı. On yıl süren üstünlüğü süresince Padişahm hükümranh­ ğmı güvece altma aldı ve imparatorluğun bütünlüğünü sağla­ dı. İşte bu alanda bugün bura­ da Alman İmparatorunun anısma dikilen anıt görülüyor. ezici. koruduğu­ nun kendi çıkarlar^la kaynaşmış olan işlerini olabildiğince iyi yürütüyordu. kimi zaman Cermen egemenliğini. Es­ kiden Fransa'nm Türklerle bağmtı kurarak devşirmeyi ta­ sarladığı kazancı şimdi Almanya elde ediyordu. Se­ kiz köşeh bir amttır bu. içindeki sarnıç da yedi çeşmeyi su ile besliyor. Ne acayiptir ve sembolik bir şey ki bu çağdaş mantar. Almanya'nm Osmanlı İmparatorluğu'yla smırı yoktu. Yapımn her yanmda Wilhelm'in ve Abdülhamit'in adlannm başharfleri görülüyor. gözü rahatsız eden tam Cermen zevkine uygun «made in Germany» markasmı taşı­ yan bir yapı.ama kendisine bunca kıjoneth hizmette bulunmuş olan yararlı korumasma sığmdı. baymdırhk işlerini ve pazarlarım ele geçirdi. Ya­ vaş yavaş yerini almak üzere Osmanh İmparatorluğu'nun yaşamasma yardım etti. buranm demiryollarmı. çeşmesini sarmakta. . Bundan başka doğuda tutucu politikayı temsil ediyordu. kara mermerden kısa sütunlar üs­ tüne basık bir kubbe oturtulmuş.** İşte böylece Almanya. Tümü ağu-. her zamanki tera­ zi ojoınuna başvurarak boşuna dengelemeye çahşmıştı: ama her seferinde de yine Almanya'nm oldukça ağu. Abdülhamid.

kçımlar. PINON'un sık sık sözü edilen şu yapıtında Makedonya sorununun çok güzel bir sergilenişi var l'Europe et l'Empire Ottaman. La Question d'Orient depuis ses origines jusgo'a nos jours (Alcan. 4. şiddet olayları. yönetim. Arnavutlar. Sırplar. Paris ve Petersburg hükümetlerinin desteğiyle bir re­ form kararnamesi çıkarttırıldı. ed. Şimdi iş bunu yürürlüğe koymaya kahyordu. 1909) . SCHOPOFF. Berlin Anlaşması'nm uygu­ lanması dolayısıyla Bâb-ı Âli. lâtin ibadetini yapmayan katolikler. vaadedilen reform da uygulanmadı. 1878 savaşmdan önceki İstanbul Konferansı'nda ve sonraki Berlin Konferansı'nda. en "nırouie (Plon. 1904). Max CHOUBLIER. Kosova. La Qııestion d'Orient depois le traile de Berlin (Rousseau. Manastır vilayetlerinde üstünlüğü elde etmek için kı­ yasıya çekişiyorlardL Böylesine hırslarm çatışmasmdan da müzmin anarşi. 1886). Negociations relatives au traile de Berlin (Letoux. Yu­ nan kilisesine bağlı Ortodokslar. adalet. d'AVRIL. ne dinsel birliği ne de etnografik birliği vardL Yu­ nanlılar. ayaklanmalar do­ ğuyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 163 M a k e d o n y a / * ^ denebilir ki ne siyasal birliği. DRIAULT. Avrupa'daki reformcu (*) B. Se­ lanik. Bunun üzerine karşıhkh propagandalarm etkisiyle karı­ şıldıklar birbirinin ardmdan sökün etti. İmparatorluğun doğrudan Padişahm otoritesi altmda kalacak Avrupa vilayetlerinde reform yapılması öngörülmüştü. ne ulu­ sal birliği. 23 Ağustos 1880'de Doğu Rumeh'de görevli Avrupah denetçiler bu projeyi onayladılar. Les reformes el la protection des chretiens. yahudiler. Romanyalılar. Aynca Bkz. Ama Avrupa bununla ilgilenmedi. Bulgarlar. 1899). ama kısa bir süre sonra bu­ nun da bir işe yaramadığı anlaşıldı. Ed. 1896'da Bulgaris­ tan. müslümanlar. Avrupa'nm reaya için işe karışmasım gerektirecek buradan daha başka bir yer olamazdı. din konusunda en geniş güvenceler verih­ yordu. Türkiye'nin Avrupa vilayetle­ ri yasası'm hazırlamıştL Bu yasa ile din ulus ayrımı olma­ dan padişahm bütün uyruklularma kişisel haklar. Türkler böylesine uzlaşmaz ırk ve din kinleriyle boğuşan bu halklara egemen olarak onları sömürüyorlardı. katolikler. öğretim.

1897'den başlayarak Avusturya-Rusya anlaşması duruma egemen oldu. Ama çoğu kez iyi niyeti sonuç vermiyor. Daha soma Sadrı Âzam olan genel müfettiş 8 Arahk 1902 günü Selânik'e geldi. Avusturya üe Rusya'ya açüc bono verümiş gibiydi. jandarma eğitimini düzenlenmesi içüı yabancı uzmanlar görevlendküecek. bu bölgede yaşayan halklarm yaşam koşuUarınm düzeltümesi ve barışm sağlanmasma ilişkin bir çok projeyi tartıştüar. bu devletlere danışümadan işmden aimmayacak. 1903 yüı başlarmda İstanbul'daki Avusturya ve Rusya elçüeri ayrmtüı bk program hazu-ladüar: genel müfettiş görevüıde bıraküacak. buna verdiği buyruklar da açddandL Her ne kadar bu belge de arşivlerdeki kağıtlarm yamna gittiyse de yeni görev umulmaddc bk önem kazanmıştı. Hiçbk kısıtlama yapmadan bu planı kabul eden Padişah.genel müfettiş atadı. Bu daha çok göreve atanan Hüseyüı Hürni Paşa'nm kişihğmden üeri gehyordu. Vahlerin yetküermi kısıtlıyor ve onları denetli­ yordu. 1902'ye kadar bu olum­ suz anlaşmaya dayanüarak yaşandı. Ama Abdülhamid daha çabuk davrandı. üç vüayette doğrudan Padişahm temsücisiydi. görevüıi kötüye kullananları şiddetle cezalandurıyordu. «Avrupa Türkiyesi'nin üç vüayetüıe» bü. Balkan­ lar'da toprak statut quo'nun olduğu gibi tutulması ükesini getkerek çatışan hu-sları yatıştırdı. . Balkan işleriyle da­ ha doğrudan ilgih iki devlete. ayaklanmanm yeniden alevlenmesi üzerine «anlaşmış üci devlet» olumlu kararlar vermek ve harekete geçmek zorunda kaldL Aralarmda. Yeni görevmde çok önemli işler yaptı. Bu anlaşma.164 PAUL IMBERT çalışmalar tükenmiş gibi görünüyordu. padişaha danışmadan asker kuUanabüecek. Rüşvetçi memurlarm işlerine son veriyor. dış ülkelerde­ ki reformcuları susturmaya yetmiyordu. Bu re­ form planmm başlıca maddeleri bunlardı. hu-sızlık eden. Hüseym Hümi Pa­ şa'yı üç yd görevinde bırakmakla yetindi. her vüayet için bk bütçe hazu-lanacak ve yerel yönetim gereksüimesi için gelk sağlanacak.

Özel sivü memurlar Selanik'e yerleşti. İngüiz. Elçiler Avru­ pa devletinin temsih yetkisiyle Makedonya'ya bir yabancı genel vali atanacağuu dujaırdular. Üç vüayetteki memurlarla askerlerin maaşlarmı verebümek için mahyede düzenleme yapmadan hiçbir reformun sonuç vermeyeceği anlaşıhyordu. Arnavut­ lar reformları protesto ederek Sırpları öldürdüler. 1905 Ocak aymda Avusturya ve Rusya elçüeri Osmanh hükümetine Makedonya için bir . Avusturyah ve Rus subayları gönderdi. Os­ manh genel vahşinden. Ekim aymda Rusya ve Avusturya-Macaristan dış işleri bakanları. Osmanh devletinin işlerine doğrudan karışma biçimine gir­ di. Av­ rupa'nm Makedonya politikasım yönlendirecek olan Mürzsteg'de o ünlü programı imzaladılar. Makedonya halkı korku içinde yaşıyordu. Almanya hiçbir bölgeyi üstüne almak istemedi. smırlarda. Fransa ve İtalya da bu programı kuvvetle desteklediler. dört yıl boyunca. Ama Bâb-ı Âh bunu elinin tersiyle itti. Daha önce de vaadedilmiş olan reformlarm uygulanması denetlenecekti. Makedonya sancaklarma Fransız. Jandarmayı düzene sokmakla görevlendirüen İtalyan gene­ rali Degiorgis. Boris Sarafof adh kışkırtıcınm yönetimindeki Bulgar komiteleri yeni­ den saldınya geçtiler. jandarmanm yeniden düzenlenmesiy­ le Avrupah bir general ve subaylar görevlendirilecekti. Avusturya ve Rusya gibi. hü­ kümranlık haklarmm çiğnendiğini ileri sürdü. Almanya'nm desteğine dayanarak. ırk çatışması şiddetlendi. Padişah üıtiyatlıhk ede­ rek buna razı oldu. Padişahm otoritesini sınırlandıracak her türlü girişime karşı olduğunu bir kez da­ ha açığa vuruyordu. Genel müfettişin yanı­ na ona yardım etmek üzere özel sivil Avusturyalı ve Rus memurlar atanacaktı.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 165 Bu sırada ayaldanmalar yeniden başlamıştı. Mürzsteg kararlanyla Avrupa'nm reformcu pohtikası. İtalyan. Ayaklanma durdu ama eşkiyahk arttı. yönetim ve adalet işlerin­ de değişiklik yapılması istenilecekti. İngiltere. Bütün 1903 yılı Balkanlar'da bir sa­ vaş çıkacağı korkusuyla geçti.

buna da inatçı bir direnişle karşı koydu. bilimsel düzenlemeler gerçekleştirdi­ ler. Constans. Almanya buna katılmadı. ama beş devletin savaş filosu Metehn'in gümrüklerim ve deposunu işgal etti. Şiddeth kriz sona ermişti. Bunun üzerine Avrupa dev­ letleri arasmda düşünce ajrnlıgı başgösterdi. «İlgili devlet­ ler» olarak Avusturya ile Rusya maliye kontrolünü yalnız kendileri üstlenmek isterlerken İngiltere ve İtalya. «Ülkenin iç işlerine doğrudan karışma anlamma geldiği ve bağımsızhğjna ve hükümranhk hakkma ağu.166 PAUL IMBERT maliye reformu plam verdiler. 1907 Arahk aymda Avusturya ile Rusya . Ama Makedonya işleri yabancdarm elindeydi Avrupah görevliler işe koyuldular. Osmanh hü­ kümeti bu öneriyi reddetti. Türklerin tasarısmı benimsemelerini öteki elçilere salık ve­ rerek Avrupa devletlerini yeniden anlaştırdL Osmanh tasa­ rısmı Makedonya mahyesinin denetimini altı büyük devle­ tin temsilcilerine verme önerisiyle tamamladı. Delegelerin «mahye danışmam» adıyla atanmasmı istedi.bir saldın nitehğinde olduğu» gerekçesiyle de­ netime yabancı delegelerin katılmasma karşı çıkıyordu. bunlarm değerini saptamakla birlikte yetersiz olduğunu da söylemehyiz. Bu sefer Osmanh Hükümeti boyun eğdi. El altmdan Berhn'in desteklediği Pad^ah. Bu anlaşmazhğı ödenen Bâb-ı Âh bir karşı tasan hazırladı. ilk sonuçları elde ettiler. Çetin pazar­ lıklardan sonra Türkiyece dış ahmı yapılan mallar.ç.) ahnan gümrük vergisini 5aizde 8'den 11'e jrükseltme yetkisini koparttL Elde edilecek ek gelirin dörtte üçü üç vilayetin bütçe açığmı kapatmak için kullanılacaktı: böylece reformlarm uygulanması için zorun­ lu bir koşul yerine getirilmiş oluyordu. buna ka­ tılma hakkmı ileri sürdüler. ad valorem (değeri üzerinden . İstanbul'daki Fransız elçisi B. Rusya ile Avusturya deniz kuvvetleriyle bir gösteri düzenlemeyi önerdiler. Almanya derhal bu tasarıyı benimsemişti. Büyuk devletler buna aldırış etmeyerek mahyeyi denetlemey­ le görevh dört delege atadılar.

büyük devletlere danışılmadan görevden uzaklaştınlamayacak. Roma Rus önerisine hemen olumlu yamt verdi­ ler. Isvolski. 25 Mayıs günlü bir padişah buyruğu (irade-i seniye . Paris. 25 Mart günü. Bu. maliye komisyonuna yeni yetkiler. Osmanh uyruk­ lu bir genel vah atanmah ve bu vah görevinden ancak bü­ yük devletlerin onayıyla uzaklaştırılabihneh. Bunun üzerine İngiltere atılganca bir girişimde bulundu. bir uzlaşma tasarısı hazırladı. Buna göre genel vali yedi yıl için atanacak.) Bağdat hattımn uzatıl­ masma izin veriyordu: bu olay dolayısıyla Alman hükümeti Sadr-ı Âzam (Başbakan) Ferid Paşa'ya Kara Kartal nişanım verdi. Makedonya işlerinin bütün tehhkeh çalkantıları sı­ rasmda Osmanh hükümetini sonuna kadar destekledi . 24 Temmuz günü meşrutiyet rejiminin kurulmasıy­ la Îngihz-Rus önerileri geri almdL Osmanh İmparatorluğu'nu vasihği altma almış olan Al­ manya. yankılar uyandı­ ran bir söylev verdi: Bunda demiryolları sorunu Mürszteg politikasmm kesin başarısızhğmı örtmek için ileri sürülmüş­ tü.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 167 yargı organını denetlemek üzere bir tasarı önerdiler. 27 Ocak 1908'de baron Aehrenthal. Yalnız Berlin bu öneriye de katılmayarak Osmanh hü­ kümetinin zaman kazanmasmı sağladı. bu program şöyle özetlene­ bilir: üç vilayette müslüman ya da hristiyan. Avusturya Rusya'dan ayrıldı ve artık kendi basma hareket etmeye başladı. padişahm kuşkusunu uyandırmamak için düzeltümiş biçimiyle bu tasarı herkesçe benimsendi Lond­ ra. öteki büyük devletlerin hükümetleri­ ne kökten bir program önerdi. İngiliz önerisinden esinlenen B. bu arada mahkemelerin denetimi yetfcisi de verile­ cekti Hafifletilmiş.ç. Avusturya Rusya anlaşmasmm son eylemi oldu. Avrupa Türkiyesindeki Osmanh ordusunun asker sayısı azaltılmah ve imparatorluğun bu bölümünün güvenhgi büyük devletler­ ce saglanmah. 3 Mart'da Lord Grey. jandarma güç­ lendirilerek devrimci çetelere karşı kullanılmah.

m PAUL IMBERT Ermeni olaylarmda olduğu gibi Alman dostluğu. Abdülhamid rejiminin en sağlam dayanağı idL Çeyrek yüzyıUık despotizmin bedeli. Osmanlı İmparatorluğu'nun işlerine ya­ bancı devletlerin burnunu sokması oldu. .

