P. 1
Halk Hikâyesi ve Halk Hikâyeciliği Üzerine Bir İnceleme

Halk Hikâyesi ve Halk Hikâyeciliği Üzerine Bir İnceleme

|Views: 291|Likes:
Yayınlayan: Dilara Ararat
Yusuf ile Elif ve Elmas ile Kahraman hikayelerinin karşılaştırmalı tahlili.
Yusuf ile Elif ve Elmas ile Kahraman hikayelerinin karşılaştırmalı tahlili.

More info:

Published by: Dilara Ararat on May 29, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
See more
See less

07/06/2014

Halk Hikâyesi ve Halk Hikâyeciliği Üzerine Bir İnceleme

Elmas ile Kahraman ve Yusuf ile Elif Hikâyelerinin Karşılaştırmalı İncelemeleri
Dilara Ararat / 20650814

Giriş
Hikâyecilik, Türk Edebiyatının en erken dönemi olan sözlü edebiyat dönemine kadar uzanan köklü bir kültürdür. Türk Edebiyatında hikâye, geleneğin bir ürünü olarak bugüne kadar gelmiştir, hala da gelenek çerçevesinde varlığını sürdürmektedir. Genellikle hem mensur hem manzum olarak akılda kalıcılık esasına dayanarak ortaya çıkmışlardır. Ben bu çalışmada, hikâyenin tanımından yola çıkıp, kaynaklarına ve ne zaman ortaya çıktığına değinerek; Âşık Hüseyin Yazıcı’nın anlattığı, 2009 yılında, Bursa’da derlenen Elmas ile Kahraman hikâyesi ve Âşık Yakup Temel’in anlattığı, 2009’da Ankara’da derlenen Yusuf ile Elif hikâyelerini mukayese ederek inceleyeceğim. İki hikâye de Timur Yılmaz tarafından derlenmiştir.

Halk Hikâyesinin Tanımı, Kaynakları ve Özellikleri Halk Hikâyesi Nedir?
Türk Halk Edebiyatı’nda anlatı esasına dayalı destan, masal, efsane, menkıbe anlatım türlerinden biri olan halk hikâyesinin, birçok edebiyat araştırmacısı tarafından ele alınıp incelenmiş ve çeşitli tanımlamaları yapılmıştır. Bu tanımlamalardan birini de Pertev Naili Boratav yapmıştır. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde Boratav halk hikâyesini, eskiden destanların gördükleri vazifeleri üzerine almış yeni ve orijinal bir nev’in mahsulleri olarak tanımlamıştır (Boratav: 1981). Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği adlı eserinde halk hikâyelerini bir tür konusu olarak yaklaşır ve halk hikâyelerinin yeni ve orijinal bir nev’i karakteri alarak meydana geldiğini ve yerini tuttuğu destanın birçok vasıflarını hala taşıdığını fakat bunların halk hikâyelerinin asıl karakterini verenler olmadığını süratle yeni bir nev’e gidiş vakı’ası karşısında bulunduğumuzu belirterek destanî an’anenin gittikçe zayıfladığını iddia eder ve bunun sebebi olarak da destanın eski karakterini tayin eden sosyal şartların gittikçe ortadan kaybolduğunu vurgular (Boratav: 1946). Yine Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği adlı eserinde Otto Spies’ten aktarır. Spies’e göre halk hikâyeleri, bir sevgiliyi elde etme yolundaki maceraları anlatan masaldır (Boratav: 1946). Bir diğer tanımı ise Şükrü Elçin yapmıştır. Elçin, Halk Edebiyatına Giriş adlı kitabında halk hikâyesi kelimesinin menşeini inceleyerek Arap dilindeki karşılığını verir: Arap dilinde başlangıçta “kıssa” ve “rivayet” olarak düşünülen, sonraları “eğlendirmek” maksadı ile “taklid” maksadında kullanılan “hikâye” deyimi, gerçek veya hayali birtakım vakaların, maceraların hususi bir üslupla, sözle nakil ve tekrarı demektir. Bu tarif, az bir farkla bugün anladığımız “halk” ve “modern” hikâye türü için de kabul edilebilir. Elçin aynı yazısının devamında Türk halk hikâyelerinin zaman seyri ve coğrafya-mekân içinde “efsane, masal, menkabe, destan, vb.” mahsullerle beslendiğini, dinî, içtimaî hadiselerin potasında iç bünyelerindeki bağlarını muhafaza ederek milletimizin roman ihtiyacını karşılayan eserler olduğunu belirtir (Elçin: 1998). Halk Hikâyeleri üzerine çalışma yapan bir diğer araştırmacı ise Ali Berat Alptekin’dir. Alptekin, Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı adlı kitabında halk hikâyelerinin tanımını yaparak göçebelikten yerleşik hayata geçişin ilk mahsullerinden olduğunu vurgular. Alptekin, tanımının devamında halk hikâyelerinin aşk, kahramanlık, vb. gibi konuları işleyen; kaynağı Türk, Arap-İslam ve Hint-İran olan, büyük ölçüde âşıklar ve meddahlar tarafından anlatılan nazım nesir karışımı anlatmalar olduğunu ifade eder (Alptekin: 2009).

Mehmet Aça ise yapmış olduğu Kozı Körpeş-Bayan Sulu Dastanı Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma, adlı çalışmasında halk hikâyesi kavramına değinerek, kahramanlık destanlarından sonra teşekkül eden ve nazım nesir karışımı bir yapı sergileyen, destanlara nazaran daha kısa ve gerçekçi, yerleşik hayat/düzen mahsulü metinleri karşılamak amacıyla kullanılan bir kavram olduğunu ifade eder (Aça: 1998).

