You are on page 1of 316

Michei Foucault'nun YKY'deki öteki kitapları:
Bu Bir Pipo Değildir ( 1993) Ders Özetleri (1970-1983) ( 2001)

MICHEL FOUCAULT

TOPLUMU SAVUNMAK GEREKİR

ÇEVİREN:

ŞEHSUVARAKTAŞ

Collège de France"ta verilen dersler (1975-1976) François Ewaîd ve Alessandro Fontana yönetiminde Maııro Bertani ve Alessandro Fontana tarafından M ichel Foucault M erkezi için Birlik çerçevesinde hazırlanan baskı

omo
I s t a n b u l

Yapı Kredi Yayınlan -1755 Cogito -120 Toplumu Savunmak Gerekir / Michel Foucault Özgün Adı: Il faut défendre la société Çeviren: Şehsuvar Aktaş Kitap Editörü: Orçun Türkay Düzelti: Fahri Güllüoğlu Kapak Tasarımı: Nahide Dikel Baskı: Şefik Matbaası Çeviriye temel alman baskı: "Il faut défendre la société", Cours au Collège de France (1975-1976) 1. Baskı: Istanbul, Aralık 2002 ISBN 975-08-0520-8 © Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş. 2001 © Seuil/Gallimard, 1997 Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş. Yapı Kredi Kültür Merkezi İstiklal Caddesi No. 285 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: (0 212) 252 47 00 (pbx) Faks: (0 212) 293 07 23 http:/ /www.yapikrediyayinlari.com e-posta: ykkultur@ykykulhir.com.tr İnternet satış adresi: http://www.estore.com,tr/bulvar/yky www.teleweb.com.tr

iç in d e k il e r

Uyarı * 9 1975-76 döneminde verilen dersler • 15 7 Ocak 1976 tarihli ders * 1 7 Nedir ders? - Uyraklaştırılan bilmeler. - Savaşımların ta­ rihsel bilgisi, soykütükleri ve bilimsel söylem. - Soykütüklerinin mizası, iktidar. - İktidarın hukuksal ve ekonomik olarak kavranması. - Baskı ve savaş olarak iktidar. - Clausevvitz'in aforizmasınm tersine dönüşü. 14 Ocak 1976 tarihli ders • 37 Savaş ve iktidar. - Felsefe ve iktidarın sınırları. - Hukuk ve kraliyet iktidarı. - Yasa, egemenlik ve uyruklaştırma. İktidarın analitiği: yöntem soruları. - Hükümranlık kuramı. - Disiplinci iktidar. - Kural ve norm. 21 Ocak 1976 Tarihli ders • 55 Hükümranlık kuramı ve egemenlik kurucular. - İktidar ilişkilerinin çözümleyicisi olarak savaş. - Toplumun ikili yapısı. - Tarihsel-siyasal söylem, kesintisiz savaşın söylemi. - Diyalek­ tik ve diyalektiğin kodlamaları. - Irklar savaşımının söylemi ve bunun transkripsiyonları. 28 Ocak 1976 tarihli ders • 77 Tarihsel söylem ve bunun taraftarları. - Irklar savaşımının karşı-tarihi* - Roma tarihi ve Kutsal Kitap" m tarihi. - Devrimci

Romalıların büyüklüğü ve çöküşü. tarih ve kamu hukuku. 11 Şubat 1976 tarihli ders • 125 Kökenlerin anlatısı . . . . . 18 Şubat 1976 tarihli ders • 151 Ulus ve uluslar.Tarih ve anayasa.Bilmelerin disipline sokuluşu. .Feodalitenin kökenleri.Roma fetihi. .İkili şema ve siyasal tarihselcilik.Hobbes'ta savaş ve hükümranlık.Aydınlanma sorunsalı ve bilmelerin soykütüğü. . . . güçler hesabı. devlet dairesi ve soyluların bil­ mesi.Hükümdarın bilmesi.Boulainvilliers'de savaşın üç genellemesi: tari­ hin yasası ve doğanın yasası."Franco-Galli". .İngiltere'de. parlamentaristlerde ve Levellers'da (Tesviyeciler) fetih söylemi. . 25 Şubat 1976 tarihli ders • 177 Boulainvilliers ve tarihsel-siyasal bir continuum'un kurul­ ması. devletin dili.Tragedya ve kamu hukuku. . . 3 Mart 1976 tarihli ders • 197 Tarihsel bilmenin taktik genelleşmesi.Kilise.Boulainvilliers'ye göre Germenlerin özgürlüğü üzeri­ ne.Boulainvilliers'den "Fransa'nın Durumu".İstila.Ulusal İki­ cilik. . . kralcılarda.Mahkeme kalemi.Irkın anlığı ve devlet ırkçılığı: Nazi dönüşümü ve Sovyet dönüşümü. .Feodalite ve gotik roman.Disiplinci bilmenin dört işlemi ve bunların etkileri. .Yöntem sorulan: epistemik alan ve burjuvazinin karşı-tarihselciliği. . . .Yabanıl ve barbar. . . . . . .Tarihin merkezi yönetimi. . Felsefe ve bilim. Devrim ve çevrimsel tarih.Devrimde tarihsel söy­ lemin yeniden canlandırılması. .Kuruluş.Fransa'nın verase­ ti. . hukuk. . .Soissons vazosu. 4 Şubat 1976 tarihli ders • 97 Yahudi düşmanlığına ilişkin yanıt. .Hobbes'un safdışı bırakmak istediği. . .Tarihselcilik.söylem.Savaş üzerine gözlemler. .Tarihin yeni bir öznesi. . savaşın kurumlan.Irkçılığın doğuşu ve dönüşümleri.Barbarın üç süzgeçten ge­ çirilişi: tarihsel söylemin taktikleri.Troya söylencesi.

. -N azizm . . Dersin konumu • 271 Kavram dizini • 299 Adlar dizini • 317 .Beden-insandan tür-insana: biyo-iktidarm doğuşu.Nü­ fus.Kuramsal sonuçları ve tarihsel söylem üzerin­ deki etkileri.Yeni tarihin iki kavranılırlık çizelgesi: egemenlik ve bütünlenme.Biyo-iktidarm uygulama alanı.Diyalekti­ ğin doğuşu. -Sosyalizm . . norm. . 17 Mart 1976 tarihli ders • 245 Hükümranlık iktidarından yaşam üzerindeki iktidara. .Ölüm ve özellikle de Franko'nun ölümü üzerine.Irkçılığın uygulama işlevleri ve alan­ ları. cinsellik. Yaşatmak ve ölmeye bırakmak. —Montlosier ve Augustin Thierry. Biyo-iktidar ve ırkçılık. . . .10 Mart 1976 tarihli ders • 223 Devrimde ulus düşüncesinin siyasal olarak yeniden gelişti­ rilmesi: Sieyes. .Disip­ linin ve düzenlemenin işleyişleri: işçi sitesi.

Collège de France'm eğitimi özel kurallara bağlıdır. kendilerini her seferinde derslerinin içeriğini yenilemeye zorlayan. "öğretim üyelerinin öğren­ cileri değil dinleyicileri olur" denir. Jean Hippolyte'in ölümüne dek başkanlığını yaptığı Felsefi Düşünce Tarihi kürsüsünün yerine. ne kayıt olmayı ne de bir dip­ loma sahibi olmayı gerektirir. Jules Vuillemin'in teklifi üzerine. Öğre­ tim üyeleri yılda 26 saat ders vermek zorundadırlar (bunların en fazla yarısı seminer biçiminde olabilir3). Collège de France dilinde. . Michel Foucault açılış dersini 2 Aralık 1970'te yaptı2. * * * Michel Foucault Collège de France'ta. Ve öğretim üyesi de hiçbir belge vermez4. Aynı kurul. Collège de France Öğretim Üyeleri Genel Kurulu tarafından kuruldu. Bu kürsü. Öğretim üyeleri her yıl. Ocak 1971'den Hazi­ ran 1984'teki ölümüne dek ders verdi -kendisinin her yedi yıl­ da bir öğretim üyelerine verilen dinlenme ve araştırma döne­ mine denk gelen 1977 yılı hariç. Derslere ve semi­ nerlere giriş bütünüyle serbesttir. 12 Nisan 1970'te Mic­ hel Foucault'yu yeni kürsünün1 sahibi olarak seçti.Uyarı Bu kitap Michel Foucault'nun Collège de France'ta verdiği derslerin basımının ilk bölümüdür. Kürsüsünün adı Düşünce sis­ temleri Tarihi'ydi. özgün bir araştırma sunmalıdırlar.

Fouca­ ult yalnız. sandalyesine ulaşmak için insanların üzerinde atlıyor. suya atlayan biri gibi. tam bir yalnızlık duygusu içinde oluyorum6.. eğitimcilerden. gaza basıp büyük bir hızla ilerliyor. kamuya açık derste açıklaması için Foucault'nun her yıl on iki saati var.] Konuşmasında hiçbir hi­ tabet yok. İrticalen konuşma konusunda hiç ödün vermiyor. ders iyi gitmediğinde. ceketini çıkarı­ yor. bir hışım arenaya girdiğinde. etki­ leyici bir ses. her şe­ yin tekrar yoluna girmesi için çok az şey.10 Toplumu Savunmak Gerekir Michel Foucault'nun dersleri Ocak ayı başından Mart sonu­ na dek çarşamba günleri oluyordu. araştırmacılardan. Le Nouvel Observateur*d e çalışan gazeteci Gérard Petitjean. kayıt ci­ hazlarını durdurmak için. Onunla konuşmak için değil. Ama bu soru asla gelmiyor. bir lamba yakıyor. İtiş kakış içerisinde. Salon üç yüz kişilik ama en küçük boş alanı doldur­ muş. Orada bulunan insanlarla bir aktör ya da akrobat türü ilişkim oluyor. Ve konuşmamı bitirdi­ ğim zaman. Bazen. Michel Foucault kendisi ve "seyircisi" arasındaki mesafeden ve dersin biçiminin görüş alış­ verişine pek az olanak tanımasından sık sık yakmmıştır5. her tür gerçek tartışmayı olanaksız kılıyor. Saat 19:15. Foucault duruyor. ders tiyatrolaşıyor. Bu yüzden olabildiğince sıkıştırıyor ve mektup sayfasının sonuna geldiği halde hâlâ söyleyecek çok şeyi olanlar gibi marjları dolduruyor. Öğrenci­ ler masasına üşüşüyorlar. öğrencilerden. dersin atmoseferini bakın nasıl aktarıyordu: "Fo­ ucault. Çok sayıda yabancının da bu­ lunduğu. Geçen sene boyunca yaptığı araştırmasının yönünü. Fransa'da topluluk içinde olmanın etkisi. kağıtlarını yerleştirmek için kayıt cihazlarını kenara itiyor. 1975 yılında. hızla. Sade ve müthiş etkili. Ya­ lancı mermerden apliklerle zar zor aydınlatılan salonda modernizme verilen tek ödün olan hoparlörlerden yayılan güçlü. bir soru yeter." Bu konuda sıra Foucault'nun yorumunda: "İleri sür­ düğüm şeyi tartışabilmeli.. me­ raklılardan oluşan çok kalabalık bir dinleyici kitlesi Collège de France'm iki amfisini dolduruyordu. Soru yok.. üst üste yığılı beş yüz kişi var [. Ve bir geri dönüş kanalı olmadığı için." Michel Foucault dersine bir araştırmacı gibi yaklaşıyordu: daha çok olası araştırmacılara çıkarılmış bir davet gibi formüle ..

çalışmasını buna göre tasarlayacaktır7. çıkacak bir kitap için yapılan keşifler. Derslerin güncelde de bir işlevi vardı. uzmanca bir derin bilginin. Bu kitap kaynak olarak Michel Foucault'nun kamuya açık konuşmalarını almaktadır. dinleyici her za­ man bunda şimdiye ve kendi tanık olduğu olaylara ilişkin bir ışık görebiliyordu. Kitaplar ve dersler arasında ortak izlekler olabilse de. Mic­ hel Foucault'nun gerçekleştirdiği "düşünsel eylemlerin" bütünü içerisindeki özel bir söylemsel düzene dayanır. Ve bunların olası en doğru transkrip­ siyonunu aktarmaktadır8. İzlemeye gelen din­ leyici kendini. haftadan haftaya oluşmakta olan anlatıya kap­ tırmıyordu yalnızca. XIX. yalnızca açıklamanın etkisiyle baştan çıkmıyordu. Collège de France'ta verilen dersler yayımlanmış kitapları bu nedenle tekrar etmez. Michel Foucault'nun mahareti güncelliği ta­ rihle harmanlamasıydı. 70'li yılların başından başlayarak.Uyarı 11 edilen. burada aynı zamanda güncelliğin de aydmlatılışmı görüyordu. Ders verirken Michel Foucault'nun gücü. dersler kitapların taslağı değildir. Derslerin kendilerine ait konumları vardır. Nietzsche'den ve Aristoteles'ten. Bu aktarımı olduğu gibi bırakmayı is­ terdik. kişisel bir güdümlülüğün ve olay üzerinde sıcağı sıcağına yapılan bir çalışmanın o ustaca kesiş­ mesinde yatıyordu. -o güne dek kendisini sarmış olan söylemsel oluşumların arkeolojisi ça­ lışmasına karşıt olarak. yüzyıldaki psikiyatri uzmanlığından ya da kırsal kesimde Hı­ ristiyanlığın örgütlenişinden söz edebilirdi. Michel Foucault'nun masası bunlarla hemen dolup taştı. noktalama işaretleri koymak ve . ko­ rundu. sorunsallaştırma zeminlerinin de açılmasıydı bu. Foucault burada çok özel bir biçimde bilme/iktidar ilişkilerinin bir soykütüğünün programını açar. Ama sözle anlatılandan yazıya geçiş yayıncının bir müda­ halesini gerektiriyor: en azından. Dersler (ve bazı seminerler) böylece kaydedilip. * * * Bant kayıt cihazlarının geliştirildiği ve yetkinleştirildiği yetmişli yıllarda.

dersin en iyi sunumunu oluşturur. Eleştirel yaklaşım karanlık kalan noktaları aydın­ latmakla. yani dersin bitiminden sonra kaleme alıyordu. baştan al­ malar silindi. Collège de France'ta verilen derslerin bu basımıyla. Michel Foucault bunu genellikle Haziran ayında. dersin başlıca eklem noktalarını belirten kısa bir özet yer alır. yinelemeler. Michel Foucault'nun kullandığı notlarda yer alan belirleyici değişiklik­ leri gösterir. Her zaman ilke. Uç nokta işareti kaydın anlaşılamaz olduğunu gösterir. Kaçınılmaz olarak göründüğünde. * * * . köşeli ayraçlar arasında tah­ mini bir bütünleme ya da ekleme yapıldı. Ders metinlerini içeren her kitap. kavranabilirliği kolaylaştırmak ve derslerin hazırlandığı ya da anlatıldığı koşulların unutulmasından kaynaklanabilecek yanlış yorum­ lardan sakınmak amacıyla. Sayfa altındaki asteriks işareti. gerçekten anla­ tılmış olan derse olabildiğince sadık kalmak oldu. Ders metnini Collège de France Yıllığı'uda. kesintiye uğramış cümleler tamamlandı ve doğru olmayan cümle kuruluşları düzeltildi. Michel Fbucault'nun "yapıtının" yeni bir yüzü yayımlanmış oluyor. Okumayı kolaylaştırmak amacıyla her dersin sonunda. Alıntılar kontrol edilmiş ve kullanılan başvuru kaynakları belirtilmiştir. sorumluluğunu editörün üstlendiği bir "bilançoyla" bitiyor. yayımlanan yapıt içinde yeni­ den konumlayarak ve kullanılan derleme içerisindeki yeriyle il­ gili bilgiler vererek biyografik. yayımlanan özeti izler. Cümle anlaşılmaz olduğunda ise. geri dönüşlü olarak. dersi. Bu onun için. kimi anıştırmalara açıklık kazandırmakla ve kritik noktaları kesinleştirmekle sınırlı kalır.12 Toplumu Savunmak Gerekir paragraflara ayırmak gerekiyor. burada okura. dersin maksadını ve hedeflerini ortaya çıkar­ mak için bir fırsattı. anlatılana oranla. Özet. ideolojik ve siyasal bağlam öğe­ leri sunmak söz konusudur. . Kelimenin gerçek anlamında. yayımlanmamış metinleri .

Defert & F. 7 Nisan 1975. 1976'da. bu baskı Michel Foucault'nun herkese avaz avaz söylediklerini yansıt­ maktadır. yayma ha­ zırlayan D. Paris. Bkz. II.1. Kendi­ sine bunun için candan teşekkür ediyoruz. Bu ders Gallimard yayınları tarafından Mart 1971'de Söylemin Düzeni başlığıyla yayımlanacaktır. Michel Foucault'nun notlarını elinde bulunduran Da­ niel Defert. 1954-1988. Michel Foucault da 1980'lerin başına dek bu biçimde ders verdi. Dits et Écrits [Söylenenler ve Yazılanlar]. 2 3 4 5 6 7 8 . 846). Gérard Petitjean. Michel Fouca­ ult öğleden sonra 17:45 olan dersin saatini sabah 9'a aldı. "Nietzsche. Ewald. tarih". Daha çok.umuduyla. yayıncılara bunları inceleme olanağı tanıdı. Galli­ mard. Gilbert Burlet'yle Jacques Lagrange'm yaptıkları ve Collège de France'a ve Saulchoir Kütüphanesi'ne teslim ettikleri kayıtlar kulla­ nılmıştır. 137.Uyarı 13 söz konusu değildir burada çünkü. Collège de France'ta verilen derslerin bu basımı. katılımcı sayısını azaltmanın -b o ş . Fransa'da olduğu kadar yurtdışmdan da gelen çok büyük talebi karşılayabilmeyi isteyen mirasçılarının izniyle ger­ çekleşti. s. özellikle. FRANÇOIS EWALD ve ALESSANDRO FONTANA NOTLAR 1 Michel Foucault. Yaymalar onla­ rın kendilerine gösterdikleri güvene layık olma çabasını güttüler. Lagrange'm katkılarıyla. "Les Grands Prêtres de l'université française" (Fransız Üniversitelerinin Büyük Papazları). soykütük. adaylığı için kaleme aldığı bir kitapçığı şu ifadeyle bitirmişti: "Düşünce sistemleri tarihine girişmek gerekir" ("Titres et travaux". bu ki­ tapta. Collège de France dahilinde vermez. s. Le Nouvel Observateur. 7 Ocak 1976 tarihli ilk dersin başı. Michel Fo­ ucault'nun. Bkz. J. 1 9 9 4 . Dits et Écrits. cilt. kullandığı ve çok daha ge­ liştirilebilecek olan yazılı metinlerin desteği dışında. Ve bu su götürmez bir ciddiyetle yapıldı.

1975-76 DÖNEMİNDE VERİLEN DERSLER .

Baskı ve savaş olarak iktidar. şu an Collège de France esas olarak bir tür araştırma kuruluşu olarak çalışıyor: araştır­ ma yapmak için bize para veriliyor. soykütiikleri ve bilimsel söylem. .] hangi yöne gittiğini kesinlikle size anlatmak zorunda olduğumu dü­ . her ne olur­ sa olsun.Soykütüklerin mizası.7 Ocak 1976 Tarihli Ders Nedir ders? . . .Savaşımların tarihsel bilgisi.. . yaklaşık olarak ne yaptığımı. hangi aşamada olduğumu.İktidarın hukuksal ve ekonomik olarak kavranması. yürütülen çalışmanın her­ kese açık ve az çok düzenli özeti nasıl yapılabilir? Dolayısıyla ben bu çarşamba toplantılarını bir eğitim etkinliği olarak değil daha çok bir çalışmanın. yapılan araştırmayı kim denetleyebilir? Bununla ilgi­ lenebilecek olanlar ve bu araştırmayı izlemek için bazı gerekçe­ leri olanlar hangi yoldan haberdar edilebilir? Sonuçta eğitim. bu derslerde ne yapıldığının biraz daha açıklığa kavuşmasını istiyorum. ikti­ dar. ona şu aşağıdaki ya da en azından benim salık verdi­ ğim diyelim. bu çalışmanın [..Uyruklaştırılan bilmeler. Burada. Uzun süre önce kurulduğunda kendisine yüklen­ mek istenen anlam ne olursa olsun.Clausezvitz'in aforizmasının tersine dönüşü. anlam verilmese ya da yüklenmese eğitim etkinli­ ğinin bir amacı olmazdı: madem araştırma yapmak için para alıyoruz. Bu durumda. yani kamuya açıklama yolu olmasa. . benim de bulundu­ ğum kurumun tam anlamıyla bir eğitim kurumu olmadığını bi­ liyorsunuz. üstelik hemen hemen istediğim gibi yürütmeme olanak tanınan bir çalışmanın bir tür kamuya açık özetleri olarak görüyorum. Ve sanıyorum. Bulunduğunuz.

Ama başka bir nedenden ötürü tıkanıklık oldu..] ve ben. tam anlamıyla hiçbir ilişki kuramadığım insanlardan oluşan bir dinleyici kitlesiyle karşı karşıyaydım. şemalar. Neyse yani ikisinin arası bir şeydi. azap desem aşırıya kaçar. bu kadar erken bir vakitte. Ama şu ya da bu bi­ çimde yaptıklarımla buluştuğu. bir buçuk saat boyunca şu ya da bu konuyu nasıl anlatabileceğim ve her şeyin ötesinde. düşünceler. Sizler dört buçukta gelmek zorundaydmız [. düşünce sahibi olmak. gereçlerdir: bunlarla ne istiyorsanız onu yapın. size anlatabi­ leceğim hem ilgi çekici hem de biraz bağmtısız olan şeyler yeri­ ne daha çok şu soruyla uğraşıyordum: insanları fazla sıkmaya­ cak biçimde. Bunlar araştırma yolları. Sonuçta.. geçtiğimiz yıllarda neler oldu­ ğunu biliyorsunuz: nedenleri pek anlaşılmayan bir tür enflas­ yon yüzünden. Bunu da belirttikten sonra. kazımak. Bunları kullanma biçiminize kurallar koymak duru­ munda olmadığım için beni ilgilendirmez. nasıl desem. bu kadar az bir süre için beni dinlemeye gelen insanla­ rın iyi niyeti nasıl karşılığını bulacak vb.çünkü birbirimizi gör­ müyorduk. Şöyle. O zaman kendime dedim ki: otuz ya da kırk . -size bunu öylesine söylüyorum. Bu bir gösterime bile dönüşemiyordu . bağlantılandığı ölçüde benim ilgimi çeker..her çarşamba akşamı böylesi bir cambazlığı yapmak zorunluluğunda olmak benim için tam bir. yani araştırma yapmak. salonun yarısı de­ meyeyim de. dinleyicilerin bir bölümü. bu benim ilgimi çeker ve aynı zamanda beni ilgilen­ dirmez. Öyle ki.. söylediklerimi bir ho­ parlörden dinlemek üzere başka bir salona gitmek zorundaydı. Şeyler fazlasıyla be­ lirsiz kalıyordu. bir. işa­ ret noktaları.18 Toplumu Savunmak Gerekir şünüyorum gerçekten. bütün bunlar tabii ki çalışmanın [tamamlanan çalışmanın] karşılığı değildi. sanırım aşağı yukarı tıkanma noktasına gelin­ mişti. çünkü. Öyle ki bu konu üze­ rinde aylar boyu çalıştım ve sanırım benim burada bulunma ve hatta sizin de burada bulunma nedeninizi bu oluşturdu. birtakım şeylerin üzerindeki tozu almak. ve yine bu doğrultuda size anlattıkla­ rımla istediğinizi yapmakta bütünüyle özgür olduğunuzu dü­ şünüyorum. sıkıntı de­ mek de biraz yetersiz kalır. bu dersleri gerçekten de oldukça özen ve dikkatle ha­ zırlayabiliyordum ve araştırmanın kendisi yerine.

aynı yollara. . burada her zaman küçük mikrofonlar var. sorularınızı yanıtlayabilirim vb. O halde nasıl yapmalı? Yasal olarak. bu salona giriş için kesin koşullar koya­ mam.. kendini çok tekrar eden ve dağınık araştır­ malardı. yüzyıldaki gelişimi ve kurumsal* Correspondant: bir bilim kurumuna ya da topluluğuna dışardan üye olan. ta­ mamlanmış. Ceza muhakeme usulü tarihi üzerine küçük küçük söyleşiler. ben biraz bıktım: yani. biraz bu söyleşileri ve buluşmaları. dün korespondammm* dediği gibi.). tutarlı bir bütün ve bir süreklilik oluşturamayan. birbirlerine çok yakın araştır­ malardı. Ya biri ya da öteki olmalı.] Sizi bu kadar erken kaldırdığım için beni affedin ve gelemeyenler adına da beni affedin. hatta bazen kitapçılarda bile buluna­ biliyor.n. Zaten. Do­ layısıyla bunu deneyelim [.ve bu araştırmaların sizin için olduğu kadar benim için de sakıncaları çoğalttığının iyice ayırdma varıyorum. psikiyatrinin XIX. Bu yüzden. bir araş­ tırmanın daha normal akışına sokmak.bu yüzden dedim ki: bunlar hep dolaşımda olacak. sonuçta hiçbiri bitimine ulaşmamış ve hatta bir devamı bile olmayan. ben bu sene sizlere neler anlatmak istiyorum? Şöyle ki. kimi durumlarda daktiloya çekilmiş oluyor. hem sonradan bunlar elden ele dolaşıyor -kimi durumlarda bu bant olarak kalıyor. Bunlar. konuşabilir. aynı konulara. belirli ve düzenli aralıklarla kendisine ilişkin açık­ lamalarda bulunmak durumunda olan bir çalışmanın. parçalı. tam olarak ne anlama geliyor ki?.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 19 kişi bir salonda bir araya gelebilsek her şeye karşın fena olmaz: yaptıklarımı yaklaşık olarak anlatabilir. öğrenci­ lerin artık dokuz buçukta kalkamadığını düşünerek dersi sabah dokuz buçuğa almak gibi vahşi bir yöntem benimsedim. kayıt cihazları. normal bir araştırma ya da eğitim uygulamasında olan alışveriş ve ilişki kurma olanak­ larına biraz olsun yeniden kavuşmak için sizlerle bağlantı kura­ bilir. kapatmak istiyorum -tabii araştırma öylesine kul­ landığımız bir sözcük. Bu­ nun pek de adil olmayan bir ayıklama ölçütü olduğunu söyle­ yeceksiniz: erken kalkanlar ve kalkamayanlar diye. bu top­ lulukla yazışan kimse (ç. gerçek­ ten de bunun amacı. buraya geldiğimden beri. aynı kav­ ramlara geri dönen. Peki.. dört ya da beş yıldır yürüttüğümüz bir dizi araştırmaya belirli bir noktada son vermek.

hepsi kendini yineliyor ve bir bağıntısı yok. ne seçildiği. Bütün bunlar yerinde sayı­ yor. kuşkusuz Batının en eski en ka­ . ya da ortaçağda Engizisyon üzerine düşünceler.20 Toplumu Savunmak Gerekir laşmasmı içeren konular. belgelere. Sonuçta siz ve ben bu parçalardan ne yapacağımızı göreceğiz. işi başından aşkınmış gibi öğretenlerin ölgünlüğüne çok uyardı. bana da. su üzerinde sıçrayan. Bütün bunlar. bir tür fazladan. hatta hiçbir yere var­ maması. buna inandıran ya da inanmak isteyen ya da bel­ ki de gerçekten buna inanan bir ispermeçet balinasına benzeti­ yordum kendimi. dış göstergeleri sayfa diplerinde hazır bulunan bir sonra­ dan görme zenginliğini. bilir­ siniz. artık ne görüldüğü. bunları sürdürmek ya da başka bir biçim kazandırmak düşüyor. izlenecek yollardı. kendisiyle iliş­ kili olan tüm tekniklerle bir anomali bilmesinin ve kuramının doğuşunun saptanmasıydı bunlar. gereksiz bir bilmeyi. aşağıda. size sundu­ ğum çalışmanın hem parçalı. hem de yinelenen ve bağmtısız bir gidişat kazanması. bir kapıya çıkmıyor. hani kitaplıklara. nereye gittikle­ ri pek önemli olmayan. en azından önceden belirlenmiş bir yöne gitmemesi önemliydi. Ne de olsa. tozlu yazıla­ ra. hiçbir düzene oturmayan bir karmaşa içerisinde birbiriyle kesişiyor. bir bilmeyi. Size bunları devam ettirmek ya da değiştirmek. yüzyıldaki mezhep uygulamalarından ya da XVIII-XIX. Te­ melinde bütün bunlar sürekli olarak aynı şeyden sözediyor ve belki de hiçbir şey söylemiyor. ne de kimse tarafından denetlendiği yerde. sizce nasıldı bunu bilmiyorum. kolay deşifre edilemeyen. yüzyıllarda çocuk cinselliği denetimlerinden yola çıkan bir cinsellik bilmesi tarihinin taslağı. ilerlemiyor. benim algıladığım biçi­ miyle. bir cinsellik tarihinin ya da en azından. İşte yaklaşık olarak durum buydu. derin. basılır basılmaz kapağı kapatılan ve ardından ancak birkaç yüzyıl sonra çekilip alındıkları raflar­ da yatan kitaplara tutkun olanların kişiliklerini etkileyen. Size şunu söyleyebilirim: ne de olsa bunlar. denir ya. gerektiğinde. asla okunmamış metinlere. tutarlı ve enine boyuna düşünülmüş bir yörüngeyi izlediğini düşündürten. "ateş­ li tembellik" denebilecek bir tür hastalıkla iyi uyuşurdu. nokta nokta çizgilerdi. Bu. bilgicilik ya da Yunan parası. XVII. kısacası. Köpükten geçici bir iz bırakarak.

hiçbir toplu dizgeleştirme tarafından desteklenmemiş olduğunu ve hâlâ desteklenmediğini iyi bildiğiniz söylemler bunlar. bana göre antikçağda bilinmeyen ve Hıristiyanlığın başında. Bana kalır­ sa. an­ laşılmaz biçimde yok edilemeyen bir gizli derneğe uyardı. söylemlerinin keskin etkisini . çok sınırlı bir döneme denk düştüğünü söyleyerek gerekçelendirebiliriz. gerçekten önemli olmasa bile. örneğin psikiyatri kurumunun işleyişinin önünü almak söz konusu olduğunda. yangınların uzağında. bir yandan oldukça kuşkulu olan şu genel kavramla. en fazla yirmi yıllık. Birçok şeyi düşünüyo­ rum. Ama. Ben yararsız derin bilmenin tatlı.refe­ ransları ne olmuşsa ve halen ne oluyorsa olsun. Bir yandan. bu yapmış olduğumu gerçekleştirmeme beni yönlen­ diren yalnızca bu farmasonluğa duyulan ilgi değil. varoluşsal çözümlemeyi1 ya da genellikle Marksizmden ya da Reich'm kuramından2 alman güncel dayanak noktalarım düşü­ nüyorum. yaşadığımız şu son on ya da on beş. bir başka bölümü de. sonuçta da çok bellli belirsiz biçim­ de Reich'a ya da Marcuse'e3 bağlanan saldırıların tuhaf etkisini düşünüyorum. Aynı zamanda geleneksel cinsellik ahlakına ya da hi­ yerarşisine karşı yapılan -öyle diyelim. kendi olağanüstü kuramsal yaratıcılığından başka hemen hiçbir şeye dayandırılmamış ve day andınla mayan Anti-CEdipe . Aynı zamanda ve daha kesin ola­ rak. kendisi de muğlak ve oldukça dolaylı.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 21 rakteristik gizli derneklerinden birine bağlı olan herkese uyar­ dı. istilaların. bana göre oldukça ilginç olan iki olayın al­ tını çizebileceğimiz bir dönemden söz ediyorum. ötekilerden daha kesin olmayan bir biçimde temelinde anarşist bir tematiğe dayanan saldırılardır bunlar. ormanların ücra köşelerinde hiç kuşkusuz ilk manastırların kurulduğu dönemde oluşan. aralıklı ve dağınık saldırıların etkililiği olarak adlandırabilece­ ğimiz şeyle belirginleşen bir dönem bu. Bir de yargı ve ceza düzenine yöneltilen saldırı­ ların etkililiği geliyor aklıma.saldırıların. antipsikiyatrinin sonuçta sınırları çok belirgin olan söyleminin. "sınıf adaleti" kavramıyla çok dolaylı olarak bağmtılanan. İlk kaynağı. bir bölümü. sevecen ve büyük farmasonluğun­ dan söz etmek istiyorum. yaptığımız ve biraz ampirik ve rastlantısal bir biçimde siz­ den bana ve benden size geçen bu çalışmayı.

bence bu kıt anlayışlı. gerçek­ te. naif ya da bön bir ampirizm anlamına gelmez. tiyatrolaştırılması vb. merkezileşmemiş. yani geçerliğini sağlamak için ortak bir rejimin vizesine gerek duymayan bir şeyi. oynanması. yaklaşık on beş yıldır olup bitenin bi­ rinci özelliği şu: eleştirinin yerel niteliği. Ama bu kuramlar. lime lime edilmesi. en azından kuşatan ve global olan kuramlara özgü demek istiyorum.22 Toplumu Savunmak Gerekir (Anti-Oidipus)4 gibi bir şeyin -bir kitabın demeye cesaret ede­ miyorum. belki başta öngörülmemiş olan bir şey açığa çıkıyor: totaliter kuramlara özgü ketleyici etki diyebile­ ceğimiz bir şey olacaktır bu. Her ne olursa olsun fatalite'nin bizzat sınırları içeri­ sindeki her tekrar. divandan koltuğa ge­ çen. söylemlerin hızla yayılan sı­ nırsız eleştirilebilirliği. uzun süre kesintisiz kalmış o çağıltının en gündelik uygu­ lamanın içinde bile sesini kısmayı beceren bir kitap ya da daha çok bir şey. bir olaydır bu. kuşatıcı ve global kuramların. Dolayısıyla şunu söyleyeceğim: on on beş yıldan beri. yerel eleşti­ rilerin bu şaşırtıcı etkililiği ve bu ezilgenlikle birlikte. herhangi bir kuramsal girişime açık olmak anlamına da gelmez. yine bu yolla. birinci nokta. söylemin kuramsal bütünlüğünün sanki askıda kalması. en sağlam ve bi­ ze. bir tür özerk kuramsal üretimi işaret eder. çekiştirilmesi. oldukça düzenli bir biçimde kısmi olarak kullanılabilir gereçler sağlamamış ve hâlâ da sağlamıyor olması değildir: Marksizm ve psikanaliz bunu açıkça kanıtlar. şey­ lerin. işte ortaya çıkan bu. Sanırım eleştirinin temelde yerel olan bu niteliği. uygulamaların. Ama. tersine çevrilmesi. . ölük bir eklek­ tizm. hatta ve belki özellikle en tanıdık. karikatürleşmesi.yarattığı etkiyi düşünüyorum. sanırım. parçalı ve özel. Bunun nedeni. gerçekte bir frenleme etkisine yol açmıştır. her günkü jestlerimize en komşu [-en yakın] olanları. bölge bölge kullanılabilir olan gereçleri sağlamıştır. koşuluyla ancak. oportünizm. kuramların. her ne olursa olsun parçalara ayrılması. bedenimize. genel olarak zeminlerin bir tür un ufak olabilirliği. yerinden kaydırılması. biraz gönüllü bir çilecilik de de­ ğildir. olası en büyük kuramsal yetersizlikte ken­ disini kendisine indirgeyecek. Demek ki. tam da. olgular içerisinde.

"bilme dönüşleri" diyebileceğimiz şeyle. Bu aşağısının bil­ melerinin. Çünkü çok basit olarak. onun içerisinden. sanırım "uyruklaştırılan bilme"den başka bir şey ve bir anlamda bambaşka bir şey anlamak gerekiyor. gibi. kalifiye edilmemiş bilmelerin. bir süredir olup bitenin ikinci özelliğine ulaşıyoruz: şöyle ki bu yerel eleştiri. ne ki tıbbi bilmeye hem koşut ve hem de marjinaldir bunlar. cezaevi kadar delilerevinin de gerçek eleştirisi­ nin yapılmasını sağlayan tarihsel içeriklerin belirimidir. bir suç sosyolojisi de değil. iş­ levsel tutarlılıklar ya da biçimsel dizgeleştirmeler içerisine gö­ mülmüş. para*" vb. bence. "uyruklaştırılan bilme­ nin" başkaldırısı diye adlandırabileceğimiz şeydir. hastanın. hatta diskalifiye edil­ miş bilmelerin yeniden ortaya çıkışıyla. yeterince özümlenir duruma gelmemiş bilmeler: naif bil­ meler. yalnızca tarihsel içerikler. derin bilgisinin olanakla­ rıyla yeniden ortaya çıkarttığı tarihsel bilme bloklarıdır. hiyerarşik açıdan aşağı bilmeler. "uyruklaştırılan bil­ meler" işlevsel ve sistematik bütünler içerisinde bulunan ve maskelenen ve eleştirinin. Ve "uyruk1 aştırılan bilme" derken iki şeyi kastediyorum. tabii ki bu tımarhane ya­ şamının bir göstergebilimi değil. ama bal gibi de. işlevsel düzenleme­ lerin ya da sistematik örgütlenmelerin tam da maskelemeyi amaçladığı çatışmaların ve savaşımların arasındaki farklılaşma­ yı bulmaya olanak tanıyabilir. "Bilme dö­ nüşlerinden şunu kastediyorum: geçtiğimiz yıllarda sıklıkla bir dizi tematikle karşılaşıldığı doğruysa eğer: "Hayır! artık bil­ me değil yaşamı istiyoruz". hastabakıcının.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 23 Ve işte bu noktada. "Uyruk1 aştırılan bilme" derken. kuşkusuz. İkincisi. bu bilmelerin: psikiyat­ riye uyarlanmış olanın. aynı zamanda kavramsal olmayan bil­ meler. . maskelenmiş olan tarihsel içerikleri belirtmek istiyo­ rum sonuçta. Bir yandan. hatta bu tematiğin içerisinde meydana geldiğini gördüğümüz şey. gerek duyulan bilimsel­ lik ya da bilginin düzeyinin altındaki bilmeler olarak diskalifi­ ye edilmiş bütün bir dizi bilmeyi anlıyorum. suçlu­ nun bilmesinin vb/nin yeniden ortaya çıkışıyla -ben buna "in* Elyazmasmda "p ara" yerine "yolculuk". Somut olarak söylersek. Demek ki. bana öyle geliyor ki bütün bu tematiğin altında. doktorun. onun içerisinden oluşageldi. "kitap değil. "artık bilgi değil gerçeği istiyoruz".

ve. şu son on beş yılın söylemlerinin eleştirisine asıl gü­ cünü kazandıran şeyin gerçekten de.24 Toplumu Savunmak Gerekir sanların bilmesi" diyeceğim (ki bu kesinlikle ortak bir bilme. yerel. uyruklaştırılan ya da gizlenen bu iki bilme biçiminde gerçekten de söz konusu olan neydi? Sava­ şımların tarihsel bilmesiydi söz konusu olan. bir sağduyu değil tersine özel bir bilme. bu diskalifiye edilmiş bilmelerin yeniden ortaya çıkışıyla eleştiri oluşmuştur. Diyeceksiniz ki: yine de burada. bölgesel bir bil­ me. birbirine bağlamayı istemek gibi tuhaf bir çelişki var. Ve böylelikle soykütüğü diyebileceğimiz şey. sayısız soy kütük araştırması ortaya çıktı. Bense. insanların bu yerel bilmesinin. teknik tarihsel bilginin o içerikleriyle. tam da bu ana değin istenildiği gibi yönetilen çatışmaların belleği yatıyordu. yerel. derin. aynı "uyruklaştırılan bilmeler" kategorisi içerisinde toplamayı. derin bilginin gömülü bil­ meleriyle. somut ve açık bir biçimde yönlendirilmediğinde bir anlamda nadasa bırakılmış bu insan bilmelerini. uzmanca bilgilerle yerel belleklerin birleşmesine dilerseniz "soykütüğü" diyelim. Dolayısıyla soykütüğüne ilişkin diyebileceğimiz bu etkin­ lik içerisinde. Sava­ şımların tarihsel bir bilmesinin oluşumuna ve bu bilmenin gün­ cel taktikler içerisinde kullanımına olanak sağlayan birleştirme­ ye. Her iki durumda. tekil bilmelerin. tam birliğe kavuşma durumunda olmayan ve gücünü an­ cak kendisini çevreleyenlere karşı gösterdiği keskinlikten alan bir bilmedir)-. ya da daha doğrusu. ortak anlamı olmayan ve. kesin. görüyorsunuz ki aslında burada. hem savaşımların kesin yeniden keşfi hem de çatışmaların ham belleği olan. soykütüklerinin geçici tanımı olacaktır demek ki. İnsanların dışla­ nan bilmesinde olduğu gibi derin bilginin uzmanlaşmış alanın­ da. bir yandaki kılı kırk yaran. kesinlikle kura­ mın soyut birliğinin karşısına olguların somut çokluğunu koy­ . bilgilerin ve bilimlerin hiyerarşisi tarafından diskali­ fiye edilen bilmelerin bağmtılanışmdan kaynaklandığını düşü­ nüyorum. uzmanlaşmış bilmeyle insanların bilmesinin birleşimi olarak bu soykütüklerinin oluşması tek bir koşulla mümkün oldu ve hatta bunlar denenebildi: bütün hiyerarşileri ve kuramsal avangardlarm tüm ayrıcalıklarıyla birlikte kapsa­ yıcı söylemlerin zorbalığının sona erdirilmesi koşuluyla. Son yıllarda sizinle birlikte bulmaya ça­ lıştığım.

ger­ çek bir bilgi adına. bilimsel olduğu düşü­ nülen bir söyleme özgü iktidar etmenlerine karşı savaş verme­ lidir. bilmeyi ya da henüz bilmeyle elde edilmemiş doğ­ rudan bir deneyimin büyülü etkilerinin adlandırılmasını. Soykütüğü. Ama "Bu bir bi­ . Bu. kelimenin bilindik anlamıyla. yöntemlerine ya da kavramlarına karşı değildir. birkaç kişinin elinde bulunan bir bilimin hakları adına süzgeçten geçirmeyi. bütün bağıntılarıyla bir siyasal aygıt içerisinde somutlaşsın. Soykütükleri bu durumda daha özenli ya da daha kesin bir bilim formu­ na yapılan pozitivist geri dönüşler değildir. sonuçta pek önemli değildir. onu izleyen. yazınsal metinlerin göstergebilimi konusunda sorulmuş olduğunu ve hâlâ sorulduğunu söyleyebiliriz. Soykütükleri çok kesin olarak karşı-bilimdir. Söz ko­ nusu olan bilmelerin başkaldırmasıdır. Daha açık olarak. kesintili. ya da en azından sizin için belki daha açık olacak biçimde şunu söyleyeceğim: uzun yıllardan beri. orta­ ya konmasını yadsımak da değildir. herhalde bir yüzyıldan fazla bir süredir. fa­ kat her şeyden önce. bizimki gibi bir toplum içerisinde örgüt­ lenmiş bilimsel bir söylemin kuruluşu ve işleyişine bağlı olan merkezileştirici iktidar etkilerine karşı bir başkaldırıdır. soykütüklerinin bilisizliğe ve bilme-olmayana ifade hakkı kazandırmak istemesinden kay­ naklanmaz. Aynı sorunun psikanaliz konusunda ya da daha beteri. Tam olarak bir bilimin içeriklerine. Aslında burada önemli olan. hiyerarşiye sokmayı isteyen birlikçi düşünce merciine karşı harekete geçirmektir. meşrulaştırılmamış bilmeleri. Bu. herhangi bir bilimcilik kisvesi içerisinde iyice oturmuş bilgilerin kesinliğini karşısına koymak için spekülatif olanı dışlamak kesinlikle söz konusu değildir. diskalifiye edilmiş. Bilim­ sel söylemin bu kurumsallaşması ister bir üniversitede ya da daha geniş biçimde pedagojik bir aygıt içerisinde somutlaşsın. bir pozitivizm de değildir. Marksizm bir bilim mi­ dir yoksa değil midir diye soranların ne kadar çok olduğunu biliyorsunuz. Mesele bu değildir.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 25 mak değildir söz konusu olan. yerel. bilimsel söylemlerin bu kurumlaşması ister psikanaliz gibi kuramsal-tecimsel bir ağ içerisinde ya da Marksizmde olduğu gi­ bi. Dolayısıyla bu soykütüğüne değin tasarıyı kateden bir ampi­ rizm değildir.

bilimsel bir söyleme sahibim ve bir bilgi­ nim' dediğiniz anda hangi konuşan özneyi. Marksist ya da psikanalitik bir söylemin. dolaşımda ve kesintili olan tüm bilme biçimlerinden koparmak için hangi kuramsal-siyasal avangardı başa geçirmeyi istiyorsunuz?" Diyeceğim o ki: "Marksizmin bir bilim olduğunu ortaya koymaya çabalarken size baktığımda. kuruluş yasaları. öncelikle şu soruyu sormak. yani birlikçi. Ve eğer Marksizme karşı bir düşüncemiz varsa o da Marksizmin gerçekten de bilime dö­ nüşebileceğidir. Marksizmi ya da psikanalizi ya da şu ya da bu şeyi bir bilime dönüştürmenizdir. bilimsel bir söylemle olan biçimsel ve yapısal benzer­ liğini soruşturmadan önce. biçimsel ve bilimsel bir kuramsal söylemin zorlamasına karşı durabilir ve mücadele edebilir kılmak amacını güden bir tür gi­ rişim olacaktır. hangi söylem sahi­ bi özneyi. günlük akışı. tarihsel bil­ meleri uyrukluktan kurtarmak ve özgür kılmak. Yerel bilmelerin -Deleuze5 belki de buna "m i­ . bir bi­ lim olma iddiasının. bilmelerin bilime özgü iktidarın hi­ yerarşisi içerisine kaydedilmesi tasarısına karşılık." Soykütüğü dolayısıyla. kul­ lanılan kavramlar içerisinde bilimsel bir pratiğe ne ölçüde ben­ zer olduğunu bilmeden önce." Daha özümlenir sözcüklerle olmasa da [en azından] biraz daha açarak şunu söyleyeceğim: Marksizm ya da psikanaliz gibi bir şeyin. beraberinde getirdiği iktidar tutkusunu sorgulamak gerekmez mi? Sorulması gereken soru ya da soru­ lar şunlar değil mi: "Bir bilim olduğunuzu ileri sürdüğünüz an­ da hangi bilme türlerini diskalifiye etmek istiyorsunuz? 'bu söylemi tutturan ben. Her şeyden önce sizin başka bir şey yapmakta olduğunuzu görüyorum. Batının orta­ çağdan bu yana bilime tahsis ettiği ve bilimsel bir söylemi izle­ yenler için saklı tuttuğu iktidar etmenlerini Marksist söyleme ve bu söylemi tutturanlara bağladığınızı görüyorum.26 Toplumu Savunmak Gerekir lim midir yoksa değil midir?" sorusuna soykütükleri ya da soykütüğü uzmanları şöyle cevap verecektir: "Tam olarak sizde eleştirdiğimiz şey. doğrusunu söylemek gerekirse. Sizin. hangi deneyim ve bilme öznesini önemsizleştirmek istiyorsunuz? Dolayısıyla yoğun. Marksizmin rasyonel bir yapısı olduğunu ve buna göre önermelerinin doğ­ rulama yöntemlerinden kaynaklandığını kesin olarak tanıtla­ makta olduğunuzu görmüyorum.

bir ara verme. işler belki de değişti. Görüyorsunuz. Şunu de­ mek istiyorum. önce dışlayıp ardından yeniden ortaya çıktıklarında görmezden geldikten sonra. kendi söylemleri ve kendi bilme ve iktidar et­ menleri içerisinde yeniden ele almaya bütünüyle hazır durum­ da olabilir. doğrudur ve ben de belirli bir noktaya kadar sürdürmeye çalışacağım. dört beş yıldan bu yana inatla yinelediğim bütün araştırma parçalan. En azından. yeniden sömürgeleştirilme tehlikesiyle karşı karşıya değiller midir? Ki bu birlikçi söylemler. birbiriyle kesişen ve askıda bırakılan bütün o sözler bu soykütüklerin öğeleri gibi düşünülebilirdi. dolaşıma sokuldu­ ğu andan itibaren. Soru: o halde böylesi güzel -v e görünüşe bakılırsa pek az doğ­ rulanabilir olan. cinsellik kuramına v b /y e ilişkin olabilecek bir şey­ lerden biraz daha almıyorum? Belki birtakım değişiklikler. toprak altından çıkarılmaya çabalanan bilme öğeleri türünden bu şeyler değerlendirilip. Ve bizler böylece ortaya çıkarılan bu parçaları koru­ mak istiyorsak. bir kere soykütük parçaları böylece ortaya çıkarıldı­ ğı andan itibaren. konjonktürde birtakım deği­ şiklikler olmasaydı buna devam edilebilirdi. bir an­ lamda diri durumda ve her türlü uyruklaştırmanm dışında de­ ğerlendirmemizi sağlayabilecek aynı güç ilişkisi içerisinde mi bulunuyoruz hâlâ? Bilmeler kendilerinden hangi gücü alıyor? Ve sonuçta. soykütüğü de. şu birlikçi söylemlerce yeniden kodlanma. bizim için belki bir tuzak gibi olan o birlikçi . on.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 27 nör" diyecektir. bunlardan yayılan boyun­ duruktan kurtarılmış bilmeleri harekete geçiren taktik olacaktır. kumdan çıkarılan bu bilmeleri. kopukluk6 düşüncesi neden sürdürülmesin? Neden ben devamını getirmiyorum ve neden psikiyatriye. bu bir bütün tasarısını yeniden kurmaya yarayacaktır. İki keli­ meyle şunu söyleyeceğim: arkeoloji. yerel gidimliliklerin çö­ zümlenmesinin yöntemi. savaşımın çehresi belki de aynı değil. artık bu bilme­ leri ilhak etmeye. bu yolla betimlenen yerel gidimliliklerden yola çıkarak.bilginin bilimsel aşamalandırmasma ve özün­ deki iktidar etkilerine karşı yeniden canlandırılması: işte bu parça parça ve dağınık soykütüklerinin tasarısı budur. ki geçtiğimiz on beş yıl boyunca bunu yapan bir tek ben değilim. hatta on beş yıl önce tanık olduğumuz duruma göre. beş.

dayatmayı istemem-. bi­ ze "bütün bunlar pek güzel hoş da. biriktirelim. soru. sonuçta bir savaşım -bilimsel söylemin iktidar etmenlerine karşı bilmelerin savaşımı.belki onu kesinlikle korkutmadığımızın göstergesidir.28 Toplumu Savunmak Gerekir söylemi kendi ellerimizle inşa etme tehlikesine düşmeyelim. nasıl isterseniz. meydan okuma olarak çoğaltılabilir. düşmanın sessizliğini. Juquin'den7 duyduğumuz türden önermeler ileri sürülüyor: "Bütün bunlar pek hoş. Ne var ki Sovyet psikiyatrisi yine de dünyada birinci. şunu söylemektir: devam edelim. Bunlara karşı en fazla. Az önce sizlere bu soykütük parçalarının belki yeniden kodlan­ ma riskiyle karşı karşıya olduğunu söylüyordum. bilmelerin soykütüğünü sarma­ ladığı suskunluk. Sovyet psikiyatrisi dünyada birinci. sanırım geçenlerde B. kuşkusuz bu se­ neden başlayarak ilerideki derslerde. kötü kurulmuş olduğunu gösteren tek bir Mark­ sist." Birlikçi kuramların. Ve bence onu korkutmuyormuşuz gibi davranmak gerekir. Düşmanın suskunluğu -[ve] bu her zaman akılda tutulması ge­ reken bir yöntembilimsel ilke ya da taktiksel bir ilkedir. kötü ilişkilendirilmiş. bizden korktuğunun bir kanıtı olarak düşünmek fazla iyimserlik olur. tuzak. haklısınız. Dolayısıyla bütün dağınık soykütüklere sağlam ve sürekli bir kuramsal zemin sağlamak değil -hiçbir biçimde onlara birleştirici bir tür kuram­ sal üst nokta saptamayı. nereye varıyor? Hangi yö­ ne? Hangi birlik için?" diyenlere karşı eğilim. daha doğrusu ihtiyat belki de devam etmek için bir neden oluşturmaktadır. soykütük parça­ ları böylelikle. Ne ki kolonileştirilme tehlikesiyle karşılacağımız an henüz gelmedi. belirli bir nokta­ ya kadar.bunu kendi terimleri içerisinde yeniden kuran ve bu soykütüklerinin yanlış. tek bir psikiyatr çıktı mı? Aslında işler öyle bir durumda ki elde edilen bu soykütük parçaları temkinli bir sessizlikle çevrili." Yanıtım şudur: "Tabii. kötü hazırlanmış. Ama kuşkusuz.söz ko­ nusu olduğu andan itibaren. Her durumda. biz de onu tam da öyle olmakla kı­ nıyoruz. bununla bir­ likte meydan okuyabilir ve şunu diyebilirdik: "Bir deneyin ba­ kalım!" Örneğin şunu diyebilirdik: antipsikiyatri ya da psiki­ yatri kuramlarının soykütüğü ele alındığından bu yana -üze­ rinden on beş yıl geçti. tek bir psikanalist. bilimsel söylemin bilim ve iktidar etmenlerine ve kurumlaşmasına karşı bilmelerin baş­ .

saçmalığı hem Nazizmin çöküş çizgisi. iktidar ve zenginlik ara­ sındaki benzerlik apaçıktır.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 29 kaldırmasında. göndermede bulunduğu bu kuramsal bütünlük içe­ risinde. be­ lirtmeme gerek yok ama. İktidar. Marksizmin kavranışı olarak geçen yaygın anlayış arasında ortak bir nokta bulu­ nuyor. işleyişleri. her bireyin elinde bulundurduğu ve. bir iktidar. somut olarak. iktidar ve mallar. bütünüyle ya da kısmi olarak. ki bu da benim istemediğim bir şey.amaç. keskinliği. etkileri. Ve buradan şunu demek istiyo­ rum: Klasik hukuksal iktidar kuramında iktidar. muhalif konuma sokulmasında yer «ilan mizayı ortaya çıkarmaya ya da belirtmeye çabalamak söz konusu olacaktır. bağıta dayalı alışveriş niteliğindeki hukuksal bir işlem modeline göre gerçekleşir. hedefi. Bunun sonucunda. bütün kuramlar içerisinde süregiden. Bu ortak nokta. şudur: son kırk yıl süresince saldırısı. Siyasal iktidarın oluşumu dolayısıyla bu dizi içerisinde.hukuksal bir bağıt ya da hak doğurucu bir bağıt yoluyla aktarılabilen ya da devredilebilen bir hak gibi görülür. ki bunu biliyorsunuz.Marksist anlayış ya da en azından. bir malın sahi­ biymişçesine edinilen ve bunun sonucunda. toplumun farklı dü­ zeylerinde. bağıntıları içerisinde saptamaktır. Grosso modo. savaşıma. şu ya da bu biçimde ekonomiden çıkarsanabilir mi? Bu soruyu sormamın nedeni ve bu yolla demek istediğim şu: çok büyük ve çok sayıdaki ayrımları kesinlikle gözardı et­ mek istemem. Bu soykütüklerinin mizası. . ama bana öyle geliyor ki bu ayrımlara rağmen ve bu ayrımlar içerisinde hukuksal ve liberal diyelim. çok çeşitli yayılımları olan çeşitli alanlarda kendini gösteren farklı iktidar aygıtlarını. yüzyıl düşünürlerinde rastladığımız anlayış. iktidar kuramı içerisinde "ekonomizm" olarak adlandıracağım şeydir. gücü. temlik ya da sözleşme niteliğindeki -şu an bu pek önemli değil. hem de Stalinizmin gerileme çizgisi üzerinde somut olarak ortaya çıkan şu iktidar nedir? İktidar nedir? Daha doğrusu -çünkü "iktidar ne­ dir?" sorusu tam da bütünü kavrayan kuramsal bir soru olacaktır. bir siyasal hükümranlık oluşturmak için devredebilecek olduğu şeydir. sanıyorum bütün bunların mizası şu olacaktır: iktidarın çözümlenmesi ya da iktidarların çö­ zümlenmesi. siyasal iktidar anlayışıyla -XVIII.

sağlamlaştırmaya. "Ekonomik işlevsellik". söz­ leşmeyle ya da güçle sahip olunan. Ayrıca elimizde. sürdürmeye mi yöneliktir? İkinci soru: iktidar mal üzerinden mi biçimlenir? İktidar. iktidar ilişkileri. iktidar temel olarak hem üretim ilişkilerini sürdürme rolünü. aktarılan. iktidarın "ekonomik işlevselliği" diyebile­ ceğimiz başka bir şey var. üret­ ken güçlerin ele geçirilmesine özgü özel koşulların ve gelişme­ nin olası kıldığı bir sınıf egemenliğini sürdürme rolünü üstlen­ diği ölçüde vardır. Bu durumda. ekonomi içeri­ sinde tarihsel varlık olma gerekçesini bulacaktır. iktidarın öncelikle ekonomik ilişkilerin ko­ . dolaşımda olan. iktidarı çözümlemek için farklı gereçleri mi kullanmayı denemek gerekir? Bu durumda ise. hem de. işlevsel bağımlılığa. ekonomiyle siyasal olanın ayrılmazlığı. öte yanda ise. müba­ dele prosedürü içerisinde bulan bir siyasal iktidar vardır. malların dolaşımı ekonomisi. Birincisi: iktidar. kazanılan. iktidarın verilmez. bir yanda biçimsel modelini. iktidar ilişkileri gerçekten de her zaman ekonomik ilişkilerle bir tür demet ya da bağ oluştursa da. ekonomik ilişkilerle derinlemesine bağıntılı olsa da. tabii ki genel Marksist iktidar anlayışını düşünüyorum: bundan başka bir şey değil. geri alınmaz olduğunu ama bir bağıt olarak işledi­ ğini ve ancak bir bağıt olarak var olduğunu öne süren şu sav var. siyasal iktidar tarihsel varlık olma gerekçesini ve so­ mut biçiminin ve fiili işleyişinin ilkesini ekonomide bulur. bu açık. ekonomiye göre her za­ man ikinci konumda mıdır? Her zaman ekonomi tarafından erekleştirilip bir anlamda işlevselleştirilir mi? Temel olarak ikti­ darın varlık nedeni ve hizmet amacı ekonomi midir? Bu ekono­ miye özgü ve onun işleyişi için asal olan ilişkileri yürütmeye. değiştokuş edilmez. Ama bu Marksist kavrayışta. belli bir bölgeyi besle­ yen. bir başkasını es geçen bir şey midir? Ya da tersine. Özetle.30 Toplumu Savunmak Gerekir Öteki durumda. ayakta tutmaya. devre­ dilen ya da geri alman. Önce elde. biçimsel eşyapılılığa değil fakat kesin olarak ortaya çıkarılması gereken başka bir niteliğe ilişkin olacaktır. İktidarın siyasal olmayan bir çözümlemesini yapmak için şimdilik elimizde ne var? Sanırım gerçekten de elde pek az şey bulunduğu söylenebilir. siyasal iktidar. Az değindiğim araştırmaların hedefini oluşturan sorun sa­ nırım şöyle ayrışabilir.

Öyleyse. sivil toplumda barışı egemen kıldığı ya da kılmaya giriştiği doğru olsa da. bir sınıfı. Ve siyasal iktidarın savaşı durdurduğu. yeniden kurmak ve . Sonuçta. onu temlik. sonuçta birçok güncel çözümlemenin somut ger­ çeğinden gelen anlık bir yanıt: iktidar asal olarak bastırandır. temel ve asal olarak baskıdır-. bireyleri baskı altına alandır. başka araçlarla sürdürülen savaş­ tır. tarihsel olarak belirlenebilir bir anda kurulan belirli bir güç iliş­ kisidir. Clausewitz'in önermesini9 tersine çevirece­ ğiz ve. baskı organı olmak. her şeyden ön­ ce savaşım. hatta onu üretim ilişkilerinin sürdürülmesi­ ne ilişkin işlevsel terimlerle çözümlemek yerine. sonra Freud. o da: iktidar. ama kendi içinde birincil olarak bir güç bağıntısı olduğunu öne süren öteki sav var. sözleşme. daha doğrusu iki soru: iktidar uygulanıyorsa. iktidarın. savaşın başka araçlarla sürdürülmesidir diyece­ ğiz. bir tür sessiz savaş yoluyla.eğer ikti­ dar tam olarak kendi içinde bir güç ilişkisinin ortaya konması ve konuşlanması ise. ikinci bir varsayım ola­ caktır. ya­ ni bana göre. Öncelikle şu: bizimki. savaştır. Bu varsayım içerisinde siyasal iktidarın rolü. baskı altına alan. bugünün sözcük dağarcığında iktidarın neredey­ se destansı nitelemesidir.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 31 runması ve sürdürülmesi demek olmadığını. Çağ­ daş söylemde durmadan yinelenen. Bunu önce Hegel söylemişti. bu uygulama nedir? Neden ibarettir? Mekaniği nedir? Burada elde bir etken-yanıt olduğunu söyleyebileceğim bir şey var. aslında çağdaş söylemin yeni bir şey söylemediği görülür. politika. bu­ nu kesinlikle savaşın etkilerini askıya almak ya da savaşın son çarpışmasında ortaya çıkan dengesizliği gidermek için yapmaz. savaş içerisinde ve savaş yoluyla. İşte sorular. Bu da üç anlama gelmektedir. Ve bu noktada. sonra da Reich8. Doğayı. bir toplum içerisinde işleyiş biçimine göre iktidar ilişkilerinin esas olarak demir atma noktası. bu güç ilişkisini sürekli olarak. içgüdüleri. çatışma ya da savaş terimleriyle çözümlemek ge­ rekmez mi? Böylelikle ilk varsayımın karşısında -iktidar meka­ nizması. devir terimleriyle çözümlemektense. iktidar çözümlemesi önce­ likle ve temel olarak baskı mekanizmalarının çözümlemesi ol­ mak zorunda değil midir? İkinci olarak -ikinci etken-yanıt olsun isterseniz. cezalandıran şey olduğu tanımıyla karşılaşıldığında.

Ve bu cümlenin tersine çevrilişi baş­ ka bir anlama da gelir: öyle ki. ekono­ mik eşitsizlikler ve dil içerisine yeniden yerleştirmek olacaktır. sürdürülen bir savaş olarak iktidar uygulamasını askıya alacaktır. nasıl ki baskı klasik siyasal hukuk kuramında. siyasal iktidarın anakalıbı olan sözleşmeyle . anında iki bü­ yük varsayımla karşılaşıyoruz: bir yanda. iktidarın mekaniz­ ması bastırmadır -dilerseniz ben buna kolayca Reich'm varsa­ yımı diyeceğim-. parçalara ayrılması. tersine. güç ilişkilerinin değişimleri -bir taraftaki yoğunlaşmalar. siya­ sal mücadeleler. Clausewitz'in aforizmasmm tersine dönüşü üçüncü bir an­ lamı da içeriyor: nihai karar ancak savaştan çıkabilir. Ve bizzat sa­ vaşın bölümleri. yazılacak olan bu savaşın tarihinden başka bir şey olmayacaktır hiçbir zaman. tersyüz oluşlar vb. kurumlar. Bu iki varsayım uzlaşmaz değildir. Bir tanesi. son muharebe getirecektir/yani son muharebe.bütün bunlar. yer değiştirmeleri olarak deşifre edilmelidir. Görüyorsunuz ki iktidarı çözümlemek için ekonomist şe­ malardan sıyrılmaya çalıştığımız andan itibaren. iktidar için çatış­ malar. so­ nuçta silahların yargıcı olmak durumunda kalacağı bir güç sı­ navından. Demek ki Clausewitz'in aforizmasmm tersine çevrilişine verile­ cek ilk anlam olacaktır bu: siyaset. ikinci olarak da: iktidar ilişkisinin temelini güçlerin savaşçı çatışması oluşturur . yüzyıl düşünürlerinde rastla­ yacağınız eski sistemdir. savaşta beliren güçler dengesizliğinin onayı ve sürdürülmesidir. hatta birbirine oldukça benzerlik göstererek birbirine bağlanıyor gibidir: ne olursa olsun. bu "sivil barış" içerisinde. iktidar konusunda iktidarla. yal­ nızca savaşın uzantıları olarak yorumlanmalıdır. bir siyasal sistem içinde. biraz benzer biçimde bastırma da. yani siyaset. devredilen temel bir hak olan iktidarla ilintilidir. savaşın siyasal sonucu değil midir? Demek ki iki büyük iktidar çözümleme sistemi karşı karşı­ ya konulabilir. Barışın ve onun kurumlarmm tarihi kaleme alındığında. XVIII. sonunda ama yalnızca sonunda. hukuki düzendeki hü­ kümranlığın kötüye kullanılması idiyse. yani.ki bu varsayıma da yine kolayca Nietzsche'nin varsayımı diyeceğim. Politikanın sonunu. insan bedenlerine varıncaya dek. bu hak. başka araçlarla sürdürülen savaştır. .32 Toplumu Savunmak Gerekir hatta bunu.

bu iktidar oluşumlarında kullanılan meka­ nizmaların. Kendimle fazla övünmeksizin. dahası sınır aşımı baskı olan sözleşme-iktidar. ve. Kul­ lanmaya çalıştığım şema gerçekte buydu. Geçtiğimiz yıllardaki derslerde söylediğim her şey hiç kuş­ kusuz savaşım-bastırma şeması içerisinde yer almaktadır. bir ege­ menlik ilişkisinin basitçe etkisi ve sürdürülmesidir. bastırma. "bastırma" ve "savaş" kavramlarına yakından bak­ mak. kesintisiz bir güç ilişkisinin seferber edilmesinden başka bir şey olmaya­ caktır. Bu bastırma . Ve böylece oluşturulan bu iktidar. Ne ki. Bastırma.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 33 birlikte. sözleşme açısından baskının olduğu şey. baskıya dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. çocuk cinselliğinin denetimi vb/nin tarihi konusunda. meşru olanla meşru olmayan arasında değil de savaşım ve boyun eğme arasında ol­ duğu bastırma-savaş ya da bastırma-egemenlik şeması. Ve bu durumda. sürekli bir savaşın işlediği o sözde barışın içerisinde. en azından. tam da az önce sözünü ettiğim soykütükleri konusunda. şu iki kavrama. Bir de. si­ yasal iktidarın ardında. yani bizzat sözleşmenin sınırlarına taş tığında. yani bir suistimal değil. siyasal iktidarı artık baskı-sözleşme şemasına göre değil de bastırma-savaş şemasına göre çözümlemeye çalışan öteki sislem olacaktır. en azından da­ ha fazlası olduğunu sizlere göstermeye çalıştım. çünkü hem bir sürü noktada hâlâ yeterince özümlenir değil -hatta hiç değil diyebilirim. bir kenara bırakılmalı. öyle olmasa bile belki de. bastırmadan çok başka türlü bir şey. uzun süreden beri bu "bas­ tırma" kavramından yine de sakındığımı düşünüyorum. ilk şemada olduğu gibi. ceza yasası. kendini aştığında. homurdanan ve işleyen şeyin her şey­ den önce. Demek ki iki tane iktidar çözümleme şeması var: bir an­ lamda hukuksal şema olan baskı-sözleşme şeması ve içindeki belirgin karşıtlığın. psikiyatri iktidarı. onu yeniden ele almak durumuna geldim. iktidar mekanizmalarının esas olarak bastırma mekanizmaları olduğu varsayımına ve şu ötekine. ya da dilerseniz. tersi­ ne. hükümranlığı oluşturandır. esas olarak bir savaş ilişkisi olduğu varsayımına bi­ raz daha yakından bakmak gerekiyor. Her koşulda. ben bu şemayı kullandıkça. tersine. Sı­ nırı.ve hem de kanımca bu "bastırma" ve "sa­ vaş" kavramları büyük ölçüde değiştirilmeli.

34 Toplumu Savunmak Gerekir çözümlemesini. siyasal yapısı içerisinde toplumun. ya da ötekilerin başkaldı­ rısına karşı egemenliklerini savunabilecekleri. İktidarın işleyişini çözümlemek için tam olarak savaştan mı söz etmek gerekir? "Taktik". . siyasal iktidarı bir savaş ola­ rak çözümleme olasılığı. çok basitçe. Ama dersin esası öteki kanada. "strateji". bir ya da iki ders bastırma kavramının yeniden ele alınmasına ay­ rılacak. gelecek ders ya da muhtemelen gelecek iki ders. Sivil toplumdaki savaşın ku­ ramcıları olarak bilinenleri. XIX. aynı zamanda da si­ yasal iktidar uygulamasının prensibi ve motoru olarak gerçek­ ten saptanabileceğini görmeye çalışacağım. ardından şu sivil toplum içerisindeki savaş sorununu ele almaya başlayacağım . iktidar mekanizmalarını ve et­ menlerini belirtmek için şu an çok yaygın kullanılan bu kavra­ mın. "bastırma" kavramının eleştirel olarak yeniden ele alınmasına. bana göre kesinlikle öyle olmayan­ ları. haklı olarak. ırk savaşımıyla sınıf savaşımının.muhtemelen bunu gelecek yıllarda da sürdüreceğim. kuşkusuz biraz bağmtısız biçimde anlattığım her şeyi biraz to­ parlamadan devam edemem. biraz olsun yeniden ele almadan. iktidar mekanizmalarını ve etmenlerini kavramakta nasıl ve nerede bütünüyle yetersiz kaldığını gösterme çabasına ayrı­ lacak10. öyle mi değil mi? Demek ki. bilmiyorum. ayrıca görece yeni olan temadan. zaferlerini savunabilecekleri ve bunu uyruklaştırma içe­ risinde kalıcı kılabilecekleri biçimde örgütlendiğini mi anlamak gerekir. güçler çatışmasının ikili şemasının ne ölçüde sivil toplumun temeli olduğunu. iktidarın işleyişi­ nin tarihsel ilkesi olarak şu savaş kuramını yeniden ele almaya çalışacağım. Bu durumda. bazılarının ötekilere karşı kendilerini. bu seneki dersin şeması şöyle olacak: önce. Sonra ırk sorunu bağlamında. ya da. yani Machiavelli ve Hobbes'u bir kenara bırakmakla işe koyulacağım. Savaşın. Ve bunu. daha basit olarak. yani savaş sorununa ayrıla­ caktır. çünkü. Batıda ilk kez. ırkların ikililiğinde ayırt edilmiştir. "güç ilişkisi" kavramları geçerli midir? Ne ölçüde geçerlidir? İktidar. savaşımın. silah ve çarpışmadan başka araçlarla sürdürülen bir savaş mıdır? İktidarın toplumu savunmayı üstlendiğine dair. yüzyıl sonunda. şimdilerde yaygınlaşmış.

Boston. Gallim ard/"Bibliothèque des sciences hum aines". "La recherche en psycholo­ gie". Der Einbruch der Sexualmoral.. Charakteranalyse. 1932. Maladie mentale et Personnalité. Verlag für Sexual­ politik. Paris. Salerno. 1981. cilt I. Beacon Press. II: 1970-1975. 1994. Selbstverlag des Verfassers. kitaplarının yazarı H. 1936. 1957. Paris. Copenhagen. Paris. "Introduction" à L. Reich: Die Funktion des Orgasmus. M orère'in sunduğu araştırm alar olan Des chercheurs s'intèrogent'da yer alır (Paris. Boston. (bkz. de Minuit. "La m a­ ladie et l'existence". W. Fransızca çevirisi Dits et Écrits'd e yer alır. 1964. sayı 1. sayı 281). 3) ve son yıllarda bu konu üzerine tekrar dönmüştü (bkz. zur Sexualökonomie der politischen Reak­ tion und zur proletarischen Sexualpolitik. Ma. 2 Bkz. Beacon Press. C openhagen/Prag/Z ürich. 4 G. Huisman. Paris. 2. Ma. 1957). M. Binswanger. Fo­ ucault bu konuyla daha ilk yazılardan beri ilgilenmişti (bkz. A. Desclée de Brouwer. IV: 1980-1988. Éd. I: 1954-1969. Colloqui con Foucault. 1954. Weber & D. Guattari.. Eros and Civilisation: A philosophical inquiry into Freud. PUF. Defert & F. ("antropo-fenomenoloji" ya da Daseinanalyse olarak tanımlanan) Husserl ve Heidegger'in felsefesinde yeni kav­ ramsal araçlar aramış olan o pskiatri akımına gönderm e yapıyor. Paris. Sexpol Verlag. Die Sexualität im Kulturkampf. L'Anti-Œdipe. "La psycholo­ gie de 1850 à 1950". III: 1976-1979. son üç metin Dits et Ecrits. Wien. J. 3 M. Internationaler psychoanalytisc­ her Verlag. böl. 19s 4" 1988. Tableau de la philosophie contemporaine. Foucault tabii ki burada. 1933. Le Rêve et VExistence.. 1954. Fischbacher. Capitalisme et schizophrénie.E. Presses uni­ versitaires de France. J. Berlin. 1927.7 Ocak 1976 Tarihli Ders 35 savaş fenomeninin ve siyasal toplum içerisindeki güç ilişkileri­ nin bunlara göre saptanmaya girişildiği iki büyük şemaya dö­ nüştüğü ana dek götürmeye çalışacağım. Foucault'nun U Anti-Œdipe için yaptığı "olay-ki- . La grange'm işbirliğiyle yaym a hazırlayan D. zur Psychopathologie und zur Soziologie des Geschlechtslebens. IV. Wien. 4 cilt. . 1972. 1933. Ewald. NOTLAR 1 Burada Michel Foucault. M arcuse'a gönderme yapıyor. Ver­ lag für Sexualpolitik. cilt IV. 1955 ve One-dimensional Man: Studies in the ideology of advanced industrial society. Massenpsychologie des Faschismus. Deleuze & F.

5 "M inör" ve "minorité" kavramları -bireysel özler olmaktan çok tekil olaylar.çok "eccéité*" yoluyla bireyleşmeler-. buna göre: "Sa­ vaş. "Minorite" aynı zamanda Guattari'nin geliştirdiği "moleküler" kavramına göndermede bulunur. Psychanalise et Transversalité. F. § V 182-340. bu önsözün Fransızca çevirisi için bkz. 58 ve 59 sayılı makaleler). s. Gallimard. Capitalisme et schizophrénie'd e geliştirildi (Paris. Vom Kriege. S. 1915 ve Die Zukunft einer Illusion. savaş "yalnızca siyasal bir eylem değil. 2 no'lu dipnot.. Reich'la ilgili olarak. 9. bölüm.). töz olma niteliğinden . ardından özellikle Deleuze ve Guattari tarafından kaleme alman Mille Plateaux. 1927. 9-40.Pour une littérature mineure'ae (Paris. bkz. I. 9 M. 1832). Dits et Écrits. Éd. bir dizi kuramsal ve yöntembilimsel açıklamayla yanıt vermişti (özellikle "Réponse à une question". § xxiv. Une archéologie des sciences humaines (Paris. Bununla birlikte. Esprit. III. no 189). Mayıs 1968. Internationale Zeitschrift fü r ärtzliche Psychoajialyse. eilt 3 (4) ve (5). I.36 Toplumu Savunmak Gerekir tap" yorumlamasını. 1966) yayımlandıktan sonra açılan tartışmayı kaynak alıyor. Essai d'analyse institutionnelle (Paris. bö­ lüm. New York. kitap. 1972) ve mantığı "oluş"un ve "yoğunlar"m mantığıdır. Gallimard. 6 M.e. elyazmaları arasına katılmış. . episteme kavramı ve kesikliliğin konumu konusun­ da. Foucault burada. Fransız Komünist Partisi milletvekili. Hegel.. metnin İngilizce basımına yazdığı önsözde dile ge­ tirdiğini anımsatmak gerekir (Anti-Oedipus. Berlin. Berlin. Cahiers pour l'analyse. Viking Press. 850-874 ve "Réponse au Cercle d'épistémologie". Freud "Das Unbewussten". 10 Yerine getirilmemiş bir sözdür bu. Deleuze ve F. özellikle Les Mots et les Choses. s. in Hinterlassene Werke. Bkz. kitap. siya­ setin başka yollarla sürdürülmesidir" (a. Grundlinien der Philosophie des Rechts.n. 1-2-3. daha sonra bunlar L'Archéologie du savoir'da yeniden ele alındı. Foucault. 1980). I. G. tam bir siyaset aracı. 1969. s. Carl von Clausewitz'in ortaya attığı ilkenin iyi bilinen formülasyonuna anıştırmada bulunuyor (Clausewitz. Deleuze tarafından "Philosop­ hie et minorité" (Critique. Le­ ip z ig /W ie n /Zurich. 1975) oluşturuldu. Guattari tarafından Kafka. V . VI. herhalde yabancı bir üniversitede verilmiş olan. § III ve VIII. böl. "bastırma" üzerine bir ders notu bulunmaktadır. Dits et Écrits. 8 Bkz. de Minuit. Paris. 7 O dönemde. siyasetin başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değil­ dir". bütün eleştirilere. Ed. Maspero. 28). 1821. 1976) yeniden ele alınacaktır. de Minuit. şubat 1978) makalesinde yeniden ele alındı. G. cilt. III. Internationaler Psychoanalytischer Verlag. Konu La Volonté de savoir'da (Pa­ ris.g. Guattari. Gallimard. 1968. 1977. kitap. Foucault. * Eccéité: bireyi başkaca her şeyden ayıran nitelik (ç. II.

Disiplinci iktidar. acaba savaşçıl ilişki. . muhtemelen. ik­ tidarın "nasılı"ydı. yüzyıldan günümüze toplumlarımız içerisindeki gerçek. tarihsel işleyişleri içeri­ sinde ele almak istiyorum. somut.Kural ve norm. üzerinde ilerlemeye çalıştığım ko­ nuya ilişkin bir durum saptaması yapmak istiyorum. egemenlik ve uyruklaştırma.Hükümranlık kuramı. çünkü bu. dolayısıyla savaş. . savaş modeli bağ­ lamında mı bulunabilir? Kaçınılmaz biçimde bununla bağlantılı olarak askeri kurumun. . savaşım.14 Ocak 1976 Tarihli Ders Savaş ve iktidar. Her ne olursa olsun.Felsefe ve iktidarın sınırları. askeri kurumlarm çözümlenmesiyle başlamak istiyorum. "İktidarın nasılı"nı incelemekti. iktidarın analitiği: yöntem soruları. önümüzdeki beş yıl içerisinde savaş. . pek ilerlememiş olan savaşa ilişkin araştırmalarım için bana zaman kazandıracak. kabaca son beş yıl boyunca disiplinler ele alın­ dı.Hııkuk ve krali­ yet iktidarı. Bu yıl iktidar ilişkilerinin olası çözümleme ilkesi olarak sa­ vaş üzerine bir dizi araştırmaya başlamak. savaşım.Yasa. kendim için. çünkü bu. bunları XVII. . Ben yine de geçtiğimiz yıllar boyunca söylemeye çalışüklarım konusunda bir saptama yapmak istiyorum. . yani iki sı- . 1970-71'den bu yana üzerinde gezinmeye çalıştığım şey. ça­ tışma terimleriyle deşifre edilen siyasal iktidarın bir kavranılırlık ve çözümleme ilkesi. aranızda geçen senelerde burada bulunmayanlar için bir dayanak noktası sağlayabilir. ordu ele alına­ cak. ama yalnızca başla­ mak istiyorum: siyasal iktidarın. Şimdiye dek.

İktidar tarafından hakikat üretimine bağlı kılınırız ve ancak hakikat üretimi yoluyla iktidar uygula­ yabiliriz. Oysa benim sormak istediğim daha alt­ tan gelen. gerçeklik. gerçeklik arayışını kurumsallaştırır. bu iktidarın yönlendirdiği ve dolayısıyla bu iktidarı sürdüren hakikat etmenleri var. öteki uç. gerçeği söylemeliyiz. hukuk ve gerçeklik arasındaki bu ilişki çok ayrı bir biçimde düzenleniyor. bunu meslekleştirir. ne yerleşebilir ne de ayırt edi­ lebilir. her şeyden önce gerçekliğin söylemi olarak kavranan felsefe. hukuk. oluşturur. mahkûmuz. bir üretimi olmaksızın ne işleyebilir. Benim sorunum bir anlamda şudur: iktidar ilişkile­ rinin gerçeklik söylemlerini üretmek için seferber ettiği hukuk kuralları nelerdir? Ya da daha da ötesi: bizimki gibi bir toplum­ da böylesine güçlü etkilerle donanmış gerçeklik söylemlerini üretme gücüne sahip olan şu iktidar biçimi nedir? Şunu söylemek istiyorum: bizimki gibi bir toplumda -so ­ nuçta hangi toplumda olursa olsun. bir üçgen söz konusu: iktidar. Bu iktidar içerisinde. soylu ve felsefi soruya göre çok olgu­ sal bir soru. kay­ deder. öteki sınır. bir işleyişi. iktidarın hukuk sınırlarını nasıl saptayabilir? Bu geleneksel sorudur. durmadan soruşturur.sayısız iktidar ilişkisi top­ lumsal kitleye nüfuz eder. bu iktidardan yola çıkarak ve bu iktidar yoluyla işleyen belirli bir gerçeklik ekonomisi olmadan iktidar uygulaması olmaz. hukuk ve gerçeklik arasındaki ilişkinin mekaniz­ masını değil ama yalnızca ilişkinin yoğunluğunu ve sürekliliği­ ni belirtmek için şunu söyleyelim: o gerçekliği talep eden ve iş­ leyişi için buna gereksinimi olan iktidar tarafından gerçekliği üretmeye zorunlu kılınırız. bu iktidarın ürettiği. onu belirler. ama sanırım bizim toplumumuzda iktidar. . Bu her toplum için geçerli. İktidar dur­ maksızın sorar. bu geleneksel. İktidar. bir dolaşımı.38 Toplumu Savunmak Gerekir mr ya da bunun mekanizmalarını iki işaret noktası arasında kavramaya çalışmaktı: bir tarafta iktidarı biçimsel olarak sınır­ layan hukuk kuralları ve öte yanda ise. gerçeği itiraf etmeye ya da bulmaya zorunluyuz. Şematik olarak şunu söy­ leyelim: sanırım siyaset felsefesine ilişkin olan ve şöyle dile ge­ tirebileceğimiz geleneksel bir soru var: gerçekliğin söylemi yâ da. çok basit olarak. Demek ki. iktidar ilişki­ leri gerçek söylemin bir birikmesi. bizi sorguya çeker.

gerçeğin boyun­ duruğu altındayız aynı zamanda. idari ve sonuç olarak mutlak iktidarın onu oluşturan teknik araçlarından biri oldu. en azından kısmen. bizzat yürütür. mahkûm ediliriz. Batılı her hukuksal yapıda merkezdeki kişiliğin kral ol­ . Roma hukukunun ortaçağın ortasına doğru yeniden hayata geçirilmesi -ki Roma İmparator­ luğunun çöküşünden sonra parçalanan hukuksal yapının bu­ radan yola çıkılarak yeniden kurulması büyük bir olay olmuş­ tur. kraliyet iktidarına karşı çevrileceği zaman. görevlere zorlanırız. krallığın denetiminden kaçaca­ ğı. kararı veren gerçek söylemdir. otoriter. gerçeklik et­ menlerine. dahası: iktidar kurallarına ve gerçek söylemlerin ik­ tidarına bağlı olarak bizler yargılanırız. şöyle ki gerçeklik yasayı ko­ yar. beraberinde özgül iktidar etmenleri taşıyan gerçek söylem­ lere: hukuk kurallarına. Ve başka taraftan. krallık iktidarının talebi üzerine ve çıkarı doğrultusunda.monarşik. yine bu iktidarın sınırları. toplumlarımızm hukuk yapısı buna aracı olmak ve doğrulanmasını sağlamak üzere yükseldi. belirli bir yaşam biçimine ya da belirli bir ölme biçimine adanırız.14 Ocak 1976 Tarihli Ders 39 ödüllendirir. Sonucun­ da. Hukukçuların krallık iktidarının ör­ gütlenişindeki ünlü. ayrıcalıklara ilişkin mesele söz konusu olacaktır. Sonuçta zenginlik üretmek zorunda olduğumuz gibi gerçeği üretmek zorundayız ve zenginlik üretmek için ger­ çeklik üretmek zorundayız. Krallık iktidarının isteği üzerine. Batıda hukuk krali­ yet siparişinin hukukudur. Bu çizgiye ilişkin şimdi birkaç şey söylemek isterim. ger­ çek söylem iktidar etmenlerini iletir. bu. aynı zamanda onun yararı­ na oldu. yinelenen. iktidar mekanizmalarına. Başka deyişle. Unutulmamalı ki. İzlemek istediğim güzer­ gâhın çok genel çizgisi yaklaşık olarak bu oldu. Dolayısıyla. Bu hukuksal yapı. sınıf­ landırılırız. sürekli tekrarlanan rolünü her­ kes biliyor tabii. biliyorum par­ çalı bir biçimde ve çok zikzak çizerek imlediğim bir yoldu. Hangi genel ilke beni yönlendirdi ve zorlayıcı yönergeler ya da almak istediğim yöntem önlemleri nelerdi? Hukuk ve iktidar ilişkileri konusunda genel bir ilke var: bence unutulmaması gereken bir olgu var: ortaçağdan bu yana Batılı toplumlarda hukuksal dü­ şüncenin oluşması temel olarak krallık iktidarı çevresinde oluş­ tu. kral olan ki­ şiyi çevreleyen hukuksal yapının oluşumudur bu. daha sonraki yüzyıllarda.

ama aynı zamanda hukukun (hukuk derken. Ve kralın iktidarı iki biçimde söz konusu olur: ya kral ikti­ darının hangi hukuksal kalıp içerisine konumlandığını. mutlak da olsa iktidarının temel bir hukuka tamı tamına uydu­ ğunu göstermek için. anımsattığım farklı küçük şeylerden söz ederken. Batılı toplumlarda hukukun temel sorunu olduğunu söy­ lemek. Hükümranlık sorunu­ nun. Batılı hukuk düzeni­ nin genel sistemi. Hukuk sistemi bütünüyle kral merkez­ lidir. bu iktidarın yasallığını koruması için hangi sınırlamalar içinde ve hangi sınırlamalara göre ikti­ darını yürütmesi gerektiğini göstermek için. şöyle ki sonuçta egemenlik olgusunun ve bunun sonuçla­ rının bertaraf edilmesidir. genel tasarı aslında çözümlemenin bu genel yönü­ nü tersine çevirmekti. Hukukçular ister kralın hizmetkarı ister düşmanı olsunlar. her koşulda genel örgütlenmesi içerisinde söz konusu olan bunlardır. her koşulda her za­ man kraliyet iktidarıdır. Kraldır söz konusu olan. bir tek yasayı değil.40 Toplumu Savunmak Gerekir duğunu düşünüyorum. yalnızca hukukun nasıl genel olarak bu egemenliğin ara­ cı olduğunu değil -bundan doğalı olamaz. hukukun tekniğinin ve söyleminin temel olarak. indirgenmesi ya da maskelenmesi istenen bu egemenlik yerine iki şeyi ortaya çıkarmaktır: bir yanda hükümranlığın yasal hakları ve bir yanda da yasal bo­ yun eğme zorunluluğu. hukuku uygula­ . temel sorun. hangi hukuk kurallarına boyun eğmek zorunda olduğunu. ya da tersine hükümdarın bu iktidarının nasıl sınırlanması gerektiğini. Tersini yapmaya. hukuksal düşüncenin ve bilmenin bu büyük yapıları içerisinde söz konusu olan. Ortaçağdan bu ya­ na hukuk kuramının asal olarak işlevi iktidarın meşruluğunu sabitlemektir: hukuk düşüncesinin. onun hakları. yani tersi­ ne olarak egemenliğin. kral. ki bu sanırım ortaçağdan bu yana bütü­ nüyle hukuk söyleminin yönüdür. monarkm gerçekten de nasıl hükümranlığın canlı bedeni olduğunu. ege­ menlik olgusunu iktidar içerisinde eritme işlevini üstlendiği anlamına gelir. iktidarının olası sınırları. sertliği kadar gizliliği bağlamında da bir olgu olarak öne çıkmasını sağlamaya çalıştım ve buradan yola çıkıp. burada amaç. etrafında örgütlendiği asal. hükümranlık sorunudur. iktidarı. Geçtiğimiz yıllarda.

Ve egemenlik derken. kuralların bütününü kastediyo­ rum). teknikler içerisinde somutlaştığı ve kendine. hukuk için temel olan. somut hatta gerekirse şiddet içeren müdahale araçları sağladığı yerde ele almak söz konusudur. kullandığı uyruklaştırma usulleri açısından bakmak ge­ rekir. bunun sonucunda bu kuralların ötesine uzandığı. yani iktidarı en bölgesel. kurumlarm içine yerleştiği. en yerel biçimleri ve kurumlan içerisinde. yerleştirilmesi gereken bir yasallık açısından değil. toplum içeri­ sinde uygulanan sayısız egemenlik biçimlerini: dolayısıyla merkezdeki konumu içerisindeki kralı değil.14 Ocak 1976 Tarihli Ders 41 yan aygıtların. Yönteme ilişkin önlemlere gelince. önce şu var: söz konusu olan. bu hükümranlık ve işbu hükümranlığa bağımlı bireylerin itaati sorununa kısa devre yaptırmak ya da bundan kaçınmak ve. son çizgilerinde kavramak. nereye kadar ve ne biçimde taşıdığını ve harekete geçirdiği­ ni göstermeye çalıştım. Dilerseniz bir örnek vereyim: felsefenin sunduğu biçimde. kurumlarm. Hal böyleyken. iktidarın belirlenmiş ve meşru biçimlerini merkezlerinde. çokbiçimli uyruklaştırma tekniklerinin sürekli iletim aracıdır. ister monarşi hukuku­ nun ister demokratik hukukun hükümranlığı içerisinde ceza­ landırma erkinin nerede ve nasıl kurulduğunu öğrenmeyi araş­ . kendisini düzenleyen ve sınırlayan hukuk kuralların­ dan taşarak. üstün yapısı içerisindeki hükümranlığı de­ ğil. Hu­ kuka. toplum içerisinde meydana gelen ve işleyen sayısız uyruklaştırmayı kastediyorum. birinin başkaları üzerindeki ya da bir topluluğun bir başka topluluk üzerindeki "bir" global egemenliğinin toptan olgusunu değil. Tersine iktidarı. Demek oluyor ki benim için mesele. kanımca. genel mekanizmalarının ya da toplu etmenlerinin neler olabile­ ceği bağlamında çözümlemek değildir. egemenlik ve uyruklaştırma sorununu belirgin kılmaktır. adli çö­ zümlemenin genel çizgisini kısa devreye uğratmaya ya da kes­ tirmeden dolanmaya çalışan bu çizgiden yürümeyi denemek için yönteme ilişkin birtakım önlemler almak gerekiyordu. hükümranlık değil egemenlik ilişkileri olan ilişkileri na­ sıl. kılcallaştığı sınırlarında. Hukuk sistemi ve yargı alanı. egemenlik ilişkilerinin. özellikle bu iktidarın. hükümranlık ve itaat sorunu yerine. karşılıklı ilişkileri içerisinde uyrukları.

somut kurumlar içerisinde nasıl somutlaştığını ve bu­ nu cezalandırmanın somut aygıtlarının hem kurumsal. Uyruklaştırmanm somut uygulamasını uyrukla­ rın oluşturulması olarak kavramak. bedenlerin. ister hapsetme olsun. başka deyişle iyice yerleş­ tiği ve gerçek etkilerini gösterdiği dış yüzü açısından incelemek söz konusuydu. uygulanışının hukuki­ liğinin giderek azaldığı sınırından kavramak: bu verilen ilk tembihti. labirent gibi bir sorudur) sormamak. aynı düzeyde ya da bedenleri uyruklaştıran. "neden kimileri egemen olmak is­ ter? Neyin peşindedirler? Toplu stratejileri nedir?" değil fakat.gerçek ve edimsel uygulamalar içerisine bütünüyle nü­ fuz ettiği taraftan incelemek. Hobbes'un Leviathan'd a1 yapmak istediğinin ve öyle sanıyorum ki sonuçta. çok geçici olarak. onu içinden kavramaya çalışmamak. İkinci tembih: iktidarı niyeti ya da kararı düzeyinde incele­ memek. tersine iktidarı.42 Toplumu Savunmak Gerekir tırmak yerine. güçlerin. işler nasıl tam da uyruklaştırma prosedürüyle aynı anda. uyrukların ufak ufak. "İktidar kimde? Kafasında ne var? Ve iktidara sahip olan neyi arar?" demeye gelen o soruyu (ki bence bu içinden çıkılmaz. dav­ ranışları yöneten sürekli ve kesintisiz olan o süreçler içerisinde oluveriyor sorusu önemlidir. bu. hedefi. bir anlamda iktidarı. bölgesel. birtakım yerel. nesnesi. hükümda­ rın nasıl yukarıda belirdiğini merak etmek yerine. hem fi­ ziksel. hem de şiddet içeren dünyası içinde görmeye çalıştım. cezalandırma er­ kinin. hem tüzüğe uygun. bir anlamda. arzuların. gerçek ve somut biçimde nasıl oluşturulduğunu öğren­ meye çalışmalı. Dolayısıyla. düşüncelerin vb çok­ luğundan yola çıkarak uyruğun. dahası tek bir bedenin nasıl oluşabileceğini bilmeyi sorun edinen bütün hu­ kukçuların yapmak istediklerinin de tam tersi olacaktır. enerjilerin. Başka deyişle iktidarı. Başka türlü söylersek. jestlere yön veren. Leviathan'm2 şemasını anımsayın: bu şemada Leviathan. uygulama alanı diyebileceğimiz şeyle doğrudan ve anında ilişkiye girdiği. alanların. bireylerin ve iradelerin çokluğundan yola çıkarak. gerçekten de cezalandırmanın. derece derece. idam. ister işkence. devletin birtakım kurucu öğelerince bir araya . niyetinin -eğer bir niyet varsa. imal edilmiş bir insan olarak. adı hüküm­ ranlık olacak bir ruhla dirimleşen tek bir irade.

Oyleysç. jestleri. üzerinde uygulandığı bir tür basit çekirdek.ola­ rak ele almamalı. Başka deyişle iktidar bireylerden düzgeçiş yapar.14 Ocak 1976 Tarihli Ders. kişileri boyunduruğuna ala­ cak ya da onları kıracak olan iktidarın gelip çarptığı. 43 getirilen birtakım ayrı bireyselliklerin pıhtılaşmasından başka bir şey değildir. hiçbir zaman bir zenginlik ya da bir mal gibi sahiplenilemez. masif. iş­ te bu tam olarak iktidarın ilk etmenlerinden biridir. Sanırım iktidar dolaşımda olan ya da daha doğrusu yalnızca zincir biçiminde işleyen bir şey gibi çözümlenmelidir. söy­ lemleri. dolaşımda bulunur. iktidar etmenleri tarafından uyruk olarak oluşturulan bedenleri incelemek gere­ kecektir . arzuları birey olarak kimlikleştiren ve oluşturan şey. bir bedeni. Üçüncü yöntem önlemi: iktidarı. sayısız ve suskun bir özdek olarak kavramamak. İktidar işler. Şurada ya da burada yeri belirlenemez hiçbir zaman. ona sahip olan ve yalnızca onu elinde bulun­ duranlarla. atom. Birey iktidarın bir etmenidir ve aynı zamanda. şu temel ruh sorununu ortaya koymak yerine sanırım çeperdeki muhtelif bedenleri. ağ oluşturur" . bence onun ilk etmenlerinden biridir. Ama devletin merkezinde daha doğrusu başın­ da onu bu biçimde oluşturan bir şey vardır ve bu şey de Hobbes'un tam olarak Leviathan'm ruhu olduğunu söylediği hü­ kümranlıktır. her zaman onun aracıları olurlar. İktidar ağ biçiminde işler ve bu ağ üzerinde bireyler dolaşmakla kalmazlar. Aslında. Şöyle ki bi­ rey iktidarın karşısında değildir. homojen bir ege­ menlik olgusu -b ir bireyin ötekiler üzerindeki.ki benim yapmaya çalıştığım buydu. hiçbir zaman birilerinin elinde de­ ğildir. Hiçbir zaman iktidarın rıza gösteren ya da âtıl hedefi olmazlar. bireyi. bir grubun öte­ kiler üzerindeki. bir sınıfın ötekiler üzerindeki egemenliği. bir etme­ ni olduğu ölçüde de onun aracısıdır: iktidar. iktidarın. uygulanır. sürekli olarak bu iktidara kat­ lanmak ve iktidarı uygulamak durumundadırlar. Yöntem konusunda alınacak önlemlerdeki dördüncü vargı ise şu: "iktidar. oluşturduğu birey­ den geçiş yapar. çok yukarıdan ve çok uzaktan ba­ kılması dışında. ona sahip olmayan ve ona katlananlar arasında paylaşılan bir şey olmadığını akılda tutmalıdır. Bu durumda kanımca. onlara uygulanmaz.

Aynı za­ manda "hepimizin kafasında faşizm vardır" ve daha temel ola­ rak: "hepimizin bedeninde iktidar vardır" da diyebiliriz. Bu. ilhak edildiğini ve daha genel ikti­ darların ya da ekonomik çıkarların. yönteme dair dördüncü önlem olacak. yayıldığını vb ya da bunların hâlâ nasıl ya­ pılmakta olduğunu görmek gerekir. kullanıldığını. bu belli bir noktaya kadar doğrudur belki. kendi yörüngeleri. kendini yansıtan. kanımca. en çok paylaşılan şeyi olduğu sonu­ cunu çıkarmak gerekmediği kanısındayım. mer­ kezden yayılacak. Aşağıya dek kendini çoğal­ tan. Sanıyorum. tekniklerinin. yüzyılın sonundan itibaren ve XVII. -bu da alınması gereken bir yöntem önlemidir-. kaydırıldığını. kolonileştirildiğini. ne ölçüde çoğaldığını.44 Toplumu Savunmak Gerekir dediğimde. hem özerk hem de sonsuzküçük olan bu iktidar teknolojilerinin oyunu içerisine nasıl sız­ dığını göstermelidir. deliliği ele ala­ lım. Şunu söylemek istiyorum: bana öyle geliyor ki -dolayısıyla bu. iktidarın. ne ölçüde toplumun en küçük öğelerine dek sür­ düğünü görmeye çalışacak bir iktidar sonucuna varılmaması gerektiğidir. Şunu söyleyebilirdik ve bu. dünyanın en iyi paylaşılan. global egemenlik değildir. tabii ki bu usullerin nasıl yer değiştirdiğini. Ve ik­ tidar -en azından belli bir ölçüde. Bence en alt düzeylerde iktidar olgularının. iktidarın beden­ ler aracılığıyla bir tür demokratik ya da anarşik dağılımı değil­ dir. kendi teknik ve taktikleri vardır. ardından da. ama bura­ dan yola çıkıp. iktidarın yukarıya doğru bir çözümlemesi­ ni yapmak gerekecek. ki bunların kendi tarihleri. sakınılması gereken yukarıdan aşağı yapılmış bir çözümleme olurdu: burjuvazi XVI. yani sonsuz-küçük mekanizmalardan yola çıkarak.bedenimizden geçiş yapar ya da yayılır. usullerinin nasıl etkide bulunduğu incelenmeli. yüzyılda egemen sim- .önemli olan. dönüştürüldüğünü. belirli bir noktaya kadar öyle olsa bile. Bunun biraz daha açık olması için bir örnek. yayıldığını. Gerçekten bütün bunlar söylenebilir. tersine. yer değiştirildiğini. değiştiğini ama özellikle de global olgularca nasıl kuşatıldığını. aşağıda nereye kadar uzandığını. kendi mantıklılı­ ğı ve bir anlamda kendi teknolojisine sahip olan bu iktidar me­ kanizmalarının giderek genelleşen mekanizmalar ve global egemenlik biçimleri tarafından nasıl sarmalandığını.

Hal böyleyken bu durumdan delilerin kapatılması sonucuna nasıl varılabilir? Bu sonuca her zaman varabilirsiniz. yüzyılın başında. deliliğin dışlanması. böylelikle yararsızlıklarını da açığa vuran bütün harca­ ma biçimleri sürülmüş. luınu yapmak her zaman kolay olacaktır ve nitekim benim de deştireceğim yan budur. kapitalist üretim sistemi o kadar kusursuz ve doğru işleyebilecekti. kesin olarak Reimut Reiche'nin4 yap­ tıkları budur. Tarihli Ders 45 l*ı dönüştü. Temelinde fazlasıyla kolaydır. bu işgücünün opti­ mum statüsünün sınırsız olduğu düşünülüyordu: ne kadar çok işgücü olursa. cinselliğin yasaklanması konusunda denetim mekanizmalarının nasıl etkili olduğuna. bu ilişkilere. burjuva sınıfının egemenliğinin genel görün­ güsünden her türlü sonuç çıkarılabilir. en azından XIX. doğ­ rudan doğruya çevrenin. bili­ yoruz ki. erken cinsel gelişmişliktir. çünkü bunun tam tersini yapabilir ve kesin olarak. yani aşağıdan başlayıp tarihsel olarak. bastırma ya da dışlama olgularının nasıl kendi gereçlerine. cezalandırma. oysa tersine. dilerseniz. ailenin. cezalandırılmıştır. sonuçta cinsellik yoluyla bir işgü­ cü oluşturmanın önemi ölçüsünde ihtiyaç duyulan şeyler bir cinsellik eğitimi. burjuvazinin egemen sınıf olduğu ilkesinden yol alarak. bu cezalandırma. belirli bir noktaya kadar Wilhelm Reich'm3. cinsel terbiye. Sanıyorum. çok basitçe XVII-XVIII. bundan cinsellik ve çocuk cinsel­ liği denetimlerinin kesinkes istenmeyen şeyler olduğu sonucu­ na varabilirdik. deliler konusunda değil de çocuk cinselliği konu­ sunda da yapabilirdik -birtakım insanların. bunlar hem doğru hem de yanlıştır. Bence yapılması gereken bunun tersidir.ve şunu diyebilirdik: burjuva sınıfının egemenli­ si temel alınarak çocuk cinselliğinin bastırılması nasıl kavrana­ bilir? Ee. kendi mantığına sa­ hip olduğuna. dışlanmış. Bu türden sonuçlar çıkarmak her zaman mümkündür. Gerçekten de. üret­ ken güçlerin oluşmasına indirgenemez olan bütün harcama bi­ çimleri.14 Ocak 1976. Aynı şeyi. sanayiye dayalı üretim­ de delinin nasıl tam anlamıyla yararsız birisi olduğu için kendi­ sinden kurtulunması gerektiğini açıklamak kolaydır. hücrelerin somut düzeyinde ya da toplumun en alt düzeylerinde. nasıl birtakım gereksinimleri karşıladığına bak­ . yüzyıllardan başlayarak insan bedeni asal üretim gücüne dönüştüğü için.

buna karşılık. polisin en alt derecesi vb'den oluşabilen gerçek etkenlerde aramak. mesele delilerin dışlanması ya da çocukların mastürbasyon yapmasının gözetlenmesi ya da yasaklanması değildir -bir kez daha söylüyorum. sonunda bu mekanizmaların nasıl gerçekten . bunların hepsidir. belirli bir konjonktürde ve belirli birtakım değişimler aracılığıyla. belirli bir andan itibaren ve incelenmesi gereken nedenlerden ötürü.46 Toplumu Savunmak Gerekir mak gerekiyor. bunlardan yol ala­ rak ve belirli bir bağlam içerisinde ve belirli nedenlerden ötürü bu tekniklerden doğan ekonomik çıkar ya da siyasal yararlılık­ ları göstererek. bunların etkenlerinin kimler. tam da deliliğin dışlanması. burjuva sistemi bunun tersi duruma kusur­ suz bir biçimde tahammül edebilir-. bir za­ manlar. yani iktidarın mikromekaniğidir ve burjuvazi bunun­ la ilgilenmiştir. ardından global mekanizmalar ve sonunda bütün bir devlet sistemi tara­ fından çok doğal bir biçimde kolonileştirilmiş ve desteklenmiş olmasıdır. en azından birçok kez yapmayı istediğim bir şeydi-. sonuç olarak sistemin nerede çıkarını bulmuş olduğunu kolayca gösterebiliriz sanıyorum -bu. Böylece. çıkar sağla­ dığı ya da gerçekten de nüfuz ettiği alan bunların dışlanması değildir. bir yararı temsil eden. aile. çocuk cinselli­ ğini gözetleme mekanizmalarının. aslında burjuvazinin neye ihti­ yaç duymuş olduğunu. Şunu da ekleyelim: Bu "burjuvazi" ve "burjuvazinin çıka­ rı" kavramlarının. Belirli bir andan itibaren. doktorlar. deliliğin. fakat bizzat dışlamanın tekniği ve yöntemidir. belirli bir siyasal yararlılık sağlamış olması. burjuvazi için bir yarar oluşturan. gerçek içerikten yoksun görünmesi öl­ çüsünde bakılması gereken. cinselliğin. gözetleme tesisatıdır. yakın çevre. akrabalar. Bu iktidar tekniklerini temel alıp. ekono­ mik olarak kazançlı ve siyasal olarak yararlı olmaya başladığını göstermek gerekiyor. çocuk cinselliğinin bastırılması gerektiğini düşünen bir burjuvazi ol­ madığı. ama deliliği dışlama mekanizmalarının. suçluların tıbbileştirilmesidir. ve bu iktidar mekanizmalarının nasıl belirli bir anda. neler olduğunu göstermek ve bu etkenleri kesinlikle genel durumuyla burjuva­ zi tarafında değil. belirli bir ekonomik kazanç. dışlama mekanizmalarıdır. en azından şimdi burada ortaya koyduğu­ muz sorunlar açısından.

