P. 1
WEBER KONULU DOKTORA ÇALIŞMASI

WEBER KONULU DOKTORA ÇALIŞMASI

|Views: 87|Likes:
Yayınlayan: aykutdeveci

More info:

Published by: aykutdeveci on Jul 12, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/08/2013

pdf

text

original

I.İNSANİ BAĞLAMDA WEBER 1.

Weber'in Hayatı Max Weber 21 Nisan 1864'te, ederasyonla yönetilen imparatorluk Almanya'sında egemen unsur olan Prusya'nın Erfurt kentinde, Max Weber ve karısının yedi çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya gelmiştir. "Weber'in ailesi müteşebbis, bilgin, siyasetçi ve güçlü kadınlar içeren seçkin, kozmopolitan bir ailedir." (Kalberg, 2009: 27) "Anne ve babası protestan soyundandır ve babasının babası, ailenin Protestan inançları nedeniyle Katolik Salzburg'tan kovulmasından sonra yerleştiği Bielefeld'de yerleşmiş, zengin bir kent tüccarıdır." (Coser, 2010: 216) Weber'in karakterine tesir eden erken dönem figürlerinin belki de en başında babası gelmektedir. Weber'in babası önce Berlin kent meclisi üyesi olmuş, akabinde ise Prusya Temsilciler Meclisi'nin ve Alman Parlamentosunun üyesi olmuş bir kişidir. Ayrıca, Bismarc'ın politikalarına destek veren Ulusal Liberal Parti'nin önemli bir üyesi olan baba Weber, toplumda konum elde etmeyi başarmış bir kişiliktir. Ancak ne var ki, çalışma takıntılı ve zevke düşkün yapısı nedeniyle sıradan bir hayat yaşamış, menfaatini ve statüsünü riske atacak ideolojik ve mental girişimlerden uzak duran sıradan bir Alman burjuva siyasetçisi profili çizmiştir. Öte yandan babasının ataerkil üslubuna ve annesine duyarsız davranışına esef duymadan edememiştir." (Kalberg, 2009: 27) Öte yandan Weber kültürlü bir burjuva ailesinin çocuğu olarak büyüdü. "Sadece önemli siyasetçiler değil, önemli akademik şahsiyetler de evin sık ziyaretçileri arasındadır." (Coser, 2010: 216) Bu durum Weber'in gelişimde son derece olumlu katkılar yapmıştır. Fakat diğer taraftan ‘Kalvinci bir görev duygusuna’ ve güçlü dinsel inançlara sahip annesi ile sıradan, haz peşinde koşan bir karaktere sahip babasının evlilikleri çatırdamaya başlamış ve bu durum Weberi etkilemiştir. Annesinin Weber'i, Hıristiyan dindarlığı ile yetiştirmek ve kendi tarafına çekmek istemesine rağmen, Weber gençliğinde, daha çok babasını örnek almış ve kendini onunla özdeşleştirmeye çalışmıştır. Üniversite yılları ile birlikte ortaya çıkan bu eğilim, Weber'in içe kapanık ve utangaç kişiliğini birdenbire sosyal ve cemiyetle barışık bir kişiliğe devşirmesi şeklinde kendini göstermiştir. Weber yaşamayı ve keyif almayı seven bir kişilik haline gelmiştir. Ancak, bu durum onun akademik hayatına tesir etmemiş; Weber, akademik disiplinini korumayı ve çizgisini devam ettirmeyi başarmıştır. Öte yandan amcası olan tarihçi Hermann Baumgarten de ona gelişmesinde büyük katkılar yapmıştı. Amcası da babası gibi liberal olmakla birlikte, Bismarc'ı reddetmekte ve Weber'in babasına ilerleme ve menfaat kazandıran uzlaşıları reddetmiş, kendi düşüncelerinden taviz vermemişti. Bu haliyle Baumgarten, Weber için bir akıl hocası ve danışman olarak eşsizdi. Bu arada 1882'de Heidelber'de başladığı hukuk eğitimini 1884'de askerlik hizmetini tamamlamak için yarıda kesmiştir. Askerden dönünce eğitimine kaldığı yerden fakat Götingen Üniversitesi'nde devam etmiştir. "Lisans eğitimini tamamlamasının ardından Weber, Berlin adliyesinde yargıç yardımcısı olarak başladığı hukukçuluk mesleğini üç yıl sürdürmüştür." 1889 yılında doktorasını alan Weber, bundan iki yıl sonra ise “Roma Tarım Tarihinin Kamu ve Özel Hukuk İçin Önemi konulu tezi ile doçentlik yetkisi ve üniversitede hocalık kadrosunu elde etmiştir. 1893’de, Berlin’de hukuk profesörülüğü mesleğini icra ettiği sırada evlenmiştir.1894 yılında, kısa bir süre zarfında parlak bir profesör olarak çalıştığı Berlin’deki hukuk fakültesinden ayrılarak Freiburg Üniversitesi’nde ekonomi politik kürsüsüne ordinaryus olarak (Torun, 2003: 17) tarihsel okulun başta gelenlerinden, emekliye ayrılan ünlü Knies’in yerine göreve gelmiştir.

10

“Bu gelişmelerin sonrasında “uzaktan kuzeni Marianne Schinitger ile evlendiği otuz üç yaşında Weber, annesine kötü davranan babasını evlerinden attırmıştır. Çok geçmeden babasının vefatı, onun bei yıldan fazla süren ve zihni melekelerini körelten hastalığını hızlandırmada etkili olmuştur.” (Kalberg, 2009: 27) “1899’da tedavi amacıyla işinden izin almıştır. Üç yıl boyunca Avrupa’da - İskoçya, Belçika ve İtalya’da- seyahat etmiştir. 1902’de kendini yine az da olsa okuma ve yazmaya vermiştir. 1903’te Werner Sombart ile birlikte bilimsel bir dergi olan Sosyal Bilim ve Sosyal Politika Arşivleri (Arschiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik)’nin yazı kuruluna girmiştir.” (Asunakutlu, T., Kişisel İnternet Sitesi)1904 yılında Göettingen’den arkadaşı olan Hugo Muensterberg Amerika’da Harward’dadır. Onun durumunu bilmektedir ve kendisini Sanatlar ve Bilimler Kongresi’nde bir tebliğ yapması için davet etmiştir. Weber bu teklifi kabul ederek Amerikaya gimiştir. Bu yolculuk Weber için hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olacaktır. “Weber üç ay boyunca Amerika’yı gezmiş ve Amerikan uygarlığının karakteristiklerinden derin bir şekilde etkilenmiştir. Kapitalizmin doğuşunda Protestan mezheplerinin oynadığı rol, siyasal makinelerin düzeni, bürokrasi ve hatta Amerikan siyasal yapısında Başkanlığın rolü üzerine daha sonraki çalışmalarının kökenleri onun Amerika’da kalışıa balanabilir.” (Coser, 2010: 219) bu dnemde şekillenen düşünceleri ve denemelerinin ürünü olan ‘Protestan Ahlakı’ isimli eserini 1905’de basılmıştır. “Dünya Savaşı patlak verdiğinde Weber ulusalcı kanılarıyla uyum içinde hizmet vermek için gönüllü olmuştur. Bir yedek subay adayı olarak Heidelberg bölgesinde dokuz askeri hasteneyi kurmak ve idare etmekle görevlendirilmiştir. Bu görevden 1915 yılının güzünde istifa etmiştir. ”Weber savaşın savaşın ilkeli bir düşmanı değildir, ancak savaşın amaçlarının sınırlı olmasıve geniş ölçekli emperyalist tutkuları olan Sağın endüstriyalist ve Junker [toprak sahibi soylu] güçlerinin kısıtlanması için ısrar etmiştir. Özellikle İngilizlerin öncülüğünde barış çabalarının genişletilmesini tavsiye etmiştir. Almanya’nın bütün siyasal yapısında bir değişimi, sorumluluk sahibi parlamenter hükümetin gelişmesini, Alman İmparatoru’nun ve Şansölyesi’nin güçlerinin sınırlandırılmasını isteyen makaleler, hükümetin ona ihanet suçlamasıyla kovuşturma açmasına neden olmuştur. Pasifist ve ‘bozguncu’ Solda, dünün güvenilir ulusalcısı, tehlikeli bir şekilde, anavatanın düşmanlarına yakışıyor görünmüştür. Yaşamının son üç yılında hayret verici bir siyasal etkinlik geliştirmiştir.” (Coser, 2010: 220) Bu bağlamda, gazete makaleleri, gündeme ilişkin notlar, siyasi gündemle alakalı yazılar yazmış; Alman Demokrat Partisin’de kurucu üyelik, Versay Antlaşması Alman delegesi için danışmanlık, yeni anayasa çalışmaları için fikri önderlik yapmıştır. Savaşın sonuna doğru din sosyolojisi çalışmalarını nihayetlendirmek için yoğunlaşmıştır. Çin Dini ve Hint Dini eserlerini 1916 yılında, Eski Yahudilik’i ise bunlardan bir yıl sonra yayınlamıştır. Yine aynı dönem son kısımları ölümünden sonra toparlanan büyük eseri Ekonomi ve Toplum üzerinde çalıştı. Weber tüm bu yoğun ve iz bırakan yaşantısını 14 haziran 1920’de hayata veda etti. Weber’in eşsiz yanı, onun dile getirdiği düşüncelerinin bizzat yaşayarak tetkik ettiği bulgular olmasıdır. “Sorumlu bir siyasal mevkiye geçmeyen Max Weber, daha çok bir politik yazar olarak kalmış, Bismarck’a hayran olmakla beraber, sistemin aksaklıklarına karşı sivri eleştirilerde bulunmaktan kaçınmamıştır. Önceleri tutucu bir siyasal partiye oy vermiş, sonraları ulusal liberalizme ve en sonunda, tarım işçileri üzerinde yaptığı anketlerin ortaya koyduğu gerçeklerin de etkisiyle, sosyal liberalizme meyletmiştir. Weber liberal düşünceye olan bağlılığından, kişi dokunulmazlığı, insan haklarının, insan haysiyetinin, kısaca bireyin özgürlüğü ilkesinden çıkartılabilecek her türlü hakkın savunuculuğunu yapmıştır.” (Asunakutlu, T., Kişisel İnternet Sitesi) O bir dönemin değişimine tanıklık etmiş ve bunun üzerine düşünceler geliştirilmiştir. Onun düşünceleri bugün dahi siyasi, sosyolojik ve felsefi tartışmalar için önemli bir kaynak niteliğindedir.