Halk Hikâyelerinin Kaynakları
Halk anlatmaları olarak isimlendirilen; masal, efsane, fıkra, halk hikâyesi, destan, vb. gibi türlerin menşeiyle ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür. Araştırmacılar tarafından ortaya atılan bu görüşler benzerlikler gösterdiği gibi, farklılık da arz etmektedir. Halk hikâyelerinin kaynağı hakkındaki ilk görüş Fuad Köprülü’ye aittir. Köprülü meddahlarla ilgili makalesinde konuyu şu şekilde sınıflandırır: 1. Eski Türk an’anesinden geçen mevzular: Dede Korkut, Köroğlu 2. İslâm an’anesinden geçen dinî mevzular: Mevlid, Menâkıb-i Seyyid Battal Gazî; Fütühi’şŞam; Fütüh-i Afrikıyye; Hazreti Ali Cenkleri; Hazreti Hamza’nın Kahramanlıkları; Eba Müslim Horasani Kıssaları; Hallac-ı Mansur; Şeyh San’an gibi tanınmış sufilere ait manzum ve mensur birçok kitaplar. 3. İran an‘anesinden geçen-ekseriyetle dinî olmayan ve bazen de zahiri bir İslâmî renge boyanmış mevzular (İran yolu ile geçen Hint mevzuları da bu devre girebilir): Kelile ve Dimne; ŞehNâme, vb. Halk hikâyelerinin kaynağı ile ilgili bir başka görüş de Pertev Naili Boratav’a aittir. Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği adlı eserinde konuyu ele almış ve meseleyi değerlendirmiştir. Boratav’a göre halk hikâyelerinin kaynakları: 1. Olmuş vakalar: Bunlar gerçekten yaşanmış olan hadiselerin etrafında teşekkül etmiştir. Bu tür hikâyelere Kuzeydoğu Anadolu’da serküşte, kaside; Güneydoğu Anadolu’da ise bozlak adı verilmektedir. Çıldırlı Âşık Şenlik’in, Salman Bey Hikâyesi küçük bir köy muhitinde teşekkül etmiştir. Gündeşlioğlu ve İlbeylioğlu hikâyesi ise Güneydoğu Anadolu’da teşekkül etmiştir. 2. Yaşamış veya yaşadığı rivayet olunan Âşıkların tercüme-i halleri: Bunlar içerisine, Âşık Kerem, Âşık Garip, Tahir Mirza, Gurbani, Tufargannı Aşıg Abbas, Sümmani, Âşık Ali Izzet, Âşık Elesger’i dâhil edebiliriz. 3. Köroğlu menkabeleri ve bu tipte diğer menkabeler: Bunlar Köroğlu kolları ile Köroğlu kollarına bağlı olan diğer kahramanlık hikâyeleridir. Yüzyılımızın başlarında birer efsane olarak düşünülen Köroğlu hikâyelerinin bugün tarihi bir zemine oturtulduğunu görüyoruz. Tarihi kaynaklarda; Köroğlu, Bolu civarında yaşamış bir kahramandır. Bazı araştırıcılara göre bir Celâli; bazılarına göre saz şairi; bazılarına göre de bir halk hikâyesi kahramanı olan Köroğlu ve arkadaşlarının hayatı etrafında bu tip hikâyeler teşekkül etmiştir. 4. Klâsik manzum hikâyeler: Bu tür hikâyeler konusunu, Binbir Gece Masalları, Heft Peyker, Hüsrev ü Şirin, Leylâ vü Mecnûn, Yusuf u Züleyha gibi manzum mesnevilerden almaktadır.

Konuyla ilgili bir başka görüş Şükrü Elçin’e aittir. Türk halk edebiyatı ve folkloruyla ilgili pek çok çalışma yapan Elçin, halk hikâyelerinin kaynağı konusunda Köprülü’nün görüşüne yakın bir görüş ortaya atmıştır: 1. Türk kaynağından gelenler: Dede Korkurt Hikâyeleri, Köroğlu ve kolları ile ilgili hik âşıkların hayatları etrafında teşekkül eden halk hikâyeleri ve bozlaklar bu gruba girmektedir. 2.Arap-islâm kaynağından gelenler: Leylâ ile Mecnûn, Binbir Gece, Eba Müslim, Gazavatı Ali, Veysel Karani, Battal Gazi, Danişmendname, vb. 3. İran Hind kaynağından gelenler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dinme (Pançatantra), vb. Yukarıdaki görüşler Köprülü’nün görüşü ile ortaklık göstermektedir. Ali Berat Alptekin de Halk Hikâyelerinin Motifleri adlı kitabında şu değerlendirmeleri yapmıştır. 1. Türk kaynağından gelen halk hikâyeleri: Köroğlu, Âşık Garip, vb. 2. Arap, Fars ve Hint kaynağından gelen halk hikâyeleri: Leyla ile Mecnûn, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, vb. 3. Masal-efsane kaynaklı halk hikâyeleri: Kirmanşah, Tapdıg, Latif Şah, Şah İsmail, vs. 4. Âşıkların hayatından kaynaklanan halk hikâyeleri: Kerem ile Aslı, Tufarganlı Âşık Abbas ve Gülgez Peri, Gurbani ve Peri, Ercişli Emrah ile Selvi Han, vb. (Oğuz: 2008)

Halk Hikâyesinin Şekil ve Muhteva Özellikleri 1. Şekil Özellikleri
Halk hikâyeleri, nazım, nesir karışımı bir yapıya sahiptir. Bu özellik masal, efsane, menkabe ve fıkralarda pek görülmez (manzum parçalara da nadiren rastlanır). Hikâyenin anlatım ve tasvir kısmı (olaylar) mensur, duygu ve heyecanı ifade eden bölümler ise manzum olarak söylenir. Anlatıcı, hikâyenin mensur kısmında istediği değişikliği yapabilir. Konuya ekleme veya çıkarma yapmada serbesttir. Hikâyenin ana hatlarından sapmamak kaydıyla beğenmediği kısımları çıkarır veya hoşuna giden bir başka hikâyeyi uygun bir yere ilave edebilir. Hikâyeci, mensur kısımlarda sahip olduğu anlatma serbestliğini manzum kısımları söylerken kaybeder. Çünkü burada şiiri olduğu gibi vermek zorundadır. Herhangi bir değişiklik yapamaz. Ancak burada da becerisini başka bir şekilde gösterir. Hikâyenin manzum bölümlerinden, halk şiirinin hemen her şeklinde ve türünde örneklere rastlanabilir. Ağırlık koşma ve atışma olsa da mani, semai, türkü ve divani örnekleriyle de karşılaşılır. Hikâyelerde yer alan şiirleri daha çok birinci derecedeki kahramanlar yani hikâyeye adını veren kişiler söylerler. Kahramanlar, birbirlerine olan sevgilerini, acılarını, ıstıraplarını hep şiirle ifade ederler. Bazı durumlarda ikinci derecede yer alan kahramanlar (anne, baba, kız kardeş, arkadaş vb.) da şiir söylerler. Hikâyelerde nesirden nazma geçilirken genellikle; Aldı sazı..., şeklinde kalıplaşmış ifadeler kullanılır. Bazen de kahraman karşısındakine; dil ile mi, tel ile mi söyleyeyim, diye sorar. Anlatıcı manzum konuları daha çok saz eşliğinde (saz çalmasını biliyorsa) söyler. Eğer sazı yoksa ve çalmasını da bilmiyorsa bir sopayı saz gibi tutarak saz çalıyormuş gibi yapar. Hikâyelerin girişinde de tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış ifade vardır. Ancak sözlü kaynaklardan derlenen hikâyelerin girişi ile yazma varyantların girişi birbirinden farklılık gösterir.