Ama temelde. parlamenter demok­ rasi vesairenin bir ideolojisi olmuştur kuşkusuz. sistemi sağlamlaştıran ve sistemi bütünüyle işleten siyasal bir çıkar. Örneğin bir eğitim ideolojisi. iktidar uç mekanizmalarında işlediğinde. monarşik iktidarın bir ideolojisi. «una delileri dışlama usulleri. somut operatörler. eko­ nomik olarak büyük önem taşımayan cezalandırılmalarını ya da tekrar topluma kazandırılmalarını kesinlikle umursamaz. izle­ mek istediğim yönteme ilişkin dördüncü çizgi işte bu. bunlar denetleme aygıtlarıdır. Şöyle ki. burjuvazi çocuğun cinselliğiyle değil. yüzyıldan başlayarak ve yi­ ne belirli değişimlere göre. uyruklaştırma biçimleri. bu uyruklaştırmanm yerel sistemlerinin kullanılışları ve bağlantı­ ları ve son olarak da bilme aygıtları tarafına doğru yönlendir­ mek gerekiyor. bir bilmenin ya da daha doğru­ su ideolojik eşlikler ya da yapılar olmayan bilme aygıtlarının kuruluşu.14 Ocak 1976 Tarihli Ders 47 bütünün birer parçasına dönüştüğünü anlayabiliriz. ona eşlik eden ideolojiler tarafına yöneltmek yerine/sanıyorum iktidarın çözümlemesini egemenlik (hüküm­ ranlık değil). oluşan şeyin ideolojiler oldu­ ğunu sanmıyorum. suçluların. genel ekonomik-siyasal sistemin içeri­ sinde işleyiş kazanan bir yarar doğar. Dördüncü önlem. soruşturma ve araştırma usulleridir. Burjuvazi. kayıt teknikleri. Yönteme ilişkin bu beş önlemi özetlemek için şunu söyle­ yeceğim: iktidar araştırmasını hükümranlığın hukuksal yapısı. gözlem yöntemleri. takip edilmesini. Bur­ juvazi delilerle değil. burjuvazi için. organizasyonu ve dolaşıma sokulması olmaksızın bu işleyişi gerçekleştiremez. Bunlar somut eğitim ve bilgi biriktirme gereçleri. bunların yolunu açmıştır. suçlunun denetlenmesini. ceza­ landırılmasını. iktidar ağlarının uç noktasında. hatta gerektiğinde belirli bir ekonomik yararlılık doğurmuş. çocuğun cinselliğini de­ netleyen iktidar sistemiyle ilgilenir. devlet aygıtları. delilerin üzerindeki iktidarla ilgilenir. Başka de­ yişle: deliler burjuvazinin kesinlikle umurunda bile değildir. . Beşinci önlem: iktidarın büyük makinelerine ideolojik üre­ timlerin eşlik etmesi büyük bir olasılıktır. XIX. ıslah edilmesini sağlayan mekanizmaların bütü­ nünden. Buna karşın. Bundan çok daha azı ve çok daha fazlası var sanırım.

yüzyıldan. iktidarı erk teknikleri ve taktiklerinden yol alarak çözümlemek söz konusu. Ne ki. büyük bir ta­ rihsel olgu beliriyor sanıyorum. Bu tarihsel olgu şu: hukuksalsiyasal hükümranlık kuramı -iktidarı incelemek istiyorsak ya­ kamızı sıyırmamız gereken bu kuram. sonunda bizi bugünden başlayarak sözünü et­ mek istediğim sorunun içine biraz sokacak olan.48 Toplumu Savunmak Gerekir Sonuç olarak. ceza sistemi vb ko­ nusunda geçtiğimiz yıllarda [yürüttüğümüz] farklı araştırma­ larda benim de izlemeye çalıştığım yöntemsel çizgi bu. XVI. İktidarı Leviathan modelinin dışında. Leviathan modelinden. Sonuçta. yüzyılın iktidar sistemleri çevresindeki siyasal ve teorik savaşımın büyük gereci olmuştur. çocukların cinselliği. -iktidarı çözümlemek istediğimiz­ de içine düşme riski taşıdığımız o büyük tuzak olan. Ardın­ dan. Önce. psikiyatri iktidarı. ve XVII. feodal monarşiye ait olan bir somut iktidar mekaniz­ masına başvurdu. İkinci olarak. büyük idari monarşilerin ku­ rulması için gereç ve aynı zamanda kanıt işlevi gördü. Kısacası.ortaçağdan günümüze uzanır. ruhunu hükümranlığın oluşturduğu. yüzyıldan başlayarak. İşte sanırım izlenmesi gereken ve. XVI. bu alanı katederken ve yönteme değgin önlemleri benimserken. Ve öyle sa­ nıyorum ki. hem üretilmiş hem de bütünleyici olan şu yapay insan modelinden kurtulmak gereki­ yor. şu ya da bu yönde. XVIII. Roma hukukunun yeniden canlandırılmasına uzanır. Soyluların ya da parlamenterlerin elleri arasında gidip gelen bu hükümranlık kuramına krallık iktidarının temsilcileri ya da son feodaller safında da rastlarsınız. hukuksal hüküm­ ranlığın ve devletin kuruluşunun belirlediği alanın dışında in­ celemek gerekiyor. monarşi ve monark sorunu çevresinde oluşmuştur. tarihsel olarak.hüküm­ ranlık kuramı dört rol üstlendi. özellikle XVII. hükümranlık kuramı bir saftan öbü­ rüne geçen. yüzyılda Ro- . kraliyet iktidarını ya sınırlamak ya da tersine güçlendirmek amacıyla kullanılmış olan bir silah oldu. bedenini yurrttaşlarmm. daha din savaşları döneminde. onu kralın öldürülmesi ya da hanedanın değişmesi yanlısı Katoliklerin tarafında da bulur­ sunuz. aynı zamanda hem otomat. bütün gerçek bireyle­ ri kapsayacak. Onu monarşi yanlısı Katoliklerin ya da monarşi karşıtı Protestanların tarafında bulursunuz.

bu kez başka bir rol. dördüncü bir rol üstlenir: bu dönem­ li e.14 Ocak 1976 Tarihli Ders 49 usseau ve çağdaşlarında rastlayacağınız. Aralıklı olarak. Bu yeni iktidar mekaniği öncelikle. sürekli olarak gözetleme yoluyla uygulanan bir iktidar türüdür. Bir hüküm­ darın fiziksel varlığından çok. Roma hukukuyl^ ye­ niden etkin duruma getirilen. yüzyıllarda. [Bu kuram] iktidar yoluyla. otoriter ya da mutlak idari monarşilere karşı alternatif bir modeli.ica­ dı demek gerekir. çok özel usulleri. somut zorlamalarla dar güvenlik bölgelerine ayırmayı gerektiren bir iktidar türüdür ve. en üst düzeyden başlayıp en alt düzeye dek iktidarın genel mekaniğini. çok farklı bir tesisatı olan ve kanımca. Bana öyle geliyor ki. dayandığı sorunların. dar ya da geniş anlamda kavransın. kelimesi kelimesine. Bedenlerden. önemli bir olay meyda­ na geldi: buna. hükümranlık kuramının gerçekten de ele aldığı. en azından temel olarak. bedenler ve bedenlerin ne yaptı­ ğıyla ilgilenir. Devrim döneminde de üstlenmekte olduğu rol budur. süreğen vergi ve borç sistemleriyle değil. hükümranlık ilişkileriyle kesinlikle bağdaşmaz olan yeni bir iktidar mekaniğinin ortaya çıkışı . malların ve /enginliğin yer değiştirmesi ve sahiplenilmesiyle ilgilidir. yepyeni gereçleri. hem de bunları uyruklaştıranlarm gücünü ve etkililiğini büyütmek gerektiği ilkesine dayanan yeni bir ik­ tidar ekonomisini belirler. feodal tip toplum sürdükçe. mal ve zenginlikten çok. Hükümranlık kuramı. zamanın ve emeğin değil. toprak ve bunun verdiği üründen çok. XVII. iktidarın uygulanış biçimi hükümdar/uyruk ilişkisi terimle­ riyle yazılabilirdi. kesin olarak hü­ kümranlık kuramının betimlediği ya da aktarmaya çalıştığı ik­ tidar mekaniğine karşıdır. Ne ki. hem uyruklaştırılan güçleri. Sü­ . sonuç olarak toplumun bütü­ nünü kavrıyordu. Bence bu tür iktidar. zaman ve emek elde etmeyi sağlayan bir iktidar mekanizmasıdır. ve XVIII. Ve gerçekten de. uygulanış biçimini kapsadığı ayırt edilir. yine aynı hükümranlık kuramı­ dır. parlamenter demokrasilerin modelini kurmak söz ko­ nusudur. bu dört rolün izini sürersek. Başka deyişle hükümranlık ilişkisi. bedenler ve bedenlerin ne eylediğinden çok toprak ve toprağın ürünleri üzerinde uygulamada olan bir iktidar biçimine bağlıdır.

Hükümdarlık kuramı te­ rimleriyle betimlenemeyen. En­ düstriyel kapitalizmin ve bununla bağlantılı toplum türünün oluşturulmasının en büyük araçlarından biri olmuştur. "disiplinci" iktidardır. XVIII. iktidarı. yalnızca varlığını sürdürmekle kalmadı.50 Toplumu Savunmak Gerekir rekli bir gözetimin kodlanmasını değil. bunlar ister kuram ister yasa olsun. yüzyıl Avrupası'nm benimsediği hukuk yasalarını düzenlemeyi sürdürdü. Napoléon yasalarından5 başlayarak XIX. mutlak iktidarı. disiplin mekanizmaları üzerine. ortak hükümranlığa eklem­ lenen bir kamu hukukunun yerleştirilmesini sağladı. iktidarın mutlak tasar­ rufu içinde kurmayı sağlayandır. Hükümranlık kuramı. hü­ kümranlığın demokratikleşmesini. sanırım. devletin hükümranlığı içerisinde. hükümdarın fiziksel varlığından yola çıkan ve onun çev­ resinde kurmayı sağlayan bir teoridir. hukuksal sistemler. kendi hükümran haklarını garanti eden bir hukuk sisteminin eklenmesini sağladı. yüzyılda monarşiye karşı ve disiplin­ ci toplumun gelişmesinde yoluna çıkabilecek bütün engellere karşı sürekli bir kritik araç görevini gördü. hükümdarlık kuramı. iktidarı en az masraf ve azami verimli­ likle hesaplamayı değil. hükümdarlık kuramı. yöntemlerini maskeleyen. etkide bulunduğu her kişiye. kesintili ve süreğen ver­ gi ve zorunlu hizmetlerin hukuk terimleriyle yazılmasını sağla­ yandır. diyelim huku­ kun ideolojisi olarak. Neden hükümranlık teorisi büyük hukuk yasalarının ideolojisi ve dü­ zenleyici ilkesi olarak böyle varlığını sürdürdü acaba? Sanıyorum bunun iki nedeni var. di­ siplin içinde egemenlik ve egemenlik tekniklerine ait olabilecek şeyleri silen ve sonuçta. Başka bir deyiş­ le. dolayısıyla hükümranlığın formu­ na yabancıdır. şöyle diyelim dilerseniz. bu düşünce ve bunu merkez alan bir hukuk yasasının düzenlenişi. Bir yanda. kesin biçimde ayrışık olan ve normalde hükümdarlık kuramının o büyük hu­ kuksal yapısının yokoluşunu da sağlamış olması gereken bir iktidardır. Ama öte yandan. kesintisiz ve düzenli gözetim sistemlerinden değil. tam da hükümranlığın demokratikleştirilmesi. burjuva toplumunun en büyük buluşlarından bir tanesidir. gerçekte. bu. Demek ki kesinlikle hüküm­ darlık terimleriyle yazılamayan bu yeni iktidar türü. doğrulanamayan. ve de XIX. Oysa. Hü­ kümdar olmayan bu iktidar. disiplinci zorlama .

asla biri ötekiyle örtüşemez. oysa onun zorunlu eşlikçisidir. toplumsal varlığın hükümranlığı çevresinde eklemlenen bir yasama. bilme aygıtları. öylesi­ ne ayrışıktır ki. Demek ki disiplinler kurala ilişkin olacak bir söylemi taşıyacaktır: hükümdarlıktan türetilmiş hukuksal yasanınkini değil. Bir hükümranlık hukuku ve bir di­ siplin mekaniği: sanırım iktidar uygulaması bu iki sınır arasın­ da gidip gelir. yani normun söylemini. XIX. bir yanda da. hukuksal yapı değil. Bu. bir yanda hükümranlığa ilişkin olan geveze ve apaçık bir hukuk sistemi. Böylece. gizlilik içerisinde çalı­ şan ve büyük iktidar mekaniğinin sessiz yeraltmı oluşturan suskun ve karanlık disiplinler bulunuyor anlamına gelmez. bilgi ve sayısız bilgi alanı yaratıcısıdır. ama hukukun söylemi. bilme ve bil­ gi oluşturan bu aygıtların düzeni konusunda çok yaratıcıdır ve bir söylemin. disiplinci zorlamalardan oluşan dar gü­ venlik bölgelerine ayırma var. bir kamu hukuku düzenle­ mesi var. alttan alta. Modern toplumlarda iktidar. bir söylem. yasalarla canlandı­ rılan. Disiplinin söylemi yasanın söyle­ mine yabancıdır. aslında işbu toplumsal varlığın bü­ tünlüğünü sağlayan. tamamlanan hukuk aygıtı içerisinde hükümranlık düşün­ cesinin verilmesi gerekiyordu. tüzel söylem olamayan bir söylemin taşıyıcısıdırlar. Ne ki bölgelere ayırma işleminin bu hukuk içerisine hiçbir biçimde aktarımı yapılamaz. az önce size sözünü ettiğim nedenlerden ötürü. yüzyıldan günümüze dek modern toplumlarda bir yanda. doğal kuralın. Disiplinlerin kendisi. insan bilimlerinin alanı . hükümranlığa değgin bir kamu hu­ kukuyla çokbiçimli bir disiplin mekaniği arasındaki gidiş geli­ şiyle. buradan başlayarak ve bizzat bunun içerisinde uygulanır. hem egemenlik mekanizmaları olarak uygulanmak hem de iktidarın somut uygulaması olarak gizlenmek zorunda olduğu andan itibaren. bu koşulda ve bu nedenle oldu. hükümran istencin etmeni olarak kuralın söy­ lemine yabancıdır. aynı zamanda da. Ama bu iki sınır öyle bir özelliğe sahiptir. Disiplinler. bu ayrışıklığın. As­ lında disiplinlerin kendi söylemi vardır.14 Ocak 1976 Tarihli Ders 51 mekanizmalarıyla temelde tıka basa doldurulduğu anda. Yasaya değil fakat normalleştirmeye ait bir kodu belirleyeceklerdir ve kaçınılmaz olarak. Daha da özetlersek şunu söyleye­ biliriz: disiplinci zorlamalar.

bileşiyorlar demek istemiyo­ rum ama. disiplinci normalleştirmeler. bulanık alanının yavaş yavaş bilime nasıl eklendiği değil kesinlikle: insan bilimleri. çatışması olduğunu düşünüyorum: bir tarafta hükümranlığın çevresinde hukukun örgütlenişi ve öte tarafta da. bu eski ilke üzerine eklemlenmiş bir hukuka başvur­ mak ya da buna geri dönmektir. bir tür hakem söylem. elimizde var olan ve besbelli sağlam olan tek yol. Ve tam olarak tıbbın yayılım alanında. Bu nedenle. şu son yıllarda göstermeye çalıştığım şey. birinin ötekiyle uyuşmazlığı giderek daha belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor. kesinkes ayrışık olan iki meka­ nizmanın ve iki söylem türünün yan yana gelmesi. söylemlerin. ke­ sin bilimlerin uç cephesi üzerinde. bir klinik bilmenin tüzebilimi olacaktır. kanımca. tam olarak. arzuların vb'nin genel olarak tıb­ bileştirilmesi. tutumların. disiplinin bu teknikle­ rinin. onun bilimsel kutsallaştırm asıyla nötr­ leşecek bir tür iktidar ve bilme giderek daha çok gerekli oluyor. disiplinden doğan bu söylemlerin hukuku istila ediyor olması. davranışla­ rın. normalleştirme yöntemlerinin yasanın yargılama usul­ lerini giderek daha çok sömürgeleştiriyor olması. Daha açık olarak şunu demek istiyorum: bence normalleş­ tirme. bilimsel bilmeye bağlı bir iktidarın şu yükselişine karşı. disiplinlerce uygulanan zorlayıcı önlemlerin mekaniği. Bu da şunu getiriyor. disiplinin mekaniği ve hukukun ilkesinin sürekli olarak. bir anlamda birbirini kısıtladığı ya da alışverişte bu­ lunduğu ya da çatıştığı görülüyor. bir "normalleştirme toplumu" diye adlandıracağım şeyin tüm işle­ yişini açıklayabilecek olandır.52 Toplumu Savunmak Gerekir olan bir teorik ufka yöneleceklerdir. insan davranışının belirsiz. hükümranlık çevresinde örgüt­ lenmiş. İnsan bilimlerinin söylemi­ ni bütünüyle olası kılan sürecin. disiplinci mekaniğin gasplarına karşı. bizler fiilen öyle bir durum içinde bulunuyoruz ki. kesin bilimlerin ussallığının ilerleme­ siyle yavaş yavaş oluşmuş değildir. somut . disiplinin ve hükümranlığın ayrışık iki örtüsü­ nün buluştuğu cephede gerçekleşiyor. Tıbbın gelişmesi. hükümranlığın hukuk siste­ miyle giderek daha çok karşı karşıya geliyor. Ve bu disiplinlerin tüzebilimi. Sonuç olarak. zor. Günümüzde iktidarın bu hukuk ve onun teknikleri içinden işliyor olması.

olmazsa savaş meselesi­ ne geçeceğim. hükümranlığa ve onun içerdiği normal­ leştirmeye yapılan hukuksal ve disiplinci çifte göndermeyle da­ ha baştan kirlenmiş. anti-disiplinci. disiplinlere karşı daha doğrusu disiplinci iktidara karşı savaşım vermek için. sonsuza dek bu biçimde yürütemeyiz: disiplinci iktidarın etmenleri. daha önce söylenmiş şeyleri yinelemek­ ten biraz bıkkınlık gelmemişse ve çarçabuk savaşla ilgili konu­ lara geçmezsem. disiplin karşısında hükümranlığa başvurarak sınırlanamaz. çürütülmüş olur. . Kanımca "cezalandırma" kavramı. Doğrusu. İs­ teğim ve cesaretim olursa. hükümranlık hukuku ve disiplinci mekanikler tamamıyla bizim toplumumuzda genel iktidar mekanizmalarını oluşturan iki parçadır. yasama. gidilmesi gereken yer eski hükümranlık hukuku de­ ğildir.1-4 Ocak 1976 Tarihli Ders 53 olarak. ama aynı zamanda hükümranlık ilkesin­ den kurtulmuş yeni bir hukukun yönü olacaktır bu. kullanılış biçimiyle. belki gelecek sefer sizlere sözünü edeceğim "cezalandırma" kavramıyla yeniden karşı karşıya geliyoruz. arzu edilen eleştirel kullanımı ne olursa olsun. Gelecek sefer sizlere cezalandırmadan söz edeceğim. insan bilimle­ rinden. burjuva hukukunu yardıma çağırmaktan başka ne yapıyo­ ruz? Sanırım burada bir tür darboğaza düşüyoruz. ve bu ölçüde de. bireyin hüküm­ ran haklarının kuramı olacak belirli bir hükümranlık kuramına belli belirsiz dayanmak gibi ve kullanıldığında. hâlâ hukuksal-disiplinci bir kavramdır. Aslında hükümranlık ve disiplin. gerçekte hükümdarlığın hukuku olan şu ünlü biçim­ sel. Ve işte bu noktada. "cezalandırma" kavramı­ nın eleştirel kullanımı. yani disiplinci alana ait söylemlerden ve uygulamalar­ dan alman bütün bir ruhbilimsel referansı ortaya sürmek gibi çifte sakıncası olduğunu düşündüğüm "cezalandırma" kavra­ mından söz edeceğim. disiplinci olmayan bir iktidar arayışı içerisinde. disiplinlere ve bunlara bağlı olan bütün bilme ve iktidar etmenlerine karşı bir şey ileri sürmek istendiğinde somut ola­ rak ne yapılıyor? Hayatta ne yapılıyor? Yüksek memurlar sen­ dikası ve bunun gibi başka kurumlar ne yapıyorlar? Tam da o hukuku. bozulmuş.

5 Burada sözü edilen "Napoléon" kanunlarıdır: Medeni Kanun (1804). 4 R. Leviathan'm. Sexualität und Klassenkamp. zur Abwehr repressiver Entsublimierung. 3 W. Der Einbruch der Sexualmoral. Reich. başı. Andrew Crooke yayınlarından çıkmış. bir elinde kılıç ötekinde pisko­ pos âsâsı tutan hükümdarı. uyruklardan oluşan bedeni ise devleti tem­ sil eden.e. a. Metnin. "head edition" olarak anılan baskısının ünlü kapağına gönderme yapıyor. altta sivil iktidar ve kilise iktidarının temel simgelerinin bu­ lunduğu. Foucault burada. . aslında yeni bir ver­ siyonu olan Latince çevirisi 1668 yılında Am sterdam'da basılmıştır. Verlag Neue Kritik. Reiche.54 NOTLAR Toplumu Savunmak Gerekir 1 Th. or the Matter. Ecclesiasticall and Civill. 2 M. Hobbes. Leviathan. Main. Forme and Power of a Common-Wealth. Frankfurt a.g. Ce­ za Muhakeme Usulii Kanunu (1808) ve Ceza Kanunu (1810). 1651. London. 1968.

Tarihsel­ d iyasal söylem. . .Irklar savaşımının söylemi ve bunun transkripsi­ yonları. .hükümranlık kuramı zo­ runlu olarak. bir çevrim. uyruktan uyruğa çevrim diye adlan­ dıracağım şeyi kurmaya.Diyalektik ve diyalekti­ i ğin kodlamaları. kesintisiz savaşın söylemi.iktidar ilişkile­ rinin çözümleyicisi olarak savaş. uyruklar arasındaki siyasal ilişkiyi kuran kuramdır. Geçen derste. ve olanaklarla iktidarlar ara­ sında.bu kez bir iktidar ilişkisi içerisinde tabii kılınmış bir öğe olarak kavranan bir uyruğa nasıl dönüşebildiğim ve nasıl buna dönüşmek zorunda olduğunu açıklamaya götürüyor.Toplumun ikili yapısı. Gerçekten de bana öyle geliyor ki -tüm bunları birkaç sözcük­ le. iktidarın birliği demek olan kurucu ve temel bir birlik anı kurması koşuluyla ancak siyasal anlamda bunlardan ikti­ . iktidar ilişkilerini çözümleme yöntemi ola­ rak kendini gösterdiği. bir uyruğun -doğal olarak (ya da do­ ğası gereği) haklara. bunlar sözcüğün siyasal anlamında güç değil fakat olanaklar. yetkeler. gösterebildiği biçimiyle hükümranlık kuramını bir anlamda geride bırakmıştık. . tam olarak üç sözcükle özetlersek. .2i Ocak 1976 Tarihli Ders Hükümranlık kuramı ve egemenlik kurucular. uyruktan uyruğa yönelen. bana göre hü­ kümranlık düşüncesi başlangıçta kendisini sayısız iktidarla donatır. Hükümranlık. İkinci olarak. iktidar ilişkilerinin çokluğunun somut bir çözümlemesine uymadığını göstermek istiyordum sanırım. olanaklara sahip bir birey olarak anlaşılan kişinin. Sizlere hükümranlı­ ğın hukuki modelinin. yeterliklerdir.

iktidarın birliği ve yasa: işte kanımca. hü­ kümranlık kuramı uyruktan uyruğa dönen çevrim. bu bütün yasalardan daha temel olan. bun­ ları edinen ve aynı zamanda bunları kurmaya çalışan hüküm­ ranlık kuramının etkide bulunduğu öğeler bunlar. Ama bu bizi daha ön­ ce söylenmiş şeylere geri getirecekti. bana göre hükümranlık kuramı. o yüzden. mekanizmaları ve kurumlan. iktida­ rın asal birliğini kurmayı hedefler ve her zaman yasanın ön öğesine yerleşir. bir iktidarın tam olarak yasaya göre değil ama temel bir yasallığa göre kendisini nasıl oluşturduğunu gösterir. iktidar ilişkileri içerisinden egemenlik ku­ . farklı yasaların yasa olarak işlemesine olanak tanıyan bir yasallıktır. Hükümranlığın güçlerini ortaya çıkarmak yerine. tarih­ sel ye görgül olarak.hükümranlık kuramı uyruğu önvarsayar.56 Toplumu Savunmak Gerekir dar oluşturabilir. Bu iktidar birliğinin bir hükümdar çehresine bürünmesi ya da devlet biçimini alması önemli değildir. iktidarın bu birliğinden türeyecektir. bütün yasaların bir tür genel yasası olan.sizlere siyasal-ruhbilimsel çözümlemenin üç ya da neredeyse dört yüzyıldan beri kullandığı şu gerecin. Yani. Benim tasa­ rım -am a bundan hemen vazgeçiyorum. görünümleri. birlik ve yasadan oluşan üçlü önkoşulun iktidarının çö­ zümlemesini açmayı ya da özgürleştirmeyi denemek ve hü­ kümranlığın o temel öğesinden çok. şu ya da bu biçimde -ve tabii ki yer aldığı farklı kuramsal şe­ malara göre. yani geçmiş yılların ve bu yılın tasarısı. Siyasal iktidar olarak kavranan iktidarların çokluğu. yasallığm ve yasanın çevrimidir.baskı kavramının aslında hükümranlık terimleriyle yapılan bir iktidar okuması içerisinde nasıl yer aldığını göstermekti. kurulacak iktidar birliğinin ve uyulacak yasallığm ilkliliği. zamanımız ka­ lırsa yıl sonunda bu konuya dönmek üzere geçiyorum. egemenlik ilişkileri ya da egemenlik kurucular diye adlandıracağım şeyi ortaya çıkarmak olacak. bu uy­ ruk. gös­ termeye girişir. Uyruk. Dolayısıyla üçlü "ilklilik" var: Bağımlı kılına­ cak uyruğun. farklı iktidar biçimleri. iktidarın ve iktidarların çevrimi. ancak hükümranlık düşünce­ siyle kurulan bu iktidar birliği dayanak alınarak sağlanabilir ve işleyebilir. Üçüncü ve son olarak. Genel tasarı. Başka deyişle. yani -daha çok Freud'culuktan ya da Freudo-Marksizm'den alınmış gibi görünen.

hangi hak uğruna uyruklaştırılmayı kabul edebildiklerini sormamak ama uyrukları üre­ tenin nasıl somut uyruklaştırma ilişkilerinin kendisi olduğunu göstermek.bu şu anla­ ma geliyor: uyruktan (ya da hatta uyruklardan) ve ilişkiden ön­ ce gelen. ayrımları. bütün bu düzenekler ve bütün bu egemenlik kuruculardır. biz­ zat iktidar ilişkisinden. nasıl birbirine dayandığını. birbirine göndermede bulunduğunu. kimi durumlarda birbirini güçlendirdiğini ve örtüştüğünü. özgüllükleri ya da tersine çevrilebilirlikleri içerisinde değerlenmesine olanak tanımak önemlidir: öyleyse iktidar kaynağı olan bir hükümranlık arayı­ şına girmemek. hükümranlığın devlet birliği gibi bir şeyden bunları doğrudan türetmeye çabalamazsak. Ama bunların her zaman bu egemenlik donanımlarının temeli üzerinde işlediğini düşü­ nüyorum. tersine farklı egemenlik kurucuların nasıl birbi­ rine dayandığını. Büyük iktidar aygıtları olma­ dığını ya da bunların ne ulaşılabilir ne de betimlenebilir oldu­ ğunu söylemek istemiyorum tabii ki. fiili özellikleri bağlamında ege­ menlik ilişkisinden yola çıkmak ve bağlı olduğu öğeleri belirle­ yenin nasıl bu ilişkinin kendisi olduğunu görmek söz konusu olacaktır.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 57 rucuları ortaya çıkarmak söz konusu olacaktır. İkinci olarak. Eğitim ay­ gıtının oluşturduğu bu global aygıtın dayandığı somut kaide. ama bunları global bir birlik olarak almazsak. bunların etkili bir biçimde çözümlenebileceğine inanıyorum. Somut olarak okul ya da belirli bir toplumdaki eği­ tim aygıtlarının bütününü betimleyebiliriz. öte yandan bunların nasıl etkide bulunduğunu. Yani uyruklara nasıl. cahilin bilgine. Do­ layısıyla iktidar yapılarını. neden. hükümranlık kaynağından çok . Hükümranlık kuramından çok. olgusal. ailenin yönetime bağımlılığı vb) belirlediğini görmeye çalışırsak ancak. çocukla­ rın evebeyne. çok çeşitli uyruklaştırma biçimlerinden yola çıkarak (çocuğun yetişkine. egemenlik ilişkilerini ortaya koymak ve bunların çoklukları. egemenlikler kuramı . egemenlik. yerel egemenlik taktiklerinden ge­ çen ve bunları kullanan global stratejiler olarak düşünmeli. kimi du­ rumlarda ise birbirini yadsıdığını ya da birbirini geçersiz kılma eğiliminde olduğunu göstermek. Üçüncü ve son olarak. sınırlayabileceğimiz öğelerden yola çıkmaktansa. çırağın ustaya. bu aygıtın nasıl birtakım global stratejileri.

bu şu anlama gelecek­ tir: temel yasallığını oluşturan şey içerisinde bunların izini sürmeye çalışmamak. birlik ve uyruktan oluşan üçlü önkoşul yerine -k i bu. Böylece bu konuyu toparlamak ve mesele­ nin. Hükümdarın doğuşundan çok uyruk imalatı: işte genel konu bu. egemenlik ilişkilerinin bu çözümleme­ si nasıl yürütülebilir? Hükümranlık değil de egemenliğin da­ ha doğrusu egemenlik kurucuların incelenmesi gerektiği doğ­ ruysa. zenginlik. savaş en üst gerilim noktası. ilk saptama olarak. bir ölümüne mücadele. bir savaş ilişkisi midir? Barış zamanında. tersine bunları sağlayan teknik gereçleri bulmaya çalışmak. o halde egemenlik ilişkilerinin bu yolunda nasıl Herle­ nebilir? Bir egemenlik ilişkisi nerede güç ilişkisi kavramına in­ dirgenebilir ya da bununla örtüşebilir? Güç ilişkisi nerede ve nasıl bir savaş ilişkisine dönüşebilir? İşte bu yıl birazcık üzerinde düşünmek istediğim soru türü: gerçekten de savaş. iktidar ilişkilerinin çözümlemesi ve egemenlik tekniklerinin anakalıbı olarak değerlendirilebilir mi? Daha baştan güç bağıntılarıyla savaş ilişkileri karıştırılamaz diyeceksiniz. temelinde bir çatışma. İktidar iliş­ kisi. egemenlik yöntemlerini iktidar ilişkilerinin ve büyük iktidar aygıtlarının somut örgü­ süne dönüştüren tekniklerin. yasaların vb altında bir tür ilkel ve sürekli savaş olduğunu kavramak ve bunu yeniden keşfetmek mi gereki­ yor? Sorulması gerekecek olan ve gelecek senelerde ele alma­ ya çalışacağım bir dizi başka soruyu bilmezden gelmeksizin. hükümranlığı. daha baştan sormak istediğim soru işte bu ve öteki sorular arasında da. en azından geçici olarak kapanması değil ama biraz daha açıklığa kavuşması için: yasa. iktidarın çözümlen­ mesine götüren yolu oluşturması gerekenin egemenlik ilişki­ leri olduğu çok açıktır. Ama. devletin aygıtlarının. hatta güç ilişkilerinin bizzat çıplak hali olarak geçtiği sürece ben bunu en uçtaki bir [durum] olarak alacağım. düzen. devletin. Tabii. iktidar kaynağı ve ku­ ramların temeli yapar-. basitçe şunlar anılabilir: ger­ .58 Toplumu Savunmak Gerekir egemenlik ilişkilerini ortaya koymak . sanıyorum. tekniklerin ayrışıklığının ve bunların uyruklaştırma etmenlerinin oluşturduğu üçlü bakış açısını benimsemek gerekiyor. otorite. Ama. aşama sıralarının dingin düzeni altında.

sorulması gerekir: acaba askeri kurumlar ve bunları çevrele­ yen uygulamalar -v e genel olarak savaşı yürütmek için sefer­ ber edilen bütün yöntemler. kim çarpışmaların çamuru. yatışma.uzaktan ya da yakından. sömürü ilişkileri vb) göre birinci olgu olarak düşünülebilir mi ve düşünülmeli midir? Bireyler ya da topluluklar ya da sınıflar arasındaki ayrılık. devletin kuramlarının ve tarihinin kavranılırlığı ilkesini kim savaşın gürültüsü ve karmaşasında aradı. daha çok Clausewitz'in tersine çevirdiği ilkenin hangisi oldu­ ğunu ya da daha doğrusu Clausewitz.bir muharebe düzeni olduğu. dolaylı ya da dolaysız olarak. neden düşünüldü? Sivil düzenin bir sa­ vaş düzeni olduğunu kim düşündü? [. özünde. çekişme. ve hatta XIX. ama siyasetin kendisi başka yollarla sürdürülen sa­ vaş değil midir demeyi kim düşündü?" Ne ki kanımca sorun pek de Clausewitz'in ilkesini kimin tersine çevirdiğini değil.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 59 çekten de savaş öteki ilişkilere (eşitsizlik ilişkileri. Aslında soru çok basitçe sorulabilir nitekim ben de önce kendi kendime öyle sordum: //Clausewitz'in ilkesini tersine çevirme düşüncesi kimin aklı­ na geldi aslında? Savaş. kendi içinde iktidar ilişkilerini çözümlemek için geçerli ve yeterli bir gereç oluşturabilir mi? Şu da sorulabilir. bakışım­ sızlıklar. batağı içerisinde aradı? İşte gelecek derslerde ve belki de bu yılın sonuna kadar izini sürmeye çalışacağım soru bu. ne zamandan beri ve neden fark edilmeye ya da düşü­ nülmeye başlandı? Bir tür kesintisiz çarpışmanın barışı işle­ diği ve sonuç olarak sivil düzenin -temelinde.. savaşım olguları. siyasal kuramların çekirdeği midir? Sonuçta bu yıl incelemeyi istediğim birincil soru şu olacak: iktidar ilişkilerinin altında ve içinde işleyenin savaş olduğu nasıl. devletin. adı savaş olan bu genel form içeri­ sinde. düzenin..] Kim savaşın barışın arka planında olduğunu algıladı. siyasetin başka yollarla yürütülmesi olabilir. savaş siyasetin devamından başka bir şey değildir" dediğinde tersi­ . nasıl. bu genel mekanizma içerisinde bir araya getirilebilir mi ve getirilmeli midir? Dahası: XVIII. ne zamandan beri. taktik vb) türeyen kavramlar.‘ "ama sonuçta. iş bölümlemeleri. asal mekanizmaları içerisinde. yüzyılda da savaş sanatı denilen şeyden (strateji.

fiilen ve hukuken yalnızca devlet iktidar­ ları savaşları başlatabiliyorlar ve savaş araçlarını kullanabili­ yorlardı: sonuç olarak bu savaşın devletleştirilmesiydi. Savaşın günlük. aslında orta­ çağda bu biçimiyle var olmayan bir kurum olarak ordunun or­ taya çıkışı oldu. toplumsal varlıktan. nitekim "özel savaş" ola­ rak adlandırılan şey silinmiş oldu. dış sınırlarında. global uygulamasının ve sü­ rekli savaşçı ilişkilerle yoğrulan bir toplumun yerini almış olan askeri kuramlarla donanmış bir devletin doğuşu. yavaş yavaş öyle oldu ki.siyasetin başka araçlarla sürdürülen savaş olduğu ilkesi. Ama yavaş yavaş bütün toplum ortaçağ boyunca kendisine bütünüyle nüfuz eden bu savaşçıl ilişki­ lerden temizlenmiş oldu. kabaca. bütün ortaçağ boyunca ve modern çağın eşiğinde savaş uygulamalarının ve kuramları­ nın çok belirgin ve çok aşikâr bir evrim geçirdiği görüldü di­ yebiliriz. Savaşlar. Gerçekten de. ancak ortaça­ ğın bitiminde görülür.60 Toplumu Savunmak Gerekir ne çevirdiği o ilkeyi kimin formüle ettiğini bilmektir. artık gitgide yalnızca büyük devlet bir­ liklerinin bir anlamda hudutlarında. Bu gelişmeye yeniden dönmek gereke- . Yani bu devletleşmeyle. Bu. bir anlamda. Bu­ nun üzerine. devlet­ ler arasındaki gerçek ve tehdit edici bir ilişki olarak var olma­ ya yönelmektedir. ve XVIII. in­ sandan insana. Bu tezde -hatta Clausewitz'ten önce var olan bu tezin bizzat varlığında. Dolayısıyla siyaset başka araçlarla sürdürülen savaş olu­ yor. yüz­ yıldan bu yana yayılan hem kopuk kopuk hem de kesin olan bir tür tezi tersine çeviren Clausewitz'ten çok önce var olan bir ilkeydi.bir tür tarihsel paradoks var. savaş uygulama­ ları. savaş kurumlan. şematik olarak ve biraz da kabaca bir biçimde. Gerçek­ ten de -v e bunu tanıtlamaya çalışacağım . XVII. bu devletleştirmeyle. topluluktan topluluğa olan ilişkiden. titizlikle belirlenen ve denetlenen bir askeri aygıtın mesleki ve teknik tekeli olmaya doğru yöneldi. artık yalnızca devle­ tin dış sınırlarında işleyen bir uygulama olması dolayısıyla sa­ vaş. günde­ lik savaş diye adlandırabileceğimiz. bu şöyle belirginleştirilebilir: savaş uygulamaları ve kuramları önce merkezi bir iktidarın elinde toplandı. gelişmesiyle birlikte. devletlerin yükselişiyle.

çünkü bir yanda. Ve bu söylemin daha sonra Fransa'da. çünkü İngiltere'de halk hareketlerinin temsilcileri olan Kdward Coke1 ya da John Lilburne2 gibi insanlara rastlanır. Gördüğünüz gibi çarçabuk belirsizleşen bir söylem bu. Öncelikle yeni çünkü sanıyorum bu. sürekli bir toplumsal bağıntı. yüzyılda. yüzyı­ lın büyük siyasal savaşımlarının başında kurulmuş olmasa bile. yeni bir söylem.ortaya çıktığı görü­ lecektir. daha İngiliz burjuva devrimi zamanında. yüzyılın iç savaşları ve din savaşlarının sona ermesinin ardından ortaya çıkar. ama sanırım bunu en azından ilk tarihsel varsayım olarak kabul edebiliriz. İyi de paradoks nerede? Paradoks bu değişimin olduğu anda ortaya çıkıyor (ya da belki hemen ardından). XVII. XVII. Fransa'da da Boulainvilliers3. İngiltere'de. XIV. yüzyılın iç savaş­ larının bir kaydı ya da çözümlemesi olarak doğmaz. o ana değin bilindik olan düşünsel-hukuksal söylemden çok farklı olan. bütün iktidar ilişkilerinin ve iktidar kurumlarmm değişmez fonu olarak kavranan savaşa ilişkin bir söylemdir. hem devletin uygulamasına mer­ kezlenmiş hem de sınırına atılmış olduğunda işte yeni bir söylem belirdi: tuhaf bir söylem. Savaş devletin sınırlarına itilmiş. en azından açıkça dile getirilir. Buna karşın. Peki top­ lumsal ilişkilerin temeli olarak savaşa ilişkin bu tarihsel-siyasal söylemin doğum tarihi nedir? Semptomatik biçimde sanı­ yorum -size bunu göstermeye çalışacağım .21 Ocak 1976 Tarihli Ders 61 cck. de Freret4 ya da d'Estaing kon­ tu5 denilen Massif Central'li şu soylununki gibi adlarla karşı­ . Ona sahip çıkanların çoğunlukla karanlık ve aynı zamanda ayrışık adlara sahip oldukları bir söylem bu. başka siyasal savaşımlarda -Fransız aristok­ rasisinin büyük mutlakçı ve idari monarşinin kurulmasına karşı verdiği artçı mücadeleleri diyelim . Dolayısıyla bu söylem kesinlikle XVI.XVI. O anda ortaya çıkan bu tarihsel-siyasal söylem aynı zamanda. topluma ilişkin ilk larihsel-siyasal söylemdir. küçük burjuva ve muhtemelen halk kesiminden si­ yasal grupların savaşım. Louis'nin hükümdarlı­ ğının sonunda. mutlak monarşiye karşı burjuva. polemik ve siyasal örgütlenme araç­ larından biri olurken öte yanda aynı monarşiye karşı bir soy­ lu söylemi de oldu.

Yasa doğadan. en küçük çarkında bile. kat­ liamlardan doğar. hukuksal yapısı ilkesini silahların tarakasınm sustuğu yerde bulmaz. çünkü yasanın ardındaki savaş bütün iktidar mekaniz­ malarının. sürekli ve süreğen bi­ çimde bütün topluma siner ve bizleri bir safa ya da öbürüne konumlayan bu cephedir.62 Toplumu Savunmak Gerekir laşırız. hatta en düzenlilerinin bile içerisinde ortalığı ka­ sıp kavurmayı sürdürür. Her yerde gözü ve eli olan insanların tutturduğu sofistike bir söylem. yasa. bilgince bir söylem. Ama bu. düşünürlerin ya da hu­ kukçuların tasarladıkları türden ideal çarpışmaları. İktidarın. korkunç tarihleri ve kah­ ramanları belli olan gerçek muharebelerden. bizzat barışın şifresidir. Augustin Thierry8 ya da Courtet9 tarafından da ye­ niden ele alındı. toplumlarm örgütlenişi. ilk çobanların vardıkları pı­ narların çevresinden çıkmaz. bir savaş hattı. barış. Dolayısıyla bizler birbirimize karşı savaş içindeyiz. Tarafsız özne yoktur. Ve son olarak. Daha sonra söylem Sieyes6 tarafından olduğu gibi Bu­ onarroti7. Ve burada. toplum. yüzyıl sonunun ırkçı ve ırk arıtımcı biyoloji uzmanlarında rastlarsınız. siyasal iktidar savaş kesildiğinde başlamaz. Zorunlu ola­ rak birisinin düşmanıyızdır. buna XIX. yasa kundaklanmış kentlerden talan edil­ miş topraklardan doğar. Öncelikle savaş tabii devletlerin do­ ğuşunu başlattı: hukuk. Savaş savuşturulmuş değildir. Bu söylem ne diyor? E sanırım şunu diyor: düşünsel-hukuksal kuramın söylediğinin tersine. devlet­ lerin. zaferlerden. Ama bundan. gizliden gizliye savaşır. gündoğumunda can çekişen şu ünlü masumlarla doğar. tekrar ele al­ . bu savaşlarda yapılan bırakışmadır ya da zaferlerin kesin doğal sonucu gibidir de­ mek anlamına gelmez. yasa ve devlet. Başka deyişle savaşı barışın ardında deşifre etmek gerekir: savaş. derin bir söylem olduğu gibi ay­ nı zamanda çok büyük sayıda popüler ve anonim muhatabı olan bir söylemdir kuşkusuz. yasalar çarpışmalardaki kan ve çamurdan doğdu. hasımlık­ ları anlamamak gerekiyor: bir tür kuramsal vahşet değildir söz konusu olan. monarşilerin. Yasa yeniden barışa kavuşmak değil­ dir. İkili bir yapı topluma nüfuz eder. Kuramların ve düzenin motoru sa­ vaştır: barış.

toplumsal yapının ya doğanın zorunluluklarıyla ya da işlevsel gerekliklerle yönetil­ diğine inandırmak isteyen bu yalanların ardında sürüp giden savaşı. Hobbes'un ortaya attığı o büyük organizma ya da in­ san bedeni imgesinin ya da hatta Fransa için (ve belirli bir nok­ taya kadar kimi Avrupa ülkeleri için) geçerli olan.ikili bir toplum düşüncesi çıkar. iki birey kategorisi. Sözünü ettiği bu genel sa­ vaşım içerisinde. doğruyu söyleyen. özel bir zafer için çalışır. Yani karşımızda duran düşmanlar bizi tehdit etmeye devam ediyor ve biz savaşın sonuna uzlaşma ya da ba­ rışı sağlama gibi bir şeyle değil yalnızca gerçekten galip olma­ mız koşulunda varabiliriz.] kesintisiz bir savaştır. Sanıyorum. Ortada iki grup. niçin? E çünkü bu eski savaş [. düşmanları vardır. "ben" ya da "biz" diyen özne. Gerçekte savaşların uzmanı olmak zorundayız çünkü savaş bitmedi. belleğe kavuşan ve unutmaları savuşturan kişi.. İşte bu tür söylemin tabii ki çok kapalı olan ilk tanımla­ ması. yani evrensel. ki zaten bunu hedeflemez. iki ordu vardır. kazanmamız gereken nihai savaşın kendisi. kesin sonuca götürecek sa­ vaşlar henüz hazırlık aşamasında. belli birtakım söylemleri ve her koşulda kuramların çoğunluğunu eklemlen­ il irmeyi sürdürecek olan üçlü (üç düzenli) örgütlemenin karşı­ sına -tam olarak ilk kez değil ama kesin bir tarihsel ifadeyle birlikte ilk kez. bizleri.. yalanların ardında. Ortaçağın ya da düşünsel-siyasal kuramların top­ lumsal yapıya ilişkin verdiği piramit biçimindeki büyük betim­ lemenin. bireşimci ya da nötr öznenin yerini. rastlantıları ve beklenmedik olgularıyla savaşı bulmak gerekir. ya­ nılsamaların. Önce şu nedenle: bu söylemde konu­ şan. işte o kaçınıl­ maz olarak bir tarafa ya da ötekine bağlıdır: savaşın içindedir. Ve tam da bizleri üçlü bir düzenin. ortaçağdan bu yana Batı toplumunda yer alan kesinlikle tarihsel-siyasal denilebilecek ilk söylem. hukukçunun ya da düşünürün yerini alamaz. buradan bile yola çıkarak neden önemli ol­ duğu anlaşılabilir: çünkü bana öyle geliyor ki bu. tarihi anlatan. konuşan. Tabii kuşkusuz . Savaşı bulmak gerekiyor.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 63 maya çalışacağım ve çok önemli olan bir şeyin belirdiğini gö­ rürsünüz. hiyerarşilerden oluşan bir piramidin ya da bir or­ ganizmanın olduğuna inandırmaya çalışan unutkanlıkların.

aranan zaferden yola çıkarak. der: bir mülkiyet. bizzat konuşan öznenin yaşama sınırı­ na açılabilen bir gerçektir. savaştıkça. düzen ve barış içinde­ ki bir dünyada yaşandığına sizi inandırmak için -düşmanlar sizi buna inandırırlar. savaşma. tarafsızlığa. Şöyle ki gerçeğin barışa. içine nüfuz ederek. fetih. gerçek de önümde. Ama hiç de bir bütünlük ya da yansızlık söylemi değildir. Genel savaş üzerine olan bu söylem. Bunun gibi bir söylemde. Ama talep ettiği ve değerli kıldığı "onun" haklarıdır . bir yandan. Yani gerçek ancak onun savaş konumundan. güç ilişkisini yoğunlaş­ tırdıkça.kullanılan yanılsamaların ve yanlışlık­ ların açıklanmasını sağlayacak olan bir cepheye ait oluştur bu . Her koşulda. Bütünü ancak kendi bakış açısıyla aradan seçerek."bunlar bizim haklarımız". onu ta­ lep eder. iyiden iyiye. "Kendimi merkezden kaydır­ dıkça. hayatta kal­ ma ya da zafer kazanma perspektifi içerisinde bir o kadar çok kendini gösterecek gerçekten. savaşımın bütününü olduğu gibi formüle etmeye ve savaşın global güzergâhını yeniden ilk konumuna sokmaya girişir.64 Toplumu Savunmak Gerekir hukukun söylemini dile getirir. bir cephede bulunulduğu gerçeği söy­ lenecektir. onun üstünlük hakkı ya da öncelik. Güç ilişkileriyle gerçeklik ilişkileri arasında bu söylem temel bir bağ kurar. hem bir tarihe bağlanan. eskilik hakkı. hukuksal bir evrenselliğe oranla merkezinden kaymış bir hukuktur. her zaman bir bakış açısı söylemidir. utkulu istilaların hakkı ya da yeni gerçekleşen ya da bin yıllık olan işgallerin hakkı olacaktır." Ve bunun tersi olarak. Ve hukuktan (ya da daha doğrusu kendi haklarından) söz eden bu özne gerçeklik­ ten söz ediyorsa. hukuku değerli kılar. eğer güç ilişkisi gerçeği açığa kavuşturuyorsa gerçeğin kendisi de . gerçeği daha çok görüyorum. Gerçeğin deşifre edilmesini.merkezden kayan konumdur. onu delip geçerek gözler. benzersiz haklardır. Bu onun ailesinin ya da ırkının hakkı. en azından belirli bir noktadan sonra sona erer. bu gerçeklik düşünürün evrensel doğrusu da değildir. Jean-Pierre Vernant'm10 Yunan felsefesinin oluşmasında ne denli önemli olduğunu açıkladığı o orta konuma ait oluşu. zafer. barışın ar­ dında savaşı deşifre etmeye çalışan bu söylem. doğa ilişkisiyle çok belirgin kılman.

en düzensiz. cepheler arasındaki yasa koyucunun ya da düşünürün rolü de­ ğildir. bu türden bir söylemin içerisinde kayıtlıdır. ki­ nik bir biçimde görmezden gelinir. değerleri. binyıldan fazla bir süredir benimsenegelen söyleminde kuşkusuz bir yarık oluştu­ ran ilk noktalardan bir tanesi işte bu. rastlantıya en açık olan doğru yola çıkan açıklamadır.savaşan bir öznedir. Dolayısıyla konuşanın rolü. Yunan felsefesin­ den bu yana. bakışımsızlığa. Hatta ger­ çeğin güç ilişkisine. tıpkı ancak bir güç ilişkisinden çıkarak kendini gösteriyor olması gibi. herkes için genel bir yasa dayatmak ve uzlaştıran bir dü­ zen kurmak. öngerek olarak ortaya koyan bir söylemdir. Ya da gerçek gücü verir ya da gerçek dengeyi bozar. dengeleri. bu açıklamada. ama ya derinlemesine tartışmaya açılır ya da çok basitçe. söz konusu olan kesinlikle bu değildir. ikinci olarak bu. Şu erinçli evrensellik. gerçeği ve doğru hukuku çok isteyen bir söylem var elimizde. hâlâ düşünsel-hukuksal söylemi varsayabilir. konuşan özneyi -hukuktan ve gerçekten söz eden özneyi. çok önce Solon'un ve sonra Kant'm11 düşlediği konumdaki barış ve mütareke adamı olan. bir silah-gerçeğe ve tekil bir hukuka bağlı bir ger­ çeklik kurmak söz konusudur. Düşmanlar arasına. Ama bununla birlikte aşağısı. savaşa olan temel aidiyeti. Bir güç ilişkisinden yola çıkıp. Bu türden söylemi önemli kılan ve gerçekliğin ve yasanın binyıllardır.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 65 buna karşılık etkin olacaktır ve sonuçta. çar­ pışmaya. Konuşan özne -saldırgan bile demeyeceğim. Aşağıdan doğru yapılan açıklama aynı za­ manda en karışık. merkezde ve yukarıda konumlan­ mak. güç ilişkisi içerisinde gerçekten bir silaha dönüşebildiği ölçüde aranır olur. Daha çok bakışımsızlığın damgasını taşıyan bir hukuku yerleştirmek. merkez kaymasına. bakışımsızlık­ ları yoğunlaştırır ve sonucunda zaferi bir taraftan çok diğeri­ ne yaklaştırır: gerçek bir güç fazlasıdır. bizzat bu güç ilişkisinin ge­ lişmesi için. kavranılırlığm gele­ neksel kutupsallıklarım altüst eden ve aşağıdan doğru açıkla­ mayı talep eden. çünkü toplumun deşifre edilmesinin ve onun görünür düzeninin ilkesi yerine geçmesi .hukuksal-düşünsel tümellikten böylece dışarı atarak. en karanlık. ille de en seçik ve en basit olan değil. bir güç ilişkisine.

Öfkedir. her zaman tehlikede. korku. sonra yüksek kısımla­ ra doğru. Hassas ve yüzeysel olan bir şey. bu açıklama şemasında. barış. güç ilişkilerini korumaya ya da altüst etmeye yarayan teknik yöntemlerin ussallığı. Bedenlerin. dağıttığı de­ ğerler bakımından. nefret. bir psikolojik ve ahlaki öğeler bütünü (cesaret. bir dizi rastlantı. olasılıkların. son olarak da.66 Toplumu Savunmak Gerekir zorunlu olan. şimdiden fiziko-biyolojik diyebileceğimiz ol­ gulardır: fiziksel sertlik. bütün küçük ayrıntıların kapalılığıdır. stratejilerin. uzun geçen düzen. tutkuların. karanlık ve bazen kanlı olan bu kay­ naşmanın üstünde kurulacaktır. horgörü. ya* Elyazmasında. tut­ kuların ve rastlantıların bir kesişmesi: bu söylem içerisinde tarihin ve toplumlarm kesintisiz iramını oluşturacak olan işte budur. dinginliği ve düzeni açıklaması gereken. sanırım. öfkelerin. yükselen bir eksenimiz var. savaşların kestirmeci tanrısından istediği şey. Esas olarak. ama gerçeğin parıldadığı bir eksen var. "tarihin"den sonra "ve hukukun" ekli. kalıcı olmayan. tarihin* ilkesine ne ekler? Öncelikle bir dizi kaba olgu ekler. Öyleyse bu. egemenlik ilişkisinde üstünlüğü olan ve bunları tekrar riske sokmamakta büyük yarar güdenlerin hilesine ve kötülüğüne de giderek daha bağlı kalacak olan bir ussallıktır bu. geleneksel olarak elimizde bulunandan çok farklı. komploların ya da ittifakların başarısı ya da başa­ rısızlığı. her koşulda bir di­ zi olasılık katar: yenilgiler. Öyleyse. bu kütlenin. isyanların başarısızlığı ya da başarısı. kırıl­ ganlığa ve yanılsamaya giderek daha bağlı olacak. savaşı görünüşte susturmaya. bir ırkın hızla çoğalması. acıların karışıklığıdır. Bu söylemin. Dolayısıyla geliştikçe ve yu­ karıya çıkıldıkça. kırılgan. aynı zamanda yenilgilere yol açan ve zaferleri sağlayan rastlantıların. rastlantıların ve tutkuların bu örgüsünün. kaba ve çıplak bir usdışılığm olduğu. çalışma. enerji. unutuş vb). zaferler. düşmanlıkların. şimdilik zaferi elde bulunduran. şiddetin. güç. kırgınlıkların. adalet günlerini aydınlatmasıdır. kurnazlıkların ussallığı. basitçe bedenlerin. yükselen bir ussallık. sürekli ve temel bir usdışılığm. . bir diğerinin zayıflığı vb. aslında giderek daha soyutlaşacak. hesaplamaların. zaferi sürdürmeye.

bu bütünüyle tarihsel boyut içerisinde gelişen bir söylem. (doğal yasa. Tanrı'nm istenci. Bu söylemin açıklayıcı çabası. Akıl kuruntunun. belki maskelenmiş olan ama de­ rinlemesine yer etmiş yenilgilerin unutulan geçmişini belirle­ mek ve keşfetmektir. yasa­ nın formülünün ardındaki savaş çığlıklarını. kötülerin tarafmdadır. kabul gördüğü haliyle kurumsal olanın biçimleri altında gerçek sa­ vaşımların. Ve böylelikle tarihin uçuculuğunun. öteki tarafta. buna karşın akıl ku­ runtunun ve kötülüğün tarafında: bu ana dek var olan. Bu durumda yasanın ve tarihin açıklayıcı ekseninin altüst edildiği kanısındayım. yanılgıya bağlı olan bütün yüzey­ sel ve şiddet dolu rastlantılardan. somut zaferlerin. yasalarda. Bu tür söylemin.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 67 nılsamaya ve kötülüğe bağlı olan bir ussallık bulunuyor. davranışların. bu yıl biraz çözümlemeyi istediğim üçüncü önemi ise şu. hu­ kukun değişmezliğinin ardında tarihin sonsuzluğunu. tari­ hin ve hukukun açıklayıcı söyleminin tam tersi demek ki. Bunun gibi bir söylemde. benimsetildiği haliyle düzenli olanın. karşınızda hoyratlık var ama aynı zamanda gerçeğin tarafında olan bir hoyratlık. hu­ kukun mutlaklığmm ardında değil. hilenin. hoyratlık vardır: jestlerin. suiistimal­ leri ve şiddeti. adaletsiz hükümetleri. Göreli bir alan bile diyemeyeceğimiz tarihsel bir alan­ . kurulduğu haliy­ le adil olanın. Tersine. sınırları ol­ mayan bir tarih içerisinde kendini gösteriyor. köpeksi ve çıplak kudurganlıkların bütünü. Demek ki ger­ çek akıldışılığm ve sertliğin tarafında. temel ilkeler vb'den oluşacak) belirli bir ideal şemaya dayandırarak yargı­ lamak söz konusu değildir. görüyorsunuz. tutkuların. adaletin denge­ sinin altında güçlerin bakışımsızlığını bulgulamak söz konu­ sudur. tarihin boğuculuğunu birkaç sabit ve temel ilkeyle yeniden düzenlenmesi gerekecek olan yüzeysel bir veri gibi almak söz konusu değildir. özünde doğruya ve iyiye bağlanacak. ek­ senin öteki ucunda ise kolay anlaşılır bir kabalık. asal ve sürekli bir ussallık çıkarmaya dayanıyor­ du. sonu. kodlarda ku­ rumuş olan kanı bulmak söz konusudur: tarihin göreliliğini yasanın ya da gerçeğin mutlaklığına dayandırmak değil. Kıyısı. mesele.

düzenbaz istilacılarca hiçe sayılan haklarının ve mülklerinin izleği. beşinci monarşi ya da üçüncü imparatorluk ya da üçüncü Reich düşüncesi. Bu söylem içerisinde hem karmaşık bilmeler hem de. dux rıovus'un. yüzyıla dek.68 Toplumu Savunmak Gerekir da. Aslında başın­ dan itibaren ve çok yakın dönemlere XIX. Bu aynı zamanda ilk ırkın. nihayet güç dengesini tersine çevirecek ve asırlık mağluplardan galipler yaratacak. yeni önderin.bana diyeceksiniz ki. esas olarak. yeni çağların ve binyıllık öçlerin çok yak­ laşması. Bana diyeceksiniz ki -işte bu da bu söylemin önemli ol­ masının bir nedeni bence. çok geleneksel mit formlarını dayanak alan ve sıklıkla bu formlar içine yerleşen bir söylem bu. bu kesintisiz savaş teması­ na bağlı olarak. yeni rehberin. öc alma günü için duyulan büyük umut. yeni Fiihrer 'in beklenişi. bu kuşkusuz hüzünlü ve karanlık bir söylem. hem Kı­ yamet habercisi hem de yoksulların kurtarıcısı olacak kişinin . kaba demeyeceğim ama. çünkü hiçbir mutlakla bağıntı içinde değildir. hatta XX. iktida­ ra ve savaşa ait olayların ve mekanizmaların içindeki bitmez tükenmez çözülmenin sonsuzluğudur. kahramanların yaralanmış oldukları ya da öldükleri ve kra­ lların ulaşılmaz mağaralarda uykuya daldıkları anlatılır. tarihin bir sonsuzluğudur. sürüp giden gizli savaşın izleğidir. bu savaşı yeniden canlandırmak ve istilacıları ya da düşmanları kovmak için yeniden ele alınması gereken komp­ lonun izleğidir. Çünkü ne de olsa. bunun gibi bir söylemin büyük bir mitolojinin tamamı üzerine eklemlenebildiği (ve aslında nasıl eklemlenmiş olduğunu göreceksiniz) iyice görülür: [ulu ataların kayıp çağı. Bu mitolojide devlerin büyük zaferlerinin yavaş yavaş unu­ tulduğu ve üstünün örtüldüğü. ama bağışlama nedir bilmeyecek ve bağışlamayacak olan galipleri yaratacak olan ertesi sabahki ünlü muharebenin izleğidir. tanrıların çöküş yaşadıkları. ama çok daha sonra da. güce. bir biçimde "görecesizleştirilen". ağır ve aşırı yüklü mitler ikizleştirilmiş durumda bu­ lunuyor. son zamanların imparatorunun. Ve bütün ortaçağ boyunca. belki nostaljik soylulara ya da kütüphane bilginlerine uygun bir söylem. eski yenilgileri silecek olan yeni krallığın gelişi]12.

aynı zamanda da popüler öçlerin şid­ detini buluşturur. temel öğeleri açısından. zorunlu olarak diskalifiye edilen. onlar onunla tartışmaz. İç karartı­ cı olacak denli eleştirel bir söylem olduğu gibi. bu o kadar uzun zamandır İngiltere'de yolu gözlenen Günah Çıkarıcı Edward'ın geri dönüşüdür. çok yoğun bir şekilde söylencesel olan bir söylemdir de: acıların söylemi [. Bence. bu ta­ rafgir söylem.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 69 gelişi. Barbaros ve II. kurnaz sofistin söylemi biçiminde kendini göstere­ cektir. Bu durumda. Hint diya­ rında kaybolan İskender'in geri dönüşüdür. Düşmanın söylemi bile değildir bu. Antik Yunan'da. düşünsel-hukuksal söylemlerin bü­ yük geleneğine yabancıdır.] ama aynı zamanda en çılgın umutların da söylemi. uzakta tutulabilen ve tutulması ge­ reken söylemdir. kararlı siyasetçinin.. Bu. yeni bir çarpışma. bir önkoşul olarak onun geçersiz kılın­ ması gerekir. sözünü ettiğim bu söylem. Frederik'tir bunlar. Bu kesintisiz savaş söylemi dolayısıyla. Batının tamı tamına tarihsel-siyasal olan ilk söylemidir belki. Sonuçta bu söylem. düşmanlar arasında. Afri­ ka'nın çöllerinde kaybolmuş. bü­ yük söylencesel itkileri. yabancıdır. gerçeğin yalnızca tarafgir olan bir zafer için açık açık silah gibi işlediği bir söylemdir. savaşın ve tarihin bu söylemi belki. çünkü doğru ve gerçek söylemin sonunda yasa olarak -ortada. Ne olursa olsun. tabutunda uyuyan. adil savaşı yeniden başlatmak için uyanacak olan Charlemagne'dır. kaçınılmaz olarak dışarıdadır. Düşünürler ve hukukçular için. düşünsel-hukuksal söyleme karşıt olarak. Açıkçası. ma­ ğaralarında halklarının ve imparatorluklarının uyanışını bek­ leyen iki Frederik. durmaksızın böyle ortaya sürülecektir. gerçekten uzun süre ipleri başkalarının elinde olan birkaç entelektüelin hazin buluşu değildir yalnızca. onların üstündebaşlayabilmesi için. bu.. bu) tarafgir ve saf tarihçinin. mülksüz bırakılmış soylunun söylemi ya da . yeni bir sa­ vaş ve bu kez nihai olacak bir zafer için geri dönecek olan Portekiz kralıdır. kısa devre yaptırdığı büyük düşünsel-hukuksal sistemlerin ötesinde bu söylem gerçekten de kimi kez başıboş aristokratlara ait olan bir bilmeyle. Yani.

çelişkinin mantığı ya da sözde mantığı içerisin­ de kodlar. savaşımı. sanıyorum dikka­ te değer oranda çoğaldı ve genişleme sathı. tarih içerisinde. yüzyıl sonu­ na ve XX. yüzyıla dek çok büyüdü ve hızlandı. Diyalektik. düşünsel-hukuksal söylemin eski biçimi içerisindeki yer değiştirmesi ve yine­ lenmesi olarak işledi. aynı zamanda temel ve ne olursa ol­ sun geri döndürülemez olan bir ussallığın toplandığı ve gün ışığına çıktığı çifte süreç içinde bunları yeniden ele alır. yüzyıl ortası arasında. İlk bakışta diyalektik. Di­ yalektik. -k i sizlere göstermeye çalı­ şacağım budur. Batıdaki kariyerine ya da belki yeni bir kariyere. savaşı ve çatışmaları. fel­ sefe ve hukuk yoluyla kolonileştirilmesi ve otoriter biçimde yatıştırılması olarak anlaşılmalıdır. bir hukukun oluşmasını sağlar. çelişkinin ve savaşın evrensel ve tarihsel hareketinin söylemi olarak görü­ nebilir. felsefi düzenle ve belki de siyasal düzenle. bir bildirisi hem de bir uygulaması olan tarihsel-siyasal bir söylemin. tamamıyla düşünürlerin ve hukukçuların elinde bulunan bu söylem. . çoğunlukla alacakaran­ lıkta. ama aslında kesinlikle bunun düşünsel alandaki ge­ çerleştirilm esi olmadığını düşünüyorum. Tersine bana öyle geliyor ki diyalektik daha çok bu söylemin. Ne ki. Bu andan başlayarak. XIX.çifte karşı çıkışa ilişkin olarak başladı. Diyalektiğin. bu söylemin sonuçta felsefi olan büyük uyarlaması olarak iş­ leyebildiği sanılmamak. bu söylemin tarihini kısmen yeniden kurmak amacıyla. İşte bu yıl. XVI. bu temel savaşın tarafgir ve acı söyleminin barışlandırılmasıdır. bütün özelliklerin nihayet düzenli yerini bulacağı tümel bir öznenin.70 Toplumu Savunmak Gerekir özümlenir durumda olmayan istekleri getiren kaba söylem olarak ifşa edilecektir. sanıyorum. yüzyıllar bo­ yunca Avrupa'da kimi kez parıltıyla. kraliyet iktidarına -halktan ve soylulardan gelen. ipleri yapısal olarak. So­ nuçta diyalektik. bazen derin bilgi alanında ve bazen de kan içinde kendi yolunu çizen bu tarihsel-siyasal söylemi sömürgeleştirdi. uzlaşılan bir gerçe­ ğin. Hegelci diyalektik ve sa­ nırım onu izleyen bütün diğerleri. yüzyıl sonuyla XVII. çok belirgin koşullarda. amaca ilişkin. Temelinde diyalektik.toplumsal savaşın hem bir tespiti.

Louis'nin hükümdarlığının sonunda Fran­ sa'daki soyluların çektiği acılar konusunda karşınıza çıkar. Ve daha sonra bu söylem. Bundan sonra da. aslında bunun Hükümdarı yalnızca bir yanılsama. yüzyıla oturtmaya çalışmak gerekiyor. kralın başını kesen. sizlere bu söylemin çıkış noktasının hangi­ si olduğunu göstermek istiyorum. yüzyıldan itibaren. iktidar/güç ilişkileri bağıntısı düşünü­ lür düşünülmez akla hemen iki isim geliyor: Machiavelli ve Hobbes geliyor akla. her koşulda kendini hü­ kümdardan bağışık tutan ve onun geçersiz olduğunu ilan eden bir söylemdir bu. yani XVII. Temelinde. aslında ırkların savaşıdır. dil farklılıkları. bu dönem başlar başlamaz. bu sahte yaratıcıları berta­ raf ettikten sonra. . güç. elli yıl sonra. İlk olarak. XIV. önemli nite­ likleriyle birlikte XVII. alışkanlıkla bu tarihsel-siyasal söylemin yaratıcıları oldukları ileri sürülen birtakım sahte isimleri bir kenara bırakmalı. Önce bu söylemin çifte doğumu: bir yanda onu yaklaşık 1630 yıllarında. Levellers 'm (Tesviyeciler) söyle­ mi olacaktır. Savaş olasılığını oluşturan ve onun ayakta tutulmasını. Çünkü iktidar/savaş. sürdürül­ mesini ve gelişmesini sağlayan temel öğeler çarçabuk ortaya çıkar: bunlar etnik farklılıklar. Bunun kesinlikle böyle olmadığını ve aslında bu tarihsel-siyasal söylemin Hüküm darın13 siyaseti­ nin ya da tabii ki mutlak hükümranlığın siyasetinin söylemi olmadığını ve olamayacağını. sertlik. Ardından. bir araç ya da olsa olsa bir düşman olarak gören bir söylem olduğunu göstermek istiyorum sizle­ re. savaşın tari­ hin kesintisiz örgüsünü oluşturduğuna dair o düşüncenin ke­ sin bir biçimde belirdiği görülür: düzenin ve barışın ardında böylece süren savaş.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 71 kendimi konumlamak istediğim bir tür genel referans çerçe­ vesi bu olacak. işte burası önemli bir noktadır. Bence bunu. devrim-öncesi ve devrim İngilteresi'nde halkın ve küçük burjuvaların hak taleplerinde ortaya çıktığını görece­ ğiz: bu Püritenlerin söylemi. bu kez karşı tarafta. toplumumuzu biçimleyen ve onu ikili bir biçime göre bölen savaş. Şimdi sizlere bu incelemenin nasıl yürütüleceğini ve han­ gi noktadan başlanacağını söylemek istiyorum.

bir yandan da büyük devlet aygıtlarına karşı (temel olarak AvusturyalI ve Rus) milliyetlerin savaşımı üzerine eklemlenecek olan. Bu aynı zamanda bir filolojiyi de da­ yanak alacaktır ve terimin tarihsel-biyolojik anlamında ırklar kuramının doğuşu olacaktır. bu ikinci kolu -biyolojideki transkripsiyo­ n u . yüzyılda olduğu gi­ bi. kavramları. yüzyılın hemen ilk yıllarında gelişen ve kendini sınıf savaşı­ mı olarak tanımlamak amacıyla ırk çatışmasının bütün izle­ rini silmeye meyledecek ikinci bir transkripsiyona rastlarsı­ nız. ve bunun Avrupa'nın sö­ mürgeleştirme siyasetinde de işlediğini göreceksiniz. Bu­ radan başlayıp. Fransız devrimi döneminde ve Özellikle. Augustin ve Amedee Thierry'yle14 birlikte.72 Toplumu Savunmak Gerekir enerji ve şiddet farklılıkları. ırkların bu çatış­ masıyla katedilmiş olmasına dayanan ve daha sonra ardında toplumsal savaşın yüzünün ve mekanizmalarının araştırıla­ cağı bütün formların anası olarak XVII. yüzyılın hemen ba­ şında formüle edilen işte bu düşüncedir. Bir yanda açıkça biyolojik olan bir transkripsiyon var. yi­ ne çok belirsiz bir kuramdır bu. yüzyılın başında sürmek ve nasıl iki transkrip­ siyona tabi tutulduğunu görmek istiyorum. İşte. Toplumun bir uçtan öbür uca. Dolayısıyla elimizde. acımasızlık ve barbarlık farklılık­ ları. bunun tarihinin izini.ayrıcalıklı biçimde izleyerek biyolojik-toplumsal bir ırk­ . Ardından büyük toplumsal savaş tema­ sından ve kuramından yola çıkarak gerçekleşecek olan. Biraz XVII. sözcük dağarcığıyla söylemini materyalist bir anatomo-fizyolojiden alan bir transkripsiyon. bir yandan Avrupa'daki milliyet hareketleri. bir ırkın başka bir ırk tarafından ele geçirilmesi ve uyruklaştırılmasıdır. XIX. yeniden kurmayı deneyeceğim ve diyalektiğin formu içerisinde savaşımların çözümlenmesinin yinelenmesine ve evrimcilik ve yaşam için mücadale kuramı içerisindeki şu ırklar çatışması izleğinin bir yenid&n almışına denk düşecek olan. Toplumsal varlık temelde iki ırk üzerinde eklemlenir. Bu ırklar kuramında ya daha çok bu ırklar savaşı kura­ mından yola çıkarak. nitekim Darwin'den çok önce gerçekleşen ve bütün öğeleri. bu sürekli savaşım ve ırklar savaşımı kuramının ilk -b iy o lo jik transkripsiyonudur. XIX. bir tür temel kollara ayrılma vardır.

bu norma göre yoldan sapanlara karşı. aslında öteki ırk başka yerden gelmiş olan değildir. Ve bu durumda. tek ve aynı ırkın bir üst-ırk ve bir alt-ırk olarak ikiye ayrılmasıdır. O zaman şu başat sonucu elde edeceğiz: ırklar savaşımının -XVII. iki ırk arasında değil. şu altırkm. kesintisiz olarak toplumsal varlık içerisine nüfuz eden ya da daha çok top­ lumsal doku içerisinde ve bundan yola çıkarak sürekli ola­ rak kendisini yeniden yaratandır. "ken­ dimize rağmen oluşturmakta olduğumuz şu öteki ırkın. arka yüzü ve alt yüzüdür. bir zaman için galip gelen ve egemen olan değildir.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 73 çılığın bütün bu düşünceyle birlikte gelişimini göstermeye çalışacağım. ikili kırılma olarak gördüğümüz şey. Kısacası ırkın. -k i kesinlikle yeni ve söylemi çok başka türlü işletecek olan bir düşüncedir b u . şu karşı-ırkm getirdiği bütün biyolojik tehlikelere karşı . düşmanlarımızın bizi takip etmek ve bizleri uyruklaştırmak için kullandıkları araçlar oluyor. ama sürekli. ikti­ dar yapıları yalnızca bizi düşmanlarımıza karşı savunmadığı gibi. başlangıçta şöyle olan temel dile getiriş biçimi­ ni bir kenara bırakacaktır: "Düşmanlarımıza karşı kendimizi savunmak zorundayız çünkü aslında devlet aygıtları." Bu söylem artık yok ola­ cak. artık "kendimizi topluma karşı savunmalıyız" değil. asal olarak özekten kaydırılmış taraflar için bir araç olan. toplum içinde ortaya çıkan. Başka deyişle: toplum içe­ risinde kutupsallık. toplum içerisinde ırk­ lar savaşımının söylemini. yeniden merkeze oturtulacak ve tam da iktidarın. dı­ şarıdan iki ırkın birbiriyle çatışması değil. merkezileşmiş ve merkezileştiren bir iktidarın söylemi olacaktır.buna göre.bu söyle­ mi. Ya da hatta bir ırktan çıkarak. Bu durumda. yasa. merkez­ lenmiş. tarihini kurmayı is­ tediğim söylem. iktidarı elinde tutan ve normun sahibi olan. ayrım ve sonuçta toplumu normalleştirme ilkesi olarak işletecek olan yozlaşmışlığa ilişkin bütün biyolojik-ırkçı söylemleri ama aynı zamanda bütün ku­ rumlan da görmüş olacağız. toplumun kendi geçmişinin yeniden belirimidir. dışlama. biyolojik ka­ lıt için bir o kadar tehlike oluşturanlara karşı duran tek ve ger­ çek ırk olarak sunulan belirli bir ırktan yola çıkarak sürdürüle­ cek bir savaşın söylemi. yüzyılda ortaya çıktığı ve işlemeye başladığı anda.

g. PUF. 3 H. bu metnin yeniden basımları: Paris. I. Recherches historiques sur les mœurs et le gouver­ nement des Français. yüzyılın başın­ da devlet ırkçılığının ortaya çıkışma dek sürdürerek. Coke'un başlıca metinleri: A Book of Entries. 1988). Notlarda ve alıntılarda Tiers-État olarak yazılırken.J. III-IV. 1628. yüzyıldan başlayıp. . 2 J. Vues générales sur l'origine et sur le mélange des anciennes nations et sur la manière d'en étudier l'histoire (cilt XVIII). özgün metinde tiresiz ve küçük harfle tiers état olarak geçmektedir (ed. 5 Joachim comte d'Estaing. 1644. a. XIII. dans les divers temps de la monarchie (cilt VI). 18 Şubat tarihli ders.e. Lilburne için bkz. 20 cilt. 1982 ve Flammarion. Foucault 10 Mart tarihli dersinde esas olarak E. sürekli arınmaya dair. 1789. toplumsal normalleştirmenin temel boyutla­ rından bir tanesi olacak. * Tiers-État: soylu ve papaz sınıfı dışında kalan halk (ç. 4 N. I-XI. 11. 1690. kendi öğeleri üzerinde.: De Vorigine des Français et de leur établisse­ ment dans la Gaule (V. cilt). Daha sonra Tüm Yapıtları içerisinde derlenecektir. des surnoms et des armoiries. XVII. Coke'a iliş­ kin olarak bkz. içsel bir ırkçılık. kendi ürünleri üzerinde uygula­ yacağı bir ırkçılık. Freret'ye dair bkz. Ayrıca bkz.n. London. 1628.n). 6 M. . kitabını temel alır (bkz. Paris. 1796-1799. 4 Şubat tarihli ders. O nedenle bu yıl. Paris. 1635. Reflexions sur l'étude des anciennes histoires et sur le degré de certitude de leurs preuves (cilt VI). Londra. 1659. Londra.bir devlet ırkçılığı çıkar: bir toplumun kendisi üze­ rinde. 1642. XII. Freret'nin yapıtlarının çoğu önce Mémoires de VAcadémie des Sciences'ta yayımlandı. XX. Bu aşamada ise ortaya -size sözünü etti­ ğim şu söylemin bizzat ereklerine ve ilk biçimine göre bir para­ dokstur b u .18 ve 25 Şubat tarihli dersler. A Treatise of Bail and Mainprize. de Boulainvilliers için bkz. Bu noktada ırkçı tematik artık toplumsal bir grubun bir başkasına karşı kullandığı bir araç gi­ bi görünmeyecek ama toplumsal tutuculukların global strateji­ sine hizmet edecektir. NOTLAR 1 E. 1656. 1614. Londra. Observations sur les Mérovin­ giens (cilt XX). Londra. Institutes of the Laıvs of England.). 1600-1615.74 Toplumu Savunmak Gerekir toplumu savunmalıyız" olacak. Sieyès'in Qu'estce que le Tiers-État ?. Reports. Dissertaion sur la noblesse d'extraction et sur les origines des fiefs. II. Commentâ­ mes on Littleton. ırklar sa­ vaşımının ve savaşının söyleminin tarihine biraz göz atmak is­ tiyorum.

s.). Histoire de la conquête de l'Angleterrre par les Normands. a. Paris. 9 Bkz. 1 Şubat 1978'te verilen ders ("La 'gouvernementalité") ["Yönetimsellik"]. J. Der Streit der Fakultäten in drei Abschnitten (Königsberg. parça. 1825. Pa­ ris. Les Origines de la pensée grecque. Lettres sur l'histoire de France pour servir d'introduction à l'étude de cette histoire. Paris. Paris. bkz. s. de ses causes et de ses suites jusqu'à nos jours. 10 Bkz. Fo­ ucault. La Découverte. bölümler). Bilme İstenci üzerine Collège de France'ta verdiği derste geliştirdiği "ölçü" analizine kaynak gösteriyoruz. özellikle A. özellikle 10 Mart tarihli dersinde M. 1840. Dix ans d'études historiques. bölümler). . Fouca­ ult'nun 1970-1971 yılında.21 Ocak 1976 Tarihli Ders 75 7 Bkz. 1853. précédés de Considérations sur l'histoire de France. Paris. Main. Paris. 1798). 1972 (özellikle III.e. Vernant. III. Mythe et Pensée chez les Grecs. J. 1968. Nisan-Haziran 1990. dzfe de Babeuf. bölüm). özellikle 16. 1827. özellikle 1796 tarihli ikinci baskı).P. Frankfurt a. 1834. "Qu'est-ce les Lumières" ("Aydınlan­ ma Nedir?") (Dits et Écrits. 13 Machiavelli'ye ilişkin olarak bkz.2 cilt. no 187). 1837. Paris. Kant için bkz. 1912-İ922) ve Ernst Cassirer'in Kants Leben und Lehre (Berlin. Pa­ ris. Thierry'nin kaleme aldığı. suivie du pro­ cès auquel elle donna lieu et des pièces justificatives. La Découverte. ayrıca " 'Omnes et . IV. Territoire et Population. Fo­ ucault'nun başvurduğu başlıca tarih yapıtları şunlardır: Vues des révolu­ tions d'Angleterre. ein philosophischer Enwurf (Königs­ berg. 12 1975-1976 ders yılında Collège de France'ta verilen dersin özetinden (Dits et Écrits. Vernant & P Vidal-Naquet. Brüksel. 1828.: 1977-78 yılında Collège de France'ta verilen dersler: Sécurité. Paris. 1974. Seuil.P. Courtet de l'Isle'in La Science Politique fondée sur la science de l'homme adlı yapıtı. Kant için. sayfa 3563) konferansı metnini kaynak göstermekle yetiniyoruz. Paris. diğer yapıtları. Paris. F. no 339 ve 351) ve Fransız Felsefe Derneği'nde 27 Mayıs 1978 tarihinde verdiği "Eleştiri Nedir?" başlığıyla ya­ yımlanan (Fransız Felsefe Derneği Dergisi. Études de psychologie historique.g. 8 A. cilt XI. IV.V. . 1817. Mythe et Société en Grèce Ancienne (Eski Yunan'da Söylence ve Toplum). in Werke in zwölf Bän­ den. Zum ewigen Frieden. Mythe et Tragédie en Grèce Ancienne. Récits des temps Mérovingiens. Bruno Cassirer. 1795. 11 Solon'la ilgili olarak (bkz. ve VIII. "What Is Enlightenment?". PUF. 1965 (özellikle III. VII. 1921) kitabına sahipti. Ernst Cassirer baskısı bütün eserlerine (Berlin. Conspiration pour l'égalité. Insel Verlag. 261-393. Buonarroti. Essai sur l'histoire de la formation et des progrès du Tiers-État. M. 191-251. 1965 (özellikle VII. Kant'm. Diehl yay.

76 Toplumu Savunmak Gerekir singulatim': Toward a Criticism of Political Reason" (1981) ve "The Po­ litical Technology of Individuals" (1982) (Dits et Écrits. depuis les temps les plus reculés jusqu'à l'entière soumission de la Gaule à la domination romaine. Histoire des Gaulois. yukanda. 1828. . no 291 ve no 364). no 239. Paris. dipnot 8. Amédée Thierry için bkz. III. Paris. IV. 14 Augustin Thierry için bkz. Histoire de la Gaule sous l'administration romaine. 1840-1847.

. ırkçı söylem.28 Ocak 1976 Tarihli Ders Tarihsel söylem ve bunun taraftarları.bu ırklar savaşı söyleminin nasıl bir karşı-tarih gibi işlediğini göstermeyi isterdim. Geçen sefer size ırkçı söylemin tarihini çizmeye ve övgüsü­ nü yapmaya giriştiğime inanmış olabilirsiniz.Irklar savaşımının karşıtarihi. yüzyılın sonuna. . . Doğrusu. Tam olmasa da şu farkla yanıldınız: ben tam olarak ırkçı söylemin değil daha çok savaşın ya da ırklar savaşımının söyleminin övgüsünü ve tarihini yapmak istedim. savaşın ya da ırklar savaşımının bu büyük söyleminin aslın­ da yalnızca özel. Övgü şu anlamda. bir evresi. daha o zaman asırlık olan. sınırlandırılmış bir epizodunu oluşturan şey için kullanmak gerektiğine inanıyorum. tersine döndürülüşü. Irkçılığın doğuşu ve dönüşümleri. esas olarak toplumsal muhafazakârlığı ve. .Roma tarihi ve Kutsal Kitap'ın tarihi.Devrimci söylem. "Irkçılık" ya da "ırkçı söylem" ifadesi­ ni. . yüzyılın sonunda ırklar savaşının söyleminin yalnızca bir epizodu.Irkın arılığı ve devlet ırkçılığı: Nazi dönüşümü ve Sovyet dönüşümü. XIX. sosyo-biyolojik terimlerle dile gelen. sömürge egemenliğini amaçlayan şu es­ ki söylemin bir yinelenişi. Irkçı söylemle ırklar savaşının söyle­ mi arasındaki bağı ve aynı zamanda ayrımı saptamak için bunu belirttikten sonra. evet yapmak istediğim ırklar savaşının bu söyleminin övgüsüdür. Ve bugün sizlere bi­ raz bu karşı-tarih işlevinden söz etmek istiyorum. en azından yinelenişi oldu. bir ırkçı söyle­ me döndüğü ana dek. en azından belli bazı durumlarda. sizlere en azından bir dönem boyunca -yani XIX.

ulu ataları yeniden can­ landırıyor. ilk Romalı yıllıkçılardan1 ortaçağın so­ nuna ve belki XVII. ihtişamın. güçlülerin. tarihi. Bu tür. Yasa­ nın boyunduruğu ve ihtişamın parıltısı. güç bela sa­ vunulabilir olan. bu bana tarihsel söyle­ min. kutsallaştırma ayinleri gibi. söylence anlatıları gibi. Bana öyle geliyor ki. antik dönemde ve hatta ortaçağda ne idiyse kuş­ kusuz öyle kaldığı söylenebilir: Uzun süre iktidar ritüelleriyle akrabalığını sürdürdü. yasanın sürekliliği yoluyla insanları iktidara hukuksal olarak bağlamak. gerçeklik içerisinde iktidarın hem doğrulanmasını hem de bu iktidarın güçlendirilmesini sağlamak zorunda olan. tarihi anlatmaktan ibaret olan bu uygulamanın. Öte yandan. sözlü ya da yazılı bir tür seremoni olarak anlaşılabilir. tarihin geleneksel işlevi. geçmişin olaylarının ya da insanlarının büyüklüğünün şimdinin değerini desteklemesini. imparatorlukların ya da hanedanların kurucuları olan kahramanların başarılarını keşfediyordu yeniden. onları. ulu atalara dair tarihsel anlatı biçimlerinde rastlanan.' den soykütüğe dayalı görev içerisinde önemli olan. aynı zamanda onun küçüklüğünü ve gündelik­ liğini kahramansı ve doğru bir şeye dönüştürmesini sağlamak­ tır. Çifte rolü var: bir yandan. cenaze törenleri gibi. o iktidarın içinde ve onun işleyişi içerisinde ortaya çıkartılan. ayinler gibi. belirli bir iktidar pekiştirme etmenini hedeflediği iki yüzü olarak görünüyor. tarihçinin söylemi. yüzyıla ve hatta daha ileriki tarihlere dek/ iktidarın hukukunu dile getirmek ve görkemini yoğunlaştır­ mak oldu. bir iktidar yoğunlaştırıcısıdır. dolayısıyla insan­ ları iktidarın sürekliliğine iktidarın sürekliliği yoluyla hukuksal olarak bağlamak söz konusu. hükümdarların ve bunların zaferlerinin (ya da belki geçici mağlubiyetlerinin) tarihini anlatarak. Tarihin -asal olarak. ritüeller gibi. Bana öyle geliyor ki. Bana öyle geliyor ki tarihsel söylemin üç geleneksel ekseni içerisindeki bu çifte işlevi ortaçağda bulunabilir. bir iktidar yaratıcısı. iktidarın örneklerinin ve kahra­ manlıklarının yoğunluğuyla büyülemek de söz konusu. eski krallıklara.tarihsel söy­ lemin. Tarih. tarihçilerin söyleminin.bu soykütüksel ekseni hukukun . Soykütüksel eksen krallıkların eskiliğini anlatıyor. kralların.78 Toplumu Savunmak Gerekir Bana öyle geliyor ki -belki biraz aceleci ya da şematik ama sonuçta asal olan için yeterince doğru bir biçimde.

Dolayısıyla tarih. bir adın görke­ minde işleyen yasadır. bir anlamda yasalaştırılan şandır.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 79 eskiliğini dile getirmek zorundadır. zorunlulukları değerli kı­ larak ve gücün parıltısını yeğinleştirerek boyunduruğu altına almak: bana öyle geliyor ki şematik olarak bunlar. Yıllıkçıla­ rın tarihi sürekli kaydetmeleri de iktidarı güçlendirmeye yarar. en küçük olayları. bunları taş­ laştıracak ve bir anlamda sürekli olarak var edecek anıtlarda donduran ve bastıran bir söylemin içerisine davranışları kayde­ der. bu bir kralın en küçük bir işinden ve jestinden bir kahramanlık ve bir zafer yaratılabilece­ ği ve yaratılması gerektiği anlamına gelir. Örnek. unutul­ maz kılar ve unutulmaz kılarak. bir tür öğenin gücüne sahip olur. Yaptık­ ları her şey anlatılabilir ve anlatılmaya değerdir ve bunların anısı sürekli olarak korunmalıdır. hükümdarın hukukunun kesintisiz olma özelliğini göstermek ve bu yolla bugün de hâlâ elinde bulundurduğu söküp atılamaz gücünü göstermek zo­ rundadır. İşte tarihsel anlatının soykütüksel işlevi diyebileceğimiz şey budur. şimdiyi değerlendirmeyi. iktidarın yoğunlaştırılması olan bu tarihin üçüncü işlevi de. yasanın ve görkemin bir isimle buluşması içinde. antik dönemin anlatılarında ve eski kralların ve kahramanların yeniden canlandırılmasında değil tersine bizzat tarihin akışı içerisinde günbegün. Büyük krallar böylece kendilerinden sonra gelen hükümdarların hu­ kukunu kurarlar ve aynı zamanda kendi görkemlerini ardılları­ nın küçüklüğüne aktarırlar. Son olarak. yaşayan ya da yeniden canlandırılan yasadır. Roma uy- . asla anlatının saygınlığından altta kalır bir şey değildir. ve sonunda soykütük kralların ve prenslerin adlarını. onlardan önce gelen bütün şan ve ünle yükseltmelidir. yılbeyıl tutulan yıllıklarda ve kroniklerde bulacağımız bellek oluşturma işlevi var. Örnek. onu kendisinden daha güçlü olan bir yasaya bağımlı kılmayı sağlar. Örnek. bu asla boşuna. Bağlamak ve göz kamaştırmak. iktidarı güçlendirecek olan bir tür noktanın. asla yararsız ya da küçük. örnekleri dolaşıma sokmaktır. İktidarın bir tür ritüeli de vardır: hükümdarların ve kralların ne yaptıklarını gösterir. ve aynı zamanda onun kararlarından her biri uyrukları için bir tür yasa ve ardıl­ ları için bir tür vecibe gibi kaydedilir. Bir de.

mitlerde. or­ taçağda da işlediği gibi. ortaçağda uygula­ mada olduğu biçimiyle hâlâ Romalıların tarihiyle. kesinti görmemiş olmalarından kaynaklanmıyordu. bağlayan ve devinimsizleştiren iktidar. Roma toplumunda yapılan tarih arasındaki süreklilik. kopukluk. Ortaçağda yapılan tarihle. dolaşıma sokulan örnek derlemeleriyle tarih hâlâ yine şu iktidarın tasviri oluyor ki bu yalnızca iktidarın imgesi değil aynı zamanda onun yeniden canlanma yöntemidir. Roma ve genel olarak. Bir yanda hukuksal görünüm var: iktidar zorunlulukla. yeminle. yükümlülükle. Hint-Avrupa üçleme­ sinde iktidarın üst düzeyde temsilcisi olan tanrı. bu iki yan var­ dır. günün güne tutulan kronikleri. ortaçağdaki gibi. demek ki tarihin. dinlerde. eskilik arayışları. devinimsizleştirir. Tarih iktidarın söylemidir. Genel olarak. en üst rütbede ve en üst mevkide olan tanrı. aynı zamanda görkemin söylemidir ki bu. yani anlattıkları tarih arasın­ da asla farklılık. Ne ki. düzenin kurucu­ su ve teminatıdır. hâlâ yakın dönemlere dek toplumumuzda hükümranlığın tarihi olduğu. Bu anlamda tarihin. yalnızca ortaçağın tarihçilerinin Roma tarihiyle kendilerininki arasında. iktidar şaşkınlıktan dondurur. Hint-Avrupalı iktidar temsili sisteminde2 her zaman sürekli biçimde yan yana olan bu iki görünüm. düzeni sağlayan bu iki işlevin güçlendirileceği ve daha etkili kılınacağı söylemdir. iktidar bu yolla büyüler. yasayla bağlar. Romalıla­ rın anlattığı tarihle. iktidarın boyun eğdirmek için kullandığı vecibelerin söylemidir. "Jüpiteryen" bir tarihtir. Jüpiter. Titus-Livius'un3 tarihiyle ya da ilk yıllıkçılarmkiyle doğrudan bağıntısı vardı. Kı­ saca. korkutur. her şeyden önce. Eh sanıyorum.80 Toplumu Savunmak Gerekir garlığmda olduğu gibi ortaçağın toplumlarmda da kullanıldı­ ğı haliyle tarihin farklı biçimleri içerisinde bulunan iki işlev­ dir. Hint-Avrupa efsanelerinde temsil edildiği biçi­ miyle iktidarın çok belirgin olarak iki görünümüne denk dü­ şüyor. Ve bu yalnızca anlatının formunda olmuyordu. öte yanda iktidarın büyülü bir işlevi. hükümranlığın bo­ yutu ve işlevi içinde açılan bir tarih olduğu söylenebilir. bu iki işlev. aynı za­ manda bağları ve yıldırımları olan tanrıdır. Romalıların tarih anlatısının. ritüellerde. ve tarih tam olarak. bir etkililiği vardır: iktidar göz kamaştırır. tam olarak bir hükümdarlığı .

Bundan böyle bu yeni tür söylem ve tarih uygulaması içerisinde hükümranlık artık bütünü. İkti­ darın tarafından bakarsak. yasa ya da yü­ küm olan şeyi. çok daha derindi. haraç olarak ortaya çıkaracaktır. Ve büyüklerin tarihinin a fortiori küçüklerin ta­ rihini içerdiği koyutu yerine. boyunduruk altı­ na alınması. Bu koşulda. hükümranlıkların tarihinin ortaya çıkardığı. yüzyılda ve XVII. Tarihsel söylem artık hükümranlığın söylemi. tam olarak kentin. köleleştirilmesi olarak tersine okumak gerekir. Batının tanıdığı.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 81 güçlendirme ritüeli olan belirli bir siyasal işlev taşıması ölçü­ sünde. Az önce size sözünü ettiğim şu hükümranlık ritüeline göre. ulusun. ulus ve hükümdarı arasındaki örtük özdeşleşme beliriyor ya da kayboluyor. devletin birliği olacak bir birliğe bağlamayacak­ tır. neden Roma karşıtı ve neden karşı-tarihtir bu? Sanı­ yorum kolayca göz önüne çıkan birtakım nedenlerden ötürü. hatta doğrusunu söylemek gerekirse XVI. Hastings savaşından sonra yenik düşen Saksonlarm tarihinin aynı savaş­ ta galip gelen Normanlarm tarihi olmadığı keşfedilecek ya da en azından savlanacaktır. Sonun­ . bu ana dek oluşturulduğu biçimiyle hü­ kümranlık tarihine kesinlikle karşı-sav olma niteliğinde bir ta­ rihtir bu. ırkların. hatta ırkın söylemi değil. Galya kökenli Romalıların yenilgisi. Roma karşıtı olan ilk tarih bu. tam da ortaçağın en son noktasında. uluslar ve yasalar içerisindeki ırklar savaşımının söylemi [olacak]. yüzyılın başında ortaya çıkan. Frankların ve Clovis'in zaferini. kötüye kullanma olarak. güçlülerin tarihinin zayıfların ta­ rihine baskın çıktığı koyutunun yerine. Hükümranlığın ayrı bir işlevi vardır: o bağlamaz. Birileri için zafer olanın ötekiler için yenilgi anlamına geldiği öğrenilecektir. sanıyorum. bir ayrışıklık ilkesi ko­ nacaktır: birilerinin tarihi ötekilerinin tarihi değildir. Ana çizgileri kabaca belirtilmiş olsa da. halk ve kralı. boyundu­ ruğu altına alır. yeniden kurmaya ve belirlemeye çalışabileceğimiz temel iş­ te bu sanırım. Çünkü. öncelikle. öteki tarafa geçtiğimiz anda. şiddet olarak. sahip olabileceği kendine özgü özellikler içerisin­ de. yeni söylem hukuk. ırkların çatışmasının. hüküm­ ranlığın. ırkların ve yasaların ardında ve yasalar yo­ luyla ırkların sürekli çatışmasının bu tarihi içerisinde. bu yeni söy­ lem biçimini. Romalı olmayan.

el koyma. sürgünleri ve kölelikleri dile getirmeyi amaçlayan birtakım destansı ya da söylencese! ya da dinsel bi­ . Bu durumda. Bu da demek oluyor ki bu söylem -iktidarın eskiliğini ve soykütüğünü göstererek kendisini güçlendirdiği.82 Toplumu Savunmak Gerekir da. büyük feodallerin toprağa sahip olması ve talep ettikleri vergilerin bütünü. ama as­ lında. bu tür söylemi. O zaman bu durumda ortaya çıkan tarih. belki bir süre için ama kuşkusuz uzun bir süre için karanlıkta ve sessiz kalanların söylemi olacaktır. ırklar savaşımının anlatısıyla doğan karşı-tarih." Bu söz alış. bölüştüren. toplumsal yapının başka bir bölümünü gölgede bırakan ya da gece karanlığına atan bir ışık olduğunu ortaya çıkarır. devinimsiz kılan ve böylelikle onu düzen içinde tutan bir şey olmadığını. üstüne üstlük. bu gölgeden yola çıkarak. bir çağrı olacaktır: "Bizim ardımızda süreklilik yok. bizim ardı­ mızda. Gerçekten de. ırklar savaşımı­ nın tarihi.ani bir söz alma. tari­ hin hükümdarın ihtişamını dile getirerek gücünü yoğunlaştır­ dığı genel zorunluluğun büyük formu bozulur ve bunun tersi­ ne yasanın ikiyüzlü bir gerçeklik olarak belirdiğini görürüz: bi­ nlerinin zaferi. haklarımız yoktu. şiddet eylemleri. şanımız yoktu ve işte bunun için söz alıyoruz ve kendi tarihimizi söylemeye başlıyoruz.top­ lumsal varlığı donduran. yağma. uzun süredir kurulu olan bir iktidarın kesintisiz bü­ yük tüzebilimi arayışıyla pek değil de. Gölgeden çıkıyoruz. sağlamlaştıran. ötekilerinin boyun eğmesidir. İhtişama sahip olmayanların ya da onu yitirmiş ve şimdi. hü­ kümdarın dertsiz ve yenilgisiz görkemini anlatmak yerine ter­ sine ataların felaketini. bir taraftan aydınlatan. Ama sanıyorum başka bir biçimde ve hem de çok daha önemli bir biçimde de bu böyle. Ve kesin biçimde tarih. gölgedeki taraftan söz edecektir. yasanın ve iktidarın gücü ve ihtişamıyla kendisini gös­ terdiği büyük ve şanlı soykütüğü yok. ihtişamın devamlılığını kırar. bu karşı-tarih yalnızca zorlayıcı hükümran yasanın birliğini parçalamakla kalmaz. bir tür kâhince bir kesin­ tiyle akraba kılar. bir karşı-tarihtir. Bu da aynı zamanda bu yeni söylemin. boyun­ duruk altına alman topluluklardan hoyratça alman savaş vergi­ si olarak belirecek ve böyle duyurulacaktır. sürekli kıldığı kesintisiz ezgiden farklı olarak. Işığın -hani iktidarın şu ünlü göz kamaştırıcılığmm.

İncil sefa­ letin ve başkaldırının silahı oldu. yüzyılda. Kutsal Kitap'm. eleştiri. Kudüs. şu ne­ denden ötürü: bu yeni tarihsel söylemde belleğin işlevi tam an­ lamıyla anlam değiştirecektir. Bu durumda. Roma'ya özgü tarihte bellek asal olarak unutmamayı sağlamak durumundaydı . en azından ortaçağın ikinci yarısından itibaren. iktidarın kesintisiz görkemini ve tarihini günü gününe anlatan yıllıkçının biçiminden çok daha fazla İbraniliğe ve Kut­ sal Kitap'a değgin bir biçim içerisine girilir. ço­ ğu durumda karşı çıkış. ayrıca çok sıkça kutsal metinlere yapılan göndermenin kendisi olarak. XVI. siyasal karşı çıkışların. Bu biçim. Reform döneminde ve İngiliz Devrimi'nin ger­ çekleştiği dönemde de. Kutsal Kitap'a Titus-Livius'a olduğundan çok daha yakın durulur. bir karşı-tarih olarak düşünülebilir. genel olarak.yani yasanın sürekli olmasını ve ayakta durduğu sürece iktidarın görkemi­ . yeniden anılan bütün Babillere karşı ileri sürüldü. Dolayısıyla bu dönemde ortaya çıkan tarihsel söylem Ro­ ma tarihine karşıt. her zaman ölümsüz Roma'ya. Sanıyorum. hükümranlığın ve krallığın tarihine -Ro­ ma tarihine. hâlâ vaat edilen toprağın verilmesini ve hem eski hakları hem de yitirilen ihtişa­ mı adil biçimde telafi edecek olan verilmiş eski sözlerin yerine getirilmesinin beklenmesi gereken bütün o süre boyunca insa­ nın belini büken yenilgileri sıralayacaktır. arenalarda na­ muslu insanların kanını akıtan Sezarlarm Roma'sına karşı sürül­ dü. temelde Roma­ lıların siyasal-masalsı tarihinden çok daha fazla Yahudilerin söylencesel-dinsel tarihine yaklaşan bir şeyin belirdiği görülü­ yor. Zaferlerden çok.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 83 çimlere yaklaşacak demektir. yasaya ve ihtişama karşı isyan ettiren söz oldu: kralların adil olmayan yasasına ve Kilise'nin göz okşayan görkemine karşı. ana biçi­ mi olduğunu asla unutmamak gerekiyor.kesinkes karşı olan bir tarih biçiminin doğduğunu ve bu yeni tarihin yalvaçlığın ve vaitin Kutsal Kitap'a dayalı bü­ yük formu üzerine eklemlendiğini görmek pek şaşırtıcı değil di­ ye düşünüyorum. kralla­ rın iktidarına ve Kilise'nin despotizmine eklemlendiği. ahlaki. muhalefet söylemi gibi çalıştı. ortaçağın sonunda. içerisinde dinsel. Ortaçağda Kudüs her zaman. Irklar savaşının bu yeni söylemiyle birlikte. ortaçağdaki dinsel ve siyasal karşı çıkıştır.

Şöyle ki. Sonuç olarak. aşırılan ya da hasır altı edilen bir bilmenin yeniden sahiplenilmesinin bir tarihi olacak­ tır. uzun ömürlü hukuk ilmini yerleştirmek. Mühürlenmiş bir gerçeğin deşifre edilmesi olacaktır. Clovis.84 Toplumu Savunmak Gerekir nin kesintisiz biçimde artırılmasını sağlamak. kralların kendilerini maskelediklerini. güçlüler. İktidar haksızdır. Hanedanın yasal halefi olarak görünmeyi. zaferlerinden söz edilmesini isterler ama bu zaferlerin ötekilerin yenilgisi. Bunun tersine. yüzyıllarda ortaya çıkan ırklar sa­ vaşımının bu tarihin hem daha basit hem daha temel hem de daha güçlü. "bizim yenilgi­ miz" olduğunun bilinmesini istemezler. iktidar. Dolayısıyla bu sürek­ liliğin tarihi değil. eskisi gibi. yasa­ lar. yayılmasına. sertlikle başka kılığa büründürülmüş ve maskelenmiş olduğu için gizli kalmış bir şeyi toprak altından çıkarma işini üstlenecektir. ne de iktidarın bulunduğu yerde ol­ . böylece fatih adını maskelemek istiyordu sonuç olarak. iktidar uygulanmasına. krallar. gizli olanın ortaya çıkarıl­ masının. hilenin açığa çıkarılmasının. ortaya çıkan yeni tarih gizlenmiş ve yalnızca gözardı edildiği için değil ama aynı zamanda titizlikle. en yüce örneklerinden aşağıda kalmış ol­ duğu için değil çok basitçe bize ait olmadığı için. başka bir anlamda da bir karşı-tarih olduğunu sa­ nıyorum. XVI-XVII. ik­ tidarın olduğundan başka türlü göründüğünü ve tarihçilerin yalan söylediklerini göstermek olacaktır. zamanın beklenmedik olaylarından kalkarak hukuku dile getirmeye giriştiği söylenebilir. güçlen­ dirilmesine bağlı bir ritüel olmanın ötesinde bu tarih iktidarın yalnızca eleştirisi değil ona karşı bir saldırı ve bir hak iddiası­ dır. Aslında ye­ ni tarihin göstermek istediği şu. Öyleyse tarihin rolü yasaların yanılttığını. Sonuçta Fatih William hiç de Fatih ola­ rak anılmak istemiyordu çünkü İngiltere üzerinde uyguladığı yasaların ya da şiddetin fethedilmiş haklar olduğunu örtmek istiyordu. deşifre etmenin. kasten. Ama her zaman haklarını korumuş bir iktidarın ne büyük. krallığı­ nın adının belirsiz bir Romalı hükümdarın onamasına dayandı­ ğına inandırmak için bir parşömenle dolaşırdı. Bir anlamda bu yeni tarihin. Haksız ve kıs­ men hükümdar olan bu krallar herkes için ve herkes adına ken­ dilerini kabul ettirmeye çalışırlar. rastlantısal olarak ve çarpışmaların adaletsizliği içerisinde doğduklarını sakladılar.

aslında Hint-Avrupa temsil ve ikti­ dar işleyişi sistemi içerisine derinlemesine yerleşmiş bir tarihti. başkaldırının ve yalvaçlığın. toplumu yırtar ve yalnızca yasalara karşı savaş ilan etmek için adil hukuktan söz eder. tabii ki zirvesinde hükümranlık düzeninin bulunduğu üç sını­ fın örgütlenişine bağlıydı ve bununla birlikte belirli bir nesneler alanına ve belirli bir türden kişilere -kahramanların ve kralla­ rın efsanesine. hükümranlığın büyük söylemsel ritüellerinden biri olmuş bir tarihin -tarihsel bir söylemin ve bir uygu­ lamanın. ülkeleri istila edenler ve onların önünde . yarı İbraniliğe değgin bir tarihle engel­ lendi. bilmenin ve dü­ zenin şiddetle tersine döndürülmesi çağrısının söylemi olan Kutsal Kitap'a dayalı. aynı . yani haklar beyan ederek savaş ilan etmek. Kutsal Kitap'a değgin bir tarihsel söylem diyebileceğimiz söy­ lem. haksızlar ve haklılar. iktidarı doğrular. yasal. Size sözünü ettiğim söylem.var olduğu söylenemez mi. son olarak da hak­ ların ve savaşın eşzamanlı ve çifte ilanının tarihi olan bir karşıtarih.kurar. Mesele değeri bilinmemiş hakların talep edilmesidir. Romalı tarih anlayışı. Bu durumda aşağıdaki şu öneriye benzer şeyi ileri sürerek bütün bunları özetlemek istiyorum. Bu yeni söylem artık. güçlüler ve yalnız­ ca kol kuvveti olanlar. XVI. efendiler ve onlara bağlı olanlar. toplumun ve insan­ ların ikili algmlanmasma ve ikili dağılımına bağlıdır: bir tarafta birileri. zenginler ve yoksullar. Hint-Avrupa işlevleri olan Roma modeli bu tarih.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 85 duğunu ve her zaman hâlâ bulunduğu yerde olduğunu göster­ mek söz konusudur.zorunlu olarak bağlı kaldı. Hint-Avrupa toplumlarınm tarihsel söylemi gibi. kesinti­ siz ve görkemli bir hükümranlık olarak yine bu ritüel içinden beliren ve oluşan bir hükümranlıktır bu? Bu tarihe bir başkası karşıt durmaya başladı: iç karartıcı tutsaklığın. bir tarafta ötekiler. ortaçağın bi­ timinden bu yana. yüzyılın sonunda yayılan. Ortaçağın sonuna ve belki onun da ötesine dek.zamanda yeniden bulunması ve açığa çıkarılması gereken bilmenin tarihi. üçlü bir örgütlenmeye değil. Roma tarzı tarihsel söylem toplumu yola sokar. çünkü hükümranlı­ ğın büyülü ve hukuksal olan çifte görünümünün söylemiydi. top­ lumsal varlığı oluşturan düzeni -ya da üç sınıflı düzeni. ki birlikçi. yalvaçlığın ve vaadin tarihi. güçsüzlüğün.

despotlar ve homurdanan halk. Antik dö­ nem olmadığını. Bambaşka bir tarih biçi­ mi. Fransız monarşisi Francus'tan. bütün monarşilerinin Roma'nm karındaşı olduklarını savladıkları an­ lamına geliyordu. Bence yalnızca bu soruyla. ortaçağ içerisinde sürekli ve güncel bir tür tarihsel varlık gibi işliyordu. şimdinin yasasına bağlı insanlar ve gelecekteki vatanın insanları.86 Toplumu Savunmak Gerekir titreyenler. ortaçağın geç dönemlerine dek var olan şu antik dönemin devamı olma bilinci. Oldukça şaşırtıcı ve ne olursa olsun çok önemli şu soruyu Petrarca ortaçağın ortasında sormuştu. Hatta ırklar savaşımının tarihine ilişkin büyük söylem doğduğunda antik dönem biter denilebi­ lir . Hint-Avrupa tarih anlayışının sonunun başlangıcıdır deni­ lebilir. Ve daha XV. Bü­ yük hanedanların her biri. Ama. Hint-Avrupa tarzı bir tarih anlatma ve algılama yönte­ minin sonu demek istiyorum. bütün devletlerinin. bir tek Roma toplumunda değil. Bu tari­ hin. Ortaçağ tabii ki or­ taçağ olduğunu bilmiyordu. Ingiliz mo­ narşisi de Brutus adında birinden böyle türemiş olmalıydı.antikiteden kastım. kendisinin. Şunu diyordu: "Tarihte Roma'yı övmeyen ne var ki?"4. Avrupa'yı kateden bin ka­ nala bölünmüş olarak algılanıyordu ama bütün bu kanallar Ro­ ma'ya çıkmak durumundaydı. artık olmadığını da bilmiyordu. kendini gösteriyordu. tam ter­ sine Roma'yı yeni bir Babil gibi ifşa etmenin söz konusu oldu­ ğu. Roma'nm var­ lığı hâlâ sürüyordu. Roma. Troya'mıt düşüşünden doğ­ mak. Kudüs'ün kaybedilmiş haklarının geri isten­ mesinin söz konusu olduğu bir tarih. ulusal (ya da ulus-öncesi) tarihlerin kendilerine çıkış noktası olarak bir Troya efsanesini benimsediklerini unutma­ mak gerekir. Avrupa'nın bütün uluslarının. Priamos'un izini sürerek Antik Roma'yla soykütüksel bir akrabalık bağı kurmayı sağlayan ataları benimsiyordu. Roma'ya karşı. bir Osmanlı Sultanı Vene­ . Bütün Avrupa ulusları Troya'nm düşüşünden doğduklarını ileri sürüyorlardı. Bu dönemde yazılan bütün si­ yasal. tarihsel söylemin bambaşka bir işlevi doğuyordu. Petrarca'dan birkaç yüzyıl sonra Batıda Roma'ya övgüden çok farklı bir şeyi içeren bir tarih doğuyor. Petrarca'mn da ait ol­ duğu ortaçağ toplumunda da hep uygulanmış olduğu biçimiy­ le tarihin niteliğini tek kelimeyle belirgin kılıyordu. yüzyılda. deyim yerindeyse.

