P. 1
220326 Nazim Hikmet Siirler II

220326 Nazim Hikmet Siirler II

|Views: 342|Likes:
Yayınlayan: Özge Sinem Çakır

More info:

Published by: Özge Sinem Çakır on Jul 13, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/07/2015

pdf

text

original

Nazım Hikmet Tüm Eserleri Şiirler II

Tarayan ve Düzenleyen Yaşar Mutlu www.kitapsevenler.com

TÜM ESERLERİ ŞİİRLER 2

JOKOND İLE Sİ-YA-U VARAN 3 1 + 1 = BİR GECE GELEN TELGRAF PORTRELER

TÜRK SANATÇİLARİ DİZİSİ Birinci basım 1975 İkinci basım 1976 Üçüncü basım 1978 Dizgi - baskı: Özal Basımevi. İstanbul, 1978 NÂZIM HİKMET TÜM ESERLERİ II Şiirler 2 JOKOND İLE Sİ-YA-U VARAN 3 lVl =BİR GECE GELEN TELGRAF PORTRELER Hazırlayanlar Şerif Hulusi / Asım Bezirci CEM YAYINEVİ Açıklama Şiirler arasında tutarlık sağlamak amacıyla, tarafımızdan, bütün özel isimlerden, sonra kesme işareti konulmuştur.

Şang-Hay'da kafası kesilen arkadaşım Si-Ya-U'nun hatırasına

JOKOND İLE SİYA-U

Rönesans devrinin İtalyan ressamlarından Leonar da Vinçi'nin meşhur eserlerinden birinin ismi Jokond'dur. Jo-kond tebessümüyle meşhurdur. Bu kitaptaki acayip sergüzeşt işte bu Jokond ile Sİ-YA-U isminde bir Çinlinin macerasına dairdir. BİR İDDİA Leonardo nâm nakkaşı dehrin meşhur Jokond'u basmıştır kadem rahı firâre. Ve firariden boşalan yere taklidi kondu. İşbu risaleyi tastir eden şair çok şeyler biliyor hakikî Jokond'un encamına dair. Ol fettan âlîû bir yâr severdi: bir Çinli âdem ismiii Sİ-YÂ-Û. Gözleriiii şirin. Sözleri şirin Bu yârin peşine takılmıştır Jokond. bin Çin beldesinde yakılmıştır Jokond. Ben Nâzım Hikmet râkımülhuruf işbu hususta düşmanaaa dosta çekip yürekten günde beş növbet yuf üstüne yuf iddia ediyorum, ispat edeceğim; ispat edemezsem sahni suhanden yıkılıp gideceğim. 1928 BÎRİNCİ KISIM JOKONDTJN HATIRA DEFTERİNDEN PARÇALAR 15 Mart 1924 Paris Luvur müzesi Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor Can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor Bıktım artık canımın sıkıntısından. İçimdeki bu ruh yıkıntısından altı fikrim şu hisseyi: Müzeyi gezmek iyi müzelik olmak fena. Ben bu maziyi hapseden saraya öyle ağır bir hükümle kondum ki, Çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlıboya mecburum durup dinlenmeden sıntmaya: Çünkü: ben o Floransalı Jokond'um ki Floransa'dan daha meşhurdur tebessümüm. Luvur müzesinde arttfc canına sıkılıyor. Ve mademki maziyle konuşmaktan çabuk bıkılıyor ben karar verdim bugünden itibaren bir hâtıra defteri tutmaya. Belki dahli olur bugünü yazmanın dünü unutmaya.. Lâkin acayip bir yerdir Luvur. Uurda belki bulunur İskenderi Kebîr'in kronometrolu Lonjin saati, fakat bulunmaz yüz paralık bir kurşun kalem ve bir tabaka temiz defter kâadı. Lanet olsun Luvr'una, Paris'ine. Yazarım ben de hatıratı muşambamın tersine. Ve işte: • Kırmızı burnunu eteklerime sokan, saçları şarap kokan miyop bir Amerikalının aşırınca cebinden mürekkepli kalemini başladım hatıratıma. Yazıyorum sırtıma: Tebessümü meşhur olmanın elemini... 10 18 Mart Gece Luvur uyudu. Zulmette Venüs'ün kolsuz vücudu benziyor bir harbıumumî neferine. Parlıyor bir şövalyenin altın miğferi: vurdukça «Gece bekçilerinin» feneri karanlık bir resmin üzerine. Burda Luvur'da benziyor günlerim birbirine tahta bir mik'abın dört tarafı gibi. Başım keskin kokularla dolu bir ecza dolabının rafı gibi. 20 Mart Hayranım Felemenk ressamlarına: Süt ve sucuk tacirlerinin tombul madamlarına kolay mı üryan bir ilahe edası vermek? Lâkin isterse ipekli don giyinsin inek + ipekli don = inek. Dün gece bir pencere açık kalmış Felemenkli üryan ilaheler soğuk almış. Bugün 11

bütün gün ' ziyaretçilere çevirip dağ gibi pembe çıplak gerilerini aksınp öksürdüler... Tutulmuştun ben de nezleye. Nezleli bir tebessümle gülünç olmayım diye, ziyaretçilerden gizleye gizleye burnumu çekip durdum. 1 Nisan Bugün bir Çinli gördüm; başı perçemli Çinlilere benzer yeri yok. Ne de çok baktı bana. Bilirim ki ben fildişini ipek gibi işleyen Çinlilerin teveccühü atılamaz yabana.. 11 Nisan % İsmini öğrendim her gün gelen Çinlinin: Sİ-YA-U 16 Nisan Bugün gözlerin sesiyle konuştuk kendisiyle. 12 Gündüzleri kumaş dokuyormuş, gece okuyormuş. İşte çoktandır ki gece kara gömlekli bir Faşist ordusu gibi geldi. Kendini Sen nehrine atan bir işsizin karanlık sudan sesi yükseldi. Ve ey yumruk kadar başmda dağ gibi rüzgârlar esen ben eminim ki bu anda sen cevap almak için yıldızlara sorduğun cevaplardan, kuleler kuruyorsun kalın meşin kaplı kitaplardan. Oku Sİ-YA-U OKU.. Ve gözlerin satırlarda isteneni bulunca gözlerin yorulunca Taırak yorgun başını siyah sarı bir Japon krizantemi gibi kitapların üstüne... UYU Sİ-YA-U UYU... 18 Nisan Başladım unutmaya Tombul Rönesans üstatlarının isimlerini. «Görmek istiyorum Çekik gözlü Çin nakkaşlarının ince uzun kamış fırçalarından 13 damlayan siyah suluboya kuş ve çiçek ' resimlerini.. PARİS TELSİZİNİN HABERLERİ ALLO ALLO ALLO PARİS PARİS PARİS Havada sesler ateş tazılar gibi koşuyor. Eyfel kulesinin telsizi konuşuyor: ALLO ALLO ALLO PARİS PARİS PARİS.. — BİZ DE şarklıyız bu ses bizedir bizim de kulaklarımız bir ahizedir biz de Eyfel'i dinlemeliyiz — Çin'den haber Çin'den haber Çin'den haber: Kaf dağından gelen ejder 14 Altın semasında Çinimaçin yurdunun

gerdi kanat. Fakat bu işte sade Britanya lordunun tüyleri yolunmuş kalın boyunlu bir kuş gibi matruş gırtlağı değil, kesilecek Konfuçyus'un uzun seyrek sakalı da!... JOKONDTJN HATIRA DEFTERİNDEN 21 Nisan Bugün Çinlim gözbebeklerinin içinde durdu: ve sordu: «Tanklarının kırk ayaklı tekerlekleriyle pirinç tarlalarımızı ezenler, şehirlerimizde cehennem imparatorları gibi gezenler: SENİN seni YARATANIN nesli mi?» Az kaldı «hayır» diye haykırarak kaldıracaktım elimi... 15 •27 Nisan Bu gece bir Amerikan zurnasıyla 12 beygirlik bir Ford'un komasıyla bir rüyadan uyandım, ve bir lahza gördüğüm bir lahzada öldü. Gördüğüm durgun mavi bir göldü. Bu gölde canımın çekik gözlü canı yaldızlı bir balığın sarılmıştı boynuna. Ben gidiyorum ona Sandalım Çin işi bir çay fincanı; -açtığım yelken kamış bir japon şemsiyesinin nakışlı ipeğinden... FARİS TELSİZİNİN HABERLERİ ALLO ALLO ALLO PARİS * PARİS PARİS Radyo - Stasyon duruyor. Paris'i yine mavi gömlekli Parisliler kırmızı sesler ve kırımız renklerle dolduruyor.. 16 JOKONDTJN HATIRA DEFTERİNDEN 2 Mayıs Bugün Çinlim gelmedi. 5 Mayıs Bugün de yok.. 8 Mayıs Benziyor günlerim bir istasyonun bekleme salonuna. Gözlerim dikili demiryoluna.. 10 Mayıs Yunan heykeltıraşları, Selçuk elinin çini nakkaşları, Cemşid'e ateşle halı dokuyanlar, çölde hecinlere kaside okuyanlar, vücudunun raksı rüzgâr gibi esen, bir kırat mücevheri 36 köşeli kesen, ve SEN beş parmağında beş hüner taşıyan MİKEL ANJ usta! 17 Haykırın, ilân edin düşmana dosta: Paris'te fazla bağırmış diye, Mandarin sefirinin camını kırmış diye, sevgilisi Jokond'un Fransa hududunun atılmış haricine..

Çin'den gelen sevgilim gitti Çin'e.. Ve ben artık bilemem kimlere derler Leyla ile Mecnun, O pantalonlu Leyla Ben eteklikli Mecnun değilsem.. Ağlıyabilsem... Ah... Ağlıyabilsem... 12 Mayıs Bugün önümde kanlı ağanın 18 boyasını tazeleyen bir ev kızının elindeki aynaya ilişince gözüm parçalandı kafamda şöhretimin teneke tacı. içimde kıvranırken ağlamak ihtiyacı dudaklarım kırıtıyor, pişmiş bir domuz kellesi gibi suratım sırıtıyor.. Dilerim ki kübist bir ressama fırça olsun kemikleri Leonar da Vinçi'nin, boyalı elleriyle sarılıp boğazıma altın kaplama bir diş gibi ağzıma bu mel'un tebessümü taktığı için... Birinci kısmın sonu 19 İKİNCİ KISIM FİRÂ R MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN A dostlar hali berbat Jokond'un.. Siz emin olun ki onun çok uzaklardan haber almak ümidi olmasaydı eğer ölümün rengini vermek için dudaklarmdaki mel'un tebessüme, 20 bir müze bekçisinin tabancasını çalar boşaltırdı muşamba göğsüne... JOKOND'UN NOT DEFTERİNDEN Ne olurdu fırçası Leonar da Vinçi'nin yaratsaydı beni yaldızlı güneşinde Çin'in. Arkamdaki dağ resmi şeker kellesi şeklinde bir Çin dağı olsaydı, pembe beyaz rengi uzun yüzümün solsaydı, alsaydı gözlerim bir badem biçimini. Ve tebessümüm gösterseydi göğsümün içini! O zaman uzaklardakînin kolunda dolaşabilirdim Çin'i.. MUHARRİRİN HATIRA DEFTERİNDEN Jokond'la bugün baş başa verdik. Meraklı bir kitabın yapraklarını çevirir gibi birbiri ardınca saatleri çevirdik. Ve öyle bir karara geldik ki, bu karar bölecek bir bıçak gibi ikiye Jokond'un hayatımı... Yarın gece görürsünüz tatbikatınıMUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN Nötr Dam dö Pari'nin saati çaldı gece yansını. Gece yarısı gece yansı Kimbilir tam bu anda: hangi sarhoş öldürüyor fcansını? Kimbilir tam bu anda: hangi hortlak bir şatonun dehlizinde dolaşıyor?

Kimbilir tam bu anda: hangi hırsız en aşılmaz bir duvan aşıyor?. Gece yansı... Gere yansı... Kimbilir tam bu anda... Bilirim ki her romanda en karanlık saat budur. Gece yansı her kariin yüreğinde bir korkudur.. Fakat neyleyim? Tek satıhlı tayyarem • Luvur'un damına konduğu anda, Nötr Dam dö Pari'nin saati çaldı gece yansım. Ve ben tuhaftır ki hiç bir korku hissetmeden okşıyarak tayyaremin alüminyum sağrısını damın üstüne indim... Çözerek belime sardığım 50 kulaç ipi 22 şakulî bir sırat köprüsü gibi sarkıttım Jokond'un penceresine. Üç keskin düdük çaldım. Ve derhal cevap aldım bu üç düdük sesine. Açtı ardına kadar Jokond penceresini. Meryem Ana kılığına sokulan bu fakir bahçıvan kızı sıyırdı sırtından yaldızlı çerçevesini ve ipe sarılarak tırmandı yukanya... Dostum Sİ-YA-U talihin varmış doğrusu düşmüşsün aslan gibi karıya... JOKOND'UN HATIRA DEFTERİNDEN Bu tayyare dedikleri kanatlı demir bir at. Altımızda Paris Eyfel kulesiyle sivri burunlu, çopur ablak bir surat. Yükseliyoruz. yükseliyoruz karanlığı ateş bir ok gibi deliyoruz.. Gökler üstümüze yaklaşır gibi, gökyüzü çiçekli bir çayır gibi. Yükseliyoruz. 23 yükseliyoruz. Uyumuşum uyandım. Sabahın şafak demi. Gökler durgun bir deniz, tayyaremiz bir gemi. Tereyağından kıl çeker gibi gidiyoruz. Kalıyor arkamızda bir duman yolu. Pırıltılı yuvarlaklarla dolu mavi boşlukları seyrediyoruz.. Altımızda benziyor dünya güneşte yaldızlanan bir Yafa portakalına..-Fakat ne hikmettir ki ben yükselmiştim de yerden yüzlerce minare boyu, yine dünyaya bakıp aktı ağzımın suyu... MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN Şimdi tayyaremiz Afrika'nın üstünde gezen sıcak rüzgârların içindedir. Yukardan bakınca Afrika bir kocaman keman biçimindedir. 24 Bana öyle geldi ki çeloyla çalıyorlar Çaykofski'yi kızgın karanlık ada

Afrika'da. Ve sallryarak tüylü uzun kollarını bir goril ağlamada... MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN Bahri Muhiti Hindi'yi geçiyoruz. Havaları, baygın kokulu koyu bir şurup gibi içiyoruz. V» Singapur'un sarı fenerine bakarak Madagaskar'ı solda bırakarak, ve güvenerek depodaki benzine rotayı çizdik Çin denizine... Çin denizinde sefer eden bir İngiliz je-misindeki Con isimli güverte neferinin hatıratından O akşam birdenbire fırtına çıktı. Ama ne fırtına babam ama ne fırtına.. isa'nxn anası binmiş san bir şeytanın sırtına havaları kanştmp fır dönüyor. Ben de aksi gibi pruva çanaklığında vardiyadayım. Koskocaman gemi altımda nah şu kadar görünüyor. Esiyor rüzgâr rüzgâr üstüne rüzgâr rüzgâr üstüne rüzgâr.. Bir yay gibi vmhyarak yaylanıyor direk, (*) Hayda bir çıkıyoruz yukarıya kafam bulutları yarıyor. Hayda bir aşağı iniyoruz parmaklanın denizin dibini tanyor. Sola yatıyoruz, sağa yatıyoruz. Yâni iskeleye sancağa yatıyoruz. Ha şimdi battık aman ha şimdi batıyoruz.. Dalgalar: Bengale kaplanlan gibi sıçrayıp başımdan aşıyor. Karşımda dolaşıyor Cavalı melez bir orospu # gibi korku. Şaka mı bu be Çin denizi bu... (**) (•) Ta tepede ne işin var leylek misin be mübarek? N. H. <**) Gemici haklıdır korkusunda Çin denizinin hiddetini yabana atmıyalım. N. H. Neyse lâfı uzatmayalım. KÜT... One? Havadan mustatil bir muşamba düştü. çanaklığın içine. Bu muşamba hoşur bir kadındı. Düşündüm ki bu göklerden gelen madam bizim gemici dilinden usulünden çakmazdı anam. Hemen önünde bel kınp öptüm elinden bir şair ağzı kullanarak dedim ona ki: — Sen ey bana göklerden gelen muşamba kadın! Söyle hangi ilâhî vasfa benziyor adın? Niye indin buraya nedir büyük maksadm? Dedi bana ki: — Motoru 550 beygirlik bir tayyareden düştüm. İsmim Jokond, Ploransalıyım. Şang-Hay limanına bir an evvel varmalıyım. JOKONDTJN HATIRA DEFTERİNDEN Rüzgâr düştü deniz duruldu. Yürüyor gemi Şang - Hay'a doğru. Gemiciler sallanarak rüya görüyor yelken bezinden hamaklarında. Parlıyor bir Bahri Muhiti Hindi türküsü etli kaim dudaklarında: «Malaka şarabı gibi kızdırır kanı ateşi Koşinşin güneşinin.

Çeker yaldızlı yıldızlara doğru gemicileri Koşinşin geceleri Koşinşin geceleri. Boyadı al kana demir kuşaklı fıçıları Singapur meyhanelerinde bıçaklanan çekik gözlü san Borneo muçoları. Koşinşin geceleri, Koşinşin geceleri. Bir gemi gider Kanton'a Tam 55 000 tona Koşinşin geceleri..Bordadan atılan mavi gözlü bir gemici ölüsü gibi göklerde yüzerken ay, dirseğine dayayıp seyreder Bombay.. Bombay ay Bahri Ummanı. Malaka şarabı gibi kızdırır kanı ateşi Koşinşin güneşinin. Çeker yaldızlı yıldızlara doğru gemicileri Koşinşin geceleri Koşinşin geceleri...» İkinci kısmın sona ÜÇÜNCÜ KISIM JOKOND'UN ENCAMI ŞANG-HAY ŞEHRÎ Şang-Hay büyük bir limandır, mükemmel bir liman. Gemileri daha kocamandır boynuzlu bir Mandarin konağından. Vay vaaayî Ne acayip yer be Şang-Hay.. Mavi nehirde akar hasır yelkenli kayıklar. Hasır yelkenli kayıklarda çıplak kuliler pirinç ayıklar pirinç sayıklar.. 29 Vay vaaaay!.. Ne acayip yer be Şang-Hay.. Şang-Hay büyük bir limandır. Beyazların gemileri kocamandır, sanların kayıkları küçücük. Kızıl saçlı bir çocuğa gebe Şang-Hay. Vay vaaaay!.. Ne acayip yer be Şang - Hay... MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN ,» Dün gece limana girince gemi Jokond kapağı attı karaya. Şang-Hay kazan, o kepçe hal oldu Sİ-YA-U'sunu arıya arıya. MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN «Çin işi Japon işi • bunu yapan iki kişi biri erkek biri dişi. Çin işi Japon işi seyrediniz ne hünerdir Lİ-LÎ-FU'nun bu son işi.» Bağırıyor avaz avaz Çinli hokkabaz Lİ. 30 Sarı sıska bir Örümceğe benziyen eli fırlatıyor havalara ince uzun bıçaklan: İşte bir bir daha bir daha bir daha beş

bir daha. Havalarda şimşekli daireler çizerek bıçaklar birbiri ardınca fırlayıp akıyor. Jokond bakıyor, daha da bakacak bakacak fakat: Kocaman renkli bir Çin feneri gibi sallanıp kanştı ortalık «— Yol verin varda Çan-Kay-Şi'nin cellâdı yeni bir kelle kovalıyor. Yol verin varda...» Biri önde biri arkada İki Çinli fırladı köşe başından. Öndeki koşuyor Jokond'a doğru. Bu ona doğru koşan oydu, oydu, o. Sİ-YA-U'su onun kumrusu onun. Sİ-YA-U'm benim Sİ-YA-U.... Etrafı sardı bir stadyum uğultusu. Ve san Asya'nın al kanıyla boyanmış olan nemrut İngiliz lisanıyla atıldı naralar: 31 «— Yakalıyor yakalıyor yakaladı yakala..» Jokond'un kollarına üç adım kala yetişti Çan-Kay-Şi'nin cellâdı. Parladı pala... Kesilen bir et kınlan bir kemik sesi. Yuvarlandı ayağının dibine kana bulanmış san bir güneş gibi Sİ-YA-U'nun kellesi. Ve işte böyle bir ölüm günü Şang-Hay'da kaybetti Poloransalı Jokond : Floransa'dan daha meşhur olan tebessümünü. MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN Çin kamışından bir çerçeve. Çerçevede resim. , Resmin altında isim: Jokond.. Çerçevede resim: çerçevede resmin gözleri yanıyor yanıyor. Çerçevede resim: çerçevede resim canlanıyor canlanıyor. Ve birden atlıyormuş gibi boşluğa bir pencereden 32 fırlayıp çıktı resim çerçeveden: ayaklan yere vurdu. Daha ben haykmrken adım karşınla dikilip durdu: muazzam bir kavganın dev kadını. O yürüdü ben peşinden Kızgın kızıl Tibet güneşinden ' > Çin denizine kadar Gidip geldik Gelip gittik. Jokond'u düşman elinde bir şehrin kapısından gece gizlice çıkarken gördüm; onu, süngülerin çatıştığı bir kapışmada bir Britanya zabitinin gırtlağını sıkarken gördüm. Onu: içinde yıldızlar yüzen mavi bir su başında bitli kirli gömleğini yıkarken gördüm...

Ocağında odun yanan bir lokomotif üfliyerek, püfliyerek sürüklüyor peşinden beheri kırk kişilik kırk kırmızı vagonu. Vagonlar geçti birer birer Son vagonda gördüm onu: başında tüyleri yoluk bir kuzu kalpak ayaklarında çizmeler sırtında meşin ceket bekliyor nöbet., 33 MUHARRİRİN NOT DEFTERİNDEN Ey benim sabırlı okuyucularım! Şimdi sizinle biz Şang-Hay'da Fransız divânı harbindeyiz. Hâkimler: Dört ieneral, on dört miralay ve süngü takmış Kongolu zenci bir alay. Maznun: Jokond. Dava vekili: fazla miktarda deli yani fazla miktarda sanatkâr Fransalı bir ressam. Sahne tamam. Başlıyoruz: Dava vekili müdafaasını yapar: — Efendiler huzurunuzda maznun sıfatıyla bulunan bu eser büyük bir üstadın en manalı kızıdır. Efendiler. • bu eser.. Efendiler... Alev dolu bir tas gibi yanıyor beynimin içi.. Efendiler Leonar da Vinci.. Efendiler Rönesans... Efendiler., bu eser bu eserin bir misli daha.. 34 Efendiler, üniformalı efendiler... — KEEES! Yeter. Dırlanma bozuk bir mitralyöz gibi. Zabıt kâtibi, kararı oku. Zabıt kâtibi karan okur: — İhlâl edilmiştir Çin'de Fransız tabasının hukuku Mezbûre Jokond binti Leonardo tarafından. Binaen aleyh münasip gördük maznûnenin ihrâkı binnârmı. Ve yarın gece doğarken ay Senegalli bir alay infaz edecektir divanı harbimizin bu kararını., İHRÂKI BİNNÂR Şang-Hay büyük bir limandır. Beyazların gemileri kocamandır. Sarıların kayıkları küçücük. Kalın bir düdük. İnce bir Çinli çığlığı. Limana giren bir gemi devirdi hasır yelkenli bir kayığı... 35 Ay ışığı. Gece. Bileklerinde kelepçe Jokond bekliyor. Es rüzgâr es.. Bir ses: — Hajdi çakmağı çakın. Yakın Jokond'u, yakın.. İlerleyen bir karaltı bir parıltı.... Çakmağı çaktılar Jokond'u yaktılar. Kıpkırmızı bir alevle boyandı Jokond. Güldü içten gelen bir tebessümle gülerek yandı Jokond...

Sanat, Manat, Eser, Meser, Filan, Falan, Ezel, Ebet EEEEEEEEEEYYT. «İŞTE O KADARDIR OL HİKÂYET «BAKİSİ DURUĞU Bİ - NİHAYET.....< TEMMET... 1029 36 VARAN 3 ŞAİR Şairim şimşek şekillerini şiirlerimin caddelerde ıslık çalarak kazırım duvarlara. 100 metreden çiftleşen iki sineği seçebilen iki gözüm, elbette gördü iki ayaklıların ikiye ayrıldığım.. Sen Benim hangisinden olduğumu anlamak istiyorsan cebime sok -kafanı: orda Aydınlığı okuyan kara ekmek sana doğruyu söyler.. Şairim şiirden anlarım, en sevdiğim gazel Anti Düring'idir Engelsin.. Şairim bir yıl yağan yağmur kadar şiir yazdım.. Fakat asıl şaheserime başlamak için Hafızı Kapital olmağı bekliyorum. Futbolda eski kurdum. Fenerbahçe'nin forvetleri mahallede kaydırak oynıyan birer piçkurusuyken ben en ağır hafbekleri yere vururdum. , Futbolda eski kurdum Santırdan alınca pası çakarım Hooooooooooooo ooooooop! 5 rıumro top açık ağzından girer golkipeoin karnına. Bana mahsustur bu vuruş * futbol potinlerim kurşun kalemimden öğrendi bu zanaatı! O kurşun kalemim ki 9 deliğinizden vücudunuza her tıktığı mısra işkembenizde taş. Şairiz be. Şairiz dedik ya be arkadaş... 1923 40 CEVAP Behey! Kara boynuz gibi kaşlı mukaddes Apis başlı adam; Behey! Kara maça bey! Sen şiirin asil kamusuyla konuşuyorsun, ben asaletten anlamam. Şapka çıkarmam konuştuğun dile, düşmanıyım asaletin kelimelerde bile. 41 Behey! Kara maça bey!

Ben bilirim bu tehevvür bu şikâyaaat niçin? Bilirim beni uykumda boğmak için bekliyorsun geceyi.. Ben ki bileklerimde tel kelepçeyi bir altın bilezik gibi taşımışım, ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp kıllı kalın ensemi kamışım, tehdidine pabuç ^ ıbırakır mıyım hiç? Behey! Kara boynuz gibi kaşlı mukaddes Apis başlı adam, Behey! Kara maça bey, behey, yüzü kara. Ruhunu zenci bir esir gibi çıkardın pazara, bir orospu odası yaptın kafatasını... Hâki ceketli ölülerin ceplerinden , çalarak parasım satın aldın kendine îsviçre dağlarının havasını. Ve bundandır ki bugün ablak sarı suratında senin kanlı altınların kızıllığı var.. 42 Acayip rüzgârlar esmiye görsün başımdan. Yoksa musahhih maaşımdan haftada üç papel taksite bağlayıp seni bir şamar oğlanı gibi kullanırım. Beyimin böyle işlerle ülfeti var sanırım, mükemmel yapar vazifesini.. Behey! Kara maça bey! Halka ahmak diyen sensin. Halkın soyulmuş derisinden sırtına frak giyen sensin. Yala bal tutan beş parmağını beş çürük muz gibi, homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi. Meydan senin... mi dersin? Hatâ edersin, bizde o göz var mı baksana!! Ben içirmek için sana kendi kara kanını bir ateş çemberle çevirdim dört yanını, sağa git yok geçit, sola git yok, ileri geri .. ' yok. Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok bir akrep gibi intihar et... 1929 YALNAYAK Kafamızda güneş ateş bir sarık. Arık toprak çıplak ayaklarımıza çarık. İhtiyar katırından dana ölü bir köylü yanımızda, yanımızda değil yanan kanımızda. Omuz yamçısız bilek kamçısız 44 atsız, arabasız jandarmasız, ayı ini köyler balçık kasabalar kel dağlar aştık. İşte biz o diyarı böyle dolaştık! Hasta öküzlerin yaşlı gözlerinde dinledik taşlı tarlaların sesini. Gördük ki vermiyor toprak artık altın başaklı nefesini kara

sapanlara! Rüyada gezer gibi gezmedik Hayır, bir çöplükten bir çöplüğe ulaştık. İşte biz o diyarı böyle dolaştık. Biz biliriz o memleket neye hasret çeker. Bu hasret bir materyalist kafası kadar çizgileşnüştir, bu hasrette madde var madde! Basık suratı asık evler köstebek yolu sokakların üstünde vermiş kafa kafaya. 45 Cin gözlü güvercin sözlü abani sarıklılar dükkânlara bağdaşmış. Yarık tabanı çarıklılar önlerinde. Yarma bir jandarma tarlada zina eden bir çifti sürür. Kahvede piri mugan dede sulanırken çırağa «Lahavle ve lâ» çekip derin derin bu geçenlerin suratına tükürür. İşte şu ekşimiş uyku kokan çömlek gibi şehrin kara sevdası değil öyle romantik, onun ruhunun iki kıvrak kelimelik hasreti va/: BUHAR ELEKTRİKL Kör değilseniz eğer görürsünüz ki Şu toprak yüzlü rençper Kafkas'tan arta kalan kalbur göğüslü oğlu kel başlarında mültezimin tırnakları oyulu, kızıyla karısıyla kağnısıyla son karış toprağına sarılmak, ölse de burda onlarla ölmek burda onlarla gömülmek istiyor. Dağların tarlaların özlediği, arzulu bir kadın gibi şehvetle gözlediği her tırnağından 1,000 manda kuvveti demirleşen ve su çalkalar gibi toprağı eşen ruhu buhar makinalar! Ey cam karınları san nargileler gibi horuldayan, ey üç atlı yaylısının içinden sağır burunsuz kör köylülere Pierre Loti ahi çekip geçen ağzı gemli eli kalemli efendiler! Tatlı maval dinlemekten gayn usandık. Artık lıepinizin kafasına şu daaaaaank desin: Köylünün toprağa hasreti var, toprağın hasreti makinalar! 1922 HASRET i X)enize dönmek istiyorum! Mavi aynasında suların: boyverip görünmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider! Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder. Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöıbete yeter. Ve madem ki bir gün ölüm mukadder; Ben sularda batan bir ışık gibi sularda sönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! 1927 48 49 YÜRÜYEN ADAM Alnı yukarda kırmızı boyun atkısı rüzgârda, yürüyor, Yürüyor adım adım * Yürüyor ağır ağır yürüyor... Rüzgâr deniz gibi köpürüyor esiyor deniz rüzgâr gibi. Akıyor iki yandan ışıklar düşen yıldızlar gibi. Sesler geliyor derinden kalbin uzak sahillerinden: — Nereye gidiyorsun yavrum benim nereye? Dön sevgilim, dön kardeşim, dön evimin erkeği, dön geriye... Yürüyor o ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak. Yürüyor o gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak. Yürüyor adım adım Yürüyor ağır ağır yürüyor... Kimbilir belki bir daha sokmıyacak parmaklarını dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına, ve belki bir daha altında yatıp güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi bakmıyacak gürgen ağaçlarına. 51 Yürüyor o, yürüyor. Açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları. Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kollan. Kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık.. İşitmiyor artık hep ayni tahta masanın başında akşamhyan hasta topal dostların kalbe karanfil ruhu gibi damlıyan sözlerini. Çıplak iki bıçak gibi çekmiş yüzünde gözlerini yürüyor düşmana doğru. YÜRÜYOR ADIM ADIM YÜRÜYOR AĞIR AĞIR YÜRÜYOR... 1929 52 KABLETTARİH Çok uzaklardan geliyoruz çok uzaklardan... Kulaklarımızda hâlâ şimşekli sesi var sapan taşlarının. Ormanlarında yabani aygırlar kişniyen dağ başlarının Kanlı hayvan kemikleriyle çevrilen smırları geldiğimiz yolun ucudur. Yine fakat geniş kalçalı genç bir ananın gergin gebe kamı gibi doğurucudur matralanmızda çalkalanan su. 53 Çok uzaklardan geliyornız.. Tütüyor yanık bir et kokusu çizmelerimizin köselesinden...

Ürkerek adımlarımızın sesinden kanlı karanlık yıllar kanatlı bir hayvan gibi havalanıyor. Ve karanlıklarda yanıyor en önde gidenin ateş bir ok gibi gerilen kolu.. Çok uzaklardan geliyoruz çok uzaklardan.. Kaybetmedik bağımızı çok uzaklarla.. Bize hâlâ konduğumuz mirası hatırlatır Bedreddini Simavî'nin boynuna inen satır. Engürülü esnaf Ahi'lerle beraberdik. Biliriz hangi pir aşkına biz sultan ordularına kıllı göğüslerimizi gerdik... Çok uzaklardan geliyoruz. Alevli bir fanus gibi taşıyoruz ellerimizde ihrak binnar edilen Galile'nin dönen küre gibi yuvarlak kafasını. Ve ancak bizim kartal burunlarımızda buluyor lâyık olduğu yeri materyalist camcı İspinoza'nın gözlükleri.. Çok uzaklardan geliyoruz çok uzaklardan.. Ve artık saçlarımızı tutuşturarak gecenin evinde yangın çıkaracağız çocuklarımızın başlarıyla kıracağız karanlık camlarını!.. Ve bizden sonra gelenler demir parmaklıklardan değil, asma bahçelerinden seyredecek bahar sabahlarım, yaz akşamlarını.. 1929 54 55 PROMETE, PİPOMVZ, GÜL, BÜLBÜL V.S. Kalbimizin ensesinde kıvrılan yağlı uzun saçlarımız yok. Güle, bülbüle, ruha, mehtaba, falan filân karnımız tok. Ve şimdilik gönül işlerine vermiyoruz metelik.. Sen bize hiç korkmadan % emanet et karını. Biz Bromete'nin çığlıklarını doldurup pipomuza kaba kıyım tütün gibi içiyoruz, yangın kulesiyle verip omuz omuza... .ufuklarda kızaran gözleri seçiyoruz... 1923 56 GÖZLERİMİZ Gözlerimiz şeffaf temiz damlalardır. Her damlada demire can veren dehamızın bir küçücük zerresi vardır.. 57 Şeffaf temiz damlalarıyla gözlerimiz bir umman içinde o kadar birleşti ki, kaynıyan suda buzu nasıl eritirseniz, işte biz de birbirimizde öyle kaybolduk. Yükseldi gözlerimizin şaheseri demire can veren dehayı bulduk. Şeffaf temiz damlalarıyla gözlerimiz, bir umman içinde birleşmeseydi eğer, her zerre

dağılsaydı başka bir yere, dinamolarla türbinleri çiftleştirerek, çelik dağları suda kof bir kelek gibi döndüremezdik.. Ve gözlerimizi yakan gecenin ateşini şem'asız kibrit gibi söndüremezdik... ŞAİRİN BİR DAKİKA TEMBELLİĞİ 1922 Bordalarda akan güneşli mavilik duruldu yavaş yavaş.. Kaptan köprüsü kampana çaldı ırgat boşaldı, demir attı uyku gözlerime!!! Dumandan atlara binmiş dumandan süvariler kanımda küreyvatı hamraya kurdular pusu. Beynimde vurdu yat borusu.. Parmaklarımda kurşunkalem uzadı büyüdü kalınlaştı aldı bir süpürge sapı biçimini. İhtiyar bir sokak süpürücüsü oldu elim. dayandı süpürgesine uyudu!!! Deeee... Diiii... Duuu... Renkler seslerin omzuna binmiş ışıklar gölgelerin kucaklarında akıyorlar... Beynimin emir defterinde yalnız bir emir var: boş oturmak!!! Kımıldanmadan kımıldanmaksızm boş bir fıçı gibi boş oturmak.. Boş... -, bomboş... Ne sevgi, ne nefret, ne şefkat, ne* kin, hiçbiri... 60 Birdenbire lâkin ikinci bir Japonya parçalandı karnımda! Açlık dizip on parmağını burnunun tepesine çıkardı dilini. ölüm kemik bir kahkaha gibi salladı sarı mendilini... Doğruldum... gözlerime demirliyen uyku demir aldı. Dumandan süvariler eridiler.. Beynimin emir defterinde emir yazan kumandan kovuldu çadırından... İhtiyar sokak süpürücüsü kavradı süpürgesini, kavradı ve onu koydu yine kürenin derdini süpürenlerin hizmetine. 1923 6J MUKADDES KARIN Sen ey kırmızı gözlü ana, Sen ey kahredip yaratan, Sen ey köprü altlarında sularla yan yana yatan. Sen ey, yangınlı meydanların sesi.. Sen ey şiirlerin şiiri, bestelerin bestesi. Sen ey kardeşim sen ey kahrolası sen ey darağaçlık. ^ Sen ey her şey, Sen ey AÇLIK!!! Çıplak ayaklarına alnımı koyar andederim ki, derim ki: DÖĞÜŞECEĞİM, benim, bizim, onun, onların değil SENİN mukaddes karnın doyana kadar... İsmail'e: DEMİR KAFESTE DOLAŞAN ASLAN

Demir kafeste dolaşan aslana bak. Bak onun gözlerine: Çelik çıplak iki hançer gibi taşır sarı gözlerinde kinini. Kaybetmeden temkinini yaklaşır uzaklaşır gelir gider. Bulamazsın tasma asmağa yer tüylü kalın boynunda onun. Yanarken sarı sırtında kırbaç izleri gerilir bakır pençeler taşıyan dizleri yelesi diken diken dikilir mağrur kafasında.... Yaklaşır uzaklaşır gelir, gider gider, gelir... Zindanın duvarında kardeşimin gölgesi 'kâh iner, kâh yükselir... 1929 1928 62 MOR MENEKŞE, AÇ DOSTLAR VE ALTIN GÖZLÜ ÇOCUK Abe şair, bizim de bir çift sözümüz var «aşka dair.» O meretten biz de çakarız biraz.. Deli çığlıklar atıp avaz avaz burnumun dibinden gelip geçti yaz sarı tahta vagonları ter, tütün ve ot kokan bir tren gibi. 64 Halbuki ben istiyordum ki gelsin o kırmızı bakır bakracında bana sıcak süt getiren gibi... Fakat neylersin, Yaz böyle gelmedi, yaz böyle gelmiyor, böyle gelmiyor, hay anasını... şey! EEEEEEEEY... kızım, annem, karım, kardeşim sen başında güneşler esen altın gözlü çocuk, altın gözlü çocuğum benim; deli çığlıklar atıp avaz avaz burnumun dibinden gelip geçti de yaz, ben, bir demet mor menekşe olsun getiremedim sana! Ne haltedek, dostların kamı açtı kıydık menekşe parasına! 65 1930 PROVOKATÖR Güneş batınca her akşam, kaldırımlarda karısının donunu sürüyerek, parmaklarının ucuna basıp yürüyerek size doğru yaklaşan odur. Siz tanıyın onu ' kalbinin boynunda sallanarak seslenen mel'un çıngırağından, ve bilin ki onun döküyor parça parça cüzzam illeti ruhunun etini... Bu adam bugün açtır. Açtır ama,

kaybetti bu adamda kudretli ve büyük açlık bile kudsiyetini... A dostlar, bu adam güneş batınca bir akşam sattı arkadaşını; sattı altın bir tepside arkadaşının kanlı, kesik başını... Bu adam sattı arkadaşını; sattı altın bir tepside arkadaşının kanlı, kesik başını.. Bu adamın ayaklarında dolaşıyor korku, gölgesi gibi.. Karanlık bir su gibi yaşıyor bu adam. 1929 66 YARIDA KALAN BİR BAHAR YAZISI Vurdu gergin kalın parmaklar yazı makinamın dişlerine. Kâğıtta her harf i majüskülle dizilmiş üç kelime var: BAHAR BAHAR BAHAR... Ve ben şair musahhih, ve ben her gün iki liraya 68 2,000 kötü satır okumaya mecbur olan adam, ve ben neden bahar geldi de hâlâ muşambası kopuk kara bir koltuk gibi oturmaktayım? Kasketini kendi kendine giydi kafam, fırladım matbaadan sokaktayım. Yüzümde mürettiphanenin kurşunlu kiri, cebimde 75 kuruşum var. HAVADA BAHAR... Berberlerde pudralanıyor, Babıâli paryasının sarı yanakları. Ve güneşli aynalar gibi yanıyor kitapçı camekânlarında üç renkli kitap kapaklan. Fakat benim bu caddede yaşıyan, kapısında ismimi taşıyan bir formalık «ALFABE»m bile yok! Adam sen de ne çıkar! Başım dönmüyor geri, yüzümde mürettiphanenin kurşunlu kiri cebimde 75 kuruşum var HAVADA BAHAR... 69 Bu yazı yanda kaldı Yağmur yağdı satırları sel aldı... Halbuki ben neler yazacaktım neler... 3,000 sayfalık 3 cildinin üstünde aç oturan muharrir bakmıyacaktı da camma kebapçının, tombul esmer kızını Ermeni kitapçının, ışıklı gözleriyle taşlıyacaktı. Deniz kokmıya başlıyacaktı. Terli kızıl bir kısrak gibi şahlanacaktı bahar, ve ben onun çıplak sırtına atlar atlamaz sürecektim sulara. Sonra her adımda peşimden gelecekti yazı makinam. Ona diyecektim: — Etme anam

beni bırak bir saat • rahat. 70 Sonra, saçları düşmeğe başlıyan başım haykıracaktı uzaklara: — ÂŞIKJM... 27 benim yaşım onun yaşı 17. Kör şeytan topal şeytan kör topal şeytan gel bu kızı sev, dedi, diyecektim; diyemedim, derim yine!. Ama yağmurmuş yağiyormuş, yazdığım satırları sel almışmış cebimde 25 kuruşum kalmışmış ne çıkar... Bahar geldi bahar geldi bahar bahar geldi ulan! • Tomurcuklandı içimde kan!!! (1929 - 20 ve 21 Nisan) 71 SANATKÂR HEYECANI Heyecanımızda şaha kalkan bir atm deli çizgileri yok... Heyecanımız rayların üstünde kayarken bile çelik heykelliğini kaybetmiyen bir lokomotif.. 72 Öyle bir lokomotif ki en küçük çivisinin çakılması içüı her kıvrımı materyalist beynimiz açılıp kapandı düğümlerle, günlerle muadele hallettik... ONU KUVVETTE TEKÂMÜL GİBİ YÜKSELTTİK... O, o kadar bizim ki ezmek istediğimizi raylarına konulan bir bakır onluk gibi ezer.. Fakat bir an bile biraksa altına çektiğimiz yolu parçalanır., Çünki o sâde bizim, sâde bizim şuurumuzun oğlu... 1922: 73 BENERCİ KENDİNİ NÎÇİN ÖLDÜRDÜ? BİRİNCİ BAP: Bir genç adama.. Hakîm Heraklit'e.. Yıldızlara., ve aşka dairdir... Şehir • uzakta Genç adam ayakta. Akıyor şehirden geçen nehir genç adamın ayakları dibinden. Genç adam piposunu çıkarıyor cebinden aranıyor kibriti, bakıyor akar suya düşünüyor Heraklit'i düşünüyor büyük hakîm Heraklit'i genç adam: Kimbilir belki böyle bir akşam, böyle bir akşam Heraklit alnını yeşil gözlü zeytinliklere akan suya iğdi

ve dedi: «— Her şey değişip akmada bu hal beni hayran bırakmada..—» Heraklit.. Heraklit ne akıştır bu! Ne akıştır ki bu dalgalarında dağlıdır alnı en mukaddes putun kızgın demir damgasıyla sukutun. Gebedir her sukut bir yükselişe. Ne mümkün karşı koymak bu köpürmüş gelişe.. Heraklit.. Heraklit.. akar suya kabil mi vurmak kilit? Şehir uzakta. Genç adam ayakta. Akıyor şehirden geçen nehir genç adamın ayaklan dibinden. Genç adanı kibritini çıkanyor cebinden yakıyor piposunu. 75 II Dikine mustatil bir apartımanın en üst katında dört köşe bir oda. Perdesiz pencereler. Pencerelerin dışında yıldızlı geceler. Genç adam alnını dayamış cama. Ben romanın muharriri diyorum ki genç adama: Delikanlım: İyi bak yıldızlara onları belki bir daha göremezsin. Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin. Delikanlım: Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir. , Yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir. I Delikanlım: Sen ki ya bir köşe başında kan sızarak kaşından gebereceksin, ya da bir darağacında can vereceksin. İyi bak yıldızlara onları görmezsin belki bir daha.. Delikanlım: Belki beni anladın belki anlamadın. Kesiyorum sözümü. İşte kapı açıldı geldi beklenen kadın. — BEKLETTİM Mİ? — ÇOK.. AMA ZARAR YOK... Kadın yakaladı genç adamı elinden. Genç adam yakaladı kadını belinden bir yumrukta kırdı camı. Oturdular pencerenin içinde.. Sarktı ayakları gecenin içinde... Işıklı bir deniz dibi gibi başlarında, sağda, solda gece yanıyor. Bacakları karanlık boşluklara sallanıyor Sallanıyor bacakları sallanıyor bacakları... ...dudakları. Sevmek mükemmel iş delikanlım, sev bakalım!

Mademki kafanda yıldızlı bir gece var, benden izin sana sev, sevebildiğin kadar... İKİNCİ BAP: Genç adamın ve sevgilisinin şahıslarına, genç adamın esrarengiz meşgalesine ve müsebbibi meçhul bir ihanete dairdir... Mevzuubahs gencin ismi: BENERCİ Kendisi aslen Hintli olup maskatıresi Delhi'dir. Dostlarının nazarında tam adam, düşmanlarının indinde azgın bir delidir ve Britanya polisinde künyesi şüphelidir.. Şekli şemaline gelince: ne Pataşon gibi tombul bir cüce, 79 ne Masist gibi bir dev, ne de Villi Friç gibi bir babik oğlanıdır O. iki gözlü tek burunlu basbaya insandır O.. Birinci babımızda Benerci'nin odasına gelen kadın mühim bir rol oynıyacak kitabımızda. Kendileri bir İngiliz Mis'idir. hem İngiliz Mislerinin nefisidir. İmdi, Tau nefis Mis nerde, nasıl tanıdı Benerci'yi? diye sorsam size ben, eminim ki siz cevaben: «— Mermer merdivenler... Kapı. Kapıda kıvırcık saçlı taştan iki aslan... Tibet. Tibet'te mabet. Mabedin içi... Omuzlarından çuhan on altı kolu havada, çıplak kamı iki kat bağdaş kurup oturmuş mabut Buda. 80 İnledi öküz derisinden mukaddes davul, —Savul! Savul! Savul! Buda'ya kurban geliyor. Sarı saçlı, mavi gözlü bir kadın, beyaz kar gibi. Kadının canına kıyacaklar gibi. Açıldı kanlı bir ağız şeklinde karnı Buda'nın: fışkırdı mukaddes alevler dışarıya. Uzun külâhlı Moğol rahipleri kaldırdı havaya beyaz kadını. Doyuracaktır Buda ateş dolu karnını... Mavi gözlü dilber kurban gidiyor kurban... — DRRRRAN DRRRRAN DRRRRAN... Atıldı üç el tabanca, yuvarlandı Moğol rahipleri birbiri ardınca.