10

Weber devamlı olarak bir çizgiye. mezkur düşünürlerin düşünce sistemleri bir mihenk kabul edilmektedir.” (Torun. Hazır reçetelere bağlı kalmayı şiddetle reddetmiştir. “Her iki düşünürün de Weber üzerinde yarattıkları etki özellikle onun fikirler ve çıkarlar sosyolojisinde daha belirgin hale gelmektedir. negatif bir eleştiri ile yenilenme çabası olarak söz konusu Alman sosyoloji ve felsefe akımları. Öte yandan Weber. “kendisi dört köşe tavırlardan kaçtığı gibi.(Özlem. Weber’e getirilen eleştirilerin çoğu da onun bu yönünü atlayan veya görmezden gelen eleştirilerdir. Toplumsal yapıların oluşmasında değerlere (dini motiflere) önem vermesi ile de maddeci değildir. her düşünce ve tavra Marx ve Nietsche şablonuna göredeğer vermektedir” (Torun. Öbür yandan Weber. Rickert gibi filozofların önderliğinde ortaya atılan köktenci eleştiriler. bir öğretiye bağlı kalmaktan imtina etmiş. Zira o tam anlamıyla rölativist bir bilim adamıdır. Fakat Weber’in maddeci olmaması. Weber’in etkisinde kaldığı diğer düşünürler ise Marx ve Nietsche’dir. sosyal ve felsefi hareketliliğinin devrimsel bir yansımasıdır. ekonomik. İnsanlar. bunları algılayabilmemiz ve anlayabilmemiz ancak ve ancak ideal-tip gibi ölçüm aracı ile mümkündür. Bu açıdan baktığımızda Weber. daha Herder ve Ranke’de geleceğini bulmuş olan Alman Tarih Okulu (Tarihçi Okul) içinde yetişmiş tarihçilerdendir. Bu onun rölativist bir bilim adamı olmasından kaynaklanmaktadır. Weber’de tarihsel ilgi devamlı ön plandadır ve onun sosyolojisinin ana temelleri. Rickert (1863-1936)’e bağlı yeni Kantçı Heidelberg okuludur. Buna göre olguları anlamanın yolu onları tarihsel gelişim içerisinde incelemekten geçmektedir. Zira Weber esasen yaşadığı çağın gelişmelerinden etkilenmiş ve hiç bir akıma tam olarak ve sıkı sıkıya bağlı kalmamıştır. rölativizm metodunu da benimsemiş olduğundan Marx gbi tarihsel determinist değildir. daha ziyade belirsizlikler ve kararsızlıklar 10 . 2003: 24) ve Weber’in de gelişmesini sürdüren ve fikir akımlarını takip eden bir bilim insanı olarak. bu genel durumdan etkilenmemesi düşünülmemelidir. Ona göre toplumu oluşturan birimler o denli çok sayıda ve farklı özelliklerdedir ki. Aslında.Dönemin Düşünsel Atmosferi ve Weber'i Etkileyen Düşünürler Weber’in yaşadığı dönemin Almanya’sı herşeyin tarihsel açıdan değerlendirildiği bir fikir akımının etkisindedir. Weber’in de üzerinde etkili olan Dilhey. 2003: 27) Diğer taraftan “bilgi ve bilim filozofu Max Weeber’i etkileyen en önemli felsefe okulu. Windelband (1848-1915) ile H. ya onun tarih felsefesi ve tarih kuramından doğrudan doğruya çıkarılmıştır veya bu felsefe ve kuramla şu ya da bu yönden ilgilidir. büyük ölçüde Alman felsefe geleneğinde ağır basan tinselci bilim anlayışına bağlı olmakla birlikte. idealist olmasını da gerektirmemiştir. Pozitivizmin determinist metodu yerine rölativizmi benimsemek onun için yeni ufukların ve anlayışların temeli olmuştur. “Weber tüme varım metodunu kullanırken Marx’ın tarihselciliğini benimsemekle birlikte. Zira çok önem verdiği anlayış ve ideal tip bu eksende ortaya çıkmıştır. “Alman entelektüel çeverelerinde. dönemin Almanyası ve Avrupasının siyasi. bu dönem genel itibarıyla bir kırılma ve yeni dönemi olduğundan. Öyle ki. daha sonraları ‘sosyolojik bilgi eleştirisi’ olarak adlandırılan bir türün doğmasına neden olmuştur. okuyucusuna da hiç bir zaman sivri ve dört köşe düşünceler dayatmamıştır. Esasen. pozitivizmin bilimin genelleştirici ve açıklayıcı bir etkinlik olmasını öngören anlayışından da etkilenmektedir. Bu nedenle Weber. W. Weberin bilimsel yaklaşımının ve sosyolojsinin anlaşılması bakımından bu önemli bir bilgidir. farklı türlerin ortaya çıkması yadsınmaması gereken bir durumdur. Öyle ki. modern bilimde bilim üretmenin temel metodu sayılan bir anlayışla Marx’ın tümden gelimci anlayışını reddetmektedir. 2001: 20) Yine aynı dönem bahsettiğimiz akımların etkisiyle Comte’un sosyolojisinin kıyasıya eleştirildiği bir dönemdir. Weber’in bir noktaya kadar bilgi kuramında ve bilgi felsefesinde Reckert’in izleyicisi olduğu söylenebilir.2.

bu sonuncusu açısından. 2003: 28) “Büyü bozumu. bireyler arasında bu değer. hiçr bir değer. Weber’in rasyonelleşmiş ekonomik sistemlerin doğuşunda paranın hayati önemi üzerinde ısrarı.” (Coser.” (Özlem. sürekli bir çatışma vardır. her dönemde. 2003: 29) Son olarak Simmel ve Toennies’in etkisinden de bahsetmek yararlı olacaktır. çalışmalarının çoğunun. Şu kadar ki. kurum ve kollektifliklere anlamlar. Hiç bir toplumsal kurum. doğrudan Nietsche’ye bağlanamayacğı halde. öznel olarak niytlenmiş ve nesnel olarak geçerli anlamlar arasında keskin bir ayrım çizmiştir” (Coser.” (Torun. doğrudan onu aktarırsak. tarihin ekonomik yorumu olarak görmeye başladığı şeyi eleştirdiğinde bile her zaman Marx’ın entelektüel şöhretine saygılı kalmıştır. Simmel’in Paranın Felsefi’ne çok şey borçludur. Weber’in tarihsel ve sosyolojik araştırmada anlam arayışının işlevi üzerine yöntembilimsel düşünceleri kısmen Simmel’in Tarih Felsefesini Sorunları konusundaki erken eseri tarafından kamçılanmıştır. Marx’ın duygusallıktan uzak gerçekçi bilgeliğini. kendisinin topluluksal ve toplumsal ilişkiler arasındaki ayrımı doğrudan borçlu olduğu Toennies’in nefis eserine özel olarak dikkat çekmiştir. Daha genel olarak. Weber’in kişisel Stoacı etiği de önemli ölçüde Nietsche’den esinlenmiştir. Marx’ın aşırı basitleştirilmiş. karizma ve nezer nosyonlar. “en iyi şekilde. “Ekonomi ve Toplum’a önsüzünde. Nietsche’de kendi düşüncelerini destekleyehn dayanaklar bulmuştur. Simmel’in yalnızca ayrıştıramamakla kalmadığı fakat çoğu zaman bilerek birlikte gördüğü iki farklı şey. Weber’in bunları. Weber’in sözleriyle. o.* Weber’in yakın kişisel dostu olan Simmel’in etkisi kolaylıkla izlenebilir. değerler ve kurumların üsttenci belirleyicilikleri değil. Öyle ki. uzlaşmaz ölümcül bir savaştır.evreninde var olmayı tercih etmiştir. 2010: 227) 10 . Reel olan. Weber’in ideal tipleriyle büyük ölçüde benzerdir. sonsuz bir gerçekliğe sahip değildir. 2010: 228) Diğer taraftan “Weber’in Niesche’nin görüşlerini aynen benimsediğibir yanılgıdır. eylemlerin belli bir çizgi veya yörüngede yürümesini sağlayan olabilirlik kalıpları olarak anlaşılmalıdır. Bunula birlikte. 2001: 263) Yine Marx’la ilişkisine yönelik olarak. Onda bedensizleştirilmiş bir kültür.” (Torun. ruh ve halk açısından düşünmeyi reddeden kafa dengi bir ruh görmüş. 2010: 228) Mardin’e göre de Weber’in. onun Alman feslefe geleneğinin bulanık ‘idealistçe’ gizemleştirmelerini küçümsemesini takdir etmiştir. Weber Simmel’den önemli bir şekilde farklılaştı. Örneğin Simmel’in toplumsal Biçiler’i. Marx’ın fikirlerinin değiş-tokuşu olarak anlaşılabilir. Tam tersine. “özellikle kurumlar ve kollektiflikler. tıpkı tanrı ile şeytan arasında olduğu gibi. rasyonelliğin her şeye hâkim olmaya başlaması karşısındaki korkusunda Nietsche’nin fikirlerinin izi açıkça görülmektedir.” (Coser. öznel anlamlar değiştiğinde. ancak dikkatini somut insan eyleyenlerinin eylemlerine odaklandırmıştır. iyinin ve kötünün ötesinde’nin yazarının güçlü bir şekilde kamçılaması yardımıyla geliştirdiğini görmek de zor değildir.

daha çok. (Özlem.. hem bilgide hem de eylemde olsun bireyin kendi kendini yönetebilmesinin. O. Yeniçağ’dan bu yana insanoğlunun elinden çıkan bilimin yine insanoğlunun yaşamını belirleyen faktörler arasında en mühim sırada yer aldığını vurgulamıştır. İşte buradan hareketle Weber. onun. yalnızca Batı’da vardır. rasyonelleştirmeye. 2006:458) Davranış tiplerine dair yapmış olduğu bu sınıflama. kültürleri belirleyen ana bir örnek olarak bu kavrama bir anlam atfetmektedir. onun hem bilgiye hem de eyleme temel teşkil edenin bilme ve eyleme iradesi olduğunu savunduğu bir durum söz konusudur.” Şimdi burada sözü edilmek istenen temel husus en saf haliyle karşımıza çıkmaktadır: Batı’daki akılcılığın bu yönünün yadsınması durumunda Yeniçağ ile birlikte bilimin deneysel olanı akılcı yollardan kavrama çabalarının hangi koşullarda ve nasıl meydana geldiği açıklanamaz. aile bireyleri arasındaki pek özel ilişkilere kadar”. özellikle Aydınlanma Çağı ile yerleşen her şeyi akli ölçülere göre ayarlamak düşüncesine yakından ilgilidir. (Aron. en dar haliyle epistemolojik/bilimsel anlamının da ötesinde. Bir Batı klâsiği olarak “rasyonelleştirme” de “yalnızca gerçekliği türdeşlik ve süreklilik tasarımı altında bilmek isteyen bilime” has olmamış. Bu bağlamda Weber’in bilim kuramının Rickert ile aynı doğrultuda olduğu ifade edilebilir. Oysa Batı insanı. Ona göre tarihte rasyonelleştirme adına belli başlı iki tür temel kültür örneği göze çarpmaktadır: “Çin kültürü de bir rasyonelleştirme motifine dayanır. O bu konu hakkında şunları söylemektedir: Bizim bugün ‘geçerli’ kabul ettiğimiz gelişme alanı içinde bilim. bu dünyaya akılcı yoldan egemen olma isteğiyle yönelmiştir. yaratmış olduklarının belirlenimi çerçevesinde yaşadığını söylemiştir. Dilthey de buna ilaveten bireyin kendi yarattığı dünyanın içerisinde kendi yarattığı birçok şey ile birlikte. tüm alanlarda fonksiyonunu devam ettirmiş ve etkisini göstermiştir.II. bilimin Batı kültürünün bir ürünü olduğunu savunmuş ve bu kültürün tarihsel açıdan ne gibi kriterlere dayandırarak belirlediğinin üzerinde durmuştur.Weberin Bilim-Sosyoloji Anlayışı ve Rasyonelleşme Bu durumda geriye dönüp Kant’a bakılacak olursa. sisteminin daha sonraki safhalarında bunlar üzerinde ayrı ayrı durmuştur. Nitekim rasyonel anlayışa bir Batılı tarafından bakılacak olursa. bunu bir 10 . O bu davranış tiplerini “amaçla ilişkili akılcı davranış” (zweckrational). Dolayısıyla teoriden pratiğe Batı kültürünün içine tamamiyle sinmiş olan rasyonelleştirme sürekli olarak bu kültür çerçevesinde karşımıza çıkmaktadır. “bir değerle ilişkili akılcı davranış” (wertrational). kendiliğindenliğinin ve de somut şekliyle algılanan biçimlendirme yetisinin görülebildiğini ifade etmiştir. Weber’in felsefi kökenli düşüncelerinin merkezinde yer alan bilim ve siyaset arasındaki dayanışma ve bağımsızlık bağları ile ilgili olup. akılcı yoldan uyum göstermeyi. “duygusal ya da heyecana bağlı davranış” ve “geleneksel davranış” olmak üzere dört kategoride toplamıştır. uymayı anlarlar. böylelikle Weber. “Batı’da devletlerin örgütlenme biçimlerinden. Zira Rickert’e göre bilim “gerçekliği türdeşlik ve süreklilik tasarımları altında rasyonelleştiren bir bilgi etkinliği”dir.” Ona göre bu durum. bu dünyaya. İşte böyle bir durumda Weber de. 1999:75-76) Weber’in bilim kuramını incelemek için onun davranış tipleri sınıflamasından hareket edilebilir. Weberin bilim kuramında açık şekilde görünmektedir. bu hususta Weber’in daima yakindan ilgilendiren bir sorunun da temelinde yer almıştır: “Siyasetin ya da bilim adamının ideal tipi nedir?” “Aynı zamanda hem eylem adamı hem profesör nasıl olunabilir? Bu soru. Ayrıca Kant.WEBER'İN BİLİM ve SOSYOLOJİ ANLAYIŞI 1. ama Çinliler rasyonelleştirmeden. (Aron. 2006:459-460) Öte yandan bir bilimin “olmazsa olmazı” niteliğindeki rasyonel çaba. Ancak Weber’in temel özelliklerinden biri olan tarihçiliği onun bilim anlayışını Rickert’le aynı doğrultuda fakat daha ileri bir noktaya taşımıştır. onun için hem kişisel hem de felsefi anlamda bir problem yaratmış. bilim kuramını kendi özgünlüğüyle oluşturarak. örgüt içi hiyerarşik yapılardan (bürokrasi).