Norman istilalarıdır. ırklar savaşımının bu söyleminin.28 Ocak 197 6 Tarihli Ders 87 dik Dükası'na şunları yazıyordu: "Madem ki kardeşiz neden savaşalım ki? Türklerin Troya yangınından doğup. Keltler. galipler ve mağluplar ortaya çı­ kar. bunlar kuzey insanları ve güney insanlarıdır. ırklar savaşma ilişkin söylemin ortaya çıkışı öz­ deş kılmabilir. bizzat Avrupa'nın bi­ linci. su götürmez biçimde ve bütünüyle. o zamana dek bilmediği ikili bir ayrış­ mayla bölünür. Roma'nm büyük birliğini. yüzyıl başını beklemek gerekir). "Ortaçağ" olarak açıkça nitelenecek bir şey belirir (feodalite diye adlandırılacak o olgunun tarihsel bilinçte ayrış­ ması için XVIII. fetihlerin başlangıcı: bunlar Frank istilaları. bambaşka bir tarihsel bilinç hem kendini oluşturur hem de dile gelir. Oysa ırklar savaşımının söyleminin ortaya çıkartacağı şey tam olarak. Özellikle. Irklar savaşma dair bu söylem ve yeniden ha­ yata dönüş çağrısıyla. daha genel kişilikler de kendini gösterir. Şimdi tarihsel söylemin sahnesine girenler ve artık onun başlıca referans sistemini oluşturanlar bunlardır. Türkler. parıltılı büyük gücünü aslında sarsmamış belli belirsiz baht dönüşlerin­ den başka bir şey olmayan olaylar. O ana dek. anında bir antik dönem gibi görünecek olan bir şeyi başka bir dünyaya gönderecek olan o kesintidir: o zamana dek tanınmamış olan bir kopukluk bilincinin ortaya çıkışı. egemenler ve boyun eğenler. yüzyıllardan başlayarak ortaya çıktı­ ğını gördüğümüz sayısız krallıklarla Roma arasında bir kopuk­ luk yoktur. biliyoruz ki Aeneas gibi. Avrupa. birtakım uyarılarda bulun­ mak isterim. o za­ mana dek asla soykütüğünü çıkarmadığı anılarla ve atalarlâ dolup taşar. büyük meşrutiyetini. İlk olarak. Franklar. en azından kö­ . Buradan yol alarak. uygulaması ve politikası içerisinde zamanın bambaşka bir düzenlenişiyle.soy baş­ langıçları. Franeus gibi Priamos'un oğlu olan Turcus'un to­ runlarıdır". Avrupa'nın bilincinde bir­ denbire beliriverir. Dolayısıyla Roma ortaçağın bu tarih bilincinin biz­ zat içinde vardır ve V-VI. Yeni kişiler or­ taya çıkar. Avrupa'nın oluşumunun [o zaman] gerçek başlangıçlarını oluşturacak olaylar kendini gösterir . çıktıkları ve Priamos'un torunları oldukları biliniyor. Bu durumda. ezilenlere ait olduğunu. Galyalılar.

onun XIV. XVII. yüzyıl­ daki devrim sırasında radikal İngiliz düşüncesine hizmet ettiği görülür. henüz değişime uğramışken. XIX. aynı dile ve çoğunlukla aynı dine sahip olmayan iki topluluk.88 Toplumu Savunmak Gerekir keninde. popüler roman ya da kozmo-biyolojik kurguların yapısı içerisinde karşılaşıldığını ayırt etmek gerekir. çokanlamlılığı var: kökeni. İkinci uyarı: ırkların savaşının söz konusu olduğu ve "ırk" teriminin oldukça erken ortaya çıktığı bu söylemde. Aynı bölgesel kökene sahip olmayan iki topluluğun tarihi yapıldığında iki ırk oldu­ ğu. en azından kökeninde. diskalifiye edilmesine hizmet ettiğini görürsünüz. Sonuç olarak. Gerçekten de bu söylemin. kuşkusuz geniş ama göreceli olarak sabit olan belirli bir tarihsel-siyasal farklılaşmayı işaret eder. Louis'nin iktidarına karşı Fransız aristokrasisinin gösterdiği tepkiye hizmet ettiği de görülür. halk tarafından üzerinde hak iddia edilen ve konuşulan bir tarih ol­ duğunu düşünmenin yanlış olacağının üzerinde durmak iste­ rim. şu açık ki bu "ırk" sözcüğü değişmez bir biyolojik anlamla bağıntılı de­ ğildir.n. bununla birlikte farklı düşmanlar ya da farklı muhalefet biçimleri arasında paylaşıldı. ancak savaşlarla. Ama birkaç yıl sonra da onun. birinden ötekine çok hızlı dolaşarak. farklı muhalif grupların söylemi oldu. istilalarla. bir tür stratejik çokdeğerlilikle donanmış bir söy­ lem olduğunu çabucak görmek gerekiyor. kesin olarak. Gerçekte. sonunda gerçek öznesini halkın oluşturacağı5 bir tarihin yazılmasına ilişkin devrim-sonrası tasarıya bağlandı. . köleleştirilmiş olanların söylemi. yüzyılın başın­ da. Demek ki bu söylemin değişkenliği. farklı biçimler altında. bunun büyük bir dolaşım gücü. büyük bir dönü­ şüm yeteneği. siyasal olarak yalnızca bir yönde işlemesi için onu yete­ rince etkilemedi. Uzun bir süre karşı çıkışların. Öte yandan bu sözcük kesinlikle değişken değil.). Doğrusu. Ama bu söylemle çok çabuk biçimde -hem enderin tarihsel bilginin. ortaçağın so­ nunda. fetih* Eskatolojik: ahiret bilimi (ç. ortaçağın ikinci yarısındaki halk hareketlerine eşlik eden söylenceler ya da eskatolojik* temalar içerisinde kendini göster­ diğini görürüz. ama birkaç yıl sonra. bir iktidar biçimine karşı bir eleştiri ve savaşım aracı oldu. halkın söylemi. sömürgeleştirilen altırklarm. belki onun önce.

başlıca iki büyük odağı. engellemeler yüzünden birbirine karışmamış iki topluluk olduğunda iki ırk var denecektir. Bu iki tarih arasın­ daki farkın tam olarak. kaba saba bir söylemin*.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 89 lerle. . ayrıcalıklar. bir arada oturmalarına rağmen. resmi bir söylemle. verimli an­ ların. âdetler ve haklar. Bütün bir bilme alanının yarılmasına yola açan. bakı­ şımsızlıklar. en azından ik­ tidarın büyük kesintisiz tüzebilimini yeniden oluşturmaya ça­ balamış olan tarih kadar bilme üretti. iki topluluk olduğu söylenecektir ve bu söylemde öyle söylenir. Gerçekte. Aynı biçimde. çarpışma anına denk düştüğünü söyleyebiliriz diye düşünüyorum: örne­ ğin. yüzyılın başında Fransız soylu sınıfı kendi soykütüğünü süreklilik yapısı içinde değil tersine. İngiltere krallarının iktidarının kesintisiz tari­ hini anlatmak için monarşi yanlısı hukukçuların girişmekte ol­ dukları tüm bir tarih çalışmasıyla eklemlendiği zaman. Louis'nin oluşturduğu. kısacası şiddetle bir birlik ve siyasal bir bütünlük. Avrupa'da tarihsel bilmenin oluşturulmasındaki büyük düzeltmelerin. bu eksen üzerinde yapılan bütün tarihsel araştırmalar. bir bilme üretemeyecek denli siyasal zorunluluk­ larla koşullanmış bir söylemin farkıyla aynı olduğunu sanmı­ yorum. Sonucunda. XVII. Hatta. kurdurttuğu biçimiyle Fransız monarşisi* Elyazmasmda "resmi" ve "kaba saba" yerine "bilgiç" ve "naif" yazılı. yalnız savaşın şiddetiyle oluşan bir bağ kurmuş olan. Bir tarafta hükümranlığın Romalı tarihi. XIV. diyelim. XVII. bir zamanlar edinmiş ol­ duğu ardından kaybettiği ve yeniden elde edilmesinin söz ko­ nusu olduğu ayrıcalıklar biçiminde oluşturmaya başladığında. çarpışmalarla. zaferler ve yenilgilerle. yüzyılın başında İngiltere'de. Üçüncü uyarı: böylece tarihsel söylemin iki büyük morfo­ lojisi. servet dağılımı ve ikti­ darın uygulanış yönteminden kaynaklanan farklılıklar. öteki tarafta Kutsal Ki­ tap'a değgin köleliğin ve sürgünlerin tarihi. yüzyılın sonunda ve XVIII. bu iki tarih uygula­ masının çakışmasıdır. iki siyasal işlevi ayırt edilebilir. gizlerin çözülmesini ve iktidarın gerçek yü­ zünü göstermeyi kendine görev edinen bu tarih. Normanlarm istilaları­ nı ve Saksonlara karşı gösterdikleri büyük adaletsizliği anlatan söylem gelip de. yaklaşık olarak hükümranlık tarihiyle ırklar savaşının ta­ rihi arasında gerçekleşen bir tür iç içe geçme anma.

bu savaşta araç olarak ve sürdürülen gerçek savaş içerisinde taktik öğe olarak kullanımı olmadan devrim­ ci uygulama. rejimlerin hukuksal tarihiyle iç içe geçtiği zamandır. devrimci tasarı ve söylem ne anlama gelirdi? Bakışımsızlıkların deşifre edilmesi. uygulama ve tasarı ne olurdu? Kesin bir tarihsel bilme yoluyla bu savaşı yeniden alevlendirme istenci ve bu bilmenin.tabii ki kendisini. ama kesin olarak iktidarın sessiz düzeninin örtbas etme ve maskeleme işlevini üstlendiği ve böyle yapmakta yarar gör­ düğü. yasaların düzeni içerisinde ve sayesinde işleyen bakışım­ sızlıkların. devrimci söylem -XVII. hükümranlığın tarihiyle ırklar savaşımı­ nın tarihinin çarpışmasından sürekli iç içe geçmeler ve bilme alanlarının ve içeriklerinin üretimi doğar. yüzyılda İngiltere'deki devrimin. adaletsizliklerin ve şiddetin bu okuması olmaksızın devrimci düşünce ve tasarı ne anlama gelirdi. Fransa'daki ve XIX. bir karşı-tarihin bu uygula­ masının ortaya çıkışından ve varlığından ayıramayız. başkaldırı-tarihin tarafında konumlamıştır. yasaların düzeni altın­ da. Galyalılarm ve Frankların. yüzyılın başında yer alan başka bir verimli an: halkın. Demek ki. yüzyılın sonundan bu yana Avrupa'yı durmaksızın işleyen . tarihin tarafında. İki yüzyıldan faz­ la bir süredir Batının bütün siyasal işleyişini ve bütün tarihini kateaen ve zaten kökeni ve içeriği açısından sonuçta çok es­ rarlı olan bu devrim düşüncesini. ama her koşulda dava-tarihin. az kalsın Kutsal Kitap tarihi diyecektim. XIX. Yine.90 Toplumu Savunmak Gerekir nin vakanüvisliğiyle örtüşmüştür. savaşın gün ışığına çı­ karılması. gerçek bir savaşı gün ışığına çıkarma istenci olmasa devrimci düşünce. tasarı ve söylem ne olurdu? Güç ilişkisini nihai olarak tersine döndürme maksadı ve iktidar uygulamasında kesin bir yer değiştirme olmadan. köylülerin ve tiers eta¥mn tarihinin. ne olabilirdi ki? Yapılmış ve yapılmaya devam edilen. önce. dengesizliklerin. savaşın yeniden canlandırılması: en azından XVIII. onun köleleğinin ve köleleştirilmesinin tarihi. buradan da yine tarihsel bil­ menin muhteşem bir gelişimi çıkar. yasaların düzenine rağmen. yüzyılda Avrupa'daki devri­ min söylem i. Sonuç­ ta. Son uyarı: bütün bu iç içe geçmeler yoluyla ya da bunla­ ra rağmen.

devrime.] yer değiştirmekte ya da devrimci bir söylem olarak yansımakta ya da devrimci bir söy­ leme çevrilmekte olduğu. tanımlanmış. tarih bilinci hükümranlığa ve onun ku­ ruluş sorununa değil. sanırım buradan yola çıkarak. ortaçağın bitiminden bu yana ırklar savaşımını anlatan şu büyük karşı-tarih içerisinde oluşturulmuş. yüzyıl ortası" dediğimde bu çok geçtir. sanıyorum. ortaçağın sonunda. Gerçekten de bu söylem [. yüzyılın ilk yarısıydı bu. sınıf savaşımı te­ rimleriyle değil de ırklar savaşımı -kelimenin biyolojik ve tıbbi anlamındaki ırklar savaşımının. yüzyılda hâlâ Roma tipi tarih bilincine. bir başka yönden o eski karşı-tarihin. yani hâlâ hüküm­ ranlık ritüelleri ve söylenceleri üzerine merkezlenmiş tarih bi­ lincine sahip olan bir toplumun terk edildiğini. ama yine de onun. devrimin özgürleşme vaatlerine ve tahminlerine merkezlenmiş bir toplum olan. mo­ dern bir toplum tipine (çünkü başka sözcük yok ve modern sözcüğü anlamını yitirdi) girildiği söylenebilir. ırklar savaşımı kavramının yerini sı­ nıf savaşımı kavramına bırakacağı anda -yine de "XIX. terk edilmeye başlandığını ve sonra. Ve böylece.. Devrim tasarısının ve uygulamasının tarihi. devrimci türde bir karşı-tarihin oluştuğu sırada. XVI. nasıl ve neden yeni bir amaca dönüşebildiği anlaşılır. onu nereden bulduğumuzu çok iyi bilirsin: onu. ve XVII.terimleriyle yeniden kodlanmaya çalışılması normaldi.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 91 devrimci söylemin hepsi bundan ibaret değil. ama bu söylemde var bulunan tarihsçl boyutu. yer­ leştirilmiş ve düzenlenmiş önemli bir yapısıdır. söylemin XIX. 1882 yılında Engels'e yazdı­ ğı mektupta şunu söylediğini unutmamalı: 'Teki ama bizim sı­ nıf savaşımını. sınıf savaşımına dönüşümü [Thiers]7 tarafından gerçekleştirildi. biyolojik-tıbbi bir . ırklar savaşımını anlatan Fransız tarihçilerinden bulduk6". O zaman.dolayısıyla bu evrilmenin olduğu anda.. Tek kelimeyle. ırkların ve Batıda bunların çatışmalarının üstlen­ miş olduğu rolün tarihi olan bu karşı-tarihin ortaya çıkışından ayrı tutulamaz. yüzyıl ortasında. hü­ kümranlığın işleyişine bağlı tarih uygulamalarının Hint-Avru­ palI yapısıyla bağını koparan bu karşı-tarihten ayrılabilir nite­ likte değildir. çünkü ırklar savaşımının. diyelim. Ne de olsa Marx'in yaşamının son günlerinde. XIX. başka bir karşı-tarih oluşacaktır.

toplumun kötü ürünleri olan sapkınlar tem ası olacaktır. Devlet bir ırkın başka bir ırka karşı kullandığı araç değil am a ırkın bütünlüğünün. iki ırk. -çarpışmaları. ereğini ve hatta işlevini. belirli bir anda ortaya çıkmış ek bir ide­ olojik yapı değildir.92 Toplumu Savunmak Gerekir perspektif içerisinde ezdiği ölçüde karşı-tarih olacaktır bu. Ya da. Batının devrim-karşıtı söylemine ve politika­ sına kazara bağlanmış olmuyor. yağmaları. devlete dair ve biyolo­ jik her şeyle birlikte ırkın saflığı düşüncesi. tam an­ lamıyla devrimci söylemdir. Artık savaş anlamında çarpışma değil biyolojik an­ lam da mücadele vardır: türlerin ayrışması. ırklar sava­ şım ı düşüncesinin yerini alacak olandır. ama tersine çevrilmiştir. tersine biyolojik olarak birci olacak bir toplum teması alacaktır. Ro­ m a hükümranlığının tarihsel-siyasal söylemine karşı kullanılan . bu. Irkın saflığı izleği. toplumun canlı yapı­ sını paylaşmayan ama bir anlamda rastlantısal olan birtakım ayrışık öğelerce tehdit edilecektir. şu da söylenebilir: ırkların. Böy­ lelikle tam da ırkçılık olacak bir şeyin belirişini görürsünüz. bu basitçe. toplumsal varlığı. tasarı ve kestirimcilik oldu. bir tür karşı-devrim ci tasarı içerisinde. ırk­ çılığın doğduğunu ya da karşı-tarihin biyolojik bir ırkçılığa dö­ nüştürülmesinin gerçekleşmekte olduğunu düşünüyorum. içeriye sızan yabancılar düşüncesi olacaktır. Irklar savaşımının biçimini. Irkçılık. savaşım içindeki ırkların söylemi. Sonunda. karşıt bir temaya dönüşücektir. zaferleri ve yenilgileriyletarihsel savaş temasının yerini. en güçlünün seçil­ m esi. hukuk. vb açısından birbirine yabancı iki topluluk tara­ fından paylaşılan ikili toplum teması yerini. ırklar savaşımının yerini aldığında. en uyumlu ırkların ayakta kalması vb Aynı biçimde. Bu durumda ırkçılık. evrimcilik sonrası izleğine bırakacak olmasıyla kendisini belli edecektir. dil. istilaları. İçerdiği birci. Bu. ırkların karşı-tarihinde kaçınılmaz biçim de adaletsiz olan devlet teması. yaşam için savaşımın biyolojik. yine ırklar savaşımı söyleminin oluşturduğu aynı kökten yola çıkan. Irklar savaşımının söylemi devrimci söyle­ m e dönüştüğü noktada ırkçılık. ama yönü­ nü saptırarak yeniden ele alan. yeniden dönüştüren bu ırkçılık. Basitçe şunu içe­ recektir. işte bu. asal olmayan. başka bir yöne çevrilen devrimci düşünce. üstünlüğünün ve saflığının koruyu­ cusudur ve öyle olmalıdır.

yüzyılın spesifik stratejilerinde dönüştürülen ve kullanılan işte bu tema­ dır. örneğin Almanya'nın her zaman geçici galipler ola­ rak gördüğü Avrupalı güçler. bir an­ lamda gerileyen bir yöntemle yinelenir. hak taleplerinin ve vaatlerin şu eski söy­ leminden bizzat türeyen devrimci çağrıya bir alternatif ve bir engel olarak. kahramanların dönüşü . devlet ırkçılığına. yüzyılda da iki değişim ge­ çirdi. Versailles anlaşması vb tarafından bir zaman için köleleştirilmiş Germen ırkının savaşı­ mı gibi. savaşımla­ rın.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 93 silah olduysa. kahramanın. XIX. Nazi dönemin­ de. bir zamanlar tam da ırklar savaşımı izleğinin ortaya çıktığı kehanetimsi bir söylem içerisine ırklar savaşımını yeniden yerleştirecek ve işletecek biçimde. XX. belirli bir zamanda ırklar savaşımı temasını dile getirmeyi sağ­ layabilmiş ve bunu kaldırabilmiş halk savaşımlarmmkine yak­ laşan bir ideolojik-söylencesel manzara içerisinde devlet ırkçılı­ ğını işletmek için. yeniden düşündü. yeni­ den kullandı. ırk söylemi (tekil olarak ırk) bu silahı çevirme­ nin. Nazizm. Esas olarak bunlardan ikisi ayırt edilebilir. ırkların çoğulluğundan ırkın tekilliğine olan geçiş adına. bir sürü öğe ve yan-anlam böyle eşlik edecektir. dönüştürülür. görkemi ve gücü artık büyülü-hukuksal ritüellerle değil tıbbi-normalleştirici tekniklerle sağlanan bir hükümranlığın ya­ rarına kullanmanın bir yolu oldu. bir devlet ırkçılığı diyebileceğimiz bir şeyin doğuşu var: biyolojik ve merkezileştirilmiş bir ırkçılık. ırkın korunması zorunluluğuna dönüştürdü. ırklar savaşımının söyle­ mini. Irklar sa­ vaşımının eski söyleminin. en azından XX. biyolojik açıdan ırkı korumakla yü­ kümlü bir devlet ırkçılığı temasını yeniden ele alan Nazi dönü­ şümü var. Devletin hükümranlığı böylece onu. devrimci söylemi izleyen değişimi olarak böyle oluşan bu ırkçılık. özel stratejisi içerisinde kavradı. şifre çözümlerinin. yüzyıl sonunda oturtulan. Slavlar. Bir yanda. devletin muhafazalı hükümranlığının yara­ rına. devletin hükümranlığı. Derinlemesine değiştirilmiş olmasa da. Ama bu tema. Son olarak buna bir şey daha eklemek istiyorum. yüzyılın sonunda. keskin tarafını. Devlet ırkçılığına. XIX. Yasadan norma yapılan akta­ rım adına. popüler ve neredeyse ortaçağa özgü olan bü­ tün bir mitolojiyi yeniden böyle kullanacaktır. özgürleşme tasarısını arılık kaygısına dönüştüren bir de­ ğişim adına.

efsaneye dayalı bir dramatürjisi olmayan. Dolayısıyla savaşım içindeki ırklar söyleminin görkemi ve alçaklığı söz konusu.devrimci söylemini düzenli bir toplumun sessiz hijyenini sağlayan bir polis yönetimi üzerinden yeniden ele almayı ve yönlendirmeyi içerir. savaşan ırklar ef­ sanesi içerisinde Nazi usulü yeniden dönüştürülmesi ya da ye­ niden yerleştirilmesi. ataların savaşının yeniden başlatılması izleği. Yasaların ve kralla­ rın sahtelikleri içerisinde çatışan ırkların boğuk şarkısı.94 Toplumu Savunmak Gerekir izleği (Frederik'in. saf olarak korunması gereken toplumsal bir miras adına kendisini koruyan bir devletin idari üslubuna dönüştü. ama kapalı bir biçimde "bilimci" olan bir dönüşüm ger­ çekleştirmek anlamına gelen Sovyet tipi bir dönüşümü bulur­ sunuz. dünyanın son gününün. Dolayısıyla. bir tür biyolojik tehlike olacaktır. ne de olsa devrimci söylemin ilk biçimini getirmiş olan bu şarkı böylece. devlet ırkçılığının. tam da eski ırklar savaşımı söyleminden çıkmış olan. ırk düşmanı gibi ortadan kaldıran tıbbi bir polis olabilir yalnızca. sapkın olandır. kölelik. Sovyet devlet ırkçılığında. Şimdi sınıf düşmanı kimdir? Hasta olandır. deli olandır. öte tarafta. kurulması söz konusudur. bir zamanlar sınıf düşmanına karşı mü­ cadele etmek zorunda olan silah (savaşın ya da belki de diya­ lektiğin ve inancın silahıydı) artık sınıf düşmanını. iktidar sorununun artık. Toplumsal sınıfların savaşımının -çoğu öğesi açısından. son çağların imparatorluğu yeni bir Reich'm tahta çıkışı izleği de eş­ lik edecektir. el altından ya­ pılan. Bu Nazi dönüşümünün karşısında. kuşkusuz bizi hükümranlığa merkezli tarihsel-hukuksal bir bilinçten kopar­ mış olan ve bizi. Size göstermek istediğim. kurtuluş ve özgürleşme sorunundan ayrılamaz olduğu. bir devlet ırkçılığının sessiz mekanizmaları içerisinde sınıf savaşımının Sovyet anlayışıyla yeniden yer alması var. ulusun rehberlerinin ve Führer 'lerinin uyanı­ şı). Devrimci söylemin sınıf düşmanı olarak gösterdiği şey. Bu durumda. Öyleyse elimizde bir tarafta devlet ırkçılığının savaşan ırklar efşanesinde Nazi anlayışıyla yeniden yazılması. hem düşlenen ve . bir anlamda bunun ter­ sini yapmak anlamına gelen: dramatik ve teatral bir dönüşüm değil. kıyametin habercisi olan. ırkın binyıllık zaferini temin etmek durumunda ve aynı zamanda kaçınılmaz biçimde.

Annales tarihin ilkel biçimidir. 1973. 6 Aslında burada K. Dumézil'in çalışmalarına. 1940. John Wade vb'nin tarih kitaplarını in- . 3 Titus-Livius. Gallimard. başvurdukları eski öyküler anlamına geliyordu. Büyük Pontif tarafından kaleme alman Annales maximi. XIX. Stockholm. gelecek dersten başlayarak. hem de düşlenen ve tanınan bir tarih biçimi. 4 "Quid est enim aliud omnis historia quam romana laus?" (Petrarca. 1960 5 M. alıntılandığım belirtelim. Mythe et Épo­ pée. Panofsky tarafından Renaissance and Renascenses in Western Art'a. In­ vectiva contra eum qui malexidit Italiae. Marx'in. olaylar burada yılı yılma yansıtılmıştır. yüzyılda 80 kitapta toplandı. bazı noktalarıyla ırklar söyleminin bu tarihini.Ö. II. I: L'Ideologie des trois fonctions dans les épopées des peuples indo-européens. 1971. yüzyılda. Thierry. genel olarak demokrat beylere. Bu beyler örneğin. İ.28 Ocak 1976 Tarihli Ders 95 bilinen. bu laf kalabalığının ardından. J. Ab Urbe condita libri (bize I-X. III: Histoires romaines. Essai sur deux représentations indo-européennes de la souveraineté. yüzyıl başında ve XX. yüzyılda tekrar ele almaya çalışacağım biraz. Petrarca şunu soru­ yordu: "Tarihte Roma'yı övmeyen ne var ki?" Biz ise -ve kuş­ kusuz tarih bilincimizi belirleyen ve bu karşı-tarihin ortaya çı­ kışma bağlı olan budur-. Guizot. Paris. 1968. Paris. özellikle de şunlara gönderme yapıyor: Mitra-Varuna. un sorcier. şunu soruyoruz: "Tarihte içinde dev­ rim çağrısı ya da korkusu olmayan ne var?" ve basitçe şu soru­ yu ekliyoruz: "Peki ya Roma yine devrimi fethederse?" Öyleyse. 1373). bu mektupta Marx şöyle yazar: "Senin ye­ rinde olsaydım. Gallimard. Foucault'nun ilerdeki derslerde inceleyeceği yazarlar da dahil ol­ mak üzere Mignet'den Michelet'ye dek yazılan tarihler. burjuva edebiyatının karşıtı olan şeye havlama cüretini göstermektense burjuva edebiyatına bizzat kendilerinin aşina olmalarının daha iyi olacağını belirtirdim. Petrarca'nın bu cümlesinin E. XXI-XLV'e kadar olan bö­ lümler ve on bölümlük beşinci yapıtının yarısı kalmıştır). NOTLAR 1 Annales sözcüğü. Almqvist & Wiksell. bir zaman biçimi içerisine sokmuş olan bu söylemdir. un roi. Weydemeyeı/e yazdığı 5 Mart 1852 tarihli mektup söz konusu olmalı. II: Types épiques indo-européens: mı héros. Titus-Livius'dan önceki yazarlar için. 2 Foucault burada doğal olarak G. XVII.

96

Toplumu Savunmak Gerekir

çekmeliler ve geçmişteki sınıfların tarihine ilişkin biraz aydmlanmalılar" (Karl Marx-Friedrich Engels Gesamtausgabe, Dritte Abteilung, Brief­ wechsel, Berlin, Diez, Bd. 5,1987, sayfa: 75. Bkz. aynı zamanda, Marx'm Engels'e yazdığı, Thierry'nin "Fransız vakanüvisliğinde 'sınıf savaşı­ mının babası" olarak nitelendirildiği 25 Temmuz 1854 tarihli mektup. Elyazmasmda Foucault şunu kaleme alır: "Yine 1882'de Marx Engels'e şöyle diyordu: devrimci tasarının ve pratiğin tarihi, bu karşı-tarihten ve Batıdaki siyasal savaşımlarda üstlendiği rolden ayrı tutulamaz" (Besbelli ezberden yapılmış alıntı). 7 Bkz. özellikle A. Thiers, Histoire de la Révolution française, Paris, 18231827, 10 cilt ve Histoire du Consulat et de VEmpire, Paris, 1845-1862, 20 cilt.

4 Şubat ıgy6 Tarihli Ders

Yahudi düşmanlığına ilişkin yanıt. - Hobbes'ta savaş ve hüküm­ ranlık. - İngiltere'de, kralcılarda, parlamentaristlerde ve Levellers'da (Tesviyeciler) fetih söylemi. - İkili şema ve siyasal tarihselcilik. - Hobbes'un safdışı bırakmak istediği.

Bir iki haftadır, bana birtakım sözlü ya da yazılı sorular, iti­ razlar [iletildi]. Sizi erle tartışmayı isterdim ama bu mekânda ve bu ortamda zor. Zaten, dersten sonra soracak sorularınız varsa gelip beni odamda görebilirsiniz. Ama bu sorulardan bir tanesi var ki yine de bunu biraz yanıtlamak isterim, öncelikle bana birçok kez sorulduğu için, sonra da buna daha önce yanıt vere­ bildiğimi sandığım için, galiba açıklamalar da yeterince açık değildi. Bana dendi ki: "Dinsel ırkçılığın (özellikle Yahudi kar­ şıtı ırkçılık) ortaçağdan beri var olduğu iyi biliniyorken, ırkçılı­ ğı XVI. ya da XVII. yüzyıldan başlatmanın, ırkçılığı yalnızca hükümranlık ve devlet sorunlarına bağlamanın ne anlamı var?" Bu nedenle yeterince ve anlaşılacak biçimde açıklayama­ dığım konuya dönmek isterim. Benim için burada önemli olan, şimdilik genel ve gelenek­ sel anlamıyla ırkçılığın tarihini yapmak. Ne Batıda bir ırka ait olma bilinci olabilmiş bir şeyin tarihini, ne de, bir ırkı fiziksel olarak dışlamaya, safdışı bırakmaya, imha etmeye kalkışma­ nın aracı olan ritlerin ve mekanizmaların tarihini yapmak isti­ yorum. Ortaya koymak istediğim mesele başka ve ne ırkçılık­ la, ne de ilk aşamada ırklar sorunuyla ilgili. Söz konusu olan -ve benim için hâlâ öyle-, devletin, kuramlarının ve iktidar

98

Toplumu Savunmak Gerekir

mekanizmalarının belirli bir (eleştirel, tarihsel ve siyasal) çö­ zümlemesinin Batıda nasıl ortaya çıktığını görmeye çalışmak­ tı. Bu çözümleme ikili terimlerle yapılır: toplumsal yapı bir sı­ nıflar piramidinden ya da bir hiyerarşiden oluşmuş değildir, tutarlı ve birlikçi bir organizma oluşturmaz, ama yalnızca ke­ sin bir biçimde ayrı olmakla kalmayan birbirine karşıt iki bü­ tünden oluşur. Ve toplumsal yapıyı oluşturan ve devleti işle­ yen bu iki bütün arasında var olan bu karşıtlık ilişkisi aslında bir savaş ilişkisi, bir sürekli savaş ilişkisidir; devlet, bu sava­ şın söz konusu iki bütün arasında, görünürde barışçıl olan bi­ çimler altında sürdürülme yolundan başka bir şey değildir. Buradan yol alarak, bu türden bir çözümlemenin gerçekten de bir başkaldırı ya da devrim umudu, zorunluluğu ve politikası üzerine nasıl eklemlendiğini göstermek istiyorum. İşte benim sorunumun temeli bu, ırkçılık değil. Bana tarihsel açıdan yeterince doğrulanmış olarak görünen şey şu, (bir toplumda iki ırk arasındaki savaş ilişkileri olarak) iktidar ilişkilerinin bu siyasal çözümleme biçimi, en azından ilk aşamada, din sorunuyla örtüşmez. Gerçekten de bu çözümle­ menin, XVI. yüzyıl sonunda ve XVII. yüzyıl başında formüle edilmekte olduğunu, formüle edildiğini görürsünüz. Başka de­ yişle, ırklar savaşının dağılımı, kavranması, toplumsal savaşım ya da sınıf savaşımı kavramlarından önce olup biter, ama ke­ sinlikle, dinsel türde bir ırkçılıkla özdeşleşmez. Yahudi düş­ manlığından söz etmedim, doğru. Geçen sefer, ırklar savaşımı­ nın üzerinden şöyle bir geçerken biraz bunu yapmak istiyor­ dum ama zamanım olmadı. Sanırım -am a buna daha sonra dö­ neceğim- şu olduğu söylenebilir: Yahudi düşmanlığı, gerçekten de, dine ve ırka dayalı bir tutum olarak, XIX. yüzyıldan önce, sizlere kuracağım tarih içerisinde göz önüne alınabilecek denli doğrudan devreye girmedi. Dinsel türdeki eski Yahudi düş­ manlığı bir devlet ırkçılığı içerisinde ancak XIX. yüzyılda, bir devlet ırkçılığının oluşmasından itibaren, devlet için, içine sı­ zan, yapısına zararlı öğeleri sokan ve bunun sonucunda hem siyasal hem biyolojik nedenlerden ötürü kovulması gereken, ırk ya da ırklara karşı ırkın bütünlüğünü ve saflığını sağlamak için ortaya çıkmak, işlemek, kendini buna vakfetmek söz konu­

4 Şubat 1976 Tarihli Ders

99

su olduğu anda, yeniden kullanıldı. Yahudi düşmanlığı, içerde­ ki savaşın, toplumsal savaşın siyasal çözümlemesi içerisinde o ana değin kullanılmamış olan bütün bir enerjiyi ve bütün bir mitolojiyi, Yahudi düşmanlığının o eski gücünden çekerek, kul­ lanarak, yeniden ele alarak işte bu dönemde gelişti. Bu dönem­ de, Yahudiler, hem bütün ırkların içinde var olan, hem de biyo­ lojik açıdan tehlikeli olan niteliğiyle, devletin belirli birtakım ret ve dışlama mekanizmalarını harekete geçirmesini gerektiren bir ırk olarak göründüler - ve öyle betimlendiler. Bir toplum içerisindeki ırklar savaşımının o eleştirel ve siyasal çözümleme­ siyle Yahudi düşmanlığının eski düzeneklerini sonunda birbiri­ ne eklemleyen XIX. yüzyıldaki olayları meydana getirmiş, sanı­ rım başka gerekçeleri olan bir Yahudi düşmanlığının, devlet ırkçılığı içerisinde yeniden kullanımıdır bu. İşte ne dinsel ırkçı­ lık sorununu ne de ortaçağdaki Yahudi düşmanlığı sorununu ortaya koymayışımm nedeni. Buna karşılık XIX. yüzyılı ele ala­ cağım zaman bundan söz etmeye çalışacağım. Bir kez daha be­ lirteyim daha kesin soruları da yanıtlamaya hazırım. Bugün, XVI. yüzyılın sonunda ve XVII. yüzyılın başında, sa­ vaşın nasıl iktidar ilişkilerinin çözümleyicisi olarak ortaya çık­ maya başladığına bakmaya girişmek istiyorum. Tabii anında kar­ şımıza çıkan bir isim var: ilk bakışta, savaş ilişkisini iktidar ilişki­ leri ilkesine ve temeline oturtan kişi olarak görünen Hobbes'tur bu. Düzenin temelinde, barışın ardında, yasanın altında, devleti, hükümdarı oluşturan büyük otomatın doğuşunda Hobbes'a gö­ re yalnızca savaş değil, tüm savaşların en geneli olan savaş bulu­ nur, her anda ve her boyutta yayılan "herkesin herkese karşı sa­ vaşı1". Ve herkesin herkesle olan bu savaşını Hobbes basitçe dev­ letin doğuşuna -Leviathan'm gerçek ve kurgusal sabahınaoturtmaz fakat onun izini sürer, devletin kuruluşunun hemen ar­ dından, zaman aralıklarıyla, savaşın devletin sınırlarında ve hu­ dutlarında meydana geldiğini ve diş gösterdiğini görür. Andığı üç sürekli savaş örneğini hatırlarsınız. İlk olarak şunu söyler: uy­ gar bir devlet içerisinde bile yola çıkan birisi evinden ayrıldığın­ da, kapısını özenle kilitlemeyi asla unutmaz, çünkü hırsızlar ve soyulanlar2 arasında süren kesintisiz bir savaş olduğunu iyi bilir. Verdiği öteki örnek şu: Amerika ormanlarında, hâlâ yönetim bi­

100

Toplumu Savunmak Gerekir

çimi herkesin herkesle savaşı olan kavimler bulunmaktadır3. Za­ ten, bizim Avrupa devletlerinde de, bir devletle ötekisi arasında­ ki ilişki, karşı karşıya gelmiş, elde kılıç birbirine dik dik bakan iki adamın ilişkisinden başka nedir ki?4 Ayrıca zaten devletin kuru­ luşunun hemen ardından savaş tehdit eder, savaş oradadır. Bu­ radan şu sorun çıkar: öncelikle, devletten önce var olan ve ilke olarak devletin durdurmak durumunda olduğu, devletin kendi mazisine, yabanıllığa, gizemli hudutlarına geri attığı ve yine de burada olan şu savaş nedir? İkinci olarak, bu savaş devleti nasıl doğurur? Onu doğuranın savaş olması dolayısıyla devletin olu­ şumu üzerindeki etkisi nedir? Bir kere kurulduktan sonra, devle­ tin yapısında savaşın bıraktığı leke hangisidir? İşte biraz [incele­ mek] istediğim iki soru. ' Bu savaş, Hobbes'un devletin oluşumundan önce ve köke­ ninde tarif ettiği savaş hangisidir? Güçlülerin zayıflara, sert olanların pısırıklara, cesurların korkaklara, büyüklerin küçükle­ re, saldırgan vahşilerin çekingen çobanlara karşı verdiği savaş mıdır? Doğrudan doğal ayrımlar üzerinden işleyen bir savaş mıdır? Hobbes'ta durumun hiç de böyle olmadığını bilirsiniz. İlk savaş, herkesin herkesle savaşı, eşitlikten doğmuş ve bu eşit­ liğin öğesi içinde meydana gelen, bir eşitlik savaşıdır. Savaş, bir farksızlığın ya da her koşulda yetersiz farklılıkların doğrudan etkisidir. Aslında, der Hobbes, büyük farklılıklar olsaydı, ger­ çekten de insanlar arasında gözle görülen ve kendisini belli eden, çok açıkça telafi edilemez ayrımlar olsaydı, açıkçası savaş bizzat bu nedenle anında bloke olurdu. Belirgin, görülebilen, toptan doğal farklılıklar olsaydı, iki şeyden biri gerçekleşirdi: ya gerçekten zayıfla güçlü arasında çatışma olurdu - ama bu çatış­ ma ve bu gerçek savaş anında güçlünün zayıf olan üzerindeki zaferiyle, güçlünün gücü nedeniyle nihai olacak zaferle sonuçla­ nırdı; ya da gerçek çarpışma olmazdı, yani, çok basitçe kendi güçsüzlüğünü bilen, kavrayan, göz önüne alan zayıf, çarpışma başlamadan havlu atardı. Öyle ki -der Hobbes- belirgin doğal farklılıklar olsaydı, savaş olmazdı; çünkü, ya güç dengesi daha işin başında, sürdürülmesini engelleyecek bir ilk savaşla sabit­ lenmiş olurdu ya da tersine, bu güç ilişkisi, zayıfların çekingen­ liği nedeniyle gizilgüç olarak kalırdı. Demek farklılık olsaydı,

4 Şubat 1976 Tarihli Ders

101

savaş olmayacaktı. Farklılık barış getirir5. Buna karşılık, farksız­ lık, yetersiz farklılık durumunda - farklılıkların var olduğunu ama bunların yavan, oynak, küçücük, kararsız, düzensiz ve sıra­ sız olduklarını söyleyebildiğimiz o durumda; ilkel yaşamı belir­ leyen küçük farklılıkların bu anarşisinde, neler olur? Başkaların­ dan, bir başkasından biraz daha zayıf olan bile, yine de pes et­ mek zorunda kalmamak amacıyla kendisini oldukça güçlü gör­ mek için, en güçlü olana yeterince yakın durur. Dolayısıyla zayıf asla vazgeçmez. Güçlüye gelince, ki o yalnızca ötekilerden biraz daha güçlüdür, kaygı duymayacak ve tetikte durmak zorunda kalmayacak denli güçlü değildir hiçbir zaman. Doğal ayrımsız­ lık böylece belirsizlikler, riskler, rastlantılar ve buna göre, iki yanda da çatışma isteği yaratır; bu savaş durumunu yaratan ilk güç ilişkisi içerisindeki belirsiz olandır bu. Peki bu savaş durumu tam olarak nedir? Güçsüz olan bile komşusu kadar güçlenmekten çok uzakta olmadığını bilir - en azından buna inanır. Demek ki savaştan vazgeçmeyecektir. Ama en güçlü olan -yani ötekilerden birazcık daha güçlü olanbilir ki, her şeye rağmen, ötekinden daha zayıf düşebilir, hele ki öteki, hileyi, baskını, ittifak kurma yolunu vb kullanırsa. Dola­ yısıyla, birisi savaşa hayır demeyecek ama öteki -en güçlü olan- her şeye karşın, ondan kaçınmaya çabalayacaktır. Oysa, savaştan kaçınmak isteyen ondan ancak bir koşulla kaçınabilir: savaşmaya hazır olduğunu ve vazgeçmek durumunda olmadı­ ğını göstermelidir. Peki savaştan vazgeçmek durumunda olma­ dığını ne yaparak gösterecektir? Öyle bir hareket edecektir ki, savaşma noktasında olan öteki, kendi gücünden kuşku duyma­ ya başlayacak ve böylelikle bundan vazgeçecektir ve o öteki, ancak ilkinin savaştan vazgeçmeye hazır olmadığını bildiği sü­ rece bundan vazgeçecektir. Kısaca, bu cılız farklılıklarla ve çıkı­ şı bilinmeyen bu belirsiz çatışmalarla harekete geçen türde iliş­ kilerde, güç dengesi nelerden oluşur? Uç dizi öğe arasındaki oyundan oluşur. İlk olarak, hesaplı tasarlamalardan: ötekinin gücünü gözümün önüne getiriyorum, ötekinin benim gücümü gözünde canlandırdığını tasarlıyorum vb İkinci olarak, istençli ve tumturaklı belirtilerden: savaş isteniyormuş gibi görülür, sa­ vaştan vazgeçilmediği gösterilir. Üçüncü olarak ise, çaprazlama

çarpışmalarda karşı karşıya gelme isteğinin yeterince açık edildiği bir süreye -bu savaş durumudur. Peki ama.Devlet'i. toplamda. Bu­ rada süre. Leviat­ han' ı. vahşi.102 Toplumu Savunmak Gerekir yıldırma taktikleri kullanılır: savaşmaktan öylesine çekiniyo­ rum ki ancak sen de en azından benim kadar -ve hatta müm­ künse benden biraz daha fazla. Hobbes'un savaş durumunun baş­ lıca nitelendi rilişi olarak görünemez demektir. Aslında iş daha karmaşık. kan yoktur. yeterince açık edilen yani temel diplomasinin bu alanında etkili olan bir temsil. ta­ sarlama ve gösterme sistemiyle donanmış isteğin söz konusu olduğu durum anlamındadır. yumruklar değildir. Bu. Hobbes'un betimlediği bu durumun ke­ sinlikle. hayvansı yabanıllık durumunun hiçbir biçimde. güçlerin kendisi değil. doğal ve kaba bir durum olmadığı anlamına gelir: gerçek güçlerin doğrudan iliş­ ki kurdukları bir düzen söz konusu değildir. karşı karşıya gelen. gerçekten savaşın içinde değil. ceset yoktur. kurnaz. savaş değil de. işaretler. aldatıcı ifadeler vardır. Savaş durumu­ nu belirleyen. savaş yapılmayan tasarlamaların oyunu olan bu durum nasıl -büyük harfle. "Savaşta" olunmaz. Bir ku­ rulan cumhuriyet ve bir de edinilen cumhuriyet var ve. bireylerin birbirlerini parçaladıkları. doğal biçimde eşitlikçi rekabetlerin bir tür son­ suz diplomasisidir. muharebe değil. silahlar değil­ dir. zincirden boşanmış güçler değil­ dir. Hobbes'un kesin olarak "savaş durumu" dediği şeyin içinde olunur. Tasarlamalar.savaşmaktan çekinirsen rahat olurum. kesinlikler olarak kamufle edil­ miş kaygılar vardır. kendini göstermeler. güçlerin gelip doğrudan çarpışacağı. aldatmacalar. karşılaşan. iki egemenlik kategorisini ayırt ederek yanıt veriyor: kurulan hükümranlık ve edinilen hükümranlık7. Hobbes'un temel savaşında muharebe yoktur. Sonuç olarak bu. isteğin. zamansa! olarak belirsiz bir ilişki olan bir korku dengesi içerisindeyizdir. bunun . Hobbes'un ilk sa­ vaş durumunda. hükümranlığı meydana getirecektir? Bu ikinci soruya Hobbes. Değiş tokuş edilen temsillerin sahnesindeyizdir.dayanır6". Şunları söylediği bir metin var: "Savaş yalnızca çarpışmaya ve somut çatışmalara değil. kendi karşıtının kılığına bürünen istekler. tum­ turaklı. Kurulan hü­ kümranlıktan çok söz edilir ve genellikle de Hobbes'un çö­ zümlemesi buna indirgenir.

Bu hükümdar doğal biçimde bir birey monark oldu­ ğunda bu onun hükümdar olarak üretilmesini engellemez. ve temsilcinin -yani hükümdarın. Yani böylece oluşturulan hükümdar bütünüyle bireylerin yerine ge­ çecektir. görü­ nen o ki hem gerçek. birisine -bu çok sayıda kişi ya da bir meclis de olabilir. bireylerin kendilerinin temsilidir söz konusu olan. sa­ vaş tasarlamasının ve tehdidinin etkide bulunduğu bu savaş durumunu sona erdirmek için. savaş durumu içerisinde neler meydana gelir? E. Aslında bütün hakla­ rının devredilmesine bile karar vermezler. Yalnızca onların haklarının bir bölümüne sahip olma­ yacak. hem tarihsel hem de doğrudan güç den­ . bu durumda her biri yapmış olacaktır. "böylece kurulan hükümranlık herkesin kişiliğini üstlenir8". Birinci olarak.bir o kadar da bir bireylik söz konusu olur. çabucak geçiyorum. Görü­ yorsunuz ki. bir cumhu­ riyetin ya da bir başkasının başına gelebilecek öteki şeye baka­ lım: edinme mekanizmasıdır bu9. bunlar en çok tanınanlarıdır. biçimi bir anlamda gelip bu iktidar yapılarını biçimlendiri­ yor. öyle ki toplamda: kurulan devletler. Tersine. Dolayısıyla bu imal edilmiş bir bireylik ama gerçek bir bi­ reyliktir. eksiksiz olarak temsil etme hakkını verme kararı alırlar. Şimdi cumhuriyetlerin öteki kuruluş biçimine. ve bir meclis söz konusu olduğunda -her ne kadar bir grup birey söz konusu olsa d a.4 Şubat 1976 Tarihli Ders 103 içinde de iki hükümranlık biçimi bulunuyor. Bireylere ait bir şeyin vekaletine ya da devrine ilişkin bir ilişki değil.kendilerini bütü­ nüyle. Edinilen cumhuriyetlerin durumunda. Görünüşte bambaşka bir şey hatta tam tersidir. böylece temsil edilen bireyler. Bireylerin temsil­ cisi olarak hükümdar tamı tamına bireyler üzerinden biçimle­ nir. Ve bu yer değiştir­ menin koşulu altında. bu mekanizma içerisinde yalnızca istenç. Yine savaşın değil de. kurum cumhuriyetleri alalım. temsilcile­ rinde var olacaklardır.haklarının ya da iktidarlarının bir bölümünün aktarılmasına pek değil.yap­ tığını. antlaş­ ma ve temsil söz konusu. Ama neye? Öyle bir kişiye -ya da birçok kişiye. Hobbes'un dediği gibi. ele geçirilen devletler ve üç hükümranlık tü­ rü. İşte kurum cumhuriyetlerine dair söyleyeceğim bu. insanlar karar verecektir. onların bütün iktidarıyla birlikte tam anlamıyla bireyle­ rin yerini alacaktır.

Demek ki. Ama Hobbes buna hayır der. tabii ki. kendilerini yenenleri temsilcileri kılmışlardır. düşman ülkeyi işgal eder. Neden? Çünkü yenilenler yaşamayı ve boyun eğmeyi tercih ettikleri andan itibaren. boyun eğmeyi. bütünüyle savaşa ve savaş et­ menlerinin barış içerisinde sürdürülmesine dayalı bir egemen­ lik ilişkisine varılır. yani somut olarak yeniden savaşa başlayacaklar. güç dengesini tersine çevirmeye çalışacaklardır ve bu durumda yeniden. Bu durumda burada. en azından geçici olarak. hükümranlığı yıkılmıştır. yani gerçek bir muharebe ve gerçek bir güç ilişkisiyle. bu yolla bir hü­ kümranlığı yeniden kurarlar. Ama ya kazananlar yenilenlerin canını bağışlarsa. Öldü­ rürlerse. onlara vergi ödemeyi kabul ederler. gerçek bir savaşın içinde bulunuruz. toprakları kazananlara bırakmayı. sert ve hukuk dışı bir bi­ çimde egemen bir toplumu. gerçekten bir muharebeyi varsaymak gerekir. dağıtılmış. temel bir savaş durumunu değil. köle bir toplumu. iki şeyden biri olacaktır: ya kazananlara karşı başkaldıracaklar. baştan beri araştırdığımız şeyin içinde. Bu model üzerine kurul­ muş bu iki devletten biri diğeri tarafından yenilgiye uğratıldı diyelim: ordusu yenilmiş. Bu mekanizmayı anlamak için. ya gerçekten de ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar ya da savaşa tutuşmazlar. gerçek çarpışmalarla ve silah kullanma kararlarıyla bir savaşta. o zaman ne olacak? Yenilenlerin canı bağışlandığında ya da daha doğrusu yenilenler geçici yaşama olanağını elde ettiklerinde. Egemenlik ama hükümranlık değil diyecek­ siniz. askıya almış olduğu savaşa girilir. Şimdi ne olacak bakalım: yenilenler. tabii ki artık sorun kalmaz: devletin hükümranlığı çok basitçe ortadan kalkar çünkü bu devletin bireyleri ortadan kalkmıştır. başka bir devlet tarafın­ dan saldırıya uğradığını varsayalım. başkaları için çalış­ mayı. kurum modeli üzerine kurulmuş bir devlet var diyelim. yenenlerin elindedir. burada ise.104 Toplumu Savunmak Gerekir geleri üzerine kurulmuş olan bir hükümranlıkla karşılaşılır. Demin sözünü ettiğim model üzerine. Şimdi bu devletin. ye­ nilginin. yani onlar yenilenleri öldürebilirler. Kaza­ nanlar ve yenik düşenler vardır ve yenilenler kazananların elinde ve emrindedirler. köleci bir toplu­ . savaşın alaşağı ettiği hükümdarın yerine yeni bir hükümdar koymuşlardır. hâlâ ve her zaman hüküm­ ranlık ilişkisi içinde kalınır.

4 Şubat 1976 Tarihli Ders

105

mu kuran şey yenilgi değil, bu yenilgi içerisinde, çarpışmadan hemen sonra, yenilgiden hemen sonra ve bir biçimde ondan ba­ ğımsız olarak, olup bitenlerdir: bu adı korku olan, korkudan vazgeçmek, yaşamın riske sokulmasından vazgeçmek olan bir şeydir. Hükümranlığın düzenine ve mutlak iktidara ait olan hukuksal bir rejime sokan budur. Yaşamı ölüme tercih etme is­ tenci: işte hükümranlığı, kurum ve karşılıklı anlaşma usulüne göre kurulmuş olan hükümranlık kadar hukuksal ve yasal bir hükümranlığı kuracak olan budur. Oldukça tuhaf bir biçimde Hobbes bu iki hükümranlık biçi­ mine -kurum hükümranlığı ve edinilen hükümranlık-, savaşın bitiminde ve yenilginin ardından ortaya çıkana, yani edinilmiş olana çok yakın olduğunu söylediği bir üçüncüsünü ekler. Bu öteki tür hükümranlık, der, çocuğu evebeynine bağlayandır - ya da tam olarak annesine10. Yeni doğmuş bir çocuk olsun, der. Aile­ si (sivil bir toplumda babası, ilkel yaşamda annesi) onu pekâlâ ölüme bırakabilir ya da hatta çok basit olarak onu öldürebilir. Hiçbir durumda ailesi olmadan, annesi olmadan yaşayamaz. Ve yıllar boyunca, ihtiyaçlarını, çığlıklarını, korkusunu vb açığa vur­ manın dışında istencini dile getirmek durumunda kalmaksızın çocuk ailesine, annesine boyun eğecek, annesinin yapmasını söy­ lediği şeyi harfiyen yapacaktır çünkü yaşamı ona ve yalnızca ona bağımlıdır. Anne böylece onun üzerinde hükümranlık kuracaktır. Oysa, der Hobbes, annenin hükümranlığına çocuğun kendi yaşa­ mını korumak için gösterdiği bu rıza ile (dile getirilen bir istek ya da bir sözleşmeyle oluşan bir rıza bile değildir) yenilenlerin, ye­ nilginin ardından gösterdiği rıza arasında nitelik olarak fark yok­ tur. Aslında Hobbes, hükümranlığın kuruluşunda kesin sonuca götüren şeyin, isteğin niteliği olmadığını, hatta bunun ifade biçi­ mini ya da düzeyi bile olmadığını göstermek istemektedir. Aslın­ da, bıçağın gırtlağa dayanmış olmasının, isteğin açıkça dile getiri­ liyor ya da getirilemiyor olmasının bir önemi yoktur. Hükümran­ lık olması için, bir başkasının istenci olmadan yaşayamadığımız zaman bile yaşamayı istiyor olmamız demek olan belli bir kökten istencin somut olarak var olması gerekli ve yeterlidir. Dolayısıyla hükümranlık radikal bir istenç biçiminden yol alarak oluşur, bu biçimin pek önemi yoktur. Bu istenç korkuya

106

Toplumu Savunmak Gerekir

bağlıdır ve hükümranlık asla yukarıdan oluşmaz, yani en güçlünün, galip gelenin ya da ebeveynin bir kararıyla oluşmaz. Hükümranlık her zaman alttan, korku duyanların isteğiyle olu­ şur. Öyle ki, iki büyük cumhuriyet biçimi (karşılıklı ilişkilerden doğan kurum cumhuriyeti ve savaştan doğan edinilmiş cum­ huriyet) arasında ortaya çıkabilecek kopmaya rağmen, ikisi arasında derin bir mekanizma benzerliği belirir. İster bir anlaş­ ma, bir çarpışma, bir evebeyn/çocuk ilişkisi söz konusu olsun, her koşulda aynı diziyle karşılaşılır: istek, korku ve hükümran­ lık. Bu sıralamanın örtük bir hesapla, bir şiddet ilişkisiyle, bir doğal olguyla başlatılmış olmasının bir önemi yoktur; korku­ nun sonu gelmeyen bir diplomasiyi doğurmuş olmasının, bu­ nun gırtlağa dayanmış bir bıçak korkusu ya da bir çocuğun çı­ ğlığı olmasının bir önemi yoktur. Nasıl olsa hükümranlık ku­ rulmuştur. Aslında, her şey, sanki Hobbes, savaş ve siyasal ikti­ dar arasındaki ilişkilerin kuramcısı olmanın çok uzağında, ta­ rihsel gerçeklik olarak savaşı safdışı bırakmak istemiş, sanki sa»vaşı hükümranlığın doğuşundan çıkarıp atmak istemiş gibi gerçekleşiyor. Leviathan'da söylemin, şunu demeye getiren bü­ yük bir cüreti var: yenilip yenilmemiş olmanın bir önemi yok­ tur, muzaffer olup olmamanızın bir önemi yoktur, nasıl olsa, siz kazananlar için de aynı mekanizma işler, ilkel yaşamda, devle­ tin oluşumunda rastlanan ya da dahası, çok doğal biçimde, ola­ bilen en sıcak, en doğal ilişkide, yani anne babalar ve çocuklar arasındaki ilişki de de karşılaşılan aynı mekanizmadır. Hobbes savaşı, savaş olgusunu, çarpışma içinde somut olarak açığa vu­ rulan güç ilişkisini, hükümranlığın kuruluşuyla ilgisiz kılar. Hükümranlığın kuruluşu savaşı tanımaz. Savaş olsun olmasın, bu oluşum aynı biçimde gerçekleşir. Temelde, Hobbes'un söy­ lemi, savaşa karşı bir "hayırdır": devletleri doğuran gerçekten bu değildir, hükümranlık ilişkilerine aktarılan ya da sivil ikti­ dar içerisinde -ve bu iktidarın eşitsizlikleri içerisinde- bizzat çarpışma olgusunda açığa vurulmuş olan bir güç ilişkisinin ön­ ceki bakışımsızlıklarını sürdüren bu değildir. Buradan şu sorun çıkıyor: Savaş, Hobbes'un inatla ona yüklemek istemediği bu rolü, daha önce formüle edilmiş hu­ kuksal iktidar kuramlarında, asla ve asla üstlenmediğine göre,

4 Şubat 1976 Tarihli Ders

107

savaşın bu safdışı bırakılışı kime, neye seslenir? Aslında Hob­ bes, söyleminin bütün bir katmanı, çizgisi, cephesi içinde hangi düşmana seslenir? inatla şunu tekrar eder: ya zaten, bir savaşın olup olmamasının önemi yok; hükümranlıkların kuruluşunda mesele savaş değil. Sanırım Hobbes'un söyleminin hitap ettiği, bir anlamda kesin ve belirli bir kuram, onun düşmanı, polemik muhatabı gibi bir şey değildir; Hobbes'un söyleminin söylenilmeyeni, gözardı edilemez yanı olacak türden ve Hobbes'un yi­ ne de atlamaya çalışacağı türden bir şey de değildir. Aslında, Hobbes'un yazdığı dönemde, saldırgan düşman değil de, stra­ tejik muhatap denilebilecek bir şey vardı. Şöyle ki: çürütülmesi gereken belirli bir söylem içeriğinden çok, belirli bir söylem oyunu, Hobbes'un tam olarak safdışı bırakmak ve olanaksız kılmak istediği belirli bir kuramsal ve siyasal strateji vardı. Do­ layısıyla Hobbes'un çürütmek değil ama dışarıda bırakmak ve olanaksız kılmak istediği bu stratejik karşı karşıyalık, tarihsel bilmeyi siyasal savaşım içerisinde işletmenin belirli bir yolu­ dur. Daha açık olarak, Leviathan'm stratejik muhatabı, sanırım, savaşlara, istilalara, yağmalara, yoksun bırakmalara, müsadere­ lere, vurgunlara, haraç almalara ve bütün bunların, bütün bu savaşçı tutumların, bütün çarpışmaların ve gerçek savaşımla­ rın, kuşkusuz iktidarı düzenleyen yasalar ve kurumlar üzerin­ deki etkilerine ilişkin belirli bir tarihsel bilmenin çağdaş sava­ şımlar içerisindeki siyasal kullanımıdır. Tek kelimeyle Hobbes'un safdışı bırakmak istediği şey fe­ tihtir ya da hatta, fetihe ilişkin bu meselenin, tarihsel söylemde­ ki ve siyasal uygulamadaki kullanılışıdır. Leviathan'm görün­ mez düşmanı fetihtir. Hukukun ve felsefenin bütün uyaroğullarmı öylesine titretmiş olan bu dev yapay adam, Leviathan'm başındaki vinyet üzerinde boy gösteren ve bir elinde âsâsı, kılı­ cını doğrultmuş kralı temsil eden o devlet canavarı, o dev siluet aslında iyi düşünüyordu. Ve sonunda bu nedenden ötürü ona laf etmiş olan düşünürler bile, aslında onu severler, onun kiniz­ minin en korkakları bile coşturmasının nedeni budur. Her yer­ de savaş olduğunu ilan ediyor görünerek, başından beri ve so­ nunda da öyledir, Hobbes'un söylemi gerçekte tam tersini söy­ lüyordu. Savaş olsun olmasın, yenilgi olsun olmasın, fetih ya

108

Toplumu Savunmak Gerekir

da anlaşma, aynı şey olduğunu söyler: "Bunu siz istediniz, sizi temsil eden hükümranlığı kuranlar, siz uyruklarsınız. Onun için ikide bir tarihten laf açıp canımızı sıkmayın: fetihin sonun­ da (gerçekten bir fetih oldu demek istiyorsanız), işte yine söz­ leşmeyle, uyrukların korkulu istenciyle karşılaşacaksınız". Bu durumda fetih sorunu, yukarıda şu herkesin herkesle savaşı kavramıyla ve aşağıda, çarpışmanın bitiminde, korku içindeki yenilenlerin, hukuksal açıdan da geçerli olan isteğiyle böylelik­ le ortadan kaldırılmış olur. Dolayısıyla sanıyorum Hobbes pe­ kâlâ zıvanadan çıkarıyor görünebilir. Aslında o kaygıları gide­ rir: hep sözleşmenin ve hükümranlığın söylemini, yani devletin söylemini sürdürür. Tabii, işbu devlete çok fazla şey vermekle suçlanmıştır ve yaygaralı bir biçimde suçlanacaktır. Ama ne de olsa, felsefe ve hukuk için, devlete yeterince vermemektense, fazlasını vermek daha iyidir. Ve bir yandan devlete fazlasını teslim etmekle kınanırken, gizliden gizliye, kurnaz ve barbar bir düşmanı önlediği için ona minnettar olunur. Düşman -daha doğrusu Hobbes'un muhatap aldığı düş­ man söylem- o dönemde İngiltere'de devleti bölen iç mücaaalelerde sesi duyulan düşmandır. İki sesli bir söylemdir bu. Biri, "bizler fatihiz ve sizler de yenilenler. Bizler belki yabancıyız, ama sizler uşaksınız", diyordu. Öteki buna şu karşılığı veriyor­ du: "Bizler belki fethedildik, ama böyle kalmayacağız. Biz ken­ di ülkemizdeyiz ve sizler buradan çıkacaksınız". Hobbes'un her savaşın ve her fetihin arkasına sözleşmeyi yeniden oturta­ rak ve böylece devlet kuramını kurtararak savuşturduğu, sava­ şımın ve kesintisiz iç savaşın bu söylemidir. Tabii hukuk felse­ fesinin ardından ödül olarak Hobbes'a, senatoryal siyaset felse­ fesinin babası unvanını vermesi buradan kaynaklanır. Devletin kapitolü tehdit edildiği sırada, bir kez uyuyan düşünürleri uyandırdı. Bu Hobbes'tur. Hobbes'un, karşısına Leviatharidan bir duvar ördüğü bu söylem (ya da daha doğrusu bu uygulama), bana öyle geliyor ki -ilk kez olmasa bile, en azından asal boyutları ve siyasal kes­ kinliğiyle ilk kez- İngiltere'de ve kuşkusuz iki olgu arasındaki bağın etkisiyle ortaya çıktı: ilk olarak tabii ki burjuvazinin bir yandan mutlak monarşiye bir yandan da aristokrasiye karşı

4 Şubat 1976 Tarihli Ders

109

verdiği siyasal mücadelenin erken gelişi; ardından gelip bu­ nunla çakışan ikinci olgu ise, fetihteki eski bölünmeye ilişkin tarihsel gerçeğin, yüzyıllardan beri ve en geniş halk katmanla­ rında dahi çok canlı kalan bilinci. Fatih William'm başını çektiği Normanlarm, 1066'da Hastings'de gerçekleştirdikleri fethin bu varlığı, İngiltere'de hem kurumlarda hem de siyasal öznelerin tarihsel deneyiminde ken­ dini göstermişti, gösteriyordu. Önce çok açık biçimde iktidar ritüellerinde kendini açığa vuruyordu, çünkü VII. Henry'ye dek, yani XVI. yüzyılın başına dek, kraliyet belgeleri İngiltere kralı­ nın fetih hakkı gereğince hükümranlık sürdüğünü iyice belirti­ yordu. Kendini Norman fetih hakkının mirasçısı olarak gösteri­ yordu. Formül VII. Henry'yle birlikte bitti. Fetihin bu varlığı, hükümleri ve usulleri Fransız dilinde oluşan ve içinde eski yargı kurallarıyla kraliyet mahkemeleri arasındaki çatışmanın da sü­ rekli olduğu hukukun uygulanmasında da kendini belli ediyor­ du. Yukarıdan ve yabancı dilde biçimlenen hukuk, İngiltere'de yabancı varlığının bir iziydi, başka bir ulusun damgasıydı. Bu hukuk uygulamasında, başka bir dilde ifade edilen bu hukukta, bir yanda hukuksal olarak kendilerini kendi dillerinde savuna­ mayanların "dil acısı" diyeceğim şeyle, öte yanda yasanın ya­ bancı bir figürü bir araya geliyordu. Bu çifte koşulda, hukuk uy­ gulaması ulaşılamaz durumdaydı. İngiliz ortaçağında çok erken karşımıza çıkan şu talebin kaynağı budur: "Bize ait olan bir hu­ kuk istiyoruz, kendi dilimizde ifade edilen, aşağıdan, kraliyet tüzüklerine karşıt olan şu ortak yasadan başlayarak bütünleşti­ rilmiş olacak bir hukuk". Fetih -konuları biraz rastgele alıyo­ rum - kendisini, ayrışık efsanevi iki bütünün varlığında, üst üste binmesinde ve çatışmasında da belli ediyordu: bir yanda, aslın­ da halk anlatıları, söylencesel inanışlar (Kral Harold'un geri dö­ nüşü), ermiş kralların kültü (Kral Edward'mki gibi), Robin Ho­ od türü halk anlatıları olan (bilirsiniz, Walter Scott -Marx'm bü­ yük esin kaynaklarından biridir11- Ivanhoe'yu ve XIX. yüzyılın tarih bilincinde tarihsel olarak çok önemli yeri olan birkaç roma­ nın12 kaynağını bu söylenceden çıkaracaktır) Sakson anlatıları vardır. Bu popüler ve söylencesel bütünün karşısında, tersine, Norman kralların sarayında gelişen ve Tudor hanedanında mut-

110

Toplumu Savunmak Gerekir

lakçılığm geliştiği dönemde, XVI. yüzyılda yeniden canlandırı­ lan aristokrat ve handiyse monarşik bir efsaneler bütünüyle kar­ şılaşılır. Asal olarak Arthur dönemi efsanesi söz konusudur13. Tabii bu tam olarak bir Norman efsanesi değildir ama Sakson kökenli olmayan bir efsanedir. İnsan topluluklarının Saksonlardan bile daha eski dönemlerinde bulunmuş olan eski Kelt efsa­ nelerinin yeniden canlandırılışıdır bu. Bu Kelt efsaneleri çok do­ ğal olarak, kendi ülkelerindeki Normanlarla, Bretagne bölgesi ve Brötonlarla olan sayısız ilişkileri nedeniyle, Norman aristok­ rasisi ve monarşisi yararına, Normanlar tarafından yeniden can­ landırıldı: demek ki, İngiltere'nin geçmişini ve tarihini bunlara dayanarak düşlediği, bütünüyle farklı modlar üzerine kurulu iki güçlü söylence bütünü bulunuyor. Bütün bunlardan çok daha önemlisi, İngiltere'de fetihin varlığının etkilerini belirgin kılan şey, her birinin çok kesin si­ yasal etkileri olan isyanların bütün bir tarihsel belleğiydi. Bu is­ yanlardan bazıları ayrıca, ilk çıkanları gibi, kuşkusuz oldukça belirgin bir ırksal özellik taşıyordu, örneğin Monmouth isyan­ ları14. Başka isyanlar (bitiminde Magrıa Carta'nm çıkarıldığı is­ yan gibi) kraliyet iktidarının sınırlanmasına ve yabancıların asi­ ne (buna karşılık Normanlardan çok, Poitou'lular, Anjou'lular vb'nin sürülmesine) dair kesin önlemlerin alınmasına neden ol­ muştu. Ama burada İngiliz halkının, yabancıların sürülmesi zo­ runluluğuna bağlı bulunan bir hukuku söz konusuydu. Dolayı­ sıyla fetihin ve bir ırkın bir başkası üzerindeki egemenliğinin tarihsel biçimleri içindeki büyük toplumsal karşıtlıkları kodlamayı sağlayan bir dizi öğe bulunuyordu. Bu kodlama ya da en azından bu kodlamayı sağlayan öğeler eskiydiler. Daha orta­ çağdaki kroniklerde bile şöyle cümlelere rastlanır: "Bu ülkenin yüce kişileri Normanlardan gelir; aşağı tabakadan insanlar Sa­ kson soyundandır15". Yani -siyasal, ekonomik, hukuksal- çatış­ malar, şimdi sıraladığım öğeler yüzünden çok kolayca, bir söy­ lem, ırklar karşıtlığının söylemleri olan söylemler olarak dile geliyor, kodlanıyor ve dönüştürülüyordu. Ve oldukça mantıklı bir biçimde, XVI. yüzyılın sonunda ve XVII. yüzyılın başında, bir yanda burjuvaziyle, öte yanda aristokrasi ve monarşi ara­ sında gerçekleşen yeni siyasal savaşım biçimleri ortaya çıktı-

James. İngiltere ele geçirilmişti ve böylece bütün İngiliz toprak­ ları Normanlara ve Norman şeflerine. tabii ki tanrıbilimsel-siyasal hukuk kuramına dayanıyordu. Ve I. mutlak krallık düşüncelerinde olduğu kadar parla­ menterlerin ya da parlamentaristlerin düşüncelerinde de. bir ırkın bir başka ırk üze­ rindeki egemenliği ve yenilenlerin yenenlere karşı isyanıyla -ya da sürekli isyan tehdidiyle. Bu kodlama türü ya da.4 Şubat 1976 Tarihli Ders 111 ğmda. Ve kod­ lama diyorsam. Normanlar tarafından ve tabii ki onlar için düzenlenmiştir. Ve düşmanlan oldukça rahatsız etmiş olması gereken bir ustalıkla. Sanırım bunu . bunun nedeni ırklar kuramının. kral ya da en azından kralın söylemini tutturanlar. Ama onun için bu tanrısal seçimin -somut olarak onun İngiltere'nin sahibi olmasını sağlıyordu. İngiliz toprağını elinde bulundu­ rur ve onun sahibidir. hukuk. yani krala aitti. daha İskoçya kralı iken. fetih olayı. ırklar kuramı ya da ırklar te­ masıyla. Nitekim Kral. herkese kendi tezlerini dile getirmeyi sağlayan. Normanlarm şefi olarak.bundan iki sonuç doğuyordu. krallığın yasaları17 onlar tarafından konulur diyordu . I. bir başkasına karşı olan bir grubun özel bir tezi gibi işlememesidir. yıldızlı Kam araca kral­ ların tanrının tahtında oturduklarını ilan ediyordu16. hukuk. Normanlar İngiltere'yi ele geçirdiklerine göre. tek kelimeyle "kralın söylemi" olarak adlandıracağım şeyin içinde somut olarak dile getirilmiş olarak bulursunuz. en azından.[oluşan] bu sözcük dağarcığına dayanarak yapıldı. Fetihin ve egemenliğin önceliğini. Aslında. yine [bu çatışmalar] ırk savaşımının sözcük dağarcığıyla dile getirildi. James. hem söylemsel hem de siyasal bir tür araçtı söz konusu olan. İkinci olarak.Norman zaferinde tarihsel bir özelliği ve güvencesi vardı. üzerinde hüküm­ ranlık sürülen farklı toplulukların ortak hukuku olmak zorun­ da değildir. ırkların bu bölünmesinde ve bunların karşıtlık dizgelerinde. Hükümdarın haklarının ve halkın haklarının hukuksal-siyasal tartışması İn­ giltere'de. Bi­ rincisi. yüzyılda. Bu durumda. Levellers' m (Tesviyeciler) ya da Diggers 'm (Çapacılar) en uçtaki gö­ rüşlerinde de karşılaşacaksınız. bizzat Norman hükümranlığının nişanıdır. çok garip ama çok önemli bir benzerliği ileri sürüyordu. kodlama için hazır bulunan öğeler çok doğal olarak etkide bulundu. XVII.

tabii ki Avrupa modellerini başka kıtalara taşıdı ama aynı zamanda Batıdaki iktidar mekanizmaları üze­ rinde. intifasız mülkiyet olarak değil. Der ki: "Aslında. kurumlan ve teknikleri üzerinde.Hastings Sa- . Diyorlardı ki: Burada yanılmamak gerek -ve bu konuda Hobbes'a ne kadar yakınlaştığımızı görüyorsunuz. Parla­ menterlerin kraliyet mutlakiyetinin hak iddialarını çürütme biçi­ mi de ırkların bu ikiciliği ve fetih gerçeği üzerine eklemleniyor­ du. sömürgeleştirme. V. İngiltere'de Nor­ manlar bizim Amerika'da sahip olduğumuz hakka sahipler. İşte kralın söyleminde ırklar karşıtlığı teması böyle işliyor­ du. kendimizi aldat­ mayalım. ya­ ni sömürgeleştirme hakkına18. yüzyılın sonunda. Normanlar da İngiltere için o oldular". İşte V. sanırım. Hiçbir zaman unutulmamalı ki. para­ doksal biçimde." Ve XVI. yenilenlere mallarını. fetihin bir tür yok sayılmasıyla ya da daha çok fetihi Fatih William'm ve onun meşruluğunun övgüsü içine sar­ malayarak başlıyordu. Batıya getirilen ve Batının kendi üze­ rinde de bir tür sömürgeleştirmeyi. sayısız geri dönüş etkisi de oldu. iktidar araçları. Charles arasında bir koşutluk kuruyordu. Apologia pro regibus adlı bir metinde ilk kez dile döken Blackwood oldu. bir iç sömürgeciliği uygula­ yabilmesini sağlayan bir dizi sömürge modeli var oldu. Parlamenterlerin kralın söyleminin karşısına çıkardıkları repliği dillendirmiş olan yine bu Norman fethi izleğidir. Charles'm yaptığını ve bizler bunu kesinlikle meşru buluyoruz çünkü aynı şeyi yapıyoruz. orada çok tuhaf olan şu şeyi söyler. Blackwood. Çözümlemelerini işte böyle yürütüyor­ lardı. ilk kez değilse de bir ilk olarak. intifa hakkı olarak ve bir tazminat alarak bıraktı. teknikleri ve siyasal. Normanlar İngiltere'de yaptılar. Parlamenterlerin ve parlamentaristlerin çözümlemesi. Norman istilası dönemindeki İngiltere'nin durumunu da öyle anlamak gereki­ yor. Charles hakkında şunları söylüyordu: "Güç uygulayarak Batı Hint adalarının bir bölü­ münü boyunduruğuna aldı. Avrupalı insanlar şu an Amerika için neyse. Batının hukuksal-siyasal ya­ pıları üzerine bir tür geri dönüş etkisi bulunur. sömürgeci uygulamanın. hu­ kuksal silahlarıyla.112 Toplumu Savunmak Gerekir 1581'de. henüz sömürgeci denilmeyen güçler karşısındaki Amerika'nın durumu şimdi nasıl anlaşılıyorsa. Fatih William'la V.

muharebe.4 Şubat 1976 Tarihli Ders 113 vaşı. York başpiskoposu tarafından taç giydirilmişti. Nasıl oldu da -derler. Argıımentum Anti-Normaniccum 19 başlıklı ve bu tezin bir ör­ neği olan bir metinde. gerçekten de Hastings Savaşı Saksonlar üzerinde katıksız bir Norman ege­ menliği ilişkisine yol açmış olsaydı. aslolan bu değildir. Ayrıca. William da zaten ant içmişti. bir fetih söz konusu olsaydı. kabul edilmiş ve onaylanmış yasalar olduğunu söy­ ledikleri yasalara uymaya söz vermişti. tahttan feragat edeceğine ya da William'm İngiltere tahtına çıkmasını kabul edeceğine dair ant içmişti. kronikçilerin iyi. büyük başkaldırılar olmadı. taç ona verilmişti ve bu tören sırasında. eski. hak­ ların. Oysa. fetih uzun süremeyecekti. Demek ki kendisinden önce var olan Sakson monarşisinin sistemine bağlıydı. Zaten bu olmayacaktı: Harold. Bu demek oluyor ki bu çözümlemede William'm monarşisini yasallaştıran şey aynı zamanda iktidarını sınırlayan şey oluyor. Normanlarm o olmayan-katliamıyla ve o olma­ yan başkaldırıyla. savaşın kendisi.ve Sakson rejiminin yasa­ larıyla sınırlanmış olan bir hükümranlığın mirasçısı. bir fetihin hakları değil. Birtakım yasalara bağlı olan bir krallığın mirasçısı oldu . Hastings Savaşı'nda ölünce. kazananlarca işgale uğra­ mış gibi görmediklerini ama gerçekten de Normanları iktidar sürebilecek insanlar olarak kabul ettiklerini iyice kanıtlıyor. Temelde William meşru kraldı. bu kabulle.İngiltere topraklarında yolunu kaybetmiş on binin üzerindeki zavallı Norman burada tutunabilmiş ve ger­ çekten de sürekli bir iktidar sağlamış olabildi? Her koşulda sa­ vaşımın bitiminde daha döşeklerinde öldürülürlerdi. -eğer Harold'un meşrutiyeti kabul ediliyorsa. William'm monarşisini geçerli kılıyorlardı. Böy­ lece. doğru ya da yanlış tarihsel gerçek yeniden ortaya sürülüyordu) Harold -gerçekten de William'i ha­ lefi olarak seçmiş olan Günah Çıkarıcı Edward'm ölümünden bi­ le önce. diye ekler parlamentaristler. Öyle ki kendisini İngiltere fatihi olarak değil. çünkü çok basit olarak (ve o zaman burada birtakım. en azından başlarda. bu da aslında yenilenlerin kendilerini pek de yenilmiş. Ve o meşru kraldı. Leviathan'la benzerlik kurulabilecek bir .İngiltere kralı olmayacağına.artık ya­ sal halef kalmıyordu ve böylece taç çok doğal olarak William'a verilmeliydi. var olduğu biçimiyle İngiltere krallığının haklarının mirasçısı olarak buldu.

William'm. daha büyük ölçek­ teki bir sahne. Winston Churchill. kötüye kullanma oyunu başladı. gerçek anlamda fetih başladı. zorbalık. Peki.bu transferinden sonra. gerçekten de ol­ duğunu iddia ettiği fatih değil ama yasal mirasçı.bu "Normanizm"e karşı gerçekleşti. Ama bu taç giyme şöyle tasvir edilmiş: Britannia adlı bir heykel William'a üzerinde "İngiltere Yasaları"20 ibaresi okunan bir kâğıt uzatı­ yor. Normanlarm yerleşmesini izleyen ve İngiltere'de tam da o dö­ nemde "Normanizm" ya da "Norman boyunduruğu23" diye adlandırılan şeyi. XVII. William tarafından. şöyle düzenlenmiş: sayfanın tepe­ sinde bant biçiminde. York başpiskoposundan ta­ cını teslim alıyor. 1675'te şunu yazıyordu: "Aslında William İngiltere'yi fethetmedi: İngilizler William'i fethetti22. Kral Harold'un ölüsü var. Fetih. fiilen ve hukuken kabul edildiği­ ni gördüğümüz. yüzyıldaki mücadele de yine buna karşı verilmektedir. bir başka kilise adamı ona üzerinde "kralın andı21" yazılı bir kâğıdı uzatırken. William'ı taç giyerken gösteriyor. Norman monarşisi kaynaklı bu suistimallere karşı dayatıldı. Kral William." Ve parlamentaristler derler ki. mallara ayrıcalık­ lara el koyma. Öyle ki. Altta. yani bütün bir. yüzyılda yaşamış olanı. yalnızca Sakson iktidarının Nor­ man kralına -kesinlikle meşru olan. Kilise'nin onayı ve içtiği antla sınırlanmış bir mirasçı olduğu açıkça betimleniyor. bir çarpışma. yani sistematik biçimde bakışımsız ve siste­ matik biçimde Norman aristokrasisi ve monarşisi yararına işle­ yen bir rejimi örgütleyen o uzun yön değişimi oldu. krallık statülerine karşı kesinlikle "ortak yasayı"* kabul ettirmek isteyen alt mahkemeler. demek ki Saksonlarm ya­ sal monarşisi gerçekten bitmiş oluyor. .114 Toplumu Savunmak Gerekir tür yazı içi resim görülüyor. Normanlarm fetihi izleyen yıllarda bastırmak ya da saptırmak istediklerini gördüğümüz ve aynı zamanda * Elyazmasmda: "Common Law". böylece. hükümdarlı­ ğı İngiltere yasaları. Şu an. Ve ortaça­ ğın bütün başkaldırıları -William'a değil. silahlı iki birlik (tabii ki bunlar Hastings'teki Normanlar ve Saksonlardı) ve iki ordunun ortasında. Hastings'ten sonra gelişen bu "Normanizm"e ve William'm tahta çıkışma karşı mücadele etti. XVII. Sakson geleneğinin gerçek mirasçısı olan par­ lamentonun hakları.

de­ ğerli kılman bir tarihsel modelin ve bir tür Tanrı'nın krallığı dü­ şünün iç içe geçtiği temel kurucu bir ütopyaya yöneliyordu. kesinlikle toplum üzerindeki denetimsiz ve mutlak bir hü­ kümranlık uygulayan kişi olarak değil ancak savaş döneminde. şeflerini seçen. Sparta. bunu görüyorsunuz. Miroirs de Justice25 (Adalet Aynaları) başlıklı metin. Bu Sakson hukuku. ortaçağın belli bazı tüzebilim. Selden26 gibi hukukçular örneğin. doğal biçimiyle insan akimın ifade­ si olarak ortaya çıkıyor ve öyle nitelendiriliyordu. tarihsel olarak kesin bir yapı altında -hukukun eskiliğine dair araştırmalarla. Ve parlamenterlerin kurmayı istedikleri yeni cumhuriyetin hukuk* Elyazmasmda. Sakson devleti Musa'nın yasala­ rına çok yakın duruyordu. Tanrı'nın krallığı gi­ biydi27". yükü hafif olan. XIII. "kendi yargıçları olan" yerine "kendi kendilerinin yargıcı olan" yazılı. Atina. Parlamentonun kurulmasıyla ve XVII. bir komutan olarak tanıyan Sakson halkının -bu yazmanın öne­ mi buradan geliyor. "Saksonlar" (1647 tarihli bir me­ tinde geçiyor bu) "biraz Yahudiler gibi bütün öteki halklardan farklı oldular: yasaları yasa olarak saygıdeğerdi ve yönetimleri. kendi yargıçları olan* ve kralın iktida­ rını. o bunun eski Sakson yasalarının24 yazı­ mı olduğunu iddia ediyordu. Musa. Stuartlarm mutlakiyetçiliğine karşı sürülen tarihselcilik. muhteşem ve insan akima çok yakın bir hukuk olduğuna dikkat çekiyorlardı çünkü. Öyle ki. özel ve kamu hukuku uygulamalarının bir açıklamasıydı.hem temel hem de tarihsel açıdan gerçek yasası olarak gösteriliyordu.sap­ tanmaya çalışılan tarihsel bir figür söz konusuydu. doğal haklar düşüncesinin. yüzyıldan kalma bir yazma keşfettiğini ileri süren. yüzyıl­ daki devrimle yeniden yerleştirilmeye çalışıldığını da gördüğü­ müz şu eski Sakson hukuku nedir? Bu bir Sakson yasasıdır. Ama aynı zamanda bu Sakson yasası. oysa gerçekte. gerçekten de keşfetmiş olan Coke adında bir hukukçu­ nun etkisi büyük oldu. Ve bu noktada. . Dolayısıyla. Coke bunu Sakson hukukunun açıklaması olarak işletti. boyunduruğu sıkıntısız. Sakson devleti tabii ki kusursuz bir devletti. neredeyse Atina'nmkine benzer bir sivil düzenlemeye ve aşağı yukarı Sparta'nmkine benzer bir askeri düzenlemeye sahipti. Dinsel ve ah­ laki yasaların içeriğine gelince.4 Şubat 1976 Tarihli Ders 115 Magna Carta'yla.

Diggers (Ça­ pacılar) vb'nin daha çok küçük-burjuvaya özgü ya da.116 Toplumu Savunmak Gerekir sal kaidesini oluşturacak olan. Yasalar tuzaktır: kesinlikle iktidar sınırları değil. yenilgi ve fetih olduğunu söylediğinde haklı­ dır. Bizim içinse.halkın geri kalanıyla karşı karşıya getiren bütün farklılık­ ların da aynı zamanda ortadan kaldırılması söz konusu. bir fetih [olduğunu] gördüğümüze göre. kral da aristokratlardan biri olduğuna göre. aristokrasiyi -v e yalnızca aristokrasiyi değil. şöyle di­ yelim. Doğru. do­ laylı ya da dolaysız. bu ye­ nilginin ve bu fetihin kesinlikle hukukun -v e mutlak hukukunçıkış noktası olmadığı ama aristokrasiyi. daha popüler olan söyleminde karşılaşacaksınız. İngiltere'de işlediği biçimiyle bütün yasalar -John Warı/ İngiliz Yasalarının Bozulmuşluğu ve Yetersizliği baş­ m lıklı bir metninde söylenir b u . mutlakiyetçilik tezinin kendi­ sini bulursunuz. mülkiyet rejimini vb'yi belirgin kılan bütün yasaları ve bütün toplumsal farklılık­ ları geçersizleştiren bir hukuksuzluk durumu olduğunu gör­ mek gerekir". O nedenle bütün yasa aygıtı ortadan kal­ dırılmalıdır. Aynı fetih olgusuyla üçüncü kez. fatihler tara­ fından yapılmıştır29. yani Levellers (Tesviyeciler). Levellers şunu söyleyeceklerdir: "Gerçekten de. adaleti egemen kılma yolu değil. tersine." tricks. bu Sakson hukuku ütopyasıdır. Aslında Levellers'da. tuzak. halkla bir koruma ilişkisi değil. gerçekten de Saksonlar Normanlar karşısında yenilgiye uğradıklarına göre. diyordu Lilburne. İkinci olarak. yani Norman boyunduru­ ğunu sağladığı sürece bütün post-Norman yasaların ortadan kaldırılması olmalıdır. bir fetih oldu ve buradan yola çıkılması gerekmek­ tedir. basit ve sü­ . devrimin birinci hedefi. çıkarlara hizmet ettirme yoludur. Norman monarşisince tanındığı varsayılan. kötülük"28 olarak görülmelidir. Yasalar. ama bu kez yalnızca mo­ narşiye değil parlamenterlere bile en çok karşı çıkanların radi­ kal konumu içerisinde. çünkü soyluların ve kralın. Norman yoke'u. aristokrasiyi ve kralı. Böylece. bir anlamda kelimesi kelimesine. iktidar araçlarıdır. Ama mutlak monarşi. monarşi bir istila. bunda kendi haklarının yasal teme­ lini görmek için fetih gerçeğini kullanıyor. Ama bu kez tarihselcilik az önce sözünü ettiğim şu doğal haklar ütopyasına ancak en uç sınırda dönecektir.

fetih olgusuyla tamamen geçersiz kılınmıştır. Bu durumda. en ay­ rıcalıklı. hükümetin. Parlamento. iktidar ve hükümettir. istilanın ve yenilgi­ nin sürdürülüşü olmasının kanıtı. yeniden düşünülmelidir. barışlandırıcı bir yasalar sisteminin kesintiye uğraması olmayacaktır. başkaldırılar bugüne dek. mülkiyetin yağmacı.mülkiyetin konumu­ nun. yal­ nızca Normanlar kazandığı için değil aynı zamanda zengin in­ sanlar bunun sonucunda Norman sisteminden yararlandıkları ve ihanet ederek "Normanizm"e yardım ettikleri için bir sonu­ ca varmadı. birilerinin ötekilere karşı savaşıdır.ve başkaldırı.! 4 Şubat 1976 Tarihli Ders 117 rekli olan bir çalma ve vurgun ilişkisi vardır. halkın her zaman hükümet­ lerini. Üçüncü olarak. yasaların. yağma ve hırsızlık yaptıkları arka­ daşlarını dük. Dolayısıyla başkaldı­ rı. parlamenterler gibi. soylu zulümüdür. diyordu Lilburne. William ve ardılları. Bunun sonucunda. yasaların haraççı ve hükümetin egemenlik kurucu özelliğini durmaksızın açığa vurmuştur. Ve bunu göstermiştir çünkü durmaksızın başkaldırmıştır . en zengin bölümünün yardımıyla. zoralımın ve yağmanın savaşçı rejimidir. Sakson davasına ihanet eden ve Norman tarafına geçen. bu savaştır. Hükümet. baron ve lord yaptılar30. iktidar ve hükümet. Ve parla­ menterlerin Norman hukukunun bir sınırlaması olarak değer­ lendirdikleri bu öğeler bile -M agna Carta. Bütün mülkiyet ilişkileri -yasal sistemin bütünü gibi— temelden yeniden ele alınmalı. öteki süreğen yüzü ise yasa. kralın yararlandığı ve güven­ ce altına aldığı. Başkaldırı. mahke­ melerin uygulamaları bile.bütün bunlar temelde. başkaldırı ötekilerin binleri­ ne karşı savaşı olacaktır. Zenginler ihanet etti. bir anlamda. nüfusun. hükümetin dur­ madan sürdürdüğü bir savaşın arka yüzü olacaktır. yasaları sürdürmek ve kral . Mülki­ yet ilişkileri. mül­ kiyet rejimi hâlâ bugün işgalin. Halk. Kilise ihanet etti. aslında savaşın. hâlâ etkili olan Nor­ man sistemi ve onun haksızlıklarıdır. Halk üzerine yayı­ lan kraliyet koruması değildir bu. yasalarını ve mülkiyet ilişkilerini fetih etmenleri olarak düşünüyor olmasında yatar. Yasa. -D iggers söyler bunu. birilerinin ötekilerle savaşıdır. Aslında taviz gibi görü­ nen her şey ihanetten ve savaş hilesinden başka bir şey değildi. Tabii ki. herhangi bir dava için. birlikte haydutluk. Diggers için savaşın o öteki yüzünden başka bir şey değildir.

bunun nedeni sanırım burada. ikili şemanın. Zenginler ve yoksullar ara- .118 Toplumu Savunmak Gerekir mutlakiyetinin bunlardan üstün gelmesini engellemek gerekti­ ğini söylemenin ötesinde. tarihsel bir iktidar biçimi olmadığını söylemek gerek­ mez mi? Tabii bu ifade havada kalır. bir savaşın yaptırımı. Bir tanesi tam olarak tanrıbilimsel-ırksal yöndür. öyle ki. Levellers ve Diggers. ay­ nı çözümleme Sakson yasaları üzerinde yapılamaz mı? Sakson yasaları da. ne olursa olsun her hükümran­ lık biçiminin. bir savaşın yaptırımıdır. Bir o kadar doğru olan da şu ki. birilerinin ötekiler üzerindeki egemenlik ilişkilerinin sınırsız -v e sınırsız biçimde tarihsel. hem siyasal eylem programı hem de tarihsel bilme arayışı olarak. doğal hak ve hükümranlığın kuruluş terimleriyle değil. bura­ da. iktidar biçimleri gerçekten de hiçbir zaman ne bir tarihsel çözümlemeye ne de tutarlı bir siyasal uy­ gulamaya olanak verdi. Norman rejimi gibi bir nü­ fuz rejimi değil midir? Böylece. yani biraz parlamentaristlerin yöntemine yakındır: "bizim olan ve doğa yasaları olduğu için adil olan Sakson yasalarına geri dö­ nüş" tür. Sakson yasaları. bir yağma ve zulüm biçimi değil midir? Sonuçta Sakson rejimi. ilk kez olarak. Öyleyse.aslında nüfuzun her tür­ lü iktidar biçimiyle başladığını. ne olursa olsun her türden iktidarın. ne olursa olsun her yasanın. ne olursa olsun. peki bu rejimin ardın­ da ne bulunuyor? Tarihsel olarak. Bu ifadeyle nihai tümceler biçiminde karşılaşıyoruz. Irklar savaşma ilişkin bu İngiliz söyleminin üzerinde çok durduysam. çoğunlukla tam olgunluğa ulaşmamış olan birçok yönde kendini açıkça göste­ recektir.devinimi olarak çözümlenmesi gerektiği düşüncesinin ilk kez dile getirildiğini görürsünüz. Norman iktidarına karşı iç savaşı sonuna kadar götürmek gerekir. daha eskiye uzanmak ve -buna kimi Diggers metinlerinde rastlanır31. biraz havada kalan bir başka söylem biçiminin doğduğu görülür ve şunu söyler: Norman rejimi bir yağma ve zulüm rejimidir. siya­ sal ve tarihsel yöntem üzerinde. Levellers'm söylemi buradan başlayarak. Sonra. savaşa yanıt ola­ cak bir savaşla yasalardan kurtulmak gerektiğini söyleyecekler­ dir. belirli bir ikili şemanın işlediğinin görülmesi. binleri­ nin ötekiler üzerindeki egemenliğinin terimleriyle çözümlene­ mez olan.

Sonuçta. arkaik bir hukukun varlığı. hem çok usta­ ca hem ikiyüzlü biçimde ama şiddetle sürdürülen savaşın ve çatışmanın terimleriyle çözümlemeyi de sağlıyordu. ana yurt. Böylece. ortak bir geç­ mişin derinliği. başkaldırının mantıksal ve tarihsel zorunluluğu. evrim­ leriyle birlikte bütün bir kurumlar topluluğu bütünlüğünün. bir talebi dile getirme. Ve sanıyo­ rum Hobbes'un büyük düşmanı da buydu. Ve savaşı böylesine safdışı bı­ rakmak istemişse bunun nedeni. ırklar arasında. Bir yandan da. yüzyılın ilk yarısının bütün siyasal söylemlerinin ve programlarının çevrelediği şu fetih meselesin­ . Dolayısıyla Hobbes hükümranlığın doğuşuna ilişkin çözümle­ mesini buna karşı yöneltiyordu. Karşısına Leviathan 'm bütün bir cephesini konumladığı şey. toplumsal ilişkilerin sürekli çizgisi. bütün tarihsel derinliği içerisinde deşifre edilmesini sağlayan bir ikili şema. bir tehlikeyi saptama yolu olmuyordu. başkaldırıyı yalnızca. iktidar kuramlarının ve sis­ temlerinin gizi ve örgüsü olarak savaşı gün ışığına çıkaran bü­ tün bir tarihsel çözümleme içerisine gelip yerleşir. devletin hüküm­ ranlığını kuran her düşünsel-hukuksal söylemin düşmanıdır.4 Şubat 1976 Tarihli Ders 119 smdaki karşıtlığın bu şeması kuşkusuz önceden vardı ve Yunan kentlerinde olduğu gibi ortaçağ toplumunun kavramşım belirginleştirmişti. Sonuçta XVII. Şimdi başkaldırı. Topluma damgasını vuran bu ikili şema ilk kez önce ulusal ger­ çekler: dil. Güncel kurumlan. kesin ve tek amaca yönelik bir biçimde. tarihin bir tür zorunlulu­ ğu olarak tanıtlanır: son bir baht dönüşü olarak son vereceği sa­ vaşın düzeni olan belli bir toplumsal düzene karşılık verir. Şimdi artık bir tür mutlak hak olarak ifade edilecek bir başkaldırı vardır: yalnız sesimizi duyuramadığımız için ve daha doğru bir adalet sağ­ lanmak isteniyorsa düzeni kırmak gerektiği için başkaldırı hak­ kına sahip olunmaz. Ama ilk kez bir ikili şema yalnızca bir şikâyeti. eski yasaların yeni­ den keşfi üzerinde dile getirilebiliyordu. en yoksulların durumunun katlanılamaz olması ve seslerini duyuramadıklarına göre başkaldırmaları ge­ rektiği gerçeği üzerine kurmayan bir ikili şemadır (bu bir an­ lamda ortaçağın isyanlarının söylemiydi). sancılı bir tarihsel kategori ve zorlu bir hukuksal kate­ gori olan şu korkunç Ingiltere fethi sorununu safdışı bırakmak istemesiydi. atalardan kalan alışkanlıklar.

daha uzun vadeli olarak." "Buradan açıkça ortaya şu çıkıyor ki onları susta durduracak ortak bir ik­ tidar olmadan yaşadıkları sürece. XIX. hükümranlığın alanına değil. 4 a. 62).e. hukukun alanına. NOTLAR 1 "Sivil devletlerin dışında.120 Toplumu Savunmak Gerekir den kaçınmak gerekiyordu. sınırsız derinlikte ve çoğulluktaki o egemenlik ilişkisinin alanına girilir. Egemenlik alanından çıkılmaz.1. 2 Hobbes. Leviat­ han . si­ yasal tarihselciliğin bu söylemidir. İş­ te hem tarihini hem de övgüsünü yapmak istediğim söylem. Siyasal tarihselcilik iki engelle karşılaştı: XVII. s.g. bunu engellemek söz konusuydu.e. her zaman birinin birine karşı savaşı vardır. siyasal tarihselciliğin bu söylemini susturmak için. Ortadan kaldırılması gereken buy­ du. s. yüzyı­ lın siyasal savaşımlarında somut biçimde etkin olan söylem ve bilme olan bu siyasal tarihselciliği engellemenin bir yolu oldu. yani. şu savaş denilen durum içerisinde bu­ lunurlar ve bu savaş birinin birine karşı savaşıdır" (Th.g. XIII. egemenliğin alanına girilir.e. "Bellum omnium contra omnes " için bkz. Hobbes'un düşünsel-hukuksal söylemi. yüzyılda bu engel materyalist diyalektik ola­ caktır. . dolayısıyla tarihten çıkılmaz. hatta en uçtakilerini bile namluya sürmekten ibaret oldu. 3 a. 63. Tıpkı XIX. aynı zamanda Elementorum philosophiae sectio tertia de cive. en radikal evrelerin bazılarında dile gelen.g. er­ kin. tarihsel olarak sınırsız. böylelikle XVII. yüzyılda diyalektik materyalizmin de siyasal tarihselciliğin söylemini engelleyeceği gibi. ortadan kaldırılması gereken.birinci kitap. Hobbes. düşünsel-hukuksal söylemin bütün olanakları­ nı. Leviathan.. size sözünü ettiğim tartışmalar içerisinde kendini gösteren şu tür söylemdi ve şunu demeye geliyordu: iktidar ilişkileriyle uğra­ şıldığı anda. ve. 1642. "siyasal tarihselcilik" olarak adlandıraca­ ğım şeydi. XIII. bölüm. Hobbes'un işlemi. Paris. yüzyılda onu safdışı bırakmak isteyen düşünsel-hukuksal söy­ lemin engeli. daha genel biçimde. a.

Foucault'nun elyazmasmda..4 Şubat 1976 Tarihli Ders 121 5 a. s.. ikinci kısım. 8 Bkz. Sakson istilacı­ lara karşı Brötonlarm direnişiyle ve Bröton krallığının çöküşüyle biten bir tarihtir.g. T. 245.g. XVIII. unde omnis ea fa­ cultas dériva ta est" (I. Ope­ ra édita a Jacobo M ontacuto. James.e. Österreichischer Arbeiter-Kalender fu r das Jahr 1895. "Divine Rights of Kings" için ayrıca bkz. Opera édita. II.g. s. XVIII.. Francofurti ad Moenum et Lipsiae. 7 Bunu izleyen bütün tartışma boyunca. Karl M arx. Thierry ve onun fatihler ve fethedilen­ ler düşüncesi üzerindeki etkisi biliniyor. Geschichte seines Lebens . XIX. 10 a. Opera édita.e. Nam in throno Dei sedent. böl. "Bröton konusu" denilen şeydir bu.e. s. Ivanhoe'nun A. 1939..e. 14 Geoffrey of Monmouth ilk fatih. XV. deique throno insident: sed ab ipso Deo Deorum nomine honorantur" (Oratio habita in comitis regni ad omnes ordines in palatio albaulae [1609]. Oratio habita in camera stellata [1616]. 63-85). 9 a. ortaçağın en popüler kitaplarından biridir bu. 16 "Monarchae proprie sunt judices. Foucault Leviathan'a gönder­ mede bulunuyor. 1. "Gloucester Kroniği"nin adı geçer. F.g. Basilikon doron. böl. Bu gelenekler ve bu anlatılar ilk kez XII.. Chrétien de Troyes tarafından Lancelot ve Perceval'd e yeniden elden geçirilen. M. 51-54. Marx için bkz..e. Troyalı Brutus'tan başlayarak Bröton ulusunun tarihini anlatır: Roma fetihlerinin ardından.. aynı zamanda De Cive. Bkz. yüzyılın ikinci yarısı bo­ yunca. Roman de Brut (1155) ve Roma de Rou (11601174) içerisinde bir araya getirilecektir: XII. XI. Butterworth. Nec enim solum Dei Vicarii sunt Reges. Avrupa edebiyatına Arthur efsanelerini sokan. Karl M arx. Berlin. böl. Leipziger Buchd­ ruckerei Actiengesellschaft. Louis dönemi Fransa'sı vardır. 15 M. 1918. 1689. London. Leipzig. 60-62. 62.. "Nihil est in terris quod non sit infra Monarchiae fastigium. a. 6 a. s. Mehring. "Karl Marx-Lose Blätter". Scott okuru K.: E. 88. 253). 17 "Et quamquam in aliis regionibus ingentes regii sanguinis factae sint . sive De institutione principis . s. yüzjalda Geoffrey of Monmouth tarafından De origine et gestis re­ glim Britanniae libri XIÎ (Heidelberg. yüzyılın ilk yarısında Sakson istilasına karşı direnişin önderi olan Bröton hükümdar Arthuı^un söylencesel figürüne odaklı efsanevi ge­ leneklerin ve anlatıların dönemi. 11 W. XX.. böl. Quentin D urward' da (1823) ise arka planda XI..g. 1687) başlığı altında ve daha sonra da Robert Wace tarafından. XX. XVII.. 13 V. I. s. Marx-Aveling... s. quibus juris dicendi potestatem proprie commisit Deus. IX. 12 Ivanhoe'min (1819) öyküsü Aslan Yürekli Richard dönemi İngiltere'sin­ de geçer.

istiladan ve fetihten önce "Norman-öncesi geçmişi yücelt­ mek" (glorify the pre-Norman past) amacıyla. s. sive De mutuis Regis liberi et populi nascendi conditione iUi subditi officiis [1598]. Nihilominus posteri ejus sceptrum illud hactenus faciliter tenuerunt. de jure regni apud Scotos. victis sua reliquit. Divi Britannici. Harrison/Nowell) ve hukukçular (Coke. quae apud nos.. 18 "Carolus quintus imperator nostra memoria partem quandam occidentalium insularium. Blackwood. Churchill. non accepit. veteribus ignotam. Edward". Bu vinyetin illüstrasyonu için bkz.. sed usu. politik yazarlar (Black­ wood vb). XVI.e. Adversus Georgii Buchanani dialogum. 69). g. obsecro nisi armorum et belli jure Rex factus est? At ille leges dedit. et vetus jus. vb) tarafından yayılmıştı. a. 19 A rgum entum Anti-Normannicum. Quum spurius ille Normandicus validissimo cum exercitu in Angliam transiissset. nec gratuito. fol. quo. ac immuni (quod AngIis obtigit Vilielmi nothi beneficio) sed in vitae tempus annuae prestationi certa lege locationis obligata" (A. vb). being a remark upon the lives o f all the K im s of this Isle.. of the tit­ le and subject of which booke the Author shaltel you himself in these .. 4 s. suae militae comites. fol. 1682. Jus liberae Monarchiae. non mancipio. pro regibus apologia .122 Toplumu Savunmak Gerekir mutationes. 21 "Coronation Dath". et leges Normannico scriptae idiomatem facilem testantur auctorem.g. apud Pagaeum. S. ve XVII. 1675. Nec hoc soli Normanno licuit: idem jus omnibus fuit. Duke of Normandy . "Society of Antiquarians" (Selden. from the year o f the world 2835 unto the year of grace 1660. e. sceptri jure ad novos Dominos jure belli translato.. a. 1581. made no absolute conquest of England by the word. qui ante ilium victae Angliae leges dederunt" (I. nec eo quidem perpetuo.. Speed. vi subegit. Pictavis. 22 W. 23 "Norman yoke" (ya da "Norman bondage") teorisi. Lon­ don. yüz­ yıllarda. or an A rgum ent proving. qui Dominos numquam mutavimus. s. "An Explanati­ on of the Frontispiece". 24 "I have a very auntient and learned treatise of the Lawes of this kingdome whereby this Realme was governed about 1100 years past. Daniel. 20 "The excellent and most famous Laws of St. eadem tamen illic cernitur in terram et subditos potestatis regiae vis. 189-190. London. James. nobis Americae vocabulo non ita pridem auditam. Coke'a atfedilmiştir. quemadmodum hodie pleraque Angliae nobilitas Normannicam prae se fert originem. that William. et avitis possessionibus eversis homines novos et peregrinos imposuit. Opera edita. s. Bu kitap yanlışlıkla E. from ancient histories and records. "Elizabethan Chroniclers" (Holinshed. 91). et consuetudinem regni antiquavit. A rgum entum Anti-Normannicum. in the sense of our modern writers.

1602. s. XXXV. A n Historical and Political Discourse o f the Laws and Govern­ ment of England.. Foucault bir olasılık..4 Şubat 1976 Tarihli Ders 123 words. Francofurti. 5-78.. Edv. aynı zamanda "the nationall Lawes of their native country" tarihi için La Tierce Part des Reports de S. accor­ ding to the vertues and substances embelUies which I have observed. 1611. Nathaniel Bacon'un. for they were invented and established by the Normans. 27 "Thus the Saxons become somewhat like the Jewes. 112-113). easie for the subject. Önsöz. La Huictieme Part des Reports de S. böl. 1649.. Warr. parlamentaristlerden köktenci devrimcilere dek bütün "Common Law" partizanlarının temel başvuru kaynaklarından bir tanesi yapacaktır. Londra. which were all nations the most quarrelsome and most fallacious in contri­ ving of controversies and suits" (J. 1614. and their government above all other likest unto that of Christs Kingdome. Edv. 1726. Edv. Londra. Jani A nglorum . Londra.. bkz. s.. 1615. whose yoke is easie. Bkz. Edv. but their military more like the Lacedemonian" (s. XIII. Önsöz. and which have been used by holy customs since the time of King Arthur and C [. 2 cilt. Önsöz. cilt II. Coke'un Institutes metinlerinde de Mirrors of Iustice'i dayanak alacağını be­ lirtmek gerekir. ayrıca Administration Civil and Spiritual in Two Treatises. fol. Londra.. 1647. La Neuf. La Dix.e. London.me Part des Reports de S. The First part. 1. and burthen light: but their motion proved so irregular as God was pleased to reduce them by another way" (An Historical Discourse. XVIII. Selden Saksonlar üzerine şöyle diyor: "their judicial were very suitable to the Athenian. Londra. collected from some manuscript notes o flo hn Selden. Opera omnia latina et anglica. 1613. muhtemelen Andrew Horn tarafından XIV. divers from all ot­ her people.. doubts and contrary to them­ selves. Coke. Londra. a. 1-32. The Corruption and Deficiency of the Laws of England. Coke. 1646'da yapılan bir çevirisi bu metni. 9-17. Coke. Selden'in yapıtlarından ayrıca bkz. their lawes honourable for the King. Coke. Bkz. 1-48. A n Historical Discourse of the uniformity of Govern­ ment of England. . ama özellikle de The Second Part of the Institutes of the Laws of England. Analecton Anglobritannicon libri duo. IV-XLIII.. fol.] In this booke in effect appeareth this whole frame of auntient common Lawes of this Realme" (E.g.me Part des Reports de S. XI. önsöz "Lectori/To the Reader" fol. 1689) temel alarak kaleme aldığı çalışmasını kaynak gösteriyor. 1642. 1644. John Selden'in elyazma­ larını (bkz. 15. Londini. Which Summary I have intituled The Mirros of Iustice'. yüzyı­ lın sonunda aslında Fransızca yazılmış bir metindir. London. özellikle The Fourth Part of the Institutes of the Laws of England. Bkz. Londra. Coke.) 25 The M irror of Justice. Londra. bölüm­ ler). 28 "The Laws of England are full of tricks. Özellikle bölüm II ve III. 26 M.. s. by Nathaniel Bacon.

G. 1645. Regall Tyrannie Discovered. Earles. 1649. Englands Brightright Justified against all arbitrary usurpation . 1958. 1652 (bkz. Londra. 1646. Englands New Chains Discovered. N. New York. bir olasılık R. § XXXVII). . Londra. Londra. 1648. Sabine. Puritanism and Revolution . Winstanley et a l. 1650. 11-13. barrons and Lords of their fellow Robbers. H ugh Peters.e . The Im v of Freedom in a Plat­ form . Londra. Y. Overton da yazımına katkıda bulunmuştur. The Works of Gerrard Winstanley. 1650. Fire in the Buslı. s. and Mr. 1647. M ore More Light Shining in Buckinghamshire. Winstanley. G. 86).. Londra. H. Ithaca.g. 78.. a. A Discourse betwixti John Lilburne. Ayrıca bkz. Seeker and Warburg. 1941). ayrıca bkz. 1648. 29 Bkz. Londra. iki imzasız manifestodur: Light Shining in Buckinghamshire. Haller & G. To his Excellency the Lord Fairfax and the Counsell of Warre the brotherly request of those that are called Diggers sheweth.. s. close prisoner in the Tower o f London. Hill tarafından kısmen almtılandığım belirtelim. The Just M ans Justification. 30 Fatih William ve ardılları "made Dukes. 1. with an appendix of documents relating to the D igger Movement.124 Toplumu Savunmak Gerekir 1648. Londra. 1944. The Levellers Tracts 1647-1653. Rogues and Thieves" (Regall Tyrannie. Warr'm cümlesinin Ch. Co­ lumbia University Press. Bu yerginin J. Levellers' in yergi metinlerinin çoğu W. Cornell University Press. Lilburne'e atfedilmesi kesin değildir. s. Londra. 31 Foucault'nun göndermede bulunmuş olabileceği en tanınmış Diggers metinleri. Londra. özellikle J. G.. 1649. Davies'in ça­ lışmasında toplanmıştır. Lilburne. or True Magistracy Restored.