Hikâyenin dili sözlü varyantlarda sade ve anlaşılır olmasına rağmen yazmalarda biraz ağırdır. Hikâyelerin özellikle giriş kısmında, aslında olmayan, anlatıcı tarafından sonradan ilâve edilen manzum parçalara rastlanabilir. Bu bölüme selçuk, peşrov, sersuhane gibi adlar verilir. Bu durum daha çok şiir söyleme kabiliyeti olan veya şiire merakı olan anlatıcıların hikâyelerinde görülür. Yazma ve matbu halk hikâyeleri sözlü varyantlarına göre daha uzun, şiirleri daha fazladır. Güzellerin ve çirkinlerin tasviri, tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış cümlelerle ifade edilir. Kahramanların hareketleri, bir yere gidişleri, bir olaydan başka bir olaya geçiş, uzun zamanı kısaca ifade etme, vb. olaylar kalıplaşmış sözlerle ifade edilir. Bir halk hikâyesi metninin içerisinde masal, efsane, fıkra, dua, beddua, deyim, atasözü, bilmece, vb. örneklerine rastlanabilir. (Oğuz: 2008)

2. Muhteva Özellikleri
Halk hikâyelerinin konuları genellikle aşk (Ercişli Emrah, Derdiyok ile Zülfü Siyah, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, vb.) ve kahramanlıktır (Köroğlu, Kaçak Nebi, vb.). Bazen de iki konu birlikte işlenir (Kirmanşah, Yaralı Mahmut, Şah İsmail, Bey Böyrek, vb.). Halk hikâyelerini meydana getiren olaylar gerçek veya gerçeğe yakındır. Bu sebeple teşekkül ettikleri devrin tarihî olayları bazen aynı şekilde bazen de hikâye gerçekliği içinde yer alır (Köroğlu – Celalî isyanları, Erişli Emrah – Şah Abbas’ın Van kalesini Kuşatması, Yaralı Mahmut – İstanbul Padişahı’nın Gence’ye seferi vb.). Kahramanların başından geçmiş gibi görünen pek çok olayda olağanüstülükler vardır. Kahramanlar genellikle tek olup olağanüstü bir şekilde dünyaya gelirler (Hızır, pir, adak, vs. vasıtasıyla dünyaya gelme). Kahramanların babaları genellikle çocuk sahibi olamayacak kadar yaşlanmış kimselerdir. Kahramanın dünyaya gelmesine yardımcı olan ak sakallı ihtiyar (Pir, Derviş, Hazreti Hızır vb.) daha sonra; kahramana ad verilmesi, eğitimi, âşık olması ve sevgiliyi aramak için gurbete gitmesi durumlarında da karşımıza çıkar. Kahramanlar genellikle dört şekilde birbirlerine âşık olurlar: a. Bade İçerek: Mezarlıkta, su yanında veya ıssız bir yerde uykuya dalan kahraman, rüyasında Hazreti Hızır’ı veya pirleri görür. Hazreti Hızır, kahramana üç defa bade uzatır. (Veyahut duruma göre yiyecekler verir.) Bunlardan birincisi Allah; ikincisi üçler, yediler, kırklar; üçüncüsü de bir güzelin aşkınadır. Kahraman üçüncü badeyi içtikten sonra günlerce baygın yatar. Daha sonra bir saz sesiyle uyandırılır. Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Ercişli Emrah gibi halk hikâyelerinde bu şekilde rüyada âşık olma motifi ile karşılaşılır. Kahramanlık hikâyelerinde de, hikâyenin asıl kahramanı pir elinden bade içmiştir. İşte bu halk hikâyesi kahramanlarından birisi Köroğlu’dur Türkiye’de pir elinden içilen badenin sonunda kahraman âşık olup yollara düşerse buna pir dolusu bade adı verilmektedir. Umay Günay’ın sistemleştirdiği şekilde, bade içme hâdisesi dört safhada tamamlanmaktadırlar: 1. Hazırlık safhası: Âşık ve maşukun bade içmeden önceki (âşık olmadan önceki) durumu ele alınır;