bizlerin istek. “büyüsünü yitirmiş bir dünya” olacağı söylenebilir.felsefi/bilimsel tutum veya “izm” olarak anlamanın da ötesinde yaşam biçimi olarak algıladığı görülür. Daha önce de sözü edildiği üzere. Büyük zincir bir kez kopmuş. bu değersel rasyonelleştirme ile bilimsel rasyonelleştirme arasındaki farkı anlayabilmektir. Bu dünyada insan ve onun akıl yürütmesi tek başına dikelmektedir. Değersel ya da ideolojik. eylemde olduğu gibi. düşüncede de rasyonel olmak demektir(Özlem. düşünce boyutuyla rasyonelleştirme. Ana bir kültür örneği olarak rasyonelleştirme iki ayrı boyutuyla Weberci bilim kuramında yer alır. Weber’e göre önemli olan. yerine herhangi bir çerçeve konmamıştır. siyasi inanç ve değerlerden bağımsız bir perspektiften deneysel olanı görebilme yetisini kendisiyle birlikte bireye kazandırmıştır. Bu yer alış şekli. kendisi gibi değil. döneminin başka aydınları da onunla aynı fikri paylaşmışlardır(Çelebi. dinsel platformda rasyonelleştirme. ahlaki yahut siyasi değer ve idelerin sebep olduğu “maksimler”le bakmaktan vazgeçerek. Fakat bu durumda dinler yahut birtakım ahlaklar. Düşünce boyutunda ise. işte bu da deneysel dayanaklı akılcı tutuma aykırı olmaktadır. Ona göre rasyonelleştirme denilen şey. Batı’nın bu kültür ve bilimi üzerine bir saptama yapma ve bilimin vazgeçilemez olarak nitelendirilen özellikleri ile ilgilenmektir. Kutsal olan tahrip edilmiş. Weber’e göre. ona olgular-üstü ve olgular-dışı bazı ilk nedenler ile kutsal inanışlara yahut da bireylerin bizzat kendi istek ve idealleri doğrultusunda bir anlam yüklemektedir. Bu durum Batı kültürü için de geçerli olmuş. bir dünya tablosu sunmakta ve bu tablo. dünyasını sadece deneysel bir veri.”. Bu yeti. kutsalın bulunmadığı bir dünyadır. Nitekim Nietzsche ile arasındaki en önemli fark budur: Nietzsche yoğun nihilizmini bu rasyonalizm anlayışına karşı da korurken. Artık. Çünkü Batılı’ya göre rasyonel bir tutum takınmak demek. kendi ideolojisine göre anlam verdiği bu dünya. Bunlar mekanikleşmiştir. Entlektüalizasyon ve rasyonalizasyon hayatlarımızı parçalamış. anlam çerçevelerimizi yok etmiştir. “dünyayı eski anlam düzeninden koparmıştır. Çünkü bu iki tür arasında öncüllerine bağlı olarak bir karşıtlık durumu söz konusudur. tüm ahlaki. Fakat daha önce de sözü edildiği üzere. Yalnız rasyonalizmin temelini teşkil ettiği tüm idelerden. eylem boyutunda bireylerin karşılıklı çıkar. 2007:165). Öyle ki. (buna aklın demeri kafaesi denmektedir) “Weber hiçbir şeyi değilse bile şunu biliyordu: Bizler büyüsü bozulmuş bir dünyada yaşamaktayız. 1999:77-78). “dünyanın büyüden arındırılması” faaliyetini kapsar. belli bir değeri olan. İşte tüm bu çatışma ve çelişme durumları sonucunda akılcılık galip gelmiş ve Batı’nın bu akılcı tavrı. Bu yönüyle dünya. Weber bu hususta da tarafsızlığını korumuştur. Weber’in Batı kökenli bu akılcı bilim anlayışının karşısında yahut yanında olduğu söylenemez. akılcı bir bakış açısının altında hemen her şeyini yitirmiş bir olgu yığını şeklinde anlaşılan bir dünya olmuştur(Özlem. birçok insanın değer atfettiği. Fakat burada ayrımına varılması gereken nokta. İşte Weber’in hemen her yapıtına hâkim olan “büyüsü bozulmuş dünya” anlayışı onun Nietzsche’den esinlendiğini gösterir. bir olgu olarak görmeyi isteyecek ve bunun için belli bir çaba sarfedecektir.” İşte böylesine bir dünyada böylesine bir yorumu yapan yalnızca Weber olmamış. artık. hem idelere hem de değerlere bağlı olarak tasarlanan bir dünya fikrinden vazgeçerek. değerlerden arınmış bir dünya düzeninin bundan böyle Weber’e göre. akılcılığın düşüncenin içine girmesiyle Batı insanı dünyasına dinsel. “dünyanın ahlaksal değer ve idelere göre düzenlenmiş bir kosmos” olarak tasvir edilmekte. dünyayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiş olgular yığını olarak görmemekte. Çünkü onun düşüncesinde insanın içinde bulunduğu toplumun belli değer ve ideler olmadan varlığını sürdüremeyeceği esası vardır ve aslında bir din yahut bir ideoloji de dünyayı rasyonelleştirmeye yetebilir. Weber’in yaptığı yalnızca durumu gözlemektir. ne din ne sanat ne bilim ne insan ne de toplum kutsaldır. inci taneleri dört bir tarafa dağılmıştır. hak ve sorumluluklar anlayışının odağı haline gelmiştir. arzu ve 10 . Yerine inşa edilen dünya. 1999: 77). sonuç olarak bilimin Batı’da ortaya çıkmasının da bir gerekçesi olmuştur.

gerçekliğin irrasyonel ve “kaotik akış” olduğunu söylemektedir. Jonas. böylesine bir “kosmos” ve “büyü” hali ortadan kalkmakta ve dünya sadece bir “olgu” şeklinde algılanmaktadır. mutlaka onaylayacağını düşünmektedir. insanların durmadan değer atfetme girişiminde bulundukları bu dünyada bilimsel faaliyetlere bu türden değerleri sokmamak adına bilimin rasyonelleştirilmesi ya da bir başka deyişle bilime rasyonel ve nesnel bir yapının giydirilmesi gerekir. Modern sosyolojinin kurucularından biri olan Weber. Dolayısıyla da.idealleri doğrultusunda yorumlanmış bir “kosmos”. şayet yaşasaydı. İşte bilimsel düşünce “olan” ve “olması gereken” arasında bir geçişliliği kabul etmez. 1999:79-80). yani şu veya bu biçimde ahlaksal anlama sahip olarak yönlendirilmiş bir kosmos halindeki kesinliğine inanırlar”(Özlem. bu olguyu sosyolojisinin bütününe yaymış ve her kuramını bu olgu üzerinden açıklamaya çalışmıştır. bu düşüncelerinin devamına ilişkin olarak “gerçeklik” konusunda yorumlamalar yapar. sosyolojik çizgisini oluştururken bireyin eylemlerinden yani “sosyal eylem”den yola çıkmıştır. ahlaki. ya “bir sosyal eylemin 10 . araştırmacı ve yorumcunun empirik olguların saptanması işi ile kendi pratik değerlerine bağlı tutumunu kayıtsız şartsız birbirinden ayırmasıdır. Tıpkı Rickert gibi Weber de. “bilim değer yargılarına göre kurulmuş ‘kosmos’lardan arınmaktır. bilimde rasyonelleştirme bu kaos durumunu. akılcı bir bilme faaliyeti olarak nitelendirilen bilimin bünyesinde. 1999:79) Bilimsel platformda rasyonelleştirmeye bakıldığında ise. Hatta bu hususta Jonas’ın Weber ve Wittgenstein arasında temellendirmiş olduğu ilişkiye bakmak yararlı olabilir. “olan”a bir “olması gereken” durum eklenemez. dinî yahut siyasi değerler. Çünkü Weber’e göre rasyonalite geleneksellikten büyük ölçüde sıyrılmayı gerektirmekte. O halde Weber’in bilim kuramına ilişkin denilebilir ki.Bilimsel Yöntem: Anlama ve Açıklama Weber. burada Weber bu türden eylemlerinin temelinde olan anlamın yorumlanma yolu. dünyanın bir Tanrı tarafından düzenlenmiş. Burada onun “gerçeklik” konusu ile ilintili olarak. O. ahlaksal postulatların bizden talep ettikleri şeylere karşı bir gerginlik başlar. Çünkü bu postulatlar. Fakat önemli olan şudur ki. “Anlama” ise. burada Wittgenstein’ın Weber’den sonra kaleme almış olduğu “ dünya olguların toplamıdır.”(Özlem. bilim yapılmış olunmaz. 1999:8082) Özetle. Bilim “olan” ile ilgilenirken. bireyin bir başkasının eylemine yönelmemiş olan “eylem”leri ile bir başkasının eylemine yönelmiş olan “sosyal eylem”leri arasında bir ayrım yapabilmektir. hiçbir değer yargısı ve idelerin barınmaması gerektiğidir. dini yahut siyasi yönlerden “maksim”lerle gerçekliğe bilimsel olarak yönelmek gibi bir durum söz konusu değildir. Zaten onun düşünce platformunda ister gizli ister aleni biçimde ahlaki. rasyonalite olgusu Weber sosyolojisinin temel problemini oluşturmaktadır. İşte burada Weber’in bütünüyle odaklandığı nokta. 2. Burada Weber’in problematiğinin temel noktası. onun “Anlayış Sosyolojisi” içindeki “anlama” kavramının içindedir. olgu ve değer arasında bulunan farklılıkla alakalıdır. aksi takdirde. bu yönüyle de modern dünyanın vazgeçilmez unsurlarından biri olmaktadır.” Weber’in cümleleriyle bu söylem şöyle açıklanabilir: “Olabildiğince sık yapılması gereken şey. bir büyü dünyası şeklinde görünür(Özlem. Weber’in bilime ilişkin bu tutumu. bir gereklilik durumunu ifade ettiklerinden “olması gereken”i içermektedir. Rickert’la aynı platformda yer aldığı söylenebilir. Bunu kendisi de şu şekilde dile getirir: “Rasyonel empirik bilginin dünyanın büyüden arındırılmasını tam ve kesin olarak tamamladığı yerde. şeylerin değil “ cümlesini Weber’in. akılcı yollardan kavrayabilmeyi ifade eder. Bireyin bu türden eylemlerinin temelinde olan anlamın hangi yöntemle yorumlanacağı. Aynı şekilde de.

