You are on page 1of 2

Anarşi, “İzm” Olmasın ya da Terk-i Terk "Aklı başında insan ne dünya umurundan kazandığına mesrur, ne kaybettiğine mahzun olur

." Der tarik-i nakşî bendî lâzım amed çar terk: Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk. Terk-i dünya, elbette ölmek demek değildir. İnsanın fıtraten ihtiyacı olan şeyleri karşılaması bunun haricinde hiçbir şeye tenezzül etmemesi, hırslarını öldürmesidir. Çünkü sûfi dünyadaki bütün zulümlerin kaynağının bu ve buna dair eğilimler olduğunu fark etmiştir. Terk-i ukba, ahireti ve varlığını inkâr değil, aksine orayı ve gidince yaşanacak şeyleri, hayatının odağına koyup, o nimetler karşılığında “münafıkça bir iman”ın içinde olmayı istememe halidir. “O kadar inandık, tebliğ ettik, namaz kıldık, bunca koşuşturduk, karşılığını alırız artık.”deme küstahlığını terk eder sûfi. Yunus Emre’nin dediği gibi cennet dedikleri üçbeş köşkle üç-beş huri… Yani bunlar, onun nezdinde hayalleriyle yatılıp kalkılacak değerde değildir. Terk-i hesti, ben merkezli dünyanın yıkılması ve bu koca kâinatta ve bunca güç yetirilmez dert, tasa, musibet, afet içinde yaşarken "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" kibrinden, şöhretin tadına varmış olan insan halinden "ben kimim ki, ben neyim ki?" haline geçiştir. Elbette bu geçiş sık sık karşılaştığımız sahte “abi/hoca” mütevaziliklerinden ve bu tarz başka seremonilerden de değildir. Konun en ince ve en önemli noktası: Terk-i terk. Dünyayı ve ona malik olmayı, hükümdarlık isteğini terk etmiş, bu terk edişini rüşvet nevinden bir ahiret nimetine bağlamamış, kendisini ve kendine verdiği yüksek değeri umursamayan yahut bunları unutmuş insanın bu hâle girişini bir propaganda malzemesi yapmamasıdır terk-i terk. "İşte ben bu yolun yolcusuyum." demekten yüz çevirmek böyle bir tarikatlaşmanın/kurumsallaşmanın ve cemaatleşmenin/örgütlenmenin karşısında durma halidir. Terk-i terk makamı "terk etmeyi bir kalıp haline getirmeme bir putlaştırmama halidir." Bugün Nakşîlerde göreceğiniz zekât, fitre, kurban ve burs toplama hırsı; cemaat içi çekişmeler, hurilere ve cennete dayalı bir "sabretme" çağrısı, cemaatteki öncülere dair kişisel keramet anlatıları, övgüler, şiirler, cemaate adam toplama çabaları hep bu yolun kurumsallaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu denli bireysel ve başkaldıran bir hareket nasıl uysal bir koyun gibi baş eğmiş diye soranlar, konuyu incelemeye terk-i terkten başlamalılar. Şah-ı Nakşibend bu durumu şöyle dile getirir: "Ben şunu da terk ettim bunu da ardımda bıraktım demek aslında onları hiç bırakamadığını, unutamadığını gösterir." Terk-i Terkten Anarşizme Anarşinin tam anlamıyla bir kaos ve düzensizlik isteği olmadığını belirterek işe koyulayım. Bu tasavvufî anlatılarla anarşizmin çok fazla ortak yönü vardır. Hatta tek yumurta ikizi denecek kadar aynı olduklarını söylemek bile mümkün. Bu yazıyı yazmamanın sebebi de bu ortaklıkta pek başaranına denk gelmediğim terk-i terk makamına 1 Mayıs’ta şahit olmamdır. Bu yaz Anarşistler dünyanın en akıllıca işini yapmışlardı 1 Mayıs’ta.

Onun makamına ancak onun gibiler erebilirdi. O. millet/milliyetçilik kavramları ve bayrak sembolü ile başlayan mülkiyet ve iktidar hırsıyla savaşlar yapan insanoğlunun kaybettiği vicdan ve isyanın vücudu oldular. zeka ve birikim dolu hareketi kendilerini temsilen taşıdıkları ama putlaştırmadıkları hatta taşımaktan nefret ettikleri "bayraklarını" yakmalarıydı. tabu edinmeyen bir yapı görebilecek miyim?”.. "terk-i terk etmiş bir insana denk gelecek miyim?” sorularıma cevap oldu. Kendi bayraklarını kin ve nefret göstermeden yakıp salladılar. Çok içtikleri için bayraklarını yakmış olamazlar değil mi(!) Medya böyle söylemiş olabilir mi? . dışımdan bir kaç kez alkışladım onları. o durgunluk. Amerika. Yunanistan. Bayrak yakma deyince hakim paradigma bize Türkiye’de yaygın bir hareket olan İsrail. O anılmalıydı. 1 Mayıs’ta bayrak yakarak. "şehit ailesiydi" hem de artık diğer insanlardan farklıydı. O sakinlik. değil mi ki o bayrağı kutsayan bir din ve İLAH tasavvuru vardı ve bu ilah her bayrak için ayrı ayrı emrediyordu ölmeyi “şehitlik” ve “huriler” için. Anarşistlerin vicdan. uğrunda ölen gariban sayısınca değer ifade ediyordu ve halk bunu fena halde yemişti. bedel ödemişti. kanıtlamıştı kendini. Ki bayrak uğruna ölen birinin ailesi hem şerefli bir aileydi. Ermenistan bayrağı yakmayı hatırlatıyor. Tabi ayılınca beni hatırlayacaklarını tahmin etmiyordum. Nakşîliğin terk etmeyi teklif ettiği bütün maddeler bayrak ekseninde temsil ediliyordu. Arkadaşlarım beni beklemese gidip tanışmak isterdim her biriyle.Anarşistler.. Değil mi ki o bayrak. İçimden defalarca. o böbürlenmez hareket benim “günün birinde yolunu yöntemini övmeyen..