2. Rüya: Bir yerde (çeşme, harman, mezarlık) uyuma, pir (aksakallı ihtiyar, derviş, Hazreti Hızır) elinden üç bade içilmesi; 3. Uyanış: Baygın vaziyette yatan kahramanın saz sesini duyunca uyanması; 4. İlk deyiş: Âşığın rüyada olanları şiirle ifade etmesi İlhan Başgöz, Türkiye’deki âşık1ık / halk hikâyeciliği geleneği ile şamanlığı çeşitli yönlerden mukayese etmiş ve bazı ortaklıklar tespit etmiştir. Gerçekten de hem şamanlık, hem de şıklık geleneğinde ortaklıklar vardır. Bunlar: a) Uykuya yatma. b) Rüyada pir elinden dolu (buta, bada) içilme. c) Bayılma, ağızdan köpükler saçılma. d) Müzik aletinin sesinin duyulması üzerine ayılma. e) Destan veya şiir söylemeye başlama. b. Aynı Evde Büyüyen Kahramanlar Kardeş Olmadıklarını Öğrenince: Çeşitli sebeplerden dolayı aynı evde yaşayan iki kahramanın çocuklukları birlikte geçer. Birlikte oynarlar, birlikte okula giderler. Ancak, bir arabozucu çıkıp da bunların kardeş olmadıklarını söyleyince, iki genç birbirlerini sevmeye başlarlar. Arzu ile Kamber ve Tahir ile Zühre hikâyelerinde kahramanlar bu şekilde âşık olurlar. c. Resme Bakarak Aşık Olma: Erkek kahraman, herhangi bir yerde gördüğü bir güzelin resmine bakarak âşık olabilir. ç. İlk Görüşte Aşık Olma: Birbirini tanımayan iki genç herhangi bir yerde (bahçede, pencerede, yolda), ilk defa karşılaştıklarında birbirlerine aşık olurlar. Destan ve masalda olduğu gibi, halk hikâyelerinin de hususî anlatıcıları vardır. Eskiden meddahların yaptığı işi günümüzde âşıklar ve amatör anlatıcılar yapmaktadır. Halk hikâyesi belirli kaidelere bağlı olarak anlatılır. Hikâyeye geçmeden önce fasıl ve döşeme kısımları vardır. Daha sonra da hikâyenin asıl kısmı ve sonuç gelir. Günümüzde bu geleneği devam ettirenler arasında Şeref Taşlıova, İsmail Azerî, Nuri Çırağî vb. adları sayabiliriz. Kars ve Erzurum’daki Âşıklar Kahvesi’nde, Ankara’daki Gençlik Parkı’nda, İstanbul’daki Gülhane Parkı’nda gelenek biraz modernize edilse de devam etmektedir. Bu kaidelere bağlı olarak hikâye anlatanlardan birisi de 1988 yılında kaybettiğimiz Behçet Mahir’dir. Mahir, hikâyelerine selçuk adını verdiği girişi (döşeme) yapmadan başlamazdı. Hikâyenin bazı bölümlerinde dinleyiciler (okuyucular) için yapılan dualar vardır. Bu dualar anlatıcı tarafından şu şekilde söylenir: a. Yarım kalan, bir gecede bitmeyen hikâyelere ertesi gün kaldığı yerden başlarken: Sabah oldu, cümlemizin üstüne hayırlı sabahlar açılsın. b. Hikâyenin muayyen yerlerinde, özellikle sabah vakti: ... O gece geldi, sabah oldu. Hayırlı sabahlar cümle âlemin üzerine açılsın inşallah.

c. Hikâyenin kahramanları birbirine kavuştuktan sonra: “ İki sevgili kırk günün erzinde murat alıp, murat verdi. Siz de hemîşe damahda olasınız. Allah sizin de muradınız varsa vere inşallah...” Hikâyelerde, kahramanın en büyük yardımcısı, Hazreti Hızır’dan sonra attır ve kahramanlar, bazen insan dışındaki varlıklarla da konuşurlar. Halk hikâyeleri genellikle “mutlu son”la biter. Ancak, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre” gibi bazı hikâyelerde âşıkların bir araya geldikleri anda öldükleri de görülür. Bu şekilde, sonunda ayrılık olan bir hikâyenin vuslatla bitmesinin çeşitli sebepleri vardır. Genellikle dinleyiciler ayrılığı sevmediği için, anlatıcı da buna bağlı kalarak âşıkları kavuşturmaktadır. Boratav’ın belirttiğine göre bin sekiz yüzlü yıllarda şıkları birbirlerine kavuşturmayan anlatıcıların başına bazı kötü hadiseler geldiği için, Karslı âşık1ar toplanarak bütün hikâyeleri sonunda sevdalıları kavuşturmaya karar vermişlerdir. Sadece Kerem ile Aslı hikâyesinin sonunu değiştirmemişler, fakat onu da günah telâkki ederek fazla anlatmamışlardır. Bütün bunların sebebi, hiç şüphesiz dinleyici kitlesinin bu ayrılığa razı olmaması, sevenlerin kavuşmalarından yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Hatta bu yüzden hikâye anlatan âşığa para veren veya alnına silah dayayıp: “Ya âşıkları kavuşturursun, ya da bu kurşunu yersin.” gibi tehditler savuranlar da vardır. Hikâyelerden bazıları âşıkların hayatı etrafında teşekkül etmiş olup onların başından geçen aşk maceraları anlatır. Kahramanlar tarafından yapılan dua ve beddualar mutlaka gerçekleşir. Halk hikâyelerinde mekân dünyadır. Bu mekân bazen çok dardır. Bazı halk hikâyelerinde atlı göçebe hayatının özellikleri görülebilir. Ancak çoğu hikâyelerde yerleşik hayata geçiş söz konusudur. Birkaç İran-Hint ve Arap kaynaklı halk hikâyesinin dışında diğerleri millidir ve hemen hemen bütün Türk dünyasında anlatılır (“Tahir ile Zühre”, “Âşık Garip”, vd.). Hikâyede, asıl kahramanların (hikâyeye adını veren) dışında; a) Kahramanların yakın çevresi (anne, baba, kardeş) b) İdareciler (padişah, vezir, bey, vb.) c) Yardımcı tipler (ak saçlı ihtiyar, bezirgânlar) d) Arabozucu tipler (kocakarı, kara vezir, üvey ana) e) İnsan olmayan tipler (at, vb.) vardır. (Oğuz: 2008)

Elmas ile Kahraman ve Yusuf ile Elif Hikâyelerinin Bölümlerinin Karşılaştırılması 1. Giriş Bölümü
Giriş bölümünde, her iki hikâyede de kısa tutulmuştur. Yusuf ile Elif hikâyesinde her ne kadar “Var varanın, sür sürenin, destursuz bağa girenin dayaktandır ölümü.” şeklinde bir girizgâh olsa da Elmas ile Kahraman hikâyesinde bu kısım atlanmıştır. Elmas ile Kahraman bölümündeki giriş kısmında kahramandan önce anlatıcıyı görmek mümkündür. Bu anlatıcı, Âşık Sümmani’dir. Sümmani bir kahvede otururken hikâyenin kahramanı içeri girer ve ah çekişlerinden dertli olduğu anlatılır. Sümmani’nin ısrarı netice verir ve âşık derdini anlatmaya başlar. Derdine derman bulamayan kahramana Sümmani yol gösterecek, böylece dertli derdine çare bulacaktır.

Yusuf ile Elif hikâyesinde ise giriş, büyük bir ağanın üç oğluna vasiyetiyle başlar. Vasiyet olarak oğullarına oradaki dağın arkasına gitmemelerini vasiyet eder; fakat çocuklar elbette dinlemezler. En büyük ve ortanca kardeşlerin ölümünden sonra küçük kardeş ağabeylerinin başlarına ne geldiğini öğrenmek, ölmüşlerse intikamlarını almak amacıyla peşlerine düşer; böylece hikâye başlamış olur.