bu eylem bir açıklama nesnesi hâline gelemez. o kimse hakkında yanlış bir hükümde bulunmamak için de şarttır. yahut biraz daha derine inme söz konusu olduğunda “saike inme” süreci başlatılarak sosyal analizler yapılır. daha sonra dülgerin eylemini bu motife dayanarak nedensel olarak açıklarız. yalnızca bir olgusal saptama. Zira eylemin altında yatan anlamı yakalama çabası. Yalnız durum göründüğü kadar kolay değildir. “En yüksek düzeyde onu anlama çabası”. 2003:111) “Anlama” üzerine yapılmış ikinci tanım Weber’in sosyolojisinin temel yapısını meydana getiren unsurdur. istisna tanımadan etkileşime katılan tek kişilerin eylemlerine indirgemektir. yanlış yapmamak. “devlet”. Weber. bir anlam doğrultusunda açıklanabilir. o kimsenin yanlışlıklarını kavramaya yardımcı olur.yüklenmiş bulunduğu anlamı pratik bilgilerin yardımıyla anlama yoluna gitmek” ya da “açıklayıcı anlayış yardımıyla bir sosyal eylemin yüklenmiş bulunduğu anlamı anlamak” olarak tanımlanabilir. bununla ilintili olarak günlük hayattan birtakım örnekler vermiş ve konuyu tüm yalınlığıyla ele almıştır. Dolayısıyla sosyolojinin görevi bu kavramları “anlaşılabilir” eylemlere indirgemek. bizim için ancak dülgeri yönlendiren bir motif. Bu “yorumlama” eylemi de. Durum biraz daha karmaşık bir hâl alınca. Dülgerin eylemini bir “motif”e. yani saike inme. Bu. başka bir deyişle bunları. “en yüksek derecede anlama” basit fakat rasyonel bir bilgi edinme sürecini içermektedir. Nitekim sosyal analizlerin yapılabilmesi için bu sürecin başlatılması şarttır. Kültür bilimleri. bir empirik veriden ibarettir. basit bilgilerdir. İşte önce dülgeri yönlendiren bu motifi anlar. çünkü artık bu olgu. eylemlerde içsel süreçlerin önemli olduğunu öngördüğünden tek başına bile. Yani.”(Özlem. İşte bu bakış açısı aynı zamanda bir kimsenin kendisi adına anlam ifade eden bir amaca yönelmesini “yorumlama”ya ve “kavrama”ya yarar. sosyal bilimlerin yöntemleri hususunda görüşlerini aydınlanma felsefesinin ışığında açıklamıştır. yoksa kendi özel gereksinimini gidermek için mi çalıştığını bildiğimiz sürece. Ama aynı dülgerin bu işi bir ücret karşılığında mı yaptığını. bilimsel nitelikte olmayan. o kimseyi “en yüksek derecede” tanımak için gereklidir. Bu yaklaşımda birey. Weber. “dernek”. Zaten sosyal eylemin altında yatan saike inmek de “anlayış sosyolojisi”ni ifade etmektedir. yüzeysel kalmamayı. sosyoloji için. derine inmeyi ifade eder(Karagöz. anlamlı davranışın tek taşıyıcısı ve üst sınırıdır da… Genel olarak. Daha açık bir ifadeyle. bir “anlam”a bağlayamadığımız sürece. bireyi (Einzelindividuum) ve bireyin davranışını temel birim ya da (tartışmalı benzetmeyi bir kez yapmamıza izin verilecek olursa) atom kabul eder. konularına ancak ve ancak dolaylı olarak. Bir kimsenin bir eylemi gerçekleştirmesindeki içsel sebep olarak bilinen “saik” kavramı. Araştırmalarında yaptığı analizlerin temelinde ise birey vardır: “Açıklayıcı sosyoloji. Weber’e göre sosyoloji oluşturmanın yegane yolu budur. Fakat durum yalnızca “en yüksek derecede anlama” ile sınırlı değildir. yani “motif” veya “anlam” aracılığıyla eğilebilirler. burada bireye verilen önem açısından klâsik iktisatçıların “Robinson Crusoe yaklaşımı”nı ve toplum sözleşmesi fikrini savunan 10 . Kültür bilimlerinde konunun. bu yüzden böyle bir anlayış sosyolojik açıdan tek başına bir yöntem olarak kabul edilemez. Ayrıca bu durum bir kimsenin kendi kendisini test edebilmesine de olanak sağlar. doğrudan bir açıklama konusu olmayışı bundandır. bu.” Weber. Nedensel anlama Weber’den bir örnekle şu şekilde açıklamak mümkündür: “Bir dülgerin bir kapıyı yerine taktığını gözlediğimizde. Rickert’ın belirttiği gibi. Aynı zamanda bireyin eylemlerinin “saik”leri her zaman belirgin olmamaktadır. “feodalizm” ve benzeri kavramlar. 1999:116-117). Bu pratik bilgilerden kasıt. bu olgu çıplak bir empirik veri olmaktan çıkar. Weber sosyolojisi için zaruri bir durum hüviyetindedir. söz konusu kimsenin “eylem”inin “rasyonel” amacını belirleyebilmek için yapılır. Weber konunun anlaşılabilmesi için verdiği örnekleri “nedensel anlama” adı altında toparlamaktadır. bir ölçüde. insanların etkileşimini gösteren belli kategorilerdir. bireylerin eylemleri akılcı yoldan basit biçimde ve “pratik bilgilerin yardımıyla” anlamaları her zaman yeterli olmamaktadır.

2002:41-42). Anlama kavramını değişik biçimlere dönüştürmesi. Nitekim bundan dolayı da. eylemi yahut çalışma üslûbunu tek tek ele alıp. bunları belli türden bir veri kümesinin temelinde bulunan biraz daha geniş çaplı bir birimin “belgesi”. kendisinin adlandırdığı şekliyle. “anlama”yı “başka hayvanlarla ya da cansız doğayla değil insanla ilgilenen ahlâk ve kültür bilimlerine ait. Ama yine de. Böylelikle Weber. Buradan şöyle bir yargıya varılabilir: “Parça. kendi içinde barındırdığı konuları tek tek açıklamak durumundadır. (Weber.İdeal Tip’lerin Kuramsal Kökeni Onun “ideal tip” ya da “saf tip” adını verdiği bu tipler Weber literatüründe “bir ya da birkaç görüş açısından. bu suretle de konularını belli türden ilgi ve yönelimler doğrultusunda yorumlamaktadır. Yalnız bu eylemleri yönlendiren nedenler doğal olmamakla birlikte. bir başkasının davranışlarının altında yatan nedenleri ise ifade edilen yahut yakıştırılabilecek niyetler çerçevesinde yorumlayabilir. bazen az rastlanan. 2005:102) Weber’e göre. söz konusu nedenlerin “anlama” yöntemi doğrultusunda belirlenmesi gerekir(Özlem. ifade örneklerle biraz daha netleştirilebilir. “daha kapsamlı bütünle parçası arasındaki birliği anlama”yı ifade etmektedir. gerçeğin bu ideal tiplere ne dereceye kadar yakın ya da uzak olduğunu tespit etmek gerekir. açıklamalara doğrudan gözlem yoluyla geçilemez. 2. Bu aykırılığın temelinde Hegel ve Ranke geleneklerinin her bir bireyi. ki bu bir sosyal bilim olarak sosyolojiyi de içerir.1. kendindeki niyeti içsel gözlemleriyle anlayabilir. Bir kültür bilimi olarak sosyoloji. dağınık (diffus) ve pek göze çarpmayan (diskret) münferid görüntülerin (özelliklerin) birleştirilmesiyle (senteziyle) kazanılır. Yani kültür bilimlerinde anlama ve açıklama yöntemlerini sentezleyen olgu ideal tip kavramları olmaktadır. konularına tam anlamıyla işleyemeyen. Kavramsal saflıkları içinde bu zihni yapıtlar. ahlâksal yahut dinî bakımlardan taklit edilmesi gereken veya ona ulaşılması beklenen “mükemmel” bir tipi 10 . kültür bilimleri söz konusu olduğunda.WEBER SOSYOLOJİSİNDE KAVRAMLAR 1.” Bu. “yorumcu” yahut “anlamacı” sosyoloji dir. yorumlamacı ya da hermeneutik bilim felsefesi çerçevesinde bir kuramcı ya da teorisyen olarak değerlendirilebilir(Özlem. Ona göre kişi. 2002:41). “belirtisi” yahut “ifadesi” biçiminde “yorumlamaya” uğraşması yatmaktadır.”(San. yer yer ise hiç rastlanmayan.akılcı (rasyonalist) filozofların paradigmalarını benimser. Açıklama ise. ideal tipler aracılığıyla gerçekleşir. aynı zamanda Hegel ve Ranke geleneklerine de aykırı bir tutum içerisindedir. bazen sık sık. kendisinin pozitivist ve akılcı olan bakış açısıyla ilgilidir. değişik sosyolojik anlayışlarından sadece bir tanesidir. Bu da Weber’in “yorumlayıcı sosyoloji” adını verdiği durumu örneklemektedir.İdeal Tip 1. Kültür bilimi olgusunun doğrudan gözlem nesnesini bireylerin eylemleri oluşturmaktadır. İdeal tip. Fakat. değersel ve simgesel bir nitelik taşırlar. kurumu. hiçbir zaman gerçek hayatta bulunmazlar… Her münferid olayda. Kültür bilimlerinde. Bu çerçevede yorum. Fakat onun yaklaşımı. 1971:24). Özetle “anlama” ve “açıklama” Weber sosyolojisinde şu iki ilkeyi temel alır: 1. kendine özgü bir yaklaşım” olarak nitelendirmektedir. tek taraflı olarak çoğaltılan ve tek taraflı olarak ön plana geçirilen bu görüş açıları bakımından. kendi içlerinde bir bütünlük gösteren zihni yapıtlar olmaya elverişli. bütünün niteliklerini taşır. Özetle kültür bilimleri. “anlama” yöntemini içeren sosyolojik yaklaşım. III.

soyut ve zihinsel yapıt niteliği taşıyan ideal tip ile gündelik yaşamdaki somut olayların kıyaslamasını yapmak. Nitekim. Weber’e göre sosyolojinin konusunu. yabancı özellikleri de saf dışı bırakır. Yine “eşyanın tabiatı”.” Weber’in burada anlatmak istediği şey de. Sonuç olarak rasyonel yöntemlerle oluşan ve değer yargılarından arınmış olan. Buradan bu soyut zihinsel yapıt niteliğindeki ideal tiplerin “saf” bir özelliğe büründüğü sonucu çıkarılabilir. En önemlisi de. bu suretle de aradaki benzerlik ve farklılıkları saptamaktır. onların genel kavramlar olmamaları ve sınırlı bir geçerliliğe sahip tip kavramlar olmaları biçiminde karşımıza çıkar. aynı zamanda pozitivist anlayış içindeki önyargılardan da kurtarılması gerektiğini ifade eder. 1971:27). Bu yapıtın içinde. 1971:24-26) Bir başka düşünceye göre. Weber. Aralarında kesin bir ayrım vardır ki. Yalnız burada şu ince ayrıma dikkat edilmelidir: Weber. bu türden kavramların deneye dayalı bilimler arasında yer alamayacağını söyler. burada ideal tiplerin yalnızca metafizik kavramlardan değil. Yani bu ideal tipler aynı zamanda saf tipler olarak değerlendirilebilir. karmaşık bir sosyal gerçeklikten dolayı oluşan ve belli türden bir somut olaya ilişkin tipik olarak görülmeyen nitelikler bulunmaz. anlaşılması ve açıklanması adına ihtiyaç duyulan bir araç olduğudur(San. gündelik yaşamda hiçbir zaman karşılaşılmayacak bir tipi ifade eder. Weber’e göre “ideal tip” kavramı. (San. Bunu yaparken aynı zamanda söz konusu olay tipine aşina olmayan. Ve işte bu hâllerine rağmen yine de eksik olmayan bir tümelliğe sahip olmaları onları “ideal tip kavramları” niteliğine büründürmektedir. Weber’in ideal tip kavramları ortaya atmasında sosyolojinin genelleştirici bir bilim olarak sosyolojinin terminolojisi içine yerleştireceği kavramlarını bütünüyle bir kapsayıcılık içerisinde kurması zorunluluğu temel oluşturur. Bu 10 . ayrı olan her bir olayın belirlenmesi. İşte bu kavramları ideal tip kavramları haline getiren de. 1999:158). ideal tiplerini oluştururken değer yargıları ile yüklü olan (Hıristiyanlığın niteliği. Weber hareket noktasını bu çerçevede oluşturduğundan sosyal eylemleri de sınıflandırma yoluna gitmiştir. Kurulan bu kavramlar. geçerliliklerinin sınırlı olduğu bilinip ideal bir kapsayıcılık niteliği taşıyan kavramlardır. somut olan her olayda “olmazsa olmaz” nitelikte olmayan. Bu sınıflama. gerçek sosyalizm gibi) kavramları kriter almaz. öncelikle rasyonel yöntemler kullanılarak oluşturulan soyut bir zihinsel yapıtı ifade eder.simgelemez. belli türden bir sosyal olay tipine özgü olan tüm özellikleri bir arada bulundurmasından kaynaklanır. Bu bağlamda bireylerin birbirlerine karşı bulundukları “anlamlı” eylemlerin niteliği “sosyal ilişkiler ağı” oluşturmaya başladığında burada bir toplumun varlığından söz edilebilir. gerekse içeriğinde bulunan konularını kapsayıcı bir nitelikte açıklamak isteyen sosyoloji adına yapılabilecek tek şey. “ilahi kanunlar” yahut “halk ruhu” türünden metafizik kavramları da ideal tip içine dahil etmez. “değer yargısından arınmış” zihinsel bir kavram olduğudur. o da ortalama tipin birtakım somut olaylarda bariz biçimde belirli olan genel ortak özelliklerin toplamını ifade ettiği. Weber bunu kendi ifadesiyle. ideal tipin amaç değil. dağınık. Weber. bireylerin sosyal eylemleri oluşturur. Tüm bunların yanı sıra. bu bahsedildiği şekliyle “kavramsal saflıkları” dahilinde değildirler. O. belli türden sosyal bir olayın tüm tipik özelliklerini üzerinde barındıran soyut ve zihinsel bir yapıt olan ideal tip. hiçbir zaman. özellikle sosyal kurumların tipolojisi açısından çok önemlidir. daha önce bahsedilen dağınık ve çok belli olmayan özellikleri de taşıyan ideal tipin belli bir tipin tüm özelliklerini taşımasındaki amaç. Onun saf olması. ideal tipler karmaşık olan gündelik hayatta. kavramsal saflığı dahilinde. deneysel kontrole tabi tutulabilecek soyut kavramlar oluşturabilmektir. bu soyut kavramları da ideal tip kavramlar olarak nitelemektedir(Özlem. ideal tipin ise bu özellikler haricinde. “…sosyolojik bilgi edinme tarzına uygun olsun diye geliştirilmiş inşa edilmiş (konstruktif) düşünce birimleri olarak “ideal tip kavramları” olacaktır. gerek deneysel bir temeli olan. çok da belirli olmayan özellikleri yansıttığıdır. Onun simgelediği. Aynı zamanda bu tip “ortalama tip” ile de karıştırılmamalıdır.