Esmer bir delikanlı yaklaştı mavi gözlü dilbere, — Kaçalım bir an kaybedecek zaman değil! OTOMOBİL... Son sür'at saatte 110 kilometre... İşte bu kurtarılan kadın Birinci bapta odaya gelen kadındı, onu kurtaran genç Benerci. Ve bu suretle İngiliz Mis tamdı Hintli genci,» diyerek, haltedeceksiniz, romanımı daha başlamadan berbat edeceksiniz. Gelin etmeyin çocuklar, Ne çıkar? İnanm bir sefer olsun Nâzım'a Amerikan filimlerinden fazla. îlk tesadüf tramvayda oldu. İkincisi lokantada, Üçüncüde düğüm bağlandı nihayet siyah podösüet bir çantada: İngiliz kızı mahsus çantasını yolda yere düşürdü, Hintli genç mahsus , düşen çantayı gördü, yerden kaldırarak verdi kıza. Konuştular, Eeee?! sonra ne oldu derseniz, bakın birinci babımıza!.. 82 II Aym on dördü, Ayın on dördünü Paris'te aç gezen gördü, dedi ki: Bu gece ay dibi kalay bir tencere gibi. Ayın on dördü Ayın on dördünü Fatihli hırsız gördü dedi ki: Bu gece ay gökte açık kalan bir pencere gibi. Atlasak içeriye.. Aşırsak be imanım Meryem ananın gümüş takımlarım. Aym on dördü. . Aym on dördünü İrlandalı bir polis gördü dedi ki: Benziyor ay yıldızların yıldızlarım çalmak için göğe çıkan bir hırsızın fenerine. 83 Ayın on dördü, Ayın on dördünü şair Salih Zeki gördü benzetti kendi eserine, beğendi. Ayın on dördü. Ayın on dördünü Londralı bir Lort gördü dedi ki: Benziyor ay

Haşmetpenahımın dizbağı nişanına. Kızardı ayın on dördü, Kızaran ayın on dördünü bir Parya gördü dedi ki: Benziyor ay Ganj'ın üstüne damlayıp yayılan kardeş kanına. Aym on dördü, Ayın on dördünü en nihayet pencereden BENERCİ gördü dedi ki: Benziyor ay • bir saat kadranına. — Saat kaç? — Bir Buraya yalnız Birinci Kısımdan iki babını der-cettiğimiz bu yazının tamamı yakında kitap halinde çıkacaktır. Eğer parçalar sizi sardıysa, sonunu çıkacak kitapta okursunuz. 84 AYAĞA KALKIN EFENDİLER Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine İdare lambası yanan adam! Behey armut satar gibi san'atı okkayla satan san'atkâr! Ettiğin kâr kalmıyacak yanına! Soksan da kafanı dükkânına, dükkânını yedi kat yerin dibine soksan; yine ateşimiz seni yağlı saçlarından tutuşturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecek! 85 Çek elini san'atın yakasından çek! Çekiniz! Bıyıkları pomadalı ahenginiz süzüyor gözlerini hâlâ «koyda çıylak yıkanan Leylâ'ya» karşı! Fakat bugün ağzımızdaki ateş borularla çalınıyor yeni san'atın marşı! Yeter artık Yenicami tıraşı, yeter! Ayağa kalkın efendiler... 1925 86 YAYINDAN FIRLAYAN OK Yayından fırladı ok! Menzil ırak, çok ırak, çok... Hedeften bir eser yok!!! Menzil ırak, çok ıraktı, ok uçuşta usta değil çıraktı. 87 Havalarda kanlı kanat kırıkları bıraktı!.. Her an peşinde kalan bu ince uzun kuşun: medit ihtizazları çarpan ve çarpılan bir uçuşun!. Bu uçuş yıllarca yıllar kadar yıl sürdü.

Vakta ki gündoğusu kanla köpürdü ok hedefin (kırmızı kalbini gördü.. Ök uçuşta usta oldu gayrı çırak değil. o ırak menzili artık ırak değil.. KALBİM 1926 88 Göğsümde 15 yaıra var!.. Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!. Kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak!!! Göğsümde 15 yara var! Sarıldı 15 yarama kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular! Karadeniz boğmak istiyor beni, boğmak istiyor beni, kanlı karanlık sular!!! 89 Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak. Kalbim yine çarpıyor, Kalbim yine çarpacak!.. Göğsümde 15 yara var!.. Deldiler göğsümü 15 yerinden, sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden! Kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak!!! Yandı 15 yaramdan 15 alev, kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak.. Kalbim kanlı bir bayrak gibi çarpıyor, ÇAR-PA-CAKÜ 1925 BİR ŞEHİR REHBERİ Ben ne tarih hocasıyun ne de coğrafya Beni ancak dört köşe taş bir ambar kadar alâkadar eder Ayasofya 90 91 Besni Şişli'de yalnız bıraksanız Maçka'nın yolunu bulup gidemem. Yani demem o demek ki, sanmayın ki elinize â la Bedeker bir rehber vereceğim; hayır, ben size dört başlı bir şehrin içinden haber vereceğim.. Bu şehrin basılır hep ayni şekilde coğrafya kitaplarında resmi. Dört çeşit yazılır fakat bu resmin altına ismi: KONSTANTİNİYYE, KONSTANTİNOPL DERSAADET, İSTANBUL...... I. Çalsın Maksimbar'ın cazbant kolu, çal bre kara köpoğlu, anlatayım Konstantinopl'u: 92 Yüzük, bilezik, gerdanlık, küpe muslin, krepdöşin, tül ipek... — Şu herif de karıma sersemce kur yapıyor pek!

Pudra, lavanta, lavanta, pudra, kozmatik, — Kocam bakıyor beni bırak... Haniya Şampanya?!. — Kuzum kızım bir daha iç!.. Bakara, poker, bakara, poker briç... Bir ki üç, bir ki üç, bir ki üç!.. Vaaaals... Vals!... frak... 93 Sinyorina kara gözlü Sinyorina, gözlerinden yanağına düşen benin* görmiyelim ört yüzüne yelpazeniii!.. Sinyorina karagözlü Sinyorina gelelim mi kollarına Sinyorina?! Sinyorina Sinyorina Sinyorina!.. Çalsın Maksimbar'm cazbant kolu çal bre kara köpoğlu anlatayım Konstantmopru!!! SONU VAR 94 SEYAHAT NOTLARINDAN SEYAHAT NOTLARI Hareket Çaldı birinci kampana: koşuşmalarla doldu istasyon. Çaldı ikinci kampana sarsıldı penceresinden baktığım vagon. İkinci kampana son kampana, son... Götürmüyor beni bu Kafkas treni: «Kislavotsik»un maden sularına; 95 gidiyorum neftin diyarına, kafamda nefte hayran mısralann yükü, biletim Rostof üstünden «Moskova - Baku»!. Yolda Birinci Alışanı Tıkırdıyor trenin rayda tekerlekleri, devrilerek geçiyor telgraf direkleri. Yan belime kadar uzandım pencereden, suya girmiş gibi serinledim. Tren sesiyle dolan havalan dinledim... Havalar yaz denizleri gibi mavi. Yaz denizleri gibi serin... Arkamızda kalan şehrin çizgileri karışıyor biribirine, renkleri siliniyor. Batan bir gemi gibi ağır ağır iniyor, iniyor ağır ağır altına ufkun, ufkun kızıl şeridinde gölgelenen Moskova., Önümüz arkamız dört yanımız ova, ova dümdüz uçsuz bucaksız bir ova!!! Bir baş uzandı omuzumdan pencereye genç bir kadın başı. 96 Sırtımda sert ve sıcak teması geniş göğsünün, çarpıyor gözlerime çırpınan ucu örtüsünün kızıl bir kuş kanadı gibi. İçimde âşık olmak arzusunun tadı var taze mayhoş bir yemiş tadı gibi...

Tıkırdıyor trenin rayda tekerlekleri, devrilerek geçiyor telgraf direkleri. Düşüyor altımızdan kaçan toprağın üstüne sarı parlak ışıklan sıra sıra camların. Yürüyen bir ışık kervanıyız koynunda beyaz akşamların. İkinci Gün Bugün ikinci günü yolculuğumuzun. Menzile bir gün daha yaklaştık. Menzile yaklaştıkça, bana yollar uzun geliyor, günler uzun... Okuyor, yüksek sesle birbirini yolcular meraklı bir kitap gibi. İki günde dost oldular kırk yıllık ahbap gibi... 97 Belki tesiridir bu aynı yolda gitmenin, aynı sulardan içip aynı ufku seyretmenin... Her yoldaşlık gibi fakat bu dostluğun bakası var: yollar ayrılana kadar... Bir bıçak gibi girip çıkıyoruz, çam ormanlarının içine, gömleklerimiz, reçine kokuyor reçine... Bugün ikinci günü yolculuğumuzun. Günler uzun geliyor, yollar uzun. Üçüncü Gün Geçmedeyiz yanından bugün: Kızgın güneşte zenci bir pehlivan gibi parlıyan «Donbas» m!.(*) «Donbas» da kara giymek delili değil yasın!. Sağımız kömür, solumuz kömür kömür ilerimiz, gerimiz. Kömür tozuyla sürmelendi gözlerimiz!.. Gördük kömür payitahtı Rostof şehrini. Asma köprülerden atladık «Don» nehrini, Şimalî Kafkas'tayız!.. (*) Kömür havzası. 98 Kuban kazakları traktörlerle ekin biçiyorlar. Traktörlerin üstünde votka içiyorlar... Dördüncü Gün Bugün son günü yolculuğun, son! Bu dört gün içinde vagon kaç kere doldu boşaldı? Kaç yolcuyu yolda bıraktık. Gidenlerin ardından gülümseyip baktık, gidenlerin yerini gelenler aldı... Vagonumuz bugün : Muazzam kuzu kalpaklarının altında yanık tahta heykeller gibi oturan, ince parmaklarıyla kara kaytan bıyıklarını buran Kafkas köylüleriyle dolu. Yan gözle pencereden dışarı bakıyorlar ölçmek istiyorlarmış gibi geçtiğimiz yolu. Geçtik yanından uçsuz bucaksız neft vagonlannm. İçtik çamurlu sularını Dağıstan istasyonlarının. Sıcak! Sıcak, sıcak! Kumun ufkunda erimiş kurşun gibi Hazer denizi. Sıcak, sıcak, sıcak! Beyaz kıvılcımlar yakıyor gözlerimizi... 99 Dördüncü Ve Son Gece

Birdenbire durdu tren karanlığın ortasında. Sıcak ve yumuşak kumun üstüne indim. Oturmaktan uyuşan vücudumla gerindim... — Neye durduk? — Ne bekliyoruz? — Karşıdan gelecek Baku postasım... Birden tutuştu siyah ipekli bir kumaş gibi karanlıklar alt ucundan Kum kızardı. Yandı raylar. Karşıdan gelen tren kızıl sırma sorgucundan havalara ateş parçalan bırakıp geçti. * Sırtı pul pul ışıldayan bir yılan hısırdıyarak kumun üstünden akıp geçti., — Saat kaç? — Sekiz — Üç saat sonra Bakü'deyiz.. — Hayır iki saat — Hayır bir saat sonra!.. Kanat takmak kabil olsaydı saatlara.. Muvasalât Geldik.. Bizi nefte getiren bu uzun boylu tren neft yakarak yüreğinde aştı dört aylık yolu dört günde... Geldik.. Pjrıl pırıl yanan Baku'nun karşısında ben bir dağın dibinden dağı seyreder gibi hayranım. Yıldızların altında tek başıma gider gibi hayranım. İçimde hiç durmadan koşmak yüksek sesle konuşmak haykırmak arzusu var. Yağ kokulu, karagözlü Bakülüyle öpüşüp neftin toprağına yüzüstü düşüp avuçlayıp nefti siyah şarap gibi içmek istiyorum. 1939 100 101 10 SENE EVVEL YOL TÜRKÜSÜ Sabah buradaysak akşam ordayız. Günlerin peşinde bir hovardayız. Bazı mısra gibi dudaklardayız. Bazı «kimsin» diye soran bulunmaz. Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek. Bazı altımızda taş toprak döşek, Bazı örtünecek yorgan bulunmaz! 1920 102 YOL TÜRKÜSÜ Dayıya Alnımızda yanar gençliğin tacı Yorgunluğun anasını satarız Elimizde neşemizin kırbacı Ufukları önümüze katarız... Göğsümüz kuvvetli, gönlümüz temiz, Tükenmez yollan tüketiriz biz, Ne saray, ne hamam, ne han isteriz. Nerde gün batarsa orda yatarız. 103 Cüce bir sihirbazın kıvılcımlardan eli «Senin olsun» diyerek bana bahşetti işte Alınları sallanan alevlerle haleli • İki çıplak kadının mermerden vücudunu.

Fakat görüyorum ki bir hile var bu işte. Kadınlar taşırlarken onun ateş putunu Gitgide süzülüyor, gitgide eriyorlar 1 + 1 = BİR 1920 104 İZMİR'DEN AKDENİZ'E DÖKÜLEN VE YAKINDA BOMBAY'DAN HİNT DENİZİNE DÖKÜLECEK OLAN EMPERYALİZMİN ŞARKI SARAN DUVARI HAKKINDA YAZILMIŞTIR. Karataştan çerçeveye gömülen, güneşi parça parça bölen demir parmaklık.. Dayadım alnımı demir parmaklığa; parmaklık alnıma gömüldü. Kemikli geniş alnımı parça parça böldü.. 107 Alnım: parmaklığa dayalı. Yüzüm : kana boyalı. Bu kan benim kanım. Eşyayı bu kanlı perdeden görüyor gözüm. Kara taştan çerçeveye gömülen, güneşi parça parça bölen demir par-mak-lık * Orda; o duvarda, o duvarın dibinde bizimkilerin bağlandı kolları. O duvarı bizim için yaptılar.. O duvar darağaçlannın sabunlu ipi gibi parlıyor. O duvar; o duvarda keskinliği var % taze kanlı etleri parçalayan yosunlu, ıslak dişlerin... O duvar; gözleri afyon dumanlı keşişlerin bellerindeki kara kuşak gibi sarılmış kürenin gırtlağına!. 108 O duvarın ilk temel taşı, emperyalizmin ilk adımından geliyor. O duvarın dibinde, bizimkilerin Eyfel'ler gibi kemikleri yükseliyor. O duvarın bir ucu: tahta sapanlı sarı Çin'de; öbür ucu: çelikleri elektrikli New-York'un içinde. Her bankada hisse senetleri var onun. O duvar Lortlar kamarasından lord Gürzon'un noktaları imparator armalı bir nutku gibi geçiyor. Eyfel'in tepesinden avlarını seçiyor, dayanarak Hindenburg'un altın çivili heykeline topluyor Berlin sokaklarını eline. O duvarın taşlarına sürterek dilini kara gömlekli Musolini bekliyor nöbet. İtalya'nın çizmesi yüzüyor kanda!! O duvar ikinci bir Balkan gibi yükseliyor Balkan'da! O duvar. O duvar, o duvar... O duvarın dibinde

bizimkiler kurşunlanıyorlar!.. 109 O duvar kadar uzun bir destanı var, o duvann dibindeki her bir kanş yerin. O duvann dibinde ölenlerin koparıyorlar erkekliğini, gençlik aşısı yapmak için milyonerlerin kibrit çöpünden frengili iskeletlerine! Milyonerler gömülüp orospulann etlerine bir radyo-konser gibi dinliyorlar: o duvarın dibinde verilen kurşun sesiyle yere serilen idam emirlerini!.. O duvar, o duvarın dibinde seferberlik var. 1914'den daha büyük, daha mel'un bir seferberlik... - . . Karanlıklar güneş altında nasıl kaçarsa bir deliğe, 110 koşuyor emperyalistler bu seferberliğe; Britanya dretnotlarının Cemiyeti Akvam'ı, beyaz eldivenleri barut kokan diplomat, çürümüş insan eti müstahsili emperyalist Jeneral, Il'n-îi Enternasyonal; zehirli çiçeklerini toplamak için «din»in toprağım gübreliyen, kazan, eserlerini banknotlara yazan filozof, permaganatm âşıkı şair, ölüm şuaı satan kimyager, hepsi seferber, seferber o duvarın bayrağı altında..." O duvar, o duvar, o duvar. O duvarın dibinde , bizimkiler kurşunlanıyorlar... 111 CEVAP O duvar o duvarınız, vız gelir bize vız!. Bizim kuvvetimizdekj hız, ne bir din adamının dumanlı vadinden, ne de bir hülyanın gönlü yakısmdandır. O yalnız tarihin o durdurulmaz akışmdandır. 112 Bize karşı koyanlar, karşı koymuş demektir. Maddede hareketin, yürüyen cemiyetin ezelî kanunlarına. Sükûn yok, hareket var bugün yarına çıkar, yarın bugünü yıkar ve bu durmadan akar akar akar. Biz bugünün kahramanı, yarının münadisiyiz. Bu durmadan akan, yıkıp yapan akışm çizgilenmiş sesiyiz. Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuran

larız. O duvar o duvarınız, vız gelir bize vız!.. 1025 113 SÜKÛT Dışarda, kara zıpkasında kızıl sırmalar yanan, bir eşkıya hali var basabas çakmak çalan havalarda... Dışarda, kara kulak bıçaklarla horon oynuyor askeroz deresinden yirmi huvarda... Dışarda... Biz, içerde susuyoruz, sükûtumuzun boynuna saplı değil kara bir kartalın kanadından kopan bir ok. 114 Dışarda... Biz içerde susuyoruz, sükûtumuzun sırtında düğmeleri ilikli eski bir redingot yok... Dışarda yüzüyor ateş gemiler gibi rüzgârda san safranların kokulan. Dışarda... Biz içerde susuyoruz, bir fişek yatağında kurşun nasıl susarsa. Haykırşın sıkıysa sükûtumuzdan hızlı gokkubbenin altında öyle bir şada varsa!!! Dışarda, karanlıklarda çatırdıyor deniz böğründen vurulmuş bir orman gibi. Biz içerde susuyoruz, susuyor zindan kanı içine akan yaralı bir hayvan gibi... 1929 115 MEŞİN KAPLI KİTAP Yaldızlı meşin kabı • Parçalanmış kitabı, Ay altında dün gece Deli bir derviş gibi, Mumu sönmüş, rahlesi yere devrilmiş gibi, Okudum saatlerce... Yaldızlı meşin kabın Parçalanmış koynunda uyuklıyan kitabın, Çevirdikçe küf kokan her sarı yaprağını Sandım ki eşiyorum bir mezar toprağını. İnce el yazıları canlandı birex birer Masallarda çizilen yüzleri gösterdiler: 116 İblis bir yılan oldu, Âdem Havva'ya kandı, Kardeşini öldüren lânetli ruhu gördüm. Koca tahta bir gemi ummanlarda çalkandı, Ufuklardan güvercin bekleyen Nuh'u gördüm.

İsmail'in topuğu kumdan çıkardı zemzem. Turu Sina'da Musa kaldırdı kollarını, Asasını vurunca yarıldı Bahri Kulzem Buldu Beni İsrail Kudüs'ün yollarını. Zekeriya zikrini bir sonsuz aha verdi; Doğdu İsa, bikrini Meryem Allaha verdi, Kureyşî Muhammed'e kucak açtı Medine. Bîr ateş mezar oldu Kerbelâ Hüseyin'e... Sayfalar döndükçe bunlar hep birer birer Doğrulup devıriidiler. Ay battı güneş doğdu, Kalbimde ateş doğdu. Yaldızlı meşin kabı Parçalanmış kitabı Varsın gömülsün diye ebedî uykuya Attım kör bir kuyuya... Yazık, yazık bize ki asırlarca aldandık!.. Karanlıkta çizilen izleri görmek için, Görüp yüz sürmek için, Yazık, yazık bize ki bir çırağ gibi yandık... Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet. Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet,117 Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi Masal cennetlerinin yollarım gösterdi. Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları. Yine biz köleleriz, efendilerimiz var, Yine her mel'un taşı yosunlanmış bir duvar, Esir - efendi diye koymuş da adlarını, İki bahta ayırmış arzın evlâtlarını. Efendi işletiyor, esir işliyor yine. Yine efendilerin gümüşlü sofrasından, Kar gibi ekmeğinden, şarap dolu tasından Kırıntı, artık bile düşmüyor işleyene. Yine biz esir geçen her günün akşamında Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz. Gece yağmur inlerken evimizin damında, Isınabilmek için güneşi bekler gibi Birbirine sokulan hasta köpekler gibi Yırtık yorganımızın altında titriyoruz. Çiftimiz, balyozumuz, sonsuz çalışmamızla, Asırlardır bağrında inleyen kazmamızla Heyecana geldi de kara toprağın kalbi, Kendini teslim eden taze bir kadın gibi Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç. Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç, Efendiler gösterip sırıtan dişlerini • Birer birer topluyor bütün yemişlerini... Efendiler, ağalar, evliyalar, keşişler Ebedî karanlığın boğulsun kollarında. Artık temiz ruhların aydınlık yollarında Sade bir din, bir kanun, bir hak: işliyen—dişler. NAİL V. YENİ SANATIN AKINI KADAVRA DIŞARIII DIŞARI! 1921 118 YENİ SANATIN AKINI Sıcak; kızıl bir alev gibi akan kanlı gözyaşları, günde bir ton kömür yakan makina başları kadar sıcak... Damarlarında erimiş bir demir gibi dolaşan genç— kanlarına, günahkâr kullar bekliyen cehennemin katran— kazanlarına meydan okur gibi kaynıyor toprak... 121

Toprağa gömülmüş yanmada kıllı, çıplak ayaklarımız kuru, killi bir çamur gibi parça parça dudaklarımız.. — Haayydaa! Ok yayda, haayyda!.. Hep bir ağızdan haykırıyoruz, — haayykırr! Tahta göğüslü ihtiyarların nasırlı ellerinden, sakız kokulu cam kaplar içinde köy güzellerinden yıllanmış şaraplar gibi dert içenlerin türküsünü! Çürük bir pamuk ipliği gibi kırıyoruz, —kırrr! Tunç bileklerimizi birbirine eküyen, bacaklarımızı dinç atlar gibi köstekliyen kalın, köhne zincirlerin, paslanmış örgüsünü!!.. Mor bir patlıcan gibi çürük omuzlarına basarak— 'karımızın, atladık terli sırtlarına şaha kalkan atlarımızın. 122 — Haayydaa! Ok yayda, haayyda!.. Karışıyor at sesleri, at nağralarına, açık ağızlar benziyor ateş saçan ejder mağaralarına. Kuyruklar, şimşekli bir uç gibi, kaçışan bulutlarda, uzun kızıl yeleler, alev bir sorguç gibi savruluyor rüzgârda... — Haayydaa! Ok yayda, haayyyda!.. Bu hızla bir gün bile sürmez bir asırlık merhaleler... Doludizgin gidiyoruz, kafamıza dadanan kaplanların avına; havada vmlıyarak daireler çizen kılıçlarımızın kını, benziyor yaz kokusu almış bir yılan kavına... Hangi kuvvet durdurabilir bu akını?.. Çelik dağları güneşe tutulan donmuş bir su gibi, 123 granit kayaları ocak taşlarında unutulan bir ispermeçet mumu gibi eritmeğe de yeter; gönlümüzdeki ateş, gözlerimizdekifer... — Haaayydaaa! Ok yayda, haaayyyda! TAKIL; TAKILIN, TAKILALIM PEŞLERİNE: RAHMET OKUTTUĞUMUZ YETER ARTIK. ÇİN AFYONKEŞLERİNE... I Istanbul, I930 KADAVRA 124 Ay yükseliyor.. obur Boyu eninden dar, bir mirasyedi kadar kaim, bodur ağaçların arasından.. 125 1 Ay yükseliyor... yollar ıssız; yalnız uzaklarda,

karda gezmiyormuş gibi haf if f ayaik sesleri, f if f, fiff f ayak sesleri... Yaklaştı sesler, duyuyorum sesleri; alman nefesleri, verilen nefesleri; görüyorum tahta göğüslerin daralıp genişlediğini, bozuk bir demirci körüğü gibi işlediğini... Bir kafile geliyor; bir daha, a-ha. Bir daha. Daha bir daha. Saymak nafile, kafile ler geliyor gerçek.. Kadm erkek, çoluk çocuk kaynıyor kumlar gibi, sıralanmışlar yola; götürülen prangabent mahkûmlar gibi.. Kaçtı uykum, borçlu bir müşteri gibi kaçırdım uykumu şimdi düşünüyorum: bir mum işlenmiş bir balmumu kadar sarı benizli çocukları. Bunlar; kurbanlık koyunlar gibi bir ağılda yaşıyan, omuzlarında köylü doğmaklığm azabını, insan olmaiklığın acaip ıstırabını taşıyan; yarı diri, yarı ölü bir sürü köylü köööyyylü... 136 127 He-heyyy!. Neye sırıtıyorsun be, zübbe bey!!.. Bunlar PALAVRA değil, KADAVRA. Hem muhteşem KADAVRA bunlar.. İnanmıyor musun? İnanma! ve sanma ki, gözlerinin önüne, bunları esM bir hasır gibi sereceğim.. Kanmıyor musun? Kanma; fakat, düüüüşş önüme, sana cehennemde bir ders vereceğim. DIŞARIIII DIŞARI! Tütüyor gözlerimde taze bir kadın eti. İstanbul, 1929

Gece; zifiri, diri bir gece; korkunç, tunç bir kapak gibi. Geçirdim kafama şehveti alev bir kalpak gibi. Aldım omuzlarıma 72 delikli muşambamı, yaktım göz bebeklerimde kızıl lâmbamı; avuçlanmı parça parça parçaladı, kapımın anahtarı, 128 129 çıldırmış; zincirlerini kırmış, bir idam mahkûmu gibi fırladım odamdan dışarı. Apartımanlar, derin bir uykuda, ayaklarım bir balık gibi, yüzüyor suda. Arşın arşın arşınladım, yolları, kumaş arşınlar gibi; nöbetçisi uyuyan izbe karakolları, geçtim bir rüzgâr gibi... Gittim ileri, döndüm geri; ileride göz, geride el işaretleri.. Burada ne karı, ne kız satılıyor; beş aşağı, beş yukarı ırz satılıyor... ırz satılıyor... Vara vara, ben de vardım bu pazara; 130 elim bir çıngırakta, gözlerim pencerelerde, aralandı kızıl parıltılarla yanan bir perde; aynı anda çekildi, kapılardan sürmeler... Ilık bir deniz suyuna dalar gibi daldım içeri, gene bir yanda göz, bir yanda el işaretleri. Köşe başlarında, merdiven taşlarında manalı öksürmeler, manalı öksürükler. Birer birer, indi her pencere örtüsü; kırmızı ışıklarla boyanan çıplak vücutların süsü: otuz iki genç dişin bıraktığı çürükler. Otuz iki genç dişin bıraktığı çürükler: bir iskelet başı gibi, boyuna sırıtıyor; bu kahpeler, eminim zoraki kırıtıyor, bir lahzalık zevk için gelen müşterisine... 131 Bin bir çatlak dudağın değdiği derisine, yapıştırdım ben de dudaklarımı, kenetledim, dizlerimi dizlerine... İşte; her gelişte bırakılan diş izlerine, karıştırdım ben de kendi yadigârımı... O; kollarımın, bacaklarımın arasında, kıvran kıvrım kıvranıyor, belli ki, küllenmiş bir kor gibi ta içinden yanıyor. Titreyen uçuk dudakları bir erkek ismi anıyor, belli ki, küllenmiş bir kor gibi ta içinden yanıyor.. Aldım omuzlarıma 72 delikli muşambamı, yaktım göz bebeklerimde mor lâmbamı; avuçlarımı parça parça parçaladı, kapısının anahtarı. Çıldırmış, zincirlerim kırmış, bir idam mahkûmu gibi fırladım odasından dışarı. Disarm dışarı!!.. İstanbul, 1930 GECE GELEN TELGRAF

132 GECE GELEN TELGRAF Açıklama Gece Gelen Telgrafın birinci basımında bulunan «Sesler Geliyor, Orada Tanıdıklarım I, Bu Yazı Uzun Seneler...» başlıklı şiirler bu derlemeye alınamamıştır. Gece gelen telgraf dört heceden ibaretti: «VEFAT ETTİ.» İmza yok. Bu dört hece bile çok. Bakıyorum duvara: duvarda bir yara— duvarda bir resim— vefat edenin, elimle çizmişim. 134 135 Saat bir. Saat üç. Saat beş. Polis düdükleri, saatlar... Yatağım bozulmamış. Çekmecemde kâatlar: bazıları onun el yazılan. Gece gelen telgraf, dört geceden ibaret... Şafak söküyor— odam geceden ibaret. i Bunu belki evvelki akşam dedi. Evvelki akşam ben...... Satıcılar geçiyor mahalleden. Bakıyorum gece gelen telgrafa. O mükemmel bir kafa mükemmel bir yürek, yumruklarıyla erkek gözleriyle çocuktu. Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o. Yoldaştı o. Avuçlarımda ellerinin gölgesi dolaşan adam demir parmaklıklardan gördü son gündüzünü. Mahpushane doktoru örterek paltosuyla upuzun yatanın yüzünü: — Tamam! dedi. Düşmanlar kına yaksın dostlar girsin saflara. Sen gözyaşı göstermeden aglıyacaksm gece gelen telgraflara... 193 » 136 137 HABER Onlardan haber geldi. Oradan onlardan. Gömlekleri kirli değil çatık değilmiş kaşları. Yalnız biraz uzamış tıraşları. «Yandık!» dememişler. Dayanmışlar biliyorum. «Dayandık!» dememişler. Gözleri gülerek bakıyoirlarmış adama. Şakaklarında taze bir yara varmış ama, çatık değilmiş kaşları. Yalnız biraz

uzamış tıraşları... 138 ŞARKILARIMIZ Şarkılarımız varoşlarda sokaklara çıkmalıdır. Şarkılarımız evlerimizin önünde durmalı camlara vurmalı kapıların ellerini sıkmalıdır, sıkmalıdır acıtana kadar ' kapılar bağlı kollarını açana kadar... Biz anlamayız tek ağzın türküsünü. Her matem gecesi her bayram günü, şarkılarımız bir gaz sandığını yere yıkarak sandığın üstüne çıkarak kocaman elleriyle tempo tutmalıdır. 139 Şarkılarımız çam ormanlarında rüzgâr gibi bize kendini hep bir ağızdan okutmalıdır!!. Şarkılarımız ön safta en önde saldırmahdır düşmana. Bizden önce boyanmalıdır şarkılarımızın yüzü kana.. Şarkılarımız varoşlarda sokaklara çıkmalıdır! Şarkılarımız bir tek yüreğin perdeleri inik kapısı kilitli evinde oturamaz! Şarkılarımız rüzgâra çıkmalıdır... 140 21 - 1 - 1924 Lambayı yakma, bırak, san bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. 141 Kar... Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar.. Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan karın. Lambayı yakma bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. 142 PORTATİF KARYOLA Bu onun karyolası portatif bir karyola O her sabah burdan çıkardı yola. Ve her akşam burda çözerdi ıslak ayakkaplarım. Karyolanın başucunda kitaplar... Açıyorum birer birer kitaplarını.

143 Satırların üzerinde ellerinin izi var. Pencerenin içindeki bu beyaz diş fırçası, bu bembeyaz sabun onun. Elsiz kolları göğsünde yatıyor karyolanın üstünde lâcivert gemici fanilâsı.. Bu onun karyolası , portatif karyola. Duvarda külrengi bayramlık kasketi. Yerde bir üçüncü mevki tren bileti..... 144 «ÖMLEK, PANTOLON, KASKET VE FÖTRE DAİR J3ana: «temiz gömlek giymek düşmanıdır,» diyenler varsa eğer, muazzam hocamın resmine baksın. Ustalarınım ustası Marks'ın ceketi rehindeydi, :bir övün yemek yerdi dört günde. 145 Dalgalanırdı fakat heybetli sakalı: bembeyaz tertemiz, kolalı bir gömleğin üstünde.. Otülü pantolona idam hükmü kim verdi? Tosunlar, şu bizim tarihi de mek parmak okusunlar: «1848'de kurşunlar demir bir tarak gibi geçerken başından, halis İngiliz kumaşından halis İngiliz modasıyla* ütülü mum gibi bir pantolon giyerdi — Alanglez — insanların en büyüğü Engels... Vladimir İliç Ulyanof Lenin ateşten bir dev gibi çıktığı zaman barikada, yakalığı da vardı kıra vatı da... Bana gelince: • Ben ki, herhangi bir proleter şairiyim, Marksisto - Leninist şuur, 30 kilo kemik, ¦:'. 4 146 7 litre kan, bir iki kilometre kadar adele, et, sinir, damar ve deriyim; ne kafamın dışındaki kasket içindekine delâlet eder... ne de biricik fötrüm beni geçmekte olan geçmişe alet eder... Buna rağmen ben: haftada altı gün kasketliysem eğer, haftada bir gün sevgilimle seyrana giderken biricik fötrümü tertemiz giymek içindir bu. Fakat neden benim iki fötrüm yok? Ne dersin üstat? Tembel miyim? Hayır!.. Günde 12 saat sayfa bağlamak, ayakta dikilip anası ağlamak sapma kadar çalışmaktır.. 147 Budala mıyım? Eh, pek değil.. Belki biraz derbederim.. Lâkin hep asıl sebep: proleterim, be birader,

proleter!!.. Ve benim iki fötrüm, iki milyon fötrüm, ancak her proleter gibi, Borsalino - Habik - Mosan - Mançister tezgâhlarının sahibi olursam -olursak- olacak!. Ve ilâââââââ, Lâââââââââ!!!!!!!.. 5 Şubat 1931 148 MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliü hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı devin, 149 yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebrulüii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebrulum hanımeli açan ev.. 150 «ÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ Dalgaları karşılayan gemiler gibi, gövdelerimizle karanlıklan yara yara çıktık, rüzgârları en serin uçurumları en derin havalan en ışıklı sıra dağlara. Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu. Önümüzde bakır taslar güneş dolu. Dostlann arasmdayız! Güneşin sofrasındayız! 151 Dağlarda gölgeniz göklere vursun, göz göze yan yana durun çocuklar. Taslan birbirine vurun çocuklar. Doldurun çocuklar, doldurun doldurun doldur içelim. Başlan göklere atalım serden geçelim.. Heeeey, nerden geçelim? Yalnayak koşarak devlerin geçtiği yerden geçelim. Heeey hop Heeeey hep birden geçelim. Doldurun çocuklar, doldurun doldur içelim. Dostların arasındayız! Güneşin sofrasuıdayız! 152 I

HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR Topraktan ateşten ve denizden doğanlarım en mükemmeli doğacak bizden... ............ve insanlar ellerini korkmadan düşünmeden birbirlerinin ellerine bırakarak yıldızlara bakarak: — «Yaşamak ne güzel şey!» diyecekler; 153 loir insan gözü gibi derin bir salkım üzüm gibi serin bir ferah bir rahat bir işitilmemiş şarkı söyliyecekler... Hiçbir ağaç böyle harikulade bir yemiş vermemiş olacaktır. Ve en vadedici bir yaz gecesi bile böyle sesler böyle inanılmaz renklerle sabaha ermemiş olacaktır. Topraktan ateşten ve denizden doğanların ©n mükemmeli doğacak bizden... CEVAP NUMARA DÖRT Bu yazı gizli bir din halinde bir nevi Neo-faşist bir ideoloji yaptıkları halde bunu ikrardan sakınanlara aittir. Böyle bir halt karıştırmıyoruz, diyenler üzerlerine almmıyabilirler. 154 Onlar istiyorlar ki çift ağızlı baltalarıyla yuvarlansın kafalarımız önüne yarın-o kara gömlekleri beyaz kordonlu golf pantolonlu kadroların.. 155 KARDEŞLER! Onlara sokakta rastlarsanız eğer ölümü görmüş gibi çevirin başınızı. Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken arkadan sırtınıza bir bıçak girebilir... Onlar istiyorlar ki kara toprağın kalbi durana kadar bir pazarda kelepir bir mal gibi satalım kafamızın ışığını, gücünü kolumuzun.. Kadınlarımızı karşılarında oynatalım. Ve dumanlanmağa başlayınca gözümüzün bakışı, yavaşlayınca damarlarımızda kanın akışı karaya vurmuş balıklar gibi köprü altlarında yatalım.. KAREŞLER! Onlara elleriniz dokunmuşsa eğer yedi tas su dökün ellerinize. • Yırtarak bayramlık gömleğimi ben peşkir yaparım size... Biz ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar, 156 Biz aynı yastıkta yatar gibi toprağa başlarını yan yana koyanlar, Biz,

yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye, saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye barsaklanmızı birbirimizin avucuna dökerek birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek gebereceğiz. Ve kadrolar parlatarak kara gömleklerinin beyaz kordonlarını gömecekler kadife koltuklara golf pantolonlarını... KARDEŞLER] Onların adına benziyorsa adınız eğer adınızı değiştirin. Vebanın girdiği kapıdan girin onların evine atmayın ayak... Onlar istiyorlar ki çift ağızlı baltalarıyla yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -o kara gömlekleri beyaz kordonlu golf pantclonlu kadroların...... 157 HOŞ GELDİN Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun. Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü, özledik. Gözledik... 158 Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta... Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaiktimiz yok. YÜRÜYELİM...... (1932 Birinciteşrin &. Çarşamba gecesi > 159 ORADA TANIDIKLARIM II «— Nâzım yoldaş, benim kızım beş yaşında. Benim kızımın annesi 1922 senesi. , Benim kızım dinledi ilk duvarcı türküsünü kurduğumuz yapının. Yapı yükseldi yapı büyüdü. Yeni yapıda yeni dokumacılar yeni renklerle yeni kumaşlar dokuyor. Benim kızım büyüdü, Benim kızım Alfabe okuyor. Ben büyüdüm felsefe okuyorum......» 160 Bir masa Başında masanın beyaz keten elbiseli tavariş Marusa. Duvarlarda fotoğraflar, bakıyorlar insana rüya görür gibi. Duvarlarda fotoğraflar— bir fabrika avlusunda çekilmiş bazıları, üzerinde bazısının Moğol, Uygur, Çin, Lâtin, Rus, Tatar yazılan... Bir masa. mavi bir Uıkranya kâsesi. Karanfiller. Manisa'nın sesi: — «Sene 918. Zırhlı trenle Kiyef e gitmedeyiz. Kış. Gece. Kar.

Ayın içinden bir manzara gibi Ukranya stepleri karın altında yatıyorlar. Havada tek bir insan sesi yok. Dünyanın üstünde donmuş bir dünya gibi susan havada yalnız tekerleklerin şarkısı. Kış. Gece. Kar. Vagonda bizimkiler uyuyorlar. Kapı açık. Yıldızlar düşüyor içeriye. İpekli bir klımaş yırtar gibi yürüyor yırtarak geceyi tren. Uyuyor bizimkiler. Bekliyorum ben Mahno'dan esir alınan 161 iki köylü neferi. Yıldızlar düşüyor içeriye. Gözlerime yalvarıyor esirlerin gözleri: — «Bırak bizi bırak bizi bırak... Aç gözlerle aç öküzler bekliyor bizi. Bekliyor bizi toprak. Bırak bizi bırak...» Kapı açık. Yıldızlar düşüyor içeriye. öldürebilirim, yalvaran gözlere bakamam. Başımı çevirdim geriye.. Ve tekrar baktığım zaman karın üstünde iki korkuydu kaçan. Diz büktüm. Mavzer. Geçti bir saniye. «Bırak bizi» Üç saniye.. «Aç gözlerle aç öküzler» Dört saniye.. «Belkiyor bizi toprak» 162 Beş, altı, yedi.. ' Namluda arpacık titredi. Geçiyor saniyeler. Mavzer. Kaçanların peşinden altı fişenk yaktım. Ve hiç biri değmedi hedefe. Nasıl oldu bu? Gökte uçan turnayı gözünden vuran kadın, Vuramadın... Vurmalıydım ama.. Kavgada düşmanın aile ismi sorulmaz. İnkılâbın nöbetinde dolaşık yumak gibi bir yürekle durulmaz.. Kış. Gece. Kar. Hatıralar.. Hatıralar.. Köyden yoldaşlar göndermiş Ukranya ekmeği yemez misiniz?

Beyaz keten bir örtü. Tombul esmer bir Ukranya ekmeği. Çavdarlı bir yaz kokusu esmer ekmekte. Masa. Başında masanın beyaz keten elbiseli tavariş Marusa...!.. 163 HİCİV VADİSİNDE BİR TECRÜBEİ KALEMİYE Bir varmış bir yokmuş. Develer tellallık edip satarken develeri, bir benim babam varmış, bir de zatımuhteremin pederi. Benim babam, dazlak kafalı ufak tefek bir adam. O bir zatımuhteremin pederi ikinci Sultan Hamid'in meşhur hırsız seraskeri. 164 Benim babam, dolu koymuş boş çıkmış, bütün ömrünce çevirmiş simsiyah defterleri. O, bir zatımuhteremin pederi— Yemen çöllerinde açlıktan ölenlerin suyundan, ekmeğinden çalarak, kumun üstünden akan kandan yüzde yüz komisyon alarak han, hamam, apartuman yapmış... Ey zatımuhterem! Şaire, «kısa kes, diyelim, sözlerini!» Ölmüş sizin serasker peder. Benim de babam öldü. Ve dünyaya yummadan evvel ışıklı çocuk gözlerini siz onun yanınday diniz. Son beş papelin hesabım vermeden ölmesin, diye kalbinin atışım saydınız. Tutmuyordu babamın öpülesi elleri. O eller.. Babamın gözleri artık simsiyah defterleri göremiyordu... Fakat yine siz haklısınız: o gündü hesap günü. Taktınız tenezzülen kendi elinizle siz bir ölünün burnuna gözlüğünü, beş papelin hesabını istediniz. 165 İşte o hesabı şimdi ben veriyorum. Sîze bir tokat borcum vardı. Dikkat! Kolumu geriyorum. İkimiz karşı karşıyayız. Sizin peder Ölmüş. Öldü benim babam. Karşı karşıya kaldık iki meşhur adara. Benim şöhretim nerden gelir, ben neyimle meşhurum— —MALÛM!.. Size gelince; sizi meşhur eden şey: hırsız bir babanın kanlı altınlarını çalan hırsız bir oğlun parasıdır. Sizin şöhretiniz : lanetle dolu bir yükün çuval darasıdır. Şöhretiniz : Şöhretiniz: kıvrak çengiler, büyük kemancılar veren çingene çadırlarının yüz karasıdır.

İnanmazsanız eğer, karıştırsın âlim efendiler kalın yapraklı kitaplar gibi seneleri: anlarsınız ki, Edime boyu çingeneleri, görmemiştir soyunuz gibi bir soyu... Bir varmış bir yokmuş. Develer tellallık edip satarken develeri, bir benim babam varmış, bir de zatımuhteremin pederi. Ey zatımuhterem! Ölmüş sizin serasker peder. Öldü benün babam. Karşı karşıya kaldık iki meşhur adam... 103S 166 167 Gece ce kar-pencerelerde. Bir şarkı söylüyorlar içerde. Bu, giden kardeşimin en sevdiği şarkıydı. En sevdiği, şarkı... En sevdiği... En... Kardeşler, bakmayın gözlerime ağlamak geliyor içimden... Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar— uzaklaşıp kavuşulmamayı hatırlatıyor. İstasyonun üçüncü mevki bekleme slonunda siyah başörtülü, çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor.. Gece ve kar pencerelerde. Bir şarkı söylüyorlar içerde!.. 1033 GİDEN Camların üstünde gece ve kar. Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar— uzaklaşıp kavuşulmamayı hatırlatıyor. İstasyonun üçüncü mevki bekleme salonunda siyah başörtülü, çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor. Ben dolaşıyorum... 168 169 i ÜÇ SELVİ Kapımın önünde üç selvi vardı. Üç selvi. Selviler rüzgârda sallanıyorlardı. Üç selvi. Kökleri yerde, başlan yıldızlarda üç selvi. Selviler sallanırdı rüzgârda. Üç selvi. Bir gece düşman bastı evi. Üç selvi. 17fl Yatağımda öldürüldüm ben. Üç selvi. Kesildi selviler köklerinden. Üç selvi. Artık ne kökleri yerde, başlan yıldızlarda üç selvi. Selviler sallanmıyor rüzgârda. Üç selvi. Mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor üç selvi. Kanlı bir baltayı aydınlatıyor üç selvi. 1933

171 Dinle havaları: havalar seslerin yoludur, havalar seslerle doludur: toprağın; suyun, yıldızların ve bizim seslerimizle... Pencereye gel! Havalan dinle bir: Sesimiz yanındadır, sesimiz seninledir... 1933 SES Çeneni avuçlarının içine alıp, duvara dalıp kalma!.. Çeneni avuçlarının içine alma!.. Kalk! Pencereye gel! Baki Dışarda gece bir cenup denizi gibi güzel, çarpıyor, pencerene dalgalan.. Gel! 172 173 BİR AYRILIŞ HİKÂYESİ Erkek kadına dedi ki: — Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlanmda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: — Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, (kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde binbeşyüz, yüzde hudutsuz kere yüz..." 174 Kadın erkeğe dedi ki: — Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum: Toprağın— Yüzü güneşli bir ana gibi— en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR... 175 SEN En güzel günlerimin üç mel'un adamı var: Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını yer yer tırnaklarımla kazıdım hatıralarımın camını... En güzel günlerimin

üç mel'un adamı var: Biri sensin, biri o, biri ötekisi... Düşmanımdır ikisi.. 176 Sana gelince... Yazıyorsun.. Okuyorum.. Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın bu rütbede alçalabilmesinıden korkuyorum.. Ne yazık!.. Ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var, senin ve benim en güzel günlerimiz.. Kalbimin kanıyla götüreceğim ebediyete ben o günleri.. Sana gelince, sen o günleri— kendi oğluyla yatan, kızlarının körpe etini satan bir ana gibi satıyorsun!. Satıyorsun: . günde on kâat, Mr çift rugan pabuç, sıcak bir döşek ve üçyüz papellik rahat için... 177 En güzel günlerimin üç mel'un adamı var : BM sensin, biri o, biri ötekisi... Kanlı bıçaklı düşmammdır ikisi... Sana gelince... Ne ben Sezarım, ne de sen Brütüs'sün... Ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana küssün. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.. 1933 AMERİKAN ŞAİRLERİNDEN TERCÜMELER Martin Russak, Ealph Gheyney, Jim Waters Nail V. ile beraber tercüme edilmiştir. 178 BİR DOKUMACININ ÖLÜMÜ Martin Russak'tan Şehri boydan boya örtmeğe yetecek kadar harikulade bir örtüyle örtecek kadar ipek dokumuştu o... Fakat şimdi o : uzanacaktır; çamurlu, kurtlu ve basık bir damın altında, ebediyen karanlık bir akşamın altında.. 181 Değil bir lokma ekmek için; muazzam servetler yaratan onu temizce gömmek için,— dokumacı arkadaşları!— size bir şey demeğe geldim : Sizden, sizin ayrı ayrı hepinizden beş on para istemeğe geldim. 182 JACQUARD MAKİNASINTIN ÇİÇEKLERİ Ne güzel, ne güzeldir, Jacquard makinasmda dokuduğum yeşil, kızıl, mor ışıltılı çiçekler... Onlar bana; Haledon'da bir çayırı, kın ve ağaçlan hatırlatıyor..

