P. 1
James Welch-Bir Kızılderilinin Şarkısı

James Welch-Bir Kızılderilinin Şarkısı

|Views: 43|Likes:
Yayınlayan: Mustafa Özdemir

More info:

Published by: Mustafa Özdemir on Jun 13, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as TXT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/22/2012

pdf

text

original

JAMES WELCH 1968 sonrasý Kýzýlderili Amerikalý yazarlar kuþaðýnýn en baþarýlý isimlerinden bi ames Welch, 1940 yýlýnda Montana

, Brow-ning'de doðdu. Kýzýlderililere aynlmýþ kamplarda yaþad okula gitti. Montana Üniversitesi ve Kuzey Montana Eyalet Üniversite-si'nde öðrenim gördü. W ashington ve Cornell üniversitelerinde ders verdi. Welch, 1970'lerde çeþitli Kýzýlderili yazarlan edebiyat sahnesine çýkaran 'Montana Rönesansý' bir parçasýydý. 1966'da Monta-nalý þairlerle, Montana Üniversitesi'nin o zamanlar son derece sýnýrlý bir program olan yaratýcý yazý programýna katýlmýþtý. Buradaki hocasý da yaratýcý ya rsleriyle adeta efsanele-þen Richard Hugo'ydu. Welch bir keresinde, Montana'dan ye tiþen en iyi Kýzýlderili Amerikalý romancý olarak anýlmasýnýn kompliman kisvesi altýnda bir e olduðunu dile getirmiþti. Yazarýn 1976 yýlýnda yayýmlanan Riding the Earthboy 40 adlý þiir k bý Kýzüderililiði su götürmeyen biri tarafýndan yazýlmýþ, Kýzýlderilileri ilgilendiren temala k þiir kitaplarýndan biriydi. Romanlarý: Winter in the Blood (1974), The Death ofJim L oney (1979), Fools Crow (1986), The Indian Lawyer (1990) ve TheHe-artsong of Cha rgin Elk (2000; Kmlderüinin Þarkýsý, çev.: Ayþe Öngün, Ayrýntý Yayýnlan, 2004). 1994 yýlýnda ing Custer adlý kurgusal olmayan yapýtýyla da Küçük Bighom Sava-þý'ný Kýzýlderililerin bakýþ lch üçüncü romaný Fools Crovv'la 1986'da Los Angeles Times Kurmaca Ödülü'nü kazandý. 1997 yýl ive Writer's Circ-le tarafýndan Yaþam Boyu Basan Ödülü'ne deðer görüldü. Fransa da Fransýz kü t ve katkýlarýndan dolayý yazara þövalyelik niþaný verdi. Welch, Scott Momaday, Leslie Süko, Louise Erdrich gibi daha popüler Kýzýlderili yazarlar kadar göz önünde olmasa da, en iyi bildiði þeyi, Kýzýlderilileri anlatan bir yazar olarak ço mli bir iþlevi yerine getirdi. Bu da yapýtlarýyla, yüzyýllar boyunca kuþaktan kuþaða sözlü ol n hikâye ve gelenekleri kalýcý kýlmasý, unutulmalarý ihtimalini ortadan kaldýrmasýydý. "Kýzýl zarlar farklý dönemlerden, farklý coðrafyalardan, farklý kabilelerden gelebilirler, ama or tak bir yönümüz var: Anlattýðýmýz hikâyelerde geçmiþe gidiyoruz ve gelecek nesillere ulaþacað 003 yýlýnda bu dünyadan ayrýlan Welch, çaðdaþ Amerikan toplumunda Kýzýlderili olmanýn ne anla iði üzerine kliþelere sýðýnmadan, dürüstçe kaleme aldýðý yapýtlarýnda içinde yaþadýðý toplumu iþ insanlanmn hikâyelerini anlattý. Ayrýntý: 444 Edebiyat dizisi: 133 Kýzýlderilinin Þarkýsý James Welch Ýngilizceden çeviren Ayþe Öngün Yayýma hazýrlayan ÝpekSeyalýoðlu Kitabýn özgün adý TheHeartsonsofChargingElk AnchorBooks/2000 basýmýndan çevrilmiþtir © James Welch 1988 & Kesim Ajans Bu kitabýn Türkçe yayým haklarý Ayrýntý Yayýnlan'na aittir. Kapak illüstrasyonu Sevinç Altan Kapak düzeni Arþtan Kahraman Düzelti Ayten Kocal Baský ve cilt Sena Ofset (0212) 613 38 46 Birinci basým 2004 Baský adedi 2000 ISBN 975-539-435-4 AYRINTI YAYINLARI www.ayrintiyayinlari.co.atr & irfc@ayrmtiyaymlaýýcom.ö Dizdariye Çeþmesi Sk. Noi 34400 Çembe rlitaþ-ist. Tel, (0 212) 518 7619 Faks: (0 212) 516 45 James Welch Kýzýlderilinin Þarkýsý AHMI EDEBÝYAT DÝZÝSÝ GÛLÜNESÝ AÞKLAR/Mto Kundera * KALECÝNÝN PENALTI ANINDAKÝ ENDÝÞESÝ/Peter Handke * YÜZBAÞI VE K URU/Mario Vargas Uosa * BÝZ/Yevgeni Zamyatin * KESÝK BÝR BAÞ/Wi Murdoch > YENÝ TANRILAR/Alb rto Vasquez-F«ueroa * ÝNFAZA ÇAÐRI/Wadi/w Nabokov " EVET AMA, BÝR LOKOMOTÝF BUNU YAPABÝLÝR Mi KAUM?/Woooy Ailen * ÇALI HOROZU*fche/ Toumier * BANYO/Jean-Philippe Toussaint * BA LKONÜean Genel -* GÜNEÞ ÝMPARATORLUÐUÜ.G. Ballard -¦ BEYAZ ZENCÝLER*ovaMmb-jâmsen ¦* SÝYAH MA is Lessing * KAPANDA ÜÇ KAPLAN/G. Cabrera Infante i ZAMANIN KIYISINDAKÝ KADIN/Marge Pi ercy * ANARÞÝNÝN KISA YAZÝ/Haris Magnus Enzensberger ¦* FOTOÐRAF MAKÝNE-SÝ/Jean-PfýSppe Touss ^ GÜLÜN GÜNLÜÐÜ/Ursula K LeGuin * HOTEL OU LACIAnita Brookner ¦* AZÝZLER ve ÂLÝMLERfTerry Eag VEDA YEMEÐÝ/Mchel Toumier * ORLANDO/Mrginia Wool( -i UTANÇ BÝTTÝMn/a Meulenbelr « YAKIN GE EÐÝN MÝTOSLARI/J. G. Ballard * KARANLIÐIN SOL EÜ/Ursufa K. U- ¦ Oum* KÐJIris Murdoch * WATT/S muel Beckett ¦* EKOTOPYA/Emssf Callenbach " GECEYÝ ANUT BA-NA/Djuna Bames -* ÝNSAN POS

TUNA BÜRÜNMÜÞ KÖPEK/ingvar Ambjörnsen * CUMA/M*:/»/ Toumier" AFRODÝTÝN BAÞKALDIRISI/Lawrence <* GÜNDELÝK MUTLULUÐA AUÞMA/Anja Msufenbe/t -' MUR-PHY/Samue/ Beckett * MASAL MASAL ÝÇÝNDEfK imaira/Jofýn fia* -i ZEN VE MOTOSÝKLET BAKIM SANA-TVRobert M. Pirsig ^ PARFÜMÜN DANSl/To m Robbins - SINIRSIZ RÜYALAR OÝYARI/J. G. Ballard i FRAN-SÝZTEÐMENÝN KADINÝMohn Fowte *- BEY ZOTEL/D.M. T/ramas > MYRA/Gore Vicfaf -* DALGALARMrgJ-nia Woolf - ATLANTÝK ÖTESÝ/Mtold Gombrom'cz * HAYRANUKMn/a Meulenbelt ¦* FERDYDURKE/lffiofd Gombratrez ^ MELEKLER ZAMANl/te Murdoch - PAULINA1660/Pierre Jean Jowe * EÞEKARISI FABRÝ-KASI/lain Banks > ROCK LANETÝ/to Bante ¦* KAYIP ZAMAN/Anja Meulenbelt ^ SENÝ ÝÇÝME GÖM-DÜMMndreýv Jolly -t BAÞ ICININ GÜNLÜÐÜ/SSran Kierkegaard * KONFIDENZ/Ariel Dorfman i ALTIN ÜAMINMichel Toumier * BÝR GARÝP VAKA: MATMAZEL PJBrian O'Doherty ¦" NIETZSCHE AÐLADI-ÐINDA/frvin D. Yalom * KIZIL AÐAÇLAR KRALI/M/chel Toumier ¦* AÝLEDE BÝR ÖLÛM/Jamss Agee ¦* KUTSAL BÖLGE/Carios Fuentes * K AMAHOMurek Becker * 62-Maket Seti/Julio Cortâzar * ÇARPIÞ-MAMG. Ballard ¦" ÜÇLEME-Molloy-Mat one Ölûyot-Adlandmlamayan/Samwe/ Beckett * DUR BÝR MOLA VER/îom Robbins * HIRSIZIN GÜNLÜÐÜ/Je Genet ¦* KÜÇÜK OEÐÝÞÝMLER/Marge Piercy * LlUVflobert M. Pirsig - ERGÝNLÝK YAÞWtcfýe/ tere -«' Beckett * ESÝRGEYEN GÖKYÜ-ZÜ/Pau/ Boufe -*¦ YALANCI JAKOBfJurek Bec/cer ¦-' DÝVAmn-m D. Yalo * PORNOGRAFÜWitold Gombro-výicz i MERCIER ÝLE CAMIER/Samuel Beckett .* BÝR ERKEÐE NASILTE CAVÜZ EDÝLÝR?/Mârta Ttonen -* /BENDENÝZ VE MARCO POLO/Paul GritUths * DOÐMAMIÞ KRÝSTOF/Carlos entes i RÛYASAKÝNLERÝ/te Murdoch " HÝÇ ÝÇÝN METÝNLER ve Uzun Öykûler/Samue/ Beckett ¦* DUYGU rence Sterne " BEnY BLUE/PM/fpe Djian * AÐAÇKAKAN/Tom Roööýns -«- ANARÞÝST/Tmrfan Hawkins i B KAÝIÝVÝ-told Gombronricz ^ PORTNOY'UN FERYADI/PMJD Roth - 101/2 BÖLÜMDE OÜNYATARÝHÝ/Jufen Sam -* SUNÝ TENEFFÜS/Ricardo Piglia -^ MANÞ ÖTBSllJulian Barnes i ADA/Aldous Huxley^ GÜLÜN MUCÝZE Sl/Jean Genet ¦* MÖSYÖ/Jean-Philippe Toussaint * ÇÝÇEKLERÝN MERYEM ANASI/Jean Genet * BAÞUCU /Afeon Fell ¦* YARATIK/Joto Foývles -ý SENÝ SEVMÝYORUMÜu/ian Sarnes ¦" ZENCÝLER/Jean Genet ¦* mesto Sâbato ^ KARAPRENS//re Murdoch > KARNINDAN KONUÞANIN ÖYKÜSÜ/Pa(/«rw Mel-ville ¦* TANRI' IN AÐZINDAN EVRENÝN HÝKÂYESÝ/Franco Ferrucci " HAYATIN VE AÞKIN YASALARI/Connie Patmen -^ KA HRAMANLAR VE MEZARLAR/Emesto Sâbato * KAYNAK VE ÇAU/Michel Toumier ¦* CENNETE BÝR KOÞUÜ.G. B adard ^ DÝÞÝ ADAM/Joanna Russ ¦* FLAUBERTÝN PAPAÐANVJulian Bames ^ ALDAT-UNPhilip Roth ^ KOK AÝN GECELERÝÜ.G. Ballard * ACABA NASIL?/Samuel Beckett-rf MANTISSA/Jofm Fotrtes -" KOL EKSÝYONCU/John Fowles i BENJAMIN: DAR GEÇÝnEKÝ AYDIN/Jay Parini * METEOR-LAR/Michel Toum ier ¦«' ARKADAÞLIK/Conn/e Pa/men - AÞKVESAÝRE/Julý'an Barnes i SÝRÝUS'TAN GELEN KURBAÐA/Tom m BAYAN GULLIVER CÜCELER ÜLKESÝNDE/Alison Felf m GELECEKTEN ANILAR/I«fem Morris -'BENÝMLE TANIÞMADAN ÖNCEWu!tan Barnes -'ÝNGÝLTERE ÝNGÝLTERE'YE KAR-ÞlfJufý'an Barnes ^ ÝYÝ \Þ/Davýd L HLAR IRMAÐI/Conra'e Palmen * TERAPÝ/Daw'dLod£ie -ÖLÜRKEN/Jim Crace - GÜZELLÝK HIRSIZLARI/Pasc / SrurAner - SÜPER KENTM.G. Ballard ¦* SISKA BACAKLAR/Tom fiobbins - BETON ADA/J.G. Balfard ¦«' ÝLK AÞK, SON TÖRENLER/lan McEývan - GILLES ile JEANNE/Mfche/ Tourraer ^ BÝR KOMÜN EVLENDÝM/PMýp Roth -- KIZILDERÝLÝNÝN ÞARKISI/James KýzýlderiUnin Þarkýsý TEÞEKKÜR ,. , . Montana'dan Marsilya'ya uzun bir yol; hem bu ülkede hem de Fransa'da* çok sayýda msanm tesviUeri ve alicenaplýklan olmad» bunu baþarým. Vesevgüi menajerim ElaineMaWakýtab«^ hepsinden önemlisi inancý için teþekkür etmek «^^^^^te^L*. ford-Girand ve Elizabeth Clementson'adatumyardýmlan ve^J5 Ç J mek isterim. Ve Fransýz menajerlerim Mary Kl.ng ve Maggýe<W££ birkaç öðlen yemeðini aþan yardým ve konukseverden ýçmi^^ ba?mdaki Liliane de Kermadec ile Tnieny ve Patncýa Moumýez ^.^^^J Dela. noe ve Joelle Rostkowski'ye ise Fransa'daký Kýzýlderililer ile Ugm y" lan için teþekkür etmek isterim. kazandýran çe virileri için Çevirmenim ve arkadaþým Michel Lederer'e romanlanma ^j ^1^ ^ ve ^l-VesevgilidostlanmHeleneFourme^ bana gösterdikleri sýcak alicenaphklan ve -^^ff^JÝTdrak gücüyle yazdýðým diðer kitaplar gibi maný da müsveddesinden olaðanüstü lüraK g okuduðundan dolayý Ripley Hugo'ya teþekkürler ve se , bu,abile. Albin Michel'deki editörüm Franci Geffard' a kitaplarýmýn^Þ**^ ve batl ceði inancýndan dolayý likle teþekkür etmek ^^^^Ldan fazla ça-Amerikalýlar ile ilgüi yazýklarýný bastýrmak ve tanýtm T Calto. hþan kimse yoktur. O çok deðerli bir insan ve iyi bir arkadaþtýr. Ve patronu y LllmakKbeniteþvikedip teselli ^^^T^^^ ma kitaplarý bulmaya, çeviri yapmaya kadar yazdýklarýmda çok etten d

hirde geçirilecek bir gece ona minneumm ifade e^ Ve son olarak Pierre Falaise'e teþekkür etmek ýstenm; o «f^^f " hikâye. Bana sadece çok sý ak bir öðleden sonra bir imza gününden oma to£*»£j nmçekirdeðmisaðlamaklakalmadý.Marsýlya'yay ri olan ^iðerMar-rasmda da çok yardýmcý oldu - Uri. ve beni an a*cak ýlgmç : htay 1-o ^ ^ silyalýlarla tanýþtýrmaktan, bizi ilgili yerlere götürmeye, 1889 veayuD * göLrisiyle ilgiü gazete yazýlannýn f^^^f^^^SSZ yapma programýný ve Tüy-Adam'ýn ölüm belgesini a kadar. Bazý deg^kUü y pm cüretinde bulundum sevgili dostum ama umanm kitabý ruhuna sadýk bulursum Giriþ Atlarýn Tüy Döktüðü Ay'ýn baþlarýydý, Kaygan Çayýrlýk'ta uzun býçaklýlarla yapýlan savaþýn üz sanlar vadiden aþaðýya baktýlar ve beyaz adamýn kalesini gördüler, kadýnlarýn birçoðu da aðla iyinip kuþanmýþ savaþçýlarýn önlerinde atlarýný sürüyorlardý. Kadýnlar, çocuklar ve yaþlýlar tlarýn çektiði kýzaklarda* çadýr bezlerinden ve eþyalardan oluþan bir yýðýnýnýn üzerinde gidi ek, Büyük Yol, Küçük Dev Adam ve Küçük Þahin, kartal tüyünden baþlýklarýný takmýþ, püsküllü g ldivenlerini giymiþ, ayaklarýna * Kaynak metindeki sözcük travois. Büyük Yaylalar'daki Kýzýlderililer tarafýndan çadýrlarýný llanýlan, atlara baðlanan, uçlarýndan biri yere deðip toprakta sürüklenen iki sýrýktan oluþan aç. (y.h.n.) --¦* 7 kirpi oklarýndan yapýlmýþ çarýklar geçirmiþlerdi. Kak yüzleri sanki savaþa gider gibi boyanmý nde savaþ isteði kalmamýþtý. Reisler tepenin yamacýnda durup onlara doðru dörtnala gelen atlýlarý seyrettiler. Biri, ha lkýnýn Kaygan Çayýrlýk'm yukarý kesimlerindeki tepelerde bulunan cesetlerden aldýklarýna çok yen mavi üniforma giymiþ bir asker þefiydi. Genç adamlardan birkaçý o anda bile eski püskü to klarýnýn üzerine renkleri solmuþ yün ceketler giyiyorlardý. Sýcak bir gündü ve ceketler çýpla ini kaþýndýrýyordu, ama bunlar sahip olduklarý tek süstü. Diðer atlý çok kýþ görmüþ bir Kýzýlderiliydi ve reisler onu hemen tanýdýlar. Þifa Yolu'ndakTk mak için sefer yürütürken onunla birlikte at sürmüþlerdi. Ýsmi Kýzýl Bulut'tu ve o zamanlar b vaþ reisiydi. Þimdi ise beyaz adamlarýn kampýnda yaþayan bir Kýzýlderiliydi ve bu, on yýldýr i. Þimdi emirlerini yanýndaki büyük beyaz þapkalý adam gibi beyaz þeflerden alýyordu. Yine de miz güderi ceketi içinde, atinin saðrýsýndan sarkan süslü baþlýðý ve artýk derin çizgilerle k ce yüzüyle hiç olmadýðý kadar onurlu ve güçlü görünüyordu: Týpký bir þef gibi. Ama reisler iki atlý yavaþlayýp, onlardan üç mette kadar ileride durduklarýnda onu tanýdýklar air bir belirti göstermediler. Kýzýl Bulut reislerin arkasýndaki topluluða bir göz atarken, her iki grup da bir süre atlarýnýn üzerinde oturdu. Bu insanlarýn çoðunu tanýyordu, çünkü onl disi gibi Oglalaydýlar ve bir zamanlar onlarýn reisleri olmuþtu. Kýzýl Bulut tekrar reislere baktý ve her ismi baþýyla selamlayarak söyledi. Selamlamaktan çok onlarý asker þefe tanýtýyor gibiydi. Asker þef, her bir reisin ismini baþýyla onaylasa da yü adesiz kaldý. Sonunda Kýzýl Bulut reislerin hemen arkasýnda küçük bir atýn üzerinde sabýrla o damýn gözlerinin içine baktý. Bu, açýk renk, neredeyse kum renkli saçlarý örülmüþ ve kürklerl adamdý. Altýn rengi tek bir kartal tüyü kafasýný süslüyordu. Güderi gömleði kirliydi ve süsü ki yarý otomatik tüfeðin dipçiðinde pirinç süslemesi veya namlusuna baðlanmýþ tüyler yoktu. G nin ilerisindeki soluk ufka dikilmiþti. Kýzýl Bulut ismini söylediðinde asker þef ayný kiþiye bakýp bakmadýklarým görmek için bir çýr At," dedi Kýzýl Bulut tekrar. Sonra biraz sabýrsýz gözüken Çýlgýn At hariç her iki tarafýn reisleri * Kýzýlderililer için kutsal kabul edilen þifalý bitkilerin bulunduðu bir yol (ç.n.) arasýnda kýsa bir konuþma geçti. Konuþurlarken bir bölük atlý asker Kýzýlderili kabilesinin e dý. Konuþmadan hareket ediyorlardý, ama tüm Kýzýlderililer onlan seyrediyor, kýlýçlarýn þakýr gýcýrdamasýný, nallarýn altlarýnda ufalanan toprakta çýkardýðý nal seslerini duyuyorlardý. B lilerin arkasýnda pozisyon alarak, diðer yansý ise gerideki at sürüsüne doðru ilerleyerek iki e ayrýldý. On bir kýþ geçirmiþ bir oðlan çocuðu bir midilli kýzaðýnýn kenann-da oturmuþ, askerlerin at s rlemelerini seyrediyordu. Bu büyük bir sürüydü, bin hayvan vardý ve bu askerlerin epey vakti ni aldý. Oðlan, askerlerin uzaklaþtýkça küçülmelerini seyretti. Sonra kafasýný eðip toplanmýþ kenarlarýna büzülmüþ küçük erkek ve kýz kardeþine baktý. "Aðlamayýn," dedi. "Siz Oglalasmýz. Daha sonra at sürüsü tepeden aþaðýya büyük bir kavak aðacýnýn dibine doðru ilerledi. Askerler güdüyorlardý, ama atlardan bazýlan sinirliydi ve ürküp kiþniyorlardý. Beyazlann kokusuna alýþ di. Oðlan, midilli kýzaðýnýn titrediðini, sonra öne doðru kaymaya baþladýðýný hissetti, toprakta

ak ilerlerken atlann arasýndaki sýrýk, ýslýða benzer bir ses çýkartýyordu. Atý yana kayýp ann ndiði atýn yan tarafýna doðru týnsa kalktý. Annesininki ala renkli büyük bir attý ve zorlanma kýzaðýný çekiyordu. Annesine baktý ve yanaklarýnýn ýslak olduðunu gördü. Onun kendisini arka yordu, ama gözyaþlanný görünce durdu. Powder Nehri'nden buraya yapuklan uzun yolculuk zor olmasýna raðmen bunun ne anlama geldiðini pek düþünmemiþti. Þimdi anlýyordu. Wasichu']arm kar ni ve annesini aðlattýðýný anlýyordu. Babasýnýn ve diðer erkeklerin artýk savaþmayacaðýný anl n bölgesine dönmesine izin verilmeyeceðini anlýyordu. Onlar tutsaktýlar. Bilmediði, onlara n e olacaðýydý. Etrafýna, kimi yaþlý kimi genç, kimi at üzerinde, kimi yürüyerek ilerleyen insanlara, farklý klerdeki çok sayýda ata, toynaklarýn kaldýrdýðý toza ve kýzaklann yere deðdiðinden havayý toz oðan sýnklanna bakarken, kendini çok küçük hissetti ve o da aðlamak istedi. Ve tam kendini bý maya karar vermiþken kulaðýna garip, küçük bir ses iliþti. Ses, grubun önünden reislerden gel u. Ve bu sesi tanýdý. Biraz sonra savaþçýlar þarký söylemeye baþladýlar. Ve etrafýndaki "** 9 insanlar da yavaþ yavaþ þarkýya katýldýlar. Ýleriye fýrlayýp annesine yetiþti. Kafasýný kaldýrýp annesinin dudaklarýnýn hareket ettiðini en kalbi hopladý. Söyledikleri bir barýþ sarkýþýydý, ama çocuða daha çok bir zafer þarkýsý gi den aþaðýya inerken ince çanklanmn arasýndan her çakýlm, her ot yýðýnýnýn farkýna varabiliyor a sýcak güneþi hissedebiliyordu, ama þimdi o da þarký söylüyordu. Aþaðýya kaleye, tahta binalara, Amerika'nm bir direkten aþaðý hareketsiz sarkan kýrmýzý beyaz bayraðýna, omuzlarýna sýkýca oturtulmuþ çelik býçaklý tüfekleriyle sýra halinde duran askerl atan binlerce Kýzýlderiliye doðru bakü, artýk korkmuyordu. On-lan bekleyen Kýzýlderililer yaþ u ve þarký söylüyorlardý. Tüm vadi barýþ þarkýsýyla canlanmýþtý. Bu, çocuðun hayatý boyunca b rkýydý. 10 / Atýlgan Geyik gözlerini açtýðýnda gördüðü sadece karanlýktý. Rüya görüyordu ve karanlýða dalý diðini zannetti. Ama nereden? Þu anda neredeydi? Karanlýkta sýrtüstü yatýyordu, gün aydýnlýkken iki kere çorba içtiðini hatýrladý. Uyandýðýnda lý soluk benizli bir kadýn ona çorba içilmiþti. Daha sonra tekrar uyanmýþ ve yüzü ayný þekild a kadýn ona yeniden çorba vermiþti. Çorba ta-nesiz ve lezzetliydi, ama fazla içemedi. Anca k ikinci seferde kadýn ona bir bardak portakal suyu verdiðinde Atýlgan Geyik portakal suyunu tanýdý ve bardaktakini bir dikiþte içti. Portakal suyunu sevmiþti, ancak kadýndan bir bardak daha istediðinde kadýn maskesinin üzerinden baktý ve omuzlarýný silkerek bilmediði di de bir þeyler söyledi. Sonra Atýlgan Geyik tekrar uykuya daldý. ' 11 ^ Dirsekleri üzerinde doðrulup gözüne yandan giren ýþýða doðru döndü. San ýþýðýn uzak panltýsýn a uzun bir odadaydý. Daha iyi görebilmek için gözlerini kýrpýþtýrdý. Neredeydi? Buradaki kadý den yüzlerini örtüyorlardý? Yavaþ yavaþ görüþü keskinleþti ve gözleri ile uzaktaki ýþýk arasý yuvarlak haüý birçok þekil gördü. Öbür yanýndan sert bir öksürük sesi geldi, kendini yataða yavaþlattý. Öksürük kesildiðinde üzerindeki örtüyü bir kenara iterek, tekrar ýþýðýn olduðu ta týrlamaya baþladý. Baþlangýçta fazla bir þey hatýrlamadý, sadece ona çorba içiren ýký Kadýn. Ama þimdi içinde bu lýyordu. Odayý fazla görmemiþti, çünkü beyaz adamýn uyku yataklarýndan birinde sýrtüstü yatýy n tellerin aydýnlattýðý bir sýra cam küre bulunan yüksek tavanlý büyük bir odaydý. Uyku yatað rda yüksek pencereler vardý. Pencerelerin birinden bir aðacýn çýplak dallanný görebiliyordu, ak diðerleri gri bir gökyüzü ile kaplanmýþtý. ^ Bir ara uyandýðýný hatýrladý, beyaz giysili bir adam üzerine eðilmiþti, onun da yüzü maskeliy Geyik'in göðsüne soðuk ve küçük bir þey basmýyordu. Atýlgan Geyik'e bakmadý, Atýlgan Geyik o n göz atýp birkaç parça gümüþ metalin adamýn kulaklannm içine girip kaybolduðunu gördü. Korkt i kapatýp adamýn o soðuk nesneyle vücuduna dokunmasýna izin verdi. Bu, ne kadar zaman önce olmuþtu? Kadýn ona çorba içirmeden önce mi? Odanýn uzak ucundaki san anltýya baktýkça, ateþler içinde yandýðýný, üstündeki örtüleri attýðýný, ayaða kalkmaya çalýþ i ve iki veya üç beyaz adamýn onu yataða doðru bastýrdýðýný hatýrlýyordu. Yüksek sesle homurd astýran en yakýnýndaki kýllý yüzlüyü ýsýrmaya çalýþtýðýný hatýrlýyordu. Bir keresinde uyandýð ve üþümüþtü, o kadar ki diþleri takýrdýyor, þiddetli kasýlmalar sirtoda bir aþaðý, bir yukan uþ bir nehirde buzlan kýnp nehre düþmüþ gibi ölesiye üþüyordu. Nehri karanlýkta bir an için, aybolan gümüþi bir parýltý olarak görmüþtü, ke-nannda bir sýra yapraksýz aðaç uzayýp gidiyord rafýnda da haki renkte karlý tepeler yükseliyordu. Ancak nehirden çýktýðýnda gun aðarmýþtý ve

ku yataðýndaydý, sýrtý ve böðrü aný kasýlmalarla acý içindeydi. Atýlgan Geyik san ýþýða uzun bir süre gözlerini dikti, ama baþka 12 hiçbir þey hatýrlayamadý, çünkü düþünemiyordu. Yumuþak san ýþýða sanki daha önce, uzakta baþk ateþmiþ gibi sabit gözlerle bakýyordu. Tekrar uyandýðýnda kafasýný kaldýrdý ve pencerelerden gündoðumunun gri ýþýklarýnýn süzülmesin tlarýyla bir kuþ alçalarak pencere çdcmtýlarmdan birine kondu, Atýlgan Geyik kuþu tanýdý. Dah de bu tür bir kuþ görmüþtü. Bazen, kendi türünden bir sürü kuþla birlikte Atýlgan Geyik'in gi eki patikalarda ve parke taþlý yollarda yürürdü. Yürüdüðünde kafasýný sallar, gýrtlaðýnýn der böðürtüye benzer bir ses çýkarýrdý. Aklýna bir çocuðun bu kuþlardan bir grubu kovaladýðýnda nýp hýzlandýklarý, sadece biraz uzaktaki bir yere konmak üzere uyum içinde bir çember oluþtur k hareket ettikleri geldi. Þehirlerde büyük binalarý, sürüyle insan barýndýran evleri, insanlarýn dizlerinin üzerine çök kleri yüksek kuleli kutsal yerleri, ilginç þeylerle dolu büyük maðazalarý ve küçük dükkânlarý irçok yatak, resim ve altýn sandalye bulunan taþtan evine girmiþti. Ve bir keresinde de, Paris'te, kötü yaralanmýþ bir arkadaþýna, birçok yatakla dolu bir eve kadar eþlik etmiþti. Atýlgan Geyik beyaz adamýn þifa evinde olduðunu arak biliyordu. Uzun bir süredir orada old uðunu düþünüyordu, ancak ne kadar olduðuna dair hiçbir fikri yoktu. Bazen uyandýðýnda aydýnlý baþka zamanlarda ise karanlýktý. Orada kaç uyku geçirdiði konusunda hiçbir fikri yoktu. Çok güçsüzdü ve de aç. Karnýnýn guruldamasýný dinledi ve bir parça etle, biraz daha portakal di. Ve biraz da çorba. Böðürtlen çorbasý istiyordu, ama o çorbayý nerede tattýðým veya çorban yapýlmadýðýný bile hâlâ bilmiyordu. Sadece tanýdýk Düþeyin tadýný arýyordu. Uzaktan gelen boðuk bir týkýrtý duydu; bu nefes, horlama, öksürük ve inleme seslerinin arasýn ayýrt edebildiði tek belirgin sesti. Týkýrtýnýn yaklaþmasýný dinlerken, dirsekleri üzerinde vücudu sanki karanlýkta olduðu kadar aðýr gelmiyordu. Genç kadýn ona bir göz attý, sonra durdu. Yemek veren kadýnlarýn aksine, kanatlý beyaz sert b r baþlýðý ve omuzlarýný da örten bir önlüðü '.' 13 1 vardý. Önlüðünün altýna dar kollu gri uzun bir elbise giymiþti. Boynundan düz, altýn bir haç Atýlgan Geyik diðer insanlarýn üzerinde de bu tür haçlardan görmüþtü ve nerede gördüðünü de u. Kadýn ilgisini çekti. Yataðýnýn kenarýna doðru yaklaþýrken "Bonjour monsieur" dedi kadýn. Bu selamlamayý tanýdý, an bartmak üzere arkasýna uzanýrken söyledikleri yabancý geldi. Kadýn yastýða sýrtýný dayayýp ya konuma gelmesine yardým etti. Böðrüne keskin bir acý saplandý; sonra bu, kuvvetli bir aðrýya adýn ona birkaç þey daha söyledi, Atýlgan Geyik onun gözlerinin mavi olduðunu gördü, baþlýðýn rý ise bakýr rengiydi. Kadýn, elini pençe þeklinde kapatýp yüzündeki maskeye doðru yaklaþtýrarak bir iþaret yaptý. A k ne olduðunu anlayana kadar bunu ÝM kere tekrarladý. Atýlgan Geyik daha önce beyaz adamla rdan gördüðü þekilde hýzlý hýzlý baþmý salladý, sonra kadýn yanýndan ayrýldý. Oturduðu konumd iyordu. Pencereden duvarlarý altýn bir bina görebiliyordu. Yukarýda gökyüzünün griden maviye iyordu. Yürürken kafasýný sallayan kuþ gitmiþti. Gözlerim odada gezdirdi, her iki duvara da d yanmýþ birçok yatak ve birçok gövde görebiliyordu. Bazýlarý onun gibi oturur konumdaydý; diðe ataklarýnda battaniyelerinin altýnda uyuyorlardý. Wasicun ilaçlarýnýn keskin kokusuna karýþmý vücutlarýn nemli, külümsü pis kokusunu duyabiliyordu. Hepsi erkekti, beyaz erkek. Onlar d a bu hastalýk evindeydi. Ama bu ev neredeydi? Kadýn, üzerinde bir bardak portakal suyu olan yuvarlak bir tepsiyle geri geldi. Atýlga n Geyik portakal suyunu içerken kadýnýn göz kenarlarýndaki kýrýþýklýklarý fark etti ve yüz ör or olabileceðini düþündü. Bardaðý tepsiye geri koyduktan sonra parmaklarýný birleþtirip aðzýn an çatýldý. Atýlgan Geyik hareketi tekrarlayýnca kaþlan tekrar eski þekline döndü. Kadýn öne ve Atýlgan Geyik'e önlüðüne iliþtirilmiþ küçük bir saat gösterdi. Saati iþaret edip bir þey s eyik kafasýný salladý. Wasichu'mm saatini biliyordu. Tekrar kendi aðzýný iþaret etti, kadýn " , oui" dedikten sonra yanýndan ayrýldý. Atýlgan Geyik yastýðýna dayanýp yiyeceðini bekledi. Karþýsýndaki adamlardan birinin örtüleri oturup yataðýn kenanndan ayaklarýný sallandýnþýný seyretti. Bu þekilde bir dakika kadar oturd kallan uzamýþtý, tam olarak sakal denemese de çýkan siyah kýllar yü14 zünün, arkasýndaki duvar kadar beyaz görünmesine neden oluyordu. Adam demir karyola baþlýðýna narak ayaða kalktý. Duvarda bir kancaya takýlý bir sabahlýða uzandý. Atýlgan Geyik dönüp yan baktý ve benzer bir giysinin kendi baþucunda da olduðunu gördü. Adamýn çýplak ayaðým yumuþak

akkabýnýn içine sokusunu izlerken aynýsýnýn kendisinde de olup olmadýðýný merak etti. Adam san ýþýðýn olduðu yerin ötesine geçerek oda boyunca, arada bir yatak demirlerine dayanýp enerek gezindi. Sonra kanatlý bir kapýyý iterek açtý ve gözden kayboldu. Atýlgan Geyik umutlanmaya baþlýyordu. O da bu þeyleri giyebilir ve dýþarý çýkabilirdi. Ýlk ön i için bir þeyler yer, soma da buradan giderdi. Ancak tam bunlarý düþünürken kalbine yavaþ, e i bir korkunun girdiðini hissetti. Nereye gidecekti? Battaniyenin üzerinde iki yanýnda duran koyu derili ellerine baktý. Bu insanlardan deðildi. Farklý bir rengi vardý ve onl arýn dilini konuþamýyordu. Çok uzaklardaki bir yerden gelmiþti. Ve buradaydý, bu hastalýk evi de tek basmaydý. Kendisiyle ilgili bir þeyler hatýrlayarak duyduðu paniði uzaklaþtýrmaya çalý yi hatýrladý, parlak ýþýklan ve birçok sesi bastýran yüksek ve belirgin sesi anýmsadý. Büyük a, ýþýklar baþ döndürücü hale gelene kadar diðer sesler bir homurtuya dönüþüyordu ve Atýlgan þiddetle karanlýða düþüyordu. "Monsieur? Monsieur?" Atýlgan Geyik gözlerini açtý. "Votre petit dejeuner, monsieur."* Genç bir kadýn kucaðýna kare bir tepsi koydu. Tepsiye baktýðýnda bir kap beyaz lapa, bir dili sert kahvaltý ekmeði ve bir bardak portakal suyu gördü. Kadýn göðsünün üzerine yumuþak bir k rip yataðýn yanýndaki bir tabureye oturdu ve lapaya kaþýðý daldýrdý. Kaþýðý yüzüne yaklaþtýrd kaldýrdý. Kadýn bu tür davranýþlara alýþýk olduðunu belli eder bir tonda bir þey söyledi. At lini yukanda tutmaya devam ederken kadýnýn soluk tenli eline ve az rastlanýr buz yeþili gözlerine baktý ve yüzündeki maskeye raðmen onun, ilk çorbasýný içiren kadýn olduðunu anladý. an Geyik'in elinden yaklaþýk on beþ santim uzakta tutuyordu. Atýlgan Geyik kaþýða uzandý ve n kçe kadýnýn elinden aldý. Lapaya bak-* Kahvaltýnýz mösyö, (y.h.n.) - .-15 ti, kokladý ve tadýna baktý. Tadý hiçbir þeye benzemiyordu. Ne tatlýydý ne de acý. Yine de bo kayarak geçti ve midesini ýsýttý. Bir kaþýk daha aldý ve kadýna baþýyla iþaret ederek "cafe" "Non, non, monsieur" dedi kadýn heyecanlý bir sesle. Bir þeyler daha söyleyip kendi kanýmý o kþadý ve parmaðýný salladý. "Cafe" dedi Atýlgan Geyik tekrar. Kadýn bir þey söyledi ve sustu. Bir süre sonra ayaða kalktý ve bir gece önce san ýþýðýn olduð sonuna doðru aceleyle yürüdü. Atýlgan Geyik onu seyretti. Sonra lapaya aðýr demir kaþýðý dald ni yedi. Lapanýn yarýsýný yedi, portakal suyunu bitirdi. Sert ekmeðini -daha önce bu ekmekte n görmüþtü, üst tarafý kývrýk altý duz küçük bir dilim, gündoðumu iþareti gibi- pejuta sopa's týrmak üzere býraktý. Baþka bir yerdeki gündoðumunu düþündü. Burasý çok uzaKiarm görülebildiði, ince topraklarýn, k az insanýn olduðu, binalann bulunmadýðý bir yerdi. Güneþin yükselip alçalan ovalarýn üzerine un bir parçasý olmuþtu ve o da onun býr parçasý. Güneþin doðuþunu pek çok kez kendi insanlan er seyretmiþti. A - Ýh Atýlgan Geyik ikce wicasa'yý anýmsayýnca aniden inledi, lkce wý-casa doðal insan demekti ve onun insanlan kendüerini böyle adlandý-nyordu. Annesini, babasýný, erkek ve kýz kardeþini hat adý. Koylen, kamp alanlanm, bir yeri, sonra baþka bir yeri hatýrladý. Yemiþ toplayan kadýnla n, avdan etle dönen erkekleri, köpekleri, atlan, çocuklarýn aniden gülmelerini veya aðlamala nný, esinti içeri girebilsin diye kenarla-n yukan kaldýnlmýþ güneþli çadýrlarda uzanmanýn huz hatlýðýný... O zamanlar o da çocuktu ve günlerini ata binerek, oynayarak, yer sincaplarýna ok atarak, annesinin yaptýðý böðürtlen çorbasýný içerek geçiriyordu. , Uzun býçaklýlarla Kaygan Çayýr'da yaptýklan büyük kavgayý, Kadýnlarýn ellerinde kasap býçakla larla çýplak beyaz gövdelere dokunmalanný* anýmsadý. O ve arkadaþlan, Ciðer ve Attan Düþüren, birinin akik yüzüðünü almak için kavga etmiþlerdi. Yüzüðü almak için askerin parmaðýný kesmiþ dan biri, San El, yüzüðü onlardan almýþtý. Atýlgan Geyik geriye yastýða yaslanýp gözlerini kapadý. O zamanlar * Bir Kýzýlderili geleneði Düþmana savaþ sýrasýnda çýplak elle veya silahla dokunmak, düþmaný þerefli bir hareket olarak addediliyor. ý,ç.n.; 16 bir Oglala olmaktan gurur duyuyordu ve hiçbir zaman teslim olmayacaklarýný düþünüyordu. Gençl At'tan ve Çýlgýn At'ýn onlarý na-sll uzun býçaklýlardan uzaklara götüreceklerinden konuþuyor l olmak ve düþmanlarýyla savaþmak üzere yetiþtirileceklerdi. Yeterince büyüdüklerinde askerle ceklerdi. Bu arada insanlar yazý ve sonbaharý bir yerden bir yere göç ederek geçiliyorlardý, önce Bighorn ve Wolf daðlarýnýn tepelerine çýkýyor, sonra hava deðiþip tepeleri kar kapladýð yaylalara dönüyorlardý. Bazen altý veya yedi uyku boyunca kamp kuruyorlardý, bazen ise sa

dece bir veya iki uyku boyunca. Ýzciler uzun býçaklýlarýn izlerini sürüyorlardý, uzun býçaklý k uzakta deðillerdi. Ama o sýcak zamanlarda çok av hayvaný vardý ve insanlar sýkýntý çekmiyor Wakan Tanka, Büyük Sýr, onlarla beraber at sürüyordu. Oglalalar neredeyse coþkulu görünüyorla nki bunun özgür bir halk olarak beraber geçirdikleri son zamanlan olduðunu biliyorlardý ve keyfini'en iyi þekilde çýkarmaya kararlýydýlar. Büyük bir zafer kazanmýþlardý ve ölüm onlarl aþamaya gelse bile bunun sonuçlarýyla yüzleþmeye hazýrdýlar. Atýlgan Geyik, genç yaþma raðmen hissediyordu ve ailesine, halkýna, topraðýna hiçbir zaman bu kadar yakýn olmamýþtý. Her gece arýn altýnda veya babasýnýn çadýrýnda her deneyime, doðadaki her deðiþikliðe dört elle sarýlý Ancak hava deðiþtiðinde, her þey de onunla beraber deðiþti. Bizonlar ilk düþen kardan sonra o dan kaybolmuþtu sanki; geyikler, Kanada geyikleri, hatta tavþanlar ve çayýr tavuklarý çok az almýþtý ve rüzgârlar acý acý, sürekli esiyordu. Ýnsanlarýn çoðu hasta düþtü, bazýlarý öldü ve getireceklerinden korkmaya baþladýlar. O kýþ askerler Çýlgýn At'ýn kabilesini Powder Nehri'nd akaladýklarýnda, insanlar çok az kayýp vererek kar fýrtýnasýnýn içine doðru kaçtýlar, ancak g ndeki ruh hali, sürekli kaçmak anlamýna gelen özgür kalmaktan çok, White Earth Nehri'ndeki k aleye gitmek yönündeydi. Ancak Çýlgýn At bu konuþmalarý dinlemeyi reddediyordu. Civardaki tep lere tek baþýna atýný sürerek kamptan uzakta daha çok zaman geçirmeye baþladý. Bazýlarý halký bir tasavvur arayýþý içinde olduðunu söylüyor, diðerleri ise insanlarýnýn acýsýný görme-k is týlgan Geyik'in kendi babasý, Çýlgýn At'ýn iyi bir lider olamayacak kadar inatçý olduðunu, ke ururunu halkýnýn iyiliðinden önde tuttuðunu söylüyordu. Gene de Atýlgan Geyik ve arkadaþlarý, e ölüme kadar Çýlgýn At'ý izlemeye yemin etRÖN/Kýzýlderilinin Þarkýsý . 17 "1 mislerdi. Gençlerin çoðu gibi, Çýlgýn At'a tapýyor, bahar geldiðinde bir muzice ile ortaya çý dý. Çýlgýn At onlarý beyaz insanlarýn olmadýðý, vahþi sýðýrlarla, yemiþlerle ve iyi suyla dol kti. Ele geçirilecek bir sürü düþman atý, vurulacak pek çok düþman olacaktý. Ama o bahar, Çýlgýn At yorgun, periþan insanlarý Robinson Kale-si'ne ve Kýzýl Bulut Kýzýlderi su'na götürdü. Giysileri, mutfak aletleri ve çadýrlarý dýþýnda her þeylerini, atlarýný ve sil ettiler. Liderlerin imzaladýklarý kâðýt parçasýndaki tarih 6 Mayýs 1877 idi. Dört ay sonra, Buzaðý Ayý'nda, Çýlgýn At kendi insanlarýndan bazýlarýnýn da yardýmýyla askerler tarafýndan Atýlgan Geyik iç çekti ve gözlerini açtý. Tepsi ve kadýn ortalarda yoktu, ancak yataðýnýn aya a kendisine bakan takým elbiseli iki adam duruyordu. "Bonjour" dedi adamlardan biri. Öteki ise "Merhaba" dedi. Atýlgan Geyik her iki selamý da tanýmýþtý, ancak hiçbir þey söylemedi. Merhaba diyen adam, "Atýlgan Geyik mi?" diye sordu. Atýlgan Geyik bir an düþündü. Boþuna oldu u bile bile yine de ne kadardýr hasta evinde olduðunu sordu. Ýki adam bakýþtý. Merhaba diyen adam bol kahverengi bir takým elbise giymiþti. Dudaklarýnýn kenarýndan kývrýlýp aþaðýya sark dý. Diðerinin takým elbisesi koyu renk ve þýktý. Kravatý iki yakasýnýn buluþtuðu yerde düzgün "Ýngilizce konuþabilir misin? Ya Amerikanca?" Kahverengi takým elbiseli adam ona doðru b iraz daha eðildi ve tekrar, daha yüksek sesle konuþtu, "Amerikanca? Amerikanca biliyor musun?" Atýlgan Geyik eliyle kendini iþaret etti. "Amerikalý. Lakota." Söyleyecek baþka þeyler düþünü aya nasýl geldiði aklýna geldi. "Pa-huska. Buffalo Bili." Sonra gösterideki kýzýlderilüerin r isi olarak atanan Lakota'yý hatýrladý. Kýzýlderililer üzerinde hiçbir gücü yoktu, sadece beya ronlarýn vardý, ancak waskhýý\ax, kaymak-yiyenler, ondan hoþlanmýþlardý, çünkü çok yakýþýklýy a bezeliydi. Bu adamlar tabii ki onu tanýrdý, "Sert Ayý" dedi." Büyük büyücü. Oglala. Vahþi B "Buffalo Bili, evet. Ama sen Atýlgan Geyik'sin." Adam yavaþ ve yüksek sesle konuþmuþtu. J § KARKA/Kýzýlderililýirý Þarkýsý "Atýlgan Geyik. Evet." Ama her ne kadar dilleri tanýdýk gelse de bu adamlarla anlaþamaya caðý meydandaydý. Gözleri karamsar ifadeli suratlarýný fark etti, ama adamlarýn elbiselerine akmaktan baþka hiçbir þey yapamadý. Çýlgýn At'ýn ölümünden sonra Oglalalar Kýzýl Bulut Kýzýlderili Bü-rosu'ndan alýnýp Pine Ridge plarýna götürülmüþlerdi. Çocuklar beyaz adamýn okuluna gönderilmiþlerdi ve böylece Atýlgan Ge kula gitmiþ ve bazý Amerikanca kelimeleri öðrenmiþti. Ama daha bir yýl bile geçmeden, on üç k en, o ve Attan Düþüren oradan kaçmýþ ve Attan Düþüren'in kamptan ve okuldan çok uzaktaki Whir ampý'ndaki insanlarý ile yaþamaya gitmiþlerdi. Daha sonra wasichü'\as onlarý diðer çocuklarla raber gelip almak ile tehdit ettiðinde tekrar yer deðiþtireceklerdi. Kýrgýbayýrda* her üç tar

aki dik yarlar sayesinde savunmasý kolay olan uzun, otlarla kaplý Stronghold diye bi r tanýktepede yaþamaya baþladýlar. Ama beyaz adamlar, askerler ve yerleþimciler, hepsi Str onghold'dan korkuyorlardý. Oradaki Kýzýlderililer, kamplarda yerleþik yaþayan kendi insanl arý ve yakýndaki topluluklar tarafýndan bile kötü Kýzýlderililer sayýlýyordu. Bundan sonraki yýl boyunca Atýlgan Geyik ve Attan Düþüren kâh avlanýp kâh keþif yaparak, kâh öðrenerek ve i dýmýyla eski gelenekleri sürdürüp arada ayrýlýp geri gelerek Strong-hold'da yaþadýlar. Bazý z Black Hills'e", Paha Sapa'ya at sürüp oradaki altýn arayýcýlarýndan bir þeyler çalýyorlardý. g-lalalann imge peþine düþtükleri, ama artýk yerleþimciler ve altýn arayýcýlarý tarafýndan çe k, koni þeklinde kutsal bir tepe olan Ayý Tepesi'ni ziyaret ettiler. Atýlgan Geyik han blechid's.mý*" Strong-hold'u çevreleyen kýrgýbayýrda gerçekleþtirdi. Terleme çadýrýnda pek ço are etmiþ yaþlý bir adam olan wicasa wakan'ý tarafýndan iyi hazýrlanmýþtý ve on altý yaþma ge kendi kudret hayvanýný hayal edebilmesine yardým etmesi için Wakan Tanka'ya çok dua etti. Hayvanýn ne olduðunu kimseye, Attan Düþüren'e bile söylemedi, ama daha sonra bir porsuk öldür pençelerinden kendine bir kolye yapü. rBadlands (Kýrgýbayýr): ABD'de Güney Dakota ve kuzeybatý Nebraska'da çorak ve aþýnmýþ arazi, (y.h.n.) ** Paha Sapa ya da Black Hills, Amerikalý Kýzýlderililer için kutsal bir yeri temsil etmektedir. Dünyanýn merkezi, tanrýlarýn yeridir ve savaþçýlar oraya Kutsal Ruh ile konuþmaya ve imgeler beklemeye giderler. 1868'de Paha Sapa'nýn ebediyete kadar Kýzýlderililere býrakýldýðý bir antlaþma imzalanmýþtýr, (y.h.n.) *** Benlik arayýþý, (y.h.n.) . 19 "1 Þimdi Atýlgan Geyik iki adama kolyesine ne olduðunu sormaya çalýþýyordu ve birden Paris'te be az kadýnýn ona verdiði ve onun wasic-hu büyüsü olan kutsal kartý anýmsadý, ama bunun imkânsýz iliyordu. Hayatýnda ilk defa okulda kalýp kahverengi elbiseli adamýn dilini öðrenmiþ olmayý i tedi. Umutsuzca, "Buffalo Bili" dedi. "Vahþi Batý." Ýki adam ayrýldýktan sonra Atýlgan Geyik içine kapandý. Yalnýzdý ve bunun ifade ettiði þeyin nu sarstý. Burada hiç arkadaþý yoktu. Takým elbiseli adamlara evinin nerede olduðunu anlatamý ordu. Ama onlar onun bir Kýzýlderili olduðunu ve Vahþi Batý gösterisine dahil olarak büyük de in ötesinden geldiðini biliyorlardý. O bir Kýzýlderiliy-di, evinden, Pine Ridge'den bir Og lala. Bu umutsuz düþüncelerin içinde bile, Atýlgan Geyik zihninin ber-raklaþtýðýný ve daha fazla þe Bir gece boyunca mni wakan, beyaz adamýn kutsal suyunu içtikten sonra ertesi sabah u yanmak gibiydi bu, ama bu gece çok uzun sürmüþtü sanki. Atýlgan Geyik atýndan düþüp sýkýþtýrýlmýþ topraðý boyladýðýný hatýrlarken, düþmenin etkisini u þifa evine getirilmeden öncesi ile ilgili hatýrladýðý en son þey buydu. Arenada arkadaþlarý eraber küçük bizon sürüsünü kovalýyordu, bu Fransýz adamlarýn ülkesine geldikten sonra defala gösteriydi. Seyirciler gösterideki en tehlikeli eylemlerden biri olduðu için Kýzýlderililer in bizonlarý kovalamalarýný seviyorlardý. Ve Kýzýlderililer de delicesine koþan hayvanlara en sonunda yetiþip onlarýn arasýnda doludizgin giderek bunu daha da tehlikeli bir hale ge tiriyorlardý. Atýlgan Geyik büyük Paris arenasýnda gösteri yaptýklarý aylar boyunca iyice tan nýn birden yön deðiþtirip baþým sallayýþmý hatýrladý. Boynuzu atýn sýrtýna isabet etti ve at e çöküyordu ki Atýlgan Geyik atýn kafasýnýn üzerinden fýrlayarak yere çakýldý. Bu hasta evine ar hatýrlayabildiði tek þey buydu. Ama o geceki gösteriden önce de hastalanmýþtý ve gösteri ilerledikçe hastalýðý kötüleþmiþti. azý doðrudan kemiklerine iþliyordu ve sýrtý sanki biri sýrtýna çadýr direði baðlamýþçasma ser valama gösterisinden önceki birçok gösteriyi tamamlamayý, yerleþimcilerin evinin yakýlmasý, D wood posta arabasýnýn takibi, Custer'ýn Son Savaþý isimli büyük gösteride askerlerle savaþma20 yi baþardý. Ama bir kapýmn arkasýnda bizonun serbest býrakýlmasýný beklerken aniden kendini ç issetti ve öne eðilip kusarken neredeyse attan düþecek gibi oldu. O anda, Kýzýlderili kampýný duðu kadar beyaz göstericilerin ve iþçilerin köyünü de kasýp kavuran hastalýða yakalandýðýný rat atýný Atýlgan Geyik'in yamna getirip iyi olup olmadýðýný sordu, ama tam o sýrada kapýlar derililer atlanmn böðrünü topuklayarak, seyircinin tezahüratýna çýðlýklar ve naralarla karþýl eri doðru atýldýlar. Ama hasta evine getirildiðinde orada baþka bir Oglala daha vardý. Yardýmcýlar onu kaldýrýp ya aðýna yerleþtirirken, düþüncelerini bir an berraklaþtýran ani bir acý hissetti ve yandaki yat bir arkadaþýný gördü. Bu, Atýlgan Geyik'ten üç kýþ büyük ve iki uyku önce bu hastalýða yakala e bir Oglala'ydý, þimdi ise yardýmcýlarýn Atýlgan Geyik'i tekerlekli bir yataktan kaldýrmasýn

riyle takip ederken sessiz ve hareketsiz öylece duruyordu. Gözleri bakar da görmez gib iydi sanki. Hareketin acýsý derin bir sýzýya dönerken bile Atýlgan Geyik Tüy Adam'a doðru bakýp arkadaþmm te olduðunu görmüþtü. Donuk gözlerine bakarken "Tüy Adam" diye fýsýldadý. "Kal. Beni býrakma. di sesini bile duyamadý ve az sonra o da bilincini kaybetti. Ama Atýlgan Geyik birçok defa geri geldi ve artýk gitmemek üzere döndüðünü biliyordu. Sol tar i zonklayan þiddetli aðrý nedeniyle geri geldiðini biliyordu. O anda gövdesini saran sargýla rýn altýndan yan tarafýný, kaburga kemiklerini hissediyordu. Sargýlar göðsünü sýksa da artýk a kolay nefes alýyordu. Daha önce bir baþka attan düþüþünde yine kaburgalarýný kýrmýþtý. O se muþtu, sýcak bir yazdý ve dört nala koþan atýnýn ayaðý bir porsuk deliðine girmiþti. O ve Att a Sapa'daki altýn arayýcýlanyla bazý sorunlar yaþadýktan sonra Stronghold'a dönüyorlardý. Baz týn arayýcýlarý, uzaklaþtýrmak veya öldürmek için onlara ateþ ederlerdi. Atýlgan Geyik o kýrý a birkaç gün yatakta kalmýþtý, ama yuwipi'mn ilaçlarýnýn yardýmýyla iyileþmiþ ve çok geçmeden meye baþlamýþtý. Bazen de anne babalarýný görmek için o ve Attan Düþüren gizlice Pine Ridge k rlerdi. Ýki günlük bir yolculuðun ardýndan, küçük köye girmeden önce karanlýðýn çökmesini bek zaman ayný þey olurdu. Atýlgan Geyik'in ailesi onu kalmasý 21 için ikna etmeye çalýþýrdý. Ona herhangi bir cezanýn verilmeyeceðini, beyaz þefin sadece genç eri gelip orada yaþamalarým, okula gitmelerini ve beyaz tanrýnýn âdetlerini öðrenmelerini ist diðini söylerlerdi. Camsýz bir kapýsý ve camsýz iki penceresi olan tek göz bir evde yaþýyorla bezinden kumaþ parçalan pencerelerin üzerine çiviyle tutturulmuþtu ve gün ýþýðýnýn içeri gire karýya doðru kývrýlýyordu. Bir masalarý, iki sandalyeleri ve bir adet beyaz adamýnki gibi uyk yataklarý vardý. Ve yemeklerin piþtiði ocaðýn yanýndaki duvarda da bir haç asýlýydý. Ama hiç Atýlgan Geyik'in erkek ve kýz kardeþleri bir yýl önce biri büyük öksürükten, diðeri de verem ölmüþtü. Atýlgan Geyik annesini seviyordu ve onun neden kendisinin gelip onlarla beraber yaþa masýný, okula ve kutsal merasimlere gitmesini istediðini anlayabiliyordu. Annesinin yaþa yan tek çocuðuydu. Bazen kendini suçlu hisseder ve onun yemeðini yiyip, hayvan derisi üzer ine kirpi dikenleriyle çeþitli süslemeler yapýþýný izlemenin nasýl olacaðým düþünürdü. Ama ba Bodur bir urban giyendi,* Oglalalann en cesur ve akýllýlarýndan biriydi. Liftle Bighom 'da canýný diþine takarak savaþmýþtý ve insanlar askerlerden kaçarken onlara et bulmuþtu. Ama sanlar açlýktan ve hastalýktan kururken, beyaz patronlarý tarafýndan kabileleriyle konuþup o nlarý teslim olmak üzere ikna etmeleri için gönderilen rezervasyon Kýzýlderilileri gibi arab uluculuk görevini üstlenmiþti. Atilgan Geyik o kýþ babasýndan utanç duymuþtu. Ve onu küçük ku oþ boþ oturup siyah ilacý içerken, bazen de tespih çekerken gördüðünde, babasýnýn bir urban g u hale dönüþtüðüne inanamýyordu. Atýlgan Geyik'i her seferinde Strong-hold'a geri gönderen de u görüntüydü. Atýlgan Geyik'in iþemesi lazýmdý, ama o demir çiþ kabýna iþemek istemiyordu. Þifa veren yardý birinin, iþeme kabýna isabet edebilmesi için kendisini yan çevirmesi onu utandýrýyordu. Ona bakmamasýna raðmen yardýmcý orada dikilip dinlerken iþemek de zor geliyordu. Yüz örtülerini miyordu. Onlar görmeden gözlerine bakma konusunda ustalaþmasýna karþýn yüzlerindeki saklý ifa i göremiyor-du ve bu da canýný sýkýyordu. Ayrýca hasta evine geldiðinden beri kakasýný yapmad buna ihtiyaç duymamasý da onu endiþelendiriyordu. Yastýða yaslanmadan dik oturana kadar yataðmda doðruldu. Bunu * Kabilsnin bir çeþit kanun uygulayýcýsý, (y.h.rt.) 22 yaparken kaburgalarý acýdý ve sargýlar göðsünü daha da sýkar gibi geldi, ama acýya katlanabil ve biraz olsun derin nefes alabiliyordu. Baþka bir adamýn yataktan kalkýþýný, sabahlýðýný giy yataklarýn arasýndan geçerek oda boyunca ilerleyiþini seyretti. Bu adam da odanýn sonundak i çift kanatlý kapýdan geçerek gözden kayboldu. Atýlgan Geyik örtüleri üzerinden attý ve bacaklarýný yataðýn kenarýndan sallandýrmaya çalýþtý uyuduðu ilk gerçek yataktý. Fransa'da bile Kýzýlderililer kendi çadýrlarýnda battaniyelerle giysileriyle uyuyorlardý. Atýlgan Geyik ve arkadaþlarý tahta veya demir bir platform üzeri ne konmuþ tüylerin içinde yatmasý gereken beyaz adamlarla dalga geçerlerdi. Þu anda ise Atýlg n Geyik bacaklarýna söz geçiremiyordu. Dudaklarýný düz bir çizgi halinde büzdü, bir kolunu di altýna yerleþtirdi ve bacaðýný yana çekti. Böðrüne saplanan keskin bir acý ani, derin, nered r gibi nefes almasýna neden oldu, ama dudaklarýný kapalý tutmayý baþardý. Dirseklerine dayana ak, tek ayaðýyla soðuk zemini hissedene kadar, bacaklarýný bir yöne, gövdesini ise diðer yöne ket ettirdi. Durdu, nefes nefese etrafýna bakýndý, kimsenin dikkatini çekmemiþti sanki. Diðe r bacaðýný da kenardan aþýrmayý baþardý. Derin bir nefes alarak yataðýn kenarýnda oturur hale

adar kendini yukarý çekti. Kaburgalarýnda hissettiði acý dayanýlmazdý, yan tarafýný baþtan aþ bi hissediyordu, ama yine de gözleri ve dudaklarý sýmsýký kapalý, bilincini kaybetmemeye çalý kendini dik tutmayý baþardý. Gözlerini açtý, odanýn diðer ucuna, gece san ýþýðý gördüðü taraf elki de beyaz kanatlý ve altýn haçlý kadýnýn koþarak gelmesini bekledi. Ama bu sefer de onu k mse görmemiþti. Ellerinin yardýmýyla kendini yukarý çekerek yavaþça, beceriksizce yataktan kalktý. Bir süre y kenarýna dayandýktan sonra sýrtýnýn tutulmuþ olduðunu fark ederek kendini dikleþtirdi. Bacakl gibiydi, baþý dönüyordu, ama daha rahat nefes alabiliyor, kaburgalarý da canýný o kadar yakm rdu. Þifa veren yardýmcýlardan biri onu fark etmeden bir an önce harekete geçmesi gerektiðin in farkýndaydý. Askýdan sabahlýðý alýp omuzlarýna sardý. Üzerinde ince bir giysi vardý ve kaim sabahlýk hoþun Aþaðýya doðru bakýp yataðýn altýna sýkýþtýrýlmýþ ayakkabýlanný gördü. Ayaklarmý içine kaydýr lü olmalarýna raðmen sýcaklardý. Yavaþça dönüp yataðýn ayak ucuna doðru hareket etti. Ayak uc ak demirini kavrayýp uzun oda boyunca gözlerini gezdirdi. ' 23 "1 Bu kadar çok yataðý gördüðüne þaþýrmýþtý, belki de yüzlercesi bir aradaydý; üstelik neredeyse yý gözleriyle tararken aklýna birden Tüy Adam geldi. Hasta evine geldiði gece Tüy Adam yanýnd ki yatakta yatýyordu. Þimdi ise o yatakta balmumu gibi yüzü ve kum renkli gür saçlarý ile bir wasichu vardý. Tüy Adam gerçekten orada mýydý? Yoksa rüya mý görmüþtü? Ölgün, ifadesiz gözler ldu. Evet, Tüy Adam oradaydý. Ve þimdi de ölmüþtü. Ama belki de diðer yataklarda Buffalo Bili erisinden baþka Kýzü-derililer de vardý. Tekrar heyecanlandý ve bir an Lakota dilinde "Kar deþlerim" diye baðýrabileceðini düþündü ama baðýrýrsa þifa yardýmcýlarýnýn koþarak geleceðini r yatak demirinden diðerine ilerleyerek koridor boyunca yataklar arasýndaki yavaþ yolc uluðuna baþladý. Dinlenmek için her durduðunda, yataklardaki yüzlere göz gezdiriyordu. Bazý y onu büyük bir merakla ve hatta endiþeyle izliyorlardý. Son yataða ulaþtýðýnda hüzün dolu kal klarý kadar aðýrlaþmýþtý. Vahþi Batý gösterisinden birinin, mesela tercüman Broncho Billy'nin, birkaç beyaz þefle veya bir iki Oglala arkadaþýyla beraber buraya gelip onu götürebileceðinden duyduðu bu zayýf umut uçucu ve þüphesiz imkânsýz bir rüyaydý. Gösterinin, bir baþka yere gitmeden önce bu þehirde kiz veya dokuz uyku kalacaðým biliyordu. Bu uykularýn geride kaldýðýndan ve burada terk edil diðinden emindi. Bu düþüncenin aðýrlýðý ile neredeyse yere yýðýlýr gibi oldu ve Buffalo Bili tmek istemesinin ne kadar aptalca olduðunu düþündü. Yolunu yordamým bildiði Stronghold'da, ký yrrda kalmalýydý. Aklýna, Attan Düþüren ile beraber canlan nereye isterse, özgürce gittikleri i sýcak günler geldi. Her þeyden vazgeçip beyaz adamýn kamplarýndaki ahþap evlerde yaþayan, a erini ve bozulmuþ etlerini toplayan, beyaz insanýn tanrýsýna tapmayý öðrenen, onlarýn garip d ni konuþmayý öðrenen Kýzýlderililere gülüp, onlarla dalga geçiyorlardý. Þimdi ise, onlardan b kendi insanlarýnýn köyünde, annesi ve babasýyla küçük kulübelerinde yaþamak için tüm iyi zama n vazgeçebilirdi. Ýki gece sonra, Atýlgan Geyik yataðýnda oturdu, dikkat kesilmiþti ve daha güçlüydü. San ýþýða insan þekli seçebildi. Uzun odanýn o kýsmýný o öðleden sonra araþtýrmýþtý ve orada kafesli b 24 cerenin bulunduðu daha küçük bir odanýn ve sürekli kapalý tuttuklarý bir kapýnýn olduðunu bil urada þifa veren yardýmcýlar oturup sigara içiyor, konuþuyor ve kâðýtlarým iþaretliyorlardý. ken çok rahattýlar, fakat içeri ne zaman beyaz kanatlý kadýnlardan biri girse hemen sessiz leþip dikkat kesiliyorlardý. Bu kadýnlar yuvvýpf lere benziyorlardý, ama kulaklarýnda çelik o an adam ortalýkta olduðu zaman onlar bile itaatkâr oluyorlardý. O gerçek wicasa wakanyâý. Ama wicasa wakan, geceleri ortalýkta olmazdý, sadece bir veya iki yardýmcý olurdu. Onlar da, hastalardan biri acý veya panik içinde baðýr-madýkça, ki bu sýkça olurdu, genelde kafesl dadan dýþarý çýkmýyor-lardý. Atýlgan Geyik bir önceki gece onlarýn her zamanki programlarýný bütün gece uyanýk kalmýþtý, ama bir programlan varmýþ gibi görünmüyordu, sadece normalin dýþ lara cevap veriyorlardý. Atýlgan Geyik o öðleden sonra hasta odasýnýn dýþýndaki büyük holü de kolaçan etmiþti. Tuvalet dý. Günlerdir ilk defa, eziyetli ve uzun bir sürede kakasýný yaptýktan sonra holün sonundaki pencereye doðru bir gezinti yapmýþtý. Yardýmcýlar onu yakalasay-dý, kaybolmuþ gibi davranaca Ama gözleri, düþman kamptaki bir at hýrsýzýnýnki kadar keskindi. Hole açýlan kapýlar gördü; b azýlan ise açýktý. Odalardan biri özellikle ilgisini çekti. Bu uzun, dar bir odaydý, yan aydý bir þekilde tek bir san kablo ile aydýnlatýlýyordu ve asýlý giysilerle doluydu. Hol, pencerenin orada iki zýt yöne ayrýlýyordu. Yollardan biri uzundu ve týpký geldiði hole b nziyordu. Diðeri ise kýsaydý ve yerden tavana kadar yükselen kanatlý kapýlarla sona eriyordu

. Kapýlardan her birinde küçük bir pencere vardý. Atýlgan Geyik çabuk çabuk kapýlara doðru yü irine dokundu. Kapý hafifçe hareket etti. Atýlgan Geyik pencereden baktý. Büyük bir oda gördü. Bu oda, hasta odasýnýn aksine, uzun olduðu kadar geniþti ve yumuþak sand er ve uzun yumuþak koltuklarla doluydu. Birkaç kiþi oturmuþ; bazýlan okuyor, bazýlan konuþuyo , bazýlan ise sadece ileriye doðru bakýyordu. Sað tarafta, neredeyse göðüs hizasýnda uzun, ah ir platform gördü. Platformun arkasýnda eðilmiþ, bir þeye bakan iki kafa seçebiliyordu. Kadýn dan hiçbirinin kafasýnda beyaz kanatlar yoktu, ancak yardýmcýlardan daha üst bir mer-tebed eymiþ izlenimi veriyorlardý. Kimse Atýlgan Geyik'e hasta evinde bir mahkûm olduðunu söyle' 25 1 memiþti, ama kadýnlarýn kendisini görmeleri halinde yardýmcýlarý çaðýracaklarýný biliyordu ve onu yine yataða baðlayacaklardý. Hayýr, kurnaz olmalý ve fýrsatýn gelmesini beklemeliydi. Onu tanýmayan, ona portakal suyu, sonrasýnda da kahve veren bu insanlar kaçmaya çalýþtýðýný öðren un düþmaný haline dönüþebilirlerdi. Atýlgan Geyik tekrar oda boyunca göz gezdirdi ve büyük pencereler, pencerelerin ardýnda aðaçl r, bir yol ve yolun karþýsýnda da bir bina gördü. Atlarýn çektiði arabalar ve insanlarýn çekt tekerlekli arabalar gördü. Garip elbiseli, büyük popolu kadýnlar gördü. Daha sonra iki katlý omnibüsün geçtiðim gördü ve tercümanlardan birinin ilk önce Paris'te, daha sonra bu þehirde nadiren çýkardýklarý gezintilerden birinde o ve bazý Kýzýlderili arkadaþlarýnýn böyle bir ara uluk ettiðim hatýrladý. Üstte, açýkta, tehlikelere maruz bir þekilde seyahat etmekten ilk önc asýl korktuklarýný anýmsadý. Ama bu yüksek yolcu arabalarýna alýþtýkça, bir daha içeride seya rdi. Tüy Adam sürücünün tam arkasýnda en önde gitmeyi severdi. Büyük atlarýn kokusundan hoþla un þapkasý içindeki sürücüyle ilgili þakalar yapar, büyük popolu ve kafalarýnda tüyler olan k sallardý. Diðerlerini neþelendirir, bazen de güzel bir kadýna veya et dolu bir arabaya he psi birden el sallar veya laf atarlardý. Et hiçbir zaman yeterli deðildi. Ama genç Kýzýlderi liler yaptýklarýný Fransýzlarýn þaþkýn gözlerinde okumaktan hoþlanýyorlardý. Atýlgan Geyik tekrar odayý inceleme iþine döndü ve aniden aradýðý þeyi gördü. Ahþap platformd danýn uzak ucunda, parke taþlý yola açýlan iki büyük cam kapý vardý. Hatta tam da baktýðý sýr yaþlý birinin içeriye alýnmasýna yardým ediyorlardý. Adamýn beyaz bir sakak vardý ve kafasýna bir kep takmýþtý. Kadýnlardan biri adamýn aðzýna bir bez dayamýþtý. O gece geç saatlerde, iki erkek yardýmcý tekerlekli yataklardan birini iterek karanlýk o daya girdiler. Atýlgan Geyik'in yataðýnýn yanýndan geçerken çok sessizdiler. Üç veya dört yat a durup iki yatak arasýnda durabilecek þekilde platformu çevirdiler. Sonra fýsýldaþOlar, bir yatak gýcýrdadý ve aðýr bir þeyin düþmesine benzer bir ses duyuldu. Platform koridorda ters afa, sarý ýþýklý odaya doðru yuvarlandý. Atýlgan Geyik, beyaz örtülerin altýndaki gövdeyi ancak seçebildi. Yardýmcýlardan þiþman olaný nefes alýp veriyor ve Fransýz di26

linde bir þeyler homurdanýyordu. Diðeri ise uzun ve inceydi ve þiþman olanýn þikâyetlerini di te almadan platformu, üzerine eðilmiþ yavaþ yavaþ, sessizce itiyordu. Atýlgan Geyik bu garip kafilenin san odaya doðru ilerleyiþini izlerken, týpký bir zamanlar ülkesindeki buzlu nehirden kendini çekip çýkar-uyormuþçasýna tüm vücudunun ürperdiðini hisse iki uyku boyunca içinde gösteriden birinin gelip onu alacaðýna veya o iki adamýn, Amerika lý ve Fransýzýn onu büyük suyun ötesine götüreceðine dair yeniden çaresiz bir umut yeþermiþti düðü ceset onu korkutmuþtu; tekrar hastalanacaðýný, bu hasta evinin aslýnda bir ölü evi olduð adan sadece beyaz örtüler içinde, tekerlekli bir platformun üzerinde ayrýlabileceðini düþünüy Zavallý Tüy Adam geldi aklýna. Burada tek baþýna ölmek! Ya na-gi' sine, ruhuna ne olacaktý? R hu öteki tarafa, buranýn ötesindeki gerçek dünyaya giden yolu nasýl bulacaktý? Bu arada kendi ine ne olacaktý? Kendi nagi'si, kendi insanlarýndan uzakta, gerçek dünyadan uzakta bu to praklar üzerinde huzursuzca koþacaktý. Ölümü bekleyerek burada kalamazdý. Beklemeyecekti. Wak n Tanka'nm yardýmýyla evine giden yolu bulacaktý. Sabahlýðýný omuzlarýna atýp tüylü ayakkabýlarýný giyerken, birden aklýna Vahþi Batý gösterisi arafýnda olduðu geldi. Bütün kýþ ve yaz, hatta bir sonraki kýþ boyunca turnede olacaklardý: P idge'de onun ismini kâðýdýn üzerine çizerken beyaz patronun söylediði buydu. Belki de çok uza eðillerdi. Belki de onu almaya geleceklerdi. Ama bu hasta evinden aynhrsa onu nasýl bulacaklardý? Yataðýn kenarýna oturdu. Kaburgalarý eskisi kadar acýmýyordu arak. Umutsuzluk ile umut arasýn a gidip gelirken derin bir nefes alýp, içini çekti. Annesini, babasmý ve küçük kulübelerini a

dý; sevgili arkadaþý Attan Düþüren'i ve Paha Sapa'da nasýl dolaþtýklarýný düþündü, onu hanble zýrlayan Stronghold'daki yaþlý wi-casa wakan'ý düþündü. Savaþ büyüsünü, porsuk pençesinden ya hip olmadýðýný düþünerek ürperdi. Hiç gücü yoktu. Yo, bu doðru deðildi. Kendi ölüm þarkýsý va erse, kendisinin olmasa bile, ruhunun diðer tarafa ulaþmasý için bir þans vardý. Atýlgan Geyik ayaða kalktý ve sarý ýþýklý odaya doðru baktý. Karaný» vermiþti. Bu ölüm evinde lmayacaktý. Yataklarýn ' * 27 arasýndaki koridorda sessizce diðer yönde ilerlerken tetikteydi ve hazýrlýklýydý. Giysilerin olduðu odaya giden loþ holde çömelerek, kendini kapý giriþlerine saklayarak, baka rak ve dinleyerek ilerledi, ama ne bir þey duydu ne de gördü. O ve Attan Düþüren'in altýn ara ar uyurken gizlice çadýrlarýna girip silahlarýný, bir kutu kurþunu ve iþ botlarýný çaldýk-lan ibi kendini þanslý hissetmeye baþlamýþtý. Atýlgan Geyik loþ ýþýkta gülümsedi, bu onun birçok yiþiydi. Çaldýk-lan botlan epeyce ilerledikten sonra derin ve dar bir dere çukuruna at-týk lanný hatýrlayarak gülümsedi. Altýn arayýcýlannýn uyanýp botlanný arayacaklan düþüncesi onlar oðmuþtu. Ardýndan tüfeklerinin de kayýp olduðunu fark edeceklerdi. Atýlgan Geyik, Attan Düþüren'in þu an yanýnda olmasýný diledi. Beraber, kendi ülkelerine gide u bulabilirlerdi. Attan Düþüren, Stronghold'a doðru, evlerine giden yolu kolayca bulabil irdi. Giysi odasýnýn kapýsý kapalýydý. Atýlgan Geyik'in kalbi bir an için duracak gibi oldu. Beyaz anlann mallanný kilitli tuttuklarýný ve düþman olsun olmasýnlar birbirlerinden çaldýklanný bi du. Az daha yataðýna geri dönecekti, ama kapý kolunu tutup çevirdi ve þansm ondan yana olduðu u gördü. Kapý hafif bir gýcýrtýyla ardýna kadar açýldý. Atýlgan Geyik çabucak odadan içeriye pýyý sýkýca kapattý. Kapýnýn çýkardýðý ses kulaðma çok gürültülü gelmiþti. Oda zifiri karanlýktý, Atýlgan Geyik bir an nefes almadan sadece dinleyerek durdu. Was ichýt\ana giydiði ayakkabýlar çok gürültü çýkardýðýndan çok uzaktan bile duyulabiliyordu. Anc madý, karanlýða gözlerini dikmiþ dururken beyaz adamlann sarý tellerin parlamasýný nasýl bece erini düþündü. Yan tarafa elini uzattý ve aðýr bir giysi yakaladý. Paltolar için kullandýklan lerden birine asýlýydý. Bu bir paltoydu. Atýlgan Geyik silkinerek üstündeki sabahlýktan kurtu up paltoyu üzerine geçirdi. Ama omuzlan çok dar gelmiþti, kollan ise yenlerinden dýþan taþýyo . Atýlgan Geyik 1.85 boyunda, belki daha da uzun, iri bir adamdý. O ve diðer Oglalalar b u þehirdeki küçük insanlann arasýnda dev gibi gözüküyorlardý. Buradaki insanlar Paris'tekiler a ve daha koyu tenliydi. Buffalo BiU ile çok yer gezmiþ olan Sert Ayý, kendini epey bi lgili addediyordu ve bu insanlann baþka bir topraktaki vahþi bir ormandan geldikleri ni söylemiþti. Paris, New York ve daha önce bulunduðu baþka bir þehir olan Londra'daki insan lar gerçek wasicun'\atâý. 28 Atýlgan Geyik en sonunda üzerine oturur gibi olan bir palto bulmayý baþardý; omuzlan yeter ince geniþti, kollarý ise sadece biraz kýsaydý. Kalýn bir paltoydu. Hastalandýðý gece arenada vanýn ne kadar soðuk olduðunu hatýrlayarak paltonun kalýn olmasýna sevindi. Odanýn arka tarafýna ilerledi, ancak artýk hiçbir þey görmüyordu. Kapýya geri yürüdü ve bir a kten sonra biraz aralayýp holdeki solgun ýþýðýn içeri girmesine izin verdi. Sonra elini palto ar boyunca sürüyerek bir dizi raf bulana kadar geriledi ve burada aradýðý diðer þeyleri buldu Üstüne hemen hemen uyaný bulana kadar dört tane beyaz adam pantolonu denedi. Biraz bol geldiðinden sabahlýðýn kuþaðýný alýp beline doladý. Wasichun']aým giydiði baþka þeyleri -göml r- aradý, ama sadece yuvarlak, kenarsýz bir þapka bulabildi. Buna çok sevindi, çünkü o anda a uran uzun saçlarý, dýþarý çýktýðýnda çok dikkat çekebilirdi. Kafasýnýn arkasýnda saçlarý siya rene kadar yumuþak þapkanýn içine becerebildiðince týkýþtýrdý. Artýk hazýrdý. Gömleði yoktu, ama pantolonun içine soktuðu çizgili pijama durumu kurtarýyordu klarýna gelince, tüylü terliklerle idare etmek zorunda kalacaktý. Atýlgan Geyik'in kaçýþý þaþýrtýcý derecede kolay oldu. O saatte büyük odada bir çiftten ve bi kimse yoktu. Çift pencereden dýþarý, karanlýk caddeye bakýyordu, kadýnýn ise baþý düþmüþ uyuy umuþak koltukta bir sepet duruyordu, elinde ise iki iðne. Atýlgan Geyik, Paris'te kadýnl arýn kafelerde veya parklarda otururken iki iðne kullanarak kalýn giysiler ördüðünü görmüþtü. Yüksek platformun arkasýnda sadece bir kafa vardý; o da eðilmiþti. Platformun arkasýnda bir yerden bir ýþýk geliyordu. Atýlgan Geyik eðildi ve platformun kenarýna sürtünecek kadar yakýn eçerek ilerledi. Kokusundan, gördüðü kafanýn bir kadýn kafasý olduðunu anlayabili-yordu. Plat bir kere geçtikten sonra köþeyi döndü, vücudunu dikleþtirdi ve ölüm evinden hýzla dýþarý, so Soðuk havayý içine çekerken caddeyi gözleriyle taradý, uzun zamandýr ilk defa caný tütün çekt »¦: .-29

// Atýlgan Geyik, ilk özgür gecesini, hasta evinden iki sokak ilerideki caddede, bir ekme k fýrýnýnýn arkasýndaki dar ara sokakta geçirdi. Piþen ekmeðin kokusu onu acýktmnca, o ve bir adaþýnýn meyve veya çikolata doldurulmuþ puf puf ekmekleri almak için Paris'te bunun gibi bi r yere gittikleri zamanlan hatýrlamýþtý. Boulangerie. Bu tanýyabildiði kelimelerden biriydi. Ve charcuterie yaðlý et parçalan aldýklan yerdi. Brasserie ve cafe. Tercümanlar her zaman þeylerin isimlerini söylüyordu. Binanýn yakýnýnda tahta bir ýzgaradan sýcak havanýn sokaða çýktýðý bir yer buldu. Dikkatli ol na raðmen açýk olan küçük bir kapý vardý. Bir keresinde bir sigaranýn kapý aralýðýndan fýrlay küçük, turuncu bir alev halinde taþlý yola indi30 »ini görmüþtü. Sigarayý almak için güvenli zamanýn geldiðine karar verene kadar sigaranýn ale eydi, ama Atýlgan Geyik dar sokaðýn üstünde gökyüzündeki hafif aydýnlanmayý görmekten çok sez Zannettiði kadar güçlü deðildi. Hasta evinden sadece iki sokak ilerlediðinde, kaburgalarý öyl ne acýmýþtý ki sanki bir binaya dayanmasa bayýlacaktý. Havasýzlýktan bayýlacaðým düþünecek ka aldýðý ve nefesini düzenlemeye çalýþtýðý sýrada boulangerie'nin yanýndaki sokaðý gözetlemiþt küçük ekmeklerle dolu tepsiyi cam kutuya taþýyan beyaz kepli bir adam görmüþ, o ekmeklerden b ni nasýl alabileceðini merak etmiþti. Yanýnda beyaz adamýn parasý yoktu. Santimler*. Paris'te geçirdiði iyi günlerde, her zaman sa ntimleri olurdu. Her ne kadar Buffalo Bili parasýnýn çoðunu ailesine gönderdiyse de, iki h aftada bir, bir avuç dolusu santimi oluyordu. Hatta, biraz da kâðýt parasý. Bunlara Amerik a'da papel deniyordu. Burada ise kâðýt para farklý renklerde ve büyüklükteydi ve insanlar ona frank diyordu. Onu ve diðer birkaç Kýzýl-deriliyi tatil günlerinde Paris'in görülecek yerleri i gezmeye götürdüklerinde, Atügan Geyik'in yanýnda beþ frank vardý. Bir keresinde ahþap zemin ve taþ basamaklý uzun bir evdeki heykel ve resimlere bakmýþlar; baþka bir sefer bir gösteri evine gidip büyük göðüslü bir kadýnýn tiz ve yüksek sesle þarký söylemesini dinlemiþler; bir ak bir günde, dua eden birçok kiþinin olduðu bir eve gitmiþler ve Fransýzca ve komik bir þeki de Amerikanca konuþan tercüman, Amerikanca ve Oglala dilinde konuþan Broncho Billy'ye ne olduðunu anlatýrken onlar da serin ve loþ bir yerde oturmuþlardý. Atýlgan Geyik ve diðerle i sabýrla dinlemiþlerdi, ancak aklýnda özel bir þey kalmamýþtý; sadece kilisenin bakire bir a ye ait olduðunu hatýrlýyordu. Beyaz adamlann kamplarýnda kalan ve beyaz adamlann tannsýna inanan Çift Gören, on-lan bir bakirenin anne olabileceðine ve hatta onlann kurtancýsýnm an nesi olduðuna ve babasýnýn da Wakan Tanka'dan çok daha büyük olduðuna inandýrmaya çalýþmýþtý. mamýþtý, ama parmaklarýný kutsal suya sokup göðsünde dört yöne doðru iþaret yapüðmda onlar da iþlerdi. Tüy Adam kutsal suyun gerçekten de mni wakan olup olmadýðýný anlamak için parmaklarý mýþtý. Diðerleri de bu þakaya gülmüþtü. Atýlgan Geyik gözlerini açtýðýnda ortalýk daha aydýnlýktý. Uykuya * Frank'ýn yüzde biri. (y.h 31 mý daldýðýnýn, yoksa sadece düþünmeye mi son verdiðinin farkýnda deðildi. Bulduðu kalýn bir k uruyordu, ama artýk tüm vücudu soðuktan kaskatý kesilmiþti. Dayandýðý duvar soðuktu ve fýrýnd k hava yeterli deðildi. Ekmeðin kokusunu alabiliyordu, bu aðýr tatlý koku sabahlan güneþ ilk urduðunda çiyle ýslanmýþ çalýlardan yükselen koku kadar yoðundu. Atýlgan Geyik, o zaman çadýr gidip iþerken ötleðenlerin sabah melodisini dinlemekten hoþlanýrdý. Onlarýn berrak ötüþlerini klit eder olmuþtu. Böyle sabahlarda ýslýk çalar ve ötleðenlerden biri ona cevap verirdi. Çalý ini kurutan güneþin yarattýðý keskin tatlý koku, onun baþýný döndürür, kendisine bir hediye d n Wakan Tanka' ya teþekkür ederdi. O zamanlar dokuz veya on kýþ yaþýnda bir çocuktu ve halký kaçak ama özgürdü. Þimdi ise yirmi yaz adamýn büyük bir þehrinde kaybolmuþtu. Bir iki dakika kendine acýdý, ama ekmeðin kokusu k guruldamasýna neden oluyordu ve bu konuda bir þeyler yapmasý gerektiðinin farkýndaydý. Daha birkaç gün önce Buffalo Bili'in Vahþi Batý gösterisinin bir parçasýydý ve yepyeni cüzdan e, çikolatalý ekmek, dondurma ve gizlice mni sha, yasaklý þarap almasýna yetecek bir avuç do lusu santimi vardý. O ve diðerleri, mavi yün tozluklarý, renkli gömlek ve Kýzýlderili örtüler herhangi bir caddede yürüdüklerinde Fransýzlar durup onlara bakardý. Bazen týpký arenadaki s yirciler gibi alkýþlayýp tezahürat yaparlardý, ama Oglalalar kendi dünyalarýnda tek baþlannay i yanlarýndan yürüyüp geçerlerdi. Sadece Tüy Adam gülümseyip el sallardý. O asla vatan hasret zdi. Pek çok kez kendisiyle ilgilenecek doðru kadýný bulduðunda kalacaðýný söylemiþti. Geride kalmamýþtý. Amerikalý patronlar ikce wikasa'yý patates ve mýsýr ekmeye zorluyorlardý. Bu, bi larý gütmeye alýþmýþ bir halk için nasýl bir hayattý böyle? Artýk Tüy Adam ölmüþtü. Kadýný yoktu, ama gene de burada kalmak zorundaydý. Üstelik nagi'si h an önceki insanlarla beraber olmak için evine gidemeyecekti. Atýlgan Geyik sýrtý boyunca k

eskin bir ürpertinin dolaþtýðýný hissetti ve ayaða kalkmak zorunda olduðunu anladý. Hareketin arlarken, Tüy Adam'ý bulup bulamayacaðýný merak etti. Paris'te, o ve diðerleri beyaz adamlarý birbirlerini topraða gömdükleri büyük bir taþ alaný gezmiþlerdi. Tüy Adam'm taþým bulabilirs nghold'da mcasa wakan'm birçok kez yaptýðý gi32 bi arkadaþýnýn ruhunu özgür býrakmak için belki ona bir tören düzenleyebilirdi. Bu fikir onu r süre için, o tür alanlarda kaç tane taþ olduðunu hatýrlayana kadar neþelendirdi. Atýlgan Geyik omuzlarým devirip dizlerini kasarak duvara dayandý. Kaburgalanndaki acýyý hi ssedemeyecek kadar üþümüþtü. Daha önce, hasta evinden kaçtýktan sonra kammý sýkýca saran kuma sý gerektiðini düþünmüþtü, ama bunu yapmamýþtý ve þimdi bu yetersiz kumaþ parçasýna minnettar ve kaimdi. Biraz sonra kendini biraz daha ýsýnmýþ hissetti. Paltosunun yakasýný çenesinin al ma çekti ve yandaki açýk kapýdan gelen san ýþýða doðru baktý. Ekmeðin kokusu güçten düþmesine Biraz olsun þansýný denemesi gerekiyordu yoksa bütün gün aç dolaþacaðmý biliyordu. Tam kapýya doðru bir adým atmýþtý ki taþlarýn üzerinde nal sesleri duydu. Duvara yaslanarak g di ve sesin yaklaþmasýný dinledi. Sonra da atý gördü. Üzeri örtülmüþ kabarýk bir yük taþýyan erinde diþlerinin arasýnda bir pipo, dizginler elinde, sýkýca giyinmiþ bir adam oturuyordu . Atýlgan Geyik arabanýn sokak boyunca gözden kayboluþunu izlerken, keskin ve tatsýz bir k oku aldý. Bu tanýdýðý bir kokuydu. Denizin kokusu... Ama þimdi hava, gelen geçen herkesin onu görebileceði kadar aydýnlanmýþtý; bu nedenle kapýya lerledi. Tetikte, korkusuzca, nefesini tuttu. Köþeden kafasýný uzaüp çabucak baktýðýnda bir k saya doðru eðilmiþ olduðunu gördü. Elleriyle piþmemiþ bir ekmeðe uzun bir þekil veriyordu. Sý dayarken, gördüðü baþka þeyleri düþündü. Duvarda aðýr iki siyah ocak, bir lavabo, baþka bir m zun sepet vardý. Sonra bir ses duydu, bir erkek sesi. Kadýn bir þey söyledi, bir ses ona cevap verdi, sonra ortalýk tekrar sessiz-leþti. Atýlgan Geyik tekrar köþeden içeriye göz att Gözü sepetlere takýldý. Uzun ekmeklerle dolu üç sepet vardý. Bu ekmeði tanýmýþa. Bazen o ve a ffalo Bill'in Bois de Boulogne'daki yerinde büyük yemek çadýrlarýnda yemek yerlerdi ve bu yemeklerde bu uzun ekmekten de olurdu. Bu ekmek hem yumuþak, hem de çýtýr çýtrrdý ve sabahlan pejuta sapa'larma batýrarak yemek keyifli olurdu. Kadýn orta yaþlý ve ufak tefekti. Kollanm yukarýya doðru sýyýrmýþtý, ortaya çýkan kollan güçl eyaz bir baþlýðýn altýna sýkýþtýrmýþtý, beyaz bir önlük giyiyordu. Kapýnýn yanýndaydý, Atýlga girmeye çalýþýrsa, kadýnýn onu hemen göreceðini biliyordu. Öylece içeri koþmayý ve gerekirse RÖN/Kýzýlderiliriiýý Þarkýsý -13 iterek uzun bir ekmek kapmayý düþündü. Ama içeri giremeyeceðini, girse bile kaçamayacaðýný bi yakalayýp onu hasta evine veya daha da korkuncu, kötüleri tuttuklarý demir eve götürürlerdi. Tam Atýlgan Geyik oradan uzaklaþmayý düþünürken, adamýn baþka bir yerden seslendiðini duydu. ap verdiðini iþitti, sesi sinirliydi. Tekrar bir göz atûðmda kadýn, ellerini önlüðüne siliyor ra omuzlarý aþaðýda, homurdanarak cam dolaplann olduðu dükkânýn ön tarafýna doðru ilerledi. A k vakit kaybetmedi. Ýki tane uzun ekmek aldý, paltosunun altýna sakladý ve geldiði gibi çabu cak uzaklaþtý. Geldiði yolun ters yönünde hýzla uzaklaþtý, dar sokaðýn taþ yollan ýslak ve pi gelerinin olduðu yerler karanlýktý, bastýðý yerlere dikkat etmesi gerekiyordu, ama ekmeðin sý lýðým göðsünde hissediyordu. Her an birinin baðýrdýðýný, arkasýndan koþarak gelen ayak sesler dý, þimdi bile kaburgalan kýsa aralýklarla nefes almasýna neden olan keskin bir acýyla doluy du. Sonunda sokaðýn öteki ucuna vardý, bir zamanlar kapý giriþi olup sonradan tuðlayla kapatýlan girintiye dahverdi. Arkasýna göz attý. Kimse yoktu. Nefes alýp vermesi olabildiðince norm alleþene kadar ayakta kaldý, sonra kalçalannýn üzerinde çömelene dek aþaðýya kaydý. Oturmak i u çünkü ayaða kalkmasý çok zaman alýyordu. Elini paltosunun içine sokup ekmekten bir parça kopardý ve büyük bir iþtahla çiðnedi. Sýcak v ydi, ona annesinin yaptýðý ekmekleri hatýrlattý. Geri Giden Kadýn, ekmek piþirmeyi kendi küçü inde-ki demir ocakta öðrenmiþti. O ve onun iyi kola'sý Attan Düþüren, ailesini ziyaret etmeye gittiklerinde, onlara ekmek piþirirdi. Ekmeði tereyaðý ve balla yer, pejuîa sapa içerlerdi. Annesinin ocaðm üzerinde her zaman sýcak tuttuðu bir kap siyah ilacý'olurdu ve kulplu tene ke bardaklardan içerlerdi. Tabii eðer etleri varsa, onlara biraz haþlanmýþ et, þalgam ve pat ates verirdi. Aðzý bu hoþ ekmekle doluyken bile haþlanmýþ et çekti caný. O ve Attan Düþüren, rine ne kadar yemek koyarsa koysun, hepsini bitirirlerdi. Atýlgan Geyik, Buffalo Bill'in adamlarýnýn uzaklara gidecek ve Vahþi Batý gösterisiyle berab er hýrlayacak genç Oglalalan seçmek üzere Pine Ridge'e geldikleri günü hatýrladýðýnda, lokmas az istekli ve daha düþünceli çiðnemeye baþladý. Babasý Bodur, seçimi yapacak adamlara kendile göstermek üzere köyün delikanlýlarýnýn üç uyku sonra toplanacaklanndan öylesine bahsettiðinde

yik, * Kahve veya Kýzýlderili dilinde pejuta sapa (ç.n.) 3 4 F3ARKJVKýzýJ<fcriliýýin Þarkýsý Attan Düþüren ile ailesini ziyarete gelmiþti. Çok heyecanlanmýþlardý, çünkü gösteri onlarý bü i yerlere götürecekti. Bu, beyaz adamlarýn geldiði, doðudaki elveriþli topraklardý. Bu ülkede insanlar hayatlarýnda hiç Kýzýlderili görmemiþlerdi ve Kýzüderililere önemli reisler gibi dav aklardý. Ýki yýl önce bir avuç adam suyun ötesindeki baþka bir ülkeye gitmiþti. Büyükanne Ýng e onun erkeðini görmüþlerdi. Bu Büyükanne'nin birçok ülkede birçok çocuðu vardý. Ona kraliçe eði ise bir prensti. Kýzýlderililer arenanýn etrafýnda posta arabasýný kovalarken, prens de g eri arabasýnýn içine binmiþti. Sonra tüm beyaz reisler Kýzüderililer tarafýndan kovalanmak is iþti. Kendi ülkelerinde önemli reisler olabilirlerdi, ama Ký-zýlderiler tarafýndan kovalanma k isteyen çocuklar gibiydiler. Kýzýlderililerden biri, Kýrmýzý Gömlek, bu asil reislerin elle ini bile sýkmýþtý. Og-lalalara kraliçenin kuzeydeki kutsal çizginin* ötesindeki tüm Kýzüderibüyükannesi olduðunu söyleyen de oydu. Beyaz adamlar için orasýnýn küçük bir dünya olduðunu Atýlgan Geyik ve Attan Düþüren, bu haberi aldýktan sonra tekrar daðlara döndüler, ama Strongh 'a gitmediler. Onun yerine, küçük bir dere boyunca kamp kurup iki gün boyunca konuþtular. Ýk inci gün yaðmur yaðdý, çiseleyen soðuk bir ilkbahar yaðmuruydu bu. Söðüt aðacýnýn üzerine çad tülerini örterek küçük bir barýnak yaptýlar. Ateþin önünde oturup Atýlgan Geyik'in annesinin u et ve peksimetleri yediler. Gençtiler ve daha önce hiç ülke dýþýna çýkmamýþlardý. Büyük suy korkutuyordu. Bodur onlara, Kýrmýzý Gömlek'in anlattýðýna göre, büyük ateþli bir gemiyle büyü birçok uyku sürdüðünü söylemiþti. Bazen su çok kýzgýn oluyordu ve azgýn zamanlarýnda nehrin dal parçasý gibi gemiyi sallayabiliyordu. Bu, herkesin midesinin bulanýp ölmek istediði za mandý. Kýrmýzý Gömlek böyle söylüyordu. Böylesine korkutucu bir olasýlýðý hafifleten pek çok iyi þey vardý. Bir kere Kýzýlderililere ranýlýyordu, yeterince yemek vardý ve çok ilginç þeyler görüyorlardý, binlerce insanýn önünde iliyorlardý ve harcayabileceklerinden çok daha fazla beyaz adam parasý kazanabiliyorla rdý. Patronlar paralarýnýn çoðunu ailelerine gönderiyordu. Yine de, Aülgan Geyik tereddüt etmiþti. Büyük suda ölme düþün* Kanada ile Amerika Birleþik Devletleri arasýndaki sýnýra Kýzýlderililerin verdiði isim. (ç. * "..35 cesi on» dehþete düþürüyordu. Geri gelmeyeceksen bOyle bir yolculuk neye yarardý ki? c^nohold'daki bayattan usanmýþtý. Bazen Ancak Attan Düþüren, S^^J^Ý çok zorlu geçiyordu. et az oluyordu, ^^^^^^ssm^ba^mtt. Oraya gittiðinde, sanki b^^a~hissetmeyebaþlamýþtý. "Þu denmiþ gibi kendim gittikçe ^yab^c /^ ^^ sürdüðümüz hayatýn taze ne ^V^ ve eümizde kötü kýþlardan, »Bundan ne çýkacak? Bir gun *&*»£& Bu-etsizlik ve kadmsýzlýk hauralanndan baþka mv 5 > nu istemiyorum." vmýusmasýna þaþýrmýþtý. Daha önce Atügan Geyik f^J^^Alüpn Geyik'in de ^Sttoý^hoM'utHkeü^tato^S ^ ^ z.yarete buna benzer düþünceleri olduðu «^g^ her gorduðünde, bu du. gittiðinde,^^ %l îZ£%Vs*bile geri döndüðümüz-þüncelerinden tar çýrpýda vazgrmÞü.Git de nasýl y^^^^î^^^Tînnýmato olan çarýklarýna Attan Düþüren, kuçuk ^tlTT^ * endiþeyi dile getirdibakmýþt, Sessizlikte bu ka^ *J^ nmý bozduðu için ði için kendisinin ukalalýk «^gg^ kafLým kaldýrýp, "Ya ge-arkadaþýna acýdý. Ama sonra, Attan ri gelmezsek?" dedi. Smtýyordu^^ ülkedeki gösteriye Buffalo Bill'm patronto"y e^büyük bir darbeydi. Attan katýlmasý için Attan Düþüren, ^^gj Geyik ve Attan DüþüDüþüren'in ismini f ^^^'^Lamýþlardý. Her ikisi de ren birbirlerine baktýklannda olanlara n^ > bini*l*yanþmalannak^^^^^ J^k ^ fe._ lerdi. Kamplarda yaþayan K rcddenhte sa » En ^ ^ nerlerken, onlar on yýldýr ^smn ata ^ & ^ ^ onlarýndý, diðerleri ^ *^^V£* Ý Y^ «dece nerlerken onlar atlara çýpýa* = " . , yaþadýklarý için ince ve et ve þalgam yiyerek ve hatta bazen aç Kaý^ > kashydý. crru,Vý iylemeye gelmiþ insanlar onlarý alkýþladýlar, kadýnlar W^ ^ getirilmediklerini bel-ata biniþlerinde, beyaz P^.^ hýrpala5ýmýþ derisi toz-

^^^^T aMamaiçin yaptL toptan*, (y.h.n.) ^iij^riJiteSýterârwfmek veya tören veya kutýa 36 hýklarý ve gömlekleri bile eski gelenekleri sürdüren bir hayatý gösteriyordu. Diðer biniciler e en iyi giysilerini giymiþlerdi, boncuklu ve püsküllü deri üstlükleri, mavi keçe tozluklarý, sma gömlekleri vardý; hatta bazýlarý baþlýklarýna tüm süslerini takmýþtý. Yüzlerini ve atlarý n çalýþýlmýþ bir pervasýzlýkla yünden eðerlerinin üzerinde atlarým sürüyorlardý. Atýlgan Geyi lerine bakýp gülümsediler. Ama yirmi beþ tane isim çaðrýldýðýnda, Attan Düþüren'in ismi bunlarýn arasýnda deðildi. Bunun Geyik de gitmemeye karar verdi. Arkadaþýný kendisiyle beraber Stronghold'a dönmeye ikna edecekti. Oradaki hayat, tüm eksikliklerine raðmen, rezervasyonlarda yaþayan insanlarýn arasýnda bulunmaktan daha iyiydi. Ýki arkadaþ Pine Ridge'den ayrýldýlar, sonraki birkaç saat boyunca sessizce atlarýný sürdüler an Düþüren ondan bir hayli geride kalmýþtý ve Atýlgan Geyik arada bir hâlâ orada olup olmadýð n geriye bakýyordu. Kola'smm atýn üzerinde çökmüþ bir þekilde, baþý eðik, ne kadar zavallý ol k onu üzüyordu. Ama bir süre sonra, Atýlgan Geyik Attan Düþüren'in atýnýn Onsa kalktýðýný duy ra arkadaþý onunla yan yana ilerlemeye baþlamýþtý. "Düþünüyordum da kardeþim" dedi o tanýdýk gülümsemesiyle Attan Düþüren, "Geri dönmeli ve anne hoþça kal demelisin. Seni uzun bir süre göremeyecekler ve seni berrak bir þekilde hatýrlamal arý lazým." Atýlgan Geyik arkadaþýnýn gülümsemesine baktý ve dudaklarýnýn, duyduklarýna inanamayarak aral ti. "Güneþin geldiði topraklara gitmek üzere büyük suyu geçtiðinde seni özleyecekler." "Gitmiyorum. Þu anda Stronghold'a gidiyorum." Attan Düþüren bir an arkadaþýna baktý, artýk gülümsemiyordu, gülümsemesinin yerini teslimiyet rlýlýk almýþtý. "Hayýr. Buffalo Bili ile gitmelisin. Seçildin ve gitmezsen kararýndan þüphe e n ve hüzünleneceksin. Bir uyku sonra veya yedi uyku, veya iki ay, tüm kalbinle gitmiþ ol mayý dileyeceksin. Stronghold'da olacaksýn, ama düþüncelerin o uzak topraklarda olacak. O zaman senin yanmda olmaktan hoþlanmayacaðým." "Aklým burada olacak," dedi Atýlgan Geyik. Arkadaþýnýn kendisini bu kadar iyi tanýdýðým sanma kýzdýrmýþtý. Doru atý, göðsüne inen tekmelerin þiddetiyle öne doðru fýrladý. Sonra saatlerce .37 bir hýzla týrýs gitmeye baþladý. Ýyi Koþucu birçok sefer Atýlgan Geyik'i kýrgýbayýr boyunca b ek Stronghold'a götürmüþtü. Ama Attan Düþüren aüný hýzlandýrarak atýn boynunun tam arkasýndan birbirine geçmiþ deri üzeng yýp atm baþým çevirdi. Her iki binici de böylece durdu ve birbirlerine baktýlar. Hayatlarýnda ilk defa, ikisinin arasýnda soðuk bir rüzgâr esti. Atýlgan Geyik tam sonradan piþman olacaðý þey söylemeye baþlýyordu ki Attan Düþüren elini kaldýrarak onu durdurdu. Düzlükte iki arkadaþ yapayalnýzdý. Onlarýn etrafýnda uzayýp giden tepeler ve bataklýklardan b ir þey yoktu; aðaç yoktu, kulübe yoktu, hayvan yoktu. Sadece yalnýz bir þahin, bir anlýðýna A Ge-yik'in gözüne ufak bir leke gibi iliþerek, onlarýn kuzeyine doðru daireler çizdi, sonra m avi gökyüzünün boþluðunda kayboldu. "Stronghold'a geri dönmüyorum," dedi uzaklara bakarak Attan Düþüren, sesi yumuþak ama kararlý dý. "Bunu uzun zamandýr düþünüyordum. Orada artýk iþime yarayacak bir þey kalmadý. Ýlk baþta özgür olmak, iyi vakit geçirmek eðlenceliydi, ama geçen kýþ, Kar Körlüðü Ayý sýrasýnda, avla rdaki baþka bir dað çýkýntýsýnýn altýnda avlanan yaþlýlardan birini gördüm. Çakal derisinden ve kafasýnda kurt kürkünden bir þapka vardý; þapkasýnýn altýndaki sunka wakan\ kurumuþ ve çö ce düþündüm. Bu gelecekteki bendim. Kardeþim Atýlgan Geyik evlenmiþ olacak, sýcak bir cadýn v larý olacak ve ben burada dýþarýda benim gibi olan diðerleri ile olacaðým, kýþýn üþüyüp açlýk ylak gezerek." Artan Düþüren artýk uzakta batan güneþe bakýyordu. Gözlerini güneþin parlak ýþ n kýsmýþ, sanki söyleyeceðini söylemiþ, bir cevap beklcý gibi dudaklarýný sýkýca kapatmýþtý. Ama Atýlgan Geyik nasýl cevap vereceðini bilmiyordu. Bir anda kendine güvenini kaybetti. Atügan Geyik'in evlenip onun Strong-hold'da hayatým boþa harcamasý konusunda deðil ama, önc eki birkaç yýlýn eðlenceli olmadýðý konusunda Attan Düþüren haklýydý. Ýki kola karýnlarýný et konusunda gittikçe daha fazla endiþelenir olmuþlardý. Þimdi geri dönerlerse, yakýnlarýyla ili rini bir baþka kýþ boyunca yeniden kaybedeceklerdi. Atýlgan Geyik de bunu istemiyordu. "Buffalo Bili ile gidersem sen ne yapacaksýn?" Attan Düþüren'in yüzü aydýnlandý, gülümseyiþi geri geldi. "Bir ka38 jjjj bulur, yerleþirim. Whirlwind'de çok kadýn var." "Ama ne yapacaksýn? Yani kadýný bulduktan sonra? Patates mi ekeceksin?"

Attan Düþüren güldü. "Belki. Kadýnýma patates ektireceðim. Wa-sichu'aun patatesi kadýnýna ekt söylerler. Erkek þehre gidince baþka þeyler ekiyor." Atýlgan Geyik'in atý huzursuzlaþü, otluyor veya etrafta dolanýyor, tüyleri ürpertecek kadar g pýskýnyordu. Ýyi Koþucu Strong-hold'a dönmek istiyordu. Orada kýsraklar vardý. "En iyisi bu" dedi Attan Düþüren. "Bu beyaz adamlarýn geldikleri topraklan göreceksin. Birço k muhteþem þey göreceksin, para kazanacaksýn, eðleneceksin. Ben, ben de burada patates yiy erek þiþmanlayacaðým ve belki geri döndüðünde bir yvinyan'ým" ve birçok çocuðum olacak." "Seni çok özleyeceðim. Ýyi zamanlarýmýzý özleyeceðim, kardeþim." "O günler artýk geride kaldý Atýlgan Geyik. Gözlerimizi izlemeli ve bizi nelerin beklediðini görmeliyiz. Bugün yollarýmýz ayrýlýyor ve bundan çok mutlu deðiliz. Geri geldiðinde, her þey cak. Ama biz deðiþmeyeceðiz. Çok uzun zamandýr kardeþiz, çocukluktan beraber çýktik ve hâlâ g bizi bekleyen çok þey var, ama kardeþliðimiz her zaman çok güçlü olacak." Attan Düþüren atým uzanýp arkadaþýný kucakladý. "Beraber yaþlý tunkashild" olduðumuzda, bu aný hatýrlayýp gülec Atýlgan Geyik bina girintisinde durup o erken bahar günü arkadaþýnýn Whirlwind Kampý'na doðru aklaþmasýný seyrederken kendisini nasýl hissettiðini hatýrladý. Bu dokuz kýþ süren kardeþliði u ve içinde sanki Attan Düþüren kendi benliðinin yarýsýný alýp götürmüþ gibi büyük bir boþluk Ýki gün sonra, atý Ýyi Koþucu' yu Nebraska Gordon þehrindeki demir yola doðru binicilerin ve rabalarýn arasýnda sürüyordu. Ailesi bir arabanýn içinde ona eþlik etmiþti. Genç erkekler ken ysi ve eþya yýðýnlarýný arabalardan boþaltýrken, Atýlgan Geyik atýnýn dizginlerini babasýna u ndir." Bodur, buna karþýlýk arabadan bir bohça aldý. Örtüyü açýp uzun boncuklardan yapýlmýþ göðüslüð * Kadýn, (y.h.n.) ** Büyükbaba, (y.h.n.) 39 ^1 ðü tanýmýþtý. Oglalalar düzlüklerde özgür yaþarken, babasý bunu giyer- j di. Yýlanlann ve Kar dýðýnda bunu giyiyordu. Tören- i lerde bunu giyerdi. Kaygan Çayrruk'ta askerlerle savaþýrken unu gi- I yiyordu. Oglalalar Robinson Kalesi'ne teslim olduðunda da üstünde j bu vardý.

\ Amerika'daki ilk tren yolculuðunda bohçayý kucaðýnda tuttuðunu \ hatýrlarken ekmeðinden kalan n lokmayý da aðzýna attý. Porsuk büyüsü ve babasýnýn ona verdiði koruyucu yanýndaydý ve kendi te onu bekleyen þeylere hazýr hissetmiþti. Ama demir atýn ve tahta arabalann istasyondan uzaklaþmasýný seyreden annesinin gözlerindeki bakýþ az da olsa cesaretini kýrmýþtý. Bu bakýþ aha henüz bir çocukken Oglalalar Robinson Kalesi'ne geldiðinde görmüþtü. Ama sonra o barýþ þa Giden Kadýn'a güç vermiþti ve tren insana yalnýzlýk duygusu veren sesini çýkarýp hýzlanýrken esi perondaki diðer anne, baba, kardeþ ve yaþlýlarla beraber kalbe cesaret veren o þarkýyý sö rdu. Yine de Atýlgan Geyik annesinin korku dolu gözlerini aklýndan çýkaramýyordu. Onun, yaþay n tek çocuðuydu. Geri kalan hayaü boyunca annesine saygýsýný gösterebüsin diye kendisini eve alim getirmesi için Wakan Tanka'ya dua etti. Daha sonra, Omaha'dan büyük New York'a gidiþteki tren yolculuðunda, büyük suyu daha önce bir ere geçmiþ olan Kýzýlderili lider Sert Ayý, oturup dýþarýda akýp giden yeni topraklan seyrede an Geyik'in yanýna geldi. Atýlgan Geyik babasýnýn göðüslüðünü hâlâ kucaðýnda taþýyordu. "Kola'n Attan Düþüren," dedi Sert Ayý. "O bizimle beraber olmalýydý Atýlgan Geyik. Sertti, at çok iyi biniyordu. Senin ve arkadaþýnýn yanýnda kamptaki diðer çocuklar muhallebi çocuðu gib ordu. Stronghold'daki eski günlerdeki gibi yetiþtirmiþsiniz kendinizi." Lider vagon bo yunca tahta sýralann üzerinde oturan Oglalalara bakü. "Bu çocuklar iþe yarayacak ama en iy ilerini yanýmýzda götürmüyoruz." "Beyaz patronlar niye Attan Düþüren'i almadýlar?" Atýlgan Geyik oturduðu yerde öne eðildi. "S n öte tarafýný gidip görmek isteyen oydu." Sert Ayý eðildi. "Bu patronlar için yeterince Kýzýlderili deðildi." Atügan Geyik gözleri faltaþý gibi açýlmýþ halde yukarýya baktý. "Bu patronlar bir Kýzýlderilinin nasýl görünmesi gerektiðini büdik-lerini düþünüyorlar. Kýzýl e ince olmalý. Güzel giysileri olmalý. Sadece uzaklara bakmalý ve kafasý bulutlardaymýþ gibi areket 40 etmeli- Arkadaþýn bu beyaz adamlarýn görüþüne uymuyordu." Atýlgan Geyik pencereden dýþarýya baktý ve aðaçlarla çevrili büyük beyaz bir ev gördü. Siyah erden oluþan bir sürü, yandaki alanda otluyordu. Bu inek türünü daha önce hayatýnda hiç görme Attan Düþüren ne uzun ne de inceydi; kýsa ve geniþti ve yüzü gece gökyüzündeki tam bir hanhep

dar yuvarlaktý. Atýlgan Geyik bu kardeþ-arkadaþýný sevmiþti, çünkü o aklý bir karýþ havadaymý miyordu. Bir kar fýrtýnasýna yakalansalar ya da hiçbir þey yemeden iki uyku boyunca at sürme k zorunda kalsalar da yüzünde her zaman bir gülümseme bulunurdu. Sert Ayý'ya, beyaz patron larýna gidip Attan Düþüren'in bu demir yoldaki herkesten daha fazla Kýzýlderili olduðunu, Whi lwind Kampý'na gitmeden önceki iki uyku öncesine kadar eski Lakota geleneklerine göre yaþa dýðýný anlatmasýný söylemek istedi. Ama yapmadý. O anda, neredeyse Attan Düþüren'i ve hayal e yaþamý kýskanýyordu. Stronghold'da, bir eþ, huzurlu ve rahat bir hayata sahip olma düþüncesi lmez gibi gelmiþti. Atýlgan Geyik kucaðýndaki bohçanýn varlýðýný hissetti, dýþarýdaki siyah b baktý. Her ikisinin de süt dolu memeleri olmasýna raðmen içlerinden biri diðerinin üzerine ç a çalýþýyordu. Artýk gün tamamen aydýnlanmýþtý, Atýlgan Geyik kendini güçsüz hissediyordu. Ekmekle karnýný d düþünmek onu bir dereceye kadar rahatlatmýþtý. Hasta evinden olabileceðince uzaklaþmak dýþýnd kýnda fazla düþünmemiþti. Yine de bulduðu bu aralýðý ter-k etmekte tereddüt ediyordu. Bu þehr i bilmiyordu. Artýk burada Lakota dilini bilen kimsenin olmadýðýný biliyordu. Ama doðru insa nlarý, kahverengi elbise ve siyah elbiseyi bulabilirse, onlar onu Buf-falo Bill'e gönderirlerdi. Acýyan kaburgalarý dýþýnda iyiydi. Bunu göreceklerdi. Atýlgan Geyik kalan uzun ekmeði dört parçaya bölüp paltosunun ceplerine týkýþtýrdýktan sonra ttý. Marsilya büyük bir þehirdi; deniz, tuz ve kýþ, duman ve sokak köþelerinde kýzartýlan kestanel , lokantalardaki altýnpommes frites'leýe, çayhanelerdeki bol ballý tatlýlara kadar yemek k okuyordu. Atýlgan Ge' 41 yik'in boydan boya yürüdüðü büyük cadde, hepsi de at veya öküzlerle çekilen omnibüslerin, ara yük arabalarýnýn veya mavi gömlek, pantolon giymiþ adamlar tarafýndan itilen, çekilen el arab larýnýn gürültüsü ile doluydu. Erkekler ve kadýnlar cadde kenarlarýndan yürüyorlardý; erkekle da büyük sepetler, kadýnlar ise kafalarýnýn üzerinde daha küçük sepetler taþýyorlardý. Cadden kenarýndaki geniþ yürüme yollan, bulduklarý her bir açýklýktan çýkýp gelmiþ gibi gözüken insa Ortaya çýkýyorlar, yürüyorlar, sonra da gözden kayboluyorlardý. Baþkalarý ortaya çýkýyordu. açlan varmýþ gibi yürürken, diðerleri öylesine geziniyor, baþkalan ise dükkânlann vitrinlerin k için duruyordu. Bazýlan zengindi; erkekler koyu renkli takým elbiseler, paltolar ve þa pkalar, kadýnlar ise popo kýsmý büyük, siyah elbiseler, mantolar ve tüylü ve yüzlerini kýsmen tan siyah örümcek aðlý þapkalar giyiyorlardý. Yaðmurdan ve güneþten korunmak için þemsiye taþ yayalar ise fakirdi; yýpranmýþ paltolar ve düzleþmiþ þapkalar, üzerlerine þal attýklarý uzun seler giyiyor, sade bereler takýyorlardý. Anneleri, çocuklanný ya çekiþtirerek sürüklüyor ya balar çocuklan kucaklarýnda taþýyordu. Atýlgan Geyik büyük bir pencerenin önünde duran bir grup insan gördü. Konuþuyor, el kol harek yapýyor ve çeþitli küçük figürlerden oluþan gruplara iþaret ediyorlardý. Bunlardan bazýlan h leriydi: inekler, koyunlar ve domuzlar. Aülgan Geyik, Yaralý Diz'e giden yolda domuz yetiþtiren aileyi hatýrladý. Bu aklýna gelmiþti, çünkü daha önce hiç bu kadar keskin, ekþi b uyduðunu hatýrlamýyordu. Sanki koku arkasýndan kilometreler boyunca onu takip etmiþti. Penceredeki diðer figürler Atýlgan Geyik'in daha önce hiç görmediði giysiler içinde erkek, ka e çocuk figürleriydi. Bunlardan bazýlarý açýk, bazýlan koyu deriliydi. Koyu derililerden biri in baþýnýn çevresine bir örtü sanlmýþn, gözlerinden birinin üzerinde bir siyahlýk vardý ve di da bir býçak tutuyordu. Bakýþý sert ve tehditkârdý. Diðerleri ya üzgün, ya mutlu ya da tutkus Pencerenin ortasýnda, diðerlerinden farklý gibi duran ve onlardan biraz daha büyükçe bir gru p gördü. Üç adam deðiþik giysilerle ayakta veya dizlerinin üstünde çömelmiþ duruyorlardý. Bir ine uzun bir kumaþ sarýlmýþtý. Atýlgan Geyik bu figürü tanýdý. Paris'teki gösteride, Eyfel Ku rdikleri demir aðacýn ayaðýnda, bu büyük þapkalardan takan gerçek adamlar görmüþtü. Atýlgan G 42 bir sergideki aðýlda gördüðü uzun boyunlu, büyük kamburlarý olan canavarlara bindikleri daha i topraklardan geliyorlardý. Bu canavarlar sinirli ve çirkin görünüyorlardý, ancak bir tanes inin sürekli geviþ getiren aðzýna dokunduðunda nasýl yumuþak ve hoþ olduðunu görüp þaþýrmýþtý. Çift Gören, Fransýzlarýn, Eyfel Kulesi'ni zalim krallardan kurtulduktan sonra beþ nesildir devam eden özgürlükleri þerefine inþa ettiklerini söylemiþti. Civardaki tüm binalar, çeþmele hçeler bu onurlandýrma töreninin bir parçasýydý. Amerika'nýn beyaz insanlarýnýn da benzer bir landýrmasý olduðunu söylemiþti. Yýllar önce zalim bir kralý yenmiþlerdi. Tüy Adam, tüm kralla lup olmadýðýný merak ettiðini yüksek sesle dile getirmiþti ama Çift Gören buna cevap verememi nne Ýngiltere'nin nazik olduðunu biliyordu yalnýzca. Belki sadece kadýn krallar kendi in sanlarýna karþý iyi oluyorlardý.