öznenin bizzat kendi bilinç halinin yahut karakterinin direkt olarak belirlediği davranışı ifade eder. Burada esas olan şey. Weber egemenliğin meşrulaştırılması ile ilgili üç ideal tip kurmuş. hiçbir biçimde amaç. o değere sadık kalma gerekçesiyle. dışsal bir amaca ulaşmaya çalıştığı için değil de. O halde Weber’in saikleri bakımından dört kategoriye ayırdığı sosyal eylemin ideal tipleri şu şekildedir: 1.2. bireysel ve özel anlam karmaşıklığını çözmek için ideal tip kavramını sosyolojiye kazandırmıştır. Tüm bu durumlara ilişkin zweckrational davranış yani “amaçla ilgili akılcı davranış” bir kimsenin bir işi yapmakta amacının ne olduğunu düşünüp tasarlaması ve bu amacı gerçekleştirmek için de araçları düzenlemesi şeklinde tanımlanır(Aron.Amaçla İlgili Akılcı Davranış Tipi Bu davranış tipi bir köprü yapan mühendisin. Görüldüğü üzere.2006:459) Özet olarak Weber.3. Weber’e göre modern toplumların idari işleyişlerine ışık tutan ideal bir tiptir. 1. değer yahut duygusallık taşımak zorunda değildir. Davranışın oluşmasında etkili olan tamamıyla duygusal tepkiler olmaktadır(Aron. 1. normlarca belirlenmiş olan davranışlar biçiminde ortaya çıkmaktadır. “genelleştirilmiş kategori” çeşitlerini tanımlamak. bunları geleneksel.Duygusal Ya Da Heyecana Bağlı Davranış Tipi Weber’e göre bu davranış tipi.Bir Değerle İlişkili Akılcı Davranış Tipi Bu davranış tipini şu türden örneklerle açıklamak mümkündür: “Bir düelloda ölen Alman sosyalisti Lassalle’ın davranışı ya da gemisiyle birlikte batan kaptanın davranışı…” Bu örneklerdeki davranış.1. sosyolojinin sosyal kuruluşları gerçek yaşamda olduğu gibi tasvir edemediğini ileri sürmüş. Geleneğe göre davranan bir kimse.4. bir kimsenin sahip olduğu değerler söz konusu olduğunda. belirlenmiş. Böylelikle Weber.1. ya da batan gemi örneği kapsamında kişinin onurunu zedelememesi adına akılcı bir nitelik taşır. herhangi türden bir meydan okumaya karşılık vermemek için. önemli olan uzun vadede yerleşmiş olan gelenekselliğe uyma beklentisidir(Aron. para kazanmak isteyen bir spekülatörün yahut galip gelmek isteyen bir generalin davranışını içerir. çoğunlukla analiz yapmak için gerekli olan ideal tip kavramları yaratmak gerektiğini söylemiştir. alışkanlıklar. 2006:459). tehlikeyi göze alması ve bu suretle de akılcı davranmasıdır(Aron. 2006:458).1. İdeal tipin önemi Weber’in ekonomiden sosyolojiye kazandırdığı analiz kavram olmasından kaynaklanır.Geleneksel Davranış Tipi Buradaki davranış da. 2006:459).sınıflama sosyal eylemin saf ya da ideal tipleri olarak da adlandırılmaktadır.1. modern toplumlardaki idari işleyişi 10 . Söz gelimi annesini hayli sinirlendiren bir çocuğun annesinden tokat yemesi buna iyi bir örnek teşkil eder. inançlar. adetler. Weber. 1.1. burada davranışın ya da eylemin gerçekleştirilmesinde herhangi bir amaç ya da değer söz konusu değildir. karizmatik ve meşru ya da yasal-ussal otorite tipleri olarak adlandırmıştır(Arslanoğlu. 2001a:46) Meşru ya da yasal-ussal otorite tipinin en saf biçimi olan bürokrasi.

yine de gerçek anlamda egemenlik ilişkisinin ayırt-edici bir ölçütü olduğunu vurgulamaktadır. belirli bir bağlama dahil olan insanların büyük ihtimalle davranışlarını normatif beklentiler açısından yönlendirecekleri anlmaına gelir. Öznel özgürlüğün bu anlamı tahmin edilemezlik ve irrasyonalikte temellenmek şöyle dursun. iki fenomen arasında düzenli bir ilişkinin kurulmasını varsayar. Sosyolojik nedensellik. insan eyleminin yalnızca delilik durumunda gerçekten tahmin edilemez olduğunu ve ampirik bir özgürlük hissi’nin en üst ölçütünü. rasyonel olarak tahmin edilebilen ve denetlenebilen durumlarda ortaya çıkar. Burada.Nedensellik ve Olasılık Alman idealist gelenekle uyum içinde Weber insani konularda nedensellik kavramını reddettiği arada br ileri sürülür. bir gönüllü uymayı kapsar. Weber bu bağlamda şu noktaya dikkat çeker: “Otorite.” Fakat Weber. egemenliği bu şekilde açıklamasına karşın. bu her zaman olasıdır ve hiçbir zaman kesin değildir.ayırt etmek uygundur. bir buyruğa çok değişik güdülerle uyulması üzerine dayalı olabilir: duygusuz bir alışkanlıktan amaç-açısından-ussal en arı değerlendirmelere değin. Örneğin. Buna karşın. 2010: 208) Weber tanımsal ifadelerle olasılık kavramını kullandığında (örneğin. demografik veya özel olarak toplumsal nedenlerini sorghulamayı gerektirir. Weber’in nedensellik görüşündeki iki doğrultuyu –tarihsel ve sosyolojik. Toplumsal araştırmada nesnel ampirik kesinlik ona neredeyse hiç ulaşılabilir görünmemiştir. beklenen olasılıktan uzaklaşmaya yol açacağı da varsayılabilir. Çarpıcı bir şekilde durum bu değildir. Weber.yorumlamak ve anlamak için bir ideal tip kavramı ortaya atmış ve anlam karmaşıklığını gidermeye çalışmıştır. (Coser. Dolayısıyla Weber’in olasılık veya şans kavramı. çünkü bazı eyleyenler için onların biricik toplumsal ilişkilerine özgü nedensellik zincirlerinin. Burada da gerek içsel gerek dışsal bir çıkar durumundan söz 10 . şans veya olasılık üzerinde böyle bir vurgunun özgür irade veya insan davranışının tahmin edilemezliği ile ilgisi yoktur. bir tür irade metafiziğine dayanmaz. ancak. tarihsel ve sosyolojik nedenselliğe sıkıca inanmımıştır. o nedenselliği olasılık bağlamında ortaya koymuştur. Ancak. Tarihsel nedensellik bir olaya nedenh olmuş olan biricik koşulları belirler. O araştırma konusu nesneyi belirlemeye yardım eden çeşitli nedensel zincirleri izlemenin yapılabilecek en iyi şey olduğu sonucuna vardı. belirli bir davranış normunun kendisine bağlı kalacağı ‘bir olasılık olduğu sürece’ bir ilişkiyi mevcut tanımlarken) benzerdeğerlendirmelere yapar. 2010: 209-210) 3. başka kimseler üzerinde her türden güç kullanma veya etki bırakma gibi bir durum söz konusu değildir. rasyonel olarak gerçekleştirdiğimizin bilincinde olduğumuz eylemlerle ilişkilendirdiğimizi savunmuştur. 2. Bu ilişkinin. ki bu da belli oranda olsa dahi. Tarihsel nedensellik arayışlı şu soruyu sorar: Bolşevik Devriminin nedenleri nelerdir? Sosyolojik nedensellik arayışı. ancak tamamıyla kapsayıcı nedensel isnatlar oluşturmadaki aşırı sorunların farkına varmasından kaynaklanır. Burada olasılık. (Coser. Weber. ‘A nın B’yi kaçınılmaz kıldığı’ bir biçim alması zorunlu değildir ama ‘A nın B’ye az veya çok destek olduğu’ bir biçim alması zorunlu değildir ama ‘A nın B’ye az veya çok destek olduğu’ bir biçim alabilir. bütün devrimlerin veya devrimlerin kendine özgü ideal tiplerinin ekonomik. genel anlamıyla “belli bir kaynaktan çıkan kimi (ya da tüm) buyruklara belli bir bireyler kümesince uyulma olasılığı”dır.Otorite Tipleri Otorite kavramı.

onun emirlerini yerine getirir ve bu uyma davranışını da muazzam bir şevkle gerçekleştirir. çoğu sosyal eylemin otorite ilişkisi temeline dayandığı açıktır. Bazı kaynaklarda “hakimiyet” biçiminde ifade edilen otorite kavramının en saf hâli budur. Weber’in otorite sınıflaması şöyledir: 3. hakimiyet kavramı ile karşılanmıştır) geniş anlamıyla ve somut bir içeriği olmaksızın ele alınırsa. Weber. olağanüstü. Ona göre otorite (ki bu eserde otorite. O halde.Karizmatik Otorite Bu otorite tipi. tüm bu gelenekler dahilinde bir güç kullanan kimselerin de bu gücünün meşru olduğuna inanılan bir düşüncedir (geleneksel otorite). Söz gelimi herhangi bir yönetici toplum tarafından karizmatik görülmediği takdirde. Çünkü karizmatik otorite. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Nesnel olarak bir kimsenin bu türden niteliklere sahip olması. bu otorite tipine gösterilen içten gelen teslimiyetin en üst düzeyde tezahür ettiğidir. bu itaat zora dayalı bir itaat değil. geçmişteki feodal düzen yahut günümüzün büyük işletmeleri buna örnek teşkil edebilir. bu kavram sosyal eylemlerin hayli önem taşıyan bir ögesi olarak karşımıza çıkacaktır. 1971:63) Buraya kadar olan tanımlamalar doğrultusunda Weber’in otorite tiplerinin şu düşünceler ile ilişkili olduğu söylenebilir: a) Rasyonel temeller: Meşru olan kurallar hukuksal açıdan düzenlenmiştir. Çünkü. Bu kavram. karizmatik otorite olarak adlandırılan yöneticide bulunduğuna inanılan istisnai. aynı zamanda da ünlü eseri “Ekonomi ve Toplum” da “Otorite Tipleri” ve “Otorite Sosyolojisi” başlıkları kapsamında derin biçimde irdelemiştir. her zaman belli olmasa da. tıpkı diğer otorite tipleri gibi.edilebilir. Bu kurallar çerçevesinde seçilen yöneticinin emir verme yetkisinin olduğuna inanılan bir düşüncedir (yasal/meşru otorite). kavramların içeriği çok fazla genişletilmeyecektir. bütünüyle içten gelen bir itaat türüdür(Vergin. ağırlıklı olarak Weber’in sosyolojik terminolojisinin ele alınması gerekçesiyle bu kavramların yalnızca tanımı yapılacak olup. bu türden bir yönetici sıradan bir insanın sahip olamayacağı niteliklere sahiptir.1. bir kimsede bulunduğuna inanılan olağanüstü özelliklerden dolayı -bu kahramanlık. c) Karizmatik temeller: Bu da. örnek özellikleri olma şeklinde kendini gösterebilir.bu kimsenin açıkladığı yahut emrettiği kalıplara bağlılığın meşru olduğuna inanılan bir düşünceyi ifade eder (karizmatik otorite). ekonomik açıdan oldukça büyük önem taşıyan birçok sosyal kuruluşta otorite ilişkisinin rolü büyüktür. 10 . Bu zaman zaman söz konusu yöneticinin Tanrı tarafından gönderilmiş olması ve bu suretle de belirli bir görevinin olması biçimine de tekabül edebilir. “başkalarının davranışlarını kendi isteklerine zorla uydurabilme olanağı”nı simgeler(San. hem içeriği itibariyle birçok olguyu bünyesinde barındırması hem de kendi arasında da bir sınıflamaya tâbi tutulması bakımından derinlemesine incelenmelidir. Ayrıca yönetilen kesim de hiçbir biçimde karizmatik olarak algıladıkları bu lider tipine karşı koymaz. O halde açık olan şu ki. onu karizma sahibi yapmaz. o yöneticinin karizmatik lider olma potansiyelinden söz edilemez. Hele ki. Söz gelimi. sosyal iktidarın genişlik bakımından ilk sırasında yer alan otorite. otorite kavramını yazılarında. tek başına. b) Geleneksel temeller: Geçmişten beri süregelmiş olan geleneklerin kutsal. doğaüstü kabiliyetlere sahip bir kahramanlık niteliğine dayanır. Yani daha açık bir söylemle. belli türden bir toplumsal münasebet içinde ortaya çıkar. konferanslarında hayli yoğun kullanmış. 2006: 54) Kısacası Weber’in Karizmatik Otirite kavramı ile anlatmak istediği şey. Yalnız burada.