İstila. "Franco-Galli". .Ulusal İkicilik. devlet dairesi ve soyluların bilmesi. Yalnızca şu nokta üzerinde soru sormak istiyorum: bu anlatının yeniden ele alınması. . kent yandı­ ğında Troya'yı terk etmiş.ı ı Şubat 1976 Tarihli Ders Kökenlerin anlatısı. Sezar'm ve İmparatorluk Roması'nm silinmesi nedeniyle böyle. Kesin­ likle kaynak aldığı hanedanların ya da tarihsel olayların fantas­ tik özelliği nedeniyle değil. Franklardan. . Rönesans1 gibi bir dönemde dolaşımda olabilmesi oldukça şaşırtıcı. aynı zamanda Roma sömürgesi olarak Galya'nm silinmesi. ardından Germanya'da Ren kıyılarına sığınmış ve sonunda Fransa'yı yurt edinmiş. . Ve sonuçta. önce Tuna'nın kıyılarına. üstelik o dönemde çok iyi bilinen bütün bir Roma edebiyatının silinmesi var. Bu anlatının. . Hükümdarın bilmesi.Troya söylencesi. .Fransa'nın veraseti. önce Roma'nm düşmanı olan Galya'nm. tarih ve kamu hukuku. ortaçağda ne anlama gelmiş olabildiğini ya da hem yolculuk hem de vatanın kuruluşu efsanesinin üstlenebildiği rolü öğren­ meye çalışmak istemiyorum. Priamos'un oğlu kral Francus'un yönetimi altında.Tarihin yeni bir öznesi. . Mahkeme kalemi.Tarih ve anayasa. fakat daha çok temelde bu efsanede Roma'mn ve Galya'nm. yani. daha doğrusu yurtlarını Fransa'da kurmuş olan Frankların soyundan gelen Fransızların tarihiyle. . Ortaçağın başından neredeyse Rönesans'a dek Fransa'da dolaşımda olan bir anlatıyla başlayacağım. İtalya'yı istila eden ve Roma'yı kuşatan Galya'nm bütü­ nüyle silinmesi.Boulainvilliers'den "Fransa'nın Durum u".

kendi krallığının imparatoru olduğunu2 söyleyen Boutillier tarafından dile getirilen ilkeyi imgelerle do­ lu bir biçimde ya da imgelere çevirerek anlatmanın bir yoludur. önemli bir tez bu. Bana öyle geliyor ki bu. çok doğal olarak. ortaçağda. kesin bir işle­ vi olan. iktidarın hukukunu dile getiren bir söylem: aslında bu bir kamu hukuku dersi. Ve Troya efsanesi. çifte bir biçim altında burada varlığını gösteriyor: Roma burada ama ayna ve imge olarak. bir tür doğal ve herkes tarafından tanınan hakla. Ama bir yandan da Roma. Troya tahtına göre. (ne de olsa bir kardeşten. Roma imparatorunun kendi uyrukları üzerindeki hak­ larını ve iktidarını miras alır: Fransa kralının hükümranlığı. aynı zamanda. Franklar da. yer değiştir­ miş. siyasal ve hukuksal açıdan önem taşı­ yan iki üç noktayı dile getirmek anlamına geliyor. öncelikle şu anlama gelir. ancak bu kökenlere ilişkin anlatıyı. Romalılar gibi. öteki kardeşler -küçük kardeşler. kamu hukuku dersi olarak yayıldı. Kralın hukuku Roma hukukudur. Romalı imperi­ um anlayışı üzerinde ve Justinianus döneminde yasalaştırılmış olan imparatorluk haklarını yeniden canlandırarak gerçekleşen kraliyet iktidarının gelişimine bütün ortaçağ boyunca yapılan tarihsel-söylencesel eşlik söz konusudur. Ro­ ma imparatorunun hükümranlığıyla aynı kalemdendir. Troya'dan kaçanlardır demek.onun mirasçısı olur. özel­ likle Fransa kralının. geçmişi anlatmaktan ya da kökleri anlatmaktan çok hu­ kuku dile getiren. Ama Fransa'nın. bir anlamda ikiye ayrılmış. Fransa'nın bir anlamda. Önce Fransa kralı. Roma'ya uzanacak daim karşısındaki öbür koldur demek. imparatorluğun ardı­ lıdır. Kanımca bu anlatı. Gerçekten de Franklar da Ro­ malılar gibi Troya kaçkınlarıdır demek. devletler hukukuna göre. yine eski inanışlara bağlan­ mış bir tür tarih girişimi olarak görmeyi bir kenara bırakabilir­ sek anlayabiliriz. uyrukları­ na karşı. Anlıyorsunuz. tersine. Aslında Roma'nm içinde olmadığı bir kamu hukuku dersi söz konusu olduğu için bu böyle. çünkü sonuçta. sanırım. en azından ağabeyden başka bir şey olmayan) Roma devleti yok olduğu günden sonra. Ve bu iki şey anlamına gelir. imparatorluğun mirasçısı olduğunu söy­ lemek.126 Toplumu Savunmak Gerekir Sanıyorum bu Troya anlatısından Roma'nm çıkarılmasını. Roma'nm kardeşi ya da kuzeni olan . Fransa.

Augustin Thierry'nin ileride "ulusal ikilik"3 olarak adlandıracağı temayı yayanın din savaşları olduğu söylenir. o dönemde Habsbourg monarşisince ortaya sürülmüş olan büyük. Se­ zai'm* ve sömürge Galyası'nm silinmesi gerekiyordu. Ama Fransa'nın imparatorluğa.). bu Troya söylencesinin yeniden canlandırılmasında ya da Rönesans'a. Roma Galyası'm konu alan Roma metinlerinin iyi bilindiği dö­ neme dek sürdürülmesinde görülebilen işlevi. Fransa'nın eski Roma'ya bağımlılığının meyda­ na çıkmamasını gerektiriyordu. Roma İmparatorluğu'nun bütün öteki ardılları kadar emperyaldir. François Hotman'm 1573 tarihli. Bazen. Kra­ lın mutlak egemenliği böylece Roma'da olduğu gibi geçerliydi. imparatorluğun mi­ rasçılarına (ve özellikle Habsbourglarm tümel monarşisine) ba­ ğımlı olmayışı.öteki Roma'dan bağımsız ama yine de Roma olsun anlamındadır. Şöyle ki Fransa. Roma imperium 'unun Fransız mo­ narşisine dek uzanan iç sürekliliği istilaların getirdiği kesintiyi dışlıyordu.n. hiçbir biçimde Germen hükümdarlarına bağımlı değildir. Roma İmparatorluğu'nu diriltmeyi amaçlayan tümel bir monarşiye ait değildir. Alman İmparatorluğu kadar emperyaldir. tümel monarşi düş­ lerine bağımlı kılamaz. . Roma'nm si­ linmesi bu nedenden ötürü gerekiyordu. başka deyişle Fransa bir tür öteki Roma olsun . Hiçbir vasallik bağı onu Habsbourglarm monarşisine yasal olarak bağlayamaz. Ve Roma İmparatorluğu'yla bağı içeriden koparan Frank istilalarının da silinmiş olması gerekiyordu.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 127 Fransa'nın. * Hükümdar. imparator anlamında (ç. dolayısıyla Roma Galyası yok olsun. devletin kesintisiz temelini oluş­ turan iki düşman topluluk izleğidir. kabaca kamu hukuku derslerinin. bu koşullar içerisinde. bu eski söylenceleri (bence bunlar bir kamu hukuku dersiydi) harekete geçirenin ve ilk kez. hatta Galya'yı. ama ben bunun kesinkes doğru olduğuna inanmıyorum. Ulusal ikiliği düşünmeye yol açanın din savaşları olduğu söylenirken dayanak alman. imparatorluk döneminden sonra. Fransa. bu. Roma'nmkine eşit haklara sahip olduğunu söyle­ mek anlamına gelir. Franco-Gallia4 başlıklı bir metnidir. Roma Galyası'nm. İşte. İşte. dolayısıyla. Ama hiçbir biçimde Galya ve Galyalılarm ardıllarının hâlâ ve hâlâ bir imparatorlu­ ğa bağımlı olarak görünmemeleri için.

Hotman'm tezi kesinlikle önemlidir çünkü. ele geçirip. Germen olarak üst düzeyde sahip oldukları imperium 'u. Ne ki. Germen olarak kaldılar. Galya'yı istila ettiklerinde. Bunun sonucunda. Troyalı değildirler. ama bir yandan da. karşılığı ve karşısında olan Ger­ men tezini tekrar ele alır. yeniden Fransa'ya soka­ cağı tez budur. yüzyılın başına kadar kayda değer bir başarı sağlayacaktır. hem de kralların gömüldü­ ğü karanlık olan) istilaya ilişkin şu başlıca temayı ileri sürer. Galya'yı istila eden Franklar da bi­ zim gibi Germen'dirler. onlar Germen'dir. Gerçekten de bütün hukuksal-siyasal tartışmalar bunun çevre­ . Ama miras al­ dığımız imparatorluk yapısı yüzünden. Galyalıları yendiklerine göre. yazarın bir tür ikiliği düşündüğünü iyice gösteri­ yor. Galyalıları yendiler de­ mez." François Hotman'm 1573'te. Gerçekten de bu metinde Hotman o dönemde Habsbourglarm imparatorluğunda yayılan ve aslında Fransa'da dolaşım­ da olan Troya tezinin denki. İngiltere'de or­ taya çıktığını gördüğümüz aşağı yukarı aynı dönemde. Bu dönemden başlayarak ve en azından XVII.128 Toplumu Savunmak Gerekir ki başlığı bile. hem bir fetih ve zafer hakkı. hem de Frankların Germen kökeni dolayı­ sıyla. imparatorluk iktidarını kullanırlar. biz Almanlar." Rhenanus'un Germen tezinin aşa­ ğı yukarı birebir tekrarı. Hotman Alman tezini ele alır ve der ki: "Aslında. meyda­ na geldiği sırada devletlerin yok olduğu ve başka devletlerin doğduğu. Roma'nm doğal ve hu­ kuksal halefleriyiz. belirli bir dö­ nemde Galya'yı istila etmiş ve yeni bir monarşi kurmuş olan Franklar. dile getirilmiş olan bu Germen tezi şunu söyler: "Bizler Romalı değiliz. "Aşağı yukarı" diyorum çünkü yine de temel bir fark var: Hotman Franklar. Romalıları yen­ miş ve onları sürmüşlerdir. Galya toprağı ve şimdiki Fransa çifte nedenle. tabii ki ana­ yurtları Germania'yı terk ettiler. Galya'yı istila edip. özellikle Beatus Rhenanus tarafından. Galya. Romalıları yendiler der6. çok doğal bir biçimde. Birçok kez. fethedilen ve kolonileştirilen bu topraklar üzerinde. Habsbourglarm tümel monarşisine bağımlıdır5. ve öte yandan da. Germeniz. Bu durumda bizim imperiıım'umuz içinde kalmaktadırlar. Germen oldukları ölçüde. tuhaf bir biçimde. tabii ki belli bir noktaya kadar yeniden ele alacağı. (hem hukukçuların çilesi.

Bundan böyle. vicdan özgürlüğünü is­ teyenler. kralların ve onların iktidarının soykütüğünün kesintisiz olma niteliğini güvenceye alma işlevini üstlenecek bir kamu hukuku dersinin artık anlatılamayacağı açıktır.) . tek kral" ilkesini koyan. "Hayır. Hotman'm sorunu. Devletin bütünlüğü. monarşiye nüfuz edecek bir -ırk. Ayrıca genel olarak. "iki yabancı ulus sorunu" yerine: "Fransa'da iki yabancı ulus ol­ ması sorunu" yazılı. Bundan böyle.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 129 sinde yapılacaktır. bu doğru değil. çok farklı bir sorun orta­ ya attığını düşünmüyorum-. bir yanda. bu temel kopukluktan sonra. ne farklı dinsel seçimlerin olanaklılığı hiçbir biçimde devletin bütünlüğünü bozamaz.kamu hukuku ve kralların iktidarı ne olur? Nitekim Hotman bu sorunu koymuştur -am a devletlerin döngüsel do­ ğası ve geçici ömrü sorusundan farklı. tersi­ ne dinsel seçimlerin olanaklı kılınması.tek bir dinin taraftarları.ikiliği düşüncesini kabul etmemiştir. İstilanın Germen kökeninin tarihi. yani: bir dev­ let başka bir devletin yerine geçerse ne olur? Devletler. Fransız monarşisinin yeniden kurmak istediği Roma mutlakiyetine karşı bir hukuksal yönetim mode­ lini önermenin bir yolu oldu. ulus içinde bir ikiliğin olduğu­ nu kabul ederek din birliği talep edemezlerdi. Hotman'm bir ardılı olan Etienne Pasquieı7nin "öteki dizi"7 dediği şeyin sorunu olacaktır. ulus. tek yasa. Bu. Bu olanaksızdı. Fransa kralının. halk içindeki iki ayrışık öğenin birbi* Elyazmasmda. ardından çö­ küş yaşayıp sonunda bütünüyle yok oldukları andan itibaren ne olur . -tabii ki "tek inanç. devlet içerisindeki iki yabancı ulus sorunu*. söylemek istediği bambaşka bir şeydir. devletin birliği tezi din savaş­ ları boyunca güçlendirilmiştir. öte yanda. Hotman. vicdan özgürlüğüyle sarsılmaz. köken. çün­ kü. uyrukları üzerinde Ro­ ma türü bir imperium kurma hakkı yoktur" demenin bir yolu­ dur. din savaşları döneminde ya­ şamış hiçbir yazar. kendi tarihini anlattığında. ancak şunu söylemek koşuluyla tezlerini kabul ettirebiliyorlardı: "Ne vicdan özgürlüğü." Böylece ister din birliği tezi alınsın ya da tersine ister bir vicdan özgür­ lüğünün olabilirliği desteklensin. hiçbir şeyin kesintiye uğratmadığı bir tür süreklilik [etmeni] sonucu birbirini izlemedikleri ama doğup güçlendikleri. büyük kamu hukuku sorunu.

her koşulda kar­ deşlerinin ülkesine gelmiş olacaklardır9. Franko-Galyalı. bu.Germen toplumunun temel yasaları olan tek ve aynı ulusu oluştururlar. mutlakiyetçilik olan bir siyasal re­ jimi dayatmış olan Romalılardır. şunu söylediğinde. Daha sonra. İşte Romalılar kovulmuş. hükümdar iktidarının iç sınırlaması­ dır8. şimdinin ikiye bölünü­ şünü anlatmak söz konusudur. Ve böylece Germenler istilacılar olarak değil. Hotman'm söz ettiği şu istilacı Romalılar. bir savaşa girişenler onların Germen kardeşleri oldu. IV. papanın Roma'sının ve onun kilisesinin. Romalı istilacılardan kurtulmasına yardım eden kardeş bir halk olarak geldiler11". Yani: düzenli olarak manevra alanı ya da Mayıs toplantılarında bir araya gelen halkın hükümranlığı­ nı. yüzyıl Fransız monarşisinin kanıtını oluşturduğu o mutlakiyetçi yöne­ timi kurabilmek için kralların ihlal ettikleri işte bu Germen ana­ yasasıdır12. görevleri geçici olan ve her zaman konseyin emrinde bulunan üst düzey görevlilerce yönetilen bir halkın hükümranlığını. kesinlikle bir ikilik de­ ğil. yüzyıllara doğru. söylenceyi anlatma biçimi oluşur: "Galyalılar ve Germenler aslında. anayasası ve temel yasaları -dönemin hukukçularının dile getirmeye baş­ ladıkları gibi. bu bir kurtuluş savaşı olmuştu. Peki ama Galyalılar açısından yabancı olan neydi? Yabancılar. yabancılar. Ki buradan. Hotman'm anlattığı tarihte. köken olarak kardeş halklardı. Galya'ya bi­ le yabancı olan bir şey kurdular: Roma im perium 'udur bu. Derinlemesine bir birlik sağlamak ve . bir birliği çok güçlü bir biçimde kurmanın söz konusu olduğu doğrudur. XVI. Galyalılar yüzyıllar boyunca. kralını istediği gibi seçen ve onu gerekli olursa tahtından in­ diren halkın hükümranlığını. hiçbir biçimde yabancı istilası niteliği taşımaya­ caktır. Ren nehrinin bu yakasıyla öbür yakasına yerleşmişlerdi. ve V. geçmişte . ve Germen kardeşleriyle birlikte artık. Galyalı kardeşlerinin yararına. bir tür tarih formunda. Dolayısıyla Germenler Galya'ya gel­ diklerinde. tersine. istila ve savaş yoluy­ la (Sezai'm anlattığı savaş10). işte Galyalılar kurtulmuştur. yalnızca. aynı zamanda. Sonunda. ama hiç başarıya ulaşmayan bir bi­ çimde direndiler. kardeş bir halkın istilacılar­ dan.130 Toplumu Savunmak Gerekir rinden kopması değildir. Gerçekte neredeyse kendi yurtlarına. Onlar. İki komşu bölgeye. onun dediği gibi bir anlamda Germen-Fransız.

Aslında. gerçekten de. Fransa'nın Germen temeli düşüncesini savuşturmak için birçok yöntem kullanıldı. Bu Ger­ men tezi. yüzyıldan beri monarşinin hukukunun sınırlanması. Öyle ki Ger­ men kökenli bu Protestan tezine. başta Protestan kökenliydi. Köktenci bir "Galyamerkezcilik" diyeceğim şeyin izleği söz konusudur. Hotman'm. Germen öğeyi es geçmeyi amaçla­ yan bir girişimin hedefi olacaktır. ama özellikle kesinlikle yeni olan ve başat olacak bir izleğin kurulması ve yerleştirilmesidir. dönemin sayısız Protestan çevresin­ ce desteklenen meşruti bir yönetime ilişkin siyasal tasarıdır. kuşkusuz nihai ola­ cak bir biçimde. Henri'nin iktidarı ele geçirişi sırasında) Katolik çevrelerde de çok çabuk yayıldı. Jean de Serres vb gibi Katolik tarihçilerde de rastlarsınız13. içerdiği krallık iktidarı için kabul edile­ mez olan: iktidarın uygulanması ve kamu hukuku ilkeleri ko­ nusunda kabul edilemez olan. Fransız monarşisinin geçmişindeki önemli partnerler olarak göstermiş olduğu Galyalılar. Louis'nin Avrupa politikası açısından da kabul edilemez olan ikilemeyle birlikte bu Germen kökeni. en azından. tersine Katolikler kralın iktidarına bir sı­ nırlama getirme arayışında yarar gördükleri ve birdenbire mutlakiyetçi krallığa karşı oldukları andan başlayarak (III. Richelieu'nün ve XIV. Henri'nin döneminde ve özellikle IV. Hotman'm bu söylemi önemli çünkü.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 131 yer alan karşılığıdır. belli bir dönemde kralın ve halkının karşılıklı haklarını belirlemiş ve daha sonra unutulmuş ve ihlal edilmiş belirli bir tarihsel mode­ lin geçmişte yeniden keşfedilmesine bağlıyor. temel olan ve unutulan bir anayasanın yeniden gün ışığına çıkarılışı olarak devrim ara­ sında varlığını sürdürecek olan bağ: işte sanıyorum Hotman'm söyleminde kurulan budur. bir altkatman . Jean du Tillet. XVII. bu tabii ki Ren ötesinden gelen reformlaştırılmış dindir. Kurtarıcı ve kardeş Germenler. yalnızca Protes­ tan çevrelerde değil. kralın mutlakiyetini sınırlama tasarısını. XVII. kesinlikle bir ikicilik değil. değişmez bir özdek. yüzyılın or­ tasından itibaren bu tez. yüzyılın ortasında yeniden canlanan Troya söylencesi­ ne geri dönüş. halkın hükümran olduğu krallığın birliğidir. tam olarak safdışı bırakmayı amaçlamasa da. XVI. geçmişteki bir mode­ lin yeniden kurulması ve bir anlamda. özellikle de iki tane: biri.

Hunlar. İşte böylece. IV. Lombarlar. yani Vandallar. bir bölümünü elden çıkarması gerekti. Kuadialar. Audigier14 ya da Tarault15 gibi insanlarda karşılaşacağınız tez budur. ve VI. tersine onu yeniden kendi içlerinde erittiler. Tatarlar. Clovis'in din değiştirme­ si. sanki motoru olacaklardır. Germenleşen ve Franklaşan eski Galyalılarm. Onlar için kesinlikle köleleştirilmiş bir Galya'yı kurtarmak. Galyalılar ve Fransız ulusu neredeyse bütün öteki Avrupa halk­ larının (hatta Avrupa ötesinin) anası olacaktı. tersine. Ambigate adındaki bir Galya kralı. Ama geri döner­ ken. dolup taşan bir nüfusla karşı karşıya kalmıştı ki. Galya'yı istila edecek olan Franklar. XVII. Thüringenliler. Galyalılarm bir tür uzantısı olarak sunulacaktır yalnızca. temel öğe Galyalılar olacak ve Germenler. Roma İmpara* Elyazmasında "IV. bütün Avrupa halklarının ataları oldu­ ğunu anlatır. Ruffienler. Alainler. Galya'da oturtulmuş olan Roma hukukunu kesinlikle sars­ madılar. öylesine kalabalık bir ulusla. Germenler. Dolayısıyla. Galyalılarm tarihinin yalnızca bir bölümünü oluştururlar. Kuzenler.ya da bu Galya içerisinde eritilmeye müsaade ettiler.132 Toplumu Savunmak Gerekir gibidirler: yenilmiş. yüzyıldan başlayarak. yenilgiye uğramış kardeşlerini kurtarmak söz konusu değildi. eski Galya'nın torunlarından başkaları değiller­ di. en cesur ve en şanlı halklarla. Galyalılarm. öylesine zen­ gin. yüzyıllarda*. yüzyıllar" yazılı (ki bu da fetih dönemine denk düşüyor). der Audigier. Silingaeler. Türkler. ve V. öylesine dolu. Gotlar. ve V. yüzyıllar" yerine "V. . Ve kutupsallıklarm ve değerlerin bir tür altüst oluşuyla. bu bir tür yayılma ve sömürgeleştirmeden başlayarak. bu Galyalılar tarihin başat ilkesi. birincil. Angllar. savurgan oğullar geri dönüyordu. Burginyonlar. Gepidler. Uronlar. Böylece yeğenlerinden birini İtalya'ya. Ve bura­ dan. Roma Galyası'm yeniden kendi içlerinde erittiler . Ama. Heruller. Basit olarak derin bir nostalji ve aynı zamanda gelişmiş bir Galya-Roma uygarlığından yararlanma arzusu söz konusuydu. bir başkasını Germen ülkesinde Sigovej adında bir yere yollamıştı. Fransız ulusu "dünyanın şimdiye gördüğü en ürkü­ tücü. işgale uğramış ve dışarıdan kurtarılmaları gerekmiş insanlardır. Fersler ve hatta Normanlarla aynı kökene sa­ hip oldu16". örneğin Audigier.

sınırların varlığını doğrulamayı da sağlıyordu. bu şemaya ilişkin üzerinde durmadığım birçok çeşit­ leme oldu. bu ne Galyalılara hatta ne de Romalılara karşı oldu. Burgondlara ve Sarazenlere karşı savaş vermiş olan savaşçıları ödüllendirmek için kralları onlara tımarlar verdi. Tacitus'un (ayrıca bunu özellikle Germania için söylemiştir) vagina nationumls dediği ülke olduğu anda ve ger­ çekten de Galya bütün ulusların anası olduğunda. Ve sonuçta soyluların tımarlarını ve ayrı­ calıklarını. gerekçeleri.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 133 torluğu'nun değerlerini ve siyasal ve dinsel sistemini yeniden benimsemiş olmalarının dışavurumudur. Romalıların hukuksal-siyasal sistemini ye­ niden ele almak için kendi hukuklarından vazgeçtiklerini gös­ termek gerekiyordu. Son nok­ ta. tümel mo­ narşi. Galya'nm doğal sınırlarının: Sezar ta­ rafından çizilen17 -ve aynı zamanda Richelieu'nün ve XIV. sadece. Ortak nokta -v e bunun önemli olduğuna inanıyorum-. aynı soyluların temel ve arkaik haklarından değil. Onlara karşı savaşa giriştiler. şu Galya toprağını miras almış olan hükümdar değilse kimin hakkıydı? Tabii. Burgondlar ve (Aryan olarak dinsiz olan) Gotlar ve inançsız Sarazenlerle çatıştılar. sonuçla­ rıyla istilanın. Bu anlatıyı biraz uzun tuttuysam bunun nedeni bu anlatıyı aynı dönemde İngiltere'de olup bitene bağlamak istememdir. Germenlerin. yüzyılın ortasında Fransız monarşisi­ nin kuruluşu üzerine söylenen arasında en azından bir ortak nokta ve bir temel fark bulunuyor. O dönemde adı henüz feoda­ lite olmayan düzenin kökeni böylece yerini bir savaşta buldu. Louis'nin dış siyasetlerindeki hedefleri olan. önemli bir hukuksal-siyasal ereğin işin içinde ol­ . Bu anlatıda. yalnızca tüm bir ırksal farklılığı silmek değil ama özellikle bir Germen hukukuyla bir Roma hukuku arasındaki her türlü ayrışıklığı silmek de önem­ liydi. biçimleri. Bu söylence. Franklar çatışmak zorunda kalmış olsalar da. İngiltere'de İngiliz monarşisinin kökeni ve kuruluşu üzerine söylenenle. Galya. Böylece Gotlara. XVII. Ve geri dönüş sırasın­ da. iktidarı ve mutlakiyeti feodalitenin örgütlenişinden çok eski olan kralın istencinden doğurtmak gerekiyordu. Galya nüfusunun yerli halk olma özelliğini doğrulamayı sağlıyordu. tümel monarşi isteğini Fransız tarafına aktarmak söz konu­ suydu.

Poitiers Savaşı. Pépin. V. Charles Martel. kamu hukukunun bizatihi ilkele­ rinin formüle edilmesi istiladan talep edilir. soyluluğun ne olduğunu. bu yeni mal­ zemeyle kamu hukukuna ilişkin siyasal tartışmalar arasında çok güçlü bir karşılıklı bağın var olması ölçüsünde ancak kav­ ranılan yeni bir gönderme dizgesi sunuyor. Manevra yerinde toplanma. Charlemagne'm taç giymesi gibi olaylar. yeni sorun­ lar belirir: karakterler. Clovis. meclislerin. Grotius'un. ya da Kral Clovis'in. yüzyıldan IX. kralın ku­ rullarının. Fransa tarihinin hukuksal ve siyasal açıdan en duyarlı böl­ gesi olacak belirli bir tarih dilimi tarafında gerçekleşiyordu. Bütün bunlar bize yeni bir tarihsel manzara. metinler ise. aslında. yeni metinler. Charlemagne'm tutturduğu manastır gelir ve vakıf sicilleridir. kralları büyük kalkanlar üzerinde taşıma ritüeli vb gibi âdetler ortaya çıkar. gerçekten kullanılmış olan hakların kökeni ve geçerliği üzerine dev bir tarihsel soruş­ turma başlıyordu . Ka­ baca bu. Merovig. Aslında tarih ve ka­ . Her ne olursa ol­ sun. kralın ve halkın karşısında soyluların haklarının neler olduğunu söy­ lemek istilaya düşer. hükümran divanların ne olduğunu söy­ lemek istilanın tarihine düşer.134 Toplumu Savunmak Gerekir ması ölçüsünde. yüzyıla uzanan ve sürekli olarak en az bilineni olduğu söylenen (XVII. Mayıs toplantıları. yüzyıldan beri yineleniyordu bu) dönemdir. haklarının. o güne dek kraliyet imperium 'u iktidarının sürekliliğini sağlamaya yönelik olan ve yalnızca Troyalılarm ve Frankların öykülerini anlatan bir Fransa tarihinin ufkunda şimdi -sanıyo­ rum ilk kez olarak. Charle­ magne. tarihsel bir soruna dönüşmüş olması olgusu­ dur: monarşi iktidarının doğasının. Kısacası. Grégoire de Tours'un metinleri19. Merovig'den Charlemagne'a.ve bu tarihsel bir gerçeğin ya da bir anlam­ da. Clovis'in vaftizi. En az bilinen mi? Belki. Ama kesinlikle en çok incelenmiş olanı. savaşçılarının hukuku karşı­ sında bir hak iddiasından vazgeçişini ve ardından bunun inti­ kamını alışını gösteren Soissons vazosundaki gibi simgesel anekdotlar ortaya çıkar. Pufendorf un. Hobbes'un adil bir devletin ku­ ruluş kurallarını doğal hak bağlamında aradıkları dönemde. buna karşılık ve bunun karşısında olarak. sınırlarının ne olduğunu söylemek istila gerçeğine düşer.yeni karakterler.

bir anayasa hukuku probleminin tarihidir: başlangıçta. XVIII. yüzyılda ve hatta XX. Ve "ata­ larımız Galyalılar" cümlesinin (bu gülünç gelir çünkü Cezayir­ lilere ve Afrikalılara öğretiliyordu) çok kesin bir anlamı var. Tarihin renkli resimli çeşitlemeriyle kamu hukuku ve anayasa hukuku öğreti­ liyordu. İngiltere'de. savaşçılarının ve muhtemelen (bu savaşçılar soylu kesi­ min kökenini oluşturduğu ölçüde) soyluların hakları karşısında kralın hakları gerçekten nelerdi? Tarih öğretildiği zannediliyor­ du. yüzyılda okuldaki tarih dersi kitapları aslında kamu hukuku kitaplarıydı. aslında anayasa hukuku dü­ şüncesinde ve kamu hukukunun koyduğu sorunlar içerisinde bir anlam taşıyan bir önermeyi dile getirmektir. Ve -sanıyorum bütün tarih kitaplarında yer alan ve belki bu­ gün hâlâ öğretilen. yüzyıl bitiminden sonra ve XX. ilk nokta şu oluyor: istila temasının monarşi so­ rununun çevresinde yeniden canlandığı dönemde İngiltere'de olanlara (malzeme açısından) ayrıca çok benzeyen yeni bir ta­ rih alanının Fransa'da ortaya çıkışı. O zaman. sizlere anlatılan kamu hukukudur. yüzyılın so­ nuna ve XX. Öte yandan İngiltere'ye oranla temel bir farklılık var.ve zaten "tarih ve kamu hukuku" XVIII. "Atalarımız Galyalılar" demek. yüzyıl boyunca en ciddi biçimde incelenen tarihler­ den biri oldu. Şu an ders kitaplarının ne durumda olduğunu bilmiyorum. göreceksiniz. fetih ve Norman/Sakson ırksal ikiliği tarihin asal eklemlenme noktası ol­ . Kamu hukuku ortaya koyduğu so­ runlar ve tarihsel alanın sınırlaması arasında temel bir bağlıla­ şım var . ama çok değil kısa bir zaman önce Fransa'nın tarihi Galyalılarm tarihiyle başlıyordu. yüzyıla dek korunan bir ifade olacaktır. ta­ rih pedagojisinin nasıl öğretildiğine bakarsanız. zenginlikler paylaşıldığı za­ man.Soissons vazosunun tarihi kuşkusuz bütün bir XVIII. Gerçekten de.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 135 mu hukuku atbaşı ilerler. Franklarla Galyalılarm değil de Franklar ve Galyalılarm başka bir ırktan ve başka bir dinden olan istilacılarla savaşı olması ölçüsünde kesin bir anlam taşır. feodalite­ nin kökenini Franklarla Galyalılarm iç çatışmasından başka bir şeye temellendirmeyi sağlayan. yüzyılda tarihin. bunun gerçekte. ama XIX. Poitiers Savaşı'nm ayrıntılı olarak anlatılması da. Soissons vazosunun tarihi.

kim hükümdarın bil­ mesini oluşturmaya yetkilidir? Açık bir biçimde. çünkü size sözünü edeceğim olayların meydana geldiği dönemde çoktan yetişkin olmuştu). XVII. düşman toplulukların savaşının gerçekten de devletin değiş­ mez temelini oluşturup oluşturmadığını bilme sorunu. siyasal peda­ goji diyeceğim bir sorundan yol alarak: hükümdar neyi bilmeli­ dir. yüzyılın sonunda. sanıyorum işlevleri. ulus yapısı içerisinde hiçbir ayrışıklık yoktur ve Galyalılar ve Troyalılar. ama daha çok hem gereç. hem de denge bozucu ve tarafgir öğe olarak görülüp görülemeyeceğini bilme sorunudur. hükümete. siyasal iktidarın bu savaşta hem elde edilen kazanç. ki bence öyle değildir -g ö ­ receksiniz-. XIV. öte yan­ dan da. toplumsal yapının türdeş olduğunu öne süren üstükapalı sav (öylesine benimsenmiştir ki dile getirilmesi bile gerekmez) buradan başlayarak kırılacaktır. bu­ nun bir sürü nedenden ötürü ne kadar çok sorun çıkardığını bi­ liyorsunuz (burada yalnızca onun temel eğitimini düşünmüyo­ rum. ülkeye ilişkin. ne de Fronde çatışmalarıdır. hem belli bir noktaya kadar hakem olarak. iktida­ rın aktarılmasında bir süreklilik ve ulus yapısı içerisinde so­ runsuz bir türdeşlik sağlanmasına olanak tanır. bir ça­ tışma. yüzyılın sonuna dek. size az önce sözünü ettiğim kuramsal ya da kuramsal-söylencesel. genellikle. Devlete. bilmesini nereden ve kimden edinir. çok basit ola­ rak. sonuçlarıyla bü­ tünüyle yeni bir türde söylemle kırılacak olan tam da bu tür­ deşliktir. o hükümeti ve o ülkeyi . Bourgogne Dükü'nün o ünlü eğitimi söz konusuydu.136 Toplumu Savunmak Gerekir duysa da. ne tarihte ne de kamu hukukunda henüz yazılı olmayan başlıca iki şeyin düşünülmesini sağlayan. görünüşte kenarda kalan bir sorundur. ardından da Galyalılar ve Romalılar vb arasındaki masalsı hısımlık sistemi. ne Röne­ sans'ın din savaşımları. sonra Galyalılar ve Germenler. Bu. Ama nasıl? Şöyle. buna karşın Fransa'da. Belir­ gin ve sınırlı. amaçları. Louis öldüğünde o devleti. hem çıkar sağlayan. XVII. Ne ki. bütünleyici ya da farklı bir kuramsal ya­ pıyla değil de. ama bununla birlikte sanırım temel bir sorundur bu. Yansımaları ya da dışavurumları olarak ulusal ikicilik te­ masını yaymış olan ne iç ya da toplumsal savaşlar. bir yandan. artçı muharebe olarak nitelendirilen bir şey.

çünkü Fransa'nın o günkü du­ rumunu aydınlatma21 amaçlı. Fransa'nın Hugues Capet'ye dek uzanan eski yönetimine ilişkin bir denemedir. soylu sınıfın yargılama hakkından ve buna bağlı olan ka­ zançlardan yoksun bırakılmış olması kınanır. birtakım eleştirel düşünceler ve bir söylev eklediği sunuşu kaleme alır: devletin çözümlenmesine ve tasvi­ rine ilişkin bu dev boyuttaki idari çalışma için gerekli bir ektir bu. Ama. Bu söylev oldukça ilginçtir. soylular için kral­ lık konseyinde bir yetki konumu talep edilir. Louis bu raporları görevlilerinden ister. Aylar sonra. Boulainvilliers'nin bu metninde -sonraki metinler de soru­ nu yeniden ele alacaktır22. âdetlerinin genel incelemesi). Böylece XIV. vârisi olacak torunu Bourgogne Dükü için. bu dev raporları tasfiye eder. ekonomisi­ nin. Son olarak.11 Şubat 1976 Tarihli Dersi 137 yönetmeye çağrılacak olan kişi için gerekli olan bilgilerin bütü­ nü söz konusudur. iki büyük ciltte özetler. bir araya getirilir.bu raporu alır ve Boulainvilliers adında birini bunu Bour­ gogne Dükü'ne sunmakla.soylular yararına olan tezlerin de­ ğerlendirilmesi söz konusudur. görevli kılar. onu yeniden kodlamakla diyelim. hafifletmekle -çünkü çok büyüktü-. ekono­ mik gücünün ve siyasal iktidarının bozulmasından XIV. Böylece yoksullaşmış soylu sı­ nıf için aykırı olan. bütünüyle devletin devlete ilişkin bilmesiyle sömürgeleşti­ . Gerçekten de Boulainvilliers ayıklama yapar. krala ve sonra prense verilen bilginin. resmi görevlilerin vilayetlerin yönetiminde üstlendikleri rol eleştirilir. Louis'nin. Kralın bilmesini. Bo­ ulainvilliers'nin metninde ve krala [sunulan] raporların bu ye­ niden kodlanması girişiminde. XIV. Böylece söz konusu olan Telemak20 değil. bu raporlar toplanır. Fran­ sa'nın durumuna ilişkin o dev rapordur. yorumunu yapmakla. resmi görevlerin satın alınabilirliği eleştiri­ lir. Bourgogne Dükü'nün çevresi -bütün bir soylu muhalif topluluğunun. hü­ küm sürebilmesini sağlayacak bilmeyi oluşturması gereken. yö­ netimine ve memurlarına hazırlamalarını buyurduğu. Fransa'nın bilançosudur (Fransa'nın durumunun. Kralın uyruklarına dair bilmesi­ nin. sonra da açıklamasını. yönetim çarkının kendisinin ürettiği bir bilme olması­ nın kınanması vardır özellikle. kurumlarmm. Louis yönetimini sorumlu tutan bir soylu kesimin oluşturduğu çev­ re.

ona be­ nimsettiği bilmenin niteliği ve doğasıyla krala hükmeder. bir biçimde hükümdarla kaynaşmıştır. bunun tersi olarak. hukuksal bilgiler. onunla kaynaşmak durumun­ da kalacaktır. XVII. (herhalde kesin olarak artık ulaşılamaz olan) zenginliklerini geri almayı almaktan çok. gerçekten kendi ellerinde ve hizmetinde olan bir yönetim üzerinde onun kul­ landığı keyfi ve sınırsız iradeden dolayı. ve bu nedenden ötürü ona karşı konulamaz. yoksullaştı­ rılmış. kendi­ sine verilen ve ülkeyi yönetmesini sağlayacak bilgiler bütünü tarafından hükümdara yeniden aşılanmalı mıdır? Sonuçta so­ run şudur: idare. Sorun şudur. hükümdarla bir bütün oluşturur. Yönetim krala. her zaman.138 Toplumu Savunmak Gerekir rilmiş. kendi gücünün zirvesinde olduğu dönemde bile. impa­ ratorluk yönetimine karşı yazacaktır)-. ardından da burjuvazi. vergiye değgin. Ama hükümdar (ve yönetim. buyurulmuş. Ama. soylu kesimin önemsemediği iktidar sistemi içe­ risindeki zincirin önemli bir halkasını seçmiş gibi gelişti biraz: soyluların önemsemediği bu stratejik parça. güçleri­ nin doğrudan ve anında yeniden ele geçirilmesini. iktidar uygulamasından kısmen atılmış olan soylu sınıf sanki saldırısının ve karşı-saldırısmm ilk hedefi olarak. yönetim. . ülke üzerinde sınırsız bir irade göstermesini sağlar. ekonomik. Sanıyorum Boulainvilliers'nin ve o dönemde onun çevre­ sinde bulunanların hedefi -XVIII. Ki­ lise. tanımlanmış olmasının kı­ nanması söz konusudur. yüksek görevliler. kralın monarşiye sağladığı büyük yönetsel aygıt. onların yerine. soyluların tepkisiyle ba­ ğıntılı olan bütün o tarihçilerin gerçek hedefi. kralın krallığına ve uy­ ruklarına ilişkin bilmesi devletin devlete ilişkin bilmesiyle eşyapılı mı olmalıdır? İdari monarşinin işleyişi için zorunlu olan bürokratik. ister iyilikle ister zorla. din adamları. yüzyıldan beri yönetim aygıtını devletin mutlakiyetçiliğine bağlayan bilme-iktidar mekanizması olacaktır. yüzyılın ortasında onun ar­ dıllarının (Buat-Nançay23 kontu gibi) ya da Montlosier'nin24 de hedefidir bu (Montlosier'nin ortaya attığı sorun çok daha kar­ maşık olacaktır çünkü Restorasyon döneminin başında. bu yönetimin bu kez aşağıdan yukarıya doğru ona yeniden aktardığı bilme yo­ luyla. Sanıyorum işler. yönetimiyle bütünleşmek. ele geçirilmiş. bizzat hükümdarın iktidarı yoluyla onunla bütünleşir).

hukuksal bilmedir: mahkemenin. çünkü onları tuzağa düşüren. Şimdi yeniden kazanılması ve tutulması gereken kra­ lın bilmesidir: kralın bilmesi ya da krallara ve soylulara özgü belirli bir bilme: zımni bir yasa. Boulainvilliers'nin artık soylu sınıf için belirleyeceği stratejik hedef. Bu anda. Kralın. maliyeciler tarafından ele geçirilmişti. kesinlikle yeni tarih araştır­ maları biçimini alacak bir çalışma söz konusudur. Kralın yalnızca kendi mutlakiyetinin imgesiyle karşılaşabildiği. hukuk­ çunun ve zabıt kâtibinin bilmesidir. İlk olarak ye­ niden ele geçirilmesi gereken konum. Boulainvilliers ve onun ardılları için önce. farkına bile varmadan yargılama haklarını hatta sonra da mallarını ellerinden alan bu bilmedir. yargıcın ve savcının bakış açısın­ dan düzenlenmiş. sonuçta çıkış noktasına dönen bilmedir bu. Tabii ki soylular tarafından nefret edilen bilmedir. savcının. iki bilgiç bilmeye. kendi haklarını bilmek için. doğru bir yönetimin doğru temeli olacak doğru bilgisini yeniden oluşturmak için. Ama bu aynı zamanda. savuşturulması ge­ reken bilme. çok doğal olarak kendi iktidarının övgüle­ rini gördüğü bir bilmenin dışında hangi yanıtı alabilir ki (ayrı­ ca savcılar. bir karşı-bilme.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 139 idareciler. bu yeni bilme kralın bilmesini sarmalamaya yarayan bu yeni yöntemler. Bu durumda. Karşı-bilme diyorum çünkü. Kral. kralın kendisinin soylu sınıfına karşı işlediği yetke gasplarının bütününü ona hukuk kisvesi altında geri gönderen bilmedir. bu yeni bilmenin. yazmanlar vb tarafından gerçekleştirilen ince yetki aşımlarını belki de maskeleyecek olan övgülerdir bunlar)? Her ne olursa olsun. düşmanı. kralın kendisinin yarattığı ve böylece şaşırtı­ cı olmayan biçimde. kralın aristokrasisiyle karşılıklı yükümlülüğüdür bu. bütün rövanşların koşulu. . anlama­ dıkları akıl oyunlarıyla yoksunlaştıran. ki soylu sınıf bu yolla kralın bil­ mesinde yeniden yer almak ister. soyluların dü­ şüncesizce bulanıklaştırılan belleğini ve monarkın özenle ve belki de sert biçimde örtülen anılarını uyandırmak söz konusu­ dur. idari bilmenin iki yüzü (ve belki de iki evresi) olan iki bilmeye göre olumsuz bir biçimde tanımla­ nır. saray ağzında söylendiği gibi. bilmeden bilmeye gönderen bir biçimde çıkış noktasına dönüyor olduğu için nefret edilen bir bilmedir. "hükümdarın kayrası" değildir. yazmanları ve hukukçuları sorguladığında.

bir tarihsel hakkaniyet teme­ lini değerlendirmek söz konusudur. suiistimalin. hem de ihanetler üzerine binen bütün ihanetlerin ortaya dökülmesi olacaktır. kralın bilmesini ye­ niden ele geçirmek için bu tarihsel bilmeye karşı sürmek istedi­ ği ilk büyük hasımdır bu. yazmanın ve yargıcın bilmesine karşı duracak olan bu tarihte.140 Toplumu Savunmak Gerekir Soylu sınıfı. yasa metninden kralın iradesine gönderen yazmanların bilmesine karşı. daha eski bir ağın içerisine yeniden yerleştirmeyi deneyecektir. daha temel başka anlaşmaların. . tarih. yine ve hâlâ Roma'nm övgüsünden) başka bir şeyle karşılaşa­ madığı. iktidardan iktidara. bu hukukun fasılalarına geçme özelliği taşıyacak bir tarih. kuşkusuz ne belgesi ne de metni olan bağlılıkları uyandırmak söz konusudur. kamu hukukunu kökünden ele almayı. o ana dek olduğu gibi. yazılı olmayan taahhütleri. arkasına. yazmanların bu bilmesine karşı adı tarih ola­ cak başka bir bilme biçimini değerli kılmak ister. Hukukun dı­ şına. ihanete uğrayan ve aşağılanan soyluların silahı olacaktır. kendi mutlakiyetinin övgüsünden (yani. İşte. sadakatsizli­ ğin sonucu olarak göstermek de söz konusudur. Tersine bu tarih. yalnızca kamu hukukunun renkli. adaletsizliğin. ihanetin. güçleri ona geri vermek söz konusudur. derin­ lemesine hukuk karşıtı olan yapısı. Biçimiyle de. daha derin. Hukukun yapısını -en geçerli kurumlan. el koymanın. kamu hukuku­ nun kuramlarını. yazının ardındaki şifre çö­ zümü. Hep bir gün­ cellikten ötekine. daha törensi. tersine. ayırdma varmadığı gasplar konusunda hükümdarın gözünü açmak ve unutmakta ve unutturmakta herhalde yarar gördüğü bağların anısını. Hukukun tari­ hi demek ki ihanetlerin. yazmanın bilmesine karşı. soylu sınıfa karşı yüküm­ lülüklerini yadsıyan kraliyet iktidarının ve aynı zamanda soy­ luların iktidarına ve belki farkına varmaksızın kralın iktidarına da el atmış olan hukukçuların yaptıkları bir dizi haksızlığın. en açık ve en tartışma götürmez düzenlemeleri içinde bile-. bütün geçersiz kalmış şeylerin ötesine geçen anımsatma ve bu bilmenin açık düşmanlığa dair gizlediği her şeyin ihbarı olacak bir tarih olacaktır. Hukukun tarihinin ardın­ da. Kralın. Unutulan tezleri ve soyluların kral için döktükleri kanı ısıtmak söz konusudur. soylu sınıfın. dramatize edilmiş akışı olmayacak bir tarih.

Dolayısıyla. özellikle ekonomik. mahkemenin ve dev­ let dairesinin söylemi. nicel bir bilmedir bu: gizilgüç olarak bu­ lunan ya da açık zenginliklerin bilmesi. Buna göre. yani zenginliklerin el değiştirmesinin.aynı kronolojiyi izlemedi: hukuksal bil­ meye karşı savaşım. Zaten. dairelerin bilmesi. çünkü soyluların zenginliklerinin ve iktidarının kemirilmesini sağlayan görevlilerin bu bilmesi­ dir. fizyokratlar döneminde (BuatNançay'nin büyük düşmanı. zenginliklerin çö­ zümlenmesine karşı. yüzyılın sonu ve XVIII. artık yargıcın ya da yazmanın değil de. daha etkin ve daha yoğundur. kralın gözününü kamaştırabilen ve onu yanıltabilen bir bilmedir çünkü kral bunun sayesinde gücünü geçirebi­ lir. bur­ juvazinin soylu sınıfı nasıl borçlandırdığını anlatan bir tarih. hırsızlıkların. itaat ettirebilir. yüzyılın ortasında. çok daha şiddetli oldu. Görevlilerin ve resmi dairenin bu bilmesine karşı. haksızlıkla­ rın. aldatmacaların. usulsüz birikimlerle oluştuğunu göstermek için zenginliklerin üretimi meselesinin arkasından dolaşan bir tarihtir. zimmete geçirmelerin. ister resmi görevlilerin. Soyluların tarihinin karşı durmak istediği bu iki büyük söylem -yazmanın ve devlet görevlisinin. ekonomik bilmeye karşı sava­ şım. Kilise'nin hileyle düzenle nasıl toprak ve gelir edindiğini anlatan bir tarih.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 141 Öteki büyük hasım. borçlarla. ister yazmanın ve mahkemenin bilmesi . Boulainvilliers'nin döneminde yani XVII. yüzyılın başında kuşkusuz daha güçlü. soyluların sonu gelmeyen savaşlarda na­ sıl yıkıma uğradıklarının tarihi olacaktır bu. Bu da. yok­ sullaşmaların. ekonomik bilme olsun. gerekli harçların bilmesidir. Bu da tiksinti verici bilmedir. idare memurunun bilmesidir: artık mahkeme kalemi de­ ğil. yüklenilebilir vergile­ rin. vergilendirmeyi sağlayabilir vb Yönetsel. artık ekonomik değil de bir zenginlikler tarihini değerlendir­ mek ister. fizyokrasi olacaktır25). sonuçta kral ve burjuvazi tarafından yapılmış namussuzlukların bir karışı­ mından başka bir şey olmayan belli bir zenginlik durumunun gerçekten hangi yıkımlarla. yıkımların bir tarihi. soylu sınıf başka bir bilgi biçimini: bu kez. devlet dairesidir. XVIII. Ve simetrik nedenlerden ötürü böyledir. kraliyet hâzinesinin soyluların gelirlerini vb nasıl kemirdiği­ nin bir tarihi olacaktır.

tarihin yeni bir öznesi ortaya çıkar. hak­ sızlıkları. Bir yanda yeni bir konuşan özne vardır: tarih içerisinde sözü alacak. Artık tarihte konuşan. Boulainvilliers'yle. kendi gelenekleri. tarihi anlatacak olan başka birisidir. nedir bu? Bu dönemin bir tarihçi­ sinin bir "toplum" olarak adlandırdığı şeydir: ama bir statüyle bir araya gelen bireyler ortaklığı. izlek. daha derindeki öğenin değişimi. iktidarın iktidara ilişkin söylemine karşı soyluların anlatmaya başladığı tarih. Ama neyin tarihidir bu? O ana dek tarih. tarihin bu yeni öznesi. kamu hukukunun imgeli formülasyonu arasındaki bağ -konu önem lidir. söz konusu olan devletten devlete oluşan bilmedir ve bunun yerini genel profili tarih olan başka bir bilme biçimi al­ mıştır. Şimdi ise. geçmişi. monarşiyi ve hatta toprağı belirlemeyi sağlayacak ilk. hem de tarih­ sel anlatının sözünü ettiği. Peki. asla iktidarın kendi kendisine anlattığı tarihten. devletin dev­ lete ilişkin olan idari ya da hukuki söylemi bir kenara itildiği zaman beliren bu yeni özne.142 Toplumu Savunmak Gerekir olsun. bütünlüğü olarak anlaşılan bir toplum. yenilgileri ve zaferleri. başka birisi. nesne olarak kavranan öznesinde diyelim. ritüelle güçlendirilmesi. iktidarın uygu­ lanması. devletin devlete ilişkin. şöyle ki anlatının nesnesinde. Sanı­ rım. sözü edilecek olan. kendisi ve kendi yazgısı çevresinde yeniden yönlendirecektir. yüzyılın gerici soylu ke­ siminin bu söylemiyle birlikte. belirli bir sayıda bireyden oluşmuş bir toplum. Bu iki şey demeye geliyor. tarihte ko­ nuşan özne yer değiştirir ama tarihin öznesi de yer değiştirir. Kısacası. kurumlardan hem daha eski hem daha derinde olan bir şeyin baht dönüşleri olacaktır. hem tarihsel anlatı içerisinde konuşan. tarihte söz alan ve tarihte sözü . önceki. iktidarın kendisine dair anlattırdığı tarihten başka bir şey olmamıştı: iktidarın iktidar yollu tarihiydi. XVII. başka birisi tarihi anlatacağı zaman "ben" ve "biz" diyecektir. sanıyorum. tarih­ sel bilmenin bizzat işleyişini parçalayacak olan tarihtir. kendi âdetleri ve hatta kendi özel yasası olan. Buna göre. devletin altından geçen. olayları. hukuka nüfuz eden. bir değişim olur: yani buna göre hakları. bir yanda tarihin anlatısı ve öte yanda.bu noktada çözülüyor. topluluğu. kurumlan. hakları.

yeni bir gönderme dizgesine. iktidarın temel bağıtlarının alışılmış biçimde yeniden canlandırılmasını değil de tersine iktidarın kötü eği­ limlerinin sistemli bir biçimde deşifre edilmesini ve onun sis­ temli bir biçimde unutmuş olacağı her şeyin yeniden anımsan­ masını yöntem olarak benimseyecek bir bilmedir. Ulusun sınırla­ rı yoktur. masrafların. bilinçsizliklerin vb'nin tarihidir bu. o ana dek yal­ nızca karanlıkta kalmamış ama bütünüyle gözardı edilmiş bü­ tün bir gelişme alanına sahip olacak tarihsel bilmenin yepyeni bir morfolojisi de ortaya çıkar tabii. Ulus. son olarak sınıf kavramı bu­ radan çıkacaktır. Öte yandan bu. belli bir özel yasası -am a devlet yasasından daha çok statü meşrulu­ ğu olarak anlaşılan yasası. Gizlenen ya da ele verilen çıkarlar. bundan böyle yeni bir nesne alanına. tabii ki XIX. Ve söz alacak olan bu öğelerdir. düşmanlıkların karanlık tarihi. devlet içerisinde yayılan ve birbirine muhalif olan baş­ ka birçok ulusun karşısındaki bir ulustur. bu öğeler tarih içerisinde söz ko­ nusu edilecektir. devletsizdir. borçlanmaların. hakların gasp edilmesi­ nin.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 143 edilecek olan bu şey. İşte bu. ihtilasların. oyuna ge­ tirmelerin. birey gruplaşmaları. Bu. Ulusun ünlü devrim sorunu bu anlayıştan bu ulus kavramından çıkacaktır. yüzyılın temel milliyetçilik kavramları buradan çıkacaktır. topluluklar arasındaki itti­ fakların. bu dönemde. Tarihin bu yeni öznesiyle birlikte -tarih içerisinde konuşan özne ve tarih içerisinde konuşulan özne-. Soylu sınıf ise. bağlılıkların ve ihanet­ lerin tarihi. tarihte kötü olanın sürekli ihbar edilmesi yöntemidir. insan. ulustur. servetlerin el değiştirmesinin tarihi. toprakların birliğiyle ya da kesin bir si­ yasal morfolojiyle ya da herhangi bir imperium'dL bağımlılık sis­ temiyle tanımlanacak bir şey değildir kesinlikle. dönemin sözcük dağarcığında "ulus" söz­ cüğüyle yer alan şeydir. gelenekleri. ırk kavramı da buradan çıkacaktır. görenekleri.olan topluluklar. tarihin başat tematiği olarak yüzeye çıkar. Artık iktidarın . belirli bir iktidar sistemi yoktur. unutmaların. Ulus sı­ nırların ve kurumların ardında dolaşır. daha doğrusu "uluslar". yani ortak bir statüsü. Devletin ardında ve yasalar içerisinde çatışan topluluklar düzeyinde gerçekleşen bütün bu karanlık süreçler. toplumlar. Ulus.

ihbar etme geçersiz kılma hırsı. devlete karşı bir komplo. Galyalılarm ve Germenlerin o eski tarihi. açığa vurma. bir darbe ya da devletin üzerine ya da devlete karşı bir darbe olacak bir şey üzerine tarihin eklemlenmesidir. üçüncü olarak. ihanetlerinin tarihi vardır. Tarihin bu biçim altında yeni­ den devreye sokulması. öyle pek eski özgürlüklerin türküsü olarak değil de. Troyalılarm. kötü­ lüklerinin.144 Toplumu Savunmak Gerekir şanlı tarihi söz konusu değildir. Bü­ yük ölçüde Fransa'daki sağ düşünceyi oluşturacak olan bir dü­ şüncede görkemiyle iz bırakacak olan artık iktidarın güçlendi­ rilmesinin törensel niteliği değil fakat yeni bir pathos'tur. idari monarşinin mutlak devletinin işleyişi içerisindeki iktidarın ve bilmenin o birleşme noktasına kafa tutmak istediğinde. dördüncü ve son olarak da. sanırım aslında soylu sınıfın hüküm­ darın bilmesiyle yönetimin bilgileri arasına yerleştirmeyi de­ nediği bir köşe olacaktır. her se­ ferinde bir siyasal topluluk. Tarihsel söylem içerisinde soylu sınıfın ya hak taleplerini ya da yıkımlarını nasıl tasvir ettiğini pek değil ama gerçekten de.belirli bir savaşım aracının nasıl doğduğunu ve biçimlendiğini göstermek istedim. ikinci ola­ rak. onun aşağı tabakalarının. yönetiminin mutlak itaati arasındaki bağlantı­ yı kesebilmektir. Clovis'in ve Charlemagne'm uzun anlatısı. yönetsel iktidar-bilmenin devre kesicisi olarak mutlakçılığa karşı savaşım gereçleri olacaklardır. ve bundaki amaç hükümdarın mut­ lak iradesiyle. bir saldırı. Bu nedenledir ki. tarihin söylemi. yeni bir bilmedir (ya da en azından. iktidarın işleyişlerinin çevresinde -iktida­ rın içinde ve iktidara karşı. tam olarak "fikirlerin tarihi" denilen şey değil. birçok değişiklikle ve biçim çatışmasıyla birlikte önce -soylu . kısmen yenidir). Size göstermek istediğim. şu da ya da bu nedenle. Bu arada (böylece yeni bir öznesi ve yeni bir gönderme dizgesi olan) bu yeni söylem. ve bu araç. Böylece. açıklayıcı bir anlağın sistematik olarak bozulması. Germenlerin vb'nin tarihleri anlatıldığında hâlâ kapalı bir biçimde tarihin söylemi­ ne eşlik eden büyük törensel ritüelden bütünüyle farklı olan. yeni bir pathos denilebilecek bir şeyi de beraberinde getirir. tarihin bu yeni biçimi olan bir bilme. yani tarihsel bilme için beslenen neredeyse erotik tutku.

Ve bunun için­ dir ki.bu tarihsel bilmeyi düzenlemeye. 1760 yılma doğru. Tıpkı bu söyle­ min böyle sağdan sola. bu yeni tür söy­ lem. Yönetim . aynı biçimde kra­ liyet iktidarı da bunu sahiplenmeye ya da denetlemeye çalıştı. idari monarşinin iktidarının ve bilmesinin birleşme nok­ tasında o önemli siyasal rolü oynuyorsa. Böylece 1760'tan başlayarak. kraliyet iktidarının -bu tarih­ sel bilmede bulunan siyasal değerin. soyluların tepkisinde ya da 1789 önce­ sindeki ya da sonrasındaki devrimci metinlerde de rastlarsı­ nız. Louis'ye seslenen yazar. Majesteleri'nin bütün ba­ kanlarına gerekli incelemeleri. . bir anlamda bunu. Adil olmayan krala. Gerçekten de bu yeni tarihsel bilme türü. Ve on yıl sonra devrimciler tarafından aynen tekrarlanacaktır. bu iki kurum 1781 yılında -terimlere dikkat edin. 1763'te Fransa tarihini ve kamu hukukunu incelemek isteyenler için bir Yasa Belgeliği (Dépôt des chartes) kurulur. bir çapul yığınının bahtsız mirasçısı olan bir adam -der. kraliyet iktidarının neden kendi hesabına bunun denetimini yeniden ele geçirme­ ye çalışmaktan geri duramadığını anlarsınız. çok doğal olarak. onu 1778 yılında XVI.bu söylem türü yayılacaktır. Louis'ye yazan Buat-Nançay Kontu'na aittir26.Yasama. sağ denilebilecek tarafta ol­ duğu denli solda da. başlıca siyasal çekişme­ nin kanıtıdır. Ve böylece 1760'tan başlayarak. bir canavarsın!" Bu cümle Marat'ya değil. kötülüklerin ve ihanetlerin kralına dair bir metni alıntılayacağım yalnızca: "Böylesine barbar. soylu tepkisinden devrimci bir burju­ va tasarısına dek dolaşımda bulunması gibi.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 145 ve gerici kökenli. özet­ le bir tür tarih bakanlığı yerine geçecek kuramların belirdiği görülür. aynı türden söyleme (dile getiriliş bi­ çimlerine dek aynı olan söyleme).hangi cezayı hak eder sence? Tanrı yasasının senin için geçerli olmadığını mı sanır­ sın? Yoksa her şeyin senin ihtişamına bağlanması ve senin hoşnutluğuna bağlı kalması gerektiğine göre bir insandan da­ ha fazlası mısın? Kimsin sen? Çünkü eğer bir tanrı değilsen. o dö­ nemde XVI. Sonunda. kendisinden yola çıkarak oluşan bilgilerle idari iktidar arasındaki kendi bilme ve iktidar oyunu içerisine tekrar yer­ leştirmeye çalıştığı görülür. bilgileri ve açıklamaları sağla­ mak zorunda olan bir Maliye Kütüphanesi kurulur. Önce.

daha derinlemesine olarak tarihsel bilmenin. giderleri Majes­ teleri tarafından karşılanacak olan bilginlere ve hukukçulara yönelik olduğunu söylüyor. Zaten. mutlak monarşinin idari anlamdaki bilme­ sine karşı bir siyasal silah olduğu dönemde. çünkü bu bilme hükümdarın bilmesini: iktidarı. yüzyılın siyasal çatışmalarının bir tarihsel söy­ lemden geçtiği anda. tarihe ve halka yararlı kitaplar ve çalışmalardan sorum­ lu adalet bakanı tarafından görevlendirilmiş. iktidarı ve yöneti­ mi arasına girebilen ve anayasa. bizzat mutlakiyete karşı kulla­ nılmak istendiği yere yeniden yerleştirilmesidir. Her ne olursa olsun. yönetim bilgileri ve uygulaması arasındaki bilmesini yeniden ele geçirmek için bir silahtı. devrimden önce. yüzyılın başında Augustin Thierry ve Guizot gibi tarihçilerin üzerinde çalışabilecekleri ortaçağ ve or­ taçağ öncesi belgelerden oluşan devasa koleksiyonu28. monarşi bir an­ lamda bu bilmeyi yeniden sömürgeleştirmek istedi. soylular ve tiers état) temsil­ cilerinden meydana gelen genel meclis (ç. temel yasalar. Bi­ raz daha sonraki bir tarihte yazılmış bir metin ise. üç sınıfın (din adamları. . hükümdar ve yönetim arasına.). otoriter bir biçim altında. États généraux' dan* on yıl önceki üstü kapalı ilk kabulüdür bu. genel yönetimin herhan­ gi bir bölümünden sorumlu olanlara ve şansölye ya da yasa­ maya. kraliyet iktida­ rının ilk ödünüdür bu.n. Yani. Jacob-Nicolas Moreau. ama aynı zamanda bu tarihsel bilme­ nin. İşte buraya.ortaya çıktığı dönemde anlamı oldukça açıktır: XVIII. daha kesin. halkın temsil edilmesi vb olacak bir şeyin örtülü ilk kabulü. bu kütüp­ hanenin Majesteleri'nin bakanlarına. XIX.146 Toplumu Savunmak Gerekir Tarih ve Kamu Hukuku Kütüphanesi adı altında birleştirilir. kral tarafından üstü kapalı ilk kabulü olarak görünür. États généraux 1789 yılın­ da bir araya getirilen bu malzemelerden yola çıkılarak tasar­ lanacak ve düzenlenecektir: dolayısıyla bu.27 Bu tarih bakanlığının bir asil sorumlusu vardı. krallığın temel yasalarını belki ortaya çıkarabilecek bir tarihsel malzemenin var olduğunun. bu kurumun -gerçek bir tarih bakanlığı olan bu kurumun. monar* Fransa'da. Bir tür anayasanın. ta­ rih bakanlığının kurulması bir ödün olarak. başka birçoklarıyla bağlantı kurarak bir araya getirmiş olan odur.

Beati Rhenani libri tres Institutionum Renim Germanicarum nov-antiquarum. İm­ paratorluk Tarih Koleji üyelerinin yazdığı yorum ve notlar içerisinde bulmak için 1693 Ulm baskısına başvurmak gerekir (bkz. İşte sizlere bu yeni tür tarihsel bilmenin konumlanması ko. juxta primarium Collegi Historici Imperialis scopıım illustratarum.e. Köln. Hükümdarın bilmesiyle. précédés de Considérations sur l'histoire de France' ta (Paris. A. Daha sonra. . bir anlamda yeniden bağ kurabilmek için bir tarih ba­ kanlığı yerleştirildi. * Merovenj dönemine ilişkin birçok kroniği kaleme aldığı varsayılan yazar (ç.. 1739-1752. Foucault ya bu geleneğe başvuruyor ya da A. ou le Grand Coutumier général de pratiques civiles [XIV. Franco-Gallia. Basileae. onun yönetimi­ nin bilgileri arasına. Somme Rurale. 2 "Bilin ki o kendi krallığında imparatordur ve imparatorluk hakkına bağlı olduğu sürece her şeyi yapabilir" (J. Viard tarafın­ dan yeniden basılmıştır) dayanak alıyor. a. NOTLAR 1 Sôzde-Frédégaire'in* (727) Historia Francorum ' undan. 1920'de J. Boutillier.* nusunda söylemek istediklerim biraz bunlar. Bu anlatıların büyük bir bölü­ mü Dom M. Genevae. Paris. 1611 baskısında.e. yani ırklar savaşımına ve sınıf savaşımına dönüşecek olan şeyin nasıl ortaya çıktığına bakmaya çalışacağım. 1573.g. Thierry'nin Récits des temps méro­ vingiens. historico-geographicarum. 1479). 5 Bkz. Yine de. Bruges. Hotman. 1840) sözünü ettiği metin olabilecek kesin bir metne yani: Les grandes Chroni­ ques de Saint-Denis' yi (XII.n. 41 (1868 baskısı). bura­ dan başlayarak ve bu öğe içerisinde. uluslar arasındaki savaşı­ mın. M. 4 F. Bu metin. yüzyıl]. 3 A. Ronsard'ın Franciade'ma dek (1572) Frankların Troya kökenli olduğuna dair efsaneyle ilgili en azından ellinin üzerinde tanıklık olduğu biliniyor. Bouquet'nin Recueil des historiens des Gaules et de la France 'ta bulunabilir. kralla yönetim kadrosu arasında kesinti­ siz monarşi geleneğini yerleştirmek zorunda olan bir tarih bakanlığı konuldu. Habsbourglarm "Europae Corona"simn soykütüğünü vé övgüsünü. a. cilt II ve III. 1574. 1531.). Thierry tarafından Considérations sur l'histoire de France'ta almtılanmıştır. s. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış ve 1836'da Paulin Paris tarafından yayımlanmış. Beati Rhenani Rerum Germanicarum libri très. Thierry.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 147 şi iktidarı ve onun yönetiminin etkisinde tarihi işletebilmek için.

in­ sanlığın beşiğini İskandinavya olarak gösteren. Hotman'm öğrencisi olmuştu. bu monarşinin H ugues Capet'ye dek uzanan eski yönetimine ilişkin tarih bildirileriyle birlikte. 1693. a. aynı zamanda Strasbourg baskısı­ na eklenen yorumlar: Argentoratii. Monumenta Germaniae Historica.. Franco-Gallia. s. Pasquier. Commentarii de bello gallico. a. eius nomen in Franciam vel Francogalliam mutarunt" (s. Les Aventures de Télémaque. 1570.. De l'origine des François et de leur empire. VIII. Recueil des Roys de France. Paris. böl. IV: "De ortu Francorum. s. 1610). Paris.g. A. E. VII. 1597. Berolini. Louis'nin buyruğuyla kraliyet memurlarının kale- . 569-600. Paris. . 20 Fénelon. s. 1635. Franco-Gallia. Remonstrances ou Advertissement à la noblesse tant du parti du Roy que des rebelles. De l'origine des François.1576 baskısı). Bkz. özellikle VI. 17 Bkz. 18 Aslında. Franco-Gallia. P. 55-62. Julius Sezar.. Boıdainvilliers kontunun tuttuğu. s. a. 1560-1567. 40-52. 65'te. Bu konu çevresinde Tacitus'un 1472 yılında De origine et situ Germaniae metninin. özellikle s. 1676.. bkz. pars I. Hotman. Recherches de la France. Auctorum antiquissimorum tomi V. F. Jean de Serres. 53-138. 62. 1578. "Semper reges Franci habuërunt [. 60). 1695. Louis'nin babası M onsenyör Bourgogne D ü k ü n ü n arzusu üzerine kral XIV. şu an hükmetmekte olan XV. aut carnefices: sed libertatis suae custodes. adı geçen baskı.e. J.148 Toplumu Savunmak Gerekir 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 Ulmae. Hot­ man. Paris. F. adı geçen baskı. Paris. tutores sibi constituerunt" (F. fondations ecclésiastiques et civiles en l'un et l'autre empire et dans les roya­ umes étrangers. et derniers troubles de la France.e. Hotman.yeniden keşfedilmesiyle kapsamlı bir tartışma başlayacaktır. 21 Söz konusu olan.] non tyrannos. ki­ taplar. conquêtes. piskopos Ragvaldsson'dur: "Hac igitur Scandza insula quasi officina gentium aut certe velut vagina nationum [. Inventaire général de l'histoire de la France. 1882. Paris. 1585.g. Tarault. Rouen. De bello gallico. s.1. Historia Francorum (575-592). Annales de France. 3. Hotman'm özellikle farklı hanedanlar içerisinde "halk konseyinin yetkilerinin sürekliliği"ni betimlediği bölüm. qui Galliâ occupata.e. alıntı s. Audigier.e. Mémoires de la troisième guerre civile. Sezar. s.. 54) Bkz. 1580. Audigier. avec les alliances..E. 3 cilt.g... 1512. yüzyilda yaşamış olan Jordanis'in bir kroniğine dayanarak. praefectos. Paris. Paris. depuis Pharamond jusqu'au roi Louis treizième. Les Mémoires et Recherches. 1434 Basel konsilinde. kitap 1 . Pasquier. 16 P..] Gothi quondam memorantur egressi" (D e origine actibusque Getarum. "insan türünün imalatı" sorusu üzeri­ ne VI. Jean du Tillet. Bkz. 19 Grégoire de Tours.g. généalogies.

ou Recherche sur les vrais principes de l'économie sociale. 1728. 1757. içinde kilise yönetimini. le comte de Boulainvilliers (1719) (buradan seçme parçalar A. Histoire de l'ancien go­ uvernem ent de la France avec quatorze lettres historiques su r les Parle­ ments ou États G énéraux. ticareti. imalathaneleri. avec des notes historiques. Les préjugés de race chez les gentilhom m es français de VAncien Régim e. Charles'a kadar bu krallığın tarihiyle birlikte eski Fransız mec­ lislerine dair X IV mektubu içeren. La Haye/Am sterdam 1727. 1732). le Consulat. Lon- don. 23 Buat-Nançay kontunun tarihsel nitelikli yapıtları arasında bkz. mâliyeyi. 3 cilt. 1737. le duc d'O rléans. M ém oire pour la noblesse de France contre le D ucs et Pairs. Paris. critiques et politiques. başlıklı üçüncü bir cilt çı­ kar. Amsterdam. 1730. M ém oires présentés à M gr. l'Empire. Paris. 1773. 24 Montlosier Kontu F. Foucault. adaleti. Boulainvilliers'nin Fransız siyasal kurumlarıyla ilgili tarih yapıtlarına gönderme yapıyor. Paris. Montlosier için bkz.. Fransa'nın durum u. Le Sang épuré. Éditions de l'Université. la Restauration et les principaux événe­ ments qui l'ont suivie. Paris.. de l'Allemagne . Mémoires sur la Révolu­ tion française. Paris. Paris. de Reynaud'nun tarih alanında çok sayıda kitabı vardır. Buna.l.. 500-548). in-folio 2 cilt. 1733. nüfusun sayısını ilgilendiren ve genel ola­ rak bu monarşiyi iyice tanıtabilecek olan her şeyin görüldüğü Fransa'nın D u ­ ru m u 'd u r. s. Histoire des A nciens Parlemens de France ou États G énéraux du royaume.: Les Origines ou VAncien Gouvernement de la France. Londra. askeri.3 cilt. Histoire ancienne des peuples de l'Europe. 1778. Bruxelles. R é­ gen t de France. cilt IX. 22 M. s. 3 cilt (bildirile­ rin kısaltılmış ve değişitirilmiş versiyonudur). Les M aximes du gouvernem ent monarchique pour servir de suite aux éléments de la politique. M. Londra. Söz konusu olan özellikle şu ki­ taplardır: M ém oire su r la noblesse du roiaume de France fait par M . par le fe u M . Devyer ta­ rafından yayımlanmıştır. Foucault'nun derste ele aldığı sorunlarla bir bağıntısı olan­ ları belirtmekle sınırlı kalıyoruz: De la monarchie française depuis son établissement jusqu'à nos jours. Londra. A b régé chronologique de l'histoire de France. de l'Italie. 1727. 1814. Londra.11 Şubat 1976 Tarihli Ders 149 me aldıkları bildirilerden çıkarılan. Continuation des mémoires de littérature et d'histoire. M onsenyör Orléans D ükü'ne sunulan bildiriler eklenmiştir. infra. Traité su r Vorigine et les droits de la noblesse (1700). La Haye/Amsterdam. 1973. 1830. 10 Mart ta­ rihli ders. 1717.12 cilt. Éléments de la politique. 1772. Ertesi sene. 3-106 (birçok değişiklik yapılarak yeniden yayımlanmıştır: Essai s u r la noblesse contenant une dissertati­ on su r son origine et abaissement. . s. le comte de Boulainvilli­ ers. 1727. M onarşinin başlangı­ cından VIII.

la collection et l'emploi des monu­ ments de l'histoire et du droit public de la monarchie française. 1785.. Paris. Principes de morale.g. 1782. 26 L.N. a. 1777-1789. . Moreau. G. G. ou Examen im­ partial du livre de M . Buat-Nançay Kontu. Moreau Plan des travaux littéraires ordonnés par Sa Majesté pour la recherche. . Les maximes du gouvernem ent monarchique . 28 Bkz. J.e. Necker sur les finances. 27 Bu konuyla ilgili olarak bkz. Paris.N. Remarques d'un Français.150 Toplumu Savunmak Gerekir 25 Bkz. s. . ou Discours su r l'histoire de France. dit II. Buat-Nançay Kontu.. Genève.21 dit.. 286-287. de politique et de droit public p u ­ isés dans l'histoire de notre monarchie.. L. J.

Boulainvilliers'de savaşın üç genellemesi: tarihin yasası ve doğanın yasası. Öte yan­ dan.Roma'ya övgü düz­ me işlevi görmüş olan.ki hatırlarsınız. öteki kesinti.Boulainvilliers'ye göre Germenlerin özgürlüğü üzerine. yeniden canlandırılmasıyla oldu bu . devletin hukukunu ortaya koyma. devletin dili.Savaş üzerine gözlemler. hüküm­ ranlığını kurma.Feodalitenin kökenleri. . o isti­ la olgusunun anımsanması. . XVI. yüzyılın sonunda ve XVIII. zamanın akışı içerisine o büyük kesinti: V.ı 8 Şubat 1976 Tarihli Ders Ulus ve uluslar. . Buna göre. istila anımsa­ tılır. tam olarak tarihsel söylemin icat edilmesi değil de daha çok. Bir taraftan. . hukuk. bu yapılan haksızlıktır. o ana dek -Petrarca'nın1 dediği gibi. gazalarla. yüzyıldaki Germen istilası sokulur. . Geçen sefer.yeni bir tarih öznesinin iki anlamda devreye sokul- . XVII.-VI. onun kesintisiz soykütüğünü anlatma ve kah­ ramanlarla. . .Soissons vazosu.Romalıların büyüklüğü ve çö­ küşü. o ana dek devletin kendine ilişkin söyle­ minin içinde olan.Kilise. nasıl soylu sınıfın tepkisi çevresinde oluşan şe­ yin. savaşın kurumlan. kamu hukukunun yerindeliğini açıklama işlevini üstlenmiş olan daha önceki bir tarih­ sel söylemin bölünmesi olduğunu size göstermeye çalışmıştım. güçler hesabı. hanedanlarla. .Roma fetihi. Germen ülkesinden kopup gelen akınlarm Roma egemenliğine bir son verdiği andır. yüzyılın başında Roma'ya öv­ günün bu parçalanışı iki biçimde gerçekleşti. öteki bölünme prensibi -sanırım bu daha önemlidir. kamu hukuku­ nun kesintiye uğradığı andır. yüzyılın Protestan vakanüvisliği kra­ liyet egemenliğini bununla suçlamıştı.

başka bir şey kendisini anlatır ve tarih içerisinde konuşan ve kendisini tarihsel anlatısının nesnesi olarak alan bu şey. daha uzun bir süre. şöyle ki tarihsel anlatı için yeni bir nesneler alanı ve aynı zamanda tarih içerisinde konuşan yeni bir özne söz konu­ sudur. ve dördüncüsü. hem de devletin kendi yapısı içerisinde. üstün bir yönetime ve ya­ salara uymalıdır. tarihsel söylemin büyük devlet örgütlenmesi içine soka­ nın. İkincisi. Dolayısıyla burada ulusun bir tanımlaması. Buna geri dönmeye gayret edeceğim çünkü milliyet. nasıl ve neden soylu sınıf olduğunu göstermeye çalışaca­ . devlete değgin diye nitelendirece­ ğim bir tanımını bulursunuz. Sanıyorum. sınırlar içinde bitmeyen. Artık kendinden söz eden devlet değildir bu. soylu ke­ simden gelen metinlerde olduğu kadar burjuvaziden gelen metinlerde de rastlanan ve soyluların bir ulus olduğunu. böylece sınırlar içe­ risinde yerleşmiş bu insan çokluğu. belirsiz/oynak ulus kavra­ mını. sınıf gibi kavramlar bu ulus kavramının çevresinde yayılacak ya da türeyecektir. Birincisi. bur­ juvazinin bir ulus olduğunu dile getiren o geniş tanımlamayı safdışı bırakmayı hedefleyen polemik bir tanım bu. adı ulus olan şu yeni kendiliktir. tersine. çürütmek olmasa bile. en azından. saptanması var. büyük bir insan çokluğu olmalıdır. belirli bir ülkede yaşayan bir insan çokluğu olmalıdır. Ama bu muğlak. bu belirli ülke sınırlarla çevrili olmalıdır. Demek ki tarihin yeni bir öznesi var ve ben sizlere yeni ta­ rihin özne-nesnesi olarak ulusun oluşturduğu bu bölünme ilke­ sini. doğrudur. Bütün bunlar.152 Toplumu Savunmak Gerekir masıdır. devletlerin ardında. bir anlamda. ulusun. çünkü ansiklopedici­ ler ulusun var olması için dört ölçüt öne sürerler2. ırk. devletler içerisinde. Sieyes'in sizlere yorumlamaya ça­ lışacağım tiers etat'ya3 ilişkin metninde özellikle. bir sınırdan ötekine. XIX. XVIII. Guizot5 gibilerinde de bulacaksınız. Devrim döneminde. üçüncüsü. hem devletin sınırları içinde. yüzyılda Augustin Thierry4. devlet-ötesi bir dü­ zeyde hareket halindeki bir tür bireyler yığını olan bu ulus dü­ şüncesini. Ansiklopedi'de. Tabii sözcüğün geniş anlamında anlaşılan ulus. o dönemde egemen olan. büyük bir önem taşıyacaktır. yüzyılda bu kavram henüz çok geniş bir an­ lamda kavranmalıdır.

XVII. Monarşinin mutlakiyetçi yönetimine karşı soylu sınıf. yüzyılın başı arasında. onu -yaklaşık bir yüz­ yıl önce. belirli bir dönemde Galya'yı istila etmiş olan Germen ya da Frank halkına ait oldu­ ğu düşünülen temel özgürlükleri öne çıkaracaktır. Morman ulusuna uyan hukuk sistemi vardır: bu hukuk sistemin­ de. Peki ama nedir bu yeni tarih. neden ibarettir. her koşulda ne kraliyet ailesine ne de aristokrat ailelere bağlı olanlar tarafın­ dan talep edilen hak olan. Sakson hukukunun birliğini: aynı zamanda hem en eski sakin­ lerin hukuku. Bir yanda monarşiye ve onun yetki gasplarına karşı. Bir yüzyıl sonra. yüzyıl başında kurulduğunu nasıl görürüz? Sanırım bunun ne­ deni. Bir yanda. Ama tiers . onun XVIII. Demek ki monarşi ve aristokrasi (mutlakiyetçi anlayışta hukuk ve istila) vardır. yüzyılın başında.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 153 ğım. çünkü soylu sınıf için iki cephede savaşım vermek söz konusuydu. Bu ulus kendi içinde mutlakiyetçilik olan bir hukuk sistemi taşır ve bunu istilanın şiddetiyle dayat­ mıştır. XVII. temel özgürlüklerin hukukunu öne çıkarmak söz konusuydu. parla­ mento muhalefeti ve İngiliz halk muhalefeti temelde göreceli olarak basit bir sorunu çözmek durumundaydı. Fransız soylularının meselesi ise. Basit bir sorundu.mutlakiyeti getirmiş olan en yenisinin karşısın­ da en eski ve en liberal olanı değerli kılmak söz konusuydu. her biri aynı biçimde yürütülemez olan bir kavga vardır. hem de en yoksullar tarafından. tabii ki çok daha karmaşıktı. Demek ki monarşiye karşı özgürlüklerin kıymetlendirilmesi. bloke edilmiş olarak bulunur. İn­ giliz monarşisinde iki karşıt hukuk sistemi ve aynı zamanda iki ulus bulunduğunu göstermek önemliydi. yüzyılın sonunda ve XVIII. XVI. bir anlamda birbiri içinde. bu yeni tür tarihin Fransız soylu sınıfının bu söylemi içe­ risinde yayıldığını görmemizin nedeni. XVII. aristokrasi ve monarşi. öte yanda. Ve bu birliğin karşısında bir başkasını.İngiliz sorunu olan şeyle karşılaştırdı­ ğımızda açık seçik görünür. yüzyılın sonuyla. kendi köşesinde soyluların haklarını kendi çı­ karı uğruna çiğnemek için tam da mutlakiyetçi monarşiden yararlanan tiers etat'y a karşı. Onlar için. yüzyılda. Dolayısıyla iki cephede. Demek iki büyük birlik vardı ve -is ­ tilayla birlikte.

yüzyılın ikinci yarısında teorilerini dile getirmeye başlayan bütün bir soylu topluluğu.temel özgürlüklerin hu­ kuku olan yarı anayasal bir hukuku öne çıkarmak gerekecek­ tir. Boulainvilliers'nin yaptığı çözümlemenin alabildiğine daha gelişkin olma özelliği bura­ dan kaynaklanıyor. uyumlandırılmış bir hukuk olmadığı anlamına gelir. Bu hukuk orada bir fetih olgusudur. XVII. Şöyle ki. yüzyılın eski tarihsel-söylencesel anlatısında olduğu gibi) geri dönmeyi arzuladıkları o ka­ yıp vatanı bulmazlar tabii ki. Burada egemen olan hukuk hiçbir biçimde kabul edilen bir hü­ kümranlık değildir. bir egemenlik olgusudur. Sorunun karmaşıklığı ve sanırım. Boulainvilliers'nin tasvir ettiği Galya kesinlikle mutlu bir Galya. Ve fetih toprağı de­ mek. Galyalılarm bir zaman buraya geri dön­ meyi arzuladıkları anlatılan. çünkü aslında söz konusu olan XVII. Ama ben Boulainvilliers'yi yalnızca bir örnek olarak ele alacağım. Boulainvilliers çözümlemesini nasıl yapar? İlk soru: Franklar Galya'ya girdiklerinde önlerinde ne bulurlar? Zengin ve uygar olması nedeniyle (vatanlarını terk etmiş olan Frankların. yani Romalılarca kuru­ lan krallık ya da imparatorluk hukukunun kesinlikle o Galya'da. yeni oluşturulan bir birliğin mutlu kaynaşması içerisinde Sezai'm zalimliklerini unutmuş. ülkeyle ve halkla bütünleşen. biraz Arkadyen bir Galya değildir. fetih toprağıdır. Boulainvilliers'nin rolü önemlidir çünkü Bourgogne Dükü için devlet görevlileri tarafından hazır­ lanmış olan raporları yeniden yazmayı denemiş olan odur ve böylece bizim için işaret noktası ve geçici olarak herkes için ge­ nel profil işlevini görebilir9. Galya boyunduruk altma alınmıştır. Ve Boulainvilli- . soylu tarihçi güruhudur (1660-1670 yıllarında d'Estaing Kontu örneğin6) ve bu Buat-Nançay Kontu'na7. ama öte yandan da -monarşiye karşı. Galya'ya girdiklerinde Frankların karşılaştıkları. Roma'nm mutlak egemenliğinin. kabul edilmiş. onaylanmış. on yıllarca öncesinde ya­ pılmış olanla karşılaştırıldığında. hatta Devrim.karşı hakları sınırlan­ mamış olan mutlak galipler olmak gerekecektir bir anlamda. İmparatorluk ve Restorasyon döneminde Montlosier Kontu'na8 dek uzanacaktır. bir yanda -tiers etat'y a.154 Toplumu Savunmak Gerekir etat'ya karşı tersine istilayla gelen sınırsız haklar değerli kılına­ caktır.

Her . mutlu ve Arkadyen Roma Galyası'na dair eski söylencenin ortadan kalkmasını sağlar. "eğer Roma mutlakiyetini dayanak alırsanız aslında Galya toprağı üzerinde temel ve asal bir hakka değil. Dil ve hukuk uygulaması bilgisi dolayımmda yeni bir soylu sınıf doğar. onların Ro­ ma Galyası'm örgütlemelerinde ve özellikle Galya'nm zengin­ liklerinden yararlanma yöntemlerinde ve onların yararı doğ­ rultusundaki bir vergi sisteminin kurulmasında yardımcı ola­ cak idari bir soylu sınıf oluşturdukları görülür. soylu sınıfın elinden silahlarını almak. bu egemenliğin mekanizmasıdır. Böylelikle yeni bir soylu kesim. aldıkları ilk önlem tabii ki. onlara gerçekten karşı çıkmış tek askeri güç olan o sa­ vaşçı aristokrasiyi silahsızlandırmak olmuştur. Yani. eşitlik düşüncesiyle pohpohlanan ayaktakımmm yüceltilmesiyle (ya da en azından bununla bağıntılı olarak) gerçekleştirilmiştir. aşağıdakiler. yönetici bir soylu sınıf oluşur. ince­ likli ve ustalıklı biçimde uygulama ve ikinci olarak Roma dili­ ni bilme özelliği olan. der Boulainvilliers. hukukçu. Buradan yola çıkarak Romalıların ge­ reksinim duydukları belirli bir soylu sınıfı. Aynı biçim­ de Romalılar. birinci olarak Roma hukukunu keskin. siyasal ve ekonomik olarak da onu aşağılamak ve bu da. Hem Romalılara hem de onların politikasını belirleyen bu küçük düşürmeye karşı direnen eski Galya soylularının sistemli olarak katedilmesiyle. bütün des­ potizmlere özgü (ve ayrıca Marius'tan Sezar'a dek Roma Cum­ huriyetinde geliştiği görülen) bir yolla. yüzyıldaki. soyluları çaptan düşürerek. Caligula'yla sona eren ilk evredir bu. demenin bir yoluydu. bu "eşit­ leştirme" sayesinde despotik bir yönetime varılır. onların yararına olacak biraz daha fazla eşitliğin herkese çok daha faz­ la özgürlük sağlayacağına inandırılırlar. usulleri pek de onur verici olmayan be­ lirli ve özel bir tarihe dayanırsınız".18 Şubat 1976 Tarihli Ders 155 ers'nin birtakım evreleri öne çıkararak saptamaya çalıştığı. Bu söylencenin çürütülmesi. -kendilerine karşı çıkabilecek. ayaktakımmı yücel­ terek Galya toplumunu eşitçi kılmışlar ve böylece kendi Sezarizmlerini kurabilmişlerdir. Ro­ ma işgali boyunca süren. Ve gerçekte.asker kökenli bir soylu sınıf değil de. Bu betimleme XVII. Galya'ya girerken. Önce Romalıların. Fransa kralına. sivil.

İkincisi: bu paraların aşırı çoğalması ya da hatta bugünkü deyişle devalüasyon. Frankların fetihi bu global yıkım durumunda gerçekleşe­ cek ya da mümkün olacaktır. daha da tuhaf bir biçimde.başlar. paralı askerleri çağırmak zorunda kaldılar. onların ücretinin de toplanması gerekecektir. Paralı askerlerden oluşan. Bu iki şeye yol açar. birtakım egemenlik mekanizmalarıyla kurulmuş olan bu Roma mutlakiyeti sonunda Germenler tarafından -v e ayrıca bir askeri yenilginin getirdiği aksiliklerden çok bir iç bo­ zulmanın kaçınılmazlığı sonucu. İlk olarak: para olarak topla­ nan vergilerde çok büyük bir artış. Ger­ menler (ya da Franklar) Galya'ya girerlerken. Ren'in öte yakasından gelen akmlara karşı Galya'yı koruyabil­ mek için ellerinde hiçbir şey kalmamıştı. para giderek daha nadir bulunur olur. onun yeri­ ne şu cümle geçer: "mutlakiyet tarafından yıkıma uğramış bir ülkedir. Galya'nm askeri dayanağı* olan bir fetih toprağı buldular. Boulainvilliers'nin çözüm­ lemesinin.156 Toplumu Savunmak Gerekir halükârda bir uyruklaştırma mekanizmasının içinde yer alırsı­ nız. Dolayısıyla Galya'dan yalnızca paralı askerler değil. Ve -artık bir soylu sı­ nıfa da sahip olmadıklarına göre. Galya'nm Frank istilasına açık oluşu bu ülkenin. para karşılığı çarpışan insanları. yenilgiye uğratıldı. Bu da iki olayın nedenini oluşturur: bir yanda para bu devalüasyon ne­ deniyle değer kaybeder ve bunun ardından. Ama ilginç olan ve hemen belirtilebilecek olan. süpürüldü.yıkıldı. ilk nedeni böylece paralı birliklerin varlığı olan iflasına bağlıdır. Boulainvilliers'nin çözüm­ lemesinin ikinci aşaması işte burada -Galya üzerindeki Roma egemenliğinin gerçek etkilerini incelediği anda. Artık Romalıların. yani kendileri ya da toprakları için değil.işgal ettikleri bu Galya topra­ ğını savunmak için. Bu para yoklu­ ğu işlerin yavaşlamasına ve genel bir yoksullaşmaya yol aça­ caktır. Zaten. sorulan soru temel olarak kamu hukukuna ilişkin ol­ duğu zaman bundan on yıllarca önce yapılanla benzer türden olmayışı. Bu çözümleme türüne ileride geri döneceğim." . yani soru şu: hukuk sistemiyle birlikte Roma mutlaki­ yeti. paralı bir ordunun varlığı çok büyük bir vergi sistemi gerektirir. hukuken Frank istilasından sonra bile varlığını sürdürü* "Galya'nm askeri dayanağı" cümlesi elyazmasında yer almamaktadır. demenin bir yoludur tabii.

yüzyılda sorulan tarihsel soru buydu. yüzyılın10 ta­ rihsel ya da siyasal edebiyatının büyük basmakalıp konuların­ dan bir tanesi olacak ve Montesquieu'nünn Boulainvilliers'den sonra çok kesin bir anlamda yeniden ele alacağı. Öyle ki burada. Romalıların vazgeçmek durumunda ol­ duklarını sandıkları şeye sahiptirler. arkalarında serfleri . hukuk değiş tokuşu so­ rununun. hem barbar. Bütün bunları biraz sistematize ediyorum ama bunun nedeni biraz daha hızlı ilerlemeye çalışmak. ki bu savaşçılar da. mutlakiyetçi bir hukukun Germen tarzı bir hukuka yani bambaşka bir modele dönüşmesi sorununun olduğu nok­ tada ilk kez ekonomi-politik türden bir çözümleme devreye so­ kulur. Sorun yenilginin iç nedenlerinin hangileri olduğunu. so­ nuçta mesele bu değil) nerede mantık açısından saçma ya da si­ yasal açıdan çelişkili olduğunu bilmektir. XVIII. İşte Boulainvilliers'de görülebilecek ilk çözümlemeler bütününe dair söy­ lenebilecekler bunlar. Roma rejiminin ya da Frank rejiminin meşru olup olmadı­ ğını bilmek değildir. yani savaşçı bir aristokra­ sinin varlığına.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 157 yor muydu? Franklar. Boulainvilliers'nin çözümlemelerinin örneği olarak ikinci sorun ya da sorular gru­ bu. Galya ve Romalılar meselesinden sonra. Önce Frankların gücü: onlar. Frank toplumu bütünüyle savaşçılarının çevre­ sinde örgütlenmiştir. hem de görece sayıları az olan ve böylece gerçekten de Galya'ya girebilmiş ve tarihin gördüğü imparatorlukların en muhteşemini yıkabilmiş olan bu insanların gücü nereden gelir? Dolayısıyla Romalıların zayıflı­ ğına karşı Frankların gücünü göstermek söz konusudur. Franklar konusunda ileri sürdüğüdür: Galya'ya giren şu Franklar kimlerdir? Size az önce sözünü ettiğim sorunun karşı sorusudur: hem kültürsüz. Artık ortaya atılan kesinlikle bu sorular değildir. o zamana dek yalnızca iltimas. Temelde so­ run. meşru olarak ya da olmayarak. Şimdi ise Boulainvilliers için sorun kesinlikle hukukun sürüp sürmediğini. bir hukukun başka bir hukukun yerini alma hakkı olup olmadığını bilmek değildir. Romalıların çöküş nedenleri sorunu yeni bir tür tarihsel çözümleme türünün modeline bu noktada dönüşür. Roma hükümranlığını ortadan kaldırdılar mı? Özetle XVII. Romalıların büyüme ve çöküş nedenlerine ilişkin o meşhur sorun. yani Roma yönetiminin (meşru olsun olmasın.

olumlu ya da olumsuz. Bu savaşçıların özgürlüğü. fetihe ve çapulculuğa duyulan iştahın öz­ gürlüğüdür. Sözcük "gururlu. Yani. Öte yandan. Clovis gibi birisi -tarihsel bir [. silahlı adamlardan Leute'den. "Frank" sözcüğü tam olarak Latince ferox sözcüğüyle ay­ nı yananlamları taşır. bu savaşçı aristokrasiler kendilerine bir kral seçerler ama onun işlevi yalnızca barış zamanındaki anlaşmazlıkları ya da adalet sorunlarını gidermektir. saygı göstermeye iliş­ kin bir özgürlük olmanın ötesinde. leudes'den oluşur. çünkü Germen halkı öncelikle. Ve Boulainvilliers'nin ardıllarından biri olan Freret. temelde yegâne Frank hal­ kını oluşturur. krallar leudes toplu­ luklarının. Oysa. savaşa. her koşulda.. kıyı­ cı"12 anlamına gelir. sivil yargıç ve de komutandı.önderliği bambaşka ilke­ lere uyan ve mutlak olan bir şef atanır. bu asker aristokrasisine bağlı insanların sahip olduk­ ları bu özgürlük nedir peki? Bu özgürlük kesinlikle bağımsız olmaya dayalı bir özgürlük değildir. yüzyılın sonuna dek karşımıza çıka­ . bütün anlamlarını barındırır. Ayrıca.158 Toplumu Savunmak Gerekir olan bir dizi insan (ya da. gözüpek.. XIX. ama esas olarak "kıyıcı" (Fr. Demek ki her koşulda. kibirli. ille de sivil toplu­ mun kralı olmayan ama kimi durumlarda bunu da üstlenebilen bir komutandır. eşitlik sağlama özgürlüğü değildir. Germen sa­ vaşçılarının yararlandıkları özgürlük esasında bencilliğin. kan dökücülüğün özgürlü­ ğüdür. herkese hoşgörü gös­ terme.: féroce) ferox anlamına geldiğini söyleye­ cektir. bu silahlı insanlar. bunun kesinlikle şimdi kavradığımız biçimiyle "özgür" anlamına değil. başka bir şey değil. temel olarak kesinlikle başkalarına saygı gösterilen bir özgürlük değildir. silah taşıyan insan topluluklarının ortak rızasıyla se­ çilirler. paralı askerlerin tersine. der Freret. ancak egemenlik yo­ luyla kullanılabilen bir özgürlüktür.] önem taşıraynı zamanda anlaşmazlıkları çözmek için seçilmiş sivil ha­ kem. "Frank" sözcüğünün etimolojisini yaparken. ikti­ darın en azından barış döneminde en küçük düzeyde ve bunun sonucunda özgürlüğün çok geniş düzeyde bulunduğu bir top­ lumla karşı karşıyayız. müşterilere bağımlı olan hizmetkârlar) bulunmasına rağmen. Şef. Krallar si­ vil görevlilerdir. aç­ gözlülüğün. Yalnızca savaş döneminde -güçlü bir organizasyona ve tek bir iktidara gerek duyulduğunda.

Frankların zaferiyle Galya toprağının sahibi olmadı fakat savaşçılardan her biri. böylece onların metinleri aracılığıyla. cesur. ilk ola­ rak. huzur­ suz"13*. sabırsız. âdetlerine duyulan hınç. kazanma hırsı olan. başına buyruk.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 159 cak olan o ünlü "barbar" portresi böyle oluşmaya başlar ve ta­ bii buna Nietzsche'de de rastlanır. Ve böylece bağımsız ve bireysel mülkiyet sahibi ola­ rak. kaçınılmaz olarak nasıl reddet­ mek zorunda olduklarını ve nasıl reddedebildiklerini açıklama­ yı sağlar. öte yandan Galya topraklarının bütü­ nü üzerinde Roma hükümranlığı türünden hiçbir hakkı bulun­ muyordu. Galya toprağının bir bölümünü kendisine ayırdı. Roma Galyası sakinleriyle her türden özümlenmeyi ve özellikle o imparator­ luk hukukuna boyun eğmeyi. Avrupa tarihine -Avrupa vakanüvisliğini kastediyorum. hizmet edememe ama her boyun eğdirmeye yönelik arzuya dair bir kıyıcılığın eşde­ ğeri olacaktır. fethetmeye ve egemenlik kur­ maya fazlasıyla iştahlıydılar ki Galya toprağını kendileri adına sahiplenmemeleri mümkün değildi. Frank savaşçılarının. İşte Soissons vazosunun tarihi ya da hatta Soissons vazosu­ nun vakanüvisliği işte burada başlıyor. Özgürlük âşığı. iktidar olma isteğine ve kararlı bir açgözlülüğe.törenli bir giriş yapan bu yeni büyük sarışın barbarı tarif etmek için kullandıkları sıfatlar. kendileri üzerinde bir anlamda Roma imparatorlarının mi­ rasçısı olacak bir kral bulunmasını kabul etmeleri için hiçbir ne­ den yoktu tabii ki. Roma diline. sözcü­ ğün Romalı anlamında hükümdar olmasına ses çıkarmamaları mümkün değildi. Öyle ki onların savaştaki önderi olan kral. küstahtılar vb demek is­ tiyorum. Galya'ya girerlerken.feodalitenin başlangıcıdır. yontulmamış gelenekler. Bu. "kaba. Özgürlükleri içerisinde. çok çok öncesinden -Boulainvilliers'nin analizindeki karmaşık olan ayrıntıları geçiyorum. Nedir bu tarih? Bunu * Bu bölüm elyazmasmda tırnak içine alınmış. Romalı adlara. Fazlasıyla özgürdüler. . doğrudan. fazla gururluydular. Germenlerin büyük sarışın kıyıcılığının bu portresi. vb: işte Boulainvilliers ve onun ardıllarının. Gerçekten her biri bir parça toprak aldı. [ki onda] özgürlük. kralın yalnızca kendisi­ ne ait olan toprağı vardı. o kadar ki savaşçı şefin. uçarı. zaferden ve fe­ tihten yarar sağladı.

savaşta kazanılanın üzerin­ de öncelikli ve mutlak hiçbir zilyetlik hakkın yok. Dolayısıyla birileri savaşır. çünkü açıkçası Germenlerin ya da Frankların sa­ vaşmaktan başka bir uğraşları olmayacaktır. İkinci evresine daha sonra geleceğiz. iktidarın Roma tarzı örgütlenişine nasıl kesin biçimde ayak dirediklerini açıklığa kavuşturuyor. yoksul ve az nüfuslu bir halk tarafından fethinin her şeye rağmen nasıl ve neden başarılı olduğunu da açıklıyor. Hiçbir şufa hakkın yok. Galyalıların silahlarına el koymalarıdır. Daha sonra sonu gelmeyen tarih tartışmalarının bilindik alanlarından biri olacak bu öyküyü Grégoire de Tours'dan araklamışlardır. Şunu diyor: Franklar gerçekten de fethedilen bu toprakta tutunabildilerse. eksiksiz mülkler olarak bölüştürülmelidir ve kralın hiçbir üstünlüğü yoktur. öte­ kilerden açık bir biçimde ayrı olan belirli bir askeri kastın. Yine burada İngiltere'yle yapılan karşılaştırma ilginçtir. Ama bu aynı zamanda zengin ve şenelmiş Galya'nm. Hatırlarsınız İngilizler de şu so­ runla karşı karşıyaydı: nasıl oldu da atmış bin Norman savaşçı­ sı İngiltere'ye yerleşmeyi başardı ve tutundu? Boulainvilli­ ers'nin de sorunu aynıdır. Galyalılarm artık silahları yoktur ama buna karşın onlara kendi topraklarında oturmaları sağlanacaktır. Savaşta kaza­ nılmış olan. çünkü istediğin kadar kral ol. bilirsiniz bir vazo önünde şöyle der: "Bunu. Bu. Boulainvilliers'nin. onun öncüllerinin ve ardıllarının bir buluşudur. daha doğrusu sivil yargıç olarak ganimetin paylaşımını yönet­ tiği sırada. ötekiler topraklarında kalır ve bunları işler. kazananlar arasında tam. Bilmem hangi savaştan sonra14." İşte Soissons vazosunun tarihinin ilk evresi. bü­ tünüyle Germen olan bir askeri kastın yaşayacağı biçimde. ben is­ terim!". böylece Germenlerin. Onlardan yalnızca. Ama işte bakın o bunu nasıl çözüm­ lüyor. ülkenin ortasında iyi tecrit edilmiş. Çok hafif ol­ . yalnızca silah vermemekle kalmayıp. bunun nedeni ilk önlem olarak. Boulainvilliers'nin yaptığı Germen toplumunun bu betim­ lemesi. ganimeti başkalarıyla pay­ laşacaksın. Clovis ganimeti paylaştırdığı.160 Toplumu Savunmak Gerekir herhalde okul kitaplarından öğrenmişsinizdir. ama savaşçı kalkar şunu söyler: "Bu vazo senin hakkın değil. Germenlerin askeri işlevlerini yerine getirmelerini sağlamak durumunda olan belirli bir vergi istenir.

Bu feodalite sistemi. Ne ki. Şimdi ise. feodalitenin bu hukuksalsiyasal birliği ortamını oluşturan. öyle ki komutan olarak yalnızca savaş dönemi için atanmıştı. VI. Boulainvilliers'nin buluşunu yaptığı bir tür çekirdek var: yani. İktidarının mutlak özelliği bu durumda ancak savaş sürdüğü sürece geçerliydi. Galyalı ise ötekinin kendisi­ ne sağladığı güvenlikle mutlu oldular. köylüler bunu veremiyorlardı. bu hükümdar. Bu koşulda. Avrupa toplumlarmı belirleyen bir tarihsel-hukuksal sistem olarak fe­ odalite var. paralı askerleri için. tahta miras yoluyla geçen. daha çok bu savaşçı aristokrasinin sonunda iktidarının ve zenginliğinin önemli bölü­ münü yitirmesine ve son kertede.huzur içinde sahip oldukları şey­ lerle: Frank. erinçli bir tür Frank Galyası çıkar karşımıza. monarşi iktidarı tarafından cendereye alınmasına yol açan olgular dizisidir bu. biliyorsunuz. Avrupa monarşilerinin çoğunun -ve özellikle Fransız mo­ narşisinin. her zaman sağlanabilmesi mümkün olan ayni vergi istenir yalnızca. Roma işgali sonunda Roma Galyası'nm olduğundan çok daha az yoksul. yüzyıla dek. VIII. VII.bildiği. yalnızca ayni vergi istenen Galyalı köylülerle bu savaşçı kast arasında artık düş­ manlık olmaz. zorunlu olarak tek ve aynı hane­ dana mensup değildi: hiçbir kalıt hakkı yoktu. Boulainvilli­ ers'nin yaptığı çözümleme aşağı yukarı şöyle: Frankların kralı başlangıçta çifte konjonktürlü bir kraldı. Boulainvilliers'nin çözümle­ melerinden önce ne tarihçiler tarafından ne de hukukçular tara­ fından ayırt edilmişti. yavaş ya­ vaş. sürekli. öte yandan Romalıların toplamaya çalıştıkları vergilerden çok daha azdır. Bir anlamda. Boulanvilliers'nin çözümlediği ve önemli oldukları için be­ nim de ayırmak istediğim üçüncü olgular bütünü şudur: böyle­ likle Galya'ya yerleşen bu soylu kesimin. mutlak . çünkü özellikle Romalılar. Galyalı'nm zanaatıyla. çifte konjonktürlü bu şef. Burada. Çok daha azdır çünkü nicelik ola­ rak önemi azdır. toplumu. köylülerden para olarak vergi istediklerinde. Karşı karşıya gelen Galyalılar ve Franklar -der Boulainvilliers. Böylece. seçilmesi gereki­ yordu. yüzyıllardan XV. sağlam. kendisine ayni vergiler öde­ yen bir köylü nüfusu tarafından desteklenen ve bakılan bir as­ keri kastın bu mutluluğudur. Öte yan­ dan sivil yargıç olmaklığıyla.18 c ubat 1976 Tarihli Ders 161 mayan vergiler.

Ayakta kalması. Bu tam ola­ rak. Böylece askeri örgütlenme bizzat işgal sayesinde varlığını sürdürür. Şunu diyor: aslında Franklar geldiğinde. paralı asker toplamak zorunda kalacak­ tır açıkça. büyük baltasını alıp. bir paralı asker sürüsü oluşturmak için Galya halkına çağrı çıkarır. Her ne olursa olsun işte savaşçı aristokrasi. Boulainvilliers bu­ nun çözümlemesini işte şöyle yapıyor. güçlükler. silahsız bırakılması gereken Galya hal­ kından ya da dışarıdan. Böylece mutlak monark. as­ keri başarının etkisiyle. yani. iktidarım sürdürmek için tekrar. az sayıdaki bir ordunun kocaman ve en azından başta buna ayak direyeceği düşünülen bir ülkeye yer­ leşmesiyle. mutlak ni­ teliğini sürdürmeye çalışan bir monarşi iktidarıyla. bir askeri teftişte. Öyle ki kral da. iktidarın ve disiplinin askeri bi­ çimi medeni hukuku düzenlemeye başladığı anda doğar. söz konusu vazoya el koymasına engel olan savaşçıyı tanıdığı andır bu. Bu noktada Soissons vazosunun ikinci epizoduyla karşıla­ şırız. Kendisine getirilen vazoya dokunma yasağını sineye çe­ kemeyen Clovis'in. henüz işgal ettiği Galya'da bir anlamda savaşa hazır durumda kalması normaldir. askeri diktatörlüğün barışa dek uza­ masını kabul etmeyen Frank savaşçılarının çıkardıkları isyanlar.162 Toplumu Savunmak Gerekir monarka dönüşecektir. yalnızca bir sivil yargıç olması gereken kişinin -Clovis'in­ sivil bir sorunu halletmek için bile iktidarının askeri biçimini kullandığı andır. Bu değişim nasıl oldu? Önce fetihle. sivil iktidara mutlakçı yapı ka­ zandıracak olan işlem şudur: bir yanda sivil iktidar. Ve o zaman savaş boyunca savaş şefi olan kişi. işgal nedeniyle. Ama. üstelik Frankların. Bunun üzeri­ ne. aslan Clovis şunu söyleyerek savaşçı­ nın kafasını parçalar: "Soissons vazosunu hatırla". Dolayısıyla Frank ordusunun. hem komutan hem sivil önder olarak kalmıştır. sorunlar olmaksızın olmaz. Galyalılarda en çok acı çekmiş olan halk . daha önemli olan. ufak ufak hükümdarın kendisi tarafından onun mutlak iktidarını destek­ lemeye çağrılan Galya halkı arasında sıkışmaya başlayacaktır. yalnızca bir sivil sorun olması gereken bir sorunu çözmek için iktidarının tartışmasız olduğunu dışa vuran bir biçimden yarar­ lanır. İkinci. Özellikle bir askeri teftişten yararlanır. bu kez kraliyet iktidartyla eski Galya aristokrasisi arasında ku­ rulmuş ittifak olan başka bir ittifak oluşur.