VIII MEŞRUTİYET TÜRKİYESİ smanlı İmparatorluğu. halk yığınları üstünde etkin olmayan bir avuç deneysiz seçkindiler. Yeniliklere düş­ man. DemiryoUarmm uzatılması. hemen he­ men genel bir ilgisizlik içinde unutulup gjtti. Mithat Paşa ile arkadaşlarının geçici başarısmdan daha uzun ömürlü ol­ madı. bu halkı batı yöntem­ lerine alıştırmak için büyük ve sürekli bir çaba harcamak gerekiyordu: Abdiühamid'in padişahlığı boyunca Jön-Türk­ ler işte durup dinlenmeden buna çalıştılar. uya­ nık insanlarm sayısı artıyordu. otuz yıb aşkın bir zaman önce ilk kez bir anayasaya kavuşmuştu. birkaç yıldu. Halk henüz li­ beral kurumlar için hazırhklı değildi. Ama 23 Arahk 1876 anayasası. Bir avuç azimh ve içtenlikle yurtsever insan. Resmen feshedilmemiş olmakla birlikte. ülkele­ rini. halkı. Daha Mithat zamanmda hareketh ve kurulu bir parti olarak varhklanm duyuruyorlardı ama henüz ne kadar sı­ nırlı ve güçsüz olarak! Bunlar. istibdat rejimin­ den ve yabancılarm iç işlerine karışmasmdan kurtarmak için gizlilik içinde canla başla çalışıyorlardı. yoksul yaşamma alışmış olan halk hiç değişmeyecek ve zorunlu görünen bir düzene boyun eğmekteydi. öğretimin yaygınlaşması ve batıdan gelen reformcu düşün­ celer reformcu programm yayıhnasma ve Avrupa'nm daha derinden tanınmasma yardun ediyordu. birbirinden ayrılmaz iki kötülükten. yabancısı olduğu bir ide- O . yukarıda da görüldüğü gjbi.bağımsız düşünceh. Jön-Türkler. Bununla birlikte.

Çünkü bu egemenlik. mahyesine. yönetimine. Yalnız şu ya da bu vilayet için değil. Partinin eyleminin İstanbul'da çok az başarı şansı vardı. özgür düşünceler.170 PAUL IMBERT ali benimsemeye çağırmaktaydı. «Bugünkü hanedam de­ virmek istemiyoruz. O günden başlayarak. kamusal yaşamma el atmaları jöizünden zayıf­ lamıştı. her türlü araca sahip olan polis tüm toplantıları olanaksızlaştırmıştı. Kampanya sadece özgürlük ve anayasa adma değil. daha iyi bir siyasal ve toplumsal yaşama susa- . ulusal egemenlik adma da jöirütülüyordu. Avrupa'y­ la doğrudan ilişki halinde bulunan büyük limanlı Selanik Komite'nin merkezi olarak seçildi. tüm imparatorluk için.» Boyutlarımn kü­ çük oluşuna ve zaman zaman çıkışım tehlikeye sokan para­ sal güçlüklere karşm Meşveret partinin resmi orgam ol­ muştu. ilk Osmanh mechsi başkam ve Meşveret gazetesinin başya­ zarı Ahmet Rıza beyindir. Bu çetin girişimin onuru. «çünkü kanımızca düzenin sürmesi için bu gerekhdir. Daha 1895'te Paris'de Fransızca ve Türkçe olarak on beş günlük bir gazete yayınladılar. Bunun için başkentten görece çok uzak olmaya. yahudi olsun. kafası işleyen öğrenciler.» diyorlardı. On dört yıl boyunca yayınlanan gazete. Taşrada ise tersine gö­ zetimin pek o kadar sıkı ohnamasmdan yararlanılabilirdi. hristiyan olsun. hafiyehğe karşı propaganda düzenlendi. yalnız tek bir ulus topluluğu için de­ ğil. müslüman olsun bütün Os­ manhlar için reform yapılmasmı istiyoruz. polisin çabasma karşm Türkiye'ye her yoldan sokuluyordu. partiye bağlanan umutlar hergün biraz daha yaygınlaştı. Biz barışçı yoldan zafere ulaşmasım amaçladığunız ilerleme düşüncesinin yaygınlaşmasma çahşmak istiyoruz. Jön-Türkler'in Paris komitesi daha başlangıçta İstan­ bul'daki askeri tıp okulundan gizli bir örgütle sürekh ilişki içindeydi: İşte bu öğretim kurumunda İttihat ve Terakki komitesi kurulmuştu. Sivü halk arasmdan az maaşh ya da hiç maaş alamayan memurlar. Çünkü çok güçlü. batıhlarm hergün bi­ raz daha çok ülkenin iç işlerine karışmaları.

J ö n Türkler'in kışkırtmalarım bildirdi Ama kolağası Enver Bey ayaklanma işaretini vermişti Bosna karargâhı komutam Ni­ yazi Bey dağa ç ı k t L İttihat ve Terakki komitesi Anayasa'­ nm derhal ilân edilmesini istedi Padişahm. çoğu kez nefret ettikleri işlerde ça­ lıştırılan subaylar. stratejik olarak bir çember içinde kapahydı. bu ilerleme isteğine rastlamyordu. 20 Temmuz günü Selanik ve Manastır. Devrimden çok daha önce davayı benim­ semişlerdi Yalnızca İstanbul'daki garnizon. Saray. yönetici gücü olarak bu hareketin başı­ na geçmişlerdi: her yerde bu sürekh uyanık düşünceye.OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETI-BRİ 171 mış müslüman olmayan uyruklular. şaşkma dönen çevresi pazarhğa girişmeye Bir soruşturma komisyonu kuruldu. Daha Selâ­ nik'e gelir gelmez bu komisyon üyeleri kentten uzaklaşma­ ya zorlandılar. şan ve şereften yoksun. bu çem­ ber direnç halinde derhal saray çevresini içine alarak daralabilirdi. güçlerinin bilincinde olarak harekete geç­ meye hazırdılar. İyi yararlanılmayan. Loti'nin Desenchantees'de an­ lattığı gibi. ilerleme şan­ sı olmayan. Edirne. biraz propagandamn dışmda bırakılmıştL Bununla birlikte komutanlarm çoğu Jön-Türk partisine b a ğ l a n m ı ş t L Aylardanberi hazırlıklar arttırıldı. metodlu bir biçimde sabırla çahşıyordu. As­ ya'daki birlikler. Propaganda ordu içinde de etken oluyor ve bü­ yük coşku uyandırtyordu. Baş­ kent. bir sürü hafiyesine karşm. bunlar Jön-Türk hareketini tutkuyla izle­ mekle kalmamışlar. hepsi de atılgan ve gözüpek. Ancak Temmuz başmda kesin bir düşünce edinebildi. bütün olup bitenler­ den iyi haber alamıyordu. Selanik karargahı komutam. Henüz belirsizdi belki ama içtenlikh ve derindi bu istek. Yıldız'dan Anayasa'nm yemden yürürlüğe sokulmasım istedikalkıştL . Selanik ve Manastır'daki ordular. çoğu iyi okumuş. Selanik'deki merkez komitesi yapılacak savaşta hiçbir şeyi rastlantıya bırakmak istemeyerek. Abdülhamid rejiminin ağu-hğmı az çok duyanlar partinin çevresinde kolaylıkla top­ lanıyorlardı.

öyle ki Jön-Türkler başarılarma onu da ortak ettiler. Abdülhamid'i tahtta bırakıp ona iyi duygular sundular. Yeni hükümet az sonra programmı açıkladı: geçmişin kötülüklerine son verüecek. Padişahm kendisi de öğretimin yaygınlaş­ ması ve ulusal kültürün güçlenmesi için neler yaptığmı anımsatarak Anayasa'nm en eski ve en sadık savunucusu olduğunu ileri sürdü. tanmm üerlemesi sağlanacak. komite­ nin kendisi bütün Makedonya'da Anayasa'yı ilân etti. Ordularm başkente yürüye­ cekleri bildiriliyordu. Bu. Hakkı Beyi de Müh Eğitim Bakam olarak kabmesine aldı. ordu olmazsa kim kurtarabilirdi reji­ mi? Saraym son umudu olan Arnavutlar da sırt çevirmişler­ di. yılhk bir bütçe yapüarak uygulanışı denetlenecek. ve III. din ayrımı gözetmeksizin Padişahm bütün uyrukluları aske- . ince düşünüşlü seksenhk adam da Tevfik Paşa'yı Dışişleri Bakanı. 24 Temmuz'da Abdülhamid sadrazam Ferit Paşa'yı gö­ revinden alarak yerine Sait Paşa'yı getirdi. Ya aşırı bir güven ya da olaylarm kısa bir süre sonra boşa çıkarttığı bir hesapla. Halkm coşkusu arasmda tek bir falsolu ses duyulmadL Padişahm gözdelerinin yere vurulmasım ya da hükümet darbesini kmayan kimse çıkmadı 30 milyonluk halk arasmdan.m PAUL IMBERT 1er. istanbul'dan yanıt gelmedi. 23 Temmuz günü. *** Yeni rejimin ilk bakanlar kurulu (Meclis-i Vükelâ . İstan­ bul'a gelen telgraflarda yirmi dört saat içinde orada da yü­ rürlüğe konulmazsa II.) uzun süre iş başmda kalmadı. sadrazamhğı Kâ­ mil Paşa'ya bıraktı. başlan­ mış olanlar da sürdürülecek. 1^6 anayasası­ nı yeniden yürürlüğe soktu ve milletvekilliği için genel se­ çim yapılması yolunda emir verdi. Oysa bu krizden. harcama­ lar azaltüacak. Sait Paşa.ç. Bu haberin nasıl coşkun bir sevinç fırtması estirdiği unutulmamıştır. büyük baymdırhk işlerine girişüecek.

artık dik başla dolaşıp. Bu açıklamadan devrimin başlıca iki eğilimi. adam kayırıcıhğmdan.)'nin ve daha dünün rüşvetçilerinin. keyfi yönetimle mücade­ le ve hangi biçimde olursa olsun yabancılarm ülkenin iç iş­ lerine karışmasma karşı tepki. bütün devletlerle iyi ilişkiler içinde olmakla övünüyor ve bu iyi ilişkileri güçlendirmeyi amaç edindiğini açıkhyordu. Ama seçim hakkı ya da siyasal özgürlük gibi şeyler umurunda olmayan halk yığmlarmm bu idealden esinlendikleri nasıl düşünülebi­ lir? Her ne kadar devrimin öncüleri bir İzzettin (Arap İz­ zet Paşa . iki nitehği açıkça anlaşılmaktaydı: istibdatla.. Bununla birlikte. hükümet. Kapitülasyon­ lar uyarmca kimi devletlerin uyrukluları Türkiye'de «ulusla­ rarası hukukun dışmda bazı ayrıcalıklardan ve bazı haklar­ dan yararlanmaktadırlar. hazineyi soyanlarm yar^anmalarmı isterlerse de.ç. Devlet yönetiminin bütün kollarmm herkesin güvenini kazanacağı ve böylece yabancılara ayncahklarmm gereksizliğinin kabul ettirileceği bir duruma getirilmesine çalışılacaktu". Osmanh İm­ paratorluğu'ndaki yabancılarm yararlandıkları eski anor­ mal duruma son verileceğini de bildiriyordu. yurtseverlik duygularıyla yalnız bir şeyi düşünüyorlardı: İmparatorluğu bölüm bölüm . Sadece anayasa özleminin bu kadar coşkun bir sevinç içine attığmı düşünmek için Os­ manlı halkınm ruhunu derinliğine bilmemiş olmak gerekir. sürgündekilerin en iğrenç hafiyeliklere uğramış olan memurlarm. genel eğitim ve adalet düzene sokulacaktı. halk ve ordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 173 re alınabilecek. Hükümet. Yasama ve iç yönetim alanındaki bu geniş yeniden kuruluş projesinde hiçbir şey eksik değildi. Sınırlar dışmda.) bir Melhame (Necip Melhame . Eski rejimin kurbanlarmm. ilgih devletlerle anla­ şarak bu ayrıcalıklarm kaldu-ılmasma çalışacaktır. özgürce konuşmak istemelerinden doğal bir şey olamazdL Bu seçkinler için «Yaşasm Anayasa!» hayku-ışı bir öcalma ya da bir kurtuluşun simgesi oldu.ç.. hafiyelikten tiksinmiş olan subaylarm.