183 Martin Russak'tan Bahar... Pırıldıyor güneşte papatyalar... Güzel Jacquard çiçekleri... Onlar bana; tatlı Pequonaok kıyılarını ve göz kamaştırıcı yamaçlarını hatırlatıyor. Ey güzel ve hazan; hazin Jacquard çiçekleri... HAYKIR BEBEK Ralph Cheyney'dem 184 Dünyaya hoş geldin bebek! Ağzını aç ve bağır.. 929'da Hoover'in memleketinde dünyaya gelmek En büyük felâket sayılır... Dize eğer «ister miydiniz bu küçüğü» deseler, biz, yalan söylemeden cevap veririz: — Hayır... Pembe yumuk yumruklarım sık ve daha kuvvetle bağır... Sen, biz büyüklerden daha akıllısın bebek!.. Yemek yemek istersin ve susturmak kabil değildir seni vermeden yemeğini... Kocaman gözlerin sorarlar: «Siz kimsiniz?» 185 — Baban... O bugün bir ücretli esirdir, sen ona meydan okumalı, sen onu yenmelisin... Ve yarın... Öldüğüm zaman papatyalar ve lahnalar bitecek üstünde beni örten toprakların... Bana sadık kal demiyorum. Ben daha iyisini beklerim senden.. Senin bu memlekete sadık olmam da istemiyorum. Burada doğduysan eğer kabahat senin değil.. Göbeğini kesenin değil.. Onu ben de yolda bulamadım. Kristof Kolomp keşfetti onu. Ve sonra atıldı zindanlara, zindanda öldü... Daha hızlı bağır bebek!. Uzun uzun memeyi em ve büyü... Yalnız bir şeyi bil; sen bir amelesin ve elleri yumuşak olanlara hiç bir zaman, sonuna kadar itimat etmemelisin. 186 ANNA MC GUIRE

Anna Me Guire, İyi bir kadın arkadaşımdı benim, o delikanlı yaşımdı benim... Benimle aynı fabrikadaydı yeri... Sıcak yaz geceleri, şehrin içinden akan nehrin kenarında, tahta sıralarında oturur birlikte dondurma yerdik., Jim Waters'ten 187 Bu çok eski günlerdeydi.. Dün : Anna'yı bir herifin kolunda gördüm. Üstünde güneşli bir deniz gibi, batan bir ağustos güneşi gibi ışıklı bir gece esvabı vardı. Ben, okudum yeni mesleğini onun, yanaklarının ve dudaklarının renginden... 188 PORTRELER ŞİİRİME DAİR Ne binecek sırma palanlı bir atım, ne bilmem nerden gelirâtım, ne mülküm, ne malım var. Sade bir çanak balım var. Rengi ateşten al bir çanak bal! Balım herşeyim benim.. Ben mülkümü ve malımı yâni bir çanak balımı koruyorum haşarattan. Bekle kardeşim bekle.. Çanağımda balım olsun, gelir ansı Bağdat'tan.. 191 BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE HİCİV DENEMELERİ «Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın.» T. FSen çıkmadın çıkardılar karşıma seni! Kılk, kara elleriyle tutup enseni gövdeni yerden bir kanş kaldırdılar, sonra birdenbire bırakıp yere seni pantolonumun paçasına saldırdılar. 192 Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa, bir düşün ki, son defa

aiüayabilesin: Sen bu kavgada bir nokta bile değil, bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin!... Ben, kızabilir miyim sana? Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir bir posta tatarına bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp uşağını dövmek!. Sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler tutulup kulaklarından birer birer teşhir edilirler.. Ben, sadece söküp bir fitnenin otuz iki dişini, ve Babıâli kaldırımlarına döküp geleceğini, geçmişini aldım omuzuma işte bu teşhir ismi... Bir düşün oğlum, bir düşün ve inkâr etme ki; Keteon matbaasında ut çalıp ayak şarkıcılarına beste tâlim eylemek, ve o biçare Larus'un ırzına geçip zatını âlim eylemek, sana pek zor geldi ki, demek; aranızda dolaşır görünce benim «Orhan Selim» adlı dilsiz ve kolu bağlı gölgemi, hemen azıya alıp gemi 193 Faşisto-demokrato-lifoeral bir jurnal yazıp delikanlıyı yere çalmak ve bir miktarı minasip elden almak istedin!.. Elden alıp, almamana, karışmam ama, biz, gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama! Bir düşün oğlum, bir düşün, ey göbekli patron veletlerinin «Doğru yol» göstericisi, bir düşün ey yetimi Safa, bir düşün ve hatırla ki, son defa : O, takma aslan yeleli Namık Kemal üstadın senin; abanoz ellerinden zenci kölesinin sora altın taslarla şarap içerek ve «didarı hürriyet»in dizinde kendi kendinden geçerek: «Yüksel ki yerin bu yer değildir, • Dünyaya geliş hüner değildir!» demiş... Sen de yükseldin uyup onun sesine «La dam o kamelyanın» fesli figüranlığmdan Ahmet Haşim'in «Degüstasyon»daki iskemlesine.. 194 Bir düşün oğlum! Bir düşün ve mezarların hududunu aşma! Kendine güven üstat babana değil, bir ölüyü koluna takıp dolaşma! Öyle zart zurt eşilmez toprağı gidenlerin! Rahat bırak oğlum rahat bırak uyusun

O muhterem «şehidi hürriyet» bey pederin! Hem böyle daha iyi. Çünki bak ortada na yeni bir İngiliz - Boer harbi var, ne de tebrik istiyen bir İngiliz elçiliği.. Ölüleri rahat bırak oğlum. Bahat bırak uyusun benim de gidenlerim! Sen de bilirsin ki ben ne dedemden miras bekledim, ne babamdan şeref, şan! Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum. Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum ne de tecrübelik bir tavşan. Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim, ve bir kavganın adsız neferiyim.. Ey ihtisas mahkemeleri kaçağı ve Despinis Koko'nun aftosu, ey marka malı kör provokatör, 195 ve ey zavallı yetim... Yoktur şimşiri kahrını inkâra niyyetim... Kokla, çek ve iç, üzülme hiç... Billahi cihan bilir ki, sen kahraman, ulusal muhaliflerimizdensin! Kokla, çek ve iç üzülme hiç. Yalnız, arasıra bakıp, aynalara bir deve derisinden beli değnekli Hacivat düşün. Bir düşün oğlum: müdahin, çelebi hazreti Hacivat'ın giyerek harp ilâhı göbekli Mars'ın üniformasını kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını. Bir düşün oğlum, bir düşün ey sayın provokatör... Her dövüşen sersemdir senin için Her anlayıp inanan kör. Ve sen ki, bir fikre bağlanışın azılı düşmanısın; anlat bana nasıl oldu şu, , anlat bana nasıl oldu da sen, yanarak boynu müsellesli bir mason imamyla boyamak istedin Süleyman'ın çift sütununu o biçare «hürriyeti efkâr»m kanıyla? Hem, ne derin bir inanışmış ki, bu, ne müthiş bir ateşle yanışmış ki, bu, göze aldırmış sana fenafil-maşnkı âzam olmayı, mason localarına üç defa baş vurup mason localarından üç defa kovulmayı. 196 Bir düşün oğlum, bir düşün ve inkâr etme ki; gizli gece yolculuklarından kalmadır senin alın terin. Sen her gece el ayak çekilince «Nuvel Literer» in bir arşınlık duvarımdan aşarak ve parmaklarının ucuna basıp dolaşarak yapraklarında onun, apartırsın satırlarını birer, birer Cingözle beraber. Fakat her duvar bir karış değildir. Her duvardan atlamayı kesmez senin gözün ve her fikrin açılmaz kapıları maymuncuğuyla Cingöz'ün... Okuman lâzım evlât.

Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filân bırakıp okuman... Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa, bir düşün ve benden öğren ki son defa : FİKİR dediğin şeyin Karabet ustanın uduna benzemez suratı, O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız, ne «VatanSilistre» de Abdullah çavuşun tiradı, ne de «Bir akşamdı» da müteverrim bir bayan ilâcıdır. O, şahlanmış bir kavga atı, kaim kabzalı bir savaş kılıcıdır. Bu ata atayacak yürek ve bu kabzaya bilek gerek... 1935 - 7 - 20 -11 197 ORHAN SELİM Benim sıska benim cılız benim zavallı çocuğum Orhan Selim! Sen * benim, ne gözüm ne kolum ne kafamsın; sen benim, bir kurşun balyası gibi sıska sırtına bindiğim ve alnının teriyle geçindiğim ilk ve son adamsın! Sana sevgi sana saygı sana minnetle uzanıyor elim. Sen yaptığı iyiliği yüze vuran değilsin ve ben nankör değilim.. Benim sıska benim cılız ve üstüne üstlük bir yudumluk soluğuna bakmadan şişirilmiş davulların arasında türkü söylemeğe kalkan benim sersem çocuğum Orhan Selim! Kalmasın hatırın ama, yok okumağa değer bir tek satırın! Böyle hiç bu kadar boş bundan daha kötü verim verilmez! Deme ki «gösterilmez 198 199 daha usta bir marifet iki papele!» Bak: içleri boş kalıpları fırlatarak, tutarak cümlelerde senden iyi hokkabazlık yapıyor delikanlı doçentlerin en cahili bile!.. Benim sıska benim cihz benim zavallı çocuğum Orhan Selim! Bu sözlerim yüreğini ters taraftan sarmasın, yüzün kızarmasın! Boş ver, aldırma pek! Kötünün kötüsü yazman gerek! Bu bence daha doğru

daha iyi... Yalnız unutma bir şeyi: yorulur da ayağın kayarsa eğer seni herkesten önce ben taşlarım! Fakat bugün sende beni sattığını gösteren . bir tek satır bulanm alnını karışlarım! KEMAL AHMET Kafası yüzde yüz uygun muydu kafama bilmiyorum, ama o benim soyumdandı. Etiyle, kanıyla değil, belki de heyecanıyla değil, batırıp parmaklarım kanayan yarasına beyninin ışığını sattığı için bir ekmek parasına. 200 201 Fakat ne yazık ki, o, namludan kopan bir kurşun gibi haykırıp, karanlık acıların camım kırıp güneşi dolu dizgin gözlerine dolduramadı! Gün geldi, ağrıdan ayakta duramadı. Ve işte o zaman çocuğunu boğan aç bir ana gibi, bir çözülmez çemberin kıvranarak içinde, boğdu kendi elleriyle yüreğini bir rakı kadehinde. Tutunmak istedi, kaçtılar; çalıştı; kırbaçladılar; susadı; kendi kanını içti o! Parça parça insan kafası satılan, kaldırımlarında aç yatılan bir caddeden mukaddes bir ıstırap şarkısı gibi gelip geçti o!.. 2Ö2 CEVAP:I Behey! Kara boynuz gibi kaşlı mukaddes Apis başlı adam; Behey! Kara maça bey! Sen şiirin asil kamusuyla konuşuyorsun, ben asaletten anlamam. Şapka çıkarmam konuştuğun dile, düşmanıyım asaletin kelimelerde bile. 203 Behey! Kara maça bey! Ben bilirim bu tehevvür bu şiltâyaaat niçin? Bilirim beni uykumda boğmak için bekliyorsun geceyi.. Ben ki bileklerimde tel kelepçeyi bir altın bilezik gibi taşımışım, ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp kıllı kalın ensemi kaşımışım, tehdidine pabuç bırakır mıyıon hiç? Behey! Kara boynuz gibi kaşlı mukaddes Apis başlı adam, Behey! Kara maça bey! behey, yüzü kara. Ruhunu zenci bir esir gibi çıkardın pazara, bir orospu odası yaptın kafa tasını... Hâkî ceketli ölülerin ceplerinden

çalarak parasını satın aldın kendine İsviçre dağlarının havasını. Ve işte bundandır ki, bugün ablak sarı suratında senin kanlı altınların kızıllığı var.. 204 Acayip rüzgârlar esmiye görsün başımdan. Yoksa musahhih maaşımdan haftada üç papel taksite bağlayıp seni bir şamar oğlanı gibi kullanırım. Beyimin böyle işlerle ülfeti var sanırım, mükemmel yapar vazifesini.. Behey! Kara maça bey. Halka ahmak diyen sensin. Halkın soyulmuş derisinden sırtına frak giyen sensin. Yala bal tutan beş parmağını beş çürük muz gibi, homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi. Meydan senin... mi dersin? Hatâ edersin, bizde o göz var mı baksana!! Ben içirmek için sana kendi kara kanını bir ateş çemberle çevirdim dört yanını! Sağa git yok geçit, sola git yok, ileri geri yok. Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok bir akrep gibi intihar et... 205 CEVAP: II İki serseri var: Birinci serseri köprü altlarında yatar, sularda yıldızları sayar geceleri.. İki serseri var: İkinci serseri atlas yakalı sarhoş sofralarında Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır. Fransız emperyalizminin idare meclisinde ayvazdır... 206 Ben : ne köprü altında yatan, ne de atlas yakalı sarhoş sofralarında saz çalıp Arabistan fıstığı satan-lann şairiyim; topraktan, ateşten ve demirden hayatı yaratan-lann şairiyim ben. İki serseri var: İkinci serseri yolumun üstünde duruyor ve soruyor bana: «PROLETER dediğimin ne biçim kuş olduğunu?» Anlaşılan Bağdadî şaklaban unutmuş, Mösyö bilmem kimle beraber Adana - Mersin hattında o kuşu yolduğunu... İki serseri var: Birinci serseri pencerelerden bir gölge gibi girer geceleri.. İM serseri var: İkinci serseri 207 halkın alınterinden altın yapanlara kendi kafatasında hurma rakısı sunar.

Ben hızımı asırlardan almışım, bende her mısra bir yanardağı hatırlatır. Ben ne halkın ahnterinden on para çalmışım ne bir şairin cebinden bir satır... İki serseri var: İkinci serseri meydana dört topaç gibi saldığım dört eseri sanmış ki yazmışım kendileri için. Halbuki benim bir serseriye bitap eden ikinci yazım işte budur : Atlas yakalı sarhoş sofralarının sazı, Fransız sermayesinin hacı ayvazı, bu yazdığım yazı örse balyoz salanların şimşekli yumruğudur katmerli kat kat yağlı ensende.. Ve sen o kemik yaladığın sofranın altına girsen de, -dostun KARAMACA BEY gibi- • kaldırıp kaldırıp yere eaaal•makiçin canım burnundan aaal--mak için bulacağım seni.. Koca göbeklerin RUSEL kuşşağı sen, sen uşşşak murabbaı, sen uşşşak mik'abı, satılmış uşşakların uşşşşağı sen!!! 208 Cevap: III BİR KOMİK ÂDEM Gözleri, kulakları, elleri, ayaklarıyla, han, hamam, apartıman ve konaklarıyla, 16 sayfalan, baskı makinaları-tanklarıyla, yamak ve yardaklanyla hücuma kalktılar!. Hele içlerinde öyle bir tanesi var, öyle bir tanesi var ki: İnsanın yüzüne öyle bakar, öyle melûl bakar ki; toka edersin eline papelini, 209 ve sıkar sıkmaz onun ince belini sivri dilli, zilli bir bebek gibi çırpar elini... O bir komik âdemdir. Portakal Oğlu zâdemdir. Han, hamam, apartmıan ve konaklarınızla, çatal, bıçak, tabak ve bardaklarınızla, ı yamak ve yardaklarınızla hücuma kalktınız! Hak varsa eğer, hücuma kalkmak hakkınız.. Efendiler, İkinizle teker teker paylaştık kozumuzu! Şimdi sıra onun, gelsin o!!! Gel! Sen: itlerini öne itip karanlıkta yol kesen hatip!!! Sen: Beşinci Mehmed'in saltanatını, Halifenin altın naili kır atmı, # papellerin kat katını ve teneke suratını doldurup torbana sıska sırtında taşıyorsun.. Torbanı doldurmak için yaşıyorsun. Bana gelince, 210 ben: geniş omuzlarımda dimdik bir kelle taşıyorum. Ve yaşıyorum : kellemin içindeki için.. Farkındayım niçin : Kan fışkırıyor bana bakan «âteş feşan?!» gözlerinden... Ve niçin : cümleler ezberlemişsin

Fehim paşanın sözlerinden... Fehim paşanın hayrülhalefi, bize sökmez afi... Çıkmak istediğim yaldızlı bir merdiven yok. Kalbimin elinde ipek eldiven yok.. Çıplak bir yumruk gibi kalbimi soymuşum. . Kellemin içindeki için, kellemi koymuşum.. Sen... Hayır. Seninle böyle konuşmak istemem... Hem, ben ki yegâne asaleti dişli düşmanla boğuşmakta bulanım, seninle boğuşmak istemem... 211 Sen bir komik âdemsin. Portakal Oğlu zâdemsin. Toka ederler papelini, sıkarlar senin belini sivri dilli, zilli bir bebek gibi çırparsın elini. Sen bir komik âdemsin!. Sen... Fehim paşamn hayrülhalefi............ Bu kadarı kâfi...... Bu yazımın kâfi derecede kuvvetli olmadığını muterifim. Kabahat bende değil, ilham edende. 212 KARIMA MEKTUP 33—11—11 Bursa Hapisane Bir tanem! Son mektubunda : «Başım sızlıyor yüreğim sersem!» diyorsun. «Seni asarlarsa seni kaybedersem;» diyorsun; «yaşıyamam!» Yaşarsın kancığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda: yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda • ölüm acısı. 213 Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nâzım'a! Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız

yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... 214 Karım benim! İyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim : ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dâva ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı, Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı. 215 AF Bin bir gece kitabını bıraktım. Bir cıgara yaktım. Baktım demirlerin arasından: Sihirli bir ayna gibi ışıldamakta yıldızlanın her bir tanesi. Gece. Bursa mahpushanesi.. Kuş uçmaz kervan geçmez karanlık bir gölün dalgalandı suyu. Heyecanda, alt kat «Birinci Cinayet» malta boyu; sivri siyah külahlılar heyecanda. 216 Dudaklar bembeyaz alınlar kırışık. Bir duvar çatlağından sızdı bir damla ışık. Kprlerin şehri homurtularla ileri! Körler karanliklarindaki rüyaya gidiyorlar! Af var!» diyorlar, «çıkacağız şapkayı yana yıkacağız. Toprak güneş kadın hava.. Vapura bin, tirene bin bin tramvaya! Kelepçesiz jandarmasız tek başına yapayalnız gezin dolaş! Ormanda yat, dağlan aş! Dolaş, dolaşabildiğin kadar!» Heyecanda sivri siyah külâhlılar! Hapislik olmuyor dalga geçmeden... Halbuki ben... Baktım ki, elimde bitmiş cıgaram bir nefes içmeden. 22/10/1933 217 ÜÇ ADAM Adedi devir sıfır. Şehir sustu. , Kenetlendi nokta nokta şehrinin asfalt-beton-çenesi: Bin dokuz yüz nokta senesi nokta nokta ayında.. Cadde boş. Bir uçtan bir uca koş. Cadde boş! bomboş, cebim gibi... Kesildi akmıyor su... Ne bir motor uğultusu ne dönen bir tekerlek var.

218 Rüzgâr: sürüklüyor asfaltta Mister Ford'un adını: duvardan kopan renkli bir ilân kaâdını kaldırımda savuruyor. Üç adam, üç adam duruyor: Birincinin kolunda kırık bir keman var, ikincinin başında silindir sırtında firak, üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak.. Sokak Sokakta ıslık çalarak enseni kaşıya kaşıya, geç karşıdan karşıya, yok ezilmek korkusu! Ne bir motor uğultusu ne dönen bir tekerlek var... Rüzgâr : çatıyor gitgide kara kaşlarını kesmiş düdük sesleri köşe başlarını. 219 Üç adam üç adam duruyor ve bir sarhoş türküsü söyliyerek topuklarını yere vuruyor.. Caddenm ortasında bağırıp durmayın! Topuklarınızı yere vurmayın! Nafile! Asfaltı getiremezsiniz dile! Nafile! Konuşmaz sesini kaybeden şehir : Okşamazsa eğer onların ceplerinde kilitlenen elleri bakır telleri!.. Üç adam üç adam duruyor. Birincinin kolunda kırık bir keman var. ikincisinin başında silindir sırtında firak, üçüncüsü kıllı bir maymun gibi çıplak.. Üç adam kayboluyor karanlıkta sallanarak... 220 PİYER LOTÎ «Esrar! Tevekkül! Kısmet! Kafes, han, kervan şadırvan! Gümüş, tepsilerde rakseden sultan! Mihrace, padişah, bin bir yaşında bir şah. Minarelerden sallanıyor sedef nalınlar, burunları kınalı kadınlar ayaklarıyla gergef dokuyor. Rüzgârlarda yeşil sakallı imamlar ezan okuyor!» 221 İşte frenk şairinin gördüğü şark! İşte dakikada 1.000.000 basılan kitapların şarkı! Lâkin ne dün ne bugün ne yarın böyle bir şark yoktu, olmayacak! Şark üstünde çıplak esirlerin aç geberdiği toprak! Şarklıdan başka herkesin orta malı olan memleket! Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar! Ağzına kadar buğdayla dolu ambar!

Avrupa'nın ambarı! Asya! Amerikan dretnotlarının tel direklerine senin Çinlilerin . uzun saçlarından sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini! Himalaya'nm en yüksek en dik en karlı tepesinde Britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar, kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar, Paryaların beyaz dişli ölülerini attığı Ganj'a. 222 Anadolu baştan başa Armistrong'un talim meydanı oldu. Asya'nın bağrı doldu. Şark yutmayacak artık. Bıktık be bıktık. İçinizden biri can verebilse bile açlıktan ölen öküzümüze, burjuvaysa eğer gözükmesin gözümüze. Hattâ sen sen Piyer Loti. Sarı muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti senden daha yakındır bize Fransız zabiti. Fransız zabiti sen, o üzüm gözlü Azade'yi bir orospudan daha çabuk unuttun. Kalbimize diktiğin Azade'nin taşını bir tahta hedef gibi topa tuttun. Bilmeyenler bilsin : sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin. Şarlatan!.. Çürük Fransız kumaşlarını yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan Piyer Lotü Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer.. 223 Maddeden ayrı ruha inansaydını eğer, şarkın kurtulduğu gün senin ruhunu Köprübaşmda çarmıha gerer karşısında cıgara içerdim. Ben elimi size verdim Size verdik biz elimizi kucaklayın bizi Avrupa'nın san-külotlan.. Sürelim yan yana bindiğimiz al atları. Menzil yakın. Bakın kurtuluş günü artık sayılı. Önümüzde şarkın gelecek inkılâp yılı bize kanlı mendilini sallıyor. Al atlarımız emperyalizmin göbeğim nallıyor. ŞERİF HULUSİ ASIM BEZİRCİ Bu kitabın başında Berkley'in de kitaba gireceği yazılı. Fakat kitabın sonunda yer kalmadı ve bu zat, zaten önce de okuyuculara boy göstermiş olduğu için, bu kitaba giremedi. 224 NOTLAR KISALTMALAR AB : Asım Bezirci/Asım Bezirci - «Nâzım Hikmet ve Seçme Şiirleri». İstanbul, 1975, A Yayınlan. AC : Ahmet Cevat - «Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları», İstanbul, 1937. AP : Nazim Hikmet-«Anthologie Poetique», Paris, 1964, Les Editeurs Français Reunis (Fransizcaya çevirenler: Hasan Gureh, F. Adil, Mar-Chal, M. emal) AY : Aydın Aydemir - «Nâzım», Ankara, 1970. BA : Besim Akımsar - «Nâzım Hikmet Ve Başkaları», İzmir, 1965, Kovan Kitabevi. Bl : Nâzım Hikmet - «Büyük İnsanlık», Sofya, 1970, Bulgarcaya çeviren Nikolay Tsonev, Narodna Kultura Yayınevi. BY : Bilgi Yayınları - Nâzım Hikmet, «Şiirleri I», Ankara 1974/

«Şiirleri II», 1975/«Şiirleri V», 1976/«Şiirleri VI», 1977. EB : Ekber Babayef - «Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri», C. I, Sofya, 1967. DY : Dost Yayınları - «Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri», I. Cilt, 1. Kitap, 1968, Ankara. GC : Giovanni Crino - «Nâzım Hikmet, Poesie», Bologna, 1960, Editori Riuniti (İtalyancaya çevirenler: Ignazio Ambrogio, Giovanni Crino, Joyce Lussu, Valso Mucci). 227 GY HV HY İZ KG KS LK NH NP NT OS ÖY RL SM SS SŞ ŞH ŞN Kemal Sülker - «Nâzım Hikmetin Gerçek Yaşamı», I. Istanbul, 1976; II, 1977, May Yayınlan. Nâzım Hikmet - «Henüz Vakit Varken Gülüm», İstanbul, 1976, Özgün Yayın. Hilmi Yücebaş - «Nâzım Hikmet Türk Basınında», İstanbul, 1967. Tzlem Yayınları: Nâzım Hikmet - «835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3», İstanbul, 1965/Nâzım Hikmet t «835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, Gece Gelen Telgraf, Portreler, 1 + 1 = Bir», İstanbul, 1973. Nâzım Hikmet - «Kerem Gibi», İstanbul, 1976, Özgün Yayın. Kemal Sülker - «Nâzım Hikmetin Polemikleri», İstanbul, 1968. Ant Yayınları. M. Labecka Koecherowa - «Nâzım Hikmet, Wiersze I Peomaty», (Varşova, 1973, Lehçeye çeviri). : Ekber Babayef - «Yaşamı ve Yapıtlarıyla Nâzmı Hikmet», İstanbul, 1976, çev. Ataol Behramoğlu, Cem Yayınevi. Nâzım Hikmet - «Nâzım İle Piraye», İstanbul, 1975, De Yayınevi, derleyen Memet Fuat. : Nikolay Tsonev - «Nâzım Hikmet, Şiirler», Sofya, 1960 CBulgarcaya çeviri). : Orhan Seyfi - «Nâzım Hikmet, Hayatı ve Eserleri», İstanbul, 1937, Cumhuriyet Kütüphanesi Özgün Yayın - «Nâzım Hikmet Türkiye İşçi Sınıfına Selâm», İstanbul, 1976. • : Rütten und Loening Yayınevi - «Nâzım Hikmet und im Licht Mein Herz, Gedichte», Berlin, 1971 (Almancaya çevirenler : Annemarie Bostroem, Paul Wiens, Stephan Hermlin). : Stelyos Moyopulos - «Nâzım Hikmet, Ta Erga Tu», Atina, 1959, C. I, 1976, C. II (Yunanca çeviri). -. Soliman Salom - «Nâzim Hikmet, Anthologia», Madrid, 1974 (İspanyolca çeviri). -. Nâzım Hikmet - «Seçilmiş Şiirler» Sofya, 1952, Bulgarca-ya çeviren Nikolay Tsonev. : Şerif Hulusi. : Kemal Sülker - «Şair Nâzım Hikmet», İstanbul, 1976, May Yayınları.. 228 TB ÜT VN VW zs Taner Baybars - «Nazim Hikmet, Selected Poems», London, 1967. Ülkü Tamer - «Nâzım Hikmet, Seçmeleri», İstanbul, 1968, 1970, 1971: 1972, 1974, 1976 (6. basım), Ararat Yayınevi. Vâlâ Nurettin - «Bu Dünyadan Nâzım Geçti», İstanbul, 1965, Remzi Kitabevi / 1975, Cem Yayınevi. : Volk und Welt Yayınevi - «Nasım Hikmet, Gedichte». Berlin, 1959 (Almancaya çevirenler: Annemarie Bostroem, Ernst Fischer, Paul Wiens, Heinar Kipphardt). Zekeriya Sertel - «Mavi Gözlü Dev», İstanbul, 1969, Ant Yayınları. 229 JOKOND İLE Sİ-YA-U Asım Bezirci

İLK BASIMLAR . Nâzım Hikmet Jokond ile Si-Ya-U'yu 1928'de Rusya dönüşü Hopa hapishanesinde yazmağa başlamış ve 1929'da İstanbul'da tamamlamıştır. Kasım 1929'da Resimh' Ay dergisinde «Jokond île Si-Ya-U Romanından İki Parça» yayımlanmıştır. Parçalardan biri «Şang-Hay», öbürü «Koşinşin Türküsü» adını taşımaktadır. Birinci parça, daha sonra, eserin «Üçüncü Kisım»ınm başına, ikinci parça ise «İkinci Kısım» mm sonuna konulmuştur. Ayrıca, 835 Satır'a (1929, S. 35-40; 1932, S. 35-40) «Jokond isimli romanın birinci kısmından bir iki kroki» alınmıştır. Alıntının sonunda, 835 Satır'm birinci basımında çerçeve içinde «Yakında bu romanın tamamı çıkacak», ikinci basımında (1932) ise «Bu romanın tamamı çıkmıştır.» denilmektedir. 835 Satır'a alman yerler ile Jokond İle Si-Ya-U kitabı arasında bazı ayrımlar vardır. Örneğin, Jokond İle Si-Ya-U'da «Birinci Kısim»da bulunan ve üzerine «11 Nisan», «18 Nisan» tarihleri konulan parçalar 835 Satır'da yoktur. Ayrıca, «21 Nisan» ve «27 Nisan» tarihleri arasındaki parça da 835 Satır'a alınmamıştır. «27 Nisan» tarihli kesimin 15'inci mısramdan («Paris telsizinin 230 haberlerinden) «2 Mayıs» tarihli kesime kadar olan parça da 835 Satır'm dışında bırakılmıştır. «27 Nisan» tarihli 835 Satır'da «22 Nisan» ve «21 Nisan» tarihi «1 Nisan» diye geçmektedir. Jokond İle Si-Ya-U 1929 yılı sonuna doğru Akşam Matbaasında 40 sayfalık küçük boy bir kitap halinde baslımıştır. SONRAKİ BASIMLAR Jokond İle Si-Ya-U, 1929'daki ilk basımından sonra birkaç kez yayımlanmıştır. — Jokond İle Si-Ya-U, Taranta Babu'ya Mektuplar, Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (Ankara, 1965, S. 1-30, Dost Yayınlan, hazırlayan: Şerif Hulusi). — Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri (Sofya, 1968, C. III, S. 5-42, derleyen ve basıma hazırlayan: Ekber Babayef). — Jokond İle Si-Ya-U (İzmir, 40 Sayfa, Kovan Kitabevi). — Nâzım Hikmet, Seçmeler (İstanbul, 1968, 1970, 1971, 1972, 1974, 1976, S. 91-120, Ararat Yayınevi, hazırlayan: Ülkü Tamer). — Destanlar: Kurtuluş Savaşı Destanı, Şeyh Bedrettin Destanı, Taranta-Babu'ya Mektuplar, Jokond İle Si-Ya-U, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (İstanbul, 1974, 1975, S. 109 -141, Özgün Yayınlan, hazırlayan: Süleyman Nebioğlu). •— Asım Bezirci: Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri (İstanbul, 1975, S. 240-288, A Yayınları). Çeviriler: — Rusça: P. Antokolski: N. Hikmet, Şiirler, (Moskhova, 1950, S. 143-155); N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, (Moskova 1951, S. 211-224); N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, (Moskova, 1953, S. 337-350); N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, (2. cilt, C. I, 1957, S. 325 - 338). — Yunanca: Stelyos Mayopulos, Nâzım Hikmet, Ta Erga Tu (Atina, 1959, S. 139-144; 1976, II, S. 117-141). — İtalyanca: Nazim Hikmet, Poesie (Bologna, 1960, S. 433 -450, çev. Giovanni Crino). — İngilizce: Randy Blasing/Mutlu Konuk, Selected Poems of Nazim Hikmet (Kanada, 1975, S. 11-31). — Farsça: Nâzım Hikmet, Jokond Ü Si-Ya-U, Nâmehâ-yı be231 rây-ı Taranta Babu, Dâstân-ı Şeyh Bedreddin (Tahran, 1348, 1352, S. 7 - 56, çev. Samin Bağçebân). — Fransızca: Nazim Hikmet, La Joconde Et Si-Ya-Ou (Paris, 1978, çev. Abidin Dino, Türkçe/Fransızca). Parçalar: Jokond İle Si-Ya-U'nun bazı parçalan çeşitli yayınlarda yer almıştır: — Yalçın Kaya. Nâzım Hikmet (İstanbul, 1950, S. 33, «Şanghay Şehri» başlıklı parça). — Besim Akımsar: Nâzım Hikmet Ve Başkaları (BA, İzmir, 1965, S. 103-104).

— Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, İstanbul, 1976, S. 146-148, çev. Ataol Behramoğlu). — Kemal Sülker: Şair Nâzım Hikmet (ŞN, İstanbul, 1976, S. 96 -102, «Jokond'un Encamı» başlığıyla eserin «Üçüncü Kısımdı). — Bilgi Yayınları: Nâzım Hikmet, Şiirleri 6 (BY-VI, Ankara, 1977, S. 55-59, «Üçüncü Kısım»dan). — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı» (GY, İstanbul, 1976, C I, S. 213). — Afşar Timuçin: Nâzım Hikmet'in Şiiri (İstanbul, 1978, S. 88 -100). BASIMLARDAKİ AYRIMLAR • Bunlardan Dost Yayınları basımındaki «Bengâle kaplanrı gibi» mısraı (Ş. 20) «Bengale kaplanları gibi» ve «fırlatılıyor havalara ince uzun bıçakları» mısraı (S. 24) «fırlatıyor havalara ince uzun bıçakları» olacaktır. Ararat Yayınevi basımındaki «Az kldı 'hayır' diye haykırarak» mısrı (ÜT, 1972, S. 101) «Az kaldı 'hayır' diye haykırarak», «pırıltılı yuvarlakla dolu» (S. 108) mısraı «Pırıltılı yuvarlaklarla dolu» ve «prova çanaklığında vardiyadayım» mısraı (S. 110) «pruva çanaklığında vardiyadayım» olacaktır. Ekber Babayef basımında «yıldızlı bir balığın sarılmıştı boynuna.» mısraı (S., 19) «yaldızlı bir balığın sarılmıştı boynuna.» olacaktır ve «çerçevede resmin gözleri yanıyor.» mısraını (S. 37) «yanıyor.» mısraı izleyecektir. Özgün Yayın basımında (S. 134) «Üçüncü Kısım»m 19. mısraı olan «Ne acayip yer be Şang-Hay...» mısraı atlanmıştır. Son bölümün bitiminde aşağıdan beşinci mısradaki (S. 141) «elbet» sözcüğü «ebet» olacaktır. 232 YARGILAMA VE BERAAT Jokond İle Si-Ya-U yayımlanınca Nâzım Hikmet'in öbür dört eseriyle birlikte komünizm suçlamasıyla kovuşturmaya uğramıştır. Bununla ilgili olarak basında önce şöyle bir haber çıkmıştır : «...1 + 1 = Bir, 835 Satır, Jokond İle Si-Ya-U, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3 isimli kitapları evvelâ Dahiliye Vekâletinin nazarı dikkatini celbetmiş ve Vekâlet İstanbul Polis Müdüriyetine yazdığı bir tezkere ile bu eserlerin müddeiumumiliğin nazarı dikkatini celbedip etmediğini sormuştur. Polis Müdüriyeti keyfiyeti müddeiumumilikten sormuş, müddeiumumilik de bu istilâm üzerine mevzubahs eserleri tetkik ederek komünistlik propagandası mahiyetinde görmüş ve dava açmıştır. İstintak hakimi, Nâzım Hikmet hakkında yazdığı kararda, kendisine komünist şairi unvanını vererek bu rejimi propaganda maksadıyla şiirler yazmakla tahtı zanna almış ve Ceza Kanununun 311 ve 312. maddeleri mucibince İkinci Ceza Mahkemesine sevketmiştir.» (1). Fakat 10 Mayıs 1931'de mahkeme Nâzım Hikmet'in beraatına karar vermiştir: «...Şair Nâzım Hikmet Bey aleyhine müddeiumumilik tarafından ikame edilen muhtelif halk tabakalarını birbiri aleyhine tahrik ve komünistlik yapmak davası hakkındaki karar dün sabah İkinci Ceza Mahkemesinde tefhim edilmiştir. (...) «Kararda 'Sesini Kaybeden Şehir' isimli şiir mecmuasından dolayı evvelce takibat yapıldığı için yeniden karar ittihazına mahal olmadığı, 1 + 1 = Bir, 835 Satır, Jokond İle Si-Ya-U, Varan 3 isimli şiir mecmualarında ise şairin kasdı cürmisi görülmediği ve bu yazıların eşhası cürüm ikama tahrik mahiyetinde olmadığı ve anasırı cürmiyeniıı de bulunmadığı esbabı mucibesiyle izah edilerek hakkında ittifakla beraat kararı verildiği zikrediliyordu. «Beraat kararı mahkemeyi dolduran samiin tarafından şiddetle alkışlanmıştır.» (2). Nâzım Hikmet beraat kararından sonra basma verdiği bir demeçte şöyle demiştir: (1) Cumhuriyet, 5.5.1931. (2) Cumhuriyet, 11.5.1931/Daha çok bilgi için bak: Kemal Sülker-Nâzım Hikmet'in Duruşmaları, Yeni Dünya dergisi, Mayıs 1975. 233 «Burada mevzubahis Jokond İle Si-Ya-U isimli kitabımdır. Ben bu eserimde Çin'deki muazzam kurtuluş hareketine karşı duyduğum derin sempatiyi tespit ettim. Fransız ve İngiliz

emperyalizmine hücum ettim. Bu kitap için, beni, onların mahkemeye vermeleri icap ederdi.» (3). ESERİN NİTELİĞİ Jokond İle Si-Ya-U (1929) masalla destan arası, yarı fantastik ve yarı sembolik bir eserdir. Kaynağım şairin yaşantılarından alır: Şair Emi Si-Ya-U, N. Hikmet'in Moskova'daki okul arkadaşlarından biriymiş. Paris'teyken Jokond'a âşık olduğunu söylermiş. Sonradan Çin'de, Çan Kay Şek döneminde başı vurularak öldürüldüğü duyulmuş. Eserden öğrendiğimize göre: Leonardo da Vinçi'nin ünlü Jokond tablosu, sık sık Louvnı gezmeğe gelen öğrenci/işçi Si-Ya-U'-ya tutulur. Sevgilisi Çin'e dönünce, o da geceleyin müzeden kaçarak oraya gider. Yazık ki, tam ona kavuşacağı sırada, Si-Ya-U yakalanır, meydanda idam edilir. Ardından Jokond da yakayı ele verir ve yakılır. Fakat yanarken dahi gülümsemesine devam eder. Nâzım Hikmet bu olağandışı, bu düşsel hikâyeyi alttan alta antikapitalist ve antiemperyalist bir ruhla besler. Si-Ya-U'nun başı «kana bulanmış san bir güneş gibi» ayağının dibine düşünce, Jokond dayanamaz, baş kaldınr. Başka bir deyişle, artık hayata, insanlann arasına, kavgaya katılır. Böylece, yalnızca estetik değil, politik bir işlev de yüklenmiş olur: (...) Jokond'u düşman elinde bir şehrin kapısından gece gizlice çıkarken gördüm; onu süngülerin çatıştığı bir kapışmada bir Britanya sabisinin gırtlağım sıkarken gördüm. (...) Bu parçadan da çıkarılacağı üzre, Jokond İle Si-Ya-U hem ro( 3) Cumhuriyet 11.5.1931. 234 mantik bir aşk masalı olarak, hem de gerçekçi bir siyasal taşlama olarak yorumlanabilir. Belki Jokond yalnızca sanatın, güzelliğin ve sevginin değil, özgürlüğün, kardeşliğin ve eşitliğin yani sosyalizmin de simgesidir. Dudağından eksik olmayan gülümsemesi de belki umudun, ülkücü iyimserliğin, yarma (sosyalizme) ve güzelliğe (sanata) inancın belirtisidir. Yakılarak öldürülmeğe bile gülerek göğüs germesi de belki bundandır. Bütün bu yorumlar esere çok boyutlu bir kimlik, içerikçe zenginlik sağlamaktadır. Jokond İle Si-Ya-U'da anlatım, 835 Satir'a oranla, az hareketlidir. Buna karşılık, uyaklara ve renkli tasvirlere verilen önem dalıa çoktur. Benzetmeler —özellikle somut -olanları— geniş yer tutmaktadır. Eser halk hikâyelerinden esinlenen «Bir îddia» ile başlamakta, Şeyh Galip'in bir beytiyle bitmektedir. Ayrıca, metinde halk ağzına özgü deyimlere, tekerlemelere de rastlanmaktadır. Bu da şairin gelenekten, halk ve divan edebiyatından yararlandığını göstermektedir. Gelgelelim bu yararlanma, hiçbir zaman geleneğe dönme ya da geleneği sürdürme kılığına girmemekte, onu ilerici bir görüşle özümleyip kullanarak aşma biçiminde belirmektedir. Çünkü, bu aşma çabasının temelinde şairin yıldan yıla gelişen araştırıcı, yaratıcı, yenilikçi davranışı yatmakta ve her türlü denemeye, eleştirmeye açık olan, ama orijinalliğini, kendine özgülüğünü hiçbir zaman yitirmeyen kişiliği bulunmaktadır. Bu kişilik öylesine güçlüdür ki, Peyami Safa gibi karşıt görüşlü kimseler dahi, Jokond İle Si-Ya-U dolayısıyla, onu övmek zorunda kalmışlardır. (AB, S. 98-100). ESERİN YANKISI Jokond İle Si-Ya-U içeriği gibi biçimiyle de Türk şiiri için bir yenilik ve aşamadır. Bundan ötürü, 835 Satır gibi, o da basında geniş ve olumlu yankılar yaratmıştır. Örneğin, Peyami Safa Jokond île Si-Ya-U üstüne yazdığı bir eleştiride Nâzım Hikmet'-ten ve eserinden aşın bir övgüyle söz etmiştir. Bu eleştiri ile Ekber Babayev ve Afşar Timuçin'in değerlendirmelerini özetleyerek sunuyoruz: 235 JOKOND İLE Sİ-YA-U Peyami Safa ...Jokond İle Si-Ya-U bir fantezi midir? Öyle görünüyor: Canlanan, âşık, nezle olan, burnunu çeken ve ağlıyan, seyahat eden bir tablo. Jokond İle Si-Ya-U bir hiciv midir? Öyle görünüyor: Bir Amerikalının mürekkepli kalemini aşıran resim. (...) Tatlı, parlak, haykırıcı renklerine

bakılırsa bu eser bir fantezi, bir hiciv ve tezyini bir resim gibi yalnız basan muhayyeleyi tatmin eden cazip bir renk oyunudur. Şairin vücudumuzda yalnız gözlerimizi, ruhumuzda yalnız garibelere karşı hayretimizi aradığı zannedilir. (...) Jokond İle Si-Ya-U birer semboldür. Onların aşkları muharririn aşkıdır, onların mefkuresi muharririn mefkuresi. Bu mefkure nedir? Kadın mı? Servet mi? Şeref mi? Hiçbiri. Her hakikî iştiyak gibi onun da adı yoktur... Jokond ile Si-Ya-U, beynelmilel olmağa lâyık ve namzet kitaptır; Türk dilinin birçok güzellikleriyle beraber, Nâzım Hik-met'in şahsi tabirlerini, kelimelerini ve nahvini taşıyan bu eser, lisanı ve bazı tavırlarıyla ne kadar Türkse, Paris'ten Şang-Hay'a kadar uzanan ve Rönesans'tan telsiz telefona kadar gelen bütün coğrafya! (of, bu kelime) ve tarihî şümuliyle de o kadar beynelmileldir. Fakat bence bu da, eserin daha büyük kıymetleri yanında soluktur: Bu küçücük zarif ve garip kitapta büyük ve harikalar dolu bir insan ruhunun bizi, kendi cuzülerine karıştıracak bir genişlikle kapladığını hissediyoruz. Hakikî ve adî hayatın ruhumuzda çizdiği hudutları silen ve bizi hudutların, buutların, hesapların esaretinden kurtararak namütenahi bir ittisaa götüren eser. İşte en büyük bediî tesir. Türk edebiyatında inkılâp. Büyük teceddüt. Nâzım şekillerinde yaratıcılık. Lisanı tasfiye. Halk dilinin güzelleşmesi, tekâmülü, harika, «filan, falan». (...) Nâzım Türk şiirinin birçok unsurlarını inkâr etti, birçok elzemleri lüzumsuz bıraktı, Türk nazmının şekillerinde hürriyeti ilân eden ilk adım oldu. Kelimeleri veznin mahpesinden kurtararak onlara ilk hürriyet nefesini aldıran odur. Aruz - Hece vezni-Serbest nazım gibi mahdut müsellesin dullarını kırdı ve her resinden bir hava deliği açarak, içerde mahpus kalan Türk nazmını asfiksiden kurtardı. 236 Müceddit Nâzım'ın peşinde bütün bir nesil görüyoruz. (...) Ben onu materyalist, nikbin, müstehzi hattâ bazan kaba müstehzi bir nikap altında gizlenen coşkun, lirik, melânkolik, sancılı ve bedbin, meçhule ve imkânsızlığa âşık, daima isyankâr ve her malikiyetten sonra daha fazlasını isteyen büyük ve namütenahi, arsızlığı için seviyorum. Nâzım'ın iddiaları, kendisi için alkol gibi bir münebbihten ibarettir. Halk için ve çok umumî yazar gibi görünen Nâzım, bilâkis, çok hususî ve., şahsidir, mürekkebi ba-sitleştiren, inceyi kabalaştıran Nâzım, bu cehtine rağmen, ekseriyet tarafından anlaşılmamağa mahkûm bedbahtlardandır ve en büyük şerefiyle en büyük ıstırabı buradadır. (...) Bütün bu satırlarla şunu anlatmak istiyorum ki, muğlak ve büyük dostum karşısında hiç birimiz satihbin olmıyalım, onu sabit bir bediî sistemin revacı için yazı yazan maddî, sathi ve kaba, mahdut bir felsefî rüyet içinde bocalıyan ve yegâne marifeti mısraları kırmaktan ibaret bir serbest nazım şairi gibi görmek istiyenleri intibaha davet eder ve derim ki: Nâzım Hikmet'i, büyük Türk şairini bedii iddialardan uzaklaştığı yerlerde arayınız. Hakikî ihsan orada gizlidir. Ve tecessüsünüz karşısında gayet mahir bir saklanbaç oynıyan bu ince ve kıvrak ruhu bir an yakalamak istiyorsanız, kelimelerin sathî ve zihnî medhûlleri-ne değil, telkini manalarına, derinliklerine ve ahengine daimiz. (Resimli Ay, 1.12.1929) YAŞAMI VE YAPITLARIYLE NÂZIM HİKMET Ekber Babayef ...Yine 1929 yılında Nâzım Hikmet «Jokond ile Si-Ya-U» destanını yayınladı. Şairin daha Moskova'dayken tasarladığı ve temelinde Marksist düşünceyi taşıyan ilk büyük yapıtıdır bu. Destanın temel savı, gerçek sanatın, halkların kurtuluşu dâvasının hizmetinde olması gerektiğidir. «Jokond ile Si-Ya-U», herhangi bir kuramsal görüşü illüstre eden (süsleyen) sahnelerden oluşmuş değildir. Yapıtın temel düşüncesi burada yer alan imgeler, tasavvurlar, tablolar ve varsayımlarla organik bir biçimde kay237 naşmış durumdadır. Sanat konusundaki savının yanı sıra destanın bir amacı da Çin'deki devrimci mücadelenin anlatılmasıdır.