2. Tanıtım (Hazırlık) Bölümü
Kahramanın Ailesinin Tanıtılması: Elmas ile Kahraman hikâyesinde her ne kadar bu kısım bulunmuyor olsa da Yusuf ile Elif hikâyesinde vardır. Hikâyede, vakti zamanında Erzurum bölgesinde yaşayan Adil Ağa’dan söz edilir. Bu adı gibi adil, çevresinde çok sayılıp sevilen, ehlidil ve şair ruhlu olan ağanın Hasan, Mehmet ve Yusuf adlarında üç tane yağız oğlu vardır. Adil Ağa, bu evlatları kendi ahlakıyla yetiştirmiştir. Bu oğlanlar da babaları gibi insancıldır. Üç oğlan da birbirinden cengâverdir, bir o kadar da meraklıdır. Zaman: Elmas ile Kahraman hikâyesinde bu hikâyenin Âşık Sümmani’nin Kırım Seferi sırasında rastladığı bir gurbetçiden çıktığı bilgisi verilmektedir. Sümmani’nin 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında yaşadığı düşünülürse hikâyenin de o sıralarda geçtiği sonucu çıkarılabilir. Yusuf ile Elif hikâyesi ise “vakti zamanında…” diye başladığından bu hikâyede zaman belirsizdir. Yer: Elmas ile Kahraman hikâyesi Kırım’da anlatılmaya başlanır; kahramanın ve Sümmani’nin Trabzon’a gelmesiyle Trabzon’da çözülür. Yusuf ile Elif hikâyesi ise Erzurum’da geçmektedir. Sosyal Mevki: Elmas ile Kahraman hikâyesindeki Kahraman, bir anasından başka kimsesi olmayan, yoksul bir adamdır ve oldukça varlıklı bir adam olan Aslan Bey’in kızına âşık olur. Yusuf ile Elif hikâyesinde ise Yusuf varlıklı bir ağanın en küçük oğludur, Elif ise dağın arkasındaki kasabada, bir sarayda yaşayan Mahmut Bey’in kız kardeşidir. Çare Arama: Elmas ile Kahraman hikâyesinde, Kahraman derdinden yollara düşmüştür. Daha sonra Sümmani’yle karşılaşınca ona derdini anlatır ve derman aramaya başlarlar. Kahraman’ın dermanı Sümmani’dedir. Yusuf ile Elif hikâyesinde ise Yusuf, iki ağabeyini kaybettikten sonra ne yapacağını bilemez ve peşlerinden gidip onları geri getirmeye, ölmüşlerse intikamlarını almaya çalışır. Kahramanın tanıtılması: Bu kısımda Kahraman, Âşık Sümmani’ye kendini anlatır. Ne kadar yoksul olduğunu, daha sonra sevdiğine kavuşabilmek için yedi yıl gurbet ellerde nasıl çalıştığını, Aslan Bey’in istediği evi yapabilmek için para kazandığını anlatır. Yusuf ile Elif’te ise, Yusuf’un nasıl bir adam olduğu, olay örgüsü içinde, dinleyenin kendisinin çıkaracağı biçimde verilmiştir. Yusuf’un başından geçenlerden anladığımız kadarıyla Yusuf ağzı sıkı, güçlü kuvvetli, kılıç kullanmayı ve dövüşmeyi çok iyi bilen, sabırlı ve inatçı bir adamdır.

3. Kahramanın Macerası
Bu bölüm halk hikâyelerinin en uzun bölümüdür. Asıl vaka bu bölümde anlatılır. Macera bölümündeki olaylar çok ve çeşitli olup kahramanın etrafında cereyan eder. Bu bölümdeki olayların hem sırası, hem türü, hem de sayısı çok çeşitlidir: A. Kahramanın âşık olmasıyla başlayanlar B. Kahramanın gurbete gitmesiyle başlayanlar C. Kahramanın evlenmesiyle başlayanlar (Küçükbasmacı: 2005)

Küçükbasmacı’nın sınıflandırmasını baz alacak olursak Elmas ile Kahraman hikâyesi “kahramanın gurbete gitmesiyle başlayanlar” kategorisine girerken, Yusuf ile Elif hikâyesi bu sınıflandırmaya tam olarak girmemektedir. Yusuf, ağabeylerinin peşinden o dağın ardına gittikten sonra ceylanların sırrına erer ve Elif’in karşısına çıkmak için bir yol bulur. Elif onu gördüğünde bu güzel delikanlıya hemen âşık olur ve ona, onunla evlenebilmesi için üç şart sunar. Yusuf’un maceraları bu üç şarttır. Erzurum’dan Anadolu’nun dört bir yanına gönderilen Yusuf, gittiği yerlerdeki sırlara vakıf olur ve gelip Elif’i alarak köyüne döner. Elmas ile Kahraman hikâyesinde ise Kahraman yedi yıl gurbet ellerde çile çekip para kazanıp babasının gönlünü hoş ederek aldığı Elmas’ın ağabeylerini yanlışlıkla vurur. Bu utançla orada daha fazla kalamayacağını anlayarak kendi kendini sürgün eder. Kırım’a kadar gelir ve burada Âşık Sümmani’yle tanışır. Âşık Sümmani, kendisi de dertli olduğundan ondan derdini anlatmasını ister ve çözüm arar.

4. Sonuç Bölümü
Her iki hikâye de mutlu sonla biter. Yusuf ile Elif evlenir, Kahraman ile Elmas da birbirlerine kavuşurlar.