Bunlarý hatýrlarken neredeyse gülümsedi Atýlgan Geyik; yaþadýðý hayattan çok, anýlarýndan key aþlamýþtý. Tekrar vitrine baktý ve belden yukarýlarý çýplak, büyük kýrmýzý dudaklý siyah adam ew York'ta siyah adam görmüþtü, ama onlann kýrmýzý dudaklan olduðunu sanmýyordu. Ve koyun. Ve laklan olan küçük at. Bu büyük kulaklýlan ilk önce Paha Sapa'nýn altýn kamplarýnda görmüþtü, Vahþi Batý gösterisinde. Bu hayvanlar gösterinin insanlan güldüren bölümünde yer alýyorlardý. Ama gözleri tekrar vitrinin ortasýndaki büyük figürlere döndü. Tüm hayvanlar ve adamlar, bir m, bir kadýn ve bir çocuða bakýyorlardý. Adamýn üzerinde kahverengi bir pelerin vardý ve bir rinde oturuyordu. Kadýn ise uzun mavi bir elbise giymiþti, baþýný ise beyaz bir örtü kapatýyo . Bebeðe doðru gizli bir gülümseyiþ ile bakýyordu. Bebek, tahta bir kutuyu dolduran samanlan n üzerine yatýnlmýþtý. Saçlan üzerinde yattýðý samanlar gibi sarý, çýplak bedeni ise parlak p anný ve bacaklanný havaya kaldýrmýþtý, yüzü ifadesizdi. Atýlgan Geyik, cadde boyunca yürürken cebindeki dört ekmek parçasýndan birini daha yedi. Git tiði her yerden yemek kokulan duydukça karný mütemadiyen guruldamaya baþlamýþtý. Uzun ekmek m sini doldurmuþtu, ama ekmekten fazlasýný istiyordu. Charcuîerie'deki et parçalanndan birin i. Pejuta sapa ve kat kat çikolatalý ekmeklerden istiyordu. Dýþanya sýralanmýþ masalarla dolu, dar bir sokaktan geçti. Büyük bir kalabalýk caddeyi doldur sadece dar bir geçitten geçerek *¦ .-43 merkeze ulaþabileceðini fark etti. Hasta evinde geçirdiði onca günden sonra saðlýklý insanlar uþturduðu bu izdihama neredeyse þükrediyordu. Bütün masalarýn küçük hayvan ve çeþitli insan f kaplý olduðunu fark etti. Bunlardan bazýlarýnýn canlý gibi görünmeleri onu þaþýrtmýþtý. Mavi eket ve yuvarlak basýk bir þapka giymiþ bir polis figürü onu özellikle etkilemiþti. Her ne ka ar bütün gün gerçeklerinden kaçmýþsa da iyice bakmak için durdu. Yanýnda duran bir çocuk o sa be bebeklerden birini elinde tutuyordu. Bu bebeðin de ayaklan, sanki tekme atýyormuþçasm a havaya dikilmiþti. Dört kýþ yaþýndaymýþ gibi duran küçük kýz umut dolu bir gülümsemeyle ann ama anne parmaðýný sallayarak birkaç kelime söyledi, kýz elindeki figürü masanýn üzerine geri Sonra Atýlgan Geyik'e baktý, Atýlgan Geyik küçük kýzýn aðzýnýn þaþkýnlýkla açýlýþýný izledi. inin paltosunun kývnmlan arasýna gizledi. Atýlgan Geyik birden tüm bu insanlardan ne kadar farklý göründüðünü hatýrlayýp gerildi. Her n kasket takýyor olsa da saçla-nný kasketin altýndan görünecek þekilde serbest býrakmýþtý. En u an en az dört el kadar daha uzundu ve paltosunun kýsa gelen kolla-n yüzünden bilekleri o rtaya çýkmýþtý. Aþaðýya doðru bakü ve pantolonun da ayak bileklerini saklayamadýðmý, ayaklann tüylü terlikler olduðunu gördü. Derisinin, küçük kýza göre ne kadar koyu olduðunu fark etti. saçlan ve koyu renk gözleri vardý, ama yüzü inci çiçeði rengindeydi. Ama Atýlgan Geyik'in ren r Og-lala için bile koyuydu. Çocukken arkadaþlannýn çoðu derisinin rengiyle dalga geçerdi. O amanlar bundan rahatsýz olmuþ, hatta annesi Geri Giden Kadýn bunun onun tam ve gerçek bi r ikce wicasa olduðu anlamýna geldiðini ve onu böyle koyu renkli yaratarak Wakan Tanka'n m onu kayýrdýðýný söyleyene kadar, derisinin koyuluðundan utanmýþtý. Kalabalýðýn arasýnda gittikçe sýkýþýrken insanlann kendisine bak-týklanný fark etti. Onu saçl rak ayaklanna dek yukan-dan aþaðýya süzüyorlardý. Ýki büklüm vücuduyla bastona dayanan yaþlý yan gözle þöyle bir bakýp masalarda oturanlann, Atýlgan Geyik'e dönüp bakmasýna neden olan b yler söyledi. Bunun, o ve arkadaþlarýnýn Paris'te süslü giysileriyle dolaþtýklannda, onlara h anlýk dolu þaþkýnlýkla baktýklarý zamandan nasýl farklý olduðunu düþündü. Bu þüpheli, düþmanc çabuk uzaklaþmak istemesine raðmen, baþý yukanda, bakýþlarý bütün bu 44 küçük insanlarýn baþlarýnýn üzerine sabitlenmiþ halde, dikkatle yürüdü. Atýlgan Geyik en sonunda dar sokaðýn sonundaki caddeye ulaþtý. Küçük bir cadde olmasma raðmen kadar da dar deðildi, gir binaya dayamp derin derin nefes aldý. O sýkýþýklýkta kaburgalarýna rbe almýþtý ve þu anda caný yanýyordu. Gerçek et yemediðinden midesi düðümlenmiþti. Kendini h avallý hissediyordu ve bu durumdan bir kurtuluþ yolu da göremiyordu. Tüm benliðiyle, beden inden çýkabilmeyi, bu iþe yaramayan kabuðu orada býrakmayý ve kendi insanlarýnýn ülkesine uça istedi. Kendi nagi'si olacak ve bunun ötesindeki gerçek dünyada diðer Oglalalarla buluþac aktý. Binaya yaslanýp dýþ dünyadan uzaklaþmak için gözlerini kapadýðý o anda, ruhuna ne olaca ölmekten büyük mutluluk duyacaktý. Oysa gözlerini açtýðýnda hâlâ oradaydý. Caddenin karþýsýndaki vitrindeki büyük çam aðacýna ba llan saran kýrmýzý kurdeleler, iðnelerinde dimdik duran beyaz çubuklar ve dikenli dallannd an sarkan küçük figürler ve parlak yuvarlak küreler vardý. Atýlgan Geyik, hâlâ ayný Patlayan Aðaçlar Ayý'nda olduðunu aniden fark ederek neredeyse homur dý; Buffalo Bili gösterisinin Paris'ten demir yol üstünde bu þehre geldiði gece, gökyüzünde g i wi, gece güneþi hâlâ gökyüzündeydi. Bu þehre Marsilya dendiðini ve Amerika'dan gelirken geç

suyun yanýnda olduðunu hatýrladý. Ateþli gemi Paris'in kuzeyindeki bir þehre yanaþmýþtý. Mar Paris'in güneyindeydi, burasý ülkenin bir baþka bölgesi olmasma raðmen ayný sulardaydý. Sert nlara böyle söylemiþti. Ýsteseler Amerika'ya gitmek üzere buradan ateþli bir gemiye binebili rlerdi. Bunlarý düþünmek, Atýlgan Geyik'in keyfini biraz olsun yerine getirdi, Wakan Tanka 'nýn böyle aksilikler çýkartarak onu deneyip denemediðini merak etti. Büyük Sýr bazen bu þeki erdi. Stronghold'daki büyücü insanlar onu dört günlük orucuna hazýrlarken böyle söylemiþlerdi n en güçlü ve yaþlýsý Kuþ Kanadý kendilerini buharlý ini-pi'de temizlerlerken, bu dört günlük nca birçok þey, birçok korkutucu þey göreceðini, ama gerçek imge için gözlerini açýk tutmasý lemiþti. Onu gördüðünde anlayacaktý. Ve Atýlgan Geyik anladý. Porsuk bir gece kendisine geldi , elini uzattý ve porsuk gücünü oraya yerleþtirdi. Bütün gece konuþtular, porsuk ona þarký sö unla beraber tütün içmiþti, uyandýðmdaysa gitmiþti. Ama porsuðun gücü elindeydi. Atýlgan Geyik aniden kendisini hem kuruntulu hem de umutlu his45 setti. Eðer bunlarýn hepsi Wakan Tanka'nýn planýnýn bir parçasý ise, bunlarý yaþamak zorunday katli dinlemek ve iyi karar vermek zorundaydý. Hepsinin ötesinde, kendisine yön gösterme si için dua etmeliydi. Porsuk pençesi kolyesi artýk yanýnda deðildi, ama hâlâ ölüm þarkýsýný Þarkýyý doðru zamanda iyi bir þekilde söyleye-bilirse, nagfsi eve giden yolu bulabilirdi. A ma suyun bu tarafýnda da gücü olacak mýydý? Öyle veya böyle bunu zaman gösterecekti. Dayandýðý binadan uzaklaþýp caddenin öbür tarafýna geçti. Omuzlarýnda ve baþýnda bir sýcaklýk kaldýrdý ve caddeye düþen güneþ ýþýnlarýný gördü. Bunu Büyük Sýr'rn kendisini koruduðunun bir bir an gözlerini vvi'ye çevirdi. Onun sýcaklýðý yüzünü ýsýttýðýnda kendisini ayný anda hem g e günlerdir ilk defa gerçekten yaþadýðmý hissetti. Wakan Tanka isteðini ciddiye almasýn diye daha ölmeyi istemeyecekti. Caddenin öbür tarafýnda, tekrar gölgede, süslü aðacý inceledi. Bu aðacý biliyordu. Anne babas tlerinden birinde Pine Ridge'de-ki toplantý evinde ve bir keresinde de Paha Sapa'd aki madenci kasabasýnda görmüþtü. O ve Attan Düþüren, orada büyük bir yemek evine gizlice sýz pencereden görmüþlerdi. Pine Ridge'de aðaç, toplantý evinin bir köþesine yerleþtirilmiþti ve çocuklarý ona kulaða hoþ gelen yumuþak þarkýlar söylüyorlardý. Bu, beyaz adamlarýn en kutsal zamanýna ait günlerin mevsimiydi ve bu aðaca sanki güneþmiþ gib tapýyorlardý. Beyaz çubuklar akþam yakýlýyor ve böylece aðaç canlanýyor ve ýþýk veriyordu. A a sokakta gördüðü küçük figürlerin bu kutsal günlerle bir ilgisi olduðuna kanaat getirdi. Mav li kadýný ve tekme atan san saçlý bebeði, büyük þapkalý erkekleri daha önce gördüðünü hayal m güçleri olduðunu biliyordu, ama bu kutsal çam aðaçlan mevsimiyle nasýl bir ilgileri olduðunu bilemiyordu. Polisin ve gözlerinde siyah bir bant olan adamýn bununla ne gibi bir i lgisi olduðunu bilmiyordu. Atýlgan Geyik beþ uyku boyunca özgür dolaþtý. Santimi olmamasýna raðmen, çaldýðý veya restora aki çöplerden bulduklany-la karným doyurmayý becermiþti. Birkaç kere, civarda açýk hava pazar astlamýþtý ve iyi yiyeceklerin -sert kara ekmek, kýrmýzý parlak et, portakal ve yemiþ yýðýnla n tepsileri ve her renkte, büyüklükte 46 ve þekilde peynir- kokusunu alarak tezgâhlarýn arasýndan yürümüþtü. Paris'te buna benzer paza görmüþtü, o ve diðerleri yeþil etli beyaz fýstýklardan külahlarca almýþlardý. Atýlgan Geyik p memiþ-ti; bazýlarý kuruydu, diðerleri kokuyordu ve diþlerine yapýþýyordu ve hepsi de ishal ol a neden olmuþtu. Ama kamplarda yaþayan ve beyaz adamýn yediklerine alýþýk Kýzýlderililer peyn eri bütün bütün yutuyor ve tüm gece boyunca, daha çok sadece kendileri eðlenerek osu-myorlard Ýlk gün, fazla dikkat çekmiþ olmasýna raðmen, bir tezgâhýn yanýndan içinde dört elma bulunan aþýrdý. Ve gece bir yemek evinin arkasýnda üstlerinde hâlâ biraz et kalmýþ birkaç parça kuþ Ama bundan sonra genelde bulabildikleri çok azdý; portakal kabuklan, lahana yaprakl an, bayat ekmek parçalan, üzerinde beyaz adamýn sözcüklerinin küçücük yazüdýðý bir kâðýt pake sünmüþ pommesfrites. Ýnsanlann bakýþlanndan korktuðu için artýk açýk hava pazarlarýndan çalm erdi. Geniþ bulvarlardan da ayný nedenle uzak durdu. Yeniden zayýf düþmeye baþlamýþtý, dinlenmek için daha sýk durmak zorunda kalýyordu. Günler gü ordu, ama geceler soðuktu. Giydiði kalýn palto bile, durup uyumaya çalýþtýðýnda soðuktan titr engellemeye yetmiyordu. Bu nedenle çok az uyuyordu, ama uyuduðunda da rüyasýnda düzlüklerde henüz bir çocukken yapýlan þölenleri görüyordu. Oglalalar o zamanlar gerçek et yerlerdi. Ton ve Powder nehirleri kenannda, Missouri ve Milk nehirleri boyunca hâlâ bizonlar vardý ve erkekler avdan, yük taþýyan atlarým et ve hayvan post-lanyla doldurarak dönerlerdi. Biz on sýrtý, domuz pastýrmasý ve dana pir-zolalan, beyin ve ilikler rüyasýna giriyordu. Ama ne zaman yemeðe baþlayacak olsa, tam annesi ona böðürtlen çorbasýný uzatýrken uyanýp kendisini b ktaki bir sundurma altýnda ya da çýplak aðaçlarla dolu bir parkta, çalýlýklann altoda buluyor

Sonra kalkýp yürümeye baþlýyor, karanlýða doðru bakýp yýldýz topluluklanmn birçoðunu tanýyor gökyüzünde yanlýþ yerlerde olurlardý. Dördüncü günde, tamdýk bir bulvara yolu düþtü ve birden kalbi hýzla atmaya baþladý. Þansýna i lduðunu ve ev özlemini bir an için unuttu. O ve birkaç arkadaþý, çevreyi görmeye çýk-hklan te bir omnibüs içinde bu caddeyi geçmiþlerdi. Gösteri alanýnýn bu caddeden birkaç kilometre öted uðunu biliyordu. Diðer yöne baktý. Omnibüsün, þimdi uzaktan bile görebildiði baþ/' 47 ka bir bulvara döndüðünü biliyordu. Köþedeki kutsal binanýn kulelerini tanýmýþtý. O bulvar on lerin beklediði büyük suya götürecekti. Ama arenaya doðru yürümeye baþladý. Kaburgalarý þu anda iyiydi ve her ne kadar midesindeki yu runun farkýnda olsa da, gücü epey yerinde gibiydi. Ve aptalca olduðunu bile bile, arenanýn olduðu yerde birinin kaldýðýný bile umut etti. Belki orasý kahverengi giysili Amerika-lý'nýn dýðý yerdi. Belki bazý iþçiler hâlâ oradaydý, çadýrlarý ve direkleri söküyorlardý. Atýlgan Ge ama açlýktan ve güçsüzlükten baþý dönüyordu. Gösterinin orada olacaðýný, yakýnda seyircilerin e çýðlýklarýný duyacaðýný hayal etmeye baþladý. Kendini engelleri aþarak bizonlarý kovalarken ler olayýn heyecaný ve tehlikesi karþýsýnda her zaman heyecanlanýrlardý. Ama aslýnda o kadar tehlikeli deðildi, sonuçta bizon sürüsü küçük ve gençti; çoðu sadece bir veya iki yaþýndaydý. i gerçek büyüklüklerine ulaþmýþ olsalar tehlikeli olabilirdi, o irilik ve hýzlarýyla, böylesi bir alanda silahsýz bir binicinin ve atýnýn iþini çabucak bitirirlerdi. Seyirciler arasýnda olmak bile ayný derecede tehlikeli olabilirdi. Paris'te genç boðalardan biri seyircile ri arenadan ayýran engellerin üzerinden týrmanmýþ ve yardýmcýlardan biri onu vurmadan önce ik eyirciyi boynuzlamayý baþarmýþtý. Þimdiden ikindi olmuþtu ve Atýlgan Geyik o geceki þanssýzlýðým hatýrlarken merakmý çeken bir varýyordu: Caddede ve maðazalarda tek tuk insan vardý, hatta kafeler, lokantalar ve s igara dükkânlarý bile kapalýydý. Yoldan da çok az araba geçiyordu. Daha bir gün önce, Atýlgan insanlarýn kalabalýðýndan kaçmak için hep ara yollarda dolaþmýþtý. Hatta o sabah bile, dükkân anlar güneþin keyfini çýkartarak kafelerden dýþarý taþýyorlardý. Issýz bir caddede olduðunu, r nedenden ötürü bu caddenin lanetli olduðuna karar verdiklerini düþündü, ama burayý kesen bü ye geldiðinde, orasý da bomboþtu. Atýlgan Geyik yoluna devam etti; bir yansý ona gözlerini dikecek kimse olmadýðý için mutluyke , diðer yansý yalnýz olmamn getirdiði korkuyu yaþýyordu. Belki þu anda insanlann dýþanda olma na ay-kýnydý. Belki büyük þehre bir þeyler olmuþtu. Ama arada birkaç kiþi de görünmüyor deðil bir dükkân sahibi, bebek arabasýný iten bir kadýn, köþeyi dönerek kaybolan birkaç genç adam. Bir iki defa dinlenmek için durduktan sonra, Atýlgan Geyik kendisi48 I yük arabalarýnýn ve atlý arabalarýn etrafýnda dönerek bir sürü caddeye daðýlddd311 büyük yu ydanda buldu. Rond Point du Pra-jo. Bu ismi biliyordu, çünkü tercüman ona ve diðerlerine, þe hir turunda birbirlerinden ayrýlmadan önce bu ismi söyletmiþti. Kaybolurlarsa, bu ismi b ir jandarmaya veya bir þoföre söyleyeceklerdi. Þimdi ise Rond Point Du Prado sakindi, görünürde saðdaki sokaða giren taksi vardý sadece. Atý n Geyik yüksek bir ses, baðýran bir kalabalýk duymak için dikkatlice dinledi, ama tek duyd uðu taksiyi çeken atýn dar caddede yankýlanan nal sesleri oldu. Atýlgan Geyik, su fýþkýrtan büyük taþ heykelin etrafýndan dolanarak meydanýn karþý tarafýna g afta, büyük bir parkýn köþesindeki geniþ bir cadde boyunca gösterinin kurulduðu yeþilliðin ka ana ulaþana kadar hýzlý hýzlý yürüdü. Orada hiçbir þey bulamadý. Ne bir çadýr, ne bir tezgâh, hatta ne de Kýzýlderililerin köyünün e bir ateþ çukuru. Taþýnabilir arenanýn kurulduðu büyük, binlerce ayakla çiðnenmiþ topraðm üz ak düzeltilmiþti. Üzerinde hiçbir ayak izi yoktu; Kýzýlderililerin, kovboylarýn, askerlerin, anlarýn, Deadwood sahnesinin, bizonlarýn ve atlarýn bu alanda bir sürü gösteri yapaklarýný an an hiçbir iz. Atýlgan Geyik düzeltilmiþ topraðýn mükemmelliðini bozmak istemediðinden çemberin kenarýnda du geniþ caddenin ötesindeki büyük parka baktý. Aðaçlarýn arasýnda, çimen tepeciklerinde in cin uyordu. Kaldýrýmlar ve yeþillikler hep boþtu. Geriye, Rond Point du Prado'ya baktý ve bazý binalarda, dükkânlarýn üst katlarýndaki pencerel rden san ýþýklann sýzdýðýný gördü. Hava kararýyordu ve bu büyük þehirde bir baþka gece daha g rtti; özellikle herkesin ortalýktan çekildiði bu geceyi. Daha önceki birçok uykuda olduðu gib tam bir umutsuzluk rüzgârýnýn kalbini sýkýþtýrdýðýný hissettiði anda, aklýna tren istasyonu bir umuttu, ama sanki aptalca umutlar, ümitsizlik kadar sýk geliyordu. Her iki duygu nun da ansýzýn ve sýk sýk ortaya çýkmasýndan bitkin düþtüðünü fark etti. Herhangi bir düþünce

, uyuþmuþ olarak caddelerde yürüyene dek umutla umutsuzluk arasýnda gidip gelmiþti. Ama kendini az da olsa bu olasýlýðý kovalamak zorunda hissetti. Alaný geçip istasyona giden caddeye doðru ilerlerken tüylü terliklerinin çiyden ýslandýðýný fark etti. Bu sonuncu duruma eyse kendi kendine güldü. Wakan Tanka zavallý çocuðunun sadece aç ve güçsüz Þarkýsý AQ

durumundan tatmin olmamýþa benziyordu; þimdi de ayaklarýný üþütüyordu iþte. Büyük Srr'a yalva karý, gökyüzüne doðru baktýðýnda bir zamanlar güneþin olduðu yeri, þimdi yaðmur bulutlan-nm k alanýn kenarýnda durup bir merhamet þarkýsý söyledi ve tüm kalbiyle Wakan Tanka'ya ona evine kendi insanlarýna giden yolu göstermesi için dua etti. Biraz da yiyecek diledi. Sonra yürümeye devam etti. Sadece birkaç uyku içinde düþtüðü hale inanamýyordu. Çok kýsa bir süre önce yine bu caddedeyd ili siyah yün pantolon, siyah saten gömleðinin üzerinde babasýnýn boncuktan yapýlmýþ göðüslüð ve kol bantlarý ve saçýndaki boncuklarla süslenmiþ madalyondan sarkan iki kartal tüyü ile be aber en iyi giysilerini giymiþti. Porsuk pençesi kolyesi boynunda, Fransýz kadýnýn verdiði k utsal kart göðüs cebindeydi ve yüzünü kendi özel büyü iþaretleri ile boyamýþ ve atýnýn yelesi rýnýn arkasýna üç tüy baðlamýþtý. Çok etkileyici göründüðünü biliyordu. Demir yoldan Rond Point'daki alana yapýlan yürüyüþe katýlan çoðu Lakota ve genelde Oglala yet deriliden biriydi. Ve onlar da kovboylar, askerler, sýðýrtmaçlar, arabalar dolusu geyik ve bizondan oluþan daha büyük bir grubun parçasýydý. Atlarýn üzerinde ilerleyen bir nefesli ç orkestrasý bile vardý. Kovboy Orkestrasý caddeleri öylesine bir gürültüyle dolduruyordu ki A gan Geyik atýnýn baþýný yukarda ve arkada tutarak onun parke taþlý yolda kaymasýna engel olma orunda kalmýþtý. Yine de, bu kadar büyük bir gösterinin bir parçasý olmaktan duyduðu gurura e olamýyordu. Ýnsanlar caddenin iki tarafýndaki geniþ kaldýrýmlarda omuz omuza bekliyorlardý. Buffalo Bili, tabii ki grubun en baþýndaydý. Büyük beyaz atýnýn üzerinde þapkasýný sallayarak nin her iki tarafýna eðilip selam vererek ilerliyordu. Oturan Boða'nýn Küçük Keskin Niþan ola isimlendirdiði Annie Oakley ile kocasý ve büyük patronlar onun arkasýnda yer alýyorlardý. On ardan sonra da kimi yünlü pantolonlar giymiþ kovboylar ve düzgün mavi üniformalarýný giymiþ a er ve yukan kývnlmýþ þapkalanyla çobanlar geliyordu. Son olarak da, patronlar tarafýndan ata nan þef Sert Ayý'nýn baþlanný çektiði Kýzýlderililer geliyordu. Paris'teki gösterilerden sonr Geyik, Buffalo Bili'den sonra insanlann en çok görmek istediklerinin Kýzýlderililer old uðunu anlamýþtý. Onlara kendi dillerinde Peau-Rouge diyorlardý. Kýzýlderüiler geçerken insanl ykýrarak onlann koyu, boyalý yüzlerini iþaret ediyordu. Bazý kadýnlar , F4ARKA/Km)ýfcýilnffli ÞmIö» onlara çiçek atýyor, Kýzýlderililer ise bu tür coþkunluk gösterilerini fark ettiklerini belli meden geçip gidiyorlardý. Atýlgan Geyik o günü hayatýnýn en uzun günlerinden biri olarak hatýrlýyordu. Paris'in güneyin büyük bir þehirde yaptýklarý gösteriden sonra bütün gece boyunca demir yolda ilerlemiþlerdi. larý, direkleri ve tenteleri indirip, büyük yiyecek çadýrýndaki tüm yiyecek ve eþyalarý paket , jenaratörleri kapatýp lambalarý ve dað, ova, nehir, köy ve kale resimleri çizilmiþ kocaman rka perde rulolarýný indirdiklerinde gece bir hayli ilerlemiþti. Kulübeleri ve yüzlerce ya pýyý söktüler ve arabalara yükleyip tren istasyonuna götürdüler. Orada gece boyunca sürecek t olculuðu için özel trenin otuz sekiz vagonunu aletler, insanlar ve hayvanlarla doldurd ular. Kýzýlderililerden bazýlarý bu durumdan þikâyet ediyordu, çünkü daha önce büyük suyun bu taraf rdý ve beyaz gösteri sanatçýlarý ve ekibinin aksine, kendilerinin sýralarýn daha sert, vagonl rýn daha gürültülü ve rahatsýz olduðu üçüncü sýnýfta yolculuk edeceklerini biliyorlardý. Atýl yý'nýn onlarýn arasýnda olmadýðýný fark etti. Suyun bu tarafýnda Fransýzlar, Amerikalýlarýn o daha fazla hoþlandýklarý ve onu soylu bir lider olarak kabul ettikleri için büyük patronlar þefe iyi davranýyorlardý. Ama patronlar, diðer Kýzýlderilileri hayvanlar ve aletlerden sonr a gelen son vagona koymak konusunda tereddüt etmiyorlardý. Tüy Adam, þakalar yapan iktom e bile bir sýranýn üzerine yatmaya çalýþýrken homurdamyordu. Gösteri ekibi Marsilya'ya gün ýþýmadan bir saat önce varmýþ ve tüm vagonlar boþaltümýþ ve eþy re alana götürülmüþtü. Günün o saatinde bunu seyretmek için gelen insan kalabalýðý Atýlgan Ge O sýralar Atýlgan Geyik tecrübeli bir gösteri sanatçýsý olmuþtu. Gösteri, sadece Amerika'nýn k þehrinde oynanmakla kalmamýþ, yedi aya yakýn da Paris'te sergilenmiþti. Büyük þehir insanla eraklý hallerine alýþmýþtý; hem New York hem de Paris'te, Kýzýlderililerin çadýrlarý arasýnda lann yemek piþirmesini veya dikiþ dikmesini veya boncuk iþlemesini seyretmiþlerdi. Baþlarýna

dikilip çömelmiþ göstericilerin domino veya kâðýt oynamalarýný izlemiþlerdi. Hatta bazýlarý, nin yemek piþirmesi veya beþiðinde uyuyan çocuk eðlencenin bir parçasýymýþ gibi aile çadýrlar irmiþlerdi. Sert Ayý, Buffalo Bili ve diðer patronlarýn bu kabalýðý onayladýklarýný, çünkü bu Kýzýlderilileri arenada görme ». .-51 isteðini artýrdýðýný söylemiþti. Öðle vakti, gösteride yer alanlar geçit törenine baþlamak üzere sýralanmýþlardý. Soðuk ve gri iðer Kýzýlderililer gibi Atýlgan Geyik de battaniyesini omzuna atmýþtý. Yorgun ve uykusuzdu v o gün sahneye çýkmayý dört gözle beklediði söylenemezdi. Ama beyaz atlarý üzerindeki Kovboy Orkestrasý daha önce yüzlerce kez duyduðu "Arkamda Býraktý adýný verdikleri þarkýya baþlayýp, tören alayý yavaþça ileriye doðru hareket etmeye baþladýðý battaniyesini katlayýp atmýn sýrtýna koymuþtu. Kýzýlderililer caddede göründüðünde, kalabalýk muþ ve alkýþlamýþtý. Atýlgan Geyik, atýnýn istediði kadar sakin durmasýný zorlaþtýran tanýdýk emiþti. Bununla beraber bunu baþarmýþtý, çünkü Fransýzlarýn Kýzýlderililerin vakur olmalarým biliyordu. Üstelik genç Kýzýlderililer de týpký eski zaman reisleri gibi, herkesin beðeniyle baktýðý, alçakgönüllü bir þekilde cesaret, olgunluk ve cömertlik gösteren erkekler olarak, \v yatapika olarak düþünülmek isterlerdi. Atýlgan Geyik boyalý atýný alayýn içinde sürerken, elinde olmadan ne kadar þanslý olduðunu dü d'da soðuk, yalnýz bir kýþ daha geçireceðine veya patates ekip devlet yardýmý için el açan za rezervasyon Kýzüderilisi olacaðýna, en iyi giysilerini giymiþ, güçlü bir atýn üzerinde, eski anlatan gösteri ile insanlarýn içine ürpertiler salmaya hazýrlanýyordu. Bunlarýn hepsinin sah e olduðunu ve ülkesindeki bazý yaþlýlarýn, genç erkeklerin beyaz adamýn yalandan gösterisine k üzere uzaða gitmelerini onaylamadýðýný elbette biliyordu. Ama kafa derisi yüzme sarkýlan sö ya da danslanna katýldýðý veya savaþ dansý yaptýðý için artýk kendini suçlu hissetmiyordu. B eski Kýzýlderili yaþam tarzlarýndan bazýlanm gösterebildiði için gurur duyuyordu, çünkü onla leri takdir ediyor ve oldukça cana yakýn gözüküyorlardý. Sert Ayý bir zamanlar bir akþam göst nden sonra ateþin etrafýnda otururken ona suyun bu tarafýndaki insanlann Kýzýlderililere " nesli tükenecek Amerikalýlar" dediðini, yenilen Kýzýlderililerin yakýnda ortadan kaybolacaðýn konuda çok üzgün olduklanný ve Kýzýlderililerin soyunun tükenmesine yardým etmekten aslýnda lu olacak gerçek Amerikalýlarýn tersine, Kýzýlderililer buharlaþýp uçmadan onlarý görmek iste ni söylemiþti. 52 {üsacasý Atýlgan Geyik þehre zaferle girmiþ ve insanlar ona kucak açmýþtý. Ama þimdi ona þüph neredeyse Amerikalýlar gibi düþmanlýkla bakýyorlardý. Ama Atýlgan Geyik bu düþünceleri kafasýndan kovaladý, þu anda Gare du Prado'ya doðru aceleyle en baþka hiçbir þey düþünmüyor, az da olsa yüreðinde bir umut taþýyordu. Daha önce gösteri alayýnýn yürüdüðü boþ gösteri alanýný geçerken, içindeki umut kýrýntýsýnýn yon, küçük bir penceredeki sarý ýþýk dýþýnda karanlýktý. Gare du Prado her birinin önünde geniþ bir yükleme peronu olan bir grup uzun tuðla binanýn b ulunduðu bir yük istasyonuydu. Birçok demiryolu makasý vardý ve þimdi bile yan yana bir sürü agonu karanlýkta kýpýrtýsýz duruyordu. Atýlgan Geyik bir yükleme peronunun üzerine atladý ve gürültü çýkarmadan ýþýklý pencereye doð oturan koyu renk üniformalý bir adam gördü. Oda küçüktü ve tavandan sarkan san bir tel ile a atýlýyordu. Adam uzun ekmekten bir parça kopanyordu. Sonra bir tahta üzerindeki peynirde n bir parça kesti. Masanýn bir köþesinde, küçük bir çam aðacýnýn yanýnda iki tane koyu kýrmýz Aðacýn üzerine bir çeþit parlak kýrmýzý ip sarýlmýþtý. Dallarýnýn ucu, sanki bu küçük odaya Atýlgan Geyik adamýn ekmek ve peyniri yiyiþini seyrederken cama týklatmayý düþündü. Ama ne sö lir, ne yapabilirdi? Ayrýca, üniformasýna bakýlýrsa, adam bir çeþit asker olmalýydý. Atýlgan n hýrsýz veya düþman olduðunu düþünüp onu öldürmeye çalýþabilirdi. Öte yandan, Buffalo Bili'i nu biliyor da olabilirdi. Atýlgan Geyik neredeyse cama vurmak üzere elini kaldýrýyordu ki hareketinin anlamsýzlýðý ve m emel tehlikesi onu durdurdu. Onun yerine, peronun sonuna doðru yürüdü ve demir yolun kar anlýkta kaybolduðu uzaktaki noktaya doðru baktý. Hayal kýrýklýðýndan çok içinde pes etmiþlik dý, çünkü Buffalo BüTin treninin orada olacaðýna gerçekten inanmýyordu. Buna inanmadýðý için daha iyi hissediyordu kendini. Tam perondan atlamak üzereydi ki arkasýnda bir gürültü duydu. Arkasýna baktýðýnda açýk bir ka sarý bir ýþýk gördü. Üniformalý adam kapýnýn tam dýþýnda duruyor, bir elinde fener, gökyüzün yik ellerinin ve dizlerinin üzerine çöküp perondan aþaðýya doðru kaydý. Atladýðý sert cürufla buçuk 53

metre kadar aþaðýdaydý. Çömeldikten birkaç saniye sonra kafasýný kal-dýnp san ýþýða baktý. Am dý, görebildiði tek þey küçük pencereydi. Sonra bir küçük ýþýk halesinin peronda, aþaðý yukan nden uzaklaþtýðýný gördü. Karanlýkta, sadece adamýn bacaklanný seçebiliyordu. Atýlgan Geyik, ýþýðýn peronun diðer ucunda kaybolmasýný bekledi, sonra hiç vakit kaybetmeden týrmanýp odaya doðru hýzla yürüdü. Kapý kolunu denediðinde kol dönerek açýldý. Arkasýndan kap içine süzüldü. Ýlk seçebildiði yiyeceklerdi: uzun ekmeðin yansý, kalýn bir kâðýda sanlý peyni biri. Bunlan paltosunun cebine týkýþtýrdýktan sonra masanýn altýndaki çekmeceyi açtý. Bir ya ile Vahþi Batý gösterisindeki biletçilerin kullandýðýnýn aynýsý olan bilet delgisi dýþýndaki elere baktý. Arka tarafa yakýn küçük metal kutuyu fark ettiðinde neredeyse çekmeceyi kapatýyo . Kapaðýný kaldýrdýðýnda kalbi hopladý. Üç gümüþ para ve bir avuç santim san ýþýkta parladý. ak cebine boþaltýp önce kutuyu sonra çekmeceyi kapattý. Dönüp gitmek üzereyken gözü bir þemsi an sarkan yün bir kaþkola iliþti. Kaþkolü boynuna sanp þemsiyeyi ise bir silahmýþçasýna kavra eronu yukan aþaðý gözleriyle taradýðýnda, bir aþaðý bir yukan sallanan fenerden tek bir iþare ktu. Atýlgan Geyik demir yolun bahçesinden uzaklaþýrken, gökyüzüne bakýp kendisini bu kadar güzel doðru götürdüðü için Wakan Tanka'ya teþekkür eden sessiz bir dua etti. Sonra elmasýný yedi v sabah alacaðý çikolatalý ekmeði ve tütünü düþündü. 54 III Atýlgan Geyik iki dükkân kapýþma açýlan huni þeklindeki kapalý bir geçitte bir meyve sepetini oturup ekmek ve peynirini yedi. Peyniri sevmediðini hatýrlayamayacak kadar açtý ama aslýn da kremsi peynirin keskin tadý midesinde oturan yumruyu gidermiþti. Her iki tarafýndak i pencereler sýkýca kapatýlmýþtý, ama pencerelerdeki demir ýzgaralardan içeriyi görebiliyordu de yalnýzca þapka varmýþ gibi görünen bir tanesinden içeri baktý. Zengin adamlarýn giydiði uz uvarlak þapkalar vardý, diðerleri sanki kenarlarý aþaðýya kývrýlmýþ veya yassý kovboy þapkala Pine Ridge Kampý'ndaki erkeklerin çoðu artýk böyle þapkalar takýyordu. Yaþlý adamlar boncukla e at kýlýndan yapýlmýþ þapka þeritleri ile süslenmiþ siyah þapkalar kullanýyorlardý. Beyaz ku rýn ve yardýmcýlarýnýn verdiði es. 55 ki wasichu giysilerini giyiyor, tüccarlardan aldýklarý siyah parlak eþarplarý takýyorlardý. A gan Geyik, Oglalalar Robinson Kalesi'ne gittiðinde, daha bir sene önce Little Bighor n'da savaþan adamlardan çoðunun bu þekilde giyindiklerini görmüþ ve þaþýrmýþtý. Bu tarzý, çoð býrakmýþ beyaz adamýn kamplarýnda yaþayan Kýzýlderililerden almýþ gibi görünüyorlardý. Kamptaki okula hemen hemen bir yýl boyunca gittiðini hatýrlamak Atýlgan Geyik'i neredeys e afallatmýþtý. Uzun sýralardan birine oturup yüzü çilli beyaz kadýnýn, beyaz tebeþirle siyah a kendi kelimelerini yazýþýný seyretmiþti: Çocuk, Kýz, Kedi, Köpek, Balýk. Bu yaratýklarýn re mlerini göstermiþti. Ýnsanlar pembe, kedi san, köpek siyah beyazdý. Balýklar ise daha önce hi mediði þekilde turuncu ve etliydi. Ama ilgisini en çok kedi çekmiþti. Uzun kedi ve kulakla rý tüylü kedi daha önce görmüþtü, ama bunlar vahþi kedilerdi ve çok nadiren görülebilirlerdi. kedi ise küçüktü ve mutlu bir görüntüsü vardý. Kediyi ilk defa tam da orada, kampta görmüþtü; donmuþ kulaklarýyla biraz çelimsizdi, insanlardan ve köpeklerden kaçýyordu. Buna raðmen insa larýn arasýnda yaþýyordu. "Kýzýlderili" kelimesini hatýrladý. Beyaz kadýn doðrudan onu ve sonra tahtavý göstermiþ ve "K i" demiþti. Tüm çocuklara bu kelimeyi tekrarlatmýþü: "Kýzýlderili". Sonra tanýmadýklarý bir a ni göstermiþti. Büyük ayak parmaklan, geniþ kalçalarý ve dar omuzlarý vardý; mavi, yeþil ve s den oluþan bir baþlýk takmýþ ve koyu renk, benekli hayvan derisinden bir giysi giymiþti. Gözl ri büyük ve yuvarlaktý; dudaklarý ise küçüktü ve büzülmüþtü. Beyaz kadýn "Kýzýlderili" dedi. Atýlgan Geyik ve Attan Düþüren diðer öðrencilerden üç yaþ büyüktü. Bu utandýklarý bir durumdu a öðrendiklerinin burada onlara hiçbir faydasý dokunmuyordu ve küçük sýnýf arkadaþlarý onlarý zmalarýna, kýrmýzý elmalarý toplayýp çýkarmalarýna yardým ediyorlardý. O zaman on üç yaþmda o yi olduklarý tek alan herhalde resimdi. Kadýn onlara renkli çubuklar vermiþti, onlar da geride býraktýklarý hayaü anlatan resimler çiziyorlardý: çadýrlardan oluþan köyler, at üzerin kler, bizonlar, daðlar ve aðaçlar. Atýlgan Geyik bir seferinde kendisinin, Attan Düþüren'in v Ciðer'in Little Bighorn'da akik yüzüðünü almak için ölü askerin parmaðýný kesme sahnesini çi u azarlamýþ ve resmini yýrtmýþ, sonra da Atýlgan Geyik'ten kâðýt parçalarýný topla56 sobaya atmasýný istemiþti. Kadýn, askerin parmak boðumunun yüiigü kaydýrarak çýkarmak için çok kalýn olduðunu anlayabilecek bile olsa, ona açýklamak için çabalamadý. Onun yerine sessiz kaldý ve Kýzýl Çimenlerin Belirme Ayý geldiðinde, o ve Attan Düþüren Stronghold'a

cjo^ru yola çýktýlar. Bu da beyaz adam eðitiminin sonu olmuþtu. Atýlgan Geyik dýþarý bakýp, yaðmur damlalarýnýn sýçrayýþýný, cadde üzerindeki bozuk taþlarda iþini seyretti. Geçit kuruydu ve gece daha önceki dört uykudan daha ýlýkü. Dükkânlarýn üzerin lardaki kepenkli pencerelere baktý. Çoðundan san ýþýk huzmelen süzülüyordu; tütsülenmiþ et yi arip dillerim konuþan, gülen, tütün içip domino oynayan insanlan düþledi. Domino oyununu sevi ordu. Taþlann dokusunu ve þeklini seviyordu ve onlan uygun þekilde bir araya getirmekt en hoþlanýyordu. Ama poker daha heyecanlýydý. Paris'te o ve gösteriden birkaç kiþi her gece, kþamki gösteriden sonra poker ve domino oynuyorlardý. Parasýna oynamamalan gerekiyordu, bu nedenle kibrit çöpüyle oynuyorlardý. On kibrit çöpü bir santime karþýlýk geliyordu. Gece g rde hesabý kapadýklarýnda, Kýzýlderililerden bazýlan ceplerindeki tüm santimleri kaybetmiþ ha yataða gidiyorlardý. Bu Atýlgan Geyik'in de baþýna geldiðinde, parasýnýn çoðunu anne ve baba dikleri için beyaz patronlara minnet duymuþtu. Bir gece, Paris'e geliþlerinden uzun bir süre sonra Atýlgan Geyik, Tüy Adam ve üç arkadaþý, a adan gelen geniþ yolun köye girdiði alanýn karþýsýndan yüksek sesli bir baðnþma duyduklannda ki fener ýþýðýnda poker oynuyorlardý. Bir sürü insan baðýnyor, yola doðru koþuyordu. Atýlgan yý ve kamýnýn çadýrlann-dan çýkýp gürültünün geldiði tarafa yöneldiklerini gördü. Sonra Sert O ve arkadaþlan kibrit çöplerini toplayarak ayaða kalkýp kendilerine doðru yaklaþan bir grup nsaný seyrettiler. Buffalo Bili kalabalýðýn ortasýndaydý. Paris'teki zengin erkeklerin gecel eri giydiði beyaz sert bir gömlek ve kanatlý küçük kravatý olan süslü siyah giysiden giymiþti kalý gömleðinin yanmda sanmtrak görünüyordu. Sert Ayý ve kansý yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle yanýnda duruyorlardý. Diðer yanýnda ise a giysiler içinde, safça gülümseyen bir Kýzýlderili vardý. "Kara Geyik" diye fýsýldadý Tüy Adam. "Bu Kara Geyik." Atýlgan Geyik buna inanamadý. Stronghold'da bile, Kara Geyik ve '* 57 üç Oglala'nýn, Ýngiltere Ana'nýn yurdunda birkaç sene önce kaybolduðuna dair bir söylenti dol Gösteri mevsimi sona erdiðinde, diðer göstericilerle beraber Pine Ridge'e geri dönmemiþlerd i. Çoðu insan onlarýn ölmüþ olduðunu, büyük suyun öte yanýnda tehlikeli sonla-nyla karþýlaþtý nlarýn ruhunu özgür býrakmak için törenler düzenlenmiþ, insanlar eski âdetlere göre yas tutmu i bir âdete göre beyaz adamýn kutsal evinde de... Pine Ridge'deki, beyaz ve altýn renkli cüppelerini giymiþ beyaz pejuta wi-casa kayýp kardeþleri ve oðullan için birçok ciddi laf sö miþti. Geri Giden Kadýn bu törenden bahsedip, üstüne üstlük bir de övdüðünde, Atýlgan Geyik a sýnýn siyah cüppelinin söylediklerine inanmalarý bir yana, bu kutsal eve girmelerine bile kýzmýþtý. Stronghold'a geri dönmüþ ve böyle sahte bir eve girmeyeceðine dair yemin etmiþti. Ýþte, Kara Geyik þimdi burada, iki yýl sonra, Buffalo Bill'in kolunda þaþýrtýcý derecede zayý sý görünüyordu. Atýlgan Geyik ayrý yerlerde büyüdükleri için kendisinden üç yaþ büyük Kara Ge anýmýyordu. Ama onu birçok kýþ önce bizon topraklannday-ken tanýmýþtý. O zamanlar her ikisi d uktu, ama yaþlan arasýndaki üç yýl fark, kendi yaþýtlanyla oynadýklan anlamýna geliyordu. Kay lýk'taki büyük savaþ þurasýnda onun ve arkadaþlannýn ölü askerler arasýnda dolaþýp almaya deð dýklarýný görmüþtü. Ama Robinson Kalesi'ne teslim olduktan sonra, Kara Geyik'i pek de fazla g emiþti. Kampýn ortasýndaki büyük ateþ alevlendirildi ve iki kadýn, büyük bir kahve kabý getirerek ale n kenanna, taþýn üzerine býraktýlar. Biri Buffalo Bill'e bir tabure getirdi, diðerleri batta niyelerinin üzerine oturdular. Ilýk bir ilkbahar akþamýydý ve ateþin sýcaklýðý kadar arkala-n len serin hava da onlara iyi geliyordu. Atýlgan Geyik ve diðer genç göstericiler ateþin ka rþý tarafýna oturup Buffalo Bili ve Kara Geyik'i incelemeye koyuldular. Kadýnlar reisler e kahve daðýttý. Buffalo Bili, ara sýra Kara Geyik'e bakarak Sert Ayý ile konuþtu. Ateþin çevresindeki tüm Kýz erililerin duyabileceði kadar yüksek bir sesi vardý. Sert Ayý, Kara Geyik'e dönerek "Reisimiz Pahuska ailesine tekrar hoþgeldin, diyor. Bu geçtiðimiz ÝM yýl boyunca kardeþinin kayýp olmasý nedeniyle üzgündü. Ama seni bulacaðýna dair kaybetmedi. Gençlik günlerinde çok iyi bir izciydi ve senin izini bulacaðýndan kuþku duymuyo rdu. Ama þimdi bizi bulan sensin gibi görünüyor. 58 pimýza hoþgeldin, Kara Geyik," dedi. Kara Geyik tekrar ateþin önünde Buffalo Bili ve kendi insanlarýyla ýrduðu için büyülenmiþ gibiydi. Kendisini buraya getirdiði için Buffalo BiU ve Wakan Tanka'ya erken, oradaki herkesin yüzüne baktý- Ardýndan, "Pahuska, Kara Geyik'in bir wichasa yata pika, hatta belki bir wicasa wakan olmaya aday, onurlu bir adam olduðunu bilir. Wa sichu dünyasýnda iki yýl yaþadým ve gördüklerimden hoþlanmadým. Erkekler birbirlerini dinlemi

kavga ediyorlar, açgözlülükleri daha az sansü olanlara karþý cömert olmalarýna engel oluyor, bana birbirlerine kardeþ olarak kucak açacak kadar olgun gözükmediler. Bu tecrübeden çok ya rarlandým, öyle ki ülkeme döndüðümde bu bilgiler insanlarýma doðru yolu göstermemde bana yard . Pahuska ve erkek ve kýz kardeþlerimi görmekten çok mutluyum, ama bu topraklardan sýkýldým v kalbim yurdumun özlemini çekiyor," dedi. Sert Ayý bunu Buffalo Bill'e tercüme etti ancak o, Lakota dilinde konuþurlarken konuþmanýn özünü anlamýþ gibiydi. Kara Geyik'e doðru kafasýný salladý ve dinlerken "Evet, evet," dedi. Ayý konuþmasýný bitirdikten sonra bile kafasýný sallamaya devam etti. Daha sonra ara sýra Kar Geyik'e doðru kendi dilinde bir þeyler daha söyledi. Ýþaret dilini iyi biliyordu ve tüm Kýzý rililer onun iþaretlerini takip ettiler. Arkadaþ, seyahat etmek ve sonra da büyük su ve demir yol iþaretini yaptý. Bu konuþmadan sonra Sert Ayý, Kara Geyik'e "Pahuska seni anlýyor. O da ev özlemi çekiyor. Bu gece büyük soylular ve bu ulusun büyük þefleri ile beraberdi. Onlarýn þarabýný içip onlarý yedi, ama bütün bu zaman boyunca North Platte'deki evini ve akrabalanný düþündü. Ama Pahuska a büyük bir adam ve bu Fransýzlara ikce wi-kasa'nm ne demek olduðunu öðretmesi lazým. Güçlü m ve büyük binalarý, ateþli gemileri ve demirden yollan ile çok modern olmuþlar. Bu gece bile, yüz kýþ önce kendi krallanný öldürüp yönetimi ele aldýktan sonra gösterdikleri geliþmeyle öv duklarýný yu-kandan görebilmek için büyük demir aðacý inþa ettiler. Kendi insanlarýnýn nerede , onlann da çok zaman önce ikce wikasa olduklarýný unuttular; Pahuska, Kara Geyik'in bu insanlara basit yaþamýn bilgeliðini öðretmesine yardým edebileceðini düþünüyor." Kara Geyik iki uyku boyunca kumpanyayla kaldý. Bu süre boyunca, kendisinin ve arkadaþl arýnýn gemiyi kaçýrma hikâyesini, sonra da Londra'ya giden demirden yola binene kadar büyük Ý liz þehri Bir»'-' l9 ^ mingham'daki gezintilerini anlattý. Lakotalardan biri Ýngilizce konuþabiliyordu ve Mek sikalý Joe isminde bir Vahþi Batý gösterisi bulmuþtu. Küçük bir gösteriydi, ama Kýzýlderilile para veriliyordu ve yeterince yemek vardý. Sonunda Paris'e geldiler, sonra bir baþka ülkenin þehirlerinde dolaþtüar, sonra Paris'e geri döndüler. Bir süre sonra Kara Geyik hasta andý ve gösteriye çýkamamaya baþladý. Fransýz bir aile onunla ilgilendi, ama neredeyse nagi's ni kaybedecek gibi olmasýndan az önce. Vücudu gerçekten ölmüþ, sadece ölülerin görmesine izin n birçok rüya görmüþtü. Ne gördüðünü söylemedi; sadece eve gittiðini, annesini, babasýný ve z yý gördüðünü ve þimdi kendi haysiyetlerini ve gururlarýný tekrar kazanabilmeleri için onlara dým etmesi gerektiðini bildiðini söyledi. Bunu nasýl yapacaðýndan bahsetmedi, ama genç erkekl Kara Geyik'in ölüm rüyasýnýn gücünü sorgulamadýlar. Ýkinci akþam verilen büyük bir þölenden sonra Buffalo Bili ona biraz Amerikan papeli verdi, bir polis onu büyük suyun öte tarafýna taþýyacak ateþli gemiye binebileceði yere ulaþtýracak n yola götürdü. Ýnsanlar onu kucakladýðýnda biraz mahzunlaþtý, ama mutlu görünüyordu. Ölümden ekten mutluydu. Atýlgan Geyik ayaða kalkýp gerindi. Yaðmur artýk ince ince yaðýyordu. Ateþli gemilerin durduð ana gidip çevreyi biraz araþtýrmasý gerektiðini düþündü. Büyük suyu geçmek için yeterli frang i, ama herhangi birinde Amerikan bayraðý dalgalanýyor mu görmek istiyordu. Karný artýk nered eyse doymuþ olduðundan, daha berrak düþünebiliyordu ve diðer ihtimalleri gözden geçirmeye baþ topraklara geldikleri gemi büyüktü, birçok küçük odasý ve hayvanlarýn ve araç gerecin durduð rý vardý. Fazla bir yer istemediði takdirde insanýn barýnabileceði çok sayýda küçük kuytu yer disine birçok uyku yetecek su ve yiyeceði olmasý gerekiyordu. Ama geceleri, belki ekle mlerini gevþetip rahatlatabilirdi. Atýlgan Geyik New York'tan ayrýldýktan sonraki ilk üç uykuyu hatýrladýðýnda yutkundu. Ateþli karý fýrlayýp gürültüyle geri düþüyor, bir o yana, bir bu yana sallanýp duruyordu; büyük þehi ur kaybolmaz midesi bulanmaya baþlamýþtý. Karadan uzaklaþtýkça, sallantý da artmýþtý. Kýzýlde in en altýndaki odalarý paylaþýyorlardý ve saða sola deli gibi sallanan ip yataklannda yatar ken 60 mm çatýrtý, gýcýrtý ve homurtularý duyabiliyorlardý. Odalarda çok fazla jjjzýlderili vardý ve yuvarlanýp aðlayýp kusarak ölüm þarkýlarýný söylemiþlerdi. Atýlgan Geyik, þimdi o günlere bak ki savaþ ve Robinson Kalesi'ne teslim olmalan da dahil olmak üzere hiç bu kadar korkunç bir þey görmediðini ve böyle bir kor-jaj hissetmediðini düþündü. Ama sonra büyük su sakinleþti, yorgun ve zayýf düþmüþ insanlar açýk havaya çýktýlar; gördükle anýp giden gökyüzüy-jü. O anda bir daha toprak anayý göremeyeceklerini düþünüyor ve tüm varlý yorlardý, ama hayattaydýlar. Beþ uyku sonra, gemi Fransa sahilleri boyunca yavaþça ilerley

erek kuzeydeki büyük limana yaklaþýyordu. Ýnsanlar Wakan Tanka'ya þükranlarýný sunan bir þark bir kere daha önlerinde onlan bekleyen maceradan dolayý heyecanlanýyorlardý. New York't a gösteri yapmýþlar ve bundan hoþlan-mýþlardý; yeni insanlann önünde hünerlerini göstermek on uþtu. Ama taþ nhtýma ayak bastýklannda, ayaklan bir garip olmuþ, baþlan dönmüþ ve kucaðýný te i için maka ina onlan affetmeden önce bazýlan bir süre ayakta beklemiþ, bazýlan oturmuþlardý. Atýlgan Geyik þu anda büyük suyun ev tarafýna onu ulaþtýracaðýný bilse, birkaç ölüme benzer u bileceðim düþünüyordu. Büyük suyu geçmezse hiçbir zaman eve ulaþamazdý ve iþin gerçeði buydu. a Amerikan bayraðý taþýyan bir demir gemi bulursa ve de çubuk et ve ekmek için gereken frank lardan biraz daha bula-bilirse, bunu yapabilirdi. Atýlgan Geyik'in baþýnýn üzerinde tuttuðu þemsiyeye düþen yaðmur sesi artýk durduðundan þemsi luna astý. Tüylü terlikleri içinde ayaklan ýslaktý ve ayak parmaklan soðuktan uyuþmuþtu. Ama de limana gidebildi; orada daha fazla ýþýk vardý; büyük direklerin tepesinde yüksek ýþýklar v insan. Çoðu erkekti ve gruplar halinde yüksek sesle konuþarak, gülerek ve birbirlerinin ka falanna ve sýrtlarýna vurarak yürüyorlardý. Sarhoþ ve mutluydular, ancak Atýlgan Geyik onlard n uzak duruyordu, onlar yanýndan geçerken bazen caddenin diðer tarafýna geçiyor ve karanlýk bir geçitte bekliyordu. Baþlangýçta, küçük limanda yüzlerce gemiyi görmek cesaretini kýrdý. Kimileri büyük, kimileri di. Uzun yelken direkleri, yapraklan dökülmüþ aðaçlardan oluþan sýk bir ormana benzi.'" 61 -"« yordu. Paha Sapa'da bile bu kadar garip bir orman görmemiþti. Gemiler birbilerine baðl anmýþtý, böylece Atýlgan Geyik'in seyrettiði adamlardan bazdan iki veya üç tanesinin üzerinde kten sonra kendi teknelerinin güvertesinde gözden kayboluyorlardý. Yüzlerce gemiyle dolu limana bakarken kafasý karýþmaya ve eski tanýdýk umutsuzluk hissinin g eri geldiðini hisetmeye baþladý. Aralarýnda aradýðý bayraðý taþýyaný bulmak bir yana, bir tan r gemi görmemiþti. Onu yüreklendiren tek þey bu teknelerden birine binmenin ne kadar kol ay olduðunu fark etmesiydi. Taþ rýhtýmda ileriye, burundaki büyük kuleye doðru yürümeye baþladý. Sol tarafýnda yan yana r r vardý; bazýlarýnýn masa ve sandalyeleri çadýr bezinden tentelerin altýna yýðýlmýþa. Önlerin a restoranýn sadece ikisinin ýþýklan yanýyordu. Bir tanesi boþtu ve sandalyeler ters olarak masalann üzerine konmuþ, tek bir wasichu yerleri siliyordu. Ama diðerinde tam penceren in yanýnda büyük, yuvarlak bir masa vardý. Kalabalýk bir insan topluluðu, erkekler ve kadýnla , hatta birkaç çocuk bu masanýn etrafýnda toplanmýþtý. Atýlgan Geyik, büyük bir parça piþmiþ ek ve siyah yelek giymiþ bir garson tarafýndan kesildiðini gördü. Patates ve diðer yiyecekle rle dolu tabaklar elden ele geçiriliyordu, Atýlgan Geyik aðzýmn sulandýðýný hissetti. Masadak rin kadehlerini masanýn ortasýna doðru yükselttikten sonra yanýndakinin bardaðýna hafifçe dok urmalanný seyretti. Bunu iyi dilek için yapýyorlardý. Paris'te bazen Kýzýlderililer patronla nyla büyük evlere gitmiþler ve kadehlerle dilek dilemenin gerekli olduðunu öðrenmiþlerdi. O a da Atýlgan Geyik'in caný mni sha çekti. Kýzýlderililerin onu içmemesi gerekiyordu, týpký Fran adýnlarla arkadaþlýk kurma-malan gerektiði gibi, ama bazen kampa birkaç þiþe gizlice sokmayý lardý. Baþlangýçta tercümanlan Broncho Bili fazladan kazanacaðý birkaç santim karþýlýðý onlar bir süre sonra Atýlgan Geyik ve arkadaþlan kendilerinin de bir içki dükkânýna girerek þarap a ileceklerini fark etmiþlerdi. Dükkân sahipleri Buffalo Bill'in içki içmelerine kýzdýðýný bilm Hatta Buffalo Bili, iki Oglala ve bir Bru-le'yi çok fazla içtikleri için Amerika'ya g eri göndermiþti. Atýlgan Geyik, ilk defa kývnmlý bir demir ile þiþenin mantarýný çekerek çýkartmaya çalýþtýðý di. Nasýl olduysa mantann sadece üst kýsmý çýkmýþtý. Kalanýný demir açacak ile yakalamaya çal a derine itmiþti. Þiþeyi ters çevirdiðinde ise, yanm mantar þiþenin dar yerine sýkýþýp þiþeyi 62 yi defalarca baþ aþaðý çevirdiðinde hiç þarap dökülmemesi arkadaþlarýný çok güldürrnüþtü. Tüy aldýðý küçük hançeri ile mantarýn geri kalanýný þiþenin içine itip þarabý teneke bir kaba boþ Atýlgan Geyik pencerenin dýþýnda karanlýk bir yerde durarak et tabanýnýn elden ele dolaþmasýn i. Eti koklayýp, tattýðým düþledi. Paha Sapa'da, o ve Attan Düþüren bir geyik öldürdüklerinde i kadar büyük bir eti tek baþýna midesine indirmiþti. Ama çoðunlukla tavþan, kirpi ve orman t , bazen de geyikle besleniyorlardý. Stronghold'da geçirdiði yýllarda büyük hayvanlar gittikçe az bulunur olmuþtu. Kýþýn çoðu zaman týpký demir yolu polisinin ekmek peynirini çalmadan önce aç gezmiþti. Attan Düþüren haklýydý. Arkadaþlýklarý Stronghold'da neredeyse açlýktan ölecekl ha atlatamazdý. Yaðmur durduysa da kuzeybatýdan bir rüzgâr esmeye baþlamýþtý ve Aülgan Geyik büyük teknelerin eklerine baðlý bez parçalarýnýn direðe vururken çýkardýðý sert sesleri duyabiliyordu. Teknele

ireklerinin tepesinden uçlarýna kadar uzanan beyaz ýþýk þeritleri sallanarak suyun üzerinde k ayan gölgeler oluþturuyordu. Rüzgâr güçlü esiyordu, ama bulutlar sayesinde Atýlgan Geyik üzer tüðü kâðýt parçalarýnýn uyandýðýnda beyaz kýraðý ile kaplandýðým gördüðü yýldýzlý gecelerdeki Atýlgan Geyik, yemek yiyen aileden kendini zor da olsa ayýrdý ve Rond du Prado'dan gel diði büyük caddeden uzaklaþarak rýhtým boyunca ilerledi. O caddeyi nirengi noktasý olarak akl a tuttu, ama þimdi tahta gemilere baðlanmýþ demir bir gemi olup olmadýðýndan emin olmak istiy rdu. Wakan Tanka'ya kendisine bir iþaret vermesi, Amerikan bayraðým veya onu bu toprak lara getiren geminin ismini göstermesi için dua etti. Persian Monarch. New York'tan ayrýlmadan, devasa gemiye binmeden önce, Broncho Bili öndeki isme iþaret etmiþti. Ýran'ýn gid cekleri yerin bile çok daha doðusundaki topraklarda olduðunu söylemiþti. Oradaki insanlar parlak giysiler giyiyorlardý ve padiþahýn -insanlarýn nefret etmediði bir çeþit kraldý bu- ke zevki için bir yerde tuttuðu yüzlerce hoþ kadýný vardý. Bu kadýnlar hiçbir þey yapmadan yatý r veya ikisini yanma çaðýrmasýný bekliyorlardý. Kýzýlderililer, Broncho Bili'in yalanlarýna a u anlattýklarýna da inanmamýþlardý, ama yine de Kara Ayaklar gibi bazý Kýzýlderililerin eðer ilirlerse dört veya beþ kanlan olduðu söyleniyordu. Lakota er63 ^ kekleri nadiren iki kadýna bakabiliyordu. Belki uyruðu altýnda bir sürü insan bulunan bir kralýn istediði kadar kadýný olabilirdi. Tüy Adam gidecekleri yere vardýklarýnda gemide kalac e bu kadýnlara gitmeyi deneyeceðini söyleyerek þakalaþmýþtý. Bütün bunlar gemi tuttuðu sýrada düþünmeden az önceydi. Rýhtým boyunca yürürken, gözü rýhtýmdan ileriye doðru devam eden bir caddeye kaydý. Durdu ve baktý. Uzakta iki caddenin birleþtiði köþede yumuþak ama parlak san bir ýþýk görüyordu. Çok s dü, hepsi bir yöne yürüyordu. San ýþýk bu uzaklýktan limanýn beyaz ýþýklarýndan daha sýcak gö gâr Atýlgan Geyik'in paltosundan içeri iþlemeye baþlamýþa; ayaklan ise sý-nlsýklam terlikleri nde soðuktan kanncalanýyordu. Birkaç uykudur kafasý hep saðlýðýyla meþguldü. Hasta evine geri orunda kaldýðý takdirde, eve gitme þansýný kaybedeceðini biliyordu. Üstelik orada daha da has olacaðý fikri içini kemiriyordu. Ölüm o evi çok sýk ziyaret ediyordu ve bir sonraki sefer onu da götüreceðinden emindi. Büyük, çelik ve cam bir binanýn önünden geçti. Bu bina, taþ binalardan farklý görünüyordu; ba gördüðü kuþ kafesleri gibi hafif ve açýktý. Rýhtýmdaki öbür binalardan ayn, neredeyse suyun ndaydý ve deniz yaratýklarý kokuyordu. Ötekiler gibi karanlýktý, ama parlak metallerle kapla nmýþ görünen sýra sýra uzun masalan yine de seçebiliyordu, burasýnýn kadmlann çamaþýr yýkadýk madýðýný merak etti. Her þey balýk kokuyor diye düþündü ve küçük tahta teknelerin bulunduðu b a yürürken midesi kalktý. Teknelerin her birinde çýplak tek bir aðaç vardý ve bu tek aðaç da tkilerine açýktý. Bazüan küçük tahta kafeslerle doluydu; diðerlerinde ise çýplak aðaçlara yan ta direkten sanki bir çadýr gibi sarkan bezlerin altýnda yýðýn halinde düðümlenmiþ halatlar v an Geyik bunlarýn balýk ve pazarda gördüðü sert kabuklu yarauklan yakalamak için kullanýldýkl liyordu. Buradaki insanlann yedikleri bu þeyler Lakotalan þaþýrtmýþ ve iðren-dirmiþti. Özelli e eriyerek gidiyormuþ gibi görünen o ince, çok bacaklý þey. Tüy Adam bununla ilgili ayýp bir lediðinde herkes gülmüþtü. Ama yine de dehþete düþmüþlerdi. Bu arada Atýlgan Geyik kendini üç dört katlý binalarýn çevrelediði parke taþlý bir alanda bul ucunda iki kuleli büyük bir kutsal ev vardý. Kulelerden birinde çan çalýyordu ve bu çaný bir dir duyduðunu fark etti. Ancak çanýn sesini bastýran ve Atýlgan Geyik'in bir ka64 aralýðýna saklanmasýna neden olan, meydandaki yüzlerce insanýn çýkardýðý uðultuydu. Bazýlanný , san alevli meþaleler vardý. Ortada, bir sürü adam mavi beyaz ipek bir elbise giymiþ bir kadýný taþýyorlardý. Kadýnýn baþýnm üzerinde altýn þansý bir hale asýlý duruyordu ve altýn þa tulmuþtu; ilk baþta Atýlgan Geyik onun gerçek bir kadýn olduðunu sandý, ama kadýn kýpýrdamýyo rini kavuþturmuþ, el ayalan ve parmaklarý birbirlerine bastýnl-mýþü; onun birkaç uyku önce o de gördüðü kutsal heykellerden biri olduðunu anladý. Bu Fransýzlar ona büyük saygý gösteriyor erdivenlerden yukan kutsal eve doðru götürüyorlardý. Etrafýna bakýnarak kahverengi elbiseler ndeki adamý ve tekme atan bebe-öi ve kafalarýna parlak kumaþlar sanlý adamlan aradý. Belki d e Ýran'dan geliyorlardý; belki de Broncho Billy haklýydý; belki de bu þehir Persi-an Monar ch'm geldiði yerdi. Sadece bir an için, iran'da olabileceðini düþündü. Ama bu þehir Paris'ten dece bir tren yolculuðu mesafesi uzaktaydý ve bu insanlar týpký diðer Fransýzlar gibi giyinm iþlerdi. Ne parlak giysileri, ne de baþlannm üzerinde büyük kumaþlar vardý. Pek çok kadýnýyla da yoktu. Atýlgan Geyik alayýn yavaþça kutsal evin merdivenlerini çýkýþýný izledi ve o zaman insanlann nin yüksek deðil, daha çok sürekli olduðunu anladý. Ayný anda ayný þeyleri söylüyorlarmýþ gib

arada da heykel ile ortasýnda kýrmýzý bir ateþ ile altýn þansý haç taþýyan kýrmýzý elbiseli b toplanýyorlardý. Alay merdivenlerden yukan çýktýkça, Atýlgan Geyik altýn renkli cüppeler ve sert þapkalanyla liderlerinin kutsal olduðunu anlýyordu. Ýçlerinden biri kalabalýðýn üzerinde salladýðý bir sopa tutuyordu. Ýkisi duman yaratan ve insanlann baþlarýný aþaðý yukan sallayýp ris'teki kutsal evin karanlýk odasýnda yaptýklan gibi sað ellerini vücutlan üzerinde hareket ettirmelerine neden olan iki demir kutuyu sallýyorlardý. Ýnsanlar altm þansý adamlarýn peþinden büyük eve girdiler ve kapýlar kapandý. Çan durdu ve an talýk o akþamüstü ve sonrasýnda olduðu gibi sessizleþti. San meþaleler de gitmiþti; ýslak kal adece direklerdeki ýþýklann soðuk beyaz hareleri yansýyordu. Atýlgan Geyik beyaz insanlann Patlayan Aðaçlar Ayý'nda yaptýklarý bu törenin ne tür bir tören nu merak etti. Kutsal olduðunu biliyordu; belki wiwanyag wachipi kadar kutsaldý. Ama Güneþe Bakma Dansý havanýn sýcak olduðu ve güneþin yýllýk yolculuðunda insanlara KÖN/Kýzýldeýüinin Þarkýsý 65 yüzünü en fazla gösterdiði zaman olan Kýrmýzý Kirazlar Ayý'nda gerçekleþtirilirdi. Artýk insanlarýnýn Güneþ Dansý'ný yapmasý, týpký Lakota dilinde konuþmalarý gibi yasaktý. Ama eki birçok insan güneþ dansýna katýlmak için Stronghold'a gelirdi. Beyazlar oradaki Kýzýlderi ere kanþmazlardý. Bu sayede en kutsal törenlerini eski yöntemlerle gerçekleþtirmekte serbest tiler. Porsuðun kendisini ziyaret edip ona büyüsünü verdiði kýþtan bir kýþ sonra, on yedi kýþ yaþýnd un önünde bedenini feda etmiþti. Kutsal aðacýn önünde dans ederken göðsüne inen kýrbaçlarýn a eðildi ve kendini insanlarýn önünde utandýracaðýndan emindi, ama tam çýðlýk atacakken, acýsý aþka bir dünyaya geçmiþti. Sanki dans ederken ve kartal kemiði ýslýðýný öttürürken kendini se yný zamanda Büyük Srr'a giriyor, orada rüzgâr, güneþ ve ay altýnda atalarýný ve büyük bizon s . Bu dünyada çok sayýda kutsal varlýk gördü ve onun gerçek dünya olduðunu anladý. Davulun ses uyor ve onun her þeyin tek bir vücut olduðu can gleska'nm kalbinin sesi olduðunu biliyor du. Dans ederken, ayaklarýnda davulun vuruþlarýný, kendi ýslýðýnýn tiz sesini duyabiliyor ve lýðýn kendisini içine çektiðini hissediyordu. Daha sonra, pejuta vvicasa'ma. terleme çadýrýnd r zaman geleneksel þekilde yaþamaya, sadece Lakota törenlerine katýlmaya, wasichu'larm k utsal törenlerinden kaçýnmaya ve onlarý yok saymaya yemin etti. Bu yemini becerebildiði ka dar tutmuþtu. Ama þu anda beyaz adamýn törenlerinden birine þahit olmuþ ve onlarýn kutsal evlerine girebil meyi ve daha fazlasýný görebilmeyi istediðini fark etmiþti. Bu insanlarla içeride, sýcak ve k tsal bir yerde olmak istiyordu. Ama girdiði anda insanlarýn ona gözlerini dikeceðini vey a belki de onlardan biri olmadýðý için onu dýþarý atacaklarýný biliyordu. Daha da kötüsü onun uðunu düþünebilirlerdi. Atýlgan Geyik içine kapandý; wasichu'laý kutsal odada kendi kutsal kadýnlarý ve alün renkli l derleri ile beraberken soðuk karanlýktaki kendi yalnýzlýðýný düþündü ve ýslak taþlarýn üzerin an yavaþ, ölçülü adýmlarý fark etmedi. Adýmlarý duymuþ olsaydý, karanlýða daha çok çekilebili a doðru kararlý bir þekilde yürüyebilirdi. Ama dalgýn bir anýnda yakalandý ve arkasýndaki sesi duyduðunda 66 FSARKA/Kýzûdcrilinin Þarkýsý olduðu yerde sýçradý. "Pardon, monsieur." Ses ona yönelmiþti, bu nedenle arkasýna döndü. Adam dizlerinin altýna kadar inen parlak koyu renkli bir pelerin ve jdiçük, üstü düz, önünde erliði ve ensesi ile kulaklarýný kapatan kumaþ parçalan olan bir þapka giymiþti. Soruya benze en bir baþka þey daha söyledi. Atýlgan Geyik, adamýn pelerininin altýndan görünen ceketin güm e baktý. Nafile omuzlarýný silkti ve adamýn uzun bir sopa taþýdýðýný gördü. Daha önce Paris'i rsilya'nýn sokaklarýný arþýnlayan benzerlerini çok gördüðü için bu adamýn bir akecita olduðun kular boyunca onlarýn gözüne gözükmemeyi baþarmýþtý, ama þu anda onlardan biri tarafýndan far an yakalanmak onu hayal kýrýklýðýna uðratmýþtý. Tekrar omuzlarýný silkti ve yine polisin yüzü kaçýndý. Ama bu arada adamý tartmýþ ve polisin bu þehrin insanlarýna göre daha uzun olduðunu, ne de kendisinden yarým baþ kýsa kaldýðýný fark etmiþti. Ayný zamanda kendisinden daha inceyd sopasýný tutan elin eklem yerleri belirgin ve beyazdý. Atýlgan Geyik adamý döndürerek boynunu veya burnunu kýrabileceði hýzlý bir hareketle alaþaðý edebileceðini düþündü. Stronghold'daki n daha önce düþmanla çok savaþmýþ biri, ona ve Attan Düþüren'e, onu köþeye sýkýþtýrdýðýný düþ llandýðýný öðretmiþti. Ama Atýlgan Geyik akecita konuþmaya devam ederken adamýn düðmelerine bakmaya devam ederek öy lece durdu. Ses gittikçe yükseldi ve hýzlandý, hafifçe daha tehditkâr oldu ve Atýlgan Geyik v dunun polisin ilk hareketini beklerken gerginleþtiðini hissetti.

Hayan boyunca üç veya dört kavgaya karýþmýþtý, bunlardan sadece biri beyaz bir adamlaydý; bir nci onu kendi kulübesinden yiyecek çalarken yakalamýþtý. Madenciyi yere devirmiþ ve kafasýna arý dolu kahve kabýyla vurmuþ, sonra da kaçmýþtý. O ve Attan Düþüren bu olaya gülmüþler, ama eyik madencinin kafa derisini yüzmüþ olmayý dilemiþti. Oysa o sýrada sadece kaçmayý düþündüðü lmemiþti. Ne var ki, düþmanýn kafa derisini yüzmekten þeref duyulmuyordu artýk. Artýk gerçek ktu. Elinde kafa deri-siyle birinin kampa girdiði ve insanlarýn bunun þerefine onur þarkýsý söylediði eski günler geride kalmýþtý. Artýk beyaz adamlarýn kamplarýnda yaþayan halk buna ký yaz adamlarýn alacaðý intikamdan korkuyorlardý. Atýlgan Geyik, gerginliðin vücudunu terk ettiðini hissetti. Ýnsanla/''67 rýnýn büyük suyun ötesinde olduðu gibi, onun da bu ülkede hiçbir gücü olmadýðýnýn farkýndaydý da yardým etmeyeceðini biliyordu. Elinde kalan tek þey ölüm sarkýþýydý ve þarkýyý söyleme vak iþti. Polis onu kollarýndan yakalayýp meydandan ayrýlan bir sokaða doðru iteledi. Atýlgan Geyik, pek çok odah bir yerin küçük bir odasýnda tek bir san telin altýnda uzun bir s oturdu. Sert bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Paltosunun düðmeleri boðazýna kadar ili klenmiþ, beresi ise kafasýnýn tepesinde tüneyecek þekilde geri itilmiþti. Uzun saçlarý paltos n yakalarýnýn üstünden omuzlarýna dökülüyordu, gözleri kýsýk ve ifadesizdi. Polisler ikili üçlü gruplar halinde ona bakmaya geldiler, ona iþaret ederek kendi aralarýn da bir þeyler söyledikten sonra oradan ayrýlýyorlardý. Hiçbiri onunla konuþmadý; içlerinden y biri ona tütün ve kâðýt ikram edecek kadar cesur davrandý. Atýlgan Geyik sunulanlarý aldý, b gara sardý, sonra uzatýlan ateþle sigarayý yakýp adama bir baþ iþareti yaptý; adam omuzlarýný giderken, neredeyse gülümsüyor-du. Bir dakika sonra, odasýnýn dýþýndaki koridordan baðýrma v ha seslerini duyabüiyordu. Sigara içerken üzeri düzgün yerleþtirilmiþ kâðýt yýðýnlarý ve yazý aletleri dolu bir kavanoz saya baktý. Masanýn arkasýndaki duvarda tek omzundan bir kuþak geçen koyu renkli bir elbis e giymiþ beyaz sakallý bir adamýn fotoðrafýný gördü ve bunun polislerin patronu olduðunu düþü direkte asýlý üç renkli bayraðý inceledi. Fransa'nýn bayraðý olduðunu biliyordu. Buffalo Bil r günkü gösterisine baþlarken yaptýklarý büyük giriþ sýrasýnda, askerler Amerikan bayraðýyla yraðý da taþýyorlardý. Kumpanya arenanýn çevresinde birkaç tur attýktan sonra, Kovboy Orkestr ülkenin ulusal marþlarýný çalar, seyirciler ayaða kalkýp ellerini kalplerinin üzerlerine koy Atýlgan Geyik bu sarkýlan gittikçe sevmeye baþlamýþtý, çünkü þarkýlardan sonra seyirciler te llerini çýrpardý. Sonra Vahþi Batý gösterisi için hazýr olurlardý. Kýzýlderililer de onlarý k rlerinde sadece peþtamal, çarýk ve baþlýklarýyla bizonlarý kovalarlar, sonra Deadvvood sahnes gelirdi; bir göçmenin kulübesini yakma giriþimini, bir kafa derisi dansý takip eder ve 68 Kaygan Çayýrlýk'ta Yedinci Atlý Süvarisi'ne hücum ederlerdi. Buffalo Bili Kýzýlderililerin el inden wasichu'lan yani yerleþimcileri, kadýnlarý ve çocuklarý, posta arabasýnda seyahat eden insanlarý hep kurtarýrdý ama uzun býçaklýlarý kurtaramazdý. Her seferinde Buffalo Bili onlar etiþemeden ölmüþ olurlardý. Ve ölü insanlar sahnesine gelindiðinde, þapkasýný çýkartýp baþýný derdi. O zamana kadar savaþçýlar uzayýp giden tepeler ve aðaçlýklý bir nehrin kenarýndaki çok vin resmedildiði uzun arka perdenin arkasýna geçmiþ olurlardý. Seyircilerden saklanýrlar, si gara ve su içerek birbirleriyle þakala-þýrlardý. Paris iyiydi. Bazen hava çok sýcak olurdu, ama kadýnlar çok güzeldi ve her zaman çok fazla h eyecan vardý. Stronghold'un huzur dolu inzivasýna duyduðu birkaç özlem nöbetinin dýþýnda Atýl ik bu deneyimin her anýndan hoþlanmýþtý. Beyaz adamlarýn kamplarýnda yaþayan Kýzýlderililerde tanýma ve arkadaþ olma fýrsatým da bulmuþtu; o kadar da güçsüz görünmüyorlardý. Ve her gün at onra, dört nala giden bir atýn üzerinde de neredeyse Atýlgan Geyik kadar iyi oturabiliyo rlardý. Buna raðmen Atýlgan Geyik kendini gösterebilmek için tüm fýrsatlarý deðerlendiriyordu onlara çýplak eliyle dokunuyor, "vurulduktan" sonra attan düþme hareketini daha bir gayr etli yapýyor, askerlerle yüz yüze dövüþte daha gerçekçi oynuyordu. Yaptýðý iþten gurur duyuyo k fazla; Tüy Adam'ýn baþý çektiði diðerleri acýmasýzca onunla dalga geçiyorlardý, derisinin k yüzünden ona zenci Kýzýlderili diyorlar veya yaþlý bir boða gibi kýrgý-bayýrda yaþadýðý için a diye çaðýnyorlardý. Ona eþek þakalarý yapýyor, geceliðinin içine kaþýndýran otlardan koyuyo yi giden etkisi güçlü tozu pejuta sapa'sým atýyorlardý. Atýlgan Geyik bu þakalar aklýna geldiðinde bir an gülümsedi, ama nerede olduðu gerçeði anýnda ndine getirdi. Oturduðu sandalye ve masa dýþýnda, bir baþka sandalye ve köþede çok çekmeceli bir kutu daha vardý. Cam küresi içindeki san tek tel ve koridora bakan pencere odaya s ert bir ýþýk saçýyordu, ama odanýn köþeleri karanlýktý. Neredeyse hiç kýpýrdamadan bu sandaly boyunca oturmuþtu, ama þimdi çiþi gelmiþti. Geldiðinden beri onu buraya getiren akeci-ta'yý g

emiþti. Ýçtiði tütün baþýný döndürmüþtü ve saatlerdir bir þey yemediði için midesi gurulduyordu. Gözl kendisini Paris'te düþledi ve köyde Kýzýlderililere bakmaya gelen genç kadýný gördü. Ýlk -.69

seferinde büyük poposu olmayan, beline doðru daralan, neredeyse parlak bir deriye benz er, uzun, metal grisi bir elbise giymiþti. Zayýftý ve küçük göðüsleri sýký kumaþýn düzgünlüðü bir adam ve kendi yaþlarýnda bir baþka adamla beraber gelmiþti. Ýlk baþta Aülgan Geyik ona pe dikkat etmedi. Kýzýlderililere bakmak için köye birçok insan, birçok güzel kadýn gelirdi. Bu dýnla ilgili ilginç herhangi bir þey varsa o da þapkasýydý veya daha çok þapkayý çevreleyen ç , yeþil, mavi ve san tüylerdi. Sanki baþýný kendi kanadýnýn altýna sýkýþtýrmýþ, garip güzelli dýnýn kafasýnýn üzerinde uyuyordu. Aülgan Geyik gözlerini þapkaya dikti, sonra yüzüne bakti v dar temiz ve sade bir yüzün çevresinde yukarý toplanmýþ parlak kýrmýzý renkli saçlar onu bira klarý soluktu ve gözleri de Paha Sapa'daki rüzgâr maðaralanndaki buz yeþiliydi. Ona bir süre akü ve ona bakmanýn hoþ olduðuna karar verdi. Sonra domino oynamaya devam etti. Genç kadýn ertesi gün, tam öðleden sonraki gösteriden önce geri geldi. Atýlgan Geyik kostümle kan adamýn verdiði ve büyük giriþ ve dans sahnelerinde giydiði güderi pantolonunu ve uzun baþ ek üzere beþ kiþiyle paylaþtýðý çadýrýna girmek üzereydi. Genç kadýn, onun çadýrýyla Sert Ayý toprak yolda durup ona bakýyordu. Her ne kadar, diðer Kýzýlderililer gibi, wasichu'\mn göz lerine bakmaktan hoþlanmasa da, ona doðrudan bakü; temiz yüzüne, sonra da buz yeþili gözlerin . Kýz ona gülümsediðinde kalbi yerinden hopladý ve eðilerek çadýnna girdi. Bir yandan kafasýn tüylere çekidüzen vererek dýþan çýkarken, kýz çoktan gitmiþti. Ondan sonra bir kere daha, dört uyku sonra geldi kýz. Atýlgan Geyik zamaný sayýyordu, çünkü d Fransýz kadmlann sadece meraktan kaynaklanan ilgisinden fazla gibi görünen bu ilgiden hoþlandýðýný fark etmiþti. Kendisine bakýþý hoþuna girmiþti, daha sonra kafasýnda pek çok kez de. Üç uyku boyunca siyah saten gömleðini giymiþ, pirinç kol ve bilek bantlanný, babasýnýn gö ker oyununda Ýp Kesmeyen'den aldýðý gümüþ küpeleri takmýþtý. Saçlarýný özenli bir þekilde sam kle örmüþtü. Sonra da tekrar görürse, ilgilenmediðini gösterecek farklý pozlar takýnarak onu i. Dördüncü uykuda kýzýn gelmeyeceðine karar verdiðinden, basma gömlek, dizleri bollaþmýþ beyaz olonu ve siyah bir yelek giymiþti. Örgülü saçlannýn uçlarýný deri parçalanyla baðlamýþü. O gü 70 jk nemli ve sýcak hava Atýlgan Geyik'in tekrar açýk düzlüklere çýkmak stemesine neden oldu. Y lmuþtu ve genç kemikleri ata binmekten ve Paris'e geldiði üç aydan beri yaptýðý yalancý dövüþ du. Tüy Adam ile domino oynuyordu. Tam gündüz gösterisinden sonraydý ve o gün wasichu'lzrm evler ine gidip dinlendikleri ve uzun yemekler yedikleri gün olduðundan akþam gösteri olmayaca ktý. Göste-ridekilerden çoðu Broncho Billy ile beraber etrafý görmek için þehre gidecekti. Ne dar yorgun olsa da, Broncho Billy'nin bol bol Amerikan eti var diye anlattýðý lokantad a, büyük bir yemeði dört gözle bekliyordu. Bir sonraki hamlesini hesaplarken, elini ve yüzünü kapayan bir gölgeyi görmekten çok hissett i. Oyunu izlemeye gelen diðer Kýzýlderililerden biri olduðunu düþündü, ama gölgeyi düþürenin bir kýzgýnlýkla yukan baktýðýnda, beyaz sade yuvarlak bir baþlýðýn altýndan kendisine bakmak enç kadýnýn temiz yüzünü gördü. Çabucak ayaða kalktý; aðrýyan kemikleriyle ilgili düþünceleri o anda geçmiþte kalmýþtý, kýz i doðru bir adým atýp bir sözcük olmadýðýný anladýðý bir ses çýkardý. Ondan bir baþ daha uzund en korkmuþ gibiydi. Bunu anlayana kadar geçen sürede kýz kendine geldi ve öne doðru bir adým tarak elini uzattý. Parmaksýz beyaz dantel bir eldivenin içinde küçük bir eldi. Týrnaklarý kü rlaktý, derisinde, parmak boðumlarýnda bile çizgi yoktu. Atýlgan Geyik bu soluk elle ne ya pmasý gerektiðini bilmiyordu. Erkeklerin kadýnlarýn ellerini öptüklerini veya eli tutarak eði diklerini görmüþtü. Her iki hareket de fazla gösteriþli gözüküyordu, erkeklerin yaptýðý þekil sýkýþmak da istemedi, böylece beyaz þapkasýna bakarak parmak uçlarýný kendi koyu renkli eliyl Kýz elini geri çekip tam göðsünün üzerinde elbisesine dokundu ve Ve m'appelle Sandrine. C'est mon nom"* dedi Atýlgan Geyik dudaklarýna baktý, yabani gül rengindeydi. Kýz "Sandrine" ded i. "Mor.** Sonra Atýlgan Geyik, arkasýnda Tüy Adam'ýn sesini duydu. "Sanýnýn bu onun adý, Sandrine. Þimd en de ona kendi adýný söylemelisin. Amerikan dilinde." Sandrine ismindeki genç kadýna baktý ve kendi göðsüne dokunup, "Atýlgan Geyik" dedi. * Adým Sandrine. Bu benim ismim, (y.h.n.) ** Ben. (y.h.n.) Kýz, "Atýlgan Geyik" diyerek tekrarladý, j^. s<5te Ssöylediðind ilk kýsmý yumuþak ve akýcýydý

ik kesin v «v , ve vurgulu V^ iik kishii yuýuu$aK ve cuuuyýu, ama ueyuc kesin v «v , ve vurgulu h ^ önce isminin böyle söy lendiðini hiç duymamýþtl, '" -_.. "Sandrine" d ^ iþaret ederek. Sonra yumruðunu göðsünü^ üzee e koydu «!f ^ Geyik." Öðle sonrasý sýcaðýnda Tüy Adanvm grüdüiSirültülü kahv v 8aj Atügan Geyik, gözlerini açtýðýnda hâlâ yu^an^ ^ -a» parlayan ýþýo^ o!d ðu küçük odadaydý. Sus erekiyordu K ranlýktan önce durduðu çeþmeden bu yana hiçbir S3 r' SeY içmemiþti. Gert te otur ekmek peynir yediðinden beri ÇQk zarnS3nrman geçmiþti. Pai^ nun iki alt düðmesini açtý, bacak cak üsttine attu*tttý ve soðuk ýþýktan ka çýnmak için tekrar gözlerini kapadý. Sandrine onu kampýn arkasýndaki büyü^ yapX«/3 T.raklý ve sert, yeþil göy deü uzun aðaçlardan dar bir ort^gj^ ^ s g götürmüþtü. Aðaçlam arasýnda çalýlar büyümüþtü, ama çalýlarýn ar^md^^31 ollar vardý. Ortasýnda bir ada ol^ |^r g t : göle gitmiþlerdi. Ada-da, iri bir kayaya oy ulmuþ bir maðara görrtýüstii. 1 - Da^a önce birÇokl;e re bu göle gelmiþti; gösterideki Kýzü SÝ11 zaman çocuktu oý-lan takip ettiði halde, meraklý beyaz insaýi|a^(jaI1 -% 11 uzaklaþarak igara iç mek, ekmek ve çubuk et yemek için buraya vürîjr3',Uiirler<ü- Genç erkekte çimenin ko unu duyup, gölün duru yüz:e.vjne " bakarken çekinmeden evden konuþtuklan yerdi burasý. Orman mgnete^tAen huzuru onlara evlerinin sessiz topraklanný, açýk ovalanný, neh^r cüplo flüerini e Paha Sapa nm çamlanný hatýrlatýrdý. Sýklýkla bir saat siga*^ içjp ^ konuþurlardý, somad ir sessizlik düþer, her biri kendi^ce eVi_5wini hatýrlar, sýla öz ew çekerdi. Ama kampa göste i için giyinmeli üzere=^ee döndüklerinde, e kendileriyle dalga geçerler, birbirleriyle Þî=Uça f,1P ^lki de g^!iU ve tüm bu süre boyunca o geceki gösteri t^yal^^1131"1111 suründ «z. ces aretlerini de kuþanýrlardý. Muhteþem gicris için*111111 arena'a ^ her þeye hazýr haysiyetli b rer genç savaþç;lyclliarr^ýjýýr. ^ Sandrine ve Atýlgan Geyik gölün kÖ5þesind^eIýtle ÇimenbKtekayBu5C adaya bakmýþlardý, ama arad lei.r j ^jrtmltl'birine doðru ^ Sandrine yerden küçük bir taþ alýp Atýlga^ Q6yi_ÝJÜ'ik'e bakt dedi. Taþý iki parmaðýnýn arasýnda tutur^ ^eiir^ncrneyi ^^j ^Ge** avucunun içine býrakarak ta verdi. "/Myar-^«w(n" ^ u'y&ctf®* Kýz da "Inyan" dedi ve her ikisi de gülürrvSedi. ^^Bir wa sichU 72 fýrladýðý ilk andý bu. Puslu mavi gökyüzüne bakýp m hissef falgan Geyik ise "MahpiycT dedi. ,Ci(,f dedi- .t wjpek, toprak, su- isimlendirerek, ancak nadiren birj4esneleri -a _. g bakarak keyifli bir saat geçirdiler. Kýz ona bvîlerinin g0.^j"an Geyik maðaraya bakýyordu. Atýlgan Geyik kýza b*o-ýn(la ý, vý« fýrlattýðýnda, kýz da parmaklan arasmdaki çimenle-Z.n\c bir baKij * re batoyor(lu" .^ ayaða kalkýp çiçek desenli elbisesinin arkasýný silen SOfl"" _ ., ___nn1^aýÝBrVon ilL- nr\rrHiniirrvH»t\ Arxr ma<t<\\ kaiedi £n sonu»^ G ik onu sevýederken ilk gördüðümden, dar metal ýh eli ve çok renkli bir ördeðe ben lý sert görünüþ-î&^ âm farklý bir kadýn bu, diye düþündü. Bunu daha çok sevmiþ-lü kadýn a kalabilmelerini diledi. Sessiz durÜ ý da bile sanki tek cante''li, tek ruhlu iki insanmýþ gibi kendini dh thissetmiþti. Daha önce bir kadýnla beraberken hiç böyle hissetmemiþti. Aslýnda Stronghold'daki yalnýz yaþayan bir þiþe kutsal su kin bacaklarýný açan deli kadýn dýþýnda bir kadýnla beraber olmamýþtý. Oma efer mni wakan götürebilmiþti; bu iki sefer dýþýnda bir fcudýmn içine hiç girmemiþti. Ýstemeyerek ayaða kalktý ve Sandrine'in çantasýnýn içinde bir þey-letr aramasýný seyretti. Ça len týkýrtýlarý, þýkýrtýlarý dinledi ve kemdi kendine bu kadýný o çýlgýn kadýný istediði gibi hoþ ormanda sýcak bir öðleden sonra onunla beraber olmak ye-terrliydi. Çalýlarýn arkasýnda k erkek ördeði seyretti ve Buffalo fiüll gösterisi seçmelerine katýlýp katýlmamaya karar vermey n, Attan Düþüren'le yaptýklarý konuþmayý hatýrladý. Kola'sýna gösteriler bitip geri döndükten acaklarýný sorduðunda, Attan üiüþifren o kýþkýrtýcý gülümsemesiyle, "Ya geri dönmezsek?" demi Atýlgan Geyik o zaman geri dönmeme fikrini aptalca bulmuþtu, Vasýmdi çantasýyla meþgul Sandri e'in kýzýl kahverengi saçlarýna h <-yec T mmûmaz 8elen §evi düþündü ve bu onu korkuttuðu kada AK<Xl da'BU mümkün olabilir miydi? Sandrine burada, ken-þüiitnmek^6 onunla «güenir miydi? A ptalca, diye düþündü, bunu düd^n keyifli^ant?sým kanÞtýrýrken kendi kendine mýnldanýyordu. Ani-%}¦ Kâðýda W Ç1?lk att1' el re bir kâðýt parçasý tutuyor-u^atu- Kâ&tt "" f*6 baktlktan sonra kâðýdý öptü ve Atilgan Geyik am, V6 ^"^ý. Baktýðýnda kýrmýzý bir cüppe içinde sa-resmýni gördü. Altina beyaz bir elbise gi :'"73 yaz elbisenin üstünde bir kalp vardý. Kalbin üstünden bir haç çýkýyordu ve etrafýnda örülmüþ

bir zincir vardý. Kalbinden kan damlýyordu. Hiçbir þey anlamadýðýný belirten bir ifadeyle Sandrine'e bakü. Kýzýn gözleri ise yeþil ve duy hazdan dolayý ýslaktý. "Jesus"' dedi. Sonra kartý ondan alýp arkasýný çevirdi. Arkasý beyaz a gün, birbirine geçmiþ yazýsý ile doluydu. Kýz uzun uzun, kendisinin anlamadýðý bir peyler söy ma kelimelerinin yüreðinden geldiðini biliyordu ve azýcýk utandýðýný hissetti. Kartý Atýlgan avucuna koyup kendi küçük elleriyle erkeðin parmaklarýný resmin üzerine kývýrdý. Ellerine bak r süre durdular, sonra Sandrine "Adieu, Atýlgan Geyik - mon ami,"" dedi ve gösteri ala nýna ve Paris'e doðru giden yolda yürüdü. Bu onu son görüþüydü. Ama Atýlgan Geyik kanlý kalbi olan adamýn resmini sakladý. Onu yanýnda, ya yeleðinin cebinde ya da güderi pantolonu ile gösteri yaparken kemerine iliþtirdiði bir deri yende taþýdý. Resm anlamamýþtý, ama ona bunu ruhunu ýsýtan kadýn Sandrine vermiþti ve bu da týpký porsuk pençes si gibi her zaman yanýnda taþýmasý gereken kýzýn «agf sinin bir parçasý olmuþtu. Atýlgan Geyik'in düþünceleri gürültülü bir ayak sesiyle kesildi, kafasýný kaldýrýp baktýðýnda i gördü. Ýki tanesi ake-cita üniformalarý giymiþti, ama asýl üçüncüsü onun gözlerini yuvalarý ahverengi Elbise'ydi! Amerikalý. Ama þimdi wa-sichu'lmn özel günlerde giydikleri kanatlý b eyaz bir kravat takýlý siyah bir elbise giymiþti. Kafasýnda ise dar siperliði yukarý kalkmýþ ah yuvarlak bir þapka vardý. Sadece, aðzýnýn köþelerinde yukarý kývrýlan býyýðý onu hasta evi i. "Atýlgan Geyik. Merhaba, dostum." Kahverengi Elbise elini uzattý, Atýlgan Geyik de ken disininkini yukarý kaldýrdý. Adam, Kýzýlderili'nin gevþek elini yukarý aþaðý sallayýp gülümse Geyik'in ne kadar zayýf ve süzülmüþ olduðunu görmek onu çok þaþýrtmýþtý. Avurtlarý sert ýþýk Ceketinin yakasýnda çavuþ þeritleri olan genç polise dönüp "Bu zavallý adama yiyecek bir þey niz mi?" diye sordu. Sadece iki yýldýr Marsilya'da Amerikan konsolos yar* Ýsa. (yAnT) ** Hoþça kal Atýlgan Geyik - dostum, (y.h.n.) < 74 /ünýcýsý olmasýna raðmen Franklin Bell'in Fransýzcasý idare ederdi, aðýndý. Noel akþamýydý mý - ve jandarma gelip t»r Amerikalý'nýn, bir Peau-Rouge'un tutuklandýðý haberini verdisinde, son misafirleri de kapýdan çýkýyordu. Ötekinin, daha yaþlýca olanýnýn ceketinde çok sayýda þerit ve üç malýya vardý. Ufak tefek, dü Seyrek gri saçlarýný ortadan ayýrýp her iki taraftan arkaya doðru taramýþtý. Býyýðý sivri bur ahverengi bir çalý gibiydi. Bu adam Chef de Poliçe Guy Vaugirard'dý Ve torunlarýyla keyifl i bir Noel akþamýndan sonra böylesine önemsiz bir mesele için geceyarýsý uyandýrýlmýþ olmasýn ede kýzgýndý. Çabuk ve sert sert çavuþla konuþtu, çavuþ ayaklarýný birbirine çarpýp hýzla ora ar, çavuþun hýzla uzaklaþýrken koridorda çýkardýðý ayak seslerini dinlediler. Sonra, ön masad le ciddi þekilde emreder bir tonda konuþtuðunu duydular. "Bu adam neden burada tutuluyor?" Bell'in sesi hâlâ tatsýz, ama dikkatliydi. Vaugirard 'ýn polis þefi olduðunu biliyordu, felaketle sonuçlanan Prusya Savaþý'nýn çok önemli bir kahr e Üçüncü Cumhuriyet'in muhafazakârlarýnýn gözdelerindendi. Ama Bell, bir Amerikalý'nýn tutukl ma son derece sinirlenmiþti; aynca Atýlgan Geyik hastaneyi terk etmeden önce Buffalo B ili gösterisiyle temasa geçmek için daha fazla gayret göstermediði için biraz suçluluk da duy yordu. Barcelona'ya telgraf çekmek için üç gün beklemiþti; Marsilyalý bir sabun üreticisi ile erikalý bir daðýtýmcý arasýndaki anlaþmazlýðý çözmek o an için daha önemliydi, ama bu arada, e Roma'ya doðru yola çýkmýþtý. Üstelik Atýlgan Geyik hastaneden kaçmýþ ve kayýplara karýþmýþt k kaburga kemiði yüzünden hasta yatan Atýlgan Geyik'in, kaçak olduðu bu dört gün boyunca böyl izini kaybettirebilmesine þaþýrmýþtý. Polisin ilk fýrsatta onu yakalamýþ olmasý ise onu þaþý Atýlgan Geyik sanki bir çeþit suçla suçlanýyordu. Þef Vaugirard, küçük deri bir kutuyu açýp Bell'e ince siyah purolarýndan sundu. Bell "Non, me ci"* dedi ve þefin gümüþ bir çakmakla bir tane yakmasýný seyretti. Atýlgan Geyik'e baktýðýnda rini puroya diktiðini gördü. Ani bir kararla "Misafirinize bir tane ikram edebilirsini z," dedi. Ama Vaugirard deri kutuyu ve çakmaðý ceketinin cebine koydu. O anda çavuþ odaya geri döndü. " ir adamým yemek getiriyor," dedi. * Hayýr, teþekkür ederim, (y.h.n.) .' J5 "Bu Amerikalý niye tutuklu?" "Vagabondage,' Mösyö Konsolos Yardýmcýsý," dedi çavuþ. Adamlarýmdan biri onu Basilique dýþýnd St-Victor'da dolanýrken bulmuþ. Þüpheli hareketlerde bulunuyormuþ ve üzerinde kimlik yokmuþ. Adamým yetkisi dahilinde hareket etmiþ." Bell, bu yetki konusuna Marsilya'daki memuriyeti süresince alýþmýþtý. Konsolos yardýmcýsý ola

nin tatsýz taraflarýndan biri de kanunla baþý derde giren Amerikalýlarýn, genellikle denizci lerin sözcülüðünü yapmaktý. Masumiyetlerini kanýtlayana kadar suçlu görülüyorlardý. Napolyon esef, Fransýz sistemi Amerikan sistemi kadar katýydý. "Peki adamýnýz ondan kâðýtlarýný göster temiþ mi?" "Tabii ki Mösyö Konsolos Yardýmcýsý. Görevini çok doðru ve profesyonel bir þekilde yerine get "Peki bu adam kendisinden ne istendiðini anlayabilmiþ mi?" "Ne demek istediðinizi anlayamadým mösyö..." "Bu adamý anlayabiliyor musunuz?" "Ama henüz hiçbir þey söylemedi ki - tek bir kelime bile." "Bu adam, Atýlgan Geyik, Amerika'nýn Vahþi Batý gösterisinin bir üyesidir. Belki de ailenizi gösteriye götürmüþsünüzdür? Veya gazetede okumuþsunuzdur?" "Ah, evet Mösyö Konsolos Yardýmcýsý. Bir gösteriye katýlma þerefinde bulundum, ama benim kayý derim..." " Mösyö Atýlgan Geyik çok önemli bir Amerikalýdýr. Bir gösteri sýrasýnda rahatsýzlanmýþ ve ha Gösteri, Ýspanya'ya doðru yola çýktýðýnda hâlâ hastanedeydi. Ayrýldýðýný öðrendiðimde onu gös konusunda çalýþýyordum." Bell küçük, steril odada kendini rahatsýz hissediyordu. Daha önce de ya gelmiþti, bir sonraki gün gemisiyle gidebilmesi için bir denizciyi hapisten çýkarmaya çalý aþarýlý olamamýþtý; denizci toplum içinde sarhoþ olmak ve mala zarar vermek suçundan yargýlan ste altý ay kalmýþtý. Denizciyi buharlý bir gemiyle eve göndermek konsolosluða altmýþ dolara lmuþtu. Bütçeleri bu tür beklenmedik harcamalarý karþýlayacak kadar geniþ deðildi. Bell, o ana kadar hiçbir þey söylemeyen ve çavuþun olayý idare etmesinden oldukça memnun görü augirard'a baktý. Bell, bundan * Serserilik, (y.h.n.) ** Meydan, (y.h.n.) 76

çayý sýyýrmasýna izin vermeyecekti. "Sizin de anlayabileceðiniz üzere Sef Vaugirard, Mösyö At eyik bir serseri deðildir. Vahþi Baü gösterisinin, þehrinizdeki bir grip salgýný nedeniyle ha talanma talih-^jiðine uðrayan önemli bir üyesidir. Þu anda dileði Roma'da gösterilerine devam eden Amerikalý arkadaþlarý ile tekrar buluþabilmektir. Onu, benim gözetimim altýnda serbest býrakma nezaketini gösterirseniz, konsolosluk onun hemen Ýtalya'ya geçiþini garanti etmekt edir." Çavuþ, dosya dolabýnýn üzerinden aldýðý kül tablasýný polis þefinin önündeki masaya koydu. Va sordu, "Ne düþünüyorsun, Borely?" Þefin purosunun küllerini kül tablasýna silkelemesini seyreden Çavuþ Borely'nin kaþlarý þaþký rý kalktý. Ama kývrak bir zekâsý vardý ve tekrar eski haline döndü. "Mösyö Atýlgan Geyik sers suçlanýyor. Üstelik bize bildirildiðine göre Hopital de la Concepti-on'dan izinsiz ayrýlmýþ. lar bence ciddi suçlar chef. Özellikle grip salgýný tüm hýzýyla devam ederken... Belki de þu a hastalýðý bulaþtýrmaya devam ediyor, deðil mi? Ýyi olduðu kesinleþmeden hastaneyi terk etme sokakta aylak aylak dolaþmak - bence bu vatandaþlarýmýz için çok tehlikeli." Vaugirard bu bilgiyi özümserken purosunu kül tablasýný kenarýna silkelemeye devam etti. Düþün an karar vermeyen bir adamdý ve þimdi de bir karar vermeliydi. Bir yanda, Peau-Rouge 'u konsolos yardýmcýsýna vermek kolay olurdu. Çabuk bir çözüm olurdu bu ama resmi raporda bir z oynamayla bunu yapmak onun elindeydi. Ayrýca, Fransýz ürünlerin en büyük tüketicilerinden b ri olan Amerikalýlarla iliþkiler için de iyiydi. Ama diðer yandan, kanun kanundu ve yasa gereði bu adam kanun karþýsýna çýkmalýydý. Üstüne üstlük Vaugirard, memurlannýn profesyonell nçla tanýnýrdý. Çok nadiren onlarýn iþlerine müdahale eder veya kararlarýný geçersiz kýlardý. olarak Marsilya Polis Örgütü'ne duyulan güven çok yüksekti. Þu anda da aðýrlýðýný koymak içi neden görmüyordu. "Gördüðünüz gibi Mösyö Konsolos Yardýmcýsý, çavuþum bu konuya bir hayli kafa yormuþ ve ben de ek zorundayým. Sadece vagabondage olsaydý, sanýrým göz yumabilirdik. Ama uygun bir þekilde t aburcu olmadan hastaneyi terk etmek çok ciddi bir olaydýr." Vaugirard purosunu kül tab lasýna bastýrarak söndürdü ve odaya girdiðinde attýðý acele bir bakýþ dýþýnda ilk defa Atýlga ah77 kemeye kadar vatandaþýnýzý tutuklu bulundurmak dýþýnda yapabilece. ðimiz baþka bir þey yok. G , bu izlenecek tek yol." "Onu, en azýndan düzgün bir tedavi görmesi için hastaneye geri gö, türemez miyiz? Bu, bir Ame ikan vatandaþýna ve hükümetine karþý in. ce bir davranýþ olacaktýr." Bell'in aklýna Atýlgan G merikan vatandaþý olmadýðý gelmiþti. Yapýlan antlaþmalardan dolayý, Kýzýlderili kabileleri Am leþik Devletleri içinde ayrý birer ulus sayýlýyordu. Ama bireyler devletin vesayeti altýnday

dý ve bu nedenle yabancý ülkelerde diplomatik temsil hakkýna sahiptiler. Vahþi Batý gösterisi in Fransa'daki varlýðýyla ilgili yönergeyi sadece birkaç ay önce okumuþtu. "Eminim amirim Kon olos, Mösyö Atýlgan Geyik'i doktor kontrolü altýna almak taraftan olacaktýr. Daha sonra, iyi olduðuna karar verilince, onu olabildiði kadar çabuk Ýtalya'ya göndeririz." Bell enerjik ve canlý, sanki teklifi konuyu kapatmýþ, nokta koymuþ ve bu þaþýrtýcý derecede uzayan problem esine adil bir çözümle sonuçlanmasýnýn verdiði memnuniyet ile eve gidebileceklermiþ gibi davr aya çalýþtý. Ama Vaugirard blöfünü gördü. "Hayýr, hayýr bu mümkün deðil, Mösyö Konsolos Yardýmcýsý. Hastan re kaçtý. Hayýr, sanýrým en iyisi Mösyö Atýlgan Geyik'in burada bizimle kalmasý." "Ama þu anda Noel..." "Bunun farkýndayým, mösyö." Vaugirard'in bu sözleri istediðinden daha güçlü çýkmýþtý. Saatini 30'du. Torunlarý önceki gece açmadýklarý hediyeleri açmak için birkaç saat sonra ayaklanacakl Tek oðlu Orleans'ta fakir bir cerrahtý ve ailesini ziyarete getirmek için çok nadiren v akti ve parasý oluyordu. Vaugirard, Amerikalýlarýn problemleriyle biraz daha vakit kay bederse kendinden nefret edecekti. "Çavuþ Borely, vatandaþýnýza iyi bakýlmasýný saðlayacaktýr ir mahkeme önümüzdeki hafta davayý ele alýr, büyük bir olasýlýkla sadece hafif bir uyan, baþk deðil. Bonne nuit*, Mösyö Konsolos Yardýmcýsý." "Bu olaya gösterdiðiniz nazik ilgi için teþekkür ederim, Þef Vaugirard. Eminim edebilse, Mösy týlgan Geyik de size teþekkür ederdi. Joyeux Noel", Þef Vaugirard." Kinayeli konuþmak iste miþti, ama bunun için Fransýzcasý yeterli deðildi. Borely, þefini kapýya kadar takip etmek üzere döndü, ama sonra du* Ýyi geceler, (y.h.n.) " Mutlu Noeller. (y.h.n.) 78 \ ^p, "Yemek konusunu araþtýracaðým mösyö," dedi. "Teþekkür ederim, çavuþ." Bell dönüp Atýlgan Geyik'e baktý, ama Kýzýlderili gözlerini kapamýþ lyenin üzerinde belli belirsiz sallanýyordu. Bell, uyuya mý kaldýðýný, yoksa dýþ dünyadan ken yutlamaya mý çalýþtýðýný anlayamadý. Amerikan Konsolosluðu Altmcý Bölge'de Peyrral Bulvarý üzerinde, prefecture'den sadece birk aç sokak ilerideydi. Saat sabahýn 4.30'uydu ve Bell o yöne doðru yürüyordu. Ýþyerinin hemen y aki büyük bir apartmanýn ikinci katýndaki geniþ dairesi, Ýmparatorluk döneminden kalma antika arla döþenmiþti. Bell, konsolosluðun böylesine ihtiþamlý mobilyalara nasýl sahip olduðunu bil du, ama bundan önceki görev yaptýðý Panama'daki sefil evden sonra kusur arayacak da deðildi. O akþamki yemek çok iyi gitmiþti, bu harika mobilyalarý üretebilen muhteþem iþçilik için Nap 'a kadeh bile kaldýrmýþtý: "Ýyi zevki ve kötü kararlan olan imparatora." Margeret Whiston gül da onu keyiflendirmiþti. Kültür ateþesiydi ve irice bir kadýndý. Marsilya'da (kendisi gibi) evli olmayan az sayýdaki Amerikalýdan biriydi. Konstan-tinopolis'teki elçilikte bir n iþanlýsý vardý, ama uzaklýk ve her ikisinin de iþlerini býrakmaktaki isteksizlikleri, iliþkil nde Bell'in yararlanmaktan büyük mutluluk duyacaðý bir krize yol açmýþtý. Þu ana kadar her þe dan ibaretti, ama Margaret, Bell'in bir sonraki hafta sonunu Avignon'da geçirme te klifini düþünüyordu. Çok cesur bir genç kadýndý. Bu geç saate raðmen Franklin Bell'in keyfi nispeten iyiydi. Atýlgan Geyik'e ertesi gün s igara ve yemekle geri döneceðine söz vermiþti. Atýlgan Geyik'in, söylediklerini bir þekilde a ladýðýný düþünmüþtü, ama emin olamýyordu. Kýzýlderili pek de ona bakmadan sadece baþýný salla i'nin ona bakýp bakmadýðýný hiç hatýrlamýyordu. Ne garip bir ýrk, diye düþündü, tüyleri ve bo e yaþamaya çalýþýyorlar. Ama belki de bu, önlerinde hiçbir gelecek olmadýðý göz önüne alýnýrs n gün La Gamette du Midi'dt "nesli tükenen vahþiler" isimli bir yazý okumuþtu, bu her þeyi öz tliyordu. Þimdiki halleri çok dokunaklýydý ve yalanda ya nesilleri tükenecek ya da daha iy iye ulaþmak için Amerika'ya katýlacaklardý. Buna raðmen, Vahþi Batý gösterisi Marsilya'ya geldiðinde gösteri. .79 ye gitmiþ olmayý diledi. Yirmi yýl önce daha bir çocukken Buffalo Bm Sýnýr Adamlarýnýn Kralý' . Philadelphia'da büyümüþ, Za^ maninin bütün çocuklarý gibi batýya gidip Kýzýlderililerle sav emiþti. Ve 1869'da, savaþmak için çok fazla Kýzýlderili vardý. Bell, Peytral Bulvarý'na geçti ve hoþ bir þekilde iþlenmiþ demir parmaklý balkonun arkasýndak ransýz kapýda parlayan ýþýðý ile dairesini gördü. Fransýzlarýn yaptýðý gibi her gece kepenkle amýþtý; sabahlarý zifiri karanlýk bir yerde uyanmaktan nefret ediyordu. Cebinde anahtarlarýný ararken, tekrar Atýlgan Geyik'i, ama bu sefer sadece herhangi bi r Kýzýlderili olarak düþündü. En sonunda bir Kýzýlderili ile tanýþmýþtý, ama bir savaþýn orta endisine uymayan bir palto ve sýrýlsýklam hastane terlikleri içinde; yerel dilini konuþama

dýðý bir ülkede yapayalnýz ve daha kötüsü kendi ülkesinin dilini bile konuþamayan, zavallý bi la karþýlaþmýþtý. Noel tatili bitene kadar dört gün veya Fransýz mahkemelerinin yoðunluðu göz ha uzun süre bir Fransýz hapishanesinde kalacaktý. Gençliðin romantikliði bu kadardý. Bu Kýzý li tamamen yenilmiþti. Bell'in aklýna aniden diðer Kýzýlderili Tüy Adam geldi. Höpital de la Conception'a grip teþhi iyle Atýlgan Geyik'ten bile önce getirilmiþti, ama sonra verem olduðu anlaþýlmýþtý ve daha so u veremin ölümcül olduðu ortaya çýkmýþtý. Böylece tüberküloz koðuþuna alýnmýþtý. Bu pek bir þ a da ölmüþtü. Ne yazýk ki, akrabalarýna haber verme görevi Bell'e kalmýþtý. Bir vahþinin akra sýl haber verilirdi? Þimdi de bir þekilde Vahþi Batý gösterisini yakalamak zorunda kalacaktý. Bu kadarý da çok fazlaydý. Bell anahtarý çevirdi ve kapý ardýna kadar açýldý. Keþke Margaret orada, yatakta onu bekliyor saydý. Kim bilir, belki bir sonraki hafta sonu Avignon'da... Ýmparatorluk zamanýndan k alma mobilyalarý ve ev sahibinin yarattýðý lezzetli bouillabaisse kokusuyla dolu geniþ dai resine doðru merdivenleri çýkarken sessizce dua etti. Ýstediði kadar uyuyabilirdi ve belki rüyasýnda Margaret'ý ve onun cömertçe sunduklarýný görürdü. Ne de olsa, bu akþam Noel'di. î * Þaraplý balýk çorbasý, (y.h.n.) 80 N Martin St-Cyr, kýþ aylarýnda Marsilya'dan nefret ediyordu ve olaylarýn onu buraya nasýl ge tirdiðine þaþýyordu. Sýk sýk, en azýndan haftada bir gün bu konuya kafa yoruyor, ama sonuçta n edici bir açýklama bulamýyordu. Yapýlacak en yalýn açýklama, buraya bir kýzýn peþinden geld , 1886 yýlýnda Grenoble'da üniversiteden mezuniyetlerinden sonra, buradaki bir lisede öðre tmen olmuþtu. Misyoner bir ruha sahip cesur bir Hýristiyan kýz olduðu için, Marsilya'nýn sab un ve kenevir fabrikalarýnda, tabakhane ve mezbahalarýnda en kötü iþlerde çalýþan Kuzey Afrik an ve Doðu Akdeniz'den gelen göçmenleri toplayan eski bir iþçi sýnýfý semti Le Panier'deki bi kulu seçmiþti. St-Cyr, ekonomi bölümünü bitirmiþ, bir sonraki dönem için Sorbon-ne'daki hukuk bölümüne kabul i. Ama, her ne kadar içgüdüleri Þarkýsý /" 81 hiç de uyumlu olmadýklarýný söylese de, Odile'e âþýk olacaðýný hiç hesaba katmamýþtý. Odile ç an hayatýnýn bu dönemini þansý daha az olanlara yardým etmeye adayarak geçirmesi gerektiðini sediyordu. St-Cyr ise, Katolik bir evde yetiþmiþ olmasýna raðmen hiç de dindar deðildi. Okul daki üçüncü yýlýnda çoðu (kendi gibi), zulüm gören gerçek insanlardan ziyade iþçi sýnýfý fikr st ile beraber takýlmaya baþlamýþtý. Toplantýlara ve mitinglere katýlmýþ, broþürler daðýtmýþ mezbaha ve nakliye iþçilerini örgütleme giriþiminde küçük bir rol oynamýþtý. Ama iþçilerin ve nme giriþiminin üç lideri olan iki öðrenci ve bir mezbaha iþçisinin tutuklanmasýný protesto e eri Place St-Andre'ye polisler girdiðinde, meydanýn hemen dýþýndaki Palais de Justice'de* saklanmýþtý. Oradan coplarý-ný sallayan jandarmalarýn sayýca az deðilse de, bir hayli güçlenm toculara saldýrýþýný seyretmiþti. O sýcak sonbahar akþamý çok kan dökülmüþtü ve ondan sonra a en sonunda da bu hareketten ayrýlmýþtý. Ama St-Cyr militan olmak bir yana, asla sosyalist bile olmamýþtý. Arkadaþlarýna, hukuk oku luna demokratik sosyalizmin hedeflerini ileriye taþýmak -bu hareket iyi, sadýk avukatl ardan her zaman yararlanabilirdi-için gideceðini söylemiþti, ama hâlâ birçok burjuva deðerine anýyordu. Babasý Lyon'da ipek tüccarý bir kapitalistti ve ailesine çok iyi bir yaþam saðlamýþ Peki öyleyse St-Cyr bir çarþamba sabahý Marsilya'da küçük, renksiz bir kafede oturup sütlü ka p brioche" yiyerek ne yapýyordu? Buna gerçekten cevap veremiyordu. Odile, tam bir mi syoner olmuþ ve þimdi Cezayir kentinde bir hayýr hastanesinde lazýmlýklarý boþaltýyordu. Bu y nunda iþine devam etmek veya dönüp St-Cyr ile evlenmek arasýnda bir karar verecekti. Ama son zamanlarda St-Cyr, evliliði, kendini bir insana dünyanýn sonuna kadar adama fikri ni sorgulamaya baþlamýþtý. Bir de þu seks konusu vardý. Her ne kadar romantik anlarý olsa da Prome-nade de la Corniche'de piknikler, flamingolarý ve Provence'daki boða güreþlerinin yýldýzlarý olan çevik kara boðalarý görmek için Carmargue'a yapýlan günübirlik geziler, Palai esY" gezmek için Avignon'da geçirilen bir gece, opera veya tiyatro geceleri- seks, e n azýndan Odile için, yüzünü göstermeyi reddetmiþti. St-Cyr seksten alýnacak keyifler * Adalet Sarayý, (y.h.n.) ** Yumurta ve tereyaðýyla yapýlan yumuþak, hafif tatlý bir ekmek, (y.h.n.) *** Papalýk Sarayý, (y.h.n.) 82

F6ARKA/Kýzýlderilinin Þarkýsý hakkýnda ne kadar fazla, ne kadar hýzlý konuþursa konuþsun, Odile kendini saklýyordu. Düðün g ar... Bu da St-Cyr'in sýk sýk Rue Sa-nte'teki fahiþeleri ziyaret etmesine neden oluyor du. Aslýnda her zaman sigara ve siyah üzüm kokan, þiþman ve esmer, Fortune ismindeki gözde f ahiþesi daha bir gün önce ziyaret etmiþti. Ýyi Odile'e karþý kötü Fortune - ne zýtlýk diye düþündü St-Cyr; biri uzun, açýk tenli ve ahlâ inin yaptýðý kabarýklýklar dýþýnda bir erkek çocuðu kadar ince, bir bakire; diðeri esmer, yer , çýplak vücudu misk kokan bir fahiþe. St-Cyr içini çekip sütlü kahvesinin kalanýný içti. Son zamanlarda aslýnda fahiþeleri tercih e en kaygýlanýr olmuþtu. Onlarla sonsuza kadar beraber olmak zorunda deðildiniz ve bir son raki ziyaretiniz için daima Rue Sainte'de bekliyorlardý. St-Cyr babasýnýn mezuniyet hedi yesi altýn saatini çýkartýp baktý: 8.30. Ziyaretlerine baþlamanýn vakti gelmiþti. Bir sigara a yakýp ayaða kalktý ve masaya biraz bozuk para býraktý. Bir an durup tentenin altýndan bina larýn üstünü gri bir macun gibi kaplayan bulutlara baktý. En azýndan üç gündür uðuldayarak es aha karþý kesilmiþti. St-Cyr kýþ aylarýnda, belki de her mevsimde Marsilya'dan nefret ediyor du. Sigarasýný ýzgaraya fýrlattýktan sonra PreTecture'e doðru yaðmurla ýslanmýþ caddede yürüd "Bonjour* Çavuþ Borely. Her zamanki gibi sizi görmek çok güzel. Ne güzel bir gün deðil mi? Bu hteþem günde bana ne gibi haberleriniz var?" Borely, kafasýný eðip genç muhabire baktý. Yüksek bir kürsünün arkasýnda oturuyordu ve o kýsa afirlerinden bir baþ daha yukarýda kalýyordu. Bu özellikle gelenlere gözdaðý vermek üzere düz miþti ve bu keratanýn dýþýnda iþe yarýyordu. "Ah, bonjour, St-Cyr. Her zamanki gibi soðuk ve ýslak bir sabah. Ayrýca bende ilginizi çekecek hiçbir þey yok." Borely kayýt defterine baktý. "Kanlarýný döven iki kiþi, bir býçakl zamanki serseriler ve bir vatandaþýn, dövdükten sonra getirdiði bir kapkaççý. Yüzü bir patlýc lmuþtu, ama günahlarýnýn kefaretini ödeyecek." St-Cyr çavuþ anlatýrken her bir olayýn hemen görülen özelliklerim not aldý: Karýsýný döven he da býçaklama olayýnda olduðu gibi alkolün etkisi altýndaydý. Doðu Akdenizli bir tabakhane iþç sent içip iyice sarhoþ olduktan sonra, Cezayirli bir denizciyi neredeyse burnunu * Merhaba, (y.h.n.) ' 83 koparacak þekilde yüzünden býçaklamýþtý -buradaki tek ilgi çekici þey Cezayirli'nin de sarhoþ buna, çoðunluðu müslüman Kuzey Afrikalýlarda çok ender rastlandýrdý. Kapkaççýlýk olayý iyi o lyalýlar her zaman kendisine yapýlanýn cezasýný, kendisi vermeye çalýþanlarý severlerdi. St-C ltli defterini kapatmak üzereydi. Ýyi bir konu yakalayamamýþtý, ama þahlan, hatta salý akþaml limanýn çevresi pek sessiz olurdu. "Baþka bir þey çavuþ - herhangi bir þey? S'il vousplait?*" Borely, genç polis muhabirine baktý. Onda hoþlanmadýðý bir þey vardý. St-Cyr neredeyse iki yý iþteydi ve bu süre boyunca Borely'yi kýzdýracak hiçbir þey yapmamýþtý. Her zaman çok kibar, vivre" ile dolu, oldukça zeki biriydi ve hep doðrulan yazardý; üstelik bu, kendisinden ön cekinin pek de dikkat etmediði bir þeydi. Ama yine de gazetecinin Borely'yi rahatsýz e den ayrýcalýklý bir havasý vardý; hatta giydiði giysiler bile sinirine dokunuyordu. Bugün kýþ sýnda, kareli san bir yelek giymiþ, kýrmýzý bir kravat ve kafasýna da bir Ýtalyaný utandýraca ecede saçma geniþlikte kenarlýklý bir þapka takmýþtý. Tamam, seyrek ama düzgün keçi sakalý, k ve ince, züppe görünüþüyle yakýþýklý bir kerataydý. Ama Borely'yi rahatsýz eden þey daha çok nlar iyi bir ailenin ve otoriteye karþý duyulan hafif bir küçümseme havasýyla ayncalýklý bir atýn varlýðýna iþaret ediyordu. Borely ise, Cours St-Louis'nin arkasýndaki fazlasýyla küçük bir apartman dairesinde karýsý, a tý çocuðu ve veremli annesi ile beþ parasýz yaþýyordu. Su tesisatý her zaman bozuktu ve önler i küçük cadde pazardan arta kalan çöplerle doluydu. Þimdi, bir de komþusu polis çaðýrmakla te iyordu, çünkü kedisi kaybolmuþtu ve Borely'nin en büyük oðlunun onu sofadaki pencereden dýþar n emindi. Yok artýk! Gardien'lcn" kendi çavuþlan için çaðýrmak... Borely bu düþünceye karþý ç alladý. "Tamam, verdiðin bilgiler için teþekkür ederim, çavuþ." St-Cyr bu baþ hareketini yanlýþ yorum i görünüyordu. ISfot defterini cebine koyup kaleminin kapaðýný kapattý. Borely, onu neredeyse þefkatli bir iç çekiþle seyretti. Onu kýzdýran özelliklerine raðmen vey elki de o özellikler yüzünden bu genç adamý seviyordu. Üstelik bir polis muhabiri olarak Bor ely'den bile daha az ka* Lütfen, (y.h.n.) ** Yaþama sevinci, (y.h.n.) *** Polis memurlarý, (y.h.n.) 84

zanýyordu. Ama belki de paradan daha fazlasýna ihtiyacý vardý. "Peau-Rouge hâlâ burada," ded i. St-Cyr dýþarýya doðru yürümeye baþlamýþtý, ama bunu duyunca geri döndü, kafasýnýn karýþýklýðý "Peau-Rouge. Onu Noel arifesinde ya da daha doðrusu Noel sabahý tutukladýk." Borely gülüms edi. "Tabii ki! Sen birkaç günlüðüne izinliydin, deðil mi?" Ben burada, bu kutsal günlerde çi vardiya çalýþýrken, diye düþündü. "Evet. Noel'i ailemle geçirmeye gitmiþtim. Lyon'a." St-Cyr bir yandan kaleminin kapaðýný aça rken bu sözleri neredeyse fark etmeden, ses tonunu deðiþtirmeden mýrýldanmýþtý. "Kim bu Peauge? Niye içerde?" "Seni heyecanlandýracak bir þey deðil St-Cyr. Vagabondage. Üstüne üstlük izinsiz hastaneden a rýlmýþ." Þimdi St-Cyr'in kafasý iyice karýþmýþtý. "Ama bir Peau-Rouge nasýl olur da?.." Sonra sustu. V Batý gösterisi. Tabii ki. Ama nasýl?.. "Buffalo Bili ile beraberdi. Amerikan konsolos yardýmcýsýna ve H6-pital de Conception' un kayýtlarýna göre gribe yakalanmýþ ve attan düþtüðü için de kaburgalarý kýnlmýþ. Bu rahatsý neye yatýrýlmýþ." Borely, odada yüzbaþýnýn ofisine doðru ilerleyen genç sekreteri seyretmek i . Uzun kollu, omuzlarý fýrfýrlý beyaz bir bluz ve sivri burunlu ayakkabýlarýnýn uçlarýna deðe dar, siyah bir etek giymiþti. Siyah saçlarýný yukarýda çubuk Çin tokalanyla topuz yapmýþtý. ely'nin dikkatini çeken bluzunun önüydü. "Peau-Rouge þimdi burada mý? Hapishanede mi?" "Önümüzdeki hafta veya muhtemelen bir sonraki hafta mahkemeye çýkacak. Tüm bu tatil þamatacýl la mahkemeler hayli sýkýþýk olacak." Borely, küçümseyen bir ifadeyle dudaklarýný büzdü. "Artý el zamaný deðil, Mösyö St-Cyr. Bu mevsim, sarhoþ olup, karýný dövme ya da bir Kuzey Afrikalýy mevsimi, siz de ayný fikirde deðil misiniz?" "Evet, kesinlikle." Ama St-Cyr dikkatsiz bir çabuklukla yazýyordu. Peau-Rouge. Vagab ondage. Hastaneyi terk ediyor-Conception-Ýzinsiz. Noel arifesi. Üstünü çiz. Noel sabahý." Pe ki bu Kýzýlderili'nin bir ismi var mý?" Borely, kayýt defterini inceliyormuþ gibi davrandý, ama aslýnda doðrudan isme bakýyordu. O a n yaþadýðý belirsizlik hoþuna gidiyordu ama Ame-^an dilinden de biraz ürküyordu. Bu seçkin ge amýn önünde keli85 meyi katletmek istemiyordu; bu nedenle tek tek harflerini söyledi. "Atýlgan Geyik" dedi St-Cyr, Grenoble'da Ýngilizce öðrenmiþti. Babasý Ýngilizce'nin, özellikl e Amerikan dilinin ticaretin gittikçe daha fazla linguafranca'sý olacaðýný söylüyordu. St-Cyr in, babasý gibi kapitalist olmaya hiç niyeti yoktu, ama onu memnun etmek için bu dili öðre nmiþti. "Ýngilizce konuþuyor mu?" "Konsolos yardýmcýsýna göre, konuþmuyor. Ýngilizce veya Fransýzca bilmiyor. Aslýnda, geldiðin eri tek kelime etmedi. Belki de adam dilsiz." St-Cyr kalemiyle diþine vurdu. Ýþte bu iyi bir haberdi! Kimseyle iletiþim kuramayan bir Amerikan Kýzýlderilisi bir baþýna Marsilya'da. Sadece, böyle bir olayýn onun kucaðýna düþmesi gibiydi. "Yani, Çavuþ Borely, Vahþi Batý gösterisinin onu almadan bu þehirden ayrýldýðýný mý Burada çaresiz mi?" "Kesinlikle. Konsolos yardýmcýsý gösterinin þu konuþtuðumuz anda Roma'da olduðunu söylüyor. Þ an Geyik'i Roma'ya gemiyle göndermek istedi, ama kanuni durumlar halledilmedikçe, bu tabii ki mümkün deðil. Anlýyorsunuz ya mösyö, onu sadece konsolos yardýmcýsýnýn kaprisi nede erbest býrakamayýz." Ama St-Cyr tekrar yazý yazmaya baþlamýþtý bu yüzden cevap vermedi. Sonunda, küçük düzgün diþl n düþünceli bir gülümsemeyle Borely'ye baktý. "Bu indien't göz atmam mümkün mü acaba Çavuþ Bo hakkýnda küçük bir haber yazmak istiyorum, çok deðil. Sanýrým yazý iþleri müdürüm bunu biraz acak." Sevimli olduðunu umut ettiði bir kahkaha attý. "Ýsminim doðru yazýlmasýný saðlayacaðým ilk paragrafta." St-Cyr, çavuþun bu kadar düþük rütbede bir polis muhabirinin böyle olaðandý teðini olumlu karþýlayacaðýný pek sanmýyordu. Yalnýzca yüzünü gördüðü yazý iþleri müdürünün d kaç sözcükten fazlasýný talep edeceðini sanmýyordu. Oraya büyük ihtimalle bir öykü yazsýn diy zarlarýndan birini gönderirdi. Ama görünen o ki Borely bu fikri hakikaten kafasýnda tartýyordu. St-Cyr, Borely'nin kibi rli bir adam olduðunu sanmýyordu, ama ismini gazetede görme fikri baþtan çýkarýcý olabilirdi. sepsiyon çavuþu Prdfectu-re'de kendi küçük dünyasýnýn hâkimi olabilirdi, ama akþam eve, daire ivil giysilerine ve sürekli didiþen veletlerine gittiðinde, üst katýnda oturan liman iþçisi k dar meçhul biriydi. * Uluslararasý, ortak dil. (y.h.n.) 86

Borely ofislere ve sorgu odalarýna giden koridordaki iki polisi yanýna çaðýrdý. Sessizce muh abbet ediyorlardý, ama Borely'nin sesleniþiyle mermerin üzerinde ayakkabýlarýný zarif bir þek lde týklatarak çabucak yanýna geldiler. "Sen, Dugommier, Mösyö St-Cyr'i aþaðýya hücrelere götür. Gardiyana mösyönün Peau-Rouge'u görm söyle." Muhabire döndü. "Bu çok alýþýlmadýk, St-Cyr ama polis muhabirisin ve bu bölümün iþbi sunmak benim görevim. Bundan farklý davranamazdým." "Merci beaucoup, sergeni! Gazetem Marsilya Polis Müdürlüðü'nün iþbirliðini her zaman takdir e ir." St-Cyr, Borely'nin aðdalý diline gülme dürtüsüyle boðuþtu. "Sizin ilk adýnýzý alabilir m yani haber için?" St-Cyr, Prefecture'ün iç kýsýmlarýna doðru giden dar, dönen merdivenlerde polis memurunu taki ederken, Ambrose'un Borely ile baðdaþtýrabi-leceði bir isim olmadýðýný düþündü. Francis veya tta belki Michel. Ambrose deðil ama. Bir þeyin koruyucu azizi ama neyin? Resepsiyon ça vuþlarýnýn mý? Bodrumda yemek, bozuk yað, soðan ve lahana ile beraber güçlü bir dezenfektan kokusu vardý. B u kokulann bileþimi St-Cyr'in burnuna hiç hoþ gelmemiþti ve tatlý sütlü kahve ile brioche'nin midesinde kýpýrdadýðýný hissetti. Alçak dar koridorun karanlýk terli duvarlarýna bakarken, bu yi bir fikir olup olmadýðýný merak etti. Burasý tam Ýspanya Engizisyonumdan çýkmýþçasýna orta Kahverengi kapüþonlu cüppeler giymiþ adamlarýn bulunduðu özel odalardaki iþkence aletlerini h l etti. Klostrofobinin etkisi kendini gösterirken midesi tekrar kalktý. Ama koridor daha büyük bir hole açýlýyordu ve orada yukardan gelen gün ýþýðýnýn altýndaki bir dam oturuyordu. Yakasý olmayan ve kollarý kývrýlmýþ bir gömlek giymiþti. Ceketi sandalyeden a ordu. "Mösyö buraya Peau-Rouge'u görmeye geldi. Çavuþ Borely'nin onayý var." Masanýn arkasýndaki adam Marsilyalýlarda pek rastlanmayacak þekilde aþýrý þiþmandý. Önünde aç rgi vardý. St-Cyr, korse ve tam dizlerinin üzerine gelen siyah çoraplar giymiþ genç bir ka dýn resmi görebiliyordu. Kucaðýnda püsküllü bir örtü vardý. * Çok teþekkür ederim çavuþ, (y.h . '.87 "Mösyönün iþi nedir acaba?" Adam dikkatlice dergiyi kapatýp masanýn kenarýna itti. Buradan on n sorumlu olduðu kesindi ve emirleri Bo-rely'den daha yüksek rütbeli birinden alýyordu. "Le Petit Marseillais gazetesinde muhabirim. Polis müdürlüðüyle ilgili haberlerden sorumlu yum. Bugün -Çavuþ Borely'nin ve tabii ki sizin nazik kabulünüz ile- Peau-Rouge ile söyleþi ya mak üzere gönderildim." St-Cyr gerçeði anlatma, Atýlgan Geyik'in adýný sadece birkaç dakika ö uyduðunu söyleme gereði duymamýþtý. Ama þiþman adam St-Cyr'i dinlemeyi býraktý. Pantolon askýlarýnýn her birini güzelce þaklatýp omuzlarýna doðru çekerken zorlanarak ayaða kalktý, tüm bu süre boyunca diðer polise yukarýda hallebi çocuklarý ile bu bok çukurunda çalýþmak zorunda kalan zavallý hergeleler arasýndaki i iþim eksikliði hakkýnda homurdandý. Düðmelerini iliklemeye zahmet etmediði ceketini sýrtýna geçirdikten sonra masanýn arkasýndaki vara dayalý küçük dolabý açtý. Metal bir kancadan aðýr bir anahtarlýk çýkartýrken yukarýdakil eye devam ediyordu. Koridor boyunca demir bir kapýya doðru yürürken "Çekilmez herifler" di ye homurdandý. Anahtarlardan birini kilide soktuktan sonra kapýyý içeri doðru itti. Demir menteþelerin gacýrtýsýyla St-Cyr'in tüyleri diken diken oldu. ' Gardiyan diðer polise dýþarýda beklemesini söyledikten sonra kapýyý kendisinin ve St-Cyr'in a kasýndan kapattý. Önlerindeki koridor, St-Cyr'i gardiyanýn masasýna çýkaran yoldan bile daha oþtu. Hiç pencere yoktu, dýþarýdan ýþýk gelmiyordu, içeriyi sadece yüksek tavandan sarkan bir fes içindeki sýradan lambanýn ýþýðý aydýnlatýyordu. St-Cyr hapishanede elektrik olmasýna nere kaç gaz lambasý ve hatta belki de duvarlarda ýþýklarý oynaþan fenerler görmeyi ummuþtu. Koridorun bir tarafý taþ duvardý; diðer tarafý ise penceresiz metal kapýlarla kesintiye uðray n baþka bir taþ duvar. St-Cyr daha önce buraya inmemiþti ve þimdi keþke o kadar hevesli olma saydým diye düþünüyordu. Nemli soðuktan korunmak için paltosuna biraz daha sarýndý. Burasý ta gizisyon döneminden fýrlamýþ, diye düþündü... Çocukken lisedeki sýnýfýyla eski bir mahzeni tu tiklerinde, sadece taþ duvarlardaki küçük yanklardan ýþýk alan dar geçitlerden yürümek ve küç len mermer merdivenlerden tek sýra halinde geçmek zorunda kaldýðý günden beri her zaman bira z klostrofobisi olmuþtu. Þimdi o tanýdýk korkuyu hissediyordu. Kendini gardiyanýn geniþ sýrtý bakmak için zorladý. 88 "Bunlar hücrelere açýlan kapýlar, deðil mi mösyö?" "Oui, oui" dedi gardiyan. Her birinin arkasýnda bir mahkûm mu var?" "Oui, oui. Bazýlarýnýn. Hepsinin deðil."

St-Cyr adamýn kabalýðýna kýzmýþtý, ama gardiyanýn da ayný þekilde onun varlýðýndan rahatsýz o Belli ki kendi derebeyliðine baþkalarýnýn gelmesinden hoþlanmýyordu. Bu adam aslen insandan aþaðý bir varlýktý, sürekli þikâyet eden bir kabadayý, St-Cyr'in tam da bu sefalette çalýþaca . Buna raðmen, önündeki geniþ omzun onu bir þekilde rahatlatmasýna engel olamýyordu. St-Cyr bu Kýzýlderili'nin nasýl göründüðünü hayal etmeye çalýþýyordu: acaba kürk ve tüylerden yüzünde savaþ boyalarý mý olacaktý? Kaþlarý çatýk mý olacaktý? Daha da önemlisi, Amerika'nýn ir vahþi olarak tehlikeli miydi? Buffalo Bill'in Vahþi Batý gösterisine gitmemiþti. Ne Vahþi Batý'ya ne kovboylara ne de Kýzýlderililere karþý bir ilgisi vardý; en azýndan yarým saat ön e kadar. Çocukken, arkadaþlarý macera çizgi roman sayfalarýndan kopardýklarý vahþi sahneleri landýrarak Kýzýlderilicilik, kovboyculuk oynarlardý. St-Cyr daha çok böcek toplamakla ilgili ydi. Ailesinin Perigord'daki þatosunda aðustos aylarýný geçirdikleri tatillerinden kalan büyü bir kelebek koleksiyonu vardý. Gardiyan bir þeyler homurdandý, durdu ve anahtarlarýný þýkýrdattý. St-Cyr öylesine derin düþü mýþtý ki neredeyse gardiyanýn geniþ sýrtýna çarpýyordu, ama bu ýslak, soðuk, loþ yerden ve on bekçisinden duyduðu korkuyla geri çekildi. Ne iþi vardý burada? O sadece küçük suçlar hakkýn ler toplamak üzere þehirde dolaþýp farklý karakollara girip çýkan bir polis muhabiriydi. Gard yanýn demir kapýlardan birine anahtar sokmasýný seyrederken, tüm bu iþin bir tuzak olduðu, on oraya kilitleyecekleri ve bir daha asla gün ýþýðý göremeyeceði ile ilgili mantýksýz bir kork dý. Gardiyan kapýyý ardýna kadar açýp içeri girdi. St-Cyr açýk kapýdan ýþýk gelmesine þaþýrdý; yi etrafa bakmak için kafasýný köþeden içeriye uzattý. Iþýk karþý duvardaki tavana yakýn bir pencereden geliyordu. Pencere demir parmaklýkla örülmüþ ir insanýn, sandalyeye çýksa bile ulaþamayacaðý yükseklikteydi. St-Cyr kapý eþiðinde durana k erledi, er> küçük bir harekette geldikleri yere sývýþmak için hazýrdý. Ama gördüðü sahne neredeyse sakindi: lambanýn ýþýðý, odanýn bir tarafýnda sessizce duran ve soðuk nedeniyle ceketinin düðmelerini çoktan iliklemiþ gardiyan ve duvardan sarkan bir yataðýn üzerinde bir insan. Küçük bir odaydý, belki iki metreye üç metre ama tavanýn yüksekliði alçak ve dar koridorda yapýlan tehlikeli yolculuktan sonra, klostr ofobisi olan St-Cyr'i büyük ölçüde rahatlatmýþtý. Sinirli zamanlarýna ait bir alýþkanlýkla no paltosunun cebinden çýkardý. "Ýþte sizin Peau-Rouge' mösyö" dedi gardiyan, sesi biraz kaba ama neredeyse fýsýltý gibi çýkm St-Cyr'in fark ettiði ilk þey uzun siyah saçlar olmuþtu. Ortadan ayrýlmýþtý ve omuzlarýndan a r neredeyse sýrtýnýn ortasýna uzanýyordu. St-Cyr'in fahiþesi Fortune'ün bile bu kadar uzun sa rý yoktu. "Atýlgan Geyik mi?" dedi St-Cyr. Kýzýlderili ismini duyunca döndü, ama doðrudan St-Cyr'e bakmadý. Muhabirin arkasýndaki kapýya kýyor gibiydi. Gözleri koyu renkti, elmacýk kemiklerinin altýnda gölgeler vardý. Dudaklarý sa ki deri bir eldivendeki dikiþ izleri gibi sýmsýký kapalýydý. Ýlk baþta St-Cyr Kýzýlderili'nin tehditkâr görünmemesine sevinmiþti. Aslýnda hiçbir þekilde þ ayabilecek gibi de gözükmüyordu. Boðazýna kadar iliklenmiþ siyah paltosu, kýsa pantolonu ve t rlikleriyle neredeyse acýnacak derecede zayýftý. Pantolonunun kapatamadýðý çýplak ayak bilekl ise özellikle kýrýlgan görünüyordu. St-Cyr onu inceledikçe daha fazla endiþelenmeye baþlamýþ "Yemek yiyor mu?" diye sordu. "Kuþ kadar," dedi gardiyan. "Çorbasýný ve çayýný içiyor, hepsi o kadar. Çorbasýnýn içindeki s meden býrakýyor. Ekmekle arasý hiç yok. Sanýrým Peau-Rouge gerçek insanlar gibi yemiyor." "Sanýrým çok aç, mösyö. Bir bakýn ona. Belki de ona gereken yemeði vermiyorsunuz." Hücreye girdiklerinden beri neredeyse medenileþen, ama þimdi anahtarlarýný bacaðýnda þangýrda s bir þekilde puflayan gardiyan belli ki sinirlenmiþti. "Burada restoran iþletmiyoruz mösyö. Biz zavallý gardiyanlarýz. Yukarýda süslü masalar arkasýnda oturup yemekte bouillabais mi, yoksa kuskus mu yiyeceðiz diye düþünmüyoruz. Akþam yemeði için belki gigue de chevreuil. ayýr biz böyle çalýþmýyoruz. Bu da diðerleri ne yiyorsa onu yiyecek veya aç kalacak." St-Cyr o anda Atýlgan Geyik'e baktý. "Ýngilizce anlýyor musun?" diyerek Ýngilizce seslendi . * Karaca butu. (y.h.n.) 90 Atýlgan Geyik neredeyse "ingilizce" kelimesine cevap veriyordu. Ama Kahverengi Elb iseli'yi» Amerikalý'yý ve onunla konuþmayý becereyiþini hatýrladý ve sessiz kaldý. "Sana nasýl yardým edebilirim, Atýlgan Geyik? Farklý bir þey yemek ister misin? Yemek?" St -Cyr yüksek sesle ve doðru telaffuzla Kýzýlderili'nin anlamasýný saðlayabileceðini düþündü, a bunun yerine muhabirin arkasýndaki kapýya bakmaya devam etti.

St-Cyr gardiyanýn sabýrsýzlýðýný hissedebiliyor ve zamanýnýn neredeyse dolduðunu biliyordu. A ak istemiyordu. Kýzýlderili'nin ona bir þekilde yardým etmek istediðini anlamasýný istiyordu. Bu St-Cyr için þaþýrtýcýydý. Soðuk bir adam deðildi - arada bir biraz bozuk para vererek dile re yardým ederdi; Noel için ev sahibine çok pahalý bir teneke foie gras" vermiþti; koridor un karþýsýnda oturan ve veremden ölmekte olan yaþlý adama pastil ve gazetesinde okuduðu yeni laçlarla ilgili raporlarý getiriyordu. Diðer yandan da, genel olarak insanlýðýn çektiði acýla disine ulaþmasýna pek az izin veriyordu. Ama Martin St-Cyr, Atýlgan Geyik'e yardým etmeyi neredeyse delicesine istiyordu. Ada mýn ölmekte olduðu açýktý. Birkaç saat veya birkaç gün içinde ölebilir ve kimse ona ne olduðu . Zalim gardiyan ve arkadaþlarý cesedini bir el arabasýna yükleyip bir haç veya isim olmad an kimsesizler bölümüne gömüleceði St-Pierre Mezarlýðý'na götürürlerdi. St-Cyr Kýzýlderili'de kendisini bu kadar etkileyenin ne olduðunu anlamaya çalýþtý. Diðer hücr de en az onun kadar vahim koþullardaki adamlarla doluydu. Böylesine sefil koþullarda t utulan ve muhtemelen açlýktan ölmekte olan kendi vatandaþlarý. Þimdi bile, hastalýðýn ve hatt bercisi olan ýslak, külümsü bir koku duyabiliyordu. Belki de Kýzýlderili'nin kendi dilinden baþka bir dil konuþamamasý ve ülkesinin insanlarýnýn nýn diðer ucunda binlerce mil ötede olmasý, St-Cyr'in Kýzýlderili'yi en azýndan mahkeme günün ar yaþatmaya yardým edecek bir þeyler yapabilmeyi çaresizce istemesine neden oluyordu. A ma Borely'nin dediði gibi mahkemeler aðzýna kadar doluydu ve bu Kýzýlderili bir gün daha day anacak gibi gelmiyordu ona. "Belki mösyö, biraz para býraksam, Peau-Rouge'a gerçek yemek gelmesini saðlayabilirsiniz? Belki biraz'Sosis, peynir ve köy ekmeði?" St-Cyr elini cebine daldýrýp birkaç frank çýkardý. "Burada kiþiye özel hizmet vermiyoruz, mösyö. Diðerleri ne yerse o da onu yer." * Ciðer ezme si, (y.h.n.) Ama St-Cyr bu cevaba hazýrlýklýydý. Cüzdanýný açýp yirmi frank çýkardý ve parayý uzatýrken, " ufak bir þey mösyö" dedi. Gardiyan çabucak, içgüdüsel olarak kapýya doðru baktý; sonra paray! kapýp bozuk paralan ceket n cebine attý. "Bakalým ne yapabilirim." "Hemen?" uOui, oui, monsieur. Hemen." St-Cyr ona güvenmiyordu, ama bu konuda yapabileceði pek bir þey yoktu. Yine de Kýzýlderili için bir þeyler yapmayý deneyecekti. Atýlgan Geyik için. Adamýn ismini düþünmeye zorladý ken Atýlgan Ge-yik'in yüzüne bakmaya zorladý. O bir insandý ve St-Cyr bir þey yapmazsa büyük ola ölecekti. Ama o an için sadece Gauloises paketini ve bir kibrit kutusunu yataða Atýlgan Geyik'in kahverengi elinin yanma býrakabildi. "Senin için," dedi Ýngilizce. "Merak etme. Seni bu berbat yerden çýkartacaðým. Merak etme Mösyö Atýlgan Geyik." Atýlgan Geyik kilitte anahtarýn dönme sesini duydu ve zayýf bir sesle sürgünün yuvasýna çekil inledi. Sonra bir sessizlik oldu. Ayaklarýný yataðýn üzerine çekti ve bu hareketiyle ayaða ka kan toz zerreciklerinin ýþýkta daireler çizerek uçuþmalarýný seyretti. Demir evin bu taþ odasýnda ne kadar süredir bulunduðu hakkýnda hiçbir fikri yoktu. Soðuða rað amanýn çoðunda uyumuþ ve evini düþ-lemiþti. Rüyalarýnda Stronghold'un üstünde halkalar çizen ar görmüþtü; kýr kurtlarýnýn geceleri havlayýp ulumalarýný dinlemiþ; bahar rüzgânndaki adaçay teþte piþen gevrek geyik etini koklamýþ; Paha Sapa'nýn temiz sularýný avuçlamýþ ve terli yüzü suyun nefesini kestiðini hissetmiþti. Rüyalarýnda evini görmüþ ve bu nedenle çok uyumuþtu. A ni Bighorn Daðlarý'nda yemiþ toplarken, babasýný Kaygan Çayýr'daki çadýrda çok bilyalý silahý n görmüþtü. Erkek ve kýz kardeþi büyük kampýn akþam sessizliðinde bezden toplarla ve ince kem yun oynuyorlardý. O ve Attan Düþüren de hýzlý yüzücüler için nehire fýrlattýklarý kanatlý çek orlardý. Bazen düþleri gecenin karanlýðýnda sona eriyordu; bazen de yüksek pencereden gelen ýþýkta. Ba utlu sona eriyorlardý; diðer zamanlar Kaygan Çayýr'daki büyük kampa saldýran askerlerin görün le veya 92 idilin, içinde birçok asker ve büyük bir Amerikan bayraðý bulunan Ro-h'nson Kalesi'ne doðru t peden aþaðý iniþiyle. gir keresinde Çýlgýn At'ý görmüþtü ve büyük savaþçý reis onun bugün güneþin yükseldiði ve imt suyun ötesindeki topraklara gideceðini söylemiþti. Çýlgýn At, Atýlgan Geyik'e eþlik Eðmeyeceð i, çünkü yakýnda kendi insanlarý tarafýndan öldürülecekti. Atýlgan Geyik wichasa yatapika'mn tutmak için uzandý, ama o orada deðildi. Çýlgýn At, kýrgýbayýrdaki gökyüzünde bir buluta dönü Bazý rüyalar onu rahatsýz ediyordu, bazýlarý ise rahatlatýyordu. Ama onlarý gördüðüne memnund

a kavuþmaya çok yakýn olduðunu biliyordu. Bu yüzden bütün gün ölüm þarkýsýný söylüyor, gecele e her gece o gecenin suyun öteki tarafýna seyahat edeceði gece olmasý için Wakan Tanka'ya dua ediyordu. Porsuða bile bu yolculukta güç vermesi için dua etti; ama gücünün bittiðinden v ayvan yardýmcýsýnýn onu uzak bir demir evde duymayacaðýndan emindi. Paltosunu dizlerine iyice sararken, elleri sigara paketine deðdi. Paketi eline alýp baktý. Paketin açýk mavi rengi ona Paha Sapa üzerindeki bulutsuz gökyüzünü hatýrlatmýþtý, ora kutsal varlýklarý düþündü ve Stronghold'da her zaman tütün içerek baþlanan eskipejuta wicasa' erini hatýrladý. Atýlgan Geyik tütün çubuklarýndan birini tutup gökyüzüne, yere ve sonra dört bir yana uzatýrk biri için dualar okudu. Týpký kutsal adamýn yaptýðý gibi kutsal varlýklara ve atalarýna dua e Dört ayaklýlara ve havanýn kanatlarýna dua etti; sonra bu hayatýn ötesindeki gerçek hayatta h r zaman ona hizmet edeceðine yemin ederek uzun uzun ve ateþli bir þekilde Wakan Tanka' ya dua etti. Sigarayý yaktý ve yansýna kadar içtikten sonra avucunun içinde söndürdü. Kalan t rçalarý eline düþene kadar sigarayý baþparmaðý ile iþaretparmaðý arasýnda yuvarladý. Sonra ev maðan edecek bir þeyi olsun diye paltosunun cebine koydu. Atýlgan Geyik demir yataðýn üzerine uzandý. Artýk üþümüyordu ve tüm varlýðý ve çevresindeki d Yüksek tavana bakýp þarký söyleyen kendi sesini dinledi. Güçlü bir þarkýydý ve bunu kendisin n porsuða teþekkür etti. Þarký söyleyerek gözlerini kapattý. . 93 V Le Petit Marseillais'de Prefecture'ün "gizlerindeki" "kayýp ruhla" ilgili yazýsý çýktýktan so ra, çok fazla bir þey olmadý; bu da genç muhabiri hayal kýrýklýðýna uðrattý. Kurduðu o sýnýrs kýn muhteþem bir isyan çýðlýðý atacaðýný düþlemiþti: Prefecture'ün merdivenlerinde ve Palais danýnda yapýlacak gösteriler; esnaf birlikleri ve sosyalistlerin yapacaðý yürüyüþler; dini ve al adalet grubunun mum ýþýðý nöbetleri; belki de Adalet Bakaný'nýn Paris'ten gelmesi. Daha ak a olduðu anlarda, sýklýkla þuna veya buna karþý gösteri yapmak için bir araya gelen sýradan h n küçük ama güçlü bir protesto beklemiþti. Genelde halk ekmek fiyatlarýnýn bir santim artmasý onulan seçerdi. Veya kaldýrým kenarýna býrakýlacak çöp miktarýný sýnýrlayan yeni bir kanun... 94 St-Cyr'in yazýsý istediði büyük tepkiyi uyandýrmadýysa da, birçok «aný Prefecture'e getirdi yaþlý bir rahip vardý ve Tanrýnýn basit yaratýklarýndan Peau-Rouge'a yapýlan insafsýz ve insanlýk dýþý muameleyi anlattý. Þefka rhametten, dualardan ve baðýþlayýcý ýraktan bahsetti. Kýsa bir süre sonra özellikle bu Peau-R un durumundan çok, tüm dünyadaki, hepsi de Tanrýnýn en basit yaratýklarý olan medenileþmemiþ rin kaderiyle ilgili bir vaaz vererek arala-flnda dolaþýyordu. St-Cyr küçük grubun arkasmda durup hayal kýrýklýðý yaratacak derecede uysal, uyumlu kafalarý Yirmi beþ kiþiden fazla yoktu, bu da az hayal kýrýklýðý yaratmýyordu; bu nedenle haberin taki azýsýnda bu sayýyý ikiye katlamaya karar verdi. Büyük kapýlarýn arkasmda kazýk gibi duran beþ n vardý. Belki baskýdan, þiddet olasýlýðýndan bahsedebilirdi, ama notlarýný alýrken yazarlýk hakkýnda içinde bir þüphe uyanmaya baþladý. Yazý iþleri müdürü ilk baþta Atýlgan Geyik'in hapsedilmesi haberinden pek etkilenmemiþti. Ama nu, adamýn kiþiliðindeki eksikliðe yormak mümkündü. Bir kiþilikten söz edilebilirse tabii. Ve de, sadece bir polis muhabiri olmasýna raðmen, haberi kendi yazmak istediðinde, kýsa bir ret cevabý, belki de neþesiz bir kahkahanýn tiz sesini duymayý beklemiþti. Ama yazý iþleri m zun bir veya iki dakika boyunca ciddi bir suratla parmaklarýný havaya dikerek sessiz ce oturmuþtu. Siyah takým elbisesi ve tavan lambasýnýn altýnda parlayan kel kafasýyla, yas t utanlar ölünün arkasýndan aðlarken, düþünceler içinde kaybolmuþ bir cenaze levazýmatçýsýna be Tam St-Cyr sanki bu korkunç aný silmek istercesine kendi ayak izlerini takip ederek küçük ofisin kapýsýndan gerisin geri sývýþmayý düþünürken, yazý iþleri müdürü ayaða kalkýp av bu hareketle neredeyse olduðu yerde sýçradý. "Yapabilir misin?" diye sordu yazý iþleri müdürü, ruhsuz cenaze le-vazýmatçýsý sesiyle. "Evet, tabii ki, Mösyö Grignan. Elimden geleni yapacaðým." "Çok iyi." Yazý iþleri müdürü masasýnýn üzerinde duran ufak kristal saate baktý." Ýki saatin rdiðinde Fauconnier'ye götür. Gerekli düzeltmeleri yapmasýný söyle." St-Cyr tecrübeli gazeteci Fauconnier'nin pek de fazla deðiþikliði gerekli bulmamasýna sevi ndi. St-Cyr'in gardiyaný tarif ederken kullan-diðý "hayvani" ("Bir sonraki sefer seni çið çið yiyebilir") ve tüm polis ' 95 departmanýna hitap eden "merhametsiz" ("Merhametsiz herifler biýe olsa onlarla çalýþmak zo rundayýz") kelimelerinin üstünü çizdi.