Latince ve hukuk pratiği yoluyla kuru­ lan bir ittifakla savaşçı aristokrasinin nasıl kısa-devreye uğratıl­ dığını gösterir.özellik­ . Öyle ki. Kilise'ye sığınmış olan Galya'nm soylu sınıfı. Soylu sınıf iktidarını kaybetmişse başka bir dil sistemi­ ne bağlı olduğu için bu olmuştur. Ve bunu o kadar az anlı­ yordu ki -bunu anlamıyor olması o kadar önemliydi k i. bir taraftan. Ger­ çekten yoksun durumda bırakılan bu aristokrasiydi. Frank hükümdarlar. Kilise. Öyle ki. tek bir barınağı vardı. Galyalı aristokratlardır. bir taraftan da Roma tipi bir devlet (ya da her halükârda bir monarşi) kur­ mak durumunda kaldıklarında müttefik olarak. Latinceyi bilmiyordu. Monarşi ve halk arasında. Latince devlet dili. Roma hukuku. çok doğal olarak. Böylece Galya aristokrasisi Kilise'ye sığındı. ama burada. ama Galya aristokrasisiydi. Soylu sınıf Germen dillerini konuşuyordu. yalnızca Kilise'nin mekanizması­ nı geliştirmekle kalmadı. Roma devleti ortadan kalktığına göre ona sığınılacak tek bir yer kal­ mıştı. Latince bilgisi. Bunun acısını çekti. Germen aristokrasisine karşı halktan destek almak. kendi mutlakiyetlerini kurma­ ya çalıştıkları sırada yeni monarklarm doğal müttefiki duru­ muna gelen. ba­ şına neyin geldiğini bile anlamıyordu. bilme-dil diyebileceğimiz şeyin önemli bir değerlendirmesi var. aynı zamanda Kilise içe­ risinde Latince bilgilerini geliştirdi ve üçüncü olarak burada kendini mutlakçı bir hukuk biçimi olan Roma hukukuna verdi. tabii ki toprakları Ger­ men ve Frank savaşçılar tarafından ellerindan alınmıştı. Kilise yoluyla. Boulainvilliers'de bilmelerin dili. Ve Kilise. hukuk uygulamasıyla böylece mutlak monarşinin büyük müt­ tefiki olmuştur.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 163 kesimleri hangileri oldu? Köylüler değildi pek (onlar tersine para olarak ödedikleri verginin ayni vergilere dönüştüğünü gördüler). o da Kilise'ydi. hem halk üze­ rinde bu kadar etkisi olan hem de Latinceyle birlikte Roma hu­ kukunu bu kadar iyi bilen bu insanlardan daha iyisini bulabi­ lirler miydi? Çok doğal olarak. bilme dili ve hukuk dili ol­ muştur. peki ne yaptı? Artık toprakları olmadığına. bir yan­ dan halk üzerinde etkili oldu. Kilise'nin yaygınlaştırdığı bütün bir inançlar sistemiyle etkisini yaydı. Görüyorsunuz. bütün yeni hukuk sistemi Latin dilindeki kararlarla kurulmakta olduğu sırada.

artık silahlarla değil ama bil­ meyle yapıldığının farkına varmaksızın çarpıştınız".örneğin XVII. Boulainvilliers için. dışavuru­ mudur. Kilise. Aptal­ lığa ya da büyülenmeye bağlı gibi görünen sürekli bir kendi özünü unutma oldu. en azından toplum içerisinde. Atalarımız -der Boulainvilliers. Çün­ kü. Yeniden kendi bilincine varmak. Boulain­ villiers soylu sınıfı ilk ayakta buna davet eder: "Elinizden alı­ nan -daha doğrusu asla sahip olmaya çabalamadığınız. onlar Kudüs'teyken neler oluyordu? Kral. Soylu sınıf asal olarak bilmeyi yeniden başlatmaya çağrılır: kendi belleğini yeniden açmaya.ki bu çağrı bütün yapıtına yayı­ lır . bilinçlenmeye. te­ mel olarak. aslında burada olup biten hiç­ bir şeyin önemli olmadığına ve asıl yazgılarının öte dünyada gerçekleşmek zorunda olduğuna inandırmak içindir. şim­ diye öylesine bağlı olan bu iri sarışın savaşçılar böylece yavaş yavaş.164 Toplumu Savunmak Gerekir le bir yanda Kilise. bunu yaparken de şunu gösterir: örneğin eğer Kilise. öte yandan bu tarafta. bu soylu sınıf yüzünü bütünüyle öte dünyaya doğru döndüğü sırada olup bitenin ifadesi. aslında. Boulainvilliers'nin çağrısının nedeni buradan kaynaklanır -temel olarak neye çağrısıdır?. bu dünyada var olmanın tek nedeni olarak öte dünyadaki yaşam üzerinde bu denli ısrar ediyorsa. yani kendi toprakları üzerinde. Boulainvilliers soylu sınıfın eğiti­ minin bütün bir tarihini kurar. haçlı tipi insanlara dönüştü­ rüldüler ve servetlerinden ve iktidarlarından yoksun bir duru­ ma düştüler. onları topraklarından ve haklarından edecek La­ tince yasaları düzenliyordu. iyi eğitimli insanları. soylu sınıfın bilgisiz kalması için ellerinden geleni yaptılar. bilmenin . bu. Öte dünyaya açılan büyük yol olarak Haçlı seferle­ ri. kendi topraklarında ve kendi ülkelerinde olup biteni bü­ tünüyle gözardı eden şövalye tipi. yüzyılın İngiliz parlamenter (ve özellikle halk) vakanüvislerinin. eski Galya aristokrasisi. belirli bir andan sonra gerçek çarpışma­ nın. haklarından edilmiş soyluların isyanın­ daki çağrıları gibi değildir bu.bilme­ lerin statüsünü geri almazsanız iktidarı geri alamazsınız. bir yanda kral. sizler hep. Ve sahip olmaya ve hükmetmeye öylesine iştahlı olan o Germenler. bilgiyi ve bilmeyi telafi etmeye çağrılır.ne olduklarını bilmezden gelmeyi kendi­ leri için kaprisli bir kendini beğenmişliğe dönüştürdüler.

savaş hukuku kesintiye uğratmaz. yeniden ken­ disinin bilincine vararak. Şimdi bu üç genellemeyi biraz açmak istiyorum. Boulain­ villiers'nin birbirini izleyen ya da birbirine eklemlenen üç ge­ nellemeyi savaşla bağlantılı kıldığını düşünüyorum. bu hukuk ar­ tık işe yaramaz bir soyutlamadan başka bir şey olmayacak de­ recede doğal hukuku bütünüyle kaplamış olması konusunda Boulainvilliers üç kanıt ileri sürer. savaş ilişkisinin bunlar içerisinde büründüğü biçim oldu­ ğuna göre. Savaş aslında bütünüyle hukuku kaplar. yüzyıl Fransız parlamenterlerinin ve aynı dönem İngiliz parlamenterlerinin çözümlemelerinde sa­ vaş. başkaldırıya göre savaşı genel­ ler. Çünkü. yüzyıldan günümüze dek bütün tarihselsiyasal çözümlemeler için de temel olacak bir çözümleme türü­ nü buyur eder görünen birkaç tema. bu düşünceyi üç biçimde iş­ . Ve soylu sınıf. İlk olarak onu hukukun ana ilkelerine göre geneller. XVI. Savaşın. bu tarihin bütün yutturmacalarını açığa çıkarmak anlamına gelir. İkincisi. savaşı mu­ harebenin biçimine göre geneller. üçüncüsü. Boulainvilliers'de savaş bu rolü oynamaz. onun yaptığı gibi. bir hukuk sisteminden ötekine gitmeyi sağla­ yan aracıdır. kendisini tarihin öz­ nesi olarak ortaya koyabilecektir. soyut ve bir anlamda yapıntı kıla­ cak derecede hukuku bütünüyle kaplar. Savaş. bunlarda savaşa atfedilen genel öncelik nede­ niyle. Ama sanıyorum. savaşı toplumun genel çözümle)^ecisi olarak kullanmak için. hukuku askıya alan ve onu alaşağı eden bir tür kesinti bö­ lümüdür. bu çözümlemelerde savaşa verilen ön­ celik. Bu çözümlemeler önemli­ dir. Boulainvilliers'nin bu savaş ilişkisine yüklediği roldür. hatta onu gerçekdışı. yeniden kendisini bilmenin akışı içe­ risine sokarak yeniden bir güç olabilecek. Tarih içerisinde kendini bir güç olarak ortaya koymak böylece. yeniden kendi bilincine kavuşmayı ve bilmenin düzeni içerisinde yeniden ye­ rini almayı gerektirmektedir. Boulainvilliers'nin dikkate değer yapıtlarından çıkar­ dığım ve bence XVIII. savaşın hukuka ve hukukun ana ilkelerine ge­ nelleştirilmesi var. istila olgusuna ve istilanın karşılığı öteki olguya. ilk evrede. İlk olarak. XVII. yüzyılın Fran­ sız Protestanlarınm. Önceki çözümlemelerde. özellikle önemli olan.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 165 ve belleğin kaynaklarını açmak. neden? Önce. İşte.

bütün yönleriyle gözden geçirilsin. emredebilmeye. Çünkü. devletin çöküşe geçeğinden emin olunabilir. somut ola­ rak özgür olmak neye yarardı ve neden ibaret olurdu? Bu. Ayrıca. Önce. Medlerde ve Perslerde de bir aristokrasi ve bir halk olduğunu görürsünüz. tarihsel biçim üzerine şunu söyler: tarih. çün­ kü bu durumda bir özgürlük olmayacaktır. Galya-Romalılarda Germenlerin istilası ol­ muştu) ya da savaşlara ve şiddete yol açan eşitsizliklerden baş­ ka bir şey değildir. elbette. Özgür­ lüğün ilk ölçütü başkalarını özgürlükten yoksun bırakabilmek­ tir. itaat sağlayabilmeye dayanır. Yunanistan ve Roma. statülerini kaybetti ve hatta devlet olarak ortadan kalktı. herkesin. Şimdi bu düşüncenin kuramsal olarak işletilişi ise şudur. başkalarının özgürlüğünü çiğnemekten geri durmak anlamına gelmez. kölelikten önce bir tür temel özgürlük olduğu tasarlanabi­ lir tabii. Tarihçilerin.166 Toplum u Savunmak Gerekir letir. bü­ tün insanların birbirleriyle eşit olacağı bu özgürlük. adacığı. Demek ki her yerde eşitsizlik var. bu özgürlük-eşitlik İkilisi. Örneğin. Bir aristokrasi ve bir halk kitlesi arasındaki şu savaşçıl gerilim ol­ maksızın ayakta kalabilen bir toplum yoktur.. bütün bunların ardında. ancak etkisiz ve içeriksiz bir şey ola­ bilir. her seferinde bir toplum ya da bir devlet içerisinde aristokrasi ve halk arasın­ daki farklılıkların derinleştiği görüldüğünde. savaşın kendisinden (Fransızlarda Frankla­ rın istilası olmuştu. her yerde eşitsizlik yaratan şiddet var. istenildiği kadar. nedir özgürlük? Özgürlük tabii ki. Bu da. Her yerde karşılaşılan. Özgürlük neye da­ yanır? Özgürlük elde edebilmeye. hiçbir zaman doğal haklara rastlanmayacaktır. şiddetin ve savaşların olduğunu kanıtlar. Galyalılar o zamandan aristokrat olanlar ve aristokrat olmayanlar olarak böyle bölünmüşlerdi. Boulainvilliers der ki: Her tür egemenlikten. savaş­ tan. aristokrasile­ ri çöküşe geçtiği andan itibaren. Başkalarının özgürlüğüne basıp geçilemediyse. kavgaların. sahiplenebilmeye. yani bir tür küçük doğal hukuk kıyısı. gerçekte. öz­ gürlüğün ilk ifadesidir. Boulainvilliers için özgürlük böylece . bütün bunlar bütünüyle yanlıştır.. her yerde savaş var. ama aralarında hiçbir egemenlik ilişkisi olmamış birey­ ler arasında var olduğu tasarlanan bu özgürlük. iktidardan. yararlana­ bilmeye. örneğin Saksonlarda ve Keltlerde keşfettiklerini sandıkları şey.

Temel hukuk olmasından ötürü doğal hukuk. doğanmkinden daha büyük olması: sonuç olarak. bü­ tün bir güç ilişkileri sistemi yoluyla kendini gösterecek olan budur. tarihin sonuçta özgürlük ve eşitlik arasında doğal bir antitez yasası kurmayı başardığını ve bu doğal yasanın doğal hukuk denilen hukukta yer alan yasadan daha güçlü olduğunu söylerken. tari­ hin daha etkili olan gücüyle dava hakkı düşmüş olur. Tarihin gücünün. ancak kaybeden taraf olarak var­ dır: her zaman tarihin en büyük mağlubudur. herhangi bir zamanda bu doğal özgürlük. tarihin eşitlikçi olmayan yasası karşısında zayıftır. başkalarının sırtından sağlanan bir özgür­ lük olması. Eşitsiz bir güç ilişkisi içerisinde kendini göstermeyen bir özgürlük. bu doğal hukuk gibi bir şeyin var olduğu doğ­ ruysa. çünkü tarihle doğa arasındaki savaşta her za­ man tarih üstün gelir. soyut ancak iktidarsız ve zayıf bir özgürlük olabilir. temel hukuk değildir. Germenlerin karşısındaki Gal- . Ve bir yerlerde. öyle cılızdır ki. savunduğu şey budur. bu eşit­ likçi özgürlük. temel eşitsizliği güvenceye alan bir toplumun var olması koşuluyla ancak güçlü. eşitsizlik olarak işleyen bir öz­ gürlüğün tarihsel gücü karşısında yok olmaya mahkûmdur.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 167 tam olarak eşitliğin tersidir. egemenlikle. tarihin doğayı bütü­ nüyle örtmesine neden olan budur. kurucu. kesin ve tam bir özgürlük oldu­ ğunu belirleyen tarih yasasına karşı konulamamış demektir. özgürlüğün. o "ötekidir" (Ro­ malılar karşısındaki Galyalılar. Tarihin yasası her zaman doğanın yasasından daha güçlüdür. soyut. Ayrımla. Tarih ve doğa arasında bir güç ilişkisi vardır ve bu güç ilişkisi kesin biçimde tarihin yararınadır. Bu özgürlük. somut içeriği olmayan bir özgürlük olduğuna göre. hem de nihai olarak. Doğanın eşitlikçi yasası. Bu düşüncenin hem tarihsel hem de kuramsal anlamda iş­ letilmesi buradan yol alır: Boulainvilliers der ki (ben yine bura­ da çok şematize ediyorum): doğal hukuk gerçekten de belirli bir zamanda. Tarih başladığında artık do­ ğa konuşamaz. kurgusal. Dola­ yısıyla doğal hukuk yoktur. bir anlamda tarihin kurucu anında var oldu diye­ lim. insanların hem özgür hem de eşit olduğu bir hukuk. savaşla. Boulain­ villiers. hukukçuların dedikleri gibi. Demek ki doğanın eşitlikçi yasasının yerini. tarihin eşitlikçi olmayan yasasına bırak­ ması normaldir.

Tersine.silahlarının olması ve ötekilerinin olmaması üze­ rine kuruludur. Frank kralları milis­ leri örgütlediklerinde. bir anlamda.168 Toplumu Savunmak Gerekir ya-Romalılar gibi). aske­ ri örgütlenme sorunu ya da. Buradan bir dizi ekonomik ve kurumsal sorunun belirdiği . Bunlar. istilanın kazanılan ya da kaybedilen çarpışmanın bir güç ilişkisini oturttuğu doğrudur. ama zengin insan­ lardan oluşan az sayıdaki bir ordu da gelir akla. ilk genelleme şu: savaş. yalnızca tarihin sarsılması ve kesintisi olacağına. Güç ilişkisini kuran ve bir ulusun bir sava­ şı kazanacağını. Böylece. Çarpışmanın biçimine göre savaşın ikinci genellemesi ise şöyle: Boulainvilliers'ye göre. Frank Galyası'nın yönetimini belirgin kılan. Ger­ menlere. okçu­ lar. bir ötekinin kaybedeceğini belirleyen şey ne­ dir? Bu askeri kuramların niteliği ve örgütlenmesidir. Aslında. Philippe Auguste yabancı şövalyeleri vb'yi devreye soktuğunda karışıklıklar doğmaya başladı. Roma­ lılar paralı askerlere çağrı çıkardıklarında. onun için bir toplumsal örgütlenmede belirleyici olan şey. bu silahlı adamlara hizmet etmek zorundaydılar). Örneğin şövalye dendi mi. mızraklar. Boulainvilliers için önemli olan. bu silahları elinde bulundurma sorunu -ki toplumun genel bir çözümlenmesine bu anlamda başlangıç oluşturabilirbir yandan da tabii ki teknik sorunlara bağlıdır. gerçekten de savaşı bir toplumu çözümleme ilkesi kılacak olan. Ne ki. ordudur. Bir toplum içerisindeki silahların dağılımı karışmaya başladığında. doğanın karşısındaki Germenlik'tir. tabii ki hem zaferler kazanılmasını sağladığı hem de toplumun bütününün eklemlenmesini sağla­ dığı için önemlidir. çok basit olarak şudur: silahlar ki­ min elindedir? Germenlerin örgütlenişi asal olarak kimilerinin -leudes' lerin. tarihi bütünüyle içine alır. yalnızca Germenlere ya da savaşçı aristokrasiye silah bulundurma hakkını sağlayan basit örgütlenme bu andan itiba­ ren karıştı. Tarih. ağır zırhlar vb akla gelir. fetihin. askeri kuramlardır. ama gerçekte çarpışma içerisinde ifade bulan bu güç ilişkisi. Galyalılarm silahlarının ellerinden alınmasına özen gösterilmiş olması ve bu hakkın Germenlere verilmiş olmasıdır (Galyalılar. te­ melinde önceden ve önceki çarpışmalardan başka bir şey tara­ fından kurulmuştur. hafif zırhlar denildiğinde ise kalabalık bir ordu gelecektir akla.

Buna karşın. buradan kraliyet iktidarının yükselişi ama aynı zamanda vergilerin artması doğar. artık kaba bir çarpışma olarak değil bir iç kurum olarak anlaşılan savaş: Boulainvilliers'nin çözümlemelerinde etkin olan budur. Boulainvilliers'ye. yenen/yenilen türün­ den bir ikilik. Savaş. kralların giderlerini karşılayabildikleri kalabalık bir orduya sahip olunur. görüyorsunuz bu kez savaş. az sayıda şöval­ yeden oluşan ağır bir ordu var ise bu durumda kralın güçleri zorunlu olarak sınırlıdır çünkü bir kral şövalyelerden oluşan böylesi masraflı bir orduyu besleyemez. artık yalnızca istilacı/istila edilen. si­ lahların niteliği. XVII. bütün sivil düzen üzerinde genel etkilerini gösterir duru­ ma gelir. Hastings Savaşı'nın hatırası ya da Frank istilasının hatırası değildir söz konusu olan. yüzyıl İngiliz vakanüvisliğinde) istila-başkaldırı sistemine göre . muharebenin ötesinde ve berisinde tutuşulan bir sa­ vaş. yüzyıl tarihçilerinin savaş düşünce­ siyle karşılaştırıldığında. Ki bu da böylelikle toplumun çözümleyicisi işlevini görür. Şövalyeler kendi kendi­ lerine bakmak zorundadırlar. savaş yapmanın yolu olarak. silahlı ve silahsız in­ sanların ekonomisidir. artık bir istila olgusu olarak iz bırakmaz. çarpışma olgusuna göre değil de. asker toplama. Eğer Fransız toplumunun tarihini yapabiliyorsa. sizlere göstermeye çalıştığım önemli boyutu kazandıran işte bu muhteşem savaş genellemesidir. belirli bir devlet içeri­ sinde. Bütün bir toplumsal yapıda savaşın damgasıyla iz bırakacak olan. savaşa hazırlanma ve savaşı düzenleme yolu olarak savaş olacaktır. Son olarak. Silahların bölüşümü. çarpışma teknikleri.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 169 görülüyor: eğer şövalyelerden oluşan bir ordu. silahların genel bir ekonomisidir. orduya giden vergiler olarak kavranan savaş. çarpışmanın ve isti­ lanın ardındaki askeri kurumu ve askeri kurumun ötesinde. Boulainvilliers'nin çözümlemesinde savaşın. toplumlar içindeki savaşı bul­ gulamak için seferber edilen iki büyük öğe olan (örneğin XVII. asker aylığı ödeme. Böyleee. bundan türeyen bütün kurumsal ve ekonomik dizilerle birlikte. ku­ ramların ve ülke ekonomisinin bütününü ortaya çıkaran o geli­ şimi sürekli izleyerek yapar bunu. ama askeri kurumlarm aracılı­ ğıyla. bir piyade ordusu söz konusu olduğunda. artık o basit ikili mekaniz­ ma değil. toplumsal yapı üzerinde.

Toprakla­ . örnekleri kolayca görülebilir olan.Frank aris­ tokrasisine gücünü vermiş olan şey neydi? Galya'yı istila edip yerleşen Frankların kendilerine doğrudan toprak edinmeleriy­ di bunun nedeni.170 Toplumu Savunmak Gerekir yapılmış üçüncü genellemesine gelelim. Dolayısıyla toprakların dolaysız sahipleriydi­ ler ve bunun için. hem de yalnızca sa­ vaşla ve kendi aralarındaki savaşla ilgilenmiş olmaları nede­ niyle. hem kendi yarattıkları kralın yakın çevresinden uzaklaştırılmış olmaları. bilgi­ ye dair olan her şeyi savsadılar. hem köylü nüfusun sakin sessiz durmasını hem de şövalyeliğin güçlü olmasını sağlayan. Boulainvilliers'nin so­ runu yalnızca ne zaman istila olduğunu. güçsüzlerin (Saksonlarm) nerede olduklarını yeniden ortaya çıkarmaktı. Boulainvilliers'nin sorunu. savaşmaları için vergi sistemi yoluyla beslenen bu insanların. tam olarak bu. bütün kurumlarda güçlülerin (Normanlarm) nere­ de. Gerçekten de -kısa bir süre sonra ortaçağ denilecek dönemin hemen başında. bu güçsüzlüktür. ayni gelirler elde ediyorlardı. ya­ vaş yavaş zayıf düşmelerinin ana kaynağı olacaktır. güçsüzlüğünün en son noktasındaydı: Galyalı her mülk sahibi varlığından tümüyle yoksun bırakılmıştı. soyluların kendi topraklarına dağılmaları. Bütün bunlar onların güçsüzlü­ ğünün ana kaynağına dönüşecektir. Çözümlemesinin özünü. bu yalnızca bir başkal­ dırı olup olmadığını göstermekten ibaret değildir. İngiliz vakanüvislerin sorunu her alanda. Ve tarihsel olarak. eğitim. bu güçten güçsüzlüğe ve güçsüzlükten güçlü konuma geçiş sorunu oluşturacaktır. tersine dö­ nüşün iç mekanizmalarının saptaması olarak adlandırılabilecek bir yerden başlayarak yapacaktır. yani onlara güç veren şey. Ama onun yapmak istediği. istilanın etkilerinin ne­ ler olduğunu yeniden görmek değildir. istilayla ve savaşla kendini belli etmiş olan be­ lirli bir güç ilişkisinin nasıl yavaş yavaş ve kapalı bir biçimde tersine döndüğünü göstermektir. Değişimin bu çözümlemesini ve bu betimlemesini Boulainvilliers öncelikle. kaçınılmaz bir gelişmeyle onların gücüne dö­ nüşmüş olan da tam olarak budur. böylece güçlülerin nasıl zayıf düştüklerini ve güçsüzlerin nasıl güçlü konuma geldikle­ rini bilmektir. Oysa. Frank istilasının başındaki Galya aristokrasisi ör­ neğini alırsanız. öğretim. Latince öğrenimi. Bu durumda da. Tersine.

Tarihçilerin XVII. bu çözümleme kaçınılmaz olarak nereye varır? Basit ikili yenen/yenilen karşıtlığının. bu soylu kesi­ min halktan aldığı destekle. bu iki büyük ulusal kitle sayısız kanalla bölünecek. Bizzat güç ilişkileri mekanizmasının bir tarifinin yapıl­ masının gerekeceği ölçüde bile. bütün bu sürecin betimlenmesi için artık tam olarak belirleyici olmamasına varır. yoksullaşan Frank savaşçıları ta­ leplerini arttırdıkları ve daha yüksek vergiler istedikleri za­ man Frank savaşçılarıyla Galya köylüleri arasındaki zımni an­ laşmanın kopmasıyla vb birlikte başka başka savaşımlar orta­ ya çıkacaktır. Yavaş yavaş onları. orduların karşı karşıya geldiği. destekler. Ve o zamajı. kim güçlendi. değişime uğrayacaktır. Normanların Saksonlarla karşı karşıya gel­ dikleri. kralın danışmanları olarak. Güçlünün güçsüze dönüştüğü güçsüzün güçlendiği andan itibaren. İs­ tilalar döneminde hâlâ. az çok sürekliliği olan gruplaşmalarla: krallık iktidarı­ nın eski Galya soylularıyla kurduğu ittifakla. iç çatışmalardan oluşan bütün bu küçük sistemdir. soru­ nudur. cephe değişimleri. yeni bölünmeler. ittifaklar. topluduruma göre kurulan it­ tifaklar. Boulainvilliers'nin çözümlediği sorun kim muzaffer oldu ve kim yenildi değil. Güçlü olan neden zayıf düştü ve zayıf olan nasıl güç­ lendi? Yani tarih şimdi asal olarak bir güç hesaplaması olarak belirir. bir tür büyük kitlesel çarpışma olan şey. asal olarak hâlâ büyük istilayla karşılaşma düşüncesi üzerinden tasarlamış ol­ dukları bir savaş biçimi içerisinde. . yeni bölüşümler olacaktır: güçsüzler aralarında birleşecekler. Galya aristokrasisinin güçsüzlüğünü oluşturan yapı ve öğeler aynı zamanda ve belirli bir andan başlayarak. yüzyıla dek. güçlüler başkalarına karşı kimileriyle ittifak kuracaklardır. bu güç­ süzlüğün tersine dönüşünün ana kaynağı oldu. kim zayıf düşmüştü. yeni karşıtlıklar. bir anlamda genelleşecek olan işte şimdi budur. si­ yasal bir iktidara ve bir zamanlar ellerinden kaçmış olan bir ekonomik zenginliğe yeniden el atma konumuna getiren bu ol­ du.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 171 rından kovulmuş olmaları böylece onları Kilise'ye gönderdi ve bu onlara halk üzerinde bir etki kurmalarını ve aynı zamanda hukuk bilgileri edinmelerini sağladı. kralın en yakınında olma ve buna göre. Frank­ ların Galyalılarla.

Ve sanıyorum. belirli bir hukuk ilişkisini sürekli olarak destekleyen güç ilişkisini belirlemeyi sağlayacak olan savaştır. . Şöyle ki. ama artık. modern tarihsel figürünün nasıl doğduğunu söylemek önemlidir". değiş­ mez olan büyük kitleler yoktur. kesinlikle herkesin herkese karşı verdiği bir savaş da olmayacaktır tabii ki. hem bütün toplumsal yapıyı hem de toplumsal yapının bütün tarihini katedecek olan genelleştirilmiş bir savaş olacaktır.gerçekdı­ şı anlamda. "Uluslar arasında bir tür genelleşmiş bir savaş olan güç ilişkilerinin etkisiyle mutlak devletin tekil kurumunun. esas olarak hukukun kesintiye uğraması. Elyazmasmda açıkça şu söyleniyor: "Bir anlamda.tersine bir kesinti ilkesi olan ham bir olaydı. Şunu söyleyerek bitirmek istiyorum. bireyle­ rin bireylerle savaşı olarak değil. esas olarak bir kitlenin başka bir kitleyle savaşıydı. Hobbes'un. Boulainvilliers böylece -bir zamanlar * Kayıtlarda kesinti var. birbirleriyle uyum sağlayan. Boulainvilliers'nin düşüncesinin ayırt edici özelliği savaşın bu genellemesidir. Boulainvilliers ise savaş ilişkisini toplumsal bağıntının bütünü içerisine sokar. birbirine karşı duran ya da tersine ittifak kuran topululuklar. Boulainvilliers'de tersine. herkesin herkesle olan savaşından söz ederken ve toplumsal varlık içerisinde kurucu olanın herkesin herkesle savaşı olmadı­ ğını göstermeye çalışırken verdiği soyut -sanıyorum. bir gizem. Tarihi ka­ mu hukuku içerisinde. Burada ise..172 Toplumu Savunmak Gerekir XVII.. ama tabii. taktik birlikler arasında var olan sürekli bir tür durum olarak ortaya çıkaracaktır. yüzyıla dek savaş. Bu üçlü savaş genelle­ mesi nereye varıyor? Şuna varıyor.] yere varıyor*. bir tür karanlık kütle gibi ya da olduğu gibi alınması gereken ve kavranabilirlik ilkesi olmamakla birlikte -bu söz konusu değil­ d i. bunu binbir çeşit kanalla bö­ lümleyecek ve savaşı. devletin içerisinde anlatan bu tarihçiler için savaş. bir an­ lamda herkesin herkese karşı bir savaşı. çoğul bir savaş olacaktır. bizzat hukukun kesintisi içerisine çarçabuk bir tür kavra­ nabilirlik çizelgesini sokacak ve dolayısıyla. hukuk tarihçilerinin [. grupların gruplara karşı savaşı olarak. bir anlamda. ter­ sine. bunun sayesinde Boulainvilliers. yine hukuksal sorunun benzeridir bu: hükümranlık nasıl doğar. baştan başa hukuk içerisinde kaldığı için meşru olan bir hükümranlığın sürekliliğini tarihsel anlatıyla ululamak söz konusu değildir. Ama bu kez. cepheler. Artık o çok sayıda ve sağlam.

Bununla birlikte bizim tarihsel söylemimiz için konmuş olan da yine bu kavranılırlık çizelgesidir.bu olayları. ekonomiyi. bu. o da güç iliş­ kisini toplumun içerisindeki sürekli bir tür savaş olarak devre­ ye sokarken. öğretimi. Ama Machiavelli'de güç ilişkisi esas olarak hü­ kümdarın ellerine teslim edilmesi gereken siyasal teknik olarak . Boulainvilliers tarafından ortaya konu­ lan kavranılırlık çizelgesi -sanırım -. bun­ dan böyle. dini. dil kullanımını. bu istilaları. Boulainvilliers'nin kendi söylemine uygulanabilen ve ayrıca onun söyleminin bütünün­ de de. bu değişik­ likleri. ayrıntısında da yanlış. Boulainvilliers -am a bu kez tarihsel terimlerleMachiavelli'de rastlanmış olan bütün bir tür çözümlemeyi tela­ fi edebilirdi. Boulainvilliers'de ve bu noktadan başlayarak bütün tarihsel söylem içeri­ sinde öyle olduğunu düşünüyorum. toplumu anlaşılır kılan şey savaştır. Üzerinde durmak istediğim bir şey daha var. bizim doğ­ ruluk ya da yanılgı rejimimize ait olduğu söylenemez. Kavranılırlık çizelgesinden söz ettiğimde. Savaş olgusunun kendisinden ve savaş terimleriyle yapı­ lan çözümlemeden yola çıkan tarih. parçası parçasına yan­ lış olduğu tanıtlanabilir. doğ­ ruluk ve yanılgı terimleri bağlamında bizim için belirlenemez bir şeydir. belirli bir rejim. Örneğin. hatta dilerseniz baştan aşağı yan­ lış olduğunu söyletebilen. Buna karşılık. yüzyılda. Bu.18 Şubat 1976 Tarihli Ders 173 şiddetten başka bir şey olmayan ve yalnızca yığmsallıkları içeri­ sinde verilen. Yalnızca bunun tanıtlanabilir öldüğünü söyleyeceğim. Hatta. hukuksal kurumlan ilgilendirmekte­ dir). belirli bir dönemde Galya'yı terk etmiş ve daha sonra dönmüş olan Frankların göçü ya da Troya kökenlerine ilişkin tutturulan söylemin. bu savaşları. büyük bir olasılıkla. di­ ni. bütün bu şeyleri: savaşı. toplumun bütününü kapsayan bütün bir içerik ve tah­ minler tabakası içerisinde toplayabilecektir (çünkü. vergilendirmeyi. siyaseti. tabii ki Boulainvilliers'nin dediği doğrudur demek istemiyorum. siz de gör­ dünüz. görenekleri ve özellikleri bağıntılı kılabilecek ve boylece toplumun bir kavranılırlık ilkesi olacaktır. söylediği her şeyin. doğruluk/yanılgı ay­ rımına dayalı belirli bir iktidar kurdu. Boulainvilliers'nin söyleminde neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Ve bu tip bir kavramlırlıktan yol alarak bizler. XVII. hukuku. inançları.

Öte yandan Fransız aristokrasisi. Tarihsel-siyasal bir alanın oluşturulması.ussal olduğuna ve yükselen sınıf olan XVIII. Tarihsel-siyasal bir alanın düzenlenişi böyle başlıyor. tarihsel söylem gibi artık tanıdı­ ğımız bir şey. Artık güç ilişkisi hükümdardan başka birinin -yani ulus gibi bir şeyin (aristokrasinin ve daha sonra burjuva­ zinin vb'ninkine benzer bir yolla). biraz daha yakından bakınca. bütün bunlar burada kuruluyor. hem tiers état'ya hem de monarşiye karşı yürütmeye başladığında. felsefe ya da hukukun inandırmaya çalıştığının tersi­ ne.174 Toplumu Savunmak Gerekir tarif edilmişti. çünkü örneğin soylu sınıf. Boulainvilliers'ninki gibi bir söylemde. Sondan bir önceki gözlem de şu: Biliyorsunuz hem tümel olanın değerlerini hem de ussallığın gücünü yükselen sınıfların taşımasını gerektiren bilindik bir nokta var. soylu sınıf siyasal savaşını. siyasal ve ekonomik iktidarından yoksun bırakıl­ dığı koşulda bile. kendi bilmesine kavuşabilecek. Tersine. gerçeklik ve logos şiddetin bittiği yerde başlamaz. şimdi bir tarih nesnesine ya da daha doğrusu tarihsel-siyasal bir nesneye dönüşür. O da şu. siyasal güçler alanında yeniden bir siyasal güce dönüşebilecektir. siyasal savaşım içerisinde tari­ hin işleyişi. olası kılmabildi. bu savaşın içinde ve tarihin bir savaş olarak dü­ şünülmesiyle. Asal olarak politik bir nesne olan güç ilişkisi. bir sınıf vb için bilme nesnesine dönüşebildiği andan itibaren. savaşın aslın­ da tarihsel söylemin gerçeklik kalıbı olduğu düşüncesine varı­ yoruz.saptayabileceği ve kendi ta­ rihi içerisinde belirleyebileceği bir tarihsel nesnedir. Tarih -herkesin bildi­ ği gibi. tam bir çö­ küşte olduğu. (bir anlam­ da Hükümdar'm uğraşılarının özel nesnesi olan) bu güç ilişkisi. tarih içerisindeki güç ilişkilerinin hesaplan­ ması olarak kullanımı. Bir gözlem daha. Tarihin siyaset içerisinde işleyişi. "Tarihsel söylemin gerçeklik kalıbı" şu anlama geliyor: gerçeklik. bir azınlık. bu güç ilişkisini çözümleyerek kendi bilin­ cine varabilecek. tarihi icat edenin burjuvazi olduğunu tanıtlamaya çalışmak için çok debelenildi. ardından proletaryanın sa­ hip çıkacağı belirli bir tarihsel ussallığı oturtmuş bir sınıf örne­ ğiyle karşı karşıyayız. önce burjuvazinin. Sanırım. siyasetin. bir grup. kurulabildi. gördüğünüz gibi. çöküşte . bir ulus. yüzyıl bur­ juvazisi tümel ve ussal olanı beraberinde taşıdığına göre.

29-30). bkz. söyleyebilmiş ve gösterebilmiş birisi çıkmıştır. aynı ders. aynı zamanda söylemin başlangıç noktası.g.g. nesnesi olarak belirledi. 10 Mart tarihli ders.. supra. supra.g. Dissertation sur la noblesse françoise servant de Préface aux Mémoires de la maison de Croi et de Boulainvilliers. Lucques....g. 2 "Belirli sınırlarla çevrili. Nihayet son gözlemim: Clausewitz bir gün. s. Sieyès. aynı zamanda 11 Şubat tarihli ders. des arts et des métiers. Sieyès için bkz. Boulainvilliers'nin tarihsel çalışmasının çözümlemesi. 28 Şubat tarihli ders. 9 Foucault'nun bu derste (ve sonrakinde) geliştirdiği.. a. 8 Montlosier için bkz. 10 Bu edebiyat Machiavelli'yle başlar (Discorsi sopra la prima deca di Tito . 6 Joachim comte d'Estaing. bu söylemin yöneldiği nesne olarak savaşı. özellikle aşağıdaki metinle­ re dayanmaktadır: Mémoires sur l'hissoire du gouvernement de la France. 1758. NOTLAR 1 Bkz. yüzyılda. infra. Savaştığı için kendi sa­ vaşını açıkça nesnesi olarak belirledi. aynı ders. État de la France.. 5 François Guizot için bkz. a.. yüzyılın dönüm noktasın­ da da.. ve XVIII.. ou Diction­ naire raisonné des sciences.e.. belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan ve aynı yönetime bağlı olan büyük sayıdaki bir halk kitlesini ifade etmek için kullanılan ortak sözcük" ("Ulus" maddesi.g. bkz. Mémoires présentés à Mgr. daha önce 11 Şubat tarihli dersin 21-22 no'lu notlarında belirtilen metinlere. A. tarihsel bir söylemin çıkışının olasılık koşulu ve gönderme dizgesi...18 Şubat 1 976 Tarihli Ders 175 olduğu için tarihi icat etti demeyeceğim. 7 Buat-Nançay için. Qu'est-ce que le Tiers-État? anılan yay. a.e. aynı ders.. XVII.. a. Devyver.e.-J. Histoire de l'ancien gouvernement de la France. cilt XI... le duc d'Orléans. Dissertation sur la noblesse d'extraction. 3 E. Le Sang épuré.e. Encyclopédie...e.. a. siyasetin başka araçlarla sürdürülen savaş olduğunu çö­ zümleyebilmiş. 10 Mart tarihli ders. Boulainvilliers'deıt bir yüzyıl ve dolayısıyla İngiliz tarihçilerden iki yüzyıl sonra savaş siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir diyebildiyse. 4 Augustin Thiérry için bkz. aynı zamanda söylemin dile geldiği çıkış noktası ve söylemin sö­ zünü ettiği şey olarak savaşı.. XVII.

e. "Schlechtes Gewissen und Verwand­ tes". 13 Bkz. s... ka­ zanma hırsı olan. Erste Abhandlung: "Gut und Böse". Amsterdam. E. cesur. 1531). History of the Décliné and Fail of the Roman Empire. 1783) sürer ve Edward Gibbon'un yapıtına uzanır. Devyver. Zweite Abhandlung: "Schuld". A. başına buyruk.6 cilt. 1734. Leipzig. 1681). London. Paris. Freret. "Gut und Schlecht". Zur Genealogie der Moral. 202. Bossuet'le (Discours sur l'Histoire uni­ verselle.. Paris 1796-1799. aynı zamanda bkz. Chemnitz.176 Toplumu Savunmak Gerekir Livio [1513-1517]. Gedanken über die moralischen Vorurtheile. FergusonTa (The History of the Progress and Termination of the Roman Republic. Considérations sur les causes de la gran­ deur des Romains et de leur décadence. Firenze. eine Streitschrift." 14 Konu edilen. F. 1759). sabırsız. Romalı Syagrius'a karşı 486 yılında verilen savaşla Soissons'un almışıdır. Montagu'yla (Refledions on the Rise and Fail of the Ancient Republics. a. § 112. Nietzsche. N. Paris. . Le Sang épuré. 508'de Boulainvilliers'den yapılan alıntı: "Ayrıca özgürlüğe çok düşkün. A. 1887. Zweite Buch. London. Morgenröte. Bkz. 11 Charles-Louis de Montesquieu.. London. 1881. uçarı.g. § 16. 17 ve 18. 12 Bkz. W. huzursuzdular: eski yazarlar onları böyle tarif ediyorlardı. s. 1776-1788. cilt V. Œuvres complètes. § 11. De l'origine des Français et de leur établissement dans la Ga­ ule.

çünkü. tarihin örneğin kamu hukukunun anıtlarını karşılaştır­ mış olan şu XVI. o dönemde söylendiği gibi çıkarların. yüz­ yıl boyunca belgeliklerde ve devletin tüzebiliminde kraliyetin temel yasalarını oluşturabilecek olanı araştırmış olan şu parla­ menterlerle.Bilmelerin disipline sokuluşu. .tarih­ sel-siyasal bir zemin olan şey Peki ne anlamda? Önce şu an­ lamda: Boulainvilliers. . yüzyılın sonundan beri büyük yasa toparlayı­ cıları olmuş şu Benediktenlerle olduğundan daha çok onunla başladığını söylemenin bir anlamı yok.Tarihselcilik. XIX. dolayısıyla. yüzyılın başında Boulainvilliers'yle birlikte oluşan şey -sanırım .2 5 Şubat 1976 Tarihli Ders Boulainvilliers ve tarihsel-siyasal bir continuum 'un kurulması. . . yüzyılda Michelet ile birlikte halkın ya da halkların tarihine1 dönüşecek olan bir şeye tarih içerisin- . Böylece bu nesneyi ele alırken çifte bir değişik­ lik uyguluyordu.Felsefe ve bilim. tarih diye bir şeyin onunla başladığını göstermek istemiyordum kesinlikle. Sizlere Boulainvilliers'den söz ederken. XVII. sonuçta. . olayların. Bir yanda (sanıyorum bu ilk kez oluyordu) uyrukların tarihini yapıyordu .Tragedya ve kamu hukuku.Tarihin merkezi yöneti­ mi.başka bir şeyi.Aydınlanma sorunsalı ve bilmelerin soykütüğü. âdetlerin ve yasaların birbirine bağlandığı o toplumları çözümledi.yani iktidarın konumuna göre öte tarafa geçiyordu.Disiplinci bil­ menin dört işlemi ve bunların etkileri. kralların ve onların iktidarının altında. yüzyıl hukukçularıyla olduğundan. . Aslında XVIII. ulusu ya da daha doğrusu ulusları konu alarak -kuramların. XVI. .

önce iktidarın bağıntısal niteliği diyebileceğimiz bir şeyin ilkesini tanımlıyordu: iktidar. esrarını azaltamadığı ya da çözümleyemediği o korkunç. hukuksal hükümranlık terimleriyle değil. bir mülkiyet değildir. bir güç değildir. Boulainvilliers iktidarın bu fenomenini. Bu tarihi yaparken. Boulainvilliers'nin bulduğu şey. ikti­ dar ilişkisinin kurulduğu bir güçler alanını belirlerken. tarihin. en azından garip olan ikilinin tarihi olmalıydı. birbiri karşı­ sında. bu güçlerden biri. ne kralların tarihi ne de halkların tarihi değil. ikti­ darın tarihi değil. Ve tarihsel çözümlemesinin nesnesini bu ze­ mine oturttu. onu uygulayanların ama gücü olmayanların oluşturduğu küçük topluluğun iktidarıdır. Çünkü.o güne dek halk ve kral arasındaki ya da halk ve yönetenler arasındaki ilişkiyi yegâne kavrama biçimi olan hü­ kümranlığın hukuksal modelini reddediyordu. analizinin eksenini. bir tür ayrıksı güç. Böylece. güç ilişkileri arasındaki tarihsel egemenlik ve etki terim­ leriyle betimledi. Ama tarihin bu yeni konusunu eylemsiz bir öz olarak değil de. şiddetin ve başkaldırının dışında başka hiçbir gücün direnemediği bir güç olur. öbürü asla sıfır olmayan o iki terimi oluşturan şeyin tarihi yapılabilir. Bunu yaparken. sonunda bu iktidar. biri asla sonsuz. oysa bu iktidar. hiçbir hukuksal kurgunun. ancak içinde o ilişkinin etkili olduğu terimlere göre incelenebilen ve incelenmesi gereken bir ilişkiden başka bir şey değildir. toplumsal yapı içerisinde çarpışan bütün güçlerin en tuhafıydı yalnızca. Boulainvilliers.178 Toplumu Savunmak Gerekir de statü kazandırmaya başlıyordu. Machiavelli'nin2 de yap­ . iktidar. sonuçta gücü olmayan ama yine de iktidar olan bir şeyden çıkmış gü­ cün oluşturduğu ikilinin. esas olarak bağıntısal olan ve hükümranlı­ ğın hukuksal biçimine uymayan bir iktidarı konu edinirken. İktidar. yani halktan gelen güçlerle. bir güç ya da güçler olarak inceliyordu. iktidarın kendisi. İktidar ilişkisinin öte yanını oluşturan belirli bir tarih konusunu keşfediyordu. Boulain­ villiers tarihsel bilmenin nesnesi olarak. merkezkaç noktasını kaydırarak önemli bir şey yapıyordu. bütün güçlerin en güçlüsü. iktidarın bağıntısal niteliğini tanımlarken ve onu tarih içerisinde çözüm­ lerken Boulainvilliers -sanıyorum onun giriştiği işin öteki özel­ liği de budur.

(ç. olaylar varsa. Boulainvilliers için önemli olanın. bu tam olarak insanlar arasında iktidar ilişkilerinin. güç ilişkilerinin ve belirli bir iktidar oyunu­ nun devreye girmesi ölçüsünde olur. Machiavelli için tarih yalnızca bir örnekler alanı. bunların sözünü ettiği şey. Boulainvilliers'de. anısı korunabilen ve korunması gere­ ken bir şey meydana geliyorsa. Tarih varsa. iktidar ilişkilerini inceleyeceği alan değildir. Buna karşılık Boulainvilliers için (ve sanırım önemli nokta budur). Machiavelli'nin. Machiavelli'ye göre tarih. güç ilişkisi ve iktidarın oyunu. Buna göre Boulainvilliers için. bu anlatı ve bu hesap içeri­ sinde söz konusu olan şey kesinlikle süreklilik içerisindedir. monarşi yönetiminin durmaksızın iktidara önerdiği bir yönetim analizi ve programını oluşturan devlet gö­ revlilerinin bilmesini eleştirmek olduğunu söyledim. iktidarın yönetimi ve örgüt­ lenmesi konusunda Hükümdara ciddi ya da tersinlemeli tavsi­ yeler vermekten başka bir şey yaptığı -ki bu başka bir mesele­ dir-. sanırım ilk kez olarak. Ama aslında Machiavelli'de tarih. .). Boulainvilliers bu bilmeye kökünden karşı çıkar ama onu kendi söylemi içerisine yeniden yerleştirerek ve idari görevlilerin bu bilmesinde yer alan çözümlemeleri kendi amaçları doğrultu* Continuum : Birinden ötekine kesintisiz olarak geçilebilen öğeler bütünü.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 179 tığı. ama buyurgan strateji -yalnızca iktidar ve Hükümdar tara­ fından bakılan bir strateji. Sizlere -ayrıca bunun Boulainvillers'nin neye daya­ narak konuştuğunu anlamak için temel olduğunu düşünüyo­ rum-. görevlilerin ya da da­ ha genel olarak. tarihin özünü oluşturur. tarihselsiyasal bir continuum* görülür. Bir başka anlamda Boulainvilliers'nin tarihsel-siyasal bir alan açtığı söylenebilir ve gerekçesi ise şudur. güç ilişkilerini ve bu ilişkilerin önayak ol­ duğu hesapları kaydetmekten başka hiçbir şey yapmaz.n. tarihsel anlatının ve siyasal hesabın nesnesi tamı tamına aynıdır. Machiavelli'nin Discorsi Sopra la prima deca di Tito Livio'yu (Titus-Livius'un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler) vb'yi yazdığı da söylenecektir. ve sonuçta bizzat Hükümdar metninin tarihsel göndermeler­ le dolu olduğu söylenecektir. bir tür tüzebilim ya da iktidarın uygulanması için taktik modeller derlemesidir. Doğru.terimleriyle çözümlemesini yaptığı şeyi ele alıyordu. Dolayısıyla. Kuşkusuz tarihsel anlatı ve siyasal hesabın amacı aynı değildir.

. köylülerin borç­ lanması. sanıyorum bu. Devletin yönetime ilişkin ussal­ lık modelinin. bir anlamda. toprak ürünlerinin pazarlanmasmm olanaksızlığı ara­ sındaki bağı açıkladığında. XIV. ama Boulainvilliers. o ana dek devlet yönetiminde ussal­ lık ilkesi olan şeyi. idari bilmenin. aynı sözcük dağarcığına göre ve aynı kavranılırlık cet­ veline ya da hesap cetveline göre yapılabilmesini sağlayan bir continuum. memurların bu bilmesinin. başlıca olaydır. Örneğin Boulainvil­ liers paralı askerlik. Boulainvilliers'nin. Buna el koymak ve bunu. bir kavranılırlığı. Demek ki. Baş­ ka deyişle. Boulainvilliers. bu idari bilmenin. vergi sistemine ilişkin bilmenin. yüzyılın başını kapsayan bütün bir dönem içeri­ sindeki temel bir tartışma oldu. mut­ lak monarşinin sistemine karşı işletmek söz konusudur. bir ilişkiler modelini. bu türden bir ilişkiyi tarihsel anlatı içerisinde ilk kez işletmiş olandır. anlatısını kurarken. vergilerin yükseltilmesi. kendi tarihsel çözümlemeleri için.a bir şey yapmaz. askeri örgütlenme ve vergilendirme sistemi arasındaki kesin bir dizi ilişkiyi çözümlediğinde. Kırsal kesimin borçlanması ve kentin zenginleşmesi arasındaki bağıntı da XVII. ekonomiye dair bu bilmenin hem doğduğu yer. Tamı tamına aynı spekülasyonlara Boisguilbert3 ya da Vauban4 gibi insanlarda rastlarsınız. kesin ve özel bir ta­ sarısı olması ölçüsünde tarihsel-siyasal bir continuum oluşturdu­ ğuna inanıyorum sonuçta: onun için gerçekten de önemli olan. Bundan böyle. Louis dönemi idari görevlileri ya da maliyecileri için söz konusu olan bir şeyi yinelemekten. tarihin kavranılırlık ilkesi olarak işletir. tarihin spekülatif kavranılırlık çizelgesi olarak kullanılması. görevlilerin bilme­ sinde ve Boulainvilliers'nin tarihsel çözümlemelerinde aynı kavranılırlık tarzına rastlanır. Aslında Boulainvilliers tarih içerisinde. tarihsel-siyasal continuum 'u oluşturan işte budur.180 Toplumu Savunmak Gerekir sunda işletmek için yapar bunu. idari görevlilerin bilmesinin kendi tarafında belirle­ miş olduğu bir bağıntı biçimini. uyumlaştırmaktan ya da kullanmaktan baş^. hem de kullanım alanı olan. yüzyılın sonu ve XVIII. ama tarihsel boyut içerisinde yinelemekten başka bir şey yap­ maz. tarihten söz etmekle devlet yönetimi çözümle­ mesinin. Tari­ hin anlatısı ve devlet yönetiminin devamlılık içinde bulunması.

kaybettiği bir belleği ve hep gözardı ettiği bir bil­ meyi yeniden kazandırmaktır. artık hukukun ve barışın bütün ku­ ramlarına nüfuz eden savaşı ve savaşımı deşifre ederek sava­ şan bir tarihe geçilmesiyle kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. güçlerin deşifre edilişi ve çö­ zümlemesi olan bir tarihsel bilme üzerinde eklemlenecektir. XVIII. savaşları anlatarak hukuku dile getirmiş olan bir tarihten. siyasetin tam anlamıy­ la modern olan o boyutunun nasıl ortaya çıktığı anlaşılamaz. bizzat bir savaşım alanına yer­ leşen ve burada işleyen bir bilmesine dönüştü: siyasal savaşım ve tarihsel bilme artık birbirine bağlandı. çeşitli anma ritüellerini beraberinde getirmemiş bir çatışma ol­ madığı kuşkusuz doğruysa da. Ona yeniden bellek ve bilme ka­ zandırırken Boulainvilliers'nin yapmak istediği.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 181 soylu sınıfa. yalnızca o ana dek yönetime ait olan bir kavranılırlık hesabını örneğin soylu sınıfın çıkarma ye­ niden kullanmak değildir. Ta­ rihsel bilmenin. anıları. tam da kesin bir stratejik konuma yerleşmektir. denetleme. savaşlarını anlatarak hukuku dile getirme işlevi olan bir tarihten. bu savaşımlarda içkin olan hesap. çarpışmalarını. Hiçbir zaman. Bütün bunları özetlemek için. Bu yolla. savaşımların. Buna göre. tarihsel-siyasal bir alanın oluşumunun. nasıl hem savaşımla­ rın betimlemesi hem de savaşım içinde bir silah olan. bir sava­ şım öğesine dönüştüğünü anlamaksızm. . bir tarih anlatmak yalnızca bir güç ilişkisini betimlemek değildir. tarihsel bilme dü­ zeninde haklı olma durumu. yüzyıldan başlayarak -siyasal yaşam ve siyasal bilme. yüzyıldan itibaren. ona yeniden güç kazandırmak. strateji. güçlerin yalnızca bir çözümleyicisi ya da betimleyicisi değildir. bizzat kendi düzeni ve gün­ cel dengeleri içerisinde güç ilişkilerini dönüştürmektir önemli olan. Tarih bize savaşta olduğumuz düşüncesini getirdi ve bizler ta­ rih içerisinden birbirimizle savaşmaktayız. Tarih. kısacası: tarihin gerçek­ liğini söylemek. o ana dek kahramanların ya da kralların kahra­ manlıklarını. Dolayısıyla tarih. Demek ki. Buna göre. XVIII. bu tarihsel-siyasal alanın düzenlenişi söz konusu. bu noktada toplu­ mun gerçek savaşımları içerisinde yer almaya başlar-. soylu sınıfı toplumsal alanın güçleri içindeki bir güç olarak yeniden oluşturmaktır. sanırım artık. Boulainvilliers için tarih alanında söz almak. bir dönüştürücüdür.

yani ilişkileri ve çatışmalarıyla birlikte güçlerle ve her zaman geçici bir biçimde. ister hukusal ve ahlaki bir ülküsellik. insan bilimleri. savaşta bir silahtan ya da dahası bu savaş içerisinde taktik bir aygıttan başka bir şey değildir hiçbir zaman. Tarih yalnızca savaşla karşılaşır. bir toplum kuramı. ne sınırlarını dayatabilir. tarihselcilik içinde ölümcül sonu olabilecek şeyden na­ sıl kaçındığı da gösterilebilirdi. Tarihsel bilme ne kadar ileri giderse gitsin. ne de barışa asla ulaşmaz. çünkü çok basit olarak savaşın kendisi bu bilmeyi ayakta tutar. Kuşkusuz. Tabii ki tarihselciliğin dünya üzerindeki en berbat şey olduğunu herkes biliyor. bilimsel ve hatta siyasal mo­ derni t enin her zaman savmaya çalıştığı şu tarihselcilik de ne peki? E sanıyorum. içine girer ve onu belirler. bütün büyük felsefelerin. tarihsel bilme yalnızca savaşın belir­ sizliğiyle. Bu du- . tarihselcilik konusunda. Ne ka­ dar ileri giderse gitsin. tarihselciliğin yavanlığına karşı kök­ ten mücadele etmek zorunda olmasın. Aynı zamanda tarihin. biraz kalburüstü ya da yüksek düzeyde bir epistemoloji yoktur ki. az önce kesin bir biçimde değindiğim şeyden. savaşın tarihe ve karşılıklı olarak tarihin savaşa kaçınılmaz biçimde bağlı olmasından başka bir şey değildir.182 Toplumu Savunmak Gerekir Bunun üzerine -bir kere bu saptanmış olduğuna görehalklarm tarihi içerisinden yapılan bu savaşı yeniden ele alma­ dan önce iki şey daha söylemek istiyorum. güç ilişkilerinin karara bağlan­ dığı olaylarla karşılaşır. bu bilmeden geçer. Sanırım. bütün insan bilimlerinin ancak tarihselcilik karşıtı oldukları ko­ şulda birbirlerini destekledikleri. Kimse tarihselci olduğu­ nu açığa vurmaya cesaret edemez. şu bağdan. ister insan bilimleri olsun (pek de bayıldığı) başvuru kaynakları içe­ risinde. ne doğa­ ya. tarihselcilik kar­ şıtı olduğunu kolaylıkla gösterebilirdik sanıyorum. ama bu savaşı tarih asla bütünüyle aşıp geçemez. Ve XIX. Bu bilme. tarih disiplininin. ne düzene. felsefe olsun. adına yaraşır bir felse­ fe. ne hukuka. tarih olsun. is­ ter bir tarih felsefesi. hatta belki de var oldukları da gösterilebilirdi5. Peki ama. Birincisi. her­ kesin bu kadar sakındığı şu tarihselcilik nedir? Her koşulda savılması gereken ve düşünsel. yüzyıldan bu yana. tarih asla savaşı ne kavrayabilir. ne temel yasalarını bulabilir. şu ya da bu biçimde.

XVIII. işte özetle bu. o düşünce ki. İkinci şey ise: az önce ele aldığım bir tema. bilmenin ve gerçeğin düzenden ve barıştan başka bir şeye bağlı olama­ yacağını. Ve tarihselciliği bizim için katlanıl­ maz kılan. hem alt edilemez olan hem de. kargaşanın ve sa­ vaşın tarafında bulunamayacağını ileri sürer. yani XVIII. Bu tarihselcilik konusundaki ilk düşünce. Galyalılarm ve Frankların başlamış olduğum bu küçük tarihini bu çizgide sürdürmeye çalışacağım. Eh. savaş­ ların tarihini ve. savaşın uygulaması arasın­ daki bu temel bağ. görünüşe bakılırsa bütün Batılı bil­ menin örgütlenişiyle bağlantılı olduğu görülür ve. sorun ya da ilk iş şu olacak: tarihselci olmayı denemek. ilk excursus işte bu. kendisinin yürüt­ tüğü ya da kendisinden geçen bir savaşı deşifre etmekten başka bir şey yapamaz asla. sanırım burada önemli olan. yani tarihin an­ lattığı savaş ve anlattığı bu savaşın nüfuz ettiği tarih arasında­ ki kesintisiz ve atlanılamaz olan o ilişkiyi çözümlemek. bu düşüncedir. artık bir ya da iki bin yıldır durmaksızın yeniden ortaya atılan ve "Platoncu" denebilecek o düşünce nedeniyle. Bu durumda. sanırım. hep arıtılması söz konusu olan o çekir­ deği oluşturan budur (silip atılması istenen her şeyin genel olarak şu zavallı Platon'a atfedilişinden her zaman kaçınmak gerekse de). Bilmenin ve ger­ çeğin savaşa değil ama ancak düzene ve barışa ait olabildiği­ ne dair bu düşünceye gelince (Platoncu olsun ya da olmasın önemli değil). tarihsel bilmeyle. tarihselciliğin çekirdeğini. yüzyılda bilmelerin "disiplinleştirilmesi" diyebileceğimiz şeyin aracılığıyla.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 183 ramda savaş tarih içerisinde ve de onu anlatan tarih içerisin­ den yürütülür. bilmenin ve gerçeğin asla şiddetin. günümüzde mo­ dern devletin. yüz­ yılda bilmelerin disiplinleştirilmesi ya da daha doğrusu. başka bir yolla bulunulabilecek bir itiraz. Ve kendi köşesindeki tarih. şöyle diyelim. XVIII. yüzyılda devletin eleştirisinin yapıldığı büyük söylemsel aygıt olan tarihin içerisindeki savaşı böyle ko- . bunu yeniden derinlemesi­ ne yerleştirmiş olmasıdır. tarihsel bilme tarafından hikâye edilen. oysa tarih­ sel bilme içine nüfuz eden savaşlarla tarihsel bilme arasında bölünmez bir tür değirmi bağıntı olmasının kabulünü bizim için katlanılmaz kılan. Tarihi.

üzerinde iktidarın sözü olmayan. Sha­ kespeare'ci tragedyanın. Dolayısıyla. cinayet ve savaş yoluyla elde edebilir? Yasadışılık nasıl yasayı üretebilir? Aynı dönemde hukuk kuramı ve tarihi kamu gücünün kesintisiz sürerliğini dokumaya çabaladığı sırada. krallığın temel yasalarını öğrenmek için ar­ şivler üzerinde inceleme yaptıklarında.] düzen. ba­ rışı. Tragedya ve hukuk. düzeni ve mutluluğu egemen kılmak zorunda olan bir kamu gücünü nasıl şiddet. Unutmamalı ki XVII. güçsüzlük. kralların katli. asal olarak zorbalık. bir yandan klasik Fransız tragedya­ sında genellikle yalnızca antik dönem kralları konu edilir. tragedya ve kamu hukuku arasında da temel. olsa olsa tıpkı ro­ man ve norm sorunu arasında asal bağ olması gibi. kralların şiddet yoluyla ölümü ve yasadışı hükümdarların cülusu söz konusu olduğundan beri kraliyetin bünyesinde taşı­ dığı o yarayı. dersin akışı içerisinde sona kondu.184 Toplumu Savunmak Gerekir numlayarak. adaleti... kamu gücünün tarihsel-hukuksal bir temsilidir. Tabii şu farkla -(dehası bir yana) Shakespeare'le olan temel farkı buradadır-. kamu hukuku sorunlarının yeniden anılma ritüeli. elyazmasınm ilk 18 sayfası. bir kralın taç giymesiyle oluşan yeni bir varlığın doğuşu sorununa odaklıdır.* [Hukukçular. tarihçilerin. entrika. temelin­ de bir hukuk tragedyası değil midir? Sanırım. bir tür. genel olarak. en azından bir ekseniyle. Yunan tragedyası da her zaman için. tragedya ve hukuk. yüzyılda tragedya. Bir kişi. böylece kendi söyleminin sürek­ liliğini yeniden kurma işlevini üstleniyordu. sürekli açılan o yarayı kanırtır. öze değ­ gin bir bağ var. tersi­ ne]6. roman ve norm: belki bü­ tün bunlara bakmak gerekiyor. Shakespeare'in tragedyası. Corneille'in hatta belki de daha çok Racine'in tragedyaları için aynı şey söylenebilirdi. Shakespeare'in "tarih­ sel" tragedyaları hukukun ve kralın tragedyalarıdır. kamu hukukunun kendini gösterdiği ve sorunlarının tartışıldığı büyük ritüel biçimlerinden biriydi ve bu yalnızca Fransa'da böyle değildi. yüzyılda Fransa'da da tragedya. bir tarihi beliriyordu. Kuş* Ses kaydından yola çıkarak anlatımın düzeltilmesi zor oldu. XVII. bu savaş/tarih bağıntısını "politikanın" ortaya çı­ kış koşulu yaparak [. Nitekim. . töreni olduğuna inanıyorum. ka­ mu hukukunun bir tür temsili. Fransız tragedyası için. Za­ ten. Ne olursa olsun.

ge­ zinen. öfkeli bir adam. aynı monarşi türüdür bu. Peki ama. Antik dönem tragedyası ve saray tragedyası. bunlara dayanarak ve bunlardan hiçbiri safdışı bırakılmayacak biçimde. gündelik olanı durmaksızın hükümranlık olarak yeniden niteler­ ken. tragedyanın trajik güçlerini bir anlamda sınırlıyor ve bunu aşk serüvenlerini konu alan. onun uyanışını ve yatışını hükümdarın kılmak: sarayın ritüelinin ve tören kurallarının özgül işlemi işte bunu içerir. yemek yiyen. Tam da aynı ikti­ dar türü. onun beslenmesini hükümdarın beslenmesi kıl­ mak. kralın iktidarının görkemi içerisinde her gün ve sürekli olarak gösterildiği bir yer oluşturmak ve düzenlemektir. Klasik tragedya. monark olarak. öz olarak ve hukuksal ola­ rak. bir bireyi. Louis'de görkemli bir biçimde. Aslında saray. Ama. intikamcı. parça­ lanmış seremoniyi. yüzyılda Fran­ sa'da ve özellikle XIV. aynı za­ manda bütün bunlar içerisinde. sürekli bir tür ayinsel işlemdir. Louis döneminde krallık hukuku.bir tür kamu hukuku dersi değilse nedir tam olarak? Sarayın temel olarak işle­ vi.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 185 kuşuz siyasal temkinliliğe bağlı bir kodlamadır bu. tragedya bunu bir anlamda tersinden yapar: tragedya. kral olarak. özel bir insanı. tekdüze ritüeli içerisinde. Saray böylece. biçimi ve hatta tarihinin sürerliğiyle. günbegün baştan alman. monarşinin bizzat özü olan bir monarkm kişiliğinde. durmadan yinelenen işlemdir. Louis'de görülen. Öte yandan. hükümdar olarak yeniden nitelendiren. bir hükümdar olmasını sağlayan. sarayın törensel ritüelinin her gün kurduğu şeyi bozar ve yeniden bileştirir. Racine'in tragedyası ne yapar? Törenin tersini kurma işlevini -eksenlerinden bir tanesidir bu-. klasik Fransız tragedyasında antik döneme gönderme olduğu gibi. aynı monarşidir. aşkları ve tutkuları olan bir adamın. bir dolantı tiyatrosuna çeviriyor görünen bir kurumun da varlığı bulunur: bu sarayın varlığıdır. bir anlamda. kamu gücünün zilyetinin. yani hükümdarın yavaş yavaş tutku adamı. Onun aşkını hükümda­ rın aşkı kılmak. Saray. ne de olsa. Augustus'ta ya da Neron'da. burada saray -hem de XIV. antik döneme yapılan bu göndermenin bütün nedenleri arasında şu olduğu unutulmamalı: şöyle ki XVII. hatta Pyrus'ta ve ardından XIV. antik dönem monarşileriyle doğ­ rudan bağlantı içinde bulunduğunu öne sürer. kalkan. ensest iliş­ .

186 Toplumu Savunmak Gerekir ki vb'ye girmiş bir insan olarak çözüldüğü ve sorunun. monark. Raci- . klasik tragedya. XIV. Racine'den vakanüvisi olmasını isterken yaptığının. Bir yüzyıl atlayalım (tam da Boulainvilliers'le açılan yüzyı­ lı) ve mutlak kralların sonuncusunu. sizlere biraz sözünü ettiğim. iktidarın kendine dair anlattığı destan olmaktan başka bir çaresi yoktu. sarayın tören kuralları. tragedyalarını yazarken bulunduğu işlevde kalmasına da izin veriyordu. aynı zaman­ da o ana dek monarşi vakanüvisliğinin oluşturduğu çizgide kalmaktan. günlük bir kamu hukuku dersi. savaşçı önder. ama Racine'in. bu mutlak monarşi içerisinde vakanüvisliğin. Bu bağlamda. Racine ve vakanüvisliğe ilişkin bu spekülasyonları hoşgö­ rün.tersine kraliyet vakanüvisli­ ğinin en arı ve en elemanter işleyişine geri dönüştü. saray adamının. Racine'in tragedya­ larında ortaya atılan. Aslında on­ dan. iktidarın seremonisini yoğun bir siyasal ana dönüş­ türdüğünü ve iktidarın seremonisi olarak sarayın. kralın vakanüvisliği: bütün bunlar. hükümdar-kralm yeniden doğup doğmayacağı ve yeniden bileşime uğrayıp uğramayacağını bilmek olduğu anı gösterme işlevini üstlenir: monarkm kalbinde kralın ölümü ve dirilişi. kanımca aynı bütüne aitti. Bu durumda. hükümranlığın sahibi olduğu noktaya dek yük­ selişini yazmasını istiyordu. yücegönüllü insanın. Kralın tarihinin. yeniden. vakanüvis olarak. hüküm­ darın bir tutku adamı olarak bu çözülüşünden. Kendi tarihinin vakanüvisliğini bir tragedya şairine teslim etmek. hukuku dile getirmek ve hükümran devletin hukukunu söylemek olan eski işlevine iha­ net etmek anlamına gelmiyordu. kesinlikle tarihin. son vakanüvisiyle birlikte ele alalım. Louis'nin. mutlakiyet. aslında kesinlikle hukukun dü­ zenini terk etmek. yani iktidarın türküsünü söylemekten başka bir şey olmadığını anlarsınız. tuhaf bir biçimde arkaizme kapılarak. günlük bir kamu hukuku gösterisi oldu­ ğunu unutmamalı. Louis'yi ve. mutlu bir tragedyanın beşinci perdesini. Kralın tarihinin böylece saf biçimini. XVI. yani özel insanın. kamu hukukunun ünlendirilmesi. Bu -kralın mutlakiyetçiliğine bağlı olan bir zorunluluk sonucu. bir an­ lamda büyülü-şiirsel biçimini yeniden kazanabildiği anlaşılı­ yor. psikolojik olmaktan çok daha fazla hu­ kuksal olan sorun işte budur.

Savunuculuk.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 187 ne'in uzaktan ardılı ve XVI. bir anlamda. . her sınıfın kendi hukukunu öne çıkardığı bir söyleme dönüştüğü andır.Moreau'yla Racine arasın­ daki. ama belki de sandığımız kişiye karşı tehlikeli değildir. XVIII. bunu yürüttüğü­ ne göre. Tari­ hin. yüzyıl sonunda en saf noktasına vardı­ ğı görülen) eski vakanüvislikle. XIV. kralı silahlandırmaktı. yalnızca soylular tarafından değil aynı zamanda parlamenter­ ler ve burjuvazi tarafından da saldırıya uğradığı bir anda. Louis'nin 1780'lerde atadığı şu ida­ reci. yüzyıl sonunda devletin. (bir anlamda XVII. bu araştırmayı7 yapmak için ödenekleri kral ta­ rafından karşılanan kişilere bu belgeleri. tarih adına. her koşulda her toplumsal ta­ bakanın. oldukça farklı yönlerden. bizzat yönetimin hizmetine sokmak (önce mâliyenin sonra ötekilerin) ve son olarak. Louis değildir ve ataların Ren geçişinin tören­ sel betimlemesinin uzağmdayızdır. tırnak içinde her "ulusun". bu belgeler hâzinesini açmak. Racine değil. kimdir Moreau? Racine'in tehlikeli benzeridir. Moreau. Moreau. ne de olsa öteki­ ler arasında bir güç ve ötekiler tarafından taarruza uğrayan bir güç olması ölçüsünde.tam da monarşinin haklarının. yukarıda söylediğim gibi. en az onun kadar devletin iktidarına bağlı olan bir vakanüvisin çıktığını gördüğümüze göre. 1780'e doğru atandığında üstlendiği rol tam olarak budur . Louis. tarihin. en azından tam olarak idari bir görevi olduğuna. XVI. sorumluluğunu ve denetimini üstlenmekte olduğu şu tarih ara­ . Bu aynı zamanda tarihsel-siyasal savaşımlara dayatılan bir barışı tesis etmeye gi­ rişmekti. gerçekten tarih devletin gözünden bu denli mi kaçtı? Peki tarihin bu yaratılışında. tarihin bu merkezi yönetimin­ de önemli olan neydi? Bu siyasal çarpışmada. İşte burada bana diyeceksi­ niz ki: Racine'den bir yüzyıl sonra. bu kişi bakanlık olmasa da. Racine'le karşılaştırırsak. şu tarih bakam olan Jacob-Nicolas Moreau'yu. Devletin pratiğiyle bütünleşebilmesi için tarihin bu söylemini kesin olarak kodlamaktı. ya da. Dolayısıyla bu ayrım nedeniyle. hayatında savunulması gereken birtakım durumlar yaşayacak olan bir kralın bilge savunucusudur tabii. Dolayısıyla işbu du­ rumda bir tarih bakanlığı kurulur. Moreau'ya bu nedenle gö­ revler verilmişti: yönetimin belgelerini karşılaştırmak. siyasal savaşımla­ rın genel söylemine dönüştüğü andır bu.

kendi morfolojileri. bana öyle geliyor ki. Aydmlanma'mn ilerlemesi. söylemsel uygulama-iktidar çatışması ekseni üzerinde konumlanır. bu bölgeye uygulandığında. Karanlığı dağıtan ışık olarak betimlenen ve simge­ leştirilen bütün bu şeyler. çoklu. farklı bilmele­ rin. Önce. bil­ melerin soykütüğünün öncelikle. bilgi ve cehalet arasındaki bu ilişki yerine çok farklı bir şeyi algılamak gerekiyor: devasa ve çoklu bir çatışmayı. artık devletin kendisine ilişkin bir söylemi olmadığı söylenebi­ lir mi? Farkın büyük olduğuna ve her ne olursa olsun ölçülmesi gerektiğine inanıyorum. Aslında XVIII. teknolojik bilme sorunu­ nu diyelim. bilmelerin soykütüğü başka bir eksen. Bilimlerin tarihi diyebileceğimiz şeyi bilmelerin soykütüğünden ayıran. yapması ge­ reken Aydmlanma'mn sorunsalını bozmaktır. her şeyden önce. söylemiktidar ekseni ya da. özetle bilgi-gerçeklik ekseni üze­ rinde ya da her koşulda. bunlar coğrafi bölgelere. yüzyıl içerisinde. akim kuruntulara. bu alana. tarihin. Burada geçici olarak beni tarih konusundan uzaklaştıracak olan bir iki örneği -dilerseniz teknik. yüzyılın teknik bilmele­ rin hızla çıkış yaptığı yüzyıl olduğu söylenir. değil m i-.ele alacağım. bil­ ginin cehalete. atölyelerin vb'nin büyüklüğüne göre -teknolojik bilgilerden söz ediyorum. belki idari türden bir vakanüvisliğe geçmek için terk edilmesinden itibaren. bilginin yapısından gerçekliğin gerek­ liğine giden bir eksen üzerinde bulunmasıdır. yüzyılda meydana gelen şey bambaşkadır. sanırım kurtulunması gereken bun­ lardır: [buna karşın]. şöyle diyelim. XVIII. deneyin önyargılara. ışıkla karanlık arasındaki. çokbiçimli. bilimler tarihinin esas olarak. çoğul. şirketlerin. bu durumda bilgi ve cehalet arasındaki değil ama bilmelerin birbiriyle dev ve çoklu bir çatışmasını . Ve yine bu durumda. dağınık varlığı var. yüzyılda da). ve XX. yüzyıl denilen o özel döne­ me uygulandığında. bunları elinde . O dönemde (ve ayrıca XIX. Oysa. bir sürü nedenden ötürü. yeni bir excursus başlıyor. birbiri­ ne düşman olan sahipleri ve özlerinde bulunan iktidar etmen­ leriyle. birbirine karşıt duran bilmelerin çatışmasını. usa vur­ maların yanılgı vb'ye karşı savaşımı olarak tarif edilen şeyi bozmalıdır. Bilimlerin tarihi­ ne karşıt olarak.188 Toplumu Savunmak Gerekir sındaki fark nedir? Saray tarihçiliğinin. Şık sık XVIII. XVIII.

25 Şubat 1976 Tarihli Ders 189 bulunduranların toplumsal kategorilerine. en zanaatsal olan bilmelerin ilhak edilmesi. sır-bilme. en kolay yayılanları tarafın­ dan. ekono­ mik talepler kadar üretim güçleri de geliştikçe. bunların dağılımı ve ayrışıklığı konusunda yapılan bir tür çok büyük ekonomik-siyasal savaşımdı bu. bireylerin bağımsızlığı anlamına da geldiği bir toplumda. İkinci olarak. demek istediğim en genel. yani İkincisi bu dağılmış bilmele­ rin normalleştirilmesi oluyor. aynı zamanda genelleştir­ me girişimleri de olan bu ilhak girişimleri içerisine devlet. bu bilmeler konu­ sunda. en özel. çeşitli. gizlilik gereklikleri daha güçlendi ve bir anlamda da­ ha gerginleşti. zenginli­ ğine göre olan farklılıklarıyla var oluyordu. en küçük bilmelerin. XVIII. safdışı bırakılmasıyla. aralarında ileti­ şimde bulunmalarını. zoralımı. Ne ki. bu çoklu form içe­ risinde düşünmek gerekir. Ve bu bilmeler. eğitimine. yüzyılda teknolojik bilmenin geli­ şimi denen şeyi. kısacası yalnızca bilmele­ ri değil ama bunları ellerinde bulunduranları birbirinin yerine geçebilir kılmayı sağlayacak olan bu bilmelerin kendi arala­ rında normalleştirilmesiyle. sanırım. bağımsızlık sınır­ lamaları. Ne ki. en sanayileşmiş olanları. bu bilmeler çevresinde. gereksiz ve indirgenemez olan kü­ çük bilmeler denebilecek şeyin atılması. Önce. birbirlerine uydurulmalarını. zengin­ lik ve bağımsızlık güvencesi olarak işleyen bilme var: işte tek­ nolojik bilme bu parçalanma içerisinde işliyordu. bu savaşımlar içerisine. en yerel. ve bir bilmenin tek sahibi olmaya. birbiriyle. ayrışık ve gizli bilmelerin bu yapısı içerisinde düşünmek gerekir: ışığın karanlık üzerine. bağımsız. bu bilmelerin birbiriyle savaşımı. do­ laylı ya da dolaysız biçimde. en büyükleri. bu bilmelerin bedeli arttı. Demek ki çok çeşitli bilme. Üçüncü işlem ise: aynı zamanda . gizliliğin ve coğrafi ve teknik sınırlama­ ların engellerini kırmayı sağlayacak. tek­ nolojik bilmenin sırrının zenginlik anlamına geldiği ve bu bil­ melerin birbirine oranla bağımsızlığının. onun yayılımına ve gizliliğine bağlı ekono­ mik tümevarımların ve iktidar etmenlerinin çevresindeki çok büyük bir savaşımdı. Bunun üzerine. yükümlülüklerine elkonması süreçleri gelişti. dört büyük yöntemle müdahale edecektir. birbirine karşı sa­ vaşım içindeydi. bil­ ginin cehalet üzerine ilerlemesi olarak değil.

bilmeyi hem kapsayacak hem de yönlendirecek olan en genel biçimlere. çok büyük bir . Kraliyet Tıp Derne­ ği'nin kuruluşu. Aslında onun teknolojik yararı felsefi bir mater­ yalizmin değil. metalürji tekniklerine. Ve son olarak. yani bu bilmelerin denetimini sağlayan. yüzyılın ikinci yarısı. tıp uygulamasına kurallar nasıl ko­ nur. Tıbbi bilmeye bir içerik ve bir biçim nasıl kazandırılır. girişimler. ma­ den çıkarma vb'ye ilişkin büyük araştırmalar -XVIII. bu kurallar. hem de öne çıkartılması istenen genel yönelişleri ve genel düzenlemeleri yukarıdan aşağıya aktarmayı sağlayan. yüzyılın ortasından bitimine dek gelişme kaydeden o büyük araştırma­ lar-.190 Toplumu Savunmak Gerekir bağımlı bilmeler olacak bilmelerin en özellerinden en somut olanlarından başlayarak. merkezileştirilmesine yöne­ lik büyük bir çalışmaya tanık oldu. Madencilik ya da Köprü ve Yol İnşaat Okulu gibi büyük okulların varlığı. en formel bilmelere dek. bu bilmele­ rin hiyerarşik sınıflaması. krallığın her yerinde bu teknik bilmelerin düzenlenmesi ve kullanımı için tavsiyeler ve talimatlar veren müfettiş kitlesi merkezileştirme işlevini üstlendi. buradan dördüncü işlem çıkar. teknolojik bilmelerin. Ansiklopedi'nin yalnızca monarşiye ve en azından bir Ka­ toliklik biçimine olan siyasal ya da ideolojik karşıtlığını görme alışkanlığı var. ayıklama­ sını yapan ve hem içeriklerini aşağıdan yukarıya. büyük bir merkezileş­ tirme mümkün olur. Zanaat yöntemlerine. XVIII. bir dizi uygulamalar. ör­ neğin. bu bilmeyi onunla paylaşmaktan çok onun ta­ rafından kabul edilir kılmak için halka nasıl benimsetilir? Bu­ nun sonucu hastanelerin. bunları birbiri içerisinde geçirmeyi sağlayan. kurumlar denk düştü. tıp mesleğinin düzenlenmesi. normlaştırılması. tıbbi bilmenin türdeşleştirilmesi. dispanserlerin. katmanlar kurulmasını sağladı. kesintiler. çok açık bir biçimde. farklı bilmeler arasında hem nicel hem de nitel düzeyler. Ve son olarak. Ansiklopedi. bu da onların hiyerarşiye sokulmasına gö­ türdü. sınıflandırılması. teknik bilmelerin normalleştirilmesi girişimine uygun düştü. Teknolojik bilmelerin bu örgütlenme hareketine. hem siyasal hem de ekonomik bir türdeşleştirilmesi işleminin hane­ sine yazılmalı.tıbbi bilme için de söylenebilir. kuruluşu ya da geliştirilmesi. Aynı şey -ben teknik bilme örneğini aldım.

Felsefe de. XVIII. hiyerarşiye sokma sorunları. hem formel araç hem de güçlü bir temel görevi görecek evren­ sel bir bilim tasarısı olarak mathesis de ortadan kalkar. Felsefe bundan böyle bilimin ve bilme süreçlerinin içerisinde hiçbir somut rol üstlenemeyecektir artık. çok büyük bir çocuk ve yenidoğan sağlığı kampanyasının da yapılması oldu. ayrıca. yani sahte bilmeyi. Bilmele­ rin genel alanı. normalleştirme. karşılıklı aşamalandırıldı. dağılımı yapıldı. yakınlık sorunları vb. çokbiçimli tekilliği içinde. her bilmenin bir disiplin olarak düzenlemesi yapıldı. bilimler vardı. Yani kesin biçimde "bi­ lim" denen. hem felsefeden hem de mathesis'ten nöbeti devralmıştır. XVIII. yüzyıl.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 191 halk sağlığı kampanyasıyla birlikte. size yalnızca iki örneğini verdiğim bütün bu giri­ şimlerde. Disiplinci iktidar9 denen şe­ yin biraz daha ayrıntılı bir incelemesinde devrede olduğu gö­ rülebilen. hiyerarşileştirme biçimlerine sahip bir disiplin olarak her bilmenin bir düzenlemesinin yapıldığı ve sonuçta bu bilmelerin bir tür fiili aksiyomatizasyon çevresinde merkezileşmelerine ilişkin bir iç düzenlemenin yapıldığı yüzyıl oldu. bilmelerin disiplinleştirilmesinin getirdiği o büyük değişikliği ve buna göre. bilme olmayanı ayırmayı sağlayan ayıklama ölçütlerine hem de normalleştirme biçimlerine ve içeriklerin türdeşleştirilme biçimlerine. yüzyıl bilmelerin disipline sokulduğu yüzyıl oldu. hiyerarşileştirme ve merkezileştirme. XVIII. bu dört işlemdir. aralarında bağlantı kuruldu. Sanırım. somut. işe yarar bir rol üstlenebiliyordu. "bilim" denen o olgu ve o baskı doğar. yüzyıldan önce bilim yoktu.8 Aslında. bilirsiniz. bilmeler var­ dı. bilmeleri birbirine oranla dü­ zenleme ya da daha doğrusu bilmelerin birbiriyle iletişim kur­ ma sistemiydi . artık kül­ türümüzle bütünleşmiş. bilme­ lerin disiplinleştirilmesiyle. o anda da ve bu nedenle.ve ancak bu ölçüde. dört şey önemliydi: ayıklama. bütün bilimler için. bilgilerin gelişiminde ger­ çek. bir de felsefe vardı. hem bilim içerisinde . Aynı sürede ve buna karşılık olarak. Ve bundan böyle bilmelerin disiplinci polisine özgü sorunları ortaya atacaktır: sınıflama so­ runları. disiplin polisi olarak bilim. Şimdi ise. böylece içten disiplinleştirilmiş bu bilmeler yayıldı. bir tür global alan ya da global disiplin içerisinde. felsefenin hem temel hem de kurucu olan o işlevi yok olur.

XIX. oluşmamış bir bilmenin. bir konsensüsün düzenlenmesi ve son olarak. ve XIX. ayrıca sı­ nırları göreceli biçimde değişken olan ama genel olarak üniver­ siteyi. yüzyıllarda bilindik bir olgudur bu. Ama sa­ nıyorum.192 Toplumu Savunmak Gerekir işleyen felsefi söylemin hem de mathesis bilimlerindeki tasarı­ nın dışarı atılmasını. tam anlamıyla dışlanmasa da her şey­ den önce diskalifiye olmasını sağlayan fiili ama aynı zamanda da hukuki bir tür tekel yoluyla yerine getirir. yüzyılın başın­ dan başlayarak -Napoléon tarzı üniversitenin kuruluşu tam olarak bu döneme denk gelir. yüzyılın başında. niteliğinin ve niceliğinin farklı dü­ zeylere dağıtılması rolü var. uzantıları ve belirsiz sınırlarıyla üniversi­ te denen şeyin ortaya çıkışı. buna yönelik bir aygıtla bir denetim yapısı oluşturulduğu andan itibaren. bilmelerin ayıklan­ ması. tam olarak bilmelerin o disiplinleştirilmesinin. resmi araştırma organizmalarını oluşturan o kurumsal alanda doğmamış. Tabii ki ilk anlamda ortaya çıkışı değil. İlk olarak. çünkü üniversiteler çok önceden beri varlığını. katmanlanması ve yalancı ayaklarıyla. işlevini sürdü­ rüyordu. bunun dışında ka­ lan yabanıl durumdaki. başka yerden çıkmış bilmenin. ifadelerin Ortodoksluğu denebilecek bir . yüzyılın sonunda ve XIX. Ayıklama işlevini. Üniversitenin önce insanla­ rı değil de (ama ne de olsa esas olarak bu pek de önemli değil­ dir). bilmelerin bir tür tekbiçimli aygıtı gibi bir şey ortaya çıkar. aklın ilerlemesi olarak idrak etti. Buradan yola çıkarak anlaşılabilen ikinci olgu ise dogma­ tizm biçimindeki bir değişiklik gibi bir şeydir. daha baştan otomatik olarak. dolaylı ya da dolaysız olma özelliğiyle. Üniversite'nin ortaya çıkışı. bilmelerin o disipline soku­ luşunun gerçekleştirildiği andan başlayarak kavranır.farklı katları ve farklı uzantıları. bu denetim biçi­ mi elde edilir edilmez. devlet aygıt­ larının. Bilmelerin meka­ nizması yani iç disiplini içerisinde. akim ilerlemesi denen şeyin altında olup bitenin çokbiçimli ve ayrışık bilmelerin disipline sokuluşu olduğunu kav­ rayarak. merkezileştiril­ mesi var. Dolayısıyla. onaylı bir statüye sahip bir tür bi­ limsel topluluğun oluşmasıyla bu bilmeleri türdeşleştirme rolü var. birtakım şeyler anlaşılabilir ancak. Demek ki üniversitenin ayıklama rolü var. Ama XVIII. bilmelerin katmanının. Amatör-bilginin yokoluşu: XVIII. bilmeleri seçme işlevi vardır.

Ortodoks­ luktan. bizzat bireylerin bedeni düzeyinde ele alman. bilimsel olarak doğru ve bilimsel olarak verimli olan birtakım ifadelerin mahkûm edilmesini. kiliseye özgü işleyiş biçimi olarak çalışan bu eski Orto­ doksluk. bu ifadenin hangi düzeyde yer aldığını. ki­ min konuştuğunu ve konuşmaya yetkili olup olmadığını. bunların belirli bir gerçekliğe uygun olup olmadıklarıyla değil. Pahalıya mal olan Ortodoksluk'tu bu. bilmelerin içeriden disiplinleştirilmesi başka bir şeyi: ifadelerin içeriğiyle. Ve bunun üzerine. bedenle ilgili olan bu disiplinci iktidar tekniklerinin nasıl yal­ nızca bir bilme birikimine yol açmayıp.. en ince. disiplinci iktidar tekniklerinin10 nasıl iktidarın siyasal ekonomisini değiştirmeyi başardığını. Sorun. XVIII. dışlanmasını gerektiri­ yordu. bilme üzerindeki denetimin dinsel. ifadelerin çok daha büyük bir rotasyonu olanağı. aynı zamanda olası . belirsiz olmasa da en azından çok daha geniş anlamdaki bir liberalizme kapı açar. İfadele­ rin içeriğiyle ilgilenen Ortodoksluk. "ortoloji" olarak adlandıracağım ve artık disipline da­ yanarak uygulanan bir denetim biçimi olan şeye geçilmiştir. epistemolojik bir serbestlik de buradan ileri gelir. ger­ çeklerin çok daha hızlı biçimde geçerliğini yitirmesi sonucu çı­ kar. dayan­ dığı yüzeyiyle çok daha sıkı. di­ siplin. ifadelerin içeri­ ğiyle ilgilenen disiplinleştirme de bunların yenileşme hızının o denli büyük olmasını sağladı. yüzyılda oturtulan. ifadelerin ku­ rallara uygunluğuyla ilgili bir denetimi koyacaktır.. çok doğal bir biçimde bundan. Bu aynı zamanda hem. bilimsel bilmelerin stoğunun yenilenmesine ne kadar köstek olabildiyse. ifadelerin içeriğiyle ilgili olarak. çok daha anlaşılır. başka bilme biçimlerine ve bilme tipolojilerine hangi bağlamda ve hangi ölçüde uyduğunu bilmektir. hem de. Bu Ortodoksluğun yerine -ifadelerin kendisini konu alan. kabul edilir olanları ve ka­ bul edilir olmayanları ayıklayan bu Ortodoksluğun yerine-. Şöyle diyelim dilerseniz. bunun hangi bütün içerisi­ ne yerleştirilebileceğini. bizzat sözceleme usulleri düzeyinde. sözceleme disiplinine ya da dahası. uygun olanları ve olmayanları. çünkü. en temel düzeylerinde ele alman. Neyse! Bütün bunların içinde biraz yolumdan saptım. ifadele­ rin sansüründen. çok daha geniş bir denetimi sağlar.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 193 şeyin çok kolayca yadsınabildiğim iyi anlarsınız.

savaşım. birincisinin çağdaşı olan. Şimdiyse. disiplinleştirme biçiminin nasıl oluştuğunu incelemek gerek­ tiğini düşünüyorum. genel bir çarpışma alanına girdiği anda tarihin. artık gerçekliğin zorlaması değil fakat bilimin baskısı olan yeni bir baskının nasıl ortaya çıktığını gösterebilirdik. bilmelerle ilgilenen. uyruklaştırılan bu bedenlerden. aslında. eko­ nomik bir savaşımın ve siyasal bir savaşımın hem hedefi hem de aracıydı. Tam da tarihin. disipline sokulan bu bilmelere dayanarak.194 Toplumu Savunmak Gerekir bilme alanlarım açtığını. o ana dek. o da. başka bir disipline sokma. bir psişe vb olan bir şeyi nasıl çıkardığını. hem hiyerarşiye sokma. bir disip­ linleştirme rolüyle müdahale etmişti: yani. Bu teknolojik bilmeler. çok farklı ne­ denlerden ötürü. yeni bir biçimi. dağılımları. bir özne-ruh. artık be­ denlerle değil. tarihsel bilmenin. yeni bir meşruluğu doğurduğunu gösterebilirdik. bilmeleri konu alan bu disiplinleştirmenin nasıl bilmelerin bölünerek çoğalması içeri­ sinde epistemolojik bir serbestleşmeyi. bir "ben". hem türdeşleştirme. hem ayıklama. Gerçek­ ten de. onları çevreleyen gizlilikle birlikte. Ve. Son olarak. bütün bir XVIII. yaklaşık aynı dönemde. Racine'den ve Moreau'dan biraz uzaklaştırıyor. Ve tarihsel bilme. kralın vakanüvisliğinden. bölgeselleştirilmeleri. az önce sözünü etti­ ğim şu teknolojik bilmelerle nasıl aynı duruma düştüğünü gösterebilir ve bu çözümlemeyi yeniden ele alabilirdik (bura­ da bunu yapmayacağım). devletin ya da iktidarın kendine dair tut­ turduğu o söylemin parçası olan tarihsel bilme. inceledik. bir savaş ve sava­ şım alanına girdi. Bütün bunları geçen sene incelemeye çalışmıştım11. Bu disiplinleştirmenin iktidar ve bilme arasında nasıl bir ilişki biçimini dü­ zenlediğini gösterebilirdik. yerel özellikleri içerisinde. bu iktidara oranla özünden arındırıldığında. sonra bedenler üzerine uygulanan iktidar disiplinlerinin. kendi morfolojileri içerisinde. hem de merke­ zileştirme işlevleriyle. devlet bir disiplinleştirme işlevi. Doğrudan ekonomik nedenlerden ötürü de değil. ama başka nedenlerden ötürü. yüzyıl bo­ . siyasal savaşım nedenlerinden ötürü. ve teknolojik bilmelerin birbirine karşı olan bu genel savaşımına. sanırım. Bütün bunlar bizi. gösterebildik.

genel olarak XVIII. ama bu disiplinleştirme. savaşım ve­ ren uyrukların tarihini engellemediği gibi sonuç olarak güç­ lendirdi. aynı biçim­ de ve aynı nedenle. buna karşılık. zoralımlarla. iktidar tarafından. resmi öğretim içeriğine dönüşen tarihle. çokbiçimli.25 Şubat 1976 Tarihli Ders 195 yunca bir siyasal savaşım aracına dönüştüğünde. . yüzyılda Ecole des Chartes'a dönüşecek olan. ayrıca XIX. bunu yeniden ele alma ve disiplinleştirme girişimi oldu. tarihsel bilme konusun­ da. karşılıklı itirazlarla. bir savaşım oyunuyla. Kraliyet iktidarı için. tarihsel bilmeyi. Oysa. savaşımlara bağlı o tarih arasında kesiksiz bir çatışma oldu. teknolojik bilmeye göre şu farkla: şöyle ki. yüzyılda. iki bilinç dü­ zeyi. bir yandan disiplinleştirme oldu. hiçbir zaman birinin ve ötekinin varlığına: bir yanda ta­ rih disiplini biçiminde somut olarak disiplinleştirilmiş bir bil­ menin varlığıyla. iki tarihsel bilme düzeyiyle karşılaşırsınız. bir tarih bakanlığının kurulması. tabii ki giderek daha çok ayrılacak olan. teknoloji alanında. bölünmüş ve savaşçı bir tarihsel bilincin varlığına engel olmayacaktır. Ama bu kay­ ma. Köprü ve Yol İnşaatı Okulu'yla birlikte -Köprü ve Yol Okulu biraz farklı ama önemi yok-. yüz­ yılın başında olup biten bu şeylerden söz etmeye çalışacağım biraz. disiplinleştirmeyle azaltılmadı. birbirine oranla. öteki yüzünden başka bir şey olmayan. tarihsel bilmeleri disipline sokmak ve böylece bir devlet bilmesi oluş­ turmak söz konusudur. Çatışma. devlet tarafından disiplinleştirilmiş olan. Sizlere XVIII. o büyük belgelik de­ posunun kurulması da bilmenin bu disipline sokuluşuna denk düşer. Ve bu durumda sürekli olarak iki düzeyle. dev­ lete ilişkin olmayan tarihi. savaşım içerisindeki uyrukların bilinci olarak.asal olarak devlet karşıtı bir bilme oluşturduğu ölçüde. yüzyıl boyunca işleme konan disiplinleştirme etkili ve başarılı oldu. hemen hemen aynı dönemde Madenci­ lik Okulu. yüzyılın hemen bitiminden sonra ve XIX. XVIII. öte yanda siyasal bilincin öteki görünümü. merkezi kayan tarihi. Yalnız. tarihin tam da -san ırım .

Économistes français du X V IIIe siècle. Principes de morale. de politique et de droit public. aynı zamanda "yönetimsellik" üzerine olan. 1532. 3 Pierre le Pesant de Boisguilbert. Le Détail de la France. 1521. Firenze..e.g. "'Omnes et singulatim'. 2 cilt. Paris.. Foucault'nun elyazmasmdan çıka­ rılmıştır. s. 1686. Naissance de la prison. özellikle bkz. Le Peuple. Projet d'une dixme royale. 1532. 1974-75' döneminde Collège de France'ta verilen ders: Les Anor­ maux. Roma. 4 Sébastien le Prestre de Vauban. 11 Bkz. 1702. Firenze. Paris. Machiavelli. de Vauban. 1846. bkz." (1981) ve "The Political Technology of Individuals"(1982).. 2 N. Foucault özellikle iki denemede ele alacaktır. Michelet. Bu çalışmanın hazırlan­ masında Moreau tarafından ölçütlerin bir açıklamasını ve hikâyesini görmek için bkz.. Une archéologie du regard médical metninden başlayıp 1974 yılında tıp tarihi üzerine Brezilya'da verilen konferanslara (bkz. 1707. no. 1695..g.e. bkz.N. dipnot 13).. X. . Gallimard. 10 Bkz. III. 7 J. aynı zamanda Plan des travaux littéraires ordonné par Sa Majesté. 9 Disiplinci iktidar ve bunun bilme üzerindeki etkileri için. 170) ve "XVIII. a. tarihsiz. a. Dell'arte della guerra.. 21 Ocak tarihli ders.. Discorsi sopra la prima deca di Tito Livio. Foucault'nun Naissance de la clinique. Paris. a. de l'argent et des tributs. özellikle. 8 Tıbbi bilmedeki normlaştırma yöntemleri için.. Testament politique de M. 5 Çağdaş bilmenin karşı-tarihselciliğine dair. Moreau tarafından yapılan bu dev çalışmanın sonucu. yüzyılda sağlık politikası"nda (1976 ve 1979) yer alan tıp polisinin çözümlemesine dek uzanan metinlerinin bütününe başvurulabilir. 6 Köşeli ayraç içerisindeki bölüm M.e.196 NOTLAR Toplumu Savunmak Gerekir 1 J. Méthode générale et facile pour faire le dé­ nombrement des peuples.g. Dissertation sur la na­ ture des richesses. § ıv.g. Les Mots et les Choses. özellikle Collège de France'ta 1971-72 yılında verilen: Théories et Institutions pénales ve 1972-73 yılında: La Société punitive konulu dersler. a. Dits et Écrits. Paris.. 1975. böl. Factum de la France (1707). . Maréchal de France.e. 1 Şubat 1978 tarihinde Collège de France'ta verilmiş ders (yukarıda anılan metinler.l. Surveiller et Punir. Il Principe. Istorie florentine.

sanırım iki sü­ recin kavranabildiği bir ana girmek istiyorum. Bir yanda. . Devrim ve çev­ rimsel tarih. tabii temel önermelerdeki birtakım değişiklikler aracılığıyla. artık bir tek soyluların kullanamadı­ ğı ama sonuçta herhangi bir strateji tarafından kullanılabilir olan taktik bir araca dönüşmesi ölçüsünde nasıl genelleştiğini görüyoruz. Gerçekten de tarihsel bilme. XVIII. . .Yöntem soruları: epistemik alan ve bur­ juvazinin karşı-tarihselciliği. oluştuğunu gösterdim size.Feodalite ve gotik roman. yüzyıl başında soylu tepkisi çevresinde tarihsel-siyasal bir söylemin. köke­ ninde soylu sınıfın tepkisine bağlanmış olan bu söylemin. tarihsel-siyasal bir alanın nasıl bi­ çimlendiğini. Geçen sefer.Devrimde tarihsel söylemin yeniden canlandırılması.Barbarın üç süzgeçten geçirilişi: tarihsel söylemin taktikleri. tam olarak saptamaya çalıştığım ve bir tür söylemsel taktik olan bir şey.Yabanıl ve barbar. .Kuruluş . yal­ nızca tarihsel söylemin yasal. yani Fransız devrimi dönemine. XVIII. Şimdi başka bir za­ man noktasına. norma uygun biçimine dönüşme­ si anlamında pek değil de. . Sonuçta sizlere. bu tarihsel söylemin soyluların ve bunların sınıfsal ko­ numunun ideolojisi ya da ideolojik ürünü olarak nasıl görül­ memesi gerektiğini ve burada söz konusu olanın nasıl ideoloji olmadığını göstermek isterim.3 Mart 1976 Tarihli Ders Tarihsel bilmenin taktik genelleşmesi. konuşlandırılabilir bir tür söylemsel silaha dönüştü. açıkça taktik olarak ak­ tarılabilen ve sonunda bir bilmenin oluşum yasasına ve aynı zamanda da siyasal savaşın formuna dönüşen bir bilme ve ikti- . so­ nuçta siyasal alanın bütün düşmanları tarafından kullanılabilir. yüzyıl boyunca. .

bu taktik çokdeğerliliğin nedenine dair: istilacılara övgü düzmeye dayanan böylesine özel olan bu araç. tarihin tanıklık ettiği farklı bütün çarpışmalar içe­ risindeki. biyo­ loji. fetih. ama taktik olarak genelleşmesi söz konusu. yüzyılın siyasal taktiklerinde ve çatışmalarında neden ve nasıl genel bir araca dönüşebildi? Sanıyorum bunun nedenini işte şurada bulabiliriz. Konuşmak. ulusal ikililiği tarihin kavranılırlık ilkesi kılmış­ tı. çalışmak. Bugün size sözünü etmek istediğim ilk konu. tarihin söyleminin ge­ nelleşmesi. Dolayısıyla. biyolojik belirlemeler ve ayıklamalardır: böylece. ister güç ilişkilerinde­ ki bir dizi yer değiştirme. tarihsel bil­ menin taktik olarak genelleşmesidir: hangi bakış açısından ele alınırsa alınsın. son olarak üçüncüsü ise bu kez artık milliyetlere ya da sınıflara de­ ğil ırk üzerine dayanır. bütün bu çarpışmaların stratejik seyrini yeniden nasıl kur­ malı? Boulainvilliers'nin getirmek istediği tarihsel kavranılırlık aynı zamanda. o savaşçıl özü bulgulamaktır. Devrim döneminde belirdiği görülen ikinci süreç ise. üç yöne yayılış biçimidir: bir tanesi milliyetlere dayanır ve esas olarak. bütün öteki çatışmaların ister doğrudan sonuç olarak. Boulainvilliers. XVIII. yalnızca bu temel çekirdek çarpışmanın ve baş­ . (çarpışma. Kavranılırlık üç şey anlamına geliyordu. bir yandan dilin görüngüleriyle ve buna göre de fi­ lolojiyle devamlılık içerisinde bulunacaktır. savaş. Temel savaşımı nasıl bul­ malı. XVIII. Yani. Boulainvilliers için önemli olan. bu taktiğin üç ayrı savaşa ait olan ve sonuçta üç farklı taktik üre­ ten. XVIII. temel görüngüsü. önce. Neydi. başka savaşımların. başka çarpışmaların. bu tarihsel söylem ve biyolojik so­ runsal arasında süreklilik vardır. Bütün bunların tarihsel bilme ve buna bağlı taktikler çevresinde yeniden yoğunlaştığını ya da yeniden eklemlendiğini göreceğiz. terse dönmeyle kendisinden türeyebildiği o ilk çatışmayı. bir tür büyük soykütüğünü. Filoloji. temel görüngüsü ekonomik egemenlik olan ötekisi ise toplumsal sınıflara daya­ nır: buna göre siyasal ekonomiyle temel bir ilişkisi vardır.198 Toplumu Savunmak Gerekir dar aygıtı söz konusudur. yüzyılın bütün siyasal savaşımlarının ge­ nel aracına dönüşmek üzere. siyasal ekonomi. yaşamak1. savaşımların. istila. vb olan) ilk ça­ tışmayı. yüzyılda soyluların tepkisi olan çıkış yerinden nasıl kaydı? İlk soru. sonuçta böylesine ayrıksı olan bu söylem. değişme.

hem iyi hem doğ­ ru olan belirli bir güç ilişkisini bulmak. Ve du Buat-Nançay de. Bu tarihsel kavranılırlık arayışının teması şuydu: kökenindeki doğ­ ruluğu içerisinde bir kuvvet durumu olacak özel koşullara ye­ niden kavuşmak söz konusuydu. gerçek olan belirli bir güç ilişkisini yeniden bul­ mak söz konusuydu. çe­ şitli ihanetlerin. tarihsel olarak doğru. ilişkileri ve uyumu yeniden kurmalıdır. sapkın ittifakları. aşırı oranda sert olması yüzünden dengeyi bozabilecek olanları yumuşatmalı. Bir tür büyük tarih sınavının ("hata kimin?") sınavının yapılması ve dolayısıyla.3 Mart 1976 Tarihli Ders 199 ka çarpışmaların bundan nasıl türediğinin önemli olmadığı.öyle ki. ulusun ortak hu­ kukunun ilkelerini bulmak ve zamanın akışı içerisinde değişti­ rilmiş olanı incelemek söz konusudur. Demek ki. bu tarihsel kavranılırlık başka bir şey demeye geliyordu: bütün bu taktik kaymaların ötesinde. bütün kayırmaları. bu [bir tür] tarihin kavranılırlığmm çözümleme­ si tasarısında üç görev var: stratejik gelişimi yeniden kurmak. Gerçek güç ilişkisini . tarihsel olarak gerçek olması gereken belirli bir güç ilişkisi ve ikinci olarak. Galya'nm Frank­ lar tarafından istilasıyla ortaya çıkmış belirli bir nihai güç sınavı sırasında gerçekten de tarihini kaydettiği. tarihsel-ahlaki bütün bu ihtilasların ötesinde. Yani. ama temel olan bu güç ilişkisi ve bu çatışmanın bu dönüşümü­ nü ve bununla birlikte bir tür soysuzlaşmasını mümkün kılmış olan ihanetleri. tanıklık etmiş oldu­ ğu. ideal değil. yer değiştirmelerin onda meydana getirdiği tahriflerden temizlenmiş olacağı için iyi olan bir güç ilişkisi. Ve bu tasarının Boulainvilliers ve onun mirasçıları tarafından açıkça dile getirildiğini görürsü­ nüz. affedi­ lemez unutkanlıkları da ortaya çıkarmak gerektiği anlamına ge­ liyordu. Boulainvilliers örneğin şunu diyordu: şimdiki gelenek gö­ reneklerimizi gerçek kökenlerine döndürmek. ötekilerin alçaklıklarını. biraz daha geç bir tarihte. birilerinin hilelerini. bazen dolambaçlı olsa da kesintisiz olan çizgisini çizmek söz konusuydu. ahlaki pay bölüşümlerinin. . gün ışığına çıkarmak söz konusuydu. Üçüncü olarak. utanç verici hesapları. yalnızca stratejik gelişimin yeniden kurulması değil ama tarih içerisinde. şunu demek durumundaydı: temel yönetim anlayışının bilgisinden yola çıkarak kimi yasalara yeni­ den canlılık kazandırmalı.

söz konusu olan tam da kuruluş: kuruluşu yeniden kurmak için ta­ rih yapılıyor. Sorun. "kuruluş anı" diyorum. XVIII. Eski yasaların yeniden oturtulmasıyla değil ama bir güçler devrimi -tam olarak en karanlık noktadan en aydınlık noktaya.bu iki kavramın. en aşağıdaki noktadan en yukarıdaki nok­ taya geçilmesinin söz konusu olduğu anlamda devrim.200 Toplumu Savunmak Gerekir ahlaki pay bölüşümlerin seyrini çizmek ve politikanın ve tari­ hin kurucu noktası. görüyorsunuz. erişilebilir olan bir kuruluşu gerçekleştirmek söz ko­ nusu. "Kuruluş" sözcüğünden. Bu kuruluş dü­ şüncesi. tam eşitsizlik. Yasaya ilişkin olmadığı ka­ dar güce ilişkin de olmayan. yine de onu bütünüyle silip atmaksızm. açık bir yasalar bütünü olarak anlaşılmama­ lı. Boulainvilliers'den başlayarak. yüzyılda doktorların. Yeniden ele geçirilmesi önemli olan bu kurucu ana. "kuruluş"tan2 dem vurduklarında. soyluların tepkisi bağlamında oluştuğu görülen tarihsel edebiyat içerisinde. hüküm­ darla uyrukları arasında varılan bir tür kurucu hukuksal anlaş­ maya yeniden kavuşmak da değil. aymzamanda "anayasa" anlamına da gelir (ç. yani hukuksal bir aygıt olarak anlaşıldığı sürece.). belirli bir anda for­ müle edilmiş olan. yani: güç ilişkisi. biraz kaçınmak için "kuru­ cu nokta". mümkün kılmabilen şey -ve bence temel olan nokta burasıdır. bir anlamda. Aslında.n. bir zamanlar. yeniden gün ışığına çıkarılan yasaların bir anlamda kesin ola­ rak eski durumuna getirilmesinden başka bir şey olmaması do* Constitution. dolayısıyla tarihsel doğruluğa ve konuma sahip bir şeyi yeniden bulmak söz konusudur.olacak bir şeyle. . kralla. hem tıbbi hem de askeriy­ di: iyi ve kötü arasındaki güç ilişkisi. aynı zamanda düşmanlar arasındaki güç ilişkisi gibi. kuruluşun bu geri dönüşünün. yazılı olana ilişkin olmadığı denli dengeye de ilişkin olmayan. ama constitution* kesinlikle. Esas olarak parlamenterlere ait olan tarihsel-hukuksal literatürde. Ama neredeyse doktorların anladığı biçimde bir kuruluş olan bir şey. denge ve orantı oyunları. sözünü ettikleri bütün bunlardı. sabit simetrisizlik. bilgi ve temel bir güç ilişkisinin yeniden kurul­ masıyla kavuşulmalıdır. krallığın kuruluş anı denebilecek bir şeyin doğruluğunu yeniden sağlamak. kuruluş kavramıyla devrim kavramının birleştirilmesidir. çok eski bir zamanda. kuruluş denilince esas olarak krallığın temel yasaları.

bir anlamda. her koşulda. Boulainvilliers'nin ve onun ardıllarının büyük düşmanı doğa. yani güç ilişkisiyle.3 Mart 1976 Tarihli Ders 201 ğaldı. çevrimsel tarihin bir felsefesi gibi bir şey. Bu durumda. çevrimsel zamanın felsefesi olarak bu tarih felselesi XVIII.kuru­ luş. güneş ışığının toprağı aydmlatışı gibi yükselir ve düşüşe geçer3. bir yasalar bütü­ nü değil de bir güç ilişkisi olduğu andan itibaren. diyordu Boulainvilliers. şu bireşim. kuruluş artık hukuksal bir çatı. ya da dahası. çevrimsel tarih: işte.kurucu nok­ tayı ararken. iki anlamda kavranan do­ ğa insanı. sıralı bir tarihsel bilme içerisinde çevrimsel bir tarih düşüncesinin ortaya çıktığını görürsünüz. bu kurucu noktayı tabii ki yasa içerisinde aramayı ama aynı zamanda doğa içerisinde de aramayı reddetmektir: hu­ kuk karşıtlığı (biraz önce size sözünü ettiğim şey) ama aynı za­ manda doğalcılık karşıtlığı söz konusudur. devrim. şöyle diyelim. yeniden girer ya da şöyle diyelim. binyıllık teması. bu tür çözümlemenin büyük düşmanı (Boulainvilliers'nin çözümlemeleri bu alanda da tak­ tik ve araç niteliğine bürünecektir). toplumsal varlığın ondan başlayarak oluşabildiği öğe olarak . şu üç temanın bağı var karşımızda . şeylerin geri dönüşünün eski. Güneşin dönüşü. tarihi kendi üzerine çevirmeyi ve onu çıkış noktasına getirmeyi sağlayan bir şey var olduğu an­ dan itibaren yeniden kurulabilir. Tersine. yabanıl insandır: hukukçuların ya da hukuk kuram­ cılarının. Boulainvilli­ ers'nin toparladığı o taktik aracın görünümlerinden bir tanesi. toplumun kuruluşundan önce. Kuruluşa ve güç ilişkisine dair bu iki kavram ortaya konur konmaz. ta­ rihin dönüşü: görüyorsunuz iki şey artık birbirine bağlı. yüzyıldan başlayarak olası olur. en azından tarihin daireler biçiminde geliştiği düşüncesi burada yeniden devreye girer. Boulainvilliers ne yapmak ister? Onun için önem­ li olan. toplumu kurmak için. Doğrusu. sanıyorum ilk kez. İkinci görünüm: tarihte -iyi ve doğru olacak. Dola­ yısıyla. İmparatorluklar. Boulainvilliers'de. bu düşünce "girer" diyorum. Ve bu yolla. hiçbir şeyden yola çıkılarak yeniden kurulamaz. bu tıbbi-askeri bir kuruluş düşüncesiyle. sıralı bir tarihsel bilmeyle birleşir. bu ancak. doğal insan olacak­ tır. doğaldır ki bu ilişki. tarihin çevrimsel bir hareketi gibi bir şey var olduğu an­ dan itibaren. Gerçekten de.

takasçıdır. XVIII. barbardır. Boulainvilliers ve ardılları bir anlamda. yüzyılın hukuka dayalı düşüncesin­ de de bu yabanıl. ve XX. barbar . toplumsal türden bir ilişki içerisinde bulunduğu andan itibaren yabanıl insan yaba­ nıl olmaktan çıkar. ama aynı zamanda. ekonomistlerce ortaya atılmış. bir akitle toplumu kurmak üzere ormanından çıkan yabanıl. yalnızca hukuk düşüncesinde. yüzyılın hukuk kuramında kesinkes başat olmadığını düşünüyorum. barbarın dışında kaldığı ve kendisine karşı savaştığı bir uygarlık noktası yoksa. yabanılın öteki görünümüdür. ideal öğe olan o öteki yabanıl insan. ta­ nımlanabilen birisidir. bu yabanılın karşı. Kuruluş anını araştırırken. ve XX.202 Toplumu Savunmak Gerekir benimsedikleri iyi ya da kötü olan vahşi. dışın­ da bulunduğu bir uygarlığa göre kavranan. yalnızca çıkarıyla harekete geçen ve emeği­ nin ürününü başka bir ürünle değişen o insandır. hakların ve malların takasçısıdır. Boulainvilli­ ers ve ardıllarının tarihsel-siyasal söyleminin yadsımak istedi­ ği hem teorik-hukuksal yabanıl. Onların saf dışı bırakmak iste­ dikleri bir şey de. yalnızca XVIII. ya­ banıllık içinde her zaman yabanıldır. Yabanılın bu düşmanı. Hak takasçısı olarak top­ lumu ve hükümranlığı kurar. şu uygarlık öncesi in­ sandır. belirginleşen. XIX. XVIII. barbar ancak ve ancak. yüzyıldan ve hukuk kuramından. temel değiş tokuşun öznesidir. yüzyılın antrolopolojik düşün­ cesinde olduğu gibi XVIII. takasa yönelen homo oeconomicus olan yabanıldır. Bir yerlerde. Barbar yabanılın karşısmdadır. tarihi ve geçmişi olmayan. Aslında yabanıl ve değiş tokuş İkilisinin. hem de değiş tokuşa. yüzyıldan beri yabanıl. Buna karşın. aslında Boulainvilliers tarafından başlatılan söylem. Mal takasçısı olarak aynı zaman­ da ekonomik bir yapı da olan bir toplumsal yapı oluşturur. başka yabanıl insanlarla birlikte. ama nasıl? Öncelikle şöy­ le: temelde yabanıl insan. temel olarak değiş tokuş insanıdır. Aslında. XIX. Ve işte. bir anlamda hukukçuların yşbanılı (kısa bir süre sonra da antropologların yabanılı) kadar ilksel olan ama çok farklı biçimde kurulan başka bir kişiliği çıkardı. toplumun oluşumundan önce var olan o yabanılı yeniden bulmaya çalışmazlar. yüzyılın antropolojisine dek sürekli biçimde karşılaşılacak olan da yine bu yabanıl ve değiş tokuş İkilisidir.