Elmas ile Kahraman ve Yusuf ile Elif Hikâyelerinin Olay Örgülerinin Karşılaştırılması
1. Elif ile Kahraman hikâyesinde giriş Âşık Sümmani’nin oturduğu kahvehaneye Kahraman’ın gelmesiyle başlar. Âşık Sümmani’nin Kahraman’ın derdini sormasıyla hikâye başlar. Yusuf ile Elif hikâyesinde ise hikâye, Yusuf ve ailesinin tanıtılması ve babasının ölümü ile başlar. Babası üç kardeşe ilerideki dağın ötesine geçmemelerini vasiyet eder. 2. Elif ile Kahraman hikâyesinde Kahraman babası ve kardeşleri öldükten sonra mektebe verilmiştir. Yusuf ile Elif hikâyesinde ise Yusuf’un en büyük ağabeyi babaları öldükten sonra ailenin başına geçer; fakat babasının vasiyetini yerine getiremez, dağın ötesine geçer, sonrasında oradaki geyikleri avlamak ister, onları kovalarken ilerideki şehre varır, geyikleri kovaladığı anlaşılınca Elif’in emriyle öldürülür. Yusuf’un ortanca ağabeyi de ağabeyinin peşinden gider ve o da ağabeyinin yaptığı yanlışı yapınca öldürülür. 3. Elif ile Kahraman hikâyesinde Kahraman, medresede okurken âşık olur. Yusuf ile Elif hikâyesinde Yusuf, ağabeylerinin başına ne geldiğini öğrenmek için peşlerinden gider ve Elif’in karşısına silahşorluk sınavı sırasında çıkar. Yusuf, Elif’i görmez, Elif Yusuf’u ilk gördüğü an ona âşık olur. Onu huzuruna çağırdığında Yusuf’a âşık olduğunu söyler ve ona evlenme teklif eder. Yusuf da ona ilk görüşte âşık olmuştur. 4. Âşık olan Kahraman, önce annesine sonra hocasına açılır. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 5. Hoca arabuculuk yapmayı kabul eder ve Elmas’ın babası Aslan Bey’e gider. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 6. Elmas ile Kahraman hikâyesinde Aslan Bey kızı Elmas’ı vermek için şart koşar, bu şarta göre Kahraman’ın beş katlı bir apartman yapması gerekmektedir. Yusuf ile Elif hikâyesinde Elif, Yusuf’u karşısına alır ve onun yeteneklerinden etkilendiğini, üç tane şartı olduğunu, Yusuf bu üç şartı yerine getirirse onunla evleneceğini söyler. Bu şartlar sırasıyla Manisa’ya giderek Mehmet Bey’in sattığı

kılıçları neden kırdığını bulmak; Ege’deki bir adaya giderek Sinan’ın güle neden siyaset ettiğini öğrenmek ve Mersin’e giderek Hancı Senem’in neyi beklediğini, neden sabrettiğini anlamaktır. Elif bu şartları, Yusuf her birini başarıyla yerine getirip geldikçe söylemektedir. 7. Kahraman 7 yıl gurbette kalır; fakat döndüğünde de şartı yerine getirir, böylece Elmas’la evlenir. Yusuf da yıllarca oradan oraya giderek şartları bir bir yerine getirir ve gelip Elif’e anlatır. Son şartı da yerine getirip geldiğinde Yusuf, çok beklediğini ve artık yerine getirecek şart olmadığını, Elif’in verdiği sözü tutmasını, böylece kendisiyle evlenmesini ister. Böylece Elif onunla evlenmeye razı olur, Yusuf onu alıp köyüne getirir ve kırk gün kırk gece düğün yaparak evlenirler. Hikâye burada biter. 8. Zifaf gecesinde Kahraman bir ses duyar ve dışarı çıkar, Elmas’ın en büyük ve en küçük ağabeyini hırsız zannederek öldürür. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 9. Elmas’ın ağabeylerini öldürdükten sonra orada kalmaya yüzü tutmaz ve kendini gurbete vurur. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 10. Gurbetteyken de Âşık Sümmani ile tanışır. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 11. Kahraman, Âşık Sümmani’nin sözünü dinler ve geri döner. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 12. Âşık Sümmani önden giderek Aslan Bey’le konuşur ve Kahraman’ın dönmesinde bir sakınca olmadığını öğrenir. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 13. Böylece Kahraman yıllar süren gurbetten sonra evine, eşine, ailesine kavuşur. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır. 14. Âşık Sümmani de Aslan Bey’in cebine koyduğu harçlıkla kendi yurduna dönmek üzere yola çıkar. Yusuf ile Elif hikâyesinde buna benzer bir kısım bulunmamaktadır.

Karakterlerin Tahlili
Çalışmanın bu kısmında sadece erkek karakterleri baz alarak karakter tahlili yapacağım: Kahraman: Kahraman yoksul bir adamdır. Âşık olduğu Elmas’a ulaşmak için türlü çileler çeker. Annesi onu yetim büyütmüş, okusun diye medreseye göndermiştir; fakat Elmas’a âşık olduktan sonra medreseye gereken önemi göstermemeye başlar. Bunu fark ettiği zaman da annesine derdini açar, kendisi kadar okuyan insanların şu an âlim olduklarını; fakat kendisinin aşk ateşiyle yandığından yerinde saydığını, eğer Elmas’a kavuşamazsa kendini öldüreceğini söyler. Annesinin bir şey yapamayacağını anladığında, Aslan Bey’le ahbap olan hocasına açılır ve hazırladığı kefeni götürür. Hocasının araya girmesiyle Elmas için Aslan Bey’den söz alır; fakat Aslan Bey’in kızının refahını garanti altına almak için ondan istediği evi yapabilmek, içini döşeyebilmek ve Elmas’ı rahatça yaşatabilmek için tam yedi yıl gurbette kalır ve para biriktirir. Biriktirdiği parayla sılaya döner ve Elmas için büyük bir ev yaptırır. Düğünden sonra tam muradına erecekken evin çevresinde gezinen iki adamı hırsız, soysuz, eşkıya zanneder ve belindeki tabancayla, aslında oraya kardeşlerini korumak için gelmiş olan en büyük ve en küçük kayınbiraderini öldürür. Yaptığı hatayı anladığında Elmas’ın