Sonunda Fauconnier St-Cyr'i sýrtýna vurarak tebrik edip "Sanýrým bu indien'e âþýk olmuþsun," i. St-Cyr bunu bir iltifat olarak kabul etti. O akþam baþarýsýný þampanya ve fruits de mer" ile yaptýðý kutlamayý, geçen gün Peau-Rouge'u Q Neuve'de çöp yýðýnlarýný karýþtýrýrken gördüðüne yemin eden Fortune'e bir ziyaret ile sürdür Fortune, "Ufak tefek, düzgün vücutlu, düz saçlý biriydi -týpký bir Doðu Akdenizli gibi- giyd afet dýþýnda," diyordu. | Ertesi sabah St-Cyr haberini okudu ve gerçek gazetecilik konusundaki bu ilk çabasýndan fazlasýyla etkilendi. Borely'nin ilk admda dizgicilerin yaptýðý bir harf eksikliði -Ambos e- dýþýnda, haberini ayný onun ve Fauconnier'nin býraktýðý þekilde gazetede çýkmýþtý. Ah neys daki espriyi görecekti; o düzgün bir polisti. Ama polis karakoluna olaðan ziyaretini yap týðýnda, bir tür sert düþmanlýkla karþýlandý. Borely, o gün Prefecture'de nöbetçi deðildi; bu hayal kýrýklýðýna uðratmýþtý. Ama gün ilerledikçe, resepsiyon çavuþu ile karþýlaþmak zorunda memnun oldu. Sonuçta, Kýzýlderili'yi görmek için hücreye inme macerasýna izin veren Bo-rely'd . St-Cyr kendi yazýsýna polisin vereceði tepkiyi yanlýþ hesaplamýþtý.' Sadece Kýzýlderili'yi ha nin insanlýk dýþý koþullarýndan kurtarmak için bir yalvarýþ olarak düþündüðü þey, polis taraf rak algýlanmýþtý. O gün de polis raporlarýný almýþtý, ama pek de istekli deðillerdi. Not defterini katladýðý o anda kendine güvenini yitirmiþ gibiydi ve ilk makalesi bu kadar az ilgi toplamýþken, acaba bir takip makalesi yazabilirini diye düþündü. Kalabalýðýn rakamýný onlarý çok daha istekli gösterse bile yazacak çok az þeyi vardý. Üstelik Atýlgan Geyik hakký a herhangi bir þey bulamamýþtý. Prefecture'deki resepsiyon çavuþu Peau-Rouge hakkýnda hiçbir ilmediðini söylemiþti; hapishanedeki tutuklular onu hiç ilgilendirmiyordu. Ya öldüyse? St-Cyr aniden bir panik dalgasýyla binanýn karanlýk soðuðuna raðmen üst dudaðýnýn arýncalandýðýný hissetti. Belki de çavuþ, Atýlgan Geyik'in aslýnda öldüðü gerçeðini gizliyord (y.h.n.) 96 Ýd fakir mezarlýðýnda onun için çoktan bir delik kazýlmýþtý! Elbette böyle olmuþtu. Bu nedenle Atýlgan Geyik hakkýnda hiçbir bilgi verilmemiþ0- Gardiyan, o hayva n, parayý yemek almak için kullanmamýþtý; þarap ve müstehcen dergiler almak için cebine indir . Ama o-Cyr ne beklemiþti ki zaten? Polisin bu vahþiyle ilgileneceðini mi? Ama artýk mide boþluðunda bir çalkalantýya dönüþen duyduðu panik sýrasýnda bile St-Cyr kafasý azýsýný þekillendiriyordu: "Peau-Rouge nerede? Polis neden mütevazý bir muhabirin Atýlgan Gey k adýndaki vahþiyi görme talebini reddetti? Saklayacaklarý bir þey mi var? Ýndien'in açlýktan ya belki de daha büyük olasýlýkla kýrýk bir kalp nedeniyle Prefecture'ün karanlýk mahzeninde asý müm-Ýdin mü? Marsilya'nýn halký bunlarý ve diðer sorularýn cevabýný bilmeyi talep ediyor. re'ün merdivenlerinde, þehirde ve civarýndaki kutsal rahiplerin yönlendirdiði büyük gösteride t olunduðu üzere kilise kollan sývamýþtýr. Seyirciler arasýnda sendikacýlar ve sosyalistler g miþtir: Peau-Rouge'un serbest kalmasý veya en azýndan daha insani bir kuruluþun ellerine býrakýlmasý talebinde halký elem içinde birleþtiren kutsal olmayan bir birlik. En ilgisiz gö lemci için bile açýktýr ki Marsilyalýlann kalbi belli ki Prefecture'ün derinlerindeki soðuk, emli hücresinde kalan bu zavallý vahþinin yanýnda yer almaktadýr. Ancak þiddet adaleti saðlam k için tek çözüm olacaksa, birçok protestocunun þiddeti desteklediðini duyurmak bu mütevazý k zun görevidir. Polisler kendilerini önceden uyarýlmýþ kabul etsinler." St-Cyr Prefecture'ün karþýsýndaki binalarýn gölgesinde haberi kafasýnda þekillendirerek, elin geldiðince hýzla not aldý. Sanki ilk haber sadece bu devam yazýsý için bir ýsýnmaydý. Aceley psini yazmaya çalýþtýðýndan o anda Ýsa ve Kudüs'teki sarraflarý anlatan papazý dinlemek için küçük kalabalýðý tamamen unutmuþtu. St-Cyr bu konu hakkýnda gerçekten düþünmüþ olsaydý, kendi içinde ufak bir savaþýn devam etmek fark edebilirdi. Sevmediði bir þehirde, artýk haftada bir veya iki defadan fazla düþünmediði bir kýzla evlenmeyi bekleyerek, en zavallý gazetecilik görevlerini yaparak üç sene çok müteva sýkýcý bir hayat sürmüþtü ve þimdi hayatýnýn haberini yazmak onun elindeydi. Her þey ortaday istediklerinin hýzýna, yazmaya elleri yetiþemiyordu. Yazmak istediði o kadar çok þey vardý ki .. Bu, karýsýný döven bir adamm veya bir Müslümanýn burnunu kesen sarhoþ bir Doðu Akdenizlini an gerçeklerden ibaret haberi deðildi. St-Cyr'i, gerçek bir gazeteci yapacak haber tam da Þarkýsý » Qn buydu, hatta belki de kötü þöhretli bir gazeteci olurdu. Diðer yandan, Atýlgan Geyik'in hücresindeki hali onu gerçekten etkilemiþti. Elmacýk kemikler

inin ardýndaki koyu, çökmüþ gözleri, 0 gözlerdeki ifadesizliði ve doðrudan kendisine bakmakta sýný unutamýyordu. Onlar ölen bir hayvamn gözleriydi, ölüme teslim olmuþ bir hayvanýn gözleri r hep, gözlerin canlýyken, koþullar ne kadar kötü olursa olsun, umutla ýþýdýðýný düþünürdü. St-Cyr, o ateþli ruh haliyle hücredeki yaratýðý köþeye sýkýþtýrýlmýþ bir hayvan gibi düþündüð se hayv£U|a insandan daha çok acýyordu. Fransýz olsaydý, onu kanunun ellerinde bir haksýzlýkt n dolayý acý çeken talihsiz bir yarank olarak görecekti. Ama Atýlgan Geyik ayný bir hayvan g ibiydi. Kendisine ne olduðuna, niye orada bulunduðuna dair en ufak bir ipucu yoktu v e duruma karþý çýkmak için sesini yükseltemiyor, durumunu açýklayamýyor veya kendim savunamýy St-Cyr, o anda içinde alaycý genç muhabir ile bir türdeþinin durumundan endiþe eden insan ar asýnda devam eden bu savaþýn farkýnda deðildi. Atýlgan Geyik'i nedense insandan aþaðý bir hay larak düþünmeye baþladýðýnýn bilincinde deðildi. Sonunda Atýlgan Geyik'i bulunduðu cehennem o acak, çýkýþ noktasý ufak bir protesto gösterisi olan bir haber yaratýyordu. Bu çok asil bir h ket deðildi de neydi? Atýlgan Geyik arada bir küçük odasýnm yüksek penceresinden pantolon giymiþ bacaklann geçtiðin iliyordu. Ýlk baþta, bu bacaklar karþý duvarda ince gölgeler olarak, ýþýðm belli belirsiz bul la belirmiþti. Ama yavaþ yavaþ bu kýsa süreli gölgelerin hücrenin dýþýnda bir þeye ait olduðu encereden dýþarý bakmaya baþladý. Çok uzun bir süre pencereden dýþarý baktý ve ne zaman bacak i hopladý. Bacak görmeyi dört gözle bekledi. Bunlar taþ odasýnýn dýþýndaki dünya hakkýnda bil u: ýþýk ve temiz hava, aðaçlar ve gökyüzü ve insanlardan oluþan bir dünya. Bacaklann, yumuþak ler ve iyi yiyeceklerle dolu bir odaya çýkan merdivenlerden týrmandýðýný veya sahiplerini Lak talann geniþ ferah topraklarýna götürmek üzere Amerika'ya gidecek ateþli gemilerden birine b indirmek üzere limana gittiklerini hayal ediyordu. Ona bakmak için gelen sigaralý adam odasma girdiðinden beri ÜÇ 98 F7ARKA/Kmlderilinin Þ»*1 uyku uyumuþtu. Adam ona ismiyle seslenmiþti, Atýlgan Geyik'e Stronghold'da yaz sabahla rýnda þakýyan ötleðenleri hatýrlatan san bir yelek giymiþti. Böyle sabahlarda, o ve Attan Düþ k piþirdikleri ateþin önünde tembel tembel keyif yapýp kahvelerini içer, kadýnlar-jjan, oyunl rdan ve bir kýþtan az bir süre geçse de çok eskide kalmýþ gibi gelen iyi zamanlardan konuþurl Atýlgan Geyik pencereye bakmaya devam etti, Attan Düþüren'in ve ailesinin onu þu anda görem emelerinin iyi olduðunu düþündü. Ýki gün boyunca, Atýlgan Geyik yatakta yatmýþ ve ölüm þarkýsýný söylemiþti. Güçlü bir þarkýyd götürüyordu. Soðuðu hissetmiyor, üstüne kapanan taþ duvarlarý görmüyordu. Wasic-to'lardan bir rba getirdiðini ve tuvalet kovasýný boþalttýðým fark etmiyordu. Bir keresinde yardýmcýlardan þiþman olan, onu paltosundan yakalamýþ, ayaða kaldýrýp baðýrmýþ ve yumruklanyla teh-ditkâr i Atýlgan Geyik kendi içine kapanmýþtý, küçük soluk gözlerdeki nefreti fark etmiyordu bile. Ama üçüncü uykuda, þarkýsý zayýftý ve gücünü kaybediyor olmaktan korkuyordu. Artýk nagi'sinin iç havada durarak eve doðru uzun yolculuðuna izin verilmesini beklediðini hissetmiyordu. Sonra, öðleye doðru, ölüm þarkýsýna tamamen son vermesine neden olacak bir þey oldu. Yardýmcý ri küçük bir tabla ve tepsi taþýyarak odasýna girdi. Adam gülümsedi ve pencereye, oradan da k vardaki ýþýða iþaret ederek yatýþtýrýcý bir þekilde konuþtu. Tepsiyi gösterip kamýný okþadý, ip eden Atýlgan Geyik gerçek yemeði gördü: piþmiþ bir kuþ ve çok sayýda küçük patates, onlarý arça ekmek ve bir parça çikolata. Her zamanki açýk çayý gördü, ama mni wakan'a benzeyen küçük rdý. Üzerinde Fransýz dilinde yazýlý bir kâðýt yoktu, ama þiþenin koyu yeþilinden koyu renkli ordu. Þiþenin yanýnda temiz, kýsa ve kaim bir bardak vardý. Yardýmcý þaraba baktýðýný fark et edip baþparmaðýný alt dudaðma tutarak baþýný arkaya doðru eðdi. Sonra gülerek yanýndan ayrýl Atýlgan Geyik günlerdir katý bir þey yememiþti. Çorbanýn suyunu ve çayý sonuna kadar içmiþti, hep susuz hissetmiþti, ama ölmek ve bu taþ odadan, bu yabancý topraklardan uzaklaþmak isti yordu. Çorbada yüzen þeyleri ve ekþi ekmeði yemeyi býrakmak kolay olmuþtu, ama gerçek yemeðin kokusu sayesinde neredeyse gitmediðine müteþekkirdi. O kadar açtý ki yemek yiyip yiyemeye ceði* ' .99 ni bilmiyordu. Midesi büzülmüþ, týpký deri bir kese gibi küçülmüþ ve kurumuþtu. Atýlgan Geyik, ayaklarýný yataðýn kenarýndan uzatýp ayaða kalkacak gücü bulana kadar, uzun bi baktý. Ani baþ dönmesi ve gözlerine iner gibi olan kara perde kýsa bir an ona, hasta evin i ve beyaz adamýn yataðýndan ilk defa ayaða kalkmaya çalýþtýðý zaman| hatýrlattý. Kaburgalarý ama kendini ayný derecede zayýf hissediyordu. Bir an ayakta durup gözlerinin önündeki kara nlýðýn geçmesini bekledi; sonra uzanýp kuþa yavaþça, neredeyse okþarcasma dokundu. Kýzartýlmý odayý dolduruyordu. Bir parça deri koparýp tattý. Bir wasichu numarasý olabileceðini, zehir lenmiþ veya hastalýklý olabileceðini düþündü. Ama derinin tadý güzeldi. Yaðlýydý ve çok uzun

yemediðini fark etti. Tabaðý kaldýrýp yataðýna oturdu. Daha önce gösteri Paris'teyken birçok kere tavuk eti yemiþti da öyle ahým þahým bulmamýþtý. Tavuk etinde bizonun veya geyiðin kýrmýzý etinin kuvvetli tadý þimdi tavuðun derisini yerken, parmaklarýna bulaþan yaðý yalýyordu. Sonra bir bacaðý çekip k üzerindeki sert eti yedi. Tavuðu bitirdikten sonra, küçük patatesleri birer birer aðzýna attý, bir veya iki çiðnemede e uttu. Taþ odanýn soðuðunda kuruyan kara ekmeði çiðnedi. Çay pek sýcak sayýlmazdý; iki yudumda boyunca gözlerini þiþeden ayýrmadan çayý içti. Paltosunun cebine uzandý ve San Göðüs'ün verdiði mavi sigara paketi ile kibritleri çýkardý. T r sigara kalmýþtý. Onun mükemmel þeklini inceledi: yuvarlaklýðýný, düzgün kesilmiþ uçlarýný. r Kýzýlderililer kendi tütünlerini kendileri sarardý ve hiçbir zaman bu kadar mükemmelini yap mamýþlardý. Sigarayý dudaklarýna yerleþtirip bir kibrit çaktý. Dua etmek, tütünle yuwipfnm tö rçekleþtirmek aklýna gelmemiþti. Birçok uykudur ilk defa ýsýndýðýný ve bu hayattan tatmin old tti ve bu anýn bitmesini istemedi. Kendisine ne olacaðýný bilemiyordu, ama o an için huzur luydu; yarýný düþünmüyordu. Taþ duvara yaslandý ve dumanýn kývrýlarak pencereden giren ýþýða doðru yükseliþini seyretti. San Göðüs'ün gözlerini ve Atýlgan Geyik'in yüzünde gördüklerinden dolayý o gözlerin üzgün, ha orkmuþ olduðunu gördü. Dua etmesi için kendisine bu tütünü vermiþti, þimdi de ona gerçek yeme mni wakan veriyordu. Atýlgan Geyik onu sigarasýný bitirdikten sonra içecekti, çün100 - kü S311 Göðüs'ü Wakan Tanka'nýn ona yardým etmek için gönderdiðini biliy°rcuý- Atýlgan Geyi onu en ciddi þekilde ' gjnadýktan sonra neredeyse yanma alýyordu. Hayatýndan kurtulma ça-< basý içinde ona ölüm þarkýsmý söylettirmiþti. Ama þimdi, Atýlgan Ge-yjlc'in yaþamasýný, bu g rasýnda, bu garip ülkenin havasýný solumaya devam etmesini istiyordu. Sadece kýsa bir süre ön e, bu düþünce Atýlgan Geyik'e büyük acýlar verirdi, þimdi ise sigara içmekten ve hayatýný bur i olarak düþünmekten mutluydu, ne olursa olsun yaþayacaktý. Ve zamaný geldiðinde eve, kendi i sanlannm yanýna dönecekti. Wakan Tanka bunu görecekti. Madam Soulas, Prefecture'de Yüzbaþý Drossard'm büyük ofisinde, kocasýnýn yanýnda oturuyordu. u kýþ balýklarýn ne kadar az olduðundan bahsediyordu - rouget* ve hareng'd&n" baþka bir þey s týlmýyordu ve onlar da inanýlmaz fahiþ fiyatlardaydý. CoguiUages*" kötü kalitede ve tatsýzdý an birkaç crevettes**** de bir servete mal oluyordu. Yüzbaþý balýkçýlarýn çok fazla kâr koydu ; sanki balýklan yakalamýyor, onlan temiz mavi denizde kendileri yara-nyorlardý. Bunda n sonra da, sýra gökyüzünden toplanan ekmeklere gelecekti. Madam Soulas, kocasý Rene'nin itirazýný dinledi. Sadece bir balýkçý deðildi, Balýkçýlar Birli görevliydi. Kötü bir sezon geçirdikleri ve fiyatlar da bunu yansýttýðý için tüm kýþ boyunca hem de müþterilerden gelen þikâyetleri dinlemiþti. Bu sabah a bile, Vallon des Auffes açýklannda balýk avlayan bir grup adam, Birlik i onlara iyi bir fiyat vermezse, yak aladýklanný baþka bir yerde satmakla I tehdit etmiþti. Kýþýn geri kalanýný Toulon veya Nic geçireceklerdi. Oradaki balýkçýlann hak ettiklerini aldýklarýný duymuþlardý. Madam Soulas, kocasýnýn fiyatlan çok düþük tutarlarsa balýkçýlarýn bir saat içinde balýksýz v de de iþsiz kalacaðýný anlatmaya çalýþmasýný dinledi. Ama komiser hiçbirine inanmýyordu. Birl lý bir araþtýrma yapmasý gerektiðinden emindi, bu Marsilya için utanç verici bir durumdu. * Barbunya, (y.h.n.) ^Ringa. (y.h.n.) Kabuklu deniz hayvanlarý, (y.h.n.) **** Karides, (y.h.n.) .101 ni bilmiyordu. Midesi büzülmüþ, týpký deri bir kese gibi küçülmüþ ve kurumuþtu. Atýlgan Geyik, ayaklarýný yataðýn kenarýndan uzatýp ayaða kalkacak gücü bulana kadar, uzun bi baktý. Ani baþ dönmesi ve gözlerine iner gibi olan kara perde kýsa bir an ona, hasta evin i ve beyaz adamýn yataðýndan ilk defa ayaða kalkmaya çalýþtýðý zamaný hatýrlattý. Kaburgalarý a kendini ayný derecede zayýf hissediyordu. Bir an ayakta durup gözlerinin önündeki karanlýðý eçmesini bekledi; sonra uzanýp kuþa yavaþça, neredeyse okþarcasýna dokundu. Kýzartýlmýþtý ve ayý dolduruyordu. Bir parça deri koparýp tattý. Bir wasichu numarasý olabileceðini, zehirlen miþ veya hastalýklý olabileceðini düþündü. Ama derinin tadý güzeldi. Yaðlýydý ve çok uzun zam ediðini fark etti. Tabaðý kaldýrýp yataðýna oturdu. Daha önce gösteri Paris'teyken birçok kere tavuk eti yemiþti da öyle ahým þahmý bulmamýþtý. Tavuk etinde bizonun veya geyiðin kýrmýzý etinin kuvvetli tadý þimdi tavuðun derisini yerken, parmaklarýna bulaþan yaðý yalýyordu. Sonra bir bacaðý çekip k üzerindeki sert eti yedi. Tavuðu bitirdikten sonra, küçük patatesleri birer birer aðzýna attý, bir veya iki çiðnemede e uttu. Taþ odanýn soðuðunda kuruyan kara ekmeði çiðnedi. Çay pek sýcak sayýlmazdý; iki yudumda

boyunca gözlerini þiþeden ayýrmadan çayý içti. Paltosunun cebine uzandý ve Sarý Göðüs'ün verdiði mavi sigara pa-' keti ile kibritleri çýkard bir sigara kalmýþtý. Onun mükemmel þeklini inceledi: yuvarlaklýðýný, düzgün kesilmiþ uçlarýný diðer Kýzýlderililer kendi tütünlerini kendileri sarardý ve hiçbir zaman bu kadar mükemmelini pamamýþlardý. Sigarayý dudaklarýna yerleþtirip bir kibrit çaktý. Dua etmek, tütünle yuwipinin gerçekleþtirmek aklýna gelmemiþti. Birçok uykudur ilk defa ýsýndýðýný ve bu hayattan tatmin ssetti ve bu anýn bitmesini istemedi. Kendisine ne olacaðýný bilemiyordu, ama o an için hu zurluydu; yarýný düþünmüyordu. Taþ duvara yaslandý ve dumanýn kývrýlarak pencereden giren ýþýða doðru yükseliþini seyretti. San Göðüs'ün gözlerini ve Atýlgan Geyik'in yüzünde gördüklerinden dolayý o gözlerin üzgün, ha orkmuþ olduðunu gördü. Dua etmesi için kendisine bu tütünü vermiþti, þimdi de ona gerçek yeme mni wakan veriyordu. Atýlgan Geyik onu sigarasýný bitirdikten sonra içecekti, çün100 tii San Göðüs'ü Wakan Tanka'nýn ona yardým etmek için gönderdiðini biliyor^11- Atýlgan Geyik Büyük Sýr onu en ciddi þekilde sýnadýktan sonra neredeyse yanma alýyordu. Hayatýndan kurtulma sý içinde ona ölüm þarkýsýný söylettirmiþti. Ama þimdi, Atýlgan Ge-yik'jn yaþamasým, bu garip a, bu garip ülkenin havasý-m solumaya devam etmesini istiyordu. Sadece kýsa bir süre önce, bu düþünce Atýlgan Geyik'e büyük acýlar verirdi, þimdi ise sigara içmekten ve hayatýný burad olarak düþünmekten mutluydu, ne olursa olsun yaþayacaktý. Ve zamaný geldiðinde eve, kendi ins nlarýnýn yanma dönecekti. Wakan Tanka bunu görecekti. Madam Soulas, Prefecture'de Yüzbaþý Drossard'm büyük ofisinde, kocasýnýn yanýnda oturuyordu. u kýþ balýklarýn ne kadar az olduðundan bahsediyordu - rougef ve hareng' den" baþka bir þey s týlmýyordu ve onlar da inanýlmaz fahiþ fiyatlardaydý. Coquillages"" kötü kalitede ve tatsýzdý lan birkaç crevettes*"* de bir servete mal oluyordu. Yüzbaþý balýkçýlarýn çok fazla kâr koydu ; sanki balýklan yakalamýyor, onlarý temiz mavi denizde kendileri yaratýyorlardý. Bundan s onra da, sýra gökyüzünden toplanan ekmeklere gelecekti. Madam Soulas, kocasý Rene'nin itirazýný dinledi. Sadece bir balýkçý deðildi, Balýkçýlar Birli görevliydi. Kötü bir sezon geçirdikleri ve fiyatlar da bunu yansýttýðý için tüm kýþ boyunca hem de müþterilerden gelen þikâyetleri dinlemiþti. Bu sabah bile, Vallon des Auffes açýklarý bahk avlayan bir grup adam, Birlik onlara iyi bir fiyat vermezse, yakaladýklarýný baþka bir yerde satmakla tehdit etmiþti. Kýþýn geri kalanýný Toulon veya Nice'de geçireceklerdi. O adaki balýkçýlarýn hak ettiklerini aldýklarýný duymuþlardý. Madam Soulas, kocasýnýn fiyatlarý çok düþük tutarlarsa balýkçýlarýn bir saat içinde bahksýz v de de iþsiz kalacaðýný anlatmaya çalýþmasýný dinledi. Ama komiser hiçbirine inanmýyordu. Birl lý bir araþtýrma yapmasý gerektiðinden emindi, bu Marsilya için utanç verici bir durumdu. * Barbunya, (y.h.n.) "^Ringa. (y.h.n.) *** Kabuklu deniz hayvanlarý, (y.h.n.) *** Karides, (y.h.n.) »-' 101 Madam Soulas, bu tartýþma kafasýnda bir uðultu haline gelene kadar düþüncelerinin baþka yere masýna izin verdi. Hâlâ bu konuya ' karþý çýkýyordu, ama Rene bunun iyi birer Hýristiyan k görevleri l olduðunda ýsrar etmiþti: "Sevgili Madeleine, Ýsa bizim için çarmýhta ölmedi Onu burada, çaresizlik içinde aðlarken, TanrýsýnJyakanrl ken býrakacak mýyýz? Ýsa bir h i öldü?" Ve Madeleine zaten S beslemek zorunda olduklarý iki yavrularý olduðunu ve içind e zorla haÝ reket edebildikleri kadar yerlerinin olduðunu söyleyerek itiraz ett iðinde, klasik sofuluðuyla konuyu kapatmýþtý: "Gerçek birer Hýristiyan f isek, ufak bir f dakârlýðý sorun etmeyiz. Ýsa bizden daha kötü durumi da olanlara yardým etmemizi isteme iydi? Bu Tannnm isteði dei ðil mi? Ayrýca, sadece bir veya iki günlüðüne." Rene ile kavga etmek zordu, dindarlýðý kadar, onun gerçekten sofu 1 tabiatý nedeniyle de. Madeleine'e çekici gelen de aslmda bu özelliðiydi. Ardeche'deki St. Laurent'ýn rahipleri tarafýndan desteklenen gençlerin barýndýðý bir sýðmakta karþýlaþmýþlardý. O zamanlar Madelei se on altý yaþýndaydý. Madeleine rahibe manastýrýna þehrin baþka bir yerinde gidiyordu ve bu n Rene'yi öncesinde sadece kilisede ve babasýnýn balýk tezgâhýnda görmüþtü. Kader aðlarýný ör ahçesinde aðaçtan düþüp omzunu incitmiþ ve kýnlan bir aðaç dalý eteðini yýrtýnýþtý. Beyaz iç ar arasýnda kýkýrdamalara yol açmýþtý. Ama yerde yatýp kendine gelmeye çalýþýrken, yüksek, az es duydu ve bu sesin baþlarýnda duran genç papaza ait olduðunu düþündü. Ama kafasýný kaldýrdý gür saçlý ve küt burunlu bir oðlanýn baþýnda çömeldiðini gördü. Çocuðun görünümünde oldukça ik vardý; onun balýkçýnýn oðlu olduðunu anlamýþtý. Bu yirmi bir yýl önceydi. Beþ sene sonra da evlenmiþlerdi. Aslmda, bu olaydan sonra iki yýl boyunca birbirlerine tek kelime bile etmemiþlerdi. Madeleine, evlendikten sonra, Rene'nin o hafta ilahiyat fakültesine girmenin yollarýný araþtýrmak için yaþlý rahiple konuþ

nmiþti. Rahip Daudet onu yüreklendirmiþ ve Rene bir yandan liseyi bitirirken, diðer yand an da ondan iki yýl suresince din eðitimi almýþtý. Ancak, Rene'nin ilahiyat fakültesine gire ceði hafta babasý çýlgýn bir denizci tarafýndan, limanda balýk pazarlýðý sýrasýnda öldürülmüþ Madeleine, cenazeye ailesiyle beraber gitmiþ, yaslý ailenin iki sýra arkasýnda oturmuþtu. Diðerlerinin açýlarýyla yýkýlmýþ görünmesine kar102 Rene'nin dik bir þekilde, kuru gözlerle ve duygularý yokmuþ gibi oturmasýna þaþmýþtý. Ve ertesi gün, bu sefer balýk tezgâhýnda, diðer balýkçýlarla beraber alýþýrken onu tekrar gör ni toparlayana kadar balýkçýlar tezgâha bakmaya gönüllü olmuþtu. Ondan sonra da bir gün bile etmemiþti. Madeleine onun babasýyla ilgili duygusuz haline o zamanlar þaþýf-[jjýþ, hafif de sinirlenmiþt . Yaralanmasý ve namusuyla ilgili bu kadar düþünceli ve ilgili davranan çocuk bu olabilir miydi? Ancak evlendikten sonra Rene hayatýnýn en önemli ilkesini açýkladý: Ýyi veya kötü olan y Tanrýnýn takdiridir. Ama kötü bile olsa, Tanrýnýn takdiri olduðu için içinde iyi vardýr ki deðil midir? Ýnsanlýðýn iyiliði adýna kötü veya korkunç gibi gözüken þeyler yapmadý mý? Made karmaþýklýðýný anlamaya uðraþtý, ancak sonuçta anlayamadý. Kendisini imanlý bir Katolik added o ve Rene pazar günleri ve kutsal günlerde çocuklarý ayine götürürlerdi, ama etrafýnda yaþan trajik olaylarýn sadece Tanrýnýn isteði olduðu için iyi olduðunu bir türlü hissedemiyordu. Ço Rene'nin bir rahibin yaradýlýþýna sahip olduðunu düþünürdü: aþýn ciddi ama kötü þeylerden dol elki de trajedi maneviyatýný yüceltiyordu. Böylece Madeleine, o ve Rene'nin Peder Daudet'yi ve diðer papazlarý Peau-Rouge'un mahkûm edilmesini proteste etmek üzere Prefecture'e izledikleri güne lanet ederek komiseri n ofisinde oturup bekledi. Vahþinin iyiliði için ettiði dualar nedeniyle kendini çok eklem li hissetmiþti. Peder Daudet'nin söylediði gibi o, Tanrýnýn en basit kullarýndan biriydi. Ve Rene tabii ki haklýydý; muhtaç durumdaki bir insana bir çatý saðlamak onlarýn Hýristiyanlýk di. Buna itirazý yoktu. Sonuçta, Montpellier'den gelen bir mühendislik bölümü öðrencisini dok ay boyunca aðýrlamýþlardý; kira ve yemek için çok az bir para ödediðinden zengin de olmamýþla klememiþlerdi de. Bu öðrenciden önce de Apt'dan gelen küçük hemþire vardý. Ama bu bir vahþiydi! Tanrý tabii ki Hýristiyanlarýn ve vahþilerin bir arada yaþamasýný isteme ! Madam Soulas, kafasýný sallayýp karayel ve tramontane'nirý her zaman olduðu gibi balýkçýlar balýða Çýkmaktan alýkoyduðunu anlatan kocasýna baktý. Komiser iðrenerek * Daðlardan gelen rü n.) --103 homurdanýyordu. Bu sahneye bakan biri Rene'nin sadece bu aptalca iþte aptalca davran mýþ olmaktan suçlu olmak yerine, devlete karþý bir suç iþlemiþ olduðunu düþünebilirdi. Ve iþte vakti gelmiþti. Palais de Justice'e gidip geçici gözetim kâðýtlarýný imzalamýþlardý. arý, daha doðrusu Rene'yi etraflýca sorgulamýþtý. Vahþiye insani konfor saðlayabilecekler miy Evlerinde böyle bir insaný barýndýrmaya hazýr mýydýlar? Böylesine yabancý bir yaratýða çocuk klardý? Bir vahþinin uygar bir çevrede yaþamaya nasýl bir tepki vereceðini düþünüyorlardý? So president du tribunal' Madam Soulas'a döndü: "Ve siz, madam, nasýl desem, bu vahþinin d uyabileceði olaðandýþý gereksinimlere hazýr mýsýnýz?" Madam Soulas Rene'nin yüzündeki ifadeyi . Dürüst bir keyifle tamamen endiþeli bir beklenti arasýnda gidip gelen bir gülümseyiþi vardý ma endiþelenmesi gerekmiyordu. Madeleine onun karýsýydý. Madeleine de þu anda o zaman hayýr deseydi ne olurdu diye merak etti. Sorularýn ciddiyetine bakarak mahkemenin onlarý r eddedeceðinden emindi. Ama ya Rene - bu durum Rene'ye, onlara ne yapardý? Bu indien' i eve getirmek istemesini anlayamýyordu. Ama Rene sanki kendi ailesi ona yetmiyorm uþ gibi, daha önce hiç görmediði kadar ýsrarcýydý. Dindarlýðý bazen bir yük haline geliyordu. Madam Soulas bu son üç günde ellinci defa kendi kendine, "Neden biz," diye sordu. Bu v ahþiyi almaktan mutluluk duyacak yardým kuruluþlarý ve kilise organizasyonlarý bir yana, b aþka aileler olduðunu öðren1 misti. Daha bir gün önce, Vieille Charite'den iki rahibe kapýlar a belirmiþti. Yaþlý rahibe giysisi içinde dik ve ciddi duruyordu, genç olan ise gözlerini yüz göre fazlasýyla büyük gösteren kalýn metal çerçeveli bir gözlük takmýþtý. Soulaslar'm Peau-R an vazgeçmelerini istediklerinde, her ikisinin de söyledikleri çok mantýklýydý. Evsizler ve yetimlerle ilgilenmek için yeterli donanýma sahiptiler, muhtaçlara bakmak onlarýn göreviyd i. Rene bu fikre dudak büktüðünde, rahibeler daha ýsrarcý olmuþ ve Soulaslar'm ahlâki açýdan klanný Peder Daudet ile konuþmakla tehdit etmiþlerdi. Ve bu Rene'yi olduðu kadar Madelei ne'i de sinirlendirmiþti ve rahibeleri kapýya kadar geçiren Madeleine olmuþtu. Komiser D rossard, Balýkçýlar Birliði'nin dürüstlüðünü sorgulamasýna raðmen, Rene tanýdýðý en ahlâklý a týnýn üzerine koymaz veya toplama tablasýna vergisini koy-mamazlýk etmezdi. Ayrýca, indiertm orilarýn bakýmý altýna girmesini tav-* Mahkeme baþkaný, (y.h.n.)

104 ¦«e eden Peder Daudet'nin ta kendisiydi! Bunlar, uzaklaþan rahibelerin fasýndan Madelein e'in baðýrdýðý son kelimelerdi. Daha sonra sakinleþtiðinde, Madeleine olaylarýn biraz daha farklý ejjþnýiþ olmasýný dilediðin etti. Belki Rene rahibelerin vahþiye vardým etmek konusunda daha iyi olanaklara sahi p olduklarýný anlamýþ olsaydý, her þey en iyi þekilde çözümlenecekti. Hayatlarý normal olabil rý tehdit altýnda olmayabilir ve vahþi de görebileceði en iyi bakýmý görebilirdi. Üstelik, se lik suçundan tutuklanmýþtý. Bu onu evsiz ve dolayýsýyla da Vieille Charite'nin himayesi için ygun hale getirmez miydi? Madam Soulas iç geçirdi. Bu sorunun çözümü dün ellerinin arasýndaydý, ama Rene rahibeleri kýz adamdý, ama bazen biraz daha mantýklý olmasýný diliyordu. Burnumuzu nasýl bir karmaþaya sokt k diye düþündü. Tüm bunlarýn nedeni bir pazar öðleden sonra, Buffalo Bill'in Vahþi Batý gösterisine gitmiþ ol arýydý. Gösteri boyunca Rene koltuðun ucunda oturmuþtu. Büyük at arabasý ve onu takip eden Ký lileri alkýþlamýþ, onlara tezahürat yapmýþtý. Kýzýlderililer koþan bizonlarýn arasýnda atlarý yaygara koparmýþtý. Ve Peau-Rouge'lar cesur askerleri öldürdüklerinde vahþi çýðlýklar savurm eyircilerin de ayný þeyleri yaptýðýný fark edene kadar bu davranýþý Madam Soulas'ý korkutmuþt * Ama Madam Soulas daha çok çocuklarý için endiþelenmiþti. Gösterideki birçok bölüm onlarý kork loe, yan çýplak, acýmasýz bakýþlý Kýzýlderililerin takip ettiði bizonlar tribünleri sallayara rken aðlamýþtý. Silahlarýn çýkardýðý gürültü ve düþen askerlerin baðýrýþlarý nedeniyle yüzünü üç yaþýndaki bütün çocuklar gibi cesur davranmaya çalýþmýþtý, ama gösterinin kendilerine çok anlarda Mathias'm nasýl ürktüðü Madeleine'nin gözünden kaçmamýþtý. Ameri-Kalýlar vahþetin ya t tarzý olduðunu düþünür gibiydiler. Bir o kadarýný da sunucu söylemiþti. Lakin bu durum Fran geçerli deðildi. Bizonlarý takip edip, askerleri öldüren Peau-Rouge'lardan birinin gelip kendileri ile yaþayacaðý gerçeði Madam Soulas'ý tekrar hayretler içinde býraktý. Rene'nin aklýndan neler ge irdi? Ya zavallý Çocuklarýmýz? Zavallý Chloe henüz dokuz yaþýndaydý! Mathias da yanlýþlardan ilenebilecek bir yaþtaydý. Bir vahþinin onlarla bera¦"** 105 ber masaya oturmasý, kendi evlerinde uyumasý; bu kadarý da çok f^.. laydý. Ya komþulara ne d emeli? Çocuklarýný neredeyse ölesiye korku, tacak bir vahþiyi hak ediyorlar mýydý? Ve Matmeze Laboussier -Chloe'ye piyano dersi vermek için bir daha gelir miydi? Madam Soulas komiserin ofisinin dýþýndaki ayak seslerini duydu_ ðunda kendini büyük bir endiþ ve küskün bir mutsuzluk arasýnda gidip gelirken buldu. Peau-Rouge ile ilk karþýlaþmasýna ken isini hazýrlarken aniden kalbinin hýzla çarptýðým, düzensizleþtiðini ve teklediðini hissetti. Ama odaya sadece bir kiþi, kahverengi takým elbise giymiþ, kalýn favorileri ve dudaklarýnýn kenarýndan kývrýlarak aþaðý sarkan düzgün býyýklan olan, uzun boylu bir adam girdi. Kum rengi karmakarýþýktý, ama önemli bir havasý vardý. Geniþ adýmlarla komiserin masasýna doðru yürüdü, biraz da þiddetli bir þekilde sallayarak tokalaþü. Madam Soulas kulaklarýnýn çok küçük ve ka kýn olduðunu gördü. Saçlarýnýn altýndaki, neredeyse hiç çizgi oluþmamýþ yüzü çok narindi. Böy sahip olmak için fazlasýyla genç görünüyordu. Ýki adamýn birbirlerini selamlamasýný dinlerken Fransýzcasýnýn bir hayli basit ve kötü olduðunu fark etti. Aksanýnda kuzey bölgesinin izi var , heceleri yutan bir aksan, ama kelimeleri düzgün deðildi. Besbelli ki anadili Fransýzca deðildi. Komiser, Mösyö ve Madam Soulas'a bu adamý, Amerikan Konsolos Yardýmcýsý Franklin Bell olarak tanýþtýrdý, konsolos yardýmcýsý her ikisi ile de el sýkýþmakta ýsrar etti. Bu adam, Eski Lim nde turlayan denizcilerin ve tabii ki Buffalo Bili ile kovboylarýnýn dýþýnda gördüðü ilk Amer Amerikalýlar onun yaþadýðý mahalleye hiçbir zaman gelmez ve o da kendi mahallesinden çok nad ren çýkardý. Madeleine, mavi gözlerinin içine bakýp bunlarýn Nötre Dame de la Garde'ýn tavaný nde, dayanýlmaz gözüken uçuk ama hoþ bir mavi olduðunu düþünürken adam "Enchante, madame"* de nin üzerine doðru eðilirken Madam Soulas yanaklarýnda bir kanncalanma hissetti. "Ve evet madam," dedi. "Yeni misafirinizle tanýþmaya hazýr mýsýnýz? Oldukça nazik biri, her n kadar bana bir at kadar yemek yediðini söyledilerse de... Bir tavuðu tek baþýna yiyip bit irmiþ." Madam Soulas adamýn teklifsizliði karþýsýnda þaþýrdý, ona bu kadar doðrudan hitap etmesinden z utandý. Yüzünde kafasý kanþýk bir * Tanýþtýðýmýza memnun oldum, hanýmefendi, (y.h.n.) 106 w fadeyle kocasýna baktý. Aslmda utangaç ve kesinlikle de yardýma muhtaç bir kadýn deðildi; her

ne kadar diðer balýkçýlarýn eþleri gibi iþin þamatasýna ve iðnelemelerine kanþmasa da Rene'ni alýk sa-«yordu. Ama bu adam -bu Amerikalý- yeni tanýþtýðý biri için fazlasýyla samimiydi. "Evet, tabii ki Atýlgan Geyik ile tanýþmak isteriz, Mösyö Bell. Ama ilk önce bize ondan bira z bahseder misiniz?" Rene ürkerek Madele-ine'e göz attý, ama ilgisi hâlâ Amerikalýdaydý. "Anl dýðým kadarýyla ne Fransýzca ne de Amerikanca konuþuyor." "Çok doðru mösyö. Birkaç kelime Ýngilizce biliyor: Buffalo Bili, Vahþi Batý ve tabii kendi ad an Geyik. Sioux dilinde konuþuyor, ancak maalesef bir tercüman bulamadým. Bulacaðýmý da sanmý orum" Bell kafasýný üzgün üzgün salladý." Ne yazýk ki tüm Sioux'lar ve tercümanlarý Vahþi Bat gittiler." "Ama niye onu ötekiler neredeyse oraya göndermiyorlar?" Sözler beklenmedik ve çaresizdi, ama Madam Soulas kendine engel otamadan aðzýndan çýkmýþtý. Tekrar yüzünün karýncalandýðýný h Bell bir an ona baktý, saklayamadýðý ifadesi kýzgýnlýk ile eðlenme arasmda gidip geliyordu. " yi bir soru madam. Çok iyi. Benim de kendime sorduðum bir soru. Ama bakýn madam..." Ko misere bir bakýþ atarak bir an durdu. "Maalesef hükümetiniz Mösyö Atýlgan Geyik'in ülkeyi ter tmesine izin vermiyor. Önce bazý küçük suçlar için mahkemeye çýkmasý gerekiyordu. Sonuçta çýk de üH&ye kanunsuz girdiðini söylüyorlar. Amerika Birleþik Devletleri vatandaþý deðil ve geçer r pasaportu yok ve bu nedenle adalet sistemi aksi yönde bir karar verene kadar ülken izde kalmasý gerekiyor." "Kanunlar böyle iþliyor, Madam Soulas," dedi komiser. "Sýnýrlarýmýzý güvenlik altýna alamazsa ansýz Cumhuriyeti istenilmeyen tiplerin iþgaline uðrar." "Ama bir zaman sonra eve dönmesine izin verilecek, deðil mi?" Rene, yanlýþ hiçbir þey yapmadý lan birinin ülkesine geri dönmesine izin vermeyen böylesi bir kanun karþýsýnda þaþkýna dönmüþ Zarif bir silkinmeyle omuzlarýný kaldýran komiser: "Ben sadece huzurun bekçisiyim, mösyö. Bu daha yüksekteki yetkililerin karar vereceði bir konu. Nasýl bir karar vereceklerini k im bilebilir?" "Ama bu durumda kanun yanlýþ yönlendirilmiþ, capitaine. Peau-Rouge kesinlikle bir Amerik an vatandaþýdýr. O, o topraklarýn ilk sahibidir. Buffalo Bili öyle söyledi." ^ 107 Komiser de Vahþi Batý gösterisine gitmiþti ve ilk Amerikalýlarla, Dü indien'lerle ilgili kon uþmayý dinlemiþti. O an bu doðru olmalý diye düþünmüþtü. Ama þimdi hükümet indien'lerin kendi vatandaþlarý olmadýðýný söylüyordu, o yüzden bu da doðru olmalýya Bunlar çok kafa karýþtýrýc inin kurallarým uygulamak zorundaydý. Tekrar omuz silkecekti, ama Amerikalý onun balýkçý ve karýsýnýn arasýna girdi. "Hepsi çözümlenecek, mösyö, madam. Lütfen, sizi temin ederim ki Mösyö Atýlgan Geyik sizde sad a bir süre kalacak. Sonra kendi insanlarýnýn yanýna dönmesine izin verilecektir ve biz de böylece hayatýmýza devam edebiliriz. Bu arada, nazik âlicenaplýðýnýz için hükümetimin içten t size iletmeme izin verin." Komisere döndü: "Vatandaþýmýzý getirebilir miyim þimdi?" Madeleine Soulas La Canebiere boyunca süslü arabada gittiði için kendini biraz aptal his setti ve arkadaþlarýndan hiçbirinin orada olmamasýný umut etti. Ama biri onlarý mutlaka görec kti ve kendi mahallelerine geldiklerinde, bütün pazar onlarý konuþacaktý. Her þeye raðmen, se in siyah deri koltukta kendini çok rahat hissediyordu. Beyaz ince at, þýngýrtýlý siyah koþum akýmlarý ve kafasýndaki kýrmýzý ponponuyla güzel bir hayvandý. Yük arabalarýný ve otobüsleri rdýðý seslerin aksine, atýn kesik kesik yürüyüþü taþ yollarda çýnlýyordu. Franklin Bell, onun ve Rene'nin karþýsýnda oturuyordu, Bell'in yanýnda ise hiçbir þeye bakma yan, hiçbir þeyi görmeyen gözleriyle vahþi vardý. Ýlk baþta, Madam Soulas ona doðrudan bakama a girdiðinde, ona göz ucuyla bakmýþ ve parlak deri ayakkabýlar, gri bir takým elbise ile ona uygun yelek, selofan yakalý beyaz bir gömlek ve siyah bir kravat görmüþtü. Her ne kadar büyü lleri çaresizce ceketin kollarýndan aþaðý sarkýyor gibi gözükse de elbise üzerine iyi oturmuþ Madam Soulas yüzüne çabuk bir bakýþ fýrlatmýþ ve Kýzýlderili'nin sakin ve masum görüntüsü onu silmiþ ve ortadan ayrýlmýþtý. Gözleri tehditkâr olmaktan çok kayýtsýzdý. Ýnce dudaklarý yukar ece ifadesiz düz bir çizgi halinde duruyordu. Odadaki hiçbir þeye tepki vermiyor gibiydi ve Madam Soulas biraz aptal olup olmadýðýný merak etmiþti. Bu onu þaþýrtmazdý; arenada vahþi asýl hareket ettiklerini, tüm o çýðlýklarý, 108 malarý, atlarýný vahþi sürüþ tarzlarýný izlemiþti. Yan hayvana benziyorlar*,

Arna R^ne nm yüzü "eau-Rouge u gördüðünde aydýnlanmýþtý. Belki de normal bir erkek gibi hatta den biraz daha iyi, neredey-e bir tüccar veya memur gibi giyindiðinden... Sadece bel irgin elmacýk .^gmikleriyle, esmer, neredeyse kara yüzüne ve kýsýk, bakýp da görmeyen gözleri bakýldýðýnda normal bir erkekten çok uzak olduðu anlaþýlýyordu.

Ve þimdi burada en iyi elbiseleriyle, þýk bir arabanýn içinde Madam Soulas'ýn baþýnýn üzerind Liman'a doðru bakýyordu. Ne düþünüyordu acaba? Madam Soulas mahalleye yaklaþtýkça daha fazla huzursuzlandýðý-ný hissetti, La Canebiere'den d r Rue d'Aubagne'a saptýklarýnda, tanýdýk bir yüz görmemeyi umarak, ürkek ürkek kalabalýk yaya uluðuna bakýyordu - ve elbette ki, doðrudan Chloe'nin piyano öðretmeni Matmazel Laboussier 'nin gözlerinin içine baktý. Matmazel aþýrý makyaj yapan ve aþýn gösteriþli giysiler giyip hý m bir þekilde konuþan iriyan genç bir kadýndý. "Non, non, non, ma cheneF" diye yükselen kesi k ve sert bir itiraz duyduðunda kaç kere kýzýnýn dersini yanda kesmek için içinde ciddi bir i tek duymuþtu, ama o ve Rene, kýzla-nnýn zamaný geldiðinde akýllý genç bir adamý -belki bir av veya bir tüccar; burjuva biri- etkileyecek kadar hanýmefendi olmasýný istiyorlardý. Balýkçý o ktan mutluluk duymadýklarýndan deðil, ancak kýzla-n ve oðullan için daha fazlasýný istiyorlar Ve þimdi, Matmezel Laboussier arabada oturanlara abartýlý bir þaþkýnlýkla gözlerini dikmiþ ba . Ne kadar tuhaf gelse de, bu Ma-deleine'i endiþelendirmediði gibi, az kalsýn kahkaha atmasýna yol açacak kadar da keyiflenmiþti: 'O' þeklinde büyük kýrmýzý aðýz, mavi ile belirgi büyük gözler ve fazlasýyla allýk sürülmüþ yanaklar. Caddede parlak gün ýþýðýnýn altmda bu iri li olmayan gösterilerinden firar etmiþ gibiydi. Muhtemelen þiþman kadýn! Madeleine Soulas, Matmazel Laboussier'ye el sallamak, hatta belki de seslenmek i stedi, ama bu isteðine direndi; yolun kalanmý gözleri öne kilitlenmiþ, sürücünün siyah melon inceleyerek geçirdi. En azýndan, o an için komþularýnýn ne düþündüðünü önemsemedi. Aslýnda bu r arabada yolculuk edecek türde bir ha-* Hayýr, hayýr, hayýr tatlým, (y.h.n.) "'109 nýmefendi olduðunu hayal ederek geçirdi. Sýrtýný dikleþtirdi ve nazjv çe önündeki melon þapka Franklin Bell, balýkçýnýn dairesinin bu kadar geniþ olduðuna þaþýrrruþ. ti. Bir balýkçýnýn ka içbir fikri yoktu, ama bu geniþ daire yumuþak kadife kaplý mobilyalarý, muntazam püsküllü per eri, cilalý ahþap masa ve dolaplarý, iþlemeli örtüleri ve doðru noktalardan sarkan koltuk ört ile temiz ve zarifti. Birkaç elektrik lambasý bile vardý. Burasý gerçek bir evdi. Madam Soulas, mutfakta çaydanlýða su koyarken, Mösyö Soulas, Bell'i ve Atýlgan Geyik'i merdi venlerden bir üst kata çýkardý. Atýlgan Geyik yansý dolu bir denizci çantasý taþýrken, Bell'i e küçük bir elbise valizi vardý. Ucundaki büyük pencereden gelen ýþýkla aydýnlanan geniþ bir n yürüdüler. Mösyö Soulas, soldaki son kapýnýn yanýnda durdu. Ýleri uzattýðý koluyla girmeler erek "Voilâr dedL Önce Bell girdi. "Burasý çok güzel, mösyö. Gerçekten çok uygun." Oda büyük deðildi, ama çok temizdi ve parlak bir yatak örtüsünün serili olduðu tek kiþilik de yatak bulunuyordu, yataðýn yanýnda kenevir bir halý, bir þifoniyer, bir lavabo ve muslin perdelerin arkasýnda kalan küçük bir tuvalet vardý. Atýlgan Geyik içeri girerken çok daha temkinliydi, mobilyalara baktý, sonra pencereye doðr u yürüdü. Oda, duvarla çevrilmiþ küçük bir bahçeye bakýyordu. Öteki binalarýn arkasýndaki ben mek onu þaþýrtmýþtý. Binalarýn dar sokaktan görüntüsü bütün bir taþ izlenimi veriyordu, ama g ar ve çalýlar, masalar, sandalyeler ve þemsiyelerle dolu açýk bir alan vardý. Ahýr bölümünün ucunda araba sundurmasý bile vardý. Bu pencereden, taþ oda-dakinden çok farklý bir manzara görünüyordu. Bu sýrada Bell onun yanma gelmiþti. "Güzel, deðil mi?" dedi Ýngilizce. "Burada mutlu olacaðmý biliyorum Atýlgan Geyik. Bunlar iyi insanlar ve þimdilik seninle ilgilenecekler. Ve ço k yakýnda Amerika'ya giden buharlý bir gemide olacaksýn. Sana söz veriyorum." Atýlgan Geyik ilk defa Bell'in gözlerine baktý. Yüzünde bir tür ifade vardý, ama Bell bunun u utsuzluk mu, yoksa þükran mý, ya da sadece kafa karýþýldýðý mý olduðunu anlayamadý. Bell hafi uyurun, (y.h.n.) 110 geyik'in omzuna vurdu. Baþka ne yapacaðým bilememiþti. Evin kalanýný da gezdikten sonra, salonda çay içtiler. Madam Soulas küçük porselen tabaklarda ballý kek ikram etti. Madeleine, indieriin bununla ne yapacaðýndan pek emin deðildi, ama Atýlgan Geyik keki çatalla yedi. Broncho Billy'nin ve rezervasyon Kýzýlderililerinin on a tabaktaki yemeðini çatal býçak kullanarak nasýl yemesi gerektiðini öðrettiklerini bilmiyord Kendi býçaðýný saplayarak rosto etten bir parça kesip büyük bir ýsýrýk aldýðýnda ona gülmüþle aða geri koymasýný öðreten Çift Gören olmuþtu, sonra da tabaðm yanýndaki çok uçlu çatal ve kö eseceðini göstermiþti. Bu, Oma-ha'daki tren istasyonunda olmuþtu, bir yandan da, Atýlgan G eyik'in Stronghold'dan ayrýlmamýþ olmayý dilediði birçok andan ilkiydi. Franklin Bell, Atýlgan Geyik'in keki yiyiþini seyretti. Kýzýlderili'nin dikkatli ve zari f yeme þekli onu þaþýrttý. Bu þekilde keki yemesi uzun sürmüþtü. Kek bitene kadar cayma dokun ra bardak ve altlýðýný itinayla masaya koyarak çay^iý içti.

Bell, Vahþi Batý gösterisindeki bütün Kýzýlderililerin sofra adabýnýn bu kadar iyi olup olmad tti. Yedi ay Paris'te gösteri yapmýþlardý. Medeniyetin inceliklerini kapmýþ olmalýydýlar. Anc beyaz adamýn medeniyeti hakkýnda ne düþünüyorlardý? Kendi ilkel tarzlanna oranla bunu bir gel e olarak mý görüyorlardý? Parayý ve yiyecekleri sevmiþ olmalýydýlar -ve tabii ki onlara göste ilgiyi de- ama ya diðer þeyler? Bell, aniden para konusunu hatýrladý. Vahþi Batý gösterisi yetkililerine Atýlgan Geyik'in be kleyen maaþý olup olmadýðým telgrafla sormasý gerekecekti. Konsolosun sekreteri Kýzýlderili'n giysi masraflarýný karþýlamak için o paraya ihtiyaçlarý olduðunda ýsrar etmiþti. Tannya þükür Soulas ailesi konsolosluktan para istememiþti; Mösyö Soulas onu pazar yerindeki tezgâhýnda çalýþtýracaktý. Ama Atýlgan Geyik hiç gerçek bir iþte çalýþmýþ mýydý? Sabahýn beþinde balýkl temizlik yapmak, her gün uygar insanlara zarar veriyormuþ gibi rol keserek at sürmeye benzemiyordu. Bell, cep saatini çýkanp saate baktýðýný belli etti. Þoförüne bir saat sonra dönmesini söylem sadece on dakikasý kalmýþtý. "Evet, artýk gitmeliyim. Sanýnm her þeyi konuþtuk." Madam So-ulas'a baktý. "Baþka bir þey var mý, size anlatmadýðým herhangi bir Þey? Oldukça yoðun birkaç gün geçirdiniz - bürokratlardan Madam?" *-^-Hl Madeleine yakýnda onunla yalnýz kalacaklarý gerçeðinin farkýna o an vanyormuþ gibi Atýlgan Ge 'e göz atü. Garip, ama onun tepkisiz yüzü ve sakin hareketleri neredeyse hiçbir sorun olma yacaðýna dair onu ikna ediyordu. "Sanýrým her þeyi konuþtuk mösyö," dedi Rene. "Bence Mösyö Atýlgan Geyik bize hiç sorun çýkar est-ce pas, Madeleine?"* Madeleine, Rene'yi doðrularken omuzlarýný silkti. Rene'nin mutlulukla ýþýldayan yüzü ilk baþt þaþýrtmýþ -o kadar sahiciydi ki- sonra ifa kýzdýrmýþtý. Tüm düþünebildiði dertler günlük hay larýnýn onlardan uzaklaþacak olmasýydý; Rene ise bekleyen günlerin heyecanýyla kesinlikle ýþý . Bu bakýþý karþýsýnda temkinli olmayý öðrenmiþti. Kýzmýþtý, ama bir yandan da bu durumda ola olmaya kararlýydý. Bu yabancýyla iliþkisine balýkçýnýn sevimsiz karýsý olarak baþlamak istem ine de, o anda cevaplanamayacak kadar çok soru vardý. Zaman bunlara cevap verilip ve rilemeyeceðini gösterecekti. Ama bu vahþi, kendisini onun ismini düþünmeye zorladý, Atýlgan G k kendileri ile kýsa bir süre kalacaktý. Sonra kendi normal hayatlarýna geri döneceklerdi. Madeleine, her iki erkeðin de kendisine baktýðýný fark etti ve indi-en'in -Atýlgan Geyik'insaat denen þeyin varlýðýndan haberdar olup olmadýðýný merak etti. Sabah ne zaman kalkmasý ge ni biliyor muydu? Kim olduklarýný, ne yaptýklarýný, ondan ne beklediklerini biliyor muydu? Bunun yerine, "Mösyö Atýlgan Geyik'in rahat etmesini saðlamak için elimizden geleni yapac aðýz, Mösyö Bell. Biz Hýristiya-nýz," dedi ve ekledi: "Tüm yapabileceðimiz bu." "Superbel"" Bell dizine vurup ayaða kalktý. Yelek cebinden küçük bir kart çýkararak, "Ýþte ka yö Soulas. Konsolosluðun adresini görebilirsiniz. Herhangi bir þey olursa, lütfen beni ara yýn," dedi. Yeleðinin önünü aþaðý doðru çekiþtirdi ve kravatýný düzeltti. "Birkaç gün içinde k üzere geri geleceðim. Yaptýðýnýz çok iyi bir þey, Soulas ailesi. Â bientöt, mes amis.""' Gitmek için acele ederken Atýlgan Geyik'le vedalaþmayý unuttu. Bu aklýna ancak arabaya bin mek üzere adýmýný atarken geldi. Ama artýk çok geçti. Vaucluse'den gelen bir tüccar grubu ile pýlacak bir toplantý için ofise dönmesi gerekiyordu. Özel lavanta kokularý için Ame* Deðil mi Madeleine? (y.h.n.) ** Harika, (y.h.n.) *** Yakýnda görüþmek üzere dostlarým, (y.h.n.) 112 kan pazarýna girmek istiyorlardý. Bir sorun yoktu, ne de olsa lavanta v dýnlar arasýnda ço k popülerdi, ama Amerika'daki parfüm üreticileri s0losluðun kendileri ile ilgilendiðinden emin olmak istiyorlardý. Fransa'daki iki yýlý boyunca Bell, diplomasi sanatý ve incelikleri hakkmda Panama, Lim a ve Marakeþ gibi cehennemin ucundaki yerlerde kahve, muz ve baharat pazarlýklarýyla g eçirdiði on yýlda öðrendiðinden ço^ ^ana f02^ §ey öðrenroiþü- Herhangi bir yerde konsolos olm hazýr hissediyordu, ama yine, kaçýp geldiði ikinci sýnýf ülkelerden birine gönderileceðinden uyordu. Marsilya, dünyadaki en iyi yer deðildi. Sanat veya tarih, hatta eski yapýlar i le ilgili çok az þey vardý; ama dünyadaki en büyült: limanlardan biriydi. Ticaret anlaþmalarý ilgili gerçek bir eðitimden geçiyordu. Araba La Canebiere'e döndüðünde, Bell býyýklarýný çekiþtirdi ve birbirinin ayný uzun elbisele ar ve þapkalar içinde bir grup genç kadýna ilgi gösteren fiyakalý bulvar erkeklerini izledi. Görünüþe bakýlýrsa kýzlar tezgâhtar veya memurdu. Biri özellikle çekiciydi, ufak tefek ama o

dayan diðer arkadaþlarýndan uzak duruyordu. Kendine güveniyor diye düþündü, nasýl da güvenli rlu. Neden böyle genç bir hanýmla tanýþamýyordu acaba? Bell, hâlâ oldukça etkileyici olduðunu biliyordu. Her zaman atletik bir vücuda sahip olmuþtu , Yale'deyken squash oynamýþ ve boks yapmýþtý. Lacrosse' kulübüne bile üye olmuþtu. Gülümseye a yaslandý. Okulunda bekçi olarak çalýþan ve belli baþlý talimatlarý "Koþun çocuklar, koþun" r savaþtýr, genç adamlar" olan Seneca Kýzüderilisi Lacrosse koçunu hatýrladýðýnda az daha gül Amma da matrak, diye düþündü, Seneca nasýl tam da Amerika'ya uyum saðlamýþtý: Dili konuþuyor, iniyor ve her sabah kiliseye gidiyordu. Ama bu Sioux, Atýlgan Geyik'in aðzý süt kokuyord u. Daha bu sabah Bell ona ayakkabýlanný nasýl baðlayacaðýný göstermek zorunda kalmýþtý! Aman yarýn sabah? Bu Kýzýlderili'nin kendi ayakkabýlarýný baðlamasýný öðrenmesi ne kadar zaman ala ulas bu sorumluluðu üstelenecek miydi? Ya diþ fýrçalamaya ie demeli? Hastanede o kadar uzu n süre kaldýktan, Marsilya'nýn sokaklarýnda sürttükten, hapishaneye týkýldýktan sonra diþleri aktan doðal olarak büyük mutluluk duyacaðýný düþünürdünüz. Ama *%ene yönelik böylesine basit rþý pek ilgi gösteriyor gibi gelmemiþti ona. Hokeye benzer bir oyun. (y.h.n.) "ÖN/KttýldcrilimnÞarlosý ' 113 r Bell'i birden bir endiþe kapladý. Soulaslar iyi insanlardý, ancak Atýlgan Geyik'ten kend isi sorumluydu. Ya Kýzýlderili kaçmaya karar verirse? Ya tekrar hapse düþerse? Veya baþýna ta ihsiz bir kaza gelirse? Veya düþünmesi bile korkunç ama ya bir Fransýz vatandaþýna, Soulaslar dan birine þiddet uygulamaya karar verirse? Bunlarýn hepsi sonuçta kendisine geri gele cekti. Elbette, çok muhteþem olmasa da þu ana kadar lekesiz olan dosyasýna iþlenecekti. Be ll herhangi küçük bir Latin veya Güney Amerika ülkesine veya daha da kötüsü her daim tehlikel lan Kuzey Afrika'ya ne kadar kolay gömülebileceðini biliyordu. Bell, oturduðu koltukta öne doðru eðilmiþ, sýrtý dik, elleri ise dizlerinin üzerinde kenetlen . Tek gereken küçük bir hatalar serisi veya büyük tek bir fiyasko ve sonra sürgündesin, diye Ya da sepetlenirsin. Bell konsolosu olaya daha fazla dahil etmemenin büyük bir hata olduðunu artýk biliyordu. Durumla ilgili Atkinson'ý bilgilendirmeye devam etseydi, Kýzýlde rili'nin kabul edilemez tüm davranýþlarýnýn yansýmasý püskürtülebilirdi. Bunlar, onun olduðu damýn da hatasý olurdu. Bell, La Canebiere'deki yayalarý keyifsizce seyrederek geriye yaslandý. Camýna büyük bir göz çizilmiþ bir dükkâna genç bir çiftin girdiðini gördü. Pencerede yanan bir sürü mum ve arkala adife örtüler dükkânýn gerisini gözlerden saklýyordu. Erkek potur ve uzun kahverengi çizmeler ymiþ, kafasýna da türban takmýþtý; genç kadýnýn elbisesinin kalça kýsmý o kadar büyüktü ki dü eçmiþti. Bu garip limanda böyle tuhaf görüntülere alýþýktý, ama bu abartýlý yaratýklarýn falc ak etti. Falcýya hiç gitmemiþti, yine de dükkânýn yerini not etti. Aþk hayatýyla ilgili biraz rdým iþine yarayabilirdi. Araba Peytral Bulvan'na dönüp, konsolosluða varmadan önce yavaþladýðýnda Bell Soulaslar'ý pro ygunsa ertesi gün ve ondan sonraki her gün kontrol etmek üzere kafasýna not etti. Bell bür okrasinin çýldýrtýcý olduðunu biliyordu, ama Atýlgan Geyik meselesinin bir iki hafta içinde ç umuyordu. Bu arada her fýrsatta bu Kýzýlderili ile ilgilenecekti. "Voilâ, Mösyö Bell." Bell yukarý doðru baktý. Kahverengi ayakkabýlarýný inceliyordu Cilalanmalarý gerekliydi. "Le consulat monsieur."" * Konsolosluk mösyö, (y.h.n.) 114 F8ARKA/Kjzideýilmilý Þa*1' Bell gülümsedi, iki yýldan sonra nerede olduðunun söylenmesi gerekmiyordu. Ama bir süredir öy ece oturuyor olmalýydý. "Merci, Ro-bert." BeU indi ve araba uzaklaþtý; kýrmýzý ponponlu beyaz at, sanki ahýrýn hayaliyle daha hýzlý hareket eder gibiydi. Ya da kim bilir, bugünü bitirmek te acele eden Robert'di. Ama hoþ bir kýþ günüydü ve Franklin Bell, Vaucluse'den gelen lavanta üreticileri ile yapacaðý antý için aceleyle içeri girmeden önce, açýk mavi gökyüzüne son bir bakýþ fýrlatarak Eski Lim letici deniz kokusunu içine çekti. Aðýr tahta kapýyý çekerek açarken, tekrar o ufak tefek, dü tlu Fransýz kýzýný düþündü ve o kadar da güzel olmadýðýna karar verdi. Hoþ bir yanýlsama, Mar bulanmýþ piyasa kýzlarýna pek de benzemiyor deðil. Kahretsin, onlara gýpta ediyordu. -U5V VI Atýlgan Geyik küçük odasýnýn penceresinin önünde durup aþaðýya ahýra ve atlara baktý. Geceydi atlar tek bir gaz lambasýnýn altýnda karanlýkta zar zor seçiliyordu. Avluyu çevreleyen diðer

evlerin kepenkleri kapalýydý ve karanlýktýlar. Diðerleri ortada ayakta uyurken atlardan b iri aðýhn çevresinde dönüp duruyordu. Atýlgan Geyik atýn bu aðýla yeni geldiðini düþündü, hâl Belki de þehir dýþýndan gelmiþti. Burasýyla Paris arasýnda kurlýk alan çoktu. Buralardan geç terideki Kýzýlderililerin hepsi sadece belli belirsiz yuvarlak þekiller halinde görünüp demi r yoldan uzaklaþan bað sýralarýnýn belirginleþtirdiði küçük bir tepe veya ay ýþýð altýnda buz yaðantaþýndan çatýlarý ve karanlýk pencere leri ile daha küçük binalarýn çevrelediði büyük ta 116 I (jiklen gece karanlýðýnda bile, kýrsal alandan çok etkilenmiþlerdi. Bir ^sabadan geçerken de, merakla insanlarý ve atlan seyretmiþlerdi. Tren sýk sýk su almak için duruyordu. Broncho Billy bu dumaný yapanýn su olduðunu ve bu duma nýn da trenin gitmesini saðladýðýný söylemiþti- Tren durduðunda Kýzýlderililer ve diðer göste nden inmelerine ve ayaklanndaki uyuþukluðu gidermeleri için yürümelerine izin veriliyordu. Atýlgan Geyik trenden hiç uzaklaþmazdý ve düdük öttüðünde trene hep ilk binenlerden olurdu. Bazen Atýlgan Geyik, Buffalo Bili'i taþtan peronun sonunda iyi giyimli üç dört adamla bera ber dikilip sigara içerken görürdü. Arada bir, tren molasý uzun sürerse, Kýzýlderililerin yan elirdi. Bir Lakota kadýný ile evli olan ve o dili çok iyi konuþan Broncho Billy her zama n Kýzýlderililerin yanýnda olmasýna raðmen, Sert Ayý da vagonundan inip tercüme için yanlarýn irdi. Bir keresinde Buffalo Bili Atýlgan Geyik ile konuþmuþtu. "Bu þekilde ata binmesini nasýl öðrendin genç adam?" Sert Ayý soruyu çevirdiðinde Tüy Adam cevap verdi: "O çorak topraklardan gelen vahþi bir Kýzý rili. Asla teslim olmadý." "Ama bu nasýl olur? Daha neler, bu genç adam, on iki yýl önce Çýlgýn At ile beraber geldi. Tü glalalar geldi." "Wasichu'\ssm âdetlerini kabul edemeyenler de vardý," dedi Çift Gören. "Bu genç adam Paris 'teki Nötre Dame Kilisesi'ne gidene kadar bir kilisenin içini hiç görmemiþti." Çift Gören bun Ýngilizce söylemiþti, bu nedenle Sert Ayý bunu Atýlgan Geyik için tercüme etti. "Bir görmüþsün tam görmüþsün o zaman Atýlgan Geyik. O, Pa-pa'nm eviyle beraber dünyadaki en b dir. Ýtalyanlann ülkesine gittiðimizde ne demek istediðimi anlayacaksýn." Tam o sýrada düdük öttü ve Buffalo Bili Atýlgan Geyik'in omzuna dostça vurdu. "Bu yolculuk bo unca çok þey göreceksin oðlum, baþýný döndürecek þeyler. Hepsinin keyfini çýkar; ama o arenad nem ateþlerinden gelmiþ vahþi bir Kýzýlderili olduðunu unutma!" Aülgan Geyik onun kendi vagonuna doðru aðýr aðýr uzaklaþmasýný seyretti. Kalýn, yünlü bir giy kafasýnda gösteride kullandýðý Þapkadan daha dar kenarlý gri bir þapka vardý. Býyýðý ve keçi yircileri heyecanlandýran geyik derisi elbise, boncuklu uzun eldiven, dizlerinin üze rine kadar çýkan parlak çizmeler giymiþ büyük savaþçý olduðunu kimse anlayamazdý. Her gün tekrarlanan gösteriler sýrasýnda Buffalo Bili'in Kaygan Çar "1*7" yýrlýk'taki ölü uzun býçaklýlarý ilk bulan wasichu olmasý Atýlgan Ge-yik'in kafasýný hep karý eki Kýzýlderililerden hiçbiri, o savaþta gerçekten yer alanlar bile, Lakotalarrn o zaman o nun hakkýnda konuþtuðunu hatýrlamýyordu. Böylesine büyük bir adamýn mutlaka sözü edilirdi. Am Billy, Pahuska'nýn bir bizon avcýsý ve uzun býçaklýlarýn izcisi olduðuna yemin ediyordu. Þimd e, Nebraska ordusundaki büyük þeflerden biriydi. Atýlgan Geyik huzursuz atýn aðýl çevresinde dönüþünü izledi. Atta, her ne kadar belli belirsi sa, ona Ýyi Koþucu'yu hatýrlatan bir þey vardý. Diðer atlardan daha uzundu ve açýk krr havasý luyormuþ ve orada olmak istiyormuþ gibi baþým yukarýda tutuyordu. Atýlgan Geyik'in dizginleri babasýna teslim edip "Ýyi Koþucu artýk senin. Seni olduðun gibi, urban-giyen gibi gösterecek," demesinden bu yana sanki sadece birkaç ay geçmiþti. Bodur 'un iki atýnýn da rengi kötüydü; geniþ kavisli sýrtlarý ve öküz tersi kadar büyük ayak tabanl da, gururla binilmekten ziyade ancak araba çekmekte kullanýlabilecek atlardý. Atýlgan Ge yik babasýný Ýyi Koþucu'nun üzerinde görmediði için þimdi üzgündü, ama demir at sarsýlýp yava klaþmaya baþladýðýnda, atýnýn dizginleri bir araba tekerleðine baðlanmýþtý, Bodur peronun üze yle birlikte cesur yürek þarkýsýný söylüyordu. Atýlgan Geyik siyah gökyüzünde siluetleri belli olan karanlýk bacalarý ile çatýlara baktý. Bu ona, wasichu.,\wm evlerini inþa etmek ve maden ocaklarýný desteklemek üzere aðaçlan alýp götü inde Paha Sapa'da kalan kütükleri hatýrlattý. Bir keresinde o ve Attan Düþüren kýymetli altýn k üzere karanlýk delikte epey ilerleme cesaretini göstermiþlerdi, ancak tüm bulduklan ýslak kayalar, kýrýlmýþ balta ve kare þekline getirilmiþ tahta takozlardý. Daha soma geriye, Strong hold'a atlarýný sürdüklerinde, maka «a'nin göðsündeki wasichu'nun açtýðý yaralardan birine gi korkmuþlardý. Hemen yaþlý pe-juta wicasa Kuþ Kuyruðu'na gidip ne yaptýklanný anlatmýþlardý.

am, her ne kadar gözlerine perde inmiþ ve ancak kansýnm yardýmýyla dolaþabiliyor olsa da, sa dece uzaklara doðru, çorak topraklarýn garip þekillerine ve renklerine bakmýþ ve çocuklara or tutmalarýný, yaptýklanný tartmalanný ve ertesi gün geri gelmelerini söylemiþti. Ne Atýlgan Ge e de Attan Düþüren o akþam fazla uyuyabilmiþti. Ama ertesi gün Kuþ Kuyruðu onlara rüyasýnda b nun Paha Sapa ormanlarýnda dolaþtýðýný ve bir kayaya oyulmuþ bir maðarayla karþýlaþ118 týðýný söyledi. Bizon týpký bir köpeðin yere uzanmadan önce yaptýðý gibi her seferinde arkasý arak çevresinde dört defa dönmüþtü. Orada olanlarý hatýrlamak ister gibi her þeye bakýyordu. talarýnýn geçirdiði pek çok kýþ boyunca geçtikleri ovalar, nehirler ve daðlara uzun uzun bakt otlarýn ve açlýðýn olduðu zamanlara, kargaþa ve barýþ zamanlarýna baktý. En sonunda göðe, gün cilalanmýþ taþ kadar beyaz ve sert oldu. Daha sonra kendi etrafýnda dönüp maðaraya girdi. Kuþ Kuyruðu o sýrada piposunu aldý ve sert bir taþa sürttüðü bir kibrit ile yaktý. Düþünceli iki defa içine çekip üfledikten sonra konuþtu: "Büyükannenin göðsündeki wasichu yarasýna git n siz ikinize teþekkür etmek istiyorum. O zaman bilmiyordunuz, ama oraya bir nedenle gönderildiniz. Wakan Tanka bunu bana söyleyeceðinizi ve benim taþ gözlü bizonla ilgili rüya eceðimi biliyordu. Büyük Sýr bu þekilde iþler. Her þeyin bir nedeni vardýr, ama o bunu çocukl lmasýný ister. "Görüyorsunuz, gördüðüm rüya gelecekle ilgiliydi. Tüm bu süre boyunca, ölen bizonun yasýný tu hu'lar ülkemize geldiðinde kutsal halkanýn bozulduðunu ve kendi insanlarýmýzýn yollarýný kayb i düþündük. Ama þimdi bizonlarýn sonsuza kadar gitmediklerini fark ettim; sadece Paha Sapa'ný kalbinin derinliklerindeki evlerine döndüler. Halka tekrar wakan olana kadar orada kalacaklar." "Zamanýn geldiðini nasýl anlayacaklar?" Attan Düþüren heyecanlý ama bir o kadar da þüpheci bi le sordu. Yaþlý adam gülümsedi ve piposunun küllerini için için yanan ateþe silkeledi. "Bilecekler genç . Bize söyleyecekler." Piposunu boncuklu tütün kesesine geri koydu, sonra solmuþ al ve y eþil desenlerle süslenmiþ eski bir heybeyi açtý. Bir demet tatlý çimen,* bir parça tütün ve b yruðundan yapýlma bir sineklik çýkardý. " Evet çocuklar yardým edin kalkayým. Gidip terleyece e maka ina'dan kendi bedenindeki wasichu yarasýna girdiðiniz için af dileyeceðiz." O akþam Atýlgan Geyik rüyasýnda Stronghold'a döndüðünü gördü. Ýyi Koþucu'ya biniyordu ve uzun atý her zaman olduðu gibi hevesle iyi otlaklara ve cazip kýsraklara dönmek için krrgýbayýr bo unca dans ediyordu. Düzlüðün ortasýndaki yüksek tepeye ürmandýk-* Kýzýlderililerin kutsal say ulu bir ot. (y.h.n.) -119 lannda, Atýlgan Geyik bazýlarý atlarýn üzerinde, bazýlarý arabalarýn içinde, bazýlarý ise yür hold'a yönelmiþ birçok insan göldü. Ve zirveye ulaþtýðýnda, birçok çadýrla daire olmuþ dans e san gördü. Dansý tanýyamamýþtý. Eski zamanlarýn danslarý gj. bi ritmik ve zarif deðildi, onun insanlar yerlerinde zýplayýp Vjv_ nlýyorlar, erkekler baðýrýyor ve inliyor, kadýnlar çýðlýk du Davul çalanlar, bazýlarý yere düþene kadar ve orada onlar hareketsiz yatarken diðerleri s anki bedenlerinden ayrýlmaya çalýþýyormuþ gi^j kývranýp dönene dek insanlarý daha da hýzlý da orluyordu. Kapýnýn hafifçe vurulduðunu duyduðunda hâlâ geceydi. Rüyasý bitmiþ ve uyku yataðýnda kaim bir rýnmýþ öylece yatýyordu. Bir hayli düþündükten sonra, bu çýlgýn dansçýlarýn Oglala ve hatta L arar vermiþti. Baþka bir yerden gelmiþlerdi. Ama kimdiler ve Lakotalann vatanýnda ne yapýy orlardý? Kutsal çubuðu ve güneþ dansýný getiren Beyaz Bizon Ýnek Kadýn, hem kurban verdikleri de kendi törenlerini doðru bir þekilde yaptýklarý sürece Lakotalann zengin olacaklarý ve geli ekleri sözünü vermiþti. Ama wasichu'-lann geliþini de önceden görmüþ müydü? Bu insanlarý hazý niye uyarmamýþtý? Ýnsanlar kötü bir þey, Wakan Tanka'yý kýzdýracak ve onun halka sýrtýný dönm cak bir þey yapülarsa, niye onlarýn adýna araya girmemiþti? Atýlgan Geyik anlamaya çalýþýyord Büyük Sýr'm onun anlayabileceðinden ötede olduðunu biliyordu. Sadece kendi rolünü oynayýp hal ekrar wakan olmasýný umut edip bunun için dua edebilir, böylece yaþlý bir adam olarak kendi insanlarý arasýnda yaþayabilirdi. Tekrar Kuþ Kuyruðu'nun bizonla ilgili rüyasýný düþündü ve b i çoðalarak, belki de Beyaz Bizon Ýnek Kadýn'dan yeni törenler öðrenerek Paha Sapa'nýn derinl erinde dolaþýyor olmasý gerektiðini düþündü. Belki bir gün ortaya çýkacak, büyük hayvanlardan l gibi Lakota ülkesine süreceklerdi. Bu düþünce týpký Kuþ Kuyruðu'nun rüyasýný anlattýðý saba ni hoplattý. Odanýn diðer ucundaki pencereden yeni ayýn beyazlýðýný seçebiliyor ve Tipi'deki yý olduðunu biliyordu. Tüm aylarýn en soðuðuydu. Bu ayda Stronghold'da sadece avcýlar veya od nu veya bizon tezeði bitenler dýþarý çýkmak için erken kalkardý. Atýlgan Geyik ve Attan Düþür arsa, ateþin etrafýna toplanýr, battaniyelerini sýrtlanna alýp kahve içerlerdi. Bunlar dayan masý çok

120 0lan uzun ve yalnýz günlerdi. Bazen rüzgâr esip kar tuttuðunda, ar-1 arkaya beþ altý gece çad kýsýlýp kalýrlardý. Beþ kýþ önce Atýlgan Tevik on sekiz yaþýndayken neredeyse tüm Tipi'deki D mahsur kalmýþlardý. Etleri, kahveleri ve tütünleri bitmiþ ve çarýklarýný yamamak için kulland riyi kaynatmak zorunda kalmýþlardý. O kýþ Stronghold'da on yedi çadýr ve yaklaþýk yetmiþ kiþi vardý. Bazýlarý aile, diðerleri ise k ve Attan Düþüren'den biraz claha büyük genç erkeklerdi. Bunlar "kötü" Kýzýlderililerdi, bu dikkatli olmalarý gerekiyordu. Eðer Pine Ridge'e giderlerse tutuklanacaklardý. Erkekl er Randall Kalesi'ne gönderilecek, kadýnlar gözetim altýna alýnacak, çocuklar ise bir sürü ço aþadýðý evlere gönderilecekti. Ama o kýþ, yiyecek ve yakacaklan bittiðinde, cezasý ne olursa , çoðu oraya gitmek istemiþti. Oysa hareket etmelerine imkân yoktu. Normalde iki gün süren y olculuk, o da baþarabilirlerse beþ uyku sürecekti. Ve böylesine bir kýþta, içlerinde dördü ço biri de dolaþýrken bir madenci tarafmdan vurulan bir Þans Arc olmak üzere sekiz kiþi açlýkta öldü. Kuþ Kuyruðu onu kendi büyüleriyle iki ay boyunca canlý tutmuþtu, ama soðuk ve açlýk on gelmiþti. Atýlgan Geyik karanlýkta gözlerini kapadý. Sadece evde olmak için böyle on kýþ geçirmeyi göze irdi. Ama bu sefer annesi ve babasýyla... Ve sonra da kendine bir kadýn bulurdu. Att an Düþüren þu ana kadar Whirlwind Kampý'nda kendi winyan,mý çoktan bulmuþ olmalýydý. Orada ai rdý. Ve de kendine koca arayan bir sürü genç kadýn. Atýlgan Geyik artýk kendini "vahþi" bir Kýzýlderili gibi hissetmiyordu. Tüy Adam'ýn kendisi i Buffalo Bill'e vahþi bir Kýzýlderili olduðunu söylediðinde duyduðu gururu hatýrladý. Pahuska un diðerleri gibi rezervasyon Kýzýlderilisi olmadýðý gerçeðini takdir ettiðini düþünmüþtü. Be bunun Atýlgan Geyik'e ne faydasý dokunmuþtu ki! Beyaz adamýn kampýnda yaþayan Kýzýlderililer çoðu Amerikan dilini konuþabiliyordu; hepsi yabancýlarýn bu yeni hayatýna ondan daha iyi uy um saðlamýþlardý; üstelik hepsi de þu anda hâlâ, belki de Papa'nýn evinde, Vahþi Batý gösteri erdi. Hayýr, Atýlgan Geyik'in vahþiliðinin burada hiçbir deðeri yoktu. Kendini büyük sudaki ateþli gibi hissetti, görünürde kara yok, son yok. Sadece birden küçülen gemiye oyunlar oynayan son suz, kabaran su... Peki Sarý Göðüs neredeydi? Wakan Tanka tütünle beraber onu gön121 dermiþti. Bu kesinlikle bir çaðrýydý, Atýlgan Geyik'e Büyük Sýr'm indisini unutmadýðýný bilme ir iþaret. Sigarayý doðru þe^ji de içmeye çalýþmýþtý, ama o pejuta wicasa deðildi; ruhlar dün . Ve hayvan yardýmcýsýnýn kendi adýna Wakan Tanka He konuþma kudretinin artýk olmadýðý açýktý hangi konumdaydý? San Göðüs de mi onu terk etmiþti? Kapýdaki hafif týklamayý tekrar duydu ve birden dikkat kesildi. Kapýya bakü, uzun odadaki ýþý ri girecek þekilde kapýnm aralandýða gördü. "Bonjour Atýlgan Geyik, Est-ce que vous avez bien dormi?"* Kapý biraz daha açýldý; Atýlgan Geyik hýzla ayaklarýný yataktan sarkýtýp oturdu, hâlâ bir önc olan giysiyi ve gömleði giyiyordu; yakayý, kravatý ve ayakkabýlarý çýkarmýþtý. Bir kafa kapýdan içeri doðru uzandý ve onun bu evde yaþayan Fransýz adam olduðunu gördü. "Ah, tres bien. Ça va?"" Birden üstlerindeki elektrik kablosu yanarak odaya boþ ve soðuk bir görünüm verdi. Atýlgan Ge ik ayaða kalkýp gözlerini kýstý. Kýsa, týknaz yapýlý adam mavi bir pantolon ve siyah süveter giymiþti. Aðýr bir ibrik taþýyord n Geyik'e gülümsedi, bir yandan da buruþmuþ elbisesine bakmýþtý. Daha sonra onu heyecanlandýn muþ gibi gözüken bir hareket yaptý. Tüm bu süre boyunca Fransýzlarýn dilini konuþmuþtu. Yatað da öylece açýlmadan duran çantayý ve valizi gösterdi. Bir soru sordu ama Atýlgan Geyik'in yap bildiði tek þey ona bakmaktý. Atýlgan Geyik adamý seyretti ve onun yaklaþýk otuz beþ kýþ yaþamýþ olduðunu düþündü. Düz saçl m arkasýnda açýlmýþ kýsmý kapatacak þekilde arkaya doðru taranmýþtý. Aülgan Geyik önceki gün ndi boyutlarýna göre þaþýrtýcý derecede büyük olduðunu fark etmiþti. Soluk ýþýkta kýrmýzý ve n Geyik'in ilgisini en çok çeken yeri yüzüydü. Yüzünde ne sakal ne de býyýk vardý. Favorileri ulak memelerinin hizasýnda kýsa kesilmiþti. Anlamadýðý bir nedenden dolayý wasichulmm yüzüne ktan rahatsýz olmadý. Her ne kadar burnu basýk, ön diþlerinden iki tanesi yoksa da, gözlerin de Oglala'nýn tanýdýðý bir þey vardý: bazý yaþlý insanlarýn sahip olduðu bir çeþit kederli bi * Günaydýn, iyi uyudunuz mu? (y.h.n.) ** Ah, çok güzel. Her þey yolunda mý? (y.h.n.) 122 70rlu bir hayattan, insanlarýn daha iyi veya bazen daha kötü olmak 0'n baþlanna gelenler

i anlamaktan kaynaklanan, insanlýðýn günahlankarþý baðýþlayýcýlýðý, sevecenliði ifade ediyordu. Bu yaþlý adamlarýn D zleri yargýlamazdý. A e hiç durmadan konuþan e ellerini kollarýný oynatan bu küçük adamýn gözlerinde de bunu görüyo Adaný ibriði, üzerinde büyük bir tas ve yanýnda çiviye asýlý bir ku-ffla« olan sehpaya taþýrk yik kenarda durdu. Adam etrafýna bakýndý, heyecanla baðýrdý ve çantayý çekmeceli bir dolabýn aþýdý. Her seferinde iþaret edip Et voilâ!" diyerek dolabýn kapaðým açtýktan sonra çantanýn i dolaba boþalttý ve giysileri avuçlarken kendi kendine mýrýldandý. En sonunda yakasýz ve düðm gri bir gömleði kaldýrýp Atýlgan Geyik'e uzatü. Kendisininkine benzer mavi yeni bir pantolon buldu. Sonra da beyaz ve mavi çizgili bir kazak. Aniden çantadan bir çift büyük iþ ayakkabýs dý. Bir de rulo yapýlmýþ yün ceket. Üst çekmeceyi açtý ve birbirinin içine sokulmuþ bir çift du. Suratýnda mutlu bir gülümsemeyle Atýlgan Geyik'e bakü. Ýlk önce giysileri iþaret edip son Atýlgan Geyik'i gösterdi. Ilýk sudan biraz tasa döktü ve yüzünü yýkama hareketleri yapü. "Dýþ ceðim" dedi. Sonra valize bir göz attý. "Hadi bakalým." Valizde diðer þeylerin yam sýra bit fýrça, bir tarak, bir týraþ býçaðý, ustura kayýþý ve bir rini ýþýða doðru kaldýrýp çekmeceye yerleþtirmeden önce küçük adam, "Tres bien, tres bien, tr iyordu. Sonra bir el aynasý çýkardý. Bunu Atýlgan Geyik'in yüzüne tutup güldü. "C'est un bel , n'esî-ce pas?*" Hemen dýþarýda bekleyeceðim." Atýlgan Geyik giysiden kurtulduðuna memnundu. Giysi onu sýcak tutuyordu, ama bacaklarýný k aþýndýrmýþtý. Yeni giysilerini giydi, pantolon biraz sertse de kaþýndýrmamýþtý. Çoraplarým ve giydi, Kahverengi Elbise'nin öðrettiði þekilde baðlarýný baðladý. Bu yeni ayakkabýlarýn öncek erinden büyük olduklarýný anlayýp rahatladý. Ayakkabýnýn ön kýsmý daha geniþti. Ýçinde ayakla tý. Sabun ve suyla yüzünü yýkadýktan sonra, sabunlu suya diþ fýrçasýný baürýp diþlerini fýrçaladý iþlerini fýrçalamak iyi gelmiþti. Sonra dolabýn içindeki el aynasýna bakarak, fýrçayý saçlarý * Çok güzel, çok güzel, çok güzel, (y.h.n.; ** Yakýþýklý bir adam, deðil mi? (y.h.n.) * 123 doðru kaldýnp durdu; saçlannm kulaklannýn hizasýnda kesilmiþ ou, ðunu görmek onu þaþýrtmýþtý. ahtan beri inanýlmaz b' þaþkýnlýkla saçlarýna defalarca dokunmuþtu, ama þimdi gözleriyle oqt korkuyla doldurmuþtu. Wakan Tanka onu nasýl tanýyacaktý? Atýlgan Geyik birden kendisinden utandý. Vahþi bir Kýzýlderiliden, Þn anda aynada gördüðü yaratýk haline dönüþmüþtü. Yeni giy akkabýlarýna baktý. Ona ne olmuþtu? Sadece birkaç uyku önce, babasýnýn boncuktan yapýlmýþ göð pençesi kolyesi deri elbiseleri ve her þeyden önce asla kesilmemiþ uzun saçlarý vardý Wasichu lann gömleklerini ve pantolonlarýný giydiðinde bile, pirinç bilekliklerini, küpelerini giyer , saçma iki kartal tüyü takardý. Çarýk giyer ve saç örgülerine ermin kürk ve kýrmýzý iplik do ona aynadan bakan bu yaratýk Stronghold'dan gelen Oglala'ya hiç benzemiyordu. Suraü z ayýflamýþ, gözleri çekingen, aðzý ise halsiz görünüyordu. Wakan Tanka onu nasýl tanýyacaktý? r zamanlar olduðu erkek olacaktý? Her zaman böyle mi gözükecekti: zayýf, ürkmüþ bir korkak? Atýlgan Geyik, aynanýn yüzünü kutunun üstüne kapadý. Pencereye doðru yürüdü. Ortalýk hâlâ zif rafýnda dönen at durmuþtu. Tüm atlar baþlan öne eðik, birbirlerinden ayýrt edilemez þekilde u ak gaz lambasýnýn haresinin altýnda duruyordu. Üstlerinde, büyük þehrin üzerinde, annesinin ç dikmekte kullandýðý kavisli týð gibi Tipi'deki Don Ayý'nýn baþlangýç parçasý duruyordu. Atýlg sinin de ayný aya bakýp bakmadýðýný merak ederek sabah duasýný etti. Zaman kavramýný yitirmiþ u ayýn çok batýdaki vatanýna henüz gelmediðini çýkarabiliyordu. Belki de annesi ve babasý bu ecek ve onun için dua edeceklerdi. Belki de Wakan Tanka'dan ona evinin yolunu göster ecek bir rüya göndermesini isteyeceklerdi. Rene Soulas, Atýlgan Geyik'in cafe au lait 'sine* beþ parça þekeri koyup karýþtýrmasýný seyre n onun çok güzel bir insan olduðunu düþündü. Ýþçi kýlýðýnda bile,/>ro/etai>e'in" düþük seviye ketleri, baþýný tutuþu, uzun parmaklan; bir prens gibiydi, esmer bir prens. Rene daha Va hþi Batý gösterisindeyken Atýlgan Geyik'i fark * Sütlü kahve, (y.h.n.) ** Proleter, (y.h.n.) 124 sti, çünkü diðer Peau-Rouge'lardan çok daha esmerdi. Neredeyse S- nSgre* kadar siyahtý. Ve e fazla risk alanlardan biriydi, ortalýðý tozmana boðan bizonlarýn arasýnda sanki bizonlar ev cil hayvanlar-miþçasýna atýný sürüyordu. Rene, Atýlgan Geyik Prefecture'de komiserin ofisine girdiðinde ok þaþýrmýþtý. Ýþte tüm diðerl dan ayýrt edebildiði, elbette büyük þef Sert Ayý dýþýndaki o indien gelip onlarla kalacaktý! ra üzgün üzgün, sadece kýsa bir süre için diye düþündü. Amerikalý j^osyö Bell bu muhteþem yar her an gelebilir-(ji Bugün, yarýn, bir sonraki hafta. Bu kadar kýsa sürede iletiþim kurma yý öðrenemeyecek olmamýz çok üzücüydü. Mathias ve Chloe'ye Vahþi Batý hakkýnda çok þey anlata o Bill'in dediðine göre, Vahþi Batý Les Etats-Unis'de** bile deðildi, oradan da ötedeki geniþ

topraklardaydý. Belki bir gün Mathias kendi habitation'unda.*" Atýlgan Geyik'i görmeye v e hayatta kalma becerileri öðrenmeye giderdi. Bu olmayacak bir þey deðildi. Mathias mace ra kokusunu iyi alýrdý. Rene, indierCin, üzerine kayýsý reçeli boca edilmiþ ekmeðini yemesini seyrederken çocuklarýn orada olmasýný diledi. Ama Madeleine, Mathias'ýn ve Chloe'nin bu ilk geceyi kendi anne babasýnýn yanýnda geçirmesinde ýsrar etmiþti. Kâbus göreceklerinden veya derilerinin yü-züle usuyla uyvyamayacaklanndan emindi. Rene onun bu korkulanyla alay etmiþ, ama gösterid eki kafa yüzme sahnelerinin çok korkunç olduðu konusunda ona katýlmýþtý. Indien'lerin mýzrakl aktýklarý kafa dertleriyle dans ettikleri sahnede Chloe'nin yüzünü annesinin eteðine gömdüðün etmiþti. Ama bunlann hepsi bir oyundu. "Ölü" askerlerin saçlan hâlâ kafalannda duruyordu. B unu herkes görebilirdi. Ocakta balýk çorbasý hazýrlayan kansýna doðru bir göz attý. Rene, misafirlerinin onuruna akþa eðinde geleneksel bouillabaisse yenmesi konusunda ýsrar etmiþti. Sonuçta, onlarla sadece çok kýsa bir süre kalabilirdi. Rene, iri bir lipsozu, baharat tüccan Mösyö David'le birkaç ç k safran ve pembe biber karþýlýðýnda takas etmiþti. Madeleine safraný çok pahalý bulmuþtu, am bir bouillabaisse safran-sýz nasýl yapýlabilirdi ki? Zavallý Madeleine! Nasýl da acý çekiyordu hem de boþu boþuna. ' Zenci, (y.h.n.) ;; ABD. (y.h.n.) Doðal yaþama ortamý, (y.h.n.] 125 "Basit düþün sevgilim ve Tanrýya güven." Rene bunu ona evliliði h yunca kaç defa söylediðini mýyordu artýk. Üstelik de her zama° iþe yaramamýþ mýydý? Chloe gripten yataða düþtüðünde ve c kimseye yapýlan kutsal yaðlama töreni için papaz çaðrýlma sý gerektiðinde bile, Rene gece bo sadece sürekli ve uzun uzun" dua etmiþti ve ertesi gün Chloe yataðýnda oturmuþ ve bir parça t su yuna çorbayla bir parça ekmek yemiþti. Rene bu konuda konuþmak is temiyordu, ama ba zen Bakire Meryem onu ziyarete gelirdi. Bu sefer ona papaza daha fazla para verm esini, daha fazla balýk satýp baðýþ ta baðýna daha fazla frank koymasýný istemiþti ve böylece un ve kutsanmýþ bir hayat sürecek ve belki de rahibe olacaktý. Tabu ki taba ða gereðinden fa zla frank býraktýðýnda Madeleine çok kýzmýþtý, ama bu sorun deðildi. Kýzgýnlýðý geçmiþ, hatta ra koydu ðu için azýcýk gurur duyduðunu belli bile etmiþti. Göz ucuyla baktýðýn da, Madeleine lerine bakýþýnda biraz üstünlük taslayan bir gü lümseme fark etmiþti. Rene bile Mösyö Gaspard onaylamayan ifadeyle keyiflenmiþti. Gaspard Belediye Meclisi'n-de çok yüksek mevkide b ir memurdu, çok burjuvaydý. Rene, Madeleine'i her zamankinden daha fazla seviyordu. Ona iki güzel çocuk vermiþti v e kendisi de hâlâ çok güzeldi. Babasýnýn ailesini görecek kadar yaþayamamýþ olmasý onu hep üz onu almayý gerekli bulmasaydý, Madeleine'i o da onaylardý. Hâlâ gelinliðine sýðabiliyordu ve evgili yüzü kiraz aðacýndan düþüp onu yerden kaldýrdýðý günkü kadar kýrýþýksýz ve dolgundu. Rene Soulas þanslý bir adamdý. Doðru, bu kýþ balýk sezonu kötüydü ve hepsi kemerlerini biraz ak zorunda kalmýþlardý, ama rüzgâr nereden eserse essin, ailesi onu kabul ediyordu. Ve yal anda rüzgâr yine yön deðiþtirecekti. Karayel sonsuza kadar esmezdi ve masalarýnda kuzu ve do muz eti olacaktý. Sürekli balýk yemek zorunda kalsalar ne olurdu ki sanki? Onlara yaþaml arýný veren balýk deðil miydi? Kârýn bir kýsmýný yemenin nesi yanlýþtý? Rene iç çekti. Belki oz iyi bir anlaþma deðildi, ama bu çok özel bir olaydý. Aynca safransýz bouillabaisse de ols a olsa bahk haþlama olurdu. Rene yeleðinin cebinden saatini çýkardý: 05.10. Ýlk teknenin denizden gelmesine yirmi daki ka vardý. "Gel Atýlgan Geyik, gitmeliyiz. Sana hayatýmý nasýl kazandýðýmý göstereceðim. Belki yardýmýn dokunabilir, dostum." Rene, Atýlgan Geyik'in hâlâ tam bir misafir mi, yoksa aile nin bütçeye katkýda bulunan bir üyesi mi olduðuna karar ve126 menýiþti- Çalýþmak ister miydi acaba? "Söylediðin tek bir kelimeyi bile anlamýyor." Madeleine'in poposu masaya dayalýydý. "Hiçbir þ y anlamýyor. Bunu anlamýyor musun? Amerikalý herkesin konuþtuðu dillerden hiçbirini bilmediði i söyledi. Ayrýca sen onunla Fransýzca konuþuyor, sonra bana langue d'oc'la hitap ediyor sun. Öðrenmesini nasýl beklersin?" "Fransýzca, Provence lehçesi;* belki kelimeleri deðil, ama onun sezgilerinin çok güçlü olduðu inanýyorum. Peau-Rouge'lann altmcý hisleri olduðu söylenir." Rene ayaða kalktý, Atýlgan Geyik de onu izle-(ji. "Gördün mü? Gitme zamanýnýn geldiðini biliyor." "Buna inanacak kadar budala bir adamsýn. Ama zaten onu evde istemekle de budalaca davrandýn. Chloe'nin korkudan altýna kaçýrmayacaðýný umuyorum sadece." Rene masanýn etrafýnda dolaþýp ellerini onun omzuna koydu ve kulaðýndan öptü. "Esas senin bu

ar endiþelenmen çok budalaca, sevgili kancýðým. Çocuklarýmýz onlara bütün hayatlan boyunca ye ir heyecan yaþayacaklar. Torunlanna bir vahþi indien'le ayný çatý altýnda uyuduklanný anlatac klar." "O kadar uzun yaþarlarsa..." Rene güldü. Sonra kahkahasý baþladýðý gibi aniden kesildi ve "Buf-falo Bili, onlann bizonlar ibi yok olduklanný söylüyor. Kültürlerinin öldüðünü ve yakýnda hepsinin gitmiþ olacaðýný da.. asý bir trajedi," dedi. Madeleine çorba için soðan doðramaya devam etti. Bir süre mutfaktaki tek ses bu oldu. Sonr a durdu ve kesme tahtasýna arkasýný döndü. Kocasýndan sadece birkaç santim kýsaydý, ama yukan casýnýn saçlarýna baktý ve ýslak parmaklanyla saçlarýný düzeltti. "Bu tür þeyler düþünmemelis it bir balýkçýsýn. Sevgi dolu bir ailen var. Bunlan düþünmen yeter." Sözleri sakin ve öðretic ma sesinde yýllann getirdiði büyük bir þefkat vardý. Provence bölgesinde yaþayan insanlarýn y sýk sýk tartýþýrlardý, ama bu onlann birbirlerine olan duygularým etkilemezdi. Madeleine, Re e'nin saçlanný düzeltip Atýlgan Geyik'e döndü. "Bizimle kalacaðý bu kýsa sürede ona iyi davra i gidin. Sizinle 20.30'da görüþürüz. Belki de bouil-labaisse'in için bir lipsoz getiririz." Rene tekrar, bu sefer çok içten güldü. Madeleine'in safran karþýlýðýnda bir lipsoz verdiði iç arladýðýný biliyordu. Þimdi de bu * Fransa'nýn Provence bölgesine ait bir lehçe, (y.h.n.) Î2? son aptalca giriþimi nedeniyle iki lipsoz kaybedeceklerini ima ediy0r, du. Atýlgan G eyik'e gülümseyip dirseðinden yakalayarak onu kapýya çekti. "Pazarda görüþürüz, bir tanem. Pa sunu getirmeyi unutma." "Ne zaman unuttum ki? Gerçekten sorumsuz olduðumu mu düþünüyorsun, yoksa seni anlayamayan bi r vahþinin karþýsýnda kendini önemli göstermeye mi çalýþýyorsun? Git þimdi. Deðerli bouillaba azýrlamam için beni rahat býrak. Â bientöt, þapþal adam." Eski Liman'a giden yolda Rue d'Aubagne'dan La Canabiere'e döndüklerinde ortalýk hâlâ karan lýktý. Birkaç saat içinde kafelerin týklým týklým dolacaðý geniþ Cours Belsunce'den ve Cours den geçtiler. Rene'nin en çok hoþlandýðý saatler günün veya gecenin bu alacakaranlýðýydý. Bu kken babasýna eþlik ettiði zamandan beri tam yirmi beþ yýldýr yürüyordu. Lisede öðrenciyken b ula gitmeden önce babasýna ve yardýmcýsýna balýklan tezgâha taþýmalarýnda yardým ederdi. Bu i arlardý, babasý büyük tekerlekli el arabasýný çeker, Rene ve yardýmcý iterdi. La Canebiere'e un ne kadar dik olduðunu bazýlarý hiçbir zaman anlamazdý, ama Rene bilirdi. Av iyiyse ve i nsanlarýn elinde çok frank varsa, el arabasý tepesine kadar balýkla dolu olurdu. Açýk pazard aki tezgâhlarýna bu kaygan, ýslak yükü taþýmak iþini ancak üçü beraber yapabilirdi. Þimdi Rene'nin, yardýmcýsý François'nýn Marsilya'nýn kuzeyinde Gare St-Charles'a çok uzak olm n otlakta tuttuðu atlý bir arabasý vardý. Büyük kýsraðýn pek bir özelliði yoktu, sadece yük a bir hayvandý ama ayný anda küçük bir çocukken hem Mathias'ý taþýyacak, hem de dolu bir arabay kadar güçlüydü. François, Rene'yle on yýldýr çalýþýyordu ve balýkçýnýn hayatýný büyük ölçüde kolaylaþtýrmýþtý akikti ve emirleri kolay anlardý. Þimdi bile, arabayla bekliyor olacaktý. Sepetler tem iz, buz kalýplan onlan tezgâhta bekliyor olacaktý; balýklan sergiledikleri kasalar ise müþte riler denizin ihsanýný kolaylýkla görebilsinler diye hafif bir açýyla yerleþtirilmiþ olacaktý e, balýklan ve kabuklu deniz ürünlerini en cazip þekilde yerleþtirme konusunda çok çalýþkan v iydi. Küçük buz parçalanndan oluþan yataðýn üzerine, her ne kadar yýlýn bu zamanýnda Afrika'd Akdeniz'in güney kýsmýndan geldiði için çok pahalý olsa da, yarým limonlan bile 128 . nie yerleþtirirdi. Madeleine pazarýn bitiminde atýlacak limonlarý al-j.gj için ona kýzýyord , ama Rene müþteriyi kendi tezgâhýna çekenin . gibi küçük detaylar olduðunu biliyordu: lipsoz larýn üzerinde aðara kadar kocaman aðzým görebilsinler diye aðzý açýk bir þekilde er]eþtirmek esleri boynuz þeklindeki hasýr bir sepetten dö-lailüyormuþ gibi yerleþtirmek gibi þeyler. Ren iþ tezgâhlan seyredenleri baþtan çýkarmakla ilgili yeni yöntemlere geldiðinde hiç çekingen ( nmazdý. Özellikle iþinin can daman kadýnlar onun bu sanatçý yönünü takdir ederlerdi. Rene ve Atýlgan Geyik, Quai des Belges'in eðimli taþ yoluna eriþtiklerinde, bir düzine tek ne kýyýya yanaþmýþtý ve balýkçýlar yakaladýklarýný boþaltýyorlardý. Adamlar yün ceket, muþamb tlar giyiyor ve yün bereler takýyorlardý. Aðýr tahta sandýklan yokuþ yukarý taþýrken çoðu zam ler. Rene içini çekti ve dudaklan-ný büzüþtürdü. Limanda geçirdiði bu yirmi beþ yýl boyunca b lerini anýnda okumayý öðrenmiþti. Bazen çok gürültücü olur, þamata yaparlardý. Bu, teknelerin olduðu anlamýna gelirdi. Diðer zamanlar, düþünceli olur ve olabildiðince az konuþurlardý. Bu mda o günkü avýn idare eder olduðu, yani hayal kýrýklýðý yarattýðý, ama ciddi ciddi endiþelen madýðý anlaþýlýrdý. Þimdi, balýkçýlarýn sus pus olmalan durumun hiç de iyi olmadýðý ve ailele yatlan için endiþe ettikleri anlamýna geliyordu.

Rene, peþindeki Atýlgan Geyik'le sonraki birkaç dakikayý yakala-nanlan inceleyerek geçirdi . Rene þamandýralara baðlanmýþ kayýklann ve yatlarýn arasýnda siyah renkteki açýk denize doðr yelkenlerini þimdiden indirmiþ, sadece önceki hýzlanyla yol alan üç balýkçý teknesinin daha l yaklaþtýðýný gördü. Gözleri özellikle bir tekneyi, daha büyük balýklan ve hatta harengin çoð n daha da açýklara giden büyükçe bir tekneyi, La Martine'i anyordu. Ama ortalýkta görünmüyord ldi bu. Bazen arka arkaya iki veya üç gün denizde kalýrdý. "Bu hiçbir þey," dedi ince, gençten bir adam. Paltosunun düðmelerini boðazýna kadar iliklemiþ ollanný göðsünde kavuþturmuþtu. Tel çerçeveli gözlükleri elektrik lambasýndan gelen ýþýkta pa r þey olmamasýndan daha kötüf. Bundan daha kötüsü olabilir mi?" Rene bu adamý tanýyordu. Kendisi de dahil olmak üzere liman çevresindeki en iyi yanm düzin e restoran için balýk alýrdý. Balýkçýlar ondan hoþlanmazdý, çünkü balýðýn miktarýna da, kalit Þarkýsý % 90 Balýk çoksa, kötü kaliteden dem vurur; yok eðer azsa, balýkçýlarýn yete. neklerine laf atardý de, balýkçýlar en iyi balýklarýný onun için saklardý. Marsilya'nýn en iyi restoranlarý için k arýnýn seçilmesi iyi bir reklam olmasý bir yana, onlar için kesinlikle bir onur kaynaðýy. di. Diðer yandan balýk satýcýlarý ise onun diðer restoran sahiplerinin aksine balýklan kendilerin en almamasýndan hiç hoþlanmazlardý. Rene gerçekten de kendi dediðine inanýp inanmadýðýný merak ederek, "Daha iyi olacak, Mösyö Br l," dedi. "Ocak her zaman en kö-tü ay olmuþtur, özellikle de kabuklu deniz canlýlan söz konu suysa. Göreceksiniz. Karayel bittiðinde ve sular ýsýndýðýnda iþler yoluna girecek." Ancak Breteuil, Rene'nin arkasýnda bir yere bakýyordu. "Bu ne?" dedi, sesi birden yu muþak ve ihtiyatlý çýkmýþtý. Rene arkasýna, Atýlgan Geyik'ten ileriye doðru baktý. Sadece diðer balýkçýlan ve pazar yöneti i gördü. Arkalannda caddede pek çok araba duruyordu; atlarýn burunlan yem torbalanna gömülmüþ ran-çois sepetleri omuzlarýnda dengelemiþ, onlara doðru yaklaþýyordu. Rene olaðandýþý hiçbir ama Breteuil'e döndüðünde þefin gözlerini Atýlgan Geyik'e diktiðini gördü. Ýki alt diþin eksik olduðu karanlýk alaný da gösterecek þekilde aðzýnýn alt köþesinden baþlay gülümsemeyle "Benim yeni yardýmcým," diye cevap verdi. Etrafýna bakýndý ve üçlü bir grup bal baktýðýný görünce gülümsemesi daha da yayýldý. "Mösyö Atýlgan Geyik, baylar, Buffalo Bill'in inin eski elemaný." "Ama buraya nasýl geldi?" diye sordu Breteuil. Üç balýkçý þimdi daha da yaklaþmýþ, iri kemikli yabancýmn koyu yüzüne gözlerini dikmiþlerdi. gan Geyik çok kilo kaybetmiþ olsa da geniþ omuzlan, uzun kol ve bacaklarý ile hâlâ çok etkile iciydi. "Tanýþtýr bizi, Rene," dedi biri. "Fransýzca biliyor mu?" dedi öteki. Üçüncüsü sadece baktý. Rene onlan tanýþtýrdý, her biri bir adým öne çýkýp Atýlgan Geyik'in elini sýktý. "Pek güçlü deðil el sýkýþý" dedi týknaz olan ilki, Le Panier'nin giriþinde balýk satýyordu. " mak iþine yarayabilir." "AmaPeau-Rouge'lar el sýkmaya alýþýk deðiller, Jean-Claude. Sa130 F9ARKA/Kýziderilinin Salasý «irim birbirlerinin sýrtlanna vuruyorlar. Vahþi Batý gösterisinde böyle ^yorlardý." Rene göst ek için uzanýp kayýtsýzca Atýlgan Ge-yilc'in sýrtýna vurarak, "Gördünüz mü?" dedi. Gülümsemes emiþti; öyle ki, ölgün ýþýðýn altýnda mutlu bir hilkat garibesine benziyordu. Ama indien'in bu ani harekete sert bir bakýþla cevap verdiðini görmemiþtiBreteuil bu bakýþý fark etmiþti, ancak ilgisini daha çok büyük ve ince elin kendi elinin için arifçe kayýþý çekmiþti. Güçsüz olmasýna raðmen yumuþak bir el deðildi. Neredeyse o elin içind etmiþti; bu onu heyecanlandýrdýðý kadar ürkütmüþtü de. Ayný heyecaný Batý Afrika'dan gemilerl gre'lerlede hissetmiþti. Ço-öu, bu indien gibi uzun boylu ve kuvvetliydiler ama onlar köleden baþka bir þey deðillerdi. Breteuil'in bazý arkadaþlarý negre'leýle beraber olmuþ, onu una teþvik etmiþlerdi, ama Araplar tarafýndan emir verilen iriyan negre'len görmek Brete uil'in içini sýkýntý ve tiksinti ile doldurmuþtu. Böylesine bir aþaðýlanmayý kabul ettiklerin onu iðrendirmiþti, buna raðmen birçoðunu çok güzel buluyordu. Atýlgan Geyik'e baktý ve onun d kendisine baktýðýný gördü. Kýsýk gözleri elektrik lambasýnda daha da kýsýlmýþtý, Breteuil ne geriye bir adým atü; yine de þafak vaktinin soðuðuna raðmen, vücudunda sýcak bir dalganm dola tti. Alü buçukta La Martine de dahil olmak üzere tüm tekneler limana girmiþ, yakaladýklarý avlar Q

ai des Belges'in üstüne büyük tahta kasalar içinde düzgünce sýralanmýþtý. Pazar yöneticisi pi rtýrma baþladý. Tezgâh sahiplerinin çoðu ringanýn yanýnda lipsoz ve ton balýðý olmasýný umut ederek La Martin salannýn çevresinde toplanmýþtý. Teknede, að balýkçýlýðý olduðu kadar trol bahkçýhðýyla da il la balýk az olduðunda kaptan aðý atardý. Ringa bittiðinde trolle devam edilirdi. Ton balýklan sardalya sürüleri ile beslendiðinde, teknedeki balýkçýlar yaratüklan tûrbülansa parlak olta i ni sallandýnrdý. La Martine'in yakaladýklanný görmek tezgâh sahipleri için her zaman keyifli ir macera olurdu. Ama Rene" bu sabah büyük teknenin yakaladýklanna fazla bel baðlamýyordu. Bunun yerine, rin ga ve rougefyle beraber kayda deðer 131 miktarda ançuezle dolu birçok kasanýn onu keyifle þaþýrttýðý diðer uçtan baþlamýþtý. Karidesç emiþti, ama deniz tekesi ve karides zaten pek bulunmuyordu. Ve tüm yakalananlar arasýn da sadece birkaç düzine ahtapot vardý. O ana kadar, iki tezgâh sahibi daha onunla beraber artýrmaya devam ediyordu; Rene iþe koyuldu. Ýþin bu kýsmýndan hoþlanýyordu. Olabildiðince az ödemek, ara sýra fiyatý yükseltip s i ganimeti için baþka bir tezgâh sahibinin biraz fazla ödemesine izin vermek. Bir sonrak i sefer, o balýkçý biraz çekingen davranýp çok az para koyardý. Sonuçta, Rene yirmi sekiz kol inga, on yedi kilo rouget, bir sepet dolusu ançuez ve daha çok sadece tezgâhta bulunsu n diye bir tane de ahtapot satm aldý. Bunun için çok para ödemiþti, ama nasýlsa pazarýn sonun kadar zarar etse bile mutlaka satýlýrdý. Bulabildiði kadar da birkaç kalamar ve deniz kes tanesi satm aldý. Breteuil kýsmen haklýydý; bütün bu ava tam olarak hiçbir þey demek doðru ol ama av çok da deðildi. Rene dört saatlik pazarýn ancak yan süresince yetecek, kendi mahall esinin sakinlerinin, en azýndan erkencilerinin fazla þikâyet etmelerine engel olacak k adar balýk aldýðýný hesapladý. Normalde, yüz kilodan fazla balýk satardý, ama Tanrý ona ne ve onunla yetinecekti. Son anda, La Martine''t doðru yürüdü ve parçalara bölerek satacaðý yirmi oluk ton balýðý üzerinde baþarýlý bir pazarlýk yaptý. En azýndan iyi bir balýk çeþitliliði ya mnun, frank rulosunu sayarken, etrafýna bakýnarak Atýlgan Geyik'i aradý. Açýk artýrmanýn heye la onu unutmuþtu. François'nýn iki aðýr sepetle arabaya yürüdüðünü gördü. François limanýn di midye için açýk artýrmaya katýlmýþtý. Sepetin duruþuna ve yürüyüþündeki garipliðe bakýlýrsa dý. Sonra Rene, Atýlgan Geyik'i gördü. Breteuil'e balýklan arabasýna yüklemesine yardým ediyordu. Kahretsin Breteuil! O kadýnsý hareketleri ve kibirli tavýrlanyla Tanrýnýn nezdinde iðrenilme si gereken biriydi. Rene baþkalarýndan duyduðu kadanyla þefin ne tür insanlarla takýldýðýný b u. Onlann hepsipolisson'du , bundan sonraki hayatlanný cehennemde geçireceklerdi, am a bu hayatlannda inþam rahatsýz eden basit bir dikenden öteydiler. Tasavvur edilemeyec ek kadar kötüydüler. Rene, balýkçýya ödemesini yaptý, hýzla sepetlerine doðru giderek aldýðý tunayý ançuezlerin ya teuil'in arabasýna ulaþtýðýnda neredeyse koþuyordu. "Mösyö Breteuil! Yeni yardýmcýmla ne yapý (y.h.n.) 132 vorsunuz? Rene kalbinin göðsünden dýþarý fýrlayacakmýþ gibi attýðýný hissediyordu ve muhtemel an daha fazla heyecanlanýþýný biliyordu. Ve kýzgýn olmaktan çok korkmuþ olduðunu fark etti. a n Geyik týpký bir köpek yavrusu gibiydi. Herhangi bir ikram vaadiyle herkes tarafýndan yön lendirilebilirdi. Þimdi bile dudaklarýnýn arasýna uzun ince bir puro sýkýþtýrmýþtý. "Yardým etmeyi teklif eden oydu, Mösyö Soulas. Dert edilecek bir þey yok, yalnýzca bir yar dým eli." Breteuil gözlüklerini paltosuna sildi. Sis inmeye baþlamýþtý; o ve Rene içgüdüsel b e grileþen gökyüzüne baktýlar. Bir önceki günün parlak kýþ güneþinden sonra, bu her ikisini d "Ama bu olmadý mösyö. Sizin yardýmcýnýz var. Benimkini de almamalýsýnýz." Rene güldü ve terbi sapýða karþý saygýlý davrandýðý için kendinden utanç duydu. Toparlanmaya çalýþtý. "Bunu bir lýsýnýz, mösyö. Bu, Quai des Belges'de yapýlmaz. Bir bakýn etrafýnýza..." Eliyle arabalarý do adamlarý iþaret etti. Breteuil gözlük saplarýný kulaklarýnýn arkasýna geçirdi. "Bunda bir þey yok ki Soulas. Orada duruyordu, ben de onu sepetlerimi kaldýrmak için yardýma çaðýrdým. Yardýmcým ta oralardan den kelerini getiriyordu." Breteuil hiçbir þey seçilemeyen karanlýða iþaret etti. "Peau-Rouge'un uza biraz egzersizin iyi geleceðini düþünmüþtüm." Ancak Rene Atýlgan Geyik'i kendi sepetlerine doðru çekiþtirmeye baþlamýþtý bile. "O yaratýkta k durmalýsýn. O kötü biri. O ve arkadaþlarý yabancýlarý gözlerine kestirirler. Onlar þeytan d a ve ahlâka sahip genç erkekleri baþtan çýkarmak için þeytan tarafýndan gönderilmiþ bir hasta Atýlgan Geyik, Rene'nin çekiþtirdiði elinden kolunu kurtararak durdu ve geriye Breteuil'

e baktý. Bu adamýn ona kimi hatýrlattýðýný aniden anýmsamýþn, açýk renkli cildi, ince vücudu, Göðüs. Ayrýca bu adam da ona sigara vermiþti. Belki de birbirlerini tanýyorlardý veya Wakan T nka tarafýndan ona yardým etmei^üzere gönderilmiþlerdi. Belki de ona yol göstermeye gelmiþ he oka, kutsal soytanyddar. Küçük adam daha büyük bir güçle onu çekmeye baþladý. Bir yandan da s nuþuyordu; Atýlgan Geyik kendisini soluk benizli heyo-fo'dan ayýrmasýna izin verdi. Ama onu tekrar göreceðinden emindi. Onu bekleyecekti, kesinlikle, bir þekilde o veya San Göðüs o na bir iþaret gösterecekti. Rene heyecandan yerinde duramýyordu. Indien geriye o þeytan . 133 Breteuil'e baktýðýnda þaþýrmýþtý. Rene'nin söylediklerini anlamýþ ve yargýsýný doðrulamak içi Atýlgan Geyik anla-yabiliyordu! Madeleine bu adamýn zekâsýndan þüphelenmekle hata etmiþti. "O i, oui, mon ami,' sen zeki birisin. Söylediklerimin doðru olduðunu anlýyorsun. Ciddi bir ders. Ama gel þimdi, Rene Soulas sana nasýl balýk satýlýr gösterecek." Öðleye doðru, yaðmurun çiselemesi durmuþ ve koyu renkli bulutlar yerlerim sonradan güneye doð daðýlacak yüksek, tüyümsü bulut topaklarýna býrakmýþtý. Yolun karþýsmdaki uzun kasvetli binal dýnlanmýþtý. Caddenin daraldýðý pazarýn sol tarafýnda, bir kadýn çamaþýrlarýný binalarýn araþ aya baþladý. Üçüncü kat penceresinden dýþarý eðiliyor, elbiseleri ipe mandallýyor, sonra ipi arafta bulunan küçük tekerlekler üzerinde hareket ettiriyordu. Atýlgan Geyik kadýný, pazarda olan bitenlere gösterdiði gibi kayýtsýz bir ilgiyle seyretti. D niz yaratýklarýyla dolu masalarýn arkasýnda duruyor, küçük adamla karýsýnýn kaygan balýklan k n sonra gölgeliðin altýndaki bir kancadan sarkan metal bir tepsiye dizmelerini seyredi yordu. Aðýr bir madeni çubuk boyunca maden ve tepsi dengede durana kadar madeni ileri itiyor, sonra da balýðýn karþýbðýnda kendilerine para vermesi için müþteriye baðýrýyorlardý. dan dolayý Atýlgan Geyik'in kafasý karýþmýþtý. Özellikle mavi paltosunun altýna beyaz giyinmi m küçük Fransýz adamýn baðnþlanna karþýlýk vermiþti. Suratým garip þekillere sokmuþ, elini ko bir noktada iðrendiðim gösteren bir el hareketiyle uzaklaþmýþtý. Ama kýsa bir süre sonra ger miþ ve biraz daha baðýrmýþtý. En sonunda çeþitli yaratýklardan almýþ, o ve küçük adam el sýký m sepetini doldurmuþ, ayrýlmak üzere arkasýný döndüðünde, küçük adam Atýlgan Geyik'e doðru ar emiþti. Atýlgan Geyik balýk adamýn Rön-e olduðunu biliyordu. Uzun boylu koyu renkli adamýn da Fransua olduðunu... Küçük adam Atýlgan Geyik'e iþaret edip Atýlgan Geyik'in zar zor anladýðý bir þ týlgan Geyik" demiþti. Sonra kendisini iþaret edip "Rön-e" demiþti. Koyu renkli adam araba ya geldiðinde ise küçük adam onu iþaret etmiþ ve "Frans-ua" demiþti. Sonra bu iþlemi iki defa ha tekrarlamýþ, son se-* Evet, evet dostum, (y.h.n.) 134 ferinde Atýlgan Geyik'ten kelimeleri tekrar etmesini istemiþ gibiydi. Atýlgan Geyik bu garip sesleri mýrýldandýðýnda, yaptýðýndan çok kendi sesine þaþýrmýþtý. Demir evde ölüm þark Sini duymamýþtý. Bu kaç uyku önceydi? Sonra aklýna Paris'teki kýz ve onun kendi adýný ona nas tiði geldi. Sandrine. Kalbi kanayan adamýn resmiyle ona güç vermiþti. Daha sonra Broncho B illy resmin yvakan olduðunu söylemiþti. Bu adam beyaz insanlarýn wakan\yAi., ama birçok Kýzýl erili de þimdi ona tapýyordu, týpký bir zamanlar Wa-jüin Tanka'ya taptýklarý gibi. Atýlgan Ge kýzgýn olmalýydý, ne de olsa kýz bu yabancý, sakallý wasichuJy& tapmasý için onu kandýrmýþtý aslmda o kýzý kendi vvotatve'sini, her zaman yanýnda saklamasý gereken uðurunu sunmuþ bir ru h-verici olarak görüyordu. O adama tapmak zorunda deðildi, sadece uðurun gücü vardý. Ama þimdi hem kýz hem de wotawe gitmiþti ve kendisi de bambaþka bir yerdeydi: insanlarýn b irçoðunun çoktan lahana, zeytin, hurma ve sert ekmekle doldurduðu hasýr sepet ve çantalarla tezgâhlarýn arasýndan yürüdüðü bir yer. Soulaslar'ýn hemen yanýnda her türden ve þekilden pey tezgâh vardý. Bazýlarý küflü, beyaz bir tabakayla kaplanmýþ küçük ve yuvarlak parçalardý. Di kare þeklinde kesilmiþti. Bazýlarý kremsi veya sert, beyaz, san ya da portakal rengindey di. Sigarasýndan aralýklarla nefes çeken genç bir kadýn, parmaklarý arasýnda tuttuðu çok sayý yla yüksek tezgâhýn arkasýnda duruyordu. Balýk sandýklarýnýn arkasýndaki durduðu noktadan Atýlgan Geyik, kadýnýn bir bacaðýnýn diðerin görebiliyordu. Bu kusuru gidermek için ayakkabýlarýndan birinin topuðu daha yüksekti. Ayaðýn r ayaðýna çok benzediðini görmek onu þaþýrttý. Paris'te, çoðunluðu erkek olmak üzere tek baca insan görmüþtü. Bir keresinde o ve Tüy Adam har iki bacaðý da kalçasýnýn altýndan kesilmiþ bi fýndan neredeyse eziliyorlardý. Küçük tekerlekli alçak tahta bir platformun üzerine oturmuþtu parmak bo-ðumlanyla kaldýrýmdan güç alarak ilerliyordu. Ellerine sardýðý kumaþ kirli ve parç ama sakalý düzgün týraþ edilmiþ, paltosu ve gömleði bir hayli temizdi. Hýzla giderken kendis akan iki Kýzýlde-rihyi fark etmemiþ gibiydi. Atýlgan Geyik aniden kafasýný kaldýrdý ve genç kadýnýn sigarasý aðzýnda, eðri bir gülümsemeyl

rini diktiðini gördü. Bu Çekincesiz bakýþla cesareti kýrýlmýþ olarak kafasýný çevirdi. Ayný z 135 manda hepsinden daha esmer teni ve daha iri haliyle ne kadar garip 05^ züküyor olduðun un farkýndaydý. Paris'te bir zamanlar onun gurur duy. masýný saðlayan duruþu, þimdi kendisini ayaksýz adam kadar garip his. sermesine neden oluyordu. Yeni elbiselerine göz attý: yün ceket, mavi pantolon, kazak ve iþ ayakkabýlarý. Bu yeni ayakkabýlanyla defalarca parke t aþý yollarda tökezlemiþti. Ayakkabýlar sertti ve hiç esnemiyordu bu yüzden de parke taþlarýný emiyordu. Rön-e her seferinde g(j! lüp onu kolundan tutmuþ, alt diþlerindeki boþluðu gösteren o geniþ g{j_ lümsemesiyle ona bir þeyler söylemiþti. Yeni kaba giysilerinin verdiði duygudan hoþlanmamýþtý, ama diðer adamlarýn da ayný þekilde gi olmasý onu rahatlatmýþtý. Palto ve pantolonu biraz daha uzun olsaydý, neredeyse kendini on lardan biri gibi hissedecekti. En azýndan, hiç kýpýrdamadan durabilme, kendini görünmez hiss edebilirdi. Atýlgan Geyik, aniden kalbini hoplatan bir zihin berraklýðýyla pazar boyunca bakýndý. Nerede yse Lakota dilinde bu þehrin Vahþi Batý gösterisiyle geldiði þehir olduðunu haykýrýyordu. O k uzun bir süre geçmiþti ki bu þehri baþka bir yer olarak düþünmeye baþlamýþtý. Aniden tren ist arenaya giden geçit töreni gözlerinin önünde canlandý. O günlerde, bir Lakota olmaktan, göste e bulunmaktan, görünüþünden gurur duyuyordu. Kendisi gittikten çok sonra bile buradaki wasic hu']an konuþturacak bir gösteri ortaya koymaya çok istekliydi. Atýlgan Geyik küçük adamýn siyah eþarplý yaþlý bir kadýnla bir miktar gümüþ balýðý için pazar adama kývrýk parmaðýyla iþaret etti ve titrek bir sesle bir þeyler söyledi. Rön-e ellerini h ya kaldýrýp güldü ve sonra ölçme kabýna ançuez boþalttý. Yaþlý kadýn þüpheli gözlerle tartma a istediðini elde etmiþ gibiydi. Atýlgan Geyik alýþveriþi izledi, ama sanki hiçbir þey görmüyordu. Durumundaki bu büyük deðiþi nki göðsüne sert bir darbe ye-miþçesine etkilemiþti. Tamam bir gösteriye katýlmýþtý, utanç ve eri. Hayatýnda defalarca attan düþmüþ, ama arenada "vurulmadýðý" ve attan yuvarlanmak zorunda lmadýðý sürece hiç düþmemiþti. Üstelik hiçbir zaman gerçek dünyaya adým atacak kadar hastalan akota arkadaþlarýyla beraber olmak yerine, burun deliklerini dolduran balýk kokusuyla bir pazar yerinde dikiliyordu. Atýlgan Geyik önceki gece kaçmayý düþünmüþtü. Karanlýk daireden gizlice sývýþmak kolay olacak erdivenlerin di136 -er tarafýndaki kendi odalanndaydýlar; ama nereye gidecekti? Hasta "vinden kaçtýktan son ra özgürlüðün kendi payýna düþen tadýný almýþtý ve bundan hoþlanmamýþtý. Üþümüþ ve zayýf düþm götürmeseydi, büyük bir olasýlýkla ölecekti. Ama o anda, ölüm iyi bir þey olabilirdi; özlemi r «ey; diðer yandan nagi'si evin yolunu nasýl bulurdu? Bu, onu ölümü kabul etmekten veya ara maktan hep alýkoyan soru olmuþtu. Atýlgan Geyik önce mavi gökyüzüne, sonra da küçük balýk adamýn sýrtýna baktý ve kendini demir bir mahkûm olarak hissetmediðini anladý. Bildiði kadarýyla odasýnýn kapýsýnda kilit yoktu. Ak eðinden sonra küçük adam onunla odasýna kadar geldiðinde dikkatlice dinlemiþti, ama kapý kapa n sadece yumuþak bir klik sesi duymuþtu. Kilitte dönen anahtar sesi, kilit dilinin çýkardýðý tok ses yoktu. Ama niye bu insanlarla kalýyordu? Onlarla Attan Düþüren'le Stronghold'da veya Robinson Kalesi'ne teslim olmalarýndan önce ailesiyle yaþadýðý gibi kalýyordu. Serbest ibi gözüküyordu, yine de onlarýn yanýndaydý, sanki akraba olmuþçasma onlarla beraberdi. Bunu düþünürken bile, kadýnýn kendisinden hoþlanmadýðýný biliyordu. Bunu gözlerinden ve onu i okuyabiliyordu ve sesinden seziyordu. Kahverengi Elbise ile beraber akecita þefin in odasýna adýmýný attýðý anda bunu hissetmiþti; onun tarafýna baktýðýnda gözlerini kaçýrmasý Zaten kadýn neden ondan hoþlanmak veya sevmeliydi ki? Ne gibi bir iliþkileri vardý? Onu asýl þaþýrtan küçük adamýn ona baðlanmasý, Atýlgan Geyik'in hiçbir þey anlamadýðýný biliyor linde onunla konuþmasýydý. Rön-e ondan çok hoþlanmýþa benziyordu. Ama neden? Artýk önemli bir eðildi, seyircilerin aðýzlan açýk, gözleri faltaþý gibi seyrettikleri adam deðildi. "Monsieur?" Atýlgan Geyik gözlerini caddenin karþý tarafýndaki bir dükkânýn üzerinde asýlý alan at kafasý Altýnda, sadece kafasýnýn yanlarýnda saç olan ve kanlý beyaz bir önlük giymiþ bir adam müþter koyu kýrmýzý renkli etten büyük parçalar kesiyordu. Eti görmek Atýlgan Geyik'in midesinin gur amasýna neden oldu. En son ne zaman gerçek et yediðini hatýrlamýyordu. "Monsieur?" Döndü ve tek bacaðý kýsa genç kadýný gördü. Ýki tezgâhý ayýran san-^ yýðýnýnýn diðer tarafýnd atmýþtý. Avu137

cunda bir tütün kesesi ve küçük bir paket sigara kâðýdý olduðunu gördü Avucunu hafifçe yüksel ti. Atýlgan Geyik ona yaklaþtý ve çok uzun süredir ayný konumda durmaktan bacaklarýnýn soðukt skatý kesildiðini fark etti. Ama þimdi bir parça güneþ ýþýðý kadýnýn tezgâhýna ulaþýyor ve yü seyi ve kâðýtlarý aldý, kâðýtlardan birine bir parça tütün döktü ve kalanlarý ona uzattý. Düþünmeden "Merci, madame," dedi. Broncho Billy mercfnin, Amerikan dilindeki "teþekkür ede rim" gibi minnettarlýk ifade eden bir kelime olduðunu öðretmiþti. Atýlgan Geyik bu kelimeler in bu kadar çabuk aklýna gelmesine þaþýrmýþtý. "Tabac"" dedi. "Merci beaucoup, madame." Genç kadýn bir kibrit çakýp sigarasýna doðru uzattý. Sonra kadýn anlamadýðý baþka bir þey dah ci, madame" dedi ve gözlerinin kadýnýn yüzünü incelemesine izin verdiði için bir kere daha þa ne. Kadýn ona gülümsedi; o da ona gülümseyerek karþýlýk verdi. Yüzünde Kýzýlderililerin beyaz beyaz adamýn hastalýðý dedikleri bir rahatsýzlýðýn izleri vardý. Annesiyle babasýnýn kuþaðýn nda benzer izler vardý. Çoðu kendi akrabalarý olmak üzere birçok insan beyaz kabuk hastalýðýn Büyükanne ve büyükbabalarýný tanýyamamýþtý; anne tarafýndan sadece bir dayýsý ve iki kuzenini yýsý Kaygan Çayýrlýk'taki savaþtan sonra bir Hunkpapa kadýný ile evlenmiþ ve Dikili Kaya'da k sanlarý ile yaþamýþtý. On bir kýþ yaþýndan beri dayýsmý ve kuzenlerini görememiþti. Þimdi ise iþti ve çok nadir onlarý düþünüyordu, sanki geçmiþi düþünemeyeceði kadar uzakta kalmýþtý. "// n'y a pas de quoi"," d&di genç kadýn. Yüzündeki çiçek bozuðu dýþýnda güldüðünde, kadýn At gelmiþti. "Marie-Claire" dedi, ama Atýlgan Geyik bunun onun ismi olduðunu anlamadý. Diðerl erinin yaptýðý gibi kendini iþaret etmedi. Kadýn ismini tekrarladý; Atýlgan Geyik hafifçe gül Ýnce omuzlarýný kapatan damalý mantosunun üzerine düþen saçlanný beðenmiþti. Parlak saçlarý ha Sapa'daki koyu renkli o camsý kayayý hatýrlatmýþtý. Kendi siyah saçlarý aklýna geldi ve ne se onlara dokunmak için elini uzatacaktý, ama saçlarý yumuþak ve yuvarlak þapkanýn altýndan a k görünüyordu. Yüzünün utançla kýzardýðýný hissetti ve gözlerini ondan öteye çevirdi. Sigaras uzatmasýna izin veri* Tütün, (y.h.n.) * Bir þey deðil, (y.h.n.) 138 jjp verilmeyeceðini düþündü. Belki de çenesi düþük küçük Fransýz'ýn mahkûmuydu. Genç kadýna k irden kendisinden korkmadýðý için ona minnet duydu, ama kadýn þimdi o kývrýk parmaklý kadýnla Madeleine Soulas o gün pazardan erken ayrýldý. Sadece çok balýk ve çok müþteri olduðunda ona aç duyuluyordu. François iyi bir yardýmcýydý, ama balýk satýþý yapabilecek yapýda deðildi. Se ne kapanýktý; daha çok tezgâhm kurulmasý, balýklarýn sergilendiði tepsilerin doldurulmasý, bu masý ve çalýþýlan alanýn temiz ve düzenli tutulmasý iþlerinde kendini rahat hissediyordu. Ama is'dan hoþlanýyordu, pasta veya kek piþirdiðinde, ki bu da sýk sýk oluyordu, ona da mutlaka büyük bir parça getiriyordu. Rene'nin onu birçok kere davet etmesine raðmen, bir kez olsun evlerine adým atmamýþtý; belki de bir ailesi olmadýðýndan, ailelerin yanýnda kendisini rahat ssetmiyordu. Þimdi ise Madeleine kuru üzümlü ve ballý bir kek yapýyordu. Sadece üzgün olduðu zamanlarda pa iþirdiðini fark etmiþti. Tatlý bir þeyleri bir araya getirmek, tüm o küçük adýmlar, ölçme, yo eme gerçekten düþünmeden düþüncelerini gözden geçirmesini saðlýyordu. Ama þimdi düþünmesi ger ne kadar Aülgan Geyik onlarla uzun bir süre kalmayacaksa da -ve ne kadar kýsa olursa o kadar iyi olurdu- bu vahþiyi gördüðünde çocuklarýn nasýl bir tepki vereceklerini merak ediy u. Ayrýca okuldan döndüklerinde bu kadar sarsýcý bir keþifle onlarý baþ baþa býraktýðý itin R nrýya þükür, önceki gece çocuklarý büyükannelerine gönderecek kadar aklý yerindeydi. Yoksa bü göreceklerdi. Madeleine kafasýnýn bir yerinde gelecekteki kâbuslarý neredeyse görebiliyordu: Rahatsýz uykularý boyunca savaþ boyalý, çýðlýklar atan vahþiler, canavar bizonlarý veya daha sur öncü beyazlarý kovalýyorlardý. Hamuru her zamankinden daha þiddetle çýrparken, Chloe bu g benimle beraber uyuyabilir, diye düþündü. Çocuklarý güvende olduðu sürece Rene'nin nerede uy umursamýyordu. Madeleine Soulas gözlerine düþen saçlarýný elinin arkasýyla itti. Lütfen Aziz Meryem, lütfen. run içine bir damla gözyaþýnýn düþtüðünü görmek onu þaþýrttý ve sinirlendirdi. -4,39 VII Franklin Bell rahatsýzlýk verecek derecede küçük koltuðumsu sandalyesinde oturmuþ baþkonsolos sekreteri Agnes Devoe'nun büfenin üstünde çay dolduruþunu seyrediyordu. Havada olaðandýþý bir duðunun farkýndaydý, ama öyle hissetmesi için kesinlikle bir neden yoktu. Belki olaðandýþý ol atti - ocak sonunda karanlýk, ýslak bir akþamüstü, 16.30. Archibald Atkinson genelde öðleden onralarý Fransa'ya gelen Amerika'nýn ileri gelenleriyle çay içmek veya þu veya bu Fransýz or ganizasyonunun temsilcileri ile bir toplantýya kaülmak veya Rue de la Republique'dek i çatý katý dairesine gitmek için ofisten ayrýlýrdý. Geniþ cüssesi ve yaþý nedeniyle sýnýrlý

onton bir adamdý ve çoðunlukla hemen hemen her þeye alerjisi olan karýsýyla beraber olmak içi eve dönerdi. Bir zamanlar Bell'e güvenip doktorun, 140 asýnýn kuru bir iklimi olan yerlerde daha iyi olacaðýný söylediðini szlndan kaçýrmýþtý. Dokto nýn alerjiler için belki de en kö-^-yazin kuru ama polenli, kýþýn nemli ve rüzgârlý- yer oldu emiþti- Tabii ki Bell bunu büyük bir mutlulukla yaþlý adamm baþka bir vere geçmeye, belki de mekli olup Amerika'ya dönmeye hazýr oldu-öU þeklinde yorumlamýþtý. Ama bu konuþmadan bir buçu onra o hâlâ buradaydý, Bell de hâlâ konsolos yardýmcýsýydý. Þimdi o zamanlar hissettiðine benzer, neredeyse soluðunu kesen bir heyecan duyuyordu. Konsoloslukta bürokratik bazý iþler dýþýnda, onun ilgilendiði o kadar az þey vardý ki, Bell k heyecanýný, arada sýrada ortaya çýkan, fakat günlük iþlerin gerçeðiyle sönen iyimserlik çý-la tmak zorunda kalýyordu. Hafif bir tiksinti hissiyle, Agnes'in Atkinson'ýn önündeki masay a bir fincan çay koyusunu seyrederken, sevimli ama þu anda buz gibi davranan Maýgaret Whiston'la boþu boþuna flört etmeye çalýþtýðýný düþündü. En azýndan Agnes yaþlý bir at gibi güvenilir ve istikrarlýydý. Bell'den sadece üç veya dört y ma Bell onu her zaman evde kalmýþ, yaþý geçkin bir teyze olarak düþünmüþtü; bunun nedeni belk baþkonsolosun hizmet süresi boyunca bu konsoloslukta çalýþmýþ ve hiçbirine, hatta kimseye bað air herhangi bir iþaret göstermemiþ olmasýydý. Uzun boylu, dik ve alýþýlmadýk ölçüde za-yýftý saçlarýný gösteriþli bir topuzla toplardý. "Ee Frank, kenevir iþi nasýl gidiyor?" Konsolos tuvalete yaptýðý yolculuktan dolayý hâlâ nefe efeseydi. Bell, çoðu yeleðinin düðmelerini zorlayan bölgede olmak üzere en azýndan yüz otuz k lduðunu tahmin etti. Küçük, týraþlý kafasý, boksörlerinkine benzer bumu ve kýsa þiþman parmak favorileri olan tombul saðlýklý bir bebeðe benziyordu. Gülünç görünüþünün aksine, onunla on d a konuþan herkesin saygýsýný kazanýrdý. Altmýþ altý yaþýnda zihni açýk ve keskindi. "Her zamanki gibi. Mösyö Latrielle bitmiþ ürünü yüklemek istiyor, ama Boston'daki halat takým masý hammadde istiyor. Tam bir açmaz, fakat üzerinde çalýþýyoruz." Bell, Agnes'in onun için b fincan çay hazýrlayýp masaya koymasýný seyretti. Kadýnýn elinin üstü mavi damarlarla yol yol , adeta mumyalanmýþ gibi hemen hemen saydamdý. Elleri önceden fark ettiðinden daha yaþlý görü . "Teþekkür ederim, Agnes." "Bu iyi Frank. Bunu mümkün olduðu kadar çabuk halletmeliyiz. ^41 Oradaki Mandalýlarý bilirsin, en az bu Marsilyalýlar kadar inatçýdýrlar." "Yarýn öðlen Latrielle ile bir randevum var. Hammadde göndermenin onun zararýna olduðunda hâl ar etse de, biraz yumuþuyor. Sanýrým bu onun son giriþimi olacak." Ama Bell, Atkinson'da , pek onda görmeye alýþmadýðý dikkati daðýlmýþ gibi bir hava sezdi. Konsolosun karýsýnýn kötü etti. Bu sefer hafif bir suçluluk duygusunun eþlik ettiði ayný heyecan iliklerine doðru s insice ilerledi. Onunla yaþlý adam arasýnda oluþan kýsa sessizlik anýný doldurmak için çayýnd yudum aldý. Ýçten içe Atkinson'ýn "Çok uzun zamandýr burdayým Frank, artýk eve gitme vakti ge bundan sonrasý sana ait," demesini bekliyordu neredeyse. Beklenen an sonunda gelmiþ miydi? Fincanýn kenarýndan küçük bir masada oturup toplantý notlan-ný alan Agnes'e doðru kaça ir bakýþ fýrlattý. Her zamanki gibi Ag-nes'in yüzünden hiçbir þey okunmuyordu. Ama Atkinson cilalý maun masanýn üzerinden bir kâðýt parçasýný Bell'e doðru itti. Bezgin bir "Bir sorunumuz var," dedi. Bell kâðýdý aldý. Ýlk dikkatini çeken sol üst köþede güzel bir elyazý-sýyla yazýlmýþ isimdi: yuvarlak bir mühür vardý. Ville de Marseilles - Archives.* Ýsmin ve mührün saðýnda standart b form vardý, ama dikkatini çeken koyu harflerle yazýlmýþ "de Atýlgan Geyik" kelimelerinin tak ip ettiði "ACTE DE DECES"** kelimeleri oldu. Atkinson'a onu pek de görmeden, ama kon solosun gözlerinin onun üzerinde sabitlendiðini fark ederek baktý. Çabucak ölüm belgesine ger döndü. "6 Janvier 1890...decede a Marseille, ce matin, â quat-re heures â l'Höpital de la Conception, âge de trente-neuf ans. Ýndim de la troupe de Buffalo Bili. Celibâtaire; ne dans le Dakota (Etats Unis D' Ameriaue); depassage â Marseille; Fils de..."*" S on boþluða bir þey yazýlmamýþtý. Anne ve babasýnýn kim olduklarým kim bilebilirdi? Bu Atýlgan sa bile. Bell, Atkinson'a gülümseyerek baktý, "Biri bir hata yapmýþ. Bu Tüy Adam. 6 Ocak'ta öldü. Otuz kuz yaþýndaydý. Vahþi Batý gösterisi temsilcilerinin hastaneye verdiði bilgiyi gördüm." Atkinson dirseklerini deri koltuðunun kollarýna dayayarak parmak* Marsilya Büyükþehir Belediyesi. - Arþiv. "Atýlgan GeyiKin ölüm belgesi. *** "6 Ocak 1890. ... Bu sabah, Marsilya'da, Hopital de la Conception'da saat dörtte öldü, otuz dokuz yaþýnda. Buffallo Bill'in kumpanyasýndaki Kýzýlderili-