Bir Ahnan binbaşı­ sı bir askerlik okulunu yönetiyordu. Romanya. İngiliz. parlamenter rejim. YıUardanberi büyük devletle­ rin hükümetlerinin reform bahanesi altmda hazırladıkları programlar Padişahm haklarım gittikçe kısıtlamaktaydL İş­ te Sancak demiryolu ayncahğmm verilmesi Selanik'in Avus­ turya bağımhhğına girmesi tehhkesini ortaya çıkartmıştı. ulusal bir buhran vardı. geride hiçbir şey kalmamahydı. Orada «sivil» Rus ve Avus­ turya görevlileri. Bu. Bu etki ile devletin malç^esi yeniden düzenlen­ miş. Bulgaristan. Bundan sonraki evrenin adı Makedonya olacaktL»(*) Bunun için Devrim zafer kazanır kazanmaz üç vilayet­ ten birden şu haykurış yükseldi: «İşlerimizi kendimiz jmrüteceğiz. egemen düşünce. Mısır. en küçük kasabalara kadar dağılmıştı. Alman «maliye danışmanları» ordu ve halkla sürekh temas halinde yaşıyor­ lardı. (•) Joseph REINACH. reformları kendimiz yapacağız. Yabancı sivil memurlar ve mahye uzmanları Selani^den ayrılmak üze­ reydiler. Avrupa tarafmdan zorla kabul ettirilen olağanüstü rejimden.174 PAUL IMBERT yabancılara temsil eden bir sistemin sonu. Makedonya'yı impara­ torluğa bağlayan bağlar her gün zayıflamaktaydL Yeni bir bölünme hazu-lamyor gibiydi. yabancı subaylar. güçlendirmekti. «Yunanistan. reformlar. Fransız.. Türk subayları. yabancılarm Os­ manh İmparatorluğu'nun işlerine karışmaları kendini bütün ağırlığıyla orada duyurmasıydı. bir araçtan başka bir şey değildi. Onlar için özgür­ lük. italyan. .» Bir süre sonra ya­ bancı subaylarm gideceğinden sözedihyordu. ulaştırma yoUan açılmış. Osmanlı vatanmdan kalam elde tutmak. Erek. ticaret ve sanayi gelişmişti. Su-bistan. de­ mek değildi. Le Temps. Türkler yabancılarm iyi etkilerini bihniyorlar. Halk yığınları için bir öz­ gürlük buhram değil. göze batacak biçimde «jandarmayı örgütleyenlerin» gözetimi altmdaydılar. Hareketin Makedonya'dan başlaması. 9 Ocak 1909.. bü­ tün bunlar İmparatorluğun çöküşünün evrelerini anlatan ad­ lardı.

pos­ tayı düzenleyerek. yalnız tahvil sahipleri iflastan korunmuş oluyordu. DemiryoUan genel refahı geliştir­ mişti: ama bunlarm yapıhşmdaki acayip koşuUara ne deme­ liydi? Pek az engebeh bölgelerde. sömürüldüğünü nasıl anlamaz­ dı? Böylece bütün yüreklerde bir öfke filizlenmeye başla­ mıştı. Türk devletince vaadedilen kilo­ metre garantisini artırmak için değilse. Hükümet bundan sıkmdı: Yabancılarm katkısım kena­ ra itmek şöyle dursun. çünkü vergi jöikümlüsü daha az vergi ödemediği gjbi memur da daha çok para almıyordu. İstanbul'u güzeUeştirme planmı yapmak üzere çağrdmıştı. bunca akıl dışı dolambaç­ lara neden başvurulmuştu. Mület Mechsi'nin (Meclis-i Me- .) kuponlarm düzenli olarak ödenmesini sağbyor ve ödünç para veren yabancılarm güvenini elde ediyorsa da. Bu öyle bir noktaya gehnişti ki.ç. kazancm arslan payım ahrken Osmanh zanaatçılarmm payı­ na en az ücret düşmekteydi? Ne kadar kaderci ne kadar eğik başh olursa olsun haÜk. büyük baymdırhk işlerinin incelenmesini ele alacaklardL Paris kentinin belediye şube müdürlerin­ den biri. Bu geniş programı uygulamak için yasa çıkarabdecek bir parlamento gerekhydi.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 175 Ama bütün bunlarm kazancı her zaman Osmanlılara mı gi­ diyordu? Her ne kadar borçlanma örgütü (Düyun-u Umu­ miye . HaUc 24 Temmuz'da «Yaşasm Anayasa!» diye bağıru-ken «Türkiye Türklerindir» diye düşünüyordu. bir İngUiz amirali donanmaja yenüeştirme işiyle yükümlendi. Başka yabancdar da gümrükleri. neden? Neden ba­ ymdırhk işlerinde çahşan her ulustan yabancı kapitahstler. daha ilk günlerde İstanbul'da yaym­ lanan İkdam gazetesi hemşehrilerini aşırı bir yabancı düşmanhğma gitmemeleri için uyarmıştı. yeniden kuruluş işinde dış ülkelerin uzmanhğmdan yararlanmak istedi. bir Alman orduyu genç­ leştirmeyi üstlendi. Ülkesinde Sayıştay birin­ ci başkam olan bir Fransız İmparatorluğun ilk düzerdi büt­ çesini hazırlamakla görevlendirüdi.

»^*^ Başlangıçta hiç de böyle bir şey olmadı. hiçbir yerde düzensizlik ol­ mamış. La crise turque (Queslions diplomatiques el colonia­ les. seçim bölgelerini sapta­ makla görevli komisyonun çoğunluğu kaydırmak için tarafsızhktan ayrıldığmı ileri sürüyorlardı. 16 Ağustos 1908. da­ ha dünkü düşmanlarıyla anlaşmıştı. Abdül­ hamid'in.Türk komi­ teleri yerel güçlükleri tatlılıkla gideriyorlardı. Seçimler su-asmda Makedonya'da ve Arnavut­ luk'ta kavgalar çıkacağı. Bu tartışmalara Doğu Anadolu'da da rastlandL Ama hiçbir yerde ciddi bir çekiş­ me olmadı. Bunlara göre: «İm­ paratorluktaki çeşitli ırkları temsil eden miUetvekllleri baş­ langıçta birbirlerine güleryüz gösterseler bile bu çok süremeyecektir. Arnavutlar kendi halin­ de jaırttaşlar olarak yaşayacaklarma and içiyorlardı. Öte yandan Yunanlılar ve Bulgarlar. otuz yıl boyunca başarıyla uyguladığı yönteme ters düşen bir hükümet sistemiyle uzlaşamayacağı söyleni­ yordu.) . Klasik entrikalar ve kan davası bölgesi olan Makedonya acayip ve yaygm bir uz­ laşma örneği verdi. Seçim kampanyasım yöneten -Jön. Elbette dev­ rim kimilerinin çıkarlarma zarar vermiş. DOROBANTZ. müslümanlar. kimilerinin elde ettikleri konumu tehhkeye düşürmüş. kavga döğüş de görülmemişti.ç. yaşh müslümanlarm ruhunda korku ya da üzüntü yaratmıştL Ama seçimler bü­ yük bir dinginlik içinde geçmiş.) seçimi yeni rejim için denek taşı olacaktı. Doğu Anadolu'da.176 PAUL IMBERT busan ç. Selanik'de Yunan Antartes'leriyle. Şüphesiz. hristiyanlara çok büyük bir yer ayrılmış olmasmdan yakmıyorlardı. Osmanlı mechsinin acayiplikte ilk Rus Duma'smı gölgede bu-akacağmı söyleyenler vardı. Diyarbakır'da «gericilerin» karışıklıklar çıkartacağı düşünülüyordu. Ülkeyi yakından tamyan batıblar kurumlarm iyi işleyeceğinden kuş­ kuluydular. Her yerde uzlaşma vardı. Ateşh bir miUiyetçi ve üç vilayetin özerkhğinden yana olan Sandanski. Bul­ gar komitecileri sokaklarda sarmaş dolaş oluyorlardı.) temsil (*) J. onlarm girişi­ miyle Makedonya'da bir çeşit nisbi (orantılı . onla­ ra göre artık ortaklaşa bir vatanları vardı.

Bundan başka.ç. bu­ gün İttihat ve Terakki komitesi bir davranışıyla Avrupa'nm beceremediği işi başarıvermişti! Sonra da o hep ileri sürü­ len eski kafah Türk bağnazlığma hiç rastlanmamıştı. Bu. Yeni rejime güvenen İngiltere ve Rusya reform plan­ larım geri ahyorlardı. Anayasa gereğin­ ce Padişah. bakanları atamak Mechs-i Ayan üyelerini (senatörler . . onun için içinden çıkılmaz gibi görü­ nen diplomatik güçlükleri bi: saat içinde giderivermişti. «Halife olmak sıfa­ tıyla İslam dininin koruyucusu. Kur'an'a el basarak «Anayasa'nm savunucusu ve koruyucusu» olduğuna and içmişti. So­ rumluluğu yoktu ve kişiliği de kutsaldı. savaş ilan eder ve barışa giderdi. Yeni bir denetime ve ik­ tidannm yeniden smırlandurılmasma boyun eğecekti. Batı'da hiçbü" kralm sahip olmadığı büiktidardı bu. yabancı devletlerle anlaşma­ ları o imza ederdi. Jön Türk partisinin gücü. büyük devletlerin is­ tekleri ereğini yitirdiği gibi. önerileri de temelsiz kahvermişti. çıkarma da uygundu. dahası Mechsi dağıtmak hakkma da sahip değil miydi? Ordu ve donanmanm başkomutam idi. boşuna bunca çözüm aradıktan sonra. Şeyhühslam'ı. Gel gör ki özgürlüğün mucizesi sayesinde. Padişah o ince düşünüşüyle nasıl olur da devrimin bu ilk sonucunun değerini anlamış olamazdı? Kaldı ki. başarıya ulaşan devrimi daha başmda coşkuyla karşılamış olan Abdülhamid de bu tutumunu yad­ sıyacak gibi görünmüyordu. İttihat ve Terakki Komitesi'nin başkanhğmı da parlamentoya dayanan bir hüküme­ tin kurulmasmı kabul etmiş olsa bile kendisinin en büjmk yetkilere sahip olduğunu bilmiyor değildi.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 177 sistemi uygulanÖL Öyle ki Avrupalı hükümetler çabalarmm etkisizliğinden ötürü ezikhk duydular. Makedonya ile ilgih İngiliz-Rus önerilerini yamtlamak üze­ reydi devrimden birkaç gün önce. Padişahı» idi.) seçmek. hükümdarlığm bütün niteliklerinden yararlanmı­ yor muydu? Sadrazamı. Bunca program tasla­ ğı hazırladıktan. bütün Osmanlüar'm hüküm­ darı.

Alkışlar da ölçülüydü. Ciddi ve düşünceh insanlar olan milletvekiUeri üstlendikleri (•) Joseph REINACH. değişmeyecektir. eski rejime dönme haya­ line kapılmayarak. Anayasa'yı bütün varlığmıla koruyacağıma söz veririm.» Mechs üyeleri tüm ulus adma.178 PAUL IMBERT Bundan ötürü. yeni rejimde üstün bir nüfuza sahip ola­ cağı sanılabilirdi. hep birden «Meşrutiyetçi ve hürriyetçi padişahı» alkışlamışlara. Padişahmız ve halifeniz olarak AUah'm izniyle. Konuşmacılar. halkm temsilcilerine katı­ lırdı. Kimsenin sö­ zü kesilmemekteydi Bütün üyeler birbirlerine büyük bir ne­ zaketle davranmaktaydılar. yerlerinden.» Meclis başkanı Ahmet Rıza Bey de şu yamtı veriyordu: «İslam uygarlığmm dünya­ ya ışık saçtığı zamanda halifeler. deneyleriyle çok değerh yardım­ larda bulunmaktan geri kalmamıştır Peygamber'in hahfesi. 4 Ara­ hk 1908'de Padişah olarak verdiği söylevdeki şu sözlerin içtenhğinden kuşku dujmIamazdı: «İmparatorluğumuzun Anayasa ile yönetilmesi konu­ sundaki isteğimiz kesindir. İttihat ve Te­ rakki komitesinin önünde kendiıü siler gibi görünmüş. Abdülhamid'in gerçekten de. başlangıçta kötümser öngörüleri yalanlar gi­ biydi.» 31 Arahk'ta da Yıldız Sarayı'nda Mechs üyelerine verdiği söylevinde çılgmca alkışlar arasmda şöyle bağırmıştı: «Ben. Mechs de. ger­ çekten bir Devrim Komitesi (Comitâ du Salut Public) rolü oynamasmı sağlamışsa da. pek kısa konuşuyorlardL Söyledikleri sessizce dinleniyordu. O vakittenberi bu üstünlük yalnız halifemiz hazretleri­ ne nasib oldu. imparatorluğun içinde bulunduğu buhran sırasmda ulusal birhğin canh bir simgesi olmuştu. Her ne kadar başlangıçta. Le Temps. 9 Ocak 1909. Beyazıt ve Fatih Sultan Mehmed'in sülalesinden olarak. Bileşimiyle bir yamah bohça görünümünde oknakla birlikte tanıklann dediğine göre^'^ çok güzel bir tutum için­ de görünüyordu. Parlanıento'nun açılış töreninde. .

Birden ortaya çıkan bir takım konuşmacılar karıştırıcı söylevler çekiyorlardL Ama kısa bir süre soma bu aşırıhklar son buldu. ser­ bestçe konuşuyorlardı: hafiyeler yoktu artık.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 179 Ödevin büyüklüğünü derinden duymakta görünüyorlardı. ulusun çeşith öğeleri arasmda kardeşlik bağlarım sıklaştırma ve eşitlik ilkesini koruma zorunluluğunda bulunmasmdan ötürü Padişaha minnet duygularım dile getirmektedir. Kapıları çok geniş açılan hapishaneler. camiilerin yakınlarmda gazeteci çocuk­ lar Paris'te. Sokakta küme küme insanlar toplanıyor. Önceleyin.» . özgürlüğün kötüye kullanılmasmdan korkulmuştu. birbirleriyle yanş edercesine Kur'an'a uygun olan yeni rejimin bir hoşgörü ve kardeşlik rejimi olacağım tekrarl^orlardL Sadrazam Kâmil Paşa'nm 14 Ocak 1909'da Parlamento'da söylediği şu sözlerin bütün imparatorlukta onaylandı­ ğı söylenebilirdi: «Halk. Osmanh vatanınm iyihği için el birhğtyle çalışmak isteğiyle yamp tutuşuyorlardı. İstanbul'da liman işçilerinin şiddet olaylarma yol açabilece­ ği düşünülen grevi dinginlik içinde geçti. Okumuş insanlar her yerde. hükümetin. barmdıklarm âdi suçluları kentlere sahvermişlerdi. Londra'da olduğu gibi son baskılan satıyorlar­ dı. Galata köprüsünde. Bütün imparatorlukta özgürlükten doğan töreler geliş­ meye başladı. Bir gazete fur­ yası başlamıştL Üç aydı üç yüz gazete çıktL Rıhtımlarda. ya­ bancı konuklarla konuşurken bu iki başarıdan ötürü övünü­ yor. yeni bir özgürlük ve eşithk çağmm başlamasmdan ötürü birbirlerini kutluyorlardı. Kentte yeni âdet­ ler belirdi. Dünyanm gözünün kendi üstlerinde olduğunu bi%orlardı.