yanında kalacak, Aslan Bey’in yüzüne bakacak hali kalmadığından kendini sürgün eder. Arada karısı onu hala bekler mi, anası hala sağ mı diye mektuplar yollar, onların hala kendisini beklediği cevabını alır; fakat Sümmani’yle karşılaşana kadar geri dönemez. Ne vakit ki Âşık Sümmani onu dinler, derdine derman olacağını söyler, alır onu kolundan Trabzon’a geri götürür, o zaman sıla özlemi diner, evine kavuşur ve kaçıp gidişinin aslında ne kadar yanlış olduğunu, karısını, anasını ve kayınpederini ne kadar bencilce terk ettiğini anlar. Kahraman, aslında korkak ve bencil bir adamdır. Yaptığı hatayla yüzleşmek yerine kaçmayı tercih etmiş, arkasında onu hasretle bekleyen bir sürü insan bırakmıştır. Onu kendine getiren Âşık Sümmani’dir. Âşık Sümmani: Elmas’ın babası Aslan Bey’e ve Kahraman’a anlattığına göre çok dertli bir âşıktır. İnsanların dertlerini, onların dertleri mi çok, kendisininki mi; dermansız mı yoksa çaresi var mı öğrenmek için dinler. Derdinin ne olduğunu Aslan Bey’e anlatır ve Aslan Bey’in verdiği tepkiden biz ancak bu derdin dermanını bulmanın çok zor olduğunu ve derdin çok büyük ve derin olduğunu anlayabiliriz. Âşık Sümmani’nin tek isteği Bedişan’a kavuşmaktır; lakin Aslan Bey’in parasıyla Bedişan’a gidemeyeceğini söyleyerek, âşıkları kavuşturmuş olarak oradan ayrılır. Aslan Bey: Kahraman’ın babasının ölümünden sonra ağa olarak derebeyi olarak köyün başına geçen insandır. Elmas’ın babasıdır. Elmas’ı, bir evin bir kızı olduğundan, gözünden bile sakınır. Kahraman’ın hocası kızını Kahraman için istediğinde şart sürer ve kızını öyle verir. Kahraman iki oğlunu birden öldürüp sırra kadem bastıktan sonra da kızının durumuna çok üzülür; fakat Kahraman’a kin gütmediği, Âşık Sümmani’ye söylediği “Ölen öldü kalan sağlar bizimdir” minvalindeki lafından bellidir. Yusuf: Yusuf, oldukça meraklı, bir o kadar sabırlı ve yiğit bir delikanlıdır. Ağabeylerinin kaybolmasından sonra onların peşine düşer. Her ne kadar yengelerini, yeğenlerini, anasını bir başlarına geride bırakması iyi bir davranış olmasa da merakına yenik düşüp ağabeylerinin peşinden gitmiştir. Ceylanları avlamak istedikleri için ağabeylerinin öldürüldüğünü öğrenen Yusuf’un içi intikamla dolar. Tek istediği şey ağabeylerini öldüren insanı öldürmek, böylece köyüne dönerek intikamını almış, başı dik bir şekilde yaşamaktır. Ağabeylerinin öldürüldüğü kasabaya gider ve Elif’ten haberdar olur. Onun karşısına çıkmak için bir plan yapar ve saraya muhafız olarak girmek için sarayın baş silahşoruyla karşılaşır. Baş silahşor dâhil olmak üzere tüm muhafızları yener. Bu sırada o Elif’i görmese de Elif onu görmüş ve âşık olmuştur. Yanına çağırtır ve Yusuf da Elif’i gördüğünde ona âşık olur. Oysa bir yandan da Elif’ten ağabeylerini öldürttüğü için nefret etmekte, onu öldürmek istemektedir. Elif, Yusuf’un kendisiyle evlenmesini ister; fakat kavuşabilmeleri için Elif’in üç şartının yerine gelmesi gereklidir. Yusuf, Elif ona vardığında onu öldürebileceğini düşünerek bunu kabul eder. Elif onu önce Manisa’daki kılıç ustası Mehmet’in yanına gönderir. Erzurum’dan Manisa’ya kadar giden Yusuf, bu kılıç ustasının sattığı kılıçları neden kırdığını öğrenir ve geri döner. Erzurum’a döndüğü vakit, Elif onu dinler ve ikinci görevini verir. Ege’de, yedi denizin ortasında, yüz kilometrekarelik bir adada tek başına yaşayan Sinan’ın Gül’e neden intizar ettiğini, Gül’ün ona ne yaptığını öğrenmesini ister. Yusuf merhameti, sabrı ve becerisi sayesinde kimsenin sağ çıkamadığı adaya gidip Sinan’la yarenlik eder ve sırrı öğrenir, akabinde merhametinin meyvesi olan kuşla oradan kaçar. İkinci görevi de başarıyla yerine getiren Yusuf Erzurum’a döner ve üçüncü görevi de alır. Üçüncü görevi, Hancı Senem’in derdi nedir onu öğrenmektir. Yusuf, Hancı Senem’in yanına, Mersin’e gider. Senem ona sırrını açmak istemez. Yusuf hanın kapısında yatar, Senem’e meramını anlatır, Senem’in dili çözülene dek sabırla bekler ve sonunda Senem ona hikâyesini anlatır. Senem’in