Bekar, Dakota (ABD) doðumlu; Marsilya'da geçici bir süre için bulunuyordu. ...'nun oðlu." 142 mim kavuþturmuþtu. Gözleri yarý açýktý, ancak aðýrlaþmýþ görünüyordu. Bell, Atkinson'ý böyle n bir tehlike dalgasýnýn gelmekte olduðunu hissetti. Konsolosun basit bir kimlik yanlýþlýðýna kadar önem vermesinin nedeni neydi? "Sabah ilk iþ hastaneye gidip bu karýþýklýðý halledeceði düz bir hata yapýlmýþ. Basit bir konu aslýnda." Atkinson parmaklarýyla oluþturduðu üçgeni ellerinden birini yumruk haline getirerek bozdu. Diðeriyle yumruk yaptýðý elini kavrayýp parmaklarýný çýtlattý. Fincanýný alýp bahçeye bakan doðru döndü. Bell, konsolostan öteye, yapraklarýný dökmüþ bir çýnar aðacýnýn özenle budanmýþ þey yapamasalar bile Fransýzlar kusursuz bahçývanlardý. Parklar kýþa çok iyi hazýrlanýrdý. "Dokuz yýldýr buradayým Frank." Atkinson sanki çýnar aðacýyla konuþuyordu. "Ve buradaki hiçbi , çoðunlukla da þaþýrarak, hiç de basit olmadýðýný anladým. Bu nedenle Amerikan konsolosluðu ebilirsek iþleri basitleþtirmek için. Amerikalýlara gerektiði gibi dav-ranýldýðmdan emin olma n hükümet bürokratlarýný veya üreticileri veya yetiþtiricileri kýzdýrmadan ticari anlaþmalarý aya/iþleri para ile yürütmeye çalýþýyoruz. Bazen rüþvete bile baþvurmak zorunda kalýyoruz, sa nýn altýndan verilen tipte deðil; hayýr, bu insanlara neler vaat etmek zorunda kaldýðýmý duys Frank." Bell sandalyenin yüksek arkalýðýnýn üzerinden görülen parlak kafadan kýkýrdamayý and s duydu. "Sonuçta iþler halledilir ama bunun bedeli ne olur onu merak ediyorum Frank ." Bell o anda kendini tehlikede hissetmekten çok þaþkýna dönmüþtü. Konu buraya nasýl gelmiþti? sorun ölüm belgesi deðildi. Belki de yaþlý adam yalnýzca ardý arkasý kesilmeyen savaþlardan, lar ve Amerikalýlar arasýndaki iliþkileri, mesela satýþlarý artýrma baskýsýndan sýkýlmýþtý sa nýn Bell'in daha önceki görev yerlerine benzemediði doðruydu. Panama o zamanlarda da þimdi o lduðu gibi sömürülmeye açýk bir koloniydi; Amerikalýlar çerez parasýna tüm kahve, þeker ve mu Benzer þekilde Peru'da da guana ve nitrat kaynaklan üzerinde tekel kurmuþlardý. Fas ise Ýs panyollar, Fransýzlar ve Ýngilizler ile sonu gelmez bir çatýþmaya girmeye deðecek kaynaklara sahip deðildi; sonuç olarak Bell'in önceki görevlerinden en rahat geçeni bu olmuþtu. Ama Be ll kariyeri boyunca rastladýðý kayýtsýz hariciyeci zombilerden biri olabileceðini Marakeþ'te nlamýþtý. Sýcak bir öðle sonrasý saat beþ oldu mu hemen içki servisi yapýlan, çalýþanla'143 nn hizmetkârlara dönüþtüðü, kýstmlmýþlýk duygusunun aðýr bastýðý bir cennetin verandasýnda, s elliði, yaþ kaç olursa olsun kariyeri sona erdirme isteðini teþvik eden bazý ülkeler, bazý ik ler vardý. Bell, durumun vahametine raðmen biraz gülümseme izni verdi kendisine. Yale'den çýktýktan son ra dýþiþlerine ve diplomatik birimlere baþvurduðunda düþündüðü þekilde yükselememiþti, ama Ma ak doðru yönde atýlmýþ büyük bir adýmdý. Buradaki enerji olaðanüstüydü; gemiler dünyanýn her riyor, buradan aldýklarýný, Amerika'dakiler de dahil olmak üzere büyük limanlara götürüyorlar Kanalý'nýn yaklaþýk yirmi yýl önce açýlmasýndan bu yana Marsilya, Avrupa'daki en iþlek liman Bazen Bell, öylesine kalabalýk limanda dolaþýr, zeytinyaðý varillerinin, þarap fýçýlarýnýn, t lerin, kutularca Marsilya sabununun gemilere yükleniþini seyrederdi; ticaretin hengâme si onu her zaman heyecanlandýrmýþtý. Burasý Bell'in kesinlikle birkaç yýl daha kalmak istedið erdi. Yaþlý adamýn þevkini kýrmýþ gibi gözüken nüfuz ve servetle iþleri yürütmeye dayanabilir uðun yönetimini devralmak için hâlâ o enerjisi ve þimdi de deneyimi deðilse bile bilgisi vard Sadece bir þansa ihtiyacý vardý, hepsi o kadar. Tek bir avizenin aydýnlattýðý koyu renk, yüksek tavanlý ve kasvetli odada, Bell sekreterin k aleminin sesini duymasýna raðmen, hayal aleminde kendini yalnýz hissetti, kalemin yazm asý bile sekreterin görevinin gerektirdiði bir eylemden çok, düþüncelerinin kaydedilmesi gibi di. Düþüncelerinin dýþarýya bu kadar açýk yansýmasý onu rahatsýz etmiþti, bu nedenle düþünmey merika'nýn yüzyýlý aþkýn bir süre önce Fransa'daki ilk büyükelçisi Benjamin Franklin'in alçýd a odaklandý. Garip, ama o bildik, üstü kel kafanýn ve yukarý kývrýlmýþ yakalarýn üzerindeki k anebi-ere'deki falcýnýn gizli yerini hatýrlatmýþtý. Orada da pencere ile kýrmýzý kadife perde rasýndaki bir kaidenin üzerine yerleþtirilmiþ bir büst vardý, fakat tabii ki bu Benjamin Fra nklin'inki deðildi. Tam Bell bir þekilde görüþmenin bittiði iþaretini kaçýrdýðýný düþüyordu ki Atkinson'ýn koltuð gürültüyle koyduðunda, gösterdiði enerjiyle yerinde sýçradý. "Ama gerçekten bir sorunumuz var Frank ve o da þu. Ben, La Con-ception'a bir adam gönd erdim bile -Ýçiþleri'ndeki Horgan- ve bu kâðýdý imzalayan doktor tarafýndan kesin bir biçimde bilgiler ve144

^BF riimiÞ-" Çilü iþaret parmaðýný hýzla ölüm belgesine sapladý. "Ocak ayý-jjjn altýsmda ölen ada n, Atýlgan Geyik'miþ." Bell, baþkonsolosun "senin" Kýzýlderilin dediðini fark etti ve ayný tehlike hissi, yani Atýl gan Geyik'ten iyi ya da kötü sorumlu olduðu hissi geri Se^ ve omurgasýnda korkudan kayna klanan küçük karýncalanmalara yol açtý. Ama üzerinde hiçbir denetimi olmadýðý bir konuda soru bul etmemeye kararlýydý: "Doktorun yanýldýðý kesin. Gidip onunla kendim konuþurum. Ayýn altýs nin Tüy Adam olduðunu biz biliyoruz. Bu tartýþýlmaz." Sorumluluðu üzerinden atmak için kasten iz" kelimesini kullanmýþtý. Ama yine de sorunun ne olduðunu bilmiyordu. Aman Tanrým, sorun neydi? "Anlamýyorsun Frank, doktor kendi kýçým kurtarmaya çalýþýyor... Özür dilerim Agnes... ve Kýzý kimliðini belirlerken bir hata yaptýðýný kabul etmeyecek. Horgan doktorun dürüstlüðünü, prof ni falan sorguladýðýmýz için bizi suçlayarak epey bir olay yarattýðýný söyledi. Bizim zavallý men sokaða atmýþ." Atkin-son'dan tekrar o garip kýkýrdama sesi duyuldu; yüz ifadesinde bir d eðiþiklik olmadý, kesinlikle gülmemiþti. Bu konuþma biçimini daha önce fark etmemiþ olmak Bel "Yani, sevgili doktor ve Marsilya þehri ve tabii ki Fransa Cumhuriyeti söz konusu ol duðunda Atýlgan Geyik öldü, bu kadar basit. "At-kinson tekrar parmaklarýyla üçgen yaparak üze den doðruca Frank-lin Bell'e baktý. "Bu konuda ne yapacaksýn, Frank?" Bell ne diyeceðini bilemedi. Konsolos, doktorun inatçýlýðý yüzünden düpedüz onu suçluyordu. B e hata yaptýðýný anlamaya çalýþtý. Görebildiði tek sorun Atýlgan Geyik'in hastaneden kaçmýþ o nun da benim suçum olduðunu düþünüyor olmalý, diye geçirdi aklýndan. Elbette ki, Fransýz irti uru ile beraber Kýzýlderili'yi hastanede ziyaret etmiþtim, ama Fransýzca ya da Ýngilizce k onuþamadýðýný nereden bilebilirdik ki? Bell ilgisini Franklin'in büstüne yöneltti ve dudaklar ahretsin, diye düþündü, keþke Atýlgan Geyik'le iletiþim kurabilseydim. Onun tekrar Vahþi Batý isine katýlacaðýndan emin olmasýný saðlasaydým, o zaman rahatlar ve hastanede kalýrdý. Ama na abilirdim ki? Ya da bu, doktorun Höpital de la Conception'da ölenin Tüy Adam deðil de, A týlgan Geyik olduðu sonucuna ulaþmasýný nasýl engelleyebilirdi? Yabancý bir korku ve kýzgýnlýk karýþýmý Bell'in vücudunu kapladý. Daha önce böylesine bir dur amýþtý. Ama konsolosROÖN/Kýzüderilinin Þarkýsý '145 luktaki bazý kurt meslektaþlar, þenliklerin birinde Atkinson'ýn kendisine bir yýðýn dolar deð ndeki herhangi bir ülkede elçilik teklif edilmediði için kýzgýn olduðundan bahsediyorlardý. D asý temizdi ve nerede olursa olsun iþleri halletmeyi baþarmýþtý. Bir zamanlar, geleceði parla bir diplomattý ve hýzla yükselmiþti. Ama þimdi Marsilya'da kýsýlýp kalmýþtý ve kariyerine bu vereceðe benziyordu. Þüphesiz bu tecrübeli diplomatlar Atkinson'ýn bu atama siyasetini yen ebileceðini düþünmüþ olmasýyla dalga geçmiþlerdi. Diplomatlarýn, özellikle de Konsolosluk Hiz de çalýþanlardan çok azý büyükelçi olurdu. Ýþte katýksýz; bir gerçek! Ama þimdi Bell, Atkinso hedefi haline geldiði için kendisini biraz olsun kullanýlmýþ hissediyordu. Bu düpedüz haksýzl Bell'i asýl üzen, Atkinson'ýn himayesi altýnda olduðunu düþünmesiydi. Buradaki iþin ilk üç ay iyede geçirdiði ilk dokuz yýlda öðrendiðinden çok daha fazlasýný öðrenmiþti. O ve Atkinson'ýn aþ olmadýklarý doðruydu, ama üstüyle böyle bir iliþkiye girmesi, özellikle de aradaki yaþ far dýðýnda zaten beklenemezdi. Buna raðmen, Bell karþýlýklý saygý ve anlayýþ içeren, hatta belki ebilir miydi?- sevgi dolu bir iliþkileri olduðunu düþünmüþtü: baba-oðul veya en azýndan ustaisi. Þimdi de bu... "Efendim, ne ile suçlandýðýmý anlamam gerekiyor, doðru karar verememe, prosedürü izleyememe m Nedir? Bildiðim kadarýyla Atýlgan Geyik hayatta, geçici olarak bir Fransýz aile ile birlik te yaþýyor ve yeniden Vahþi Batý gösterisine katýlmak için fýrsat bekliyor. Fransýz yetkilile elgelerini düzenlediklerini ve en yakýn zamanda onun gitmesine izin vereceklerini ta hmin ediyorum. Her þey olaðan görünüyor." Bir anlýk sessizlikte Bell, Agnes Devoe'nun kaleminden çýkan kuru sesi duydu. Birden, kadýnýn Fransýz olmasý gerektiðini düþündü; akýl gergin durumlarda garip bir biçimde çalýþýyo ismiydi, öyle deðil mi? Ama Ýngilizcesi mükemmeldi. Ayrýca bir Fransýzýn konsolosa bu kadar y kýn çalýþmasýna izin verilmezdi. "Öncelikle Frank, seni hiçbir þeyle suçlamýyorum. Kesinlikle hayýr." Atkinson gülümseyerek ge e yaslandý ve parlak kafasýnýn arkasýnda ellerini kavuþturdu. Yeleðinin düðmelerinin arasýnda uklardan kolalý beyaz bir gömlek göze çarpýyordu. Atkinson birden þaþýrtýcý derecede rahatlam Bell'e en kötüsünün geçtiðini umut etme cesareti verdi. Ama yaþlý adam devam etti. "Önümüzde 146 FIOARKA/Kýzýldeýiliron Þartaa

mesele çok basit: Fransýz yetkililere göre Atýlgan Geyik ölü. Sen ve ^n, tabii ki bunun son derece saçma olduðunu biliyoruz, ama ne yazýk ki onlarý durumun bu olduðu konusunda ikna e tmeliyiz. Ve maalesef bu bizi epey oyalayacak, incelik isteyen bir iþ - doktoru da ha fazla kýzdýrmak istemeyiz ama ona ya<la yerel saðlýk heyetine, gerekirse hükmü deðiþtirmel için ihtiyacýmýz var. Aksi takdirde..." Atkinson burada sanki oda güvenli deðilmiþçesine ses ni alçalttý. "Atýlgan Ge-yilc'e gerekli belgeleri saðlayýp onu bu ülkeden çýkarmanýnjýiçbir y amayýz." "Ama Tüy Adam ne olacak?" Bell'in kafasýnda bir fikir belirmeye baþlamýþtý. "Ýki Kýzýlderili lya'da kaldý, biri öldü, diðeri yaþadý. Yaþasaydý, Tüy Adam'a gerekli belgeleri saðlayabilir " "Ýyi nokta Frank. Evet, sanýrým. Doktora göre -ki ismini bilgin için vereyim Durietz- elim izdeki Kýzýlderili Tüy Adam." "O zaman bizim Kýzýlderilimizin Tüy Adam olmadýðýný kim bilecek?" "Neye ulaþmaya çalýþtýðýný anlýyorum. Bilmiyorum. Bundan hoþlanýp hoþlanmadýðýmý da bilmiyoru n pencereye doðru döndü. Budanmýþ çýnar aðacýnm güdük dallan da artýk karanlýkta zar zor seçi lar ona Philadelphia'daki evinin yanýnda, Yahudi mahallesinin pencerelerindeki men orah'lan* hatýrlattý. Yasak bölge. "Fransýzlann hangi Kýzýlderili'nin yaþayýp hangisinin öldüðüyle ilgilendiklerini zannetmiyoru nu söylemekten nefret ediyorum, ama onlara göre ha bu Kýzýlderili olmuþ ha o, fark etmez, hakaret amaçlý söylemiyorum bunu." "Peki ya biz, Frank?" Atkinson'm sesi yorgunluktan tatsýz bir þekilde tizleþmiþti. "Biz umursuyor muyuz?" Bell söylediklerinin kulaða biraz fazla duygusuz geldiðini anladý. Bu izlenimi düzeltmek içi n aceleyle: "Tabii ki umursuyoruz efendim, ben sadece Atýlgan Geyik'in gösteriye dönüþünü nas ayarlayabiliriz, onu düþünüyordum. Tüy Adam'ýn kimliðini almasý gerekiyorsa, bu, iþleri, büro e savaþmaktan daha kolaylaþürmaz mý? Gerçekten, Atýlgan Geyik'in iyiliðini düþünüyorum. Emini la olursa olsun gönderilme iþlemlerinin hýzlandýrýlmasýný isterdi," dedi. Bell'in aklýna baþk þey geldi; belki doðru deðil, ama olasý bir þeydi: * Yahudi geleneðinde dini kutlamalarda kullanýlan yedi-sekiz mum alabilen þamdan, (y.h .n.) .. 147 "Soulas ailesinin iþlerin ilerlemesiyle ilgili biraz sabýrsýzlandýklarýný hissediyorum. Sanýr onlara Atýlgan Geyik'in sadece birkaç gün kalacaðýný söylemiþtik ve þimdiden neredeyse üç haf Özelli^, le Madam Soulas biraz huzursuz görünüyor." Ýlk defa Bell'in söyledikleri konsolosta olumlu bir intiba býrakmýþ gibiydi. Yavaþça masasýna u döndü, ölüm belgesini aldýktan sonra baþýný aðýr aðýr kaldýrarak Bell'e bakü. Ama bu sefer, uziplik parýltýsý, hatta belki de biraz hayranlýk okunuyordu. En azýndan Bell böyle yorumlamý "Belki de bir þey yakaladýn Frank. Bak, ne diyeceðim, bunu James ile konuþ, sonra birlik te tekrar gözden geçiririz. Bunu öyle veya böyle halledeceðiz." Bell, çaresizlikten az daha inliyordu. Winton James hukuki iþler ateþesiydi. Bell'in y aþlarýnda, bir Quakerdi*ve taviz vermez bir bürokrattý. Böyle bir düzenlemeyi asla kabul etm ezdi. Atkinson, James'in itirazlarýna aldýrmayabilirdi, ama kendisi bunu yapamazdý. Bu rada görebildiði tek umut James'in bunun, biraz da Bell'in yardýmýyla konsolosun fikri o lduðuna ikna olmasýydý. Atkinson çoktan paltosunu giymiþ, omuzlarýný silkiyordu, kahverengi denizaslaný kürkü yakalý, halý siyah yün bir palto. Kapýnýn yanýndaki portmantonun aynasýnda kendine bakarak melon þapk sýnýn pürüzsüz kafasýnýn üzerine doðru açýyla oturmasýný saðladý. Sepetten bir þemsiye seçti ynadan Frank'e bakü. "Ýyi geceler Frank. Bu fikrinle ilgili James ne düþünüyor bir bak. En a zýndan ilginç olabilir." Konsolos kapýyý açýp koridora adým attý. "Â bien-töt Agnes. Ölüm bel ya koyarsýn, deðil mi? Sakýn þemsiyeni unutma. Hepinize bonsoir" Bell, konsolosun koridorda aðýr aðýr ilerleyiþini seyretti. Duvarlarýn çelik gri sývasý yükse nin kýsýk ýþýðýnda, özellikle soðuk gözüküyordu. Agnes'e iyi geceler dilemek için döndü. Agne ltiyordu; ince yüzü, hafif karga burnuyla güzel ancak ifadesizdi. Uzun eteði ve yüksek yak alý bluzuyla adeta bir öðretmene benziyordu. Bell, onun son öðrenci de gittikten sonra kar a tahtayý temizleyip silginin tozunu silkeleyiþini hayal edebiliyordu. "Ýyi akþamlar Agnes." "Ýyi geceler Mr. Bell." Yaptýðý iþten baþýný kaldýrmamýþtý. Bell ne istediðini bilmez bir halde orada birkaç saniye daha dSül-* Bir Protestan mezh ebi, (ç.n.) 148

m Masadan ileriye bakýp yüksek pencerelerdeki yaðmur izlerini gördü. Agnes'in böyle bir topl antýnýn notlarým alýrken ne düþündüðünü merak etti. Erkeklerin bu konsolosluk iþlerini idare yranlýk mý duyuyordu? Bütün bunlarýn aptalca olduðunu ve erkeklerin de budala olduðunu mu düþ Daha da önemlisi, onun hakkýnda ne düþünüyordu? Gerçekten düpedüz düzenbazlýk mý etmiþti? Bi onun hakkýndaki fikrini önemsediðini fark etti. Agnes, onu ancak ölüm belgesini alýp açýk kapýnýn arkasýndaki aralýða yerleþtirilmiþ büyük ka aþladýktan sonra fark etti. "Hâlâ buradasýnýz," dedi, þaþkýnlýk içermeyen bir sesle. "Evet, düþünüyordum da..." Bell kafasýný zorladý. "Evet... yaðmur yaðýyor. Robert'e sizin içi si çaðýrmasýný söyleyeyim mi?" Çýnar aðacý buðulanmýþ pencerelerin ardýndaki karanlýkta kaybo redeyse ýslak aðaç kokusunu ve aðaçlann dibindeki ýslak topraðýn kokusunu alabiliyordu. Kendi aþaðýlanmýþ hissetti, ancak tam olarak nedenini bilmiyordu. Bütün bunlar, sadece iþti. O zama iye böyle hissediyordu? Bir süre durup Agnes'in cevabýný bekledi. Sonra neredeyse koþar adým orayý terk etti. 149 VIII Mart ayýnýn ortasýnda nadir rastlanan ýlýk bir günde Atýlgan Geyik Co-urs St-Louis'deki tütün e durup bir sigara sardý. Cadde boyunca sýra sýra çmar aðaçlanmn üzerindeki gökyüzü üç gündür rüzgârla her zamanki dumansý pusundan temizlenmiþ, parlak bir maviydi. Bir aydan az bir süre önce bu rüzgârýn adýný öðrenmiþti: mistral. Çocuk, Mathias öðretmiþti ona. Çocuk ilk ön rip parmaklarýný dalgalandýrdýktan sonra, binalar arasýndaki bir ipten sallanan giysileri iþaret ederek havayý dýþarý üflemiþ-ti: "Mistral" demiþti. "Le vent du nord. La bise."' Ardýn sanki can-lýymýþçasýna tek baþýna mistral kelimesini sürekli tekrarlayarak garip pantomimine am etmiþti. Sonuçta Atýlgan Geyik kelimeyi söylemiþ * Kuzey rüzgârý. Karayel, (y.h.n.) 150 ve jylathias da koyu renkli büyük gözleri zaferle parlayarak ona gülümsemiþti. Stronghold'daki özgürlük uðruna Pine Ridge'deki okulu terk ettiðinden bu yana Atýlgan Geyik ç cuklarla pek beraber olmamýþtý. Tabii jâ kendileri de sadece on dört kýþlýk yaþlanyla henüz ç , ancak 0 dönem büyükler gibi yaþamaktan baþka seçenekleri yoktu ya da en azýndan o zaman öyl di. Öteki çocuklar gibi, hatta kendi anne babalan gibi wasichü'y& dönüþmek istemiyorlardý. Bu nedenle Attan Düþüren, Whirlwind kampýndaki bir akrabasýndan bir silah "ödünç" almayý baþaran , onlara çadýr ve yiyecek saðlayan bazý yaþlý insanlarýn yardýmýyla Stronghold'da çabucak büy Daha sonra madencilerden cephane ve baþka bir silah daha çalmýþlardý, ama asýl yay kullanma kta, kuþlan ve tavþanlan çelik uçlu oklarla vurmaktaki kabiliyetleriyle gurur duyuyorlar dý. Diðerlerinin çoðu, Stronghold'dakiler bile bu geleneksel silahtan çoktan vazgeçmiþlerdi. u yüzden de ne zaman kurþunlan bitse, kemerlerini sýkmak zorunda kalýyorlardý. Atýlgan (Jeyik hâlâ o kadar küçük yaþta, onun ve Attan Düþüren'in nasýl olup da kendi kendile r hale geldiklerine þaþrnyordu. Ama on bir kýþ boyunca garip bir hayat yaþamýþlardý. Ne aile de arkadaþlar vardý. Arada sýrada ziyafet veya toplantý için baþka çadýrlara davet edilirlerd ama çoðu zaman diðerlerinden uzak yaþamýþlardý; bunun sonucu olarak da Atýlgan Geyik aileleri ellikle de çocuklarýn yanýnda kendisini rahatsýz hissediyordu. Oysa bu çocuk, Mathias onla r gibi sert deðildi, asbnda geyik gibi kocaman gözleri, küçük kafasýnýn üstünde dik duran gür rengi saçlan ile zayýf, soluk yüzlü bir çocuktu. Ama akýllýydý ve Atýlgan Geyik'e yeni þeyler de yardun etmiþti. Yalnýzca iki uyku önce, Atýlgan Geyik'i okuma ki-taplannýn satýldýðý bir d e ona üstünde bir sürü garip þekil ve yazý olan yuvarlak bir küre göstermiþti. Bulunduklarý þ Marsilya'yý, büyük þehir Paris'i ve bir süre önce Atýlgan Geyik'in ateþli gemiye bindiði büy esindeki, "Atlantique, Atlantique, Atlantique", New York þehrini iþaret etmiþti. Sonra her iki tarafýnda mavilikler olan uzun bir geyik derisine benzer bir þekli, "Ameriq ue"i sonra da Atýlgan Geyik'i iþaret etmiþti. Atýlgan Geyik anlayana kadar hareketlerini tekrarlamýþtý. Ardýndan kürenin üzerine "Amerique"in ortasýna parmaklanyla hafifçe vurmuþ ve ota" demiþti. Atýlgan Geyik "Dakota" diye istekli bir þekilde tekrarlamýþtý. Dakotalar Lakot ala. 1.5.1 nn akrabalarýydýlar. O heyecanla Atýlgan Geyik çocuða Lakota dilinde evine nasýl gideceðini s rmuþ, çocuk kendisine yabancý gelen bu kelimeler karþýsýnda utangaç bir þaþkýnlýkla sadece gü Atýlgan Geyik sigarasýný kibritle yakýp Cours Belsunce'a doðru La Canebiere'i geçti. Geniþ ka dýrýmýn cadde tarafýna sýralanmýþ aðaçlarýyla bu geniþ caddeyi seviyordu. Vitrinlerinde sergi blara, býçaklara ve bir erkeðin isteyebileceði her þeye bakabileceði birçok yer vardý. Kafele e vardý, ama küçük bir fincan sütsüz pejuta sapa içmek üzere içlerinden birine girecek cesare nüz bulamamýþtý. Ama üzerlerinde wasichu yazýlarýnýn olduðu pelur kâðýtlarýn satýldýðý, parla

ntesiyle gazete satýlan bir kulübeye mutlaka uðrardý. Bunlarda çoðunlukla sakallan ve sert y akalanyla, ona göre hepsi birbirine benzeyen erkek fotoðraflarý, resimleri olurdu. Ama arada sýrada gözüne çarpan bir resim olurdu: bir at ve arabasý; yelkenleri açýlmýþ, denize b k ilerleyen bir gemi. Pine Ridge'deki wasichu okuluna gittiðinden beri hiçbir þey çizmem iþti, ama bir akþam yüksek sandalyelerin olduðu masada oturup küçük kýz Chloe'nin at resmi çi çalýþmasýný seyretmiþti. Kafasý çok büyük, bacaklarý ise þekilsiz olmuþtu. Küçük kýzýn oflay söylenmesini, parmaklarýný kýsa, koyu renkli saçlarýnda sertçe gezdirmesini ve son olarak da renkli çubuðu fýrlatmasýný izlemiþti. Atýlgan Geyik, çubuðu almýþ ve onun çizdiðinden ata dah yen bir at resmi çizmiþti. Çok iyi olmamýþü, hatta atlan daha iyi çizemediði için utanmýþtý, iði ilgi onu þaþýrtmýþtý. Ve çubuðu geri verdiðinde kýz ona gülümseyip bir þey söylemiþti. So buk alýp atm altýna bir kelime yazmýþü: CHEVAL. Narin parmaðýyla önce resmi, sonra da kelimey ret ederek "Cheval" demiþti. Atýlgan Geyik küçük, soluk parmaðý seyretmiþ, ancak bu, ona baþk þey hatýrlatmýþtý. Sade bir elbise giymiþ, beyaz bir bere takmýþ, sakin bir gölün kenarýndak e oturan genç bir kadýn ona nesnelerin isimlerini söylüyordu: Sandrine. Kalbi, o an olduðu gibi þimdi de göðüs kafesini delecek gibi oldu ve küçük kýza bakýp atý iþaret ederek, "Sunka dedi. Sonra Ýngilizce "At," dedi. Sonra gülümsedi ve "cheval," dedi. Balýkçý için çalýþmaya baþladýðýndan beri her cumartesi birkaç frank kazanýyordu; o da bu par disi, Rene ve Madele-ine'in çocuklan için þeker ve meyan kökü alýyordu. Her ne kadar doðrudan onunla konuþmayý denemediyse de, Madeleine onunla beraber152 Ýçen daha rahat olmaya baþlamýþtý. Tabaðýna yemek koyma ve çamaþýrlarýný toplamanýn dýþýnda, yerine, zaman zaman, genellikle de Rene ile bir þey tartýþýrken sahiden Aülgan Geyik'e ba kýyordu. Aülgan Geyik ne konuþtuklanný bilmiyordu, ama ara sýra Ýcadýnýn bakýþlarýndan kadýný erakla bakýlacak, belki de korkulacak garip bir nesne veya vahþi hayvan yerine, onu, deðer verilecek bir insan gibi gördüðünü düþünüyordu. Bazý Amerikalý ve Fransýzlarýn böyle d Bunu, aüný kasten dörtnala sahne ile seyircileri ayýran engellere sürüp son saniyede etrafa toz ve bazen de çamur sýçratarak döndüðünde seyircilerin faltaþý gibi açýlan gözlerinde görmü Çocuklar ayrý bir konuydu. Onlarý ilk gördüðünden beri çocuklar, -o korkunç bafelc çorbasýnýn dikten sonra odasýna çýkýp kovanýn içine kusmak zorunda kaldýðý ve tüm ertesi gün boyunca onu en yemek- her geçen gün onunla biraz daha yakýnlaþmýþlardý. Özellikle Mathias her seferinde b veya iki saat onunla oturur, kelimeleri telaffuz ettirir, kalýplarý öðretirdi. Bazen tüm a ile akþam yemeðinden sonra sessizce oturur, Chloe'nin piyanoda bazý kolay melodileri çal masýný dinlerdi. Madeleine yün elbiseler yaptýðý uzun çubuklarla tempo tutarken kaþlarýný çat Saat dokuzda tüm aile yatmaya giderdi. Atýlgan Geyik Paris'te kamp Kýzýlderililerinden w asichu saatini okumayý öðrenmek zorunda kalmýþü; bu nedenle þöminenin üzerindeki saat dokuza nde gecenin bittiðini anlar ve çocuklarý ertesi gün akþamüzerine kadar göremeyeceði için hafi hayal kýrýklýðý duyardý. Böylece sabah erken kalküðýnda Chloe'nin yapüðý bazý hareketleri ve iði yeni bir kelimeyi hatirlar ve þehrin üzerinde gün aðarmadan Re-ne'nin kapýsýný çalmasýný Pazar haricinde her gün birbirinin aynýydý. Cumartesi de çalýþmalarýna raðmen, o akþam daha tlere kadar sürer ve aile de daha neþeli görünürdü. Mathias uzun gövdeli yaylý kutusunu çalar söylerdi. Bazen Rene ve Chloe de onunla birlikte þarkýya katýlýr, hatta Rene dans bile ede rdi. Bir keresinde Aülgan Geyik'i ayaða kaldýrarak ellerini tutmuþ ve uzun boylu adamý çevre sinde döndürürken de þarký söylemeye devam etmiþti. Çoðunlukla Atýlgan Geyik'in de þarký söyl di, ama o çok utangaçü. Söyledikleri þarkýlar onun þarkýlarý deðildi. O ve Attan Düþüren çadý iz sürerken bile sýk sýk þarký söylerlerdi ya da Strong-old'da diðerleri ile beraber davul ça , þarký söylerlerdi. O þarkýlarý -H3ve davulun dilini biliyordu. Ama þaþýrtýcý bir þekilde, aileyi mutlu görmek, her ne kadar mut uluðu kýsmen kendi insanlarýnýn Kaygan Çayrr-lýk'taki savaþtan önce ve sonra belirsiz gelecek ini unutarak, nasýl son yazý kutladýklarým hatýrlamaktan kaynaklansa da, onun da mutlu his setmesini saðlýyordu. Beyaz adamýn kampýnda yaþayan Kýzýlderililer onlara katýldýkça bizon ül olaþan kampýn her gün nasýl daha da büyüdüðünü hatýrlýyordu. Ýnsanlar bir araya geliþlerini k m söylenen sarkýlan ve edilen danslarý hatýrlýyordu. Ve bu mutlu hayatýn sonsuza kadar sürece i ve reisleri Çýlgýn At ve büyük Hunkpapa Oturan Boða'nýn onlarý hiçbir wasichü'nun bulunmadý gibi mutlu yaþayacaklarý bir yere götüreceklerini hayal ettiðini hatýrlýyordu. Sonra kýþ ve a er geldiðindeki açlýðý, hastalýklarý, savaþlarý ve göçleri hatýrlýyordu. Bunlarý düþündüðünde hissettiði tek zamanýn Buffalo Bill'in gösterisinde olduðunu düþündü. Hayatý boyunca ilk def ichu'laxa karþý güvendeydi. Þu ana kadar. Atýlgan Geyik, Buffalo Bill'in gösterisinin yapýldýðý yerden pek de uzakta olmayan, büyük dem aðacýn küçük benzerlerinin bile satýldýðý birçok ilginç þeyin bulunduðu küçük bir dükkânýn ön

beraber Atýlgan Geyik ve diðer Kýzýlderililerden bazýlarý insanlarýn düþmelerine engel olan klýklarýn olduðu çelik gözetleme yerine çýkmak için küçük bir kafese binmiþlerdi. Atýlgan Gey da bile bu kadar yükseðe çýkmamýþtý ve daha demir aðacýn en yüksek noktasýna giden yolda yany lmemiþlerdi. O ve arkadaþlannýn ne kadar sessiz olduklanný hatýrlýyordu; daha sonra hepsi büy bir rüzgânn gelip onlar içindeyken büyük aðacý alaþaðý edeceðinden korktuklanný itiraf etmiþl bilen Broncho Billy bile her zaman olduðundan daha beyazdý. Atýlgan Geyik birçok ilginç þey satan o küçük dükkânda ne aradýðýný biliyordu. Tam kapýnýn ya ardý ve bu rafta suyun öteki yakasýna gönderilebilen resimli kartlar duruyordu. Birçok uyk u önce, bu tel rafýn yanýndan geçmiþti ve ilk gördüðü þey Buffalo Bill'in Sert Ayý ve Silahýn i bir Lakotayla beraber görüldüðü resimli bir karttý. Sert Ayý'nm üzerinde mavi battaniyeden tolonu, beline sardýðý baþka bir battaniye ve Atýlgan Geyik'in onun üzerinde defalarca gördüð bir gömlek vardý. Resim-çekenin evinde Buffalo Bill'in eh kalbinin üzerinde, iki Kýzýlderil i göðüslerinde kavuþturduklarý ellerindeki çubuklarla poz vermiþlerdi. Arkalannda büyük bir 154 ayýn altýnda palmiye aðaçlarýnýn resmedildiði bir perde vardý. Atýlgan geyik'in kendisi de Pa eki ayný resim-çekenin evine gitmiþti. Atýlgan Geyik dükkâna girdi ve içeride yakasýz gömleðinin kol yenlerinde baðlar olan genç bir buldu. "Pardon, monsieur", rafa iþaret etti. "Combien?'"MaÛdas ona nesnelerin fiyat larýný nasýl sorma-sl gerektiðini öðretmiþti, ama hâlâ birçok rakamý bilmediðinden, çoðunlukl ran olmuyordu. Þansýna, genç adamýn, bileði bir rakam olan Trente centimes"" dediðini duydu. Dükkân görevlisi kartý ince, içi görünen bir zarfa koydu ve Atýlgan Geyik yaptýðý alýþveriþt Bu resimli kartý Rene ve Madele-ine'e verecekti. Atýlgan Geyik Cours Belsunce yolunda yürümeye devam ederken durup iskambil kâðýtlarýný saklay k kalabalýk bir seyirci topluluðundan para toplayan adamý seyretti. Bu kumar türünü Paris'te de görmüþtü; Broncho Billy ona ve diðerlerine kâðýtlarý saklayan adamýn düzenbaz olduðunu sö oyunu oynamamalarýný tembih etmiþti. Ama bazý Kýzýlderililer buna raðmen oynamýþ ve paralarý miþlerdi. Çubuk oyununda kemikleri saklamakta iyi olduklarýný düþündüklerinden, düzenbazýn sý yabileceklerini zannetmiþlerdi. Kendisine doðru atýlan kaçamak bakýþlarý fark ettiði halde yoluna devam etti. Ýþ elbiseleriyl e, hasta evinden kaçtýðýnda çektiði kadar dikkat çekiyordu. Ama buna alýþmaya baþlamýþtý; asl rinin Paris sokaklannda yürüdüklerinde hissettikleri gurur neredeyse geri gelmiþti. Kilo aldýðýndan kendini daha güçlü hissediyordu. Saçla-n da her ne kadar o korkunç kesimden öncek ar olmasa da uzamýþtý. Evet, biraz zaman alacaktý, ama bu insanlann arasýnda kendi gibi ol maktan hemen hemen hiç rahatsýzlýk duymuyordu. Yýlýn en iyi üç ayýný Marsilya'da geçirmiþti. Þimdi kendi ülkesinde tam karýn erimesinden önc lükler üzerinde parladýgý Kar Körlüðü Ayý'ydý, ama burada caddeler, binalar ve insanlardan, b aðmurdan baþka hiçbir þey yoktu. Yakýnda ilk yaðmur firtýnasmýn Stronghold üzerinde gürleyece uþ Kuyruðu'nun yeni ürünler için karþýlama töreni yapacaðýný biliyordu. Bu eski bir törendi v lar bizonlarý bir kere daha geri getirdiði için Wakan Tanka'ya teþekkür etmek için yapýlýrdý. ise sadece bir kýþý daha atlatmalan-na izin verdiði için Wakan Tanka'ya teþekkür ediyorlardý. gan Ge*4Ne kadar, (y.h.n.) ** Otuz santim, (y.h.n.) .. 155 yýk aniden durdu. Acaba bu, Beyaz Bizon Ýnek Kadm'm ve taþ gözlü bizonun, sürüleri Paha Sapa' derinliklerinden çýkarýp getireceði ilkbahar mýydý? Peki ya wasichu']aý? Onlarýn Maka ma'dak nleri? Belki de geri dönmeye hazýr olmadan önce tüm bizonlarý bulurlardý. Belki de onlarý öld ya daha da derinlere kaçmalarýna neden olurlardý. Atýlgan Geyik kendisini bir binanýn taþ duvarýna doðru ilerlerken güçsüz hissetti. Sýrtýný ve ýlýktý, ama kendi kalbinden geçen soðukluðu ýsýtacak kadar deðil. Kuþ Kuyruðu'nun hayali o k görünmüþtü ki, ne zaman onun ve Attan Düþüren'in yaþlý pejuta wicasa,nm bu hikâyeyi anlatýþý gelse, Büyük Sýr'ýn onun zamanýnda eve gitmesini saðlayacaðýndan emindi. Þimdi ise ne bizonl de kendisi hakkýnda o kadar emin deðildi. Nagi'si-nin bu yerin üzerinde amaçsýzca dolandýðý içini tekrar korkuyla doldurdu. Gözlerini kapadý ve bu tanýdýk zayýflýk hissinin geçmesini b edi; þimdilerde daha kolay geçiyordu. Birçok uykudur evini düþünmemiþ veya rüyasýnda görmemiþ onu þaþýrtýyordu. Hasta evinde ve sonrasýnda oradan kaçtýðýnda baþka hiçbir þey düþünememiþti ve babasýný, çok iyi bildiði ve sanki sonsuza kadar orada olacakmýþ gibi çok iyi uyum saðlad g-hold'daki Attan Düþüren'le beraber yaþantýsýný düþünüyordu. O zamanlar þu anda yaþadýðý, ev nlann arasmda kalma ve burada ölme korkusuyla sürekli yaþamak zorundaydý. Ama þimdi Atýlgan Geyik ýlýk güneþi yüzünde hissediyordu. Ýçinde her gün daha da büyüyen ve þ görünen planýn tohumlarýný ektiði için Wakan Tanka'ya teþekkür etti. Balýkçý için çok çalýþac

uk için gereken parayý kazanacaktý. Çok parasý olana kadar bekleyecekti; sonra Kahverengi Elbise'yi veya Sarý Göðüs'ü veya su kenarýnda balýk satýn alan gözlüklü soluk benizli adamý b ardan biri onu Amerika'ya götürecek bir ateþli gemi bulmasýna yardým ederdi. Onlar heyoka' ydûaý, ama Wakan Tanka onlarý ona yardým etmeleri için göndermiþti. Atýlgan Geyik gözlerini bir süredir bu rahatlatýcý düþüncelere dalmak için kapatmýþtý, ama þi ir çeþit mutluluk dolu heyecanla açmýþtý. Üç küçük kýz ona bakýyordu. "Bonjour Atýlgan Geyik. Ça va?" Bu kýzlar Chloe ve iki arkadaþýydý. Sadece beþ veya altý cadde uzakta olsalar da onlarý mahal eleri dýþmda görmek Aülgan Geyik'i þa156 sýrtmýþti- Kendisi bile bu kadar uzaða ancak üç veya dört kez, o da cumartesi ya da pazar öðl sonralarý gelmiþti. "Bonjour Chloç/Tres bien. Et vous?'" Kendisini nasýl bulduklarýný sormak istiyordu, ama bunun için gerekli kelimeleri bilmiyordu. Chloe, ona arkadaþlarýnýn adlarýný teker teker söyleterek onu kýzlarla tanýþtýrdý. Kýzlar tel kýkýrdadýlar, ama Chloe sert bir sesle konuþtu ve kýzlar susup utangaç utangaç kaldýrýma bak baþladýlar. Baþka ne yapacaðýný bilemediðinden Atýlgan Geyik küçük torbadan resimli kartý çýkardý. Kýzlar uffalo Bili," dedi. Sert Ayý'ya iþaret etti: "Sert Ayý." Chloe daha iyi görmek için öne eðildi. "Sert Ayý," dedi. Soma arkadaþlarýna bir þeyler söyled erini kaldýnp baktýklarýnda Atýlgan Geyik'in gülümsediðini gördüler. Ýçlerinden biri, Atýlgan zun kahverengi parmaðýndan çok etkilenmiþ gibi gözüken uzun siyah saçlý olaný: "Sert Ayý" ded Atýlgan Geyik gülümsedi, sonra kartý üçüncü kýza doðru tuttu. Bu kýz diðer ikisinden daha uta aðýndan burun deliklerine doðru uzanan kýrmýzý bir yara izi vardý. Sonunda Amerikan dilinde i mi söylediðinde kelimeler, aðzýndan nefesinin arasýnda anlaþýlmaz bir þekilde çýkü. Atýlgan G en bir tür rahatsýzlýðý olduðunu anlamýþtý. Çocukluk arkadaþlarýndan biri, Ciðer'in kulaklarý eleri söylemekte çok zorlanýrdý. Bu küçük kýzýn durumu da onunki gibiydi. "Tres bien" deyip küçük kýzýn baþýna dokundu. Kendisi Fransýzca-yý çok az bildiði halde, bu k kelimeleri çok iyi söyleyemediðini anlamýþ olmasý ona garip geldi. Kýzlarý bir þekerci dükkânýna götürdü ve paylaþmalarý için bir paket þekerleme aldý. Günün üç isiyle gurur duyuyordu. Artýk tütünün ve resimli kartlarýn ve iki yüz gram þekerin fiyatým bi ordu. Kýzlara Rue d'Aubagne'a ve kendi mahallelerine doðru döndürüp "A bientöt, mes amies,"" dedi. Kýzlar onun garip, boðuk sesine kýkýrdadýktan sonra teþekkür ederek yanaklarý yumuþak þekerle lde yürüyüp uzaklaþtýlar. Rene Soulas, kapýsýnýn önünde durup taksinin dar yol boyunca yaklaþ* Merhaba Chloe. iyiyim. Ya siz? (y.h.n.) ** Görüþmek üzere, dostlarým, (y.h.n.) 157 masýný seyretti. Madeleine için bir teneke zeytinyaðý ile küçük bir kavanoz kebere almak üzer i epicerie'ye gitmiþti. Genellikle getir götür iþlerini o yapardý, çünkü sokakta olan biteni merak eder ve görmek için sabýrsýzlanýrdý. Futbol oynayan bir sürü çocuk oyun oynamayý býrak geçmesine izin vermiþlerdi. Ýþçi sýnýfýnýn yaþadýðý sokaklara pek taksi girmezdi, bu nedenle büyük bir merakla baktýlar, ama at onlarý pek de fark etmeden yanlarýndan geçip gitti. Mayýs baþlarýnda esintili ýlýk bir gündü ve Rene'nin dairesinin arkasýndaki bahçede fulyalar reydi. Taksi yavaþlayarak kaldýrýmýn yanýnda, tam onun önünde durduðunda sardunyalarýn üzerin l tomurcuk gruplarýný düþünüyordu. Kapý açýldý ve Mösyö Bell samimi bir selamlamayla taksiden "Bonjour Monsieur Soulas! Ça vaT" "Tres bien,'" Mösyö Bell, ya siz? Sizi evime kadar getiren de nedir? Sanýrým haberlerini z var. Ýki adam el sýkýþtý, Rene Amerikalý'nýn þoföre bir frank uzatmasýný seyretti. Þoför, ince yüz elirmeden þapkasýna dokunduktan sonra uzaklaþtý. "Lütfen, içeri girin. Maalesef, Atýlgan Geyik burada deðil. Her öðleden sonra yaptýðý gibi yü kenara çekilip Bell'in tahta askýlarda palto ve þapka dolu antreye ulaþan giriþten geçmesi için ona yol verdi. "Lütfen devam edin." Ancak Rene konsolos yardýmcýsýnýn bu ziyareti ile e ndiþeli bir beklentiye kapýlmýþtý. Bu, sadece Atýlgan Geyik'i alýp götürmeye geldiði anlamýna rdi. Bell oturma odasýna girdi. Atýlgan Geyik'i getirdiðinden bu yana Soulaslar'ýn evini dört v eya beþ defa ziyaret ermiþ olmasýna raðmen, her seferinde bu odadan ve mobilyalardan etk ileniyordu. Bell, o kadar uzun zamandýr tek baþýna yaþýyordu ki bir Fransýz ailesinin evinde kendini hep biraz rahatsýz hissederdi. Piþen yemeðin, tütünün, sandalye ve koltuklardaki at

kýlýnýn kokusu ona hep Philadelphia'da býraktýðý ve çok nadiren ziyaret edebildiði evini hat du. Tabii ki tatilleri oluyordu, ama bunlar uzun buharlý gemi yolculuðuna deðecek kada r uzun olmaktan çok uzaktý ve bu yolculuðun düþüncesi bile onu yormaya yetiyordu. Ama ne zam an annesinden bir mektup alsa, onu on * Bakkal, (y.h.n.) " Merhaba Mösyö Soulas. Nasýlsýnýz? (y.h.n.) *** Çok iyiyim, (y.h.n.) 158 jja yýlý aþkýn süredir ziyaret eden o eski suçluluk duygusuna kapýlýyordu. Buraya geldiðinden , baþta Avignon'a ve Orange'a yapýlan bir-j^ç Provence turu, aþký bulma umuduyla yaptýðý Ýspa osta del Sol yolculuðu ve uluslararasý hukuk konusunda bir eðitim semineri için Londra'y a yaptýðý acele ama uzun bir tren ve gemi yolculuðu dýþýnda Marsilya'dan ayrýlmamýþtý. "Belki bahçede oturmak istersiniz. Yýlýn bu zamanýnda çok keyifli olur. Yalanda çok sýcak ola ak, ama þimdi iyi. Biraz çay ya da kahve alýr mýydýnýz?" Rene oturma odasýnýn yüksek, demir çerçeveli cam kapýsýna doðru yolu gösterdi. Bell mutfaktan n kokunun ne olduðunu tahmin etmeye çalýþarak onu takip etti. Bahçeye çýktýðýnda limon kokusu düþündü. Temiz bir koku, kapalý, nahoþ derecede sýkýþýk binalarýn içinde geçen bir kýþtan so ir ilkbahar kokusu... Kolunu geniþ bir açýyla açarak "Ýþte burasý" dedi Rene. Bahçe küçüktü, altýya sekiz metre boyutlarýnda olabilirdi, kendisinden geniþ kiremit üstüyle dar gelen alçý duvarla çevrilmiþti. Yerler sýkýþtýrýlmýþ topraktý; uzak duvarda yapraklanmak ek bir çýnar aðacý bulunuyordu. Dar, grimsi yeþil renkte yaprakla-nyla bir sýra lavanta, alçý varýn sert görüntüsünü yumuþatýyordu. Ama bahçeyi asýl belirleyen ve renklendiren duvarýn üze sýlara ekilmiþ çok sayýdaki sardunyaydý, henüz yeþillerdi, ama çok yakýnda Bell'in Akdeniz il ilendirdiði parlak kýrmýzý ve pembe renklere bürüneceklerdi. Bu düzgün bahçeyi dalgýn dalgýn n sardunyalar olmasa Akdeniz insanlarýnýn ne yapacaklarýný düþündü. "C'est parfait, monsieur!' Balýk satmakla geçen zor bir günün ardýndan akþamlarýnýzý geçirece yer." Bell buraya havadan sudan konuþmak için gelmemiþti, ama dikkat edilmesi gereken bazý incelikler vardý. Atkinson'ýn gösterdiði ilgiyle sert Marsilyalý iþadamla-nnýn yüzlerin kýzarttýðýný görmüþtü. Sardunyalarýn ilerisinde ön cepheleri iþlek caddeye bakan diðer civar erini görebiliyordu. Hepsinde de rengarenk açmayý bekleyen saksýlarca sardunya vardý. "Sanýrý bahçývan sizsiniz." Rene, bu önemsiz bir þeymiþ gibi elini salladý. "Önemli bir þey deðil. Karým için birkaç çiçe kitaplarýný okuyacaklarý bir yer." Ama aslýnda kendi becerisinden büyük gurur duyuyordu. Bell, sade tahta bir masanm yanýndaki sandalyeyi çekti, "Ýzin verir Mükemmel mösyö, (y.h.n.) 159 misiniz?" dedi ve oturdu. "Tabii ki mösyö. Belki bir bardak þarap içmek istersiniz?" "Lütfen zahmet etmeyin." "Rica ederim hiç zahmet deðil. Onur duyarým." Rene izin isteyin arka tarafa seyirtti. Ça buk çabuk merdivenlere doðru yürüyüp yukarý seslendi. "Madeleine gel, Mösyö Bell, Amerikalý b ." Ama hiçbir þey, ne bir sandalyenin çekilme sesi, ne de ayak sesi duydu. Tekrar sesl endi ve yine hiçbir ses duyulmadý. Bu kadýn, diye düþündü. Nasýl böyle bir zamanda gidebilir? Ame-rikalý'yý Atýlgan Geyik'in bur utlu olduðuna ikna etmek için onun desteðine ihtiyacý vardý. Ve bu doðruydu. Madeleine çocukl rýn onu kolaycacýk kabul ettiðim gördüðünde indien'le barýþ yapmýþtý. Bu birkaç ay almýþtý, i geçen bir kadýndý, ama þimdi Atýlgan Geyik'in kalmasýný istiyordu. Özellikle uzun dönem için rdý ama Rene bundan emindi. Rene mutfaða doðru seyirtti ve özel anlar için sakladýðý bir þiþe Ar-magnac buldu. Bu tür öze sýk olmadýðýndan þiþe iki yýldýr bekliyordu. Bir yandan ikisi için konyak bardaðý ararken, b da kendi kendine güldü. Atýlgan Geyik kesinlikle özel bir olaydý, en özelinden. Ama Rene on a içki vermeyi hiç düþünmemiþti, kýsmen Mösyö Bell vermemesini söylediði için, ama kýsmen de asit bir insan olduðu için: tütün, þeker, yemeklerde bir bardak þarap, tüm ihtiyacý buydu. Ay bunlar olmasa da idare ediyordu. Buffalo Bili ile beraberken meþhur biri olduðu az d aha unutulabilirdi. Þiþeyi, bardaklarý ve küçük bir kâse bademi bahçeye taþýrken, Rene evine bir göz gezdirdi; At 'in, çocuklarýn ev ödevlerini ve resimlerini yapmalanm seyrettiði yemek odasmdaki masa, hepsinin oturup Chloe'nin piyano çalmasýný dinledikleri oturma odasý, daha dün akþam Madelei ne'in Chloe'nin on ikinci yaþ günü için kuzu pirzolasý ve çok hoþ bir tatlý hazýrladýðý mutfa yik parlak kýrmýzý elbiseli ve konik þapkalý seramik bir chinois' heykelciði hediye etmiþti.

ene Atýlgan Geyik'in ona hediye vermesi gerektiðini nasýl öðrendiðini bilmiyordu, ama bu, ge cenin olayý olmuþtu. Onu özleyeceðiz, diye düþündü Rene. Evde boþluðu hissedilecek. Ama tepsiyi masaya yerleþtirir "Voilâl Mösyö Bell umarým Ar-magnac seviyorsunuzdur. Sadece bunu bulabildim," dedi. "Bu gayet iyi Mösyö Soulas." Bell ufak tefek adamýn iki bardaða * Çin. (y.h.n.) 160 bolca konyak koymasýný seyretti. Þiþede etiket yoktu. "Ee, balýkçýlýk nasýl iyi mi? Deðil mi? de pazarda sanki daha fazla balýk var." "Hâlâ mükemmel deðil ama her gün daha iyiye gidiyor. Çocuk yaþta babama yardým etmeye baþladý bu iþteyim ve hiç bu kadar kötü bir kýþ görmemiþtim. Rüzgâr, rüzgâr, rüzgâr. Dalgalý deniz, sayýda balýkçýnýn ölmemesi bir mucize." Rene bardaðý Bell'e uzattý. "Bu kýþ burasýyla Toulon m bildiðim yedi balýkçý teknesi kayboldu; üç tanesi ayný fýrtýnada, hem de hiç jz býrakmadan. de la Garde'da istenebileceðinden daha fazla adak olacak bu sene." "Bu kesinlikle bir trajedi. Hükümetimin kayýplarýnýzdan dolayý üzüntü duyduðunu bilmenizi ist otre sante.'" Rene bardaðýný kaldýrdý, ama konsolos yardýmcýsýnýn sözleri garip ve biraz da sinir bozucu ge alýkçýlarýn yas tutan kanlan, çocuklarý, anne ve babalan için Amerikalýlarýn kayýplarýna üzül deðiþtirirdi ki? Balýkçýlann dul eþleri hayatlan boyunca yas tutacakken, Amerikalýlar kendi i rine bakmaya devam edeceklerdi. Rene hepsini her gün veya gün aþýn görse de balýkçýlarla çok i olmamayý seçmiþti. Onlarýnki tehlikeli bir meslekti. Yýllar boyunca, Quai des Belges'e g elip her zaman gördüðü teknelerden birinin kayýp olduðuna çok rastlamýþtý, bunlar genelde res levrek ve lipsoz için tarayan takalar olurdu. Rene tekneyi ve ciðerleri dolduran sul an, sessiz denizin dibine yavaþça batýþý, beyaz kör gözleri, öfkeli rüzgân ve dev dalgalan dü k nadiren de görse, kâbuslannda daha çok bu görüntüler olurdu. "Evet, mösyö, sanýrým size iyi haberler getirmedim." Rene bu görüntülerden kurtulmak için hýzlý hýzlý gözlerini kýrpýþtýrdý. Demek ki kötü habermi ne neredeyse memnun olmuþtu. Her ne kadar Madeleine ve çocuklar orada deðilse de, kade rci beklentisinden dolayý kendini daha güçlü hissediyordu. "Demek ki misafirimizi almaya geldiniz." "Evet aynen öyle. Size artýk yük olmayacaðýz. Bu geçmiþ aylarda yaptýklarýnýzdan dolayý konso e duyduðu minneti tahmin edemezsiniz. Atýlgan Geyik'le ilgilenerek gösterdiðiniz olaðanüstü c rt ^vranýþýnýzdan dolayý size ve madama ufak bir karþýlýk sunmamý isteSaðlýðýnýza. (y.h.n.) ^ÖN/KttiýkrilimýýÞrima Jfil. di. Anladýðýmýz kadarýyla burada çok mutlu." "Demek ki Amerika'ya, kendi insanlarýnýn yanýna dönüyor." Renð kabilesini, ailesini görmenin týlgan Geyik için nasýl olacaðýný hayal etmeye çalýþtý. Erkek veya kýz kardeþi var mýydý? Büy Rene, Atýlgan Geyik'in geçmiþ yaþantýsý ile ilgili çok az þey bildiðini düþünüp üzüldü. Oysa Mathias genç indien''& Fransýzca birçok kelime öðretmiþti ve Atýlgan Geyik'in dünyasýný onlar dece an meselesiydi. Kim bilir söyleyecek ne çok þeyi vardý! "Hâlâ biraz zor," dedi konsolos yardýmcýsý. "Son derece gereksiz bürokratik lafazanlýklarla u ak zorunda kaldýk, tam bir delilik. Bana kalýrsa, ki bunu baþkasma söylemeyeceðinize söz ver melisiniz, Atýlgan Geyik'in ülkesine geri gönderilmesiyle iliþkili olarak, sizi tüm detayl arýyla sýkmak istemiyorum ama anlaþýlan hükümetiniz onu dünün haberleri kadar ölü kabul ediyo nanýlacak gibi deðil Mösyö Soulas." Rene hâlâ daha önce hiç duymadýðý "lafazanlýk" kelimesine takýlý kalmýþtý, bu nedenle konsolo nin ikinci kýsmýný kavramasý birkaç saniye sürdü. Þimdi ise Amerikalý'ya bakýp yavaþça "Ölü m "Evet, maalesef. Bir tür karýþýklýk demeliyim. Atýlgan Geyik hastaneye yattýðýnda o anda hast baþka bir Peau-Rouge daha vardý. Ýsmi Tüy Adam olan bu diðer indien, Atýlgan Geyik sizin ya nýnýza yaþamaya geldiði sýralarda veremden öldü." Bell kafasýný salladý, býyýklarýnýn altýnda emeden çok zoraki bir sýrýtmayla gerilmiþti. "Gerçekten çok yazýk. Bu Tüy Adam benim dilimi k biliyordu. Yaþasaydý her þey çok daha kolay olacaktý." "Ama ben bunu anlamýyorum, Tüy Adam'ýn ölümü ile Atýlgan Geyik'in ne ilgisi var? O yaþýyor; h iþe gidiyor, benim çocuklarýmla oynuyor, masamda yemek yiyor." "Anlayacaðýnýz bu foul up, özür dilerim karýþýklýk -arada angla-is'ye* kayýyorum- ölüm belges an doktor yanlýþ ismi kullanmýþ. Her iki indien de ayný anda hastanede bulunduðu ve Atýlgan G yik hastaneden kaçtýðý için, Atýlgan Geyik'in hastaneden taburcu edildiðine dair bir kayýt yo Bu nedenle bir indien öldüðünde, doktor ölen indien'in ölene kadar hastanede kaldýðýný sandýð

olduðunu düþünmüþ olmalý." * ingilizce, (y.h.n.) 162 FÝ 1 ARKA/Kýzüdcrilüüa Þartasý Rene sarsýlmýþ bir þekilde konuþmadan oturup bardaðý çeviren elini seyretti. Konsolos yardýmc iklerinin yalnýzca yansýný anlamýþtý, ama bir þekilde birinin veya herkesin Atýlgan Geyik'in uðunu düþündüðünü anlamýþtý. Kafasýný kaldýnp Bell'e bakü: "Ama gazeteleri okumuyorlar mý? Pr Atýlgan Geyik deðil miydi? Ýsmini Le PetitMarseillais'Ðe, kendim görmüþtüm." Gerçekten gördü düþündü Rene. Prefecture'ün merdivenlerinde Madeleine ile beraber Peder Daudet ve diðerlerin e katildýklan günden bugüne çok uzun zaman geçmiþ gibiydi. Ne zamandý - ocak mý? Þimdi ise ma ay. Rene bu geçen dört ay boyunca hissettiði mutluluðu düþündüðünde bir suçluluk dalgasýnýn onu s lik, bu geçen aylarda bir þekilde Atýlgan Geyik'in Amerikalýlar tarafýndan unutulacaðýný, bel de sonsuza kadar ailesiyle kalacaðýný ummuþtu. Ama Re-ne'nin asýl hissettiði suçluluk indien' a ailesinin kayýp oðullan veya kardeþleri için içlerinin parçalandýðýný bilmesine raðmen, Atý in eve gitmesini istememesi yüzündendi. Rene kendini bu düþüncelerden kurtulmaya zorladý; ama ilk önce hemen bu pazar bu bencilliðin den dolayý pedere günah çýkarmaya karar vermiþti. "Evet tabii ki bu gazete yazýlanný belediye meclisi ve Höpital de la Conception'daki y etkililere sundum. Ama gördüðünüz gibi Prefecture'de tutulurken -ve öncesinde hastanede deAtýlgan Geyik'in kimliðini tespit eden benim ve þimdi bu bürokratlar benim yanýlmýþ olduðumu rlar." Bell sýkýntýyla oflayýp konyaðýndan bir yudum aldý. "Ýþte iþi bozan -veya siz buna ne nýz Fansýzca'da- þey bu. Noel gecesi Prefecture'de indien yoktu diyorlar. Düþünebiliyor musu nuz? Þef Vaugirard yani sizin polis þefiniz Atýlgan Geyik'in orada olduðuna dair hiçbir þey hatýrlamýyor! Sizin hükümetinize göre, Atýlgan Geyik diye biri yok." Rene bir an düþündü. Sardunyalara baktý ve tomurcuklarda küçük kýrmýzýlýklar gördüðünü hayal karþýsýndaki çatýlarýn üzerinden açýk mavi gökyüzüne bakü. Parlak mavi fonun üzerinde turuncu hoþ gözüküyordu. Bunlarýn sardunyalarla, tüm bacalann sardunyalarla dolu olduðunu düþledi, t ilya'da. Bell'e baktý, kafasýnda bir düþünce oluþuyordu. "O zaman benim evimde kim yaþýyor?" Bell güldü. Bu gerçekten içten bir gülüþtü. "Kimse Mösyö Soulas, '163 kesinlikle hiç kimse. Çocuklanmzla oynayan, masanýzda yiyen o iri adamý unutun; o yok, d ilerseniz bir hayalet deyin..." Rene, Amerikalý'nýn garip ruh halinin geçmesini kibarca bekledi. Sonra, "Ya Tüy Adam? O da mý yaþamýyor? O da mý bir hayalet?" dedi. Bell yeniden güldü. "Kesinlikle mösyö! O gerçek bir hayalet, Atýlgan Geyik'in sizin yanýnýza iþinin ertesi günü ocak aymm on yedisinde Cimetiere St-Pierre'e gömülmüþ." "Sizden cehaletim için özür dilemeliyim Mösyö Bell. Eðer bu Tüy Adam ocak ayýnda öldüyse, yet bunun o olduðunu, Atýlgan Geyik olmadýðýný bilmezler miydi? Böylesine bir felaketin nasýl ol u anlamýyorum. Benim gibi zavallý bir balýkçýya bile bu çok açýk görünüyor." Bell ne kadarým anlatabileceðine karar vermeye çalýþýrken bir süre küçük Fransýz'a baktý. Bir sonra Atýlgan Geyik'i Soulas-lar'in hayatýndan sonsuza kadar çýkaracaðý için aslýnda ona hiç anlatmamalýydý. Ama balýkçý her konuda o kadar iyi, o kadar sabýrlý olmuþtu ki bir açýklamay yordu. "Lafý eveleyip gevelemeyeceðim dostum. Benim hükümetim, yetkililerin korkunç bir hatanýn üstü eye çalýþtýklarýndan, Atýlgan Geyik'i Tüy Adam ile kanþtýrdýklanndan þüpheleniyor. Atýlgan Ge rulan arþivlerdeki acte de deces, Tüy Adam için olmalýydý. Belgeyi imzalayan doktor bir ha ta yapmýþ. Bu kadar basit." "Ama þimdi düzeltebilirler, deðil mi?" "Bir anlamda öyle de oldu. Tüy Adam öldükten bir ayý bir geçe ölüm belgesi sessizce kayýtlard Artýk kayýtlarda, ama sorun Atýlgan Geyik'in de kayýtlarda yer almasý. Hükümetinize göre her si de ölü. Ve onlara göre bu konu burada kapandý. Sanýnm onlann bu olayý kendilerini kurtara cak þekilde düzelttiklerini söyleyebilirsiniz. Böyle bir dalavereye baþvurduklarýný biliyoruz ama bunu kanýtlayacak gücümüz yok." Bell, gözlerini Rene'ye dikerek, öne doðru eðildi. "Maal f, elimizde hâlâ gerçek bir indien var." "Yine de Mösyö, cehaletimi baðýþlayýn, ama Atýlgan Geyik'i ilgili bürokratlara götürüp göster z? Onun Peau-Rouge olduðunu ve Buffalo Bill'in gösterisinden olduðunu kesinlikle anlay acaklardýr. Marsilya'da kaç indien olabilir ki, aynca buraya baþka nasýl gelmiþ olabilirle r?" Bell iç çekti. Bu balýkçýdan gittikçe daha fazla hoþlanmaya baþlamýþtý. Marsilya'ya geldiðind defa, bir Fransýzla gerçek insani bir

164 jjjþki kurduðunu, bencil çýkarlarýnýn yanýnda ortak bir þeyi paylaþtýklan-nl hissediyordu. Ko ne doðru uzandý. "Ýzin verir misiniz?" "Evet, evet, lütfen Mösyö Bell. Kusuruma bakmayýn." Bell, her ikisine de kehribar rengi sývýdan bolca koydu. Sonra geriye yaslanýp uzun uz un bakarak Fransýz adamý tarttý. Burada bir þeyler oluyordu. Bell bu adamý doðru anlarsa iþle in yoluna gireceðini hissetmeye baþlýyordu. "Bu konuda beni iki þey endiþelendiriyor." Bel l, bilinçsizce þirket adamý rolünü, konsoloslukta Kýzýlderili ile ilgilenenin sadece kendisi lduðu bahanesini üzerinden atmýþtý. "Bir, önlerinde duran adamýn Atýlgan Geyik olduðunu, veya a bir indien olduðunu kabul etmeyi reddedeceklerinden eminim. Ýkincisi þans eseri öyle o lduðunu kabul etseler bile, onu yeniden hapse gönderebilirler. Gördüðünüz gibi, yukarý tiikür , aþaðý tükürsem sakal." Son kýsmý doðru söyleyip söylemediðini, hatta bu söylediðinin Fransý bir anlamý olup olmadýðýný merak etti. Ama Rene Amerikalý'yi dinlerken bile düþünmeye devam ediyordu. "O zaman Atýlgan Geyik'e ne olacak?" "Bu noktada Paris'teki büyükelçiliðimizle bazý düzenlemeler yapmaya çalýþýyorum. Bunu uluslar olay haline getirmelerine çalýþacaðým. Gördüðünüz gibi yerel düzeyde hiçbir yere varamýyoruz ir yudumda bitirdi. "Ama þu anda önemli olan konu Atýlgan Geyik'e kalacak bir yer bulm ak. Sizi ve ailenizi zaten gerektiðinden fazla rahatsýz ettik, bu konuda bu iþler bitt ikten çok sonra bile size borçlu kalacaðýz." "Ama onu nereye yerleþtireceksiniz?" "Bizden çok uzak olmayan küçük bir oda ayarladýk. Þimdi havalar da ýsýndýðýna göre, konsolosl deðiþik iþler yapabilir. Bu meseleyi birkaç hafta içinde çözümleyebileceðimize inanýyorum. S zavallýyý evine veya en azýndan þu anda Avusturya veya Almanya'da olan Vahþi Batý gösterisin katýlmaya gönderebiliriz." Bell ayaða kalkýp alçý duvardaki sardunyalara son bir göz ato. Ar agnac baþýný hafif döndürmüþtü. Rene'ye bakmadan, "Tanrým, biz bürokratlar nasýl da iþleri ka ," dedi. Rene sesindeki mesafeyi duymuþ ve temiz bir kalbi olduðu anlaþýlan bu adama biraz üzülmüþtü. ederim Mösyö Bell, Marsilya'dan ayrýlma vakti gelene kadar onun bizimle kalmasýna izin verirseniz ailem çok mutlu olacaktýr." Bell döndü; akþamüstünün gölgeleri uzatan ýþýðýnda gözleri birden -165 parlamýþtý. "Onu istediðinizden emin misiniz?" "Tabii ki! Hiç sorun deðil. Çocuklarým onu çok seviyor ve þu an^ bile karým ona bir sonraki k bir kazak örüyor. Ben ve yardýmcýmla beraber tezgâhta çalýþýyor. Öðle sonralarý yürüyüþe çýk dýðý hayata alýþtý. Onu kendi baþýna bir odaya koymak... Hapishaneye de koysanýz, ayný þey ol 'nin sesi Atýlgan Geyik'in yalnýz yaþayacaðý düþüncesinin verdiði endiþeyle yükselmiþti. Ne y ek baþýna geceleri ne yapacaktý? Bu adamýn bir aileye ihtiyacý vardý. "Ona iyi bakarýz," dedi ve kendi sesindeki karþý çýkma tonuna kendisi de þaþýrdý. Bell, konuþmadan küçük adama bakmaya devam etti. Fransýz'ýn samimiyetini ölçer gibi gözüküyor vaþ yavaþ dudaklanndaki ifade yayýlarak bir gülümsemeye dönüþtü. "Bunu söyleyeceðinizi umuyor i. "Sizinle burada kalmasý açýkça görülüyor ki onun için daha iyi." Ama gülümsemesi yüzünde a rý açýk mavi gözlerinin üzerinde çatýldý. "Ama sizi uyarmak zorunda hissediyorum kendimi, bu ne kadar süreceðini gerçekten bilmiyorum, belki birkaç hafta, belki de daha fazla. Onun varlýðým kanýtlama, evraklarýný alma konusu var; doðum belgesi yok, pasaportu da. Bilemiyorum " Bu sefer Rene gülümsedi. "Zamanýn önemi yok mösyö. Bu bürokratlarýn nasýl olduðunu bilirim. A memeli ve iþi doðru yapmalýsýnýz. O ailemle beraber evde olacak." Mutfakta bir hareket duy duðunu zannetti ve tüm bu süre boyunca Madeleine'in evde olup konuþulanlarý dinleyip dinle mediðini merak etti. Atýlgan Geyik'i sonunda kabul etmiþti, ama iyi niyetinin ne kadar süreceðini bilmiyordu. Kazak konusunda yalan söylemiþti. Haddini aþýyormuþ gibi davranmamaya lýþarak, "Þu anda sahip olduðu tek aile biziz," dedi. "Kafanýzý yormayýn Mösyö Bell." Rene ba arýna bir miktar daha Armagnac koydu. "Ýçiniz rahat olsun." Ama Bell alçak bahçe duvarýnýn üzerine düzgünce sýralanmýþ sardunyalara bakýyordu. Ýçinde Atý dönmeden önce çiçek açacaklarýna dair tatsýz bir his vardý. Tabii dönebilirse... 166 IX Marsilya'da aðustos sonlarýydý ve liman þehrinin üzerine çöreklenmiþ ýsý þehir sakinlerinin i avayý zorla dýþarý çekiyor gibiydi. Pazar, sabahlan hâlâ iyi iþ yapýyordu, ama saat on bire g de sokaklar boþalýyor, geriye sadece mal taþýyan arabalarla isteksizce dolaþan omnibüsler ka

lýyordu. Atlar bile en tepedeki bu Akdeniz güneþinin yakýcý ýsý dalgalan karþýsýnda kayýp ve Rue de Re-publique'deki yeni binada çalýþan iþçiler saat öðleden sonra üçe geldiðinde hareket kaplumbaða hýzýna eþitliyorlardý. Sýrtlannda tozlu çimento çuvallanný taþýyan adamlar ve aðýr ten harç teknesinde çalýþanlar, taþ parçalanný yerlerine yerleþtirmek için debelenen duvarcý ; sanki Eski Liman'm çamurlu sularýnda boyunlanna kadar batarak ilerliyormuþçasýna, hepsi aðýr çekimde hareket ediyordu. . _ 167 Kafalarýna sardýklarý paçavralar, bedenlerinin çoðunu açýkta býrakan atletleri, mavi, kireçli e tozlu sandallanyla esmer, sýkkýn çocuklara benziyorlardý. Atýlgan Geyik onlarý omnibüsün üst katýndan seyredip kýzgýn güneþ altýnda sýrtlarý eðik, emir eya azýcýk bir gölgenin alýmda bir sigara paylaþmalarý dýþýnda birbirleriyle hiç konuþmadan ç t etti. Çalýþmak bu þehrin ruhunda vardý. Herkes çalýþýyordu; çoðu dükkânlarýnda ya da fabrik thanelerinde gizlenirken, diðerleri -gemi inþaatýnda çalýþanlar, dok iþçileri, çöpçüler ve te altýnda sürekli bir ateþ yanýyormuþ gibi, taþlarýn sýcaklýðýnýn ayakkabýlardan geçerek hisse havalarda bile, dýþarýda, açýk havada çalýþýyorlardý. Ýnsanlarýn hatýrlayabildiði en sýcak a 1893 yýlýnýn o aðustosunda günler umutsuz yaþama çabalarýyla doluydu; aslýnda birçok yaþlý i larý atlatamamýþü. Þýk siyah cenaze arabalarý yetmediðinden el arabalarý ve atlý arabalar da girmiþ, Cimetiere St-Pierre'e her gün daha fazla ceset taþýnýyordu. Geceleri insanlar kar anlýk ve esintinin sunduklarýndan yararlanmaya çalýþýyorlardý. Canebiere boyunca aðýr aðýr, n tereddüt edercesine geziniyor veya gündüz sýcaðýndan bitap düþmüþ þekilde þehirdeki açýkhava a kendi küçük bahçelerinde küçük kötü sivrisinekleri kovalamak için limon esanslý mumlar yaka yorlardý. Çoðu ciiron presse" veya anisette" içmek ve gelen geçeni, sessiz, süzülen gemileri eyretmek için Eski Liman çevresindeki kafelere ve restoranlara akýn ediyorlardý. Son dört ay boyunca Atýlgan Geyik'in de düzenli olarak yaptýðý bir þey olmuþtu bu. Þu anda baþmýn üstündeki güneþ onu serseme çeviriyor, uykusunu getiriyordu. Soulaslar'ýn evin ski Liman'ýn yakýnýnda Le Pani-er'deki kendi dairesine taþýndýðýndan beri iþçileri seyrediyor iz aydýr þehrin kuzeyindeki bir sabun fabrikasýnda çalýþýyordu. Sabah beþte iþe giderken otur na tamamen boþalmýþ oluyordu. Öðleden sonra üçte iþten döndüðünde iþçiler kaldýrýmdaki taþ yý ndaki kat kat kumaþlarýn üstünde, arabalardan aldýklarý çimento çuvallanm taþýyorlardý. Bir g e bir þeyin inþa edildiðini ayýrt etmek güçtü, ama Atýlgan Geyik yalnýz yaþadýðý bu dört ayda * Limonlu bir içki. (y.h.n.) ** Anasonlu bir içki. (y.h.n.) 168 «imdi de üçüncü katýn taþlarýný diziyorlardý. Sadece bir hafta önce Atýlgan Geyik üç buçuk yýldan fazlasý Marsilya'da olmak üzere dört yýld 'da olduðunu hesaplamýþtý. Tabii ki böyle bir hesaplamayý ilk defa yapmýyordu. Mathias ona ai enin Noel'de verdiði aðýr yuvarlak saatteki rakamlarý nasýl okumasý gerektiðini öðretmiþti. S kvim okumayý, günleri, haftalarý, aylan ve yýllan öðrenmiþti. Mevsimlerin geçiþ hýzý onu þaþý i gibi sýcak, sonra serin, sonra soðuk, sonra tekrar serin ve son ola-ýak yine sýcak. Hâlâ a ylan dikkatle takip ediyor ve Cours Belsunce'da aldýðý küçük zýmbalý deftere kaba bir kýþ say . Her sayfa bir ayý temsil ediyordu; balýklarýn ruhunun olduðunu keþfettiði Siyah Balýk Ayý, pazar günü Plago Prado'ya yürüyüp geri döndüðü Uzun Yürüyüþ Ayý, yüksek kilise Nötre Dame de ülkede en uzaða baktýðý Eve Bakýþ Ayý. Her ne kadar manzara mavi deniz ve çok sayýda binadan a, onun o güne kadar olmadýðý kadar ev hasretiyle dolmasýna yol açmýþtý. Kuzeydeki kabuk kabu eç-taþýndan tepeler ona kýrgýbayýn ve Strongold'u hatýrlatmýþtý. Kendini Ýyi Koþucu'nun üstün ir düzlüðün ortasýndaki kare bir tepede dururken hayal etmiþti. Mathias'ýn yardýmýyla, kýþlan mini, ailesini Gordon Nebraska'da tren peronunda ayakta dururken býraktýðý aydan baþlamak üz ere geriye götürmüþtü. Atýlgan Geyik ayaða kalkýp omnibüsün arkasýndaki yuvarlak merdivenden yorgun argýn aþaðýya in ce de Republique hemen sonraydý ve atlar yavaþlýyordu. Platformdan sallanarak aþaðýya atladýð bu son yýllann ona ne ifade ettiðini anlamaya çalýþtý, ama yukan-daki Panier Mahallesi'ne e riþmek için týrmanmasý gereken çok sayýda basamak dýþýnda baþka bir þey düþünemeyecek kadar y lemiþti. Omnibüse binmek için tutamaðý yakalamadan önce bir kadýn bir an ona baktý. Atýlgan G artýk insanlann onun iriliðini ve görünüþünü anlamaya çalýþýrkenki þaþkýn bakýþlarý pek fark Neredeyse bomboþ place'ý geçip Lea Panier'nin merdivenlerinin baþýna vardý. Ayný anda yað ve distancevizi yaðý, hem tatlý, hem buruk kokuyordu ve boynu kendi teriyle kanþmýþ kömür tozuyl aðlanmýþtý. Ýþ giysilerini çýkarýp yýkanmak ve sonra da akþam yemeðine kadar biraz kestirmek rdu. Küçük dairesi ona yetiyordu. Sadece tek odaydý, ama iki penceresi, çok kýsa ve çok dar b r yataðýn sýðdýðý bir girintisi vardý ve genel olarak rahattý. Bir yað lambasý ve yemek piþir yað ocaðý vardý. Ama yemek zamaný geldiðin169

de sýk sýk Soulas ailesi ile yaþamaya devam ediyor olmayý isterdi. Þiuj. di onlarla sadece pazar öðle yemeklerini yiyordu. Her zaman mni sha ve gazlý su ile mideye indirilen ye mekte çok þey bulunurdu: çok balýk bazen et, patates, domates ve zeytinyaðý. Yemekleri, hatt a artýk bal^ bile seviyordu, ama çoðunlukla onlarla birlikte olmaktan hoþlanýyordý. Biraz Fr ansýzca konuþsa da, Soulas ailesinden baþka onu gerçekten anlayan kimse yoktu. Mathias v e Chloe onu özellikle daha iyi anlýyorlar-dý, çünkü ona bu dili öðreten onlardý. Ama Attan Dü bir arkadaþý ve o koyu aksanýnýn altýndaki kelimeleri dinlemeyi öðrenebilecek bir kadýný yokt nedenle nadiren mahallesindeki charcutier' ve boulanger" ile Eski Liman'daki Le Royal isimli küçük kafedeki yaþlý garsonla kesik kesik ve durarak konuþuyordu. Sabun fabrik asýnda yað kazanlarýnýn altýndaki ateþi canlý tuttuklarý iþte beraber çalýþtýðý, genç bir Fra ik'in anlayabildiði ve anlatabildiði ölçüde biraz konuþuyorlardý. Yükleme platformunun gölges yemeklerini açýk havada beraber yiyorlardý. Adamýn ismi Louis Granat'ydý; kuzeyde veya doðu da bir yerlerdeki Hautes-Alpes isimli büyük daðlarda bulunan bir köyden gelmiþti. Marsilya 'ya denizci olmak ve dünyayý görmek için gelmiþti, ama bir çamaþýrcý kadýna âþýk olmuþ ve ona abrikadaki bu iþi kabul etmiþti. Louis Granat havada yumuþak kývrýmlarýn resmini çizmiþ ve "M d'amour""" diyerek parmaklarýný öpmüþtü. Ýki hafta sonra, Atýlgan Geyik çamaþýrcý kadýnýn ark di, Granat ellerini kalbinin üzerine koymuþ kafasýný üzüntüyle öne eðmiþti. Tam Atýlgan Geyik lý genç adam için üzülmeye baþlarken, Granat kafasýný kaldýrýp sý-ntmýþtý. Dudaklarýný bir ar sesine benzer bir ses çýkarmýþ, "Fini""" demiþti sýrýtarak, "C'est dommage."*"" Atýlgan Geyik genç arkadaþýnýn kalp kýrýklýðýndan bu kadar kolay kurtulduðuna sevinmiþti, ama tý ile ilgili endiþelenmeye baþlamýþtý. Hiç âþýk olmamýþtý; arkadaþýnýn el kol hareketleriyle rini hissetmemiþti. O ve Attan Düþüren birçok sefer kendi kadýnlarýna sahip olmaktan söz etmi ama bu hiç olmamýþtý. Þimdi kendisinde bir sorun olup olmadýðýný, onu sevecek ve ondan çocuk olacak bir kadm bulup bulamayacaðýný merak ediyordu. Ve * Kasap, (y.h.n.) ** Fýrýncý, (y.h.n.) *** Aþk acýsý, (y.h.n.) **** Bitti, (y.h.n.) ***** Çok yazýk, (y.h.n.) 170 Fransa'daki bu þehirdeki hayatýnýn imkânsýzlýklarýný görmeye baþladý. Onunla mutlu olabilecek a nasýl tanýþabilirdi? Fransýz erkekleri tarafýndan çekici bulunmadýðýný bildiði, pazardaki M re bile ulaþýlamaz gözüküyordu. Hiçbir erkek diðer kadýnlarla flört ettikleri gibi Marie-Clai flört etmemiþti. Buna raðmen, Atýlgan Geyik onun ve pazarýn sonunda neredeyse sessizce or taya çýkan yaþlý bir çiftin peynirleri toplayýp eve gitmelerini özlemle izlerdi. Sonra onu da a da fazla karamsarlaþtýran bir þeyi hatýrladý. Çekici kadýnlarla ilgili Kýzýlderililerin zal larýna, kadýnlardan aldýklarý hayran bakýþlara, gururlu cakalarýna raðmen içlerinden hiçbiri, buraya yerleþip bir Fransýz olmayý düþünen Tüy Adam bile bir Fransýz kadýnýna dokunamamýþlard Böylece Atýlgan Geyik bir kadýnýn aþkýnýn bulunmadýðý bir hayata neredeyse çaresizce razý old altý gün çalýþtýðý, pazar günleri yemeðini Soulas ailesi ile yediði kýsýrdöngüsüne sýkýþýp ka arla veya þanslý bir genç adamla kol kola yürüyerek geçmelerini seyrederek Le Royal'in dýþard masalarýndan birine oturarak anisette içmek için, uzun dik taþ merdivenlerden aþaðý, Le Pani r'den Eski Liman'a doðru yürürdü. Arada bir, bir el hareketi veya bir kýkýrdama, saçlarýn sav masý ve kalçalarýn sallanmasý içini ani bir arzuyla doldurur, ama Le Panier'ye dönen merdive nleri týrmandýðýnda sadece sessiz, yankýlanan bir yalnýzlýk hissederdi. Atýlgan Geyik ve Louis Granat, tam paydos saatinden önce patronlardan biri genç Fransýz'ý yanýna çaðýrdýðý güne kadar iþ arkadaþý olarak kaldýlar. Atýlgan Geyik arkadaþýnýn azar yiyec an korkarak bu görüþmeyi göz ucuyla takip etti, ama arkadaþýnýn yüzünde bir çocuðun ani mutlu Louis Gra-nat'nýn ertesi gün ateþi beslemeyeceðini hissetti. Bir hafta sonra Atýlgan Geyi k onun fabrikadaki iyi iþlerden, sabunlarýn kesilip preslenerek þekillendirildiði bölüme alýn i. Ondan sonra arada bir birbirlerini görseler de birbirlerinin yanýnda oldukça resmi, neredeyse utangaç durdular. Yeni adam hiç konuþmayan bir Türk'tü. Atýlgan Geyik bu iþte sekiz aydýr çalýþýyordu. Balýkçýnýn dünyasýndan ayrýlmak zor olmuþtu, a ir erkek gibi özgür ve herhangi bir otorite olmadan yaþamýþken, Soulaslar'ýn çocuðu gibi olma baþladýðýný fark etmiþti. Atýlgan Geyik bir þekilde kendine ait bir yer ve ayrý bir iþ istedi irttikten sonra Rene uzun bir süre hiçbir þey söylememiþti. Aslýnda Atýlgan Geyik özgürlüðü b » -.171 aramak için istiyordu. Marie-Claire pazarda ona iyi bir dost olmuþtu. Onun çiçek bozuðu yüzün ve bir bacaðýnýn kýsa oluþuna aldýrmarna-ya baþlamasý uzun sürmemiþti. Onun müþterilerle paz i, bazen onlarý azarlamasýný, bazense karþýlýklý gülüþmelerini, bazen her ikisini de ayný and seyretmeyi seviyordu. Birbirlerine sigara verirlerdi ve Marie-Claire ona peynirl erin isimlerini öðretmiþ ve büyük yuvarlak olanlardan tattýrmýþtý. Rene, kýzýn Atýlgan Geyik' söyleyerek dalga geçerdi, ama pazar sona erdiðinde yaþlý çift kalan peynirleri taþýmasýna yar

eye gelirler, Atýlgan Geyik'e de onun nerede yaþadýðýný, evinin nasýl olduðunu merak etmek ka Rene, tüm yaptýklarýndan sonra genç indien'in nankörce kendisini terk ettiðini düþünse de, bi ar günü Atýlgan Geyik'i siyah bir jaketatay ve çizgili pantolon giymiþ iri bir adamla tanýþtý ravatý boynuna sýkýca oturtulmuþ ve aþaðýda altýn bir iðne ile tutturulmuþtu. Gümüþ renkli sa nsesinde, yakasýnýn hemen üstünde melon þapkasýnýn kenarýndan yaðlý lüleler halinde çýkacak þ oðru taranmýþtý. Býyýklan aðzýnm köþelerinde yukarýya doðru kývnlmýþ, uçlan sivriltilmiþti. A rsilya'da bu kadar yakýþýklý bir adam görmemiþti. Adam ona Buffalo Bill'in Fransa'nýn büyük p lanyla tanýþmak üzere giyinip kuþandýðý halini hatýrlatmýþtý. Atýlgan Geyik kilisenin merdivenlerinde Soulas ailesinin ayinden çýkmasýný bekliyordu. Onl arla çoðu zaman orada buluþur, böylelikle pazar yemeði için eve dönmeden önce hep beraber bir yürüyebilirlerdi. Rene, Atýlgan Geyik'i kutsal evde onlara katýlma konusunda teþvik etmeyi býrakmýþtý; sýklýkla onlann ayinlerinin nasýl olduðunu girip görmek istemesine raðmen bu iyi kan Tanka'nýn onu sonsuza kadar terk edeceðinden korktuðundan içeri giremezdi. Hâlâ Büyük Ruh zamaný geldiðinde onu eve götüreceðine dair plan yaptýðýný umut ediyordu. Ama bu süre uzuyor enüz çok para biriktireme-miþti. Küçük Fransýz adam ona ancak tütün ve þeker, arada bir içece veya kahveye yetecek kadar para veriyordu. Aülgan Geyik'in kenarda sadece yirmi dör t frangý vardý. Amerika'ya gidecek bir gemiye binmenin çok daha fazlaya, belki de bin franga mal olacaðmý biliyordu. Mathias öyle söylemiþti. Bu nedenle Rene Buffalo Bill'i hatýrlatan adamla onu tanýþtýrdýðýnda, Aülgan Geyik'in içinde larak bir umut uyandý. Bir þekilde bu adamýn büyücü olduðunu ve kendisine yardým edebileceðin 172 fiyordu. Bu adam Kahverengi Elbise'den de, San Göðüs'ten de, hatta belki Buffalo Bill' den de daha önemli birydi. Atýlgan Geyik üç uyku sonra sabun fabrikasýnda çalýþmaya baþla-^ o sabah Rene omnibüsle onunl aber fabrikaya kadar gelmiþti, galýk tezgâhýný Madeleine ve François'ya býrakmýþtý; on altý y sýnýn öldüðü günden beri iþe gitmediði ilk gündü. Olaylarýn geliþiminden hoþlanmamýþtý, ama b arken Ba-jdre Meryem onu ziyaret etmiþ ve kelimelerle deðil, ama üzgün gülüm-semesiyle, esme r adamýn kendi insanlarýna kavuþmak için sulan geçmesine izin vermesini söylemiþti. Onu tam o arak bencillikle suçlama-ýnýþn, ama Rene onun ne demek istediðini anlamýþtý. Ne yazýk ki Rene, Atýlgan Geyik'e gemiye, daha sonra Amerika'ya varýnca da trene binec ek kadar para biriktirmesini saðlayacak kadar para verememiþti ve bunlan kendisi de karþýlayamazdý. Ama çalýþanlarýna iyi maaþ ödeyen ve Atýlgan Geyik'in güçlü bir iþçi olmasýný inin üyesi bir Peau-Rouge olduðunu söylediðinde birden ilgisi uyanan zengin sabun yapýmcýsý M Deferre ile kilise kurulunda beraber çalýþmýþtý. Deferre, Atýlgan Geyik'le Ste-Tri-nite'nin m rdivenlerinde buluþtuðunda, onun iriliðinden ve renginden, çizgi halindeki gözlerini sakla yan çýkýk elmacýk kemikleriyle kestane rengi yüzünden, kýrmýzý bir iplikle arkadan baðlanmýþ saçlarýndan etkilenmiþti. Buruþuk yün elbise ve kravatlý temiz beyaz bir gömlek giymiþ olsa d erçek bir vahþiydi. Sýfýrdan sabun fabrikasýný kuran ve þu anda iki yüz adam çalýþtýran Mösyö 'in elini sýkýp üç gün içinde iþe baþlamasýný söyledi. Atýlgan Geyik, Place de la Republique'ten taþ merdivenlerdeki uzun týrmanýþýna baþlarken, Mös ferre'le bu tanýþmasýný hatýrladý. O zamanlar fazlasýyla umut doluydu; eve gitmeye yetecek ka ar para kazanma düþüncesi, yalnýz yaþama ve bir kadm bulma isteðiyle birleþince, ona çok fazl elmiþti. O gece oruç tutmuþ ve uzun uzun Wakan Tanka'ya dua etmiþ, baþý belaya girmiþ çocuðun lýklanndan kurtuluþ yolu gösterdiði için teþekkür etmiþti. Ama Atýlgan Geyik iþte geçirdiði bir haftanýn sonunda ödeme yapýlan yere gelip de sadece yirm dört frank kazandýðýný gördüðünde hayal kýnklýðma uðramýþtý. Rene, Mösyö Deferre'in elinin a Geyik de onun Buffalo Bill'in ödediði kadar ödeyeceðini düþünmüþtü. Atýlgan Geyik'in kafasý h le ilgili çok net deðildi, ama Amerikan papellerinin franklardan da.*173 ha fazla ettiðini biliyordu. Gösteride her ay kazandýðý otuz papel dört haftalýk frank kazanc an çok daha deðerliydi. Bir akþam Mathias, Atýlgan Geyik'in ateþli bir gemi bileti için ne kadar çalýþmasý gerektiðin aplamýþtý. Bir küçük kâðýda bir sürü pa. ra iþareti yapmýþ ve sonuçta, "Tamamý üç yýl. Þu and parayý biriktirebilirsen," dedi. Atýlgan Geyik Le Panier'deki dairesine ulaþtý. Evi çoðunlukla Kuzey Afrika ve Doðu Akdeniz d illeri olmak üzere birçok dilin çýnladýðý dar bir cadde üzerindeydi. Çocuklar gece geç saatle r sokaklarda oynar, bazen onu uyutmazlardý. Ama bu gürültü fýrtýnasý sanki ona yalnýz olmadýð gibiydi; kahkahalarý, haykýrýþlarý, çýðlýklarý, havlayan köpekleri çoðunlukla bir þekilde rah Þimdi ise sýcaða raðmen uzun elbiseli ve baþörtülü bir grup kýz çocuðunun küçük bir plastik le oyun oynamasýný seyrediyordu. Le Panier her zaman Marsilya'nýn diðer taraflarýndan daha

hareketliydi. Rene, Afrikalýlarýn akýllan beþ kanþ havada olduðu için hayattan daha fazla ke if aldýklanný söylüyordu. Atýlgan Geyik erkeklerin çok tartýþtýklanna, el kol hareketleri yap a ve kadýnlann çocuklanna baðýnp durduklanna, ama kimsenin bunlara alýnmadýðýna dikkat etmiþt nun hayattan keyif almak mý, yoksa mantýklý olmak mý olduðunu ayýrt edemiyordu, ama hepsi iy i geçiniyorlardý. Bazý yönlerden bu mahalle ona Stronghold'daki köyü hatýrlatýyordu. Yemekler rklý olsa da yemek kokulan bile benziyordu. Birkaç defa köþeyi dönünce gördüðü, ön kapý yerin bir perde asýk küçük karanlýk restorana gitmiþti. Kuskus adýný verdikleri yemeði yemiþ, ama d gibi bunu yaparken parmaklarýný kullanmamýþtý. Diðer yemek yiyenleri seyrederken aklýna yine deki ziyafetler, o heyecan verici yemekler, kahkahalar, sataþmalar, hatta sahipler inin ayaklarýnýn dibinde bir parça kuru ekmek veya tavuk derisi bekleyen köpekler bile g elmiþti. Re-ne'nin itirazlarýna raðmen, Le Panier'de yaþamayý seçtiðine memnundu. Bu insanlar Pine Ridge'i terk ettiðinden beri karþýlaþtýktan arasýnda kendi insanlanna en yakýn olanlardý Atýlgan Geyik uyandýðýnda hava henüz tamamen kararmamýþtý. Bir an orada öylece, çýplak bedeni sýklam yattý. Ýki penceresi de 174 açjc olmasýna raðmen, güneþ battýktan birkaç saat sonra baþlayan o tamdýk, hafif esinti henüz Her zamanki gibi ilk düþündüðü þey yemek oldu. Buz kutusu olmadýðýndan, her akþam bir parça en piliç çevirme, ya da pâte ve sert ekmek almak üzere charcuterie'yç, mi, yoksa epicerie' yt mi gideceðine karar vermek zorunda kalýyordu. Gitmezse, bayat bir parça peksimet ve ya kokulu peynir, bir nar veya portakal yerdi. Evde asla yeterli yemeði olmadýðý için, son unda genellikle dükkânýn yolunu tutardý. Seçeneklerini gözden geçirirken, aniden o günün cumartesi olduðunu hatýrladý. Hafta içinde iþ sýcaktan o kadar sersemlemiþti ki küçük penceredeki adamdan parasýný aldýðýný ve yarýn çalýþm tmuþtu. Ayaða kalkýp üzerine iþ pantolonunu fýrlattýðý pencerelerden birinin altýndaki sýraya binden bir avuç dolusu frank ve bozukluk çýkardý. Önce kâðýt paralan düzeltip saydý, sonra bo alan düzgün bir þekilde üst üste koyarak saymaya devam etti; yirmi sekiz frank otuz santim . Aritmetiðine güvenmeyerek tekrar saydý, ama aym toplamý buldu. Ödemeyi yapan adam bir ya nlýþlýk mý yapmýþtý, yoksa zam mý almýþtý, fark dört franktan fazlaydý. Bu onun haftalýk oda Ne kadar þaþýrdýysa da Atýlgan Geyik aniden bunun Wakan Tan-ka'nýn onun için düþündüðü planýn anladý. Wakan Tanka çocuðunun evine ilk planladýðýndan da önce gelmesini istiyordu. Atýlgan Geyik sýcaða raðmen içinde titremesine yol açan bir enerji ve heyecanýn dolaþtýðýný h ahverengi Elbise'yi, bir kýþ veya iki kýþtan daha uzun bir süredir, San Göðüs'ü ise taþ odasý ziyaretinden sonra hiç görmediyse de, Wakan Tanka çocuðunun kendi insanlan araþma dönmesi iþ ni kendi eline almýþtý. Atýlgan Geyik çantasýnýn dibinde tuttuðu para çantasýna paralan ükýþt kkür duasý etti. Sonra çantayý tekrar açýp beþ frank çýkardý. Bu akþam dýþarý çýkacaktý. Yeni ayacaktý. Le Petit Zinc, sekiz ay öncesine kadar Atýlgan Geyik'in Rene'ye balýklan taþýmakta yardým et tiði Quai des Belges'den çok uzak olmayan Quai de Rive Neuve'de küçük bir restorandý. Restor anýn sahibi Mösyö Valentin, Madeleine'in yakýn bir akrabasýydý, hatta Atýlgan Geyik pek emin eðildi, ama erkek kardeþi bile olabilirdi. Ama bazen aile ile beraber Le Petit Zinc' de yemek yerlerdi, gittikleri tek restoran buydu; ay."" I75 rica Atýlgan Geyik'in Le Panier'deki Afrikalý tek göz lokantaya gitmeden önce Marsilya'd a gittiði tek restoran da buydu. Þimdi dýþarýda sardunya saksýlarý ile süslenmiþ, yoldan geçenlerle müþteriler arasýndaki tek alçak demir parmaklýðýn yanýndaki bir masada oturuyordu. Sokaðýn karþý tarafýnda Eski Liman'd gemilere ve teknelere giden geniþ yaya yolu vardý. Gün içinde, bütün bu yol, taþlarýn üzerin keklerin, bazen de kadýnlarýn da oturup onardýklan aðlarla dolup taþardý. Ama bu gece ailele r, arkadaþlar ve sevgililer için burasý bir gezinti yoluydu. Atýlgan Geyik bir sigara içerek tatlýsýný bekledi. Kendini iyi hissediyor ve kesinlikle ya lnýzlýk çekmiyordu. Hatta kendini býrakarak eve dönüþün nasýl olacaðýna dair hayal bile kurdu eflediðinden çok uzaktaydý; çantasýnda biriktirdiði sadece seksen beþ frangý vardý. Bin frank asý epey bir zaman alacaktý. Ama bu yeni maaþýyla, hedefine daha da yaklaþmýþtý, bu yüzden pa olun üzerinde hýzla fýkýrdayarak ilerleyen altýn süslemeli ve pirinç yað lambalý süslü açýk a kendini daha iyi hissediyordu. Belki de Mathias yaralýyordu, belki de bu gemi yol culuðu çocuðun düþündüðünden daha ucuzdu. Atýlgan Geyik cante ûte'sine Mathias'ýn ona Amerika bir gemi bulmasýna yardým etmesi konusunda bir hatýrlatma koydu. Beraber tam olarak n e kadara mal olacaðýný hesaplarlardý. Atýlgan Geyik þimdi yirmi yedi kýþ yaþýndaydý. Buffalo Bili, Tüy Adam ve diðerleriyle büyük s enç adamla ayný kiþi deðildi. Son günlerde Kara Geyik'i ve onun Bois de Boulogne'da kampa

geldiði geceyi düþünüyordu. Tüm Oglalalar onu içtenlikle karþýlamýþlardý. Buna raðmen, tüm gö rmiþ hatta korkutmuþ görünüyordu. Gözleri beklentilerden dolayý genç gözükse de vücudu kambur görünüyordu. Atýlgan Geyik, Kara Geyik'ten iki yýl daha fazla bir süredir evinden uzaktaydý. Pine Ridge'e vardýðýnda Atýlgan Geyik nasýl olacaktý? Ailesi onu görmekten mutlu olacak mýydý laka, onun ölümden geri geldiðim düþüneceklerdi. Ancak, ya onlar da ölüyse? Hayýr dört yýlda dý. Onlar kendileri olacak, sadece biraz daha yaþlanmýþ olacaklardý. Annesi onu kucaklayar ak aðlayacak ve onu göðsüne bastýracaktý, sonra ona rosto et ve þu anda þüphesiz ekiyor olduk tatesten oluþan bir yemek hazýrlayacaktý. Babasý da ona sarýlacak, sonra da oturup pejuta sapa içerken Ýyi Koþucu'yla ilgili her þeyi anlatacaktý. Ve insanlar onu onurlandýracak þarký söyleyecekler, belki de ona yeni bir isim vereceklerdi, ama onu tanýyacak» 176 )ar im}"*1? Belki de bu yabancýlar arasýnda yaþamak onu sandýðýndan ^3 fazla deðiþtirmiþti. Atýlgan Geyik önüne bir tabak kayýsýlý turta koyarken garsonu seyretti- Düþünceleri o kadar u ydý ki garsonun saygýsýzca esmer yüzüne ve uzun saçlarýna dik dik baktýðýný fark etmemiþti, a tek tepkisi biraz eðlenmek olurdu. Garson bir býçakla masa örtüsünün üzerindeki ekmek kýrýnt ledikten sonra, tüm bu süre boyunca ince, esmer yüzüne bakarak peynir tabaðýyla beraber yarým litrelik boþ Þi§eyive bardaðý aldý. Ýki frank yirmi santim tutan prix-fixe* yemeðinden sonra Atýlgan Geyik Quai de Rive Ne uve boyunca yine düþüncelere dalarak yürüdü ve artýk hava karardýðýndan, ilk baþta onu þaþýrt klýna geldi. Bu yönde daha önce de birkaç defa yürümüþtü. Yol týpký önceki gibi kalabalýk ve edikçe ve insan sayýsý azaldýkça, kýþýn geçirdiði soðuk, karanlýk bir geceyi hatýrlamaya baþl yaðýyordu ve parke taþlan gaz lambalarýnýn ýþýðýnda parlýyordu. Islak ayaklan üþümüþtü. Zayýf lbinin her atýþýnda acýyordu. Aniden durdu ve Eski Liman'dan uzaklaþan ara sokaða baktý. Buradan biraz uzakta yelken leri katlanmýþ direkleriyle küçük teknelerin doldurduðu kuytu bir liman gördü. Daha uzakta sa ir panltý gördü ve nerede olduðunu anladý. O geceyi, demir evdeki taþ odadan önceki son özgür gecesini hatýrlarken vücudunu, yediði boui labaisse ve turtayý geri çýkartmasýna yetecek bir korku dalgasý sardý. Kutsal adamlann yürüyü iler içindeki kadýný hatýrladý. Yüksek kilisenin merdivenlerini týrmanýrken meþalelerin yukan anan ýþýklarýný hatýrladý. Ve arkasýndaki karanlýktaki sesi hatýrladý: "Pardon monsieur." Hasta evi, kaçýþý, Gare du Prado'daki boþ tren raylanna bakýþýyla sona eren Buffalo Bili göst ni arayýþýyla ilgili hatýralar eþliðinde o sýcak yaz gecesi zihninde yeniden berraklaþmýþ ve Tek parlak ýþýðýyla küçük oda, akecita, Kahverengi Elbise ve son olarak da soðuk taþ odasý. B lediðini duydu, gerçekten þarký söylemiyordu aslýnda, sadece ölüm þarkýsýnýn sözlerini dile g sesle mýnldanýyordu. O zaman ölmek istemiþti. Ýki, üç, dört gece boyunca ölüm þarkýsýný söylemiþ, Wakan Tanka'nýn beklemiþ-* Sabit fiyatlý mönü. (y.h.n.) Þarkýsý 177 ti. Ama nagi' sinin evin yolunu bulamayacaðýndan, bu yabancýlarýn a\ kesinde baþýboþ dolaþaca da ürkmüþtü. Þimdi San Göðüs'ü,, ona verdiði sigaralardan birini kullanýp zavallý bir þekilde ye çalýþtýðý töreni hatýrlarken bir utanç dalgasýnýn karýncalar gi^ yüzünde dolaþtýðýný hisse eðildi ve bu tür güç. leri olan kutsal biriymiþ gibi davranmaya, ölüm sarkýþým söyleyip du_ a dýþýnda, hiçbir hakký yoktu. Marsilya'daki bu ilk günlerinin hatýrasý Atýlgan Geyik'i çok sarsmýþtý. Çoðu zaman, özellikle ilesi ile yaþamaya baþladýktan soma o günleri düþünmemeyi öðrenmiþti. Bunlarý düþündüðünde, k bahlan bitap bir þekilde kalkmasýna neden olan kâbuslar görüyordu. Biraz da kendini koruma içgüdüsüyle bu tür düþünceleri kafasýndan atmýþtý, ne de olsa, Rene'ye Quai des Belges'e gid tmek üzere erken kalkmasý gerekiyordu. Þimdi yemeðin aðzýna gelmesi ihtimaline karþý yutkunup geriye, insanlara ve ýþýklara doðru yü i Liman'a geldiðinde çoðunlukla yaptýðý gibi Le Royal'de durmadý. Önünden geçerek Le Pa-nier' sayýdaki merdiveni týrmanýp kendi binasýna gelene kadar yürümeye devam etti. Odasýna girer gi mez terden sýnlsýklam olmuþ elbiselerini çýkardý ve pencerenin karþýsýndaki sýrada oturdu. Ka na, yalnýzlýk ve umutsuzluðun deðiþken görüntüleri tamamen kaybolana kadar orada uzun bir sür turdu. Ancak ondan sonra girintideki dar yataðýna doðru sürünerek gitti. Ayaklarý aðýrlaþmýþt ann altýndaki ateþe saatlerce kömür atmaktan her geceki gibi sýrtý tutulmuþtu; hayal meyal uy mayý baþanp baþaramayacaðýný veya uykusunda o görüntülerin geri gelip gelmeyeceðini düþündü, reddütle koyup ay ýþýðýnda gözlerini kapar kapamaz, mutlu bir hiçliðin karanlýk dünyasýna kar Ýþ, yemek ve uykudan ibaret yine dayanýlmaz sýcak bir haftadan sonraki cumartesi, Atýlgan Geyik tekrar yirmi sekiz frank ve otuz santim eden maaþýný para çantasýna koyarak büyük çanta

ibine sýkýþtýrdý. Koridorun sonuna yürüdü ve karþýda çömelmiþ oturan kiþiden gelen kötü kokuyu hemen hiç fark e asýna musluktan su doldurdu. Laðým, çürümüþ et ve meyve, kaldýnm kenannda birikmiþ çöp kokusu man'ýn, içine boþalan laðým borulann178 F12ARKA/Kýzýldcrilinin Þad*1 (jan kaynaklanan özellikle kötü bir kokusu vardý. Baþlangýçta bu tür kokular burnunu rahatsýz i, çünkü o düzlüklerin temiz kokusuna alýþýktý; ama þimdi bu kokularýn hepsine alýþmýþtý. Lim mýþ, denizin açýklarýna götürülüp boþaltýlacak sakatat, ölü sýçan, köpek ve diðer çürüyen þey armasý için, týpký bu yazýn baþlarýnda dar bir sokakta kokusunu takip ettiði ölü bebek gibi, koku gerekliydi. Koku dikkatini çekmiþti, çünkü fazlasýyla tatlý ama yine de ekþi bir kokuyd Araþtýrdýðýnda, az daha dehþeüe baðýracaktý. Ama küçük þiþmiþ yavru için dua ederken garip bi oluk renkli bebek kollan ve bacaklarý havaya dikilmiþ bir þekilde yatýyordu ve bu ona ta nýdýk gelmiþti. Bebek, Noel sýrasýnda pencerelerde ve pazarda gördüðü ayný bebekti. Bu Ýsa be ne ve ailesinin de, gerçek olmayan anne babasý, birkaç çoban, hayvanlar ve türban takmýþ adam arla beraber böyle bir bebeði vardý. Her Noel hareket etmeyen bu küçük heykelcikleri þömineni anýna yerleþtirirlerdi. Noel zamaný bu yavruyu þereflendirme zamanýydý. Odasýna geri döndüðünde, vücudunu sabunlu suya batýrdýðý bir bez parçasý ile yýkarken ölü beb döndükten sonraki caddede bir banyo evi vardý, ama oraya gittiði tek seferde herkes gözle rini bir dev görmüþ gibi ona dikmiþti; bu nedenle dairesinde yýkanýyordu. Gözeneklerinden ve açlarýndan tüm kömür tozunu çýkartmasý için üç veya dört kova su gerekiyordu, yine de az suyl k konusunda uzman olmuþtu. Temiz beyaz gömleðinin düðmelerini ilikleyene kadar terlemeye baþlamýþtý bile. Geçen haftaki dolu anlarýna raðmen, Eski Li-man'a gidiyordu, ama bu kez Quai du Port'daki Cafe Ro yal'in yanýndaki ucuz lokantada yemek yiyecekti. Burasý büyük bir yerdi ve müþterilerin çoðu izciler ve liman çevresinde takýlan, buruþuk elbiseler ve yýrtýk pýrtýk giysiler giyen, ama d yemek yiyecek kadar parasý olan tiplerdi. Le Royal'de içtiði anisette'in ardýndan bir g ece dýþarýya konmuþ mönüyü incelemiþ, mönüdeki domuz ve kuzuyu tanýmýþtý. Atýlgan Geyik sýk sýk okuyabiliyor olmayý istiyordu. Bazen resimlerine bakmak için resimli dergiler alýyordu, ama bu resimlerle ilgili ne yazdýðýný anlamaya çalýþtýðý zaman Mathias'ýn in sabýrlý öðretme çabalarýna raðmen, sadece düzgün siyah iþaretler görüyordu. Bir keresinde resmi görmüþ ve altýndaki yazýda "bizon" kelimesini tanýmýþtý. Dergiyi Mathias'a götürmüþ, o bütün bi-179 zonlann gittiðinden ve onlardan geriye sadece kemikler ve hatýralar kaldýðýndan bahsettiðini söylemiþti. Bu, Mathias'ý endiþelendirmiþti çünkü o sýrada sadece on beþ yaþmda olmasýna rað yik'le Amerika'ya gitmeyi düþünüyordu. Kýzýlderilileri kendi topraklarýnda görmek ve belki de lardan biri olmak istiyordu. Atýlgan Geyi^ bir gün ona, Oglalalann topraklarýna gideceði ve törenle onlardan biri olacaðý konusunda güvence vermiþti; ayrýca resmin altýndaki sözleri anlýþ olduð u ve bizonlarýn nereye gittiðini bildiði konusunda da onu rahatlatmýþtý. Ýlk baþt reden bildiðini Mathias'a söylememiþti, çünkü bir baþkasýnýn rüyasýný anlatmak iyi deðildi, a eçip çöktükçe, sonunda Kuþ Kuyruðu'nun gördüðü, bizonlarýn Paha Sapa'daki maðaraya girdiði rü rayý ve bizonun maðaraya giriþini resmetmiþti. Sonra da Mathias'a sessizlik yemini ettir miþti. Brasserie* Cherbourg büyük ve gürültülüydü. Atýlgan Geyik Eski Li-man'a bakan açýk pencereler aki ayaklan sallanan bir masaya oturmuþ, garsonlann tepsilerce yiyeceði ve litrelerc e þarabý baþlannýn üzerinde taþýyarak hýzla yanýndan geçmelerini seyrediyordu. Masalarýn aras siz bir kol hareketinden veya baþka bir garsondan ya da sarhoþ bir denizciden kaçýnmak içi n dönerken gösterdikleri çevikliði hayranlýkla izliyordu. Masalarýn çoðunda erkekler oturuyor genellikle de denizciler ve bazýlannýn yanýnda, bu kaostan hoþ-lanýyormuþ gibi görünen kadýn ardý. Ama Atýlgan Geyik'i mutlu eden gürültüydü; insan seslerinin sürekli uðultusu, gezinen b müzisyenin zar zor duyulan akordiyonunun sesi, tabaklann ara sýra týnlamasý veya baðýrarak y apýlan bir kadeh kaldýrma. Tek baþýna olmasýna raðmen, kendisini bu neþeli kalabalýðýn bir pa hissediyordu. Röti de porc ýsmarladý, çünkü "rosto" ve "domuz eti" kelimelerini tanýmýþtý. Her ne kadar Mad in bazen içlerinden bazýlanný, özellikle de poisson listesindekileri piþirdiðine eminse de mö eki diðer yemeklerin çoðunu bilmiyordu. Þimdi balýðý sadece pazar günleri So-ulas ailesi ile ordu. Madeleine'in piþirdiði bazý balýk yemeklerini, özellikle de derisi çýtýr çýtýr, sýký be sevmeye baþladýysa da, kendi baþýna asla balýk yemiyordu. Yaðla çalýþan küçük bir ocaðý var-* satan lokanta, (y.h.n.)

180 fa ama onu sadece bir kez, o da parasý bir parça bifteðe yettiði zaman kullanmýþtý. Garson yarým litre þarabýný getirip bardaðýna servis yaptýðýnda, a týlgan Geyik ona doðru bak es bien, monsieur, merci1" dedi, ama garson çoktan sýrtýný dönmüþ mutfaða doðru yol almaya ba . Ziyaret o kadar kýsa sürmüþtü ki Atýlgan Geyik gömleðin yuka-n lavrýlmýþ kolundan çýkan kýl aklan dýþýnda garsonun neye benzediðini hatýrlayamýyordu. Atýlgan Geyik þarabýný içip yemeðini beklerken etrafýndakileri inceledi. Liman çevresindeki d zcileri tanýmaya baþlamýþtý. Genellikle bunlardan üç dört kiþi beraber takýlýr ve denizde geç tý akla getirir þekilde giyinirlerdi: kanvas pantolonlar ve ayakkabýlar, yakasý olmayan çi zgili gömlekler veya Arap iseler uzun beyaz elbiseler. Ama çevresindekileri inceledi kçe, bunlarýn hepsinin wasichu olduðunu fark etti. Güneþte geçen günlerle tenleri ceviz rengi e dönmüþtü, ama bunlar New York ve Paris'tekiler ve Paha Sapa'da gördüðü madenciler gibi beya nsanlardý. Ýçlerinden hiçbiri kendisi veya Araplar veya neg-re'ler kadar koyu derili deðil di. Atýlgan Geyik huzursuzlanmaya baþlamýþtý. Bu þehrin insanlarýna ve kendi biricikliðine o kada lýþmýþtý ki rengini hiç düþünmemiþti. Ne ona benzeyen biri ne de ait olacaðý bir grup vardý, , iri varlýðý hem açýk hem koyu renkli insanlarýn ilgisini çekse de kendini rengi olmayan bir , aslýnda bir hayalet olarak düþünmüþtü. Ama þimdi ait olmadýðý bir yerde olduðunu hissediyor o'dan bir yudum aldý ve gemilerin orada kalabalýðý eðlendiren yüzü boyalý bir jonglöre bakü. vinden bir an önce sývýþmak için can atýyordu, üstelik kapýyla arasýnda sadece birkaç masa va yakalanýrsa onu demir eve geri göndereceklerini biliyordu. Hayýr, kalacak ve domuz ros tosunu yiyip hesabýný ödeyecek ve oradan çabucak ayrýlacaktý. Ama yemeðinin yansýna gelmiþken genç bir adam masasýna yaklaþtý ve ayaklan sabit, elleri kavu bir halde masasýmn yanýnda dikildi. Atýlgan Geyik onun geldiðini görmüþtü, artýk her þeyin fa ama bu genç adamýn baþýna açacaðý her türlü beladan uzak durmaya karar verdi. Çatalýyla bir p erine biraz tuz ekti, tüm dikkatini bu iþe vermiþti, ama gözleri yemeðinden fazlasýný görüyor dam masanýn o kadar yakmýndaydý ki pantolonundan penisinin kaba-nklýðmý seçebiliyordu. Adam, gümüþ kemer tokasýnýn üstüne Muhteþem, mösyö, teþekkür ederim, (y.h.n.) -141düðmeleri göðsüne kadar açýk mavi bir gömlek giymiþti. Kollan kaim ve çýplaktý ve birinde bir barýk izi vardý. Diðerine ise hafif bulanýk, kartala benzer bir þekil çizilmiþti. Atýlgan Geyik dikkatlice çatalýndaki eti çiðnedi ve denizci bir þey söylediðinde yutup bir yu þarap içti. Adam bir þey daha söyledi; bu seferki soru gibiydi. Sonra kelimeleri tekrar ladý ve Atýlgan Geyik kafasýný kaldýrýp ona baktý. Yüzü þaþýrtýcý derecede genç, yuvarlak ve udaklarýnýn üzerinde zayýf san bir býyýk vardý. Atýlgan Geyik adamýn her nasýlsa kendisine me uduðunu biliyordu, ama ilk baþta dili tanýyamadý. Fransýzca deðildi, yine de tanýdýk gelen bi vardý. Atýlgan Geyik omuzlanný kaldýrdý, boþ bir surat ifadesi takýndý ve "Je ne comprends pas votre langue,"'dedi. "Tamýnýn cezasý bir Kýzýlderili misin, dedim." Bu sefer Atýlgan Geyik "Kýzýlderili" kelimesini anladý. Genç adam bu kelimeyi Kahverengi E lbise ve diðer Amerikalýlann söylediði þekilde söylemiþti. Denizcinin saldýrgan duruþuna raðmen, bir an zavallý bir umut hissi galip geldi. Kendini parmaðýyla iþaret ederek "Kýzýlderili, evet o" dedi. "Oglala, Amerikan, Buffalo Bili." Ak lýnda bu dilde bildiði diðer kelimeleri aradý, ama aklma söylemese de bir tek "Broncho Bil ly" geldi. Denizci, Atýlgan Geyik'in tam arkasýna, gürültülü salonda, masada oturan arkadaþlanna döndü. cezasý cahil bir battaniye kýçlý bu. Kabul ediyor. Haklýymýþým, deðil mi?" Ýçlerinden biri "Bizim için bir savaþ narasý atmasýný söyle Teddy," dedi. "Haydi. Vur bir tane. Tabii o kadar taþaklýysan..." dedi bir diðeri. Atýlgan Geyik sandalyesinde dönüp adamlara gülümsedi. Bunlar Amerikalý denizcilerse, Amerika 'ya nasýl gidileceðini biliyor olabilecekleri gelmiþti aklma. Belki de Amerika'ya yolc uluk edecek ateþli bir gemidendiler. Belki de ona yardým ederlerdi. Bunun, umutsuz b ir dilek olduðunu biliyordu, ama belki en azýndan Amerika'ya dönüþün ne kadar tuttuðunu söyle rdi. "Bonsoir"" dedi. "Amerika." Ama yüzlerine bakýp yanýnda dikilenin varlýðýný hissettiðinde, on-lann pek de arkadaþ canlýsý anladý. Atýlgan Geyik bir miktar düþmanca tavýra alýþýktý. Kimi zaman sabun fabrikasýndaki di * pilinizi anlamýyorum, (y.h.n.) ** iyi akþamlar, (y.h.n.) 182

»er çalýþanlarýn gözlerinde, bazý dükkân sahiplerinin onu görmezden gelmelerinde, bazý kadýnl lsunce veya La Canebiere'de yanýndan geçerken kendisiyle aralarýna fazlasýyla mesafe koy malarýnda bu düþmanlýðý fark etmiþti, ama þimdi kafasýný kaldýrýp baktýðýnda, bu denizcinin y freti gördü. Ýnce dudaklar ve çizgi halindeki gözler ona Paha Sapa'da karþýlaþtýklarý, onu ve Düþüren'i öldürmek isteyen madencileri hatýrlatmýþtý. O zamanlar buyandan atýyla uzaklaþarak aðlama alýr, diðer yandan da adamlara sataþýr, onlara gülerdi. Bunlar, kanlan, aileleri ve e vleri olmayan, sadece soba borusunun göründüðü düz kenarlý çadýrlarý veya düz tahtadan yapýlm n sert adamlardý. Oglalalardan nefret ederlerdi ve zamanýnda silahlarýna uzanabilseler , memnuniyetle onlan öldürürlerdi. Atýlgan Geyik yarýsý yenmiþ yemeðine bakýp kafasý kanþmýþ bir þekilde bir süre oturdu. Paha S sichu madencilerin ondan neden nefret ettiklerini anlýyordu, ama þimdi Marsilya'da b u denizciler neden ondan nefret ediyorlardý? Burada her renkten insan vardý. Niye on u seçmiþlerdi? Üç kýþý görünmez geçirdiði halde onu hemen tanýmýþlardý. Kafasýný kaldýnp gözl tadaki gürültü aniden kulaklannda rahatsýz edici bir uðultuya dönüþmüþ ve o gerginleþmiþti. Ö erin çoðu þimdi ona bakýyordu ve genç adam tam yanýnda dikiliyordu. Bazýlan ona doðru baðmyor niden Vahþi Batý gösterisinde bizonlann ardýndan dört nala atýný sürerken faltaþý gibi açýlmý aðýnþlanyla seyirciler geldi gözlerinin önüne. Ama bu bir gösteri deðildi ve bu insanlar da ona tezahürat yapmýyorlardý. Þimdi genç adam yan durup yüzünü salona çevirmiþti. Atýlgan Geyik "Tanrýnýn cezasý" ve "Kýzýlderili" kelimelerini Tamýnýn cezasý" kelimesini biliyordu. Gösterideki Kýzýlderilileri gül-dürse de wasichu'lar bu kýzgýn olduklarýnda söylüyorlardý. Tüy Adam da "Tamýnýn cezasý" der ve tüm Kýzýlderililer gül "göt" der, yine tüm Kýzýlderililer gülerdi. Denizciler ise gülmüyordu. Atýlgan Geyik ayaða kalkmaya çalýþtý, ama genç adam süratle dönüp onu sandalyesine itti. Ani dalgasýyla ayaða kalkmak için masayý kavradý, ama bu öfke onu þaþýrttý ve kafasýný karýþtýrdý eldiðinden beri hissettiði ilk gerçek öfkeydi bu. Bir açýdan iyi gelmiþti. Stronghold'u terk ttiðinden beri durgun, hatta uysal bir hayat sürmüþtü, ama bir yandan da kafasýný kanþtýnyord -sichu dolu bu salonda öfkesiyle ne yapabilirdi? Sadece býçaðý vardý ve 183 tek baþýnaydý. Öfkesi geldiði gibi aniden eriyip yerini korku baþlangý. cma býraktý. Salona g irip beyaz yüzlere baktýkça hayatý adýna korkmaya baþladý. Ve nagi'si için. Onu öldürürlerse ? Na-gf sine ne olurdu? Asla evin yolunu bulamazdý. Bu durumdan bir kurtuluþ yolu göre miyordu. Mýrýldanmaya baþladý, önce mýrýldanarak, sonra hafif, ince bir sesle, ondan sonra da sanki yalnýzmýþ, sanki kuþaðýný yerdeki kazýða baðlayýp son duruþunu yapýyormuþçasýna, sanki rla çevrilmiþçesine, aniden, sakin ve kararlý, sanki ölmeden önce kendisiyle beraber götürebi kadarýný götürmeyi amaçlamýþçasýna þarký söylemeye baþladý. Sonra ayaða kalktý. Kaim kollu, yuvarlak yüzlü genç denizci bir adým geri attý ve yukarýya Atýlgan Geyik'in yüzün tý. Çevre masalardaki denizciler þamata ve kahkahalarýný kesmiþ, gözlerine inanamayarak bu se i dinliyorlardý. Akordiyoncu her akþam biteviye çaldýðý canlý melodileri unutmuþ gibi akordiy nu sessiz ve ifadesiz bir eþlikçi gibi sýkýþtýrmýþtý. Garson ve bol beyaz elbise giymiþ bir baþka adam, dikkatlice Atýlgan Geyik'e yaklaþtýlar. Onu kollarýndan tutmuþ nazikçe kapýya doðru itiyorlardý. Bu iri adamýn içinde patlayabilecek türlü þiddete karþý istim üzerindeydiler, ama endiþe etmelerine gerek yoktu. Atýlgan Geyik b sessiz bir ülkedeydi ve yediði etle ve þarkýsýyla güçlenmiþti. Bir erkek olduðunu, bir erkek eklendiði gibi ölüm þarkýsýný hakkým vererek söyleyebilen bir erkek olduðunu hatýrlamýþtý. Dýþarýya çýkar çýkmaz bol elbiseli adam hýzlý bir Fransýzca ile, ara ara özür dýlercesine, ar bir tonla onunla konuþtu. Atýlgan Geyik lokantaya bir daha gelmemesini söylediðini biliy ordu, ama bunu umursamýyordu. Gün boyunca parke taþlarda birikmiþ ýsýya raðmen vücudunu hafif iþ, kendini de iyi ve bir þekilde farklý hissediyordu. O anda yanan çubuklarý havaya atan yüzü beyaz boyalý jonglöre baktý ve onun da ateþ yaðmurunun içinde kendisine baktýðýný gördü. Atýlgan Geyik yüzünü yukarýya çevirip dua ederken Siyah Kirazlar Ayý, Eski Liman'ýn üzerinde rdu. 184 X Atýlgan Geyik Brasserie Cherbourg'daki o geceden sonra biraz pervasýz olmuþtu. Ýþ günlerinde daha fazla dýþarý çýkmaya, dýþarýda daha geç saatlere kadar kalmaya ve Le Royal hariç, diðer e daha fazla þarap içmeye baþlamýþtý. Le Royal'den özellikle uzak durmasýnýn nedeni denizcile afta sonlan doldurduðu Brasserie Cherbourg'un yanýnda olmasý deðildi, sadece yaþlý garsonun onun her zamanki gibi tek anisette yerine kadehlerce þarap içtiðini görmesini istemiyord u. Çok konuþmasalar da, Atýlgan Geyik çelik grisi býyýklan ve buruþuk yüzüyle sanki Rene gibi tür koruyucu olarak gördüðü bu yaþlý garsona yakýnlýk duyuyordu. Her zaman kibardý, her zaman