bütün yetkilerini kıskançhkla kullanmayı yararh görmekteydiler.Makedonya'da barışm gerçekleşmesi. 10 Ekim 1908. Türkiye'nin kalkınması. ırklar ve dinler arasmda kardeşliği. Le Differend Turco-Bul^e (Revue politique et pariementaire.m PAUL IMBERT Padişahın hükümdarlık otoritesi altmda siyasal özgürlü­ ğü. Bulgaristan'm en derin umutlarmm sönmesi demekti. Bulgaristan'm. hiç olmazsa lafta. Çün­ kü bütün yeni Balkan devletleri arasmda yeni düzenden en çok hoşlanmayan Bulgaristan'dı. Bulgarlara hakaret etmeye asla niyeti ohnadığma inandırmaya çahştıysa da. Daha kurulur kurulmaz Kâmil Paşa. Jön Türk partisinin başmdakilerüı yurtseverlik duygularmm taşkınhğmdan ileri gelmişti. Türkiye'nin bağımhsı olduğunu bahane ederek. Berlin Antlaşmasıyla üçe bölünen Bulgar ulusu azmini ve gücünü Doğu Rumeh'yi topraklarma katmakla göstermişti. yabancı heyetler onuruna verilen bir akşam yemeği­ ne Bulgaristan temsilcisini çağırmadı. bu önemsiz olaydan bir buhran doğdu.) . kabinesinin görevinin gecikmeksizin karmaşık bir iş olan ülkenin iç düzeninin yemden kurulmasma girişmek ol­ duğunu ileri sürdüyse de. Makedonya'da başarı elde etmeyi umuyordu. (*) R. RECOULY. Tevfik Paşa'nm protokol bakımmdan gösterdiği titizliği bir hakaret sayarak prensin temsilcisi derhal geri çağnIdL Sadrazam Sofya hükümetini. bütün Osmanhlarm eşithğini sağlamak: işte Jön Türkler partisinin çözmek zo­ runda olduğu sorun buydu. Bulgaristan'a bagımhhgmı anımsatmak için elverişh bir zaman değildi bu. görevi ahşmm ilk aymdaki tüm ça­ hşmasmı çok ivedi diplomatik müzakereler üzerinde toplamıştL Küçücük bir olaydan doğan Türk-Bulgar çatışması. Yirmi yılhk bir ça­ hşma ve ilerlemeyle. Son yıllardaki egemenlikten vaz­ geçme pohtikasma tepki olarak ve imparatorluğun haklanm ve egemenhğinin dokunulmazhğmı savunma yolundaki azimlerini açığa vurmak için. dışişleri bakam İstanbul'daki elçi­ lerle.

Türki­ ye'nin Bulgaristan'a başvurması işe yaramadı. bağım­ sız bir hükümdar olarak törenle kabul ediyordu. ne de başta yeni Türk rejimini çetin bir güçlükle karşıl. ya da ar­ tık kendisi. ulusal savunmasmm te­ mel koşullarmdan bulunduğunu ileri sürerek Bulgar memur­ ları çahştu-manm kendisi için zorunlu olduğunu bildirdi Ne grevin sona ermesi. bunda Tevfik Paşa'ya verilmiş bir ders ve Bulgarlarm onu­ runu okşayacak bir vaad ve bir avutma hareketi görüyor­ du. Ona bu fırsatı doğu demiryollan kumpanyasmda çalışanlarm bir grevi kazandırdL İstanbul'dan Sofya ve Belgrad'a giden trenin memurları işi bırakmışlardL Oysa bu hat üzerinde diplomatik anlaşmalar uyarmca özel bir durum vardı. treni.Bulgar Hü­ kümeti. namazdL Bulgar hükümeti yanıtmda demiryolunu işletmenin ken­ disi için yaşamsal bir sorun olduğu. Türkiye'ye karşı hemen bağunsızhğmı ilân edebileceğim sanmıştı. İmparator François Joseph Bulgaris­ tan prensi Ferdinand'ı Budapeşte'de. kendisine eşit. uzun zamandır ağır gelen bir duruma son ver­ mek istediğinden Prens. İstanbul'dan Belova'ya kadar Türkiye'nin hakları yadsıBununla birlikte grev patlak verir vermez -ki ki­ milerine göre bu grevi Bulgarlar kışkırtmışlardı. Rumeh yolunda bir istihkâm bölüğüne işlet­ tirdi. Demiryolu Bulgaristan'a girdiği halde Türkfye'nin mah olarak kahyordu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 181 Birkaç gün sonra. İmtiyaz sahibi kumpanya boşuna protesto etti. Fakat ya özel konuşmalarda kışkırtmalar yapıldığı ve daha elle tutulur güvenceler verilmiş olduğundan. bu hatta sahip ohnanm sınırları. Avrupa. ulusal sınırlara denk değildi.aşmaktan korumak isteyen İngiltere ol­ mak üzere büyük devletlerin temsilciliklerim'n çabası Sofya hükümetinin bu konudaki direnişini kırabilmişti . Ancak Sofya'dan yüz kilometre ka­ dar uzakhktaki Belova adh küçük bir istasyondan başlaya­ rak Bulgaristan'm mülkiyetine geçiyor ve imtiyaz sahibi şir­ ketçe işletilemiyordu.

iki vüâyetm işgalinin Berlin Antlaşması'nm imzalanmasıyla ke­ sinleşmiş olduğunu iddia ediyordu. Böylece Türkiye'deki devrim. Büyük devletlere başvurdu. Sırbistan ile Karadağ «ödün­ ler» istiyorlardı. Ekimin ilk günlerinde savaş artık sakmılamaz olmuştu. Baron Aehrenthal.İffi PAUL IMBERT Bu kriz sırasında Avusturya-Macariştan Hükümeti'nin ilitiyatlı tutumu. İmparatorluktan bir parçamn daha kopmasıyla başlamış oluyordu. Üç gün sonra. metropohtin ve coşkun bir kalabahğm karşısmda Bulgaris­ tan'm bağımsızhğım ve kendisinin Bulgar Çarı olduğunu ilân etti. Ne var ki 3 Ekim 1908'de İmparator François Joseph Fransa Cumhurbaşkanma ve devlet başkanlarma gön­ derdiği bir mektupla Bosna ile Hersek'i Avusturya-Maca­ riştan İmparatorluğu topraklarma kattığım ve bunun sonu­ cu olarak da Yeni Pazar sancağınm boşaltıldığmı bildirdi. Bunun için Osmanh Hükümeti «protestolarım destekle­ mek üzere diplomatüc anlaşmaları üeri sürmekte. Prens Ferdinand Tirnovo'da bakanlarm. Buna göre Bosna ve Hersek vilayetlerinin işgal edilmiş ol­ masının. Avrupa'nm elinde henüz hiçbir kamt yoktu. bunun bedelini de Türkiye ödeyecek gibi görünüyordu. Viyana'dan Sofya'ya sa­ dece biçimsel olarak temsilci gönderüdi Baron Aehrenthal ile Bulgar hükümeti arasmda anlaşma olduğu yolunda belir­ tiler var idiyse de. François Joseph'in hükümranhğı ona göre daha 1878'de başlamıştL Bu teze kar­ şı Tevfik Paşa. iki vüayetin hükümran devleti olan Türkiye'nin ve anlaşmalarda . göze çarptyordu. Ama Osmanh hükümeti hazır değüdi. Türkçe üe Avusturya arasmda 21 Ağustos 1879'da İstanbul'da imzalanmış olan anlaşmayı anımsattı. Osmanlı Padişahı'nın bu vilayetler üzerindeki hükümranhk haklarma dokunamayacaktı. Önce Bosna-Hersek'de haklarmm Avusturya'nm hareketiyle çiğnendiğini üeri sürdü. Girit de Yuna­ nistan'la birleştiğim duyurdu.

. birtakım yükümliüükleri ve çizi­ len sınırlan kabul etmek zorunda bırakdmıştı. Tevfüc Paşa. büyük devletlerin öğütlerine karşı gösterdiği saygısrzhğm en belir­ gin örneğidir. Berlin Antlaşmasmı imzalamış olan devletlere ısrarla çağnda bulunarak gerekh önlemlerin ahnmasını.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 183 İmzası olan öteki devletlerin onayı olmadan bu anlaşmala­ rm bozulamayacağım» hakh olarak ileri sürmekteydi. 1878'de kendisine damşıhnak şöyle dursun. bütün bunla­ ra karşı her zaman protestoda bulunmuştu. sonra da Berlin Antlaşmasmı imzalayanlar arasmda değüdi. Londra'da. Bulgaristan da 1878 anlaşmasım çiğnemişti. Petersburg'da. kaba bir hareketi protesto et­ miş oluyordu. 1885'de Doğu Rumeh'nin Osmanh İmparatorluğu'ndan kesin olarak ayrılmış olduğundan kimse şüphe etmiyor­ du. bir vüâyetin yitirümiş olmasım değü nezakete aykırı.» Hiç olmazsa Bulgaristan'm ilk hareketin Sof­ ya'dan değü Viyana'dan gelmiş olması gibi bir mazereti vardı. Hükümetimiz.. Avru­ pa'nm hazırladığı statüyü. genel çıkarlan ve herkesin gereksinmesi olan barışı koru­ ma kaygısmda olduğu için böyle aşırı bir yola gitmekten çe­ kindi. Genç Türkler herkesin saygısım ve. bu arada Bulgaristan ve doğu Rumeh'de yasal dü­ zenin yeniden kurulması koşullarmı incelemek ve uluslara­ rası antlaşmaların Türkçe'ye vermiş olduğu çeşith halk kü­ melerinin çdcarlarınm korunma yetkisini sağlamak üzere bir konferans toplanmasmı istemiştir. Fakat herşeyden önce anlaşmalara saygüı. Paris'te Osmanh dev­ rimi iyi karşılanmıştı. kendi rızası olmadan kenara itüemeyecek olan haklarma saygı gösterümesi için kuvvete başvurabüirdi. Bunun için Osmanh hükümeti. .» Türkiye'nin protestoları Avrupa'da elverişh bir yankı uyandırdı. Jön Türk­ ler Bulgaristan'm beklenmedik hareketini boşuna kmarken şöyle diyorlardı: «Prensin hükümetinin bu hareketi uluslara­ rası hukuku ve kendi yükümlülüklerini hiçe sayışımn. Bugünkü hare­ keti büe Avrupa haritasmda bir değişiklik meydana getirmi­ yordu. yayınladığı bir genelgede şöyle yazmıştı: «Osmanh hükümeti.

Asqruith'in dediği gibi «Yeni Osmanh rejimine indirilen bu ağu" darbe» Avrupa'da üzüntü üe karşüandı.. U Temps. Maddi ve manevi durumu. Rus Dışişleri Bakam B.. 6. ordusunun ve (•) Bkz.» Fransa'da da kamuoyu ve ba­ sm ağızbkhğiyle. Avrupa'run bir arada yaptığmı yine bkaraya gelen Avrupa bozabüir.^*) İtalya da onu izledi. 5. Isvolski şöyle di­ yordu. . kimse ondan geçmişüı hesabmı sormadığı gibi gelecek için de yükümliüükler istemiyor­ du. bk an önce bk kongre toplanmasmı isti­ yordu. Ingütere. Daha 7 Ekim'de. Çarm isteklerini azaltmak önemhydi hepsi içüı. seçmenlermin önünde şöyle konuşmuşu: «Avusturya'nm Bosna-Hersek vi­ layetlerinin yönetünini sürekli olarak üstlenme niyetmde olm ^ ı çok önemli bk maddi değişme oluşturmaz.184 PAUL IMBERT güvenini kazandı. neye karar verebükdi bu konfe­ rans? 1878'de. Biz öteki devletlere ve özellikle Türkiye'ye danışmadan bunun sonuçlarmı kabul edemeyiz. îküi kraUık Berlin antlaşmasmm düzeltüerek. üci vüâyeti kendi topraklarma katmış olmasmı öteki devletlerin de onaylamasmı bekleyebüirdi. «Berhn antlaşmasma ve Statü quo'ya yapüan bu çif­ te saldu-ıyı Avrupa gerçekten kendisini safdışı etmeden ka­ bul edemez. 1908'de ise böyle bkşey yoktu. Ama ne yapüabükdi. mançuri bozgunundan sonra hâlâ tam düzelememiş. Almanya ve Avusturya'nm zafer kazanmış olan Çara güçlü bk baskı yapmakta çıkarları var­ dı. B. Asluida künse Avusturya-Macaristan'm sessizce Bosna-Hersek'i ele geçkmiş olmasma karşı çıkmıyordu.» Sir Edward Grey. Avusturya'nm bağlaşığı olan Almanya da toplantıya katüacağmı duyurdu. Ama bu de^şmenin yapüışı kural dışı ve bkdenbke olmuştur. Bulgaristan'm bağunsızhğı için de aym şey söylenebilirdi. Hükümetlerinin dıştan herhangi bir kü­ çük düşürülmeye karşı korunması isteniyordu. 10 et 15 Ekim 1908. 7. Bunun için 1878 anlaşmasmm böylesme açıkça ve bkdenbire çiğnenmesi Avrupa hükümetlermce kaygı ve şaşkınhkla karşüandL Türkiye'nin salüc verdiği bir konferans toplanması düşüncesi gittikçe tutuldu.