Yani burada otorite herkes adına aynı biçimde ve aynı oranda geçerli olan. patrimonyal devletlerde görülmektedir. bu da. yönetenin otoriter ve yetkeci tutumu çerçevesindedir. artık ne karizmatik ne de geleneksel otoritedeki gibi bir itaat etme durumu vardır. bürokratik işleyişe uygun biçimde kamu sektöründe yerini almakta ve bu yeri de sınav. bunun öncelikle uzun zamandır süregelmiş koşulların denetçisi “örf”ler tarafından onaylanması gerekir.Geleneksel Otorite Geleneksel olarak nitelendirilen otorite tipi. Fakat bu çok zor bir ihtimal olmakla beraber. onun şahsına itaat etmiyorlar. Bu otorite tipinde kişi. Geleneksel otorite. tarikat şeyhleri.3. bu mevkideki statüsü derecesini de yine hukuki düzenlemelere göre yükseltir. Bu türden devletlerin oluşumlarında kimseler özerk ve bağımsız bir birey olarak kabul edilmezler ve bu anlayışın hüküm sürdüğü toplumlarda bireyselleşme gerçekleşmemiştir. Bilindiği gibi. Bu liyakatin meşruluğu da. Weber’in “meşru otorite sınıflaması”nda yer alan diğer bir otorite tipi olan “karizmatik otorite” ile zıtlık gösterir. Weber’e göre. Söz gelimi.Meşru(Yasal-Ussal) Otorite Weber’in daha çok modernleşmeyle birlikte açığa çıktığını söylediği yasal-ussal otorite tipi. ağalık kurumu bunun tipik örneklerindendir(Vergin. bilindiği gibi “bürokrasi” olmaktadır. Patrimonyal devletlerde yöneten ile yönetilenin münasebeti. bulunduğu konuma liyakatiyle gelir. patrimonyal devlette yöneten konumundaki kimse. Nitekim Weber’in de ifade ettiği gibi. herkesin uymak durumunda olduğu. Mevcut olandan kopuş yahut bir yenilenme durumu geleneksel otorite kapsamında gerçekleşecekse. Bu zıtlık. “torpil” ya da “iltimas” yoluyla değil. karizmatik otoritenin “mevcut olanla bir kopuşu temsil etmesi”nden kaynaklanır. Böyle bir durumda iktidar kişiselleşmiş olmaktadır.3.bir otoritedir. Bürokratik işleyişe uygun olarak bir mevki sahibi olan kimse. bir dizi gayri şahsi yönetmeliklere ve tüzüklere itaat ediyorlar. Açık olan şu ki. Saddam’ın “savaş kaybedip de 10 . yarışma ya da bir başka hukuksal düzenleme yoluyla edinmektedir. geçmişten kalma eskimiş ve kökleşmiş geleneklerin kutsallığına ve meşruluğuna dayanır. tebaasını gerektiği yerde ödüllendirmekte. Devletin sahibi olan hükümdar. Bu meşruluk. Hitler’in karizmatik otoritesince kurulan Nazi rejimi. 2006: 57-58) 3. iktidarın tek bir kimsenin tekelinde toplandığı –zaman zaman da onun yakın çevresinde toplandığı görülebilir. onların yöneticiye sadece objektif yetkileri ve ussal olarak saptanmış olan kurallar çerçevesinde itaat etmeleri sonucunu doğuruyor. Weber’in yasalussal otoritesinin uygulanmasında işleyen en saf mekanizma da. geleneksel otoritenin değişime hiç de hazır olmayan ve hatta değişimin önünde engel oluşturan bir kimliğe sahip oluşundan da söz edilebilir(Vergin. Çünkü Weber bu değerlendirmeleri nesnel bir bakış açısıyla ortaya koymuş. genel ve akılsal bir nitelik taşır. “iktidar sahibi olan kişiye itaat ederlerken. devlet işlerini yürütmeyi kendi kişisel meselesi haline getirir. Yalnız yasal-ussal otoritenin bütünüyle bürokrasiden oluştuğunu söylemek de yanlış olur. otorite sahibi kimselerin yetkilerinin yasalar çerçevesinde düzenlendiği ve sınırlandırıldığı otorite tipidir. bu özelliğinden dolayı. Geleneksel otorite tipi. yaptığı tahlilleri de kendi deyimiyle “kavramların aksiyolojik yansızlığı” ışığında yapmıştır. 2006: 64). siyasal bir düzenin meşruluğu hayli önem taşımaktadır. Çünkü bu meşruluk toplumda istikrarın sağlanması adına bir önkoşul niteliğindedir. 2. 2006: 57) Bu otorite tipinin en sağlam örneği. Kişi. gerektiği yerde cezalandırmaktadır. aşiret reisleri. geçmişten beri süregelen egemenliklerin geleneksellik çatısında meşru kılındığı anlayışından kaynaklanır.” Weber’in bu otoriteye ilişkin değerlendirmeleri otoritenin meşruluğunu tanımlamak ve bu meşruluğun fiili olarak gerçekleşmesi adına yeterli görülmektedir. hukuksal kurallara göre belirlenir(Vergin. Bunun en güzel örneklerini de Sovyet rejimi. gerçekte.

aslında bu nitelikleri taşımamasından dolayı birçok gayri meşru dikta rejimleri. toplumda iktidarın çözümlenmesiyle ilgili 10 . 4. Topluluk özelliği gösteren gruplaşmalar olabilen veya olmayan sınıfların tersine statü grupları. kendilerine ait yaşambiçimlerinin kanıları vasıtasıyla ve kendilerine başkalarının uygun gördüğü itibar ve onur vasıtasıyla birlik içinde olan toplululklardır. Özellikle kapitalist toplumda ekonomik olarak yükselen sınıf zaman içinde yüksek statü de kazanır. Marx’ın dikkati tamamıyla üretim safhasına vermesi nedeniyle bu tür sınıflandırmanın önemini gözden kaçırdığını düşündü. modern toplumdaki toplumsal çatışmanın çoğulcu bir anlaşması için temeli atar ve neden ender durumlarda bu tür toplumların ‘sahip olan’ ve ‘sahip olmayanların’ karşıt kamplarında kutuplaştığını açıklamaya yardımcı olur. bu kavramın normatif ve etik yönünü dikkate almamıştır. Marx’ın tamamıyla sınıf merkezli şemasının modern çoğulcu toplumlarda şeylerin biçimini neden doğruca tahmin edemediğini açıklamak için çok çabalar. Bir statü grubu. her toplum. 2010: 210211) İnsanların bu tür gruplarda sınıflandırılması piyasadki veya üretim sürecindeki yerlerinden çok onların tüketim tarzlarına dayanır. Weber. Weber otorite ve meşruluğu dayanaklarına ve sonuçlarına bakmak suretiyle pür ampirik ve olgusal açıdan incelemiştir. Bu çerçeveye ait olmayanlarla toplumsal etkileşime konulan sınırlandırma beklentileri ve aşağıdakilere yönelik kabul edilen toplumsal mesafe bununla ilgildir. Statü ve İktidar Weber. 1) yaşam şanslarının belirli bir nedensel bileşeni. gelir sağlamak için mallara ve fırsatlara sahip olmada. tamamıyla ekomik çıkarlar tarafından temsil edildiği ve 3) bu bileşen. normalde. O. yine de prensipte mülk sahibi olan ve mülk sahibi olmayan insanlar statü grubuna ait olabilir.Sınıf. meşruluğun değerlerle ilgili kısmına değinmemiştir. statü gruplarını ortaya koymasıyla Marx’ınkinden farklılaşır. hiçbir çalışmasında rejimleri aksiyolojik açıdan ele almamış. Weber’in görüşünde. 2)bu bileşen. 2006: 65-67). Bazen sınıf gruplaşmaları gibi statüler de çatışabilir. Yine Weber’in tabakalaşma kuramı. Oysa başka zamalar onların üyeleri altta olmanın ve üstte olmanın oldukça sabit kalıplarını benimseyebilirler. ille de sonraki Marxistlere olmasa da. yalnızca. Biz tekrar bu tipolojide.iktidarını kaybetmeyen tek diktatör” olarak uyguladığı rejim ve daha birçoğu oluşturmaktadır. Fakat burada Weber’e yönelik bir eleştiri söz konusudur. Toplumsal tabakalşamnın bu iki sınıflandırması ile Weber. Weber’in bir toplumsal kategoriyle ilgili sosyolojik kavrayışını. mal veya emek piyasasının koşulları içinde temsil edildiği kadarıyla benzer olan insanların bir kategorisi olarak tanımla(R)nırken Marx’tan sadece çok az farklılaştı. Hatta sınıf konumunun zorunlu olarak sınıfın-belirlediği ekonomik veya siyasal eyleme yol açmadığını ifade ettiğinde. bir sınıfı. başkalarının toplumsal ilişkilerini tanımlamalarına bağlı olarak buluruz. O. Yine. Weberci çizgide. Marx ise bunun bir sınıfın kendi çıkarlarının. Sınıfta veya statü düzeninde bulunma arasında ampirik olarak oldukça yüksek düzeyde karşılıklı ilişkiler vardır. O ortak sınıf eyleminin sadece ‘sınıf durumunun nedenleri ve sonuçları arasındaki bağlantıların’ saydam olduğu zaman ortaya çıkacağını savundu. Weber. Marx’ın görüşüne oldukça yakındı. başkalarının onun üyelerine uygun gördüğü saygınlık veya küçümseme derecesinde var olabilir. Hal böyle olunca. meşru olarak nitelendirilebilmektedir(Vergin. (Coser. üyelerini toplumsal eylemlerin geri kalanından uzaklaştıran ve onlar ve biz arasında gerekli toplumsal mesafeyi kuran. tıpkı farklı sınıflara bölündüğü gibi kendine özgü yaşambiçimleri ve dünya görüşleri olan gruplaşmalar ve tabakalara da bölünür. onun ek bir yapısal kategoriyi. yani bir sınıf olarak diğer sınıflarla ilişkisinin bilincinde olduğunda ortaya çıkacağını söylerdi.