. başkalarının yitirdiği özgürlüklere dayanır. her zaman dev­ letlerin sınırlarında tepinen adamdır. Gelip çarptığı bir uygarlık temeli üzerinde ortaya çıkar yalnızca. Bir toplum kurarak de­ ğil. barbar da olmaz. bir kralı benimsediğinde. bir uygarlığa nüfuz ederek. aynı biçimde. ait olduğu doğal bir ilkel zemine dayanmaz. gücünü katlamak. Ve öte yandan barbar yabanıl gibi takas vektörü değildir. Barbar. Boulainvilliers'ninki türünden tarih anlayışının XVIII. asla özgürlü­ ğünden vazgeçmez. kendi gücünden daha emin olan bir istilacı ol­ mak için yapar. yabanılı ayırt edici kılan o sivil devir sözleşme­ lerine kesinlikle dayanmayan. Barbar. Ve iktidarla kurduğu ilişkide barbar. Barbar. barbarın kıskandığıbir uygarlık noktası yoksa. ötekileri kendi hizmetine sokar. kesinlikle kendi hak payını daraltmak için değil tersine. yaşamını. Sanırım bu durumda ilk nokta.3 Mart 1976 Tarihli Ders 203 da yoktur. Barbar ise. barbar için yönetim modeli. yabanıldan farklı olarak. Şöyle ki. kaçı­ nılmaz olarak. çapul­ larda daha güçlü olmak. Ve bir iktidarı benimsediğinde. iktidarı kendi bireysel gücünün çoğal­ tıcısı olarak koyar. yakıp yıkmaya geldi­ ği uygarlığa ait bir tarih olmaksızın. yüzyıl­ da oturttuğu bu barbar karakteridir. barbar da yoktur. Yıkmaya ve sahiplenmeye çalıştığı bir uygarlık yoksa. varıp kentlerin surlarına dayanan kişidir. hırsızlık ve tecavüz ederken daha güçlü olmak. topra­ ğı başkalarına işletir. güvenli­ ğini/mülkiyetini. Sanırım. bir toprağa baştan gelip yerleşmekle değil. barbarla yabanıl arasın­ daki fark. Yabanıl insan. askeri bir yönetimdir. ele geçi­ rir. Barbar asal olarak değiş tokuştan bambaşka bir şeyin vektörüdür. ege­ menlik vektörüdür. elinde. barbarın bir düşmanlık ve kesintisiz savaş ilişkisin­ de bulunduğu -barbarın hor gördüğü. Önceden var olan. mallarını güvenceye almak için vazgeçeceği bir tür özgürlük bolluğu olan kişidir. silahlarını hazırlattırır vb Onun özgürlüğü de. bir uygarlıkla dolayısıyla önceden yapılan bir tarih­ le olan bu bağıntıdır. yabanıldan farklı olarak. Yani onun mülkiyet ilişkisi her zaman ikincildir: yalnızca ve yalnızca önceden var olan bir mülkiyete el koyar. yakıp yıkarak tarih sahnesine girer. ça­ pulculukla uğraşır. Barbar. o asla özgür­ lüğünden vazgeçmez. atlarına baktırır. bir şef seçtiğinde. bunu. sahiplenir.

De Bon­ neville. Tam da değiş tokuş yapan. dev­ rim. Barbar. şeylerin doğası nedir peki? Bu. Açıkça. öte tarafta kavuşulmak iste­ . XVIII. o yalnızca küstahlık ve insanlıkdışı olanla doludur. kaba. vatansız. uygarlık öncesine ait insan olmadığına göre. ya doğa insanıysa. diyordu Mably (o ki barbarları çok severdi). çok iyi anlaşılıyor. bilirsiniz. Barbar için ruh ulu. o hep bir tarihe bağlıdır (önceden var olan bir tarihe). soylu ve gururludur ama her zaman kıyıcılıkla ve sin­ silikle birlikte ilerler (bütün bunları Malby söylüyor). Temelde sorun şunu bilmektir: bir ta­ rafta barbarlığın kudurganlığıyla. barbarlık ve egemenliğin. Boulainvilliers'nin çözümlemesinde var olan dört öğenin -kuruluş. verme -tabii ki en yüksek çıkarı için.. onların "yoksul. Ve Ma­ rat. uygarlık öncesinin doğa insanı mıdır? Hem evet hem hayır. yabanıl insanın.. sanatsız ama özgür6" olduklarını söyler. barbarlardan söz açarken şöyle diyordu: "bu maceracı­ lar [. neden her zaman iyi olduğu. kimi kötülükler ve kimi ha­ talar ona yüklendiği zaman bile. çün­ kü şiddet onun için kamusal işlerin bir parçasıdır4. nitelikleri teslim edilse bile.devreye sokuluş yöntemiyle. yeni karşımıza çıkan çobanıl Amerikan ütopyalarına varana dek günümüzün hukuksal-antropolojik düşüncesi içerisinde. diyordu (yakın düşmanı Montesquieu'yü he­ def alan) du Buat-Nançay. Silahların bilmesinin sürekli olarak ekonomik araç olarak kullanıldığı bu tarihsel-siyasal alanda. her şeye rağmen. o da barbarların büyük dostuydu. ama iyiliğin kabul edilir ve hukuksal biçimini gördüğümüz bir karşılıklılık içeri­ sinde verme. kötü ve kı­ rıcı olmaktan kurtulamaz. korkunç derecedeki şiddete tahammül eder. egemenliğin. baskının adamıdır. o tarih insanıdır. "Gururlu. eşe­ ğin yiyip beslendiği devedikeniyle olan ilişkisidir7.. Peki ya doğaya aitse.. nasıl iyi olmasın ki? Buna karşılık barbar. ti­ caret bilmez.] Kılıç onların hu­ kukuydu ve bunu gönül rahatlığıyla uyguluyorlardı5".204 Toplumu Savunmak Gerekir Bu durumda. ka­ ba.işlevine sahip olduğuna göre.] yalnızca savaşla nefes alıp verirler [. güneşin kuruttuğu çamurla olan ilişkisidir. yüzyılda oluşturulacak olan dört büyük taktiğin her bi­ rini belirginleştirebiliriz. Ha­ yır. sanırım. yasasız bir halk". şu anlamda hayır. Barbar tarih zemini üzerinde ortaya çıkar. yağma ve yakıp yıkma adamıdır. değiş tokuş yapma.

3 Mart 1976 Tarihli Ders

205

nen o kurtuluş dengesi arasında en uygun bağlantı noktası nasıl kurulacaktır? Barbarın beraberinde şiddet yoluyla ve öz­ gürlükle getirebileceği şey, güçlerin doğru bir düzenlemesi içerisinde nasıl etkili kılmabilir? Başka deyişle, doğru bir ku­ ruluşa işlerlik kazandırmak için barbarın neyi korunmalı, neyi atılmalıdır? Gerçekte, barbarlıkta yararlı olan neyi bulmalı? Sorun temelde, barbarın ve barbarlığın süzgeçten geçirilmesi­ dir: kurucu devrimi tamamlamak için barbar egemenliği süz­ geçten nasıl geçirilmeli? Sorun işte bu, kurucu devrim için barbarlığın zorunlu süzgeçten geçirilişi sorunun farklı çözüm­ leridir, -tarihsel söylemin alanında, bu tarihsel-siyasal zemin­ d e- farklı grupların, farklı çıkarların, muharebenin farklı mer­ kezlerinin taktik konumlarını -ister soylu sınıf ya da monarşi iktidarı, ister burjuvazi ya da burjuvazinin farklı eğilimleri ol­ sun- işte bu belirleyecektir. Sanıyorum, bu tarihsel söylemler bütünü tamamen, XVIII. yüzyılda şu sorunla sarmalanır: bu kesinlikle devrim ya da bar­ barlık değil, devrim ve barbarlık, devrim içerisindeki barbarlı­ ğın ekonomisi sorunudur. Sorun böyleyken, bunun bir kanıtını değil de bir tür teyidini geçen gün dersten çıkarken birisinin bana verdiği bir metinden göstereceğim. Bu, XX. yüzyılda bile hâlâ bu -az kalsın, sosyalizm ya da barbarlık diyecektim8- dev­ rim ya da barbarlık sorunun nasıl sahte bir sorun olduğunu ve asıl meselenin devrim ve barbarlık olduğunu çok iyi gösteren, Robert Desnos'ya ait bir metin. İşte ben de, Robert Desnos'nun, bundan emin değilim çünkü referansları eksik, galiba Gerçeküstüm D evrim 'de çıkmış bir metnini buna dair bir tanık­ lık olarak göstereceğim. İşte o metin. Sanki doğrudan XVIII. yüzyıldan çıkıp gelmiş gibi: "Uzak karanlık Doğu'dan çıkıp gelen uygarlar, Atilla'nın, Timurlenk'in ve başka birçok adı meçhul insanın yaptığı yürüyüşü sürdürüyorlar. Uygar de­ mek, eski barbarlar demektir, yani gecenin serüvencilerinin piçleri, yani düşmanın (Romalıların, Yunanlıların) yoldan çı­ kardığı insanlar. Pasifik'in kıyılarından ve Himalaya'nm ya­ maçlarından kovulan, davalarına sadık kalmayan "bu büyük sürüler", istilaların pek de gerisinde olmayan zamanlarda ken­ dilerini kovanlarla karşı karşıya bulunuyorlar şimdi. Kalmu-

206

Toplumu Savunmak Gerekir

koğulları, Atilla'nın torunları, Atina'nın, Thebai'nin vestiyerin­ den ödünç alınmış şu entarilerden, Sparta'dan ve Roma'dan toplanmış zırhlardan kurtulun biraz ve küçük atları üzerinde­ ki atalarınız gibi çıplak çıkın ortaya. Ve siz, çift süren, sardalya tutan, elma şarabı üreten Normanlar, şu nemli çayırlara ve şu avı bol ormanlara ulaşmadan önce kutup çemberinin ötesin­ den uzun bir dümensuyu izi çizen, tehlikelere aldırmayan o teknelere binin biraz. Ey sürü, efendini tanı! Ondan kaçtığını sanıyordun, sana elinde tutmasını bilemediğin yok etme hak­ kını verip kovan o Doğu'dan ve işte şimdi, dünyayı bir kere katettikten sonra, onu sırtı dönük yakaladın. Rica ederim, kuy­ ruğunu yakalamaya çalışan köpek gibi olma, yoksa habire Ba­ tının ardından koşacaksın, dur. Bugün Batılılar'a9 dönüşen Do­ ğulu büyük ordu, bize davanı anlat biraz." İşte, somut biçimde, farklı tarihsel söylemleri ve bunlara ait siyasal taktikleri yeniden oturtmaya çalışmak amacıyla, Boulainvilliers, hem büyük sarışın barbarı, hem istilanın ve şiddet dolu fetihin hukuksal ve tarihsel gerçeğini, hem top­ raklara el konulmasını ve insanların köleleştirilmesini, hem de son derece sınırlı bir kraliyet iktidarını tarih içerisine sok­ muştu. Tarih içerisinde barbarlık olgusunun ortaya çıkışını oluşturan bu toptan ve dayanışık özellikler arasında hangileri bir kenara ayrılacaktır? Üç büyük süzgeçten geçirme modelini ele alacağım. XVIII. yüzyılda çok daha başka modeller de ol­ du; ben bu üçünü alıyorum çünkü bunlar siyasal olarak ve ay­ nı zamanda epistemolojik olarak kuşkusuz en önemlileri; her biri çok farklı üç siyasal duruşa denk düşüyor. Barbarın ilk süzgeçten geçirilişi, en keskin olanı, tam bir süzgeçten geçirmedir, barbardan tarihe hiçbir şey kalmamasına çabalamaktan ibaret olanıdır: bu görüşte, Fransız monarşisinin ardında, onu başlatacak ve bir biçimde onun taşıyıcısı olacak bir Germen istilası olmadığını göstermek söz konusudur. Soylu kesimin atalarının da Ren nehrinin öte yakasından gelen fatih­ ler olmadığını ve buna göre soylu sınıfın -onu hükümdar ve öteki uyruklar arasında konumlayan- ayrıcalıklarının ya ona daha geç bir tarihte bahşedildiğini ya da bunları karanlık yol­ larla gasp ettiğini göstermek söz konusudur. Sonuçta, ayrıca­

3 Mart 1976 Tarihli Ders

207

lıklı soyluluğu, kurucu bir barbar akınıyla ilişkilendirmek yeri­ ne, o barbar nüveyi savuşturmak, onu ortadan kaldırmak ve soylu sınıfı bir tür boşlukta bırakmak önemlidir. Bu tez, tabii ki, Dubos'dan10 Moreau'ya11 dek bir dizi tarihçide göreceğiniz monarşiye ilişkin tezdir. Bu tez, temel bir önerme içerisinde dile getirilen bu tez, yaklaşık şunu ortaya koyar: çok basit olarak Franklar -der Dubos, bunu daha sonra Moreau da söyleyecektir-, aslında bir söylence, bir yanılsama, Boulainvilliers'nin uydurduğu bir şey­ dir. Franklar diye bir şey yoktur: yani ilk olarak, kesinlikle bir istila olmadı. Peki gerçekte ne oldu? İstilalar oldu ama başkala­ rı tarafından gerçekleştirildi: Romalıların karşı koyamadıkları, Burgondlarm, Gotlarm istilası oldu. Ve Romalılar bu istilalara karşı -am a müttefik adı altında- kimi askeri yetenekleri olan ve açıkça Franklardan ibaret olan bir halka çağrı çıkardılar. Ama Franklar kesinlikle istilacı olarak, egemenlik kurmaya ve çapul­ culuğa eğilimli koca barbarlar olarak değil, küçük, bağlaşık ve yararlı bir nüfus olarak algılandı. Öyle ki hemen yurttaşlık hak­ kı aldılar; onlar yalnızca anında Galya-Romalı yurttaşlar kılın­ makla kalınmadı, ama onlara siyasal iktidar araçları verildi (ve bu konuda Dubos, Clovis'in ne de olsa bir Roma konsülü oldu­ ğunu anımsatır). Demek ki, istila da, fetih de yoktur, fakat göç ve ittifak vardır. Bir Frank istilası olmadı, ama kendi hukuku ya da âdetleri olan bir Frank halkınının var olduğu bile söylene­ mez. Öncelikle, çok basit olarak, bunun nedeni, der Dubos, Galyalılara, "Türk'ün Mağripli'ye ettiği12" gibi muamele ede­ bilmek ve kendi alışkanlıklarını ve kendi âdetlerini benimsete­ bilmek için sayılarının çok az olmasıydı. Bu durumda, onlar ke­ limenin tam anlamıyla eriyip gitmişlerdir. Ayrıca, gerçekten yö­ netime, hükümet etmeye dair hiçbir bilgileri olmadığına göre, bu Galya-Romalı siyasal düzenek içerisinde, bu Galya-Romalı toplum içerisinde nasıl eriyip gitmesinler ki? Hatta savaş sana­ tını bile Romalılardan öğrendiklerini iddia eder Dubos. Her ne olursa olsun, der Dubos, Franklar, Roma Galyası'nm hayranlık uyandırıcı idari mekanizmaları yok etme niyetinde olmadılar. Roma Galyası'nm Frankları tarafından hiçbir şey bozulmadı, der Dubos. Düzen galip geldi. Böylece Franklar soğuruldular

208

Toplumu Savunmak Gerekir

ve olsa olsa Germen kökenli birkaç göçmen kanının karıştığı bi­ ri olarak yalnızca kralları, bir anlamda, bu Galya-Romalı yapı­ nın tepesinde, yüzeyinde kaldı. Yani bir tek kral yapının zirve­ sinde kaldı, tam olarak Roma imparatorunun hükümdarlık haklarını miras alan kral. Şöyle ki, Boulainvilliers'nin sandığı gibi, kesinlikle bir barbar aristokrasi olmadı, ama hemen bir mutlak monarşi kuruldu. Ve kopma birçok asır sonra gerçekleş­ ti; istilanın benzeri bir şey ama bir iç istila gerçekleşti13. Burada, Dubos'nun çözümlemesi, merkezi iktidarın, başta Merovenjlerin yararlandıkları türden, o mutlak hükümdar ikti­ darının zayıfladığını saptadığı, Karolenjler döneminin sonuna ve Capet'ler döneminin başına kayar. Buna karşılık, hükümda­ rın tayin ettiği resmi görevliler iktidarı giderek daha çok kendi­ lerine mal ederler: idari yetkileri kapsammdakileri, kendi mülkleriymiş gibi tımar edinirler. Ve böylece merkezi iktidarın bu çözülüşü üzerinde feodalite denen şey doğar: gördüğünüz gibi feodalite geç bir tarihte gerçekleşen, k<esinlikle istilaya de­ ğil, merkezi iktidarın içten yıkılmasına bağlı olan ve bir etmen oluşturan, bir istilayla, ama yalnızca temsilcileri oldukları bir iktidarı gasp eden insanlarca içeriden gerçekleştirilen bir isti­ layla, aynı etkilere sahip olan bir olaydır. "Hükümranlığın par­ çalanması ve resmi görevlerin senyörlüklere dönüşmesi -sizlere Dubos'nun bir metnini okuyorum- yabancı istilayla tıpatıp benzer etkileri doğurdu, kral ve halkı arasında egemen bir kastı yükseltti ve Galya'yı tam bir fetih ülkesi yaptı14". Boulainvilliers'ye göre, Franklar döneminde olup biteni belirgin kılan bu üç öğe -istila, fetih, egemenlik-, Dubos bunların, bir iç fenomen olarak, bir aristokrasinin, ama gördüğünüz gibi yapay olan ve Frank istilasından, onun beraberinde getirdiği barbarlıktan bü­ tünüyle bağımsız, bütünüyle koruma altındaki bir aristokrasi­ nin doğuşundan kaynaklandığını ya da doğuşuyla bağlantılı olduğunu görür bu kez. Buna göre savaşımlar, bu fetihe karşı, düzen yoluyla bu ele geçirmeye karşı, bu içeriden istilaya karşı başlatılacaktır: bir yanda kral, bir yandan da Roma munici p elerin in özgürlüğünü korumuş olan kentler, feodallere karşı birlikte mücadele edeceklerdir.
* M iniicipe: Roma'nm egemenliği altında kendi kendini yöneten kent (ç.n.).

3 Mart 1976 Tarihli Ders

209

Burada, Dubos'nun, Moreau'nun ve monarşi yanlısı bütün tarihçilerin bu söyleminde, Boulainvilliers'nin söyleminin parça parça tersine döndürülüşünü görürsünüz, ama yine de şu önemli değişimle birlikte: tarihsel çözümlemenin odağı istila ol­ gusundan ve ilk Merovenjlerden, feodalitenin doğuşu olan o öteki olguya ve ilk Capet'lere doğru yer değiştirir. Soyluların is­ tilasının, bir askeri zaferin etkisi ve barbarlığın ortaya çıkışı ola­ rak değil ama içerdeki bir iktidar gaspının sonucu olarak çö­ zümlendiğini de görüyorsunuz - ve bu önemli. Fetih olgusu her zaman doğrulanır, ama askeri zaferin getirebileceği hem barbar görünümünden hem de hukuk etmenlerinden arındırılmıştır. Şimdi öteki süzgeçten geçirme, barbarın öteki süzgeçten geçirilmesi işlemine gelelim. Bu öteki tür söylemde bu kez, bir Germen özgürlüğünü, yani bir barbar özgürlüğünü, aristokra­ sinin ayrıcalıklarının kesinliğinden koparmak söz konusudur. Başka deyişle, -v e bu anlamda bu tez, bu taktik Boulainvilliers'ninkine çok yakın duracaktır-, monarşinin Roma kökenli mutlakçılığma karşı, Frankların ve barbarların beraberlerinde getirdikleri özgürlükleri daha öne çıkarmak söz konusudur. Ren'in öte yakasından gelen yabanıl topluluklar Galya'ya gir­ mişler ve beraberlerinde özgürlüklerini getirmişlerdir. Ama bu yabanıl topluluklar, Galya-Romalı toplumun yapısı içerisinde olduğu gibi ayakta kalacak olan bir aristokrasi çekirdeğini oluş­ turan Germen savaşçıları değildir. Dalga dalga yayılmış olan, evet savaşçılardır ama aslında pusatlanmış bütün bir halktır. Galya'ya sızan siyasal ve toplumsal yapı, bir soylu sınıfın yapı­ sı değildir, tersine bir demokrasinin, en geniş demokrasinin ya­ pısıdır. Ve bu teze Mably'de15, Bonneville'de16 ve Marat'da da, Les Chaînes de Vesclavage'nde de (Köleliğin Zincirleri) rastlarsı­ nız. Hiçbir soyluluk biçimini tanımayan, yalnızca asker-yurttaşlardan oluşan eşitlikçi bir toplumdan başka bir şey bilmeyen Frankların barbar demokrasisidir bu: "Gururlu, kaba, vatansız, yasasız bir halk", der Mably17, her bir asker-yurttaşmm yalnız­ ca ganimetle yaşayan ve hiçbir cezalandırmanın huzurunu boz­ masını istemeyen halk, bu halkın üzerinde hiçbir sürekli yetke, hiçbir tasarlanmış ya da kurulu bir yetke bulunamaz. İşte, Mably'ye göre, Galya'da kurulan, bu kaba, barbar demokrasi­

210

Toplumu Savunmak Gerekir

dir. Ve buradan sonra, bu kuruluştan sonra, bir dizi süreç baş­ lar: Ren nehrini geçmek ve Galya'yı istila etmek söz konusu ol­ duğunda bir nitelik olan, barbar Frankların bu açgözlülüğü, bu bencilliği, onlar yerleşir yerleşmez bir kusura dönüşür; Frank­ lar artık yalnızca yağma ve gaspla uğraşırlar. İktidar uygula­ masını olduğu kadar, kralın iktidarını her an, her yıl denetleyen o Mart ya da Mayıs toplantılarını da boşlarlar. Kralı serbest bı­ rakırlar, aynı zamanda üstlerinde, mutlak monarşiye dönüşme eğiliminde olan bir monarşinin oluşmasına izin verirler. Ve Ki­ lise, kuşkusuz bütün bu hileleri bilmeyerek -Malby'ye göre-, Germen göreneklerini Roma hukuku terimleriyle yorumlar: kendilerini bir monarşinin uyrukları zannederler, oysa aslında bir cumhuriyetin yapışıydılar. Hükümdarın resmi görevlilerine gelince, onlar da giderek daha çok iktidar sahibi olurlar, öyle ki Frank barbarlığıyla geti­ rilen genel demokrasi terk edilmektedir ve hem monarşik hem de aristokratik bir sisteme girilir. Bu yavaş bir süreçtir, bununla birlikte buna karşı bir tepki anı vardır. Bu, aristokrasinin gide­ rek daha çok egemenliği ve tehdidi altında kaldığını hisseden Charlemagne'm, önceki kralların önemsemediği o halktan ye­ niden destek aldığı andır. Charlemagne manevra yeri toplantı­ larını ve Mayıs meclislerini yeniden düzenler; herkesin bu top­ lantılara katılmasına izin verir, savaşçı olmayanların bile. Böylece, Germen demokrasisine kısa bir geri dönüş anı, ardından o duraklama, demokrasiyi ortadan kaldıran ağır sürece geri dö­ nüş yaşanır ve birbirine çok benzeyen iki figür doğacaktır. Bir yanda, bir monarşinin figürü, [Hugues Capet] monarşisinin fi­ gürü doğacaktır. Peki monarşinin kurulabilmesi nasıl olur? Soyluların, barbar ve Frank demokrasisine karşı, giderek mutlakiyete yönelecek bir kralı seçmeyi kabul etmeleri ölçüsünde olur; ama bir yandan da Hugues Capet'nin kişiliğinde soylular tarafından gerçekleştirilen kralı kutsallaştırma ayininin karşılı­ ğında, Capet'ler hanedanı, üstlenmiş olduğu resmi görevleri ve idari yetkileri soylulara tımar olarak verecektir. Monarşi ve aristokrasiden oluşan bu çifte figür, barbar demokrasisinin üze­ rinde, kralı yaratan soylularla, feodaliteyi yaratan kralın suç or­ taklığından doğar böylece. Germen demokrasisi temeli üzerin­

Romalılık'la mutlakiyet birbirinden ayrılacaktır. tarihsel bahtı en açık olanıdır. XIX. Boulain­ villiers'nin tezinin bir değişimiyle: Germen özgürlüklerinin de­ mokratik bölünmesiyle kendini ortaya koyarken. Galyalılara. bir yandan da. Guizot'nun) tezine dönüşecek olan tez. Germenlerin barbarlığı. Bu üçüncü taktik işlemde. Tabii. Chapsal19 gibilerine ait olan yeni tez. yüzyıl tarihçilerinin (Augustin Thierry'nin. Brequigny18. taşıdığı önem sayesinde. kuşkusuz Dubos ve Mably'nin tezin­ den çok çok daha az gürültü çıkarmış olsa da. üçüncü tür çözümleme. Buradan yola çıkarak iki önemli işlem yapılır: bir yandan. Galyalıların barbarlığı. temelde Galya ya da Kelt kökenli eski özgürlükler olan. Boulainvilliers tarafından ilişkilendirilen özgürlük ve Germenlik birbirinden ayırılacaktır. doğuştan edindikleri özgürlükleri tanımışlardı. Mably'nin tezi. kurtulunması ge­ reken. bir dizi özgürlük nüvesi nüfuz etmiş. mutlak bir iktidarla karşı karşı­ ya bulunulur. esas olarak iki tür bar­ barlığı ayırt etmek önemlidir: bir tanesi. en azından impa­ ratorluk döneminden bu yana. bu mutlakiyetçi imparatorluğun bir parçasıdır ama aynı za­ manda içine. Roma İmparatorlu­ . bir anlamda. Özetle. Ama Romalılar. büyük Roma örgüt­ lenmesinin merkezden yönetimi düzeyinde. Üçüncü tür söylem. ki buna ilişkin bütün önceki tezler. feodal yetki gaspına karşı direnmiş olan kentlerin başkaldırdığını söylerken Dubos'nun bir anlamda bi­ raz marjinal bir biçimde kaldırdığı şeyin yeğinleştirilmesi ve ye­ rinden kaydırılmasıyla kendini koyar. yerleşmiştir. bunlar Romalıların dokunmadıkları ve kentlerde. Romalıların siyasal sisteminin iki katlı olduğunu söylemekten ibarettir. bu un­ surların Franklar tarafından getirildiğini aşağı yukarı kabul et­ mişti. feodaliteye karşı hem kra­ lın hem de kentlerin. Chapsal'm tezi. ki özünde aslında en incelikli olanı ve dile getirildiği dönemde. Roma Galyası'nda şu özgürlük unsurları ortaya çıkarılacaktır. Tabii gün gelecek aristokrasi ve monarşi de çekişeceklerdir ama aslında bunların ikiz kardeşi oldukları unutulmamalı. Brequigny'nin. aynı zamanda üçüncü taktiğe gelince. şöyle diyelim dilerseniz.3 Mart 1976 Tarihli Ders 211 de dolayısıyla bu çifte süreç var. Şöyle ki. kötü. Öyle ki Roma Galyası. öteki ise gerçekten yegâne özgür­ lük taşıyıcısı olan bir barbarlık.

yalnızca kralın verdiği ödünlerle de­ ğil. kentleri önemsemezler ve geniş kırsal alana yerleşirler. Bu XV. Kuşkusuz. tiers etat'nm önceki tezlerden çok daha fazla. kendi yaşam biçim­ lerini. özgürlükleri. tabii ki yarı laik yarı din adamı büyük senyörler. aynı zamanda da oluşturduk­ ları topluluk sayesinde güç toplayan kentler işte bu noktada. göreneklerini vb'yi kabul ettirecek olan. kentsel kurumlarm tari­ hi. hem kendi haklarına saygı gösterilmesini. ki burada. ve XVI. Böylece. kentin tarihi. aynı zamanda zenginliğin ve bunun siyasal etmenlerinin ta­ rihi dile getirilecektir. kentlerin yeniden oluşturulan bu zenginliğine el atmak isteyeceklerdir. hatta Malby'nin tezinden bile çok daha fazla benim­ seyebileceği bir tez var karşımızda. belirli bir noktaya ka­ dar. ar­ kaik özgürlükler. Bu tarih içerisinde yapılan ya da en azın­ dan taslağı çıkarılan şey. hem de. Özgürlük kentlere aittir. az çok eski Roma kentinden alı­ nan bir yapıyla birlikte. kentlerdeki bü­ tün o büyük isyan hareketleridir. Feodalite. ama aynı zamanda kendi enerjisi. ama eski özgürlük yani eski Galya barbarlığı üzerinden dile ge­ . Franklar tarafından boşlanan kentler yeniden kurulur ve bu durumda yeni bir zenginleşmeden fay­ dalanır. Görüyorsunuz bu kez. bu tarihsel çözümlemeler­ de ilk kez ortaya çıkıyor bu) demek ki Roma mutlakiyetçiliğiyle bağdaşan bir fenomendir. göçebe köylüler ve her ne olursa olsun barbar olan Franklar ve Germenler. Özgürlük (ve sanırım. yüzyılda olur. Galyalılarm ve Keltlerin atalarından gelen öz­ gürlüklerdir. bir Galya olgusudur. Ama. Ve tam olarak kentlere ait olduğu koşulda. Ama. ama özellikle kente ilişkindir. kendi yasalarını. mücadele edebilecek. başkaldırabilecektir. ticareti saye­ sinde. yürürlükte olmayı sürdürecek olan. bu özgürlük savaşım verebilecek ve siyasal ve tarihsel bir güç olabilecektir. kısmen Roma hukukundan alınmış. Karolenjler döneminin sonunda yerleştiğin­ de.212 Toplumu Savunmak Gerekir ğu'nun o ünlü municipe'lerinde yürürlükte kalmaya devam edecek olanlardır. ilk kez olarak. Roma kentleri Frankların ve Germenlerin istilası meydana geldiğinde yıkıla­ caktır. çok iyi hazırlanmış. çünkü tarihsel çözümleme içerisinde. kendi ekonomilerini. kraliyet iktidarına olduğu kadar aristokrasiye de. direnebilecek. zenginliği. İlk Capet hanedanı üyeleri döneminde geliştiği görülen ve sonuç­ ta. zenginlikleri.

istila gerçeğinin oluştur­ duğu şu küçük nüveden yola çıkmıştık. şu birkaç on yıllık süre. Bütün bunlar. Burjuva bile olunsa Romalılığa geri dönülebilir. XVIII. yüzyılda. yüzyıl boyunca kendisine ait olan bütün monarşist ve mutlakiyetçi yananlamlardan sıyrılabileceğini görürsünüz. alanı. Galya-Romalı municipe yapısı altında. monarşi yanlısı olunmadığı zaman bile. Aslında. mutlakiyetçi olunma­ dığı zaman bile geri dönmeye çalışılabilecek liberal bir Romalılık durumu olabilecektir. Turgot'nun 1776 tarihli metnini kaynak gösteri­ rim20. her koşulda barbar akmlarmm Galya'ya dalga dalga yayıldığı bir yüzyıllık sürenin. bir kent hukuku sayesinde oluşan bir tiers état'dır. XVII. Ama. Romalılık. Burjuvazi. Devrim kendini bundan yoksun bırakmayacaktır. Örneğin size. XVIII. Romalılığı sahiplenebilecektir. bu kentsel özerk­ lik ve özgürlük biçimidir. yüzyıl İngiliz tarihçileriyle ve Boulainvilliers'yle de birlikte. Charlemagne gibi bir kişiliğin taşıdığı önemi. bir yandan yu­ karıya doğru yayılacaktır. Galya-Romalı belediye tiers état'nın soylu sınıfıdır. söylemin tarih alanının muhte­ şem bir genişlemesine olanak tanımasıdır. çünkü Romalıların belediye örgütlen- . bir anlamda kendi soyluluk belgesi olarak. Bréquigny ve Chapsal gibilerinin çözümlemeleriyle. Devrim'in arifesinde. yüzyılın tarih ve siyaset düşüncesinde hep mutlakiyetin rengini taşımış ve her zaman kralın tarafında olan Romalılık. tabii. tam da. Bun­ dan böyle artık ve ilk kez olarak. siz de görüyorsunuz. Buna göre. Chapsal vb'nin bu söyleminin taşıdığı başka bir önem ise. tarihsel olarak yararlı ve siyasal olarak verimli bilmenin odağı. Ve biliyorsunuz. bu arada Romalılığın. ya­ vaş yavaş büyük bir genişleme gözlemledik. Bréquigny. liberalizmin renklerini taşıya­ caktır. Kraliyet iktidarının kendi tarihini düşüneceği teatral bir biçim olmanın ötesinde.3 Mart 1976 Tarihli Ders 213 tirilen. XVIII. Daha önce. Ve tiers état'nm da talep edeceği bu kent yönetimidir. size sözünü ettiğim bu çö­ zümlemeler sayesinde. Ve işte şimdiyse. Ve görüyorsunuz. örne­ ğin Mably'yle birlikte. bizzat burjuvazi için bir hedef olacaktır. belediyelerin özgürlükleri ve özerklikleri konusunda yapılmış olan tartışmada yeniden belirlenmek durumundadır. Dubos'yla da tarihsel çözümlemenin nasıl ilk Capet'lere ve feodaliteye yayıldığını gördük.

be­ lirgin öğeleri. Boulainvilliers'den sonra. bu tarihlerin birinden ötekine gayet güzel geçi­ lebilir. yüzyılın tarihçi­ leri açıkça bu alanda yeniden işe koyulacaklardır. XV. varsayımlarında ya da siya­ sal düşlerinde olduğu denli savlarında da birbirine kesinkes karşıt duran bir dizi tarihçinin ortak noktası olan bir tür tarih­ sel söylem oluştu. tarihin alanı içerisi­ ne bu farklı taktikleri oturtmak niye? Doğrudur. Bu artık ta­ rihsel ve siyasal tartışmanın zemini olacak bin beş yüz yıllık bir tarihtir. XVIII. yöntem nedeniyle. bilmeye ilişkin (ç. bu epistemik örgünün bu denli sı* Episteme'ye. ticaret. ek­ siksiz katedilebilir. Kilise. burjuvalar kent sakinleri vb gibi çok çeşitli aktörleriyle. İki nedenden ötürü buna takılıp kaldım. soylular. (Mably gibi. ve XVI. Önce. kısmen. kraliyet görevlileri. bütün tarih söylemlerinin çok sıkı bir epistemik* örgüsü var. Kilise. Dubos gibi) Frankları öven bir tarihten. . Her çözümleme türünün temelinde bulunan bütün o temel önermeler ağı. yüzyılda. kavramları. Diyeceksiniz ki: bu kadar ayrıntı niye. 1500 yıllık tarihi kapsayan devasa bir ge­ nelleştirilmiş savaşımlar alanıyla karşılaşılır. Roma kökenli öz­ gürlükler. bu çıkışı feodalitenin başlangı­ cından. tiers état. işte XIX. bir Frank demokrasisi tarihine geçil­ mesini sağlayan bütün değişimler. bilgiye. Gördüğünüz gibi.214 Toplumu Savunmak Gerekir meşine ve nihayet eski Galya ve Kelt özgürlüklerine dek çıkılır. İstilanın hukuksal ve tarihsel gerçeği şimdi bütünüyle ortadadır ve böylece krallar. Sonuçta tarihsel tezler ve bunların koydukları siyasal hedefler ne olursa olsun. hiçbir kesinti olmaksızın. Ne ki. Temel önermelerdeki çok basit birkaç deği­ şim saptanarak. dil ve­ saire gibi kurumlan dayanak alan bir tarihtir bu. nesneler alanı. çok basit bir biçimde doğrudan Augustin Thierry'ye. köylüler. kente özgü özgürlükler. tarih aşağı doğru. çözümleme yöntemleri birbirine çok yakın olan tarihsel ve siyasal bir söylemin nasıl kurulduğu çok iyi saptanabiliyor. Tarihin alanı­ nın genel olarak iyice belirginleşmesi. yüzyılda. bütün savaşımlar içerisinden yayılır. tersine. eğitim. Montlosieı'ye ve bil­ menin o gereçleştirilmesinden başlayarak. bütün o devrimci fe­ nomen üzerinde düşünmeye çalışmış olanlara geçebilirdim.n). Öte yanda da. ekonomik ve siyasal güç olarak burjuvazinin çıkışma dek götürecek olan bucaklardaki bütün isyanlar. askerler.

kesinlikle.ötürü de durdum. Merovenjler. düzenli. Oysa. buna göre de. bu güç ilişkisi içerisinde kendini bulacağından emin olmayı gerektiriyordu. farklı bir biçimde düşünülebilmesi ve bu farklılığın siyasal açıdan belirgin olması için gereken koşuldur. statüler. epistemik alanın meşruluğu. global stratejiler içerisindeki farklı taktik bütünlük­ ler olarak işletebilmek de daha olanaklı olur (bu global strateji­ lerde yalnızca söylem ve gerçeklik değil ama aynı zamanda ik­ tidar. Chapsal vb'ninki) dışında. Hatta. Bunun üzerinde.3 Mart 1976 Tarihli Ders 215 kı olması. taktik açıdan karşıt konumları işgal edebilmesi için. Bilme düzenli olarak biçimlendikçe. aynı biçimde düşünülememesi için gereken koşuldur. bir güçler dengesi gibi bir şeye geri dön­ meyi talep etmek. ta­ rihsel bilmeyi düzenleyen o çok sıkı alanın. Frank istilaları ya da hatta Charlemagne sorgulandığı sürece. siyasal tasarılarını tarihe yatırmakta en az çıkarı olan­ lar. tiers état. birbirleri karşısında. en azından ortaçağın ortalarından önce. keskin çatışma hatlarına göre dağılabil­ mek daha olanaklı olur ve böylece karşı karşıya getirilen bu söylemleri. karşıtlığın hem bilme düze­ yinde hem de siyasal düzeyde bir karşıtlık olabilmesi için. söylemin taktik tersine döndürülürlüğü. aynı zamanda tam Devrim sırasında olup bitenle ilgili başka bir nedenden -fiili bir nedenden. Söylem-dışı olan savaşımlarda onu kullanılabilir kılacak olan. herkesin aynı biçimde düşündüğü anlamı­ na gelmez. söylemin kuruluş biçimindeki türdeşliktir. bir biçimde. Başka deyişle. ekonomik çıkarlar da önemlidir). burada söz alan özneler için. Çok sıkı bir biçimde biçimlenmiş. bu yöntem nedeninden kaynaklanıyordu21. tutarlı bir tarihsel-siyasal ala­ nın içerisindeki farklı söylemsel taktiklerin dağılımı üzerinde ısrarla durmam. görüyorsunuz ki aslında. tarihsel özne olarak kendisini bu güç ilişkileri içerisinde pek de konumlayamazdı. tersine. bur­ juvazi. tiers état'ya ya da burjuvazi­ ye ilişkin bir şey nasıl bulunabilirdi ki? Nitekim. Karolenjler. o çok sıkı ağm ol­ ması gerekiyordu. Farklı öznelerin konuşabilmesi. düşman konumlarda bulunabilmeleri için. Mesele şu: size az önce sözünü ettiğim son söylem bi­ çimi (Bréquigny. söylenenin . bu söylemin oluşum kurallarının türdeşliğinin dolaysız işlevidir. çünkü ku­ ruluşa geri dönmek. tabii ki burjuvazi ya da tiers état'mn insanlarıydı.

parlamenterler de öyle. Doğal hukuka. şenliklerde vb'deki geri * Knrolenj ve Merovenj fermanları (ç. burjuvazinin Rousseau'culuğu tam olarak. kuşkusuz. tarihe değil de. Ama burjuvazi uzun süre tarihselcilik karşıtı olarak kaldı ya da karşı-tarihçi olarak kaldı diyelim. burjuvazi daha çok aydın. Tabii. XVIII. tabii ki bizzat soylulara aittir. devrimin öncesinde ve başında. asal olarak. yüzyılın bütün ilk yarı­ sı boyunca. yüzyılın ikinci yarısında. yönetim vb'den kaynaklanan bir sınırlamaya dayanacak olan monarşi iktidarının belirli bir azaltılma formundan yana oldu. yalnızca capitulaire'lere* Pistes22 Fermanı'na Merovenjlerin ya da Karolenjlerin uygulamalarına yapılan bu göndermelerin çokluğuna karşılık vermek için. burjuvazi. bütün bir dizi tarihsel bilmeyi yeniden harekete geçirdi. bir yeniden-kuruluş değil de. felsefe. Rousseau'cu olmak. bilme. Yani.n. Ardın­ dan. teknik. XVIII. burjuvazi de.). daha önemli ve daha ilginç ikinci bir yeniden canlandırma görürsünüz. tarihi olan aristokrasi oldu. État gé néraux'm in toplanması çağrısı çıktığı sırada. burjuvazinin XVIII. XVIII. tarihin bütün yeniden eklemlenişini engellemedi. Soylu Defterleri'nde görece­ ğiniz tarihsel göndermelerin çokluğuna bir polemik yanıt ola­ rak. iktidar kuramı ve çözümlemesinin o alanında çar­ pışan öteki siyasal öznelerin tarihselciliğine karşı bir yanıt ol­ du. sözleşmeye çağrı çıkarmak. dilde.216 Toplumu Savunmak Gerekir tersine. Ve sonra. çevresindeki tarihselcilikten kaçınmayı de­ nedi. Birincisi. özellikle dev­ rimden önce. ama bunların başlıcaları. . Burjuvazinin bu karşı-tarihçi özelliğinin iki biçimde kendi­ ni gösterdiğini görürüz. yüzyılda tarihe karşı en tereddütlü. tarih karşıtı olmasa bile. bilgili despotizmden ya­ na oldu. barbarın. en azından tarihdışı olması gereken bir ku­ ruluş talep ederek. kurumlarda. Bu. bizzat devrim içerisinde. şikâyet defterleri­ nin. gösterilerde. yüzyıl sonunda. Monarşi tarihiydi. Ve. onun tarihinin ve uygar­ lıkla olan ilişkilerinin belirlediği o tablodan kaçınmaktı. toplumsal sözleşme gibi bir şeye yönelme buradan kaynaklanıyor anladığınız gibi. Aslında. işaretlerde. burjuvazinin bu karşı-tarihselciliği olduğu gibi kal­ madı. açıkça yabanıl insana çağrı çıkarmak. tarihsel göndermelerle dolu olduğunu görürsünüz. en sakmımlı kalan kesim olması buradan kaynaklanır.

devrim içinde yeniden canlandırılmış iki büyük tarih biçimi işte böyle oluştu. Bir yan­ da. Devrim başlar başlamaz gelişen. Louis'nin manevra alanından ba­ şında imparatorluk tacıyla dönmelidir. Ve ayrıca bunun en iyi kanıtı şudur. tarihin yıl­ lıkları gibi işlemiş. cumhuriyetçi ve erdemli Roma kadar. Ve tabii ki Napoleon'un imparatorluğuyla da. bu kral unvanının imparator unvanıyla değiştirilmesini ve o geçerken "Yaşasın Kral!" değil de "İmpa­ rator Louis" diye bağırılmasını istemişti. XVI. daha doğrusu Roma kenti ye­ niden canlandırıldı.3 Mart 1976 Tarihli Ders 217 dönüşü. imparatordur. Yeniden canlandırılan başka bir figür de. Germen kralı ve Roma im­ paratoru Charlemagne. Temmuz 1790 şenliğinde var olan bu türden bir örtük tarihsel sözcük dağarcığıdır. diyordu. Roma şenliğinin ortaya çıkışı buradan kaynaklanır. Mably'nin ona yüklediği rolü gördüğünüz ve Frank özgürlükleriyle. Roma Galyası özgürlük­ leri arasındaki bağlantı noktası olarak görülen Charlemagne'm figürüdür: Charlemagne. Ve. savaşçı-hükümdar ama aynı zamanda ticaretin ve kentlerin koruyucusu Charlemagne. özgürlükleri ve refahıyla Galya-Romalı kent de yeniden ortaya çıkarıldı: özgürlüklerin bir anlamda temel kuruluşu ola­ rak geri gelen o tarih biçiminin siyasal ayinleştirilmesi olarak. Bu tasarı23. Louis'nin. emir verir ama yönetmez. uzun süre ipucu işlevi gören hukuka daya­ lı bu Rousseau'culuktan başlayarak. belli birtakım tarihsel anların ve yapıların yeniden canlandırılmasıydı. yani arkaik. şenliğin belli bir ölçüde. 14 Temmuz 1790 şenliği. bir biçimde. dev­ rim boyunca süren ve Roma şenliğinden çok daha az sözü edi­ len büyük bir Karolenj düşü oldu. şenlikten birkaç hafta önce. bir Karolenj bayramıdır. (değeri pek anlaşılmamış olan) . Haziran 1790'da. hükümdarıyla kuru­ lan belirli bir ilişkisidir bu. kral değildir. birisi XVI. bu şenlik sırasında. Her ne olursa olsun. yeniden kurduğu ya da canlandırdığı o Karolenj özellikli ilişkiyi. çünkü imparator olan "imperat sed non regit ". kral unvanının alınmasını. halkı manevra yerinde toplantıya ça­ ğıran adam. Roma yeniden canlandırıldı. bir döngü ve bir geri dönüş olarak kavranan bir devri­ me gözle görülür bir figür kazandırmayı sağlayan. tam olarak manevra ala­ nında yapılır ve böylece toplanan halkın. bir Jakobenler kulübünde. Manevra Alanı.

Devrim içerisindeki başka bir tarihi yeniden canlandırma bi­ çimi de: feodalitenin. bizler bir kişiye karşı bin kişiyiz: yeterince uzun bir süre kulunuz olduk. isti­ la tezinin düpedüz tersine döndürülüşü olur. hatırlamıyorum. burjuvaziyle bir olan soylu d'Antraigues'in. korku ve gizem dolu olduğu gibi siyasal romanlardır. adaletsiz hükümdarların. Boulainvilliers'nin tezinin. yani Fransız Devrimi'nin ve onun içinde yer almış siyasal ve toplumsal savaşımların. Önce. bi­ ze atalarımızın mirasına dönmek uygun düşer25". "öfke içindeki tanrının.218 Toplumu Savunmak Gerekir bu Karolenj düşüyle. Roma düşünün buluşma noktasında kar­ şılaşılacaktır. bir yüzyıllık ömrü olan gotiğe ilişkin bütün bir bil­ menin yeniden canlandırılması olması ölçüsünde de bilimkur­ . Fran­ sız ulusunun yavaş yavaş kurtulduğu bir fethin kalıntılarını tem­ sil ediyorlar27". feodaliteye ilişkin bütün bir bilme­ nin. sizler de bizim kullarımız olun. Burada. aynı zamanda terör. Feodalitenin bu lanetlenişi birçok biçim alır. çünkü bunlar hep haksızlıkların. XIX. Ve devrim döneminin ünlü ortaçağ romanlarında belirdiği görülen Gotik'in kapalı biçimde ortaya çıkışını yine feodalitenin bu lanetlenişiyle ilişkilendirmek gerekiyor kuşkusuz: o gotik romanlar. Boulay de Meurthe. ırklar tarihi terimleriyle yeniden yorumlanışım. Rahip Proyart'm. bir daha sefere yeniden döneceğim o ünlü metninde şunu söylüyordu: "Fatihlerin ırkından geldiklerine. acımasız ve eli kanlı senyörlerin. aslında. özgür bir ulusun başına getirebileceği en korkunç felaket24" dediği şeyin lanetlenmesidir. yüzyılın en başında da önemli olacak bir şe­ yin oluştuğunu görürsünüz. küstah din adamları vb'nin hikâyesidir. Ve böylece kimi metinlere rastlarsınız . fetih hakları­ nın mirasçıları olduklarına dair çılgınca iddiayı koruyan bütün o aileler neden Franken'in ormanlarına geri gönderilmesin ki?26" Ve 1795'te ya da 1796. Ve Sieyès.bu metin ise başpapaz Proyart'a aittir: "Frank beyefendiler. şunu diyordu: "Göçmenler. Gotik roman bir bi­ lim ve siyasal-kurgu romanıdır: asal olarak iktidarın kötüye kullanılmasına odaklı romanlar olduğu ölçüde siyasal-kurgu romanı ve düşsel düzeyde. bü­ yük göç hareketlerinden sonra. iktidarı kötüye kullanmaların anlatı­ sıdır. tiers état'dan soylulara söylemesini istediği şey budur işte.

dünya sürekli bir kalıtın oyuncağıdır.) kitabında Boulainvilliers bunun "uzun süreli bütün devletlerin ortak yazgısı" olduğunu kabul eder ve ekler: ".g.e. Eh o zaman. tarih­ sel ve siyasal olarak. Foucault'nun Les Mots et les Choses'de (a. "çöküşü" konusundaki. Dolayısıyla bu alan içerisinde. 2 "Kuruluş"un tıbbi doktrininin uzun bir öyküsü var. hukuk. Bichat ve Paris okulu tarafından geliştirilecek olan anatomo-patolojik kuramı daya­ nak alıyor. ama bü­ tün bunlar. yüzyılın ilk yarısında. bu gotik ve feodalite te­ malarını bir yenilik ya da bir yenilenme olarak sokan edebiyat ya da düş gücü değildir. iktidar bilmesi ve biçimleri düzeyinde artık yüzyıllık bir savaşımın amacı olduğu ölçüde. XVIII. yüzyıl. Bütün XVIII. neden soyluluk ve bu­ nun avantajları ortak kuralın dışında kalsınlar ki?" Bununla birlikte. ama M. işbu nedenle gotik roman ortaya çıkar. Le Brun. Foucault kuşkusuz burada. Ve sonuç olarak an­ cak Devrim sırasında -yani bilme ve siyaset alanındaki o deva­ sa çalışmadan bir yüzyıl sonra. Essai sur la noblesse en France contenant une dissertation sur son origine et abaissement (kitap 1700'e doğru kaleme alınmış ve 1730'da Continuation des mémoires de littérature'de çıkmıştır. gotiğin ve feodalite­ nin. XVIII. derebeylerin. NOTLAR 1 Burada açıkça. egemenlik biçimlerinin ne olduğu konusunda kavga ediliyordu.3 Mart 1976 Tarihli Ders 219 gu romanıdır. M. İlk gotik romandan çok önce. cilt IX. feodalin ne olduğu sorunuyla geçti. 3 Eski Roma'nm "sonu". Sydenham.) "arke­ olojik" çözümlemesini geliştirdiği bilme ve söylemsellik biçimleri alanlarının "soykütüksel" yinelenişi ve yeniden dile getirilişi söz ko­ nusu. gelecek sefer sizlere. a. tarih ve siyaset bağla­ mında. Devrim'in yinelenişi olarak tarihten söz açacağım. yüzyılın sonuna. Bordeu'den başlayarak. ikti­ darlarının. düşsellik bağlamında yer aldı. Aslında bunlar. adı- . yüzyılda biçimlendirilen ve XIX. düşsel düzeyde yeniden ele alındı.. bu kalıt konusunda şunu düşünür: "Çocuklarımızdan birisi çıkıp. neredeyse bir yüzyıl önce.o bilim ve siyasal-kurgu ro­ manlarında. bunların tımarlarının.g.. bilmenin ve bilmenin olanak tanıdığı siyasal taktik­ lerin o tarihinin hanesine konulmalı.e.

kitap I. Paris. Observations sur l'histoire de France. 1789.. L. 1765). 40. Cenevre. yıl I. Alıntı şöyle biter: "Kılıç onların hukukuydu ve bu­ nu.. sayısıyla birlikte 1965'te sona erecektir. doğamn hukukuymuş gibi gönül rahatlığıyla uyguluyorlardı". eskilerini fetheden ve uyruklaştıran başka top­ lumlar doğar" (s. comte du Buat-Nançay. zanaatsız. 25. G. yasasız [. Foucault burada. hatta ca­ navarca da olsa biraz şiddet görmeyi kaldırabilirlerdi. La Révolution surré­ aliste. Çevrim düşüncesine gelince. "çünkü her zaman ayakta kalabilecek bir toplum yoktur ve en geniş ve en korkulan imparatorluklar. Dubos. Hangisi olduğunu bu­ lamadığımız bu alıntının (eğer bir alıntıysa) kaynağı burası olabilir. J. Bölüm.g.. kaba. 1725). 141-142). Jean Laplanche. Paris.. sanatsız ama özgür" (Les Cha­ înes de l'esclavage. Union générale d'Editions. Éléments de la politique. Derginin yayını. militanlar. I. 6 "Yoksul. doğrudan demokrasi sorunu. bölüm I-IX: "De l'égalité des hommes". onla­ rın ortak törelerindendi" (G. yeni basımı. 1949 yılında Renée Simon tarafından basılan Astrologie Mondiale'inde (1711). reformizmin eleştirisi vb gibi temaları geliştiriyorlardı. Burada Boulainvilliers için söz konusu olan "yine de hiçbir değişmezliği olmayan" bir "düzen" söz konusudur. B. Paris. Boulainvilliers'nin. ilk baskı Cenevre. 4 "Gururlu.. çoğu zaman bunların içinden. Desnos.220 Toplumu Savunmak Gerekir miza eski görkemini geri kazandırmak için yaşadığımız bu karanlığı delecektir" (s. de Bonneville. vatansız. "Description d'une révolte prochaine". 1823. 6. bkz. "Des vices de la constitution politique" bö­ lümü. entellektüeller (aralarında Edgar Morin. kaba. çünkü bu. s. s. de Mably.85 ). 30). s. 15 Nisan 1925. kendileri de güç ve ikna yöntemleri kullanan. Paris.] Fransızlar şeflerinden.a. cilt I. Gérard Genette de vardır) burada örneğin Sovyet rejiminin eleştirisi. 1975. Histoire de l'Europe moderne depuis l'irruption des peup­ les du Nord dans YEmpire romain jusqu'à la paix de 1783. onları oluşturanlara benzer yollarla yıkılabilir. Paris. "monarşilerin bir ülkeden ve bir ulustan bir başkasına geçişi"nin "ön-Hegelci" denebilecek düşünce­ si biçimlendirilmiştir.. Vico'nun Scienza nuova'smda buluruz (Napoli. 9 R. s. böl. 1948 yılından başlayarak Cornélius Castoriadis'in çevresinde toplanmış ve. 20.e. 1734. Histoire critique de l'établissement de la monarchie frança­ ise dans les Gaules. . 1949'dan sonra da Socialisme ou Barbarie'y i yayımlayacak olan düşünce topluluğuna gönderme yapıyor.-F. sayı 3. ticaret bilmez. 1988.1. 8 M. 7 Bkz. Ouvrage destiné à développer les noirs attentats des prin­ ces contre peuple.-B. 10 Bkz. 5 N. Jean-François Lyotard. cil^ 1. Castoriadis ve Cla­ ude Lefort'un itkisiyle. Yeniden basımı La Révolution surré­ aliste (1924-1929). ayrı görüşte olan Troçkistler. onu daha çok aynı dönemde G.

e. 1789. bir avuç Frank'm bir milyon Galya-Romalı'ya Türk'ün Mağripli'ye ettiğini etmiş olmasının olanaksız olduğu görülecektir" (Histoire critique. du Bourbonnais. chartae. suivi de Dissertations sur le franc-alleu des coutumes d'Auvergne. 17 G. s. Chapsal. J. yeniden ele alınmış olan episteme kavramıyla ortaya çıkan tartışmaların dosyasına eklenmesi gereken. senyörler tarafından yaptırılan şatoların yıkılması buyruğu çıktı ve birçok kente para basma hakkı verildi.g. Discours sur la féodalité et l'allodialité. de Mably.-J.e.e.).g.. § VI. 12 "Birisine. Mémoire sur les Municipalités. kitap.. G. 1889-1897.-B. 1773.e. Türklerin Mağriplilere davrandığı gibi davranmak" anlamı­ na gelen eski bir deyim. böl. a. Leçons de morale. Başpiskopos Hincmar'ın etkisiyle. Foucault tarafından Les Mots et les Choses (a. cilt XI. 1791. 212-213). F. kitap..)'de geliş­ tirilmiş ve L'Archéologie du savoir'mda (a. 1769 ve cilt XII. Pépin'in davasını toplantıya dahil etti. Ordonnances des rois de France de la troisième race.e. Diplomata. toplanan ve kararları Pistes Fermanı adını taşı­ yan bir konsilde. cilt IV.. Exposé historique des admi­ nistrations populaires aux plus anciennes époques de notre monarchie. Paris. Akitanya Kralı II. Versailles. Histoire de l'Europe Moderne depuis l'irruption des peup­ les du Nord. O.. 14 Yalnızca son cümle bir alıntıya benzer görünüyor: kraliyet görevlileri­ nin yetki tecavüzlerinden ve dükler ve kontlar komisyonlarının kalıt­ sal mevkilere dönüştürülmesinden söz ettikten sonra Dubos şunu ya­ zar: "İşte o zaman Galya bir fetih ülkesine dönüştü" (a.3 Mart 1976 Tarihli Ders 221 11 Bkz. IV.e. Observations. de politique et de droit public. Kurul aynı zamanda. M. . epistolae et alia monumenta ad res franciscas spectantia. de Mably. 1742 baskı­ sı.-N. VI. s. hiçbir yüzyılda aptal ya da alçak olarak anılmamış Galya'nın sakinlerinin doğal mizacına iyice dikkat etsin. 1789. 19 J..g. s. Parisiis. 1776. pré­ cédées de l'histoire de toutes nos assemblées nationales.. Paris. Paris. de Bonneville.e. say. bölüm 8 ve 9. puisées dans l'histoire de la monarchie. du Nivernois. a. Turgot. 21 Bu bölüm. 22 Pistes'te (ya da Pitres). de Bréquigny. a.-F.g... Moreau. 23 Söz konusu edilen 17 Haziran 1790 tarihli oturumda sunulan bir öner­ gedir (Bkz. Observations sur l'histoire de France. başka kanıtlara başvurmaksızın. Aulard.g. Paris. 20 R. cilt I. . Exposition et Défense de notre constitution monarchique française. para sistemi dü­ zenlendi..g.a. 15 G.-B. 1776. Paris.g. 16 N. 13 "Dubos'nun Boulainvilliers eleştirisi için bkz. La Société des jacobins. belirleyici bir parçadır. azledildiği ilan edilen. 6 18 L. 153). Paris.. F. de Champagne. IV.A. 290). Dubos şöyle yazar: "Okur. 1679-1783.

H. s. s. gönderilmesin ki?" 27 Bkz. 415. böl.222 Toplumu Savunmak Gerekir 24 E. Le Sang é p u r é a .-J. A. 61. . 357-358. Vie du Dauphin père de Louis X V .J. Paris/Lyon. Mémoire sur la constitution des États pro­ vinciaux.-B.. Boulay de la Meurthe. d'exil.. Devyver. . 370. s.e. a. Proyart. Le Sang épuré. Devyver.g. In A.... 10-11. L.. L. II. e . Rapport présenté le 25 Vendémiaire an V I au Conseil des Cinq-Cents sur les mesures d'ostracisme. d'expulsi­ on les plus convenables aux principes de justice et de liberté. comte d'Antraigues. 1782. et les plus prop­ res à consolider la république. Sieyès.neden Tiers-État tarafından. Qu'est-ce que le Tiers-État?. 26 E.. In A. 1788.. metinde cümle şöyle: ". cilt I. s. . 25 L. s. g .

. kır ya da or­ man insanları. uygarlaşmış ve belli bir noktaya kadar bastırılmış olacağını göstermek isterim. yüzyılda savaşı siyasal ilişkilerin. yüzyılın tarihsel söyleminde. biraz paradoksal bir biçim ­ de. Bu durumda şimdi sizlere. bölgesel tehlikeler geçici epizotlar halinde bölümlenecek. . yani hukukun söylemi değil. ne olursa olsun bütün ilişkilerimizin her zaman egemenlik düzeyinde var olması tehlikesini. temelde tarihin söyle­ miydi ve neredeyse bir tek oydu.Kuramsal sonuçlan ve tarihsel söylem üzerindeki etkileri . XVIII.ıo Mart 1976 Tarihli Ders D evrim de ulus düşüncesinin siyasal olarak yeniden geliştirilme­ si: Sieyes. başat ve hemen hemen tek çözümleyicisi kılmış olan şey.Yeni tarihin iki kavranılırlık çizelgesi: egemenlik ve bütünlenm e. belirsiz bir savaşın içine girmiş olmamız tehlikesini. sonuçta tarih (Boulainvilliers'nin ya da Buat-Nançay'nin anlattığı gibi olsun. yabanılları. XIX. herkesin herkesle sa­ vaşımı vb'siyle) siyasal kuramın söylemi değil.Diyalektiğin doğuşu. bölüştürülmüş. yerleştirilmiş. tarihin söylemi. bunun pek önemi yok) büyük tehli­ keyi birden ortaya çıkarmıştı. sanırım. (sözleşmeleri. kolonileştirilmiş. uygarlık öncesi yaşamları. diyelim en azından nasıl indirgenmiş. yüzyılda tarihsel kavranılırlığı bizzat oluşturan bu savaş öğesinin Devrim'den itibaren. indirgenmiş. Ama bundan çok daha faz- . XVIII. tarihin temeli olarak belirsiz savaşla siyasetin başat öğesi olarak egemenlik ilişkisi­ nin oluşturduğu bu çifte tehlikedir. bu değil. Şöyle ki. M ontlosier ve A u gustin Thierry. Ve. tarihin söylemi. krizler ve şiddet hare­ ketleri biçiminde yeniden yazılacak olan. tarih söyleminden atılmış olmasa bile. sınırlanmış.

Tarihsel söylemin. yüzyıl tarihçile­ rinin aradığı o iyi ve doğru denge anlamında değil ama uzlaş­ ma anlamında. yüzyılda ta­ rihin öznesi ve nesnesi kıldığı şu ünlü "ulus" kavramının tarih­ sel değil de siyasal olarak yeniden geliştirilmesi olan çok ayrı bir şeyden nasıl geldiğini göstermek istiyorum. yüzyılda oluşturulmuş olan tarihsel-siyasal zeminde. toplumu koruma. XVIII. tarihsel söylemde savaşın rolünün (bu güçten düşmesinden değilse bi­ le) bu yer değiştirmesinden başlayarak. sanırım. Yeni bir tür ta­ rihsel söylemi olanaklı kılmış olan bir değişim. onun siyasal ilişkileri içinde yaşamını sürdürme koşuludur. bu rolden. kurucu olanın tıbbi olana doğru büyük yön değişimi. bir anlamda kendine yakıştırdığı ya da benimsediği andan değil ama. Geçen sefer sizlere. XVIII. bir anlamda. ama bu kez olumsuz bir rol. bir tür nihai bastırmaya aday olacaktır.224 Toplumu Savunmak Gerekir lası. yani ulusun. siyasal kavgada tarih söylemini silah olarak kullanmakta en çok güçlüğü çekmiş olanın. kollama rolüdür bu. toplumsal savaş düşüncesinde ta­ rihsel olanın biyolojik olana. bu. nasıl ve neden sonuçta en güç konumdaki burjuvazi olduğunu gös­ termeye çalıştım. tarihsel söylemin bu oto-diyalektikleşme ve dolayısıyla burjuvalaşma hareketini betimlemeye çalışacağım. bir doku naklinin yarattığı etki ya da bir anlamda diyalektik bir felsefenin tarihi denetim altına alışının yarattığı etki olsun. toplumun kendi bünyesinde ve kendi bünyesinden doğan teh­ likelere karşı savunulması olarak içeriden bir savaş düşüncesi belirecektir. Ve sorun da. savaş artık top­ lumun ve siyasal ilişkilerin var olma koşulu değil. O zaman bugün. bir iç diyalektikleşmesi. böylece tarihsel söylem içerisinde denetim altına alman bu savaş ilişkisinin. Şimdi sizlere buradaki serbestliğin. tam olarak çıkış noktası niyetine ol­ . tabii ki onun burjuvalaşmasma denk düşen. Ve ben de. aristokrasinin XVIII. daha asal olarak bu tehlike. Tarih söyleminde savaş sorununun bu tersine çevrilişi. Bu durumda. tarihin. bir anlamda bir dış rol üstlenerek nasıl yeni­ den ortaya çıkacağını bilmektir: artık bir tarih oluşturma rolü değil de. san­ mıyorum ki. kesinlikle burjuvazinin bir tarihi. ulus düşüncesinin siyasal olarak yeniden geliştirilme­ sinden doğdu. kendiliğinden diyalektikleşmesi gibi bir şey olduğuna inanıyorum.

Ulusu oluşturan şey. Sieyès'in tiers état'ya ilişkin ünlü metnini alacağım. ama sanırım biraz daha yakından bakınca. bu uluslar arasında savaş ve egemenlik ilişkileri kur­ muştu. ulusun bambaşka bir tanımı ya da daha çok iki parçalı bir tanımı elde edilecektir.bu ulus kavramından çıkarmıştı. aynı geleneklere sahip bir topluluk. Bütünüyle kralın kişiliğinde bulunur. biliyorsunuz metin şu üç soruyu sorar: "Tiers-État nedir? Her şey. canlı. Ulusu bu oluşturmaz." Hem ünlü hem de artık bayatlamış olan. Ulusu oluşturan kral de­ ğildir. Ve. aynı topraklarda ya­ şayan. Œ uvres . "her kişi'den önce: Kral bütün ulusu temsil eder ve" bölümü var. 1829. yan yana bireylerden başka bir şey olmayan. bir ulusun bir başkası üzerinde egemenlik kurma ve savaş araçları tarafına oturtmuştu. Şimdiye dek siyasal olarak ne oldu? Hiçbir şey. XVII. Bu bölüm R E. 15. yüzyıl sonunda bir hukukçu şöyle diyordu: "her kişi kral karşı­ sında tek bir bireyi temsil eder".* Ulus bedenleşmez. ve buradan yol alarak. en azından bu değişimin örneği olarak. Ulusun yapısını oluşturan. uyruklarının her biriyle olan fiziksel-hukuksal ilişkisi içerisinde/kralın bedenidir. biliyorsunuz. soylu kesimin tepkisiyle yazılan bu ta­ rih. kralı. Ve. aynı dili konuşan. birtakım temel değişimleri taşı­ yan bir metin. bir bireyler topluluğu olduğu için var değildir. bir kalabalık. ulusun var olmadığına ya da en azından.10 Mart 1976 Tarihli Ders 225 masa da. Ne olmak ister? Bu alanda bir şey olmak1. Paris. Ulus. herbiri bi­ reysel olarak. Sieyès'le birlikte. Lemontey'den alıntılanmış. . bir ulus açıkça başka uluslara karşı savaşım vermek için kendine bir kral atar. Bir tarafta bir hukuk * Elyazmasmda. bir bütün bile kurmayan ama hepsi. kralın bedensel. basit hukuk­ sal etkisi olan. cilt V. genel olarak. öyle olsa da. mut­ lak monarşinin savı. Lemontey. gerçekliğini yalnızca kralın tek ve bireysel gerçekliğinde bulan. bu ilişkileri tarihsel kavramlırlığın örgüsü kılmıştı. soylu sınıfın tepkisi çok sayıda "uluslar"ı (en azından iki tane) -kralın bedeninin. olasılık koşulunu ve temel birliğini kralın kişiliğin­ de bulduğu ölçüde var olabildiği idi. gerçek kişiliğiyle hem hu­ kuksal hem de fiziksel belirli bir ilişkide bulunan kişilerin var olmasıdır. Ulus konusuna gelince (özetlemek için daha önce söylen­ miş şeylere geri dönüyorum). s.

"görevler" dediği şeyler de gereklidir: bu ordudur. İşte hu­ kuk devleti bu. Yasa-yasama erki İkilisi bir ulus olması için gereken kesin koşuldur. soylu tepkisinin tanımının gerektirdiğinden çok daha fazla­ sıdır. "işler" dediği şeyler. Sieyes'e göre bir ulus olması için. Ama bu "işler"den başka. mutlak monarşinin gerek­ tirdiğinden çok daha az şey gerektirir. Kilise'dir ve yöne­ timdir3. muhtemelen bir dil gibi birtakım ortak şey­ ler olması yeterliydi. Bu soylu tepkisine göre. bir ulus olması için. tam olarak yasama erkini oluşturan ve yasa­ lar koyması için yetkili kıldığı makam aracılığıyla ortak bir ya­ sa benimsemiş olsun. yani ilk olarak ziraat. açık yasalar ve bunları oluşturan merciler olması gerekir. Şöyle ki. dördüncü olarak liberal sanatlar. iktidarın yetkili kılınmasından önce vardır. adalettir. Ve Sieyes bu koşullar üzerinde durur. içeride de böyle ol­ ması için). iş ki. üçüncü olarak ticaret. başka koşullar gere­ kir. bir kralın olması gerekmez. Böylece. belirli bir çıkar yüzün­ den bir araya toplanmış insanlar olması ve bunların arasında gelenekler.226 Toplumu Savunmak Gerekir devleti vardır. Ulusun bu ilk tanımı (ya da daha çok ulusun var olması için ilk zorunlu koşullar bütününün tanımı). âdetler. biz ise. ulusun bu iki tarihsel varsayım bütününü be­ lirtmek için "görevler" ve "aygıtlar" diyeceğiz. bir yönetim bile olması gerekmez. bir yönetimin oluşumundan bile önce. Ama önemli . Her şeyden önce. ulus mutlak monarşinin tanımı­ nın gerektirdiğinden çok daha az bir şeydir. Ama bir yandan da. yasasının uygulanması için. kuşkusuz gerçeğe daha yakın biçimde. hukuksal varoluşunun artık kesin koşulu değil de tarih içindeki varoluşunun tarihsel koşulu olarak yaşayabilmesi ve gelişip büyümesi için başka şey gerekir. Sieyes bir ulusun var olması için iki şeyin olması gerektiğini söyler: ortak bir yasa ve bir yasama erki2. ulus olması için. "İşler" ve "görevler". Ulus. yasama erkinin tanınması için (ve bunun yal­ nızca dışarıda öteki uluslar tarafında değil. ikinci olarak zanaat ve sanayi. hükümdarın doğuşundan önce. dolayı­ sıyla. Bir ulusun ayakta kalması için. ulustan söz edebilmemiz için. Bunlar bir anlamda ulusun tözel koşullarıdır ve Sieyes bunu iki gruba ayırır. Boulainvilliers'nin yazdığı biçi­ miyle tarihe göre. Bir hükümet. Ama bu tanımın yal­ nızca ilk katmanıdır.

tarihsel açıdan olmasa bile. bir kuruluş gerçekleştirebilir. ulusun bu hukuksal-biçimsel koşullarına. bir ordu. bütün bu görevler. Sieyes'in çözümlemeyi tersyüz ettiğini görürsünüz. aslında Sieyes'in ulusun tözel koşulu olarak yalıttığı bu öğeler -ziraat. yeryüzüne. ancak tica­ rete. Bu işleri ve görevleri ya da bu görevleri ve bu aygıtları. bir yargı erki vesaire kuracak kapasiteye sahip değil­ se. bu işlevler açılabilirdi. sanıyorum Sieyes (ve bu belirtebileceğimiz ilk şeydir). sonuca ya da her koşulda erekliliğe ilişkin­ di. bunu yaparken. ulusun tarihsel varoluşunun koşullarının görevler ve ay­ gıtlar düzeyinde tanımlanmış olmasıdır. bir yargıçlık kurumu. Belki hukuksal olarak olacaktır. ve ancak ulusun bu hukuksal örgütlenmesi gerçekleştiğin­ de. en azından araçları ve güvencesiydi. yö­ netim vb gibi. asla ne sözleşme. tek tek dağılmış insanlar. ne yasa. Gerçekten bir ulusun kurucusu olabilecek şeyler. tarihe girebilir ve orada varlığını sürdürebilir. bir yönetim kurabilecek bireylere sahipse. Ordu ya da adalet mekanizması gibi bir şey. Ticaret. tarım yapacak. her za­ man kendine yasalar koyup. ulusun hukuksal kuruluşu açısından. bir bireyler topluluğu her zaman bir araya gelebilir. ulusun hukuksal tanımı egemen olduğu sü­ rece. Aygıtlara gelince -ordu. gerçekte. tarihsel olarak asla bir ulus olamayacaktır. o ana dek yapılmış olan bütün çözümlemelerin yönünü tersyüz eder. sanayi vb. ne de . bir yasa. tarihsel-işlevsel ko­ şullar eklerken. zanaat. Yani. ister monarşi yanlısı tezi tarafında olsun ya da ister Rousseau'cu türde bir yanda olsun. bir devlet ya da yönetim biçimi oluştu­ ruyorlardı. bunun etmenleri değilse de. Bu ise. Gerçekten de. adalet. ticaret sahibi ol­ mayı. bir kilise.neydi? Bu ulusun var olması için gereken koşul değildi. bir kez ulus kuruldu mu düzenlenebilirdi ancak. ulus olarak var olabilir. Oysa. Tam olarak. ulusun varoluşu öncesine alır . bir yasama erki kurabilir demek­ tir. tarıma. en azından var olma koşulları bağlamında önceye alır. birbirleri arasında ekonomik türden ilişkiler kurabilmeyi istediklerinde. Ne ki. Bir ulus. ormanın ya da kırların sınırlarına.10 Mart 1976 Tarihli Ders 227 olan. ticaret. ama tarihsel olarak asla. bir ordu. zanaate yatkınsa. ziraatlerini geliştirmeyi. tersine ulusun varlığının etmeniydi.bu da ulusun var olması için gerekli koşul değil­ di.

adaleti kim işletir? Tabii ki kimi önemli mevkilerde.in­ celeyebiliriz. Bu insan­ lar. ona göre XVIII. yasama erki. Bu farklı görevleri kim yerine getirir? Tiers état getirir. yani kra­ liyet keyfiyetine dayalı sistem tarafından konulmuştur. Bu insanlar bir ulusun ve ulu­ sun tarihsel varoluş koşullarının taşıyıcısıdırlar.228 Toplumu Savunmak Gerekir konsensüstür. yüzyılın sonunda Fransa'da olup biteni -k i Sieyès'in yaptığı da b u . bir grup insanın kendi işlerini kur­ ması. Yasama erki de yoktur. Boulainvillièrs. bir ulus olmaya­ caklardır. Buna karşın. Sieyès'in "aulique4"* dediği bir sistem. yönetimi. doğrudan siyasal sonuçlardır. Oysa. Bu­ nunla birlikte Fransa'da bir "ulus" vardır. soyluluk­ tan gelen insanlara rastlanır. bu noktadan yola çıkarak. ulusun tözel ve işlevsel öğelerine sahip ola­ caklardır. Bunlar şu anlamda doğrudan siyasal olan sonuçlardır: görülü­ yor ki. çünkü yasalar ya da buyruklar. Gerçekten de. Ama tersine. Bu çözümlemeden. ulusun kesin.onda eksik olduğuna göre Fransa bir ulus değildir. ama bu aygıtların onda dokuzu­ nun işleyişini. sanırım birtakım sonuçlar çıkarabiliriz. bir ticaret. hukuksal koşulları -ortak yasalar. sarayın sistemi. görevlerini yerine getirmesi ve yine de ortak bir yasa ve bir yasama erki bulunmaması pekâlâ gerçekleşebilir. du Buat-Nançay vb'lerinin savlarıyla polemik. tiers état üstlenir. bir başka bölümü de Kilise vb'ye uygulanan bir dizi yasa bulunur. yani kendi içinde ulusun tözel ve tarihsel varlığını sağlayabilme kapasitesini taşı­ yan bir bireyler topluluğu vardır.). bir tarım. yalnızca tiers état. . bir zanaat ve serbest sanatlar vardır. Bu formül şu anlama gelir: aristokrasinin. yalnızca kendilerine ait ortak bir statüsü ve gele­ nekleri olan bir grup insana özgü tutmak istediği bu ulus dü* Aulique: Saraya ilişkin (ç. Kilise'yi. ger­ çekten de ulusun özdeksel koşullarını yerine getiren bu tiers état kesin bir statüye kavuşmamıştır. bir anlamda. Orduyu.n. Fransa'da ortak yasalar yoktur ama bir bölümü soylulara. Bunlardan bir bölümü. Ulus olabilecek yetenekte olacaklar. tabii. bir başkası tiers état'ya. o da şu­ dur: "tiers état tam bir ulustur5". ama açık açık polemik bir bağıntı kurularak ancak tam olarak anlaşılabilir olan Sieyès'in metninin temel formülü buradan gelir. Sieyès'e göre.

Ama. tabii ki. devletle çakışıyor olması gereken bir ulusun. bir tek o. Buna göre. gördüğünüz gibi. bir ulus oluşturmak için zorunlu ve yeterli tarihsel görevleri tam olarak kapsamadığı ölçüde. sanırım iki özellik gösterir. aynı önermeleri baş­ ka türlü dile getirmek istersek: "Ulusal olan her şey bizdendir". Tersine şunu söylemek söz konusu olacaktır (tiers état'nın söyleyeceği şeydir bu): "Bizler başka bireyler ara­ sındaki bir ulustan başka bir şey değiliz. Ulusu oluşturan şey onun içindedir. soylu kanıyla pekiştirilen. "ulus" olacak bir ulusun tarihsel çekirdeği nerede bulunacaktır: tiers état'da. Hak ta­ lebi bundan böyle. Aslında. gerçekten bir ulus değildir. ister bir konsensüs. bambaşka bir şey önemli olacaktır. şimdi de hâlâ gücünü yitir­ memiş olan. Ve. Sieyès'in ne mucidi ne de tek sözcüsü olduğu bu siyasal açıklama. dolayısıyla. bu hukukun mutlak ve benzersiz ayrıcalığını soy­ lular için tuttuğunu. "ve bizden olan her şey ulustur6". krallık birliğinden.10 Mart 1976 Tarihli Ders 229 şüncesi. Bu si­ yasal söylemin kaynağı. Ve bu durumda da. Belki bizler. der tiers état. Birincisi. hak talebinin zamanlı ekseninin bir tersine dönüşüyle karşılaşacağız. yalnızca ve yalnızca tiers état'da. hukuk alanında. toplumsal yapının bütünün­ den. ulusun tarihsel gerçeğini kapsamak için yeterli değil­ dir. oluşturduğu­ muz bu ulus. Tiers état tek başına bir ulusun varoluşunun tarihsel koşulu­ dur ama. soylu tep­ kisinin söylemini belirgin kılmış olan ilişkinin tam anlamıyla tersi olan belli bir ilişki. ister bir zafer. belli bir ayrıksı hukuku: soyluların ayrıksı hukukunu ayırıyordu. ister bir . Devlet tümelliğini kurma gücüne sahibiz". Ama öte yandan Fransa krallığı tarafından kurulan devlet bütünlüğü. bütün bir siyasal söylemin ana kaynağıdır. zaferle doğ­ rulanan. Tiers état eksiksiz bir ulustur. bu söylemin ikinci özelliği olarak. bu özel hukuku çıkardığını ve ayrılığı içerisinde bunu iş­ lettiğini iddia ediyordu. özel durumun tümellikle olan belirli bir yeni ilişkisi. Ya da hatta. soylu tepkisi ne yapıyordu? Kral ve onun uyrukları tarafından kurulmuş toplumsal varlık­ tan. onu çevreleyen toplumsal yapının oluşumu ne olursa olsun. tek başımıza toplumsal varlığın tamamını oluş­ turmuyoruz ama bizler devletin bütünleyici işlevini taşıyabile­ cek güçteyiz. Bu noktada ise. gerçekten de ulusu oluşturabilecek olan­ dır. iyi bildiğiniz gibi.

atalarıyla. çünkü. bunun adına. bir anlamda bu türden çözümlemenin ve söylemin si­ yasal sonuçları konusunda söyleyebileceklerim bunlar. bir gelecek üzerinde. başka bir şey: kendini yönetme. idare etme. bir devlet kurmaya muktedir olan bu bireyler topluluğundan. İşte. Ege­ menlik kurma değil. Bu birçok anlama geliyor. askeri yetenekleri. Bir ulusu belirgin kılacak olan. Böylece ulus esas ola­ rak. Bu. karşıt ya da yan yana duran uluslar olacak) başka topluluklarla olan yatay bir ilişki değildir. yüzyıl başının soylu sınıfın tarihçilerinin tarif etmek istedikleri gibi. pek de onun fiziksel gücü. gizilgüçlerdir. devletin kendisinin gerçek varlığına uzanan dikey bir bağıntıdır. XVIII. Bu aynı zamanda bir ulusun gücünü oluşturan şeyin. dile getirilmeyecektir. geçmişle olan ilişkisi ol­ madığını. tersine. devletle olan ilişkisi olduğunu görü­ yorsunuz. Ayrıca şu kuramsal sonuçlara da varılacaktır. başka bir şeyle. öteki uluslar üzerinde bir egemenlik ilişkisi kurmak olmayacak. elinde daha fazla devlet yeterliği bulundurdukça çok daha güçlü olacaktır. yeterlik­ ler. ulusun. bir gizilgüç halinde bulunan. (başka uluslar. temel olarak başka uluslara göre belirginleşmediği anlamına. Şimdi bir ulusun gücünü oluşturan. barbar ve savaşçı egemenlik ilişkilerinde artık bir partner . Ulusun tarihsel rolünün ve görevinin özünü oluşturan. "Ulusu" ayırt edici kılacak olan şey. bir ulusun ayırıcı niteliğinin pek de diğerlerini egemenliği altına almak olmadığı anlamına da gelir. düşman. bir ulus. Bu di­ key ulus/devlet ekseni ya da devlet gücüllüğü/devlet uygula­ ması ekseni boyunca ulus belirgin kılınacak ve saptanacaktır. devletleşmedir bu. toplumsal varlık içerisindeki "bir" ulusça zaten sağlanmış olan belirli bir devlet tümelliği işlevi söz konusudur. hepsi de devlet figürüyle sıralanan. kendi üzerinde. Bu koşullarda bir ulusu belirleyenin. devlet figürünün ve iktidarının ken­ di üzerindeki kuruluşunu ve işleyişini sağlamak olacaktır. hükü­ met etme. onun eskiliği. Önce. ki bu ulus. biricik ulus statüsünün gerçekten tanınmasını ve devletin hu­ kuksal yapısı içerisinde tanınmasını ister. bir anlamda barbarca şiddeti olmadığı anlamına da gelir.230 Toplumu Savunmak Gerekir istilayla kurulmuş olsun geçmişte kalan bir hukuk adına. Hak talebi. içkin ve zaten şimdinin içinde var bulunan bir gelecek üzerinde dile getirilebilecektir.

buna göre. Şöyle ki. en azından nokta nokta çizilmiş devlettir. Aklayıcı. Tabii ki bu. XVII. Ulus ve devlet arasında. ulusal bütünden devletin tümelliğine geçiş anı ola­ cağı. şeylerin ilk düzenine tersyüz edici geri dönüşün alanı içerisinde ele alınmayacak olan bir tarihin yazılmasına olanak sağlar. ulusun devlet kurma potansiyeliyle devletin somut bütünü arasında durmadan gizlice örülen ilişkilerin tarihini yapmak söz konusu olacaktır. temel hakları düzeyinde kendisini güçlendiren devletti. devletin güçlerinin değil de kendi özel tari­ hi. XVII. devlet sorununu yeniden devreye so­ kan ve belirli bir ölçüde kendi merkezine yeniden yerleştiren bir tarihsel söylem. devletin etkin. Şimdi göreceğimiz. yüzyılda var olan ve benim de. yüzyılda tarihin söylemi hâlâ buy­ du. Soylu sınıfın tepkisi buna karşı bayrak açmış ve karşısına o öteki tarihsel söylem türünü çıkarmıştı. Ulus. kesin so­ nuca götüren anın. gizilgüç durumunda olandan gerçeğe geçiş anı olacağı. Ama şimdi. soyu sopu. asal olarak. ar­ tık devlet karşıtı^ olmayacak bir söylemi görülecektir. zaferleri. geçmişle ilişkisi. devlete yakınlaşan ve asal işlevleriyle. yani kendi meşrulu­ ğunu kuran ve bir anlamda. dikkati hem şimdiye hem de devlete doğru toplayacak bir ta­ . XVII. yüzyılda olduğu gibi. devrimin. devlet birliğinin çözülebilmesi ve devletin formel görünümü altında. Şimdi ise tarihin. Şimdi sıra tarihsel söylemde varılan sonuçlar­ da. kendini oluşturuyor olması ve varo­ luş koşullarını burada buluyor olması ölçüsünde devlettir. litürjik işlevleri olan bu söylem: kendi geçmişini anlatan devletti. Ulus. egemenlik ilişkileri vb'si olan ayrı bir topluluğun gücünün var olduğunu kanıtla­ mak için bir araçtı. devlet için kendisi­ ne ilişkin bir söylem kurmanın belli bir yolunu oluşturduğunu göstermeye çalıştığım o tarihsel söyleme yaklaşacak olan bir ta­ rihsel söylemle karşılaşacağız.10 Mart 1976 Tarihli Ders 231 değildir. bir bireyler topluluğu içerisinde doğuyor olması. belirli bir noktaya kadar. düz bir çizgi izleyen bir tarih elde edilecektir. İşte. devletin. kurucu çekirdeğidir. Ama bu yeni tarihte. o tarihsel söylemde ulus açıkça. kendisine ve onun doğrulanmasına ait bir söylem kurması söz konusu olmayacaktır. devletten ne anlaşıldığı bağlamında vardığımız ku­ ramsal sonuçlar. yeniden kuruluşun.

hem de amacını oluşturacak olan. Boulainvilliers'nin çözümlemesinde. bir gerilimle yer değiştireceği bir tarih olacaktır. XVIII. bir kriz evresi olacaktır. devletin. acaba bu gerçekten. bilme vb'ye ilişkin kurumlar) gerçek­ leştiğini göstermeye çalıştım. bir anlamda. total.232 Toplumu Savunmak Gerekir rih. İç savaş. devletin tümelliğine yönelik bir çabayla. tam ve eksiksiz devlet figürünün şimdideki o elikulağmdalığma doğru yükselen bir tarih. Buna göre askeri savaşımın. Tabii. üretim. yönetim doğrultusunda ve içerisinde meydana gelecektir. dil. özünde sivil bir savaşımdır bu. konusu ve uzamı devlet olması ölçüsünde. sivil terimlerle düşünülmesi gerekecek olan bir savaşıma oran­ la. aslında bir savaş olarak kalan bir savaş için araç ni­ teliğindeydi yalnızca. askeri terimlerle değil. kanlı savaşımın yalnızca sıradışı bir an ya da bir bunalım ya da bir epizot olabileceği bir sivil savaşım elde edilecektir. tam olarak ekonomik-siyasal terim­ lerle çözümlenebilir mi? Ya da bunun ardında. egemenlik terimleriyle. istilaya iliş­ kin vb türden bir egemenlik olarak kalan bir egemenliğin araç­ larıydı. siyasal savaşım. yalnızca bir epizot. savaşçı olmayan terimlerle. devlet ve devletin tümelliğidir. ereği ve ifade biçimi egemen­ lik değil de. tam da. devlet için savaşım denilen şey. ortaya konan güç ilişkilerinin. sa­ vaş terimleriyle. buna göre. bir anlamda bütünüyle sivil bir ilişki türü olduğu bir tari­ hin yazılmasını sağlayacaktır. Bir savaşım tam anlamıyla sivil te­ rimlerle nasıl kavranabilir? Savaşım. yalnızca hep savaşçı türden. gerçekte. Ama bu sivil kuramların kullanı­ lışı burada. savaşın ve egemenliğin o belirsiz zeminini mi bulmak gerekir? Her ne . yüzyı­ lın da tarihinin ve siyasetinin en temel sorularından bir tanesi­ nin sorulduğu nokta burası. aynı toplumsal yapı içerisinde ulusların çatışmasının nasıl kurumlar aracılığıy­ la (ekonomi. yüzyılın değil. yüzyıl tarihçilerinin saptamaya çalışmış oldukları. ku­ rumlar. XX. savaşçı türden bir ilişki de­ ğil. Savaşımın hem muharebe alanını. savaşın -egemenlik için savaşın-. Öyle sanıyorum ki. bütün çatışmaların ve savaşımların zemini olmanın ötesinde. başka öze sahip bir savaşımla: silahlı bir çatışmayla değil de. Bu savaşım asal olarak ekonomi. Ve bu -ikinci ola­ rak-. yalnızca XIX. bir rekabetle. Şimdiyse tersine. eğitim. ekonomik savaşım. şimdi artık.

XVIII. belirli bir nok­ taya kadar çakışan ve birbirini düzelten iki kavranılırlık çizel­ gesinin. XIX. Augustin Thierry. tasarılarında uzlaşmaz olan. efendilerden bazıları yenilenlerin tarafına geçtiler. tersine. yan yana gelen. bir güç ilişkisi. Guizot. askeri. yüzyılda oluşturulan ve kullanılan kavramlırlık çizelgesidir. Dolayısıyla. Guizot da öyle) bu savaşımı. Ve Guizot da böyle söyler: "on üç yüzyıl­ dan fazla bir süredir. savaşçı zemininin yerini almak zorunda olan. Somut olarak. "sanki dün aramıza katılmışlar gibi duygulanımlarımıza ve törelerimize o kadar yabancıdır. yüzyıldan ve ulus kavramının o yeniden ta­ nımlanmasından sonra. şunu der: "Bir ulus oldu­ ğumuzu sanıyoruz. işleyişiyle. eğer onu global bir biçimde koymak istiyorsak. yüzyıl tarihçilerinin saptadığı. muzaffer bir halk ve yenik bir halk"9. bu temel ikiliği hem tamamlayan hem de tersine çeviren bir başkası eklenir. örneğin. XVIII. bir anlamda. gerileyerek şimdiden başlayarak . sanki dilimiz ona yabancıymış gibi özgürlük ve barış sözlerimi­ zi o kadar duymazdan gelir. Thiers ve Michelet tarafından yazıldığı haliyle göreceğimiz tarihte. bir savaşım ilişkisi benimsenecektir ve bu XVIII. XVIII. başlangıçta. Şöyle ki. savaşımın devletin alanı içindeki sivil zeminini araştıracak bir tarih olacaktır. kendi yo­ luna devam eder"8. Thierry. atalarımızın dilinin onunkine ya­ bancı oluşu gibi. ilk savaşın. ilk is­ tilanın. aynı toprak üzerinde yaşayan iki ulusuz. XVIII. bu yeni tarihsel söylemin olasılık koşul­ larına ilişkin söylenebilecek olanlar bunlar. çarpışma. aynı kavranılırlık çizelgesi vardır. istila. A. Bu. ama geri kalanı. gerisi. ayarlanmasıyla belirginleşeceğini söyleyebi­ liriz. gerisi bizimkisiyle ilgilenmeksizin. fetih olarak. Tabii ki. Ama bu ilk çizelgeye. bu yeni tarih hangi biçimi alacaktır? Sanıyorum. yüzyılda yapılanın tersine. Birincisi. yüzyıldaki aynı çıkış noktası. bir tarihin bir tür anakalıbı olarak benim­ serler her zaman. İşte. Diyelim Montlosier gibi aristokrat tarihçiler7 (ama Augustin Thierry de. Fransa iki halkı içeriyordu. savaşın kanlı. yüzyılda buna teslim edilenle aynı biçim içerisinde olur: yani savaş. ilk ulusal ikiliğin oluşturacağı bir çıkış noktasından iti­ baren işlemek yerine.10 Mart 1976 Tarihli Ders 233 olursa olsun. yani efendi olarak kalanlar. o zaman da hâlâ. geçmişleriyle birbirine düşman iki ulusuz: biri bir zamanlar ötekini fethetti".

en büyük yoğunluğun anı. Tümel olanla gerçeğin. Tersine gerçeğin patlayacağı. ulusun işlevsel bütünü/dev­ letin gerçek tümelliği ilişkisiyle tarihin kutuplaştığı andan baş­ layarak. unutmaya iliş­ kin olandı. hukukçuların. . şiddetli ve ani bir uyanışla şimdiden sıyrılma zorunlu­ luğu buradan doğar. topraklarında yaşayan öteki sakinlerle olan ilişkilerini belirle­ yen temel güç bağıntısını unutmalarına neden olmuştu. Şimdiki zaman. ihanet. bilincin uyanışı. bir şimdiki zamandaki (az önce olup biten ve gerçekleşecek olan bir şimdide). şimdidir. ulus düşüncesininin yeniden geliştirilmesiyle olanaklı kılınmış olandır. şimdinin en dolu olan an. kavranılırlığın çıkış noktası değil. Böylece. tembellikleri. yüzyılın tarihi için. artık köken. açgözlülükleri. geçmişin hem açmlayıcısı hem de çözümleyicisi olur. Her şeyden ve her şeyden önce bilme dü­ zeyinde ilk. Ve üs­ telik. temel anın büyük yeniden canlandır)lışıyla olması gereken. şimdiki zaman XVIII. Şimdiyse tersine. her zaman boş olan. bütün bunlar. şimdinin yakınlığındaki o temas noktası. Ve bu noktada sanırım.234 Toplumu Savunmak Gerekir işler. Soyluların bilisiz­ liği. tarihsel ve si­ yasal söylemde şimdinin değerinin tersine çevrilmesi olan önemli bir olayla karşılaşırız. gücüllük/edimlilik. ulus/devlet. her zaman büyük unutkanlığın anıydı. tersine bu. şimdi. bir yığm yer değiştirme. işte ona hem değerini. tümel olanın gerçek olana giriş yaptığı görkemli an olacağını görürsünüz. tarihin kavranılırlık çizelgesi içerisinde. karanlık ya da gizilgüç olarak du­ ranın apaçık ortaya çıkacağı andır. Aslında XVIII. görünürde dingin olan. artık unutma zamanı değildir. ilk savaş durumunun bulanık­ laştırılmış gibi olduğu ve tanınmaz durumda bulunduğu andı. din adamlarının. şimdiki zaman. oysa bizzat onu kullanmada çıkarı olanlar tarafından iyiden iyiye unutulmuştu. her zaman olumsuz olan an­ dı. Şimdinin oluşturduğu o aşırı unutkanlık noktasından başlayarak. yüzyılın tarihinde ve tarihsel-siyasal alanında. Temel olan an. eğlenceleri. arkaik olan öğe değil­ dir. güç ilişkilerinin değişimi içerisinde. Bu ikinci çizelge tam olarak. kraliyet iktidarının yöne­ ticilerinin söylemi bu ilk güç ilişkisini öyle bir kapsamıştı ki. yalnızca tanınmaz değildi. Şimdi. hem de yoğunluğunu kazandıracak olan ve onu kavranılırlık ilkesi ola­ rak oluşturacak budur.

onun için kesinlikle ayrıcalıklı olmayan o kavramlırlık çizelgesinin etkisini göstermek olacak. ve şimdinin edimliliğinden. belirli bir nokta­ ya kadar. devletin bütünleyici uygulamasından.tanınan ayrıcalık.tanınan ayrıcalık liberal ya da bur­ juva tarzda olacak bir tarih çıkaracaktır. ama aslında onu büyük ölçüde yerinden kaydıran ve her şeye rağmen şim­ diden başlayarak açılan kavramlırlık çizelgesini işleme sokan tipik sağcı. biri­ ni ya da ötekini öncelikli kılma biçimi olduğunu düşünüyorum. Temelinde. az çok üst üste biner.şimdinin tarafında. Aslında bu iki çizelge. Ama gerçekte. bu iki çizelgenin ve hatta savaşla başlayan. hem parçalı başlangıç hem de bü­ tünleyici tamamlanma terimleriyle yazılan bir tarih bu. bu iki tarihten hiçbiri. kendine özgü taktik konumuyla. diğeri olmaksızın asla işlemez: her zaman. İlk örnek öyleyse: Montlosier tarafından. gerici. siyasal olarak kullanılırlığmı belirleyen şeyin. aristokratik.ve bir başka yanda da. ilk kavramlırlık çizelgesine -parçalanmış başlangıcın çizelgesine. XVIII. neredeyse rekabet halinde kullanılır. yüzyıl tarihinin çizgisinden giden. şu ya da bu biçimde iki çizelgeyi kullanmaktan geri duramayacaktır. yüzyılın ba­ şında yazılmış. geçmişe doğru giden. Genel olarak. her zaman birbiriyle buluşur. Böylelikle.10 Marc 1976 Tarihli Ders 235 XIX. XVIII. Ötekisi bunun ters örneği olacak: yani liberal ve burjuva olarak görü­ len bir tarihçide.öte yandan. egemenlik formunda -arka planında sa­ vaşla birlikte. İkinciye -tümelliğin şimdiki anında. sağcı diyeceğimiz bir tarih yaratacaktır. Bu ko­ nuda size iki örnek vermek isterim: bir tanesi. sınırlarında kısmen kesişirler. yüzyılın soylu tepkisinin çizgisinde gö­ . bir anlamda. tipik aristokrat bir tarihten alman örnektir. bütün tarihsel süreçleri katedecek olan ve bunları bütün gelişimleri içerisinde harekete geçiren çizelge. her koşulda ol­ muşun ve olacağın yakmdalığı içerisinde devletin birden ortaya çıkışıyla birlikte. onun doğuşunu yeniden kuran bir başka çizelge. XIX. yüzyılın ilk yarısında işletildiğini gördüğümüz biçimiyle tarihin. her iki kavramlırlık çizelgesini kullandığını düşünüyorum: başlangıçtaki savaştan başlayarak yayılan. Ve tarih­ sel söylemin yararlılığını. aslında. bütünleme formunda ya­ zılmış olan bir tarih vardır . yüzyılda ya da en azından XIX. bir yanda. birbirine göre bu çizelgelerin işletilme biçimi.

sizlere özgür olma izni bahşedildi. Ve yine burada. şu türden sövgüler içerir: "Azat edilmişler soyu.236 Toplumu Savunmak Gerekir rünen." Ulusal ikilik. özetle. göçmen olan. istilanın bir tür ayrıcalıklı anını yeniden oluşturan bütün bu tarihçiler tarafından öne sü­ rülür. aslında bunu belirli bir yere ya da zamana oturtmaya da çalış­ maz. uyruktan başka bir şey olma­ yan ötekiler arasındaki kendi iç bağımlılık ilişkileriyle Germen­ ler geldiler. Romalılar. Biz her şeyi hak ettik. feodalite­ nin doğuşunda meydana gelen. ulusal ikiliğe özgü bu egemenlik ilişkisiyle karşılaşacağız. muzaffer bir halkla yenilgiye . Ve der ki: Aslolan. köle ırk. Galya'da. ortaçağın başında. Eski bir savaşın so­ nucuydu bu. yüzyılda görülenden çok farklı biçimde işler. Frank istilası sırasında neler olup bitti­ ği değildir pek. bu soyluların ya da aristokratların himayesinde olan insanlar arasındaki bir egemenlik ilişkisini de getirdiler. Böylece. Biz sizin cemaatinizden deği­ liz. Ama daha yakından bakınca. Jouffroy bir dergide (hangisi olduğunu hatır­ lamıyorum) şuna benzer bir cümleyi yazıyordu: "Kuzeyli ırk. yenilgiye uğrayanların kökünü kazımaksızm Galya'yı ele geçir­ di. eski bir savaştan doğan egemenlik ilişkisi vardır. Aynı yönde. kendi savaşlarını beraberlerinde getire­ rek geldiler. Ve Montlosier'nin kitabı. kitapları. ama aynı zamanda kendi aristokrasileri ve bu zen­ ginlerin. bir soylu kesim ve bağımlı bir halk arasında bir egemenlik ilişkisi zaten vardı. Montlosier'nin çözümleme­ si. Montlosier. tiers etat'ya yönelttiği. Ar­ dından. size her şey lütfedildi. hep bu ulusal ikilik ilişkisiyle. kendimiz olmakla bir bütünüz. Bunun gibi bir tarihte. haleflerine egemen olunması gereken fetih topraklarını ve yönetilmesi gereken fethedilmiş insanları devretti10. sonuç olarak. çünkü gerçekte egemenlik ilişkileri çok daha önceden vardı ve bundan çok daha çeşitlidir. Roma istilasından çok önce dahi. özgür savaşçı olanlarla." Ve yine burada. Fransa'ya geri dönen ve bir anlamda. haraçlı güruh. Sieyes konusunda size sözünü ettiğim o meşhur önermeyle karşılaşır­ sınız. XVIII. başlangıçta ege­ menlik ilişkilerinin bir ayrıcalığı açıkça görülür: tarihin akışı boyunca. ama bize soylu olma izni verilmedi. reaction ultra sırasında. tabii ki bir savaşın sonucunda ya da daha çok birçok sava­ şın sonucunda ortaya çıkan bir egemenlik ilişkisinden söz eder. biz. sağcı bir tarihtir.

yani soylularla hukuk açısından eşit olan ve sayıca çok üstün olan yeni bir halk oldu­ ğunu söylediği bir şeyi baştan yarattı. Oysa. haraca bağlı Galyalılarm karışımı. serflerden oluşan bütün bir halk ola­ caktır. gördüğünüz gibi. Romalı korunuklarm. yüzyılda kullanıla­ cak olan öğelerin yeniden canlandırılması var. Aslında. Dolayısıyla Montlosier. Romalıların himayesindekiler ve Germen uyruklarının karışımı olan insanlar üzerinde bir egemenlik iliş­ kisini uygulamış olan bu üç aristokrasinin karışımından başka bir şey değildir. XVIII.10 Mart 1976 Tarihli Ders 237 uğramış bir halkın çakışması değil. ama bu aynı zamanda bütün bir ulusu yani feodal soylu sınıfı oluşturuyordu. yüzyıla dek olup biten her şey. onun egemenlik ilişkisinin ereği. tek-uluslu ve bütünüyle soylu sınıf çevre­ sinde yoğunlaşmış bir bütünün içerisinde başka bir şeyin yara­ tılmasıdır: Montlosier'nin yeni bir sınıf dediği13. hemen baştan ortaya sürülmüş ve isti­ ladan bu yana yüz yüze getirilmiş iki partner arasındaki güç ilişkilerini değiştirmekten. Aslında olup biten. ama bir temel değişiklikle birlikte: o da şu. ulus düzeyinde ve soylu sınıf ya­ rarına bir monizmi.bu kitleden yola çıkarak. hatta serfleri bile azad etti ve Montlosier' nin eski halkla. Kraliyet iktidarının rolü buydu. Galyalılarm. bir başka halk oluşturmak oldu. sonra (bu ulu­ sun dışında. ortaçağdan XVII. yerini kaydırmaktan ibaret değildir. Öyle ki soylu sınıfı oluşturan. bir araya gelmesinin sonucu olan. siyasetin süreç­ leri. Montlosier için monarşinin rolü ne ola­ caktır? Monarşinin rolü. buna göre. ortaçağın feodal soylu­ ları. ardından da egemenlik düzeyinde bir ikili­ ği devreye sokar. Romalıların ve Germenlerin iç egemenlik sistemlerinin. dev bir sınıf yarattı12. ulus dışında ka­ lan. yeni bir halkın. Bu türden çözümlemede tabii ki. üç tane iç egemenlik siste­ minin. gerçekte ulusun öteki bölümü olmayan ama. karışımı oldu11. bir ulus olan ara­ sında bir egemenlik ilişkisi oluştu. partneri olarak). ve XVIII. der Montlosier. Montlosier için yalnızca. kendilerine yeni bir aristokrasi kurmuş ve kendileri de ha­ raca bağlı Galyalılar. bağımlı insanlardan. ulus dışında kalan -Germen uyrukla­ rın. Monarşi haraca bağlı olanları azat etti. bir ulus. kentleri soylulardan bağımsız kıldı. . kentlere haklar tanıdı. Kraliyet iktidarı.