Oyle ki. ekim sonunda İngiltere. Ama bir çatışmayı da g ö z e almıyordu hiç. t o p l a n m a d a n önce. Sıkmtı artmakla kalmamış. Ba^aşığı olan Almanya da Türk hükümetinin başarısı v e pohtikasmm etkinhği yolunda ç a b a g ö s t e r e n İn­ giltere'ye karşıtlık e t m i ş o l m a k için Avusturya'yı d e s t e k l e ­ m e k t e y d i . gürültüyle isteklerini ileri sürdüler. Bulgaristan da Avrupa'nm kendi bağunsızhgmı v e Prensin d e Çarhğmı ilân e t m i ş o l m a s m ı tartışamayacağı­ nı ileri sürüyordu. Kaldı ki n e Türkiye'nin n e d e başka bir devletin. Türkiye'de d e Avustur­ ya'ya karşı uygulanan s i s t e m h boykot b u devletin çıkarları­ na hüyük zarar v e r m e k t e y d i . Konferansm ç ö z e c e ğ i sorunları. Bunun g e r e ğ i n d e n ö n c e duyu­ rulması büyük bir t e l a ş yarattL Üç devlet aralarmda bir a n ­ l a ş m a y a varılmasınm. h e r ş e y e karşm bir program hazırlamışlardı. B. Avusturya v e Türkiye'yi is­ tenmeyen bir duruma itmesi korkusuyla daha ileri gitmedi- . Yunanistan Girit sorunlarmm kongre'de ç ö z ü m e bağlanması dileğindeydi. Isvolski'nin. ancak yaptığı oldu bittiyi o n a y l a m a s ı koşuluyla b e nhnsiyordu. konfe­ ransı. Sırbistan ile Karadağ bir ağızdan. g ö r ü ş m e l e r sırasmda hazırlık için yapı­ lan ç a h ş m a y ı büsbütün zorlaştıran y e n i istekler d e ileri sü­ rülüyordu. Bundan başka. Oysa Avusturya. Çar artık bir tehlike değil­ di. Konferansm t o p l a n m a s m ı g e r e k h kılmış olan b u iki devlet. yaptıkları girişimle.OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 185 maliyesinin sarsılması yüzünden. on­ lar için elverişli bir ç ö z ü m e varılmasmı istiyordu. kestirip a t m a s m ı istiyorlardL Burada ilk güçlük ortaya çıkıyordu: h ü k ü m e t l e r konfe­ ransm ç a h ş m a l a n n m yönünü belirleyecek bir program hazrrlayamıyorlardı. Paris v e Berlin'­ deki girişimleri sonuçsuz kaldı. Londra. Daha ö n c e d e n yapılması g e ­ rekh a n l a ş m a g e r ç e k l e ş m e d i . Eski hberal ilkelerine bağlı kalan v e Jön Türklerin Al­ m a n y a ' n m vasihğinden kurtulduğuna sevinen İngiltere. Rusya v e Fransa. Bulgar çarınm tacmı b a ş m d a n almak v e Avusturya'yı Tuna boylarjna s ü r m e k için savaşı g ö z e ala­ m a y a c a ğ ı m h e r k e s hissediyordu. Ahnanya.

Avusturya diplomasisi anlaşma yoluna gitti Birbiri ardmca ödünler verdi: Osmanh gümrük tarifelerinin jöiksEltihnesi. Viyana ve Sofya Saraylarıyla ilişkiler hiçbir zaman kopmamış olduğundan. yaygmlaştı ve kayıpları. bazı vergi tekellerinin kabulü. Bunun için bir yandan Avusturya. Bu tür uzlaşmalar Osmanhlarm onurunu incitirdi biraz. Avustur­ ya. Ashnda neydi söz konusu olan? Türkiye'ye ödün ver­ mekti.186 PAUL IMBERT 1er. Ama Baron Aehrenthal hem oldu bittiye hem de Avusturya-Macaris­ tan ordusunun gücüne dayanarak. Türklerin. Ama Doğu. yabancılarm hakemli­ ğine başvurmadılar. para yalnız para vermekti Adı geçen devletler bu­ nun için Osmanh hükümetine «çiğnenen haklarma karşı pa­ rasal ödün verilebileceğini» bildirdiler. katohk Arnavutlar üzerindeki eskimiş ayncahklarm hükümsüz sayılması. Sancak'm kendihğinden boşaltılmasınm yeterh bir ödün olduğunu ileri sürmüş ve herhangi bir ödün vermeye yanaşmamıştL Avusturya politi­ kası için büyük bir yanhşlıktı bu! Sıkmtısım duyduğu boykot büsbütün arttı. alacakları ödünün fiyatı üzerinde doğrudan doğruya tartışmaya karar verdiler. Bosna ve Hersek'i almakla bu iki vilâyetin payma dü­ şen Osmanlı borcunu ödemeyi üstlenmehydi. daha soma da eUi milyon frank ödenmesi. Para karşılığı Bos­ na-Hersek ve Doğu Rumeh'yi kesinlikle elden çıkarmaya razı olmak acı ve onur kırıcıydı. dediklerine göre ödün olarak yetinecekleri yüz milyonu aştL Bu hareket karşısmda. Ama Jön Türkler gerçekçi pohtikacılardı. Öyle ki. öte yandan Bulgaristan'la. başlangıçta zorunlu gibi görünen konferans hergün olsa da olur olmasa da olur. klasik pazarhk bölgesidir. En akdhca işin. İki hafta . önüne geçilemeyecek kötü durumlardan kazanç sağlamak olduğunu bihyorlardL Hep açık veren devlet bütçesini birkaç milyonla beslemenin ya­ rarım kestiriyorlardı. Tam anlamıyla adalete uygunluk bakımmdan. kısa bir süre sonra. gereksiz gibi bir hal al­ dı. Türkiye'deki Avustur­ ya postasmm kaldırılması olasıhğı.

Türkiye'nin dostlarmm daha kötüye gitmesinden kork­ tukları bir gerginlik dönemi barış içinde sona ermişti. Av­ rupa ile Rusya'nm yapılmasmı da diretecekleri Osmanlı İmparatorluğu'nun yenileştirilmesi işini üstlenmişlerdi Bal­ kan devletleri artık Osmanh bağunlıhğınm dışmda yaşamak istiyorlardL Türkiye de herhangi bir boyunduruk altmda ol­ madan özgürce gelişmek amacmdaydı. Türk-Bulgar anlaşmazlığı kalıyordu. Bundan başka. Yeniden savaş olasıhğı behrmişti. elde ettikleri ilerlemeye ve Avrupa'nm beğenisine da­ yanarak önceleyin açıkça diretiyorlardı. Bunun çözü­ mü daha da güç görünüyordu. Bulgaris­ tan'm ödediği verginin alınmaması. İki tarafta da bir diren­ me yerine içterüikli bir anlaşma isteği vardL Sonunda iki vi­ lâyetteki devlet mal varhğı ve öteki çeşitli ödünler karşılığı olarak altmış iki milyon üzerinde anlaşmaya varıldı. Herşeyin kaybolduğu sanılan anda Rusya ise karıştı. Türk hükümeti. Oysa genç Türkle­ rin mühyetçihkleri daha bağunlılarma karşı cömertçe davranmalarma olanak verdiği gibi Bulgarlar da aşırı bir kendi­ ni beğenme duygusu içinde konuşulmaz haldeydiler. demiryolunun bırakılması.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 187 boyunca milyonların sayısı tartışıldı. Türkiye seferberlik hazırhğma başladı. Mechs'e anlaşma ohnadığmdan «sorunun çözümünün kon­ feransa kaldığını» bildirdi Bu çetin durumun büsbütün karmaşıklaştu-ılması isteniliyormuş gibi Edirne bölgesindeki sınırlarm düzeltilmesi düşüncesi ortaya atıldı. Şimdi. Rumeh gelirlerinin kar­ şılığı olarak yüz lurk milyon istedi. Çar. Böyle­ ce. Buna karşılık Bulgarlar sadece seksen iki milyon vereceklerini bildirdiler. artık Ayasofya'da ve yöresinde gözü olan gelenek­ sel düşman değildi Türkler için. Moskova pohtikasınm ilkelerini değiştirmişti Özgürlüğe kavuşan Türkler. 14 Ocak 1909 günü Kâmil Paşa. Tarih. Bu ra­ kamlar arasmda büyük bir ayrılık vardı. Geleneklerini elden . Her ne kadar Türkler pratik insanlar idiyseler de Bıügarlar da bu konuda onlardan aşaği kalmıyorlardı. Bu yüz­ den görüşmeler kesildi. Bulgarlar harcadıkları ça­ bayı.

Büyük devletler. bunu kolaylaştırmaya özen gösteren bir pohtika ile. bu önerinin kazancmı kaçırmak istemeyecek kadar ince düşünüşlüydü. ki bu doğru gözüküyor. belki eskisinden daha sağhkh ve daha verimli bir rol ojmayacaktL B. Çarm elçisine. Rusya'nm «Osmanlı bakanlarınm istediği ölçüde üst­ lenmesi önerisinde bulundu. Rusya'nm Bulgar hükümetine gerekli parayı vererek ya da Osmanh Hükümeti'ne 1878'de kabul ettirilen savaş ödününün yılhk taksitlerin ödenmesinden vaz geçerek gerçekleştirmesinin önemi yok­ tu: bu ustaca parasal işlem. daha başlangıçta. Bunun için 7 Şubat günü Tevfik Paşa. Bundan ötürü tüm Avrupa. Osmanlı hükümetine karşı-yükümlülükle­ rini. Türkiye Rus önerisini daha ihtfyatla karşıladL Hiç olmazsa Bâb-ı Âli. çatışma nedenini temelden or­ tadan kaldırıyordu. B. ama Rus önerisinin yerine Osmanlı hükümeti başka bir çö­ züm öneriyordu. Buna göre Rusya Türkiye'ye uygun bir fa- . bu konuyu düşünmek için uzunca bir zaman istedi Denildiğine göre. Bulgaris­ tan'la Türkiye arasmdaki anlaşmazlık giderilmez değildi. Rusya. hepsinin de uzaklaştır­ mak istedikleri bir savaş tehlikesinin ortadan kalktığmı gö­ rüyorlardı. Sadece bir rakam ayrıhgı ile çekişen Bulgar­ larla Türklere aradaki farkı kendisinin doldurmasım ayrı­ ca. Isvolski'ninki gibi bir çözü­ mün ilkesel olarak kabul edilebilir göründüğünü söylüyor. Ama Kâmil Paşa. Isvolski.188 PAUL IMBERT bırakamayan ve Balkanlarda üstünlük sağlama peşinde olan Rusya ise artık varhğım barışçı ve uzlaşmacı bir tu­ tumla duyurma gereğini duyuyordu. Doğu halklarmm birbir­ lerine yaklaşması zorunluydu. ülkesine. bunun yerine sürekli bir uzlaşma gerçekleşmeUydi İki dev­ letin de ilerlemesi buna bağlıydı. Mançurya'da boşa giden on yJhk çaba yüzünden Balkanlar­ da yitirdiği itibarı yeniden kazandırmak için elverişh am bulmuş gibiydi. Jön Türklerin ilk duyguları bir hayal ku-ıkhğı ohnuştu. Rus giri­ şimini iyi karşıladı. Bulgaristan'm. Rus­ larm savaş ödününden kalanm tümünü Türkiye'ye burakacağmı ummuşlardı.

İttihat ve Terakki komitesüım etkisi altmda olan Mechs. Prens Ferdinand'a gösterüen ügi kişisel bü" nezaketten başka bü şey ol­ madığı. Al­ tı ayhk sadrazamlığı süresince barışı soyluluk ve onurla ko­ rudu ve en çetin müzakereleri de ustahkla yürüttü. Türki­ ye ve Avrupa ona teşekkür borçluydu. Kimse. Petesburg ve Sofya hükümetleri bu karşı önerinin mad­ delerini tartışu-larken 14 Şubat 1909'da Kâmil Paşa iktidar­ dan düştü. Gerçekten de uzun müzakereler sonunda. Çarm amcalarmdan bü-üım cenaze töreninde bulunmak üzere Petersburg'a gitmişti. Makedonya'daki üç vüâyetüı çetm bü. Doğu şirketi de Bulgaristan'dan hiç bir ödenti isteme­ yecekti. Bir ara ufuk yeniden kararı gibi olmuştu. Bu üıtiyatlı tutum B. müzakereleri iyi bü. Kâmü Paşa çekilmek zorunda kaldı. Türkiye eldeki güvencelere dayanarak aldığı borç paradan Rusya hazinesine derhal yirmi milyon ödeye­ cekti. Orada bü. yeterli bulmadığı açddamalarmı da onaylamıyordu. Türk-Bulgar anlaşmasmm yapümasmdan önce davranarak. Anayasa'ya aykuı gördüğü işleriıü de.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 189 İzle Ödünç para vermek üzere anlaşmayı kabul edecekti.hükümda­ ra gösterüen törenle karşüandı. Rusya'nm kararım yansıtmadığı üeri sürülüyordu.iş olan genel müfettişhği sırasmda Av­ rupa'nm beğenisini kazanmış ve bunu sürdürmüştü. Halkm çok sevdiği bahriye ve harbiye bakanları­ nm birden kabineden çıkartılması Sadrazam üe parlamen­ tonun arasuu açmıştı. O çeküdücten sonra da gittiği yol izlenecekti. Yeni sadrazam Hüseym Hümi Pa­ şa çeküen hükümette iç işleri bakamydı. Kâmü Paşa'yı tutmuyordu. Isvolski'nm önerisme yeniden başarı şansı kazandırıyor ve Balkanlardaki Rus nüfuzunun yeni­ den güç kazanması yolundaki kampanyasım güçlendiriyor­ du. Rusya yeni Bulgar çarmı tanıyacak ve böylece Avrupa işbü-hğüıi bozacak mıydı? İs­ tanbul'da bundan korkuluyordu. Ama Rus Hükümeti Bâb-ı Âli'nin kuşkularmı gidermeye özen gösterdi. Böylece Rusya savaş ödentisinin tüm kalmtısım istemekten vazgeçecek.sonuca erdirmeye ondan daha yetenek­ li değüdi. Prens Ferdmand. anlaşma .

Avrupa'nm iyilikseverhğine güvenen yeni Türkiye Pa­ ris ve Londra'da özel bir destek arıyor gibiydi. 13 Ocak 1909'da. İttihat ve Terakki komitesi. gözlerini iki büyük hberal devlete.» Ger­ çekten de ırklarm ve dinlerin eşithği. uygarlaştırıcı ve tamamiyle çıkardan uzaktır.» Hüseyin Hil­ mi Paşa da uzun zamandan beri Fransız dostu olarak tanımyordu. çözülecek temel so­ run. Ka­ mu Paşa İngilizlere.190 PAUL IMBERT Tevfik Paşa'dan sonrald dışişleri bakanı Rıfat Paşa tarafm­ dan Petersburg'da imzalandı. Londra'daki Osmanh elçi­ sini bu göreve getirerek dış politikasmm sürekliliğini göster­ mek istemişti. bu imparatorlukta yaşayan halklara en geniş adalet güvenceleriıü sağlayarak korumayı amaç edinmiştir. İngiltere ile Fransa'ya çevirmişti. 16 Şubat 1909 giinlü programmda şöyle dtyordu: «Dış güçlüklerden kurtulur kurtulmaz büyük ve soylu vatanımızm içişlerinin düzene sokulmasma olanca gücümüzle çahşa- . ılımhiıkları.. Bu rejimin kurucuları. Daha ilk günden yeni Türkiye. asıl Osmanh sorunu buydu. Türkiye'de yeni rejimi kuranlarm dü­ şünceleri Fransız eğitiminden esiıüenmiş ve onsekizinci yüz­ yıl Fransa'smm dünyaya yaydığı ilkelerden kaynaklanmıştL Bu durumdan duyduğu sevinci B. duyduğu yakınlığı hiçbir zaman gizlememişti. akılhca tutumlan ve pratik düşünceleriyle ve özeUikle iktidarla­ rı altmdaki bütün ırklar ve dinler arasmda eşitlik sağlama­ ya kararh oldukları için de sevgimizi kazanmışlardır. memnunlukla şöyle demişti: «Os­ manlı hükümetinin yeni rejimde izlediği hareket çizgisi sa­ yesinde İngiltere ile dostluk yeniden kuruldu. ve Osmanlı İm­ paratorluğu'nun bütünlüğünü. Balkanlardaki gerginlikler su-asmda Fransa'nm büyük çıkarlarıyla barış zo­ runluluğunu bağdaştırabilmiş olan bu bakan. Fransa'nm do­ ğu politikasım şöyle tanımhyordu: «Bu politika barışçı. Bu davranış çok doğaldL Çünkü.. Daha başbakanhğmm ilk günlerinden beri Hüseyin Hilmi Paşa'nm başhca uğraşı bu oldu. Pichon 29 Kasım 1908 günü Fransız meclisinde dile getirdi.