Fantastik konu, romantik simgeler, aşk sahneleri, bütün bunlar, sansürün «uyanık» bakışlarından şiiri gizleme amacıyla bir «duman perdesi» hizmeti görmeleri için düşünülmüş şeylerdi. Türkiye basınında, emperyalistlerin Doğudaki soyguncu politikasından ve Devrim'den söz etmek yasaktı çünkü. Nâzım Hikmet kitabının önsözünde, yapıtının sadece siyasetten değil, genei olarak gerçeklikten de uzak olduğunu, bunun bir Çinli'nin «Leonardo'nun yarattığı olan» Jokond'a duyduğu aşkın hikâyesinden başka bir şey olmadığını özellikle belirtiyordu bu nedenle. Şair, ancak böyle bir «entrika» yoluyla şiirine yayınlanma olanağı elde edebilmişti. Nâzım Hikmet'in destan kahramanının prototipi, Moskova'da Doğu Halkları Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde okurken tanıştığı Çinli komünist şair Emi Syao'dur. Destanın kadm kahramanı ise büyük İtalyan ressamı Leonardo da Vinci'nin tablosunda betimlediği güzel Jokond'dur. Kadm kahramanın seçimi de yine Nâzım Hikmet'in Emi Syao'ya ilişkin anılarına bağlıdır. Syao, Leonardo'nun büyük yaratıcılığına o denli hayranmış ki, arkadaşları, şaka olarak, Jokond'un sevgilisi diye adlandırmışlar onu. ............. Louvre. Büyük resim ustalarının ünlü tabloları arasında Jokond da asılı. Jokond'un canı sıkılmaktadır Louvre'da. «Müzeyi gezmek iyi, müzelik olmak fena» diye geçirmektedir içinden. İnsanların arasına. karışmak, onlara yararlı olmak, sevmek ve acı çekmek istiyor Leonardo'nun Jokond'u. Fakat, yüzünde yaratıcısının ona verdiği gizemli gülümseyiş, öylece, asılı olduğu yerde kıpırdamadan durmak zorundadır Jokond. (..) Leonardo da Vinci'nin gizemli gülümseyişiyle ünîü Jokond'u, ilk kez bütün kalbiyle, özgürlük için verilen savaşın mutluluğunu öğrenmiş olarak gülüyor. Gorki'nin Danko'sunun yüreği gibi, Jokond da insanlara mücadele ve özgürlük yolunu aydınlatarak yanıyor. • Öncü sanat, insanlığın daha önceki çağlarda yarattığı bütün iyi şeylerin, gerçekliğin, ileriliğin ve özgürlüğün yanında yer almak zorundadır. Sanat karanlık güçlere hizmet edemez. Emekçilerin özgürlük savaşının dışında kalamaz. îşte «Jokond ile Si-Ya-U» destanının temel düşüncesi. Kendi içinde kendisi için bir güzellik yoktur. Sanat için sanat yoktur. Gerçek sanat aydınlık. 238 güzel bir gelecek için savaşanların hizmetindedir. İşte «Jokond» destanının savladığı görüş budur. (4). JAKOND İLE Sİ-YA-U Afşar Timuçin Jakond ile Si-Ya-U olağanüstülük ögeleriyle dolu imgelem-sel bir olayı anlatır ve bu yanıyla tam bir destan özelliği gösterir. Akıcı bir dille yazılmış, şiir yükü yer yer çok yoğun olan bu destanda başlıca anlatımcılar Jakond ve «destanın yazarı»dır. Jakond, bilindiği gibi, ünlü floransalı ressam, yontucu, mimar, mühendis, yazar, müzikçi, anatomici Leonardo da Vinci'nin (1452 -1519) en ünlü tablolarından biridir, daha doğrusu çok ünlü iki tablosundan biridir. (...) Vinci bu değerli yapıtı Fransa Kralı Francois I'e satmıştı. 1911'de Louvre (Paris) müzesinden çalman La Gioconda 1913'de bulundu ve yerine yerleştirildi. Jakond ile Si-Ya-U'da Jakond'un gizlice müzeden alınması motifi bu çalınma olayının etkisiyle konmuş olmalıdır. Jakond'un Louvre'da canı sıkılmaktadır. Yüzünün bir -yanındaki hafif ve tatlı gülümseyişiyle ünlü Jakond'un sıkıntısı müzelik olmanın, devinimsiz, etkisiz kalmanın sıkıntısıdır. Müzeler güzeldir, müzelik olmak kötü. Jakond da müzeliktir. Jakond, yüzündeki o duru ve ılık gülüşten de bıkmıştır, gülümsemek göreviyle yükümlüdür çünkü. «Çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlıboya / mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya.» Ve Jakond, sıkıntısını unutmak için, bir anılar defteri tutmaya karar verir. Anılarını muşambanın tersine yazacaktır. «Yazıyorum sırtıma, / tebessümü meşhur olmanın elemini.» Jakond, kendisi gibi ünlü birçok yapıtla yan yana yaşamaktadır. Oysa, örneğin ne kendi gülüşü, örneğin ne felemenk ressamlarının çizdiği tanrısal görünümlü çıplak kadınlar ona artık bir şey söylemektedir. (...) Nâzım Hikmet destanının başında, bize insanlık için yükümlülükler taşımayan sanatın bir sıkıntı, bir bunlım, bir kendine ağır gelme sanatı olduğunu öğretir. Buradan genel olarak şu fik-

'4) Ekber Babayev-Yaşamı Ve Yapıtlarıyle Nâzım Hikmet, istanbul, 1976, S. 145-149, çev. A Behramoğlu. 239 ri çıkarabiliriz: insan için gerçek güzellik ancak bir eylem içinde ve bir amaca göre yaratılan güzelliktir. Buradan, sanatın işlevi sorununa ulaşırız. Nâzım Hikmet'in Moskova'da tasarlamış olduğu bu destan Marx'ci sanat anlayışının temel ilkesini açıklayan savlı bir yapıttır. Buna göre, bir sanat yapıtı, belli bir duygunun, belli bir düşüncenin bireysellik düzeyinde ortaya konularak belli bir güzelliğin, beli bir mutlak güzelliğin gerçekleştirildiği bir yapı, ancak dolaylı olarak etkin olabilen bir yapı demek değidir; bir sanat yapıtı, belli bir duygunun ya da belli bir düşüncenin, belli bir temanın ya da belli bir konunun toplumsal düzeyde ve evrensel bir uzanımda ele alındığı doğrudan doğruya etkin bir yapıdır, güzelliği yapısal özelliğini oluşturan top-lumsallığıyla koşullanmıştır ve toplumla sanatçı arasındaki sürekli etkileşimin ürünü olmakla toplumsal - tarihsel bir önem ve değer taşır. Gerçek sanat yapıtı, toplumculuk savı taşıyan sanat yapıtı toplumda yapıların dönüştürülmesine doğrudan doğruya katkıda bulunarak, geleceğin mutlu, kurtulmuş insanını yaratma çabasının gerçekleştirilmesine katkıda bulunur. Jakond'-un Şang-Hay'da yakılışı, sanatın insanlık uğruna ne büyük yükümlülük taşıdığını anlatmak bakımından pek ilgi çekicidir: elbette ölmekle görevli değildi Jakond, ama savaşan, ama ölüme gü-lebilen, ölürken gülümseyebilen bir insan olmakla görevliydi. (...) Jakond ile Si-Ya-U'nun bildirisini kısaca şöyle özetleyebiliriz : çağımızın sanatçısı için —çağımızın sanatçısı artık zorunlu olarak toplumcu santçıdır, sanat artık toplumsallığın dışında düşünülemez— insanları eğlendiren, dinlendiren, onların gözüne hoş görünen, onları ruhsallığm derin ve öznel kıvrımlarında oyalayan sanat yoktur, ama topluma katılan, toplumu dönüştüren, eylemci, yükümlü sanat vardır. Nâzım Hikmet bu destanında çağdaş toplumcu sanatçının sanat görüşünü açıklar. (5). AÇIKLAMALAR VE SÖZLÜK Jokond İle Si-Ya-U'da birtakım eski, yabancı sözcükler ile özel isimler geçmektedir. Bunlara ilişkin açıklamaları, eserdeki «kısımlara göre, aşağıda sunuyoruz. Afşar Timuçin-Nâzım Hikmet'in Şiiri, İstanbul, 1978, S. 97-102, Kavram Yayınları. 240 «BÎR İDDlA» Eserin başında bulunan «Bir îddia» şiirinde açıklanması gereken bazı isimler ve sözcükler görülmektedir: — Si-Ya-U: Jokond İle Si-Ya-U'nun adının altında «Şang -Hay'da kafası kesilen arkadaşım SiYa-U'nun hatırasına» sözleri vardır. Si-Ya-U, Nâzım Hikmet'in 1922'de Moskova'da Kutv Üniversi-tesi'nde tanıdığı okul arkadaşlarmdandır. Ekber Babayef'in açıkladığına göre, «Asıl adı Emi Syao CSyao San) olan Çinli şairdir. 1920'de Fransa'da okumuş, Fransa'daki Çinli talebeler arasında inkılâp hareketine katılmıştır. 1922'den sonra Çin Komünist Partisi üyesidir. 1922'de Moskova'ya gelmiş, Nâzım Hikmetle aynı üniversitede okumuştur. 1924'de Çin'e dönmüş, fakat 1927'de Çin'de Çan Kay Şek iktidara gelince, Çan Kay Şek'in polislerinin elinden yakayı kurtarıp Moskova'ya kaçmıştır. 1928'de Moskova'dan Türkiye'ye dönen Nâzım Hikmet Çinli arkadaşının öldürüldüğü haberini almış ve o sıralarda yazmakta olduğu poemini 'Şang-Hay'da kafası kesilen arkadaşı Si-Ya-U'nun hatırasına' ithaf etmiştir. 1957 yılında Taşkent şehrinde yapılan Asya - Afrika Yazarları Kongresi'nde Çinli şair Emi Siyao'yu gören Nâzım Hikmet, arkadaşının öldürüldüğü haberinin yanlış olduğunu anlamıştır.» (EB, II, S. 468). Nâzım Hikmet, Jokond İle Si-Ya-U'yu yazarken arkadaşının serüveninden yararlanmıştır. SiYa-U ile şairin ilişkileri için şu kaynaklara da bakılmalıdır: Radi Fish, Nâzım'm Çilesi, (İstanbul, 1969, S. 164-166, çeviren.- Güneş Bozkaya Kalontay); Vâlâ Nurettin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti (İstanbul, 1965, S. 328-329); Nâzım Hikmet, Yaşamak Güzel Şey Bekardeşim (İstanbul, 1967, S. 111-114, 145 -148, 166 - 167, 223 - 224 vb.), Kemal Sülker, Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı (GY, İstanbul, 1976, C. I, S. 223-230). — Leonar da Vinci: Rönesans çağının büyük İtalyan ressamı, mimar, heykeltıraş ve bilgini. Asıl adı Leonardo da Vinci'dir. (Metne bağlı kalmağı ilke edindiğimiz için, Nâzım Hikmet'in

söyleyiş biçimini değiştirmedik.) 15 Nisan 1452'de Floransa yakınlarında doğmuş, 2 Mayıs 1519'da ölmüştür. (Bilgi için bak: Dr. Sadi Irmak — Leonardo da Vinci, 1975, İstanbul). 241 — Jokond: Leonardo da Vinci'nin en ünlü tablosu. Sanıldığına göre, Floransalı Francesco del Gioconda'nm karısı Mona Lisa için 1502 dolaylarında yapılmıştır. Portre, Mona Lisa adıyla da anılır. Fakat asıl adı La Gioconda'dır. Canlılığı ve özellikle gü-lümseyişiyle ün kazanmıştır. Şimdi Paris'te Louvre müzesindedir. 1911'de çalınmış, sonra bulunarak yerine konulmuştur. Mona Lisa için bak: E. H. Gombrch — Sanatın Öyküsü (İstanbul, 1976, S. 228-229, çev. Bedrettin Cömert). — Nâm : Ad. Adlı. — Nakkaşı delır (nakkâş-ı dehr) : Dünya nakış ustası. Dünya çapında ressam. Zamanın ressamı. — Rahı firar (râh-ı firar): Kaçış yolu. — Firari: Kaçak. — Risale: Kitapçık, broşür. — Tastır eden: Yazan. — Encam: Son, sonuç. —¦ Fettan: Alımlı, çekici, güzel, gönül ayartıcı. ¦— Âhû: Dost. Güzel. Ceylan. — Râkımülhuruf (râkım-ül hurûf): Yazan, çizen. — Sahnı sunan (sahn-ı suhan): Söz sahnesi. Edebiyat. — Yâr: Sevgili. «BİRİNCİ KISIM» Bu kısımda yer alan sözcük ve isimler: — Luvur: Paris.teki Louvre Sarayı. Şimdi müzedir. — Mazi: Geçmiş. — Hüküm: Yargı. — Tebessüm: Gülümseme. — Mecbur: Zorunlu. — Elem: Üzüntü. — Hatırat: Anı. Anılar. — Dahli olur: Yardımı, etkisi olur. — îskenderi Kebir (İskender-i Kebir): Büyük İskender. Makedonyalı ünlü kıral (MÖ. 356 323). — Harbi umumî (harb-ı umumi): Dünya Savaşı, Birinci DünJra Savaşı. 242 — Mik'ab.- Küp. — Zulmet: Karanlık. — Üryan ilahe: Çıplak tanrıça. —¦ Teveccüh: Yönelme. Güler yüz, yakınlık gösterme. — Matruş: Tıraş edilmiş. Tıraşlı. — Nakkaş: Yağlı boya ile duvar nakışları yapan usta. Nakış sanatçısı, bezekçi. Ressam. — Ahize.- Alıcı, ses alma aracı. — Hecin: Deve; iki hörgüçlü, hızlı yürüyen bir deve cinsi. — Cemşid: Eski İran hükümdarı. Bir başka adı da Cem'dir. İran'ın, ilk hükümdarlarından Pişdadiyan'lann dördüncüsüdür. Efsaneye göre şarabı o bulmuştur. Onun kurduğu mezhebe göre, güneşe tapılır, içerek ve eğlenerk ibadet edilirdi. — Mandarin: Çin hükümdarı. Çinli yüksek memurlara Avrupalıların verdikleri ad. — Sefir: Elçi. — Hudut: Sınır. — Hariç: Dış. «İKİNCİ KISIM» — Firar: Kaçış. Kaçma.

— Berbat: Kötü. Kötünün kötüsü. Pis. — Mel'un: Lânetli, ilençli. Kovulmuş. Kötü. — Kari: Okur. — Tayyare: Uçak — Satıh: Yüzey, yüz. — Notrdam dö Pari: Notre-Dame de Paris, Fransa'da Paris'te bulunan büyük kilise. — Şakulî: Dikey, dikine. — Çaykofski: Rus besticisi Piyotr İlyiç Çaykovski. 1840'ta Vot-kinsk'te doğdu, 1873'te Petersburg'da öldü. — Vasf (vasıf) : Özellik. — Mustatil: Dik dörtgen. — Bahri Muhiti Hindi (Bahr-i Muhit-i Hindi) : Hint Okyanusu. 243 — Malaka şarabı: İspanya'da çıkarılan şarap. Ünlü Malaga şarabı. — Bahri Umman (Bahr-i Umman) : Umman Denizi, Hindistan'la Arabistan arasındaki deniz. «ÜÇÜNCÜ KISIM» —• Kuli: Asyalı hamal. Hint halklarından birinin adı olan Koli sözcüğünden türemedir. —¦ Çan-Kay-Şi: Çan-Kay-Şek. Milliyetçi Çin'in başkanı. — Divânı harp (divân-ı harb) : Savaşta kurulan askerî mahkeme. Askerî mahkeme. — Nemrut: Eski Babil hükümdarı. Yüzü gülmez. Asık suratlı. Acımasız. Sıkıcı. — Zabit :¦ Subay. —¦ Muazzam-. Kocaman. Çok büyük. — Tebessüm: Gülümseme. — Maznun: Sanık. — Maznûne: Sanık kadın. — Mezbûre: Adı geçen, adı anılan. —- Binti: Kızı. — İhraki binnâr (İhrak-ı binnâr): Ateşte yakma. Ortaçağda enkizisyon mahkemelerinin dinden sapanlara, Protestanlara verdiği ceza. Buna göre, suçlular alanlarda odun yığınları üzerinde yakılarak idam edilirlerdi. * —- Duruğu bînihâyet (Durûg-ı bî-nihâyet): Sonu gelmeyen yalan, gerçek dışı söz. — Ezel: Başlangıcı olmayan zaman. Öncesizlik. — Ebet: Sonu olmayan. Sonsuzluk, Sonrasızlık. —¦ Jokond İle Si-Ya-U'nun sonunda bulunan şu mısralar Şeyh Galip'in Hüsn ü Aşk adlı eserinden alınmıştır: İşte o kadardır ol hikâyet Bakisi dürugu bînihâyet... Şeyh Galip (1757-1799) Hüsn ü Aşk'ı 1782'de İstanbul'da yazmıştır. Bu, mesnevi biçiminde düzenlenmiş alegorik bir esrdir. Tasavvufî aşka varmanın güçlüklerini anlatır. 244 VARAN 3 BASIMLAR Varan 3'ü ilkin Ahmet Halit Kitaphanesi yayımlar. (İstanbul. 1930, Burhan Cahit Matbaası, 80 sayfa, 50 kuruş). İzlem Yayınevi (İZ) yıllarca sonra, Varan 3'ü iki kez basar • — Nâzım Hikmet: 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, İstanbul, 1965. — Nâzım Hikmet: 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, Gece Gelen Telgraf, Portreler, 1 + 1 = Bir, İstanbul, 1973. Fakat her iki basımda da «Şair» ve «Benerci Kendini Niçin Öldürdü» başlıklı şiirlere yer verilmemiştir Ekber Babayef'in Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, C. I, Şiirler (EB, Sofya, 1967) derlemesi ile Dost Yaymları'mn Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri (DY, Cilt I, Kitap I, Ankara, 1968) basımında yalnızca «Benerci Kendini Niçin Öldürdü?» başlıklı parça dışarda bırakılmıştır. Asım Bezirci'nin Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri'nde (AB, İstanbul, 1975, S. 273-288) on şiire («Yalnayak, Hasret, Yürüyen Adam, Demir Kafeste Dolaşan Aslan, Mukaddes Karın, Mor Me-'

nekşe, Aç Dostlar Ve Altın Gözlü Çocuk, Yanda Kalan Bir Bahar Yazısı, Ayağa Kalkın Efendiler, Yayından Fırlayan Ok») yer'verilmiştir. 245 'Varan 3'teki şiirlerden bazılarına Orhan Seyfi'nin Nâzım Hikmet, Hayatı Ve Eserleri (İstanbul, 1937), Ahmet Cevat'm Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları (İstanbul, 1937), Orhan Burian'm Kurtuluştan Sonrakiler (İstanbul, 1946), Besim Akımsar'm Nâzım Hikmet Ve Başkaları (BA, İzmir, 1965), Vâlâ Nurettin'in Bu Dünyadan Nâzım Geçti (VN, İstanbul, 1965), Hilmi Yücebaş'm Nâzım Hikmet Türk Basınında (HY, İstanbul, 1967), Yaşar Nabi'nin Başlangıcından Bugüne Türk Şiiri (İstanbul, 1968) Zekeriya Sertel'in Mavi Gözlü Dev (ZS, İstanbul, 1969), Ülkü Tamer'in Nâzım Hikmet, Seçmeler (ÜT, İstanbul, 1968, 1970, 1971, 1972, 1974, 1976), Kemal Sülker'in Nâzım Hikmet'in Polemikleri (KS, İstanbul, 1968), Ergun Göze'nin Peyami Safa, Nâzım Hikmet Kavgası (EG, İstanbul, 1969), Aydm Aydemirin Nâzım (AY. Ankara, 1970), Bilgi Yaymevi'nin Nâzım Hikmet, Şiirleri (BY, Ankara, I, 1974; II, 1975; V, 1976; VI, 1977), Özgün Yaym'm Nâzım Hikmet, Kerem Gibi (KG, İstanbul, 1976) ile Nâzım Hikmet, Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, İstanbul, 1976), Kemal Sülker'in Şair Nâzım Hikmet (ŞN, İstanbul, 1976) ile Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı (GY, İstanbul, C. I, 1976; C. II, 1977) adlı kitaplarında ve Memet Fuat'ın Nâzım İle Piraye (NP, İstanbul, 1975) derlemesinde de rastlanmaktadır. Varan 3'teki şiirlerden «Cevap», daha sonra, «Cevap: 1» başlığıyla Portreler'e (1935, S. 33-36) alınmıştır. (ABİ. ESERİN - • NİTELİĞİ 835 Satır, Jokond İle Si-Ya-U, 1 + 1 = Bir adlı ilk eserlerdeki biçimsel özellikler, aşağı yukarı, Varan 3'te de görülür: Nitekim şiirler, hemen hemen, hep özgür koşuğa yaklaşan bir biçimde yazılmışlardır. (Bu bakımdan, yıllarca sonra, özgür koşuğa yönelecek olan Garip şairlerine yolu Nâzım Hikmet'in açtığı söylenebilir.) Öte yandan ses, mısra ve anlatım düzenleri de çoğunlukla adı geçen eserlerdekine benzer. Yalnız, söz konusu eserlerde arada bir görülen ve zorunlu durumlarda baş vurulan taşlama, bu eserde bazı şiirlerde bağımsızlık kazanır. (Bu bağımsızlık gitgide gelişip güçlenecek ve ilerde başlı başına bir çizgi, bir kitap meydana getirecektir: Portreler...) 1 Varan 3'te gözden kaçmıyan bir başka değişiklik de yerelligiı» filizlenmeğe başlamasıdır: Örneğin, «Yalnayak» şiirinde Anadolu'nun geriliği ve köylünün yoksulluğu sarsıcı br anlatımla yansıtılır. Hececilerin Anadolu'yu yalancı bir cennet gibi tanıtan romantik ürünleri ile Ahmet Haşim'in (dolayısıyla Fecri Ati'cilerin) toplum dışı kalan şiirlerine karşı «Yalnayak» ilk gerçekçi tepkidir. Yurt sorunlarını ve gerçeklerini bütün acılığı ve çıplaklığıyla nesnel olarak gözler önüne serer. Üstelik, yalnızca «olmakta olan»ı değil, «olması gerekendi de gösterir. Varan 3'te eylem tutkusu ile devrim düşüncesi oldukça ağır basar. O kadar ki, bu ağırlık karşısında kişisel kaygular geriye itilir; aşk da, doğa da önemini yitirir: (...) Güle, bülbüle, ruha, mehtaba, faian filan karnımız tok. Ve şimdilik gönül Eşlerine vermiyoruz metelik... (...) Gerçekten de N. Hikmet bir yandan aşkını, kişisel özlemlerini unutmağa çalışırken, öbür yandan devrimcilerin yaşantılar rina büyük bir ilgi gösterir. Örneğin, bir devrimcinin hapiste sabır ve gururla bekleyişini (Demir Kafeste Dolaşan Aslan) yahut sev-. diklerini bırakarak ülküsü yolunda tek başına ve güvenle ilerleyişini (Yürüyen Adam) tasvir eder; tarihin derinliklerinden devrimcilerin nasıl aralıksız süre geldiklerini belirtir (Kablet-ta-rih); Mustafa Suphi ile arkadaşlarının öldürülüşünden duyduğu acıyı dile getirir (Kalbim)... Fakat bunu yaparken siyasal baskıdan dolayı çokluk örtülü, daha doğrusu imgeli bir deyiş kullanır. Sözgelimi, «Yürüyen Adam» ile «Demir Kafeste Dolaşan Aslan» sözcükleri bir devrimciyi (belki de N. Hikmet'i), «Kalbim» şiirinde geçen «onbeş yara, on beş alev» sözcükleri ise Mustafa Suphi ve on dört arkadaşını temsil ederler. [ABİ.

ESERİN . ¦ YANKISI Nâzım Hikmet'in, önceki kitapları gibi, Varan 3 de basında yankılar uyandırmıştır. Yergiler ve övgüler birbirini izlemiştir. 246 247 Sözgelişi, Ahmet Kutsi (Tecer) Varan 3'ü şöyle eleştirmeğe yeltenmiştir : «...İnsanın tabiat ve eşyaya verdiği kıymetler değişir. Her devrin hüviyeti işte bu kıymet farklarındadır. Filhakika muasır cemiyetlerin çoğunda bir burjuvalık teessüs etmiştir. Nihayet bu da muayyen birtakım telâkki ve usuller demektir. Buna karşı işçi ve amelenin aksülamellerle bulunduğunu gördük. Hakikatte burjuvalığa karşı aksülameller bu kadarla kalmaz. Daha geçen asrın ortalarından itibaren birçok sanatkârlar da burjuvalığın ölgün ve endişeli havası içinde bunalmış, kurtuluş arayan muzta-rip bir ferdiyet gözüküyor. Bütün bu fertlerin memnuniyetsizlikleri, bize cemiyet hayatının artık değişmeğe ihtiyacı olduğunu anlatır. Fakat bu ihtilâlci fertlerin, fertler aleyhindeki zümrelerle hiç bir münasebeti yoktur. Onlar da değişmek istiyorlar, bunlar da. Yalnız bu sonuncular meseleyi hallettikerine zahiptiiler. Kendini sanattan, güzelden başka herhangi bir emelin hadimi yapan her sanatkâr yaratıcılık kudretinden kaybeder. Burada sanatkârın eserinde devrinin veya kanaatini esir eden mefkurenin izi bulunmaz demek değildir. Elverir ki bu bize kudretli bir sanat ışığında görünsün. Nâzım Hikmet Beyin Varan 3'ü bana bunları düşündürdü.» (Görüş dergisi, Ankara, Temmuz 1930). Bu yazıya karşı Sabahattin Ali eseri savunmuş ve Ahmet Kutsi Tecer'in yanılgılarını ortaya koymuştur: «...Bundan sonra parasız bir musiki ve resim makalesi ve Ahmet Kutsi beyin 'Varan 3' hakkındaki tenkidi geliyor. Fakat Kutsi bey bunu 'Varan 3'ü hiç okumadan, arkadaşlarının Nâzım Hikmet hakkındaki laflarını dinliyerek de yazabilirdi. Hatta ben öyle yaptığını zannediyorum. Kutsi bey: 'Varan 3' bana bunları düşündürdü dediği halde hiç bir şey düşünmüşe benzemiyor. Hattâ son ibarede kendi kendisini üç dört defa nakzediyor. Sanatkâr bir emelin hadimi olursa iyi değildir diyor, sonra iyidir ama bunu güzel ifade etmeli diyor. Nâzım güzel ifade etmedi mi, bunu da anlatmıyor; logaritmalık mesele vesselam.» (Resimli Ay, Ağustos 1930). Öte yandan, Vâlâ Nurettin de Nâzım Hikmet'i taşlama üstadı divan şairi Nef'i ile karşılaştırmıştır. Nâzım Hikmetin taşlamacılıktaki üstün gücünü belirtmiş, onunla kapışacakların kavgayı kaybedeceklerini ileri sürmüştür: 248 «Onun için, ey muasırlarım, size samimî olarak tavsiye ede. rim ki, naşirlerle münakaşaya girişiniz. Çünkü, nesrin hayatı ekseriya bir gazete ve mecmua sahifesinde ölüverecek kadar kısa oluyor... Fakat, şairlerle?.. Elhazer.. Bilhassa, Nâzım Hikmet gibi müthiş bir heccav ile!.. Nâzım Hikmet ki, Piyer Loti nevinden müthiş bir şahsiyeti bile, bir manzumesiyle, Türk gençliği nazarında ciğeri beş para etmeze çevirmiştir. «Aman! Şairler tekin değil!» «Çatmayın, çarpılırsınız!..» (Resimli Ay, Haziran 1930). Ahmet Kutsi, Sabahattin Ali ve Vâlâ Nurettin'den başka Refik Ahmet de Varan 3 üstüne aşağıdaki eleştiriyi yayımlamıştır: VARAN 3 Refik Ahmet Nâzım Hikmet bu sene üç şiir kitabı çıkardı: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan Üç... Nâzım Hikmet o şairdir ki edebiyatımıza yepyeni bir ses getirmiştir. Bu, gürleyen bir erkek aslanın sesidir. Namık Kemal-denberi kulaklarımız sayhaya âşıktı.

Edebiyatımızda gülenler, ağlıyanlar, hıçkıranlar oldu; fakat bağıran, Namık Kemal'le Nâzjm Hikmet'tir. San'atın mana ve mahiyetini, hayatla rabıtasını, cemiyet içindeki vazifesini pek çok iyi anlamış olan Namık Kemal, bir devrin başında hanedan ve sultan istibdadına karşı granit bir heykel halinde yükselen ve bu irtifadan kütlenin üstüne şimşekler ve yıldırımlarla dolu sayhalar yağdıran adamdır. Namık Kemal, tarihî vazifesini yaptı; kütleyi on dokuzuncu asrın hürriyetine kavuştumak için ayaklandırdı. Edebiyat, tarihimizde ilk defa olarak bu büyük iradeli, kuvvetli ve dev cüsseli adamın elinde mukaddes vazifesini yaptı. Namık Kemal'den sonra Tevfik Fikret'in edebiyatını içtimaî unsuru haiz görüyoruz. Kütlenin derdiyle alâkadar olan Fikret, bu elemin kendi ruhundaki akislerini terennüm ederken mazlum bir İsa gibidir. Fikret'in şiiri bana daima asabî bir kadın iştikâ-siyle hıçkınyor gibi gelir. 249 Nâzım Hikmetin edebiyatı kulaklanmızdaki pası sildi. Memleketi bir uçtan bir uca dolaşan şair, başını Anadolu'nun yanık bağrına dayamış, onu haykırıyor. «Varan Üç...» bu sayhanın akisleriyle doludur; İç Anadolu'nun portresini çizen «Yalnayak» isimli manzume bu ateşli sesin musikisini taşıyan parçalardan biridir. Nâzım Hikmet bize ayni zamanda yeni bir estetik getirdi. Bu, züppe olmıyan, fanteziden, yapmacıktan âzâde, erkek ve samimî bir estetiktir. Nâzım Hikmetin şiirinde konuşan doğrudan doğruya bu şirin menbaı ve muhatabı olan aşağı tabaka, asıl büyük ve geniş halk kütlesi, bizimkiler, biz, kendimiziz. Nâzım Hikmetin edebiyatı özlü ve ideolojisi kuvvetli bir edebiyattır, müsbet ve maddeci ilme istinat eden müsbet ve maddeci bir edebiyat! «Varan Üç...»teki şiirlerden «Kablettarih» isimli manzume bu ideolojinin mahiyet ve seyrini kemaliyle gösteriyor. Nâzım Hikmet'in şiirlerindeki ahenk de bilhassa kaydedilmelidir. «Varan Üç...» teki şiirlerden «Hasret, Yarıda Kalan Bahar Yazısı, Gözlerimiz» isimli manzumelerde «ritm» bir çağlıyan gibidir. I ABI. AÇIKLAMALAR «ŞAİR» Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 3-5. Sonunda 1923 tarihi vardır. Bu şiir ilk defa: Aydınlık dergisinin Eylül 1924 tarihli 25'inci sayısında yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet, Güneşi İçenlerin Türküsü, Baku, 1928'de vardır. Nâzım Hikmet, 835 Satar - Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, İzlem Yayınlan, 1965'e alınmamıştır. 16'ncı mısradaki aydınlığı sözü dergide aydınlık şeklindedir. 25 - 26'ncı mısralar arasında: «konstrüktivist marksist» romanıma mısraı; 22'nci mısradaki Anti-Dühring sözü için sayfa altında şu 250 not vardır: «Anti-Dühring, Engelsin Dühring'e karşı yazdığı meşhur eseridir. Yakında Aydınlık külliyatı meyanmda neşredilecektir. Okunması tavsiye olunur.» CEngels'in adı geçen eseri yayımlanmamıştır.) 28'inci mısradaki Kapital sözü için de sayfa altında şu not var: «Kapital», Marks'ın meşhur Kapitalidir.» Rusça çev. E. Bagritski ve N. Dementiev, ds. Nâzım Hikmet, Şiirler, Moskova, 1932, S. 14 -17; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 6-8; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 30-31; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 13-16; Y. N. Zasirslo ve R. M. Samarin, XX nci Yüzyıl Yabancı Edebiyatlarından Seçmeler Kitabı (19171945), Moskova, 1955, S. 592; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Eserler, C. I, Moskova, 1957, S. 15-16; Nâzım Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 1958, S. 9, [ŞH1. «Şair»e yer veren öbür yayınlar şunlardır: — Ekber Babayef (EB, I, S. 64-65). — Dost Yayınları (DY, S. 48-49). — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 114 -116).

—¦ Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, I (GY, I, S. 41, 187). — Metin İlkin: Aydmlıkçı Şair, Aydmhkçı Yazar Nâzım Hikmet (1976, S. 19-20). Çeviriler: —¦ İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 12-13, çev. İgnazio Am-brogio). Adı geçen yayınlarda bazı mısralarda ayrımlar görülmektedir. Örneğin, Varan 3'teki, kazırım duvarlara... (...) iki ayaklıların ikiye ayrıldığını... (...) Fakat asıl şaheserime başlamak için (...) kurşun kalemimden öğrendi bu zanatı! (...) cebime sok 251 (...) 5 numro top açık ağzından girer kolkipin karnına. mısraları EB ve DY'de aşağıdaki biçimde görülmektedir. kazıyorum duvarlara!.. İki ayaklıların ikiye ayrıldığını!.. Fakat asıl şaheserime: «Konstrüktivisto-marksist romanıma başlamak için kurşunkalemimden öğrendiler bu sanatı! cebine sok Beş numara top açık ağzından girer golkiperin karnına!.. Ayrıca, Şairim şiirden anlarım, en sevdiğim gazel Anti Düring'idir Engels'in.. mısraları da Ekber Babayef basımında yoktur. Bizim derlememizde Varan 3'ün Türkiye'deki ilk basımı (1930) temel alınmıştır. Yalnızca «golkip» (kaleci) sözcüğü «golkiper» (İngilizce «goal keeper») olarak düzeltilmiştir. «Şair» de adı geçen Aydınlık, Sadrettin Celâl'in sorumlu müdürlüğünü yaptığı Marksçı bir dergidir. 1 Haziran 1921 - 18 Şubat 1925 tarihleri arasında 31 sayı çıkmıştır. Türkiye İşçi Ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'na bağlandığı söylenmektedir. Derginin başlıca yazarları şunlardır: Şefik Hüsnü, Nâzım Hikmet, Şevket Süreyya, Kerim Sadi, Vedat Nedim, Şevket Aziz vb... Aydınlık için bak: Mete Tuncay - Türkiye'de Sol Akımlar (Ankara, 1967, S. 151-183, Bilgi Yayınları). Anti Dühring bilimsel sosyalizmin kurucularından Friedrich Engel'in (1820 -1895) Berlin Üniveritesi doçentlerinden Eugen Dühring'e karşı yazdığı bir eleştirel eserdir. Türkçe çevirisi: F. Engels - Anti-Dühring (Ankara, C. I, 1966; C. II, 1967, çev. M. Reşat Baraner,, Sol Yayınları), Friedrich Engels - Anti - Dühring (Ankara, 1975, çev. Kenan Somer, Sol Yayınları). I ABİ. 252 «CEVAP: I» (CEVAP) Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 31-36. Bu şiir, Nâzım Hikmet ve arkadaşlarının Resimli Ay dergisinin Temmuz 1929 tarihli sayısında yayımladıkları «Putları Yıkıyoruz. No. 1: Abdülhak Hamit» yazısı üzerinde Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) nin Türk Yurdu dergisinde (Mayıs - Haziran, 1929, sayı 17 -18, S. 48 - 50) yayımladığı «Edebiyatta Deha» yazısına ve İkdam gazetesinin 27 Hazirah 1929 tarihli sayısında çıkan Beyanât'-ına karşılık olarak yazılmış ve ilk defa Resimli Ay dergisinin Temmuz 1929 tarihli sayısında (S. 25) Cevap adı ile çıkmıştır. Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 8-10 da; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 76-79 da; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 96-97; Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir Varan 3, İstanbul, İzlem Yayınlan, 1965. S. 117-120 de hep «Cevap» adıyla yayımlanmıştır. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 70-72 de Cevap; Orhan Seyfi, Nâzım Hizmet: Hayatı Ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 29-31 de Cevap I; Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta-Babuya Mektuplar, Üsküp, 1950 de Cevap adıyla alınmıştır.

43'üncü mısradaki işte sözü dergide, Varan 3'te, Ahmet Ce-vat'ta, Orhan Seyfi'de, Sofya, 1954'te, Nâzım Hikmet, 1965'te yok, yalnız Portreler'de var. 60'mcı mısradaki kanını sözü Ahmet Ce-vat'ta kanımı şeklindedir. Rusça çev. V. Lugovski: Nâzım Hikmet, Seçmeler, Moskova, 1951, S. 168-169. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: Ta erga tu, Atina, 1959, S. 183-185. [ŞH1. «Cevap: I» şu yayınlarda da bulunmaktadır: — Hilmi Yücebaş (HY, S. 363-365) — Ekber Babayef (EB, S. 185-187) —- Dost Yayınları (DY, S. 179-181) — Kemal Sülker (KS, S. 42-44) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 184-186) —- Ergun Göze (EG, S. 120-122) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 449-452) — Aydın Aydemir (AA. S. 169-171) — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 117-120; 1973, S. 103-106) 253 — Asım Bezirci (AB, S. 369-371) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 139-142) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 69-70) — Adil Turan. «Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi, 7.1.1978) — Bilgi Yayınlan (BY, V, S. 42-44) ' Cevap şiiri üstüne Kemal Sülker'in (S. 40-45), Zekeriya Ser-tel'in (S. 184-186) ve Ergun Göze'nin (S. 119-123) adı geçen eserlerinde bilgi vardır. [ABİ. «YALNAYAK» Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 9 -10 (sonunda 1922 tarihi vardır). Bu şiir ilk defa Yeni Hayat dergisinin 1922 yılında çıkan sayılarından birinde Anadolu; sonra Güneş dergisinin 1 Mart 1927 tarihli sayısında (S. 12 -13) Eski Anadolu, iki yıl sonra da Hareket gazetesinin 11 Mayıs 1929 tarihli sayısında Yalnayak adıyla ve «bu yazı muhtelif yerlerde noksan olarak çıkmıştır. Aslını burada neşrediyoruz» notu ile yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta Babu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950, Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, 1965, İzlem Yayınları, S. 121-125'te de vardır. İsmail Habip, Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi, İstanbul, 1340 -1924 (1-26, 88-107 nci mısralar); Mustafa Nihat, Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi, Birinci Baskı, İstanbul, 1930, S. 238-242, İkinci Baskı, İstanbul, 1934, S. 187-190; Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet: Hayatı Ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 21-25; Yalçın Kaya, Nâzım Hikmet, İstanbul, 1950, S. 35-36'ya da alınmıştır. Mısra 5'teki ayaklarımızda sözü İsmail Habip'te ayaklarımız şeklindedir. Mısra 19'dan sonra Güneş dergisinde: Biz biliriz o memleket neye hasret çeker mısraları var. Mısra 34'ten sonra altı mısra yok. Mısra 50-52 şöyle : 254 önlerinde yartk tabanı çarıklar!.. Mısra 64'tekı uyku sözü turşu; mısra 68'deki kıvrak sözü çıplak*-tır. 82 nci mısra yoktur. Mısra 82-87 yerinde: ölmek, ölse de onlarla gömülmek istiyor Mısra 88-94 yok. Mısra 92'deki ve su sözü İsmail Habip'te bir su'-dur. Mısra 99'daki sağır sözü İsmail Habip'te ve Güneş dergisinde topal'dır. Mısra 105-106 Güneş dergisinden tek mısra olarak mısra 104'ten öncedir. Mısra 108'deki maval sözü Orhan Seyfi'de masal'dır. Yalçın Kaya'ya yalnız mısra 1-19 ve 94-116 alınmıştır.