Weber’e göre. Hiyerarşik yapıda kesin ve açık bir emir komuta zinciri vardır. yani tarihsel ve yapısal koşullara göre kayda değer bir şekilde değişebileceğini gösterdi. Weber bu özellikleri geleneksel yapının özelliklerinden ayıracak açıklamalarda bulunmuştur (Weber. Bürokratik yapı büyük bir gücün onu yönetenlerin elinde toplanmasına neden olmakta. Bu kişilerin mumuriyette yükselmeleri belirli kurallara bağlanmıştır ve bu açıdan belirli bir kariyer süreci vardır. 211-212) 5.Bürokrasi Marx’ın dışında. Alınan kararlar. İstihdam edilecek memurlar teknik özelliklerine göre seçilir ve atanır. s. Bürokratlar önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde çalışan kişilerdir. A. L. onun. Görevler rutin hale getirilmiş ve herkesin yapacağı faaliyet resmi biçimde dağıtılmıştır. Astlar kendilerine verilen emirlerin kurallara uygunluğunu sorgulayabilir. Önemli açılardan Marx ile anlaşmasına karşın. İktidar için mücadele çok sıkça toplumsal onur tarafından da koşullandırılır (Coser. yanıtlanamayacak bir soru.” 10 . kurallar.olarak tekrar çoğulcu bir görüş ortaya koyar. resmiyet. yapılan işler düzenli olarak yazılı biçimde kayda geçirilir. O. Marx’ın analitik aşamasını yeniler ve genişletir. Marx’a göre yalnızca son kerte de olsa iktidarın kökeni her zaman ekonomik ilişkilerde bulunur. Bu özellikleri bürokrasiyi geleneksel idari yapıların üstesinden gelemeyeceği oldukça karmaşık işleri yapmaya muktedir kılmaktadır. bürokrasiyi devletin nötral bir yönetim aygıtı olarak kabul eden ve kavramı bu çerçevede yönetsel temelde kuramsallaştıran ilk kişi Weber’dir. Böylece. ampirik bir soru haline gelir. Weber’in bürokrasiyi rasyonel ve ideal olarak tanımlarken bürokrasideki güç ve otorite ilişkileri konusunda çelişkiler içinde olduğu ileri sürülmüştür. Gouldner (1954: 22-23) Weber’in 1 Bürokratik rasyonel idari yapılara atfen “demir kafes” sözünü ilk önce Weber kullanmıştır. onun. Bürokratik yapıda. başkalarının direnmesi karşısında bile kendi isteklerini gerçekleştirme ihtimali. üzerinde bu tür eylemlerin uygulandığı temelin toplumsal bağlama. kariyer olarak memuriyet biçiminde özetlemek mümkündür. Üretim araçlarına sahip olanlar siyasal iktidarı doğrudan veya dolaylı olarak uygular. Weber özellikle modern kapitalist dünyada ekonomik iktidarın çoğunlukla en baskın biçim olduğu fikrine katılmıştır. Daha sonra bu söz özellikle radikal insnacıl paradigmayı ve radikal yapısalcı paradigmayı benimseyen yazarlarca aynı anlamda kullanılmıştır. Weber. Örneğin geniş-ölçekli bürokratik örgütleri yönetebilen insanlar yalnızca maaşlı çalışanlar olsalar bile büyük miktarda bir ekonomik iktidarı sahip olabilirler. . Davranışları kişisellikten tamamen uzaktır.. Bürokratik idari yapının özelliklerini düzenli işbölümü. liyakat esasına göre istihdam. Weber bürokrasiyi ideal bir yönetim aracı olarak tanımlarken bazı olumsuzluklarına da dikkat çekmektedir. Hatta işlevselci paradigma içerisinde yer alan yeni kurumsalcı yaklaşımın öncüleri olan DiMaggio ve Powell (1983) kurumsal izomorfizmi ele aldıkları makalelerinin başlığını şu şekilde koymuşlardır: “Iron Cage Revisited: Institutional İsomorphism and Collective Rationality in Organizational Field. 2010. Üstelik Weber. ‘ekonomik iktidarı da kapsayan iktidara ‘kendisi için’ değer verilebilir.Ancak. Bu kişiler çalışmalarının karşılığında düzenli bir ücret alırlar. Weber’in idari yapıları ve dolayısıyla bürokrasiyi analiz ettiği çalışmaları. ekonomik iktidarın başka temellerde varolan iktidarın sonucu olabileceğine itiraz eder. Weber’e göre iktidarın nerede bulunduğu. inisiyatif kullanılacak alanlar sınırlı ve açıkça belirlenmiştir. insanların yalnızca zenginleşmek için etmediğini savunur. bu yapıda çalışanlar sürekli çalışan bir makinenin dişlileri statüsüne indirgenmekte ve insanı bir “demir kafese”1 hapsetmektedir. bürokrasi kendisinden önceki yönetim aygıtlarından daha rasyonel ve daha verimli çalışan bir yönetim aygıtıdır. Batı uygarlığının özelliklerini yansıttığı çalışmalarından sadece bir kısmıdır. hiyerarşi. iktidardan şunu anlar: Bir insanın veya belirli sayıda insanların ortak eylemde. 1947: 329-336).

10 . IV. tezini doğrulamak amacıyla modern kapitalizmle Protestanlık arasındaki üç temel ilişkiye göndermede bulunmaktadır (Aron. sâkin bir mizaca sahiptir. büyük sermaye sahiplerinin ve işletme liderlerinin çoğunun Protestan olduğu görülür.KAPİTALİZM ve PROTESTAN AHLÂKI Weber. 1986: 374) Modern kapitalist gelişmeyi sağlayan şey –diğer faktörlerin tamamlamasıyla. Keza. Protestan olmayanlardan daha varlıklıdır. İngiltere. Pugh ve arkadaşları (1968) ampirik bulguların Weber’i teyit etmediğini ileri sürmüşlerdir. incelediği bir çok uygarlıkta kapitalizmin başlangıç özelliklerinin görülmesine karşılık. Protestanlar. Katolikler. ancak. Hall (1963). kapitalist rejimin oluşumunu kolaylaştıran bazı güdülenmeler yaratmıştır. zorunlu şart. (Aron. daha az kâr açlığı duyan. Katoliklere nispeten daha zengin ve iktisadi faaliyetlere katılmaya daha isteklidir. Bu eleştirinin ne kadar haklı olduğu tartışılabilir. Amerika ve Almanya gibi. 1991: 162) İkinci İlişki: XVI. Bugün uygulamada insanların hiyerarşik pozisyonlara ne şekilde geldikleri Weber’in çizdiği ideal yönetim aygıtı açısından konu dışıdır. Weber. 1962). Reformasyondan beri ekonomik bakımdan gelişmiş Batılı ülkelerin hepsi Protestan’ dır: Hollanda.. Protestanlığın belirli bir yorumu. bir ülkedeki din ve meslek istatistikleri yan yana konulunca. ideolojik bir etmenin varlığını gerektirir. 1986: 371) Birinci İlişki: Protestanlıkla. diğer taraftan itaat bürokratik mekanizma içerisinde doğrudan bir amaç olarak da tanımlanmaktadır. az kârlı da olsa güvenli bir hayatı risk ve heyecan dolu bir hayata (bu ona servet ve şeref getirse bile) tercih ederler (Braudel. 1993: 62) Kapitalizmin sosyo-ekonomik düzen olarak vücuda gelmesi. Örneğin. Ayrıca astlar verilen emirlerin kurallara uygunluğunu sorgulayabilirler. yüksek eğitimli teknik ve ticari personelin. dünya içi (dünyaya dönük) asketizmin belli bir kişilik tipi yarattığı yalnızca Batı' da ortaya çıkmıştır. Buna karşın.Protestanizm’ dir. Protestanlar fert ve cemaat olarak nispeten zengindir. Yine de Weber pek çok kişi tarafından bürokratik hiyerarşideki pozisyona bağlı otorite ile bilgi ve uzmanlığa bağlı otorite konusunda çelişkili bir tutum sergilediği için eleştirilmiştir. Çünkü ideal olarak emri verenin teknik bilgisinden dolayı orda olduğu ve emrin kurallara göre verildiği varsayılmak durumundadır.bürokrasiyi aynı anda iki tarafa birden bakabilen tanrı Janus gibi düşündüğünü ileri sürmüştür. Tamamlayıcı şartları diğer yer ve zamanlarda görülmüştür. Çünkü verilen emre itaat emri verenin hiyerarşik pozisyonuna bağlanmıştır. yüzyıldan sonra Batı' da reformasyonu hoş karşılayan ülkelerle Endüstri Kapitalizmi’ nin başarılı kâriyer izlediği alanlar arasında pozitif ilişki vardır. (Weber. Emrin ne kadar rasyonel olduğu ve içeriği sorgulanamaz. Almanya' da Protestan nüfus. Weber' e göre modern kapitalizmin ideolojik etmeni Protestan Ahlâktır. Weber’in ideal bürokrasi anlayışının uygulamayla ne ölçüde örtüştüğü ayrı bir tartışma konusudur. Bu konuda özellikle Udy (1959. Bir diğer eleştiri noktası da Weber’in bürokratik yapının ideal ve rasyonel olmasına dayanak yaptığı bürokratik özelliklerin gerçekten rasyonel sonuçlar üretip üretmediğinin veya hangi koşullarda rasyonel sonuçlar ürettiğinin hangi koşullarda üretmediğinin ampirik olarak sorgulanmadığı noktasındadır. birey ve toplumun ekonomik durumları arasında pozitif bir ilişki vardır: Katoliklerle Protestanların yaşadığı ülkelerde. kapitalizmin yalnızca Batı' da ortaya çıkmasını şöyle açıklamıştır: Kapitalizmin tamamlayıcı (gerekli) ve zorunlu (yeterli) şartları vardır. Bu eleştirilerde haklılık payı bulunabilir ancak Weber’in ideal ve rasyonel olarak tanımladığı bürokrasiye ilşkin kavramsal kurgusunu mevcut sorunlu bürokratik yapılar üzerine ampirik bulgulara dayanarak reddetmek de doğru olmayabilir. her şeyden önce. Aynı şekilde. Weber' in 1895' de bir öğrencisine yaptırdığı istatistiğe göre. Ona göre emir komuta zinciri içerisinde astın üste itaatı bir taraftan bir amaca ulaşmak için rasyonel bir araç iken.

İspanya. İslam ve ayrıca Musevilik din ve ahlâk sistemleridir (Weber.Dünyayı yaratan ve yöneten. Amerika' da bile gelemezdi Weber. Mistik dinler Hint-Çin dinleridir. 1993: 227. Zaten ABD ' nde bir kiliseye üye olmayanın ekonomik hayatta pek şansı yoktur. kapitalizm bugünkü ulaştığı yere. Protestanların düzenli yaşama nitelikleri ve ilkeleri. . Batı tipi kapitalizm. orta sınıfın örgütlediği çeşitli dernek ve cemaatler sayesinde yaygınlaşmıştır. Avrupa’ da olduğu gibi ABD’ de de Prüten Ahlâk. temelde Protestanlığın önde gelen Calvin' ci ilahi takdir öğretisine dayanır. hiçbir yerde gelişmemiştir. sonradan bazı toplumsal tabakaların etkisi (tasavvufun) ile mistik karaktere bürünmüştür. bu dinsel toplulukların (orta sınıfın) benimsediği tutumlar yaygınlaşmasaydı. Max Weber' in kullandığı Protestan ahlâk öğretisi. 1647 Westminster Bildirisi metninden oluşan bu öğreti. Aynı zamanda. Weber.. 1993: 241-244) Zaten. Geniş orta sınıf tabakaları (çiftçiler dahil) burjuva kapitalist iş ahlâkının yayılmasına ve korunmasına hizmet etmiştir. Hıristiyan.. Bunlar: Konfüçyen. Weber ' in kendi ifadesiyle “Amerikalı 'girişimciler' in. geniş kitlenin değerlerini belirleyebilecek düzeyde yaygınlaşıp benimsenmiş olmalıdır. biraz daha ileri giderek. . 1978: 611-633) Weber. çünkü. Sayılan ilkeler üç terimle özetlenebilir: 1) Her ferde cennet önceden müjdelenmiştir. 'endüstri şefleri' nin.İster seçilmiş ister lanetlenmiş olsun bireyin dünyadaki ödevi. (Weber. din dogmalarının yalnızca aktif riyazeti taşıması yetmez.kalkınamamış ülkelerde Katolik nüfus yoğunluktadır: İtalya. yukârıdaki karşılaştırmasını uygarlıklar bazında yapmıştır: Batı dışındaki uygarlıklarda pek çok kapitalist olgu varsa da batı kapitalizminin özgün nitelikleri olan kâr arayışı ile akılcı çalışma disiplinin bileşimi tarih boyunca bir kez ortaya çıkmıştır. Üçüncü İlişki: Protestanlık anlayışı ile kapitalizmin rasyonel ahlâkı arasında örtüşme vardır. kapitalizmin tamamlayıcı şartları mevcut olmasına ve hatta kapitalizmin başlangıç unsurları Katolik ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen Endüstri Kapitalizm’ i bu ülkelerde gerçekleşmemiştir. yüce bir Tanrı vardır.Her birimizin kurtuluşu (seçilmesi) ya da helâkı (lanetlenmesi) Tanrı tarafından önceden belirlenmiş olup kişinin. dünya dinleri ile ilgili yaptığı çalışmasına göre: Mistik bir eğilim taşıyan dinler iktisadi gelişmeye uygun olmamasına karşılık. ama insanların sınırlı akıllarının kavrayamayacağı mutlak. İslâm dini de başlangıçta aktif riyazet kârakterli iken. . inançlı olmayana kimse güvenmez. . Tanrı' nın şanı için çalışmak ve yer yüzünde Tanrı' nın hâkimiyetini kurmaktır. 10 . 1989: 372): . beş noktada özetlenebilir (Aron. Portekiz ve Yunanistan gibi. Budist. en çok da Baptistler' e üye olanların sayısı az değildir (hatta eski kuşaktan olanların çoğunluğunun üye olduğu söylenebilir). Batı uygarlığı dışında.Tanrı dünyayı kendi şanı için yaratmıştır. ABD' in iktisadi gelişmesinde de gerekli iktisadi zihniyeti temin etmesi açısından Prüten Ahlâk etkili olmuştur. Oysa.İnsan için kurtuluş ancak tanrısal merhametle mümkündür. Uygarlıktan kasıt dünya dinleridir. dünyaya dönük (dünya içi) asketizmle uzlaşmış dinler iktisadi gelişme için münbit bir kaynağı oluştururlar. Hinduist. kendi çabasıyla önceden belirlenen bu akıbeti değiştirmesi mümkün değildir. multi-milyonerlerin ve tröst krallarının arasında resmen bir mezhebe.