çünkü böyle olunca bu uluslar. Bu kargaşa nasü hazırlandı? Medrese öğ­ rencileriyle askerler arasmda kim aracılık etti? Bu nokta­ lar karanhk kalmıştır. Yalnız softalarm diş biledikleri bilini­ yordu: din yasalarma gerektiği gibi uyulma dığmdan yakmıyorlardL İstanbul garnizonunun ise özgürlükçü propaganda­ nın dışmda kaldığmı söylemiştik. . meşrutiyet­ çi Türkiye özgürlüğü tehlikeye düşüren korkunç güçlere karşı koymak zorunda kalmıştı.. birlik düşüncesinin büyük öne­ mini kuvveth belirtmek gerekir: «birlik duygusu nerede in­ sanlarm gönüllerinde yer etmişse bu. yeni düzene katıhr gibi göründüğü için sahte bojoın eğişi korkuya yer bırakmamıştL Dokuz aydu.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 191 cağız.» Ülkenin kalkmması için. Bunun için var gücümüzle bölücü eğilimlerle savaşaca­ ğız. öteki uluslarla üişküeri daha da kolaylaştırır. En çok gürültüy­ le ortalığı karıştıranlar da bunlar oldu. Padişahm paraya ve onura boğduğu bu as­ kerler eski rejime körü körüne bağlıydılar. Bundan daha büyük yanlışlık­ ları da Arnavut koruma birhğini padişahm yanmda bırak­ maları olmuştu. Yeniçeriler gibi kendisini kayırmamış ve pöhpöhlememiş olan eski rejimini aramadı­ ğı sanılan bu ordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun kaUanması için o denli gerekli olan birhk büyük bir darbe yedi.» Ne yazık ki. eşitliğinin ve herkes için adaletin sağlanmasıydı. Şimdiye kadar uygar uluslar arasmda kendine düşen onurlu yeri alabilmesi için eksik olan bütün yurttaşlarm öz­ gürlüğünün. birli­ ği ile değerinin ne olduğunu ve bağımsızlığmı korumak için ne gerektiğini bilen bir halkm karşısmda olduklarmı anlar­ lar.iktidarı elinde tutan İttihat ve Terakki yö­ neticileri Anayasa'ya bağlı birhkleri Başkente getirtmek ihtiyathhğmı gösterememişlerdi.. *** 13 Nisan 1909 günü İstanbul'da softalarla askerler bir gösteri yaptılar. Yaban­ cılarm engellerinden daha henüz kurtulmuşken.

koruma birhği. On aydır imparatorluğa egemen olanlar. Abdülaziz zamanmdaki softalar gibi: «Bizim birşey istediğimiz yok. subaylarmm hocalarm üstüne ateş et­ meleri için verdikleri buyruklara uymayacaklarmı söyledi­ ler.m PAUL IMBERT 7 Nisan günü. Askerler. Padişah bir hayah otoritenin karşısmda boyun eğmişti demek? Ayaklanma onun paraca desteğiyle olmamış idiy­ se bile.» diyebihrlerdL Başbakan Hüseyin Hilmi Paşa hemen çekildi. İttihat ve Terakki yöneticilerinin ummadıkları bir anda birdenbire patlak vermişti. nasıl olup da yitirdiği iktidarm bir bölümünü yeni­ den kazanma fırsatım yakalamamıştı? . askerlerin başkaldırması karşısmda donup kalmışlar ve bastu-ma yoluna gitmeye cesaret edememişler­ di. 13 Nisan sabahı Bâb-ı Âh'nin önünde softalar şeriat yasalarmm çiğnenmesini protesto ederlerken. ama hükümet de hiçbir işe yaramaz. İttihat ve Terakki'nin gizh diktatörlüğüne şiddetle çattığı için bunun bir siyasal cinayet olduğu ve Komitenin Hasan Fehmi'nin kişiliğinde. İsteklerini duymuş olanlara askerler. İstanbul'da. Bunun üzerin­ de Padişahm. Meclis Başkam'nm ve Savunma Bakam'nm çekilmesini istedi. Arnavutlar da gürültü kopartarak suçlunun cezalandırümasmı istiyorlardı. bunlarm zayıfhklarmm böyle ortaya çıkışım hayretle karşıladı. onun yerine Kâmil Paşa kabinesin­ de dışişleri bakam olan Tevfik Paşa'yı atadı. Karşı-devrime dönü­ şen bir ayaklanma karşısmda 24 Temmuz adamları birden çöküntüye düştüler. başbakanm. Padişah. öcalma bahanesiyle ayaklan­ dı. Kâmil Paşa'yı düşürdüğü zaman suç­ ladığı doktrinleri yıkmak istediği söylentisi yayıldı. Polis. Karaköy köprüsü üstünde vurularak öldürüldü. Arnavut asıllı gazeteci Ha­ san Fehmi. Bu­ nun dışmda belirh bir istek ileri sürülmemişti. Gün boyunca hareket genişledi. Hükümetçe el altmda tutulan başkentteki öteki birliİder başkaldıranlar üzerine yürümedi. Olaylar. ka­ tili yakalayamadı ya da yakalamak istemedi. Bir tabur meclisin önüne gelerek. Avrupa.

Sela­ nik'deki « a n a y a s a c ı » ordu arasmdaki ç a t ı ş m a durumu behrl e y e c e k gibi görünüyordu. Bu sırada subaylar. kentin kapısı olan Çatalca'ya varmışlardL Daha o akşam Padişahm tem­ silcileri ve sekiz milletvekili. Ru­ m e l i Kolordularım h a r e k e t e geçirip İstanbul'a yürüyerek gericihği e z m e y e karar verdiler: öyle ki Temmuz'da hükü­ met darbesini. bu ordudan ayrılan taburlar. İstanbul'daki e s k i r e j i m e bağh birliklerle. Anayasanın beşiği v e kalesi olan özgürlükçü v e a k h başın­ da insanların yaşadığı Selanik'de buluştular. biricik amaçlarınm yasal düzeni yeni­ den kurmak olduğunu ileri sürerek her türlü görüşmeyi red­ dettiler ve ancak çekilen bakanlar tekrar yerlerine döndük­ ten sonra görüşmelere girişilebileceğini açıkladılar. . Özgürlükçü Türkiye'nin g e l e c e ğ i bir savaşa baglç'dı. Manastır. askerlerle görüşme isteğiyle oraya gehnişlerdL Askerin hareketi ile diplomatik girişim arasmda. İşte burada kendilerine v e birliklerine güveniyor v e bir karşı k o y m a ha­ reketini tasarhyorlardt Devrimi yapanlar ç a b u c a k bir ara­ ya geldiler: Enver Bey. Selanik. bir taraf arasmda denge sağlamaya bo­ şuna ç a h ş t L Üstüste uzlaştırıcı demeçler veriyor. y a p a n askerler şimdi y e n i d e n kuvvete başvu­ ruyorlardı. hem şeri­ ata hem de Anayasaya saygıh olduğunu belirtiyor.OSMANU İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 193 İttihatçılar ç o k t a n b a ş k e n t t e n kaçmışlardL Selanik'de. hemen­ cecik affettiği 13 Nisan isyancılartyla ilişkisi olmadığuu ileri sürüyordu. Ahmet Rıza Bey. gücü ve başarı şansma sahip olan taraf ağır bastı. Niyazi Bey. Padişah önce. Ama «Hareket Ordusu» önderlerinin Saray.. birçok gönüllünün de katılmasıyla başkentin surlarınm önünde yığmak yaptL 17 Nisan'da. sof­ talar ve Koruma birlikleri arasmda gizh bir anlaşma oldu­ ğundan hiç kuşkusu yoktu. Edirne birlik­ leri..

23 Ni­ san Cuma günü görkemli bir törenle Selamhğa gitti. şaşkma dönmüş sanılan Padişah da düşman karşısmda büyük bir ustalıkla manevra çeviriyordu. Adana'da seller gibi kan akmıştı. Ertesi gün Mahmut Şevket Paşa kesin önlemlere baş­ vurmaya karar verdi. Ashnda. her zaman görülme­ yen bir kararhl± okunuyordu. Meşrutiyet ordusu­ nun komutam Mahmut Şevket Paşa çok sa^am bir strateji anlayışıyla. Çökmüş. Padişahm kaçtığı söylentisi yayılmıştL İyi haber alamayan ajanslar telgraflarmda Abdülhamid'in böyle birdenbire kaç­ makla 13 Nisan ayaklanmasıyla suç ortakhğı ettiğini eski rejimden çıkan olduğunu ve gericihği kışkırttığım duyuru­ yordu. Diplomasiy­ le geçirilecek vakit yoktu artık.194 PAUL IMBERT Altı gün bo)aınca işler askıda kaldı. Yıldız Sarayı sarıldı. Daha gün ağarırken Make­ donya birlikleri şiddeth çarpışmalardan sonra başkente gir­ diler. Camiden dönüşünde arabası­ nı kendi kuUanan Padişahm yüzünde. Son selamhğmm zaferiyle hâ­ lâ işleri barışçı bir çözüme erdireceğini umuyordu besbeUi. Halifehğin verdiği üstünlükle dine saygılı asker­ lerin baghhğma dayamyordu. Kışlalar bir bir teslim oluyordu. başkentteki birliklere direnme buyruğu vermiş miydi. her ne pahasma olursa olsun sakmıhnası gereken onarılmaz bir felâketti. Anadolu'da bağ­ nazlık artmış. Hal­ km Cuma günü görkemh bir törenle Selamhğa gjtti. her türlü kanh çarpışma onlara göre. Halkm alkışlarıyla otoritesini yeniden kazandL Makedonya ordu­ suyla anlaşma yoluna girmek için eşit şansa sahip görünü­ yordu artık. İstanbul'u kendisine bağlı birliklerle k u ş a t t L Ku­ şatma tamamlandığı halde İttihatçılarm kuvvete başvurma­ ya karar veremedikleri göze çarpıyordu. Padişahm rolünün ne olduğu pek bilinmiyor­ du. . Denildiğine göre başkentte büyük bir insan kıyımmm hazırlandığmı duymuştu. Belki de hiç silâh patlamadan kente girebileceklerini umuyorlardL Her türlü iç savaş görüntüsü.

Sonra yaşammm korunmasım istedi. sessizce. Mehmet adıyla yeri­ ne geçirilmesine karar verdi. Yalnız. Kaldı ki. sonra da devrimciler Abdülhamid'in uzun süren istibdat rejimini unutmamışlardL İstanbul'dan ayrılmış olan milletvekilleri. Her ne kadar. bu­ nu söylemek olasılığı yoktu. padişah olarak kalacaktır. ordu komutan­ ları halkm duygularım kollama zorunluluğunu daha iyi anla­ mış bulunuyorlardL Mahmut Şevket Paşa sık sık şöyle de­ mişti: «Padişah.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞNE HAREKETLERİ 19S yoksa sadece eylemlerinde serbest mi bırakmıştı? Özgür­ lükçü rejime karşı ne ölçüde yıkıcı bir eyleme girişmişti. milletvekillerinin yukardaki çö­ zümlere karşı olduklarım gösterdi. iki milletvekih ve ilci ayan üyesinden (senatör) oluşan bir heyet Abdülhamid'i kimsenin sokulma­ ya cesaret edemediği. Bu karar. yeterh sayıda olduklan için Ayastefanos'ta (Yeşilköy -ç. böylesine entrikacı ve kendi çıkarmdan başka birşeye önem vermeyen bir hükümdarm tahtta oturmasım tehlikeh buluyorlardı. Abdülhamid. onu suçla­ mak için kesin kamtlar yoksa da ağu. Şeyhül İslâm da hemen verdi­ ği fetvada Padişahm halifehğe lâyık olmaktan çıktığmı ve tahttan indirilmesinin zorunlu olduğunu açıkladı. okunan tahttan indirme kararım dinledi. yaşh padişaha Yıldız Saraymda bildirildi.» Ancak. Kendisine güvence verilmesin­ den sonra. istibdadm yuvası olan Saraym bir kö­ şesinde buldular. Padişah hakkmda yapılacak işlemi tartıştılar. Güvenlik önlemleri alarak tahtta bırakmah mıydı? Ayak­ lanmada suç ortakhğı bulunduğu ileri sürülerek yargılanmah mıydı? Yoksa da kendihğinden çekilmesi önerilmeli son­ ra da bu bir intiharla sonuçlandırıhnah mıydı? Kararsızhk içinde yapılan bir oylama.belirtiler vardı. yazgısma boyun eğmiş gibi. 27 Nisan günü öğleyin. ülkesine yaptığı büyük hizmetleri anlatarak Tan- . İttihatçılar.) parlamentoyu topladılar. Hare­ ket Ordusu zafer kazanmış olarak girişinden sonra İstan­ bul'da 27 Nisan günü toplanan parlamento Abdülhamid'in tahttan indirilerek kardeşi Reşad'm V. çünkü oyununu özenle gizlemiş­ ti.