Geyik'e nasýl olduðunu sorar ("Bu akþam nasýlsýnýz?") ve sýcaklarla ilgili yorumda bulunurdu "Yine çok sýcak, ne yazýk ki" veya "Bu akþam iyi uyu. 185 yacaðýz"). Hepsi bu kadardý. Rene'nin aksine anisette'm ve düþüncelerinin keyfini çýkarmasý i yalnýz býrakýrdý. Ama asla uzakta olmazdý; ya etrafýndaki müþterilere hizmet eder ya da içer n kapýnýn yanýndaki yerinde ciddiyetle ayakta dururdu. Lokantadaki olay Atýlgan Geyik'in düþünüp durduðu þeylerden biriydi. Þansýnýn yaver gittiðini alabalýðý sersemlettiðini ve onlar tekrar kendilerine gelmeden oradan kaçabildiðini bilmesin e raðmen þarkýnýn büyülü bir etkisi olduðunu da düþünmüþtü. Dilediði þekilde görünmez olmamýþ dondurmuþ, zarar verme çabalarýnda onlarý güçsüzleþtirmiþti. Atýlgan Geyik þarkýyý kaçýnýlma u güçlü ve cesur kýlacak bir araç yerine, büyülü bir silah olarak düþünmeye baþlamýþtý. Þarla a mekanizmasýna dönüþerek bozulduðunu biliyordu, ama neden sadece bu sefer iþe yaradýðýný bil . Demir evde de iþe yaramamýþtý. Belki de yaþamasý gerekiyordu hatta burada, eviyle onun ara sýnda duran bu büyük suyun kenarýnda yaþamasý gerekiyordu. Belki de evi artýk burasý olmuþtu. Bundan ötürü Atýlgan Geyik kendine daha fazla güvenmeye baþladý; insanlarýn gözlerinin içine köþeyi geçtikten sonraki banyo evine gidiyor ve hemen hemen her gece dýþarýda yiyordu. Çalýþý ndini daha güçlü hissediyor ve anlaþýlmak için daha fazla çaba sarf-ediyordu. Olaydan sonra, ark edilmek konusundaki isteksizliðini kaybetti ve gururla, onun ve gösterideki diðer Kýzýlderililerin gösterileri tanýtmak için büyük þehirlerde dolaþtýðý gibi yürümeye baþladý. önce akecita'nm onu tutukladýðý o yaðmurlu gecede önünde kývrandýðý þapka dükkânýndan aldýðý yla bile deðiþtirdi. Tezgâhtar ve dükkândaki müþteriler ona huzursuz bir þekilde bakarken içe girip þapkalarý denemekten hoþlanmýþ-tý. Amerika'daki Kýzýlderili kamplarýnda giyilen sert ke pkalardan aramýþtý, ama þimdi yumuþak kenarlý þapkanýn onu caddelerde piyasa yapanlar kadar h lý gösterdiðine karar vermiþti. Ayný gün, mahkûm olarak yattýðý Prefecture'den çok uzakta olm St-Fer-reol'deki bit pazarýndan topuzunda gümüþ bir ördek olan siyah bir baston almýþtý. Böyl nerek akþamlan Marsilya'nýn sokaklarýnda turlayýp geceleri kafelerinde oturarak genç kadýnla rýn hayran bakýþlanný üzerinde toplayan genç, ince erkekleri taklit etmek için elinden geleni yapýyordu. Gerçekten de hayran olunacak bir görüntüsü vardý, ancak hoþ genç kadýnlarýn yanýnd sedecekleri bir tip deðildi. Haç çý186 jçartýp Meryem Ana'ya ateþli bir dua etmeden önce onu muhtemelen tehzil bir Kuzey Afrika lý veya Türk olarak, annesinin uzak durmasýný tembihlediði türden bir vahþi gibi görüyorlardý Kasým ayýnýn, Rüzgârýn Yapraklan Salladýðý Ay'ýn ortalarýnda bir akþam Atýlgan Geyik kendisin dýðý bir kýsmýnda buldu. Eski Liman'dan uzakta deðildi, sadece üç dört sokak; ama daha önce l bir yöndeydi. Heybetli Opera Binasý'ný tanýmýþtý, ama arkasýndaki sokaklara girdikçe gaz lam aralýklarýnýn gittikçe arttýðýný ve sokaklarýn gittikçe daralrp karanlýklaþtýðýný fark etti. alanyla aydýnlatýlmasý onu þaþýrtmýþtý, çünkü Eski Liman yakýnýndaki caddelerin çoðu beyaz ve n elektrikli lambalarla aydýnlatýlýyordu. Bir gaz lambasýnýn kýrpýþan loþ ýþýðýnda Opera Binasý'nýn iki sokak arkasýndaki sokaðýn ismin Rue Sainte. "Rue" ve "Sainte" kelimelerini biliyordu, ama onlarý hiç beraber görmemiþti. Quai des Belges ile Quai de Rive Neuve'ün birleþtiði yerdeki büyük açýkhava kafesine geri dö ye çoktan karar vermiþti ki bir an durdu. La Cigale'in dýþmda oturmak, öteki müdavimleri ve gezinenleri seyretmek her zaman heyecan vericiydi ve akþamlar arük biraz soðuk da olsa , masalarýn aralarýnda yanan birçok soba vardý. Yazýn öldürücü sýcaðýndan sonra Marsilyalýlar azýcýk soðuða aldýrmýyorlardý. Bir pazar akþamýydý. Eski Liman hariç büyük þehrin çoðu kýsmý sessizdi. Rue Sainte de bu duru tisna deðildi. Sokak boþ, kapýlar karanlýktý, üst kattaki kepenkler kapatýlmýþtý. Atýlgan Gey allede ilgisini çekebilecek hiçbir þey olmadýðýna karar veriyordu ki doðu tarafýndaki sokaða e bir sonraki sokakta parke taþlarýna vuran ýþýðý gördü. Iþýðýn sýcaklýðý onu kýþkýrttýðýndan len esinti þimdi birden denizden gelen keskin bir rüzgâra dönüþmüþtü. Atýlgan Geyik bir eliyl siyah, yakasý kürklü paltosunu tutarken, diðer eliyle þapkasýný sýkýca kafasýna bastýrdý. Bu de kýþlan sevmiyordu: sürekli esen rüzgâr, çoðunlukla sulusepkene dönüþen yaðmur, geceleri pa arlatan, güneþli günlerde bile köþelerde saklanan bir ýslaklýk olurdu. Stronghold'u en çok iþ güneþli ýlýk kýþ günlerinde özlüyordu. Sonsuz gibi süren günler boyunca insanlan çadýrlarýnd korkunç fýrtýnalan ve yoðun kan unutmamýþtý, ama daha çok insanlarýn çadrrlann dýþýnda oturdu larý oynadýðý o gü* 187 nesli ýlýk günleri düþünüyordu. O ve Attan Düþüren genellikle bir gnjp erkekle su geçirmez ça n üzerine oturur, güneþin altýnda çu-buklarmý tüttürürken akla gelebilecek her þey hakkýnda k eya atlarýna biraz idman yaptýrmak için, bir iki tavþan, hatta geyikleri ürkütmek umuduyla ký

gýbayýr kanyonlarýnda ve dað geçitlerinde at koþtururlardý. Atýlgan Geyik, Marsilya'nýn soðuk günlerine katlanmak için güneþin sýrtlarýný ýsýttýðý o günleri aklýndan çýkarmazdý. O günler için burada sahip olduðu her þeyi verirdi. Ama þimdi ilk kapý aralýðýnda durduðunda eviyle ilgili güzel düþünceleri aklýndan kovdu. Bu k afýnda uzun bir barýn, diðer tarafýnda ise birkaç masa ve sandalyenin bulunduðu dar bir oday a açýlýyordu. Bu, Rene'nin Amerikan bar dediði þeydi, çünkü insanlar, genellikle de serserile uraya içki içmeye gelirdi. Þimdi bile, barda ayakta duran birkaç adam bira ve sigara içiyo rdu. Barýn arkasýnda çizgili, dar bir gömlek giyen bir kadýn havluyla bardaklarý siliyordu. Saçlarý baþýnýn üstünde toplanmýþtý, ama bu topuzdan kaçan çok sayýda asi saç gevþek bir þeki aklarýnýn çevresine düþüyordu. Atýlgan Geyik çizgili denizci gömleðine þaþýrarak (daha önce b cesaret isteyen bir þey giydiðini hiç görmemiþti) bir süre kadýný inceledikten sonra bir sonr kapýya yürüdü. Ýçeride hiç müþteri olmadýðý halde barýn arkasýnda gazete okuyan, küçük tel gözlüklü, kýsa ve ilkinin bir kopyasýydý. Adamýn yanýnda bir kedi bara tünemiþti. Atýlgan Geyik'in içinden içer ip bir kadeh þarap içmek geldi, ama kedilerden hoþlanmazdý. Le Panier'de bir sürü kedi her g ece týslayýp birbirleriyle dövüþürlerdi. Sabahlan iþe giderken kediler kapý eþiklerine ve pen kenarlarýna sinip onu seyrediyor olurlardý. Onlarýn kendisini seyretme tarzlarýndan hoþlan mýyordu. Kapalý ve içerinin görülmesini engelleyen bir malzemeyle örtülü üçüncü bir kapýya doðru seðir büyük bir pencereden hafif bir ýþýk sýzýyordu. Ýçeriyi görmek için yaklaþmasý gerekti; divan a dolu büyük, hoþ bir oda gördü. Ýki avize, turuncu duvarlan ve kranýzý mobilyayý aydýnlatýyo lak ahþap bir bar duvarlardan birine bitiþikti. Bann arkasýndaki büyük ayna, avizeden gele n ýþýðý yansýtýyordu. Kehribar ve sapsan içkilerle dolu parlak cam sürahiler aynanýn önündeki uruyordu. Baþlangýçta, Atýlgan Geyik küçük bir otelin salonuna baktýðýný zan188 netti, ama pencerede herhangi bir yazý, kapýda ise herhangi bir tabela yoktu. Burasý S oulaslar'ýn evi gibi bir ev olabilir miydi? Belki de burada zengin bir adam yaþýyordu, ama o zaman ev neden sokaða açýlýyordu? Ve niye bu odada hiç kimse yoktu? Her ne kadar ga rip bir yerde de olsa, zengin insanlar için bir mobilyacý olduðunu düþündü. Sahibinin giderke ýþýklarý söndürmeyi ve pencere kafesini indirmeyi unuttuðuna karar verdi. Atýlgan Geyik Eski Liman'a doðru yürümeye baþlamýþtý, ama durup geriye bakü. Mobilya evinin h esinde köþede dördüncü bir ýþýk vardý. Muhtemelen bu da kýnk dökük baþka bir bardý ki fazlasý riye yürüdü ve kapýnýn iki kanadýný kaplayan sýrlý camdan gizlice içeriye baktý. Burasý loþ v bardý, ama köhne bir bar olmadýðýný görmek onu þaþýrtmýþtý. Ban cilalý koyu renkli bir ahþapt renkli camdan yapýlmýþtý. Barda ayakta duran adamlar uzun, koyu renkli palto giymiþ, sili ndir ya da melon þapkalar takmýþlardý. Atýlgan Geyik bir süre adamlarý seyrettikten sonra, bi sýra küçük masa ve sandalye ile birbirlerine yakýn konuþan, gülen, sigara içen baþka adamlar Adamlardan biri onun olduðu yöne baktý, ama Atýlgan Geyik adamýn kendisini göremeyeceðini bil yordu. Adam arkadaþýna döndüðünde Atýlgan Geyik adamýn gözlüðündeki parýltýyý yakaladý ve nef eye daha da yaklaþtý, burnu neredeyse soðuk cama deðiyor, nefesi camda buðudan küçük daireler uþturuyordu; adam çakmakla ince bir puro yaktý. Bu oydu! Quai des Belges'de balýk alan s oluk yüzlü adam. Heyoka, Atýlgan Geyik'in bir zaman yardým edeceðini düþündüðü kutsal palyaço ik pencereden çekildi. Bu oydu. Ama neden? Wakan Tanka Atýlgan Geyik'i bu karanlýk sok aða sonunda heyoka ile tanýþmasý için mi göndermiþti? Atýlgan Geyik bu gözlüklünün veya söz a en de bir heyoka olduðu düþüncesinden uzun zaman önce vazgeçmiþti. Bunlann sadece hayatýna ký r an girip kaybolan adamlar olduðu kanaatine varmýþtý. Sokakta bulduðu ölü Ýsa bebek kadar wa dûar. Ama þimdi hata ettiðine, belki de her þeye raðmen onlann heyoka olduðuna inanýyordu. Onlara dair kutsal hiçbir þey yoktu, ama heyo-fcz'lar zaten böyle olurdu. Garip davransalar d a, içlerinde, derinlerde bir yerde büyük bir güce sahiptiler. Onlara saygý gösterilmeli, ama onlardan korkulmalýydý. Atýlgan Geyik'in kafasý büsbütün kanþmýþtý. Ani bir rüzgâr þapka,. 'l89 sýnýn sarkýk kenarýný yanaðýna kadar indirdi. Bara girmeli ve kendisi^ bu hey oka'y â tanýtma lüklü adam onu hatýrlayacak mý« di? Atýlgan Geyik'in bu soluk yüzlü adamýn balýklarýný arabay yardým ettiði ve karþýlýðýnda bir puro aldýðý o sabahtan sonra Rene, açýk artýrmaya giderken ile beklemesini istemiþ, ti. Dahasý, Rene hey oka için kötü þeyler söylemiþ ve bunlarý yapark suratýný eksilmiþti. Atýlgan Geyik ne yapacaðýna karar vermeye çalýþýrken bazý ayak sesleri duyup arkasýna döndü v

erisinden gelen iki adam gördü. Köþeye kadar birkaç adým attý ve binanýn arkasýna geçti. Soka tarayarak bir an bekledi. Bir tarafýnda bodur çam aðaçlarýyla, Nötre Dame de la Garde'ýn þeh üzerinde ýþýklý bir fener gibi durduðu tepeyi, diðer tarafýnda ise Eski Liman'daki gemilerin reklerinin karanlýk siluetlerini görüyordu. Bu manzara onu rahatlatmýþtý. Sonra barýn yan pen eresinden içeri baktý. Soluk yüzlü heyoka ile arasýnda iki metre bile yoktu. Gülen aðzýnýn üs arýltýsýný, iki ince parmaðýn arasýndaki ince puroyu (o sabah Atýlgan Ge-yik'e verdiðinin ayn u. Atýlgan Geyik Eski Liman'ýn güvenliðine doðru olabildiðince hýzlý gitmeye niyetlenerek çabuca döndü. Nedenini bilmiyordu, ama bu sokak sica, kötü bir yer ve heyoka diye düþündüðü kiþinin r siyoko, kötü ruh olduðunu biliyordu. Týpký bir kâbusta yaþý-yormuþçasýna kötü ruhun kalbini iliyordu ve aslýnda o anda kendini soluk yüzlü siyoko'mm pençeleri arasmdaymýþ gibi hissediy ordu. Ani bir rüzgâr dalgasma maruz kaldý, þapkasýnýn yumuþak kenarlýðýnýn yüzüne vurduðunu hissett ttiði ve þu anda mobilyacýnýn kapýsýnda dikilen iki adama çarpmamak için tam zamanýnda gözler arýya kaldýrdý. Tam yana adým atarak onlardan kaçýnýrken, kapý açýldý ve koyu renkli bir taký tertemiz beyaz bir gömlek giymiþ ve kravat takmýþ küçük þiþman adamý fark etti. Gülüm-sediði karþýlýyordu: "Bonsoir messieurs. Bienvenu, mes amis'" ve sonra kapý ardýna geçti. Sokakta ilk gördüðü barýn giriþine yaklaþtýðýnda yavaþlayýp geriye bakmak için durdu. Sokak b e içki içen ayný iki adamý ve daðýnýk saçlý kadýný gördü. Kadýn elleriyle bir þey yiyordu. Atýlgan Geyik bir an durdu. Bir kadeh mni sha içmek istiyordu, * Ýyi akþamlar beyler. Hoþ geldiniz, dostlarým, (y.h.rý.) 190 gjjja burada mý kalsýn, yoksa Eski Liman'a devam mý etsin kararsýzdý. Karar vermeye çalýþtýkç anier'deki dairesine gitmesi gerektiðinin farkýna varýyordu. O tehlikeli siyoko'nun on u bu sokaða çaðýrarak ona büyük bir zarar vermek, belki de nagf sini çalmak istemesiyle gece arip bir hal almýþa. Hangi kayýp bundan daha büyük olabilirdi ki? Atýlgan Geyik bu düþünceleri aklýndan geçirirken bile yavaþça, dikkatli bir þekilde geriye, m acýya doðru yürüyordu; tabii þimdi bunun bir mobilyacý olmadýðýný ve herkese açýk bir yer old du. Belki de siyoko orada yaþýyordu ve orayý onun gibi erkekleri cezbedecek þekilde çekici hale getirmiþti. Þimdi tül perdenin olduðu penceredeydi. Sokaðý bir uçtan diðerine gözleriyle taradý, bütün gö eki san ýþýklardý. Ýçeride iki adam vardý. Yuvarlak kadehler içinde kehribar renginde bir içk rlardý. Biri sigara içiyor ve ellerini göbeðinin önünde kavuþturmuþ þiþman adamla konuþuyordu bu yerin sahibi gibi gözüküyordu. Arkasýna döndü ve ellerini iki veya üç defa çýrptý. Atýlga a uzaktan gelen, hafif alkýþ sesini duyabiliyordu, ýþýktan kaçýnmak için aþaðýya eðildi. Tekr r perdenin aralandýðýný ve beþ kadýnýn ortaya çýkýp tek sýra halinde odaya girdiðini gördü. U hlýklar giymiþ, demir eve gider gibi yavaþ ve neþesiz yürüyorlardý. Sonra durdular ve þiþman eliyle dönmelerini iþaret ederek onlarý çevrelerinde tekrar tekrar döndürdü. Divandaki genç a lardan biri ayaða kalkýp kadýnlarýn çevresinde yürüdü. Diðeri pelüþ kýrmýzý yastýklara dayanm sigarasýnýn dumaným havaya üfleyerek oturuyordu. Genç kadýnlarla ilgilenmiyor gibiydi. Atýlgan Geyik ise bu kadýnlarla çok ilgilenmiþti. Ne gördüðünü biliyordu artýk. Paris'te, Vah risindeki wasichu'\arâan bazýla-n böyle yerlere giderdi. Broncho Billy, Kýzýlderililere Pa ris'in bu hafifmeþrep kadýnlarýndan uzak durmalarýný söylemiþti. Bu kadýnlarýn çoðu yollarda lýklarýnda dikilerek yoldan geçen Kýzýlderililere laf atarlardý. Bazý Kýzýlderililer, Broncho y'nin hastalýklara, hatta bu kadýnlarýn beraber takýldýklarý sert "hombre'ler tarafýndan soku abilecekleri uyarýlarýna raðmen bu kadýnlarýn odalarýna gitmiþlerdi. Buffalo Bili de Paris'e eldiklerinde bu þehirdeki hayatýn kötülükleriy-le ilgili bir konuþma yapmýþtý. Büyükanne'nin hrinde bu "fahiþelerden" biriyle giden ve geri geldiðinde bir deri bir kemik kalmýþ ve h er tarafý yaralarla kaplý Shyela Kýzýlderilisi hakkýnda bir hi/Î91 kâye anlatmýþtý. Onu birkaç gün sonra Büyükanne'nin ülkesine göm, müþlerdi. O zamana dek koll larý eriyerek vücudundan kop. muþtu. Þimdi Atýlgan Geyik o anda erkeklere böylesine korkunç hastalýklar bulaþtýran o fahiþeleri iz ordu. Yine de sabahlýklarý içinde hoþ görünüyorlardý. Günler boyunca özlediði, geceleri rüyal lara benziyorlardý. Bunu düþünürken kadýnlardan bul sabahlýðýný açtý ve kendi etrafýnda döndü r iç gömlek, siyah çoraplar ve baðcýklý ayakkabýlar giymiþti. Onun tarafýna doðru döndüðünde, göðüslerini ve aþaðý sýyrýlan çoraplardan kalçalarýný görebiliyordu. Aðzý kurudu ve ayný anda du dolgun ve açýk mavi sabahlýðýn üzerine dökülen siyah saçlarýnýn altýndaki yüzü hoþtu. Baþý kmýþ, dudaklarýný ise koyu kýrmýzýya boyamýþtý. Atýlgan Geyik, neredeyse çýplak olan, bu büyü ika bir þeyi hiç görmediðini düþündü. Paris'te tamamen, çýplak kadýnlarýn fotoðraflarýný görm

týn alýnabiliyorlardý. Tüy Adam'ýn böyle resimlerden oluþan epey büyük bir koleksiyonu vardý aç santim karþýlýðýnda geceleri onlara bakmalarýna izin verirdi. Genç Kýzýlderililer resimler ele geçirirken bu kadýnlarýn soluk benizli çýplaklýklarýna þaþýrýrlardý. Atýlgan Geyik sertleþen kamýþýndan utanmýþtý ve sokaða tekrar bir göz attý, ama sokak hâlâ bo içeriye baktýðýnda, kýzlardan ikisinin adamlarýn yanýnda otururken o hoþ olan da dahil diðer le örtülü bir kapýya yöneldiðini gördü. Önceki gibi ayný yavaþ, neredeyse yenik tempoyla yürü sabahlýðý, perdenin ardýnda gözden kaybolana kadar seyretti. Atýlgan Geyik kýzýn gittiðine üzülmüþtü. Onu o derece þiddetle ar-zulamýþtý ki sýcak bir aðus ille" tadar gibi o kremsi etinin tadýný hissetmiþti sanki. Onu tatmak ve becermek için k arþý konulmaz bir arzu duydu. Düþünmeden hayalarýna baktý, ama kalýn yünlü palto ereksiyonunu du. Becermek. Neredeyse acý verici gereksinimine raðmen, gülmekten nefesi kesildi. "Be cermek", Paris'te öðrendiði birçok kelimeden biriydi. Oyun kâðýtlanyla oynarken veya gösteriy irmek için atlarýnýn üstünde beklerken birçok genç Kýzýlderili becermek hakkýnda konuþurdu. B si kuru sýkýydý tabii ki. Beyaz kadýnlarýn yanýnda utanýr, hatta biraz da korkarlardý. * Vani h dondurma, (y.h.n.) 192 Atýlgan Geyik Paris'teki genç kadýný, Sandrine'i düþündü. Artýk onun kutsal bir insan olduðun a verdiði karttaki resmin wasic-hti'lann kurtarýcýsý Ýsa olduðunu biliyordu. Onlarý Her Þeye ir Tanrý ismindeki ve Çift Gören'in Wakan Tanka'dan bile güçlü olduðunu söylediði babasýna ta leyerek kurtarmýþtý. O zaman Çift Gören'e inanmamýþ olmasýna raðmen, þimdi o kadar emin deðil dünyayý yvasicun'lar yönetiyordu. Sandrine. Onu gölün kýyýsýndaki sade elbisesi ve beyaz þapkasý ile cante «ta'sýnda hayal etme ma tüm gördüðü ciddi görünen gri elbise ve uyuyan ördekli þapkaydý. Uzun bir süre onu asla un a þimdi, biraz da utançla, sayamayacaðý kadar çok ay boyunca onu hiç düþünmediðini anlýyordu. ini kapadý ve iri göðüsleri ve beyaz, iri kalçalarý, saçlanndaki kadife ban-dýyla mavi sabahl i dolgun genç kadýný gördü ve arzusu tekrar þiddetlendi. Bunu takip eden haftalar boyunca, Atýlgan Geyik Rue Sainte'den uzak durmaya çalýþtý. Aslýnda , iþten soma odasýndan, yiyecek almak ve banyo evinde yýkanmak dýþýnda çok nadiren çýktý. Paz klerini hâlâ Soulas ailesi ile yiyor, Mathias ve Chloe ile konuþmaktan keyif alýyordu, a ma çocuklar büyüyor ve onun dahil olmadýðý farklý ilgi alanlarý oluyordu. Aptalca olduðunu bi du, ama Chloe'nin arkadaþlarý ile kilise grubu hakkýnda, Mathias'm ise sýnýf arkadaþlarýyla C mar-gue'daki vahþi boðalan görmek için yaptýðý tren yolculuðu hakkýnda konuþmalarýný dinlemek yordu. Kibarca dinliyor ve konuþmalarýn çoðunu anlýyordu, ama yeni maceralarýný anlatýrken gö ndeki parýltýyý görebiliyor ve onu artýk hayatlarýnýn büyük bir parçasý olarak görmediklerini Akþam yemeðinden sonra o ve Rene, Cours Belsunce'da yürür, Re-ne'nin en sevdiði kafede otu rup anisette içerlerdi. Burada küçük balýkçý, arkadaþlarýyla þakalaþýp gülerken, Atýlgan Geyi içerek kalkmak için uygun bir fýrsat kollardý. Ne tuhaftýr ki bu pazar ziyaretleri sýrasýnda ona en fazla evdeymiþ hissini veren önüne yeme k koyan, çoraplarýndaki sökükleri diken veya ona bir tatlý paketi hazýrlayan Madeleine'di. A týlgan Geyik en sonunda onunla arkadaþ olduklarýný anlamýþtý. Bir keresinde ona saten bir kur eleyle baðlanmýþ bir kutunun içinde iþlemeli bir þal getirmiþti. KutuFl 3ÖN/Kml<failinin Þarkýsý -193 yu açýp iþlemelere hayran hayran bakarak þalý havaya kaldýrdýðýnda gözlerinin zevkle parýldad yaða kalkýp onu her iki yanaðýndan öptüðünde, bu noktaya varmalarý çok zaman aldýðý halde, Ma an daha iyi bir kadýn tanýmadýðýný düþünmüþtü. Böyle düþünmüþ olmak onu þaþýrtmýþtý. Ama sonuçta bu Atýlgan Geyik'in mutlu bir dönemi deðildi. Ýþinde mutlu deðildi; bütün gün, gü küremek korkunç bir angaryaydý. Eve kömür tozu, yað ve kül suyu kokarak gelmekten nefret ediy rdu. Hautes-Alpes'den gelen Louis Granat sabun kalýplarýný kesme iþine alýndýðýndan beri baþk arkadaþ edinememiþti. Rene'nin ona sürekli Mösyö Deferre gibi bir adamla çalýþtýðý için ne k uðunu tekrarlamasýna raðmen, umutsuzca baþka bir iþin hayalini kuruyordu. Ama baþka bir iþi n sýl bulacaktý? Atýlgan Geyik'in zar zor biriktirdiði para da cesaretini kýrmýþtý. Büyük çantasýnýn dibine sý frangý vardý ve Mat-hias'ýn da yardýmýyla eve yolculuk için gereken parayý biriktirmesinin en az iki, hatta üç sene alacaðým hesaplamýþtý. Ülkesini ve insanlarýný tekrar görme konusunda c i kuþkulanmaya baþlamýþtý. Yine de tüm bunlardan çok, tek göz bir odada yalnýz yaþamaktan, kýzarmýþ piliç satan yerden y ert tavuklardan veya sert köy /Jale'sinden ve ekmeðe sürülmüþ keçi peyniri yemekten býkmýþtý. bir kere köþedeki Kuzey Afrika restoranýnda kuskus ve pide yiyordu. Ondan bile sýkýlmýþtý. Am er þeyden çok, yað lambasýný kapatýp yatma vakti gelene kadar oturup sigara içerek beklediði,

ken gelen soðuk gecelerden nefret ediyordu. Bu süre içindeki tek keyfi beyninin kendis ini uykuya teslim ettiði süreydi. Çoðunlukla sert topraklarýn yalçýn tepelerini aþarak ortaya temiz sabah güneþini veya düzlüklerin üzerinde daireler çizerek dolaþan sapsarý bir kartal gö kartalýn çýðlýklarý o kadar keskin ve gerçek olurdu ki yataðýn içinde oturur ve dinlerdi, ne duyduðu sadece kedi kavgasý veya taþlar üzerinde yankýlanan ayak sesleri olurdu. Bu anýlard an, gerçekliklerinden keyif alýyordu, ama bunlar sadece daha da umutsuz bir yalnýzlýða ned en oluyordu. Aralýk'ta, Patlayan Aðaçlar Ayý'nm baþýnda, soðuk bir cumartesi akþamý Atýlgan Geyik küçük od ayatýn yettiðine karar verip Eski Liman'a yapýlacak bir yürüyüþün onu neþelendirebileceðini d vinde daha yeni yýkandýðý halde, sustalý çakýsýný açarak, kömürün mütemadiyen kararttýðý ümak r 194 FÝ 3ARKA/Kýzüdeýilinin Þarkýsý gömlek giyip kravatýný gevþekçe baðladý. Sonra süslü günlerinden kalan kokuyu yüzüne hafifçe büyük çantasýnýn dibindeki para çantasýndan beþ, sonra da on frank aldý. Ýyi ayakkabýlarýný, nu giydi, þapkasýný taktý. Lavabonun üstündeki aynada kendine baktý. Artýk genç olmayan gördü düzgün hatlý yüz ve omuzlarýndan aþaðý inen parlak siyah saçlar hiç fena deðildi. Gece artýk erken çöküyordu ve Le Panier'den aþaðý inen geniþ taþ merdivenler gaz lambalarýnýn parlýyordu. Ýkiþer ikiþer inerken basamaklar, ayakkabýlanmn düz tabanlarýnýn altýndan kayýyo ma odasýnýn dýþýnda, tekrar insanlarýn arasýnda bir cumartesi akþamý geçireceði düþüncesi, ke nelerin ve mangallarýn burun deliklerini dolduran kokusu, gülen ve konuþan insanlarýn se sleri onu gittikçe daha fazla heyecanlandýrýyordu. Noel zamaný yaklaþýyordu. Eski Liman ýþýkl acak, büyük gemilerden bazýlarýnýn yelken direklerinden, elektrik lambalarýndan ipler sarkac ak, dükkanlann önlerini kýþm da yeþil kalan bitkiler ve meyveler süsleyecekti. Soðuk hava, ge ellikle limandaki laðýmdan gelen kötü kokuyu bastýracaktý. Atýlgan Geyik, Quai du Port'tan kýsa bir mesafe önce merdivenlerin dibinde aniden durd u. Onu tanýdýk bir ürpertiyle dolduran kasvetli bir düþünce gittikçe büyüyen heyecanýna kanþm ne tam dört yýl önce bugünlerde gitmiþti, neredeyse hayatýný kaybettiði, gösterinin ve arkada ttiði ve onu ölüme terk ettikleri zamandý. Yataklarýnda inleyen adamlan, kaçtýðýnda soðuk gec sokaklan, Ga-re du Prado'nun boþluðunu, jandarmanýn dokunuþunu -"Pardon mon-sieur"- hatýrl adý. Ve taþ odada yatarken ölüm þarkýsýný söylediðini de. Soulaslar'ýn evinden taþýndýðýndan beri Atýlgan Geyik çoðunlukla kendi düþüncelerinin iyi ve la baþ baþa yaþamýþtý. Mat-hias ve Chloe gibi ondan bir þeyler talep eden çocuklarýn, Madelen Rene'ye yaptýðý gibi hýrslanyla ilgili þaka yapan bir kadýnýn, sessiz olmasýný istediði zam bile sürekli konuþan Renö'nin hayatýna müdahale etmesi gibi onu keyiflendiren þeyler uzakta kalmýþtý. Balýkçý veya manavla pazarlýk etmiyor ya da iþteki diðer adamlarla þaka-laþmýyordu onlan, ama onlarla konuþmamýþtý, sýradan insanlar gibi konuþup sohbet edemezdi. Bu wasichu,h r]a paylaþacaðý gerçek bir dili yoktu. Böylece düþüncelerin ve haüralannýn aðýrlýðýný Peþi sý anýyor, bazen de ýsrarcýlýklanndan nefret ediyordu. 49,5Þimdi ise bu akþamýn keyfini çýkarmak için aklýna gelen bu son düþünceyi aklýndan kovmaya çal sarmaya çalýþýrken parmaklarýnýn titrediðini fark etti. Ýðrenerek kâðýdý ve tütünü yere attý. yoktu. Nereye giderse gitsin düþünceleri de onu takip edecekti. Ama tam kendini topla yýp merdivenlerden çýkacakken, arkasýnda Le Panier'deki kediler gibi inleyen bir ses duy du. Caný daha da sýkýldý, ama onu kovmak için döndüðünde, kat kat kirli kumaþlarýn içinde inc dü. Ayaklarý bile ýslak kumaþlarla sarýlmýþtý. Yaratýk sanki þeklinde bir bozukluk varmýþ gib i, ama Atýlgan Geyik baktýðýnda daha küçük bir yaratýðýn, neredeyse dik bir þekilde ötekinin duðunu gördü. Þekil yine acý acý baðýrýp küçük, pençemsi elini öne doðru uzattý. Parke taþlarýnýn üzerinden sanki büyük bir soðuk hava dalgasý yükselmiþ gibi sýrtýnda denetle li bir ürpertinin dolaþtýðýný hissetti. Hasta evinden kaçtýðýndan beri böylesine üþümemiþti. esmer yüzü kirden parlayan genç bir kadýn olduðunu anladý. Açýlmýþ eli solgun ve narindi ve ki bebek, çýkmaz sokakta bulduðu ölü Ýsa bebekten daha büyük deðildi. Ýlk düþüncesi kaçmak, merdivenleri indiði kadar hýzla geri çýkmaktý. Bu kadýn ve çocuðuna kar azýcýk utanmýþtý, ama onun aniden ortaya çýkmasýnýn kötü bir iþaret olduðunu, siyo-£o'nun gü hip olduðunu, hatta belki de gözlüklü adam tarafýndan ona zarar vermek üzere gönderildiðini d edemiyordu. Çingenelerden haberdardý. Eski Liman'ýn çevresinde dilenen kadýnlarý görmüþtü. B ve bacaklarý sanki taþtan-mýþ gibi bastonlarýna dayanarak yürürlerdi; diðerleri týpký bunun g i ve çoðunlukla çocuklarý olurdu. Erkek çingeneler, cüzdan çalýp daha kurban ne olup bittiðin ayamadan gözden kayboluverdi. Bir keresinde Atýlgan Geyik bir adamýn baðýrdýðýný duymuþ ve ja Çingenenin birini Canebiere'in kalabalýðý arasýnda kovaladýðýný görmüþtü. Çingene büyük bir

alýðýn arasýndan ite kaka yolunu bulmuþtu. Sonra insanlann soluduðu hava gibi aniden ortadan kaybolmuþtu. Bu Atýlgan Geyik'i çok þaþýrtmýþtý, ama þaþýrmamalýydý. Rene Çingenelerin l'esprit malfaisant . Ýnsanýn ruhunun derinliklerini ve insanýn geleceðini görebiliyor ve onu lanetleyebiliyor lardý. Sabahlarý Atýlgan Geyik ve Rene balýk açýk artýrmasýna katýlma-* Kötü ruh. (y.h.n.) 196 ya giderken bir falcýnýn önünden geçiyorlardý ve Rene bu Fransýz insanlarým wakan yapan biçim rýyordu. Þimdi Atýlgan Geyik hayaletin gözlerine bakma cesaretini topladý; gözleri Paha Sapa'da kun duzlarýn yaptýðý gölcükler gibi büyük ve karanlýktý. Kadýn küçük pençesini öne uzatmýþ, nered rdu. Atýlgan Geyik çocuða bir göz attý, ama çocuðun gözleri beyaz bir macun þeridiyle mühürle apalýydý. Yüzü esmer bir derinin kapladýðý bir kafatasýndan, yaþlý bir adamýn yüzünden baþka ordu. Atýlgan Geyik tekrar kendinden utandý, ama bu sefer bu çelimsiz kadýný ve çocuðu korkuttuðu i Elini cebine soktu ve bulduðu ilk bozukluðu kadmm eline sýkýþtýrdý. Benzer bir hareketle kadm küçük bir kuþu andýran parmaklarýný bir franklýk paranýn üzerine kývýrdý. Bu para dilenciye azlaydý, ama bu karanlýk sokaktaki insani sýradan bir temas için buna aldýrmayacak kadar müt eþekkirdi. "Vo-us voilâ, madame, pour votre bebi Jesus."* Kadýn baþým eðip kalbi çatlayacakmýþ gibi feryat ederek geri gitti; Atýlgan Geyik bu sesi tan ala kadýnlarýnýn da kocalarýný veya çocuklarýný kaybettiklerinde bu þekilde feryat ettiklerin muþtu. Kendi annesi de kardeþleri öksürük hastalýðýndan öldüðünde feryat etmiþti. Ama kadýnýn epki onu þaþýrtmýþtý. Belki de ona dokunmamalýydý. Atýlgan Geyik genç kadýnýn karanlýklar içinde topallayarak gözden kaybolmasýný seyrederken, h raðmen kendine geldiðini hissetti. Çok uzun süredir ilk defa bir þekilde bir sýnavý baþarýyl amlamýþ gibi, yine sokaklarýn adamý -hatta belki de tam bir adam- olmak üzere bir kere dah a özgür olduðunu hissediyordu. Ancak Rue Sainte'e girdiðinde kararýný gözden geçirmeye baþladý. Sokak, cumartesi gecesi þehr keyfini çýkartan, çoðu denizci bir sürü adamla bir hayli kalabalýktý. Ýki döküntü bar da bazý bereler giymiþ, kýsa yün kabanlarýnýn içinde gülen ve baðýran erkeklerle doluydu. Yarý dolu b daklarý barýn üzerinde duruyor veya bar ile insanlarýn aðýzlarý arasýnda yavaþ hareketlerle s u. Uzun paltolar, melon veya silindir þapka giymiþ, þarap içen ve denizcileri seyreden b aþka adamlar da vardý. * iþte madam, isa bebek için. (y.h.n.) /'l97 Bu manzaradan sadece iki sokak ötedeki Opera Binasý'nýn yanýndan geçerken Atýlgan Geyik kend inden çok emindi. Ama þimdi Bras-serie Cherbourg'daki olayý, düþman tavýrlý denizcileri, alay eden kadýnlarý düþünüyordu ve biraz korkmaya baþlamýþtý. Rene ona defalarca Amerikan barlarýn durmasýný söylemiþti. Erkeklerin yanlýþ insanlarla veya kadýnlarla beraber olmalarý, hatta öl ri buralarda az rastlanýlan bir þey deðildi. Marsilya dünyanýn her tarafýndan gelmiþ kötü ada a, Fransýzlar gibi medeni olmayan ve yan baktýn diye boðazýný kesecek adamlarla doluydu. R ene parmaklarýyla boðaz kesme hareketini canlandýrmýþ, Atýlgan Geyik de bu hareketi hemen ta nýmýþtý. Ve böylece bu adamlarýn bir araya geldiði böyle yerlerden uzak durmuþtu. Þu ana kada Ama adamlar, sokakta sürtünerek yanýndan geçenler bile sarhoþ-luklanyla o kadar meþguldü ki, enç Kýzýlderili kendini görünmez hissediyordu. Güveni de yerine geliyordu. Yine de, gümüþ örd lý bastonunu getirmiþ olmayý diledi. Gürültülü iki ban da geçerek Rue Sainte'in ortasýndaki zarif geneleve ulaþana kadar kararlý a rla yürüdü. Erkeklerden oluþan bir kalabalýðý yararak geçti ve giriþteki dar, taþ basamaða çý içeri bakü. Oda týpký kendi kýrýk dökük dairesinde geçen haftalar boyunca hafýzasýnda tuttuðu gibiydi: sý ere boyanmýþ duvarlar, parlak avizeler, zarif tahta barýn üzerindeki ayna, pelüþ kýrmýzý diva Ve ayný süre içinde tekrar tekrar gözünün önüne getirdiði mavi sabahlýk içindeki kýzý gördü. inde oturuyor, kucaðýnda tuttuðu kehribar rengi suyla dolu uzun kadehe bakýyordu. Aym si yah kadife saç bandýný takmýþtý, koyu renkli bukleleri yüzünü kýsmen örtüyordu. Bacak bacak ü lçasý çorabýnýn üzerinden görülecek þekilde sýyrýlmýþtý. Yalnýz deðildi. Bu gece oda bazýlarý zengin adamlarýn giydiði siyah gece elbisesinden giymiþ zun paltolu ve kravatlý erkeklerle doluydu. Atýlgan Geyik bu adamlan Opera Binasý'na g iriþte hanýmlanna eþlik ederken veya Eski Liman'ýn hemen dýþýnda Carre Thiars'daki þýk restor da otururken görmüþtü. Ýçeride, Rue Sainte'deki diðer yerleri dolduran tek bir denizci ya da erhangi bir serseri görülmüyordu. Birçok genç kadm gruplar halinde veya tek tek erkeklerle oturmuþ, birkaç hafta önceki hall erinden çok daha canlýydýlar. Kýsa saman þansý saçlan olan bir kadýn yaz þeftalisi renginde b

bahlýk giymiþti. Et198

rafýnda hepsi öne eðilmiþ, hafif kahkahasýnýn parýlüsýyla yýkanan beþ alo erkek vardý. Yüzünü tutuyor ve küçük, düz bir bardaktan içki içiyordu. Atýlgan Geyik kadýnýn þýk adamlarýn t,u k ni çeken bir tür güce sahip olduðunu düþündü. Belki de saçlanndandý. Marsilya'da böyle san sa Mavi sabahlýkh kýz kulaðýna bir þeyler söylüyormuþ gibi görünen genç bir adamla oturuyordu. E nýn üzerinde yüzünü kýza dönmüþtü, ama o kucaðýndaki içkisine bakýyordu. Bir keresinde erkek bacaðýnýn üzerine koymuþ, parmaðýný dizinden çorabýnýn bittiði yere kadar gezdirmiþti. Ama o ve yüzünü odanýn giriþine çevirmiþti. Tam da Atýlgan Geyik'e bakýyor gibiydi, ama Atýlgan Gey eden kendisini göremeyeceðini biliyordu. Daha önceki akþam yapabileceði gibi kaçmadý. Belki d sokaktaki ses ve hareket onu cüretkâr kýza ve arkasýndaki adamlarýn ittirmesine karþý görünm Atýlgan Geyik kapýya doðru iki adým atýp kapýyý açtý ve giriþe adýmýný attý. Odanýn sýcaklýðý rdiðinden beri kendisini kastýðýný anladý. Bunun tek nedeni soðuk deðildi. Ama kafasýndaki tü i sildi. Mavi sabahlýkh kýza yakýn olmak istiyordu. "Yardýmcý olabilir miyim, mösyö?" Bu daha önceki gece karþýlaþtýðý kýsa, þiþman adam deðildi. Bu adam diðerinden daha uzun deði gömleðinin ve kelebek kravatýnýn altýnda seçilen göðsü geniþti. Koyu renkli takým elbisesini t kýsmý dar gelmiþti ve basýk yüzünde kulaðýndan aðzýnýn kenarýna kadar uzayan bir yara izi v rýna pek de içten gözükmeyen, belli belirsiz bir gülümseme yerleþmiþti. Adamýn sorusu Atýlgan Geyik'i hazýrlýksýz yakalamýþtý. Ona cevap vermek yerine kýzý bulmaya ç a göz gezdirdi, ama ne kýz, ne de kýzýn beraber olduðu adam odadaydý. "Belki de mösyö kaybold Atýlgan Geyik odayý araþtýrmaya devam etti. Sonra gözü aðýr, tahta bara takýldý. "Kýrmýzý þar m." "Ama bu mümkün deðil mösyö. Burasý özel bir salon. Ne yazýk ki sokaktan gelen herkesi kabul e iyoruz." Tam o sýrada önceki sefer pencereden gördüðü kýsa boylu, þiþman adam barýn sonundaki yerinden nlarýna geldi. Kel kafasý avizelerin altýnda parlýyordu. "Sorun ne Gerard? Tann aþkýna kapýyý pa'' 199 týn. Kýzlarýmýn tüyleri soðuktan diken diken oldu." "Beyefendiye buranýn özel bir salon olduðunu söylüyordum. Bir içki istediði konusunda ýsrar e or, ama ben tam da kendisine dýþarýya kadar eþlik etmek üzereydim." Þiþman adam kafasýný kaldýrýp Atýlgan Geyik'in yüzüne baktýktan sonra, ayakkabýlarý da dahil derili'yi baþtan aþaðý süzdü. Atýlgan Geyik þapkasýný çýkarýp göðsüne yakýn bir þekilde önünd ki sahibi kimselere karþý hatýrý sayýlýr bir hor görme hissi vardý, ama ayný zamanda diðerler saygýU olmasý gerektiðini biliyordu. Yine de, doðrudan bu yerin sahibinin gözlerinin içine b aktý. Ama þiþman adam gördüðünden hoþlanmýþa benziyordu. Erkeklerden hoþlanýrdý ve onlarý doðru deð nda kendisiyle gurur duyardý. Derli toplu olma yolunda kötü çabaya, üzerine uymayan paltoy a, ucuz ayakkabýlara, komik þapka ve erimiþ kol aðýzlarýna raðmen, bu beyefendinin esmer yüzü eredeyse distingue' bir þey, ona garip bir þekilde çekici gelen bir þey vardý. Yabancý olduðu kesindi ve þiþman adam çok nadiren yabancýlarý yerine kabul ederdi, ama bu adamýn kendine ha s bir havasý vardý. Ýlginç olabilirdi, caka satýp kýzlarýný becermek için gelen boþ haute bou e'den" sonra hoþ bir deðiþiklikti. "Le Salon'a hoþ geldiniz mösyö. Gerard, paltosunu ve þapkasýný al. Böyle bir beyefendiye karþ a olmamalýsýn. Sadece iki yýl önce, ekmeðini kazanmak için kavga ediyordun. Þimdi müþterileri n daha iyi kazandýðýný düþünüyorsun." Atýlgan Geyik küçük þiþman adamýn çalýþanýný azarladýðýný anlamýþtý. Bu onu rahatsýz etti. As a girebildiði halde, þimdi en çok istediði, buradan mümkün olduðu kadar çabuk ayrýlmaktý. Bu n beyefendi olduklarý kesindi. Tabii ki onu iyice inceleyecek ve sabun fabrikasýnda bir kömür körücü olduðunu anlayacaklardý. Ama küçük þiþman adam onu dirseðinden yakalayýp barýn sonuna doðru çekti. "Ýzin verin," dedi. rýn arkasýndaki adamý çaðýrdý. Beklerken yerin sahibi kendini tanýþtýrdý. "Ýsmim Olivier. Siz " Atýlgan Geyik az daha ismini söylüyordu, ama sonra aklýna daha 'Ayrýcalýklý, (y.h.n.) ** Yüksek tabaka, (y.h.n.) 200 iyi bir þey geldi, ismini her söyleyiþinde insanlar þaþýrmýþ bir ifade ve «öylemek için yapýl

denemeyle karþýlýk veriyorlardý. "Ýsmim..." bir an hafýzasýný yokladý ve aklýna gelen ilk is 'nin balýk tezgâhmdaki yardýmcýsýnýn ismi oldu. "Ýsmim François." Aülgan Geyik parlak kol aðzýnýn altýndaki kýrma yýðýnýnýn arasýnda «örünen küçük nemli eli sý etmiþti, aþaðýya baktgmda altýnýn üzerine iþlenmiþ koyu kýrmýzý renkli bir taþ gördü. "Enchan e tanýþmaktan onur duydum." Barýn arkasýndaki adam önlerine ince saplý ve düz iki bardak koyduktan sonra kadehleri bal oncuklar çýkaran ve týslayan bir sývýyla doldurdu. Kendisine Olivier diyen adam kadehini a lýp Aülgan Geyik'in de aynýsýný yapmasýný bekledi, "Salonuma hoþ geldiniz. Þerefe," dedi. Baloncuklu sývý Aülgan Geyik'in aðzýnm içinde dans ediyor gibiydi. Yutmasý zor geldi, öksürdü oncuklarýn burnuna çýktýðýný hissetti. Burnundan sývýyý sümkürerek çýkartmaya çalýþýrken gözl dü. Öksürdü ve sümkürdü, sonra sümkürdü ve öksürdü. Ýki metreden daha kýsa bir uzaklýkta zar atan iki adam, bu görüntüyü seyretmek için durdular; k baþta yeni gelenin garip görüntüsü ilgilerini çekmiþti, ama þimdi daha da garip davranýþlar yorlardý. "Olivier, arkadaþýna bir beyefendi gibi aðzýyla içmesini öðretmelisin," dedi biri. "Hepsi senin mi, Olivier?" dedi diðeri. "Ýri biri - tam senin tipin, deðil mi?" dedi üçüncüsü. Olivier onlarý kibarca azarladý. "Dalga geçmemelisiniz baylar. Bu adam bizim kültürümüzden de ". Aniden parlak bir þekilde gülümsedi. "Bu beyefendi bir Doðu prensi." Üç adam alaycý gülümsemeleri suratlarýnda donmuþ bir halde Aülgan Geyik'e bakülar. Aülgan Geyik kadehini kaldýrdý, biraz utanmýþtý; ama þimdi kendini daha iyi idare ediyordu. " onsoir, messieurs. Enchanti." Üç adam, kendilerine raðmen kadehlerini kaldýrdýlar, ama içmediler. Zarlarý alýrken ilki, "O nsse ben de þapkamý yerim," dedi. Diðerleri oyunlarýna döndüler. "Prensse senin þapkaný yerim, ama onun üzerindeki giysilere dokunmam." "Fahiþelerden birini becerirken Olivier onlarý yakarsa, halkýn güvenliði için yararlý bir har ket olur." "Hangi kýzla gidiyor, görelim. Belki de kýzý yakmak zorunda kalýrýz." Bu yapaklarý yorumlarýn duyulmasýný istemiþlerdi, ama Atýlgan Geyik onlarýn sadece giysiler v ateþle ilgili konuþtuklarýný anlayabil-di. Söylenene fazla dikkat etmiyordu. Kýzý arýyordu. "Onlar domuzdur, ama paralarý herkesinki kadar iyidir. Onlarýn paralarýný almak zorundayým , ama onlarýn türünden olanlarýn burada olmasýndan hoþlanmýyorum." Olivier barýn arkasýnda çý udan aldýðý puroyu Atýlgan Geyik'e ikram ederken güldü. "Maalesef, buraya gelenler sadece on lar gibiler. Mükemmel ailelerden gelirler. Onlarsýz iþsiz kalýrdým." Olivier'nin tuttuðu kibrite doðru eðilirken "Domuzlar" dedi Atýlgan Geyik. Dumaný üfledi ve tekrar "Onlar domuzlar. Köylü domuzlar." Olivier ona baktý. Aniden bu adamýn ýrký bir yana, milliyeti konusunda bile hiçbir fikri o lmadýðýný anladý. Marsilya'da böyle bir insan görmemiþti. 1889 kýþýnda gelen Vahþi Batý göste , ne de olsa bu tarz gösteriler onun hassasiyetindeki biri için kaba kaçardý. Aslýnda resi mli gazetelerde indien'let görmüþtü, ama onlarýn dakafa-lannda tüyler vardý ve savaþ boyalarý i. En nahoþ vahþi ýrk. Olivier adamýn konuþtuðu dili de merak etmiþti. Çok zayýf bir Fransýzca kullanýyor ve aksaný kelimeleri yutuyordu. Adamýn üç yontulmamýþ herifin yorumlarýnýn ne kadanný anladýðým merak ki de gerçekten Doðu'dan veya Güney denizlerinden veya hatta Amerika'dan geliyordu. Tam o sýrada Olivier hafif bir ürperti hissetti ve arkasýndaki kapýya baktý. Her ne kadar kimin geldiðini ve gittiðini görmek için bütün gece, týpký son yirmi yýldýr her gece yaptýðý ttiyse de, bu sefer kafasý zonklayana kadar kalbi yerinden fýrlayacakmýþ gibi çarptý. Bu Bre teuil'dü. Tamým, diye düþündü seltiz yýl sonra bile hâlâ güzel. Ýlk karþýlaþüklannda, Breteui da vasat bir restoranda genç bir sous-chefû." O günden bu yana tüm Marsilya'nýn, belki de Provence'ýn en ünlü þefi oltmýþtu; Rue des Catalans üzerindeki küçük özel restoraný namussuz a, sahtekâr aristokratlara ve küte bourgeoisie'ye hizmet veriyordu. Olivier, hepsind en nefret ediyordu-çünkü bir zamanlar Quai de Rive Nenve'de küçük bir barakada, bir * Þef yar cýsý, (y.h.n.) 202 ^ap oðlanla yakalanana kadar (bir enflagrant delif), Marsilya'nýn en Önemli bölgesi olan Liman'ýn temsilcisi, Assemblee Nationale'de bir politikacýydý. Cinsel eðilimleri nedeni yle lekelenmiþ de olsa, bir burjuva olduðu halde, memuriyetten atýlmýþ ve dýþlanmýþtý. Ama sa devamlý müþterileri hâlâ, çoðu arka salonda Olivier'nin oðlanlarý tarafýndan eðlendirilen ik Breteuil de dahil. Ve onun bir zamanlar benim olduðunu bilmek, diye düþündü Olivier. Brete uil'e, arka salona giderken eþlik etmek, içini hep üzüntü ve acýyla doldururdu. Ama bir iki

dakika için bile olsa, yeniden yalan olmak, bu aþaðýlanmaya deðerdi. "Ýzninle François. Þampanyanýn keyfini çýkart, dostum." Olivier parlak gözlüklü uzun, güzel þ k için neredeyse koþarak yanýndan ayrýldý. Atilgan Geyik, Olivier'nin soluk benizli siyoko ile kol kola, kalabalýðýn arasýndan geçere k perdeyle kapatýlmýþ arka odalara yürüdüðünü görmedi. Mavi sabahlýklý kýzýn tekrar görünmesi saat sonra kýz hafif usanmýþ bir þekilde tekrar ortaya çýktý ve derin bir iç çekiþle, kendini karak, bir divana oturdu. Beklediði bu yarým saat içinde oda boþalmaya baþlamýþtý. Artýk bir düzine adam ve onun yansý kalmýþtý. Atýlgan Geyik kol yenleri baðlarla yukarý tutturulmuþ adamýn piyanoda söylediði þa miþti. O ilk telaþ anýnda müziði duymamýþtý. Ayrýca o sýrada hâlâ orada ve hâlâ erkeklerle çe rediyordu. Anlayabildiði kadarýyla onlardan hiçbiriyle perdenin arkasýna gitmemiþti. Adaml ar onun sigarasýný yakmak ve gülüþünü dinlemekten hoþnut görünüyorlardý. Atýlgan Geyik gözünün ucuyla mavi sabahlýklý kýzý seyrederek birkaç dakika daha bekledi ve ba r erkeðin onu istemediðinden emin olunca, bardan uzaklaþýp ona yaklaþtý. Tam bir planý yoktu, ona nasýl davranmasý gerektiðini bilmiyordu, ama yanýnda hâlâ sekiz frank vardý. Ona sadece p ra mý vermeliydi? Peki verdiðinde acaba kýz ona nasýl bir tepki verirdi? Belki de perdel erin arkasýna sadece belli adamlarla gidiyordu. Belki de onu korkuturdu. Atýlgan Geyik artýk eski püskü giysilerinin, esmer teninin, uzun, serbest býrakýlmýþ saçlarýn la farkýndaydý. Karanlýk sokakta * Suçüstü, (y.h.n.) . '203 kendini þýk hissetmiþ olabilirdi, ama burada parlak avizelerin altýnda aþýnmýþ ayakkabýlarýný kol aðýzlarýný görebiliyordu. Barýn güvenliðinden uzakta, odanýn tam ortasýnda nasýl göründüð olasýlýkla bir daha asla buraya girmesine izin verilmeyeceðinden, þu anda kýza yakýn olmaya kararlýydý. Küçük, þiþman adamýn onu akþamýn eðlencesi olarak düþündüðünü hissetmiþti. Kýzdan sadece bir metre öteye oturdu, ama aslýnda bambaþka bir odada da olabilirdi. Diva n yuvarlak olduðundan yüzü diðer yöne, kapýya dönüktü ve donuk bir dikkatle onu izleyen kaslý , kendi halinde görünüyordu. Atýlgan Geyik bir sigara sarýp yaktý ve kullandýðý kibriti ayaklý bir kül tablasýna attý. Gec ca burada çok sayýda insan oturmuþ olsa da, kül tablasý tertemizdi ve fayans yerler mermer gibi parlýyordu. Sigarasýný içerken Atýlgan Geyik söyleyecek bir þey, kibar ama ne istediðin air ipucu veren bir þeyler düþünmeye çalýþtý. Son olarak en azýndan profilini görebilmek için kýza yaklaþtý. Yoðun lavanta kokusunu içine çekerken aðzý kurudu. Garip ama Attan Düþüren'i h adaþýnýn yuvarlak yüzünü gördü ve þakacý kahkahasýný duydu: "Haydi, bir kadýndan mý korkuyors "Bonsoir mademoiselle," dedi. Henüz ona bakmaya cesaret edemiyordu. "Ýþinizden dolayý yo rgun musunuz?" Kýz gözlerini bara dikerek sessiz kalmaya devam etti. Zar atan üç adam gitmiþti. Piyanist ça lmayý kesmiþ, barýn sonunda bir kadeh þarabým içiyor, notalarla dolu çantasý ayaklarýnýn dibi uyordu. Zengine ve tembellere hizmet veren bir evde dikkate alýnmayan, dirsekleri fazla parlayan frak, dizleri bollaþmýþ bir pantolon giyen bir iþçi... Marie, büyük odadaki köþesinde çoðu zaman arka arkaya þarkýlar çalan, fazla içkiyle ve arka o pýlan sürekli yolculuklarla unutulan piyanisti seyrederdi. Arada bir devamlý müþterilerden biri özel bir þarký ister veya bir grup sarhoþ bir araya geli ve bir iki popüler þarký söyler, gece boyunca en az biri ayaða kalkarak insanlara "La Mar seillaise"in kasvetli bir uyarlamasýný söyletirdi. Piyanist görevine baðlýlýkla çalar, yüklü r bardaki bardaklan titretirdi. Sonra sarhoþ adamlar aðlar veya cesur erkek havalany la birbirlerinin sutlarýna þaplaklar indirirlerdi. Ve piyanist tekrar unutulurdu. Marie uyumak dýþýnda odasýna tekrar gitmek istemiyordu. Sadece on dokuz yaþýndaydý, ama üç yý daydý. Hizmet verdiði erkek204 lerin sayýsýný ne sayabilir, ne de bunu yapmak isterdi. Hayatýnýn bu kýskýný unutmak, yaþlý b dmaman olduðunda daha çok uzak bir sýr olarak hatýrlayacaðý bir dönem olarak düþünmek istiyor önünde onu bekleyen bir gelecek yoktu. Büyük tekstil fabrikalarýndan birinde temizlik vey a dikiþ iþi yapmaktan, hatta daha kötüsü sürekli onu suistimal edecek yaþlý zengin bir kadýna aktan daha iyiydi. Ama mesleðinden dolayý evlilik veya zengin bir beyefendinin metre si olma umudu bile yoktu. Ayrýca yeterince güzel deðildi, sürekli kendilerine giysiler v e mücevherler veren, hatta onlara lüks daireler tutmak isteyen erkeklerden bahseden Aimee ve Heloise gibi deðildi. Tüm bunlar, bu beyefendiler onlara istedikleri zaman uðrayabilsinler diyeydi. Marie onlara inanýp inanmadýðýný bilmiyordu, sonuçta bir kraliçe gib aþayabilecekken, neden bir genelevde çalýþsýnlardý ki? Ama bir þeyden emindi: hiçbir beyefend endisine böyle bir teklifte bulunmayacaktý.

Marsilya'daki en zengin tabakhanenin sahibinin oðlu olduðunda ýsrar eden aptal, genç ada mla iþini bitirip geri döndüðünde, barda duran uzun boylu, esmer adamý fark etmiþti. Ama en z ngin adamýn oðlu olmasýnýn ona ne faydasý vardý? Büyük olasýlýkla babayla da bir iki kere ber muþ olmalýydý. Ayrýca o salak, Marie'nin düzenli müþterilerinin yaptýðý gibi uygun olduðu üze n üstüne biraz ekstra da býrakmamýþtý. Ama o da intikamýný almýþtý, onu þurada biraz sürtüner z çekerek, fazlasýyla heyecanlandýracak þekilde içine alarak hemen gelmesini saðlamýþtý. Bir ter dökmeden her þey sona ermiþti. Yorgundu, ama istekli davranmadýklarý için bir sürü kýzý sokaða atan Olivier'den korkuyordu. vier, müþterilerine karþý oldukça tatlý ve saygýlýyken, kýzlara sert davranýrdý. Bazý iþ arka daþlýk düzeyinde bile kadýnlardan hoþlanmadýðýný söylerdi. Hepsi onun ibne olduðunu ve sýk sý ttýðýný biliyorlardý, ama bundan kime neydi? Genelev sahiplerinin çoðu böyleydi. Kapýya doðru kaçamak bir bakýþ fýrlattý ve bir müþterinin paltosunu giymesine yardým eden Ger Bir eliyle adamm yakasýnýn tozunu alýrken, diðer eliyle cebine bir frank attý. Kapýda sadece müþterileri karþýlamak ve düzeni saðlamak için deðil, kýzlara göz kulak olmak için de duruyo n bir söz gelsin Marie sokaklarda dolanýyor olurdu. "Benimle gelmek ister misiniz mösyö?" * Büyükanne, (y.h.n.) *¦¦' ?05 Oda, Atýlgan Geyik'in tahmin ettiðinden çok daha küçüktü. Salonun büyüklüðüne bakarak yatak o dukça geniþ olacaðýný d(j_ sünmüþtü. Ama tek kiþilik bir yatak, bir komodin, küçük bir dolap ancak sýðýyordu. Hiç pencere yoktu. Odadaki tek ýþýk komodinin üzerindeki boncuklu abajurdan liyor ve kýrmýzý yatak örtüsü boyunca kýrmýzý bir sýcaklýk veriyordu. Lamba ve yatak örtüsü d evdeki odasýndan daha iyi olmadýðým düþündü. En azýndan onun sadece bacak görebiliyor olsa d enceresi vardý. Atýlgan Geyik kýza neredeyse oda kirasý olan altý frangý vermiþti bile; kýz da onu kapýnýn he bekleyen birine devretmiþti. Bu çabuk iþlem onu huzursuz etmiþ, ama sonra loþ koridorda u zaklaþan ayak sesleri duymuþtu. Kýz sabahlýðýný çýkarýp kapýnm arkasýndaki çiviye asü. Atýlgan Geyik'in giysileri ile ilgili erek yataðýn ayak ucundaki iskelete benzer askýlýðý iþaret etti. Kývrýlmýþ askýlarýndan birin manto asýlýydý. Kutsal bir kadýn heykeli ve yataðýn baþ ucunda duvara asýlmýþ sade bir haç dý ek kiþisel iþaretti bu. Atýlgan Geyik odanýn onun gerçek odasý olup olmadýðým merak etti. Ancak ne olacaðýný anlamaya baþlýyor ve bu düþünce korku, heyecan ve þehvet hissini beraberin tiriyordu. Dört yýldan fazla bir süre önce Stronghold'daki deli kadýndan beri bu þekilde hiçb r kadýnla beraber olmamýþtý. O da becerdiði tek kadýndý. Beraber olduðu iki kadýnýn da ondan esini istediðini düþününce bedenini bir utanç dalgasý kapladý. Ama þimdi giysilerini çýkartýr i, çýkardýklarýný askýlýða asü. Olabildiðince hazýrdý. Döndüðünde kýz ona bakýyordu, daha çok da kamýþýna. Lavaboya eðilirken umursamaz gözüküyordu. n bezi alýp lavabodaki suyun içine batýrýrken, "buraya gel" diye seslendi. Mesafeyi aþmasý için iki adým atmasý yeterli oldu, ama o arada hayranlýk ve korku da dahil o lmak üzere yüzlerce duygunun varlýðýný hissetti. Kýz bezi bir sabunla ovalarken, o da kýzm sa seyretti. Burnuna yeniden lavanta kokusu geldi ve bayýlacakmýþ gibi oldu. Biraz daha eði lip sanki kokusunu burnunda sonsuza kadar tutacakmýþ gibi derin derin nefes alarak b aþýnýn üstünü kokladý ve sonra soðuk, sabunlu bezi kamýþýnýn üstünde hissetti. Baþlangýçta, b hýzla akan nehre birden atladýðýnda hissettiði þok gibiydi. Nefesi kesildi, neredeyse bezden kurtulmak için geri çekilecekti. Ama sonra bezin içindeki elin ovalamasý ve sýkmasý, sabunl u suyun kayganlýðý, 206 lavanta kokusu onu öylesine heyecanlandýrdý ki kendini utandýrmamak için kýzm baþýnýn arkasýn tsal kadýn heykelciðine bakmaya baþladý. Düþüncelerini þu an basma gelen þeyden baþka yere çe için birçok þey düþündü: Chloe için çizdiði atý, kendi atý Ýyi Koþucu 'yu, sert topraklardaki Kýzm ona yaptýðý þeyi görmenin kendisini zirveye taþýmasýndan korktuðu için aþaðýya bakmadý. En sonunda kýz onu ince bir havluyla kurulayýp yataða uzanmasýný söyledi. Dar yataða bir göz kenarýna oturdu. Çok fazla mni wakan içmiþ gibi midesi bulandý, baþý döndü ve kendini hasta h ti. Ama kýz sert yataða korunmasýz, zayýf ve sarhoþ baþýný duvara dayayýp diðer uçtan ayaklar yatýrana kadar onu nazikçe itti. Kýzm bacaklarýný açarak oturmasýný seyretti. O zayýf anýnda iç gömleðini çýkarmamasý onu hayal kýrýklýðýna uðrattý. Göðüslerini görmek, hatta belki onlar ma bu his kýzýn güçlü eli kamýþýný kavradýktan sonra dik tutarak kendini aþaðýya býrakmasýyla issiyle kayboldu. Kalçasýnýn iki tarafýnda da kýzýn geniþ kalçalarým hissetti ve kýzýn kalçal e'in tatlý þeyler yapmakta kullandýðý koyu kremaya benzer beyazlýðýný hayal etti. Bu düþünce tik düþünceleri bereketli bir yaðmurdan sonraki kanaryalar gibi oradan oraya atlayarak d olaþýyordu. Dört yýldýr bir sonuç alamadan düþünmüþtü, ama þimdi onun kaygan ve güçlü kamýþýn

n sýcaklýðýný hissederken, aklý dizginleri serbest býrakmýþ, görüntüler birbirinin üzerine bi Yüzüne baktý, ilk defa kýz da ona doðru bakýyordu. Büyük, kahverengi gözlerinin derinliðini g Geyik'e, gözlerinin içine gerçekten ilk defa bakýyordu. Ama hemen sonra gözlerini kapadý ve önce bir yöne sonra diðer yöne, bir hýzlý, bir yavaþ kalçalarýný hareket ettirdi ve bir kadý önce hiç duymadýðý þekilde inlemeye baþladý, sonra Atýlgan Geyik kalçalarýný yatakta kaldýrd nden çýkýp kýzm içine girdiðini hissetti ve kýz kendini onun üzerinde tutarken çýðlýk atarak onun kucaðýna býraktý; Atýlgan Geyik geriye düþüp boncuklu lambanýn yumuþak ýþýðýnda gözleri Marie Colet mutfaktaki geniþ masada oturup diðer genç kadýnlarýn bir önceki gece birlikte ol duklarý erkekler hakkýnda konuþmalarýný duyu.207 yor, ama gerçekte dinlemiyordu. Öðleyi geceli fazla olmamýþtý ve o her zaman olduðu gibi yan ykuluydu. "Kollanma bakýn. Ve de buraya." Masanýn karþýsýndaki kýz Airtiee ayaða kalkýp sabahlýðýný kal kli gözleri zaferle parlayarak mükemmel kalçalannýn iç tarafýndaki bir çürüðe iþaret ederek " . "Olivier'ye veya Gerard'a söylemelisin. Bu sözde beyefendiler bizi bu þekilde kullanam azlar." "Hah. Bu bir maymuna pirelerinden hoþlanmadýðýný söylemek gibi. Yemez." "Üstüne üstlük þimdi dýþan çýkýp yeni bir iç gömlek almak zorundayým, çünkü tek iyi gömleðimi nabiliyor musunuz?" "Tereyaðýný uzat, Chantal. Aynca o çörekleri de tek baþýna yeme. Þu anda bile yeterince þiþma Marie dalgýn dalgýn artýk soðumuþ olmasýna raðmen cafe cre-me'ini* kanþtýrdý. Her zamankinden azla yorgundu ve hastalanabileceðim düþünüyordu. Neredeyse öyle olmasýný diledi, çünkü o gece Buna hiç deðmeyecekti. Pazar geceleri, iyi burjuvalar aileleri ile hafif yemek yedik leri, önlerindeki haftaya hazýrlandýklan için tüm gecelerin içinde en sessiz olanýydý. Gelenl sadece çok utangaç olanlar veya kimliklerini saklamak isteyenlerdi. Aynca onlar da d aha çok arka salondaki oðlanlarla giderlerdi. Keyifleri bilirdi. Etrafta dolaþma þekille ri onu hasta ediyordu. Marie tekrar eski püskü elbiseli, uzun, esmer adamý düþündü. Ge-rard'ýn onu içeri aldýðýna, h laný, kendisini seçtiðine ve kendisinin de onunla gittiðine inanamýyordu. Ama bu onun görevi ydi ve müþterileri reddetmeye baþlarsa, sonuçlan çok tatsýz olabilirdi. Bir adamdan gerçekten korktuðu son zamaný hatýrlayamadý ve askýlýðýn orada çýplak ve sertleþm yüzünü dönene kadar ondan da korkmamýþtý. Çok büyük ve þehvet dolu görünüyordu. Hislerini tab iþte yapýlmasý gereken buydu. Ama iri esmer gövdesi onda heyecanlý bir beklentiye neden ol muþtu. Kadýnlarla fazla tecrübesi olmadýðýný anlamýþtý, belki de onu korkutan bu olmuþtu. Çok erlerinde çalýþmasý gerekmedikçe nadiren erkeklerin uzanmasýný isterdi. Çoðunlukla önce gönül sonra da üstte onlan idare ederdi. Ama dün geceki erkeðin þüpheli esmer irili-* Sütlü kahve, (y.h.n.) 208 Sinden korkmuþtu. Kýzlardan biri, hem de geçen sene ölü bulunmuþ-^j ve kýzlarýn arasýnda dola ntiye göre son müþterisi kocaman bir Doðu Akdenizliydi. Marie, bu söylentiyi saçma bulmuþtu, e de 0lsa Gerard onlarý içeri kabul etmiþti. Ama þimdi bundan emin deðildi. Dün geceki adam da bir burjuva deðildi. Ama ona neredeyse diðer beyefendilerden hiçbirinin yapamadýðý bir þeyi yapmýþ, onun gelmesini amýþtý. Kendi kendine þaþkýn þaþ-lan gülümsedi. "Ne var Marie?" "Ne ne var?" "Bu sýrýtýþý bilirim. Bizden bir þey saklýyorsun." Aimee bir kedi gibi ona bakýyordu. "Kendine birini mi buldun Marie?" Laurence kýzlarýn içinde en genciydi, Marie'nin bu iþe baþladýðý yaþtan biraz büyüktü. "Tabii ki hayýr. Saçmalama, seni aptal." Kýzlar þikâyetlerine döndüklerinde, Marie esmer adamdaki hangi özelliðin onu orgazma ulaþacak dar heyecanlandýrdýðýný düþündü. Tüm iþi kendisi yaparken, ereksiyonlu bir heykelcik gibi yat bir þey yapmamýþtý. Son iki buçuk yýl boyunca bunu yüzlerce defa yapmýþ, ama hiçbirinde zevk endisine izin vermezdi. Bu þekilde, bir hizmetçinin mutfaðý temizlemesi, bir fabrika iþçisin in kadýn elbiseleri veya erkek gömlekleri dikmesi gibi kendisini bir görev yerine geti riyormuþçasýna, neredeyse bakir hissederdi. Soðuk kahveyi karýþtýrdý ve ince bir tabaka krema mesini, sonra da ka-ramel renkli sývýda kaybolmasýný izledi. Sadece bir þey olabilirdi. On dan korkmuþ olmasý. Her nasýlsa o korku bir yerden sonra daha önce hissetmediði bir heyeca na dönüþmüþtü.

Ama adamý bir daha görmeyeceðinden emindi. Neyse ne. Her þeyden önce orada ne aradýðý da bir mmaydý. Yine de þimdi aydýnlýk mutfakta oturup, arkadaþlarýnýn dedikodu yapmalarýný ve þikâye inlerken bile, yüzünü kýzartan ve kollarýný gýdýklayan hoþ bir sýcaklýk hissedebiliyordu. Ve aya gelirse, nedense uzun boylu beyefendiden korkmasýný gerektirecek bir þey olmadýðýný biliy rdu. Belki de gelirdi. Bu pekâlâ mümkündü. FHÖN/Kýzýlderümin Þarkýsý ,"'209 XI Atýlgan Geyik hâlâ aþk, onun zorluklarý, gönül acýlarý ve kazançlarý konusunda fazla bir þey ama hayatý neredeyse katlanýlmaz, yine de beklemeye deðer hale getirmeyi öðrenmiþti. Soulas lar'ýn evinden ayrýldýðýndan beri uyanýk olduðu saatlerin çoðunda arzuyla yanýp tutuþuyor gib ik mavi sabahlýklý kýz arzusunu tatmin ettiðinden beri artýk daha fazlasýný istiyordu. Sadece onu, hayalarýnýn üzerine nasýl bindiðini, saçlanndaki lavanta kokusunu, kendisini yýkayan küç rini düþünmek, tatlý bir sýzýya dönüþene kadar onu heyecanlandýrýyordu. Ýþe gidip gelirken om kömür atarken, ekmek peynirden oluþan öðle yemeðini yerken, banyo evinde sabunlanýrken sürekl nu düþünüyordu; geceleri yatarken son düþüncesi o oluyordu. 210 F14ARKA/Kýzýlderüinin Þarkýsý Biriktirdiði franklarýn yansýný ýsmarlama bir takým elbiseye, iki gömleðe, birkaç yakaya ve b yeni ayakkabýya harcamýþtý. Dükkândaki görevlinin bulduðu ona uyan tek ayakkabý kahverengiyd beyefendilerin þehirde giydiklerinden daha kabaydý. Aslýnda bir hafta sonra siyah takým elbisesi ile denediðinde kahverengi ayakkabýlarý biraz garip durmuþtu. Her þeye raðmen parla k yeni ayakkabýlarý eskilerine göre daha iyiydi. Atýlgan Geyik, eski ayakkabýlanný ölü bebeði uðu daracýk sokaða atmýþtý. Sýk sýk orada uyuyan sokak serserilerinden birinin iþine yarayabi i düþünmüþtü. Madeleine o pazar öðleden sonra bir beyefendinin kravatýnýn nasýl baðlanmasý gerektiðini ona rdi. Madeleine çok kaba olduðu için azarlayana ve onu odadan gönderene kadar Rene aþk haya tý ile ilgili bir sürü yorumda bulunmuþtu. Atýlgan Geyik kendisi bir adým geride, her ikisi de ayný anda kravat baðlayarak aynanýn önünde Madeleine ile yan yana durmaktan hoþlanmýþtý. B altý denemeden sonra, Atýlgan Geyik kravatýný baðladý, her iki ucu da eþit uzunluktaydý, üst düðüm de fena sayýlmazdý. Sonra Madeleine ona tek baþýna kravatýný baðlattý. Aynada kendine h arken Madeleine, "Doðru mu? Kendine bir kýz mý buldun?" diye sordu. Atýlgan Geyik yüzünün utançtan kýzardýðýný hissetti. Rene ve Ma-deleine'in kendisinin bir kad ndiðini tahmin edeceklerini beklemiyordu. Kýzýn bir fahiþe olduðunu onlara nasýl söylerdi? Ar asýna dönmeden "Belki evet, belki hayýr. Henüz erken," dedi. Ona aynadan kaçamak bir bakýþ attýðýnda Madeleine'in yüzünde bir gülümseme izi gördü. Onun gü ordu, nadiren bundan fazlasýný yapardý, ama þimdi bu gülümsemenin ne anlama geldiðini bilmiyo du. Ama sonra Madeleine, "Eðer öyleyse, onu akþam yemeðine getirmelisin. Belki bir sonraki p azar. Ama ailesinden izin istemelisin," dedi. Atýlgan Geyik sonraki birkaç gün Madeleine'in daveti hakkýnda düþündü. Fahiþelerin genelevden a, erkeklerle dýþan çýkma izinlerinin, izin isteyeceði bir ailelerin olup olmadýðýný merak et adeleine istemeden kafasýna bu düþünceyi sokmuþtu, kýzý pencerenin önündeki sýrada otururken vaboda yüzünü yýkarken veya beyaz iç gömleðiyle -hatta çýplak!- yataðýnda yatarken hayal ediy ta kendisini Madeleine için yaptýðý gibi patatesleri soyarken ve onun da annesinin Pine Ridge'deki ocaðý gibi bir ocakta büyük bir parça et piþirdiðini bile hayal ediyordu. .211. Bir gece Atýlgan Geyik bir rüya gördü. Rüyasýnda kýzý görmek isti, yordu, çünkü rüyalarda ins çok þey olurdu. Ama bu ne güzel, ne de mavi sabahhklý kýz hakkýnda bir rüyaydý. Rüyasýnda St d'daki sarp uçurumlardan birinin üzerinde duruyordu. Bir þev ters gidiyordu ve o aðlýyordu . Uçurumdan atlamak istiyordu, ama her deneyiþinde kuvvetli bir rüzgâr dalgasý onu geri it iyordu. Dört defa, beþ defa, on defa denedi, ama bu çabasýndan yorulana kadar her seferi nde rüzgâr onu geri itti. Tekrar denemek için kendini fazlasýyla güçsüz hissederek uçuruma ya aþaðý baktý ve uçurumun dibinde kendi halkýnýn yattýðým gördü. Her tarafta ve akla gelebilec e yerde yatýyorlardý: erkekler, kadýnlar ve çocuklar, hatta yaþlýlar. Avcýlar tarafýndan uçur en bizonlar gibiydiler. Atýlgan Geyik neden aðladýðým anladý. Ayaða kalkýp halkýna bakarken, inlerce bizon sesi gibi rüzgâr kulaklarýnda gümbürdedi, ama gümbürtüde bir ses, tanýdýk bir s Lakota sesi duydu ve bu ses, "Sen benim tek oðlumsun," dedi. Stronghold'daki köyüne dön düðünde orada hiçbir þey yoktu - ne insanlar, ne atlar, ne çadýrlar, hatta ne çadýrlarýn köþe n taþlar, ne de bir tane bile için için yanmaya devam eden ateþ. Her þey gitmiþti.

Rüya sona erdiðinde Atýlgan Geyik kendini odasýnýn karanlýðýnda, uyanýk ve tavana doðru bakar du. Sanki rüya gerçek bir rüya deðildi ve sanki zaten uyumadýðýndan gerçekten uyanmamýþtý. Yi daymýþçasýna her þeyi görmüþtü. Þimdi bile kendini uçurumun kenarýnda aþaðýya eðilmiþ görüyor ordu. Uçurumun dibinde yatan insanlarý görüyordu. Rüzgârýn uðultusunu ve kulaðýna fýsýldayan liyordu. Bu kimin sesiydi? Neden onu seçmiþti? Atýlgan Geyik gecenin geri kalanýný yorganý omuzlarýnda, küçük sýrada oturup sigara içerek ve enin öte tarafýndaki karanlýk gökyüzüne bakarak geçirdi. Ona evi hatýrlatacak ne ay ne de bir kümesi vardý. Ama onun bu tür hatýrlatmalara ihtiyacý yoktu. Kalbi burada deðildi; orada, S tronghold'da da deðildi. Þimdi ismini çýkaramadýðý bir yerdeydi ve ayný þekilde o tanýdýk ses sesi olduðunu da bilmiyordu. Rüyanýn etkisinden günlerce kurtulamadý. Bunun rüyayý anlamakla deðil, ona inanmamakla ilgisi vardý. Stronghold'daki Kuþ Kuyruðu yaþlý wicasa wakan diðerlerinin olduðu gibi Atýlgan Geyik' de rüyalarýný yorumlardý. Attan Düþüren ve o sýk sýk bu yorumlar hakkýnda ko212 nuþur ve rüyalarýn anlattýðý bir gerçek olduðunu keþfederlerdi. Þimdi Atýlgan Geyik, Kuþ Kuyr yla ilgili ne söyleyeceðini biliyordu, ama buna inanmak istemiyordu. Bunun yerine rüya yý akimin bir köþesine itti. Kaygýlanmaktan yorulmuþtu. Dört yýldan fazla bir süre önce Stron 'u terk ettiðinden beri kaygý duyuyordu. Yine de arada bir, buna en az hazýrlýklý olduðu zamanlarda, fýrýnda yüzündeki teri silerken, eðini almak için sýra beklerken rüya sinsice ortaya çýkar ve rüzgârýn gürültüsünün üzerinden ve tehlikeli bir bilginin varlýðý ile titrerdi. Bu daimi rüya ile savaþabilmek için düþünebildiði tek yol, mavi sa-bahlýklý kýzýn düþüncesini boðmaktý. Ve böylece kýzla ilgili olarak, bir sonraki karþýlaþmalarýnda söyleyeceklerinin al acak kadar saplantýlý hale geldi. Küçük, bulamk aynanýn önünde durarak Fransýzca cümleler kur relisiniz? Ben Amerika'dan François. Bu gece çok güzel." Kelimelerin aðzýndan neredeyse di lediði gibi çýktýðýný görüp þaþýrýrdý. Mathias ve Chloe bu çabalarýndan mutluluk duyacaklardý sunu tetikleyen þeyden mutluluk duymazlardý. Atýlgan Geyik kýzý artýk sadece cinsel açýdan arzulamýyor, onu bütünüyle kendisine istiyordu. geçtiðimiz dört yýl boyunca istediði kadýndý. Kýzýn bir fahiþe olmasý bu isteði azaltmýyordu, urumu daha da zorlaþtýrýyordu. Onunla gelmesini nasýl saðlayabilirdi? Bir kýzla flört konusun a hiç bilgisi yoktu. Stronghold'da o ve Attan Düþüren'in flört ettiði birkaç kýz olmuþtu, ama llikle geri planda durur ve birbirleriyle keyifli bir þekilde atýþmalarýný dinlerdi. Daha sonra Attan Düþüren ona öðüt verirdi. "Sende gözü var, herkes bunu görebilir. Yaþlý bir adam ile hâlâ kendi kendinle oynuyor olacaksýn." Þimdi Atýlgan Geyik Rene'ye bir kadýna nasýl yakl caðýný sorabilmiþ olmayý diliyordu, ama bu durumda küçük balýkçýnýn sorularýna ve þakalarýna kalacaktý. Le Salon'a ilk gidiþinden bir buçuk hafta sonra bir perþembe günü Atýlgan Geyik Rue Sainte'd eki geneleve doðru Quai des Belges'de kararlý adýmlarla yürüyordu. Yeni siyah takým elbisesi ni, beyaz kolalý gömleðiyle düzgünce baðlanmýþ kravatýný ve yeni kahverengi ayakkabýlarýný gi e ördek kafalý bastonu vardý. Ayakkabýlarý eskisinden daha yumuþaktý, ama hâlâ topuklarýný bi u. Palto. 213 sunu evde býrakmýþtý; fazlasýyla eski püsküydü ve üzerine oturmuyor-du. Yepyeni elbisesini üz iydiðinde, geçen sefer öyle muhteþem insanlarýn arasýnda ne kadar komik gözüktüðünü tahmin ed Eski Liman'ýn çevresinde neþeli bir hava vardý. Nefeslilerden ve davullardan oluþan küçük bir kestra Noel þarkýlarý çalýyor, beyaz yüzlü jonglör yanan çubuklanný havaya fýrlatýp onlarý re levin içinde yakalýyor, çok uzakta deðil, dar bir pantolon ve kolsuz tiþört giymiþ iki akroba denge ve dayanýklýlýk gösterilerini sergiliyorlardý. Kýyý boyunca her birinde Atýlgan Geyik' artýk santons diye isimlendirildiklerini bildiði küçük heykellerin satýþa sunulduðu birçok ma rulmuþtu. Bazý gemilerin halatlarýndan sarkan ýþýklar çamurlu suyu altýn renkli bir kadifeye iyordu. Noel sadece iki uyku sonraydý ve nedense Atýlgan Geyik'in böyle uzun bir günü Soul as ailesi ile geçirmekten ödü kopuyordu. Öte yandan, dükkânlar ve kafeler kapalý ve tüm sokak bomboþ olacaktý. Þehrin sokaklarýný arþýnladýðý, yalnýz ve çaresiz geçirdiði ilk Noel'i hatý ine ve çocuklarýn rahatlatýcý varlýklarýna ihtiyacý olacaktý. Atýlgan Geyik bir an Le Royal'de durup yaþlý garsona Soulas ve arkadaþlarýndan öðrendiði Noel gü bir tebrik olan Joyeux Noel demeyi düþündü. Noel, sonradan wasichu tanrýsýnýn çocuðu olaca unla cennet denilen bir yerde oturacak kutsal çocuðun doðumuyla ilgiliydi. Atýlgan Geyik Wakan Tanka'nm kendisine eþlik etmesi, kendisinin olmasý için neden gerçek bir çocuðu hiç ev ne almadýðýný düþündü. Son zamanlarda Wakan Tanka'yla ilgili epey düþünüyordu. Büyük Ruh'la g k o rüyada olmuþtu ve Wakan Tanka sadece rüyayý göndermiþti. Atýlgan Geyik'e yardým etmek ist

rsa neden bu kadar üzücü bir rüya göndermiþti? Ve bu insanlar kendi tannlanyla neden bu kada r mutluydular? Artýk ne düþüneceðini bilemiyordu. Fazla konuþmayan ama çok þey biliyor gibi gözüken yaþlý garsonu düþündü. Her nasýlsa, sorulan nm yaþlý adamda olduðunu biliyordu. Þimdiyse mavi sabahhkh kýz onu bekliyordu, bu nedenle adýmlanný hýzlandýrdý. Garsona yarýn gece JoyeuxNoel dileyecekti. Oysa kýz orada deðildi. Atýlgan Geyik her beþ dakikada bir yelek cebine zar zor sýðan saati kontrol ederek iki saat boyunca barda durdu. Kýsa boylu þiþman adam da yoktu. Etrafý süslü a damlarla çevrili san saçlý kadýn masasmda deðildi. Aslýnda genelevin tüm havasý garip bir þek sessiz görünüyordu. Kýzlar erkeklerle nadiren arka odalara gidiyorlardý; çoðunlukla divanda o uruyor, tek tek veya çiftler halinde 214 ^w odanýn içinde turluyorlardý. Atýlgan Geyik kapýdaki kýsa, iri adama mavi sabahlýktý kýzýn niye orada olmadýðýný sormayý dü disinden hoþlanmadýðýný ve ona kaba, hatta düþmanca davranacaðým biliyordu. Bunun yerine, bar genelevin neden sessiz olduðunu sordu. Barmen gazetesinden baþmý kaldýrmadan "Noel zamaný," dedi. "Müþterilerimiz çok dindardýr. Noe bu kadar yakýn bir zamanda ruhlarýna le peche" bulaþsýn istemezler. " Le peche. Veya Çift Gören'in dediði gibi günah. Ona göre, Paris'te-)d kýzlarla düþüp kalkmak hu'nun tanrýsý için bir günahtý. Tüy Adam zinanýn insaný iyi hissettirdiðinden bahsetmiþti, Ç unun þeytanýn iþi olduðunu söylemiþti. Þeytan, Oglalalann Paris'in beyaz kýzlarý ile keyiflen ini istemiþti, böylece nagflerini ele geçirebilecekti. Her ne kadar Atýlgan Geyik ve bazý arkadaþlarý bu fikrin saçmalýðýna gülmüþ olsalar da, hiçbir Kýzýlderili bu kýzlarla takýlmamý Ama þimdi dünyayý umursamaz duran barmenle üzgün bir þekilde vedalasýp yavaþ ve amaçsýzca dai yürürken acý duyacak kadar hayal kýrýklýðýna uðramýþtý. Belki de o gece hastaydý, belki de pe klerle beraber olmuyordu. Bir gece izinli olmasý doðaldý. Ama adamlarla düþüp kalkmaktan sýký iþi býraktýðýndan korkmuþtu. Bu olasýlýða inanmayý seçiyordu. Atýlgan Geyik ellerini pantolon soktu ve parmaklarýný kahverengi kadife kutunun etrafýna doladý. Ýçinde Rue St-Ferreol'deki bit pazarýndan aldýðý bir madalyon vardý. Kolyeyi ona vermeyi planlamýþtý. Mavi kadife kurde boynuna dolamak ve gardýrobun üstündeki aynada kendisini hayran hayran seyretmesini iz lemek istemiþti. Günü madalyon cebinde, eve geri dönerek bitireceðini hiç düþünmemiþti. Kendi üzüldü. Þimdi Eski Liman neredeyse boþalmýþtý, jonglör, akrobatlar, orkestra gitmiþti. Küçük heykelle u masalar toplanmýþ ve büyük gemilerdeki ýþýklar söndürülmüþtü. Le Royal'in ýþýklarý hâlâ yan xNoel dileyecek halde deðildi. Bu geceyle ilgili ne neþeli ne de kutsal bir þey vardý. G arson ona bir kez baksa bunu anýnda fark ederdi. Noel sabahý hava serin ve güneþliydi, bu da Atýlgan Geyik'in içini özrGünâh .215 lemle doldurdu. Havanýn keskinliði ve penceresinden içeri sýzýp <s mento zeminde san bir y ama oluþturan güneþ ona, Stronghold'da Düþen Yapraklar Ayý'ndaki giysisine sýkýca sarýlýp tip atlý sýcakh^. nýn keyfini çýkardýðý kýþlan hatýrlattý. Kimin ateþi yakacaðý konusunda Attan D turup beklemek hep bir yanþü. Oðlan, lar çadýrlan terk ettiklerinde hâlâ nefeslerini görebilm rine raðmen güneþ çoktan dünyayý ýsýtýyor olurdu. Atýlgan Geyik uzakta buz tutmuþ sapsan tepe liyor, ayaklannýn altýnda ezilen kuru çimenleri hissedebiliyor, donun suya dönüþünü ve av gün ný taktýðý Ýyi Koþucu'nun kokusunu duyabiliyordu. Þimdi ise komþu sokaktaki küçük kilisenin çan sesini duyuyordu, bu da ona nerede olduðunu hat attý. Bu hiç de tatsýz deðildi. Çalýþmasý gerekmiyordu. Bu gerçek onun için kutsal günden dah Bu ülkede bulunduðu dört yýl boyunca iþten sadece Noel'de ve Paskal-ya'dan önceki gün tatil apmýþtý. Çalýþanlardan bazýlarýnýn tatil yaptýðý diðer kutsal günlerde bile, Atýlgan Geyik dö altýnda o parlak kýrmýzý ateþi canlý tutuyordu. Ýþi, kutsal günlerin boþ sokaklanna tercih ed Yataðýnýn yanýnda taburenin üstündeki cep saatine bakü. Yedi otuz. Dirseðinin üzerinde doðrul ar baktý. Yýllardýr bu kadar uzun süre uyumamýþtý. Buna ilk tepkisi yataktan fýrlayýp biraz e e çorba içtikten sonra Corniche'in dýþýndaki plajda uzun bir yürüyüþ yapmaktý. Diðer limanlar a'ya?- açýlan ateþli gemileri veya akýntýyla gümüþ parlaklýkta ne olduklan anlaþýlmayan deniz ufak balýkçý teknelerini izlemek hep çok zevkli ve biraz da üzücüydü. Bunu yapmak hoþ ve huz rici olabilirdi, ama bugün yapmasý gereken baþka bir þey, mevsimler geçtikçe gittikçe daha az istekle beklediði baþka bir yükümlülüðü vardý. Yattýðý yerden karþýsýndaki binanýn üstünde bir parça mavi gökyüzü görebiliyordu. Sonra bir ç de herhangi bir gün gibi olacaðýný düþündü. Bunlar Kuzey Afrikalý ya da Rene'nin deyiþiyle i

Bugün Atýlgan Geyik onlara özeniyordu. Baþka bir çocuðun baðýrarak cevap veriþini dinlerken a-inte'deki kýzý ve bu kutsal günü nasýl geçireceðini düþündü. Rene'nin yaþlý dul annesi gibi Madeleine'in o kadar yaþlý olmayan annesi ve babasý da Noel yemeðindeydi. Atýlgan Geyik Madam Soulas'dan 216 hoþlanýyordu. Her zaman þekilsiz siyah bir elbise giyen, beyaz saçlan-ju siyah bir kumaþýn a ltýnda toplayan çýkýk burunlu, küçük, ince kadýn, 0&lu ve kansýnýn oturduðu evden bir sokak ö ve her cuma akþamý yemeðe gelirdi. Atýlgan Geyik'ten ne korkmuþ ne de çekinmiþti. Baþtan ber na büyük bir ilgi göstermiþ ve sanki kendisini anlaya-bilirmiþ gibi onunla konuþmuþtu. Madele ne onun bir vahþi olduðunu ve Occitan dilini anlamadýðýný, sadece çok az Fransýzca bildiðini ttiðinde, Atýlgan Geyik'in nadiren anladýðý bir iþaret diline baþvurmuþtu. Atýlgan Geyik'in g -bir keresinde Madam Soulas ona seslenip iþaret ve ortaparmaklarýyla aþaðýya doðru bir çatal aptýktan sonra, aynýsýný diðer eliyle yapýp Atýlgan Geyik atm üzerinde bir adam yaptýðýný anl parmaklarýný soldan saða dans eder gibi hareket ettirdiðinde olduðu gibi- iþaretini anladýðý rtecek þekilde par-ladýðýnda, o ince ve sesli, ama içten kahkahasý ile gülüp hareketi tekrarl ve gözleri yaþarana kadar gülerdi. Sonra sanki aile içinde hoþ bir þakaya gülmüþler gibi tekr ansýzca deðil de, Provence lehçesi olan o garip dilde konuþmaya baþlardý. Bazý iþaretler dýþýnda hiçbir þey anlamayan Atýlgan Geyik ilginç bir þekilde onun espri anlay derdi. Madeleine'in anne ve babasý ise tamamen farklýydý. Çok daha az gelirlerdi, Soulas ailesiyle yaþadýðý iki yýl boyunca onlarý parmakla sayýlacak kadar az görmüþtü. Kanepede vey dimdik otururlardý. Her ikisi de Midi'den gelmiþ olmalarýna raðmen, iyi öðrenim görmüþ vatand ibi sadece Fransýzca konuþurlardý. Mathias'a ve Chloe'ye çok daha baðlýydýlar; onlara pahalý iyeler getirir, baþlarýna beceriksizce dokunmak için uzanýr veya yakalayabilirlere ince omuzlarýndan sarýlýrlardý. Ellerinden geldiði kadar Atýlgan Geyik'i görmezden gelirlerdi, ama Rene'yi de yok sayarlardý ki bu gerçek, Rene'yi pek de mutsuz ediyor gibi deðildi. Mösyö D aviel on beþ usta ve sayýsýz çýrak çalýþtýran bir mobilya üreticisiydi. Çoðunlukla iþinin çok sonuçta ya emekliye ayrýlacak ya da delirecekti. Kendisini ve Madam Daviel'i burjuv a olarak gördüðü, verdikleri eðitim ve terbiyeden sonra kýzlarýnýn sýradan bir balýkçýyla evl eri açýktý. Madeleine büyük bir rascasse, veya orada yaþayanlarýn dediði gibi lipsoz, yanýna tatlý patate li ve mercimekli bir domuz budu piþirmiþti. Rene, Paskalya'ya kadar domuz budu yiyec eklerini, sonra da yeni bir tane almak zorunda kalýp her þeye baþtan baþlayacaklarý konusu nda Madeleine'le þakalaþmýþtý. Madeleine her zamanki gibi onu azarla. 217 mýþ, anne ve babasý için küçük bir horoz piþirmiþ olmayý tercih edip etmediðini sormuþtu. Ama geçti; Madeleine'in anne babasý bile birkaç þiþe iyi þaraptan sonra (özellikle onlar için alý cuklarýn keyfinin yerinde olmasýyla gevþemiþ gözüküyorlardý. Mathi-as özellikle mutluydu; nin e dedesi ona, aðaçlardaki kuþlarý, Pare Borely'nin fundalýklarýný ve St-Jean Kalesi birliðini elken açmýþ gemilerini seyredebileceði yeni ve pahalý bir dürbün vermiþti. Chloe daha sakindi ma mucizevi Eyfel Kulesi de dahil olmak üzere Paris'in belli baþlý tüm özel yerlerini göster en hayal fenerinden etkilenmiþti. Atýlgan Geyik bir keresinde onun için Eyfel Kulesi'n in resmini çizmiþti, ama ýþýklandýrýlmýþ resmin yanýnda kendi çizimi çok zayýf kalýyordu. Aslýnda Atýlgan Geyik'in çocuklara getirdiði hediyeler de bir hayli kötüydü. Biriktirdiði par nu giysilere ve içkiye harcamýþtý. Ýlk defa kendine odasýnda içmek üzere þiþelerce þarap almý raptý, bu geceki þaraba hiç benzemiyordu, ama þiþelerin her biri yarým frank tutmuþtu. Bir de her gün ayný kirli elbiseleri giymekten sýkýldýðý için yeni bir yedek iþ elbisesi almýþtý. Ye sesi ve ayakkabýlarý dýþýnda aldýðý her þey yeterince küçük görünmüþtü, ama toplama bakýldýðý sýnýn içeriðini harýn sayýlýr ölçüde azaltmýþtý. Bu nedenle Chloe'ye kýzýn teþekkür edip kutusunda býraktýðý kötü taklit Ýspanyol tarzý bir be as'a aldýðý renkli kalem seti ise hiç anlamlý deðildi; oðlanýn resim yapmaya meraký yoktu. Ma ine bademle doldurulmuþ kayýsý þekerlemeleri dolu kutuyu coþkuyla karþýlamýþ, Rene ikinci el e kutusuna hayran kalmýþtý, ama Atýlgan Geyik hediyelerin onlarý þaþýrttýðýný ve hayal kýrýkl Daha bir yýl önce Madeleine'e mantosunu tutmasý için telkari bir broþ ve Rene'ye de dirsek leri delinmiþ ve defalarca yamanmýþ eskisinin yerine saðlam bir balýkçý kazaðý almýþtý. Atýlgan Geyik kendi yeni takým elbisesinden ve parlak kahverengi ayakkabýlarýndan utanmýþtý. glala insanlarýndan, bir çocuðun veya kocanm kaybýndan doðan acýyý, et veya yemiþlerin fazlas leri ile paylaþmayý öðrenmiþti. Bir yerde paylaþma isteðini kaybetmiþ, bunun yerine kendisiyl e kendi istekleriyle ilgilenmeye baþlamýþtý. Madam Soulas'dan gelen hediyeyi açýp gümüþ haçlý spihi havaya kaldýrdýðýnda duyduðu utanç derinleþti. Atýlgan Geyik onun için hiçbir þey almam aldýrmamasý ve gözlerinin, bir þey vermenin

218 keyfiyle parlamasý kendisini daha da kötü hissetmesine yol açmýþtý. Atýlgan Geyik, yemekten sonra Rene ve Mösyö Daviel ile salonda oturup puro ile beraber erik konyaðý içti. Çocuklar, Madeleine ve Madam Soulas'ýn masayý toplayýp bulaþýklarý yýkama ttiler. Madam Daviel piyanonun basma oturup Noel ruhuna uygun canlý bir þarký çaldý. Fazla sýyla resmi duruyordu, ama parmaklan tuþlar üzerinde dans ederken gövdesinin üstüyle sanki p iyanoya saldýnyormuþ izlenimi veren hareketler yapmayý baþanyordu. Atýlgan Geyik onun piya noyu adeta canlýymýþçasýna çalmasýna, bu kadar zengin sesler çýkarmadaki becerisine hayrandý. ldýðýnda ise tersine, sanki piyanonun kendi iradesi varmýþ gibi çok boðuk ve kaba sesler çýký Müzik dinledikten ve çoðunlukla Mösyö Daviel'in fmnda kurutulmuþ ahþap yokluðundan ve fahiþ m an þikâyetlerinden oluþan sohbetten sonra Atýlgan Geyik bir anda temiz havaya çýkma ihtiyacý issetti. Daha önce Soulaslar'ýn evinden hiç kendi isteði ile ayrýlmamýþ, her zaman Rene'nin o a izin vermesini beklemiþti, ama þimdi ayaða kalkýp her iki adama da iyi geceler diledi. Sonra mutfaða gidip ailenin geri ka-lanýyla vedalaþü. Chloe ona sarýlýp bere için teþekkür e Mathias elini sýkýp haritalar çizerken renkli kalemlerin iþe yarayacaðýný söyledi. Madeleine iki yanaðýndan öpüp Joyeývc Afoefler dilerken eline parþömen kâðýdýndan bir paket sýkýþtýrdý du. Son olarak eðilip Madam Soulas'ý önce bir yanaðýndan, sonra diðer yanaðýndan öptü. Bunu d hiç yapmamýþtý, ama yaþlý hanýmefendi, siyah elbisesinin yýpranmýþ kollan kývrýlmýþ ve elleri bir halde güldü ve Lakota iþaret dilindeki becermek iþaretine rahatsýz edecek derecede be nzeyen bir hareket yaptý. Noel'den bir hafta sonra Atýlgan Geyik saðanak yaðmurun altýnda Rue Sainte'e doðru yürüyordu. Ayakkabýlan su içinde kalmýþ, pantolonunun paçalan yaðmurdan aðýrlaþmýþtý. Þemsiye en azýndan tutmuþtu, ama ani esen rüzgâr yaðmur damlalarýný yanlara doðru savuruyordu ve o da Madeleine ve Rene'nin ona verdiði yeni ipek atkýnýn ýslanmasýný önlemek için paltosunun boynunu sýkýca du. Bütün hafta aðýrlýðýný hissettiren suçluluk duygusunun yerini mavi sabahlýklý kýzla tekra entisi almýþtý. Öte yandan hayal kýrýklýðý için de hazýrlýklýydý. Karanný vermiþti, kýz bu se u Le Salon'a son gidiþi olacaktý. . 219 Ama oradaydý, ayný kýrmýzý divanda oturuyordu. Cumartesi akþamýydý ve büyük oda konuþmalar, m kahalarla çýnlýyordu San saçlý kadýn ayný masada oturmuþ, çevresi yine yaþlý ve genç bir sürü ak köþedeki piyanist sýrtý odaya dönük, geçen seferki þarkýlarý çalýyordu. Fahiþelerden biri adamý perdelerin arkasýna götürüyordu. Atýlgan Geyik paltosunu ve þemsiyesini ona hoþ geldiniz demeyen kýsa, cüssesi geniþ adama ve rip bara ilerledi, ama yolun yarýsýnda dönüp oda boyunca kýrmýzý divana doðru yürüdü. Beyaz a nda olduðunu anladý, ama bir þey yapmak için artýk çok geçti. "Bonsior mademoiselle" dedi önünde yan eðilerek. "Hatýrlarsanýz, ben François. Nasýlsýnýz?" "Ýyi" dedi kýz ona bakmadan, "Ya siz mösyö?" "Mutluyum." "Bu sizin için iyi olmalý, deðil mi?" "Evet. Yeni bir atkým var. Bir sürü de arkadaþým..." Bu kez Marie kafasýný kaldýrýp ona baktý. Kýsýk gözlü, çýkýk elmacýk kemikli esmer yüz bir gü di. Ne var ki bu yüzde maske gibi gergin, ifadesiz bir þey vardý. Atýlgan Geyik þansýna inanamýyordu. Öncelikle onu yalnýz yakalamýþ, sonra da çalýþtýðý cümlel telik kýz da onu anlamýþtý! "Sizinle oturmak istiyorum." Aniden sesi onu son gördüðünden beri ssetmediði bir neþeyle titremiþti. Ama sonra bu midesini bulandýrdý. Sonunda oturup biraz daha konuþtu. Kýz bazen cevap verdi; diðer zamanlar kavuþturduðu elle rine veya piyanonun durduðu köþeye baktý. Uzun siyah bir etek ve beyaz bluz giymiþ bir kadýn gümüþ bir tepside içkilerle geldi: Atýlgan Geyik için köpüklü þarapla dolu saplý bir bardak, kehribar rengi bir sývýyla dolu uzun bir bardak. Kadýnýn çaðýrmadan gelmesi Atýlgan Geyik'i þ kadýna iki frank verip bardaðýný kaldýrdý; kýz da ayný þekilde davrandý. Ýkisi de konuþmadý, yik baloncuklu sývýyla beraber kýzýn lavanta kokusunu da içti. Bu karýþýmla birlikte beklenme bir þekilde çakýr keyif olmuþtu, bir anlýðýna gözlerini kapadý. Açýp konuþmaya baþladý, ama doðrudan ona bakýyordu. Marie Colet yataðýn kenarýna oturup ayakkabýsýnýn baðlarýný çözdü. 220 François o geceki beþinci erkek olacaktý, ondan sonra muhtemelen beþ, yedi veya sekiz er kek daha olacaktý, buna içkiyle geçen bir geceyi iyi bir düzüþle sonlandýrmak isteyen bir iki herif de dahil olurdu. Ýþin bu jasmýndan nefret ediyordu. Ya üzerine abanýrlar ya da becer emediklerinde canlan sýkýlýr ve kötü davranýrlardý. Kýzlar, Olivier'ye þikâyet edip bu sarhoþ asýný teklif ettiklerinde, Olivier çok kýzmýþ ve bu adamlarýn en iyi ailelerden geldiklerini

e onlarsýz iþinin geleceði hali ve kýzlarýn istedikleri zaman diðer sokak fahiþeleri ile bera er Rue Sainte'de yürüyebileceklerini söylemiþti. Gerard toplanmalanna yardým edebilir ve o nlan sokaða kadar geçirebilirdi. Elveda. Geçmiþ olsun. Marie ayakkabýlanný gardýrop ile dolap araþma yan yana koydu ve çoraplanný üzerlerine yerleþt i. Askýlýða pantolonunu asan Franço-is'ya bir göz attý. Kare omuzlan ve uzun güçlü kollannýn orku vücudunda ufak bir titremenin dolaþmasýna neden oldu. Ayýk ve nazikti ve hatta utan gaç. Ama çok kocamandý! Adamlann çoðu gibi uzun iç çamaþýn giymemiþti, sadece hayalanný kapat don. Esmer teni beyaz donunu loþ ýþýkta neredeyse ýþýklý hale getiriyordu. Marie bir an tere ettikten sonra iç gömleðini baþýnýn üzerinden çýkardý; geçen hafta sarhoþlardan birinin Marie ýsýrdýðý sað göðsündeki geçmek üzere olan çürüðü fark etmemesini umuyordu. Yataðýn kenannda oturup onu bekledi, geri döndüðünde elinde bir þey vardý. Kýza doðru yürüdü; ereksiyon halindeydi, ilk geceden çok farklý bir durumda. Önce adamýn elindeki kahvereng i kadife kutuya, sonra soru soran bakýþlarla onun gözlerine baktý. "Sizin için matmazel." Sonra gülerek ekledi: "Güzelliðiniz için." Marie kutuyu alarak menteþeli kapaðýný açtý. Ýçinde açýk mavi saten yüzeyin üzerinde bembeyaz madalyon vardý. Daha koyu renkli kurdeleden tutarak çýkardýðý madalyonun üzerindeki zarif kad profiline baktý. Sonra tekrar François'ya döndü. "Ama bunu kabul edemem mösyö. Bu fazlasýyla güzel." Madalyonu avucunun ortasýna yerleþtirip kabartmalý profilin üzerinde baþparmaðýný gezdirdi. Hep bir tane istediðini nasýl bilebilmiþt elki bunu kannýza vermeniz daha iyi olur." Ýçinde hafif bir acý banndýran bir ses tonuyla ekledi: "Fahiþenize deðil." Adam, François, göðsünden gelen gürültülü bir kahkahayla güldü. Sonra yataðýn kenarýna, kýzýn lyonu aldý ve kýz ona sýrtýný döndü. Kurdeleyi kýzýn boynuna oturacak þekilde baðlarken, kü221 çük mücevherin tenine deðiþi Marie'yi ürpertti. Sonra adama doðru döndü. Adamýn gözlerine bak l bir kadýn için, sanýrým," dedi Adam "Kendine bir bak," dedi gardýrobun üzerindeki aynayý iþaret ederek. Marie ayaða kalkarak birkaç adýmda aynaya yürüdü. François onu takip ederek arkasýnda durdu. oncuklu lambanýn ýþýðý madalyon ve boynunu çevreleyen kurdeleyi ancak aydýnlatýyordu. Adam on armaklarýyla nazikçe madalyona dokunuþunu seyretti. Sonra aþaðýya göðüslerine baktý ve koyu r göðüs uçlarý onu anýnda heyecanlandýrdý. Ama henüz ona dokunmuyordu. Bunun için daha zaman v aynadaki bir çeþit huþu dolu mutlulukla parýldayan koyu renkli gözlerine bakmak ona yetiy ordu. Atýlgan Geyik hayatýnda hiç bu kadar kendisiyle gurur duymamýþtý. Sabah saat üçte Marie son kez odasma döndü. Aþaðýda Olivier, Gerard ve kýzlardan birkaçý dýþý mamýþtý. Sokak boþ ve karanlýktý, ama yaðmur durmuþ ve yukarýlarda birkaç yýldýz þehrin üzeri Genelde Marie bu saatte çok yorgun ve üzgün olurdu. Genelde yýkanmak veya yatak çarþaflarýný rmek zahmetine katlanmaz, yataða yýðýlýr kalýrdý. Odasýnýn bu kadar küçük ve havasýz olmasma kasýndaki küçük bahçeye bakan köþedeki büyük pencereli odasýndan dolayý Aimee'ye özenirdi. Ay n geçip uykuya dalarken erkeklerin sonsuz beyaz bedenlerini ve çok gurur duyduklarý se rt kamýþlarýný görürdü. Ama bu gece Marie yorgun deðildi ve burnu seks kokusundan rahatsýz olmuþtu. Genelevdek i ilk birkaç haftasýndan sonra kokuya alýþmýþtý ve aldýrmýyordu. Bu koku, lavantalý vücut los o ve içki kokusu gibi onun bir parçasý olmuþtu. Þimdi hayatýnýn bu kýsmýndan nefret ediyordu, a salonda oturarak seks konuþmalarýnýn zoraki neþesine katýldýktan sonra, seks manyaðýnýn tek dasýna götürerek kendini bir baþka keyifsiz birleþmeye karþý duygusuzlaþtýrmaktan öte bir þey bu hayat, onun bütün hayatý olmuþtu. Marie gecenin ilerleyen saatlerindeki ayaza karþý bir zorunluluk olan pazen gecelik, havlu sabahlýk ve yün terlikler içinde duvara daya222 ^r lý yastýða baþýný koyarak yataðýna uzandý. Küçük kahverengi kutu ku-caðmdaydý. Onu henüz açma yerine, gözlerini kapatýp kendisini aynanýn önünde madalyona hayran hayran bakarken, bir yandan da arkasýndaki esmer, vahþi yüze kaçamak bir bakýþ atarken gördü. Adamýn yüzü aynada, nde bir yerlerde görünür gibi oldu; gözleri o kadar da vahþi deðildi ve dudaklarý gerçek bir meyle aralanmýþtý. Marie kadife kutuyu okþadý ve François'ya hissettiklerini anlamaya çalýþtý. On dokuz yaþýnda anmak için fazlasýyla kinikti, en azýndan kendisi söz konusu olduðunda. On alü yaþýndaki Laur e her gece aþýk oluyor gibiydi. Bazen Marie genç kýzýn kendisi ile yatmasýna izin verir, o d a onu kendi kýzý yapacaðýna söz veren o veya bu adam hakkýnda konuþup dururdu. Laurence'ýn ho

uðu ve yaþýna göre olgun bir vücudu olduðu doðruydu, ama verilen sözlerin boþ sözler olduðunu kýzlarýn, güzel Aimee gibi bir kýzýn bile çok yaþlanarak, güzelliklerini ve diriliklerini ka dene kadar evlerden asla ayrýlmadýklarýný öðrenecekti. Ondan sonra hizmetçi olur veya çamaþýr cak bir yer bulacak kadar þanslýlarsa) iþine girer ve hatta dilencilik yaparlardý. Marie henüz genç olmasma raðmen, kendini neredeyse tanýdýk bir þehrin sokaklarýnda dolaþtýðý rüyal i giysilerden baþka hiçbir þeyi olmaz ve çocuklar onunla alay ederlerdi. Bu rüya hep hangi yöne gideceðini bilmez bir halde bir köþede durmasýyla sona ererdi. Her yön de ona ayný geli di: boþ, kasvetli ve tanýdýk. Ve karanlýktan korkup bir an nerede olduðunu bilemeden öylece oturduðunda kendisini rahatlatacak birine, herhangi birine seslenmek isterdi. Ama kendi durumunda bulabildiði tek teselli en azýndan on yýl daha fahiþe olarak kalabileceði düþüncesi olurdu.En azýndan bu süre boyunca kalabileceði bir yeri ve iþi olurdu. Tüm bunlarýn an yakýn geleceði o kadar da kötü görünmezdi. Ama þimdi uzun boylu esmer adam onu pek çok açýdan etkilemiþti. Kesinlikle kibar bir devdi ; ona hükmetmenin iyi bir fikir olduðunu düþünen her zamanki azgýn müþterilerinden sonra bu a , onun&için hoþ bir deðiþiklik olmuþtu. Oldukça utangaçtý ve seviþmeleri sýrasýnda, aðýrlýðýn kýlsýz göðsü kendi göðüs uçlarýna ancak dokunacak þekilde ona kýrýlacak bir þeymiþ gibi davr dar bu sefer gelmediyse de -aklý fazlasýyla boðazýný saran ve serin dokunuþunu hissettiði mad lyondaydý- üzerinden kalktýðýnda bir çeþit hayal kýrýklýðý hissetmiþti. Bu, onu bir önceki se aðlama.223_ sýndan daha fazla þaþýrtmýþtý. Bir erkeðe karþý çok nadiren bir his ve daha da nadiren ondan l kýrýklýðý duyardý. Bu adamýn garip, esmer bir yabancý olmasý kafasýný karýþtýrmýþtý. Yabanc ili olanlarý içeri almayan bir evde çalýþtýðý içjj kendini her zaman þanslý hissetmiþti. Ama di? Ýç geçirdi. Þimdilik hiçbir þey yok, diye düþündü ve tekrar aklým baþýna toplamak onu rahatla di, daha fazlasý deðil. Ona bir hediye vermiþ, onu becermiþ ve þimdi de büyük olasýlýkla bira luk hissederek, ama düzüþtüðü için kendinden hoþnut bir halde eve, karýsýna gitmiþti. Marie b rin fahiþelere ihtiyacý olduðunu biliyordu; bu nedenle oradaydý. Kanlan erkeklerin tepel erinde terlemeleri ve tüm azgýnlýklanyla seviþmeleri için fazlasýyla düzgündüler. Bu adam sad iraz daha nazikti. Marie ayaða kalktý, sabahlýðýný bir çýrpýda çýkarttý ve yatak baþlýðýnýn üzerine katladý. Son kmeceyi açtý. Bu, dikiþ seti, ailesinden gelen ve bir okul öðretmeni tarafýndan yazýlmýþ okuy tuplar, grandmaman'sýna ait boncuklu bir cüzdan, Noel'de gardýrobun üzerine koyduðu üç küçük ve beyaz kapaklý Ýncil gibi küçük þeylerini sakladýðý yerdi. Bu gece madalyona bakmamaya kara miþti. Kadife kutuyu çekmeceye yerleþtirirken, adamýn ona adýný sorduðunu, onun da söylediðin ladý. "Marie," demiþti François. Sonra ezberlemeye çalýþýr gibi tekrarlamýþtý. Ýsminin bu kad söylendiðini hiç duymamýþtý. Baþka þeyler de hatýrladý; gitmek üzere kapý aðzýnda dururken "François" demiþti ve o döndüðü im, François," demiþti. Bu da bir baþka ilkti. Hiçbir müþterisine hiçbir þey için teþekkür et niyerin üzerine bahþiþ býraktýklarýnda bile, terbiyeli bir sessizliði tercih ederdi. Marie, François hakkýnda kinik olmaya çalýþsa da, biliyordu ki François onu þaþýrtacak kadar anlandýran bir adamdý. Iþýklarý söndürüp soðuk çarþaflarla dertop olmuþ yataðýna gömülürken, ada olmanýn nasýl olduðunu, ertesi gün onun yanýnda uyanmanýn nasýl olabileceðini merak etti. nik yargýlarýna raðmen onun evli olmadýðýný anlamýþtý. Peki ama onun yanýnda uyanmak nasýl ol Gözlerini kapatýp güzel madalyonu düþündü. Bu herhangi bir baðý olmayan bir adamdan aldýðý il yeydi. Ýyi de bu adam ondan ne istiyordu? 224 XII Atýlgan Geyik bu son üç ay boyunca Marie'yi haftada bir kere görüyordu. O saðanak yaðmurda yü beri eski haline dönmeyen, derisi biraz daha sertleþen, ayak parmak yerleri kývrýlan ka hverengi ayakkabýlarýný parlatarak açýk pencerenin önündeki sýrada otururken iþlerin biraz fa masýný diledi. Sadece tek bir þey için, para biriktirmeyi bile düþünmeden, ödeme gününden öde du. Þarap alýyor, daha sýk dýþanda yiyor, her hafta gömleklerini yýkanýp ütülenmesi için çama hiçbiri madalyon kadar pahalý olmasa da, Marie'ye ufak hediyeler alýyordu. Sonuç olarak, çanta-smdaki cüzdanda hiçbir þey kalmamýþtý. Cüzdaný iki aydýr görmemiþti bile. Bir gün evin ndi insanlarýna döneceði umuduna gelince; bu, gittikçe uzaklaþan bir rüyaya dönüþmüþtü. Ailes Fi 5ÖN/Kýzýi derilinin Þarkm "225 sýk düþünüyordu, annesini boncuk dizerken veya demir ocaðýn önünde dururken, babasýný diðer e eraber güneþlenirken veya keyif için Ýyi Koþucu'ya binerken gözünün önüne getiriyordu. Attan

ise patates ekerken ve etrafý çocuklarýyla sarýlmýþ olarak düþünü, yordu. Bu hayal edebilece le fazlaydý, kendi ýrkýndan bir ka_ dýnla evlenmiþ, kendi ülkesinde yaþayan kola'sý her gün a oðu-munu seyrediyordu; tanýdýk hayvanlarýyla, uzak ama sadýk Paha Sa-pa'da. Bunlarý ve kendi halkýný düþünüyordu, ama o rüya onun keyifli hayallerine gizlice giriyor, içini soðuk bir ko a dolduruyordu. Atýlgan Geyik, rüyasýnýn onu eve dönmek için tedirgin ve umutsuz bir çaresizlikle doldurmasý ektiðinin farkýndaydý. Rüyasýnýn gerçek olup olmadýðýný görmeyi her þeyden fazla istemeliydi. aklýn almayacaðý bir felaket olurdu. Sen benim tek oðlumsun. Ama bu kimin sesiydi? Kuþ Kuy ruðu'nun mu? Babasýnýn mý? Son zamanlarda bir akþam rüyasýnda Çýlgýn At'ý gördüðünden beri, r kendisiyle temasa geçtiðine inanmaya baþlamýþtý. Atýlgan Ge-yik'in kendi babasý Bodur, Çýlgý ken bile rüyalar ve geleceðe dair imge dünyasýnda yaþadýðýný söylemiþti. Belki de onu geriye erçek dünyadandý. Onun kendi insanlarýyla, atalarýyla buluþmasýna izin vermeyecekti. Sen beni tek oðlumsun. Þimdi bile ses ve rüzgâr sanki onu onursuz hayatýndan kopanp almak için uyara rak vücudunu ürpertiyordu. Ama Atýlgan Geyik'in bu korkutucu rüya için hep bir panzehiri vardý. Kendini Marie'yi düþünme e zorluyordu. Onun hakkýnda hâlâ neredeyse hiçbir þey bilmiyordu; sadece üç yýldýr genelevde ilya'nýn dýþýndaki bir köyden geldiðini biliyordu. Ama onun vücudunu ve gözlerini tanýyordu, nin o içeri girdiðinde veya ona bir hediye getirdiðinde nasýl aydýnlandýðýný, sonra da kýzlar n veya piyanonun baþýnda þarký söyleyen erkek kalabalýðýný seyrederek salonda onunla oturduðu karanlýklaþuðýný biliyordu. Bu kendi iþi bile olsa onlarla beraber olmayý sevmediðini biliyo . Atýlgan Geyik ondan ayrýldýktan sonra, hemen Le Salon'u terk ederdi, çünkü onun o zavallý d rumunu görmek istemiyordu. Ama Le Pani-er'ye dönerek dairesine ulaþtýðýnda, karmaþýk bir kýzg içini yakan isyankâr bir öfke duyuyordu. Niçin ayrýlmýyordu? Niye sadece çekip gitmediðini anlayamýyor-du. Ama ona kendisiyle beraber eve, dairesine gelmesini soracak cesareti olmadýðý için kendisine daha da kýzgýndý. Ve ona b raber yürüyü226 FÝ SARKA/Kýzýlderilimn Þarkýsý þe çýkmayý veya bir kafeye gitmeyi teklif edemediði için utanýyordu. Bunu yapmak için gereken leri biliyordu. Ne var ki bunlarý dile getirecek cesareti yoktu. Stronghold'dan ay rýldýðýndan beri bir korkak olup çýkmýþtý. Gençken, Black Hills'deki madencileri kýzdýrdýðýný çaldýðýný, wasichuiana yakalamasý durumunda onu göndereceklerini bilmesine raðmen, geceleri e Ridge'e gizlice girip ailesini ziyaret ettiðini düþünmek ona acý veriyordu. Bir zamanlar Og-lalalarm nasýl yaþadýðýný hayal ettiyse, öyle yaþamýþtý: hiçbir þeyden korkmayarak, macer aybetmeyi göze alarak. Þimdi ise en küçük engelden, kendi gölgesinden bile korkuyordu. Atýlgan Geyik kahverengi ayakkabýlarýný baðlayýp ayaða kalktý ve yeni ütülenmiþ ceketini giyd saçlarýna baktý. Saçlarýný arkada toplayarak altýnda katlýyor, sonra da madalyonunkine benze avi bir kurdeleyle baðlýyordu. Marie, madalyonu þifoniyerden çýkanr ve o da bunu kýzýn boynun baðlardý. Bir biçimde her ikisinin de mavi kurde-la takýyor olmasý onlarý heyecanlandnýyordu Altýnda nasýl kývranýp fýsýldadýðýný, kalçalarý ile hayalarýna sertçe vurduðunu, ta ki artýk baþlayýp kulaklarýný ve kamýþýný ayný anda alevlendiren o yüksek, ürkütücü çýðlýða eriþtiði z býrakan ýstýrap verici bir hareketle onun içine boþaldýðýný hissettiðini düþünmek hâlâ onun Henüz Marie ile randevusu için çok erkendi ve nisanýn, Kýrmýzý Çimenlerin Göründüðü Ay'm baþl olduðundan Atýlgan Geyik bir kadeh anisette içmek için Le Royal'e uðramaya karar verdi. Bu raya pek çok aydýr, sýcak yazdan beri gelmiyordu, ama þimdi yaþlý garsonu görmek istemiþti. D çok yaþlý garsonun kendisini takým elbisesi ve toplanmýþ saçlarý ile görmesini istemiþti. Ama ona, siyah saçlarý ortadan ayrýlmýþ ve en son moda yukarý kývrýlmýþ ince býyýklý genç bir etti. Garsonun iyi bir takým elbise ve kolalý gömlek giymiþ iri, esmer adam karþýsýnda kafasý rýþmýþ gibiydi ve baþta Atýlgan Geyik'in ne demek istediðini anlamadý. Ne demeye çalýþýyordu? En sonunda Atýlgan Geyik, "Sizden önceki, yaþlý garson, arkadaþým," demeyi baþardý. "Ah, Lachaisse demek istiyorsunuz. Tabii ki." Garson anisette'i Atýlgan Geyik'in önüne koydu. "Ama o gideli çok oldu." * ,227 "Nereye?" "Arles veya Nîmes'deki kýz kardeþinin yanma gittiðini söylüyorlar. Geçen sonbahardan beri." G rson üzerinde numara yazýlý kâðýt parçasýný koparýp masaya býraktý. "Gerçekten arkadaþýnýz mý Atýlgan Geyik umanda dinlenen gemilere doðru bakü. Ilýk havada, çöp ile birleþen tuzlu suyun eskin kokusunu þimdiden alabiliyordu. Garsonun ismini daha önce hiç duymamýþtý, Lachaisse. " Eski bir arkadaþ," dedi ve Le Royal'e gelmekten vazgeçtiði için kendisini kötü hissetti. Baþlangýçta, Breteuil her þeyden çok þaþkýnlýða uðramýþa. Genelde Le Salon'da barda hiç durma

heriflerden iðrenirdi. Kaderin garip bir cilvesi olarak restoranýný Marsilya'daki en öz el restoran yapanlar da bu tür adamlardý. Ama son derece kendini beðenmiþ biri olan Bret euil, kendini haute bourgeoisie'den farklý görüyordu: yetiþtirilmesinde onlardan aþaðý, ama i celikte onlardan üstün. Bunlar çok fazla þarap içip yemeklere, baðýrsaklarýndaki deliði kapat fazla þarap devirmelerini saðlayacak en berbat köylü yemeði gibi davranan adamlardý. Tabii ki yaratýcýlýðýna saygýlarýný sunmak için bir ay veya daha fazla bekleyen müþterileri vardý. halde boðucu mutfaktan belirip, masa ziyaretleri sýrasýnda kadeh kaldýrdýðý bu müþterilerdi. lon'da þu anda etrafýný sarmýþ domuzlan çok zor fark ederdi. Genelde arka salona güzel Miguel e, Breteuil'ün beðenisinin belirtisi olan cömertliðini kabul etmekte çok istekli olan genç Ýs anyol'a giderdi. Bugün ise bir taþla iki kuþ vurmak için burada buluþmakta ýsrar eden Parisl i bir çatal býçak satýcýsýyla buluþacaktý. Ama siyah saçlý fahiþeyle oturan uzun boylu, esmer adam merakýný cezbetti. Egzotik bir hav asý olan bu adamý gözü bir yerden ýsrnyor-du. Bir çeþit gösteri sanatçýsý mýydý? Nüfuzlu biri ir aktör mü? Kaba, neredeyse korkutucu derecede yakýþýklýydý. Breteuil bu yüzü daha önce görm lmacýk kemikleri, fahiþe konuþurken hafif bir gülümsemeyle kývrýlan ince dudaklar. Ama burada ne iþi vardý? Breteuil çevresine bakýndý. Açýk tenli, kýzýl saçlý bir adam ve kýsa san saçlý tüm erkekler öyle veya böyle birbirine benziyordu; býyýklý veya sakallý, kusursuz giyimli, ge veya yaþlý, hepsi birbirinin aynýydý. Hatta sýk sýk restoranda geniþ kalabalýktan aðýrlayan h iþgüzar tazýyý bile tanýmýþtý. Ve unvaný228 m sattýðý halde kullanmakta ýsrar eden bir markiz. Breteuýl, þampanyasýndan bir yudum aldýktan sonra sýrtýný odaya döndü, ama hâlâ bar aynasýnda mý görebiliyordu. Olivier, neden böylesine garip bir yaratýðý iþletmesine kabul etmiþti? Yani iri deðilse. Ya da zengin. Adamýn ayaða kalktýktan sonra fahiþenin ayaða kalkmasýna yardým ediþini seyretti. Ne kibarlýk tlük bir fahiþe için, hatta pek güzel bile deðil. Ayakta dururken daha da büyük gözüküyordu. l dönüp ikisinin, fahiþe önde, arka odaya gidiþlerini seyretti. O ne omuzlar öyle. O ne ince bel. Adam kýrmýzý kadife perdelerin arasýndan kaymak için hafifçe döndü. Omuzlarýnýn üzerind oðru, alelade bir bakýþ atü ve Breteuil neredeyse þampanyasýný püskürtecekti. Kucaðýna biraz fark etmedi. Þaþkýnlýkla sarsýldý. Bu geriye bakýþýnda bir þey, gözleri gerçekte bir þey gör eteuil'ü sanki kendi et tokmaðý tarafýndan vurulmuþ gibi titretti. Kýrmýzý perdelere bir süre baktýktan sonra barmene döndü. "O iri, esmer adam, onu tanýyor musun?" Barmen aðzý merakla açýlmýþ bir halde odanm içine bakýndý. "Þimdi fahiþelerden biriyle arkaya geçti." Breteuil adamýn aptala benzediðini düþündü, ama ki akkýnda konuþtuðunu anlamýyor olamazdý. Bu tarife uyan tek bir adam vardý. "Hadi, hadi." Barmen, Breteuil'ün kadehini kaldýrýp ban sildi. "Çekik gözlü iri arkadaþtan bahsediyorsun. T nýmýyorum. Her cumartesi bu saatlerde gelir. Ayný kýzla yukarý çýkar. Marie. Görünüþü biraz f Bir Türkmen belki de. Bilmiyorum." Breteuil cevap vermeye tenezzül bile etmedi. Adamýn kim olduðunu biliyordu, aslýnda onu sýk sýk düþünmüþtü. Adamýn öylesine güçlü bir el için garip derecede gevþek el sýkýþýný hatýr tehlikeli ve arzulanýr göründüðünü aklýndan geçirdiðini hatýrladý. O zavallý balýkçýnýn yard terisine çýkan, ama her nasýlsa terk edilen Peau-Rouge. Hatýralarý geri gelirken Breteuil heyecandan bayýlacaðýný hissetti. Peau Rouge balýklarý arabaya yüklemesine yardým etmiþ, ikra iði puroyu kabul etmiþti. Beklemediði bir anda doðrudan Breteuil'ün gözlerinin içine bakarak nun gözlerini kaçýrmasýna neden olmuþtu. Breteuil daha önce hiç gözlerini kaçýrmamýþtý, bu ol a. Gerçekten yakýþýklýydý, hem kadýnlar hem de erkekler ona hayranlýkla, çoðunlukla da arzuyl lardý. Gözlerini dikerek, kafalarý karýþýp utanarak '-'229 gözlerini kaçýrmalarýný saðlamaktan hoþlanýrdý. Onlarý aþaðýlamaya bayýlýrdý, özelllikle yanl Ama bu Peau-R0. uge Armand Breteuil'ün gözlerinin içine bakmýþ, sanki onun gerçek ruhunu göre ilmiþti. Breteuil þampanya kadehini kendisini izlemekte olan barmene doðru itti. Barmen de bu soluk, ince adamýn güzelliðinden etkilenmiþti. "Her þey yolunda mý mösyö?" Bardaðý aðzýna ka u, köpüðün çökmesini bekleyip tekrar doldurdu. Breteuil, "Tabii ki" diyerek bakmadan tersledi. "Beni rahat býrak." Gözlüklerini çýkartýp göz erini ovaladý. Bu Allahýn belasý çatal býçak satýcýsý nerede kalmýþtý? Ýþini halledip buradan Piyanistin baþýnda þimdiden birkaç adam toplanmýþ, marþ söylüyorlardý. Atýlgan Geyik. Soulas bu ismi büyük bir gururla söylemiþti. Benim yeni yardýmcým. Breteuil da a o ilk sabah Soulas'ýn yeni yardýmcýsýný neredeyse çaldýðým biraz da memnun olarak hatýrladý

ne yapmasý gerektiðini bilseydi, bunu yapardý da! Atýlgan Geyik o zamanlar çok çaresiz, çok s vunmasýzdý. Breteuil, doðru þartlar saðlandýðýnda, Atýlgan Geyik'in onunla gelebileceðinden e týpký kaybolmuþ yavru bir köpek gibi. Atýlgan Geyik. Böyle bir ismin anlamý neydi? Breteuil dört yýl önceki o karanlýk sabahla ilgili anýlarýna öylesine dalmýþtý ki sýrtýna haf elin farkma varmadý. Gözlüðünün saplarýný kulaklarýna geçirip aynada kendine göz attý, ona hi ranýþýyla dikkat çekmekten korkmuþtu ve ona yandan bakan Olivi-er'nin toparlak yüzünü gördü. ilmiþti! Kýzgýn bir þekilde aynaya doðru, "Ne istiyorsun Olivier?" dedi. Olivier geri çekildi. "Sadece merhaba demek istedim Armand," diye geveledi. "Saðlýðýný sorma k istemiþtim, dostum." "Saðlýðýmla ilgili hiçbir sorunum yok ve bu da özellikle iyi bir akþam sayýlmaz, teþekkür ede "Ama ne yapýyorsun burada?" Olivier elini kaldýrýp salona doðru iþaret etti. "Normalde bur ada durmazdýn, sanýrým." "Bu gece alelade bir gece deðil. Bana býçak satmak, bir yandan da senin kýzlarýný becermek i steyen bir çatal býçak satýcýsý tarafýndan bekletiliyorum. Ýnanabiliyor musun?" Breteuil ekil demek istemiþti. Ama Olivier yanlýþ anladý. "Ýnsan satabilir ve düzüþebilir, ama ayný anda deðil. Her þeyin bi ve zamaný var, ama insan biraz aklýný kullanmalý." Breteuil dönüp kýrmalý gömleði, pahalý kokusu, dökülmeye baþla230 jjýýþ yatýk saçlarý ve dudaðýna yakýn ince býyýklý zavallý küçük adama baktý. Bir zamanlar se mýyordu. Ama o zamanlar fakirdi ve Olivier ona tutkundu. Hâlâ da öyleydi. Bu düþünce onu bi-ý keyiflendirdi ve "Eee, Olivier, iþleri büyütüyor musun?" diye sordu. "Gördüðün gibi Armand," dedi Olivier dönüp odayý inceleyerek, "kýzlarým bu þehirdeki en güzel e býyýðýný oynatarak Brete-uil'e gülümsedi: "Oðlanlarým da fena sayýlmaz, ha?" Breteuil birden Olivier'den nefret etti. Her ikisi de oðlanlardan hoþlanmalarýna raðmen, Olivier adi bir oðlancýydý, oysa ki Breteuil daha saf, daha entelektüel tip aþka, onun ar tistik mizacý ile daha uyumlu bir aþka muktedirdi. Miguel için ödediði altý frangý, pezevenk etinden çok cömertliðinin bir ifadesi olarak görüyordu. Kendi baþýna bu tür ayarlamalar yapma zamaný yoktu, sonuçta sabah balýðý, eti ve sebzeyi satýn almaktan, gece on bire kadar piþirme de dahil, haftada altý gün, tüm gün restoranýndaydý. Çoðu gece sadece dört beþ saat uyuyordu raðmen, tüm pazartesi gününü beraber geçireceði birinin olmasý hoþ olurdu. O zaman bile, bu i bozabilecek herkesten ve her þeyden kýskançlýkla korur, uyumayý, yürümeyi, okumayý ve biraz d uyumayý tercih ederdi. Çatal býçakçý adam La Petite Nani'yi (ninesinin ismini vermiþti) tüm vence bölgesinin en iyi restoraný olarak gösteren Paris Le Figaro''daki bir yazýyý getirec eðine söz vermiþti, ama restoraný çok baþanlý olmasýna raðmen Breteuil mutlu bir adam deðildi amanlarda yardýmcý þeflerine, garsonlarýna, hatta komilerine bile baðýrýyordu. Restoranýn her ni o idare ediyordu, bu yüzden restoraný en iyisiydi. Ama yavaþlamak, dinlenmek zorund a kalacaktý, yoksa içindeki bir þey patlayacaktý. Þimdiden son üç hafta mi-desindeki yanma hi si yüzünden kendi yemeklerini tatmasýný bile zorlaþtýran bir sýkýntýsý vardý. Breteuil içini çektikten sonra Olivier'ye gülümsedi. "Kýzlarýndan birini fark ettim; biraz t opluca, koyu renk saçlý, mavi sabahlýklý sanýrým, bir dakika önce bir adamla beraberdi. Bana irini hatýrlatýyor." Olivier arkaya baktý, en azýndan yirmi otuz erkek ve alü yedi kýz vardý. Toplam on iki kýzý v rdý ve hepsi de bu cumartesi akþamý çalýþýyordu. Birden gözleri parladý. Breteuil'e yardým et hoþlanýrdý. "Ah, sen Marie demek istiyorsun. Pek zarif deðil, ama saðlýklý. Bazý erkekler böy den hoþlanýr." "Sanýrým... sanýrým onunla olan adam da þu anda onun yemiþlerinin 'Ý31 tadýna bakýyor. Çok deðiþik bir yaratýk; genelde senin evinde görülenlerden deðil, Olivier." Olivier, Breteuü'ün çok iyi bildiði tiz sesli bir kýkýrdama ile güldü "Birkaç ay önce bir gec a çýktý. Neden bilmiyorum, ama ondan hoþlandým. Belki, diye düþündüm, ama hayýr. Kýzlardan ho kle de Marie'den. Neyse bir zararý yok, öyleyse neden takýlmasýn?" "Sýk mý geliyor peki?" "Her cumartesi akþamý. Ziyaretlerini takvim yerine kullanabilirsin." "Ýsmi var mý?" Breteuil bir yerlere varmaya baþlamýþtý. Olivier dikkatli, kuþkucu ve elbette kýskanç gözlerle ona bir bakýþ fýrlattý. "Sadece sordum. Önemli deðil." Breteuil bara dönüp þampanyasýndan bir yudum aldý. Olivier ile iþi bitmiþti veya en azýndan bu izlenimi veriyordu. Olivier bir an ne yapacaðmý bilemeyerek duraksadý. Arka salondaki Ýspanyol oðlan baþka bir þe di, ama þimdi müþterilerinden biri? Olivier, Breteuil'ü tanýyordu ve bu tür bir ilgiden iyi

bir þey çýkmayacaðýný biliyordu. Her neyse, diye geçirdi içinden. "Ýsmi François. Doðudan san dikkat ettin mi?" Breteuil cevap vermedi. Ýnce purolarýndan birini yakýp dumanýn kývrýlarak yükselmesini ve dið puro ve sigaralarýn oluþturduðu buluta doðru uzaklaþmasýný seyretti. Ama evet, esmer adamýn g ini fark etmiþti. Onlar dört yýl önce Quai des Belges'deki o karanlýk sabahta onu çýrýlçýplak gözlerdi. 232 *w XIII Cours St-Louis'deki fazlasýyla budanmýþ çmar aðaçlarýnýn þimdiden büyümüþ yapraklarý, koyu ye atýdaki çatýlarýn üzerinde batarken akþam gökyüzü sýcak bir sarýya dönüþmüþtü. Mayýs ayýnýn b ki yeþil tenteye bakarken hâlâ hayranlýk ve umut doluydu. Ama dikkatini çekip onu orada tu tan beyazla yazýlmýþ bir yazýydý: NAISSANCES MARI-AGES FUNERAILLES.* Bir kadýn porselen bir vazonun içine bir buket çiçek yerleþtiriyordu. Çiçekler Cöte d'Azur'ün hemen içindeki çok büy an geliyordu. Yýlýn bu zamanýnda çoðunlukla sera karanfilleri olurdu, iris, gül, hatta lavan tayla birlikte tel kafeslerde duran konik kutularýn içine konurdu. Kadýna ait gibi görünen küçük beyaz bir * Doðum, evlilik, cenaze, (y.h.n.) "''233 köpek bir süre oturdu, sonra kalkarak gelip geçenlerin arasýnda zara fetle yürümeden önce kar kaþýdý. Ýþlek caddenin ortasýnda kesinimle evindeki kadar rahattý. Atýlgan Geyik sabun fabrikasýndaki yeni iþini kutluyordu. Ihk havada küçük metal masada otur up köpeðin bir grup güvercini ürkütmesini seyretti. Kuþlar önce uçtu, sonra da daireler çizer altý metre öteye indi. Köpek bacaðýný kaldýrmadan önce bir çýnar aðacýnýn dibini kokladý. Sadece beþ uyku önce, Atýlgan Geyik ceketini asarken patronu yanýna gelmiþ, onu fabrikanýn b aþka bir bölümüne, çok pencereli büyük, temiz bir odaya götürmüþtü. Patron onu baþka bir adam u adam onun adým önceden duymuþtu. Fabrikadaki en kötü, en kirli iþi yapmasýna raðmen Atýlgan k, Amerika'dan gelen Peau-Rouge olarak epey tanýnýyordu. Mösyö Deferre'in fabrikasý gibi büyü bir yerde bile fýsýltýlar oradan oraya yayýlýrdý. Adamlardan bazýlarý onunla ilgili þakalar , diðerleri duyamayacaðý uzaklýktayken savaþ naralarý atýyorlardý; bazýlarý çekingen bir huþu se nefretle seyrediyordu onu, çünkü o farklýydý. Louis Granat hariç hepsi ondan uzak duruyor du. Ama hepsi onu duymuþtu. Adý Mösyö Billedoux olan diðer adam, "Sabun yapmaya hazýr olduðunu duydum Atýlgan Geyik. Göre . Ama öncelikle, ilk sabah, seyretmeli ve istediðimde yardým etmelisin. Zor iþtir, ama b u iþi kömür küremekten çok daha temiz bulacaksýn," dedi. Atýlgan Geyik adamýn yavaþ ve anlaþý de konuþtuðunu fark etmiþti. Kelimelerin çoðunu ve neden bahsettiðini ise tamamen anlamýþtý. aman olduðu gibi bu ufak jeste minnettar kalmýþtý. Böylece Atýlgan Geyik fýçýlardan sýcak sývýnýn aðýr metal çerçevelerin içine badem kokulu kre arak dökülüþünü seyretti. Bu donduðunda, adamlar bunu tellerle keserek sabun kalýplan haline iriyorlardý. Diðer adamlar garip þekilli býçaklar kullanarak bozuk kenarlarý düzeltip donmuþ unlan þekillendirirken, baþka birileri de bu kalýplan hareketli bir masanm üzerine fýrlatýyo rdu. Burada kalýplar iki adamýn önünden geçiyor, bu adamlar da arada sýrada çýkan bozuk bir k yaklannýn yanýndaki tekneye atýyorlardý. Billedoux, Atýlgan Geyik'e kalýplann ilerlemesini takip ederek iki adamýn metal presle rle düzgün sabunun iki tarafýna mühür vurduklan yere kadar masa boyunca eþlik etti. Billedou x masadaki kalýplardan birini yakaladý ve Aülgan Geyik'in önünde tutup buharlý bir makinenin 234 sesini bastýrmaya çalýþarak, "Gördün mü?" diye baðýrdý. Kalýbýn üzerinde "PRE DE PROVENCE"* y Geyik, yazýnýn altýnda gagasýnda filizlenmiþ bir sürgün taþýyarak uçan mükemmel bir kuþ görd lýbý ters çevirdi. Bir oval þeklin içinde, "SAVON DE JvIARSEILLES"" yazýyordu, altýnda ise da a küçük harflerle, "250 gr." Billedoux kalýbý Atýlgan Geyik'in eline býraktý. "Tüm dünyaya, h nin ülkene bile gidiyor." Atýlgan Geyik, adamýn söyledikleri karþýsýnda þaþkýnlýða uðramýþtý. Bunu nasýl bilebiliyordu? adem yaðý kokuyordu, ama bu koku onun burnuna gelen kömür fýrýnlarýnýn üzerindeki fýçýlarda f tanýdýk kül suyu kokusunu engelleyemedi. Onun anne babasý da bu sabunu kullanacak mýydý? Bu nu hayal edemiyordu. Ama ateþli gemiler ve demir yolla bu mümkündü. Rene, Marsilya sabun unun bütün dünyada meþhur olduðunu söylemiþti. Ama Pi-ne Ridge, bu sabunun dünyasýnýn da ötes Hareketli masanýn sonunda dört adam sabunlan alýp düzgün sýralar halinde kutulara koyuyorlar dý. Kutular metal bir el arabasýnýn üzerinde duruyordu. Çabuk ama dikkatli çalýþýyorlardý. "Benimle gel." Mösyö Billedoux otuzlarýnýn ortasýnda, dalgalý kumral saçlý, düzgün þekillendi akallý ince bir adamdý. Mavi iþ gömleði ve þekilsiz beresine raðmen bu fabrikaya ait gözükmüy

týlgan Geyik onun diðer iþçilerden çok, Le Salon'a gelen beyefendilere benzediðini düþündü. B iþçi gibi giyinmiþ büyük bir patrondu. Hýzh hareketlerinde, aydýnlýk yüzünde otoriteyi çaðrý Ve yine de bu gizemli iþteki tüm aþamalan açýklamak için zaman harcýyordu. Atýlgan Geyik çoð amadýysa bile kendisine anlatýlýyor olmasýný takdir ediyordu. Billedoux'ya yetiþmek için her zamankinden daha hýzlý yürürken sabun kalýbý hâlâ elindeydi. Ý eklemediði zamanda aklýnýn oynadýðý oyunlardan biri sonucunda aniden elindeki sabunu kýskandý elki de büyük suyu geçecek ve Pine Ridge'e varacaktý. Belki de bir ay veya iki ay içinde a nnesi sabah bununla yüzünü yýkýyor olacaktý. Veya babasý patates ektikten sonra ellerini sabu layacaktý. Billedoux onu geniþ taþ bir kemerden geçirerek tahta zeminli parlak bir odaya götürdü. Ortad a üç sýra uzun masa vardý, masalann çevresinde ise çok sayýda kadýn ayakta duruyordu. Atýlgan k, daha * Provence Çayýrý, (y.h.n.) ** Marsilya Sabunu, (y.h.n.) . 235 önce sabahlarý fabrika kapýlarýnda, akýn akýn içeri giren erkeklerin arasýnda kadýnlarý gördü nlarýn burada ne yap. týklarýný gerçekten hiç düþünmemiþti. Burada, Marsilya'nýn caddelerinde n rastladýðý, eriþilmez kadýnlardan bazýlarýný da görmüþ oluyordu, o kadar. "Burasý paketleme odasý. Sandýklar, buradan yükleme yerlerine gider. Ama biraz seyret." Masalardan birinin ucunda iki adam durmuþ kadýnlarýn her bir kalýbý kâðýda sararak, düzgün ve katlayarak, her birinin üzerine ýslak mühür basmalarýný seyrediyorlardý. On veya on iki adet aketlediklerinde, ayaklanndaki tahta sandýða her bir katmanýn arasýna talaþ koyarak düzgünce erleþtiriyorlardý. Sonra bu iþlem tekrarlanýyordu. Atýlgan Geyik hiç bu kadar hýzlý, usta hareketler görmemiþti. Sabunun üzerindeki sayýsýz kat mmel katlanýyordu ki, böylece her birinin ucu mühürün altýnda birleþiyordu. Eczanelerde sabun kalýplarýný görmüþtü, ama kesmeden þekil vermeye oradan paketlemeye her biri için harcanan bu ayý hiç düþünmemiþti. Artýk anlamýþtý ki pekâlâ hoþ paketlerin içindeki düzgün sabun kalýplar n Marsilya'daki herhangi bir fabrikada kömür küremeye devam ediyor olabilirdi. Billedoux onu paketleme odasýndan sorumlu Madam Braque'la tanýþtýrdý. Kýrklarýnýn ortasýnda, kýzýl saçlarý kulaklarýnýn üzerinde toplanmýþ yuvarlak, hoþ yüzlü þiþmanca bir kadýndý. Beyaz kabýlarý içinde Atýlgan Geyik'e çok uzun zaman önce hasta evinde ona çorba içiren hemþire yar atýrlatmýþtý. "Madamýn dediklerini yapmaksýn. Artýk senin patronun o." Ve böylece Atýlgan Geyik yeni iþine baþladý. Kadýnlara hareketli masadan gelen sabun kalýplar eriyordu. Sandýklar doldukça kapaklarýný çekiçle kapatýyor ve onlarý, bir adamýn her birinin büyük bir etiket koyup nereye yýðýlmasý gerektiðini söylediði yükleme deposuna taþýyordu. Ba eri okuyor, ama bir grup hariç, ötekiler ona hiçbir þey ifade etmiyordu: NEW YORK, ETAT DE NEW YORK L'ETATS D'AMERIQUE.* Atýlgan Geyik adama, "Amerique. Ben Ame-rigue'dmi m. Dakota," dedi. Adam ona bir bakýþ atýp bir þeyler mýrýldandý ve uzaklaþtý. Ama Atýlgan Geyik aldýrmadý. Yeni rdu. Hep hareket halindeydi; sürekli el arabasýný itiyor, taþýyor, kaldýrýyor, ama günün sonu New York. New York Eyaleti. ABD. (y.h.n.) 236 fabrikadan ayrýldýðýnda, is ve kömür tozuna bulanmýyor, yaðla terle saplanmýyor, elleri ise n en temiz oluyordu. Yoruluyor, ama bitap düþmüyordu. Ayrýca kadýnlarýn bulunduðu odada çalýþma anýyordu. Ýlk günden sonra onunla fazla ilgilenmeseler de, onlara bakmak ve onlarla bi r arada olmak güzeldi. Atýlgan Geyik süte benzer anisette'inden bir yudum alýp hayatýný düþündü. Bu geçen dört yýlda fa gözden geçirdiðini hatýr-layamýyordu. Ama hayatý çok hýzlý deðiþiyor gibiydi. Mathias'ýn v öðrettikleri bir yana nasýl olduðunu tam bilmeden odadaki herhangi biri gibi Madam Braq ue'ýn talimadanný alabilecek kadar Fransýzca öðrenmiþti. Ama bir kadýn patronunun olmasý ve k arla dolu bir odada çalýþmak! Bunu anlamak oldukça güçtü. Daha önce hiç bu þekilde kadýnlarla olmamýþtý. Yeni iþine baþladýðýnda, az biraz kendinden utanmýþtý. Ýþi diðerlerinden, özellik n masa boyunca çalýþan kadýnlardan farklý olmasýna raðmen, fabrikadaki diðer erkeklerin, iþin iþi olarak düþünmesinden korkmuþtu. Daha önce hiç kadýnlarla çalýþmamýþ, hiç kadýn patronu o ahþi Batý gösterisinden, Rene'ye ve ocak odasýndaki patronuna kadar hepsi erkekti. Berab er çalýþtýðý tüm iþ arkadaþlarý veya iþçilerin hepsi erkekti. Ne olursa olsun, Marsilya'daki lki de ilk defa her sabah iþe gitmeyi dört gözle bekliyordu. Atýlgan Geyik küçük beyaz köpeðin kaldýrýmda bulduðu bir þeyi yiyiþini seyretti. Buketi düzen rtýk dükkânýn kepenklerini indiriyordu. Tekrar tenteye baktý. MARIAGES. Nedense bu akþam bu fikir ona o kadar da uzak gelmiyordu.