herkes kendi işiyle meşgul olmalı ve asgari bir hayat seviyesine rıza göstererek refah hırsına kapılmamalıydı. Protestan mezheplerine özgü 10 . 1981: 185). 1986: 373) Herkes Tanrı karşısında yalnızdır. Ancak yine de Luther’ in düşünceleri ve başlattığı reformasyon hareketi sonrakilerin yolunu açmıştı. yoksa lanetleneceğini mi bilemez. meslek. Akılcı. kurtuluşa ulaştıracak bütün sihirli araçları bâtıl inanç ve günah sayıp reddetme anlayışının egemen olduğu dünyanın büyüden temizlenmesi süreci burada sonuca ulaşmış olmaktadır (Weber.. çünkü kredi sağlar. bâtıl inancın.. bunlar bu yüzden erdemdir (Weber. Protestan mezhepleri bilinçli olarak. Seçilmişliğinden emin olmak için bir meslekte aralıksız çalışmanın en iyi yol olduğu özellikle salık verilir.. kredi paradır . herkesin cüzdanının efendisidir. asketik tarikatlar ve mezheplerdir. Bireysellik. kurtuluş (seçilmiş olmak) belirsizliğinin verdiği korkudan kurtulmak için çalışmaya yönlendirilir. modern ferdiyetçiliğin en önemli tarihsel temellerinden biri.. İlk reformist olarak bilinen Luther' in iktisadi düşünceleri. kapitalizmin ilk belirtileri olarak kabul edilir. merkeziyetçiliğin ve onun zihniyeti olan kollektivizmi parçalayan feodalizm ile ortaya çıkmıştır (Türkdoğan. aslında Calvin' den oldukça farklı olup daha ziyade Orta Çağ' ın teolojik görüşüne bağlıydı. Ancak. Protestan İktisat Ahlâkı ile kapitalist iktisat zihniyeti arasında korelasyon kuran Weber. 1993: 113. bireylerin bilincini doğaya ve doğal düzene yöneltmiştir. Meselâ. Bu. dakiklik. "parayı faize vermek doğru olmadığı gibi fertlerin servet peşinde koşması da doğru değildi". yakın ile ortaklık ve başkalarına karşı görev duygusunu zayıflatır. Yine Luther’ e göre. 1961: 83) İlahi takdir öğretisine göre." Franklin' in bütün ahlâki yaklaşımları. 1986) Bir görüşe göre. Tanrı için çalışmalıdır. Kalvinci mezhepler. Bu durumda bireyler "seçilmesinin" işaretlerini arayacaktır. dünyada günaha batmış mü’min. kurtuluşa mı ereceğini. iyi bir ödeyici. modern kapitalist öz-ahlâkın fertçi ekonomik dürtülerini. sürekli çalışma. en önde gelen prüten düşünür olarak kabul ettiği Benjamin Franklin’ den şunları aktadır: "Unutma ki vakit nakittir. Weber. Batı' da ferdiyetçiliğin ortaya çıkması. 1993: 129). Aslında ferdiyetçilik. çalışkanlık. yararcılığa dönüktür: Şerefli olmak yararlıdır. fert. büyünün karşısında yer alır. dünyevi (ekonomik) başarılarda seçilmişliğin (felahın) kanıtının bulunduğunu düşünürler. Her şey Tanrı' nın takdirine bağlı olduğundan. Weber’ e göre. Bu bakımdan bu anlayış bilimsel araştırmanın gelişmesine yararlıdır ve her türlü putun. 1993: 276-277). Luther' e göre. ilk olarak Avrupa' da. Birey. Kilise ve ayinlerin yardımıyla kurtuluşa ermek mümkün değildir. 1961: 41-43) Doğru ve iyi yüreklileri Tanrının zenginlikle mükâfatlandıracağı inancı bütün dünyada vardır. 1981: 54). yalnızca asketik mezheplerinin metodik yaşam biçimi meşru kılabilirdi (Weber. Çünkü. bu inanç ile bu türlü ibadet arasında. Dinsel kuşkuyu sadece bu yatıştırır ve bağışlanma kesinliğini verir. Bu yetki Kilise ve Papazlar tarafından tasarruf edilemez.. ölçülülük de aynı. Protestanlığın pragmatik düşünürlerine gönderme yaparak tezini ispatlamaya çalışmıştır. Bu psikolojik süreç neticede ferdiyetçiliği güçlendirmiştir (Aron. Kalvinist öğretide olduğu gibi metodik hayatla Tanrı' nın rızasına götüren yollar değildi (Weber.2) Çalışma (iş) bir fazilettir ve 3) İnsan kendi mesleğini kendi seçmelidir (Türkdoğan. kapitalizmin "kahramanlık" zamanlarında ve kısmen günümüzde görülen "çelik iradeli" püriten tüccarlarda bulunan 'azizler' i ortaya çıkarmıştır (Aron. Bu anlayışta. kurtuluşu bahşetmek Tanrının elindedir.. Zeytinoğlu. paranın doğurgan tabiatı vardır. Nitekim bu süreç. ilk kapitalizmin "doğruluk en iyi siyasettir" ilkesine uygun bir bağ kurmuşlardır. Tanrı 'nın emrine boyun eğme olarak yorumlanmağa başlanır. Bu tür bir dinsel görüş her türlü mistizmi dışlar. düzenli. Çünkü. Böylece eski Yahudilik ile başlayan. Tanrı ile kul arasında aracıyı reddetme anlayışı.

İngiliz Protestan vaiz Richard Bakster şunları nasihat etimiştir (Braudel. biriktirdiklerini ölçüsüz harcamalarına izin vermediği gibi. iktisadi faaliyetlere yöneltmiştir (Türkdoğan. Calvin özellikle. başarılı iktisadi faaliyeti ve kazancı. 1991: 83)." Kalvin' ci öğreti ile kapitalist zihniyet arasında şaşırtıcı benzerlik vardır. Protestan ahlâk. 1991: 163): Çok değerli ve kısacık dünya. Tanrı' nın onu seçmiş olduğunun kanıtını görür. Bale. Sonuçta. Protestan tutumu ile kapitalist tutum arasındaki tinsel yakınlık. servetini lüks yaşamak için kullanma. Nitekim Protestan ahlâkı. işin akılcı örgütlenmesini ve üretim araçlarının gelişmesini sağlamak için kârın büyük kısmının tüketilmeyip biriktirilmesini içerir. hayatımızın bir tek anını bile boşa harcamamalıyız. Protestan ahlâkı. Metodistler. yatırım yaptılar. kişinin mesleğindeki başarısı onun seçkinler arasında olduğunun işaretidir. borç verme.. kendilerinin bilincinde olan ve kapitalizmin kahramanlık dönemlerinde gördüğümüz. kapitalist zihniyet. Protestanlık spekülasyon. hem âzâmi kârın aranmasını. faiz. 1981: 184). tek ödülümüz Tanrı' nın bize yüklediği görevde elimizden geleni yapmamızda yatar. ama. yaşam zevklerinden yararlanmak için değil. arzu edilebilir dini faaliyet olarak tespit etmiştir (Bodur. Kimin kurtarılacağını ve kimin cehenneme gideceğini Tanrı önceden bilir. örneklerine bugün de rastlanan "çelik yapılı " püriten tüccarlarda bulunan 'azizler' ortaya çıkar. Londra gibi Protestan merkezlerin ticari kapitalizmin yoğunlaştığı yerler olmuştur. Zaten. inananlarına bu dünya nimetlerinden sakınma ve çileci bir davranış öğütler. Zenginliğini halkın faydası için kullan. Amsterdam. cemaat için bir işe yara. bedensel zevkleri yadırgadılar ve ekonomik düzen yarattılar (MacRae. 1993: 268). Faizin günah olmadığını açıklayarak. ticaret ahlâkı için çeşitli esaslar bile vaaz etmişlerdir (Weber. diye uyarıyor Bakster. burada bütün açıklığı ile ortaya çıkar. Batı' lı olmayan toplumlarda örneği görülmeyen. Protestan ahlâkında mevcuttur. Nitekim Cenevre. Örneğin Amerika' da Kuveykır ve Bapdistler fiyat politikasını ilke haline getirenlerin kendileri olduğunu iddia etmişlerdir. 1986: 374) Katolik papazın. servetlerinin atıl bırakılmasına da izin vermiyordu. 1981: 59) KAYNAKLAR 10 . bir meslek içinde düzenli ve metodik çalışmanın dini görev olduğu bilincidir. Protestanlar çok çalışıyor ve sermaye biriktiriyorlardı. "sakın. Kapitalizm. İnançlarından kaynaklanan nefsin arzularına direnme ilkesi. her zaman daha fazla üretmek isteğini doyurmak için olabildiğince yüksek kâr arayışı gibi tuhaf bir davranışın açıklanmasını ve meşru kılınmasını gerektirir (Aron. "Ancak".olmamakla birlikte yalnız Protestan mezhepleri arasında devamlılık ve tutarlılık göstermiştir. Protestan ahlâkı. Max Weber' e göre. 1985: 59). hem de bu kârın en büyük kısmının yeniden halindedir (Türkdoğan. Bunun yanı sıra iyi bir ticaret ahlâkı temin etmiştir. Protestan ahlâkın ekonomik hayata kazandırdığı en önemli erdemi. onun bize uygun gördüğü yerde çalışmalıyız. o tarihe kadar borç verme işlemine konu olmadan yalnızca gelecek kötü günler için tasarruf edilmiş yastık altı paraları. bu cehenneme götüren yoldur. Servet kazanan tacir başarısında. tipik burjuva ahlâkı Protestan ahlâkından kaynaklanır. pişmanlık duygusu ile inandıkları takdirde bağışlanma sözü verdiği alçak gönüllü günahkârlar yerine.. Max Weber'e göre. zira. devlet müdahalesi konusundaki söylemleri kapitalizmin gelişiminde büyük etkisi olmuştur.

C. Mehmet SERT İstanbul: Chiviyazıları Yayınevi WEBER. (2005) Sosyoloji Yazıları (Yedinci Baskı) Çeviren: Taha PARLA İstanbul: İletişim Yayınları WEBER. M.edu. Cilt 3. (1999) Max Weber’de Bilim ve Sosyoloji (İkinci Basım) İstanbul: Küyerel Yayınları TORUN. İ. Sayı 2.cumhuriyet.ÖZLEM. M. http://eskidergi.tr/makale/150. M. M. (2006a) Bürokrasi ve Otorite Çeviren: H. Yaklaşımlar (Beşinci Basım) İstanbul: Bağlam Yayıncılık WEBER.pdf VERGİN. (1997) Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu (İkinci Baskı) Çeviren: Zeynep ARUOBA İstanbul: Hil Yayın WEBER. Ankara: İmge Kitabevi WEBER. (2007) Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar.Ü. (2006b) Meslek Olarak Siyaset (Birinci Basım) Çevirenler: Afşar TİMUÇİN. N. D. M. Tanımlar. (2003) Kapitalizmin Zorunlu Şartı “Protestan Ahlâk”. M. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi. (1995) Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı (Birinci Baskı) Çeviren: Özer OZANKAYA. Bahadır AKIN Ankara: Adres Yayınları WEBER. (2007) Sosyolojinin Temel Kavramları (Altıncı Baskı) Çeviren: Medeni BEYAZTAŞ İstanbul: Bakış Yayınları 10 .

O. Fernand (1991) Maddi Medeniyet ve Kapitalizm Çeviren: Mustafa Özel İstanbul: Ağaç Yayınları 10 . (2005) İslâm Değerler Sistemi ve Max Weber (Birinci Baskı) İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık MACRAE. Erzurum BRAUDEL. (2002) Felsefe Yazıları (Üçüncü Basım) İstanbul: İnkılâp Kitabevi SAN. (2007) Sosyoloji Notları Ankara: Anı Yayıncılık ÖZLEM. Yaklaşımlar (Beşinci Basım) İstanbul: Bağlam Yayıncılık TÜRKDOĞAN. G. Tanımlar.ÇELEBİ. H. (1985) Weber (Dördüncü Baskı) Çeviren: Nur VERGİN Ankara: Afa Yayıncılık ZEYTİNOĞLU. C. Erol (1993) İktisat Tarihi İstanbul: Süryay Yayıncılık BODUR. (2007) Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar. (1971) Max Weber’de Hukukun ve Meşru Otoritenin Sosyolojik Analizi Ankara: Ankara İktisadî ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları VERGİN. Ekber (1991) Modern Kapitalizm’in Doğmasında Dinin Rolü Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10. D. N. N. D. Sayı.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->