aşk acısıyla bu hale geldiğini, belki bir gün sevdiğine rastlar umuduyla hancılık yaptığını öğrenince vicdanı elvermez ve gider sevdiğini bulup getirir. Üç görevi de yerine getiren Yusuf, Elif’in karşısına dikilir ve kendisinin tüm görevleri yerine getirdiğini, Elif’in ne şartı varsa gocunmadan yaptığını söyleyerek Elif’ten kendi şartını yerine getirmesini ister, onu alıp köyüne götürür ve muratlarına ererler. Asıl kafa kurcalayan kısım ise Yusuf’un, üçüncü şartı yerine getirmeden hemen önce Elif’i hem seviyor, hem de onu öldürmek istiyor oluşudur. Nasıl olsa aldıktan sonra bir şeyler düşünürüm, diyerek üçüncü şart için yola çıkan Yusuf’un bu kafa karışıklığından hikâyenin sonunda hiç bahsedilmez. Yusuf son görevden sonra Elif’i alır köyüne götürür ve eşi benzeri görülmemiş bir düğünle muratlarına ererek mutlu olurlar. Hasan: Yusuf’un en büyük ağabeyidir. Babası öldükten sonra babasının vasiyetini meraklı tabiatı sebebiyle çiğner ve dağın arkasına gider. Orada Elif’in geyiklerini gördükten sonra dayanamaz ve onları avlamak için kovalar. Böylece Elif’in gazabına uğrar. Mehmet: Yusuf’un ortanca ağabeyidir. Hasan’ın babalarının vasiyetini çiğneyip geri gelmemesinden sonra onu arayıp bulma görevini ailenin en büyük erkeği olarak üstlenir; fakat o da ağabeyinin hatasına düşer ve Elif’in gazabından kurtulamaz. Mehmet Bey: Yusuf’un ilk görevinin temelini oluşturur. Manisa’da yaşamaktadır. Yusuf onun derdini öğrenmekle görevlidir. Çok değerli kılıçlar yapan bir kılıç ustasıdır; fakat bunları sattıktan hemen sonra alıcıyı durdurarak parasını iade edip kılıcı kırmaktadır. Yusuf’a anlattığına göre kendi yaptığı kılıçla annesinin koynunda uyuyan oğlunu yabancı bir erkek zannetmiş ve onu öldürmüştür. Bu yüzden büyük bir vicdan azabı çekmekte, her sattığı kılıçtan sonra “Acaba bu kılıcı alan bununla kendi evladına kıyar mı?” diye düşünerek kahrolmakta, bu sebepten kılıcı geri almakta ve kırmaktadır. Sinan: Elif’in Yusuf’a verdiği ikinci görevde yer alır. Elif, Yusuf’a, git Sinan’dan öğren güle neden siyaset eder, demiştir. Yusuf Sinan’ın yanına gider ve onun hikâyesini öğrenir. Bu hikâyeye göre Sinan zengin bir beydir. Fakat karısının ve kızının ahlaksızlıklarını görünce karısının ve kızının birlikte olduğu haramileri öldürür. Bunun üzerine karısı onu sihirli değneğiyle köpeğe çevirince tam yedi yıl köpek olarak gezer, türlü türlü çileler çeker. En sonunda baldızının onu tanımasıyla köpek cisminden kurtulur ve karısıyla kızını kuşa çevirerek bir adaya gelir, orada yaşar. Adayı, karısı ve kızının namusuna sürdüğü lekeyi kimse bilmesin diye insanlardan soyutlamıştır. Adaya birlikte geldiği yaveri Keloğlan, baldızı ve baldızının kızı da öldükten sonra kimseyi adaya yaklaştırmaz ve her gün karısıyla kızına eziyet ederek intikam almaya çalışır. Yusuf onu kandırmış, sırrını öğrenerek adadan kaçan ilk ve muhtemelen tek kişi olmuştur. Haşim: Senem’in sevdiği yiğittir. Yusuf, son görevini tamamlamak üzere Mersin’e gider ve Senem’in sırrını öğrenir. Senem bir Yörük kızıdır ve Haşim diye bir yiğide aşık olmuş, onu beklemektedir. Haşim, uyuduğu esnada onu besleyip ona bakanı uyandığında çadırda olan çingene kızı zanneder ve onunla evlenir. Bu olaydan sonra Senem de bağrına taş basıp, bir han yaptırıp onu beklemeye başlar. Haşim sevdiği kızın çingene değil de Senem olduğunu öğrendikten sonra Senem’i bulur, onunla murad alıp murad verirler. Ailesine gidip de onları getirmeye karar verip obayı terk ettikten sonra askere gider. Ailesine de tembihler Senem’i bulmaları için; fakat döndüğünde ailesinin geç kaldığını, onlar gidene kadar Yörüklerin göç ettiğini öğrenir. Böylece Senem’i bulamaz ve Yusuf’u görene dek Senem’i bulacağına dair inancını kaybetmiştir. Yusuf’tan Senem’in haberini aldıktan sonra da sözünü tutar ve Senem’e gider. Böylece sevdiğine yıllar sonra da olsa kavuşur.

Bu iki hikâyede başkarakterlerin birbirine zıt iki karakter olduğu söylenebilir, zira Kahraman aciz ve birinin elinden tutmasını bekleyen, kendi başına yaptığı hatayı göğüsleyemeyen bir adamdır. Oysa Yusuf yiğittir, güçlüdür, cengâverdir ve hiçbir şeyden korkmayan, kaçmayan bir yapısı vardır. Bu karakteristik özelliklerinden dolayı belki de Kahraman’dan daha kahramandır.

Değerlendirme
Halk hikâyesi ve halk hikâyeciliği, Timur Yılmaz’ın ve daha pek çok derlemecinin çalışmalarından da anlaşılabileceği üzere Türkiye’de hala yaşayan bir kültürdür. Yüzyıllar öncesinden kalma hikâyeler nesilden nesle kimi zaman okuyarak, kimi zaman aile büyüklerinden dinlenerek aktarılmıştır. Günümüzde yapılan akademik çalışmalarla bu kültürün eski yöntemlerle olmasa da devam edeceği şüphesizdir. Elmas ile Kahraman hikâyesi kısa bir hikâyedir; fakat Yusuf ile Elif hikâyesi oldukça uzundur. Hikâye, içinde geçen olağanüstü unsurlarla (Yusuf’un tipide alıp ceketinin içine koyarak ölmekten kurtardığı kuşun, adaya gideceği sırada ortaya çıkarak dile gelmesi ve onu karşıya geçirmesi, Sinan’ın karısı Gül’ün sihirli değneğinin olması ve bu değnek yüzünden Sinan’ın yedi yıl köpek olarak gezmesi, Gül ve kızının ise kuşa dönüşmesi, Gül’ün Sinan’ın kulağına sağır eden bir taş yerleştirmesi… vd.) destan ve masal özellikleri içermektedir. Bu çalışmada halk hikâyesinin ne olduğuna değindikten sonra Elmas ile Kahraman ve Yusuf ile Elif hikâyelerini Gülten Küçükbasmacı’nın halk hikâyesi inceleme kıstaslarına göre incelemeye çalıştım. Akabinde bu iki hikâyenin erkek başkarakterleri olan Kahraman ve Yusuf’un karakterlerine değindim. Yusuf ile Kahraman, pek çok halk hikâyesinde görülebilecek iki zıt karakterdir; fakat –her ne kadar Kahraman biraz yardıma ihtiyaç duymuş olsa da- sonunda ikisi de muradına ermiş, mutlu olmuştur. Bu son da klasik halk hikâyesi tanımının içinde geçenlere uygundur.

KAYNAKÇA

Aça, Mehmet. Kozı Körpeş-Bayan Sulu Dastanı Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma. Konya: Selçuk Üniversitesi, Doktora Tezi, 1998. Alptekin, Ali B. Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı. Ankara: Akçağ Yayınları, 2009. Boratav, Pertev N. Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği. İstanbul: Millî Eğitim Basımevi, 1946. Elçin, Şükrü. Halk Edebiyatına Giriş. Ankara: Akçağ Yayınları, 1998. Küçükbasmacı, Gülten. "Yapısına Göre İki Halk Hikâyesi." Kastamonu Eğitim Dergisi Mar. 2005: 273-286. Oğuz, Mehmet Ö. Halk Hikâyeleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 2008. Yılmaz, Timur. "Elmas ile Kahraman Hikâyesi." Âşıklardan Halk Hikâyeleri II. Ankara: Eğiten Kitap, 2011. 99-113. Yılmaz, Timur. "Yusuf ile Elif Hikâyesi." Âşıklardan Halk Hikâyeleri II. Ankara: Eğiten Kitap, 2011. 287-329.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->