Açýk tenli, yakýþýklý adam yanma oturduðunda Marie'nin dili tutulmuþtu. Tabii ki onu daha önc le bir adam her kalabalýkta fark edilirdi. Ama her zaman salondan geçip arkadaki sal ona, oðlanlara giderdi. Mutfak dedikodularýndan hoþlandýðý oðlaný bile biliyordu, genç Ýspany i Miguel miydi? Oðlanlar orada yaþamadýðýndan Marie onlarla hiç tanýþmamýþtý, ama Miguel esme le aralarýnda fark ediliyordu. Marie onu sokakta görseydi, onu bir sanatçý veya müzisyen s anabilirdi. Öylesine hassas bir havasý vardý. Kýzlardan biri bir diplomatýn oðlu olduðunu, di i ise babasýnýn bir asil ol.237 duðunu söylemiþti, ama Aimee aranan biri olduðunu ve eðer evde ya kalanýrsa, genelevin janda rmalar tarafýndan kapatýlacaðýný ve hepsinin sokak köþelerinde beklemeye baþlayacaklarýný söy Marie açýk tenli adamýn yüzüne bakamasa da, sürdüðü kolonyanýn parfüme benzer karmaþýk kokusu du. Bu koku baþýný döndürmüþtü; bir yandan da neredeyse boðucuydu. Adamýn dizinin etrafýnda b düzgün ama güçlü parmaklarýna gözlerini dikti. Týrnaklan avizenin ýþýðýnda cila sürülmüþ gibi Adam, odanýn gürültüsüne ve hareketliliðine alýþana kadar bir süre öylece oturdu. Marie gözle parmaklarýndan zorla ayýnp piyanisti çevreleyen gruba yöneltti. Piyanist, Camargue'ýn dövüþç ile ilgili Provence yöresine ait bir halk þarkýsý söylüyordu. Eski bir þarkýydý; babasý ona v erine bu þarkýyý defalarca söylemiþti ve þimdi piyanonun etrafýndaki üç veya dört adam ayný ç þarkýyý söylüyordu. Bir perþembe akþamý saat on birdi ve pek de öyle kalabalýk sayýlmazdý. Marie o ana kadar sade e iki erkekle yukarýya çýkmýþtý ve açýk tenli adam yanýna oturana kadar bu akþamý erken bitir düþünüyordu. Rahatlamasý mý endiþelenmesi mi gerektiðini bilmiyordu. Barýn diðer ucuna bir g Olivier'nin her zamanki yerinde dikildiðini gördü. Yüzünde boþ bir ifadeyle kendisine bakýyor u. Kendisine bakýyor olmasý bile onu þaþýrttý. Yüzünün normalde þirin gözükmeye çabalarken ta rýlmýþ olmasý, onu daha da þaþýrttý. Hatta endiþelendirdi. Bütün gece boyunca sadece iki müþt fark etmiþ miydi? Ani bir umutsuzluk hissiyle, açýk tenli beyefendiye dönüp, "Bonso-ir monsieur" dedi. Adam az önce yaktýðý uzun, ince purodan bir nefes alýp dumanýný odanýn dumanlý havasýna doðru bir anm keyfini çýkarýyor gibiydi. Marie araya girdiði için anýnda piþman oldu. Ama göz ucuyl livier'nin hâlâ kendisini seyretmekte olduðunu gördü. Ne yapmasý gerekiyordu? Tam o sýrada, adam döndü ve kanýný donduran bir gülümsemeyle onu olduðu yerde çakýlý býraktý. arasý açýktý, neredeyse yuvarlak gözlüðünden taþacak kadar ayrýk. Sanki gözler ve gözlükler uþmuyordu. Uzun san kirpikleri ve mükemmel bir yay þeklinde kaþlan vardý. Burnu inceydi, a ma burun delikleri dikkat çekecek kadar geniþliyordu. Baþka herhangi bir yüzde bu burun bir ku238 sur olarak algýlanabilirdi; gözler bile garip görünebilirdi. Ama bu adamda bu özellikler þeh veti çaðrýþtýrýyordu. Ve gülümsemesi... Hafif aralýk dudaklar, küçük kare diþleri, Marie'nin diðinden biraz daha fazla atmasýna neden olmuþtu. Böyle bir yüz daha önce hiç görmemiþti. "Merhaba Marie." Marie isminin bu dudaklardan çýktýðýný duydu, ama bunu o an algý-layamadý. "Son birkaç haftadýr seni seyrediyorum. Ýlgimi çekiyorsun." "Ben mi?" "Þehir dýþmdansm. Bunu görebiliyorum. Vaucluse'den mi?" "Evet," dedi, hem bunu bildiðine hem de ismini biliyor oluþuna þaþýrmýþ ve tüm bunlarýn farký varmýþtý. "Cavallion." "Sahi mi, peki baban o ünlü kavunlardan mý yetiþtiriyor?" "Her þey, kavun, kuþkonmaz, kiraz ve biraz da elma, ama çok az." "Ya baðlarý?" "Hayýr, mösyö. Sadece ufak bir tarla parçasý." "Ne zamandýr buradasýn, yani Marsilya'dasýn?" Marie, bu adamýn kendisiyle ilgilendiðine hâlâ inanamýyordu. O oðlanlardan hoþlanýyordu. Anid her zamankinden daha da utangaç-laþn. Biraz da korktu. Ne istiyordu? "Sorumu duymadýn mý?" Kafasýný yukarý kaldýrmýþtý, gözlüðü avizenin ýþýðýnda parladýðý için M "Üç yýl mösyö." "Hep fahiþelik mi yaptýn?" Marie, geniþ burun deliklerinin ve küçük diþlerin üzerinde zarafetle kývrýlan uzun üst dudaðý pnotize olmuþtu. Ama sorusu, sorusunun zalimliði, kýzýn çabucak baþmý kucaðýna çevirmesine ne u. Ellerinin ne kadar küt, parmaklarýnýn ne kadar kýsa olduðunu gördü ve adamýn yanýnda kendi hantal ve kaba saba hissetti. Ýçinde küçük bir ateþ yandý, hayýr her zaman fahiþelik yapmamýþ e-de-Vaucluse'de bulunmuþ, maðaradan çýkan gizemli suyun fokurdamasýný görmüþ, üç yýl okula d

kardeþleriyle oynamýþ, kavun ve kiraz toplamýþ, yandaki çiftlikteki çocukla flört etmiþ, diþ arasýnda haþhaþ tohumlan kýrmýþ ve aþkýn, bir kocanýn ve çocuklarýn, büyüdüðünde de basit, m lini kurmuþtu. Þimdi bile her þeyden çok o basit, mutlu hayatý hayal etmeye çalýþýyordu, ama alan sadece o tanýdýk karanlýk, boþ sokaklar ve gidecek --.239 hiçbir yerinin olmayýþý duygusuydu. "Evet?" "Oui, monsieur. Ama her zaman deðil." Adam kahkaha attý; geceleri bazen odasýnýn dýþýnda çýnlayan, ama hiçbir zaman nereden geldiði madýðý çanlar gibi yüksek sesli ve neþeden yoksun bir kahkaha. Kafasýný kaldýrýp soluk yüze bir göz attý, ama adamýn gözleri onun ötesinde bir yere bakýyord ihtiyari baktýðý yere doðru döndü ve Olivier'nin barda, uzakta, elleri sýkýca göbeðinde kavuþ lde garip ve hiddet dolu gözlerle baktýðýný gördü. "Ee, Marie, çýkalým mý artýk, yani odana?" Aniden kaçmak istedi, evet odasýna; kapýsýný kilitlemek, tek baþýna örtünün altýna girmek, rü yumak istedi. Bu adamýn kendisinden ne isteyebileceði konusunda hiçbir fikri yoktu, am a güzelliðinin altýnda gözlerinin donuklaþüðýný ve aðzýnýn sertleþtiðini görebiliyordu. Sanki bir maskeye dönüþmüþtü. Yine de, parfümü þimdi onu sarmýþ, aklýný baþýndan almýþ gibi tüm vüc aþýnýn döndüðünü hissetti. "Oui, monsieur" dedi. Ama sesi sanki bir baþka odadan yankýlanýyor gibi uzaktan geliyo rdu. "Oui, monsieur, bu sizi mutlu edecekse..." Marie sade beyaz iç gömleði, siyah çoraplarý üzerinde, yüksek topuklu ayakkabýlarý ayaðýnda o yataðýn kenarýna oturdu. Parmaklarýnýn arasýnda duran içi görünen küçük zarfa gözlerini dikm iþti, gideli yirmi dakika olmuþ, aslýnda sadece on beþ dakika kalmýþtý. Ýç gömleðini çýkarmay "Hiç uðraþma, vücudunu görmek istemiyorum. Buraya sadece seninle konuþmaya geldim," demiþti. Marie adamýn teklifi karþýsýnda dehþete düþmüþtü. Kafasýný sallýyor, "Hayýr, hayýr mösyö. Bun istiyorsunuz," diyordu. Yataðýn üzerine on frank attýðýnda bile ayný þiddetle reddetti. Bir b onluk daha attýðýnda da, onlarý iterek yere fýrlattý: "Alm paranýzý. Bunu yapmayacaðým." Ve n n bir dirençle adama bakmýþtý. O anda, adam öne çýkarak yanaðýna bir tokat attý. Sert bir tokat deðildi. Acýtmamýþtý tile. V kalan o kýsým nedeniyle sinirlenip, bunun acýsýný ondan çýkarmak için, sonuçlandýrýlamamýþ b 240 þehvetin son noktasýndaki erkekler tarafýndan daha þiddetli dövüldüðü olmuþtu. Kafasýný eðdi ddetle siyah saçlarýný bir derviþin etekleri gibi savurarak tekrar salladý. Ona orospu, kaltak, kancýk demiþ, kýz yine de hiçbir þey söylemeden kafasýný sallamýþtý. Ona deðer olmadýðýný, o zavallý Va-ucluse'deki en kötü, en hastalýklý boða tarafýndan bile düzül yan þiþman bir inek olduðunu söylemiþti. Sonra onu tatlý sözlerle ikna etmeye çalýþmýþtý. Üzgündü, hayatýndaki baþka bazý þeylerden do ci bir kýzdý ve erkeklerin onu niye arzuladýklarýný anlýyordu. Ne hoþ bir odaydý bu. Ve bak, hoþ küçük bir lamba... Ama Marie ne aþaðýlamalara ne de iltifatlara cevap verdi. Sarf ettiði hakaretler onu gerçe kten incitmiþti; söyledikleri en kötü anlarýnda, düzgün hiçbir erkeðin onu istemeyeceðini düþ isiyle ilgili hissettiklerini doðrulamýþtý. Ama þimdi hayatýna düzgün bir erkek girmiþ ve bu tenli, kötü adam François'ya zarar vermek için ondan yardým istemiþti. Ýþin nereye varacaðýn rdu, ama ona verilecek böyle bir zarara aracýlýk etme düþüncesinden bile dehþete kapýlýyordu. Yataða boylu boyunca uzanýp Ruben tablolarýndakilere benzer vücuduna, gür saçlarýna, neredeys neþeli bir sesle yapýlan iltifatlarý dinledi ve aðlamak istedi, ama aðlayamadý. Sanki adam onunla, tiksindiði, ama kabul etmek zorunda kaldýðý tek þeyi yapmýþçasýna, kendini tam anlamý miþ hissediyordu. Sonra bir anlýk bir sessizlik oldu. Adamýn, bir sonraki hareketini düþünerek kendisine bak týðýný biliyordu, ama yüzünü duvara çevirip gözlerini kapalý tuttu. Ýçini çektiðini duydu ve a vazgeçtiðini düþündü. "Tamam öyleyse. Bunu yapmak istemediðini görebiliyorum. Bunu kabul ediyorum." Kapýya doðru giden ayak seslerini duydu. Sonra durdu. "Korkarým Olivier'ye beni memnun edemediði ni söylemek zorunda kalacaðým. Buna çok kýzacak." Kýza cevap vermesi için fýrsat tanýyormuþ g aksadý. Sonra ses, "Görüyorsun, bana âþýk, ama ben onu ancak þiþman bir kurbaða kadar çekici um. Eminim sen de öyle buluyorsundur. Ne yazýk ki, ona açýklama yapmak zorunda kalacaksýn. Herhalde Vaucluse'deki ailenin yanýna dönersin." Marie kapý tokmaðýnýn döndüðünü duydu ve çabucak oturdu. "Bir dakika mösyö," dedi. "Yalvarýrý kika."

FÝ 6ÖN/Kýzüderilinin Þarkýsý

241 Þimdi Marie þifoniyerinin önünde eðilmiþ, en alt çekmeceyi açt, yordu. Ýçindeki birkaç þeye b kutuyu açýp güzel kadýn baþýný hissederek parmaklarýný madalyonun soðuk taþý üzerinde gezdird dýn? Böyle bir kadýn hiç yaþamýþ mýydý? Marie kutuyu kapatýp küçük pirinç kilidi taktý. Sonra r kurdeleyle iþaretlenmiþ sayfasýný açtý. Mürekkeple altý çizilmiþ tanýdýk bir bölüme gözleri uzun zaman önce rahibin o bölümü okurkenki sesini duyabiliyordu: "O zaman neden Tanrýnýn söz utmadýn; sana verdiðim emirlere neden itaat etmedin?" Sana verdiðim emirler... Tann bu davranýþým affetmeyecekti. Zarfý iki onlukla beraber elbise katlarýnýn arasýna yerleþtirip K al Kitap'ý kapadý. Belki de yarýn Abbaye St-Victor'a gidip yapmak zorunda kaldýðý bu þey için Siyah Bakire'den onu baðýþlamasýný dilerdi. Marie fahiþeliðe baþladýðýndan beri kutsal günler dýþmda kiliseye un bir nedeni de uzun, hareketli bir cumartesi akþamýndan sonra pazar günleri erken ka lkmanýn çok zor olmasýydý. Diðer nedeni ise kiliseye girmek için kendini deðersiz hissetmesi, günahlarým itiraf etmekten utanmasý ve Tanrýnýn gazabýný üzerine çekmekten korkmasýy-dý. Onun akdir etmeyen insanlara ceza uygulayan, affetmeyen, intikamcý Tanrý hikayeleriyle büyümüþtü. unu düþünmek çok korkutucuydu. Diðer fahiþelerden bazýlarý gittiði için o da sadece kutsal gü liseye giderdi. Hepsi de bir gruba ait olmanýn daha güvenli olduðunu düþünüyorlardý belki de. rie onlara soru sormuyordu. Din genelevde özel bir konuydu. Marie çekmeceyi kapatýp ayaða kalktý ve aynada yüzüne baktý. Yanaklarýný renklendirmiþ, dudak mýþtý. Gözlerine bakmadý. Tekrar aþaðýya inmeyi hiç istemiyordu. Ama sadece birkaç saati kalm n hâlâ bir iþi ve kalacak bir yeri vardý. Cumartesi ak-þamýyla ilgili olarak da ne yapýlmasý ekiyorsa onu yapacak, Franço-is da hayatýndan sonsuza kadar çýkacaktý. Bundan emindi. Ama o Ma-rie'nin istediði hayatm bir parçasý biç olmamýþtý, sadece bunun hayalini kurmuþtu. Atýlgan Geyik kendisiyle Marie arasýndaki soðukluða þaþýrmýþtý. Divanda dipdibe otururken bil e çok uzakta gibiydi. Yeni iþinden ve ona haftada getireceði ek üç franktan bahsettiðinde, b u ufak servetinin zar zor farkýna varmýþtý. Daha iyi, daha geniþ, iki kiþiye yetecek 242 F16ARKA/Kýz3Ýderilinin Þarkýsý büyüklükte bir daireye taþýnmayý düþündüðünü söylediðinde (her ne kadar böyle bir taþýnmanýn ), Marie kafasýný çevirip, "Bu senin için iyi olacak François," demiþti. Atýlgan Geyik salonu geçip onun yanma oturmaya geldiðinden beri yüzüne bakmadýðýný o zaman fa miþti. Þimdi ise, bir hayli sessiz, piyaniste bakarak oturuyordu. Kafasýný meþgul eden baþka bir þey vardý. Veya belki de hiçbir þey düþünmüyordu. "Ailen iyi mi?" diye sordu Atýlgan Geyik. Daha önce hiç ailesinden bahsetmemiþlerdi, ama aklýna o anda söyleyecek baþka bir þey gelmemiþti. O gece yalnýz kaldýklarýnda gerçek ismini söylemeye karar vermiþti. Buffalo Bill'i, kendi insanlanný ve ülkesini anlatacaktý. Bir ge ce Amerikalý olduðunu söylemiþti, ama baþka hiçbir þey anlatmamýþtý. Becerebilirse Marsilya'y eldiðini anlatacaktý. Ama anlar mýydý? Veya yalnýzca onu hediyeleriyle ve iyi davranýþlarla k ndýran bir vahþi olduðunu mu düþünürdü? "Onlarý fazla düþünmüyorum." Sesi o yarandayken kullandýðý utangaç, ama anlaþýlýr halinin aks zdu. Söylediklerini aðzýnda geveliyordu. "Buradan ayrýlman gerektiðini düþünüyorum," dedi Atýlgan Geyik birden. Bu gece buraya bunu sö meye gelmiþti, ama büyük odada bu sözler kulaðýna tuhaf geldi. Altý uykudur, yeni iþine baþla ri, ondan kendisiyle dairesine gelmesini istemekle bitecek bir konuþmayý çalýþýyordu. Evlene bilirlerdi, çocuklarý olabilirdi. Marie ona güzel yemekler piþirirdi. Atýlgan Geyik ona güze l bir elbise ve þapka alýrdý. Pazarlarý Corniche'de yürüyüþe çýkabilir, balýkçý teknelerini s rdi. Gözlerinin bu plan karþýsýnda ýþýldayacaðýný, bu yerden ve düzüþmek zorunda kaldýðý erke muüu olacaðýný düþünmüþtü. Bundan sonraki hayatý boyunca sadece onunla beraber olmaktan mutl al etmiþti. Ama sözler genelevin bu neþeli ortamýnda çok zayýf ve önemsiz kalmýþtý. Marie'nin dudaklarý kötü bir neþeli gülüþ taklidi yaparken acý bir gülümsemeye dönüþtü "Nerey Eve mi? Kiraz toplamaya mý? Pazara kavun taþýmak için mi?" Sesinin acýlýðý Atýlgan Geyik'i þaþýrttý, ama "Benimle gel. Ýyi bir iþim var. Çok arkadaþým v Marie o zaman az daha ona bakýyordu. Ýçinde, derinlerde bir yerde, bu anýn geçekleþmesini be klemiþti. Daha önce bunu düþünmüþtü, kýzlarla beraber mutfakta oturup cafe er eme 'ini içerke bir 243 anýnda, sanki bir rüyada gibi, düþünmüþtü. Diðer kýzlarý dinlemiþ ve hayatýnda en azýndan bir olduðu için çok þanslý olduðunu düþünmüþtü. Ýþte, böyle bir anýn olabileceðini düþünmüþtü. Am ?

Niye þimdi evet diyemiyor ve bu doðal olmayan hayatý sonsuza kadar arkasýnda býrakmýyordu? Bü olasýlýkla bir daha eline böyle bir fýrsat hiç geçmeyecekti. François'yý sevip sevmediðini b ordu, ama gerçekten sevgi gerekli miydi? Zaman içinde onu sevmesini öðrenemez miydi peki ? Bu olmuþtu. Bu büyükannesinin baþýna gelmiþti. Bir gün on beþ yaþýnda mutfakta bezelye ayýk annesi sevginin yavaþ yavaþ geldiðinde daha iyi olduðunu söylemiþti. Marie yan çiftlikteki ço lmuþ ve onunla beraber olmayý çok ama çok istemiþti. Ama grandmaman'ý sabýrlý olmasýný, Marie abasýyla geç evlendiðini ve onu sevmeyi öðrenmek zorunda kaldýðýný söylemiþti. Birkaç yýlýný mýþ, sonuçta da en iyisi olmuþtu. Yedi çocuklarý vardý ve hâlâ birbirlerine âþýktýlar. Âþýk o seydi, bu bir felaketle sonuçlanabilirdi. Adam þimdi büyük bir þarap üreticisi olmuþtu, ama ç içki içtiðine ve kadýn avcýsý olduðuna dair söylentiler vardý. Ya, görüyor »nusun? Marie böyle bir þeyin mümkün olabileceðini düþünmeye baþlamýþtý. François'yý sevmesini öðrene di çocuklarý olabilir ve belki de þehir dýþýnda, kendi, saygýn hayatýný yaþayabilirdi. Onunla geri gidebilir ve ailesiyle beraber yaþayýp çalýþabilirlerdi. Ama sonra hayallerinin sonu geldi. Ailesinin, Vaucluse insanlarýnýn bu esmer devi ka bul etmelerini beklemek çok fazlaydý. O Tanrýnýn bir garip yaratýðý olacak, Marie de böyle bi aratýkla evlenmiþ olacaktý. Marsilya'da kalsalar ne olacaktý? Þimdi iyi bir iþi vardý. Ve dah büyük bir dairesi olacaktý. Diðer müþterilerinin aksine nazik ve düþünceliydi. Yakýþýklý deð ne özgü bir çarpýcýlýðý vardý. Ve seviþtiklerinde mümkün olacaðýný hiç düþünmediði bir þey hi salar da, gerçekten seviþtiklerini hissetmiþti. Ne yazýk ki Fransýz deðildi. Provence'dan deðildi. Amerika'dan gelmiþti. Ya, evlendikten s onra ortadan kaybolmaya karar verirse? Bunu yapabilirdi. Veya içmeye ve onu dövmeye baþlarsa? Belki bu Amerikalýlar, Fransýzlar kadar aklý baþýnda deðildiler. Ama Marie'yi en fa la endiþelendiren düþünce bir gün ortadan kaybolabilecek olmasýydý. Amerika'ya dönebilirdi. O man Marie nereye giderdi? Ýþsiz ve evsiz kalýrdý. Buraya geri gelemezdi. Ve belki de o z amana kadar fahiþe ola244 mayacak kadar yaþlanýr veya þiþmanlardý. Hayýr, bu riski göze alamazdý. Almayacaktý. Tüm çirkinliðine raðmen, burada oturmanýn, erkekl ukarýya çýkarmanýn, iyi aileden gelen kadýnlar alýþveriþ yapýp çocuklarýný gezdirirken kýzlar ve içmenin tekdüzeliðine raðmen, bu onun hayatýydý, bir süre daha güvenebileceði bir hayattý. Marie gözlerini beklenti içinde gülümseyen uzun boylu esmer adama çevirdiðinde, kendisine du yduðu nefretle neredeyse inledi. "Odama çýkmak ister misin François?" Atýlgan Geyik þifoniyerin üzerinde bir þiþe þarap ve iki kadeh gördüðünde þaþýrmýþ, ama sevin e gelip yaþamasýný isteyeceðini biliyor muydu? Belki de aþaðýda muhtemelen onunla öncesinde y rý çýkmýþ olan diðer adamlar onlarý izlediðinden bu kadar uzak davranmýþtý. Baþtan aþaðý süzü , en azýndan meraklý bakýþlara alýþýk deðildi. Aþaðýda oturduklarýnda hep içine kapanýrdý. Am e birkaç uzun dakika boyunca bir erkekle kadýnýn olabileceði kadar yakýn olurlardý. Hâlâ bu i cizevi buluyor ve doðrusu sertleþmeye baþlýyordu. Ama bu, gerçekleþmesi olasý bir düþüncenin r zor nefes alabildiði kadar muhteþem bir þeyin kutlamasý mý olacaktý? Atýlgan Geyik ceketini askýlýða asýp kravatýný gevþeterek kafasýnýn üzerinden çýkardý. Sonra len bir istekle, saçlarýný toplayan mavi kurdeleyi çözdü ve uzun, siyah saçlarýnýn omuzlarýný kar gibi döküldüðünü hissetti. Marie ona seslendiðinde gömleðinin düðmelerini çözmüþtü. "Gel, benimle bir bardak þarap iç François." Elinde koyu kýrmýzý þarapla yan dolu bir bardak utuyordu. Sývýnýn küçük dalgalar halinde titrediðini gördü. Belki de Marie heyecanlýydý. Hafifçe eðildi, "Güzel bir kadýn için güzel bir þarap." Sonra içip onun da bir yudum almasýný ti." Bu derece hoþ bir an için mükemmel," dedi güzel sözlerinden hoþnut kalarak. Marie yataðýn kenarýnda oturup ona baktý. Ýlacýn ne kadar sürede etkisini göstereceðini bilmi , bu nedenle yatakta yanýndaki yere hafifçe vurdu. Yataðýn onun aðýrlýðýyla çökmesiyle ona ya . Arkasýnda kolunu, sonra da beli boyunca parmaklarýný hissetti. Bu arada tüm vücudu titre meye baþlamýþtý. . 245 "Üþümüþ olabilir misin? Odan çok sýcak." "Hayýr, hayýr bir þey yok, sadece bir düþünce." Atýlgan Geyik þaraptan bir yudum aldý ve þarap hem içini hem de vücudunu ýsýttý. Marie'den bu amayla ilgili yanýlmadýðýný gösterecek bir þey söylemesini istiyordu. Ama kýz oturup hiçbir þ iðinden, en sonunda o, "Benimle gelecek misin?" dedi. Marie ona bakü, Atýlgan Geyik bunun, kýz gözlerinin içinde bir þey alýyormuþçasýna garip bir u düþündü. Belki de karar vermeye çalýþýyor, diye düþündü ve kalbi beklentiyle çarpmaya baþla ttýðýný hissedebiliyor, kulaklarýnda da bu atýþý duyabiliyordu. Sýcakladý ve birden fazlasýyl eþtiðini hissetti. Marie hâlâ gözlerinin içine bakýyordu, ama gözleri karanlýktý ve sulanmýþt

ni duydu, ama ne söylediðim çýkaramadý. Ve sonra kendini sýrtüstü yatakta yatarken buldu, yuk baktýðýnda Marie'nin çok yakýnda ayakta durduðunu gördü, yüzü altýndan bir bulut haline gele kýz eðildi, aðzým aðzmda hissetti. Onu daha önce hiç dudaktan öpmemiþti. Bunun ne kadar garip oþ olduðunu düþündü. Gözlerini kapadý ve saçlarýnýn lavanta kokusunun, yüzündeki hafif dokunu dý... Atýlgan Geyik yukarýya baktý ve karanlýk, sürekli deðiþen bir bulut gördü. Beyaz Buzaðýlarýn na doðru çok soðuk günlerde böylesine bulutlar, kenarlarý gümüþi renkli büyük, kara bulutlar eþ aralarýndan çýkar ve dünyayý, insanýn kafasýna ve omuzlarýna vuran bir ateþle aydýnlatýr, ýsýnýr, güzelleþir ve o ve Attan Düþüren yüzlerini yukarý, güneþe doðru kaldýrýrlardý. Atýlg ile kýrgýbayýr arasýndaki düzlüklerin böyle güneþ ýþýnlarýyla beneklenerek, bulutlarýn altýnd gözleri acýtan ateþ parçalarý ile aydýnlandýðým görebiliyordu. Ýyi Koþucu da kafasýný kaldýrý klarla dalga geçtiðini, kýþýn çok uzakta olmadýðým biliyor gibi hafifçe kiþnedi. Atýlgan Geyik bulutun ilerleyiþini ve þekil deðiþtiriþini seyretti ve bunun gri bir gökyüzünd basma dolaþan yalnýz bir bulut olduðunun farkýna vardý. Soma bir anda gökyüzünde, tekrar tek karþýya geçip giden þimþekler ile dolmuþçasýna daðýnýk boþluklar olduðunu fark etti. Bulutu , sonra bir odada olduðunu anladý. 246 w^ X Baþý sert bir duvara sýkýca dayalýydý. Bulut bir su lekesine, þimþek de sývalý tavandaki çatl ine dönüþtü. Ýlk düþüncesi tekrar demir eve dönmüþ olduðuydu. Ama çok sýcaktý. Sonra hasta ev rla, uyuyan adamlarla dolu olup olmadýðýný görmek için baþýný oynatmaya çalýþtý. Baþýný, omuz a bakýnmak için dirseklerinin üzerinde doðrulmaya çalýþtý, ama vücudu ona itaat etmiyordu. Ha vindeki gibi caný acýmýyordu, hatta sanki sýcaklýk içinden geliyormuþ, merkezden tüm vücuduna rmuþ gibi hoþ bir his duyuyordu. Bir an doðrulmaktan vazgeçti ve hayalarýný sýzlatan zevkin tadýný çýkardý. Birden solundaki d sade tahta haçý tanýdý. Marie'nin odasýndaydý. Sýrtüstü yatýp gözlerini kapadý, artýk seks ol n tadýný çýkarýrken rahatladý ve içi neþeyle doldu. Marie ona bir þey yapýyordu; tam ne olduð amamýþtý, tek anladýðý bu þeyin kalçalarýnýn hareket etmesine neden olduðu ve nefes alýþýný h aya çalýþtý ve bu sefer dirseklerine dayanarak kalkabildi. Sonra saç gördü. Kulaklar. Bir burnun ucu. Bir kafa. Kafa çýplak uyluklarýnýn arasýnda hareke diyordu. Aðzýn kamýþýnýn düzgün yüzeyi üzerinde yukarý aþaðý hareket ettiðini anlamasý bir sü nu heyecanlandýrdý. Marie daha önce bunu hiç yapmamýþtý. Dudaklarý kendisininkileri öperken y f bulanýklaþmasýný hatýrladý. Kutlamayý, þarabý hatýrladý. Bunlarýn hepsi, bu yaptýklarý hep Þimdi daha hýzlý hareket etmeye baþlayan, aþaðý inip çýkan kafayý seyrederken, bu saçlarýn Ma olmadýðýný fark etmeye baþladý. Açýk renkli ve dalgalýydýlar ve onunkilerden kýsaydýlar. Oday skin koku da lavanta kokusu deðildi. Atýlgan Geyik'in kollan ve omuzlan güçsüzleþti ve Atýlgan Geyik geriye, yataða düþüp gözlerin afasý bulanýktý, hiçbir þey düþünmüyordu. Kendisini ayný anda hem tembel hem de tahrik olmuþ rdu. Sonra tekrar kendini kaybetti. Kendine geldiðinde sýcak aðzý yine kamýþýnda hissetti, he aðýz hem de kamýþý sanki Atýlgan Geyik vücudundan ayrýlmýþ da bu iþi uzaktan seyreder gibi u du. Uzak köþesinden san saçlan gördü, kulaklan; dudaklan ve burnun ucunu gördü. Sonra donup k ldý. Ve yeniden kendi bedenine kavuþtu. Elleri bir þeye sürtündü, kafasýný çevirdi. Pantolonu yanýnda yataðýn üzerine atýlmýþtý. Kafa Elini cebi bulana ka"'* 247 dar pantolona doðru hareket ederken izledi. Ama cebinde birkaç bozuk para dýþýnda hiçbir þey oktu. Diðer cebini bulana kadar elini pantolonun altýnda tekrar hareket ettirdi. Son ra uzun, ince býçaðý hissetti ve önünde tuttu. Bu, kabzasýnýn her iki ucu da gümüþ, ortasý fi l bir býçaktý. Küçük gümüþ düðmeyi fark edip ona bastýrdý ve iþaret parmaðý kadar uzun bir bý si ile ortaya çýktýðýný gördü. Gözleri parlayan býçaðýn üzerine kilitlenmiþti, ne yapmasý gerektiðini biliyordu. Bu, bir kar çok bir çözümdü. Aniden bir hayalden uyanýr gibi kendini güçlü hissetti. Yavaþ ve büyük bir ukarý aþaðý hareket eden kafayý rahatsýz etmeden oturdu. Ýnce sýrta, omurgasýnýn toparlaklarý ga kemikleri çevresindeki hafif girintilere baktý. Zayýf kýçýnýn yuvarlaklarýný ve arasýndaki rýðý gördü. Derken býçaðý gördü, loþ odada havada bir an asýlý kalan ve birden çýplak sýrta giren býçaðý. murtu duydu ve yumruðunun ete ayný anda sertçe deðiþini hissetti. Her seferinde býçaðý sonuna r deriye gömerek tekrar ve tekrar sapladý. Sonra san saçlardan bir parça yakaladý ve kafayý

geriye doðru çekti. Býçaðý boðazýn kenarýna yerleþtirirken arasý açýk mavi gözlere baktý ve b ldi. Hareket eden, ama ses çýkmayan narin dudaklardaki pembe köpüðü gördü. Ama býçak keskindi kin bir emme sesi duydu ve saçlarý býraktý, kafa öne, olanca aðýrlýðý ile kucaðýna düþtü. Tüm olay birkaç saniye sürmüþtü, ama Atýlgan Geyik bazý hareketleri zaman durmuþ gibi net bir e görmüþtü. Kafasý olayý tekrar tekrar yaþasa da biraz önce ne olduðuna hâlâ inanamayarak ve dan yorgun düþerek bir an oturdu. Sonra panikledi. Buradan çýkmalýydý. Bir an kusmak istedi, ama buna zamaný yoktu. Kucaðýndaki baþtan kývrýlarak kurtuldu. Kalçalarýnýn pembe köpük ve kýrmýzý kanla kaplanmýþ olduðunu görd doðru seðirtirken, bu sýkýþýk yerde hâlâ dizlerinin üzerine çökmüþ duran cesede takýlýp az d ir havlu batýnp kalçasýndaki ve hayalanndaki kaný silmeye baþladý. Kýyafetlerinin nerede oldu u anlamak ve çabucak giyinmek için odada etrafýna bakýndý. Arkasýndaki sehpanýn üzerinde, tem enmesini durduran, bir an nefes almasýný kesen bir þey gördü. Altýn çerçeveli bir gözlük, düzgünce katlanmýþ bir halde kýrmýzý boncuklu abajurdan sýzan loþ 248 Þansýna büyük salon boþ sayýlýrdý, iki adam ve kýzlardan biri uzak duvara dayanmýþ bir masaný toplanmýþtý. Olivier ve barmen sýrtlan salona dönük, açýk kasanýn üzerinde konuþuyordu; iri y ortalýkta görünmüyordu. Kapý en azýndan on beþ yirmi metre uzaktaydý. Kafasýnda dört yýl önc tuklarýn ve kanepelerin olduðu hasta evindeki büyük odadan kaçýþý canlandý, ama bu sefer Atýl ik aðýr aðýr, fayanslar topuðunun deðmemesi için parmaklarýnýn ucunda oda boyunca yürüdü. Fýs r söylemediði bir þarkýyý söylüyor ve görünmez olduðunu biliyordu. Sessiz ve kendine güvenere a vardýðýnda, kapý açýldýðýnda ses çýkarmasýn diye küçük zili eliyle tuttu. Dýþarý çýktýktan sonra artýk boþ ve karanlýk sokakta aceleyle, topuk-ý larrnýn parke taþlar ü nmasýna aldýrmadan hýzla yürüdü, üþünmemeye, olabildiðince çabuk kaçmaya çalýþýyordu. Eski Li uzun uzun soluyarak içini çekti ve ne dar sürdüðünü bilemediði bir zaman boyunca nefesini tut u andý. Bir süre önce nefes almayý öylece kesmiþti. Cep saatini açtý ve beyaz yüzeyine baktý: dört otuz. O ve Marie on 'ri biraz geçe yukarý çýkm olmuþtu bu arada? O andan bu yana beþ buçuk saat geçmiþti. Bacaklarýnýn güçsüzleþtiðini hiss p bir kazýða dayandý. Serin erken sabah havasýna raðmen, terin göðüs kafesini buz gibi iðnele aþaðýya aktýðýný hissediyordu. Marie. Marie'ye ne olmuþtu? Marie'ye ne olacaktý? Atýlgan Geyik umutsuzca inledi. Siyo ko'nun bedenini baþka bir yere götürmeliydi. Niye bunu düþünememiþti? Boþ, baþka bir oda mutl ardý. Atýlgan Geyik, Marie'nin kapýyý açýp yataðýnýn üzerinde diz üstü çökmüþ ölü siyoko'nun layan siyah lekeleri görüþünü, kapalý odadaki keskin kan kokusunu duyuþunu gözlerinin önüne g en, bacaklarý artýk aðýrlýðýný taþýyamadý. Dizleri yere çarptýðýnda sert taþlan hissetmedi bi Geri dönmeliydi. Ama yana devrilip gözlerini gölgelere bile odak-layamayacak kadar yor gun hissederek öylece yattý. Ona ne olacaktý? Niye buradaydý? Onun yardýmcý hayvaný neredeydi Ya Wakan Tanka? Niye bu yabancý þehirde bir baþýna býrakýlmýþtý? Neden o? Atýlgan Geyik gözlerini kapadý ve o çaresizlik içinde neredeyse bir huzur buldu. Taþlar, altý da saðlam ve soðuktu ve hareket etmek istemiyordu. Yakýnda öleceðini, Marie'nin odasýnda ola nlann onun sonuna yol açacak olaylar zincirini baþlatacaðýný biliyordu. Kötü adamlar her zaman cezalandýrýlýrdý. Wakan Tanka buna dikkat ederdi. Ve Atýlgan Geyik de bundan mem nuniyet duyuyordu. Þimdiyse kafasýnda geçmiþ ve bugünün görüntüleri dans ediyordu. Marie'nin þarap bardaðýný kal týn çerçeveli gözlükleri gördü ve sanki rüyayý yeniden görür gibi rüyasýný gördü. Uçurumun di eyen rüzgârý duydu ve o ses kulaklarýna girdi: Sen benim tek oðlumsun. Artýk geriye kimse ka lmayacak diye düþündü ama bu fikir onu korkutmadý. Dünyada yalnýz olacaðma, kendi insanlarýyl aber ölmüþ olmayý tercih ederdi. Parke taþlarýn üzerinde yatarken dudaklarý oynuyordu. Lakota dilinde Wakan Tanka'ya dua ettiðini fark etti. Ona hayatmý sunuyordu ve Büyük Ruh'a gerçek dünyada kendi halkýna katýlma izin vermesi için yalvarýyordu þimdi. Belki de onu rahatlatan kendi dilinin sesiydi, b ir süredir Lakota dilinde ne konuþmuþ ne de dua etmiþti. Gerçek bir iletiþim kuramadan geçen u dört yýldan sonra kendi sesiyle ve sunduðu duayla kendisini neredeyse bir bütün halinde hissetti. Ölmeyi beklerken bile kendini yenilenmiþ hissediyordu. Ama farkýnda olmadan uzaktan gelen bir þey duyuyordu. Þimdi ise aklý yerine geliyor ve b ir adamýn baðýrdýðým ve bir baþkasýnýn cevap verdiðini duyuyordu. Kelimeleri seçemiyordu, ama klarda bu sesler yankýlanýyor ve onlarýn ne kadar uzak ya da ne kadar yalan olduklarýný an layamýyordu. Gözlerini açü ve bekledi. 250 XIV Martin St-Cyr, az kalsýn nefesini kesecek bir sancý hissetti karnýnda. Yýlýn bu zamanýnda is

tiridye ýsmarladýðý için kendine küfretti. Henüz mayýs olsa da, Marsilya'da hava çok sýcaktý dyeler çok çabuk bozulabilirdi. Sadece bir tanesi yeterliydi. Ve içinde inci olmayan t ek bir taneyi de kesinlikle o bulurdu. Digestif 'ten* bir yudum alýp yazýyý tekrar okudu. Sadece üç sütunluk bir haberdi, ama içerið on derece þaþýrtýcýydý. Bu tekrar nasýl olmuþtu? Yazýyý ilk okuduðunda tam bir dejâ vu vakasý sürekli geliyordu. Geçen akþam bile, gizli isteði Kuzey Afrikalýlara kurtarýcýmýz Ýsa Peygamb bulmalarýna yardým etmek olduðu-* Yemeklerden sonra içilen içki, likör, (y.h.n.) "''251 nu söyleyen bir kadýnla beraberdi. Ailesi Ýngiliz misyoneri olan bu kadýn Sudan'da büyümüþtü i de Cezayir'e gidip bir Fransýz misyonunda veya belki de bir hastanede çalýþmak istiyor du. Önceki niþanlýsýný üç yýlý aþkýn süredir pek düþünmediðinden bu genç kadýnýn hikâyesinin i saniye aldý. Ama o birkaç saniye içinde, içini tanýmlayamadýðý bir tanýdýklýk hissi kaplamý Þimdi yine ayný þey oluyordu. Atýlgan Geyik'in adýný okumadan önce bile, bu yazýyý daha önce belki de onunla bir ilgisi olduðu hissine kapýlmýþtý. Ama bu sefer Atýlgan Geyik bir adam öldürmüþtü. Marsilyalý yetkililer onunla ne yapacaklarýný edikleri için orada deðildi; bu sefer hapiste olmasýnýn bir nedeni vardý ve muhtemelen onu n için yapýlacak çok fazla þey yoktu. Yine de St-Cyr merak etmiþti. Ve kendini biraz Kýzýlderili'ye borçlu hissediyordu. Atýlgan Geyik'in hapsedilmesinin haksýzlýðýyla ilgili yazdýðý iki haber La Gazette du Midi'ye muhabi olarak girmesini saðlamýþ, sonra da köþeyazan olmuþtu. Ýyi uyum saðlamýþtý bu iþe. Gazette s imi ile tanýnýrdý ve St-Cyr Grenoble'da yaþadýðý tehlikeleri yaþamadan davasýný savunabilirdi Petit Marseilla-«'daki tecrübelerinden sonra, Gazzette'de. rahat bir nefes almýþtý. Haftad a iki kere yazdýðý sütununda genelde iþçilerin sömürülmesinden, liman iþçilerinden, yük araba ere yapýlan kötü muameleden (her ne kadar kendisi de onlardan özellikle hoþlanmasa da) ve açgözlü devlet tarafýndan aþýn vergilendirilen esnaftan söz ediyordu. Ýþini seviyordu ve bir hatta proletariatam ve petite bo-urgeoisienm bir kahramaný olmuþtu. Tabii ki, bu ya zdýklarýnýn hiçbirini seksen yaþma gelmesine raðmen Lyon'daki ipek iþçilerinin ihanetine uðra rdanan babasýna göndermiyordu. St-Cyr karnýna bir baþka sancýnýn girmesiyle sandalyesinde doðrulup yüzünü buruþturdu. Ama sa artýk eskisi kadar sýk gelmiyordu ve bunun sadece, ne kadar can acýtsa da, yasalarý hiçe s ayan, haksýzlýðý ortaya çýkaran duyarlýlýðý ile beraber hareket ediyormuþ gibi görünen hazýms verme aþamasmdaydý. Yanma azaldýðýnda, telefonu kapýp birkaç kez yuvaya vurdu. Sonra geriye y slandý. "Alo! Beni Prefecture'deki resepsiyon görevlisine baðlar mýsýnýz, lütfen." St-Cyr telefondaki hýþýrtýyý dinledi ve bu yeni icadýn, yeniliðinden çok saðladýðý yarara hay a çoðu zaman hýþýrtý, en çok da 252 r telefona en fazla ihtiyaç duyulan gündüz saatlerinde, konuþmayý im-kânsýzlaþtýrýyordu. Ama bu þansý yaver gitti. "Alo! Çavuþ Vautrin konuþuyor." Ses netti ve sanki metal bir tüpün diðer ucundan konuþuluyorm gibi tangýr tungurdu. "Merhaba çavuþ. Ben La Gazzette du MidVûtn Martin St-Cyr. Atýlgan Geyik isminde bir Peau -Rouge elinizdeymiþ, doðru mu bu?" "Evet." Sadece bu kadar. "Gazetemde Rue Sainte'de bir adam öldürdüðü söyleniyor." St-Cyr, çavuþun söylediklerini doðrulamasýný beklerken defterine "Vautrin" diye karaladý. Ýki polis muhabirliði deneyimi sayesinde bu bekleme oyununa alýþýktý. Ama sonra polis muhitin de çok takýlmýþ ve tüm resepsiyon memurlarýný tanýr olmuþtu. Þimdi ise, her ne kadar çavuþun i duymuþ olduðundan, belki de köþesini okuduðundan oldukça emin olsa bile telefonda kendini isimsiz, herhangi biri gibi hissetti. Digestiftea bir yudum alýp keþke Borely hâlâ bu iþte çalýþýyor olsaydý diye düþündü. Eski zamanlardaki gibi dost rakipler olarak konuþabilirlerdi y artýk kaçakçýlara karþý liman bölgesini temizleyen özel bir birimin baþýndaydý. Borely'yi g olis, hatta limanda çalýþan çetelere karþý bir tehlike olarak düþünmek zordu, ama durum ortad "Ölenin önemli bir iþadamý olduðu söyleniyor." Çavuþ bu masum soruya cevap verebileceðine karar vermiþ olmalýydý. "Bu doðru." "O zaman önemli bir iþadamýnýn sabah saat dört buçukta Rue Sainte'de ne iþi vardý?" Ama St-Cy iliyordu. Orada Fortune ona belso-ðukluðu bulaþorana kadar kendisinin gittiði de dahil o lmak üzere dört veya beþ genelev vardý. Korkunç yanma hissini kesmek için iki hafta boyunca kükürt tozu almýþtý. Hastalýk ve tedavisi fahiþelerle, en azýndan Rue Sainte'dekilerle berabe lma alýþkanlýðýný da tedavi etmiþti. Diðer yandan, kara, yumuþacýk Fortune'ünü özlüyordu.

Tekrar sessizlik. Sanki adam telefonda da konuþulabileceðini henüz öðrenmemiþ gibiydi. "Pref ecture'de mi tutuluyor? Atýlgan Geyik demek istiyorum. Eminim bu kadarýný söyleyebilirsi niz." Cevap bu sefer çabuk geldi. "Amerikan Konsolosluðu'nu aramayý deneyebilirsiniz Mösyö St-Cy r. Adamlarý bütün sabah buradaydý." St-Cyr telefonu kapatýp o sýrada çizdiði yüze baktý. Kabaydý, ama hatýrladýðý bazý özellikler lmacýk kemikleri, kýsýk gözler, daha da ince bir aðýz ve ortadan ayrýlmýþ, omuzlarýndan aþaðý 253.ya inen uzun siyah saçlar. Çizemediði ölümün havasýydý, Prefecture'ün derinliklerindeki küçük uran o külümsü kokuyu çýkarta-mýyordu. Bunu düþünmek þimdi bile içini titretmiþti. Ama Atýlgan Geyik hayatta kalmayý becermiþti, hatta anlaþýlan bu son dört yýl boyunca Marsily 'da yaþamýþtý. Bu nasýl olmuþtu? Niçin Amerika'ya dönmemiþti? Veya býrakýldýðý o kýþ Avrupa'd hþi Batý gösterisine? Bir þekilde biri korkunç bir hata yapmýþtý. Burada, hâlâ Marsilya'daydý Rue Sainte'deki fahiþeleri ziyaret eden "önemli bir iþadamýný" öldürmüþtü. St-Cyr ahizeyi te ldýrýrken az kalsýn dudaklarýný ýsýnyordu. Cours Estienne-d'Orves'deki çok sayýda restoran klasik insan tipleri ile doluydu: dükkân larda çalýþan kýzlar, kasaplar, memurlar, Bour-se'dan gelen yatýrýmcýlar, askerler ve denizci er, tayfalar ve liman iþçileri, çocuklarýyla gelmiþ anneler, metresleriyle gelmiþ kocalar, kü ekli yaþlý kadýnlar, hava atmayý sevenler ve Franklin Bell. Üç saatlik öðle yemeði veya onun bir þey olmadýðý takdirde, Franklin Bell kendi dairesinin sessizliðini ve hizmetçinin yaptýðý salatalarý veya balýklan tercih ediyordu. Ama bugün Chez Louis'de dýþarýdaki bir masada þemsiyenin altýnda, mutlu, kalabalýk, gürültülü çevrilmiþ bir halde maden suyunu içip kötü þöhretli Martin St-Cyr'i bekliyordu. Böylesine ne bir ortamda bile kendini kirlenmiþ ve çýplak hissediyordu. Gökyüzüne bir göz atarak Akdeniz havasýný özleyeceðini düþündü. Son iki haftadaki sýcak hava Liman'dan yükselen korkunç koku bile onun bu þehirden aldýðý cinsel hazza benzer hazzý azalt cak bir þey yapamamýþtý. Ama bugün mükemmel bir mayýs günüydü, ýlýk ama sýcak olmayan, en azý fif puslu gökyüzü ve onlarý hafta boyunca meþgul eden iþleri neyse verdikleri molanýn keyfini ran insanlar. Cours'utý açýk alanýna bakarak uzun ince elbiseli ve siyah kadife kurdeleleri arkadan aþaðýya sarkan hasýr þapkalý iki genç kadmm kol kola girerek dünyadaki hiçbir þeye aldrrmaksýzýn gülü eyretti. Normalde onlarý muhtemel eþler olarak deðerlendirirdi, ama bugün sadece onlarýn g ençliklerine ve masumiyetlerine imrendi. Kendisinin, o ebedi yabancýnýn aksine iki kadýn kendi dünyalarýnda tamamen rahatlardý. 254 Tam o sýrada yirmili yaþlarýn sonlarýnda, beyaz bir takým elbise, kolalý mavi bir gömlek üzer kýrmýzý kravat ve tepesi beyaz ile renkli þeritle çevrili hasýr bir þapka takmýþ ince bir ad arýn etrafmdan dolanýp Chez Louis'nin masalarýnýn arasýndan yaklaþtýðým gördü. Daha önce St-C amasýna raðmen, kalem býyýðý ve düzgün taranmýþ keçi sakalýyla o narin yüzü La Gazzette du Mi i çizimden tanýmýþtý. Bell züppe St-Cyr'in gerçek hayatta ne kadar genç göründüðüne þaþarak a "Mösyö St-Cyr? Franklin Bell." "Enchante Mösyö Bell. Böylesine güzel bir günde, benimle buluþmayý kabul etmeniz büyük inceli Bell, elin yumuþaklýðý karþýsýnda þaþýrmamýþü, ama adamýn elini bir hanýmefendinin eli gibi a þaþkýnlýk yaratmýþtý. Bir an elini öpmeli miyim, diye düþündü. Onun yerine, elini çekip karþ yeyi iþaret etti. "Lütfen oturun," dedi. Ýçkiler geldiðinde -Bell'e bir bardak maden suyu daha, St-Cyr'e bir bardak Chardonnaygenç yazar kadehini kaldýrýp, "Saðlýðýnýza Mr. Bell," dedi. "Demek Ýngilizce biliyorsunuz." "Sadece biraz. Üniversitede öðrenmiþtim, ne yazýk ki burada Marsilya'da çok az kullanýyorum." Güldü. "Babam Amerikalýlar dünyayý ele geçirmeye hazýrlandýðýndan Ýngilizceyi öðrenmem gerekt Bell, St-Cyr'in keskin bir Ýngiliz aksanýyla konuþtuðunu gördü ama bu onu þaþýrtmadý. Fransa' ersitelerde çok sayýda Ýngiliz, Ýngilizce dersi veriyordu. Ýngilizce öðrenmek zorunda olmak u usal gurur için bir hezimet olmalý, demeyi düþündü Bell, ama demedi. Bugün kendini çok milliy hissetmiyordu. Atýlgan Geyik'le ilgili son karýþýklýkla ilgilenmek için saat beþ buçukta kalk sinirden patlamak üzereydi. Aslýnda iþini kaybetmekten ölesiye korkuyordu. Konsoloslukta ki kimsenin kafasýnda Atýlgan Geyik'in dört yýl önce onun sorumluluðunda olduðu ve feci halde valladýðý konusunda bir tereddüt yoktu. O zamanlar bu dev Kýzýlderili'yi kaybetmek, Marsilya 'da kaybolmasýna izin vermek ve onu unutmak çok kolaydý. Ama Bell onu gerçekten hiç unutma mýþ, her gün kýsa da sürse onu düþünmüþtü. Bell'i gerçekten mantýksýz bir biçimde etkileyen þ ile ilgili gördüðü rüyalardý. Suçluluk duygusu veya iþleri yüzüne gözüne bulaþtýrdýðýnýn orta

rüyasýnda de- .255 falarca Atýlgan Geyik'in sabahýn erken saatlerinde, kana bulanmýþ, k0_ nuþamayacak bir hal de, sallanan elinde sýký sýkýya bir tomahawk'^ tutmuþ, üstündeki kanlar giriþteki Ýran halýsý amlayarak kapýsýnda belirdiðini görmüþtü. Her seferinde kapýyý çarpar ve kapanan kapýnýn altý sýzarken baðýrýrdý. Sonra uyanýr ve kendini, pijamalarý en soðuk gecede bile terden sýrýlsýkl en baðýrdýðýný mý, yoksa dýþarýdan gelen bir baðnþmayý mý duyduðunu bilemeden yataðýnda dimdi Ertesi gün de Bell hep masasýnda oturup önündeki kâðýtlarý yok sayarken rüyayý analiz eder, b ziyaretlerinin nedenlerini anlamaya çalýþýrdý. Ama içten içe bunun cevabýný biliyordu: Kýzýld yalnýz býrakmýþtý. Ne onu güvenli bir þekilde evine göndermiþ, ne de Vahþi Baü gösterisiyle b nu yalnýzca hayatýndan çýkarmak istemiþ, bunu da Soulas ailesinin yardýmýyla baþarmýþtý. Dört ta ki bugüne kadar. Ama Atýlgan Geyik'in bir gün gelip, rüyasýna benzer bir þekilde onu bul acaðýný biliyordu. Rüya çok güçlü ve ýsrarcýydý. Öyleyse neden La Gazzette du Midfnin ünlü muhabiri ile böylesine harika bir günde burada o turmuþ yemek yiyordu? Bell, bu adamýn, ticaret kurumlan ve hükümetle ilgili yazýlarýndan hoþl nmýyordu bile. Sosyalist çöplüðün ulaþabileceði nokta sadece buraya kadardý. Liderleri olmada yi yönetenler olmadan, hizmetleri ve mallan saðlayanlar olmadan, sanayinin çarklarýný çevire nler olmadan, onlara iþlerini verenler olmadan bu sözde haksýzlýða uðramýþ vatandaþlar ne yap Ýþin normal iþleyiþi sýrasýnda oluþan her türlü ufak tefek haksýzlýk için onlan suçlamak saç dýðý her þeyin züppe bir tezatý olan bu adamla burada ne iþi vardý? Konsolosluða dönüp iki ülke arasýnda yýllardýr süren hassas dengeye bu tek, son derece aptal beceriksiz hareketle zarar verdiði için Atkinson'ýn kontrollü (böyle olmasýný ümit ediyordu) iyle yüzleþmeden önceki neredeyse anlamsýz, son, sýradan yemeðini yiyordu. Maalesef, Bell'in yapabileceði tek þey yaþlý adama hak vermekti. Fransýzlarla baþa çýkmanýn zorluðuyla ilgili kötü þöhret vardý ortada. Diðer meselelerden kaçýnmak için bir neden bulmak üzere bunun gibi r arýyor gibi görünüyorlardý. Þanslýysa, öðle yemeðinden sonra istifa mektubunu yazacak zaman Bu, sahte bir jest, paçasýný kurtarmak için yapýlmýþ küçük bir hareket olacaktý. Bir daha as i baltasý, (ç.n.) 256 la dýþiþlerinde çalýþamayacaðýný biliyordu. Üstelik Atkinson'ýn yerine geçmeye birkaç adým ka t, bunu dört yýldýr düþünüyordu. "Gülümsediðinizi görüyorum Mr. Bell. Sizi eðlendiren neyse belki benimle de paylaþmak istersi iz." Bell, tüm bu olanlarýn dehþeti içinde gülümsüyor olduðunu düþününce, kötücül bir þekilde, ner da, komik olan bir þey yok Mösyö St-Cyr. Tüm sabahý, boþu boþuna insanlarý özellikle de Polis augirard'ý sakinleþtirmeye çalýþarak Prefecture'de geçirdim. Kýzýlderili arkadaþýmýzý korumak leceðim hiçbir þey yoktu. Tehdit ettiler, göz daðý verdiler, azarladýlar ama söyleyecek hiçbi ulamadým. Ne yazýk ki onun için umut kalmamýþ." Az kalsýn, benim için de, diye ekliyordu. "Üzücü bir olay, dostum gerçekten çok üzücü. Ama konsolos yardýmcýsý böyle bir olayla niye me ? Eminim bu tür talihsiz olaylarla ilgilenmek için kanuni bir ataþeniz vardýr. Veya belk i de sizin bu olayda þahsi..." Bell sesin uzaklaþmasýný dinledi ve gazetecinin ne kadarýný bildiðini merak etti. Atýlgan Gey k ilk defa Prefecture'de hapis tutulduðunda Le Peîit Marseillais'de çýkan yazýlan okumuþtu. St-Cyr'in o zaman yaptýðý ateþli iki parça gazetecilikle, kendisinin arkasýnda Birleþik Devle ler olduðu halde hiçbir zaman baþaramayacaðý kadar iþ baþardýðýný gönülsüzce de olca kabul et mýþtý. Birleþik Devlet-ler'in aðýrlýðý þaþýrtýcý derecede hafif olmuþ ve Marsilyalý yetkilile ilmiþti. St-Cyr büyük olasýlýkla Atýlgan Geyik'in hayatmý kurtarmýþtý. Basmýn gücü, diye düþü dünyanýn en güçlü iki devletinden bile daha güçlüydü. Garson ekmek sepetini getirdi ve her ikisi de salades niçoise" ýsmarladý. St-Cyr bir þiþe de þarap ýsmarlamalarý konusunda ýsrar etti ve Bell, fiziksel ve duygusal yorgunluðunun bi r sonucu olarak buna direnç gösteremedi. Garson gittiðinde Bell, "Eminim beni yemeðe davet etmenizin bir nedeni var. Sanmm be n bu nedeni biliyorum. Bu yüzden bir an önce sadede gelebiliriz," dedi. St-Cyr güldü, böylesine ince bir bedenden beklenmeyen güçlü bir kahkahaydý bu ve "Ah, belli k siz benden daha hýzlýsýnýz Mr. Bell. Bu konuþmayý benim baþlatmam gerekirdi." Aniden ortaya sevinci-* Nice salatasý, (y.h.n.) FnÖN/KýzüderilininÞaýkýsj " 057 ni çoktan ardýnda býrakmýþ, öne doðru eðilmiþti. "Konu, tahmin edeceðiniz gibi Kýzýlderili ha a ilgili polisten herhangi bir bilgi almayý baþaramadým. Bu haberi yazan muhabirle kon

uþtum, ama o da baþka bir þey bilmiyor." St-Cyr bir an durdu, sanki büyük soruyu sormaya t ereddüt ediyor gibi bir parça kuru ekmekle oynadý. "Rue Sain-te'de ne olduðuna dair bana bilgi verebileceðinizi umuyordum." Bu sefer tereddüt etme sýrasý Bell'deydi. Baþýný kaldýrýp cours'm diðer tarafýndaki binalara e Sainte hemen onlarýn arkasýnday-dý. Olayýn olduðu yerden sadece iki sokak ötede oturup yem ek yiyorlardý. Bütün yorgunluðuyla, Bell bir gazeteciyle dürüstçe konuþmanýn artýlarýný ve ek aplamaya çalýþtý. Tabii ki, inanýlmaz derecedeki sefil hikâyenin tümünü, en azýndan kendisini yan Polis Þefi Vaugirard tarafýndan anlatýlan hikâyeyi biliyordu. Ama hikâyeyi þüphesiz Ameri an Konsolosluðu'na ve muhtemelen Bell'in kendisine zarar verecek þekilde çarpýtabilecek bir adama ne kadar açýlabilirdi? Ona hiçbir þey söylememeli miydi? Kaba bile olsa sadece k alkýp gitmesi daha iyi olmaz mýydý? Bu tür bir ifþanýn yaratabileceði olumlu bir þey düþünmeye çalýþtý. Garson þarabý koyarken se sonra gayri ihtiyari kadehini St-Cyr'e doðru kaldýrýp içti. Þarap soðuktu ve tam onun sevdiði gibi aðýzda kekremsi bir tat býrakýyordu. Böylesine basit bir þeyden keyif aldýðý için biraz mýþtý. Cebinden bir defter ve kalem çýkartýp yüzünde hafif bir gülümsemeyle masanýn karþýsýnd 'e göz attý. Bell, bu zarif gazeteci karþýsýnda kendini birden çok iri, çok döküntü ve çok ki tti. Ama kararýný vermiþti. Düþünebildiði tek olumlu þey onun bu hikâyeyi anlatacak olmasýydý. Bunu en baþýndan, Atýlgan astanede ilk karþýlaþmasýndan ve sonra Prefecture'deki görüþmesinden baþlayarak yapacaktý. At eyik'in yaptýðý þeyi niye yaptýðýný gazetecinin daha iyi anlayabilmesi için her þeyi bilmesi . Öðrendiði gerçeklerle ne yapardý? Tanrý bilir. En azýndan Bell vicdaný biraz olsun rahatlam kilde ayrýlabilirdi. Onun yükünü hafifletmeyecekti; o gidiciydi, ama Atýlgan Geyik'e bulanýk kafasýnýn o zamanlar göremediði kadar yardým edebilirdi. Tek bildiði St-Cyr'in haksýzlýða uð ve toplumdaki dýþlanmýþlar ile ilgili olarak anlayýþlý olduðuydu. Garip bir þekilde Bell'in d nda istediði buydu. Böylece Atýlgan Geyik'in Marsilya hikâyesi ile ilgili bildiði her þeyi gazeteciye anlattý. Ký derili ile ilgilenen aileden (isim vermeden) 258 F17ARKA/Kýzýl<fcrütain Þaýkýsý bahsetti. Doktorun Tüy Adam yerine Atýlgan Geyik'i ölü ilan ederek yaptýðý ölümcül hatayý anl da bu karan desteklemek için hazýrlanan sahte ölüm belgesini, Bell'in Atýlgan Geyik Vahþi B atý gösterisine yeniden katýlabilsin diye gerekli belgeleri elde etmek için gösterdiði beyhu de çabalan, Fransýz yetkililerle her karþýlaþmasýnda hissettiði çaresizlik hissini... Ve þaþý de, Bell bunlan itiraf etmeyi düþünmediði halde, sonsuz çaresizliði ve dolayýsýyla sisteme bo eðiþini... Sadece vazgeçmiþ ve bilinçli olarak bugüne kadar Atýlgan Geyik'in izini kaybetmiþ Bell, þarabýndan bir yudum alýrken, bir yandan da kalemin bir an bile sektirmeden birb iri ardýna, arkaya atýlan kâðýtlara yazýlan karalayýþýný seyretti. Aynca salatalan, marullarý lerini kaybetmiþ, zeytinyaðý ve sirkenin ton balýðýnýn etrafýnda ayn ayn kehribar rengi nokta halinde dolaþtýðýný da fark etti. Etrafýna bakýndý, öðle yemeði kalabalýðý büyük ölçüde daðý lý öpücükler arasýnda citronpresses içen bir çift dýþýnda bütün masalar boþalmýþtý. O anda on ni fazlasýyla tükenmiþ hissediyordu. En sonunda St-Cyr kalemini býraktý, gözlerini ovuþturdu ve boynunun sertliðini gidermek için baþmý arkaya attý. Bell, St-Cyr'in ince boynunu, elmacýk kemiðinin hafif çýkýntýsýný, kýsalý ni fark edebildiði siyah keçi sakalýný inceledi ve týraþ olmak için vakit bulamadýðý aklýna g Cyr yavaþça öne eðilirken mýnldandý, "Vay, bu nasýl bir hikâyedir, dostum." "Bu zavallý kanþýklýk içindeki rolümü anlatmakta niye tereddüt ettiðimi anlayabilirsin. Biraz azimli olsaydým, þimdi Atýlgan Geyik belki de Amerika'da insanlanyla beraber olurdu, onun yerine..." Bell omuz silkti. "Tabii ki! Ama kendinizi suçlamamalýsýnýz. Fransýzlar bürokrasile-riyle Önlenmiþlerdir. Her þ a, sonra bir üç defa daha mühürlen-melidir. Bazen bir þeyler 'kaybolur'. Hep evde yeterinc e sevgi görmeyen ve bunun acýsýný halktan çýkartan küçük bir bürokrat vardýr." St-Cyr ne dedi derek güldü. "Tabii ki sizin durumunuz farklý. Siz, Birleþik Devletler'siniz, ama bazen bu, bürokratlan daha laf dinlemez hale getirmek için yeterlidir. Kaybettikleri güçten do layý kendilerini tehdit alünda hisseder ve böylece yapnklan tek iyi þeyi yaparlar: maðdur taraf, bu Amerika Birleþik Devletleri bile olsa sonuçta pes edene kadar yolu týkarlar. Bu uzadýkça uzayan süreçte bir noktada pes etmek doðaldýr, Mr. Bell. Sizin suçunuz yok. Daha baþka ne yapabilirdiniz?" .259 Bell, gazetecinin Atýlgan Geyik olayýndaki rolü ile ilgili anlayýþa yaklaþýmýndan kuþku duysa sonuçta Bell de bir bürokrattý- bir saat önce hissettiðinden çok daha hafiflemiþ hissediyordu

kendini. Bu röportajýn politik anlamda bir intihar olduðunu biliyordu, ama bu hikâye yüzünde n dört yýl boyunca taþýdýðý vicdan azabý yükünün ve kötü rüyalann ruhundaki aðýrlýðýný atmak, göre þekil vereceði korkusunu telafi ediyordu. St-Cyr küçük gümüþ bir kalem býçaðýyla kalemini, ucunu mükemmel bir inceliðe getirecek þekild asýný kaldýrmadan, "ama hikâye henüz tamamlanmadý, tabii," dedi. "Ah evet, aðýz sulandýrýcý bölümü." "Aðýz sulandýrýcý mý?" "Özür dilerim. Heyecanlý kýsmý." "Voilâl Biliyorum çok tatsýz, ama bu korkunç olayla ilgili tüm ayrýntýlarý bilmemin önemini a unuz. Arkadaþýmýza yardým edeceksem..." "Tabii ki." Ama Bell artýk ýsýnmýþ þarabýndan bir yudum alýrken tekrar tereddüt etti. Amerika vesi istiyordu. Ama bu röportajýn bitmesini daha çok istiyordu. Konsolosa gidecek ve n e olacaksa olacaktý. Atkinson onu görevlerinden azledebilir ve büyük olasýlýkla sabah bir bi lgilendirme toplantýsý düzenler, orada belgelerini teslim ederken, projelerin son duru munu anlatýrdý. Sonra da eþya sandýðýný, valizlerini toplamakta serbest kalacak ve Philadelph a'ya girmek üzere gemiye bindiðinde artýk sýradan bir vatandaþ olacaktý. Gitgide iþe yaramaz ale gelen bir kariyer için uygun bir son. Böylece Bell anlatmamak için bir neden bulamadýðýndan St-Cyr'e Þef Vaugirard'dan duyduðu kada la cinayetin hikâyesini anlattý. Ama þefin kuvvetli, canlý anlatýmýna karþýn Bell'inki düz ve tondu. Hiçbir zaman iyi bir hikayeci olmamýþtý, mükemmel ifade, mahvedici vurucu nokta hep ertesi gün týraþ olurken veya yemek yerken aklýna gelirdi, ama bu sefer sýkýcý olup olmamasý aldýrmadý. Buna raðmen, St-Cyr bir yandan yazarken, bir yandan da kendi kendine mýrýldanýyor , bazen hayretini ifade ediyor ve daha hýzlý yazýyordu. Sadece bir kere durdu. "Breteuil? Armand Breteuil mü demek istiyorsunuz? Þef?" "Evet. Rue de la Croix üzerinde La Petite Nani diye bir restoraný var." 260

"Ama ben orada yemek yedim. Tüm Provence'ýn en iyi þefi olarak Ýcabul ediliyor." "Ben de öyle duydum." "Bu çok korkunç Mr. Bell." Bell züppe gazeteciye hayretler içinde bakü. Ölüm mü korkunçtu, birden fazla býçak yarasý, ke z, kan denizi; yoksa St-Cyr'in bir daha La Petite Nani'de Breteuü'ün yemeklerinden y iyemeyecek olmasý mý? "Tabii ki tüm olay çok trajik." "Deðil mi?" dedi Bell kuru bir sesle, ama becerebildiði kadar hýzla hikâyeyi bitirmeye çalýþt Yorgundu, hatta þarap uykusunu getirmiþti, ama hiçbir ayrýntýyý atlamadý. Bitirdiðinde sandal ine yaslandý, uzun hilal þeklindeki süpürgelerine yaslanmýþ iki çöpçünün bir kestane gölgesin rýný içiþlerini seyrederek kýzgýnlýktan kudurmuþ kalemin kâðýt üzerinde çýkardýðý sesi dinled lesi karmaþýk bir dünyada basit bir sokak çöpçüsü olmanýn nasýl olabileceðini merak etti. "Peau-Rouge ile yani Atýlgan Geyik ile konuþma fýrsatý bulduðunuzu söylemiþtiniz. Nasýl görün "Bana sadece yirmi dakika izin verdiler. Þaþýrtýcý derecede sakindi. Sanki durumunun ciddi yetini kavramamýþ gibiydi." "Ve siz de onun yakalanmak istediðini söylemiþtiniz." "Sokakta yerde yatýyormuþ. Hiç direnç göstermemiþ." "Cinayetin iþlendiði odada kalan kýz, yani fahiþe, o da tutuklanmýþtý, deðil mi?" Bell'in gözleri yorgunluktan seyirmeye baþlamýþtý. "Vaugirard kýzýn tutuklu olduðunu söyledi. k hakkýndaki suçlamalarla ilgili hiçbir þey söylemedi." "Bu kýzýn bir adý var mý, peki?" "Ben bir þey duymadým." Bell saatine göz attý. Beþ buçuk. Tanrým, diye düþündü. Prefecture'de dan bu yana on iki saat geçmiþti. Uzun bir süre deðildi, ama hayatýnýn en uzun on iki saati olmuþtu. Ayaða kalktý. "Özür dilerim, ama artýk dönmek zorundayým." Gerçekte saat beþ buçuk o bir rahatlama hissetmiþti. At-kinson günün geri kalanýnda orada olmayacaktý. St-Cyr ayaða kalktýðýnda elini yine o acayip þekilde uzattý. "Zaman ayýrdýðýnýz için teþekkür l." "Evet," Bell eli yakalayýp sýktý. "Adieu, Mösyö St-Cyr." J*261 "Adieu, Mr. Bell. Ve iyi þanslar." Bell dönüp yürümeye baþladý, ama aniden durup geri geldi. "Atýlgan Geyik'e karþý nazik olacað orum, Mösyö St-Cyr Yaptýðýnýn korkunç olduðunu biliyorum." Bell düþünmeye çalýþn "Ama bu bir anlýyorsunuz deðil mi? Sanýyorum, yaptýðý þeyi yapmak zorundaydý. Baþka bir seçeneði yoktu."

"Vahþi yasasý sanýrým." Gazeteci kafasýný kaldýrmadý. Masada duran defterinin sayfalarýný çev "Onun gibi bir þey. Breteuil'ün kendisine erkeklerin birbirlerine yapmadýklarý bir þeyi ya ptýðýný söyledi. Bu konuda çok netti." St-Cyr kafasýný kaldýrdý. "Artýk Fransýzca konuþabiliyor mu?" "Biraz. Çok açýlmadý, ama fahiþeyi sordu. Onun hakkýnda çok endiþeliydi." "Ýlginç," St-Cyr defterine not aldýktan sonra defteri kapaüp cebine týkýþtýrdý. "Tekrar, bana n ayýrdýðýnýz için teþekkür ederim, Mr. Bell. Ayrýca lütfen içiniz rahat etsin, tamamen adil konuda gönlünüzü ferah tutun." St-Cyr konsolos yardýmcýsýnýn Cours Estienne-d'Orves boyunca ilerleyiþini seyretti. Omuzla n siyah ceketin altýnda çökmüþtü ve yürüyüþü arük hiçbir yere ulaþmasý gerekmeyen, ayaklanný ka bile parlak gün ýþýðýnýn aðýrlýðý altýnda sarkmýþ görünüyordu. Arkadan, kimse onun iri, da uðunu anlayamazdý. Ama alnýnda çok fazla çizgi vardý. Gözleri çökmüþtü. St-Cyr adama acýdý. Tamam, Amerikalýlardan hoþlanmýyordu ve köþesinde pek çok kez onlan kibir ik ve talepkârlýkla suçlayarak ciddi ciddi eleþtirmiþti. Limandaki gemilerini sevmiyor, de nizcilerini sevmiyor ve sürekli daha fazlasýný talep eden ve hak edilen deðerden azýný veren ticari delegelerinden hoþlanmýyordu. Bunlar Massalia'ya büyük gemileri ile gelip haraç is teyen yeni Romalýlar, diye düþünüyordu. Yine de bu skandal nedeniyle iþini kaybedeceði kesin olan Bell'e üzüldü. Bell ona her þeyiyl e tam bir skandal olacak ölçüde yeterli malzeme vermiþti. Garip bir akþamüstü geçirmiþti. Dah bir adamýn kendi eliyle ipini bu kadar isteyerek çektiðine tanýk olmamýþtý. Saatine baktý. 17.45. Prefecture'e gitmek için çok geçti. Olsun, daha çok zaman vardý, köþesi yann akþama kadar hazýr etmesi gerek262 Fff iniyordu. Aynca henüz kimin kötü adam, kimin kurban olduðunu bilmiyordu. Bir sapýðý öldüren b hþiye sempati duyulabilir miydi? Ýlaçla sersemletilmiþ, çaresiz bir vahþinin üzerinde cinsel steklerini tatmin etmeye çalýþan bir adamýn ölümüne kýzgýnlýk duyulabilir miydi? Defterini ce rtýp ilk sayfaya döndü. Vautrin. Çavuþ Va-utrin. Resepsiyon memuru. Maaþýndan bir kutu iyi pu o, belki de bir þiþe Remy-Martin ayarlayabilirdi. Neyse ki tüm resepsiyon memurlan Bor ely gibi rüþvete hayýr demiyordu. St-Cyr hasýr þapkasýný kafasýna yerleþtirerek masa þemsiyesinin gölgesinden güneþe çýktý. Hav on dört saattir tam bir kozada yaþadýðýný fark etti. Esintinin kuzeyden güneye döndüðünü ve s k de kýrýlmadýðým fark etmemiþti. Sabah serinliði aldatýcýydý. Ama Bell'in ters yönünde cours ken, kendini hafif ve canlý, hatta belki Fortune'ü ziyaret etmeye giderken hissettiði gibi biraz da kýpýr kýpýr hissetti. Bir þekilde Atýlgan Geyik'in Le Salon'daki fahiþeye karþý uðu tutkuyu anlýyordu. Cours'nn sonunda La Gazzette du Midi binasýna dönmek üzere iki kiþilik bir taksi yakaladý. Siyah deri koltuða yaslanýp atýn nallannýn taþlarýn üzerinde çýkardýðý keskin sesleri dinler kapayýp Fortune'ün hâlâ belsoðukluðu taþýyýp taþýmadýðýný merak etti. Onu öz-lüyordu. Çok ar ir araya gelseler de, o zamanlar yalnýz deðildi. Sonra birden tüm öðleden sonra Bell ile ilgili kafasýný kurcalayan þeyin ne olduðunu buldu. E i, gidecek kimsesi yoktu. Konuþacaðý, onu rahatlatacak kimsesi yoktu. Bu nedenle her þey i anlatmýþtý. St-Cyr gözlerini açýp gri atýn benekli sýrtýna baktý. Artýk ne yapmasý gerektið . Atýlgan Geyik olayýný Gazette'de bir cause celebre" yapacaktý. Mahkemeyi, sonuç ne olurs a olsun, bitene kadar iþleyecekti. Bütün Marsilya Amerika'dan gelen bu egzotik yaratýðý tanýy cak ve garip alýþkanlýklarýný, bir Fransýz olmak için gösterdiði zavallý çabalan ve vahþi yas yetin kanunlan arasýndaki uyuþmazlýðý öðrenecekti. St-Cyr aün daha hýzlý gitmesi için benekli sýrtý az daha kendisi tek-meleyecekti. Sanki her þ y onu bu ana ulaþtýrmak için var olmuþçasý-na, hayatý hakkýnda kendini artýk iyi hissediyordu l'e acýmýþü ve yann Atýlgan Geyik'le görüþtüðünde ona da acýyacakü, ama þimdi zirveye ulaþýyo u bekliyordu. * cause celdbre: ünlü dava (y.h.n) '"263 XV Taþ hücre yerin altýnda olduðundan neredeyse soðuktu, ama Atýlgan Geyik demir yatakta sadece pantolonuyla yatýyordu. Ýlk baþta Ma-rie'nin Le Salon'daki odasýnýn çatlak, lekeli tavanýný layarak, ama þimdi tavanýn nasýl olup da çökmediðini merak ederek bir süredir gözlerini tavan ikmiþti. Hiç destek yoktu, sadece hücre duvarlarý vardý. Omnibüs yolundaki binanýn yükseliþin rettiðinde bile (çok uzakta kalmýþ gibi geliyordu, ama henüz bir yýl bile olmamýþtý) inþaatçý i sorgulamamýþtý. Þimdi ise kocaman taþ binanýn neden üzerine çökmediðini, ayak altýnda ezile gibi vücudunu ezerek bütün sývýlarýný dýþarý akýtmadýðýný merak ediyordu.

Artýk hayattan hiç zevk almadýðý için buna hayýr demezdi. Asla evine gidemeyecekti. Kahvereng Elbise'nin, Amerikalýlarýn onun bu du264 TT furndan kurtulmasma yardým edeceðine dair verdiði teminatlara raðmen bunu biliyordu. Ne yapabilirlerdi ki? Kahverengi Elbise hasta evinde veya taþ evde kaldýðý önceki sefer de on a yardým etmemiþti. Þimdi ne yapabilirdi? Hayýr, bu sefer polis büyük demir býçaðýyla onun jc ecekti ama bu umurunda bile deðildi. Gerçek dünyada halkýyla buluþmak bile istemiyordu. Ka fasý olmadan onlarla nasýl yüzle-þirdi? Onu nasýl tanýrlardý? Bodur'un, gömlek giyenin ve Ger iden Kadýn'ýn oðlu olduðunu, çok uzun süredir gölge topraklarda olduklarýndan sadece adlanný büyük kabile reisi Benekli Boða'nm ve Ýyi Ölüm'ün torunu Atýlgan Geyik olduðunu onlara nasýl bilirdi? Erkek ve kýz kardeþleri bile onu tanýmayacaktý ama en azýndan onlar þanslýydý. Ve At Düþüren geldiðinde onunla konuþtuðunu bilmeden gülüp eski arkadaþý Atýlgan Geyik'le ilgili þ caktý. Hayýr, ölüp ruhunun hiçbir zaman bir parçasý olmayacaðýný artýk bildiði bir dünyanýn ü masýna izin vermek daha iyiydi. Öyle bile olsa iki uyku sonra hâlâ, siyoko 'yu öldürdüðü için kendini haklý buluyordu. Yeteri itti, insan bir kötüyle karþýlaþtýðýnda, onu öldürürdü. Kötülük, tehlikeli bir hayvan deðildi r büyük kediyi veya bir çýngýraklý yýlaný sadece öldürmek adýna öldürmezdi. Bu gibi þeyler dü tarafýndan yerleþtirilmiþti ve tehdit ermedikleri sürece onlarla uyum içinde yaþanýrdý. Veya yecek olarak düþünülmediði sürece. Sonra insan onlan öldürdükten sonra hayvanlann ruhlanný on n duayý ederdi. Böylece, dünya denge içinde kalýrdý, en azmdan eski günlerde böyleydi. Þimdi u çember kýnlmýþ ve insanlar bedenleri ve ruhlanyla ölüyorlardý. Kutsal Paha Sapa bile insanl rdan alýnmýþtý. Wasichu,lar kutsal tepelerde çukurlar açýp, onlan çýlgýna çeviren o san þeyle Aðaçlan kesip köylerini oralara kurdular. Yalaklan ve barajlan ile akmtýlann yönlerini deðiþt rdiler. Oraya dua etmeye ve onlan hayatta güçlü kýlacak imgeler görmeye giden Lakotalan öldür eye çalýþtýlar. Lakotalan doðuran bu kutsal tepeler artýk sonsuza kadar onlann elinden alýnmý tepelerdeki maðaraya giren Kuþ Kuyruðu'nun rüya-sýndaki bizon bu dünyaya asla geri gelmeyec ekti. Wasichu'nun getirdiði kötülük her yerdeydi. Ama siyoko bunlardan sadece biri olsa da bu yüksek pencerelerin öte yanmda onlardan daha çok vardý; bunlardan birini öldürmek yüzlerce düþmana savaþta çýplak elle dokunmaya deðe ne kadar in-sanlanndan bir dünya uzakta olsa da þimdi onuruyla ölebilirdi. Wakan ''265 Tanka bilirdi. Atýlgan Geyik son iki uyku boyunca kendi biricik bilgi, sine ulaþmýþtý. Bu dört yýl boyunca Büyük Sýr'ýn ona gönderdiði sýnavlarýn hiçbirinin ödül sözü yoktu. Bunlar sa ini ve metanetini ölçen, onu bu son sýnava hazýrlayan sýnavlardý. Siyoko'aan boynunu kestiði aman, o anda, dünyadaki süresini tamamlamýþtý. Atýlgan Geyik oturdu. Bacaklarýný yataktan sallandýrdýðýnda, çýplak ayaklarýnda soðuk taþlan týnda, onu sokakta yatar bulan adamlardan birinin iki veya üç defa tekmelediði yer aðrýyordu ve tutulmuþtu. Orada çirkin morluklar olacaðýný biliyordu, ama daha çok içeride bir aðrý his ordu. O zamandan beri çiþi kanlýydý. Ama umursamýyordu. Yakýnda ölecekti. Rene ona bir keresi de giyotin kafayý kestiðinde vücudun kývrýlýp sarsýlarak biraz daha yaþadýðýný söylemiþti. Ka aða kalkýp bacaklarý iflas edene kadar yirmi metre koþtuðunu söylemiþti. Kopuk bir kafaysa te ahürat yapan izleyicilere küfür edip lanetler yaðdýrmýþtý. O zaman Atýlgan Geyik dehþete düþm du. Kuþlarý ve hayvanlarý öldürmüþ, onlann son anlarmdaki çýrpýnýþlarýný seyretmiþti. Bu kork i. Kuþ Kuyruðu, yaþlý wicasa wakan, bunun sadece bedeni terk eden ruhlar olduðunu ve doðru d ualar okunursa her þeyin yolunda gideceðini söylemiþti. Atýlgan Geyik zamaný geldiðinde duala -ný kendi edecekti. Ama onun dualan bu dünyada yaþadýðý için teþekkür etmek olacaktý, nagi' s leceði için dua etmeyecekti. Atýlgan Geyik saate bakmak için yavaþça cep saatinin zincirine uzandý, ama hiçbir þey bulamay a gardiyanýn cüzdaný ile beraber saatini de aldýðýný hatýrladý. Býçaðýna ne olduðunu hatýrlam Veya gardiyan onu da mý almýþtý? Birden teslimiyetçi sakinliði onu terk etti. Marie! Onu düþündüðü her iki dakikada bir hep bu ný panik hissiyle sarsýlýyordu. Siyoko ona zarar vermiþ miydi? Yaþasaydý mutlaka odada olur Atýlgan Geyik'e yardým ederdi. Uykuya dalmadan hemen önce dudaklan ile onun du-daklann a dokunmuþtu. Eski Liman'da ve Cours St-Louis'de âþýklarýn bunu yaptýðým görmüþtü. Ama ona bi iþ miydi? Bir mý-nldanma duyar gibi olmuþtu, ancak bu Marie'nin dudaklanndan mý çýkmýþtý? Atý yik olabilecek en kötü þeyi düþünerek korkmaktan baþka bir þey yapamýyordu. En sevgi dolu anl kara bir uykunun pençesine düþmüþtü; siyoko, sadece Marie'ye ait ve bir erkeðe kesinlikle yas k olan kamýþýnda, korkunç eylemini gerçekleþtirmeden önce Marie'yi öldürmüþ olmalýydý. Kasýkl en duyduðu

266 r utancý düþündüðünde bile, siyoko'mm bir erkek deðil, kötü ruh olduðunu Atýlgan Geyik'in kendi masý gerekiyordu. O sadece soluk benizli, gözlüklü adamýn bedenini ele geçirmiþti. Atýlgan Geyik'in tuhaf bir þekilde kafasý karýþýktý. Kötü ruhu öldürmekle iyi bir þey yaptýðý nun karýsý olacak ve ona çocuk ve mutluluk verecek kadýnýn ölümü için de yas tutuyordu. Bu ik yýn birbiriyle alakasý var mýydý? Daha da önemlisi, bu olayda suç-lanmalý mýydý? O olmasaydý, oraya gelmez ve Marie yaþýyor olurdu. Oysa sadece Marie'ye evlenme teklif etmek için oraya gitmiþti. Atýlgan Geyik kendini yataða býraktý. Baþý aðrýmaya baþlamýþtý. O malum geceden bu yana baþ a dan önce, sadece çok fazla mni sha içtiðinde baþ aðnlan oluyordu. Taþ eve geldiðinden beri ço uyumuþtu, bu da, sadece aklý durduðunda ve gözleri görmeyi kestiðinde düþtüðü birkaç kýsa bil baretti. Ve geri geldiðinde sanki düþünmeyi hiç býrakmamýþ gibi oluyordu. Hatýrladýðý son düþ evam ediyordu. Þimdi ise gözlerini kapadý ve kafasýnýn içinde sýcak bir uðultu hissetti. Gözlerinin önünden yah titrek çizgiler geçti ve onlan bir çeþit huzurlu teslimiyet içinde seyretti. Sonra bu çi zgiler gitti, o da uykuya daldý. Uzun ve derin uyudu. Ona yön gösterecek bir rüyadan mem nun olacak olmasýna raðmen aklý sanki þahin görmüþ bir sincap gibi bir labirentin güvenli der iklerine çekilmiþti. Önce kapýdaki küçük pencereyi açýp kapayan metal plakanýn aðýr aðýr kayýþýný duydu. Birkaç sa litte döndü ve kapý gýcýrdayarak açýldý. Henüz gözlerini açmamýþtý. Çorbanýn ekþi kokusunu du okladý. Ama gardiyan, "Uyan. Bir ziyaretçin var," dedi. adam deðildi. Daha gençti ve tüm yüzünü kaplayan sakalýn altýnda koyu renk bir teni vardý. Sa riç bir Lakota olabilirdi pekâlâ, ama muhtemelen bir Doðu Akdenizli ya da belki bir Müslüman dý. Buna þaþýrmýþtý, çünkü Atýlgan Geyik'in gördüðü tüm jandarmalar ve gardiyanlar Fransýzdý. Soluk benizli adam "Teþekkürler mösyö," dedikten sonra adamýn eline bir frank tutuþturdu. Atýlgan Geyik gardiyanýn küçük hücreden çýkmasýný, arkasýndan da kapýyý kapatmasýný seyretti. u. Soluk yüzlü adam küçük tabureyi aldý ve biraz ileri itip oturdu. Birbirlerinin tam karþýsýnda uyor olsalardý, dizleri birbirlerine dokunuyor olacaktý. "Evet, Mösyö Atýlgan Geyik. Nasýl gidiyor? Size iyi davranýyorlar mý?" "Yeterince iyi." "Geçen seferkinden biraz daha iyi görünüyorsunuz." Atýlgan Geyik doðrudan üzerine harfler ve baþka iþaretler kazýnmýþ taþ duvara bakýyordu, ama yduðunda adama bir bakýþ fýrlattý. "Beni hatýrlamýyorsun deðil mi?" Adam gülümsedi. "Martin St-Cyr. Seni dört yýl önce ziyaret e im, yine bu hapishanede. Samnm baþka bir odadaydýn." Atýlgan Geyik'in ifadesi deðiþmedi, adamý hatýrlamaya çalýþýyordu. "O zamanlar dilimizi konuþamýyordun. Þimdi ise iþler deðiþmiþ diye duydum. Tam bir Fransýz ol n, hatta bizim ünlü, haz dolu evlerimizden birini ziyaret etmeye baþlayacak kadar..." Atýlgan Geyik adamýn söylediklerinin çoðunu anlamamýþtý, sadece dille ve genelevle ilgili bir er. Ama gözlerinin önüne birden Ma-rie'nin kanlý odasý geldi ve midesi korkuyla ekþidi. Bu a dam onu þimdiden giyotine götürmek için gelmiþ bir akecita þefi miydi? Ama adam ceketinin cebine uzanýp bir paket sigara ve kibrit çýkarttý. Bir sigara çýkarýp Atýl Geyik'e uzattý. Bir baþka sigarayý kendi dudaklarýnýn arasýna sýkýþtýrdýktan sonra bir kibri Ge-yik'inkini yakmak için taburesinden hafifçe yükselerek her iki sigarayý da yaktý. "Özür d lerim. Samnm sana göre çok hýzlý konuþuyorum. Yavaþ ve anlaþýlýr konuþmaya çalýþacaðým." Atýlgan Geyik aðzý açýk ve gözleri faltaþý gibi ona baktý. Lakota dilinde "San Göðüs," dedi. yoka." San Göðüs'ün geçen sefer ona yarým paket sigara verdiðini hatýrlamýþtý. Tütünle yaptý268 ðý ufak töreni hatýrladý ve birden yüreði aydýnlandý. "Bana yardým etmeye geldin," dedi yine dilinde. Þaþýrma sýrasý bu sefer St-Cyr'deydi. Bu garip, sert dile inanamý-yordu. Tek bir kelimesi bi le ona bir þey ifade etmemiþti. Kahkaha attý. "Þimdi de sen benim kafamý karýþtýrdýn. Bu seni rili dilin mi? Bana Fransýzca konuþabildiðin söylenmiþti." "Ah, evet. Fransýzca konuþuyorum. Ama pek iyi deðil." St-Cyr sigarayý ve kibriti yataða, Atýlgan Geyik'in yanýna fýrlattý. "Bunlar senin için dostu ." Defterini çýkartýp "Fazla vaktimiz yok. Genelevde ne olduðunu anlatabilir misin?" diy e sordu.

Atýlgan Geyik sigarasýndan bir nefes çekip yüksek, kafesli pencereye baktý. "Genelev" keli mesi bu sefer onu korkutmamýþü, ancak hatýrlamak istemiyordu. "Neden hapistesin?" Ya bu adam onu kurtarmaya gelmiþse? Ona her þeyi anlatmasý gerekmiyor muydu? O, yaptýðýný niç yaptýðýný anlardý. "Bir kötüyü öldürdüm," dedi. "Neden?" Atýlgan Geyik sigarasýndan tekrar bir nefes alýp dumanýn pencereye doðru kývrýlarak yükseliþi yretti. Bu soluk yüzlü adamýn yanýnda kendini birden çýplak hissetmiþti. Birden sert yakanýn bolduðunu fark ederek gömleðini giydi. Düðmelerini iliklemekle oyalandý. "Genelevdeki adamý niye öldürdün? Seninle ne ilgisi vardý?" Atýlgan Geyik sigarayý dudaklarýnýn arasýndan çýkararak St-Cyr'e baktý. Adam polis gibi görün yine de iþin içinde bir çeþit hile olduðundan þüphelendi. Fakat daha önce ona nazik davranmýþ u adam þimdi neden nazik davranarak onu kandýrmaya çalýþsýndý ki? St-Cyr Kýzýlderili'nin cevap vermekteki isteksizliðini anlar gibiydi. Ayrýca ilk defa bu dürüst bakýþlar karþýsýnda kendini rahatsýz hissediyordu. "Tabii ya! Sana söylemeyi unuttum, gazeteciyim, La Gazet-te du Midi. Belki biliyorsundur?" Atýlgan Geyik cevap vermed iðinden yavaþ ve anlaþýlýr bir þekilde, "Ben haksýzlýklarý yazýyorum. Sana yardým edeceksem s evap almalýyým." "Polis deðil misin?" "Kutsal Meryem adýna yemin ederim, becerebilirse sana yardým etmek isteyen basit bir muhabirden baþka bir þey deðilim. Anlaþtýk mý?" "Tamam o zaman." Atýlgan Geyik sigarasýnýn izmaritini yataðýnýn dibindeki çiþ kovasýna attý. m senin veya benim gi* 269 bi biri deðildi, o bir siyoko'ydu." St-Cyr yazmaya baþlamýþtý, ama aniden durdu." Efendim? Bir Si -si..." "Siyoko." "Tek tek harflerini söyleyebilir misin?" "Hayýr." "Ne anlama geüyor peki?" "Kötülük." "Kötü bir ruh gibi mi?" "Kötülük." St-Cyr kafasýný sallayýp "kötülük" kelimesini yazdý. Sonra, "Seni, onu öldürmeye iten þey ney e sordu. "Öldürdüm, çünkü kötüydü. Ýnsan her zaman kötüyü öldürür." St-Cyr kalemiyle deftere hafifçe vurdu. Bu Kýzýlderili'nin Fransýzca konuþtuðu söylenmiþti on ama söylediði hiçbir þey bir anlam ifade etmiyordu. Sanki bu vahþinin kafasý sýradan bir insa kafasýndan farklý çalýþýyordu. Baþka bir yöntem denemeye karar verdi. "Seni hapisten çýkarac ana her þeyi anlatmaksýn. Her ayrmüyý. Anlýyor musun?" "Tabii ki. Sana her þeyi anlatacaðým, evet." "Ýyi. Biraz daha geriden baþlayalým. Fahiþelerden, kýzlardan birini görüyordun. Ýsmi..." Deft nin sayfalarýný çevirdi. "Bakalým. Ah, Ma-rie Colet. Senin kýzýn mýydý?" "Evet! Marie!" Atýlgan Geyik'in kalbi birden umutla attý, sonra ayný þekilde aniden durd u. " Ama siyoko onu öldürdü." "Hayýr, hayýr mösyö. Bu... bu kötülük onu öldürmedi. Bir hayli canlý. Aslýnda burada Prefectu unla konusalý bir saat bile olmadý." Atýlgan Geyik yeniden muhabire baktý, suratý ciddileþmiþ, gözleri kýsýlmýþtý. Artýk bu adama gerektiðini biliyordu. "Siyoko onu öldürdü," dedi, sesi yüksek tavanlý odada zar zor duyulu yordu. St-Cyr vahþinin hiddet dolu gözlerine bakmaya cesaret edemeyerek gözlerini defterine çev irdi. Hemen kapýnm dýþmda bekleyen ve her kelimeyi dinlediðini bildiði gardiyaný çaðýrmayý dü dýðý notlara takýldý, sonra okudu: "Siyah saçlý, toplu, on dokuz yaþýnda. Þehir dýþýndan, Vau miþ. Le Salon'da üç yýldýr bulunuyormuþ." Kaçamak bir bakýþ attýðýnda Kýzýlderili'nin gözleri n aralýk veya ocaktan beri her cumartesi geldiðini söyledi. Emin olamadý." 270 "O zaman yaþýyor!" "Ona bir keresinde bir madalyon..." "Wakan Tanka onu korumuþ!" Birden gözlerini kapadý ve sessizce sanki St-Cyr orada yokm uþ gibi konuþmaya baþladý. "Teþekkürler Tun-kashila, onun atan kalbi, sýcak teni ve parlak sa

rý için teþekkürler. Tüm hayatým boyunca seninle yürüdüm ve þimdi bana baþka bir hediye verdi na kýrmýzý yolu* gösteren iyi kalpli Büyükbabamsýn ve artýk sen sonsuza kadar benim vvanagf m ken öleceðim. Teþekkür ederim, Tunkashila'm, onun atan kalbi için sana teþekkür ederim. Ve ka bi senin zavallý torunun için atan San Göðüs için de teþekkürler." St-Cyr, garip neredeyse ilahi sesi hayranlýkla dinledi. Indien'in kafasýndan geçenleri anlayabiliyor olmayý delicesine istedi. Gerçek hikâyenin bu ince, bakýr rengi yüzde, cam gözlerin, anlaþýlamayan sözler dile getiren o geniþ, ince dudaklý aðzýn arkasýnda bir yerde o biliyordu. Bu tanýmý yazdýðýnýn hayal meyal bilincindeydi. ý "Ama burada ne yapýyor?" St-Cyr, kendi hüznüne dalmýþ, bu kaba konuþma þeklini az daha tanýmayacaktý. Bu taþ odaya ve ima ettiklerine raðmen aptalca gülümsedi. "Onu tutukladýlar," dedi. "Ama niye?" "Þüpheleniyorlar..." St-Cyr aniden durdu. Aklýnda bir aný canlanmýþ ve bu ayný Kýzýlderili'yi n aynýsý bir hücrede tükenmiþ ve yenilmiþ bir þekilde görmüþtü. Gevþek el sýkýþýný, ölü gözle Þimdi ise Atýlgan Geyik'in hayatýný kaybedeceði kesindi. Bu adama bu kadar sevdiði, onun sým landýnlmýþ hayatýnda belki de ilgilendiði tek kiþi olan kýzýn Breteuil'ün o korkunç eylemini rmesi için sapýkla iþbirliði yaptýðýný nasýl söyleyebilirdi? Kýz, bunu St-Cyr'e daha bir saat mýþtý. Kendi rolünden dolayý çok kötü hissediyordu, korkuyor ve endiþeleniyordu; ama gerçekte e kendisi için. Kendisine ne olacaktý? Atýlgan Geyik'e ne olacaðý konusuyla ilgili fazla e ndiþelenmiyordu. St-Cyr, bir yandan da bunun doðal bir tepki olduðunu düþünmüþtü. Müþterinin olduðuyla niye ilgilensindi ki? Ama þimdi, Kýzýlderili sevgili olduklarýný düþünüyor gibiydi u da doðaldý. Bir adamýn belirli bir fahiþeye tutkun olmasý doðaldý. Ah benim kocaman, yumuþa ortu-ne'üm! * Kýzýlderili inancýna göre insanlarýn çocuklarý ve onlarýn çocuklarý ile sürmek istedikleri u. (y.h.n.) *271 "Zamanýnýz doldu, mösyö!" "Sadece bir dakika, izin verirseniz." St Cyr notlarýna göz attý. p^ bir þey yoktu. Sadec e bir taným ve bir karalama. Ve yabancý bir kelimeyi yazmak için tereddütlü bir giriþim. Siy oko demiþti. Kötülük. Defterini kapadý. Ýlk yazýþým yazmak için Bell'den ve Marie Colet'den t zla malzeme vardý. Ve Peau-Rouge'u nasýl resimleyeceði konusunda, kendisini bile þaþýrtan iy i bir bakýþ açýsý yakalamýþtý. Yine de duruþma baþlamadan çok daha fazlasýna ihtiyacý olacakt "Bir dahaki sefere sana bir þey, yani sigaranýn dýþýnda, getirmemi ister misin?" Atýlgan Geyik bir süredir dirsekleri dizlerinde öne doðru eðilmiþ duvardaki harfleri inceliy ordu. "Hayýr teþekkür ederim," dedi. "Senin için birini aramamý ister misin, çalýþtýðýn ya da yaþadýðýn yerde birilerini?" St-Cyr de samimiydi, ama vahþinin gözlerindeki paniði gördüðünde yirmi dakika önce onu terk eden gaz ci içgüdüleri geri geldi. "Seni önemseyen, yaþadýðýný ve iyi olduðunu bilmek isteyen birileri a vardýr. Bir isim alabilirsem Atýlgan Geyik, belki de o insaný teskin edebilirim." Gardiyan küçük odaya girdi. "Artýk gitmelisiniz mösyö. Burada bulunursanýz baþým belaya girer "Sana yardým etmeme izin vermelisin. Bir isim..." "Artýk gelin mösyö. Besleyecek üç küçük yavrum var." Gardiyan, St-Cyr'i dirseðinden yakaladý duðu tabureden kaldýrdý. "Rene Soulas." Hem St-Cyr, hem de gardiyan bir an o garip konumlarýnda donakaldýlar. O aný eðlenceli bu lmuþ gibi Atýlgan Geyik'in yüzünde bir gülümseme belirdi, dudaklarý hafifçe kývrýldý. Ama göz menin dýþýndaydý. "Nerede yaþýyor?" St-Cyr kendine gelmiþti, ama ayný anda onu kapýya doðru itekleyen gardiyan da. "11 Rue d'Aubagne. O benim arkadaþým. Ona merak etmemesini söyleyin." Ama kapý son cümlesini yanda keserek þangýrtýyla kapandý. Atýlgan Geyik yataðýnýn kenannda du harflere görmeden bakarak bir süre oturdu. Bu iki uyku boyunca Soulas ailesini hiç düþünmem iþti. Rene'nin ismini söylediðinde bile isim kendisine yabancý gelmiþti. Paketi sallayarak baþka bir sigara çýkardý ve elini düzgün silindir kâðýdýn üzerinde gezdirdi. Ýçinin burkuldu Madeleine ne dü272 þünecekti? Gerçek bir kýz arkadaþý, pazar yemeklerine getirebileceði bir kýz arkadaþý olduðun öðrenecekti. Kapýya doðru bakü, ama arkasýnda sessizlikten baþka bir þey yoktu. San Göðüs'e eðiþtirdiðini, Rene Soulas'ý aramamasýný söylemek için artýk çok geçti. Atýlgan Geyik þakakla zonklama hissetti. Yakýnda yataða uzamp gözlerini yüksek pencereden gelen parlak ýþýða karþý

asýna neden olacak bir baþ aðnsý hissedecekti. Kaçýnýlmaz acýyý, týpký hayatýnýn bu son birkaç uykusunu bekler gibi korkuyla bekledi. Onu al gece, yarýn veya ondan sonraki gün mü geleceklerini merak etti. Ölmeyi umursamýyordu, ne var ki dört yýl önce üç uyku arka arkaya ölüm sarkýþým söylediði zamanki gibi de ölümü aramýy en hoþlanmýyordu. Bu akþam gelirlerse onlara itiraz etmeyecekti. Sigarayý dudaklarýnýn araþma yerleþtirip bir kibrit çakü ve aklýna bir fikir geldi, Wakan Tanka San Gö-ðüs'ü ikinci defa g miþti. Belki de ortada bir plan vardý. Ama Sa-n Göðüs ne yapabilirdi ki? Atýlgan Geyik'i görü z yapabilecek veya büyük demir býçak düþtükten sonra kafasýný tekrar gövdesine dikebilecek bi baz deðildi. Yine de yardým edeceðini söylemiþti. Atýlgan Geyik küçük san aleve bakýp birazcý maya cesaret edebildi. Dumaný içine çekerken aklýna Marie geldi ve beynine ilk acý saplanmadan önce hâlâ niye yaþadý nun onu niye öldürmediðini merak etti. Bunu San Göðüs'e sormak istemiþti, ama artýk çok geçti içbir zaman bilemeyecekti. Her nasýlsa bunu biliyordu. FÝ 8ÖN/Kml(fcrilinin Þaýfasý -473 m 1894 yýlýnýn 16 Aðustos sabahý Marsilya'nýn tipik bir yaz sonu sabahýydý: sýcak, durgun, neml bulutsuz; sabahýn erken saatlerinde yaptýklarý alýþveriþten sonra insanlar evlerine, fabrika larýna veya dükkânlarýna çekildiklerinden saat on birden sonra nispeten daha sakindi. Birk aç kiþi kafelerin önünde þemsiyelerin alünda oturup küçük koyu kahve veya citron presse içiyo rada sýrada atlý bir taksi veya teslimat arabasý týkýrdayarak geçiyor ve çok daha az sýklýkta yýlabilecek bir omnibüs La Canebiere veya Rue de la Republique boyunca, koyu terli a tlarý her köþe baþýnda durarak aðýr aðýr ilerliyordu. Bu sabah Rene Soulas ve karýsý Madeleine, La Canebiere ve Cours St-Louis'nin birleþtiði köþede dururken, omnibüse arka taraftan kendilerini yukarý çekerek bindiler ve hemen içeride oturacak bir yer buldu274 FÝ 8ARKA/Kýzýlderilinin Þarkýsý lar. Rene bütün pazar boyunca tezgâhta çalýþmýþtý, ama toplama iþini François'ya býrakmýþtý. iþ, yýkanmýþ ve en iyi elbisesini giymiþti. Madeleine çoktan lacivert, yakasý ve kolu dantell , Pro-vence'ýn yöresel giysisini giymiþ ve üzerinde yapma yemiþlerin olduðu siyah hasýr þapka kmýþtý. Bu sabah ve bunu takip edecek sabahlan korkuyla beklediklerinden bütün sabah boyun ca sessizdiler. Rene pazarýn sakin bir anýnda La Gazette du Midi'deki kýsa makaleyi okumuþtu. Öylesine sar sýlmýþtý ki François'ya ve Madeleine'e bundan bahsetmemiþti. Bunun yerine, pazar sona erene kadar robot gibi balýk satmakla ilgilenmiþti. Sonra önlüðünü çýkarýp ellerini yýkamýþ ve Pref n yolu kâh koþmuþ, kâh yürümüþ ve oraya vardýðýnda nefesinin normale dönmesi için giriþteki b k zorunda kalmýþtý. Neyse ki o sýrada Madeleine öðle yemeðini hazýrlamak için önceden eve dön Ýki kere sarsýlmýþtý, çünkü Atýlgan Geyik bir adam öldürmüþtü, tabii ki, ama ayný zamanda ola erçekleþmiþti. Ve kendini iki kere ihanete uðramýþ hissetmiþti: Atýlgan Geyik Soulas'm evinde eredeyse üç yýl önce ayrýlmak istemiþti ve Rene'nin Marsilya'nýn sunduðu tüm o þeytani kýþkýr li öðütlerine raðmen Atýlgan Geyik, þehrin Tanrýnýn unuttuðu yerlerinden birine gitmiþti. Rene serin mermer sütuna yaslanýp, nefesini düzenlemeye, sakinleþmeye çalýþýrken, duygularý k dehþet arasýnda gidip geliyordu. Kendisini böylesine bir belaya soktuðu için Atýlgan Geyik' e ve buna izin verdiði için de kendisine kýzgýndý. Limanýn kötülükleri hakkýnda daha etkili k rdi. Ve korkuyordu, çünkü genç Kýzýlderili'nin giyotini boylayacaðý kesindi. Bir þeyler yapma gan Ge-yik'i görmeliydi. Kýzgýnlýðýný bir kenara itip, Kýzýlderili için sunabileceði nasýl bi arsa ona yoðunlaþmaya karar verdi. Ama resepsiyon memuru mahkûmun ziyaretçi izni olmadýðýný söyledi. Rene, mahkûmun, ailesiyle i yýl yaþadýðýný, kendisinin bu genç adam için bir çeþit baba olduðunu ve Atýlgan Geyik'in kims iðinde, resepsiyon memuru sadece, "Ziyaretçi yok, mösyö. Bu kadar," dedi. Rene, Madeleine'e makaleden bahsetmedi, onun bunu kendi baþýna görmeyeceðini de biliyord u. Gazete okumazdý, her zaman benim bunlarla hiç iþim olmaz derdi, okumaktansa bunla b alýk veya kestane sarmak en iyisi. Rene, akþam yemeði sýrasýnda normalde olmadýðý kadar canlý a o gece hiç uyumadý ve ertesi sabah pazardan sonra tekrar 275 Prefecture'e gitti. Bu sefer oldukça anlayýþlý gözüken ve adlarý yazýp not alan komiser ile k ayý baþardý, ama sonuçta o da Rene'ye resepsiyon memurunun söylediðinin aynýsýný söyledi. Ren denini neden sayýlan þeyi açýkladý. Ýlgili hâkim mahkûmla görüþmelerini özel olarak ve herhan etkilenmeden gerçekleþtirmek zorundaydý. Ancak bu þekilde bir suçun iþlenip iþlenmediðine ve

hkemeden önce ön duruþmanýn yerinde olup olmayacaðýna karar verebilecekti. Adalet bu þekilde iyordu. Mösyö Soulas bunu mutlaka anlardý. Ama Rene bunu anlayamadý. Düþmüþ, zavallý birini teselli etmenin ne zararý vardý? Birbirimiz elimizden geleni yapmamýz Tanrýnýn emri deðil miydi? "Size ne yapýlmasýný istiyorsanýz, diðer e de onu yapýn," demiyor muydu Ýncil? Komiser de bunu mutlaka anlardý. Komiser bunu anlayabilirdi, ama ne kadar talihsiz bir durum olursa olsun Tanrýnýn ya salarý tek yasa deðildi. Ama neþelenin mösyö, dedi. Belki de hâkim sizin Peau-Rouge'unuzu suç ayacak hiçbir þey bulamayacak. Belki bunlarýn hepsi talihsiz bir hatadýr. Rene hiç olmadýðý kadar yýkýlmýþ bir halde eve kadar yürümüþtü. Amerikalý'yý, Mösyö Bell'i At timinde iyi olacaðý konusunda ikna ettiði için aðýr bir suçluluk hissetmiþti. Kýrmýzý perdeli sýnda mumlar yanan ve cama büyük bir göz boyanmýþ falcýnm La Canebiere'deki dükkânýmn önünden an içeri girmeyi düþünmüþtü. Daha önce hiç falcýya gitmemiþti, o ana kadar bunu aklýndan bile Ama o anda öðrenebileceði þeylerin düþüncesiyle titremiþ ve hiçbir þeyden haberi olmayan Made ve hazýrlayacaðý güzel öðle yemeðine doðru aceleyle eve dönmüþtü. Ama evinde bir yabancýyý, hem de çok dikkat çekici bir yabancýyý görmek onu þaþýrtmýþtý. Yaba cak bacak üstüne atmýþ, bir fincan kahve dizinin üzerinde dengelenmiþ halde oturuyordu. Laci vert ipek, bol bir gömlek giymiþ, ipek kravat takmýþö. Krem rengi pantolonu jilet gibi ütülüy ucu sivri kahverengi botlarýyla uyumluydu. Rene, doðru evde olduðundan emin olmak ist ercesine Madeleine'e baktý ve yüzünde betini benzini attýran bir korku ile endiþeli bir ke yif arasýndaki ifadeyi gördü. "Bu Mösyö St-Cyr. Meþhur bir gazetecidir." Sonra Madeleine adama döndü. "Bu da benim kocam , Rene." Adam ayaða kalkýp elini uzattý. "Enchante Mösyö Soulas. Tanýþtýðýmýza gerçekten çok memnun ol ini uzatýp sýkarken, 276 "Tabii ki, þartlar çok talihsiz" diye ekledi. "Evet, tabii" dedi Rene ve Madeleine'e doðru bir bakýþ fýrlattý sonra onun da konuyu bildiði ni anladý. Ona rahat olduðu bir zamanda anlatmak istemiþti, ama belki de bunu baþtan bil mesi daha iyiydi. Bundan sonraki birkaç hafta ve ay onun için çok zor olacaktý. Fakat ne de olsa bilmek onun hakkýydý. "Sizin köþenizi düzenli olarak okurum Mösyö St-Cyr. Evimizde böylesine meþhur bir misafiri að ak büyük bir onur." Sonra ekledi: "Ama resminiz size haksýzlýk ediyor." Sonra bunu söyleme miþ olmayý diledi. Ama St-Cyr güldü. Bu tür tepkilere alýþýktý. Gazette'ût bile gazeteci arkadaþlarý yýllar geçt daha da egzotikleþen gösteriþli giyimi yüzünden onu kýzdýrýrlardý. Ama yazýlan da böyleydi ve buna bayýlýyordu. "Lütfen oturun mösyö. Biraz daha kahve ister misiniz? Madele-ine." Oysa o çoktan mutfaða g itmiþti bile. Rene, St-Cyr'in ince yapýlý vücudunu tekrar minderlere yaslayýþýný seyretti ve ak bacak üstüne atarken gösterdiði inceliðe hayran kaldý. Gazeteci divana sanki kendi divanýy ibi yayýlmýþtý, sanki dünyanýn neresinde olursa olsun evindeymiþ gibi rahat olacaktý. "Talihs koþullara" raðmen... Rene böylesine ünlü bir gazeteciyi evinde rahat görmekten çok heyecanlan "Puro içer misiniz?" diye sordu. "Yo, hayýr mösyö. Teþekkürler. Benim sigaram var." St-Cyr paketten bir tane çýkarttý. Rene ad kül tablasý yerine Madeleine'in çiçek yapraklan ile dolu gümüþ tepsisini kullandýðýný fark et ki izmarit vardý. Gazeteci sigarasýný yakýp kibriti tabaða býraktý. Rene yapraklarýn alev ala n endiþe etmesine raðmen, ona düzgün bir kül tablasý getirmek münasebetsizlik olacaktý. St-Cyr öne doðru eðildi ve alçak bir sesle, "Karýnýz için çok özür dilerim. Bildiðini sanýyor ki onun için tam bir darbe oldu," dedi. "Nasýl olsa öðrenecekti. Ona kendim anlatacaktým; belki de bugün." Ama Rene, Madeleine'e üzüc aberi vermeden önce Atýlgan Geyik'i görmek, onunla biraz konuþmak istemiþti. Olanlan St-Cy r'e anlattý. "Belki yardým edebilirim. Belki sizin için bir ziyaret ayarlayabilirim. Hatta yann." '-,277 Bu, iki buçuk ay önceydi ve Rene henüz Atýlgan Geyik'le görüþebilmiþ deðildi. Ýki gün sonra S köþesini okumuþ ve gazetecinin Atýlgan Geyik'le ilgili çok az bilgisi olmasýna raðmen böylesi büyüleyici bir hikâye oluþturma becerisi karþýsýnda çok etkilenmiþti. Köþe yazýsýnýn nasýl ba rým hatýrlýyordu: "M. Atýlgan Geyik, doða çocuðu mu, yoksa doðuþtan bir katil nü? Yüzleþmemiz ru bu..." Ama ölü adamýn ismini okumak onu bir hayli þaþýrtmýþtý: Armand Breteuil. Yazýya gör l ve fahiþe, Marie Colet admda biri, adi planlarýný uygulamaya koyana kadar Atýlgan Geyi k'le kurban birbirlerini tanýmýyorlardý, ama Rene onu Atýlgan Geyik'le tanýþtýrdýðý ve Breteu

radan balýklan yüklemek için indien'i seçtiði Quai des Belges'deki o karanlýk sabahý hatýrlýy Rene o zaman endiþelenmiþti, ama Breteuil gibi sapýklardan uzak durmasý için yaptýðý uyannm erince güçlü olduðunu sanmýþtý. Bu nedenle Rene baþtan sona, tüm bu iþ nedeniyle sarsýlmýþ ol vdeki bu olayýn, iki adamýn Quai des Belges'deki tanýþnnlmalann-dan sonraki tek karþýlaþmalan olup olmadýðým merak etmekten de kendini alamamýþtý. St-Cyr'e, Quai des Belges'deki olaydan bahsetmek istedi, ama bunun yarardan çok zarar getireceðini düþündü. Aklýnýn uzak bir köþesin caðý þeyden korktuðunu zar zor kabul ettiði yerde, Atýlgan Geyik'in seks hayatýný merak etti. Rene ve Madeleine, Palais de Justice'den bir sokak önce omnibüs-ten indiler. Bir an durup omnibüsün Cours Pierre Puget'ye doðru aðýr aðýr uzaklaþmasýný seyrettiler. Mavi üniform ddenin gölgeli tarafýnda camlan yýkýyordu. Boynunun etrafma ýslak bir bez parçasý dolamýþtý v . Sýcakta camlar neredeyse yýkar yýkamaz kuruyordu. Ama Rene ona imrendi. Basit bir iþ y apan basit bir adam. Büyük olasýlýkla akþam kansýna ayak iþi yaptýðýndan þikâyet edecekti, am o kadar da kötü görünmüyordu. Madeleine'i dirseðinden tutup gidecekleri yöne doðru itti. Sank uçlanan onlarmýþ ve kendi duruþmalarýna çýkýyormuþ gibi her ikisinin de aðzýný býçak açmýyord Palais de Justice ile baþka bir bina arasýndan Rene yüksek tepede Nötre Dame de la Grade ve çan kulesinin üzerinde yükselen altýn Meryem'i görebiliyordu ve yalnýzca bir akþam önce, akþam olduðu gibi Aziz Meryem'e arkadaþýnýn yardýmýna koþmasý için dua etmiþti. Ama Meryem'i duðunu gösteren hiçbir iþaret gelmemiþti. Þimdi ise kuþluk vakti güneþinin altýnda göz kamaþt 278 ladýðý için ona bakamýyordu. Rene celp kâðýdým Palais de Justice'in yüksek, kasvetli giriþindeki bir masanýn arkasýnda dur genç bir adama gösterdi. Adam da onlara gidecekleri yönü. Geniþ bir merdivenden çýktýlar ve a sesleri sert bir þekilde mermerin üzerinde yankýlanarak penceresiz bir koridorun sonu na doðru yürüdüler. Burada koyu renkli uzun bir ceket ve kýrmýzý þeriti mavi bir jandarma pan onu giymiþ genç bir adam, onlarý B salonuna almadan önce mektuba sonra ikisine de ayrý ayrý dik dik baktý. Rene büyük bir mahkeme salonunun etrafýný çevreleyen uzun bir balkona çýktýklarým görünce þaþ rmaklýklara doðru bir basamak aþaðý inen üç dizi sýra vardý. Ve bu sýralarýn hemen hemen dolu mek onu þaþýrtmýþtý. Daha önce hiç mahkemeye gelmemiþti ve ilk baþta bunlarýn resmi görevlile ma sayýlan çok fazlaydý. Adalet nasýl yerini bulacaktý? Aþaðý kat ise üsttekine nazaran bomboþtu. Siyah cüppeler içinde, her biri koyu renkli ahþap m lara oturmuþ birkaç adam kendi aralarýnda konuþuyordu. Bir tarafta jüri için aynlmýþ yerdeki sýrada bir grup adam sanki bir tiyatro gösterisinin baþlamasýný bekliyordu. Ancak yüzleri H un ordusunun tam ortasýna saldýn emrini bekleyen erler gibiydi. Sert bakýþlý gözlerini ileri dikmiþ oturuyorlardý. Jandarma onlan balkonun iple aynlmýþ özel bir bölümüne getirdi. Pirinç bir kancayý destekten rak, "Ýþte burasý," dedi. Rene, genç jandarma sanki bir monsenyör veya grand bourgeois'ymýþça az daha genç adamýn karþýsýnda eðiliyordu. "Teþekkür ederim," diye fýsýldadý sert sýranýn üz otururken. Gözünün hiç bu kadar korktuðunu hatýrlamýyordu. Cebinden mendilini çýkartýp alnýnd dudaðýndaki teri sildi. Geldikleri kapýya bir bakýþ attý, kapý þimdi kapalýydý, bu büyük, hav ndini tuzaða düþürülmüþ hissetti. Birden Madeleine'in elini kendi elinin üstünde hissetti. "Ýyi misin Rene?" "Sadece biraz sýcak. O kadar." "Ama elin titriyor." "Bu kadar büyük olacaðýný tahmin etmemiþtim. Üstelik insanlar..." Tam o sýrada, tam altlannda e benzer küçük, oval bir yer iliþti gözüne. Bir parmaklýkla çevriliydi ve tam ortasýnda tek b ndalye vardý. Rene birden rahatsýzlýðýný unuttu ve sandalyede oturan adama sevgi dolu bir ba kýþ attý. "Madeleine" diye fýsýldadý bir rüyada gibi Ma*279 deleine ona baktý, sonra gözlerini baktýðý yere, sandalyedeki adama çevirdi. "Aman Tanrým," dedi Madeleine "Hâlâ çok genç görünüyor." Bir süre, uzun koyu renkli saçlara, koyu bakýr rengi yüze, kýsýk gözlere ve elmacýk kemikleri altýnda gölgede kalmýþ yanaklara bakarak sessizce oturdular. Atýlgan Geyik ile aralarýnda e n fazla yedi metre vardý. "Çok yakýþýklý görünüyor," dedi Madeleine. Rene, balkon demirlerinden öne doðru eðilip cesaret edebildiði kadar yüksek sesle fýsýldadý: "Atýlgan Geyik. Þþþt. Dostum." Atýlgan Geyik etrafýna bakýndý, ama yukarý bakmadý. "Þþþt. Dostum, buraya bak."