Kralın bu yeni sınıfa verdiği her ödün yeni ayaklanmalara yol açıyor­ du. ihanetlerle. tasarlanan ve teşvik edilen. kendisinden öncekilerin söylediklerini yineler: ya­ lanlarla. kral soylu sınıftan ekonomik ve siyasal ayrıcalıklarını koparıp almak için bu yeni sınıftan yararlanır. Dolayısıyla. Buna göre. asal olarak bu ayaklanma silahıyla. Hangi yöntemleri kullanır? Yine burada Montlosier. bu yeni sınıfa emanet edecektir. ne olacaktır? Şöyle ki. Oysa. Ve zaten. döngüsel bir süreçle. bu yeni sınıfa çağrı çıkarmaksızm işlete­ mez. örtülü ittifaklar vesaireyle bunu yapar. bütün Fransa tarihinde monarşi ve halk ayaklan­ ması arasında temel bir bağ bulunur. bu yeni sınıfın acı gücünü de kullanır. her koşulda kraliyet iktidarı tarafından sürdürü­ len ve desteklenen o ayaklanmalarla gerçekleşir. Son bölüm. der Montlosier. monarşi iktidarı tek başına kendine mal eder. ayaklanmaları kul­ lanır: kentlerin derebeylere karşı isyanlarını. bir yanda devletin bütün araçla­ rını elinde bulunduran bir halk sınıfından başka bir şey kal­ mayacaktır. ama onu. Ama özellikle de kralın parmağını. karşı karşıya gelen. Artık. Ve bir zamanlar soyluların el­ lerinde bulundurdukları bütün siyasal iktidarların monarşiye aktarılması. uygulayamaz. böylece devletin bütün görevlerini üstlenmek durumunda olan. Bütün bu ayaklanmaları kral teşvik ediyordu. as­ lında halk ayaklanmalarıyla kendisine verilen iktidardan baş­ kasına sahip olmayan kralla. Buradan yol alarak. Peki. Kral. bir sınıfın. Monarşi ve halk ayaklan­ ması arasında göbek bağı vardır. sınıfların üretilmesidir. en son ayaklanmadan başka bir şey olamaz: bu yeni sınıfın eline düşmüş olan devletin bütünüyle kraliyet iktida­ rından sıyrıldığı o ayaklanma. soylu­ ları ödün vermeye zorlayan kralların iktidarını güçlendiriyor­ du. adalet ve yönetim sistemleri­ ni.238 Toplumu Savunmak Gerekir yeni bir ulusun yaratılmasıdır. toprak sahiplerine karşı köylülerin ayaklanmalarını. kralın aldığı her özgürleştiri­ ci önlem yeni halkın kibirini ve gücünü büyütüyordu. Öyle ki sürecin son anı. yeni bir sınıfın bu üretiminden sonra. Demek ki. tabii ki. kalkışılan son ayaklanma kime karşı­ . çünkü her ayak­ lanma soyluların iktidarını zayıflatıyordu ve buna göre. toplumsal yapı içeri­ sinde. bütün bu ayaklanmaların ardında neyi görmek gerekir? Tabii bu yeni sınıfın hoşnutsuzluğunu.

her şeyin bir savaş durumundan ve bir ege­ menlik ilişkisinden başladığı açıklaması yer alır. selefleri olan hükümdarların eserini tamamla­ maktan başka bir şey yapmıyor. trajik bir bitiştir belki ama siyasal olarak doğrudur. Fransız devrimi böylece. bu iddia var. Montlosier'de. bir anlamda bizzat tarihsel çözümle­ meyi çevreleyen. Monarşi iktidarının bu kuruluşunun sona erdi­ rilmesi. kesinlikle kaçınılmaz bir biçimde. Montlosier'nin çözümlemesinde. açıkça. ka­ nun adamları ve bilginler tarafından kendisine çizilen yolu. onu çok fazla ayıp­ lamayalım. mutlak krallığı oluşturan bu aktarım sürecinin son bölümü ola­ rak görünür14. aristokrasiyle monarşi arasındaki ilişkileri kurmuş olan bütün tarihsel süreçlerin sonunda en son." Böylelikle halk kralların mi­ rasçısı ve de meşru mirasçısıdır. gerçekleştirme anı. ulusal bir ortaklaşacılığın elinde bir devlet bütünü oluştuğu o an alarak işleten tarihsel bir söylem­ . der Montlosier. göçmen. selefleri olan hükümdarların eserini bitirmekten başka bir şey yapmaz. meclisler. şunu yazabiliyor: "Hükümran halkı. O. bütünle­ me anı. Ve 21 Ocak 1793 günü yaşanan sahne­ de belki kralın başı kesildi. Convention meclisi. Devrim kralların başladığı işi tamamlamıştır. şimdiyi eksiksiz bir an.10 Mart 1976 Tarihli Ders 239 dır? İşte. devrimdir. ek­ siksiz anlarına vardığı. noktası noktasına izlemiştir. Devrim monarşinin tamamlanması olarak okunmalıdır. Restorasyon döneminin bu siyasal hak taleplerinde açıkça. hâlâ iktidarı olan son aristokrat olduğunu unutmuş kişiye karşıdır: yani krala. kralların meşru mirasçısı durumunda olan bir halkın ellerindedir. soylu sınıfın hak­ larını geri kazanması. kurduğu tarihsel söylem. Restorasyon döneminde en kü­ çük bir özgürleştirme girişiminin bile azılı düşmanı olan Mont­ losier. ama görüyorsunuz ki. Devrim kralı mı devirmiştir? Kesinlikle ha­ yır. bu­ nu siz de görüyorsunuz. monarşinin açıkça ortaya dökü­ len gerçeğidir ve kral tarafından soylulardan koparılıp alman hükümranlık şimdi. bir zamanlar halkın bütünüyle kurduğu o egemenlik ilişkilerini yeniden kurması gerektiği iddiası vardır. Öyle ki. asıl içeriğinde. devrim tam anlamıyla bunun gerçekliğini dile getirir. Aristokrat. kamulaştırılmış mülkleri geri alması. Tabii. özünde. kralın başı kesildi ama monarşi taç­ landırıldı. en uç noktasına. Krallar.

ve bu bütünlenmenin doğuşu kurulmalıdır. tarih­ sel çözümlemenin bütün sorunu. Demek ki şu şimdiki zamandan yola çıkalım. doğrudan bunun karşıtı olan. Augustin Thierry'nin tarihidir. eksiksiz şimdiki zamandan yola çıka­ cak ve kullanılacak olan ikinci çizelgedir. Devlet bütünlenmesi: işte geçmişe yansıtılması gereken budur. şimdi olacaktır. devletin formu içerisindeki ulusal bütünlenme anıdır. Güncel olan an. Devrim -d er-. başka bir tür tarihi ele almak istiyorum. tümellik taşıyıcısı olabildi? Augustin Thierry için. Şimdi. Ve Augustin Thierry Fransız Devrimi'nin aslında. on üç yüzyıldan beri sürmüş olan ve yenenlerle yenilenler arasın­ daki savaşım olan bir savaşımın son bölümünden başka bir şey olmadığını söyler16. Nasıl oldu da. ta­ bii ki. O zaman. Augustin Thierry için Devrim kesin ola­ rak. geçmişin öğelerini ve süreçlerini ortaya koymak için. Ve bu durumda . Montlosier'nin açıkça düşmanı olan. devletin bütünlemesini.başka bir model üzerinde iş­ lediği söylenebilir. Bu uzlaşmayı. ve bu savaşın nasıl. Bu. tabii ki.240 Toplumu Savunmak Gerekir dir. Onda tari­ hin kavranılırlık noktası. tiers état temsilcilerinin de bulunduğu mekânda soylu sınıfın ve Kilise'nin temsilcilerini kabul ederken Bailly'nin "işte aile bir araya geldi"15 diye karşılık verdiği o ünlü sahneye yer­ leştirir. Ve bu ölçü içerisinde bu söylemin gerçekte -Boulainvilliers'nin ya da Buat-Nançay'nin tarihine gönderimde bulunan ya da doğrudan buradan nakledilmiş siyasal temalar ya da çö­ zümleme öğeleri ne olursa olsun. uzlaşma anıdır. konuyu bitirmek için. yenenler ve yenilenler arasın­ daki bir savaşımın nasıl bütün tarihi katedebildiğini ve önceki­ leri sürdürecek ya da başka bir yöne çevirecek olan savaşın ve simetrisiz bir egemenliğin formunu nitekim artık taşımayan bir şimdiye nasıl götürebildiğini göstermek. tarihin sorunu budur. eksiksiz an"dır: bir yandan da. ayrıcalıklı bir biçimde. o "dolu. Augustin Thierry'ye göre. şimdiden. bilirsiniz. iki taraftan biri. sa­ vaşımın ya da her koşulda savaşın yok olmaya mahkûm olduğu bir tümelliğin doğuşuna götürebildiğini göstermek olacaktır. Açıkçası. bu. Ama kaldı ki bu bütünlenme ancak Devrim'in şiddet dolu sürecinde gerçekleşebildi ve o tam uzlaşma anı hâlâ savaşın figürünü ve izini taşır.

ama asal olarak. yüzyıllara dek. aynı zamanda bir ahlak anlayışı. işte tarihin temel motorunu oluşturacak olan budur. bunun nedeni aslında yenenlerin ve yenilenlerin kurumlar içerisinde çatışmış olmaları değildir. kurulan ve devlet yönetimini ve sorumluluğunu üst­ lenmek için birbiriyle rekabete girmiş olan ekonomik-hukuksal iki tür toplumdur. X. bir gün artık kuramlarının yerel kalmaması ve sonunda ülkenin bizzat siyasal hukukunun ve medeni hukukunun ku­ ramlarına dönüşmesi için yeterli gücü verecektir. yönetim yetene­ ğini. ger­ çekte bu. çatışmaları zaman zaman silahlı çatış­ malara dönüşecek olan iki toplum arasındaki mücadeledir. belki. ardından. yenilikçi eğilimler. sonuçta bu kesinlikle bir tür askeri za­ fer kazanmış olacağı için değil ama çok basit olarak. tabii ki. başta ikili olan ama sonunda hem birci hem de tümelci olacak bir sürecin kökenini bulmaktan ibaret olacak­ tır. ama aslında siyasal ve ekonomik düzeyde bir çarpışmadır. belirli bir yaşam biçimi.-X. yüzyıllardan başlayarak.10 Mart 1976 Tarihli Ders 241 onun çözümlemesi. fetihin ardından örgütlenmiş ve çok kısa bir süre sonra fe­ odalitenin yapısı olacak bir yapıyla örgütlenmiş. Bir devletin kuruluşu için. bir et­ kinlik de edindiği içindir -der Augustin Thierry-. Savaş mı. güneyde İtalyan modeli. çatışmanın özünü oluşturan şu­ dur. tersine. Sonra. kuzey bölgelerinde Kuzey modeli üzerinden kentlerin yeniden doğuşu olur. . Ama ortaçağ boyunca ve güncel ana dek sa­ vaşım ve çatışma olmuşsa. istilanın ve fetihin sonucudur.-XI. bunun karşısında. tözel olarak bu. Buna göre. Augustin Thierry'ye göre. yeni bir hukuksal ve ekonomik örgütlenme biçimidir. bir anlamda. ki bunlar ona. başlangıç noktasını bir tür istilada bulmasıdır. bu vuruşmada. Ortaçağ toplumunun oluşmasından önce bi­ le. kırsal bir top­ lum oldu. meydana gelen şeyin. Ve aslında çarpışma. belirli bir var olma biçimi. yalnızca zenginliği değil. bir Roma modeline ve bir Galya modeline dayalı bir kent toplumu oldu. hem de gi­ derek artan biçimde. iki tür toplum arasında meyda­ na gelen bu çatışmalar. devlet için ve devletin tümelliği için verilen bu savaşımda kaybeden taraf kentler olacaktır. bir istenç. ama bir taraftaki hukukun ve özgürlüklerin öbür ta­ raftaki borca ve zenginliğe karşı olan savaşı. Ve burada kent toplumu üstün gelmişse. Her koşulda. IX.

Devrim'in şiddetli sarsıntıları. tiers état.242 Toplumu Savunmak Gerekir bütünüyle kent toplumunun yararına olacak bir egemenlik iliş­ kisinden değil. ulusların ve sınıfların da o yokoluş anıdır. iki büyük evreye gelelim. tiers état devle­ tin bütün güçlerini elinde bulundurduğunu hissettiği anda. yeneni ve yenileni. tiers état'ya herhangi bir hak bile tanı­ mak istemez. önereceği şey. Üç sınıf sisteminin or­ tadan kalkışı. üzerinde yaşadığımız topraktan bütün aşırı ya da gayri­ meşru eşitsizlikleri. şiddetli savaşın son bölümüdür. ama devleti oluşturan bütün görevlerin. Tek başına ulusu oluşturmak ve devletin sorumluluğunu almak. de- . Ve Devrim açıkça. efendi ve köleyi. herkes için eşit bir yasayı. demek ki halk olur.açıkça ikiliklerin. Aslında. doğması ya da en azından onun eline geçmesiyle bir tümelleşme gerçekleşir. Ve burjuvazinin ve tiers état'nm bu tarihindeki iki büyük epizoda. demek ki devlet olur. Öncelikle. yüzyılda. Ve üç sınıfın hem kuramı hem kurumlan böyle oluşur. Burjuvazi. "Sonunda onların yerine tek bir halkı. Ve artık savaşın gücü değil de. yapay bir birliktir. gerçekten ne güç ilişkisinin gerçeğine. ne de karşı tarafın istencine denk düşen. onun elinde olması. tabii ki eski çatışmaları canlandıran. ama bir anlamda. dev­ letin gücü olan bu gücü burjuvazi savaş amaçlı kullanmayacak­ tır ya da bunu ancak. bizzat bu yolla hem eski ikiliği hem o ana dek işleyebilmiş olan bütün egemenlik ilişkilerini ortadan kaldıran tümellik işlevlerini yerine getirmek anlamına gelir. Ama bu. XVIII. tek başına ulusun ve devletin sorumluluğunu üstleneceği andır bu. gerçekten buna zorunlu olacağı zaman savaş amaçlı kullanacaktır. tiers état bütün devleti eline geçirmiştir ve karşı ta­ raf. Tümel olanın gücüne sahiptir. daha şiddetli bir çatışma süre­ ci olacak bir süreç. ereği ve alanı devlet olan bir çatışmanın ve bir savaşımın yalnızca askeri aracı olan. özgür ve hükümran bir ulusu ortaya çıkarmak için. Ve şimdiki an -Augustin Thierry'nin yazdığı dönem . yani soylu sınıf. savaşçı ni­ telikte değil asal olarak sivil nitelikte. soylu sınıfla ve Kilise'yle bir tür toplumsal pakt kurmaktır. işte o anda başlar. bütün bunlar aslında tek bir şeyi oluşturur: devlete ilişkin bütün işlevlerin soğurulmasıyla ulus olan tiers état' nm gerçekten.

Savaşçı türden olmayan çatışmalara göre savaş ar­ tık yalnızca anlık ve araçsaldır. bunun gibi çözümlemeler içe­ risinde.10 Mart 1976 Tarihli Ders 243 rebeyini ve toprak kölesini silip atan çok büyük evrim dir"17 der Augustin Thierry. tarihsel-siyasal süreçlerin çözümleyicisi olarak savaşın işlevinin tahliye edilmesi ya da her koşulda. yüzyıldan sonra. bir ulustan ötekine. XIX. binlerinden ötekilere. Görüyorsunuz bunun gibi çözümlemelerle birlikte. tarih felse­ fesi. katı sınırlaması oluyor tabii. asal öğe olan. Diyalek­ tik doğmuştur. Aslında. diyeceğim o ki. yani. bu aynı zamanda felsefenin de sorusudur. yüzyıldan derledi­ ği temel öğelerini değişime uğratması. . Ve son olarak da. diyalektik türden bir felsefi söyleme anında özümlenebilir. Tarih ve felsefe şu ortak soruyu soracaklardır: şimdide tümel olanı taşıyan nedir? Şimdide. aynı zamanda tarihsel söylemin bir oto-diyalektikleşmesi oldu. Ve buradan yola çı­ karak. XVIII. anında aktarılabilir olan bir şeyin nasıl belirdiğini görürsünüz. bir yanda. temel olan bir şey başlıyor. Bir tarih felsefesinin olasılığı. dediğim. görü­ yorsunuz ki bu felsefe hazırlanmıştır demiyorum. Di­ yalektik bir felsefenin tarihsel söyleme her tür açık aktarı­ mından ya da açık kullanımından bağımsız olarak gerçekle­ şen tarihsel söylemin bir oto-diyalektikleşmesi oldu. temel ilişki. yüzyılda yalnızca tarihin genel yasası üzerine bir spekülasyon olarak vardı. sanırım. bu felsefe zaten tarihsel söylemin içerisinde işlemektedir. tümel olanın hakikati olan şey nedir? Bu tarihin so­ rusudur. yüzyılın başında. tarihin söylemiyle felsefenin söylemi arasındaki bağın­ tıların nasıl kurulabildiğini de anlarsınız. bir topluluktan öteki­ ne etkide bulunacak o egemenlik ilişkisi değildir artık. yeni bir şey. XIX. tarihte ve şimdinin tamlığmda. tümel olanın gerçekliğiyle di­ le geldiği anı bulacak olan bir felsefenin ortaya çıkışı. Ama burjuvazi tarafından tarihsel bir söylemin kullanılması. devlettir. İkinci olarak da. bur­ juvazinin. tarihsel anlaşılabilirliğin XVIII.

g. Jouffroy'dan yapılan alıntı L'Observateur des colonies. kitap.a. de la po­ litique. F. I.e. Thierry.e. böl. 2-9). böl. Bkz. 10 M. "Sur l'antipathie de race qui divise la nation française". a. özgün metne göre düzeltilmiştir. 292. I.g. de Reynaud. I.. Tiers nedir? Her şey" (a.e. 14 Bkz. s. böl. de la littérature et des arts'dan alınmıştır(IX.g. I..J. a. 8 A. 12 Bkz. . Sieyès. Charles'm düşüşünden sonra. A.244 NOTLAR Toplumu Savunmak Gerekir 1 E. cilt. Montlosier Kontu. işte bir ulusu oluşturan budur" (a. s.g. 15 A.. de la marine. s. 3. 1. bkz.. 1835.g. Essai sur l'histoire de la formation et des progrès du Tiers-État.e. 2. 3 "Bir Ulus'un ayakta kalması ve gelişmesi için ne gerekir? Özel çalışma­ lar ve kamu görevleri" (a.. Paris. y. s. 10. bu makale D ix ans d'études historiques derlemesine alınmıştır. böl. "Sur l'antipathie de race. s. 17.. 1868.e. V. Tam doğru ol­ mayan alıntı. 16 Bkz. Fransa'da dağı­ tımı yasaklanan.e. s. 150.g.. a.g. I. 9). 2. s.g.. cilt I-III. kitap.".g. bkz. L'Observateur'de ila­ hi hukuku. Guizot. 11 F. fasikül. Thierry. Paris. 17 A. I. Œuvres Complètes. . De la monarchie française depuis son établissement jusqu'à nos jours.g. 9 Bkz. bu makale de D ix ans d'études historiques'e alınmıştır. Les siècles de la monarc­ hie française adlı Galya üzerine bir tarih kitabının (1823) yazarıdır..g.g.'den alıntılanan söyleyiş. s.a. II... De la monarchie française. 150. Paris. kitap. s. böl.e. s. özellikle A. 299). Paris. II. s. ve Tiers olmayan hiçbir şey ulusa ait olarak görülemez..e. Essai sur l'histoire. 1820. böl. 6 " Tiers (halk) ulusa ait olan her şeyi içine alır. s. du Tiers-État.e. 2. böl.. 209.e. de Reynaud. 13 Bkz. Montlosier Kontu. s. 7 F. 5 Bkz.. s.e. X. Le Censeur européen. 2-9). kitap. 2 Nisan 1820. 1820. y.. II.. a. 152. Les Fastes de l'anarchie başlıklı bir Devrim anlatısının (1820). a. Foucault burada Achille Jouffroy d'Abbans'a (1790-1859) gönderme yapıyor. Du gouvernement de la France depuis la Restauration et du ministère actuel. makale ve "Histoire véritable de Jacques Bonhomme".e. II. Bourbon hanedanı yanlısı olan d'Abbans. a.. La Légitimité adlı bir gazete çıkardı. III. Le Censeur européen. a. 4 Bkz.l 2 "Ortak bir yasa ve ortak bir temsil. a. Qu'est-ce que le Tiers-État?. s. Bunun yanı sıra Des idées libérales du Français başlıklı bir risalenin (1815).g.. I.e. s.e. "Sur l'antipathie de race. Mayıs 1820.. a.g. Thierry. s. Thierry şöyle yazar: "Aile ta­ mam oldu". Thierry. böl. Thierry.". mutlak iktidarı ve Roma Kilisesi inançlarını destekleyen makaleler yayımladı.

. Bana öyle geliyordu ki bu savaş.ıy Mart ıy jö Tarihli Ders Hükümranlık iktidarından yaşam üzerindeki iktidara. XVIII. bugün sizlere biraz anlatmak. .Ölüm ve özellik­ le de Franko'nun ölümü üzerine. . devlet ırkçılığı olan bambaşka bir şey içinde yeniden ele alınacağını göstermek istiyorum.Beden-insandan tür-insana: biyo-iktidarın doğuşu.Biyo-iktidar ve ırkçılık. nasıl tarihsel çözümlemeden çıkarıldı­ ğını sizlere göstermeye çalıştım. . Ve geçen sefer. bağlamaya çalışmak gerekiyor.Biyo-iktidarın uygulama alanı. devlet ırkçılığının doğuşu olacak. . Kanımca. Ve bu durumda. norm. Tarihsel süreçlerin kavranılırlık çizelgesi olarak düşünülen savaş sorununu ortaya koymaya çalışmıştım biraz. yaşamın iktidar tarafından göz önüne alınması diyebileceğimiz şeydir: bir anlamda. XIX. Yeniden kurmaya çalıştığım biraz da ırklar savaşının bu tari­ hiydi. ulusal tümellik ilkesi yoluyla*. bizzat savaş kavramının sonuçta.Irkçılı­ ğın uygulama işlevleri ve alanları.Nüfus. . ırklar savaşı olarak kavranıyordu. öncelikle ve gerçekte. yüzyıl boyunca bile.Sosyalizm. . . cinsellik.Disiplinin ve düzenlemenin işle­ yişleri: işçi sitesi. Artık bu yıl anlattıklarımı biraz tamamlamaya.Yaşat­ mak ve ölmeye bırakmak. canlı varlık olarak insan üzerinde bir iktidar kur­ ma. Şimdi sîzlere ırk izleğinin. . yüzyılın en temel olaylarından biri. yok olmak değil ama. en azından biraz açıklamak iste­ diğim şey. . . biyolojik olanın bir devletleştirilmesi ya da en azından bi­ yolojik olanın devletleştirilmesi diyebileceğimiz bir şeye götü* Elyazmasmda "ulusal"dan sonra cümle "Devrim döneminde" diye devam ediyor.Nazizm.

Hükümran iktidarın yaşam üzerindeki etkisi yal­ nızca hükümdar öldürebildiği andan itibaren kullanılır. Öldürme ya da yaşatma hakkı değildir bu. yeni bir hukukla. klasik hükümranlık kura­ mına başvurabiliriz. Yaşam ya da ölüm hakkı yalnızca dengesiz bir biçimde ve her zaman ölümden ya­ na kullanılır. daha kuramsal düzeyde tuhaf bir haktır. bir anlamda temel ve radikal olan o görüngüler­ den değildir anlamına gelir. Demek ki bu yaşam ve ölüm hak­ kında. hüküm­ darın yaşam ya da ölüm hakkına sahip olduğunu söylemek. sonuç olarak. Ki bu da tabii çarpıcı bir simetrisizlik yaratır. yüzyılda siyasal hukukun en bü­ yük değişikliklerinden bir tanesi. siyasal iktidarın alanının dışına çıkacak. savaşa. paradoksa dek zorlarsak. bir an­ lamda. İşte kuramsal paradoks. Ve bence. dolaysız. iktidarın karşısın­ da. öldürebilir ve yaşatabilir demektir. yaşama ya da ölme hakkı ne demektir? Tabii ki hükümdar öldürdüğü gibi yaşatabilir anlamına gelmez. Sanıyorum. Tabii ki bir tür pratik denge­ sizlikle tamamlanması gereken bir kuramsal paradoks. nitekim. Her koşulda uyrukların yaşamı ya da ölümü ancak hükümran istencinin etkisiyle bir hak olur. XIX. her ne olursa olsun. do­ ğal. bu yaşam ve ölüm hakkının özünü kendi içinde barındıran öldürme hakkıdır: hükümdar öldürebildiği anda yaşam üzerindeki hakkını kullanır. gerçek bir(simetri yoktur.246 Toplumu Savunmak Gerekir ren belirli bir eğilim oldu. Biraz daha ileri gidersek. yaşam ve ölüm açısından nötrdür ve yalnızca hükümdarın keyfi kararıyla yaşıyor olma hakkına ya da ölme hakkına sahiptir. Öldürme ya da hayatta bırakma hakkıdır. Bu esas olarak bir ölüm yargısı verme hakkıdır. . O. gerçekten de şu yaşam ya da ölüm hakkına sahip olmak ne demek oluyor? Bir anlamda. yaşam ya da ölüm. Gerçek­ ten. zemini görevi gören. biliyor­ sunuz yaşam ve ölüm hakkı onun temel ayrıcalıklarından bir tanesiydi. aslında bu. as­ lında. olup biteni anlamak için. yaşam ve ölüm hakkı tuhaf. Sonuç olarak gerçekten de. Hayatta bırakma ve ölüme bırakma hakkı da değil­ dir. ırklara vb'ye ilişkin bütün bu çözümleme­ lerin arka planı. Hükümranlığın klasik teorisinde. o eski hükümranlık hukuku­ nu -öldürme ya da hayatta bırakma hakkını-. Oysa. uyruğun ne canlıyken ne de ölüyken kendi üzerinde bir hakkı olmadığı anlamına gelir.

bu be­ denlerin bakımının üstlenilmesine. Bun­ lar. değiştirecek ve tam anlamıyla tersi bir hukuk ya da daha çok tersi bir iktidar olacaktır: yaşa"t"ma ve ölüme "bırak­ ma" iktidarı. söz­ leşme dışında kalması gerekmez mi? Bütün bunlar bir kenara bı­ rakılabilecek. Bunun izini hukuk kura­ mı içerisinde sürebiliriz (ama burayı çok çok hızlı geçeceğim). bir hükümdara kendileri üzerindeki bir mutlak iktidarı devretmek için bir araya geldiklerinde. teknolojileri düzeyinde sürmek istiyorum. sıra­ ya sokulmaları. bireysel bedenlerin uzamsal dağılımının (ayrıştırılmaları. bunu niçin yaparlar? Bunu tehlike ve ihtiyaç sıkıştırdığı için yaparlar. yani bireyler bir hükümdar oluşturmak için. XVII. Peki bu koşulda. Bu değişim. yüzyılda. söz­ leşmenin ilk. diziye ve gözetime sokulmalarının) ve bu bireysel bedenler dolayında bütün bir görünürlük alanının düzenlenişinin gerçekleştirildiği bütün o usullerdi. hukukçu­ lar şunu söyledikleri zaman sorulduğunu görürsünüz: toplumsal sözleşme düzeyinde bir anlaşma yapıldığında. Aslında değişimin izini. Yaşayabil­ mek için bir hükümdar yaratırlar. başlangıçtaki. Bunlar aynı zamanda.17 Mart 1976 Tarihli Ders 247 değiştirmek demiyorum açıkça. yüzyıl hukukçularında. ilkini silip atmayacak ama ona nüfuz edecek. siyasal iktidar çözümlemesi alanında yaşam sorununun nasıl sorunsallaşmaya başladığını gösteren bir siyasal felsefe tartışmasıdır. işe yarar güçlerinin alıştırma. yaşam gerçek­ ten de hükümdarın haklarından biri olabilir mi? Hükümdar hak­ kının kurucusu yaşam değil midir? Ve hükümdar uyruklarından onların üzerinde yaşam ve ölüm erki kurmayı yani çok basitçe onları öldürme erkini talep edebilir mi gerçekten? Yaşamın. yüzyıl ve özellikle XVIII. bireyin bedeni üze­ rine odaklanmış iktidar tekniklerinin ortaya çıktığı görüldü. birden olmadı. tabii ki. O zaman bu durumda tanıdık şeylerle karşılaşıyoruz yine: şöyle ki. ama onu tamamlamaktan iba­ rettir. XVII. ama siyasal düşünce. teknikleri. dolayısıyla öldürme ya da hayatta bırakma hakkı oluyor. içine işleyecek. ki bu. temel gerekçesi olduğu ölçüde. ve XVIII. siyasal kuram düzeyinde değil de daha çok iktidar mekanizmala­ rı. Şimdi ise yerleşen o yeni hak da: yaşatma ya da ölüme bırakma hakkı olur. yaşam ve ölüm hakkı konusundaki bu sorunun da o zamandan. Buna göre bunu yaşamlarını korumak için yaparlar. . Hükümranlık hakkı. esas olarak beden üzerine.

artık insan bedeninin anatomo-politiği olmayan. bu yüzyı­ lın sonunda. insanların çokluğunu yönetmeye çalışır öyle ki bu çok­ luk gözetlenecek. başka bir da­ yanak yüzeyi vardır ve çok başka araçlardan yararlanır. bireyselleştirici olmayan ama beden-insan yönünde değil. -bedenle' ilgilenen disiplinden farklı olarak. olabilecek en masrafsız biçimde uygulanması zorunlu bir iktida­ rın katı ekonomi ve ussallaştırma teknikleriydi aynı zamanda. üretim. yüzyılın ikinci yarısı boyunca. onu kısmen değiştiren ve özel­ likle. İlkini dışlamayan. Ne ki. XVIII. beden üzerinde iktidar kurulmasının ar­ dından. yüzyıl biter bitmez ve XVIII. yüzyılda temeli atılan. Bu. tutanak sistemiyle: disip­ linci iş teknolojisi olarak adlandırılabilecek bütün o teknolojiyle. disiplinci tekniği dışlamayan. belki de cezalandırı­ lacak bireysel bedenlere dönüşebilmeli ve dönüşmelidir. şöyle diyelim. XVII. tersine. Ve sonra. yaşama özgü ve do­ ğum. başka bir ölçektedir. bireysel­ leştirme yöntemiyle. insanlar asal olarak bedenler­ den ibaret oldukları için değil. hiyerarşi.248 Toplumu Savunmak Gerekir terbiye vesaireyle yükseltilmesi çabasına yarayan tekniklerdi. .insanların yaşamlarıdır ya da dahası. beden-insanla değil de. yazı. bir biçimde onun içine yerleşerek ve gerçekten de önceden var olan bu disiplinci teknik sayesinde iyice yerleşerek onu kul­ lanacak olan bir iktidar teknolojisidir bu. daha açık olarak. disip­ linci tekniği ortadan kaldırmaz çünkü çok basit olarak. ilk olarak. yüzyıl boyunca yerleşir1. başka bir iktidar teknolojisi olan yeni bir şe­ yin ortaya çıktığı görülüyor. eğitilecek. Bü­ tün bir gözetleme. XVIII. hatta. yerleşen yeni teknoloji. disiplinci teknik başka bir düzeye aittir. yaşayan insanla. Disiplinci olmayan bu yeni iktidar tekniğinin uygulandığı yer. tür-insanla ilgilenir. kullanılacak. ama onu içine alan. insan bedeninin anatomo-politiğinden sonra. sanırım. canlı varlık insanla. bir anlamda yığınlaştırıcı olan ikinci bir iktidar kuruluşu var. ama insan türünün "biyo-politiği" olarak adlandıracağım bir şeyin belirdiği görülür. global bir kitle oluşturması nedeniyle insanların çokluğuyla ilgilenir. Bu yeni teknik. teftiş. tür-insan yönünde gerçekleşen. hastalık vesaire gibi süreçler olan toplu süreçlerden etkilenen. ölüm. Demek ki. şunu söyleyeceğim: di­ siplin. bir anlamda. bu kez disiplinci olmayan.

bir yığın ekonomik ve siyasal sorunla (ki bunlara artık dönmüyo­ rum) bağlantılı olarak. yaşamın içine sı­ zan. herkes için çok yakın olan ölü­ mün yarattığı geçici dramlar olan o meşhur salgınlar) düzeyin­ de o ana dek olduğu gibi yalnızca hastalıklılık sorunu söz ko­ nusu değildir. Kökünün kazın­ ması hemen hemen zor olan ve salgınlar gibi sıklaşan ölümle­ rin nedeni olarak değil. tam da doğum. yayılımı. bir anlamda. süresi. Her koşulda. enerjilerin düşüşünün. oluşturdu­ ğu tehlike siyasal iktidarların öylesine içine işlemiş olan o meş­ hur salgınlar (katlanan ölümün. Doğum konusunda. öyle sanıyorum. ilk nüfusbilimiyle birlikte bu görüngülerin is­ tatistik ölçümü bu anda işleme konur. yalnızca doğurganlık so­ runu söz konusu değildir. az çok kendi­ liğinden gelişen ya da az çok tasarlanmış usullerin gözlemlenmesidir bu. yüzyılda uygulandığı biçimiyle doğum kontrol görüngülerinin saptanmasıdır. Bu. bu biyopolitiğin ilk bil­ me nesnelerini ve ilk denetim hedeflerini oluşturmuş olan. Bu biyo-politikte. yani bir nüfusta hâkim olan hastalıkların yapısı. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında. uzun yaşama oranlarına ilişkin bu süreçler­ dir.olarak görülen hastalıklardır. kurul­ makta olan bu biyo-iktidarda önemli olan nedir? Az önce sizlere bunu iki kelimeyle anlatıyordum: doğumların ve ölümlerin orantısı. ama güçlerin eksilmesinin. Kısacası bir nüfus gö­ rüngüsü olarak hastalıktır bu: hoyratça yaşamın üzerine çulla­ nan ölüm gibi değil -bu salgın hastalıktır-. aynı zamanda doğumu teşvik eden bir siyasetin ya da en azın­ dan doğum oranının bu global görüngülerine müdahale şema­ larının taslağı oldu. üreme oranı. bir nüfusun doğurganlığı vb gibi bir sü­ reçler bütünü söz konusu. kısaca. nü­ fus içerisinde somut olarak işleme konmuş olan.17 Mart 1976 Tarihli Ders 249 İktidarın bu yeni teknolojisinde. bu biyo-politikte. XVIII. üretimdeki eksiklik kadar bunun mal olabileceği tedavilerin de yol açtığı ekono­ mik maliyetlerin süreğen faktörleri -bunlar böyle adlandırıl­ maktadır. Bu dönemde. . XVIII. şiddetidir söz konusu olan. Ortaçağın başından beri. yüzyılın sonunda. onu sürekli kemiren. salgınlar değil ama başka bir şey: özetle yerleşik hastalıklar denebilecek olan. ölüm. küçülten ve zayıflatan sürekli ölüm gibi görülen. çalışma sü­ resinin azalmasının. doğası.

şimdi. etkisizleştirme vb benzeri sonuçları da getiren bütün bir görüngüler toplamı olacaktır. başlıcalarım. bilmenin normalleştirilmesini sağlayan organizmalarla. hidrografik ortamın kesinti­ siz etkileri olsun. buna göre yetersiz. do­ ğal bir ortam olması ve insan nüfusuna geri dönen etkilerinin ol­ masıyla değil. Daha etkili. rastlantısal olsalar da. yaşam ortamı ara­ sındaki ilişkilerin -coğrafi. bu biyopolitiği oluşturan çıkış nok­ talarından birkaçını. sigorta.dikkate alınmasıdır: örneğin. en azından XVIII. yüzyılın bütün bir ilk yarısı boyunca bataklıkla­ rın varlığına bağlanan salgın soranları. Ve bununla birlikte. kazalar. anomaliler olacaktır. yüzyılın sonunda göz önüne alınmaya başlanan ve. sonra başkaları olacaktır): insan soyu. ekomonik açıdan çok daha akla yat­ kın mekanizmaları da yerleştirecektir. bu biyopolitiğin uygulamalarından birkaçı­ nı ve onun hem müdahale hem bilme hem de iktidar alanlarının . bataklıklarla ilgi­ li sorunlar. yüzyıl sonunda ve XIX. XIX. yüzyıl başında ortaya çıkanları sıralıyo­ rum. Burada sizlere. ama bir yandan. Yani. Bu. bireysel ve ortaklaşacı tasarruf ve güvenlik me­ kanizmaları vb2 olacaktır. çeşitli sakatlıklar. baş­ lıca kamu sağlığı görevini üstlenecek olan ve hijyen eğitimi ve nüfusu tıbbileştirme kampanyası işleyişine de bürünen bir iıbbm kuruluşuna götüren bu görüngülerdir. bireylerin devre dışı bırakılması. Son olarak. tıbbi tedavilerin eşgüdümünü. doğum oranı sorunları ve aynı zamanda hastalıklılık sorunlarıdır. yüzyılın hemen başından itibaren (sanayileşme döneminde). Ve başka bir yandan da. birileri tümel/ötekileri rastantısal olan. son alan ise (ben. bu insan nüfusu tarafından yaratılan bir yer olma­ sı özelliğiyle bu ortama ilişkin soran. çalışamaz duruma ge­ len birey sorunu söz konusu olacaktır. XIX. asal olarak kentin soru­ nu olacaktır. Ve işbu görün­ gülere göre bu biyo-politik yalnızca yardım kuramlarını değil (ki bunlar çok uzun süreden beri vardı). tür olarak. üreme. iklimsel. o çok önem taşı­ yan yaşlılık sorunu. daha akla yatkın. bilginin merkezileşmesi­ ni. canlı var­ lık olarak insan varlıklarıyla onların çevresi. Biyopolitiğin öteki müdahale alanı.250 Toplumu Savunmak Gerekir XVIII. hiçbir zaman bütünüyle azaltılabilir olmayan ve yetersizlik. esas olarak Kilise'ye bağlı olan hem masif hem de boşlukları olan büyük yardım kurumundan çok daha etkili.

dizi görüngülerdir bunlar. sonsuz olmasa da en azın­ dan sayımı zorunlu olmayan sayıda bir sürü başı olan bir be­ dendir. Görüyorsunuz. belirli bir zaman sınırı içinde ele alınması gereken görüngülerdir. Ve son olarak. Birincisi şu olacak: aslında ne hukuk kuramının ne de di­ siplinci uygulamanın tanıdığı yeni -bir kişinin diyecektimöğenin ortaya çıkışı.17 Mart 1976 Tarihli Ders 251 ilklerini gösteriyorum yalnızca: doğum oranı. önemli olan başka bir şey de -bu nüfus öğesi­ nin belirişinin dışında. ekonomik ve siyasal etkileriyle ortaya çıkan ve belirgin. aşağı yukarı birey ve onun bedeniyle ilgiliydi. Oysa. toplamda kendi zamanı içerisinde ele alman bir nüfus içinde meydana gelen belirtisiz. sanırım bu noktada ortaya çıkıyor. Buradan yol alarak -önemli olduğunu düşündüğüm üçün­ cü öğedir b u . Hukuk kuramı. hastalıklılık oranı. beden-birey de değildir. Bu yeni bir bedendir: çok sayıdaki beden. Bu yeni iktidar teknolojisinde ise mesele tam olarak toplum de­ ğildir (ya da. hukukçuların tanımladıkları tür­ den toplum bünyesi değil). sabit değerleri gös­ teren görüngülerdir. biyolojik sorun ve iktidar sorunu olarak nüfus. ortaklaşacı görüngü­ lerdir. çeşitli biyolojik yetersizlikler. Biyopolitiğin yerleştirdiği mekaniz­ . Bunlar. bu biyo-politik. biyo-politik bilmesini işte bütün bunlardan çıkaracak ve iktidarının müdahale zeminini bunlar üzerinden belirleyecektir.bu iktidar teknolojisi. Biyopolitiğin yöneleceği şey. İkinci olarak. bütün bunlarda sanırım önemli olan birtakım şeyler var. rastlantısal olaylardır. Di­ siplinler de. sap­ tanması kolay ya da her koşulda olası olan. disiplinci mekanizmaların işlevlerinden çok farklı birtakım işlevleri olan mekanizmalar kuracaktır. az çok uzun olan. Bu. bunlar yalnızca kitle düzeyinde. bunlar zaman içerisinde meydana gelen.dikkate alınan görüngülerin doğasıdır. aslında yalnızca bireyi ve toplumu: antlaşan bireyi ve bireylerin istençli ya da zımni sözleşmesiyle oluşmuş olan toplumsal varlığı biliyordu. kendi içlerinde bireysel olarak ele alındığında rastlantısal ve öngörülemez olan ama ortaklaşacı düzeyde. şöyle diyelim. Biyopolitiğin işi nüfusladır ve siyasal sorun olarak. "nüfus" kavramıdır. hem bilimsel hem siyasal sorun olarak.

denk­ likler sağlayacak dengeleyici mekanizmalar kurmak söz konu­ sudur. önce. Hastalanma oranını değiştirmek. bu genel görüngülerin. global mekanizmalarla. bireyi ke­ sinlikle ayrıntı düzeyinde ele almak değil ama tersine. Ve özellikle de. . bir ortalama tutturacak. kısaca. ayarlama iktidarı diyeceğim bir ikti­ dar doğar. bununla birlikte özellikle kimi görüngüyü. bir canlı varlık nüfusunun özünde olan bu rast­ lantının çevresinde güvenlik mekanizmaları yerleştirmek. disiplinci mekanizma­ lar gibi.252 Toplumu Savunmak Gerekir malarda. bir yaşayış biçimini en iyi durumuna getirebilmek söz konusu olacaktır: gördüğünüz gibi. global olarak içerdikle­ riyle bu görüngülerin saptanmasının ne olduğu bağlamında müdahale etmek de söz konusu olacaktır. tersine.). Hükümdarlık öldürüyor ya da hayatta bırakıyordu. yaşamı. doğum oranını artırmak gerekecektir. mutlak. düzenlilik durumları elde edile­ cek biçimde hareket etmek. aslında güçleri azamiye vardırmaya ve bunları elde et­ meye yönelik olan. karanlık iktidarın berisin­ de demek ki şimdi. beden üzerindeki bir çalışmayla gerçekleşecek bireysel bir terbiye söz konusu değildir. tabii ki. bir birey olmaklığıyla kimi bireyi değiştirmek değil de. bir homeostazi* kuracak. tür-insanm biyolo­ jik süreçlerini ele almak ve bunlar üzerinde bir disiplin değil ama bir ayarlama3 sağlamak söz konusudur. Buna göre. * Homeostazi: Canlılarda bazı fizyolojik değişmezleri sabit tutma veya bozulduğu zaman yeniden yerine getirme eğilimi (çn. yaşamı uzatmak gereke­ cektir. biyo-iktidarm teknolojisiyle birlikte. ama bütünüyle farklı yolları izleyen meka­ nizmalardır. Hükümranlığın iktidarı olan ve öldürebilme gücünden iba­ ret olan bu büyük. kısacası. öngörüler. düşürmek gerekecektir. dramatik. bir anlamda. Ve şimdiyse. Çünkü burada. çok bilgili bir iktidar ortaya çıkar. Disiplinin yaptığı gibi. disiplinlerden farklı olarak. global önlemler söz konusu olacaktır. olduğu biçimiyle nüfusun üzerinde. "yaşatma" iktidarı olan sürekli. yaşatmak ve ölüme bırakmaktan ibaret olan. canlı varlık olarak insanın üzerin­ de bu iktidar teknolojisi. bir denge ku­ racak. bir bireyin bedenine bağlanmak kesinlikle söz konusu değildir. istatistik tahminler. esas olarak. rastlantısal alanıyla bu global nüfusu içerisinde. global denge.

Ne ki. onu böylesine üst düzeyde ayinleştiren şey. istatistiksel olarak söz sahibi olacaktır. tersine. yaşamın "nasılı"na müdahale etme hakkına dö­ nüşmektedir. Bunun nedeni iktidar teknolojilerinin dönüşümünde yatıyor. yaşam ve ölüm hakkından. iktidar yaşamı yükseltmek için. ötede­ ki hükümdarın iktidarına geçildiği andı. bütün bu iktidar görüngüleriydi. vasiyetler vb Böylece ayinleştirilmiş olan. giderek silindiğini biliyor. herkes. derece derece diskalifiye edilişinde somut olarak görülür. saklanılan bir şeye dönüştü. bir iktidardan bir başkasına yapılan geçişin gösterisi olmasıydı. yeni yapılan birtakım incelemerden bu yana. Öyle ki şimdi -bireylerin. Ölüm. toplumbilimcilerin ve ta­ rihçilerin sıklıkla yeniden ele aldıkları. en mahrem ve en utanç verici olan şeye dönüştü (ve hatta. iyi ya da kötü olasılıklarını. Ölüm aynı zamanda ölen kişinin ikti­ darının. zayıflıklarını dene­ tim altına almak için özellikle bu düzeyde devreye girdiği an­ dan itibaren. Özel­ likle. bir medeni hukuk ya da kamu huku­ kundan. Önceleri ölüme görkemini kazandıran (ve bu XVIII. iktidar giderek daha az öldürme hakkı olmak­ ta ve giderek daha çok. gerçekten de ölümün böyle gizlenen bir şey olmasının nedeninin. hayatta kalanlara geçen iktidarın bir aktarımıydı: son sözler. tabii ki iktidarın da bi­ timi. yaşamın sonu olarak ölüm. . Bir iktidardan ötekine geçiş.17 Mart 1976 Tarihli Ders 253 Sanırım bu iktidarın dışavurumu. yaşa­ mın kazalarını. ölü­ mün kamuya açık ayinleştirilmesinin ortadan kalktığını ya da en azından. yüzyılın sonuna dek sürdü). son istekler. topluluğun. XVIII. ölümün o çok meşhur. korku­ nun bir tür yer değiştirmesinde ya da bastırıcı mekanizmaların bir tür değişikliğe uğratılmasında yatmadığını düşünüyorum. sonudur. ebedi yaşama ya da son­ suz cehennem azabına ilişkin olan bir hukuka geçiliyordu. Bir yargı merciinden başka birine geçiliyordu. global olarak. yüzyıldan şimdiye dek. aşağıda bu dünyadaki hükümdarın iktidarından. Oysa şimdi.ölüm. bugün cinsellikten daha çok ölüm tabu nesnesidir). dolayısıyla. yaşatmak için müdahale etme ve yaşa­ ma biçimine. İktidara göre ölüm dıştadır: ölüm iktidarın tasarruflarının dışına düşendir ve onun üzerinde iktidar yalnız­ ca genel. ailenin. sınırı. neredey­ se toplumun tamamının katıldığı o görkemli törenlerden biri olmaktan çıkan.

Hükümranlık hakkında. dilerseniz. Yüzbinlerce insan üzerinde. harekete ge­ çirdiği simgesel değerlerle ne de olsa çok çok ilginç bir olay olan Franko'nun ölümünü ele alalım. Sanırım bu iki ik­ tidar sisteminin arasındaki. Sözcüğün tam anlamıyla iktidar ölüme boş verir. ölüme öylesine az bakan bir ik­ tidarın etkisi altına düştü ki. ölüm. gerçekten de XIX. o adam. çoktan öldüğünü ve ölümünden sonra da yaşatıldığmm farkına bile varmadı. düzenleştirici yaşam teknolojsi ve az önce size sö­ zünü ettiğim disiplinci beden teknolojisi arasındaki karşılaştır­ maya yeniden dönmek istiyorum. yalnızca yaşamı düzenlemek de­ ğil. Şimdi. yüzyıldan bu yana (ya da en azından XVIII. bunu na­ sıl vahşice yaptığını biliyorsunuz. ölüm artık özel olanın. Ve bu ölçü içerisinde. bütün diktatörlerin en kanlısıdır. ölüm üzerindeki hükümranlığın sistemiyle. Bütün bunları simgeleştirmek için. yüzyılda kurulan bu si­ yasal biyo-iktidarm icrası olan bir iktidarla.254 Toplumu Savunmak Gerekir İktidarın üzerinde etkide bulunduğu şey ölüm değil ölüm ora­ nıdır. biyolojik olarak çoktan ölmüş olmaları gerektiği anda bile hayatta tutulurlar. İktidar artık ölümü tanımaz. bu küçük ve sevinçli olayda simgeleşmiş bulunuyor. kırk yıl boyunca. mutlak bir biçimde. şimdi ölüm tersine bireyin her türlü iktidardan sıyrıldığı. yaşamı öylesine iyi düzenleyen. hükümran yaşam ve ölüm hakkını egemen kılmış olan ve kendisi öleceği sırada. sonuç olarak insanı ölümünden sonra bile yaşatmaya dayanan yaşam üzerindeki iktidarın o ye­ ni alanına giren. XVIII. yaşamı düzenleştirici sisteminin arasındaki çarpış­ ma. kendisi­ nin en özel yanma çekildiği andır. insanlar öylesine iyi yaşatılır ki. en özel ola­ nın alanına ait olur. bireyselleştirici etkiler yaratır. hükümda­ rın mutlak iktidarının en açık biçimde ortaya çıktığı nokta idiy­ ken. Ve yalnızca bilimsel başarı değil. Yani bir yanda disiplinci bir teknik vardır: beden üzerinde yoğunlaşır. mut­ lak yaşatma ve öldürme iktidarını kullanmış olan kişi. hem yararlı hem de uysal kılınması gereken . yüzyılın sonundan bu yana). yaşam ve ölüm üzerinde­ ki hükümran hakkı kullanmış olan adam ölmektedir. kendi kendisine döndüğü ve bir anlamda el etek çekip. belirli bir kronolojik farkla yerleştirilmiş ve üst üste binmiş olan iki iktidar teknolojisi var. Demek ki elimizde. yalnızca yaşatmak değil.

Dolayısıyla. sezgisel. gerçekleştirilmesi en kolay olan uyarlama oldu. her koşulda etkilerini gidermeye çalışan bir tek­ noloji. canlı bir kitlede mey­ dana gelebilen tehlikeli olaylar dizisini denetlemeye çalışan bir teknoloji. hastane. . ama birin­ de. Öbür yanda ise. bir tür homeostaziyi -içerdiği tehlikelere karşı bütünün güven­ liğini. ama genel dengeyle. yüz­ yılın başında-. hem nüfus hem de sanayi patlamasına doğru giden bir toplumun ekonomik ve si­ yasal bünyesini yönetmekte etkisiz kalmış gibi gerçekleşti. her iki du­ rumda da beden teknolojisi olan bir teknolojidir bu. Tabii bu en kolay uyarlama. O kadar ki. insan kitlelerinin biyolojik ya da biyo-sosyolojik süreçleriyle birlikte. bütünün biyolojik süreçleri içerisine yeniden yerleştirildi­ ği bir teknoloji. bir de güvence sağlayıcı ya da düzenleştirici bir teknolojiden ayrılan disiplinci bir teknoloji vardır. O yüzden daha erken bir zamanda -XVII.hedefleyen bir teknolojidir. XVIII. İlk düzeltme. bölgesel düzeyde. öteki durumda ise beden­ lerin. düzenleyi­ ci şema olarak hükümranlığa sahip iktidar. hem aşağıdan hem yukarıdan. Şunu söyleyebiliriz: sanki her şey. eşgüdümü ve merkezileştirmeyi sağlayacak kar­ maşık organları gerektiriyordu. Ardından. bireysel terbiye değil. XVIII. bireyin bedeni üzerindeki iktidar mekanizmaları uygun hale getirildi . nüfus görüngüleri ko­ nusunda ikinci bir uyarlama girişimi görürsünüz. global görüngüler. bir nüfusa özgü kitle etmenlerini bir araya getiren. bunların olabilirliğini denetlemeye (bir olasılıkla da değiştirmeye).17 Mart 1976 Tarihli Ders 255 güçlerin kaynağı olarak bedeni manipüle eder. kışla. bedene değil yaşama odaklanan bir teknoloji var. atölye vb gibi kuram­ ların sınırlı çerçevesinde gerçekleştirildi. yüz­ yılın sonunda.bu disiplini oluşturdu. Demek ki bu. yüzyıldan hemen sonra. kiplik olarak. ampirik. ayrın­ tıyı yeniden yakalamak için yapıldı: gözetleme ve terbiyeyle. bedenin yeteneklere sahip bir organizma olarak bireyselleştirildiği bir teknoloji söz konusudur. Bu çok daha zordu tabii ki. parçalı bi­ çimler içerisinde ve okul. bir güvenlik teknolojisinin karşıtı ya da bundan farklı olan bir terbiye etme teknolojisi. ayrıntı düzeyinde ve kitle düzeyindeki çok fazla şey hükümranlık iktidarının eski­ miş mekaniğinin elinden kaçıp gidiyordu.

Devlet ve kurum arasındaki bu karşıtlığı mutlak ola­ nın içerisine koymak istemiyorum. dav­ ranışların normalleştirilmesi. tutulduğu kurumsal ya da bölgesel çerçeveden taşmaya eğilimlidir her zaman. Hatta. XIX. birbirini dışlamama ve birbiri üzerine eklene­ bilme olanağı sağlar. Organik kurumsal bir bütün: bir an­ lamda kurumun organo-disiplini bir yanda. yardım sandıkları. öte yanda da biyo­ lojik ve devletsel bir bütün: Devlet tarafından yapılan biyo-düzenleme. böylece kentin uzamsal konu* Elyazmasmda "düzenleştirici" yerine "güvence sağlayıcı" yazılı. örneğin hem di­ siplin aygıtı hem de devlet aygıtı olan polis gibi kimi aygıtlar­ da kolayca bir devlet boyutu kazanır (bu da disiplinin her za­ man kurumsal olmadığını kanıtlıyor). İşçi sitesi. bede­ ne yönelik disiplinci mekanizmalar ve nüfusa yönelik düzen­ leştirici mekanizmalar birbiri üzerine eklemlidir bile diyebili­ riz. Bir iki örnek verelim: diyelim kent sorununu ya da daha kesin olarak. disiplinci iktidar mekanizmaları ve düzenleştirici iktidar mekanizmaları. site­ nin dekupajı. bir an­ lamda dikey olarak. ve nüfus-biyolojik süreçler-düzenleştirici mekanizmalar*-devlet dizisi. yapay kentin. yüzyıl boyunca hızla çoğalan bu büyük global düzenlemelere. devlet düze­ yinin altında da rastlarız tabii ki. biri disiplinci. gerçek­ ten. XIX. sigorta vb gibi bütün bir dizi devlet-altı kuramlarla birlikte. çünkü disiplinler. XIX. İşçi sitesi gibi bir şeyi alm. ailelerin (her birinin bir eve) ve bireylerin (her birinin bir odaya) yerleştirilmesiyle beden üzerindeki. Öte yandan. . nasıl eklemlediği çok iyi görülür. bireylerin görüş alanında bulundurulması. çoğu durumda.256 Toplumu Savunmak Gerekir Demek ki elimizde iki dizi var: beden-organizma-disiplinkurumlar dizisi. yüzyılda düşlenmekle kalmayıp gerçekten de kurulmuş olan model-kentin. aynı düzeyde bulunmaz. devlet düzeyin­ de olduğu gibi. Bölge­ lere ayırma. ötekisi düzenleştirici olan bu iki mekanizmalar bütünü. Hem sonra disiplinler. tıbbi kurumlar. düşünülmüş. ütopik gerçek­ lik kentinin oluşturduğu o uzamsal. Bu da onlara açıkçası. beden­ ler üzerindeki disiplinci denetim mekanizmalarını. tasarlan­ mış düzeni alın. yüzyılda var olduğu biçimiyle nedir? Bölgelere ayrılışı. Belirtmek istediğim ilk görüş bu olacak.

17 Mart 1976 Tarihli Ders

257

muyla icra edilen spontane bir polis denetimi: işçi sitesinde kolaylıkla bulgulanan bir dizi mekanizmadır bunlar. Sonra, tersine düzenleştirici mekanizmalar olan, var olduğu biçi­ miyle nüfusla ilgili olan ve örneğin tasarruflara olanak sağla­ yan, bunları kuran, yerleşime, konut kiralamaya ve bir olası­ lık konutun satın alınmasına bağlı olan bir dizi mekanizmay­ la karşılaşırsınız. Hastalık sigortası ya da yaşlılık sigortası sistemleri; nüfustaki ortalama yaşam süresinin en yüksek dü­ zeye çıkarılmasını sağlayan sağlık kuralları; bizzat kent ör­ gütlenmesinin cinsellik üzerindeki baskıları, yani döllenme; ailelerin sağlığı üzerinde kurulan baskılar; çocuklara gösteri­ len bakımlar; öğrenim oranı vb Demek ki disiplinci mekaniz­ malar ve düzenleştirici mekanizmalar söz konusu. Bambaşka bir alanı alm -bambaşka da, tümüyle değil yi­ ne de-, başka bir eksende cinsellik gibi bir konuyu alm. As­ lında, cinsellik neden XIX. yüzyılda stratejik önemi birinci sı­ rada olan bir alana dönüştü acaba? Sanıyorum, cinsellik önemli olmuşsa, bunun bir yığın nedeni var, ama özellikle şunlar: bir yanda, tam olarak bedensel bir davranış olarak cinsellik, sürekli gözetleme biçimindeki disiplinci, bireysel­ leştirici bir denetime bağlıdır (örneğin, XVIII. yüzyıl sonun­ dan XX. yüzyıla dek çocuklar üzerinde uygulanan ünlü mas­ türbasyon denetimleri ve bu aile, okul gibi ortamlarda olu­ yordu, tam olarak cinselliğin disiplinci denetiminin bu yanını gösterir); bir yanda da cinsellik, dölleyici etkileriyle, artık bi­ reyin bedenini değil, nüfusun oluşturduğu o öğeyi, o kalaba­ lık birliği ilgilendiren geniş biyolojik süreçler içerisinde yer alır ve geçerlik kazanır. Cinsellik, tamı tamına bedenin ve nü­ fusun buluşma yeridir. Demek ki disipline dayanır, ama aynı zamanda düzenlemeye de dayanır. XIX. yüzyılda cinselliğin tıbbi açıdan aşırı oranda değer­ lenmesi, sanırım kaynağını, cinselliğin, organizma ve nüfus arasındaki, beden ve global görüngüler arasındaki ayrıcalıklı konumundan alır. Aynı zamanda buradan, disiplinsiz ve ku­ raldışı olduğunda cinselliğin her zaman iki dizi etkisi oldu­ ğuna ilişkin tıbbi kanı doğar: bunlardan biri beden üzerinde­ ki etkidir, cinsel aşırılığın kendine çektiği bütün kişisel hasta­

258

Toplumu Savunmak Gerekir

lıklarla anında cezalandırılan disiplinsiz beden üzerindeki et­ kidir. Çok fazla mastürbasyon yapan bir çocuk bütün yaşamı boyunca hasta olacaktır: beden düzeyinde disiplinci bir ceza­ landırmadır bu. Ama aynı zamanda, sefih, saptırılmış vb bir cinselliğin, nüfus üzerinde de etkileri vardır, çünkü cinsel açıdan aşırılığa giden kişinin bozuk bir kalıtımı, bir soyu ol­ duğu kabul edilir ve bu bozulma, kuşaktan kuşağa, yedinci kuşağa ve yedinci kuşağın yedincisine dek sürecektir. Yozlaş­ mışlık kuramıdır bu4: cinsellik, bireysel hastalıkların odağın­ da olmaklığıyla ve bir yandan da yozlaşmanın merkezinde bulunmasıyla, tam anlamıyla, disiplinci olan ve düzenleştirici olanın, bedenin ve nüfusun eklemlenme noktasını temsil eder. Ve o zaman, bu koşullar içerisinde, XIX. yüzyılda tıp gi­ bi bir teknik bilmenin ya da tıp ve hijyen tarafından oluşturu­ lan bütünün, nasıl ve neden, en önemli olan değil, ama, biyo­ lojik ve organik süreçler (yani nüfus ve beden) üzerindeki bi­ limsel etkiler arasında kurduğu bağla ve aynı zamanda tıb­ bın, özel iktidar etmenleri olan siyasal bir müdahale tekniği­ ne dönüşmesi ölçüsünde, büyük önem taşıyacak bir öğe ola­ cağını anlarsınız. Tıp, hem bedeni ve nüfusu, hem organiz­ mayı ve biyolojik süreçleri konu alan ve böylece disiplinci et­ menlere ve düzenleştirici etmenlere sahip olacak bir bilme-iktidardır. Daha da genel olarak, disiplinci olandan düzenleştirici olana yayılacak, aynı biçimde bedene ve nüfusa uygulana­ cak, olan, hem bedenin disiplinci düzeninin hem de biyolojik bir çokluğun rastlantısal olaylarının denetlenmesini sağlayan öğenin, birinden ötekine yayılan bu öğenin "norm" olduğu­ nu söyleyebiliriz. Norm, düzenli kılınmak istenen bir nüfus kadar, disipline sokulmaya çalışılan bir bedene de pekâlâ uy­ gulanabilir olandır. Normalleştirme toplumu dolayısıyla, bu koşullarda, disiplinci kuramlarının bütün alanı tavaf ettiği ve sonuçta kapladığı, bir tür genelleştirilmiş disiplinci toplum değildir - bu, sanırım, normalleştirme toplumu düşüncesinin ilk ayakta yapılan ve yetersiz kalan bir yorumlanışıdır. Nor­ malleştirme toplumu, dik bir eklemlenmeye göre, disiplinin normuyla düzenlemenin normunun kesiştiği bir toplumdur.

17 Mart 1976 Tarihli Ders

259

XIX. yüzyılda iktidar yaşamı ele geçirdi demek, en azından XIX. yüzyılda iktidar, yaşamın sorumluluğunu üstlendi, yani bir yanda disiplin teknolojilerinin, öte yanda düzenleme tek­ nolojilerinin çifte işleyişi yoluyla organik olandan biyolojik olana, bedenden nüfusa varan bütün yüzeyi kaplamayı ba­ şardı demeye geliyor. Demek ki hem bedenin hem de yaşamın, ya da, şöyle di­ yelim, beden ve nüfus kutuplarıyla birlikte genel olarak yaşa­ mın sorumluluğunu yüklenen bir iktidarın içindeyiz. Buna göre, uygulanışının hemen sınırında beliren paradokslarını anında saptayabileceğimiz biyo-iktidardır bu. Bir yandan, her hükümrana verilmiş haklara göre, (ne de olsa bu gelenek­ seldir) yalnızca milyonlarca, yüz milyonlarca insanı öldürme kudreti olmayan atom iktidarıyla ortaya çıkan paradokslardır bunlar. Ama atom iktidarını, güncel siyasetin işleyişi için, bü­ tünüyle kaçımlamaz olmasa bile kaçınılması güç bir tür para­ doksa dönüştüren şey şudur, atom bombasını üretme ve kul­ lanma iktidarında, öldüren bir hükümranlık iktidarının, ama aynı zamanda yaşamın kendisini de öldürmeye yönelik bir iktidarın ortaya konuşu söz konusudur. Öyle ki, bu atom ikti­ darında, kullanılan iktidar, öyle bir işler ki yaşam ı ortadan kaldırabilir. Ve bu durumda da yaşamı sağlama iktidarı ola­ rak kendini de ortadan kaldırabilir. Ya hükümrandır ve atom bombasını kullanır, ama bu durumda iktidar, biyo-iktidar, XIX. yüzyıldan bu yana olduğu gibi yaşamı sağlama iktidarı olamaz. Ya da öteki uçta, tersine, artık hükümran hukukun biyo-iktidar üzerinde değil de biyo-iktidarm hükümran hu­ kuk üzerinde bir yetki aşımını görürsünüz. Biyo-iktidarm bu aşırılığı, yalnızca yaşamı düzenleme değil, yaşamı çoğaltma, canlı üretme, canavar üretme, -h a tta - denetlenemez ve ev­ rensel yıkıcılığı olan virüsler üretme olanağı insana teknik ve siyasal olarak verildiğinde ortaya çıkar. Biyo-iktidarm, az ön­ ce atom iktidarı konusunda söylediğime karşıt olarak, bütün insan hükümranlığını aşacak olan korkunç yayılmasıdır bu. Biyo-iktidar konusunu bu kadar uzun tuttuğum için kusu­ ra bakmayın, ama sanıyorum, ortaya atmaya çalıştığım sorunu işbu zemin üzerinde kavrayabiliriz.

260

Toplumu Savunmak Gerekir

O zaman, nesne ve hedef olarak yaşamı alan bu iktidar teknolojisinde (ki bana bu, XIX. yüzyıldan bu yana iktidar teknolojisinin temel çizgilerinden biri olarak görünüyor), hü­ kümdarlık iktidarının giderek gerilediği ve bunun tersine di­ siplinci ya da düzen ayarlayıcı biyo-iktidarm giderek daha çok ilerlediği doğruysa, öldürme hakkı ya da öldürme görevi nasıl kullanılacaktır? Bunun gibi bir iktidar, asal olarak yaşa­ mı çoğaltmanın, süresini uzatmanın, yaşam şanslarını çoğalt­ manın, kazaları savuşturmanın ya da kayıplarını gidermenin önemli olduğu doğruysa, nasıl öldürebilir? Bu koşullarda, si­ yasal bir iktidar için öldürmek, ölümü talep etmek, ölüme çağrı çıkarmak, öldürtmek, öldürme emrini vermek, yalnızca düşmanlarını değil ama kendi yurttaşlarını bile ölüme atmak nasıl mümkün olur? Asal olarak hedefi yaşatmak olan bu ik­ tidar nasıl ölüme bırakabilir? Biyo-iktidar üzerine odaklı bir siyasal sistemde, öldürme gücü nasıl kullanılır, öldürme işle­ vi nasıl kullanılır? İşte sanırım ırkçılık burada devreye girer. Irkçılığın bu dö­ nemde icat edildiğini söylemek istemiyorum kesinlikle. Çok uzun süreden beri vardı. Ama galiba başka yerde işliyordu. Irk­ çılığı devletin mekanizmalarına sokan, işte bu biyo-iktidarm birden belirimidir. Irkçılık, iktidarın temel mekanizması olarak, modern devletlerde kendini gösterdiği biçimiyle, bu anda yer­ leşir, ki bu da, belirli bir zamanda, belirli bir ölçüde ve belirli koşullarda, ırkçılıktan geçmemiş hiçbir modern devlet işleyişi olmadığını gösteriyor. Gerçekten de nedir ırkçılık? Öncelikle, iktidarın sorumlu­ luğunu yüklendiği o yaşam alanı içerisinde bir kopukluk ya­ ratmanın yoludur: yaşaması gerekenle ölmesi gereken arasın­ daki kesinti. İnsan soyunun biyolojik continuum 'u içerisinde, ırkların ortaya çıkışı, ırkların ayrışması, ırkların hiyerarşisi, bazı ırkların iyi ve başkalarının, tersine, aşağı ırk olarak nite­ lendirilmesi, bütün bunlar iktidarın yüklendiği bu biyolojik alanı parçalara ayırmanın yolu olacaktır; nüfus içerisinde, birbirlerine oranla toplulukları ileriye ya da geriye konumla­ manın bir yolu. Kısacası, kesin biçimde biyolojik bir alan ola­ rak kendini gösteren bir alan içerisinde biyolojik özellikli ola­

17 Mart 1976 Tarihli Ders

261

cak bir durak koymanın yolu. Bu ise, iktidara, bir nüfus yığılımına bir ırklar karışımı olarak ya da daha doğru biçimde, sorumluluğunu ele aldığı türe açıkça ırklardan oluşacak altgruplar biçiminde muamele etme, altbölümlere ayırma olana­ ğını sağlayacaktır. İşte ırkçılığın ilk işlevi budur, parçalara ayırmak, biyo-iktidarm ilgilendiği o biyolojik continuum içeri­ sine duraklar koymaktır. Bir başka yandan ırkçılık ikinci işlevini üstlenecektir: bir anlamda şu türden olumlu bir ilişki kurmayı sağlama rolünü üstlenecektir: "ne kadar öldürürsen, o kadarını ölüme bırakır­ sın" ya da "ne kadar çok ölüme terk edersen, sen de, bu yolla, o kadar yaşarsın". Bu ilişkiyi ("yaşamak istiyorsan, öldürmelisin, öldürebilmelisin" ilişkisi) sonuçta ne ırkçılığın ne de modern devletin keşfettiğini söyleyeyim. Bu savaşçı ilişkidir: "yaşamak için, düşmanlarını katletmen gerekir". Ama ırkçılık, savaşçı tür­ den olan bu ilişkiyi -"yaşamak istiyorsan, ötekinin ölmesi gere­ k ir"!- çok yeni bir biçimde, biyo-iktidarm kullanışıyla açıkça bağdaşan bir biçimde devreye sokar, işletir. Bir yanda, gerçek­ ten de ırkçılık, benim yaşamımla ötekinin ölümü arasında, as­ keri ve savaşçıl bir çatışma türünden değil ama biyolojik tür­ den bir ilişki kurmayı sağlayacaktır: "aşağı türler yok olma eği­ liminde oldukça, anormal insanlar ortadan kaldırıldıkça ben -birey olarak değil tür olarak- daha çok yaşarım, daha güçlü olurum, daha sağlıklı olurum, daha çok çoğalabilirim". Öteki­ nin ölümü benim kişisel güvenliğim olması ölçüsünde, yalnız­ ca benim yaşamım değildir; ötekinin ölümü, kötü ırkın, aşağı ırkın (ya da soysuzlaşmış olanın ya da anormal olanın) ölümü, yaşamı genel olarak daha sağlıklı kılacak olan budur; daha sağ­ lıklı ve daha arı. Demek ki, askeri, savaşçıl ya da siyasal bir ilişki değil, bi­ yolojik bir ilişki var. Ve bu mekanizma etkili olabiliyorsa, or­ tadan kaldırılması söz konusu olan düşmanlar, sözcüğün si­ yasal anlamındaki düşmanlar değil, nüfus için ve nüfusa gö­ re söz konusu iç ve dış tehlikelerdir. Başka deyişle, ölüme mahkûm etmek, ölüm zorunluluğu, siyasal düşmanlar üze­ rinde kazanılan zafere değil de biyolojik tehlikenin bertaraf edilmesine ve türün kendisinin ya da ırkın, doğrudan bu ber­

262

Toplumu Savunmak Gerekir

taraf etmeye bağlı olan güçlendirilmesine yönelirse ancak, biyo-iktidar sistemi içinde kabul edilebilir. Irk, ırkçılık, bir normlaştırma toplumunda ölüme mahkûm etmenin kabul edilebilirlik koşuludur. Nerede bir normlaştırma toplumu varsa, nerede, en azından bütün görünümüyle ve ilk ayakta, ilk aşamada bir biyo-iktidar olan bir iktidar varsa, işte ırkçı­ lık, birisini ölüme göndermek, ötekileri ölüme göndermek için vazgeçilmez koşul olur. Devlet, biyo-iktidar modu üze­ rinden işlediği andan itibaren, devletin öldürücü işlevi ancak ırkçılıkla yerine getirilebilir. Buna göre, böylesi bir iktidarın kullanılışında ırkçılığın taşıdığı -yaşamsal önemi diyecektim- önemi anlarsınız: öl­ dürme hakkı bu koşul altında uygulanabilir. Normalleştirme iktidarı eski hükümran öldürme hakkını kullanmak istiyorsa, ırkçılıktan geçmesi gerekir. Ve bunun tersine, bir hükümranlık iktidarı, yani öldürme ve yaşatma hakkına sahip bir iktidar, normalleştirmenin araçları, mekanizmaları, teknolojisiyle işle­ mek istiyorsa, onun da ırkçılıktan geçmesi gerekir. Tabii ki, ölüme mahkûm etmekten yalnızca doğrudan öldürmeyi değil ama aynı zamanda dolaysız öldürme de sayılabilecek her şeyi kastediyorum: ölüme bırakma, kimileri için ölüm riskini ço­ ğaltmak ya da çok basit olarak, siyasal ölüm, ülke dışına sür­ me, dışlama, vb'yi. Buradan yol alarak birtakım şeyleri anlayabiliriz sanırım. Önce, XIX. yüzyılın biyolojik kuramıyla iktidar söylemi arasın­ da hızla -hatta anında- kurulan bağı anlayabiliriz. Temelde, ge­ niş bir anlamda kavranan evrimcilik -yani Darwin'in kuramı­ nın kendisinden çok, bunun kavramlarının bütünü, toplamı (evrimin ortak ağacında türlerin hiyerarşisi, türler arasında ya­ şam için mücadele, en az uyum sağlayanları safdışı bırakan ele­ me gibi)- çok doğal olarak, XIX. yüzyılda birkaç yıl içerisinde, yalnızca siyasal söylemi biyolojik terimlerle yazmanın, yalnızca siyasal bir söylemi bilimsel bir kılıf altında gizlemenin bir yolu değil ama gerçekten sömürgeleştirme ilişkilerini, savaşların zo­ runluluğunu, farklı sınıflarıyla toplumlarm tarihi vb'yi düşün­ menin bir yoludur. Başka deyişle, her seferinde çatışma, ölüme mahkûm etme, savaşım, ölüm riski söz konusu olduğunda,

bu da. İnsanları öldürmek. çoğaltmak zorunda olduğu insanları da öldürmeye yöne­ lik aldığı riski nasıl buluşturabilirdi ki? Aynı şey suçluluk için de söylenebilir. savaş -bu kesinlikle yeni bir şeydir-. Burada. bir zorun­ luluktu. tam anlamıyla. bir biyo-iktidar mekanizmasında. bir anlam­ da. in­ san topluluklarını öldürmek. her koşulda. Suçluluk ırkçılık terimleriyle düşünülmüşse. yüzyılın ikinci yarısından bu yana olduğu gibi) milyonlarcasım öldürtebilir? Bundan böyle savaşta iki şey önemli olacaktır: yalnızca siyasal hasmı değil. Ama dahası. neden ırk­ çılığın. öyle ki bir biyo-iktidar. Savaş. evrimciliğin formu içerisinde düşünül­ mek zorunda kalındı. Irkçılık ilk önce sömürgeleştirmeyle. ait olduğumuz ırk da o kadar saf olacaktır. düzenle­ mek. savaşa özgü. XIX. eğer biyo-iktidar biçimiyle işliyorsa her şey. açıkça. Ve. Açıkça ırkçılık izleği harekete geçirilmezse. yüzyıldan bu yana. bir suçlunun ölüme mah­ kûm edilmesi ya da dışlanmasının mümkün kılınması gerektiği . yaşamını korumak. Tabii ki bu yalnızca. XIX. yalnızca karşı ırkı (elenme ve yaşamak için mücadele izleklerine göre) safdışı bırakarak kendi ırkını güç­ lendirmenin bir yolu olarak değil. biyo-iktidarm biçimi üzerinden işleyen o modern toplumlarda ırkçılığın neden geliştiğini de anlayabiliriz. (tam olarak XIX. Aramızdan ölenlerin sayısı ne kadar çok olursa. uygarlıkları öldürmek gerekeceği zaman. karşı ırkı. temsil ettiği­ miz ırk için. düş­ manı imha etme isteğiyle. yani sömürgeci soykırımla gelişecektir. karşı taraftakilerin oluşturduğu o [bir tür] biyo­ lojik tehlikeyi de yok etmek. açıkça. düş­ manlarıyla savaşmanın yanı sıra.17 Mart 1976 Tarihli Ders 263 bunlar. XIX. aynı zamanda kendi ırkını yeniden canlandırmanın da bir yoludur. yüz­ yılın sonunda. savaş açmak istediğinde. insan nasıl kendi yurttaşla­ rını savaşa sokabilir. yüzyıl sonunda ye­ ni olan bir ırkçılığı görüyorsunuz ve bu sanıyorum. öldürme hakkının zorunlu olarak talep edildiği noktalar olan belli birtakım ayrıcalıklı noktalar biçiminde pat­ lak vereceği anlaşılıyor. bu nasıl ya­ pılacaktır? Evrimciliğin izleklerinden geçen bir ırkçılık yoluyla yapılacaktır. siyasal düşman izleğinin biyolojik bir genelleştirilişidir.

ırkı. Nazi rejiminden daha disiplinci devlet olmamıştır. basitçe ve geleneksel anlam­ da. ırkların safdışı edilmesini ve ırkın saflaştırılmasını kullanmak zorunda olan bir devletin işleyişine bağlıdır. O zaman bu koşullar içerisinde. sanırım ırkçılık biyo-iktidarm ekonomisinde. yeni bir ideolojiden çok daha derin. eski bir gele­ nekten çok daha derin. iktidarın teknolojisine bağ­ lıdır. biyolojik düzenlemelerin daha sıkı ve daha ısrarlı biçimde yeniden göz önüne alındığı başka devlet olmadı. bir ırkın ya da bir nüfusun üyesi. ırkçılığın işleyişini. yüzyıl­ dan beri kurulmuş olan yeni iktidar mekanizmalarının en yüksek noktaya dek gelişmesidir. biyo-iktidar: Bütün bunlar (biyolojik açıdan. İktidarın tekniğine. başka bir şey. Modern ırkçılığın özgüllüğü. ideolojilere. burada Nazizm örneğini al­ mak gerekiyor. Özetle. gerçekten de. döllenme. çeşitli ano­ maliler için de bu böyledir. Sanıyorum bu. en kıyıcı devletlerin. Delilik için de bu böyledir. Tabii. Öldürme hakkına dayalı eski hükümran iktidarının biyo-iktidarla yan yana gelmesi ya da biyo-iktidar yoluyla işleyişi. biyo-iktidara işleme olanağı veren bir meka­ nizma içerisine yerleştiren şeye bağlıdır. zihniyetlere. XVIII. yerleştiril­ mesini ve canlandırılmasını gerektirir. Sonuçta Nazizm. Ve sanırım gerçekten de burada kök salar. ırkların birbirine duyduğu nefret ya da kin olan bir ırkçı­ lığın çok uzağında olduğumuzu görüyorsunuz. kaçınılmaz olarak neden ve nasıl en ırkçı devlet­ ler olduklarını anlarsınız. Bu noktada. iktidarın yalanlarına bağlı değildir. kendilerini hedef almış ya da toplumsal ya­ pıyı işleyecek düşmanlıkları söylencesel bir düşmana doğru yöneltmeye çalıştığı bir tür ideolojik operasyon olacak bir ırkçılığın da çok uzağındayız. Bizi ırklar savaşının ve tarihin o kavranılırlığmm en uzak noktasına. ona özgüllüğünü sağlayan şey. Tabii ki. Disiplinci iktidar. baş­ kalarının ölümü. kalıtım açısından sorum­ . ay­ nı zamanda. hükümdar iktidarını sürebilmek için. Devletlerin ya da bir sınıfın.264 Toplumu Savunmak Gerekir andan itibaren başlıyor. ölüm işlevini yeri­ ne getirir. Demek ki ırkçılık. birlikçi ve canlı bir çokluğun bir öğesi olarak kişinin kendisinin biyolo­ jik açıdan güçlendirilmesidir ilkesine göre. aslında.

bütün toplumsal varlık içerisinde öldürücü ik­ tidarın ve hükümran iktidarın zincirlerinden boşanması söz konusu. Savaşın açık açık bir siyasal hedef olarak -v e aslında yalnızca birtakım olanaklar elde etmek için bir siyasal hedef olarak değil fakat bütün siyasal süreçlerin bir tür en son ve kesin sonuca götüren evresi olarak. ön­ ce öldürme gücünün. tümel olarak düzenleyici ve disip­ linci olan bu toplum var olurken. siyasetin sonu savaşa varmalıdır. Buna göre. Biyolojik süreçlere özgü rastlantıların denetimi reji­ min doğrudan hedeflerinden biriydi. bir sürü bireye. tam bir yok olmayla karşı karşıya kalma. bir yandan da bu toplum içerisinde ölümcül iktidarın tam anlamıyla zincirlerinden bo­ şanması vardı. bütünüyle kökü kazınacak ya da kesin olarak . Hatta ve hatta. tümel olarak güvenlik sağlayan. Nazi toplumunun bütün yapısına işleyen bu öldürme iktidarı. kazalar konusunda da sorumlulu­ ğu üstlenilen) Nazi toplumuna nüfuz etti. ister SS'ler vb olsun) verilmesiyle kendini gösterir. Nazi devletinde herkesin komşusu üzerinde öldürme ve yaşatma iktidarı vardır. öteki yüzü de kendi ır­ kını ölümün mutlak ve evrensel olan tehlikesine açık bırak­ maktır. yani o eski hükümran öldürme iktidarı. Nazi rejiminin hedefi basitçe öteki ırkların imhası değildir. onu taşıdı. yanınızda oturanı ger­ çekten ortadan kaldırmayı ya da kaldırtmayı sağlayan ihbar yoluyla bile olsa. Ölme riski.17 Mart 1976 Tarihli Ders 265 luluğu üstlenilen.konulmasıyla. gerçekten de onu üstün bir ırk kılabile­ cektir ve onu. Nazi itaatinin temel ödevleri arasına ve siyasetin asal hedef­ leri arasına kaydedilen ilkelerden bir tanesidir. Yalnızca bütün nüfusun ölümle tümel olarak bu karşı karşıya kalışı. Öteki ırkların imhası tasarının bir yüzüdür. Demek ki. Öyle bir nok­ taya gelinmelidir ki nüfusun tamamı ölümle karşı karşıya kalmalıdır. Ama bir yandan tümel olarak güvenceye dayalı. dikkate değer sayıda insana (is­ ter SA'lar. Naziler tarafından yaratılan ya da en azından tasarlanmış olandan daha disiplinci ve daha güvence sağlayıcı başka bir toplum yoktur. hastalık. ve savaş da bütünü kaplayacak olan son ve kesin sonuca götüren evre olmalıdır. yaşatma ve öldürme gücünün yalnızca devlete değil.

Yahudilerin simgesi ve belirtisi olduğu bütün öteki ırkların ortadan kaldırılması istenmişti). kıyıcı devlet. modern devletin. Sanıyorum -am a bu başka bir tanıtlama olacaktır. koruduğu. [Alman] ırkının mutlak in­ tiharı. düzenlemenin dolayında örgütlenmiş yeni mekanizma. bu kesin değil. hem 1942-43 yılla­ rında "nihai çözüme" (bu yolla. Ama bu etki gerçekten bütün devlet­ lerin işleyişinde bulunur. Size sözünü ettiğim koşullar içinde oluşan devlet ırkçılığının kar­ .266 Toplumu Savunmak Gerekir köleleştirilecek olan ırklar karşısında nihai olarak yeniden canlandırabilecektir. hem de. Bütün modern devletlerin işleyişin­ de. 1945 Nisam'nda. garanti ettiği. hem de öldürme ve ölüme atma hakkının o muazzam aktarımıyla bütün top­ lum yapısına iletilen bir diktatörlükle. ke­ sinlikle kıyıcı bir devlet ve kesinlikle intiharcı bir devlet var­ dır. arkaik. hem mutlak olan. Öteki ırklar için nihai çözüm. kapitalist devletin işleyişi denli ırkçılığın etkisini taşıyor. sosyalizm de.sosyalist devlet de. Irkçı devlet. disip­ linin. Biri devlete yurttaşlarını öldürme ve yaşatma hakkını tanıyan. geliştirdiği bir yaşamın alanıyla ve aynı zamanda kimi olursa olsun -yalnız ötekileri değil ama kendi insanlarını d aöldürmeye ilişkin hükümran hakkını kesinlikle birbiriyle ör~ tüşür kılmıştır. Bunlar kaçınıl­ maz olarak üst üste biner ve tabii ki sonu. Öyle ki şu söylenebilir: Nazi devleti. klasik olan ve öbürü. yine de olağanüstü olan şu şey var: Nazi toplumu. Nazilerde. Modern devletin işleyişi içine yerleşen bu düzenek bu­ raya götürüyordu. biyolojik olarak düzenlediği. genelleştirilen bir bi­ yo-iktidarm bir çakışması oldu. Hitler'in Alman halkının yaşam koşullarının imhası emrini verdiği 71 no'lu telgrafa dek vardı5. bütün kapitalist devletlerin işleyişinde mi böyledir bu? İş­ te. Tabii bir tek Nazizm hükümran öldürme hakkıyla biyo-iktidarm mekanizmaları arasındaki etkiyi do­ ruk noktasına ulaştırdı. biyo-iktidarı kesinkes genelleştir­ miş ama aynı zamanda hükümran öldürme hakkını da genel­ leştirmiş bir toplumdur. Kesinlikle ırkçı bir devlet. Dolayısıyla Nazi toplumunda. kısacası biyo-iktidarm yeni mekanizması olan iki mekanizma tamı tamına birbirine uygun düşer. intiharcı devlet. Yahudilerle birlikte.

muhatabına karşılık verme ola­ nağı bırakmadan iddiada bulunmak olur. de­ ğiştirildi. biyolojik ırkçılığı-. çok doğal bir biçimde. kapitalist devlet ya da sanayi devleti içinde oluştuğunu gördüğümüz o aynı iktidar mekanizmalarını yeniden tahsis etmekten. bunun getirdiği sonuçlarla birlik­ te. ilk olarak mülkiyet ya da üretim biçimi türünden ekonomik ya da hukuksal so­ runları ortaya koymadığı sürece -buna göre. sosyalizm tara­ fından eleştirilmediği gibi. ben yalnızca şunu söy­ lemek istiyorum: genel olarak. aslında kimi noktalarda onun ta­ rafından yeniden ele alındı. yüzyıl boyunca geliştirilen biyo-iktidar izleği. daha baştan bir ırkçılık oldu. Öldürme hakkını ya da eleme hakkını ya da diskalifi­ ye etme hakkını kullanmak zorunda olan sosyalist bir devlet kurulduğu andan itibaren. yüzyılın sonunda ve bütün bir XIX.17 Mart 1976 Tarihli Ders 267 şısında. ama kesinlikle temelleriyle ve işleyiş biçimleriyle yeniden incelenmedi. talihsizliklerini giderme. ortaya çıkmak için sosyalist devletlerin biçimlenme­ sini beklemeyen bir sosyal-ırkçılık oluştu. bana öyle geliyor ki -burada biraz serbest konuşuyorum. çoğaltma. . Bundan böylesine söz etmek. toplumun ya da devletin ya da devletin yerini alması gereken şeyin asal olarak yaşa­ mın sorumluluğunu yüklenme. ırkçılığı -tam olarak etnik ırkçılığı değil. İster bu yüzyıl başın­ da yaşamış Fourier6 olsun ya da ister yüzyıl sonundaki anar­ şistler olsun bütün sosyalizm biçimlerinden geçerken burada hep bir ırkçılık bileşeni görürsünüz. Sonuç olarak. bence bu sosyalizm tarafından olduğu gibi yeniden ele alındı. geliştirildi. Her neyse. yüzyılda. onu çekip çevirme. Sosyalizm. iktidar mekanizmaları sorunu onun tarafından ortaya konmadığı ve çözümlenmediği ölçüde. biyolojik şanslarını ve olasılıklarını gözden geçirme ve belirleme işlevini üstlendiğine dair dü­ şünce. iktidarın meka­ niği. yeniden kurmaktan kaçamaz. Bu noktada. bu da (ki yapmak istediğim buydu) sonuçta başka bir ders silsilesini gerektirirdi. tekrar kuruldu. evrimci türden ırkçılığı. Her ne olursa olsun bir şey kesindir: XVIII. XIX. Ve böyle.[sosyalizm dolayısıy­ la]. Bunu sizlere tanıt­ lamak. bu konudan söz etmek benim için çok zor.sosyalizm.

ırkçılık da söz konusu olur. bu Komün oldu ve bu anarşi oldu. ayrıcalıklarını yitirmesine yol açmak söz konusu olduğunda ırkçılığa gerek yoktur. Buna karşın. kapitalist toplumdaki sınıf karşıtıyla fiziksel çatışmayı dü­ şünmek söz konusu olduğunda-. Ama. Devlet konusunda söyleyecekle­ rim bunlar. sosyal-demokrasiden. bu tabii ki Blanqui'cilik oldu. suçlular. en azından hemen ihtiyaç duymadı. İkinci Enternasyonal'den ve Marksizmin kendisin­ den çok daha ileri derecede. Sosyalist ırkçılık Avrupa'da ancak XIX. şu bağlamda oluyor bu: her seferinde bir sosyalizm. Bana ilginç görünen ve uzun süre kafamı meşgul eden şey. rakibi öldürme nedenini kafada oluşturmanın tek yolu oldu. En ırkçı sosyalizm biçimleri böyle oluştu. onunla kafa kafaya gelineceğini ve onunla fiziksel olarak mücadele etmek. ırkçılık birdenbire yeniden ortaya çıktı. sosyalizm biçimleriyle. çünkü bu. Onu yalnızca ekonomik olarak safdışı bırakmak. yine. ırkçılığın bu işleyişine yalnızca sosyalist devlet dü­ zeyinde değil de. değişik sosyalist çö­ zümleme ya da tasarı biçimlerinde de rastlanıyor olması ve bana öyle geliyor ki. düşmana karşı savaşım. kendi yaşamını riske atmak ve onu öldürmeye çalış­ mak gerekeceğini düşünmek söz konusu olduğu andan itiba­ ren ırkçılık gerekli oldu. bir yandan bir sosyal-demokra- .268 Toplumu Savunmak Gerekir (Sovyetler Birliği türünden) sosyalist devletlerde. akıl hasta­ ları. Bu durumda. sosya­ lizm anları söz konusu olduğunda. bizzat kapitalist toplum içerisindeki hasmın elenmesi sorunu üzerinde durmak zorunda kaldığı bütün anlarda -buna göre. her seferinde değişimin ilkesini ekonomik süreçler düzeyin­ de aradığında). ırkçılığa. savaşım. yüzyıl boyunca. yine de biyo-iktidar izleklerine çok bağlı olan bir sosyalist düşünce için. her seferinde işbu savaşım sorununu yo­ ğunlaştıran bu sosyalizmler. XIX. siyasal rakipler vesaire konusunda tam olarak işler durumda bulursunuz. temelde. sosyalizm. değişim ilkesi ve kapitalist devletten sosyalist devlete geçiş ilkesi olarak ekonomik koşulların de­ ğiştirilmesi üzerinde özellikle durduğunda (başka deyişle. yüzyılın sonunda.

a. akıl hastalıklan doktorları ve özellikle B. yüzyıl ortasında Fransa'da.ırkçıydılar. Bütün bu konular için bkz. Foucault bütün bu mekanizmaları özellikle Collège de France'ta verdiği derslerde yeniden ele alacaktır: Güvenlik. Paris. Toprak ve Nüfus 19771978 ve Biyopolitiğin Doğuşu 1978-1979. bütün bir kriminolojiyi ve bütün bir antropolojiyi etkilemekten de geri kalmadı. Paris.17 Mart 1976 Tarihli Ders 269 sinin (ve bunu açıkça söylemek gerekir. 4 M. Magnan (Leçons cliniques sur les maladies menta­ les. 1870). Yolu ırkçılıktan geçmeksizin bir biyo-iktidar nasıl işletilebilir ve aynı zamanda savaş hakkı. "Kalıtsal" denilen kusurun bulaşıcılığı ilkesi üzerine kurulu olan bu soysuzlaşma teorisi. Bu kararnameler 2 . 30 Mart ve 7 Nisan tarihli iki kararnamede açıklanmıştır. Surveiller et Punir. yüzyılın ikinci yarısında deliliğe ve anormalliğe ilişkin tıbbi bilmenin çekirdeğini oluşturdu. bu sosyal-demokrasiye bağlı bir reformizmin) egemenliğiyle bir yandan da. Ve sanı­ rım. Legrain & V. 1895) tarafından geliştirilmiş teoriyi kay­ nak alıyor. Traité des maladies mentales. (bunu söyledikten sonra bitireceğim). 19 Mart'tan hemen sonra. XIX. . yani bü­ yük çoğunluğuyla sosyalistler tamamıyla ırkçıydı. état mental et syndromes épisodiques. Morel (Traité des dégénérescences physiques. 5 Hitler. Bu önlemler.g. Almanya'nın lojistik altyapısının ve sanayi donanımlarının imhası için önlemler almıştı. XIX. Paris.e. Magnan (Les Dégénérés. bunun doğallıkla böyle olduğunu kabul ettikleri için . XVIII. Ama Dreyfus davasından önce. 1893) ve M. V. intellectuelles et morales de l'espèce humaine. 1973-1974 yılında Collège de France'ta veri­ len Psikiyatri İktidarı başlıklı ders. Paris. NOTLAR 1 Disiplinci teknoloji konusu için bkz. bütün sosyalistler. Çok erken bir sürede yasal tıp tarafından benimsenen teorinin soyarıtımı öğretileri ve uygulamaları üzerinde büyük etkileri oldu ve bütün bir edebiyatı. Foucault burada. 3 M. öl­ dürme ve ölüme bırakma hakları nasıl kullanılabilir ki? So­ run buydu ve sanıyorum sorun hâlâ budur. Fran­ sa'daki Dreyfus davası gibi birtakım süreçlerle tasfiye edildi. yüzyıldan beri toplumun ve devletin gelişmesiyle yerleşen bu biyo-iktidar mekanizmalarını yeniden değerlendirmedikleri ölçüde -y a da bir anlamda.A. 1857.

1836. Propyläen-Verlag. 6 Bu konuyla ilgili olarak özellikle bkz. 1808. Paris. Berlin. 1829. 1973. . Leipzig [Lyon]. Erinnerungen. Paris. Fouca­ ult kuşkusuz J. Le Nouveau Monde industriel et sociétaire. 1969.270 Toplumu Savunmak Gerekir için bkz.2 cilt. Fest'in kitabını okudu. mensongère. Frankfurt a. Fourieı'nin aşağıdaki yapıt­ ları: Théorie des Quatre Mouvements et des Destinées générales. Hitler./Ber­ lin/Wien. A. Ch. M . La Fa­ usse Industrie morcelée. Verlag Ullstein. répugnante. Speer.

s. önceden bireyi doğal hakların ya da il­ kel iktidarların öznesi olarak varsayar. geri döndürülebilirlikleri içinde değerlendir­ mek: dolayısıyla bunları kesişen. Dits et Écrits. yakınlaşan ya da tersine çatışan ve birbirini ortadan kaldırmaya yönelen güç ilişkileri olarak incelemek gerekir. devletin ideal oluşumu­ nu açıklamayı hedef alır. hükümranlığın hukuksal modelini bir yana bırakmak gerekiyor. 4 cilt. Hükümranlığın hukuksal oluşumuyla öne sürülen şema üzerinden iktidarın çözümlenmesini sınırlamaktan kaçınmak * Collège de France Yıllığı'nda. boyun eğdirme ilişkilerinin özneleri nasıl üretebildiğini sormak gerekir. année 1975-1976 (76. yasayı iktidarın temel belirtisi kı­ lar. yayma hazırlayan. bu biçimleri önce çoğullukları. Gallimard /"Bibliothèque des sciences humaines". iktidarın belirtisi olarak yasaya bir ayrıcalık tanımaktan çok. 124-130. Aynı biçimde. farklılık­ ları. 1975-1976 ders yılı).. Ewald. D. y6e année. ilişkinin kendisinden yola çıka­ rak incelemek gerekir: ideal öznelere boyun eğmek için kendile­ rinde ya da iktidarlarında nelerden vazgeçtiklerini sormaktan çok. cilt III. Yıl. . iktidarın kullandığı baskı tekniklerini saptamaya çalışmak daha iyi olur. İktidarı. bkz. 361-366. Düşünce Sistemleri Tarihi. Paris. ilişkinin ilk terimlerinden değil de. Defert & F.Dersin Özeti* İktidar ilişkilerinin somut çözümlemesini yürütmek için. 1954-1988'de (Söylenenler ve Yazılanlar. no 187. dayandığı öğele­ ri belirleyen olması bakımından. yayımlanmıştır. özgüllükleri. J. 1994. birbirine gönderen. Gerçekten de bu model. 1954-1988) yeni­ den yayımlandı. 1976. Sonuçta. Lagrange'm katkısıy­ la. yani. s. bütün iktidar biçimlerinin sonuç­ lanma ya da gelişim yoluyla türediği yegâne formu ya da mer­ kezi araştırmak yerine. Histoire des systèmes de pen­ sée.

gruptan gruba olan ilişkiden silinmiş ve bir evrim çizgisi bunları gide- . çatışma ve savaşım süreçleri. iktidarı kuvvet ilişkileri terimleriyle düşünmek gerekiyorsa. gruplar. savaş hakkına ve araçlarına tek başına sa­ hip olan bir merkezi iktidarın ellerinde toplanma eğilimi gös­ termiştir. savaş uygulamaları ve kurumlan gözle görülür bir evrim izlemiştir.Ama önce sorulması gereken soru şudur: iktidar ilişkileri içinde etkide bulunanın savaş olduğu.savaş. kesintisiz bir çarpışma­ nın barışı biçimlediği ve sivil düzenin temelinde bir muharebe düzeni olduğu ne zamandır ve nasıl düşünülmeye başlandı? Bu yılın derslerinde sorulan soru buydu. öyle görünüyor ki. kurumlarm ve tarihin kavranılırlık ilkesini kim aradı? Siyasetin.Stratejiden ya da taktikten türeyen kavramların bütünü iktidar ilişkilerini çözümlenmek için geçerli ve yeterli bir araç oluşturabilir mi? . mu­ harebelerin çamuru içinde düzenin. farklılaş­ ma. genel olarak savaşı yürütmek için kullanılan yöntemler uzaktan ya da yakından. bir yandan. başka araçlarla sürdürü­ len savaş olduğunu ilk kim düşündü? * * * İlk bakışta bir paradoks ortaya çıkıyor. buna oranla bütün toplumsal egemenlik.bireyler. Barışın ardındaki savaş nasıl kavrandı? Savaşın gürültü ve karmaşası içinde. iktidarı savaşın genel formu olarak da deşifre et­ mek gerekmez mi? Savaş. Ortaçağın başından bu yana devletlerin evrimiyle birlikte. yavaş yavaş insandan insana. son kertede savaşın genel süreçleri içinde mi yer alır? . doğrudan ya da dolaylı olarak siyasal kurumlarm çekirdeğini mi oluşturur? . iktidar ilişkilerinin çözümleyicisi olabilir mi? Bu soru başka birçok soruyu kapsıyor: .272 Toplumu Savunmak Gerekir gerekiyorsa. bu nedenle de.Askeri kurumlar ve savaş kurumlan. Bunlar. sınıflar arasındaki uzlaşmazlık. hiyerarşileştirme görüngülerinin birer türev olarak görül­ mesi gereken bir ilk ve temel durum olarak mı görülmelidir? .

bir zafer * Uygarlık öncesi ya da ortaklaşacı toplum dönemi (ç. zorunlu olarak şu ya da bu tarafta olur. fetihlerin ateşe verilmiş kentlerin bağrından doğmuştur. Fransa'da Boulainvilliers ve daha sonra Buat-Nançay tarafından parlatılmış olan bu söyleme göre. yanılsamaların ya da yalanla­ rın altında savaşı bulmak gerekir: o barışın şifresidir. yani evrensel öznenin konumunu alamaz. Hükümranlık sorununa bağlı felsefi-hukuksal söylemden çok farklı bir tarihsel-siyasal söylem. yasalar. farkına varılmaksızm sürüp gittiği gizli.). Sö­ zünü ettiği bu genel savaşım içinde. dev­ letlerin doğuşuna yol açan savaştır: ama bu -doğa durumu* fi­ lozoflarının düşündükleri. Bizleri doğal zorunluluklara ya da düzenin işlevsel ge­ reklerine inandıran unutuşların. onu canlandırmak. her birimizi şu ya da bu kampa yerleştirir. Ve bu savaşı bir açıklama nedeni ola­ rak görmek yeterli değildir. Oysa bu dönüşüm henüz tamamlanmıştı ki toplumun ve savaşın bağıntılarına ilişkin belli bir tür söylem ortaya çıktı. İngiltere'de Coke ya da Lilburne. . Öte yan­ dan ve bunun sonucu olarak savaş titizlikle belirlenen ve de­ netlenen bir askeri aygıtın profesyonel ve teknik ayrıcalığı olma eğilimini gösterir. muzaffer olmak istiyorsak hazırlanmamız ge­ reken nihai bir çarpışmaya dek götürmek gerekir. Bu söylem din savaşla­ rından kısa bir süre sonra ve XVII. kendini belli etmeyen formlardan sıyırmak ve onu. ama savaş iktidar me­ kanizmaları içinde de ortalığı kasıp kavurmayı ya da en azın­ dan kuramların. bütün iktidar kuramla­ rının sürekli temeli durumuna getirdi.n. yasaların ve düzenin gizli motoru olmayı sür­ dürür. bu çözümleme biçiminin önemini kavrayabiliriz. hasımları vardır.Dersin Özeti 273 rek bir devlet ayrıcalığı olmaya doğru götürmüştür. yüzyılda İngiltere'deki bü­ yük siyasal savaşımların başlangıcında ortaya çıktı. Bu söylemde konuşan özne hukukçunun ya da düşünü­ rün konumunu.ideal savaş değil ama sahici savaş­ lar ve somut muharebelerdir. Kısacası: bütünüyle savaşçı ilişkilerin geçerli olduğu bir toplum yerine yavaş yavaş askeri kuramlarla do­ nanmış bir devlet geçmiştir. seferlerin. savaşı. muharebenin içindedir. 1. Tüm top­ lumsal varlığı sürekli olarak parçalara ayırır. Henüz çok belirsiz bir biçimde belirtilmiş olan bu tematik yoluyla.

Kuşkusuz. zaferler. tutkuların. Aşağıdan başlayan. kuruntuya ve aldatmacaya bağlanan bir ussal­ . yenilgilere ve zaferlere yol açan önemsiz durum ve koşullar yığınıdır. Hesapların ve stratejilerin ussallığı ancak bu iç içe geçişin üzerinde belirecektir . gerçeğe ve hukuka sahip olduğunu iddia eden. karakter özellikleri). onun zaferi kazanmasını sağlayan o perspektifli ve stratejik gerçeklikten söz ediyordur. kuvvet. Bunun dışında kavranılırlığm geleneksel değerlerini tersyüz eden bir söylem söz konusudur. ama bunu. hasımlar arasına yerleşmek. Bir deşifre etme ilkesi olarak geçerli kılınması gereken şey.274 Toplumu Savunmak Gerekir için dövüşür. çalışmanın ve barışın uzun günlerini aydınlatmak zorundadır. Ve eğer gerçeklikten söz ediyorsa. rastlantıya da­ ha açık olanla yapılan bir açıklamadır bu. aynı zamanda. Büyük öfke. daha temel olan ve daha açık seçik olanla de­ ğil. Simetrik olma­ yan ve düzeni sürdürmeye ya da yeniden kurmaya yarayan bir ayrıcalık gibi işleyen bir hukuk ortaya koymak söz konusudur ve bir silah gibi işleyen bir gerçekliği geçerli kılmaktır. egemenlik ya da eski olma ilişkisine dayanan ayrı bir hukuktur: ırkın. daha basit olan.bir fetih. karanlık tanrısı düzenin. daha karışık. ama burada söz konusu olan onun hukukudur .yükseldikçe ve geliştikçe giderek daha kırılganlaşan. Bir dizi ham gerçek (fizik­ sel güç. giderek daha kötücül olan. intikamların karışıklığıdır. hukuku geçerli kılmaya çalışır. daha düzensiz. Demek ki burada. Mu­ harebelerin imalı konuşan. isyanların ya da ittifakların başarısı ya da başarısızlığı) işte böyle tarihin ve hukukun ilkesi olarak ileri sürülecektir. Böylesi bir söylem tutturan özne için tümel gerçeklik ve genel hukuk hayalden ya da tuzaktan başka bir şey değildir. giderek daha çok hayale. uzlaştırıcı bir düzen kurmak değildir. komploların. şiddetin. 2. daha karanlık. bir dizi rastlantı (yenilgi­ ler. kendi kendini üstelik açık açık hukuksal-felsefi tümellikten dışlayarak yapan bir siyasal ve tarihsel söylem vardır. Onun rolü Solon'dan Kant'a dek yasa koyucuların ve düşünürlerin düşledikleri rol değildir: yani savaşın merkezinde ve üzerinde. bir mütareke benim­ setmek. za­ fere ulaşmış istilaların ya da binyıllık işgallerin getirdiği haklar­ dır. ahenkleri açıklamak durumundadır. nef­ retlerin.

ama tersine. özü gereği doğruya ve iyiye bağlı bir ussallık bulmaya çabalayan o geleneksel çözümleme­ lerin tam anlamıyla karşıtı olan bir şey söz konusudur. yasa kitaplarında kurumuş kanın unutulmuş geçmişini uyandırmaya girişir. gerçek savaşımların. herkesin. yeni zamanla­ rın ve binyıllık intikamların gerçekleşmesinin eli kulağında ol­ ması. Gönderme alanı olarak tarihin sınırsız ha­ reketini benimser. zafer. ama. Tarihi. bedenlerin ve tutkuların gözle görülür birdenbireliğinin ardında temel. yağma ve ele geçirme. Sonuç olarak. Hobbes'un herkesin her­ kesle savaşı dediği şey kesinlikle gerçek ve tarihsel bir savaş de­ ğildir. Bu tür söylem bütünüyle tarihsel boyutta gelişir. yenenlerle yenilenlerin ilişkileri. Ama aynı zamanda bu söylem. 3. hükümranlık ve yasa sorununa bağlanan felsefi-hukuksal söyleme karşıt olarak toplum içindeki savaşın sü­ rekliliğini deşifre eden bu söylem. yolsuzlukları ve şiddet eylemlerini bir akim ya da bir yasanın ideal ilkesine göre değerlendirmeye kal­ kışmaz. adaletsiz yönetimleri. sona ermekte olan aristok­ rasilere duyulan nostaljiyi de taşıyabilecek bir söylemdir bu. geleneksel ef­ sane formlarından da (büyük ataların yitik çağı. herkes tarafından kendisi için oluşturduğu . fetih. sürekli. eski yenilgileri silecek yeni krallığın gelmesi) destek ala­ bilir: Halkların intikam ateşi kadar. kuramların yapısı ya da yasaların ardın­ da. gerçekliğin tarafgir bir zafer için silah işlevini gör­ düğü bir söylem. *** Bu yılın dersleri şu çözümleme biçiminin ortaya çıkışma ayrıldı: savaş (ve savaşın çeşitli yönleri. ayaklanmalar) tarihin ve daha genel olarak toplumsal ilişkilerin bir çözümleyicisi olarak nasıl kullanıldı? 1) Önce bu konudaki bazı sahte öncüleri ayırmak gerekiyor.Dersin Özeti 275 lıktır bu. Demek ki burada görünürde ve yüzeydeki rastlantısallığm ardında. iç karartıcı bir biçimde eleştirel ve aynı za­ manda yoğun bir biçimde efsanelere dayanan bir söylemdir. esas olarak tarihsel-siyasal bir söylem. zaferlerin ya da maskelenmiş yenilgi­ lerin. istila. Özellikle de Hobbes'un öncülüğünü. muharebe.