1921 yılı başında dostu Vâlâ Nurettin'le birlikte İnebolu'dan Ankara'ya giderken şair Anadolu'nun o korkunç sefaletini görmüş ve şiirini Moskova'da bu etki altında yazmıştır. Rusça çev. V. Bugayevski, ds. Vestnik İnostrannay Literaturi, 1928, C. II, S. 137-139; Nâzım Hikmet, Şiirler, Moskova, 1932, S. 38-43; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova 1950, S. 38-43; Nâzım Hikmet, Seçiimiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 15-18; N. Hikmet. Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 140-144. M. Pavlova çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 1114; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, 2. cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 799-802; N. Hikmet, Şiirler ve Uzun Şiirler, Moskova, 1957, S. 8-11; N. Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 1958, S. 12-16. Fransızca çev. Anthologie des ecrivains turcs d'aujourd'hui, Ankara, 1935, S. 32-34. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 93-96. IŞHİ. «Yalnayak» şu yayınlara da alınmıştır. — Vâlâ Nurettin (VN, 1965, S. 84-87; 1975, S. 75-78) — Besim Akımsar (BA, S. 56-60) — Zekeriya Sertel (ZS, 1969, 3. 83-86) — Ekber Babayef (EB, I, S. 69-72) — Dost Yayınları (DY, S. 53-56) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 441-445) — Aydın Aydemir (AA, S. 137-140) — Asım Bezirci (AB, S. 273-277) — Bilgi Yayınları (BY-I, 1974, S. 37-40) 255 — Kerem Gibi (KG, S. 282-286) — Ekber Babayef: Yaşam Ve Yapıtlarıyla Nâzım Hikmet (NH. S. 53-57, eksik) Çeviriler: — Bulgarca: Nikolay Tsonev, Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 10-14), Nâzım Hikmet, Büyük İnsanlık, (Bİ, S. 28-33), Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 40-43). — İspanyolca : Soliman Salom (SS, S. 77-82) — İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 13-14, eksik) ¦— İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 8-11, çev. Ignazio Am-brogio. «Anadolu» başlığıyla). Bu yayınlar arasında bazı ayrımlar vardır. Şöyle ki: Ank toprak çıplak ayaklarımıza çarık. (...) ayı ini köyler balçık kasabalar (...) kel başlarında mültezimin tırnakları oyulu, (...) Tatlı maval dinlemekten gayrı usandık. mısraları adı geçen yayınlarda aşağıdaki biçimlerde verilmiştir: Arık toprak çıplak ayaklarımızda çarık (EB, DY, VN, AB, AY, ZS) ayı ini köyier balıkçı kasabalar (İZ) Kel başlarında mültezimin tırnakları oyulu (EB, DY, AY, BY) Tatlı masal dinlemekten gayrı usandık. (EB, DY, AY, BY) Ayrıca şiirin altındaki tarih ile «ayı ini köyler» mısraı da KG ve ÜT'de atılmıştır. [ABİ. «HASRET» Bu şiir Varan 3'ün ilk basımında, 14'üncü sayfada bulunmaktadır. Altında «1927» tarihi vardır. «Hasret» şiiri, daha sonra, şu yayınlarda da yer almıştır: — Ahmet Cevat: Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan (İstanbul, 1936, S. 37) — Orhan Burian: Kurtuluştan Sonrakiler (İstanbul, 1946, S. 83) 256 — Yaşar Nabi: Başlangıcından Bugüne Türk Şiiri (istanbul. 1968, S. 243) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 152-153) — İzlem Yayınlan (İZ, 1965, S. 126/1973, S. 112) — Ekber Babayef (EB, S. 154) — Dost Yayınlan (DY, S. 145)

— Ülkü Tamer (ÜT, S. 56) — Asım Bezirci (AB, S. 277) — Kerem Gibi (KG, S. 116) — Zühtü Bayar: Nâzım Hikmet Üzerine (1973, S. 45) — îlhami Soysal: 20. Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi (1973, S. 376) — Rauf Mutluay: 50 Yılın Türk Edebiyatı (1973, S. 180). Çeviriler: — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 50), Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 73-74, çev. Nikolay Tsonev) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 75, çev. Ignazio Am-brogia) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL. S. 13, çev. Anhemarie Bostroem) — İngilizce: Taner Baybars, The Moscow Symphony and Other Poems by Nazim Hikmet (Londra, 1970, S. 42) — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. I, S. 164) • «Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.» mısraı îzlem Ya-ymları'nda «Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz kader.» biçiminde çıkmıştır. ÜT ve KB yayınlarında şiirin altmdak 1927 tarihi atılmıştır. [ABİ. .«YÜRÜYEN ADAM» Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 69-71. Sonunda 1929 tarihi vardır. İlk defa: Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 15 - 17'de (sonunda 1929 tarihi) yayınlanan bu şiir, Nâzım Hikmet, 835 Satir-1 Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul 1965, İzlem Yayınlan.. S. 127-129'da da bulunduğu gibi, Orhan Seyfi. Nâzım Hikmet: Hayatı Ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 26-28'e alınmış ve Bulgaristan'da yayınlanan Halk gençliği dergisinin 6.2.1953 tarihli sayısında da çıkmıştır. 257 Bu şiir, Nâzım Hikmet'i siyasî mücadelelerden vazgeçilip, yalnız sanatçı kalmağa zorlayan dostlara bir cevap olarak ya zılmıştır. Rusça çev. P. Şubin: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 21-22; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 90-91. P. Jeleznov çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 86-87; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, 1957, S. 88-89. Fransızca çev. Nâzim Hikmet, Anthologie poetique, Paris, * 1964, S. 39-40. Yunanca çev. Nâzim Hikmet, Poimata; Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 170-175. IŞHİ. «Yürüyen Adam» şiirine aşağıdaki yayınlarda da rastlanmaktadır: — Vâlâ Nurettin (VN, 1965, S. 64-65; 1975, S. 58-59) — Besim Akımsar (BA, S. 65-67) — Ekber Babayef (EB, S. 183-184) —• Dost Yayınları (DY, S. 177-178) — Sabiha Zekeriya Sertel, Roman Gibi (1969, S. 169-170) — Zekeriya Sertel • (ZS, S. 175-176) — Rady Fish, Nâzımın Çilesi (1969, S. 274-275) — İzlem Yayınları (İZ, S. 113-115, 1973) — Ülkü Tamer (ÜT, 1972, S. 65-66) — Asım Bezirci (AB, S. 278-279) — Kerem Gibi (KG, S. 125-126) — Yaşamı ve Yapıtlarıyla Nâzım Hikmet (NH, S. 6-47, 150-151) t Çeviriler: — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 55-56), Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 7880) — Lehçe: M. Labecka Koecherowa (LK, S. 53-54) — İspanyolca: Soliman Salom (SS, S. 83-85) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 93-94, çev. Ignazio Ambrogio)

Bu yayınlardan KG ve ÜT'de, «ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.» mısraı «ışıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.» biçiminde geçmektedir; ayrıca, şiirin altında bulunan «1929» tarihi de atılmıştır. Vâlâ Nurettin adı geçen kitabında bu şiirin yazılışına ilişkin bilgiler vermektedir, (bak: VN, 1965, S. 63; 1975, S. 57-59). Zekeriya Sertel'in kitabında da «Yürüyen Adam» la ilgili açıklamalar vardır (bak: ZS, S. 175). Vâlâ Nurettin'e göre, şiirdeki «kır258 mızı boyun atkılı» kişi, Nâzım Hikmet'e 1921'de İnebolu'da sosyalist düşünceleri aşılayan arkadaşı Sadık Ahi'dir. Zekeriya Ser-tel'e göre ise, «Nâzım eski arkadaşlarını kaybettikten sonra ideali uğrunda savaşta tek başına kalmıştı. Ne olursa olsun kavgasını tek başına sürdürüp gidecekti. Bu azimle 'Yürüyen Adam' şiirini yazdı. Ve bu şiirde İnebolu'daki spartakistlerin telkinlerinden de faydalandığı görülür.» [ABİ. «KABLETTARİH» Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 18-20. Sonunda 1929 tarihi vardır. Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir -Varan 3, İstanbul, 1965, S. 130-132'de de yayımlanmıştır. Oysa Vâlâ Nurettin şiirin Moskova'da yazıldığını söyler. (Bak: Bu Dünyadan Nâzım Geçti, S. 326). Sosyalizmin ve materyalizmin tarih öncesini anlatmak istiyen bu şiirin 28'inci mısraında adı geçen Bedrettin Simavî, Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedrettin'dir. Mısra 29'da sözü edilen Engürüîü esnaf Ahiler, İslâm âleminde pek yayılan, sonra Anadolu'ya da yayılarak, özellikle Ankara dolaylarında kuvvetlenen dini - mistik karakteri olan esnaf teşkilâtına denir (fazla bilgi için bak: İslâm Ansiklopedisi, Fütüvvet maddesi; Abdülbaki Gölpmarlı, İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilâtı Ve Kaynakları, ds. İktisat Fakültesi mecmuası, IX, 1949 -1950, sayı 1-4, S. 3 - 354; Mustafa Akdağ, Türkiyenin İktisadî Ve Sosyal Tarihi, I. Ankara, 1959). Mısra 35'te adı geçen Galile (Galieo Galilei, 1564-1642) tecrübe usulünü ilk kullanan ünlü İtalyan matematikçi olup, cisimlerin düşmesi ve hareketi kanunlarını ilk astronomik dürbünü de ilk bulan odur. Gopernic'in güneş sistemi nazariyesini doğru bulduğundan ötürü Roma dini mahkemesi karşısına çıkarılan Galile fikirlerinden döner görünmüşse de, Floransa'ya dönünce (1 632), güneş sistemi nazariyesinin doğruluğunu bütün delilleriyle ispat etmiş, bu sefer de Engizisyon karşısında dize gelerek, bütün bildiklerini inkâr etmişti (Bu konu için bk. Bertolt Brecht, Galileo Galiiei, Türkçe çeviri, İstanbul, 1963). Mısra 4O'ta adı geçen materyalist camcı İspinoza (Baruch Spinoza, 1632 -1677) Hollanda'lı ünlü materyalist filozof olup, Rene Descartes (1596-1650)'m kurduğu dualist kartezyanizmi sonuna 259 kadar götürüp, kâinattaki nesnelerin kaynağında bir tek cevher bulunduğunu, tabiatın zaman içinde başlangıçsız ve sonsuz, mekân içinde sınırsız olduğunu, şuurun bu cevherin dışında olmadığını öne sürmüş, tabiatın kendi kanunlarına göre tekâmül ettiğini, var olmak için tabiat üstü bir kuvvete muhtaç olmadığını söylemiştir. Böylelikle, dini de temelinden sarsan Spinoza, hem dinin delillerini ilmî bir şekilde tenkit etmiş, hem de gerici özelliğini belirtmiştir (fazla bilgi için bk, Afanassev, Les principes de la philosophie, Paris, 1962, S. 31-32). Rusça çev. D. Samoylov: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 92-93; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 88-89; Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 9091. Yunanca çev. Stelyos Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, I9ö9, S. 171-173. FŞHİ. «Kablettarih»i içine alan öteki yayınlar şunlardır: — îzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 130-132; 1973, S. 116-118) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 67-68) — Ekber Babayef (EB, I, S. 175-176) — Dost Yayınları (DY, S. 168-169) — Kerem Gibi (KG, S. 127-128) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 95-96, çev. İgnozio Am-brogio)

— Almanca: Rütten und Loening Yayınları (RL, S. 20-21. çev. Annemarie Bostroem), Nâzım Hikmet (Berlin, 1977, S. 214, çev. A. Bostroem, Türkçe/Almanca birlikte, yayımlayan: Türkiye Aka-demikerler Ve Sanatçılar Derneği) * Şiirdeki: ateş bir ok gibi gerilen kolu.. (...) Bedreddini Simavinin boynuna iner satır. mısraları EB ve DY'de şu biçimde verilmektedir: ateş bir ok gibi gerilen kolu. Simavnalı Bedreddinin boynuna geçen urgan. DY'de (S. 226) ikinci değişiklik için şöyle bir açıklama yapılmıştır : «Kablettarih: Tarihten önce demektir. Bu şiirin bütün baskılarında sondan 25. dize 'Bedreddini Simavinin boynuna inen satır' 260 biçimindedir. Ozan bu dizeyi değiştirmiş, şöyle yapmıştır: 'Simavnalı Bedreddinin boynuna geçen urgan'. Bu değiştirmenin nedeni şudur: Şeyh Bedreddin, Nâzım Hikmet'in sonradan öğrendiğine göre, boynu satırla kesilmemiş, kement atılarak boğdurulmuş-tur.» Şiirdeki «geniş kalçalı genç bir ananın» mısraı KG (S. 127) ve ÜT'de (S. 67) yoktur. «Kaybetmedik bağımızı çok uzaklarla..» mısraı da DY'de (S. 168) «Kaybetmedik bağımızı çok uzaklarda...» biçimindedir. Şiirin altındaki 1929 tarihi ÜT ve KG yayınlarına konulmamıştır. I ABİ. «PROMETE, PİPOMUZ, GÜL, BÜLBÜL, VS.» Bu şiir, geleneksel sanat anlayışına, eski şiirin «gül, bülbül, ruh, mehtap» gibi tem ve motiflerine karşı Nâzım Hikmet'in duyduğu tepkiyi dile getirir. 1929'da, şairin salt ülküsü için yaşadığı, «aşka» dahi «metelik vermediği» bir dönemde yazılmıştır. Aşağıdaki yayınlarda yer almıştır: — Varan 3 (1930, S. 31) — Ekber Babayef (EB, I, S. 177) — Dost Yaymlan (DY, S. 170) — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 133; 1973, S. 119) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 29-30) — Bilgi Yayınları (BY, III. S. 55) — Özgün Yaym (ÖY, S. 268). Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, 1976, C. II, S. 61) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 102, çev. İgnazio Am-brogio). ~ — Fransızca: Anthologie Poetique (AP, S. 19). I ABİ. «ŞAİRİN BİR DAKİKA TEMBELLİĞİ» 1923'te yazılan bu şiir aşağıdaki yayınlarda bulunmaktadır: — Varan 3 (1930, S. 24-26) — İzlem Yayınlan (İZ, 1965, S. 136-138; 1973, S. 122-124) 261 — Ekber Babayef (EB, I, S. 89-90) — Dost Yayınlan (DY, S. 70-71) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. ,7-9) Bu yayınlar arasında herhangi bir ayrım yoktur. Şiirin Yunanca çevirisi: Stelyos Mayopulos Nâzım Hikmet, Ta erga tu (Atina, 1959, S. 91-92). [ABİ. «GÖZLERİMİZ» Bu şiir ilk defa Aydınlık dergisinin Teşrinievvel (Ekim) 1923 tarihli 18'inci sayısında (S. 469) N. H. imzasıyla yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet, Güneşi İçenlerin Türküsü, Baku, 1928'de bulunduğu gibi, Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 22 - 23; Nâzım Hikmet 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, 1965, S. 134-135'te Gözlerimiz adıyla vardır. Sonundaki tarih 1922'dir. Varan 3'teki yayında 12'nci mısra:

Bir umman içinde o kadar birleşti ki, şeklindedir. 26-32'nci mısralar 12-21'inci mısralar arasına alınmıştır, 17-21'inci mısralarsa: Ve gözlerimizi yakan gecenin ateşini şemasız kibrit gibi söndüremezdik.. • şeklindedir. Şiir dergide 32 mısra iken, Varan 3'teki yayında 2 mısra eksilip, 30 mısra haline gelmiştir. Rusça çev. M. Pavlova (Gözlerimiz adıyla), Nâzım Hikmet, Seçilmiş Eserler, C. I, Moskova, 1957, S. 171; Nâzım Hikmet, Uzun Şiirler Ve Şiirler, Moskova, 1957, S. 85-86. M. Zenkeviç Çev. (Gözlerimiz adıyla) N. Hikmet, Şiirler, Moskova, 1950, S. 71. [ŞH1. «Gözlerimiz» şu yayınlarda da bulunmaktadır: — Besim Akımsar (BA, S. 68-69) — Ekber Babayef (EB, S. 62-63) — Dost Yayınlan (DY, S. 46-47) — İzlem Yayınlan (İZ, 1965, S. 134-135; 1973, S. 120-121) — Şair Nâzım Hikmet (ŞN, S. 82-83) — Özgün Yayın (ÖY, S. 269-270) 262 — Meün ilkin: Nâzım Hikmet (1976, S. 15-16, «Müşterek Zahmet» başlığıyla ve N. H. imzasıyla, Aydınlık dergisinden aktarılmıştır.) Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, 1976, II, S. 60-61) Şiirin sonuna EB, ŞN ve DT'de aşağıdaki mısralar eklenmiştir: Şeffaf temiz ' damlalarıyie gözlerimiz bir umman içinde o kadar birleşti ki, kaymyan suda buzu nasıl eritiyorsak, işte biz de birbirimizde öyle kaybolduk! Yükseldi müşterek zahmetin şaheseri, demire can veren dehayı bulduk!.. 1922'de Moskova'da yazılan «Gözlerimiz» Aydınlık dergisinde (Ekim 1923, Sayı 18) «Müşterek Zahmet» başlığıyla yayımlanmıştır, ll'inci mısra: «damlarile gözlerimiz» tarafımızdan «damlalany-la gözlerimiz» diye düzeltilmiştir. IAB1. «MUKADDES KARIN» Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 62. Sonunda 1929 tarihi vardır. Bu şiir ilk defa: Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 27'de yayımlanmıştır (sonunda 1929 tarihi). Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 28 (mısra 3'teki altlarında sözü burada altında olmuş) na alındığı gibi, Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta-Babu'ya Mektuplar, Üs-küp, 1950 ve Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir -Varan 3, İstanbul, 1965, S. 139'da da vardır. Bu şiir, fikir bakımından, «Yürüyen Adam» şiiri ile ilgili görünüyor. Fransızca çev. Nâzım Hikmet, Antgologie poetique, Paris, 1964, S. 18. Yunanca çev. Stelyos Mayopulos, Nâzım Hikmet: Ta Erga Tu, Atina, 1959, S. 165 (sonundaki 1925 tarihi yanlıştır). IŞHİ. ~ 263 «Mukaddes Karın»in yer aldığı öteki yayınlar şunlardır: — Ülkü Tamer (ÜT, S. 446) — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 139; 1973, S. 120-121) — Ekber Babayef (EB, S. 189) — Dost Yayınları (DY, S. 182) — Asım Bezirci (AB, S. 280) — Kerem Gibi (KG, S. 287)

— Kemal Sülker: Nâzım Hikmetin Gerçek Yaşamı, II, (GY, II, S. 29) Şiirdeki şu mısralar: Sen ey köprü altlarında sularla yan yâna yatan. mısraı EB, DY, KG ve ÜT'de aşağıdaki biçimde sunulmuştur: Sen ey köprü altında sularla yan yana yatan (EB, DY) Sen ey köprü altlarında sularla yan yana (OT, KG) «Mukaddes Karındın altında bulunan basımında yoktur. I ABİ. «1929» tarihi ÜT ve KG «DEMİR KAFESTE DOLAŞAN ASLAN» -928'de yazılan bu şiirin buluncfuğu yayınlar şunlardır: — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 140; 1973, S. 126) — Ekber Babayef (EB, S. 172) — Dost Yayınları (DY, S. 165) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 159) —. Asım Bezirci (AB, S. 280) — Bilgi Yayınlan (BY, II, S. 27) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 10) — Yaşamı Ve Yapıtlarıyle Nâzım Hikmet (NH, S. 133-134) — Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 245, eksik) — Temel Yayınlar: Nâzım (Ankara, 1978, S. 16) Çeviriler: — İtalyanca : Giovanni Crino (GC, S. 135-136, çev. Ignazio Ambrogio) 264 — İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 32-33) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 19, çev. Annemarie Bostroem) — Bulgarca: Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 71), Şiirler (NT, S. 112-113): Büyük İnsanlık (Bİ, S. 71-77) — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, I, S. 167) Şiir «İsmail'e» sunulmuştur. İsmail, tahminimize göre, şairin kavga ve Parti arkadaşı İ. Bilen'dir. (Nitekim, Temel Yayınların basımında da şiirin altına İsmail için «İ. Bilen» açıklaması konulmuştur.) Laz İsmail ya da İsmail Mara adlarıyla da anılır. Kurtuluş Savaşı'nda taka ile Anadolu'ya silâh taşımıştır. Gece Gelen Telgrafın kitaba adını veren şiiri de İsmail'le ilgilidir. (Daha çok bilgi için oraya bakınız: S. 292-295). «Kafeste Dolaşan Aslan»m 1928'de Hopa ya da Ankara Hapis-hanesi'nde yazıldığını sanıyoruz. Nâzım Hikmet ile Laz İsmail deniz yoluyla Rusya'dan Hopa'ya gelirler/ Yakalanarak hapse konurlar. Pasaportsuz sınırı geçme suçundan Rize'de yargılanarak üçer gün hapis cezasına hüküm giyerler. Sonra, mevcutlu olarak Ankara'ya gönderilirler. (Bu konuda bak: Kemal Sülker - Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, I, S. 305-320). [ABİ. «MOR MENEKŞE, AÇ DOSTLAR VE ALTIN GÖZLÜ ÇOCUK» Memet Fuat'ın Nâzım İle Piraye adlı derlemesinde açıkladığına göre, bu şiir 1930'da Nâzım Hikmet'in nişanlısı (sonradan eşi) Piraye hanım için yazılmıştır. «Nâzım İle Piraye 1930'da tanıştılar, 'Mor Menekşe, Aç Dostlar Ve Altın Gözlü Çocuk' Nâzım'ın Piraye için yazdığı ilk şiirdir. Ama bu tanışma hemen evliliğe yönelmedi. Piraye'nin ilk kocası Vedat örfi'den biri kız (Suzan), biri erkek (Memet) iki çocuğu vardı.» (NP, S. 8). «Nâzım İle Piraye evlenmeğe karar verdiklerinde yıl 1932 olsa gerek. Kadıköy'de yakın evlerde oturuyor lar. (...) Vedat Örfi, Memet'in doğduğu yıl (1926) karısı ile çocuklarını baba köşkünde bırakıp Paris'e gitmiş, oradan Mısır'a geçmiş. Serüven düşkünü, sorumsuz bir 'paşazade'. Piraye ise, dört 265 yü bekledikten sonra, ondan ayrılmak üzere, Memet'i alıp annesinin evine gelmiş. (Ama bir türlü yurda dönmeyen Vedat Örff-den ancak 13.9.1932'de ayrılabiliyor.)» (NP, S. 13). Şiirin bulunduğu yayınlar şunlardır: — Varan 3 (1930, S. 29-30) — İzlem Yayınları I? İZ, 1965, S. 141-142; 1973, S. 127-128)

— Ekber Babayef (EB, I, S. 197-198) — Dost Yayınlan (DY, S. 192-193) — Asım Bezirci (AB, S 281-182) — Bilgi Yayınları (BY, III, S. 56-57) — Nâzım île Piraye (NP, S. 29) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 11-12) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 127-128, çev. C. Crino). — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 25-26, çev. Annemarie Bostroem) — Fransızca: Anthologie Poetique (AP, S. 16-17) — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, S. 61-62, C. II) ¦deli çığlıklar atıp avaz avaz» mısraı İZ'de (1973, S. 12) «deli çıktıklar atıp avaz avaz» biçiminde dizilmiştir. Şiirdeki «altın gözlü çocuk» sözü ile Piraye hanım kastedilmektedir. I ABİ. «PROVOKATÖR» Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 71-72. Sonundaki 1920 tarihi yanlıştır. Bu şiir ilk defa: Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul 1930, S. 30-31'de yayımlanmıştır. Sonunda 1929 tarihi var. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan, İstanbul, 1937, S. 26-27'de bulunduğu gibi, Nâzım Hikmet, Şiirler ve Taranta-Ba,-buya Mektuplar, Üsküp, 1950'de de; Nâzım Hikmet 835 Satır -Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, 1965, S. 143144'te de yayımlanmıştır. 1928 sonlarında arkadaşı Lâz İsmail'le Rusya'dan Türkiye'ye dönerken sınırda yakalanıp önce Hopa hapishanesinde yatan, sonra İstanbul hapishanesine getirilip, buradan aftan faydalanarak çıkan Nâzım Hikmet ile gizli Türkiye Komünist Partisi idare266 çileri arasında bir fikir anlaşmazlığı çıkmış, kendisi bir grup kurmuştu. 1929 Nisanı sonlarında Dr. Şefik Hüsnü grubundan birçok kimseler yakalamnca, Nâzım Hikmet bu yakalanmadan, Türk solcularının Moskova'daki eylemlerini incelemek üzere Rusya'ya gönderilmiş, Türkiye'ye dönünce gizlice siyasi şubeye memur olarak girip, Parti üyeleri arasına sızmış olan birini sorumlu tutmuş, eski arkadaşlarının ele verilmesini ondan bilmişti. Bu adamın Altın Diş Faik adlı birisi olduğu sanılıyor (Nâzım Hikmet, Yaşamak Güzel Şeydir Kardeşim, Sofya, 1964, S. 67'de adı geçen Raşit mi acaba?) İşte şiir bu olay üzerine yazılmıştır. Rusça çev. L. Martinov; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 18-19; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 76-77; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 97; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 93; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 95. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 169. IŞHİ. «Provokatör» şiiri aşağıdaki yayınlarda da görülmektedir: — Besim Akımsar (BA, S. 70-71) — Ekber Babayef (EB, S. 182) — Dost Yayınları (DY, S. 175-176) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 204-205) — îzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 143-144; 1973, S. 129-130) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 13-14) Çeviriler: -- İtalyanca: Giovanni Grino (GC, S. 100-101, çev. İgnazio Ambrogio) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 22) — Bulgarca: Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 51-52), Şiirler (NT, S. 81-82), Büyük İnsanlık (Bİ, S. 56-57). t ABİ. «YARIDA KALAN BİR BAHAR YAZISI» Bu şiir ilkin Resimli Ay dergisinin Haziran 1929 tarihli sayısında «İmzasızadam'ın yazılarından No. 1» imzasıyla yayımlanmıştır. Şiirin başında «Bu yazı Babıâli Paryalarına ithaf olunur.»

267 tümcesi bulunmaktadır. Dergideki metinle kitaptaki metin arasında bunun dışında bir ayrını yoktur. «Yarıda Kalan Bir Bahar Yazısı»nm yer aldığı yayınlar şunlardır : — İzlem Yayınları (İZ, 1965. S. 145-148; 1973, S. 131-134) — Besim Akımsar: Nâzım Hikmet Ve Başkaları (İzmir, 1965, S. 72-75, Kovan Kitabevi) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 179-180) —- Ekber Babayef (EB, S. 179-180) — Dost Yayınları (DY, 172-174) — Dost Yayınları (DY, 172-174) — Asım Bezirci (AB, S. 283-284) — Bilgi Yayınları (BY, III, S. 58-60) — Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 15, eksik) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 129-132) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 97-99, çev. Ignazio Am-brogio) — İngilizce : Rondy Biasing / Mutlu Konuk, Selected Poems of Nazim Hikmet (1975, S. 5-7) -— Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, I, S. 173-176) Şiirin altında bulunan «1929-20 ve 21 Nisan» tarihi ÜT ve Besim Akımsar basımlarına konulmamıştır. I ABİ. «SANATKÂR HEYECANI» Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 37-38. Sonunda 1922 tarihi vardır. Bu şiir ilk defa Aydınlık dergisinin Teşrinievvel (Ekim) 1924 tarihli 26'ncı sayısında (S. 685) N. H. imzasıyla ve «Heyecanımız» adıyla yayımlanmıştır. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı. Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 22-23; Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta-Babu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 73 (Heyecanımız adıyla, sonunda «Moskova 1922» tarihi); Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir Varan 3, İstanbul, İzlem Yayınları, 1965, S. 149-150'de de vardır. 268 Sofya baskısıyla Aydınlık yayını birbirinin aynı gibidir. Bunlarla öteki baskılar arasında mısralann dizilişi bakımından farklar vardır. Ayrıca, mısra 2'deki şaha kalkan Sofya ve Aydınlık'ta şahlanan şeklindedir. Mısra 19-20 arasında Sofya yayınında: Şimdi o bizim, o bizim şuurumuzun oğ!u mısraları vardır. [ŞH1. «Sanatkâr Heyecanı» nı içine alan öbür yayınlar: — Ekber Babayef (EB, S. 73) — Dost Yayınları (DY, S. 56-57) — İzlem Yayınları (İZ, S. 135-136) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S-15-16) — Metin İlkin: Nâzım Hikmet (1976, S. 23-24, «Heyecanımız» başlığı ve N. H. imzasıyla Aydınlık dergisinden aktarılmış metin.) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 62-63) — İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 15-16) ONU KUVVETTE TEKAMÜL GİBİ YÜKSELTTİK... mısraları EB ile DY'de şöyledir: Onu kuvvette tekâmül gibi yükselttik! Şimdi o bizim, o bizim şuurumuzun oğlu «Sanatkâr Heyecanı» EB ile DY'de «Heyecanımız» başlığıyla yayımlanmıştır. [ABİ. «BENERCÎ KENDİNİ NİÇİN ÖLDÜRDÜ?»

Bu parçalar için bakınız: Nâzım Hikmet - Tüm Eserleri, III (1975, S. 7-19, 218, 238-239; 1978, S. 7-19, 214, 237-240) 269 «AYAĞA KALKIN EFENDİLER» Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 53-54 (sonundaki 1923 tarihi yanlıştır). Bu şiir ilk defa Aydınlık dergisinin Kânunuevvel (Aralık) 1924 tarihli 28'inci sayısında (S. 738) yayınlanmıştır. Ahmet Ce-vat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan, İstanbul, 1937, S. 24; Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta-Babu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950; Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir -Varan 3, İstanbul, 1965, İzlem Yayınları, S. 151-152'de de vardır. Mısra 18'deki bugün sözünden sonra dergide işte, mısraı 18-20'deki üç mısra yerine «Aydınlık'ın ağzındaki ateş borularla/Çalınıyor yeni sanatın marşı» mısraları vardır. Mısra 17'deki «koyda çıplak yıkanan Leylâ» sözleriyle Yahya Kemal'in «Nazar» şiirinin «Gece, Leylâ'yı ayın on dördü/Koyda tenha yıkanırken gördü» mısralarma ima ediliyor. (Bk: Yahya Kemal, Kendi Gökkubbe-miz, İstanbul, 1963, S. 149-150). Mısra 21: Yeni cami tıraşı İstanbul'daki Yeni Camiin önünde son zamanlara kadar açıkta tezgâh kurarak saç kesip sakal traş eden berberler vardı. Uzun ve can sıkıcı sözler için, bu berberlerin acemiliğinden kinaye olarak, «Yeni cami tıraşı» denirdi. Zamanla «Yeni cami» sözleri de düşüp, yalnız «traş», «traş etmek» sözleri kaldı. [ŞH1. İstanbul'da 1925'te yazılan «Ayağa Kalkın Efendiler» şu yayınlarda da görülmektedir: • — Besim Akımsar: Nâzım Hikmet Ve Başkaları (İzmir, 1965, S. 79-80, Kovan Kitabevi) — Ekber Babayef (EB, S. 107-108) — Dost Yayınlan (DY, S. 85) — Hilmi Yücebaş (HY, S. 372-373) — Ümit Yaşar Oğuzcan: Şairlerin Seçtikleri (İstanbul, 1971. S. 62; 1974, S. 88, şiirleri seçen: Selâhattin Hilav) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 447) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 113-115) — İzlem Yayınları (İZ, 1973, S. 137-138) — Şair Nâzım Hikmet (ŞN, S. 84-85J — Kerem Gibi (KG, S. 288-289) — Asım Bezirci, (AB, S. 286) 270 — Bilgi Yayınları (BY, V, S. 27) — Alkış dergisi (Mayıs 1976, Sayı 3) Çeviri: — İspanyolca: Soliman Salom (SS, S. 88) «Süzüyor gözlerini hâlâ» mısraı ÜT'de «süşüyor gözlerini hâlâ» biçiminde çıkmıştır. EB'de şiirin altında «İstanbul, 1925» sözcükleri vardır. Şiirin altındaki tarih ÜT ve KG yayınlarında yoktur. CAB1. «YAYINDAN FIRLAYAN OK» Bu şiir ilkin Aydınlık dergisinde (Ekim 1924, Sayı 26) N. H. imzasıyla çıkmıştır. Daha sonra şu yayınlarda yer almıştır: — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 153-154; 1973, S. 139-140) — Ekber Babayef (EB, S. 119-120) — Dost Yayınları (DY, S. 98-99) — Asım Bezirci (AB, S. 288) — Metin İlkin: Nâzım Hikmet (1976, S. 21, Aydınlık dergisinde yayımlanan metin aynıyla aktarılmıştır.) — Temel Yayınlar: Nâzım (1978, S. 36) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 17-18) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 63-64)

— İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 28-29) Aydınlık dergisinde şiirin üstünde «Dünya amele hareketi tarihine» sözü vardır. Altında ise aşağıdaki parça bulunmaktadır: Dede tarih-yayı veren, biziz geren, uçan o ki, kavgamızdır, kuş misali, hedef, kurtuluş misali I.. EB ve DY yayınlan Aydınlık'taki metni temel almışlardır. Şiirin başına ve sonuna söz konusu parçalan koymuşlardır. Nâzım Hikmet, Varan 3'e aktarırken bu parçalan şiirden çıkarmıştır. «Ok uçuşta usta oldu gayn çırak değil,» mısraı İZ'de «Ok uçuşta usta oldu çırak değil,» biçiminde çıkmıştır. (ABİ. 271 «KALBİM» Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1930, S. 63-64 (Sonunda 1925 tarihi vardır). Bu şiir ilk defa «On Beş Yara» başlığıyla Aydınlık dergisinin Şubat 1925 tarihli 30'uncu sayısında (S. 805) yayınlanmıştır, başında «On beşler için» sözleri, sonunda da «28 Kânunsâni 1921> tarihi vardır. Nâzım Hikmet, Güneşi İçenlerin Türküsü, Baku, 1928'de «15 Yara» adıyla, Nâzım Hikmet, Varan 3, İstanbul, 1930, S. 57-58'de vardır. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 25'e Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Taranta-Babu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 95'e de alınmıştır. Nâzım Hikmet, 835 Satır -Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, îzlem Yayınlan, 1965, S. 155-156'da da vardır. Mısra 19'daki yaramda 15 alev sözleri dergide 15 isyan alevi şeklindedir. Mısra 22'deki kanlı sözünden sonra dergide kızıl sözü vardır. Bu şiir Türk sosyalisti Mustafa Suphi ve arkadaşlarının 28 Ocak I92l'de Karadeniz'de öldürülmelerinin 4'üncü yıldönümü dolayısıyla yazılmıştır. Rusça çev. N. Glazkov, N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 23-24; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 7. M. Pavlova çev. N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. 2, Moskova, 1957, S. 7; N. Hikmet, Şiirler, Ve Uzun Şiirler, Moskova, 1957, S. 7; N. Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 19Ş8, S. 7. İ. Peçenev çev. ds. Vostoçni Almanak, No: 4, Moskova, 1951, S. 27. Y. Smelakov çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 17-18. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 158 (sonunda 1925 tarihi vardır). IŞHİ. ' «Kalbim»e yer veren öteki yayınlar şunlardır: — Ümit Yaşar Oğuzcan, Şairlerin Seçtikleri, İstanbul, 1971, S. 63 ve 1974, S. 89 (şiirleri seçen: Selâhattin Hilav.) . — Ekber Babayef (EB, S. 102) — Dost Yayınları (DY, S. 81) —- Zekeriya Sertel (ZS, S. 103-104) — Aydın Aydemir (AY, S. 106) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 51) — Kerem Gibi (KG, E. 111) 272 — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 155-156; 1973, S. 141-142) — Asım Bezirci (AB, S. 287) — Yeni Ortam gazetesi (5.8.1974, Balaban'm «Ustam Nâzım Hikmet» yazısında.) — İlerici Yurtsever Gençlik Gazetesi (19 Ocak 1976, sayı: 5; 10 Ocak 1977, Sayı 29) — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlarıyle Nâzım Hikmet NH, S. 66-67) — Temel Yayınlar: Nâzım (1978, S. 24) — Bilgi Yayınları (BY-VI, S. 37) — Metin İlkin: Nâzım Hikmet (1976, S. 40, «On Beş Yara» başlığıyla Aydınlık dergisinden aktarılmıştır.) Çeviriler:

— İspanyolca: Solunan Salom (SS, S. 89-90) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 3-4, çev. Ignazio Am-brogio) — Bulgarca: Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 5-6), Şiirler (NT, S. 7-8) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 5-6, çev. A. Bostroem) Yukarıda adı anılan yayınlar arasında bazı ayrımlara rastlanmaktadır. Örneğin: Kalbim Kanlı bir bayrak gibi çarpıyor, mısraları EB ile AY ve DY'de aşağıdaki biçimde geçmektedir: Kalbim Kanlı kızıl bir bayrak gibi çarpıyor, Ayrıca, «Yandı 15 yaramdan 15 alev,» mısraı KG ve ÜT'de «Yandı 15 yaramda 15 alev,» biçiminde, «kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular» mısraı ise DY'de «kara kaygan yılanlar gibi yaranlık sular!» biçiminde görülmektedir. Şiirin son beş mısraı ZS'ye alınmamış ve altındaki 1925 tarihi KG ve ÜT yayınlarına konulmamıştır. «Kalbim» Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının Karadeniz'de öldürülmeleri üstüne yazılmıştır. — Mustafa Suphi: Türkiye sosyalist yazar ve siyaset adamı. 273 1883'te Giresun'da doğdu. İlköğrenimini Kudüs ve Şam'da, orta öğrenimini Erzurum'da yaptı. İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesini bitirdi. Paris'te Siyasal Bilimler'de okudu. İstanbul'a gelince Tanin, Serveti Fünun, Hak gazetelerinde çalıştı. Öğretmenliklerde bulundu. 1912'de İfnam gazetesini kurdu. Yaptığı eleştiriler üzerine Sinop'a sürüldü. Oradan 1914'te Rusya'ya kaçtı. Batum'da tutuklanarak Ural'a gönderildi. 1915'te Rusya Sosyal Demokrat Partisi'ne girdi. 1917 Devrimine katıldı. 1919'da Yeni Dünya gazetesini çıkardı. 1920'de Baku'de Türkiye Komünist Partisi'nin ilk kongresini açtı. Oybirliğiyle Parti başkanlığına seçildi. Mustafa Kemal'e bir mektup yazarak ulusal kurtuluş savaşma katılmak ve TKP'ni açmak amacıyla Türkiye'ye gelmek için izin istedi. Ankara hükümetinin çağrısı üzerine arkadaşlarıyla 1921 yılının ilk günlerinde Kars'a geldiler. Oradan Erzurum'a ve Trabzon'a geçtiler. Kışkırtılmış birtakım kişilerin sövgüleriyle karşılaştılar. İnebolu yoluyla Ankara'ya gitmek üzere bir motora bindirildiler. Karanlıkta arkadan gelen ikinci bir motordaki silahlı kiralık katillerin saldırısına uğradılar. Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı kurşun ve süngülerle delik deşik edilerek 28-29 gecesi denize atıldılar. Mustafa Suphi için bak: Mete Tuncay - Türkiye'de Sol Akımlar (Ankara, 1967, Bilgi Yayınları), Türkiye Defteri dergisi (Haziran 1975, Sayı 20), Yeni Dünya dergisi (1 Ocak 1975), Mustafa Suphi Ve Yoldaşları 28-29 Ocak 1921'i Unutma (Moskova 1923; Brüksel 1974, İnfo Ajansı; İstanbul 1977, Güncel Yayınlar), Önder Sağlam - Ölümsüz Savaşçı Mustafa Suphi (İstanbul, 1978, Ürün Yayınları), Deniz Özer - Mustafa «Suphi Ve Yoldaşları (İstanbul, 1978, Yeni Dünya Yayınlan), İbrahim Topçuoğlu - Neden İki Sosyalist Partisi (İstanbul, 1976) vb. Nâzım Hikmet'in Mustafa Suphi ve on dört arkadaşı üstüne şu şiirleri vardır: «On Beşler İçin» (Batum, 1922), «Plalbim» (Varan 3, 1930, S. 57-58; Tüm Eserleri, II, 1975, 1976, S. 97-98; 1978, S. 89-90), «Kitabe» (Aydınlık dergisi, Şubat 1925J, «28 Kanunisâni» (EB, I, S 78-80). Bu şiirler yukarda adları anılan son dört kaynağa da aktarılmıştır. I ABİ. 274 «BİR ŞEHİR REHBERİ» Bu şiirin bulunduğu yayınlar şunlardır.- ' .' , — îzlem Yayınlan (İZ, 1965, S. 157-160) — Ekber Babayef (EB, I, S. 205-207) — Dost Yayınları (DY, 200-202) — Bilgi Yayınları (BY, I, S. 47-49) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 19-22) Şiirin başlığı EB'de «Bir Şehir Berberi» diye çıkmış, sonra bu yanlış, derlemenin ikinci cildinde düzeltilmiştir. Ayrıca, pudra, lavanta, lavanta, pudra, kozmatik,

frak... mısraları da EB (S. 206) ve Bilgi Yayınevi basımlarında pudra, lavanta, lavanta, pudra, kozmatik, tarak, biçiminde çıkmıştır. «Sinyorina kara gözlü Sinyorina» ile «Sinyorina» mısraları arasında bulunan ve şiirin son kesiminde yer alan parçayı Nâzım Hikmet Kafatası (1932, S. 9-10) oyununda da kullanmıştır. [ABİ. «SEYAHAT NOTLARI» Bu şiir şu yayınlarda yer almıştır: — İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 163-170; 1973, S. 147-154) — Ekber Babayef (EB, I, S. 141-148) — Dost Yayınları (DY, S. 129-137) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 23-30) — Bilgi Yayınları (BY, IV, S. 25-32) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 67-73) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 56-66) — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 22-27), Şiirler (NT, S. 64-72) «Seyahat Notlan» EB ile onu izleyen DY ve BY yayınlarında 275 «Nefte Doğru» başlığıyla, oldukça değişik bir biçimde sunulmuştur. EB'deki metnin Güneşi İçenlerin Türküsü'nden (Baku, 1928) aktarıldığını sanıyoruz. Nâzım Hikmet, şiirini Varan 3'e koyarken bu metni değiştirmiş olsa gerektir. (Bak: EB, II, S. 497). Şiirin «Üçüncü Gün» bölümünde bulunan «Asma köprülerden atladık Don nehrine» mısraı İZ basımında yoktur. Ayrıca, şiirin ilk basımı (Varan 3, İstanbul, 1930, S. 65-72) ile EB, BY ve DY basımları arasında ayrımlar vardır. Örneğin: ufkun kızıl şeridinde gölgelenen Moskova... Bir baş uzandı omuzumdan pencereye . genç bir kadın başı, "Fıkırdıyor trenin rayda tekerlekleri, Şimalî Kafkastayız!.. Traktörlerin üstünde votka içiyorlar... yağ kokulu, karagözlü BakülOyle öpüşüp mısraları EB, DY ve BY'de aşağıdaki biçimde sunulmuştur: ufkun kızıl şeridine gölgelerle çıkan Moskova. Birdenbire bir baş uzandı omuzumdan pencereye, sarı saçlı, mavi gözlü bir konsomotka başı... Tıkıyor tirenin rayda tekerlekleri, Şimalî Kafkasyadayız!.. Traktörlerin üstünde Samagonka» içiyor... Yağlı paitarlı, kara gözlü işçilerle öpüşüp Üstelik, EB, BY- ve DY'de Türkiye basımına göre bazı eklemeler görülmektedir. Sözgelimi, «İMnci Gün» bölümündeki «gömleklerimiz reçine kokuyor / reçine» mısralarmdan sonra şu parça yer almaktadır: Akıyor tarlalar iki yandan suları altın ışıklı bir nehir gibi, bu altın sularda yükseliyor zaman zaman fabrikalar yekpare bir şehir gibi... Beyaz duvarlı, saman damlı köyler! geçiyoruz. Toprak çanaklarda kaynamış süt içiyoruz. Köylü çccukiar bağrışarak düşüyor peşimize: «Day gazet! Day gazet! Day gazet! Day!..» Bu ses yalvarmıyor, emrediyor bize: «Day gazet! Day!...» 276 Bu ses İsanın köşesine Leninin resmini asan Rus öylüsünün sesi! Bu ses, kara toprağın üstünde nefes alan, dirilen sarı saçlı, mavi gözlü dev ölüsünün sesi!.. Ayrıca, «Dördüncü Ve Son Gece» bölümündeki «oturmaktan uyuşan / vücudumla gerindim» mısralarmdan sonra da aşağıdaki mısralar bulunmaktadır:

Gök yüzü renkli rüyalarla dolu bir uyku gibi, durgun ışıklı, koyu mavi bir su gibi. içimde bir ses diyor ki, bak bu suya, yıldızların altında yat uykuya! Yükseldikçe fakat kumların üzerinden yağlı bir neft kokusu, dağılıyor gözlerimden bu yorgun yağ uykusu!.. «Dördüncü Gün» bölümünde de «ölçmek istiyorlarmış gibi geçtiğimiz yolu» mısraını şu mısralar izlemektedir: Dışarda, uzaklarda, yükseliyor dumanlı başı karlı Kazbekin! Bol ağaçlı tarlalarda biçilmiş ekin. İnce belli kısraklar kokluyor çayırları. Yeşil rengin çeşidiyle işlenmiş ipekli bir ha!ı gibi Kafkas kırları... «Nefte Doğru» başlığıyla sunulan «Seyahat Notları» şiirinden sonra EB, BY ve DY'de «Neftin Cevabı» başlıklı bir şiir gelmektedir. Şiirin altında «1927, Moskova - Baku yolu» sözleri bulunmaktadır. Biz, Varan 3'ün birinci basımındaki metni temel aldık. I ABİ. «YOL TÜRKÜSÜ» Varan 3'te (1930, S. 75, S. 76) «Yol Türküsü» başlıklı iki şiir var. Birincisinin altında 1920 tarihi bulunuyor. İkincisi ise tarihsiz. Aslında şiir, 1921 yılı başlarında İnebolu'dan Ankara'ya giderken Vâlâ Nurettin'le birlikte yazılmıştır: Aşağıdaki yayınlarda yer almıştır: 277 Ahmet Cevat - Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir ve Yazıları (Istanbul, 1937, S. 43), Nâzım Hikmet - Şiirler Ve Taranta Babu'ya Mektuplar (Üsküp, 1950), İzlem Yayınları (İZ, 1965, S. 155-156), Hilmi Yücebaş (HY, S. 342), Besim Akımsar (BA, S. 38-39), Ekber Babayef (EB, I, S. 45), Dost Yayınlan (DY, S. 28), Zekeriya Sertel (ZS, S. 78); Vâlâ Nurettin (VN, 1965, S. 75-76); 1975, S. 68), Asım Bezirci (AB, S. 207), Kerem Gibi (KG, S. 81), Bilgi Yayınları (BY, IV, S. 14), Kemal Sülker - Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, I (GY, I, S. 97), Nâzım Hikmet - Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 31-32), Kerim Sadi - Nâzım Hikmet'in İlk Şiirleri (KS, 1969, S. 113-114), Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, .II, S. 74-75). «Yol Türküsü»nün çeşitli basımları arasında bazı ayrımlara rastlanmaktadır. Örneğin, Varan 3'teki: Baz: altımızda taş toprak döşek, (...) Tükenmez yolları tüketiriz biz, (...) Neı-de gün batarsa orda yatarız. mısraları adı geçen yayınlarda şöyle verilmiştir: Bazı altımızda kuştüyü döşek (fts, KG, EB, BY) Tükenmez tüketiriz biz (DY) Nerede gün batarsa orda yatarız (VN) VN'deki şiirin son iki, HV ve HY'de ise ilk iki dörtlüğü verilmemiştir. IAB1. 278 1 + 1 = BİR BASIMLAR 1=Bir, 1930'da yayımlanmıştır. (İstanbul, Ahmet Halit Ki-taphanesi, İlhami Matbaası, 32 sayfa, 20 kuruş.) 1931'de Nâzım Hikmet'in 835 Satır, Jokond İle Si-Ya-U, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3 adlı eserleriyle birlikte komünizm suçundan kovuşturmaya uğramış, fakat İkinci Ceza Mahkemesi'nde görülen dava 10 Mayıs 1931'de beraatle sonuçlanmıştır. (Bak: S. 233-234). l + l=Bir'in birinci basımı iki formadır. Birinci forması Nâzım Hikmet'e, ikinci forması ise şairin arkadaşı Nail V.'ye ayrılmıştır. Nail V. 1910'da Muğla'nın Ula bucağında doğmuştur. İlk ve orta okulu Muğla'da, liseyi Konya'da bitirmiştir. İstanbul'a gelerek bir süre Tıp Fakültesi'nde okumuştur. Konya'da iken