Ama bir jandarma birden balkonun arkasýnda belirdi ve Rene geri çekildi. Tam o sýrada odanm ön tarafýndaki kapýnýn yanýnda duran bir adam herkesin ayaða kalkmasý gere ni bildirdi ve insanlar emre uyarken fisýldaþmalar, kýpýrdanmalar durdu. Kýrmýzý cüppeli, bey lüklü ve kepli üç yaþlý adamýn içeri girip tek sýra halinde Fransýz Cumhuriyeti mührünün altý rini sessizlik içinde seyrettiler. Hepsinin elinde bir dosya vardý ve yüksek kýrmýzý kadife koltuklarýna yerleþirken ortadaki önce bir yöne, sonra diðer yöne döndü. Diðer hâkimler baþla ve ortadaki gözlüklü ve kýsa, beyaz sakallý zayýf olan, Cour d'Assises de la Republique'in açýldýðýný duyurdu. Seyircileri rahatsýz edici hareketlerde bulunmamalarý konusunda uyardý. H ocureur generarûen hem de sanýk avukatýndan "konudan aynlmamalarý"ný talep etti. Kendisini n sadece sanýða deðil, sanýðýn avukatý ve procureur general'& de soru soracaðýný belirtti. Jü yi bir deðerlendirme yapmalan, mahkeme salonunun dýþýnda bu konuda konuþmamalarý konusunda u yaran ve sadece duyacaklarý kanýtlar üzerine suçlu veya masum karanný vereceklerini hatýrlat týðý bir konuþma yaptý. Sonra yardýmcýlanndan biriyle görüþme yapan procureur'e baþýyla iþare an göbeði yüzünden ceketi parlak ayakkabýlan-nýn önünde giden uzun boylu, kýrmýzý yanaklý ve ili procureur" ayaða kalkarak hâkimlere baþýyla hafifçe selam verdikten sonra açýlýþ konuþmas * Baþsavcý, (y.h.n) ** Savcý, (y.h.n.) 280 Rene ve Madeleine'in procureur generafm Atýlgan Geyik'in kendisinin on dokuz yýllýk re smi hizmeti boyunca karþýlaþtýðý en korkunç suçu iþlemiþ olmakla suçladýðý hitabetini aðýzlar þekilde dinlediler. Jürinin önündeki parmaklýða vuruyor, sanýða parmaðýyla iþaret ediyor ve k bir göçmen deðil, medeni bir toplumun gerekli kurallarýný ve zorunluluklanný hiçbir zaman k vrayamamýþ bir vahþi olduðunu söylüyordu. Þairlerden ve ressamlardan, bestecilerden ve heykel aþlardan, politikacýlardan ve rahiplerden, içlerinden biri, koyun etini noisette de ve au'dan' ayýramayan bir cani tarafýndan vahþice ve soðukkanlýlýkla öldürülen Fransa'nýn büyük lýntýlar yaptý. "Neden," savcý tükürükler saçýyordu, "Le Panier'de, kapkaççýlarýn, katillerin tacirlerinin o kötü þöhretli bölgesinde yaþýyor? O, bazýlarýnýn inanmamýzý istediði gibi basi veya doðanýn zavallý bir çocuðu deðil. O günah yuvasýnýn, namuslu Marsilya halkýnýn tam göðs anýn bir parçasý. On yýl daha genç olsaydým, oraya gider ve orayý kendim temizlerdim. Bu sözl mi dikkate alýn." Atýlgan Geyik'in avukatý tarafýndan önceden uyarýlmýþ olmalarýna raðmen Rene bu abartýlardan yalanlardan afallamýþ, Made-leine ise köpürmüþtü. Bir yandan Rene'nin dizini gittikçe daha ço ken, bir yandan da burnundan soluyordu. Rene etrafýna bakýndýðýn-da, balkondaki izleyicile rin bazýlarýnýn onlarý izlediðini gördü. Karýsýnýn elini sýktý ve rahatlatýcý bir þekilde gül bakmýyordu. Atýlgan Geyik ya savcýnýn kendisi hakkýnda ne dediðini anlamýyor-du ya da bu korkunç suçlamal u garip sürecin bir parçasý olarak kabul etmeyi seçmiþti. Sakin ama dikkatini vermiþ, bacak bacak üstüne atmýþ, uzun kahverengi elleri kucaðýnda kavuþmuþ bir halde oturuyordu. Rene bu d yüzlerce kez görmüþtü; Atýlgan Geyik'i arkadaþlarý ile anisette içmek için kahveye sürükledi klardan biri, daha küçüklerken o günün maceralarýný anlatýrken. Kelimeleri anlamasa bile yüzü stça dikkat ifadesi hiç eksik olmazdý. Bu Rene'nin tanýdýðý Atýlgan Geyik'ti, sabrýyla ve iyi niyetiyle sonunda Madeleine'in kalbin i kazanan, bu nedenle þimdi talihsiz savcýnýn aðzýndan çýkan her sözle kýzgýnlýktan köpürmesi Atýlgan Geyik. "Bu iðrenç yalanlarý durduramazlar mý?" Madeleine birden Re-* Dana eti. (y.h.n.) '"281 ne'nin baþ hâkime endiþeli bir bakýþ atmasýna neden olarak kadar çýð, nndan çýkmýþ kýzgýn bir "Bu onun iþi sevgili kancýðým," diye karýsýna bakmadan fýsýldadý Rene. "Bu þekilde çalýþýyorl a sýra Atýlgan Geyik'in avukatýnýn savunma konuþmasýna gelecek. Beni sorguya çektiðinde endiþ ememi söylemiþti. Savcýnýn iþi dostumuzun kötü görünmesini saðlamak. Bu iþler böyle." "Ama tüm bu yalanlan dinlemek zorunda olmak hiç de adil deðil. Ya hâkimler ona inanýrsa?" "Onlar bu konuþmalan ihtiyatla dinliyorlar. Tecrübeliler, onurlu adamlar onlar." Ren e, dikdörtgen þeklindeki jüri bölmesinde oturan iki sýra adama göz attý. Asýl endiþelenmemiz en onlar, diye düþündü. Avukat, Atýlgan Geyik'in kaderinin jürinin ellerinde olduðunu söylemi Onurlu adamlar olabilirlerdi, ama tecrübeli deðillerdi. Þimdi bile, yüzleri ifadesizdi, ancak gözleri ve kulaklan savcýnýn söylediklerine ve zehirli suçlamalarýna dikkat kesilmiþti. Rene, Nötre Dame de la Garde'ýn tepesindeki göz kamaþtuýcý altýn Meryem heykelini hatýrladý v ufak, kýsa bir dua okudu. Yine o umutsuz duyguya kapýlmaya baþlamýþtý. Madeleine çenesiyle savcýyý iþaret ederek, "Haþlanmýþ bir domuza benziyor," dedi. Atýlgan Geyik tutuklu bölmesindeki tahta sandalyede aþaðýya, artýk aþýnmýþ ve matlaþmýþ sade akkabýlanna bakarak oturuyordu. Mutlu zamanlarýnda terzinin onun için diktiði koyu renkl

i elbisesini giymiþti. Yanýnda oturan ve onun için konuþacak olan adam elbiseyi temizley iciye göndermiþ, birkaç temiz gömlek ve bir kravat almýþtý. Atýlgan Geyik'e saygýn bir adam g mesini söylemiþti. Ama Atýlgan Geyik'i aþýnmýþ ayakkabýlan hayal kýrýklýðýna uðratmýþtý. Gri yku boyunca giydikten sonra farklý bir þey giymek onu çok mutlu etmiþti. Ve onun adýna kon uþacak adama kahverengi ayakkabýlannýn zavallý durumunu iþaret ettiðinde adam merak etmemesi ni, kimsenin ayakkabýlanný görmeyeceðini söylemiþti. Ama Atýlgan Geyik onlan görebiliyordu ve yal kýrýklýðýna uðramýþtý. Önemli izleyicilerin oturup bazen* de ayakta durduðu, balkon ile asýl salon arasýnda bir seviyede oturuyordu. Onu çok sayýda kötü þeyle suçlayan adam dýþýnda herkes sessizdi. Avukat adamýn onun düþmaný olduðunu, jüri ve hâkimleri Atýlgan Geyik'in kötü biri oldu282 ðuna ikna etmeye çalýþacaðýný söylemiþti. Atýlgan Geyik adamýn söylediklerinden ancak çok azý aðmen baþýnýn belada olduðunu biliyordu. "Vahþi", "katil" ve "kötü kalpli" kelimelerini anlam yerindeki adamlarýn kulaklarýný açmýþ dinlediklerini görebiliyordu. Atýlgan Geyik birisinin kendi ismini fýsýldadýðýný duymuþtu, ama etrafýna bakýndýðýnda tanýdý Bazýlarý, özellikle de balkondakiler, sanki o, Vahþi Batý gösterisindeki büyük kediler ve ku ar gibi gösteriye çýkmýþ vahþi bir hayvanmýþçasýna bakýyorlardý ona. Uzun zamandýr ilk defa b raklý bakýþlara sinirlenmiþti. Onlara diþlerini göstermek istedi, ama onun adýna konuþan adam r beyefendi gibi hareket etmenin önemli olduðunu söylemiþti. Böylece onlarý görmezden geldi v ilgisini, hakkmda kötü konuþan adama ve onu izleyen jüriye odakladý. Bu insanlarýn siyoko'l ann nasýl hareket ettiðini ve onlarý öldürmek gerektiðini anlamadýklarýný düþünmek onu kederl Avukatýna bakýnca durumun iyi gözükmediðini, avukatýn yapabileceði en fazla þeyin onu giyotin kurtarmak olduðunu anlamýþtý. O bile büyük bir zafer olurdu. Ama Atýlgan Geyik'in o olaya ka ar iyi bir vatandaþ olduðunu gösterebilirse, belki mahkeme merhamet gösterirdi. Atýlgan Ge yik'i tanýyan düþman veya dost herkesin ismini, tek tek istemiþti; o bunlarýn arasýndan ayýkl ma yapardý. Böylece Atýlgan Geyik ona karþý dostça davranan herkesin ismini verdi: Soulas ai lesi, Kahverengi Elbise, San Göðüs, sabun fabrikasýndaki patronlarý, Mösyö Billedoux ve Madam Braque, Le Salon'daki küçük þiþman adam Olivier. Sonra birkaç saniye durduktan sonra Marie'y i de ekledi. Ama avukat Marie'nin mahkemeye tanýklýk yapmaya zaten geldiðini söyledi, "iddia makamýnýn ta nýðý olarak". Atýlgan Geyik bu dili anlamadý ve onu, uzaktan da olsa tekrar görebileceði için tlu oldu. Aslýna bakýlýrsa son üç haftadýr dayanmasýný saðlayan tek þey onun Marie'ye, Marie' ona bakma olasýlýðýnýn olmasýydý. Atýlgan Geyik sorgu hâkimi tarafýndan önceki iki buçuk haft efalarca sorgulanmýþtý. Hâkim, Atýlgan Geyik'in saygýdeðer þefi, sanki kuzunun boynunu kesip aksýn diye çalýlýklara atan bir kasap gibi so-ðukkanlýkla öldürdüðünü itiraf etmesini ister g an Geyik'in sýradan açýklamasýný, bunu, sorgu hâkimi de dahil olmak üzere tüm insanlýk adýna etmiyordu. Bu, Atýlgan Geyik'in yapmak zorunda olduðu bir þeydi. "* 283 Þimdi Atýlgan Geyik mahkeme salonu boyunca gözlerini gezdiriyordu; savcýnýn sözleri kulaðmda ir anlam ifade etmeyen bir hikâyeydi. Marie'nin burada, belki balkonda belki de ba lkonun altýndaki masalardan birinde olabileceði aklýna geldi. Orada birkaç kadýn vardý, ama hiçbiri Marie deðildi. Balkonun baþýnýn hemen üstüne gelen kýsmýný göremiyordu ne yazýk ki, y a olabileceðini hayal etti. Birden aklýna Marie'yi hiçbir zaman dýþarýya çýktýðý elbiselerle di ve Marie'yi uzun, belki saten bir elbise ve tüylü, güzel bir þapka ile düþünmek onu nerede se görünür þekilde heyecanlandýrdý. Balkonun altýndaki masalarý daha iyi görebilmek için öne bu masalar hepsi de küçük defterlere yazý yazan adamlarla doluydu. Ortadaki uzun masanýn sað ön köþesinde San Göðüs baþý eðik, kalemini hýzlý hýzlý sayfa boyunca ve aþaðýya doðru har du. Atýlgan Geyik onu o ilk görüþmeden sonra sadece bir kere görmüþtü. Sigara, þeker ve Rene ile eine'in selamýný getirmiþti. Bir de Atýlgan Geyik'le ilgili yazdýðý yazýyý. Bu yazýnýn aldýðý e heyecanlýydý, ama Atýlgan Geyik kâðýda öylece baktýðýnda durdu. "Okuyamýyorsun," dedi. Sonr eyik'e indien'i üzebileceðim düþündüðü bazý bölümleri atlayarak orada yazýlanlarý anlattý. Ma Breteuil gibi açgözlü bir avcý tarafýndan tacize uðrayýþma birçok insanýn kýzdýðýný söyledi. sisteminin, suçun aslýnda sapýk þef tarafýndan iþlendiðini görememesine daha da kýzmýþlardý. nsanýn yaptýðý yorumlardan çoðu þu ifadeyi içeriyordu: "Ben de ayný þeyi yapardým." Bu dört veya beþ hafta önceydi ve Atýlgan Geyik o günden bu yana ondan ne haber almýþ, ne de ugüne kadar San Göðüs'ü görmüþtü. Gazetecinin onu tamamen unuttuðunu düþünmeye baþlamýþtý. So rdi ve gazetecilerin yazacaklarý çok þey vardý. Bu nedenle, savcý bir bardak su içmek için ko uþmasýna ara verdiði zaman San Göðüs kafasýný kaldýnp gülümsediðinde indien de gülümsedi. Le dan önce San Göðüs'ünkü dýþýnda dost bir yüz görmemiþti. Birden San Göðüs'ün gerçekte onun ne

eceði umuduyla doldu. Hafta sonu hariç dokuz gün süren dava boyunca ifade vermek üzere birçok tanýk çaðnldý. Savcýn n çoðunlukla resmi kiþilerdi: 284 Atýlgan Geyik'i Basilique St-Victor önünde serserilik suçundan ilk defa tutuklayan da da hil olmak üzere poüsler, taburcu olmadan hastaneden ayrýldýðýný doðrulayan bir doktor, Atýlga ik'in uygar bir toplumun kurallarýný anlayacak kavrayýþa sahip olmadýðýný iddia eden bir baþk tor, uzmanlýk alaný kafatasý bilimi olan ve vahþilerin beyinlerinin ortalamadan daha küçük ve dolayýsýyla daha az geliþmiþ ve doðru karar verme kapasitelerinin daha az olduðunun bilim çev elerinde ortak bir inanýþ olduðunu belirten bir baþka doktor daha ve sanýðýn Fransa Cumhuriye i'nde herhangi bir hukuki statüsü olmadýðýný, çok zaman önce sýnýr dýþý edilmesi gereken, ama lik hizmetlerinin çatlaklannda kaybolan kaçak bir göçmen olduðunu ifade eden bir hükümet göre si. Sonunda savcý son tanýðýný çaðýrdý. Ve Atýlgan Geyik'in içi büyük bir keyifle doldu. Yerinde gelerek, Marie'yi gözleri aþaðýda tanýk sandalyesine doðru yürürken seyretti. Hem yaþýyordu k canlýydý: ayný toplu vücut, çok sýk baktýðý ayný düzgün yuvarlak yüz. Ama farklýydý. Elbise i bir elbise, parlak deðildi, ama yeni ve düzgündü. Bir de saçlarýný altýna sýkýþtýrdýðý gri or boyunca yürürken elbisesinden, elbisesinin al-ündakilerden çýkan hýþýrtýyý duyabiliyordu v ni Marie'ye hayran kalmýþtý. Avukat, davaya hazýrlanýrken, Atýlgan Geyik'i Marie'yle olan iliþkisi ve o akþam aralarýnda neler geçtiði ile ilgili defalarca sorguya çekmiþti. O gece Marie nasýldý? Mutlu mu? Kýzgýn m ak mý? Bir sýrrý varmýþ gibi mi? Þarabýna herhangi bir toz veya sývý koyduðunu görmüþ müydü? miþler miydi? Kendinden geçmeden önce þefle konuþtuðunu görmüþ müydü? Atýlgan Geyik bu sorula mamýþtý, çünkü bunlar sanki Marie'yi de siyoko'yla iþbirliði yapmýþ gibi gösteriyordu. Aslýnd ir duygunun onda bir kýskançlýk kývýlcýmý yarattýðýný hissetmek onu þaþýrtmýþtý. Ama kendine aha fazla konuþmak istemediðini söylemiþti. Avukata Marie'ye kendisiyle gelmesini, evlen mesini istediðini hiçbir zaman söylememiþti. Hücresinde geçirdiði uzun günler ve gecelerden s a, mutluluðu yakalamak için böyle bir þansý olduðunu düþünmüþ olmak onu utandýrmaya baþlamýþt Ama þimdi Marie buradaydý, o küçük kapalý yerde, doðruyu söyleyeceðine dair Tanrýya yemin edi Küçük ama siyah file eldivenli kare elleri sanki desteði olmasa bayýlacakmýþ gibi sýkýca parm '285 yapýþmýþtý. Savcý ilk sorusunu sorduðunda Atýlgan Geyik'in o çok iyi bildiði alçak, isteksiz la cevap verdi. Öne eðilip büyük bir dikkatle dinlemek zorunda kalmasýna raðmen Le Salon'da ç lýþmaya devam ettiði de dahil olmak üzere söylenenlerin çoðunu anladý. Savcý zamanýnýn çoðunu Marie'nin sanýk ile iliþkisi hakkýnda sorular sorarak geçirdi. Onunla e zaman tanýþmýþtý? Le Salon'a ne sýklýkta gelirdi? Her zaman seks yaparlar mýydý? Ona kötü m menin koyduðu sýnýrlar dýþýnda taleplerde bulunur muydu? Sonunda kýzý o geceyle ilgili sorguy ti. Ýki adam beraber odadayken o neredeydi? Ve son olarak odaya döndüðünde orada ne bulmuþtu ? Marie bu son soruyu duyduðunda sallanmýþ, parmaklýklardan destek almak için öne eðilmiþ, katl lmiþ adamýn görüntüsüyle hýçkýrýklara boðulmuþtu. Az kalsýn bayýlacaktý. Savcýnýn kibarca teþ da hâlâ yataðýn kenarýndan dizlerinin üzerinde kafasý öne sarkmýþ duran ince, çýplak vücudu, e kara lekeyi, yaralarýndan hâlâ yere damlayan kaný, onu neredeyse bayýltan ve kusmasýna ned en olan kokuyu tarif etti. Savcý yumuþak bir ses tonuyla ona teþekkür ettikten sonra masasýna yürüdüðünde tüm mahkeme sa r sessizlik içindeydi. Marie'nin gittikçe azalan hýçkýrýklarýný dinleyip o geceki odayý hatýr Atýlgan Geyik bile nefesini tutmuþtu. Söylediklerini, kasýklarýndan ve bacaklarýndan kaný lav boda yýkayarak temizleyiþini, kan sýçramýþ gömleðini pantolonunun içine sokusunu, yataðýn yan nýn üzerindeki gözlükleri fark ediþini ve garip bir korku ve zafer karýþýmý bir duyguyla odad rýlýþýný hatýrlayacak kadar anlamýþtý. Ve o anda da o geceki kadar canlý olan kanýn kokusu... o andan beri peþini býrakmayan dehþet duygusunu hissetti, Marie'nin kapýyý açýp katliamý görd etmekten duyduðu dehþeti. Onu tanýk sandalyesinde baþý öne eðik, hâlâ mendili burnunda hýçký dini defalarca ziyaret eden bu dehþet hissinin fazlasýyla gerçek olduðunu biliyordu. Mahkemenin baþkaný Marie'ye kendini toplamasý için birkaç dakika izin verdikten sonra sanýðýn ukatýndan konuþmasýna baþlamasýný istedi. Avukat ayaða kalktý, ama tanýk sandalyesinden altý tre uzaktaki masasýndan aynlmadý. Yakasý boynuna birkaç beden büyük gelen, cüppesi ise örtü g muzlarýndan sarkan, iskelet kadar zayýf bir adamdý. Gözlüðü, neredeyse bir kartal gagasýnýn k türünü andýran karga burnunun üstündeydi. Kýsa bir süre notlarýna baktýktan 286 sonra þaþýrtýcý derecede yüksek bir sesle sorusunu sordu: "Müteveffa Armand Breteuil'le 17 Ma

gecesinden önce karþýlaþmýþ mýydýnýz, Matmazel Colet?" "Hayýr, mösyö." "Efendim?" "Hayýr." Bu sefer daha yüksek sesle söylemiþti. "Bundan emin misiniz?" Avukat, sesi hafif bir alaycýlýk ifadesiyle sorgulayýcý bir tona yükselirken, bir yandan da jüri üyelerine göz atýyordu. "Evet, mösyö." Avukat inceliyormuþ gibi notlarýna baktý. "O zaman, bu konuya sonra geleceðiz matmazel. Ama devam edeyim. Onu 17 Mayýs'tan önce hiç görmüþ müydünüz?" "Hayýr. Evet. Arada sýrada." "Peki bu nadir anlar hangi koþullarda gerçekleþmiþti?" "Bazen Le Salon'a gelirdi." "Ah. Tabii ki kýzlarý ziyaret etmek için..." Marie yüzünde þaþýrmýþ bir ifadeyle ilk defa kafasýný kaldýrýp avukata baktý. "Genç kadýnlarýn keyfini çýkartmak için gelirdi, bu doðru deðil mi matmazel?" "Hayýr. Hep arka salona geçerdi." Avukat jüriye bakarak "Anlamýyorum," dedi. "Oðlanlarýn durduðu yere." "Oðlanlar? Maalesef hâlâ anlayamýyorum." Marie avukata baktý, ama o jüri bölmesindeki adamlara bakýyordu. "Oðlanlarý ziyaret etmeye g elirdi," dedi. "Oðlanlarla seks yapmak için mi demek istiyorsunuz?" "Sadece biriyle. Ýspanyol olan, Miguel." Balkondan gelen fýsýltýlar ve konuþmalar Marie'yi þaþýrtmýþtý. Kafasýný kaldýrdý ve çok sayýda izleyici gördü, bazýlarý kendilerini aðýr kâðýt nyla serinletmeye çalýþýyor, baþkalarý ise sýcaktan yüzlerini sinyorlardý ve hepsinin, o anda izlik içinde kendisine baktýklarýný gördü. Tekrar bayýlacakmýþ gibi hissetti ve parmaklýða da allandý. "Yani aktif bir homoseksüeldi, böyle diyebilir misiniz matmazel?" "Evet mösyö." "Teþekkür ederim." Masasýnýn arkasýndan çýktý ve masasýyla jüri * 287 arasýnda durarak baþparmaðýnýn týrnaðýyla gözlüðüne hafifçe vurdu. Marie sessiz salonda týk t iliyordu. Yukarýda yanda, ondan iki metreden az bir uzaklýkta oturan hâkimlere çabucak b ir göz attý. Onlar da belki biraz kibirle, belki biraz sabýrsýzlýkla avukatý izliyorlardý. "Ýlk soruma dönelim, Matmazel Colet. Kendimi doðruyu söyleyeceðinize dair Tanrýya yemin ettið niz konusunda sizi uyarmak zorunda hissediyorum. Doðruyu söylemenin göreviniz olduðunu v e yalancý tanýklýðýn sonuçlarýnýn çok aðýr olacaðýný anlýyorsunuz deðil mi?" "Evet mösyö," dedi alçak, tedbirli bir sesle. "Güzel, öyleyse bu olaym olduðu geceden önce Armand Breteuil ile görüþmüþ müydünüz?" Marie, kendisine yapmayacaðýna dair söz verdiði bir þey yaptý, tutuklunun olduðu bölüme baktý Geyik'e baktý ve olan bitene garip bir ilgisizlik içinde yalnýzca kendisini seyrettiðin i gördü. Gözlerinin o an ve o yer için fazlasýyla mahrem bir þekilde kendisini sardýðým hisse Bu bakýþý daha önce küçük odasýnda görmüþ ve o zamanlar onu Le Salon'daki o tekdüze, mutsuz g uzaklaþtýnyor-muþ gibi gelen bir heyecan hissetmiþti. "Tanýk, avukatýn sorusunu cevaplayacak" diyen bir ses geldi yukarýdan. "Evet," dedi. "Evet." "Bu görüþme ne zaman olmuþtu?" "Üç, dört gün önce..." "Bu görüþmenin içeriði neydi?" "Efendim?" "Siz ve müteveffa ne konuþtunuz?" Marie'nin midesi bulandý, bayýlacaðýný hissetti. Atýlgan Geyik'e bakmamalýydý. Bu her þeyi da zorlaþtýrmýþtý. "Lütfen mösyö," dedi. "Merhamet edin." "Bu basit bir soru." "Ama ben yapamam..." ve bununla beraber yüzünü ellerinin arasýna gömüp aðlamaya baþladý. Baþ hâkim sessizlik istedikten sonra, "Matmazel belki kýsa bir ara vermek ister." Marie mendiliyle gözlerini kurulayarak kafasýný kaldýrýp hâkimlere baktý. Bu ufak nezaket içi innettardý, ama onlara bakarken bu zalimliðe son verme þansýnýn olmadýðýný biliyordu. Tekrar a yasla288

narak cüppesinin köþesiyle gözlüklerini silen avukata baktý. Hayýr, bu soruya doðru cevap ver ten baþka çýkýþ yolu yoktu. Ancak o zaman duracaklardý. "O benden..." "Breteuil." "Benden François ile bir randevu ayarlamamý istedi." "François?" "Atýlgan Geyik," Marie bu ismi zorlukla söyleyebilmiþti. Ancak beþ hafta önce muhabir Pref ecture'de onu görmeye geldiðinde öðrenmiþti ismini. Ýri adamýn yalan söylemesine biraz kýzmýþ da sadece hikâyesini bitirmek ve balkondaki açgözlülerden uzaklaþmak istiyordu. "Bir randevu! Ne amaçla?" "Seks yapmak istiyordu... Atýlgan Geyik'le." Bu yabancý ismi söylemenin iliþkilerini uza k ve gerçek deðilmiþ gibi göstermesi çok garipti. Artýk François olmadýðý için memnundu. "Anlýyorum. Ve sanýk da..." Tutuklu tarafýna doðru elini salladý, "mütevveffa ile seks yapma k istiyor muydu?" "Bilmiyordu ki... hayýr." "O zaman Mösyö Breteuil bunu istemeyen, hatta kendisini tanýmayan biriyle nasýl olup da seks yapacaktý?" Marie, eldivenli ellerine bakýp o güzel adamlayken kendini nasýl þiþman ve kaba saba hisse ttiðini hatýrladý. Þimdi bile, kýrmýzý cüppeleriyle iyi giyimli hâkimlerin ve diðer görevlile bu salonda kendini büyük liman þehrindeki bir fahiþeden çok, Vaucluse'den gelen köylü kýzý gi ssediyordu. Aym zamanda üzerinde duygusal yönden tükenmiþ olmaktan gelen bir çeþit dinginlik vardý. "Bana François'yý, yani Atýlgan Geyik'i uyutacak bir toz vermiþti. Bunu þaraba koymam gere kiyordu..." Bir kere daha balkondan gelen bir uðultu, hatta birkaç alay ýslýðý duydu, ama yukarýya bakmad Onlar önemli deðildiler. Avukat jüriye bakarak, "Aslýnda siz Breteuil onunla seks yapabilsin diye Mösyö Atýlgan Gey ik'e ilaç verdiniz. Bu doðru mu?" "Evet." "Ve bu... bu iyilik için size ödeme yapýldý mý?" "Evet." "Ne kadar?" "Yirmi frank." Marie ilk defa jüriye baktý. "Ama bunu istemedim. FÝ 9ÖN/Kýzýlderiliniýý Þarkýsý 289 Tanrý þahidimdir ki, bu iþle bir ilgim olsun istemedim. Beni tehdit etti." "Bu kadar yeter matmazel." Baþ hâkimin sert sesi Marie'yi þaþýrtmýþtý. "Bu mahkemede böyle aþ in veremeyiz. Tanrýya gelince, bu iþteki rolünüzü her düþündüðünüzde onun affýný istemek için ir." "Mahkeme izin verirse, birkaç soruyla sorgumu tamamlayacaðým." Avukat bir yardýmcýnýn uzattýð ktý. "Öyleyse siz ve müteveffa, Mösyö Atýlgan Geyik'e ilaç vermeyi planladýnýz, ayrýca sanýrý eyik'in sözde uygar toplumumuzdaki birçok þey konusunda masum olduðu gibi sizin bu planýnýzd an da tamamen habersiz olduðunu ekleyebilirim. Ama cinsel sapýk tarafýndan gerçekleþtirile n bu seks oyununda, size yirmi frank gibi büyük bir meblaðýn ödendiði emeðinizin karþýlýðým g liyor musunuz?" Ani bir sandalye çekme sesiyle savcý ayaða kalktý. "Bu tahrik edici kelimeye itiraz etme liyim sayýn yargýçlar. Hepimiz, Tanrýdan korkan insanlar olarak, homoseksüel eylemi onayla masak da bazý bölgelerde ve müteveffanýn çevresinde de bu eylem oldukça normal addediliyor. Týpký genç hanýmefendinin seçtiði meslek gibi." Jüriye doðru gülümsedi, kýrmýzý yüzünde þimdi hissini gösteren anlayýþlý bir ifade vardý. "Ayrýca benim deðerli, ama çaresiz arkadaþým bu ece iðrenç suçun külfetini müvekkilinden uzaklaþtirmaya çalýþýyor." Baþ hâkim savcýnýn itirazýna hak verdi ve avukatý benzer imalara karþý uyardý. Avukaün son sö kayýtlardan silinmesini emretti. Avukat hafifçe eðilip gülümseyerek, "Özür dilerim sayýn yargýçlar," dedi. "Mahkeme izin verir dece bir sorum kaldý." Masasýndan ayrýlýp yolda gözlüklerini çýkararak tanýk sandalyesine doð tarafsýz alaný iþgal etmesini önlemelerini beklermiþçesine kafasýný kaldýrýp hâkimlere baktý anýk sandalyesinden bir metreden biraz daha uzakta durup kollarýný kavuþturdu. Soluna doðr u yavaþça ve son derece dikkatlice, tutuklunun olduðu bölmenin karþýsýnda duracak þekilde dön bakm Matmazel Colet. Mösyö Armand Breteuil'ü öldürmekle suçlanan iþte bu adam. Þimdi bile bu kemenin içeriðini tam olarak anlayamýyor. Size nasýl baktýðýnýzý görüyor musunuz? Kýt maaþým

erim ki sizi görmeye geldiði sayýsýz cumartesi akþamým hatýrlýyor, yalnýzca sizi, çünkü sizde ve evet, kendince sevebileceði birini görmüþtü." Dönüp Marie'nin 290 F19ARKA/Kýzýlderiliýýin Þarkýsý gözlerinin içine baktý. "Bu insanýn, þerefine ve onuruna yapýlan saldýrýya karþý kendini koru aþka bir þeyden suçlu olduðunu söyleyebilecek yüreðiniz var mý? Bu adam için hiçbir þey hisse söyleyebilir misiniz? Bu kötü eylemdeki sapýk Breteuil'le iþbir-liðinizden piþman olmuþ olma "Ýtiraz ediyorum! Bu, kurallarý aþýyor! Utanç verici!" Ama baþ hâkim ihtar etmeye fýrsat bula an, avukat ellerini kaldýrýp, "Bu tanýkla iþim bitti. Teþekkür ederim," dedi. Rene tanýk sandalyesinde þaþýrtýcý derecede keyifliydi. Atýlgan Geyik'e el salladýðý için aza sonra sýradan, mutlu bir aile, dürüst bir aileden bahsetmiþ ve sanýðýn bu aileye nasýl uyum s aslýnda bu küçük balýkçý için ikinci bir oðul olduðunu anlatmýþtý. Balýk tezgâhýnda çok çalý a çok az þarap içerdi ve Rene'nin kýzma nasýl at resmi çizileceðini göstermiþti. Buna karþýlý kýzý ve oðlu sanýða Provence lehçesini deðil, hükümetin emrettiði gibi düzgün Fransýzca'yý ö eyik, So-ulas ailesinden ayrýldýktan sonra bile her pazar ve her bayram akþam yemeðine g elmiþti. Tüm aileye hediyeler getiren çok cömert bir insandý. Üstelik herkesin görebileceði g düzgün bir beyefendi olmuþtu. "Ama onu ilk defa Buffalo Bill'in Vahþi Batý gösterisinde görm liydiniz; çýðlýklar atarak çocuklarýn ödünü koparan yan çýplak bir vahþi." Rene gülerek kolun 'e doðru kaldýrdý, ama azarlanýþýný hatýrlayýp hemen geri çekti. "Özür dilerim majesteleri," Balkondakilerden bazýlarý güldü, avukat sempatik küçük balýkçýnýn müvekkili için çizdiði prof bir þekilde yerine oturdu. Sonra savcý ayaða kalkýp mendiliyle alnýndaki ter damlacýklarýný s i. Mahkeme salonundaki tekdüze gerginliði kýran espriyi pay-laþýyormuþçasýna büyük bir gülüms 'ye baktý. "Vahþi Batý gösterisini görmüþ olmayý istememe neden oldunuz, mösyö. Havasýz bir mahkemede ta bir görevin aðýrlýðý altýnda ezilmekle karþýlaþtýrýldýðýnda kesinlikle bu tercih edilirdi." S udaðýný sildi. Kýrmýzý yüzü sýcaktan benek benek olmuþtu. "Ve eklememe izin verin, sizin asil ize saygý duyuyorum. Þehrimiz halkýna deniz ürünleri sunmak, eminim çok az bir kazançla, kesi likle çok önemli bir meslek." "Teþekkür ederim, saym hâkim." . 291 Savcý güldü. "Bana fazlasýyla yetki veriyorsunuz mösyö. Ben basit bir savcýyým, böylesine bir na layýk deðilim." Hâkimlere doðru kaçamak bir bakýþ attý, içlerinden biri gülümsüyordu. "Ail rken gösterdiðiniz dürüstlüðü takdir ediyorum. Böylesine yüce gönüllü bir aileye, göçmenler v yüzünden çýkan tüm o sorunlar nedeniyle bugünlerde nadir rastlanýlýyor. Tam anlamýyla yabancý irini evinize kabul etmek, özellikle de savaþ naralarý atýp çýplak dolaþan bir vahþiyi... Ger n övgüye deðer." "Teþekkür ederim." "Sizi yanlýþ anlamadýysam sanýðýn sizinle iki yýl, iki mutlu yýl boyunca yaþadýðýný söyledini "Evet." "Ve sizin küçük ailenizle mutluydu, madamýn mükemmel yemeklerini yiyordu, çocuklarla oynuyor , balýk tezgâhýnda çalýþmaktan keyif alýyor ve yemeklerde az þarap içiyordu..." "Ah, evet. Evimizdeyken bir hayli mutluydu. Hiçbir zaman fazla þarap içmezdi." "O zaman neden bu mutlu -vahþi- iki yýldan sonra taþýnmakta ýsrar etti sizce?" Rene bir an düþündü. Yanlýþ bir þey söylemek istemiyordu. "Hem de yalnýzca Kuzey Afrikalýlarýn ve Türklerin, yankesicilerin ve katillerin yaþadýðý cehe m deliði olarak isimlendirilebilecek bir mahalleye? Marsilya'nýn en kötü mahallesindeki sefil ve pis tek odalý bir daireye?" "Bunu ben de kendime soruyorum mösyö! Diyorum ki niye Le Pa-nier? Ama Atýlgan Geyik or ada çok mutlu. Oradaki insanlarýn ona kendi insanlarýný hatýrlattýðýný söylüyor." "Ah! Gerçek Fransýzlan, Tanrý korkusu taþýyan bu topraðýn sahiplerini kendi zevkine uygun bul uyor mu?" Savcý sorusunu jüriye dönerek sormuþtu. Aralarýnda bir tek esmer tenli biri bile yoktu. Kartal suratlý avukat itiraz etti, baþ hâkim de sorunun tahrik edici olduðu konusunda on unla ayný fikirdeydi. Savcý sadece sanýðýn, iyi bir Fransýz aileden ayrýlýp, yaþayanlarýn ahl kesinlikle tercih edilemeyeceði bir mahalleye taþýndýðýnda baþlayan davranýþ tarzýný gözler Baþ hâkim yumuþadý, ama bunu daha nesnel bir yolla yapmasý konusunda savcýyý uyardý. Savcý mahkemeye teþekkür edip devam etti. "Mösyö Soulas, sanýðýn taþýndýktan sonra keyifli bi eði yemek ve çocuklarla 292 oynamak için her pazar geldiðini söylediniz. Bu doðru mu?"

"Evet, tabii ki. Çocuklar oynamak için biraz büyümüþtü. Çocuklarýn nasýl olduðunu bilirsiniz. ene güldü, ama biraz tereddütlü bir gülüþtü bu. "Özellikle de kanmýn yemeklerinden hoþlanýrdý p iki tabak yerdi ve hoþ bir muhabbetimiz olur, çoðunlukla da yürüyüþe çýkardýk. " "Hiç gelmediði bir pazar olmadý mý?" Rene yine bir an durdu. Cevap vermek istemiyordu. Tanrýnýn önünde yemin etmiþti ve bu yemi ni çok ciddiye alýyordu. "Yargýlandýðý olaydan iki ay öncesinden itibaren pazar yemeklerine gelmekten vazgeçtiði doðru l mi?" "Ýþi nedeniyle. Sabun fabrikasýnda çalýþmak çok yorucu bir iþ. Çoðunlukla bitap düþüyordu." "Anlýyorum mösyö. Öyleyse iþi onu yorduðu için pazar yemeklerine gelmekten vazgeçti." "Evet." "Ama diðer yandan her cumartesi akþamý kendisini genç fahiþe ile tatmin edecek kadar da yo rgun deðildi. Bu size de misafirperverliðinize yapýlmýþ bir hakaret gibi gelmiyor mu Mösyö So las?" Rene yukarýya, balkona doðru baktý. Parmaklýklarýn ötesinde ancak Madeleine'in omuzlarýný ve biliyordu. Yüzü neredeyse ifadesiz dimdik oturuyordu; o sýrada Rene hayatlarýnýn bir daha asla eskisi gibi olmayacaðýný anladý. Bir daha asla kimseye bu kadar güvene-meyeceklerdi. "O bir erkek," dedi hüzünle. *¦ 293 xvn Martin St-Cyr'in köþesi "La Vie de Marseille"* normalde haftada iki kez, salýlarý ve cum alarý çýkýyordu, ama dava baþladýðýndan beri, "Garip Bir Adalet", "Unutulan Bayrak" ve "Sanýk alyesindeki Bir Masum mu?" gibi baþlýklarla gazetede her gün boy gösteriyordu. Paris'ten ithal edilmiþ, Marsilya'nýn deðer ve gelenekleriyle alakasý olmayan bir adalet sistemin e karþý savaþ açmýþü. Eli kanlý, ama baþý dik köylü ve iþçiler tarafýndan gururla asýlan tric ayaklar altýna alýnýþým yazdý. Politikacýlarý, yurttaþlýðý koruma vazifelerini, yoz bir sist kýlarý köle olmaktan geçen vasat memurlara havale ettikleri için suçladý. * Marsilya halkýnýn hayatý, (y.h.n.) ** Üç renk olan Fransýz bayraðý kastediliyor, (y.h.n.) 294

Ama en vurucu olduðu nokta Atýlgan Geyik'i sadece bölge mahkemesinin deðil, Fransýz ve Ame rikan hükümetlerinin bir kurbaný olarak göstermesiydi. Ýfade verecek tek Amerikalý'nýn konsol sluðun derinlerinde bir yerde yaþayan ve Eski Liman çevresinde gün ýþýðýný görmemiþ önemsiz b uðunu belirtti. Bu kiþi, Amerikan hükümetinin konuyu araþtýrmasýnýn dýþýnda Atýlgan Geyik'le þey bilmediðini itiraf etmiþti. Bu arada, bu iþle ilgili bilgisi olan tek yetkili eski konsolos yardýmcýsý Franklin Bell, alelacele Amerika'ya, mahkemenin eriþebileceðinden çok da ha öteye gönderilmiþti. Fransýz hükümetine gelince, ortaçað bürokrasisine öylesine batmýþtý ki, dört sene önce zavall e gitmesine yardým etmek için kesinlikle hiçbir þey yapmamýþtý. Bu suç iþlenmeyebilirdi; aslý imsenin en uçuk hayallerinde bile yer almamalýydý. Vahþi, Atýlgan Geyik, çoktan Amerika'ya dö müþ, "sevgili Dakota'smýn düzlüklerinde mutlu mutlu atýný sürüyor, arkadaþlarýyla avlanýp bal ya belki de sevimli Kýzýlderili bir kadýn ile evlenip çocuklarýný büyütüp mýsýr yetiþtiriyor euil'ün, kaderini kendi tasarlayan bu büyük plancýnýn ölümü için suçlanmasý gereken kim? Vahþ damý için suçlanmasý gereken kim? Bunlarý düþünün Marsilya halký! Sesinizi yükseltin." Atýlgan Geyik onu Prefecture'e geri götüren siyah polis arabasýnda oturmuþ sokaktaki sesle ri dinliyordu. Bu yolculuk daha þimdiden üç hafta sürmüþtü ve her aný can sýkýcýydý. Takým el rine gri cezaevi üniformasýný giymek zorunda kalacaktý. Yüksek pencereli küçük hücreye kapatý Ona içinde tel tel yeþil þeyler olan ekþi çorba ve ýsýrdýðýnda taþ gibi parçalar halinde dökü vereceklerdi. Sonunun yaklaþtýðýný biliyordu. Mahkemedeki seslerden bunu duyabiliyordu; bunu, kýrmýzý cüppe min azarlamak için Atýlgan Ge-yik'in avukatýnýn sözünü herhangi bir nedenden dolayý sürekli y keserkenki sertliðinden anlayabiliyordu. Ara verildiðinde, avukatý tutuklunun bulunduðu bölmeye kývrýlan küçük merdivene týrmanmýþ ve Atýlgan Geyik'e aklýna söylenecek faydalý bir þ iðini sormuþtu. Konuþma hakký vardý ve kýsaca konuþmasý istenecekti. Avukatýn ince yüzü ince a terle kaplanmýþtý ve adam duyduðu sýkýntýdan ötürü boþ boþ bakýyordu. Atýlgan Geyik avukatý *295 yordu, insanlar pazarlarda dikilip veya kahvelerde, restoranlarda oturup onlarýn h ayatlarýnýn bir parçasý olamayacak kadar egzotik bir þeymiþ gibi bu skandaldan konuþuyorlardý erhangi bir kadýnýn ya da erkeðin bilgiç bir omuz silkmesiyle tüm yabancýlarý, serserileri, f

hiþeleri ve Amerikan barlanyla kendi yaþadýklarý Marsilya ile ayný olmayan liman çevresini k astederek, "Ama oralarda böyle þeyler hep olur," dediðini defalarca duymuþtu. Ýlk gösteriden üç gün önce St-Cyr gazetecilik rolünden farklý bir þekilde bu olaya karýþmaya di. Þehir büyüklerinin rahatlarýný kaçýracak bir þeyler düzenlemenin tam sýrasýydý. Birkaç ay t görüþleri yüzünden bir profesörü kovduðu için Centre Universitaire'e karþý bir seri gösteri lte des Sciences et Technigues'dm" bazý öðrencilerle röportaj yapmýþtý. Öðrencilerin ateþlili di yazdýklarý, üniversiteyi niyetinden alýkoymamýþn ama St-Cyr bu genç anarþistlerden etkilen . Böylece onlarý izlemeye baþlamýþtý. O yýlýn kalan kýsmý için üniversiteden uzaklaþtýrýlmýþl usunda ünlülerdi ve onlarla daha önce röportaj yaptýðý Rue de Crimee'deki Cafe Belfour'da hâl uþuyorlardý. Ayrýca Atýlgan Geyik davasýyla fazlasýyla ilgiliydiler. Cezayirlilerin sömürülme protesto eden birkaç küçük gösteri yapmýþlardý, ama (St-Cyr'in Amerikalý Kýzýlderili'nin duru lendirdiði gibi) "nesli tükenen Amerikah'nýn" zulme uðramasý göz yumabilecekleri bir þey deði . Hemen planlar yapmaya, sendika liderlerinin, sosya-lisderin, radikal Katolikle rin, üniversiteli yoldaþlarýnýn, hatta Fran-sa'daki göçmenlere uygulanan kötü muameleyi prote etmek için mitingi kullanabilecek göçmen liderlerinin isimlerini önermeye baþladýlar. St-Cy r þehir merkezine dönmek üzere bir taksiye bindiðinde içi umut doluydu ve çevirdiði dolaplard n bayaðý etkilenmiþti. Böylece protestolar baþladý. Kalabalýk gün geçtikçe arttý, yüz kiþiden azken, Palais de Justi anýndaki Place Montyon'u aðzýna kadar dolduran altý ile sekiz yüz kiþiye ulaþtý. Liderler sýr konuþma yaptýlar, hepsi Atýlgan Geyik'e yapýlan haksýzlýðý protesto etmiyordu, ama hepsinin p esto ettiði þey aynýydý: hükümet. Fransýz hükümeti, Amerikan hükümeti, Marsilya ve Midi yönet arýn çoðunda sorunlarý yok farz eden veya iþ çevreleri tarafýndan iþçilerin ve göçmenlerin sö zat kolaylaþtýran namussuz politikacý* Üniversite, (y.h.n.) ** Fen Fakültesi, (y.h.n.) 298 lar yerden yere vuruluyordu. Þarkýlar söylendi; cesareti, sadakati ve baðýmsýzlýðý dile getiren Provence þarkýlarý. Devrim aþçý ruhuyla günde en az iki kere "La Marseillaise" söylendi. Hatta büyük þair Frederic Mistr bile Provence insanlarýnýn onuru ve kültürlerinin devamý için ana dillerini konuþma gereði üz bir konuþma yaptý. Atýlgan Geyik ve diðer göçmenlerin kötü durumlarýný es geçti. Aslýnda kal ve hatta hayranlýkla dinlemesine raðmen ufak tefek, beyaz saçlý þair protestoculann arasýnda garip bir þekilde ayrýksý duruyordu. Yine de St-Cyr, Provence lehçesini ve geleneklerin i, "onu sessiz kalmasý için pek çok kez tehdit eden soðuk ve haris Fransýz hükümetine karþý k n Felibrige'in ateþli koruyucu azizi... ve olabilecek en zavallý yollarla Provence'ýn ve evet Fransa'nýn en büyük þairini susturmak isteyen kukla politikacýlarýn yüzüne karþý halk lüyor," diyerek, onu ertesi günkü köþesinin kahramaný yaptý. St-Cyr'i bu yazý tatmin etmemiþti. Þairi Kýzýlderili ile iliþkilendir-meye çalýþmýþtý, ama bu imkânsýzdý. Þair bir eylemciden çok bir akademisyen gibi konuþuyordu. Þairin bu protestolann erçek nedeniyle ilgisinin olmadýðý açýktý aynca kalabalýða sempatik görünmeye çalýþmadýðý da oradaydý ve önemli olan da buydu. Kaleminin birkaç usta dokunuþuyla, St-Cyr, þairi, mahkem e salonunda olanlara Marsilya halký kadar kýzmýþ gibi göstermiþti. Oysa iþler Atýlgan Geyik'in ve avukatýn lehinde geliþmiyordu. Ýlk gösteriden sonra baþ hâkim cerelerin kapatýlmasýný ve perdelerin çekilmesini emretmiþti. Ses tamamen kesilemediðinden (ö neðin "La Marseillaise" az daha seyircilerin ayaða kalkmalarýna neden oluyordu) fonda baðmþlar ve alkýþlarla kesilen boðuk bir gürültü haline dönüþmüþtü. Mahkeme salonundaki herkes dýþanda neler olup bittiðini tabii ki biliyordu. Jüri üyelerini n dýþýndaki herkes her gün gazeteleri okuyordu. Mahkemeye o gün için ara verildiðinde, seyirc ler siyah polis arabasýnýn Prefecture'e dönmesini bekleyen göstericilerin arasýna koþtular. Araba göründüðünde de, diðerleri kadar yüksek sesle tezahürata baþladýlar. Jüri üyelerini bil ise onlara sýr saklamalan için yemin ettiren mübaþirdi. Ancak protestolar sadece baþ hâkimi rahatsýz etmeye ve göründü299 ðü kadarý ile kapanýþ konuþmalarýna geçmek için sabrrsýzlandýrrnaya yaramýþ gibiydi. Atýlgan nsý olmuþtu, ama çok baþarýlý olamamýþtý, en azýndan Fransýzcasýnda. Avukat ona hazýrlýk odas tmesini telkin etmiþti, ama bunun kendisine yapýlan korkunç komplonun sonucunda gayrý ih tiyari bir tepki olduðunu da açýklamasýný istemiþti. Hepsinden ziyade mahkemeden merhamet di lemesini söylemiþti. Böylece Aülgan Geyik konuþmasýna baþladý, "Benim adým Atýlgan Geyik, Bodur'un ve Geri Giden K 'ýn oðlu, Lekeli Boða ile Ýyi Av'm torunu. Lakota kabilesindenim. Buffalo Bili ve Lakota arkadaþlarýmla Amerika'dan geldim. Ama onlar artýk yoklar ve ben yalnýzým. Dört yýldýr araný

aþýyorum, ama siz beni tanýmýyorsunuz, ben de sizi. Ateþli gemilerinizin ve balýkçý tekneleri in üstünde uçan beyaz kuþlarý bile tanýmýyorum. Büyük sudan getirdiðiniz balýk bana lezzetli Hayvanlarýnýzýn eti bile bizon etini tatmýþ birine doyurucu gelmiyor. Kanunlarla ve -savcýyý iþaret ederek- size Atýlgan Geyik'in kötü bir adam olduðunu söyleyen o adamla dolu bu odayý d bilmiyorum. Uzun kutudaki bu adamlann kulaklarýný açýp dinlediklerini ve onunla beraber olduklarýný görüyorum. Ben sadece bir siyoko 'yla karþýlaþtýklarýnda insanlarýmdan herhangi yapacaðý þeyi yaptým." Atýlgan Geyik birden durup elini burnuna ve aðzýna götürdü. Bunu daha i, ama þimdi kötülüðü açýklayacak Fransýzca kelimeleri bilmediðini fark etmiþti. Bu sadece La nde açýklanabilirdi. Bir an kafasý karýþýk bir þekilde durdu, onu bir süredir ziyaret etmeyen r çaresizlik hissi duyuyordu. Fakat yavaþ yavaþ, kuþlarýn yerde ve aðaçlarda öylece duran, in larýn hiçbir iþine yaramayan çer-çöpten yuva yapmasý gibi, düþünceleri tekrar kafasýnda topla Lakota dilinde, kötüyü, siyoko 'larm nasýl þimdi bile aramýzda olduðunu; ruhlarýn kötülükleri irme fýrsatý peþinde nasýl dolaþtýklarýný; gözlüklü adamýn, Breteuil'ün nasýl kötüye kanma þa O gece Marie'nin odasýnda, siyoko içindeyken kötünün söylediðini yapýyordu. Ýþte bu yüzden, lmak için Atýlgan Geyik onu öldürmek zorundaydý. Atýlgan Geyik konuþurken gözlerini hâkimlere dikmiþti, ama salondaki sessizlikten, orada b ulunan herkesin kendisini dinlediðini anlamýþtý. Salonun dýþýndan gelen boðuk ses bile durmuþ görünüyordu. Son dört yýlda birçok defa Wakan Tanka bu topraklarýn insanlanna karþý onu görü ama þimdi kendisini görmelerini, duy300 malarýný istiyordu. Ve her nasýl olduysa, Büyük Sýr mahkemedekilerin kulaklarýný onun sözleri u yüzden bu insanlarýn kalplerini açan iyi sözleri verdiði ve içini görmelerine müsade ettiði akan Tanka'ya teþekkür etti. Konuþmasýný bitirdikten sonra Atýlgan Geyik elleri tutuklu bölmesinin demirlerini hafifçe ka vramýþ bir þekilde ayakta durmaya devam etti ve mahkeme salonundaki insanlara, jüri üyeler ine, savcý ve yardýmcýlarýna, kendi avukatýna, gazeteciler masasýna ve balkondaki insanlara baktý. Hepsi, konuþmasý sýrasýnda hiçbir þey yazmayan gazeteciler bile ona bakýyordu. Ama o ö kle balkonla ilgiliydi. Marie orada deðildi, zaten onun orada olmasýný da beklemiyordu . Ama Rene oradaydý, fazla uzakta deðildi. Sanýk yeri balkona biraz daha yalan olsaydý, Rene eðilip onun elini sýkabilirdi. Balýkçýnýn yüzünde üzgün bir gülümseme vardý, ama Atýlgan Geyik onu, ilk defa polis komiserin gördüðü gibi görüyordu: kafasýnýn tepesi neredeyse açýlmýþ arkaya doðru taranmýþ siyah saçla ik gözler... Muhtemelen kendi basma kalsa, ölecekken, ona kol kanat geren bu aileye verdiði utançtan dolayý üzgündü. Ona ve Madeleine'e teþekkür etmek istedi. Ama Madeleine yokt Atýlgan Geyik onun evin dýþýndaki olaylar için fazla sabrý olmadýðýný biliyordu, kaldý ki dav yku sürmesi kendisini bile sýkmýþtý. Yine de onu tekrar görmeyeceði için hayal kýrýklýðýna uð Baþ hâkimin en sonunda boðazýný temizlemesiyle bütün gözler Atýlgan Geyik'ten ona kaydý: "Uma eri sanýðýn söylediklerini benden daha iyi anlamýþlardýr," ve tüm mahkeme salonu kahkahaya bo . Ertesi gün yaðmur yaðdý. Gece daðlardan gelen rüzgâr hýz kazanmýþ, kuzeybatýdan ardý ardýna u tlara dönüþmüþtü. Saðanak deðildi, ama sürekli yaðýyordu. Tüm gün yaðarak kaldýrýmlarý, tuðla ve kasabanýn neredeyse genç gözükmesine neden olan taze ve ýslak bir koku getirdi. Caddel er aniden bazýlarý þemsiyeli, bazýlarý þemsiyesiz insanlarla dolmuþtu. Islanýp ýslanmamanýn h yoktu sanki. Ýnsanlar daha bir hoplayarak, daha kararlý adýmlarla yürüyorlardý. Dükkânlara g yor, sepetlerini kaliteli peynir, taze balýk, belki bir çift yeni çorap veya renkli mu mlarla doldurarak çýkýyorlardý. Bazý erkekler köþelerde sigara içip gülerek aylaklýk yapýyord ."*301 Aðustosun sonu hemen hemen gelmiþti bile ve yaðmur, bu yazýn ilk yaðmuruydu. Göstericiler de yaðmurun getirdiði serinliðin keyfini çýkarmak için daha tasasýz yurttaþlarýn ya karar vermiþ gibiydi, ama Palais de Justice'e gelen kalabalýk dikkat çekecek kadar azdý. Place Mont-yon'da elliden az kiþi toplanmýþtý, onlar da tereddütlü ve ne yapacaklarýný z görünüyorlardý. Aralarýndaki tek konuþmacý, onlarý günah iþlemenin bedeli ve Tanrýnýn gazab yaran muþamba bir pelerin ve sandal giymiþ yaþlý bir adamdý. Mahkeme salonunda tartýþýlan gün dan mý, yoksa bilmeden bir þekilde her gün iþlenenlerden mi bahsettiði belirsizdi. Sonunda , göstericilerden birinden bir sigara istedi ve sigarasýný içip homurdanarak caddeden aþaðýya paldýr küldür yürüdü. Göstericiler de tek tek ya da çiftler halinde farklý yönlere daðýlmaya pek de öfkeli deðillerdi; hatta Place Mont-yon'dan ayrýlmak için isteksiz görünüyorlardý. Ne istekli olsunlar-dý ki? Yaðmur Marsilya'yý yeniden gençleþtirmiþti. Jüri üyeleri odada sadece iki saat kalmýþtý ve jüri bölmesine geri geldiklerinde yüzlerindeki ade sanki davanýn ilk günündeymiþler gibi beklenti içinde ve sýkýntýlýydý, ama artýk bir de s

uydular. Tek fark günler süren dava sonrasýnda her birinin yüzlerinin tanýdýk hale gelmesiyd i. Tahminen hepsinin kavuþmayý arzuladýðý bir ailesi veya bir sevgilisi, yaþlanan bir annesi , bir hayatý vardý. Çoðu, davanýn baþýndan beri ayný koyu renkli takým elbiseyi giymiþti ve b leri çýkarýp uzun bir süre kaldýrmaya hazýrdýlar. Yine birçoðunun ailesi maddi sýkýntý içinde bu kýsa karar verme sürecinde bir payý olabilirdi - veya tartýþýlacak çok az þey olduðunu dü nuç olarak karar çok çabuk alýnmýþtý. "Sanýk lütfen ayaða kalksýn." Bu bir rica deðildi. Atýlgan Geyik ayaða kalktý, elleri önünde mdik durdu. Salonda ufak tefek gürültüler duymaya alýþmýþtý: bir sandalye gýcýrtýsý, hafif bi veya kâðýt hýþýrtýsý. Þimdi ise salon sessizdi. "Jürinin kararý nedir?" Jüri baþkaný ayaða kalktý, adamýn üyelerin en genci olduðunu görmek Atýlgan Geyik'i þaþýrttý. kýrýlgan vücudu Atýlgan Geyik'e Mathias'ý hatýrlatmýþtý. Ama sesi güçlü ve berraktý. "Sanýðý bulduk sayýn hâkim." 302 Balkondaki ani tepkiyle Atýlgan Geyik etrafýna bakýnmaya baþladý. Söylenmeye baþlayanlarýn uð una kýnama ýslýklan ve homurtular ekleniyordu. Sonra hâkimin o bildik, tahta tokmaðýnýn sesi uyuldu. "Bu kadar yeter!" diye baðýrdý. "Mahkemede düzen istiyorum!" Uðultu kaybolduðunda, "Size hatý latmak isterim, bu çok ciddi bir davadýr. Tek bir kelime daha duyarsam tüm balkonu boþal ttýrýrým. Sözlerimi ciddiye alsanýz iyi olur." Baþ hâkim salonda gazetecilerin kalem gýcýrtýlarý dýþýnda ses duyulmayana kadar tam bir dakik unca gözlerini balkona dikti. Tatmin olmuþ bir þekilde jüri üyelerine döndü ve onlara sabýrla yerinde kararlarý nedeniyle teþekkür etti. Tekrar konuþmadan önce diðer hâkimlerle bir süre onuyu tartýþtýktan sonra, mahkeme eylemin planlý olmadýðýna, provokasyon sonucu yapýldýðýna k iþtir. Her ne kadar cinayet uygar bir toplumda asla haklý çýkanlamazsa da, bu iki durumu n suç ile ilgili hafifletici nedenler yarattýðýna inanýyoruz. "Cezasýný söylemeden önce kendimi, cinayetten suçlu bulunan bu adamýn uygar bir topluluktan gelmediðini belirtmek zorunda hissediyorum. Sanýðýn düzenli ve yasalara saygý gösteren bir to lumu oluþturan fikir ve ilkelere inanmadýðý düpedüz ortadadýr. Dün duyduðumuz halkýnýn konuþm nlaþýlmazhðýndan ve procureur-generaV'in* çok iyi ortaya serdiði suça yol açan davranýþ þekli en temel toplum kurallarýna bile uyum saðlayamadýðýný ve bu nedenle uygar toplum için her za an bir tehdit olarak kalacaðý sonucuna varabiliriz." Baþ hâkim bir an durup gözlüklerini çýka Solgun gözleri tutuklu bölmesinde gezindi. "Mahkeme hüküm giyen suçlunun hayatýnýn geri kalan u korkunç suçu düþünerek geçireceði güvenli bir hapishaneye gönderilmesine karar vermiþtir." i takýp dosyasýný eline aldý. "Bu dava sona ermiþtir." St-Cyr bir süre oturup iki polis Atýlgan Geyik'in ellerine ve ayak bileklerine kelepçe takarlarken onun sabýrla ayakta bekleyiþini izledi. Ayaklanndaki aðýr zincir sýrtýna ürperti er veren bir final gürültüsüyle yere çarpýp þangýrdýyordu. Gerçek buydu, kasvetli tahta zemin inliðinde demirin sert sesi. Ýçeride kalan son görevliler ve seyirciler de dýþarýya doðru aka n salon devasa ve dayanýlmaz derecede boþ görünüyordu artýk. * Baþsavcý, (y.h.n.) *-. 303 St-Cyr ne hissettiðini bilmiyordu. Bu onu þaþýrttý. Ertesi günkü Ga-zette'de yer alacak köþes azmak üzere diðer muhabirler gibi dýþarý fýrlamaya hazýrlanmýþtý, ama bacaklarý garip bir þek leþmiþti. Kendini düþüncelerden ve duygulardan arýnmýþ hissediyordu. Ýyi mi hissetmeliydi? Ya davayý basit bir skandaldan bir cause celeb-re'e çevirmiþti; pazarlarda, kahvelerde, Eski Liman'daki rýhtýmda ve hatta haute bourgeoisie salonlarýnda herkes bu davadan bah sediyordu. Üstelik sokaklarda amacýndan biraz sapmýþ olsa da etkili bir isyan oluþturmayý baþ rmýþtý. Her þeyden önemlisi Atýlgan Geyik giyotinden kurtulmuþtu, bu küçük bir mucizeydi; onu unda belki de büyük bir mucize. Polis muhabirliði ve sonra da köþe yazarlýðý geçmiþine raðmen unun dýþýnda sadece tek bir dava izlemiþti: kocasýný zehirlemekle suçlanan yaþlý bir kadýn, a n gibi bir davanýn neredeyse her zaman kesik bir kafayla sonuçlanacaðýný bilecek kadar uzu n yaþamýþtý Marsilya'da. Liman þehrinde iþlenen suçlar aðýrdý, ama bunlarýn cezasý da daha se . Her þeye raðmen mahkeme belki de kýsmen köþesinde yazdýklarýndan ve yazdýklarýnýn yol açtýð eniyle insaflý davranmýþtý. Öyleyse Atýlgan Geyik'in kaderiyle ilgili çok mutlu deðilse de ke sini iyi hissetmeliydi. Ama acaba öyle hissediyor muydu? St-Cyr tahta zeminin üzerinde zincirlerin sürtünme seslerini duyup kafasýný kaldýrdý ve polis erin Atýlgan Geyik'i salondan dýþarý çýkardýklarýný gördü. Düþünmeden, "Adieu, mon ami! Bonne seslendi. Ama uzun boylu Kýzýlderili ona bakmak için bir an durakladýðýnda, St-Cyr kendini niye iyi hissetmediðini anladý. Gözleri yüzündendi. Dört sene önce Prefecture'deki hücrede on a ilk karþýlaþtýðýnda baktýðý gözler... Bu gözler çoktan ölmüþtü. St-Cyr zincirlerin sürtünme sesi kulaklarýndan silinene kadar uzun uzun masada oturdu.

Yaþadýðý küçük zaferler, þu an kendisini hissettiði kadar boþtu. Atýlgan Geyik'e ihanet etmi e Atýlgan Ge-yik'e ihanet etmiþti. St-Cyr içini çekti ama bu daha çok piþmanlýk dolu bir nefe gibiydi. Sonra kalemini eline alýp yazmaya baþladý: Ne yazýk ki mahkeme ölüm cezasý yerine, boyu hapis vererek zavallý vahþiye iyilik yapmadý. Zincirler içinde götürülürken gözlerinin i ktým, orada, yaþayan bir ölü gördüm. Ýnandýðý Tanrý hepimizi affetsin. * Hoþça kal dostum! iyi þanslar! (y.h.n.) 304 XVIII La Tombe* Fransa' tun güneybatýdaki en uzak ucunda, IX. Louis Haçlýlarý'nýn kuþatarak Katharl n ele geçirdiði ve büyük bir þenlik ateþinde hepsini diri diri yaktýðý Montsegur'den çok uzak yan Carcasf sonne'un kurak tepelerindeydi. Bu olay 1244 yýlýnda olmuþtu. La Tombe'un kendisi de bir Haçlý kalesiydi. 1866 yýlma gelindiðin* de çoktan bir harabeye dönüþmüþtü. O zamanýn Fransýz hükümeti Fransýz Guyana sahillerinin i ulunan Þeytan Adasý'na ek ola-rak yüksek güvenlikli bir hapishaneye ihtiyaç olduðuna karar v ermiþti. Böylece antik kalenin temelleri üzerine bir hapishane inþa ettiler. Taþtan yapýlmýþ arlar temelde üç metre kalýnlýðýndayken en üstte bir metre otuz santime kadar inceliyordu. Du arlar bir tarafa üç yüz * Mezar, (y.h.n.) F20ÖN/Kýzüderilinilý Þarkýsý ^''305 metre, diðer tarafa ise iki yüz elli metre boyunca uzanýyordu. Köþelerdeki gözetleme kuleler inin her birinde taþlaþmýþ toprak avluya bakan küçük açýk pencereler vardý. Bahçede ise kapal birbirlerine baðlý ve birbirlerinin ayný üç yüksek bina bulunuyordu. Meydanda duvarlarýn sar anda inþa edilmemiþ tek mimari yapý, giriþin yanýndaki köþede iki beyaz sütunlu üçgen alýnlýð aha küçük binaydý. Duvarlarýn dýþýnda, taraçalý sebze bahçeleri tepe boyunca St-Paul-de-Fenou mli küçük köye kadar iniyordu. Ama bir kere hapishaneye girdikten sonra mahkûmlar bir daha ne bahçeleri ne de köyü görebilirlerdi. Mavi gökyüzü, güneþ, bulutlar ve arada sýrada ortaya dýþýnda hiçbir þey görmezlerdi. La Tombe Fransa'nýn her nasýlsa giyotinden kurtulmuþ en aðýr suçlularýný -seri katiller, sevg lerini öldürüp parçalayan adamlar, beþ karýsýný zehirleyen bir doktor, Nantes'da birçok genç klarýný deþen bir chocolatier', babasýný ve üvey annesini konyakla yýkayýp ateþe vererek yaka bir þarap tüccan- ve tabii ki piþmanlýk hissi duymayan sýradan katilleri ve serserileri ka bul ediyordu. Þeytan Adasý'nýn aksine, La Tombe'da hiç siyasi tutuklu yoktu, sadece iþledi kleri suçlarý anarþinin özellikle kötü yöntemi olarak düþünmeyi tercih eden bir avuç adam. Hapishanenin resmi ismi Þamatan Hapishanesi'ydi, ama oradan kimsenin canlý ayrýlamayac aðý düpedüz ortada olduðundan hapishaneye La Tombe deniyordu. Sadece yirmi yedi yýldýr kullan r olmasýna raðmen 1894 yýlma kadar sadece kýrk sekizi doðal nedenlerden olmak üzere iki yüz o beþ mahkûm o hapishanede ölmüþtü. Atýlgan Geyik'in Marsilya'dan Perpignan'a gece treniyle götürüldüðü hapishane iþte buydu. Pre ture de Police'ten iki gardiyan ile beraber özel bir kompartýmanda yolculuk etmiþ, gar diyanlar kâðýt oynarken o, dýþarýya, karanlýða bakmýþtý. Arada bir görülen ýþýklý çiftlikleri hangi kentti hatýrlamýyordu ama Lyon veya Vienne'den bindiði Marsilya'ya giden gece tr eni aklýna gelmiþti. Ayýþýðýnda her köy veya þato gördüklerinde Tüy Adam'ýn nasýl baðýrdýðýný gördüðünde kalbinin nasýl hop-ladýðýný hatýrlýyordu. Ve daha da geriye giderek trenin Nebras on'daki istasyondan aynlýþýný hatýrladý. Diðerleriyle beraber anne ve babasý peronda genç Kýz ere kendi cesur yürek þarkýlarýný söylemiþlerdi. Babasýnýn göðüslüðü kucaðýnda, uzun süre otu ) 306 F20ARKA/Kýzûderiliýraý Þarkýsý gençti, onu bekleyen þeylerden dolayý tedirgindi ve hatta korku doluydu. Ama uzaklara yolculuk etmenin ve bir sürü þey görecek olmanýn beklentisiyle heyecanlýydý da. Tam olarak na olacaðýný bilmemesine raðmen wasichu,]arâan oluþan seyircilerin önünde at sürmek, bizonlarý ak, askerlerle savaþýyor gibi yapmak için sabýrsýzlanýyordu. En güzeli de, iki yýl içinde cüz ir sürü Amerikan papeliyle Pi-ne Ridge'e geri döneceðini biliyordu. Stronghold'daki o soðu k kýþ gecelerinde imkânsýz gibi gözüken bir düþünce de olsa, evlenebilir, pek çok aü olabili Gardiyanlardan biri öfkeyle baðýrýp elindeki kâðýtlarý yere vurdu. Diðeri homurdandý. Atýlgan e Akdeniz sahil þeridi boyunca Perpignan'a ve sonrasýnda da La Tombe'a doðru giden gürültüyl e yoluna devam eden trenin dýþýndaki zifiri karanlýkta ýþýk arýyordu. Atýlgan Geyik ilk haftasýný güvenliði demir parmaklýklarla saðlanmýþ bir yeraltý maðarasýnda , Haçlýlarýn þaraplarýný, tahýllarýný ve kurutulmuþ balýklarýný saklamak için kazdýklarý yerl anlarýný maðaralarda kesiyor, serin ve kuru tutabilmek için leþlerini buralara asýyorlardý. Þ

i ise hapishane, maðaralarý bir tür karþýlama alam olarak kullanýyordu. Tüm yeni mahkûmlar bu ostro-fobi ve karanlýk denemesinden geçmek zorundaydý. Iþýk adýna yalnýzca ana koridorda duva lara asýlý hava gazý lambalarý vardý. Atýlgan Geyik maðarasýný hepsi sessizlik içinde acý çek i görünen üç adamla paylaþýyordu. Aslýnda, burada gürültü anlamýnda çok az þey oluyordu. Çorb ren arabanýn tekerlek gýcýrtýsýný tanýmayý öðrenmiþti. Arada bir koridorun baþýndaki gardiyan gelen mýrýltýlarý duyabiliyordu. Bir gece karþý taraftaki bir hücreden sessizliðin takip ettiði bir kükreme sesi geldi. Sonra baþka bir kükreme ve bir baþkasý daha. Sonra etraf sessizleþti. Atýlgan Geyik ayaða kalktý, irlere doðru yürüyüp etrafýna bakýndý. Maðaralardan birinde vahþi bir hayvanýn olduðundan ner indi. Ama hiçbir þey göremedi. Baþka da kükreme duymadý. Bir hafta dolduktan sonra, yerüstüne, bahçenin parlak san topraðýndan geçerek yüksek bir bina a götürüldü. Gözleri keskin güneþ ýþýðýyla iyice kýsýlmýþ, önündeki gardiyanýn sýrtýný zar zo yanaklarýna aktýðýný hissetti. Kendi, 307 ni binanýn içinde bulduðunda gözleri artýk o kadar acýmýyordu. Küçük bir odaya alýnmýþ, orada soyunup yýkanmasý emredilmiþti. Sonra bitlerinden arýndýrýlmýþ i bir pantolon ile ayný kumaþtan yapýlmýþ bir gömlek vermiþlerdi. Her ikisinde de bir zamanla siyah olup artýk koyu griye dönüþmüþ dikine çizgiler vardý. Katlanmýþ bir battaniye, tuvalet e eðri büðrü bir teneke bardak verdikten sonra iki gardiyan onu bir yürüyüþ yolundan baþka bi aya götürdüler. Demir merdivenlerden ikinci kata çýktýlar, sonra her iki tarafýnda hücreler b nan bir koridor boyunca yürüdüler. Prefecture'deki hücresinin aksine, hücrelerin hepsinde yerden tavana kadar demir parmaklýklar vardý; bu sayede mahkûmlar koridoru rahatlýkla göre biliyordu. Ama dýþarýya açýlan pencereler yoktu. Maðaralarýn sessizliðinden sonra mahkûmlarýn koridor boyunca ya da hücrelerin içinde birbirle iyle konuþmalarýný duymak Atýlgan Ge-yik'i þaþýrtmýþtý. Doðrudan karþýya bakýyor olmasýna rað rde ikiþer yatak ve ikiþer mahkûmun bulunduðunu görebiliyordu. Önlerinden geçerken konuþmalar silmesi onu þaþýrtmadý. Hücrelerdeki adamlarýn hepsinin gözlerinin üzerinde olduðunu hissedeb rdu. Sonunda önden giden gardiyan durup koridorun sonundaki hücrelerden birinin kapýsýna anah tarý soktu. Kapýyý ittirerek açü ve Atýlgan Geyik'e girmesini iþaret etti. Ancak Atýlgan Geyi n üzerine kapýyý kilitledikten sonra konuþtu: "Artýk burasý senin evin. Temiz tut." Sonra o ve diðer gardiyan yürüyerek uzaklaþtýlar. "Dayanýlmaz orospu çocuklarý." Atýlgan Geyik tam arkasýna dönmüþtü ki, týraþlý bir adamýn yataðýndan atlayýp bir dansçýnýn, adýmlarýyla ona doðru geldiðini gördü. Atýlgan Geyik geriye doðru bir adým attý, ama adam el ttý. "Marcus Aurelius Causeret - ben de masumum." Atýlgan Geyik adamýn elini sýktý. "Ben Atýlgan Geyik." Adam güldü. "Tam düþündüðüm gibi. Bir dakika önce seni ilk gördüðümde kendi kendime dedim ki, ster inanma bu bir Kýzýlderili.' Evet Mösyö Atýlgan Geyik süitimize hoþ geldiniz." "Ama bunu nasýl anladýn?" "Nasýl anlamam? Paris'teyken Vahþi Batý gösterisine her akþam gitmedim mi? Bulduðum her fýrsa ta tipi köyünüzde dolaþmadým mý?" Atýlgan Geyik henüz elinden battaniyeyi, tuvalet kovasýný ve tene308 ke bardaðý býrakmamýþtý. Rene'nin dýþýnda ilk defa biri gösteriden bu þekilde bahsediyordu. D ni gördün mü?" diye sordu. Adamýn gözleri büyüdü, yüzü bir sýrýtýþla aydýnlandý. "Orada miydin? Exposition Universelle'd "Evet. Her öðleden sonra ve her akþam gösteriye çýktým. Köyde poker oynardým, Paris'in birçok i gördüm." "Küçük dünya!" diyerek güldü adam. "Seni gördüðüme eminim, ama hayýr, seni çýkaramadým. Sadec Kýzýlderililerin görünüþleri çok çarpýcý, ama aralarýnda bir benzerlik de var. Benim gibi al r göze hepiniz ayný görünüyorsunuz. Hakaret etmek istemedim, dostum." "Hayýr, hayýr." Atýlgan Geyik gülümsedi. Causeret tanýsýn tanýmasýn onu Paris'te gösteride gö ulduðu için, þansýna inanamý-yordu. "Göçmenler hariç Marsilya'nýn insanlarý da bana hep ayný "Ah, Marsilya. Biz Fransýzlar ona Fransa'nýn bok çukuru deriz. Bu yanlýþ, kokmuþ karanlýk - þ .? evet veba dehlizine aþaðýlayarak bakarýz! Gördün mü? Ne olduðunu bile bilmiyoruz. Bu o." C eret burnunun üzerinden Atýlgan Geyik'e bakmak için kafasýný geriye itti. Geriye doðru epey eðilmek zorunda kalmýþtý, çünkü daha kýsaydý. "Niye buradasýn?" Atýlgan Geyik tuvalet kovasýný yere koyup battaniyeyi boþ yataðýn üzerine f

tý. Teneke bardakla ne yapacaðýný bilmiyordu. "Doðrudan konuya giriyorsun. Bunu sevdim." Causeret tekrar yataðýna týrmanýp ayaklarým altýnd kavuþturarak oturdu. "Karýmý ve âþýðýný öldürdüðümü söylüyorlar. Onlarý yatakta, tesadüfen b rken bulduðumu ve her ikisinin de boðazýný kestiðimi söylüyorlar. Bunun özellikle dehþet veri r olay olduðunu söylüyorlar. Polise cinayetleri anlatýrken güldüðümü söylüyorlar. Gazeteler b iz þeytan dediler. Piþmanlýk yok. Azýcýk bile piþmanlýk gös-terseymiþim, anlarsýn, tutku cina ldatýlan koca falan, kurtulmuþ olabileceðimi söylüyorlar." Atýlgan Geyik tereddüt ederek yataðýna oturdu ve esnek vücutlu, týraþlý adama bakü. Ýlk baþta gibi görünmüþtü, ama þimdi Atýlgan Geyik Causeret'nin omuzlarýnýn geniþ, kollarýnýn normalden linin ince olduðunu görebiliyordu. Adamda bir enerji, bir zindelik vardý. Konuþmasý bile hýz lýydý, ama kolay anlaþýlýrdý. Atýlgan Ge-* Dünya Fuarý, (y.h.n.) .-'309 yýk söylediklerinin çoðunu, özellikle de karýsýnýn ve âþýðýnýn boðazýný kestiði bölümü anlaya "Ama masumsun," dedi Atýlgan Geyik. Causeret tekrar güldü. "Tabii ki, dostum. Burada hepimizin masum olduðunu öðreneceksin." B irden baðýrdý. "Dax! Sen masumsun, deðil mi?" Koridorun karþý tarafýndan uyuþuk bir ses cevap verdi: "Söylemeye ne gerek." "Gördün mü? Ýddiaya girerim, sen de masumsun." Atýlgan Geyik hâlâ koridorun karþý tarafýna bakýyordu. Mahkeme salonu hariç kendini gerçekten m veya suçlu olarak düþünmemiþti. Ne yapmasý gerekiyorsa onu yapmýþtý. Bu kadar basitti. "Ve masum olduðun ne yaptýn?" * "Bir - bir adam öldürdüm." Causeret elleri dizlerinde ve neredeyse nazik bir gülümsemeyle öne doðru eðildi. "Öldürülmesi rekiyor muydu?" "O - o kötüydü." Causeret ellerini dizlerine vura vura güldü. "Benim için yeterli! 'Kötüydü,' Bunu hiç düþünme Birden geriye sýçradý ve yatakta gerindi. Tavana bakarak kýpýrdamadan yatýyordu. Atýlgan Geyik bekledi, adam hiçbir þey söylemeyince de ayakkabýlarýný çýkardý; kahverengi aya rtýk fazlasýyla mattý ve adam edilemeyecek kadar eskimiþti. Öylece sýrtüstü yataðýna uzandý. apatýp bütün vücudunun eridiðini hissetti. Geçen aylar boyunca ne kadar gergin olduðunun fark varmamýþtý. Breteuü'ü öldürdükten sonra bu onun doðal hali olmuþtu. Ama þimdi ölene kadar ka yken, bütün o hapis ve dava günlerinin, tren yolculuðunun, geçmiþinin, her þeyin akýp gitmesi izin verdi; bundan sonra hiç hareket etmeyecek bile olsa umurunda deðildi. "Sert buðday ve at kýlý - bu yataklar bunlarla doldurulmuþ. Alýþýrsýn." Adam hareket etmeden uþmuþtu. Atýlgan Geyik cevap vermeyince Causeret, "Dýþarýdayken ne yaptýðýmý bilmek ister mis r an durduktan sonra, "Jonglördüm. Bit pazarlarýnda, tiyatro civarlarýnda, velodromlarda , panayýrlarda, aklýna neresi geliyorsa oralarda gösteri yapardým. Birçok panayýrda çalýþtým. r, meþaleler, toplar, hatta karpuzlarý bile havaya atýp tutardým. Düþün bir kere. Büyük, iri zlar. Bir karpuzu bir sopa üzerinde çenemde dengede tutabilirdim. Ben sanýrým çenesinde na sýr olan karþýlaþabileceðin tek adamým." 310 Baþka bir uzun sessizlik, "iþte bu þekilde Paris'teki Vahþi Batý gösterisine geldim." Gösteri en önce kapýnýn dýþýnda ben de kendi gösterimi yapýyordum. Gösteri baþladýðýnda da içeri giri eminim." Causeret dakikalarca sessiz kaldý. "Gezgin jonglör. Bana böyle diyorlardý, çünkü bir sürü yerde gösteri yapýyordum: Lyon, Or-leans, Tours, Besançon, Bordeaux. Marsilya'ya hiç gi tmedim. Yazýk. Düþünebiliyor musun? Bana gezgin diyorlardý, çünkü iþ neredeyse oraya gidiyord en de onlara bir karým ve evim varken nasýl gezgin olabilirim diyordum. Hâkim de dedi ki artýk bir karýn ve evin yok. Karýný öldürdün, sen de hapistesin. Bunda bir adalet görüyors fen beni de aydýnlatýnýz mösyö." Ama Atýlgan Geyik seslerin, düþüncelerin ve hatta rüyalarýn bile ulaþamadýðý derin bir uykuda iftle Bighorn Nehri'nde bir çocukken, ne Stronghold'da genç bir adamken, ne Paris'te kemiklerine kadar yorgunken, ne de sabun fabrikasýnýn fýrýnlarýný kömürle beslerken böylesin in uyumuþtu. Kendini bilinçsizliðin kara deliðinde aþaðýya doðru yuvarlanýrken bulsaydý, kesi isteyerek giderdi, çünkü hiçbir zaman La Tömbe'daki o öðleden sonrasý kadar kendini atalarýna hissetmemiþti. Ölüm uykusu diye düþünecekti sonra hüzünle, ama gerçek þey deðil. Atýlgan Geyik ve Causeret üç yýl boyunca hücre arkadaþý oldular ve çok yakýnlaþtýlar. Bahçede k havalandýrma sýrasýnda bile, Atýlgan Geyik biraz egzersiz yapmak için, Causeret ise kaçýþ y arý aramak için bahçenin çevresini beraber dolaþýrlardý. Taþ duvarý aþabileceðinden hiç kuþku kolay olan kýsýmdý. Ama dýþarýda ne yapacaktý? Amerika'ya gitmeyi planlamýþtý, ama Atýlgan Ge an ayrýlmak istemiyordu. Beraber Atýlgan Geyik'in vatanýna gidebilir, daðlarda saklanabi

lirlerdi. Özellikle de Paha Sapa'daki altýn arayýcýlarý ile ilgileniyordu. Nerede altýn bulu yorlardý? Ne kadar bulmuþlardý? Nereye satýyorlardý? Atýlgan Geyik'in tabii ki altýnla hiç il i yoktu, ama jonglörü sakinleþtirmek için madencilerin altýný yeraltýndan, büyük parçalar hal larýný söylemiþti. Bir keresinde ayak parmaðýný karpuz büyüklüðündeki bir altýn parçasýna çar Causeret sessizleþir, neredeyse suratýný asar, Atýlgan Geyik ise jonglörün hayallerini pekiþt rdiði için piþman olurdu. Ama çoðu zaman Causeret iyi bir arkadaþtý. Mutfakta çalýþýyordu, ''311 bundan dolayý günde iki defa, sabah dört buçukta ve öðleden sonra üç buçukta, üç veya dört sa di. Ýdarecilere ve gardiyanlara yemek hazýrlanmasýna yardým ettiðinden bazen hoþ sürprizler k mutfaktan: sabahlan bir croissant' öðleden sonralarý sosis veya tavuk budu. Bir keresi nde, Atýlgan Geyik'in bir daha gerçek bir et parçasý göremeyeceði için yas tutmaya baþlamasýn irkaç gün sonra, yumruðu büyüklüðünde bir et parçasý ile geri gelmiþti. Atýlgan Geyik'in ete en de "Tanrým, sende bir kurdun diþleri var," demiþti. Üçüncü yýlýnýn sonuna doðru aðýr demir kapýlarýn yanýnda, bahçenin köþesinde yer alan idari b odasýna çaðrýldý. Hole girdiðinde þaþkýnlýktan donakaldý. Koyu renkli tahta bir masanýn arka ortasýnda gözüken bir kadm oturuyordu. Özel bir çekiciliði yoktu. Saçlarýný sýký bir topuz y ya ruj sürmemiþti, bluzu sade, beyazdý. Ayakkabýlarýnýn üzerinden görebildiði uzun eteði siya ek kenarlarý hafif yýpranmýþtý. Ama o bir kadmdý ve üç yýldýr hiç kadýn görmemiþti. Gardiyan ksizce eðildi. Kadm bir þey söylemeden ayaða kalkýp arkasýndaki bir kapýyý týklattý. Atýlgan Geyik onu ince n dar omuzlarýna, narin boynuna kadar baþtan aþaðý süzdü. Aklma hemen Marie gelmiþti, ama son bir baþka kadýný daha düþündü: ona, bu insanlann günahlan için ölen Ýsa Peygamber'e ait olduð diði kutsal resmi veren kadýný. Paris'te gölün kenanndaki hoþ, umut dolu öðleden sonrasýný dü ni hatýrlamaya çalýþtý, ama hatýrlayamadý. Kadm kapýyý açýp kenara çekildi ve içeri girebileceklerini söyledi. Gardiyan onu nazikçe sýrt tti, Atýlgan Geyik'in aðzýndan "Sand-rine" kelimesi çýktý, ama kimse onu duymuþ görünmüyordu. Hapishane müdürü tek bir kütleden oluþuyor gibiydi; omuzlan kadar kalçalan ve beli de geniþti bu da takým elbisesinin bir felakete yol açacak kadar gergin görünmesine neden oluyordu . Parlak, kel kafasý, fazlasýyla kýsa ve gömleðinin sert yakasýna göre kalýn olan bir boynun oturtulmuþtu. Bir þeyler yazýyordu, ama o anda durup, kalemini bir kutuya yerleþtirdi ve ýslak mürekkebin üzerinden bir kurutma kâðýdý geçirdi. Sonra kafasýný kaldýnp baktý. Yuvarla gözleri küçük ve koyu renkliydi; burnu ise yüzüne uymayacak kadar ince ve uzun. Atýlgan Geyik in bir gazetede gördüðü garip bir kuþa benziyordu, uçamayan bir kuþa. "Ah, Mösyö Atýlgan Geyik. Nasýl gidiyor? Ýyi mi?" * Çörek, (y.h.n.) 312 "Evet efendim. Gayet iyi." "Çok iyi." Müdür buruþuk, nemli bir mendil alýp alnýný sildi. "Sizin iyi bir mahkûm olduðunuz diler, bize sorun çýkarmýyormuþsunuz. Doðru mu bu?" "Evet efendim." "Bu hoþumuza gitti. Sana ufak bir ödül vermek istiyoruz, biraz daha fazla özgürlük. Bu hoþuna gider, deðil mi?" "Evet efendim." "Seni baþka bir bölüme nakledeceðiz. Oradakilerden biraz daha fazla hoþlanacaðýný düþünüyoruz i ki kanuni nedenlerden dolayý senden þimdi esirgenen bazý imtiyazlarýn olacak: hücrenin dýþý daha fazla zaman, kütüphaneye giriþ ve en önemlisi bir iþ. Herhalde bundan þikâyet edemezsin deðil mi?" "Hayýr efendim. Teþekkür ederim." "Tamam o zaman. Bu kadar. Ha, bir þey daha, her ay bir mektup gönderme ve alma hakkýn olacak, zýrva þeyler yok, her þeyi okuduðumuzu unutma. Ve üç ayda bir, iki ziyaretçin olabile ek." Müdür kalemini alýp bir mürekkep hokkasýna batýrdý. Bu, görüþmenin sonu geldi demekti; g Atýlgan Geyik'in dirseðine dokundu. Fakat müdürün bir kez daha bakýþýyla gardiyan geriledi. Müdür gü-lümsüyordu. Bütün aðzý boyun semeydi bu. Atýlgan Geyik kuþun ismini hatýrlamaya çalýþýyordu. Biri -Mathias mýydý?- ismini i. "Bir ara bana senin Vahþi Batý'ndan bahsetmelisin. Bir gün Amerika'ya gitmeyi umut edi yorum; bu ülkeyi görmek istiyorum: kovboylar, Kýzýlderililer ve Buffalo Bili. Bir gün bana her þeyi anlatýrsýn ki, yolculuðuma hazýrlanabileyim. Tamam mý?" Ertesi sabah Atýlgan Geyik'in bir baþka binadaki, öncekinin aynýsý olan hücresine bir gardiy an geldi. Saat beþ buçuktu, kahvaltý saatinden bir saat önce. Atýlgan Geyik giyinirken bek

ledi, sonra onu yemek salonuna götürdü. Uzun masalardan birinde yaklaþýk otuz adam oturmuþtu. Gardiyan eliyle Atýlgan Geyik'e en uca oturmasýný iþaret etti. Sonra uzaklaþtý. Atýlgan Geyik masanýn diðer ucuna doðru yüzleri taradý, ama içlerinden biri bile tanýdýk deði pishanedeki yüzlerin çeþitliliði onu þaþýrtýyordu. Göçmenler dýþýnda Marsilya halký belirli b "'313 lýklar vardý, ama çoðu hapishanedeki adamlardan daha kýsa, daha esmer ve daha kalýndý. Ama Ca seret, Atýlgan Geyik'e mahkûmlarýn Fransa'nýn bir sürü farklý yerinden geldiðini, hatta bazýl bancý olduðunu söylemiþti. Atýlgan Geyik Causeret'nin arkadaþý olan bir Ýngiliz ve bir Hollan ile tanýþmýþtý bile. Ýdare eder bir Fransýzca öðrenecek kadar uzun süredir La Tombe'daydýlar. Kýsa bir süre sonra beyaz önlükler giymiþ bir grup adam masalara bulamaç dolu kaseler, ekmek sepetleri ve su sürahileri yerleþtirmeye baþladý. Mahkûmlardan bazýlarý homurdanarak protest etti, ama önlüklü adamlar onlarý dikkate almadý. Az sonra hallerinden memnun olmayanlar d a en az diðerleri kadar hýzla yemeðe baþladýlar. Sonra servis yapanlar yemekleri ve kasele ri masadan kaldýrdýlar ve herkesin önüne fincan koydular. Kahve sürahileri ve sýcak süt masa oyunca dolaþtýrýldý; tatmin olmayanlar þimdi de þeker için baðýrýyor, kahvenin yeterince sert yalanýyordu. Gardiyanlardan biri copunu servis masasýndaki bir tavaya vurduðunda Atýlgan Geyik finc anýný yeni doldurmuþtu; herkes ayaða kalkmaya baþladý. Ilýk sývýyý boðazýndan aþaðý yuvarlayý r ayaða kalktý o da. Farklý yönlere doðru ayrýlýrlarken, iri, koyu tenli bir adam Atýlgan Geyik'e doðru aðýr aðýr ichu'yâ.u, ama sanki tüm hayatý boyunca güneþte piþmiþ gibi bir hali vardý. "Sen Atýlgan Geyik'sin, deðil mi?" Atýlgan Geyik'le ayný boyda ve ondan on kilo aðýr görünüyo Gür sakalý çenesindeki beyazlarla kýr-çýllaþmýþtý, ama onlarýn dýþýnda kömür kadar siyahtý. " in?" "Elimden geleni yaparým mösyö." "Benimle gel o zaman." Atýlgan Geyik ve baþka dört adam yemek salonundan dýþarý iri adamý takip ettiler. Toprak avlu u geçip idare binasýna doðru ilerlediler. Ama içeri girmek yerine, ana kapüann önünde durdula . Bir gardiyan büyük kapýlardan birindeki küçük çýkýþ kapýsýnýn kilidini açarak araladý. Ýri týlgan Geyik en arkada olmak üzere diðerleri onu takip 2tti. Geçerken kafasýný eðmek zorunda almýþtý, tekrar doðrulduðunda önündeki manzaradan dolayý öylece kalakaldý. Gördüðü ilk þey tepenin dibindeki yeþil aðaçlardý. Puslu sabah ýþýðýnda, vadi tabanýnýn üstün r gibi yüzüyor görünüyorlardý. Sonra küçük St-Paul-de-Fenouillet köyünü gördü. Evler, 314 bembeyaz duvarlarý ve turuncu damlarý ile birbirinin aynýsý olsa da hapishanenin sýkýcý san t arýna alýþmýþ Atýlgan Geyik için, sirk çadýrlarý kadar egzotik görünmüþlerdi. Vadinin ötesind larýyla ve topraktan sýyrýlmýþ kayalanyla pusluydu, çayýrlar ise otlayan koyunlarla doluydu. Atýlgan Geyik hiç bu kadar güzel bir manzara görmemiþti. Hatta duman karasý Paha Sapa bile bö lesi renkler ve zenginlikle karþýlaþtýrýlamazdý. Tüm manzarayý bir çýrpýda içine sindirdikten sa'da yaþadýðý süre boyunca hiç kýr manzarasý görmediðini fark etti. Þehirlerde gösteriye çýk erindeyse, bu hep son gösteriden sonra geceleri olmuþtu. Üstelik Marsilya'da yaþadýðý dört yý unca da þehir dýþýna hiç çýkmamýþtý. Adamlara dýþarý çýkarken eþlik eden gardiyanlardan biri onu arkadan dürtükledi: "Oraya, malze kulübesine." Anlgan Geyik damý sazdan, alçak, derme çatma bir binaya doðru adamlarý takip etti. Ýçeri gird nde iri adam Atýlgan Geyik'e yumuþak hasýr bir þapka verdi. "Tak bunu. Ýhtiyacýn olacak." So nra duvardaki bir çengelde asýlý duran bir çapayý alýp yeni gelene uzattý. "Gel benimle." Atýlgan Geyik birkaç dakika önce büyülenmiþ haldeyken, tepeden aþaðý inen bitki taraçalanm pe etmemiþti. "Daha önce hiç bahçývanlýk yaptýn mý?" "Hayýr mösyö." Þapka kafasýna çok küçük gelmiþti ve tepeyi uçuran sert rüzgâr þapkasýný uçurm "Bitkileri tanýyor musun?" Rene'nin çiçeklerini düþünerek, "Bazýlarýný," dedi. "Sardunyalarý ve lavantayý - ve gelincikl iyorum." Ýri adam Atýlgan Geyik'in önünden taraçalara doðru giden bir yolda ilerlerken hoþnutsuz bir þ lde homurdandý. Ýnce, zayýf birkaç sýra bitkinin yanýnda durdu. "Bunlar soðan. Oradakiler de arýmsak." Baþka bir taraçaya indiler. "Bunlar da pýrasa. Hemen altýmýzdaki çalýmsý olanlar do . Gel." Atýlgan Geyik domateslere doðru inen iri adamý izledi. Altlarýnda beþ ya da altý taraça olduð

fark etti. Aþaðýdaki taraçalardan birinde iki adam topraktan bir þeyler çýkartýp bir el arab atýyorlardý. "Tatlý patatesler," dedi adam. Yeni gelenin gözlerinin adamlarda olduðunu fark etmiþti. "Ve iþte burasý." Adam çapayý Atýlgan Geyik'ten aldý. "Domateslerimi düzgün sýralar halinde e görüyorsun. Sýralarýn arasýnda gördüðün her þey zararlý ottur. Zararlý otlardan nefret ^315 ederim. Onlar benim düþmanlarým. Geceleri rüyamda bu otlan görürüm, hep kocaman ve vahþidirle e benim bitkilerimi boðmakla tehdit ederler. Burada." Birkaç adým yüriîyüp domates sýralarýna aþü. Çapayý saplayýp bir parça toprak kaldýrdý ve eline aldý. "Görüyor musun? Gündüz sefasý. sefasý benim üç domatesimi boðabilir. Bu henüz ufak, ama bir hafta içinde þeytani görevine b acak." Çapayý tekrar Atýlgan Geyik'e uzatü. "Benim güzel domateslerimi koruma görevi artýk se in. Sýralarýn arasýnda yürü ve domateslere benzemeyen her yeþil þeyi çýkart at. Kökleri tamam da emin ol. Anladýn mý?" Atýlgan Geyik böylece La Tombe'da geçireceði zaman boyunca gündüzlerini dolduracak iþine baþl Martýn baþýndan eylül sonuna kadar yýlda sekiz ay günlerini taraçalarda veya tepenin dibindek elma ve badem bahçelerinde geçiriyordu. Bahar aylarýnda sertleþmiþ topraðý kýrmak için teker bir sabanla sürüyor, topraðý gübreliyor, karýþtýrýyor ve sonra düzeltiyordu. Pancar, soðan, elye ve domates ekiyordu. Sonra büyüme mevsimi boyunca sulayarak, zararlý otlardan ve böceklerden temizleyip koruyarak bitkilere bakýyordu. Yazýn ortasýndan sonuna kadar sebz eleri, elmalarý topluyor, silkeleyerek zeytinleri ve bademleri aðaçlardan topluyordu. Sonbaharda ilk dondan sonra tarlada kalan bitkileri koparýyor, aðaçlan buduyor ve kalýntýl an temizliyordu. Aletleri tamir ediyor, çapalarý ve kürekleri biliyor, alet odasýný ve ser ayý düzenliyordu. Sonra her mevsimin sonunda yorgun ve üþümüþ, hem tatmin olmuþ hem de hüzünl hane kapýsýndan içeri giriyordu. Ýlk haftalarda hava kýþa dönerken hava akýmlarýna karþý battaniyesine sarýlarak hücresinde ot hayatý boyunca burada yaþayacaðýný düþünmemeye çalýþýrdý. Dýþanda bunu unutmak kolaydý. Kýzg iþleyen yaðmurun altýnda geçen o yorucu çalýþma, bahçenin kuzeyine çok uzak olmayan o noktaya üzere dýþan çýkarýlana kadar La Tombe'da kalacak olmasýnýn verdiði umutsuzluk hissini uzak t Vadiye veya kasabanýn turuncu renkli damlanna bakarak dinlendiðindeyse kurtuluþu için m utlaka çalýþmasý gerektiðini bilirdi. Etrafta kimse yokken çamaþýrhanede, tuvalette veya herk uyurken hücrelerinde kendini asan mahkûmlan çok sýk duymuþtu. Marangozhaneden aldýklan bir p arça sivri metal veya mutfak316 tan çaldýklarý býçakla baþka bir mahkûmu býçaklayanlarý duymuþ, iki kere de olay kendi gözler uþtu. Gardiyanlarýn sorun çýkartan mahkûmlarý, zincirleyerek bir daha görülmemek üzere, uzakl görmüþtü. Ama dýþarýda tarlalardayken, Atýlgan Geyik La Tombe'un duvarlarý arasýnda olan her abiliyordu. Hiçbir zaman yakýn olmamalarýna raðmen bahçelerden sorumlu iri adam Gustave Boucq, sadece çýk rdýðý iþten deðil, istikrarýndan dolayý da Atýlgan Geyik'ten memnundu. Diðerleri gelip gidiyo ama Atýlgan Geyik hep oradaydý. Bazen Boucq gelir ve Kýzýlderili'nin otlarý çapalamasýný vey toplamasýný seyrederdi. Atýlgan Geyik alnýný silmek ya da pantolonunu çekmek (her yaz beþ on kilo kaybediyordu) için durana kadar bekler sonra sorardý: "Nasýl gidiyor? Çok sýcak deðil, deðil mi?" Atýlgan Geyik iyi olduðunu söylediðinde Boucq parça parça topraða bir tekme atar v vadinin uzak köþelerine doðru bakarak "Öyleyse biraz su içmen iyi olur" veya "Burada iþin b ittiðinde domateslerin topraklarýnýn havalandýrýlmasý lazým, ama önce ara ver. Seni öldürmekt mlu olmak istemem," derdi. Sonra takdir anlamýna gelen birkaç kelime mýrýldanýr ve kendi iþi nin baþýna dönerdi. Kýzgýn güneþin altýndaki bu dakikalar iki adamýn birbirine en yakýn olduð Atýlgan Geyik'e hapishanede geçirdiði onca yýlda hiç mektup gelmedi; ziyaretçisi de hiç olmad La Tombe Marsilya'dan çok uzaktý ve Rene duruþma boyunca sadýk ve destekleyici olmasýna raðm en, ailesine bakmak için her gün balýk satmak zorundaydý. Dýþarýda da baþka kimsesi yoktu. Causeret ile iyi arkadaþ olmaya devam ettiler. Artýk farklý binalarda olmalarýna raðmen, b irbirlerini bahçede ve yemek salonunda görüyorlardý. Causeret mahkûmlara yemek veriyorsa A týlgan Geyik'in tabaðýna fazladan bir patates veya sosis koyardý. Ama birkaç sene sonra jo nglör daha az gülümsemeye ve gülmeye baþladý. Atýlgan Geyik'in çalýþmadýðý soðuk aylar boyunc artýk duvarý aþmaktan ve altýn aramak için Amerika'ya gitmekten bahsetmez olmuþtu. Onun yeri ne þehirden þehre, panayýrlara ve pazarlara sürüklenerek kendisini figüran olarak gören insan ara yavan yeteneðini göstermekle geçen harcanmýþ bir hayattan bahsediyordu. Atýlgan Geyik on a insanlarý mutlu ettiðini hatýrlattýðýnda gülüyordu. Ama bu, eski gülüþü, Atýlgan Geyik'in i dolduran gülüþü deðildi; soðuk rüzgârda kaybolan zayýf bir piþmanlýk gülüþüydü bu. En sonund '317

yürümeyi býraktý. Atýlgan Geyik avlunun çevresini kendi basma yürüyüp geri geldiðinde, bir za bu, canlý, akrobatik küçük adamý duvarýn dibinde ince ceketine sarýlmýþ hücresine dönmeyi bek lurdu. Bir gün Causeret avluda görünmedi. Atýlgan Geyik þaþýrmýþtý, ama soðuktan korunmak için her g tesi gün de arkadaþý görünmediðinde jonglörün karþýsýndaki hücrede kalan Ýngiliz'e ne olduðun ona Causeret'nin hasta olduðunu sandýðým söyledi. Son iki gündür iþe de gitmemiþti, yataðýnda na bakýyordu. Ertesi gün Ýngiliz gecenin bir vakti revirden iki görevlinin gelip jonglörü göt edi; iki gün sonra ise iki gardiyanýn Causeret'nin hücresine gelip yataðýný ve birkaç eþyasýn n Geyik bir süre Ýngiliz'e baktýktan sonra döndü ve her zamanki yürüyüþüne baþladý. O kýþ çok yaðmur yaðdý. Bazen Atýlgan Geyik avluda kendini tek basma buluyordu. Ama yürüyordu i gerekiyordu. Her gün yürümezse, arkadaþýnýn ölümünü ve onun da bir gün, belki de yakýnda tý bi, beklenmedik bir anda La Tombe'da öleceðini düþünmek zorunda kalýrdý. Ama çok sýk, tam da Geyik'in umutsuzluðu en yüksek noktasýndayken kar yaðmaya baþlardý. O anda Atýlgan Geyik kaf sýný kaldýrýr, tüyümsü kar tanelerinin yüzüne dokunup eriyiþini hisseder ve sanki sihir deðmi ki Wakan Tanka ona hatýrlatmak için kan göndermiþ gibi, Stronghold'a ve Attan Düþü-ren'le geç ikleri kýþlara geri giderdi. Kafasýna üþüþen hatýralar, sabahlan tam çadýrýn dýþýnda Ýyi Koþu selamlamasý, Atýlgan Geyik ateþi yaksýn diye Attan Düþüren'in uyuyor numarasý yapmasý, bütün geriye sadece ufak bir tavþanla geri dönmeleri onu La Tombe'dan çok uzaklara götürür, birkaç orada býrakýrdý. Ama sonra ölüm düþüncesi geri gelir, yataðýnda battaniyesine sanlý olarak y nun ne zaman olacaðýný düþünürdü. Bu ülkedeki hayatý boyunca çok zaman ölmek istemiþti. Þimdi n fazla ölmeyi isteyebilirdi; ama istemiyordu. Hatta, her gün yaðmur yaðarken bile bunu istemiyordu. Onuncu yýlýnda ilkbahann baþlannda, 12 Mart 1904 günü bir gardiyan Atýlgan Geyik'in hücresini kilidini açtý ve ona kendisiyle beraber gelmesini söyledi. Atýlgan Geyik bu aný bekliyord u, kalbinin göðsünden 318 r fýrlayacakmýþ gibi attýðýný hissetti. Ceketini ve þapkasýný giydi ve avluya, oradan da kapýya n gardiyaný takip etti. Sert, rüzgârlý bugündü, ama taraçalara çýkmayý, çok çalýþmayý ve soðu ha geride býrakmayý dört gözle bekliyordu. Ama gardiyan onu kapýya deðil, idare binasýna doðru götürdü. Atýlgan Geyik bu yön deðiþikliði uzlanmýþtý; neyi yanlýþ yapmýþ olabileceðini düþünmeye çalýþtý. Sadece üç gün önce ilk defa k tlar hakkýnda bir kitap almýþ ve resimlerine göz gezdirmiþti. Giriþteki adam onun bir kuralý hlal ettiðini mi bildirmiþti? Neyi yanlýþ yapmýþ olabileceðini bulmaya çalýþtý. Tekrar bahçel siyle paniðe kapýldý. Öncekinden çok daha yaþlý ve þiþman baþka bir kadýn onu müdürün bürosuna aldý. Kadýn ona gülü ark edemeyecek kadar korkmuþtu. "Ah, iþte adamýmýz." Müdür ayaða kalkýp masasýndan öne geldi. Atýlgan Geyik yuvarlak, kýrmýzý nuna baktý ve onun garip bir kuþa benzediðini düþündüðü aklýna geldi. Ama bu uzun yýllar önce benzemiyordu. Güdük bacaklarý ve yakasýndan çýkan parlak kafasý ile topraðý kazan kör yaratý du. "Ýyi günler Atýlgan Geyik." "Ýyi günler mösyö." Atýlgan Geyik müdürün elini sýkarken, ayaða kalkmakta olan odadaki diðer bakýyordu. Müdür diðer iki kiþiye dönerken de Atýlgan Geyik'in elini býrakmadý. "Seni Paris'teki Hapisha er Müdürlüðü'nden Mösyö Murat ve Marsilya'daki Katolik Yardým Cemiyeti'nden Madam Loiseau ile nýþtýrayým. Her ikisi de seni görmek için çok uzaklardan geldiler." Müdür güldü ve Atýlgan Ge rgin bir hürmet sezdi. "Önemli bir adam olmalýsýn." Atýlgan Geyik iki ziyaretçinin elini sýkarken elinde olmadan kendisine karþý tavýrlarýnda bir farklýlýk sezinledi. Adam resmi ve özensizken, kadýn nazikçe gülümsemiþ ve her iki eliyle eli kavramýþtý. Atýlgan Geyik kadýnýn inci rengindeki kadife gibi yumuþak ve düzgün eldivenlerini etti. Uzun yýllardýr böylesine hoþ bir kumaþa eli deðmemiþti. "Özetlemek gerekirse Mösyö Atýlgan Geyik," adam ince bir evrak çantasýný yerden alýp içinden ir kâðýt çýkardý. "Politik mahkûm olarak tekrar sýnýflandýrýldýnýz ve böylece Fransa Cumhuriy nel affý onayladý." Adam kâðýdý Atýlgan Geyik'e uzattý. 319 Atýlgan Geyik isminin Amerikalýlar gibi, Kahverengi Elbise'nin söylediði gibi söylendiðini d uydu. Adamýn Amerikalý olduðunu düþündü, ama Fransýzcayý Fransýzlar gibi konuþuyordu. Atýlgan Geyik elindeki kâðýdý inceledi ve ortasýnda kalýn mürekkeple isminin, sað üst köþesin in yazýlý olduðunu gördü. Sol alt köþede iki kýrmýzý kurdeleyle beraber altýn renkli bir mühü Gerisi anlamadýðý çok düzgün bir yazýyla yazýlmýþtý. "Çok teþekkür ederim mösyö," dedikten so

diðinden kadýna baktý. Kadýn gözlerinde beklenti dolu bir ifadeyle gülümsüyordu. "Teþekkür ed dam." Kýsa bir sessizlik oldu. Sonra Madam Loiseau "Tabii ki!" diyerek güldü ve elindeki kâðýda ha fifçe vurdu. "Bu özgür olduðun anlamýna geliyor. Af, hükümetin seni suçlanndan dolayý affetti erir ya da bu durumdaki gibi hata yaptýðýný kabul ettiðini. Bir Amerika Birleþik Devletleri vatandaþý gibi yargýlandýðýn anlaþýlýyor. Ama antlaþmalar sonucunda senin kabilenin ayrý bir duðu ve bu nedenle Amerika ile Fransa arasýndaki özel antlaþmalara baðlý olmadýðýn ortaya çýk nle adi suçlu statüsünden politik mahkûm statüsüne geçmiþ oldun. Tüm bu yýllar boyunca burada ere tutulmuþsun." Madam Loiseau, Mösyö Murat'a doðru göz atarak muzaffer bir edayla gülümsedi "Bizimle gelmekte serbestsin Atýlgan Geyik," dedi. Atýlgan Geyik kadýna baktý. Uzun boylu deðildi, ama yine de etkileyiciydi. Yüksek yakalý, ko l aðýzlarý boyunca düðmelerin sýralandýðý uzun dar kollu siyah bir elbise giymiþti. Elbisesin kýsmý fazla sýkýydý, ama poposu Eski Liman'daki bazý gemilerde gördüðü çýplak heykeller gibi narlarý dar ve yukarý kývrýk bir fötr þapkanýn altýnda toplanmýþtý. Kýyafetinin tatsýz, hatta asýna raðmen Atýlgan Geyik'in Causeret'nin hayatta olduðu mutlu zamanlarýndan beri hissetm ediði bir sýcaklýkla gülümsüyordu. Atýlgan Geyik, kadýndan hoþlandýðýna ve ona güvenebileceði "Doðru dostum. Burada bende bazý belgeler var." Müdür kalemini mürekkep hokkasýna daldýrarak týlgan Geyik'e uzatýp nereye imza atacaðýný gösterdi. Ýsminin harflerini yavaþ yavaþ, dikkatl di, ama ellerinin titremesine engel olamadý. Duruþmadan beri ismini yazmamýþtý ve bu sefer de istediði kadar düzgün olmadý. Elinin titremesine neden olan daha çok La Tombe'dan ayrýla caðýný birden fark etmesiydi. Yeniden panikledi. Ya eðer tüm bu olanlar bir oyunsa... Rene ona orada ne yazýldýðýný bilmediði sürece hiçbir þey imzalamamasý gerek320 tiðini söylemiþti. Az daha kadýndan kâðýtlarda ne yazdýðýný okumasýný isteyecekti. Ama müdür, "Bu kadar. Artýk özgür bir adamsýn Atýlgan Geyik. Eþyalarýný alabilirsin. Tanrý se un," dedi. Atýlgan Geyik gardiyanýn arkasýnda avluyu geçerken kapýya doðru bir göz attý. Gustave Boucq'u endisini bekleyip beklemediðini merak etti. Birine hoþçakal demek istemiþti; ama Causere t ölmüþtü, iri, sakallý adam da büyük olasýlýkla alet kulübesinde çapa ve kürekleri inceliyor vedalaþacak baþka kimse gelmedi aklýna. Çevresine, olduklarýndan daha büyük görünen duvarlar avluya ve yukarýdaki gri gökyüzüne baktý ve en iyisinin buradan sessizce çekip gitmek olduðun düþündü. Birden nereye gideceðini merak etti. Haberden dolayý öylesine afallamýþtý ki sormayý unutmuþt Ama madamýn onunla ilgileneceðini biliyordu. Bütün yüzünün geniþ bir gülümsemeyle aydýnlandýð si için kapýyý tutarken Atýlgan Geyik gardiyanýn yüzünde tam bir þaþkýnlýk ifadesi gördü. Gardiyan, Atýlgan Geyik'in La Tombe'da bulunduðu yýllar boyunca burada çalýþmýþtý ve daha önc li'nin yüzünde böyle bir ifade hiç görmemiþti. Genelde ifadesiz duran yüzündeki bu gülüþ nere kutucuydu. Sanki vahþi son on yýlý bir uyurgezer olarak geçirmiþti. RIÖN/Kýzýldcrilinin ÞaAýsý XIX Nathalie Gazier tren istasyonunun taþ peronunda durup Garonne yönüne doðru uzanan raylar a baktý. Geniþ cüruf yol boyunca düzgün sýralanmýþ çýnar aðaçlarýný, daha uzun olan meþe aðaç ufak bir kýsmýný görebiliyordu. Yazlarý çiçek satan bir büfenin kepenkleri indirilmiþ, üzeri eri, futbol maçlarýný, toplantýlarý, politik mitingleri ve bir tiyatro programýný bildiren il n ve afiþlerle kaplanmýþtý. Daha dün, pazar günü, mart için alýþýlmadýk derecede sýcak bir gü n bir yaþ büyük olan ve Bordeaux yolundaki askeriyeden genç bir fusilier' ile arkadaþlýk ede n kýz arkadaþý Catherine'le kol kola bu yol boyunca yürümüþlerdi. Bir grup adamýn boules" oyn sýný seyrederler* Tüfekli er. (y.h.n.) ** Fransa'da metal toplarýn baþka bir topa sn kýsa mesafede durmasý amaçlanarak atýlmasýyla o nanan geleneksel bir oyun. (y.h.n.) 322 F21ARKA/Kýzýlderilinin Þarkýsý ken, Catherine sevgilisi (ondan böyle bahsediyordu) Thierry'nin geçen hafta dilini aðzýn a soktuðunu söylemiþti. Nathalie dehþetle ciyaklamýþ, ama bir dakika sonra Garonne boyunca i ki sandalýn yarýþýný, kürekçilerin düzgün suyu yararak ileri geri küreklerini çekmelerini sey meraký galip gelmiþti. "Nasýl bir histi?" diye sordu. "Nasýl olduðunu düþünürdün?" "Yapýþkan, piþmemiþ bir sosis gibi."

"Ýþte senin bileceðin bu kadar küçük kýz. Senin bir sevgilin yok." "Ee, nasýl bir his olduðunu söyle o zaman." Catherine güldü, sonra da "Bilmiyorum. Bordeaux'daki kýzlarýn böyle öpüþtüðünü söyledi, ama b daha kollarýnda bayýlýyordum," dedi. Þimdi Nathalie bir erkek onu böyle öpseydi ne olacaðýný merak ediyordu. Bu düþünce hâlâ onu i du, ama erkeklerin kadýnlara soktuðu baþka bir þey daha vardý ve evli olduðun sürece bir soru yoktu. Sadece on altý yaþýnda olmasýna raðmen onun yaþýnda þimdiden niþanlý hatta evli pek ç rdu. Nathalie saða kývrýlýp lisenin duvarlarýnýn arkasýnda kaybolan raylara baktý. Daha küçükken d liseye gitmek istemiþti, çünkü okulundaki oðlanlardan biri bir gün oraya gidip bilim insaný lacaðý konusunda övünüp duruyordu. Daha üçüncü sýnýftayken, okuldaki son senesinde ona âþýk b ise onun genç kýzlarýn aðzýna dilini sokan genç erkeklerden birine dönüþüp dönüþmediðini mera nasýl birinin baþýný döndürebilirdi ki? Büyük olasýlýkla onun midesi bulanýrdý. Belki de ondaki sorun buydu. Catherine gibi yumuþak baþlý deðildi. Onda Catherine'in erk eklerin yanýndaki rahat tavýrlarý yoktu. Sorun her neyse, gerçek olan, onun erkek arkadaþýnýn hatta yandaki çiftlikteki Ala-in sayýlmazsa, bir erkek arkadaþý adayýnýn bile olmadýðýydý. M hçelerinde dört veya beþ defa öpüþmüþlerdi, ama kesinlikle hiçbir þey hissetmemiþti. O genç, ier, hatta Alain'in babasý için çalýþan bir kâhya bile deðildi. Nathalie kâhyayý aðaçlarý bud samanlarý harmanlarken sýk sýk seyrederdi. Gündüzün sýcaðýnda iç fanilasýna kadar soyunurdu, de onu gizlice gözetler, güçlü, terden parlayan omuzlan ve kaslý kollan ile ince belinden gözlerini alamazdý. Onunla hiç konuþmamýþtý, ama onun, Catherine ya da kahvelerde oturup siga a içerek utanmadan flört eden kýzlar gibi bir kýzý tercih edeceðini bi.323 liyordu. Hantal bir çiftlik kýzýnýn nasýl bir þansý olabilirdi ki? Ani bir rüzgâr esti. Nathalie gözlerini uçuþan toza karþý kýsarak þapkasýný kafasýna bastýrdý esi duydu ve tekrar heyecanlandý. Yabancýnýn neye benzediðini merak ediyordu. Daha önce hiç Amerikalý bir vahþi görmemiþti. Üstelik bu adam bir de mahkûmdu! Týpký onlarla daha önce çift aþayan iki genç çocuk gibi... Ama onlar babasýnýn söylediði gibi, kendilerini kanunun karþý t a bulmuþ köy çocuklarýydý. Biraz sýký bir çalýþmanýn düzeltemeyeceði bir þey deðil. Nathalie, en çocukla biraz denediyse bile ikisine de âþýk olmamýþtý. Ama onlar kaba saba, kafalarý pek n, yaptýklarýnýn bedelini ödemeden kaçabilecek kadar akýllý olduklarýný sanan çocuklardý ki g a buydu aslýnda. Babasý kendisini onaylamayan, ama bilgiç bilgiç güldükten sonra kuraklýk vey günlerdir yaðan yaðmurla ya da erik ve enginar fiyatlarýyla ilgili þikâyetlerine devam eden arkadaþlarýna bunlardan söz etmekten hoþlanýrdý. Nathalie birden baþýnýn döndüðünü hissetti. Bütün gece ayaktaydý ve bu sabah da sadece iki sa . Tren istasyonuna gelirken bir parça ekmek* yemesine raðmen midesinde bir boþluk, bir eziklik hissediyordu. Arkadaþýnýn az daha bayýlmasýna neden olan sevgilisinin kalýn dilini düþünmemeye çalýþtý, onun yerine o ana ve onlarla birkaç ay yaþamaya gelen yabancýya yoðunlaþ ir vahþinin yaþayacak olmasý onu huzursuz ediyordu; ondan korktuðu için deðil; babasý tehlike i olmadýðýna dair onu temin etmiþti, ama komþularýn düþünebilecekleri þeylerden korkuyordu. D ken bir ünü vardý. Oðlanlarla baþarýsýzlýðýna raðmen artýk yavaþ yavaþ bir kadýn oluyordu. Vü unlaþrrken bazý kýsýmlarý inceliyordu. Bugünlerde aynaya baktýðýnda gerçek elmacýk kemikleri tombul bir düðmeye benzemeyen bir burun görüyordu. Bunlarý görmek onda gizli bir kibire ned en oluyordu; sanki her zaman gerçekleþeceðinden emin olduðu o kuðuya dönüþme zamaný gelmiþti. Vincent Gazier kollarýný kavuþturmuþ, bir elinde ince bir puro, zayýf yüzü asýk, kýzýnýn yaný du. Sert mart rüzgârý Atlantik'ten gelen soðuðu beraberinde getirerek batýdan esiyor, bu da onu rahatsýz ediyordu. Genelde bu rüzgâr aðaçlarýnýn donmasýný önlerdi, ama geceki esinti bul aklara götürünce, o, karýsý ve kýzý aðaçlarýn arasýnda ateþ yakýp sabaha kadar baþlarýnda bek de ayný þekilde bu324 lutsuz ve soðuk olacaða benziyordu. Þu anda bile Agen'in doðusundaki ormanlýktan odun topl uyor olmalýydý. Oysa tren geç kalmýþtý. Gazier'in ailesi sayýsýz nesil boyunca Agen'in hemen dýþýnda erik aðacý yetiþtirmiþti. Çoðu z li, ama insaný zengin etmesi pek mümkün olmayan bir iþti bu. Buna raðmen normal geçen bir yýl a Tanrý onlara sadece ortalama bir ürün verse bile, bir sonraki seneye kadar ailesini besleyip giydirebiliyordu. Zaten onun da, kuþaklardýr Gazier ailesinin her ferdinin de tüm istediði buydu. Ama çoðu zaman geç gelen bir don tüm tomurcuklan veya olmaya baþlayan eyveleri öldürür, yaðmursuz geçen bir sene eriklerin küçük ve sert olmasýna yol açar, tüm yýl inde kaybolur gider veya domuzlara yem olurdu. Neyse ki geçen sene mahsûl iyi olmuþtu; ailesi çok fazla ürün almýþ, erikleri makul bir fiyata ürün iþleme fabrikasýna teslim etmiþl

Ama tek bir kötü yýl yeterli, diye düþündü Gazier, yoksa kýþý geçirmeye yetecek kadar para al nkacýlann önünde kendini küçük düþürmek zorunda kalýrsýn. Bu o mevsimlerden biri olabilirdi. dý. Bir buçuk. Yirmi dakika geç. Kendini ve ailesini nasýl bir þeye sürüklediðine dair düþünm baþlamýþtý bile. Katolik Yardým Cemiyeti'ndeki Madam Loiseau'dan iki hafta önce bir mektup almýþtý. Önce kend i okumuþ sonra suçun anlatýldýðý kýsmý atlayarak kamýna ve kýzýna okumuþtu. Mektupta zorunlu sormanýn ardýndan konunun özüne gelinmiþti. Þu ana kadar Cemiyet'e uygun göreceðimiz herhangi bir þekilde yardým etmek için nazik hizmet leriniz ve fazlasýyla alicenap teklifinizden istifade edeceðimi tahmin etmiþ olmalýsýnýz. Bu alicenaplýlýðýnýz-dan vazgeçmeye meyledebilirsiniz ve bunda da haklýsýmzdýr, çünkü sizden ço k isteyeceðim. Bunu sizden sadece daha önce iki defa Mahkûm Rehabilitasyon Projesi'nde yer alanlara konukseverliðinizi gösterdiðiniz için istiyorum. Her iki giriþimin de baþanlý o duðuna ve mutlu bir sona eriþtiðine içtenlikle inanýyorum. Her iki genç adamýn da dürüst iþle düzenli olarak ayinlere katýldýk-lanm duyuyoruz. Bu mektubun asýl konusuna gelince: projemizin bir bölümü olarak, her þey yolunda giderse i ki hafta içinde serbest býrakýlacak bir mahkûmu seçtik. Bu gerçekten çok olaðandýþý bir dava an duyduktan sonra onu evinize almanýz için uygun bir aday olmadýðýný düþünebilirsiniz. Verec karara son derece uygun davranacaðýmýz konu325 sunda emin olabilirsiniz. Mahkûmun ismi Atýlgan Geyik ve otuz yedi yaþýnda bir Kýzýlderili. Bu ülkeye Buffalo BilPin Va Batý gösterisiyle beraber 1889 yýlýnda gelmiþ. Belki bu gösteriyi duymuþsunuzdur. O seneki E position boyunca Paris'teymiþ, sonra Avrupa'yý turlamaya baþlamýþlar. Ýlk duraklarýndan biri arsilya'ymýþ, orada baþýna bir kaza gelmiþ ve hastaneye kaldýrýlmýþ. Bir nedenden dolayý, gru r onun iyiliði adýna hiçbir þey saðlamadan yollarýna devam etmiþler. O zamanlar dilimizi konu ormuþ ve böylece kendini onunla ne yapacaklarý konusunda hiçbir fikirleri olmayan yetkil ilerin kucaðýnda bulmuþ. Þansýna iyi bir aile (adam çalýþkan bir balýkçýymýþ) onu yanýna almý nraki iki yýl boyunca onlarla yaþamýþ. Ondan sonra kendi baþýna bir sabun fabrikasýnda çalýþa atýmýza ayak uydurarak yaþa-Inýþ. Tüm yazýlanlardan anlaþýlan her þey gayet iyi gidiyormuþ -m ta ki kendini iðrenç bir adamla onurunu lekeleyici bir durumda bulana -lütfen bunun de taylarýna girmemi istemeyin benden- ve adamý öldürene kadar. Dava gerçekleri gün ýþýðýna çýka Atýlgan Geyik'in yaptýðýnda haklý olduðunu düþünmüþ. Aslýnda dava oldukça cause celebre olmuþ ere kadar halkla ayný fi-kirdeymiþ, gerçekten hafifletici koþullar olduðuna inanmýþlar ve bek enen ölüm cezasý yerine onu müebbet hapse mahkûm etmiþler. Þimdi iyi kýsmý Mösyö Gauzier. Atýlgan Geyik dokuz buçuk yýl Þamatan Hapishanesi'nde kalmýþ v n örnek bir mahkûm olmuþ. Tüm bu süre boyunca tek bir disiplin raporu bile olmamýþ (ve bu kon da gerçek anlamýyla tek olduðuna sizi temin ederim. "La Tom-be"un þöhretinin farkýnda olduðun za eminim). Ayrýca mahkûmiyetinin son yedi yýlý boyunca her gün tarlalarda ve meyve bahçeler inde çalýþmýþ. Bu son olgu Yardým Cemiyeti'ndeki bizlerin aklýna sizi getirdi sevgili dostum. Bir m eyve üreticisi olarak sizin bu çalýþkan, tecrübeli yardýmcýyý evinize alma konusuyla ilgilene izi düþündük. Bahar ve yaz yaklaþýrken, eminim biraz yardým iþinize yarayacaktýr. Tabii ki At eyik'in odasýnýn ve yemeðinin parasýný size ayda yirmi frank olarak ödeyeceðiz. Onu yanýnýzda ayý kabul ettiðiniz süreden bir dakika fazlasýný talep etmeyeceðiz. Ama onu meyve ve hasat m evsimi boyunca tutacaðýnýzý umut ediyoruz. Þu ana kadar kendinize soruyorsunuzdur, neden Agen, neden ben, neden Marsilya deðil diye? Bunlarýn hepsi de anlaþýlýr sorular. Hepsinin cevabý ise çok basit: Hapishanede geçirdi neredeyse on yýldan sonra Atýlgan Geyik'in, bu liman þehrinin akýl çeliciliðine ve evet, kýþ326 kýrtýcýlýðýna, hýzlý tempolu hayatýna hazýr olmadýðý kanaatindeyiz. Onun topluma tekrar kazan e çevresinin en uygun yer olduðunu düþünüyoruz. Ülkenin yaþadýðýnýz bölgesindeki Katolikliðin yapacaktýr. Size gelince, zavallý yabancýmýzý çok çalýþmanýn ve inancýn ince ve doðru yoluna k sizden iyi birini tanýmýyoruz. Bu arada Atýlgan Geyik'in affedilmek üzere olduðunu söylemeyi ihmal ettim; bu durum sizi n kararýnýzý kolaylaþtýrabilir. Onun modern toplumumuza daha kolay uyum saðlayabilmesi için k ndini daha iyi bir insan haline getirme fýrsatýndan baþka bir þey istemeyen çok nazik bir adam olduðunu da eklemeliyim. Eðitmenliðinizden ve yol göstericiliðinizden faydalanmayý gerçe ten hak ettiðine inanýyorum. Tanrý sizi korusun. Mme. SophieA. Loiseau Gazier esen rüzgârýn ötesinden düdük sesini duydu ve bu eski mah-I kûmu kabul ettiðim için de

malýyým diye düþündü. Daha önce aldýðý iki mahkûm da sadece köylü çocuklarýydý, biri sadece o irmi bir yaþýndaydý. Hâlâ eðitilebilir yaþlardaydýlar. Ama bu adam otuz yedi yaþýndaydý ve so sini Samatan'da, Fransa'nýn en kötü hapishanesinde geçirmiþti. Ayrýca Amerika'dan gelen bir Peau-Ro-uge'du. Nasýl "modern toplumumuza uyum saðlayabilirdi ki?" Gazier > purosunu raylara attý ve hayatýnýn, ailesinin hayatýnýn nasýl karmaþýklaþtýðýný düþündü. Nathalie'ye tifin perona yaklaþmasýný seyrediyordu. Zavallý Nathalie diye düþündü, sadece küçük bir kýz v ay nasýl geliþecekse ona uyum saðlamak zorunda kalacak. Tanrýya þükür annesinin aksine güçlü Lucienne dün geceki çalýþmadan sonra bütün gün yatakta kalacaktý. Ama ateþe yardým etmekte ý oydu. Tanrým, diye dua etti, þu birkaç günü atlatmama yardým et. Hepimize güç ver. Atýlgan Geyik vagondan atladý ve perondaki insanlý bir kýþ önce aldýðý takým elbisesi vardý, ^ ve bollaþmýþtý. Yeni yakasýz gömleði Madam W bulabildiði en büyük gömlek olmasýna raðmf Ona uvalet eþyasý, iç çamaþy ve bir bere almýþtý. Ona uyan ayakkabý Ur nin kendir tabanlý bez aya j#^ ^ ^ r&n^bir kaynaktan 329 lýðýna uðrardý, ama þimdi sadece fiziksel olarak deðil, dokuz buçuk yýij hapishanede geçirmes diðerlerinden farklý olduðu gerçeðine sýðýnmýþtý. Toulouse'daki insanlarýn kendisini tanýdýk e bu yüzden hep kaldýrýmlarýn kenarlarýndan yürümüþ, Madam Loiseau'nun ve dükkânda çalýþanlar arþýlýklaý- vermiþti. Gerçekte insanlarýn, arabalarýn ve faytonlarýn hareketlerinden, omnibüs yan zillerinden, hatta atlardan bile ürkmüþtü. Bir keresinde Madam Lo-iseau bir dükkândayken arabayý çeken atýn uyukladýðý kaldýrýmýn kenarýna doðru yürümüþ ve atý koklamýþü. Burun deli ona tanýdýk ve iyi gelmiþti. Ama at aniden kafasýný kaldýrýp koþumla-rýndaki metalleri þangýr kle geriye kaçmýþtý. Geceyi istasyon yakýnýndaki küçük bir otelde geçirmiþlerdi ve sabah Madam Loiseau Marsilya'ya giden bir trene binmeden önce, Atýlgan Ge-yik'i Agen'e giden bir baþka trene bindirmiþti . Tam ayrýlmadan önce ismini bir parça kâðýda yazýp yakasýna iðneleyerek ona, "Onlar iyi bir yan ailesi ve sana bakacaklar. Herkes kadar iyi olduðunu hep hatýrlamalýsýn Atýlgan Geyik. Tanrý seninle olsun" demiþti. Þimdi platformdaki insanlarý kolaçan ederken çoðunun, kendisi ibi basit giyinmiþ basit insanlar olduðunu görmek onu biraz olsun rahatlatmýþtý. Yine de bur asý ülkenin farklý bir yerindeki farklý bir þehirdi. Ýnsanlarýn trene binmesine izin vermek i kenara çekilirken huzursuzdu. Neredeyse La Tombe'da olmayý, ürün ekmek için topraðý hazýrlýy mayý dileyecekti. Gustave Boucq hakkýnda hiç düþünmediði kadar iyi þeyler düþünüyordu þimdi. m büyük olasýlýkla topraðý gübreliyor, belki de Atýlgan Geyik'in yerini alan yeni bir adama i eriyordu. Çoðunluðu kendisini süzen insan yüzlerine bakarken daha da þiddetle hapishaneye dön eyi istemeye baþlamýþtý. Perondakiler de onun hapishaneye ait olduðunu kendisi kadar iyi b iliyorlardý. "Mösyö Atýlgan Geyik?" Koyu renk giysili; bereli ince bir adam yanýna yaklaþmýþtý. Genç bir kadýn arkasýndan onu tak etmiþ, gözlerini Atýlgan Geyik'in ayaklarýna dikmiþti. "Ben Vincent Gazier; bu da kýzým Nathalie. Sizi bekliyorduk." Atýlgan Geyik adamýn elini sýktý. "Enchante mösyö." O anda yakasýndaki kâðýda bakmakta olan g hafifçe eðilerek selam verdi. "Madam Loiseau sizin için çalýþacaðýmý söyledi. Ýyi bir iþçiyim "Madam da öyle söylüyor. Bu harika, çünkü þu anda yapacak çok iþimiz var." Gazier yerde duran a göz attý. "Tüm eþyanýz bu mu?" 328 Tam o sýrada kondüktör düdüðünü öttürdü ve önce çýkan buharýn sesini, sonra da tren yavaþça i arý birbirine baðlayan düzeneðin çýkardýðý aðýr madeni sesleri duydular. "Gelin. Yeni evinize yerleþtirelim sizi. Sonra maalesef bizi bekleyen aðýr iþler var." G azier dönüp hýzla ilerlemeye baþladý, Atýlgan Geyik adamýn topalladýðýný fark etti. "Bu gece eceksiniz mösyö." Odun taþýma, ateþ yakma ve gün ýþýyana kadar ateþin sönmemesi için ateþi beslemekle geçen ilk n sonra, Atýlgan Geyik'in çiftlikteki hayatý beklenen, neredeyse kolay bir iþ, yemek, si gara ve uykudan oluþan rutinine girdi. Bahçeye açýlan kendisine ait bir odasý vardý. Asýl evi bir parçasý da olsa, farklý nedenlerden dolayý Gazier nesillerinin binaya yaptýðý çok sayýda n biriydi. Burasý her nedense atýlmamýþ veya tamir edilmemiþ eski eþyalann, kýrýk küçük alet amanla sertleþmiþ ve kolay kýrýlýr hale gelmiþ koþum takýmýnýn yýðýldýðý depo olarak kullanýl temizlemek ve eþyalarý bahçenin diðer tarafýndaki baþka odalara taþýmak için iki gün harcamýþ n bir demir yatak, bir dolap, bir masa ve bir de sandalye kurtarmayý baþarmýþlardý. Toprak

bir zemini ve meþe kapýnýn yanýnda yalnýzca küçük bir penceresi olsa da güneþ battýktan çok yaz sýcaðýnýn terk etmediði rahat bir odaydý. Ama Atýlgan Geyik aldýrmýyordu. Sandalyesini dý yalnýz ve özgür olduðu için mutlu, alacakaranlýkta sigarasýný içiyordu. La Tombe'un hücreleri diði yýllardan sonra gölgelerin uzayýp kaybolmasýný seyrederken akþamleyin düþüncelerinin tad Karanlýkta böceklerin výzýldamalarýný, uykusunda bir domuzun horlamasýný veya iki beygirden b nin titremesini, muhtemelen uzakta bir havlama duymuþ bir kazýn sesini dinliyor, ken disini etrafýnda dünyanýn bir parçasý olduðunu hissediyordu. Karanlýk evlerinde çoktan uyumuþ erler'i hayal ediyor ve zamanla onlarýn dünyasýnýn bir parçasý olarak hissedeceðini hayal edi ordu. Týpký Soulas ailesi gibi. Yaz geldi ve uzun bir süre kaldý. Çiftlik Agen'in kuzeybatýsýndaki, nehir vadisinin hemen dýþýnda, eðimli bir tepenin yamacmdaydý. Binalarýn altýnda, Nathalie'nin ve kendisini iyi his ettiði nadir zamanlarda annesinin, zararlý otlarý ayýklayýp suladýklarý büyük bir sebze bahçe Bazen Atýlgan Geyik çiftliðin dýþýnda, tepenin yanýndaki bir kaynaktan ''329 beslenen hendeðin suyunu bahçeye yönelterek veya kavun ve kabak için topraðý eþeleyerek onlar yardým ederdi. Görevi kýsmen domuzlarla ilgilenmeyi, kendisinin bile göremediði yabani ot larý ayýklamalarý için onlarý meyve bahçelerine salmayý, kazlara, daha doðrusu genelde gecele ftliði ziyaret eden sansarlara ve tilkilere göz kulak olmayý da içeriyordu. Ama çoðu zaman m eyve bahçelerinde çalýþýr, Vincent Gazier'nin aðaçlarý ilaçlamasýna, hastalýktan çürümüþ veya sýna yardým ederdi. Merdiveni ile aðaçtan aðaca ilerleyerek küçük yeþil erikleri özenle seyre arý, domuzlarýn bile yüz vermediði ekþi meyvelerden temizlerdi. Ýki haftada bir atlan bir sa bana sürer ve aðaçlarýn arasýndaki topraklan otlardan anndýnr ve havalandýrýrdý. Hapishane ta rýnda ve meyve bahçelerinde geçen yazlarýndan sonra bu iþ ona kolay geliyordu. Aðaçlar gölge orlardý ve rahat rahat çalýþmasý için yalnýz býrakýlýyordu. Bazý günler kendisine yapacak bir runda kalýyordu ama her seferinde de koþumlarý yaðlamaktan budama makaslarýný ve testereleri ni bilemeye, at ahýrýný badanalamaya dek yapacak bir þey buluyordu. En azýndan haftada bir kere Gazier ile beraber Agen'e gidiyordu. Bazen Nathalie de arabanýn arkasýndaki bir çuval soðan veya yeni patates çuvalýnýn veya ters çevrilmiþ bir kov inde oturarak onlarla geliyordu. Þehirde yanm saat kadar kaybolur, annesine bir gi ysi veya bir þiþe zeytinyaðý ve bir torba kahve çekirdeði almýþ olarak geri gelirdi. Bu arada basý ve Atýlgan Geyik semt pazarýnda arabada ne ürün varsa boþaltýr, belki bir torba yem veya aðaçlara musallat olan nasýl bir böcekse ona göre bir zehir alýrlardý. Vincent tüccarlardan, ara alýþveriþe gelmiþ diðer meyve üreticilerinden veya çiftçilerden biriyle konuþurken Atýlga de biraz tütün ve kâðýt alýrdý. Kansý Lucienne onlarla hiç gelmezdi. Atýlgan Geyik hep zarif ve zaman zaman neþeli de olsa bir rahatsýzlýðý olduðunu bildiði Vince nm kansma üzülüyordu. Karýsý, sandalyeye çöküp kalmasýna veya duvara yaslanýp zorla nefes alm neden olan uzun öksürük krizlerine yakalanýyordu. Yavaþça eve doðru yürümeden önce sabahlan ir saat çalýþabiliyordu. Bir keresinde bezelye toplarken yýðýlýp kaldýðýnda Atýlgan Geyik ile ona doðru koþmuþtu. Ona ilk ulaþan Nathalie olmuþ, onu kollarýna alarak, uykulu ama huzursu z bir çocuðu sallar gibi kollarýnda sallamýþtý. Yüzü, Atýlgan Geyik'in topladýðý soðanlar gib muþtu ve Kýzýlderili onun için çok korkmuþtu. Nathalie þapkasýyla annesini yavaþça yel330 pazelemiþ, kadýnýn rengi geri gelmiþti. Gözlerini kýrpýþtýrdýðýnda Atýlgan Geyik'i tepesinde arken gördü. "Hey siz ikiniz, her þey yolunda. Bugün çok çalýþmamam gerektiðini düþünemeyecek kadar aptal . Malûm güneþ, görüyorsunuz ya!" Atýlgan Geyik sabah ve akþam yemeðini aileyle yiyordu ve genellikle bunlar mutlu anlar dý. Nathalie þehirde gördüðü bir elbiseden veya bir askerle niþanlý arkadaþýyla ilgili bir þe eder, anne ve babasý onu dinler, her zaman sevgiyle onunla þakalaþýr veya onu azarlarlar dý. Ama bazý zamanlar yemeði piþirmesine raðmen Lucienne yemeðe katýlmaz, hem Výncent hem de halie sessizce, alýþýldýk hazýrcevaplýklarý olmadan yemeklerini yerlerdi. Böyle durumlarda At Geyik kahveden sonra izin ister, odasýnýn dýþýnda, serin gecede oturup sigarasýný içerdi. Bir gün aðaç kurtlarý için zehir hazýrladýklarý sýrada Vincent Gazier doðrulup ahýr giriþine Geyik sývýyý karýþtýrýp zehir kristallerini eritirken, Vincent eski binalarýn turuncu damlar inden tepeyi inceleyerek uzun süre durdu. "Veremli olduðunu biliyorsun deðil mi? Hastalýk ciðerlerini mahvetmiþ." Atýlgan Geyik karýþtýrmayý býraktý ve ince sýrta, uzun güneþ yanýðý enseye ve berenin altýnda Gazier'nin omuzlarýnda onu topallatan sakat bacaðýndan dolayý doðal bir eðrilik vardý. Ama o nda bu daha belirgin görünmüþtü. "Lucienne'in ne kadar daha bizimle beraber olacaðýný bilmiyorum ama uzun bir zaman kal

madýðýna eminim. Belki bir ay, belki de altý. Kim bilir?" Atýlgan Geyik sývýyý yavaþça, sessizce karýþtýrdý. Ne diyeceðini bilemiyordu. Veremden haberi Tombe'da diðerlerinden uzak tuttuklarý veremli mahkûmlarýn bulunduðu bir bölüm olduðunu duymu "Bilmiyorum. Bazen Nathalie'nin ve benim iþimi kolaylaþtýrmak için ölmek istediðini düþünüyor u anlýyor musun?" Atýlgan Geyik karýþtýrma çubuðunu küçük bir kartonun üzerine býraktý. Zehir kuvveüiydi ve oda bir koku doldurmuþtu. Bu ülkeye geldiðinden beri ölmeyi istediði tüm o zamanlarý düþündü. Oys yaþamasý için çok neden vardý. Ýyi bir kocasý, güzel bir kýzý vardý. "Karýn için dua edeceðim selli etmek istiyordu, ama aklýna söyleyecek baþka bir þey gelmemiþti. Birden bu konularda ne kadar tecrübesiz olduðunu anladý. Baþka bir insaný nasýl teselli et"'*331 meþini gerektiðini artýk bilmiyordu. Gazier dönüp ona baktý. Ýnce yüzünde gözleri büyümüþ ve ýslaktý. "Eder misin?" Atýlgan Geyik kafasýný çevirmek zorunda kalmýþtý. Bu kadar ufak bir güneþ ýþýðý için böylesin ek hiç görmemiþti. "Wakan Tanka'ya dua edeceðim. O her þeye muktedir Büyük Ruh'tur. Bazen zav llý oðlunun sözlerini dinler." Atýlgan Geyik bazen oðlunun bencil dualarýnýn dikkate deðer ol klemek istedi. Tekrar Vincent Gazier'ye baktýðýnda adamýn yüzünde ufak, yorgun, umut dolu bi r gülümseme gördü. "Teþekkür ederim Atýlgan Geyik. Tüm istediðim bu. Belki senin Büyük Ruh'un..." Sýska adam bir durdu. Az daha dinine karþý geliyordu. Haç çýkardý ve Tanrýsýndan af diledi. Buna karþýn ken da olsa hafiflemiþ hissediyordu. Belki ihtiyacý olan yalnýzca konuþmaktý. "Hadi gidip þu aða ra bakalým, olur mu?" Aðustosun sonlarýnda erikler olgunlaþtý. Gazier ailesinin nesillerdir yaptýðý küçük bir tören t, Lucienne ve Nathalie, yanlarýna Atýlgan Geyik'i de alarak meyve bahçelerinde yürüyüp en a zýndan beþ nesildir Gazier ailesinin kösemeni olan büyük, yaþlý aðacýn altýnda durdular. Her r erik koparýp kokladý ve dibinden suyu çýkana kadar sýktýktan sonra ýsýrýp tatlý etinin tadý incent meyvenin olgunluðunun zirvesinde olduðunu ilan etti. Onlara bir kere daha iyi bir ürün verdiði için Tanrýya þükretti ve iyi bir hasat olsun diye dua etti. Atýlgan Geyik b haç çýkarmasa da, "Amen" dedi. Artýk iðne ipliðe dönmüþ ve gözlerinin çevresi simsiyah olmuþ bakamasa da... Vincent haþata yardým etmeleri için Agen'den üç yardýmcý çocuðu iþe aldý. Meyveler henüz sert zorundaydýlar, böylece günler þafak ile baþlayýp gecenin inmesiyle biter oldu. Yine de dört h ktarlýk bahçedeki meyveleri toplamak günlerini aldý. Nathalie zamanýnýn bir kýsmýný meyve bahçelerinde, bir kýsmýný da annesine bakarak geçirdi. E e çadýr bezinden torbalarda su taþýdý, annesinin talimatlarýyla her gün öðle yemeði piþirdi v ralarý da meyve toplama iþine katýldý. Beþ günün sonunda fiziksel ve duygusal yönden çökecek lmiþti. Annesinin bu kadar çabuk ve böylesi332 ne çaresiz bir hale geliþini izlemek ona acý veriyordu. Çoðu günler tek düþündüðü yakýnda ann k olmasýydý. Sonra ne olacaktý? Lucienne'in Agen'deki doktoru haþatýn ortalarýnda bir akþam gelip onu muayene ettikten s onra Vincent ile bir görüþme yaptý. Výncent'a karýsýna vermesi için bir tonik verdi ve her gü bastýrmadan onu bir saat güneþe çýkarmasýný söyledi. Onun dýþýnda yataðýnda kalmalýydý. Vinc sabýrsýzca dinledikten sonra doðrudan sordu: "Ne kadar vakti kaldý?" Ýlk teþhisi yaklaþýk on iki yýl önce koyan ve veremin hareketsiz bir dönemde olduðu ve sonsuz adar olmasa da uzun yýllar bu þekilde kalacaðýna inanan doktor çantasýný kapatýrken kafasýný "Hastalýk üst ve alt ciðerinde. Enfeksiyon geçtiðimiz ay çok hýzlý yayýlmýþ." Çantasýný alýrk lladý. "Bu dikkat çekici." "Ne kadar?" "Bir haftadan az desem bu yalan olur. Altý aydan, dokuz aydan fazla desem bu da ya lan olur. Bildiðim tek doðru þey Tanrýnýn bir mucize göstermesini engelleyecek kadar hasta o lduðu. Onun ruhu için dua etmen iyi olur Vincent." Onuncu günün sonu saat dörtte Atýlgan Geyik ve Agen'den gelen gençlerden biri son kasa eriði de arabaya yükledi. Sonra üç çocuk arabaya týrmandýlar, Vincent dizginleri þaklattý ve atlar en'e doðru ilerlemeye baþladýlar. Ýþleme fabrikasý sadece üç kilometre ilerde olmasýna raðmen bu yolculuðu hasat boyunca günde iki, bazen üç defa yaptýklarýndan artýk biraz isteksiz duruy rlardý. Vincent tekrar dizginleri þaklatarak ýslýk çaldý ve araba tepeden aþaðý Agen'e doðru almaya baþladý. Atýlgan Geyik aðaçlarýn arasýnda durup yüklü arabanýn çiftliðin yanýndan geçerek vadiye inen unca aðýr aðýr ilerleyiþini seyretti. Vadinin ilerisindeki aðaçlý tepelere ve tarlalara baktý

n, ince bir kule yeþilliklerin arasýnda, beyazlýðý ve belirginliðiyle aðaçlarýn üzerinde parl u kuleyi sýk sýk düþünüyordu. Hatta akþamlarý odasýnýn dýþýnda oturduðunda onu görebiliyordu. aþladýðýnda, güneþin son ýþýklarýnýn uðradýðý tek þey bu kule oluyordu. Onu týpký Mar-silya'd e gibi yol gösterici bir iþaret olarak düþünmüþtü hep; çok uzaklardan görünen ve kendisi gibi ara yol gösterebilecek parlak bir fener. .331 Ertesi gün Atýlgan Geyik, Nathalie ile birlikte bahçedeydi. Nathalie, son domatesleri ve fasulyeleri topluyor, o da çürümüþ sebzeleri ve asma yapraklarýný yolarak topraðý havaland Bahçe çok uzun yýllardýr iþlendiðinden kabuklu yüzeyinin altýndaki toprak bahçe küreðinin al gibi yumuþaktý. Bir saat kadar ayrý ayrý, sessizce çalýþtýlar, ta ki kendilerini birbirlerin iki metre uzaklýkta bulana kadar. Nathalie anne ve babasýnýn yanýnda rahat, hatta gevezeyken, o ve Atýlgan Geyik sýradan sel amlaþma ve iþlerin yapýlmasý için gerekli konuþmalarýn dýþýnda doðrudan birbirleriyle hiç kon Geyik onun yanýnda kendini hep rahatsýz hissetmiþti, çünkü uzun zaman hapishanede kalmýþtý v halie de hâlâ bir ceylan kadar masumdu. O da Atýlgan Geyik'in yanýnda ayný nedenden kendin i rahatsýz hissediyordu. Ama bugün Nathalie, "Amerika nasýl bir yer Atýlgan Geyik?" diye sordu. Bunu yüzüne bakmada n sormuþtu, ama o sýrada fasulye toplamayý býrakmýþtý. Atýlgan Geyik bunu fark edip þaþýrdý. Genelde Nathalie onunla çabucak, herharuji baþka bir iþ ilgilenirken konuþurdu. Ve ayrýca ona ismiyle hitap ettiðini de hatýrlamýyordu. On beþ yýl so ra New York'a giderken gördüðü ülkesini tam olarak hatýrlayamýyorsa da, "Çok büyük, çok güzel aha'yý geçtikten sonra ülke yeþilleniyor, þehirler sýklaþ-ýyordu. "Fransa gibi," dedi. "Amerika'nýn neresindensin peki?" Atýlgan Geyik Mathias'ýn kýrtasiye dükkânýnda kendisine gösterdiði büyük küre dünyayý hatýrla i. "Kuraktýr ve çok aðaç yoktur. Güneþin gökyüzünü kat etmesi uzun saatler alýr. Ýnsan tüm gü lir." Nathalie güneþe karþý gözlerini kýsarak ona baktý. "Dakota'da þehirler var mý?" "Çok deðil. Demiryolu boyunca küçük kasabalar var. Marsilya veya Agen gibi deðil." "Ama Agen küçük. Bir keresinde trenle ailecek Bordeaux'ya gitmiþtik. Bak iþte o büyük bir þeh " Gülümsedi. "Amcam ve yengem. Amcamýn bir cave\ var ve sadece en iyi þaraplan satýyor ya da en azýndan yengem öyle söylüyor. Ama ben çok insanýn olmadýðý bu yerde yaþamayý tercih ede en?" * Cave: mahzen, (y.h.n) 334 Atýlgan Geyik bu soru karþýsýnda þaþýrmýþtý. Bu çiftliði, bu þehri yaþanacak bir yer olarak p sadece sezonluk bulunuyordu. Madam Loiseau öyle demiþti. Serbest býrakýlmasýyla ilgili ha berin etkisi kaybolduktan sonra Marsilya'ya dönebileceðini söylemiþti. Þimdi etrafýna bakýndý: aþaðýya vadiye, Agen'e ve Garonne'a doðru; yukarý evin arkasýndaki me lerine doðru; vadinin diðer tarafýndaki kuleye doðru. Sonra kafasýný eðip Nathalie'ye baktý. yüzünü örten geniþ kenarlý hasýr bir þapka takýyordu. Þimdi ise kafasýný kaldýrmýþ, sorusunun yüzünde beklenti dolu bir gülümsemeyle ona bakýyordu. Atýlgan Geyik daha önce ona hiç böyle bakmamýþtý. Yüzü hâlâ on altý kýþ yaþýndaki bir kýzýn y giydiði þapka yüzünden sadece çok hafif güneþ yanýðý. Ama orada bulunduðu beþ ay boyunca kýz u bahçede yürürken gördüðünde farklý bir insan görüyordu. Yüzü seçilmiyor olsa, onu genç, inc ilirdi. Çocukluðun o hantallýðý, Atýlgan Geyik neredeyse hiç fark etmeden üzerinden gitmiþti. tanýdýk gelen, tren istasyonunda utangaç bir ifadeyle onu karþýlayan yüzüydü. Atýlgan Geyik yere çömelerek, parmaklarýný yumuþak topraðýn üzerinde gezdirirken: "Burayý sev çünkü siz buradasýnýz. Kendimi iyi hissetmemi saðlýyorsunuz" dedi. Bundan sonraki birkaç hafta boyunca günlük iþlerine devam ederken Nathalie, Atýlgan Geyik' in söylediklerini düþündü. Sadece kendisini mi kastetmiþti? Yoksa onu ve ailesini mi? "Ýyi hi setmek'le ne demek istemiþti? Ayrýca bunu söyleme þekli de kafa karýþtýrýcýydý. Ona bakmýþ ve rýyla kendisine dokunacaðýndan korkmasýna neden olmuþtu. Ama dokunmamýþtý. Nathalie'nin domat sepetini alet odasýnýn yanýndaki taþ mahzene taþýmýþtý. Nathalie de onu fasulyelerle takip et hzenin serin karanlýðýnda, serinlikten kaynaklanmayan bir nedenle titremiþti. Bir kasa f asulyeyi, toprak zeminin üzerine attýðý gibi oradan neredeyse koþarak sýcak güneþe çýkmýþtý. O zaman kafasý Atýlgan Geyik'in sözlerinden çok kendi hisleri yüzünden karýþmýþtý. Aslýna bak gibi olmuþtu. O gece geç saatlerde annesinin yan odadaki kesik kesik nefes alýþýný dinleyere k yataðýnda yatarken, Catherine'i ve asker sevgilisini düþündü. Baygýnlýðýnýn aslýnda bir kad n beraberliðiyle ilgili bir þey olduðuna inan335

maya çalýþtý, isteðinin dýþýnda âþýk olmaya baþladýðýna inanmaya çabaladý. Vincent zamanýnýn çoðunu meyve bahçelerinden ve çiftlikten çok evde karýsýyla geçiriyordu. Yý da fazla iþ olmadýðý için Atýlgan Geyik ve Nathalie yapýlmasý gerekenlerin altýndan kalkabili rdý. Vincent akþam yemeðinde onlarla birlikte oluyor ve çok az yiyordu ama çoðu zaman evin dý ayakta dikilirken yavaþça topallayarak Agen yolunda ilerlerken ya da dönüp eve yürürken görü du. Akþamlarý Atýlgan Geyik odasýnýn dýþýnda oturduðunda Vincent'm sigarasýnýn alevini, bu al sonra turuncu bir yay çizdiðini görebiliyor, sonra kapý açýlýyor, içeriden geceye sýcaklýk v r ýþýk yayýlýyor ve sonra mandal sesiyle kapanýyordu. 22 Eylül'de Lucienne uykuya daldý ve bir daha uyanmadý. Atýlgan Geyik ertesi sabah kahva ltýya gittiðinde ne Vincent ne de Nathalie ortalýktaydý. Masadaki yeri hazýrdý; masada ýlýk k e ve süt kaplarýnýn yanýnda ekmek, reçel ve kavun vardý. Masanýn karþý tarafýnda yansý içilmi lait fark etti. Kahvesini ve bir parça ekmeði odasýna götürdü ve aralýk kapýdan bakarak içer turdu. Lucienne'in öldüðünü anlamýþtý. Atýlgan Geyik cafe au lait'sini içip ölümü düþündü. Stronghold'day-ken ölüm sýk gelen bir ziy ygan Çayýrlýk'taki büyük savaþýn olduðu yaz henüz çocuktu ve çok ölüm görmüþtü. O kýþ halkýný ndi kardeþleri de Oglalalar teslim olduktan sonra öksürük hastalýðýndan ölmüþtü. O da Marsily stanede ölüme çok yaklaþmýþtý. Kendi tecrübesinin dýþýnda Fransa'daki on beþ yýlý boyunca ölümle fazla karþýlaþmamýþtý. La T auseret dýþýnda ölenlere yakýn olmamýþtý. Ölüm La Tombe'da beklenilen bir þeydi, yas tutmak i en deðildi. Yas tutulacak sevilen insanlar yoktu orada. Lucienne'in ölümü farklýydý. Onunla Madeleine kadar yakýn olmamasýna raðmen, bu da büyük olas enne'i daha ilk gördüðünde onun çoktan ölümle haþýr neþir olmasýndandý, Vincent ve Nathalie'd kisine ne olacaðý konusu onu endiþelendiriyordu. Kesinlikle burada kalacak ve hayatian na devam edeceklerdi, ama hayatlannda büyük bir boþluk olacaktý. 336 Atýlgan Geyik dýþarýya gün ýþýðýna çýktý ve Wakan Tanka'ya dua etti. Gözlerini kapayýp yüzünü in nagi'si için deðil, Nathalie'nin ve Vincent'ýn nagi'si için de dua etti. Ve kendisi içi n de, çünkü buradaki zamanýnýn neredeyse dolduðunu biliyordu. Yakýnda Marsilya'ya dönecekti v u düþünce onu hem korkutuyor, hem de heyecanlandýrýyordu. Soulas ailesini düþünmemeye çalýþtý rdiði utançtan sonra kendisine kucak açmayacaklarýný biliyordu. Ve Ma-rie... La Tombe'daki soðuk kýþ aylarý boyunca onu sýk sýk düþünmüþ, geceleri onunla geçecek bir hayatla ilgili rü di kýzýn onunla ilgilenmeyeceðini biliyordu. Marsilya bu ülkede bildiði tek yerdi. Výncent Gazier yataða oturup kendinden geçmiþ bir halde sarsýlan kýzýnýn omuzlarýný okþadý. V acak hali yoktu. Karýsý gitmeden çok önce yasýný tutmuþtu ve þu anda vücudunu Agen yolundaki adar kuru hissediyordu. En azýndan sevgili karýsýnýn acýsý sona erdiði için rahatlamýþ hissed Ama kýzýnýn acýsýnýn henüz baþlamýþ olmasý da onu üzüyordu. Doðrusu Nathalie annesi için hiç son birkaç ay boyunca çok acý çekmiþti, ama güçlü bir kýzdý ve annesinin hastalýðý boyunca ço larý uyanýp annesinin bir daha asla orada olmayacaðýný idrak edecek, bu yüzden de tekrar baþt n yas tutacaktý. Výncent da bundan sonra sadece ikisinin olacaðýna inanmakta güçlük çekiyordu. Öyle ya, bir de gan Geyik vardý. Ama yakýnda o gidecekti. Þaþýrtýcý bir þekilde Nathalie o sabahýn ilerleyen saatlerinde odasýndan çýkýp bu hareketinin olduðunu bilmesine raðmen ocakta biraz su ýsýttý. Suyu seramik bir ibriðe döküp anne ve baba dasýna götürdü. Orada týpký önceki birkaç hafta yaptýðý gibi annesinin bedenini yýkadý ve bab ne saðlýklýyken þehre ve ayine giderken giydiði beyaz elbisesini giydirdi. Annesinin bir d eri bir kemik kalmýþ bedenine elbisenin nasýl bol geldiðini gördüðünde Nathalie az kalsýn tek etanetini yitiriyordu, ama kendini toparlamak için derin, sarsýcý bir nefes aldý ve çökmüþ ya larýný soluk dudaklarýný renklendirdi. Annesinin huzur içinde, güzel ve hatta düðün gecesinde akalmýþçasýna genç görünmesi onu biraz olsun teselli etmiþti. Cenaze iki gün sonra Agen'in merkez place'inin yanýndaki küçük kiF22ÖN/Kýziderilinin Þaýkýsý ^ 337 lisede yapýldý. Bir önceki akþam yemekte Vincent, Atýlgan Geyik'ten onlarla beraber gelmes ini istedi. Atýlgan Geyik biraz isteksiz göründüðünde Nathalie, "Lütfen gel. Annem seni sever i ve senin orada olmaný isterdi" dedi. Böylece kilisenin arkasýnda bir yere oturup kut sal adamýn garip kelimelerini ve þarkýlarýný dinledi, etraftaki heykellere bakýp kutsal duma ný kokladý. Ýlk defa bir wasichu kilisesinin içine giriyordu. Burasý kötü bir yere benzemiyor u. Anne ile babasýna ve diðer Lakotalara beyaz adamýn kilisesine gittikleri için kýzdýðý zama r geldi aklýna; kendisini afallatan bir þaþkýnlýkla kafasýný salladý. O günler çok geçmiþte v arklý bir hayatta kalmýþtý.