ötekilerin dövüşme isteğini kestirdiği ve kuv­ vete başvurduğunda altına gireceği riski değerlendirdiği bir ta­ sarlama oyunudur. bir fetih hakkını dolayısıy­ la krallığın bütün toprakları üzerindeki seçkin mülkiyet ve bü­ tün Galyalılar ve Romalılar üzerindeki mutlak egemenlik hak­ kını kendisine mal eder. İngiltere'de ol­ duğu gibi. ama bu kez tarih. kökeninde ancak kendi rızasıyla kurulmuş olan ve bu durumda her zaman sabit sınırlar içerisin­ de tutulması gereken krallık iktidarı karşısında ayrıcalıkları ol­ duğunu da ileri sürer. XI. Boulainvilliers. bunu en tutarlı biçimde di­ le getirecektir. İngiliz toplumunun. yüzyıldan bu yana bir fetih toplumu olduğuna ilişkin düşüncesi gelişti: buna göre monarşi ve aristokrasi. Bu tarihçilerin çağdaşları. Aynı türden bir çözümlemeye. Ama bu tür çözümleme özellikle XVII. savaş­ tan kaçınmayı olanaklı kılan bir hesapla kurulur.27 6 Toplumu Savunmak Gerekir tehlikeyi ölçtüğü. Coke ve Sel­ den gibi İngiliz tarihçileri İngiltere tarihinin başlıca bölümlerini bu savaşçı egemenlik temeli üzerinde yeniden kurarlar. parlamentodaki muhalefetin ve Püritenlerin. yüzyılda. yüzyılda gelişti. Hükümranlık -ister bir "kurum cumhuriye­ ti" ya da ister bir "edinilmiş cumhuriyet" söz konusu olsun-. galip gelen adına anlatılır ve haklar galip gelen adına talep edilir. Bu biçimde yazılan tarih. ama. Louis saltanatının sonundaki aristokrat çevrelerde rastlanır. din savaşlarının sonunda ortaya kondu (örneğin Fransa'da Hotman'la). 2) Devletlerin kaynağı olarak savaşların tarihi. özel kuramlarıyla birlikte. Önce İngiltere'de. ilk özgürlük­ lerinin kimi izlerini güçlükle de olsa korumuştur. daha geç bir tarihte Fran­ sa'da ve özellikle XIV. tersine. kuramları ve çıkarla­ rı açısından birbirinden ayrılan iki ırk arasında tarihe dayanan ilk savaş durumunun ya bir sonucu ya da yeniden alevlenmesi olarak çözümlenir. temel kategorisi başkaldırı ve koparılan ödünler . tanıkları ve kimi zaman başoyuncuları oldukları Devrim de böylece bu eski sa­ vaşın son muharebesi ve rövanşı olacaktır. öte yandan Sakson halkı. kuşkusuz. Hobbes'a göre devleti kuran ve ona biçimini veren savaş-olmayandır. bu bö­ lümlerden her biri birbirine düşman olan. Fransız aristokrasisi Ger­ men kökenli olduğunu ileri sürerek. kesinlikle savaşçı bir egemenlik olgusuyla değil. Normanlar tarafından getirilmiştir. XVI.

yenenlerle yenilenlerin süregiden çatışmasının tarihi de­ ğildir artık. tarihsel çözümleme ilkesinin ırkların ikiliğin­ de ve savaşında araştırılmış olmasıdır. . kralın içinden çıktığı soylu sınıfa hıyanet etmesinin ve yetkilerini gasp etmesinin ve Galya-Roma kökenli bir burju­ vaziyle yaptığı doğal olmayan gizli anlaşmaların tarihi olacak­ tır bu. Önemli olan. Freret ve özellikle Buat-Nançay tarafından yeniden ele alman çözümleme şeması bir dizi polemiğin konusu oldu ve Devrim'e kadar önemli tarih araştırmalarının yapılmasına yol açtı. öteki biyolojik çatışmaya eklemlenecektir.Dersin Özeti 277 olan. Bu ilkeden yola çıkarak ve Augustin ve Amedee Thierry'nm kitaplarının aracılığıyla. yüzyılda tarihin iki tür çözümü gelişecektir: bunlardan bi­ ri sınıf savaşımına. XIX.

bir durak anı. özellikli.Dersin Konumu 7 Ocak. hikmeti hükümetin ve "polis"in donanımları ve teknolojileriyle yürütülen iktidar olan "yönetimselliği" araştırdı. La Volonté de sa­ voir'm (Bilme İstenci) (Ekim 1976) çıktığı tarihler arasında veri­ len bu ders.profilini çizer. XVI. Foucault'nun düşüncelerinde ve araştırmalarında. 1977-1978 dönemi dersleri­ ni (Sécurité . Toprak ve Nü­ fus]). 1972-73 (La Société punitive [Ceza­ landırıcı Toplum]). 1974-75 (Les Anormaux [Anormaller]) tarihli dersleri ve son olarak Gözetlemek ve Cezalandırmak kitabını disiplinler meselesine ayırmıştı. ceza kuramlarının panoptik düzen­ lenişiyle uygulanan iktidardır b u . onun katettiği yolu değerlendirdiği ve gelecekteki araştırmaların hatlarını çiz­ diği bir tür mola. Surveiller et Punir'le (Gözetlemek ve Cezalandırmak) (Şubat 1975). ardından. dersin açılışı olarak ve bir bilanço ve açıklama biçiminde "disiplinci" iktidarın ge­ nel çizgilerini verir -ayrıksı bir biçimde. yüzyılın sonundan bu yana. stratejik denebilecek bir yer tutar: bu. Bu iktidarın bir "soykütüğünü" kurma girişimi içerisinde Foucault daha sonraları. gözetleme teknikleri. Territoire et Population [Güvenlik. Foucault. Aralık 1976) ilk cildini ve. yönetimsellik ve biyo-iktidar konularına ise L'Histoire de la sexualité (Cinselliğin Tarihi)'nin (Bilme İstenci. 1978-79 dönemi derslerini (Naissance de la biopolitique [Bi- . 17 Mart 1976 tarihleri arasında. Toplumu Savunmak Gerekir'd e Foucault. bir tür dönemeçtir kuşkusuz. normlaştırıcı yaptırımlarla. yaşama ve canlılara uygulanan iktidarın. 1973-74 (Le Pouvoir psychiatrique [Psikiyatri İktidarı]).ve dersin sonunda "biyo-iktidar" dediği şeyin -global olarak nüfusa.

etmenleri­ ni. olay­ ların bastırmasıyla zenginleşirken. O. dersi "konumlama­ ya". liberal toplumlarda ve totaliterci yönetimlerde iktidarın aygıtlarının ve teknolojilerinin işleyişi. tıp. hapishaneler. yanılgılara. tımarhaneler. Yine de iktidar. Birçok kez asal çizgilerini çizdi. yaşa* Söylenenler ve Yazüanlaf dan alıntılar kısaltılarak: SY. Biz burada. biçiminde belirtilecektir. üretim süreçleri ve cinsellik konu­ sunda Marx ve Freud arasındaki "diyalog" ve son olarak da di­ renişler sorunu söz konusudur. bunlarla bir bütün oluşturur. çizgisel ve eksiksiz bir devamlılık içerisine yerleştir­ mek boşuna olacaktır. Dolayısıyla iktidar meselesi bütün bu çözümlemelere yayılmaktadır. bunların özgüllüğünün ve eklemlenişinin -iktidar ilişkilerinin ve ırklar mücadelesinin tarihsel-siyasal söyleminin doğuşunun "çözümleyicisi" olarak savaşla birlikte. Foucault hiçbir zaman iktidarı konu alan kitap yazmadı. açıklama yapma konusunda cimri davranmadı. gerekçelendirdi. delilik. cilt no. "nasıl"mı araştırdı.bu dersin temelini oluştururken. kimi zaman çarpıtmalara yol açmış olan kimi noktaları ha­ tırlatmak uygun görüldü. yanlış yorumlama­ lara. . kendi iç gelişimi boyunca. daha çok iktidarın işleyişini. cinsellik. uyarıda bulunma. sorunsalı ille de bir tutarlık içerisine. bir yanda da. iktidarlar sorunu üzerine eksiksiz bir dosyanın ancak ders not­ larının yayımlanmasının bitiminden önce hazır olmayacağını ve dolayısıyla kesin bir bilançosunu çıkarmaya girişmek için o zamana dek beklemek gerekeceğinin altını çizmek gerekiyor. doğrudan tanıklıklardan yararlanacağız. bu çözümlemelerin içinde kendiliğinden yer alır. "polis" üzerine yürüttüğü sayısız tarihsel çözümlemede. özellikle Dits et Éc­ rits' de (Söylenenler ve Yazılanlar)* toplanan metinlerden alın­ mış. bizce yanlış anlaşılmalara. Her seferinde yinelenen bir hareket söz konusudur daha çok: Foucault. bıkmadan usanmadan düşün­ cesini açıkladı. bu nedenle de onlardan ayrılamaz. makale sayısı. İki iktidar sorununun. Foucault'da.Dersin Konumu 279 yopolitiğin Doğuşu]) ve 1979-80 döneminde verdiği dersin ba­ şını ayıracaktır (Du gouvernement des vivants [Dirilerin Yönetimi Üzerine]). kendisine özgü bir usulle. iktidar problematiğinin ortaya çıkışı söz konusudur. bir yanda. sayfa no. Sorunsal.

bir tür bitmez tükenmez bir yeniden güncel­ lemeyle. XIX. o "iki devasa gölge"nin fonu üzerinde "bütün çıplaklığıyla orta­ ya atılmaya başlandığını" söylüyordu. "totalitarizmlere" özgü değildir. III. İktidar sorunu ellili yıllarda. Sefaletin "skandalmdan" doğan. Kruşçev raporu.. öte yanda da "çok fazla iktidar" (SY. Bu dönem. Macar başkaldırısı. daha doğrusu bu ilişkiler katmanı. Cezayir Savaşı yıllarıdır. kör bir ampiristim. bürokratik fenomen. eski zenginlik kuramı ve iktidar sorunsalı arasındaki farklılaşma bu dönemde ortaya çıkacaktır. uyruklaştırma uygula­ maları. bir anlam­ da. III. Otuzlu yıllardan bu yana Troçkist çevrelerde. genel anlamda bu yüzyılın sonunda sanayileşmiş ve gelişmiş toplumlar. İktidar ilişkileri. Foucault'nun tarih araştırmalarında incelediği. "demokratik" diye nitelenen toplumlara da nüfuz eder. 218: 422). ben. eski çalışmalarını son çalışmalarının ışığında durmak­ sızın "yeniden okudu". yani faşizmin ve Stalinizmin "kara mirası" ndan sonra yeniden ele alındı.280 Toplumu Savunmak Gerekir minin sonuna dek. bunu kavramak zor. Parti'nin bü­ rokratikleşmesi incelenmişti. "destalinizasyon" baş­ langıcı. nitekim. ve bunları az çok kavra­ mak için genel bir kuram da olmadığına göre. faşizmin ve Stalinizmin o ve onun kuşağı için oluşturduğu o "iki kara miras". Gerçek/iktidar. III. 216: 404) Yine 1977'de iktidar sorununun 1955 yılma doğru. yüzyılda sorun yoksulluk olduysa -diyordu Foucault-. iktidarın bir "genel kuramını" ileri sürme girişiminde bulunduğunu hiçbir zaman kabul etmedi. yani en beter konumdayım. 232: 536). egemenlik olguları." (SY. bu nesneler katmanı. 1978 yılında şöyle diyordu Foucault: "Batılı toplumlar. iktidar tek­ nolojileri ve aygıtlarını kullanmaları. örneğin "panoptizm"i içeren bu iktidar düşüncesinin kendisine atfedilmesinden hiç geri durulmadı." (SY. bilme/iktidar ilişkileri konusunda 1977 yılında şunları söylüyordu: ". Totaliter toplumla demokratik toplum arasında hangi bağıntı vardır? Siyasal ussallıkları. Genel kura­ mım yok ve kesin bir aracım da yok. "Faşizmin çözümlenme­ mesi şu son otuz yılın önemli siyasal olgularından biridir. nerede birbirine benzer ya da birbirinden ayrılır? Bu konuyla ilgili olarak. faşizm ve Stalinizm tarafından ortaya atılan soru ik­ tidar sorusu oldu: bir yanda "çok çok az zenginlik vardı". o gizli .. Bu nedenledir ki.

Kuşkusuz faşizm ve Stalinizm etkilerini bu ana dek bilinmeyen ve bir daha artık görmemeyi umut ettiğimiz. Faşizm ve Stalinizm öteki toplumlarm çoğunluğunda zaten bulunan me­ kanizmaları kullandı ve genişletti. Stalinizm ve faşizmin hiç kuşkusuz çıplak ve korkunç yüzünü ortaya koyduğu o aşırı iktidar üretimini tartışmaya açan çok belirgin başkaldırı hareketleriyle dolu olan toplumlardır" (SY.bunlar. XIX. er ya da geç sorgulanması gerekecek olan. canavarlığa varan aktarımı ve devamı oldu bu.g. bütün bunlar ger­ çekten de Batılı liberal toplumlardan kalan. Yalnızca bu değil. soyarıtımcılık. en azından sağdu­ yuyla öyle olmasını düşündüğümüz boyutlara taşıdı. ama birçok noktada faşizmin ve Stalinizmin. III.. yüzyılda tıbbi polis tarafından ortaya ko­ nan. "liberal toplumlar" ve totaliter devletler arasında. Böylece. çılgın­ lığa. Buna gö­ re tekil fenomenlerdi bunlar. 1982 yılında bile Foucault. iç çılgınlıklarına rağmen bu ikisi. 306: 224).Dersin Konumu 281 kaygıyla ya da hatta. fakat. Dolayısıyla teknolojilerin neredeyse hastalığa. tarihsel benzersiz­ liklerine karşın tam anlamıyla özgün olmamalarıdır. hatta canavarsı olana uzanan. yüzyılda toplumsal Darvvinizm. oldukça tuhaf bir zincir kurulacaktır. bizim siyasal usçuluğumuzun fikirlerini ve yöntemlerini kullandı" (SY. s. soysuzlaşma ve ırk teorileri tarafından üstlenilen . tıbbiyasal kalıtım. cezalandırma tekniklerinin varlığı. XVIII. her ikisi de. 535-536). Siyasal açı­ dan tehlikeli olanı ve etnik açıdan arı olmayanı dışlama ve yok etme biyo-politikalarmm da faşizmde ve Stalinizmde devamı oldu . iktidarın bu iki "hastalığı". normal olandan patolojik olana. Batının toplumsal ve siyasal sistemlerinde önceden var olan bir dizi mekanizmayı sürdürmekten başka bir şey yap­ madığını da yadsımamak gerekir.e. adı faşizm ve Stalinizm olan bu iki iktidar "hum­ ması" konusunda şunu yazıyordu: "Bunları bizim için böylesine şaşırtıcı kılan sayısız nedenden bir tanesi. aynı konferansta şunu söyler: "Tabii faşizm ve Stalinizm. geniş bir ölçüde. 232: 536). Ve biraz daha yukarıda. belirgin ve oldukça özgül bir konjonktüre cevap veriyordu. çalışma kampları gi­ bi baskı. faşizmin ve Stali­ nizmin üstüne konmaktan başka bir şey yapmadığı bir miras­ tır" (ıa. polisiye araçların gelişmesi. Ne de olsa büyük partilerin örgütlenmesi. IV.

Sonuçta. bazı­ larını yeğinleştirerek ya da bazılarını yumuşatarak kullanmak. 297 [yıl 1976]: 182-186. özellikle 186. Foucault. ama. uyruklaştırmalarla mümkün kılmabilirdi. Ama Marx'ta egemenlik iliş­ kileri. halkın direnişinin ya da eylemsizliğinin ya da başkaldırı hare­ ketlerinin gelip alaşağı etmesinden korkulduğunda. şunu ya da bunu yapabilecek insanlara ihtiyaç duyulduğunda. doğmakta olan bütün bu kapitalist düzeni. "makineler ve büyük sanayi"ye ilişkin) ve ikinci kitabındaki ("sermayenin dolaşım süreci"ne ilişkin) çözümle­ melerde bunu görüyordu. nitekim iktidar ve disiplinler sorununu bilmiyor değildi. Foucault'ya göre ise bu ilişki. bir sınıfın öteki üzerinde. soyun arılığı ve ideolojik ortodoksluk yoluyla. makale). iktidar ve ekonomi politik arasındaki bağıntılar konusunda. III. IV. bütün bu iktidar ilişkilerinin sanki bir tür belirmeyle çıkacağı tek bir merkez değil. bir grubun öteki üzerindeki egemenliğini olanaklı kılan. Bu konuda şunu diyordu: ". iktidar . ancak disiplinler tarafından önceden yaratılan ve yerleştirilen gözetimler. Dolayısıyla egemenlik ilişki­ lerini bulacak ve dayatacak olan XIX. İşbölümünde. o zaman bütün bireyler üzerinde kesin ve somut bir gözetim gerekti ve sözünü ettiğim tıbbileştirmenin bununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum" (SY. "işbölümü ve imalathane". aynı biçimde Foucault da disiplinci uzamların düzenlenişine ilişkin ekonomik süreçlerle uygula­ nan zorlamaları bilmiyor değildi. ve Foucault'nun bu konudaki düşünceleri.. Marx. özellikle faşizmin (ama buna Stalinizm de dahildir) "dirilerin yönetiminde". istediği tarafa kaydırmak kalacaktır bir tek: "Demek ki. yüzyılın "kapitalist" bur­ juvazisi değildir. kuşkusuz esas amacı. burjuvazi bunları XVII. fabrikada. bu son derste. (bkz. en azından Das Kapitalin ilk kitabında ("iş günü". toplamda.282 Toplumu Savunmak Gerekir biyo-politikalardır. ırksal biyo-politikaları kullanış biçiminin çözümlenmesidir. tersine. 17 Mart tarihli Toplumu Savunmak Gerekir dersin­ de okunacaktır. yalnızca sermaye ve emek arasındaki "çatı­ şan" ilişkinin etkileriyle kurulmuş görünüyordu. terbiye etmeler. 212: 374).. SY. bu dersin amaçlarından bir tanesi. yüzyılın di­ siplinci mekanizmalarından miras alacak ve ona bunları. ve XVIII. Marx'la bir tür "kesintisiz diyalog" kurdu.

e . bastırılmış. imalatha­ nelerde. "görece özerk" olan bu ilişkileri kodlayan ve yoğunlaştıran büyük bir aygıt olup olmadığı sorulabilir. cinsellik daha çok. s. bu işgücünü üretimin ekonomik zorlamalarına boyun eğdiren. gerçeğinin ortaya çıkarılaca­ ğı. uyarlayan disiplinci mevzuatlar. Aynı şey "cinsellik" konusunda da söylenebilir (bu kez Foucault. bu cinselliğin hep yadsınmış. bireylerin. doğrusu. ama yalnızca göreceli olarak bağımsız bir gerçeklik düzeyi oluştur­ muyor mu?" (SY. başka ta­ rih ve siyaset öğretilerine olduğu gibi Marksizme de soruyor­ dum ve soru şundan ibaretti: iktidar ilişkileri. tersine. bedenleri uyruklaştırma. XVIII. Foucault'ya göre bu cinsellik. biyo-iktidar olan. O zaman. bulgulamayı. "insan bedeninin anatomo-politiği" ve "nüfusun biyo-politiği"yle iki biçimli ola­ rak yaşam üzerinde kumlan iktidarın kendisini gösterdiği . "sorduğum soruyu. yüzyılın tıbbıyla ve özellikle FreudTa. yüzyılın ilk yarısında çocukların mastürbasyon yapmasına karşı Ingilte­ re'de ortaya çıkan kampanyadan bu yana. kapitalist denilen ekonomi içerisinde örgütlendiği biçimiyle emeği ola­ naklı kılacak olan disiplinler ve normlardır. ama özellikle. hiyerarşiler.Dersin Konumu 283 ilişkilerinin bir iç içeliği vardır" (A . Dolayısıyla disiplinlerin devreye sokul­ masını sağlayacak olan emek değil. 238: 629). deşifre et­ meyi bilme koşuluyla. 379). aslında. Dolayısıyla "cinsellik". cezalandırılmış olduğu düşüncesini bir kenara ayırdı.. Foucault. bu iktidar ilişkileri­ nin yer aldığı üretim biçimi olan "kapitalizmin de". atölyelerde ve fabrikalarda işgücüyle sermaye arasın­ daki kuşkusuz "ekonomik" ve çatışmaya dayalı ilişkilerin ge­ tirdiği bölmeler. sırlar odası değildir. daha güçlü bir üslupta "diyaloğa" girer). yoğunlaştıran. XIX.g. yüzyılın başından itibaren tıp söylemlerinde ve uygulamalarında cin­ selliğin "merkezliliğini" hiç yadsımadı. davranışları ve nüfusu normalleştirme ve denetleme iktidarının kendini gösterdiği üst düzeyde pozitif söylemlerin hızla çoğalmasına yol açacaktır. III. Ama Freud'un açıkla­ dığı ve daha sonra "Freudo-Marksizm" tarafından kuramlaştırılan. sağlık denetimleri yoluyla da. "Temelde" diye yazar Foucault 1978'de. hem karmaşık hem de göreceli olarak. işbölümü yoluyla. örneğin üretim ilişkileri açısından. bireyleri. XVIII. ama daha çok.

özgül ereklilikleri ve hedefleriyle: bir yanda bedenlerin terbiye edil­ mesi.g. en yüksek işlevi artık belki öldürmek değil de. bireyselleştirici ve belirtici. . nüfusların dü­ zene bağlanmasına bağlıdır [. s. Çift yönlü -anatomik ve biyolojik."Yaşam üzerin­ deki iktidarın örgütlenmesi bunların çevresinde konuşlandı. Karşılıklı birbirini destekleyen ve güçlendiren iki ikti­ dar. yoğunlaştırılmasına ve dağılımına. Foucault'nun düşüncesinde. odakları. 183). biri ötekini takip eder biçim­ de değil de. cinsellik çözümlemelerini ve La Volonté de savoir'daki (Bilme İstenci) son bölümü "Ölüm hakkı ve ya­ şam üzerindeki iktidar" bölümü okunmalıdır. sır küpü.. uygulama noktaları. tabii.284 Toplumu Savunmak Gerekir alandır. Toplumu Savunmak Gerekir'deki 17 Mart tarihli dersindeki kent. "siyasal hedef" olarak önemi buradan kay­ naklanır. öte yan­ da tıbbi bilme tarafından "sahiplenilmiş". bireylerin gerçeğinin temeli olarak değil daha çok hedef olarak. 191-192). biyo-iktidarm normalleştirme teknikleri kadar disiplinci iktidar ilişkilerinin de. beden disiplinlerinin iktidarı ve nüfusu yönetme iktidarı. biri ötekinden bağımsız.. enerjilerin ekonomisine ve ayarlanmasına bağlıdır. Öte yandan da.] Cinsiyetten. "cinsiyet bir yandan bedenin disiplin­ lerine: kuvvetlerin terbiye edilmesine. "aşırı derecede sa­ hiplenilmiş" olmalarını sağlayan şey. Cinsi­ yetin. bir baştan ötekine yaşamı kuşatmak olan bir iktidarı belirgin kılar" (s.e . Demek ki bu iki iktidar. kimi kez söylendiği gibi. norm. Gerçekten de. "Beden di­ siplinleri ve nüfus düzenlemeleri iki ucu oluşturur" -diye ya­ zıyordu La Volonté de savoir'da (Bilme İstenci). disiplinlerin kay­ nağı ve düzenlemelerin ilkesi olarak yararlanılır" (A . aynı zamanda bir yanda ekonomi politiğin söylemleri. böylece etkilerini yoğunlaştı­ rarak gelip birleşmiş olmalarıdır. daha çok bilme/iktidarın iki birleşik işleyiş biçimi­ ni oluşturacaktır. getirdiği bütün global etkilerle. beden performanslarına dönük ve yaşamın süreçlerine bakanbu büyük teknolojinin Klasik çağ boyunca oturtulması. Bu konuda. cinselliğin bağlamına gelip böyle eklemlenecektir. biri ötekinin dışında.. Dolayısıyla emeği ve cinselliği özgül ve önemli kılan şey. Foucault'nun. öte yanda nüfusun düzenlenmesiyle birlikte. bunların içerisinde ve bunlar arasında.

La Volonté de savoir'da (Bilme İstenci) yürütülen çözümlemeler konusunda böyle diyordu Foucault. tersine". Bu ilişkiler ancak bir yığın dire­ niş noktasına göre var olabilir ancak: bu noktalar." (SY. 216: 407). III. kendisini nasıl ortaya koyar. bir direniş olasılığı da vardır. onca gözetleme biçiminin gelişmesine tanık olunduysa. iktidar da tarihin hi­ lesi mi olacak. 200: 267). bir etkide bulunmak için hasım. nasıl çözümlenebilir? Bu konuda. onca denetleme sistemi­ nin.. Bu direniş noktaları iktidarın ağı içeri­ sinde her yerde bulunur" (s. eğer iktidar hak ve hukuk formlarında yayılmazsa. her zaman kazanan mı olacaktır?". III. her şeyi bilen değildir. hangi biçimleri alır.. Bir iktidar ilişkisi olduğu andan itibaren.. kaynağını devletten almıyorsa. maksatları ve manevraları içinde belirgin kılan. "İktidar ilişkileri araştırma biçimleri. bir istençten. her şey­ den önce şunun altını çizmek gerekiyor: Foucault'nun dersin ilk bölümlerinde söylediği gibi. bir niyetten yola çıkarak kurulmuyorsa.. bilme modellerini çözüm­ leme biçimleri üretmişse" -diye ekliyordu. III. hedef.] ve her an. sınırsız bir güçten çok bir tür kurucu etkisizlik olacaktır: "İktidar gücü sınırsız olan. hükümranlığın hukuksal-siyasal kategorisinden yol alarak çıkarsanabilir ve kav­ . egemenlikten başkal­ dırıya gidilir ve benim ortaya çıkarmak istediğim bütün bu ke­ sintisiz çalkantıdır" (SY. Hiçbir zaman iktidarın kapanma düşmeyiz. iktidar ilişkilerinin kesinlikle bağmtısal olan özelliğini ta­ nımazlıktan gelmek olacaktır. Ama bu direniş. İktidarın konuşlandığı alan dolayısıyla "donuk ve sabit" bir egemenliğin alanı değildir: "Her yerde mücadele içinde olunur [. her zaman direniş vardır. iktidar ilişki­ lerinde. bu direnişler. belirli koşullar içerisinde ve kesin bir strateji uyarın­ ca."çünkü iktidar açıkçası her şeyi bilen değildi ama kördü çünkü bir çıkmazda bulunuyordu. 238: 629. sıçra­ ma tahtası rolünü oynar. alman ve değiş tokuş edilen bir şey değilse. her zaman onun etkisini değiştirebiliriz" (SY. 126).) Yine La Volonté de savoir'da (Bilme İstenci) şu­ nu soruyordu: "Tarih akim hilesi olurken. bu­ nun nedeni açıkçası iktidarın her zaman güçsüz olmasıydı. Tam tersine: "Bu. dayanak. biri öte­ kiyle iç içedir: ".Dersin Konumu 285 İktidarın olduğu yerde. başkaldırıdan egemenliğe. Onca iktidar ilişkisinin. İktidarı. çıkarlardan.

yüzyıldan bu yana. ya 'savaşın' formunda ya da 'siyasetin' formunda -asla bütünüy­ le olmayacak biçimde. bu durumda direniş de. XVII. 297: 182-201). ger­ gin güç ilişkilerini entegre etmeye yarayan (ama çabucak bir­ biri içine geçebilen) iki farklı strateji olacaktır" (s. daha sonra 1981 tarihli. huku­ kun alanında.286 Toplumu Savunmak Gerekir ranabilir değilse (hukuk. mantığı. bu çatışmalar.kodlanabilir olduğunu ileri sürmek gerekecektir. bu stratejiler.bkz. sınıfların toplümbilimi değil ama savaşımla ilgili stratejik yöntemdir. . 200: 268. sabit olmayan. ikili ve yoğun (egemenler/hükmedi­ lenler) formu. Bu. yasa ve hükümranlık. III. güç ilişkilerinin bu çokluğunun. bunlar. bu dersin kuvvet çizgisini oluşturur (bu konuyla ilgili olarak bkz. Foucault'nun askeri kurumlar ve orduyla yakından il­ gilendiği bir dönemde. "Sınıf savaşımı" kavramı konusunda Marksistleri. 239: 654). III. hukukun hükümranlığın kurallara bağlanmış. 229: 515. "direniş hakkı" denen hukuksal çerçevenin her yanından taşar: önceden incelenmesi gereken bir öznenin hükümranlığına dayanmaz. şunu ileri sürüyordu: "M arx'tan yola çıkarak tartışmayı tercih ettiğim şey. SY. kodlanmış mantığından çok savaşımların stratejik ve savaşçı mantığı olan bir güç ilişkileri zemininde karşı karşıya gelir. kararsız. hükümranlığın hukuksal yapısından çok savaşımın stratejik yapısı içerisinde çözümlemek gerekecektir. savaşımın ne ol­ duğundan çok sınıfın ne olduğunu soruşturmakla kınarken (SY. savaş ve siyaset arasında hâlâ bir mesafe bu­ lundurulması isteniyorsa. "formülü tersine çevirmek ve siyasetin başka araçlarla sürdürülen savaş olduğunu mu söylemek ge­ rekir? Belki de. 206: 310-311). İktidar ve direniş ilişkisini. Marx'a duyduğum ilgi burada yoğunlaşır ve soruları buradan yola çıkarak sormayı isterim" (SY. dolayısıyla son kertede savaşın formu içerisin­ de çözümlenebilir mi? "O zaman" diyordu La Volonté de savo­ ir' da (Bilme İstenci). bir hakka ilişkin değildir ve dolayısıyla. III. güçlendirilmesini temsil edebiliyor olsa bile . 200: 268. sayısız taktiklerle. III. 235: 606). dengesiz. SY. İktidar ve direnişler. 239: 648. değişen. egemenliğin. O za­ man sorduğu soru şuydu: bu savaşımlar. bu iktidarın bir tür şifrelenmesini. 174: 89. ayrışık. 218: 424.123). IV. kısm en.

daha karı­ şık değil midir?" diye sorar 1977 Aralığı'ndaki bir mülakatta (SY. s. La Société punitive (Cezalandırıcı Toplum) başlıklı dersin 10 Ocak tarihli buluşmasını buna ayırmıştı. s. I: 3032). 45). politika" (a. ne de sınıf savaşımından. 45). Bu­ rada Hobbes'un "herkesin herkesle savaşı" teorisinin geçer­ sizliğini ortaya koymaktadır. İç savaş ve iktidar arasındaki ba­ ğıntıları çözümler ve. başka bir mektupta yine şunu yazar: "Benim marjinallerim inanılmaz derecede tekrarlanmış ve tanıdık şeyler. O dönemde okuduğu Kara Panterle­ rin metinleri konusunda bir mektupta şöyle diyordu: "Mar­ ksist toplum kuramından kurtulmuş bir stratejik çözümleme geliştiriyorlar" (a..e.Dersin Konumu 287 Savaş ve egemenlik arasındaki ilişkiler konusunda ise Fo­ ucault.g. 195: 206). ikti­ dar ilişkilerini egemenlik tekniği olarak çözümlemeye olanak ta­ nımaz mı? / Ya da egemenliğin savaşı sürdürme biçiminden başka bir şey olmadığını mı söylemek gerekir?" (YS. iç savaştan" yola çıkarak iktidar ilişkilerini çözümlemeye girişmek istediğini söyler (a. III. yüzyıldan bu yana suçluya dö­ nüşmüş olan o "toplumsal düşmana" karşı toplum tarafından alman savunma önlemlerini betimler. İktidar ilişkilerinin çözümlemesinde stratejik modelin etki­ liliği konusunda Foucault. bir savaş ilişkisi midir? Kişisel olarak. 215: 391). . ne Clausewitz'ten. daha 1973'te. Rosa Luxembourg'u ve Clausewitz'i okuyordu.. Başka şeylerle uğraşmak istiyorum: ekono­ mi politik. 1967 ve 1968 yılında.e. 1972 tarihli bir mektupta. "ne Hobbes'tan. buna kesin biçimde evet ya da hayır diye yanıt vermek için kendimi hazır hissetmiyorum" (SY. 33). 178: 94. şöyle yazıyordu: "Bilmenin ve onun ikti­ darla olan ilişkilerinin çözümlemesini yapmak istediğimizde strateji kavramı temeldir. ama en çok kötülenen savaştan. Foucault Troçki'yi. Ve Hérodote dergisine yönelttiği sorularda (Temmuz-Eylül 1976). Daniel Def er t'in "Kronoloji"sinde anımsattığı gibi (SY. XVIII.g. III. Bu kavram kaçınılmaz olarak söz ko­ nusu bilme yoluyla savaşıldtğı anlamına mı gelir? / Strateji. savaştan daha karmaşık..) Ve daha sonra şunu ekliyordu: "Siyasetin düzeni içerisinde güç ilişkisi. yine de çok tereddüt etmiş görünü­ yor: "Egemenlik süreçleri. s.e . Son olarak Ağustos 1974'te.g. Guevara'yı. III. strateji.

Foucault'ya göre. hâlâ Toplumu Savunmak Gerekir 'in merkezin­ . tam da. doğal hukukun "kurguları" ve yasa­ nın tümelliğine karşıt olarak koydukları fetih tarihine dayanır. doğrudan ya da dolaylı olarak. bu sonuncu iktidar türünün çözümlenmesine doğru yöneliyor­ du ve bu belki de. savaştan. "ortalama" konumundan kopara­ rak -Solon'dan Kant'a düşünürün yeri olan "hakem. Normanlarm Saksonlar üzerindeki egemenliğine. Germen kökenli Frankların Galya-Romalılar üzerindeki ege­ menliğine dair anlatıları. ev­ rensel tanık" (SY. 169: 29) konumu. Hastings savaşından sonra. 1976'dan sonra Foucault'nun araştırmaları. Bu tarih­ sel-siyasal söylemin tarihçiyi. daha da kötüsü. yüzyılda. yargıç. fetihin bu tarihsel-siyasal söylemini "tarihselcilik" diye adlandı­ rır: savaşımlar söylemi. muharebeler söylemi. Ne ki. bildiğimiz ayrımcılık ve imha politikalarında kullanmasından önce. Bura­ da. ne de. kuramsal-siyasal bir bağ­ lamda ve bütünüyle farklı maksatlarla Die Entstehung des Historismus'âdi (Tarihçiliğin Oluşumu) Friedrich Meinecke tarafın­ dan 1936'da dile getirilen bir tezi yeniden ele alan Foucault. III. Machiavelli'de ya da Hobbes'ta değil. Fransa'da krallığa ve ti­ ers état'ya karşı bir silah işlevi gören radikal bir tarih biçimi. Foucault burada. İngiliz Levellers ve Diggers' larda ve Boulainvilliers'de rastlanan ırklar savaşımının tarihsel-siyasal söylemindeki savaş ve egemenlik izleklerini çözümler: gerçek­ ten de onların. XIX. burada doğacaktır. Augustin Thierry'nin Norman fetihi ve tiers état'm n oluşumu üzerine yazdığı kitaplarında onu kullanmasından sonra ve Nazizmin ırk sorununu.288 Toplumu Savunmak Gerekir Burada yayımladığımız ders asal olarak bu sorulara ayrıl­ mıştır. ırklar söylemidir bu. egemenlik gerçeklerinin bu söyleme soktuğu ve savaş modelinin açıkladığı ikili bağıntının. ve Galya'nm istilasından sonra. biyo-iktidarm ürettiği davranışlar üzerindeki yönetim etmenlerini açıklıyor göründüğü de o ka­ dar doğrudur. bu sa­ vaşımları kodlamış ve dolayısıyla "nötralize" etmiştir. ne tam olarak disiplinci iktidarın yol açtığı gerçek savaşımların çoklu­ ğunu.şu ya da bu kampta yer almaya zorladığı doğruysa. "Diyalektik". fetihten. bu söylemlerin barışta değil savaş­ ta doğduğu da doğruysa. egemenlikten söz eden ve İngiltere'de krallığa ve soylulara karşı.

Bu. büyük ikili çatışma. bütün bu soruları son çalışmalarının ışığında yeniden düşünmeye ve yeniden bir bakış açısına oturt­ maya giriştiği bir metinde Foucault. biraz felsefi "vasiyetnamesi" niteliğinde olan. "iktidar". Bu durumda iktidar uygulaması. ne de böylesi bir çözümlemenin temel­ lerini atmak" olduğunu ama daha çok "kültürümüzde insan varlığının özneleştirilmesinin farklı yollarının bir tarihini" yap­ mak olduğunu yazıyordu. 206: 311). yetmişli yılların başında. muzaffer stratejiye dönüşme eğilimindedir" (a. IV. direnişlerle kafa kafaya gelse de. iki hasım arasındaki çatışmadan ya da birinin ötekiyle çarpışmasından çok 'hükümet'e ilişkin­ dir" (SY. özellikle "davranışları yönetmek" olacaktır. s. Hıristiyan din adamlığının ve "yönetimselliğin" yön­ temi üzerinden. Foucault..Dersin Konumu 289 de yer alan savaş sorunsalının bir kenara bırakılmasının değilse de. iktidar meselesini daha L'Histoire de la folie'de (Deliliğin Tarihi) ortaya atmıştı. ve her iktidar ilişkisi. sık sık yaptığı gibi -k i hatta bu onun düşüncesinin "figürlerin­ den" biri gibi görünür-. kendi gelişim çizgi­ sini izlediği kadar. Yaşamının sonuna doğ­ ru. en azından daha sonraki bir tartışmaya konu edilmesinin nedenlerinden biridir. her çatışma stratejisi iktidar ilişkisi olmayı düşler. diyordu. çok sayıdaki ye­ rel. egemenliğin topyekûn ol­ gusunun ve savaşın ikili mantığının kavrayamadığı dağınık ve tek noktaya yönelik savaşımların bir bütünü. ortaçağdan bu yana Avrupa'daki cezalandırma . III. öngörülemez. suçlular. ona göre. Antik Yunan'da hakikatin üretimi ve yönetimleri. Bu. niyetinin "ne iktidar feno­ menlerini çözümlemek. deliler) idari ve devlet kökenli "büyük kapatılma" teknikleri yoluyla uygulanan o iktidar meselesini. Ve iktidarlar ve savaşımlar arasındaki bu ilişkiler konusunda sonucu şöyle bağlıyordu (aslında metnin tamamı okunmalı): "Sonuç olarak. Ama görünüşte Hobbes'çu görünen bu sav yanılgıya düşürmemeli.e . "hepimiz he­ pimizle mücadele ederiz". 1982 yılında. iktidarın alanı içindeki. "Polemik" olan bir gerçekte. "aslında. iş başındaki ve tehlikeli birey­ lerin (serseriler. diyordu 1977'de (SY. ayrışık direnişlerdir.g. Bu daha çok. yani "devrimin" formu içinde kodlanmış çatışmalar değildir. tarihin bazı anlarında ama yalnızca ba­ zı anlarında savaşımların kazandığı yoğun ve şiddetli biçim. 306: 237). 242).

İngiltere'de madenci grevinin patlak ver­ diği. tecrit etme ve normalleştirme tekniklerinin: etnik te­ mizliklerin ve (Foucault'nun bizzat hatırlattığı gibi. Portekiz'deki Salazar rejimine karşı. . Şili'de Ailende'nin düşürüldüğü. 1968 sonrası. III. Lübnan'da. Ürdün'de "kara eylül"ün (1970). Anım­ samak için kısaca hatırlatalım ki bu yıllar. SY. Canguilhem'in dediği gibi "tarihsel koşul­ lar". ona hemen anında cezaevi sisteminin işleyişini kavramayı. dik­ katten ve ilgiden alır. bkz. askeri diktatörlüklerin kuruluşunu. "karanfiller devrimi" nden üç yıl önceki öğ­ renci hareketinin (1971). patlak verdiği her yerde çatışmaları ve isyanları des­ teklemeyi sağlayan. uluslararası anlaşmazlıklar ve Fransa'daki toplumsal sa­ vaşımlar vardır. Vietnam savaşının sürdüğü. İtalya'da faşist suikastlerin yapıldığı. cezalandırma yöntemleri. onların somut yaşam ko­ şullarını incelemeyi. disiplinci toplumun normalleştirme aygıtları üzerine Collège de France'ta verilen derslerde yeniden ele alı­ nacaktır. Kam­ boçya'da Kızıl Kmerlerin iktidara geçtiği. İspanya'da Frankoculuğun kan dökerek çöktüğü. Yunanistan'da albaylar cuntasının ku­ rulduğu. cezaevi yönetiminin uygulamalarını ifşa etmeyi. Foucault'nun iktidara duyduğu ilgi kaynağını buradan: Nietzsche'nin die grosse Politik (Büyük Siyaset) dediği şeyi -dünyanın hemen her yerinde faşizmlerin yükselişini. Irkçılığa gelince. psikiyatri. Ama bütün bunların arka planında. Brezilya'da ve sayısız Afrika devletinde iç savaş­ ların çıktığı yıllardır. İrlanda'da IRA'nın terörist saldırısı­ nın (1972) gerçekleştiği. XIX. aynı zamanda ve özellikle. Arjantin'de.izlerken gösterdiği özenden. siyasal-askeri or­ tam. yüzyılda "tehlikeli" bireyleri ayırma. Peru'da. yetmişli yıllardaki kendi "siyasal pratiği"nden beslenir. iç sa­ vaşları. büyük güçlerin baskıcı jeopolitik maksatlarını (özellikle Birleşik Devletlerin Vietnam'daki maksatlarını). anormaller üzerine yaptığı. Çekoslovakya'da normalleştirme hareketinin sürdüğü. Kippur savaşıyla Arap-İsrail çatışma­ sının yeniden şiddetlendiği. bu.290 Toplumu Savunmak Gerekir mekanizmaları. tutuklulara re­ va görülen koşulları gözlemlemeyi. Bu koşulların tarihini burada yeniden yazamayız.

Savaşa. mücadelele­ rin ve başkaldırıların oluşturduğu zemin üzerinde. aile hayatına ilişkin sahnelerden daha çok dünya­ . birleşme. eklemlenme noktası: XVII. Bizim belleğimizin özünü oluşturanlar. varoluşumuzun çerçevesini oluşturuyordu. tıbbi-yasal soyarıtımı kuramı. tıbbi "yozlaşmışlık" kuramı. toplumsal Darwinizm ve "toplumsal savunmanın" ceza kura­ mı çevresinde geliştirildiği.Dersin Konumu 291 206: 325. egemenliklere ve isyanlara yol açan bu sa­ vaşa ilişkin olarak. bu yozlaşmışlık kavramına. gelecek araştırmalarını bu konuya ayırmayı tasarlıyordu. Collège de France'a adaylık için verdiği metinde. Saint-Petersbourg'da yapılan bir Uluslararası Ceza­ evleri Kongresi sırasında Rus meslektaşlarına Sibirya'da kurul­ masını salık verdiği) çalışma kamplarının erken gündoğumunun. siyasal iktidar sorunu ve tarihsel ırk sorununun buluşma. XIX. güçleri karşı karşıya getiren. dostu ve hasmı birbirinden ayıran.yozlaşmışlığa dair psikiyat­ rik teoriyle buluştuğunda yeni bir ırkçılık doğdu. "Kalıtımın bilmesi" -ki Foucault. bu yeni ırkçılığı. ve XVIII. ve XX. XIX. yüzyıllardaki ırklar savaşımına ve bunun XIX. 1934'te şansölye Dollfuss öldürüldüğü sırada kendisini saran "dehşet" konu­ sunda anlattığı bir "çocukluk anısı" hatırlanabilir: "Savaş tehdi­ di yaşamımızın arka perdesini.anormallere karşı toplumun iç savunmasının aracı olarak. Sonra savaş oldu. yüzyıl sonunda J. bütün o bilmeler ve uygulamalar üzerine yaptığı derslerde ve seminerlerde ortaya çıkan ve ele alınan bir temadır. Dinleyicileri­ ne seslenirken Anormaller'in ele alındığı 1974-1975 döneminin son dersi (18 Mart 1975) biterken şöyle diyordu: "Gerçekten de psikiyatrinin. iktidarın alanı­ na nüfuz eden. Foucault'nun. 1983 yılında yaptığı bir söyleşide kendi ağ­ zından aktardığı biçimiyle. savaşların. Léveillé adlı bir Fransız kriminolojistin. bu kalıtım çözümlemerine dayanarak bir ırkçılığa nasıl bağlanabildiğini ya da na­ sıl bir ırkçılığa yol açabildiğim görüyorsunuz". Toplumu Sa­ vunmak Gerekir bu durumda pekâlâ. Ve Nazizm de -diye ekler. "Le fond de l'air était rouge" (Havanın derinlikleri kırmı­ zıydı) denilen bu yıllarda olan savaşın. yüzyılda yerleşik olan etnik ırkçı­ lığa "bağlamaktan" başka bir şey yapmamıştır. yüzyıllarda geçirdiği değişimlere ilişkin tarihsel söylem­ lere dayalı ırkçılığın soykütüğü olabilir.

Derste. M. Dersin verilmesinden önceki yılların "entelektüel kon­ jonktürüne" gelince. Foucault. Burada yayımladığımız ve Daniel Defert'in gösterdiği incelik ve yardım sayesinde elyazmasına başvurabildiğimiz ders. Arendt'in. 336: 528). IV. önceden saptanmış bir plana göre değil de daha çok bir sorundan. H. Deleuze ve F. Horkheimer'in ve T. erkek Fransız gençlerinin çoğunluğunun aynı deneyimi yaşadıklarından neredeyse eminim. SY. bir dersi öne alarak ya da bir başkasına tekrar dönerek. A. IV. G. ipucu oluş­ turmaya yarayan "düşünme bloklarıdır" ve o da bunlardan yola çıkarak. Yine de gerçekten anlatılmış olanı karşılama­ maktadır: bunlar Foucault için işaret noktası. neredeyse bütünüyle kâğı­ da dökülmüştür. 1970'ten başlayarak M. benim kuramsal arzularımın nüvesi bu"(SY. içinde yer aldığımız olaylar arasındaki ilişki­ nin beni bu denli çekiyor olmasının nedeni budur. Soljenitsin'in yapıtları çevrilmiş ve yayımlanmıştı. Ador­ no' nun. Onun. 'Bizim' belleğimiz diyorum. genellikle irticalen konuşuyordu. şu ya da bu noktayı geliştirerek ve derinleştire­ rek. Cassirer'nin. Derslerini nasıl hazırladığını da çok iyi bilmiyoruz. Weber'in. E. Sanıyorum. 342: 591-598). sorunlardan yola çıkarak hareket ettiği ve dersin dolayısıyla yön değiştir­ meler. Belki de tarihin ve kişisel deneyimle. kay­ nakları kullanma biçimi konusunda ancak tahmini bir fikir edinebiliyoruz (ayrıca bu konu üzerinde. çünkü dönemin kadın. belgeleri. görünüşe bakılırsa. Guattari'nin Anti-Œdipe'vsxe açıkça şapka çıkarılmıştır. öncelemeler. vazgeçmelerle birlikte (örneğin vaat edip. Fouca­ ult' nun açık ya da kapalı olarak Toplumu Savunmak G erekir'de hangi kitaplara göndermede bulunduğunu söylemek olanak­ sız olmasa da güçtür. bir tür iç üretim- . kitaplarının "im ala­ tı" üzerinde yapılacak bir sürü çalışma var). iz. W.292 Toplumu Savunmak Gerekir yı ilgilendiren bu olaylardır. yapmayacağı ve La Volonté de savoir'da [Bilme İstenci] yeniden ele alacağı "cezalandırma" konulu ders gibi). bir okuma defteri tutmuyordu ve ayrıca yazarlar arası tartışmayı sevmi­ yordu: polemiğin yerine sorunsallaştırmayı tercih ediyordu (bkz. Özel yaşamımız üzerinde gerçek bir tehdit oluşturuyordu. bunlar Marksizmin bunalımının ve neoliberal söylemin yükselişinin izini taşıyan yıllardır. Biz de onun okuma.

III. Bir yapıt çıkarmıyorum. ta­ rihin XVIII. belirli bir anda. bir "muharebe-tarih"in. dolayısıyla bunları bir sonraki kitapta incelemeye çalışıyorum. III. 216: 404). çalışma biçimiyle ilgili olarak Foucault. diyeceğim o ki bu aynı nesne­ ler alanıdır. kimi sorunun acil bir sorun. ama kesinlikle yöntem sorununu ayrıcalıklı kılmadan yalıtmaya çalıştığım bir nesneler alanıdır" (SY. ne de bir yazarım. merkezileş­ mesi yararına "minör" bilmelerin diskalifiye edilişinin görül­ mesi gereken Aydınlanma Çağı'nm bir yeniden okumasıdır. akim ilerlemesinden çok. buldu­ ğum ya da biçimlediğim araçları kullanarak. davranışların biyo-politik düzenlemesi sorununun.Dersin Konumu 293 le. yüzyılda yükselen burjuvazinin bir keşfi ve mirası olduğu düşüncesinin eleştirisidir. 1977'de şunları yazıyordu: "Ben ne bir düşünür. doğal hukuka karşıt olarak ırklar sava­ şımına dayanarak kurulmuş. güncellik içerisinde. araştırmamı yapmakta olduğum sırada. "kendini oluşturarak" açıldığı izlenimi de edinilir. kelimenin gerçek anlamında. Yirmi yıl önce verilen bu ders güncelliğinden ve ivediliğin­ den hiçbir şey kaybetmedi: iktidar ilişkilerini ve bilmelerin ça­ tışmasında ve gerçek savaşımlardaki güç bağıntılarını açıkla­ maktan uzak olan hukuksal teorilerin ve siyasal doktrinlerin bir kenara bırakılmasıdır bu. fetihlerden ve egemenlikler­ den söz eden o tarihin. Bir de topludurum fe­ nomenleri var ki. son olarak. Tersine. Bu dekor değişimle­ rine. egemen fikirlere ve yerleşik bilmeler karşısında bakış açısı değiştirmelere alışık olan Foucault okurları. L'Arché­ ologie du savoir'la (Bilmenin Arkeolojisi) ilgili olarak şunu söy­ lüyordu Foucault: "Aynı biçimde farklı alanlara uygulayaca­ ğım bir yöntemim yok. siyasal olarak acil bir sorun olarak gö­ rünmesine yol açıyor ve bu nedenden ötürü ilgimi çekiyor" (SY. Çalış­ ması. "Yöntem" konusuna gelirsek. hem tarihsel hem siyasal olan araştırmalar ya­ pıyorum: genellikle bir kitapta karşılaştığım ve o kitapta çöze­ mediğim sorunlar beni sürüklüyor. yeni bellek. egemen bilmelerin disipline sokulması. "tarihselcilik"le desteklenen övgüsüdür. şaşırmayacaklar­ . yakın gelecek olarak ırkçılığın ve faşizmin doğuşu ve gelişmesi sorununun ortaya atılmasıdır. yüzyılda geçirdiği değişimden bu yana. 212: 376-377). normalleştirilmesi. bu savaşımın XIX.

Fo­ ucault.294 Toplumu Savunmak Gerekir dır. Columbia University Press. Simar. 200: 266) * # * Foucault'nun. The French Race (Fransız Ir­ kı). si­ yaset için gerekli olan tarihtir/' (S Y . Tarihte içkin olan siyasettir. Bruxelles. Étude critique sur la formation de la doctrine des ra­ ces (Irklar Doktrininin Oluşumu Üzerine Eleştirel İnceleme). ama bunları sonra. 1922. 1932. sonuçta bu yazının çerçevesini aşan bir iş. Peki onu nasıl okumalı? Bunun için kısaca. İpuçları vermek ve okurları ve geleceğin araştırmacılarını yönlendirmek için. ama bunun doğrudan bir okuma mı yoksa ikinci el bir kaynaktan alıntı mı olduğunu bilmek neredeyse olanaksız. tematik olarak sınıflandırıyordu. Bloch. bu dersi hazırlamak için başvurduğu incele­ melere gelince. III. sayfa numara­ sıyla her sayfaya bir alıntı koyuyordu notlarında. Barzun. üzerinde yeniden düşünmeye gi­ rişmek üzere. soybilimsel bir çizginin ortaya çıkarılması olarak görülmesi gerektiğini söyleyebiliriz yalnızca. ırkçılık sorununun ortaya atılması ve bir yolun açılması. şu ya da bu dersin bir dosyası olarak değil. M. Notlarda kaynaklar belirtilmiş. Uzmanlara gelince. Lamertin. Foucault'nun "kütüp­ hanesini" yeniden oluşturmaya yönelik bu çalışmanın yapılma­ sı gerekli. Foucault'nun 1977'de söyledikleri­ ni hatırlatabiliriz: "Felsefe meselesi. onlara yalnızca bu metnin bir kitap de­ ğil ama bir ders olduğunu ve bunun böyle görülmesi: bir bilgi dizgesine dayanan derin bilmeye dayalı bir çalışma olarak de­ ğil ama daha çok "acil" bir sorunun. baskısı. ama bu. kaynakçaya değin referanslarla. şu ya da bu kitabın. "Sur . Bu nedenden ötürü felsefe bugün bütünüyle si­ yasaldır ve bütünüyle tarihçidir. J. "Bilimsel" bir kaynakça ancak Fo­ ucault' nun özenle tuttuğu notlara dayanarak çıkarılabilir. bu konuda yalnızca varsayımlarda bulunabili­ yoruz. New York. derste ele alman meselelere ilişkin olan ve Foucault'nun bu dersi hazırladığı dönemde erişilebilir olan birkaç kitabı açıklamakla sınırlı kalıyoruz: • "Troya Söylencesi" ve ırkların tarihi: Th. bizatihi biz olan şu şimdi­ nin meselesidir. şimdilik.

N. 1972. 1876. Quelques positions de problèmes" (Bü­ yük İstilalara Dair. . Bazı sorunların ortaya atılışı). ırkların vakanüvisliği sorunu. .. Editionsde l'Université. yüzyılda ve XVII. University of Illinois Press. Aynı zamanda. Huppert. si­ ècle et au début du XVII. L. 1961 ve özellikle Ch. 1936. Jouanna. L'Idée de race en France au XVI. Aufbau Verlag. 1956. Creset Press. 1970. C. Şunu da belirtelim. Almanca iki eski çalışmayı da hatırlatalım: E. Troya söylencesiyle ilgili olarak. 1955: H. London. bölümünde. Vrin. Brailsford. siècle. Calmann-lévy. A. ve M. Harvard University Press. Devyer. siècle (Fransa'da XVI. Urbana. • Levellers ve Diggers (Tesviyeciler ve Çapacılar): J. Celtes et Gaulois au XVI. yüzyılın başında Irk Düşüncesi). 1971. Kippel'in tezini. The Levellers. 1968 ve Le Mythe aryen [Aryan Efsa­ nesi]. Paris IV Üniversitesinde Ha­ ziran 1975'te savunulan ve 1976'da Champion yayınları tarafın­ dan yayımlanan tez. Berlin. Le Sang épuré.Dersin Konumu 295 les grandes invasions.G. The Levellers and the English Revolu­ tion (Levellers ve İngiliz Devrimi) (yayma hazırlayan Ch. Revue de synthèse. yüzyıl­ da Keltler ve Galyalilar). Beyer und Hans Knecht. Frank. Hill). G. (Yahudi Kar­ şıtlığının Tarihi) III: De Voltaire à Wagner (Voltaire'den Wag­ ner e). Paris. R. Meinecke'den sonra. Histoire de l'antisémitisme. Die Darstellung des fränkischen Tro­ janersagen (Avrupa'daki Troya Efsanesinin Tasviri) Marburg. Poliakov. London. Paris. 1940-1945. Bonn. Lukacs tarafından da Die Zerstörung der Vernunft' un (Sağduyunun Ortadan Kaldırılması) VII. The Idea of Perfect History: His torical Erudition and Historical Philosophy in Renaissance France (Kusursuz Tarih Düşüncesi). Luthgen. Dubois. 1973. Calmann-lévy. 1954 ve Der historische Roman'da (Tarih­ sel Roman) ortaya atıldı. Paris. Die Quellen und der historische Wert der fränkischen Trojasage (Avrupa'daki Troya Efsanesinin Kaynakları ve Tarihsel Değeri). Bruxelles. Le développement d'un mythe littéraire (XVI. Les préjugés de race chez les gentilshommes français de VAnci­ en Régime. Aufbau Verlag. Weber. G. Secker & Warburg. A. Cambridge Ma. Puritanism and Revolution (Püritanizm ve Devrim). 1560-1720 (Arıtılmış Kan). Berlin. Hill.

• XVIII. Oxford. 1959. London.296 Toplumu Savunmak Gerekir 1958. philo­ sophe. PUF. Yüzyılda Fran­ sız Anayasası Sorunu). Catholic University of American Press. yüzyılda Fransız monarşisi. D. Nouvel Humanisme yay. Astrolog Henry de Boulainvilliers) Paris. Temple Smith. C . (Montesquieu ve XVIII. F. Carroll. 1972. Simon. Yüzyılda Fransa'da Tarih) Les Belles Lettres.. (Astraea. (Fransız Romantik Tarihsel Yazını Üzerine Dört İnceleme). 1948. . (Büyük Yüzyılın Bir İsyancısı Henry de Boulainvilliers) Garehes. Bal­ timore. • A. K. The Imperial Theme in the Sixteenth Cen­ tury . (XIX. 1935. L'Histoire en France au X IX e siècle. astrologue (Tarihçi. Siyaset ve Tarih). PUF. Intellectual Origins of the English Revolution. Moreau. Slatkine Rep­ rints.. B. L. Paris. Md. Thierry ve Restorasyon döneminde ve Temmuz mo­ narşisi sırasında tarih yazarlığı: P. Reizov. Boivin. Carcasonne. Henry de Boulainvilliers. 1927 (Cenevre. Engel-Janosi. Siyasetçi. Henry de Boulainvilliers. Paris. Routledge and Keagan Paul. Düşünür. • Roma imparatorluğu düşüncesi ve Ortaçağ'dan Röne­ sans'a "translatio imperii": F. Yates. politique. Paris. A. La Politique et l'histoire (Montesquieu. (İngiliz Devrimi'nin Entelektüel Kökenleri). Johns Hopkins University Press. 1975. 1942 ve Un révolté du grand siècle. • Boulainvilliers: R. (Au­ gustin Thierry'nin Tarihsel Düşüncesinin Bazı Yönleri). 1951. Some Aspects of the Historical Thought of Augustin Thierry . aynı yazardan. 1955. historien. Montesquieu et le problème de la constitution française au XVIIIe siècle. Althusser. J. vakanüvislik ve "ku­ ruluş" konusunda "Romanistler" ve "Cermanistler" arasındaki tartışma: E. Four Studies in French Romantic Historical Writings . Montesquieu. 1970). 1965 ve The World Turned upside down (Dünya Başaşağı Döndü). Astraea. Altıncı Yüzyılda İmparatorluk Teması) LondonBoston. Was­ hington. Clarendon Press.

Mellon. ALESSANDRO FONTANA. Ktav Publ.. 1830 and 1848. N. 1969 (1. Histoire de l'antisémitisme. 1962. CA. New York. Smithson. Rabi [W. Foucault belki de E. de Minuit. 1958. Stanford University Press. L. H. 1830 ve 1848 Fransız Devrimleri) New York. baskı 1950). (Yahudiler ve 1789. (Augustin Thierry: Tarihsel Yöntemin Evriminde Toplumsal ve Siyasal Bilinç). 1962) başlıklı bir kitapta toplanan birçok çalışmasını ve Zosa'nm Szajkowski'nin kitabını da biliyordu: Jews and the French Revolutions of 1789 . Calmann-Lévy. 'Augustin Thierry: Race-thinking during Restoration". Droz. Anatomie du judaisme français (Fransız Yahudiliğinin Tarihi). R. Byrnes. MAURO BERTANİ . XIX. Rabinovitch]. Paris. Fertig. House. Paris. Colloquium Verlag. Antisemitism in Modern France (Modern Fran­ sa'da Yahudi-karşıtlığı). Augustin Thierry: Social and Political Cons­ ciousness in the Evolution of Historical Method. (Fransız Restorasyon'unda Tarihin Siyasi Kullanımları) Stanford. 1958. yüzyılda Fransız solunun "yahudi düşmanlığı": R. 1957. Aron'un Gallimard'dan çı­ kan iki cildini verelim: Penser la Guerre. Seliger. F. The Political Uses of History in the French Restoration. M. 1972. • Son olarak şubat 1976'da. "Augustin Thierry: Resto­ rasyon Sırasında Irk-düşüncesi". 1970 (yeniden basımı 1972). R. Ge­ nève. Éd.Dersin Konumu 297 L'Historiographie romantique française ( 1815 -1830 ). (Yahudi-karşıtlığmm Tarihi] III. • XIX. Clausezvitz (Savaşı. S. Éditions de Moscou. Sielberner'in Sozialisten zur Judenfrage [Sosyalistlerin Yahudi Sorunu Üzerine Düşünceleri] Berlin. (Fransız Ro­ mantik Vakanüvisliği). Journal of History of Ideas. 1968. Po­ liakov. Clausewitz'i Düşünmek).

52-53. Ansiklopedi Arkeoloji 27. 239.45. (— ve devrim) 205. (Frank —si ve monarşi iktidarı) 170. yüzyılda —) 202 Aristokrasi 161-162. 117. (Avrupa vakanüvisliğinde —) 158-159 Barbarlık (— ve kuruluş)205.202-210. 119-120. (İngiliz —si) 105.56. (Dubos'ya göre — nin doğuşu) 207-208. . (—m tarih baskını) 206 Bastırma (— ve iktidar) 30-33. (eğitim —ı) 57 Babil 83 Barbar 159. 213. (—m süzgeçten geçirilmesi) 205-207. (ırkların—lan) 109-110. (— ve yabanıl) 202-207. (— ve barbar özgürlüğü) 204-205. (— ve demokrasi) 209-210. ve XX. (Savaşçı— ) 155. 28 Antropoloji (XIX. (Galya —si ve Kilise) 162-164.Kavram Dizini Akıldışılık (— ve gerçeklik) 67 Amerika 99 Anarşizm (— ve ırkçılık) 267 Anatomo-politik (insan bedeninin —i) 248 Anomali(ler) 264. (okul —ı) 57. Arzu (— larm tıbbileştirilmesi) 52 Askeri örgütlenme (— ve Frank işgali) 161-162 (— ve toplum) 167-169 Atina 115 Aydın despotizmi (— ve burjuvazi) 216 Aydınlanma (— sorunsalı) 183-184 Aygıt (askeri — ) 60. 170-171. (siyasal-psikolojik çözümlemede — kavramı) 56 Başkaldırı 109. (— sorununun doğuşu) 250-251 Anormaller (anormal bireylerin elenmesi) 260-261. (— ve teknik bilmelerin türdeş­ leştirilmesi) 190.53.161-162. (— ve kral) 139. Anti-CEdipe (Anti-Oidipus) 21-22 Antipsikiyatri 21.157-158. (—m ortadan kalkışı) 206-207. (— düşüncesi) 30-31. 214.168.

49. (devlet — si) 136-137. (kralın—si) 137-138.47. (— ve uyruklar) 214. (tarihin ilkesinde —) 66. (idare memurunun —si) 139-140. (hükümdarın —si ve tarih) 142.300 Toplumu Savunmak Gerekir (— ve yolsuzluk) 114. (— ve disiplin) 193. (Boulainvilliers'de —nin sistemi ve dil) 179. (— ve iktidar) 49. 190-195. (— lerin tarihi) 188. (bireysel — lerin uzamsal dağılımı) 247. yüzyılda teknolojik —) 188-189.52. (Boulainvilliers'de idare memu­ runun — sinin eleştirisi) 182. (— ve disiplin) 193. 247.195.190195. (soylu sınıfın yeniden kendi — ine varması) 164.190-193. (tarihsel— ) 87. (idari — nin mutlak monarşiye karşı kullanılması) 179. 254. (— ve barış) 182. 256-257.47. (—nin bilimsel hiyerarşiye sokul­ ması) 17 Bilim 51. (biyo-iktidann nesnesi olarak çoklu —) 251. (evrensel bir — tasarısı) 191 Bilimsel söylem 25. yüzyılda tıbbi —) 190. (disiplinci teknolojilerde birey­ sel — ) 247-248. (XVIII. (İnsan — leri ve karşı-tarihselcilik) 180. . (lokal ve ayrımsal —) 23-24. (—lerin kurumsallaşması) 19 Bilinç 234. (hükümdarın— si) 135-136. (— ve bilmeler) 193. (—lerin disiplinleştirilmesi) 182. Bellek 82-83. (— aygıtları ve araçları) 46-47. (—. (Boulainvilliers tarafından —nin telafi edilmesi için yapılan çağrı) 164.28. (İngiltere'de isyanların tarihsel —i) 110. 247-248. (soylu sınıfın kayıp —i) 180 Benediktenler 177 Bilgi 17-18. (— ve iktidar) 25-26. (— in iktidar etmenleri) 25-28. (—nin dönüşü)23-25. (— ve iktidar) 29. (kralın —si ve soylular) 137-138. (— ve beden) 193. (— ve şiddet) 183. (teknik— ) 188-189. Bilmeler (değişik — ve ekonomi) 188-189. (devletin devlete ilişkin —si) 136-137. (Boulainvilliers'ye göre — ) 170 Beden 43. (— ve düzen) 182. (XVIII. (soylu sınıfın göz ardı edilen —si) 180. (— ve kargaşa) 182. (değişik teknolojik —) 194. (Batılı — ve Platoncu ide) 182. (— ve gerçeklik) 188. (bilmelerin disiplinci polisi ola­ rak —) 191. (yazmanın —si) 138-140. norm ve nüfus) 257.190. Bilme (idari— ) 140-141. (hukuksal— ) 139-140. (yönetim —si) 136-137.

. 174. (— ve kuruluş) 215. (—in mekanizmaları) 251-252. 138. . (—in gözetimi) 257.Kavram Dizini 301 (— ve devlet) 189-190. biyolojik elemeler. (sosyalizmde fiziksel — ) 268-269. güç ilişkileri ve kuruluş) 215-216. beden ve nüfus) 257-258. (—in tıbbileştirilmesi) 46. —) 198 Biyolojik ayıklamalar 198 Biyolojik kuram (— ve iktidarın söylemleri) 263 Biyolojik (— olanın devletleştirilmesi) 245 Burjuvazi 44-47. (—in denetimi) 45-47. (—m düzenleştirici teknolojileri) 255. 266. Biyoloji (ırk. (—. 215-218. (—in merkezileştirilmesi) 190-191. (—in iktidar etmenleri) 188. (— beden) 250. (Aydınlanma döneminde —in çarpışması) 188-189. 205. (uyruklaştırılmış —in ayaklan­ ması) 23. (— ve aydın despotizmi) 216.188.2 4 1 . 141.105 Çatışma 23. (ırkların — sı) 72-74. (—m canlı varlık üretimi) 254. 252-253. (— ve iktidar) 41. 268-269. (—in hiyerarşiye sokulması) 190. 259264. (—nin tümellik işlevleri) 241242 Bütün (devlet —ü) 240. 254. (XVIII. (—m teknolojisi) 253. (—in düzenlenmesi) 257. (ulusal — ve devletin tümelliği) 233 Bütünlenme (A. (—m paradoksları) 254. Biyo-düzenleme 256. (— ve diyalektik) 69. (—. (—in soykütüğü) 25-28. (—nin karşı-tarihselciliği) 216. (—daki ırkçılık ve devlet) 260. (— ve ulus) 152. (— ve tarih) 236 Canlı varlık (biyo-iktidar tarafından — imal edilmesi) 258. Biyo-iktidar 249.3 4 . (söylemlerin — sı) 215.242-243. Birey (1er) 40-41. Cinsellik (— ve hastalıklar) 257-258. yüzyılda — in çevresin­ deki ekonomik-siyasal savaşım) 188-189. (—in ayaklanması) 24-25. Biyo-politik 248-252.30 . Collège de France 17-18. (—î. (insan türünün — i) 248. (—m hükümran hakkı aşması) 254. öldürme hakkı ve modern devletler) 260. (—in disiplinleştirilmesi) 190195. Cumhuriyet (edinilen— ) 103-105. (Devlet yönetiminde grupların —sı) 143-144. (kurum—i) 102-103. (ulusal —) 241 . (—in disiplinci denetimi) 257. Thierry7ye göre devlet —si) 240-241. (—in tıbbi değerlendirmesi) 257-258.

60. (— in tıbbileştirilmesi) 46 Demokrasi (Frankların barbar —si) 209. iktidar) 50-53. 243. (— ve nüfus) 256. (kurum—i) 101-102. (Mably'ye göre Cermen —sine dönüş) 209 Denetim 39-45. (Boulainvilliers'de — ve bilme sistemi) 163. Thierry'ye göre — in kurulu­ şu ve toplumlar) 240-241. (—in bütünleyici işlevi) 230. (İngiltere'de — ve hukuk) 109. (—in kurucu işlevleri) 241. (edinilen—) 102-103. 46. (Frank kralları tarafından Roma türü — in kuruluşu) 163. (— ve tarih) 187-188. (— ve barbarlık) 204-205.194-195.266. (tarihsel ve ekonomik-siyasal — ) 157 Davranış (— larm tıbbileştirilmesi) 46 Değiştokuş 202-203. (beden üzerindeki —) 256-257 Ders (Nedir — ?) 17-18.264. 101-103. (İngiliz burjuva -—i) 61. (—lerin doğuşu ve çöküşü) 126. Çelişki (—nin mantığı) 70 Çözümleme(ler) (tarihsel-siyasal — ve savaş) 164-165. (— ve savaş) 240-241. 93-94. (— ve Romalılık) 201.256. (İngiliz —i) 88. 99-104. 96-99. (A. 264. (—in yönetimsel ussallığı) 180. 288 Dil 198. . (— ve uzlaşma) 239-240. 266. (—in — üzerine söylemi) 142. (— ırkçılığı) 74. aynı zamanda. (—in —e ilişkin bilmesi) 137 Devletleştir(il)me (biyolojik olanın —si) 245 Devrim 48.114. (tarihin —i) 201. (— çözümlemesi) 97-98.204 Delilik 44-47. (— araçları) 47. 254-262. (— ve savaş) 58-59. 116-118. 256. (Fransız — i ve monarşi) 238-239. (parlamenter —ler) 47. 248. Disiplin (bkz. Foucault'nun —lerinin ta­ rihçesi) 19 Devlet 42-43. 230-231. 98-99. Diggers (Çapacılar) 111. (çevrim ve geri dönüş olarak — ) 216 Dışlama 100-101.302 Toplumu Savunmak Gerekir (tarihler arasındaki —) 194-195. (— ve bilmelerin disiplinleştirilmesi) 182. 251-252. (M. (Fransız —i ve ırkların tarihi) 217. (— ve barbarlık) 209. (Latin —i ve hukuk uygulama­ sı) 163-164.200. (— ve bilmeler) 189-190. (— ve kuruluş) 200. 89-90. (— eleştirisi) 183. (—in yönetimi ve tarihin kavranılırlığı) 180. (— ve teknolojik bilmeler) 194. 245. (— ve tarihsel söylem) 231-232. zorla­ ma. (— mekanizmaları) 46. (— in kuruluşu) 105-106.116. (— ve biyo-düzenleme) 256. 91-92.

232.191-192. (— ve çoklu bilme) 189. Farklılık (Hobbes'ta— ) 100-101. 166-167. (Fransız devriminde — nin la­ netlenmesi) 218-219. (— ve bilmeler) 193. (Boulainvilliers'ye göre —nin başlangıcı) 159. Diyalektik 70.276.159-161. Düzen 65. 159. 56. 85. (—in doğuşu) 243 Doğa 202. (— ve beden) 193.235. (Montlosieı'de iç — sistemleri) 237-238.240-242. 210. 223. 58. (— ve hukuk) 39. (—lerin söylemi) 51-53 Disiplinleştirme (bilmelerin disiplinleştirilmesi) 183. (— ve tümel özne) 70. Emek (disiplinci — teknolojisi) 37. 51. Fetih 107-120. 80. Feodalite 87. (sömürge —i) 73. (barbar —i) 205. (Boulainvilliers'ye göre —. 113.154. 117-120. 47. 251. (— ve iktidar) 178. (— ve kurumlar) 256. (—lerdeki beden) 248. savaş ve tarih) 172.285-290.47. 104. 218-219. 110151. (— gereçleri) 58. (Hegelci—) 70. (burjuva —i) 44-46. (sözcelemelerin düzenliliğinin denetimi olarak — ) 193. (— ve Franklarda özgürlük) 157-158. Evrimcilik 72. 203-205. 127. 235- 237. (sınıf —ı) 94-95. Ekonomi politik 198. (Dubos'ya göre —nin doğuşu) 208.133. (Boulainvilliers'ye göre —nin icadı) 160-161. (Boulainvilliers'ye göre — ve ta­ rih) 166-167. Epistemik alan (—m düzenliliği) 215. (uygarlık öncesi — durumu) 100. (muharebe düzeni olarak sivil — )59. (—in düzeni ve siyaset) 223. (— kurucular) 56-59. (— insanı) 202. (— ve bütünleme) 70. 77. Eleştiri 22-24. (Diggers'a göre — ve iktidar) 119. Egemenlik 30. 154-156. 254. (— ve biyo-düzenleme) 256. 207. 50102. (ırk—ı) 94-95. Düşman 260. (tarihsel bilmenin disiplinleşti­ rilmesi) 194. . Ekonomi (— ve iktidar) 28. (— ve ussallık) 66. (Mably'ye göre — ) 210. 219. 262. 198.Kavram Dizini 303 (sözcelemenin —i) 193. 66. 178. 247-248. (— ve uzlaşılan gerçeklik) 70. 256-257. (tarihsel-siyasal söylemin otoriter biçimde yola getirilmesi olarak —)70.272. 33-34. Doğum oranı (—nın global görüngüleri) 248. 230. (— ve tarih) 120. (Boulainvilliers'ye göre —) 232. (— ve barbar) 202-203. 40-44.

(— ve diyalektik) 70. Gerçeklik ( — ve bilgi) 188. 129-130. 128. (—in üretimi) 37-38. Güçler (aynı zamanda bkz. (Romalılar ve — arasındaki itti­ fak) 207. 167-170. (—m Germen kökeni) 128. (— ve tarihsel söylem) 107-108. 89. (İngiltere'de — hakkı) 108.211. (— ve düzensizlik) 183.125-127. (tarihsel-siyasal söylemde — ) 63-64.208. (— ilişkileri ve kuvvet bağm-tıları) 64-65 Gereçler (egemenlik — i) 58. (— ve iktidar) 37-38. . Güvenlik (— mekanizmaları) 250-251. Galyalılar 87. (—in barışa ve yansızlığa ait ol­ ması) 64-65. ■ (— akıldışılık) 66. 159-164. (— etmenleri) 37-38.304 Toplumu Savunmak Gerekir (Norman —i) 109. (Sieyes'e göre —) 228-229. 125-126.168.211. (— ve Roma hükümranlığı) 158-160. (— in deşifre edilmesi ve tarih) 84. ilişkileri) 67. (Roma — sı söylencesi) 154.199-200. (— rejimi) 173.210-211. (Levellers'a. 90.94.160. 142.208. 136. (—• söylencesi) 207.286. 135. Fransa 88-89. (— veulus) 228-229. (Roma ve — arasındaki devam­ lılık) 126-127 Freud'culuk 56 Freudo-Marksizm 56 Fiihrer 68. 170. (— ve Franklar) 158-160.144. Germenler 130-133. göre — ve mülkiyet ilişkileri) 116. (— ve yanlış arasındaki bölün­ me) 173. (ilkel— ) 132. (Boulainvilliers'ye göre —) 154-155. (— ve düzen) 183. (— ve savaş) 183. 154-157. Galya 132. Franklar 81. (— ve barış) 183.154.204. güç ilişkisi. (— söylemi) 38. 131-132. Görünürlük (— alanı) 247.211. (silah olarak — ) 68. 87. 100-104. (—m asıl özgürlükleri) 211.214. (— ve bakışımsızlık) 64-65. (Montlosier'ye göre —) 236-237. (iktidar —i) 30. (—m barbar demokrasisi) 210. (— ve Galya'nm mülkiyeti) 170. (Montlosieı'ye göre —) 236. (— ve tümel olan) 242-243. (biyo-politik güvenlik teknoloji­ si) 253. 132-135.204. (— temel usdışılık) 66. (— ve şiddet) 183. (Frank—sı) 160-161. (Roma —sı) 132. 199. (tarihsel söylemde — ve savaş) 174. 156157. (Levellers'a (Tesviyeciler) göre — ve yönetim) 116-117. (Mably'ye göre Galya'daki —) 210.

251. Hukuksal-düşünsel söylem 64. 181-186. (ulusun ortak —u) 191. (— ve cinsellik) 257-258. 84.126. 78. 64-65. (Roma — ı) 155-156. (medeni — ve iktidarın askeri biçimi) 162. (— ve uyruk) 246.Kavram Dizini 305 Hasım (Sosyalizmde hasmın safdışı bı­ rakılması) 263-264.151. (Montlosier'ye göre — ve halk) 239-240. (— kuramı) 38-39. 140. 250. (edinilmiş— ) 103-104. (imparatorluk — u) 154. 151-152. (—m oluşumu)247. (— deki tümellik) 65.216. ırkçılık ve devlet) 265. 226228. 50. (Germenlerde halkın — ı) 130. (— ve soyluların tarihi) 139-140. 150-157. (Roma —ı ve Franklar) 158-160. (doğal—) 165-167. (Fransız Devrimi'nde — ve halk) 216-217. (Boulainvillers'ye göre despot — ler) 155. (Boulainvilliers'ye göre —un te­ melleri ve savaş) 165-167. . 107-112. yüzyılda Fransa'da mo­ narşi —u) 157. 172173. (akıl— 1) 262. 67. 224. (— ve siyasal tarihselcilik) 120. (—. (Racine'de tutkulu insan olarak — ) 185-186. 84-85. 246. (Levellers'a ve Diggers 'a göre — ve savaş) 117-118. (karşı-disiplinci —) 53. 192. (öldürme hakkı) 266. 165-167. (devletin —ı) 93. 252.258.38-39. (— ve sömürgeleştirme) 111-112. (—in primitif anlayışı) 199. (soyluların—u) 132-133. Hastalık 257-258. (İngiltere'de fetih hakkı) 109. (— ve ulus) 231. 202. (— ve Norman hükümranlığı) 111. (—ın bilmesi ve tarih) 144. modern devlet­ ler ve biyo-iktidar) 266. (mutlak — ve isyanlar) 120. (— ve tıp) 257-258 Hint-Avrupa sistemi (Hint-Avrupalı iktidar temsil sistemi) 80-81. (nüfus fenomeni olarak —) 249 Hastalıklılık 249. (Fransa kralının —ı) 126. 114-117. (Norman — ı ve Sakson yasaları) 112-113. (— ve iktidar) 28. 126-136. 80. (— ye istenç) 107. (İngiltere'de karşıt — sistemleri) 153. (öldürme hakkı. (— ve savaş) 135. 85 Homo oeconomicus 201-202 Hukuk 37-42.257. (—m üretilmiş bireyselliği) 103.172-173. (kurum—ı) 102-103. 172. (İngiltere'de halkın hakları) 111. (İngiltere'de — m hakları) 111.103107. 202. 97.181.250 Hijyen 94.48-49. (— ve tarih) 64. 120. Hükümdar 99. 105. Hükümranlık 38-41. Hükümet 116-117. (XVII.186-187. 47-53. (— ve ölüm) 246.153.136-137. (Sakson —u) 115.

255. Karşı-tarih 77. (—m hukuksal modeli) 55-57. Irklar söylemi 94-95. Thierry'ye göre — ) 240. (— ilişkileri) 104. 178. (tür —m biyolojik süreçlerinin düzene sokulması) 254. (— nm söylemi) 77.72. (mübadele —ı) 201-202. İstila 111.197. 81-82. * (— ve tarih) 80-85. paylara ayırma) (— toplum kavramı) 62-63. Irkçı söylem (aynı zamanda bkz.254. 254. 156-157. (— kuramının biyolojik transk­ ripsiyonu) 71. Kapitalizm (sanayi —i) 50-51.207. . (—nın tarihi) 86. (—nm söylemi) 77. İkilik (ulusal —) 127. 91-92. (yaşayan —) 245. 134-135. Irk) 34. (A.90-93. 109-110. 81-82. İnsan (tü r— ) 248. 77.151. (— kuramı) 71-72. Karşı-tarihselcilik (burjuvazinin —i) 216-217. Thierry ve Guizot'ya göre temel ulusal — ) 233-234. (A. (Montlosiefde ulusal —) 235236.236. (Dubos'ya göre —) 207-208. İfade (sözce) 192-193. 85.248. 128. (— ve monarşi iktidarı) 134.81-85. Imperium (Roma— u) 128. 112. (idari —) 142.240-242. (— kuramı) 42. (doğa— 1) 201.253. İdeoloji 47. (toplumsal savaşın ana kaynağı olarak— ) 71. Irklar savaşımı söylemi 72-74.91-92. (iktidarın söylemine dönüşen — söylemi) 72-73. Irklar savaşımı. 87-88.198. Irk) (— ve modern ırkçılık) 264. yüzyılda — in sorunu) 250. (XIX. (Devlet içerisinde ulusların — i) 128-129 İkililik (toplumsal —) 85-86. (— tezinin tersyüz edilişi) 218. 245246.233. 81-82. (Boulainvilliers'ye göre— ) 164. İç savaş 117.258. (toplumsal varlık içindeki — karşıtlık) 97. İktidar/Bilme 137. Irkçılık) 73-77 Irklar savaşı (aynı zamanda bkz. (— ve kamu hukuku) 134.212. (siyasal eylemde ve tarihsel araştırmadaki — şema) 118. İkicilik (Fransa'da ulusal ikicilik) 136 İkili (aynı zamanda bkz. Irklar savaşımı (bkz.236. Kapatma 45.306 Toplumu Savunmak Gerekir (klasik tragedyada — ) 185-186. 90-93. 55-57.250. (— iktidarı) 252. (—nm Germen kökeni) 130. (felsefe ve —) 71-72. 8485. Kent (model—) 254-255.250.199. 47-50.

86. Monarşi 145-146. 256. (feodal— ) 48. 39-40. (— ve disiplin) 256. Kuruluş 146-147. (Fransa'da evrensel —) 133. (Fransız —si) 134. Kilise 138. Minörlük 27. (psikiyatri — u) 19-21. LeviathanAl.137-140. (Montlosieı'de —nin rolü) 237-238 .237-238. (kamu hukukunun — anı) 151 Kopukluk 27. (— ve gerçek savaşımlar) 106.115. Magna Carta 110. (Fransa'da mutlak— ) 153. (Avrupa'da — in hareketleri) 72. (— ve Frank monarşisi arasın­ daki ittifak) 162-164. Kölelik (—in tarihi) 85.208. (Frank —siyle Kilise'nin ittifakı) 163-164. dil ve filoloji) 198. (— ve isyan söylemi) 83-85. Kopma (öngörülen — ) 84. (Mably'ye göre Franklarda — ve halk) 210.140.99. (Hotman'a göre temel —) 130131. (— ve Galya aristokrasisi) 162-163. 116- 117. (—m hakkı) 126. (Mably'ye göre mutlak —) 209-210.117. (mutlak—) 208.152. (— ve devlet) 256.158. Levelîers (Tesviyeciler) 71-111. (— ve imparator) 217.Kavram Dizini 307 Kıyamet 68-69. Köken (—in anlatısı) 125-126. (— ve hükümdar hukuku) 208. (— ve barbarlık) 205. Kurum(lar) 37. (Hotman'a göre meşruti —) 130-132.268. (—. (İngiliz mutlak —si) 109. Milliyet 120. (idari —) 48.215. (—m bedeni ve uyruklar) 225. (—in Kutsal Kitap'a göre tarihi) 89. Liberalizm (Romalılık ve —) 213-214.199-201.161162. Marksizm 20. (— ve burjuvazi) 215.102.27-28. Kudüs 83. 59. (— ve halk isyanları) 237-238. Kutsal Kitap 77. (Mably'ye g ö re —■ve aristokra­ si) 210. (— ve başkaldırılar) 239. 8990. (sivil görevli olarak -—) 161 -162. (Habsburglarm evrensel —si) 126-128. 168-170. 47. 47-48.215. Mathesis (—in yokoluşu) 191. Kral 39-40. (Fransız —si ve Germen istilası) 206-207.22-24. (— ve Germen soyluları) 163-164. Logos 174. (Mably'ye göre — ve aristokra­ si) 210.

(— ve Germenlik arasındaki ay­ rışma) 211-212. (disiplinci iktidarlar arasındaki.214.125-128. 93. 89. Özne 55-57. 168 (— ve yasaların doğuşu) 62 Mutlakiyet 186. (— hakkı) 246.251. ( — ve Romalılığm ayrışması) Ortoloji (sözcelemenin disiplini olarak —)193 Ölüm 103.211. (kraliyet mutlakiyetinin kurulu­ şu) 239. (Roma —i) 129-130. (— de biyo-iktidar) 265-266.212. Ölümlülük 254. (evrensel ve diyalektik —) 69. (—ün derece derece diskalifiye edilmesi) 253. (toplumun normalleştirilmesi) 74. 210. 104. 60. (tarihin —si) 141-143.308 Toplumu Savunmak Gerekir Muharebe(ler) 32.249. (—ya övgü) 151. (— ve bilme) 214. 151.109-112. 59. (ötekinin —ü ve ırkçılık) 261.261. 202-203. (Boulainvilliers'ye göre tarihin öznesi olarak soylu sınıf) 164 Rastlantı(lar) (tarihin ilkesindeki -—) 66 Reich 94.151. (kralın—i) 127-131. (Franklarda —in doğuşu) 163 Nazizm 29. 151-152. Özgürlük 153. (—e bırakma ve ırkçılık)261-262. (— e göre üstün ırk) 266. 74.258. (— ve biyo-iktidar) 254-259. Öteki (ben ve — arasındaki biyolojik türden ilişki) 261-262. (Boulainvilliers'ye göre ilk özgür­ lük) 167. v (Üçüncü —) 68 Roma 83.253. 95. (— de siyasetin sona erişi olarak savaş) 266. Norman yoke 116 Normanizm 118 Normanlar 87. düzenleyici —) 258. 68.170. (—lerin oluşturulması) 217. (Fransız monarşisinin —i) 129-132. (İngiltere'nin — tarafından isti­ lası ve fethi) 160 Ordu 37. (— süreci) 249. Normalleştirme (aynı zamanda bkz. (Franko'nun —ü) 254. (toptan imhaya açık bırakma ve —) 266. (tarihte konuşan — ) 141-142. 154156. 102. (savaşan —) 65. 93-94. 86. (ırkların imhası ve —) 265-266.258-259.213.245-246. (tarihsel-siyasal söylemin —si) 63-64.261. 167-168.168-169 . tıbbi-normalleştirici teknikler) (davranışların normalleştirilme­ si) 256-257. (ırkın mutlak intiharı ve — ) 266 Norm 51. (— ve Fransa arasındaki sürekli­ lik) 126-127. (disiplinci iktidar ve —) 265. 158-159. (— de disiplinci ve güvenceci toplum) 265. 87.

173. (— ve hukuk) 173-174.109. 260. (— ve toplumsal varlık) 169-170. 207. (tarihin kesintisiz yapısı olarak —) 71. (toplumun yaşam koşulu olarak —)224. (sürekli— ) 62-63. Rousseau'culuk (burjuvazinin—u)217.173-175. (siyasal ilişkilerin çözümleyicisi olarak —) 223. 224. (— veyasa) 61. (— ve devlet[ler]) 59. (— vetarih) 67. (anormal bireylerin safdışı bıra­ kılması) 260.Kavram Dizini 309 (Fransız Devrim'i sırasında cum­ huriyetçi —mn yeniden canlandmlışı)217. (Boulainvilliers'ye göre — ve hukukun temelleri) 166-168.263.116.116-117.94 Saray (— ve hükümdar) 185-186 Savaş 19-20. (— ve ırkın yeniden canlan-dırılması) 263-264. 98.101- 211. (Fransa'da — düşünce) 144 Saksonlar 89. (egemenlik tekniklerinin kaynağı olarak —) 59.170 Sapkın 92. Safdışı bırakma (biyolojik tehlikenin safdışı bıra­ kılması) 74. 31-33. (— ve norm) 185. Sağ 145. 158-160. 235. 133. (— ve devrim) 240-241. 157. (—m hukuksal-siyasal sistemi) 133. 116117. 61. (— ve devletlerin doğuşu) 6061. 106. 2 U ' 102. 223. (— ve iktidar kurumlan) 60. (tarihsel süreçlerin kavranılırlık çizelgesi olarak — ) 245. (iktidar ilişkilerinin çözümleyi­ cisi olarak —) 58-59. (— ve hükümranlık) 105-106. (Nazizmde siyasetin sonu ola­ rak —) 265. 62. (— ve biyo-iktidar) 263-264. (barışın şifresi olarak —) 61-62.240.175-176. (ilkel —) 99-100. 90-92. (— ve tümellik) 240. 85. 117118. 37.113. 98-99. 101-103. (— ve devrim) 212-213. . .105. Roman (Gotik—) 217-218. 59. (— ve siyasetin sürdürülmesi) 59. (burjuvazi için bir hedef olarak —) 212-213. (— ve siyaset) 59. (— ve başkaldırı) 59-60. (— ve siyasal iktidar) 60-61. (toplumun kavranılırlık çizelge­ si olarak—) 169. yüzyıl vakanüvisliğine göre —m siyasal sistemi) Romalılık (— ve liberalizm) 212-213. 155-156. (— ve iktidar) 19. (Boulainvilliers'ye göre toplumun çözümleyicisi olarak—) 166-168.242. (herkesin herkese karşı — ı) 98- 100. (din —ı) 130. (Boulainvilliers'ye göre sürekli durum olan — ) 173. Romalılar 129. 99. (tarihsel söylemin gerçeklik kaynağı olarak — ) 171.265.31-34.119. (XVIII-XIX.

(sivil düzen üzerinde —ın genel etkileri) 169-170. yüzyılın tarihsel-siyasal çözümlemelerinde —) 165-166. (toplumsal —lar. (— ye hukuksal-düşünsel söy­ lem) 120. (İngiltere'de i ç —lar) 107. (Hobbes'ta — in safdışı bırakıl­ ması) 120. (Fransız aristokrasisinin mutlak monarşiye karşı —ı) 61-62. ekonomik ege­ menlik. (Hobbes'ta -— yadsınması) m 105-107. (devletin tümelliğine yöneliş olarak — ) 232.214. (— de fiziksel çatışma) 266-267. yüzyılın İngiliz siyasal — lan) 61-62. (Montlosieı'de — ve sınıflar) 237. ekonomi politik) 198. (— ve boyun eğme) 32. (— İlişkileri) 181-184. 161 Sosyal-demokrasi (— ve sosyalist ırkçılığın tasfiye­ si) 268. (yeni tarihe göre sivil savaşım ve askeri savaşım) 232-233. (ulus ve —) 142-143.232. (sosyalizmde — sorunu) 267. (—in övgüsü) 120 Sofist (—in söylemi) 70 Soissons (— vazosunun tarihi) 158-159. (yaşam için — kuramı) 72 Savunma (toplum —sı) 34. Savaşım 92. (— ve biyo-iktidar) 266-269. (Boulainvilliers'ye göre —) 166. (— ve iktidar mekaniği) 267. (— düşmanı) 93-95. (XVII.106.181.74. 173.268. (— savaşımı ve ırk çatışması) 72-74. (-— lann savaşımı) 34-35. (— durumu) 100-101. (— ve ırkçılık) 266-269. (burjuvazinin —ı) 213-214.174-175. Site (işçi —si) 256-257. Siyasal tarihselcilik 120.187. (soylu sınıfın monarşiye ve bur­ juvaziye karşı —ı) 153. (— ve yaşamın sorumluluğunun üstenilmesi) 266-267. (Galya-Romalı —nin yeniden canlandırılması) 216-217. (— m devletleştirilmesi) 59-60.310 Toplumu Savunmak Gerekir (XVIII. yüzyıl tarihçilerinde —m sivil temeli ve devlet) 233.146. (XIX. Sigorta (— sistemleri) 257. (yeni tarihte —m safdışı bırakıl­ ması) 232-233. (toplum —sı ve savaş) 224. (— uygulamaları ve kurumlan) 59. (bir tarihin ana kalıbı olarak —) 233. (siyasal — ve tarihsel bilme) 106. (toplum —sı ve ırkçılık) 74 Sınıf 152.91. (A. Sosyal-ırkçılık 266 Sosyalizm 267. (teknolojik bilmelerin —ı) 194195. . Thierry'ye göre —) 242-243. (tarihin söyleminde —m indir­ genişi) 98-99. (Boulainvilliers'ye göre temel — ) 198-199.

(—m geç icadı)207. (— ve baskı) 33. (karşıtlık— i) 98.262-263. Tarih (aynı zamanda bkz.Kavram Dizini 311 (—de hasmın safdışı bırakılması) 266-267 Soykırım 263 Soykütüğü 24-28. (Fransız —ınm soykütüğü) 89. (söylence— i) 69. 90-91. (Boulainvilliers'ye göre — ) 137. (tarihin—i) 223-224.203. (diyalektik nitelikli felsefi —) 243. soy kütükle­ ri. (Galyalı — ve kral) 171. sömürge uygu­ laması) 112. (—lerin tıbbileştirilmesi) 52 Söylence (mit) (Troya —si) 86. (— m Romalılar tarafından alçaltılması) 155.152. (söylemsel — ve ideoloji) 197. (—m kayıp belleği) 180.131. (ayaklanmanın — i ve Kutsal Ki­ tap) 83-85. (Galya-Romalı yönetici—) 155. (—lerin çatışması) 212. tarihsel bilme) 64.125-126. (— ve kralın bilmesi) 138-139. Sömürgeleştirme (aynı zamanda bkz. 173-174. karşı-tarih. (— ve tarihsel ussallık) 174. Sparta 115 Stalinizm 29 Strateji 57-58. (kralın— i) 111-112. 89-90. (başkaldırının —i) 85. (Montlosieı'ye göre — ve ulus) 236-237. 180. 120. 146. (—m yıkımı) 140-141. (global—ler) 57. (söylemsel — ler) 214. (yıldırma — leri) 101. Soylu sınıf 138-139. (devrimci — ) 90-92.ırksal — ) 118. (— hakkı) 112. (Montlosieı'de feodal —) 236237. (Cermen —-ı ve Kilise) 163-164.143. 171. (Levellers'da ve Diggers'da tanrıbilimsel. (devrimci — ve ırkçılık) 92. (Hobbes'ta — nin söylemi) 108. (— ve toplumun kuruluşu) 202-203. (—m ihmaledilen bilmesi) 180 Sömürgecilik (Batı'nm iç — i) 112. (Hukuk kuramındaki — ) 251. (— ve kendi bilincinde olmak) 164. (—in burjuvalaşması) 224. (—m kendini unutması) 164. Taktik 58. (Boulainvilliers'de savaşımların — ) 198. (Fransız soylularının —) 89-90. 138. (— ve savaşımlar) 212.174. (Avrupa'nın sömürgeleştirme po­ litikası) 72 Söylem (eleştirel — ) 69.173-174. Sözceleme (— disiplini) 193. egemenlik. .108. (—m güç olarak yeniden oluş-turulması) 180. (—m monarşiye ve burjuvaziye karşı savaşımı) 153.164.247.214 Şiddet 91. Sözleşme 29-33. 97. 67. tarihsel söylem.

187. (— ve hukuk) 64. 151-152. (— ve siyasal savaşım) 106. (soykütüksel —) 78. (— ve kuruluş) 199-200. (siyasal savaşımdaki —) 174-175.312 Toplumu Savunmak Gerekir 181. (— ve hükümdarın bilmesi) 144. (— ve felsefe) 242-243. 173-175.188.88. (—in öğretilmesi) 135. (— ve siyasal hesaplama) 179 Tarihsel bilme 141. (—in ilkesi) 66. 235. (burjuvazinin — i) 242-243. 83-84. 182183. ve (Boulainvilliers'ye göre — ve sa­ vaş) 166-168. (—in kavramlırlığı ve devletin idaresindeki ussallık) 180. Tarihsel anlatı 63-64. (Devrim'in yinelenişi olarak — ) 219. (— ve siyasal savaşım) 195^196. (— ve kamu hukuku) 134-135. 146. (hükümranlığın Romalı —i) 8990. (— felsefesi) 201.195-196. (—in öznesi) 142-143.243-244. (— ve ırkların savaşımı) 81-84. (savaşımların bilmesi olarak —) 181.151-152. (— ve savaş) 67.92. (— ve tarihselcilik) 181-182. 181. (— ve güç) 67. (çevrimsel —) 200-201. 223.262. (— ve iktidar) 67> 77-80. (Boulainvilliers'ye göre — ) 177179. (Boulainvilliers'ye göre —.215. (— ve hükümranlık) 80-81.195. (— ve gerçekliğin deşifre edilmesi) 84. (söylemsel silah olarak —) 197. 181. 213-214. (— ve barbar) 203-204. (— ve yönetimin bilgileri) 144. (—in işlevleri) 78-81. . (Boulainvilliers'ye göre — in an­ latısı ve devletin idaresi) 179-180. (devlet-karşıtı bilme olarak — ) 196.90. (—in yasası ve doğal hukuk) 166-168. (—in eşitsizlikçi yasası) 166-168. 186. (XIX. (güçlerin hesaplanması olarak) 171. (yeni—) 152. (Irklar savaşımının —i) 86. (— ve savaş) 182-183.177-179. 215. (—^ hukuksal tümellik) 64. (yeni —in kavranılırlık çizelgele­ ri) 233-235. (— ve devlet) 187.98. (— ve monarşi) 145-146.ve do­ ğa) 166-168. (savaşların—si) 106. yüzyıllarda — ve si­ yaset) 233.178. (—in gerçekliği ve stratejik ko­ num) 180.180-181. (köleliğin ve sürgünlerin kutsal kitaba değin —i) 89. (Yahudilerin söylencesel-dinsel — i) 83. (—in söylemi) 223-224. (Machiavelli'ye göre — ) 178-179.174-175. (—in anlatısı ve iktidarın kulla­ nılışı) 142. ve XX. (— bakanlığı) 145-146. (soylu sınıfın karşı-bilmesi ola­ rak —) 140-141. 201. 217-218. (Kutsal Kitap kökenli — ve kar­ şıtlık söylemi) 83-85.

257. (—in oto-diyalektikleşmesi) 224.257. (tıbbi-normalleştirici — )93. 9899. (siyasal teknik olarak — ) 257-258.: tıbbi-normalleştirici teknikler) (— ve kuruluş) 200. (— ve iktidar) 212. (biyolojik kalıt açısından —) 73. Tıbbileştirme 46. (XVIII. (— ve burjuvazi) 243. (— ve hijyen) 257-258. (savaşta silah olarak—) 181-183. (—in genelleşmesi) 197. (monarşi tarafından —nin sö­ mürgeleştirilmesi) 146-147. (soylu sınıfta savaşım aracı ola­ rak —) 142-143. Tımarlar (—m kökeni) 133. (— ve tarih) 182.261.9 4 .90-91. (hesaplanmış — m etkisi) 101- 102 Tehlike (iç—ler) 255. (— de değişimler) 212. (bakış açısı söylemi olarak —) 64. (îngiliz parlamentocularmm —i) 115-116. (—in epistemik örüsü) 212. (farklı taktik bütünlükler olarak —ler) 232. (—m rolü) 51 . 69.261. (— ve toplumun savunulması) 224. (— ve fetih) 107. (disiplinci— ) 254-255. Tasarlamalar 102-103. (—nin siyasal değeri) 146-147 Tarihsel maddecilik 120 Tarihsel söylem 77-89. (nüfus için — oluşturan düş­ manlar) 261. (— ve şimdi) 234.51. 98-99. (karşı — ve insan bilimleri) 182 Tarihsellik (Hint-Avrupa —i) 85. (iktidar-bilme olarak —)257-258. (— ve devlet) 232. (biyolojik — olarak ırk) 73. (taktik araç olarak —) 201.Kavram Dizini 313 (siyasal silah olarak —) 146-147. (— ve kamu sağlığı) 249. (— de gücül ve gerçek olan) 232 Tarihsel-siyasal söylem 61-63. (—in iç diyalektikleşmesi) 224. Teknoloji (güvenceye alan —ler) 254. Tarihselcilik 181-182. Tıp (aynı zamanda bkz. (biyolojik — lerin safdışı bırakıl­ ması) 73-74. (—nin düzenlenmesi) 214. (— de gerçeklik) 64 Tarihsel-siyasal zemin 205. (—in öznesi) 63-64. (— ve gerçeklik) 212. 224 (Boulainvilliers'yle birlikte bir — nin oluşturulması) 177-178. (—in temel önermeleri) 212. (karşı — ve XIX. (Levellers'm ve DiggeıTarm—i) 115-116. 70-71. (biyolojik — kavramı) 9 3 . Teknikler (disiplinci iktidar— i) 193. yüzyılda —) 232. (düzenlileştirici — ) 254-255. (—nin taktikleri) 198. 179-180. yüzyıl felsefesi) 182. (— lerin burjuvazi tarafından canlandırılması) 215. 249.

(— ve ırk) 143. (Yunan—sı) 184. (— ve yozlaşmışlar) 260. yasa ve yasama erki) 227229. (normalleştirme—u) 49-50. (tarihsel— lar) 184.314 Toplumu Savunmak Gerekir Tiers état 153. (ikili — düşüncesi) 63. (-— ve askeri Örgütlenme) 168-170. (soylu tepkisine göre —• 225.224.229-230. (— ve sınıf) 142. 231. (A. (—un var olma ölçütleri) 152. (—un hukuksal tanımı) 226-227. (toplumda tarafsız— bulunma­ ması) 63. Toplumsal varlık 60. (Boulainvilliers'ye göre — ) 225. Tümel (— ve gerçeklik) 243-244. toplu­ mun savunulması) 142. (ırkın ve —ün güçlendirilmesi) 260 Ulus 142. (kent —u ve idari kapasite) 241. . ( _ ve tiers etat)229-23Q. (Mutlak monarşiye göre — ) 225. Tümellik (devlet—0 241-242. (— olanın gerçeğe girişi) 234. (— ve devlet tümelliği) 230. 233. (—larm oluşturulması) 43-44. ) (Sieyes'e g öre— ) 225-228. (— ve burjuvazi) 152. (Fransız —unun türdeşliği) 135136.261. (—larda yasa ve yasadışılık) 184 Troya 86-87.216. (devlet içindeki yabancı— lar) 130. 229-231. 229-230. (devletin —i ve ulusal bütün) 232. Toplum (aynı zamanda bkz. (soylu sımf ve —) 143.230. (— ve vakanüvislik) 186. 241-242. (yeni tarihin öznesi ve nesnesi olan —) 152. 72-73. Tür 260.265 Tragedya (kamu hukuku seremonisi ve dersi olarak Fransız —sı) 184-185.228.125-126. (— ve hükümranlık) 107.242-243.91. Tümelleşme (— ve burjuva toplumu) 242. 172. 236-237. Toplumsal tutuculuklar (global — stratejisi) 74. Thierry'ye göre — ve bir devletin kuruluşu) 240-241. (—. (—in değeri) 174. 72. (siyasal söylemde — ve özellik) 230. (— ve devlet) 152. (tarihsel özne olarak —) 216. (hukuksal-felsefi söylemde —) 65. (— ve savaş) 241 . (—in gücü ve burjuvazi) 242. Toplumsal savaş 71.224. (—lar arasındaki savaşım) 146. Usdışılık (temel — ve gerçeklik) 66 Uyruk (— ve hükümdar) 246. (burjuvazinin — işlevleri) 242. 228229. (Racine'in —sı)184-186.151-152. (Sieyès'e göre —) 225-226. (—un ikili yapısı) 63. (— ve soylulara göre uluslar) 225-226.

(—m korunması ve toplumsal sözleşme) 246. 110.142-143.194.. (ortak —) 109.: Ya­ hudi ırkı) 98. (— mekanizmaları) 250. Yozlaşmışlık (— kuramı) 258. (— ve gerçek savaşımlar) 106. Vakanüvislik 159. 250. (— ve biyo-iktidar) 253-254. ( . (Sakson halkının temel —sı) 115. (Sakson — lan ve Norman hü­ kümranlığı) 112-113. 236. (• ve mübadele) 204 — Yahudi düşmanlığı 97-98. 244-245. Yasa 78.115. 112.242.266. Yönetim 137-138. (siyasal düşüncede — sorunu) 246. (— için savaşım teorisi) 72 Yenenler/Yenilenler 103-105. (Temel yasallık olarak —) 53-54. (Protestan—i) 151. 233-234.yöntemleri) 42-43. (— ilişkileri) 56. 247. (— ve barbar) 203-204. 107. (— ve kuruluş) 200.Kavrattı Dizini 315 (—larm imal edilmesi) 57 Uyruklaştırma 27. (Levellers'a göre iktidar aracı olarak —lar) 116. (Boulainvilliers'ye göre— ) 138-139. (kralın— i) 185-186.116-117. (düzenleyici — teknolojisi) 253-254. Yardım 256. 226-227. (muharebeler ve — larm doğu­ şu) 62 Yaşam 91. (— ve tragedya) 185-186 Varoluşsal çözümleme 21 Vergilendirme (— ye soylu örgütlenmesi) 180181 Virüs (biyo-iktidar tarafından denetle­ nemeyen ve yıkıcı —ler üretil­ mesi) 258 Yabancılar (—m sürülmesi) 110 Yabanıl 202-204.145-146.117-118. Uzlaşma (— ve savaş) 239-240. 168-170. (— teknikleri) 58. Yozlaşmışlar (— ve tür) 260-261.253-257. Yıllıkçılar 78-80. (dinsel— ) 99-100 Yahudiler (aynı zamanda bkz. 240. (Sakson —lan) 114-115. 103-104. . . (—lerin anlatısı) 81-82.47. (Germenlerin tem el— lan) 130-131. (— ve savaş) 61. (— ve devrim) 239-241 Üniversite (—nin ortaya çıkışı ve işlevi) 192-193. Yenilgi (— nin iç nedenleri) 156. (ortak — ve kraliyet statüleri) 115. (— ve fetih) 116.58. (Yahudilerin söylencesel-dinsel tarihi) 83 Yansızlık (— ve gerçeklik) 62-63. (Sieyes'e göre Fransa'da —) 229.268.

Zorlama (disiplinci —) 50-53 .316 Toplumu Savunmak Gerekir (— bilgileri ve tarih) 144-145. (— in bilmesi) 137-140.47. Yöntem (— önlemleri) 39-40.41-43. Zaman (— m organizasyonu) 87.

204.M.Adlar Dizini Antraigues (E. de) 204.V.228.213.281.240.) 112.276.213.219. 160.221 Charlemagne 69. 262.144. d') 218 Arthur 110 Atilla 205-206 Audigier (P.277 Buonarroti (F.292 Deleuze (G.215.L.122 Bonneville (N. 75 Caligula 155 Cassirer (E. 220.S.) 27.) 219 Binswanger (L.35.-B.287 Clovis 81.) 244 Chrétien de Troyes 121 Churchill (W. 213-214. de) 180.213.154. Boulainvilliers (H.H.149.151.209. de) 61.211.199.226.122.122 Clausewitz (K. 113 Engels (F. 291 Davies (G. 206-209.) 205.196.121 Buat-Nançay 138. 288 Boulay de la Meurthe (A.) 269 Dubos (J.) 184 Courtet (A.273.) 124 Defert (D.) 220 Chapsal (J. 228.1 32.S.222 Dreyfus (A.) 62.) 147 Boutillier (J.223.-F.) 13.211. 276 Corneille (P.96 Estaing (J.141.173.218.217 Charles Martel 134 Charles (V.) 61.154-176.240.273.) 62.) 207-209.) 75 Castoriadis (C.B.125.109.35-36 Desnos (R.) 91.) 122 Darwin (Ch. 221 Bordeu (T.144.) 240 Berlin (I. 177-181.) 114.J.287.147 Brequigny 211. 222.214.) 176 Boisguilbert (P.207 Coke (E.148.175.221 Brutus 86.) 221 Bacon (N. 223.220 Devyver (A.) 219 Bossuet (J.158.273.221 Dumézil (G. 137-142. 215.198-204.145.) 222 Bouquet (M.210.149.) 126.213. von) 59-60.) 175.136.) 121 Bichat (X. Günah Çıkarıcı 69. 74. 74.) 54 Daniel (S. 232.) 132 Auguste 168 Aulard (F.L.) 95 Edward. 150.115.134.) 112 Charles (X.) 211. d') 61.154.215.123.) 35 Blackwood (A.74. 220.) 72.84.) 123 Bailly (J. 75 Crooke (A.175 .162.-A.

) 126 Grégoire de Tours134.318 Ewald (E) 13.71.214.) 269 Morin (E.) 11.233 Mignet 95 Monmouth (G.36.178.113. XIV.158. 290 Nowell (R.35 Laplanche (J.) 269 Lilburne (J.196. 214. 89. 61.133. 273 Louis.204 Montlosier (C.179.) 28 Kant (I.) 127-131.-P.) 220 Legrain (M.235-240.196.176.117. 121. 87. de) 204.223.) 124 Harold 109.274.-B.35 Toplumu Savunmak Gerekir Ferguson (A. de) 157.149.207.154.) 122 Horn (A.) 35 İskender.288 Magnan (V.) 69 Freret (N.221 Morel (B.) 176 Montesquieu (F.) 129.) 266.211.) 95.244 Haller (W.) 122 Hegel (G.) 13.204.) 35 Husserl (E.74.147 Hugues Capet 137.) 269 Marat (J.W.220. .-N.233.W. 295 Hitler (A.) 122 Overton (R.176.209. 175.187.) 34.209 Marcuse (H.175. I ll.137.-F.96.185.160 Grotius (H.131.13. 74. I.) 95. Büyük 69 James.) 121 Michelet (J.187 Louis.148 .146. 217.122 Jordanis 148 Jouffroy d'Abbans 236 Juquin (P.) 95 Pasquier (E.) 34.) 3 1 .2 8 3 Genette (G.244 Moreau (J.2 7 9 . de) 138.213.) 61.) 61.220 Heideggèr (M.148.177.186.288 Lagrange (J. 233.114 Harrison (W.70.) 146.) 220 Musa 115 Neron 185 Nietzsche (F.159.) 123 Hotman (F. 145.5 6 .148.270 Hobbes (Th.254 Francus 86.211. XVI.209.152.) 245.109.88.3 6 .187.)35 Hill (Ch.) 145. 136.-A.-L.) 220 Lefort (C.) 21.) 292 Guizot (F.F) 31.) 121 Mehring (F. 95.43 Holinshed (R.125 Frederik Barbaros 69 Frederik (II.) 65. 75. 282.) 124. 269.277 Freud (S.286 Marx-Aveling (E. of) 121 Montagu (E.221 Machiavelli (N.180. 71.173.) 134 Guattari (F.124.194.35 Marius 155 Marx (K.) 220 Gibbon (E.3 5 .32.) 220 Mably (G.150.) 124 Panofsky (E.176.186. 175. 76.) 176 Franko (F.210 Huisman (D.116.276 Lyotard (J. 196.217.) 91.

) 124 Scott (W.123.196 Vernan (J.113. Racine (J. 95.) 121 Wade (J. 222.) 184 Sieyès (E.194 Reich (W.130. 154.) 147 Vico (G.) 62.175.76.) 109.155 Shakespeare (W.233 Tillet (J.236. 221 Vauban (S.123.75 Viard (J.225-229.277 Thierry (Augustin) 72 Thiers (L.148 Tarault (J. 288 Speed (J.) 115.148 Thierry (Amédée) 72.117.) 213.216.) 83.148 Turcus 87 Turgot (R.148 Sezar (J.-J. 227 Sabine (G M . de) 147 Rousseau (J.) 122 Speer (A.-E.) 132.124 Winstanley (G.121 Seiden (J.151 Philippe Auguste 168 Platon 183 Priamos 86.294 Weydemeyer (J.) 184-187.-J.148.112.125 Proyart (L.B. 75.-B.) 134.) 292. du) 131.125.127.) 218. Fatih 84.217.222 Pufendorf (S.96.244 Simon (R.109.) 95 Warr (J. 114.) 91. de) 180.75.) 64.) 95 William.-J.122.-A.54 Rhenanus (B.152.Adlar Dizini 319 Pépin 134.) 75 Wace (R.221 Petrarca 86.124 Weber (A.) 220 Vidal-Naquet (P.133.) 220 Solon 65.276 Serres (J.) 116.) 270 Syagriusl76 Sydenham (T.) 124 .) 49.) 219 Tacitus 133.223. de) 131.218.-P.87.) 128 Richelieu 131 Ronsard (P.) 35 Reiche (R.) 45.274.