mükemmel bir pohtikacı. Abdülhamid'in.196 PAUL IMBERT ruîîn buyruğuna boyun eğdiğini söyledi. silik bir insan olarak yetişmişti. Hükümdarlığı zamanmda büyük ilerlemeler oldu. böylece barışı bir kez daha kurtarmıştı. Şanh. «Kızıl Sultan» için çok kötü şeyler söylendi. İktidara bir Saray devrimiyle çıkmıştı. İyi bir şairdi. Ülkeyi yönetmek için bütün Osmanhlarm katkısma güvenfyordu. Yerine geçen Abdülmecid'in üçüncü oğlu olan Mehmet Reşad. Güçlü olduğu günlerde onu göklere çıkartanlar bı­ rakalım şimdi yenik düştüğü zaman yerden yere çalsmlar. Ama orta- . 1844'de doğmuştu. hemen hemen bir tutuklu ömrü sürdürmüş­ tü. dünya işlerinden uzak. özgürlükçü kurumlara içtenlikle bağhydı. Sığınağından çıkmak için hiçbir girişim­ de bulunmaması koşuluyla burada kendisine onurlu bir ya­ şantı sağlanacağı bildirildi. Ama eşsiz bir dehanın gücüyle yaşadı. egemenhğini sürdürdü. Elbette. oku­ maya ve içine çekihp düşünmeye meraklıydı. Ne var ki. müslümanlığm gelenekleri­ ne saygıh. Tevfik Paşa 4 Mayıs günü başbakanlıktan ayrıldL 14 Nisan'da Sadrazam olur olmaz Bulgaristan'm bağımsızlığım tanımış. Mehmed adım taşıyan bu şehzade. Baskıya karşıydı. Zayıf ve hastahkh olduğu söylenirdi. ertesi gün İttihat ve Terakki Selânik'e gönderdi. Boğaziçindeki Saraymda içine kapanık. korkuların­ dan doğan istibdadıyla adalet ve insanhk ilkelerini sık sık çiğnediği için onu eleştirebilir. karakteri zekasmm üstünlüğüne denk değildi. buna olanak sağladı. Avrupa ve Türkiye. Yenilik hareketini hazırladı. İlk buyruklarıyla sade ve iyi yürekh oldu­ ğunu gösterdi. Bundan sonra onu Çtrağan Sarayına götürdüler. uyruklusu olan halkların gereksinmelerini iyi bi­ len bir padişahtı. İşte sonu böyle geldi. Abdülhamid rejiminin aşu-ıhklarım açığa vurduk. Bir yüzyılm üçte birine yakm bir süre kendinden öncekilerin sade­ ce gelip geçtikleri tahtta kaldı. so­ nunda askerlerin yaptığı hükümet darbesiyle doğuya özgü kadercihğin verdiği kayıtsızlık içinde düşürüldü. padişahlığmı da yumuşak başh ve uysal olarak sürdürdü.

Bundan daha iyi bir seçim yapmak zordu. daha önceki tutumlarından ötürü. içişleri bakanlıgma ülke işlerini iyi bildiği içüı değerh hizmetlerde bulunabilecek eski başbakanlardan Ferit Paşa'ya verdL Kabinede başka değişiklik olmadı. Osmanhlarm ilk meşruttyetçi hükümdarı olarak göstereceği bu padişah. memleket işlerinin ye­ niden düzenlenmesi için bütün uzman kişilerden yararlan­ ma yoluna gitmişti.OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 197 İlk sakinleşince. Zaferin kendilerine kazandırdığı onarımcı (•) Paul DESCHANEL.*^*) Irksal ve dinsel olarak ayrık halkları birleştirip bir ulus ya­ ratmak. güçlü ve ken­ di düşüncelerini benimseyen bir hükümetin işbaşma gelme­ sini istiyordu. azimlihği. Önemh bir dönüm noktası olan 1908 Temmuz ve 1909 Nisan günlerinde İttihatçılar imparatorluğun yazgısım ellerine aldılar. . İmparatorlukta yaşayan çeşitli ırklarm «aym vatanm evlat­ ları olarak birbirleriyle iyi geçinmeleri zorunluluğunu duy­ masını. hiç ayrımsız özgürlük. yal­ nız müsteşarlıklara parlamento üyelerinden bazı kişiler ge­ tirildi. Discour Prononcd â la Chambre des Ddputfe. Böylece Sultan Mehmet Reşad. Yeni başba­ kan. tahta çıktı^ za­ man okuduğu «Hatt-ı Hümayun» da tüm uyruklularmm. Uyanık bir po­ htikacı olarak. esnekhgi ve yöntemh çalışmasıyla kendini göstermişti. Duruma egemen olan İttihat ve Terakki. eşitlik içinde anlaşıp kaynaşmayı sağlamak. İttihatçı­ larm istediği güçlü bir politikayı yürütecek gibi görünmüyor­ du. eşitlik ve adaletten yararlanmasmı» istemişti. Tevfik Paşa'dan hemen bir önceki sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa bu kez onun hemen ardmdan bu göreve getiril­ di. hristiyanlarm kendi aralarmda. 26 Kasım 1908. daha önceki yüksek görevlerde de. Tarihin. Bu sözler bütün bir soyluca programı di­ le getirmekteydi Gerçekten de yapılması gereken buydu: müslümanlarla hristiyanlar arasmda.

Türklerin ortaklaşa vatanda daha üstün bir asıldan oldukları düşüncesinden ve bımdan doğan ayncahklardan vazgeçmeleri için büyük öz­ veri göstermeleri gerekhdir. bu soylu çabanm başarıya ulaşmasım diler. Ortalık durulduktan soma artık «İmparator­ luğun çeşith bölgelerinde ayn haklarla yaşayan ırklarm varhğmı içeren etnik ilke yerine Osmanh birhğini amaçlayan sfyasal ilkeyi getirmek gerekiyordu. uzun bir dinsel ve toplumsal gelenekten doğuyordu. yenilik isteklerfyle halkm inançlarma duyu­ lan saygtyi bağdaştırmak zorundadırlar. Revue des Denx Mondes.198 PAUL IMBERT rolünü yerine getirebilmek için aynşıkhklarmı unutmak ve ulusal kaynaşmayı sağlamak için gönül birliğiyle çahşmak zorundaydılar. Osmanlı İmpa­ ratorluğunun yenileşmesi ancak böyle gerçekleşebilir. Türkiye'nin dostu olan Fransa. eski müslümanhk âdetlerine sarsılmaz bir bağlılık içinde­ dir. (*) Francis CHARMES. (1 Ağustos 1908).»^') Ama engelleri görmemek olası mı? Bunlar. Bugün bile halk. yöneticiler. .

Irklar ve Dinler .Müslümanlığın şampiyonu: Türk­ ler. Kanuni Sultan Süleyman İmparatorluğun büyümesi.Jön Türkler ve Fransız Devrimi ilkeleri .Yenileşme belirtileri: Demiıyollan yapımı.Mehmet 11'den Abdülhamid'e .Doğal sımrlar bulunmayışı .Avrupa sermaye­ si ve projeleri İmparatorluktaki üç büyük demiryolu ağı 13 .Ülke içinde yeniden kuruluş sorunu .Fransa'mn Türkiye'ye beslediği dostluk Napol6on ve Osmanlılar 7 Çevirmenin Notu 11 I Demiryollan Politikası Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ulaşım yoUanmn siyasal ve stra­ tejik zorunluluğu . Yavuz Sultan Selim.Osman'ın Rü­ yası .Osman­ lı yönetiminde merkeziyetçilik Kanşıklık odaklan: Makedonya.Türkler boyun eğdirdikleri halklan özümlemediler Milliyetlerin uyamşı . türdeşliğin olmayışı .Türklerin sefer­ berliği .Abdülhamid II ve demiryolu politikası .Doğu'nun İncisi: İstanbul .İ Ç İ N D E K İ L E R ÖNSÖZ Osmanhiar'da Uyanış Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş ve alçalışı .Dış ilişkilerdeki bozulmalar . Yemen . öğretimin yaygınlaşması Özgürlük­ çü rejimin başlangıandaki güçlükler . Ermenistan.Abdülhamid II ve Mehmet Reşat V .

Mezo- . Selçukluların baş­ kenti 21 1899 imtiyazları: Konya-Basra körfezi .Ereğli kömür havzası .Toroslar .Türklerin ve Almanlann umutlan Yerinde soruşturma . Alyonkarahisar .Kilikya'nm kapıları .Hattın geçtiği yol (Güzergah) .Konya .Anadolu şirketinin kuruluşu Eskişehir-Konya hattı imtiyazı .Musul ve Bağdat'a doğru .Son durak sorunu .Rusya kuzey hat­ tının yapılmasını engelliyor .Nüfus artışı: İzmir.Hattın geçtiği yerlerin değerlendirilmesi . İsmailiye-Kuveyt projesi .5 Mart 1903 anlaşması 22 Bağdat anlaşmasının sağladığı kazançlar .Yeraltı zenginlikleri 27 Kuzey yolunun üstünlüğü: Amasya-Sivas-Diyarbakır ya da AnkaraSivas-Diyarbakır .Mudanya-Bursa hattı 20 Bağdat hattımn başlangıcı olan Haydarpaşa-İzmit hattı Mühendis Pressel'in düşüncesi .Demir­ yolu ağının maliyet fiyatı 24 İşletme konusundaki öngörüşler .Aydın demiryolu ağı Îzmir-Kasaba hattı ve uzantısı .Tanmda ilerleme .Ü ç yol boyu İzmit-Ankara hattı imtiyazı .Güney yolu: Adana-Halep Musul .Adana'ya iniş .Samsun de­ miryolu şube hattı .İzmir-Kasaba ve Anadolu hatlarımn bağlantısı .Türkiye'nin İsviçresi Konya.II Bağdat Demiryolu Bağdat ve Demiryolu müteahhitleri . Alaşehir.Afyon Karahisar gannda .Tarım aletleri Eskişehir pa­ tatesi .İngilizlerin S61eucie Kuveyt.Rusların Trablus-Kuveyt pro­ jesi 18 Anadolu'daki demiryolu imtiyazları .

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 201 potamya Dicle ve Fırat kanallarının düzenlenmesi zorunluluğu .Nüfuz eşitliği .Deutsche Bank'la Fransız sendikacıları ara­ smdaki 1899 anlaşması .Sermaye oluşturmak üzere yapılan pa­ rasal girişimler .«Kazak Tehlikesi» .Anadolu.Adana-Mersin hattı­ nın yararlılığı . Türklerin son barınağı .Bağdat hattının uluslarasılaştırılması .Arabistan'daki İngiliz kışkırtıcıları 44 Fransa'nın yakmdoğu'daki rolü .Babil iklimi .Sir William Willcoks ve sulama iş­ leri Avrupa sömürgeciliği .Vital Cuinet'nin görüşü .Eskişehir deposundaki lüks va­ gonlar 37 Drang nach Osten .Gelirlerin azlığı olası­ lığı 30 Kâr garantisi .İ n g i l i z Rus rekabeti: Hindistan .Rusya Anadolu'da .M.Hindistan yolu .Mersin Anadolu hattımn son durağı .Jön Türklerin niyetleri .Uzakdoğu'da Ermeıdstan yaylası: Batı Asya'nın stratejik düğüm noktası Rusya'mn Bağdat demiryoluna karşı çıkışı 39 İngiltere'nin düşmanlığı .Gerçek güvenceler .25 Mayıs 1908 günlü «irade-i seniye» (Padişahın Bildirgesi) .Yakındoğu Alman pamuk şirketi .Büyük devletlerin doğu­ daki rekabetleri 47 .Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu Mezopotamya üzerine projeler . Delcasse'nin açıklaması 34 Bulgurlu-Adana bölümünün önemi .Filistin şövalyeleri .Konya-Bulgurlu şube hattı Garanti belgesi .

Arnavutluk yolu .Via Egnatia.Bosna-Brod'dan Saraybosna'ya .III Balkan Demiryolları Projeler ve geçiş yollan .ViyanaBudapeşte yolu . fakat siyasal büyük öne­ mi 54 Sırpların projeleri .Osmanh İmparatorluğu dışında bir Tuna-Adriya­ tik hattı 56 Bulgarlarm projeleri .Bulgarların karşı çıkışı .Bosna-Her­ sek demiryolu ağı .Üsküp-Mitrovitza bölümü .Baron Aehrenthal'in söylevi Avusturya'nın Balkanlardaki işlevi .Balkan ana hattı Ruslarm çıkarı .Stratejik düşünceler 58 .Orta Avrupa'dan Mısır ve Hindistan'a 50 Sancak hattı .Mesi yay­ lası 49 Tarihsel hk gün: 27 Ocak 1908 .Saraybosna'dan Uvak'a Uvak-Mitrovitra uzantısmm ekono­ mik bakımdan yararlı olmayışı.Yunanistan ana hat­ tı Türklerin karşı çıkışları .Struma yolu .Karadağ yo­ lu .Saraybosna-Atina .Viyana-İstanbul ve N i ş Selanik hatları .Sofya-Radomir-Köstendü Türk smırı Üsküp'ten Adriyatik'e .Gidiş yolu (Güzergâh) .Sırbistan'ın ve Karadağ'm öz­ lemleri Tuna-Adriyatik .Avus­ turya projesi .İtalyanlarm çıkarı İtalya ve Arnavutluk .Türk gö­ rüşü .Parasal katkılar .

Hi­ caz ve Yemen üzerindeki Osmanh egemenliği .Gidiş yolu .Baron Hirsch Doğulular şirketi .Doğulular Şirketi­ nin aldığı ödün 62 IV Mekke H a t t ı Arabistan .Yarımadadaki Türkler ve Araplar .Hisse senetsiz ve tahvilsiz hatlar .Müslümanlarm kutsal kentleri: Mekke ve Medi­ ne .Personel ek­ sikliği Önceden verilmiş imtiyazlar .Tarihsel bakış .Pan-İslamizm propagandası .Parasal olanaklar .Ara­ bistan'daki «hamidiye» demiryolu .Rumeli hattma el ko­ nulması .Yollar .Abdülhamid'in düşüncesi .Bulgaristan'm bağımsızlığı .25 Mart 1899 anlaşması .Gelirlerin paylaşılması 1894'de Bulgaristan hükümetiyle çıkan anlaşmazhk .Abdülhamid'in kaygıları .Denize açüan kapılar: Hayfa.Balkan egemenliği .1908 Eylül grevleri .Pohtika ve de­ miryolları 60 Rumeli hatları imtiyazı .Büyük devletlerin rekabeti .Berlin anlaşmasının 21.Ye­ men ve Hicaz'ın işgali .GönüUü ya da zoraki katılma .Dinsel amaç ve siya­ sal hırs 69 Çeşitli güçlükler .Necid . maddesi .Ko­ şut hat .Emir İbn Suud .Müslü­ man cömertliği .Yö- .1906'da Türklerle İngiliz­ ler arasmda çıkan olay .İngiltere'nm hoşnutsuzluğu 71 Para sorunu .Padişahlık ve hali­ felik . Tabah .OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 203 Tasarlanan hatların ekonomik kazançları .Araplar ve kutsal sa­ vaş (Cihad) 67 Arabistan egemenliği .Çöller .