Halka Doğru ve Kervan dergilerinde yazmağa başlamıştır. İstanbul'da 15.6.1929 günü Hareket gazetesinde çıkan «Alev Yağmuru» başlıklı şiirinden ötürü kovuşturmaya uğramıştır. Resimli Ay (1930-1931), Ses (1939), Yeni Yol (1940), Serveti Fünun/Uyanış (1940), Yeni Edebiyat (1941) gibi dergilerde Nâzım Hikmet'i örnek alan şiirler yayımlamıştır. Fakat sonradan şiiri bırakmıştır. (1). Nâzım Hikmet, Nail V.'yi özendirmek ve yetiştirmek için çaba göstermiştir. O kadar ki, büyük bir alçakgönüllülükle, 1 + 1= (1) Nail V. için bak: Hüsamettin Bozok - «Nail V. Ve Sanat Telâkkisi», Serveti rûnun, 5.1.1940/Zekeriya Sertel - Mavi Sözlü Dev, S. 177 279 Bir'i onunla ortaklaşa çıkarmıştır. Fakat, zamanla, bu davranışından pişmanlık duymuştur. Nitekim, 1941'de Bursa Cezaevi'nden Kemal Tahir'e gönderdiği bir mektupta bunu itiraf etmiştir: «Raşit Kemal'in (Orhan Kemal) şiirlerini beğenmene çok seviniyorum. Bilirsin ya, ben şimdiye kadar —başka hususlarda değil, sanat meselesinde— yalnız bir kere aldandım. Bizim biçare Nail V.'de, Oğlan bir türlü yetişmedi. Onu şiire teşvik etmenin azabı hâlâ içimdedir.» (2). 1 + 1=Bir, daha sonra Izlem Yaymevi'nce iki kez basılmıştır: — Nâzım Hikmet/Nail V.: Gece Gelen Telgraf, Portreler, l + l=Bir, İstanbul, Ağustos, 1966, 106 S. — Nâzım Hikmet 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, Gece Gelen Telgraf, Portreler, l + l=Bir, İstanbul, Kasını 1973, 254 s. Bunlardan birinci basımda (1966) yer alan «Meşin Kaplı Kitap» ikinci basıma konulmamıştır. Nâzım Hikmet'in l + l=Bir'de bulunan şiirlerinin tümü Ek-ber Babayef'in Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, C. I, Şiirler (EB, Sofya, 1967), Dost Yayınları'nın Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, I (DY, Ankara, 1968), Zekeriya Sertel'in Mavi Gözlü Dev (ZS, İstanbul, 1969) ve Asım Bezirci'nin Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri (AB, İstanbul, 1975) adlı kitaplarında da görülmektedir. Ayrıca, bazı şiirler de Ahmet Cevat'ın Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan (İstanbul, 1937), Orhan Seyfi'nin Nâzım Hikmet, Hayatı Ve Eserleri (İstanbul, 1937), Besim Akımsar'm Nâzım Hikmet Ve Başkaları (BA, İzmir, 1965), Vâlâ Nurettin'in Bu Dünyadan Nâzım Geçti (VN, İstanbul, 1965, 1975), Hilmi Yüçebaş'm Nâzım Hikmet Türk Basınında (HY, İstanbul, 1967), Ülkü Tamer'in Nâzım Hikmet, Seçme Şiirleri (ÜT, İstanbul, 1968, 1970, 1971, 1972, 1974, 1976), Aydın Aydemir'in Nâzım (AY, Ankara, 1970) ve Bilgi Yaymevi'nin Nâzım Hikmet, Şiirleri 2 (BY, Ankara, 1975) adlı eserlerinde yer almaktadır. I ABİ. ESERİN NİTELİĞİ Jokond İle Si-Ya-U'da dolaylı yoldan hırpalanmak istenilen (2) Nazım Hikmet - Kemal* Tahir'e Mahpusaneden Mektuplar, 1968, S. 120 280 emperyalizm, l + l=Bir'de doğrudan doğruya eleştirilir. Örneğin, «İzmir'den Akdenize...» başlıklı şiirde hapse atılmış bir devrimcinin ağzından Yunanlıları Türkiye'ye saldırtan İngiliz emperyalizminin işlediği cinayetler özgür koşuğa dayanılarak öfkeli ve alaylı bir anlatışla sergilenir. «Cevap» şiirinde tarihin akışına karşı faşizmin kan ve baskıyla ördüğü duvarın ergeç yıkılacağı inançlı ve hareketli bir deyişle belirtilir. Mısralar diyalektik maddeci tarih görüşüyle yoğrulmuştur. Bize karşı koyanlar karşı koymuş demektir: Maddede hareketin, yürüyen cemiyetin ezeli kanunlarına. Sükûn yok, hareket var bugün yarına çıkar, yarın bugünü yıkar ve durmadan akar akar.

akar. «Sükût» şiirinde hapisteki toplumcuların «bir fişek yatağındaki kurşun gibi» susuşu, inanç ve dirençle bekleyişi gerilimli bir söyleşiyle yansıtılır. 1921'de 14 ve 7 hece ölçüsüyle yazılan «Meşin Kaplı Kitap» şiirinde ise insanlığın tarihi dinle ilişkileri açısından ve yine diyalektik görüşle hikâye edilir. Dinin, mistik ve metafizik düşünüşün yoksul insanları kurtaramadığı, çalışanlar üzerindeki sınıf tahakkümünü önliyemediği ileri sürülür. Şiirin sonunda, bu tahakküm ve sömürünün ancak emeğin hakkını veren, toplumsal adalet ve özgürlüğü gerçekleştiren bir düzende kalkacağı açıklanır. Bazı yanlarıyla Tevfik Fikret'in, «Tarih-i Kadim» ini hatırlatan «Meşin Kaplı Kitap» hem dilce ondan temiz, hem anlayışça ondan ileri, hem de biçimce ondan yenidir. Fikret dine, daha doğrusu, tarihe üretim, mülkiyet ve sınıf ilişkileri açısından bakmadığı için toplumsal bozuklukların temel sebeplerini göremediği gibi geçerli çözüm yollarını da bulamaz. N. Hikmet ise Fikret'in bu eksiklerini tamamlar. Gerçi «Meşin Kaplı Kitap» mısra yapısı ve uyak düzeniyle —öteki üç şiirin tersine— özgür koşuktan çok ölçülü koşuğa yakındır, başka bir deyimle, eski edebiyattan tümüyle kopmuş sayılamaz, ama içerikçe yepyeni bir görüş ve duyuş getirdiği de inkâr edilemez. (ABİ. 281 AÇIKLAMALAR «DUVAR» (İzmir'den Akdenize Dökülen Ve Yakında Bombay'dan Hint Denizine Dökülecek Olan Emperyalizmin Şarkı Saran Duvarı İçin Söylenmiştir.) Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 55-61 (sonunda 1925 tarihi vardır). Hiçbir dergide yaymlaıımıyan bu şiiri Nâzım Hikmet, Türkiye Komünist Partisi tarafından bir basımevi kurmak görevi ile İzmir'e gönderildiği zaman, orada yazmıştır. CBk. Nâzım Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 556'da bu şiir Aydınlık dergisinde yayınlanmış olarak gösterilmişse de, yazıldığı günlerde bu dergi kapatılmıştı). Güneşi İçenlerin Türküsü, Baku, 1928: Nâzım Hikmet ve Nail V., l + l=Bir, İstanbul, 1930, S. 3-10; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1951; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 160 - 163'te yayınlandığı gibi, Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan, İstanbul, 1937, S. 13-18; Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet: Hayatı Ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 41-45'te de vardır, Barış dergisinin 15 Temmuz 1950 tarihli 7'nci sayısında da çakmıştır (59-104'üncü mısralar). Mısra, 37'deki şahsî mülkiyet sözleri İstanbul, 1930, Seçilmiş Şiirler, 1932, Ahmet Cevat vo Orhan Seyfi'de emperyalizmin; mısra 86'daki burjuvalar sözü bunlarda ve Barış dergisinde emperyalistler; mısra 134 -138 (Barış dergisinde yok) ise ötekilerde: Biz adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuran-larız. şeklindedir. Mısra 75'teki radyo-konser sözleri Sofya, 1954'te radyo konseri; mısra 105-106 arasında bütün baskılarda cevap diye geçen (Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932'de bu söz hiç yok) kelime o duvarın cevabı olmuştur. Mısra 118'deki ezeli sözü bütün baskılarda bulunduğu halde Sofya, -1954'te yoktur. Mısra 90'daki 282 general sözünden önce Sofya, 1954'ten başka bütün baskılarda bir emperyalist sözü vardır. Mısra 47'de adı geçen Lord Gürzon (1859 -1925) Lloyd George kabinesinde 1919 -1923 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapan George Nathaniel, Lord Curzon'dur. Ukrayna'nın büyük bir kısmını Polonya'ya vererek sosyalizme, yani Sovyet Rusya'ya karşı bir «karantina sınırı» çizmekle, Cemiyeti Akvam'ın kurulmasında büyük rol oynamakla, 1923 Lozan Konferansı'nda Anadolu'da yenilen Yunanistan'ı tutup Kurtuluş Savaşından zaferi kazanarak çıkan genç Türkiye'ye büyük güçlükler çıkarmakla ün salmıştır. Mısra 88'deki Cemiyeti Akvam (Milletler Cemiyeti), tıpkı bugünkü Birleşmiş Milletler Teşkilâtı gibi, bütün geri ve köle memleketleri peşine takan İngiliz - Amerikan - Fransız

emperyalizminin sosyalizme ve Almanya'ya karşı, siyaset alanında, savaşmak üzere 1920 yılında kurduğu reaksiyoner bir kuruldu. 1946 yılma kadar yaşadıktan sonra, o yıl yerini SanFransisko andlaşmasıyla kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı'na bırakmıştır. Mısra 91'de sözü geçen İkinci Enternasyonal, Karl Marx'm 1864'te Londra'da kurduğu Birinci Entemasyonal'in 1876'da dağılmasından epey sonra, birçok memleketler sosyalist partileri tarafından 1889'da kurulan uluslararası sosyalist kurulun adı. Önce inkılâpçı iken, Edouard Bernstein (1850-1932), sonra Jean jaures (1851 -1914) ve Kari Kautsky (1854 -1938) gibi sosyalistlerin etkisiyle reformcu hale gelmiştir. Rusça çev. T. Sikorski ve S. Bolotin; Nâzım Hikmet, Şiirler, Moskova. 1950, S. 45-49; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 44-48; Halklar Galip Gelecek, Moskova, 1951, S. 135-140; Barış Ve Demokrasi İçin, Baku, 1951, S. 33-40. M. Pavlova çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 37-40; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 3841. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu. Atina, 1959, 153-158 (Emperyalizmin Duvarı adıyla) (ŞH1. «Duvar» şiiri şu yayınlara da alınmıştır: — Ekber Babayef (EE, S. 121-124) — Dost Yayınları (DY, S. 1C0-103) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 73-77; 1973, S. 218-222) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 147-150, «O Duvar» başlığıyla) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 61-65) 283 — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, Ş. 121-122, eksik) Çeviriler: — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 44-49), Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 3945), Nâzım Hikmet, Büyük İnsanlık (Bİ, S. 40-47). Nikolay Tsonev'in yaptığı bu çevirilerde «Duvar» şiiri «Cevap» şiiriyle birlikte verilmiştir. — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 37-40, çev. İ. Ambrogio) Türkçe yayınlar arasında bazı ayrımlar, ve eksikler görülmektedir. Örneğin: ll'nci Enternasyonal; zehirli çiçeklerini toplamak için «din»in mısraları İZ ve HV yayınlarında metinden çıkarılmıştır. O duvar darağaçlarının sabunlu ipi . gibi parlıyor. mısraları EB ve DY basımlarında: O duvar, carağaçlarının sabunlu ipi gibi parlıyor....... biçiminde sunulmuştur. Ayrıca, şu mısralar: bir radyo konser gibi dinliyorlar t...) koşuyor emperyalistler seferberliğe (...) O duvarın iik teme! taşı, emperyalizmin ilk adımından geliyor. EB ve DY basımlarında aşağıdaki biçimde verilmiştir: Bir radyo konseri gibi dinliyorlar koşuyor burjuvalar bu seferberliğe; O duvarın ilk temel taşı şahsî mülkiyetin ilk adımından geliyor. Biz, derlememize Türkiye'deki iik basımı (1930) temel aldık. Ekber Babayef'in açıkladığına göre (NH, S. 121), şiir Nâzım Hikmet'in 1928'de Bakü'de yayınlanan Güneşi İçenlerin Türkü284 sü'nde de yer almaktadır. «Yeni emperyalist savaş kışkırtıcılarına yöneliktir ve halkların tutsaklaştırılmasma karşı yazılmıştır.» I ABİ. «CEVAP» «Duvar» şiirinin devamı sayılabilir. Nitekim, hemen hemen «Duvar»m bulunduğu bütün yayınlarda ona da yer verilmiştir.

«Cevap»ta emperyalizm ile faşizmin —tarihsel akış gereği— ergeç yıkılacağı, yerini demokrasi ve bağımsızlığa bırakacağı ve bunu hiçbir zorba kuvvetin durduranııyacağı belirtilmek istenmiştir. «Cevap»m bulunduğu yayınlar şunlardır: l + l = Bir (1930, S. 11-12) — Kurun gazetesi (21 Mart 1936) — Ahmet Cevat: Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazılan (AC, 1937, S. 17-18). — Orhan Seyfi: Nâzım Hikmet, Hayatı Ve Eserleri (1937, S. 45-46) — Ekber Babayef (EB, S. 125-126) — Dost Yayınları (DY, S. 107-108) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 78-79; 1973, S. 223-224) —- Ülkü Tamer (ÜT, S. 52-53) — Aydın Aydemir (AY, S. 172) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 150-152) — Asım Bezirci (AB, S. 298-299) — Kerem Gibi (KG, S. 112-113) — İlerici Yurtsever Gençlik Gazetesi (16 Şubat 1976, sayı 7) — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, S. 123, eksik) — Temel Yayınlar: Nâzım (Ankara, 1978, S. 71) Çeviriler: — Bulgarca: «Duvar» şiirinin notuna bakınız. (S. 284) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 40-41, çev. î. Ambrogio) — İspanyolca: Solinıan Salom (SS, S. 113-114) NH yayınında şiir üstüne şu yorum yapılmıştır.«Nâzım Hikmet, Türk halkını ve bütün dünya halklarını faşizme, emperyalist savaşa karşı çıkmaya; barış ve özgürlüğü savunmaya çağırıyordu. Milyonlarca insanın yok oluşuna, şehir285 lerin yakılıp yıkılmasına, tarlaların çoraklaştırümasına, ancak emekçilerin dayanışmasının engel olabileceğini belirtiyordu. Halk güçlüdür ve kendine güven duymak zorundadır.» (NH, S. 123). EB, DY, Temel ve ZS yayınlarında şiir «O Duvara Cevap» başlığıyla sunulmuştur. AC yayınında ise «Duvar»la birlikte verilen şiirin başına «Nâzım'm en çok sevdiği şiir» sözü eklenmiştir. AC, AY, ÜT , KG ve ZS yayınlarında şiirin altındaki 1925. tarihi atılmıştır. ZS yayınında şiirin son sekiz mısraı eksiktir. «Cevap»m sonundaki: Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran mısraları EB, DY ve Temel Yayınların basımlarında değişik biçimde verilmiş, bunu sonradan şairin yaptığı belirtilmiştir. Kurun gazetesinde şiirin üstüne şu açıklama konulmuştur: «Nâzım Hikmet, anketimizde görüldüğü üzre, 'Duvar' isimli şiirini en çok beğenmektedir. Bu şiirin içerisinde bilhassa tercih ettiği parçayı okuyucularımıza "veriyoruz.» [ABİ. «SÜKÛT» Bu şiire şu yayınlarda yer verilmiştir: — İzlem Yayınlan (İZ, 1968, S. 80-81; 1973, S. 223-22-4) — Besim Akımsar (BA, S. 63^64) — Ekber Babayef (EB, S. 173-174) -- Dost Yayınları (DY, S. 166-167) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 169-160) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 54-55) — Asım Bezirci (AB, S. 299-301) — Bilgi Yayınları (BY-II, 1975, S. 28-29) — Kerem Gibi (KG, S. 114-115) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, I (GY, I, S. 303, eksik) Çeviriler: —- İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 91-9J)

— İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 34-35) 386 — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, 1976, II, S. 1OO-1O1> •Sükût» şiirinin altındaki «1929» tarihi EB, DY ve BY'de «1928» olarak görülüyor. BA, ÜT, KG ve ZS'de ise şiirin altında hiç tarih bulunmuyor. «Haykırsm sıkıysa sükûtumuzdan hızlı» mısraı BY'de «Haykırsm sıkıysa sükûtumuzun hızlı» biçiminde sunuluyor. IABI. «MEŞİN KAPLI KİTAP» Nâzım Hikmet ve Nail V., l + l = Bir, İstanbul, 1930, S. 13-16. Sonunda 1921 tarihi vardır. Batum'da yazılmış olan bu şiir 'Bak: Vâlâ Nurettin Bu Dünyadan Nâzım Geçti, 1965, S. 24) ilk defa Yeni Hayat dergisinde yayımlanmış olmalı. Bundan sonra Serveti Fünun dergisinin 29 Nisan 1926 tarihli 1550'nci sayısında (S. 375) «Kitabı Mukaddes'-ten» adı ve M. T. imzasıyla 42'nci mısraya kadarki parçası çıkmıştır. Yine bu şiir, «Yakup Kadri Beyin Alp dağlarından gönderdiği mektuplarda kudreti edebiyesinden bahsettiği genç şairlerimizden Nâzım Hikmet Beyin kendi tarzında yazılmış manzumelerinden birini şair hakkında karilerimize bir fikir vermek için neşrediyoruz» notu ile ve «Kitabı Mukaddes» adiyle Güneş den-gisinin 15 Kânunsani (Ocak) 1927 tarihli 2'nci sayısında (S. 4) yayınlanmıştır. Bu yayında 46-60'mcı mısralar arasındaki 13, 60-63 üncü mısralar arasındaki iki ve şiirin sonundaki beş mısra eksiktir. Mustafa Nihat (Özön), Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi, Birinci Baskı, İstanbul, 1930, S. 242-243; İkinci Baskı, İstanbul, 1934, S. 190-191 (Serveti Fünun dergisinden alarak ve tarihi 21 Nisan 1926 diye göstererek, eksik); Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet: Hayatı Ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 47-49'da da vardır. Mısra 10'daki eşiyorum sözü Mustafa Nihat'ta ediyorum; mısra 16'daki ufuklardan sözü ufuklarda; mısra 29'daki ay sözü Serveti Fünun'da gün; mısra 34'deki karanlıkta sözü Serveti Fü-nun'da masallarda şeklindedir. Mısra 38'deki bize ki sözleri Mustafa Nihat'ta yok. Mısra 40'taki esirlere sözü Orhan Seyfi'de esirler olmuş. Mısra 41'deki satır sözü Mustafa Nihat'ta kuru'dur. Mısra 14'teki kardeşini öldüren lânetli ruh sözleriyle, Kutsal1 Kitap'a göre Âdem'le Havva'nın ikinci çocukları olup, Tanrı ta287 rafından pek sevilen kardeşi Habil'i öldürerek ilk kardeş katili olan Kabil'e ima ediliyor. Rusça çev. L. Medvedko, ds. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 38-39. N. Glazkov çev.: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 20-22. Fransızca çev. Anthologie des ecrivains turcs d'aujourd'hui, Ankara, 1935, S. 38-37 (sondan 20 mısra eksik); Nâzım Hikmet, AntİMjIogie poetique, Paris, 1964, S. 126-128 (50-66'ncı mısralar eksik). Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 89-90 (sonundaki 1919 tarihi yanlıştır). IŞHİ. «Meşin Kaplı Kitap» aşağıdaki yayınlarda da yer almıştır: — Besim Akımsar (BA, S. 52-55) — Hilmi Yücebaş (HY, S. 361-362) — Vâlâ Nurettin (VN, 1965, S. 460-461; 1975, S. 406-407) — Ekber Babayef (EB, S. 51-53) — Dost Yayınları (DY, S. 34-36) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 25-27) . — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 82-84) — Asım Bezirci (AB, 291-293) , ' — Bilgi Yayınları (BY-V, S. 16-18) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 117-120) — M. Labecka Koecherowa: Nazim Hikmet, Wiersze I Poe-maty (LK, S. 45-47, Lehçeye çeviri) Bunlardan İzlem Yayınları basımında şiirin son üç mısraı atılmıştır. Ekber Babayef derlemesinde ise bazı ayrımlar görülmektedir. Örneğin, Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları

(...) Gece yağmur inlerken evimizin damında mısraları EB ve onu izleyen DY basımında aşağıdaki biçime girmiştir : Zincirinden kurtardı yoksul çalışanları (...) Gene yağmur inlerken evimizin damında Biz, derlememizde, l + l=Bir'in 1930 Türkiye basımındaki metni seçtik. [ABI. 288 GECE GELEN TELGRAF ESERİN BASIMI Gece Gelen Telgraf 1932'de yayımlanır. (İstanbul, Ahmet Ha-lit Kütüphanesi, Ankara Matbaası, 80 sayfa, 50 kuruş). Daha sonra İzlem Yaymları'nca iki kez basılır: Gece Geîen Telgraf, 1 + 1= Bir, Portreler (İstanbul, 1966, S. 7-47), 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, Gece Gelen Telgraf, Portreler, 1 + 1=Bir (İstanbul, 1973, S. 158-198). Fakat İzlem Yaymları'nın her iki basımında da şu şiirler dışarda bırakılmıştır: «Gömlek, Pantolon, Kasket Ve Fötre Dair; Orada Tanıdıklarım I; Sesler Geliyor; Bu Yazı Uzun Seneler Dünya Emperyalizminin Şarkta Kanlı Bekçiliğim Yapan Çarlık Rusyasımn Ne Suretle Öldüğüne Dairdir.» Öte yandan «Amerikan Şairlerinden Tercümeler» bölümünde bulunan «Bir Dokumacının Ölümü» (Martin Russak), «Jacquart Makinasmm Çiçekleri» (Martin Russak), «Haykır Bebek» (Ralph Cheyney), «Anna Me. Guire» (Jim Weters) adlı, Nail V. ile birlikte Türkçeye çevrilen şiirler ise, Gece Gelen Telgrafın değil, l + l=Bir'in sonuna, daha doğrusu, kitabın sonuna konulmuştur. 289 Gece Gelen Telgraftaki şiirlerin tümüne Ekber Babayef'in Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, C. I, Şiirler (EB, I, Sofya, 1967) adlı derlemesinde yer verilmiştir. Gece Gelen Telgraftaki bazı şiirler aşağıdaki yayınlara da alınmıştır: — Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir ve Ya- . zıları (İstanbul, 1937). — Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet, Hayatı Ve Eserleri (OS, İstanbul, 1967) — Hilmi Yücebaş, Nâzım Hikmet Türk Basınında (HY, İstanbul, 1967) — Kemal Süİker, Nâzım Hikmet'in Polemikleri (KS, İstan-bul, 1968) — Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri (DY, 1. Cilt, 1. Kitap, Ankara, 1968) — Ergun Göze, Peyami Safa, Nâzım Hikmet Kavgası (EG, İstanbul, 1969) — Zukeriya Sertel, Mavi Gözlü Dev (ZS, İstanbul, 1969) — Ülkü Tamer, Nâzım Hikmet, Seçmeler (ÜT, İstanbul, 1968, 1970, 1971, 1972, 1974, 1976) — Aydın Aydemir, Nâzım (AY, Ankara, 1970) — Asım Bezirci, Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri (AB, İstanbul, 1975) _ • — Memet Fuat: Nâzım Hikmet, Nâzım İle Piraye (NP, İstanbul, 1975, 1976) — Ekber Babayef, Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, İstanbul, 1976) — Bilgi Yayınları: Nâzım Hikmet, Şiirleri 2 (BY, II, Ankara, 197S), Şiirleri 5 (BY, V, Ankara, 1976), Şiirleri 6 (BY, VI, Ankara, 1977) — Kemal Sülker: Şair Nâzım Hikmet (ŞN, İstanbul, 1976), Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı (GY, İstanbul, C. I, 1976; C, II, 1977) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, İstanbul, 1976) — Nâzım Hikmet: Kerem Gibi (KG, İstanbul. 1976) — Temel Yayınlar: Nâzım (Ankara, 1978). IAB1. 290 ESERİN NİTELİĞİ Gece Gelen Telgraf genel olarak Sesini Kaybeden Şehir'e benzer. Fakat özel olarak ondan ayrılır. N. Hikmet bu ayrılışın kökenini ve yönünü şöyle açıklar: «...Artık şiirlerimi tiyatro sahnesinden işçilere yüksek sesle okumam imkânı yoktu, fakat onları legal olarak ve hapse girmek pahasına bastırmak imkânı vardı. Bu durum şiirimin hem muhtevasına, hem de şekline tesir etti. 'Kerem' gibi bazı Fİırlerde, hele hicviyelerde

keskin kafiye ve sürprizli hayal imkânlarını kullanmakla beraber, ana hattında şiirlerimde lirik eleman - bundan sevda elemanını anlamıyorum - gitgide kuvvetlendi, kafiyeler yumuşadı, dil şairin bir kişiyle yahut birkaç kişiyle yavaş sesle konuşması oldu. Misaller.- Sıradaki, Sıradakinin Ölümü, Gece Gelen Telgraf, Bir Ayrılış Hikâyesi, Nikbinlik, Belki Ben, Mavi Gözlü Dev vesaire.» Bu küçük ayrılıklar sayılmazsa temel özelliklerin pek değişmediği söylenebilir, özgür koşuğa ve dinamik bir yapıya dayanan mısralarda yine iyimserlikle, umutla, yaşama sevgisiyle, güzei yarınlara inançla, kavganın verdiğ; coşkuyla, somut imgeler ve orijinal tasvirlerle beslenen ahenkli, gür sesli, cesur bir rüzgâr eser... Arada bir burjuvalar ve onların çıkarcı, ikiyüzlü aydınları, yardakçıları taşlanır. Örneğin, «Cevap Numara Dört» başlıklı şiirde «gizli bir din halinde bir nevi neo-faşist bir ideoloji yaptıkları halde bunu ikrardan sakınanlar» m yani Kadro dergisi çevresinde toplanmış bazı uzlaşmacı aydınların iğrenç, korkunç kimliği tiksintiyle açığa vurulur, eleştirilir. (...) Gece Gelen Telgrafta bulunan şiirlerin konuları da yine çoğunlukla devrimcilerle ilgilidir. Örneğin, «Orada Tanıdıklarım» da 1917 Devrimi anıları, «Haber»de hapisanede bozulmadan bek-liyen, tıraşları uzamış devrimciler, «Gece Gelen Telgraf»ta bir arkadaşın içerde hastalanarak ölüşü, «Şarkılarımız»da toplumcu düşünceleri beraberce yayma isteği ve «Hoş Geldin» de geri dönen bir toplumcunun arkadaşları arasında sevinçle karşılanması yarı açık, yarı örtük bir deyişle anlatılır. Şairde ülkücülük öylesine güçlüdür ki, eylemine köstek olacağı tasasıyla, sevgilisini bile bırakır. «Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hammelleri» şiiri simgeli bir anlatımla bu ayrılışı dışa vurur. [ABİ. 291 AÇIKLAMALAR «GECE GELEN TELGRAF» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, 5-7 (sonunda 1931 tarihi vardır). Bu şiir, Nâzım Hikmetin mücadele arkadaşı 1902 doğumlu Laz İsmail (İsmail Bilen) in 1929 yılında Diyarbakır hapishanesine gönderildikten bir süre sonra öldüğü haberi gelmesi üzerine yazılmıştır. Ama, sonradan haberin yanlış olduğu anlaşılmıştır. Türkiye İşçi Ve Çiftçi Sosyalist Fırkası üyelerinden olan Las İsmail, İstiklâl Savaşı sıralarında genç yaşta Anadolu'ya gönderilmek üzere İstanbul'dan, Karadeniz limanlarına taka ile silâh ve cephane taşımış, bu çalışmalarında büyük bir yararlık göstermişti. 1921 -1922 yıllarında Rusya'ya gitmiş, Nâzım Hikmetle Moskova'da Kutv (Doğu Üniversitesi) da tanışmıştır. 1924' te Türkiye'ye gelince, Türkiye İşçi Ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'na girdi. Oradan T.K.P.'ye geçti. 1927'de Vedat Nedim'in ihbarıyla başlayan tutuklamalar sırasında Adana'da idi. Oradan Rusya'ya gitti. İstanbul'da gıyaben üç aya hüküm giydi. 1928 ortalarında Nâzım Hikmetle Türkiye'ye döndü. Hopa'da yakalandılar. Pasaportsuz yurda girmek suçundan Rize'de üçer güne mahkûm oldular. 1927 davası dolayısıyla Ankara'ya götürülerek yargılandılar, İstanbul ve Rize mahkemelerinin cezaları birleştirildi. Fakat yedi aylık tutukluluk süresi cezayı aştığından 1928 Aralığında salıverildiler. Las İsmail 1 Mayıs 1929'da dağıtılan bildiriler yüzünden tekrar tutuklandı, yargılanarak dört buçuk yıla hüküm giydi. Diyarbakır cezaevine gönderildi. 1933 başlarında hapisten çıktı. 1937' de yurt dışına gitti. Bir daha da gelmedi. Uzun süre Moskova radyosu Türkçe yayın bölümünde çalıştı... «Gece Gelen Telgrafım Rusça çevirisi: N. Filmoşin, ds. Vos-toçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 42-43, İ. İbragimov çev., ds. Bakinski Raboçi, 17.7.1951 V. Juravlov çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 136-137; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, 292 Moskova, 1953, S. 128-129; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 133-134 (sonundaki 1932 teftihi yanlıştır). Fransızca çev. Fikret Adil, ds. Cahiers du Sud, Ekim 1935, No. 176 IŞHI. «Gece Gelen Telgraf» şiiri şu yayınlarda da yer almıştır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 7-9; 1973, S. 158-160) — Ekber Babayef (EB, S. 229-230)

— Zekeriya Sertel (ZS, S. 206-207) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 74-75) — Asım Bezirci (AB, S. 315-317) — Bilgi Yayınları (BY, II, 1975, S. 34-35; BY, VI, S. 46-47) — Kerem Gibi (KG, S. 134-135) — Temel Yayınlar: Nâzım (1978, S. 18-19) Çeviriler: — İspanyolca: Soliman Salom (SS, S. 97-99) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 142-143, çev. Ignazio Ambrogia) — Almanca: Nâzım Hikmet (Berlin, 1977, S. 213, Türkçe / Almanca, çev. Alp Otman, yayınlayan Türkiye Akademikerler Ve Sanatçılar Derneği). — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 76) Bu yayınlarda, Gece Gelen Telgrafın birinci basımında '.(1932) bulunan asıl metne göre bazı ayrımlar vardır. Örneğin: demir parmaklıklardan gördü son gündüzünü (¦•¦) , yumruklanyîa erkek (...) gece geîen îeigraîlara... Yukardaki mısralar, yanlış olarak, şöyle verilmiştir: demir parmaklıklarından gördü don sündüzünü (EB) yuruklaryla erkek (ZS) gece gelen telgrafa (ZS) Ayrıca, şiirin altındaki 1931 tarihi ÜT ve KG yayınlarına kd-nulmamıştır. Temel Yayınlar basımında şiirin altına şu açıklama konulmuş293 tur: «Bu şiir, halen TKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri olan İ. Bilen'in 1929 yılında yatmakta olduğu Diyarbakır hapishanesinde öldüğü yolunda gelen yanlış bir haber üzerine î. Bilen için yazılmıştır.» (S. 19). Sayın Abidin Nesimi de bize «Gece Gelen Telgraf»ın Laz İsmail Cİ. Bilen) için yazıldığını bildirdi. Bunu şair İsmet Hüsnü'-den duymuş. Ona da Nâzım Hikmet söylemiş. İ. Bilen'in biyografisi için bak: Ürün dergisi, Mayıs 1978 - Aralık 1978, Sayı 47-55. Nâzım Hikmet'in Laz İsmail'le ilgili üç şiiri daha vardır: «Demir Kafeste Dolaşan Aslan» (Varan 3, 1930, S. 28), «Portatif Karyola» (Gece Gelen Telgraf, 1932, S. 14-15), «İşte Böyle Las İsmail» . «Notlar» bölümünde, bu şiirlerden ilk ikisi için yaptığımız açıklamalara bakınız: S. 264 - 265, 297. «HABER» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 8-9. Bu şiir de sosyalistlerin 1930'da yakalanmalarıyla ilgili olmalıdır. (Bak: Sesini Kaybeden Şehir, 1931, S. 24-25'te «Şüphe» şiiri.) Rusça çev. D. Magazanik ve M. Mihailov, adapte eden G. Şengel, ds. Internasyonalnaya Literatura, N. 2, 1934, S. 87. İ. Pe-çenev çv., ds. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 40; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 124; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 125. [ŞH1. «Haber» şu yayınlarda da bulunmaktadır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 10; 1973, S. 161) — Ekber Babayef (EB, S. 226) — Asım Bezirci (AB, S. 317) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 125) — Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 255) — Temel Yayınlar: Nâzım (1978, S. 42) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 76)

— Bulgarca: Nâzım Hkmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 72) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, 3. 134) 294 Temel Yayınlar'da şiirin altında şu açıklama bulunmaktadır: «Söz konusu haber, bazı partililerin polis tarafından yakalandıkları haberidir.» (S. 42) «Dayanmışlar biliyorum» mısraı İZ basımında yoktur. EB ve Temel Yayınlar basımının altında «1931» tarihi vardır. HV basımı tarihsizdir. I ABİ. «ŞARKILARIMIZ» «Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 10 -11; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1953, S. 131 de de vardır. Mısra, 1, 3, 15, 19, 22, 23, 25 ve 29'daki şarkılarımız sözleri Sofya, 1954 baskısında türkülerimiz (Şiirin başlığındaki Şarkılarımız sözü unutulmuştur); mısra 16'daki tenekesini sözü sandığımız yapılmış; mısra 18 -19 arasına şu : Türkülerimiz, çam ormanlarında rüzgâr gibi bize kendini hep bir ağızdan okutmalıdır mısraları katılmıştır. Bu şiir de Suat Derviş'in evinde Pazartesi toplantılarından birinde söylenmiştir. Bk. «Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü» şiirinin notu, S. 302-303). Rusça çev. R. İbramigov: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 27-28; Y. N. Zasurski ve R. N. Samarin, Yirminci Yüzyılın Yabancı Edebiyatlarından Seçmeler Kitabı, (1917-1945), Moskova, 1955, S. 598-599; R. İoannisan çev., ds. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 23; V. Lugovski çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 118-119. 1ŞH1. Bu şiir şu yayınlara da alınmıştır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 11-12; 1973, S. 162-163) — Ekber Babayef (EB, S. 255-256) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 240-241) —• Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 126-127) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 129-130) 295 — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 41-44, çev. Annemarie Bostroem) — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 82-83), Şiirler CNT, S. 121-122), Büyük İnsanlık (BÎ, S. 80-81) — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 77) Bu basımlardan HV ve İZ'de aşağıdaki mısralar metinden çıkarılmıştır ¦. Bizden önce boyanmalıdir şarkılarımızın yiiziî kana.. EB ve ZS basımlarında şiirin »di «Türkülerimiz» olarak verilmiş, metindeki bütün «şarkı» sözcükleri «türkü»ye çevrilmiştir. [ABİ. «21.1.1924» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, E. 12 -13. Nâzım Hikmet, Seçilmiş, Şiirler, Sofya, 1954, S. 90'da da vardır. Bu şiir Vladimir Ulyanov, Lenin'in ölümünün sekizinci yıldönümü için yazılmıştır (Lenin, 21 Ocak 1924'te Moskova'da ölmüştü. Bk. Histoire de I'URSS, Paris, 1962, S. 240-241). Rusça çev. İ. Peçenev, ds. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 29; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 138. V. Juravlov, çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 130; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, €. I, Moskova, 1957, S. 135 (sonunda 1932 tarihi vardır); N. Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 1958, S. 48-49. [ŞH1. Bu şiirin yer aldığı öbür yayınlar şunlardır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 13; 1973, S. 164) — Ekber Babayef (EB, S. 250) — Aydın Aydemir (AY, S. 130)

— Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 128) — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlarıyle Nâzım Hikmet (NH, S. 99) Çeviriler ¦. — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 40, çev. 296 Annemarie Bostroem) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 144, çev. Ignazio Am-brogio) — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 78-79) Ekber Babayef derlemesinin altında «1932» tarihi bulunuyor. Nâzım Hikmet bu şiirin yazılmasında rolü olan yaşantıları Yaşamak Güzel Şey Bekardeşim'de (İstanbul, 1967, S. 115-119, Gün Yayınları) dile getirmiştir. Aynı konuda Aydın Aydemir'in Nâzım'mda (AY, S. 127-130) ve Kemal Sülker'in Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı'nda da (1976, C. I, S. 201-212) bilgi verilmiştir. [ABI. «PORTATİF KARYOLA» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 14-15; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 90'da da vardır. Bu şiir Laz İsmail'in ölüm haberi ile lgilidir. (Bk: «Gece Gelen Telgraf» şiiriyle ilgili not, S. 292-294). Rusça çev. D. Magazanik, M. Mihailov ve G. Şengel, Şiir Üstüne Çalışmalar, ds. Internasyonalnaya Lteratura, No. 2, 1934, S. 88; V. Svelef çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 123 (sonunda 1931 tarihi vardır). Fransızca çev. Nâzım Hikmet, Anthologie poetique, Paris, 1964, S. 145. [ŞHI. «Portatif Karyola» şiirinin bulunduğu öbür yayınlar şunlardır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 14-15; 1973, S. 165-166) - — Ekber Babayef (EB, S. 254) — Asım Bezirci (AB, S. 318) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 33-34 > Çeviriler .— Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 80-81) — İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 36-37) «Portatif Karyola»nm şairin arkadaşı Laz İsmail (öbür adıyla İsmail Mara, asıl adıyla İsmail Bilen) için yazıldığını sanıyoruz. Nâzım Hikmet'in Laz İsmail'e ilişkin öbür şiirleri için «Gece Gelen Telgraf» m ve «Demir Kafeste Dolaşan Aslan» m notuna bakınız. (S. 292-294, 264-265). [ABI. 297 «GÖMLEK, PANTOLON, KASKET VE FÖTRE DAİR» Bu şiir 5 Şubat 1931 tarihinde yazılmıştır. Aşağıdaki yayınlarda yer almıştır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 16-19) — Ekber Babayef (EB, I, S. 233-235) — Kemal Sülker (KS, S. 100-102) — Ergun Göze (EG, S. 171-173) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 214-216) — Bilgi Yayınları (BY, V, S. 48-50) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 121-124) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 189-190) — Politika gazetesi (10.1.1978, Adil Turan'm «Nâzım Hikmet» yazı dizisinde). Çeviriler: — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, (SŞ, S. 74-76), Şiirler (NT, S. 108-111), Büyük İnsanlık (Bİ, S. 72-75) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 131-133) — İngilizce: The Moscow Sympony and Other Poems by Na-zim Hikmet (Londra, 1970, S. 5254, çev. Taner Baybars) Bu basımlarda, eserin ilk basımına göre, bazı ayrımlar görülmektedir. Örneğin: şu bizim tarihi de mek parmak Okusunlar (...) geçmekte olan geçmişe alet eder...

Ve benim iki fötrüm, iki milyon fötrüm, ancak mısraları şu biçimde geçmektedir-. şu bizim tarihi de okusunlar (EB) (...) geçmişte c!an geçmişe alet eder... (EB, ZS) (...) Ve benim iki fötrüm, ancak (EB, ZS) 298 EG ve KS basımında şiirin «Bana gelince» mısrama kadar olan parça ile «Ve benim iki fötrüm» mısramdan sonrası alınmamıştır. ZS'deki metin de eksiktir. İzlem Yaymlan'nda ise şiire hiç yer verilmemiştir. Nâzım Hikmet bu şiiri kılık kıyafetiyle uğraşanlar (Örneğin Pey am i Safa) için yazmıştır: «Nâzım Moskova'dan döndükten sonra kendisini proleter şairi olarak ilân etmişti. Öyle olunca da bir proleter gibi giyinip kuşanmağa özendi. Üstüne başına bakmaz, ütüsüz pantolon, kıravat-sız açık yaka bir gömlek giyer, başına bir kasket geçirirdi, ceketini de mutlaka sol omuzuna atar, sokakta bir bayrak gibi gezerdi. Onun bu hali çok dikkati çekiyordu. Nâzım'm bunu yapışının bence iki nedeni vardı: Biri onu çok rahatsız eden paşa-zadelikten kurtulmaktı. Bu kıyafette gezen adama paşazade diye hücum edilemezdi. İkincisi de proleter görünmek özentisiydi. Kendisine nedenini sorduğumuz zaman, 'Bu bir protestodur' derdi. Düşmanları onun bu kıyafetiyle alay etmeğe başladılar. Bunu bir züppelik olarak vasıflandırdılar. Solcu olunca demek böyle derbeder, üstübaşı bakımsız gezmek lâzımdı. Bu hücumlar Nâ-zım'ı kızdırdı. Bu kızgınlıkla düşmanlarına hem cevap, hem ders , vermiş olmak için yazdığı 'Gömlek, Pantolon, Kasket ve Fötre Dair' başlıklı şiirde...» (ZS, S. 214). Bu şiirin yazılışı konusunda Kemal Sülker (KS, 100 -102) ile Ergun Göze'nin (EG, S. 171-173) adı geçen kitaplarında da bilgi vardır. (ABI. «MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 20-21. Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 88'de bulunduğu gibi, Feridun Fazıl, Şiir Antolojisi, Ankara, 1935, S. 16-17; Yaşar Nabi Nayır, Yeni Türk Şiiri Antolojisi, İstanbul, 1951, S. 25-26'da da vardır. Bu şiirin Bn. Nüzhet Berkin için yazıldığı söylenir. Eski Ta-nin gazetesi yazarlarından Muhittin Birgen'in baldızı olan Bn. 299 Nüzhet, 1923 yılında, Nâzım Hikmetin ardından Moskova'ya gelmiş, sonra şairle evlenmişti. Galiba, 1924 yılında Nâzım Hikmet'-in Türkiye'ye dönüşünden sonra kendisinden ayrılmış, Almanya'da öğrenimini yapan ve o yıllarda lise felsefe öğretmenliği eden Bay Servet (Berkin) ile evlenmiştir. CVâlâ Nurettin Vâ-Nû, «Çocukluk Ve Gençlik Arkadaşım Nâzım Hikmet», ds. Meydan dergisi, 15 Haziran 1965, sayı 22'de Nt. diye anılan kişi Bn. Nüzhet Berkin'dir.) Rusça çev. D. Mamoylov: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 139; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 144 (sonunda 1931 tarihi var); N. Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 1958, S. 52-53; Günümüzün Türk Şiiri, Moskova, 1958, S. 12-13; î. Peçenev, çev. ds. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951 S. 57-58. Fransızca çev. Nazim Hikmet, Anthologie poetique, Paris, 1964, S, 41. Yunanca oev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 97. IŞHİ. Bu şiir Nâzım Hikmet'in çok yayınlanmış eserlerinden biridir. Yukarda açıklananların dışında, şu yayınlara da alınmıştır: — Orhan Burian, Kurtuluştan Sonrakiler (İstanbul, 1946, S. 92) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 16-17; 1973, S. 167-168) — Ekber Babayef (EB, S, 221-222) — Dost Yayınları (DY, S. 217-218) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 34-35) — Aydın Aydemir (AY, S. 12*127) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 76-77) — Yaşar Nabi. Başlangıcından Bugüne Türk Şiiri (İstanbul, 1968, S. 243-244) — Rady Rish, Nâzımın Çilesi (İstanbul, 1969, S. 237-238) — Rauf Mutluay, 50 Yılın Türk Edebiyatı (İstanbul, 1973, S. 183-184)

— Bilgi Yayınları (BY, III, S. 61-62) — Kerem Gibi (KG, S. 136-137) — Nâzım İle Piraye (NP, S. 10) — Asım Bezirci (AB, S. 319-320) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı (GY, C. I, S. 218-219) 300 —. Adil Turan: «Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi, 11.1.1978) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 153-154, çev. Ignazio Ambrogio) — İspanyolca: Soliman Salom (SS, S. 101-102) — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 116-117, çev. Ni-kolay Tsonev), Büyük İnsanlık (Bİ, S. 78-79) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 33-34, çev. Annemarie Bostroem) Yüksel Pazarkaya: Modern Türkische Lyrik (Tubingen - Basel, 1971, Almanca çeviri) — İngilizce: The Moscow Sympony and Other Poems by Nazim Hikmet (Londra, 1970, S. 4849, çev. Taner Baybars) EB ve DY basımlarında şiirin altında «1930» tarihi vardır. Gece Gelen Telgrafın ilk basımındaki (1932, S. 21): dev gibi sevgilere mezar bile olamaz mısraı EB, DY, AY ve ZS basımlarında şu biçimde görülmektedir : dev gibi sevdalara mezar biie olamaz Ekber Babayef bu değişikliğin sebebini şöyle açıklıyor; «Bütün eski yayınlarda sondan dördüncü mısradaki 'sevdalara' - kelimesi 'sevgilere' diye basılmıştır. Müellif bu düzeltmeyi kendi . eliyle yapmıştır.» (Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, C. II, Şiirler, Sofya, 1967, S. 498). Memet Fuat Nâzım İle Piraye derlemesinde bu şiirin annesi Pirays hanım için yazıldığını öne sürmektedir: «Nâzım ile Piraye 1930'da tanıştılar. 'Mor Menekşe, Aç Dostlar ve Altın Gözlü Çocuk' Nâzım'm Piraye için yazdığı ilk şiirdir. Ama bu tanışma hemen evliliğe yönelnıedi. Piraye'nin ilk kocası Vedat Örfi'den, biri kız (Suzan), biri erkek (Memet) iki çocuğu vardı. İkinci kocasını yüreğiyle değil, aklıyla seçmek istiyor, birini dedelerine bırakmak zorunda kaldığı çocukları için kaygılanıyordu. Özlediği gösterişsiz, ama rahat bir hayat, bahçesinde ebrulî hanımelleri açan küçük bir evdi. 'Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri' ile 'Bir Ayrılışın Hikâyesi' bu dönemdeki çekişmelerin ürünü şiirlerdir. 'Mavi Gözlü Dev'in başına ters 301 düşen son bölümü Nâzım ile Piraye evlenmeye karar verdikleri zaman yazılıp şiire sonradan eklenmiştir.» (NP, S. 8). Memet Fuat'ın bu düşüncesi pek doğru görünmüyor bize. Söz konusu şiirin Piraye hanım için değil, Nüzhet hanım için yazıldığını sanıyoruz. Nitekim, şairin kızkardeşi Samiye Yaltırım ile iki yakın arkadaşı Vâlâ Nurettin ve Zekeriya Sertel bu tahminimizi doğrulayan bilgiler veriyorlar. (Bak: AY, 1970, S. 125-127/ VN. 1965, S. 446-447; 1975, S. 394-395/ZS, 1969, S. 3337). Ayrıca, Rady Fish de Nâzımın Çilesi'nde (1969, S. 235-240) onları destekliyor. Kaldı ki şiirin içeriği (özellikle üçüncü kesimi) de Memet Fuat'ın görüşüne ters düşüyor: Nüzhet hanım Nâzım'dan ayrılıp başkasıyla evlenmiştir, Piraye hanım ise böyle birşey yapmamıştır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bak: Kemal Sülker - Nâzım Hkmet'in Gerçek Yaşamı (1976, I, S. 216223); Kerem Güney -Mavi Gözlü Dev, Yeni Ortam, 20 Şubat 1976). Şiirin 1924'te yazılmasına yol açan olay kısaca şu: Nâzım Hikmet, 1923'te Moskova'da Muhittin (Birgen) beyin baldızı Nüzhet ile evlenir. Fakat evlilikleri uzun sürmez, bir yıl sonra ayrılırlar. Çünkü, amaçları birbirine uymaz. Nüzhet Hanım bir yuva kurmak, çoluk çocuğuyla sakin, düzenli bir hayat sürmek ister. Nâzım Hikmet ise bütün benliğiyle ülküsüne bağlanmıştır, kavgadan başka bir şey düşünmek istememektedir. Aşk şiiri dahi yazmamaktadır. Bir gün eşi: «Bizim de herkes gibi bir yuvamız olsun, Nâzım.» demiş. Bunun üzerine, şairin tepesi atmış, «Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kaldın Ve Hanım elleri» şiirini kaleme almış. (Bak: Şerif Hulûsi/Asım Bezirci: Nâzım Hikmet, Tüm Eserleri I, 1975, S. 311; 1976, S. 320, 1978, S. 308). [ABİ.

«GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul 1937, S. 22-23. Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 155-156'da da vardır. Bu şiir Suat Dervişin İstanbul'da Nişantaşı'nda Topağacı'n-daki evinde 1930-1931 yıllarında yapılan Pazartesi toplantılarından birinde söylenmiştir. Bu toplantılara Nâzım Hikmet, Sadri Ertem, Mesut Cemil Tel, Peyami Safa, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğ-lu v.b. gelirlerdi. 302 Rusça çev. P. Jelevnov, ds. Ogonyok, No. 40, 1953, S. 24; N. Hkimet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 114 -115; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 116-117 (sonunda 1930 tarihi); P. Iounnisan çev., Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 65-66). [ŞH1. Bu şiire yer veren öteki yayınlar şunlardır: — Ekber Babayef (EB, S. 212-213) — Dost Yayınları (DY, S. 207-208) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 18-19; 1973, S. 169-170) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 211-212) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 78-79) — Yaşar Nabi, Başlangıcından Bugüne Türk Şiiri (İstanbul 1968, S. 248-249) — Nâzım Hikmet: Kerem Gibi (KG, S. 138-139) — Asım Bezirci (AB, S. 320-321) — Kemal Sülker: Şair Nâzım Hikmet (ŞN, S. 88-89) — Yapıt dergisi (Şubat 1977, Sayı 5) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 81-82) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 125-126) Bu basımlardan EB ile DY ve ŞN'de şiirin sonuna «1930» tarihi konulmuştur. «Heeey nerden geçelim?» mısraı ÜT ve KG'de atlanmıştır. [ABİ. «HİÇ BİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR» Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 27-28; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S.. 89'da adsız olarak yayınlanmıştır. Mısra 15'teki şarkı sözü Sofya, 1954 baskısında türkü'dür. Rusça çev. V. Lugovski: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 135. N. Glazkov çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 127; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 131-132 (sonunda 1932 tarihi vardır). IŞHİ. Bu şiir aşağıdaki yayınlarda da görülmektedir: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 20-21; 1973, S. 167-168) 303 — Ekber Babayef (EB, I, S. 227-228) — Asım Bezirci (AB, S. 321-322) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S 35-36) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, C. II, S. 83-84) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 140-141, çev. Ignazio Ambrogio) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 36, çev. Annemarie Bostroem) Gece Gelen Telgrafın ilk basınımda bulunan: Topraktan ateşten ve denizden (...) bir işitilmemiş şarkı söyleyecekler... mısraları EB'de şöyle sunulmuştur: Topraktan, ateşten ve demirden bir işidilmemiş türkü söyliyecekler...

EB'de şiir «Topraktan, Ateşten Ve Demirden» başlığıyla sunulmuş ve 1931 tarihi konulmuştur. [ABİ. «CEVAP: NUMARA DÖRT» # Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 29-32. Şiirin baş tarafında şu sözler vardır: «Bu yazı gizli bir din halinde bir nevi neo-faşist bir ideoloji yaptıkları halde bunu ikrardan sakınanlara aittir. Böyle bir halt karıştırmıyoruz, diyenler üzerlerine alınmayabilirler.» Bu şiir Nâzım Hikmet'in Moskova Doğu Üniversitesinden arkadaşı olan Şevket Süreyya (Türkiye Sosyalist Partisi eski üyesi), İsmail Hüsrev ile Vedat Nedim (Türkiye Sosyalist Partisi eski üyesi) in Kadro dergisi etrafında toplanark, sınıf mücadelesini yok sayıp emekçi kitlelerinin burjuvazi tarafından kayıtsız şartsız sömürülmesini salık veren faşist eğilimli nazariyelerine karşı yazılmıştır. Bu konu için bak: Nâzım Hikmet, Jokond İle Si-Ya-U, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta-Babu'ya Mektuplar, Şerif Husûsi baskısı, İstanbul, 1965, önsöz. 304 Rusça çev. S. Kirsanov: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 144 -145, P. Jeleznov çev. Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 131 -132; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 136-137. 1ŞH1. «Cevap Numara Dört» şu yayınlarda da görülmektedir: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 22-24; 1973, S. 173-175) — Ekber Babayef (EB, I, S. 238-239) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 462-464) — Bilgi Yayınlan (BY, V, S. 55-57) — Kemal Sülker: Şâir Nâzım Hikmet (ŞN, S. 90-92) — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, S. 176-177, eksik) — Nâzmı Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 152-154) Çeviriler: — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Şiirler (NT, S. 123-125) Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 84-85), Büyük İnsanlık (Bİ, S. 82-84) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 145-146) Bunlardan EB basımında şiirin altına «1932» tarihi konulmuştur. «Böyle bir halt karıştırmıyoruz, diyenler üzerlerine alınmayabilirler» tümcesindeki «üzerlerine» sözcüğü ÜT (1972, S. 4.62) basımında «üzerine» olarak çıkmıştır. [ABİ. «HOŞ GELDİN» Bu şiirin bulunduğu yayınlar şunlardır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 41-42) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 25-26; 1973, S. 176-177) — Ekber Babayef (EB, S. 249) — Asım Bezirci (AB, S. 323) — Kemal Sülker.- Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 207) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 37-38) Çeviriler: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 86) — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 147) — Almanca: Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 39, çev. Paul Wiens). 305 — Bulgarca: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 73), Şiirler (NT, S. 114-115). Kemal Sülker'in açıkladığına göre, «Hoş Geldin» şu olay üstüne yazılmıştır: «Bir fikir arkadaşı yıl sonuna doğru cezasını bitirmiş, hapisten çıkmış ve İstanbul'a gelerek Nâzım'a: 'Merhaba! Hapis yata yata biter.' demişti. Nâzım da 5 Ekim 1932'de hemen duygularını kâğıda dökmüştü. (...) Nâzım, önemli bir arkadaşının yeniden yoluna katılmasıyla kendini daha güçlü hissederek

yürüyordu.» (GY, II, S. 207). Söz konusu arkadaşın (Dede) Ahmet Fırıncı olduğu söylenmektedir. (ABI. «ORADA TANIDIKLARIM II» «Orada Tanıdıklarım» iki şiirden oluşmaktadır. Yasal sakıncalar sebebiyle biz, derlememize ancak bir tanesini alabildik. Her iki şiirde de Nâzım Hikmet'in Rusya'daki öğrencilik günlerinin anıları dile getirilmektedir. «Orada Tanıdıklarım II» şu yayınlarda yer almıştır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 43-48) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 27-31; 1973, S. 178-182) — Ekber Babayef (EB, S. 243-246) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 39-43, 156-160) Çeviri: * — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 87-90) «Ukranya stepleri karın altında yatıyorlar.» mısraı EB'de (S. 244) «Karın altında Ukrayna stepler1.» biçiminde görülmektedir ve şiirin altında «1932» tarihi bulunmaktadır. Öte yandan, «Uk-ranya» sözcüğü İZ'de «Ukrayna» ve «bırak bizi» sözcükleri «biraz bizi» (S. 180) diye geçmektedir. [ABİ. «HİCİV VADİSİNDE BİR TECRÜBEİ KALEMÎYE» Nâzım Hikmet'in babası Mehmet Hikmet 1932 yılında Süleyman Paşa Sineması'nın hesaplarına bakmakta imiş. Nâzım Hik306 met «Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye» (Taşlama Yolunda Bir Kalem Denemesi) şiirini bu sinemanın patronu Atıf beye karşı yazmış. Şairin kız kardeşi Samiye Yaltırım şiirin hangi sebeple yazıldığını şöyle açıklıyor: «Yani o körolası köpek var ya: Benimle Kırıkkale'ye gelmesine izin verilmeyen fino... Babamın elini ısırmış! 'Açtır, bu zavallı hayvan,' demiş babam. Fino'ya bir şeyler yedirmek isterken, hırttak elini ısırıvermiş. Dişleri de bayağı oturmuş eline babamın... Köpek, ya kuduzsa, diye düşünmüşler. Babam hemen hastaneye, arkadaşı Prof. Dr. Necmettin Rıfat Bey'e gitmiş. Her ihtimale karşı bir kuduz aşısı yapmışlar. Köpeği tetkike almışlar. (Sonra öğrenilmiş, köpek kuduz değilmiş.) «Babam hastaneden ayrılmış. O gün, bir film şirketine uğrayıp, hesap işlerine baktığı Süreyya Paşa Sinemasına filim alması gerekiyormuş. Yürüdüğü sokakta üstüne doğru bir arabanın geldiğini görmüş. Biraz da dalgın, arabadan kurtulayım derken, bu kez de duvara çarpmış. Yaralanmış. Yeniden hastaneye dön müş. İkinci iğne yapmışlar babama, tetanoz olmasın diye. Aynı süre içinde bu iki iğne yapılmazmış. Babam bilmez ki bunu, has-tanedekilerin bilmesi gerek. Eve döndüğünde babamın ateşi dehşetli yükselmiş. Sayıklıyormuş. Ağabeyim eve döndüğünde babamın durumu bitikmiş. Babanı ateşler içinde yanarken sinemanın patronu da gelmiş, hesap istiyormuş. «Ağabeyim der ki: 'Babamın başını dizlerime koydum. Gözleri katılaşıyor. Dudaklarında incecik bir kıpırtı. Birşeyler mi söylemek istedi; yoksa ölünün son işareti miydi?... Hâlâ sinemanın sahibi herif hesap peşinde. Parmaklarımla gözkapaklarını kapıyorum babamın!.. Öyle oldu ki, babamın başını dizlerimden indirip, herifi boğmak, boğuvermek geçti içimden!.. «İstanbul'a döndüm... «Tüm üzüntüsüne karşın sakindi ağabeyim. Bizleri avutmaya uğraşıyordu. Babamdan hesap isteyen patronu unutamamıştı. öfkeleniyordu... Bu öfkesinin bir kısmını, patrona bir hicviye yazarak susturabildi. Bu hicviyesi için de mahkemeye verildi.» (AY, S. 188-189). «Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye» şu yayınlarda yer almıştır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 49-52) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 32-35; 1973, S. 183-1S6.1 — Ekber Babayef (EB, I, S. 258-260) 307 — Zekeriya Sertel (ZS, S. 198-200)

— Aydın Aydemir (AY, S. 189-191) — Bilgi Yayınları (BY, V, S. 58-61) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 44-47) — Adil Turan: «Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi, 9.1.1978) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 211-214) Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 90-93) Gece Gelen Telgrafta şiirin altında «1933» tarihi var.. EB basımında ise «1932* tarihi görülüyor. Ayrıca, İkinci Sultan Hamidin» mısraı da EB'de «Kinci Sultan Hamidin» biçiminde geçiyor. I ABİ. «GİDEN» Bu şiirin bulunduğu yayınlar şunlardır ¦. — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 53-54) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 36; 1973, S. 187-188) — Ekber Babayef (EB, S. 257) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 80) — Asım Bezirci (AB, S. 324) — Kerem Gibi (KG, S. 140) — Bilgi Yayınları (BY, IV, S. $6) ' Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 93-94) Gece Gelen Telgrafın birinci basımında şiirin altında 1933, EB basımında ise 1932 tarihi var. ÜT ve KG yayınlarında ise hiç tarih yok. [ABİ. «ÜÇ SELVİ» Bu şiire aşağıdaki yayınlarda rastlanmaktadır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 55-56) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 38-39; 1973, S. 189-190) — Ekber Babayef (EB, S. 253) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 48-49) 308 — Bilgi Yayınları (BY, VI, S. 48; şiirin altında 1931 tarihi var.) Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 94) «Üç Selvi»deki şu mısralar: Kapımın önünde üç selvi yardı. Üç selvi. Selvüer rüzgârda satlanırlardı. Üç selvi. Kökleri yerde, başiarı yıldızlarda. Üç selvi. Seivifersallamrdı rüzgârda. Üç selvi. EB ila onu izleyen BY'de bu mısrlar şöyle sunulmuştur: Kapımın önünde üç slvi vardı. Üç selvi. Kökleri yerde, başları yıldızlarda. Üç selvi. Selviler satlanırdı rüzgârda. Üç selvi. Ekber Babayef bu değişikliği Nâzım Hikmet'in yaptığını ve «şiirin yazılış tarihinin de 1932 olarak tespit edildiğini» açıklıyor. (Bak: Ekber Babayef - Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, Cilt II, Şiirler, Sofya, 1967, S. 498). [ABİ. Bu şiir şu yayınlarda görülmektedir .— Gece Gelen Telgraf (1932, S. 57-58) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 40-41; 1973, S. 191-192) — Ekber Babayef (EB, S. 265) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY, II, S. 263). — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 50-51) Çeviri: — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 95) EB'de şiirin adı «Sesimiz» biçimindedir. [ABİ. 309

«BİR AYRILIŞ HÎKAYESİ» Bu şiirin bulunduğu yayınlar şunlardır: — Gece Gelen Telgraf (1932, S. 59-61) — İzlem Yayınlan (İZ, 1966, S. 42-44; 1973, S. 193-195) — Ekber Babayef (EB, S. 251-252) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 238-239) — Asım Bezirci (AB, S. 325-326) — Bilgi Yayınları (BY, III, S. 63-64) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 52-54) —- Nâzım İle Piraye (NP, S. 11-12) — Yunanca çev. S. Mayopulos (SM, 1976, II, S. 96) EB basımında şiirin altında «1932» tarihi vardır. Nâzım Hikmet'in bu şiiri ne için yazdığını Zekeriya Sertel şöyle açıklar: «Nâzım Hikmet karısından ilk defa ayrılıyordu. Bu ayrılık o sıralarda solcular arasında bir mesele ortaya çıkarmıştı: 'Solcular evlenmeli miydi?' Çünkü Türkiye'de solcuların hayatı kararsızdı. Hergün tutulup hapse atılabilirlerdi. Serbest oldukları zaman da muntazam bir iş tutamıyorlardı. Çünkü polis arkalarını bırakmıyordu ve bir işe yerleşmelerine imkân vermiyordu. Bu şartlar içinde solcular evlenmeli miydi, gerçekten? Solcularla evlenmiş olan kadınlar mutluluk nedir bilmiyorlardı. Onlar da eşleri gibi yoksunluk ve üzüntü içinde yaşıyorlardı. Solcu, eşini mesut etmek imkânını bulamıyordu. Eşinin üzüntüsü onu da kahrediyordu. Kadını böyle bir hayata1 mahkûm etmek doğru muydu? İşte o sırada bu düşüncelerle Nâzım Hikmet 'Bir Ayrılış Hikâyesi' adındaki şiirini yazarak bu meseleye değiniyordu. Ve solcu bir erkeğin yolunda serbestçe yürüyebilmesi için kadının fedakârlık yaparak ondan ayrılması gerektiği sonucuna varıyordu.» (ZS, S. 337-338). Memet Fuat, «Bir Ayrılış Hikâyesi» nin annesi Piraye hanımla Nâzım Hikmet arasındaki çekişmeli günlerin ürünü olduğunu öne sürüyor. Ona bakılırsa, Piraye hanım «gösterişsiz, ama rahat bir hayat, bahçesinde ebruli hanımelleri açan küçük bir ev» özlüyor, Nâzım ise bundan hoşlanmıyormuş. Buna karşılık, şiirin Nâzım'm ikinci karısı Lena'dan ayrılması dolayısıyla yazıldığını ileri sürenler de var. (Bak: Kerem 310 Güney - Mavi Gözlü Dev, Yeni Ortam, 20 Şubat, 1976) Kerem Güney'in bu görüşüne katılmıyoruz. Ancak, Halide Nusret Zorlutuna'nm şu açıklamasını önemli buluyoruz: Ona bakılırsa, Nâzım Hikmet bu şiirini kendisine «sırılsıklam âşık» olan şair «Şükûfe Nihal için yazdı. Bunun aksini iddia edenler varmış. Fakat ben 'yüzde hudutsuz kere yüz' buna eminim, çünkü kaç kez ağzından duydum.» (Halide Nusret Zorlutuna, «Bir Devrin Romanı», Hürriyet gazetesi, 15 Kasım 1973). I ABİ. «SEN Nâzım Hikmet, Gece Gelen Telgraf, İstanbul, 1932, S. 62-64. Bu şiir, şairin çocukluk ve gençlik arkadaşı Vâlâ Nurettin Vâ-Nû için söylenmiştir. Nâzım Hikmet'in Moskova Doğu Üniversitesinde birlikte okuduğu ve eski bir mücadele arkadaşı saydığı Vâlâ Nurettin, şairi siyasî mücadeleden döndürmeğe ve onu «sanatı sanat için yapmağa» zorlamış, hattâ bunu bir ısrar haline getirmişti. İki dost arasında bu yüzden başlıyan anlaşmazlık, sonunda kavgaya kadar varmıştı, (bk. Vâlâ Nurettin Nâzım Hikmet'i Anlatıyor, ds. Meydan dergisi, 23 Mart 1965, sayı 10). Evvelce «Yürüyen Adam, Kerem Gibi» şiirlerinde bu konuya dokunan Nâzım Hikmet, Benerci'de de bu nokta üstünde durmuştu (Bk. Nâzım Hikmet, Jokond İle Si-Ya-U, Benerci Kendim Niçin Öldürdü, Taranta Babu'ya Mektuplar, Şerif Husûsi baskısı, İstanbul, 1965, Önsöz). Mısra 9, 10 ve 11'de sözü edilen «sen, o, ötekisi» sırasıyla Vâlâ Nurettin, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev Tö-kin'dir. Rusça çev. S. Kirsanov, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 155-156, L. Medvetko çev. Vostoçni Almanak, No. 4, Moskova, 1951, S. 59-61. [ŞH1. «Sen» şiirine şu yayınlarda da yer verilmiştir: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 45-47; 1973, S. 196-198)

— Ekber Babayef (EB. S. 261-262) — Nâzım Hikmet: Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 55-57) — Bilgi Yayınları (BY, S. 62-63) — Yunanca çeviri: Stelyos Mayopulos (SM, II, S. 97-99) EB basımında şiirin altına «1932» tarihi konulmuştur. Oysa, 311 Gece Gelen Telgrafta (1932, S. 62-64) «1933» tarihi vardır. İZ basımında da «1933» tarihi görülmektedir. EB'deki tarih doğru olsa gerektir. Öte yandan, «Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye» mısraı da EB'C.e «Ben sokakta raslasam tanıyayım diye» geçmektedir. «Biri sensin», mısraı ise İZ'de (S. 198) «Birisi sensin», diye görülmektedir. «Üç mel'un adam» sözüyle Vâlâ Nurettin Vâ-Nû, Şevket Süreyya Aydemir ve Vedat Nedim Tör'ün kasdedildiği söylenmektedir. (Bak: Kemal Sülker - Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II S. 217). Bu üç kişi için bakınız: Nâzım Hkmet - Tüm Eserleri, III (1978, S. 242, 243, 248, 253) 312 PORTRELER ESERİN BASIMLARI Portreler 1935'te basılır. (İstanbul, Yeni Kitapçı, Şirketi Mü-rettibiye Matbaası, 64 sayfa, 40 kuruş.) Fakat Portreler'deki şiirlerden «Piyer Loti» daha önce 835 Satır'da (1929', S. 12-14; 1932, S. 12 14); «Cevap: 2» ile «Cevap: 3» (Bir Komik Adem) ve «Üç Mel'un Adam» (Sesini Kaybeden Şehir) Sesini Kaybeden Şehir'de (1929, S. 40-43, 75-79, 5-7); «Cevap: 1» (Cevap) Varan 3'te (1930, S. 29-32) yayımlanmıştır. Daha sonra, Portreler'deki şiirlerin tümü şu yayınlarda yer almıştır: — Ekber Babayef, Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri (Sofya, 1967, C. I) — Gece Gelen Telgraf, Portreler, l + l=Bir, (İstanbul, 1966, S. 51-69, İzlem Yayınları) — 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3, Gece Gelen Telgraf, Portreler, I + X=Bir (İstanbul, 1973, İzlem Yayınları. Kitabın sonuna şu açıklama konulmuştur: «Cevap 1, Cevap 2, Cevap 3, Bir Komik Art^m ve Piyer Loti adlı şiirler, şairin düzenlediği ilk basımlarda -iki kitapta da yer aldığı halde, İzlem Ya-yınevi'nin yaptiğı bu üçüncü basımda birer kez alınmıştır.» Baş313 ka bir deyimle, adı geçen şiirler Portreler bölümüne konulmamış, 835 Satır, Varan 3, Sesini Kaybeden Şehir, Gece Gelen Telgraf bölümlerinde sunulmuştur. Portreler bölümüne yalnızca şu şiirler alınmıştır: «Şiirime Dair, Bir Provokatör Üstüne Hiciv Denemeleri, Orhan Selim, Kemal Ahmet, Kanma Mektup, Af.» (ABİ. PARÇALARIN BASIMLARI Portreler'deki şiirlerden baz'ıları ise aşağıdaki yayınlara alınmıştır: — Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları (İstanbul, 1937) — Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet, Hayatı Ve Eserleri (İstanbul, 1937) — Orhan Burian, Kurtuluştan Sonrakiler (İstanbul, 1946, Yücel Yayınevi) — Yalçın Kaya, Nâzım Hikmet (İstanbul, 1950) — 835 Satır, "Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3 (İstanbul, 1965, — 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Varan 3 (İstanbul, 1956, 1966, İzlem Yayınları) — Besim Akımsar, Nâzım Hikmet Ve Başkaları (BA, İzmir, 1965, Kovan Kitabevi) — Hilmi Yücebaş, Nâzım Hikmet Türk Basınında (HY, İstanbul, 1967) , — Zekeriya Sertel, Mavi Gözlü Dev (ZS, İstanbul, 1969, Ant Yayınları) — Kemal Sülker, Nâzım Hikmet'in Polemikleri (KS, İstanbul, 1968, Ant Yayınları) — Ergun Göze, Peyami Safa - Nâzım Hikmet Kavgası, (EG, İstanbul, 1969, Yağmur Yayınevi) — Aydın Aydemir, Nâzım (AY, Ankara, 1970) — Ülkü Tamer, Nâzım Hikmet, Seçmeler (ÜT, İstanbul, 1968, 1970, 1971, 1972, 1974, 1976, Ararat Yayınevi) __ Asım Bezirci, Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri (AB, İstanbul, 1975, A Yayınlan)

— Bilgi Yayınları: Nâzım Hikmet, Sürter! I (BY-I, Ankara, 1974), Nâzım Hikmet, Şiirleri II (BY-II, Ankara 1975), Nâzım 314 Hikmet, Şiirleri V (BY-V, Ankara, 1976), Nâzım Hikmet, Şiirleri VI (BY-VI, Ankara, 1977) — Kemal Sülker, Şair Nâzım Hikmet (ŞN, İstanbul, 1976, May Yayınları). — Ekber Babayef: Yaşamı Ve Yapıtlanyle Nâzım Hikmet (NH, İstanbul, 1976, çev. A. Behramoğlu) — Kemal Sülker: Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY-II, İstanbul, 1977, cilt II, May Yayınlan) — Adil Turan: «Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi, 7.1.1978. 9.1.1978) — Garip Sırlıoğlu: Devrim İçin Dediler, 2 (İstanbul, 1978, Ozandolu Anadolu Yayınlan). I ABİ. ESERİN NİTELİĞİ Portreler 1925 -1935 yılları arasında yazılmış şiirleri kucaklar. Bunlardan bazıları önceki eserlere de alınmıştır. Nitekim, «Piyer Loti» 835 Satır'da, «Cevap No. 1» Varan 3'te, «Üç Adam, Cevap No. 2, Cevap No. 3» Sesini Kaybeden Şehir'de, «Cevap No. 4» Gece Gelen Telgrafta yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet bunları Portreler'e alırken bazı yerlerini değiştirmiştir. Portreler, genellikle, bir taşlama kitabı sayılabilir. Gerçi içinde «Şiirime Dair, Kanma Mektup, Kemal Ahmet, Af» gibi taşlama niteliği taşımayan örneklere de rastlanır. Ama taşlama niteliği taşıyanlar çoğunluktadır ve ağır basmaktadır. Şüphesiz, Nâzım Hikmet'ten önce de birçok siyasal taşlama yazılmıştır. Fakat bunlar, genellikle alışılmış koşuk düzenleri içinde, yönetimi ya da yöneticileri yermek üzere kaleme alınmışlardır. (Eşrefin yergileri buna güzel birer örnektir.) Nâzım Hikmet ise taşlamaya yeni bir öz ve biçim getirir: Yönetimi değil kapitalist düzeni, yöneticileri değil burjuva aydınlannı özgür koşukla ve sınıfsal anlayışla eleştirir. Sözgelimi, «Piyer Loti» de ünlü Fransız romancısını öne sürerek emperyalizmin Doğudaki çirkin oyunlarını yerer. «Cevap No. 1» de o günlerin tutucu yazarlarından Yakup Kadri'yi, «Cevap No. 2»de Ahmet Haşim'i, «Cevap No. 3»te Hamdullah Suphi'yi, «Bir Provokatör Üstüne Hiciv Denemeleri» nde Peyami Safa'yı adlarını söylemeden, fakat can alıcı özelliklerini yakalıyarak ve karikatüristler gibi gülünç, 315 somut tipler çizerek zekice taşlar. «Putları Yıkıyoruz» başlıklı eleştirileri izleyen bu taşlamalar geniş tepkiler doğurur. Nâzım Hikmet'i savunan yazarlar (Sadri Ertem, Vâlâ Nurettin, Suat Derviş, Kemal Tahir, Naci Saciullah, Ahmet Cevat ile taşlanan yazarlar (onlara Nihal Atsız ile Zahir Güvemli de katılır) kıyasıya tartışırlar. Portreler'de keskin uyaklar, şaşırtıcı imgeler, argo deyimleri, abartma sözcükleri, vurucu benzetmeler esnek bir anlatımla işlek bir dille, alaylı bir deyişle birleşerek etkileyici, sarsıcı bir kompozisyon meydana getirirler. Portreler'de taşlama sayılamayacak şiirler de vardır. Örneğin, «Kemal Ahmet»te sömürülen, fakat ideolojik bir çözüm yolu bulamadığı için kendini içkiye veren bir fikir işçisinin, bir Babıâli yazarının acıklı hayat hikâyesi —gerçekçi ve bilinçlendirici bir biçimde— anlatılır. Yergi sayılamıyacak bir başka örnek de «Karıma Mektup» tur. Bu, şairin hapisaneden 1933'te eşine yazdığı bir aşk ve teselli şiiridir. Nâzım Hikmet ilk kez bu şiirinde sevgisini rahatça açığa vurur. Böylece, aşkm devrimciliğe engel olmadığını artık kabul eder. Bu davranış, ilerde gittikçe gelişecek ve birtakım lirik aşk şiirinin yazılmasını sağlayacaktır, t ABİ. ESERİN YANKISI • Portreler üstüne Mehmet Behçet Yazar Genç Şairlerimiz Ve Eserleri (İstanbul, 1936) adlı incelemesinde kısaca şöyle der: «...Mizah ve hiciv itibariyle ifade edilebilen satir, cihan edebiyatının her devir ve safhasında malûm bir janrdır. Bizim de öteden beri aşinası bulunduğumuz bu nevide muvaffak olmak için adilikten, ibtizalden sıyrılmış bir zekâ, keskin bir istihza ve zarif bir atılganlık lâzım. (...) Nâzım Hikmet'in eseri (Portreler: 1935) ise hicvin en acı bir örneğidir. Bu portreler arasında

Orhan Selim imzasıyla gazetelerde fıkralar yazanın portresini Nâzım Hikmet bize çiziyor. Bizde satir nevinin son bir örneği olmak üzere bu manzumenin bir kısmını alıyorum.» [ABİ. 316 AÇIKLAMALAR «ŞİİRİME DAİR» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 7. Mısra 13-16'daki sözler bir atasözünden alınmadır. Fransızca çev. Nâzım Hikmet, Anthologie Poetique, Paris, 1964, S. 46. Rusça çev. V. Lugovski: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 134. D. Samoylov çev. Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 126; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 130 (sonunda 1932 tarihi vardır). Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 177. tŞHİ. «Şiirime Dair» şu yayınlarda da görülmektedir: — Ekber Babayef (EB, S. 276) — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 51; S. 199) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 423) — Asım Bezirci (AB, S. 365) — Kerem Gibi (KG, S. 264) • — Bilgi Yayınları (BY-V, S. 11) Çeviriler: — İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 139, çev. L. Ambrogio) — İngilizce: Taner Baybars (TB, S. 46). I ABI. «BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE HİGİV DENEMELERİ» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 9-19. Bu şiir ilk defa Ayda Bir dergisinin 1 Eylül 1935 tarihli sayısında (S. 34-37) yayımlanmıştır, sonunda 1935 - 7 - 20 -14 (yani 14 - 20.7.1935) tarihi vardır. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 53-58'e de alınmıştır. Mısra 116, 143 ve 144 Ahmet Cevat'ta yoktur. Şiirin adı altındaki mısra Tevfik Fikret'in «Hemşirem İçin» 317 adlı şiirinin 40'mcı mısraıdır (Bk. Tevfik Fikret, Rubâbı Şikeste, Fahı-i Uzun baskısı, İstanbul, 1962, S. 32). Mısra 9'daki yetimi Safa sözlerinde cinas vardır. Hem Peya-mi Safa'nm İsmail Safa'nm oğlu olduğu, hem de eğlencesine, safasma düşkün olduğu söylenilmek isteniyor. Mısra 31'deki sözü geçen «Keteon Matbaası» bu şiir yazıldığı sıralarda İstanbul'da Sirkeci'de Yeni Postane caddesi karşısındaki Hoca Paşa sokağında 22 numaradayd:. Şimdi yerinde kebapçı dükkânı vardır. «Keteon Basımevi» ise, Beyoğlu İstiklâl Caddesinde Genar Tiyatrosu'nun yanındaki sokağın içindedir. Mısra 34'te sözü edilen Larus, Claude Auge tarafından yazılmış olup Paris'teki Larousse Kitabevi tarafından yayımlanan Nouveau Petit Larouse Illutre (Fransız dili sözlüğü» dir. Mısra 39'daki Orhan Selim adı Nâzım Hikmet'in Tan ve Akşam gezetelerinde çıkan makalelerinde 1935'ten beri kullandığı takma ad. Mısra 61'deki didârı hürriyet sözleri Nâmık Kemal'in ünlü Vatan Kasidesi'nin «Ne efsunkâr imişsin ey didâr-ı hürriyet» mısamdan alınmıştır. Mısra 71'de adı geçen Degüstasyon, İstanbul'da İstiklâl Caddesi No. 170'de bulunan İtalyan Lokantası'dır. Mısra 80'deki Şehidi hürriyet sözleriyle şu olaya ima ediliyor : Pey ami Safa'nm babası şair İsmail Safa'nm (1866 -1901) Ab-dülhamid H'nin Bahriye Nazırı Hasan Rami Paşa aleyhinde yazılmış Ziya Paşa'mn Zafername'si tarzında İntakı Hak adlı bir hicviyesi vardı. Kopyalan gizli olarak elden ele dolaşıyordu. 1900 yılında iken verilen bir jurnal üzerine Abdülhamit İsmail Safa'yı Sivas'a sürmüştü. Zayıf ve veremli olan şair Sivas'ın sert havasına dayanamadı. 1901'de orada öldü. Bundan ötürü İsmail Safa'ya «Şehidi hürriyet» denir.

Mısra 83'te söz konusu olan İngiliz - Boer (Transval) savaşı 1900 yılında patlak verdiği zaman Türk basını bu medenî hareketlerinden ötürü İngilizlerin tarafını tutmuştu. Mısra 98'deki «ihtisas mahkemeleri kaçağı» sözleriyle, şu olaya ima ediliyor: 1934 -1935 yıllarında Peyami Safa eroin ve özellikle kokain düşkünüydü. Hükümet bu keyif veren zehirleri kullananları suçlu sayarak kovuşturur, bu suçlara «ihtisas mahkemesi» denilen özel bir mahkeme bakardı, Peyami Safa bu kovuşturmalardan bir yolunu bularak her zaman kaçmıştır. Mısra 139'da sözü geçen Nuvel Literer (Les Nouvelles Littera-ires) Paris'te çıkmakta olan haftalık muhafazakâr Fransızca edebiyat dergisidir. Mısra 144'te sözü geçen Cingöz, Peyami Safa'nm Server Be-di takma adıyla yazdığı Cingöz Recai'nin Maceraları adlı polis romanları serisinin kahramanıdır. Mısra 162'deki sözü geçen Bir Akşamdı, Peyami Safa'nın 1924 yılında yayımlanan bir romanının adıdır. Nâzım Hikmet 23 Nisan 1935'ten itibaren Tan gazetesinde «Orhan Selim» takma adıyla ikinci sayfanın en sağdaki sütununda «Bu da Benden» genel başlığı altında günlük fıkralar yazıyordu. Aynı sayfanın birinci sütununda da Peyami Safa'nm fıkraları çıkıyordu. Evvelce ileri düşünceli bir yazar olan Peyami Safa, 1933'te Almanya'da faşizmin iktidara gelmesi, Türkiye'de de Almanya ile ticarî münasebetlerde bulunan mali çevrelerin ve gazetelerin, sonra da Türk militarizminin Alman faşizmini tutmağa başlaması, Türkiye'de beşinci kolun yerleşmesi yüzünden yön değiştirmeğe doğru gidince, Nâzım Hikmetle aralarındaki dostluk sarsıldı. Nâzım'm kendisiyle aynı ¦ gazetede çalışmasından rahatsız olmağa başladı. Haziran 1935'te Nurullah Ataç'm tenkide dair çıkan bir yazısına Peyami Safa tenkidin değersizliğini, münekkidin asalak olduğunu öne sürerek karşılık verdi. Nurullah Ataç'la Peyami Safa arasında başlıyan tartışmaya Nâzım Hikmet 17 Haziran 1935 tarihli Tan'da çıkan «Ben Münekkitten Yanayım> adlı yazısıyla Nurullah Ataç'ı tutarak karıştı. Peyami Safa, Nâzım Hikmet'le gazetenin 26 Haziran 1935 tarihli sayısında çıkan «Bir zarurî cevap» yazısıyla hücum etmekle kalmadı, kavga haline gelen tartışmayı o yıllarda kardeşi İlhami Safa'nm çıkardığı Hafta dergisinde şair aleyhine curnallar yazmağa kadar götürdü. İşte bu şiir bu kavga, üzerine yazılmıştır. Ama, Peyami Safa yine durmamış, bu defa Ayda Bir dergisinin 1 Teşrinisani (Kasım) 1935 tarihli 3'üncü sayısında (S. 8 - 9) çıkan Karl Marx Ve Namık Kemal adlı profaşist yazısında o zamanlar Basın -Yayın Umum Müdürü olan Vedat Nedim Tör'ü Karl Marx'm (yani komünizmin) Türkiye'de Namık Kemal'den daha büyük bir hürriyetle konuşmasına göz yumuyor, hattâ nerdeyse Vatan şairinin sesini resmen kısıyor diye curnal etmeğe kadar işi götürmüştür. Nâzım Hikmet'in Tan gazetesinden çıkarılmasına yol açan bu olay TarantaBabu'ya Mektuplar adlı kitabın yazılmasına sebep olacaktır. 318 319 Rusça çev. Lugovski: N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 165-167 (çeviri tam değildir). Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 189-195. IŞHL «Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemelerinin Ayda Bir dergisindeki basımıyla, Portreler'deki ilk basımı arasında bazı ayrımlar vardır. Örneğin, ilk basımdaki şu mısralar: Kendine güven üstat (...) Rahat bırak oğlum rahat bırak uyusun o muhterem «şehidi hürriyet» beypederir? (...) Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum. 1 Eylül 1935 tarihli Ayda Bir dergisinde şöyledir: Kendine güven evlât ölüleri rahat bırak oğlum, rahat bırak uyusun o muhterem şehidi hürriyet beypederin!.. Çünkü ne halisüddem bir buldoğum.

Ayrıca, kitapta «bir düşün ey sayın provokatör...» mısraıyla başlayıp «mason localarından üç defa kovulmayı.» mısraıyla biten 17 mısralık bölüm dergide 510k. Dergideki metnin altında «1935-7-20-14» tarihi var. «Bir Provokatör Üstüne Hiciv Denemeleri» aşağıdaki yayınlara da alınmıştır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 52-58; 1973, S. 200-206) — Ekber Babayef (EB, S. 270-274) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 192-197) — Kemal Sülker, (KS), Nâzım Hikmet'in Polemikleri (İstanbul, 1968, S. 112-117) — Aydın Aydemir (AY, S. 182-183) — Ergun Göze (EG); Peyami Safa - Nâzım Hikmet Kavgası (İstanbul, 1969, S. 221-226) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 81-86) — Asım Bezirci (AB, S. 377-383) — Kerem Gibi (KG, S. 141-146) 320 — Bilgi Yayınları: Nâzım Hikmet, Şiirleri 5 (BY-V, S. 67-73) — Adil Turan: «Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi, 8.1.1978) Ergun Göze ve Kemal Sülker yayınlarında şiirin Ayda Bir dergisinde çıkan metni basılmıştır. Öbür yayınlarda ise Portreler'deki metne uyulmuştur. Buna karşın, yayınlar arasında bazı ayrımlar görülmektedir. Örneğin: Seni pantolonumun paçasına saldırdılar (...) ve o biçare Larus'un ırzına geçip (...) Faşisto-demokrato-liberal (...) abanoz ellerinden (...) Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum. (...) ne de tecrübelik bir tavşan (...) . Yoktur şimşiri kahrını İnkâra niyyetlm... (...) Kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını I (...) Bir arşınlık duvarından aşarak (...) Cingözle beraber. mısraları yanlış olarak aşağıdaki biçimde sunulmuştur: Seni pantalonumun paçasına saidıiar (E8) ve o biçare Zarus'un ırzına geçip (EB) Faşisto-demckrate-liberal (EB)) abonoz illerinden (EB)) Hesap, nesep, kan, soy sop işinde yoğum (İZ, AB) ne tecrübeiik bir tavşan (OT, KG) Yoktur şimşiri kahrı inkâra niyyeSim (EB) Kahramana bir dalkavuklukla hesap sormasını (OT, KG) Bir arşınhk duvarını aşarak (İZ, AY, KS, ÜT) dostum Cingöz'le beraber. (EB) Ayrıca, «ne müthiş bir ateşle yanışmiş ki, bu,» mısraı ile şiirin sonunda bulunan 1935-7-20-11 tarihi ÜT ve ÖT yayınlarında atlanmıştır. «Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri» ne Peyami Safa «Cingöz Recai'den Nâzım Hikmet» e başlıklı ve Cingöz Recai 321 Müstensihi Server Bedi imzalı bir taşlama şiirle cevap vermiştir. (Hafta dergisi, 23 Eylül 1933).

«Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri»nin yazılışına yol açan olaylar ve sonuçları için Kemal Sülker ile Ergun Göze'nin yukarda adı geçen kitaplarına bakılmalıdır. I ABİ. «ORHAN SELİM» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, E. 23-26. M. Behçet Yazar, Genç Şairlerimiz Ve Eserleri, İstanbul, 1983, S. 47-49'da bulunan bu şiirin 36-42'nci mısraları arasındaki beş mısraı çıkarıldığı gibi, mısraların diziliş şekline de saygı gös terilmemiştir. Rusça çev. V. Lugovski: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 163-164. IŞHİ. «Orhan Selim» aşağıdaki yayınlarda da yer almıştır: — İzlem Yayınlan (İZ, 1966, S. 59-61; 1973, S. 207-209) — Ekber Babayef (EB, S. 268-269) — Kemal Sülker (KS, S. 128-130) — Ergun Göze (EG, S. 132-134) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 217-219) — Ülkü Tamer (ÜT, 1972, S. 87-89) — Asım Bezirci (AB, S. 366-368) — Şair Nâzım Hikmet, (ŞN, S. 93-95) — Kerem Gibi (KG, S. 147-149) ' — Bilgi Yayınlan (BY-V, S. 64-66) — Yunanca çeviri: Stelyos May*pulos - N&zım Hikmet: Ta Erga Tu (Atina, 1959, S. 178-179) Bu yayınlar arasında, asıl metne göre, şu aynmlara rastlanıyor . yok okumağa (...) Deme ki gösterilmez (...) yüzün kızarmasın! mısraları aşağıdaki biçimde veriliyor ¦. yok okunmağa (EG) yok olmağa (KS) Demek ki gösterilmez (OT, EG, KS, KG) Yüzünü kızartmasın! (KS, EG) 322 «Bak» mısraı ÜT ve KG'de atlanmıştır. «Orhan Selim» şiirinin yazılış sebepleri için Kemal Sülker ile Ergun Göze'nin adı geçen eserlerine bakılabilir. «Orhan Selim», Nâzım Hikmet'in ekmeğini kazanmak için, 1 Ocak 1935'te Akşam ve 23 Nisan 1935'te Tan gazetesinde yazmağa başladığı siyaset dışı fıkralarda kullandığı takma addır. Nâzım Hikmet «Orhan Selim» konusunda iki yazı yayımlamıştır: «Nâzım Hikmet'ten Orhan Selim'e Mektup» ve «İt Ürür Kervan Yürür No. 2» (1). Bu yazıları sırasıyla aktarıyoruz. [ABİ. NÂZIM HİKMETTEN ORHAN SELİM'E MEKTUP Nâzım Hikmet'ten şöyle bir mektup aldım. Olduğu gibi aşağıya geçiriyorum: «Benim sıska, benim cılız, benim toy oğlum Ortan Selim! İki aydır senin yazdıklarını, iki üçtür sana yazılanları okuyorum. Sana her çatanın kurşunu, senin arkandan vurarak, benim göğsümü aramakta. Hani boksörler döğüşe çıkmadan önce meşin bir topa yumruk sallıyarak bileklerinin gücünü arttırmak isterler; işte sen de benimle döğüşmek istiyenler için, böyle bir meşin top biçimine sokuldun. Sana kimseler acımasın; oğlum, sana ben acıyorum. Hele şu son günlerde basma gelen işler!.. «İt ürür ker'/an yürür» diye bir yazı yazdın. Bir devrim yapan her ülkede bu yazı gönül açıcı bir türkü gibi okunabilir. Ancak, yine bir devrim yapan her ülkede yürüyen kervanların ardından bakakalanlar, geçmiş günlerin adamları bu türküyü bir ölüm marşı gibi dinledikleri için gocunurlar. Nitekim gocunan-lar da oldu işte!.. Böyle bir söz söylediğin için, seni gündeliğinden, ekmek parasından ederiz, dediler. Senin adının üstünden bana taş atarak seni ürkütmek istediler. «Tehlikeli vadilerde yürüyorsun» diye kaşlarını çattılar... i Sen tuttun bunlara karşılık verdin, oğlum. Ne diye karşılık verirsin? Sen Akşam gazetesinde temiz türkçe devriminin

(1) Bu yazılar için bak: Orhan Selim - it Ürür Kervan Yürür, istanbul, 1936, S. 7-9, 17-19 323 denemelerini yapan, bir çocukcağızsın! Yaptığın işe inanıyorsun. Oysa ki, senin karşında, sözü biri bırakıp biri alanlar, sana çatarken bu dil devrimi işini bile yadırgadıklarını kullandıkları yazı diliyle gösteriyorlar. Sen iki aylık acemi, toy bir yazıcısın. Bu acemiliğine, bu toyluğuna bakmadan, karanlıklardan ders almış, «medrese mantığıyla» pişkin eski kurtlarla nasıl çene yarıştırabilirsin? Bak, işte yine senin kaleminin ucunda benim yüreğimin ta* kılı olduğunu ileri sürerek; kendilerinin, kılına bile dokunulmaz korkunç aslanlar olduklarını söyleyerek; «usta hırsız ev sahibini bastırır» kafasıyla, seni jurnalci, «zebunkeş» diye adlandırarak korkutmak, sözüm ona, utandırmak istiyorlar. Aldırma oğlum Orhan Selim! Kavgayı uzatmakla güttükleri iki yol var: Birisi provokasyon yaparak seni ekmek parasından etmek-, ötekisi tirajlarını yükseltmek! Böyle bir kapana düşme yavrucuğum! Ne bu kâbe yeşili provokasyona kapılacak kadar toyluk göster, ne de karanlıklardan gelen hortlak seslerinin duyulmasına yardım edecek kadar bu-~ dala ol. Başlarında kara kuşlar dönen, içleri kof orta çağ selvileri-ne balta sallamak bile istemez! Duyduğun sesler, çürümüş sargılar içinde yatan ve havalar değiştikçe sandıklarının çatlakları inildiyen mumyalardan geliyor. Bırak, orta çağ selvileri sallansınlar, ve mumyaların sandıklan inildesin. Sen inandığın işi, temiz türkçe denemelerini yürütmene bak. Onlar isterlerse söylesinler daha, sen kavgayı burada bitir. Yoksa, yazdığın, beğendiğin o atalar sözünü anlamamış olursun. Onların diliyle onlara: Hüvelbaki.» Nâzım Hikmetten aldığım mektup buracıkta bitiyor. İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR NO. 2 Bütün bir adam oğulları tarihi, bir bakıma göre, yürüyen kervanlarla ürüyen itlerin döğüşünden başka bir nesne değildir. Ben bu yazılan yazarken, bu ülkede de yürüyenler olduğunu bilirdim. Bir devrim bakımından yapılan her sıçramada kulaklann karanlıklardan gelen ürümelerle dolduğunu duymıyacak kadar sağır değilim. 324 Halifeliğin cehennomin yedi kat dibine yuvarlanmasından şapkanın giyilişinedek, bir devrim bakımından, atılan her adımda yürekleri parçalananlar oldu. Bir devrim gözüyle emperyalizmin denize dökülüşünden, temiz türkçenin işlenmesine kadar yapılan sıçramaların ağrısını gırtlaklarına sarılmış bir pençe gibi duyanlar vardır. Bütün bunları bilirdim. Ve yine bilirdim, beklerdim ki, «it ürür kervan yürür» diye bir yazı yazdığım vakit karanlıklarda yeşil sarıklar kımıldanacak, hacıyağı koTcan çember sakallar sıvazlanacak. Bildiğim, beklediğim oldu. Yalnız bir ayrılıkla; açıktan açığa «istemezük!» diyecekleri yerde; ben, «Akşam» gazetesinde «kalemi ile geçinen mekanik işçi» Orhan Selim, dolambaçlı bir yoldan basamak yapıldı. Bütün bir yeryüzü tarihini, bir bakımdan, yürüyen kervanlarla ürüyen itlerin döğüşü olarak gördüğüm için, gündeliğimden edileceğimi bildirdiler. Orhan Selim adındaki adam iki aydanberi Akşam gazetesinde temiz türkçe denemeleri yapan «teknik bir yazı işçisinden» başka bir nesne değildir. Bu bakımdan o, ikinci ayma yeni basan bir teknik yazıcıdır. Ancak gören iki gözü ve iki kulağı vardır. Bunun için, hacıyağı kokulu, kara çember sakallarını tıraş ettirip, yeşil sarıklarını kelebek biçimi kıravat diye kullanarak göz boyayanların tecvitli seslerinde bir «Baba Tahir» kurnazlığıyla Orhan Selinı'in omuzu üstünden ne yana çatmak istediklerini anlar. Orhan Selim kendilerinin de dediği gibi: Gündeliğini «teknik yazı işçiliği» yaparak çıkarmağa çalışan bir adamdan başka bir nesne değildir. Ancak, yeryüzünde, yürüyen kervanların ardından ürüyen itlerin var olduğunu, «günün birinde gündeliğinden edileceğinden» korkmadan bir kez daha yazıyor işte! [ABİ. «KEMAL AHMET» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 29-30.

Bu şiir ilk defa Yarım Ay dergisinin 15 Mayıs 1935 tarihli 7'nci sayışma yazar Kemal Ahmet'in ikinci ölüm- yıldönümü dolayısıyla yazılıp yayınlanmıştır. Başında şu sözler vardır: «Kemal Ahmed'in dikili bir mezar taşı olsaydı, o taşın üstüne bir kitabe yazılması lâzım gelseydi, bu işi de bana verselerdi, ben de büyük dostumun taşma şu sözleri yazardım.» 325 Şiirde sözü edilen Kemal Ahmet (Kara Kemal de denirdi) Yüksek Ticaret Okulu mezunu olup, Babıâli'deki birçok gazetelerde çalıştıktan sonra, 10 Kânunuevvel (Aralık) 1933'te veremden ölmüştür. Sokakta Harp Var, Gülen Ayva İle Ağlıyan Nar adlı iki eseri vardır. Rusça çev. V. Lugovski: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 162. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 180. IŞHİ. «Kemal Ahmet» şiirine yer veren öteki yayınlar şunlardır: — İzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 62-63; 1973, S. 210-211) — Ekber Babayef (EB, I, S. 275) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 90) — Asım Bezirci (AB, S. 368-269) — Kerem Gibi (KG, S. 150) — Bilgi Yayınları (BY-VI, S. 52) Bu basımlar arasında bazı ayrımlara rastlanmaktadır. Sözgelimi, Portreler'deki şu mısralar: Etiyle, kanıyla değil, belki de heyecanıyla değil, batmp parmaklarını kanayan yarasına KG ve ÜT'de aşağıdaki gibidir: Etiyle, kanıyla değil, batırıp parmaklarını kanayan yarasına EB'de ise üçüncü mısra şu biçimde çıkmıştır: batırıp parmaklarını kaynayan yarasına «Kemal Ahmet» şiirinin yayımlandığı derginin (Yarım Ay, 15.5.1935) aynı sayısında «Nâzım Hikmet, Suat Derviş, Nizamet-tin Nazif ve Naci Sadullah Kemal Ahmet İçin Yazılan Yazıya Cevap Veriyorlar» başlığı altında bir soruşturma yer alıyor. Nâzım Hikmet, bu şiirinden başka, Kemal Ahmet için bir de yazı yayımlanmıştır. Yazıyı aşağıya aktarıyoruz: [ABİ. 326 BÎR ÖLÜ VE BİR KİTAP «Öleli bir yıl oluyor. Belki adını çoğunuz duymamıştır. Yaşasaydı, adını duymayanınız kalmazd belki. Öyle ölüler vardır İri, ben onların öldüklerini düşündükçe, vakit olur, yaşadığımdan utanırım. Onlar kadar değerli, onlar kadar büyük, onlar kadar iyi olmadığıma bakmaksızın yaşamaklığım kötü bir iş gibi gelir bana. Sonra, yine onlar kadar iyi, değerli ve büyük olmak için yaşamak, isterim yalnız. Yazıcı Kemal Ahmed benim bu ölülerimden biridir. Dişlerine yapışmış dudaklarından ciğerlerim parça parça, kuru yapraklar gibi dökerek öleli bir yıl oluyor. Bence büyük bir ölümün yıldönümündeyiz. Biliyorum, ne top-rağma çiçek konacak, ne gazeteler fotoğraflarını basacaklar. Kim bilir, böyle yapılsaydı, onun anımı büyüklüğünden bir parçasını kaybederdi belki. Belki, bugün, burada, benim ondan söz açmam bile saygısızlıktır. Ancak, neyleyim, önümde onun 'GÜLEN AYVA İLE AĞLİYAN NAR' adlı kitabı duruyor. Bunu iki üç gün önce, sağolsun Ahmed Cevad adında bir delikanlı bastırmış, bana da göndermiş. Ben bu kitabı okunuyan kalmasın istiyorum ve işte bunun içindir ki, seslerle dolu bir bulut ağırlığıyla susacak yerde böyle bir sürü boş, kuru lâkrdı ediyorum. Kemal Ahmed sağ olsaydı beni anlar ve bu yaptığımı gülünç bulmazdı gibi geliyor bana...» (2). Kemal Ahmet (1904 -1933) üstüne aşağıdaki kaynaklarda geniş bilgi vardır: — Kemal Ahmet, Sokakta Harp Var (1970, İstanbul, Habo-ra Kitabevi. Kitabın başında Hüseyin Avni Şanda'nm bir önsözü ile Kemal Ahmet'e ilişkin 36 sayfalık bir incelemesi yer alıyor.) — Eehzat Ay, «Kemal Ahmet Ve İlhami Bekir» (Güney dergisi, Ocak 1973). IABI. *

«CEVAP I» Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nu taşlamak amacıyla yazılan (2) Orhn Selim - it Clrür Kervan Yürür, 1936, S. 46-47 327 bu şiir için Varan 3'le ilgili «Notlar» bölümünde bilgi verilmiştir. (Bak: S. 253-254). [ABİ. «CEVAP: II» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 39-42. «Putları Yıkıyoruz» mücadelesiyle (bk. Cevap I şiirinin notu) ilgili olan bu şiir Ahmet Haşim'in İkdam gazetesinin 5, 10 ve 11 Haziran 1929 tarihlerinde çıkan «Şairler», «Gülünebilir» ve «Bir Estetik Meselesi» yazılarına karşılık olarak yazılmış ve ilk defa Resimli Ay dergisinin Eylül 1930 tarihli sayısında İmzasız Adam imzasıyla yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet, Sesini Kaybeden Şehir, istanbul, 1931, S. 40-43' te; Nâzım Hikmet, 835 Satır Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, 1965, S. 88-89'da «Cevap No. 2» adıyla vardır. Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: hayatı, seçme şiir ve yazıları, İstanbul, 1937, S. 73-75; Orhan Seyfi, Nâzım Hikmet: Hayatı ve Eserleri, İstanbul, 1937, S. 36-33; Nâzım Hikmet, Şiirler Ve Ta-ranta-Babu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950 ve Ekber Babayef, Nâzım Hikmet, Bütün Eserleri, Sofya, 1967, C. I, S. 202-204'e de alınmıştır. Mısra 3'teki altlarında sözü Sesini Kaybeden Şehir ve Ahmet Cevat'ta altında; mısra 63'teki dosijın ve son mısradaki uşşşşağı sen sözleri Ahmet Cevat'ta dostum, uşşşşağısm sen şeklindedir. Mısra 35'teki Adana-Mersin hatunda sözleriyle Ahmet Haşim'in o tarihte tasfiye halinde olan Fransız sermayesinin malı Adana - Mersin demiryolu kumpanyasmdaki idare meclisi üyeliğine ima ediliyor. (Bk. Abdülhak Şinası Hisar, Ahmet Haşim: Şiiri ve Hayatı, İstanbul, 1963, S. 8182). Mısra 63'teki dostun Kara Maça Bey sözleriyle Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) kastediliyor. Mısra 69'daki Rusel kuşağı Fransız malı bir kasık bağı markasının adıdır. Rusça çev. İ. Peçenev, ds. Vostoçni Almanak, No. 4, 1951, S. 102-104. Yunanca çev. Stelyos Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 185-187 (sonunda 1929 tarihi vardır). IŞHİ. 328 «Cevap No. 2» şu yayınlarda da yer almıştır: — Besim Akımsar (BA, S. 90-91) — Ergun Göze (EG, S. 124-126) — İzlem Yayınları (İZ, 1973, S. 80-83) — Kemal Sülker (KS, S. 49-51) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 453-456) — Aydın Aydemir (AY, S. 175-177) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 187-189) — Asım Bezirci (AB, S. 372-374) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 143-146) — Bilgi Yayınları (BY-V, S. 45-47) — Vatan Gazetesi (17.9.1976, Aziz Nesin'in «Şen Olasın Nâzım Hikmet yazısında) — Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY-II, S. 107 -108, eksik) — Adil Turan: Nâzım Hikmet» (Politika gazetesi. 7.1.1978) Şiirin Sesini Kaybeden Şehir ile Portreler'deki metni arasında bir iki değişiklik vardır: Sesini Kaybeden Şehir'deki «köprü altında yatar,» mısraı Portreler'de «köprü altlarında yatar,» biçimindedir ve şiirin sonunda «1930» tarihi yoktur. «Köprü altlarında yatar,» mısraı KS (S. 49), AY (S. 175), ZS (S. 187), EB (S. 202), HV (S. 143), BY-V (S. 45) ve EG (S. 124) basımlarında «köprü altında yatar,» biçiminde görülmektedir. Ayrıca, «Adana-Mersin hattında o kuşu yolduğunu...» mısraı da KS'de (S. 50) ve EG'de (S. 125) «Adana-Mersin hattında o kuşu yolduğumu...» biçiminde geçmektedir.

«Cevap: 2»nin yazılış sebepleri ve yankıları için Kemal Sül-ker'in Nâzım Hikmet'in Polemikleri ve Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II ile Ergun Göze'nin Peyami Safa - Nâzım Hikmet Kavgası adlı kitaplarına bakılmalıdır. [ABI. «CEVAP: 3» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 43-48. Bu şiir ilk defa: Nâzım Hikmet, Sesini Kaybeden Şehir, İstanbul, 1931, S. 75-79'da «Cevap No: 3, Bir Komik Âdem» adıyla yayınlanmıştır, sonunda şu sözler vardır: «Bu yazının kâfi derecede kuvvetli olmadığını muterifim. Kabahat bende değil. İlham 329 edende». Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, İstanbul, îzlem Yayınlan, 1965, S. 110-114'te de vardır. Nâzım Hikmet'in 1929 yılında Resimli Ay dergisinde (Haziran ve Temmuz 1929) yayınladığı «Putları Yıkıyoruz» (Abdülhak "Ha-mit ve Mehmet Emin) makaleleri üzerine başlıyan Eski Yeni mücadelesinde Yakup Kadri ve Ahmet Haşim'in hücumlarından sonra o zamanlar milletvekili ve Türk Ocakları başkanı olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) de Türk Yurdu dergisinin Temmuz 1829 tarihli 19'uncu sayısında (S. 61-65) yayınlanan (İkdam gazetesinin 7 Temmuz 1929 tarihli sayısında da çıkan) Putlar Nasıl Yıkılır? makalesiyle ve İstanbul'da Türk Ocağında üniversite gençlerini toplayarak bunlara Nâzım Hikmet ve arkadaşlarını «tel'in» ettirmek suretiyle hücuma geçmişti. Bu şiir işte bu sebeple ve her halde 1929'da yazılmıştır. ¦Mısra 54, 55 ve 78'de adı geçen Fehim Paşa (1873-1908) Ab-dülhamit zamanında curnalcılığı ve şantajcılığı ile ün salmıştı. Bu yüzden yabancı elçiliklerin ısrarıyla son zamanlarda Bursa'ya sürülmüş, 1908 Meşrutiyet inkılâbında Bursa'dan Bilecik'e kaçarken halk tarafından öldürülmüştür (1908). ÎŞHİ. «Cevap -. 3» şu yayınlarda da yer almıştır: — îzlem Yayınlan (İZ, 1973, S. 98-102) — Kemal Sülker (KS, S. 51-54) — Ergun Göze (EG, S. 128-131) — Zekeriya Srtel (ZS, S. 190) — Aydm Aydemir (AY, S. 178-180) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 457-461), — Asım Bezirci (AB, S. 374-377) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 147-151) — Bilgi Yayınlan (BY-V, S. 51-54) — Yunanca çeviri: Stelyos Mayopulos (SM, I, S. 187-188) Yukarıda anılan yayınlarda, asıl metne göre, bazı ayrımlar vardır. Şöyle ki: Hele içlerinde öyie bir tanesi var, (...) toka edersin eline papelini, (...) öyie meiûl bakar ki; (...) ve sıkar sıkmaz onun ince belini (...) 330 sivri dilli, zilli bir bebek gibi çırpar elini... geniş omuzlarımda dimdik bir kelle taşıyorum. gibi mısralar bazı yayınlarda şöyle çıkmıştır •. He!a içlerinde öyle bir tanesi var ki: (ÛT, HV) toka edersin eiine hemen papelini, (KS, EG, AB, İZ, HV, AY, ÜT, EB, ZS) öyie bakar ki; (KS, EG)) ve şikar sıkmaz onun beüni (KS, EB, EG, ÜT, AY, ZS) sivri dilli, ziî;i bir bebek gibi çıpar elini (OT) geniş omurlarımda didmik bir keîle taşıyorum. (ÜT))

Ayrıca, «karanlıkta yol kesen hatip!» mısramdan şiirin bitimine kadar olan 49 mısralık parça ile sondaki açıklama EB ve ZS basımlarında yoktur. «Cevap: 3» ün yazılış gerekçesi ve serüveni için Kemal Sül-ker'in Nâzım Hikmet'in 'Polemikleri ve Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II ile Ergun Göze'nin Peyami Safa - Nâzım Hikmet Kavgası adlı eserlerinde geniş bilgi pardır. [ABİ. «KARIMA MEKTUP» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 49-51 (başında «33.11.11, Bursa, Hapishane» sözleri var). Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 42-43'e de alınmış olan bu mektup: Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme Şiir Ve Yazıları, İstanbul, 1937, S. 39-40; Orhan Burian, Kurtuluştan Sonrakiler: Şiir Antolojisi, İstanbul, 1945, S. 98-100; Yalçın Kaya, Nâzım Hikmet, İstanbul, 1950, S. 41-42'de bulunduğu gibi, Yön dergisinin 26 Mart 1965 tarihli 104'üncü sayısında da yayınlanmıştır. Mısra 3 ve 4 Yön yayınında: «Başım sersem, Yüreğim sızlıyor» şeklindedir. Mısra 14'teki asırlarda sözü Sofya 1954'te asırda'dır. Mısra 15 Orhan Seyfi ve Yalçın Kaya'da yoktur. Mısra 33'teki şarkısını sözü Sofya 1954'te türküsünü şeklindedir. Mısra 37 Yalçın Kaya'da yoktur. Mısra 41'in sonundaki henüz sözü yalnız 331 Sofya, 1954'te var. Mısra 34-51 Yalçın Kaya'da ve şiiri buradan alan Yön'de yoktur. «Karıma Birinci Mektup»un yazılmasına sebep olan olayla ilgili olup, yine «Bursa hapisanesinde» yazılmış bu şiiri 1938'de «Ankara hapisanesi»nden yazılan mektuplarla karıştırma hatası ilk önce Orhan Burian'la başlamış, Fransızca ve Yunanca çevirilere de geçmiş, Yön'de de devam ettirilmiştir. Rusça çev. K. Titov, ds. Sovyetskaya Odçizna, No. 2, 1954, S. 109-110. V. Juravlov çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 150-151. M. Pavlova çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1953, S. 134-135; N. Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 139-140; N. Hikmet, Uzun Şiirler Ve Şiirler, Moskova, 1957, S. 44-45; N. Hikmet, 60 Şiir, Moskova, 1958, S. 50-51. Fransızca çev. Nâzım Hikmet, Anthologie poetique, Paris, 1964, S. 90-91. Yunanca çev. Stelyo Mayopulos, Nâzım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 98-99; Mayopulos, Piite tis neas Turkias, S. 69 - 71. [ŞH1. «Karıma Mektup»un bulunduğu öteki yayınlar şunlardır: — îzlem Yayınları (İZ, 1966, S. 64-66; 1973, S. 212-214) — Besim Akımsar (BA, S. 94-96) — Ekber Babayef (EB, S. 263-264) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 236-237) — Rady Fish - Nâzımın Çilesi (İstanbul, 1969, S. 314-315) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 224-226) — Hilmi Yücebaş (HY, S. 365-366) '—¦ Asım Bezirci (AB, S. 383-385) i — Kerem Gibi (KG, S. 265-267) — Bilgi Yayınları (BY, II, S. 36-37; III, S. 67-68) —• Nâzım İle Piraye (NP, S. 26-28) — Nâzım Hikmet'in Gerçek Yaşamı, II (GY-II, S. 220, 226) —- Garip Sırlıoğlu: Devrim İçin Dediler, II (1978, S. 48-50) — İlerici Yurtsever Gençlik gazetesi (8.11.1976, Sayı 25) — Ümit Yaşar Oğuzcan: Türk Şiirinde Aşk Ve Kadın (1978. S. 94-95) Çeviriler •. — İnglizce: Taner Baybars <TB, S. 43-45) 332 — İspanyolca: Soliman Salom (SS, 1974, S. 105-107) — Bulgarca: Seçilmiş Şiirler (SŞ, S. 87) — Lehçe: Labecka Koecherowa (LK, S. 69-70) — Almanca: Völk und Welt Yayınevi (VW, S. 16-17, çev. An-nemarie Bostroem), Rütten und Loening Yayınevi (RL, S. 43 -44, çev. Annemarie Bostroem)

—¦ İtalyanca: Giovanni Crino (GC, S. 148-149, çev. Velso Mucci) Bu basımlar arasında ufak tefek bazı ayrımlar görülmektedir. Portreler'deM .Yirminci asırlılarda (...) yarı kalmış bir şarkının acısını (...) ve bir şalgam gibi koparmıyorlar mısraları öbür yayınlarda şu biçimde verilmiştir: yirminci asırlarda (İZ, AB, BY) yarı kalmış bir türkünün acısını (EB, ZS) yarıda kalmış bir şarkının acısını (BY) ve bir şalgam gibi koparmıyorlar henüz (ZS) Ayrıca, şiirin sağ başında bulunan 33.11.11 Bursa Hapisano sözcükleri ÜT ve KG basımına alınmamıştır; BY-III, basımında ise şiirin üstüne değil, altına konulmuştur. Aralık 1932'de toplu bir tutuklama yapılır. N. Hikmet de içeri almanîar arasındadır. Aylarca Sansaryan Han'da kalır. İşlemediği, bilmediği suçları itirafa zorlanır, dayak yer. Söylendiğine bakılırsa, İstanbul'da bazı semtlerde duvarlara bildiriler yapıştırılmıştır. Sorgu yargıcı N. Hikmeti de bu işin sorumlularından saymaktadır. N. Hikmet'in idamı söz konusudur. Kız kardeşi Samiye'ye gönderdiği mektuplarda, «hiç alâkadar olmadığı, kendisine ait olmayan cürümlerle ittiham olunduğunu yazar (AY, S. 198.) Kurtulacağım umar. 333 İstanbul «müstantikliğinin ademi selâhiyet (yetkisizlik) beyanı» üzerine, 1933 yılı Haziran başında N. Hikmet Bursa'ya gönderilir. Savcı iddianamesinde 146 -147. maddelere göre cezalandırılmasını ister. NâzTü Hikmet 6 Kasım 1933 günlü mektubunda eşi Piraye hanımı rtseıli etmeye çalışır : «Karıcığım, Telâca lüzum yok! Müddeiumumi bey iddianamesinde idamımı istedi uiye hemen asılacak değilim. Daha müstantik kararnamesi var, mahkeme kararı var, temyiz mahkemesi var. (...) Ben ne^ şeye rağmen, hakkın tecelJi edeceğinden ve beraat eyleyeceğimden eminim. Yok bu olmaz da dört beş sene cezaya çarptır: hrsam aftan üç sene istifade ettiğim için azami bir sene sonra kurtulur sana kavuşurum sanıyorum.» (NP, S. 25-26). Bu mektuptan bir hafta sonra, Nâzım Hikmet, 11 Kasım 1933' te Bursa Hapishanesi'nde «Karıma Mektup» şiirini yazıp Piraye hanıma gönderir: «Sana bir ikinci manzum mektup daha yazdım, birincisini yazıp göndermiştim. Almışsmdır. Bu ikincisi senin bir mektubuna cevaptır.» (NP, S. 26). «Karıma Mektup»un birincisi tarafımızdan bulunarak Yarına Doğru dergisi (Mayıs 1976) ile Cumhuriyet gazetesinde (5.6. 1976) yayımlanmıştır. Şiiri Portreler'e (1935, S. 49-51) koyarken Nâzım Hikmet nok-talama işaretleri ile mısra düzeninde bazı değişiklikler yapar. Örneğin : Ben aiaca karanlığında son sabahınım işitilmemiş bir türküyü duyacak, dostlarımı ve seni göreceğim. Ve yalnız yarı ka!m:ş bir aşîtin aıısim toprağa gütürece£:m!.. (NP, S. 27) mısralarını Portreler'e şu biçimde aktarır: Ben, aiaca karanlığında son sabahımın dostlarımı vs seni göreceğini,

ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... (S. 50) 334 Potreler'deki «Karım benim!» (S. 50) mısraından «kellesini adamın.» (S. 51) mısrıana kadar olan parçayı sonradan yazıp şiire ekler. Şiirin ilk biçiminde bu parça yoktur. (ABI. «AF» Bu şiir Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla 29 Ekim 1933'te çıkarılacak Af Kanunu söylentileri üzerine 20 Ekim 1933' te Bursa cezaevinde yazılmıştır. Aşağıdaki yayınlara alınmıştır: — Portreler (1935, S. 52-54) — İzlem Yayınlan (İZ, 1966, S. 67-69; 1973, S. 215-217) — Ekber Babayef (EB, I, S. 266-267) — Bilgi Yayınları (BY, II, 1975, S. 38) — Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 58-60) Çeviriler : — Yunanca: Stelyos Mayopulos (SM, I, 1959, S. 199) — İtalyanca: Govanni Crino £GC, S. 151-152, çev. Ignazio Ambrogio) «Alınlar kırışık» mısraı EB'de «alınlar karışık» biçiminde görülüyor. «Cıgara» sözcükleri HV ve BY'de hep «cigara» diye geçiyor. Ayrıca, «karanlıklarındaki rüyaya gidiyorlar!» mısraı da «Karanlıklardaki rüyaya gidiyorlar!» biçiminde veriliyor. [ABİ. «ÜÇ ADAM» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 55-57. Bu şiir ilk defa Resimli Ay dergisinin Temmuz 1929 tarihli 5'inci sayısında (S. 13) «Sesini Kaybeden Şehir» adıyla ve «imza» sız adamın yazılarından: N. 2» diye yayımlanmıştır. Nâzım Hikmet, Sesini Kaybeden Şehir, istanbul, 1931, 3. 5-7 Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 8-11; Nâzım Hikmet, 835 Satır -Sesini Kaybeden Şehir - Varan 3, istanbul, 1965, İzlem Yayınları, S. 63-66'ya hep «Sesini Kaybeden Şehir» adıyla alınmıştır. Bütün yayınlarda mısralarm dizilişi birbirinden oldukça farklıdır. Bu şiir İstanbul Tramvay Şirketi işçilerinin 19?.8 yılı Ekim ayında yaptıkları grev sebebiyle ve bir yıl sonra yazılmıştır. Bir Fransız - Belçika sermayesi tarafından işletilen istanbul Tramvay Şirketi ile işçiler arasında 1928 yılında ücretler yüzünden bir an335 laşmazlık çıkmıştı. Anlaşmazlık halledllemeyince, 8 Ekim 1928'de Cuma günü işçiler greve başlamışlardı. Bu harekete yol memurları, plantonlar, kontrolörler katılmamış, grevi yalnız biletçiler-le vatmanlar yürütmüştü. Cumartesi günü tramvayların bir kısmını yol memurları, plantonlar, kontrolörler işlettiklerinden, grev başarısızlıkla sona ermiştir. (Bk. Milliyet gazetesi, 7-10 Ekim 1928 tarihli sayıları.) Mısra 19'da adı geçen Mister Ford, yeni üretim metodlanyla otomobil sanayiinin gelişmesinde büyük bir rol oynayan Ford otomobil fabrikalarının sahibi Amerikalı milyarder Henry Ford (1863-1947)'dur. Fransızca çev. (Fikret Adil) Bifur dergisi, No. 8, Haziran 1931 ve Nâzım Hikmet, Anthologie Po§tique, Paris, 1964, S. 21-22. Yunanca çev. Stelyos Mayopulos, Nazım Hikmet: ta erga tu, Atina, 1959, S. 147-148; Mayopulos, Piite tia neas Turikas, S. 67-69. IŞHİ. «Üç Adanı»ın, ilk adıyla «Sesini Kaybeden Şehir»in yer aldığı öbür yayınlar şunlardır: — Ekber Babayef (EB, I, S. 231-232) — İzlem Yayınlan (İZ, 1973, S. 56-58) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 62-64) — Bilgi Yayınları (BY-I, S. 51-52) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 178-180) — Kerem Gibi (KG, S. 122-123) — Asım Bezirci (AB, S. 305-307, «Sesini Kaybeden Şehir» başlığıyla) — Disk dergisi (Şubat 1977) %

— Henüz Vakit Varken Gülüm (HV, S. 161 -163) Bu şiir «Sesini Kaybeden Şehir» başlığıyla Resimli Ay dergisinde (Temmuz 1929) yayımlanınca, komünizm propagandası yapma ve işçileri greve özendirme suçlamasıyla kovuşturmaya uğrar. Şiirin altında Nâzım Hikmet'in imzası bulunmadığından, onun yerine, yaym sorumlusu Behçet Bey yargılanır ve 8 Ocak 1930'da on gün hapse, on lira para cezasına hüküm giyer. Fakat 24 Mart 1930'da yargıtayda (Esas 33, Karar 26) hüküm bozulur ve sonunda Behçet Bey de, Nâzım Hikmet de beraat eder. «Üç Adam» Sesini Kaybeden Şehir'den Portreler'e aktarılınca şiirin yalnızca bazı noktalama işaretleri değişmiş, «ve bir sarhoş türküsünü söyliyerek» mısraı «ve bir sarhoş türküsü söyliyerek» "biçimine sokulmuştur. 336 «Topuklarınızı yere vurmayın!» mısraı BY ve EB'de «Topukları yere vurmayın» biçiminde görülmektedir. Ayrıca, EB'de şiirin altında «1931» tarihi bulunmaktadır. Şiirin 1929 Temmuzunda Resimli Ay dergisinde yayımlandığı düşünülürse, BY ve EB'deki tarihin doğru olmaması gerekir. [ABI. «PİYER LOTİ» Nâzım Hikmet, Portreler, İstanbul, 1935, S. 58-62. Bu şiir ilk defa Aydınlık dergisinin Teşrinisani (Kasım) 1924 tarihli 27'nci sayısında (S. 397398) 7. Teşrinisani: Şark - Garp adıyla yayımlanmıştır. Şiirin adı altında «Şarkın kurtuluş gününe» sözleri vardır. Nâzım Hikmet, Güneşi İçenlerin Türküsü, Baku, 1928'e Şark -Garp adıyla alman bu şiir: Nâzım Hikmet, 835 Satır, Birinci Baskı, İstanbul, 1929; İkinci Baskı, İstanbul, 1932, S. 12-14 (sonunda 1925 tarihi); Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, İstanbul, 1932, S. 27-32 (sonunda 1925 tarihi); Ahmet Cevat, Nâzım Hikmet: Hayatı, Seçme şiir ve yazıları, İstanbul, 1937, S. 66-69; Yalçın Kaya, Nâzım Hikmet, İstanbul, 1950, S. 37-38; Nâzım Hikmet, Şiirler ve Ta-rantaBabu'ya Mektuplar, Üsküp, 1950'de Piyer Loti; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1951; Nâzım Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Sofya, 1954, S. 134-136'da Şark - Garp: Piyer Loti'ye (sonundaki tarih 1927); Nâzım Hikmet, 835 Satır - Sesini Kaybeden Şehir -Varan 3, İstanbul, 1965, S. 19-22'de de vardır. Mısra 12'deki sakallı sözü dergide, 835 Satır'da ve Sofya baskısında sarıklı'dır. Mısra 19, 20 ve 21 dergide şöyledir : ne yarin ne bugün, ne dün. Mısra 31'deki açlığın kıtlıktan sözleri dergide (Aydınlık) kıtlığın açlıktan; mısra 34'teki amerikan sözü Ahmet Cevat'ta amerikanın şeklindedir. Mısra 39'daki kendilerini sözü dergide ve Sofya baskısında yok. Mısra 44 ve 45'teki çaldırıyorlar ve daldırıyorlar sözleri dergide ve Sofya baskısında çıldırıyor ve daldırıyor; mısra 58' deki ölen sözü ölmüş şeklindedir. Mısra 87'deki isyan yılı sözleri, 835 Satır, Seçilmiş Şiirler (1932), Portreler baskılarında siyasî endişelerle kurtuluş yolu diye değiştirilmiştir. Yalçın Kaya'da bu 337 şiirin 1-34, 76-82'nci mısraları alınmıştır. Baskı çok yanlıştır. Şiirin dergi, Baku, 1928, Sofya, 1951 ve 1954 baskılarıyla öteki baskıları arasında mısralarm diziliş şekli bakımından farklar vardır: Mısra 46'daki Parya sözü için dergide sayfanın altında şu not var: «Parya, Hindistanlıların en fakir kısmı»; mısra 49'daki Armistrong için: «Armistrong, İngiltere'nin silâh fabrikası»; mısra 70'deki Azade için: «Azade, Piyer Loti isimli Fransız muharririnin yazdığı bir romandaki kadının ismi»; mısra 75'teki için: «Piyer Loti Harbi umumide Çanakkale'yi topa tutmuştur»; mısra 92'dek* sankülotlar için «Sankülot, Fransız inkılâbı kebirinde ihtilâlci amele ve fakir halka verilen isim. Türkçesi, müverrih (tarihçi) Abdurrahman Şeref Beye göre, 'donsuz'» notları var. Pierre Loti (asıradi: Julian Viaud 1850 -1923)'nin Azade (Azi-ade) adlı omanı çıktığı sırada (bu romanın Türkçe birkaç çevirisi vardır) eserin Türkiye'yi kötü tanıtmasına, romanlarında

Doğuyu sömürmesine ilk karşı çıkan Tevfik Fikret olmuştur. (Bk. Tevfik Fikret, Muhasebei edebiyye, ds. Serveti Fünûn, 5 Teşrinisani 1314-18 Kasım 1896, sayı 401, S. 165-167). Pierre Loti'nin birinci ölüm yıldönümü dolayısıyla İstanbul'da yapılan ihtifalleri vesile ederek ve şairin birinci defa Moskova'dan dönüşünde İstanbul'da yazılan bu şiir için: Nâzım Hikmet, Seçilmiş Eserler (rusça çev.) 2 cilt, cilt I, Moskova, 1957, S. 566'da: «Bu şiir önce Piyer Loti adıyla yazılmış, bir dergide tefrika edilmiştir. Sonradan Şark-Garp adını almıştır. 1932'de yayınlanacak şekilde rötuş edilmiştir» deniliyor. Yukarda verdiğimiz bibliyografik notlardan da anlaşılacağı gibi yanlış olduğu pek meydanda olan bu bilginin nereden alındığı söylenmiyor. Rusça çev. E. Bagritski ve N. Dementiev, ds. Molodaya Gvar-dia, No. 10, 1926, S. 95-97; Nâzım Hikmet, Şiirler, Moskova, 1932, S. 3-8; K. Zamoşkin çev., ds. Vostogni Almanah, No. 4, Moskova, 1951, S. 32-35. P. Antokolski çev. N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1950, S. 1315; N. Hikmet, Şiirler, Moskova, 1950, S. 50-52; N. Hikmet, Seçilmiş Şiirler, Moskova, 1951, S. 54-56 (sonundaki 1926 tarihi yanlıştır); Nâzım Hikmet, Seçilmiş Eserler, 2 cilt, C. I, Moskova, 1957, S. 42-45 (sonundaki 1925 tarihi yanlıştır). Fransızca çev. Nâzım Hikmet, Anthologie poetique, Paris, 1964, S. 118-121. Yunanca çev. Stelyos Mayopulos, Nâzım Hikmet: Ta erga tu, Atina, 1959, S. 196-198 (sonundaki 1929 tarihi yanlıştır) IŞHİ. 338 «Piyer Loti»nin yer aldığı öbür yayınlar şunlardır— Ekber Babayef (EB, I, S. 116-117) — Dost Yayınları (DY, S. 94-97) — İzlem Yaynları (İZ, 1973, S. 15-18) — Ülkü Tamer (ÜT, S. 47-50) — Zekeriya Sertel (ZS, S. 143-146) — Bilgi Yayınları (BY, I, S. 43-46; BY, V S 23-26) — Kerem Gibi (KG, S. 107-110) — Asım Bezirci (AB, S 224-^27) Çeviriler: / Crİno (GC' S- 42"45- «Doğu-Batı» baş,co~Mgarca: Büyük ^sanlık (Bİ, S. 48-52), Seçilmiş Şiirler (SŞ, S 37-39),-Şiirler (NT, S. 4650). Çeviren Nikolay Tsonev — ingilizce: Taner Baybars (TB, S. 19-22). — Almanca: Nazım Hikmet (Berlin, 1977 S 217-218 «Şark» Garp» başlığıyla, Türkçe - Almanca bir arada, çev. Alp Otman-Fendun Korkmaz, yayınlayan Türkiye Akademikerler Ve Sanat-çılar Derneği) «Piyer Loti» Ekber Babayef ve Dost Yayınlan basımlarında «ŞARK-GARP (Piyer Loti'ye), Esir Şarklının Kurtuluş Gününe» başlığıyla sunulmuştur. Şiirin altına «1925» tarihi konulmuştur Ayrıca, aşağıdaki mısralar: dakikada 1.000.000 basılan kitapların şarkı! (...) ¦ . senin Çinlilerin uzun saçlarından Sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini! (...) Britanya zabitleri cazbant çaldmyorlar, kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar (...) önümüzde şarkın gelecek inkıiâp yıiı EB, ZS, BY, KG-ve DY basımlarında şöyle geçmektedir.339 dakikada bir milyon basılan kitapların Şarkı (EB, DY, ZS)) senin Çinlilerini uzun saçlarından sarı mumlar gibi asıyorlar. (EB, DY, ZS))

Britanya zabitleri cazbant çaldırıyor, kara tırnaklı ayaklarını daldırıyor (EB, OY, ZS)) Önümüzdeki Şarkın gelecek isyan yılı (EB, DY, ZS) Önümüzdeki Şarkın kurtuluş yılı (BY, KG) EB ve DY'de mısralar, Portreler'deki gibi merdiven biçiminde değil, aynı hizada dizilmiştir. (AB).

İÇİNDEKİLER JOKOND İLE Sl-YA-U Şiir Not Bir İddia ............ ............ 7 241 Birinci Kısım/Jokond'un Hatıra Defterinden Parçalar ......... 9 242 İkinci Kısım/Firâr .................. 20 243 Üçüncü Kısım/Jofcond'un Encamı......... 29 244 VARAN 3 Şair............... ............ 39 250 Cevap [Cevap: I] ... ............... 41 253 Yalnayak ......................... 44 254 Hasret ........................... 49 256 Yürüyen Adam..................... 50 257 Katalettarih ........................ 53 259 Promete, Pipomuz, Gül, Bülbül Vs. ... ... 56 261 Gözlerimiz ........................ 57 262 Şairin Bir Dakika Tembelliği............ 59 261 Mukaddes Karın..................... 62 263 341 Şiir Not Demir Kafeste Dolaşan Aslan............. 63 264 Mor Menekşe, Aç Dostlar Ve Altın Gözlü Çocuk ............ '.'.. 64 265 Provokatör ......................... 66 266 Yarıda Kalan Bir Bahar Yazısı ......... 68 267 Sanatkâr Heyecanı .................. 72 268 Benerci Kendim Niçin Öldürdü?......... 74 269 Ayağa Kalkın Efendiler ... ............ 85 270 Yayından Fırlayan Ok ............ ... 87 271 Kalbim '........................... 89 272 Bir Şehir Rehberi .................. 91 275 Seyahat Notları ............ ...... ... 95 275 Yol Türküsü ......... ............... 102 277 Yol Türküsü ...................... 103 277 ** ........................... 104 277 1 + 1 = BİR \ Duvar (İzmir'den Akdenize Dökülen Ve...) 107 282 Cevap ........................... 112 285 Sükût ........................... 114 286 Meşin Kaplı Kitap .................. 116 287 Nail V.: Yeni Sanatın Akım ............... 121 — Kadavra ..................... 125 — Dışarın Dışarı! .................. 129 — GECE GELEN TELGRAF Gece Gelen Telgraf ............ ...... 135 292 Haber ........................ 138 294 Şarkılarımız .................. ... 139 295 21.1.1924 ...................... ... 141 296 Portatif Karyola .................. 143 297 Gömlek, Pantolon, Kasket Ve Fötre Dair ... 145 298 Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın

Ve Hammelleri ............... 149 299 342 Şiir Not Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü 151 302 Hiç Bir Ağaç Böyle Harikulade Yemiş Vermemiştir ... ......... '...... 153 303 Cevap: Numara Dört ............... 155. 304 JJoşgeldin ........................ 158 305 Orada Tanıdıklarım II .............. 160 306 Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye 164 306 £"?. . .................: ....., '¦'¦' 168 308 Selvı ........................ 170 308 .................. 172 3Q9 Bir Ayrılış Hikâyesi........... 174 310 Sen....................! .'." '.'.'. .".'.¦ 176 311 Amerikan Şairlerinden Tercümeler: Bir Dokumacının Ölümü ...... ...... 181 Jacquard Makinasmm Çiçekleri ...... 183 Haykır Bebek .................. 185 Anna Mc Guire.................. 187 PORTRELER Şiirime Dair ..................... 191 317 Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri .................. 192 317 Orhan Selim ........................ 198 322 Kemal Ahmet ..................... 201 325 Cevap: 1 ........................ 203 327 Cevap: 2 ........................ 206 328 Cevap: 3 ........................ 209 329 Kanma Mektup .................. 213 331 Af............ ............... 216 335 Üç Adam ........................ 218 335 Piyer Loti.................. ... ... 221 337 343 A Şiir Not NOTLAR (Ş. HULUSİ/A. BEZİRCİ) \ Kısaltmalar ......... Jokond İle Si-Ya-U : — İlk Basımlar ......... — Sonraki Basımlar — Basımlardaki Ayrımlar — Yargılama Ve Beraat ... — Eserin Niteliği ...... — Eserin Yankısı ...... — Açıklamalar Ve Sözlük: Birinci Kısım......... İkinci Kısım ......... Üçüncü Kısım......... Varan 3 : — Basımlar ........... — Eserin Niteliği ...... — Açıklamalar .........

l+l=Bir : — Basımlar ............ — Eserin Niteliği ...... — Açıklamalar .........* Gece Gelen Telgraf: — Eserin Basımı ...... — Eserin Niteliği ...... — Açıklamalar ......... Portreler : — Eserin Basımları ...... — Parçaların Basımları ... — Eserin Niteliği ...... — Eserin Yankısı ...... — Açıklamalar ......... 344 227 230 231 232 233 234 235 242 243 244 245 246 250 279 280 282 28» 291 292 313 314 315 316 317

Nâzım Hikmet'in oğlu ve varisi Mehmet Hikmet'in Türkiye'deki vekili ile 1967'de yapılan ve 1974'de yenilenen telif sözleşmesi gereğince Cem Yayınevi, büyük sanatçının tüm eserlerini yayımlayacaktır. Nâzım Hikmet'in tüm eserlerini düzenleme çalışmasına önce Şerif Hulusi başlamıştı. Onun ölümüyle yarım kalan bu Çalışmayı Asım Bezirci sürdürmüştür. "Tüm Eserleri'nin "Şiirler" dizisi sekiz ciltte tamamlanacaktır. Bunu şairin öbür edebiyat türlerinde verdiği ürünler izleyecektir. Elinizdeki ciltte Nâzım Hikmet'in beş eseri bulunmaktadır: "Jokorid İle Si-Ya-U, Varan 3, 1 + 1 = Bir, Gece Gelen Telgraf, Portreler". Bunlardan iki üçü 1931 "de komünizm suçlamasıyla yargılanmış ve beraat etmiştir. "Tüm Eserler" dizimiz, Ankara'da 1968'de Dost Yayınlan'nca basımına başlanan ve yasaklanan "Nâzım Hikmet Bütün Eserler, I" adh yayının tekrarı ya da devamı değildir. Ondan ve Ekber Babayef'in aynı adı taşıyan dizisinden ayrı bir yöntem, sistem ve kapsamla hazırlanmaktadır. Şiirlerin derlenmesinde genellikle Türkiye'deki basımlar temel alınmış, çeşitli basımlar arasındaki ayrımlar ile eksikler ve yanlışlar da ayrıca gösterilmiştir. Her cildin sonuna, derlenen metinlerle ilgili biyografik ve bibliyografik "notlar" konulmuştur.

SON

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->