Atýlgan Geyik o tarihten sonraki dört ayý Vincent ve Nathalie ile beraber geçirdi ve bu süre boyunca hepsinin hayatlarýný derinden etkileyen pek çok þey oldu. Hayatýnýn bu bölümüne n baktýðýnda Atýlgan Geyik o anda neyle meþgulse býrakýp, mutluluðuyla sonuçlanan olaylar diz anlamaya çalýþýrdý. Düþünmeye hep þöyle baþlardý: Baþlangýçta Vincent ondan kalmasýný ve dallar kuruduðunda budam sini istemiþti. Marsilya'ya dönmek için huzursuzlanmasma raðmen onu yanlarýna kabul eden a ileye yardým etmeyi reddedemeyeceðini biliyordu. Böylece budama zamanýna kadar ufak tefe k iþlerle uðraþarak çiftlikte kaldý. Stronghold'da Hunkpapa'dan öðrendiði bir el sanatý olan an örgüye bile baþladý. Eskiden bu ona otlar yeþillenip Ýyi Koþucu maceralara atýlmak için sa ana kadar kýþ aylanný geçirmesine yardým etmiþti. Gecelerini Gazierler'in çiftliðindeki odasý Lakota desenli bir kemer örerek geçirmeye baþladý. Acemice bir denemeydi, ama o kemer Atýl gan Geyik'ten bir þey taþýmak için yardým istemeye geldiðinde Nathalie'yi hayran býrakmýþtý. Bulutlar tekdüze bir griye dönüþerek okyanustan batýya esen rüzgâr sýklaþtýðýnda, Atýlgan Gey de daha çok zaman geçirmeye baþladý. Gündelik iþlerini yapýyor ve kahve içmek için öðleden so uyordu. Akþam yemeðinden bir saat önce geliyor, yemekten sonra bir saat daha onlarla o turuyordu. O ve Vincent yemekten sonra hep bir eau-de-vie içer ve sanki Atýlgan Geyi k orada olacakmýþ gibi bir sonraki ilkbahar planlarýndan konuþurlardý. Nathalie bulaþýklarý y an sonra, çoðunlukla onlarla oturur, dikiþ diker veya Paris'teki modaya uygun gi* Konyak, (y.h.n) 3 3 g F22ARKA/Kýzýlderilinin Þarkýsý yinen kadýnlarýn neler giydiðini gösteren eski bir dergiye bakardý. Sohbetten ve mutfaðýn yak n hoþlanýyordu. Çoðu zaman Atýlgan Ge-yik'e bakar ve babasýndan çok da genç olmayan bir erkek ama Kýzýlderili'nin meyve bahçesinde söylediklerini ve yataðýnda yatarken kendisinin bu sözl re gösterdiði tepkiyi hatýrlýyordu. Artýk ona karþý bir sýcaklýk, babasýnýn karþýsýndaki sand redeyse baðýmlýlýða benzer bir þey hissediyordu. Atýlgan Geyik orada olmasaydý, çiftlikteki h nasýl olacaðýný hayal bile edemiyordu. Onun da, babasýnýn da Atýlgan Geyik'e ihtiyacý vardý. Kasým ayýnýn sonlarýnda bir gece Atýlgan Geyik odasýndaki masada oturmuþ, kemer üzerinde çalý lambasý soðuk odaya sýcak bir alev ile karmaþýk desenleri yapmasýna ancak yetecek bir ýþýk ve du. Desenler için kýrmýzý, beyaz ve gri, kenarlarý içinse siyah at kýlý kullanýyordu. Bu iþte ilerliyordu, ama Stronghold'dakileri geçemeyeceðini biliyordu. Hunkpaka sabýrlý bir öðretme ndi, ancak bu yaptýðýy-la sýký dalga geçeceði kesindi. Ýnce at kýlýný örmeye çalýþmak Atýlgan Geyik'in gözlerini acýtmaya baþlamýþtý. Kapýsýnda hafi kmak üzereydi. Odasýna daha önce karanlýk bastýktan sonra kimse gelmediði için þaþýrdý ve içi caðýna dair bir hisle doldu. Ayaða kalkýp odayý iki hýzlý adýmla geçti ve en kötü haberi bekl pýyý bir çýrpýda açtý. Ama kapýdaki Nathalie'ydi ve kendisine gülümsüyordu. Kapüþonlu gri bir pelerin giymiþti. Atýl Geyik kapüþonun ve pelerinin omuzlarýnýn daha koyu renkli göründüðünü fark etti. Kafasýný ka su damladýðýný gördü. "Yaðmur yaðýyor," dedi. "Ýçeri girin." Nat-halie eþiði geçip kapüþonunu yik kalbinin hýzlandýðýný, ama ayný anda duyduðu endiþeden dolayý karnýnda bir yumru oluþtuðu . Marie'den bu yana bir kadýnla ya da bir kýzla yalnýz kalmamýþtý. Nathalie kafasýný sallayýp koyu renkli buklelerini eliyle düzelti. Pek de ona bakmadan t ekrar gülümserken Atýlgan Geyik bir kadýnýn sakin, güzel gülümsemesini gördü. Marsilya'nýn ka ve caddelerinde genç kadýnlarýn yüzünde gördüðü gülümsemeydi bu; erkeðinin gözlerinin içine dýnýn gülümsemesiydi. Atýlgan Geyik yaþadýðý bu ana inanamýyordu. En iyi elbiselerini giyip M 'nýn caddelerini arþýnlamýþ; kafelerde oturup þarap içmiþ; sadece böylesi gülümseme'339 leri arayarak kadýnlarý izlemiþti. Ve ona böyle gülümseyecek genç bir kadýný hayal etmekten b pacak bir þeyi olmadan eve tek baþýna dönmüþtü. Marie gibi genç bir kadýný. Nathalie yarýsý bitmiþ kemeri fark etti ve gülümsemesi tazelik dolu bir gülüþe dönüþtü. "Seni bilir miyim?" Atýlgan Geyik kemere baktý, tüm görebildiði ilk baþlarda yaptýðý kötü desenlerdi. "O kadar da Bu gecelik bitirmek üzereydim." "Lütfen Atýlgan Geyik. Benim için birazcýk daha yap." Ýsmini söylediðini, böylesine dikkatli söylediðini duyduðunda yüreði daha da kuvvetli hop ett a onun için böyle hissetmemesi gerektiðini biliyordu, bu nedenle masaya geri dönüp oturdu. Nathalie'nin yüzünün tam baþýnýn üstünde olduðunu unutmaya çalýþarak örmeye baþladý. Verdiði i daha iyiydi ve parmaklan kývrýk at kýlý tutamlarýný desene eklerken titremiyordu. Ýþine daha fazla yoðunlaþmaya baþlayýnca her zamanki aðýr temposunu tutturdu. Sonra birden om da hafif bir basýnç hissetti. Göz ucuyla yün ceketinin kaba kumaþýna bastýran narin parmaklar

ebiliyordu. Dostça bir hareketti, yine de fazla samimiydi; ona bir þekilde gitmesini söylemesi gerektiðini biliyordu, ama bunu kibarca nasýl yapacaðýný bilemiyordu. Böylece eli mezden gelmeye çalýþtý. Nathalie, "Çok hoþ," dedi ve Atýlgan Geyik kýzýn elinin uzun saçlarýný okþadýðýný hissetti. S m omuz seviyesinde oluyordu. Daha çok at kuyruðu yapýyordu, ama bu gece odasýnda saçlarýný aç thalie saçlarým okþarken baþý döndü, neredeyse uykusu geldi ve kendi ellerinin at kýlýný kývý yretti. Gittikçe parmaklan be-ceriksizleþti ve sonunda da durdu. Bir tür mutlu uyuþukluk içinde bir dakika oturup parmaklann saçlannýn arasýndan aþaðýya akýþýný hissetti. Gözleri kapalý öylece ne kadar zaman oturduðunu bilmiyordu, ama birden tatlý bir kokuyu çok yakýnýnda duydu ve derken Nathalie'nin du-daklannýn yanaklanna, dudaklarýna çok yakýn bir ye re dokunduðunu hissetti. Üç veya dört hafif adým duydu, sonra kapý açýlýp kapandý ve aniden o alnýz, çaresizce âþýk öylece kalakaldý. Nathalie o ilk geceden sonra sýk sýk onun ziyaretine geldi. Ýlk baþta Atýlgan Geyik Výncent'ý bunu fark edip onaylamayacaðýndan endiþeleniyordu, ama Vincent'm yemeðin ardýndan içtiði eau de-vie'dsn sonra odasýna çekildiðini biliyordu. Karýsý öldüðünden beri, gün boyunca çok 340 çalýþtýktan sonra, planlar yapmasýný, akþam Nathalie'yi kýzdýrmasýný saðlayan enerjinin çoðun . Atýlgan Geyik'le konuþtuðunda biraz canlansa da çoðu zaman sessiz ve düþünceliydi. Bazen ya adam gibi bitkinleþir, iç çeker ve sandalyesine çökerdi. Sonra da uyumaya giderdi. Nathalie'nin karakteri Atýlgan Geyik'i þaþkýna çeviriyordu; bazen onu kýzdýran, gýdýklayan, g anlarda kýkýrdayan genç bir kýzdý; diðer zamanlarda iltifatlarýndan kýzaran veya annesi öldüð kten uzakta bir hayattan bahseden terbiyeli genç bir kadýn. O anda hangisi olursa ol sun, parmaklarýný saçlarýnda gezdirmekten, Atýlgan Geyik'in hoþuna giden, ama tecrübesinin ol adýðý bir hareketle kollarýný ona do-layýp öpüþmekten hoþlanýyordu. Bir keresinde Nathalie on i aðzýna sokmasýný istemiþ, Atýlgan Geyik bunu yaptýðýnda da Nathalie kýkýrdamýþ, kendini sýr "Oh lâ lal" demiþti. Kýsa sürede Nathalie'nin en hoþlandýðý öpüþme þekli bu oldu. Bir yandan da Atýlgan Geyik genç kadýna dönüþürken vücudundaki deðiþimi hissedebiliyordu. Kesik kesik nefes alýyor, göðüslerine ve kalçalarýna dokunmasýna izin veriyordu, ama asla önü l. Elini uzaklaþtýrýrken, "Bu sonrasý için," diyordu. Atýlgan Geyik genç kýzýn kendisini ihtirasa boðacaðý bir kadýna dönüþmesini beklerken, kendin genç ve on beþ sene önce Strong-hold'u terk ettiðinden beri hissetmediði kadar canlý hissett irdiði için çok da tatsýz olmayan þakalarýna dayanýyordu. Baþlangýçta Atýlgan Geyik Nathalie' maktan ürktüðü için heyecanlanmamaya çalýþmýþtý. Ama bu boþ bir çabaydý. Üstelik bu Nathalie' azen elini, kamýþýnýn sertliðini hissederek pantolonu boyunca gezdirirdi. Ýlk seferinde kend isini böyle kasmasýnýn ona acý verip vermediðini sormuþtu. Atýlgan Geyik yüksek sesle öyle bi kaha patlatmýþtý ki kýz panik içinde elini aðzýna kapatmýþtý. "Babamý uyandýrmak mý istiyorsu y?" Ama bu kahkaha Atýlgan Geyik'in kendisini iyi hissetmesini saðlamýþ, minnetle kýza sarýl mýþtý. Daha sessiz anlarýnda Nathalie Fransa'ya gelmeden önceki hayatýyla ilgili her þeyi bilme k isterdi. Böylece Atýlgan Geyik ona düzlüklerdeki çocukluðunu, fýjpf de yaþamanýn ve bir atý a koþturmanýn nasýl bir þey olduðunu, askerlerle yapýlan savaþý ve Robinson Kalesi'ne teslim . 141 oluþlarýný anlattý. O ve arkadaþlarýnýn yüzüðünü almak için ölü askerin parmaðýný kesmeleri g lamasýna raðmen, Fransýzcasý artýkbazý detaylarý anlatabilecek kadar iyiydi. Hayatý hakkýnda ktan keyif alýyordu, çünkü Fransa'ya geldiðinden beri bunu yapacak pek fýrsatý olmamýþtý. Cau e Stronghold'daki hayatýndan biraz bahsetmiþti, ama jonglör Paha Sapa'daki altýna kafayý t aktýðýndan sadece bunu dinlemek istemiþti. Nathalie çoðu zaman inanmaz gözlerle bakarak hikâyeleri dinlerdi. Bunun bir kýsmý bir Kýzýlde i sevgilisi olmasýndan ileri geliyordu. Bunu en olmadýk hayallerinde bile düþünemezdi. Atýlg an Geyik hayatýný anlattýkça bu tür bir erkeðe ve onun geldiði hayata dair hiçbir þey bilmedi ha fazla fark ediyordu. Dergilerde Kýzýlderililerin resimlerini görmüþtü, ama onlarýn kafasýn tüyden süsler vardý, yüzleri boyalýydý, balta veya silah taþýyorlardý. Çoðu zaman da yüzleri hayvaniydi. Atýlgan Geyik ise ne acýmasýz ne de hayvaniydi. Silah taþýmýyor, yüzünü boyamýyo zik, hatta uysaldý. Onun izin vermediði hiçbir þey yapmýyordu. Bazen ondan uzaktayken, Nat halie Agen'da, Garon-ne'un yanýndaki yürüyüþ yolunda beraber yürüseler ne olacaðýný merak ede nlar ne düþünürdü? Catherine ne düþünürdü? Tabii ki bunun olacaðýný hayal etmek bile imkânsýzdý. Ýnsanlar onlarý parmakla gösterecek, ka ve erkekler onaylamayacaklar, gençler arkalarýndan gülecek, Catherine bile bir vahþiden iyisini bulamadýn mý, diyerek onunla alay edecekti. Karamsar anlarýnda Nathalie'nin ke

ndisi de daha iyisini, kendi cinsinden genç bir erkek, bir çiftçi, eczacý veya marangoz bulup bulamayacaðýný merak ediyordu. Nathalie, Atýlgan Geyik'ten önce hiç koyu tenli bir insan, hiç siyah Afrikalý, Müslüman ya da bir Doðu Akdenizli görmemiþti. Agen'de ve kýrsal alanda yalnýzca Fransýzlar vardý ve bu insan ar farklý renkten herkese karþý þüpheli, hatta düþmanca bir tavýr içindeydiler. Atýlgan Geyik gerçekten farklýydý. Ayný anda hem iyi, hem güçlü hem de nazikti. Bu onun için z miydi? Küçük odasýnda onunla beraberken bu yeterliydi. Ama babasýyla beraber at arabasýnda þehre gittiklerinde insanlarýn ona nasýl baktýklarýný görmüþtü. Onun yanýnda oturmaktan utan anç duymuþtu. Ona çok yakýn oturmamaya veya insanlar bakarken onunla konuþmamaya dikkat et miþti. Çiftliðe döndüklerinde bu nefret edilesi hareketlerinden utanmýþ ve onu ilgi yaðmuruna uþtu. Bir sonraki sefer farklý olacaðýna, onunla güleceðine, gözlerinin içine bakacaðýna, ona caðýna, belki de yürüyüþ yolun342 da onunla beraber yürüyeceðine kesin karar verdi. Diðer insanlarýn ne düþündüðü kimin umurund Aralýk ortasýnda bir sabah, kahvaltýdan hemen sonra Vincent Atýlgan Geyik'ten atlarý eyerl emesini ve arabaya baðlamasýný istedi. O ve Natha-lie Garonne'un diðer tarafýnda, Agen'in birkaç kilometre güneyinde yaþayan kardeþini ziyaret edeceklerdi.' Günlerdir hafif, ama sürekli bir yaðmur yaðýyordu. Bu sabah ise hava yaðmurlu deðil, nemliydi ve kesif sis bulutlan Garonne'u saklýyordu. Çiftliðin bahçesi çamurlu ve sessizdi; sadece kazlar kendilerince sohbet ederek gölcüklerin arasýnda dolaþýyordu. Domuzlar çoktan uyanýp me ve bahçelerine gitmiþti. Atýlgan Geyik, Vincent ve Nathalie arabaya çýkarken atlan tuttu. Nathalie pelerinin altýna en iyi ikinci elbisesini giymiþ ve her zaman taktýðý beyaz bones inin yerine gerçek bir þapka takmýþtý. Ciddi görünüyordu ve babasýnýn yanýnda dimdik oturuyor Atýlgan Geyik arabanýn gýcýrdayarak çiftlikten dýþarý çýkýp Agen yolundan aþaðýya ilerlemesin terk edilmiþ bir binanýn yanýndan kývrýlýp araba gözden kaybolana kadar arkalanndan baktý. B yler oluyordu. Bunu Nathalie'nin gözlerinde, Vincent'ýn çökük omuzlanmn gergin duruþunda göre iliyordu. Ne olduðunu bilmiyordu, ama iþlerin iyi gitmediðini anlýyordu. Islak bahçede dur up arabayý, Nathalie'yi bir kez daha görmek için bakmaya devam ederken kendini boþ ve ya lnýz hissetti, ama onu bir daha görmedi ve düþünceleri sisle kaplý nehir yataðý gibi karamsar Bir þeyler oluyordu. Günün çoðunu çiftlik binasýnýn üstündeki meyve bahçelerinde geçirdi. Aðaçlan budadý, budadýðý günce yýðdý. Toprak kuruduðunda arabayla gelip dallan yükleyecek ve yakacak odun ve çit olara kullanmak için onlan domuz aðýlýnýn arkasýndaki yere istif -leyecekti. Saat dörde yaklaþýrken ýslak ve üþümüþ bir halde geri geldi ve mutfak ocaðýnda ateþ yaktý. Ma rtalýk kararana kadar tekrar ýsýtýlmýþ kahve içti. Yað lambasýný yaktý, ateþe daha fazla odun külledi, sonra dýþarý çýkýp odasýna yürüdü. Lambasýný yaktý, bitmek üzere olan kemere baktýk dý. Kötü gitmiþ olabilecek bir sürü þeyi düþünmemeye çalýþýyordu, ama aklý Nathalie'nin geri ent'ýn ailesinde her þeyi deðiþtirebilecek olan baþka bir ölüme kadar tüm olasýlýklar arasýnd . Tüm olasýlýkla-n tükettiðinde içi geçti. Sonraki üç saat boyunca kiremit çatýya vuran yaðmu veya yüzünü yalayýp geçen bir esintiye sýk sýk uyana. ¦" 343 rak huzursuz bir þekilde uyudu. Saat sekize gelirken, kapýsýnda hafif bir týkýrtý duydu ve yataðýnda doðruldu; kafasý dinçleþ heyecanla dolmuþtu. Yürüyüp kapýyý açtý, Nathalie'yi içeriye çekip ona sarýlmaya hazýrlanýyor i Vincent'dý. "Ýyi akþamlar Atýlgan Geyik. Döndük." Küçük lambanýn loþ ýþýðýnda yüzü ince ve sert hatlý; bü larýnda parlýyor görünüyordu. "Atlarý ahýra götürüp onlara biraz yem verdikten sonra eve geli ? Nathalie bir þeyler hazýrlýyor, fazla bir þey yok, ama çok acýkmýþsýndýr." Yirmi dakika sonra Atýlgan Geyik mutfaða girdi. Nathalie'yi görmek için öyle sabýrsýzlanmýþtý lu iþ elbiselerini çýkarmayý unutmuþtu. Vincent önünde bir bardak þarap masada oturuyordu. "Ýçeri gel. Ceketini çýkar da benimle bir kadeh iç." Atýlgan Geyik, ceketini kapýnýn yanýndaki bir çengele astý ve etrafýna bakýndý. Ocaðýn üzerin ere çorba kaynýyordu; sýcak kokusu boþ midesinin guruldamasýna neden oldu. Bir somun ekmek , bir parça tereyaðý, bir kase zeytin ve bir sosis dokunulmamýþ olarak masanýn ortasýnda duru ordu. Vincent'ýn uzun, ince purolarýndan biri kül tablasýnýn içinde yanýyordu. Vincent'ýn þar durmasýný seyrettikten sonra becere-bildiði kadar sakin bir sesle: "Nathalie nerede? E ve gelmedi mi?" "Yatmaya gitti. Pek mutlu deðil sanýrým." Vincent ona þarabý uzattý ve bir þey söylemeden her man yaptýklarý gibi kadeh tokuþturdular. "Onun için uzun, zor bir gün oldu. Anlaþýlabilir bir y."

Atýlgan Geyik yüzlerce soru sormak istiyordu, ama Vincent'ýn sadece hazýr olduðunda konuþacað iliyordu. Böylece karþýlýklý oturup þaraplarýný yudumladýlar. Atýlgan Geyik çok açtý, ama o a yi kýsmýný bile yiyemezdi. Karþýsýndaki avurtlarý çökmüþ adam dýþýnda odadaki her þeye göz ge Uzun bir iç geçirme sesi duydu ve bir þeylerin olmasýný bekledi, ama bu þey dile geldiðinde d lardan hiçbiri deðildi. "Bunu sana söyleyebilirim Atýlgan Geyik, çiftliði kardeþim Ray-mond'a satmaya karar verdim . Ýyi bir karýsý, biri yeni doðmuþ altý çocuðu dýþýnda pek bir þeyi yok. Enginar ve biraz üzü Agen'in diðer yanýndaki bir mezbahada çalýþýyor. Ama iþi düzensiz ve enginarlar bu sene kötü satýldý." Vincent duraklayýp baþýný þarap kadehine doðru eðdi. "O çocuklarýn böyle yaþamalar or." 344 "Ama, ya sen? Ya Nathalie? Burasý onun evi." "Onun için zor olacak. Her zaman öyleydi. Ama o güçlü bir kýz, iyi bir kýz. Mutluluðu bulacak Gençlerin nasýl olduðunu bilirsin, bir an dünya baþlarýna yýkýlýr, sonra hiçbir þey olmamýþ g devam ederler. Biraz vakit alacak..." Vincent öne eðilip bezgin bezgin gülümsedi. "Ayrýca evliliði düþünmeye baþlamasý gereken bir yaþa geldi. Annesi evlendiðimizde henüz on beþ yaþý Atýlgan Geyik birden meyve bahçelerinde geçen günün yorgunluðunu hissetti. Omuzlarý ve kollar t kýsmý üst dallara yetiþmeye çalýþmaktan, bacaklarý ise tüm gün boyunca merdivende ayakta di en aðrýyordu. Acýkmýþtý, ama Nathalie'ye karþý duyduðu açlýðýn yanýnda yemek çok önemsiz kalý yve bahçelerinden deðil, neredeyse istikrarlý bir hayal kýrýklýðý üzerine kurulu hayatýndan k ndýðýný anlýyordu. Sanki tam bir þey yakalamýþken o þey parmaklanmn arasýndan su gibi kayýp g di. Ona verilenden fazlasýný hak etmediðini biliyordu, ama Nathalie ile arasýnda her ned ense bir þey olabileceðini düþünmüþtü. En azýndan burada babasýnýn çiftliðinde beraber olma þ i sonsuza kadar deðildi, ama kim o kadar ilerisini düþünebilirdi ki? Vincent kül tablasýnda sönen purosunu tekrar yaktý. Dumanýný baþlarýnýn üstünden havaya üfley aslandý. "Sadece kýrk üç yaþýndayým, yine de kendimi yaþlý bir adam gibi hissediyorum. Ayaðým eþiyor, topalladýðýmý biliyorsun. Kýþýn, bazen ayakta bile zor duruyorum. On iki yaþýnda, tam aðaçtan düþtüðümden beri hiç iyi olmadý." Vincent elini masaya vurup bir þeyler mýrýldandý, ik onu duymadý. "Her neyse, çiftlik benim için artýk çok fazla. Luci-enne öldüðünden beri tek diðim Nathalie'nin düzgün bir hayat yaþama þansýnýn olmasý." "Ne yapacaksýn?" Vincent ceketinin cebinden bir mektup çýkardý. Zarf kenarlarýndan kývrýlmýþtý ve Atýlgan Geyi bin daðýldýðýný görebiliyordu. "Bordeaux'da baþka bir kardeþim var. Paul. Neredeyse ayný yaþt içimizden zeki olaný." Vincent bu sonuncusunu hafif bir kýzgýnlýkla söylemiþti. "Onunla birl kte çalýþmamý teklif etti. Büyük bir cave'ý var, çok baþarýlý. Bourgogne, Cote d'Or, Alsace, si gelirse, oralardan bile þarap alýyor. Haute bourgeoisie ne talep ederse... Çok baþarýlý." "Nathalie ne yapacak peki?" Vincent Atýlgan Geyik'in kýzýna gösterdiði ilgiyi anlamayarak, ona '345 soru sorar bir ifadeyle baktý. "Bir þey bulacak veya birini, Tanrý bilir. Bordeaux büyük b ir þehir." Atýlgan Geyik Nathalie'yle meyve bahçelerindeki ilk gerçek konuþmalarýný hatýrladý. "...Burad k insanýn olmadýðý bu yerde yaþamayý tercih ederim. Ya sen?" Vincent'a onun çiftlikte -Atýlga eyik'le- mutlu olduðunu nasýl söylerdi? Niye bunu zaten bilmiyordu ki? Bunu düþünürken çok uz zaman öncesinden, baþka bir hayattan, sevgili kola'sý Attan Düþüren'in, "Þu anda sürdüðümüz h liði var? Günün birinde yaþlý adamlar olacaðýz ve elimizde kötü kýþlardan, etsizlik ve kadýns aþka bir þey olmayacak. Ben bunu istemiyorum," demesi aklýna geldi Artýk Atýlgan Geyik'in mutlu olma þansý yok olmuþtu. Vincent'ýn haklý olduðunu biliyordu. Nat ie baþka birini bulacaktý. Birkaç ay içinde Atýlgan Geyik'i tamamen unutacak ve baþka birini n yanýnda, onun saçlarýný okþayan, vücudunda onun sýcak ellerini hisseden genç bir kadýn olac týlgan Geyik ise yaþlanacak ve elinde anýlarý dýþýnda hiçbir þeyi kalmayacaktý. Kendi kendine neredeyse inledi. "Yarýn Madam Loiseau'ya yazýp Marsilya'ya dönmeye hazýr olduðunu söyleyeceðim." Vincent ayaða lkýp yavaþ yavaþ kaynayan çorbaya doðru yürüdü. "Ýyi bir iþçi oldun Atýlgan Geyik. Sen olmada i nasýl atlatýrdýk bilemiyorum." Kapaðý kaldýrýp çorbayý kokladý. "Ama kardeþim benim gibi de llan var. Güçlü bir karýsý var. Ýhtiyacý olan tüm yardým yanýnda olacak." Vincent dönüp Atýlg ktý. "Bu meyve bahçeleri nesillerdir aileme iyi davrandý. Artýk kardeþimin oðullarýnýn sýrasý sun deðil mi dostum?" 346 XX

Vincent Gazier Atýlgan Geyik'in budamakta olduðu aðacm altýnda duruyordu. Atýlgan Geyik'in ne dediðini duymuþtu, ama þu anda sadece kafasýndaki damarlarýn zonklamasýný duyuyordu. Bu m deðildi, ama yine de duymuþtu iþte. Atýlgan Geyik merdivenden aþaðý inerek henüz o sabah bilediði testereyi inceledi. Diþlerinin rasýndan hoþ kokulu, san aðaç parçalan sarkýyordu. "Kýzýnýzla evlenmek istiyorum," dedi kafas rak, "bu benim için bir þeref olacak." Vincent Atýlgan Geyik'in yüzüne baktý. Nereden baþlayacaðýný bilmiyordu. Kýzgýn deðildi; kýza ar afallamýþtý. Tüm bildiði böyle bir isteðin olanaksýzlýðýydý. Ýzin vermek bir yana, böyle b nmak bile saçmaydý. Vahþi bunu anlayacaktý mutlaka. Ama ak. 347 linin bir köþesinde Vincent, Kýzýlderililerin kim veya niçin olursa olsun öylesine kendileri ne eþ bulup bulmadýklarýný merak ediyordu. "Ýsteðinin olanaksýzlýðým görmelisin dostum. Bu iþ Fransa'da o kadar kolay deðil. Bazen evlil in ayarlandýðý doðru, ama bu aile içinde yapýlýr." Vincent gülümsedi. Soðukkanlýlýðýný tekrar thalie arkadaþ oldunuz, ama hepsi bu kadar. Yakýnda o gidecek, sen de Marsilya'ya döne ceksin. Orada birçok iyi kadýn olduðundan eminim." Gerçekte Vincent emin deðildi. Gemilerd e çalýþmýþ genç adamlardan Marsilya kadýnlarýnýn kötü þöhretini duymuþtu. "Benim için Nathalie dýþýnda kimse yok Mösyö Gazier. Farklýyýz, ama ülkenizdeki herkes benden lý. O, benim hayatýmla, atalarýmýn yurduyla, anne ve babaným kim olduðuyla ilgilenen, benim kim olduðumu anlamaya çalýþan ilk kadýn ve ben de onun benimle olmasýný istiyorum. O benim il gerçek kadýným." "Ama görmüyor musun, bu tam bir bencillik. O sadece genç bir kýz. Sen neredeyse benim yaþýmd asýn. Ortak hiçbir þeyiniz yok." Vincent sinirlenmeye baþlýyordu. Atýlgan Geyik bir vahþiydi! isinin birlikte olmasý fikri son derece saçmaydý. O sadece genç bir kýzdý. Ve sadýk bir Katol k. Hayatý mahvolurdu, ayný þekilde Atýlgan Geyik'in hayatý da. "Bunu unutmaksýn Atýlgan Geyik Beni duyuyor musun? O benim küçük kýzým ve o hazýr olana kadar onu kimseye vermeyeceðim." Vi cent'ýn iri gözleri, göz yuvalarýnda sabah çiyi yemiþ koyu renkli eriklere benzeyene kadar ký dý. "Ben onun hazýr olduðuna karar verene kadar. Bu iþ de burada biter." Nathalie, Agen'den ve çiftlikten ayrýlacak olmasýnýn getirdiði mutsuzluða raðmen, pencerelere kuru meyve çelenkleri ve salon ile mutfak arasýndaki koridora ise defne yapraklarýndan bir halka asmýþtý. Tavan arasýndan Ýsa'nýn doðumunu anlatan biblolan çýkarmýþtý. Bu biblolar zamanlardaki kýþ aylarýnda annesinin oturduðu kaplama koltukla þöminenin arasýnda duruyordu. oel'e sadece üç gün kalmýþtý ve Noel'in sýradan bir Noel gibi görünmesini saðlamaya kararlýyd n erikli tatlý tarifini bile hatýrlamýþtý ve bu akþam (týpký annesinin yapacaðý gibi) Atýlgan n ertesi gün bir kaz öldürüp asmasýný isteyecekti. Nathalie büyük domuz eti parçalan ile sosis kattýðý fasulye çorbasýný hazýrlarken, Atýlgan Ge lona daha önce hiç girmediðim 348 fark etti. Mutfak dýþýnda evin baþka hiçbir yerine davet edilmemiþti. Biraz daha düþününce am ilesi taþýnýp onlar buradan aynlana kadar geçecek kýsa bir süre için de olsa evin hanýmýnýn k olduðunu fark etti. Bu düþünce her zaman olduðu gibi içini burksa da, bu gece evin hanýmý olm kararlýydý. Yemekten sonra Atýlgan Geyik'i düzgün bir ateþin karþýsmda oturmasý, eau-de-vie' içmesi ve crec-he'e hayran kalmasý için salona davet edecekti. Ama Atýlgan Geyik yemeðe gelmedi. Nerede olduðunu sorduðunda babasý omuz silkti ve bütün gün budamaktan yorgun düþmüþ olabileceðini söyledi. Atýlgan Geyik'i çaðýrmak için kapýya yöneldi u rahat býrak," dedi. Hepsi buydu. Ama o basit sözcüklerin gerginliði Nathalie'nin nefes ini tutmasýna neden olmuþtu. Babasý yatuktan sonra bir tas ýlýk çorba ve büyük bir parça ekmekle beraber aceleyle Atýlgan ik'in odasma gitti. Soðuk ve benak bir geceydi. Ay neredeyse dolunay olmuþ, binalar ve çýplak aðaçlar belirgin gölgeler oluþturmuþtu. Küçük bir çocukken Nathalie Noel'e az zaman esi bir gece karþýsýnda büyük heyecan duyardý. Ýsa bebeðin ve Meryem'in aym ötesinden yukanda yerde tüm kusurla-nna karþýn büyük bir anlayýþ ve sevgiyle kendisine baküklanný düþlerdi. Böy e ailesinin hep birlikte ve mutlu olmasý için ateþli bir þekilde dua ederdi. Ama bu akþam sabýrsýzdý. Küçük pencerede ýþýk göremeyince en kötü olasýlýðý düþünerek korktu. Kapýyý çalýp birkaç sani de kapý içeri doðru ardýna kadar açýldý. "Atýlgan Geyik? Sevgilim?" Pencereden gelen ýþýk yatakta küçük bir kare oluþturuyordu. Yatak örtüsü bozulmamýþtý. Masaya kemer, masa boyunca kaim bir ipin karanlýk gölgesi gibi yatýyordu. Nathalie yavaþça odaya girip yataða oturdu; tas ve ekmek hâlâ elindeydi. Soðuk havada çorbada

dumanlar çýkýyordu. Artýk her þeyin elinden gittiðini düþündü, ilk önce annesi, sonra evi, þ gilisi. Yemekten önce çok kararlý ve azimliydi, Atýlgan Geyik'i ailenin bir üyesi gibi kab ul edecek, belki bir gece. için ona, ateþin önünde oturan kocasýymýþ gibi davranacak, evin ha olacaktý. Ama þimdi kendini küçük bir kýz gibi hissediyordu, bir erkeðin aþkýný hissetmemiþ k yý ve ekmeði yere býraktý ve yataða çöktü. Sonra aðladý: yine o küçük kýz oldu ve de her zama Uyandýðýnda önce yað lambasýndan gelen, soðuk odayý ýsýnyor.3*49 muþçasýna yumuþak alevi fark etti. Atýlgan Geyik'in yataðýn yanýnda sandalyeye oturmuþ, kendi seyrettiðini gördü. Düþünmeden, neredeyse kucaklanmak isteyen bir bebek gibi kollarýný uzatü. klamak yerine, Atýlgan Geyik yamna uzanýp onu kendine, açýk paltosunun içine çekti. Dakikala r boyu, çenesi omzuna gömülmüþ, Nathalie'yi neredeyse tekrar aðlatacak bir sýcaklýkla sarýlmý izce yattýlar. Sonra erkek kýzýn kulaðýna fýsýldadý ve kýz, evet, dedi, evet. Ertesi sabah Atýlgan Geyik kahvaltýya takým elbisesini giydi. Artýk elbise on bir yýllýk olm uþtu ve kýrsal bir þehir olan Agen'in standartlarýna göre bile modasý geçmiþti. Daha da kötüs nun oturma yeri ve dizleri bollaþmýþü ve bir kat yeri bile yoktu. Ceketi þehre geldiklerin de köylülerin giydiklerine benziyordu; cepleri boþtu, ama unutulmuþ yüklerden miras kalmýþ þi iðini koruyordu. Yine de Atýlgan Geyik elbiseyi onurla giyiyordu. Agen'e geldiðinden b eri paketinden çýkmayan, neredeyse temiz beyaz gömleði ona rahiplere benzer bir hava ver iyordu. Sadece omuzlarýna inen saçlarý Stronghold ve Vahþi Batý gös-terisindeki günleri hatýr ordu. Atýlgan Geyik Vincent'ýn karþýsýna, her zamanki yerine oturdu. Vincent kaþýðýyla oynuyor, kaþ uyordu. Nathalie ise iki erkeðe de sýrtýný dönmüþ ocaðýn üzerindeki yulaf lapasýný karýþtýrýy arýna dökülen kahverengi saçlarýný bu sabah düzgün bir topuz halinde yukarýda toplamýþtý. Her bisesini giymiþ ve önlük takmýþtý, ama omuzlan daha yukarýda, sýrtý ise daha dik görünüyordu. büyük bir fincana kahve ve sýcak süt koyup Atýlgan Geyik'in önüne koydu. Atýlgan Geyik nerede tanýmadan ona baktý. Kafasý baþka bir yerdeydi. Meyve bahçesindeki konuþmalarýný devam ettiriyormuþçasýna, "Kýzýnýzý sizden tekrar istiyorum " dedi. Kavuþturup muþambanýn üzerine yerleþtirdiði kendi ellerine bakýyordu. Vincent bir süre daha masaya vurarak kaþýðýyla oynadý. Sonra yulaf lapasýný karýþtýrmayý býra eketsiz duran kýzýna bir bakýþ attý. Artýk vücudu þekillenmeye baþladýðý için onda Lucienne'i vardý. Hatta bugün saçlarýný gevþek bir topuz halinde toplamasýnda bile... Kýzýnýn sýrtýna doðru, "Kýzým buna ne diyor peki?" diye sordu. Nathalie hemen dönmedi. Önlüðüyle içinde yulaf lapasý kaynayan 350 tencereyi ocaðýn daha soðuk bir yerine aldý. Özenli, ama gereksiz bir hareketle ellerini s ildi. Sonra döndü, ama babasýna bakacaðýna Atýlgan Geyik'e baktý. "Onun karýsý olmaktan çok mutlu olacaðým," dedi. Sesi kendine zayýf, çatallý geldi, ama devam ti, "Biz birbirimize âþýðýz." Vincent kaþlarýný çatü. "O halde siz ikiniz bana söylemeden bu konuyu konuþtunuz, öyle mi?" Bir süre ikisi de cevap vermedi. Belki de ona ne kadarýný söyleyeceklerine karar vermeye çalýþýyorlardý. Belki de dün geceyi düþünüyorlardý. Sonunda Atýlgan Geyik "Evet. Nathalie ka l etti. Sizin de izninizle mösyö..." "Biz birbirimizi seviyoruz baba. Beraber mutlu olacaðýz." "Eðer bu evlilik gerçekleþirse, onunla Marsilya'ya taþýnýr mýsýn?" Vincent cevabý beklemedi. n ayaða kalkýp masanýn etrafýndan dolandý ve kapýyý arkasýndan kapatarak dýþarý çýktý. Baþka zaman olsa Vincent böylesine güzel bir sabaha hayran kalýrdý. Bahçenin üzerinde asýlý k e bir sis güneþte altýn renginde parlýyordu. Yakýnda sis sýcakla kaybolacak ve gökyüzü aralýk nder bulunan açýk maviye bürünürken toprak, ona meyve bahçelerinin sadece uyuduðunu, üç ay iç ik aðaçlarýnýn üzerinde küçük tomurcuklarýn görülmeye baþlayacaðýný ve ondan sonra da Gazier aklara sahip olduðunu nesiller boyunca olduðu gibi meyve mevsiminin tekrar baþlayacaðýný hatý latacak kadar ýsýnacaktý. Baþka bir zaman olsa Vincent ailesine böylesi bir cennetin güzelli klerinin keyfini çýkarmasýna izin verdiði için Tanrýya þükreder, böyle az bulunur bir günde k k þanslý bir adam sayardý. Oysa gerçekte heyecanýný yitirmiþti; geçtiðimiz aylar boyunca da böyle hissediyordu. Belki de Lucienne'in ölümünü atlatabilirdi. Uzun zamandýr beklediði ölüm geldiðinde, yasma raðmen raha tmiþ ve neredeyse kýzý için yeni bir hayatýn baþladýðýný bile düþünebilecek hale gelmiþti. En lenip kendi ailesini kurmak için evden ayrýlacaðýný biliyordu. Ama mutlu olduðu sürece buna d yanabilirdi. Ayrýca kim bilir; kocasý Vincent'la beraber meyve bahçelerinde çalýþmaya baþlard Böylece hepsi birlikte yaþayabilirlerdi. Hep bu bahçede oynayan torunlar düþlemiþti. En iyi anlarýnda hayatýn kendisi için yeniden katlanýlabilir hale gelebileceðini düþünmüþtü. Luci-en

le. Ama Vincent'ýn kendi saðlýðý da kötüye gitmeye baþlamýþtý. BacaJ'351 ðý artýk sürekli aðrýyor, sadece bir sýkýntý kaynaðý olmaktan çýkmýþ, gittikçe inceliyor ve z k tek baþýna budama iþini bitirmeyi baþarmýþ olsa bile, bacaðý hem geliþme ve hasat mevsimini luklarýna hem de domuzlara ve kazlara bakmaya, bir de çiftlikteki onlarca günlük iþle ilgi lenmesine izin vermezdi. Nathalie onunla kalmaya karar verse, bir þekilde çiftlikte kalabiliyor olsalar bile, çiftliðin, meyve bahçelerinin, sadece çalýþmaktan ibaret bir hayatý kölesi olacaktý. Bunun olduðunu daha önce görmüþtü; yük hayvanlarýndan sadece biraz daha iyi , gittikçe acýlaþan, küskünleþen, zamanýndan önce yaþlanan ve sonuçta deðirmen taþýnýn etrafý tepkisizleþen genç kadýnlarý görmüþtü. Hayýr, kýzýnýn baþýna bunlarýn gelmesine izin veremezdi. Ama bir vahþiyle evlenmesi! Böylesin ul edilemez bir birlikteliðe Lucien-ne ne derdi? Tüm bu olaylarda Tanrý nerelerdeydi? O gün daha geç vakitte Vincent Madam Loiseau'ya bir mektup yazdý. Eli yavaþ ve dikkatliy di, ama babasýyla evlenmeden önce birkaç kilometre güneyde bir okulda öðretmenlik yapmýþ olan nesinin sayesinde kelimeleri ve harfleri okunaklýydý. Bu çýlgýnlýða bir son vereceðini umut e kelimeleri yazarken bile Nathalie'nin okuma yazma öðrenmesi için ýsrar etmediðine piþmanlýk uydu. Üç yýl boyunca okula gittiyse de tek derdi arkadaþlarýyla aþýk atmak olan ilgisiz bir ö i olmuþtu, okul hayatý sona erdiðinde ise okuma yazma isteði de kaçmýþtý. Ev ve çiftlik için becerileri öðrenmekten mutluluk duyuyordu; bu beceriler bir çiftliðin hanýmý olduðunda onun aha çok iþine yarayacaktý. Okuyacak hiçbir þeyim, yazacak kimsem yokken okuma yazma öðrenmeni bana faydasý ne diyerek ýsrarla yalvarýrdý. Vincent mektubu katlarken ayný konumda uzun bir süre oturduðu için bacaðýnda keskin bir acý h ssetti. Ayaða kalktýðýnda ise ayaðýnda hiç his yoktu. Tanrým, diye düþündü, artýk her gün dah dunlarý kurarken neredeyse bir parmaðýndan olacaðý o zamandan beri, yirmi yýldan fazladýr dok ora gitmemiþti. O zamanlar böylesine aptal bir kaza onu utandýrmýþtý, ama bu sefer ciddiydi. Tekrar oturdu ve her iki eliyle bacaðýna masaj yaptý. Dertlerinin yükünün her saat arttýðým tmesine raðmen, katlanmýþ mektubu yazý masasýnýn bir gözüne sýkýþtýrýp kapaðý kapattý. Birden adýna korkmuþtu. Sevgili, tatlý Lucienne ne yapmalýyým? 352 O gün veya ertesi gün evlenme teklifi ile ilgili baþka bir þey konuþulmadý. Vincent kahvalüsm eredeyse hiç konuþmadan etti ve akþam yemeði zamaný geldiðinde Nathalie'nin salondaki ateþi y kacak olmasýna raðmen erkenden odasýna çekildi. Günleri ya içeride ya da çiftliðin binalarý a koþum takýmlarýný tekrar düzenleyerek, aslmda bunun Nathalie'nin iþi olmasýna raðmen kaz aðý leyerek veya neden orada olduðunu pek de bilmeyerek, öylece ahýrda durarak geçiriyordu. Atýlgan Geyik ise günlerini meyve bahçelerinde budama iþi yaparak geçiriyordu. Vincent'ý tek rar zorlamamýþtý, çünkü adamýn düþündüðünü, teklif yapýlmamýþ gibi davranmadýðýný hissetmiþti ere karþý içinde büyük bir neþe hissederek, bazen de olmasý daha muhtemel kötü þeyler yüzünde uyuþturan bir moral bozukluðu içinde aðaçlan budadý. Akþamlan o ve Natha-lie salonda oturuyo , ateþi seyrederek creche'e bakýyorlardý. Birbirlerinden uzakta oturup zaman zaman ner edeyse aranýr gibi birbirlerine bakýþ atýyorlar, sonra Atýlgan Geyik eau-de-vie'sinden son yudumunu alýyor ve iyi geceler dileyerek odasýna gidiyordu. Noel arifesinde Atýlgan Geyik atlan arabaya baðladý. Tekrar wasic-hu kilisesine gitmek istememiþ, ama Vincent ýsrar etmiþti. Bu Atýlgan Geyik'i hayrete düþürdü, yine de soðuk gece a Vincent'ý ve Nathalie'yi bekledi. Ayin sýrasýnda Vincent onun ve Nathalie'nin arasýnda oturdu. Atýlgan Geyik hoþnutlukla kut sal dumanýn ve rahip ile koronun söylediði þarkýlarýn etkisindeydi, ama þurada yan oturur bir kilde, alným birleþtirdiði ellerine dayayarak dizlerinin üzerine çöktüðünde Vincent'ýn kendin a aðýrlýðýyla yere býraktýðýný fark etti. Vincent bu þekilde yere çöktüðünde, Atýlgan Geyik göz ucuyla Nathalie'yi açýk seçik görebildi iç bu kadar güzel bir kadýn görmemiþti; en iyi ikinci elbisesini giymiþ, yüzünün yansýný örte gerçek bir kadýndý. Ama onu görmek bile kendisini heyecanlandýrýrken, aslýnda bu genç kadým t redeyse uzaktan hayranlýk duyduðu bir yabancý olabileceðini de hissetti. Birden kendini deðersiz buldu. Böylesi bir güzelliði hak etmeyen bir vahþiydi o. Oranýn kendisi için kutsal ir yer olmadýðýný bilmesine raðmen gözlerini kapayýp ona yanmýþ tatlý otu hatýrlatan dumaný i akan Tanka'dan sadece bu seferlik þefkat ve merhamet istedi. Lucienne'in Noel akþamý için her zaman hazýrladýðý balýk çorbasmF23ÖN/Kýzýlderilinin Þarkýsý '* 353 dan oluþan geç saatte yedikleri bir akþam yemeðinden sonra, erkekler oturup budama iþinden

konuþurken Nathalie masayý topladý. Nathalie böylesine sýradan bir konunun erkekleri meþgul etmesini kýzgýnlýkla, inanamayarak dinledi. Çorbayý o öðleden sonra neredeyse hiç aklýný ver azýrlamýþtý, çünkü kafasý baþka þeylerle fazlasýyla meþguldü. Bu annesi olmadan geçirdiði ve týldýðý ilk ve büyük olasýlýkla çiftlikte, babasýyla beraber geçirdiði son Noel'di. Bordeaux'ya gitmektense Atýlgan Geyik'le kaçmayý kafasýna koymuþtu. Marsilya'ya uasýl gidece klerini, nasýl para kazanacaklarýný bilmiyordu ve farklý insanlarla dolu böylesine uzak ve yabancý bir þehre gitme fikri onu korkutuyordu. Ama Atýlgan Geyik'in paltosunu ona açtýðý ge eden sonra ne yaparlarsa yapsýnlar, kaderleri onlarý nereye götürürse götürsün, onun kendisin oruyacaðýný hissediyordu. Vincent eau-de-vie'yi getirirken ek bir kadeh getirmesinde ýsrar etmiþti. Nathalie k albinin hopladýðmý hissetti. Bu sadece tek bir anlama gelebilirdi. Ama kadehlerini kal dýrdýklarýnda babasý, "Annene ve benim sevgili karýma. Tüm dünyevi sýkýntýlarýn ve dertlerin cennet mekaný olsun. Adieu sevgilim," dedi. Nathalie bir yudum aldý ve içkinin boðazýný yakarak geçtiðini hissetti. Ne var ki yanaklannda i kýzarýklýðýn nedeni içki deðil, aniden hissettiði suçluluk ve kýzgýnlýktý. Kadeh kaldýrmala yduðu hayal kýrýklýðý ona zalimce gelmiþti, annesi henüz birkaç ay önce ölmüþtü, ama bu da ye Babasýnýn onun mutluluðunu düþünmemesi haksýzlýktý. Genç ve hayat doluydu. Gözlerine yaþlarý issetti, bakýþlarýný kaçýrdý, fakat bunu gözlerinden ondamla yaþ düþmeden önce yapmayý becere "Hadi kýzým, o kadar da kötü deðil. Eminim bu kutsal gecede yukarýdan bizi seyrediyor ve þimd þerefine kadeh kaldýracaðým þeyi eminim onaylýyordur. Çok olgun ve gönlü zengin bir kadýndý en. Birkaç gündür onunla sýk sýk konuþuyorum." Bunu söylerken kadehini tekrar kaldýrdý. "Sana týlgan Geyik'e... Beraber mutlu olun." Ýçkisini yudumlarken, Tanrý ve sevgili karým beni a ffetsin diye düþündü. Üç hafta sonra Nathalie ve Atýlgan Geyik, Agen'deki Hotel de Vil-le'de* resmi nikâhla ev lendiler. Basit bir iþlemdi ve on beþ dakikadan * Belediye dairesi, (y.h.n.) 354 F23ARKA/Kýz!Ýderilinin Þarkýsý az sürmüþtü. Vincent'ýn küçük kardeþi Atýlgan Geyik'in, karýsý ise Nat-halie'nin þahidi olmuþ Atýlgan Geyik'in Fransa Cumhuriyeti'nin bir vatandaþý olarak haklarýný ve görevlerini bildir diði affý onun resmi kaðýtlan yerine geçti. Ve böylece, kaderin garip bir cilvesiyle, ayný an a hem bir eþ, hem de Fransa vatandaþý olmuþtu. Ama karýsýnýn mutluluðu kilisede evlenemeyeceklerinden dolayý duyduðu ýstýrap verici hayal ký iyle bozulmuþtu. Vincent buna izin vermezdi, o verse bile rahip izin vermezdi. Atýlg an Geyik'in kilisenin gözünde vaftiz edilmemiþ bir kâfir olduðunu açýklamýþtý Vincent. Ve böy alie kararsýz kaldý; ya Atýlgan Geyik din deðiþtirmek istediði takdirde (ki o, bu fikre tepk isiz kalmýþ ve Nathalie onun bu tepkisizliðini garipsemiþti) bu uzun süren süreci bekleyecek ti ya da beyaz bir gelinlik giydiði, yüzleri mutlulukla parlayan ailesinin yanýnda old uðu ve sonrasýnda bir kutlamanýn takip edeceði gerçek bir düðünden vazgeçecekti. Çocukluðunda ndisini seven insanlann katýldýðý gerçek bir düðün düþlemiþti. Hayallerinde utangaç, alçakgön ordu, ama insanlar buna raðmen onun güzelliðini fark ediyorlardý. Damat her kimse, o da tam bir hayranlýkla, kendi þansýna inanamayarak afallamýþ, ona bakýyordu. Belki böylesi dünyevi bir onaydan daha çok papaz, dolayýsýyla Tann tarafýndan Kutsal Meryem ve Ýsa ve tüm azizler nzalanný gösterecek þekilde kendisine gülümserken kutsanmak istemiþti. ak o zaman kendini gerçekten evlenmiþ hissedecekti; ve þimdi yanýnda duran adamla zina y aptýðý için iþlediði günahlann affedildiðini... Ama iþte buradaydý; uzun boylu, üzerine iyi oturmamýþ bir takým giymiþ, kelleþmekte olan, evl k akdini üstünkörü tekrarlayan bir adamla yüksek tavanlý soðuk bir odadaydý. Annesinin bir bu ene önce diktiði, þimdiden kalçasýný ve göðsünü sýkan elbise bile ne beyaz ne de dantelliydi. den buketi Vincent'ýn merkez pla-ce'daki bir kiosktan aldýðý kurutulmuþ çiçeklerden oluþuyord Aynca aile ve arkadaþlardan oluþan büyük bir izleyici kalabalýðý yerine sadece yengesi, amcas e babasý vardý. Adam onlan karý koca ilan ettiðinde Nathalie ve Atýlgan Geyik ilk defa topluluk önünde öpüþtü Atýlgan Geyik'in dilini aðzýna sokmaya çalýþmasýndan korktuðu için dudaklarýný sýkýca birbiri týlgan Geyik bunu yapmadý. O da en az Nathalie kadar kendini utangaç ve garip hissediy ordu. 355 Vincent birkaç hafta önce Madam Loiseau'ya yazdýðý nefret dolu mektubu yok etti ve Atýlgan G eyik'in Marsilya'ya yakýnda ulaþacaðýný anlatan bir baþka mektup yazdý. Neredeyse sonradan ak a gelen bir fikir gibi, artýk Madam Atýlgan Geyik olan kýzý Nathalie'nin de ona eþlik edec

eðini ve bu nedenle muhtemelen daha büyük bir eve ihtiyaç duyacaklarýný belirtti. Madam Lois eau'dan þunlarý yazan bir cevap aldý: "Burada Yardým Topluluðu'ndaki herkesin ne kadar þaþýrý indiðini tahmin edemezsiniz. Atýlgan Geyik'in iffetli kýzýnýzla evliliði mutlaka Atýlgan Geyi 'in gelecekteki mutluluðunu saðlamak yönünde çok etkili olacaktýr. Çok gurur duyuyor olmalýsý eni evlilerin Gare St-Charles'da karþýlanabilmeleri için yola çýkmaya hazýr olduklarýnda kend sine telgraf çekmesini istedi. Þimdi ise Vincent, Nathalie'nin yanmda durmuþ, Atýlgan Geyik'in eþyalarý arabadan indirmes ini seyrediyordu. Nathalie'nin bir sandýðý, daha küçük bir çantasý ve bir giysi valizi, Atýlg yik'in ise on ay önce getirdiði kumaþ çantasý ve valizi vardý. Vincent, Atýlgan Geyik'e içind adame Loiseau'nun Atýlgan Geyik'e gönderdiði neredeyse iki yüz elli frangý bulan para kese sini verdi. Bundan daha fazlasýný hak etmiþti, ama Vincent'ýn elinden gelen ancak bu kad ardý. Ýki sevgiliye hakkýný helal ettiði geceden beri endiþeden kendini yiyip bitirmiþti. Ama þimdi ikisini beraber yürürken, Atýlgan Geyik'i dünyadaki tüm varlýklarýný bir el arabasýnda iterke si, birden onlarý gerçekten olduklarý gibi algýlamasýný saðlamýþtý. Doðru, Vincent bu geçen b onlarý beraber görmeye alýþmýþtý ama yine de güzel, hatta çarpýcý bir çift oluþturuyorlardý. dan daha uzun, daha gururlu, daha bir kadýn görünüyordu. Lucienne'in ölümünden bu yana kýzýný eði onu endiþelendirmiþti. Ama þimdi içinde bir yerde, alýþýk olmadýðý bir güven hissediyordu eyik'in ona iyi davranacaðýný biliyordu. Kýzýlderili'ye karþý kýzýný kendisinden uzaklaþtýrdý ssiz ama yakýcý küskünlük, yerini garip ve yeni bir gurura býrakýyordu, bacaðýnýn kötü durumu gelmeye ve onlar kadar aðýrbaþlý yürümeye çalýþtý. Bir saat sonra arabayý avluya doðru sürerken etrafýna bakýndý, binalarýn ne kadar bakýmsýz ol gördü. At ahýrýnýn çatýsýnda bir sürü kiremit kýrýk veya eksikti. Domuz aðýlý eski dallardan r harabeydi. Ana evde bile kirli beyaz sývalarýn düþüp kýrmýzý kiremit yapýnýn ortaya çýktýðý ardý. Vincent bu tamir isteyen yerleri daha önce de görmüþtü, ama her seferin356 de sadece bir tanesini fark etmiþti, geçerken bir ara tamir edilmesi gereken þeylere aül an öylesine bir bakýþtý. Þimdi tüm çiftliði bir bütün olarak görüyor ve bu görüntü onu umutsu tepedeki aðaçlar bile, düzgün bir þekilde budanmýþ olsalar da, yaþlýydýlar ve gelecek birkaç eferinde bir bölüm olmak üzere deðiþtirilmeleri gerekecekti. Vincent çiftliði yalnýz bir adamýn görebileceði kusursuz bir berraklýkla görüyordu artýk. Bur seven bir karýsý ve hayat dolu, sevgi dolu kýzýyla mutlu bir hayat geçirmiþ olduðuna inanmak zordu. Artýk her ikisi de gitmiþti. Ve yalanda kendisi de gidecekti. Ama çiftlik ailed e kalacaktý. Kardeþi Raymond ona, her hasattan sonra yedi yüz elli frank ödemeye söz vermiþt i, ama Vincent kardeþinin bunu hiçbir zaman yapamayacaðýný biliyordu. Beslemesi gereken çok boðaz vardý. Arabadan inip atlan çözdü. Onlan evin arkasýnda, tepe yamacýndaki kaynaða götürdü. Su içmeler rederken Nathalie ve Atýlgan Ge-yik'in trendeki hallerini hayal etmeye çalýþtý. Þu anda Garo nne'daki pencereden dýþan, tepeler boyunca yükselen çýplak baðlara bakarak öðle yemeklerini y r olmalýydýlar. Büyük olasýlýkla el ele tutuþuyorlardý, belki yeni maceralar en azýndan Natha i ürkütmüþ olmalýydý. Vincent yaþlý kara atýn kiþnemesini dinledi ve hafifçe atýn omzuna vurd aklýðýndan dolayý minnettardý. Daha sonra mutfaktaki masada oturup bir bardak kahve içerek yukarýda bir ayak sesi, ocaktaki tavalann sesini, alet kulübesinde duran budama testeresinin çalýþma sesini duym aya çalýþtý, ama hiçbir þey duymadý. Kendi dünyasýnda sessizliðin bu kadar yoðun olacaðýný hi Boðazýný temizledi. Sonra bir kibrit çakýp purosunu yaktý ve masada duran garip kemere baktý. Parmaklarým kemerin sýký, yumru yumru desenlerinin üzerinde dolaþtýrdý. Atýlgan Geyik'i özley i. Ama kýzýnýn yokluðu kalbini sýzlatacaktý. Geriye bir tek kýzý kalmýþtý ve artýk o da gitmi ^'357 XXI Atýlgan Geyik Rue d'Aubagne'ýn köþesinde durup üç sokaðýn birleþtiði, tüm pazar hareketlerini ace'a. giden parke taþlý yola bakýl. Her iki tarafýndan da teker teker, kararlý yürüyen kadýn geçiyor, bazýlan bahar sebzeleri, peynir, balýk veya et almýþ pazardan geliyor, diðerleri b oþ sepetlerle ve bozuk para çantalanyla pazara doðru acele acele yürüyorlardý. Ortalýkta göze an erkekler sadece satýcýlar ve karýlarýnýn yanýnda dimdik yürüyen birkaç yaþlýydý. Pazarýn küçüklüðü onu þaþýrtmýþtý. Pazan kocaman, yüzlerce insan ve onlarca tezgâhla dolu hat giymiþ çok sayýda erkeðin, kadýnlarýn arasýnda, onlan baþtan aþaðý süzerek veya Rene'nin tez ra hayran hayran bakarak dolaþtýðýný hatýrlýyordu. Produce'un topraksý kokusuyla kanþmýþ tütü dinlendiril358

miþ peynirin keskin kokusunu hatýrlýyordu. Hatýralarýnýn doðruluðunu kanýtlayan tek þey satýc rleriyle dalga geçmeleri, birbirlerini kýzdýrmalarý ve bütün bunlarýn arasýnda ara sýra yükse bir sesti. Tüm sesler sanki kime ait olduklarýný çýkarabilirmiþ gibi tamdýk gelmiþti, ama Soulaslar'in b tezgâhýnda çalýþtýðýndan beri on iki yýldan fazla bir zaman geçmiþti. O seslerden çoðunun son smuþ olduðunu biliyordu; diðerleri de iþi býrakmýþ veya baþka bir yere gitmiþ olabilirlerdi. de burasý küçük bir mahalleydi, insanlar orada nesiller boyu yaþýyor olabilirlerdi, bu neden le onlarý tanýmasý imkânsýz deðildi. Atýlgan Geyik tanýnma fikrinden huzursuz oluyor, hatta neredeyse korkuyordu. Hâlâ dikkat çekecek kadar farklýydý, göçmen mahallesine aitmiþ gibi görünen esmer tenli, uzun siyah saçl an bir adamdý. Garip bir þekilde Marsilya'yý terk ettiðinden beri, ne birçok deðiþik adamýn b nduðu hapishanede, ne de kendini benzersiz hissedecek kadar farklý olduðu, ama acayip bir yaratýk olarak görülmediði Agen'de, böylesine yanlýþ yerde olduðu duygusuna kapýlmamýþtý. ar ona, bu caddelerde ilk yürüdüðü zaman hissettiði o aym þüpheyle bakýyorlardý. O zamanlar b karýþtýrýcý bir düþmanlýktý, ama þimdi meþhur þefin kötü þöhretli katili olarak tanýnmaktan k Agen'den geldiðinden beri dört aydýr sessiz bir sýradanlýðýn keyfini yaþamýþtý. Pazarlarý har na çalýþmaya, büyük gemilerin yükünü indirip bindirmeye gitmiþti, geceleri Nathalie'yle berab de kalmýþ, pazarlarý Corniche boyunca yürümüþlerdi. Sakin bir hayattý ve o buna deðer veriyor ekrar resim yapmaya baþlamýþtý, Dakota'nm düzlüklerindeki hayatýyla ilgili hatýrladýklarýný ç athalie merakýna yenilene kadar örgüsünün veya dikiþinin üzerinden onu seyreder, sonra da ne aptýðýný göstermesi için yalvarýrdý. Ama Atýlgan Geyik resmi bitirene kadar onu bekletirdi. S her ayrýntýyý iþaret ederek ona anlatýrdý. Nathalie bu konuda hep çok hevesliydi ve onu resim erini satmasý için zorluyordu. Eski Liman çevresinde onunkilerden kötü resimler satan ress amlara rastlamak mümkündü. Onun bu þevki Atýlgan Geyik'i güldürürdü, ama aðýr kasalarý ve fýç ken veya iþten eve dönerken bunun mümkün olup olmadýðýný merak ederdi. Kendisini hiçbir zaman am olarak düþünmemiþti, fakat ya Nathalie haklýysa? Rýhtýmlarda ve Corniche boyunca resimleri i satan gerçek ressamlara özenmeye baþladý. Ayrýca Nathalie haklýydý; sürekli ayný . 359 sahneyi yeniden çiziyormuþ gibi görünen birçok ressamdan daha iyiydi. Ama resimlerini satm a fikri gelip geçiciydi ve merdivenleri çýktýðýnda bu fikir aklýndan uçmuþ olurdu. Atýlgan Geyik altý gündür çalýþmýyordu; huzursuz ve endiþeliydi. O ve Nathalie'nin sadece yem ine yetecek bir haftalýk paralan kalmýþtý. Her gün limana gidiyordu, ama çalýþtýðý bazý adaml geri çevriliyordu. Sendikasý gemi firmalarýna karþý greve girmiþti ve çok sayýda iþçi rýhüm erinde pankart ve sopalarla yürüyordu. Daha kýsa çalýþma saatleri (günde on saatten sekiz saa e) ve aileleriyle daha fazla beraber olmak için cumartesileri tatil istiyorlardý. Ba tý Afrikalý köleler gibi muamele görmekten býkmýþlardý. Atýlgan Geyik iþ arkadaþlarýna hak ve a bu arada masaya yemek koyamayýp, kira ödeyemedikten sonra bunun ne yaran olacaktý? Y a firmalar iþlerini onlardan alýp baþkalanna verirse? Limanda hep iþ aramak için dolaþan ada mlar oluyordu. Atýlgan Geyik derin bir nefes alýp bu düþüncelerden sýynldý. Bugün düþüncelerinin açýk ve ber kiyordu ve yeterince ayakta dikilmiþti. Ya caddeyi yürüyecek ya da çekip gidecekti. Rene 'nin tezgâhýný görmek için çok yol gitmesi gerekmiyordu. Place'm yakýnlann-da bir kenarda, du duðu yerden bile görebildiði tamdýk yeþil tentenin altýndaydý. Bu tentenin üzerinde POISSONS UILLAGES FRUITS DE MER* yazýyordu. Týraþlanmýþ buzla dolu tahta tepsileri, istavritlerin, ançuezlerin, ton balýklarýnýn, karideslerin, poulpe" ve rascasselarm***, büyük aðzý korkutucu r þekilde açýk sergilenen lipsozun, ayn ayn tezgâha diziliþlerini gözünün önünde canlandýrabi Oradan bile taze balýðýn o belli belirsiz, temiz ýstakozlarýn metalik kokusunu duyduðunu düþü Bir sigara sanp yaktý ve pazara doðru tereddütlü birkaç adým attý. Vincent'm verdiði paranm b kýsmmý kendisine yeni bir takým elbise almak için kullanmýþtý. Bu daha ucuz, daha sert ve kaþ bir kumaþtý, ama yine de yeniydi ve uzun vücuduna düzgün bir þekilde oturuyordu. Takým elbis si ve yün beresinden memnundu, ama Nathalie'nin pazar günleri giydiði, kol aðýzlan ve yaka sý dantelden yeni gri ipek elbisesinin içindeki görüntüsünden özellikle gurur duyuyordu. Baze kilisede oturup Nathalie'nin dua etmesini seyrederdi. * Balýk su kabuklularý deniz ürünleri, (y.h.n) "Ahtapot, (y.h.n.) *** Lisoz balýðý, (y.h.n.) 360 Atýlgan Geyik, Agen'den buraya gelirken bütün yol boyunca Natha-lie'nin Marsilya'yý nasýl bulacaðý konusunda endiþelenmiþti. Garon-ne'un dýþ dünyaya kapalý vadisinden sonra deniz kena ki þehir Atýlgan Geyik için tanýdýk, hatta hoþ gelecekti. Kendi hesabma birkaç dakika tereddü tse de Madam Loiseau Vincent'a gönderdiði bir mektupta, eski kötü þöhretinin tümüyle unutuldu nusunda ona garanti vermiþti. Ama Nathalie büyük liman þehrinin deðiþkenliðine ve enerjisine

abancýydý. Buradaki insanlarýn konuþtuðu Fransýzca Agen'dekinden farklýydý. Burada konuþulan k Rene ile Madeleine'in kendi aralarýnda konuþtuklarý Fransýzca'dan tamamen farklý bir dil di. Uzun yolculuk boyunca farklý dillere ve geleneklere iþaret ederek Nathalie'yi ha zýrlamaya çalýþmýþtý, bu ise sadece onun için yolculuðun keyfini kaçýrmaya yaramýþa. Trenden yduðu heyecan, sahil þeridine ulaþýp doðuya döndüklerinde yerini aðzýný býçak açmayan bir bek e Gare St-Charles'da Madam Loiseau'nun bürosundan biri tarafýndan karþýlandýklarýnda, Nathal ie gözle görülür þekilde utangaç davranmýþ, büyük, camlarla çevrili istasyondaki bütün tren v ürkmüþtü. Þehre keyifsiz varýþlarýný hatýrlarken bile kalbinin atýþý hýzlanýyordu. Üç odasý, gerçek bir lýk caddeye bakan üç büyük penceresi olan evlerine geldiklerinde yüzü tekrar aydýnlanmýþtý. A dan ayrýldýðýnda Nathalie Atýlgan Geyik'i yataða çekmiþ, kýkýrdamalar ve iç çekiþler eþliðind lemiþti. Atýlgan Ge-yik'in ciddi uyarýlarýna raðmen Nathalie hem kendisim hem de onu neþelen dirmeyi baþarmýþtý. Atýlgan Geyik daha önce hiç onun gençliðine, evlerindeki ilk gecede olduð minnettar olmamýþtý. Þimdi Atýlgan Geyik üzerinde büyük beyaz harflerle dolu yeþil tenteyi görebiliyordu. Harfleri hemen altýnda okuyamadýðý, ama orada olduðunu bildiði daha küçük bir yazýyla "M. Soulas, Poi r"* kelimeleri bulunuyordu. Atýlgan Geyik et tezgâhýna ulaþýp büyük kýrmýzý et parçalarýný görene kadar dükkân vitrinleri ytin, turp, marul ve pazarýn tüm erken mevsim güzellikleriyle dolu tezgâhlarýna bakarak ya vaþça yaklaþtý. Ayný anda balýk tezgâhýnda durduðu zamanlar etlere nasýl büyük bir istekle ba sonra o etlerin at eti olduðunu, altýn at kafasýnýn at eti sarýlan tüm pazarlarýn belirleyic iþareti olduðunu öðrendiðinde neredeyse kusacaku. Daha önce, Kaygan Çayýr-* Mösyö Soulas, Ba .) 361 lýk'taki büyük savaþtan sonraki kötü kýþ sýrasýnda sunka wakan eti yemiþti, ama o zamandan be eti koymamýþtý. Þimdi ete bakýp Robinson Kalesi'ne teslim olmadan önce Oglalalann sahip olduð tüm o atlan düþündü. O kýþ kimse atlarýný yemekten memnun deðildi, ama böylelikle çoðu açlýk muþtu. Midesi etin kokusundan ve ansýzýn hissettiði heyecandan dolayý hafif kalkmýþ bir þekilde balý ezgâhýna kaçamak bir bakýþ atü. Önce hepsi ayný anda balýklan iþaret edip o tanýdýk seslerle kavga ediyor gibi görünen kadýnlarýn kalabalýðýndan satýcýlan göremedi. Sonra kadýnlardan bi layan bir erkeðin sesini duydu ve bu sesi hemen tanýdý. Kadm, gazeteye sanlý balýkla uzakl aþýrken Atýlgan Geyik eski arkadaþým gördü. Parlak kafasýnýn üstüne yapýþtýrdýðý birkaç ince tutam saç da artýk dökülmüþtü. Ama dar sokað 'yle ilgili baþka her þey ayný görünüyordu. Alttaki eksik diþi ortaya çýkaran ayný açýk gülüm ak gözler, týknaz, küçük beden. Atýlgan Geyik bir þeyin boðazýný sýktýðmý hissetti ve kadýnla a Madeleine'inkini aradý. Tam çýkaramadýðý bir nedenden dolayý, aslýnda onu görmeye gelmiþti Ona kýz arkadaþýný bir pazar günü yemeðe getirmesini söylediðinde hissettiði utancý asla unu uruþmalar sýrasýnda kýz arkadaþýnýn fahiþe olduðunu öðrendiðinde duyduðu daha da fazla utancý a gelmekten vazgeçip, artýk onu görmemeyi tercih ettiðinde utancýnýn tamamlandýðýný hissetmiþ di neden Madeleine'i bu kadar çok görmek istiyordu? Artýk farklý bir adam olduðunu söylemek için mi? Genç, namuslu ve her pazar kiliseye giden bir kansý olduðunu söylemek için mi? Kend isinin de kiliseye gittiðini söylemek için mi? Madeleine'den ne istiyordu? Bir baþka müþteri daha tezgâhtan ayrýlýnca Atýlgan Geyik kirli muþamba bir önlük giymiþ uzun nç bir adam gördü. François deðildi bu. Öyleyse Rene'nin yeni bir yardýmcýsý vardý. Genç adam eri ayaklarýnýn yanýnda duran bir kasadan buzlann üzerine yýðýyordu. Güneþin dar sokaktan yen i girdiði ýlýk bir ilkbahar sabahý olmasýna raðmen genç adam önlüðün altýna balýkçý kazaðý gi az parmaklanyla karidesleri avuçlayýp buzun üzerine koyuyordu. Atýlgan Geyik sokaðýn karþýsýn ile gün geçtikçe o pis nemli ortamda çalýþmanýn sonucunda balýkçýlann kaderi olan kýrmýzý par biliyordu. Ama onun nefesini tutmasýna ne362 den olan yeni yardýmcýnýn saçlan oldu. Kahverengi ve fýrça gibiydi ve sanki her yönden fýþlat Genç adam kafasýný kaldýrýp ona baktýðýnda Atýlgan Geyik çabucak arkasýný dönüp kýrmýzý etle ak genç adamýn seslenmesini bekledi, ama etrafýnda süregiden pazarlýklarýn dýþýnda hiçbir þey eldiði yoldan geri döndü; pazardan çýktýðýnda Rue d'Aubagne'dan La Canebiere'e doðru hýzla yü Atýlgan Geyik o günden sonra bir daha pazara hiç gitmedi. Madele-ine'i görmediyse de, o günden sonraki günler boyunca onun orada olduðunu ve gözlerinde baðýþlayýcý bir ifadeyle kend baktýðým hayal etti. Ona seslendiðini ve ismini söylediðini düþledi. Ama bunun ötesinde bir al edemiyordu. O günü her düþündüðünde gözünde sadece Mat-hias'ýn kendisine bakan ifadesiz, b gi gözleri canlandý.

Grev üç hafta sürdü. Anlaþma saðlandýðýnda liman iþçileri cumartesi öðleden sonralarý çalýþma ai ücreti alma hakký kazandýlar. Haftanýn diðer günleri için daha az çalýþma saati ka-zanamad , Atýlgan Geyik iþe geri dönmekten mutluydu. Vin-cent'ýn ona verdiði iki yüz elli franktan a rta kalanlar onun ve Natha-lie'nin bu üç haftayý geçirmesini saðlamýþtý ama aym kap çorbayý g ek zorunda kalmýþlardý. Bir öðleden sonra Atdgan Geyik eve döndüðünde Nathalie'yi mutfak masasýnýn üzerine kapanmýþ a du. Ayaklan çýplaktý, üzerinde sadece beyaz, pamuklu bir kombinezon vardý. Aklýna hemen Vincent geldi. Ona bir þey olmuþtu. Ama teselli etmek üzere aceleyle ona yaklaþtýðýnda Nathalie, Atýlgan Geyik'i birden durduran küçük, korku dolu bir gülümsemeyle kafasýný kaldýrdý. "Neyin var Nathalie? Niye aðhyordun? Babanla mý ilgili?" Nathalie gözlerini küçük bir bezle kuruladý. Geçen aylarda yüzü incelmiþ, daha þekillenmiþti, ekiz yaþmda çok çekici bir kadýn olmuþtu, ama þimdi gözleri gözyaþlanyla parlýyordu. Yanaklan daklan ise fark edilemeyecek þekilde titriyordu. Atdgan Geyik onun önünde eðildi, birden korkuya kapýlmýþtý. "Sorun nedir? Sen iyi misin?" Nathalie kafasýný salladý. "Bir þey yok. Ben sadece endiþelenecek kadar aptalým..." tek bir hýçkýnk vücudunu sarstý ve gözyaþlan tekrar akmaya baþladý. '"*' 363 "Bana söylemelisin, seni üzen ne? Lütfen." "Sana söyleyemem." Kafasýný eðip masaya baktý, ama o küçük gülümseme geri gelmiþti. "Bundan h ksm." Sonra göðsünden geliyormuþ gibi bir ses çýkardý. Bu bastýrýlmýþ bir hýçkýrýk gibiydi, a a çok bir kýkýrdamaya benzedi. Atýlgan Geyik kafasý karýþmýþ bir halde diz çöküp oturdu. "Lütfen," dedi alçak bir sesle. "Ba ilirsin. Ben senin koçaným." "Sanýrým sorunun bir kýsmý da sensin, kocacýðým." "Ne yaptým?" Tekrar korkmuþtu. "Bu bizim birlikte yaptýðýmýz bir þey." Islak bezi parmaðýna dolayýp kararlý bir þekilde mend rini dikti. "Biz bir bebek yaratmýþ olabiliriz." "Bir bebek!" Nathalie kocasýna baktý. "Mutlu deðil misin? Bütün gün bu haberin seni mutlu etmeyeceðinden k rktum. Þimdi gözlerinden okuyabiliyorum. Mudu deðilsin." "Evet. Hayýr. Tabii ki mutluyum Nathalie. Ama nasýl?.." Nathalie gülümsedi, yanaklarý kýzarmýþtý. "Ne demek 'nasýl'? Herkesin yaptýðý gibi, bizim kad ber yatýnca..." Bu sefer kýzarma sýrasý Atýlgan Geyik'teydi. "Ama nasýl anladýn?" Nathaüe pencereden dýþarý baktý, genç yüzü aniden ciddileþti. "Bir kadýn böyle þeyleri bilir. deðil." Atýlgan Geyik elini bacaklarýnýn üzerine koydu, ince kombinezonun altýnda diriliði hissediyo rdu. Pamuklu kumaþýn üzerindeki esmer elini inceledi. Çok sýk yaptýðý gibi kendisine ait bir mý ve bu kadýn Nathalie olduðu için þansýna þaþýrdý. Sonra onun küçük elini, o kadar beyaz ve küçük elini kendi elinin üzerinde hissetti, mutsuz olduðu zamanlan hayal edemiyordu. "Bir bebek," diye fýsýldadý. "Bizim bebeðimiz." Nathalie parmaklanm Atýlgan Geyik'in uzun saçlannda gezdirdikten sonra baþým göðsüne doðru çe Bütün bu süre boyunca dar sokaðýn karþý tarafýndaki duman rengi taþ binaya bakarak saçlanm ok afasýnda çocukluðunun eski çiftlik evi, güneþli bahçesi ve güzel erik bahçeleri vardý. Marsil niliði, büyüklüðü, dükkânlan, farklý renkteki insanlan, Eski Liman, deniz büyüsünü kaybetmeye anda tüm kalbiyle Atýlgan Geyik'le Agen'e, evine dönebil-melerini diledi. Ama bu artýk i mkânsýzdý. Onun evi bu garip, bunaltýcý þehirdi. 364 O sene neredeyse mükemmel geçen sonbahar ekimin ilk haftalarýna kadar sürdü. Þehirdeki yapra klar ölgün bir sarýya ya da yumuþak bir pembeye dönüþtüyse de aðaçlarýn üzerinde hâlâ kâðýtta lardý. Sabahlan serin oluyordu ve Atýlgan Geyik gün doðumunda limana doðru yürürken sokak lam alarýnýn ýþýðýnda kendi nefesim görebiliyor, soðuðun yün ceketinden içeri iþlediðini hissedeb ortasýnda güneþ nhumlan ýsýtýyor, Atýlgan Geyik de fanilasýyla çalýþýyordu. Zaman çabuk geçs sonra hep orada onu bekliyor olan Nadýaüe'yi görmek için aceleyle eve dönüyordu. Bir akþam yýkanýp temiz bir gömlek giydikten sonra Nathalie, elini artik büyümüþ kamýna dayad senin oðlun sanýrým," dedi. Gözleri bir þeyi duymaya çalýþýyor gibi büyümüþtü. Atýlgan Geyik ani bir hareket hissedip elini birden geri çekti. Nathalie güldü. "Kendi yüzünü görmen lazým," dedi. Sonra elini tekrar karnýna yerleþtirdi. "Þ m orada tut muhallebi çocuðu." Önce küçük bir yumruk gibi gelen bir þey hissetti, bunu bir baþkasý takip etti. Bebeðin tekme

ini hissederken, ne Marie'yle ne de sonra Nathalie'yle, herhangi bir kadýnla seviþir ken daha önce bir kadma hiç bu kadar yakýn olmadýðým düþündü. Nathalie'nin bedeninin içinde o parça vardý, onun pamuklu elbisesinden hissedebildiði bir parça. Tabii ki doðum hakkýnda her þeyi biliyordu; atlan, köpekleri ve gösteri sýrasýnda Paris'teki hayvanat bahçesinde bir ma ymunun doðum yapýþýný seyretmiþti; Stronghold'da bebek bekleyen kadmlan, sonradan bu kadýnlar dýrlarýnýn dýþýnda bebekleriyle güneþte oturduklarýný görmüþtü. Bu, onun ka-nsý ve onun çocuð cak, etrafýna baký-nacak ve gördüðü ilk þey annesi ve babasý olacaktý. "Erkek çocuk istiyorsun, deðil mi?" Tereddüt etmeden "Evet" dedi. Oðluyla Eski Liman'in nhtimlann-da yürüdüðünü, St-Jean Kalesi'n korkuluklanna dayanarak ona denizi gösterdiðini, Cours Belsunce'daki dükkânlardan birind en ona -týpký diðer babalann yaptýðýný gördüðü gibi- glace* aldýðýný düþlüyordu. O ana kadar etmemiþti. "Ya kýzsa?" Nathalie'nin sesi neredeyse çekingendi. "Ayný þekilde kýz da olabilir. Onu da bu kadar çok sever miydin?" Sadece birkaç saniye düþündü. "Bana deðil de sana benzerse eðer," dedi. Nathalie güldü. * Dondurma, (y.h.n) ^'365 Ekimin ortasýna doðru ilk gerçek karayel Rhone Vadisi'nden aþaðý eserek aðaçlarýn kâðýda benz rýný sallýyor, binalarýn bacalarýndan tüten dumanlan yana üflüyor, limanda demirlemiþ buharlý ri bile sallýyordu. Ýnsanlar, La Canebiere'de turlamak yerine binadan binaya, dükkândan dükkâna, kýþ giysilerine sarýnmýþ koþuþuyorlardý. Buz gibi rüzgâr atlara yeni bir enerji ya d sürücü nereye gitmeyi istiyorsa oraya gitmek için sokaklarda dört nala koþturma gücü vermiþ g i. Tercihleri de binalarýn korunaklý yerleri oluyordu. Sokak kafeleri, sandalyeleri ve masalarý tentelerin altýna yýðarak içeri taþýnmýþlardý. Neredeyse bir gece içinde, fazlasý e olsa, Marsilya bir kýþ þehrine dönmüþtü. Ama liman iþçileri, soðuk hava ufak bir mesele, dayanýlmasý gereken küçük bir rahatsýzhkmýþ g eri yüklemeye devam ediyordu. Bunlar sert, grev sýrasýnda pankartlarýn yaný sýra çomak da taþ lardý. Bazdan polisin iþe kanþmasmdan, sadece niyetlerinin ciddi olduðunu göstermek için "bi rkaç kafa patlatmaktan" endiþeliydiler. Ama konu iþe geldiðinde istekli olmasalar bile h akkýyla yapýyorlardý. Atýlgan Geyik'i de, içlerinden biri, sendikanýn bir üyesi olarak kabul tmiþlerdi, bu ne Rene ile çalýþtýðý pazardan, ne sabun fabrikasýndan, hatta ne de hapishanede lýþýk olmadýðý bir þeydi. Aynca Strongold'dan ayrýldýðýndan beri ilk defa birbirlerini kollay uba ait olduðunu hissediyordu. Ve bu hoþuna gidiyordu. Bildiði kadanyla, herkesten farklý görünmesine raðmen, parlak eko-seli takým elbiseler giyen , çikolata renginde melon þapka takan, geniþ göðüslü kývýrcýk siyah saçlý ve sarkýk býyýklý p aþlarýndan hiçbiri, onun kim olduðunu bilmiyordu. Bu ne kadar olanaksýz görünse de patronu Ma am Loiseau'nun bir tanýdýðýydý ve Kýzýlderili'yi ona ve organizasyona bir iyilik olsun diye i almýþtý. Patron bazen Atýlgan Geyik'e göz kýrpardý, ama bu aralanndaki tek iletiþimdi. 17 Ekim'de, hiçbir zaman unutmayacaðý bir günde, Atýlgan Geyik öðle arasýnýn birkaç dakikasýn lmak üzere Quai des Bel-ges'e yürümek için kullandý. Karayel gücünü kaybettiyse de hava soðuk gökyüzü limanýn üzerinde düz gri bir metal plaka gibiydi. Þehrin kuzeyinde kalan tepeleri hi r þekilde görmek mümkün deðildi; güneye doðru deniz ve gökyüzü birbirlerinden ayýrt edilemeye rilik içinde birbirine kanþmýþtý. Atýlgan Geyik yanlanndan geçerken iki adamýn tütün dükkânýnýn yanýndaki bir duvara bir afiþ a rediyordu. Duvarda eski 366 afiþlerin kalýntýlarý duruyordu; bazýlarý hâlâ okunabiliyordu, diðerleri solmuþ veya kýsmen y r bir platformda durup uzun saplý fýrçalarla ýslak afiþi yapýþtýrýp düzeltiyorlardý. Atýlgan ve dönerken sýk sýk afiþlere bakardý; yazýlanlarý okuyamasa bile çoðunun konusunu (bisiklet y irkler, tiyatrolar) anlayabiliyordu. Afiþler sýk sýk deðiþiyordu; bazen iþe giderken farklý, ve dönerken farklý bir poster görüyordu. Þimdi adamlar afiþin son köþelerini düzeltirken tütün dükkânýna detaylarý görebilecek kadar y durdu. Gördüðüne ina-namýyordu. Bir daha görmeyi umduðu en son þey, etrafý kovboylar, askerle Kýzýlderililer ile çevrilmiþ, beyaz þapkasý ve keçi sakalýyla Buffalo Bill'in resmiydi. Ýskel ni söken adamlara sadece birkaç adým kalana kadar yavaþ, çekingen bir þekilde yaklaþtý. Üç Ký in resmine baktý. Gerçek insan yüzleriymiþ gibi görünüyorlardý, ama hiçbirini tanýyamadý. Ona eri ve boncuklu gömlekleri ile La-kota olabilirler gibi geldi. Yazýlara baktý, ama tanýy abildikleri sadece "Buffalo Bili", "Kýzýlderililer" "Vahþi Batý" ve tarihlerdi: "1-12 Ka sým." Atýlgan Geyik sýrtýna iþleyen soðuk, keskin esintiyle titredi, ama o gün hiç rüzgâr yoktu.

Nathalie son günlerde kocasýnýn mesafeli olduðunu fark etmiþti. Bulaþýklara yardým ederken ve akþamlan ona bir fincan çay getirirken, gözleri ona veya yaptýðý ev iþine odaklanmýyor gibiyd Tabii ki saygýlý ve hatta hamile olduðunu söylediðinden beri çok daha özenliydi. Ama resimler nden birinin üzerinde çalýþmak üzere masaya oturduðunda zaman zaman onun gözlerini kâðýda vey kleri indirilmiþ pencereye dikip öylece oturduðunu görüyordu. Sonra tekrar baktýðmda ise elle ine veya fincanýna bakýyor oluyordu. Bu hareketleri Nathalie'yi endiþelendiriyorsa da onu rahatsýz eden þeyin ne olduðunu öðrenme ye çalýþmadý. Onun kendi sorunlarý vardý. Neredeyse her sabah midesi bulanýyor, midesi bulanm dýðý zaman kendini aç hissediyor, ama hiçbir þey onu doyurmuyordu. Ne yerse caný baþka bir þe onra da bir baþkasýný çekiyordu. Vücudunun deðiþtiðini ve aðýrlaþtýðýný hissediyordu. Bazen h an zaman hayat dolu oluyor, ama diðer zamanlar üzerine büyük bir sýkýntý çöküyor-du. Marsilya adaþým diyebileceði kimseyi tanýmýyordu. Konuþa'"367 bileceði, zamaný geldiðinde ona yardým edecek kimse yoktu. Muayenehanesi hemen köþeyi dönünce ace des Capucins'de bulunan Dr. Ven-toux ve doktorun tanýþtýrdýðý ebe Madam Robichon dýþýnda. a her ikisi de ona ve endiþelerine kiþisel bir ilgi göstermek için fazlasýyla profesyoneld i. Küçücük gecelikler dikmek için pamuklu kumaþ, þapka ve çorap örmek için yün aldýðý tuhafiy a da gide gele ahbap olmuþtu. Bir de onlarýn hemen altýndaki dairenin giriþinde karþýlaþtýðý vardý. Kadýn, Nathalie'nin karnýný fark etmiþ, böylece doðum ve annelik hakkýnda küçük bir s iþlerdi. Nathalie'yi yakm bir zamanda çaya gelmesi için davet etmiþ, ama belli bir zaman söylememiþti. Nathalie genç anneyle "tesadüfen" karþýlaþma ihtimali nedeniyle merdivenlerden aþaðýya yukarý gerekenden fazla inip çýkýyor, ufak tefek iþler, alacak þeyler için sürekli dý alnýz kalmaktan býkmýþtý. Bir arkadaþ istiyordu. Ama her þeyden çok annesini özlemiþti. Þu anda annesine daha önce hiç olmadýðý kadar ihtiyacý ebileceði birine ihtiyaç duyuyordu. Ýnsan nasýl çocuk sahibi olurdu? Çocuðunu nasýl büyütürdü týlgan Geyik iþteyken Nathalie annesiyle konuþtuðunu hayal ederdi. Annesini Marsilya'dak i bu dairede yasaklan kabartýrken, büyük bir tencere çorba piþirirken, pek fazla olmayan m obilyalarýn tozunu alýrken, örgüsüyle kýzýnýn yanýnda otururken hayal ederdi: "Hadi, hadi beb hep olur, endiþelenecek bir þey yok, iyi kalçalarýn var Nathalie, arabadan adamak kadar kolay olacak." Nathalie bu ufak konuþmalardan büyük keyif alýyordu, ama bu hayaller son a erdiðinde kendini Agen'den çok uzak bir þehirde, küçük bir dairede yapayalnýz buluyordu ve rtýk annesi de ona yardým edemezdi. Atýlgan Geyik bunlarýn hiçbirini bilmiyordu, bu yüzden kapýdan girdiðinde daha ceketini ve þa kasýný çýkartmadan Nathalie'nin kendisine koþarak sýkýca sarýlmasý onu hep þaþýrtýrdý. Yuvarl arnýnýn altýna dokunduðunu hissederek onu kucaklar ve temiz kokusunu içine çekerken, alnýndan erdi. Ona sarýlýr, saçlanný okþar ve kulaðýna fýsýldardý, ama o anda bile aklý baþka yerlerde Atýlgan Geyik Nathalie'ye Vahþi Baü gösterisinin þehre dönüþünden Rond du Prado'daki açýlýþa etti. Nathalie heyecanlanýp gösteriyle ilgili her þeyi öðrenmek istedi. "Kýzýlderililer olaca mý?" 368 "Evet." *». "Senin gibi mi?" "Evet." "Ya Buffalo Bili, büyük bir adam mý?" "Çok büyük bir adam." "Kýzýlderililer bizon öldürecekler mi?" "Gerçekten deðil. Sadece öldürüyormuþ gibi yapacaklar." Ama geriye bizon kalýp kalmadýðýný me rdu. Kuþ Kuyruðu'nun Paha Sapa'daki maðaraya giren bizon rüyasýný hatýrladý. Bizonlarýn döndü erika'yla ilgili duyduðu tek þey - eh, aslýnda pek bir þey duymuyordu. Okuyamadýðýndan, gazet lerin anavataný hakkýnda neler yazdýðým bilmiyordu. Bazen Amerika'dan gelen gemilerin yükler ini boþaltýrdý. Bazen de iþ arkadaþlarýnýn açgözlü ve kibirli olduðu için Amerika'ya küfretti dý. Baþkan Roosevelt hiçbir neden yokken küçük bir ülke olan Küba'ya saldýrmýþtý. Þimdiyse Fi iler. Liman iþçileri arasýndaki provokatörler sýk sýk Amerikan mallarýný boþaltmayý reddetmek sederdi. Atýlgan Geyik kýzgýnlýklarýný anlamýyordu ve savunmak istese bile, Amerika'yý o kada anýmýyordu bile. Ama þimdi önüne bir fýrsat çýkmýþtý. Vahþi Batý gösterisindeki La-kotalarla konuþabilecekti. atm nasýl olduðunu soracaktý. Anne ve babasýnýn, Lakota insanlarýnýn nasýl olduðunu öðrenecek hâlâ oradalarsa... Rüyasýný ve kükreyen rüzgârý bastýran o garip sesi unutmamýþtý: Sen benim O sesi aklýndan çýkarmaya çalýþmýþ, La Tombe'daki kýþlarýn çoðunda da bunu baþarmýþtý. Ama Ga

gitme olasýlýðýný gözden geçirdiði aylar boyunca ses nadir ve beklenmedik anlarda -erik topl en veya at kýlý kemerinin üzerinde çalýþýrken- bazen uçurumun dibinde, kayalarýn üzerinde yat anmýþ vücutlann görüntüsü eþliðinde geri gelmiþti. Onlara katýlmaya çalýþtýðým ve kükreyen se ine yatýp çaresizlikle aðlayana kadar onu defalarca uçurumdan geri ittiðini, hissettiði kork unç umutsuzluðu hatýrlýyordu. Rüya hâlâ çok korkunçsa da Atýlgan Geyik'in Nathalie'den, iþ arka-daþlanndan, bu dünyadan uza nedeni deðildi. Sanki bir hayvan pençelerini midesine geçirmiþ gibi içten içe acý çekiyordu. iði, neredeyse bu fiziksel acýnýn sebebi kesinlikle, geçen on alü yýldýr umutsuzca tek bir þe k arzulamasýydý - oysa þimdi bunu bu kadar arzulamak istemiyordu. F24ÖN/Kýzü<fcrilinin Þarkýsý , 369 Vahþi Batý gösterisine gidecekleri cumartesi akþamý Nathalie hastalandý. Tüm gün ateþliydi ve undu; bunun ilerleyen hamileüðinden kaynaklandýðým düþünmüþtü. Doðuma alü haftadan az bir sür sýk sýk çok aðýr ve gücü tükenmiþ hissediyordu. Akþam yemeðinden hemen önce küsmüþtü, ama ma z daha iyi görünüyordu; azýcýk balýk çorbasý içip ekmek kabuðu yiyebildi. Atýlgan Geyik mides iye bir bardak þarap içmesi için ýsrar etti, ama Nathahe kadehi dudaklarýna dokundurur dok undurmaz' gözleri büyüdü ve banyoya koþtu. Atýlgan Geyik onun öðürmesini ve öksürmesini dinle nra gösteriye girmelerinin mümkün olmadýðýna karar verdi. Bir yandan neredeyse umutsuzluk de recesinde hayal kýrýklýðýna uðramýþtý; diðer yandan da üzerinden büyük bir yük kalktýðýný his duygunun daha güçlü olduðuna karar veremiyordu. Nathalie geri geldiðinde o kadar solgun ve kýrýlgan görünüyordu ki Atýlgan Geyik þaþýrmýþ, en nle baþýnm üstünde topladýðý koyu renkli saçlarý çözülmeye baþlamýþtý; gözleri donuktu ve sul Elini tutup onu yatak odasýna doðru götürürken, "Yataða gelsen iyi olur," dedi "Dinlenmelisi n. Gösteri bekleyebilir." "Ama yarýn gösterinin son günü kocacýðým. Yarýn hasta olursam, senin için her þeyi mahvedeceð "Benim için önemli deðil." Onu yataðýn kenarýna oturtup ayakkabýsýnýn baðlarýný çözmek için d ldi. Elbisesini çýkartýp flanel geceliðini giymesine yardým etti. Sonra onu yataða güzelce ya üzerine ek bir yorgan daha örttü. Nathalie bu hazýrlýklar sýrasmda sessiz kalmýþtý, ama þimdi "Gitmelisin, Atýlgan Geyik. Bunu dört gözle beklediðini biliyorum," dedi. Zayýf bir þekilde gülümseyebildi. "Ýyi olacaðým. Ye rim." Atýlgan Geyik yataða oturup ona baktý. Bahçede ilk defa ismini, kalbini ýsýtarak söylediði za hatýrladý. Sabah güneþini ve güzel topraðý, domates fidelerinin sökülmeye yakýn saldýklarý mi kokuyu hatýrladý. O zaman kalbinden geçeni söylemiþti, þimdi de aynýsýný tekrarladý: "Bana ke yi hissettiriyorsun." Nathalie tekrar gülümsedi ve eline uzandý. Gözlerini dikkatli bir þekilde baðlanmýþ kravatýna rek baþparmaðýyla elini okþadý, "Bu akþam çok yakýþýklýsýn, sevgilim." Gülümseme yok oldu ve boyunca sessiz kaldý. Soma Nathalie gözleri birden parlayarak, de370 F24ARKA/Kýzýldcrüinin Þarkýsý rin derin Atýlgan Geyik'in gözlerinin içine baktý. "Son zamanlarda ara sýra þu an burada olm ayan bir þeyi görüyormuþsun gibi gözlerini nasýl da uzaklara diktiðini gördüm. Bu beni rahats , çünkü böyle anlarda benimle olmadýðýný düþünüyorum. Yalnýz hissetmek istemiyorum..." Gözler n koluna gözlerim sildi. Sonra güldü. "Aptalca biliyorum..." Atýlgan Geyik onu akýmdan öptü. "Buradayým," dedi. "Artýk dinlenmelisin Nathalie. Uyandýðýnda da olacaðým." Ayaða kalkýp kravatýný gevþetmeye baþladý. "Hayýr, lütfen. Bu senin için önemli. Onlar senin insanlarýn. Lütfen. Gitmeni istiyorum." Atýlgan Geyik kafasýný eðip ona baktý. Nathalie gülümsedi: "Döndüðünde burada olacaðým. Daha m. Söz veriyorum." Kravatýný tekrar sýkarken "Çok kalmayacaðým," dedi, "sadece gösteri için." "Ýstediðin kadar kalacaksýn söz ver bana." "Tamam," dedi. "Ama çok kalmayacaðým." Atýlgan Geyik, Rue de Rome'a giderken Place des Capucins'den geçti. Meydan cumartesi gecesi alýþveriþ yapanlar ve yemek yiyenlerle doluydu; kafelerin pencerelerinin ardýnda gençler konuþuyor, gülüþüyordu. Hava nefesini görebilecek kadar soðuk olmasýna raðmen Marsil i eski günlerinden tamdýk gelen bir çeþit coþku hissetti. La Tombe'da cumartesi akþamlarýnýn akþamlardan farký olmazdý; en fazla Ca-useret ile sakin bir sohbet, belki dýþarýdaki iyi za manlan yad ettiklerinden biraz daha melankoli olurdu. Gazierler'in çiftliðinde ise y emekten sonra bir saat daha fazla kalýr, bir tane daha eau-de-vie ile Vincent'ýn pur olarýndan bir tane içerdi. Özel bir þey olmazdý.

Peki ya Marsilya! Kaç cumartesi akþamý en iyi elbiselerim giymiþ, bu caddelerden yürümüþ, kaf rde oturmuþ, Marie'yi ziyaret etmiþti? Ýki yýldýr, Stronghold'da geçirdiði yýllardan beri his mediði bir özgürlük hissi kaplamýþtý içini. Stronghold bile heyecan verici deðildi, Attan Düþ ptýklarý þeyler dýþýnda. Ve þimdi aklýna, o ve arkadaþýnýn yapacak hiçbir þey, gidecek hiçbir n, çadýrda oturarak geçirdikleri o kýþ akþamlan geldi. Gösteriyi ve arkadaþlanný görme olasýl landýrdý. Tabii ki artýk kimseyi tanýmýyor olacaktý; on altý yýl soma bu mümkün deðildi. Ama ilirdi ki? 3*71 Belki Broncho Billy hâlâ gösterideydi. Tramvaya Rue de Rome'da bindi. Tramvay Rond Point du Prado'ya giden aileler, ark adaþlar, sevgililer ile týklým týklýmdý. Alt basamaktaki iki adamýn arasýna sýkýþýrken aklýna lie gelince suçluluk duygusu kapladý içini. Genellikle tramvaylar sessiz olur, yolcula r birbirlerini görmezden gelip pencereden dýþarýya veya tam karþýya bakarak sakin sakin yolc uluk ederken duyulan tek ses üstteki tellerin çatýrtýsý ve zilin pes çýnlamasý olurdu, ama bu ce Vahþi Batý gösterisini heyecanla bekleyen kalabalýktan bir sürü ses, baðýrýþ ve kahkaha du du. Atýlgan Geyik'in suçluluk duygusu, tramvay hafif bir sarsýntýyla hareket ederek aðýr aðýr ddedeki raylarýn üzerinde ilerlemeye baþlar baþlamaz çabucak geçti. Kendisi ve Nathalie'nin ilk defa bu tramvaylardan birine binmeye cesaret ediþlerini, binerken hissettikler i korku ve heyecanla karýþýk hislerini hatýrlamýþtý. Ve tramvay hareket ettiðinde üzerlerinde ektriðin korkutucu çatmýþýný dinleyerek, büyük motor olmadan arabanýn kendi kendine hareketin cizesinden gözleri kamaþan çocuklar gibi el ele tutuþmuþlardý. Bu, on veya on bir ay önceydi, böylesi bir mucize onu hâlâ þaþýrtýyordu. Ve bu gece bir baþka mucizeye tanýk olabilirdi. Ken i tanýmýþ gibi bakan bir adama gülümsedi. Ama adam yün kep altýndan çýkan uzun saçlarý, kýsýk acýk kemiklerini fark etmiþ olabilirdi. Þimdi þehrin tamamý posterlerle kaplýydý. Atýlgan Geyik etrafýndaki sahnenin tanýdýkhðý karþýsýnda az kalsýn kendini kaybediyordu. Ona hep karlý daðlar gibi görünen beyaz tentelerin altýndaki tribünlerle çevrilmiþ gösterinin ya na, arenanýn arkasýný tamamen kaplayan çadýr bezine boyanmýþ manzara, arenayý gündüz gibi ayd ireklerin üzerindeki ýþýklar ve taþýnabilir jeneratörlerin uzaktan gelen uðultusu. Uzak köþed leþimci kulübeleri bile týpký onun zamanýndaki gibiydi. Sonra, diðer köþedeki tipi, kuru et r arý ve önünde yanan küçük ateþ! Sýrtýnda bebeðiyle bir Kýzýlderili kadýn ateþin üzerindeki bi n kabýn içinde bir þey karýþtýrýyordu. Birden küçük bir çocukken, Çýlgýn At'm kabilesinden bi er þey yolundayken, bizon bölgelerinde yaþadýklarý günlere geri gitti. Annesi, babasý, erkek e kýz kardeþi ile yaþamak... Bunun gibi ri/?/'lerden oluþan bir köyde kendi insanlarýyla yaþa ak... Arkadaþlarýyla oynamak, gerçek et yemek, yaþlýlarýn hikâyelerini dinle372 mek... Direklerin üzerindeki ýþýklar göz kýrpmaya baþlamýþtý ve kafasýný ýþýklara çevirdiðind i belirsiz gümüþi çizgiler gördü ve gözlerinin yaþlarla dolduðunu fark etti. Sonra daha önce yüzlerce defa dinlediði müziði duydu, arka perdenin bir kýsmý yana doðru açýl az atlarýnýn üzerinde enstrümanlarýný çalarak ortaya çýkan kovboy orkestrasýnýn atlan, arka p zak köþesine ulaþana kadar düzen içinde uysal uysal ilerledi. Büyük giriþi bildiren müzik kal hep heyecanla doldurmuþtu. Ve müzik sesinin arasýndan duyulan borazanýn tiz notalarýný, acil çaðnyý duydu ve birden büyü bir atm üzerinde süvari dörtnala arenaya girdi, bütün hýzýyla arenayý turladýktan sonra seyi rin önünde durdu. At eðildi ve süvari þapkasýný çýkanp havaya kaldýrdý. Pahuska'nm tanýdýk gö a dönen ve üstlerden açýlmaya baþlayan beyaz saçlarýna, beyaz keçi sakalýna ve býyýðýna, püsk ri gömleðine, dizinden yukanya doðru çýkan çizmelere bakarken Atýlgan Geyik boðazýna bir yumr takýldýðýný hissetti. Bir zamanlar o kadar yakýþýklý ve asil olan yüzü artýk sýska ve kýrýþýk kýþlayan kalabalýðýn önünde ileri geri atýný sürerken baþýný dimdik tutuyordu. Sonra müzik bir çeþit davul ritmine dönüþtü, nefesliler Atýlgan Ge-yik'in çok iyi bildiði bir þarkýsý çalmaya baþladý. Kapý tekrar ardýna kadar açýldý ve bir grup Kýzýlderili arka perdey arak üç sýra halinde sahneye yayýldý, sonra hep birlikte ileriye doðru ayný anda hareket etti Çoðu atlarýn saðnsma uzanan süslü baþlýklar takmýþlardý, bazýlarýnýn elinde mýzrak ve tüylü e silah ve yay. Gençlerden bazýlarýnýn üstleri soðuða raðmen çýplaktý, sadece altlarýnda pant rýnda tüyler vardý, yüzleri boyalýydý ve pazýlarýna pirinç bantlar takmýþlardý. 0 anýn tanýdýklýðýyla Atýlgan Geyik'in az daha midesi bulanýyordu. Bu bir daha göremeyeceðini Kendini o genç adamlarýn arasýnda görebiliyordu. Onlarýn yerinde kaç defa büyük giriþte atýný hareketsiz de olsa, büyük bir kalabalýðýn önünde gösteriye çýkmalarýnýn heyecanýyla ileri týr settikleri gururu biliyordu. Onlarýn kalabalýðýn arasýnda çekici bir kadýn olup olmadýðýna ba rým da biliyordu, böylece asla onlarý fark ettiklerini belli etmeseler de gösterilerini onlarýn üzerinde yoðunlaþürabi-lirlerdi. Bacaklarýnýn arasýndaki atlann sýcaklýðým bile hisse

. 373' Sonra aklýna, o ana kadar hiç düþünmediði için onu sersemleten baþka bir düþünce geldi: On al dan az bir süre önce hastalanmýþ ve bu arenada attan düþmüþtü. Bu ufak, tek kaza hayatýný son r deðiþtirmiþti. Atýlgan Geyik dilini yutmuþ gibi arkaya býraktý kendini, o sýrada Kýzýlderililer ve Buffalo B ll'e katýlmak için hizaya giren diðer atlýlarý izliyordu: kovboylar, askerler, çobanlar ve t anýyamadýðý üniformalar giymiþ adamlar. Sonra bir Kýzýlderili ve bir asker iki atlý, Amerikan ransýz bayraklarýný baþlarýnýn üzerine kaldýrarak çabucak grubun etrafýnda arenayý turladýlar a Buffalo Bill'in her iki yanýnda durdular. Etrafýnda herkes ayaða kalktýðýndan o da kalktý. lini kalbinin üzerine yerleþtirdi, ama kovboy orkestrasýnýn iki ülkenin ulusal marþým çaldýðý duyuyordu. Kýzýlderililerin sahneleri Atýlgan Geyik için tanýdýktý: yerleþimcilerin kulübesine baskýn, P ress posta arabasýna saldýn denemesi, De-adwood kovalama sahnesi, bizon avý ve son ola rak da Custer ve adamlarýnýn öldürülmesi. Sadece son sahne Atýlgan Geyik için yeniydi, Pa-hus a ordudaki bir keþif askerini canlandýrýyordu, bir grup sahte aðaç ve çaldýða giriyor ve bura bir Kýzýlderili tarafýndan tuzaða düþürülüyor-du. Yumruk yumruða bir kavgadan sonra Buffalo B ve Kýzýlderilinin kalbine sapladý. Sonra yüzükoyun yatmýþ Kýzýlderilinin yamna diz çöktü ve birkaç arbededen sonra, Kýzýlderilinin kanlý kafa derisini havaya kaldýrdý. Sunucu Fransýzca olarak "Custer'ýn ilk kafa derisi" dedi ve seyirciler tezahürat ederek, ayaklarýný hýzla, koltuklan sallayan ritmik tempolarla yere vurdular. Atýlgan Geyik Kaygan Çayýr'da Cust er ile yapýlan gerçek savaþý, askerler saldýrdýðýnda köyü kasýp kavuran dehþeti hatýrlýyordu. kýþ yaþýnda bir çocuktu, annesi ve kardeþleriyle dere boyundaki kavak aðaçlan-nm alana saklan klerin patlamasýný dinlemiþ, köyün üzerinden geçen yüzlerce atýn çýkardýðý toz bulutlarýný se e güneþi gölgeleyen o toz bulutunu görebiliyordu. Atýlgan Geyik kendi yaþlarýnda Kýzýlderili olup olmadýðýna bakýyordu, oysa sayýlan çok azdý. gösteride yer alamayacak kadar gençti. Sahneler tanýdýk gelse de atlýlar tanýdýk deðildi. Sun Kýzýlderili reisinin Queue de Fer olduðunu söylemiþti, ama önceki hayatýnda Lakota kabileler nin hiçbirinde bir Demir Kuyruk'tan söz edildiðini duymamýþtý. Atýlgan Geyik diðer sahneleri seyretti, Buffalo Bill'in havaya fýrla374 týlan cam küreleri vurmasý, kovboylarýn ustaca at sürüþleri, çeþitli askeri gruplann dikkatle anmýþ eþzamanlý hareketleri, gözlerinin önüne ayna tutarak arkasýndaki adamýn aðzýndaki sigar ir kadýn ve kement numaralan yapan parlak elbiseli, büyük, süslü þapkah bir çoban. Ve bütün k ya büyük final için arenaya geldiðinde, yine Kýzýlderililerin þeref tribününün önünde týns gi retti, bu sefer her bir yüzü açýkça görebilecek kadar yakýndý. Ama tüm kumpanyadan tanýdýðý t BüTdi. Yaþlý adam kumpanyayý arenadan dýþan çýkarýrken aklýna bir fikir geldi: Pahuska onu hatýrlar talardan bazýsýnýn kendisini tanýyacaðýný umut etmiþti, ama Buffalo Bill'i hiç düþünmemiþti. Geyik'in arenanýn arkasýndaki Kýzýlderili köyüne geliþini ve nasýl karþýlanýp aðýrlandýðýný, onu tekrar gösteriye katýlmaya ikna etmeye çalýþtýðýný hatýrladý. Gösteriyi izlerken hissetti mden kaynaklanan yorgunluðuna raðmen Atýlgan Geyik kalbinin yeniden kuvvetle attýðýný hissett . Buffalo Bili daha önce bir kere, burasý ile Paris arasmdaki bir tren istasyonunda onu tanýmýþtý. Atýlgan Geyik'e "vahþi" bir Kýzýlderili diyerek iltifat etmiþti. Pahuska þimdi tanýr mýydý? Artýk kesinlikle Stronghold'dan gelmiþ o vahþi Kýzýlderili deðildi. Artýk genç da deðildi. Halkýný yýllardýr görmemiþti; o kötü rüyasý hariç. Kýsacýk da olsa bu rüyayý hatý tikledi. Seyrettiði Kýzýlderililerin çoðu Lakotaydý; Og-lalalar, Hunkpapalar, Bruleler ve yaþ rlardý. Onlan görmüþtü. Rüyasý yanlýþ çýkmýþtý. O rüyayý gördüðünden beri gerçekten eve gitmeyi düþünmemiþti, çünkü orada kimse olmayacaktý. dibinde, her biri bir yere daðýlmýþtý. Zavallý ve cansýzdýlar. Ve rüzgânn üzerinden duyulan s benim tek oðlumsun- baþka bir anlama geliyordu. Ama ne? Atýlgan Geyik düþündüðünden de yalnýz þimdi anlýyordu. Stronghold'da olsa Kuþ Kuyruðu, yaþlý wicasa wakan onu dinler, bir süre çub tüttürdükten sonra rüyanýn ne anlama geldiðini söylerdi. Hatta daha fazlasýný söylerdi. Waka 'nm bu topraklarda olmadýðýný, hiçbir zaman da bulunmadýðýný! Bu düþünce onu yýldýrým gibi ça o zamanlar boþunay-dý. Bir taþa veya göðüs cebindeki gümüþ saate de ayný þekilde dua ediyor i. Atýlgan Geyik bu düþüncelere öylesine dalmýþtý ki sona kalmýþ birkaç seyirci dýþýnda tribünün edi. Ama böy375. le keþifler kalbini umutsuzluða mahkûm etmek yerine ona bir çeþit umut veriyordu ve bu umu

t, kötülüðü ile kalbini karartýyordu. Atýlgan Geyik yan gösterilerin olduðu caddede dolaþmak için elli santim ödedi. Kýzýlderililer dan uzaklaþtýrmak, daha kaim bir þeyler giymek, biraz sigara içmek veya kâðýt oynamak üzere y eþmeleri için zaman vermek istedi. Günler, geceler boyunca süren gösterilerin ne kadar yor ucu olabileceðini biliyordu. Yaralanmýþsan, mesela attan atlarken bileðini incitmiþ, bir düþü sonra sýrtýný incitmiþ veya bir kaburganý kýrmýþsan, tamamen iyileþmenin günler, hatta haftal aðým biliyordu. Ama gururlanna düþkün olduklan için gençler yaralarýna raðmen ata binmeye dev erlerdi. Atýlgan Geyik de grip olduðunda, atma bile zorla binmesine karþýn gösteriye çýkmýþ, onun düþmesine neden olmuþtu. O gece veya birkaç gün için izin alabilirdi, ama gururu mantýð alip gelmiþti. Ve bu da hayatýnda nelere yol açmýþtý? Atýlgan Geyik yan gösterilerin sürdüðü çeþitli çadýrlann önünden dalgýn dalgýn yürüdü. Çýðýrt natçý-lan ve hilkat garibelerini görmeye çaðmyorlardý. Küçük bir sahnede vücudunu lastik gibi killere sokan bir kadýn, ayak bilekleri boynunun arkasýnda kilitlenmiþ, ellerinin üzerin de dolaþýyordu. Baþka birinde beyaz kolsuz bir tiþört ile bacaklanný sýmsýký saran tayt giymi ev, payetli bir üst ve tütü giymiþ ufak tefek bir kadým tutuyordu. Kadýnýn sýk, kestane renkl uklelerle çevrili hoþ, yuvarlak bir yüzü vardý. Sadece þort giymiþ bir adam soðuk bir kasým g nde titreyerek on-lan seyrediyordu. Kafasý týraþ edilmiþ, gövdesi baþtan aþaðý parlak maviydi an Geyik onlara bakýyor, ama görmüyordu. Kafasýný meþgul eden görüntüler, gösterideki Kýzýlde rdu, Stronghold, Marsilya'da dolaþarak geçirdiði yalnýz geceleri, Marie ve Breteuil, hap ishanedeki senelerdi. Bu ülkede bunca zaman bir yabana olmuþtu ve cahilliðinin bedelin i ödemiþti. Hatta þimdi bile kalabalýklann arasýnda dolaþýrken her zamanki gibi yalnýzdý. Sonra kendini yan gösterilerin olduðu caddenin diðer ucunda buldu. Kapýdan çýkýp bir sigara s rdý. Uzakta Nötre Dame de la Garde'ý görebiliyordu. Elektrikli bir projektör ile aydýnlatýlmý Ýçeriden aydýnlýk gelen ilk çadýnn önünde Atýlgan Geyik içeridekileri selamladý. "Ailem!" diye seslendi Lakota dilinde. "Ben Atýlgan Geyik'im ve 376 sizinle konuþmaya geldim!" Bir dakika sonra çadýrýn kapýsýný sýkýca tutan parmaklarla beraber bir baþ belirdi. "Ben Lakota Oglalayým. Ama uzun bir süredir yoktum." Bu, genç bir adamýn kafasýydý. Atýlgan Geyik'i yukarýdan aþaðýya süzdükten sonra, " Ne istiyo ye sordu. Atýlgan Geyik Ýngiliz dili karþýsýnda afallamýþtý. "Lakota mýsýn?" Genç yüz ona ne dost ne düþmanca, boþ boþ baktý. "Lakota mý?" Genç adam çadýrdan dýþarýya çýktý. Hemen hemen Atýlgan Geyik kadar uzun, ama daha inceydi. Da karþýsýndaki bir grup tipi'yi iþaret ederek "Lakota" dedi. Atýlgan Geyik ona teþekkür etti, ama genç adam bir kelime bile söylemeden eðilerek çadýra gir Ýçeriden gelen baþka sesler duydu, bir kâðýt oyununu böldüðünü düþündü. Dairenin karþýsýna yürüdü ve büyük ripflerden birinin önünde kendini tanýttý; beklerken köyün On altý yýl önceki köy olabilirdi. Etrafta dolaþan çok wasichu vardý, ama öðleden sonraki gös den sonra gelen kalabalýk gibi deðildi. Hiç Kýzýlderili görmedi. Çadýrýn örtüsü açýldý ve bir adam dýþarý çýktý. Yün pantolon ve çadýr bezinden gömlek giymiþt niye vardý. Yüzü dar, elmacýk kemikleri çýkýk ve aðzý yüzüne neredeyse kuþkulu bir ifade vere erden yukan kývrýktý. Otuz kýþ yaþýndan biraz daha genç görünüyordu. "Hoka hey\ Ben Atýlgan Geyik, Bodur'un, urban giyenin ve Geri Giden Kadm'ýn oðlu. Ogla la insanlarý. Uzun süredir yoktum." Adam gerekenden biraz daha uzun süre ona baktý. Atýlgan Geyik onun karþýsýnda koyu renkli bi r takým elbise, yüksek beyaz bir yaka, boyunbaðý ve palto gördüðünü anlamýþtý. Gözlerinde hem r ifade vardý. "Bu ülkeye gösteriyle beraber 1889 yýlýnda geldim." Anlgan Geyik adamm kýþlan wasichu yoluyl a saymayý anlayýp anlamadýðýný merak etti. Tarihi Fransýzca olarak söylediðini fark etmemiþti ine Rid-ge'ten 1889 için kýþ sayýmý yapýlmadan önce aynlmýþü, bu nedenle Lakota yýlýný bilmiy kýþ önce geldim. Pahuska ve Sert Ayý'yla." "Ah," dedi adam. "Ben Andrew Küçük Halka. Ýçeri gel." Yüzünde .377 __ ona inanmayan bir ifadeyle büyük esmer adamýn geçmesi için kenara çekildi. Atýlgan Geyik þapkasým çýkardý, çadýra girdi. Ýçerisi sýcaktý. Ortada, ateþ olmasý gereken ye ruyordu. Yanýna kömür yýðýlmýþtý. Bir bebeði emziren kadýný selamladý. Ve arkasýna yaslanmýþ amý. Hâlâ gösterideki pantolonu ve makosenleri giyiyordu ve omuzlarýna attýðý battaniyenin al üstü çýplaktý. Boynundan küçük bir deri kese sarkýyordu.

Küçük Halka, genç adamýn ayaklarýnýn yakýnýndaki bir tabureyi iþaret etti. Sonra kadýnýn yanm n sobanýn etrafýndan dolandý. "Bu karým Sarah. Ve oradaki de", genç adamý gösterdi, "yeðenim, -seph." Atýlgan Geyik her ikisine de gülümsedikten sonra tabureye oturdu ve paltosunun düðmelerini açtý. "Annemi ve babamý tanýyor musunuz?" diye sordu. Konuþmaya bu þekilde baþlamanýn kaba o nu biliyordu, üstelik böyle yapmayý planlamamýþtý, ama çok uzun zamandýr anne ve babasýna ne u öðrenmek için sabýrsýzlanýyordu. Soru aðzýndan kaçmýþtý. Kadm bebeði ikiye katlanmýþ bir yorganýn üzerine oturtup bluzunu aþaðýya çekti ve sobanm üzer ran kaptan bir fincan kahve doldurdu. Sobanýn etrafýndan dolanýp fincaný Atýlgan Geyik'e u zattý. Atýlgan Geyik teþekkür edip bir yudum aldý. Biraz þeker isteyebilirdi, ama etrafta hiç ker görmemiþti. Andrew Küçük Halka yüzünün alt tarafýný kýrýþtýran garip bir gülümsemeyle oturdu. Tanýmaya ça eyeceðine karar verir gibi Aülgan Geyik'e bakýyordu. En sonunda "Geri Giden Kadýn hâlâ Pine Ridge kampýnda yaþýyor. Kendine ait küçük bir kulübesi var. O iyi," dedikten sonra tekrar ses izliðe büründü. Aülgan Geyik birden bütün vücudunun boþaldýðýný hissetti. Fincaný yere býraktý ve gözlerini s abitledi. Keþke bu açýk ateþ olsaydý diye düþündü. Yýllar önce yaptýðý gibi açýk bir ateþe ba am?" Adam bebeðe doðru kafasýný eðmiþ karýsýna baktý. "Üç kýþ önce öldü. Grip yüzünden. Onu çok iy , sonra da kasaba merkezinde büyük bir tören oldu. Herkes katýldý." Aülgan Geyik sobanm kýsa borusundan çýkan dumanýn kývrýlarak yükseliþini seyrederek oturdu. B yüzünü gözünün önüne getirmeye çalýþýyordu. 378 "Baban önemli bir adamdý, bir urban giyen." Bu sefer konuþan genç olandý, Joseph. "Onunla beraber evde olman gerekirdi." Atýlgan Geyik genç adam gözlerini kaçýrana kadar ona baktý. "Haklýsýn Joseph," dedi. "Onu hay kýrýklýðýna uðrattým, annemi de. Uzun bir zaman sadece kendimi düþündüm." "Annen hâlâ orada. Yalnýz yaþýyor, neyse ki onunla ilgilenen çok insan var. Eminim seni orad a görmek ister." "Nasýl bunca zaman rezervasyondan uzak yaþadýn Atýlgan Geyik? Tüm bu yýllar boyunca ne yaptýn Hâlâ bizden biri olduðunu görebiliyorum, yine de farklýsýn." Atýlgan Geyik tekrar Andrew Küçük Halka'ya baktý. Lakota yüze, esmer tene, kendisininkine çok benzeyen gözlere baktý. Kadýna, Sa-rah'ya baktý. Saçlarý uzun süredir görmediði uzun örgüler i. Ona baktý ve kendi insanlarýyla birlikte olmayý ne kadar özlediðim fark etti. "Bu þehirde mi yaþýyorsun?" Ses onu kendine getirdi ve sobanýn sýcaklýðýný, arka tarafýndaki küçük esintiyi hissetti. "Ev altý yýldýr. Burada çalýþýyorum, büyük gemileri yükleyip boþaltýyorum." "Ama neden burada kaldm? Niye hâlâ buradasýn? Niye eve gitmiyorsun? Atýlgan Geyik böyle bir sorunun masumiyeti karþýsýnda güldü. Eskiden olsa, kendisinin de bunc zamandýr evinden uzakta kalan bir yabancýya soracaðý bir soruydu bu. Ama þimdi nasýl cevap vereceðini bilmiyordu. Ya tüm hikâyeyi anlatacak ya da hiçbir þey söylemeyecekti. Böylece yal n söyledi: "Buradaki wasichu'form nasýl yaþadýklarýný çok merak etmiþtim, derken buralarda ka Burada çok arkadaþým var. Beni evlerine alýyorlar, bana yemek ve içmek için iyi þeyler veriy rlar. Beni seviyorlar." "Fransýz insanlarýnýn dilini konuþuyor musun?" "Evet. Birçok þeyden konuþuruz. Teddy Roosevelt, New York." Atýlgan Geyik hýzlý konuþuyordu, ir yandan da söylediði yalanlardan rahatsýzlýk duyuyordu. "Ya siz, Amerikalýlarýn dilini bil iyor musunuz?" "Evet. Hepimiz okula gittik, Sarah bile. Genç Joseph okula gitmek için uzaklara gitt i. Artýk herkes uzaklara okula gidiyor." Atýlgan Geyik ona yakýn bir halýnýn üzerinde oturan Joseph'a gülümsedi. "Size büyükbabalarýný lý olmayý öðrettiler mi?" Joseph kafasmý kaldýrýp Atýlgan Geyik'e bakti, gözleri birden soðuk . 379 bakmaya baþlamýþtý. "Bana çok þey öðrettiler, saçýmý nasýl keseceðimi, týpký onlar gibi giyin al býçak kullanacaðýmý, nasýl 'Evet efendim, evet hanýmefendi' diyeceðimi. Ah evet, bana týpk gibi akýllý olabilmem için çok þey öðrettiler." Yüksek sesle homurdandý, çýkardýðý tiksinme k'in wasichu kýyafetlerinin farkýna varmasýna neden oldu. "Görüyorsun, Joseph'a ve diðer çocuklara çok kötü davrandýlar. Birbirleriyle bile Lakota dili konuþmalarý yasaklanmýþtý. Geceleri Wakan Tanka'ya dua ederlerse tek baþlarýna karanlýk bir

ya kapatýlýyorlardý. Þarkýlarýmýzdan birini söylediklerinde dövülüyorlardý." And-rew Küçük Ha sekiz yýl yatýlý okula gitti. Her yaz ona Lakota dilini çalýþtýrmak zorunda kalýyorduk, bunu rine son iki yýl onun eve gelmesine izin vermediler. Hâlâ eski geleneklerle yaþadýðýný söylüy "Evde de ayný." Sarah þimdi küçüðü kollarýnda sallýyordu. Yumuþak, ama dobra dobra konuþtu. " imizi konuþmamýz yasaklandý. Kendi törenlerimizi yapmamýz yasaklandý. Yaparsak ödeneklerimizi kesmekle tehdit ettiler. Onlara inanmayan pek çok insan þimdi aç. Hükümete yalvaran çok aç in an var." "Ýþler halkýmýz için bu kadar mý kötü?" Atýlgan Geyik duyduklarýna inanamýyordu. Kaygan Çayýr n resmini yýrtan, çocuklarýn Lakota dilinde konuþmasýna izin vermeyen beyaz öðretmeni hatýrla ma yetiþkinlerin Lakota dilini konuþmalarýný, törenlerini yapmalarýný yasaklamak, iþte bu aký bir þey deðildi. O oradayken bile ellerinde kalan tek þey buydu. Ama o zamanlarda bile iþler deðiþmeye baþlamýþtý. "Hatýrlýyorum ben oradayken birçok insan o beyazlarýn kilisesine Ama ben bundan hoþlanmýyordum ve henüz bir çocuk olmama raðmen evden kaçtým. Kola'm Attan Dü e beraber hâlâ eski þekilde yaþamayý seçen bazý Oglalalann bulunduðu Strongold'a gittim. Ama ilde yaþamak zordu. Kýþlar sertti ve asla yeterli yiyecek olmazdý. Ve þimdi onlara ne olduðu nu, Attan Düþüren'e ne olduðunu merak ediyorum." Joseph bu arada bir sigara sarýyordu, ama þimdi büyümüþ gözlerle kafasým kaldýrdý. "Sen hayal iydin?" Üçü de gözlerini dikmiþ ona bakýyorlardý. "Bu hayalet dansçýsýnýn ne demek olduðunu bilmiyoru Bana açýklamalýsýnýz." Andrew Küçük Halka kafasý karýþmýþ görünüyordu. "Strong-hold'daydýn. Hayalet Dansý orada gerç 380 "On beþ yýl önce adamlarýmýzdan üç kiþi Hayalet Dansý yaparsak beyaz adamlarýn gideceðini söy eygamberle buluþmak üzere batýya gitti. Bu peygamber onlara bizonlarýn geri döneceðini ve wa sic-hu'laý hiç var olmamýþ, ýstýrabýmýz bir rüyaymýþ gibi eski þekilde yaþayabileceðimizi söy aklanyla silindir þeklini verdiði sigarasýný yaktý. "Ne oldu?"Aülgan Geyik nefesini tutmuþtu. Hatýrlýyordu. Joseph sobanýn üstüne doðru havaya biraz duman üfledi. "Sonuç hüzün oldu. Kuzeyde Hunkpapa þe uran Boða'yý öldürdüler. Sonra Yaralý Diz Deresi'nde tüm Minneconjous kabilesini öldürdüler. amca, kaç kiþiyi öldürmüþlerdi?" Ama cevap veren Sarah'ydý. "Yaklaþýk iki yüz kiþi; erkekler, kadýnlar ve çocuklar. Bu insanla hastaydý ve çok açlardý. Paçavralar giyiyorlardý. Þimdi hepsi Yaralý Diz Deresi'ne bakan bir re topluca gömüldüler. Hükümet akrabalarýnýn onlarý almasýna, onlara düzgün bir cenaze töreni ine izin verecek nezaketi göstermedi." Atýlgan Geyik gözlerini Sarah'dan kaçýrdý. Çadýr direðine asýlý bir yað lambasýnýn loþ ýþýðýn mla yaþ görmüþtü. Andrew aþaðý bakarak onun elini tuttu. Joseph battaniyeyi çýplak omuzlarýna arasý dudaklarýnda sallanýyordu. Çadýr dýþarýdan gelen bazý Fransýzlarýn konuþmalarýnýn duyul essizdi. En sonunda öðrenmeyi baþardýðý bu dil þimdi kulaklarýna yabancý geliyordu. Kasvetli sessizliði bozarak "Bütün bunlarý iki rüyada gördüm" dedi Atýlgan Geyik yavaþça. "Bi insanlarýn Stronghold'a doðru yola çýktýklarýný gördüm. Bazýlarý ata biniyor, diðerleri, atla rdaydý, çoðu da yürüyordu. Ben bir yerlerden dönüyordum, böylece aralarýnda at sürdüm. Üsteli lmediðim davul sesleri ve þarkýlar duydum. Ve baktýðýmda birçok insan gördüm. Ayaklan ateþ al ns ediyorlardý. Bazýlan sadece durduklan yerde aþaðý yukan zýplýyorlardý. Þarký söylüyor ve a adýnlar feryat ediyordu. Sonra düþmeye baþladýlar. Bunlann hiçbirini bilmiyordum, ama þimdi o lann Hayalet Dansý yapüklanný anlýyorum. Böyle bir görüntüyü görmek beni huzursuz etmiþti. Þi anlama geldiðini anlýyorum. "Öteki rüyada insanlann bir uçurumun dibinde yatüklanný gördüm. Vücutlarý kývnlmýþ, mahvolmuþ Lakota olduklanný görebiliyordum. Onlar için aðladým. Tüm halkýmýn ölmüþ olmasmdan korkuyord denle onlara katýlmaya çalýþtým. Uçurumdan atla381 maya çalýþtým, ama rüzgâr beni geri itti. Atlamayý çok denedim, ama her seferinde rüzgâr beni edi. Ve bir sesin beynime girdiðini ve þunlarý söylediðini duydum: Sen benim tek oðlumsun. S tronghold'daki kampýma gittiðimde orada hiçbir þey yoktu: ne insanlar, ne atlar, ne köpekl er, ne çadýrlar. Ne daire oluþturmuþ tipiJ ler, ne ateþ çukurlarý vardý, sadece her yeri kapl n uzun otlar gördüm. Sanki Lakota halký dünya yüzeyinden silinmiþ gibiydi. Atýlgan Geyik Joseph'a gülümsedi. "Ama þimdi yanýldýðýmý görüyorum. Rüyalarýmý yorumlayacak k z buradasýnýz. Bu gece arenada birçok Lakota gördüm. Ve siz bana ne kadar acýnasý ve güçsüz d hayatta kaldýðýmýzý söylüyorsunuz. Ama bu hep böyle olmak zorunda deðil. Siz üç genç insan k doldurdu-nuz. Sarah'nýn kollarýnda uyuyan küçüðü görüyorum. Biz devam edeceðiz, çünkü biz Lak arýz."

Joseph ilk defa gülümsedi, tereddütlü ama belki biraz da umutlu bir gülümsemeydi bu. "Bilmiy orum, belki." Atýlgan Geyik onun omzunu sýktýktan sonra ayaða kalkýp paltosunu düzelterek düðmelerini ilikl . Joseph da ayaða kalkarak iri adamla yüz yüze durdu. Ýnce olmasýna raðmen geniþ omuzluydu ve ak göðsü neredeyse bir erkeðinki gibiydi. Pazýlarýna pirinç bantlar taktýðý uzun kollanyla ba yi tutuyordu. Atýlgan Geyik kadar uzundu ve serbest býraktýðý saçlarý beline kadar iniyordu. Nereye gidiyorsun?" "Eve," dedi Atýlgan Geyik. Sobanýn etrafýndan yürüyüp Sarah'nýn önünde eðildi. "Küçüðün ismi Elini uzattý ve bebek küçücük kahverengi parmaklarýný onun parmaðýna doladý. Sarah kafasýný k hverengi gözleri dikkatli ve merakla bakýyordu. "Bu iyi bir isim, söylediðinde her zaman sana mutluluk getirecek bir isim." Ayaða kalkýp giriþe yürüdü. Andrew ve Joseph tam kenarda duruyorlardý. Atýlgan Geyik Andrew i el sýkýþtý. "Çadýrýnýzýn sýcaklýðý için teþekkür ederim. Bir parçasý uzun zamandýr kayýp olan eve gelmiþ gibi hissetmesini saðladýnýz." Andrew hafifçe Atýlgan Geyik'in koluna dokundu. Kuþkulu gülüþü oradaydý, ama gözleri sýcak ve u. "Sen yabancý deðilsin. Sen La-kotasýn, nereye gidersen git. Daima bizlerden biri ol acaksýn." 382 Atýlgan Geyik Joseph'a döndü, ama genç adam, "Seninle kampýn sonuna kadar yürüyeceðim," dedi. Ýki adam yan yana sessizlik içinde kamp boyunca yürüdüler. Çadýr-lardaki ýþýklardan çoðu sönm ki gökyüzü dolunaya yaklaþmýþ ayla aydýnlanýyor, adamlarýn gölgeleri önlerine vuruyordu. Atýl ampýn neye benzediðini hatýrlamak isteyerek etrafma bakýndý; bir düzine çadýr, çemberin ortas büyük ateþ çukuru. Kuru et askýsý, köpek, at veya etrafta dolaþan insanlar yoktu, ama kafasýn on kýþ yaþýnda bir oðlan çocuðuydu ve kamp Kaygan Çayýr-lýk'ýn kýyýlanna kurulmuþtu. Üstelik lan aramaya baþlamalanna raðmen neþeli bir kamptý, akrabalar bir araya gelmiþ, arkadaþlar ar kadaþlarla buluþmuþtu. Lakotalann ve gençliðinin son neþeli kampýydý. Oglalalar bir yýldan az süre sonra Robinson Kalesi'ne teslim olmuþlardý. Gösteri yerine giden yola ulaþtýklannda Joseph onu durdurdu. "Düþünüyordum da o ses, rüyandak es...", genç birinin önemli bir þey söylemeden önce yaptýðý gibi tereddüt etti, "O ses annene O þimdi yalnýz." Atýlgan Geyik'e deðil de yolun kenanndaki pürtüklü bir çýnar aðacýnýn kökle tekrar duraksadý. "Sana evine gelmeni söylüyordu. Sana þimdi ihtiyacý var." Atýlgan Geyik de kafasýný çevirdi. Buraya tam da bu an için gelmiþti ve þimdi o an geldiðinde lbinin çaresizlikle dolduðunu hissetti. "Yapamam," dedi. Joseph birden ona baktý, gözleri ay ýþýðýnda parlýyordu. "Bizimle gelebilirsin. Yann sezonun gösterisi. Kýþý geçirmek üzere eve gidiyoruz. Bizimle gel!" "O kadar kolay deðil..." "Yarýn tekrar gel. Buffalo Bili ile konuþabiliriz. Seni görmekten mutluluk duyacaktýr. O bize hep iyi davranýr." Atýlgan Geyik yola doðru döndü. "Peki ya annen? Senin için aðlýyor." Atýlgan Geyik durdu. Joseph'ýn kalbinin kendi göðsünde attýðýný neredeyse duyabiliyordu. Anne mutfakta, onun ve Attan Düþüren için et piþirdiðini gördü. Robinson Kalesi'ne doðru inmeyi be en onu yükleri çeken atýnýn üzerinde gördü ve gözyaþlanm... Sonra þarkýyý duydu, tüm halkýnýn i olacak," dedi. "Bensiz daha iyi olacak. O benim on altý yýldýr ölü olduðumu düþünüyor. Býra ven bir kalple hatýrlasýn." 383 "Ama o mutlu olacaktý..." Atýlgan Geyik çýnar aðacýmn gölgesinde yola doðru döndü. "Benim evim þimdi burasý Joseph. Bir Yakýnda bir çocuðum olacak, Tipi'deki Don Ayý." Atýlgan Geyik bunlarýn Joseph'a ne kadar ol anaksýz gelmiþ olduðunu anlayarak sustu. Sonra hüzünlü bir sesle, "Çok uzun bir zaman önce bu ye gelen genç adam deðilim artýk. Senin yaþlanndaydým ve tüm bunlarýn büyük bir macera olduðu . Ama þimdi burada otuz yedi kýþ yaþýnda bir adamým. Gemileri yükleyip boþaltýyorum. Bu insan ilini konuþuyorum. Karým onlardan biri ve kalbim de onun kalbi. Artýk o benim hayatým ve yakýnda baþka bir yaþam aramýza katýlacak ve ayný kalp hepimizin içinde þarký söyleyecek." A yik geriye, Joseph'a doðru birkaç adým attý. Genç bedendeki gücü hissederek onu kucakladý. So birden hareketinden utanarak geri çekildi. Joseph, "Bekle," diye seslendi. Ellerini baþýmn arkasýna uzatarak arandý, parmaklarýyla bi r þeyler arýyordu. Boynundan sarkan keseyi elinde tutuyordu þimdi. "Sadece bir taþ. Ama bu taþ Paha Sapa'dan geldi. Belki bir gün seni bize geri getirir." Keseyi Atilgan Ge

yik'in eline býraktý ve çadýrýna yöneldi. Atýlgan Geyik onu seyretti. Sonra seslendi. "Joseph!" Genç adam durdu. "Babam, hasta olmadan önce iyi bir ata mý biniyordu?" Takip eden sessizlik o kadar uzun sürdü ki Atýlgan Geyik Joseph'ýn kendisini duyup duyma dýðým merak etti. Sonra kalbini dolduran kelimeleri duydu. , "Ýyi bir aðzý ve uzaklara bakan gözleri olan büyük kýzýl bir ata biniyordu. Gösterideki hiçbi unla karþýlaþtýrýlamaz." Atýlgan Geyik dönüp yürümeye baþladý. Artýk karanlýkta kalan yan gösterileri ve boþ arenayý g i tribünlerinin üzerindeki beyaz, uçlan sivri tenteler uzak daðlar gibi görünüyordu. Gösteri inden uzaklaþtý. Bir hayli geç olmuþtu, tramvaylar artýk çalýþmýyordu, ama buna aldýrmadý. Yü cý vardý ve Düþen Yapraklar Ayý yolunu aydýnlatacaktý. 384

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->