Osmanh Padişahı müslümanlarm halifesi olarak ka­ lacak 79 V Fransa'nın Doğu'daki Protectorat'sı Fransa ve Yakmdoğu .Berlin anlaşmasmm 62.Halkm kurtuluşu (Salut public) Komitesi .Gerçekçi görüş Sorunun ortaya konulusu 82 Misyoner örgütlerin korunmasmm hukuksal temelle­ ri .1535 ve 1740 kapitülasyonları .Askerlerin görevlendirilmesi-İmtiyazlarm sa­ tm ahnması-Yolboyu İngiltere'nin Jön Türklere sem­ patisi 74 Medine hattının açılışı .Karlofça anlaşması. Kaynarca anlaşması Fransa hiçbir zaman ayrıcalıklarını kullanmaya ara ver­ medi . işlere karışmamızın malolduğu cansıkıcı olaylar .Bonaparte ile Taleyrand'm Brune'e buyruk­ ları 85 Öteki devletlerin Fransa'nın hakkmı tanımaları 1830 Londra Konferansı .Öteki devletlerin hakları .Fransa'da kimse doğu­ daki hristiyanlarm korunmasmdan vazgeçilmesini istemi­ yor Misyonerlerin korumasına yöneltilen saldu-Jar .^4 PAUL IMBERT netim .Do­ ğu Kiliseleri Gelenekçilerin korkulan .1802 anlaşması .de Lanensan'm kanıtları: dış politikamızın mantığa aykırılı­ ğı.Tarikatlarla ilgili yasalar ve Papalıkla ilişkinin kesilmesi . mad- .İstanbul'dan kutsal kentle­ re .Doğu ile Uzakdoğu'nun ayrüığı 81 Protectorat'nm korudukları .

Lefebvre de Bechain ve de Freycinet .Metnin belirsizliği . Hanotaux.Kardinal Langenieux'nün savunması Protectorat ya yok olacak ya da Fransa'nın elinde kalacak 101 .Ba­ zı misyoner gruplarınm aktarılmasın .Vatican'm tezi .Büyük devletlerin protectorat çevresindeki çekişmeleri .Kont Beust'in bir isteği . Del­ casse.von Bülow'un demeci .İtalya'da papaz düşmanlığmm artışı .Fransa'nm Osmanlı İmparator­ luğu'ndaki durumu .Filistin şirketi ."VVühelm Il'nin hırsı .P.Kıp­ ti'lerle Mirdit'lerin korunması . Waldeck Rousseau.Mgr Anzar .Avusturya'nm gerçekçi hırslan 99 Protectorat'nm bölüşülmesinin sakmcası .İtalya ve Fransiskenler Fransa-İtalya yakmlaşması: 1905 anlaşması .Katolik çıkarlarıyla ilgili protecto­ rat'nm önemi 92 Ayrılmanm sonuçları .Papalığa bağlanan niyetler İstanbul'daki Papalık büyükelçiliği .Aspera Rerum bildirgesi .İtalyan hükü­ metiyle Vatikan arasmdaki uzlaşmaz karşıtlık 94 Almanya'nın istekleri . Pichon 87 Vatikan'm haklarımızı onaylaması .Yorum denemeleri . Salva­ tore LUi olayı italyan ve Alman istekleri .Papalığın devletle kilisenin ayrılması üzerine yayınladığı beyaz ki­ tap 90 Bienvenu Martin'in görüşü .Papahğm tarafsız­ lığı .Fransız ba­ kanlarının görüş birliği: Flourens.Vati­ kan'ın güvensizliği 98 Avusturya ve Roma .OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 205 desi . Ribot.Leon III ve kardinal Langenieux .Papah­ ğm kararlarmm önemi .Papahğm hoşgörüsü François-Joseph ve Papalık .

Papalıkla diplomatik ilişkile­ rin kesilmesi .Hükümetin değişmesi Yüdız Sarayı çevresi .Fransız öğelerinin zayıflaması .206 PAUL IMBERT Misyoner Icurumlann ulusallaştırılması .Papanm tarafsızlığı .Pichon'un demeci .Pic­ hon'un demeci .Laik misyon ve Selanik Lisesi .Müslümanların ayrıcalücları .Fransa yakın doğudan elini eteğini çeke­ mez 102 Protectorat'ya sığınmış olanlar .Uluslararası misyo­ ner kurumları ve bunlarm önemi .Papalıkla anlaşma (concordataire) reji­ miyle. de Pressense İnançları yayma çabası ve keşiş kavgaları .Kötü yö- .Reaya'nm aşağı görülüşü .Anadolu'daki Assompsiyonistler .Dinsel cema­ atler 113 IrklaLve dinler arasmdaki karşıtlıklar .Konya'daki assomptionistler .İstanbul'daki katolik hayır kurumları .Yenen­ lerle yenüenler arasındaki eşitsizlik .Misyonerle­ rin açtıkları okullarm yararları . Dubief. Roma üe birlücte yürütülen faaliyetin ayrüığı .Misyoner hayır kurumlarınm paraca desteklenmesi .Doğu'daki Fransız hayır kurum­ larına açılan kredi Combes.Değiş tokuş aracı olarak protectorat .Doğudaki hayır kurumlarına açdan kre­ dinin arttırüması .Baskı rejimi .Clemenceau'nun savı 109 VI Reformlar ve Tanzimat Osmanh İmparatorluğu'nun siyasal rejimi .Ya­ kındoğu misyonerleri 107 Vatikan'daki elçilikler .

1856 Hatt-ı Hümayunu .Savaş ve karışıklık Kaynarca anlaşması .«Olay istiyorlar.Mahmut «Gavur Padişah» 121 Sultan Abdülmecit .Türkiye'nin vasüik al­ tma girmesi .Mithat Paşa'nm gözden düşmesi ve ölümü .Bu devrimin başarısı Av­ rupalıları olduğu kadar Türkleri de şaşırtıyor . .Mhhat Paşa'yı sadrazam yapıyor Osmanlı İmparatorluğu'nun 1876'daki durumu .Mustafa Reşit Paşa .İstanbul Konferansı .İmparatorluğun dağılışı 114 24 Temmuz 1908 devrimi .ÎUer yasası Mustafa Fazıl Paşa'nm raporu Genel çözülme .Genel se­ vinç . . 128 Jön Türkler .Komşu devletlerin hırsları .Avusturya ve Rusya'nm telkinleri .Şura'i Devlet (Danıştay) başkanı Mit­ hat Paşa . Galatasaray Lisesi'nin kuruluşu Büyük devlet­ lerin tehditleri .Yeniçerilerin kılıçtan geçirilmesi .Fransız programı.Murat V.Türk-Rus savaşı .Aubert-Dubayet 118 Mahmut Il'nin tahta çıkışı .Londra Konferansı .Türkler'deki reform gelene­ ği 116 İktidarm ele geçirilişi .Tanzimat'ın kökeni (15 Haziran 1826) Orduda reform .Tanzimattan doğan sonuçlar 140 .Mustafa III ve Baron de Tott Selim III ..Abdül­ hamid'in tahta çıkışı .Abdülaziz'in sonu .Berlin Kongresi .OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 207 netim yöntemleri Memurlarm yiyiciliği .1876 Anayasası .Ayastefanos .Abdülhamid'in ki­ şisel yönetimi .Köprülü Mustafa Fazıl Paşa'nm yeni düzenle­ mesi .İmparatorluğun yükselişi ve alçalışı . program değü».Eski rejimin çöküşü .Gülhane Hatt-ı Şerifi İngiltere ve Rusya arasındaki nüfuz müca­ delesi .Evet Efendimcilik .Islahatçı Ali Paşa ve Fuat Paşa .

«Zorunlu olmasa bile yararlı bağ­ laşık»: Türkiye .Türkiye'nin işleri­ ne karışma politikası ve bütünlük politikası .Almanya.Lord Salisbury'nin tehditleri 26 Ağustos 1896 günü Osmanh bankasına yapılan saldırı İstanbul kırımları .Denge oyu­ nu .Gelenekleri .Yakmdoğudaki İngiliz çıkarları .Balkan devletlerinin kurtulu­ şu .Katolik protectorat'sı Arnavutluk.Sofya ve Belgrad'da Avusturya-Macaristan'm nüfuzu .Padişahın korkulan 152 İngiliz politikası .Berlin anlaşmasının 61.Ermenistan sorunlarının çözümüm bir İngüiz işi haline geliyor . Makedonya ve İzmir 155 Fransa'nın çıkar gözetmeyişi .İtalya'­ nın doğudaki istekleri .Musta­ fa Reşit Paşa'nm bir sözü : 157 Bismarck.Alman pohtikasmm sürekliliği Ermeni buhranı .Rusya'nın üstünlüğü .Ege denizine giden yollar Selanik. maddesi .Trablus .VII Türkiye'nin Yenileşmesi ve Büyük Devletler Büyük devletler ve Türkiye işleri .Avus­ turya ve Drang nach Osten .Hanotaux'un demeci .Sason kırunı .İlk karışıklıklar .Bosna Hersek'in işgali . Avrupa birliğinin dışında kalı­ yor 158 .Tanzi­ mat'm her türlü reformcu girişimi desteklemesi . Berhn Kongresi'nde . doğunun kapısı .

1896 Kararnamesi Statü quo için Avusturya-Rusya anlaşması .İngiliz kabine­ sinin programı .Hükümetin programı .Mürzsteg programı Maliye reformu .General Degi­ orgis .Liberal hareketin iki eğilimi: istibdatla mücadele et- .Wilhelm Il'nin yakmdoğu seyahati .İngiliz-Rus anlaşma­ smm sonu .Metelin önündeki deniz gösterisi .Meşveret İt­ tihat ve Terakki Komitesi .24 Temmuz 1908 Devrüni 169 Kâmil Paşa Sadrazam oluyor .İngiliz-Rus önerilerinin gecikmesi Abdülhamit istibdatı ve yabancıların karışması 167 VIII Meşrutiyetçi Türkiye Jön Türklerin gerçekleştirdikleri işler .Bizans anıları .Öldürmelerin ve ayaklanmalarm bilan­ çosu .Hüseyin Hilmi Paşa üç vilayet genel denetçisi oluyor .Orduda propaganda .Avru­ pa'da anlaşmazlıklar .Avrupa'nın işe karışması .Rusya'nm karşı projesi .Gümrük vergilerinin yükseltilmesi 162 Jandarmanın yeniden örgütlenmesi .İmtiyazlar Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman çağı başlıyor 160 At meydanmda .25 Mayıs 1908 İradesi Sadrazam Ferit Paşa Kara Kartal nişanını alıyor .Almanya'nm tutumu .OSMANLI İMPARATORLUĞU'>nPA YENİLEŞME HAREKETLERİ 209 Girit ve Yunanistan olaylan .1898 Ekim ayı Sembolik bir mantar .Made in Germany 161 Makedonya .Meşrutiyetin yeniden kuru­ luşu .Baron Aehrenthal'in söylevi .1902 ayak­ lanması .Şam'daki şölen söylevleri .Yargı örgütlerinin denetimi .

Hasan Feh­ mi'nin öldürülmesi Padişahm Arnavut muhafız bü-liği Ayaklanmanm gelişi güzelliği .Bâb-ı Âli'nin karşı önerisi .Boykotlar ve pazarlıklar .Konferans tasarısı Isvolski'nin seyahati Parasal ödünler ilkesi .İs­ tanbul'daki ordu birliklerine egemen olan düşünce .Abdülhamid'in tu­ tumu .13 Nisan 1909) .Türk-Rus anlaşması .Çatalca'da bekleyiş .İç savaş belirtileri .Ya­ bancılarm hareketlerinin sonucu «Türkiye Türklerin­ dir» 172 Kötümser öngörüler .Jön Türklerm dış politikası .Meşrutiyet ordusunun yığmağı .Isvolski'nin önerileri .Komitenin çöküşü 191 Selanik.Rumeli kolordularmm harekete geçirilmesi .Özgürlük töreleri 176 Türk-Bulgar çekişmesi .Savaş tehlikesi . meşrutiyetin kalesi .Pichon'un demeci .Softalar ve askerler .Seçimler .210 PAUL IMBERT mek ve yabancıların karışmalarına tepki .Meclis toplantısı .Tevfik Paşa'nm protestosu .Kâmil Paşa'nm düşmesi (14 Şubat 1909) Hilmi Paşa sadrazam oluyor (14 Şubat .İtti­ hat ve Terakki komitesinin ihtiyatsızlığı .Rusya'nm işe karışma­ sı 180 Balkanlardaki Rus politikası .Ülkenin yeniden düzene sokulması: Hü­ seyin Hilmi Paşa'nm programı 187 13 Nisan 1909 gösterisi .GuĞchoff Olayı .Hüseyin Hilmi Paşa'nm düşmesi .Karışıklık ne­ den Makedonya'da çıktı Parçalanmanın evreleri .Türkiye ile Bul­ garistan'ın uzlaşması .Doğulula­ rın grevi Bosna-Hersek'in Avusturya topraklarma katıl­ ması .Görüşme giri­ şimleri 193 .

«Padişah.Fransa'nm Osmanlılı İmparator­ luğu'nun yenileşmesi yolundaki dilekleri 197 .Politikacıların karşı çıkışı . özgürlük-eşitlik-adalet . Padişah olarak kalacak­ tır» 195Tahttan indirme fetvası .Abdülhamid'in sonu .Yıldız Sarayınm sarılması Padişahm rolü üzerindeki kararsızlıklar Jön Türklerin güvensizliği 194 Ayastefanos'ta .Liberal bir padişah .Halkm müslümanlığa bağlılığı .Ferit Paşa içişleri bakanı oluyor 196 Padişahm programı: ırkların kardeşliği.OSMANLİ İMPARATORLUĞU'NDA YENİLEŞME HAREKETLERİ 211 Abdülhamid'in son selamlığı .Ordu komutanlarınm ihtiyatlılığı .Bir salta­ natın bilançosu (3 Ağustos 1876 ..27 Nisan 1909).Abdülhamit'in yazgısı üzerine yürü­ tülen tartışma ..Makedonya birliklerinin İstanbul'a girişi .Mahmut Şevket Paşa .Tevfik Paşa'nm çekilmesi Hüseyin Hilmi Paşa'nm yeniden sadrazamlığa getirilişi .Tahttan indirildiğinm Abdülhamid'e bildirilmesi .Osmanlı birliği ve eski ayrıcalıklar . 195 Mehmet V .